<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlos-slimin-turkcelldeki-hisse-payi-yuzde-64-oldu-84995</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Carlos Slim&#039;in Turkcell&#039;deki hisse payı yüzde 6,4 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada yabancı yatırımcı ilgisinin azaldığından sıkça söz ediyoruz. Durum gerçekten de öyle. Kimse sermaye piyasasında “mıntıka temizliği”nden, ekonomide de enflasyon ve faizle ilgili olumlu gelişmelerden önce “bıyıklı” olanlarının dışında kayda değer bir yabancı girişi beklemesin. Ancak bazen tek bir yatırımcının adımı bile, raporlarda uzun uzun anlatılanlardan daha güçlü bir mesaj verebiliyor. Dünyanın en tanınmış yatırımcılarından Lübnan asıllı Meksikalı Carlos Slim'in son aylarda Turkcell'deki payını artırması da bunlardan biri. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yapılan bildirimlere göre hem Slim'in hem ailesinin hem de şirketlerinin Turkcell'deki payı mart sonunda yüzde 5,1 düzeyindeyken, haziran sonunda yüzde 6,4'e yükseldi. Alımların New York Borsası'nda işlem gören Turkcell ADR'leri üzerinden yapıldığı görülüyor. Bu oran bugün daha da yukarı çıkmış olabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a79677e81da2-1786341246.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Meksikalı milyarder Carlos Slim ve ailesi Turkcell'deki paylarını artırıyorlar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Carlos Slim sıradan bir finansal yatırımcı değil. Meksika'nın telekomünikasyon devi América Móvil'in patronu olan Slim, onlarca yıldır değeri düşük kaldığını düşündüğü şirketlere uzun vadeli yatırım yapmasıyla tanınıyor. Kısa vadeli fiyat hareketlerinden çok, şirketlerin gelecekte yaratacağı değere odaklanıyor.</p>
<p>Turkcell'in Slim için yalnızca bir borsa yatırımı olma ihtimali de düşük. Çünkü şirketin dijital dönüşüm projelerinde önemli rol üstlenen Etiya'nın en büyük ortağı Kanadalı Quebecor ile Slim'in hem ortaklığı hem de telekomünikasyon dünyasında yıllara dayanan iş ilişkileri var. Doğrudan bir ortaklık olmasa da aynı ekosistemin farklı halkalarında yer alan bu yapılar birbirini yakından tanıyor. Elbette Carlos Slim'in hisse alması tek başına Turkcell hisselerinin hızla yükseleceği anlamına gelmez. Bir yatırımcının tercihi hiçbir zaman kesin bir sonuç garantisi değildir. Ancak dünyanın en deneyimli telekom yatırımcılarından birinin, payını artıracak kadar Turkcell'e güvenmesi göz ardı edilecek bir gelişme de sayılmaz.</p>
<p>Türkiye sermaye piyasalarının uzun zamandır ihtiyaç duyduğu şey tam da bu: Şirketlerin günlük fiyat hareketleriyle değil, uzun vadeli potansiyelleriyle uluslararası yatırımcıların radarına girmesi. Carlos Slim'in yaptığı alımlar belki tek başına dengeleri değiştirmeyecek. Ama küresel sermayenin hâlâ Türkiye'de fırsat gördüğünü göstermesi bakımından önemli bir işaret niteliği taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlos-slimin-turkcelldeki-hisse-payi-yuzde-64-oldu-84995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Carlos Slim&#039;in Turkcell&#039;deki hisse payı yüzde 6,4 oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/stoktaki-100-bin-ton-donuk-urunde-ihracatin-onu-acilacak-84993</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stoktaki 100 bin ton donuk üründe ihracatın önü açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>İç piyasada fiyat istikrarını sağlamak amacıyla getirilen ihracat kısıtlamaları gevşetildi. Ticaret Bakanlığı tarafından Mayıs 2024'te uygulamaya konulan 10 bin tonluk ihracat kotası, 50 bin tona çıkarıldı.</p>
<p>Kota artışının, özellikle uzun süredir stok taşıyan firmalar açısından önemli bir rahatlama olarak değerlendiren sektör temsilcileri, EKONOMİ’ye yaptıkları açıklamada iç piyasada donuk ürünlere yönelik talebin sınırlı olması nedeniyle ihracat kısıtlamasının ciddi miktarda stok birikimine yol açtığını, kotanın artırılmasıyla bu ürünlerin yeniden dövize çevrilmesinin mümkün olacağını ifade etti. Kota ve kısıtlamaların sık sık değiştirilmesinin dış pazarlardaki müşterilerin Türkiye'den uzun vadeli kontrat yapma konusunda çekincelere yol açtığı belirten sektör temsilcileri ihracatta istikrarlı bir politikanın hem üretim hem de yatırım kararları açısından kritik olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Getirilen kısıtlamalar fason üretimi de vuruyor</h2>
<p>“Entegre tesislere fason üretim yapan küçük işletmeler de mağdur. İhracat kısıtlamaları üretim düşüşlerini beraberinde getirdi” diyen Türkiye Beyaz Et Üreticileri Birliği Başkanı Abdullah Koç, üreticilerin son 1,5 yılda girdi maliyetlerinin yaklaşık yüzde 80 yükseldiğini, ancak fiyatlarının yerinde saydığını söyledi. Türkiye’de irili ufaklı birçok işletmenin entegre tesislere üretim yaptıklarının vurgulayan Koç, “İhracat yasağının ardından iç piyasada oluşan arz fazlası üretimi olumsuz etkiledi. Maliyet artışlarını satış fiyatına yansıtamadık. Üretici Ocak 2025’te aldığı fiyatla çalışmaya devam ediyor. Üreticinin sürdürülebilir bir fiyat mekanizmasına ihtiyacı var” diye konuştu.</p>
<h2>Stok eritilmesi için önemli adım</h2>
<p>Kota artışının stoklarda ciddi bir azalma sağlayacağını ve sektör açısından finansal rahatlama yaratacağını belirten Has Tavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, uygulamanın iç piyasa fiyatlarından ziyade sektörün finansman yükünü hafifleteceğini söyledi. İhracat kotasındaki artışın üretim üzerinde oluşan negatif baskıyı bir nebze de olsa kaldıracağını ifade eden Sezer, “Yıllık yaklaşık 2 milyon 800 bin ton üretim var. Bu üretimin yüzde 20-30’u ihraç ediliyordu. Buda üreticiye finansman sağlıyordu. İhracat kısıtlaması ile bu 20-30’luk kısım arz fazlası oluşturdu. Üreticiye stok maliyeti oluştu. Stok maliyeti oluşmaması için üretim kısıldı. Fiyat istikrarı üretim artışı ile sağlanır. Üretim arttıkça fiyatların daha istikrarlı hale gelecek. ” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Sektöre kısa sürelik nefes aldırır”</span></h2>
<p>Ege Su Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Bedri Girit, tavuk eti ihracatında aylık kotanın 10 bin tondan 50 bin tona çıkarılmasının sektöre kısa vadede önemli bir nefes aldıracağını söyledi. Kotaların ve ihracat yasaklarının sektörün uluslararası pazarlardaki güvenilirliğini zedelediğini belirten Girit, üreticinin önünü göremediği için yatırım ve kapasite artışından kaçındığını vurguladı. İhracat kısıtlamaları nedeniyle stokların 100 bin tonun üzerine çıktığına dikkat çeken Girit, yeni düzenlemeyle bu ürünlerin dövize çevrilmesinin hem firmalar hem de ülke ekonomisi açısından olumlu olduğunu ifade etti. Girit, sektördeki en büyük iki sorunun ise ihracatta öngörülebilirliğin ortadan kalkması ve artan maliyetlerin satış fiyatlarına yeterince yansıtılamaması olduğunu belirterek, üretici ve tüketicinin mevcut tabloda iki büyük mağdur olduğunu söyledi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/stoktaki-100-bin-ton-donuk-urunde-ihracatin-onu-acilacak-84993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/beyaz-et-tavuk-1781596091.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektör temsilcileri, iç piyasada donuk ürünlere yönelik talebin sınırlı olması nedeniyle ihracat kısıtlamasının ciddi miktarda stok birikimine yol açtığını belirterek beyaz ette kotanın artırılmasıyla bu ürünlerin yeniden dövize çevrilmesinin mümkün olacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-fren-dolarin-rotasini-degistiriyor-84990</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faize fren doların rotasını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a79624745768-1786339911.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Doları’nda yön yeniden aşağı dönüyor. Yıl içinde güçlü bir performans sergileyen Amerikan para birimi, son dönemde işgücü piyasasından gelen zayıf sinyaller ve Fed’in faiz artırım ihtimalinin gerilemesiyle değer kaybetmeye başladı. Dolar, yılın en yüksek seviyesinden yaklaşık yüzde 3 gerilerken, son bir aydaki kayıp yüzde 1,45 oldu. Buna rağmen dolar endeksi yıl başına göre halen yüzde 1’in üzerinde artıda bulunuyor. Fakat yıla başladığı seviyelere dönerse, aşağı doğru kırılma yaşanabileceği tahminleri yapılıyor.</p>
<p>Doların bundan sonraki seyrinde ise gözler yalnızca Fed’in kararına değil, karar öncesinde açıklanacak enflasyon ve istihdam verilerine çevrilmiş durumda. Çünkü piyasa artık, “Fed faiz artıracak mı?” sorusundan çok “Fed ne kadar süre daha bekleyecek?” noktasına odaklanıyor..</p>
<h2>İstihdam verisi dengeleri değiştirdi </h2>
<p>ABD’de temmuz ayında ekonominin 23 bin iş kaybetmesi, dolar açısından önemli bir kırılma yarattı Üstelik önceki iki ayın istihdam rakamlarında toplam 103 binlik aşağı yönlü revizyon yapılırken, üç aylık ortalama istihdam artışı yalnızca 20 bin seviyesinde kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79635ea217c-1786340190.png" alt="" width="770" height="297" /></p>
<h2>Euro ve yen karşısında zayıflıyor</h2>
<p>Raporun ardından dolar Japonya parası karşısında 157,56 yen seviyesine inerken, euro/dolar paritesi yüzde 1,16 seviyesine doğru hareketlendi. Dolar endeksi ise 100 seviyesinin altında gerilemesini hızlandırdı ve 99,50 seviyesine indi.. Endeks üst üste iki hafta düştü.</p>
<p>ABD tahvil piyasası da doların yönündeki değişimi doğruladı. Fed beklentilerine daha duyarlı iki yıllık tahvil getirisi yüzde 4,245’e, 10 yıllık tahvil getirisi ise yüzde 4,649’a geriledi.</p>
<h2>Faiz artışı ekim ya da aralık ayına kalabilir </h2>
<p>İstihdam verisinin ardından CME FedWatch verilerine göre, piyasaların Fed’in 16 Eylül’de faizleri sabit tutma ihtimaline verdiği ağırlık yüzde 45’ten yüzde 56’ya yükseldi. Macquarie stratejisti Thierry Wizman, zayıf istihdam verisinin Fed’in faiz artırımını eylül yerine ekim veya aralık ayına kaydırabileceği görüşünde.</p>
<p>Ancak Fed’in önünde kritik bir veri takvimi bulunuyor. Eylül toplantısından önce iki enflasyon verisi, yeni istihdam rakamları ve Jackson Hole toplantısı piyasaların yönünü değiştirebilir. ING, temmuz TÜFE’sinde manşet enflasyonun aylık yüzde 0,1, çekirdek enflasyonun ise yüzde 0,2 artmasını bekliyor.</p>
<p>ING’nin daha uzun vadeli senaryosu ise dolar açısından dikkat çekici: Kurum, Fed’in 2027’ye kadar faiz artırmamasını bekliyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dolar, 12 ay içinde kontrollü değer yitirebilir</span></h2>
<p>Fed’in bu yıl faiz artırmaması ve risk iştahının yüksek kalması halinde doların yıl sonuna doğru kademeli olarak zayıflaması öngörülüyor. Örneğin ING’nin euro/dolar tahmini bir ay için 1,16, üç ay için 1,17, altı ay için 1,18 ve 12 ay için 1,20 seviyesinde. Bu tablo, euro karşısında doların önümüzdeki dönemde de kontrollü biçimde değer kaybedebileceğine işaret ediyor. Forex.com ise doların yıl başındaki açılış seviyesine gerilemesi halinde daha güçlü bir tepki hareketi yaşanabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Dolar zayıflarsa altın da destek buluyor</strong></p>
<p>Doların gerilemesi yalnızca döviz piyasasında değil, değerli metallerde de etkisini gösteriyor. Dolar endeksindeki düşüşle birlikte spot altın ons başına 4.347,29 dolara yükselerek yüzde 2,55 değer kazandı.</p>
<p>Bu noktada, Fed’in para politikası kritik önem taşıyor. Faiz artırım beklentilerinin azalması, faiz getirisi sağlamayan altının alternatif maliyetini düşürürken, doların zayıflaması da altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha cazip hale getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-fren-dolarin-rotasini-degistiriyor-84990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıflayan ABD istihdamı, faiz artırım beklentilerini törpülerken dolar üzerindeki baskıyı artırdı. Dolar endeksi üst üste ikinci hafta geriledi. Piyasalar artık Fed’in 16 Eylül toplantısında faiz artışı beklentisini rafa kaldırdı. Bu da doların euro karşısında gerilemesi beklentisi yaratıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-yuzde-43-getiri-yuz-guldururken-bilancolardaki-zayiflik-ne-anlatiyor-84988</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftalık yüzde 43 getiri yüz güldürürken bilançolardaki zayıflık ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,39 yükselişle tamamlarken, genele yayılan iyimserlik yatırımcısına umut verdi. İşlem gören 576 hissenin 333’ü haftayı değer artışıyla kapattı. Pazar genelinde 20 şirket %16’nın üzerinde prim yaparken iki hisse %41’i aşan haftalık getiriyle öne çıktı.</strong></p>
<p>Piyasalar alım iştahının güçlendiği ve ana endekslerin yukarı yönlü ivme kazandığı hareketli bir haftayı geride bıraktı. Yeni halka arz edilen enerji ve bilişim şirketleri portföylere hareket kattı. BIST 100 Endeksi %2,39 artışla haftayı kapatırken, pazarın genelinde pozitif rüzgar esti. Haftalık bazda Beta Enerji ve Empa Elektronik yatırımcısına en çok kazandıran şirketler oldu. Tekfen Holding ve Kardemir Çelik gibi güçlü hisselerdeki alımlar da endeksi destekledi. Ancak fiyatlardaki hızlı yükselişlerin şirketlerin mali yapılarıyla her zaman uyuşmayabileceği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Yeni gelenler hızlı</h2>
<p>Listenin ilk sırasında %43,11 primle Beta Enerji yer alıyor. Borsaya yeni katılan şirketlerden olan firma, yatırımcısından yoğun ilgi görüyor. 1 Temmuz günü işlem görmeye başladığında iki hafta tavan serisi ile hareket etti. Kâr satışlarının ardından geçtiğimiz hafta tekrar hareketlendiği görülüyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde satışlarını %32 geriletirken dönem sonu kârı %68 azaldı. Empa Elektronik %41,73 yükselişle haftanın en çok kazandıran ikinci şirketi oldu. Şubatta borsaya gelen şirket Dubai’de kurduğu yeni iştirakiyle satışlarını desteklemeyi hedefliyor. Geçen yıla kıyasla satışlarını %28 artırarak 1 milyar TL’nin üzerine taşıdı. Gelirini büyütse de dönem sonunda 4,8 milyon TL zarar açıklamaktan kurtulamadı.</p>
<h2>Yıllıkta ekside kaldı</h2>
<p>Gıpta Ofis haftalık bazda %17,75 prim yaparak çok kazandıranlar arasına girmeyi başardı. Şirket kısa vadede yüz güldürse de son bir yılda yatırımcısına %42,81 kaybettirdi. Altı aylık bilançosunda satışlar %4 oranında düşüş kaydetti. Artan maliyetlerin etkisiyle dönem sonunda 107 milyon TL zarar yazması yatırımcıları düşündüren bir durum.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79617be3e9c-1786339707.png" alt="" width="999" height="528" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİZİKİ ALTIN MI, ALTIN FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Fiziki altın</strong>; sistem bağımsızlığı, kayıt dışılık, küresellik, bağımsız sahiplik. Güvenlik sorunu, makas zararı, işçilik kaybı, pasif bekleyiş.</p>
<p><strong>Altın fonu</strong>; hızlı işlem, saklama kolaylığı, ekstra getiri, düşük bütçe, şeffaf denetim. Yönetim masrafı, sistem bağımlılığı, valör engeli, stopaj yükü.</p>
<p><strong>Erzurum’daki yatırımını tamamlayarak devreye aldı. Üçüncü çeyrekte etkisi görülecek</strong></p>
<p>Lila Kağıt’ın Erzurum’daki yatırımının gelire katkısı ne zaman görülür? ● Osman Polat</p>
<p>Osman; Lila Kağıt’ın Erzurum’daki konverting tesisinin yatırımı tamamlanırken geçtiğimiz haziranda üretime hazır hale geldi. Tesisle bölge ihtiyacının karşılanması ve sağlanan lojistik avantajla yakın coğrafyaya yönelik ihracatın artırılması hedefleniyor. Ancak açıklamada herhangi bir tutar paylaşımı olmadı. Üretime geçmiş olması sebebiyle, yeni kapasitenin satış hacmine ve FAVÖK rakamlarına olan ilk somut katkısı yılın üçüncü çeyrek finansal tablolarından itibaren görmeye başlanacak. Şirket yılın ilk yarısında ise gelirini %14 geriletti.</p>
<p><strong>Sattığı iki arsa ile nakit girişi sağlarken finansal borçlarını azaltmaya olanak verdi</strong></p>
<p>Kartonsan’ın arsa satışları borçları ne düzeyde aşağı çekecek? ● Özgür Çakır</p>
<p>Özgür; Kartonsan, finansman yükünü hafifletmek amacıyla geçtiğimiz mayıs ve haziranda iki arsa satışı yaptı. Mayısta 1 milyar TL, haziranda ise 67,5 milyon TL tutarında gerçekleştirilen iki satışla birlikte toplamda yaklaşık 1,07 milyar TL nakit girişi oldu. Şirketin ilk çeyrekte finansal borçları 1,17 milyar TL iken altı aylık bilançosunda %34 azaltarak 779,5 milyon TL’ye indirdi. Gelen nakit firmanın mali yapısını rahatlattığı anlaşılıyor. Ancak yılın ilk yarısında gelirini %19 düşürerek 2,09 milyar TL’ye indirirken dönem sonu kârı sembolik kaldı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTD yabancı fonlara yönelik yatırımıyla son bir yılda %41 getiri elde etti</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy idaresindeki Yabancı Fon Sepeti Fonu (YTD), geçtiğimiz mart ile haziran döneminde gerçekleştirdiği çıkışla birlikte 0,99 TL’ye kadar yükseldi. Haziranın son haftasından itibaren aşağı gerilerken geçen sürede zirvesinin altında duruyor. Hacmi temmuzda gerilese de yükselen büyüme sürüyor. Şimdilerde 1,71 milyar TL hacme sahip. Ağustosun ikinci haftası itibariyle fondan 8,1 milyon TL nakit çıkarken yatırımcısı 14.919’u geriledi. Doluluğu ise %3,69 seviyesinde. YTD’nin temel stratejisi, yabancı borsa yatırım fonlarına yatırımda bulunmak üzerine kurulu. Portföyün %89,02’si yabancı BYF ve %9,12’si yerli yatırım fonlarından oluşuyor. Küresel piyasalarda yüksek getiri arayan yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %41,1 getiri sağlarken, aynı sürede %25,8 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>DK Varlık, piyasadan %45,78 bileşik faizle 2,8 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>DK Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.800.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,78 olarak belirlendi. 90 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,74 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 05.11.2026 olarak açıklandı. 7 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,92 seviyesinde bulunuyor. Fon kullanıcısı Dünya Katırım Bankası olurken, verilen %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 0,42 puan altında yer alıyor. Oran, ihraççı için makul bir seviye olarak değerlendirilebilir. İhraç, kurumun kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılarken, piyasada TRDDKVRK2626 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79614d00732-1786339661.png" alt="" width="980" height="238" /><strong>SASA POLYESTER</strong></p>
<p><strong>Yatırımlarının sonuçları gözlenirken temmuz ayı cirosunda artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Sasa, temmuz ayında satış tutarının 178 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini ve bunun 49,5 milyon dolarlık kısmının ihracattan sağlandığını duyurdu. Geçen yılın aynı ayında 111 milyon dolar olan satışlara göre toplam ciroda %60 artış kaydettiği gözleniyor. Şirketin devreye aldığı yeni hatlar ciroda karşılık buluyor. Petrokimya sanayisinde talep daralmalarına karşı ihracat kanallarını aktif kullanabilmesi faaliyet gelirindeki sürdürülebilirliği desteklemekte. Firma, ilk çeyrekte gelirini %36 ve faaliyet kârını %116 artırırken dönem sonu kârını %%7 düşürdü.</p>
<p><strong>CARREFOURSA</strong></p>
<p><strong>Yeni ana ortak borç ve maliyet giderlerini hafifletmek için sermaye avansı verdi</strong></p>
<p>Carrefoursa’nın sermayesinin %89,29’unu alan Yeni Mağazacılık, faizsiz olarak 4,05 milyar TL sermaye avansı verdi. Tutar ilk sermaye artırımı ile birlikte mahsup edilecek. Bu yolla şirket mali yapısını güçlendirebilecek. Yüksek faiz ortamında banka kredileriyle finansman sağlamak yerine, ana ortağın faizsiz sermaye avansıyla mali yapıyı desteklemesi, finansman gider yükünü azaltması açısından tercih edilen bir seçenektir. Carrefoursa ilk çeyrekte 1,75 milyar TL dönem sonu zararı yazarken, finansal borçları bir önceki döneme göre %2 artarak 22,9 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<p><strong>HATEKS HATAY TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Çalışan sayısını %12 azaltırken faaliyetini olumsuz etkilemeyeceğini belirtti</strong></p>
<p>Hateks, mevcut ekonomik koşullar altında verimliliği artırmak amacıyla çalışan sayısının mart ayına göre %12 azalarak 431 kişiye düştüğünü duyurdu. Şirket, düzenlemenin üretim kapasitesi ve faaliyetler üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmayacağını belirtti. Gerileyen iş hacmi ve satışlar karşısından firmaların gider azaltıcı yaklaşımlarda bulunması sıklıkla gözlenen bir durum. Personel çıkarmaları ise daha ziyade orta vadede beklentinin olumsuz olduğu süreçlerde gündeme gelen bir yaklaşım. Şirket ilk çeyrekte gelirini %19 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Alkim Kimya hazirandan bu yana düşen bir ivme sergilerken fonlar satış tarafında</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79612f834a4-1786339631.png" alt="" width="304" height="231" />Alkim Kimya’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,72 ile toplamda 710,83 bin lot azalarak 7,44 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 18’den 14’e geriledi. FSG fonu 350 bin lot ile en fazla satışı yaparken, NKM fonu 48 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Alkim Kimya hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Deniz Yatırım 23,00 TL ile “TUT” tavsiyesi ile hedef önerisinde bulundu. Son kapanışa göre %46 potansiyel içeriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-yuzde-43-getiri-yuz-guldururken-bilancolardaki-zayiflik-ne-anlatiyor-84988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haftalık yüzde 43 getiri yüz güldürürken bilançolardaki zayıflık ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-84986</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bisküvi sektöründe yeni rekabet alanı markalaşma ve sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Türkiye gıda sanayisinin en yüksek katma değer üreten alanlarından biri olan bisküvi ve atıştırmalık sektörü, güçlü üretim altyapısı ve ihracat performansıyla küresel pazarlardaki etkinliğini artırırken, değişen tüketici beklentileri sektörün dönüşümünü de hızlandırıyor. Artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; verimlilik, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve güçlü marka yönetimiyle öne çıkan şirketler rekabette avantaj sağlıyor.</p>
<p>Oylum Sınai Yatırımlar AŞ Onursal Başkanı Yılmaz Büyüknalbant, sektörün geldiği noktayı değerlendirirken, "Bisküvi ve atıştırmalık sektörü, Türkiye gıda sanayisinin en dinamik ve en yüksek katma değer üreten alanlarından biridir. Güçlü üretim altyapımız, ihracat kabiliyetimiz ve stratejik konumumuz sayesinde dünya pazarlarında önemli bir oyuncuyuz" dedi. Büyüknalbant, günümüzde rekabet anlayışının da değiştiğine dikkat çekerek, "Sektör artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; verimlilik, markalaşma, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarındaki başarısıyla değerlendiriliyor. Rekabet yalnızca fabrikalarda değil; markalarda, teknolojide ve tüketici güveninde kazanılıyor" diye konuştu.</p>
<p><strong>Tüketici beklentileri üretimi yeniden şekillendiriyor</strong></p>
<p>Sektörde tüketici davranışlarının hızla değiştiğini ifade eden Büyüknalbant, artık ürün tercihinde yalnızca lezzetin belirleyici olmadığını söyledi. "Tüketici artık lezzetin yanında doğal içerik, güvenilir üretim, sürdürülebilirlik ve ulaşılabilir fiyat dengesini de önemsiyor. Bu değişim üreticileri daha yenilikçi olmaya yönlendiriyor" diyen Büyüknalbant, bu dönüşümün sektörün geleceğini şekillendirdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Oylum ihracatta büyümesini sürdürüyor</strong></p>
<p>1969 yılından bu yana faaliyet gösteren Oylum'un kalite odaklı üretim anlayışıyla uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürdüğünü dile getiren Büyüknalbant, şirketin sahip olduğu BRCGS ve SEDEX sertifikalarıyla dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. 2025 yılı performansını değerlendiren Büyüknalbant, "2025 yılında ihracatımızı ABD doları bazında yaklaşık yüzde 16 artırmayı başardık. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, ihracatın toplam ciromuz içindeki payını yüzde 50 seviyesine çıkarmaktır" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sanayicinin en büyük ihtiyacı öngörülebilirlik</strong></p>
<p>Son yıllarda kur ile enflasyon arasındaki dengenin bozulmasının ihracatçıları zorladığını belirten Büyüknalbant, özellikle enerji ve işçilik maliyetlerindeki artışın rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyledi. Bu süreçte Oylum'un verimlilik yatırımlarına ağırlık verdiğini kaydeden Büyüknalbant, "Biz bu dönemde yalın üretime, enerji yönetimine ve modernizasyon yatırımlarına odaklandık. Elektrik ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 65'ini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor, yaptığımız yatırımlarla birim üretim maliyetlerini azaltıyoruz" dedi.</p>
<p>Kamu tarafından uygulanacak destek mekanizmalarının önemine de değinen Büyüknalbant, finansmana erişimin kolaylaştırılması, ihracat desteklerinin güçlendirilmesi ve yeşil dönüşüm yatırımlarının teşvik edilmesinin sektörün rekabet gücüne katkı sağlayacağını ifade etti. "Sanayicinin bugün en büyük ihtiyacı yalnızca uygun maliyetli finansman değil; öngörülebilirliktir. Yatırımlar ancak güven ortamında hız kazanabilir" diye konuştu.</p>
<p><strong>Hedef, dünyanın güçlü gıda markaları arasında yer almak</strong></p>
<p>Türkiye'nin bugün dünyanın önemli bisküvi üreticileri arasında bulunduğunu belirten Büyüknalbant, üretim kapasitesinin artık güçlü markalarla desteklenmesi gerektiğini söyledi. "Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Amerika pazarlarına güçlü üretim ve lojistik altyapımızla ürün sunuyoruz. Ancak küresel pazarda kalıcı başarı için yalnızca üretmek yeterli değil. Güçlü markalar oluşturmak, inovatif ürünler geliştirmek ve tüketici sadakati yaratmak gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bu doğrultuda Oylum'un uluslararası pazarlardaki marka yatırımlarını sürdürdüğünü ifade eden Büyüknalbant, şirketin dünyanın önemli gıda fuarlarında düzenli olarak yer aldığını, Avrupa ve Amerika pazarlarında markalı ihracatını büyütmeye odaklandığını söyledi. Turquality programını da bu vizyonun önemli bir parçası olarak gördüklerini belirten Büyüknalbant, "Türkiye artık yalnızca dünyanın üretim üssü olmayı değil, dünyanın güçlü gıda markalarını çıkaran ülkelerden biri olmayı hedeflemelidir" dedi.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüm rekabetin merkezine yerleşiyor</strong></p>
<p>Bisküvi sektörünün yalnızca maliyet baskısıyla değil, küresel tedarik zincirlerindeki değişim ve tüketici beklentilerindeki dönüşümle de karşı karşıya olduğunu ifade eden Büyüknalbant, un, bitkisel yağ, kakao, şeker ve enerji gibi temel girdilerde yaşanan küresel dalgalanmaların üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve lojistik maliyetlerinin planlamayı zorlaştırdığına işaret eden Büyüknalbant, tüketicinin artık yalnızca fiyatı değil, ürünün güvenilirliğini ve üretim standartlarını da satın aldığını belirtti. Oylum'un bu dönüşüme teknoloji yatırımlarıyla hazırlandığını anlatan Büyüknalbant, "Yeni ürün geliştirme çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyor, dijital dönüşüm, veri yönetimi ve yapay zekâ destekli süreçlerle üretimimizi geleceğe hazırlıyoruz" dedi. Yeni dönemde sektörün rekabet yapısının köklü şekilde değişeceğini belirten Büyüknalbant, sözlerini şöyle tamamladı: "Rekabet; üretim kapasitesi kadar veriyi doğru kullanan, sürdürülebilirliği iş modeline entegre eden ve güçlü marka algısı oluşturan şirketler arasında yaşanacaktır."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-84986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/biskuvi-sektorunde-yeni-rekabet-alani-markalasma-ve-surdurulebilirlik-1786339392.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oylum Sınai Yatırımlar A.Ş. Onursal Başkanı Yılmaz Büyüknalbant, Türkiye&#039;nin dünya bisküvi ve atıştırmalık sektöründe güçlü bir üretim üssü konumunda bulunduğunu belirterek, yeni dönemde rekabetin üretim kapasitesinden çok markalaşma, teknoloji ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla şekilleneceğini söyledi. Büyüknalbant, Oylum&#039;un 2025 yılında ihracatını dolar bazında yaklaşık yüzde 16 artırdığını, hedeflerinin ise ihracatın toplam ciro içindeki payını yüzde 50&#039;ye çıkarmak olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalar-ne-is-yapar-84983</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odalar ne iş yapar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş insanlarını ziyaretlerimiz sırasında en sık duyduğumuz sorulardan biri, üretimin ve ticaretin zorlaşmasıyla birlikte son dönemde daha da fazla gündeme geliyor: "Odalar ne iş yapar?"</p>
<p>Hiç şüphesiz Kayseri'de Sanayi Odası, Ticaret Odası ve Ticaret Borsası'nın faaliyetlerini en yakından takip eden yayın organı EKONOMİ Gazetesi'dir. Çoğu zaman basına kapalı gerçekleştirilen toplantılar ve kamu bürokrasisine sunulan raporlar tarafımızdan izleniyor. Reel sektörün sorunlarını ve beklentilerini de en yoğun şekilde gündeme taşıyan yayınlardan biri olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu nedenle yaklaşan oda seçimleriyle birlikte iş insanlarının hem kendi aralarında hem de ziyaretlerimiz sırasında bizlere yönelttiği "Odalar ne iş yapar?" sorusuna ilişkin gözlemlerimi paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm.</p>
<p>Odalar, rutin hizmetlerinin yanı sıra şehrin ekonomisini canlandırmaya yönelik projeler geliştiren, kurumlar arası iş birlikleri oluşturan, eğitim programları düzenleyen; komiteler başta olmak üzere iş dünyasından gelen sorun, talep ve önerileri ilgili mercilere taşıyarak bunların çözüme kavuşması için de takipçisi olan kurumlardır. En azından çalışma alanım olan Kayseri özelinde odaların şehrin ekonomik gelişimine öncülük eden bir rol üstlendiğini söyleyebilirim. Bu arada geçtiğimiz yılbaşında Kayseri Ticaret Odası (KTO) meclis toplantısında dikkatimi çeken bir ayrıntı olmuştu; KTO, Türkiye’deki ticaret odaları arasında en az üye aidatı alan odaydı. Ayrıca, KAYSO Başkanı Mehmet Büyüksimitci’nin aynı zamanda TOBB Yönetiminde yer alması da Kayseri iş dünyasının Ankara ile bağlantısı adına büyük bir kazanımdır diye düşünüyorum.</p>
<p>Son yıllarda bürokratların ve bakanlık temsilcilerinin Kayseri iş dünyasıyla bir araya geldiği programların önemli bir bölümü basına kapalı gerçekleştiriliyor. Basın mensupları çoğu zaman yalnızca açılış konuşmalarını takip edebiliyor, ardından salondan ayrılmaları isteniyor. Aslında bu durum yalnızca Kayseri'ye özgü değil; Türkiye'nin genelinde benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sorunlar, talepler ve çözüm önerileri basının gözetimi dışında dile getirildiğinde, kamuoyuna yansıyan görüntü de doğal olarak eksik kalıyor. Toplumun gördüğü fotoğraf, çoğu zaman bürokratların ve siyasetçilerin odalarda ağırlandığı birkaç kareden ibaret oluyor. Perde arkasında odaların, iş dünyasının beklediği gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi için gösterdiği yoğun mesai görünür olmayınca, "Odalar ne iş yapıyor?" sorusu da doğal olarak daha yüksek sesle sorulmaya başlanıyor.</p>
<p>Benim gözlemim şu ki; Kayseri adına oda başkanlarının üstlendiği misyon, çoğu zaman milletvekillerinin ya da bakanların görünür çalışmalarından çok daha kıymetli. İçinde bulunduğumuz ekonomik konjonktürde her sorun kamuoyu önünde yüksek sesle dile getirilmese de, reel sektörün taleplerini ve çözüm önerilerini ilgili mercilere düzenli olarak ileten, sürecin takipçisi olan ve sonuç alınması için mücadele eden yine oda yönetimleri oluyor.</p>
<p>Yazıyı sonlandırmadan sizlerle paylaşmak istedim; geçtiğimiz hafta düzenlenen Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Meclis toplantısında da hem Meclis Başkanı Abidin Özkaya hem de Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci’nin iş dünyası adına üzerinde durduğu en hayati konu ise “finansa erişim” oldu. Reel sektörün uygun maliyetli ve erişilebilir finansman beklentisi öne çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalar-ne-is-yapar-84983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odalar ne iş yapar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-cerceve-yasa-teklifi-ne-321-sayfalik-muhalefet-serhi-84984</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İYİ Parti’den çerçeve yasa teklifi ne 321 sayfalık muhalefet şerhi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye hedefinde sürece karşı çıkan İYİ Parti, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne karşı kapsamlı muhalefet şerhini TBMM’ye sundu. </p>
<p>Şerhte teklifin yalnızca maddelerine değil; adına, hazırlanış yöntemine, siyasi gerekçelerine ve bütününe itiraz edildi. Teklifin terör örgütü mensupları için özel ve ayrıcalıklı bir ceza rejimi oluşturduğu belirtilerek, “Terör örgütü silah bırakabilir fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti devlet olma vasfını bırakamaz” denildi.</p>
<h2>7 bin 563 şehidin adı tek tek kayda geçirildi</h2>
<p>İYİ Parti, ayrıca teklifin Anayasa’ya aykırılıklar taşıdığını, şehit aileleri ve gazilerin sürecin dışında bırakıldığını ve komisyon görüşmelerinin sağlıklı bir yasama sürecinin gerektirdiği şartlarda yürütülmediğini vurguladı.</p>
<p>7 bin 563 şehidin adı, İYİ Parti’nin muhalefet şerhiyle TBMM’nin tarihi kayıtlarına tek tek işlendi.</p>
<p>İYİ Parti, kamuya açık kaynaklarda adına ulaşılamayan şehitler nedeniyle ailelerinden ve yakınlarından af dilerken, hiçbir şehidin hatırasının siyasi hesapların ve yürütülen süreçlerin gölgesinde bırakılamayacağını vurguladı.</p>
<h2>Bölgelere göre ‘söylem’ geliştirilecek </h2>
<p>AK Parti, 14 Ağustos’tan sonra sahalara inerek “Terörsüz Türkiye” ve “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” süreci olarak adlandırılan yeni dönemi ve yasal reformları topluma anlatmak için kapsamlı bir saha ve iletişim stratejisi yürütecek.</p>
<p>AK Partili milletvekilleri, “yasadan sonra cezaevlerinden binlerce terör örgütü tahliye olacak. Biz bunu topluma nasıl anlatacağız” kaygısını taşırken genel merkez yeni bir yol haritası hazırladı. AK Parti de bu kaygılar üzerine, “saha” program stratejisi belirleyecek ve bunlar milletvekillerine anlatılacak.</p>
<h2>AK Parti, yerel teşkilatlar üzerinden sahada aktif bir anlatım programı uygulayacak* </h2>
<p>AK Parti’nin özellikle Karadeniz ve İç Anadolu bölge milletvekillerinin çerçeve yasanın ardından süreci topluma anlatamama kaygısı üzerine, düzenlemelerin idari ve hukuki boyutlarını kamuoyuna en doğru şekilde açıklamak amacıyla yerel teşkilatlar üzerinden de sahada aktif bir anlatım programı uygulayacak. Meclis tatile girmeden milletvekillerine bu konuda hukuki süreç ve strateji anlatılacak.</p>
<p>Meclis’in desteğini alan AK Parti, toplum mutabakatını da sağlamak amacıyla süreci her bölgede hassasiyetlere göre anlatacak. Bölgelere göre söylem geliştirilecek. Doğu ve Güneydoğu illerinde sürece destek oranı yüzde 90’larda. Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu illerinde yeni bir dönemin başlayacağı özellikle ekonomi alanında yapılacak atılımlar ve projelerin hayata geçeceği, yerli ve yabancı yatırımcıların artık burayı “güvenli bölge” olarak kabul edecekleri, dolayısıyla istihdamın da artacağı vurgulanacak.</p>
<h2>Özel toplantı ve seminerler düzenlenecek </h2>
<p>Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde ise PKK terör örgütünün artık tamamen bittiği, silahların bırakıldığı artık şehit haberleriyle annelerin ağlamayacağı gibi anlatımlar ön plana çıkacak. Milletvekilleri, teşkilatlar, parti yöneticileri yaz aylarında süreci toplumun tüm kesimlerine aktaracak. Özel toplantı ve seminerler düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-cerceve-yasa-teklifi-ne-321-sayfalik-muhalefet-serhi-84984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İYİ Parti’den çerçeve yasa teklifi ne 321 sayfalık muhalefet şerhi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/polyester-cipsi-merinosu-katlayacak-yapay-zeka-destegi-ile-1-milyar-dolari-yakalayacak-84982</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Polyester Cipsi’ Merinos’u katlayacak, ‘yapay zeka’ desteği ile 1 milyar doları yakalayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun davetiyle bir grup meslektaşımla Merinos tesislerini gezmek üzere Gaziantep’e giderken Aralık 2024’teki tur sırasında aldığım notlara dayanan yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>ABD’deki her 4 parça, Avrupa’daki her 3 parça halıdan biri bizim ürünümüz…</strong></li>
</ul>
<p>Aralık 2024’te önce Erdemoğlu Holding bünyesindeki Sasa’yı, yeni yatırımlarını gezip, sonra Gaziantep’e Merinos tesislerine geçmiştik.</p>
<p>Aralık 2024’teki tur sırasında bize rehberlik yapan Merinos Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Merinos Halı’nın ulaştığı noktayı şu verilerle anlatmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Bu OSB’de yandaki tesisimizle birlikte 700 bin metrekareyi aşkın bölümü kapalı, 900 bin metrekarelik alana sahibiz.</strong></li>
<li><strong>Yıllık 40 milyon metrekare makine halısı üretiyoruz. Bu, ortalama 4’er metrekareden 10 milyon adet halı anlamına geliyor.</strong></li>
<li><strong>90 ülkeye ihracatımız var. ABD ve Avrupa’daki ünlü zincirlere</strong><strong>,</strong><strong>hem Merinos hem de kendi markalarıyla üretim yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a795cc6ef449-1786338502.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Erdemoğlu Holding bünyesindeki Merinos Halı'nın Gaziantep'teki tesisleri 700 bin metrekare kapalı alanda faaliyet yürütüyor. Şirket, Çerkezköy'de 150 bin metrekare, Adıyaman'da da 100 bin metrekare kapalı alanda üretim yapıyor..</strong></figcaption>
</figure>
<p>Merinos Halı’da Yönetim Kurulu Başkan Vekili olan <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>iddiasını şöyle ortaya koymuştu:</p>
<ul>
<li><strong>Üretim tesislerimizin büyüklüğü ile dünyada bir numarayız. Parça makine halısında dünyadaki payımız tek başımıza yüzde 7’yi buluyor.</strong></li>
<li><strong>Makine halısında Çinliler bizimle rekabet edemiyor. Çünkü, biz daha verimli üretim yapıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Merinos’un 2024 yılını 530 milyon dolar ciro ile kapatmasını bekliyoruz. Bunun 480 milyon dolarlık bölümü ihracattan sağlanacak.</strong></li>
</ul>
<p>Gaziantep’e giderken <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’na Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>ve Berlin Teknik Üniversitesi öğretim üyesi, yapay zeka uzmanı, Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>Şahin Albayrak </strong>eşlik etti.</p>
<p>Merinos’un idari binasında bizi Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Başkanvekili <strong>Ali Erdemoğlu, </strong>Genel Müdürü <strong>Ali Yılmaz, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Erdoğan Şeker, </strong>Erdemoğlu Holding Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Güler Eruğur </strong>ile dışarıdan iletişim danışmanlığı hizmeti veren Momentum’un kurucusu <strong>Mehmet Ali Ergün </strong>karşıladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795ce82b760-1786338536.png" alt="" width="852" height="354" /><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>söze grubun kısa tarihçesinden girdi, 1955 yılına uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Rahmetli babam, </strong>“Besni’li Bilge” <strong>Mehmet Erdemoğlu, 1955 yılına kadar 6 yıl dokuma işçiliği yapmış. Motorlu tezgahlar çıkınca çerçiliğe başlamış. Gaziantep’ten aldığı havlu, pike, kilimi farklı illeri dolaşarak satmış. Bu işi de 11 yıl sürmüş.</strong></li>
<li><strong>1970’te Gaziantep’te iki kilim tezgahı ile üretime girişmiş. 1983’te halı tezgahı ile üretime geçmişti. 1991’de ilk fabrika derken 2004 yılında şu anda bulunduğumuz OSB’ye taşındık.</strong></li>
</ul>
<p>Merinos’un büyümesinin tesadüfi olmadığını, yıllardır uyguladıkları strateji sayesinde gerçekleştiğini belirtip, şu kronolojiyi çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Babam tek tezgahla üretime başladığında yıllık ciro 250 bin dolardı.</strong></li>
<li><strong>1993 yılında Merinos’un cirosu 3 milyon dolara çıktı.</strong></li>
<li><strong>2003 yılında ciro 10’a katlandı, 30 milyon dolar oldu.</strong></li>
<li><strong>2013 yılında grup ciromuz 300 milyon doları yakaladı.</strong></li>
<li><strong>2023 yılında grup ciromuz 3 milyar dolara ulaştı.</strong></li>
</ul>
<p>Mevcut grup cirosunu merak ettik, Erdemoğlu Holding’de Yönetim Kurulu Üyesi olan <strong>Mehmet Erdemoğlu </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>2026 yılı grup ciromuzun 5 milyar dolar olacağını öngörüyoruz.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>başarının en önemli unsurlarından birincisinin ailedeki birlik-beraberlik olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İkinci unsur da 1990 yılından itibaren aile anayasamıza uygun hareket etmemiz. Aile anayasamıza göre, şirketlerimizin toplam kârının en fazla yüzde 10’unu şahıslar harcayabilir. Maaşlar da bunun içinde. Yüzde 90’ı da yatırıma gider.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bana göre en önemli konulardan biri bu. Çünkü, kazandığımız parayı tekrar işe yatırdık.</strong></p>
<p>Merinos’un güçlü nakit üreten bir yapı olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunun en somut örneği, Sasa’nın satın alınmasıdır. Merinos’un oluşturduğu nakit gücüyle finanse edilmiştir. Bugün herkes Sasa’ya bakıyor ama ana köken Merinos’tur.</strong></p>
<p>Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>tesisleri gezerken inşaatı tamamlanmak üzere olan <strong>“polyester cipsi” </strong>tesisini gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Merinos bir halı şirketinden daha fazlasıdır. Halıyla başladık ama entegre tesise dönüştü. Halının ipliğini, boyasını da kendisi üretiyor. İpliğin hammaddesi </strong>“polyester cipsi”<strong>ni de 1 Ekim 2026’dan itibaren burada üreteceğiz. Bu tesise 270 milyon dolar yatırım yaptık</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>bu yatırımı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Yıllık üretimi 330 bin ton olacak </strong>“polyester cipsi” <strong>tesisi, Merinos’a bir Merinos eklemek gibi olacak. Yıllık cirosunun 400 milyon dolar olmasını bekliyoruz. Merinos’un cirosunun da yakın dönemde 1 milyar doları bulabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Tesisi birlikte gezdiğimiz Berlin Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi, yapay zeka uzmanı Prof. <strong>Şahin Albayrak</strong>’ı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Berlin Teknik Üniversitesi bünyesindeki ZEKI (Center for Tangible AI and Digitalization) ile stratejik işbirliği başlattık. Amacımız yapay zekayı tasarım ve üretim süreçlerimize entegre ederek sektörümüzde yeni bir dönüşüm başlatmak.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu</strong>’na Aralık 2024’teki tesis gezimiz sırasındaki sohbetten Merinos’u halka açma niyetlerini anımsattık, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Halka arz niyeti çerçevesinde Dinarsu’yu Merinos’la birleştirdik. Dinarsu marka olarak devam ediyor.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un önceki Başkanlarından olan Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında Merinos, 30 Haziran 2026 finansallarıyla halka arza hazır. SPK’ya henüz başvuru yapılmış değil. En uygun zamanda SPK’ya başvuru yapılacak.</strong></p>
<p>Merinos’un mevcut cirosunu öğrenmek istedik, <strong>Mehmet Erdemoğlu </strong>aktardı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılını 472 milyon dolar ciro ile kapattık. Bu yılın ilk 7 ayında ciromuz 270 milyon dolar oldu. Bunun 245 milyon doları ihracattan geldi. Bu yıl ciromuz 500 milyon doları aşabilir.</strong></p>
<p><strong>“Besni’li Bilge”</strong>nin 1970’te iki kilim tezgahıyla başladığı üretim serüveni Merinos Halı’yı 56 yılda dünya devine dönüştürdü…</p>
<p><strong>Erdemoğlu </strong>Ailesi, Merinos Halı’yı global oyunculuğuna yakışır bir modelle halka arz için kolları sıvıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Halka arzda en az yüzde 50 pay yabancıya satılacak, sermaye girişi sağlanacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795d1f48312-1786338591.png" alt="" width="500" height="327" /></span><strong>MERİNOS </strong>Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>halka arza hazırlık çalışmaları çerçevesinde Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>ve oluşturdukları ekiple birlikte Londra ve New York’ta <strong>“road show”</strong><strong>a</strong> (tanıtım turu) çıktıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Road show sırasında yabancı yatırımcılara şu mesajı verdik: </strong>“Merinos bir halı şirketinden daha fazlasıdır. Normalde sektörümüzde FAVÖK (faiz, vergi, amortisman öncesi kâr) yüzde 10-12 arasında değişirken Merinos’ta yüzde 20 civarında.”</p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan, </strong>Merinos Halı’nın son yılların ilk uluslararası halka arzı olacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Hatırladığım, en son uluslararası halka arzı 2017 yılında Mavi yaptı. Uluslararası halka arzda, halka açılan hisselerin en az yarısının yabancı yatırımcılara ayrılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Turhan, </strong>SPK’ya başvuru sırasında halka arz edilen hisselerin en az yarısının yabancılara satılacağı konusunun kayıtlara gireceğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Henüz kesin olmamakla birlikte Merinos’un yüzde 20-30’u halka arz edilecek. Bu hisselerin 3’te 2’sinin yabancı yatırımcılara satışı söz konusu olacak. Yani, bu halka arzla ülkemize önemli bir yabancı sermaye girişi sağlamış olacağız.</strong></p>
<p>Merinos’un piyasa değerini sorduk, Prof. <strong>Turhan </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>SPK’ya başvuru yapılmadan bir değer telaffuz edemeyiz. Ancak, son yılların en büyük halka arzlarından biri olacağını söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Halka arzın yapısını merak ettik, Prof. <strong>Turhan </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Halka arzın en az yarısının sermaye artırımı şeklinde planlanması söz konusu olacak. Elbette bir miktar ortak satışı da gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanacak kaynağın nasıl kullanılacağını da şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Halka arzdan sağlanacak kaynağın bir kısmı Sasa’nın sermaye tabanını desteklemek için kullanılacak. Sasa, borçluluk açısından rahatlayacak.</strong></p>
<p>Merinos Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>halka arz gelirlerinin değerlendirilmesiyle ilgili şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Teknik olarak halka arz gelirlerinin iki temel kullanım alanı bulunuyor. Birincisi yatırımların finansmanı ve ilgili yükümlülüklerin dengelenmesi, ikincisi grup şirketlerinin sermaye yapısının güçlendirilmesi olacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merinos’u bugün sıfırdan kurmaya kalksanız yatırım 3 milyar doları bulur</span></h2>
<p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Merinos Yönetim Kurulu Başkanvekili <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Merinos’un üretim yaptığı alanları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Gaziantep’te 700 bin metrekareyi aşan kapalı alanımız var.</strong></li>
<li><strong>Çerkezköy’de (Tekirdağ) 150 bin metrekarelik kapalı alana sahibiz.</strong></li>
<li><strong>Ayrıca Besni’de (Adıyaman) de 100 bin metrekarelik kapalı alanda üretim yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Merinos Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>bu noktada Erdemoğlu Holding’in toplam üretim alanlarının büyüklüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Sasa dahil kapalı üretim alanlarımızın toplamı 2.4 milyon metrekareyi buluyor.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Erdemoğlu, </strong>Merinos’un entegre yapısı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Merinos, üretimdeki kritik bileşenleri kendisi üretiyor. Bu yapı, maliyet avantajı, tedarik güvenliği, hız, özellikle kriz dönemlerinde yüksek esneklik sağlıyor.</strong></p>
<p>Merinos’un rakipleri karşısında avantajlarını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Sektörün en yüksek üretim kapasitesi bizde. En yakın rakibimizin 3 katı kapasiteye sahibiz. Tam entegre üretim yapısı, dünyanın en güçlü müşterileriyle uzun yıllara dayanan ilişki.</strong></p>
<p>Yıllık 80 milyon metrekarelik üretim kapasitesine sahip olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>100’ü aşkın ülkeye ihracatımız var. Ciromuzun yüzde 92’si ihracattan sağlanıyor.</strong></p>
<p>İhracatla ilgili şu stratejilerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bugün ilk 10 müşterimizin toplam ihracattaki payı yüzde 46’dır. En büyük müşterimizin tek başına payı yüzde 10-12 dolayındadır. Hiçbir müşteriye aşırı bağımlı olmamaya özen gösteriyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada Merinos’un toplam yatırım büyüklüğünü merak ettik, <strong>İbrahim Erdemoğlu </strong>geçmiş dönem rakamlarıyla 1 milyar doların üzerinde olabileceğini belirtti.</p>
<p>Sohbet sırasında Aralık 2024’te <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun benzer soruya verdiği yanıta baktım:</p>
<p>-          <strong>Merinos’un varlık değeri 2 milyar dolar seviyesinde. Ancak, şirketle ilgili henüz resmi değerleme yaptırmış değiliz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Merinos’un bugünkü haliyle sıfırdan kurulmasının yatırım değeri 3 milyar doları bulur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/polyester-cipsi-merinosu-katlayacak-yapay-zeka-destegi-ile-1-milyar-dolari-yakalayacak-84982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/mehmet-erdemoglu-1786338706.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Polyester Cipsi’ Merinos’u katlayacak, ‘yapay zeka’ desteği ile 1 milyar doları yakalayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYÇA TEKİN KORU</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nde son haftalarda karbon politikalarıyla ilgili önemli bir düzenleme tartışılıyor.</p>
<p>17 Temmuz’da sunulan bu değişiklik önerisi, ilk bakışta oldukça teknik görünüyor. Oysa asıl hikâye karbon değil. Asıl hikâye, Avrupa'nın devlet ile piyasa arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamaya başlaması.</p>
<p>Önce meseleyi en basit haliyle anlatalım.</p>
<p>Avrupa Birliği yaklaşık yirmi yıldır <u>Emisyon Ticaret Sistemi</u>'ni (ETS) uyguluyor. Bu sistemde belirli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler atmosfere saldıkları karbon için bedel ödüyor. Daha az karbon salan şirketler avantaj kazanırken, daha fazla salanlar ilave emisyon hakkı satın almak zorunda kalıyor.</p>
<p>Ancak sistemin başından beri önemli bir sorun vardı. Avrupa'daki üretici karbon maliyetine katlanırken, aynı ürünü karbon maliyeti olmayan ülkelerde üreten firmalar daha avantajlı hâle gelebiliyordu. Bu durum üretimin Avrupa dışına kaymasına yol açabilirdi. Avrupa Birliği bu riski azaltmak amacıyla <u>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması</u>'nı (SKDM) geliştirdi. Amaç, Avrupa'ya ithal edilen ürünlerin de benzer bir karbon maliyetine katlanmasını sağlamaktı.</p>
<p><strong><em>AB, </em></strong><strong>"Dönüşüm için yatırım </strong><strong>yaparsan seni desteklerim" diyor</strong></p>
<p>Bugün tartışılan değişiklik ilk bakışta ücretsiz emisyon tahsislerinin kaldırılma takvimine ilişkin teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Ücretsiz tahsislerin tamamen kaldırılacağı tarihin 2034’ten 2038’e ötelenmesi gündemde.</p>
<p>Ama satır aralarına bakıldığında çok daha önemli bir değişim dikkat çekiyor. Eskiden ücretsiz tahsisler büyük ölçüde Avrupa sanayisinin rekabet gücünü korumak amacıyla veriliyordu. Yeni öneride ise bu tahsislerden tam olarak yararlanabilmek için şirketlerin karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırım yaptıklarını göstermeleri bekleniyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Avrupa Birliği artık yalnızca, <em>"Kirletiyorsan bedelini öde"</em> demiyor. Şunu da söylüyor: <em>"Dönüşüm için yatırım yaparsan seni desteklerim."</em></p>
<p>İşte asıl haber burada.</p>
<p><strong>Bu değişiklik neden önemli?</strong></p>
<p>Çünkü bu düzenleme yalnızca karbon politikasını değiştirmiyor.</p>
<p>Devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair anlayışın da değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Bunu anlayabilmek için epeyce geriye gitmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Otuz yıl boyunca hâkim düşünce neydi?</strong></p>
<p>1989 yılında iktisatçı John Williamson'ın <em>Washington Uzlaşısı</em> adını verdiği yaklaşım, uzun yıllar ekonomi politikalarına yön verdi.</p>
<p>Temel mesaj oldukça açıktı: Piyasalar kaynakları en etkin şekilde dağıtır. Devlet ekonomiye mümkün olduğunca az müdahale etmelidir. Serbest ticaret refah yaratır. Özelleştirme, serbestleşme ve mali disiplin büyümenin temelidir.</p>
<p>Sanayi politikası ise çoğu zaman devletin "<em>kazanan seçmeye</em>" çalıştığı ve kaynak israfına yol açan bir yaklaşım olarak görülüyordu.</p>
<p>Bu anlayış yalnızca gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelere yönelik uluslararası politika önerilerinde de etkili oldu.</p>
<p><strong>İlk büyük kırılma 1997'de yaşandı.</strong></p>
<p>1997 Asya Finansal Krizi, serbest sermaye hareketlerinin ve hızlı finansal serbestleşmenin her zaman beklenen sonuçları üretmediğini gösterdi.</p>
<p>Kriz yalnızca Asya’nın gelişmekte olan ekonomileri sarsmadı. Ekonomi politikalarına ilişkin temel kabulleri de sorgulatmaya başladı.</p>
<p>O dönemde Dünya Bankası'nın baş iktisatçısı olan Joseph Stiglitz, güçlü kurumların, iyi yönetişimin ve devlet kapasitesinin önemini vurgulayarak Washington Uzlaşısını eleştiren en önemli isimlerden biri oldu.</p>
<p>Böylece literatürde <em>Washington Sonrası Uzlaşı</em> olarak anılan yeni yaklaşım şekillenmeye başladı. Bu yeni yaklaşım piyasayı reddetmiyordu. Ama piyasanın tek başına yeterli olmadığını söylüyordu. Kurumlar önemliydi. Devlet önemliydi. Kamu politikalarının niteliği önemliydi.</p>
<p><strong>2008 ise tartışmayı bitirdi.</strong></p>
<p><em>2008 Küresel Finans Krizi</em> yalnızca bankaları değil, eski düşünceyi de sarstı.</p>
<p>Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile finansal sistemi ayakta tutabilmek için devasa kamu müdahalelerine başvurdu.</p>
<p>Birçok siyasetçi ve iktisatçı için bu kriz, Washington Uzlaşısının sonu olarak görüldü. Artık tartışma,</p>
<p><em>"Devlet ekonomiye müdahale etmeli mi?" </em>değil, <em>"Devlet ekonomiye nasıl müdahale etmeli?" </em>sorusuna dönüşmüştü.</p>
<p><strong>Sonra dünya yeniden değişti.</strong></p>
<p>Pandemi küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Maske bulunamadı. Çip bulunamadı. İlaç bulunamadı. Limanlar durdu. Nakliye maliyetleri katlandı. Bir anda en düşük maliyet tek hedef olmaktan çıktı. Dayanıklılık da en az verimlilik kadar önemli hâle geldi.</p>
<p>Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğini yeniden gündemin merkezine taşıdı.</p>
<p>Çin'in kritik mineraller, bataryalar ve temiz teknolojilerde ulaştığı kapasite ise stratejik bağımlılık tartışmalarını hızlandırdı.</p>
<p>Ekonomi ile jeopolitik artık birbirinden ayrı düşünülemiyordu.</p>
<p><strong>Devlet yeniden sahnede.</strong></p>
<p>Üstelik eski yöntemlerle değil. Bugün devletler yalnızca üretimi korumaya çalışmıyor. Dönüşümü yönlendirmeye çalışıyor. Temiz teknolojileri destekliyor. Stratejik sektörleri teşvik ediyor. Kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya çalışıyor. Karbon politikalarını da bu dönüşümün bir parçası olarak kullanıyor.</p>
<p>Aslında bu dönüşümün işaretleri uzun süredir vardı. Başta Dani Rodrik olmak üzere birçok iktisatçı, devletin üretken dönüşümde, teknoloji geliştirmede ve kurumsal kapasite oluşturmada yeniden etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini yıllardır savunuyordu.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği'nin izlediği yol, bu tartışmaların uygulamadaki yansımalarından biri olarak okunabilir:</p>
<p>ETS’de önerilen son değişiklik de bu nedenle önemli. Çünkü karbon fiyatlaması artık tek başına bir çevre politikası değil. Aynı zamanda bir sanayi politikası aracı.</p>
<p><strong>Bu korumacılık mı?</strong></p>
<p>Kısmen.</p>
<p>Ama eksik bir tanım olur. Bugün tanık olduğumuz dönüşüm, klasik ithal ikameci sanayi politikalarının geri dönüşü değil. Daha çok, belirli hedeflere bağlı, performansı esas alan ve dönüşümü teşvik eden yeni nesil bir sanayi politikası.</p>
<p>Devlet yeniden ekonomide. Ama eski araçlarla değil. Yeşil dönüşümü, teknolojik gelişmeyi, stratejik özerkliği ve ekonomik dayanıklılığı birlikte gözeten yeni araçlarla.</p>
<p><strong>Türkiye hangi soruyu sormalı?</strong></p>
<p>Türkiye'de tartışmalar çoğu zaman şu soruya sıkışıyor:</p>
<p><em>"SKDM ihracatımızı ne kadar etkileyecek?"</em></p>
<p>Bu önemli. Ama yeterli değil. Asıl soru şu olmalı:</p>
<p><em>“Avrupa'nın sanayi politikası kalıcı olarak değişiyorsa, Türkiye bu yeni döneme nasıl hazırlanacak?”</em></p>
<p>Çünkü Avrupa artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya çalışmıyor. Aynı zamanda geleceğin üretim yapısını da şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Belki de bugün yaşadığımız değişim, serbest ticaretin sonu değil.</p>
<p>Daha doğru ifadeyle, serbest ticaretin yeniden tanımlandığı bir dönemin başlangıcı.</p>
<p>İklim politikası, sanayi politikası, teknoloji politikası ve jeopolitik artık birbirinden ayrı değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa'da bugün tartışılan ETS değişikliklerini yalnızca teknik bir karbon düzenlemesi olarak okumak eksik kalır. Asıl değişim çok daha büyük. <strong>Karbonun ötesinde, Avrupa'da devlet yeniden sanayi politikası yapıyor.</strong></p>
<p>Ancak burada bir uyarıyı da unutmamak gerekir. Devletin ekonomide daha etkin rol üstlenmesi tek başına başarı garantisi değildir.</p>
<p>Geçmişte pek çok başarısız sanayi politikaları da gördük. Başarılı örnekler de.</p>
<p>Farkı yaratan, devletin ekonomiye müdahale edip etmemesi değil; bunu hangi kurumlarla, hangi kurallarla ve hangi hesap verebilirlik mekanizmalarıyla yaptığıdır.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda asıl tartışma da büyük olasılıkla burada yoğunlaşacak.</p>
<p><em>* Bu yazı, yeni küresel ekonomi politiğin dönüşümünü farklı boyutlarıyla ele almayı amaçlayan bir yazı dizisinin ilk halkasıdır. Bir sonraki yazıda, serbest ticaret anlayışının neden “stratejik özerklik” ekseninde yeniden şekillendiğini ve bunun küresel ticaret sistemi ile Türkiye açısından ne anlama geldiğini ele alacağım.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/677-1786340506.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-icin-hukuki-altyapi-hazir-mi-84980</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital Türk Lirası için hukuki altyapı hazır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>Dijital Türk Lirası (DTL) projesi teknik açıdan önemli bir mesafe kat etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yürütülen pilot çalışmalar devam ederken, kamuoyundaki tartışmalar büyük ölçüde teknolojik altyapıya ve siber güvenliğe odaklanıyor. Oysa DTL’nin tedavüle girdiği gün sorulacak ilk soru teknik değil hukuki olacak: Mevcut mevzuatımız bu dönüşüme hazır mı?</p>
<p>Para, bir değişim ve değer saklama aracı ve hesap birimi olarak işlev görür. Bugün yürürlükte bulunan hukuki çerçeve büyük ölçüde fiziksel para üzerine kurulu. TCMB Kanunu’nda banknot ihracı ve kanuni ödeme aracı niteliği ayrıntılı biçimde düzenleniyor; fakat “dijital Türk lirası” veya “dijital banknot” kavramlarına ilişkin bir tanım bulunmuyor. Bu durum, DTL’nin teknik olarak işler durumda olması ile hukuken para niteliği kazanması arasındaki boşluğu ortaya koyuyor.</p>
<p>Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca para basma yetkisi TBMM’ye ait olup bu yetki kanunla TCMB’ye devredilmiş durumda. DTL’nin yasal bir ödeme aracı olarak kabul görmesi için bu anayasal güvence zincirinin dijital formu da kapsaması gerekiyor. Bunun yolu ise bir ikincil hukuki düzenleme değil, kanun seviyesinde açık bir tanımlama yapılması.</p>
<p>Bu tartışma yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Komisyonu, Haziran 2023’te dijital Euro’nun fiziksel Euro ile aynı hukuki statüye sahip bir kanuni ödeme aracı (<em>legal tender</em>) olarak tanımlanmasını öngören bir yasa teklifi yayımladı. Benzer şekilde İngiltere’de Bank of England ve Hazine, herhangi bir dijital sterlin uygulamasının ancak Parlamento’dan geçecek birincil mevzuatla (<em>primary legislation</em>) hayata geçirilebileceğini açıkça ifade ediyor. Her iki örnekte de odak yalnızca ihraç yetkisi değil; kullanıcı hakları, veri mahremiyeti ve dijital cüzdanlardaki varlıkların hukuken korunması.</p>
<p>Türkiye açısından temel soru şu: DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Bu tercih yalnızca ihraç yetkisini değil; dijital paranın işletilme şeklini, saklanmasını ve aracılık edecek kuruluşların yükümlülüklerini de kapsayacak bir düzenleme gerektiriyor. Ayrıca, Türk Borçlar Kanunu’na göre bir para borcunun Türk lirası ile ifası mümkün; ancak DTL ile yapılan ödemeyi alacaklının kabul etmek zorunda olup olmayacağı, DTL’nin kanuni ödeme aracı olarak tanımlanmasına bağlı. Benzer şekilde dijital cüzdanların haczi, DTL bakiyelerinin mirasçılara intikali veya şirket tasfiyelerinde dijital varlıkların dağıtımı gibi konular da doğrudan DTL’nin hukuki statüsü meselesine dayanıyor.</p>
<p>Mevcut sistemde TCMB’nin banknot ihraç tekeli açık biçimde düzenleniyor. Ancak dijital para ihracının hangi hukuki yetkiye dayanacağının ve DTL’nin dağıtımında rol üstlenecek banka ve ödeme kuruluşlarının hukuki sorumluluk rejiminin ayrıca belirlenmesi gerekiyor. Dijital paranın doğası gereği işlem anonimliği ortadan kalkıyor veya sınırlanıyor. İşlemlerin hangi ölçüde izlenebileceği, hangi kamu kurumlarının verilere erişebileceği ve saklama süresi gibi hususlar açık kanuni dayanaklara bağlanmalı. Aksi hâlde finansal suçlarla mücadele ile bireylerin mahremiyet beklentisi arasındaki dengeyi kurmak zorlaşabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, DTL artık yalnızca bir teknoloji projesi değil. Tedavüle girdiği gün ortaya çıkacak soruların büyük bölümü yazılım kodlarıyla değil, hukuk kurallarıyla cevaplanacak. Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.</p>
<p><strong><em>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-icin-hukuki-altyapi-hazir-mi-84980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Türk Lirası için hukuki altyapı hazır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spacex-nereye-ucuyor-84979</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> SpaceX nereye uçuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu anda, dünya üzerinde en önemli ilgi alanlarından biri olan uzaya gitmeyi Mars’a yerleşme teması ile birleştirerek önemli bir beklenti yaratan Musk, SpaceX’in birincil halka arzını gerçekleştirmeden önce bir uzay ve yapay zekâ şirketi haline getirerek daha da büyük bir beklenti yaratmayı bildi. Peki, Musk bunları insanların ilgisini çekmek için mi yaptı yoksa gerçekten doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi yapıyordu?</strong></p>
<p>Elon Musk’ın kurucusu olduğu SpaceX’in hisse senedi değerinin geçen haftaki dalgalanması, Musk’a gıcık olanları sevindirmiş olabilir ancak bu yazı yazılırken (9 Ağustos Pazar günü) son beş günlük seyrine baktığım hissenin değerinin oran olarak yüzde 25,77 ve büyüklük olarak da 27,27 dolar arttığı görülüyordu. Ancak ben piyasa değeri ile değil, Musk ile ilgiliyim.</p>
<p>Şu anda, dünya üzerinde en önemli ilgi alanlarından biri olan uzaya gitmeyi Mars’a yerleşme teması ile birleştirerek önemli bir beklenti yaratan Musk, SpaceX’in birincil halka arzını gerçekleştirmeden önce bir uzay ve yapay zekâ şirketi haline getirerek daha da büyük bir beklenti yaratmayı bildi. Peki, Musk bunları insanların ilgisini çekmek için mi yaptı yoksa gerçekten doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi yapıyordu?</p>
<p>Son beş-10 yıl içinde Musk’ın dikkatimi çeken iki hareketinden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Birincisi, Musk’ın Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley ile girdiği polemik. Beasley’in, Elon Musk'ın servetinin çok küçük bir kısmıyla (yaklaşık 6 milyar dolarla) dünyadaki açlık sorununun çözülebileceğini iddia etmesi üzerine Elon Musk sosyal medya üzerinden bir çıkış yapmıştı. Bunu Gemini bizim için maddeler halinde özetledi.</p>
<p>- <strong>BM'nin çağrısı:</strong> David Beasley, milyarderlerin (özellikle Elon Musk ve Jeff Bezos gibi isimlerin) servetlerinin çok küçük bir yüzdesini vererek acil kriz içindeki milyonlarca insanın açlıktan ölmesini engelleyebileceğini belirtmiştir.</p>
<p><strong>- Elon Musk'ın yanıtı:</strong> Musk, bu iddiaya meydan okuyarak "WFP, 6 milyar doların dünyadaki açlığı nasıl çözeceğini bu Twitter (X) thread’inde tam olarak açıklayabilirse, Tesla hisselerini hemen şimdi satacağım ve bunu yapacağım" şeklinde bir açıklama yapmıştır.</p>
<p><strong>- Şeffaflık talebi:</strong> Musk, Birleşmiş Milletler veya ilgili yardım kuruluşlarının paranın tam olarak nereye harcanacağını, şeffaf bir muhasebe sistemiyle ve açık kaynaklı bir şekilde kanıtlamasını talep etmiştir.</p>
<p>Bu çarpıcı bir tartışma. Buna benzer bir tartışmayı ABD sağlık sistemindeki bütçe harcamaları konusunda okuduğumu hatırlıyorum. Fortune Türkiye’de çalıştığım dönemde bize gönderilen ABD Fortune dergilerini ince ince okurdum. ABD sağlık sisteminde atıl harcamaların getirdiği yükün 1 trilyon doları bulduğu gibi bir veri hatırlıyorum ancak elimde arşiv olmadığı için bu konuda yazacak bir şey bulamadım. Ben de Gemini’a sordum.</p>
<p>Fortune dergisi ve ekonomi çevreleri, ABD sağlık sistemindeki devasa idari maliyetleri ve bürokrasiyi genellikle "sistemin en büyük kara deliği" veya "görünmeyen maliyet krizi" olarak ele almaktadır. İşte yanıtı:</p>
<p>Yayınlanan analizlerde ve ekonomi bültenlerinde öne çıkan temel yaklaşımlar şunlardır:</p>
<p><strong>- Trilyon dolarlık yük:</strong> Fortune ve benzeri finans platformları, ABD'nin sağlık bürokrasisine (sigorta onay süreçleri, fatura karmaşası, uyumluluk maliyetleri) yıllık yaklaşık 1 trilyon dolar harcadığını, bunun da toplam sağlık harcamalarının neredeyse üçte birine denk geldiğini vurgular.</p>
<p><strong>- Gereksiz israf (Administrative Waste):</strong> Ekonomi yazarları ve sağlık analistleri, bu bürokratik harcamaların büyük bir kısmının "değer üretmeyen" (non-value-added) israf olduğunu belirtir. Çoklu sigorta sistemi (multi-payer system) ve karmaşık poliçe ağları yüzünden hastanelerin ve doktorların sırf fatura kesmek ve onay almak için devasa idari departmanlar beslemek zorunda kaldığına dikkat çekilir.</p>
<p><strong>- Küresel rekabet dezavantajı:</strong> Fortune'daki makalelerde ve ekonomik değerlendirmelerde, ABD'li şirketlerin çalışanlarına sağladığı özel sağlık sigortası primlerinin bu aşırı bürokrasi yüzünden katlanarak arttığı, bunun da Amerikan şirketlerinin küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyen gizli bir maliyet unsuru olduğu ifade edilir.</p>
<p>Musk’ın tavrı, buradaki bakış açısına paralel göründü ancak bunun SpaceX’in hissesi ile doğrudan bir ilgisi yok. Ancak gerçek sorunu tanımlama ve buna nişan almanın bir ilgisi var. ABD’nin karanlık bir suikasta kurban giden başkanı John F. Kennedy de Sovyetler Birliği ile ülkesi arasındaki uzay rekabetinde hedefi uzaya çıkmaktan aya gitmeye çevirdiği için ABD uzay programının gelişmesine ve toplumun bu hedefe dahil olmasını sağlamıştı. Çok daha uzun süre önce Jules Verne’in Aya Yolculuk kitabı ile konuyu işlemesini de unutmayalım. Bunların hepsi hedefe inanıp bunun için çalışan bir ekosistem yaratmakla ilgili.</p>
<p><strong>Mars’a gideceksen dünyada zengin evine ihtiyacın yok</strong></p>
<p>Musk’ın bir diğer önemli hareketi gayrimenkulleri ile ilgili. Sürekli radyosu açık olan bir taksi şoförü bir gün bana “Ağabey, bunların hepsi cennete gitmek istiyor, hiçbiri ölmek istemiyor” demişti. Hâlâ görüşüyor olsam o taksi şoförüne Musk’ın gayrimenkullerini satmasını sormak isterdim. O olmayınca ben de felsefeyi bırakıp Musk’ın gerçekten gayrimenkullerini satıp satmadığını sordum. Gemini farklı kaynaklardan topladığı bilgiyi analiz ederek yanıtladı:</p>
<p>Evet, Elon Musk ana gayrimenkullerinin neredeyse tamamını sattı.</p>
<p>2020 yılının Mayıs ayında sosyal medya üzerinden yaptığı sürpriz bir açıklamayla "Neredeyse tüm fiziksel varlıklarımı satacağım, hiç evim olmayacak" demiş ve bu sözünü yerine getirmek için geniş çaplı bir gayrimenkul tasfiye sürecine girmiştir.</p>
<p>Bu süreçle ilgili öne çıkan detaylar şunlardır:</p>
<p><strong>- Malikanelerin elden çıkarılması:</strong> Musk, California'nın Los Angeles (Bel-Air) ve San Francisco bölgelerinde sahip olduğu lüks malikâneleri ve tarihi evleri (ünlü oyuncu Gene Wilder'ın eski evi dahil olmak üzere) sırayla elden çıkardı. 2021 yılının sonuna doğru son mülkünü de satarak portföyündeki ana evlerin tamamını elden çıkararak "evsiz milyarder" unvanını aldı.</p>
<p><strong>- Satışın gerekçesi:</strong> Musk, bu kararın arkasında Mars'a kolonileşme projelerine ve SpaceX ile Tesla'nın çalışmalarına odaklanma isteği olduğunu, ayrıca mülk sahibi olmanın insana "zaman ve dikkat dağınıklığı" yüklediğini ifade etmişti.</p>
<p><strong>- Küçük ev (Tiny House) yaşamı:</strong> Büyük mülklerini sattıktan sonra, Texas’ta SpaceX tesislerinin bulunduğu Boca Chica yakınlarında, Boxabl üretimi olan yaklaşık 37-38 metrekarelik taşınabilir modüler bir "küçük ev" (tiny house) kiralayarak yaşamaya başladığı biliniyor.</p>
<p>Bu iki hareket, benim SpaceX hissesinin önce yükseltilip sonra düşürülmesi ile ilgili piyasa hareketi ile ilgili olarak Gemini ile yaptığım analizi hemen sosyal medyada yazmak yerine bugüne kadar bekletme cesaretini bulmamı sağladı. Bu analizi şimdi paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong>SpaceX hisselerine geçen hafta ne oldu?</strong></p>
<p>Gemini’ın bu konudaki özet değerlendirmesi, hedefe inanan Musk ile yatırımcılar arasındaki ayrımı çok net ortaya koyuyor. Önce bunu aktarıp sonra bütün metne yer vermek istiyorum:</p>
<p><em>Özet değerlendirme;</em></p>
<p>SpaceX, yapay zekâyı sadece yazılımsal bir ürün (Grok) olarak değil, fiziksel altyapı, çip kümeleri ve veri merkezi ekseninde ele alan en agresif küresel güçlerden biridir. Şirket, trilyonlarca dolarlık vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için milyarlarca doları eritmekte (nakit yakmakta) sakınca görmezken; piyasa bu harcamaların kısa vadede yaratacağı finansal baskı ile uzun vadede getireceği devasa teknolojik tekel konumu arasında gidip gelmektedir.</p>
<p><em>Şimdi de tam metin:</em></p>
<p>SpaceX'in yapay zekâ odağı ve bu alandaki harcamaları, şirketin 2026 yılındaki devasa halka arzı ve sonrasındaki ilk halka açık bilanço döneminde Wall Street'in en çok odaklandığı ana gündem maddesi haline gelmiştir. Elon Musk'ın yönetiminde roket ve uydu teknolojilerinin ötesine geçerek küresel bir yapay zekâ ve altyapı devine dönüşen SpaceX'in AI stratejisi ve maliyet dengesi şu dinamikler üzerinden okunabilir:</p>
<ol>
<li><strong> Yapay zekâ odak alanları ve yapısal entegrasyon</strong></li>
</ol>
<p><strong><em>- xAI / SpaceXAI konsolidasyonu</em></strong><em>:</em> xAI bünyesindeki tüm varlıkların (Grok modelleri, sosyal ağ altyapısı ve devasa veri merkezleri) SpaceX bünyesine katılmasıyla şirket içinde SpaceXAI departmanı kurulmuştur. Yapay zekâ artık SpaceX'in gelirlerinin ve vizyonunun çekirdek bileşenlerinden biridir.</p>
<p><strong><em>- Colossus ve dev veri merkezleri:</em></strong> Memphis’teki Colossus süper bilgisayar kümesi başta olmak üzere, hem yeryüzünde (terrestrial) hem de gelecekte yörüngede (orbital) devasa hesaplama kapasiteleri inşa edilmektedir.</p>
<p>- Grok ve Model Geliştirme: Şirket, yapay zekâ modellerini (Grok serisi) rekabette öne geçirmek ve devasa veri setlerini işlemek için eşi benzeri görülmemiş bir çip ve sunucu yoğunluğuna odaklanmıştır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Harcama ve yatırım boyutu (capex çılgınlığı)</strong></li>
</ol>
<p>SpaceX'in yapay zekâ yatırımları, teknoloji tarihinde benzeri görülmemiş bir hızda ve ölçekte nakit çıkışına yol açmaktadır:</p>
<p><strong><em>- Devasa çeyreklik harcamalar:</em></strong> Şirketin açıkladığı ilk halka açık çeyrek bilançosuna göre, toplam 18,4 milyar dolarlık sermaye harcamasının (Capex) 15,8 milyar doları doğrudan yapay zekâ çalışmalarına ayrılmıştır. Bu oran, toplam yatırımların %86'sının AI altyapısına gittiğini göstermektedir.</p>
<p><strong><em>- Yıllık projeksiyonlar:</em></strong> Analist kurumları (Morgan Stanley vb.), SpaceX'in sadece AI ve veri merkezi yatırımları nedeniyle yıllık sermaye harcamasının 64 milyar dolar seviyesine ulaşabileceğini öngörmektedir.</p>
<p><strong><em>- Nakit yakımı ve borçlanma</em></strong>: Hızlı büyüme ve altyapı inşası milyarlarca dolarlık nakit yakımına yol açarken, şirket bu devasa bütçeyi finanse etmek için haziran ayında 25 milyar dolarlık dev bir tahvil ihraç programı gerçekleştirmiştir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Gelir modeli ve finansal geri dönüş stratejisi</strong></li>
</ol>
<p>Wall Street'in SpaceX'in yapay zekâ harcamalarından ürkmesine karşın, şirket yönetimi bu harcamaların sürdürülebilirliğini farklı gelir modelleriyle savunmaktadır:</p>
<p><strong><em>- Bulut ve hesaplama gücü kiralama (Compute-as-a-Utility):</em></strong> SpaceX, sahip olduğu devasa GPU kümelerinin (Colossus vb.) bir kısmını veya fazlasını Anthropic ve Google gibi yapay zekâ oyuncularına kiralayarak milyarlarca dolarlık bulut servis sözleşmeleri imzalamaktadır (örneğin açıklanan son dönemde milyarlarca dolarlık kurumsal bulut anlaşmaları yapılmıştır).</p>
<p><strong><em>- Hızlı geri ödeme (payback period) iddiası</em></strong><em>:</em> Şirket yönetimi, AI bilişim kapasitesi yatırımlarının dışarıya yapılan satışlar ve bulut gelirleri sayesinde bir yıldan kısa bir sürede (less than a one-year payback) maliyetini çıkarma potansiyeli taşıdığını belirtmektedir.</p>
<p><strong><em>- Starlink ve uzay entegrasyonu:</em></strong> Uzaydaki Starlink uydu ağı ile yeryüzündeki AI veri merkezleri arasında kurulan veri köprüleri, gelecekte küresel ölçekte kesintisiz ve milisaniyelik yapay zekâ servisleri sunma altyapısını hazırlamaktadır.</p>
<p><em>Özet değerlendirme;</em></p>
<p>SpaceX, yapay zekâyı sadece yazılımsal bir ürün (Grok) olarak değil, fiziksel altyapı, çip kümeleri ve veri merkezi ekseninde ele alan en agresif küresel güçlerden biridir. Şirket, trilyonlarca dolarlık vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için milyarlarca doları eritmekte (nakit yakmakta) sakınca görmezken; piyasa bu harcamaların kısa vadede yaratacağı finansal baskı ile uzun vadede getireceği devasa teknolojik tekel konumu arasında gidip gelmektedir.</p>
<p><strong>Yatırımcılar neden korktu?</strong></p>
<p>Bu harekete neden olan yatırımcıları da analiz etmek gerekiyor. Mars’a gitmek dahil olmak üzere SpaceX’in hedeflerini değil de piyasa değerini paylaşmak isteyen bu kesimin endişesine neden olan koşulları da Gemini ile masaya yatırdık. Bunun merkezinde 116 milyar dolarlık hissenin satış yasağının kalkması yer alıyor.</p>
<p>Bahsi geçen 116 milyar dolarlık satış yasağı (lock-up expiration), halka arz edilen şirketlerin erken dönem yatırımcılarının, kurucularının ve çalışanlarının ellerindeki hisseleri borsada satabilmelerini belirli bir süreyle engelleyen yasal kısıtlamanın sona ermesidir.</p>
<p>SpaceX özelinde bu olay, Wall Street ve borsa tarihinin en büyük hisse serbest bırakılma (lock-up açılması) operasyonu olarak kayıtlara geçmiştir. Detayları ve piyasa üzerindeki etkileri şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Kısıtlamanın kapsamı ve büyüklüğü</strong></li>
</ol>
<p>- Tarih: Şirketin ilk çeyrek bilançosunu açıklamasından iki gün sonra, 6 Ağustos 2026 tarihinde devreye girmiştir.</p>
<p>- Miktar ve değer: Erken dönem fonlar, risk sermayedarları ve çalışanlarca tutulan yaklaşık 911,5 milyon adet hisse serbest kalmıştır. Hissenin o dönemki piyasa fiyatıyla bu kütlenin toplam büyüklüğü 116 milyar dolar civarındadır. Bu rakam, normal büyük ölçekli halka arzların ortalama lock-up hacimlerinin katbekat üzerindedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Neden böyle bir mekanizma kuruldu?</strong></li>
</ol>
<p>SpaceX, halka arz edildiğinde (Haziran 2026) piyasaya görece çok az sayıda hisse sürmüştü (dar bir public float bırakmıştı). Bu durum hisse fiyatının kısa sürede yapay bir kıtlıkla sert dalgalanmasına yol açmıştı. Şirket ve sigortacı bankalar, piyasanın aniden mahvolmasını önlemek için kısıtlamayı tek seferde kaldırmak yerine kademeli bir takvime (staggered release) bağlamıştır:</p>
<p>- 6 Ağustos'taki ilk dilim: Kilidi açılan 911,5 milyon hisse, toplam kilitli havuzun ilk %20'lik dilimidir.</p>
<p>- Fiyata bağlı şartlar: Daha üst kademelerin açılması için hisse fiyatının belirli eşiklerin (örneğin 175,50 dolar) üzerinde kalması şartı konmuştu; ancak hisse fiyatı bu seviyelerin altında kaldığı için o ek dilimler devreye girememiştir.</p>
<p>- Elon Musk’ın durumu: Şirketin CEO'su Elon Musk ve üst düzey yöneticilerin hisseleri tam 1 yıl boyunca (Haziran 2027'ye kadar) bu kısıtlamaya tabidir; yani 6 Ağustos'ta satılanlar sadece erken yatırımcılar ve çalışanların paylarıdır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> piyasaya ve hisse fiyatına etkisi</strong></li>
</ol>
<p>- Arz Tazyiki: Piyasada işlem gören halka açık toplam hisse miktarının aniden %140 oranında artacak olması, "piyasaya çok fazla mal satılacak ve fiyat düşecek" kaygısını beraberinde getirmiştir.</p>
<p>- Satış Baskısı: İlk çeyrekte açıklanan devasa yapay zekâ harcamaları ve zarar tablosuyla birleşince, yatırımcılar 6 Ağustos'taki bu dev arz dalgasından kaçınmak ya da önceden pozisyon kapatmak istemiş; bu durum 5 Ağustos seansındaki %13'lük sert düşüşün ana tetikleyicilerinden biri olmuştur.</p>
<p><strong>İş Bankası’nın yeni genel müdür ataması ve yapay zekâ</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası’nda 1 Eylül 2026 itibariyle genel müdürlük görevini devralacağı açıklanan Cahit Çınar ile ilgili karar “grubun, üst yönetiminde, ikinci yüzyıl vizyonu ve stratejisi doğrultusunda alınan Yönetim Kurulu kararı uyarınca, grubun bankacılık, finans ve sanayi alanındaki rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması ile yapay zekâ çağının fırsatlarının en iyi şekilde değerlendirilmesi amacıyla görev değişiklikleri yapıldı.”ifadeleriyle duyuruluyor. Bu açıklama bütün bu yazıyı yeniden kurgulamama neden oldu.</p>
<p>Sonuçta SpaceX ve yatırımcıları bu çağın iki önemli karakter örneği. Bakalım Çınar, Türkiye İş Bankası’nı hangi doğrultuda götürecek. Gemini’a olmayanı uydurmasın diye beklenti sormadım ama bir Cahit Çınar analizi yapmasını istedim. Sonucu sizinle paylaşayım:</p>
<p>Türkiye İş Bankası'nda bayrak değişimi süreci kapsamında, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) onay süreçlerinin ardından 1 Eylül 2026 itibarıyla Genel Müdürlük görevini devralması beklenen H. Cahit Çınar, bankanın ikinci yüzyıl vizyonu ve stratejileri doğrultusunda yapay zekâ ve teknoloji çağının fırsatlarına odaklanmaktadır.</p>
<p>İş Bankası'nın Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yaptığı bildirimlerde ve grup yönetimindeki stratejik değişim kararlarında, yapay zekâ eksenindeki temel beklentiler ve yaklaşımlar şu çerçevede şekillenmektedir:</p>
<p><strong>- Rekabet gücü ve verimlilik:</strong> Grubun bankacılık, finans ve sanayi alanlarındaki rekabet gücünü artırmada yapay zekânın kaldıraç rolü oynaması hedeflenmektedir. Süreçlerin daha verimli yönetilmesi için yapay zekâ tabanlı otomasyonlar önceliklendirilmektedir.</p>
<p><strong>- İştirakler ve teknoloji ekosistemi entegrasyonu:</strong> Cahit Çınar'ın geçmişte bankacılık operasyonlarının yanı sıra enerji, dijital ödeme sistemleri ve iştirak yönetiminde (Maxi Digital, Trakya Yatırım Holding, İş Enerji vb.) üstlendiği aktif yönetim rolleri, yapay zekâ teknolojilerinin sadece banka içi operasyonlara değil, grubun geniş iştirak ekosistemine de entegre edilmesinde aktif bir rol oynayacağını göstermektedir.</p>
<p><strong>- Yapay zekâ çağının fırsatları:</strong> Bankanın uzun süredir teknoloji ve dijitalleşme ekseninde yürüttüğü dönüşüm kültürünün sürdürülmesi, veri analitiği, müşteri deneyiminin kişiselleştirilmesi ve operasyonel süreçlerde yapay zekâ araçlarının derinlemesine kullanılması beklenmektedir.</p>
<p>Benim için Türkiye İş Bankası’nın Cumhuriyetin İkinci Yüzyılındaki yeni hikâyesi, ODTÜ Bilgisayar mezunu Hakan Aran’ın “yazılım ve teknoloji” uzmanı olarak bankanın başına geçmesi ile değil, Adnan Bali’nin, genel müdürlüğü sırasında sponsorluk bütçesini 15 dakika içinde İTÜ liderliğindeki Arktik Araştırma Seyahati için yakması ile başlamıştır. Bu nedenle SpaceX hikayesini bu kadar ayrıntılı yazmak istedim.   </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spacex-nereye-ucuyor-84979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SpaceX nereye uçuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-kredilerinin-dis-ticaretteki-performansi-nedir-84977</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat kredilerinin dış ticaretteki performansı nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İhracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını da birlikte analiz etmek gerekmektedir.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi açısından ihracatın artırılması stratejik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda bankacılık sektörü tarafından ihracatçı firmalara sağlanan finansman imkânları son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. Ancak asıl cevaplanması gereken soru şudur: <strong>İhracata ayrılan finansman arttıkça, dış ticaret performansı da aynı ölçüde iyileşiyor mu?</strong></p>
<p>Bu soruya cevap aramak amacıyla BDDK tarafından yayımlanan <strong>İhracat kredileri</strong> ile <strong>İhracat garantili yatırım kredileri</strong> toplamı esas alınmış, bu tutarın toplam nakdi krediler içerisindeki payı hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, aynı dönemlerin TÜİK dış ticaret verilerinden hesaplanan <strong>ihracatın ithalatı karşılama oranı</strong> ile birlikte değerlendirilmiştir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7964e840bf8-1786340584.png" alt="" width="793" height="262" />Tablo incelendiğinde dikkat çekici üç sonuç ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, <strong>2011–2015 döneminde</strong> ihracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı <strong>%5,46</strong> ile en düşük seviyesine gerilerken, ihracatın ithalatı karşılama oranı da <strong>%62,86</strong> ile en düşük dönemlerden biri olmuştur.</p>
<p>İkinci olarak, <strong>2016–2020 döneminde</strong> ihracat odaklı kredi payı <strong>%6,21'e</strong> yükselmiş, aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı <strong>%76,35</strong> ile incelenen dönemlerin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu görünüm, ihracata yönelik finansmanın dış ticaret performansını destekleyebileceğine işaret eden olumlu bir tablo ortaya koymaktadır.</p>
<p>Ancak <strong>2021–2025 döneminde</strong> farklı bir görünüm oluşmaktadır. İhracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı yaklaşık iki kat artarak <strong>%12,21'e</strong> yükselmesine rağmen, ihracatın ithalatı karşılama oranı <strong>%74,42'ye</strong> gerilemiştir.</p>
<p>Bu bulgu önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:</p>
<p><strong>İhracat finansmanının artırılması tek başına dış ticaret performansını belirlememektedir.</strong></p>
<p>Çünkü dış ticaret dengesi yalnızca kredi miktarına bağlı değildir. İhracatın yüksek ithal girdi bağımlılığı, enerji ithalatı, küresel emtia fiyatları, döviz kuru gelişmeleri, uluslararası talep koşulları ve üretilen katma değer gibi birçok yapısal unsur da dış ticaret performansını doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Dolayısıyla ihracat kredilerindeki artış, gerekli bir politika olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, bu finansmanın hangi alanlara yönlendirildiğidir.</p>
<p>Yüksek katma değerli üretimi destekleyen, yerli ara malı kullanımını artıran, teknoloji yoğun sektörleri geliştiren ve ithal girdi bağımlılığını azaltan yatırımların finansmanı, ihracat kredilerinin ekonomik etkisini önemli ölçüde güçlendirecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, ihracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin <strong>üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını</strong> da birlikte analiz etmek gerekmektedir. Türkiye'nin sürdürülebilir dış ticaret başarısı, yalnızca daha fazla kredi kullandırılmasına değil; bu kredilerin daha yüksek katma değer üreten sektörlere yönlendirilmesine bağlıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-kredilerinin-dis-ticaretteki-performansi-nedir-84977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat kredilerinin dış ticaretteki performansı nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gayrimenkul-sektorunun-surdurulebilirlik-gundemi-cop31-84976</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlik gündemi: COP31</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Binalar ve inşaat sektörü, iklim krizinin merkezinde yer alıyor. COP31 sonrasında gayrimenkul sektörünün önünde artık ertelenemeyecek bir dönüşüm gündemi var. Mevcut yapı stokunun enerji performansı iyileştirilmeli. Yeni projelerde ise yaşam döngüsü analizi, iklim dayanıklılığı ve döngüsel ekonomi kriterleri daha tasarım aşamasından itibaren dikkate alınmalı</strong></p>
<p>Kasım ayında Türkiye, küresel iklim gündeminin en önemli organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacak. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı), çok sayıda ülkenin kamu temsilcilerini, yatırımcılarını, uluslararası kuruluşlarını ve iş dünyasını bir araya getirecek. İlk bakışta çevre politikalarının tartışıldığı teknik bir zirve gibi görünse de COP toplantıları artık çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu zirveler yatırım kararlarını, finansman akımlarını, şirketlerin rekabet gücünü ve ülkelerin kalkınma stratejilerini etkileyen küresel politika platformları niteliğinde.</p>
<p><strong>Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlikle imtihanı</strong></p>
<p>COP31’in Türkiye açısından önemli sonuçlarından biri, iklim gündeminin gayrimenkul sektörünü doğrudan ilgilendiren boyutunun daha görünür hâle gelmesi olacak. Binalar ve inşaat sektörü, iklim krizinin merkezinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre binalar ve inşaat sektörü küresel enerjinin yaklaşık üçte birini tüketiyor ve küresel CO₂ emisyonlarının yaklaşık %34'ünden sorumlu. Çimento ve çelik gibi yapı malzemeleri ise tek başına küresel emisyonların %18'ini oluşturuyor ve önemli bir inşaat atığı kaynağı.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>Bu rakamlar, gayrimenkul sektörünün önündeki dönüşümün neden yalnızca “daha çevreci bina” üretmekten ibaret olmadığını gösteriyor. Bugün verilen tasarım, yatırım ve finansman kararları, gelecek on yılların enerji tüketimini ve karbon emisyonlarını belirleyecek. Enerji verimliliği, su kullanımı, iklim dayanıklılığı ve karbon emisyonları artık varlık değerini, kira gelirlerini, işletme giderlerini ve finansmana erişimi etkileyen ekonomik değişkenler hâline geliyor.</p>
<p><strong>COP31 neyi değiştirir?</strong></p>
<p>COP31’in gayrimenkul sektörü açısından önemi, iklim hedeflerinin bir kez daha ilan edilmesinden ziyade, bu hedeflerin nasıl uygulanacağına odaklanmasında yatıyor. Ülkemizdeki sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin yeni düzenlemeler bu dönüşümün önemli bir parçası. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS), şirketlerin iklimle ilgili risk ve fırsatlarını finansal raporlama süreçleriyle ilişkilendirmesi, sürdürülebilirliği finansal kararların bir parçası hâline getiriyor.</p>
<p>Gayrimenkul-inşaat şirketleri için bunun anlamı açık: iklim riski artık yalnızca çevresel bir konu değil. Bir gayrimenkulün bulunduğu bölgenin sel veya sıcaklık riski, binanın enerji performansı, dönüşüm maliyeti ve karbon düzenlemelerine uyumu, yatırım kararlarının ve değerleme süreçlerinin bir parçası hâline geliyor.</p>
<p><strong>Sektörün ev ödevleri</strong></p>
<p>COP31 sonrasında gayrimenkul sektörünün önünde artık ertelenemeyecek bir dönüşüm gündemi var. Mevcut yapı stokunun enerji performansı iyileştirilmeli. Yeni projelerde ise yaşam döngüsü analizi, iklim dayanıklılığı ve döngüsel ekonomi kriterleri daha tasarım aşamasından itibaren dikkate alınmalı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik hedefleri finansman ve değerleme süreçleri ile ilişkilendirilmeli. Bu noktada “yeşil bina” sertifikasının da tek başına yeterli olmadığını belirtmek gerek. Önemli olan, sürdürülebilirliğin daha düşük enerji tüketimi, daha düşük risk ve daha yüksek uzun dönemli değer üretip üretmediği. Bunun için sürdürülebilirlik verilerinin ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve güvenilir olması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin COP31 ev sahipliği bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak başarı, Antalya’da verilen mesajlarla değil, sonrasında kaç binanın dönüştürüldüğü ve gayrimenkul finansmanının bu dönüşümü ne ölçüde desteklediğiyle ölçülecek. İklim riskini bugün fiyatlamayan gayrimenkul piyasası, bu maliyeti yarın çok daha yüksek bir bedelle ödeyebilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.unep.org/resources/report/global-status-report-buildings-and-construction-20242025<em>; </em>https://www.iea.org/reports/demand-and-supply-measures-for-the-steel-and-cement-transition/executive-summary<em>   </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gayrimenkul-sektorunun-surdurulebilirlik-gundemi-cop31-84976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gayrimenkul sektörünün sürdürülebilirlik gündemi: COP31 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/podyumda-otomobil-faturada-abonelik-84975</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Podyumda otomobil, faturada abonelik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Artık otomobil yalnızca bir kez satılan bir araç değil, satış sonrasında da düzenli gelir üreten dijital bir platforma dönüşüyor. Hyundai’nin yenilenen Ioniq 6 modeli üzerinden Bluelink bağlantı hizmetleri, donanım paketleri ve V2L teknolojisi bu dönüşümün ipuçlarını verirken, otomotiv sektöründe “podyumda otomobil, faturada abonelik” dönemi başlıyor.</strong></p>
<p>Otomotivin yeni trendi, dijital uygulama aboneliğinden bahsettiğimizde, mühendislik ve tasarım vitrinde alkış topluyor, asıl para ise her ay kesilen dijital faturada birikiyor, demeye başlayacağız. Moda dünyasındaki "defile vitrin, aksesuar kasa" ikiliği, otomotive geçiyor; üstelik "abonelik" kelimesiyle connected çağın tekrarlayan gelir modeli başlıyor.</p>
<p>Telefonun kendisine değil, kılıfına 250 dolar ödendiği bir “logo havası” dönemine girerken; örneğin yeni Ioniq 6'nın Bluelink aboneliği de, ölçek farkı dışında aynı paralel stratejiye sahip.. İkisi de çok benzer bir ticari soruya cevap arıyor; münhasırlığı bozmadan, etiket fiyatını aşağı çekmeden, müşteriyi ekosistemde tutarak geliri nasıl maksimize ederiz? Gucci'nin gelirinin yüzde 60'ını deri ürünlerden ve ayakkabılardan elde etmesi, podyumdaki haute couture'ün aslında bir vitrin, gerçek paranın ise markanın logosunu taşıyan "küçük" ürünlerde olduğunu çoktan kanıtladı.</p>
<p>Otomotiv, bu dersi gecikmeli ama son derece kararlı bir biçimde okuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Türkiye'de satışa sunulan yenilenmiş Ioniq 6, bu konunun en taze örneği… 0,21 Cd'lik sürtünme katsayısı, 800V mimarisi, E-GMP platformu, 18 dakikada yüzde 10'dan 80'e dolan bataryası ve 680 kilometrelik menziliyle yollara çıkan güncellenmiş elektrikli Hyundai, elektrikli mobilite yarışında podyumdayız mesajı veriyor. Tıpkı bir moda evinin avangart defilesi gibi. Ancak asıl ekonomi hikâyesi, bu mühendislik gösterisinin etrafında örülen katmanlarda saklı...</p>
<p>Fiziksel aksesuar katmanlarını Advance ve Progressive donanım seviyeleri oluştururken; daha büyük batarya, daha güçlü motor, daha zengin kabin içi; baz fiyatı düşürmeden geliri yukarı taşıyan modacıların klasik "kemer ve çorap" stratejisi... Çift 12,3 inç ekran, Parametric Pixel LED aydınlatmalar, yeniden şekillendirilen difüzör ve "Pure Flow, Refined" tasarım dili; markanın logosunu taşıyan, marjı yüksek detaylar. Müşteri aynı gövdeye daha fazla ödeyerek "daha üst" bir deneyime terfi ediyor; marka ise tek bir baz fiyatla iki ayrı kar havuzu yaratıyor.</p>
<p>Asıl kırılma noktası ise dijitalde... Hyundai'nin Türkiye'de Ioniq 6 ile birlikte devreye aldığı Bluelink bağlantı hizmeti; OTA yazılım güncellemeleri, Dijital Anahtar, bulut tabanlı navigasyon, gerçek zamanlı rota optimizasyonu, uzaktan araç kontrolü ve şarj istasyonu planlamasını tek bir çatı altında topluyor. Küresel pazarlarda bu hizmetlerin önemli bir bölümü, Bluelink Pro gibi ücretli abonelik katmanları aracılığıyla sunuluyor. Donanım zaten aracın içinde; yazılım kilidini açmak yeterli. Marjinal üretim maliyeti neredeyse sıfır, kâr marjı ise fiziksel aksesuarların bile çok ötesinde.</p>
<p>Bir otomobil bir kez satılır; Bluelink aboneliği her ay fatura keser.</p>
<p>McKinsey projeksiyonları, yazılım tanımlı araç gelirlerinin 2030'a kadar küresel otomotiv kar havuzunun dörtte birini aşacağını öngörüyor. Üstelik bu dijital katman, müşteriyi markanın ekosistemine kilitleyen bir "gateway" işlevi görüyor. Bugün Ioniq 6 Advance alıp Pro aboneliğini ücretsiz başlatan bir müşterinin, üç yıl sonra sistem ücretli hale gelse de ve daha büyük bir Hyundai’ye terfi ettiğinde dijital alışkanlıkları ve sadakati çoktan inşa edilmiş oluyor.</p>
<p>Bir ceketi her gün giymek istemezsiniz, ama telefon kılıfını her gün kullanırsınız. Bluelink de böyle; araç park halindeyken bile marka, müşterinin avucundaki ekranda yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>V2L teknolojisi de bu hikâyeyi ayrıca yaşam tarzına taşıyor. Ioniq 6'nın bataryası bir kamp ekipmanını, bir dizüstü bilgisayarı, bir kahve makinesini beslediğinde otomobil, ulaşım aracının ötesine geçip kişisel ifadenin bir parçasına dönüşüyor. Moda dünyasının "insanlar kişisel tarzlarının her unsurunun ifade dolu olmasını ister" ilkesi, elektrikli otomobilin bagajından çıkan uzatma kablosuyla da karşımıza çıkıyor…</p>
<p>Sonuçta mesele, 250 dolarlık bir kılıf ya da aylık 15 Euro’luk bir connected aboneliği değil... Mesele, otomobilin bir kez satılan bir metal yığını olmaktan çıkıp, sürekli gelir üreten bir dijital platforma dönüşmesi!.. Birçok premium marka gibi Hyundai de, Ioniq 6 ile bu dönüşüme Türkiye'deki ilk adımını atıyor. Ve asıl soru giderek netleşiyor; markalar birer otomobil üreticisi mi, yoksa podyumda otomobil gösterirken ultra lüks aksesuar ve dijital hizmetler satan şirketler mi olacak? Şimdilik bu bağlantı hizmetlerini ücretsiz sunan Hyundai'nin cevabı, gelecekteki OTA güncellemelerinde gizli…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/podyumda-otomobil-faturada-abonelik-84975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/oto-1786337646.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Podyumda otomobil, faturada abonelik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-ikilisi-84974</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zayıf veri güçlü piyasa ikilisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji karnesi zayıf olan Borsa İstanbul son dönemdeki yapay zeka yükselişinden yararlanamadı. Ama beklentilerin altında gelen enflasyon verisi ve Fed’in faiz artırmakta aceleci olmayacağını gösteren ABD verileri ile toparlanan endeks 13,800 direncinin hemen altında kapattı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Beklentilerden zayıf gelen ABD verisine piyasalar hisse senedi ve tahvil piyasalarında eş anlı bir alım dalgası ile cevap verdi. Fed vadeliler Eylül toplantısı için faiz artış beklentisini düşürürken, Aralık toplantısında faiz indirimi %80’e yakın ihtimalle hakim görüş olarak korundu.</p>
<p>Hisse senedi piyasası zayıf veriyi Fed’in faiz artışını geciktiren ve sınırlayan pozitif bir gelişme olarak okudu. Yarı iletkenler ile başlayan ve muhteşem yedi hisselerinin katılımı ile zenginleşen yükseliş küçük adımlarla da olsa sürüyor. En iyi yapay zeka uzmanı ayrılan Alphabet negatif ayrışmaya devam ediyor. Haftanın yıldızı dip seviyeden sert geri dönen SpaceX.</p>
<p>Enerji piyasası İran ve Umman’ın anlaştığı, Hürmüz’ün kademeli olarak açıldığı bir senaryoyu satın alıyor. Boğazdan geçen gemilerin İran tarafından hedef alınması ile dip seviyelerden 4 dolara yakın bir yükseliş ile Brent petrol 83 dolara ulaşsa da, Hürmüz ve Kızıldeniz’in eş anlı olarak kapatıldığı 100 doların üzerini işaret eden kötü senaryodan çok uzağız.</p>
<p>İran’ın Hürmüz ve Kızıldeniz enerji ticaretini kontrol etmek için saldırganlığın dozunu artırması Ortadoğu’da güç dengesinin değiştiğini gösteriyor. Savaşın başında saldıran taraf ABD iken, son dönemde İran daha güçlü konumda.</p>
<p>İran’ın askeri başarısının ardında Çin ve Rusya’nın sağladığı ileri seviye füzeler mi, yoksa ABD’nin mühimmatının azalması mı etkili bilemiyoruz. Ama sahada güç dengesi İran lehine değişti. Mevcut şartlarda, ABD’nin kendini galip ilan edeceği bir anlaşma mümkün gözükmüyor.</p>
<p>Teknoloji karnesi zayıf olan Borsa İstanbul son dönemdeki yapay zeka yükselişinden yararlanamadı. Ama beklentilerin altında gelen enflasyon verisi ve Fed’in faiz artırmakta aceleci olmayacağını gösteren ABD verileri ile toparlanan endeks 13,800 direncinin hemen altında kapattı.</p>
<p>Genele yaygın bir yükselişten çok K tipi bir toparlanma söz konusu. Endeks ağırlığı yüksek savunma ve rafineri hisseleri yükselişte başrolü paylaşırken, havacılık hisseleri satışta başı çekiyor.</p>
<p>Bankalar altı haftalık satış sonrasında enflasyon verisiyle birlikte dipten dönüyor. İkinci çeyrek sonuçları genelde zayıf gelen, üçüncü çeyrek rakamlarının da iyi gelmesinin beklenmediği bankalarda dipten dönüş karlılık gelişmelerinden çok pozisyonlanma kaynaklı. Kötü beklentiyi satan yatırımcılar, kâr rakamları sonrasında kademeli alışa geçti.</p>
<p>Piyasalar için taktiksel iyimser görüşümüzü koruyoruz. Türk Lirası ve orta vadeli DİBS için 2023 sonunda verdiğimiz pozisyon artır görüşümüzü değiştirmedik. Eurobond için verim eğrisinin tamamında sabıkalı iyimseriz. Hisse senedi piyasasında endeksten farklılaşan seçici bir portföyle alfa yaratılabileceğine inanıyoruz. Ortadoğu’da savaşın sertleşmesi ve inatçı enflasyon piyasalar için pozitif görüşümüzün önündeki temel riskler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-ikilisi-84974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıf veri güçlü piyasa ikilisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celigin-golgesinde-yeni-ticaret-duzeni-abd-neyi-koruyor-84973</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeliğin gölgesinde yeni ticaret düzeni: ABD neyi koruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çelik, alüminyum ve bakır gibi metaller yalnızca geleneksel sanayinin girdileri değil; aynı zamanda savunma sanayii, enerji dönüşümü, elektrikli araçlar ve altyapı yatırımları için de kritik öneme sahip. Bu nedenle Washington, Pekin'e karşı yürüttüğü rekabeti yalnızca teknoloji şirketleri üzerinden değil, temel sanayi ürünleri üzerinden de sürdürüyor.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi son yıllarda yalnızca enflasyon, faiz oranları ve jeopolitik krizlerle değil, aynı zamanda yeniden yükselen korumacılık dalgasıyla da şekilleniyor. Bu dalganın en dikkat çekici örneklerinden biri ise ABD'nin çelik, alüminyum ve bakır ithalatına yönelik son tarife düzenlemeleri oldu. Haziran 2026'da Beyaz Saray tarafından yayımlanan karar, ilk bakışta teknik bir gümrük düzenlemesi gibi görünse de aslında çok daha büyük bir dönüşümün işaretlerini taşıyor: Serbest ticaret çağından stratejik sanayi politikalarına geçiş.</p>
<p>Bugün Washington'un çelik meselesine yaklaşımını anlamak için yalnızca güncel ekonomik verileri değil, Amerikan sanayisinin tarihsel hafızasını da okumak gerekiyor.</p>
<p><strong>Amerikan Gücünün Temelinde Çelik Vardı</strong></p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren ABD'nin yükselişi büyük ölçüde çelik üretim kapasitesine dayanıyordu. Pittsburgh'dan Ohio Vadisi'ne uzanan sanayi kuşağı, yalnızca Amerikan ekonomisinin değil, dünyanın da en büyük çelik merkezlerinden biri haline gelmişti. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğinde ABD, küresel çelik üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş gemilerinden tanklara, demiryollarından köprülere kadar her alanda Amerikan çeliği stratejik üstünlüğün temel unsurlarından biri olmuştu. Ancak bu üstünlük kalıcı olmadı. Önce Japonya, ardından Güney Kore ve Avrupa'nın yeniden sanayileşmesi Amerikan üreticilerinin küresel payını daralttı. 2000'li yıllarla birlikte ise Çin'in olağanüstü büyümesi dengeleri tamamen değiştirdi. Devlet destekleriyle büyüyen Çinli üreticiler kısa sürede dünyanın en büyük çelik üreticileri haline geldi. Bugün dünya çelik üretiminin yarısından fazlası Çin tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Bu gelişme ABD açısından yalnızca ekonomik bir rekabet sorunu olarak görülmedi. Washington'da giderek güçlenen görüşe göre mesele aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesiydi.</p>
<p><strong>Çelikten Ulusal Güvenliğe</strong></p>
<p>ABD'nin son yıllarda uyguladığı tarifelerin hukuki dayanağı, 1962 tarihli Ticaretin Genişletilmesi Yasası'nın 232. maddesi. Bu düzenleme başkana, ulusal güvenliği tehdit ettiği düşünülen ithalata karşı önlem alma yetkisi veriyor. Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında devreye alınan çelik ve alüminyum tarifeleri, bu yetkinin en dikkat çekici kullanım örneklerinden biri oldu.</p>
<p>Trump yönetiminin temel argümanı açıktı:</p>
<p>"Eğer Amerika kendi çeliğini üretemez hale gelirse, savaş zamanında ihtiyaç duyduğu sanayi kapasitesini de kaybeder."</p>
<p>Bu yaklaşım, yıllarca savunulan serbest ticaret anlayışından belirgin bir kopuş anlamına geliyordu.</p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında alınan yeni kararlarla bu yaklaşım daha da güçlendirildi. Çelik, alüminyum ve bakır ürünlerine yönelik yüksek tarifeler korunurken bazı alanlarda oranlar artırıldı. Haziran 2026 tarihli son düzenleme ise sistemi daha seçici hale getirdi. Tarım makineleri ve bazı sanayi ekipmanları için vergi oranları düşürülürken, yerli metal kullanımını teşvik eden yeni mekanizmalar getirildi. Burada  mesaj net: Amerika yalnızca üretimi değil, üretimin kaynağını da kendi sınırları içinde tutmak istiyor.</p>
<p><strong>Çin faktörü</strong></p>
<p>ABD'nin son ticaret politikalarının merkezinde Çin bulunuyor. Washington'un değerlendirmesine göre Çin'in oluşturduğu dev üretim kapasitesi küresel piyasalarda fiyatları baskılıyor ve birçok ülkede yerli üreticilerin rekabet gücünü zayıflatıyor.               </p>
<p>Çin ise bu eleştirileri reddediyor ve ticaret kısıtlamalarının küresel ekonomiye zarar verdiğini savunuyor. Ancak tartışmanın özünde ekonomik verilerden daha büyük bir mesele yatıyor: Teknolojik ve endüstriyel liderlik mücadelesi. Çelik, alüminyum ve bakır gibi metaller yalnızca geleneksel sanayinin girdileri değil; aynı zamanda savunma sanayii, enerji dönüşümü, elektrikli araçlar ve altyapı yatırımları için de kritik öneme sahip. Bu nedenle Washington, Pekin'e karşı yürüttüğü rekabeti yalnızca teknoloji şirketleri üzerinden değil, temel sanayi ürünleri üzerinden de sürdürüyor.</p>
<p><strong>Korumacılığın bedeli</strong></p>
<p>Elbette korumacılık politikalarının destekçileri kadar eleştirmenleri de bulunuyor. Tarifeler yerli üreticileri koruyabilir, yeni yatırımları teşvik edebilir ve stratejik sektörlerde kapasiteyi artırabilir. Ancak aynı zamanda ithal girdilerin maliyetini yükselterek diğer sektörler üzerinde baskı oluşturabilir. Örneğin çelik fiyatlarının yükselmesi, otomotivden beyaz eşyaya, inşaattan makine üretimine kadar çok sayıda sektörü etkileyebilir. Bu nedenle ekonomistler uzun süredir şu soruyu tartışıyor:</p>
<p>Bir sektörü korurken diğer sektörlerde oluşan maliyet artışları toplam refahı azaltıyor mu? Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değil. Ancak görünen o ki Washington artık bu maliyetleri göze almaya hazır. Çünkü karar vericiler açısından mesele yalnızca ekonomik verimlilik değil; stratejik dayanıklılık ve üretim güvenliği.</p>
<p><strong>Yeni dönemin habercisi</strong></p>
<p>Asıl önemli olan ise bu kararların tek başına değerlendirilmemesi gerektiği. ABD'nin attığı adımlar Avrupa Birliği'nin kritik hammaddeler stratejisiyle, Çin'in sanayi sübvansiyonlarıyla ve birçok ülkenin yerli üretimi destekleyen politikalarıyla birlikte okunmalı. Dünya ekonomisi uzun yıllar boyunca maliyet minimizasyonuna dayalı küresel tedarik zincirleri üzerine kuruldu. Şimdi ise ülkeler maliyet kadar güvenliği, verimlilik kadar dayanıklılığı da hesaba katıyor. Bu nedenle çelik tarifeleri yalnızca ticaret politikası değil, küreselleşmenin yeni evresine ilişkin güçlü bir işaret.</p>
<p>Belki de bugün tanık olduğumuz şey, serbest ticaret çağının sonu değil; fakat artık tek başına belirleyici olmadığı yeni bir dönemin başlangıcı ve bu yeni dönemde çelik, yalnızca bir sanayi ürünü değil; ekonomik egemenliğin, stratejik gücün ve küresel rekabetin sembollerinden biri haline gelmiş durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celigin-golgesinde-yeni-ticaret-duzeni-abd-neyi-koruyor-84973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/celik-fabrika-1770185234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeliğin gölgesinde yeni ticaret düzeni: ABD neyi koruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/inislerim-cikislarim-ayni-ekonomiye-bakan-iki-farkli-ruh-hali-84972</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnişlerim Çıkışlarım*: Aynı ekonomiye bakan iki farklı ruh hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretici ve tüketici güveni arasındaki makas son yılların en düşük seviyesine gerilerken, ekonomiye bakışta dikkat çekici bir ayrışma ortaya çıktı. Temmuz ayında tüketici güveni son yılların en yüksek düzeylerine yaklaşırken üretici güveni geriledi.</strong></p>
<p>Sizlerin şimdiye dek ilgisini çekmediğini düşündüğüm ancak önemli olduğuna inandığım bir konuyu dikkatinize sunmak isterim.</p>
<p>TÜİK ve TCMB tarafından her ay sektörlerin güven düzeyini ölçen endeksler açıklanıyor. TÜİK, hizmet, perakende ve inşaat sektörleri için, TCMB ise reel sektör için bu araştırmaları yapıyor. Bu endeksler mal ve hizmet üretim sektörlerini kapsıyor. Bir de yine TÜİK tarafından açıklanan tüketici güven endeksi var biliyorsunuz. Tüm bu endekslerin ağırlıklandırılması ile bir de ekonomik güven endeksi ilan ediliyor. Ama bugün işimiz onunla değil.</p>
<p>Sektörlerin büyüklükleri aynı olmasa da biz şimdilik kolay yolu seçelim: Üretim tarafındaki endekslerin basit ortalamasını alalım ve buna “üretici güven endeksi” diyelim. Diğer yanda da tüketici güven endeksi olsun. Biri iş dünyasının güven düzeyini, diğeri vatandaşın güven düzeyini göstersin.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a79582a27623-1786337322.png" alt="" width="655" height="206" />Üretici tarafında güven düzeyi sürekli olarak (COVID-19 dönemi hariç), tüketici güveninin üzerinde.</p>
<p>İki veri arasındaki fark 2021 sonunda hızla açılmaya başlamış. Tüketici güveni gerilerken, üretici güveni yatay-pozitif kalmış ve fark Haziran 2022’de 43 puana ulaşmış.</p>
<p>Bu yılın Temmuz’unda tüketici güveni Mayıs 2023’ten sonraki en yüksek ve son 8 yılın ikinci en yüksek düzeyine çıkmış.</p>
<p>Üretici güveni 2021’in sonlarından itibaren gerilemeye başlamış.</p>
<p>Temmuz 2026’da üretici ve tüketici güveni arasındaki fark 12 puanla, Covid-19 salgınından bu yana en düşük düzeyine inmiş.</p>
<p>Bildiğiniz gibi bu endekslerde 100’ün üzeri iyimserlik-pozitif güven düzeyi, altı ise kötümserlik-güvensizliğe işaret ediyor. Bugün itibarı ile iş dünyasındaki güven düzeyi hafif pozitif ancak yön aşağı. Tüketici tarafında ise hafif negatif ancak yön yukarı.</p>
<p>Üreticilerin güven düzeyinin geriliyor olması pek de şaşırtıcı bir durum değil. Ancak tüketici güvenindeki yükselişi anlamlı bulmak bazıları için zor olabilir. Örneğin şu sorulmayı hak eden bir soru: “Hayat pahalılığı artarken, asgari ücret yoksulluk ve açlık sınırının altında iken tüketici güveni nasıl iyileşebilir? Bunun birkaç cevabı var.</p>
<p>1- Tüketici güven endeksi tüm hanelerin ortalamasını yansıtıyor. Türkiye'de ücretli çalışanlar nüfusun önemli bir bölümünü oluştursa da, esnaf, serbest meslek sahipleri, çiftçiler, işverenler ve yüksek gelir grupları da ankete dahil. Dolayısıyla düşük gelirlilerin yaşadığı sıkıntı endekse bire bir yansımaz.</p>
<p>2- Devletin, yerel yönetimlerin ve STK’ların sosyal yardımları, geçim sıkıntısını hafifleten bir olgu.</p>
<p>3- Endeks sadece mevcut durumu değil, beklentileri de ölçüyor. İnsanlar "Bugün zor durumdayım ama önümüzdeki altı ayda maaşlar artacak, faizler düşecek veya enflasyon gerileyecek." diye düşünüyorsa güven endeksi yükselebilir. Örneğin bizim durumumuzda hane halkının enflasyon beklentileri ile tüketici güveni arasında güçlü bir ilişki var ve hane halkı enflasyon beklentileri son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi.</p>
<p>4- Herkes aynı ölçüde tüketmiyor. Gelir dağılımı pek de iyi olmadığı için toplam tüketimin önemli bir kısmı orta ve üst gelir gruplarından geliyor. Bu kesimin beklentileri iyileşirse tüketici güveni de yükselebilir.</p>
<p>5- Tüketici güvenini belirleyen önemli faktörlerden biri de döviz kurları ve kurlar uzunca bir süredir stabil bir seyir izliyor.</p>
<p>Son olarak tüketici güvenini oluşturan dört alt endeksin seyrini inceleyelim.</p>
<p>Veriler şunları söylüyor:</p>
<p>- Mevcut dönemde hanenin maddi durumu pandemi öncesi düzeyine gelmiş.</p>
<p>- Gelecek 12 ayda haneye yönelik ve genel beklentiler Mayıs 2023’ten sonraki en yüksek düzeye çıkmış.</p>
<p>- Gelecek 12 ayda tüketim malı alma düşüncesi ise 2012’den bugüne ilk kez kalıcı olarak iki yıldır 100’ün üzerinde seyrediyor. Yani güçlü bir tüketim var ve bu yöndeki niyet devam ediyor.  Perakende satış verilerindeki güçlü reel artış da bunu teyit ediyor.</p>
<p><em><strong>*İnişlerim çıkışlarım: Fikret Kızılok-1989</strong></em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/inislerim-cikislarim-ayni-ekonomiye-bakan-iki-farkli-ruh-hali-84972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnişlerim Çıkışlarım*: Aynı ekonomiye bakan iki farklı ruh hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasadan-mekke-ittifakina-orta-doguda-yeni-guvenlik-denklemi-84971</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa’dan Mekke ittifakına: Orta Doğu’da yeni güvenlik denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da güvenlik dengeleri yeniden kuruluyor. Irak’taki milislerin tasfiyesi, Suriye’de ordunun yeniden yapılandırılması, Türkiye’de PKK’nın silahlı varlığını sona erdirmeye yönelik Çerçeve Yasa hazırlığı ve Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, bölgesel güvenlikte devlet merkezli yeni bir dönemin işaretlerini veriyor.</strong></p>
<p>Orta Doğu hem diplomasi, hem de çatışma açısından çok hareketli. On yıllar boyunca teröre, etnik ya da mezhep çatışmalarına sahne olan bölgede çok ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. </p>
<p>Dönüşümün özeti net; silahlı güç yeniden devletler merkezinde toplanıp, “vekil güçler” birer birer ortadan kaldırılıyorlar. </p>
<p><strong>Irak’ta 30 Eylül kritik eşik</strong></p>
<p>Irak bu dönüşümün en hassas cephelerinden biri…</p>
<p>Bağdat, devlet dışı silahlı grupların silahlarını teslim etmesi ve güvenlik faaliyetlerini devlet kurumlarının emir-komuta zinciri içine alması için 30 Eylül 2026’yı kritik tarih olarak belirledi. Bu tarihten sonra devletin resmi güvenlik kurumları dışında silahlı faaliyet yürüten yapıların çok daha sert biçimde hedef alınması bekleniyor.</p>
<p>Asıl mesele ise İran bağlantılı milisler: Haşdi Şabi çatısı altında bulunan bazı büyük yapılar devletle uyumlu bir dönüşüme açık mesajlar verirken, Kataib Hizbullah gibi daha radikal gruplar “direniş silahı” olarak tanımladıkları silahlarını bırakmayacaklarını açıkladı.</p>
<p>Devlet dışı aktörler silahlarını teslim etmez veya farklı isimler altında yeniden örgütlenirse, Bağdat’ın yeni bir çatışma döngüsüne sürüklenmesi ihtimali oldukça yüksek. Bu nedenle 30 Eylül, Irak açısından “devlet otoritesinin” yeniden tanımlanacağı kritik bir eşik.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan’ın Irak’a müdahalesi </strong></p>
<p>Bu süreci çok daha dikkat çekici hale getiren gelişme ise ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’taki İran bağlantılı hedeflere yönelik ortak hava operasyonu oldu. </p>
<p>Suudilerin böyle bir operasyona doğrudan katılması, Riyad’ın Irak’taki milis meselesini artık yalnızca Irak’ın iç güvenlik sorunu olarak görmediğini, İran bağlantılı silahlı grupların bölgedeki faaliyetlerini Körfez güvenliğinin de parçası kabul ettiğinin göstergesi. </p>
<p>Orta Doğu’daki yeni güvenlik mantığının tam da burada ortaya çıktığı açık; </p>
<p><strong>Devlet dışı silahlı aktörlerin faaliyet alanı daraltılırken, devletler artık “birbirlerinin güvenliğine müdahale etmeye” başlıyor. </strong></p>
<p><strong>Mekke’de kurulan yeni savunma paktı</strong></p>
<p>Bu açıdan bakınca, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı savunma anlaşmasının amacını da görmek kolaylaşıyor.</p>
<p>Üç ülkenin güvenlik ilişkilerini yeni bir seviyeye taşıyan anlaşmanın, “bir ülkeye yönelik silahlı saldırının, üçüne yönelik saldırı olarak değerlendirileceği” resmen açıklandı. Bu ifade doğal akla doğrudan NATO’nun 5. maddesini getirse de, henüz böyle bir karşılaştırma için erken. Mekke Anlaşması’nın - şimdilik-  NATO benzeri ortak komuta yapısı, otomatik askeri müdahale mekanizması veya ortak nükleer kuvvet oluşturduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim, Türkiye’de AK Parti iktidarının ilk yıllarında, 2000’li yılların başında yine Suudi Arabistan’ı merkez alan bir “İslam ordusu” yapılanması için ilk adımlar atılmış, ancak bu süreç daha ilk haftalarında, hiçbir gelişme sağlanamadan dağılmıştı. </p>
<p>Yine de Mekke’de Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin, birbirinden farklı, ancak birbiri tamamlayan yönleri göz önüne alındığında, imza koyulan  anlaşmanın stratejik ağırlığını da küçümsemek yanlış olur.</p>
<p>Pakistan nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke; Türkiye güçlü ve giderek daha bağımsız bir savunma sanayii ile büyük bir askeri kapasiteye sahip; Suudi Arabistan ise enerji kaynakları, finansal gücü ve Körfez’deki stratejik konumuyla ekonomik ağırlık sağlıyor.</p>
<p>Kısacası, <strong>Pakistan oluşturulan yeni pakta Ukrayna savaşıyla birlikte yeniden küresel gündeme giren “nükleer stratejik caydırıcılığı”, Türkiye teknoloji ve askeri kapasite ile kalabalık ve güçlü orduyu, Suudi Arabistan ise ekonomik ve jeopolitik gücü getiriyor. </strong></p>
<p><strong>Anlaşmanın gerçek testi İran olacak</strong></p>
<p>Orta Doğu’da istikrar için devletlerin ellerini taşın altına koymaya başladıklarını gösteren Mekke anlaşmasının en zor sınavı ise İran konusunda yaşanacak gibi görünüyor. Ortada altına imza konulan bu pakt dolayısıyla cevaplanması çok güç pek çok soru bulunuyor; </p>
<p>Örneğin İran veya İran bağlantılı bir aktör Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına büyük çaplı bir saldırı düzenlerse Ankara ve İslamabad nasıl hareket edecek?</p>
<p>Ya da, Pakistan ile Hindistan’ın yeniden savaşın eşiğine gelmesi halinde, Türkiye ve Suudi Arabistan gerçekten Pakistan’ın yanında askeri olarak yer alacak mı?</p>
<p>Bugün bu soruların kesin bir cevabı yok. Zaten anlaşmanın gerçek değeri de böylesi durumlarda ortaya çıkacak. Çünkü Mekke Paktı’nın c<strong>aydırıcılık gücü, imza metninde ne olduğundan çok, karşı tarafın bu ittifakın kriz anında gerçekten harekete geçeceğine inanıp inanmamasına bağlı.</strong></p>
<p>Bölgesel stratejisinin önemli unsurlarından biri devlet dışı silahlı ortaklara dayanan İran’ın Mekke Paktı’nın kurulmasını en çok eleştiren ülke olarak öne çıkması da şaşırtıcı değil. Irak’taki Şii milisler, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler İran’ın dini mezhebe dayalı “vekil güç” stratejinin farklı parçalarını oluşturuyorlar. Şimdi ise bölgedeki eğilim tersine dönüyor: <strong>Devletler güçlenirken devlet dışı silahlı aktörlerin alanı daraltılmaya çalışılıyor.</strong></p>
<p><strong>ABD memnun görünüyor</strong></p>
<p>Mekke Anlaşması’yla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan kendi güvenlik alanlarını genişletirken, Washington’dan gelen olumlu mesajlar da durumu özetler nitelikte.</p>
<p>Paktı kuran üç ülkenin üçü de ABD’nin güvenilir ortakları arasında; </p>
<p>Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ABD’nin uzun yıllardır bölgedeki en önemli güvenlik ortaklarından biri. Pakistan ise Washington açısından İran’la savaşın bitirilmesi için arabuluculuk yapabilecek kadar saygın. </p>
<p>Dolayısıyla ortaya çıkan modeli ABD’nin Orta Doğu politikasından tamamen bağımsız yeni bir askeri bloktan çok, <strong>bölgesel güçlerin kendi stratejik manevra alanlarını genişletme çabası</strong> olarak görmek daha mantıklı. Türkiye’nin bölgesel güvenlikte daha fazla sorumluluk üstlenmesi, Suudi Arabistan’ın güvenlik ortaklarını çeşitlendirmesi ve Pakistan’ın stratejik ağırlığını kullanması, ABD’nin yıllardır istediği “bölgesel yük paylaşımı” anlayışıyla uyumlu. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜRKİYE’DEKİ “ÇERÇEVE YASANIN” ZAMANLAMASI</strong></span></p>
<p>Orta Doğu’nun çeşitli köşelerinde “devletin silahlı gücü tekelleştirmesine” yönelik adımlara Ankara’daki son gelişmeleri de eklemek gerek elbette; </p>
<p>Türkiye de bugünlerde kendi içinde yıllara yayılmış bir çatışma sürecini bitirmeye çalışıyor; PKK terör örgütünün dağıtılması sürecinde “çerçeve yasa” ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti de resmi adımları atma yoluna girdi. </p>
<p>- Ankara’nın PKK’nın silahlı ve örgütsel varlığını sona erdirmeye yönelik Çerçeve Yasa hazırlaması, </p>
<p>- Irak’ın devlet dışı silahlı grupları tasfiye etmeye çalışması, </p>
<p>- Suriye’de Colani/El Şara rejimi “orduyu yeniden yapılandırmak” adı altında, ileride dert olabilecek başına buyruk silahlı grup ve komutanlardan kurtulmasının aynı ana denk gelmesini, tek bir bütünün parçaları olarak görmek mümkün; </p>
<p>Orta Doğu’da silahlı <strong>güç üzerindeki nihai egemenlik devlete dönüyor.</strong></p>
<p><strong>Belli ki, </strong>Orta Doğu’daki ABD müttefikleri, Washington yönetimi küresel düzeydeki asli rakibi Çin’e yüzünü dönmeden önce “vaziyet alıyorlar”. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasadan-mekke-ittifakina-orta-doguda-yeni-guvenlik-denklemi-84971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/565-1786337126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa’dan Mekke ittifakına: Orta Doğu’da yeni güvenlik denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halit-kakinc-gozumuzden-gonlumuze-akti-84970</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halit Kakınç gözümüzden gönlümüze aktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hayali bey; “Cûylar çün erdiler deryâya hâmûş oldular” der. O coşkun nehirler ki denize ulaşınca suskunluğa bürünürler. Tıpkı coşkun zihinli Halit Kakınç’ın semti hamuşan’a ulaşması gibi…</strong></p>
<p><strong>Halit Kakınç</strong>'ı tam 52 yıl önce <strong>Kiziroğlu Mustafa</strong> olarak tanıdım. Devrin Sabah gazetesinde, mesleğe birlikte başladık. <strong>Grup Dönüşüm</strong>'ün genç solistiydi. Sonra <strong>gazeteciliği</strong> seçti Halit. Yılların kariyer yolculuğunda akademisyenlikten sporculuğa koşarken, Halit'i karşımda <strong>Sultan Galiyev</strong> olarak buldum.</p>
<p>Araştırmalarıyla yakın tarihe ayna tutuyordu <strong>14 kitap</strong> yazdı. Başlıcaları;  <strong>Destansı Kuramcı Sultangaliyev</strong>, Struma, <strong>Çerkes Aşkı</strong>, Kızıl Cebe, <strong>Yerkubbe</strong>, Geri Sayım, Zamanın Ruhu: <strong>Zeitgeist</strong>, Yazılmamış Bir Tarih, <strong>İnsaymun</strong>, Deizm,  <strong>Tanrı Var Mıdır</strong>? / Russell’in Göksel Çaydanlığı <strong>ve diğerleri</strong>…</p>
<p><strong>STRUMA; BİR İNSANLIK DRAMININ EN DERİN ANLATISI</strong></p>
<p>Beni en çok etkileyen; <strong>Struma kitabı</strong> oldu. 1940'ların başında İstanbul açıklarında <strong>72 gün</strong> boyunca ölüme terk edilen <strong>769 Yahudi'nin dramını</strong> anlatıyordu. <strong>Struma</strong> bu teknenin adıydı ve karaya çıkmalarına izin vermediğimiz insanların <strong>Sovyet denizaltısıyla batırılışını</strong> belgeleriyle aktarıyordu bize.</p>
<p>O kitabın tanıtımında <strong>Rahmetli İshak Alaton</strong> ileydik. Alaton da günlerce <strong>gemidekilere yemek taşıyan </strong>bir gençti. <strong>Halit Kakınç</strong> bu kitabı ve diğer yazdıklarıyla <strong>sadece gazetecilik yapmadı</strong>, aynı zamanda araştırmacı kimliğiyle <strong>tarihteki bazı kişiliklere</strong>, kavramlar <strong>detaylı açıklık</strong> getirdi, onları tanıttı eleştirdi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Halit Kakınç’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Müzisyen kimliği?</em></strong></p>
<p><strong>Grup Dönüşüm</strong>’ün kurucusu ve solistiydi. <strong>Kiziroğlu Mustafa Bey</strong>, Seyid Osman, <strong>Kızılırmak</strong>, Sevsem Öldürürler, <strong>Kıbrıs’ım,</strong> Yar Hasreti<strong>, Osman Pehlivan</strong>, Hey Dost, <strong>Hekimoğlu</strong>, Estergon Kalesi ve diğerleri.</p>
<p><strong><em>Gazeteci kimliği?</em></strong></p>
<p><strong>Babiali’de Sabah</strong>’ta başladık, <strong>Meydan</strong> gazetesini kurduk. <strong>Yeni Ortam</strong>, Son Havadis, <strong>Tercüman</strong>, Yeni Asır’da yazı İşleri müdürlüğü, <strong>Star</strong>, Akşam, <strong>Sabah</strong>, Oda TV<strong>… Bilgi üniversitesi kuruculuğu</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HEZARFEN KÜLTÜRÜ MÜ RÖNENAS İNSANI MI DERSİNİZ; İŞTE HALİT KAKINÇ</strong></p>
<p><strong>Moda Spor</strong>’da <strong>tekvando</strong> yıllarımızı hatırlıyorum. <strong>3’üncü dan</strong> derecesinde sporcu, <strong>Almanca</strong> ve <strong>İngilizce</strong> çeviriler yapan bir mütercim, <strong>felsefeden müziğe</strong> dek her alanda nitelikli sözü olan, <strong>çok okuyan</strong> bir <strong>entelektüel</strong>… Beni akademisyenliğe yönlendiren de oydu, Bilgi Üniversitesi’ni kuranlardan biri de…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HALİT KAKINÇ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Grup Dönüşüm</strong>: Halit’in kurduğu ve solistliğini yaptığı, 45’lik plak çağının en beğenilen müzik grubu</p>
<p><strong>Sultan Galiyev</strong>: Bu tarihi şahsiyet hakkında en detaylı araştırmaları Halit Kakınç yapmıştı, takıntısıydı</p>
<p><strong>Akil adam</strong>: Her konuda fikir edinmeye çalışırken çok anlamak ama az yargılamak prensibi sahibi</p>
<p><strong>Vefalı dost</strong>: Hayatımda büyük yer kaplayan 5 dostumdan ilkiydi ve hep bu özelliğini muhafaza etti</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halit-kakinc-gozumuzden-gonlumuze-akti-84970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halit Kakınç gözümüzden gönlümüze aktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-yasiniz-iste-kalan-zamaniniz-84969</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşte yaşınız, işte kalan zamanınız!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şu an ne yapıyorsanız ve ara verebilecek durumdaysanız kısa bir süreliğine ara verin ve etrafınıza bakarak şunu düşünün:</p>
<p><strong>“Şu an etrafımda gördüğüm insanların kaçı 100 yıl önce yaşıyordu?”</strong></p>
<p>Yok değil mi, kimse yok. Peki 75 yıl önce yaşayanlar?</p>
<p>Bir de tersini yapın ve şöyle düşünün:</p>
<p><strong>“Şu an gördüğüm insanların kaçı 100 yıl sonra hâlâ yaşıyor olacak?”</strong></p>
<p>Yine kısaltın süreyi ve 75 yıl sonra hâlâ yaşayabilecek olanları düşünmeye çalışın.</p>
<p>Biraz sinir bozucu bir durum değil mi…</p>
<p>Tabii ki 100 yıl ya da 75 yıl sonra yaşayacaklar arasında kendiniz de yoksunuz. Belki 50 yıl sonra yaşayacaklar arasında da…</p>
<p>Uğraştığınız şeyler bir anda anlamsız gelmiş olabilir. Belki gelmeli de zaten.</p>
<h2>Ortalama ömür 78,5 yıl </h2>
<p>TÜİK’in 2023-2025 dönemine ilişkini hayat tabloları verilerine göre doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl.</p>
<p>Bu süre erkeklerde 75,9 yıl, kadınlarda ise 81,1 yıl. Beklenen bir ömür var da, bunun ne kadarı sağlıklı geçecek, önemli olan o. Toplam ömür beklentisi kadınlarda daha uzun ama sağlıklı ömür beklentisinde erkekler daha avantajlı durumda. Doğuşta beklenen sağlıklı ömür ortalamada 58 yıl, bu süre erkeklerde 59,1, kadınlarda 56,9 yıl</p>
<h2>Yaş 35, yolun yarısı değil!</h2>
<p>Cahit Sıtkı Tarancı’nın <strong>“Otuz Beş Yaş”</strong> şiirindeki o harika dizeler artık günümüze pek uymuyor.</p>
<p><strong>Yaş otuz beş yolun yarısı eder</strong><br /><strong>Dante gibi ortasındayız ömrün</strong></p>
<p>Artık 35 yaşta yolun yarısına gelinmiyor.</p>
<p>Hayat istatistiklerine göre 35 yaşındaki bir erkeğin 43,1 kadının ise 47,8 yıl daha ömrü var.</p>
<h2>Emekliye bir de bu gözle bakın!</h2>
<p>Yaş 65’e gelmiş, doldurulmuş bu yaş, artık emekli de olunmuş. Kamuda zaten istense de çalışmak mümkün değil.</p>
<p>Tahmini ömür olarak ne kalmış; 18,4 yıl... Üstelik bu sürenin ancak 6-7 yılının sağlıklı geçmesi bekleniyor. 18 yıl ömür var ama bunun en az 10 yılı hafif ya da ağır sağlık sorunlarıyla boğuşarak geçirilecek. Zaten o sağlık sorunları da çoktan baş gösterdi.</p>
<p>Şöyle rahat ve huzur içinde bir emeklilik istiyorsunuz haklı olarak. Ama nerede! Öyle düşük bir emekli maaşınız var ki, her gün üç kuruşun hesabını yapmanız gerekiyor; birkaç lira ucuza ekmek almak için sabahın köründe, kışın ayazında kuyruğa girmek durumunda kalıyorsunuz.</p>
<p>Kalmış ortalama 18 yılınız... Böyle sorunlarla boğuşuyor ama diğer yandan da siyasetçinin bitmek bilmeyen <strong>“Biz emeklimizi enflasyona hiçbir zaman ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz”</strong> şeklindeki açıklamalarını dinliyorsunuz.</p>
<h2>Peki onların hırsı?</h2>
<p>Ölümde ayrıcalık yok, neyse ki yok! Elbette birileri daha çok paraları olduğu için daha rahat bir hayat sürüyor, belli bir yaşa gelenler daha iyi tedavi olup ömürlerini belki biraz uzatabiliyor, o kadar. Son aynı!</p>
<p>Bunu bildiği halde, dünyalar kadar para kazanmış ve servet edinmiş olanlar… Ya onların hırsına ne demeli?</p>
<p>Yaş 65, kalmış ortalama 18 yıl...</p>
<p>Yaş 75, kalmış ortalama 11 yıl...</p>
<p>İş insanları görüyoruz; bazıları arkalarından konuşulmasını, tabii ki kötü konuşulmasını umursamadan gidiyor. Bunlar ormanı, doğayı katlederek parasına para ekleme çabasından sıyrılamıyor; bazı isimler ise yıllar sonra bile büyük bir saygı ile anılmaya devam ediliyor.</p>
<p>Büyük bir iş insanı olmuşsunuz, çok para kazanmışsınız, yeni bir şeyler yapmasanız da para oluk gibi akıyor zaten, belli bir yaşa da gelmişsiniz, artık önünüzde yaşayacağınız, hele hele sağlıklı yaşayacağınız belki 3-5 yılınız kalmış. Arkanızdan iyi konuşulması da elinizde, aksi de... </p>
<h2>Öleceğini bilen tek canlı </h2>
<p>İnsan doğada öleceğini bilen tek canlı. Bazı canlılar ölüme yaklaştıklarını hissediyor ama bunu en baştan bilmiyor, öyle olduğu varsayılıyor. Peki öleceğini çocukluktan beri bilen insan ne yapıyor, hele hele o ana yaklaştığı halde.</p>
<p>Dedim ya kimi bitmek bilmez bir para hırsıyla doğayı katlediyor, milyonlarca ağacı kestiriyor, köylüyü yerinden ediyor ve bundan hiç mi hiç rahatsızlık duymuyor.</p>
<p>Kimilerinin para için doğayı katletmesi bir de bakıyorsunuz başkalarının yaptıklarının yanında masum kalıyor.</p>
<p>O başkaları, bulundukları coğrafyaya ya da dünyaya damga vurmak isteyen siyasetçiler. Onlar belki bilinçli olarak, belki de farkına varmadan çok geniş bir coğrafyaya zarar verebiliyor.</p>
<p>Amerikalı ünlü düşünür, yazar ve filozof Ralph Waldo Emerson’ın çok bilinen, yalın ama çok derin anlamı olan bir sözü var:</p>
<p><strong>“Mutluluk varılacak bir hedef değil, yolun ta kendisidir.”</strong></p>
<p>Belki de bu söz herkes için geçerli değil. Belki de bazı isimler kalan ömürlerini daha iyi geçirmek değil, kendilerinden sonraya tabii ki kendi açılarından doğru olan bir iz bırakmak peşinde. İşte bu yüzden zaman zaman bu sözün belli bir kesim için çok da doğru olmadığı düşüncesine kapılıyor insan.</p>
<p>Kastettiğim kesim tahmin edileceği gibi siyasetçiler… Ajandası dolu olan siyasetçiler…</p>
<p>Yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada ajandası öylesine yüklü o kadar çok siyasetçi var ki, sanırsınız onlar ölümsüz ya da ölümsüz olduklarını düşünerek yaşıyor. Belki de çok önemli bir misyon üstlenmişler ve bulundukları coğrafyaya ve ülkeye damga vurmak istiyorlar.</p>
<p>Kim bilir acele etmeleri biraz da zamanlarının çok azaldığını bilmelerinden kaynaklanıyordur.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7955fec1de0-1786336766.png" alt="" width="560" height="528" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795608d019d-1786336776.png" alt="" width="345" height="493" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iste-yasiniz-iste-kalan-zamaniniz-84969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşte yaşınız, işte kalan zamanınız! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84968</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 10 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/jppLOsjy94w" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karton-ambalajda-gozetim-uyarisi-84967</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karton ambalajda gözetim uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamı nedeniyle işletme sermayesi ihtiyacı artan, krediye erişimde sıkıntı yaşayan ve kurların enflasyonun gerisinde kalmasıyla dış pazarlarda marj erimesi yaşayan karton ambalaj sanayisi, şimdi de ham maddede uygulanması beklenen gözetim ve koruma önlemlerinin riskleriyle karşı karşıya. Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği (KASAD) Başkanı Alican Duran ile bir araya gelerek reel sektörün karlılık dinamiklerini, finansman yükünü ve dış ticaretteki son eğilimleri konuştuk.</p>
<p>Sektörün iç pazarda tonaj kaybı yaşamamasına rağmen karlılık tarafında ciddi bir erimeyle yüzleştiğini vurgulayan Duran, TL giderler ile döviz gelirleri arasındaki makasın açıldığına dikkat çekti. Girdi maliyetlerindeki artışın kurlara yansımamasının ihracatçıyı zora soktuğunu belirten Duran, "Sektörde tarihsel olarak çift haneli seviyelerde seyreden karlılıklar, bugün yüksek finansman giderleri ve kur-enflasyon uyumsuzluğu nedeniyle tek haneliler ile çift hanelerin hemen başı arasındaki seviyelere geriledi. TL giderlerimiz yüzde 50 artarken dövizdeki artış yüzde 20-30 seviyelerinde kaldığında, aradaki fark doğrudan sanayicinin cebinden gidiyor. Mevcut pariteye baktığımızda ihracatçının nefes alabilmesi için kurlar en az yüzde 20 daha yukarıda olmalı. Türkiye artık ucuz işçilik ülkesi değil; işçilik maliyetlerimiz Doğu Avrupa’yı geçti. Bu maliyet yapısıyla ve yüzde 50’yi aşan finansman yüküyle sürdürülebilir bir karlılık sağlamak imkansız" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>TL gideri ile döviz geliri makası açıldı </h2>
<p>Ham maddede yerli üreticiyi korumaya dönük adımların nihai ihracatçıyı zora sokmaması gerektiğini söyleyen (KASAD) Başkanı Alican Duran, geri dönüştürülmüş karton ile Türkiye'de üretimi bulunmayan selülozlu karton arasındaki kritik ayrıma dikkat çekti. Duran, "Biz ambalajcılar olarak asıl katma değeri satıyoruz. Ham maddenin tonu dünyada 500 Euro bandında bir emtia. Bizim onu işleyip sattığımız ambalajın tonu ise 2 bin ila 3 bin Euro. Türkiye’de üretimi hiç olmayan yüzde 100 selülozlü kartona ek yük getirmek, bu girdiyi kullanarak AB’ye mal satan binlerce şirketi yakmak demekti. Bakanlığa gittik anlattık, ‘Üretilmeyen ürüne koruma konulmaz’ dedik. Neyse ki anladılar ve selülozlu kartonu GTİP olarak ayırdılar. Geri dönüşümlü karton tarafında ise yerli üreticiyi koruyalım ama bunu AB ile savaşa girmeden, rasyonel bir taban fiyatla yapalım. Yoksa ana pazarımız olan Avrupa bize misilleme yapar, olan bizim 1,6 milyar doları aşan katma değerli ambalaj ihracatımıza olur" ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karton-ambalajda-gozetim-uyarisi-84967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/alican-duran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ham maddede koruma ve gözetim beklentileri, zayıf talep ve yüksek maliyetlerle rekabet baskısı yaşayan karton ambalaj sektöründe endişe yarattı. KASAD Başkanı Alican Duran, “Hammaddenin tonu 500 Euro, ihraç ettiğimiz ürünün tonu 3 bin Euro. Bu maliyet yapısı ve yüzde 50’yi aşan finansman yüküyle sürdürülebilir bir karlılık sağlamak imkansız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusumun-teknolojisi-de-yerli-olmali-84966</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşümün teknolojisi de yerli olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye sanayisi 70 milyar dolarlık yeşil dönüşüme hazırlanırken, bugünün asıl gündemi bu yatırımın ne kadarının yerli teknoloji ve yeni girişimlere dönüşeceği. İklim finansmanında yeni kaynaklar devreye girerken hedef, yeşil dönüşümün yeni bir ithalat faturası değil, Türkiye için yeni bir teknoloji ve ihracat hamlesi yaratması. </strong></p>
<p>Türkiye sanayisi, Avrupa’daki karbon düzenlemeleri ve 2053 net sıfır hedefiyle birlikte tarihinin en büyük dönüşümlerinden birine hazırlanıyor. Yalnızca çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörlerinde 2053’e kadar 70 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı hesaplanıyor. Bu noktada, yeşil yatırımlar kadar, yeşil teknolojilerin de nerede üretileceği önem kazanıyor.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Yeşil dönüşüm, teknoloji ithalatını büyüten yeni bir cari açık kalemine değil, yeni teknoloji şirketleri ve ihracat alanları yaratan bir sanayi hamlesine dönüşmeli” diyor.</p>
<p>Bakan Kacır’ın açıkladığı yeşil teknoloji girişimlerine yönelik yeni destek programı ve İklim Yatırım Fonu kapsamında hazırlanan Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Planı, yeni dönemin iki önemli adımı. Bakan Kacır, Türkiye’nin önümüzdeki 20-30 yılda yapacağı yeşil dönüşüm yatırımlarının, aynı zamanda yerli teknoloji şirketlerinin büyümesini sağlayacak bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı’nın ev sahipliğinde düzenlenen basın buluşmasında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın verdiği rakamlar, dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri için hazırladığı yol haritaları kapsamında 2053’e kadar yaklaşık 70 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Bakanlık bu sektörler için Ar- Ge ve ürün geliştirme planlarını da hazırlamış durumda.</p>
<p>70 milyar dolar, aynı zamanda devasa bir teknoloji talebi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu yatırımların finansmanını bulmak kadar, bu kaynağın ne kadarının Türkiye’de teknoloji, üretim kapasitesi, fikri mülkiyet ve yeni şirketler yaratacağını da bugünden düşünmek gerekiyor.</p>
<p>Avrupa’ya ihracat karbonla birlikte okunacak<br />Türkiye açısından zamanlama kritik. İhracatın yüzde 43’ü AB ülkelerine yapılıyor. Bu nedenle Avrupa’nın çevre ve dış ticaret politikalarındaki değişim doğrudan Türk sanayisinin rekabet gücünü etkiliyor. Kacır, Avrupa değer zincirlerinin parçası olan Türkiye’nin, Avrupa politikalarını yakından takip etmesinin ihracat açısından kritik olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Avrupa açısından yeşil dönüşümün bir çevre politikasından çok sanayi ve rekabet politikası haline geldiğini ifade eden Kacır, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın bunun en somut araçlarından biri olduğunu söylüyor.</p>
<p>Bakan Kacır’a göre, Türkiye’nin önünde iki eşzamanlı görev var: Mevcut sanayiyi düşük karbonlu üretime geçirmek ve bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojileri mümkün olduğunca kendi ekosistemi içinde geliştirmek. Kacır, aksi takdirde, yeşil dönüşümün Türkiye’nin dış ticaret dengesinde yeni bir baskı yaratabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>Yeşil girişimlere 6,5 milyon liralık hızlandırma desteği</h2>
<p>Bakan Kacır, yeşil dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojilerin Türkiye’de geliştirilmesi ve bu alanda yeni girişimlerin büyütülmesi amacıyla KOSGEB aracılığıyla yeni bir destek programının devreye alınacağını açıkladı. “COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı” kapsamında, yeşil teknoloji girişimlerinin gelişmesine, ölçeklenmesine ve pazara erişimine katkı sağlayacak TEKMER işletici kuruluşları ile girişim ofisi bulunan teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek verilecek. Program, Türkiye’nin yeşil dönüşüm yatırımlarını yerli teknoloji ve girişimcilik ekosistemiyle buluşturması açısından da önem taşıyor.</p>
<h2>Yeşil dönüşümde finansman kanalları genişliyor</h2>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandırırken finansman imkanlarını çeşitlendirmenin öncelikli başlıklardan biri olduğunu söylüyor. Türkiye’nin uluslararası kuruluşlarla yürüttüğü programlara dikkat çeken Kacır, COP31 sürecini de yeni finansman kaynaklarına erişim ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek açısından önemli bir fırsat olarak gördüklerini ifade ediyor.</p>
<p>Bu çerçevede yeni bir adım da İklim Yatırım Fonu (CIF) kapsamında atıldı. CIF tarafından finanse edilmesi planlanan Sanayi Karbonsuzlaştırma Programı için Türkiye’nin Yatırım Planı görüşe açıldı. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Asya Kalkınma Bankası (AKB), Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasındaki istişareler sonucunda hazırlanan planın, Temiz Teknoloji Fonu Sanayi Karbonsuzlaştırma Programı’na sunulması öngörülüyor. Sektör paydaşları plana ilişkin görüşlerini 20 Ağustos 2026’ya kadar iletebilecek.</p>
<p>İklim Yatırım Fonu, Türkiye’nin yeşil sanayi dönüşümü için devreye aldığı uluslararası finansman mekanizmalarına yeni bir halka ekliyor. Kacır’ın verdiği bilgilere göre, halihazırda yürütülen Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’nin toplam bütçesi 450 milyon dolar. KOSGEB aracılığıyla 250 milyon dolarlık kaynak sanayi KOBİ’lerinin güneş enerjisi, döngüsel ekonomi ve dönüşüm yatırımlarına yönlendirilirken, TÜBİTAK da 175 milyon dolarlık bütçeyle yeşil Ar-Ge projelerini destekliyor. Bu kapsamda bugüne kadar 291 projede 2,8 milyar liralık yeşil dönüşüm yatırımının hayata geçirilmesi sağlandı.</p>
<p>Finansman desteğinin bir diğer ayağını organize sanayi bölgeleri oluşturuyor. Kacır, Dünya Bankası ile yürütülen 250 milyon Euro büyüklüğündeki Türkiye OSB Projesi kapsamında 13 yıl vadeli altyapı kredileri sunulduğunu belirtiyor. İslam Kalkınma Bankası ile de ilk kez bu alanda iş birliğine gidildiğini açıklayan Kacır, 250 milyon dolarlık bütçeyle dokuz projenin hayata geçirileceğini söylüyor.</p>
<h2>Anadolu’da döngüsel ekonomide “sessiz devrim”</h2>
<p>Bakan Kacır, yeşil dönüşüm ve sıfır atık yatırımlarının yerel kalkınma politikalarında da öncelikli hale geldiğini söylüyor. Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı aracılığıyla sıfır atık alanında 161 projeye 913 milyon lira destek sağlanarak 1,7 milyar liralık yatırım hacmi oluşturulduğunu belirten Kacır, yeşil dönüşüm kapsamında ise 787 projeye 4,9 milyar lira katkıyla 8,3 milyar liralık yatırımın hayata geçirildiğini ifade ediyor.</p>
<p>Yerel Kalkınma Hamlesi de dönüşümün Anadolu’ya yayılmasında önemli bir rol üstleniyor. Kacır, 81 il için belirlenen 324 yatırım başlığının önemli bir bölümünün döngüsel ekonomi ve sıfır atık alanlarından oluştuğunu, ilk çağrıda desteklenen 33 projenin toplam 12,7 milyar liralık yatırım büyüklüğüne ulaştığını söylüyor.</p>
<p>Projeler, bölgelerin kendi kaynak ve atık potansiyelini ekonomik değere dönüştürmeye odaklanıyor. Ankara’da elektronik atıkların geri dönüşümünden Bursa’da biyopolimer üretimine, Edirne’de biyokömürden Giresun’da fındık kabukları ve çay atıklarından aktif karbon üretimine kadar farklı yatırımlar hayata geçiriliyor. Hatay’da yıkıntı atıklarının geri kazanılması, Sakarya’da meyve atıklarının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi de desteklenen başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Kacır, yıkıntı atıklarının geri kazanılarak 3 boyutlu yazıcılarla düşük maliyetli yapılara dönüştürülmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini de belirterek, bu teknolojiyi savaş sonrası yeniden yapılanma ihtiyacı olan coğrafyalara da taşımayı hedeflediklerini belirtiyor.</p>
<p>Sıfır atık yatırımlarının 2026’da güçlü bir ivme kazandığını belirten Kacır, bu alandaki toplam yatırım büyüklüğünün 15 milyar liraya ulaştığını ifade ederek, “Döngüsel ekonomi ve sıfır atık alanında Anadolu’da bir sessiz devrim gerçekleşiyor” diyor. Tüm yeşil dönüşüm projelerine sağlanan desteğin 32 milyar liraya ulaştığını kaydeden Kacır, sanayicilerin de dönüşüme yönelik hazırlığının hızlandığına dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıfır Atık Vakfı: Atıktan yeni bir üretim modeline</span></h2>
<p>● Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş’a göre sıfır atık artık yalnızca çevre veya belediyecilik politikası olarak ele alınamayacak kadar geniş bir alan. 2017’de Emine Erdoğan liderliğinde başlayan Sıfır Atık Hareketi’nin bugün Türkiye’nin 81 iline yayıldığını ve küresel ölçekte karşılık bulan bir harekete dönüştüğünü söyleyen Ağırbaş, yaklaşımı “multidisipliner” olarak tanımlıyor. Ağırbaş’ın paylaştığı verilere göre Türkiye dünya ortalamasının yüzde 44 üzerinde plastik atık üretiyor. Vakıf, özellikle atık ithalatında çok daha güçlü izlenebilirlik ve denetim talep ediyor. Ağırbaş, sanayinin ham madde ihtiyacı için geri kazanılabilir malzeme ithalatına karşı olmadıklarını ancak kullanılamayan bölümün nehir ve denizlere bırakılmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguluyor. Buradaki yaklaşım plastik sektörünü ortadan kaldırmak değil, dönüştürmek. Türkiye’de plastik sektöründe yaklaşık 360 bin kişinin çalıştığını hatırlatan Ağırbaş, biyobozunur plastik üretiminin teşvik edilmesini ve mevcut üreticilerin yeni malzemelere yönlendirilmesini savunuyor. Bu yaklaşım yeşil dönüşümün sosyal boyutuna da işaret ediyor. Dönüşümün amacı mevcut sektörleri tasfiye etmek değil; teknoloji ve teşvik politikalarıyla yeni üretim alanlarına taşımak. Vakfın bir sonraki önemli adımı 31 Ağustos- 1 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek plastik çalıştayı olacak. Ağırbaş’ın verdiği bilgiye göre 14 bakanlığın yanı sıra üniversitelerin de katılacağı çalıştayda plastik atık sorununa yönelik somut kararlar alınması hedefleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kutuplarda Sıfır Atık kitabı tanıtıldı</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a795038343a4-1786335288.jpg" alt="" width="700" height="467" />Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Sıfır Atık Vakfı ile TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü iş birliğinde hazırlanan “Kutuplarda Sıfır Atık” kitabının tanıtım törenine katıldı.</p>
<p>Kacır, 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi ile Türkiye’nin kutup bilim seferlerinin kitap vesilesiyle aynı projede buluştuğunu söyledi. Sanayide yeşil üretim, döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımını önceliklendirdiklerini belirten Kacır, kutup araştırmalarının da iklim değişikliğinin etkilerini anlamak açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye’nin 2017’den bu yana 10 Antarktika ve 6 Arktik bilim seferi gerçekleştirdiğini belirten Kacır, bu seferlere 300’den fazla bilim insanının katıldığını söyledi. Kacır, Türkiye’nin Antarktika Danışma Konseyi’nde tam üyelik hedeflediğini, Horseshoe Adası’nda kalıcı Türk bilim üssü kurulmasına yönelik proje ve çevresel etki değerlendirme çalışmalarının da tamamlandığını ifade etti.</p>
<p>“Kutuplarda Sıfır Atık” kitabının, sıfır atık yaklaşımı ile Türkiye’nin kutup araştırmalarındaki bilimsel birikimini aynı çerçevede buluşturması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusumun-teknolojisi-de-yerli-olmali-84966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/346-1786335368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşümün teknolojisi de yerli olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcinin-gozu-karbon-ayarinda-84965</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçının gözü karbon ayarında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, ihracatçıları yakından ilgilendiren Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması’nda (SKDM) maliyet baskısını dolaylı olarak azaltabilecek önemli bir adım attı. Avrupa Komisyonu’nun 17 Temmuz’da açıkladığı Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) revizyon taslağı, karbon piyasasında sanayiyi rahatlatacak kapsamlı değişiklikler içeriyor. Taslağın yasalaşması halinde, AB’ye ihracat yapan Türk firmalarının ödeyeceği karbon maliyetlerindeki artışın daha sınırlı kalması öngörülüyor. Türkiye açısından en kritik düzenleme, ETS kapsamında karbon izinlerinin piyasadan daha yavaş çekilecek olması. Komisyon, 2031-2035 döneminde yıllık emisyon üst sınırı azaltım oranını yüzde 4,3’ten yüzde 3,7’ye, 2036-2040 döneminde ise yüzde 1,7’ye indirmeyi öneriyor. Böylece piyasadaki karbon izin arzı daha yavaş daralacak ve karbon fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskı azalacak.</p>
<p>Bu değişiklik Türkiye açısından doğrudan önem taşıyor. Çünkü SKDM sertifikalarının fiyatı, AB ETS karbon fiyatlarına göre belirleniyor. ETS’de karbon izinleri bugünlerde yaklaşık 82 Euro/ton seviyesinde işlem görürken, Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı resmi SKDM sertifika fiyatı 2026’nın ikinci çeyreği için 75,28 Euro/ton olarak uygulanıyor. Dolayısıyla ETS fiyatlarındaki yükselişin yavaşlaması, Türk ihracatçılarının ödeyeceği SKDM maliyetlerinin de daha kontrollü artmasını sağlayabilecek.</p>
<h2>Ücretsiz tahsisler 2038›e uzuyor </h2>
<p>Taslağın Türkiye açısından ikinci önemli başlığı ise ücretsiz karbon tahsislerinin uzatılması oldu. Mevcut düzenlemeye göre 2034 yılında tamamen kaldırılması planlanan ücretsiz tahsislerin dört yıl daha uzatılarak 2038’e kadar devam etmesi öneriliyor. Bu değişiklik, SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren AB’deki üreticilerin karbon maliyetlerini sınırlarken, mekanizmanın tam maliyet etkisinin de daha uzun bir döneme yayılması anlamına geliyor. Böylece Türk ihracatçılarının rekabet gücü üzerindeki ani maliyet baskısının azaltılması hedefleniyor.</p>
<h2>Tüm sektörleri ilgilendiriyor </h2>
<p>Revizyon özellikle SKDM kapsamındaki çelik, demir, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörleri açısından kritik önem taşıyor. Bu sektörlerde AB’ye ihracat yapan Türk firmaları, ürünlerin gömülü karbon emisyonuna göre SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacak. Komisyon ayrıca 2026- 2030 döneminde SKDM kapsamındaki sektörler için genel kriterler yerine sektöre özgü benchmark uygulanmasını öneriyor. Böylece ücretsiz tahsisatların daha yüksek seviyede korunması ve ilgili sektörlere yaklaşık 6 milyar avroluk ilave destek sağlanması planlanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRK İHRACATÇISI İÇİN KRİTİK SÜREÇ</span></h2>
<p>Taslak henüz yürürlüğe girmedi. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki müzakerelerin ardından nihai halini alacak. Ancak düzenleme, AB’nin iklim hedeflerinden vazgeçmeden sanayinin rekabet gücünü korumaya yöneldiğini gösteriyor. Bu nedenle teklif, 2027 itibarıyla SKDM kapsamında mali yükümlülük üstlenecek Türk ihracatçıları açısından son yılların en kritik düzenlemelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Revizyonun kabul edilmesi halinde karbon fiyatlarındaki yükselişin yavaşlaması, özellikle çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi sektörlerde faaliyet gösteren firmaların AB pazarındaki maliyet baskısını azaltabilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcinin-gozu-karbon-ayarinda-84965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-1785912415.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB Komisyonu, karbon piyasasında sanayiyi rahatlatacak kapsamlı bir revizyon önerdi. Ücretsiz karbon tahsislerinin 2038’e uzatılması, karbon izinlerinin daha yavaş azaltılması ve ETS fiyatlarındaki yükselişin frenlenmesiyle, AB’ye ihracat yapan Türk firmalarının SKDM kapsamındaki maliyet artışının yavaşlaması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekmegin-atesin-ve-sofranin-dokuz-bin-yili-84978</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekmeğin, ateşin ve sofranın dokuz bin yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aynı ekmeği bölüşmek, aynı sofranın insanı olmak demektir. Belki de bu nedenle ekmeğin kokusu, hepimize başka başka anıları hatırlatır. Kimi için çocukluğun mutfağıdır, kimi için mahalle fırınının önü, kimi için kalabalık bir aile sofrası… Bir lokma ekmek, yalnızca undan, sudan ve mayadan oluşmaz; içine emek, bekleyiş, bereket ve hafıza da karışır.</p>
<p><strong>Çatalhöyük’ten bugüne</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde benim için özel kentlerden biri olan Konya’daydım… Bu kez yolum, insanlığın kadim yürüyüşünün en önemli duraklarından Çatalhöyük’e uzandı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Uğur İbrahim Altay</strong>, 3-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek 4. Konya Gastronomi Festivali’nin tanıtımı için davetli konuklarını, Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi’nde ağırladı.</p>
<p>Doğrusu, bu buluşma için daha anlamlı bir yer düşünülemezdi. Çünkü Çatalhöyük yalnızca geçmişin izlerini taşıyan arkeolojik bir alan değil; insanın toprağa yerleşmesinin, üretmeye başlamasının, ateşin çevresinde toplanmasının ve elindekini başkalarıyla paylaşmasının da hikâyesi…</p>
<p>Bir başka deyişle, sofra kültürünün ilk sayfalarından biri burada yazılmış.</p>
<p>Çatalhöyük’teki kazılarda gün ışığına çıkarılan ve yaklaşık 8 bin 600 yıllık geçmişiyle dünyanın bilinen en eski mayalı ekmek kalıntısının hikâyesini dinlerken, insan düşünmeden edemiyor: Binlerce yıldır neler değişti, neler değişmedi?</p>
<p>Evlerimiz, kullandığımız araçlar, üretim biçimlerimiz, kentlerimiz, sofralarımız değişti. Ama ekmeğin ve ateşin çevresinde buluşma ihtiyacımız değişmedi. Dün bir ocağın başında bölüşülen ekmek, bugün de aile sofralarının, dost buluşmalarının, uzun sohbetlerin ortasında duruyor.</p>
<p>Bu nedenle GastroFest’in bu yılki temasının <em>“ekmek”</em> olarak belirlenmesi, yalnızca gastronomik bir tercih değil; geçmişle bugün arasında kurulan güçlü bir kültür köprüsü.</p>
<p>Ekmek, bizim kültürümüzde herhangi bir yiyecek değil.</p>
<p>Yere düştüğünde kaldırır, öper, yüksekçe bir yere koyarız. Geçimimizi anlatırken <em>“ekmek parası”,</em> emeğimizi tarif ederken <em>“ekmeğini taştan çıkarmak”,</em> dostluğumuzu dile getirirken <em>“ekmeğini yedim”</em> deriz. Aynı ekmeği bölüşmek, aynı sofranın insanı olmak demektir. Belki de bu nedenle ekmeğin kokusu, hepimize başka başka anıları hatırlatır. Kimi için çocukluğun mutfağıdır, kimi için mahalle fırınının önü, kimi için kalabalık bir aile sofrası… Bir lokma ekmek, yalnızca undan, sudan ve mayadan oluşmaz; içine emek, bekleyiş, bereket ve hafıza da karışır.</p>
<p>Çatalhöyük’te başlayan bu düşünce yolculuğu, doğal olarak Konya mutfağına uzanıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Sokaksız bir kentin eşiğinde</strong></p>
<p>Konya GastroFest vesilesiyle ziyaret ettiğim Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, yalnızca bir sergi alanı değil; insanlık tarihinin en köklü sayfalarına adım atmadan önce zihni ve ruhu hazırlayan bir eşik.</p>
<p>Böylesine devasa bir arkeolojik mirası bugünün insanına anlatmak kolay değil. Bir tarafta dokuz bin yılı aşan bir zaman dilimi, diğer tarafta bu mirası anlaşılır ve etkileyici bir dille buluşturma sorumluluğu... UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Çumra ilçesinin 10 kilometre doğusunda yükselen Çatalhöyük; yerleşik yaşama geçişi, ilk evleri, inançları ve toplumsal düzeniyle dünyanın en önemli merkezlerinden biri.</p>
<p>Burayı benzersiz kılan yalnızca yaşı değil; gündelik hayatın en küçük ayrıntılarında bile okunabilen yaşam düzeni. Karşılama Merkezi de ziyaretçiyi tam olarak bu pencereden bakmaya davet ediyor.</p>
<p>Teğet Mimarlık imzası taşıyan yapı, 26 bin 500 metrekarelik bir alanda 4 bin 500 metrekarelik kapalı alanıyla hizmet veriyor. Türkiye’nin en büyük ahşap konstrüksiyonlu kamu binası olma unvanını taşısa da yapıyı özel kılan büyüklüğü değil; tarihsel miras karşısındaki alçakgönüllü duruşu.</p>
<p>Tarihi bir alanın yanı başında mimari üretirken en büyük tuzak, geçmişle yarışmaya kalkışmak veya onu taklit etmektir. Karşılama Merkezi bu tuzağa düşmüyor. Ahşap taşıyıcı sistem, toprağa olabildiğince az temas eden hafif yapısıyla Çatalhöyük’ün kerpiç dokusunu taklit etmiyor; onunla zarif bir zıtlık kuruyor. Bugüne ait olduğunu gizlemeden, geçmişin yanında saygıyla duruyor. İyi mimarinin özü de budur: Bulunduğu yeri ezmeden ona değer katabilmek...</p>
<p>Merkez, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, Mevlânâ Kalkınma Ajansı iş birliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle hayata geçirilmiş. Alanın hazırlanması ve kamulaştırılması sürecine ise Çumra Belediyesi katkı sunmuş. Konya Büyükşehir Belediyesi bugün de merkezin işletilmesi, tanıtılması ve kültürel etkinliklerle yaşayan bir buluşma noktasına dönüştürülmesi sorumluluğunu üstleniyor.</p>
<p><strong>Meram’da bir ev, binlerce kitap, nice hikâye</strong></p>
<p>Tanışalı uzun yıllar oldu Avukat <strong>Ahmet Ergun</strong>’la… Konya’nın, hatta Türkiye’nin yaşayan ansiklopedilerinden biri diyebileceğim ölçüde geniş bir bilgi birikimine sahip. Her buluştuğumuzda hukuktan tarihe, edebiyattan tiyatroya, gastronomiden kent kültürüne uzanan sohbetlerinde konular birbirini açıyor; bir isim başka bir hatıraya, bir eşya yıllar öncesinin Konya’sına bağlanıyor.</p>
<p>Bunca bilgiyi gösterişe dönüştürmeyen, anlatırken karşısındakini yormayan, entelektüel birikimini mütevazı kişiliğinin ardında taşıyan insanlardan…</p>
<p>Bu yıl GastroFest tanıtım etkinliği nedeniyle yeniden Konya’ya gidince sohbetimiz daha dün ayrılmışız gibi kaldığı yerden devam etti. Hatta daha da derinleşti. Eşi <strong>Mahiye Hanım</strong>’la birlikte özenle koruyup yaşattıkları o özel dünyanın kapıları bir kez daha açıldı.</p>
<p>Meram’daki asırlık Konya evinden söz ediyorum…</p>
<p>Ama “ev” deyip geçmek mümkün değil. Burası bir aile yuvası olmanın yanında özel bir kütüphane, küçük bir müze, sanatçıların ve edebiyatçıların buluşma noktası, Konya’nın kaybolmaya yüz tutmuş hafızasının korunduğu bir kültür mekânı…</p>
<p>Bir de bahçesi var ki kat kat yükselen yeşilliği, ağaçları ve sebzeleriyle Meram’ın içinde saklanmış gizli bir cenneti andırıyor.</p>
<p><strong>Konya’da bir lokmadan fazlası</strong></p>
<p>Konya’da geçirdiğim günlerde sabah kahvaltılarımın ve öğle yemeklerimin değişmez adresi, şehre her yolum düştüğünde mutlaka uğradığım Lokmahane lokantaları oldu. Meram’da ve tarihi Mengüç Caddesi’ndeki bu mekânlarda beni, şehrin gastronomi kültürünü tutkuyla yaşatan önemli bir isim; Lokmahane’nin kurucusu ve şefi sevgili <strong>Harun Raşit Dönmez</strong> ağırladı.</p>
<p>Aynı sofraya çok kez oturunca bir lokantayı yalnızca tabaklarıyla değil; mutfağa bakışı, misafirini karşılama biçimi ve taşıdığı hikâyeyle de tanımaya başlıyorsunuz. Lokmahane’nin hikâyesi aslında adında saklı. Harun Raşit Dönmez, <em>“lokma”</em> sözcüğünü yalnızca damağa dokunan bir yiyecek parçası olarak görmüyor. Ona göre lokma; bulduğunu paylaşmak, olmayana vermek, dostuna ve misafirine ikram etmek demek. Anadolu’da, özellikle de Mevlevi kültüründe lokma; rızkın, nimetin, şükrün ve cömertliğin adı... Dervişlerin <em>“bir lokma, bir hırka” </em>felsefesinde de tamah değil; yetinme, şükretme ve paylaşma bilinci yatar.</p>
<p>Doğrusu, Konya’da bu kelimenin anlamı daha da derinleşiyor. Çünkü burada yemek, bir tabak dolusu lezzetten ibaret değil; sohbeti uzatmanın, birlikte oturmanın ve nimete hürmet göstermenin de bir yolu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekmegin-atesin-ve-sofranin-dokuz-bin-yili-84978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekmeğin, ateşin ve sofranın dokuz bin yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasarruf-finansman-sirketlerine-ilave-sikilasma-getirildi-84985</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf finansman şirketlerine ilave sıkılaşma getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, son yıllarda hızlı büyümeye imza atan tasarruf finansman şirketlerinde fonların değerlendirilmesine ilişkin kuralları sıkılaştırırken, yüksek tutarlı sözleşme limitlerini güncelledi ve risk yoğunlaşmasını önleyici düzenlemeler yaptı.</p>
<p>Kurumun Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığı’na gönderdiği talimata göre, tasarruf fon havuzları ile şirket hesaplarında biriken tutarların değerlendirilebileceği alanlar sınırlandırılarak, riskli varlıklara yatırım yapılmasının önüne geçilmesi ve bu kaynakların hızla likit olabilecek görece risksiz varlıklarda değerlendirilmesi amaçlandı.</p>
<p>Buna göre, tasarruf finansman şirketleri söz konusu varlıklarını sadece katılım bankalarında açılacak Türk Lirası cinsi özel cari hesaplar veya katılma hesaplarında, Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen ve altına dayalı olmayan Türk lirası cinsi yurt içi kira sertifikalarında (sukuk) ya da risk değeri 1 veya 2 olan ve Türk Lirası cinsinden ihraç edilen katılım esaslı yatırım fonlarında değerlendirebilecek. Hem tasarruf fon havuzları için hem de şirket hesapları için daha ihtiyatlı kısıtlamalar getirildi.</p>
<p>Tasarruf fon havuzlarında nemasız kalan tutarların sınırlandırılması amacıyla günlük getirisiz bakiyenin, şirketin bir önceki ay sonu itibarıyla hesaplanan tasarruf fon havuzunun binde 2’sini aşmaması kararlaştırıldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Elektronik Fon Transferi (EFT) sisteminin kapanış saatinden sonra havuza aktarılan tutarların bir sonraki gün hesaplamaya dahil edileceği bildirildi.</p>
<h2>“Yüksek tutarlı” kapsamı için limit 5 milyon liraya çıktı </h2>
<p>Yüksek tutarlı sözleşmelere ilişkin limitler de artırıldı. Sözleşmelerin “yüksek tutarlı” kapsamına alınması için limit 2 milyon 509 bin 800 liradan 5 milyon liraya, konut veya çatılı iş yeri finansmanı sözleşmelerinde ise 6 milyon 274 bin 500 liradan 12 milyon 500 bin liraya yükseltildi. Ayrıca, yüksek tutarlı sözleşmelerin toplam tutarının ilgili dönemdeki toplam sözleşme tutarına oranı yüzde 5 ile sınırlandırıldı. Ancak 1 Ocak 2025’ten sonra kurulan şirketler için kademeli geçiş öngörülerek bu oranın 30 Haziran 2027’ye kadar yüzde 15, 1 Temmuz-31 Aralık 2027 döneminde ise yüzde 10 olarak uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Kurul kararıyla risk yoğunlaşmasının önüne geçilmesi amacıyla bir gerçek veya tüzel kişi ya da aynı risk grubundaki taraflarla yapılabilecek sözleşme sayısı da sınırlandırıldı. Bu kapsamda bir kişi aynı tasarruf finansman şirketiyle en fazla bir taşıt ve bir konut veya çatılı iş yeri finansmanı sözleşmesi olmak üzere toplam iki sözleşme imzalayabilecek.</p>
<h2>Yeni kurallar 1 Ekim itibarıyla uygulanacak </h2>
<p>Kararla kişi veya risk grubu bazında sözleşme tutarı sınırları da güncellendi. Taşıt finansmanı için azami sözleşme tutarı 6 milyon 250 bin liraya, konut veya çatılı iş yeri finansmanı için ise 62 milyon 500 bin liraya yükseltildi. Bir kişi veya risk grubuna ait tüm sözleşmelerin toplam tutarı da 62 milyon 500 bin lirayla sınırlandırıldı.</p>
<p>BDDK, söz konusu düzenlemelere uyum sağlanabilmesi amacıyla şirketlere geçiş süresi tanırken, yeni kuralların 1 Ekim itibarıyla uygulanacağını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasarruf-finansman-sirketlerine-ilave-sikilasma-getirildi-84985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/bddk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığı’na gönderdiği talimatla, tasarruf fon havuzları ile şirket hesaplarında biriken tutarların değerlendirilebileceği alanları sınırlandırarak, riskli varlıklara yatırım yapılmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-84962</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOSBİ, yeni yatırımlarla üretimde verimliliği ve ulaşım güvenliğini artırmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin (KOSBİ), sanayicilere daha güvenli, modern ve sürdürülebilir bir üretim ortamı sunmak amacıyla altyapı ve üstyapı yatırımlarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre tamamlanacak yatırımlarla birlikte sanayi bölgesinde ulaşım güvenliği ve konforu artırılırken, üretim süreçlerinin daha verimli şekilde sürdürülmesine katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Devam eden çalışmalar kapsamında, 2. Etap Derivasyon Kanalı Yapım İşi ile 1275 metre uzunluğunda betonarme derivasyon kanalı inşa ediliyor. Proje sayesinde yağmur suyu yönetiminin daha etkin hale getirilmesi ve bölgenin altyapısının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Öte yandan 2. Etap 610 Sokak üstyapı ve asfalt işleri kapsamında 3000 metre uzunluğundaki güzergâhta yaklaşık 17 bin ton sıcak asfalt serimi gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra 3. Etap Gazi Bulvarı Üstyapı ve Asfalt İşleri kapsamında ise 1.710 metre uzunluğundaki yolda 18 bin 300 ton sıcak asfalt uygulaması yapılacak. Çalışmalar tamamlandığında sanayi bölgesindeki ulaşım daha güvenli, konforlu ve kesintisiz hale gelecek.</p>
<p>KOSBİ’de güçlenen altyapı ile birlikte sanayicilerin üretim süreçlerinin daha verimli işlemesi, lojistik faaliyetlerin kolaylaşması ve bölgenin rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-84962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/2/1280x720/kosbi-yeni-yatirimlarla-uretimde-verimliligi-ve-ulasim-guvenligini-artirmayi-hedefliyor-1786269788.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışmaları süren projeler tamamlandığında sanayi bölgesindeki ulaşımın daha güvenli, konforlu ve kesintisiz hale geleceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-84961</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofralık üzüm ihracatında hedef yüzde 20 büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli ihracat ürünleri arasında yer alan sofralık üzümde yeni sezon umutlu başladı. Sektör temsilcileri, bu yıl hem ürün kalitesinden hem de verimden memnun olduklarını belirtirken, ihracatta geçen sezona göre yaklaşık yüzde 20'lik artış bekliyor.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Başkanlığı bünyesinde oluşturulan "Sultani Çekirdeksiz Sofralık Üzüm Çeşidi ve Mevlâna (Razaki Tipi) Sofralık Üzüm Çeşidinin Kesim ve İhraç Tarihlerinin Belirlenmesi Komisyonu", Manisa ve ilçelerindeki emsal bağlarda gerçekleştirdiği incelemelerin ardından 2026 yılı kesim ve ihracat takvimini belirledi. Komisyon kararı doğrultusunda, Sultani Çekirdeksiz Sofralık Üzüm ile Mevlâna (Razaki Tipi) Sofralık Üzüm çeşitlerinde 11 Ağustos 2026 tarihinde kesime, 12 Ağustos 2026 tarihinde ise ihracata başlanmasına izin verildi.</p>
<h2>Hayrettin Uçak: Hedefimiz pazar çeşitliliğini arttırmak</h2>
<p>Bu yıl sofralık üzümde hem rekolte hem de kalite açısından olumlu bir tablo beklediklerini ifade eden Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, "Bu sezon tüm meyve gruplarında olduğu gibi üzümde de verim yüksek görünüyor. Bundan sonra olumsuz bir afet yaşanmadığı takdirde hem rekoltenin hem de kalitenin iyi olacağını düşünüyoruz. Geçen yılın üzerine çıkmayı hedefliyoruz ve ihracatta en az yüzde 15-20'lik artış bekliyoruz. Rusya ana pazarımız olmayı sürdürürken, Polonya, İngiltere, Romanya ve Irak başta olmak üzere birçok ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Avrupa Birliği pazarında özellikle Almanya'daki vergi uygulamaları nedeniyle zaman zaman zorluk yaşasak da pazar çeşitliliğimizi artırmaya devam ediyoruz. Yaş meyve ve sebze ihracatında yakaladığımız ivmenin sofralık üzümde de sürmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a786155b6c36-1786274133.jpg" alt="" width="700" height="406" /></p>
<h2>Cengiz Balık: Gümrük vergisi Avrupa'da rekabeti zorlaştırıyor</h2>
<p>Bu yıl üzüm sezonunda yaklaşık 10-15 günlük bir gecikme yaşandığını belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “Şu anda rekolte kötü görünmüyor. Üzümler olgunlaşma döneminde olduğu için kaliteyi değerlendirmek için henüz erken. Bir hafta içinde olgunlaşma süreciyle birlikte tablo daha net ortaya çıkacak. Buna rağmen tonajda büyük bir sıkıntı beklemiyoruz ve geçen yılın üzerinde bir rekolte öngörüyoruz. Sofralık üzümde ihracat için kalite standartları büyük önem taşıyor. Ayrıca üretici açısından kurutmalık ve alkollük üzüm fiyatlarının da netleşmesi gerekiyor. Tüm bu belirsizliklere rağmen iyi bir sezon geçirmeyi umut ediyoruz” dedi.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/23/cengiz-balik-igyr.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Avrupa pazarında kur ve yüzde 14,1'lik gümrük vergisi nedeniyle rekabet etmekte zorlandıklarını belirten Balık, “Avrupa Birliği pazarında İtalya, İspanya ve Yunanistan'a karşı yüzde 14,1 gümrük vergisi dezavantajıyla mücadele ediyoruz. Bu nedenle Avrupa'da rekabetimiz oldukça çetin geçiyor. Rusya ve Ukrayna pazarlarında ise İran, Özbekistan ve Azerbaycan önemli rakiplerimiz. Buna rağmen bu sezon kalite ve kalıntı konusunda sorun yaşanmaz, fiyatlar da makul seviyelerde kalırsa geçen yıla göre daha başarılı bir ihracat sezonu geçireceğimizi düşünüyorum. İhracatta yaklaşık yüzde 20'lik artış bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-84961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/1/1280x720/sofralik-uzum-ihracatinda-hedef-yuzde-20-buyume-1786269616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sultani Çekirdeksiz ve Mevlâna sofralık üzümlerinde kesim ve ihracat tarihleri netleşirken, sektör temsilcileri bu yıl kalite ve rekolteden memnun. İhracatta yüzde 15-20 artış beklenirken, Avrupa pazarındaki vergi dezavantajı sektörün en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-84991</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Şeker’de olağan mali genel kurul yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAYSERİ/EKONOMİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen Olağan Mali Genel Kurul Toplantısı’na Kayseri Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Harun Halıcı başkanlık etti. Gündem maddeleri tek tek okunarak ortakların oyuna sunulurken, dönem içerisinde boşalan Yönetim Kurulu üyeliği için gerçekleştirilen seçimle yeni üye belirlendi.</p>
<p>Genel kurulda söz alan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şeker sektörünün son yıllarda ekonomik ve finansal açıdan ciddi sıkıntılar yaşadığını belirterek, sektörün karşı karşıya bulunduğu sorunların şirket yönetimlerinden değil, uygulanan politikalardan kaynaklandığını ifade etti.</p>
<p>Türkiye'de şeker üretiminin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen üretim kotaları doğrultusunda yapıldığını hatırlatan Akay, buna rağmen son iki yıldır planlanan tüketimin gerçekleşmemesi nedeniyle piyasada şeker fazlası oluştuğunu söyledi. Bu durumun en önemli nedenlerinden birinin nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcı ithalatı olduğunu dile getiren Akay, bu ürünlerin gıda sektöründe yaygın şekilde kullanılmasının pancardan üretilen doğal şekerin tüketimini olumsuz etkilediğini kaydetti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7963a82272b-1786340264.jfif" alt="" width="431" height="318" /></p>
<p>Doğal şeker yerine kimyasal tatlandırıcıların tercih edilmesinin hem üreticiye hem de ülke ekonomisine zarar verdiğini vurgulayan Akay, yetkililere sektöre sahip çıkılması çağrısında bulundu. Şeker pancarı üretiminin Türkiye'nin 58 ilinde binlerce ailenin geçim kaynağı olduğuna dikkat çeken Hüseyin Akay, sektörün zayıflamasının kırsal kalkınmayı da olumsuz etkileyeceğini ifade etti.</p>
<p>Anadolu'da birçok köyün şeker pancarı üretimi sayesinde ayakta kaldığını belirten Akay, sektörün göz ardı edilmesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar da doğuracağını söyledi. Şeker pancarı üretiminin stratejik öneme sahip olduğunun altını çizen Akay, üreticinin desteklenmesinin ülke tarımı açısından büyük önem taşıdığını da dile getirdi.</p>
<p>2026 üretim sezonunun verim açısından umut verici geçtiğini, şeker oranları ile rekoltenin geçen yıla göre daha yüksek beklendiğini belirten Akay, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için sektördeki yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Şeker pancarının yüksek maliyetle üretilmesine rağmen fiyatların üreticiyi memnun edecek seviyede olmadığını söyleyen Akay, bu konuda gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda Kayseri Şeker'in 70 yılı aşkın geçmişe sahip köklü ve güçlü bir kuruluş olduğunu vurgulayan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şirketin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üreticisiyle birlikte yoluna güçlü şekilde devam edeceğine inandığını belirtti. Akay, 2026 üretim sezonundan umutlu olduklarını ifade ederek, "Kayseri Şeker'in tecrübesi, üretim gücü ve ortaklarının desteğiyle geleceğe güvenle baktığını düşünüyoruz. Genel kurulda alınan kararların şirketimiz, ortaklarımız ve tüm üreticilerimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-84991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/kayseri-sekerde-olagan-mali-genel-kurul-yapildi-1786340247.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Şeker Fabrikası AŞ&#039;nin Olağan Mali Genel Kurul Toplantısı, şirket ortaklarının elektronik ve fiziki katılımıyla gerçekleştirildi. Genel kurulda konuşan Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şeker sektörünün yapısal sorunlarına dikkat çekerek, üreticinin korunması ve sektörün geleceği için acil adımlar atılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hurmetci-sofrasi-turizme-kazandirildi-84989</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmetçi Sofrası turizme kazandırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Başkan Bilal Özdoğan, Hürmetçi Sofrası’nın vatandaşlardan gelen talepler doğrultusunda baştan sona yenilendiğini belirterek, yöresel lezzetlerin ön plana çıkarıldığı yeni konseptle ziyaretçileri ağırladıklarını ifade etti. Özdoğan, “Yenilenen yüzüyle Hürmetçi Sofrası’nı vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Çevre düzenlemesi, sosyal alanları ve yeni konseptiyle artık çok daha modern ve konforlu bir tesisimiz var. Burada Hacılar ketesi, gözleme, manda kaymağı, yoğurdu, balı ve ilçemize özgü birçok lezzeti misafirlerimizle buluşturuyoruz” dedi.</p>
<p>Hürmetçi Sazlığı’nın Türkiye’nin en önemli doğa ve fotoğraf destinasyonlarından biri olduğuna dikkat çeken Başkan Özdoğan, artık alandaki fotoğraf organizasyonlarının belediye koordinasyonunda yürütüldüğünü belirtti. Özdoğan, “Fotoğraf sanatçılarımızın, doğaseverlerin ve ziyaretçilerimizin Hürmetçi’deki tüm talepleri artık belediyemiz koordinasyonunda karşılanıyor. Sadece Kayseri’nin değil, Kapadokya’nın ve Türkiye’nin önemli fotoğraf merkezlerinden biri olan Hürmetçi’yi daha planlı ve kaliteli hizmet anlayışıyla geleceğe taşıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yenileme çalışmaları kapsamında tesise kahvaltı alanları, yeşil sosyal yaşam alanları, nişan ve düğün organizasyonlarına uygun bölümler, gelin ve damatlar için hazırlık odaları ile atlı fotoğraf çekimlerine ve hobi amaçlı biniciliğe uygun özel alanlar kazandırıldığını belirten Başkan Özdoğan, tesisin ziyaretçilere çok yönlü hizmet vereceğini söyledi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7962e3026df-1786340067.JPG" alt="" width="359" height="239" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hurmetci-sofrasi-turizme-kazandirildi-84989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/hurmetci-sofrasi-turizme-kazandirildi-1786340045.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan, Hürmetçi Sazlığı’nda yenilenen konseptiyle yeniden hizmet vermeye başlayan Hürmetçi Sofrası’nın yalnızca bir yeme-içme alanı değil, aynı zamanda Hürmetçi’nin turizm ve fotoğraf merkezi kimliğini güçlendirecek önemli bir yatırım olarak yenilendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibden-tarimsal-ihracati-artirmak-icin-ur-ge-projesi-84955</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 23:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB’den tarımsal ihracatı artırmak için UR-GE projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) tarafından tarımsal ihracatı artırmaya yönelik hazırlanan Uluslararası Rekabeti Geliştirme (UR-GE) projesi ile dünya pazarlarına hazırlanıyor.</p>
<p>BAİB Başkan Vekili Harun Öztürk, Batı Akdeniz tarımını ortak güçle dünya pazarına hazırlamak istediklerini belirtti. Tarım sektörünü küresel rekabete taşıyacak stratejik UR-GE hamlesi ile sektör paydaşlarını aynı çatı altında buluşturmak istediklerini anlatan Öztürk, ‘’Tarımsal üretime değer katan sektörleri aynı çatı altında buluşturacak Batı Akdeniz Tarımsal Üretim Paydaşları UR-GE Projesi (AgrinTech)  ile bölgenin ihracat vizyonunda yeni bir dönemin kapısını aralamak istiyoruz’’ dedi.</p>
<p>Öztürk, Ticaret Bakanlığı destekleriyle hayata geçirilen proje ile gübre, tohum, sera teknolojileri, sulama sistemleri, plastik ve örtü malzemeleri, bitki koruma ürünleri ve biyolojik mücadele alanlarında faaliyet gösteren firmaların uluslararası pazarlarda daha güçlü rekabet edebilmesini hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Projeye katılacak firmalara katılacak firma temsilcilerine eğitim programları, danışmanlık hizmetleri, hedef pazarlar konusunda bilgi verileceğini belirten Harun Öztürk, ‘’BAİB olarak tarım İhracatında güç birliği hamlesi başlatıyoruz. İhracatçı firmalarımızın UR-GE projesine katılımlarını bekliyoruz. Proje ile küresel pazarda Türk ihracatçısının gücünü de göstermek istiyoruz’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibden-tarimsal-ihracati-artirmak-icin-ur-ge-projesi-84955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/baibden-tarimsal-ihracati-artirmak-icin-ur-ge-projesi-1786221154.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BAİB Başkan Vekili Harun Öztürk, &quot;Tarımsal üretime değer katan sektörleri aynı çatı altında buluşturacak Batı Akdeniz Tarımsal Üretim Paydaşları UR-GE Projesi (AgrinTech)  ile bölgenin ihracat vizyonunda yeni bir dönemin kapısını aralamak istiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-teknopark-yonetici-sirketlerine-65-milyon-liraya-kadar-destek-saglanacak-84950</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: Teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek sağlanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TEKMER işletici kuruluşları ile GO (girişim ofisi) sahibi Teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek sağlayacaklarını duyurdu. </p>
<p>KOSGEB tarafından hayata geçirilen COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı hakkında açıklama yapan Kacır, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma vizyonları doğrultusunda, teknoloji odaklı girişimlerin küresel ölçekte büyümesini desteklemeyi sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Kacır, "KOSGEB tarafından hayata geçirilen COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı ile temiz enerji, iklim teknolojileri, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finans alanlarında faaliyet gösteren girişimlerin, uluslararası pazarlara açılmasını hedefliyoruz. Program kapsamında, TEKMER işletici kuruluşları ile GO sahibi Teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek sağlayarak, bünyelerindeki girişimlerin uluslararası büyümelerini sağlayacak, hızlandırma programlarının hayata geçirilmesini destekleyeceğiz. Bu destek sayesinde, girişimlerin yeni yatırım ve işbirliği fırsatlarına erişimlerinin güçlendirilmesini amaçlıyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Programa son başvuru tarihi 30 Ağustos olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-teknopark-yonetici-sirketlerine-65-milyon-liraya-kadar-destek-saglanacak-84950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/para-money-lira-tl5-1766305528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 odaklı Hızlandırma Desteği çağrısını açıklayan Bakan Kacır, &quot;Program kapsamında, TEKMER işletici kuruluşları ile GO sahibi Teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek sağlayarak, bünyelerindeki girişimlerin uluslararası büyümelerini sağlayacak, hızlandırma programlarının hayata geçirilmesini destekleyeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/80-ulke-icin-107-sektorel-pazar-arastirmasi-84949</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 80 ülke için 107 sektörel pazar araştırması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ihracatın geliştirilmesi, çeşitliliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için görevlendirilen ticaret müşavirleri ve ataşelerin, Türk iş dünyasının bulundukları ülkelerdeki ilk temas noktaları ve temsilcileri olduğunu bildirdi. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında, ticaret müşavirlerinin bulundukları ülkelerdeki potansiyel sektörler hakkında iş dünyasını bilgilendirerek, pazara giriş stratejilerine katkı sağlamakla görevli olduklarına işaret edilen açıklamada, "Bu çerçevede, 2026 yılının ilk 7 ayı itibarıyla 80 ülkede ihracatımız açısından önem arz eden sektörlere yönelik '107 Sektörel Pazar Araştırması Raporu' hazırlanarak, Ticaret Bakanlığımızın internet sayfası aracılığıyla, iş dünyamızın istifadesine sunulmuştur." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Almanya Tekstil Sektörü, Bahreyn Gıda Sektörü, Çekya Otomotiv ve Yan Sanayi ​Sektörü, Belçika Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü, Fransa Mobilya Sektörü, Hindistan Beyaz Eşya Sektörü, Japonya Hazır Giyim Sektörü, Madagaskar Demir-Çelik Sektörü, Meksika Kozmetik Sektörü, Portekiz Elektrik Elektronik Sektörü gibi ana sektör kollarına ilişkin raporların 2025'te yayımlandığı anımsatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu yıl ise ihracatçı firmalardan gelen talepler doğrultusunda, ana sektörlere ilaveten ürün ya da alt sektörler bazında da yerinde pazar araştırmaları yapılmasına ağırlık verildi. Bu çerçevede, Almanya doğal bal, ABD doğal taş, Arnavutluk inşaat iskelesi ve kalıp, Avustralya halı, Avusturya armatür, Hollanda plastik ambalaj, Brezilya PVC, Güney Kore su ürünleri, İrlanda mutfak eşyaları, İtalya ayakkabı, Tanzanya ilaç sektörleri gibi ürün-alt sektör bazlı raporlar hazırlandı."</p>
<p><strong>Raporlarda sektörel bilgiler paylaşılıyor</strong></p>
<p>Pazar araştırmasında, belirli bir sektöre ya da ürüne odaklanıldığının altı çizilen açıklamada, raporlarda hedef bölgeler, şehirler, eyaletler, dış ticaret ve ikili ticaret verileri, ithalatta zorunlu belgeler, önemli fuarlar, standartlar-etiketleme-ambalajlama, tüketici tercihleri, lojistik, dağıtım kanalları, e-ticaret pazar yerleri, tanıtım-pazarlama, tarife dışı engeller ve vergiler gibi başlıkların sektörel bakış açısıyla incelendiği aktarıldı. Ülkelere ilişkin genel bilgilerden ziyade, sektör bilgilerinin paylaşıldığına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"İlgili ülke pazarına girmeyi hedefleyen firmalarımıza yönelik öneriler ile karşılaşılabilecek tehdit ve fırsatlar da sektörel raporların içeriğinde bulunmaktadır. Diğer taraftan, iş dünyamızdan gelecek talepler de dikkate alınarak, gelecek yıllarda da ihracatımız açısından potansiyel arz eden farklı sektörlere yönelik ticaret müşavirlerimizce, ataşelerimizce yerinde pazar araştırmaları yapılarak, elde edilen bilgiler iş dünyamıza aktarılmaya devam edilecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/80-ulke-icin-107-sektorel-pazar-arastirmasi-84949</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 80 ülkeye yönelik 107 pazar araştırmasının iş dünyasının hizmetine sunulduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-en-cok-kazandirani-altin-84943</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı altın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,39 artışla 13.779,39 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 13.376,01 puanı, en yüksek 13.956,18 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 4,54 artışla 49.206,89 puana, sanayi endeksi yüzde 2,93 yükselişle 19.017,03 puana, mali endeks yüzde 1,76 kazançla 18.853,52 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 0,37 artışla 12.574,60 puana çıktı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 35,28 ile Tekfen Holding ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Tekfen Holding AŞ'yi yüzde 24,12 ile CW Enerji ve yüzde 18,09 ile Türk Altın İşletmeleri izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 12,63 ile Şekerbank, yüzde 11,28 ile Balsu Gıda ve yüzde 10,49 ile Otokar oldu.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 8,29 artışla 6 bin 664 liraya, Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 8,12 yükselişle 43 bin 532 liraya çıktı.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 8,25 üzerinde 10 bin 936 liraya yükseldi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,37 artarak 47,7030 liraya, avronun satış fiyatı da yüzde 1,20 yükselişle 55,1720 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 63,7670 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,98 artışla 64,3940 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,95 değer kazanarak 59,0670 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-en-cok-kazandirani-altin-84943</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 2,39 artışla 13.779,39 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 8,29, Cumhuriyet altını yüzde 8,12, çeyrek altının satış fiyatı da yüzde 8,25 yükseldi. Doların, yüzde 0,37, euronun da yüzde 1,20 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigemden-kucukbas-satisi-84942</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM&#039;den küçükbaş satışı için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), reforme küçükbaş satışı için ihale ilanları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, TİGEM Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğü, çeşitli cinslerde toplamda 3 bin 100 reforme küçükbaşı 22 parti halinde canlı kilogram üzerinden açık artırma usulüyle satacak.</p>
<p>İhale, 14 Ağustos Cuma günü saat 14.00'te işletmede yapılacak.</p>
<p>İhalede muhammen tutar 46 milyon 275 bin lira, geçici teminat tutarı da 2 milyon 313 bin 750 lira olarak belirlendi.</p>
<p>TİGEM Gözlü Tarım İşletmesi Müdürlüğü de çeşitli cinslerde toplamda 4 bin 250 baş reforme küçükbaşın satışını gerçekleştirecek.</p>
<p>İhale, 18 Ağustos Salı günü saat 14.00'te işletmede yapılacak.</p>
<p>İhalede muhammen tutar 58 milyon 868 bin 900 lira ve geçici teminat tutarı 2 milyon 943 bin 445 lira oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigemden-kucukbas-satisi-84942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/kurbanlik-kucukbas-hayvan-1780206916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, toplamda 7 bin 350 baş reforme küçükbaş satışı için ihale açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/petrol-ofisinin-bazi-tesislerinde-tarife-degisikligi-84941</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol Ofisi&#039;nin bazı tesislerinde tarife değişikliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) depolama ve iletim tarifelerindeki değişikliğe ilişkin kurul kararları Resmi Gazete'de sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Petrol Ofisi AŞ'nin Kocaeli'deki Derince Terminali, Antalya Terminali ve Kırıkkale Terminali'ne ilişkin depolama tarifeleri ile Kocaeli'deki Yarımca Terminali Şubesi LPG Depolama Tesisi'nin depolama tarifesi tadil edilerek onaylandı.</p>
<p>Şirketin Derince Terminali'nde günlük depolama hizmet bedeli, metreküp başına benzin ve etanol için 6,75 lira, motorin, biodizel ve damıtık denizcilik yakıtı için 7,31 lira, havacılık yakıtı için 7,03 lira olarak belirlendi. Artık denizcilik yakıtı için söz konusu bedel ton başına 8,72 lira oldu.</p>
<p>Teslim alma ve teslim etme hizmet bedelleri ise benzin ve etanol için metreküp başına 90,10 lira, motorin, damıtık denizcilik yakıtı ve biodizel için 100,21 lira, havacılık yakıtı için 94,86 lira olarak tespit edildi. Artık denizcilik yakıtında söz konusu bedel ton başına 118,58 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Bunun yanı sıra, deniz araçlarıyla yapılan teslim alma ve teslim etme işlemlerinde hizmet fiyatına yüzde 55 indirim uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Petrol Ofisi'nin Antalya Terminali'nde günlük depolama hizmet bedeli benzin için metreküp başına 3,59 lira, motorin için 3,93 lira ve havacılık yakıtı için 3,70 lira oldu.</p>
<p>Terminalde kara araçları, deniz yolu ve tesisler arası boru hattıyla teslim alma ve teslim etme hizmet bedelleri benzin için metreküp başına 107,56 lira, motorin için 119,59 lira ve havacılık yakıtı için 113,23 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Jet yakıtının deniz yoluyla teslim alınmasında yüzde 100 indirim uygulanması kararlaştırılırken, kapasite kiralama taleplerinin her bir ürün için en az 180 gün olması şartı getirildi.</p>
<p>Kırıkkale Terminali'nde günlük depolama hizmet bedeli benzin için metreküp başına 7,01 lira, motorin için 7,92 lira olarak tespit edildi. Kara araçlarıyla teslim alma ve teslim etme hizmet bedeli ise benzin için metreküp başına 94,48 lira, motorin için 105,08 lira oldu.</p>
<p>Yarımca Terminali Şubesi LPG Depolama Tesisi'nde otogaz için günlük depolama hizmet bedeli ton başına 35,30 lira olarak belirlendi. Otogazda boru hattıyla teslim alma ve teslim etme hizmet bedeli ton başına 453,81 lira, kara tankeriyle teslim etme hizmet bedeli ise 488,73 lira oldu. Kokulandırma enjeksiyonu hizmet bedeli de ton başına 50 lira olarak tespit edildi.</p>
<p>Tesiste 3 bin ton ve üzeri depolamalarda depolama hizmet bedeline yüzde 70, aynı miktarda depolama hizmeti alınması durumunda teslim alma ve teslim etme bedellerine yüzde 80 indirim uygulanacak. Rafineri boru hattıyla yapılan alımlarda teslim alma bedeli alınmayacak.</p>
<p><strong>Derince, Antalya ve Kırıkkale terminallerinin iletim tarifeleri güncellendi</strong></p>
<p>Öte yandan, EPDK, Petrol Ofisi'nin Derince, Antalya ve Kırıkkale terminallerine ilişkin iletim tarifelerini de tadil ederek onayladı.</p>
<p>Derince Tesisi'nde iletim hizmet bedeli metreküp başına benzin için 37,68 lira, motorin için 42,01 lira, havacılık yakıtı için 39,81 lira ve denizcilik yakıtı için 41,33 lira olarak belirlendi.</p>
<p>Bunun yanı sıra, en az bir yıllık ve 20 bin metreküplük depolama hizmeti alınması koşuluyla yıllık iletim miktarına göre yüzde 6 ile yüzde 13,5 arasında indirim uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Antalya Terminali'nde Şamandıra-Petrol Ofisi Tesisi ve tesisler arası iletim hizmet bedeli benzin, motorin ve havacılık yakıtı için metreküp başına 28,69 lira, Şamandıra-Diğer Tesisler arasındaki iletim bedeli ise 32,60 lira olarak tespit edildi. Petrol Ofisi-ANT Boru Hattı üzerinden havacılık yakıtı iletim hizmet bedeli metreküp başına 37,17 lira oldu.</p>
<p>Antalya Terminali ile en az bir yıllık depolama sözleşmesi yapılması halinde Şamandıra-Petrol Ofisi Tesisi arasındaki ve tesisler arası iletim hizmet bedeli uygulanmayacak. En az bir yıllık iletim sözleşmesi kapsamında takvim yılı içinde 130 bin metreküp ve üzeri iletimde Şamandıra-Diğer Tesisler iletim fiyatına yüzde 20, 250 bin metreküp ve üzerindeki iletimde ise yüzde 45 indirim yapılacak.</p>
<p>Kırıkkale Terminali'nde iletim hizmet bedeli benzin için metreküp başına 33,52 lira, motorin için 36,57 lira olarak belirlendi. Ayrıca, yıllık iletim miktarına bağlı olarak yüzde 10 ile yüzde 17,5 arasında indirim uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/petrol-ofisinin-bazi-tesislerinde-tarife-degisikligi-84941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Petrol Ofisi&#039;nin bazı depolama ve iletim tarifelerinde değişiklik yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/londranin-luks-projesinde-turkler-ikinci-buyuk-alici-oldu-84933</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Londra’nın lüks projesinde Türkler ikinci büyük alıcı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/İNGİLTERE</strong></p>
<p>Katar’ın egemen varlık fonuna bağlı Katari Diar’ın eski bir İngiliz ordu kışlası arazisi üzerinde geliştirdiği Chelsea Barracks projesinde, dairelerin en büyük alıcı grubunu İngilizler oluştururken, bunu Türkiye’den alıcılar izliyor. Wall Street Journal’ın haberine göre projedeki 28 daireli yeni kulenin yüzde 25’i satışa çıkmasının üzerinden bir yıl geçmeden alıcı buldu. Belgravia’daki Chelsea Barracks projesinin en yeni ve en dikkat çekici konutu, geçen günlerde 48 milyon sterlin (yaklaşık 64 milyon dolar) fiyat etiketiyle satışa çıktı. Bu yıl tamamlanan 1 Five Fields Square binasının en üst iki katını kaplayan dubleks penthouse, Londra’nın şu anda satıştaki en pahalı konutları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Londra’nın en büyük lüks konut geliştirme projelerinden</strong></p>
<p>Katari Diar, 2008 yılında İngiltere Savunma Bakanlığı’ndan eski Chelsea Barracks arazisini yaklaşık 1,3 milyar dolara satın almıştı. Belgravia, Chelsea ve Pimlico semtleri arasında 12,8 dönümlük bir alana yayılan proje, o tarihten bu yana Londra’nın en büyük lüks konut geliştirme projelerinden birine dönüştü.</p>
<p>Yaklaşık 650 metrekare iç mekan ile 280 metrekarelik teraslardan oluşan penthouse, toplamda 930 metrekarelik kullanılabilir alana sahip. 5 yatak odalı konut, tablolardan yatak çarşafl arına kadar tamamen eşyalı olarak satışa sunuluyor. Alıcılar ek bir mobilyalama sürecine gerek kalmadan taşınabiliyor. Sakinler, basketbol veya pickleball kortuna dönüştürülebilen kapalı bir tenis kortu dahil çeşitli özel olanaklardan yararlanabiliyor.</p>
<p>19’uncu yüzyılda İngiliz ordusu birliklerini barındırmak için inşa edilen ve 2000’lerin sonunda yeniden geliştirme amacıyla satılana kadar askeri kullanımda kalan Chelsea Barracks, yüksek borçlanma maliyetlerine ve varlıklı yabancı sakinleri etkileyen vergi değişikliklerine karşın Londra’nın üst düzey konut piyasasındaki canlanmanın bir örneği olarak gösteriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/londranin-luks-projesinde-turkler-ikinci-buyuk-alici-oldu-84933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/3/1280x720/londra-1786171201.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Chelsea Barracks projesinde, dairelerin en büyük alıcı grubunu İngilizler oluştururken, onu Türkiye’den alıcılar izledi. Projenin en yeni ve en dikkat çekici konutu, geçen günlerde 48 milyon sterlin fiyat etiketiyle satışa çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turistin-artan-harcamasi-sac-ekimi-ve-estetik-84932</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turistin artan harcaması saç ekimi ve estetik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonun etkisiyle birçok Avrupa ülkesinden daha pahalı hale gelen Türkiye'de, turistlerin harcama tercihleri de değişmeye başladı. Turizm gelirleri artışını sürdürürken, yabancı ziyaretçilerin alışveriş amaçlı harcamaları zayıfladı. Buna karşılık yeme-içme harcamaları yükselmeye devam ederken, sağlık turizmi güçlü büyümesini korudu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye, 2026'nın ikinci çeyreğinde 15,8 milyon turist ağırladı ve 15,66 milyar dolarlık turizm geliri elde etti. Turizm gelirlerinin 3,29 milyar doları yeme-içme, 1,22 milyar doları giyim ve ayakkabı, 512 milyon doları hediyelik eşya, 834 milyon doları ise sağlık harcamalarından oluştu. Yeme-içme, giyim-ayakkabı ve hediyelik eşya harcamalarının toplamı 5,02 milyar dolarla turizm gelirinin yüzde 32'sini oluşturdu.</p>
<h2>Yeme-içme arttı, alışveriş geriledi </h2>
<p>İkinci çeyrek verileri, turistlerin zorunlu harcamalarını artırırken alışveriş harcamalarını kıstığını ortaya koydu. Yeme-içme harcamaları 2025'in ikinci çeyreğinde 3,13 milyar dolar seviyesindeyken bu yıl 3,29 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık giyim ve ayakkabı harcamaları 1,56 milyar dolardan 1,22 milyar dolara gerileyerek yaklaşık yüzde 22, hediyelik eşya harcamaları ise 595 milyon dolardan 512 milyon dolara düşerek yüzde 14 azaldı. Son dört yılın ikinci çeyrek verileri de benzer tabloya işaret ediyor. 2023'te 1,36 milyar dolar olan giyim-ayakkabı harcamaları 2024 ve 2025'te artış gösterse de 2026'da yeniden geriledi. Hediyelik eşya harcamalarında da 2025'te ulaşılan 595 milyon dolarlık seviyenin altına inildi. Veriler, yüksek fiyatlar nedeniyle turistlerin alışverişten daha fazla kaçınmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a76ca219f960-1786169889.png" alt="" width="657" height="746" /></p>
<h2>Sağlık turizmi yükselişini sürdürüyor </h2>
<p>İkinci çeyrekte artış gösteren en dikkat çekici harcama kalemi ise sağlık oldu. Sağlık harcamaları 2025'in ikinci çeyreğindeki 749 milyon dolardan 834 milyon dolara yükselerek yaklaşık yüzde 11 arttı. Uzmanlar, bu artışta özellikle saç ekimi, estetik cerrahi ve diğer medikal uygulamalara yönelik yabancı talebin etkili olduğunu belirtiyor.</p>
<h2>Turizm gelirinin kompozisyonu değişiyor </h2>
<p>Veriler, Türkiye'nin turizm gelirlerinin yapısında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Yabancı ziyaretçiler, yüksek fiyatlar nedeniyle giyim ve hediyelik eşya alışverişini azaltırken, yeme-içme gibi zorunlu harcamalarını ve sağlık hizmetlerine yönelik harcamalarını artırıyor. Böylece Türkiye'nin turizm gelirlerinde alışveriş odaklı yapı zayıflarken, sağlık turizminin ağırlığı her geçen yıl daha da artıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk yarıda da alışverişten kaçtı</span></h2>
<p>Yılın ilk yarısı birlikte değerlendirildiğinde de turistlerin harcama alışkanlıklarındaki değişim daha net görülüyor. TÜİK verilerine göre 2026'nın ilk altı ayında yeme-içme harcamaları 5,90 milyar dolarla son dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Buna karşılık giyim ve ayakkabı harcamaları 2,20 milyar dolara gerileyerek 2023'ten bu yana ilk yarılardaki en düşük seviyesini gördü. Hediyelik eşya harcamaları da 890 milyon dolar ile geçen yılın aynı dönemindeki 1,05 milyar doların yaklaşık yüzde 15 altında kaldı. Sağlık harcamaları ise 1,58 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tutar geçen yılın ilk yarısındaki 1,39 milyar doların üzerine çıkarken, 2023 ve 2024'ün ilk yarısındaki seviyelere yakın gerçekleşti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sağlık turisti daha fazla harcıyor</span></h2>
<p>Turistlerin geliş amacı verileri de harcama kalıplarındaki değişimi doğruluyor. 2026'nın ilk yarısında alışveriş amacıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı sayısı 1 milyon 688 bine gerileyerek geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 8 düştü. Toplam ziyaretçiler içindeki payı da yüzde 6,5'ten yüzde 6,8'e sınırlı seviyede kalırken, pandemi sonrası görülen güçlü yükseliş ivmesini kaybetti. Sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen ziyaretçi sayısı ise ilk yarıda 563 bine gerileyerek geçen yıla göre yaklaşık yüzde 22 azaldı. Buna karşın sağlık harcamalarının 1,58 milyar dolara yükselmesi, kişi başına harcamanın önemli ölçüde arttığına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turistin-artan-harcamasi-sac-ekimi-ve-estetik-84932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/2/1280x720/ameliyat-cerrah-1786170139.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de yüksek enflasyon ve birçok Avrupa ülkesini aşan fiyatlar, yabancı ziyaretçilerin harcama alışkanlıklarını değiştirdi. 2026&#039;nın ikinci çeyreğinde turistlerin yeme-içme harcamaları artmaya devam ederken, giyim-ayakkabı ve hediyelik eşya harcamaları geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinda-bayrak-degisimi-84934</guid>
            <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası’nda bayrak değişimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası Grubu, üst yönetimde, ikinci yüzyıl vizyonu ve stratejisi doğrultusunda alınan Yönetim Kurulu kararı uyarınca, grubun bankacılık, finans ve sanayi alanındaki rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması ile yapay zeka çağının fırsatlarının en iyi şekilde değerlendirilmesi amacıyla görev değişiklikleri yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Yapılan değişiklik kapsamında 2021'den bu yana Türkiye İş Bankası Genel Müdürü olarak görev yapan ve bu dönem içerisinde yeni nesil iştiraklerden girişimcilik ekosistemine, organizasyon ve hizmet modelinden şube yapısına, platform bankacılığından yapay zeka ve teknoloji altyapısına kadar birçok alandaki dönüşüm ve yatırımlarla bankanın ikinci yüzyılına giriş sürecine liderlik eden Hakan Aran, dünyanın en büyük beş cam ve kimyasallar üreticisi arasında yer alan Şişecam'ın yönetim kurulu başkanı oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a76d120c21a4-1786171680.jpg" alt="" width="700" height="378" />
<figcaption><strong>Hakan Aran</strong></figcaption>
</figure>
<p>Yapılan açıklamaya göre Hakan Aran, yeni görevlendirmeyle birlikte, 90 yılı aşkın köklü bir geçmişi bulunan, dört kıtada ve 13 ülkedeki üretimiyle küresel bir oyuncu haline gelen, ürünlerini 150'den fazla ülkede müşterilerle buluşturan Şişecam'ın bundan sonraki büyüme stratejisine liderlik yapacak.</p>
<p>2021'den bu yana Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olan Adnan Bali, bu görevini sürdürmeye devam edecek.</p>
<p>Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğüne ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna gerekli bildirimlerin yapılması ve izinlerin alınmasını takiben 1 Eylül 2026 itibarıyla banka bünyesinde uzun yıllardan bu yana önemli sorumluluklar üstlenen Genel Müdür Yardımcısı Cahit Çınar atanacak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a76d0d023eb0-1786171600.jpg" alt="" width="700" height="398" />
<figcaption><strong>Cahit Çınar</strong></figcaption>
</figure>
<p>35 yıllık bankacılık deneyiminin 25 yılını yönetici olarak sürdüren Çınar, Türkiye'de ve uluslararası alanda bankacılık, sermaye piyasaları, proje finansmanı/kurumsal/ticari/perakende krediler tahsis, kredi stratejisi, krediler izleme ve takip, iştirak yönetimi, hukuk, vergi, inşaat ve gayrimenkul yönetimi konularında bankaya önemli katkılarda bulundu. 2016'da atandığı İşbank AG Genel Müdürlüğü görevinde bankanın dönüşümünde önemli bir rol üstlenen Çınar, grubun daha stratejik ve odaklı büyüme hedefinin desteklenmesi amacıyla Trakya Yatırım Holding'in Genel Müdürü olarak da görev yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinda-bayrak-degisimi-84934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı olurken, Genel Müdür Yardımcısı Cahit Çınar da 1 Eylül&#039;den itibaren bankanın yeni genel müdürü olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
