<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-10-yilda-bir-gelen-pencereyle-karsi-karsiya-hurmuz-bogazinin-golgesinde-turkiye-76748</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye 10 yılda bir gelen pencereyle karşı karşıya  Hürmüz Boğazı&#039;nın Gölgesinde Türkiye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA ADIGÜZEL</strong></p>
<p><strong>FİNERA GENEL MÜDÜRÜ </strong></p>
<p><span style="font-size: 12pt; color: #e03e2d;">Sahadan rakamlarla, riskten ve strateji analizi</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Geçen hafta masama iki belge düştü. Biri, CitriniResearch adlı yatırım araştırma firmasının "Analist #3" olarak andığı bir analistini Hürmüz Boğazı'na gönderdiği, kısmen çılgın kısmen son derece aydınlatıcı bir saha raporu. Diğeri, YASED'in (Uluslararası Yatırımcılar Derneği) 8 Nisan 2026 tarihli, Türkiye'nin Hürmüz'e doğrudan ticaret maruziyetini ölçen titiz bir stratejik analiz belgesi. İkisini yan yana okuduğunuzda, birbirini tamamlayan iki perspektif ortaya çıkıyor: biri sahadan gelen ham gerçek, diğeri rakamların söyledikleri.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Sonra bu iki belgeyi günün haberleriyle eşleştirince tablonun beklediğimden daha karmaşık olduğunu gördüm. Türkiye için de öyle.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">Kronoloji: Gerçekte ne oldu?</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak saldırıları başladığında, Hürmüz Boğazı'ndan günde ortalama 129 gemi geçiyordu. Mart ayının sonuna gelindiğinde bu rakam altıya düşmüştü; yüzde 95'lik bir düşüş. UNCTAD verilerine göre boğaz, küresel seyrüsefer ham petrolünün yüzde 38'ini, LPG'nin yüzde 29'unu, LNG'nin yüzde 19'unu ve kimyasal ürün ticaretinin yüzde 13'ünü taşıyan bir koridor olarak işlev görüyordu. Uluslararası Enerji Ajansı bu gelişmeyi "küresel petrol piyasasının tarihindeki en büyük arz kesintisi" olarak nitelendirdi; piyasa analistlerine göre ise Hürmüz'ün kapanması temel piyasa koşullarının gerektireceği fiyata kıyasla varil başına yaklaşık 40 dolar ek risk primi ekledi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Brent ham petrolü krizin başında varil başına 82 dolardan Nisan'ın ilk haftasında 116 dolara yükseldi; bazı tahminler 200 dolarlık senaryoları dahi fiyatlamaya başladı. Dünya Ekonomik Forumu, bu çatışmayı "zaten tarife, borç yükü ve enflasyonla boğuşan küresel ekonomiye indirilen yapısal bir şok" olarak tanımladı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">8 Nisan 2026 itibarıyla tablonun kısmen değiştiği görülüyor. Pakistan'ın arabuluculuğuyla varılan iki haftalık ateşkes çerçevesinde Trump, İran'ın Hürmüz'ü iki hafta boyunca koordineli geçişe açacağını duyurdu; piyasalar buna Dow Jones'un 1.300 puan yükselmesi, Brent'in 100 doların altına gerilemesiyle yanıt verdi. Ancak bu ateşkes hem kırılgan hem de tartışmalı. İran, ABD'yi ateşkesi ihlal etmekle suçlarken İsrail Lübnan'da saldırılarını sürdürdü, boğazdaki trafik hâlâ durma noktasında. BCA Research'ten jeopolitik stratejist Matt Gertken, ceasefire sonrası süreci şöyle özetliyor: "Trump, ABD orta dönem seçimleri yaklaşırken ve benzin fiyatları yüksekken geçici olarak İran'ı gişe operatörü olarak kabul edebilir. Ama seçimlerden sonra ulusal güvenlik yapısı kalıcı çözüm isteyecektir."</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">Orada ne oluyor, gerçekten? Sahanın anlattıkları</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">CitriniResearch'ün analistinin boğazdan getirdiği en kritik bulgu şu: piyasaların fiyatladığı senaryo ile suyun üzerindeki gerçeklik birbirinden ciddi ölçüde ayrışıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Batılı medya ve analistlerin büyük çoğunluğu boğazı kapalı ya da açık şeklinde değerlendiriyor. Analist #3 ise Umman kıyısında, GPS'siz bir teknede, İran Devrim Muhafızları'nın devriye botları ve Shahed insansız hava araçları altında gözlemlediği şeyin bambaşka bir tablo çizdiğini aktarıyor: boğaz kapanmamış, yönetim el değiştirmiş.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İran, Qeshm ve Larak adaları arasındaki kanalı fiilen bir gümrük kapısına dönüştürmüş durumda. Geçiş yapmak isteyen gemi, armatör ya da ülke; sahiplik yapısını, kargo içeriğini, mürettebat bilgilerini ve varış limanını İran'a bağlı aracılara iletiyor. Onay gelirse geçiş sağlanıyor. Gelmezse gemi bekliyor. Lloyd's List Intelligence bu yapıyı "IRGC'nin Hürmüz Boğazı'nda kurduğu fiili gişe rejimi" olarak tanımladı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">TRM Labs'ın analizine göre Mart ortasından bu yana IRGC gemi başına yaklaşık 2 milyon dolara varan ücret talep ediyor ve ödemeyi hem Çin yuanı hem kripto para olarak kabul ediyor. Tam yüklü bir VLCC yaklaşık 2 milyon varil ham petrol taşıdığından bu rakam varil başına yaklaşık 1 dolara karşılık geliyor. Bloomberg bu sistemin günde 20 milyon dolara kadar gelir üretebileceğini tahmin ederken LNG gemileri de dahil edildiğinde aylık 600-800 milyon dolarlık bir rakamdan söz ediliyor. İran parlamentosu bu mekanizmayı 30-31 Mart 2026'da "Hürmüz Boğazı Yönetim Planı" adıyla resmen yasalaştırdı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Ödeme mekanizması sanıldığından daha karmaşık. Bloomberg'in haberlerine göre Batılı medyada öne çıkan yuan ve kripto kanalı kısmen doğru, ama ağırlıklı mekanizma değil. Diplomatik kanal çok daha yaygın: İran'ın yabancı bankalardaki dondurulmuş varlıklarının belirli ülke-bazlı anlaşmalar çerçevesinde serbest bırakılması<strong>. Fransa ve Japonya'nın geçiş hakkı kazanmasının arkasında örtülü varlık takaslarının yattığı tahmin ediliyor;</strong> Hindistan ise ödeme yapmadan diplomatik müzakere yoluyla geçiş sağladığını açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Sahada gözlemlenen trafik artışı da dikkat çekici. CitriniResearch, 2 Nisan'da en az 15 geminin boğazı geçtiğini doğruladı. Bir önceki haftada Qeshm-Larak kanalından günde yalnızca 2-5 gemi geçiyordu. Geçiş yapan gemiler arasında Hindistan, Malezya, Japonya, Yunanistan, Fransa, Umman, Türkiye ve Çin bayraklı gemiler yer alıyordu. Bir Yunan Dynacom gemisi ise tam boğaz ortasından geçiş yaptı; bu hem boğazın mayınlı olmadığını hem de bespoke anlaşmaların işlediğini kanıtlıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Bu yapıyı anlamak için analistin alıntıladığı Avustralyalı-Yunan kaptan metaforu son derece yerinde: "Bu bir deniz mayını tarlası değil, bir gişe. Fark önemli." Piyasalar birincisini fiyatlarken gerçeklik ikincisine işaret ediyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İran'ın gerçek niyeti de bu tabloya uygun. Omanlı resmi kaynaklara ve bölgedeki birden fazla kaynağa göre İran Hürmüz'ü kapatmak istemiyor; boğazı kontrol altında tutarak hem ekonomik gelir elde etmek hem de egemenlik iddiasını pekiştirmek istiyor. Foreign Policy'de yayımlanan analize göre İran bu sistemle Türkiye'nin 1936 Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Boğazlar'ı yönetmesine benzer bir hukuki çerçeve kurmaya çalışıyor: ticari geçişe açık, düşman askeri gemilere kapalı, transit ücrete tabi bir egemenlik rejimi.</span></p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Türkiye nerede duruyor? İki belgenin kesişimi</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türkiye, bölgeyle (BAE, Suudi Arabistan, Irak, Katar, İran, Kuveyt ve Bahreyn) 31 milyar dolar ihracat, 17 milyar dolar ithalat gerçekleştiriyor. Net ticaret fazlası var; yani bu kriz, ilk bakışta bir tedarik şoku değil, talep şoku olarak da kendini gösteriyor. Bu fark analitik açıdan kritik: çoğu ülke ithalat cephesindeki kırılganlığa odaklanırken Türkiye aynı zamanda önemli bir ihracat pazarını da kaybetme riskiyle yüzleşmek zorunda.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">CitriniResearch'ün "diplomatik erişim matrisi" Türkiye'yi görece avantajlı konumlandırıyor. İran ile ilişkiler tarihi olarak pragmatik bir çizgide sürmüş; Ankara bu savaşta ABD'nin yanında doğrudan çatışmaya girmiş bir taraf değil. Nitekim Türkiye, 29 Mart'ta Pakistan'ın İslamabad'da düzenlediği toplantıya Mısır ve Suudi Arabistan ile birlikte katıldı; Hürmüz'ün yeniden açılması için bölgesel konsensüs inşa etmeye çalıştı. IRAM araştırmacısı Oral Toğa'ya göre Ankara bu süreçte yalnızca "mesaj taşıyıcı" değil, müzakere mekanizmasını şekillendirmeye çalışan kurucu bir aktör konumunda.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Birinci Risk: Bütçe şoku halihazırda gerçekleşti</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">TEPAV'ın analizine göre 90-100 dolar bandında sabitlenen petrol fiyatları, Türkiye'nin 2026 bütçesinde ve Orta Vadeli Programı'nda baz alınan varil başına 65 dolarlık varsayımı zaten geçersiz kıldı. Her 10 dolarlık petrol fiyatı artışının Türkiye'nin cari açığını 4,5 ile 5 milyar dolar arasında genişlettiği ve enflasyonu yaklaşık bir puan artırdığı hesaplanıyor. Enerji Bakanı Bayraktar, her 1 dolarlık artışın 400 milyon dolarlık ek maliyete yol açtığını, dolayısıyla toplamda devlet enerji destek programlarının 305 milyar TL'den 925 milyar TL'ye yükselebileceğini açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Şubat 2026 itibarıyla yüzde 31,53'e ulaşan enflasyonla yaşayan Türkiye ekonomisi için bu şok, hâlihazırda baskı altındaki bir modele ek yük bindiriyor. Türk lirası 3 Nisan itibarıyla dolar karşısında 44,59 seviyesine gerilemiş; son bir yılda değer kaybı yüzde 17'yi aşıyor. Middle East Forum analizine göre her 10 dolarlık petrol artışı Türkiye'nin cari açığını 4,5-5 milyar dolar genişletiyor. Merkez Bankası faiz indirim döngüsünü askıya almak zorunda kaldı.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">İkinci risk: Enerji bağımlılığı yönetilebilir, ama sıfır değil</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk hükümetinin resmi tutumu görece güvene işaret ediyor. Enerji Bakanı Bayraktar, Türkiye'nin Hürmüz'e doğrudan bağımlılığının yüzde 10 civarında kaldığını, doğal gazı dört farklı boru hattı ve 12 farklı ülkeden LNG olarak temin ettiğini belirtti. YASED'in ürün bazlı analizi bu görüşü kısmen doğruluyor; rafine petrol ürünlerinde bölgenin Türkiye ithalatındaki payı yalnızca yüzde 9.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Asıl kırılganlık petrokim ve ara mallarda saklı. Türkiye, Körfez üreticilerinden (Bahreyn, Katar, BAE, Umman) yılda 700 milyon ile 1 milyar dolar arasında alüminyum ve alüminyum ürünü ithal ediyor, aynı bölgeden gelen petrokimyasal girdiler ise yılda yaklaşık 2 milyar dolara ulaşıyor. YASED verileri bu tablo için somut yüzdeler sunuyor: ham alüminyumda bölge payı yüzde 42, etilen polimerlerinde yüzde 38, propilen polimerlerinde yüzde 34. Bunlar teorik rakamlar değil; otomotiv, beyaz eşya, ambalaj ve inşaat sektörlerinin fiilen kullandığı hammaddeler.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Dow CEO'su James Fitterling 18 Mart 2026 açıklamasında küresel polietilen arzının yüzde 50'sinin ya devre dışı, ya kısıtlı ya da etkilenmiş durumda olduğunu söyledi. Üstelik Hürmüz tamamen açılsa bile tedarik normalizasyonunun 250-275 gün alabileceğini öngörüyor. Bu, "ateşkes haberleri geldi, sorun bitti" denkleminin çok ötesinde yapısal bir baskıya işaret ediyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Üçüncü risk: İhracat tarafındaki çifte darbe</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türkiye'nin ihracat yapısı ilginç bir tablo çiziyor. YASED verilerine göre bölgeye yapılan ihracatta tarım ürünleri öne çıkıyor; kümes hayvanları, fırın ürünleri, buğday unu, peynir, yumurta. Bu kategorilerde bölgenin payı zaman zaman yüzde 60-70'e ulaşıyor. Nitekim veriler beklentileri doğruladı: Türkiye'nin Körfez ülkelerine ihracatı Mart 2026'da yüzde 36,5 geriledi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">TEPAV analizine göre yüksek nakliye ve girdi maliyetleri tekstil, makine, otomotiv bileşenleri ve beyaz eşya gibi ihracat sektörlerinde teslimat programlarını ve rekabet gücünü sekteye uğratabiliyor. LNG taşımacılığı spot kira ücretleri yaklaşık yüzde 600 artarak günlük yaklaşık 300.000 dolara ulaştı; bu maliyet bir şekilde ihracat fiyatlarına yansıyor.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">Stratejik fırsat: Coğrafya kader olmak zorunda değil</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Tablonun bu kadar kasvetli olması gerekmiyor. Türkiye'nin bu krizde gerçek bir stratejik avantajı var ve bu avantaj hem sahadaki gözlemlerle hem de makro verilerle destekleniyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">YASED verilerine göre Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 32'si kara yoluyla gerçekleşiyor. Rakip ihracatçılar, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya ülkeleri Körfez pazarlarına deniz yollarının aksadığı ya da maliyetinin çıldırdığı bir dönemde ulaşmak için çok daha uzun ve pahalı güzergahlar kullanmak zorunda. Türk gıda ihracatçısı için bu teorik bir fırsat değil, fiilen aktive edilmeye başlanan bir avantaj. Ankara Mart sonunda Suudi Arabistan'dan 15 günlük geçiş vizesi aldı; Suriye-Ürdün güzergahı aktive edilerek Körfez'e teslimat süreleri üç-dört güne indirildi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Asıl koz: Boru hattı diplomasisi</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türkiye'nin bu krizden stratejik kazanım sağlayabileceği en kritik alan enerji altyapısı. 1976'dan bu yana var olan ama 2023'te bir tahkim kararı sonrası devre dışı kalan Kerkük-Ceyhan boru hattı, Hürmüz'ün kapanmasıyla birlikte fiilen bir can simidine dönüştü. Kapasite 1,5 milyon varil/gün olan bu hat, Irak'ın güney limanlarına olan aşırı bağımlılığını gözler önüne seren kriz karşısında yeniden müzakere masasına taşındı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Enerji Bakanı Bayraktar, hattın Kerkük'ten Basra'ya uzatılmasını teklif ederek Irak'ın günlük 3 milyon varillik ihracatının yaklaşık yüzde 50'sinin bu güzergahtan geçirilmesini önerdi. Bu teklif hâlihazırda kısmen hayata geçti; federal hükümet ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında varılan uzlaşmanın ardından Kerkük ham petrolü yeniden Ceyhan'a akmaya başladı, başlangıç kapasitesi günde 250.000 varil. Türkiye ayrıca Katar'lı LNG için alternatif güzergahlar ve Trans-Hazar boru hattı seçeneklerini de değerlendiriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Daily Sabah'ta analistlerin dile getirdiği görüş bu resmi tamamlıyor: "Türkiye'nin Hürmüz krizindeki konumu stratejik tercihin değil coğrafyanın bir sonucu; Ceyhan terminali Doğu Akdeniz'deki güvenli birkaç enerji çıkış noktasından biri." Türkiye aynı zamanda Irak'ın Development Road projesi çerçevesinde Basra'yı Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak kapsamlı bir ulaşım koridorunu hayata geçirmeyi de planlıyor; bu kriz o projeyi hem daha acil hem daha somut hâle getirdi.</span></p>
<h1><span style="font-size: 18pt;">Ateşkes sonrası dönem: Üç senaryo</span></h1>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Birinci senaryo: Ateşkes kalıcılaşır</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Foreign Policy'nin analizine göre İran'ın savaş sonrası en gerçekçi talebi, Hürmüz'ü Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Boğazlar'ı yönetmesi gibi yönetme hakkı. Bu tabloda enerji fiyatları aşağı gelir, Türkiye'nin cari açık baskısı hafiflemeye başlar. Kerkük-Ceyhan hattı ve kara güzergahları üzerinden elde edilen lojistik avantaj kısmen korunur.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">İkinci senaryo: Ateşkes çöker, çatışma devam eder</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Bloomberg analistleri Hürmüz kapalı kalmaya devam ederse petrolün varil başına 200 dolara ulaşabileceğini öngörüyor; bu stagflasyonist bir şok. Türkiye'nin cari açığı hızla büyür, enflasyon kontrolden çıkabilir, dış finansman koşulları sertleşir. OECD'nin projeksiyonuna göre Hürmüz etkisiyle ABD enflasyonunun 2026'da yüzde 4,2'ye ulaşması bekleniyor; enerji-ithalatçı Türkiye için bu rakam potansiyel olarak çok daha yüksek.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Üçüncü senaryo: ABD zaferi ve tam kontrol</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Trump, "savaşı kazanan taraf olarak ABD'nin de Hürmüz'den geçiş ücreti alabileceği" bir konseptten söz etti. Bu tablo gerçekleşirse Türkiye'nin diplomatik arabuluculuk değeri zayıflar ama enerji fiyatları düşer; net etki belirsiz.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">Sonuç: Krizin tüm katmanları</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">İki analizdeki verileri ve güncel haberleri sentezlediğimizde Türkiye için şu tablo ortaya çıkıyor:</span></p>
<ul>
<li><span style="font-size: 12pt;">Doğrudan enerji maruziyeti yönetilebilir düzeyde. Yüzde 10 olarak açıklanan Hürmüz bağımlılığı, Japonya'nın yüzde 75'i veya Güney Kore'nin yüzde 73'üyle kıyaslandığında makul. Diversifikasyon politikaları bu cephede işe yaramış.</span></li>
<li><span style="font-size: 12pt;">Ara mal zinciri riski ise kritik ve ateşkese karşı görece dirençli. Alüminyum, polimer ve petrokimyasal girdilerde yüzde 34-42 arasında seyreden bölge payları, üretim maliyeti kanalından enflasyona baskı yapıyor. Dow CEO'sunun öngördüğü 250-275 günlük normalizasyon süreci göz önüne alındığında bu baskı 2026 yılının geri kalanında hissedilecek.</span></li>
<li><span style="font-size: 12pt;">İhracat talebi riski somut ama kısmen dengelenebilir. Mart'taki yüzde 36,5'lik düşüş ciddi; ancak kara güzergahlarının devreye alınması ve bölgesel talebin yeniden canlanma potansiyeli bu kaybın bir kısmını geri kazandırabilir.</span></li>
<li><span style="font-size: 12pt;">Mali baskı en kritik cephe. Bütçe varsayımlarının aşılması, enerji sübvansiyonlarının katlanması ve enflasyonla mücadele eden bir merkez bankasının politika esnekliğini kaybetmesi, bu krizin Türkiye'ye en dolaysız ve kalıcı maliyeti olabilir.</span></li>
<li><span style="font-size: 12pt;">Stratejik kazanım ise bu krizin Türkiye'ye sunduğu nadir somut fırsatı temsil ediyor. Kerkük-Ceyhan hattı, kara güzergahları ve diplomatik arabuluculuk rolü bir arada değerlendirildiğinde Türkiye, transit merkez konumunu pekiştirme açısından belki de on yılda bir gelen bir pencereyle karşı karşıya.</span></li>
<li><span style="font-size: 12pt;">CitriniResearch'ün analistinin sahada öğrendiği en önemli şeyi rakamlar da doğruluyor: Bu kriz kapalı ya da açık, kazanan ya da kaybeden, tehdit ya da fırsat şeklinde okunamaz. Katmanları var ve her katman farklı bir analiz istiyor. Türkiye için de bu böyle. Coğrafya bir kader değil, bir başlangıç noktası. Sonuç, önümüzdeki haftalarda yapılacak seçimlere bağlı.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kaynaklar</strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>CitriniResearch Hürmüz Saha Raporu (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>YASED Stratejik Analiz Serisi — Hürmüz Boğazı: Türkiye'nin Doğrudan Ticaret Maruziyetinin Değerlendirilmesi (8 Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>TEPAV — Hürmüz Krizinin Türkiye'ye Etkileri (Mart 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>TRM Labs — İran'ın Hürmüz'deki Kripto Gişesi (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Bloomberg — Hürmüz'de Geçiş Ücretleri ve Ateşkes Analizi (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>CNBC — İran Toll Booth ve ABD-İran Ateşkesi (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Foreign Policy — Savaş Sonrası Hürmüz Gişesi Senaryosu (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Al Jazeera — Tahran'ın Gişesi: İran Kimi Geçiriyor (Mart 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Middle East Eye — Türkiye'nin Boru Hattı Teklifi (Mart 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Daily Sabah — Türkiye Diplomasi ve Enerji Güzergahları Odağında (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Turkiye Today — Enerji Bakanlığı Açıklamaları (Mart 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Middle East Forum — Savaş Türkiye Ekonomisini Çökertir mi (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Noon Post — Kerkük-Ceyhan'ın Yeniden Canlanması (Nisan 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Dünya Ekonomik Forumu — Ortadoğu Savaşının Küresel Faturası (Mart 2026)</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>Wikipedia — 2026 Hürmüz Boğazı Krizi ve 2026 İran Savaşı Ateşkesi</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>OECD 2026 Ekonomik Görünümü</em></span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-10-yilda-bir-gelen-pencereyle-karsi-karsiya-hurmuz-bogazinin-golgesinde-turkiye-76748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye 10 yılda bir gelen pencereyle karşı karşıya; Hürmüz Boğazı&#039;nın gölgesindeTürkiye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imo-bursa-seffaflik-yoksa-danisma-kurulunda-kalmayiz-76746</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMO Bursa: Şeffaflık yoksa danışma kurulunda kalmayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda yürütülen 1/100.000 Ölçekli Bursa Çevre Düzeni Planı çalışmalarına ilişkin sürece yönelik sert eleştirilerde bulundu.</p>
<p>Oda yönetimi, Bursa Planlama Ajansı Danışma Kurulu çatısı altında sürdürülen çalışmaların ortak akıl ve katılımcılık ilkelerinden uzaklaştığını, planın yeterli teknik veri paylaşılmadan doğrudan belediye meclisine taşınmak istendiğini duyurdu. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, uzun yıllardır dile getirilen “kent anayasası hazırlanmadan Bursa’ya tek bir çivi dahi çakılmamalı” yaklaşımının planlama sürecinin temelini oluşturduğu vurgulandı. Bu kapsamda 2024 yılı Ağustos ayında kurulan danışma kuruluna düzenli katılım sağlandığı, mühendislik perspektifiyle görüş ve itirazların her toplantıda aktarıldığı belirtildi. Şube yönetimi, 28 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen son danışma kurulu toplantısında planın yalnızca sınırlı bir bölümünün toplantıdan iki saat önce paylaşıldığını, plan esaslarına ilişkin kapsamlı teknik içeriğin ise sunulmadığını ifade etti. Toplantıda söz alan Şube Başkanı Serdar Atilla Erdem, Bursa’nın geleceğini doğrudan etkileyecek böylesine kritik bir planın eksik veriyle değerlendirilmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Temel belgeler iletilmedi”</h2>
<p>Açıklamada, planın sağlıklı değerlendirilebilmesi için talep edilen temel belgelerin bugüne kadar iletilmediği kaydedildi. Eksik bırakıldığı belirtilen belgeler arasında çevre düzeni planı açıklama raporu, plan paftaları, plan notları, nüfus projeksiyonları, ulaşım etütleri, afet risk analizleri, çevresel değerlendirmeler ve dijital plan verileri yer aldı. İMO Bursa Şubesi, tüm bu taleplere rağmen sürecin 4 Nisan 2026 tarihinde bir WhatsApp bilgilendirmesiyle sonlandırılacağının ve planın ivedilikle belediye meclisine sevk edileceğinin bildirildiğini açıkladı. Bu yöntemin kurumsal ciddiyet, planlama etiği ve kamu yararı ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulandı. İMO Bursa Şubesi açıklamasında, çevre düzeni planının yalnızca teknik bir belge olmadığına, Bursa’nın sosyal, ekonomik, çevresel ve kültürel gelişimini yönlendirecek stratejik bir yol haritası niteliği taşıdığına dikkat çekildi. Katılımcılığın sağlanmadığı, meslek odalarının değerlendirmelerinin dikkate alınmadığı ve aceleyle yürütülen bir planlama anlayışının ileride telafisi güç sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Şube yönetimi, itirazlara rağmen planın mevcut haliyle meclise sunulması halinde Bursa Planlama Ajansı Danışma Kurulu üyeliğini sürdürmeyeceklerini kamuoyuna duyurdu. Açıklamada, “Bursa’nın kent anayasası niteliğindeki bu süreçte ortak akıl işletilmeden alınacak kararların sorumluluğunda yer almayacağız” denildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imo-bursa-seffaflik-yoksa-danisma-kurulunda-kalmayiz-76746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/imo-bursa-seffaflik-yoksa-danisma-kurulunda-kalmayiz-1775803499.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Bursa’nın geleceğini belirleyecek 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı sürecinde gerekli teknik belgelerin paylaşılmadığını belirterek, planın meslek odalarının görüşü alınmadan meclise taşınmasına tepki gösterdi. Şube yönetimi, “yaptım oldu” anlayışının sürmesi halinde danışma kurulu üyeliğinden çekileceklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mobilyanin-baskenti-inegol-modef-icin-gun-sayiyor-76744</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl, MODEF için gün sayıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin mobilya başkenti İnegöl, sektörün en köklü organizasyonlarından biri olan MODEF İnegöl Mobilya Fuarı’nın 54. randevusuna hazırlanıyor. Mobilyada yaşanan başarı öyküsünü yarım asırlık fuar tecrübesiyle harmanlayan İnegöl, bu alanda yurt içi ve yurt dışında adeta trendi belirler hale geldi. 14 Nisan Salı günü kapılarını açacak olan fuarda da firmaların yeni koleksiyonları ve sezonun trend modelleri görücüye çıkacak. Tamamı İnegöl firması 150 dolayında üreticinin stant açacağı fuar süresince aynı zamanda İnegöl şehir olarak bir mobilya şöleni yaşayacak. İnegöl’de Mobilya AVM’ler, mobilya mağazaları, binlerce üretici firma ve şehirdeki esnaflar 18 Nisan’a kadar sürecek fuar boyunca misafirlerini ağırlayacak. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, 14-18 Nisan tarihlerinde düzenlenecek 54. MODEF İnegöl Mobilya Fuarı öncesi bir açıklama yaparak sektörle ilgili tüm profesyonelleri, yeni evlenecek gençleri ve evini yenilemek isteyenleri fuara davet etti. Başkan Taban, “Bu sadece bir sektörün değil, şehrin fuarı. Şehir olarak heyecanlıyız. Hazırlıklarımızı tamamladık. Tüm mobilyacılarımız yeni trend mobilyalarını hazırladılar. Esnaflarımız yurt içi ve yurt dışından gelecek misafirlerimiz için hazırlıklarını yaptılar. Bu vesileyle tüm sektör temsilcilerini, mobilya alışverişi yapmak isteyenleri İnegöl’ümüze davet ediyorum” dedi.</p>
<h2>“İnegöl, bir fuardan ötesi”</h2>
<p>Başkan Taban, İnegöl’ün sahip olduğu mağazacılık tecrübesiyle bu alanda 365 gün açık bir fuar alanı olduğuna da vurgu yaparak; “Şehrimizde fuarın yanı sıra Mobilya AVM’lerimiz var. İnegöl’den adını dünyaya duyurmuş, marka olmuş Ertuğrulgazi Mobilyacılar Caddesi gibi sektöre yön veren bölgelerimiz var. İnegöl’de bir mobilya hikayesi var. Osmanlı döneminden başlayan kadırgalara kürek üretme serüveni, bugünlere modern mobilyalar halinde geliyor. Şehrimizde binlerce firma, girişimciler, markalar mevcut. Gayretle yeni yeni ürünler oluşturularak bu işin modası belirleniyor” diye konuştu. İnegöl’ün turizm değerleri ve güzelliklerinden de bahseden Taban, şöyle devam etti: “İnegöl’ümüz sanayisinin yanında; doğa ve sağlık turizmi başta olmak üzere tarih, kültür ve gastronomi alanlarında da önemli değerlere sahip. Ben bu vesileyle mobilya fuarı için İnegöl’e gelecek misafirlerimize burada keyifli bir hafta geçireceklerini de ifade edebilirim. Misafirlerimizi Oylat Kaplıcalarımızda şifalı sularımızda ağırlayıp yine İnegöl’ümüzün önemli bir markası olan İnegöl Köftesini kendilerine armağan etmek istiyoruz. Gastro İnegöl Restoranımızda şehrimizin asırlık lezzetlerini deneyimlemeye, İnegöl’ümüzün doğal güzelliklerinden tarihi değerlerine, müzelerimize kadar pek çok gezilip görülmesi gereken yerini tecrübe etmeye davet ediyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mobilyanin-baskenti-inegol-modef-icin-gun-sayiyor-76744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/mobilyanin-baskenti-inegol-modef-icin-gun-sayiyor-1775802820.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 14-18 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 54. MODEF İnegöl Mobilya Fuarı’nda yaklaşık 150 üretici yeni koleksiyonlarını sergileyecek. Fuara ev sahipliği yapacak İnegöl, mağazaları, AVM’leri ve üretim altyapısıyla beş gün boyunca sektör profesyonellerini ağırlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarini-uzatmakla-dtonun-tabutuna-son-civiyi-cakacak-76735</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB, çelik kotalarını uzatmakla DTÖ’nün tabutuna son çiviyi çakacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - </strong><strong>MY ADVISOR ULUSLARARASI DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU</strong></p>
<p><strong>DTÖ sisteminin en güçlü savunucularından biri olan AB’nin, tarife müzakeresi mekanizmasını fiilen kalıcı bir korunma aracına dönüştürmesi ciddi bir normatif çelişki yaratmaktadır. Daha da önemlisi, bu yaklaşımın emsal teşkil etme riski bulunmaktadır.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü Korunma Önlemleri Anlaşması çerçevesinde yürüttüğü soruşturma neticesinde, artan ithalatın yerli üretime ciddi zarar verdiği gerekçesiyle 2018 yılından bu yana çelikte tarife kotası (kota içi %0, kota aşımında %25) şeklinde korunma önlemi uygulamaktadır. Söz konusu önlemlerin yasal süresi 30 Haziran 2026’da sona ermektedir. Mevcut kurallar çerçevesinde korunma önlemlerinin azami süresi 8 yıl olup, bu haliyle uzatılması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Doğru teşhis, yanlış </strong><strong>tedaviyle birleşiyor</strong></p>
<p>Ancak AB önlemleri “bitirmek” niyetinde değildir. Çünkü dünya çelik üretim kapasitesi yaklaşık 2,5 milyar ton seviyesindeyken tüketim 1,9 milyar ton civarındadır. Yaklaşık 600 milyon tonluk kapasite fazlasının önemli bir kısmı Çin kaynaklıdır. AB’nin teşhisi doğrudur: Sorun konjonktürel değil, yapısaldır. Ancak tartışma tam da bu noktada başlıyor: Doğru teşhis, yanlış tedaviyle birleşmektedir.</p>
<p>Bu nedenle Brüksel yeni bir yol denemektedir. 7 Ekim 2025’te açıklanan taslakta, bu kez araç olarak GATT Madde XXVIII çerçevesinde tarife tavizlerinin yeniden müzakere edilmesi öngörülmektedir. Başka bir ifadeyle, geçici bir korunma önlemi yerine kalıcı ve daha sert bir ticaret kısıtlaması tesis edilmek istenmektedir.</p>
<p>Taslak düzenleme, vergisiz kota miktarının %47 oranında azaltılarak 18,3 milyon tona indirilmesini ve kota dışı ithalata uygulanan vergilerin %50 seviyesine çıkarılmasını öngörmektedir. Yeni düzenleme, ithalatın pazar payını mevcut yaklaşık %20 seviyesinden 2013 yılındaki %13 seviyesine geri çekmeyi hedeflemektedir. Ayrıca, ülke kotalarından yararlanabilmek için menşe kurallarını sıkılaştırarak ergitmeden üretim (melt and pour)  koşulu getirmektedir. Bu yeni rejim yalnızca Çin’i değil, Türkiye gibi önemli ve kurallara uyumlu tedarikçileri de doğrudan hedef almaktadır.</p>
<p>Bu yazıda söz konusu önerinin özünde DTÖ kuralları ile ne ölçüde bağdaştığını sorgulamak istiyorum.</p>
<p>Bu yaklaşım, AB’nin çelikte daha kontrollü bir ithalat rejimi kurma isteğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak asıl soru şudur: Yeni model gerçekten kurallar içinde mi kalmaktadır, yoksa kurallara uyar gibi yaparak onların etrafından mı dolaşmaktadır?</p>
<p>GATT Madde XXVIII, tarifelerin yeniden müzakere edilmesine imkân tanımaktadır. Ancak bu mekanizma, başlıca ihracatçı ülkelerle müzakere edilmesini ve karşılığında telafi edici tavizler verilmesini gerektirir. Amaç, ticari dengenin korunmasıdır. Oysa önerilen modelin bu klasik denge anlayışını fiilen baypas ettiği yönünde ciddi emareler bulunmaktadır.</p>
<p>Zira AB’nin, çelikte daha yüksek tarifeleri kabul ettirmek amacıyla tarife kotası sistemi üzerinden yapay bir denge kurmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu yaklaşım, müzakere gücünün asimetrik kullanımı yoluyla ticaret ortaklarına belirli bir sonucu dayatan bir yapı ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Ayrıca, ülke kotaları DTÖ hukukunda “daha az lehte muamele” olarak nitelendirebilecek ayrımcı sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin, Türkiye’nin kotaları hızla dolduğu için ihracatı fiilen kısıtlanırken, kotasını doldurmayan ülkeler bakımından aynı ölçüde bir sınırlama söz konusu olmamaktadır.</p>
<p><strong>Daha hedefe yönelik araçların </strong><strong>kullanılması mümkün</strong></p>
<p>Öte yandan, AB’nin karşı karşıya olduğu sorunun kaynağı büyük ölçüde belirli ülkelerden kaynaklanan kapasite fazlası ve devlet destekleridir. Bu noktada daha hedefe yönelik araçların kullanılması mümkündür. Anti-damping ve anti-sübvansiyon önlemleri ile menşe kurallarında “melt and pour” gibi daha sıkı kriterler, sorunun kaynağını doğrudan hedef alabilecek araçlardır.</p>
<p>Buna rağmen, tüm tedarikçileri kapsayan geniş bir kısıtlama tercih edilmektedir. Bu tercih, bazı ticaret ortakları açısından açık biçimde orantısız sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle Türkiye gibi, AB ile uzun yıllara dayanan ticari entegrasyonu bulunan ve çelik sektöründe devlet yardımı uygulamayan ülkelerin de aynı rejime tabi tutulması, önlemin hedefi ile kapsamı arasındaki uyumsuzluğu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca DTÖ kurallarıyla sınırlı değildir. AB’nin taraf olduğu serbest ticaret anlaşmaları da bu çerçevede ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Örneğin, Türkiye ile yürürlükte bulunan Gümrük Birliği ve AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması, taraflar arasında ticaretin serbestleştirilmesini esas almaktadır. Bu bağlamda, pazar erişimini fiilen sınırlayan yeni bir sistemin bu yükümlülüklerle nasıl bağdaştırılacağı belirsizliğini korumaktadır.</p>
<p>AB bir taraftan DTÖ kurallarına bağlılığını vurgularken, diğer taraftan mevcut sistemin sınırlarını zorlayan bir model geliştirmektedir. Bu durum, GATT’ın güvenlik istisnasına dayanarak ABD’nin uyguladığı ilave gümrük vergilerine benzer şekilde, kuralların etrafından dolanma tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır.</p>
<p>Bu tablo, daha geniş bir sistemik riske işaret etmektedir.</p>
<p>DTÖ sisteminin en güçlü savunucularından biri olan AB’nin, tarife müzakeresi mekanizmasını fiilen kalıcı bir korunma aracına dönüştürmesi ciddi bir normatif çelişki yaratmaktadır. Daha da önemlisi, bu yaklaşımın emsal teşkil etme riski bulunmaktadır. Bu modelin yaygınlaşması halinde, ülkelerin geçici ve kurallara bağlı ticaret politikası araçları yerine doğrudan tarifelerini yeniden müzakere ederek, hatta tek taraflı olarak artırma yoluna yönelmeleri kaçınılmaz hale gelecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, ABD’nin uzun süredir zayıflattığı DTÖ sistemine yönelik en ciddi kurumsal aşınmalardan birinin bu kez AB tarafından gerçekleştirilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarini-uzatmakla-dtonun-tabutuna-son-civiyi-cakacak-76735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB, çelik kotalarını uzatmakla DTÖ’nün tabutuna son çiviyi çakacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenlere-2025te-ne-kadar-istihdam-tesvik-ve-destegi-saglandi-76733</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşverenlere 2025’te ne kadar istihdam teşvik ve desteği sağlandı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK’in Şubat 2026 işgücü istatistiklerine göre; mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre, 2026 yılı Şubat ayında işsizlik oranı %8,5, istihdam edilenlerin sayısı ise 32 milyon 158 bin kişi olarak gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p>Kayıtlı sigortalı istihdamının artırılması, kadınlar, gençler ve engelliler gibi dezavantajlı grupların istihdamının sağlanması, bölgesel, büyük ölçekli yatırımlar ile stratejik yatırımların özendirilmesi, ekonomik krize bağlı işten çıkarmaların önüne geçilmesi, mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesi,  kültür yatırım/girişimlerinin ve Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi gibi amaçlarla farklı kanunlarda yapılan düzenlemelerle özel sektör işverenlerine önemli tutarda sigorta primi teşvik, indirim ve desteği imkanı sağlanmıştır.</p>
<p>Söz konusu teşvik ve destek düzenlemelerinin de etkisiyle hem istihdam üzerindeki vergi yükü/vergi takozu (ücretten alınan vergiler ile işçi ve işveren sosyal güvenlik primlerinin işgücü maliyetine oranı) azalmış, hem de istihdamda artış sağlanmıştır.</p>
<p>Zira, istihdam üzerindeki yükler, hem bireylerin istihdam kararlarını ve seçeneklerini, hem de firmaların işe alım kararlarını, yani kaç kişiyi istihdam edeceklerini doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Yine, istihdam üzerindeki vergi ve prim yükünün ağırlığı, hem işçi ve işvereni kayıt dışılığa özendirmekte, hem de firmalar arasında haksız rekabete yol açmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, istihdamın, üretimin ve ihracatın artırılması için sosyal güvenlik primlerinin ve diğer ücret dışı işgücü maliyetlerinin işletmeler üzerindeki yükünü azaltacak önlemlerin alınması ve devam ettirilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p>TÜİK’in Şubat 2026 işgücü istatistiklerine göre; mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre, 2026 yılı Şubat ayında <strong>işsizlik oranı</strong> <strong>%8,5,</strong> <strong>istihdam edilenlerin sayısı ise</strong> <strong>32 milyon 158 bin kişi</strong> olarak gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>2025 4. çeyrekte </strong><strong>kayıt dışı </strong><strong>istihdam oranı %24,61 oldu</strong></p>
<p>Diğer taraftan, gerek sağlanan istihdam teşvik ve destekleri, gerekse kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında yapılan çalışmaların etkisiyle 2025 yılı dördüncü çeyreği itibarıyla <strong>kayıt dışı istihdam oranı %24,61</strong> olarak gerçekleşmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, işverenlere sağlanan istihdam teşvik ve destekleri hem iş gücü maliyetlerinin aşağıya çekilmesi, hem de istihdamın artırarak işsizliğin ve kayıt dışılığın düşürülmesinde önemli bir etki yapmaktadır. </p>
<p>SGK’nın kısa bir süre önce yayınladığı 2025 Yılı Faaliyet Raporu’nda işverenlerin 2025 yılında yararlandıkları istihdam teşvik ve destek türleri ile tutarlarına ilişkin sonuçlar açıklanmıştır.</p>
<p>Buna göre, 2025 yılı içerisinde işverenlere 5510 sayılı Kanun'da altı, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda üç, 4857 sayılı İş Kanunu’nda bir, 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun'da bir, 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu’nda bir, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nda bir, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'nda bir ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda bir olmak üzere toplamda 15 farklı sigorta prim teşvik, destek ve indirimi sağlanmış, buna ilişkin iş ve işlemler ise SGK tarafından yürütülmüştür.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="626">
<p><strong>İstihdamTeşvik ve Destekleri ile Ödenen Tutarlar (2025 Yılı)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p><strong>Teşvik ve Destekler </strong></p>
</td>
<td width="122">
<p><strong>Tutar (TL) </strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları Primleri İşveren Hissesi 5 Puanlık İndirim</p>
</td>
<td width="122">
<p>268.728.204.199</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Asgari Ücret Desteği</p>
</td>
<td width="122">
<p>62.347.286.848</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararlar Uyarınca Uygulanan Prim Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>27.023.583.749</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Genç, Kadın ve Mesleki Belge Sahibi Olanların İstihdamına Yönelik Sigorta Primi Desteği</p>
</td>
<td width="122">
<p>26.131.295.868</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>4/1-(b) (Bağ-Kur) 5 Puan Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>11.033.882.678</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerine İlişkin Sigorta Primi Desteği</p>
</td>
<td width="122">
<p>18.954.839.640</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Genç Girişimci Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>12.000.133.018</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Engelli Sigortalı İstihdamına Yönelik Sigorta Primi Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>5.239.963.389</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Çok Tehlikeli Sınıflarda Yer Alan İş Yerlerinin İşsizlik Sigortası İndirimi</p>
</td>
<td width="122">
<p>2.539.668.874</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Yurt Dışına Götürülen/Gönderilen Sigortalılara Yönelik 5 Puan İndirim</p>
</td>
<td width="122">
<p>510.110.695</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Sosyal Yardım Alanların İstihdamına İlişkin Sigorta Primi Desteği</p>
</td>
<td width="122">
<p>569.913.011</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi</p>
</td>
<td width="122">
<p>21.791.363</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Kültür Yatırımları ve Girişimleri Hakkında Uygulanan Sigorta Primi Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>14.216.420</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>İşsizlik Ödeneği Alanların İstihdamı Halinde Uygulanan Prim Teşviki</p>
</td>
<td width="122">
<p>486.793</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p>Sosyal Hizmetlerden Faydalananların İstihdamı Halinde Uygulanan Teşvik</p>
</td>
<td width="122">
<p>23.226.001</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="504">
<p><strong>Toplam </strong></p>
</td>
<td width="122">
<p><strong>435.138.602.545 </strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: SGK 2025 Yılı Faaliyet Raporu</p>
<p>Tablo’daki bilgilerden de anlaşılacağı üzere 2025 yılında işverenlere 15 ayrı türde teşvik, indirim ve destek sağlanmış ve sunulan sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerinin toplam tutarı yaklaşık <strong>435,1 milyar TL</strong> olarak gerçekleşmiştir.</p>
<p>Sağlanan istihdam teşvik tutarının büyüklüğü dikkate alındığından işverenler açısından istihdam teşvik, destek ve indirimlerinin önemi açıkça görülebilecektir.</p>
<p>Sosyal güvenlik Kurumu’nun daha önceki uygulamasında, işverenler sigorta primi teşvik ve desteklerinden düzeltme yapmak (iptal/ek-asıl bildirge düzenlemek) suretiyle geriye doğru yararlanabilmekteydi.</p>
<p>Ancak, 5510 sayılı Kanunun Ek 17 nci maddesinin birinci fıkrası <strong><em>“Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmayan ay/dönemler için geriye yönelik prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılamaz, yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimler başka bir prim teşviki, destek ve indirim ile değiştirilemez.</em>”</strong> şeklinde değiştirilmiştir.</p>
<p>Bu düzenleme sonucunda; 2021 Mayıs ayı ve sonrası dönemde;</p>
<p><strong>-</strong> 5510 sayılı Kanun ve diğer Kanunlarda yer alan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmayan aylar/dönemler için geriye yönelik prim teşviki, destek ve indirimlerden yararlanılması,</p>
<p><strong>-</strong> Yararlanılmış olan prim teşvik, destek ve indirimin başka bir prim teşviki, destek ve indirim ile değiştirilmesi imkanı ortadan kaldırılmıştır.</p>
<p><strong>Teşvik ve desteği kaybettirecek </strong><strong>risklere dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Dolayısıyla, istihdam teşvik ve desteklerinin hem işgücü maliyetlerinin aşağıya çekilmesi ve rekabet gücü açısından kritik bir öneme sahip olması, hem de daha avantajlı olsa bile kaçırılan teşvik, destek ve indirim  fırsatlarından geriye doğru düzeltme yapılarak yararlanma imkanı olmadığından, işverenlerin faaliyette bulundukları sektör, il, çalışanların brüt ücret tutarları, cinsiyetleri, yaşları, engellilik durumu, yatırım teşvik belgesinin olup olmadığı, birden fazla teşvikten yararlanma durumunda optimum avantaj tutarı gibi hususları dikkate alınarak;  işyeri açısından en fazla avantaj sağlayan istihdam teşvik ve desteğinden yasal süresi içinde yararlanılmasına, ayrıca istihdam teşvik ve desteklerinin kaybedilmesine yönelik risklere (kayıt dışı işçi çalıştırma, fiili çalışmaya dayanmadan sigortalılık, çalışanların prime esas kazançlarının düşük gösterilmesi, istihdamın işyerleri arasında kaydırılmasına yönelik muvazaalı işlemler vd.) dikkat etmeleri gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenlere-2025te-ne-kadar-istihdam-tesvik-ve-destegi-saglandi-76733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşverenlere 2025’te ne kadar istihdam teşvik ve desteği sağlandı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hurmuzde-kriptolu-gecis-donemi-basliyor-76727</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’de &#039;kriptolu geçiş&#039; dönemi başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d888a8efe9c-1775798440.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD-İran ateşkesi, küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı’nı açmak yerine daha da belirsiz bir yapıya sürükledi. İran’ın geçişleri izin, rota ve hatta kripto para ödemesine bağlayan yeni yaklaşımı, tanker trafiğini adeta durma noktasına getirdi. Sektör temsilcileri, “ateşkes sonrası normalleşme” beklentisinin yerini kontrollü ve sınırlı geçiş dönemine bıraktığını belirtiyor.</p>
<h2>Trafik dibe vurdu</h2>
<p>Normal şartlarda günde yaklaşık 130-140 geminin geçtiği boğazda, geçiş sayısı 10- 15 bandına kadar geriledi. Hatta bazı günlerde bu sayı tek hanelere indi. Salı günü 11 olan geçiş sayısının Çarşamba günü 4’e indiği rapor ediliyor.</p>
<p>Analistlere göre bu düşüşün nedeni çatışmanın sona ermemesi değil, aksine yeni kuralların yarattığı belirsizlik. İran, geçiş için Devrim Muhafızları’ndan onay, rota kontrolü ve ücret şartı getirirken, gemi sahipleri riskleri net görmeden hareket etmek istemiyor.</p>
<h2>Yüzlerce gemi beklemede</h2>
<p>Körfez’de yüzlerce geminin beklemede olduğu, en az 300’ünün bölgeden çıkmak için fırsat kolladığı ifade ediliyor. Sektör kaynakları bu durumu “küresel enerji ticaretinde park alanı” olarak tanımlıyor.</p>
<h2>Kripto ile geçiş: Yeni sistem nasıl işleyecek?</h2>
<p>İran’ın en dikkat çekici hamlesi ise geçiş ücretini kripto para ile talep etmesi oldu. Planlanan sistemde tankerlerin önceden bildirim yapması, ardından kendilerine bildirilen ücretin kısa sürede dijital para ile ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bazı değerlendirmelere göre ücretin tanker başına milyon dolar seviyesine çıkabileceği, bazı senaryolarda ise varil başına ek maliyet yaratacağı belirtiliyor. Analistler, bu modelle yaptırımları aşarak gelir yaratma ve Boğaz üzerindeki kontrolü kurumsallaştırma amaçlandığını belirtiyor.</p>
<p>Ancak bu sistemin uygulanabilirliği tartışmalı. Zira kripto ödeme talebi, Batılı şirketler açısından yaptırım ihlali riskini gündeme getiriyor.</p>
<p>Sigorta ve güvenlik engeli Geçişin önündeki en kritik sorunlardan biri de sigorta. Boğaz hâlâ “yüksek riskli bölge” olarak sınıflandırılırken, primler savaş öncesine kıyasla katlanmış durumda.</p>
<p>Sigortacıların, geçiş için İran’dan resmi onay talep etmesi ancak bu onayın nasıl alınacağının net olmaması, operasyonel tıkanıklığı artırıyor. Denizcilik şirketleri ayrıca mayın riski, askeri müdahale ihtimali ve rota belirsizliği nedeniyle temkinli kalmayı sürdürüyor. Bu nedenle ateşkese rağmen kısa vadede tam normalleşme beklenmiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Serbest geçiş” tartışması büyüyor</span></h2>
<p>İran’ın geçişleri ücretlendirme ve kontrol altına alma girişimi, uluslararası alanda ciddi tepkiyle karşılanıyor. Körfez ülkeleri boğazda “engelsiz geçişin” kırmızı çizgi olduğunu vurgularken, ABD tarafı da olası bir anlaşmanın temel şartının serbest dolaşım olacağını belirtiyor. Analistler, böyle bir modelin kabul görmesi halinde küresel enerji ticaretinde güç dengelerini değiştirebileceğini ve üretici ülkeler arasında yeni gerilimler yaratabileceğini ifade ediyor. Askeri olarak boğazın zorla açılmasının ise yüksek maliyetli ve riskli olacağı, bu nedenle diplomatik sürecin belirleyici olacağı değerlendiriliyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol yeniden 100 doları zorluyor</span></h2>
<p>Petrol fiyatlarında ateşkes etkisi dün yerini yeniden yükselişe bıraktı. Bent petrol vadeli işlemleri dün yüzde 4’ten fazla artarak varil başına 99 dolara yaklaştı. Amerikan ham petrolünün fiyatı da yüzde 5.3 artarak 100 dolara dayandı. Bu artış, İsrail'in Lübnan'a yönelik yenilenen saldırılarının, kırılgan Ortadoğu ateşkesinin kalıcılığı konusunda şüpheler uyandırması ve Hürmüz Boğazı'nın büyük ölçüde kapalı kalmasıyla gerçekleşti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hurmuzde-kriptolu-gecis-donemi-basliyor-76727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/7/1280x720/hurmuz-1775798748.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran’ın geçişleri izin, rota ve kripto ödemeye bağlaması, Hürmüz’de yeni bir ticaret rejimi yaratıyor. Azalan tanker trafiği ve artan maliyetler, enerji piyasalarında kalıcı riskleri gündeme taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varliklarini-hizla-ceviren-28-sirket-sektor-ortalamasini-geride-birakti-76724</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlıklarını hızla çeviren 28 şirket, sektör ortalamasını geride bıraktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada aktif kârlılığı (ROA) %5’in üzerinde olup, kendi sektör ortalamasını aşan ve varlıklarını yılda en az 0.80 kez döndüren 28 şirket bulunuyor. Bu firmalar, atıl varlık yerine yüksek devir hızıyla kâr üretirken, büyük bilanço her zaman iyidir ezberini bozuyor.</p>
<p>Piyasada yatırımcılar çoğu zaman büyük bilançoların büyüsüne kapılır. Ancak asıl önemli olan günün sonunda o ağaçtan kaç sepet elma çıktığıdır. Büyük olmanın ötesinde verimli olmak gerekir ve sadece varlık sahibi olmak yetmez. Borsada sermayeyi hızla çevirerek nakit üreten operasyonel firmalar dikkat çekiyor. Tera Yatırım, elindeki varlıkları yılda neredeyse 6 kez döndürerek parayı uyutmuyor. Bantaş Ambalaj, aktif kârlılıkta kendi sektörünün 77 katı üzerine çıkarak sektör hantallığını aşıyor. Bu şirketler, büyüklükten ziyade çeviklikleriyle öne çıkıyor.</p>
<h2>Aktif kârlılığı yüksekler</h2>
<p>Yüzde 52,92 aktif kârlılıkla listeye ilk sıradan giren Tera Yatırım, kendi sektör ortalamasının üzerinde bir performans sergiliyor. Şirket neredeyse iki ayda bir varlıklarını döndürme başarısı sergiliyor. Hız hissenin fiyatına da yansırken yılbaşından bu yana fiyatını ikiye katladı. Hissede, Tera Portföy’ün TLY fonu alıcı tarafında hisseyi destekliyor.</p>
<p>ATP Yazılım, %40,53 ile aktif kârlılıkta ikinci sırada yer alıyor. İçinde bulunduğu sektörün ortalamasıysa sadece %3,74 düzeyinde duruyor. Geçtiğimiz yıl gelirini %119, dönem sonu kârını %259 büyüttü. Şubattan bu yana satıcılı bir piyasaya sahip olan hisse, Ağustos 2025’ten beri yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Fonların payında azalma sürse de portföyüne alan fon sayısı 4 artarak 25’e çıktı.</p>
<h2>Sektörün üzerine en fazla çıkan</h2>
<p>Bantaş Ambalaj %15,07 aktif kârlılığına sahip bulunurken sektörün ortalaması 0,19’da kaldı. Şirket, sektörün 77 kat üzerine çıkan bir performans sergiledi. Ancak gerçekleşen bu olumlu seyre rağmen geçtiğimiz yıl gelirini %8, dönem sonu kârını da %16 düşürdü. Satış baskısı altında olan hisse, son bir yıldır yatayda dalgalı hareket ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d8880189c9e-1775798273.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TAŞIMA GETİRİSİ Mİ? DEĞER ARTIŞI MI?</strong></p>
<p>Taşıma getirisi; düzenli akış, maliyet avantajı, bileşik güç, konfor. Sınırlı potansiyel, vergi kesintisi, enflasyon riski, vade hapsi, faiz baskısı. Değer artışı; yüksek büyüme, vergi erteleme, alım gücü, teminat gücü, yüksek kazanç. Nakit eksiği, volatilite, sabır zorluğu, balon riski, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>Esas faaliyetini kâra döndürmesi ve finansal borçlarını azaltması olumlu gelişmeler</strong></p>
<p>Bir yıldır hareket etmeyen Kardemir, sizce 2026’da ne yapar? ● Ahmet Demir</p>
<p>Ahmet, borsada işlem gören hisselerin fiyatı uzun vadede mali yapıdan bağımsız değildir. Kardemir geçen yıl gelirini %10 azaldı. Bununla birlikte brüt kâr %30 artarken esas faaliyetlerde zarardan 1,22 milyar lira kâra geçmesi umut veriyor. Finansman giderleri kârı önemli ölçüde baskılarken, vergi kalemi ile zarara döndü. Finansal borçların %13 azalmasıysa bilançoyu rahatlatıyor. Yatırımcının hisseye daha ilgili olması için gelirlerde artışın gözlenmesi önemli. Mevcut şartlarda düşük çarpanlarla işlem görürken piyasa %50 iskonto ile fiyatlıyor.</p>
<p><strong>Hissenin fiyatındaki artışın sürmesi, imzalanan anlaşmaların ciroya dönmesine bağlı</strong></p>
<p>Mobiltel’den gelen haberlere bakıldığında fiyattaki artış devam eder mi? ● Filiz Aydın</p>
<p>Filiz, geçtiğimiz yıl satışlarını %24 artıran Mobiltel, esas faaliyet kârını da %33 büyüttü. Veriler, şirketin operasyonel performansının yerinde olduğunu söylüyor. Şirketin Oppo ve Anker gibi uluslararası markalarla imzaladığı anlaşmalar ise büyüme potansiyelini besliyor. Bunun yanı sıra, yerli haberleşme cihazı projesi ve Çinli üreticilerle yürütülen üretim görüşmeleri, yatırımcı beklentilerini güçlü tutuyor. Kârlılığın artması firmanın konumunu destekliyor. Fiyattaki artışın sürmesi, haber akışının ciroya dönüşmesine bağlı olacaktır.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RHS fonu hisse senetlerine yatırımla son bir yılda endeks üstü kazandırdı</strong></p>
<p>Rota Portföy’ün idaresinde bulunan Hisse Senedi (TL) Fonu (RHS), geçtiğimiz yılın son çeyreğinde yukarı yönlü bir atak sergiledi. Fiyattaki yükseliş şubatın ikinci yarısında yönünü aşağı çevirdi. Fonun büyüklüğü ise ocaktan bu yana dalgalı bir seyir izliyor. Nisanın ilk haftası 1,04 milyar TL büyüklükle önceki aya göre genişlemesi söz konusu. Portföyü oluşturan varlıkların %82,27’si hisse, %9,96’sı ters repo ve %4,85’i vadeli işlem nakit teminatlarından oluşuyor. Nisanda 15,38 milyon TL nakit çıkışı yaşanırken yatırımcı sayısı bir miktar azalarak 1.772’ye geriledi. Doluluk oranı %30,12 düzeyinde. RHS’nin stratejisi, ağırlıklı olarak yerli hisse senetlerine yatırım üzerine kurulu. Son bir yıldaki yükselişi %50,65 seviyesinde gerçekleşti. Aynı sürede BIST 100’ün yükselişi %43,90 seviyesinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>D Yatırım Bankası, piyasadan TLREF + %1 faizle 275 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>D Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 09.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 275.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 1 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 08.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 8 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. D Yatırım Bankası’nın verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDBNKE2620 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d888337f69c-1775798323.png" alt="" width="233" height="188" /><strong>Özak GMYO şubattan bu yana kademeli olarak geriledi. Fonlar ise paylarını azalttı</strong></p>
<p>Özak GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %6,37 ile toplamda 1,93 milyon lot azalarak 28,4 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 35’ten 30’a geriledi. Hissede OMG fonu 1,5 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, GSP 2,2 milyon lot ile en fazla alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 24 TL ile verdi. En düşük öneri 13,58 TL ile İş Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d888494172a-1775798345.png" alt="" width="900" height="218" /><strong>TÜRKİYE ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Toplam cevher rezervi bir önceki yıla oranla %13,1 artarak 2,9 milyon onsa ulaştı</strong></p>
<p>Türkiye Altın İşletmeleri, UMREK standartlarına uygun olarak hazırlanan 2025 yılı maden rezerv ve kaynak raporlarını yatırımcısıyla paylaştı. Açıklanan verilere göre, toplam cevher rezervi bir önceki yıla oranla %13,1 artış göstererek 2,89 milyon onsa ulaştı. Yıl içinde gerçekleşen 102 bin onsluk üretime rağmen, efektif rezerv miktarındaki artış 437 bin onsu buldu. Bunun yanı sıra, Türkiye Varlık Fonu iştirakinden devralınan Balıkesir İvrindi bölgesindeki Güneş ruhsat sahasının hesaplamalara dahil edilmediği belirtildi. Firmanın verimliliğinde artış gözleniyor.</p>
<p><strong>ENDA ENERJİ HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Dolaylı iştirakinin Karaburun’daki RES tesisine GES yatırımı için onay aldı</strong></p>
<p>Enda Enerji, dolaylı olarak yüzde 59,62 pay sahibi olduğu Yaylaköy RES’in İzmir Karaburun’daki tesisine entegre edilecek 6,5 MWp güneş enerjisi santrali yatırımı için EPDK›dan lisans tadil onayı aldı. Bu gelişmeyle beraber tesisin toplam kurulu gücü 21,5 MWp seviyesinin üzerine çıkarken, mevcut 39 milyon kWh üretimin yıllık yaklaşık 10 milyon kWh artması öngörülüyor. Yeni girişimle şirket, rüzgar santralini hibrit bir modele dönüştürerek yenilenebilir enerji portföyünü güçlendirme yoluna gitmiş oldu. Hibrit sistemler operasyonel verimliliği maksimize etme niteliğine sahip.</p>
<p><strong>BURÇELİK</strong></p>
<p><strong>Holdinge dönüşme kararı aldı. Makine ve döküm işleri iki ayrı iştirake bölünüyor</strong></p>
<p>Burçelik, faaliyet yapısını daha verimli hale getirmek amacıyla yapısını değiştirmeye karar verdi. Burçe Yatırım Holding ünvanıyla, yatırım holdingine dönüşüyor. Karar çerçevesinde makine üretimi ile demir çelik ve döküm faaliyetlerini, %100 bağlı ortaklığı olacak şekilde yeni kurulacak iki ayrı şirkete kısmi bölünme yoluyla devredecek. SPK ve genel kurul onaylarına tabi olacak sürecin ardından, daha odaklı şekilde faaliyetlerin yürütülmesi hedefl eniyor. Operasyonel kollarını bağımsız bilançolara taşıyarak kurumsal yapısını yeniden yapılandırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varliklarini-hizla-ceviren-28-sirket-sektor-ortalamasini-geride-birakti-76724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlıklarını hızla çeviren 28 şirket, sektör ortalamasını geride bıraktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/site-aidatlarina-fren-kanunlasiyor-76722</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Site aidatlarına fren kanunlaşıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA</strong></p>
<p>Fahiş site aidat artışlarını sınırlayan ve yönetici keyfiyetine son veren kanun teklifi için geri sayım başladı. AK Parti kaynakları mayıs ayının başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerdeki sitelerde genel kurulların yapılacağı bir dönem olacağını belirterek, mayıs ayı gelmeden yasa teklifinin hızla yasalaştırılmasının planladığını açıkladı.</p>
<p>Site aidatlarına yönelik düzenlemeleri de içeren Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinde yer alan düzenleme ile site aidat artışlarına sınır getirilmesi, site yönetim şirketlerinin bakanlık denetimine alınması ve kat maliklerinin karar süreçlerinde daha etkin hale getirilmesi hedefleniyor. Son dönemde özellikle lüks konutlarda site aidatlarının kiralarla yarışır hale gelmesi üzerine düzenlemeye gidilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Kanun teklifi ile Kat Mülkiyeti Kanunu’nun, yöneticinin görevlerini düzenleyen hükmünde değişikliğe gidiliyor. Yapılan yeni düzenlemeye göre, yöneticiler, ana gayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri, asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden işletme projesi onaylanıncaya kadar avansın toplanmasından sorumlu olacak. Yöneticinin toplayacağı avans miktarına kat malikleri kurulunca onaylanma şartı getirilerek yöneticilerin keyfi aidat belirlemesinin önüne geçiliyor, aidat arttırma yetkisi kat malikleri kuruluna veriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/site-aidatlarina-fren-kanunlasiyor-76722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/meclis-tbmm-1764055171.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ocak ayında Meclise sunulan Bayındırlık ve İmar Komisyonundan geçtikten sonra beklemeye alınan site aidatlarına sınırlama getiren düzenlemenin de yer aldığı yasa teklifi gelecek hafta Meclis Genel Kurul gündemine alınarak yasalaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-kirilganligi-azaltan-stratejik-bir-yon-degisikligi-76741</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik kırılganlığı azaltan stratejik bir yön değişikliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rüzgâr ve güneşin büyümesi sadece “iyi haber” değil, aynı zamanda “zorunlu strateji”. Çünkü mesele artık yalnızca emisyon azaltmak değil, kuraklığın düşürdüğü hidroelektrik üretimini, ithal doğalgazın yarattığı baskıyı ve jeopolitik kırılganlıkları aynı anda yönetebilmek. </strong></p>
<p>Türkiye enerji dönüşümünde son yılların en kritik eşiklerinden birinde. Ember’in Türkiye Elektrik Görünümü 2026 raporunun ortaya koyduğu tablo, ilk bakışta umut verici: 2025’te rüzgâr enerjisinde 1,9 GW’lık kurulumla tüm zamanların rekoru kırılıyor, güneşten elektrik üretimi son iki yılda iki katına çıkıyor, iki kaynağın toplam payı ilk kez yüzde 22’ye ulaşıyor. Türkiye böylece Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’daki 16 ülke arasında yüzde 20 eşiğini aşan tek ülke oluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d8905c233f7-1775800412.png" alt="" width="700" height="527" />Bu veri önemli. Çünkü enerji dönüşümünde bazen asıl mesele yalnızca büyümek değil, bir eşiği geçmek. Türkiye, rüzgâr ve güneşte artık “potansiyeli olan ülke” kategorisinden çıkıp, bölgesinde yön gösteren ülke konumuna yerleşiyor. Bu, yalnızca kurulu güç artışıyla ilgili bir hikâye değil; aynı zamanda enerji güvenliği, ithalat bağımlılığı ve sanayi rekabeti açısından da yeni bir dönem anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Doğalgazın payı %22’ye kadar geriledi</strong></p>
<p>Daha da dikkat çekici olan şu: Rüzgâr ve güneşteki bu yükseliş, bir zamanlar elektrik üretiminin neredeyse yarısını karşılayan doğalgazın payını yüzde 22’ye kadar geriletmiş durumda. Yani yenilenebilir enerji artık yalnızca “temiz” bir alternatif değil; pahalı ve dışa bağımlı kaynakları sistem dışına iten gerçek bir denge unsuru. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı enerji faturası baskısı düşünüldüğünde, bu gelişmenin iklim politikasından daha büyük bir anlamı var: Ekonomik kırılganlığı azaltan stratejik bir yön değişikliği.</p>
<p><strong>Temel çelişki: Kömür</strong></p>
<p>Ama tam da bu noktada tabi ki tabloyu romantikleştirmemek gerekiyor. Çünkü dönüşüm hızlansa da, sistemin ağırlık merkezi hâlâ değişmiş değil. Türkiye’de elektrik üretiminde en büyük pay hâlâ kömürde. Üstelik bu kömürün üçte ikisi ithal kaynaklara dayanıyor. Yani bir yanda rüzgâr ve güneşte bölgesel liderlikten söz ederken, diğer yanda elektrik üretiminde yüzde 34 payla kömürün birinci sırada kalması, Türkiye’nin enerji denklemindeki temel çelişkiyi ortaya koyuyor.</p>
<p>Evet, Türkiye temiz enerji hikâyesi yazıyor, ama eski enerji düzenini henüz masadan kaldırmış değil.</p>
<p><strong>İklim krizi, hidroelektriği güvenli liman olmaktan çıkarıyor</strong></p>
<p>Bu çelişkiyi daha görünür kılan bir başka unsur da kuraklık. Türkiye’de yenilenebilir enerji denince uzun yıllar boyunca hidroelektrik neredeyse doğal lider kabul edildi. Oysa son 30 yılın analizi artık daha sert bir gerçeğe işaret ediyor: İklim krizi, hidroelektriği güvenli liman olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarının son 10 yıldaki ortalama üretiminin 1996-2005 dönemine göre yüzde 29 düşmesi tesadüfi bir oynaklık değil; yapısal bir uyarı. Bu kayıp doğalgaz santralleriyle ikame edildiğinde ise Türkiye’ye yılda ortalama 1,8 milyar dolarlık ek ithalat faturası çıkıyor. Başka bir ifadeyle, kuraklık artık yalnızca çevresel bir risk değil, doğrudan enerji maliyeti üreten ekonomik bir baskı unsuru.</p>
<p>Tam da bu nedenle raporun belki de en kritik mesajı, rüzgâr ve güneşin büyümesini sadece “iyi haber” olarak değil, aynı zamanda “zorunlu strateji” olarak okumamız gerektiği. Çünkü mesele artık yalnızca emisyon azaltmak değil; kuraklığın düşürdüğü hidroelektrik üretimini, ithal doğalgazın yarattığı baskıyı ve jeopolitik kırılganlıkları aynı anda yönetebilmek.</p>
<p><strong>Ciddi bir yol ayrımındayız</strong></p>
<p>Önümüzde ciddi bir yol ayrımı var. 2026’dan itibaren yerli kömür santrallerine verilecek piyasa üstü alım garantilerinin kömür üretimini yeniden yukarı çekme riski, tam da bu nedenle kritik. Çünkü bugün</p>
<p>Türkiye’nin önünde iki ayrı enerji hikâyesi var. Biri, rüzgâr, güneş ve depolamayla daha dirençli, daha yerli, daha düşük maliyetli bir sistem kurma hikâyesi. Diğeri ise dönüşüm ivmesini korurken eski yapıyı teşviklerle ayakta tutma refleksi. Türkiye yenilenebilir enerjide büyüyor mu? Evet, büyüyor. Ama, bu büyüme, elektrik sisteminin omurgasını değiştirecek kadar güçlü ve kararlı mı? İşte bu soruya cevap bulmak gerekiyor.</p>
<p>COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke için belki de en anlamlı gösterge tam burada yatıyor. Türkiye, enerji dönüşümünü yalnızca rakamlarla değil, tercihleriyle de anlatmak zorunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-kirilganligi-azaltan-stratejik-bir-yon-degisikligi-76741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/gunes-ruzgar-ges-res-1755788835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik kırılganlığı azaltan stratejik bir yön değişikliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-reel-kur-hesabina-neden-guvenmemelisiniz-76718</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL’nin değeri: Reel kur hesabına neden güvenmemelisiniz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin ihracatı ve ithalatında kullanılan para birimlerinin ağırlığı farklı olduğu için tek bir endeksle dış ticaret gelişmelerini açıklayamazsınız.</strong></p>
<p>İran Savaşı’nda bir ateşkese varıldı ve şimdi savaş kaynaklı risklerin tamamen değil ama kısmen düşmesini bekleyebiliriz. Bilmem fark ettiniz mi? Savaşın riskli ortamında en çok tartıştığımız konulardan biri TL’nin reel değerinin ne olması gerektiği oldu.  En çok bunu tartıştık, çünkü kur cephesindeki durumu güvenli göremiyoruz, burada bir risk olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>O halde gelin şu soruya yanıt arayalım: Reel kur hesabına güvenebilir miyiz? Bu hesaba dayanarak dolar 60 TL olmalı, 70 TL olmalı gibi bir hesaplama yapabilir miyiz? Hayır, reel kur hesabına, düzey belirlemek için kesinlikle güvenemeyiz. Neden güvenemeyiz? Buyurun beraber bakalım.</p>
<p>Önce reel kur hesabının mantığını söyleyelim. TL’nin dolar karşısında reel değerini hesaplamak isterseniz önce geçmişte Dolar/TL paritesinin dengede olduğu bir baz yıl seçiyorsunuz. Örneğin Merkez Bankası şu an hesapladığı endekste 2025 yılını kullanıyor. Baz yılınızı seçtikten sonra o tarihten bugüne doların ve TL’nin enflasyonlarını kıyaslayıp, aradaki farkı hesaplıyorsunuz. Formülü biraz daha gerçekçi hale getirmek isterseniz Euro vb. Türkiye’nin sıklıkla kullandığı diğer para birimlerini de hesaba katıyorsunuz. Hepsi bu. Peki hesaptaki sorunlar nedir? Onlar da aşağıda.</p>
<p><strong>Doğru baz yılı bilmiyorsunuz: </strong>TL’nin reel değerinin “doğru” olduğu baz yılı bilemezsiniz. Seçilen baz yıla bağlı olarak TL’yi aşırı değerli veya değersiz bulabilirsiniz. Zaten izleyen satırlarda göreceğiniz gibi düzeyden çok değişim önemli olduğu için, baz yılın pek önemi de yok. Yine de bir baz yıl seçmek isterseniz, benim önerim ihracatın ve ithalatın milli gelire oranlarının uzun yıllar ortalamasına denk olduğu bir çeyreği seçmenizdir.</p>
<p><strong>İthalat ve ihracat için ayrı endekslere ihtiyaç var: </strong>Türkiye’nin ihracatı ve ithalatında kullanılan para birimlerinin ağırlığı farklı olduğu için tek bir endeksle dış ticaret gelişmelerini açıklayamazsınız. Örneğin ihracat endeksinizde euronun payı ithalat endeksinize göre daha yüksek olmalı, çünkü ihracatınızda AB’nin payı büyük. Aslında rekabet gücü kaybı, dolar bazında iç fiyatların gerçek seviyesi gibi değişkenlerin her birini ölçmek için ayrı bir endeks gerekir.</p>
<p><strong>Her mal için ayrı bir endekse ihtiyacınız var: </strong>Üstteki maddenin devamı olarak aslında her mal için ayrı bir endekse ihtiyaç vardır. Hatta her malın ithalatı ve ihracatı için ayrı endekslere ihtiyaç vardır. Bu da tabii mümkün değil ama en önemli birkaç ithal ve ihraç malınız için ya da turizm, müteahhitlik gibi önemli döviz getiren sektörleri için ayrı endeks hesaplanabilir.</p>
<p><strong>İthal girdi kullanımı her şeyi değiştirir: </strong>Reel kur hesabındaki örtük varsayımlardan birisi tüm yurtiçi maliyetinizin TL olduğudur. Teoriyi anlatırken bu pek söylenmez ama o varsayım orada durur ve her şeyi değiştirir. Gerçekte ithal girdi kullanımı arttıkça reel kur endeksinin açıklama gücü düşer. Örneğin yüzde 70 ithal girdi, yüzde 30 TL maliyet içeren bir üretiminiz varsa, reel kurdaki değişme sizi ancak yüzde 30 etkiler.</p>
<p><strong>Ekonomideki yapısal ve teknolojik değişimleri içermez: </strong>Ekonomide meydana gelen teknolojik ve yapısal değişiklikler, gelir dağılımı, iç fiyat hadlerindeki değişiklikler hatta siyasi gelişmeler bile bir malın maliyet kalıbını değiştirir. İşte reel kur endeksi bu değişimlerin hiç birisini içermez. Size sanki baz yılınızdan sonra ekonomide hiçbir değişiklik olmamış gibi “steril” bir sonuç verir.</p>
<p><strong>Düzeyi değil, değişimi önemlidir: </strong>TL’nin reel olarak değerlenmesiyle oluşan maliyet sadece ihracatçı veya ithalatçı üzerinde kalmaz. Reel işçi ücretlerinin ve tüketim kalıplarının değişmesi, teşvikler, üretimin kalitesindeki kaymalar, çapraz kurlardaki gelişmeler gibi bir dizi faktörle ekonominin geneline yayılır. Biz yüzeysel bir bakışla bunu sanayinin adaptasyonu gibi görebiliriz ama bu sadece kısmen doğrudur. Bu yüzden reel kur düzeyine değil, değişim hızına bakmak daha anlamlı sonuç verir.</p>
<p>İşte bu nedenlerle reel kur hesabına güvenmek, dolar en az şu kadar olmalı diye hesap yapmak pek doğru olmaz. Peki “Madem reel kur hesabı bu dezavantajları taşıyor, o zaman TL’nin reel değerlenmesi sorun değildir, devam etsin, hem enflasyona da iyi gelir” diyebilir miyiz? Hayır, kesinlikle diyemeyiz. Başka bir yazıda da neden diyemeyeceğimizi tartışırız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-reel-kur-hesabina-neden-guvenmemelisiniz-76718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL’nin değeri: Reel kur hesabına neden güvenmemelisiniz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cine-acilan-kapi-dunyaya-kapali-76717</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’e açılan kapı, dünyaya kapalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ateşkes ilanı yapmak veya bir anlaşmanın hazır olduğunu duyurmak kolaydır. Asıl mesele, detayların karara bağlanmasında düğümleniyor. Piyasalar bir nevi sessiz bekleyiş evresindedir. Amerikan askerlerinin her şartta bölgede kalacağının açıklanması, iki tarafın çelişen söylemleri, enerji koridorlarındaki arz güvenliğinin kritik bir eşikte olacağını gösteriyor. Lübnan meselesi de netamelidir. İsrail bu ülkeyi vurmaya devam ediyor. Öte yandan İran yönetimi, müttefiklerinden vazgeçmeye hazırlanan bir profili yansıtmıyor.</p>
<p>Hürmüz Boğazı’ndaki gergin süreç sürüyor. Beyaz Saray ‘‘İran’ın geçişlerden ücret alması kesinlikle kabul edilmedi’’ diyor. Tabii geçidin hâlâ kapalı olduğunu birilerinin hatırlatması lazım. İran dün sadece 4 ticari geminin geçişine izin verdi. Bunlar da Çin’e gitti. Bu yazıyı yazdığım sırada, Boğaz’ın ay sonuna kadar açılmasına bahis piyasaları yüzde 26 olasılık veriyordu.</p>
<p>Brent petrolün fiyatı yılbaşında 60 dolardı. Savaş sırasında görülen en yüksek seviye 120 dolardı. Bu hafta yaşanan coşkunluk ortamında 95 dolara kadar düştü. Yani ateşkes açıklamasından sonra yaşanan geri çekilme, yüzde 100’lük bir artışın ardından gerçekleşti. Akaryakıt fiyatları doğası gereği yükselişlerde ne kadar hızlı hareket ederse, inişlerde bir o kadar dirençli davranır. Türkiye olarak savaşa zaten yüksek enflasyon ortamında yakalandık. İçerideki enflasyon beklentilerinin gerçek anlamda yönetilebilmesi için petrol fiyatının savaş öncesi seviyelere dönmesi elzemdir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cine-acilan-kapi-dunyaya-kapali-76717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’e açılan kapı, dünyaya kapalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israilin-sirri-daha-iyi-yapay-zeka-degil-daha-cevik-sistem-76716</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsrail’in sırrı: Daha iyi yapay zekâ değil, daha çevik sistem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Marifet her teknolojiyi kendin geliştirmek değil; asıl marifet en uygun teknolojileri hızla savaş alanında uygulayacak şekilde bir araya getirebilmek. Bunun için güvene dayanan doğru ilişki ağları, risk iştahı, hızlı satın alma ve karar alabilme kapasitesi lazım.</strong></p>
<p>Yapay zekâ savaşını en iyi teknolojiye sahip olan değil, sahadaki problemi en hızlı çözüme ulaştıran kazanıyor. Bunu en iyi yapan ülkelerden biri de İsrail. Gelin, bakalım: İsrail bu işleri nasıl yapıyor ve biz neler öğrenebiliriz?</p>
<p>İsrail’in yapay zekâyı nasıl kullandığını daha önce Gazze savaşında gördük. Bu savaşta en çok konuşulan uygulama “Babacık nerede?” adıyla bilinen Lavender uygulamasıydı. İsrail’in geliştirdiği bu uygulama, “bir şekilde”, Gazze’de yaşayan kişilerin WhatsApp verilerine erişerek, herkesin içinde bulunduğu WhatsApp grubuna göre bir risk profillemesi yapıyor. Sonra bu kişilerin hangi binada yaşadığını, yine yapay zekâ marifetiyle, telefon ve elektronik ödeme, varsa şehrin kameralarına sızmak gibi dijital izlerinden yola çıkarak tespit ediyor. Sonra yüksek riskli olarak kategorize edilen kişi veya kişilerin bulunduğu bina havaya uçuruluyor. Söylendiğine göre askerlerin yapay zekâdan gelen sonuçları değerlendirip bomba atıp atmama kararını vermeleri için ortalama 20 saniyeleri oluyormuş. Etik açıdan korkunç bir durum. İsrail, en son İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney ve ailesinin ortadan kaldırılmasında yer tespitinde de bu teknolojileri kullanmış. Peki, İsrail bu teknolojik çevikliği nasıl yakaladı?</p>
<p><strong>Wiz’in kurucusunun </strong><strong>yolu 8200’den geçmişti</strong></p>
<p>Facebook’un global güvenlik işinin başındaki kişi olan Guy Rosen askerliğini İsrail askeri istihbarat birimi 8200’de yapmış. Burası İsrail’de tüm lise öğrencilerinin askerlik yapmak için can attıkları bir birim. Çünkü üç senelik askerliğin ardından iyi bir üniversiteye girip, mühendislik okuyup sonrasında hemen İsrail’in renkli teknoloji dünyasına katılabiliyorsunuz. Genelde burada başarılı olan şirketler ardından Amerikan teknoloji şirketleri tarafından satın alınıyor. Mesela Google’ın 32 milyar dolara satın aldığı ve bugün Google Maps’te ne kadar trafik olduğunu görmemizi sağlayan teknolojiyi geliştiren Wiz’in kurucusunun da yolu 8200’den geçmişti. Bugün büyük Amerikan teknoloji şirketlerinde en az 1.400 eski Birim 8200 mensubu var. Hepsi de beraber askerlik yaptığı için birbirine güveniyor. Bu şirketlerin ürünleri de haliyle İsrail ordusu tarafından etkin biçimde kullanılıyor. Son üç yılda İsrail silahlı kuvvetleri 350’den fazla yeni girişim şirketinin teknolojisini kullanmış.</p>
<p>Ancak, İsrail’in başarısının sırrı teknoloji değil; askerlik, startup’lar ve büyük teknoloji şirketleri arasında kesintisiz dönen hızlı bir makine kurmuş olması. İsrail’in kurduğu bu ekosistemi, 20 Ocak 2023’te “Savunma sanayiinde maraba kültürü” başlıklı yazımda tartıştığım, ülkemizdeki rekabet yasaklarının savunma sanayimiz üzerindeki etkileri ile mukayese ederek değerlendirmenizi öneririm.</p>
<p>ABD’de Silikon Vadisi 1960’lardan itibaren askeri amaçla geliştirilen teknolojileri sivil amaçla ticarileştirerek hızla büyüdü. Vadiye adını veren silikonların kullanıldığı yarı-iletkenler ya da  her gün telefonlarımızda kullandığımız GPS teknolojisi, böyle ürünler. İsrail ise bu akışı tersine çevirmiş. Yukarıda anlattığım ilişki ağları sayesinde sivil teknolojiler hızla askeri alana uygulanıyor. Bunun bir örneği, hedef ve yer tespiti yapan yapay zekâ uygulamaları. Daha çarpıcı bir örneği, Hamas’ın İran’ın geliştirdiği Shahed modeli kamikaze İHA’larını kullanmaya başladığı zaman geliştirilen çözüm: İsrail silahlı kuvvetleri, İsrail’deki bir startup’ın otonom arabalar için geliştirdiği kamera ve sensör ürününü kamikaze İHA’lara karşı kullanmak üzere drone savarlara 3 günde adapte etmişti. Tabii, bu işleri yapabilmek için silahlı kuvvetler ve teknoloji şirketlerinin birbirlerinin içine gömülü çalışması gerekiyor.</p>
<p><strong>Devasa şirketlerin yanında çevik </strong><strong>startuplar’a yer açmak gerekli</strong></p>
<p>İsrail bu işlerde kullanılan teknolojilerin çoğunu kendi üretmiyor. Mesela Nvidia’nın geliştirdiği çipler ABD’de tasarlanıp Tayvan’da üretiliyor. Yapay zekâ uygulamalarının çalıştığı veri merkezleri Amazon, Microsoft gibi büyük teknoloji şirketlerine; Claude ve ChatGPT gibi büyük dil modelleri ise Anthropic ve OpenAI gibi Amerikan şirketlerine ait. İsrailli dediğimiz startuplar’ın çoğunun yatırımcıları da Amerikalı girişim sermayesi fonları. Demek ki marifet her teknolojiyi kendin geliştirmek değil; asıl marifet en uygun teknolojileri hızla savaş alanında uygulayacak şekilde bir araya getirebilmek. Bunun için güvene dayanan doğru ilişki ağları, risk iştahı, hızlı satın alma ve karar alabilme kapasitesi lazım. Aslında bu resim savunma sanayii için yeni bir modelin de habercisi. Dikey yapılanmış devasa şirketlerin yanında akışkan/çevik yapıya sahip startuplar’a da yer açmak gerekiyor. İsrail’in savaştaki başarısının sırrı sadece teknoloji değil; askerlik, startup ve büyük teknoloji şirketleri arasında kesintisiz dönen insan ve veri akışı.</p>
<p>Savunma Sanayii Başkanı Sayın Haluk Görgün’ün geçen haftaki “Artık sivil teknolojilerin askeri alana uygulamasına odaklanacağız.” açıklaması önemli. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla teknoloji üretmek değil, mevcut teknolojiyi sahaya en hızlı adapte edecek, güvene dayalı ağları kurmak. Bunun için daha çok startup kurmalı, bunları silahlı kuvvetlerimize entegre etmeli, dünyada teknolojiye yön veren şirketlerde Türk çalışan sayısını artırmalı ve bu ağları birbirine entegre şekilde dans ettirebilmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israilin-sirri-daha-iyi-yapay-zeka-degil-daha-cevik-sistem-76716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsrail’in sırrı: Daha iyi yapay zekâ değil, daha çevik sistem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogudaki-savas-ve-turkiye-icin-jeopolitik-firsatlar-76715</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu’daki savaş ve Türkiye için jeopolitik fırsatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’daki güç dengelerinin değiştiği bu dönemde Türkiye’nin jeopolitik konumu yeniden önem kazanıyor. Özellikle Körfez ülkelerinin son yıllarda oluşturduğu “istikrar merkezi” algısının zedelenmesi, uluslararası yatırımcıları ve şirketleri alternatif arayışlara yöneltebilir.</strong></p>
<p>Bu hafta, küresel ölçekte risk algısının zirveye çıktığı dönemlerden biri olarak kayda geçti. Haftaya, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik sert tehditleriyle başladık. Hürmüz Boğazı’nın açılmaması halinde “bir medeniyetin yok edileceği” yönündeki açıklamalar dünya kamuoyunu ciddi şekilde tedirgin etti. Ancak ültimatom süresinin dolmasına saatler kala geri adım atıldı ve İran ile geçici bir ateşkes sağlandı.</p>
<p>Her ne kadar ateşkes kısa vadede finansal piyasalar açısından rahatlama yaratsa da bunun kalıcı bir çözüm sunduğunu söylemek mümkün değil. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sürerken, İran ile bölge ülkeleri arasındaki gerilim de devam ediyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesinin temel hedefleri arasında yer alan rejim değişikliği ve nükleer kapasitenin sınırlandırılması konusunda somut bir ilerleme sağlanamadı. Buna karşılık İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol avantajını daha da pekiştirmiş görünüyor. Üstelik ateşkese rağmen ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam etmesi, gerilimin yeniden tırmanabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özetle, piyasalar açısından geçici bir rahatlama söz konusu olsa da kalıcı bir çözüm ufukta görünmüyor.</p>
<p>Bu belirsizlik ortamı Türkiye ekonomisi üzerinde de önemli baskılar yarattı. Özellikle; döviz rezervlerinde erime, borçlanma maliyetlerinde artış ile enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı kısa sürede hissedildi.</p>
<p>Savaşın şiddetlenmesinin hem küresel ekonomi hem de Türkiye açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı konusunda geniş bir mutabakat var.</p>
<p><strong>Orta/düşük yoğunlukta savaşın </strong><strong>Türkiye ekonomisine etkileri</strong></p>
<p>Peki, çatışmaların daha düşük yoğunlukta; ancak uzun süreli bir seyir izlemesi halinde Türkiye nasıl etkilenir?</p>
<p>Bu senaryoda enerji fiyatları, finansal koşullar ve risk primi üzerinden gelen baskılar Türkiye açısından enflasyon, cari açık ve büyüme kanallarından ekonomiyi zorlamaya devam eder. Ancak bu tablo, tamamen olumsuz bir çerçeve çizmek için yeterli değil. Zira aynı süreç, bazı fırsat alanlarını da beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>Türkiye için jeopolitik fırsat penceresi</strong></p>
<p>Orta Doğu’daki güç dengelerinin değiştiği bu dönemde Türkiye’nin jeopolitik konumu yeniden önem kazanıyor. Özellikle Körfez ülkelerinin son yıllarda oluşturduğu “istikrar merkezi” algısının zedelenmesi, uluslararası yatırımcıları ve şirketleri alternatif arayışlara yöneltebilir.</p>
<p>Bu noktada Türkiye, bölgeye kıyasla daha güvenli ve öngörülebilir bir merkez olarak öne çıkma potansiyeline sahip.</p>
<p>Nitekim son dönemde bazı finansal kuruluşların İstanbul’u bölgesel merkez olarak değerlendirdiğine dair haberler bu eğilimin ilk sinyallerini veriyor. Önümüzdeki dönemde yalnızca finans sektörü değil, reel sektör şirketlerinin de bölgesel operasyonlarını Türkiye’ye kaydırması olası görünüyor.</p>
<p><strong>Turizmde yeni bir denge</strong></p>
<p>Benzer bir dönüşüm turizm tarafında da yaşanabilir. Körfez ülkelerini tercih eden turistler, artan güvenlik riskleri nedeniyle alternatif destinasyonlara yönelebilir. Türkiye’nin güvenli ve erişilebilir bir coğrafya olarak konumlanması, turizm gelirlerini destekleyebilir.</p>
<p><strong>Ticaret rotalarında Türkiye’nin rolü</strong></p>
<p>Jeopolitik gerilimler yalnızca sermaye ve turizm akımlarını değil, ticaret rotalarını da yeniden şekillendirebilir. Bu süreçte Türkiye, coğrafi avantajı sayesinde enerji akışı, lojistik ve ticaret merkezi olarak daha fazla ön plana çıkabilir. Bu da başta inşaat ve ticaret olmak üzere birçok alanda ekonomik aktiviteyi destekleyebilir.</p>
<p><strong>Orta vadede stratejik avantaj</strong></p>
<p>Tüm bu fırsatların kısa vadede sınırlı kalması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak özellikle 2027 ve sonrasında, bölgedeki belirsizlikten kaçınmak isteyen uluslararası şirketlerin ve ticaret ağlarının yeniden konumlanma sürecinde Türkiye önemli bir avantaj elde edebilir.</p>
<p>Sonuç olarak, Orta Doğu’da kalıcı bir çözümün sağlanamaması Türkiye için kısa vadede önemli riskler yaratırken, orta vadede doğru politikalarla değerlendirilebilecek önemli fırsatlar da sunuyor. Bu fırsatların kalıcı kazanımlara dönüşmesi ise büyük ölçüde Türkiye’nin ekonomik istikrarı ve kurumsal güvenilirliğini güçlendirme kapasitesine bağlı olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogudaki-savas-ve-turkiye-icin-jeopolitik-firsatlar-76715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaş ve Türkiye için jeopolitik fırsatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-politikasi-yabanci-yatirimcilar-ve-yerli-balinalar-76714</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para politikası, yabancı yatırımcılar ve yerli balinalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1. Dünya Savaşı’nı ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasını hafızasında tutan Avrupa Merkez Bankası, yüksek enflasyona dayanamaz. Büyük Buhranı gören Fed, işsizliğe dayanamaz. TCMB’nin de rezerv erimesi sevmediğini biliriz. Lakin panik yapmamak gerek.</strong></p>
<p>Eskiden balıkçılar açık denizde gördükleri balinaların yaşını, sırtlarındaki zıpkın yaralarının sayısından anlarmış. Şahit olduğumuz kriz ve çalkantılar, ekonomistlerin zıpkın yaralarıdır ve ben de bu yazıyı yaralarım sızlarken yazıyorum.</p>
<p>Geçen hafta, TCMB’nin Londra’da asimetrik bir iletişim yaptığı ve yabancı yatırımcılara faiz artırımı mesajı verdiği iddia edildi. Olayın bu şekilde gerçekleştiğini düşünmüyorum. Muhtemelen faiz artırım mesajı olarak algılanan cümle şuydu: “Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.”. Sıkılaşma mesajı mı? Evet. Yeni mi? Hayır. Bu cümle TCMB’nin internet sayfasında uzun zamandır var.</p>
<p><strong>Kendi kendini gerçekleştiren kehanet</strong></p>
<p>Asimetrik iletişim endişesinin yaşanması bir vaka ve TCMB de buradan ders çıkartmalı. Ama ne olmuş olabilir? Bir ihtimal, yabancı yatırımcı TCMB belgelerine bizim kadar hâkim değildir ve bu cümleye şaşırmıştır. Bir ihtimal de yabancı yatırımcının, kendi portföyünü düşünerek, gönlünden geçeni söylemesi olabilir mi?</p>
<p>Benden duymuş olmayın ama piyasada “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” (self fulfilling prophecy) diye bir şey vardır. Piyasa, önce kendi portföyüne uygun bir beklenti oluşturur, sonra da o beklentinin gerçekleşmesini tetikler. Bunun en kolay yapılabildiği yer de para piyasalarıdır. Hele tasarruf açığınız varsa, rezerv erimesi sizi zayıflatıyorsa, bir de enflasyonunuz yüksekse, piyasa baskısına daha da açıksınızdır. O nedenle yabancı yatırımcının tahminlerini tümden görmezden gelemezsiniz.</p>
<p>Geldiğimiz noktada, önce yabancı yatırımcılardan, takiben de yurtiçindeki oyunculardan faiz artırım beklentisi gelmesi, bu nedenle şaşırtıcı değil. Elbette, gerekçesiz de değil:</p>
<p>- TCMB, fonlamayı politika faizinin 3 puan üzerinden yaptığı için aslında zaten faiz artırdı. Dolayısıyla 300 baz puanlık artırım, politika faizini fiili duruma eşitlemek olacaktır.  </p>
<p>- TCMB’nin 22 Nisan’daki PPK toplantısından sonra, 11 Haziran’a kadar planlı toplantısı yok. Arada olağanüstü toplantı yapma riski almadan, Haziran’a kadar yaşanabilecek belirsizliklere karşı TCMB’nin 22 Nisan’da pas geçmemesi bir seçenek.</p>
<p>- Savaş uzadıkça etkilerinin kalıcı olma riski yükseliyor. Hem enflasyon hem enflasyon beklentileri baskı altında. Bu da TCMB’nin son PPK notundaki sıkılaşma kriterlerinden biriydi.</p>
<p>- Konu talep enflasyonu olmadığı için faiz artırımının işe yaramayacağı da not ediliyor. Ancak Türkiye gibi tasarruf açığı olan ülkelerde, rezerv seviyesi, reaksiyon fonksiyonunun bir değişkenidir. Yani rezervlerdeki azalış, politika tepkisine neden olabilir.</p>
<p>Merkez bankaları tarihlerinden bağımsız değil muhteremler. II. Dünya Savaşı’nı ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasını hafızasında tutan Avrupa Merkez Bankası, yüksek enflasyona dayanamaz. Büyük Buhranı gören Fed, işsizliğe dayanamaz. TCMB’nin de rezerv erimesi sevmediğini biliriz. Lakin panik yapmamak gerek.</p>
<p><strong>22 Nisan’a kadar faiz kararını </strong><strong>etkileyecek pek çok şey olabilir </strong></p>
<p>Zıpkın yarası bol olanlar, TCMB’nin 2011 sunumlarındaki (Londra, Manisa) bir cümlesini hatırlar: Politika duruşu, sadece faiz seviyesi ile değil bütün politika araçlarının bileşimi ile belirlenir. Aynı sunumda, tüm kamu otoriterlerinin eşgüdüm içerisinde faiz dışı araçları değerlendirmesinden de bahsedilir ve araçlara örnekler de verilir. Bugün, TCMB ve politika faizi dışında bir şey konuşmamak bana tuhaf geliyor. Konuş-reddet, ona da varım. Ama neden hiç konuşulmaz?</p>
<p>22 Nisan’a kadar faiz kararını etkileyecek pek çok şey olabilir. O nedenle bu yazı, faiz tahminimle ilgili değildir. Bu yazı, “Doğru şeyi, doğru nedenle yapalım” demek için yazılmıştır. Yerli balinalar, yabancı yatırımcı beklentisinin önemini de sadece ona göre politika yapılmaması gerektiğini de bilir. Burası açık deniz muhteremler!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-politikasi-yabanci-yatirimcilar-ve-yerli-balinalar-76714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para politikası, yabancı yatırımcılar ve yerli balinalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-istikrar-mi-fiyat-istikrari-mi-76713</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal istikrar mı, fiyat istikrarı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son dönemlerde yapılan değerlendirmelerde, fiyat istikrarından çok finansal istikrarı önceleyen bir eğilim ortaya çıktı. Bunun temel nedeninin, hem piyasaların hem de korkarım ki, ekonomi yönetiminin fiyat istikrarını tesis etme hedefinden çok uzaklaştığımızı düşünmesi olduğunu tahmin ediyorum.</strong></p>
<p>Dün sabah BloombergHT kanalında Zeynep Erataman’ın konuğu oldum. İran ile ABD’nin, kırılgan da olsa bir ateşkes üzerinde anlaşmış olmasının yarattığı rahatlama ve bunun Türkiye’de Merkez Bankası açısından ne anlam ifade ettiğine dair konuşurken, Zeynep Hanım “bana finansal istikrar mı yoksa fiyat istikrarı mı?” diye sordu. Çok kısa ama çok yerinde, doğru bir soru. Bu haftaki yazımın konusuyla ilgili bana esin kaynağı olduğu için kendisine teşekkür ediyorum.</p>
<p>Sorunun cevabı benim açımdan çok net ve yayında da hiç tereddüt etmeden söyledim: Elbette ve tartışmasız bir şekilde fiyat istikrarı. Nedeni de son derece basit: Fiyat istikrarını sağlamadan, finansal istikrarı sağlamamız zaten mümkün değil. Peki o zaman Zeynep Hanım neden böyle bir şey sordu? Asıl üzerinde düşünmemiz gereken konu tam da bu. Zeynep Hanım, işini iyi yapan bir insan olarak, son dönemde gerek ekonomi yönetiminden gerekse piyasa aktörlerinden sıkça duyduğumuz finansal istikrar vurgusunu anlamlandırmaya çalıştı. Zira son dönemlerde yapılan değerlendirmelerde, fiyat istikrarından çok finansal istikrarı önceleyen bir eğilim ortaya çıktı. Bunun temel nedeninin, hem piyasaların hem de korkarım ki, ekonomi yönetiminin fiyat istikrarını tesis etme hedefinden çok uzaklaştığımızı düşünmesi olduğunu tahmin ediyorum. Savaştan önce bile, piyasalardaki en iyimser tahminler dahi Merkez Bankası’nın enflasyon tahmininin üst bandının üzerindeyken, savaş sonrasında beklentiler tamamen bozuldu ve 2026 sonu için %30’a kadar yükselen enflasyon tahminleri duymaya başladık. Bu durumda öncelik, ister istemez finansal istikrara kaydı.</p>
<p><strong>Dezenflasyon programının en önemli </strong><strong>bileşenlerinden biri kur istikrarı</strong></p>
<p>Türkiye’de finansal istikrar denildiğinde ilk akla gelen genellikle döviz piyasaları oluyor. Elbette, para ve hisse senedi piyasalarındaki istikrar da gözetiliyor. Ancak, 2023 seçimlerinden sonra başlayan dezenflasyon programında döviz piyasalarındaki ılımlı seyir önemli bir ağırlık taşıyor. Türkiye gibi yetersiz yurtiçi tasarrufları nedeniyle dış finansmana bağımlı olan bir ülkede, üstüne üstlük bir de yerel ekonominin bir hayli dolarize olduğu bir dönemde, ekonomi yönetiminin döviz kurlarını kontrol altına tutmak istemesi son derece doğal. Dolayısıyla, yaklaşık üç yıl önce başlayan ve hâlâ devam eden dezenflasyon programının en önemli bileşenlerinden bir tanesi döviz kurlarındaki istikrar. Burada bir konunun altını özellikle çizmek istiyorum. Programın amacı, önce dezenflasyon (fiyat artışlarının yavaşlaması) ve ardından fiyat istikrarını (düşük tek haneli enflasyon) sağlamak. Bu temel amaca ulaşmak için kullanılacak araçlardan bir tanesi ise döviz kuru istikrarı. Neyin amaç, neyin bu amaca ulaşmak için kullanılan bir araç olduğuna dair bir kafa karışıklığımız olmaması lazım.</p>
<p>Şimdi gelin, son üç yılın döviz piyasası istikrarı açısından bir muhasebesini yapalım:</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="217">
<p><strong>Tablo 1: Kümülatif Artışlar (%)</strong></p>
</td>
<td width="76"> </td>
<td width="68"> </td>
<td width="64"> </td>
<td width="104"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="217">
<p><strong> </strong></p>
</td>
<td width="76">
<p><strong>ABD $/TL</strong></p>
</td>
<td width="68">
<p><strong>EUR/TL</strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong>TÜFE</strong></p>
</td>
<td width="104">
<p><strong>ÜFE</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="217">
<p><strong>30 Haziran 2023-31 Mart 2026</strong></p>
</td>
<td width="76">
<p>71,9</p>
</td>
<td width="68">
<p>81,2</p>
</td>
<td width="64">
<p>186,1</p>
</td>
<td width="104">
<p>121,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="217">
<p><strong>31 Mart 2025-31 Mart 2026</strong></p>
</td>
<td width="76">
<p>17,0</p>
</td>
<td width="68">
<p>24,8</p>
</td>
<td width="64">
<p>30,9</p>
</td>
<td width="104">
<p>28,1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="217">
<p><strong>31 Aralık 2025-31 Mart 2026</strong></p>
</td>
<td width="76">
<p>3,6</p>
</td>
<td width="68">
<p>1,1</p>
</td>
<td width="64">
<p>10,0</p>
</td>
<td width="104">
<p>7,6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Yukarıdaki</strong> tablonun ilk satırından da görebileceğiniz gibi, dezenflasyon programının başladığı 2023 yılının Haziran sonundan itibaren hesapladığımızda, bu yılın Mart sonu itibariyle ÜFE bazlı toplam fiyat artışı %121,7; TÜFE bazlı toplam fiyat artışı ise %186,1 olmuş. Aynı dönemde ABD Doları/TL kurundaki artış %71,9; Euro/TL kurundaki artış ise %81,2 olarak hesaplanıyor. Yani, kurlardaki artışlar, enflasyondaki artışın bir hayli gerisinde kalmış görünüyor.</p>
<p>Tablonun ikinci satırında son 12 ayda; üçüncü satırında ise bu yılın başından beri durumun nasıl seyrettiğini görebilirsiniz. Üçüncü satıra göre, bu yılın ilk üç aylık döneminde, kümülatif enflasyon ÜFE bazında %7,6; TÜFE bazında ise %10 olmuş. Aynı dönemde dolar kurundaki artış %3,6 olurken, euro kurundaki yükseliş %1,1’de kalmış. Arada ciddi bir fark var.</p>
<p>Bu şekilde bakıldığında, programın başından itibaren döviz kurlarının tam da tasarlandığı gibi davrandığını söyleyebiliriz. Ne var ki, aradan geçen 33 ayda, enflasyonu ilk hedeflenen seviyelere düşüremediğimiz gibi (2023 yılındaki OVP’de 2026 sonu için enflasyon tahmini %8,5 idi), ara yıllarda yukarı çekilen yeni hedeflere de yaklaşamamışız (2025 yılındaki OVP’de 2026 sonu için enflasyon tahmini %16 idi). Yani, programa başlarken, 2026 sonu için %8,5 enflasyon hedefiyle yola çıkıp, 2025’te bunu %16’ya yükselttikten sonra, bugün piyasa beklentisinin %25-30 civarında olduğu bir durumla karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>Hedeften uzaklaştıkça kurlar </strong><strong>üzerindeki baskı artıyor</strong></p>
<p>Ana amaç olan enflasyonu düşürme konusundaki başarısızlığı bu şekilde tespit ettikten sonra, şimdi araç olarak kullanılan döviz kurları meselesine bakalım. Eğer dezenflasyon programı yolunda gitseydi, ekonomi yönetiminin döviz kurları üzerindeki baskıyı kademeli bir şekilde azaltması ve tek haneli enflasyon ufukta göründüğünde, enflasyonla daha uyumlu kur artışlarına izin vermesi beklenirdi. Ne var ki, bugün geldiğimiz noktada, enflasyon hedeflerinden uzaklaştıkça, kurlar üzerindeki baskının arttığını görüyoruz. <strong>Yukarıdaki</strong> tablonun son iki satırındaki dolar kurundaki artışlarıyla, enflasyon arasındaki farklara baktığımızda, bu yılın ilk üç aylık döneminde ciddi bir artış görüyoruz. Dolar kuru üzerinden gidecek olursak, Mart 2026 itibariyle son bir yıllık kur artışı, TÜFE enflasyonunun %55’i seviyesinde hesaplanırken, sadece son üç aya baktığımızda, kur artışı enflasyonun %36’sında kalmış. Euro/dolar paritesindeki hareketin bir yansıması olarak, euro/TL kurundaki durum daha da vahim: Bu yılın ilk üç ayında euro/TL kurundaki artış, enflasyonun sadece %11’i kadar olmuş.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, ana amaç olan enflasyonu düşürmekte zorlandıkça, araç olarak kullandığımız döviz kuru istikrarının üzerindeki baskıyı artırmışız. Kurlardaki artışla enflasyon arasındaki makas kapanacağına, daha da açılmış. Nisan ayında %3-4 civarında gelmesi beklenen aylık enflasyonla birlikte, bu makas daha da açılacak. Bu durum, zaten uzun süredir zorlanmakta olan reel sektörün sıkıntılarının devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda, Zeynep Hanım’ın bana fiyat istikrarı mı finansal istikrar mı diye sormasından daha doğal bir şey olamaz. Öyle bir noktaya geldik ki, sanki ekonomi programının temel hedefi kurları tutmak. Faizleri, döviz rezervlerini, yabancı yatırımcıların ruh halini, yerli yatırımcıların dolarizasyon ihtimalini hep döviz kurları üzerindeki olası etkileri üzerinden tartışıyoruz. Sanki kurları tutmaya devam edebilirsek, bütün sorunlarımız çözülecek gibi bir hava oluşuyor. Halbuki asıl derdimiz, enflasyonu amasız ve fakatsız olarak acilen tek haneli sayılara düşürmek ve kalıcı fiyat istikrarını tesis etmek olmalı. Bunu da kurları tutarak yapamadığımız ve önümüzdeki dönemde de yapamayacağımız ortada. Şimdi yeni bir şeyler düşünmemiz ve söylememiz lazım. Gerisi boş laf.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-istikrar-mi-fiyat-istikrari-mi-76713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/finansal-istikrar-mi-fiyat-istikrari-mi-1775799199.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal istikrar mı, fiyat istikrarı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbuldan-neden-bir-dubai-olmaz-76712</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’dan neden bir Dubai olmaz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dubai’yi ön plana çıkaran unsurlara baktığımızda, vergi avantajı elbette başlangıç için önemli bir katalizatördü. Ancak yıllar ilerledikçe, bunun dışındaki hususlar da çevre ülkelerden ayrışmasına imkân tanıdı.</strong></p>
<p>Pandemi döneminde Türkiye’nin ihracatının artması pek çok iş dünyası temsilcisi tarafından kalıcı olacak şeklinde yorumlanmıştı. Hatta daha da ileri gidenler, Türkiye’nin Çin’in yerini alacağını iddia etmişti.</p>
<p>Oysa o dönemde tüm dünya kapalıyken, Türkiye pandemiyi doğru yönetmiş, tam kapanmaya imkân tanımamıştı. İş dünyası çalışmaya, üretmeye devam etti. Rakiplerin neredeyse tamamı kapalıydı. Bu zaten başlı başına büyük avantajken, konteyner gemilerinin Çin limanlarında beklediği, küresel ticarette konteyner bulunamadığı bir ortamda, Türkiye’den karayolu ile Avrupa’ya kolayca ulaşılabilmesi fazladan bir avantaj daha yükledi Türkiye’ye. Bir de bunun yanında, pandemi şartlarında yüksek miktarda satın alma yapmaktansa, ihtiyacı kadar tedarik etme eğiliminde olan dış talep, küçük ölçekte iyi iş yapan, Avrupa standartlarında üretim gerçekleştiren Türkiye’deki küçük ve orta boy işletmelere yöneldi. Bu gerçeklikleri göremeyen, görmezden gelen bazı iş dünyası temsilcileri destansı söylemlerle, pandemi şartlarının pandemi sonrasında da süreceğini dile getirdiler. Maalesef öyle olmadı.</p>
<p>O gün; dünyadaki gelişmeleri, Türkiye’nin avantaj ve dezavantajlarını, Türkiye’de iş yapabilirliği doğru okuyamayan iş dünyasının bahsi geçen temsilcileri, bugün de yine dünyayı ve Türkiye’yi doğru okuyamıyor. <strong>Yine yeniden destansı söylemlerle İstanbul’un Dubai’nin yerini alabileceğini söylüyor. Üstelik bunların büyük bir kısmı Dubai’yi görmüş olmasına rağmen bunları dile getiriyor.</strong></p>
<p><strong>ABD-İsrail-İran savaşından doğrudan etkilenen Dubai’nin yerini İstanbul alabilir mi? Bir bakalım.</strong></p>
<p><strong>GFCI Dubai yükseldi, </strong><strong>İstanbul geriledi</strong></p>
<p>Dubai, son 20 yıldır bölgesel bir ticaret merkezinden küresel bir finans merkezine dönüşmek için çalışıyor. Küresel Finans Merkezleri Endeksi’nin 39’uncu baskısı (GFCI 39) 26 Mart 2026’da yayımlandı. GFCI 39, dünya genelindeki 120 finans merkezinin gelecekteki rekabet gücünü ve sıralamasını değerlendiriyor. GFCI, politika ve yatırım karar vericileri için değerli bir referans görevi görüyor. Shenzhen’deki Çin Kalkınma Enstitüsü (CDI) ve Londra’daki Z/Yen Partners, GFCI’nin hazırlanmasında iş birliği yapıyor. GFCI her mart ve eylül ayında güncellenip yayınlanıyor ve küresel finans topluluğundan büyük ilgi görüyor.</p>
<p><strong>2026 Endeksi’nde; Dubai ve Abu Dabi Orta Asya ve Afrika bölgesinde birinci ve ikinci sıraları almaya devam ederken, Dubai küresel ölçekte ilk 10’a girerek yedinci sıraya yükseldi.</strong></p>
<p><strong>İstanbul;</strong> Merkez Asya ve Doğu Avrupa grubunda yer alıyor. <strong>Küresel endekste 101. sırada.</strong> <strong>Bir önceki sıralamadan 13 basamak aşağıya düşmüş durumda. </strong>Daha önemlisi, İstanbul, Küresel Merkezler Grubu’nda yer almıyor. Yeri <strong>‘uluslararası merkezler’</strong>. Üstelik bu grupta da <strong>‘uluslararası yarışmacılar’</strong> arasında.</p>
<p><strong>Uluslararası işletmeler için tanıdık </strong><strong>ve şeffaf bir yasal ortam sağlıyor</strong></p>
<p>Dubai’yi ön plana çıkaran unsurlara baktığımızda, vergi avantajı elbette başlangıç için önemli bir katalizatördü. Ancak yıllar ilerledikçe, bunun dışındaki hususlar da çevre ülkelerden ayrışmasına imkân tanıdı.</p>
<p><strong>Dubai Uluslararası Finansal Merkezi’nin (DFIC) en büyük fark yaratan özelliği, DIFC’nin Birleşik Arap Emirlikleri Medeni Hukuku’ndan bağımsız olarak, İngiliz hukukuna dayalı bir ortak hukuk sistemi altında faaliyet göstermesi.</strong> Kendi mahkemeleri, tahkim merkezi ve düzenleyici kuruluşu (DFSA) ile uluslararası işletmeler için tanıdık ve şeffaf bir yasal ortam sağlamakta.</p>
<p><strong>Herhangi başka bir ülkede keyfi hukuki uygulamalarla, bugünden yarına değişen finansal ve mali düzenlemelere muhatap olmak istemeyenler için bu çok ama çok önemli bir özellik.</strong> Sadece bu yapısı itibarıyla bile İstanbul, Dubai’ye alternatif olamaz.</p>
<p>İçeride bizler hukuki uygulamalardan çokça şikâyet ederken, Dubai’den gelecek yabancı sermayeyi Türkiye’ye böyle bir ortamda çekebilmek mümkün değil. Özellikle son dönemlerde mülkiyet hakkına ilişkin ciddi sıkıntıların olması da, yabancıyı bırakın savaş ortamında, normalleşen süreçte bile getiremememiz için bir neden.</p>
<p><strong>Bunların yanında, BAE’nin aksine, DIFC’deki işletmeler, yerel bir BAE sponsoru veya ortağına ihtiyaç duymadan yüzde 100 yabancı mülkiyete sahip olabiliyor. Kurumlar vergisi ve kişisel gelir vergisi, 50 yıl garantili olarak sıfır. Sermayenin geri dönüşünde veya kâr transferlerinde bir kısıtlama yok. Stopaj yok</strong>.</p>
<p>Dubai Finansal Hizmetler Otoritesi (DFSA), Dubai Uluslararası Finans Merkezi’nde (DIFC) gerçekleştirilen veya buradan yürütülen finansal hizmetlerin bağımsız düzenleyicisi bir kurum. <strong>2004 yılında kurulan DFSA, finansal bütünlüğü ve yatırımcı korumasını sağlamak amacıyla bankacılık, varlık yönetimi, menkul kıymetler, İslami finans ve kripto varlıkları düzenlemiş. DFSA, uluslararası alanda bilinen ve IOSCO, FATF, Basel gibi küresel standartlarla uyumlu bir yapı.</strong> Bu özellik firmalara uluslararası muhataplarıyla işlem yaparken düzenleyici güvenilirlik kazandırıyor.</p>
<p><strong>BAE, 130’dan fazla ülke ile çifte </strong><strong>vergilendirme anlaşmasına sahip</strong></p>
<p>DFSA’nın başında Mark Steward var. Bu göreve gelmeden önce, Hong Kong Menkul Kıymetler ve Vadeli İşlemler Komisyonu’nda (SFC) İcra Bölümü’nden sorumlu İcra Direktörü olarak görev yapmış. <strong>Örneğin, Merkez Bankası yöneticiliğinde başarısız olmuş birini buraya atamamışlar. </strong></p>
<p><strong>Birleşik Arap Emirlikleri, 130’dan fazla ülkeyle kapsamlı bir çifte vergilendirme anlaşması ağına sahip ve bu da DIFC’de faaliyet gösteren işletmelere avantaj sağlıyor.</strong> Bu özelliği sayesinde gelişmekte olan ülkelere açılan bir kapı adeta.</p>
<p><strong>Bunların yanında, BAE dinarı (AED) 1997 yılından beri resmi olarak 1 USD = 3,6725 AED sabit kuruyla Amerikan dolarına sabitlenmiş. Bu sabitleme, BAE Merkez Bankası tarafından para birimi istikrarını sağlamak, ticarette döviz kuru riskini azaltmak ve yatırımcı güvenini desteklemek amacıyla sürdürülüyor ve bu güven güçlü AED ile verilmiş durumda. </strong></p>
<p><strong>Yabancı çalışanlar için en önemli hususlardan biri de çocuklarının alacağı eğitim.</strong> Dubai bu anlamda da İngiliz, Amerikan, AB ve diğer müfredatlardan geniş bir seçim yelpazesi sunan bir şehir.</p>
<p><strong>Keşke İstanbul Finans Merkezi projesi bir inşaat projesinin çok daha ötesine geçebilseydi. </strong>Zaten o vizyon yaratılabilmiş olsaydı, sanırım Türkiye bugünkü ekonomik göstergelerin çok daha ötesinde bir refah ülkesine dönüşebilirdi.</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbuldan-neden-bir-dubai-olmaz-76712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/6-1775800851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’dan neden bir Dubai olmaz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynak-mi-maliyet-mi-76711</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan; kaynak mı maliyet mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İyileri özenle bir kenara bırakarak diyorum ki Türkiye’de pek çok işletme, kendi insan kaynaklarının işgali altındadır. Yeni nesil insan kaynakları oluşturun ki yeni çağın iş yapma modellerine geçebilin</strong>.</p>
<p>Biliyorum tuhaf bir soru ama şu sıralar çok fazla sorguluyorum. Kurumların, şirketlerin <strong>insan kaynakları birimlerini sorgulama</strong> zamanı bence geldi. Zira şu anda pek çok kurum, <strong>kabiliyetin</strong> hayati önemini konuşurken; ekseriyeti de insanı “<strong>kaynak</strong>” olarak değil, “<strong>maliyet</strong>” olarak görme eğiliminde...</p>
<p><strong>Yeni nesil insan kaynakları</strong> <strong>yönetimi</strong> önem kazanıyor. Değişen dünyadaki İK’ların da değişmesi gerektiğini sürekli yazıp, çiziyoruz.  Yıllardır <strong>İK’ların işletmelere katkılarını</strong> ve <strong>risklerini</strong> inceledim. Öncelikle tezimi sunayım; <strong>Türkiye’de pek çok işletme, kendi insan kaynaklarının işgali altındadır.</strong></p>
<p><strong>İNSANI SEVMEYEN, KAYNAĞINI KURUTUR</strong></p>
<p>Eğer <strong>İK silolarında CV biriktirip</strong> diploma peşinde koşar, <strong>kabiliyetleri görecek kabiliyetiniz yoksa</strong> yandınız. Hele ki bu yeni çağda işletmenizdeki <strong>insanları sevmiyorsanız</strong>, insan kaynaklarınız kuruyor demektir. <strong>İnsan sevmeyen insan kaynakları olur mu</strong>? O kadar çok örneğin tanığı oldum ki şaşarsınız.</p>
<p>Eğer siz <strong>tecrübe maddesini abartıp</strong> iş vermez iseniz <strong>yeni mezunlar nasıl tecrübe kazanacak</strong>? İş ilanlarına bakın. İnsan kaynakları siteleri ve iş mülakatlarında <strong>tuhaflıklar</strong> oluşmaya başladı. Nitelikli işsizleri mi ti’ye alıyorlar yoksa <strong>bulundukları kurumu mu sabote ediyorlar</strong>, anlayan beri gelsin…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yeni nesil İK’ya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Diploma mı?</em></strong></p>
<p>Belki hala <strong>gerek şarttır</strong> ama <strong>yeter şart değildir</strong>. Dünyada diplomanın önemi azalıyor. Marka okulların diplomaları dahi sorgulanır oldu. Kuruma, şirkete <strong>değer üretemeyen diploma</strong>, çöp değerindedir artık.</p>
<p><strong><em>Beceri mi?</em></strong></p>
<p><strong>Giderek önem kazanıyor</strong>. Yeni nesil İK’lar kendilerini “<strong>kabiliyet avcısı</strong>” şeklinde nitelendirmeye başladı. <strong>Diploma aramak nitelik gerektirmez</strong> ama <strong>kabiliyeti bulup çıkarmak başlı başına kabiliyet</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TECRÜBE ARAYANLAR DİKKAT; İNSANIN DÜNÜNÜ DEĞİL YARININI İŞE ALIN</strong></p>
<p><strong>Paranı</strong>, <strong>fabrikanı</strong>, <strong>pazarını</strong> kaybedebilirsin ama seni var eden <strong>insan kaynağını kaybedersen</strong>, gidersin. Patronlar bilsin ki; <strong>diplomaya geçit veren beceriyi kapıdan kovan</strong>, yeni mezundan tecrübe talep edecek kadar vizyonsuzların İK’sında konuşlandığı işletme olmayın. <strong>Aman dikkat batabilirsiniz.</strong></p>
<p><strong>İNSAN KAYNAKLARI LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Dil</strong>: Başvurulardan yabancı dile takıntılılar; anadilini bilmiyorsa yabancı dilin fazlaca önemi yoktur</p>
<p><strong>Diploma</strong>: Okullar diploma kazandırır ama beceri ve kabiliyet daha derinde yatan özelliklerdir</p>
<p><strong>Test</strong>: İK çalışanlarının IQ’su, kuruma gereken kabiliyeti bulmada yetersiz kalıyor, test yanıltabilir</p>
<p><strong>Tecrübe</strong>: Yeni mezundan dahi bunu arayanlar; geçmişi değil, geleceği işe almanız gerekiyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynak-mi-maliyet-mi-76711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/kadin-calisan-yorgun-bilgisayar-1760373667.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan; kaynak mı maliyet mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefini-degistirmek-icin-artik-bir-gerekce-var-76710</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon hedefini değiştirmek için artık bir gerekçe var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası savaş gerekçesiyle 2026 yılının enflasyon hedefini yukarı çekebilir.</strong></p>
<p><strong>✓ Mevcut durumda 2026 yılının enflasyon tahmin aralığı yüzde 15-21, enflasyon hedefi ise yüzde 16 ya; işte 14 Mayıs’ta açıklanacak yılın ikinci enflasyon raporunda bu oranlar 3’er puan artırılabilir.</strong></p>
<p><strong>✓ Yani tahmin aralığı yüzde 18-24 olabilir, enflasyon hedefi de yüzde 19’a yükseltilebilir.</strong></p>
<p>Merkez Bankası 2025’in ağustos ayında açıkladığı enflasyon raporunda enflasyon tahmin ve hedefine ilişkin temel bir değişiklik yaptı. O döneme kadar enflasyonla ilgili olarak alt ve üst sınır belirlenir ve bu sınırların orta noktası enflasyon tahmini olarak ifade edilirdi. Merkez Bankası, Ağustos 2025’te yayımladığı raporda ise tahmin ile hedef ayrımına gitti ve bu konuda şöyle denildi:</p>
<p><strong>“TCMB orta vadeli tahmin iletişimi çerçevesinde değişikliğe giderek tahmin patikasının yanı sıra her yıl için yıl sonu odaklı bir ara hedef tanımlamıştır. 2025, 2026 ve 2027 yılları için ara hedefler sırasıyla yüzde 24, yüzde 16 ve yüzde 9 olarak belirlenmiştir. TCMB, enflasyon raporu dönemlerinde gerçekleşme ve varsayımlardaki değişiklikleri dikkate alarak tahminlerinde güncellemeye gidebilecektir. Ancak, taahhüt ve çıpa işlevi gören ara hedefler, varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek ve politika faizine ilişkin patikanın içsel olarak belirlenmesinde referans olarak alınacaktır.”</strong></p>
<p>2025 yılının hedefi yüzde 24 olarak belirlenmişti ama o yılın tahmin aralığı yüzde 25-29’du ve bu oranlar o dönem <strong>“Tahminden düşük hedef olur mu”</strong> diye çok eleştirildi.</p>
<p>Merkez Bankası kasım ayında yayımladığı 2025’in son enflasyon raporunda yıllık hedefi değiştirmeyerek yüzde 24’te tuttu ama tahmin aralığını bu kez yüzde 31-33’e çıkardı.</p>
<p>2026’nın enflasyon hedefi geçen yıl belirlenen yüzde 16 düzeyindeydi, tahmin aralığı da yüzde 13-19’du. Bu yılın ilk enflasyon raporunda tahmin aralığı yüzde 15-21 olarak değiştirildi, hedef ise yüzde 16 olarak korundu.</p>
<h2>16’da ısrar edilecek mi?</h2>
<p>Merkez Bankası’nın ara hedef konusundaki yaklaşımı belli:</p>
<p><strong>“Varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek…”</strong></p>
<p>Peki bir ayı aşkın süren ve şimdilik ateşkesle sonuçlanan savaş varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme gerektirmiş midir?</p>
<p>Herhalde! Ateşkese kesin olarak uyulsa ve iki hafta sonra kalıcı barış sağlansa bile ne enerji fiyatlarının çok kısa sürede eski düzeye dönmesi mümkün olacak, ne de dış ticarette ihracatın sekteye uğraması ve ithalatın artması biçiminde kendini gösteren sorunlar bir anda geride bırakılabilecek.</p>
<p>Artan enerji fiyatlarında yaşanacak görece iyileşme yurt içindeki fiyatlara ne yazık ki bire bir yansımayacak.</p>
<p>Dolayısıyla zaten gerçekleşmesi hiç mümkün görünmeyen ve ta belirlendiği tarihte bile kağıt üstünde kalacağı adeta belli olan ve ekonomi yönetiminin artık yarım ağız dahi olsa değinmekten kaçındığı yüzde 16’nın hiç anlamı kalmadı. Ekonomi yönetiminin kaç zamandır 2026 enflasyonu için hedef olarak<strong> “yüzde 20’nin altını”</strong> işaret ettiği zaten gözden kaçmıyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de açık açık hedefin yüzde 19 olduğunu söylemedi mi?</p>
<h2>Merkez Bankası’na alan açıldı</h2>
<p>Merkez Bankası geçen yıl enflasyon hedefini, enflasyon tahmininin bile altında tutarak bu konudaki kararlılığını ortaya koymaya çalıştı. Kararlılık vurgusu ve çabası iyi de, biraz da gerçekçi olmak gerekiyor.</p>
<p>Şimdi Merkez Bankası’na bir alan açılmış durumda. Enflasyon hedefini değiştirmek için savaştan ve bu savaşın yarattığı olumsuzluklardan daha iyi bir gerekçe olur mu?</p>
<p>Dolayısıyla her ne kadar yılın ikinci enflasyon raporunun açıklanacağı 14 Mayıs’a daha bir ay varsa da Merkez Bankası’nın bu raporla birlikte yüzde 16’lık hedefini güncellemesi beklenir.</p>
<p>Yüzde 16’nın baştan beri inandırıcı olmayan bir oran olduğu ortadaydı. Şimdi gayet güzel bir gerekçe ortaya çıktı. Bu oran revize edilip örneğin yüzde 20’ye çıkarıldığında kim Merkez Bankası’na<strong> “Hani olağanüstü bir durum olmadığı sürece hedefi değiştirmeyecektin”</strong> diyebilir ki! Savaştan daha iyi bir olağanüstü durum mu olur?</p>
<h2>Yüzde 18-24 ve yüzde 19</h2>
<p>Bu oranlar ne mi; hemen söyleyeyim…</p>
<p>Mevcut durumda 2026 yılının enflasyon tahmin aralığı yüzde 15-21, enflasyon hedefi ise yüzde 16 ya; işte 14 Mayıs’ta açıklanacak yılın ikinci enflasyon raporunda bu oranlar 3’er puan yukarı çekilebilir.</p>
<p>Yani tahmin aralığı yüzde 18-24 olabilir, enflasyon hedefi de yüzde 19’a yükseltilebilir.</p>
<p>Merkez Bankası <strong>“Yok ben yüzde 16’da ısrar edeceğim ama tahmin aralığını yukarı çekebilirim”</strong> der mi, neden olmasın. Ya da <strong>“Tahmin aralığını yüzde 15-21 olarak sabit tutuyorum”</strong> diye yaklaşabilir mi, o da olabilir. Ne var ki bu yaklaşımlar gerçekçi olmaz.</p>
<p>Enflasyonla mücadele vurgusu iyidir ama gerçekçi bir yaklaşım sergilemek daha iyidir!</p>
<h2>Yüzde 16 mümkün değil ki…</h2>
<p>İlk çeyrekteki enflasyon TÜFE’ye göre yüzde 10 oldu. Buna göre yüzde 16 için son dokuz ay toplamında yüzde 5,5’lik bir alan kaldı. Bu da aylık ortalama yüzde 0,6 artış demek.</p>
<p><strong>“Dokuz ay boyunca aylık yüzde 0,6 olur, niye olmasın”</strong> diyebilen varsa buyursun oldursun!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefini-degistirmek-icin-artik-bir-gerekce-var-76710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon hedefini değiştirmek için artık bir gerekçe var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neocappadociaya-203-milyon-euro-yatiriyor-10-yil-sonra-600-milyon-dolar-yillik-gelir-hedefliyor-76709</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> NeoCappadocia’ya 20.3 milyon Euro yatırıyor, 10 yıl sonra 600 milyon dolar yıllık gelir hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DOF </strong>Robotics Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Mertcan </strong>davet etti:</p>
<p>-          <strong>Amsterdam’da (Hollanda) yatırımcılarla toplantı yapacağız. Toplantımıza bekliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hakan Güldağ </strong>ve <strong>Servet Yıldırım</strong>’la birlikte <strong>Mustafa Mertcan</strong>’ın davetine uyduk, DOF Robotics’in Amsterdam’da gerçekleşen yatırımcı toplantısını izledik.</p>
<p><strong>Mustafa Mertcan</strong>’a DOF Robotics şirketlerinden NEO Planet Genel Müdürü <strong>Tankut Tonger, </strong>DOF Robotics Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Tansel Saraç, Kaan Özçelik, </strong>Batı Avrupa Direktörü <strong>Berk Baltaoğlu, </strong>Pazarlama Direktörü <strong>Ceyda Taş </strong>eşlik etti.</p>
<p>Toplantıya Pusula Portföy Genel Müdürü <strong>Ayşe Seher Aydın, </strong>Osmanlı Portföy Genel Müdürü <strong>Mehmet Gerz, </strong>Garanti BBVA Portföy yöneticilerinden <strong>Mehmet Kapudan, </strong>Sparta Portföy Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Özarslan, </strong>Sparta Portföy Yönetimi Direktörü <strong>Mehmet Özgür Karabağ, </strong>Sparta Portföy Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Uğur Konuk, </strong>Yatırım Finansman’dan <strong>Nil Tola, </strong>TSKB Genel Müdür Yardımcısı <strong>Poyraz Koğacıoğlu, </strong>Azimut Portföy Yönetimi Araştırma Müdürü <strong>Kutluhan Murat Bulut, </strong>Azimut Portföy’ün Portföy Yöneticilerinden <strong>Kutay Ultan</strong>, Yatırım Finansman Halka Arz Aracılık Müdürü <strong>Eda Önder Öztürk, </strong>Şengüler Hukuk Bürosu’ndan <strong>Nihan Uslu Yiğit </strong>de katıldı.</p>
<p><strong>Mustafa Mertcan, </strong>2006 yılında kurdukları DOF Robotics’in kilometre taşlarını izleyerek öyküsünü özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>2008: </strong>6 eksenli eğlence simülatörü hareket kontrol yazılımı yapıldı. 3 boyutlu bilgisayar üretimi grafik görüntü ile film içerikleri hazırlandı.</li>
<li><strong>2009: </strong>Şirketin kendi hareket kontrol yazılımını elektromekanik olarak üretilen 6 eksenli servomotorlu simülatörüyle entegresi gerçekleşti.</li>
<li><strong>2010: </strong>Türkiye’deki AVM’lerde 20’den fazla konumda <strong>“5 Boyutlu Sinema” </strong>ismiyle eğlence simülatörleri satışı yapıldı.</li>
<li><strong>2011: </strong>Globalleşme yolunda ilk adımlar atıldı, Orlando’da (ABD) sektörün en önemli fuarına katılım sağlandı.</li>
<li><strong>2014: </strong>DOF Robotik Sanayi A.Ş. kuruldu.</li>
<li><strong>2015: </strong>Dünyanın ilk 120 kişilik 6 eksenli, 360 derece dönüş kabiliyetine sahip otorobot projesi hayata geçti. 360 derece dönüş eksenine sahip dünyanın ilk roller coster simülatörünün Ar-Ge çalışmaları başladı.</li>
<li><strong>2016: </strong>ABD’ye ilk ihracat yapıldı. Dünyanın önemli parklarından olan <strong>“Universal Studios” </strong>ile 6 eksenli Riot Simülatörü için ortak Ar-Ge çalışması başladı.</li>
<li><strong>2017: </strong>ABD’de, DOF Robotics Inc. kuruldu. <strong>“Marvel Studios” </strong>ile Bangkok’ta 144 kişilik kubbe perdeli 2 katlı <strong>“XD Attraction” </strong>projesiyle adım atıldı.</li>
<li><strong>2018: </strong>Şirket Ar-Ge Merkezi belgesi alıp teşvik kapsamına girdi. Kreatif tasarım ekibi oluşturuldu.</li>
<li><strong>2019: </strong>Taşkent’te (Özbekistan) ilk <strong>“Flying Theather”</strong>a imza atıldı. Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirilen ilk aktif oyunlu simülatör <strong>“Defender” </strong>Orlando’da vitrine çıkarıldı.</li>
<li><strong>2020: </strong>ABD merkezli <strong>“FELD Entertainment”</strong>e ait <strong>“Monster Jam” </strong>markasının kullanım hakları alındı. Marka için özel bir simülasyon geliştirilerek dünya pazarına sunuldu. Ar-Ge merkezinde geliştirilen otonom araç projesinin ürünü <strong>“Robocare” </strong>üretildi.</li>
<li><strong>2021: </strong>Atatürk Havalimanı İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi’nde fabrika kuruldu. İstanbul Çamlıca Kulesi’nde 1200 metrekarelik dijital temapark konseptli <strong>“Hedef Ay” </strong>projesi hayata geçirildi.</li>
<li><strong>2023: </strong>Finlandiya merkezli <strong>“Rovio” </strong>firmasının dünyaca ünlü dijital oyun <strong>“Angry Birds” </strong>markasının global hakları alındı. Marka için yeni nesil yarış simülatörleri geliştirilip pazara sunuldu. <strong>“Turquality” </strong>programı kapsamına girildi.</li>
<li><strong>2024: </strong>ABD’nin Texas eyaletinde showroom açıldı. Hollanda’da Avrupa merkezi devreye girdi.</li>
<li><strong>2025: </strong>Şirket hisseleri Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladı.</li>
</ul>
<p>2025 yılı sonuçlarını paylaşmadan önce DOF Robotics’in şu yönüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>DOF Robotics, yüksek teknolojili ürünlerinin yüzde 90’dan fazlasını 60’tan fazla ülkeye ihraç ediyor. 3 ülkede ofisimiz, 3 ülkede de temsilciliğimiz bulunuyor.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d87ebfe7de8-1775795903.jpg" alt="" width="700" height="328" />
<figcaption><strong>Soldan sağa: Berk Baltaoğlu, Mustafa Mertcan, Tankut Tonger</strong></figcaption>
</figure>
<p>Finansal tablolarını ekrana yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>2024 yılında 1.5 milyar lira olan aktif büyüklüğümüz 2025’te 3.5 milyar liraya yükseldi.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında 628 milyon lira olan hasılatımız 2025’te 1 milyar 11 milyon liraya çıktı.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında 416 milyon lira olan brüt kârımız yüzde 67’lik artışla 673 milyon liraya ulaştı.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında 297 milyon lira olan FAVÖK yüzde 39’luk artışla 2025’te 390 milyon lira oldu.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Tankut Tonger, “NeoCappadocia” </strong>projesi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Kapadokya’da 20.3 milyon Euro’luk yatırımla bölgenin ilk eğlence merkezini kurmak üzere harekete geçtik. Projede otel, restoran, balon simülatörü, gösteri merkezi ve uçuş tiyatrosu yer alacak.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Mertcan, </strong>bu noktada DOF Robotics’in yatırım planlarıyla ulaşacağı hedefin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İşletmecilik projeleriyle önümüzdeki 10 yılda 600 milyon dolar gelir elde etmeyi hedefliyoruz. NeoCappadocia, bu stratejimizin ilk ve en önemli adımı olacak.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Mertcan, </strong>ekibiyle birlikte <strong>“akıl teri ve tasarımla” </strong>DOF Robotics’i 20 yılda ürünlerinin yüzde 90’ından fazlasını 60’tan fazla ülkeye ihraç edebilen noktaya ulaştırmayı başardı…</p>
<p><strong>“NeoCappadocia” </strong>projesi ile açtıkları kapı, DOF Robotics’i 10 yılda 600 milyon dolara rahatlıkla taşıyabilecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘NeoCappadocia’ 22.4 milyon Euro ciro ile yola çıkar, 2.3 yılda yatırımı geri dönebilir</span></h2>
<p><strong>DOF </strong>Robotics Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Mertcan, “NeoCappadocia” </strong>projesinin detaylarına geçmeden önce, Kapadokya’nın turizm verileri üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Konaklayan </strong><strong>t</strong><strong>uristler: </strong>2025 yılında 2 milyon 205 bin 619 turist Kapadokya bölgesinde konakladı.</li>
<li><strong>Müze ve </strong><strong>ö</strong><strong>ren </strong><strong>y</strong><strong>erleri </strong><strong>z</strong><strong>iyaretleri: </strong>2025 yılında bölgedeki müze ve ören yerleri ziyaretçisinde 4 milyon 523 bin 275 kişi ile rekor kırıldı.</li>
<li><strong>Sıcak </strong><strong>h</strong><strong>ava </strong><strong>b</strong><strong>alonu </strong><strong>d</strong><strong>eneyimi: </strong>2025 yılında 223 uçuş gününde 156 balonun aynı anda havada olduğu dönem yaşandı. Balon yolcusu 754 bin 098 kişiye ulaştı.</li>
<li><strong>Konaklama </strong><strong>a</strong><strong>ltyapısı ve </strong><strong>g</strong><strong>eceleme: </strong>Bölgede 32 bin 037 yatak kapasitesine sahip 883 tesis var. Ortalama geceleme 1.8-1.95 güne denk geliyor. 2025’te 4.29 milyon geceleme gerçekleşti.</li>
</ul>
<p>DOF Robotics teknolojisiyle donatılacak <strong>“NeoCappadocia”</strong>nın yatırımının 20.3 milyon Euro’yu bulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tesisimizin yıllık 500 bine yakın ziyaretçiye ulaşacağını, kişi başına 30 Euro harcayacağını öngörüyoruz. Tesisin 22.4 milyon Euro’luk yıllık ciroya ulaşabileceği</strong><strong>ni</strong><strong> öngörüyoruz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d87ed71c63e-1775795927.jpg" alt="" width="700" height="401" /></strong>Bu hesapla yatırımın geri dönüşüyle ilgili beklentilerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım bedelimizin 2.3 yıl gibi kısa sürede geri dönebileceğini düşünüyoruz. Yani, sektör standartlarının üzerinde, yüksek nakit akışı sağlayan hızlı geri kazanım modeli olacak. </strong>“NeoCappadocia”<strong>yı 12 ay boyunca hizmet verecek şekilde tasarladık.</strong></p>
<p><strong>“Flying Theater” </strong>konseptine işaret etti:</p>
<p>-          “NeoCappadocia” <strong>gibi </strong>“Flying Theater” <strong>konseptini Türkiye’nin farklı şehirlerinde hayata geçirmeyi planlıyoruz. İstanbul Beyoğlu’nda planladığımız </strong>“Flying Theater” <strong>projesinde tüm kurulum ve yatırım süreçlerini DOF Robotics olarak üstleneceğiz.</strong></p>
<p>Antalya’ya uzandı:</p>
<p>-          <strong>Bunun yanı sıra Antalya şehir merkezinde hayata geçirmeyi planladığımız </strong>“Flying Theater” <strong>yatırımıyla da şehrin turizm ve eğlence ekosistemine yeni bir deneyim kazandırmayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Deneyim ekonomisine yönelik geliştirdikleri yeni nesil markaları <strong>“Neo Planet”</strong>i de anlattı:</p>
<p>-          “Neo Planet”<strong>i uluslararası ölçekte büyütmeyi hedefliyoruz. Teknolojiyi oyun ve interaktif deneyimle buluşturan bu konsepti farklı ülkelerde yeni merkezlerle yaygınlaştırmayı düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Ardından şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Amacımız Türkiye’yi teknoloji ve inovasyon turizminin önemli merkezlerinden biri haline getirmek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eğlence teknolojileri 100 milyar doları aşıyor, Türkiye ihracatıyla ilk 10’a giriyor</span></h2>
<p><strong>DOF </strong>Robotics Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Mertcan, “Deneyim Ekonomisi: Tema Parklar ve Eğlence Endüstrisi” </strong>başlıklı sunumunda sektörün dünyadaki büyüklüklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Eğlence teknolojileri bugün dünyada 100 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Artan turizm hareketliliği, deneyim ekonomisinin yükselişi ve şehirlerin cazibe merkezi yaratma ihtiyacı bu büyümeyi destekliyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tema park ve deneyim odaklı yatırımlar eğlencenin yanı sıra istihdamdan turizme kadar geniş bir ekonomik etki yaratıyor.</strong></p>
<p>Orlando, Paris ve Japonya’ya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2023 yılı verilerine göre dünya genelinde en büyük 10 tema parkında ziyaretçi sayısı 512 milyonun üzerine çıkarken yıllık artış yüzde 30 seviyesinde gerçekleşti. Asya-Pasifik bölgesinde bu oran yüzde 78’e çıktı, 146 milyon ziyaretçi seviyesine ulaşıldı.</strong></p>
<p>Bu tabloyu şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu tablo, eğlence ve deneyim ekonomisinin artık ülkelerin büyüme stratejilerinde önemli bir yer tuttuğunu açıkça gösteriyor. Tema park yatırımları eğlencenin yanı sıra istihdam, turizm gelirleri ve vergi katkısı açısından da ülkeler için stratejik kaldıraç görevi görüyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyadaki yerine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, eğlence teknolojileri ihracatında dünyada ilk 10 içinde yer alıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neocappadociaya-203-milyon-euro-yatiriyor-10-yil-sonra-600-milyon-dolar-yillik-gelir-hedefliyor-76709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/5-1775795866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NeoCappadocia’ya 20.3 milyon Euro yatırıyor, 10 yıl sonra 600 milyon dolar yıllık gelir hedefliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/astor-enerjiden-11-milyar-dolarlik-ciro-hedefi-76740</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor Enerji&#039;den 1.1 milyar dolarlık ciro hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE</strong></p>
<p>Astor Enerjij CFO’su Olcay Doğan, SolarEX İstanbul Uluslararası Güneş Enerjisi Teknolojileri &amp; Enerji Depolama Fuarı’nda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Hammaddede aşırı yükselen fiyatın, ateşkes süreciyle birlikte gerilemeye başladığını belirten Doğan, önemli miktarda kullandıkları trafo yağında Türkiye’ deki firmaların elinde Ağustos ayına kadar ihtiyacı karşılayacak stokun bulunduğunu aktardı. Bu konuda uluslararası firmalarla anlaşmaları olduğunu kaydeden Doğan, “ Üç yıl süreli yaklaşık 54 milyon Euro’luk anlaşma gerçekleştirdik. Bugün itibarıyla kritik ürünler ve temel girdilerimizde herhangi bir sorun görünmüyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d88f2d82e1b-1775800109.png" alt="" width="800" height="350" />Fiyat artışlarını yeni siparişlerde maliyete ekleyerek kârlılıklarını korumaya çalıştıklarını dile getiren Doğan, kritik hale gelen transformatöre çok yoğun talep olduğunu ancak henüz arzın bunu karşılayacak seviyede olmadığını anlattı. Arz artışı noktasında ciddi yatırımları olduğunu aktaran Doğan, bu alanda geçen yıl 200 milyon dolar, bu yıl ise 150 milyon dolarlık yeni bir yatırıma imza atarak özellikle güç trafolarında kapasiteyi iki katın üzerine çıkardıklarını söyledi.</p>
<h2>Yeni fabrikada üretim nisanda başlayacak</h2>
<p>Amerika, Avrupa ve Kore’de de ilave kapasite artırımlarına yönelik yatırımlar olduğuna dikkat çeken Olcay Doğan, Astor’un daha önce aldığı yatırım kararlarının, kendilerini rakiplerine göre daha avantajlı konuma getirdiğini kaydetti. Kapasite artırımı yatırımlarını kimsenin yatırım yapmadığı dönemde yaptıklarını dile getiren Doğan, yeni fabrikada üretimin Nisan’da başlayacağını vurguladı.</p>
<p>Yatırımlar sayesinde güç trafosunda 32 bin MW olan kapasiteyi 102 bin MW’ye çıkardıklarını kaydeden Doğan, dünyada ürün teslim sürelerinin 2-4 yıla, Türkiye’de ise 1.5-2 yıla çıktığını söyleyerek, Astor’un da 2027 yılı ilk yarısına kadar dolu olduğu bilgisini verdi.</p>
<p>Birçok enerji ekipmanı üreticisinin trafo yanı sıra bir çok ürün üretmesine rağmen, Astor’un sadece kendi alanına odaklandığını ifade eden Doğan, son dönemlerde bunun dışındaki yatırımları da bünyelerinden çıkardıklarını söyledi. Astor’un geçen yılı 824 milyon dolar ciro ile kapattığını bildiren Olcay Doğan, ciroyu 2026’da 1.1 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini, ciroyu iki yıl içinde 2.6 milyar dolar, üç yıl içinde ise 3 milyar dolara çıkarmayı öngördüklerini kaydetti.</p>
<p>Kapasite artırımı yatırımlarının ciroya 1 milyar dolar katkı sağlayacağının altını çizen Doğan, yüzde 42 olan ihracatın ciro içindeki payını bu yıl yüzde 52’ye, sonraki dönemlerde ise yüzde 75’e çıkarmayı planladıklarını anlattı. ABD’den aldıkları önemli siparişi hatırlatan Doğan, önümüzdeki dönemde başka ABD’li firmalardan da çok büyük siparişler alacaklarını, bu pazarda büyümeyi sürdüreceklerini söyledi</p>
<h2>"7 yıl vadeli uluslararası kaynak temin ettik"</h2>
<p>Astor’un istikrarlı büyüme hedefinden bahseden Olcay Doğan, uluslararası bankalardan uygun koşullarda 7 yıl vadeli kaynak temin ettiklerini, sektörde dünyanın güçlü oyuncularından olmak istediklerini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin transformatör üretiminde dünya liderlerinden birisi olduğunun altını çizen Doğan, bu alanda yeni yatırımla birlikte sadece Astor’un Türkiye’nin tüm ihtiyacını karşılayacak seviyede üretim hacmine ulaştığını bildirdi. Sektörün korunması noktasında önümüzdeki dönemde yeni tedbirlere ihtiyaç olabileceğini dile getiren Olcay Doğan, ABD ve Avrupa’ya satış yapamayan ülkelerin Türkiye’ye yönelebileceğini, bu yüzden de tedbirlerin güçlendirilmesinin önemli olduğunu kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Minimum yüzde 30 temettü dağıtım kararımız var”</span></h2>
<p>Doğan, Irak, Ukrayna gibi enerji altyapısı hasar gören ülkelere de ciddi miktarda ürün sattıkları bilgisini verdi. Şirket hisselerinin halka açık kısmının yüzde 55’ini yabancı yatırımcılar tarafından alındığını ifade eden Olcay Doğan, “Bizim temettü politikamızda % 30 oranında minimum temettü dağıtma kararımız var. Yatırım yapmaya, temettü dağıtmaya devam edeceğiz. Temettü endeksine de girdik. Önümüzdeki dönemde de genel kurulumuzun aldığı karar çerçevesinde de ASTOR bu yıl da, önümüzdeki dönemde de temettü dağıtacak” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/astor-enerjiden-11-milyar-dolarlik-ciro-hedefi-76740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/0/1280x720/astor-enerji-1755760149.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Astor Enerji, cirosunu bu yıl 1.1 milyar dolara, üç yıl içinde ise 3 milyar dolara çıkarmayı planlıyor. Geçen yılki 200 milyon dolarlık yatırıma, bu yıl 150 milyon dolar daha ekleyen Astor, bu kapsamda kapasitesini iki katına çıkarırken, CFO Olcay Doğan yüzde 30 temettü dağıtma kararları olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kooperatiflerde-sayi-var-guc-yok-76708</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kooperatiflerde sayı var güç yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle, “Birleşmiş Milletler 2025 Uluslararası Kooperatifler Yılı” kapsamında hazırlanan, “Türkiye’de Tarım Kooperatiflerinde İş Modelleri Araştırması”nın sonuçları düzenlenen toplantı ile kamuoyuyla paylaşıldı. Toplantının açılış konuşmalarını TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İzzet Özilhan ve FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık gerçekleştirdi. Etkinliğin açılışında konuşan İzzet Özilhan, kooperatiflerin sürdürülebilir kalkınma ve gıda arz güvenliği açısından kritik rolüne dikkat çekerek Türkiye’de mevcut yapının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Küresel ölçekte krizlerin derinleştiği, iklim değişikliği ve gıda arz güvenliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiği bir dönemde tekil çabaların yetersiz kaldığını belirten Özilhan, kapsayıcı kalkınma için birlikte iş yapma kültürünün öneminin arttığını ifade ederek, kooperatiflerin bu noktada hem ekonomik hem sosyal değer yaratan temel araçlardan biri olduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Kooperatifler dev ekonomik güç haline geliyor” </h2>
<p>Dünya genelinde kooperatiflerin yalnızca bir dayanışma modeli olmadığını, aynı zamanda büyük ekonomik güçler oluşturabildiğini belirten Özilhan, 2025 verilerine göre dünyanın en büyük 300 kooperatifinin cirosunun 2,8 trilyon dolara yaklaştığını aktardı. Bu gücün özellikle tarım ve gıda sektöründe yoğunlaştığını ifade eden Özilhan, Avrupa’da tarımsal üretimin pazarlanmasında kooperatiflerin payının ortalama yüzde 40’ı aştığını söyledi. Başarılı örneklerde kooperatiflerin küçük çiftçiler için bir “sığınak” olmaktan çıkıp sanayi ile üretici arasında güçlü bir köprü kuran etkin ekonomik aktörlere dönüştüğünü vurguladı. </p>
<h2>Türkiye’de potansiyel var, etki sınırlı </h2>
<p>Türkiye’de köklü bir kooperatifçilik geleneği ve yüksek sayıda tarımsal kooperatif bulunduğunu hatırlatan Özilhan, buna rağmen istenen ekonomik etki ve verimliliğin sağlanamadığını ifade etti. Özilhan, mevcut yasal ve kurumsal çerçevedeki sorunlar ile finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin, kooperatiflerin potansiyelini sınırladığını söyledi. Üreticilerin, kooperatiflerin kurumsal kapasite ve ölçek eksiklikleri nedeniyle modern değer zincirlerine entegre olmakta zorlandığını belirten Özilhan, bu durumun tarımsal verimlilik ve rekabet gücü üzerinde olumsuz etkiler yarattığını dile getirdi.</p>
<h2>FAO iş birliğiyle yol haritası</h2>
<p>Bu tablo doğrultusunda TÜSİAD’ın, FAO ile birlikte kapsamlı bir çalışma yürüttüğünü açıklayan Özilhan, amaçlarının kooperatiflerin yapısal sorunlarını aşmalarına yönelik bir yol haritası oluşturmak olduğunu söyledi. Tarımsal kalkınmayı sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini belirten Özilhan, kooperatiflerin güçlendirilmesinin yalnızca çiftçi refahını artırmakla kalmayacağını, aynı zamanda gıda enflasyonu ile mücadelede ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin kurulmasında kritik rol oynayacağını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FAO’dan kooperatifler için entegre model önerisi</span></h2>
<p>FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, tarımsal kooperatiflerin en büyük sorununun üretimde değil pazarda güçsüzlük olduğunu belirterek, çözüm için “entegre iş modeli” önerdiklerini açıkladı. FAO ve TÜSİAD iş birliğiyle hazırlanan çalışmanın saha verilerine dayandığını vurgulayan Selışık, Türkiye genelinde 48 kooperatifle yapılan analizlerde pazara erişim zorlukları, finansman eksikliği, kalite standardizasyonu sorunları ve dijital altyapı yetersizliklerinin öne çıktığını söyledi. Selışık, mevcut desteklerin parçalı ve kısa vadeli kaldığını belirterek, “Sorunlar tek tek değil, sistemsel. Bu nedenle çözüm de bütüncül olmalı” dedi. Önerilen modelin sözleşme, finansman, lojistik, kalite ve veri yönetimini tek yapıda birleştirerek kooperatifleri pasif aracılardan aktif piyasa aktörlerine dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti. Modelin yalnızca Türkiye için değil, benzer sorunlar yaşayan ülkeler için de örnek olabileceğini belirten Selışık, başarının kamu, özel sektör, finans dünyası ve kooperatiflerin birlikte hareket etmesine bağlı olduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kooperatifler yapısal darboğazda</span></h2>
<p>Rapor Türkiye’de tarım-gıda değer zincirlerinde faaliyet gösteren tarımsal amaçlı kooperatiflerin pazarla entegrasyon bakımından mevcut durumunu kapsamlı biçimde analiz ederken; Türkiye’de kooperatiflerin sayısal olarak yaygın olmasına rağmen pazara erişim, finansmana ulaşım, dijitalleşme, kalite ve izlenebilirlik ile kurumsal yönetişim alanlarında yapısal darboğazlar yaşadığını ortaya koyuyor. Rapor kapsamında önerilen Kooperatifler Entegre İş Modeli (KEİM) modeli ise üretim planlaması, pazara erişim, finansman mekanizmaları, kalite ve izlenebilirlik sistemleri, dijitalleşme ve veri yönetimi gibi kritik alanları bütüncül ve entegre bir iş ağı sistemi içinde ele alarak, kooperatiflerin daha pazarda daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasını hedefliyor. Birleşmiş Milletler 2025 Uluslararası Kooperatifler Yılı kapsamında hazırlanan rapora göre kooperatiflerin sayısal olarak yaygın olmasına rağmen pazar entegrasyonu, finansman, dijitalleşme ve kurumsal kapasite başlıklarında ciddi yapısal darboğazlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Raporda, mevcut desteklerin büyük ölçüde proje bazlı ve parçalı kaldığı, bu nedenle kalıcı dönüşüm üretmekte yetersiz olduğu vurgulandı. Saha bulgularına göre kooperatiflerde demokratik yapı algısı genel olarak korunuyor olsa da ortakların karar alma süreçlerine katılımı homojen değil. Özellikle gençler ve kadınların karar alma mekanizmalarındaki varlığının düşük seviyede kaldığı, birçok kooperatifte aktif katkının dar bir yönetici kadro etrafında yoğunlaştığı tespit edildi. Raporda bu yapının kısa vadede karar süreçlerini hızlandırsa da uzun vadede aidiyet, hesap verebilirlik ve kurumsal sahiplenme açısından kırılganlık yarattığına işaret edildi. Raporda çözüm olarak “Kooperatifler Entegre İş Modeli” (KEİM) önerildi. KEİM; sözleşme, kalite, lojistik, risk, finansman ve üretim öncesi girdi temini olmak üzere altı temel bileşeni entegre eden çok işlevli bir model olarak tanımlandı. Modelin, dijital teknolojiler ve veri temelli yönetim araçlarıyla desteklenerek kooperatiflerde şeffaflık, güven, standardizasyon ve kurumsal yetkinliği güçlendirmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kooperatiflerde-sayi-var-guc-yok-76708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/tarim-1775795375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD ile FAO iş birliğiyle hazırlanan “Türkiye’de Tarım Kooperatiflerinde İş Modelleri Araştırması” sonuçlarına göre Türkiye’de kooperatiflerin sayısı çok olsa da pazar entegrasyonu, finansman, dijitalleşme ve kurumsal kapasite başlıklarında ciddi yapısal darboğazlarla karşı karşıya. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-rezervinden-satis-57-tonu-asti-76707</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın rezervinden satış 57 tonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası ağırlıklı altına dayalı olan rezervlerinden TL’yi korumak için satış ve swap işlemlerine geçen hafta da devam etti. Ekonomist Uğur Gürses’in Merkez Bankası verilerinden yaptığı hesaba göre 3 Nisan ile biten haftada Merkez Bankası 9.5 ton daha altın sattı. Döviz karşılığı altın swap miktarı ise 3.3 ton azıldı. Gürses, böylece Merkez Bankası’nın toplam altın satışının 57.3 tona ulaştığını, swap miktarının ise 75.7 ton olduğunu vurgularken, bu işlemlerin yarattığı toplam dolar likiditesinin ise 19.5 milyar dolar olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2>Swap hariç net rezervde düşüş </h2>
<p>Merkez Bankası haftalık para ve banka verilerini açıkladı. Buna göre Merkez Bankası toplam rezervleri, 3 Nisan haftasında bir önceki haftaya göre 6 milyar 306 milyon dolar artarak 161 milyar 645 milyon dolara yükseldi. Brüt döviz rezervleri 3 milyar 127 milyon dolar artışla 58 milyar 417 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 27 Mart’ta 55 milyar 290 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 180 milyon dolar artışla 100 milyar 49 milyon dolardan 103 milyar 229 milyon dolara yükseldi. Net uluslararası rezervler bir önceki haftaya göre 10 milyar 574 milyon dolar artış ile 45 milyar 656 milyon dolara çıktı. Bu artışlar swap işlemlerinden kaynaklarınken swap hariç net rezervler 18.4 milyar dolara indi, bir önceki hafta 20.2 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. </p>
<h2>Tüzel kişilerden dolara hücum </h2>
<p>Merkez Bankası verilerine göre 3 Nisan haftasında yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 2 milyar 785 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin döviz mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 237 milyon dolar yükselirken, tüzel kişilerin ağırlıklı olarak dolar cinsi mevduat artışından kaynaklı olarak parite etkisinden arındırılmış yabancı para mevduatı 2 milyar 548 milyon dolar büyüdü. Bir önceki hafta gerçek kişilerin altın mevduatlarını artırmasından 2.21 milyar dolar yükselen yabancı para mevduat geçen hafta ise tüzel kişilerin dolara yönelmesiyle yükseldi.</p>
<p>Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre geçen hafta kur korumalı mevduat bakiyesi 19 milyon lira azalarak 1 milyar 515 milyon liraya geriledi.</p>
<h2>Yabancının tahvilden çıkışı 6.9 milyar dolar </h2>
<p>Yabancı yatırımcılar geçen hafta TL hisse senedi ve devlet tahvillerinde satışını sürdürdü. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre 3 Nisan ile biten haftada yabancı yatırımcılar 217.8 milyon dolarlık hisse senedi, 784.3 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) satarken, 15 milyon dolarlık özel sektör tahvili aldı. Savaştan bu yana devlet tahvillerinde yabancı çıkışı 6.9 milyar dolara ulaştı. Hisse senedinde ise 1.3 milyar dolarlık net satış yaşandı. Yabancının 27 Şubat’tan bu yana hisse ve tahvildeki toplam çıkışı 8.2 milyar doları buldu. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-rezervinden-satis-57-tonu-asti-76707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın etkisine karşılık TL’yi korumaya çalışan Merkez Bankası’nın döviz silahını güçlendirmek için başladığı rezervlerinden altın satışı 57.3 tona ulaştı. Ekonomist Uğur Gürses’in hesabına göre swap miktarı ise 75.7 ton olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutfaklarda-domates-biber-patlican-cilek-ureten-cihaz-76738</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutfaklarda domates, biber patlıcan, çilek üreten cihaz !</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Genç girişimci Emre Onaran’ın, yazılım ve tasarımını yapıp 10 kişilik bir ekiple üretimine başladığı Ubicro adlı cihaz, ‘evde ve iş yerinde topraksız ortamda domates, biber, patlıcan, marul, roka, çilek, salatalık gibi 50’den fazla sebze, meyve’ üretebiliyor. Su ve enerji sarfiyatı çok az olan cihazdan 8 ayda 1.500 adetten fazla satıldı. Danimarka’ya bir konteyner Ubicro yakında gidecek. ABD pazarı için San Francisco’da şirket kuran Emre Onaran ile İstanbul’daki ‘yazılım ve montaj atölyesinde’ buluştuk. Kendisi, Prontotour’un sahibi Ali Onaran’ın oğlu olan Emre şöyle konuşuyor:</p>
<p><strong>‘ABD’de lise okurken sınır dışı edildim’ </strong></p>
<figure class="image align-right"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d88e07e24ec-1775799815.png" alt="" width="344" height="394" />
<figcaption><strong>Emre Onaran</strong></figcaption>
</figure>
<p>“Ben çok erken yaşlarımda yazılım meraklısı oldum ve kendimi geliştirdim. Boston’a yakın bir kasabada liseyi okurken, sistemi hack’lediğimi öne sürerek beni ‘sınır dışı’ ettiler. Onlara lise 3 ve 4’üncü sınıfları birlikte (1 yılda) okuyacağımı söylemiştim ve buna göre kayıt yapılmıştı. Ancak sonradan ‘sen bunu nasıl yaptın, mezun görünüyorsun’ dediler ve beni okuldan attılar. Sonra bir yanlış anlaşılma olduğuna kanaat getirip üniversite için tekrar dönmeme izin verdiler ama ben de 2’nci sınıftayken üniversiteyi bıraktım. Üniversitenin bana katacağı bir şey olmadığını gördüm ve bir an önce iş hayatına atılmak için 2018’de İstanbul’a döndüm. Babamın işine girmektense önce 2 yıl kadar farklı yerlerde çalıştım. Türkiye’nin ilk led fabrikası kuruluyordu, önce orada başladım. Aynı zamanda Hyundai ve Toyota gibi önemli şirketlerin CRM yazılım ekiplerinde görev aldım. 2020’de Prontotour’un (aile şirketi) CRM yazılım ihtiyacı vardı, onların IT ekibine katıldım. Yazılımcı ve analist olarak orada da 2 yıl çalıştım. 2022’de kendi işimi kurarak girişimciliğe adım attım.</p>
<p><strong>‘Herkes kendi sebzesini evinde üretebilir’ </strong></p>
<p>Tarımda teknolojinin çok geri ve üretim standartlarının dengesiz olduğunu görüyordum. Ayrıca iklim değişikliği, kirlenen topraklar, sulama sorunları, gıda ürünlerinde hızlı fiyat artışları gibi sorunlar da büyüyor ki ben de burada fırsat olduğunu gördüm. Tarımın ortamdan (iklimden) bağımsız ve topraksız ‘evlerde, ofislerde nasıl yapılabileceğini’ yazılım ve teknoloji açısından tasarlamaya başladım. ‘Yazılım, tasarım, yapay zeka ve sensörler’ derken ilk cihaz prototiplerini ürettik. 10 kişilik bir çekirdek ekibiz ama dolaylı çalışanlarla 40 kişiyi aştık. 8 ay önce de cihaz satışlarına başladık, yurt içinde 1.500’den fazla Ubicro sattık. Küçük üniteler halinde ‘elektronik cihaz’ üretip evlere ve iş yerlerine girmeye başladık. Ortalama fiyatımız, 23 bin lira, iki farklı cihaz ürettik ve üniteler halinde üst üste konularak daha fazla üretim yapmak da mümkün. Bu cihazlarda sebze ve bazı meyve üretimleri yapıyoruz, maliyetimiz de (su ve enerji) çok düşük. 9 adet Yedikule Marulu 3 haftada yetişiyor. Biber, çilek, patlıcan, domates ve yeşilliklerin hepsi yetiştirilebiliyor. 50’den fazla farklı bitki üretimi mümkün. En çok marullar, fesleğen, salatalık, kıvırcık, roka üretiliyor. Domates, biber, patlıcan, fasulye, bezelye ve daha neler neler… Danimarka’ya 20 cihazımız gitti, yakında bir konteyner gönderebiliriz. Gronland’dan talep var. Ürünümüzü aylık 1.500 lira (1 yıl ödemeli) olarak da verebiliyoruz, sonunda ürün müşterimizin oluyor. Biz cihazı ve gerekli her şeyi veriyoruz, müşterimiz hemen kullanıma başlayabiliyor. Laboratuvar sonuçlarına göre besin değerlerimiz çok yüksek, ağır metal ve diğer kirlilikler yok. Pestisitler, koruyucu katkılar, zararlı kanserojenler yok. Her zaman taze ve lezzetli …”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutfaklarda-domates-biber-patlican-cilek-ureten-cihaz-76738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutfaklarda domates, biber patlıcan, çilek üreten cihaz ! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/andorraya-nufusun-100-kati-turist-geliyor-76736</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Andorra&#039;ya nüfusun 100 katı turist geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugünkü durağım dağ başında küçük bir ülke. Andorra’yı ilk duyduğunda insan küçük, sakin bir dağ ülkesi hayal ediyor ama detaylara girince işler bayağı ilginçleşiyor. Örneğin en çarpıcı noktadan başlayalım: Bu ülkenin iki devlet başkanı var. Evet gerçekten. Biri Fransa’dan Emmanuel Macron, diğeri ise Urgell Piskoposu. Yani bir ülkeyi aynı anda hem bir cumhurbaşkanı hem de bir din adamı temsil ediyor. Üstelik bu piskopos İspanya’nın Katalonya bölgesinden geliyor. Gerçi ikisi de sembolik ama sistem 1278’den beri devam ediyor ve bugün hâlâ yürürlükte. Ama hem başbakanı hem de meclisi var. Modern dünyada oldukça sıra dışı bir yapı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d88d4247ec8-1775799618.jpg" alt="" width="700" height="526" />
<figcaption><strong>Andorra'ya yılda yaklaşık 9 milyon turist geliyor ve turizm tek başına ekonominin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ekonomik yapı da en az bu kadar ilginç. Kişi başı milli gelir yaklaşık 49 bin dolar. Bu da onu Avrupa’nın en zengin küçük ülkelerinden biri yapıyor. Zenginliğin kaynağı ise çok net: Turizm. Ülkeye yılda önemli bölümü günübirlik yaklaşık 9 milyon turist geliyor ve turizm tek başına ekonominin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Yani ülke resmen turistlerle dönüyor.</p>
<p>Nüfusu ise sadece 80-90 bin civarında. Yani nüfusun 100 katı turist geliyor. Ama buna rağmen sokakta yürürken Barselona’daki gibi her yerde turist görmüyorsun. Çünkü “altın yumurtlayan tavuklar” genelde kayak merkezleri, oteller ve alışveriş bölgelerinde yoğunlaşıyor.</p>
<p>Gümrük vergisi olmadığı için vergisiz alışveriş de ayrı bir çekim noktası. İnsanlar sadece gezmek için değil, alışveriş yapmak için de geliyor.</p>
<p>Coğrafya da bu yapıyı doğrudan belirliyor. Andorra, Pirene Dağları üzerinde yer alıyor. Bu yüzden ülke tamamen dağlık ve tarım neredeyse yok. Bu da gıda fiyatlarını hayli yüksek düzeylere çekiyor. Oteller de pek ucuz değil. Her şey hizmet sektörüne kaymış durumda. Hatta ülkede havalimanı ve tren istasyonu da yok ve bu nedenle Andorra’ya yalnızca karayoluyla ulaşabilirsiniz. Bir de dil konusu var. Ülkenin resmi dili Katalanca. Ama günlük hayatta İspanyolca ve Fransızca da çok yaygın şekilde kullanılıyor. Kısacası Andorra dışarıdan bakınca sakin bir dağ ülkesi gibi görünse de aslında içinde çok farklı bir sistem barındırıyor. İki devlet başkanı, milyonlarca turist ve küçük bir alana sıkışmış güçlü bir ekonomi… Gerçekten alışılmışın dışında bir ülke. Gidilir mi derseniz komşu ülkelere gitmişseniz ve yolu göz alıyorsanız bir gün geçirmek için evet.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/andorraya-nufusun-100-kati-turist-geliyor-76736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Andorra&#039;ya nüfusun 100 katı turist geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirpi-diplomasisi-bir-buyukelciden-ayakta-durma-hayatta-kalma-formulu-76732</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kirpi diplomasisi&#039;: Bir büyükelçiden ayakta durma, hayatta kalma formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel siyasetin koordinatları, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yerleşik düzenden hızla uzaklaşıyor, diplomasi geleneği tarihinin en radikal dönüşümlerinden birini yaşıyor. Emekli Büyükelçi Selim Yenel’in perspektifiyle şekillenen bu analiz, devletlerin kurumsal hafızalarından çıkıp bireysel egoların ve liderlerin şahsi ikbal kaygılarının yön verdiği yeni bir dünya düzenini mercek altına alıyor.</p>
<p>Yenel’le devlet merkezli dünyadan lider merkezli krizlere uzanan diplomasi koridorlarında öngörülemezliğin simülasyonunu deneyimledim.</p>
<p>Yenel, kariyerini Avrupa Birliği uzmanlığı çerçevesinde şekillendirmiş olsa da “kariyer diplomatı” olarak dünyanın farklı coğrafyalarında görev almış deneyimli bir analist. Dışişleri’nden emekli olduktan sonra 6 yıl süren Global İlşkiler Forumu Başkanlığı, son döneme damgasını vuran siyasi ve uluslararası ilişkileri iş dünyası ve akademi gibi farklı dünyaları da barındıran bir noktadan değerlendirmesine vesile. Bu söyleşi ki, geniş bir perspektiften dar alanda (İran-ABD-İsrail) cereyan eden küresel tehlikeyi analiz ediyor.</p>
<p><strong>Şahısların Hakimiyetinde Bir Savaş ve Diplomasi </strong></p>
<p>Geleneksel diplomasi, sabır ve zamanlama üzerine kurulu bir zanaatken; günümüz, Donald Trump’ın <strong>“policy by tweet” (tweet ile politika)</strong> olarak adlandırılan, anlık, sert ve öngörülemez hamleleriyle şekilleniyor. Savaşlar, stratejik devlet çıkarlarından ziyade, liderlerin iç siyasi sıkışmışlıklarından kurtulma çabası haline gelmiş durumda. İran ile yaşanan gerilimde, Başbakan Netanyahu’nun seçim başarısı arayışı ve Donald Trump’ın Epstein dosyaları gibi iç gündemlerden sıyrılma motivasyonu, rasyonel devlet aklının önüne geçiyor.</p>
<p>Trump’ın dış politikayı bir “iş adamı” edasıyla, kâr-zarar odaklı bir ticari işlem gibi görmesi, diplomasinin temelindeki <strong>empati</strong> unsurunu ortadan kaldırıyor. Oysa diplomasi, karşı tarafın değer verdiği unsurları anlamak ve buna göre pozisyon almak. Uzmanların ve kariyer diplomatlarının dışlandığı bu süreçte, müzakere masalarına Jared Kushner veya Witkoff gibi tecrübesi sınırlı, buna karşın lidere sadakati tam olan isimlerin oturması, uluslararası ilişkilerdeki kurumsal derinliği zedeliyor. Yenel’e göre, Hitler’in generallerinin uyarılarını dikkate almayarak Alsace-Lorraine’e girmesi ve ilk aşamadaki başarısını mutlak bir yanılmazlık sanrısına dönüştürmesiyle çarpıcı bir benzerlik taşıyor.</p>
<p><strong>Uzmanlığın irtifa kaybı ve "monşer" miti</strong></p>
<p>Sadece diplomaside değil, tıptan mühendisliğe kadar her alanda <strong>uzmanlık krizi</strong> yaşanıyor. Halkın ve siyasetçilerin uzmanlardan her şeyi bilmelerini beklemesi, en küçük bir yanılmada uzmanlığın tamamen itibarsızlaştırılmasına yol açıyor. Türkiye özelinde ise kariyer diplomatları uzun süre “monşer” niyetlemesiyle, kokteyllerde vakit geçiren elitler olarak yaftalandı. Yenel’in de vurguladığı gibi, o kokteyller “açık istihbarat” sahaları; diplomatlar nefret etseler dahi bilgi toplamak, ilişki ağlarını örmek ve ülkeleri için kritik verileri süzmek adına oralarda bulunmak zorunda.</p>
<p>Kurumsal birikimin devre dışı bırakılması, dış politikayı günübirlik reflekslere mahkum ediyor. Yenel’e göre Trump’ın, “Çukura düştüyseniz kazmayı bırakın” deyişinin aksine çukuru kazmaya devam etmesi, öngörülemezliği küresel bir standart haline getiriyor. Tarihçiler bugünü, muhtemelen <strong>“öngörülemezliklerin zirve yaptığı dönem”</strong> olarak tanımlayacaklar.</p>
<p><strong>Uluslararası örgütlerin iflası </strong></p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi yapılar, hantal ve işlevsiz mekanizmalara dönüştü. BM’nin krizleri engelleyememesi ve ülkelerin bu örgütlere sahip çıkmaması, dünyayı merkezi olmayan bir yönetim boşluğuna sürükledi. Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” çıkışı bu noktada haklı bir zemine otursa da, henüz küresel ölçekte arkasında güçlü bir "kuyruğa girme" etkisi yaratabilmiş değil.</p>
<p>Batı merkezli yapılar yerine "yönetim kurulu" tarzı, dar kapsamlı ve şahsi güvene dayalı konsorsiyumların (örneğin İngiltere eski BaşbakanıTony Blair’in dahil olduğu) ikame edilmeye çalışılması, 19. yüzyılın sömürgeci tarzına geri dönüş riskini barındırıyor. Yenel’e göre bu tür yapılar, Trump gibi liderlerin görev süreleriyle sınırlı kalmaya mahkum; “…kurumsallaşmayan hiçbir çözüm kalıcı olamaz...”</p>
<p><strong>Orta güçlerin yükselişi ve "kirpi teorisi"</strong></p>
<p>Süper güç tanımı değişti; ABD halen küresel erişimi olan tek güç, Çin bölgesel kalmayı tercih ediyor, Rusya nükleer kapasitesiyle eski gücünü hatırlatmaya çalışsa da Ukrayna örneğinde görüldüğü üzere sınırlarında dahi zorlanıyor. Bu vakumda Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Endonezya gibi “<strong>orta güçlerin”</strong> oyun kurucu olma şansı doğuyor. Bu ülkeler, Soğuk Savaş dönemindeki gibi bir blok seçmek zorunda değiller; kendi ayakları üzerinde durabiliyorlar.</p>
<p>Yenel’e göre hayatta kalmanın kuralı ise “kirpi gibi olmak”tan geçiyor. Bir ülke, dokunulduğunda can yakacak bir savunma kapasitesine (veya nükleer caydırıcılığa) sahipse, dış müdahalelere karşı daha korunaklı hale geliyor. Kuzey Kore örneği, bu acı ama gerçekçi güç politikasının en uç örneği.</p>
<p><strong>İran ve Türkiye: Kültürel derinliğin direnci</strong></p>
<p>İran-İsrail-ABD üçgenindeki gerilimde, İran’ın üst düzey yönetiminin (Hamaney ve diğerleri) suikastlarla temizlenmesi bir zafiyet gibi görünse de, rejimin halen ayakta kalması dikkate değer bir nokta. Yenel, İran’ın Venezuela gibi ülkelerden farkının <strong>kurumsallaşmış yapı ve derin kültürel doku</strong> olduğunu belirtti; “…İran, Türkiye ve Afganistan gibi ülkeler, acıya ve direnişe alışık, saldırı anında farklı refleksi olan "direnişli" coğrafyalardır. Bu nedenle, dışarıdan bir müdahale ile İran’da Amerikan yanlısı bir hükümet kurulması ihtimali oldukça düşüktür; halkın rejime yönelik tepkisi olsa bile, dış tehdit anında bu doku kenetlenmektedir.”</p>
<p><strong>Türkiye’nin klasiğe dönüşü: Denge politikası</strong></p>
<p>Yenel, Türkiye’nin son dönem dış politikasının, kişisel ve ideolojik eksenden tekrar geleneksel <strong>“denge politikasına”</strong> rücu ettiğini ifade etti. Rusya-Ukrayna savaşında ve bölgesel krizlerde izlenen bu dengeci tutum, Türkiye’nin çıkarını merkeze alan rasyonel bir çizgi. İsrail ile ilişkilerde yaşanan kopukluk ise büyük oranda Netanyahu’nun şahsi tutumundan kaynaklanan, dönemsel bir durum olarak okunabilir.</p>
<p><strong>Donmuş sorunların sonu: Minsk </strong><strong>süreci ve Karabağ’ın öğrettikleri</strong></p>
<p>Küresel diplomasideki dönüşüm, liderlerin kişisel kararlarıyla, yerleşik çözüm mekanizmalarının iflası ve yeni bölgesel ittifak arayışlarıyla şekilleniyor. Yenel’in anlatımlarında, "donmuş sorunlar", "alternatif çok taraflılık" ve "siyasal hanedanlar" gibi temalar, bugünün karmaşık jeopolitiğine ışık tutuyor.</p>
<p>Diplomasinin en büyük zaafı, sorunları çözmek yerine onları "dondurarak" zamana yayma eğilimi. Selim Yenel, bu durumun en çarpıcı örneği olarak <strong>Azerbaycan-Ermenistan</strong> arasındaki Karabağ krizine işaret etti. Yaklaşık otuz yıl boyunca Fransa, Rusya, Ukrayna ve ABD gibi aktörlerin yer aldığı <strong>Minsk Süreci</strong><strong>,</strong> kağıt üzerinde diplomatik bir çözüm arayışı gibi görünse de, sahada tek bir adım bile atılamadı; “…Bu otuz yıllık durgunluk, diplomasinin başarısız olduğu noktada askeri gücün tek belirleyici haline geldiğini gözler önüne serdi. Azerbaycan’ın kendi imkanlarıyla "bu işi hallederim" diyerek askeri güçle sorunu çözmesi, uluslararası toplum için bir uyarı niteliğinde oldu…”</p>
<p>Yenel’e göre, diplomasinin zamanlamasının ve sabrının bazen çözüm üretmek yerine <strong>statükoyu körleştirdiğini</strong> gösteriyor. Kıbrıs meselesi gibi "donmuş" kabul edilen diğer sorunlar da, bu tür bir diplomatik işlemezliğin sonuçları üzerinden yeniden okunmalı.</p>
<p><strong>Küresel boşlukta yeni oluşumlar: </strong><strong>MIKTA ve BRICS’in ötesi</strong></p>
<p>Dünyanın "beşten büyük" olduğu iddiası Türkiye tarafından sıkça dile getirilse de, uluslararası arenada bu söylem henüz güçlü bir kitlesel karşılık bulmadı. Yenel, Türkiye’nin de içinde bulunduğu ancak kamuoyunda pek bilinmeyen <strong>MIKTA (Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya)</strong> gibi oluşumlara dikkat çekti.</p>
<p>BRICS’e (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri) benzer bir yapıda kurgulanan MIKTA gibi gruplar, orta güçlerin küresel sistemde kendilerine alan açma çabalarını temsil ediyor. Mevcut sistemin reform edilmesi -özellikle BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkileri nedeniyle- oldukça zor. Dünya, "ad hoc" (duruma özel) ve <strong>ihtisas odaklı çoklu sistemlere</strong> doğru evriliyor. Enerji, güvenlik veya uzmanlık alanlarında ülkelerin kendi aralarında kuracağı mini-reform odaklı taahhütler, ABD’siz veya mevcut hantal yapılardan bağımsız bir düzenin habercisi.</p>
<p><strong>Avrupa’nın liderlik krizi ve Orbán faktörü</strong></p>
<p>Küresel boşluğu doldurması beklenen aktörlerden biri olan Avrupa Birliği (AB), kendi içindeki liderlik krizleriyle boğuşuyor. Yenel, AB’nin dünyaya liderlik edecek noktada olmadığını, kendi içinde bir liderlik mekanizmasının bulunmadığını vurguladı. Macaristan’daki siyasi gidiş Birliğin gelecekteki sıkıntılarını aşma kapasitesi için belirleyici bir turnusol kağıdı niteliğinde. AB’nin felç hali, "orta güçler" olarak tanımlanan Brezilya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin oyun kurucu rolünü kritik hale getiriyor.</p>
<p><strong>Siyasal hanedanlar: </strong></p>
<p><strong>Demokrasi, monarşi ve Trump</strong></p>
<p>Sıkça tartışılan konulardan biri de gücün belirli aileler elinde toplanması. Trump ailesinin Amerikan siyasetindeki etkisi, bazı çevrelerde yeni bir "hanedanlık" endişesi yaratsa da, Yenel bu durumu <strong>geçici bir fenomen</strong> olarak değerlendiriyor. ABD tarihinde Bush veya Clinton aileleri gibi örnekler olsa da, demokratik yapılar bu tür süreklilikleri genelde uzun vadede kabul etmiyor; Hindistan’da Gandhi ailesi bile seçimleri kaybederek ağırlığını yitirmişti.</p>
<p>Ancak Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri bu genellemenin dışında; yönetim doğrudan aile mülkiyeti olarak görülüyor. İran örneğinde ise, <strong>Şah’ın oğlunun</strong> geri dönme ihtimali, Yenel tarafından gerçekçilikten uzak ve şans tanınmayan bir senaryo olarak nitelendiriliyor. Yenel, “İran halkının kültürel dokusu ve kurumsal direnci, bu tür bir "ithal" liderlik modeline geçit vermeyecek kadar “derin” yorumunu yaptı.</p>
<p><strong>Sultanın elçisinden veri analistine</strong></p>
<p>Diplomasi mesleği değişimden geçiyor. 19. yüzyılın başlarında kralların ve sultanların sadece güvendiği isimlerden oluşan bir yapıdan, bugünün profesyonel dışişleri bakanlıklarına uzanan süreç, <strong>dijital evrimle</strong> karşı karşıya. Yeni dönemde başarılı bir diplomatın profili; yalnızca kurumsal gelenekleri bilmek değil, aynı zamanda yapay zeka araçlarını kullanarak devasa bilgi yığınlarını filtreleyebilme yeteneğiyle tanımlanabilir.</p>
<p>Sayfalar dolusu raporların yerini, sabırsız karar vericiler için hazırlanmış <strong>özetler</strong> alıyor. Değişmeyen tek şey, bilginin doğruluğu ve onun stratejik bir akılla aktarılması. Dünya; dondurulmuş sorunların askeri yöntemlerle çözüldüğü, geleneksel uluslararası örgütlerin bypass edildiği ve orta güçlerin yeni çıkış yolları aradığı bir geçiş döneminde. Bu dönemde hayatta kalmanın anahtarı, Yenel’in deyimiyle <strong>"kirpi gibi"</strong> savunma kapasitesinde.  Söyleşimizi Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirpi-diplomasisi-bir-buyukelciden-ayakta-durma-hayatta-kalma-formulu-76732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Kirpi diplomasisi&#039;: Bir büyükelçiden, ayakta durma hayatta kalma formülü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutfak-hikayemizi-genc-sefler-yazacak-76719</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutfak hikâyemizi genç şefler yazacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazen bir yazının tonu, anlatılanlardan çok o ânın kendisiyle belirlenir. O sabah Galataport İstanbul’daydık. Deniz menevişleniyor, Boğaz'ın tuzlu ve ısrarlı kokusu arada bir kahvaltı masasına sızıyordu. Hava, mevsimin en cömert günlerinden birini sunuyordu. Kurulan o kahvaltı masasında, henüz gün yeni başlamışken bir araya gelen genç şefler vardı. İlk bakışta sade bir buluşma gibi görünen bu an, aslında çok daha derin bir hikâyenin başlangıcıydı.</p>
<p>S.Pellegrino Young Chef Academy Yarışması’nın tanıtımı için Muutto Anatolian Tapas Bar’da gerçekleşen bu kahvaltı buluşması, genç şeflerin bir araya geldiği bir tanışma toplantısıydı. Ancak o masalarda konuşulanlar, aslında bugünün değil, yarının gastronomisini ilgilendiriyordu. Çünkü bu yarışma, teknik bir rekabetten çok daha fazlasını talep ediyor: Bir mutfak fikri, bir kimlik, bir hikâye ve belki de en zoru, o hikâyenin içindeki sessiz katmanları duyabilmek.</p>
<p>Bugün bir şefin tabağını anlamak için o tabağın <em>ne söylemediğini</em> de duymak gerekir. Neden bu baharat burada eksik? Neden bu pişirme tekniği tercih edilmiş? Bir tabak, coğrafyanın suskunluğunu, hafızanın ısrarını ya da bir genç şefin korkusuzluğunu anlatabilir yeter ki onu bir <em>nesne</em> değil, bir <em>cümle</em> gibi okumasını bilelim. Yarışma tam da bu noktada farklılaşıyor: Teknik becerilerin yanı sıra yaratıcılığı, kişisel mutfak gustosunu ve şeflerin kendi hikâyelerini ortaya koyma biçimlerini odağına alıyor. İmza tabak dediğimiz şey, artık bir anlatı biçimine dönüşüyor.</p>
<p>Bu dönüşümün Türkiye açısından ayrı bir anlamı var. Çünkü bizim mutfağımız, yalnızca <em>"zengin" </em>değil; aynı zamanda çok katmanlı bir hafızaya sahip. Ama şu soruyu sormadan geçmek de kültürel derinlikten kaçmak olur: <em>Hangi Anadolu?</em> Anadolu'nun mutfak belleği dendiğinde çoğu zaman bir <em>"zenginlik"</em> vurgulanır. Oysa bu mirasın bir kısmı yoksulluğun, bir kısmı göçün acısının, bir kısmı da kurulan devletlerin iştahının ürünüdür. Göçlerin taşıdığı lezzetler, saray mutfağının inceliği, sokak kültürünün doğallığı… Bütün bunlar büyük bir potansiyel sunar. Ancak bu potansiyelin küresel sahnede gerçek bir değere dönüşmesi, onu nasıl yorumladığımıza bağlı. Kültürel derinlik, işte bu katmanları aynı anda taşıyabilmektir; sadece güzeli değil, çelişkiyi de tabağa koyabilmek.</p>
<p>İşte yarışmanın en kritik tarafı burada ortaya çıkıyor: Genç şeflerden beklenen şey, bu hafızayı <em>tekrar etmek</em> değil; onu <em>yeniden okumak</em>. Yerel malzemeyi olduğu gibi sunmak değil; onu bir fikre dönüştürmek. Çünkü küresel gastronomi sahnesinde fark yaratan şey, artık egzotizm değil; özgünlük. Ve özgünlük de hafızayı <em>kesip</em> başka bir yere <em>dikebilmekten</em> geçiyor. Bir büyükannenin yaptığı yemek ile bir genç şefin yaptığı yemek arasındaki fark, sadece teknik değil, <em>zamanın kendisine bakıştır</em>. Büyükanne, belleği tekrar ederek korur. Genç şef ise hafızayı <em>keserek</em> ve <em>başka bir yere dikerek </em>korur.</p>
<p>Bu noktada mekânın da sahibi Şef <strong>Umut Karakuş</strong>’un genç şeflere yaptığı vurgu, o sabahın en yerinde cümlelerinden biriydi. Şefliğin zamanla kendi bakış açınızı oluşturduğunuz ve onu tabağa yansıttığınız bir yolculuk olduğunu hatırlattı. Erken dönemde cesur olmanın, denemekten çekinmemenin ve kendi yorumunu ortaya koymanın belirleyici olduğunu söylerken aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman ertelediği bir gerçeği vurguluyordu: Kendi sesini bulmak. Yerel mutfağımızın ve malzemelerimizin bu dili kurarken en güçlü referans noktası olduğunu, onları kendi perspektifimizle ele aldığımızda bizi global sahnede ayrıştıran bir hikâyenin kendiliğinden ortaya çıkacağını belirtti. Ama bu <em>"kendi sesi" </em>aynı zamanda bir sorumluluktur: O seste, ataların mutfağı kadar, onların suskunlukları da yankılanır.</p>
<p>Aynı masada, Nestlé Waters &amp; Premium Beverages Türkiye Genel Müdürü <strong>Neslihan Kara</strong>’nın sözleri ise bu çerçeveyi tamamlıyordu. Gastronomiyi sadece bir sektör olmanın ötesinde, yaratıcılığın ve kültürel zenginliğin en güçlü ifade alanı olarak tanımlayan Kara, S.Pellegrino Young Chef Academy’nin dünyanın dört bir yanındaki genç yetenekleri keşfetmeyi amaçladığını söyledi. Bu yapının bir yarışmanın çok ötesinde, mentorluk programları, global şef ağı ve uluslararası görünürlük fırsatlarıyla genç şeflere kapsamlı bir gelişim alanı sunduğunun altını çizdi.</p>
<p>Öte yandan yarışmanın yapısı da bu arayışı destekleyecek şekilde kurgulanmış. Başvuruların dünyanın farklı ülkelerini kapsayan 15 uluslararası bölge üzerinden değerlendirilmesi ve ilk aşamada ALMA – Uluslararası İtalyan Mutfak Sanatları Okulu tarafından ön elemeden geçirilmesi, sürecin ne denli titiz işlediğini gösteriyor. Ön elemeyi geçen şeflerin bölgesel finallerde yarışacağı, ardından uluslararası büyük finalde dünyanın önde gelen şeflerinden oluşan jüri karşısına çıkacağı bu çok katmanlı yapı, genç şefleri yalnızca rekabete değil; aynı zamanda gelişime zorluyor. Ve belki de en stratejik kriter: Adayların hem kendilerini hem de reçetelerini farklı dillerde ifade edebiliyor olmaları imkânı. Bu, yerel değerlerimizi küresel bir dille anlatabilmemiz adına bir gereklilik. Başvurular 9 Haziran tarihine kadar devam edecek. 16 Şubat 1996 veya sonrasında doğmuş, 30 yaş altı tüm genç şeflere kapılarını açan bu platform, adaylardan kendi mutfak vizyonlarını yansıtan bir imza reçete bekliyor.</p>
<p>Bugün gastronomi, şehirlerin marka değerini belirleyen, turizmi şekillendiren ve hatta ekonomik stratejilerin parçası haline gelen bir alan. Ama bütün bu büyük resmin içinde, çoğu zaman gözden kaçan bir şey var: Bu yapıyı ayakta tutacak olanlar, henüz yolun başındaki gençler. O sabah o masada aslında bunu gördük. Henüz yolun başında olan ama ne söylediğini bilen, yerel malzemeyi global bir vizyonla harmanlamaya hazır bir kuşak…</p>
<p>Mesele artık çok açık:<br />Genç şefleri desteklemek bir tercih değil, bir zorunluluk. Aksi halde elimizde yalnızca geçmişin tekrarı kalır. Oysa gastronomi, tekrar ederek değil; risk alarak, bozarak ve yeniden kurarak ilerler.</p>
<p>Eğer bu ülkenin mutfak hikâyesi gelecekte de anlatılacaksa, o hikâyeyi yazacak olanlar gençlerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutfak-hikayemizi-genc-sefler-yazacak-76719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/9/1280x720/57-1775796810.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutfak hikâyemizi genç şefler yazacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-warflation-riskine-dikkat-76721</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç: &#039;Warflation&#039; riskine dikkat!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Küresel “savaşflasyon” riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti.</p>
<p>İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, “Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti:</p>
<p>“Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)' diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız.”</p>
<p><strong>“Merkez Bankası'nın politika duruşu istikrarın sigortası olacak”</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: “Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır.”</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, “Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar” dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, “Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların yarattığı etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, “ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Kur ile enflasyon arasındaki makas ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor”</strong></p>
<p>Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, “Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4,7 arttığını kaydetti.</p>
<p>Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: “Dolayısıyla bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye'nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-warflation-riskine-dikkat-76721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/avdagic-1775797700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, “Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel &#039;warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ust-yonetiminde-gorev-degisikligi-76720</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY üst yönetiminde görev değişikliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanlığı, şirketin kurumsal hedefleri doğrultusunda yapılan atamalarla, yönetim kurulu ve genel müdürlük makamlarında yeni isimler görevlendirildiğini duyurdu.</p>
<p>Şirket bünyesinde uzun yıllardır finans, hazine ve yatırımcı ilişkileri gibi kritik alanlarda yöneticilik yapan Prof. Dr. Murat Şeker, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanlığı'na Prof. Dr. Ahmet Bolat'ın yerine Prof. Dr. Murat Şeker, THY Genel Müdürlüğü'ne ise Bilal Ekşi'nin yerine Ahmet Olmuştur getirildi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Murat Şeker</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d883f56b01e-1775797237.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong>Prof. Dr. Murat Şeker, 2000 yılında Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu, Sabancı Üniversitesi'nde Ekonomi Yüksek Lisans derecesini ve Minnesota Üniversitesi'nde ekonomi alanında doktora derecesini aldı.</p>
<p>Kariyerine uluslararası arenada önemli görevlerle devam eden Prof. Dr. Şeker, 2008-2013 yılları arasında Dünya Bankası'nda ekonomist olarak görev yaptı, gelişmekte olan ülkelerde inovasyon, girişimcilik, uluslararası ticaret ve büyüme alanlarında birçok projede yer aldı, politika raporları ve akademik çalışmalar gerçekleştirdi.</p>
<p>2013-2016 yılları arasında Ziraat Bankası'nda Finansal Kurumlar ve Yatırımcı İlişkileri Bölüm Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Şeker, bankanın uluslararası finansman faaliyetlerini yönetti, aynı dönemde Ziraat Yatırım, Ziraat Hayat ve Emeklilik ile Ziraat Sigorta'da yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu.</p>
<p>Temmuz 2016'da THY Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan Prof. Dr. Şeker finansman, hazine operasyonları, muhasebe, satın alma ve yatırımcı ilişkileri gibi kritik alanların yönetimini üstlendi. Mart 2021 itibarıyla THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyeliği görevlerini de yürüten Prof. Dr. Şeker, aynı zamanda Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. ve SunExpress'te Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.</p>
<p>Prof. Dr. Şeker, 2024 yılından beri Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından kurulan Finansal Danışma Konseyi üyesi ve 2025 yılından beri başkanlığını yürütmektedir. Akademik alanda da aktif çalışmalar yürüten Şeker, 2015-2018 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi'nde yarı zamanlı eğitmenlik yapmış olup, Aralık 2025 itibarıyla Profesör ünvanını almıştır.</p>
<p>Prof. Dr. Şeker, evli ve üç çocuk babasıdır.</p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d88406175fa-1775797254.jpg" alt="" width="700" height="454" /></strong>THY Genel Müdürü olarak atanan Ahmet Olmuştur, 1980 yılında İstanbul'da doğdu.</p>
<p>Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü'nde tamamlayan Olmuştur, İşletme İdaresi (MBA) yüksek lisansını, Long Island University (New York), European Business School (Londra) ve Pôle Universitaire Léonard de Vinci (Paris) iş birliğiyle yürütülen uluslararası program kapsamında aldı.</p>
<p>Olmuştur'un kariyer yolculuğu, 2000 yılında THY Çağrı Merkezi'nde yarı zamanlı olarak başladı. Kurumun en temel temas noktalarından birinde edindiği saha deneyimini yıllar içerisinde üstlendiği görevlerle pekiştiren Olmuştur, THY'nin en üst yönetim pozisyonuna uzanan örnek bir başarı hikayesine imza attı.</p>
<p>THY'de Gelir Yönetimi Başkanlığı bünyesinde Uçuş Analisti olarak görev aldıktan sonra, Genel Dağıtım Sistemleri Müdürü, Gelir Yönetimi ve Fiyatlandırma Müdürü ve Gelir Yönetimi Başkanı gibi kritik görevlerde bulunan Olmuştur, 2014 yılından itibaren Pazarlama ve Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.</p>
<p>Olmuştur, 2024 yılından bu yana Genel Müdür Yardımcısı olarak şirketin ticari faaliyetlerine liderlik etti.</p>
<p>Kariyeri boyunca uçuş ağı planlaması, gelir yönetimi ve fiyatlandırma stratejileri, satış ve pazarlama faaliyetleri, müşteri deneyimi uygulamaları ve Miles&amp;Smiles sadakat programı başta olmak üzere birçok stratejik alanda önemli katkılar sağlayan Olmuştur, SunExpress Havayolları Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesi Üyeliği, Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği ve IATA Dağıtım Danışma Konseyi Üyeliği görevlerini de sürdürmektedir.</p>
<p>Ayrıca, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı, Türkiye Golf Federasyonu, Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı ile Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi gibi önemli kurumlarda aktif görevler üstlenen Olmuştur, evli ve üç çocuk babasıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ust-yonetiminde-gorev-degisikligi-76720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanlığı&#039;na Prof. Dr. Ahmet Bolat&#039;ın yerine Prof. Dr. Murat Şeker, THY Genel Müdürlüğü&#039;ne ise Bilal Ekşi&#039;nin yerine Ahmet Olmuştur getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76706</guid>
            <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 10 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/mQIm0WehLQc" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/ekonomi-masasi-talip-seyda-1775799076.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-3-ayda-28-milyar-dolar-76699</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 3 ayda 2,8 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre, ayçiçek yağı, çikolata ve kakaolu ürünler, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk üç ayında 2,8 milyar dolarlık ihracat yaptı.</p>
<p>Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarında dolar bazında yaşanan yüzde 17’4’lük yükselişin etkisiyle, değer bazındaki düşüş yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 17,2 artışla 316,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken, yüzde 14,7 düşüşle 248,7 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 200 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 315,2 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 40,1’lik düşüşün de etkisiyle Orta Doğu pazarında yüzde 25,3’lük düşüş kaydedildi.  3 aylık süreçte geçtiğimiz yıla göre yüzde 4 artışla 68 milyon dolar ihracat yapılan İran, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatında ilk 7 içerisinde yer aldı.</p>
<p><strong>“Krizlere dayanıklı yapımız, küresel sarmalı soğukkanlı yönetebilmemizi sağlıyor”</strong></p>
<p>Küresel gıda ticaretinin Hürmüz Boğazı odağında gelişen enerji ve lojistik darboğazı nedeniyle kritik süreçten geçtiği bu dönemde yaşanan aksamaların ihracata etkilerini değerlendiren TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Orta Doğu’da devam eden süreç, 2022 yılında yaşanan ve tahıl ile yağlı tohum arzını doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan farklı bir dinamikle ilerliyor. O dönemde ürün arzı sekteye uğramıştı, bugünse sahaya yansımalar enerji, gübre ve navlun maliyetleri üzerinden dünya üretim altyapısını baskılayan sistematik bir şekilde gelişiyor. Bu tablonun küresel bir riski temel gıda maddeleri olan pirinç, buğday, mısır ve soya rekoltesinde muhtemel düşüşleri tetikleyerek, özellikle ithalata bağımlı ülkeleri uzun süreli istikrarsızlığa mahkûm edebilecek olması. Bunun yanında yüksek petrol fiyatlarının biyoyakıt talebini artırması mısır, soya ve palm yağı gibi ürünlerde ek bir fiyat baskısı oluşturabilir, tüm bu gelişmeler de gıda ticaretini sadece bir tarım meselesi olmaktan çıkararak küresel ekonomi için istikrar başlığına dönüştürebilir Türkiye gıda sanayii, şu an tüm ülkeleri etkileyen bu sarmalı, geçmiş krizlerde test edilmiş çevik yapısı, hammaddeye erişim ve onu katma değerli ürüne dönüştürme kabiliyetiyle soğukkanlı bir şekilde yönetiyor. Mart’ta aylık bazda yaşanan yüzde 14,2’lik daralmaya rağmen sektörel ihracatımızın 1 milyar dolar sınırına yaklaşması, ticari ilişkiler normale döndüğü zaman ticari verilerde hızlı bir toparlanma yaşanabileceğine işaret ediyor.”</p>
<p><strong>“Dinamik lojistik altyapımız en stratejik kalkanımız”</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki tıkanıklıklar küresel petrol ticaretinin üçte birini işlevsiz bırakma potansiyeline sahip olsa da Türkiye’nin, lojistik açıdan tek bir rotaya mahkûm olan diğer ülkelerden ayrıştığına dikkat çeken Tiryakioğlu şunları söyledi:V“Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan geniş liman ağımız, gelişmiş kara yolu taşımacılığımız ve stratejik demir yolu bağlantılarımız, bölgesel blokajları alternatif güzergahlarla bypass edebilmemize imkân tanıyan eşsiz bir esneklik sunuyor. Bu lojistik çeşitlilik sayesinde, küresel tedarik zincirindeki kopmaları minimize ederek hem tedarik akışımızı güvence altına alıyor hem de ihracat menzilimizi koruyabiliyoruz. Bölgedeki deniz yolu trafiğinin yüzde 90 oranında aksadığı bu gibi dönemlerde, Türkiye’nin sahip olduğu taşımacılık altyapısının, sanayicimize hammaddeye erişim konusunda rakiplerinin önüne geçen bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz. Jeopolitik risklerin deniz yolu rotalarını felç ettiği bir süreçte, ülkemizin alternatifli ve dinamik lojistik altyapısı sadece ticari bir avantaj değil, aynı zamanda geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğini sürdürülebilir kılan en stratejik kalkanımız olmaya devam ediyor.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-3-ayda-28-milyar-dolar-76699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-3-ayda-28-milyar-dolar-1775759893.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk çeyreğinde 2,8 milyar dolarlık ihracat yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iran-savasi-nedeniyle-ortadogu-limanlarini-iptal-eden-kruvaziyer-gemiler-rotayi-bati-akdenizin-guvenli-limanlarina-cevirdi-76696</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> QTerminals ile ASBAŞ arasında iş birliği protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>QTerminals Genel Müdürü Hüseyin Sipahioğlu yaptığı açıklamada, Antalya için kruvaziyer turizminde heyecan verici bir gelişme yaşandığını belirterek, Vali Hulusi Şahin öncülüğünde yürütülen çalışmalar sonucu, QTerminals ile Antalya Serbest Bölge Kurucusu ve Yatırımcısı AŞ (ASBAŞ) arasında ASBAŞ limanının ortak kullanımı için iş birliği protokolü imzalandığını bildirdi.</p>
<p>Protokol ile QTerminals Antalya Limanı’na ait 9 numaralı rıhtım ile ASBAŞ’a ait 10 numaralı rıhtımın, Liman Başkanlığı’nın onayıyla birlikte ortak kullanıma açıldığını anlatan Sipahioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Böylece toplam 340 metrelik yanaşma kapasitesine sahip yeni bir alan oluşturularak daha büyük kruvaziyer gemilerinin Antalya’ya gelmesinin önü açıldı. İş birliğinin ilk adımı olarak 294 metre uzunluğunda Malta bayraklı dev kruvaziyer gemisi <strong>Celebrity Infinity</strong>, ikinci kez Antalya limanına geldi. Bu gelişme, Antalya’nın kruvaziyer turizmindeki potansiyelinin artık daha güçlü şekilde hayata geçirildiğinin önemli bir göstergesi olacak. Planlanan düzenli seferlerle birlikte şehre gelen ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor. Bu hareketlilik özellikle esnaf, turizm işletmeleri ve şehir içi taşımacılık sektörü için ciddi bir ekonomik katkı anlamına geliyor.’’</p>
<p><strong>"Antalya Akdeniz’in gözde kruvaziyer limanı olacak"</strong></p>
<p>QTerminals Antalya ile ASBAŞ arasında imzalanan iş birliği protokolü ile Antalya’nın yalnızca bir tatil destinasyonu olmanın ötesine geçerek Akdeniz’in önde gelen kruvaziyer liman şehirlerinden biri olma yolunda kararlı adımlar atmaya devam ettiğini ifade eden Sipahioğlu, ‘’Antalya, kruvaziyer turizminin yükselen rotalarından biri olmaya devam ediyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Rota Batı Akdeniz’e çevrildi</strong></p>
<p>ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın Körfez ve Doğu Akdeniz kruvaziyer sektörünü tamamen alt üst ettiğini anlatan Hüseyin Sipahioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Basra Körfezi'nde yaklaşık 15 bin yolcuyu taşıyan altı kruvaziyer gemisi dışarıya çıkış yolu bulamadan mahsur kaldı. Bu gemiler İran'a en yakın noktada bulunan ve hâlâ kapalı olan Hürmüz Boğazı'nı geçmeden güvenli sulara ulaşamıyor. Kruvaziyer hatları tarafından Orta Doğu sezonların tamamı iptal edildi ve filolar Karayipler ile Batı Akdeniz gibi daha güvenli sulara yönlendirilmek zorunda kaldı. Mevcut duruma önlem olarak kruvaziyer şirketleri, gemilerini Batı Akdeniz'in temel limanlarında yoğunlaştırıyor, Kuzey Avrupa sezonlarını uzatıyor ve Kanarya Adaları ile Atlantik adaları gibi alternatif güneş güzergahlarını ön plana çıkarıyor.’’</p>
<p>Celebrıty Infinity adlı kruvaziyer gemisinin ikinci kez gelişi nedeniyle gemi kaptanına Antalya Bölge Liman Başkanı Mustafa Ergüven tarafından plaket verildi. Gemiyle gelen üst düzey gelir grubu yolcular, Antalya’nın tarihi ve kültürel mirası Aspendos Antik Tiyatrosu ile tarihi Kaleiçi’ni ziyaret edip alışveriş yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iran-savasi-nedeniyle-ortadogu-limanlarini-iptal-eden-kruvaziyer-gemiler-rotayi-bati-akdenizin-guvenli-limanlarina-cevirdi-76696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/5656-1775801053.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ QTerminals ile ASBAŞ limanının ortak kullanımı için iş birliği protokolü imzalandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibde-yeni-baskan-mehmet-ali-can-oldu-76695</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB’de yeni başkan Mehmet Ali Can oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz ihracatçı Birliği (BAİB) Genel Kurulu Nazım Hikmet Kongre Merkezinde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Divan Başkanlığı’na ATSO Başkan Yardımcısı Hakan Pakalın oy birliği ile seçildi.</p>
<p>Yönetimin ibra edilmesinden sonra seçimlere geçildi. BAİB tarihinde en yoğun katılım yaşandığı seçimlerde bin 241 oy kullanıldı. Seçim sonucunda Mehmet Ali Can 624, başkan adayı Ramazan Keskin de 612 oy aldı. Böylece BAİB başkanlığına Mehmet Ali Can seçilmiş oldu. Sonuçların açıklanmasından sonra Ramazan keskin, başkan seçilen Can’ı kutladı.</p>
<p>BAİB yeni başkanı Can, Batı Akdeniz’in, üretimiyle, emeğiyle, alın teriyle bu ülkenin en güçlü ihracat merkezlerinden biri olduğunu belirterek, ‘’Antalya’dan dünyaya uzanan yaş meyve sebze, Burdur’dan çıkan doğal taş, Isparta’nın üretim gücü, 25 sektörün emeği, 25 sektörün mücadelesi ve 25 sektörün geleceğe olan inancıdır. Bu coğrafya değer üretir. Ve biz bu değeri daha ileri taşımak istiyoruz. Sahayı bilen, üyeyi dinleyen, çözümü birlikte üreten bir yönetim anlayışında olacağız’’ dedi.</p>
<p><strong>"Üretim ve ihracatta büyük sorunlar var"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz ihracatını büyüten, yeni pazarlara açan, üyelerini güçlendiren, geleceği planlayan bir Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği için bu vizyonu hayata geçirecek projelerinin hazır olduğunu ifade eden Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’⁠Güçlü UR-GE projeleri, ⁠Sürdürülebilirlikte yol gösteren eğitim ve dönüşüm programları, ⁠Aile şirketlerine kurumsallaşma eğitimleri, ⁠Genç ihracatçılarımızı sahaya kazandıracak ‘Genç İhracat Kulübü’,⁠  ⁠tecrübeyi yok saymayan, aksine merkeze alan Yüksek İstişare Kurulları oluşturulacak. Bizim en büyük sorumluluğumuz BAİB’e değer katmak ve üyelerimizin güçlü sesi olmaktır. Maalesef sahada, üretimde, ihracatta çok büyük problemlerle karşı karşıyayız. İhracatçımız bugün ciddi bir mücadele vermektedir. Finansmana erişmekte yaşanan zorluklar ulaşılabilen, finansmandaki yüksek faizler. Kurda yaşanan baskıya eklenen yüksek enerji maliyetleri, lojistik maliyetleri, hammadde fiyatları ve işçilik giderleri uluslararası piyasada rekabeti çok zor hale getirmektedir.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibde-yeni-baskan-mehmet-ali-can-oldu-76695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/baibde-yeni-baskan-mehmet-ali-can-oldu-1775757952.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz ihracatçı Birliği’nin olağan genel kurulunda Başkanlığa Mehmet Ali Can seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-hayat-emeklilikteki-sermayemizi-10-milyar-liraya-yukseltiyoruz-76682</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çakmak: Sermayemizi 20 milyar liraya yükseltiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in 6. Olağan Genel Kurul Toplantıları, İstanbul'daki genel müdürlük binasında gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, hem şirketlerin finansal performansı hem de yeni dönem stratejilerinin ele alındığı 6. Olağan Genel Kurul Toplantılarında, Türkiye Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Murat Uluğ, Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdür Taha Çakmak ile Yönetim Kurulu Üyeleri Bilal Bedir ve Mahmut Kaçar mevcut görevlerine yeniden seçildi.</p>
<p>Bağımsız üyeler Ayşe Türkmenoğlu ve Yavuz Kaynarca görevlerine devam ederken, Arif Calban ise bağımsız üye olarak atandı.</p>
<p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü Taha Çakmak, paydaşlarına değer üretme prensibi ve sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda hem hayat hem de hayat dışı branşlarda güçlü bir performans sergilediklerini belirtti.</p>
<p>Çakmak, 2026'nın ilk çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre hayat dışında yüzde 30 büyüme kaydederek 53,8 milyar lirayı aşan toplam brüt prim üretimine, hayat branşında yüzde 54 büyümeyle 10,6 milyar lirayı ulaştıklarını kaydetti.</p>
<p>Gönüllü Bireysel Emeklilik Sisteminin (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi'nin (OKS) fon büyüklüğünde, devlet katkısı dahil olmak üzere yüzde 67'lik büyümeyle 525,1 milyar liraya ulaştıklarını vurgulayan Çakmak, paydaşlarına değer üretme vizyonuyla faaliyetlerini sürdürdüklerinin altını çizdi.</p>
<p>Şirketlerinin güçlü finansal yapısıyla Türkiye ve sektör için güvence sunmaya devam ettiklerine dikkati çeken Çakmak, paydaşlarına değer üretme prensipleriyle kuruluşlarından bu yana düzenli temettü dağıtımı yaptıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yıl da Türkiye Sigorta olarak, nakit brüt 3 milyar lira temettü dağıtımı yapacağız. Yüzde 100 bedelsiz sermaye artışı ile sermayemizi 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltiyoruz. Türkiye Hayat Emeklilik'te ise yine 3 milyar lira temettü dağıtımı gerçekleştireceğiz. Buradaki sermayemizi ise 5 milyar liradan 10 milyar liraya yükseltiyoruz. Sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda, hissedarlarımıza ve tüm paydaşlarımıza değer katmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-hayat-emeklilikteki-sermayemizi-10-milyar-liraya-yukseltiyoruz-76682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/taha-cakmak-1766916757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta&#039;nın 6. Olağan Genel Kurul Toplantısı&#039;nda konuşan Genel Müdür Taha Çakmak, &quot;Bu yıl da Türkiye Sigorta olarak, nakit brüt 3 milyar lira temettü dağıtımı yapacağız. Yüzde 100 bedelsiz sermaye artışı ile sermayemizi 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltiyoruz. Türkiye Hayat Emeklilik&#039;te ise yine 3 milyar lira temettü dağıtımı gerçekleştireceğiz. Buradaki sermayemizi ise 5 milyar liradan 10 milyar liraya yükseltiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-76677</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 16:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM&#039;de düşüş sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 3 Nisan itibarıyla 355 milyar 949 milyon lira artarak 24 trilyon 545 milyar 957 milyon liradan 24 trilyon 901 milyar 906 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 294 milyar 90 milyon lira artarak 27 trilyon 928 milyar 268 milyon liradan 28 trilyon 222 milyar 359 milyon liraya yükseldi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 159 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı bu dönemde 27 milyar 350 milyon lira artarak, 3 trilyon 159 milyar 277 milyon liraya çıktı. Söz konusu tutarın 747 milyar 32 milyon lirası konut, 46 milyar 165 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 366 milyar 80 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 66 milyar 949 milyon lira artarak 3 trilyon 842 milyar 775 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2,9 artışla 3 trilyon 12 milyar 18 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 144 milyar 69 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 867 milyar 949 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 3 Nisan itibarıyla önceki haftaya göre 15 milyar 912 milyon lira artışla 682 milyar 574 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 511 milyar 225 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 3 milyar 887 milyon lira artarak 5 trilyon 544 milyar 51 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 19 milyon lira azalarak 1 milyar 515 milyon liraya düştü. Böylece KKM büyüklüğü, toplam mevduatın yüzde 0,01'ini oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-76677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/lira-tl-para-turk-lirasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKM hesapları geçen hafta 19 milyon lira azalışla 1 milyar 515 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-1-milyar-dolarlik-satis-76675</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 1 milyar dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 217,8 milyon dolarlık hisse senedi, 784,3 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) satarken, 15 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 27 Mart haftasında 38 milyar 627,3 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 3 Nisan haftasında 39 milyar 93,8 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 997,6 milyon dolardan 14 milyar 303,8 milyon dolara gerilerken ÖST stoku da 1 milyar 863,3 milyon dolardan 1 milyar 872,7 milyon dolara çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-1-milyar-dolarlik-satis-76675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 217,8 milyon dolarlık hisse senedi, 784,3 milyon dolarlık DİBS satarken, 15 milyon dolarlık ÖST aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-294-trilyon-liraya-yukseldi-76673</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 29,4 trilyon liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 3 Nisan ile biten haftada yüzde 1,3 ve 388 milyar 642 milyon 503 bin lira artışla 29 trilyon 55 milyar 87 milyon 426 bin liradan, 29 trilyon 443 milyar 729 milyon 929 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,3 azalarak 15 trilyon 521 milyar 203 milyon 385 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 2,8 yükselişle 10 trilyon 308 milyar 826 milyon 654 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 270 milyar 831 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 232 milyar 523 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında, parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 3 Nisan itibarıyla 2 milyar 785 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,8 artışla 6 trilyon 164 milyar 369 milyon 316 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 746 milyar 285 milyon 452 bin lirası konut, 46 milyar 66 milyon 340 bin lirası taşıt, 2 trilyon 360 milyar 551 milyon 526 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 11 milyar 465 milyon 998 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 3 Nisan ile biten haftada 393 milyar 521 milyon 256 bin lira artarak 24 trilyon 255 milyar 630 milyon 916 bin liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-294-trilyon-liraya-yukseldi-76673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın geçen haftaya ait verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 388,6 milyar lira artarak 29,4 trilyon liraya yükseldi.. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-63-milyar-dolar-artti-76672</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 6,3 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 3 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 3 milyar 127 milyon dolar artışla 58 milyar 417 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 27 Mart'ta 55 milyar 290 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 180 milyon dolar artışla 100 milyar 49 milyon dolardan 103 milyar 229 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 3 Nisan haftasında bir önceki haftaya göre 6 milyar 306 milyon dolar artışla 155 milyar 339 milyon dolardan 161 milyar 645 milyon dolara çıktı.</p>
<p>TCMB rezervleri, Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>06.03.2026</td>
<td>134.707</td>
<td>62.770</td>
<td>197.478</td>
</tr>
<tr>
<td>13.03.2026</td>
<td>134.140</td>
<td>55.486</td>
<td>189.625</td>
</tr>
<tr>
<td>19.03.2026</td>
<td>116.166</td>
<td>61.292</td>
<td>177.458</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>03.04.2026</td>
<td>103.229</td>
<td>58.417</td>
<td>161.645</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-63-milyar-dolar-artti-76672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankasının toplam rezervlerinin geçen hafta 6,3 milyar dolar artışla 161,6 milyar doları aştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-ihaleleriyle-ilgili-yonetmelik-ve-tebliglerde-degisiklik-76670</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu ihaleleriyle ilgili yönetmelik ve tebliğlerde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu İhale Kurumu (KİK) tarafından hazırlanan, danışmanlık hizmet alımı, hizmet alımı, mal alımı, yapım işleri ihaleleri uygulama, ihalelere yönelik başvurulara ilişkin yönetmelik ve tebliğ ile Kamu İhale Genel Tebliği değişiklikleri, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, ihale uygulama yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle, ekonomik ve mali yeterliğe ilişkin evraklar çerçevesinde sunulması istenen eş değer belgelerin, kapsamı açıklığa kavuşturuldu.</p>
<p>Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) ile Gelir İdaresi Başkanlığı arasındaki entegrasyonla, ekonomik ve mali yeterliliğe ilişkin bilanço ve iş hacmine yönelik belgelerin her durumda teyit edilebilmesi için ihale veya son başvuru tarihi yılın ilk 4 ayında olan ihalelerde, aday veya istekliler tarafından ihale veya son başvuru tarihinin içinde bulunduğu yıldan 2 önceki yıla ait belgeler sunulabilecek.</p>
<p>İş deneyim belgesi düzenlenemeyen hallerde, iş deneyimini tevsik etmek için sunulan diğer belgelerin yanında, sözleşmeye ait damga vergisinin ilk ilan veya davet tarihi itibarıyla ödendiğine ilişkin belgeler de başvuru veya teklif kapsamında verilecek. Damga vergisinden istisna ya da muaf olunması durumunda, istisna veya muafiyet gerekçesini açıklayan belge ya da beyanları içeren imzalı veya kaşeli dilekçe sunulacak.</p>
<p><strong>Kamu İhale Genel Tebliği'nde yapılan değişiklikler</strong></p>
<p>Malzemenin idare tarafından yükleniciye verildiği yapım işi sözleşmeleri çerçevesinde düzenlenecek iş deneyim belgelerinde, belge tutarına yansıtılacak malzeme bedeline ilk sözleşme bedelinin yüzde 20'si oranında sınır getirilecek.</p>
<p>Kamu İhale Genel Tebliği'nde yapılan değişikliklerle de teklif edilecek veya kullanılacak ürüne ilişkin ihale dokümanında yer verilemeyecek hususlar, açıklığa kavuşturulacak.</p>
<p>Yapım işleri ihalelerinde aşırı düşük teklif açıklamalarında, iş kalemlerine ilişkin analizlere dayanak olan bilgi ve belgelerin sunulmaması kuralının uygulanabilmesi için kamu kurum ve kuruluşları tarafından ilan veya davet tarihinin içinde bulunduğu aya ait yayımlanmış güncel birim fiyat ve rayiçler baz alınacak. Söz konusu aya ait güncel rayiçlerin yayımlanmamış olması durumunda, istekli tarafından son yayımlanmış birim fiyatlar ve rayiçler kullanılabilecek.</p>
<p>İsteklinin teklifiyle yaklaşık maliyet yapısının birbiriyle uyumunun fiyat dışı unsur olarak düzenlendiği yapım işi ihalelerinde, bileşenlerin uyumuna yönelik puanlama kriteri, iş kaleminin isteklinin teklifindeki ağırlık oranı ihale dokümanında öngörülen asgari ve azami oranlar arasında olacak şekilde belirlenecek.</p>
<p><strong>İlgili e-formların uyumlaştırılması amacıyla değişiklik yapıldı</strong></p>
<p>İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik ile İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğdeki değişikliklerle ise kurum tarafından tesis edilecek işlemlerin belirlenmesine yönelik düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>İlgili e-formların uyumlaştırılması amacıyla "Aşırı Düşük Teklif Açıklama Talebi" ve "Malzemeli Yemek Sunumu Hesap Cetveli" e-formlarında değişiklik yapılırken, "Örnek Öğün Menüsü" e-formu eklendi.</p>
<p>Öte yandan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca, "Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, tebliğin ekinde yer alan "Yatırım Tamamlama Vizesi İçin İstenecek Belgeler" başlıklı bölümde düzenlemeler yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-ihaleleriyle-ilgili-yonetmelik-ve-tebliglerde-degisiklik-76670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu İhale Kurumu, danışmanlık hizmet alımı, hizmet alımı, mal alımı ve yapım işleri ihaleleri uygulama yönetmelikleri ile Kamu İhale Genel Tebliği&#039;nde düzenlemeye gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/agaoglu-avrasya-gayrimenkul-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-76669</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Talep toplama sürecini tamamlayan Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'nin (Ağaoğlu GYO) payları, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "AAGYO" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Tören, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Ağaoğlu GYO Genel Müdürü Sena Ağaoğlu Kırcal, Ağaoğlu Şirketler Grubu Üst Yöneticisi (CEO) Burak Kutluğ, İnfo Yatırım Menkul Değerler Genel Müdürü Hüseyin Tarkan Akgül, şirket yetkilileri ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, sektöründe köklü bir geçmişe sahip olan Ağaoğlu'nun kurumsal gayrimenkul geliştirme alanında lider şirketlerden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Şehirlerin sürdürülebilir dönüşümünde gayrimenkul yatırım ortaklıklarının önemli bir katkı sunduğuna değinen Ergun, "Halka arzla bu yolda önemli bir adım atan Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, yatırımcılarının desteğiyle bu alandaki hedeflerini daha da ileriye taşıyacak. Bu halka arzda emeği geçen değerli şirket yöneticilerimize ve aracı kurumumuza teşekkür eder, halka arzın sermaye piyasalarına hayırlı olmasını dilerim." şeklinde konuştu.</p>
<p>Kırcal da şirketin, Ağaoğlu ailesinin geçmiş dönemine birçok başarı ekleyerek yatırımcılarıyla büyümeye ve değer üretmeye devam edeceğini dile getirdi.</p>
<p>Halka arz sürecinde yoğun ilgi gördüklerini söyleyen Kırcal, söz konusu ilginin hem geçmişe hem de geleceğe yönelik vizyonlarına duyulan güvenin güçlü bir göstergesi olduğunu aktardı.</p>
<p>İnfo Yatırım Menkul Değerler Genel Müdürü Hüseyin Tarkan Akgül, payları Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlayan Ağaoğlu GYO'nun halka arz sürecinde başarılı bir talep toplama dönemi geçirdiğini belirtti.</p>
<p>Vakıf Yatırım ile eş konsorsiyum lideri oldukları Ağaoğlu GYO halka arzına yaklaşık 1 milyon yatırımcının katılım sağladığını aktaran Akgül, "Toplam talep, halka arz büyüklüğünün 3,6 katı olarak gerçekleşti. Halka arzla öz kaynak yapısını daha da güçlendirerek, planladığı yeni projeler ve stratejik yatırımlarıyla sektördeki konumunu pekiştirecek Ağaoğlu GYO'ya ve değerli ekibine bundan sonraki yolculuklarında başarılar diliyorum." dedi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/agaoglu-avrasya-gayrimenkul-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-76669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/57-1775738038.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gong töreninde açıklama yapan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, &quot;Halka arzla bu yolda önemli bir adım atan Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, yatırımcılarının desteğiyle bu alandaki hedeflerini daha da ileriye taşıyacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-eximbanktan-100-milyon-euroluk-finansman-76667</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Eximbank&#039;tan 100 milyon euroluk finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank, İslam Yatırım Sigortası ve İhracat Kredisi Şirketi (ICIEC) iş birliğiyle 100 milyon euroluk finansman sağladı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 10 yıl vadeli 100 milyon euroluk kredi, Türk ihracatçılarının işletme sermayesi ve yatırım finansmanı ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak.</p>
<p>Söz konusu kaynakla, özellikle ihracatçı firmaların üretim kapasitelerinin artırılmasına, yeni pazarlara erişimlerinin desteklenmesine ve küresel değer zincirlerindeki konumlarının güçlendirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Son işlemle, Türk Eximbank'ın sağladığı uzun vadeli finansmanın toplamı 500 milyon euroyu aştı. Katılım finans ilkeleriyle uyumlu olarak temin edilen kaynağın finansal çeşitliliğin artırılması ve farklı yatırımcı gruplarının Türkiye ekonomisine erişiminin kolaylaştırılması açısından da önemli bir rol üstlendiği belirtildi.</p>
<p>Söz konusu işlemin, bu yönüyle yalnızca bir finansman temini olmadığı aynı zamanda uluslararası finansal mimaride çeşitlilik ve derinliğin artırılmasına yönelik stratejik bir adım olarak da öne çıktığı vuygulandı.</p>
<p><strong>"İhracatçılarımızın büyüme stratejilerini destekliyoruz"</strong></p>
<p>Anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, artık uluslararası ticaretin yalnızca mal ve hizmet akışından ibaret olmadığını, aynı zamanda finansman yapılarının niteliğiyle şekillenen çok katmanlı bir ekosisteme dönüştüğünü bildirdi.</p>
<p>Güney, "Bu çerçevede ihracatın sürdürülebilir biçimde artırılması, uzun vadeli, uygun maliyetli ve çeşitlendirilmiş finansman kaynaklarına erişimle doğrudan ilişkilidir. Türk Eximbank olarak bu anlayışla, ihracatçılarımızın finansmana erişimini güçlendirirken, aynı zamanda finansman araçlarımızı küresel eğilimlerle uyumlu şekilde çeşitlendirmeye büyük önem veriyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İslam Kalkınma Bankası Grubunun önemli kuruluşlarından ICIEC ile uzun yıllara dayanan köklü ve geniş yelpazede işbirliklerinin bulunduğunu kaydeden Güney, "Uluslararası birlik ve platformlar çatısı altında da devam eden güçlü ortaklığımız bulunmaktadır. Son işlem de söz konusu stratejik yaklaşımın güçlü yansımasıdır. Bu süreklilik hem kurumsal işbirliklerimizin derinliğini hem de Türkiye'ye duyulan güveni ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ali Güney, sağlanan finansmanın ihracatçılara sağlayacağı katkılara ilişkin şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Sağlanan bu finansman ihracatçılarımızın işletme sermayesi ihtiyaçlarının karşılanmasının ötesinde, yatırım odaklı büyüme stratejilerinin desteklenmesine de hizmet edecektir. Özellikle üretim kapasitesini artırmaya, katma değerli ihracatı geliştirmeye ve firmalarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü kalıcı biçimde yükseltmeye yönelik yatırımların finansmanında etkin bir şekilde kullanılmasını öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde de uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz işbirliklerini çeşitlendirerek, ihracatçılarımıza sunduğumuz finansman imkanlarını daha da genişletmeyi ve Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme vizyonuna güçlü katkı sağlamaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-eximbanktan-100-milyon-euroluk-finansman-76667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/turk-eximbank-1766063181.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank tarafından temin edilen 100 milyon euroluk finansmanın, ihracatçıların işletme sermayesi ve yatırım finansmanı ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/geri-sayim-basladi-76666</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geri sayım başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Dünyanın kararması, sanatın irrasyonelliğini rasyonel hale getiriyor: radikal bir şekilde karartılmış sanat.”</em></p>
<p>-Theodor W. Adorno, Aesthetic Theory</p>
<p><em>“Günümüzün usta uygulayıcıları arasında yalan, gerçeği çarpıtma işlevini çoktan yitirmiştir. Kimse kimseye inanmaz, herkes her şeyi bilir. Yalanlar sadece birine, ona veya onun iyi niyetine ihtiyaç duyulmadığını iletmek için söylenir. Bir zamanlar özgür bir iletişim aracı olan yalan, bugün her bireyin etrafına, sığınağında gelişebileceği buz gibi bir atmosfer yaymasını sağlayan küstahlık tekniklerinden biri haline gelmiştir.”</em></p>
<p>-Theodor W. Adorno, Minima Moralia: Reflections on a Damaged Life</p>
<p>Adorno, taklitçi gerilemeyi (mimetic regression) kültür endüstrisinin bastırılmış, çocuksu dürtüleri manipüle etmesi, bireyleri önceden tasarlanmış, standartlaştırılmış modelleri taklit etmeye zorlaması ve nihayetinde özerk düşünceyi uyumluluk ile değiştirmesi olarak tanımlar.</p>
<p>Taklitçi gerilemeden çıkış ise dünyadan güvenli bir mesafede durmayı bırakıp "boş ver" dediğiniz an olur. Baskı, coşku, korku altında, kendinizin o cilalı, sahte versiyonundan çıkıp daha eski, ilkel, ham ve az filtrelenmiş bir şeye geri dönüşürsünüz. Fırtına için sıfatlar düşünmeyi bırak, fırtınanın kendisi olursunuz.</p>
<p>Modern hayat her şeyi elektronik tablolara ve tahminlere dönüştürmeden önce, fırtına olarak hayatta kalıyorduk. Onu düşünmeden, modellemeden ve sevimli metaforlarla süslemeden ama fırtına olarak...</p>
<p>O eski ham ve doğal enerji, eğitim, sonsuz uygulamalar, algoritmalar, farklılığı dışlayan şartlanmalar ve bir sürü modern masalların katmanlarının altında canlı canlı gömüldü. Sistem size rasyonel olmanızı söyledi: Her hareketinizi hesaplayın her veri noktasında anlam arayın ve güvende kalın. Biz de bu duruma itaat ettik.</p>
<p>Bunu piyasalarda da görüyoruz. Her şey siyah beyaz görülüyor, hikayeleştiriliyor, çevriliyor, sınırlandırılıyor ve özünden ayrılıp bir hapa dönüştürülüyor. Dikkat zamanları daralıyor, sistem, insanların kendi hayatlarının seyircisi olmalarını, elleri ceplerinde, ekranda olan biteni izlemelerini, olayın kendisine dokunmamalarını istiyor. Bunu hissedebiliyorsunuz. Artık hareket etmiyorlar, sonu gelmeyen modeller ve hesaplar yapıyorlar. Karar vermiyorlar, danışıyorlar. Görmüyorlar ve resmi başkasının açıklamasını bekleyip öyle tepki veriyorlar.</p>
<p>Adorno bence haklıydı. Modern sistemler sizi zorla domine etmez. Kafanızın içine girer ve nasıl gördüğünüzü şekillendirirler. Sizi, aslında hiç düşünmeden düşünme görünümünü kopyalamaya eğitirler. Uysal, iş bulabilir, evcilleştirilmiş hale gelirsiniz ve bu süreçte içgüdüleriniz ve içgörüleriniz canlı canlı gömülür. Halbuki içgüdülerin ve içgörülerin hayatta çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Piyasalarda da içgüdüleri ve içgörüleri kuvvetli olanların genelde daha başarılı olduğuna tanıklık ettik.</p>
<p>Özellikle yılbaşından bu yana, gerçeğin gösterilen kısmıyla iç seslerimiz zaman zaman çelişti ve biz genelde karar verirken ikincisini tercih ettik. Yine böyle bir yol ayrımındayız. barış ihtimali arttı ama kafamızdaki aykırı seslerin sebebini araştırdık ve hap gibi bize sunulanların ötesine geçtik. Karşımıza çıkanlar şöyle:</p>
<p>Bu ateşkes gerçek bir ateşkes değil. Bu, son aşama. Neden?</p>
<p>Trump, 25 Mart'ta 5 günlük bir ara verdiğini açıkladı. Bunun diplomasi için olduğunu söyledi. Bu beş gün boyunca Tripoli, haberlere çıkmadan Arap Denizi'ni geçti. 82. Tümen konuşlandırıldı. Georgia limandan ayrıldı. Basın "verimli görüşmeler" hakkında yazarken, Trump bu arayı saldırı için avantaj sağlayacak askeri parçaları hareket ettirmek için kullanıyor gibi görünüyor.</p>
<p>İki haftada yani tam da ABD askeri savaş formasyonunu alabilmesi için gerekli zaman dilimi içinde bunu tekrar yaptı.</p>
<p>İran'ın yanıtını dikkatlice okuyun. Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçiş, "teknik sınırlamalar dikkate alınarak" İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon sağlanarak mümkün olacaktır. Bu, boğazın tamamen koşulsuz yeniden açılması anlamına gelmiyor. Devrim Muhafızları kontrolü elinde tutuyor. Gemiler İran'ın izniyle geçiyor yani temel yapı değişmiyor.</p>
<p>Trump, muhtemelen ateşkes sonuçlanmadan önce İran’ın tüm gemilere geçiş iznini vermiyor olmasını veya başka bir konuyu ateşkese aykırı diye yorumlayacak.</p>
<p>Peki şu an askeri hareketlilik ne seviyede?</p>
<p><strong>Ford:</strong> Kızıldeniz için kullanılacağı tahmin ediliyor. Güneye doğru ilerliyor. Bir iki gün içinde göreve hazır hale gelebilir.</p>
<p><strong>Bush:</strong> Bu üçüncü uçak gemisi olarak biliniyor ve varış tarihi 10-14 Nisan olarak tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Georgia:</strong> 154 Tomahawk füzesi ve 66 SEAL kamarası ile Körfez Bölgesi’ne Doğu Akdeniz’de, Doğu’ya doğru ilerliyor. 8-10 Nisan'da varması bekleniyor. SEAL'lerin 11 Nisan civarı hazır olacağı tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Boxer:</strong> Yolda. Diego Garcia da yaklaşık 10-12 Nisan'da varacak. Muhtemelen SEAL'ler Georgia gemisinden de gelecek. Kuru güverte sığınağından yüzücü taşıma araçları da geliyor. Aynı anda Kharg ve Bushehr kıyılarına ulaşmayı hedefliyor olabilirler.</p>
<p>B-2 Spirit uçaklarını da muhtemelen, Bushehr anakarasındaki kalan güçlendirilmiş kıyı mevzilerini vurmak için kullanmayı düşünüyorlar. Burası Kharg'a bakan 55 kilometrelik bir şerit. Bu olabileceklerin listesi ve herhangi bir kesinliği yok ama bu ateşkesin, hazırlıkları tamamlamak için zaman kazandırıyor olabileceğini düşünmekte fayda olabilir.</p>
<p>Hürmüz’de İran'ın "Silahlı Kuvvetlerle koordinasyonu" ismi altında statüko benzerinin devam ettirilmesini bekliyoruz. Trump'ın harekat için bunu veya başka bir sebebi dayanak olarak kullanacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak. Her duraklama bir konumlandırma penceresi olarak kullanıldı. Her son tarih, izleyiciler için bir geri sayım sayacı oldu ama askeri saat kendi hazırlık programına göre devam etti. Umarız yanılıyoruzdur ve ateşkes ve ardından kalıcı barış gelir.</p>
<p>Piyasalar için en son 25 Mart’ta yayınlanan “Panik atak” raporumuzda şunları yazmıştık: <em>“Bu tepki denemelerinin ilk olarak, bu seneki zirvelerine kadar ulaşmayacağını ve ardından bir satış dalgasıyla karşılaşacağını düşünüyoruz. Tabii ki yanılıyor olabiliriz, daha önce de yanıldığımız zamanlar oldu…</em> <em>Piyasada belirsizlikler devam ederken anksiyete de yüksek fakat henüz gerçek anlamda bir panik atak görmedik. Yani hala kalıcı bir dip görmediğimizi düşünüyoruz…</em> <em>Yüksek bir volatilite olayı bekliyoruz yani VIX 40-50+ seviyelerine ulaşabilir. Bu volatilite gerçekleştikten sonra kalıcı dibi önümüzdeki iki ay içinde görebileceğimiz ve bunun da müthiş bir alım fırsatı yaratacağı görüşündeyiz. Dolayısıyla yavaş yavaş alış-veriş listeleri oluşturulabilinir.”</em></p>
<p>Bu görüşlerimizin arkasındayız. Oyun planını üç aşamalı düşündüğümüzü söylemiştik: 1) tepki yükselişi 2) sert bir satış 3) alım fırsatı yaratan bir dip.</p>
<p>Bizce hala birinci aşamadayız. Diğer iki aşamanın da Mayıs sonuna kadar gerçekleşeceğini düşünüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/geri-sayim-basladi-76666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geri sayım başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskanvekili-sahin-biba-tum-enerji-ve-gayretimizi-bursaya-hizmete-ayiracagiz-76665</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin Biba: Tüm enerji ve gayretimizi Bursa’ya hizmete ayıracağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, İçişleri Bakanlığı’nın Mustafa Bozbey’i görevden uzaklaştırmasının ardından Vali Erol Ayyıldız’ın çağrısıyla toplandı. Meclis Başkanvekili ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın başkanlığında toplanan mecliste Cumhur İttifakı, Nilüfer Meclis Üyesi Şahin Biba’yı Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekilliğine aday gösterdi. İlk iki turun ardından üçüncü turda toplam 61 oy alan Şahin Biba, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekilliğine seçildi.</p>
<p>Seçimlerin ardından teşekkür konuşması yapan Başkanvekili Şahin Biba, süreçte kendisine gösterilen güven, destek ve teveccüh için tüm meclis üyelerine teşekkür etti. Demokrasinin milletin temsil vasıtası olduğunu belirten Başkanvekili Biba, “Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeleri de bu temsilin şehirler özelindeki en önemli temsil makamıdır. Büyükşehir Belediye Meclis Üyeleri, Bursalıların temsilcisidir. Bugün Meclisimizin aldığı bu karar da, milletimin iradesinin tecellisidir. Millet iradesine saygı, sandıkla oluşan meclis çoğunluğuna da saygı duymayı gerektirir. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde üye dağılımı bellidir. Çoğunluk Cumhur İttifakı’ndadır. Bursa’nın iradesi sadece bir söylem değil, meclisteki temsil dağılımında da okunur” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7968858e6a-1775736456.jpeg" alt="" width="648" height="432" /></p>
<p>Herkesi, hukuk içinde işleyen demokratik sürece ve milletin meclise yansıyan tercihine saygı duymaya davet eden Başkanvekili Biba, Bursa’nın sıradan bir şehir olmadığının altını çizdi. Bursa’nın tarih, medeniyet ve emanet demek olduğunu vurgulayan Başkanvekili Biba, “Bursa, ecdadın bize bıraktığı kutlu miras, gelecek nesillere taşımakla yükümlü olduğumuz büyük bir değerdir. Bu sebeple bugün burada kurulacak her cümle, alınacak her karar ve atılacak her adım yalnızca bugünü değil, yarını da inşa edecektir. Hepimiz biliyoruz ki makamlar gelip geçicidir. Asıl olan bulunduğumuz görevlerde şehrimize ne kattığımız, insanımıza nasıl dokunduğumuz ve ardımızda nasıl bir hizmet izi bıraktığımızdır. Bizim anlayışımızda görev, unvan değil sorumluluktur. Yetki, ayrıcalık değil millete hizmet vesilesidir. Bu bilinçle hiçbir bahaneye sığınmadan, hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan tüm enerji ve gayretimizi Bursa’ya hizmete ayıracağız” dedi.</p>
<p>Siyaset anlayışlarının merkezinde mazeret değil hizmet, polemik değil eser üretmek olduğunu söyleyen Başkanvekili Biba, tek gündemlerinin Bursa olacağını belirtti. Tek önceliklerinin Bursalıların huzuru, refahı ve memnuniyeti olacağını dile getiren Başkanvekili Biba, “Gerçek belediyecilik anlayışıyla 17 ilçemizin tamamında hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir kesimi dışarıda bırakmadan hizmetlerimizin kesintisiz şekilde sürmesi için hep birlikte çalışacağız. Nerede bir ihtiyaç varsa orada olacağız. Nerede çözüm bekleyen mesele varsa, ona eğileceğiz. Nerede bir gönül varsa ona dokunmanın gayreti içinde olacağız” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d796ac6f690-1775736492.jpeg" alt="" width="717" height="478" /></p>
<p>Her bir Bursalının ve her bir meclis üyesinin fikrini önemsediklerini ifade eden Başkanvekili Şahin Biba, “Bu aşamadan sonra tüm belediye başkanları ve meclis üyeleriyle birlikte hep birlikte ortak akılla belediyemizi daha iyi yerlere getirmeye, daha iyi hizmetler sunmaya çalışacağız. Şahsıma duyulan güven için başta Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum. Bizlere destek veren ve dua eden hemşehrilerimize şükranlarımı sunuyorum. Rabbim bizleri mahcup etmesin. Bu güzel şehre, bu kadim emanete hakkıyla hizmet etmeyi hepimize nasip etsin” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-belediye-baskanvekili-sahin-biba-tum-enerji-ve-gayretimizi-bursaya-hizmete-ayiracagiz-76665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/bursa-buyuksehir-belediye-baskanvekili-sahin-biba-tum-enerji-ve-gayretimizi-bursaya-hizmete-ayiracagiz-1775736523.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin olağanüstü toplantısında Başkanvekilliğine Şahin Biba seçildi. Meclisin aldığı kararın millet iradesinin bir tecellisi olduğunu vurgulayan Başkanvekili Biba, “17 ilçemizin tamamında hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir kesimi dışarıda bırakmadan hizmetlerimizin kesintisiz şekilde sürmesi için çalışacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehirin-baskan-vekili-belli-oldu-76657</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, başkan vekili seçimi için Oktay Yılmaz başkanlığında toplandı.</p>
<p>Mustafa Bozbey'in tutuklanmasının ardından gerçekleştirilen toplantıda meclis üyeleri isimleri tek tek okunarak kürsüye davet edildi ve kapalı zarf usulüyle oy kullanma işlemi yapıldı. Üçüncü tur oylamada salt çoğunluğun oyunu alan Cumhur İttifakı'nın adayı  Şahin Biba Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak seçildi.</p>
<p>Oylamada çoğunluğun desteğini alan Biba, başkan vekilliği görevini üstlenecek. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde yeni dönemde yönetim, başkan vekili olarak Şahin Biba'nın sorumluluğunda yürütülecek.</p>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, salt çoğunlukla başkan vekili seçilen Şahin Biba için, “3. tur oylamasında Şahin Biba 61 oy aldı. Üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlandığından, Bursa Büyükşehir Belediyesi başkan vekilliği görevine Şahin Biba seçildi.” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehirin-baskan-vekili-belli-oldu-76657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/bursa-buyuksehir-belediye-baskan-vekili-sahin-biba-oldu-1775732630.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi&#039;nde yapılan başkan vekilliği seçiminde, ilk iki turda gerekli çoğunluk sağlanamayınca oylama üçüncü tura kaldı; üçüncü turda salt çoğunluğu alan Cumhur İttifakı&#039;nın adayı Şahin Biba başkan vekili seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epson-turkiye-ulke-muduru-vanlioglu-bolgesel-depomuz-cevikligimizi-artirdi-76656</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Epson Türkiye Ülke Müdürü Vanlıoğlu: Bölgesel depomuz çevikliğimizi artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Epson, tüketiciler ile küçük ve orta ölçekli işletmeler için tasarladığı yeni çözümlerini sunuculuğunu Alp Kırşan’ın üstlendiği lansmanla duyurdu.</p>
<p>Lansmanda; yeni Lifestudio ™ projektör serisi, ev ve iş yerleri için yeni nesil EcoTank yazıcılar ile Epson Creative Corner platformu tanıtıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7854427eec-1775732036.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Şirket açıklamasında, "Yeni Lifestudio ™ projektörler, EcoTank yazıcılar ve Creative Corner platformu kullanıcılara; eğlenceden sürdürülebilir büyümeye dek potansiyellerini ortaya çıkarma olanağı sunuyor. Üç çözüm birlikte, profesyonel kalitede sonuçlar, sürükleyici deneyimler ve herkesin erişebileceği, yaratıcı çözümler sunan bir ekosistem oluşturuyor. Ekosistem Epson’un; sürdürülebilirlik, inovasyon, güvenilirlik ve özenli tasarım taahhüdünü koruyor. Yeni ürün serisi, Epson'un Shakira’yla gerçekleştirdiği iş birliğiyle de destekleniyor." denildi. </p>
<p><strong>“Rakiplerimizin toplamından yüzde 21 daha fazla satış yaptık”</strong></p>
<p>Toplantıda yaptığı konuşmada, Epson’un 1942'de sadece dokuz çalışanla mütevazı bir saat üreticisi olarak faaliyetlerine başladığını belirten Epson META-CWA Başkanı Neil Colquhoun, “Epson, bugün teknoloji lideri olarak küresel bir üne sahip. Kuzey-Güney Amerika, Avrupa, Japonya, Asya / Okyanusya ve Türkiye’nin de dahil olduğu META-CWA bölgesinde faaliyet gösteren Epson’un 75.352 çalışanı bulunuyor. FY24 31 Mart 2025 verilerine göre, 9,2 milyar dolar ciro hacmine ulaşmış bulunuyoruz. META-CWA (Orta Doğu, Türkiye, Afrika, Orta ve Batı Asya) bölgesindeki varlığımızı güçlendirmek için de yatırım yapmaya devam ediyoruz. Bölgede; 80’den fazla ülkede faaliyet gösterirken 300’den fazla çalışanımız ve 11 ülke ofisimiz bulunuyor. Dünyanın 1 numaralı mürekkep tanklı yazıcı ve projeksiyon cihazı markası Epson olarak 2025 mali yılında yüzde 20’lik bir büyüme sağladık ve rakiplerimizin toplamından yüzde 21 daha fazla satış yaptık.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“3 yılda yüzde 97 oranında bir büyüme sağladık”</strong></p>
<p>Epson META-CW Asya Ticari Operasyonlar Başkan Yardımcısı Suat Özsoy ise yaptığı açıklamada, “Gelişmekte olan pazarlarda büyümeye devam ediyoruz. Bu kapsamda; Güney Amerika, Güneydoğu Asya, Orta Doğu, Türkiye ve Afrika’daki yüksek potansiyele sahip pazarlarda faaliyet alanımızı genişletiyor, yerel iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendiriyor ve marka bilinirliğimizi artırıyoruz. Ciromuzda 3 yılda yüzde 97 oranında bir büyüme sağladık, 2026 mali yılında dolar bazında çift haneli bir büyüme hedefliyoruz. Yüksek kalitede ev eğlence deneyimi sunmak üzere tasarladığımız, yeni Lifestudio ™ projektör serimiz, kompakt tasarımlarıyla esnek ve pratik bir çözüm sunuyor. Yeni serimizin büyük ekran deneyiminin ötesinde bir yaşam tarzı sunduğunu söyleyebilirim. Lifestudio ™ serisini, kişisel yaratıcı bir laboratuvar, hayatı aydınlatmak için gereken tüm alan ve zamanın bulunabileceği bir platform olarak konumlandırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Sürdürülebilirlik, inovasyon, güvenilirlik ve özenli tasarım”</strong></p>
<p>Epson Türkiye Ülke Müdürü Yalın Vanlıoğlu, “Kısa süre önce faaliyetlerine başlayan Türkiye’deki bölgesel depomuz çevikliğimizi ve hızlı yanıt verme kapasitemizi önemli ölçüde artırdı. Tesisimiz; Asya’dan Avrupa’ya demiryolu bağlantısı sağlayan bir noktada yer alması, serbest bölge yapısı ve çevreci yaklaşımıyla bizler için büyük önem taşıyor. Diğer yandan; tesisin başlıca limanlara yakınlığı karayolu taşımacılığını azaltarak karbondioksit emisyonlarının düşmesini de sağlıyor. Türkiye’nin stratejik konumu ve Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü konumunda bulunması daha verimli ve müşteri odaklı bir tedarik zinciri kurmamıza olanak tanıyor; Orta ve Batı Asya, Kuzey Afrika ve Türkiye genelinde hizmet hızımızı yükseltiyoruz. Yeni merkez, teslimat sürelerinde yüzde 35’e varan iyileşme gibi somut operasyonel faydalar sağlıyor. Tesisimiz, hedef pazarlara yakınlığı sayesinde daha kısa ve öngörülebilir teslimat döngüleri sağlayarak planlama doğruluğunu artırırken, yoldaki stoklara bağlanan sermayeyi azaltıyor ve daha fazla esneklikle satışları artırma fırsatı sunuyor. Ayrıca, genişleyen organizasyon yapımıza paralel olarak 700 metrekareden fazla bir alana yayılan Türkiye’deki yeni ofisimiz de faaliyetlerine başladı. Müşterilerimizin dinamik ihtiyaçlarına uyum sağlayan yeni teknolojiler geliştirmeye devam ediyoruz, bu kapsamda tasarladığımız kartuş gerektirmeyen, zahmetsiz bir baskı deneyimi sunan yeni EcoTank yazıcılarımızla baskı maliyetlerini yüzde 90'a varan oranlarda azaltıyor ve yüksek bir verimlilik sunuyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epson-turkiye-ulke-muduru-vanlioglu-bolgesel-depomuz-cevikligimizi-artirdi-76656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/yalin-vanlioglu-1775732001.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ LifeStudio projektör serisi ve yeni nesil EcoTank yazıcıların tanıtımında konuşan Epson Türkiye Ülke Müdürü Yalın Vanlıoğlu, &quot;Kısa süre önce faaliyetlerine başlayan Türkiye’deki bölgesel depomuz çevikliğimizi ve hızlı yanıt verme kapasitemizi önemli ölçüde artırdı.&quot; dedi. Vanlıoğlu, &quot;Müşterilerimizin dinamik ihtiyaçlarına uyum sağlayan yeni teknolojiler geliştirmeye devam ediyoruz, bu kapsamda tasarladığımız kartuş gerektirmeyen, zahmetsiz bir baskı deneyimi sunan yeni EcoTank yazıcılarımızla baskı maliyetlerini yüzde 90&#039;a varan oranlarda azaltıyor ve yüksek bir verimlilik sunuyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbmm-baskani-kurtulmustan-ozgur-ozelin-ara-secim-cagrisina-yanit-76651</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM Başkanı Kurtulmuş&#039;tan Özgür Özel’in  ‘ara seçim’ çağrısına yanıt</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul’da 15-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu’na ilişkin olarak parlamento muhabirleriyle bir araya geldi.  İstanbul’daki toplantıya ilişkin bilgi veren Kurtulmuş,  Genel Kurul toplantısına milletvekilleri ve parlamento başkanı düzeyinde rekor bir katılım beklendiğini  belirterek, “Genel Kurul, küresel ölçekte parlamenter diplomasinin hiç şüphesiz son yıllardaki en büyük buluşması olacak” dedi. Kurtulmuş, 157 ülkeden 857 milletvekili, 86 parlamento başkanı, 56 parlamento başkanvekili, 169 farklı uluslararası kuruluşun temsilcileri olmak üzere toplam 4 bin 220 katılımcının kayıtlarını yaptırdığı bilgisini verdi.  TBMM’nin  bu toplantıya ev sahipliği yapabilmesinde en önemli etkenlerden birinin parlamenter diplomaside son yıllarda ortaya konulan etkin yaklaşım ve mücadele olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, toplantıda Orta Doğu’daki gelişmeler, Ukrayna Savaşı ve Filistin halkının maruz kaldığı zulüm ve soykırım başta olmak üzere uluslararası gündemin önemli konularının gündeme getirileceğini söyledi.</p>
<p><strong>“TBMM Başkanlığına en ufak inisiyatif bırakılmamıştır”</strong></p>
<p>TBMM Başkanı  Kurtulmuş, Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu’na ilişkin bilgilendirmenin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in “ara seçim” çağrısına ilişkin ilk defa konuşan Kurtulmuş, Anayasa ve İçtüzüğü hatırlattı. CHP Genel Başkanı Özel’den henüz bir randevu talebi gelmediğini belirten Kurtulmuş,  “Anayasamızda hangi şartlar altında ara seçime gidilebileceği çok nettir, milletvekili istifalarının hangi şekilde kabul edilebileceği açıktır. Bu konuda karar alma yetkisi TBMM’dedir. Yani burada TBMM Başkanlığı'na en ufak bir inisiyatif bırakılmamıştır. Bunu diyen arkadaşların anayasayı ve iç tüzüğü okumalarını tavsiye ederim. Herhangi bir tartışmanın tarafı olmam” dedi.  </p>
<p><strong>“Sorumluluk TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerde”</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Kurtulmuş,  Terörsüz Türkiye sürecinde yapılacak yasal düzenlemelere ilişkin soruları da yanıtladı. Kurtulmuş,  “Bu konuda acele etmemiz lazım, bir an evvel. Ama bu acele işlerimizi plansız bir şekilde yapmamızı gerektirmiyor. Karar alınmıştır, yol haritası ortaya çıkmıştır. Hangi adımların atılacağı ile ilgili olarak da sorumluluk TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerdedir. Gönlümüz arzu eder ki; en kısa sürede bu işin tamamlanmasıdır.  Komisyondan bu yana hep zaman tartışması yapıldı ama önemli olan muhtevadır. Örgütün de kendi sorumluluklarını yerine getirmesi silah bırakma sürecinin hızlandırılması en temel beklentimizdir” dedi.</p>
<p> “Başlanan iş yarım kalmaz. Bu mesele asla yarım kalmamalıdır” diyen Kurtulmuş, terör örgütünün tamamıyla kendini feshettiğini ortaya koyması gerektiğini belirtti. Kurtulmuş, “ Örgütün silahları bütünüyle teslim edilmeli bununla paralel olarak da yasal düzenlemelerin yapılması gerekir. Sorumluluk TBMM’dir. Yasa hazırlığının nasıl ve kimler tarafından yapılacağı hepsi teferruattır. Ben Meclis başkanı olarak üzerime düşen sorumluluğu icra ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbmm-baskani-kurtulmustan-ozgur-ozelin-ara-secim-cagrisina-yanit-76651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/numan-kurtulmus-1748986048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ara seçim tartışmaları hakkında açıklama yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Ara seçimin nasıl yapılabileceği Anayasa ve İçtüzük’te bellidir. O şartlar yerine geldiğinde ara seçim olur, buna karar verecek yer TBMM Genel Kuruludur.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utibde-bayragi-ihsan-ipeker-devraldi-76649</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> UTİB’de bayrağı İhsan İpeker devraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Seçimli Olağan Genel Kurulu sektör temsilcilerinin geniş katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Genel Sekreterlik binasında yapılan ve çok sayıda ihracatçı firma temsilcisinin yer aldığı genel kurula Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay da katılarak sektöre destek verdi. İhsan İpeker başkanlığındaki listede Yönetim Kurulu’nda; Polyteks Tekstil, Güleser Tekstil, İlay Dış Ticaret, Fistaş Fantazi İplik, Harput Tekstil, Vanelli Tekstil, Acar İhracat İthalat, Korteks Mensucat, Aymes İç ve Dış ticaret, Sinateks Kumaş Dokuma, Denetim Kurulu’nda Burkay Tekstil, Taşdelen Tekstil, Mayfil Tekstil gibi sektörün önde gelen firmaları yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d77a7019a4c-1775729264.jpeg" alt="" width="711" height="474" /></p>
<h2><strong>“Dönüşümün sadece takipçisi değil, oyun kurucusu olacağız” </strong></h2>
<p>Yeni dönemde birlik, devamlılık ve dönüşüm vurgusu yapan UTİB Başkanı İhsan İpeker, geçmiş dönemde hayata geçirilen projelerin üzerine yenilerini ekleyerek sektörün ihtiyaçlarına çözüm üretecek bir anlayışla çalışacaklarını söyledi. İpeker, “Genel kurulumuza katılım sağlayan tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. Yeni dönemde ayrıca sektörün küresel değişim karşısındaki ihtiyaçlarına cevap verecek yeni adımları da devreye almayı hedefliyoruz. Büyük-küçük demeden tüm ihracatçılarımızın sorunlarını gündeme taşıyan, onlara yalnız olmadıklarını hissettiren ve katma değerli üretimi destekleyen bir anlayışla çalışacağız. Bildiğiniz gibi, tekstil sektörü sadece bir üretim alanı değil; Türkiye’nin sanayileşme tarihindeki en köklü mirası ve geleceğe açılan kapısıdır. Ancak hepimiz biliyoruz ki dünya artık sadece üretmeyi değil, sürdürülebilir, dijital ve katma değeri yüksek üretimi alkışlıyor. Geleneksel tekstilden, teknik tekstile; hızlı modadan, çevre dostu döngüsel ekonomiye geçiş bir seçenek olmaktan çıktı. UTİB olarak bu dönüşümün sadece takipçisi değil, bizzat oyun kurucusu olacağız” diye konuştu. </p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından geçmiş dönemde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine birer teşekkür plaketi takdim edildi. UİB Genel Sekreteri Mümin Karacakayalılar ise Genel Sekreterlik çalışanları adına Pınar Taşdelen Engin’e çiçek takdim etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/utibde-bayragi-ihsan-ipeker-devraldi-76649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/9/1280x720/utibde-bayragi-ihsan-ipeker-devraldi-1775729313.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8 yıldır başkanlık görevini yürüten Pınar Taşdelen Engin, Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği Seçimli Olağan Genel Kurulu&#039;nda bayrağı İhsan İpeker’e devretti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ikinci-ceyrek-ihracat-beklentisi-101-puan-azaldi-76648</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İkinci çeyrek ihracat beklentisi 10,1 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı 2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin Dış Ticaret Beklenti Anketi'ni açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihracat beklenti endeksi, bu dönemde bir önceki çeyreğe göre 10,1 puan azaldı. Yılın ilk çeyreğinde 109,2 olan endeks, ikinci çeyrekte 99,1 seviyesine geriledi.</p>
<p>Endeks, geçen yılın aynı dönemine göre ise 10,4 puan azalış gösterdi.</p>
<p>Söz konusu endeks, bir önceki çeyreğe göre gelecek 3 aya ilişkin ihracat beklentisi, ihracat sipariş beklentisi ve son 3 aya ilişkin ihracat sipariş düzeyi azalış yönünde, şu anda kayıtlı ihracat sipariş düzeyine ilişkin değerlendirmeler ise artış yönünde etkiledi.</p>
<p><strong>İthalat beklenti endeksi</strong></p>
<p>Bu yılın ikinci çeyreğine ilişkin ithalat beklenti endeksi de bir önceki çeyreğe göre 4,4 puan azalarak 104,9 seviyesinde gerçekleşti. Endeks geçen yılın aynı dönemine göre ise 1,3 puan arttı.</p>
<p>Endekse, bir önceki çeyreğe kıyasla gelecek 3 aya ilişkin ithalat beklentisi, şu anda kayıtlı ithalat sipariş düzeyi ve son 3 aydaki ithalat sipariş düzeyine yönelik değerlendirmeler azalış, gelecek 3 aya ilişkin birim fiyatı beklentisi ise artış yönünde etki etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ikinci-ceyrek-ihracat-beklentisi-101-puan-azaldi-76648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının anketine göre, ikinci çeyrek için ihracat beklenti endeksi 10,1 puan azalışla 99,1, ithalat beklenti endeksi de 4,4 puan azalarak 104,9&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris888-metaverse-evreni-ile-yeni-nesil-bir-ekonomi-modeli-olusturulmasi-planlaniyor-76701</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aris888 Metaverse Evreni ile yeni nesil bir  ekonomi modeli oluşturulması planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Metaverse teknolojilerinin internetin iki boyutlu yapısından üç boyutlu deneyim dünyasına geçişi temsil ettiğini belirten Aris888 Metaverse Company Kurucu Ortağı Dr. Metin Çengel, Aris888 olarak geliştirdikleri platformla eğitimden ticarete, sağlıktan sanayiye kadar birçok sektörde kullanılabilecek yerli bir metaverse altyapısı oluşturmayı hedeflediklerini belirtti. Çengel, “Türkiye’nin bu alanda yalnızca kullanıcı değil, teknoloji üreticisi bir ülke olması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7fa6aa7ed7-1775762026.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Türkiye’de geliştirilen Aris888 platformu</strong></p>
<p>Metaverse teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda dijital ticaret, uzaktan eğitim ve küresel işbirliği platformlarının temelini oluşturacağını vurgulayan Dr. Metin Çengel şunları söyledi: “Uzmanlara göre metaverse teknolojileri önümüzdeki yıllarda dijital ekonominin en hızlı büyüyen alanlarından biri olacak. Türkiye’de geliştirilen Aris888 platformu ise bu dönüşümde yerli teknoloji girişimlerinin küresel sahnede söz sahibi olabileceğini gösteren önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor. Aris888 Metaverse Evreni’nin önümüzdeki dönemde uluslararası şirketler, üniversiteler ve teknoloji girişimleriyle iş birlikleri kurarak küresel bir dijital ekosisteme dönüşmesi hedefleniyor. Platform kapsamında geliştirilen sanal fuarlar, dijital ticaret merkezleri ve eğitim kampüsleri sayesinde farklı ülkelerden kullanıcıların aynı dijital ortamda buluşabileceği yeni nesil bir ekonomi modeli oluşturulması planlanıyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7fad8e6b3c-1775762136.jfif" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Üç boyutlu dünya</strong></p>
<p>Aris888 Metaverse Company olarak dijital dünyanın sunduğu sonsuz olanakları müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda gerçeğe dönüştürdüklerini ifade eden Çengel, inovasyonu, yaratıcılığı ve teknolojiyi bir araya getirerek, markaların geleceğe sağlam adımlarla ilerlemesine öncülük ettiklerini söyledi.</p>
<p>“Aris888, sadece teknolojiyi takip eden bir şirket değil; geleceğin kendisini şekillendiren bir güçtür” diyen Dr. Metin Çengel, şu bilgileri verdi: “Aris888 Metaverse evreninde, yapay zeka destekli iletişim sistemleri geliştirerek, diller arasındaki tüm bariyerleri ortadan kaldırıyoruz. Herkesin, her yerde, özgürce anlayabildiği bir dünya yaratıyoruz. Kokuyu dijital ortama taşıyan devrim niteliğinde teknolojilerimizle sanal ortamları çok daha gerçek, çok daha hissedilebilir hale getiriyoruz. Platformda kullanılan teknolojiler sayesinde kullanıcılar; VR gözlüklerle üç boyutlu dünyada gezinebiliyor, Haptik yelek ve eldivenlerle dokunma hissini deneyimleyebiliyor, Özel geliştirilen koku cihazları sayesinde sanal ortamlardaki kokuları hissedebiliyor. Bu teknoloji özellikle eğitim, terapi, sağlık simülasyonları ve ürün deneyimi alanlarında yeni fırsatlar sunuyor. Bu evrende artık iletişim bir ayrıcalık değil, bir hak olacak.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris888-metaverse-evreni-ile-yeni-nesil-bir-ekonomi-modeli-olusturulmasi-planlaniyor-76701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/aris888-metaverse-evreni-ile-yeni-nesil-bir-ekonomi-modeli-olusturulmasi-planlaniyor-1775762213.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aris888 Metaverse Company kurucu ortağı, akademisyen ve teknoloji girişimcisi Dr. Metin Çengel, metaverse teknolojilerinin yalnızca bir dijital trend değil, geleceğin ekonomik altyapılarından biri olacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-un-global-compact-imzacisi-oldu-76668</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara Bank &#039;UN Global Compact&#039; imzacısı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank'ın, "Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi"ni (UN Global Compact) imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Enpara Bank, Birleşmiş Milletler'in küresel sürdürülebilirlik inisiyatifi UN Global Compact'e imza atarak, insan hakları, çevre, çalışma standartları ve yolsuzlukla mücadeleyi kapsayan 10 evrensel ilkeye bağlılığını uluslararası ölçeğe taşıdı.</p>
<p>Şirketin, "yüzde 100 kağıtsız bankacılık" vizyonu ve karbon nötr operasyonlarıyla çevresel ayak izini yönetmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Toplumsal faydayı önceliklendiren şirketin, ayrıca müşterileri adına desteklediği sosyal sorumluluk projeleri ve bağış süreçlerini dijitalleştiren "Kalpten Transfer" platformuyla finansal hizmetleri somut bir sosyal fayda aracına dönüştürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Konu hakkında açıklamalarda bulunan Enpara Bank Marka Yönetimi, İş Birlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, 165'ten fazla ülkede 25 bini aşkın şirket ve paydaşın yer aldığı UN Global Compact'in sunduğu deneyim paylaşımı, işbirliği ve iyi uygulama örneklerinin, şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarını daha da ileriye taşıyacağına inandıklarını belirtti.</p>
<p>Sınar, söz konusu katılımın, sürdürülebilirlik yaklaşımlarının kurumsal yapısına daha güçlü şekilde entegre edilmesine katkı sağlayacağını düşündüklerini anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri Enpara'nın kuruluşundan bu yana sahiplendiği ilkeler. UN Global Compact'e katılımımız kapsamında yapacağımız çalışmalarla uluslararası standartlara uyumlu uygulamalarımızı güçlendirmeyi ve uzun vadeli değer yaratmayı hedefliyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-un-global-compact-imzacisi-oldu-76668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/aysegul-sinar-1775737796.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;UN Global Compact&quot; hakkında açıklama yapan Enpara Bank Marka Yönetimi, İş Birlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, &quot;165&#039;ten fazla ülkede 25 bini aşkın şirket ve paydaşın yer aldığı inisiyatifin sunduğu deneyim paylaşımı, iş birliği ve iyi uygulama örneklerinin, Enpara&#039;nın sürdürülebilirlik çalışmalarını daha da ileriye taşıyacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-subatta-yuzde-151-artti-76646</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyetleri şubatta yüzde 1,51 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, şubatta bir önceki aya kıyasla yüzde 1,51, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 25,72 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 2,33, işçilik endeksi yüzde 0,2 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 23,73, işçilik endeksi yüzde 29,12 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, şubatta bir önceki aya göre yüzde 1,25, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 25,72 yükseliş kaydetti. Şubatta bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,08 arttı, işçilik endeksi yüzde 0,04 azaldı. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 23,89, işçilik endeksi yüzde 28,74 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, şubatta bir önceki aya göre yüzde 2,36, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 25,72 yükseliş gösterdi. Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 3,11, işçilik endeksi yüzde 1,03 artış kaydetti. Malzeme endeksi, şubatta yıllık bazda yüzde 23,24, işçilik endeksi yüzde 30,46 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-subatta-yuzde-151-artti-76646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık yüzde 1,51, yıllık yüzde 25,72 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yabancinin-parasiyla-ulkemizi-buyutmek-76643</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat: Yabancının parasıyla ülkemizi büyütmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son 10 gündür Anadolu’yu dolaşıyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarında üstlendiğim görevler sayesinde kadını, erkeği, kamu görevlisi, belediye başkanı ve çalışanı, genç iş insanı, emekliliği gelmiş iş insanı, odalar, iş insanı dernekleri gibi birçok kişiyle temasım oldu. Türkiye’nin pırıl pırıl insanları, ellerinden geldikçe üretmeye, katma değer yaratmaya, ülkenin iyiliğine çalışıyorlar.</p>
<p>Tabii çoğunlukla, Türkiye üretiminin bel kemiğini oluşturan aile işletmeleri ve KOBİ’lerle bir araya geliyoruz. Yani göz bebeğimiz gibi bakıp büyüteceğimiz, daha sonra dünya sahnesinde destekleyeceğimiz şirketler. Şoklama ile kurutulmuş meyve üreteninden, elektrik iletim hatlarına yüksek mühendislik gerektiren parçalar üretenine, birçok şirket.</p>
<p>Son dönemdeki yüksek TL faizlerden, yüksek iş gücü maliyetlerinden herkes şikayetçi ama yine de güvenle ileride daha iyi günlerin geleceğine inançla istihdama devam ediyorlar.</p>
<p>Görüşmelerim sırasında “İhracat başkasının parasıyla ülkenin büyümesidir, biz yabancının parasını kazanırsak, ülkenin malını satın almasından kar edersek, ancak ülke ekonomisi büyür, halk zenginleşir yeni iş imkanları ortaya çıkar, iç tüketimle büyümek ise birbirimizle ticaretle büyümedir, ihracat olmadığı takdirde, dışarıdan para gelecekse ancak kredi ile gelir” şeklinde çok güzel bir yorum duydum. Doğrusu meraklandım, dış ticaret ve iç ticaret rakamları üzerinde biraz detaylı bir okuma yaptım ve bunu sizlerle paylaşmak istedim.</p>
<p>Sonda söyleyeceğimi başta ifade edeyim: Ülkenin temel ekonomi politikasını “bölgenin en büyük ihracatçısı ben olacağım ve ithalatımdan daha fazla ihracat yapacağıma” çevirmesi şart. Ancak bu olursa zenginleşiriz.</p>
<p>Dünya Bankası verilerine göre Türkiye dünyadaki en büyük 20 ekonomi içinde yer alsa da maalesef en fazla ihracat yapan 20 ekonomi arasında değil. 2024 rakamlarına göre 30’uncu sırada yer alıyoruz.</p>
<p>262 milyar dolar ihracat karşılığında, 361 milyar dolar ithalat yapmışız; enerji ithalatı da bunun içinde.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73, toplam ihracatın toplam gayrisafi milli hasılamıza oranı ise yüzde 31 düzeyinde.</p>
<p>Dış ticaret açığı veriyoruz ve bunu borçla, harçla kapatıyoruz.</p>
<p>Yine 2024 verilerine göre, dünyanın en büyük ihracatçısı ise, 3,6 trilyon dolar ile Çin. İthalatından yüzde 138 fazla, yani 1,4 katı düzeyinde ihracatı var. Yani ülkesini, yabancıdan elde ettiği karla büyütüyor. Zaten son dönemde neden hep Çin konuşuluyor, Çin geldi geliyor deniyor, tümü bu yüzden. Çin kişi başına milli hasıla en hızlı artan ülke. Halkı zenginleşiyor, harcıyor, iç ekonomisi de büyüyor, kendine güveni gelişiyor.</p>
<p>Dünyadaki ikinci en büyük ihracatçı ise ABD.  İkinci ama ABD’nin ihracatı, Çin’in ihracatının ancak yüzde 57’sini gerçekleştiriyor; Yani arada çok fark var. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise, bizimkinden bile düşük: Yüzde 62. ABD kaya gazı ile net enerji ihracatçısı durumuna geçti. Geçmese demek ki bu oran çok daha düşük olacaktı.</p>
<p>Zaten gümrük duvarlarında artış istemesi, bölgesel gerilimler ve çatışmalar, bu iki ülke arasındaki bariz dengesizlikten kaynaklanıyor.</p>
<p>Dünyanın geri kalan ilk en büyük 20 ihracatçısına baktığımızda, listede hep bildiğimiz büyük ülkeler yer alıyor.</p>
<p>Bunlardan Almanya, Hollanda, Güney Kore, İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Belçika, Tayvan, İsviçre ve Rusya’nın ihracatları, ithalatlarının yüzde 100’ünden fazla. Yani bu ülkeler de ülkelerini yurtdışından kazandıkları karla büyütüyorlar.</p>
<p>Japonya, Hong Kong, Meksika, Kanada, İspanya ise yurtdışının parasını alıyor ama ithalatları daha fazla, yurtdışına kazandıklarından daha fazla ödeme yapıyorlar. Ama yine de kötü değil; bu ülkelerde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90 ve üstünde gerçekleşiyor.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90 ve altı düzeyde ise, İngiltere ve Fransa ve bir de ABD gibi oranı yüzde 63’lerde olan Hindistan yer alıyor.</p>
<p>İlk 20’nin en düşük ihracat yapan ülkesi 420 milyar dolarla Rusya, yine de ihracatı Türkiye’nin ihracatının 1,7 katından daha fazla.</p>
<p>Bu istatistikler Türkiye’nin ithalata dayalı bir sanayisi ve yurt içinde birbirimize satarak oluşturduğumuz bir ekonomimiz olduğunu gösteriyor, çünkü ihracat listesinde 30’uncuyuz, dünyanın en büyük ekonomileri listesinde ise ilk 20’deyiz.</p>
<p>İlk hedef en fazla ihracat yapan ülkeler listesinde 10 sıra yukarı çıkıp en azında dünyanın en büyük 20 ihracatçısı arasına girmek olmalı. Belki bundan da daha önemli hedef ithalatın hepsini ihracatla karşılar durumda olmak. Bu hedef hem ihracatı arttıracak sektörlerde devletin 5 senelik kalkınma planlarıyla girişimcileri yönlendirmesiyle hem de ithal edilen her ürünü Türkiye’de üretmeye çalışmakla olur.</p>
<p>Bu hem bizi zenginleştirecek hem de TL’yi güvenilir, yatırım yapılabilir bir dünya para birimi haline getirecektir. Hedef var, hırslı ve çalışkan iş insanları da var, devletin oyunu doğru ve uzun dönemli kurgulamasına ihtiyaç var.</p>
<p>Kalın sağlıcakla…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yabancinin-parasiyla-ulkemizi-buyutmek-76643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat: Yabancının parasıyla ülkemizi büyütmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-martta-72-milyona-yukseldi-76640</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;nin yolcu sayısı martta 7,2 milyona yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) Mart 2026 dönemine ait trafik sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, şirketin Mart 2025 döneminde 6,2 milyon olan yolcu sayısı, 2026 yılının aynı döneminde yüzde 16 artarak 7,2 milyona çıktı.</p>
<p>Yolcu doluluk oranı, Mart 2026 döneminde 2025 yılının aynı dönemine göre 6,1 puan artarak yüzde 83,6 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde yurt dışı doluluk oranı yüzde 5,9 puan artışla yüzde 83,7'ye, yurt içi yolculuk doluluk oranı 8 puan yükselerek yüzde 82,3'e ulaştı.</p>
<p>Mart 2025'te 20,9 milyar olan Toplam Arz Edilen Koltuk Kilometre (AKK), bu yılın aynı döneminde yüzde 8,7 artışla 22,8 milyar olarak gerçekleşti. Taşınan Kargo-Posta yüzde 8,8 artarak 182,2 bin tondan 198,3 bin tona çıktı.</p>
<p>2026 Mart sonundaki şirketin filosundaki uçak sayısı yüzde 11,9 artarak 472'den 528'e çıktı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-martta-72-milyona-yukseldi-76640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları&#039;nın yolcu sayısı mart ayında yüzde 16 artışla 7,2 milyona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-yan-hizmet-performans-testlerini-teias-yapacak-76638</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik piyasasında yan hizmet performans testlerini TEİAŞ yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK), Elektrik Piyasası Yan Hizmetler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, sunulacak yan hizmete ilişkin performans testlerinin Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından gerçekleştirilmesinin sağlanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Yan hizmet anlaşmaları kapsamında veya tedarik süreci neticesinde yan hizmet sağlamak üzere yükümlülük üstlenen veya bu hizmeti yükümlenen tüzel kişiden transfer yoluyla devralan veya bu hizmeti sunmak isteyen tüzel kişilerin, yan hizmetleri sağlayacakları tesislerinin ilgili yan hizmeti sağlama niteliğine sahip olduğunu TEİAŞ tarafından gerçekleştirilecek performans testleri neticesinde TEİAŞ tarafından onaylanan standart test raporu veya sertifikasıyla belgelendirmesi gerekecek.</p>
<p>Yan hizmet piyasa katılımcısı tüzel kişilerin devrede olan yan hizmet birimleri için hazırlanmış yan hizmet raporlarını veya sertifikalarını, ilgili yan hizmet için bu Yönetmelikte düzenlenen tedarik sürecinde belirtilen aşamada veya yan hizmet anlaşmasında yer alan şartlar dahilinde TEİAŞ'a sunması gerekecek.</p>
<p>TEİAŞ’ın yaptığı izleme ya da kontroller neticesinde yan hizmet sunan bir tesisin veya toplayıcının ilgili hizmeti yan hizmetler anlaşmasında belirtilen esaslar çerçevesinde sağlamadığının tespit edilmesi durumunda, TEİAŞ ilgili tesisin veya toplayıcının yan hizmet sertifikasının veya test raporunun yenilenmesini talep edebilecek. TEİAŞ'ın talep etmesi halinde, tüzel kişinin ilgili yan hizmeti sunmaya ilişkin sertifikasının veya test raporunun yenilenmesi zorunlu olacak.</p>
<p>Öte yandan, 1 Ocak 2025’ten sonra elektrik üretim lisansı alan tesisler için sınırlı frekans hassasiyet modu hizmeti testinin yapılması zorunlu tutuldu.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen geçici maddeyle yan hizmet performans testlerinin gerçekleştirilmesi ve test sertifikalarının ve/veya raporların düzenlenmesi, 1 Eylül 2026’dan itibaren TEİAŞ tarafından gerçekleştirilecek. Bu tarihe kadar gerçekleştirilecek yan hizmet performans testlerinde, TEİAŞ gözlemcisi bulunması kaydıyla testi yapacak firmalardan akreditasyon şartı aranmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-yan-hizmet-performans-testlerini-teias-yapacak-76638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/elektrik-1763883529.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, elektrik piyasasında yan hizmet performans testlerinin gerçekleştirilmesi ve test sertifikalarının ve/veya raporların düzenlenmesi, 1 Eylül&#039;den itibaren TEİAŞ tarafından gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/valf-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-76637</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Valf ithalatında gözetim uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle çeşitli alanlarda kullanılan bazı valflerin ithalatında ileriye yönelik yürütülecek gözetim uygulamasına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.</p>
<p>Buna göre, söz konusu valflerin ithalatında birim gümrük kıymeti, kilogram başına 5 dolar ile 30 dolar arasında olacak.</p>
<p>Tebliğ kapsamındaki eşya, İthalat Genel Müdürlüğünce düzenlenecek gözetim belgesi ile ithal edilecek.</p>
<p>Aerosol sprey üretiminde kullanılan püskürtme mekanizmaları niteliğindeki valf ithalatında tebliğ hükümleri uygulanmayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/valf-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-76637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı valflerin ithalatında birim gümrük ücreti kilogram başına 5 dolar ile 30 dolar arasında olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lumandira-sut-dosabda-90-milyon-liralik-yatirim-planliyor-76627</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lumandıra Süt, DOSAB’da 90 milyon liralık yatırım planlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen süt ve süt ürünleri üreticilerinden Lumandıra Süt ve Süt Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti., Bursa’nın Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) sınırları içinde yeni üretim tesisi kurmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini başlattı.</p>
<p>Lumandıra Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Yedikardeş, Karacabey’de faaliyet gösteren ve Türkiye’nin en büyük Jersey çiftliği unvanına sahip Lumandıra Hayvancılık Tesisleri ile elde ettikleri tecrübeyi, yeni yatırımda da teknoloji odaklı üretim anlayışıyla hayata geçireceklerini belirtti. Demirtaş OSB’de kurulacak tesis, 3 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olacak ve günlük 77 bin 590 litre süt işleme kapasitesi ile çalışacak. Yedikardeş, mevcut küçük tesislerinin yetersiz kaldığını aktararak, “Demirtaş OSB’de küçük bir süt işleme tesisi kurmuştuk. Günlük 10 ton süt işliyorduk, kısa süre içinde 15 tona çıktı. Yerimiz yetmedi. Şimdi günlük 70 tonun üzerinde süt işleyebilecek bir tesisi hayata geçiriyoruz. Kefir, yoğurt, tereyağı, peynir ve süt ürünlerimizi burada üreteceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d74b3c6c65e-1775717180.jpg" alt="" width="642" height="428" /></p>
<h2>80 kişiye istihdam</h2>
<p>Toplam 90 milyon liralık yatırım bedeliyle kurulacak tesiste, yılda 300 gün ve 2 vardiya sistemiyle yaklaşık 80 kişinin istihdam edilmesi planlanıyor. Fabrikanın işletmeye alınması, ÇED sürecinin olumlu sonuçlanmasına bağlı olarak gerçekleşecek. ÇED sürecinin titizlikle yürütüleceği ve yetkili kurumların değerlendirmesi sonucunda tesisin çevreye uyumlu bulunması halinde, yatırımın hızla hayata geçirileceği belirtildi. Yatırımın tamamlanmasıyla birlikte Bursa’nın gıda sanayindeki üretim kapasitesinin güçlenmesi ve bölgenin süt ürünleri alanındaki rekabetçi konumunun pekişmesi hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lumandira-sut-dosabda-90-milyon-liralik-yatirim-planliyor-76627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/lumandira-sut-dosabda-90-milyon-liralik-yatirim-planliyor-1775717311.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lumandıra Süt, Bursa Demirtaş OSB’de 90 milyon liralık yatırımla günlük 70 ton süt işleme kapasitesine sahip yeni tesis kurmayı planlıyor. Yatırımın, 80 kişiye istihdam sağlayacağı ve gıda sanayisindeki konumu güçlendireceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-ile-12-bin-kisilik-istihdam-hedefi-76626</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir, tarım-sanayi entegrasyonuyla yeni yatırım dönemine hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın tarımsal üretim kapasitesi en yüksek ilçeleri arasında yer alan Yenişehir, organize sanayi bölgeleri, ihtisas yatırımları ve lojistik avantajlarıyla yeni bir kalkınma modelini hayata geçirmeye hazırlanıyor. İlçede tarımsal üretimin katma değere dönüştürülmesini hedefleyen projeler kapsamında hem mevcut sanayi alanlarında revizyon çalışmaları yürütülüyor hem de yeni ihtisas bölgeleri planlanıyor.</p>
<p>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, tarım, sanayi ve lojistiği birlikte ele alan bütüncül bir gelişim perspektifiyle ilçenin üretim gücünü büyütmeyi hedeflediklerini söyledi. Yenişehir’in ekonomik yapısında tarımın belirleyici rol oynadığını vurgulayan Özel, ilçe nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inin geçimini tarımdan sağladığını belirterek, tüm kalkınma planlarının bu gerçeklik doğrultusunda şekillendirildiğini ifade etti. Yenişehir’in geleceğini birbirini tamamlayan üç temel başlık üzerine kurduklarını vurgulayan Özel, tarımı koruyan, sanayiyi büyüten ve ticareti destekleyen sürdürülebilir kalkınma modelini benimsediklerini belirtti. Özel, “Çiftçimizin ürününü değerinde satabildiği, sanayicimizin güçlü altyapıyla üretim yaptığı, istihdamın sürekli arttığı bir Yenişehir hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d74a7dc6f00-1775716989.jpeg" alt="" width="639" height="426" /></p>
<h2><strong>“Verimli topraklar sanayi yatırımlarıyla destekleniyor”</strong></h2>
<p>Türkiye’nin en verimli ovalarından birine sahip olan Yenişehir’de biber, buğday, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı başta olmak üzere sebze, meyve ve hayvancılık üretiminde önemli bir potansiyel bulunuyor. Modern sulama altyapısı, geniş tarım alanları ve üretim kültürü sayesinde ilçe, Bursa’nın tarımsal üretim merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Tarımın sürdürülebilir biçimde büyümesi için sanayi yatırımlarının kritik önemde olduğunu belirten Özel, üretimin yalnızca ham madde düzeyinde kalmaması gerektiğini, işleme ve paketleme kapasitesinin artırılmasıyla ekonomik değerin yükseltileceğini söyledi.</p>
<h2><strong>Gıda İhtisas OSB ile 12 bin kişilik istihdam hedefi</strong></h2>
<p>İlçede planlanan Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin Yenişehir ekonomisinde dönüşüm yaratacağını ifade eden Özel, bu yatırımın tarımsal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi ve pazara sunulmasında stratejik rol üstleneceğini kaydetti. Özel, “Ürünler ham madde olarak değil, katma değeri yüksek nihai ürün olarak ekonomiye kazandırılacak. Böylece hem üretici hem tüketici doğrudan fayda sağlayacak. Bölgenin devreye girmesiyle yaklaşık 12 bin kişilik istihdam oluşmasını öngörüyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Sümbüllük’te çevreci sanayi altyapısı kuruluyor</strong></h2>
<p>Yenişehir’de planlanan bir diğer yatırım alanı olan Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nde altyapı çalışmalarının sürdüğünü belirten Özel, bölgenin kısa sürede yatırım almaya başlaması için hazırlıkların hızlandırıldığını söyledi. Tarım odaklı sanayi, depolama, lojistik ve hafif üretim tesislerinin yer alacağı bölgede çevreye duyarlı bir model benimsendiğini ifade eden Özel, altyapı çalışmalarının Bursa Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği içinde yürütüldüğünü belirtti. Yenişehir Organize Sanayi Bölgesi için hazırlanan imar revizyon planlarının onay sürecinde olduğunu açıklayan Özel, mevcut planlamanın yatırımcı taleplerine uygun biçimde yeniden ele alındığını söyledi. Alanında uzman komisyonlar tarafından hazırlanan revizyonun tamamlanmasıyla birlikte YOSAB’ın yatırımcılar açısından daha cazip hale geleceğini belirten Özel, sanayi altyapısının güçlenmesiyle ilçenin üretim kapasitesinin artacağını ifade etti.</p>
<h2><strong>Lojistik avantaj yatırımcı ilgisini artırıyor</strong></h2>
<p>Yenişehir’in Bursa, Bilecik ve Eskişehir aksındaki konumunun önemli lojistik avantaj sağladığını kaydeden Özel, ilçenin ulaşım altyapısının yatırım kararlarında belirleyici olduğunu dile getirdi. Bursa Yenişehir Havalimanı’nın ilçe sınırlarında bulunması, bu yıl devreye alınması planlanan yüksek hızlı tren hattında iki istasyonun Yenişehir’de yer alması ve Gemlik Serbest Bölgesi’ne 40-45 dakikalık mesafede olunmasının ticareti güçlendirdiğini belirten Özel, ürünlerin iç pazara ve ihracata hızlı erişiminin yatırımcı açısından önemli avantaj sunduğunu söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-ile-12-bin-kisilik-istihdam-hedefi-76626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/6/1280x720/yenisehir-tarim-sanayi-entegrasyonuyla-yeni-yatirim-donemine-hazirlaniyor-1775717022.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, ilçenin tarım ve sanayiyle büyüdüğünü söyledi. Başkan Özel, Tarım ürünlerinin tarladan sanayiye, sanayiden pazara kısa sürede ulaşmasının Yenişehir’i güçlü bir ticaret merkezi haline getireceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosgebden-bursaya-18-milyar-tl-destek-dijital-basvuru-dusuk-kaldi-76745</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KOSGEB’in Bursa’ya desteği 20 kat arttı, dijital dönüşüm başvuruları 37 milyon TL&#039;de kaldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenen “KOBİ’ler İçin Dijitalleşme Fırsatları” toplantısında, firmaların dijital dönüşüm süreçlerinde yararlanabileceği ulusal ve uluslararası destek mekanizmaları ele alındı. Etkinlikte, özellikle Bursa’ya ayrılan finansman kaynaklarının henüz yeterince kullanılmadığı vurgulandı. BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen programda; KOSGEB, TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı temsilcileri tarafından Dijital Avrupa Programı, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri, Avrupa İşletmeler Ağı, EuroHPC çağrıları, Ufuk Avrupa Programı ve ulusal dijital dönüşüm destekleri hakkında bilgilendirme yapıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d89a7580611-1775802997.JPG" alt="" width="704" height="446" /></p>
<p>KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, dijital dönüşüm için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla 300 milyon Euro’luk kaynak oluşturulduğunu belirterek, bu kaynağın Bursa’da henüz sınırlı düzeyde kullanıldığını söyledi. Türkiye genelinde Türkiye İş Bankası, Yapı Kredi ve TEB ile yapılan iş birlikleri sayesinde uygun koşullu kredi imkanlarının devreye alındığını ifade eden İbrahimcioğlu, Bursa’da bugüne kadar yalnızca 37 milyon TL’lik kullanım gerçekleştiğini açıkladı. İbrahimcioğlu, Bursa’da KOSGEB desteklerinin 2023 yılında 117 milyon TL seviyesindeyken 2025 itibarıyla 1,8 milyar TL’ye ulaştığını, böylece iki yılda yaklaşık 20 kat artış sağlandığını kaydetti. Ancak dijital dönüşüm odaklı desteklerin toplam içindeki payının düşük kaldığını vurgulayarak, firmaların bu alandaki başvurularını artırması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Destek programının finansman koşullarına da değinen İbrahimcioğlu, yüzde 40,5 seviyesindeki faiz yükünün 20 puanlık kısmının KOSGEB tarafından karşılandığını, 36 ay vade sağlandığını ve kredilerin yüzde 80’ine Kredi Garanti Fonu kefaleti verildiğini belirtti. “Türkiye’nin dijitalleşmede geri kalma lüksü yok. Küresel rakipler yatırımlarını sürdürürken elimizdeki kaynakları etkin kullanmak zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosgebden-bursaya-18-milyar-tl-destek-dijital-basvuru-dusuk-kaldi-76745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/kosgebden-bursaya-18-milyar-tl-destek-dijital-basvuru-dusuk-kaldi-1775803180.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Bursa’da son iki yılda desteklerin 20 kat artarak 1,8 milyar TL’ye ulaştığını, ancak dijital dönüşüm için ayrılan 300 milyon Euro’luk kaynağın kentte yalnızca 37 milyon TL’lik bölümünün kullanıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/app-plakanin-tekrar-basimi-ucretsiz-olacak-76636</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> APP plakalar ücretsiz değiştirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Kamuoyunda APP plaka olarak bilinen standart dışı plakalara 140 bin liraya kadar ceza yazılmasını öngören düzenlemeye, bu plakaları basan yetkili kuruluşların tespit edilen APP plakalarını, herhangi bir ücret almadan tekrar basım gerçekleştireceğine ilişkin bir hüküm eklendi.</p>
<p>Araçların Satış Devir ve Tescil Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikle yönetmeliğe şu hüküm eklendi:</p>
<p>“Plaka basmaya yetkili kuruluş tarafından bu Yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka basıldığının trafik kolluğu tarafından tespiti halinde, tescil plakasının tekrar basımı için plaka basım talep belgesi aranmaz. Bahse konu plakalar, plaka basmaya yetkili kuruluş tarafından herhangi bir ücret talep edilmeksizin değiştirilir”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/app-plakanin-tekrar-basimi-ucretsiz-olacak-76636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni düzenlemeye göre, APP plakayı basan yetkili kuruluş tekrar basım için ücret almayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmani-sahaya-iniyor-76616</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim finansmanı sahaya iniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birleşmiş Milletler’in en büyük iklim finansmanı araçlarından Yeşil İklim Fonu (GCF), gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanına erişimini kolaylaştırmak için beş yeni bölgesel merkez kurma kararı aldı.</p>
<p>Panama City, Amman, Suva, Nairobi ve Abidjan’da açılacak ofisler, fonu sahaya yaklaştırmayı hedeflerken; Filistin’den bir kurumun ilk kez doğrudan erişim akreditasyonu alması da dikkat çeken kararlar arasında yer aldı.</p>
<p>Songdo’daki 44. Yönetim Kurulu toplantısında alınan kararla fon, yıllardır merkezden yürüttüğü yapıyı kısmen dağıtarak bölgesel bir varlık oluşturmaya yöneldi. Amaç; iklim finansmanını başkentlerde konuşulan bir başlık olmaktan çıkarıp, ihtiyaçların hissedildiği coğrafyalara daha yakın bir noktadan yönetmek.</p>
<p>Karara göre yeni bölgesel ofisler Latin Amerika ve Karayipler için Panama City’de, Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu için Amman’da, Pasifik için Suva’da kurulacak. Afrika yapılanması ise iki ayaklı olacak: Doğu ve Güney Afrika Nairobi’den, Orta, Kuzey ve Batı Afrika ise Abidjan’dan yönetilecek. GCF merkezi Güney Kore’de kalmayı sürdürecek ve Doğu, Güneydoğu ile Güney Asya’yı buradan kapsayacak.</p>
<p>Fon yönetimi bu adımı, gelişmekte olan ülkelerle daha yakın çalışmak, hazırlık desteğini ülke ihtiyaçlarına daha iyi uyarlamak, proje hazırlık süreçlerini hızlandırmak ve sonuçların izlenmesini güçlendirmek için atılmış bir eşik olarak tanımlıyor.</p>
<p>GCF İcra Direktörü Mafalda Duarte’nin bunu “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelemesi de boşuna değil. Çünkü iklim finansmanında uzun süredir en büyük eleştirilerden biri, kaynağın varlığı kadar o kaynağa erişimin de yavaş, karmaşık ve merkezileşmiş olmasıydı. Fiji’den gelen “Daha az gecikme, daha çok eylem” mesajı da aslında bu kararın sahadaki karşılığını özetliyor.</p>
<p><strong>Ciddi bir ilgi ve rekabet var </strong></p>
<p>Bu kararın arkasında ciddi bir ilgi ve rekabet de var. Toplam 43 ülke yeni ofislere ev sahipliği yapmak için başvurdu; bunlardan 16’sı kısa listeye kaldı. Değerlendirmede maliyet, bağlantı imkânları ve nitelikli iş gücünü çekebilme kapasitesi gibi ölçütler dikkate alındı. Yeni merkezlerin kurulmasının ilk aşamada 6.5 milyon dolarlık bir maliyet yaratması bekleniyor. Ancak fon yönetimi, daha düşük seyahat ve operasyon giderleri sayesinde bu maliyetin zaman içinde dengeleneceğini öngörüyor.</p>
<p>Toplantının en dikkat çekici kararlarından biri de Filistin’den bir kuruma ilk kez doğrudan erişim akreditasyonu verilmesi oldu. Batı Şeria’da Filistin Yönetimi tarafından kurulan Municipal Development and Lending Fund, bu kararla birlikte GCF kaynaklarına doğrudan başvuru yapabilecek. Kurumun yerel altyapı ve belediye hizmetleri alanında çalıştığı, ortaklarıyla birlikte kuraklık ve aşırı sıcaklık gibi büyüyen iklim risklerine karşı projeler geliştirdiği belirtiliyor. Bu karar, iklim finansmanında ülke sahipliğini artırma yönündeki yaklaşımın da sembolik açıdan güçlü bir göstergesi.</p>
<p><strong>18 yeni iklim projesine toplam 960.3 milyon dolar onay</strong></p>
<p>● Yönetim Kurulu toplantısı yalnızca yönetsel yapıda değil, finansman hacminde de dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Toplantıda gelişmekte olan ülkeler için 18 yeni iklim projesine toplam 960.3 milyon dolar onay verildi. Böylece GCF’nin toplam portföyü 354 proje ve programla 20 milyar dolar eşiğini aştı. Yeni finansmanın yaklaşık 441 milyon dolarlık bölümünün Afrika’ya yönelmesi, fonun kırılgan bölgelerdeki etki alanını büyütme arayışını da ortaya koyuyor.</p>
<p>Özetle bu karar, yalnızca yeni ofislerin adreslerini belirleyen teknik bir adım değil. Aynı zamanda iklim finansmanının nasıl işlemesi gerektiğine dair daha büyük bir tartışmanın parçası. Çünkü mesele artık sadece ne kadar para ayrıldığı değil; o paranın ne kadar hızlı, ne kadar doğrudan ve ne kadar adil biçimde sahaya ulaşabildiği. Yeşil İklim Fonu’nun yeni bölgesel yapılanması da tam bu soruya daha inandırıcı bir yanıt verme arayışı olarak görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmani-sahaya-iniyor-76616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/iklim-1775714380.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim finansmanı sahaya iniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-futbol-takimi-cagi-nasil-yakaladi-76613</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milli futbol takımı çağı nasıl yakaladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değişirken başarı kazanmak için farklı formüller denemek gerekiyor. Bu yazıyı yazmadan bir gece önce Turkish Airlines Euroleague’de Ergin Ataman’ın yönettiği Panathinaikos, Katalanların güçlü basket bol takımı Barcelona’yı 79-93 mağlup etti. Skordan anlayacağınız gibi bu sonuç Barcelona deplasmanında alındı. Ben fark 30 sayıda gidip gelmeye başlayınca artık sıkılıp Real Madrid-Bayern Münih maçına geçtim ve daha 10 dakika bile izleyemeden yorgunluktan yatmaya gittim. Baharın gelmesiyle birlikte iş toplantılarında çılgın bir artış başladı. TV+ paketi sayesinde uzun süredir uzak kaldığım spor karşılaşmaları da buna eklenince yetişmeye çalışırken vücut çökme noktasına gidip geliyor. Dinlenme süresinin de artmasıyla sürdürülebilir olmayan bir kurguya saplanmak üzereyim. Bu saplanma olasılığı iş dünyasında da yoğun biçimde yaşanıyor. Kaçırma korkusu (fear of missing out-FOMO), temel içgüdü haline gelmiş bulunuyor. Trendleri kaçırmanın maliyeti çok yüksek ve herkes bunun farkında. İlk olarak Tempo dergisinde çalışırken karşıma çıkan “yapmama maliyeti” kavramı artık temel bir işletme yönetimi kriteri. Buna değineceğim ancak önce yanlış yapma maliyeti ve doğru yapma getirisi üzerinde biraz durmak istiyorum.</p>
<p>Türk milli futbol takımı bu konuda iyi bir örnek oluşturuyor. Savunmayı dayanıklı hale getiren güçlü bir kurgu oluşturup rakibin dengesini bozacak hızlı ve düzensiz ataklarla futbol maçlarını bir birbiri ardına kazanarak 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na katılma fırsatı bulmamız incelenmesi gereken bir gelişme. Bu başarıda dikkat çeken unsurlardan biri olan Barış Alper Yılmaz, hızı ile rakip savunmayı dağıtma konusunda çok önemli işler yaptı. İtalyan liginde Inter’in Nisan başında Roma ile yaptığı maçın kırılma noktasını oluşturan golü uzaklardan kaleye gönderen Hakan Çalhanoğlu, milli takımda da çok önemli bir karakter. Milli takım formasını 104 kez giyerek en fazla milli olan üçüncü futbolcu olan Çalhanoğlu’nu anarken genç yıldızlar Arda Güler ve Kenan Yıldız’ın da geleceğe yönelik umut verdiğini söylemek gerekiyor. Milli takım analizini çok uzun yazmak mümkün ancak bu yazının konusu bu değil.</p>
<p>Ancak milli takım tarihimiz bu yazının önemli bir konusu. Türkiye’nin FIFA Dünya Kupası’nda aldığı en iyi sonucu getiren teknik direktör Şenol Güneş’i hatırlatmak isterim mesela. Bu başarının hemen ardından kendisinin yeterince “yüksek profilli” olmadığı ve daha “presentabl” bir teknik direktöre ihtiyaç olduğu yorumları yapılmaya başladı. Google içine gömülü Gemini’ın AI Bakışı’ndaki değerlendirmenin sonu</p>
<p>“Teknik Adam Karnesi: Şenol Güneş, Türk futbolunun en kariyerli teknik direktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. </p>
<p>2002 Dünya Kupası'ndaki başarının mimarı olan Şenol Güneş'in o döneme dair açıklamaları ve ekibiyle olan uyumu sıkça anılmaktadır.” şeklinde. Sorumlu yapay zekâ olarak Wikipedia ve Instagram dahil kaynaklarını da açıklayan Gemini hikâyenin sadece sevimli yüzünü anlatıyor. Ben Güneş’in takım elbise seçmeyi bilmediğine kadar birçok “eleştiri” hatırlıyorum. Daha genç biriyken Tanık olduğum gelişmeler karşısında içim burkulmuştu.</p>
<p>Bunun nedenini anlatmak için Wikipedia’dan o yıllarla ilgili bir alıntı yapayım: “ Güneş, UEFA'nın resmî internet sitesinde düzenlenen ankette 2002 yılının en iyi teknik adamı seçildi. 2003'ün Haziran ayında Fransa'da yapılan 2003 FIFA Konfederasyonlar Kupası'nda da Türkiye'yi üçüncülüğe taşıdı. Türkiye, 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde de sadece bir kez (grubunun birincisi olan İngiltere'ye) yenilerek, İngiltere'nin bir puan arkasında grup ikincisi oldu. Play-off'larda pek şans verilmeyen Letonya ile eşleşen Türkiye, sürpriz bir şekilde rakibine elendi. Güneş, bu mağlubiyetin ardından 6 Mart 2004'te görevinden ayrıldı. Güneş, millî takım performansı ile UEFA Yılın Takımına teknik direktör olarak seçilen ilk Türk ve dünya klasmanında millî takımı en yüksek sıralamasına (7. sıra) ulaştıran isim olarak Türk futbol tarihine geçti.” Burada “görevinden ayrıldı” dense de hatırladığımdan emin olamadığım için Google’da aratarak teyit ettiğim bir durumu da hatırlatmak isterim. Federasyon Şenol Güneş’in sözleşmesini tek taraflı feshediyor ve Güneş ile federasyon mahkemelik oluyorlar.</p>
<p>Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Başarılı milli oyuncularımızın çoğunun yabancı futbol takımlarında kazandıkları bu hale gelmesi, üzerinde durmamız gereken bir konu. Yerli futbolcu ve teknik adam yetiştirmedeki kısırlığımız da bir diğer gündem maddesi. İngilizce kursuna giden arkadaşların meşhur lafıdır: “Anlıyorum da konuşamıyorum.” Biz de futbolda oynuyoruz da teknik adam çıkarıp oyunu yönetemiyoruz. Yönetebileni de yerinde bırakmıyoruz. Sonra da futbol milletin birbirine diş gösterdiği bir gladyatör arenasına dönüşüyor.</p>
<p>Milli takımın başarısını değerlendirirken artık kimlerle aynı grupta olduğumuzu da dikkate almak gerekiyor. Geçmişte de dünya kupası ya da Avrupa kupalarına gitmek için bu takımlarla mı oynuyorduk, bilemiyorum. Ancak hangi kategoride olduğumuzu bilerek konuşmak gerekiyor.</p>
<p>Şunu da ekleyeyim: Bir diğer Türk teknik direktör olarak Galatasaray’da başarılı sonuçlar alan Okan Buruk’un kurduğu strateji ile gayrimenkul işinden kulüp finanse edip yüksek tutarlı transferler ile kulübü başarıya taşıma stratejisi arasındaki çizginin nereden geçtiğine de bakmak gerekiyor. Osimhen olmadığında takımın içine düştüğü durum, bana Hakan Şükür zamanındaki oyun planından bir adım öteye gidemediğimizi düşündürüyor.</p>
<p>Ve son olarak Dünya Kupası’na dönersek, şampiyonanın Amerika Birleşik Devletleri gibi Amerikan futboluna gerçek futbol deyip bu futbola “soccer” demeyi tercih eden bir coğrafyada gerçekleşeceğini akılda tutmamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Futbol artık başka türden bir “business” ve başka gelir/yönetim modelleri ile dönüyor. </p>
<p>Buradan basketbola geçeyim. Futbol gibi, basketbol da hiçbir zaman sadece basketbol değildir. Ben Ataman’ın yönettiği Panathinaikos’un alan savunması yapan Barcelona’ya karşı hayatımda hiç görmediğim ölçüde havuzun içinde adam boşaltarak sayı bulmasından gurur duydum. İnanılmazdı. Barçalı basketbolcular çıldırdı. Su şişelerini yere fırlatarak tepkilerini gösterdikleri birden çok sahneye tanık oldum. Türk Hava Yolları’nın yıllardır sponsoru olacak kadar değerli bir ligin tepesinde bunu yapmak gerçek anlamda bir başarı oluşturuyor. Hangi ligde oynadığımıza dikkat etmemiz gerektiğini bu yüzden söylüyorum. Taraftarı olduğum Galatasaray’ın geçen yıllarda Şampiyonlar Ligi’nden elenerek düştüğü Konferans Ligi’nde elde ettiği galibiyetlerin “şampiyon”lara karşı alınmadığını anlatmaya çalışırken derdimi sadece bizim Galatasaraylılara değil, Fenerlilere de anlatamamıştım. Herkes bir tür olgunluk içinde bu başarıyı küçümsememek gerektiğini söylüyordu. Finansal tarafta, Murat Muratoğlu’nun bugünlerde dikkat çektiği gelişmekte olan pazarlar (emerging markets) kategorisinden frontier markets kategorisine düşme sorununun da benzer bir anlayış kıtlığı içinde yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum. Muratoğlu bu pazarı mızrak ve yaprak ile gayet güzel tanımlıyor. Ben yıllardan beri bizi mikro krediden kalkınmaya kadar geri kalmış Afrika ülkeleri ile karşılaştıran global şirketlerin yerli ortaklarıyla birlikte bizi bilerek ve isteyerek buraya taşıdığını düşünüyorum. Biz de bu alemin kralı olmak adına bu havucun peşine takıldık.</p>
<p><strong>Ölçemezsen yolunu bulamazsın</strong></p>
<p>Bu noktada Bosch’un bu sene Türkiye’yi ilk olarak dahil ettiği Tech Compass (Teknoloji Pusulası) araştırmasına; daha doğrusu anketine göz atmakta yarar var. Anket, teknoloji kullanımı ile ilgili bireysel yanıtlar üzerinden bir değerlendirme sunuyor. Sonuçlara karşılaştırmalı olarak baktığınızda Türkiye’nin daha çok okudukları ya da kendisine anlatılanlar üzerinden olması gerektiğini düşündüğü şeyleri ifade eden bir profili olduğunu görüyorsunuz. Araştırmanın ortaya koyduğu en çarpıcı sonuç, Türkiye’de yapay zekâ konusundaki bakışın güçlü bir biçimde olumluya dönmesi.</p>
<p>Beş yıldır yapılan araştırmanın asıl olarak eğilim analizi yapma konusunda iyi bir araç olduğu aşikar. Araştırmanın, ilk olarak eklenen Türkiye açısından anlamını Bosch Türkiye ve Ortadoğu Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Burcu Coşkun “Dünya çapında, sadece birkaç yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz, hızla artan sayıda yenilikçi yapay zekâ çözümü görüyoruz. Bu nedenle, yapay zekâyı geleceğimizin en etkili teknolojisi olarak gören insan sayısının dünya genelinde sadece üç yıl içinde yüzde 41'den yüzde 70'e yükselmiş olması şaşırtıcı değil.” sözleriyle ortaya koyuyor. Coşkun, Bosch Grubu’nun kendisini ilgilendiren sonuca ise, “Türkiye’de toplum, ‘inovasyonun itici gücü’ olarak özel şirketlere güveniyor. Bu bize avantaj sağlarken, sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.” sözleriyle vurgu yapıyor.</p>
<p>Bu çok önemli bir gösterge oluşturuyor. Anketin Türkiye boyutunda “Ülkenizdeki inovasyonu en çok hangi unsurların ileri taşıdığını düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda ilk üç sırayı yüzde 33 ile rekabetçi şirketler, yüzde 27 ile devlet teşvikleri/kamu özel ortaklıkları ve yüzde 26 ile uluslararası güçlü işbirliği işgal ediyor.</p>
<p>Daha fazla ilerlemeden önce anketin metodolojisini aktarmam gerekiyor. Bosch Türkiye’nin intenete koyduğu dokümanda “Türkiye ayağında ise, 24 Ekim–6 Kasım 2025 tarihleri arasında 18–69 yaş aralığında 1.004 kişiyle online anket (CAWI) yöntemiyle görüşüldü. Örneklem, Türkiye’de bölge, cinsiyet ve yaş dağılımı açısından temsili olacak şekilde oluşturuldu. Çalışma, küresel Bosch Tech Compass metodolojisiyle uyumlu biçimde GIM tarafından yürütüldü. GIM, ISO 20252:2019 standardına göre sertifikalı bir pazar araştırma şirketidir.” açıklaması yer alıyor.</p>
<p>Bu notu düştükten sonra bu sorudaki son üçe dikkatinizi çekmek istiyorum: Yüzde 18 ile risk ve değişime kültürel hoşgörü, yüzde 17 ile girişimciliğe kültürel vurgu ve yüzde 14 ile etkili düzenlemeler son üçü oluşturuyor. Türk iş dünyasının yani ankette bahsedilen rekabetçi olması gereken şirketlerin şu andaki birinci önceliği olan sermayeye erişim ankette yüzde 26 ile dördüncü sırada yer alıyor. Ülkemiz sermayeyi yurtdışından bulmaya çalışırken yerli ve milli kaynaklarla ilgili maddelerde hepsi yüzde 24 olan nitelikli kişiler/eğitim kurumları, güçlü fiziksel ve dijital altyapı ile ulusal hammadde kaynakları dördüncü, beşinci ve altıncı sırada yer alıyor. Yedinci ve sekizinci sırada yer alan güçlü araştırma kapasitesi ve uygun enerji fiyatları da yerli ve milli kaynakları konu alıyor. Zaten bunun arkasından da bahsettiğim son üçlü geliyor. Bu bölümü bu kadar ayrıntılı ele almamın nedeni, şu andaki var olan denge ile olması gerektiğini söyleyen anket katılımcıları arasında bir korelasyon kurmanız. Kendimize sormamız gereken soru şu: Bu ihtiyaçları karşılama konusunda bugüne kadar attığımız adımlar farkındalık ile icra arasında nasıl bir denge kurduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Global sonuçlarda nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 35 ile zirvede yer alırken güçlü araştırma kapasitesi yüzde 34 ile ikinci ve rekabetçi şirketler yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Global anket, Türkiye’nin rekabetçi şirketlere güveni ilk sıraya koymada Almanya (yüzde 37) ve Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 41) ile paralellik gösteriyor. Almanya’da bunun altına eklenen ikinci madde yüzde 35 ile güçlü araştırma kapasitesi olurken ABD’de bu madde yine yüzde 35’lik bir ağırlıkla sermayeye erişim oluyor.</p>
<p>Dünyanın yükselen iki ekonomik süper gücü Çin ve Hindistan’a baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz. Çin’de güçlü araştırma kapasitesi yüzde 48 ile ilk sırada, nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 43 ile ikinci sırada yer alırken Hindistan’da nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 37 ile ilk sırada ve güçlü araştırma kapasitesi yüzde 30 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu iki güç için ilk iki sıradaki maddeler ağırlıkları ve yerleri farklı olsa da aynı. O zaman rekabetçi şirket tanımlamasını nasıl yapmamız gerekiyor?</p>
<p><strong>Rekabetçiliği yeniden tanımlamak</strong></p>
<p>Rekabetçilik kavramına bakarken farklı bir yöntem izlemek istiyorum. Bosch’un toplantısından çıktıktan sonra Huawei’nin ICT Day etkinliğine geçtim. Üç ay önce göreve gelen yeni Huawei Türkiye Genel Müdürü Tonny Bao’nun konuşması odaklandığım bir konuda aydınlatıcı oldu. Anket sonuçları ile Huawei stratejisi arasında önemli bir paralellik vardı. Bao’nun ifade ettiği ve şirketin 31 Mart 2026’da yayınlanan yıllık raporunda belirtildiği gibi 2025 yılı verilerinde belirtildiği gibi, Huawei’nin dolar karşılıkları ile 2025 cirosu 127,5 milyar dolar olurken araştırma geliştirmeye ayırdığı 27,8 milyar dolarlık kaynak bu cironun yüzde 21,8’ini oluşturuyor.</p>
<p>Toplumsal düşüncedeki eğilim ile bunun kurumsal dünyadaki karşılığını ölçmede Bosch’un anketinin başarısını gösteren bu örneğe ekleyeceğim başka bir olgu daha var. Bao’nun konuşmasından önce salonun hazırlık aşamasında dönen bir video vardı. Bu videoda dikkatimi çeken iki noktayı, Bosch yöneticilerinin de değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Birincisi, sınai üretimde kullanılan Kuka robotlarıydı. KUKA, sevgili dostum Gemini’ın çok doğru bir biçimde belirttiği gibi kökeni <strong>1898</strong> yılına dayanan, tam anlamıyla geleneksel bir <strong>Alman</strong> şirketi. Johann Josef Keller ve Jakob Knappich’in Almanya'nın <strong>Augsburg</strong> şehrinde kurduğu şirket <strong>b</strong>aşlangıçta asetilen gazı ve aydınlatma gereçleri üretirken, daha sonra kaynak makineleri ve çöp kamyonları gibi endüstriyel araçlarda uzmanlaşıyor. KUKA, benim arkadaşlarımla kukalı saklambaç oynadığım dönemde 1973 yılında dünyanın ilk altı eksenli, elektromekanik tahrikli robotu olan <strong>FAMULUS</strong>'u geliştirerek robot teknolojisinde dünya liderlerinden biri haline geliyor.</p>
<p>2016’da Çinli Midea Group’un KUKA hisseleri için yaptığı hisse başına yüzde 35-60 primli 115 euroluk teklifin ardından Midea Group 2017’de şirketin yüzde 95’ini 3,7 milyar euro’luk bir maliyetle satın alıyor. Midea Group, 2022’de KUKA’nın geriye kalan yüzde 5 hissesini alırken hisse başına 80,77 euro ödüyor ve KUKA’yı borsadan çekmenin maliyeti ile birlikte 150 milyon euro harcayarak KUKA’nın tamamının sahibi oluyor.</p>
<p>Anlaşmanın koşulları arasında beni en fazla ilgilendiren ve Gemini’ın önüme getirdiği üç madde şöyle sıralanıyor:</p>
<p><strong>Bağımsız Veri Tabanları:</strong> KUKA'nın operasyonel verileri ve müşteri bilgileri Augsburg'daki sunucularda tutulur ve Midea'nın bu verilere doğrudan erişim yetkisi yoktur.</p>
<p><strong>Müşteri Gizliliği:</strong> Özellikle otomotiv devleri (BMW, Volkswagen vb.) ve savunma sanayii gibi stratejik sektörlerdeki müşterilerin üretim sırlarının Çin'e transferi bu mekanizmayla engellenmiştir. </p>
<p><strong>Konum Güvencesi:</strong> Midea, KUKA'nın ana merkezini ve en kritik birimlerini Almanya'da tutmayı taahhüt etmiştir: KUKA'nın genel merkezi ve ana araştırma-geliştirme (Ar-Ge) merkezi en az 2025 (bazı yeni anlaşmalarla 2029) yılına kadar Augsburg’da kalacaktır.</p>
<p>2025 geride kalmış olsa da bu ayrıntı ile çok ilgilenmemize gerek yok. Bu satış gerçekleştiğinde bizim zeki arkadaşlar zamanın ruhuna uyup hemen üretim verisinin Çinlilere geçtiği ve Almanların yanlış karar aldıklarını söylemişlerdi. Oysa asıl oyun şu: Bugün Bosch araştırmasına katılanların yüzde 73’ünün geleceğimizin en önemli teknolojisi olan yapay zekâda en önemli gündem maddesi yapay zekânın fiziksel robotlara yerleştirilmesi ile fiziksel yapay zekâ uygulamalarının oluşturulması iken Midea Group’un elinde sanayi devriminin birikimine de sahip bir robot üreticisi var. Grup bununla geleceğin ihtiyaçlarını adresleme gücüne sahip.</p>
<p>Buradan Huawei’ye dönersem, videodaki ikinci çarpıcı konu tahminimce bir Alman vatandaşının NFC ile girdiği insansız markette alışverişini ve ödemesini yapma deneyimiydi. Almanlara yönelik olduğunu, kapı açma butonunun üzerinde “Tür Öffnen” yazmasından çıkardım. Bu deneyimi hiç yaşamamış birinin bile adım adım yapabileceği basitlikte tasarlanan ve gösterilen deneyimde, aldığı sürdürülebilirlik odaklık kağıt ambalajındaki ürün için kartla ödeme yapma sistemi, Türkiye’de hepsiburada’nın bir prototipini yaptığı uygulamanın çok daha geçerli bir örneğini oluşturuyor.</p>
<p>Huawei’den gördüklerimle Bosch’un anketini birleştirince anketin çok daha anlamlı hale geldiğini söyleyebilirim. Bende kalan tortu, rekabetçi Türk şirketleri ile inovasyonu tırmandırmak için strateji ve taktiğimizi biraz daha geliştirmek gerektiği şeklinde. Nitelikli insan kaynağımızı yeniden bir temel unsur olarak değerlendirmek, bugünkü stratejiden çok daha iyisini kurmamızı sağlayabilir diye düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-futbol-takimi-cagi-nasil-yakaladi-76613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli futbol takımı çağı nasıl yakaladı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-artislar-kobileri-nasil-etkiliyor-76612</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petroldeki artışlar KOBİ’leri nasıl etkiliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5 Mart  tarihli yazımda <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abd-israil-savasinin-kobilere-olasi-olumsuz-etkileri-74182" target="_blank" rel="noopener">ABD destekli İsrail-İran savaşının KOBİ’lere olası olumsuz etkileri</a>ni sizlere sunmuştum .</p>
<p>Bu gün ise açık kaynaklardan yararlandığım yazımda, savaşın petrol fiyatlarındaki fiilen  etkisini, Türkiye’ye yansımasını ve KOBİ’ler üzerindeki maliyet baskısını ayrıntılı olarak ele alacağız.</p>
<p>Bir aylık savaş sürecinde özellikle petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, petrol fiyatlarını hızla yükseltmiş ve akaryakıt maliyetlerinde küresel ölçekte artışa neden olmuştur.</p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasıyla dünya petrol arzının yaklaşık %20’si sekteye uğradı.</p>
<p>Brent ham petrol varil fiyatı Şubat sonundaki 55-72 dolar bandından Mart ortasında 120 doları aşarak rekor kırdı; Nisan 2026 itibarıyla 109-112 dolar civarında seyrediyor.</p>
<p>Bu şok, Türkiye gibi net petrol ithalatçısı ülkelerde akaryakıt fiyatlarını hızla yukarı çekti.</p>
<p>Benzin ve motorin zamları, özellikle KOBİ’ler için üretim, lojistik ve operasyonel maliyetleri doğrudan vurdu.</p>
<ol>
<li><strong> Savaşın Küresel Petrol Piyasasına Etkisi</strong>: Hürmüz Boğazı’nın Kapanması</li>
</ol>
<p>Analistler, boğazın uzun süre kapalı kalması halinde fiyatların 130-150 dolara çıkabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Kısa vadeli dalgalanmalar (örneğin Trump’ın “savaşın sonu yakın” açıklamaları) fiyatları 95-100 dolara çekse de risk primi yüksekliğini koruyor.</p>
<p>Türkiye’de akaryakıt fiyatları bu küresel dalgadan doğrudan etkilendi.</p>
<p>Hükümet doğru bir kararla Eşel Mobil sistemini yeniden devreye sokarak ÖTV ve KDV indirimiyle zamların %75’ine kadarını karşıladı...</p>
<ol start="2">
<li><strong> Türkiye Ekonomisine Yansıma:</strong> İthal Bağımlılık ve Enflasyon Baskısı</li>
</ol>
<p>Türkiye’nin petrol ihtiyacının %90’ından fazlası ithal.</p>
<p> Akaryakıt zamları, enerji ithalat faturasını şişirirken enflasyonu tetikliyor.</p>
<p>Savaşın ilk haftalarında motorin %18, benzin %10’un üzerinde zamlandı.</p>
<p>Bu artış, taşımacılık, tarım, inşaat ve imalat gibi yakıt yoğun sektörleri vurdu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın belirttiği gibi, vergi feragatiyle “dünyadaki artış sınırlı yansıtıldı”, ancak maliyetler yine de KOBİ’lerin rekabet gücünü eritti.</p>
<p><strong>Dolaylı etkiler de ağır:</strong></p>
<p>Elektrik ve doğalgaz faturaları yükseldi (enerji santrallerinde yakıt maliyeti arttı).</p>
<p>Gıda fiyatları taşındı (nakliye payı %30-40).</p>
<p>Döviz kuru baskısı (petrol ithalatı cari açığı büyüttü).</p>
<p>OECD ve banka raporları, savaşın uzaması halinde Türkiye’de enflasyonun %4-5 puan daha artabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>KOBİ’ler, bu genel enflasyon ortamında hem girdi maliyetleriyle hem de talebin daralmasıyla karşı karşıya kaldı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> KOBİ’lerde Maliyet Artışının Boyutları:</strong> <strong>Sektör Bazlı Analiz</strong></li>
</ol>
<p><em>Akaryakıt zamları onları üç ana kanaldan etkiliyor:</em></p>
<p>Doğrudan yakıt tüketimi, lojistik/nakliye maliyetleri ve tedarik zinciri aksamaları.</p>
<p>Lojistik ve Taşımacılık Sektörü: En ağır darbe burada.</p>
<p>Kamyon ve ticari araçların %90’ı dizel kullanıyor.</p>
<p>Motorin fiyatındaki %20-30’luk artış, bir kamyonun aylık yakıt maliyetini binlerce TL artırıyor.</p>
<p>Örneğin, 20 kamyonluk bir lojistik KOBİ’si yıllık 900 bin litre dizel tüketiyorsa, savaş öncesi maliyetler %25-40 artıyor.</p>
<p>Nakliye ücretleri %15-25 zamlandı; bu da perakende ve e-ticaret KOBİ’lerinin kâr marjlarını eritti. Amazon gibi küresel oyuncular bile %3,5 “yakıt ek ücreti” koydu; Türkiye’de benzer uygulamalar yayılıyor.</p>
<p><strong>İmalat ve Üretim KOBİ’leri</strong>: Makine, gıda işleme, tekstil ve mobilya gibi sektörlerde forklift, jeneratör ve hammadde taşımacılığı dizel bağımlı.</p>
<p>Bir orta ölçekli imalatçı KOBİ’de enerji ve lojistik maliyetleri toplam giderlerin %15-25’ini oluştururken, savaşla bu oran %10-20 puan şişti.</p>
<p>Elektrik faturalarındaki artış (doğalgaz santralleri etkisiyle) üretim maliyetini ek %5-8 yükseltti. <em>İhracatçı KOBİ’ler rekabet gücünü kaybetti;</em> Avrupa ve Asya rakipleriyle fiyat farkı açıldı.</p>
<p><strong>Tarım ve Gıda KOBİ’leri:</strong> Traktör ve kamyonet kullanan çiftçi-üreticiler ile sebze-meyve nakliyecileri en çok etkilenenler.</p>
<p>Mazot zamları gübre ve ilaç taşımacılığını pahalılaştırdı; tarladan markete ulaşım maliyeti %20-30 arttı.</p>
<p>Market raflarında gıda zamları KOBİ’lerin satışlarını düşürdü.</p>
<p><strong>Hizmet ve Perakende KOBİ’leri:</strong> Kurye, restoran teslimatı ve inşaat malzemesi taşımacılığı yapanlar dizel maliyetinden doğrudan etkilendi.</p>
<p>Bir restoran KOBİ’si malzeme tedarik maliyetinde %12-18 artış gördü.</p>
<p>Genel tahmin: Savaşın ilk 1-2 ayında enerji yoğun KOBİ’lerde toplam maliyetler %10-20 yükseldi. Marjlar daraldı, bazı işletmeler fiyatları müşteriye yansıtamadı ve kâr eridi.</p>
<p>Tedarik zinciri aksamaları (ithal hammadde gecikmeleri) stok maliyetlerini de artırdı.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Hükümet Müdahaleleri ve Destekler: Eşel Mobil’in Rolü</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomi yönetimi hızlı tepki verdi.</p>
<p>Eşel Mobil ile ÖTV indirimi sayesinde zamların büyük kısmı pompa fiyatına yansımadı.</p>
<p>Mart’ta 43 milyar TL’lik kamu desteği sağlandı.</p>
<p>Ayrıca KOBİ’lere yönelik KOSGEB ve banka kredilerinde faiz indirimleri, enerji verimliliği hibeleri gündeme geldi.</p>
<p>Ancak bunlar geçici; savaş uzarsa bütçe yükü artacak ve destekler sınırlı kalabilir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kısa ve Uzun Vadeli Senaryolar ile KOBİ’lere Öneriler</strong></li>
</ol>
<p>Kısa vadede (2026 yazına kadar): Savaşın de-eskalasyonuyla petrol 80-90 dolara inerse zamlar yavaşlar.</p>
<p>Ancak Hürmüz açılmazsa yeni dalgalar gelebilir.</p>
<p>KOBİ’ler maliyetleri %5-10 daha artırabilir.</p>
<p>Uzun vadede: Yapısal dönüşüm şart.</p>
<p>Elektrikli araçlara geçiş, lojistikte rota optimizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımları (güneş panelleri, verimli jeneratörler) maliyetleri kalıcı düşürebilir.</p>
<p>KOBİ’ler: Yakıt tüketimini %15-20 azaltmak için filo yönetim yazılımları kullanmalı.</p>
<p>Tedarikçileri yakına çekerek nakliye mesafesini kısaltmalı.</p>
<p>KOSGEB ve Ticaret Bakanlığı’nın yeşil dönüşüm desteklerinden yararlanmalı.</p>
<p>Fiyatlandırmada “yakıt farkı” maddesi ekleyerek riski müşteriye dağıtmalı.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> ABD-İsrail-İran savaşı akaryakıt fiyatlarını rekor seviyeye taşıyarak KOBİ’lerin maliyet yapısını kalıcı olarak değiştirdi.</p>
<p>Doğrudan yakıt ve lojistik zamları, dolaylı enflasyon ve rekabet kaybı ile birleşince en hassas kesimi vurdu.</p>
<p><em>Bu artışlar KOBİ’ler üzerinde</em> doğrudan maliyet artışı, dolaylı olarak enflasyon ve talep daralması, finansman baskısı şeklinde çok boyutlu etkiler oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Karamsarlığa düşmeden KOBİler  az hasarla çıkılabilir inancındayım..</strong></p>
<p>Özellikle enerjiye bağımlı ekonomilerde faaliyet gösteren işletmeler için bu süreç, yalnızca bir maliyet artışı değil, aynı zamanda stratejik dönüşüm zorunluluğu anlamına gelmektedir.</p>
<p>Hükümetin vergi feragati tampon olsa da, KOBİ’lerin ayakta kalması enerji verimliliği ve stratejik planlamaya bağlı.</p>
<p>Savaşın seyri belirsiz ancak bu kriz, Türkiye KOBİ ekosistemini daha dayanıklı ve sürdürülebilir kılmak için bir dönüm noktası olabilir.</p>
<p>KOBİ’ler bugünden önlem almazsa, maliyet baskısı istihdam ve büyüme hedeflerini de tehdit edeceğini unutmamak gerekiyor...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-artislar-kobileri-nasil-etkiliyor-76612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/kobi-sanayi-1750971968.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petroldeki artışlar KOBİ’leri nasıl etkiliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orta-dogudaki-savas-esnafi-da-vurdu-76609</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu&#039;daki savaş esnafı da vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 40’ıncı gününü doldurmaya yaklaşırken Türkiye ekonomisine olumsuz etkileri de istatistiklerde kendisini göstermeye başladı. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun mart ayına ilişkin esnaf sicil istatistikleri, dezenflasyon programıyla sekteye uğrayan ticari hayattaki erozyonun, savaş ile birlikte daha da arttığını gözler önüne serdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7342773f43-1775711271.png" alt="" width="800" height="197" />EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre mart ayında açılan esnaf iş yeri sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11.54 artarak 8 bin 788’den, 9 bin 802’ye yükseldi. Buna karşılık aynı dönemde açılan esnaf işyeri sayısı ise yüzde 12.73 azalarak 25 bin 991’den 22 bin 333’a geriledi. Kapanan işyeri sayısı ocakta yüzde 1.47 azalarak 12 bin 736’ye, şubatta ise yüzde 26.08 azalarak 11 bin 817’ye gerilemişti. </p>
<p>Açılan iş yeri sayısı da ilk üç ayın tamamında geçen yılın aynı ayına göre geriledi. Ocakta yüzde 4.3 azalarak 27 bin 929’a gerileyen açılan işyeri sayısı, şubatta yüzde 1.09 azalarak 25 bin 62’ye gerilemişti. Böylece yılın ilk çeyreğinde açılan esnaf iş yeri sayısı yüzde 5.98 azalarak 80 bin 113’ten 75 bin 124’e gerilerken, kapanan iş yeri sayısı yüzde 11.79 artarak 30 bin 554’ten 34 bin 155’e yükselmiş oldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orta-dogudaki-savas-esnafi-da-vurdu-76609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/dort-ilde-esnaf-alarm-veriyor-1741186793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında açılan esnaf işyeri sayısı yüzde 12.7 azalarak 22 bin 333’e gerilerken, kapanan işyeri sayısı yüzde 11.5 artarak 9 bin 802’ye çıktı. Yılın ilk çeyreğinde kapanan esnaf işyeri sayısı yüzde 11.7 artarak 34 bin 155’e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-ge-harcamasi-yapan-sirketler-bilancolardan-nasil-sonuc-aliyor-76615</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ar-Ge harcaması yapan şirketler, bilançolardan nasıl sonuç alıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Esas faaliyet kârı %30’un üzerinde artan firmalardan, brüt kâr marjı 1’den büyük olan ve net satışlarının bir kısmını Ar-Ge’ye ayıran 26 şirket bulunuyor. Esas faaliyet kârlılığında %4.080’lere varan firmaların Ar-Ge harcamaları, uzun vadeli büyümenin kaldıracı oluyor.</strong></p>
<p>Borsadaki şirketlerin inovasyon yatırımları çarpan etkisi yaratma gücüne sahip olabiliyor. Rekabetin fiyata dayandığı sığ sulardan çıkıp teknolojik derinliğe yatırım yapan şirketler, Ar-Ge bütçelerini kâr makinesine çevirebiliyor. Anadolu Isuzu esas faaliyet kârındaki artışı %4.080’e çıkararak sanayide öne çıkarken, teknoloji tarafında ATP Yazılım %5,12’lik Ar-Ge payıyla faaliyet kâr büyümesini %655 yükseltti. Kimisi fiyat kırarak hayatta kalmaya çalışırken, Ar- Ge’ye bütçe ayıran şirketler, uzun vadeli hedeflerle büyümeyi öne çıkarıyor.</p>
<h2>Ar-Ge gideri yüksekler</h2>
<p>Listedeki Ar-Ge gideri en yüksek ilk üç şirket aynı grupta yer alıyor. Geçtiğimiz yıl TR Anadolu Metal ve TR Doğal Enerji ayrı ayrı 1,47 milyar TL, Türk Altın 1,38 milyar TL araştırma harcamasına yöneldi. Madencilik alanında faaliyet yürüten her üç firmanın da araştırma bütçesini yüksek tuttuğu gözleniyor. Söz konusu şirketler yıl sonu kârlılıklarını büyüttü. Hidropar Hareket’in satışları geçtiğimiz yıl %10 gerilerken Ar-Ge giderleri artarak 41,5 milyon TL’ye çıktı. Bu durum net satışlara oranı %5,23’e çıkardı. Ancak Ar-Ge gideri kalemine ilave olarak faiz ve kur farkı giderleriyle birlikte firma yıl sonunda zarara döndü. Hidropar, savunma sanayisi ile alakalı kritik bir sistemin yerlileştirilmesi için prototip üretimi çalışması yürütüyor.</p>
<h2>Esas faaliyet kârı yüksek büyüyen</h2>
<p>Anadolu Isuzu, geçtiğimiz yıl satışlarını %8 artırarak 26,7 milyar TL’ye çıkardı. Aynı sürede Ar-Ge harcamalarını %15 büyütüp 281,2 milyon TL’ye çıkardı. Yıl sonunda ise net kârını %56 artırmayı başardı. Firma yöneticisi sattıkları ürünlerin bir kısmını Özbekistan’da üretmeyi düşündüklerini ve 2028 yılına kadar ürün gamını tamamlayacaklarını ifade ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d73ad332716-1775712979.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>STAKING Mİ? FİYAT KAZANCI MI?</strong></p>
<p>Staking; pasif getiri, bileşik etki, düzenli akış, düşük çaba, ağ desteği. Kilit süresi, değer kaybı, platform riski, enflasyon baskısı, ceza ihtimali. Fiyat kazancı; yüksek getiri, hızlı likidite, yüksek potansiyel, alım gücü. Dalgalanma riski, nakit eksiği, stres, sabır zorluğu, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>Uşak’taki RES’in kapasitesini yüzde 5 artırdı. Geliri destekleyecek. Kâra da dönmeli</strong></p>
<p>Aydem’in RES’i devreye girdiğine göre gelirde değişim ne oranda olur? ● Kemal Tokalı</p>
<p>Kemal, Uşak’taki rüzgar enerjisi santralinde 12 MWm ek kapasiteyi devreye alan Aydem, toplam rüzgar gücünü %5 artırarak 268,5 MWm seviyesine çıkardı. Bu artışın gelire katkısı olacaktır. Şirket geçtiğimiz yıl gelirini %50 büyütürken esas faaliyet kârını %14 düşürdü. Yeni türbinlerin üretime başlaması, rüzgar segmenti özelinde doğrudan gelire katkı sunsa da dönem sonunda zarar ettiği gözleniyor. Yüksek borç yükü, 2,8 milyar TL zararda belirleyici. Öte yandan finansal borçların yarı oranda azalarak 46,6 milyar TL’den 23,3 milyar TL’ye inmesi olumlu.</p>
<p><strong>Son üç yıldır sürekli zarar açıklıyor. Yeni bağlantı geliri büyütür ve kârı destekler</strong></p>
<p>Adel’in bir yıldır doğru dürüst yükselmemesini neye bağlıyorsunuz? ● Selim Şafak</p>
<p>Selim, Nisan 2024’te 72,36 TL’ye kadar çıkan Adel, sonrasında geriledi ve son bir yılda dalgalı bir seyir izliyor. Şirket son iki yılda hızlı gelir kaybı yaşadı. Enflasyonun yüksek olduğu bir yerde gelirdeki düşüş, ürün fiyatını artıramamasının ötesinde hacimsel bir gerilemenin varlığına işaret eder. Buna paralel kârı da önce sert bir gerileme yaşarken geçtiğimiz yıl zarara döndü. Dijitalleşmenin gelir ve kârlılığı ciddi şekilde baskıladığı anlaşılıyor. Uzun vadede teknolojiyle uyumlu açılım sağlayamaması halinde istikrarlı çıkış yakalaması zor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>CKS fonu katılım ilkeleri ile döviz yatırımına giderek getiri arayışında</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Birinci Katılım Serbest (Döviz) Fonu (CKS), yılbaşından bu yana yatay bir seyirle hareket ediyor. Fonun büyüklüğü marttan itibaren küçülmeye geçti. Şubat ayının ilk haftası 5,79 milyar TL ile daralmaya devam ediyor. Portföyü oluşturan varlıkların %69,55’i özel sektör ve %30,45’i kamu kira sertifikasından oluşuyor. Şubatta azalan para girişi martta terse dönerek çıkışa döndü. Nisan ayının ilk haftasında çıkan nakit tutarı 203,6 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı önceki aylara göre azalarak 2.459’a geriledi. CKS, uluslararası faizsiz finans ilkeleriyle döviz cinsi kira sertifikalarına yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Risk değeri bulunmayan fon, son bir yılda %25,54 getiri sağladı. Aynı sürede içinde yer aldığı kategorideki fonların ortalaması %22,15 düzeyinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>A1 Capital Yatırım, piyasadan %46,42 bileşik faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>A1 Capital Yatırım, 08.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %46,42 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 07.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20 ,94 düzeyinde. 7 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. A1 Capital’in sunduğu %42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,01 puan üzerinde yer alıyor. Bununla birlikte kurumun belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFA1CPE2617 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d73ab4c8cc9-1775712948.png" alt="" width="233" height="187" /></strong><strong>Migros’u elinde bulunduran fon sayısı azalırken portföylerdeki miktar arttı</strong></p>
<p>Migros’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %6,14 ile toplamda 344,5 bin lot artarak 5,95 milyon lota çıktı. Portföyünde bulunduran fon sayısı ise 144’ten 135’e geriledi. Hissede TI2 fonu 150 bin lot ile en fazla satışı yaparken, PHE fonu 644,6 binlot ile en fazla alımı gerçekleştirdi. Migros hakkında bugüne kadar 28 aracı kurum öneride bulunurken 13 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Global Yatırım 1.095 TL ile verdi. En düşük öneri 750 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d73ae861348-1775713000.png" alt="" width="975" height="238" /></strong><strong>TÜRK HAVA YOLLARI</strong></p>
<p><strong>Dikey entegrasyona gidiyor. İhtiyacı olan biyodizel yakıtını güvenceye alacak</strong></p>
<p>THY, sürdürülebilir havacılık yakıtı ihtiyacını güvence altına almak amacıyla Türkiye’nin en büyük biyodizel üreticisi İzmir merkezli DB Tarımsal Enerji’ye yaklaşık 42 milyon dolar yatırımla ortak oluyor. Tahsisli sermaye artırımı ve kısmi hisse devri yöntemleriyle şirketin %40’ına sahip olacak. DB Tarımsal, elde edeceği kaynak ile 2029’da faaliyete geçmesi planlanan ve yıllık 100 bin ton kapasiteli üretim tesisinin inşasında değerlendirecek. THY, bu girişimle çevresel regülasyon uyumunu garanti altına alırken biyoyakıt altyapısını oluşturan oyuncu konumuna gelecek.</p>
<p><strong>ANEL ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Kredi borçlarının vade uzatımı için görüşmelere devam ediyor. Henüz sonuçlanmadı</strong></p>
<p>Anel Elektrik, finans kuruluşlarından temin ettiği nakdi ve gayri nakdi kredileri kapsayan yeniden yapılandırma sözleşmesinin süresinin uzatılması amacıyla bankalarla yürüttüğü görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Şirket, uzun süredir görüşmelerde bulunmakla birlikte bugüne kadar henüz bir mutabakata varabilmiş değil. Kurumsal finansman yönetiminde borç vadelerini esnetmek için alacaklılarla müzakere masasına oturmak, nakit akışını korumayı hedefl eyen zaman kazanma stratejisidir. Son iki yıldır zarar üreten Anel Elektrik’in 1,95 milyar TL finansal borcu bulunuyor.</p>
<p><strong>ARZUM EV ALETLERİ</strong></p>
<p><strong>Sermayenin yüzde 51’ine sahip ortaklar paylarını satıyor. Görüşmeler başlıyor</strong></p>
<p>Arzum Ev Aletleri’nin %51’ine sahip ortaklar, ellerindeki payların tamamı veya bir kısmı için potansiyel alıcılarla satış ya da iş birliği görüşmelerine başlama kararı aldı. Ocakta alınan ancak resmi bir yetkilendirme yapılana kadar gizli tutulan karar, şirketin ortaklık yapısında köklü bir değişimin habercisi niteliğini taşıyor. Şirket sermayesinin %51 gibi çoğunluk sağlayan oranın satışa konu olması, yönetim kontrolünün değişmesi anlamına geliyor. 2025’te gelirini %27 düşüren Arzum, 931,2 milyon TL zarar açıkladı. Önceki yıl da zarar eden firmanın özkaynakları ekside.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-ge-harcamasi-yapan-sirketler-bilancolardan-nasil-sonuc-aliyor-76615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ar-Ge harcaması yapan şirketler, bilançolardan nasıl sonuç alıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-mukellefleri-ve-yararlanacaklari-istisnalar-76610</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi asgari kurumlar vergisi mükellefleri ve yararlanacakları istisnalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurumlar Vergisi mükelleflerinin 2025 yılı kurum kazançlarını 20206 yılı Nisan ayı sonuna kadar (1-30 Nisan)yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmeleri gerekmektedir. Önceki yıllardan farklı olarak beyan ettikleri kurum kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinin asgari bir seviyenin altında kalmamasına dikkat etmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Bu gün yazımızda asgari kurumlar vergisi mükellefleri ile asgari kurumlar vergisinin hesabında yararlanılabilecek ve yararlanılması mümkün olmayan istisnalar üzerinde duracağız. İndirimler konusunu sonraki yazımızda ele alabileceğiz.</p>
<p><strong>Yurt içi asgari kurumlar vergisi</strong></p>
<p>7524 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 36. ncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununa 32/C maddesi eklenmiş ve “Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi” uygulaması getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, kurumlar vergisi mükelleflerinin hesaplayacakları kurumlar vergisinin, belirli bir tutarın altına düşmesi engellenerek vergi güvenliği sağlanması amaçlanmıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere kurumlar vergisi matrahı hesaplanırken gerek vergi kanunları gerekse diğer kanunlarda yer alan bazı istisna ve indirimler kazançtan düşülmekte ve kalan tutar üzerinden de kurumlar vergisi hesaplanmaktadır.</p>
<p>Yapılan SON düzenlemeye göre, bu şekilde hesaplanan kurumlar vergisi, kurumların indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’undan az olamayacaktır.</p>
<p>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasında ise bazı istisna ve indirimler düşülmeden asgari kurumlar vergisi hesaplanmaktadır. Söz konusu hesaplama sonucunda asgari kurumlar vergisi tutarının kurumlar vergisi tutarından büyük olması halinde aradaki fark tutarın asgari kurumlar vergisi olarak ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Düzenlemenin 2025 yılı kazançlarına uygulanacağı da öngörüldüğünden 2025 yılı I. geçici vergi döneminden itibaren her bir geçici vergi dönemi ve yılsonu mali tablolarına göre asgari kurumlar vergisine ilişkin hesaplama, beyan ve ödeme gerekmektedir.2025 yılı 4 geçici vergi dönemlerine ilişkin beyannamelerin verilmesinde kanunda öngörülen uygulama yapılmıştır.</p>
<p>Vergi tabanının genişletilmesi ve vergi adaletinin sağlanması amacıyla 2025 yılında yürürlüğe giren yurt içi asgari kurumlar vergisi müessesesine ilişkin kapsamlı açıklamalar Gelir İdaresi Başkanlığınca yayınlanan Rehberde bulunmaktadır</p>
<p><strong>YURT İÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİNDE MÜKELLEFİYET</strong></p>
<p>Yurt içi asgari kurumlar vergisinin mükellefleri, Kurumlar Vergisi Kanununun 1. inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükellefleridir. Bunlar;</p>
<ul>
<li>Sermaye şirketleri,• Kooperatifler,• İktisadi kamu kuruluşları,• Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler,• İş ortaklıklarıdır.</li>
</ul>
<p>Söz konusu uygulama sadece kurumlar vergisi mükelleflerini kapsamakta olup Gelir vergisi mükellefleri bu uygulamaya tabi değildir.</p>
<p> <strong>Dar Mükellef Kurumlar</strong></p>
<p>Türkiye’de faaliyette bulunan dar mükellef kurumlar da bazı farklılıklarla yurt içi asgari kurumlar vergisine tabidir. Türkiye’de elde ettikleri kazançlarını yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmek zorunda olan dar mükellef kurumlar, yurt içi asgari kurumlar vergisine tabidir</p>
<p><strong>Kazançları Tevkifat Yoluyla Vergilendirilen Dar Mükelleflerde Durum</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde yer alan ve vergisi tevkif suretiyle alınan kazanç ve iratların beyanı dar mükelleflerin ihtiyarına bırakılmış olup dar mükellef kurumların söz konusu kazanç ve iratlar nedeniyle yıllık beyanname vermeleri halinde, bu kurumlar da yurt içi asgari kurumlar vergisine tabi olacaklardır.</p>
<p><strong>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisine Tabi Olmayan Mükellefler</strong></p>
<p>1- Kurumlar vergisinden muaf olan kurumlar vergisi mükellefleri hakkında -asgari kurumlar vergisi hükümleri uygulanmayacaktır.</p>
<p>2- <strong>İlk defa faaliyete başlayan kurumlar</strong> hakkında, faaliyete başlanılan hesap döneminden itibaren <strong>üç hesap dönemi boyunca</strong> asgari kurumlar vergisi uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>Aşağıdaki işlemler sonucunda kurulan şirketler</strong>, ilk defa faaliyete başlayan</p>
<p>şirket olarak kabul edilmez:</p>
<ul>
<li>Birleşme,• Devir,• Tür değişikliği,• Kısmi bölün• Tam bölünme.</li>
</ul>
<p>3- <strong>Hasılat Esasına Göre Vergilendirilen Kurumlar</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 113. üncü maddesinde düzenlenen “hasılat esaslı kazanç tespiti” kapsamında vergilendirilen kurumlar vergisi mükellefleri hakkında asgari kurumlar vergisi uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>YURT İÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ MARTAHININ HESABINDA</strong> <strong>İSTİSNALAR</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi mükellefleri, kurum geçici vergi ve yıl sonunda yıllık kurumlar vergisi beyannamelerinde vergiye tabi matrahı hesaplama sırasında ticari bilanço karı ile kanunen kabul edilmeyen giderler toplamının veya ticari bilanço zararı ile kanunen kabul edilmeyen giderler toplamının sıfırdan büyük olduğu durumlarda asgari kurumlar vergisi hesaplaması yapacaklardır. Bu durumda yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahına ilişkin olarak bazı indirim ve istisnalardan yararlanabileceklerdir. Ancak genel kurumlar vergisinden istisna olduğu halde bazı istisnalar asgari kurumlar vergisi hesabında indirim konusu olacak, bazıları ise indirilemeyecektir.</p>
<p><strong> Yurt içi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahına Ulaşırken İndirilebilecek İstisnalar</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi matrahından indirilebildiği gibi asgari kurumlar vergisi matrahından da indirilebilecek istisnalar aşağıdaki gibidir .(İlgili kanun  maddeleri de birlikte verilmiştir.)</p>
<p>-İştirak kazançları istisnası   - KVK md. 5/1-a</p>
<p>-Emisyon primi kazancı istisnası  -KVK md. 5/1-ç</p>
<p>-Yatırım fon ve ortaklıklarının( taşınmaz kazancı hariç) kazanç istisnası -KVK md. 5/1-d</p>
<p>-Risturn kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-i</p>
<p>-Sat-kirala-geri al işlemlerine ilişkin kazanç istisnası  - KVK md. 5/1-j</p>
<p>-Varlık kiralama işlemlerinden elde edilen kazanç istisnası  -KVK md. 5/1-k</p>
<p>Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden sağlanan kazanç istisnas  -4490 sayılı Kanun md. 12</p>
<p>Serbest bölgelerde elde edilen kazanç istisnası  -3218 sayılı Kanun geçici madde</p>
<p>Teknoloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazanç istisnası -4691 S. Kanun geçici madde 2</p>
<p> <strong>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahında İndirilemeyen Kazanç İstisnaları</strong></p>
<p>Yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülemeyen istisnalar aşağıdaki gibidir:</p>
<p>(İstisna Konusu ve İlgili Kanun Maddesi itibariyle)</p>
<p>-Yurt dışı iştirak kazançları istisnası    -KVK md. 5/1-b</p>
<p>-Yurt dışı iştirak hissesi satış kazancı istisnası    -KVK md. 5/1-c</p>
<p>-Yatırım fon ve ortaklığı kazancı istisnası(taşınmazlardan elde edilen kazançlar)  -KVK md. 5/1-d</p>
<p>-Taşınmaz, iştirak hisseleri ve fon satış kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-e</p>
<p>-Bankalara, finansal kiralama veya finansman şirketlerine ya da TMSF’ye borçlu olanların</p>
<p>taşınmaz veya iştirak hisselerinin satış kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-f</p>
<p>-Yurt dışı şube kazançları istisnası KVK md. 5/1-g</p>
<p>-Yurt dışı inşaat, onarım, montaj ve teknik hizmetler kazanç istisnası   - KVK md. 5/1-h</p>
<p>-Eğitim ve öğretim kazanç istisnası    -KVK md. 5/1-ı</p>
<p>Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesinde yönetici şirketlere ilişkin kazanç istisnası -KVK md. 5/A</p>
<p>- Sınai mülkiyet hakları satış kazancı istisnası KVK md. 5/B</p>
<p>-Kur korumalı mevduat ve katılım hesaplarından elde edilen kazanç istisnası   -KVK geçici madde 14</p>
<p>Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden</p>
<p>çıkarılmasından doğan kazanç istisnası -GVK geçici madde 76</p>
<p>Araştırma altyapılarının Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarda istisna</p>
<p>--6550 sayılı Kanun, geçici madde 1/a</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-mukellefleri-ve-yararlanacaklari-istisnalar-76610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi asgari kurumlar vergisi mükellefleri  ve yararlanacakları istisnalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebzede-ihracat-rotasi-degisti-76607</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve ve sebzede ihracat rotası değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Şubat-mart döneminde Türkiye’nin ihracatında önemli dalgalanmalar yaşandı. En fazla artış, küçük hacimli Orta Doğu ülkelerinde görülürken, büyük hacimli bazı Avrupa ve Asya pazarlarında ciddi düşüşler yaşandı. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) verilerine göre, Mart ayı ihracatında en yüksek artış Katar’da gerçekleşti. Şubat ayında 69 bin dolar seviyesinde olan ihracat, Mart’ta 1,04 milyon dolara çıkarak %1.415’lik dev bir yükseliş kaydetti. Bunu Kuveyt yüzde 204 ve BAE yüzde 120 izledi. Suriye ve Bahreyn de artış kaydeden ülkeler arasında öne çıktı. Lübnan ve Özbekistan’da da ihracat önemli oranda yükselirken, Afganistan ise Şubat verisi sıfır olmasına rağmen Mart’ta 18 bin dolarlık ihracatla yeni bir pazar olarak dikkat çekti.</p>
<h2>Asya ve Avrupa’da düşüş var </h2>
<p>Diğer yanda, en fazla düşüş Asya ve Avrupa pazarlarında görüldü. Japonya’daki ihracat %82 oranında düşerken, Malezya ve Singapur sırasıyla %54 ve %47 geriledi. Büyük hacimli pazarlar Rusya Federasyonu ve Polonya’da da önemli kayıplar yaşadı. Rusya’dan yapılan ihracat 101 milyar dolardan 80 milyar dolara gerileyerek, toplam ihracat üzerinde ciddi bir etki yarattı. Belarus ve Mersin Serbest Bölgesi’ndeki düşüşler de dikkat çekti. Bu dalgalanmalar, Türkiye ihracatının hem yeni pazarlara açılma potansiyelini hem de mevcut büyük pazarlardaki kırılganlığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>İran’ın boşluğu Türkiye’ye yöneldi </h2>
<p>Mart ayında Orta Doğu ülkelerine yönelik yaş meyve sebze ihracatında görülen artışı değerlendiren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Türkiye genelinde mart ihracatının yaklaşık %32,5, Ege Bölgesi’nde ise %11 civarında artış yaşandığını belirten Uçak, bu yükselişin birden fazla etkene dayandığını söyledi. Uçak’a göre artışta en önemli faktörlerden biri, yaz meyvelerinin hasadının başlaması. Özellikle çilek gibi ürünlerin ihracata girmesiyle hareketlilik arttı. Bunun yanında İran’dan Ortadoğu pazarına giden ürünlerin azalmasıyla talebin Türkiye’ye yöneldiğini ifade eden Uçak, fiyat etkisinin de rakamlara yansıdığını vurguladı. Uçak şöyle devam etti; “Hem miktar hem değer bazında artış var. Hava şartları nedeniyle sebze fiyatlarında yaşanan yükseliş de ihracat rakamlarına yansıyor. Önümüzde kiraz, şeftali, nektarin, kayısı ve diğer sert çekirdekli meyvelerin sezonu var. Nisan ortasından itibaren bu ürünlerin devreye girmesiyle artış çok daha belirgin hale gelecek.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya, Polonya ve Ukrayna’daki düşüş mevsimsel</span></h2>
<p>Rusya, Polonya ve Ukrayna pazarlarında görülen gerilemenin kalıcı olmadığını belirten Uçak, bunun tamamen mevsimsel bir geçiş döneminden kaynaklandığını ifade etti: “Kış meyvelerinin sezonu sona erdi, yaz meyveleri ise henüz tam olarak başlamadı. Bu geçiş dönemlerinde geçici düşüşler yaşanabiliyor. Yaz meyveleri başladığında bu pazarlarda da rakamlar tekrar yukarı çıkacaktır.” Deniz taşımacılığında son dönemde yaşanan navlun artışlarının ihracatçılar için ciddi mağduriyet yarattığını da dile getiren Uçak, bazı firmaların sözleşme yapılmış fiyatların üzerine fahiş artışlar yansıttığını söyledi: “Bir ihracatçımız ürünü gemiye yükledikten sonra navlun bedelinin neredeyse %200 artırıldığını gördü. Bu hem etik değil hem de hukuki açıdan sorunlu. Makul artışlar anlaşılabilir ama bu seviyeler kabul edilemez.” Uçak, bu tür uygulamalara karşı ihracatçıların haklarını araması gerektiğini vurgularken, etik dışı davranan firmalarla ticari ilişkilerin gözden geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebzede-ihracat-rotasi-degisti-76607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/5/1280x720/kasimda-domates-ve-sebze-miktari-artti-meyve-azaldi-1764751680.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında yaş meyve sebze ihracatı yüzde 32,5 artarken, pazar dağılımında dikkat çekici bir değişim yaşandı. Orta Doğu ve Avrupa ülkelerine ihracat artarken, Asya pazarında ve ABD’de belirgin düşüşler görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-piyasayi-karistirdi-76606</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek kullanımlık plastik yasağı piyasayı karıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Tek kullanımlık plastiklerin Eylül 2026’da yasaklanmasına ilişkin tasarı piyasada paniğe yol açtı. Sahadan alınan bilgilere göre, tasarının duyulmasıyla beraber müşteriler tek kullanımlık plastik ürün siparişlerini askıya aldı. Bundan dolayı bazı firmaların istihdamlarını azaltmaya başladıkları öğrenilirken, yeni makine yatırımlarının da durduğu belirtiliyor. Yanı sıra sektör firmalarının tek kullanımlık plastik yatırımları için yaptıkları kredi başvurularına da bankalar şüpheli yaklaşmaya başladı. Sektör temsilcileri, 6 ay sonrasına tarihlenen yasak kararının doğrudan 35 bin kişilik istihdamı tehdit ettiğini söylerken, yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırımın da çöp olma riskiyle karşı karşıya kaldığını savunuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yasak kararından döndürmek için kapsamlı raporlar hazırlayan sektör derneklerinin de Ankara mesaisi artmış durumda. Bu derneklerden biri Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV)… Konuya ilişkin ulaştığımız PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, sektörde yaşanan endişeleri ve alınan kararın olası sonuçlarını paylaştı. Eroğlu, Türkiye’de tek kullanımlık plastikler başlığı altında gündeme getirilen yasakçı düzenleme yaklaşımının, çevre politikası gibi görülse de gerçekte çok daha büyük bir sonucu tetikleme riski taşıdığını dile getirdi. “Sanayinin daralması, istihdamın zayıflaması, ihracatın düşmesi, enflasyonun artması ve vatandaşın günlük hayatının pahalanması söz konusu” diyen Eroğlu, “Daha vahimi ise AB, son yıllarda aşırı düzenlemelerin kendi sanayisinin rekabetçiliğini zayıflattığını yaşayarak gördüğü için birçok başlıkta erteleme, yumuşatma, revizyon ve sadeleştirme yönüne giderken; Türkiye’nin bugün, AB’nin beş yıl önce yaptığı ve bugün düzeltmeye çalıştığı aynı yanlışa yönelmesi kabul edilemez” dedi. </p>
<h2>Tüketicinin maliyeti 3 kat artar </h2>
<p>Eroğlu, tek kullanımlık plastik ürünlere alternatif olarak zorlanan çözümlerin çevreye daha fazla zarar veren, tüketicinin maliyetini de ortalama 3 kat arttıran sürdürülemez ikameler olduğunu ileri sürdü. Alternatifleri teknik, ekonomik ve çevresel açıdan yeterince değerlendirilmeden getirilen yasakların, ne çevresel ne de ekonomik anlamda gerçek bir karşılığı olmadığına dikkat çeken Eroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Örneğin kağıt pipetlerin plastik pipetlere göre yaklaşık 5-7 kat daha pahalı olduğu, kullanım sırasında yumuşadığı ve tüketici memnuniyetini düşürdüğü biliniyor. Benzer şekilde bambu bazlı ürünler tamamen ithal. Su kaynaklarını tüketen ve Türkiye’de yetiştirilmesi mümkün olmayan bambunun bir alternatif olarak sunulması bile bu tasarının ne kadar hazırlıksız yapıldığının en büyük kanıtı. Yanı sıra alternatif ürünlerin maliyetlerinin yüksekliği, doğrudan tüketiciye yansıyacak. Değerlendirmelerimize göre ambalaj maliyetleri artacak, gıda fiyatları yükselecek, enflasyonist baskı güçlenecek. Bu durum özellikle su, süt, peynir, kahve gibi günlük tüketim ürünlerinde doğrudan hissedilecek. Cam ambalajlı ürünlerin maliyeti plastik ambalajlara göre kat kat daha yüksek ve bu fark doğrudan raf fiyatlarına yansıyor. Bu durum dar gelirli vatandaşın günlük tüketim alışkanlıklarını doğrudan etkiler.”</p>
<h2>‘AB yasaklıyor’ savı gerçekçi değil</h2>
<p>“AB yasaklıyor deniyor, ancak Türkiye 20 AB ülkesine ihracata devam ediyor” diyen Eroğlu, “Bu veri tek başına şunu ortaya koyuyor; eğer bu yasaklar AB’de tam uygulanıyor olsaydı, Türkiye’nin bu ülkelere ihracatının devam etmesi mümkün olmazdı. Türk firmalarımızın ihracatlarının kaydının tutulduğu Ticaret Bakanlığı verilerine (GTİP) bakılması dahi, Avrupa’da bu yasakların pratikte uygulanmadığını açık ve net şekilde gösterecektir” diye konuştu. Kamuoyunda ‘tek kullanımlık plastik’ olarak anılan ürünlerin önemli bir bölümünün de hijyen ve gıda güvenliği sağlayan ürünler olduğunu vurgulayan Eroğlu, yanı sıra plastik sanayiinin Türkiye’nin stratejik bir üretim gücü olduğuna dikkat çekti. “Bu yasaklar işsizlik, üretim kaybı anlamına gelir” diyen Eroğlu, şu bilgileri paylaştı: “Tek kullanımlık plastik ürünlerde yıllık üretim miktarı 1,4 milyon ton, yaklaşık üretim değeri ise 4,4 milyar dolar düzeyinde. Aynı ürün grubunda ihracat 1 milyon ton ve yaklaşık 3 milyar dolar seviyesinde. Yasağın yarattığı doğrudan istihdam kaybı riski 35 bin, tedarikçi ve bağlantılı sektörlerle toplam etki ise yaklaşık 100 bin kişiye kadar ulaşıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-piyasayi-karistirdi-76606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/10-PAGEV.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi planlanan tek kullanımlık plastik yasağı, sektörde deprem etkisi yarattı. Sektör temsilcilerine göre, 35 bin kişinin işi tehlikeye girerken, 10 milyar dolarlık makine parkuru ‘çöp’ olma riskiyle karşı karşıya. Sahada ise yasak endişesiyle yeni siparişlerin askıya alınmaya başladığı, bu durumun da yeni makine yatırımlarına fren yaptırırken, istihdam çıkışlarının masaya gelmesine yol açtığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petro-yuan-sistemi-ne-kadar-yayginlasabilir-76604</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petro-yuan sistemi ne kadar yaygınlaşabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin, 2013 yılında başlattığı 150 ülkeyi kapsayan kuşak yol projesi ile günümüzde petrol ithalatında dünya genelinde birinci sırada bulunmaktadır. Bu konum özellikle Çin’e büyük bir müzakere avantajı vermektedir.</strong></p>
<p>Petrol, özünde hidrokarbon zincirlerinden oluşmuş, sudan yoğun, doğal yanıcı özelliği olan bir “<strong>mineral yağ”</strong>dır. Latince’de taş anlamına gelen "<strong>petra</strong>" ile yağ anlamına gelen "<strong>oleum</strong>" sözcüklerinden oluşan petrol terimini, ilk defa, 1546 yılında Alman mineralojist Georg Bauer, “<strong>Da Natura Fossilium</strong>” adlı makalesinde kullanmıştır.  </p>
<p>4,5 milyar yıllık Dünya’nın ömrü içerisinde denizlerdeki bitki ve hayvanların milyonlarca yıl çürüdükten sonraki kalıntılarından oluşan petrolün üretim yeri, ağırlığı (API) ve sülfür içeriğine göre piyasa fiyatı belirlenmektedir.  Üretim yeri rafineri taşıma maliyetlerini etkilediği, hafif petrolden daha fazla gazolin üretilebildiği ve az sülfürlü (“<strong>tatlı</strong>”) petrol çevreye daha az zararlı olduğu için yapılan bu sınıflandırmalar önemlidir. </p>
<p>Petrolün sabit bir kimyevi bileşimi olmayıp, her sahanın ham petrolü kendine göre farklıdır. Hatta bu farklılaşma, aynı petrol sahasında bile görülebilir. ABD’nin Oklahoma ve Teksas eyaletlerinden çıkarılan Batı Teksas Petrolü (WTI) ile Kuzey Denizi’nden çıkarılan Avrupa tipi (Brent) petrolün ayrışmasında olduğu şekilde düşünebiliriz. Ayrıca petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu OPEC de piyasadaki arz dengesi üzerinden fiyatları belirlemektedir.</p>
<p>Petro-dolar sistemi, dünya petrol ticaretinin ABD Doları cinsinden fiyatlandırılması ve ticaretinin yapılması esasına dayanan, doların küresel rezerv para statüsünü koruyan ekonomik ve jeopolitik bir düzenlemedir. 1970’lerin başında, ABD’nin altın standardını bırakmasının ardından ABD ve Suudi Arabistan arasında yapılan anlaşma ile kurulan bu sistem, petrol üreten ülkelerin elde ettikleri gelirleriyle dolar alarak karşılığında ABD tahvillerine yatırım yapmalarını ifade etmektedir. Diğer körfez ülkeleri de (BAE, Katar, Bahreyn, Umman) sonrasında sisteme dahil edilmiştir. Körfez bölgesinde petrol ihraç etmekte olan ülkeler, gelirlerinde istikrar sağlayabilmek üzere uzun yıllar boyunca yerel para birimleri ile ABD Doları arasında belirli bir sabit kur seviyesi uygulamasına geçmişlerdir. Ayrıca ilgili ülkelere elde ettikleri petrol gelirleri ile ABD’den savunma ekipman alımları ve askeri koruma sigortasının satın alınması da anlaşmaya dahil edilmiştir.</p>
<p><strong>Günlük petrol arz/talep dengesi </strong><strong>100-105 milyon</strong><strong> varil civarında</strong></p>
<p>50 yılı aşkın bir süredir işletilen mevcut bu sisteme göre bölgeden çıkarılan petrolü kim satın alacak olursa olsun karşılığındaki ödemeler ABD Doları cinsinden yapılmak durumundadır. Dolayısı ile bu ticarete dahil olan tüm ülkeler petrol satın alabilmek için merkez bankalarının bilançosunda belli bir miktarda ABD Doları rezervi tutmak durumundadırlar. Bugün itibarıyla dünya genelinde günlük petrol arz/talep dengesi <strong>100-105 milyon</strong> varil civarındadır (ticaret miktarı: $11 milyar/gün).</p>
<p>ABD mevcut sistem ile çok düşük faizle hatta faizsiz (global dolar emisyon hacmi kadar) olarak uluslararası piyasalardan rahat borçlanma imkanına kavuşmuştur. Böylece uzun yıllar boyunca sürdürdüğü bütçe açığı finansmanı problemine de temel bir çözüm bulmuştur.</p>
<p>Ancak 4 yıl önce başlayan Ukrayna-Rusya savaşının Rusya üzerinde yarattığı ekonomik ambargolar “Petro-dolar sisteminden petro-yuan sistemine acaba geçilebilir mi?” sorusunun hızla gündeme gelmesine neden olmuştur.</p>
<p>Son yıllarda Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler, yuan veya diğer yerel para birimleriyle aralarında petrol ticareti yaparak bu sistemi devre dışı bırakmaya çalışsalar da, sistem halen küresel enerji ticaretinin temel özelliği olmaya devam etmektedir.</p>
<p>İsrail-İran-ABD savaşı ile birlikte Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve petrol ticaretinin ABD Doları haricinde, şayet yuan üzerinden Asya ülkelerine yapılması durumunun gelecek yıllarda dünya ekonomik sistemi üzerine büyük etkileri olacaktır.</p>
<p>Özellikle 2002 yılında Rusya’nın <strong>300 milyar dolarlık</strong> uluslararası finans sistemindeki döviz rezervlerinin ABD/AB iş birliği ile dondurulmasının yarattığı ekonomik şok dünya genelinde Batı’nın dayattığı sisteme karşı kalıcı bir tedirginlik yaratmıştır.</p>
<p>Rusya ve Çin arasında uluslararası ödemeler sistemi SWIFT benzeri SPFS (Rusya) ve CIPS (Çin) tarafından geliştirilen yeni ödeme sistemleri petrol/doğalgaz ticaretinde yuan/ruble kabulünün de önünü açmış bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak bölgede son yıllarda yaşanmakta olan bölgesel savaşların yoğunluğunun artması ile birlikte ABD’nin körfez ülkelerine sağlamakta olduğu savunma kalkanının İran-İsrail savaşı ile birlikte delindiğini görmekteyiz.</p>
<p><strong>2016’da en büyük ithalatçı olan </strong><strong>ABD, bugün en büyük üretici</strong></p>
<p>Dünya petrol ve doğalgaz tedarikinin %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. ABD 50 yıldır petro-dolar sistemi ile körfez ülkelerine verdiği askeri koruma sözlerini bugün tutmadığına göre ilgili ülkelerin mevcut sistemi gelecekte sürdürmelerinin herhangi bir garantisi de kalmamaktadır. Dolayısı ile yaşanmakta olan savaşın süresinin uzamasının, körfez ülkeleri ile ABD arasındaki işbirliğini derinden sarsacağı çok açıktır.</p>
<p>2016 yılına kadar ABD dünya genelinde en büyük petrol ithalatçısıydı. Ancak bugün ABD günlük <strong>13,5 milyon</strong> varil petrol üretimi ile birinci sıradadır. Rusya <strong>9,8 milyon</strong> varil üretim ile ikinci sırada, Suudi Arabistan <strong>9,5 milyon</strong> varil üretim miktarı ile üçüncü sırada yer almaktadır.</p>
<p>Çin, 2013 yılında başlattığı 150 ülkeyi kapsayan kuşak yol projesi ile günümüzde petrol ithalatında dünya genelinde birinci sırada bulunmaktadır. Bu konum özellikle Çin’e büyük bir müzakere avantajı vermektedir.</p>
<p>ABD’nin Rusya’nın döviz rezervlerini dondurması ve en son Venezuela’daki askeri müdahalesi ile birlikte petrol üretiminin kontrolünü sağlaması, Dünya genelinde ülkelerin finansal varlıklarının yönetimi ve doğal kaynaklarının ticareti üzerinde yeni çözüm arayışlarını beraberinde getirmiştir. Örneğin 2018 yılında Çin altına dönüştürülebilir şekilde yuan üzerinden fiyatlanan vadeli petrol kontratlarını devreye almıştır.</p>
<p>Jeopolitik artan riskler yanında ABD’nin 2008 küresel kredi krizinden bugüne kadar yaşanan finansal türbülanslarda yaptığı parasal gevşeme operasyonları ile birlikte ABD Doları arzını artırması, parası dolara sabit kur ile bağlanmış Körfez ülkelerinin dolar varlıklarının değerini olumsuz yönde etkilemiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sistem geçişinde en önemli engeller</strong></p>
<p>Peki tüm bu yaşanan gelişmeler doğrultusunda petro-yuan sistemi petro-dolar sisteminin yerini alabilir mi? Kısa vadede açıkçası pek mümkün gözükmemekle birlikte sistemin işleyişi ve ekonomik/jeostratejik güvenlik noktasında önemli kırılmalar yaratacağı gözükmektedir. Çin tarafından içeride ikili katı kontrollü döviz kuru sisteminin uygulanıyor olması ile birlikte yuanın dünya genelinde serbest konvertibl bir sistem işleyişine sahip olmaması, uluslararası aktif borçlanma piyasasının oluşmaması gibi etkenler sistem geçişinde en önemli engellerdir.</p>
<p>Çin’in yapmakta olduğu ihracat bedellerinde karşı tarafa yuan kullanımını şart koşması ile elde edilen miktarların altına dönüştürülmesi gibi uygulamaların yaygınlığı izlenecektir. Çin tarafından açıklanan ekonomik verilerin uluslararası kredibilitesindeki sorunlar böyle bir sistem geçişinin önündeki en önemli “<strong>güven</strong>” sorununu ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Çin’in sahip olduğu <strong>2.309 ton altın</strong> rezervi halihazırda ABD’nin sahip olduğu <strong>8.133 ton altın</strong> rezervinin yanında böyle bir sistem geçişindeki konvertibilite desteği yönünden yetersiz kalacaktır. 1974 yılında ABD tarafından işletilen Bretton Woods sisteminin çöküşünün temelinde ABD tarafından sağlanan altın arzının ABD’de yükselen enflasyonun ekonomik görünümü desteklememesi yatmaktaydı.</p>
<p>Neticede bugünden itibaren beklenen en olası gelişme dünya genelinde bölgesel kırılmaların yaşanmasıdır. Rusya, Çin, İran ve Japonya gibi ülkeler yuan üzerinden enerji ticareti tercihlerini yapabileceklerdir. Zaman içerisinde bu gruba başka Asya ülkelerinin de iştirak etmeleri beklenebilir.  </p>
<p>Gelecekte petrol ticaretinin bir kısmının dolar ile bir kısmının da yuan üzerinden ticaretinin yapılmakta olduğunu göreceğiz. Ülkeler arası ikili anlaşmalara paralel işleyen ticaret ile paralel kur sistemi uygulanacaktır.</p>
<p>Paralel sistemler daha yüksek işlem maliyetleri ve daha yüksek piyasa oynaklıklarını da beraberinde getirecektir. Ülkeler arasında uygulanacak karma döviz kuru sistemleri küresel ekonomik güç dengelerinde yeni oluşumlara yol açabilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petro-yuan-sistemi-ne-kadar-yayginlasabilir-76604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petro-yuan sistemi ne kadar yaygınlaşabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligat-karari-ve-sonuclari-76603</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligat kararı ve sonuçları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Umarım yasa koyucu, konunun düzenlenmesini, alelacele hazırlanarak son günlerde çıkacak bir torba kanuna sıkıştırılmış bir düzenlemeye bırakmaz. Umarım konu, hukukçularla tartışılarak /ortak akıl aranarak oluşturulan bir düzenleme teklifine dayalı olarak ve son günlere kalmadan yasal düzenlemesine kavuşur.</strong></p>
<p>Önceki yazımda Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri uyarınca oluşturulan elektronik tebligat sistemine daha önceden yönelttiğim başlıca eleştiri konularını kısaca özetledikten sonra Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal ettiğinden bahsederek söz konusu kararın önemli noktalarını kısaca aktarmıştım. Bu yazıya bıraktığım “şimdi ne olacak” sorusunun yanıtını aramadan önce söz konusu Kararı tahlil edelim.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararını oy çokluğu ile vermiştir. Çoğunluk görüşü düzenlemede konunun çerçevesinin, sınırlarının belirsiz olduğu görüşünü benimserken azınlık oyu sahibi üyeler sınırın, Vergi Usul Kanunu’nun sınırı olduğu, yani kanunun mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişilere uygulanacak olması dolayısıyla elektronik tebligatın da sınırlarının da mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişiler olduğunu, bir başka deyişle sınırların mevcut olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Ancak azınlığın bu görüşüne katılma olanağı yoktur. Konuya özel sınırların çizilmemiş olması dolayısıyla GİB Genel Tebliğ’de özellikle gelir vergisi mükellefleri için sistemi mükellefiyet süresi ile sınırlamamış mükellefiyetin terkinden sonrasını da kapsayacak şekilde kayd-ı hayat ile uygulamaya koymuştur. Yani VUK sınırları elektronik tebligatta geçerli olmamıştır. </p>
<p>Anayasa Mahkemesi, mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanmasının ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiğini kabul etmiştir. Bu kanaate de temel ilkelerin belirlenmemiş ve çerçevesinin çizilmemiş olmasından hareketle ulaşmıştır.</p>
<p><strong>Konuya iyi çalışmak gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak başvuru yapan mahkeme -geçen yazımda da özetlediğim gibi- pek çok Anayasa’ya aykırılık sebebi ileri sürmüş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesi, “mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği” sonucuna vardıktan ve zaten bu sonuç iptali gerektirdiğinden diğer Anayasa’ya aykırılık iddialarını incelemeye gerek görmemiş ve bu hususu kararında açıkça belirtmiştir. Bu nokta önemlidir. Zira yasa koyucunun yapacağı düzenlemede sadece “mahkemeye erişim hakkı”na ilişkin aykırılık sebeplerinin giderilmesinin, yapılacak düzenlemenin Anayasaya aykırılık savlarının tamamını bertaraf edeceği düşünülmemelidir. Bu nedenle konuya iyi çalışmak gerekmektedir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kamu düzeni açısından bir düzenleme/uygulama boşluğu doğmaması için iptal kararının yayımını izleyen 9 ay sonra yürürlüğe girmesini hükme bağlamıştır. Bu nedenle Karar 3 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir.</p>
<p>Umarım yasa koyucu, konunun düzenlenmesini, alelacele hazırlanarak son günlerde çıkacak bir torba kanuna sıkıştırılmış bir düzenlemeye bırakmaz. Umarım konu, hukukçularla tartışılarak /ortak akıl aranarak oluşturulan bir düzenleme teklifine dayalı olarak ve son günlere kalmadan yasal düzenlemesine kavuşur.</p>
<p>Kararın yürürlüğe gireceği 3 Ocak 2027 tarihine kadar uygulamaya etkisinin ne olacağı, Mahkemelerce nasıl değerlendirileceği veya yorumlanacağı şu an için net değildir. Bu nedenle bende sadece kanaatime göre olasılıkları yazacağım.</p>
<p><strong>Gelir İdaresi, 3 Ocak 2027’ye </strong><strong>kadar sistemi kullanacak</strong></p>
<p>Her şeyden önce Gelir İdaresi, söz konusu tarihe kadar sistemi kullanmaya devam edecektir. Bu da karşımıza, bu şekilde tebliğ yapılacak olanlar için iki ihtimal çıkartmaktadır. Birincisi, bu sistemden yapılan tebligatların iptali gerektiği savı ile açılacak davalarda karşımıza çıkacaktır. Bu davalarda mahkemelerin tebligatın iptali kararı vermeleri ihtimal dahilindedir. Ancak mahkemelerin, tebligata muhatap olan kişinin tebliğ konusundan (örneğin vergi/ceza ihbarnamesinden) haberdar oldukları gerekçesi ile dava süresini uygulayarak davalara esas bakımından yaklaşmaları, doğrudan esas hakkında karar vermeleri bence daha büyük olasılıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak tebligatın iptalini talep edenlerin riske girmeyerek aynı zamanda işlemin esasına yönelik iptal sebeplerini de dilekçelerinde belirtmelerinde yarar vardır.</p>
<p><strong>Elektronik tebligatta </strong><strong>haberdar olmama ihtimali</strong></p>
<p>İkinci ihtimal ise, elektronik tebligattan haberi olmayanlar, özellikle Gelir İdaresi’nin tebligat gönderimine ilişkin SMS yahut mail yoluyla uyarı yapmaması dolayısıyla elektronik tebligattan haberdar olmayanlar için söz konusu olacaktır. (Bu durum yani haberdar olmama, elektronik tebligata kaydolurken cep telefonu ve mail adresi olarak muhasebecilerin kendi bilgilerini vermeleri, sonradan muhasebeci değişmesine rağmen mükellef veya muhasebecinin bu bilgileri değiştirmemesi durumunda da karşımıza çıkmaktadır) Bir şekilde tebligattan haberdar olmadıkları için dava açma süresini kaçıranların (ve idarece de elektronik tebligat zarfının açtığı kanıtlanamayanların) sonradan işlemden haberdar olduklarında “yeni öğrendim” diyerek açacakları davalarda, Anayasal dayanağa sahip olmayan veya Anayasa’ya aykırılığı sabit düzenlemelere göre yapılan tebligata mahkemelerce itibar edilmeyeceğini ve dava süreden reddedilmeyerek (süresinde kabul ederek) işin esasının yine karara bağlanacağını düşünüyorum. Çünkü mükellefler ıttılaına girmeyen hususları dava edemezler.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligat-karari-ve-sonuclari-76603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligat kararı ve sonuçları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paraya-muhtac-olmak-kaderimiz-mi-76602</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak paraya muhtaç olmak kaderimiz mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin asıl iktisadi sorunu dağıtım sorunudur. Eğer siz her sene sermayenin milli gelirin %65’ini almasına izin verir, IMF sayesinde de “sermaye hareketleri serbestisi gelişmekte olan ülkeler için çok iyidir” mantrasını benimseyerek sermaye giriş-çıkışlarını full serbest bırakırsanız, olacağı budur. İşgücü milli gelirden yeteri pay alamadığı için, bu durumu bütçe açıklarına yol açan devlet harcamaları ile kompanse etmek zorunda kalır, artan borçlanma maliyetini düşürmek için zorda kalınca finansal baskılama yöntemleri kullanırsanız ve bu durum da doğal olarak tasarruf birikimi olan sermaye sahiplerini ürkütürse hem birikimlerin yurtdışına ve/veya TL dışına kaçmasına, hem de sermaye yatırımlarının hem sektörel olarak, hem de miktar olarak sub-optimal olmasına yol açarsınız. Ve bu fasit daireden kurtulmak imkansızlaşır.</p>
<p><strong>Cari açığımızın kümülatif </strong><strong>toplamı 372 milyar dolar</strong></p>
<p>Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar. Ancak, diyelim ki dış ticaret ile meşgul sermayedarlarımız bir kısım birikimlerini yurtdışında tutsunlar. Bunu da “Transfer Fiyatlandırması (Transfer Pricing)” yoluyla yapsınlar. İhracatta düşük faturalamada Türkiye'deki ana şirket, malı yurt dışındaki (genellikle vergi avantajlı bir ülkede kurulu) kendi iştiraki olan dış ticaret şirketine piyasa değerinin altında bir fiyatla satar. Mal Türkiye'den çıkar, ancak kârın büyük kısmı yurt dışındaki şirkette kalır. İthalatta yüksek faturalama ile de Türkiye'deki şirket, ham madde veya mamulü yurt dışındaki aracı şirketinden piyasa değerinin üzerinde bir fiyatla satın alır. Böylece Türkiye'deki şirketin maliyetleri şişirilir, kârı azalır ve döviz yurt dışına transfer edilmiş olur.</p>
<p>2013’ten beri cari açığımızın kümülatif toplamı 372 milyar dolar. Ortodokslara sorsanız bunun sebebi tamamıyla tasarruf açığımız. Peki bunun içinde ihracatın olduğundan az, ithalatın ise olduğundan fazla gösterildiği miktar ne kadar acaba? Her sene, çok konservatif bir tahminle her 2 yönde de %6 fark olduğunu varsayarsak, birdenbire dış ticaret açığımız (dolayısıyla da cari açığımız) 359 milyar dolar azalarak neredeyse sıfırlanıyor! (Çok konservatif diyorum çünkü yapılan çalışmalar Dünya’da gelişmekte olan ülkelerde bu oranların %10-20 arasında olduğu yönünde.)</p>
<p><strong>Sermayedarımızın yurtdışına gelir </strong><strong>transferi yapmasına göz yumuyoruz</strong></p>
<p>Kısacası biz (ağırlıklı olarak izlediğimiz kötü gelirler politikasından dolayı) kendi sermayedarımızın her şekilde yurtdışına gelir transferi yapmasına göz yumuyoruz. Bu durum ise özellikle iç veya dış sebeplerden kaynaklanan “sudden stop” durumlarında döviz krizine yol açıyor ve bu durumdan kurtulmak için de yerli ve yabancı yatırımcılara dolar bazında aşırı yüksek getiriler sunmak zorunda kalıyoruz. Bu gibi dönemlerde net hata ve noksan girişlerinin ve finansal olmayan şirketlerimizin dış borçlarının hızla artmış olmasındaki ana sebep de bir şekilde dışarıda biriktirilen paraların yüksek getiri fırsatını görünce geri dönmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Burada, konunun bugünlerde çok konuşulan bir diğer boyutuna, “biz bu sıcak paracılara neden bu kadar yüksek getiri veriyoruz”a getireceğim. Gerçekten de son 24 ayda kaldıraç bile yapmadan sadece birebir dolarını bozdurup para piyasasına yatırım yapan ve geçen ay malum sebeplerden kaçan yatırımcıların dolar bazındaki kazançları anormal boyutlarda. Bu 2 yıllık dönemde para piyasası fonları %139 artış gösterirken, sepet kurdaki artış sadece %43 olmuş. Haydi diyelim ki (aslında demeyelim ama) yurtiçindeki yatırımcıya dövize ve altına kaçmamaları için böyle yüksek getiriler verdik (ve dolayısıyla gelir dağılımını daha da bozduk). Ancak, bir de kazancı alıp götüren sıcak paracı yabancı yatırımcılar var. Üstelik bunlar bugünlerde tekrar geri gelmek için daha da yüksek getiriler bekliyorlar.</p>
<p>Peki biz bunu neden yapıyoruz? Rezervlerimiz yüksek “görünsün” diye. Ancak, biz de onlar da ve herkes de biliyor ki, bunlar aslında bize hiç bir faydası olmadığı gibi çok yüksek de maliyeti olan tamamıyla “kozmetik” ve çok pahalı rezervler. En ufak bir “rahatsızlık” durumunda kaçıveriyorlar. Üstelik bu çıkışla birlikte, Türkiye’yi daha uzaktan takip eden oyunculara da hızla düşen döviz rezervlerimiz sayesinde ekonomimiz hakkında olduğundan da kötü bir izlenim bırakıyorlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paraya-muhtac-olmak-kaderimiz-mi-76602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak paraya muhtaç olmak kaderimiz mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-ne-yapmali-76601</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İki haftalık ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.</strong></p>
<p>Havuza su akmıyor ama havuzdan ikide bir su kullanıyorsanız eninde sonunda havuzdaki su biter. Türkiye’de şu anda sabit kur ya da 2000’deki gibi artış hızı sabit kur rejimi uygulanıyor olsaydı, para krizinin eşiğindeydik ya da o eşiği çoktan geçip kriz yaşıyor olurduk. Zira döviz arzının çok azalıp döviz talebinin çok arttığı bir ortamda Merkez Bankası faiz yükseltmiyorsa sürekli döviz satmak zorunda kalırdı. Faizi de garip seviyelere yükseltemeyeceğine göre, sabit kur sistemi terk edilir, dalgalı kur rejimine geçilirdi.</p>
<p>Bu işi hızlandıran da spekülatörlerin havuzdaki suyun azalmasının ilk emarelerini görerek, yüklü miktarda lira cinsi mali varlık satıp döviz almaları olurdu. Dalgalı kur rejimi uygulamasına çok daha yüksek bir kur, faiz ve çok düşük bir döviz rezervi ile başlanırdı. En önemlisi de kurun sabit kalacağı düşüncesi ile ileriye yönelik döviz cinsinden sözleşme imzalayanların bir kısmı (döviz cinsinden yükümlülük altına girenler) büyük sıkıntıya düşer, iflaslar başlar ve ekonomi küçülürdü.  </p>
<p><strong>Dalgalı kur rejiminin yararları</strong></p>
<p>Fakat dalgalı kur rejimi uyguluyorsanız böyle bir kriz yaşamıyorsunuz. Evet, kur yükselme baskısı altında olur, evet faiz artırmak zorunda kalabilirsiniz ama son tahlilde spekülatörlerin iştahını kabartan kuru sabit tutmak üzere verilmiş bir sözünüz yok (Not: Kur rejimini seçen elbette Merkez Bankası değil, hükümet; Merkez Bankası o rejime göre para politikası araçlarını kullanıyor.). Nihayetinde bir yandan faizi yükseltebileceğiniz düzeye kadar yükseltir, kuru da bırakırsınız gider. Sistem dalgalı kur rejimi olduğu için de ileriye yönelik döviz cinsi sözleşmeler zaten kurun sabit tutulacağı varsayımı ile yapılmaz. Kurun yükselmesinden olumsuz etkilenenler daha az, etkilenme dereceleri daha düşük olur.</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ile başlayan savaş döneminde Merkez Bankası’nın yapabileceklerine bu çerçevede bakmak yararlı olacak. İşi zorlaştıran elbette savaşın ne kadar süreceğine ve Hürmüz Boğazı’nın ne kadar kapalı kalacağına ilişkin belirsizlik. Kaldı ki bir anlaşma yapılsa ve taraflar buna uysa bile Bölge’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Buralara ilişkin risk alma iştahı nasıl olur? Yerleşiklerin bu ortamda ‘güvenli liman’ arayışları ne kadar devam eder? Arzı keskin biçimde azalan ürünlerin arzının eski düzeylerine çıkması ne kadar süre alır?</p>
<p>Gerçi yazının buraya kadar olan kısmını ‘kaleme aldıktan’ sonra iki haftalık bir ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.</p>
<p><strong>Bir başka zorluk: Programın eksik olması</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın işini zorlaştıran önemli bir olgu daha var. Ekonomi programı eksik bir program. Doğrudan ekonomi ile ilgili alanların dışında önemli kırılganlıkları var Türkiye’nin. Başta şüphesiz yargı sistemi geliyor. Adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi kurulmasına ilişkin hızlı adımlar atılsaydı, “bu sefer farklı” kanısı güçlenir ve programa ilişkin güveni sağlamak mümkün olurdu. Ayrıca Türkiye çok daha ‘çekici’ bir ülke konumuna gelirdi. Bunun yanı sıra ihale ve imar yasalarının olumlu yönde değiştirildiğini düşünün. Dahası, siyasi baskı altında kalmaları halinde ekonomiye duyulan güvenin yerle bir olduğu kurumların bağımsızlıklarının güvence altına alındığını hayal edin. Bu koşullar altında, savaş elbette yine kura yukarıya doğru baskı yapardı. Ama ekonomimin temelleri sağlamlaştırıldığı için bu büyük bir sorun olmazdı. Döviz likiditesini sağlamak üzere önlemlerinizi açıklardınız ama döviz satmanıza gerek kalmazdı. Faiz artırımları yeterli olurdu.</p>
<p><strong>Enflasyon açısından bakmalı mı?</strong></p>
<p>Yazı, Merkez Bankası’nın yapabilecekleri hakkında olduğu için enflasyonu dikkate almadan analiz yapmak mümkün değil. Yasası gereği Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak çünkü. Bu savaş olmasaydı 2026 sonunda enflasyonun yüzde 25 civarında gerçekleşmesi beklenirdi. Savaşın birden fazla kanalla enflasyonu yükseltmekte olduğu açık. Bir yandan kura yukarıya doğru baskı, diğer yandan enerji fiyatlarındaki sıçrama, bitmedi, gübre ve plastik ürünleri fiyatları, taşıma maliyetleri... Savaş şimdi kesilmiş olsa bile üretim tesislerine ve üretilen ürünlerin dağıtım kanallarına önemli hasar verildiği ortada. Enflasyonun yüzde 30 civarında bir yerde takılıp kalması şaşırtıcı olmaz. Ateşkes bozulur ve savaş uzarsa bu düzeyin de üzerine çıkabilir. Ne kadar çıkacağı savaşın ne kadar süreceğinin yanı sıra ne kadar şiddetleneceğine de bağlı.</p>
<p><strong>Ateşkes yapıldı: Merkez Bankası ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bu koşulları dikkate alarak şu soruyu sormanın tam vakti: Merkez Bankası bundan sonra ne yapmalı? Savaşın başlangıç günlerinde ‘savaş kısa sürer’ ihtimali ile artan döviz talebinin kuru sıçratmasını önlemek üzere döviz satmasını anlıyorum. Ama yukarıdaki tartışma çerçevesinde bunun sürdürülebilir olmadığı açık.</p>
<p>Ateşkes bir barış anlaşmasına dönüşürse, dövize olan talebin azalması beklenir. Buna rağmen enflasyonist baskı bir süre daha devam edecektir. Brent ham petrol fiyatı anlaşma sonrasında yüzde 14 oranında azaldı ama hâlâ 94 dolar düzeyinde; yüksek. Yukarıda vurgulandığı gibi tüm arz kısıntılarının hemen bitmesini beklememek gerekir. Bu durumda Merkez Bankası’nın en azından savaş öncesindeki politika faizi olan haftalık repo politika faizini, şu andaki fiili politika faizi olan koridorun üst sınırına (yüzde 40) yükseltmesi iyi olur. Bu çerçevede koridorun üst sınırı da yukarıya çıkar (yüzde 43?). Ateşkese bağlı belirsizliğe bağlı olarak üst sınır yeniden politika faizi olarak kullanılabilir. Ancak artan enflasyonist baskı da dikkate alınarak yüzde 40 olan politika faizi düzeyi ölçülü biçimde yükseltilebilir. Bu durumda, faiz koridorunun üst sınırı daha da yukarıya çekilir.</p>
<p><strong>Savaş devam ederse: Merkez Bankası ne yapmalı?</strong></p>
<p>Peki, ateşkes istenilen sonucu vermez ve savaş devam ederse? Merkez Bankası’nın döviz rezervini daha fazla eritmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Şöyle düşünün: Savaş çok uzarsa zaten bunu yapma olanağı kalmayacak çünkü havuzdaki su azalacak. O zaman ileride –savaş uzarsa ve şiddetlenirse çok da ileride bir tarihte değil- yapamayacağı şeyi şimdiden kendi rızası ile yapmaktan vazgeçmek daha akılcı bir davranış olmaz mı?</p>
<p>Bu çerçevede doğru politikanın, döviz satmamak, döviz talebinin şiddetine bağlı olarak faiz artırmak ve enflasyonun yüzde 30’a, savaş şiddetlenir ve daha da uzun sürerse yüzde 35’e yükselmesine rıza göstermek olduğunu düşünüyorum. Elbette bu rızayı gösterirken şeffaf biçimde yeni hedefini, tahminini ve neden bu yolu seçtiğini anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Peki, bu politika zaten zorluk çekmekte olan sanayi üretimi ile ihracatı vurmaz mı? Mevcut reel faiz düzeyinin ne kadar yükseleceğine bağlı. Reel faizin çok fazla yükselmeyeceği koşullar oluşursa, soruya verilecek yanıt ‘hayır’ şeklinde olur. Kaldı ki döviz kuruna döviz satarak müdahale de olmayacağına göre (politika bileşiminde o da var) liranın reel olarak değer yitirmesi söz konusu olacak. İhracatçının kurdan yana şikayetlerinin azalması beklenir.</p>
<p>Bu elbette ihracatın artacağı anlamına gelmiyor. Aksine, gelişmiş modeller kullanarak TEPAV araştırmacılarının elde ettikleri ilk sonuçlar savaş nedeniyle ihracatı en fazla etkilenecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu gösteriyor. Farklı bir deyişle, savaşın sürmesi ve şiddetlenmesi durumunda, reel faizi eksi düzeye çekseniz bile kur artacak diye ihracatı yükseltmeniz mümkün olmayacak. İhracatçı ve elbette sanayici giderek artan girdi temin etme sıkıntısı ile yüzleşecekler. Buna fazla yapılabilecek bir şey yok; talep olsa da yeteri kadar üretemeyecek bazı sektörler.</p>
<p>Bu durumda, Merkez Bankası’nın faiz politikasını, önce döviz talebinin dizginlenmesi ve sonra da enflasyonun yükseltilen yeni hedeften (30, 35?) daha yukarıya çıkmaması için oluşturması gerekiyor. Bunlardan daha öncelikli olan da şu: Lira cinsinden faizleri sıçratan bir likidite sıkışıklığına izin vermemek gerekiyor.</p>
<p><strong>Savaş sürerse, büyüme </strong><strong>düşecek enflasyon yükselecek</strong></p>
<p>Çok fazla belirsizlik var ama şu oldukça açık: Şiddetlenmese bile savaşın sürmesi halinde Türkiye’de büyüme belirgin biçimde düşecek, enflasyon da yükselecek. Maliye politikasını ya da para politikasını gevşeterek bu sondan kaçış mümkün görünmüyor. Sonuçta önemli bir arz şokundan söz ediyoruz. Bu dönemde, nafile çabalarla zaman kaybetmek yerine, iç barışı tesis etmeye, ekonomik (ve ekonomiyi etkileyen) kurumsal yapıyı güçlendirmek için kullanmaya odaklanmak gerekiyor. Bu da ‘olmayacak duaya amin demek’ gibi oldu ama buraya not düşmekte yarar var; ben de not düştüm.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-ne-yapmali-76601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/tcmb-1775711832.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-var-ama-baris-henuz-ufukta-bile-yok-76600</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes var ama barış henüz ufukta bile yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında son anda sağlanan iki haftalık ateşkes tüm dünyaya derin bir nefes aldırdı. Ancak Pakistan arabuluculuğunda sağlanan ateşkes, pek çok kırılganlığı da beraberinde getiriyor. En büyük sorun, savaşın iki tarafının, İran ve ABD’nin aynı metni farklı yorumlayıp, karşılıklı “zafer” hikayeleri çıkartmaları. Ateşkesin ömrü, tarafların aynı metin üzerinde gerçekten uzlaşıp uzlaşmamalarına bağlı olacak.</p>
<p><strong>“Altın vuruş”tan 90 </strong><strong>dakika önce gelen ateşkes</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.</p>
<p>Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Trump’ın şahsen güvendiği, Beyaz Saray’da bizzat ağırladığı Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ikilisinin devreye girmesiyle gelen ara formül, Hürmüz Boğazı’nın “tam, derhal ve güvenli şekilde açılması” şartına bağlandı. Tahran ise buna, saldırıların durması halinde ateşkes ve geçiş güvenliği sözüyle yanıt verdi.</p>
<p><strong>İki başkent, iki zafer masalı</strong></p>
<p>Ateşkesin en kritik yönü, metnin kendisinden çok, hem İran hem de ABD tarafından kendi iç kamuoylarına nasıl satıldığı üzerinde düğümleniyor.</p>
<p>ABD’de Trump yönetimi kendi kamuoyuna “İran’da askeri hedeflerin hemen hemen tümü vuruldu, Tahran’daki Molla rejimi Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda kaldı” diye anlatıyor durumu. ABD’nin “zafer hikayesinde” doğruluk payı da yok değil.</p>
<p>ABD ve İsrail’in bir ayı aşkın süredir İran’a karşı yürüttükleri ağır saldırılar sonucunda;</p>
<p>- İran’ın silah üretim ve kimya kapasitesinin büyük kısmı devre dışı bırakıldı;</p>
<p>- İran hava savunma ağı ciddi yara aldı;</p>
<p>- İran’da başta Dini Lider Hamaney olmak üzere, bürokratik kadrolarda, özellikle de Devrim Muhafızları komutanları ve istihbarat teşkilatı üst düzey yönetiminde kritik kayıplar var.</p>
<p>- Bombardımanlarla İran’ın petrol ihracatının büyük bölümünün yapıldığı Hark adası ve ülkedeki lojistik zincir çok ağır darbe aldı.</p>
<p>İran’ın bu büyük hasarı kısa zamanda telafi etmesi zor.</p>
<p>İran’ın “zafer” söylemi ise direniş odaklı; Tahran kendi sunduğu 10 maddelik planın Washington tarafından “barış görüşmelerine temel olarak kabul edilmesini” kendi kamuoyuna “her şeyi kabul ettiler” diye sunuyor. Molla rejimi “zafer hikayesinde” şu başlıkları öne çıkarıyor;</p>
<p>- ABD ve İsrail’den hem İran’a, hem de Ortadoğu’daki (Hizbullah, Husiler, Irak’taki Haşd-i Şabi gibi) saldırmazlık garantisi;</p>
<p>- İran’ın uranyum zenginleştirme programına dokunulmaması;</p>
<p>- İran’a yönelik tüm birincil ve ikincil Amerikan yaptırımlarının kaldırılması;</p>
<p>- İran’ın ülke dışında el konulmuş varlıklarının geri verilmesi.</p>
<p><strong>Hürmüz’de geçiş serbestisinden </strong><strong>“gişe sistemine” dönüş mü?</strong></p>
<p>Tahran yönetiminin kendi kamuoyuna anlattığı “zafer hikayesindeki” büyük pay, Hürmüz Boğazı’na ayrılmış durumda. Ateşkese ilişkin uluslararası basında çıkan uzlaşma haberlerine göre, savaş öncesinde arabuluculuğa soyunan ancak başarısız olan Umman ile İran, ateşkes süresince ve sonrasında boğaz geçişlerinden ortaklaşa bir “güvenlik” mekanizması oluşturacaklar.</p>
<p>Savaş öncesinde ticaret gemileri için geçişin serbest olduğu Hürmüz Boğazı’ndan, bundan böyle İran gemi başına “güvenlik” adı altında ücret alacak. Hürmüz’ün savaş öncesi geçiş kapasitesine dönmesi halinde İran’ın buradan elde edebileceği yıllık gelirin 90 milyar Dolara varabileceği hesaplanıyor. Yani tüm dünya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını kutlarken. İran yönetimi küresel enerji ticaretinde kalıcı bir “geçiş rantı” modeli inşa ediyor.</p>
<p>Yeni oluşmakta olan bu sistem sadece petrol fiyatlarını değil, deniz ticaret hukukunu ve sigorta maliyetlerini de yeniden şekillendirmeye aday.</p>
<p>Daha da ilerisi, dünyadaki deniz ticaret yollarındaki boğazlarda kontrol rekabetini de körükleyecek bir sistem bu; İlgili/ilgisiz tüm ülkelerin dar deniz geçişlerini “rant alanı” olarak görüp, “gişe” haline getirmek için kontrol sevdasına düşmesi an meselesi artık. Bu da zaten gergin olan dünya için, daha fazla potansiyel çatışma alanı anlamına geliyor.</p>
<p><strong>İsrail’den ateşkese gönülsüz kabul</strong></p>
<p>İran’a saldırıların faillerinden İsrail ise oldukça “gönülsüz” şekilde kabul etti ateşkesi. Uzlaşmaya göre, sadece İran’a yönelik saldırıların değil, Lübnan’da halen sürmekte olan İsrail askeri operasyonlarının da durması gerekiyor.</p>
<p>İsrail’in ABD’de bir daha “Trump gibi bir Başkan” bulup, Ortadoğu’daki çıkarları için taşeronluğu Washington’a yaptırması zor. Ülkesinde yaklaşan genel seçimler öncesinde İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir “bahane” bulup, Washington’daki etkili Yahudi Lobisini de harekete geçirerek ateşkesi bozup bozmayacağı meçhul. Çünkü İsrailli politikacılar farkında; Mevcut ateşkes, İran’da Molla rejimini devam ettirecek bir barışa evrilirse, Ortadoğu’da yakın ve orta gelecekte dengelerin İsrail aleyhine döneceği çok açık.</p>
<p>Sadece İsrail değil, Körfez Arapları da pek memnun değil ateşkes metninden; İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün bir şekilde meşrulaştırılması, Arapları petrollerini satmak için başka yollar aramaya itecek gibi duruyor.</p>
<p>Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’a karşı savaşa resmen dahil olmasından sonra, Tahran’daki Molla rejiminin devam ettiği bir barıştan memnun olmayacağı aşikar. Biraz solukların soluklanmaz, İran’ın gözünü BAE’ye ve Körfez’e dikmesi büyük ihtimal gibi görünüyor.</p>
<p>Mevcut ateşkes metni tarafsız gözle okunduğunda ise ortaya çıkan gerçek şu; Bundan en büyük kazancı en uzaktaki ülkelerden olan Çin sağlayacak gibi. İran’ın Hürmüz geçişlerine “güvenlik” adı altında koyacağı ücret, eğer Amerikan doları cinsinden alınmazsa, Dolar’ın küresel etkin para birimi olarak hakimiyeti tehlikeye girer. Bundan en çok Çin karlı çıkar.</p>
<p>Hürmüz’ün -Venezuela ve Panama Kanalı gibi- ABD hakimiyetine geçmemesinin, Pekin’in müttefiki olan İran’da kalmasından en büyük çıkarı sağlayacak ülkenin de orta/uzun vadede Çin olacağı açık.</p>
<p><strong>Pakistan’daki barış </strong><strong>görüşmeleri zorlu geçecek</strong></p>
<p>Gerek savaşan tarafların ortaklaşılan metni farklı yorumlamaları, gerekse İsrail ve Körfez Arapların İran tedirginliğinin sona erdirilmemesi nedeniyle Pakistan’da yapılacak barış görüşmelerinin çok zorlu geçeceği kesin gibi.</p>
<p>Taraflar masaya aynı anlaşmayla değil, iki farklı siyasi gerçeklikle oturacaklar; ABD yönetimi “askeri baskımız sonuç verdi” söylemine tutunurken, İran da “Hürmüz’ün kontrolü resmen bize geçti” diye yorumluyor varılan uzlaşma metnini.</p>
<p>Dolayısıyla savaşın her iki tarafı açısından da kırılganlık masada değil, iç politikada;</p>
<p>- İran’a neden saldırıldığı konusunda kendi iç kamuoyunu ikna edememiş durumdaki Trump yönetiminin, şimdi ateşkesi de, ardından gelecek kalıcı barış şartlarını da Amerikalı seçmenlere anlatması güç. Üstelik ABD’de Kasım’da ara seçimler var ve Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçiler kamuoyu yoklamalarında oldukça zorda.</p>
<p>- İran’da ise savaş, sevilmiyor ve desteklenmiyor olsa da, halkın Molla rejimi etrafında birleşmesini sağladı. Ancak savaşın getirdiği yıkımın ve buna bağlı ekonomik zorlukların rejim etrafında birleşme duygusunu hızlıca sarsma ihtimali büyük. Mollalar’ın ateşkesle birlikte içeride de muhaliflere karşı daha sert önlemlere başvurmaları da beklentiler dahilinde. İran’ın da orta vadede protestolar, bunların sert önlemlerle bastırılması, daha geniş protestolar ve daha sert önlemler sarmalına girmesi mümkün.</p>
<p>Böyle bir ortamdan nasıl bir barış doğabileceği ise meçhul...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-var-ama-baris-henuz-ufukta-bile-yok-76600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/hurmuz-abd-iran-1775709766.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ateşkes var ama barış henüz ufukta bile yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genisletilmis-illuzyon-rehberi-76599</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genişletilmiş illüzyon rehberi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Buradaki illüzyonların neredeyse tamamına, ekonomi tarihimizin çeşitli dönemlerinde yakından tanık olduk. Mahfi Eğilmez’in de ifade ettiği gibi, “İllüzyonlar her zaman çekicidir. İnsanı şaşırtır, hatta hayran bırakır; ta ki arkasındaki gerçek ortaya çıkana kadar.”</strong></p>
<p>Fransızca kökenli bir kelime olan illüzyon, aslında var olan bir şeyin beynimiz tarafından yanlış ya da farklı algılanmasıdır. Yani gözümüz ya da diğer duyularımız bir şeyi görür ve hisseder; ancak zihnimiz onu gerçekte olduğundan başka şekilde yorumlar. Ekonomide illüzyon ise insanların ekonomik gerçekleri doğru değerlendiremeyip yanıltıcı bir algıya kapılmasıdır.</p>
<p>Geçen hafta Mahfi Eğilmez’in “Kendime Yazılar” blogunda “7 Maddede Ekonomide İllüzyon Rehberi” başlıklı bir makalesi yayımlandı. “Bugünün ekonomisini anlamak için yedi basit illüzyonu anlamak yeterli olabilir” diyor ve ardından bu illüzyonları tek tek sıralıyordu. Oldukça keyifli ve öğretici bir yazıydı. Yazıyı okuyunca aklıma başka illüzyonlar da geldi. Çünkü ekonomi tarihimizde illüzyonların çok örneğini gördük. Bunların illüzyon olduklarını sonradan anladık.</p>
<p>Bunlara geçmeden önce, Mahfi Eğilmez’in sıraladığı illüzyonları kısaca hatırlayalım:</p>
<p><strong>Bir:</strong> Enflasyonu yüksek tutarken faizi de yukarıda bırakırsın. Sıcak para gelir, döviz kuru baskılanır.<br /><strong>Sonuç:</strong> Ekonomi dolar cinsinden olduğundan büyük görünür. Kağıt üzerinde büyür, dünya sıralamasında yükselirmiş gibi yaparsın.</p>
<p><strong>İki:</strong> Sığınmacıların üretimini milli gelire eklersin ama onları nüfusa katmazsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Kişi başına gelir bir anda artar. Kimse zenginleşmez ama herkes zenginleşmiş gibi görünür.</p>
<p><strong>Üç:</strong> İşgücü tanımını daraltır, işgücüne dahil olmayanları genişletirsin.<br /><strong>Sonuç:</strong> İşsizlik oranı olması gerekenden düşük çıkar. İş bulunmaz ama işsizlik sorunu yokmuş gibi görünür.</p>
<p><strong>Dört:</strong> Dış borcu, kimden alındığına göre değil, kimin elinde tuttuğuna göre yazarsın. Üstelik nominal değeri değil, anlık piyasa fiyatını esas alırsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Dış borç azalıyor görünür. Oysa değişen sadece yöntemdir.</p>
<p><strong>Beş:</strong> Politika faizini sabit tutar, fonlamayı arka kapıdan yaparsın. Haftalık repo ihalesi yerine gecelik borç verme kanalını kullanırsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Politika faizi vitrindir, arka kapı faizi faturadır. Gerçek faiz yükselir ama ilan edilmiş politika faizi yerinde sayar. Artırmamış gibi yaparsın, artırmış olursun.</p>
<p><strong>Altı:</strong> Yılın başında harcamayı kısar, vergiyi öne çekersin.<br /><strong>Sonuç:</strong> Bütçe açığı düşük görünür, hatta fazla bile verilebilir. Takvimle oynarsın, tablo düzelmiş gibi görünür.</p>
<p><strong>Yedi:</strong> Enflasyon sepetini güncellersin. Konut, kira ve aidatlar hızla artarken bunların sepetteki ağırlıklarını düşürürsün.<br /><strong>Sonuç:</strong> Enflasyon gerilemiş görünür. Hayat pahalılaşır, ama rakamlar sakinleşir.</p>
<p><strong>Başka illüzyonlar da var</strong></p>
<p>Ve işte Mahfi Eğilmez'in listesine benim eklediğim diğer bazı illüzyonlar:</p>
<p><strong>Sekiz:</strong> Yüksek enflasyon ortamında kuru açık ve örtük müdahalelerle yatay tutarsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Birinci maddede olduğu gibi yerli para reel olarak aşırı değerlenir. İthalat ucuz, tüketim canlı görünür; ancak rekabet gücü zayıflar, cari açık büyür.</p>
<p><strong>Dokuz:</strong> Kamu bankaları veya teşviklerle kredi genişlemesi hızlandırılır.<br /><strong>Sonuç:</strong> Büyüme hızlanır, satışlar artar. Oysa aslında geleceğin talebi öne çekilmiştir. Sonrasında genellikle sert bir yavaşlama yaşanır.</p>
<p><strong>On:</strong> Swap ve emanet dövizlerle brüt rezervler yüksek gösterilir.<br />Sonuç: “Merkez Bankası rezervleri güçlü” algısı oluşur. Oysa net rezerv zayıftır; kriz anında kullanılabilir alan sınırlıdır.</p>
<p><strong>On bir:</strong> Hazine garantili projeler, görev zararları ve bazı fonlar bütçe dışında tutulur.<br /><strong>Sonuç:</strong> Bütçe açığı düşük görünür. Ancak yük ortadan kalkmamış, yalnızca ertelenmiş ya da gizlenmiştir. Zamanla bütçeye yansır.</p>
<p><strong>On iki:</strong> Gayrisafi yurt içi hasıla nominal olarak artar ama gelir dağılımı bozulur.<br /><strong>Sonuç:</strong> “Ekonomi büyüyor” denir. Oysa medyan gelir düşmüş, toplumun büyük kısmı fakirleşmiştir.</p>
<p><strong>On üç:</strong> Enflasyon nedeniyle nominal vergi gelirleri artar.<br /><strong>Sonuç:</strong> “Ekonomi güçlü, gelirler artıyor” algısı oluşur. Oysa vergi tabanı aynı kalmış, hatta daralmış olabilir.</p>
<p><strong>On dört:</strong> Kur düşük tutulunca dolar cinsinden kişi başına gelir artar.<br /><strong>Sonuç:</strong> Reel verimlilik artmadan zenginleşmiş gibi görünür; ancak baskılanan kur serbest kaldığında bu kez fakirleşme hissi ortaya çıkar.</p>
<p>Yukarıda sıralanan illüzyonların neredeyse tamamına, ekonomi tarihimizin çeşitli dönemlerinde yakından tanık olduk. Mahfi Eğilmez’in de ifade ettiği gibi, “İllüzyonlar her zaman çekicidir. İnsanı şaşırtır, hatta hayran bırakır; ta ki arkasındaki gerçek ortaya çıkana kadar.”</p>
<p>Elbette bu tür illüzyonların bir de ertelenmiş maliyeti vardır. Ve o bedel, er ya da geç, toplumun tüm kesimleri tarafından farklı şekillerde ödenir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genisletilmis-illuzyon-rehberi-76599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genişletilmiş illüzyon rehberi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enrico-dandolonun-gozyaslari-ve-trump-acikliginin-ogrettikleri-76598</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enrico Dandolo’nun gözyaşları ve Trump açıklığının öğrettikleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enrico Dandolo, Venedik diploması usullerini ve yöntemlerini Bizans’dan ödünç almış; daha da geliştirmişti: Adam satın alma, kandırma, ikiyüzlülük, döneklik, kalleşlik, ihanet ve casusluk konularını ince sanata dönüştürülmüştü.</strong></p>
<p>İstanbul macerasına başladığım 1978 yılıydı. Sultanahmet’ deki İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi binası yandığı için sokak arasındaki kasabın üstündeki tek odalı yönetim merkezinden, sahaflarda Toktamış Ateş’le buluşmaya gidiyordum. Kapalıçarşı’nın çıkışında iki genç insanın ayaküstü söyleşilerine tanık oldum: “<em>May Yayınları’nın <strong>Diplomasi Tarihi kitabını </strong>alacağım. Bugün Toktamış Hoca bize mutlaka okumamızı söyledi. Kendisi yayıneviyle görüşmüş, bizim fakülte öğrencilerine indirim yapılacakmış.”</em></p>
<p>Toktamış ile buluştuğumuzda takıldım: “ <em>Bizim başımız kel mi? May Yayınları’ndan çıkan Diplomasi Tarihi kitabından bana da indirim sağlamıyorsun”</em> Hemen sürekli uğradığı kitapçının raflarının arkasına geçti, dört ciltlik kitabı paketlemesi için çalışana verdi; sonra da koltuğumun altına sıkıştırdı, “<em>15 gün sonra kitabın iki cildini getireceksin, nasıl okuduğunu göreceğim</em>!” dedi.<br />15 gün sonra buluştuğumuzda kitabın birinci cildinin 180’inci sayfasını açmasını istedim. “<em>Venedik diplomasisi</em>” ara başlığını izleyen sayfalarda düştüğüm notları karıştırdı; iki cildin tek tek bütün sayfalarına göz attı; ”<em>Kuru fasulyeyi hak ettin!</em>” dedi. İşte o zamandan zihnimde kalan ve bugüne de ışık tuttuğunu düşündüğüm hikaye.</p>
<p><strong>Sistemde ve örgütlenmede arayalım</strong></p>
<p>İtalya kentlerinin yetenekli diplomatlarının anlatıldığı bölüm ilgimi çekti. Yazar, Enrico Dandolo’nun özellikle anlatılması gerektiğini söylüyordu.</p>
<p><strong>Dandolo, 90 yaşına rağmen, şaşkınlık verici bir enerjiyle çalışıyordu.</strong></p>
<p><strong>Venedik diplomasi usullerini ve yöntemlerini Bizans’tan ödünç almış; daha da geliştirmişti: Adam satın alma, kandırma, ikiyüzlülük, döneklik, kalleşlik, ihanet ve casusluk konusu ince sanata dönüştürülmüştü.</strong></p>
<p>Dandolo, Mısır’a savaş açılmasını önlemek istiyordu. Haçlı ordusu Venedik’te adacıklar üzerinde toplanmıştı. Ordunun beslenmesi ve Doğu Akdeniz’e ulaştırılması büyük paralar gerektiriyordu.  Baronlar ek nakit para, altın ve gümüş verdikleri halde giderleri karşılanamıyordu. Durumu değerlendiren Dandolo, Halk Meclisi önünde yaptığı konuşmada, Haçlıların, anlaşmaya göre vermeleri gereken parayı tamamlayamadıklarını, bu nedenle Venedik yönetiminin o ana kadar yatırılmış parayı elinde tutma hakkı olduğunu söyledi. Titreyen bir sesle, “<em>Biz bu parayı geri vermediğimiz takdirde bütün dünya bizi kınayacaktır. Kendi insanımız ve dünya insanları nezdinde utancın gölgesi üzerimize düşecektir. İki tarafın da bu güç durumdan kurtulması için Haçlılara şöyle bir pazarlık önerelim: Macar kralı, Dalmaçya’daki Zara kentini elimizden almıştı; Haçlı Ordusu bu kenti geri alsın. Biz de onlara paranın geri kalanını almak için zaman tanıyalım.”</em></p>
<p>Dandolo’nun önerisi kabul edildi. Bunun üzerine pazar günü büyük ayininde Saint Mark Kilisesi’nde toplanan Venedikli ve Haçlı karışımı topluluğa seslendi: İhtiyar olduğunu, güçsüz kaldığını, kesin bir dinlenme ihtiyacı olduğu halde çarmıhı sırtlayıp Haçlılarla birlikte yola çıkacağını söyledi.</p>
<p>Villehardouin, IV. Haçlı Seferi vakanüvisiydi. Gelişmeleri şöyle anlattı: “ <em>Halk ve Haçlılar sınırsız bir acıma duygusuna kapıldı. Herkes ağlıyordu. Bu saygıdeğer adam dilerse sefere çıkmayabilirdi. Dandolo’nun sefere katılması kimsenin aklından geçmezdi. İyice yaşlanmıştı; çok güzel gözleri olduğu halde hiçbir şeyi göremez olmuştu!”</em></p>
<p>Giyindiği elbisesinin üzerine haç resmi diktiren ihtiyar kurt, mihrabın önünde diz çökmüş ağlıyordu. Burada bir not düşelim: Enrico Dandolo parlak bir diplomattır ama esas gücün Saint Marco Cumhuriyeti’nin geliştirdiği diplomatik sistemde ve diplomasi örgütlenmesinde olduğunu unutmayalım. <strong><em>Ve Enrico Dandolo’nun gözyaşlarıyla renklendirdiği “kutsal şal” insanların gözlerinden kötülükleri saklıyordu.</em></strong></p>
<p><strong>Suçlu aramayalım</strong></p>
<p>Marks’ın “<em>Eşsiz bir ticaret işlemi</em>”  dediği Dandolo’nun girişimi, Venedik kasalarını doldurmak için “<em>kötülük asla çıplak gelmez, üstüne mutlaka kutsal bir şal örter!” </em>gerçekliğinin ustalıkla yaşama aktarılmasıydı.</p>
<p>Dandolo bir taşla iki kuş vurmuştu: Venedik kasalarını doldurmuş, Dalmaçya’daki Zara kentini ülkesine geri almıştı. Haçlılar, Constantinopolis ve Bizans İmparatorluğu topraklarına egemen olmuş, ganimetlerin büyük bir kısmı da Venedik’in eline geçmişti. Venedik dukalıklarının ünvanlarına “<strong>Roma İmparatorluğu’nun dörtte bir ve sekizde birinin hükümdarı” </strong>ünvanı eklenmişti.</p>
<p><strong>Aradan yıllar, yüzyıllar geçti; bugün dünyanın en büyük kaba gücünü elinde tutan ABD Başkanı Trump,  Dandolo gibi kötülükleri saklamak için gözyaşlarıyla renklendirdiği kutsal şallar kullanma ihtiyacı hissetmiyor. </strong></p>
<p>Trump, Yuval Noah Harari’nin  “<em>İsrail-Filistin çatışmasını besleyen, toprak ve kaynak eksikliği değil, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatılar tarafından üretilen yanlış ahlaki kesinliklerdir</em>” saptamasında belirtilen gerçekliğin Evangelist efsanelerinin peşine takılmasını da saklamıyor. Ölen günahsız binlerce insanı görmezden geldiğini perdelemek için uğraşmıyor. Para kazandıran petrol peşinde olduğunu, güce inandığını, gücünü sınırlamak için bir derdi olmadığını  cilalı  sözlerle anlatmak gibi  bir  derdi de yok.  Kibir ve üstünlük inancının kör ettiği akıl gözü, tek gerçek olarak bildiği ve anladığı kendi gerçeğinden başkasını tanımıyor. Bu kadar açık, bu kadar net ve bu kadar cüretkar tutum karşısında filozofun şu saptamasını hepimiz derinliğine düşünmeliyiz : “<em>Birisi beni ilk kez kandırıyorsa,  yüzde 100 o suçludur. Birisi beni ikinci kez kandırıyorsa, suçun yarısı onunu yarısı benimdir. Eğer üçüncü kez kandırılıyorsam, suçun yüzde 100’ü benimdir</em>!”</p>
<p><strong>Düşmanı öğretmen yapalım</strong></p>
<p>Trump ve çevresinde kümelenenler, arka plan düşüncelerini saklamıyor; kötülüklerini gizlemek için kutsal şallar örtmeye gerek duymuyor.</p>
<p>Biliyorum bu tutum bir keskin kılıç. Keskin kılıç kullananlar yanlış hamle yaparlarsa kendilerini yaralarlar.</p>
<p>Bize düşen görev ise ”<em>Düşmanı öğretmen yapabilmektir</em>!”</p>
<p>Dünyanın en yetkin entelektüellerinin, büyük bilginlerin ve bilgilerin, sorumluluk duyguları gelişmiş bütün kamu aydınlarının anlatmakta zorlanacağı gerçekliği Trump açıkça söylüyor: <em>Haklı haksız yoktur, güçlü güçsüz vardır.</em></p>
<p>Şimdi Türkiye’den İran’a, Pakistan’dan Fas’a, Tunus’tan Körfez ülkelerine, Mısır’dan Yemen’e, Malezya’dan Endonezya’ya, mazlum milletlerin yaşadığı bütün ülkelerde insanların ve yöneticilerin düşünme zamanı: Neden mezhebi din haline getirerek, ırk üzerinden kavga çıkarıyoruz?  Küçük çıkarları abartarak, temelsiz ahlaki kesinlikler yaratarak birbirimizi neden kırıyoruz? Neden aynı coğrafyaları ve kültürleri paylaştığımız halde, aramızda uzun soluklu gelişme yaratacak ittifaklar oluşturamıyoruz? Neden insanlarımızın sorgulama merakını kör eden yasakçı tutumlardan medet umuyoruz? Neden bilimsel ve teknolojik gelişmenin itici gücü olan akıl yürütme disiplinine gerektiği gibi uymuyoruz? Neden bilinmezlerle yüzleşen, eksikliklerini sorgulayarak hata kültürünü geliştiren toplumlara dönüşemiyoruz? Neden suçu başkalarına atma kolaycılığına sığınarak, kendimizi sorgulamanın geliştirici gücünden yararlanamıyoruz?</p>
<p>Kartların bu denli açık olduğu ortamda, kendi geleceklerini planlayamayanların başkalarını suçlama hakkı olamaz. Bir uyanışı tetiklemek için hepimiz ortaklaşa sorumluyuz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enrico-dandolonun-gozyaslari-ve-trump-acikliginin-ogrettikleri-76598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enrico Dandolo’nun gözyaşları ve Trump açıklığının öğrettikleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/22-yilin-ardindan-sakip-agayi-anarken-76597</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> 22 yılın ardından Sakıp Ağa’yı anarken...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu dünyadan bir Sakıp Sabancı geçti. 22 yıl önce kaybettiğimiz bu değerli insanın eksikliğini bugün hala derinden hissediyoruz. Ülkemize böylesi lider sanayicilerden çok daha fazlası gerekiyor.</strong></p>
<p>Tam <strong>22 yıl</strong> olmuş <strong>Sakıp Sabancı</strong>’nın aramızdan ayrılışı… <strong>Farklı</strong>, <strong>özgün</strong>, <strong>değer katan</strong> ve <strong>kadirşinas</strong> vasıflarıyla pek çok kişinin hayatında <strong>müstesna</strong> bir yere sahip Sakıp Sabancı’yı, <strong>saygı</strong>, <strong>minnet</strong> ve <strong>şükranla</strong> anıyorum. Ülkeme, ekonomiye ve bana kattıklarını, <strong>anma töreninde</strong> yeniden hatırladım.</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi</strong>, onun bıraktığı miraslardan sadece biriydi. Beraber <strong>Türkiye Zekâ Vakfı</strong>’nı kurduğumuz rahmetli <strong>Tosun Terzioğlu</strong>, bu üniversitenin <strong>kurucu rektörü</strong> idi ve bugün ülkenin sayılı eğitim kurumlarından biri haline gelmesinde, <strong>Tosun beyin gayreti</strong> kadar <strong>Sabancı’nın vizyonu</strong> vardı.</p>
<p><strong>SAKIP SABANCI’NIN T MODELİ İNSAN TANIMI</strong></p>
<p><strong>Çalışma barışı</strong> sağlamadaki yaklaşımını hatırlıyorum. <strong>Ücret pazarlığını</strong> koyun pazarlığı haline getiren <strong>köhne sendika-patron çekişmelerini</strong>, mizahi ve sivri bir dille eleştiren <strong>kitabını</strong> okumuştum. Dediği şuydu: “<strong>Ağam, bir işyerinde huzur yoksa, o üretimden hayır bekleme, memlekete fayda umma</strong>.”</p>
<p><strong>Kişisel gelişime katkısı</strong>, hâlâ zihnimdedir; <strong>T Modeli İnsan</strong>’dan söz ediyordu. <strong>T</strong>’nin <strong>dikey</strong> çizgisi; “<em>bir şeyin her şeyini</em>” tanımlarken, <strong>T</strong>’nin <strong>yatay</strong> çizgisi de “<em>her şeyin bir şeyini</em>” ifade etmeli. Aslında burada <strong>Rönesans insanı çağrışımı</strong> vardı ve gençlerin kendilerini <strong>çok boyutlu yetiştirmesi</strong> gerektiğini söylerdi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sakıp Sabancı’ya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Topluma katkısı?</em></strong></p>
<p>Bugün hangi kente giderseniz gidin mutlaka bir <strong>SA</strong> ile biten <strong>hayır işi</strong> görürsünüz. <strong>Öğretmen</strong> evi, <strong>polis</strong> evi, <strong>çocuklara</strong> yönelik tesis, <strong>kütüphane</strong>, <strong>dispanser</strong> ve daha niceleri, <strong>Sakıp Ağa’nın hayır işi</strong> olmuştur.</p>
<p><strong><em>Ardılları ne durumda?</em></strong></p>
<p>Sakıp Bey bir <strong>tespihin imamesi</strong> gibiydi. Vefatıyla holding, kopan ipten <strong>saçılan boncuklar</strong> gibi dağıldı. Anma gecesinde dahi çok <strong>az sayıda aile</strong> <strong>bireyi</strong> vardı. Ancak gam değil, <strong>Sakıp Ağa bizim gönlümüzde</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SINIRLAR ÖTESİ YÖNETİŞİMİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</strong></p>
<p>Teması bu olan Sakıp Sabancı <strong>Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin</strong> bu yılki sahipleri; Lincoln Üniversitesi’nden <strong>Dr. Barış Çaylı Messina</strong> ve Ankara Üniversitesi’nden <strong>Dr. Esra Demir</strong>’e verildi. Özel ödüle ise “<strong>Gezegensel Muhalefet</strong>” adlı çalışmasıyla Prof. Dr. <strong>Peter J. Katzenstein</strong> layık görüldü.</p>
<p><strong>SAKIP SABANCI LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Toplam Kalite</strong>: Avrupa’nın bu ödülünün ilk sahibi Brisa ile Sakıp Bey oldu, törende birlikteydik.</p>
<p><strong>Üretken sanayici</strong>: Sakıp bey sanayide daima üretimi ön planda tuttu ve katma değer kovaladı</p>
<p><strong>Kadirşinas yurttaş</strong>: Bildiklerini paylaştı, kazandıklarını bölüştü, çoktan ziyade berekete inandı</p>
<p><strong>Yurtsever insan</strong>: “Her şey ülkem için” anlayışıyla var oldu, ardında nice yüce değerler bıraktı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/22-yilin-ardindan-sakip-agayi-anarken-76597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/sakip-sabanci-1775715267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 22 yılın ardından Sakıp Ağa’yı anarken... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-nefes-aldirdi-76596</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes nefes aldırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapılan projeksiyonlar çok fenaydı, tahminler iç karartıyordu. Petrolde 100 dolar civarındaki fiyatların mumla aranacağı da dile getiriliyordu, aynı şekilde doğalgazın çok daha pahalanacağı da… Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalatla karşılamak durumunda olan Türkiye’yi çok daha sıkıntılı bir dönem bekliyordu.</p>
<p>Yalnızca enerji de değildi tabii ki. İhracat sekteye uğrayacak, diğer yandan ithalat artacak ve ticaret açığı büyüyecekti. Zaten mart ayında bunun işaretleri alınmıştı. Turizm sektörünün <strong>“akan rezervasyon”</strong> diye tanımladığı rezervasyonların hızı savaşla birlikte çok büyük ölçüde düşmüş, hatta yaz sezonu için yapılmış rezervasyonlarda da iptaller gözlenmeye başlamış ancak bu düşüş giderek yavaşlamıştı. Dolayısıyla turizmden beklenen gelir elde edilemeyecek, bütün bunların sonucu olarak cari açık öngörülenin çok üstüne çıkacaktı ve bu da daha fazla döviz ihtiyacı doğuracaktı. Daha fazla döviz ihtiyacı da daha yüksek maliyetle borçlanmak demekti.</p>
<p>Tüm dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisinde de büyüme yavaşlayacak, bu da işsizliğin artmasına yol açacaktı.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artışın piyasalarda yaratacağı kaçınılmaz etki enflasyonun tırmanması olacaktı. Hemen herkesin kuşkuyla baktığı TÜİK’in verilerine göre bile ilk çeyrekteki enflasyon yüzde 10’u geçmişti ve bu oranda savaşın etkisi neredeyse hiç yoktu. Özellikle mart ayında savaşa ve savaşın etkisiyle akaryakıta gelen yüklü zamlara rağmen yüzde 1,94’lük bir oran açıklanmış olması TÜİK’in oranlarına olan güvensizliğin iyice artmasına neden olmuştu.</p>
<p>Bütün bunlar konunun ekonomik boyutuydu. Bir de önceki gün neredeyse tüm dünya adeta dile getirmekten korkarcasına bir nükleer kâbusu yaşadı. Ne zaman ne yapacağı, ne zaman ne söyleyeceği kestirilemeyen, diplomatik bir üsluba hiçbir zaman sahip olamayan Trump gibi bir başkanın elinde öylesine bir güç vardı ki, <strong>“Bir medeniyetin yok edileceği”</strong> söylemi <strong>“Acaba kastedilen nükleer bomba”</strong> mı sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p>Bütün bu sıraladıklarım önceki gece yarısına kadar olan bitendi, düşünülenlerdi. İran ve ABD arasında ateşkes sağlanmasıyla tüm dünya bir nefes aldı, soluklandı. Ama sorun geride kalmadı tabii ki. Zaten sağlanan bir ateşkes ve elbette bir süresi var. Ateşkes bozulabilir, ateşkes bozulmasa bile süre bittikten sonra bu kez soluklanmış olan taraflar yeniden savaşa tutuşabilir. Bütün bunlar olmasa ve savaş tümüyle bitse bile kaybedilenleri anında yerine koymak mümkün olmayacak. Ne enerji fiyatları kısa zamanda savaş öncesindeki düzeye döner, ne istense bile döndürmek mümkün olabilir. Körfez’deki yanmış yıkılmış enerji tesislerini yeniden kurmak çok zaman ister.</p>
<p>Kaldı ki fiyatlar bu enerji maliyetleri yüzünden arttı bir kere ve geri dönüş çok zor. Mevsimsel ürünlerin fiyatları arza bağlı olarak günden güne bile değişebilir ve aşağı gelebilir ama bu durumu tüm mal ve hizmetler için geçerli saymak yanlış olur. Bazı kalemlere bu maliyetler yapıştı bir kere…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekonomide ne beklemeli?</span></h2>
<p>Ateşkesin getirdiği ekonomik rahatlamaya daha detaylı bakalım…</p>
<p>Tabii ki ateşkes, savaş tümüyle sona ermiş gibi bir etki doğurmayabilir. Ama yine de ateşkesle birlikte çok şey anında değişti bile.</p>
<p>Sağlanan ateşkesle birlikte Türkiye de ekonomide bir dizi kaybını belli ölçüde de olsa telafi edebilme olanağına kavuştu.</p>
<p>■ Örnek mi, ilk etapta motorine dünden geçerli olmak üzere yapılan yüzde 10 düzeyindeki astronomik zam bugün-yarın fazlasıyla geri alınacaktır. Çünkü ham petrol fiyatlarında bu satırların yazıldığı saat itibarıyla yüzde 14-15 dolayında bir ucuzlama vardı. Motorinde de bu orana yakın bir indirim gelmesi bekleniyor.</p>
<p>■ Yazımın girişinde saydığım olumsuzluklar yavaş yavaş tümüyle değilse bile belli ölçüde yok olacaktır. Dış ticaret normal seyrine dönecek, turizm ile ilgili kaygılar giderilecek, hatta Körfez bölgesindeki ülkelere daha mesafeli yaklaşması muhtemel turistlerin Türkiye’ye yönelmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>■ Merkez Bankası döviz rezervini yeniden toparlama olanağına kavuşacaktır.</p>
<p>■ Para Politikası Kurulu’nun 22 Nisan’da yapacağı toplantıda faiz artırımına gitmek zorunda kalacağı görüşü giderek daha çok taraftar buluyordu. Halen yüzde 37 olan haftalık repo ihale faizi belki yüzde 40’a çıkarılacak ve fonlamada yeniden haftalık repoya dönülecek ve ama fiili faiz oranı değiştirilmemiş olacaktı. Çünkü piyasa zaten 1 Mart’tan beri haftalık repo ihaleleri yoluyla değil yüzde 40 faizle gecelik borç verme kanalından fonlanıyor. 22 Nisan’da politika faizi yüzde 40’a çıkarılırsa gecelik borç verme faizi de muhtemelen yüzde 43 olacaktı. İşte ateşkes sayesinde Merkez Bankası belki de 22 Nisan’da oranlarda bir değişikliğe gitme gereği duymayacak; hatta fonlamayı yeniden haftalığa çekerek faizi fiilen indirebilecektir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haritayı değiştiremediler</span></h2>
<p>Sağlanan ateşkesle dünya en azından şimdilik rahat bir nefes aldı. Savaşan taraflara bakıyorsunuz; ikisi de kendini kazançlı sayıyor.</p>
<p>Ama herkesin gördüğü gerçek, bu savaştan İran’ın kazançlı çıktığı. Elbette İran daha fazla yıkıma uğradı, elbette daha fazla can kaybı verdi. Ama ABD üç beş günde kıracağını sandığı İran’ın direncini bir türlü aşamadığı gibi neredeyse tüm üst düzey yetkilileri devre dışı bırakmasına rağmen rejimi yıkma anlamında da hiç mesafe alamadı. Gerçi Trump’a bakarsanız rejim değişti de o nasıl oldu pek anlaşılamadı. Trump mantığı deyip geçmek gerek!</p>
<p>Artık moral üstünlüğü tartışmasız İran’da. ABD ve İsrail, İran’ın tahminlerinin çok ötesinde sert bir kaya olduğunu gördü. Şurası kesin, artık Ortadoğu’ya dönük planlar tümüyle yeniden gözden geçirilecektir.</p>
<p>Bu hiç kuşku yok ki Türkiye’nin toprak bütünlüğü açısından da çok önemli bir gelişmedir. Birilerinin Türkiye’nin topraklarında gözü vardı; yurt içinden ve dışından bunu pervasızca dile getirenler çıkıyordu ve bu hayaller yapılan tuhaf haritalara da yansıyordu. Ama bu savaşla birlikte Türkiye’nin güneydoğusunu da kapsayacak ve İran ve Irak’tan da toprak alacak şekilde kurulması planlanan Kürt devleti hayali en azından şimdilik suya düştü. Aynı şekilde İsrail’in genişleme hayalleri de…</p>
<p>Girişte belirttiğim görüşü bir kez daha tekrar etmek gerekirse ateşkes tabii ki sürelidir ve bu iki hafta bittikten sonra savaş yeniden alevlenir mi, bilinmez. Ya da ateşkes ihlal edilir ve bu iki hafta bile sözde kalır mı, o da bilinmez. Ama umulan ateşkesle birlikte bu savaşın tümüyle bitmesi. İşte bu varsayımla bakınca görülen, Ortadoğu haritasının değişmeyeceğidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-nefes-aldirdi-76596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/6/1280x720/hurmuz-1774502849.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ateşkes nefes aldırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surecte-es-zaman-formulu-nisan-olmadi-gozler-mayista-76608</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süreçte, ‘eş zaman’ formülü: Nisan olmadı, gözler mayısta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde yol haritası için nisan ayı işaret edilmişti. Ancak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 10 gün sürecek PAB programı ardından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları nedeniyle yasal düzenleme çalışmalarının mayıs ayına sarktığı belirtiliyor.</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde, iktidar kanadının, “önce silahların bırakılmasına ilişkin teyit ve tespit” şartı, DEM’in, “demokratikleşme olmadan yasa çıkmadan” ısrarı sürecin uzamasına hatta tıkanmasına neden olduğu eleştirileri yapılmaya başladı. Bunun üzerine AK Parti içeresinde farklı bir formülün tartışıldığı öğrenildi. AK Parti de, “Öncelik tartışmaları süreci tıkar. Bunun için orta bir yol aranacak. Meclis yasal düzenleme aşamasına geçerken, örgüt silahları bırakacak ve aynı anda mağaralar boşaltılacak. Bütün bunlar devletin ilgili ve yetkili kurullarının denetiminde olacak. Meclis'te eş zamanlı olarak yasal düzenlemeleri hayata geçirecek. Bu eşik ancak böyle aşılır” formülü gündemde.</p>
<h2>“4 kategorili yasal düzenleme”</h2>
<p>Süreçle ilgili yasal düzenleme çalışmaları ise sürüyor. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu esas alınarak, “4 kategorili hukuki düzenleme” ve toplumsal rızaya dayalı adımlar hedefleniyor. Çıkarılacak düzenlemede örgüt üyelerinin “suça karışanlar”, “suça karışmayanlar”, “arananlar” ve “cezaevinde olanlar” şeklinde AK Parti’nin hukukçu milletvekillerinin yürüttüğü çalışmalar devam ediyor. Müstakil ve geçici yasayla, hukuki süreci yönetmek amacıyla hazırlanacak özel bir “kod kanun” niteliği taşıyacak. Yasanın kapsamı, silah bırakan örgüt üyeleri, yöneticileri ve yardım-yataklık yapanların Kendini fesheden örgüt ve üyelerinin hukuki tanımının yapıldığı, geçici ve sınırlı istisnalar içeren bir “kod kanun” olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surecte-es-zaman-formulu-nisan-olmadi-gozler-mayista-76608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/0/1280x720/milli-dayanisma-kardeslik-ve-demokrasi-komisyonu-1763733394.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye sürecinde, önemli bir eşiğe gelindi. AK Parti’nin, ‘silahların bırakılması’ şartı, DEM’den de ‘yasal düzenleme’ ısrarı devam ediyor. Her iki taraftan da henüz atılan bir adım yok. Silahlar bırakılmadı, yasal düzenleme için ise bekleniyor. Bu tartışmalar devam ederken, süreçte ‘eş zaman’ formülü tartışılmaya başlandı. Kulislerde yasal düzenleme ile silahların eş zamanlı bırakılacağı formülü konuşuluyor. Çıkarılacak yasal düzenleme 4 başlıkta ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antik-donem-bitkileri-demlendi-anadolunun-sahipsiz-halki-luviler-kozmetik-markasi-oldu-76595</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antik dönem bitkileri demlendi, Anadolu’nun sahipsiz halkı ‘Luviler’ kozmetik markası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOYOTA </strong>CEO’su <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’un fikir önderliğinde hayata geçen <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın 14’üncüsünde Adana Sheraton Oteli’nin bahçesine kurulan stantları <strong>Şeref Oğuz, Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Zeynep Aktaş</strong>’la birlikte gezerken <strong>“LuviLavant”</strong>ın önünde durduk.</p>
<p>Luvi Kozmetik Genel Koordinatörü <strong>Berman Mantı, </strong>bir yandan stantta sergiledikleri parfüm ve kozmetik ürünlerini tanıtırken, diğer taraftan MÖ. 1200’lere uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Eski Anadolu’nun renkli kavimler mozaiğinden biri olan </strong>“Luviler”, <strong>Hititler’in gölgesinde kalmalarına rağmen bu siyasi birliğin en önemli unsuru olmuşlardı. MÖ. 1200’lerde Hititler’in yıkılmasından sonra M.Ö. 700’lere kadar kültür ve dillerini sürdürmüşlerdi.</strong></li>
<li>“Luviler”, <strong>barışçı olarak bilinir. Çekirdek bölgelerinden Çukurova dahil Güney Anadolu sahilleri, Batı Anadolu ve Kuzey Suriye içlerine kadar yayıldılar. Hitit İmparatorluğunun sonlarına doğru </strong>“Luviler” <strong>politik yapılaşma ve bağımsızlık hareketlerine soyundular.</strong></li>
<li><strong>Hitit İmparatorluğunun çöküşünden sonra gelen </strong>“Demir Devri”<strong>nde 500 yıl boyunca (M.Ö. 1200-700) </strong>“Luvice” <strong>varlığını sürdürdü. </strong>“Hititçe” <strong>resmi, </strong>“Luvice” <strong>konuşma diliydi. Çivi yazıları kolayca çözülürken, resim yazılarının (hiyeroglif) çözümü çalışmaları yıllardır sürüyor.</strong></li>
<li>“Luviler”, <strong>önce Anadolu’da Hititler, Hurriler ve Hattilerle, sonra Çukurova’da gene Hurriler ve Samilerle birlikte yaşadı. Bugün bile insanı büyüleyen kentler kurdular. Zoraki geçim kaynağı tarım ve hayvancılık yanında Toros ve Amanosların şifalı otlarını tıpta kullandılar. </strong>“Hurriler”<strong>le işbirliği yaoarak Çukurova’da ilkel tıbbın kurucuları onlardı.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d72c0e6b790-1775709198.jpg" alt="" width="500" height="718" /></strong><strong>Berman Mantı, “Luviler”</strong>in öyküsünü özetledikten sonra <strong>“LuviLavant”</strong>a döndü:</p>
<p>-          “LuviLavant”, <strong>Anadolu’nun unutulmuş, kimsesiz sahipsiz halkı olan </strong>“Luviler”<strong>in tanıtılması ve onlara ait renkli ve zevkli medeniyetin keşfedilmesi amaçlı yola çıkmış bir marka.</strong></p>
<p>Markanın ürünlerinin Anadolu ritüellerine göre hazırlandığını belirtti:</p>
<p>-          “LuviLavant” <strong>ürünleri, antik dönem bitkileri ile demlendi. Özel koleksiyon hazırlandı. Tarihin tozlu raflarında gizli kalmış kültürel değerlerimizi gün yüzüne çıkarmak için gayretle çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Anadolu’da her adımda karşınıza çıkan dağın, taşın size söyleyecek bir sözü, anlatacak hikayesi vardır. Anadolu’da hiçbir şey sıradan değildir. Binlerce yılın tanıklığı söz konusudur.</strong></p>
<p>Lavantanın izini sürerken <strong>“Luviler”</strong>i tanıdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Antik çağın eşsiz iki tanığının ruhundan ilham alarak hem </strong>“Luviler”<strong>i hem de onların ritüellerinde kullandıkları lavantayı birlikte bugünlere taşıyalım istedik.</strong></p>
<p>Özel bir parfümör eşliğinde antik dönem mistik bitkileri kullanarak üç özel parfüm tasarladıklarını bildirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Puduhepa: </strong>M.Ö. 13. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış <strong>Puduhepa, </strong>Hitit Kralı <strong>III. Hattuşili</strong>’nin eşi ve Hitit İmparatorluğunun büyük ana kraliçesidir. O zamanlar <strong>“Kizzuwatna” </strong>ülkesi olarak bilinen Çukurova topraklarında yer alan <strong>“Lawazantiya”</strong>da doğup büyümüştü. <strong>“Puduhepa Parfüm”, </strong>devlet kadını <strong>Puduhepa</strong>’nın anısını taze tutmak amacıyla Antik Çağ bitkileri esas alınarak hazırlandı.</li>
<li><strong>Piyamakurunta:</strong>Hitit Kralı <strong>I. Tudhaliya </strong>döneminde Batı Anadolu’ya yapılan il seferde birçok merkez fethedilmiş, halk esir alınarak Hattuşa’ya götürülmüştü. <strong>I. Tudhaliya, </strong>aynı bölgeye ikinci bir sefer daha düzenledi. Batı Anadolu bu sefer 22 küçük beyliğin ittifakından oluşan <strong>“Aşşuwa” </strong>birliği kurarak karşılık verdi. Bu birliğin lideri <strong>Piyamakurunta </strong>idi.</li>
</ul>
<p>Parfüm, <strong>Piyamakurunta </strong>ve arkadaşlarının özgürlük uruna verdikleri mücadeleyi anmak için antik çağın bitkileri esas alınarak üretildi.</p>
<ul>
<li><strong>Lallupiya: </strong>Hitit döneminde Anadolu’da bereketin simgesi olarak festivaller ve dini bayramlar düzenlenirdi. Bu törenlere sanatlarını icra etmek üzere katılan <strong>“Lallupiya”</strong>lılar, <strong>“Luvi” </strong>kökenli müzisyenlerdi. Parfüm, sirklerin öncüleri bu halkın sanata ve müziğe katkılarını anmak için yine antik çağın bitkilerinden hazırlandı.</li>
</ul>
<p><strong>Berman Mantı, </strong>yeri gelmişken Adana Seyhan’daki <strong>“Antik Kültür Merkezi”</strong>ne de değindi:</p>
<p>-          “Antik Luvi Kültür Merkezi”, <strong>Seyhan Belediyesi ile birlikte</strong> “özel-kamu işbirliği”<strong> ile hayata geçti.</strong> <strong>Merkezin danışmanlığını Münih Üniversitesi Asuryoloji ve Hititoloji Enstitüsü Eski Anadolu Dilleri ve Hititoloji Bölümü eski Başkanı Prof. Ahmet Ünal üstlendi.</strong></p>
<p><strong>Berman Mantı, </strong>dünya kozmetik devlerinin ve Türkiye’deki önde gelen üreticilerin hakim olduğu pazarda <strong>“Luviler”</strong>den güç almayı seçip, <strong>“Puduhepa”, “Piyamakurunta” </strong>ve <strong>“Lallupiya” </strong>markalaştırmak için kolları sıvadı…</p>
<p>Yolu açık olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Portakal Çiçeği Karnavalı’ sırasındaki organik atıklar 2 ton ‘kompost’a dönüşecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d72c246700c-1775709220.jpg" alt="" width="700" height="525" /></span><strong>‘ULUSLARARASI </strong>Portakal Çiçeği Karnavalı’nın <strong>“Portakallı Lezzetler” </strong>yarışmasının gerçekleştiği Adana Sheraton Oteli’nde <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Celal Toprak</strong>’la stantları gezerken Karadeniz Holding Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Özlem Yalçın </strong>ve sürdürülebilirlik danışmanlığı yapan Sercom Danışmanlık’ın Kurucusu <strong>Elif Özkul Gökmen</strong>’le karşılaştık.</p>
<p><strong>Yalçın </strong>ve <strong>Gökmen, </strong>4 yıldır gönüllü yaptıkları bir işi anlatmak istediklerini belirtti:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na </strong>“sürdürülebilir karnaval danışmanlığı” <strong>hizmeti veriyoruz.</strong></p>
<p>Onları dinlemeye koyulduk, anlattılar:</p>
<p>-          <strong>Alışveriş stantlarının kurulduğu Atatürk Parkı’nı Karnavalın </strong>“sürdürülebilirlik merkezi” <strong>olarak belirledik. 4 yıldır </strong>“Birlikte mümkün” <strong>mottosuyla doğa dostu bir etkinlik modelini hayata geçirdik. Etkilerini de görmeye başladık.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval döneminde Atatürk Parkı’nın günde 40 bin ziyaretçi ağırladığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde de çeşitli etkinlikler sonrası alanda ciddi atık bırakıldığı görülür. Biz </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>nı organize edenlerle konuştuk. Atatürk Parkı’nda atığın kaynağında azaltılması, ayrıştırılması ve geri kazanımı temel yaklaşımıyla yola çıktık.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Adana Büyükşehir Belediyesi ve Seyhan Belediyesi’nin desteği, Adana’daki Rotary Kulüpleri’nin de katılımı ile festival atıkları değerlendirildi. Organik atıkların değerlendirilmesi kapsamında bu yıl 2 ton kompost gübre elde edilmesi bekleniyor.</strong></p>
<p>Plastik kullanımı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Karnaval boyunca tek kullanımlık plastiklerin azaltılması yönünde önemli adımlar adımlar atıldı, parktaki stantlarda plastik kullanımına izin verilmedi. Katılımcılar kendi markalarını kullanmaya teşvik edildi. Park içi ulaşım elektrikli araçlarla sağlandı.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval Direktörü <strong>İlhami Günsel</strong>’in sürdürülebilirlik konusundaki mesajını iletti:</p>
<p>-          <strong>Karnavalın vizyoner bakış açısıyla sürdürülebilirlik çalışmalarına başlaması ve Türkiye’deki ilk inisiyatiflerden biri olması da son derece heyecan verici. 4 yıldır Atatürk Parkı’nda hayata geçirdiğimiz bu yaklaşımı önümüzdeki yıllarda tüm şehre yaymayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval Sürdürülebilirlik Koordinatörü Prof. <strong>Canan Madran</strong>’ın şu değerlendirmesini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>4 yıl önce başlattığımız bu çalışmalarda belediyelerimizden, paydaşlarımızdan ve halkımızdan büyük destek gördük. Adana hepimizin, gelecek hepimizin. Bu büyüklükte bir Karnavalı daha az iz bırakarak gerçekleştirmek mümkün.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen, </strong>ölçümleme ve etki analizi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl ilk kez, Karnavalın etkileri yalnızca uygulamalarla sınırlı kalmadı, aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutlarıyla uzman ekipler tarafından kapsamlı bir etki analizi gerçekleştirildi. Bir ilerleme raporu da hazırlayacağız.</strong></p>
<p>Sosyal etki ve kapsayıcılık tarafına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Sürdürülebilirliğin sosyal boyutu kapsamında kadın istihdamı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Stantlarda görevli personel dahil çalışanların en az yüzde 50’sinin kadın olması teşvik edildi.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen, </strong>Karnaval süresince gerçekleştirilen eğitim ve söyleşi programları ile sürdürülebilirlik bilincinin yaygınlaşmasına katkı sağlandığını vurgulayıp sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Çukurova Üniversitesi akademisyenleri ile </strong>“eko feminizm, su kaynakları ve sucul ekosistemlerin önemi” <strong>üzerine sunum ve sohbetler gerçekleştirildi.</strong></li>
<li>“Sigaranı Evde Bırak” <strong>başlıklı farkındalık etkinliği düzenlendi.</strong></li>
<li><strong>İş ve toplum sağlığı ve güvenliği önceliklendirildi ve tüm alanda çalışmaların yapılması sağlandı</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antik-donem-bitkileri-demlendi-anadolunun-sahipsiz-halki-luviler-kozmetik-markasi-oldu-76595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/67-1775709169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antik dönem bitkileri demlendi, Anadolu’nun sahipsiz halkı ‘Luviler’ kozmetik markası oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-ateskes-rallisi-76594</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda ateşkes rallisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d728b8796b9-1775708344.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkes, küresel piyasaların tansiyonunu bir anda düşürdü. Haftalardır savaşın gölgesinde yön arayan enerji piyasaları, ateşkes haberiyle birlikte adeta “rahatlama rallisi” yaşadı. Petrol fiyatları hızla geri çekilirken, risk iştahı yeniden canlandı. </p>
<h2>Euro/dolar 1.17’ye çıktı </h2>
<p>Piyasaların ilk tepkisinde biri dolar satışı odu. ABD’nin ticaret ortaklarının para birimleri karşısında doların hareketini izleyen endeks dün keskin bir düşüşle 99’un altına gerileyerek dört haftanın en düşük seviyesine ulaştı. Dolar euro karşısında geriledi ve euro/dolar paritesi şubat sonundan bu yana en yüksek seviyesi olan 1,17 dolara yükseldi.</p>
<h2>Brent %16 geriledi</h2>
<p>Ateşkes kapsamında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması karşılığında ABD ve İsrail’in askeri operasyonları durdurması bekleniyor. Bu gelişme, piyasaların en büyük korkusu olan arz kesintisi riskini kısa vadede ortadan kaldırdı. Nitekim Brent petrol yüzde 16’ya varan düşüşle 94 dolar seviyesine gerilerken, WTI petrol de 96 dolar civarına inerek son yılların en sert günlük düşüşlerinden birini kaydetti.</p>
<p>Petroldeki bu hızlı geri çekilme, rafine ürünlere de yansıdı. Avrupa dizel kontratları yüzde 20’nin üzerinde düşüşle son dört yılın en sert kaybını yaşarken, Ortadoğu ham petrolüne endeksli vadeli işlemlerde de benzer bir çözülme görüldü. Bu tablo, savaşın ilk günlerinde oluşan “arz şoku” fiyatlamasının büyük ölçüde geri alındığına işaret ediyor.</p>
<p>Ancak piyasalarda temkinli iyimserlik hakim. Çünkü ateşkesin geçici olması ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin sürdürülebilir şekilde normale dönüp dönmeyeceği belirsizliğini koruyor. Üstelik boğazdan geçişler için ücret alınması planı, orta vadede enerji maliyetleri üzerinde yeni bir baskı unsuru yaratabilir.</p>
<h2>Borsa ve altın rahatladı</h2>
<p>Enerji piyasalarındaki bu rahatlama, diğer varlık sınıflarına da hızla yayıldı. Avrupa borsaları yüzde 3-5 aralığında yükselirken, Asya piyasalarında da güçlü alımlar görüldü.</p>
<p>Endüstriyel metallerde bakır üç haftanın en yüksek seviyesine çıktı. New York’ta fiyat yüzde 4’e yakın artışla pound başına 5.75 doları aştı. Londra’da 3 ay vadeli bakırı ton fiyatı 12.300 doların üzerine yerleşti. Tedarik zincirine ilişkin kaygıların azalması özellikle alüminyum tarafında fiyatları destekledi.</p>
<p>Altın karmaşık bir seyir izledi. Ateşkesle birlikte jeopolitik risklerin azalması güvenli liman talebini zayıflatırken, piyasadaki toparlanma beklentileri değerli metale destek verip fiyatı ons başına 4,850 dolara kadar taşıdı. Buna rağmen altın fiyatları, savaşın ilk günlerindeki zirvelerin belirgin şekilde altında kalmayı sürdürüyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, önümüzdeki günlerde piyasaların yönü, diplomatik temasların kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı olacak.</p>
<h2>FT: Altındaki düşüşlerin arkasında Türkiye var</h2>
<p>Savaşın yarattığı dalgalı ortamda dikkat çeken bir diğer gelişme Türkiye’nin altın satışları oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Şubat sonundan bu yana yaklaşık 52 ton altın satması ve önemli miktarda swap işlemi gerçekleştirmesi, küresel altın fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı. Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara yaklaşan bu işlemler, altının son dönemde yüzde 11’in üzerinde değer kaybetmesinde etkili oldu. Analistler, merkez bankalarının alıcı konumundan kısmen çıkmasının, altın piyasasında dengeleri değiştiren kritik bir unsur haline geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-ateskes-rallisi-76594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/dolar-petrol-1760281902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD–İran ateşkesi enerji piyasalarında sert bir geri çekilmeyi tetiklerken, petrol fiyatı yüzde 16 civarında düştü. ABD doları geri çekildi, altın bu fırsattan yararlanıp yükseldi. Ancak uzmanlara göre asıl yön, Hürmüz’deki akışın kalıcı olarak normale dönüp dönmeyeceğiyle belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskes-coskusu-guclu-ama-temkinli-olmak-sart-76593</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes coşkusu güçlü ama temkinli olmak şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısında iki haftalık ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nda yeniden trafiğin başlamasıyla petrol ve doğalgaz fiyatları sert gerilerken TL varlıklar, Borsa İstanbul, altın yükseldi, dolar değer kaybetti. Borsa İstanbul BİST100 endeksi savaş öncesi seviyelerine hızla geri dönmeye çalışırken yabancının sert satışından en büyük kaybı yaşayan bankacılık hisseleri ise tavan seviyeleri gördü. Türkiye’nin tahvil faizleri de sert geriledi, 5 yıllık ifl as risk primi CDS 31 baz puan düşüşle 1 ayın dip seviyesi olan 254 puana geriledi. Uzmanlar yerlinin yoğun alımıyla borsada yaşanan coşkunun iki hafta boyunca devam etmesinin olası olduğuna işaret ederken ateşkesin sona ermesine denk gelen 22 Nisan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararının bundan sonrası için belirleyici olacağına işaret etti.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d728726c9ca-1775708274.png" alt="" width="233" height="168" />Baskı kalkınca ralli başladı </h2>
<p>ABD ve İran arasında ateşkes şimdilik sağlanmış gibi görünse de uzmanlar İsrail’in tavrının önemli olduğunu ve temkinli davranmak gerektiğine vurgu yaptı. Savaş boyunca TL varlıklar ve küresel piyasalarda artan petrol fiyatları ve yükselen enflasyon endişeleri nedeniyle sert satış baskısı altında kalırken iki haftalık ateşkes kararı nefes alınmasının sağladı ve tepki yükselişi başladı. Güçlenen risk iştahı ile piyasalarda rahatlama rallisi görülürken, ateşkes iki ülkenin daha uzun vadeli bir anlaşmaya varması için zaman kazanmasını da sağladı. Kalıcı bir barış için belirsizlikler İsrail faktörü başta olmak üzere halen daha ortada duruyor. </p>
<h2>Banka ve ulaştırma öne çıktı </h2>
<p>İki hafta da olsa baskıyı üzerinden atan TL varlıklar da dün güne iştahlı başladı. Borsa İstanbul BİST100 endeksinde sadece Tüpraş hisse fiyatındaki düşüş bir negatif etki yaratırken banka hisseleri tavan seviyesi gördü. BİST100 endeksinde gün içi yükseliş yüzde 5,9’a dayanırken, bankacılık endeksinde yüzde 9,7'yi geçti. Tüm endekslerde alıcı seyir gözlendi, işlem hacmi güçlü gerçekleşti ve BİST100 endeksindeki yükselişe en büyük katkı Aselsan ve Akbank’ın yanı sıra savaş baskısını üzerinden şimdilik atan Türk Hava Yolları hisseleri de Haziran 2023'ten bu yana en iyi performansına imza attı. BİST100 endeksi günü yüzde 4,76 yükselişle 13.536,8 puandan kapattı, bankacılık endeksi dün yüzde 8,54, ulaştırma endeksi yüzde 7,03 getiri sağladı.</p>
<p>Tahvil faizlerinde düşüş Yabancının savaşın başlamasıyla birlikte hızla satışa döndüğü TL gösterge devlet tahvilleri de dün nefes aldı. İki yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 39,50'ye, 5 yıllık gösterge devlet tahvili yüzde 36,25'e, 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 31,06'ya indi. Buna rağmen devlet tahvillerinde savaş önceki seviyelerin hala üzerinde kalınmaya devam etti. Yabancı bir analist ateşkesin bu kadar kısa sürede sağlanacağına inanmayan piyasanın iki haftalık ateşkese 'short'ta yakalandığını ve tahvillerdeki bu pozitif havanın daha çok pozisyon kapatmadan kaynaklandığını vurguladı.</p>
<h2>Türkiye için iki kritik tarih</h2>
<p>Aynı analist Türkiye için bu iki haftalık ateşkes tarihlerinin çok kritik dönemlere denk geldiğine işaret etti. 17 Nisan’da S&amp;P’nin kredi notu değerlendirmesi bulunduğunu 22 Nisan’da ise Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararının açıklanacağını belirten uzman iki haftalık ateşkesin de tam 22 Nisan’da biteceğini söyledi. İsrail’in bir hamlesi olması ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesini zorlayacağını belirten analist 17 Nisan ve 22 Nisan’da gelecek kararların yurtiçi piyasalar için belirleyici olduğuna vurgu yaptı.</p>
<h2>Altın fiyatlarında yön yukarı </h2>
<p>Gram altın fiyatları da ateşkes coşkusundan nasibini aldı. Yeni güne altının ons fiyatındaki artışla yükselişle başlayan gram altın fiyatları dün gün içinde yüzde 1,5’in üzerinde yükseldi. Ve gram altın fiyatları 6 bin 957 liraya kadar geldi. Serbest piyasada ise gram altın fiyatlarında yükseliş yüzde 3’e yaklaştı ve 6 bin 900 liranın üzerine çıktı. Serbest piyasada çeyrek altın 11 bin 280 liraya, Cumhuriyet altını ise 46 bin 129 liraya kadar çıktı. Altının onsu, 4 bin 854 dolara kadar yükseldi. Uzmanlar geçici ateşkesin ardından tahvil faizlerindeki düşüşün ve ABD Merkez Bankası Fed’den faiz indirimi beklentilerinin güçlenmesinin altın fiyatlarını desteklediğini dile getirdi.</p>
<p>Her ülke kendi iç dinamikleriyle Perform Portföy Fon Yöneticisi Altan Aydın, 2 hafta boyunca ara ara gerilimin yine arttığının görülebileceğini belirterek “Ancak bundan sonra ateşkes sona erse de artık ateşkesi uzatmak için herkes çaba gösterecek. Bu yüzden bu saatten sonra her ülkenin kendi dinamikleriyle hareket edeceğini düşünüyorum. Bizim için nisan PPK ve bilançolar belirleyici olacak, bence endeks savaş öncesi seviyelerde yaz ortasına kadar dalgalanır. 305 dolar seviyesi bizim için referans olacak, ilk çeyrek finansalları genel olarak gayet iyi. Savaşın etkilerini 2.ceyrekten itibaren daha çok hissederiz. Bu yüzden ben Temmuz PPK toplantısında yeniden faiz indirimlerine başlanabileceğini ve o toplantıya kadar bu beklentinin fiyatlanacağını düşünüyorum. Özellikle CDS’teki hızlı geri çekilme bence önemli bir gösterge” diye konuştu.</p>
<h2>Alımların tamamı yerliden</h2>
<p>Bir diğer uzman bu hafta iyimserliğin devam edeceğine işaret ederek piyasada endeks seviyesi olarak o derece görünmese de şirketler bazında ciddi iskontolar oluştuğunu vurguladı. Tepki alımlarının gelmesinin normal olduğunu, alışların büyük kısmı hatta tamamının da yerliden kaynaklandığına işaret eden uzman, PPK kısmının ise soru işareti olduğunu belirtti. Şu anki beklentinin politika faizinin yüzde 40 fonlama faizine çekilmesi olduğunu hatırlatan uzman 2 haftalık süreçte petrol başta olmak üzere fiyatlamaların yakından izleneceğini dile getirdi. Bilanço sezonunun yaklaştığını söyleyen uzman bankacılık sektöründe ocak ve şubat iyi geçse de mart ayının sıkıntılı olduğunu bankaların yapacakları yönlendirmelerin de yılın geri kalanı için önemli olacağını vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskes-coskusu-guclu-ama-temkinli-olmak-sart-76593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ve İran’ın iki haftalık ateşkes kararı savaş baskısından bunalan piyasalar için rahatlama rallisi yarattı. TL varlıklar dün günü yükselişle geçirirken bankacılık endeksi başta olmak üzere Borsa İstanbul’da genele yayılan alımlar etkili oldu. Borsada alımlar yerliden kaynaklanırken Türkiye’nin iflas risk primi CDS ise 1 ayın en dip seviyesine geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balkanlar-ve-asya-pazarlari-buyumenin-yeni-adresi-oldu-76634</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balkanlar ve Asya pazarları büyümenin yeni adresi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye’nin maden ihracatı son beş yılda dalgalı ancak yön arayışının belirginleştiği bir tablo ortaya koydu. 2021- 2025 döneminde toplam ihracat değer bazında sınırlı artış gösterirken, ülke dağılımında dikkat çekici bir yeniden dengelenme yaşandı. Geleneksel Avrupa pazarlarında yatay veya gerileyen bir seyir öne çıkarken, Balkan ülkeleri, Güney Asya ve Orta Doğu pazarları büyümenin itici gücü haline geldi. Özellikle sanayi mineralleri ve doğal taş ihracatındaki yön değişimi, pazar çeşitlenmesinin hızlandığını ortaya koydu.</p>
<p><strong>Çin liderliğini korudu, ABD dalgalı seyretti </strong></p>
<p>Beş yıllık dönemde Türkiye’nin maden ihracatında en büyük pazar konumunu Çin korudu. 2021 yılında 1,65 milyar dolar seviyesinde olan ihracat, 2022’de 1,73 milyar dolara yükseldikten sonra kademeli olarak geriledi ve 2025 yılında 1,64 milyar dolar olarak gerçekleşti. Değer bazında sınırlı düşüş yaşanmasına rağmen Çin, toplam ihracat içindeki ağırlığını korudu. Çin’e ihracatta özellikle blok mermer, traverten ve bazı endüstriyel mineraller belirleyici olurken, son iki yılda ham ürün talebindeki yavaşlama dikkat çekti. Bu durum, katma değerli ürün ihracatına geçiş ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d75956b0c08-1775720790.png" alt="" width="769" height="715" />ABD, Çin’in ardından ikinci büyük pazar olmayı sürdürdü. 2021’de 563 milyon dolar olan ihracat, 2022’de 624 milyon dolarla zirve yaptı. Sonraki yıllarda gerileyen satışlar 2024’te 506 milyon dolara kadar düşerken, 2025’te 537 milyon dolara toparlandı. ABD pazarında özellikle işlenmiş doğal taşlar, kuvars bazlı ürünler ve bor türevleri öne çıktı. Ancak maliyet baskısı ve rekabet, son yıllarda ihracatın dalgalı seyretmesine neden oldu.</p>
<p><strong>Bulgaristan yükselişte, Hindistan istikrar kazandı </strong></p>
<p>Beş yıllık dönemin en dikkat çekici performanslarından biri Bulgaristan’da görüldü. 2021’de 262 milyon dolar olan ihracat, 2025’te 461 milyon dolara yükselerek neredeyse iki katına çıktı. Bu artış, Türkiye’nin Avrupa’ya yakın sanayi üretim merkezlerine hammadde tedarikinde rolünün arttığını gösterdi. Bulgaristan’a ihracatta metalik mineraller, feldspat ve sanayi hammaddeleri öne çıkarken, bölgedeki üretim zincirlerine entegrasyonun güçlendiği dikkat çekti.</p>
<p>Hindistan’a maden ihracatı son beş yılda kesintisiz artış eğilimi sergiledi. 2021’de 178 milyon dolar olan ihracat, 2025 yılında 262 milyon dolara ulaştı. Özellikle blok mermer ve krom cevheri satışları bu artışta etkili oldu. Hindistan’daki inşaat ve seramik sektörünün büyümesi Türkiye’nin doğal taş ve sanayi mineralleri ihracatını destekledi. Bu tablo, Hindistan’ın önümüzdeki dönemde ilk beş pazar arasına girme potansiyeline işaret ediyor.</p>
<p>Avrupa Birliği ülkelerinde genel olarak yatay bir seyir dikkat çekti. İspanya’ya ihracat 2021’de 300 milyon dolar seviyesindeyken 2024’te 250 milyon dolara kadar geriledi, 2025’te ise yeniden 298 milyon dolara yükseldi. İtalya pazarı ise dalgalı olmakla birlikte yukarı yönlü trend yakaladı ve 2025’te 250 milyon dolara ulaştı. Belçika’da 2021’de 231 milyon dolar olan ihracat 2024’te 188 milyon dolara kadar geriledikten sonra 2025’te 243 milyon dolara çıktı. Bu ülkelerde feldspat, mermer ve endüstriyel mineraller öne çıkan kalemler oldu.</p>
<p>Almanya ve Fransa gibi geleneksel pazarlarda ise aşağı yönlü bir seyir dikkat çekti. Almanya’ya ihracat 2021’de 147 milyon dolardan 2025’te 113 milyon dolara geriledi. Fransa’da ise aynı dönemde 141 milyon dolardan 114 milyon dolara düşüş yaşandı. Bu gerilemede Avrupa’da talep yavaşlaması ve rekabet artışı etkili oldu.</p>
<p><strong>Asya pazarları büyümenin yeni odağı oldu </strong></p>
<p>Orta Doğu pazarlarında özellikle Suudi Arabistan dikkat çekici bir yükseliş sergiledi. 2021’de yalnızca 3 milyon dolar seviyesinde olan ihracat, 2025 yılında 120 milyon dolar seviyesine çıktı. Bu artışta altyapı ve inşaat projelerine bağlı doğal taş ve yapı mineralleri ihracatı etkili oldu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde de ihracat 66 milyon dolardan 90 milyon dolara yükseldi. Irak pazarı ise beş yıllık dönemde 120 milyon dolar bandında yatay seyretti. </p>
<p>Güney Kore’ye ihracat 2021’de 65 milyon dolar seviyesindeyken 2025’te 143 milyon dolara yükseldi. Bu artış, endüstriyel mineraller ve seramik hammaddelerine yönelik talebin arttığını gösterdi. Hollanda’ya ihracat 82 milyon dolardan 134 milyon dolara çıkarken, Rusya’ya ihracat 53 milyon dolardan 67 milyon dolara yükseldi. Endonezya ve Japonya gibi pazarlarda da kademeli artışlar görüldü. Bu tablo, Türkiye’nin maden ihracatında Asya merkezli bir büyüme eğiliminin güçlendiğini ortaya koydu. Özellikle seramik ve cam sanayine yönelik mineraller bu pazarlarda ihracatı destekledi.</p>
<p><strong>Doğal taşlar ana ihracat kalemi olmaya devam etti </strong></p>
<p>Ürün bazında incelendiğinde doğal taşlar beş yıllık dönemde en büyük payı korudu. Çin, Hindistan ve ABD bu ürün grubunun ana pazarları oldu. Bunun yanında feldspat, kuvars, bor ürünleri ve metalik minerallerin payında artış dikkat çekti. Sanayi minerallerine yönelik talebin artması, özellikle Avrupa ve Asya pazarlarında ihracatı destekledi.</p>
<p>Krom cevheri ve metalik mineraller Balkan ülkelerine ihracatta öne çıkarken, feldspat ve kuvars Avrupa’daki seramik üretim merkezlerine yönelik ihracatta belirleyici oldu. Bor ürünleri ise ABD ve Uzak Doğu pazarlarında güçlü performans sergiledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Pazar çeşitliliği ihracatı dengeledi</strong></span></p>
<p>Beş yıllık veriler, maden ihracatında tek pazara bağımlılığın kademeli olarak azaldığını gösterdi. Çin’in payı yüksek kalmasına rağmen Balkan ülkeleri, Hindistan ve Orta Doğu pazarlarının büyümesi ihracatın dengelenmesine katkı sağladı. Özellikle Bulgaristan, Hindistan, Güney Kore ve Suudi Arabistan’daki artışlar toplam ihracatı destekleyen ana faktörler oldu. Buna karşılık Almanya, Fransa ve bazı Batı Avrupa pazarlarında yaşanan gerileme, katma değerli ürün ihracatının önemini artırdı. Veriler, Türkiye’nin maden ihracatında yönünü ham ürün ağırlığından sanayi mineralleri ve işlenmiş ürünlere doğru çevirdiğini ortaya koydu.</p>
<p>Son beş yıllık tablo, Türkiye’nin maden ihracatında coğrafi çeşitlenmenin hızlandığını, Asya ve yakın coğrafyada büyümenin güçlendiğini, Avrupa pazarında ise rekabet baskısının arttığını gösteriyor. Bu eğilim, önümüzdeki dönemde katma değerli ürün ihracatı ve yeni pazar arayışlarının sektörün ana gündemi olacağını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balkanlar-ve-asya-pazarlari-buyumenin-yeni-adresi-oldu-76634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/4/1280x720/3-1775720730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin maden ihracatında son beş yılda coğrafi ağırlık değişti. Avrupa’nın geleneksel pazarlarında sınırlı hareket görülürken, Bulgaristan, Hindistan ve Güney Kore gibi ülkelerde kaydedilen artışlar ihracatın yönünü Balkanlar ve Asya’ya çevirdi. Özellikle sanayi mineralleri ve doğal taş talebi bu pazarlardaki büyümeyi destekledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5gde-yerlilik-payini-ostimin-cagdas-ahi-dayanismasi-buyuttu-76619</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5G’de yerlilik payını OSTİM’in &#039;çağdaş Ahi dayanışması&#039; büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, OSTİM tarafından oluşturulan 7 sektörel kümede yer alan firmaların çağdaş Ahi dayanışması ile güçlerini birleştirdiğini, bu kümelerin haberleşme, savunma sanayi ve ulaşım başta olmak üzere çeşitli alanlarda yerli teknolojinin ve yerli üretimin geliştirilmesi için çalışan bir model olarak kendini gösterdiğini söyledi. Orhan Aydın, son örnek olarak Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesinin, yerli yetkinliklerin maksimize edilmesi ve yapılan görüşmeler sonucu, 5G teknolojisi oluşturulmasında yerli katkı oranının yüzde 60’a çıkarılması kararının alınmasında etkili olduğunu anlatarak 5G projesinde yerli firmalara yeni iş olanakları yaratılmasında başarılı olduklarını söyledi. Ankara’nın sanayileşmesine imza atan OSTİM’in katkılarının artık ulusal ve hatta uluslararası düzeye çıktığına ve Ankara’daki organize sanayi bölgelerinde OSTİM’li firmaların yoğunluğuna dikkat çeken Orhan Aydın; “Bölgemiz, ülkemiz ve insanlığın iyiliği için çalışıyoruz.” mesajı verdi. Orhan Aydın, OSTİM Organize Sanayi Bölgesi’nin günümüze uzanan gelişim sürecini ve vizyonuna ilişkin değerlendirmesinde; “Bize enerji katan bölgemiz OSTİM’in sınırlarının dışına çıkıyoruz.” ifadesi ile hedef büyüttüklerine vurgu yaptı. Yapay zekaya Ahi ruhu aşılamaya çalışan, ‘yerli’, ‘milli’ ve ‘rekabetçi’ üretimi hedefleyen OSTİM modelini geliştirmeye çalışan misyonun temsiline özen gösteren OSB Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın görüşlerini şöyle özetledi:</p>
<p><strong>OSB üstü bir ekosistem</strong></p>
<p>OSTİM, 17 ana sektör, 139 işkolu, 6500 işletme ve 65000 çalışanın yanı sıra; vakfı, yatırım şirketi, teknoparkı, kümeleri, üniversitesi ve firmalarıyla farklı ve yetkin bir ekosistem. OSTİM Vakfı, OSTİM Teknik Üniversitesi ile bölgeyi taçlandırdı. Bu ekosistem içerisinde ‘fikir’den ‘borsaya açılma’ aşamasına bütün soruların cevabını üreten kurumlar var. OSTİM’in gelecek vizyonunda sıra dışı firmalar yer alıyor. ABD’deki Silikon Vadisi örneğinden hareketle OSTİM’i bir teknoloji vadisi olarak geleceğe hazırlıyoruz.</p>
<p><strong>Dayanışma ve iş birliği ruhu</strong></p>
<p>Kuruluşundan bir yana dayanışma ve iş birliği ruhuyla hep birlikte üreten OSTİM bu anlayış ile üretimdeki yabancılaşmayı da önlüyor. Yarım asrı geride bırakan OSTİM, sadece fiziki bir sanayi bölgesini değil, bu ruhun temsil ettiği, yerli ve milli sanayi için, küresel rekabet koşullarına uygun çalışma ve başarma azmini de ifade ediyor. OSTİM sanayicisini merkeze alan üretim modeli, çok sektörlü yapısı ve güçlü iş birliği kültürüyle değişimin sahadaki en somut karşılıklarından biri olarak öne çıkıyor. Ortak akıl, birlikte üretme anlayışı ve sürdürülebilir kalkınma odağında şekillenen bu yapı, OSTİM’i bugünün ihtiyaçlarına çözüm üreten ve geleceğin sanayi modelini birlikte inşa eden stratejik bir merkez haline getirdi.</p>
<p><strong>Tek durak ofis</strong></p>
<p>OSTİM, 1997 yılında OSB statüsü kazandı. OSB Müdürlüğü, bölgenin, tüm altyapı ve üstyapı hizmetlerini gerçekleştirerek, bölge firmalarının rekabet gücünü arttırıcı faaliyetlerde bulunuyor. Bu kapsamda tüm hizmetlerini tek bir merkezden sunuyor. Bölge çevreye duyarlı, sürdürülebilir ve enerji verimliliği yüksek hale getirilmiş ‘gümüş’ kategoride yeşil bir OSB olarak faaliyetlerini sürdürüyor. OSTİM Organize Sanayi Bölgesi’nde yeşil dönüşüm ve karbon sıfır çalışmalarına katkı sağlayacak önemli bir aşama daha geçildi. Dünya Bankası tarafından desteklenen GES projesi ile bölgede açık otopark alanlarına yapılacak santrallerle OSTİM’li işletmelere 2 MW daha yeşil enerji sağlanmış olacak. Proje tamamlandığında OSTİM’in yenilenebilir enerjideki kurulu gücü 5 MW’a ulaşacak. Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin (HAB) kurgulanmasında OSTİM olarak görev aldık. Savunma Sanayii Başkanlığı’nın nezdinde Meksika’da benzer bölgeyi inceledik. Sonuçta, HAB OSB Ankara ve bölgemiz için inanılmaz bir katma değer oluşturdu.</p>
<p><strong>Meslek okulları ve teknoparklar OSB’lerde olmalı</strong></p>
<p>OSTİM Vakfı eğitim ve teknoloji olmak üzere iki başlıkta faaliyet gösteriyor. Meslek yüksekokullarının OSB’lerde olmasının daha yararlı olacağını savunuyoruz. İlk defa OSTİM, Gazi Üniversitesi ile birlikte Meslek Yüksekokulunu OSB’ye getirdi. Bunun dışında teknoparkların da sanayi bölgelerinde olmasını savunuyoruz. Bunu da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Teknokentini OSTİM’e getirerek gerçekleştirdik. Ostim Teknopark’ı kurgularken de üniversite-sanayi iş birliğinin hayata geçirilemeyen taraflarını gerçekleştirmeyi hedefledik. Ankara’nın 7 üniversitesini ikna ederek teknoparkımıza ortak ettik. Geçmişte medeniyetimizin de çok önemli bir kurumu olan Ahilik teşkilatının yeni versiyonu olan kümeleri oluşturduk. İş ve İnşaat Makineleri, Savunma ve Havacılık, Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri, Medikal Sanayi ve Kauçuk Teknolojileri kümelenmelerimiz sadece OSTİM değil, Ankara çanağındaki ve yakın illerdeki firmaların katıldığı kümelenmelere dönüştü. OSTİM’deki iki kümelenme, Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi (ARUS) ve Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK) Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmek üzere oluşturuldu. Türkiye’nin bütün raylı sistemleri hafif metro, metro ve hızlı trenleri de dahil olmak üzere Türkiye’de yapılması konusunda artık tartışmaları bitirdik ve Türkiye’de bunları yapan ciddi firmalarımız oluştu. Artık bütün dünyanın işlerini de yapar hale geldiler. Kendimizi sorumlu hissettiğimiz Türkiye’nin haberleşme teknolojilerini yapacak firmaları organize eden Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi’ni oluşturduk. En son yapılan 5G ihalesinde yüzde 60 yerli katkı paragrafını bu küme yazdırdı.</p>
<p><strong>KİLOMETRE TAŞLARI…</strong></p>
<p>▶ 1967 OSTİM kuruldu (Yön. Kur. Bşk. Cevat Dündar).<br />▶ 1970 Yapılaşma büyük ölçüde tamamlandı (Yön. Kur. Bşk. Turan Çiğdem).<br />▶ 1992 Kurumsal dönüşüm başladı. Yeni vizyon, yeni idealler kurgulandı (Yön. Kur. Bşk. Orhan Aydın).<br />▶ 1993 OSTİM Vakfı kuruldu.<br />▶ 1997 OSB Statüsü alındı.<br />▶ 2000 Bölgesel ve sektörel kalkınma için ‘kümelenme’ faaliyetleri başladı.<br />▶ 2017 OSTİM Teknik Üniversitesi kuruldu.<br />▶ 2021 OSTİM OSB Teknik Koleji kuruldu.</p>
<p><strong>3,5 milyar dolar lisans bedeli ödemeleri</strong></p>
<p>5G ihalesinde 3 operatör firmanın yaklaşık 3,5 milyar dolarlık lisans bedeli ödemeleri ile sonuçlandı. Sistemin bütünüyle devreye girmesi ise yıllar alacak. Bu dönüşüm kapsamında altyapı yatırımları, cihaz ve operasyonel maliyetlerin toplam 10-12 milyar dolar milyar dolar arasında olması tahminler arasında. Yatırımlarda yerlilik oranlarındaki artışın karşılığı milyarlarca dolara denk geliyor. Bu nedenle yerlilik oranının yüzde 45’ten yüzde 60’a çıkarılması reel sektör açısından da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Milyonlarca dolarlık yeni iş hacmi</strong></p>
<p>Orhan Aydın; 5G teknolojinin kurulmasında yerli katkı oranının artırılmasında OSTİM tarafından ortaya konulan üretim yeteneklerine sahip olmanın etkili olduğunu anlattı. Böylelikle 4,5 G’den 5G teknolojisine geçilmesinde ihale şartnamesinde yer alan yerlilik oranı kriterlerinin yerli katma değeri artıracak şekilde belirlenmesi sağlanmış oldu. 5G yetkilendirmelerinde ilk yıl yüzde 50 yerli malı belgeli ürün ve en az yüzde 5 milli haberleşme ürünü kullanma yükümlülüğü başlatılacak. İlerleyen yıllarda yerli malı belgeli ürün oranı peyderpey artırılarak yüzde 60’a çıkarılacak. 4,5G teknolojisinde söz konusu yükümlülük ilk yıl yüzde 30 olarak belirlenmiş ve daha sonra yüzde 45’e kadar çıkarılmıştı. Böylece 5G, mobil haberleşme hızını 10 kat artırmanın yanında 4,5G’ye göre yerli malı kullanımında büyük avantaj sağlayacak.</p>
<p><strong>Ahilik geleneği…</strong></p>
<p>Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu’da Ahi Evran tarafından kurulan; esnaf, zanaatkâr ve üreticileri ahlaki, iktisadi ve sanatsal yönlerden yetiştiren sosyo-ekonomik bir Türk dayanışma teşkilatıdır. İyi ahlak, doğruluk, kardeşlik ve yardımseverlik temeline dayanan bu sistem, günümüz esnaf odalarına benzer işlevler görürken, kaliteli üretim ve mesleki eğitim (usta-çırak) sağlamıştır.</p>
<p><strong>Ahiliğin önde gelen yedi ilkesi:</strong></p>
<p>1- Elini hep açık tut, 2- Sofranı hep açık tut, 3- Kapını hep açık tut, 4- Ağzını hep kapalı tut, 5- Gözünü hep bağlı tut, 6- Eline hep sahip ol, 7- Diline her zaman sahip ol.</p>
<p><strong>Taşkent’te sizi OSTİM Sanayi Bölgesi karşılayacak</strong></p>
<p>Türk ve İslam dünyasından ve Afrika’nın bütün ülkelerinden heyetler ağırladıklarını, talep eden ülkelerle de OSTİM modeli bilgisini paylaşmak üzere iyi niyet protokolleri imzaladıklarını anlatan Orhan Aydın, Özbekistan’da OSTİM modeli ile inşa edilen Özbek – Türk Organize Sanayi Bölgesini Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in nezdinde yürüttüklerini ifade ederek; “Taşkent’e gittiğiniz zaman OSTİM Sanayi Bölgesi sizi karşılayacak. Şu an o bölgemiz faaliyete geçti. Türkiye’den birçok firmamız orada yatırım yapmaya başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Nadir toprak elementleri projesi…</strong></p>
<p>OSTİM, Özbekistan’da başarıyla sürdürdüğü projelerinin ardından yeni sözleşmelere imza attı. Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti ile Nukus’ta organize sanayi bölgesi planlanması, kurulumu ve sanayileşme süreçleri için fizibilite çalışması yapmak üzere sözleşme imzalayan OSTİM, bir diğer sözleşmeyi de Özbekistan Teknik Metaller Kurumu (TMK) ile nadir toprak elementlerinin yüksek teknolojide kullanılacak şekilde zenginleştirilip katma değerli ürüne dönüştürülmesine yönelik organize sanayi bölgelerinin planlanması üzerine imzaladı.</p>
<p><strong>OSTİM’de yapılaşma değişecek</strong></p>
<p>OSTİM 2025’te altyapı, üstyapı, imar, elektrik ve doğal gaz dağıtımı faaliyetlerini kaliteli, kesintisiz ve rekabetçi bir anlayışla sürdürdü. 2025’te yapılanmayı doğru yönlendirmek üzere hem ruhsatlar hem izinler düzenlendi. Yönetim OSTİM’in çehresini de değiştirme peşinde. Binaların cepheleri ve kullanım şekilleri biraz daha büyütülerek yapılaşmayı revize edilecek.</p>
<p><strong>Orhan Aydın hakkında…</strong></p>
<p>1952 yılında Kızılcahamam’da doğdu. Ankara Gazi Lisesi (1971), Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Makina Mühendisliği (1974) mezunu. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Dairesinde (1975-1979) makine mühendisi olarak çalıştı. Askerlik hizmetinin (1980) ardından sanayi ve ticaret alanında girişimci olarak çalışma hayatına devam ederken Yeni OSTİM ve Özanadolu Kooperatiflerinin kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak projeleri tamamladı. İvedik Organize Sanayi Bölgesinin kuruluşunda Mütevelli Heyet Üyesi olarak yer aldı (1987 – 1996). Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildiği (1992) OSTİM Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi’nin yapılaşma, altyapı, işletmelerin faaliyete geçmesi ve üstyapısal desteklerin sağlanması çalışmalarını yürüterek bölgenin bir KOBİ şehrine dönüşüm sürecini yönetti. Bölge dahil ulusal ölçekte sanayi ve teknoloji yeteneklerinin artırılması ve rekabetçiliği destekleyen unsurlarla örnek bir üretim ekosisteminin kurulması için çalışmalar yaptı. Birleşmiş Milletler, Global Compact, İslam Konferansı Örgütü ve D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı toplantılarına OSTİM Modelini anlatmak üzere davet edildi. Özelikle girişimci ve teknolojiye dayalı sanayileşme, ortaklaşa rekabet, bölgesel ve sektörel kalkınma, yaşanabilir çevre gibi “yarınlara yaşanabilir daha iyi bir dünya bırakma” hedeflerini uluslararası kamuoyu platformlarda da paylaştı. Evli, 4 çocuk babası ve 8 torun dedesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5gde-yerlilik-payini-ostimin-cagdas-ahi-dayanismasi-buyuttu-76619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/56-1775714206.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, OSTİM tarafından oluşturulan 7 sektörel kümede yer alan firmaların çağdaş Ahi dayanışması ile güçlerini birleştirdiğini, bu kümelerin haberleşme, savunma sanayi ve ulaşım başta olmak üzere çeşitli alanlarda yerli teknolojinin ve yerli üretimin geliştirilmesi için çalışan bir model olarak kendini gösterdiğini, son olarak Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesinin yerli yetkinliklerin maksimize edilmesi ve yapılan görüşmelerle sonucu 5G teknolojisi oluşturulmasında yerli katkı oranının yüzde 60’a çıkarılması kararının alınmasında etkili olduğunu anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soklara-karsi-nasil-hazir-oluruz-76617</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şoklara karşı nasıl hazır oluruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tabloyu savaş değil, sıçrayan petrol fiyatları değiştirdi. Petrol fiyatlarındaki artış ekonomiyi sarsarak hedefleri tehlikeye attı. Kuşkusuz savaşın süresinden olumsuz etkilenen beklentiler de bozulmaya başladı. Beklentilerin düzelmesi için de belirsizliklerin azalması, güvenin artması, zaman geçmesi gerekecek. </strong></p>
<p>Reel sektörün gündemi ‘üretim’ üzerine kurulu. Koşullar ne olursa olsun üretmek, ‘dur, durak’ bilmeden üretmek, sonra da satmak. Ancak bizim coğrafyamızda, bizim koşullarımızda, şu ya da bu nedenle bu iş öyle göründüğü kadarıyla kolay olmuyor.</p>
<p>Dün başka bir şey vardı, bugün savaş oldu, yarın muhtemelen başka bir şey olacak. Eğer yeterince dirençli olamıyorsanız, yaşanması kesin şoklar, süreci kesintiye uğratıyor. Haliyle bu koşullardan beslenen deneyim üzerine deneyim yoruyor! Üstelik bu şoklar bazen içeriden, bazen dışarıdan kaynaklanıyor.</p>
<p>Bugüne dönecek olursak; ne dersiniz, fırtına dindi mi? Sanki en azından 15 günlük bir zaman kazanılmış gibi. Bu süreçte daha sakin bir kafayla bir hasar tespiti yapılıp, bazı önlemler alınabilir mi?</p>
<p>Bu fırtına en çok nereyi vurdu? Herhalde ham petrol krizi nedeniyle akaryakıt fiyatları yoluyla ortaya çıkan hasar ilk sırada olmalı. Dolayısıyla cepten gidenler bir yana, fiyat istikrarı yara aldı. Muhtemelen enflasyonda düşüş durdu. Tersine geçici de olsa bir yükseliş şaşırtıcı olmayacak.</p>
<p>Reel sektörün enflasyon dışında ikinci beklentisi olan faizlerde düşüş de durdu. Üstü örtülü faiz artışı yaşandı.</p>
<p>En büyük zararı büyük bir çabayla biriktirilen döviz rezervi gördü. Çeşitli kategorilerde izlenen rezervdeki düşüş, hemen her kesim tarafından farklı gerekçelerle yakından izlendi. Bu düşüş bir yandan da rezervin kalitesinin sorgulanmasına yol açtı.</p>
<p>Aslında kendimize güveniyorduk. Program otoritesi, programın 2025’te kendiliğinden gelişen birçok şoka karşı dirençli olduğunu söylüyordu. Ukrayna savaşı olsun, Gazze’ye saldırı olsun, nisan ayında Trump’ın başlattığı tarife savaşı olsun. Program bu sınamalardan başarıyla çıkmıştı. Başka örnekler de var. İçerde kuraklık olsun, zirai don olsun… Bunlara rağmen ‘program’ sonuç veriyordu. Özetle “Baştan ‘yok’ denilse de enflasyonla mücadele için “entegre, çok boyutlu, birbiriyle tutarlı olan bir program” uygulanıyordu. “Var ama başarılı olamaz.” hatta “Bu program sıcak paraya dayanıyor.” denilmesi de durumu değiştirmiyordu. Program otoritesine göre; “Ortada bir program var ve tüm olumsuz gelişmelere karşın sonuç üretiyor. Üretmeye de devam edecek.“ </p>
<p>Gerçekten de enflasyon ve faizler düşüyordu, bütçe deprem harcamalarına rağmen kontrol altındaydı, borçluluk makul sınırlar içinde, cari açık düşüşteydi. İhracatta dengeli artış sürüyor, ithalat artışı ise dizginlenmiş bir şekilde seyrediyordu. Program yavaş da olsa çalışıyor, yavaş da olsa doğru istikamette seyrediyordu.</p>
<p>Ancak bu tabloyu savaş değil, sıçrayan petrol fiyatları değiştirdi. Petrol fiyatlarındaki artış ekonomiyi sarsarak hedefleri tehlikeye attı. Kuşkusuz savaşın süresinden olumsuz etkilenen beklentiler de bozulmaya başladı. Beklentilerin düzelmesi için de belirsizliklerin azalması, güvenin artması, zaman geçmesi gerekecekti.</p>
<p>Daha kötüsü olabilir miydi? Olabilirdi. Bir kere ekonomi ‘Program’ nedeniyle hassas takip altındaydı. Savaşa, savaşın olumsuz etkilerine ekonomi politikası açısından daha gevşek bir yönetim sırasında da yakalanabilirdik. Enflasyon açısından önemli bir eşikte, aynı şekilde rezervler açısından tarihi bir yükseklikte yakalanmak da bir şans olarak değerlendirilebilir. Tersi de olabilirdi. Faizler yükseliyorken, KKM biriktirirken ya da swap’larla uğraşırken bir şokla karşılaşabilirdik.</p>
<p>28 Şubat’tan sonra alınan önlemlere baktığımızda neler görüyoruz? Petrol şokunun tüketici fiyatlarındaki artışını sönümlemek için fiyatlama sisteminde geçici bir değişiklik yapıldı.</p>
<p>Turizm sektörünün desteklenmesi için kefalet desteğiyle turizm ve ihracat yapan sektörlere yönelik 120 milyar lira tutarında ilave kredi paketi oluşturuldu. Bu kapsamda, turizm işletmeleri için 60 milyar lira, ihracatçılar için 42 milyar lira ve katılım finans alanında 18 milyar lira limit tanımlandı. Bu yolla söz konusu paketlerle finansmana erişimde oluşabilecek olası daralmanın önüne geçilerek, reel sektörün işletme sermayesi döngüsünün korunması amaçlandı.</p>
<p>Dünya Bankası’ndan 1,6 milyar dolarlık demiryolu geçişi için yatırım kredisi sağlanması. KOBİ’lerin uzun vadeli ve uygun koşullu finansmana erişimi için 1,5 milyar avro tutarında kaynak sağlanması da yine reel sektörün parasal sıkışıklıkların aşılmasına yönelik adımlar arasında yer aldı. Bu kadar.</p>
<p>Program otoritesi bu sürecin tüm aktörler tarafından rasyonel bir şekilde yönetilmesi tavsiyesinde bulunarak, mali disiplinden taviz verilmeyeceğine dikkat çekmeye devam etti.</p>
<p>Sonuçta petrol fiyatlarındaki şok artışın etkilerini yaşayana kadar programın sınanması istikrar için yeterli olmadı. Demek ki yumuşak karnımız olan enerji fiyatlarındaki artışları dikkate alarak ve her zaman bir büyük şok yaşayacakmış gibi yarına hazırlanmak zorundayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soklara-karsi-nasil-hazir-oluruz-76617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şoklara karşı nasıl hazır oluruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cem-boyner-vizyoner-liderligiyle-perakendede-yeni-bir-sayfa-daha-acti-76614</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cem Boyner vizyoner liderliğiyle  perakendede yeni bir sayfa daha açtı </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyamızın en ilham veren girişimcilerinden Cem Boyner, kariyeri boyunca her zaman birkaç adım ilerde yatırımlar yapmayı başaran bir lider oldu. Türkiye’de çok markalı “Department Store” kültürünün yerleşmesinde kritik bir rol oynadı. Boyner ve Beymen markaları aracılığıyla çok geniş hedef kitlelere ulaşan bir iş modeli yarattı. Modern perakendenin, müşteri odaklı yaklaşımın ve deneyim pazarlamasının ön planda olduğu bu yaklaşım çerçevesinde yıllarca markalarının canlılığını korumayı başardı. </p>
<p>Boyner Grup, son olarak  “moda, kültür ve yaşam tarzını bir araya getiren yeni nesil deneyim alanı” olarak tanımladığı  COMMUNITÉ markası ile yeni bir yolculuğa yelken açtı.  COMMUNITÉ, Cem Boyner’in ifadesiyle,  kökü Türkiye'de ama kanatları globalde olan yeni bir perakende konsepti olarak büyüyecek. İstinyePark’ta 1800 m<sup>2  </sup>bir mağazayla doğan marka,  bu yıl ikinci mağazasını Galataport İstanbul’da açacak.  2027 yılının ilk çeyreğinde ise Bağdat Caddesi’nde yerini alacak.</p>
<p><strong>Keşif ve etkileşime davet eden bir deneyim alanı</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta, İstinyePark’ta düzenlenen açılış buluşmasında, Boyner Grup CEO ve Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner, COMMUNITÉ CEO’su Polat Uyal ve COMMUNITÉ Üründen Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sebla Refiğ Devidas, COMMUNITÉ fikrinin doğuşundan hayata geçirilişine kadar olan süreç hakkında bilgi paylaştılar.  Boyner, COMMUNITÉ’yi “<em>yalnızca bir mağaza değil; alışverişin ötesine geçen, keşif ve etkileşime davet eden bir deneyim alanı”</em> olarak konumladıklarını ifade etti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7397186461-1775712625.png" alt="" width="700" height="394" />Cem Boyner’in konuşmasında onun iş yapma anlayışını çok açık bir biçimde anlatan şöyle bir ifade vardı;  <em>“COMMUNITÉ, geleneksel çok markalı mağazacılık anlayışını geride bırakarak kategori bazlı düzen yerine hikâye, kürasyon ve beklenmedik karşılaşmalar üzerine kurulu bir deneyim sunuyor. Bir moda koleksiyonunun yanında sanat kitapları, bir sneaker’ın yanında tasarım objesi, bir parfümün yanında analog kamerayla karşılaşmak mümkün. Bu yaklaşım, ürünleri kategorilerinin dışına çıkararak yeni anlamlar kazandırmayı ve ziyaretçiyi yeniden keşfe davet etmeyi amaçlıyor</em>.”</p>
<p><strong>Cem Boyner’in Başarı Kodları: Geleceği Kuran 5 Temel Unsur</strong></p>
<p><strong><em>Hikaye, kürasyon, beklenmedik karşılaşmalar üzerine kurulu deneyimler, yeni keşifler…</em></strong></p>
<p>Konuşmasındaki bu sözcüklerden yola çıkarak ve  yöneticilerin COMMUNITÉ hakkındaki yorumlarını ekleyerek, Cem Boyner’in başarılı liderliğin arkasındaki başarı kodlarını aşağıda özetlemek istiyorum:</p>
<ol>
<li><strong>Değişimden korkmamak: “Geleneksel mağazacılık anlayışını geride bırakmak” </strong></li>
</ol>
<p>Cem Boyner kariyeri boyunca küresel trendleri önceden görebildi ve bu doğrultuda cesur adımlar attı. Marka iş birlikleri, konsept mağazacılık, farklı segmentasyonlarla tüm Türkiye’yi kapsayan iki ana marka yarattı. COMMUNITÉ’de de aynı yaklaşımla, çok iddialı bir giriş yapıyor.</p>
<p>COMMUNITÉ, yalnızca moda ile sınırlı kalmayan; sanat, tasarım, mimari, gastronomi ve dijital etkileşimi bir araya getiren yaşayan bir kültür platformu olmayı hedefliyor.  Sürekli dönüşen dinamik yapısı sayesinde, mağazalar yaşayan bir ekosistem sahibi oluyor. Bu devinim, müşterilerin daha sık mağazaya gelmesini sağlayacak renkli bir ortam yaratılmasın zemin hazırlıyor.  Cem Boyner yeni nesil mağaza yaklaşımlarını şu cümlelerle özetliyor: </p>
<p><em>“Artık herkes her şeyi biliyor, herkes her şeyi yapıyor. Teknoloji de herkesin elinde. Sessiz devrim dediğim o. Binlerce marka geliyor.</em></p>
<p><em>Biz çok uzun zamandır bunun farkındaydık. Diyorduk ki: bir formatımız var, o formatta takıldık ve değişiklik getirmekte zorlanıyoruz. Çünkü değişiklik getirmek, mevcut müşterinin istediği bir şeyi yapmamak demek. Yani sen mağazanın %15’ini değiştireceğim, yepyeni markalar koyacağım dediğin zaman, o %15’in de iki milyon müşterisi varsa onları da aslında yüzüstü bırakmış olursun. Dolayısıyla bu "emerging" (yeni gelişen) markaların, yükselen tasarımcıların ortaya çıkıp kendilerine ait bir yer bulmaları konusu çok uzun zamandır konuşuluyor ama yapılamıyordu. COMMUNITÉ bu sene 400’ün üzerinde yeni marka getirecek Türkiye’ye ve bunun %70’i ilk defa Türkiye’de satılıyor. En önemli kısmı ise hem Türkiye’de ilk defa hem de bir arada satılıyor olması.”</em></p>
<ol start="2">
<li><strong> Girişimci cesaret: “Bir Mağazadan fazlasını hayal etmek”</strong></li>
</ol>
<p>Boyner Grup , her zaman modern pazarlama anlayışıyla yeni konseptler, yeni markalar ve yeni mağaza modelleri yaratan bir yapıya sahip oldu.  Klasikleşen markalarının özündeki “kalite ve güven” özelliklerini koruyarak, genç kitlelere  de erişmeyi ve canlı kalmayı başardı </p>
<p>Cem Boyner’in verdiği bilgiye göre, COMMUNITÉ’ de aynı yaklaşımla günümüzün dinamiklerine uygun olması hedeflenerek tasarlandı.  Yalnızca alışveriş yapılacak bir alan yaratmak değil; insanların vakit geçirmek isteyeceği, sosyalleşeceği ve tekrar tekrar geri döneceği bir buluşma noktası oluşturmak hedefiyle yola çıkıldı. Yeni nesil tüketicilerin daha fazlasına sahip olmayı değil, anlamlı bağlar kurabilmeyi önemsedikleri içgörüsü doğrultusunda, yeni bir konsept yaratıldı.  </p>
<p><strong>Ne yapmak, ne yapmamak…</strong></p>
<p>Cem Boyner, “disruptive” yani kuralları yeniden belirleyen, değişimden ve var olanı yıkmaktan korkmadan ilerleyen düşünce sistemi hakkında şu yorumu yapıyor: </p>
<p><em>“Tecrübe neye yarar diye düşününce iki şey diyebiliriz. Bunlardan biri, yaptığın işin aynısını tekrar yapabilecek kabiliyeti kazanmak ya da yaptığını daha iyi yapabilmektir. Ya da bizim tercihimizle, neyi yapmamanın doğru olduğunu görebilmektir. Dolayısıyla biz kariyerimizin bu noktasında, bugüne kadar yaptığımızın tersini yapmak üzere yola çıktık ve İngilizce tabiriyle "disruptive", yani sarsıcı, yeni bir perakende konseptine beraber imza attık.”</em></p>
<ol start="3">
<li><strong> Duyulara, duygulara ve deneyimlere yatırım yapmak: “Hikayeleri biraraya getirmek”</strong></li>
</ol>
<p>Boyner Grup, Türkiye perakende dünyasında koşulsuz müşteri memnuniyeti konusundaki en cesur ve samimi tavrıyla farklılaşan bir kurum olarak öne çıktı.</p>
<p>İade politikalarındaki şeffaflık markaya duyulan güvenin ve sadık müşteri tabanının artmasında önemli bir rol oynadı.</p>
<p>Lüksü erişilebilir kılarak, gençlerin ve orta gelirli tüketicilerin de markaya korkmadan yakınlaşmasını sağladı.  Mağazacılığı bir sahne gibi konumlandırarak vitrinleri, mağaza içindeki dekorları ve genel atmosferi de şov alanları olarak kullandı. Markaları yaşam tarzı sunan unsurlar olarak konumlayarak, bütüncül bir deneyim sundu. Mağaza içindeki dijitalleşme ve e-ticarete yapılan yatırımlar sayesinde markaların dinamizm ve gençlik algısı güçlendi.</p>
<p>Aynı bütüncül yaklaşım yeni markanın da özünü oluşturmaya devam ediyor. <strong>COMMUNITÉ CEO’su Polat Uyal, </strong> COMMUNITÉ fikrinin doğuşunu şu cümlelerle dile getiriyor: </p>
<p><em>"Biz COMMUNITÉ’yi bir mağaza olarak değil; bir araya gelme hali, bir his ve insanların buradan bir ürünle değil, bir deneyimle ayrıldığı bir dünya olarak hayal ettik. Bu hayali hayata geçirmek için de önce birbirine güvenen, birlikte çalışmaktan keyif alan ve işini gerçekten seven bir ekip kurduk. Çünkü baştan beri biliyorduk ki burası sadece ürünlerin değil, insanların ve fikirlerin bir araya geldiği bir alan olmalı. Buradaki her marka kendi hikayesini taşıyor. Biz aslında ürün seçmedik; hikayeleri bir araya getirdik. En çok istediğimiz şey ise çok net: Buraya gelen herkesin kendini iyi hissetmesi, ilham alması ve buradan yalnızca ürünle değil bir hisle ayrılması.”</em></p>
<p>Müşterilerin kendilerini iyi hissetmelerine katıkıda bulunmak amacıyla, COMMUNITÉ mağazalarında gastronomi ve sosyal etkileşime de büyük yer veriliyor. İstinyePark lokasyonunda yer alan Gusina Pizza Bar, Amerikan ve İtalyan mutfağını müzik ve açık hava atmosferiyle birleştirerek günün farklı anlarına uyum sağlayan dinamik bir buluşma noktası sunuyor. Londra ve Dubai’nin ardından İstanbul’da ilk kez Galataport İstanbul lokasyonunda yer alacak Il Gattopardo ise İtalya’nın zengin mutfak mirasını sofistike bir gastronomi anlayışıyla  sunmaya hazırlanıyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Esnek ve akışkan bir iş yapma modeli</strong></li>
</ol>
<p><strong>COMMUNITÉ Üründen Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sebla Refiğ Devidas </strong>da  Ural ve Boyner gibi,  COMMUNITÉ’nin klasik bir mağaza değil, bir kürasyon ve keşif alanı olduğunun altını çiziyor Mağazanın ürün seçkisini ise şu cümlelerle özetliyor: </p>
<p><em> </em><em>“Amacımız ürün satmaktan çok bir kültür inşa etmek. Online ve offline varlığıyla sürekli değişen bir concept store. Seçkimiz Avrupa, Türkiye, Uzak Doğu, Amerika ve Avustralya’dan markaları bir araya getiriyor. Toplamda 400’den fazla marka yer alıyor, yaklaşık yarısı Türkiye’de ilk kez keşfedilecek, yeni ve bağımsız markalar. Kürasyon anlayışımız beklenmedik olanı bulmak. Tokyo’dan Seul’e, New York’tan Los Angeles’a, Londra’dan Kopenhag’a uzanan bir keşif yaptık. Türkiye’de farklı bölgelere dokunduk, yerel üreticiler ve yeni nesil tasarımcılardan özenle seçimler yaptık. Böylece sadece moda başkentlerinden değil, farklı şehirlerden de kendine özgü ve otantik markaları bir araya getirdik.” dedi.”</em></p>
<p><strong>Her mağazanın kendine özgü dokusu ve farklı koleksiyonları olacak</strong></p>
<p>Cem Boyner yeni markayı yaratma aşamasında, müşterilerdeki değişimi yakından takip ettiklerini ve gelişen trendlere göre formülasyonlar geliştirdiklerini anlatıyor.<em> “Büyük özgürlüklerle yola çıktık ve ortaya gerçekten çok özel bir dünya çıktı. Dünyada geliri sınırsız olmayan ama zevki çok gelişmiş bir müşteri kitlesi var. Bu insanlar logoya değil; tasarıma, kaliteye, hikâyeye ve deneyime para vermek istiyor.”</em></p>
<p>Boyner’in verdiği bilgiye göre,  yakın bir zamanda Milano, Londra, Atina, Madrid gibi merkezlerde de yeni mağazalar açılacak. Ancak, her mağazanın  kendi özel bir dokusu ve ürün seçkisi olacak. Yurt dışında yerellik de ön planda olacak.  Örneğin Atina mağazasının kürasyonunun %25’i Atinalı satın almacılar tarafından yapılacak. Milano’da da aynı şekilde. “B<em>öylece her şehirde farklı bir COMMUNITÉ olacak. Dubaili bir müşteri Milano’ya gittiğinde aynı şeyi değil, o şehre ait bir deneyimi görecek. Türkiye’deki dört mağaza bile birbirinden farklı olacak. Galataport’taki mağaza %50-60 daha büyük olacak. Her sene %15 marka değiştirmeyi planlıyoruz</em> “diyen Boyner hedeflerini şöyle özetliyor: </p>
<p><em>“Normalde bir mağazaya senede 10 kez gelinirse iyi sayılır. Biz burada ayda üç ziyaret hedefliyoruz. Çünkü her şey sürekli yenileniyor. 20 gün sonra burada gördüklerinizin bir kısmını görmeyeceksiniz.”</em></p>
<ol start="5">
<li><strong> Paydaş iletişimi</strong></li>
</ol>
<p>Başarılı bir marka yaratmak için kuruluşun öncelikle tüm paydaşlarıyla olan ilişkilerinde adil, dürüst, kapsayıcı ve eğitici olması gerekir.<strong> </strong></p>
<p>Boyner Grup çalışanlarına ve paydaşlarına yaklaşımıyla da ayrışan bir yapıya sahip.  Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner’in bizzat ilgilendiği kapsayıcılık ve eşitlik konuları sayesinde, grupta kadın çalışanların ve kadın yöneticilerin oranı hızla artıyor. Topluma ve çevreye yönelik çalışmalarıyla da dikkat çeken Boyner Grup çalışma koşullarına yaklaşımıyla sadece kendi sektörü değil, tüm sektörler için bir “benchmark” sunuyor. </p>
<p>Çalışan memnuniyetinin yüksek olması, doğal olarak hizmet kalitesine ve müşteri memnuniyetine de yansıyor. Uyumla çalışan takımların yaratıcılığı, kuruma karşı olan sadakati  ve sonuçta verimliliği de artıyor. Cem Boyner yönetim takımındaki uyumu şu cümlelerle dile getiriyor.  </p>
<p><strong><em>"</em></strong><em>Polat'la 30 yıllık dostluğum ve 25 yıl beraber iş arkadaşlığımız var. Sebla’nın 20 yıllık iş tecrübesi var; onun da 5 yılı ayrı geçti, 15 yılı benimle. Ben 70 yaşındayım ama 50 yıldan fazla tezgâhın arkasındaydım. Yani sadece burada 100 yılı aşkın bir perakende tecrübesi, bir satın alma ve satış tecrübesi var.”</em></p>
<p><strong>Azlık değil çokluk ve bolluk bilinciyle iş yapmak…</strong></p>
<p>Kıran kırana rekabetin olduğu, kurumların değişimden korktuğu  perakende sektöründe cesur adımlarla ilerleyen Cem Boyner bugüne kadar yaptığının tersini yapmak üzere yola çıktığının altını çiziyor.  Felsefelerini ise şu cümlelerle özetliyor: </p>
<p><em>“Bir işe başlarken iki tercih yapabiliriz; bunlardan bir tanesi bir pastayı bölüşmek için piyasaya girmek. Birisinin %9 payı vardır, siz o payın %15'ini almak istersiniz; aslında toplum için hiçbir şey değişmez.</em></p>
<p><em>Zenginleşme olması için bölüşmek değil, bolluk yaratmak gerekiyor. O da yeni bir şey yapmaktan, yeni bir pasta yaratmaktan geçiyor. Yeni bir pasta yarattığınız zaman — ki bizim grubun genetiğinin orada olduğu bilinir; olmayan bir şeyi, yapılmayan bir şeyi yapma konusunda büyük bir heyecan duyuluyor — o zaman gerçekten bolluğu artırıyorsunuz”</em></p>
<p><strong><em>COMMUNITÉ’ye iyi ki doğdun diyor. Başarılı ve bolluk dolu nice yıllar diliyorum. </em></strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cem-boyner-vizyoner-liderligiyle-perakendede-yeni-bir-sayfa-daha-acti-76614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/6-1775712639.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cem Boyner vizyoner liderliğiyle  perakendede yeni bir sayfa daha açtı  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-madencilik-ornekleri-az-da-olsa-bizde-de-var-76605</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İyi madencilik örnekleri az da olsa bizde de var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta başında gazetemizde yayınlanan Dr. S. Armağan Vurdu imzalı yazı etkileyiciydi. Yazıda “Kömürden Yeşile: Terk Edilen Madenlerin Yeni Hayatı” başlıklı yazıda Hindistan'da bir zamanlar açık ocak kömür madeni olarak kullanılan Bishrampur’un geçirdiği çevresel, ekonomik ve toplumsal dönüşüm anlatılıyordu.</p>
<p>Okuduklarım beni 2021’de Aydın’ın Efeler ilçesine “iyi madencilik örnekleri” görmek için yaptığım seyahate geri götürdü. Duraklarımızdan ilki Aydın Linyit Şahnalı Kömür İşletmesi’nin kömür üretimini sürdürdüğü 3 bin 300 dönümlük alandı. 2000 yılında rezervin tükendiği alanlara zeytin, incir ve akasya dikilmeye başlanmıştı. Ziyaret ettiğimiz tarihte alanın ağaçlandırılan bin 750 dönümlük bölümü 85 bin ağaçla bir tarım işletmesinin üretim alanı haline gelmişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d7303b39378-1775710267.jpg" alt="" width="600" height="641" />
<figcaption><strong><em>Efeler ilçesi Kuloğlu köyündeki eski maden sahası hayata böyle döndürülmüştü.</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>İkinci durağımız ise yine Efeler ilçesinin Kuloğlu köyündeki Zetay Tarım İşletmeleriydi. Tepeden aşağı baktığımızda binlerce zeytin ağacının çevrelediği yapay göleti görüyorduk. Rezervin bitişinden sonra uzun yıllar boş kalan arazinin yeni sahipleri alanı alanı yeşil bir cennet haline getirmişlerdi.</p>
<p>Madencilik yapanlar araziyi teslim aldıkları gibi yani ağaç dikimine hazır halde Tarım ve Orman Bakanlığı’na teslim etmek zorundalar. Büyük bölümü de öyle yapıyor. Arazinin rezervin tükendiği bölümlerinde çukurları kapatıyor ve erozyonu önlemek için teraslama da yapıyorlar. Ancak bir başka sorun da o noktada ortaya çıkıyor. Çünkü bakanlık ağaçlandırmayı kendi plan ve programına göre yapıyor. Bu da arazinin madenlerin terk edilişinden uzun yıllar sonra bile kel kalabileceği anlamına geliyor. Bu da kimi kez madencilerin haksız suçlamaların muhatabı olmalarını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Demem o ki iyi örnekler bizde de var. Günahın tümünü madencilerin üzerine yıkmayalım ama iyi örneklerle karşılaşmak “pek olağan” olmadığı için yazıyı okuyunca aklıma hemen bunlar geldi. Hedef para kazanmanın yanı sıra gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya devretmek olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-madencilik-ornekleri-az-da-olsa-bizde-de-var-76605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İyi madencilik örnekleri az da olsa bizde de var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76592</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 9 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/EstLENHsRKA" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/munyar-berfin-nilgun-cipa-1762958010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehirden-uluslararasi-spor-hamlesi-teqballla-aktif-toplum-projesi-hayata-geciyor-76661</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Büyükşehir &#039;Teqball’la Aktif Toplum&#039; projesini hayata geçiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, gençleri spora yönlendirmek ve toplum genelinde fiziksel aktiviteyi artırmak amacıyla yürüttüğü projelere bir yenisini daha ekledi. Şehri bir “spor kenti” kimliğine kavuşturmayı hedefleyen Büyükşehir Belediyesi, uluslararası iş birliğiyle hazırladığı “Teqball’la Aktif Toplum” projesiyle önemli bir başarıya imza attı. Büyükşehir Belediyesi tarafından Avrupa Birliği Erasmus+ Spor Programı kapsamında sunulan proje, Avrupa Komisyonu tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda desteklenmeye hak kazandı. Projenin başvuru sahibi ve koordinatörü olan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, çalışmayı Macaristan ve Bulgaristan’dan uluslararası ortaklar ile Kahramanmaraş Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu iş birliğinde yürütecek. Çok paydaşlı yapısıyla dikkat çeken proje, gençlerin spora katılımını artırmayı, fiziksel aktiviteyi teşvik etmeyi ve sosyal kapsayıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor. Yenilikçi bir spor dalı olan Teqball’un merkezinde yer aldığı proje kapsamında; eğitim programları, yerel ve uluslararası turnuvalar, farkındalık etkinlikleri ve şehirde kurulacak Teqball masalarıyla sporun toplumun her kesimi için erişilebilir hale getirilmesi hedefleniyor. Gençler başta olmak üzere geniş bir hedef kitleye ulaşılması planlanıyor.</p>
<p><strong>Çevrimiçi Toplantıda Proje Detayları Değerlendirildi</strong></p>
<p>“Teqball’la Aktif Toplum” projesi, yurt içi ve yurt dışı paydaşların katılımıyla düzenlenen çevrim içi açılış toplantısıyla resmen başlatıldı. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülecek olan proje, 12 ay boyunca devam edecek.</p>
<p>Projenin, Kahramanmaraş’ın Avrupa düzeyinde spor, gençlik ve toplumsal uyum alanlarında yürüttüğü çalışmalara önemli katkılar sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Şehrimize Değer Katacak Projeleri Sürdüreceğiz</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığından projeye ilişkin yapılan açıklamada, “Büyükşehir Belediyesi olarak uluslararası iş birliklerini güçlendiren ve şehrimizin vizyonunu küresel ölçekte ileriye taşıyan projelere öncülük etmeye devam ediyoruz. ‘Teqball’la Aktif Toplum’ projesinin Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmeye hak kazanması, belediyemizin proje geliştirme kapasitesinin ve uluslararası alandaki etkinliğinin somut bir göstergesi. Bu proje ile yalnızca yeni bir spor dalını şehrimize kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda gençlerimizin fiziksel, sosyal ve kültürel gelişimlerine de katkı sunuyoruz. Uluslararası ortaklarımızla birlikte yürüttüğümüz bu çalışma sayesinde bilgi ve deneyim paylaşımını artırarak, Kahramanmaraş’ın Avrupa’daki görünürlüğünü güçlendirmeyi hedefliyoruz. Projenin, sosyal kapsayıcılık, aktif yaşam ve gençlik katılımı gibi alanlarda kalıcı etkiler oluşturacağına inanıyoruz. Önümüzdeki süreçte de Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası fon kaynaklarını etkin şekilde değerlendirerek, şehrimize değer katacak projeleri hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” ifadelerine yer verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehirden-uluslararasi-spor-hamlesi-teqballla-aktif-toplum-projesi-hayata-geciyor-76661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/1/1280x720/buyuksehirden-uluslararasi-spor-hamlesi-teqballla-aktif-toplum-projesi-hayata-geciyor-1775733988.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, uluslararası iş birliğiyle şehre yeni bir spor projesi daha kazandırıyor. Yenilikçi bir spor dalı olan Teqball’un merkezinde yer aldığı proje kapsamında; eğitim programları, yerel ve uluslararası turnuvalar, farkındalık etkinlikleri ve şehirde kurulacak Teqball masalarıyla sporun toplumun her kesimi için erişilebilir hale getirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirsal-kalkinma-projelerine-30-milyon-liraya-kadar-hibe-destegi-76632</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırsal kalkınma projelerine 30 milyon liraya kadar hibe desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kırsal Kalkınma Yatırım Programı Çerçevesinde Yapılacak Desteklemeler Hakkında Tebliğ” 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğ kapsamında proje üst limiti 30 milyon lira, alt limiti 100 bin lira olmak üzere kırsal kalkınma yatırımlarına yüzde 50 ile yüzde 70 oranında hibe desteği verilecek. </strong></p>
<p>Kırsal kalkınma yatırımlarında, tarımsal amaçlı örgütler, kadın ve genç girişimciler öncelikli olmak üzere proje bazlı 30 milyon liraya kadar hibe desteği sağlanacak. Bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kırsal Kalkınma Yatırım Programı Çerçevesinde Yapılacak Desteklemeler Hakkında Tebliğ”, 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğ kapsamında proje üst limiti 30 milyon lira, alt limiti 100 bin lira olmak üzere kırsal kalkınma yatırımlarına yüzde 50 ile yüzde 70 oranında hibe desteği sağlanacak.</p>
<p>İlk olarak 2005 yılında Mehdi Eker’in Tarım Bakanlığı döneminde pilot uygulama ile başlayan ve 2006 yılında ülke genelinde uygulamaya konulan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı, o dönemde ekonomik yatırımlar ve altyapı yatırımlarının rehabilitasyonuna yönelik yatırımlar şeklinde iki başlık altında uygulamaya başlandı. Yatırım proje başvurularına verilecek toplam hibe tutarı, bireysel başvurular için 25 bin lira, grup başvuruları için 175 bin lira olarak belirlenmişti. Ekonomik yatırımlarda hibe oranı yüzde 50 olarak uygulandı. Altyapı tesislerine yönelik yatırımlarda, toplam hibe miktarı 300 bin lira olarak belirlenirken hibeye esas proje toplam tutarı 400 bin lirayı aşmadığı takdirde, katma değer vergisi dahil hibeye esas proje toplam tutarının yüzde 75’ine hibe desteği sağlanıyordu.</p>
<p>Yapılan bazı değişikliklerle 20 yıldır uygulanan Kırsal kalkınma Yatırımlarının desteklenmesi Programında 2026 yılı uygulamasında da önemli değişiklikler var. Program kapsamında, bütçenin yüzde 50’si kadın, genç girişimcilere ve aile işletmelerine ayrılacak. Hibe oranı yüzde 50 ila yüzde 70 oranında uygulanacak. Hibe, proje üst limiti 30 milyon lira, alt limiti ise 100 bin lira olarak belirlendi. Aile işletmesi faaliyetlerinde ise proje limiti 8 milyon lira.</p>
<p><strong>Teknolojinin kırsalda yaygınlaştırılması hedefleniyor</strong></p>
<p>Tebliğin amacı; mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi ile kırsal alanda alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması, kırsal ekonomik altyapının güçlendirilmesi, tarımsal faaliyetler için geliştirilen yeni teknolojilerin üreticiler tarafından kullanımının yaygınlaştırılması, veri temelli üretim ve akıllı tarım uygulamalarının desteklenmesi, yürütülmekte olan kırsal kalkınma çalışmalarının etkinliklerinin artırılması ve yeni teknoloji içeren kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>
<p>Öncelikli olarak tarımsal amaçlı örgütler, kadın ve genç girişimciler olmak üzere gerçek ve tüzel kişilerin tarıma dayalı yatırımlar, dijitalleşme, yapay zeka, sensör sistemleri, akıllı tarım teknolojileri ve benzeri yatırımlara yüzde 50 ile yüzde 70 arasında hibe sağlanıyor.</p>
<p><strong>Üst limit 30 milyon lira, alt limit 100 bin lira</strong></p>
<p>● Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 2026 yılı için proje bazında verilecek hibe tutarının üst limiti proje bazında 30 milyon lira, alt limiti ise 100 bin lira olarak belirlendi. Aile işletmesi faaliyetlerinde ise proje üst limit 8 milyon lira.</p>
<p>Program, 81 ilde uygulanacak. Tebliğde belirtilen yatırım konularından tümü veya bir kısmı, tebliğin eklerinde (Ek-4) yer alan, illerin sektörel önceliklerine ve üretim planlamasına göre Tarım ve Orman Bakanlığınca belirlenerek, uygulama rehberi ile başvuru öncesinde ilan edilecek ve hibe desteği kapsamında başvurular kabul edilecek.</p>
<p><strong>Vadesi geçmiş vergi ve SGK prim borcu olan hibe alamayacak</strong></p>
<p>● Tebliğe göre, 6183 sayılı Kanuna göre vadesi geçmiş vergi borcu ile Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş prim borcu bulunanlar hibe desteğinden faydalanamayacak. Hibeden faydalanamayacaklar şöyle sıralanıyor:</p>
<p>- Bu Tebliğ kapsamındaki hibe desteklemelerinden, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kaynaklarından finansman sağlayan veya bağlantısı olan gerçek ve tüzel kişiler yararlanamaz. Başvuru sahiplerinin, başvuru aşamasında idari ve mali açıdan kamudan bağımsız olduklarına dair taahhütnameyi sunmaları gerekir.</p>
<p>- Hibe sözleşmesi imzalayan ancak bu Tebliğ kapsamındaki başvuruların alınmaya başladığı tarihe kadar yatırımını nihai rapora bağlayamayan ve/veya önceki tebliğler kapsamında hibe desteğinden yararlanmış ancak projesi fesih sürecinde bulunanlar hibe desteğinden faydalanamazlar.</p>
<p>- Tarımsal amaçlı örgütler hariç, daha önce Bakanlığın vermiş olduğu yatırım bazlı hibe desteklerinden faydalanmış olanlar kendilerine ödemenin yapıldığı tarihten bu Tebliğin yayımlandığı tarihe kadar iki yılını tamamlamamış ise bu Tebliğ kapsamındaki desteklemeden tekrar faydalanmak için başvuruda bulunamazlar/faydalanamazlar.</p>
<p>Başvuru yapılması/hibe desteği alınması halinde, başvuru reddedilir/hibe sözleşmesi feshedilir. Bireysel sulama sistemleri veya tasarruflu tarımsal sulama sistemleri konusunda hibe desteği almış olan faydalanıcılar için ise bu kısıt uygulanmaz.</p>
<p>- Tarımsal amaçlı örgütler hariç, tüzel kişi ortaklarının gerçek kişi olması halinde ortaklar gerçek kişi olarak hibe desteğinden faydalanamazlar. Ayrıca tüzel kişi ortaklarının tüzel kişi olması halinde de tüzel kişi ortaklar ayrı olarak hibe desteğinden faydalanamazlar. Gerçek ve/veya tüzel kişilerin hibe başvurusunda bulunmaları halinde, oluşturdukları ya da oluşturacakları farklı tüzel kişiler/ortaklar ayrıca hibe desteğinden faydalanamazlar. Bu fıkrada anılan gerçek/ tüzel kişilerin sonraki dönemlerde yapacakları başvurular için bu Tebliğde belirtilen süre kısıtları uygulanır.</p>
<p>- İl özel idaresi ve belediye gibi kamu kurum ve kuruluşları, bunların vakıf ve birlik benzeri teşekkülleri ile içinde bulundukları ortaklıkların başvuruları program kapsamında değerlendirilmez.</p>
<p><strong>Hibeye esas proje tutarı ve destekleme oranı</strong></p>
<p>● Bu Tebliğde belirtilen yatırım konularında hibeye esas proje tutarı; 30 milyon lira üs limitini geçemez. Hibeye esas proje tutarı alt limiti 100 bin lira. Bu limitin altındaki başvurular kabul edilmez. Aile işletmesi faaliyetleri kapsamında yapılacak başvurularda hibeye esas proje tutarı en fazla 8 milyon lira.</p>
<p>Başvuruların kabul edilmesi halinde; Katma Değer Vergisi (KDV) dâhil hibeye esas proje tutarının yüzde 50’si ile yüzde 70’ine kadar hibe desteği verilir. Faydalanıcılar hibeye esas proje tutarının hibe desteği verilecek oran dışında kalan katkı payını ve ayni katkıyı kendi öz kaynaklarından temin etmekle yükümlüdür.</p>
<p>Hibe sözleşmesinde belirlenen hibeye esas tutar üst limit niteliğindedir. Hibenin nihai tutarı fiili gerçekleşmeler sonucunda ortaya çıkar.</p>
<p>Hibeye esas tutarın hibe desteği kısmı kamu kaynakları kullanılarak karşılandığı için faydalanıcılar tarafından sağlanması gereken katkı payının finansmanında ayrıca kamu kaynakları kullanılamaz.</p>
<p>Başvuruya esas proje için bu Tebliğ kapsamında verilecek hibe desteği dışında, hiçbir kamu kurum ve kuruluşunun desteklerinden yararlanılamaz.</p>
<p>Proje toplam tutarının; bu maddede belirlenen hibeye esas proje tutarını aşması durumunda, artan kısma ait işlerin faydalanıcılar tarafından ayni katkı olarak finanse edilmesi ve proje tamamlanma süresi içerisinde tamamlanması gerekir. Bu durumun hibe başvurusu ile beraber taahhüt edilmesi şarttır.</p>
<p><strong>Bütçenin yüzde 50’si kadın, genç ve aile işletmelerine</strong></p>
<p>● Yatırım bütçeleri, merkez proje değerlendirme komisyonu tarafından Bakanlığın destekleme politikaları doğrultusunda belirlenecek. Program kapsamında kullanılacak bütçenin en az yüzde 20’si kadın ve genç girişimciler, yüzde 30’u aile işletmeleri tarafından gerçekleştirilecek yatırımlar için kullanılacak.</p>
<p>Yeterli sayıda uygun başvuru olmaması ve kullanılamaması durumunda ayrılan bu bütçeler diğer faydalanıcılar için kullanılacak. Tarımsal Amaçlı Örgütlerin Derecelendirilmesine İlişkin Yönetmelik hükümlerince sınıflandırılmış birinci derece tarımsal amaçlı örgütler, kadınlar ve gençler tarafından gerçekleştirilen başvurular öncelikli olarak değerlendirilecek.</p>
<p>İllerin tarım alanları, hayvan varlıkları, Bakanlık kayıt sisteminde yer alan işletme sayıları, ilde kabul edilen projelerin toplam tutarı ve tarımsal üretim planlaması dikkate alınarak illerin katsayıları hesaplanacak. Bu katsayılara göre illerin bütçeleri belirlenecek. Ancak deprem, yangın, sel gibi doğal afetler veya mücbir sebepler nedeniyle zarar gören illerin bütçeleri katsayılar dikkate alınmadan belirlenecek.</p>
<p>Tarımsal üretim planlaması kapsamında illere verilecek bütçe yalnızca planlama konusunda uygulanacak projelere tahsis edilecek.</p>
<p>Program kapsamında başvuruların yapıldığı her il için tarım reformu genel Müdürlüğü tarafından tahsis edilen bütçenin izin verdiği sayıda başvuruya hibe desteği sağlanacak. İlin bütçesinin tüm başvuruları karşılaması durumunda; varsa artan bütçeleri toplanacak ve bütçesi yetersiz olan illere katsayısı oranında dağıtılacak. Bu işleme, Programa ayrılan bütçe bitinceye kadar devam edecek.</p>
<p>İlin bütçesinin tüm başvurular için yeterli olmaması durumunda; uygun olarak kabul edilen projeler il proje değerlendirme komisyonu ile merkez proje değerlendirme komisyonunun vermiş olduğu toplam puana göre en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. İlin bütçe imkânları dâhilinde en yüksek puan alan projeden başlanarak projeler sırayla Programa alınır. Hibe sözleşmesi imzalamaya hak kazanan faydalanıcılardan, sözleşme imzalamayanlar ve/veya projeyi uygulamaktan vazgeçenler ve/veya hibe sözleşmesi feshedilenler olması halinde; Genel Müdürlükçe ilin bütçesi dâhilinde oluşturulan yedek listede bulunan faydalanıcılar sırası ile proje son tamamlanma tarihi gözetilerek hibe sözleşmesi imzalamaya davet edilir. Yedek proje seçiminde bu Tebliğde belirtilen projelerin son tamamlanma tarihine üç ay kala inşai faaliyet içermeyen projelere öncelik verilir.</p>
<p>Nihai değerlendirme kararı Genel Müdürlüğün onayı ile kesinleşir. Bakanlığın bir başvuruyu reddetme ya da hibe vermeme kararı kesindir.</p>
<p>Hibe projelerinde dikkat edilmesi gerekenler</p>
<p>● Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğde “Genel hususlar” başlığı altıda hibe verilecek yatırım projelerinde dikkat edilmesi gereken konular sıralanıyor. Dikkat edilmesi gereken konular özetle şöyle:</p>
<p>- Bu Tebliğde belirtilen yatırım konularından il bazında hangilerinin uygulanacağı Bakanlıkça belirlenerek başvuru öncesinde uygulama rehberinde ilan edilir.</p>
<p>- 5200 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre kurulan birliklerin ilgili mevzuata göre kurulan iktisadi işletmelerinin, hibe desteğinden faydalanabilmesi için iktisadi işletmenin bağlı olduğu birliğin genel kurulu tarafından Program kapsamında proje uygulanacağına dair karar alınmış olması ve bu kararın başvuruda sunulması gerekir.</p>
<p>- Çelik silo ve soğuk hava deposu konularında yeni tesis, modernizasyon/otomasyon ve tamamlamaya yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>- Kapalı ortamda bitkisel üretim konusunda yeni tesis ve modernizasyon/otomasyona yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>- Tarımda dijitalleşme, veri yönetimi, sensör ve nesnelerin interneti (IoT) tabanlı akıllı tarım uygulamalarına yönelik yatırımlar, yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri ve üretim izleme teknolojilerine yönelik yatırımlar, tarımda robotik kullanımı, otomasyon ve görüntü işleme sistemlerinin kullanımına yönelik yatırımlar ve bunların dışında kalan diğer tarımsal bilişim sistemlerinin kullanımına yönelik yatırımlarla ilgili modernizasyon/otomasyona yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir. -Kanatlı hayvan yetiştiriciliği konusunda kapasite artırımı ve modernizasyon/ otomasyona yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>Üretim planlaması kapsamında kanatlı eti üretimi amaçlı yetiştiricilikte planlı üretim bölgesi olarak belirlenen illerde ise tüm yatırım niteliklerinde kanatlı eti üretimine yönelik başvuru yapılabilir.</p>
<p>- Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği konusunda; tarımsal üretim planlaması kapsamında tarımsal açıdan yeraltı sularının yetersiz seviyede ve su kısıtı olduğunun Bakanlık tarafından tespit edildiği havzalarda, yeni tesis ve tamamlamaya yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilmez. Ancak yatırım yerinin tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesinde yer alması halinde, tüm yatırım niteliklerinde yapılacak başvurular hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>- Tarımsal üretim planlaması kapsamında yer alan illerde, tarımsal üretim planlamasında belirtilen ürünlere yönelik sunulan projeler artı puan verilerek öncelikli olarak değerlendirilir.</p>
<p>- Tarımsal üretim planlaması kapsamında tarımsal yer altı su kısıtı olmayan, mera vasfı ve kaba yem üretim potansiyeli yüksek olan ve süt veya besi havzası oluşturmak amacıyla planlama bölgesi illeri olarak belirlenen iller uygulama rehberinde belirtilir.</p>
<p>- Tarımsal üretim planlaması kapsamında kanatlı eti üretimi amaçlı yetiştiricilikte planlı üretim bölgesi olarak belirlenen iller uygulama rehberinde belirtilir.</p>
<p>- Büyükbaş ve küçükbaş hayvan kesimhanelerine yönelik yatırımlar konusunda kesimhane bulunmayan iller hariç, yeni tesis ve tamamlamaya yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilmez.</p>
<p>- Kanatlı hayvan kesimhanelerine yönelik yatırımlar konusunda tarımsal üretim planlaması kapsamında kanatlı eti üretimi amaçlı yetiştiricilikte planlı üretim bölgesi olarak belirlenen illerde tüm niteliklerde yapılacak başvurular hibe desteği kapsamında değerlendirilir. Planlı üretim bölgesi olarak belirlenenler dışında kalan illerde ise yalnızca kapasite artırımı ve modernizasyon/otomasyona yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>- Değerlendirme sonucunda uygun kabul edilen başvurularda, aldığı puana bakılmaksızın öncelikle, yatırım yeri tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesinde bulunan projelere ilin bütçesi gözetilerek hibe desteği verilir. İlin bütçesi dâhilinde uygun kabul edilen diğer projeler puan sıralaması göz önünde bulundurularak hibe desteğinden faydalandırılır.</p>
<p>- Yurt dışında üretimi yapılan ürünlerin işlenmesine, paketlenmesine ve depolanmasına yönelik yatırımlar hibe desteği kapsamında değerlendirilmez.</p>
<p>- Un, yem ve kütlü pamuk konusunda sadece kapasite artırımı ve modernizasyon/ otomasyona yönelik yatırım başvuruları hibe desteği kapsamında değerlendirilir. 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle zarar gören ve afet bölgesi ilan edilen illerde ise yem konusunda tüm niteliklerde yapılacak başvurular hibe desteği kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>- Çay ve fındık konusunda sadece yaş çay ve fındık üretiminin yapıldığı illerdeki başvurular kabul edilir.</p>
<p>- Faydalanıcılar bu Tebliğ kapsamında ülke genelinde sadece bir adet proje başvurusunda bulunabilirler. Tarımsal amaçlı örgütlerin tüzel kişi olarak proje başvurusunda bulunmaları, ortaklarının tüzel kişi veya bireysel olarak farklı yatırım konularında başvuru yapmalarına engel teşkil etmez.</p>
<p>- Ortak makine parkı yatırımları için sadece tarımsal amaçlı örgütler hibe desteğinden faydalanabilir.</p>
<p>- Kiralanmış bir mülk üzerinde yapılacak yatırımlar da hibe desteği kapsamında değerlendirilir. Kiralama süresinin, başvuru süresi içerisinde başlamak üzere en az 7 yılı kapsaması ve faydalanıcının hibe sözleşmesi imzalanması aşamasında noter onaylı kira sözleşmesini ibraz etmesi gerekir.</p>
<p>- Serbest Bölgeler Kanununa göre kurulmuş serbest bölgelerde yapılacak yatırımlar için başvuru kabul edilmez.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d755848f118-1775719812.png" alt="" width="600" height="871" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hibe verilecek yatırım konuları</strong></span></p>
<p>Program kapsamında mikro, küçük ve orta ölçekli işletmeler için hibe desteği verilecek yatırım konuları şunlardır: </p>
<p>1- Tarımsal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik yatırım konularında;</p>
<p>- Bitkisel ürünlere yönelik yatırımlar, <br />- Hayvansal ürünlere yönelik yatırımlar, <br />- Çelik silo konusuna yönelik yatırımlar, <br />- Soğuk hava deposu konusuna yönelik yatırımlar. </p>
<p>2- Tarımsal üretime yönelik yatırım konularında; </p>
<p>- Kapalı ortamda bitkisel üretime yönelik yatırımlar, <br />- Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine yönelik yatırımlar, <br />- Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine yönelik yatırımlar, <br />- Kanatlı hayvan yetiştiriciliğine yönelik yatırımlar, <br />- Kültür mantarı üretimine yönelik yatırımlar, <br />- Büyükbaş ve küçükbaş hayvan kesimhanelerine yönelik yatırımlar, <br />- Kanatlı hayvan kesimhanelerine yönelik yatırımlar, <br />- Yağmur hasadı için jeomembran gölet yapımına yönelik yatırımlar. </p>
<p>3- Su ürünleri yetiştiriciliğine yönelik yatırım konularında; </p>
<p>- Denizlerde yetiştiriciliğe yönelik yatırımlar, - İç sularda yetiştiriciliğe yönelik yatırımlar, <br />- Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinde yetiştiriciliğe yönelik yatırımlar. </p>
<p>4- Hayvansal ve bitkisel orijinli gübre işlenmesi, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik yatırım konularında; </p>
<p>- Hayvansal orijinli gübre yatırımları, <br />- Bitkisel orijinli gübre yatırımları. </p>
<p>5- Tarımsal amaçlı örgütler için ortak makine parkı yatırımları, </p>
<p>6- Arı yetiştiriciliğine yönelik yatırımlar, </p>
<p>7- Tarımda dijitalleşme, veri yönetimi, sensör ve nesnelerin interneti (IoT) tabanlı akıllı tarım uygulamalarına yönelik yatırımlar, </p>
<p>8- Yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri ve üretim izleme teknolojilerine yönelik yatırımlar, </p>
<p>9- Tarımda robotik kullanımı, otomasyon ve görüntü işleme sistemlerinin kullanımına yönelik yatırımlar, </p>
<p>10 – 7,8 ve 9.maddelerdeki belirtilenler dışında kalan diğer tarımsal bilişim sistemlerinin kullanımına yönelik yatırımlar, </p>
<p>11- İpek böceği yetiştiriciliğine yönelik yatırımlar, </p>
<p>12- Bu fıkrada yer alan yatırım konularında faaliyet gösteren tesislerin ve tarımsal amaçlı örgütlerin sulama hizmetlerinin gerektirdiği enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları kullanımına yönelik yatırımlar. </p>
<p>13- Bu Tebliğ kapsamında belirtilen yatırım konularında gerçekleştirilecek projeler, kırsal alanda uygulanması şartıyla hibe desteği kapsamında değerlendirilir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirsal-kalkinma-projelerine-30-milyon-liraya-kadar-hibe-destegi-76632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/2/1280x720/hayvancilik-hibe-1775720027.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırsal kalkınma projelerine 30 milyon liraya kadar hibe desteği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cargill-turkiyeyi-bolgesel-merkezden-uretim-ve-inovasyon-ussune-donusturuyor-76623</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cargill, Türkiye’yi bölgesel merkezden üretim ve inovasyon üssüne dönüştürüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Cargill'in, Türkiye’de 65 yılı aşan faaliyet geçmişiyle yalnızca üretim kapasitesini büyüten bir şirket olmanın ötesinde, gıda sanayisinde teknoloji, tedarik güvenliği ve sosyal kalkınma alanlarında da etkisini artırdığı belirtildi. Şirket verilerine göre, İstanbul’daki merkez ofisinin yanı sıra Bursa, Balıkesir, Kocaeli ve Sakarya’da bulunan dört üretim tesisiyle faaliyet gösteren şirket, 700’ü aşkın çalışanıyla üretim zincirinin önemli halkalarından birini oluşturuyor. Türkiye’de 1992 yılında açılan merkez ofisin zaman içinde Orta Doğu, ardından Afrika operasyonlarının da yönetildiği bölgesel merkez haline gelmesi, şirketin Türkiye’ye duyduğu güvenin somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Cargill Gıda Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu, Türkiye’nin güçlü tarımsal altyapısı, üretim kültürü ve stratejik coğrafi konumuyla Cargill için uzun vadeli yatırım yapılan ülkeler arasında ön sıralarda yer aldığını belirterek, “Türkiye, sadece mevcut operasyonlarımız açısından değil, gelecekteki büyüme planlarımız bakımından da çok güçlü bir merkez. Burada üretim yaparken aynı zamanda bölgeyi yöneten, yeni ürün geliştiren ve çevre ülkelere değer taşıyan bir yapı kuruyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>1 birimlik katkı, 5,4 birimlik ekonomik büyüme etkisi yaratıyor</strong></h2>
<p>Şirketin Türkiye ekonomisine etkisi bağımsız ekonomik analizlerle de ortaya konuyor. Sabancı Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin katkısıyla hazırlanan ekonomik etki analizine göre Cargill’in Türkiye ekonomisine yaptığı her 1 birimlik doğrudan katkı, toplamda 5,4 birimlik ekonomik büyüme etkisi yaratıyor. Şirketin doğrudan sağladığı 825 kişilik istihdam ise tedarik zinciri, lojistik, tarım ve bağlantılı sektörlerle birlikte toplam 14 bin 34 kişilik istihdam etkisi oluşturuyor. Tarakçıoğlu, bu çarpan etkisinin özellikle yerli üreticiler ve tedarikçiler açısından önemli bir ekonomik hareketlilik yarattığını vurguladı.</p>
<h2><strong>Premium ürünlere odaklandı</strong></h2>
<p>Cargill’in son dönemde büyüme stratejisinin merkezinde katma değerli ürünler bulunuyor. Profesyonel mutfaklar, oteller, pastacılık sektörü ve gıda sanayisine yönelik geliştirilen premium ürünler, şirketin Türkiye’deki inovasyon yaklaşımını öne çıkarıyor. Özellikle Veliche markasıyla profesyonel çikolata kullanıcılarına yönelik üst segment çözümler sunulurken, Vanova markasıyla kalite standardı ve performans sürekliliği sağlanıyor. Tarakçıoğlu, profesyonel mutfaklarda en büyük beklentinin ürün standardizasyonu olduğunu belirterek, her üretimde aynı sonuçları veren ürünlerin pazarda önemli karşılık bulduğunu ifade etti. Gıda sanayisinde ithal girdilerin azaltılmasına yönelik çalışmalar da şirketin öncelikleri arasında yer alıyor. Özellikle ketçap, sos ve benzeri ürünlerde kullanılan modifiye nişasta üretiminde Türkiye’de yeni bir kapasite oluşturuluyor. Daha önce yalnızca ithalat yoluyla temin edilen adipat modifiye nişastanın yerli üretimine başlanmasıyla yıllık yaklaşık 15 milyon dolarlık ithalatın ikame edilmesi hedefleniyor. Tarakçıoğlu, bu ürünlerin sadece maliyet avantajı sağlamadığını, aynı zamanda yerli sanayinin dış tedarik risklerini azaltarak daha güçlü hale gelmesine katkı sunduğunu belirtti.</p>
<h2><strong>27 ilde yaklaşık 8 bin çiftçiye ulaştı</strong></h2>
<p>Şirketin tarım odaklı projeleri de üretim tarafındaki katkıyı doğrudan sahaya taşıyor. 2019 yılında başlatılan “1000 Çiftçi 1000 Bereket” programı bugün 27 ilde yaklaşık 8 bin çiftçiye ulaştı. Yaklaşık 1,5 milyon dekar alanda uygulanan program kapsamında çiftçilere dijital tarım araçları, veriye dayalı sulama önerileri, özel eğitimler ve danışmanlık desteği sağlanıyor. Program sayesinde katılımcı çiftçilerin veriminde yüzde 20’ye, kârlılıklarında ise yüzde 39’a varan artış elde edildi. Kadın üreticilerin tarımsal üretimde daha fazla yer alması amacıyla programa dahil edilen kadın çiftçi modülüyle 500 kadın üretici sisteme katıldı.</p>
<h2><strong>İznik Gölü için kolları sıvadı</strong></h2>
<p>Su kaynaklarının korunmasına yönelik projeler de Cargill’in sürdürülebilirlik yaklaşımında önemli yer tutuyor. İznik Gölü çevresinde yürütülen su geri kazanım projesi kapsamında 234 tarla üzerinde sensör destekli sulama modeli uygulanıyor. Toprağın nem ihtiyacını anlık ölçen sistemler sayesinde çiftçilere özel sulama önerileri sunulurken, ortalama yüzde 18 oranında su tasarrufu sağlanıyor. İlk etapta yüz binlerce metreküplük su tasarrufu elde edilen projede ikinci fazda 1 milyon metreküp tasarruf hedefleniyor. Cargill’in sosyal etki projeleri arasında yer alan Orhangazi Sokak Hayvanları Barınma ve Rehabilitasyon Merkezi ise yerel kalkınma anlayışının farklı bir boyutunu oluşturuyor. Modern altyapıya sahip merkezde sokak hayvanlarının tedavi, rehabilitasyon ve bakım süreçleri uluslararası standartlarda yürütülüyor. Deprem sonrası bölgede oluşturulan Adıyaman Destek Market projesiyle de iki yıl içinde 87 binden fazla kişiye ulaşıldı. Temel ihtiyaç desteğinin yanı sıra üreticilere yem desteği sağlanan projede, sosyal yardımdan yararlanan bireylerin istihdama dahil edilmesiyle kalıcı sosyal etki oluşturuldu. Tarakçıoğlu, önümüzdeki dönemde hem üretim tarafında hem de sosyal fayda alanında yeni projeler geliştirmeye devam edeceklerini belirterek, “Türkiye’de yalnızca bugünü değil geleceği inşa eden bir paydaş olmak istiyoruz. İnovasyon, sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda ekseninde attığımız her adımı uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cargill-turkiyeyi-bolgesel-merkezden-uretim-ve-inovasyon-ussune-donusturuyor-76623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/cargill-turkiyeyi-bolgesel-merkezden-uretim-ve-inovasyon-ussune-donusturuyor-1775716187.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cargill Gıda Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu, Türkiye’nin şirketin küresel büyüme stratejisinde yalnızca önemli bir pazar değil, aynı zamanda üretim, tedarik ve inovasyon açısından stratejik bir merkez haline geldiğini söyledi. Tarakçıoğlu, katma değerli üretim, ithal ikamesi sağlayan yeni ürünler ve sürdürülebilirlik projeleriyle Türkiye ekonomisine uzun vadeli katkı sunmaya devam ettiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizinin-bilimsel-hafizasini-tutan-ipcc-finansman-kriziyle-karsi-karsiya-76620</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim krizinin bilimsel hafızasını tutan IPCC, finansman kriziyle karşı karşıya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d74147e1fc7-1775714631.png" alt="" width="999" height="164" /></strong><strong>Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Bangkok’taki son oturumu, hem rapor takvimine ilişkin sert görüş ayrılıklarını hem de giderek büyüyen bütçe açığını görünür kıldı.</strong></p>
<p><strong>IPCC Başkanı Jim Skea, hükümetlerden gelen katkının artmaması halinde, kurumun bir sonraki ana rapor setini tamamlamasının tehlikeye girebileceği uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Dünyaya iklim konusunda yol gösteren en önemli bilimsel yapılardan biri olan Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), son dönemde iklim krizinin kendisini değil, kapasitesini tartışıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7411b8ff6d-1775714587.png" alt="" width="444" height="358" />Bangkok’taki son oturum, yalnızca yeni raporların takvimi üzerindeki görüş ayrılıklarına değil, aynı zamanda derinleşen finansman sorununa da sahne oldu.</p>
<p>IPCC Başkanı Jim Skea’ya göre hükümet katkılarındaki gerileme bu şekilde sürerse, kuruluşun 2028’e gelmeden değerlendirme raporlarını tamamlaması riske girebilecek.</p>
<p>İklim biliminin en yetkin uluslararası referans mekanizmasının bugün kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya olması; meselenin artık sadece iklim politikalarının değil, küresel siyasi önceliklerin de testi haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Earth Negotiations Bulletin’ın (ENB) haberine göre, hükümetlerden gelen finansman 2024 ve 2025’te düştü. IPCC Başkanı Jim Skea, kurumun 64. oturumunda, katkılarda ciddi bir artış olmaması halinde AR7 olarak bilinen bir sonraki rapor setinin tamamlanmasının tehlikeye gireceğini söyledi.</p>
<p>Bu krizle başa çıkmak için IPCC, artık toplantıları çevrim içi yapmak, personel seyahatlerini, medya eğitimlerini, işe alımları, ücretleri ve internet sitesi güncellemelerini azaltmak; ayrıca raporların editörlük, çeviri ve baskı süreçlerini kısmak gibi maliyet azaltıcı önlemleri değerlendiriyor.</p>
<h2>Trump kaynaklı finansman kesintileri</h2>
<p>IPCC çalışmalarını hükümetlerin gönüllü katkılarıyla finanse ediyor. Kurumun belirttiğine göre, bu kaynağın büyük bölümü gelişmekte olan ülkelerden bilim insanlarının katılımını desteklemek için harcanıyor.</p>
<p>Bangkok toplantısı için IPCC Sekretaryası tarafından hazırlanan raporda, “son yıllarda IPCC’nin mali durumu, mevcut jeopolitik zorlukların da etkisiyle baskı altına girmiştir” ifadesi yer alıyor.</p>
<p>Raporda herhangi bir hükümetin adı anılmasa da, IPCC’nin mali belgeleri, ABD’den gelen desteğin azalmasının büyük etki yarattığını gösteriyor.</p>
<p>Joe Biden’ın başkanlığı döneminde ABD, IPCC’ye yılda ortalama 1,7 milyon dolar katkı sağlıyordu. Ancak Başkan Donald Trump, ABD’nin IPCC'ye olan desteğini sona erdireceğini açıkladı. Son veriler, ABD’nin 2025’in ilk yarısında hiç katkı yapmadığını gösteriyor.</p>
<p>IPCC, 2024’te eline geçenden daha fazla harcama yaptı ve açık 2025’te daha da büyüdü. Bu durum, toplantıları çevrim içi ortama taşıma ve rapor çevirilerine ayrılan bütçeyi azaltma gibi çok sayıda tasarruf önerisini gündeme getirdi.</p>
<p>1994’ten bu yana IPCC içinde yer alan bilim insanı Richard Klein, Climate Home News’e yaptığı açıklamada, “IPCC’nin hedefl eri ile bütçe çerçevesinde gerçekten yapılabilecekler arasında giderek büyüyen bir uyumsuzluk var. Bu, zaten gönüllü olarak zaman ayıran yazarlar üzerinde daha fazla baskı anlamına geliyor; ayrıca gelişmekte olan ülkelerden uzmanların sürece dahil edilmesi de büyük olasılıkla azalacak” diyor.</p>
<p>En Az Gelişmiş Ülkeler grubuna danışmanlık yapan Nepal temsilcisi Manjeet Dhakal ise hükümetlere IPCC’ye daha fazla kaynak sağlamaları çağrısında bulunuyor.</p>
<h2>IPCC raporları neden önemli?</h2>
<p>IPCC, Türkçesiyle Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 1988’de Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından kuruldu. Temel amacı, hükümetlere iklim politikaları geliştirmede kullanabilecekleri bilimsel bilgi sunmak.</p>
<p>Kurumun önemi; iklim kriziyle ilgili “tek bir ülkenin”, “tek bir üniversitenin” ya da “tek bir araştırma grubunun” görüşünü değil; mevcut bilimsel literatürün geniş bir değerlendirmesini sunması. IPCC bu yüzden dünyada iklim konusunda en yetkin ve en çok referans verilen bilimsel değerlendirme mekanizması olarak kabul ediliyor. IPCC raporlarının önemini 4 başlıkta özetlemek mümkün:</p>
<p><strong>-Küresel ortak referans noktası olmaları</strong>: İklim krizi konusunda farklı ülkeler, kurumlar ve sektörler çok sayıda veri ve yorum üretiyor; IPCC bunları tek bir bilimsel çerçevede birleştiriyor. Bu da kamu politikası, özel sektör stratejileri, iklim finansmanı, şehir planlaması ve uluslararası müzakereler için ortak zemin yaratıyor.</p>
<p><strong>-İklim müzakerelerini doğrudan etkilemeleri:</strong> COP süreçlerinde ülkelerin hangi riskleri ne kadar ciddiyetle ele alacağı, hangi hedefl erin savunulacağı ve hangi sektörlerde daha hızlı dönüşüm gerektiği konusunda IPCC bulguları çok güçlü bir dayanak oluşturuyor.</p>
<p><strong>-Bilimsel fikir birliğini görünür kılmaları:</strong> İklim tartışmaları çoğu zaman siyasi kutuplaşma içinde yürüyor. IPCC raporları ise tek tek makaleler yerine, binlerce çalışmanın ortak değerlendirmesini sunduğu için “bilim ne diyor?” sorusuna en güvenilir toplu yanıtı veriyor.</p>
<p><strong>-Riskleri ve seçenekleri birlikte göstermeleri</strong>: IPCC sadece “sorun var” demiyor; hangi risklerin arttığını, hangi bölgelerin daha kırılgan olduğunu, uyum kapasitesinin nerede yetersiz kaldığını ve emisyon azaltımı için hangi seçeneklerin bulunduğunu da ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizinin-bilimsel-hafizasini-tutan-ipcc-finansman-kriziyle-karsi-karsiya-76620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim krizinin bilimsel hafızasını tutan IPCC, finansman kriziyle karşı karşıya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide Kadın Derneği ödülleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği’nin (Wtech) BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesindeki “Erişilebilir Enerji” temasıyla kadın girişimci odaklı düzenlenlediği “Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması” sonuçları belli oldu. Enerjisa Enerji’nin ana destekçisi olduğu yarışmanın finali Ankara’da TOBB Sosyal Tesislerinde yapıldı. Yarışma, kadın girişimcilerin yenilikçi projelerini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yarışmanın finalistleri etkinlikte projelerini sundular. Değerlendirme sonucunda, 600 bin TL’lik büyük ödülü tarımda enerji maliyetini azaltmaya yönelik projesiyle Up-techlabs şirketi kazandı. Şirketin kurucu ortağı Sevim Örs, yarışma sürecinin değerli işbirlikleri kazandırmasının altını çizdi. </p>
<p><strong>Ardıç: Kadın ve genç girişimciler, 15 bin kişilik iş ağı oluşturdu</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d6579bb4de3-1775654811.jpg" alt="" width="500" height="313" /></strong>Final ve ödül töreninin açılışında konuşan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, TOBB’un her zaman girişimciliği ön plana aldığını hatırlatarak, bunun içinde kadınlara özel önem verildiğini ve 2007 yılında kurulan TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun 15 bin kadın ve genç girişimci ile büyük bir iş ağı oluşturduklarını vurguladı. Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor” dedi. </p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney de konuşmasında, “Yenilikçi ve teknoloji odaklı çözümleri teşvik ederek daha yaşanabilir, daha adil ve daha sürdürülebilir bir dünya için kararlılıkla ilerliyor; bu başarıların bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz” dedi. <br />Yarışmanın ana destekçisi Enerjisa Enerji Perakende Şirketleri Genel Müdürü ve Teknolojide Kadın Derneği Sürdürülebilirlik Lideri Ersin Esentürk de “Dünya bir enerji dönüşümünün içinde. Burada da iki kritik unsur öne çıkıyor: teknoloji ve insan. Yarışmamızı hayata geçirirken de bu unsurlar etrafında şekillenen bir amacı ortaya koyduk: Kadınların teknoloji ve bilim alanındaki varlığını güçlendirmek.  Girişimcilik ekosisteminin enerji teknolojilerindeki dönüşümde çok önemli bir rol oynadığına inanıyorum. Enerjisa olarak girişimcilerin adımlarını desteklemenin, ülkemizin enerji alanında geldiği güçlü yeri daha ileri taşımak için oldukça kıymetli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yarışma sonuçları </strong></p>
<p>Jüri değerlendirmesi sonucunda, büyük ödül yanında,  bireysel kategoride ise birinci olan Marelilght-Sedef Emekli’ye 75 bin, ikinci olan Glasbit-Emine Günay’a 50 bin, üçüncü olan NUSAFE-Burcu Yaycı’ya 25 bin TL ödül kazandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/346-1775654697.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Erişilebilir Enerji” temasıyla düzenlenen ödül töreninde konuşan ASO Başkanı Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor.” dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’ndan ihracatta üst üste 8’inci başarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altında faaliyet gösteren Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımı ile gerçekleşti.</p>
<p>Amerika, Avrupa ve Afrika kıtasında 20’yi aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiren ve yıllık 5,8 milyon ton çimento üretim kapasitesiyle bölgesinin en büyük üreticisi konumunda yer alan Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, başarılı ihracat performansı sergileyen şirketlerin ödüllendirildiği törenden bu yıl da önemli başarılarla döndü.</p>
<p>Türkiye çimento sektörü ihracatında önemli bir pazar payına sahip olan şirketler topluluğu; bu yıl 8’incisi düzenlenen ödül töreninde üst üste 8’inci kez ilk 5 şirket arasına girmeyi başararak 3 kategoride (klinker, gri çimento ve genel çimento) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ ödüllerini aldı. Ankara’da Ticaret Bakanlığı’nda düzenlenen törende Batı Anadolu Şirketler Topluluğu adına ödülleri İcra Kurulu Üyesi &amp; Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar ve Uluslararası Ticaret Müdürü Efe Duman aldı.</p>
<p>Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’nun ihracat performansına ilişkin değerlendirmede bulunan İcra Kurulu Üyesi ve Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar, grubun 2025 yılı toplam çimento ve klinker ihracatının yaklaşık 2 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirtti. Uçar, “İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni’nin düzenlediği ilk yıldan bu yana her yıl üst sıralarda yer alarak ödüle hak kazanmamız, ihracatta kurduğumuz yapının istikrarlı şekilde ilerlediğini gösteriyor. Bu sonuçları yalnızca bir performans göstergesi olarak değil, sahada attığımız adımların karşılığı olarak değerlendiriyoruz. Üretim altyapımızı güçlendirmeye, lojistik kabiliyetlerimizi geliştirmeye ve farklı pazarlardaki varlığımızı derinleştirmeye odaklanıyoruz. Özellikle limanlara yakın üretim yapımız ve devam eden yatırımlarımız sayesinde, Akdeniz havzasından Atlantik hattına uzanan geniş bir coğrafyada rekabet gücümüzü artırıyoruz. İhracat, Batı Anadolu için büyümenin temel bileşenlerinden biri olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de ihracatın toplam iş hacmimiz içindeki payını yukarı taşımayı ve daha fazla pazarda kalıcı bir oyuncu haline gelmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Yıllık çimento ve klinker üretim kapasitesini yaklaşık 9 milyon tona çıkarmayı hedefleyen Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, klinker sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 4’üncülük ödülüne; genel çimento sektörü (klinker dahil) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 5’incilik ödülüne; gri çimento sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde ise 5’incilik ödülüne layık görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-1775653042.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi’nin köklü sanayi gruplarından Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, Türkiye İhracatçılar Meclisi çatısı altında düzenlenen 8. İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni&#039;nde, 2025 yılı ihracat performansıyla üç ödülün birden sahibi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> UHKİB’in yeni başkanı Haluk Özkarakaşlı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon ihracatçılar Birliği (UHKİB) 2025 yılı Genel Kurulu, Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Toplantı Salonu’nda yapıldı. Tek liste girilen seçimlerin sonucunda ise Öz Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak UHKİB Başkanlığına seçildi. 2026-2030 dönemini kapsayacak yeni yönetimde Özkarakaşlı’nın yönetiminde; Akbaşlar Tekstil Enerji, Alle Dış Ticaret, Almaxtex Tekstil, Bebetto Tekstil, Dress All Tekstil Konfeksiyon, Mass Konfeksiyon, Miya Konfeksiyon, Safran Tekstil Konfeksiyon, Timhan Klima Soğutma Tekstil, Yeşim Satış Mağazaları ve Tekstil Fabrikaları yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d64ace62049-1775651534.jpg" alt="" width="756" height="504" /></p>
<h2><strong>"Zorlukları, Fırsata Çevirecek Güce Sahibiz"</strong></h2>
<p>Seçimin ardından bir konuşma yapan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, “Bugün burada, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün Bursa’daki kalbi UHKİB’de, şahsıma ve yönetim kuruluma gösterdiğiniz güven için hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum. Bu bir bayrak yarışıdır; amacımız devraldığımız bu kıymetli mirası, küresel rekabetin yeni kurallarına göre daha ileriye taşımaktır” dedi. Sektör olarak sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda tasarımın, sürdürülebilirliğin ve dijital dönüşümün öncüsü olmak zorunda olduklarını kaydeden Özkarakaşlı, şöyle konuştu: <br />Yeni dönemde önceliğimiz, eski yönetimin başarı ile gerçekleştirdiği projeleri geliştirerek sürdürmek olacak Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere, çevreci üretim standartlarını bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüp üyelerimize bu yolda rehberlik edeceğiz. Hızlı modadan akıllı modaya geçiş yaparak, kilogram başına düşen ihracat değerimizi artıracak tasarım odaklı projelere ağırlık vereceğiz ve üretim süreçlerimizden pazarlamaya kadar dijitalleşmeyi tüm katmanlara yayarak verimliliğimizi maksimize edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-1775651558.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UHKİB’de başkanlığa oy birliğiyle seçilen Haluk Özkarakaşlı, yeni dönemde sektörün rekabet gücünü artıracak yol haritasını sürdürülebilirlik, tasarım ve dijital dönüşüm ekseninde şekillendireceklerini açıkladı; 2026-2030 döneminde Bursa hazır giyim ihracatında katma değeri yükseltmeye odaklanacaklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan yenilenmiş ürünler için düzenleme hazırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, cep telefonu, tablet ve benzeri teknolojik ürünlerin belirli standartlar çerçevesinde yenilenerek sertifikalı ve garantili şekilde yeniden satışa sunulmasına yönelik usul ve esasları düzenleyen Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik'in, 22 Ağustos 2020'de yürürlüğe girdiği anımsatıldı.</p>
<p>Halihazırda Bakanlık tarafından yetkilendirilen 25 yenileme merkezinin faaliyet gösterdiği belirtilen açıklamada, "Söz konusu uygulamayla tüketicilerin kullanılmış cihazlarını güvenle satabilmesi ve daha uygun maliyetlerle yenilenmiş cihazlara erişebilmesi sağlanmakta, satın alınan ürünlerde yaşanabilecek sorunlarda garanti haklarının etkin şekilde kullanılabilmesi temin edilmektedir. Ocak 2022'den bugüne kadar yenileme merkezleri tarafından yaklaşık 1 milyon 574 bin ürün yenilenerek ekonomiye kazandırılmıştır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak</strong></p>
<p>Açıklamada, sektörde yaşanan gelişmeler, yürütülen denetimler, tüketici deneyimleri ve teknolojik imkanlar doğrultusunda yenilenmiş ürün ekosisteminin daha güvenilir, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir yönetmelik taslağı hazırlanarak sektörel paydaşların görüşüne sunulduğuna işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Hazırlanan taslakla yenilenmiş ürün süreçlerinin daha etkin izlenmesi amacıyla Yenilenmiş Ürün Bilgi Sistemi hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde, yenileme yetki belgelerinin takibi, yetkili satıcı ve yenileme noktalarının denetimi, kayıp, kaçak veya çalıntı ürün sorgulamaları, veri trafiğinin kontrolü, sertifika üretimi ve yenileme süreçlerinin izlenmesi gibi kritik süreçler anlık takip edilecek, belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak."</p>
<p><strong>Suistimallerin önüne geçilmesi amaçlanıyor</strong></p>
<p>Düzenlemeyle, özellikle yenilenmiş cep telefonlarına yönelik taksit imkanı ve düşük KDV oranı uygulamalarında yaşanabilecek suistimallerin önüne geçilmesi amacıyla doğrulama, kayıt ve kontrol mekanizmalarının güçlendirileceği ifade edilen açıklamada, ayrıca yenileme yetki belgesi verilmesinde aranan şartların güncelleneceği, mevcut ekonomik koşullar dikkate alınarak ödenmiş sermaye şartının yükseltileceği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemeyle yenilenerek satışa sunulabilecek ürünlerin kapsamının genişletileceğine dikkat çekilerek, tüketici kullanımının arttığı teknolojik ürünler doğrultusunda televizyonların da yenilenmiş ürün kapsamına dahil edileceği bildirildi.</p>
<p>Bu sayede söz konusu ürünlerin güvenilir şekilde yeniden ekonomiye kazandırılmasının sağlanacağı belirtilen açıklamada, böylece kaynakların verimli kullanılması ve israfın önlenmesi yönünde önemli katkı sağlanacağına işaret edildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemelerin kapsamına ilişkin detaylar verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Yeni düzenlemeler kapsamında, mesafeli satışlarda geçerli olan cayma hakkı, diğer satış yöntemlerini de kapsayacak şekilde genişletilecek, yenilenmiş bir ürünün en az 30 gün geçmeden yeniden yenilenmesi yasaklanacak, yetki belgesinin askıya alınması veya iptaline ilişkin kararların, belirlenen kriterler doğrultusunda yetkin bir komisyon tarafından alınması sağlanacak. Bununla birlikte, tüketicilerin ürün karşılığında elde edeceği ödemelerin ve faydaların daha hızlı sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapılacak, garanti hakları sektöre özel uyarlamalarla daha kapsamlı hale getirilecek. Bakanlık olarak bu düzenlemeyle yenilenmiş ürün sektörünün güvenilir, şeffaf, çevreci ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/6/1280x720/reeder-gunde-2500-cep-telefonu-uretiyor-1748448700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme hazırlığı hakkında Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin-zeytinyağı ihracatçıları yola Emre Uygun ile devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birliği’nin (EZZİB) olağan genel kurulunda mevcut başkan Emre Uygun yeniden bu göreve seçildi.</p>
<p>Genel kurulda zeytin ve zeytinyağı ihracatçıları sektörün mevcut durumu, ihracat performansı ve gelecek hedeflerini masaya yatırdılar. Küresel piyasalardaki dalgalanmalar, maliyet baskıları ve üretim planlamasına ilişkin başlıkların öne çıktığı toplantıda, sektörün rekabet gücünü koruyabilmesi için ortak hareket, sürdürülebilir ihracat stratejileri ve üretici odaklı politikaların önemi vurgulandı.</p>
<p>2024 sezonunda ihracatın ciddi bir daralma yaşadığını ifade eden EZZİB Yönetim Kurulu Başkanı Emre Uygun, “Bu düşüşün ana nedeni zeytinyağı ihracatındaki gerileme oldu. Buna karşılık sofralık zeytin tarafında 2024-2025 döneminde Cumhuriyet tarihinin rekoruna ulaşan bir ihracat performansı yakaladık. İçinde bulunduğumuz hasat döneminde bu ivmenin bir miktar yavaşladığını görüyoruz. Ancak sofralık zeytin, hem iç hem dış piyasalardaki fiyat dalgalanmalarına karşı daha hızlı adapte olabilen, daha dirençli bir yapıya sahip. Zeytinyağı ise bu açıdan daha kırılgan bir görünüm sergiliyor” dedi.</p>
<p>Geride bırakılan dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden Uygun, “Buna rağmen ticaret heyetlerine önem veren bir yönetim anlayışıyla hareket ettik. ABD, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere çeşitli ülkelere ticaret heyetleri düzenledik. Bu çalışmaların sürdürülebilirliği büyük önem taşıyor. Çünkü ihracatın kalıcı olması ve Türk zeytin ile zeytinyağının uluslararası pazarlarda sürekli temsil edilmesi ancak düzenli tanıtım faaliyetleriyle mümkün. İhracatta uzun süredir dile getirdiğimiz 1 milyar dolar hedefinin, doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabilir olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İhracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor”</strong></p>
<p>Genel kurulda en çok tartışılan konu dökme zeytinyağı ihracatına getirilen yasaklar ve Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR) uygulanmaması oldu. EZZİB’in eski başkanı Ali Nedim Güreli, sezon ortasında alınan ihracat yasaklarını eleştirerek, “Neden yasaklandı, neden açıldı? Bizim Ankara’ya gidip bakanlıkla görüşen yönetim kurulu içinde de yasak olsun diyenler var. Bu beni rahatsız etti. Ben burada 10 sene başkanlık yaptım. DİR toplantısına davet edilmedim. Yeni dönemde DİR yine gündemlerinde olacak mı? Burada seçimi kazanmakla her şey bitmiyor. Ayrılıp başka birliğe geçme hakkımız da var. Ona göre davranacağız” dedi.</p>
<p>Alhatoğlu Zeytinyağları Eş Başkanı ve birlik üyesi Mustafa Alhat ise DİR uygulamasının hayata geçirilmemesinin Türk üreticiyi uluslararası rakipler karşısında dezavantajlı hale</p>
<p>getirdiğini savundu ve uygulamada şeffaflık çağrısında bulundu. Alhat, “Bu ihracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor. Gece yarısı telefonla aranarak bu bilgiye ulaşıyoruz. Yasak olduğu sene ihracat rekoru kırılıyor. DİR uygulaması getirilmediği için Türk üreticisi İspanyol’a, İtalyan’a mahkum edildi. DİR ile Türkiye’de yağ fiyatı düşmez, artar. Çiftçiye zarar vermez” dedi.</p>
<p>Eleştirilere yanıt veren Uygun ise, ihracat yasaklarının hükümet kararıyla alındığını ve Birliğin bu süreçte müdahale yetkisinin bulunmadığını belirterek, amaçlarının ihracatı artıracak adımları desteklemek olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/5/1280x720/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-1775649803.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden EZZİB Başkanı Emre Uygun, sektörün 1 milyar dolar ihracat hedefine doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabileceğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUİKAD’dan &#039;Dijital Kızkardeşlik&#039; projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İş dünyasında kadının varlığını güçlendiren projeleriyle Türkiye’ye örnek olan Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD), dijitalleşmenin sunduğu fırsatlara erişimde yaşanan eşitsizliklere karşı harekete geçti. Dijital dönüşümün ekonomik büyüme, istihdam ve toplumsal katılım üzerindeki etkisinin her geçen gün arttığı günümüzde BUİKAD; kadınların bu süreçte sadece birer kullanıcı değil, teknolojiyi geliştiren ve yöneten aktörler olarak konumlanması için 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” olarak belirledi.</p>
<h2><strong>“Dijital gelecek kadınların zekasıyla şekillenecek”</strong></h2>
<p>BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında sadece kullanıcı değil, öncü ve üretici olmaları gerektiğine inandıklarını, belirterek, “Dijital Dönüşüm Komisyonumuzun özverili çalışmaları ve Yönetim Kurulu Üyemiz Dr. Arzu Erdi’nin öncülüğünde hayata geçen bu inisiyatif; bilgiye erişimin ve dijital becerilerin her kadın için ulaşılabilir olduğu bir dünya hedeflemektedir. Daha eşit ve güçlü bir dijital gelecek için omuz omuza ilerliyoruz” dedi. Şençayır, yapay zekâ, yazılım geliştirme ve dijital girişimcilik gibi kritik alanlarda kadın temsilinin sınırlı kalmasının dijital ekonominin kapsayıcılığını zayıflattığına işaret ederek, Dijital Kızkardeşlik Günü’nün bu yapısal eşitsizlikleri gidermek adına şu temel amaçları taşıdığını belirtti; “Dijital Kimlik ve Görünürlük, Kapasite Gelişimi ve Rol Model Etkisi.”</p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi”</strong></h2>
<p>Dijital Kızkardeşlik Günü’nün yalnızca sembolik bir farkındalık günü değil, sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi olarak tasarlandığını dile getiren Şençayır; kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektör temsilcilerini bu inisiyatifi kurumsal gündemlerine entegre etmeye davet etti. Şençayır, bu çağrının sadece bir kutlama değil, dijital becerilerin her kesime yaygınlaştırılması, kapsayıcı katılımın güçlendirilmesi ve potansiyel yetenek havuzunun etkin kullanımı, kadınların teknoloji ve dijital sektörlerdeki temsilinin artırılması ve eşitlik temelli bir dijital dönüşümün hızlandırılması hedefleri için bir ortaklık daveti olduğunu vurguladı. Başkan Şençayır, sözlerini “Hedefimiz; dijital kapsayıcılığı güçlendirmek ve kadın emeğini teknolojik geleceğin merkezine güçlü bir şekilde entegre etmektir” diyerek noktaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-1775647996.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında öncü ve üretici rollerini güçlendirmek amacıyla 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” ilan etti. Böylelikle dijital ekosistemde kadın temsilinin artırılması, yapısal eşitsizliklerin somut adımlarla aşılması ve kapsayıcı bir dijital gelecek inşa edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 50,3&#039;e geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin mart sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, martta 50,3 olarak gerçekleşti ve ihracat pazarlarındaki talep koşullarında üst üste 27. kez iyileşmeye işaret etti.</p>
<p>Bununla birlikte, endeksin şubattaki 52,1 seviyesinden gerilemesi, ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin oldukça sınırlı kaldığını ve mevcut güçlenme sürecinin en düşük oranında gerçekleştiğini ortaya koydu.</p>
<p>Türk imalat sanayisinin ihracatında yaklaşık yüzde 6 paya sahip olan ABD'de üretim artışı zayıflamayı sürdürdü. Ekonomik aktivitedeki genişleme martta oldukça sınırlı gerçekleşerek, son 2,5 yılın en düşük hızında kaydedildi. En büyük ihracat pazarı olan Almanya'da da büyümenin ivme kaybederek ılımlı seyrettiği gözlendi.</p>
<p>Birleşik Krallık'ta ise ekonomik aktivite üst üste 5 aylık büyümenin ardından martta yatay seyretti. Ekonomik aktivite, Türk imalat sektörünün diğer bazı önemli ihracat pazarlarında da daraldı. İtalya'da üretim son 14 ayda ilk kez gerilerken, Fransa ve Romanya'da düşüşler devam etti. Rusya'da ise iki aylık büyümenin ardından hafif geriledi.</p>
<p>Geçen ayın görece pozitif gelişmesi ise İspanya ve Hollanda'da talep koşullarının iyileşmeye devam etmesi ve büyümenin şubata göre hız kazanması oldu.</p>
<p><strong>Orta Doğu'daki savaş martta BAE'de büyümeyi yavaşlattı</strong></p>
<p>Orta Doğu'daki savaş, martta Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) büyümenin yavaşlamasına yol açtı. Bu ülkede petrol dışı ekonomik aktivitedeki artış yaklaşık son 5 yılın en düşük hızında gerçekleşti. Bölgedeki diğer ekonomilere bakıldığında, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Lübnan'da da üretimin azaldığı görüldü. Martta, rapor kapsamında yer alan ekonomiler arasında en belirgin üretim artışı Singapur’da kaydedildi. Bu ülkede ekonomik aktivite hızlı bir genişleme sergiledi.</p>
<p>Hindistan, Tayland ve Uganda da üretimin güçlü şekilde arttığı ülkeler arasında yer aldı ancak bu ekonomiler, Türk imalat sanayisinin ihracatında nispeten düşük paylara sahip bulunuyor.</p>
<p><strong>"Türk ihracatçıların performansı büyük ölçüde savaşın süresine bağlı olacak"</strong></p>
<p>Sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, martta Orta Doğu'da başlayan savaşın bazı ülkelerde ticareti aksattığını ve fiyatları artırdığını belirterek, bunun küresel talepte büyümenin yavaşlamasına neden olduğunu bildirdi.</p>
<p>Harker, "Bu nedenle, Türk ihracatçıların önümüzdeki aylardaki performansı, büyük ölçüde savaşın süresine ve tedarik aksamalarının ne kadar hızlı giderilebileceğine bağlı olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
</div>
<div class="muhabirDiv">
<div> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat ayında 52,1 seviyesinde olan İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi geçen ay 50,3&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayisizleşme ekonominin yeni gerçeği&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli sanayisinin nabzı, artan maliyet baskısı ve küresel belirsizliklerin gölgesinde atıyor. Denizli Sanayi Odası (DSO) nisan ayı meclis toplantısında, sanayisizleşme reel sektörün en somut gündemlerinden biri olarak öne çıktı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu ise sanayicinin giderek zorlaşan koşullarda ayakta kalma mücadelesi verdiğini vurguladı.</p>
<p>Sanayicilerin artan ve zorlaşan rekabet ortamında üretim tarzlarını yeni üretim şekillerine uyarlamaya gayret ettiğini vurgulayan Kasapoğlu, “Ancak bu gayretin her geçen gün daha maliyetli, daha riskli hale geldiğini de hep birlikte yaşıyoruz. Enerji arzına yönelik olumsuz gelişmeler tüm dünyanın ekonomik dengelerini doğrudan etkiliyor. Savaş öncesinde 65-70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı bir ayda yüzde 50’ye yakın bir artışla 100 dolar seviyesinin üzerine çıkmış durumda. Bu gelişmelerin enflasyonist ortamı besleme endişelerini beraberinde getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her yükseliş cari denge, enflasyon ve üretim maliyetlerimiz üzerinde baskı oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>“Büyüme var ama sanayi zayıflıyor”</strong></p>
<p>2025 yılı büyüme verilerini değerlendiren Kasapoğlu, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 3,6’lık büyüdüğünü hatırlatarak, “İlk bakışta olumlu gibi görünen bu verinin altını kazıdığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tarım %8,8 daralıyor, sanayi %2,9 büyüyor ve manşetin altında kalıyor. Daha da önemlisi, sanayinin milli gelir içindeki payı son birkaç yılda %26’lardan %18’lere düşüyor. Sanayide çalışan sayısında azalma var, 174 bin kişi sistemin dışına çıkmış. Açık söylemek lazım: Sanayisizleşme patikası artık akademik bir tartışmanın ötesinde, reel sektörün gündelik gerçeğidir. Sanayi zayıflarsa ekonomi yavaşlamaz, yönünü kaybeder” diye konuştu.</p>
<p>Sanayicinin en temel ihtiyacının öngörülebilirlik olduğunu ifade eden Kasapoğlu, kur politikası, enflasyonla mücadele ve finansmana erişim konularında kısa vadeli reflekslerin ötesine geçen, uzun erimli ve tutarlı bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu ekledi. Kasapoğlu, yüksek faiz ve krediye erişimde yaşanan kısıtların yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirterek; ihracat ve yatırım kredilerinin desteklenmesi, kurda istikrar sağlanması ve maliyet unsurlarının rekabetçiliği gözeten bir yapıya kavuşturulmasının önemine işaret etti.</p>
<p>Gümrük Birliği sürecine de değinen Kasapoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları karşısında dezavantajlı konumda kaldığını belirtti. Kasapoğlu “Made in Europe” Sanayi Hızlandırma Yasası tasarısının Denizli açısından fırsatlar sunabileceğini şöyle ifade etti: “Başta çelik olmak üzere, çimento ve beton bağlantılı ürünler, metal işleme, makine, otomotiv yan sanayi gibi sektörlerin daha görünür alanlar olarak öne çıktığını görüyoruz. Sektörler ve ürün grupları açısından olası etkileri erkenden değerlendirmek önem taşıyor. Ticaret Bakanlığımızla koordine bir biçimde gelişmeleri yakından takip edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-1775643783.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artan enerji maliyetleri, yüksek faiz ortamı ve küresel belirsizliklerin baskısı altında kalan Denizli sanayisi, büyüme verilerine rağmen üretimde ivme kaybı ve sanayinin ekonomideki payında gerileme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadık Özkasap: Savaşın faturası Manisa ovasına yansıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yükselen gerilim, tarım sektörünü doğrudan etkilemeye devam ederken, Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, özellikle enerji, gübre ve mazot maliyetlerindeki artışın Manisa’daki üreticiyi zorladığını söyledi.</p>
<p>Son haftalarda küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmaların tarımsal girdilerde ciddi fiyat artışlarına yol açtığını ifade eden Özkasap, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin enerji ve tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini bildirdi.</p>
<p>Özkasap, “Petrol ve doğalgaz akışında yaşanabilecek en küçük aksama bile mazot fiyatlarını artırıyor. Bu da doğrudan çiftçinin maliyetine yansıyor” dedi. Manisa’nın üzüm, zeytin, pamuk, mısır, buğday ve sebze üretiminde kritik rol üstlendiğini vurgulayan Özkasap, artan maliyetlerin üreticiyi her geçen gün daha fazla zorladığını ifade etti.</p>
<p>Sadık Özkasap, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin gübre tedariğini de doğrudan etkilediğini, son dönemde gübre fiyatlarında yaşanan artışın en önemli nedenlerinden birinin Hürmüz Boğazı’ndaki riskler olduğunu söyledi. Gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin büyük bölümünün bu bölgeden geçtiğini ve tedarikte yaşanabilecek aksaklıkların hem fiyatları artırdığını hem de üretim planlamasını zorlaştırdığını da dile getirerek, gübrenin tarımsal verimlilik üzerindeki etkisinin koşullara göre yüzde 50’ye kadar ulaşabildiğini hatırlattı.</p>
<p>Basra Körfezi’nin dünya enerji üretiminin ana merkezlerinden biri olduğunu belirten Özkasap, dünya deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyledi. Boğazın; dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin yanı sıra üre gübresinin yüzde 25-35’inin, amonyağın yüzde 25-30’unun ve fosfatlı gübrenin önemli bir bölümünün geçtiği kritik bir koridor konumunda bulunduğunu ifade eden Özkasap, bölgedeki güvenlik ve lojistik durumunun küresel gübre tedariki açısından belirleyici olduğunu vurguladı.</p>
<p>Manisa’nın tarımsal ihracatta önemli bir merkez olduğuna dikkat çeken Özkasap, ilin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin tarıma dayalı sanayiden oluştuğunu belirtti. Düşük döviz kuru ile birlikte işçilik, elektrik, ambalaj, navlun ve lojistik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmaların üretim ve pazarlama giderlerini önemli ölçüde yükselttiğini ifade eden Özkasap, bu durumun firmaların dış pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattığını ve pazar paylarının daralmasına yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Manisa Ticaret Borsası, Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte piyasadaki gelişmeleri ve fiyat hareketlerini yakından izlerken, spekülatif dalgalanmalara karşı üretici ve tüketiciyi koruyacak adımların sürdüğünü belirtti. Bu kapsamda gübrede gümrük vergilerinin sıfırlanması ve ÜRE ihracatına getirilen yasak önemli adımlar olarak öne çıkarken, Bakanlık da arz sorunu olmadığını vurguluyor.<br />Ancak, fiyat oluşumuna çiftçi lehine doğrudan müdahale edilmemesi halinde bu düzenlemelerin etkisinin sınırlı kalacağı ifade ediliyor. Alım gücü zayıflayan üreticinin gübre kullanımını azaltması, üretimde daralma riskini artırırken; bunun da gıda enflasyonu üzerinden tüketiciye fiyat artışı olarak yansıması bekleniyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gübre stoklarının yeterli olduğu yönündeki açıklamalarının piyasada güven oluşturmadığını belirten Özkasap, fiyat oluşumuna çiftçi lehine daha etkin müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. Artan maliyetler nedeniyle gübre fiyatlarının yükseldiğini, buna karşılık çiftçinin alım gücünün düştüğünü ifade eden Özkasap, bunun kullanımda azalma ve üretimde gerilemeye yol açtığını vurguladı. Manisa Ovası’nın korunması için üreticiye doğrudan destek ve maliyetleri dengeleyecek politikaların şart olduğunu kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-1775643602.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gerilimle artan enerji ve gübre maliyetlerinin Manisa Ovası’nda üretimi baskıladığını belirten Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, çiftçinin alım gücünün zayıfladığını, destek ve fiyat müdahalesi olmazsa üretimde daralma ve gıda fiyatlarında artış riskinin büyüdüğünü vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir market ve toptancılara 42,3 milyon liralık &#039;fahiş fiyat&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunun 7 Nisan'da toplantı yaptığı bildirildi.</p>
<p>Toplantı kapsamında, fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye toplam 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sebze ve meyve üreticileri de dahil olmak üzere üretim noktalarından tedarikçilere, tedarikçilerden perakendecilere kadar tedarik zincirinin tüm aşamaları Bakanlığımızca yakından takip edilmekte olup, haksız fiyat artışlarına karşı mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p>Öte yandan Kurul, 3 Nisan'da gerçekleştirdiği toplantıda da fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 183 işletmeye 96,6 milyon lira idari para cezası uygulamıştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martta en fazla aylık reel getiri mevduat faizinden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 0,72, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,08 oranlarıyla mevduat faizinde (brüt) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından dolar yüzde 1,14, euro yüzde 3,37, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 3,87, külçe altın yüzde 5,01 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,77 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise dolar yüzde 0,79, euro yüzde 3,03, DİBS yüzde 3,53, külçe altın yüzde 4,68 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,45 kayba yol açtı.</p>
<p>Külçe altın, üç aylık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,57 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>6 aylık değerlendirmeye göre külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 29,21, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 24,97 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,14, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,26 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri külçe altında</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 54,39, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 51,1 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 4,20, DİBS yüzde 2,96 ve BIST 100 endeksi yüzde 0,27 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 0,52, dolar yüzde 7,04 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 1,98, DİBS yüzde 0,76 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağladı. BIST 100 endeksi yüzde 1,86, euro yüzde 2,64 ve dolar yüzde 9,02 oranında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, en yüksek aylık reel getiri, yüzde 1,08 ile mevduat faizinde gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu THY ile dünyanın ilk ve tek yer altı kruvaziyer terminaline sahip Galataport İstanbul, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından biri olan Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak. Fuar, ABD’nin Miami kentinde 13-16 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>2025’te Türkiye’ye gelen 2 milyon 138 bin kruvaziyer yolcusunun sektörün son yıllarda yakaladığı güçlü ivmeyi ortaya koyduğu, başarılar ve yeni rekorlarla şekillenen 2025-2027 döneminde Türkiye’nin küresel ölçekte konumunu daha da güçlendirmesi ve yolcu sayısının sürdürülebilir bir biçimde artması hedeflendiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d627b6c9d93-1775642550.jpg" alt="" width="700" height="525" />Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve ülke turizmine sunulan katma değerin artırılması açısından, kruvaziyer operasyonlarında 'ana liman' konumunun güçlendirilmesi stratejik bir öncelik taşıyor. Galataport İstanbul’da güçlü operasyonel altyapı ve yüzde 98’e ulaşan genel yolcu memnuniyeti sayesinde, 2026 yılında ana liman yolcu sayısı 2024’e kıyasla üç katına ulaşıyor. Bu artışla birlikte ana liman ve transit yolcu dağılımında tarihte ilk kez yüzde 50–yüzde 50 dengesi sağlanıyor. Bu eşik, İstanbul’un yalnızca bir uğrak liman değil, başlangıç ve bitiş noktası olarak konumlanan güçlü bir merkez (hub) haline geldiğini ortaya koyuyor. "İstanbul Modeli" olarak tanımlanan, hava yolu bağlantı gücü ile liman operasyon kabiliyetinin entegre biçimde çalışmasına dayalı bu yaklaşım, şehrin kruvaziyer turizmindeki rekabetçiliğine yeni bir boyut kazandırıyor. İki güçlü marka, daha fazla gemi şirketinin İstanbul’u rotalarına dahil etmesi hedefiyle bu yıl da fuarda ortak stantta yer alacak. Fuar boyunca, İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen en büyük avantajlardan biri olan “uçuş + liman” entegrasyonu uluslararası paydaşlara anlatılacak. Türk Hava Yolları; güçlü uçuş ağı, küresel bağlantı kapasitesi ve özellikle Galataport İstanbul'a gelen kruvaziyer turistinin yüzde 25'inin kaynağı Amerika pazarı başta olmak üzere geniş erişim gücüyle İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen seyahat alternatiflerini tanıtacak. Bu iş birliği; kısa vadeli büyüme hedeflerinin ötesinde, 2030’lu yıllarda İstanbul kruvaziyer turizminin dinamiklerini şekillendirme vizyonunu da yansıtıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/kruvaziyer-istanbul-galataport-1775642536.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile Galataport İstanbul&#039;un, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından bir olan Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
