<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İngiltere, Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr potansiyeline odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İngiltere’nin Türkiye’nin temiz enerji yatırımlarına yönelik ilgisi, Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ile gerçekleştirilen görüşmede gündeme geldi. İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, özellikle denizüstü rüzgâr enerjisi ve yeşil hidrojen alanlarında iki ülke arasında iş birliği ve bilgi paylaşımı olanakları ele alındı.</p>
<p>Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, Türkiye’nin temiz enerji kümesi olan Derneğin 115 kurumsal üyesi ile sektörün tüm paydaşlarına ulaşabilen uluslararası bir network zemini olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin bu yıl ilk adımlarını atacağı denizüstü rüzgâr enerjisi yatırımlarında İngiltere’nin ilgisinin kendileri için şaşırtıcı olmadığına işaret eden Çekirdek, “Türkiye olarak 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedefi koyduğumuz denizüstü RES’lerde İngiltere dünyanın en önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Halen 16 bin 600 MW seviyesinde denizüstü RES kurulu gücü olan İngiltere, gerek bir ada ülkesi olması gerekse bu santralleri, denizlerindeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırı olarak konumlandırması nedeniyle Türkiye için özgün bir örnek oluşturuyor.” dedi.</p>
<p>Ziyarette rüzgâr enerjisi alanında faaliyet gösteren ENSİA üyelerinin denizüstü RES’ler konusundaki yetkinliklerini anlatma fırsatı bulduklarını belirten Çekirdek, “Derneğimizin koordinasyonunda hazırlanan ‘Türkiye Denizüstü RES Sanayi Envanteri’ çalışmamızı da İngiltere heyeti ile paylaşarak detaylı bilgiler verdik. Aynı şekilde Türkiye’nin büyük potansiyel taşıdığı yeşil hidrojenin, Avrupa’da uygulama örnekleri olan şekliyle denizüstü RES’ler ile birlikte kurgulanarak benzer adımları birlikte atabileceğimizi, farklı iş birlikleriyle bilgi ve tecrübe alışverişi yapabileceğimizi vurguladık” dedi.</p>
<p>Birleşik Krallık hükümetinin 2030 Temiz Enerji Aksiyon Planı’nda 2030 yılı için denizüstü RES kurulu gücünün, bugünkü seviyesinden iki buçuk kat artışla en az 43 bin MW’a ulaşmasını hedeflediğine dikkat çeken Çekirdek, böylesine agresif hedefler belirleyen bir ülkenin, Türkiye’nin en az 75 bin MW olan denizüstü RES potansiyeline ilgi göstermesinde şaşırtıcı bir durum görmediklerini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin ilk Denizüstü RES Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yarışmasını 2027 yılının ilk çeyreğinde tamamlamasını beklediklerini vurgulayan Çekirdek, şartname taslağının bu ay içerisinde yayımlanmasını beklediklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-1789381213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, Türkiye’nin temiz enerji hedefleri ve deniz üstü rüzgâr enerjisi potansiyeli ele alındı. ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, 75 bin MW’ı aşan denizüstü RES potansiyelinin İngiltere ile yeni iş birliklerine zemin hazırlayabileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalat-birim-degeri-yuzde-128-ihracat-yuzde-82-artti-87417</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalat birim değeri yüzde 12,8, ihracat yüzde 8,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,2 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Temmuz 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 6,5, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 10, yakıtlarda yüzde 39,4 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 6,1 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de temmuzda yıllık bazda yüzde 12,8 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3,3 azalırken, yakıtlarda yüzde 23,7, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 11,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 9,1 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,9 azaldı. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 2,9 ve ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 6,4 artarken, yakıtlarda yüzde 30,2 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,2 azalış gösterdi.</p>
<p>İthalat miktar endeksi temmuzda yıllık bazda yüzde 6,9 azaldı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 24,4 ve ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 11,3 artarken, yakıtlarda yüzde 8,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 7,7 azalış kaydetti.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, haziranda 139,6 iken temmuzda yüzde 2,7 artarak 143,3 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Temmuz 2025'te 149,4 iken Temmuz 2026'da yüzde 4,9 azalışla 142,1 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, haziranda 125,7 iken temmuzda yüzde 8,7 azalarak 114,7 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl temmuzda 129,2 iken bu yılın aynı ayında yüzde 6,9 azalışla 120,3 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Temmuz 2025'te 95,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 4 puan azalışla Temmuz 2026'da 91,3 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalat-birim-degeri-yuzde-128-ihracat-yuzde-82-artti-87417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/liman-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre ihracat birim değer endeksi, geçen yıla kıyasla yüzde 8,2, ithalat birim değer endeksi de yüzde 12,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-temmuzda-yuzde-44-artti-87416</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı temmuzda yüzde 4,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, temmuzda yıllık bazda yüzde 4,4 yükselerek 987 bin 634 tona ulaştı. Ocak-temmuz döneminde de 2025'in aynı dönemine göre yüzde 1,9 artışla 6 milyon 841 bin 125 ton oldu.</p>
<p>İçme sütü üretimi temmuzda yıllık bazda yüzde 2,6 artarak 130 bin 610 ton olarak hesaplandı. Bu yılın 7 ayında da içme sütü üretimi yıllık bazda yüzde 8,6 yükselişle 1 milyon 42 bin 208 tona çıktı.</p>
<p>Yoğurt üretimi temmuzda 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 3,5 artışla 140 bin 86 tona, ocak-temmuz döneminde de yıllık bazda yüzde 8,4 artışla 863 bin 14 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi temmuzda yıllık bazda yüzde 2,9 artışla 72 bin 77 tona çıkarken, ocak-temmuz döneminde yüzde 3,6 yükselişle 501 bin 622 ton oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda ayran ve kefir üretimi yıllık bazda yüzde 5,6 artışla 103 bin 171 tona yükseldi. Tereyağı ve sade yağ üretimi de yüzde 0,1 azalışla 8 bin 954 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 8,8 artarak 635 bin 609 tona çıkarken tereyağı ve sade yağ üretimi yüzde 2,1 azalışla 65 bin 640 tona geriledi.</p>
<p>Haziranda 995 bin 463 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, temmuz ayında yüzde 0,8 azaldı.</p>
<p>Aynı dönemde 139 bin 778 ton olan içme sütü üretimi, temmuzda yüzde 6,6 düşüş gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-temmuzda-yuzde-44-artti-87416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı, yıllık yüzde 4,4 artarak 987,6 bin tona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aroma-vericiler-alkollu-icki-adiyla-satilamayacak-87415</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma vericiler alkollü içki adıyla satılamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Türk Gıda Kodeksi Aroma Vericiler ve Aroma Verme Özelliği Taşıyan Gıda Bileşenleri Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, 29 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan aynı adlı yönetmelik yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Avrupa Birliği (AB) aroma mevzuatında yapılan değişiklikler ile uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenmek üzere yeniden hazırlandı.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle AB mevzuatında yapılan güncel değişiklikler ulusal mevzuata aktarıldı, mevcut yönetmelikte farklı tarihlerde yapılan değişiklikler tek metinde birleştirildi.</p>
<p>Yönetmelikle, AB'de güvenilirlik değerlendirmesi sonucunda güvenlik endişesi nedeniyle listeden çıkarılan 10 adet ve güvenlik değerlendirmesi sonucu listeye eklenen 1 adet aroma vericilere ilişkin güncellemeler mevzuata aktarıldı.</p>
<p><strong>Mevzuat altyapısı güçlendirildi</strong></p>
<p>Güncellemeyle Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar kapsamındaki aroma vericilere ilişkin hükümler ile değerlendirme ve izne tabi aroma vericiler ve kaynak materyallerin Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri, Gıda Enzimleri ve Gıda Aroma Vericilerine İlişkin Ortak İzin Prosedürü Hakkında Yönetmelik kapsamında değerlendirilmesine ilişkin hükümler eklenerek, bu konuda var olan hukuki boşluk dolduruldu.</p>
<p>Ayrıca, güvenilirlik konusunda şüphe oluşması halinde, değerlendirme ve onaya tabi olmayan aroma vericiler ile aroma verme özelliği taşıyan gıda bileşenlerinin de bilimsel risk değerlendirmesine tabi tutulabilmesine olanak sağlayan düzenleme getirildi. Böylece, yeni bilimsel veriler doğrultusunda Bakanlıkça risk görülen durumlarda koruyucu tedbirlerin alınabilmesine yönelik mevzuat altyapısı güçlendirildi.</p>
<p><strong>Tüketici hassasiyetleri dikkate alındı</strong></p>
<p>Yeni düzenlemeyle tüketici hassasiyetleri ve tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi amacıyla AB mevzuatından farklı unsurlara ilk kez yer verildi.</p>
<p>Buna göre, kaçak alkol yapımında kullanımını engellemek için aroma vericilerin herhangi bir alkollü içki adı veya alkollü içki kategori adıyla piyasaya arz edilmesi yasaklandı.</p>
<p>Perakende gıda işletmelerinde özellikle pastanelerde, meyve içermeyen pastaların üzerine püskürtülerek içerisinde meyve varmış gibi meyve aroması verilmesinin engellenmesi için aroma vericilerin tüketiciyi yanıltıcı şekilde kullanılmayacağına dair hüküm eklendi.</p>
<p>Domuz ve böcek kaynaklı aroma vericiler ile bunların üretiminde kullanılan kaynak materyallerin gıdalarda kullanılması yasaklandı.</p>
<p>Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, AB aroma mevzuatındaki güncel değişikliklerin ulusal mevzuata aktarılması, aroma vericilerin değerlendirilmesine ilişkin hukuki altyapının güçlendirilmesi, uygulamada birlik ve güncelliğin sağlanması, tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi ve tüketici hassasiyetlerinin gözetilmesi suretiyle tüketici sağlığının ve menfaatlerinin daha etkin şekilde korunması amaçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/aroma-vericiler-alkollu-icki-adiyla-satilamayacak-87415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, kaçak alkol yapımında kullanımını engellemek için aroma vericiler, herhangi bir alkollü içki adı veya alkollü içki kategori adıyla piyasaya sunulamayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-uretimi-8-ayda-yuzde-19-azaldi-87414</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobil üretimi 8 ayda yüzde 19 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) bu yılın ocak-ağustos dönemine ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yılın 8 ayında toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7,3 düşüşle 841 bin 583 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Otomobil üretimi ise yaklaşık yüzde 19 gerileyerek 458 bin 169 oldu. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 854 bin 860'ı buldu.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde ticari araç grubunda üretim geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12, ağır ticari araç grubunda yüzde 7 ve hafif ticari araç grubunda yüzde 12 arttı.</p>
<p>Bu dönemde, otomotiv sanayisinin kapasite kullanım oranı yüzde 59 oldu. Araç grubu bazında kapasite kullanım oranları ise hafif araçlarda (otomobil ve hafif ticari araç) yüzde 60, kamyon grubunda yüzde 57, otobüs-midibüs grubunda yüzde 67 ve traktörde yüzde 27 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Otomotiv ihracatı, ocak-ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 12 gerileyerek 597 bin 594 oldu.</p>
<p>Bu dönemde otomobil ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 28 düşüş kaydederken, ticari araç ihracatı ise yüzde 9 arttı. Aynı dönemde traktör ihracatı da yüzde 14 artışla 8 bin 245 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>İhracat 2,5 arttı</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, toplam otomotiv sanayi ihracatı, bu yılın 8 ayında yüzde 17 pay ile sektörel ihracat sıralamasında liderliğini korudu. Söz konusu dönemde toplam otomotiv ihracatı, 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 2,5 artarak 27,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, aynı dönemde otomobil ihracatı yüzde 9 azalarak 6,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 1, tedarik sanayi ihracatı da yüzde 4 arttı.</p>
<p><strong>Otomobilde yerli payı yüzde 35 oldu</strong></p>
<p>Bu yılın 8 ayında toplam pazar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 azalarak 745 bin 597 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde, otomobil pazarı da yüzde 14 düşüşle 564 bin 241 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ticari araç pazarına bakıldığında ise yılın 8 ayında geçen yılın aynı dönemine göre toplam ticari araç pazarı yüzde 5, hafif ticari araç pazarı yüzde 4, ağır ticari araç pazarı yüzde 7 geriledi.</p>
<p>Söz konusu dönemde otomobil satışlarındaki yerli araç payı yüzde 35, hafif ticari araç pazarında ise yüzde 23 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomobil-uretimi-8-ayda-yuzde-19-azaldi-87414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OSD&#039;nin 8 aylık verilerine göre toplam otomotiv üretimi geçen yıl kıyasla yüzde 7,3 düşerek 841 bin 583&#039;e, otomobil üretimi ise yüzde 19 gerileyerek 458 bin 169&#039;a indi. TİM verilerine göre toplam otomotiv ihracatı, yıllık bazda yüzde 2,5 artarak 27,2 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-silopi-sera-otb-yillik-12-milyar-lira-katki-saglayacak-87418</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Silopi Sera OTB yıllık 1,2 milyar lira katkı sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgesi'nin (OTB) altyapı çalışmalarının tamamlandığını açıkladı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Terörsüz Türkiye hedefiyle artık bölgede üretim, istihdam ve huzurun filizlendiğini belirten Yumaklı, "Şırnak Silopi Sera OTB'nin altyapı çalışmalarını, 202 milyon lira maliyetle tamamladık ve yatırımcılarımızın hizmetine sunduk. Silopi OTB, 42 modern sera parseli, 9 tarıma dayalı sanayi parseliyle yüzde 75'i kadın olmak üzere, 1000 kişiye doğrudan istihdam ve yıllık 1,2 milyar lira ekonomiye katkı sağlayacak. Hayırlı, bereketli olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">🇹🇷🌱 Terörsüz Türkiye hedefimiz ile artık bölgede üretim, istihdam ve huzur filizleniyor…<br /><br />Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgemizin altyapı çalışmalarını 202 milyon TL maliyetle tamamladık ve yatırımcılarımızın hizmetine sunduk.<br /><br />Silopi OTB; <br />🏗️ 42 modern sera parseli,<br />🏭 9… <a href="https://t.co/VXGY3E7UAr">pic.twitter.com/VXGY3E7UAr</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2099401040571306441?ref_src=twsrc%5Etfw">September 14, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-silopi-sera-otb-yillik-12-milyar-lira-katki-saglayacak-87418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şırnak Silopi Sera Organize Tarım Bölgesi&#039;nin altyapı çalışmalarının tamamlandığını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, OTB&#039;nin ekonomiye yıllık 1,2 milyar lira katkı sağlayacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gecmiste-biriken-yuk-belimizi-bukuyor-87395</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Geçmişte biriken yük belimizi büküyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk tekstil ve hazır giyim sektöründe son yıllarda yaşanan rekabet gücü kaybı, düşük kapasite kullanımı, yüksek faizler ve iç pazardaki daralma sektörün gündemindeki yerini koruyor. TİM Başkan Vekili Ahmet Öksüz ile İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Şişman, sektörün mevcut durumunu, OVP’den beklentilerini, Mısır’a kayan üretimi ve ihracat pazarlarındaki gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye’nin son birkaç yılda rekabet gücünde ciddi kayıp yaşadığını belirten Ahmet Öksüz, Orta Vadeli Program’da döviz kurunun bundan sonraki dönemde enflasyonun altında kalmayacağı yönünde bir işaret aldıklarını söyledi. Bunun sektör açısından olumlu olduğunu ancak geçmiş dönemde oluşan kaybı ortadan kaldırmadığını vurgulayan Öksüz, “Bundan önceki sürecin getirdiği bir yük var TL üzerinde. OVP bundan sonrasına çözüm getiriyor ancak geçmişin getirdiği yükü telafi etmiyor” dedi. Sektörün son üç yıldaki en büyük sıkıntısının kur artışının enflasyonun altında kalması olduğunu dile getiren Öksüz, yüksek faizlerin de üreticiler üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Faizlerin normal seviyelere çekilmesi gerektiğini belirten Öksüz, istihdam desteği ile döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını talep ettiklerini kaydetti. Türkiye’de sanayinin ekonomideki payının yüzde 15’lere kadar gerilemesini de önemli bir risk olarak değerlendiren Öksüz, “Türkiye bir İngiltere değil. Bizim sanayiye ihtiyacımız var. Şu anda yatırım ortamı olmadığı için bir taraftan tesisler kapanıyor, diğer taraftan yenileri açılmıyor. Mevcut tesisleri korumak esas olmalı. Çünkü kaybedilen tesisler tekrar yerine gelmiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Kapasitenin yüzde 40’ı atıl </h2>
<p>Tekstil sektörünün yaklaşık yüzde 60 kapasiteyle çalıştığını söyleyen Öksüz, kapasitenin yaklaşık yüzde 40’ının atıl durumda olduğunu belirtti. Sektörde tesis kapanışlarının devam ettiğine işaret eden Öksüz, ayda bir iki büyük kapanış haberi duyduklarını söyledi. Hammadde maliyetlerindeki artışın satış fiyatlarına yansıtılamamasının da karlılığı baskıladığını anlatan Öksüz, pamuk fiyatlarının yüzde 20-30 civarında arttığını ancak talep zayıf olduğu için bu artışın müşteriye yansıtılamadığını kaydetti.</p>
<p>İhracatta ise ilk sekiz ayda küçük de olsa artış olduğunu ifade eden Öksüz, yılın da artıda tamamlanmasını beklediklerini söyledi. Buna karşılık mevcut koşullarda şirketlerin para kazanmakta zorlandığını belirten Öksüz, bunun sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Tekstil ve hazır giyimde son dönemde istihdamda görülen sınırlı toparlanmaya da değinen Öksüz, çalışan başına verilen 3 bin 500 TL’lik desteğin yükseltilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>"Türkiye, Avrupa için vazgeçilmez"</h2>
<p>Türkiye’nin özellikle Avrupa açısından önemli bir tekstil tedarikçisi olmaya devam edeceğini belirten Öksüz, ülkedeki üretim altyapısının yakın coğrafyada kolaylıkla ikame edilemeyeceğini söyledi. Türkiye’deki tekstil tesislerinin teknolojik açıdan eski olmadığını vurgulayan Öksüz, Kuzey Afrika ve Mısır’daki birçok üretim tesisine kıyasla Türkiye’nin daha modern bir altyapıya sahip olduğunu ifade etti. Robotlaşmanın hazır giyim üretiminde dengeleri değiştirebileceğine dikkat çeken Öksüz, gelecekte Avrupa’da 7 gün 24 saat çalışan robotik hazır giyim fabrikalarının kurulabileceğini, bunun Türkiye’nin kumaş ihracatı açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini söyledi. Öksüz, boya ve terbiye gibi süreçlerde insan faktörünün önemini koruyacağını da vurguladı.</p>
<p>İhracat pazarlarında ABD’nin yükselişine dikkat çeken Öksüz, İtalya’nın 561 milyon dolarla ilk sırada, ABD’nin ise 559 milyon dolarla hemen arkasında bulunduğunu söyledi. Mısır’ın da hızla büyüyen pazarlardan biri olduğunu belirten Öksüz, Türk hazır giyim üreticilerinin buradaki faaliyetlerinin Türkiye tekstil sektörü açısından hammadde ihracatı fırsatı yarattığını ifade etti.</p>
<p>Üretimin Mısır ve Suriye gibi ülkelere taşınmasının her şirket için çözüm olmadığını da vurgulayan Öksüz, Türkiye’de başarılı olamayan bir şirketin yalnızca üretimi başka ülkeye taşıyarak başarılı olmasının zor olduğunu söyledi. Öksüz, daha nitelikli üretimin Türkiye’de tutulup fiyat rekabetinin yoğun olduğu ürünlerin yakın coğrafyada üretilmesinin daha gerçekçi bir model olduğunu kaydetti.</p>
<h2>Premier Vision eski havasında değil </h2>
<p>Uluslararası tekstil fuarlarındaki dönüşüme de değinen Öksüz, Paris’te düzenlenen Premiere Vision’ın eski ağırlığını kaybettiğini savundu. Fuarın maliyetlerinin yükseldiğini ve daha fazla Uzakdoğulu katılımcıya açılmasıyla geçmişteki üst segment yapısından uzaklaştığını söyleyen Öksüz, İtalyan üreticilerin de giderek kendi ülkelerindeki fuarlara yöneldiğini belirtti. Türkiye’nin kendi güçlü fuarını oluşturmasının sektörü rahatlattığını ifade eden Öksüz, “Kendi fuarımızın olması bizi gerçekten rahatlatıyor. Artık onlara gebe değiliz” dedi.</p>
<h2>Bu yılki tablo görece daha olumlu </h2>
<p>İTHİB Başkanı Ahmet Şişman da tekstil ihracatında bu yıl görece daha olumlu bir tablo bulunduğunu söyledi. İhracat miktarlarında gerileme görülmesine rağmen değer bazında sınırlı artış yaşandığını belirten Şişman, asıl sıkıntının iç piyasada olduğunu kaydetti. İç pazarın kısa sürede toparlanmasının zor göründüğünü ifade eden Şişman, hazır giyim sanayi üretim endeksindeki yüzde 15,1’lik küçülmeye dikkat çekti. İmalat sanayinde yüzde 1 civarında artış görülürken tekstilde yüzde 1,5 daralma bulunduğunu belirten Şişman, tekstilin hazır giyim kadar sert bir gerileme yaşamasa da iç pazardaki zayıflıktan etkilendiğini söyledi. Ekonomide geçmiş dönemden taşınan maliyet yükünün sektörün üzerinde kalmaya devam ettiğini söyleyen Şişman, “Geriden gelen çok büyük bir yük var. Orada duruyor ve belimizi bayağı büküyor. İşleri düzeltmek için tek başına şunu yapın diyebileceğimiz bir reçete de yok” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"Destek ihtiyacı olana verilmeli" </h2>
<p>Şişman, kısa vadede istihdam ve döviz dönüşüm desteklerinin artırılmasının sektöre nefes aldırabileceğini söyledi. Döviz kurunda ani sıçrama yerine enflasyonun bir miktar üzerinde, öngörülebilir bir artışın ihracatçı açısından daha sağlıklı olacağını ifade eden Şişman, hızlı kur artışlarının da müşterilerin indirim talebini beraberinde getirdiğini anlattı. Döviz dönüşüm desteğinin mevcut haliyle sektörler arasında adaletsizlik yarattığını savunan Şişman, desteğin ihtiyacı daha yüksek sektörlere yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Aynı parayı devlet yine vermiş olacak ancak ihtiyaç olmayan yerde şirketin cebine gitmek yerine ihtiyaç olan yerde sektöre ve istihdama fayda sağlayacak” diyen Şişman, hazır giyimin mevcut koşullarda daha güçlü desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Çin’de benzer desteklerin yüzde 10-15 arasında değişebildiğini belirten Şişman, Türkiye’de özellikle yüksek istihdam sağlayan hazır giyim sektörünün korunmasının önemine dikkat çekti. Şişman, “Bir anda bu kadar insanı sokağa salamazsınız. Herkes de kurye olacak değil. Böyle bir ülke olamaz” dedi.</p>
<p>Türkiye’de düzenlenen Texhibition İstanbul’un uluslararası tekstil fuarları arasındaki ağırlığının hızla arttığını söyleyen Şişman, Première Vision’a katılan bazı şirketlerin yüksek maliyetlerden rahatsız olduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TİŞÖRTÜ MISIR’DA, GÖMLEĞİ TÜRKİYE’DE ÜRET</span></h2>
<p>Hazır giyim üretiminin Mısır ve Suriye gibi yakın ülkelere kaymasının Türk tekstil sektörü açısından yalnızca tehdit olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ahmet Şişman, bu üretimin Bangladeş, Kamboçya veya Vietnam’a gitmesi halinde Türkiye’nin hammadde tedarikinde devre dışı kalabileceğini söyledi. Üretimin Türk şirketlerinin kontrolünde yakın coğrafyaya taşınmasının ise Türkiye’den kumaş ve diğer tekstil ürünleri ihracatını destekleyebileceğini ifade etti. Şişman, “Burada artık düz, beyaz tişört dikmek çok zor. Ama o işi de bırakmamanız gerekiyor. Güçlü bir üreticiyseniz gömleği burada dikin, tişörtü Mısır’da üretin ama yine siz yönetin. Bugün tişörtü bırakırsanız yarın gömleği de bıraktırırlar” dedi. </p>
<p><strong>Çinliler de Mısır’a hızlı giriyor </strong></p>
<p>Tekstil yatırımlarının da uzun vadede hazır giyimin ardından bu ülkelere gidebileceğini söyleyen Şişman, bunun yakın zamanda gerçekleşmesini beklemediğini ancak ekonomik gelişmenin doğal sonucu olabileceğini kaydetti. Mısır’a Çinli şirketlerin de hızla yatırım yaptığını belirten Şişman, Türk şirketlerinin boşalttığı alanların rakipler tarafından doldurulacağı uyarısında bulundu. Türkiye’de daha yüksek katma değerli hazır giyim üretiminin devam edeceğini öngören Şişman, düşük katma değerli ürünlerde ise yakın coğrafyadaki üretim üslerinin Türk şirketleri tarafından yönetilmesinin sektörün bütünlüğünü koruyabileceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gecmiste-biriken-yuk-belimizi-bukuyor-87395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Öksüz, OVP’de kur artışının enflasyonun altında kalmayacağı yönündeki mesajı olumlu bulduklarını ancak son üç yılda oluşan kaybın hala sektörün üzerinde olduğunu söyledi. İTHİB Başkanı Ahmet Şişman ise desteklerin sektörlerin ihtiyacına göre yeniden düzenlenmesini isterken “Geriden gelen çok büyük bir yük var, belimizi büküyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimentoculari-amerikada-antidamping-korkusu-sardi-87393</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimentocuları Amerika’da antidamping korkusu sardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Başkanı Ender Şahin, küresel çimento ticaretindeki son gelişmeleri, ABD pazarında karşı karşıya kalınan davaları ve bölgesel pazar dinamiklerini değerlendirdi. Türkiye’nin klinker dahil yıllık 25 milyon tonluk ihracatla dünyada açık ara bir numaralı tedarikçi olduğunu belirten Şahin, sektörün ana ihracat kapısı haline gelen ABD pazarındaki risklere ve fırsatlara dikkat çekti. Türkiye’nin çimento ihracatında ABD’nin 10 yıldır stratejik bir konumda yer aldığını, yıllık 7-8 milyon tonluk hacimle de açık ara ilk sırada bulunduğunu vurgulayan Ender Şahin, Amerikalı alıcıların kalite ve lojistik nedeniyle Türkiye’yi tercih ettiğini söyledi. Şahin, "Amerikalı müşteri dünyada kaliteye en çok önem veren alıcı grubudur. Türkiye çimentosu şu anda dünyanın en kaliteli ürünü. Ayrıca büyük gemi yükleme kapasitelerine sahip liman altyapımız ABD pazarına tam uyum sağlıyor" dedi. Küresel lojistik hatlarda yaşanan krizlerin ve ‘güvenli rota’ arayışının Türkiye’nin elini güçlendirdiğini ifade eden Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Rakibimiz Vietnam’dan yüklenen bir gemi ABD’ye 55 günde giderken, Türkiye’den çıkan gemi 23 günde ulaşıyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki gerilimler nedeniyle Vietnam ve Suudi Arabistan gibi rakipler artık 'güvenli rota'da değil. Daha önce Vietnam’a giden Amerikalı alıcılar geri dönmek istediklerini söylüyor. Ancak bu olumlu tabloya karşın ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız."</p>
<h2>Özel bir lobi şirketiyle çalışılacak </h2>
<p>ABD’deki yerel çimento üreticilerinin fiyatları artırmak amacıyla Türkiye’ye karşı antidamping davası açılması için yoğun bir çalışma yürüttüğünü açıklayan Şahin, ABD yönetiminin Çin için uyguladığı 'Section 301' kapsamına Türkiye’nin de dahil edilmek istendiğini söyledi. Sektör olarak Washington nezdinde savunma mekanizmalarını kurduklarını aktaran Şahin, tablonun ciddiyetini şu sözlerle dile getirdi:</p>
<p>"Biz 301 listesinin içinde değiliz ama oradaki yerel üreticiler hükümete, Türkiye’yi de bu kapsama alın, diye baskı yapıyor. Washington’daki elçiliğimizle sürekli temas halindeyiz, özel bir lobi şirketi tuttuk ve hukuksal altyapımızı hazırladık. Kötü senaryoya hazırlık yapıyoruz. Şu anda tüm dünyaya yüzde 12,5 standart vergi uygulanıyor. Eğer antidamping davası açılırsa perişan oluruz, açılmaması lazım. Heyet gelip Türkiye’nin fiyatları dump ettiği kararına vararak vergiyi yüzde 30-40 seviyelerine çıkarırsa bu piyasa koşullarında 20-30 dolar fiyat artışı yapmamız gerekir. O zaman niye alsınlar? ABD ithalata mecbur bir ülke, yeni fabrika lisansı vermiyorlar ama yerel üreticiler marjlarını korumak için bu davayı zorluyor. Aksi bir kararda en büyük pazarımızda büyük kriz yaşarız." Mısır gibi ülkelerin aksine Türk çimento sektörünün devletten hiçbir navlun veya ihracat desteği almadığına dikkat çeken Şahin, davanın açılması durumunda Türkiye'nin haksız yere suçlanacağını, Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki tüm hukuki hakların kullanılacağını vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Suriye ve Libya pazarında yeni ivme</span></h2>
<p>ABD pazarındaki risklere karşın bölgesel pazarlarda olumlu gelişmeler yaşandığını belirten Şahin, Suriye’nin Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı konumuna yükseldiğini söyledi. Bu yılın Ocak-Ağustos döneminde karayoluyla Suriye’ye 2 milyon ton çimento satıldığını ifade eden Şahin, "Suriye’ye giden malzeme şu an için tamirat işlerinde kullanılıyor. Bölgeye Orta Doğu’dan finansman aktarıldığı an Türk müteahhitler köprü, baraj, hastane ve konut projelerini inşa etmek üzere hazır. Finansman sorunu çözüldüğünde sadece çimento değil; demir ve seramik gibi tüm yapı malzemeleri sektörlerimiz oraya akacak" dedi. Libya pazarında da 3-4 yıllık durgunluğun ardından son 6 ayda ciddi bir hareketlenme başladığını aktaran Şahin, Türk müteahhitlerin ülkeye dönmesiyle birlikte çimento ve inşaat malzemesi siparişlerinin yeniden Türkiye’ye kaydığını bildirdi. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa’nın karbon engeli, kontratları %20 azalttı</span></h2>
<p>AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında belirsizliklerin sürdüğünü belirten ÇCSİB Başkanı, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye hala akredite bir denetçi kuruluş atamadığını söyledi. Avrupalı alıcıların geriye dönük ek vergi cezalarından korktuğu için uzun vadeli sözleşme yapmaktan kaçındığını belirten Şahin, "Avrupa Komisyonu bunu tarife dışı bir engel olarak kullanıyor. Avrupalı alıcılar kendi aralarında ticarete başladı, bizden aldıkları tonajları düşürdüler. Bu belirsizlik nedeniyle Avrupa pazarında geçen yıla kıyasla yüzde 10 ila 20 arasında bir kayıp yaşadık" diye konuştu. </p>
<p><strong>Deprem bölgesindeki kapasite ihracata dönüyor </strong></p>
<p>İç piyasanın şu anda istenilen seviyede olmadığını, ancak buradaki daralmanın ihracatla kompanse edileceğini vurgulayan Şahin, deprem konutları projelerinin sonuna gelindiğine dikkat çekti. Bölgedeki fabrikaların Türkiye toplam kapasitesinin yüzde 20’sini oluşturduğunu belirten Şahin, "Deprem bölgesindeki fabrikalarımız son 3 yıldır tüm kapasitelerini iç piyasaya verdi. Ancak işlerin sonuna gelindi. Fabrikalarımız tekrar ihracata dönmek için bizimle iletişime geçti. Eğer bu kapasiteyi hızlıca dış pazara yönlendirmezsek rakiplerimize pazar kaptırırız" uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>İnşaat maliyetindeki payı sadece yüzde 3-4 </strong></p>
<p>Müteahhitlerin "Çimento fiyatları çok arttı" yönündeki eleştirilerine de yanıt veren Ender Şahin, çimento üreticilerinin maliyet baskısı altında olduğunu vurguladı. Üretimin ana girdisi olan ithal kömür fiyatlarının yılbaşından bu yana yüzde 45 artarak 80 dolardan 140 dolara çıktığını belirten Şahin, fiyat artışlarına ilişkin "Ocak ayından bu yana üretim maliyetimiz yüzde 45 artarken, biz çimento fiyatlarına sadece yüzde 10-11 artış yansıttık. Aradaki farkı doğrudan karımızdan karşıladık. Ancak bir konut projesinde betonun daire maliyetine toplam etkisi yalnızca yüzde 3 ila 4 seviyesindedir. Müteahhitlerin yakındığı konut fiyatlarındaki artışın yüzde 96’lık kısmı demir, seramik, mutfak ve ince işçilik gibi diğer kalemlerden kaynaklanıyor" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimentoculari-amerikada-antidamping-korkusu-sardi-87393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ender Şahin, &quot;Kötü senaryoya hazırlık yapıyoruz. Şu anda tüm dünyaya yüzde 12,5 standart vergi uygulanıyor. Eğer antidamping davası açılırsa perişan oluruz, açılmaması lazım. Heyet gelip Türkiye’nin fiyatları dump ettiği kararına vararak vergiyi yüzde 30-40 seviyelerine çıkarırsa bu piyasa koşullarında 20-30 dolar fiyat artışı yapmamız gerekir. O zaman niye alsınlar? ABD ithalata mecbur bir ülke, yeni fabrika lisansı vermiyorlar ama yerel üreticiler marjlarını korumak için bu davayı zorluyor. Aksi bir kararda en büyük pazarımızda büyük kriz yaşarız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-uzumde-verim-yuksek-kalite-ve-fiyat-dusuk-87392</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzümde verim yüksek, kalite ve fiyat düşük!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), kuru üzüm üreticisinin merakla beklediği alım fiyatını geçen hafta açıkladı. TMO, 10 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilogram başına 100 lira, 9 numara için 95 lira, 8 numara için 90 lira, 7 numara için ise 85 lira fiyat verdi. TMO’nun 10 numara üzüm için açıkladığı 100 liralık fiyat, geçen hafta tüm ürün gruplarında kilogram başına 80 lira avans fiyat açıklayan TARİŞ’in fiyatının kağıt üzerinde yüzde 25 üzerinde kaldı. Bu yıl 9-10 kalitede ürün yok denecek kadar az olduğunun altını çizen üretici temsilcilerine göre, rekoltenin yüzde 80-90’ı da düşük kalitede olması nedeniyle çiftçinin bu fiyatlardan yararlanması zor. Serbest piyasada kuru üzüm fiyatları 60-70 lira bandında seyrederken üreticinin bu yıl 150 lira beklentisini ne TARİŞ ne de TMO karşıladı.</p>
<h2>“15-20 lira ek prim verilmeli” </h2>
<p>Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, Manisa ve çevresinde bu yıl rekoltenin yüksek, ancak ürün kalitesinin düşük olduğu belirtti. Bu sezon bölgelerinde yaklaşık 300 bin ton rekolte beklediklerini vurgulayan Yalvaç, yüksek rekolte nedeniyle asmaların üzüm tanelerini yeterince büyütemediğini, sıcak hava ve hızlı kuruma nedeniyle tanelerin küçük kaldığını, şeker oranının da beklenen seviyeye ulaşmadığını kaydederek, “Bizde 10 numara, 9 numara üzüm yok. Üzümlerin geneli 7-7,5 ila 8 numara arasında. Bu nedenle TMO’nun açıkladığı 100 liralık 10 numara fiyatının üreticinin büyük bölümü açısından gerçekçi bir karşılık bulmayacak” dedi. Yalvaç, üreticinin eline geçecek fiyatın kilo başına 70-80 lira civarında kalabileceğini belirterek, TMO ve TARİŞ eksperlerinin ürünleri değerlendirirken bu yılın yüksek rekolte ve düşük kalite koşullarını dikkate alması gerektiğini vurguladı. Üreticinin sürdürülebilir biçimde bağcılık yapabilmesi için açıklanan alım fiyatlarının yeterli olmadığını savunan Yalvaç, devletin üreticinin ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi'ne, TARİŞ’e, işletmeye veya tüccara satıp satmadığına bakmaksızın kilogram başına en az 15-20 lira prim vermesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Yalvaç, “Yoksa sürdürülebilirlik açısından, bağcılık açısından, çiftçilik açısından çok zor bir döneme girmiş oluyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Üreticinin maliyeti dünya fiyatlarını aşıyor </h2>
<p>Kuru üzümde üreticinin yaşadığı temel sorunun yalnızca alım fiyatı olmadığını belirten Yalvaç, Türkiye’nin dünya pazarındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin başta İran, Mısır, Hindistan, Özbekistan ve Azerbaycan olmak üzere birçok üretici ülkeyle rekabet ettiğine dikkat çeken Yalvaç, Türk üzümünün kalite açısından rakiplerinden üstün olduğunu ancak maliyet farkının ihracatta Türkiye’nin aleyhine çalıştığını ifade etti.</p>
<p>Yalvaç, Türkiye’de üzümün üretim maliyetinin yaklaşık 2 bin 800 dolara ulaştığını, rakip ülkelerin ise ürünü 1.750- 1.850 dolar seviyelerinde mal ettiğini belirterek, “Bizim giderlerimiz çok. İşçi maliyetimiz çok. Kullandığımız bakırın, gübrenin fiyatı çok yüksek” dedi. Yalvaç, “Bizim üzümümüz onlardan çok daha iyi. Aradaki fark 100-200-300 dolar olsa Amerika’nın, Japonya’nın, İngiltere’nin, Avrupa’nın bu konuda bizim üzümümüzü kalitesinden dolayı tercih edeceğine inanıyorum. Ama aradaki fark çok olunca mecburen diğer ülkeler daha ucuz olan malı alıyorlar. İhracatın sürdürülebilirliği için Üzüm çiftçisi desteklenmesi şart” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-uzumde-verim-yuksek-kalite-ve-fiyat-dusuk-87392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-1785846473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest piyasada 60-70 lira bandında seyreden kuru üzümde üreticinin 150 lira taban fiyat beklentisini ne TARİŞ ne de TMO karşıladı. 80 lira avans fiyat veren TARİŞ’ten sonra TMO da 100 lira açıkladı. Üreticiye göre TMO’nun fiyatı kağıt üzerinde. Nedeni ise bu yıl verim yüksek ancak kalite düşük. 10 numara çekirdeksiz üzüm yok. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varligi-ile-pys-varligi-ayri-87391</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon mal varlığı ile PYŞ varlığı ayrı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Son günlerde portföy yönetim şirketleri yöneticilerine yönelik başlayan soruşturmalar bu yöneticilerin sahip olduğu şirketlerin yatırım fonlarına ilişkin kaygıyı da beraberinde getirdi. Piyasa uzmanları fon mal varlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi mal varlığının birbirinden ayrı olduğunu, yatırım fonunun varlıklarının fon adına açılmış ayrı hesaplarda portföy saklayıcısı tarafından saklandığını belirtti.</p>
<p>EKONOMİ’ye konuşan uzmanların verdiği bilgiye göre yatırım fonu, katılma payı sahipleri hesabına ve inançlı mülkiyet esaslarına göre yönetilen ayrı bir malvarlığı. Yatırımcılar satın aldıkları katılma payları aracılığıyla fon portföyünün ekonomik sonuçlarına ortak oluyorlar ve fon portföyünün değer kazanması yatırımcının pay değerine olumlu, değer kaybetmesi ise olumsuz yansıyor. Fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığından ayrı olurken fon varlıkları da fon adına açılmış ayrı hesaplarda portföy saklayıcısı tarafından saklanıyor, izleniyor. Portföy saklayıcısı fon varlıklarının hareketlerini takip ederek ve mevzuatın kendisine yüklediği kontrolleri yerine getiriyor.</p>
<h2>Sınırsız bir tasarruf yetkisi yok </h2>
<p>Portföy yöneticisinin fon varlıkları üzerindeki yetkisinin sınırsız bir tasarruf yetkisi olmadığına dikkat çeken uzman yöneticinin bu varlıkları kendi hesabına değil, fon adına ve katılma payı sahipleri hesabına, fonun yatırım stratejisi, içtüzüğü, izahnamesi ve ilgili mevzuat çerçevesinde yönettiğini dile getirdi. Uzman, dolayısıyla yatırım fonunun hukuki ve operasyonel yapısında yatırımcıyı korumaya yönelik önemli bir varlık ayrıştırması ve saklama mekanizması bulunduğuna işaret etti. </p>
<p>Bu mekanizmaların yatırımcının taşıdığı yatırım riskini ortadan kaldırmadığını söyleyen uzman, yatırımcı açısından temel ekonomik riskin, fon portföyünde bulunan varlıkların piyasa değerinin düşmesi ve bunun sonucunda fonun birim pay değerinin gerilemesi olduğunu kaydetti. Uzmana göre burada likidite kritik bir unsur haline geliyor.</p>
<h2>Satış başladıkça fiyat düşebilir </h2>
<p>Uzmanın verdiği bilgiye göre açık uçlu bir yatırım fonunda yatırımcıların paylarını satması, fon açısından nakit ihtiyacı yaratır. Fonun mevcut nakdi bu çıkışları karşılamaya yetmediğinde portföydeki varlıkların bir kısmının satılması gerekir. Portföy ağırlıklı olarak yüksek likiditeli varlıklardan oluşuyorsa bu satışlar piyasa fiyatını önemli ölçüde etkilemeden gerçekleştirilebilir. Fakat fonun önemli büyüklükte pozisyon taşıdığı hisselerin likiditesi düşükse durum farklı oluyor. Fon satış yaptıkça piyasadaki mevcut alım emirleri geriye çekilmeye başlıyor ve satış miktarı arttıkça işlemler daha düşük fiyatlardan gerçekleşiyor. Böylece fonun gerçekleştirdiği satışın kendisi hissenin piyasa fiyatını aşağı çekiyor. Esas büyük sorunun çıkışlar döngüye girdiğinde yaşandığını vurgulayan uzman, “Başlangıçta yalnızca likidite problemi olan bir durum böylece fiyat problemine, fiyat problemi de yeni likidite ihtiyacına dönüşebilir. İlk çıkan yatırımcıların talepleri yüksek likiditeli varlıklar satılarak karşılanırken fonda kalan yatırımcıların maruz kaldığı portföy giderek daha düşük likiditeli hale gelir” dedi.</p>
<p>Uzman bu durumu bir örnekle şöyle açıkladı: “Bir fonun bir hissede 5 milyar TL değerinde pozisyon taşıdığını düşünelim. Son piyasa fiyatı üzerinden bu pozisyon fonun net aktif değeri (NAD) hesabında 5 milyar TL değerinde görünebilir. Ancak bu, fonun söz konusu pozisyonun tamamını piyasada 5 milyar TL'den nakde çevirebileceği anlamına gelmez. Eğer hissenin gerçek piyasa derinliği sınırlıysa fon satışa başladıkça fiyat düşebilir. İlk yüzde 5'lik bölüm mevcut piyasa fiyatına yakın seviyelerden satılabilirken sonraki yüzde 10 daha düşük, sonraki yüzde 20 ise çok daha düşük fiyatlardan likide edilmek durumunda.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varligi-ile-pys-varligi-ayri-87391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/portfoy-yonetimi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı portföy yönetim şirketi (PYŞ) yöneticilerine soruşturma başlatılması, ilgili şirketlerin yatırım fonlarına ilişkin kaygıyı da beraberinde getirdi. Uzmanlar, fon ve PYŞ varlıklarının farklı yapılar olduğunu ve fon varlığının bağımsız bir saklama kuruluşunda korunduğunu belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-coskusu-balona-donusuyor-87388</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka coşkusu balona dönüşüyor’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa78553e4bb6-1789363539.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zekaya yönelik dev yatırım dalgası, Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’e göre yalnızca teknoloji sektörünün değil, küresel ekonominin de en büyük risklerinden birini oluşturuyor. Stiglitz, “bugün bir yapay zeka balonunun olduğuna inanmak için geçerli nedenler var” diyerek yatırım coşkusunun sürdürülebilirliği konusunda dikkat çekti.</p>
<h2>“Üç şart aynı anda gerçekleşmeli” </h2>
<p>Financial Times’ta yayımlanan değerlendirmesinde Stiglitz’e göre yapay zeka yatırımlarının beklenen getiriyi sağlayabilmesi için üç koşulun aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor. İlk olarak aşırı rekabetin karları eritmemesi, ikinci olarak teknolojik gelişmelerin hızlı biçimde hayata geçirilmesi, üçüncü olarak ise makroekonominin iyi yönetilmesi gerekiyor. Ancak ekonomist, bu üç koşulun birlikte gerçekleşmesinin oldukça zor olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Özellikle yapay zekanın ekonomiye yayılma hızı kritik bir ikilem yaratıyor. Teknolojinin yavaş benimsenmesi iş kayıplarını sınırlayabilir ancak yatırımcıların beklediği getirileri geciktirerek balonun patlamasına yol açabilir. Hızlı yayılım ise büyük çaplı istihdam kayıpları ve talep daralması yaratabilir. </p>
<h2>“İşsiz ekonomi nasıl iyi olabilir?” </h2>
<p>Stiglitz’in temel endişelerinden biri de yapay zekanın verimlilik artışını topluma nasıl dağıtacağı. Geçmiş teknolojik dönüşümlerde ortadan kalkan işler zaman içinde yeni sektörlerde oluşan istihdamla telafi edilirken, yapay zeka döneminde bunun garanti olmadığını savunan ekonomist, artan eşitsizlik ve zayıflayan tüketici talebinin şirket karlarını da baskılayabileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Yapay zeka çöpü oluşabilir </h2>
<p>Stiglitz ayrıca yapay zekanın bilgi ekosistemini bozabileceği, ‘deepfake’ ve yanlış bilgi üretimini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Ona göre kaliteli girdiler olmadan kaliteli çıktılar üretilemez ve yapay zeka ile sosyal medyanın bilgi üreticilerinin gelirlerini aşındırması, gelecekte “daha fazla yapay zeka çöpü” yaratabilir.</p>
<h2>Çözüm: “ilerici yapay zeka gündemi” </h2>
<p>Stiglitz, çözümü üç ayaklı bir “ilerici yapay zekâ gündeminde” görüyor: daha güçlü rekabet politikası, yapay zeka şirketlerini hesap verebilir kılacak düzenlemeler ve verimlilik artışının toplumun geneline yayılması. Ekonomiste göre yapay zekadan doğacak yüksek verimlilik, öğretmen, hemşire ve bakım çalışanları gibi toplum için kritik mesleklerin daha iyi ücretlendirilmesinde kullanılabilir. Ancak bunun için yapay zeka patlamasından elde edilen kazançların vergiler yoluyla topluma aktarılmasını savunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5 şirket 1 trilyon dolar yatırım yapacak</span></h2>
<p>Stiglitz’in uyarısına, uluslararası finans sisteminin istikrarını izleyen BIS’ten gelen rakamlar da eşlik ediyor. BIS Genel Müdürü Pablo Hernández de Cos’a göre dünyanın en büyük beş teknoloji şirketi 2025 ve 2026'da AI bağlantılı yatırımlara 1 trilyon doların üzerinde kaynak ayıracak. Küresel AI yatırımlarının ise bugün yaklaşık 500 milyar dolar seviyesinden 2030'a kadar 3-4 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Kurum, mevcut AI yatırım yarışını geçmişteki kanal, demiryolu, elektrifikasyon ve dotcom yatırım dalgalarına benzetiyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-coskusu-balona-donusuyor-87388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/yapay-zeka-teknoloji-1762962710.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka coşkusu uzmanlara göre kontrolden çıkabilir. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “balon” uyarısı yaparak yatırımcıların yüksek getiri beklentisinin üç kritik koşula bağlı olduğunu söyledi. Hızlı dönüşüm işsizliği, yavaş yayılım ise balonun patlama riskini büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarardan-543-milyon-tl-kara-dondu-haftalik-yuzde-597-yukselis-kaydetti-87386</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zarardan 54,3 milyon TL kâra döndü, haftalık yüzde 59,7 yükseliş kaydetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,85 yükselişle tamamlarken, 24 hisse %15’in üzerinde getiri elde etti. Piyasadaki iyimser havayla birlikte iki hissenin %40’ın üzerindeki primi dikkat çekti. Çıkışların bilançolarla desteklenen kalıcı bir büyüme olup olmadığına bakılması unutulmamalı.</strong></p>
<p>BIST 100 Endeksi geçtiğimiz haftayı %2,85 primle kapatırken alıcıların artan işlemleri piyasaya hakimdi. Haftalık bazda 375 hissenin değer kazanması tabana yayılan iyimserliği gösteriyor. Yükselen Çelik’in %59,70 ve Beşiktaş Futbol’un %41,50 oranındaki performansıysa listenin ilk iki sırasında yer almalarını sağladı. İlgi sanayi ve gayrimenkul yatırım ortaklığı sektörlerindeki hisselerde yoğunlaşırken, çıkışlar yatırımcısına kazandırdı. Ancak fiyatı artanlara yatırım yaparken ekrandaki yukarı okların cazibesine kapılmadan önce o firmaların temel rasyolarının da mutlaka incelenmesi gerektiği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Fiyatlamanın arkasındaki gerçekler</h2>
<p>Haftanın en güçlü çıkışını sergileyen Yükselen Çelik, beş gün boyunca tavandan işlem gördü. Geçtiğimiz mayısta test ettiği 7,53 TL’nin ardından sürekli düşen hisse, son günlerdeki yoğun ilgiyle birlikte %59,70 yükselerek 4,20 TL’ye çıktı. Özel bir haber akışı bulunmayan şirket, altı aylık dönemde zarardan döndü ve 54,3 milyon TL kâr açıkladı. Beşiktaş Futbol, haftayı %41,50 kazançla tamamladı. Büyük ortak ağustosta gerçekleştirdiği satışlarla birlikte payını %68,51 seviyesinden %60,12’ye düşürdü. Ortak satışı sonrasında 4 Eylül’den itibaren hisseye gelen beklenmedik talep, haftanın üç gününde fiyatın tavan olmasına yol açtı. Hissede zaman zaman benzer hareketlenmeler olmakta.</p>
<h2>Sermaye adımları hız kazandı</h2>
<p>Sasa, Kasım 2022’deki tarihi zirvesi 10,28 TL’nin ardından günümüze kadar sürekli geriledi. Arada gerçekleştirdiği yukarı atakları trend değişimine yol açmazken, geçtiğimiz hafta %23,14 yükseldi. Ağustosta satışlarını %30,2 artırarak 155 milyon dolara çıkaran firma, tahsisli sermaye artırım yoluyla 7,18 milyar TL fon temin edecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa784bb0b04c-1789363387.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BEDELSİZ Mİ, NAKİT TEMETTÜ MÜ?</strong></p>
<p>Bedelsiz; hisse artışı, erişilebilirlik, vergi avantajı, özkaynak koruması, uzun vade. Nakit ve gelir sorunu, piyasa köpüğü, şirket zorunluluğu Nakit temettü; sıcak para, finansal sağlık, yeniden yatırım, psikolojik güç, fiyat çıpası. Stopaj kesintisi, büyüme freni, bileşik getiri kaybı.</p>
<p><strong>İş merkezini satarak borç yükünü hafifletirken, Pusula ile Tera hisseye farklı bakıyor</strong></p>
<p>Anel’de Tera’nın payını artırması borç sorunun bittiğini mi gösterir? ● Erdinç Gürsu</p>
<p>Erdinç, Anel Elektrik, geçtiğimiz haziranda Anel Yapı İş Merkezini 55 milyon dolara alacaklı bankalar Akbank ve Denizbank’a devrederek borcunu önemli ölçüde azalttı. Yaşanan hafiflemenin ardından borçlarını yeniden yapılandırabilmek adına bankalarla görüşmesini sürdürüyor. Toplantı 30 Eylül’e ertelendi. Olumlu havayla hissenin fiyatı artarken ağustosta Pusula Portföy’ün yönettiği fonlar paylarını %12’den %2,6’ya indirdi. Tera Portföy ise aynı sürede payını %24,11’den %33,09’a yükseltti ve hissedeki beklentisini koruduğunu göstermiş oldu.</p>
<p><strong>ABD’den önemli siparişler geliyor. Alınan yeni işler yıllık gelirinin %119’unu geçti</strong></p>
<p>Borusan Boru’nun ABD’den YATIRIM FONLARI TAHVİL aldığı siparişlerin büyüklüğü nedir? ● Sefer Emin</p>
<p>Sefer; Borusan Boru’ya ABD’de bulunan bağlı ortaklığı üzerinden güçlü siparişler geliyor. İştirak ağustosta farklı müşterilerden toplam 915 milyon dolarlık yeni siparişler aldı. Yılbaşından bu yana firmanın gerçekleştirdiği yeni iş bağlantıların toplamı 1,8 milyar doları buldu. Bu tutar yaklaşık 85,24 milyar TL’ye denk gelirken, geçen yıl elde edilen cironun %119’unun üzerinde. Öte yandan firma, yıl sonu geliri beklentisini 2,2 ile 2,4 milyar dolar aralığına revize etti. Siparişlerin aynı ivmeyle sürmesi halinde mümkün bir tutar olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GID fonu inşaat sektörü hisselerine odaklanarak yıllık %24 getiride kaldı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki İnşaat Sektörü Hisse Senedi Fonu (GID), yılbaşından bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Son olarak geçtiğimiz ağustosta 1,76 TL’yi test eden fon, tekrar aşağı geriledi. Mayısta 54,29 milyon TL büyüklüğünde olan GID, sonrasındaki zaman diliminde kademeli olarak küçüldü. Eylülün ikinci haftasında 37,9 milyon TL ile hacim daralmaya devam etti. Fondan nisandan bu yana değişen miktarlarda para çıkışı yaşanıyor. Eylülde çıkan nakit tutarı 774,9 bin TL. Benzer şekilde yatırımcı sayısı da her ay azalıyor. Şimdilerde sayı 1.924 kişiye gerilemiş görünüyor. Temel stratejisi, fon varlıklarının inşaat ve gayrimenkul şirketlerinin paylarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %93,34’ü hisseden oluşuyor. Son bir yılda %24,49 yükselirken endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %47,47 bileşik faizle 440 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 10.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 440.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %47,47 olarak belirlendi. 145 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.02.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %16,69 düzeyinde. 11 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,9 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Ereğli Tekstil’in verdiği %42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,1 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTT22717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa784937d126-1789363347.png" alt="" width="967" height="239" /></strong><strong>EİS ECZACIBAŞI</strong></p>
<p><strong>Ayazağa’daki arsanın projesindeki 1.015 bağımsız bölümün yapı ruhsatı alındı</strong></p>
<p>Eczacıbaşı İlaç, Ayazağa’da yer alan arsasında gerçekleştirilen gayrimenkul projesinin yapı ruhsatlarının yüklenici firma tarafından alındığını duyurdu. Proje kapsamında 317 bin metrekare inşaat alanında 359 konut ve 656 ticari bölüm olmak üzere toplam 1.015 bağımsız bölüm inşa edilecek. Şirketin söz konusu projedeki payı %69,3 iken hasılat paylaşım oranı %47 olarak uygulanacak. Geçtiğimiz ağustos ayında ÇED süreci olumlu sonuçlanan arsada bundan sonra inşaat sürecinin işlemesi beklenmeli. İnşaat aşamasına geçilmesiyle birlikte nakit gelir elde etme süreci hızlanacak.</p>
<p><strong>JANTSA JANT</strong></p>
<p><strong>Togg ’un yeni model araç projesi için bağlı iştiraki parça tedarikçisi seçildi</strong></p>
<p>Jantsa’nın %99,99 bağlı ortaklığı JMW Jant, yerli otomobil girişimi Togg’un yeni bir araç programı kapsamında geliştirme, doğrulama ve seri üretim süreçleri için resmi tedarikçi oldu. Gerçekleştirilen anlaşma, firmanın teknolojik yetkinliklerini kanıtlayarak katma değerli üretim kapasitesini desteklemesine olanak verecek. Hacimli üretim beklentisi taşıyan seri üretimin devreye girmesi, bağlı ortaklık üzerinden Jantsa’nın gelir ve faaliyet kâr marjına olumlu katkı sağlaması beklenmeli. Firma, altı aylık dönemde gelirini %17 büyütürken 645,6 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<p><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Bosna-Hersek’te 26,9 milyon euroluk güneş santrali projesi için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Bosna-Hersek devlet elektrik kurumu tarafından açılan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından finanse edilen GES projesi için nihai sözleşmeyi imzaladı. Anlaşma bedeli KDV ve vergiler hariç 26,9 milyon euro olup, tutar yaklaşık 1,5 milyar TL’ye denk geliyor. Alınan iş şirketin yurt dışı gelirlerini ve uluslararası pazardaki konumunu güçlendirmesine olanak tanıyacak. Projede kullanılacak transformatör ve şalt ekipmanları bağlı ortaklık Europower bünyesinde temin edilecek. Firma, yılın ilk yarısında gelirini %5 düşürürken dönem sonu kârı %72 büyüdü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Consus Enerji bir aydır tabanda tutunuyor. Fiyatı halka arz seviyesinin altında</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7845de5317-1789363293.png" alt="" width="307" height="237" />Consus Enerji’te fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %42,10 ile toplamda 210,48 bin lot artarak 710,48 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 1’den 3’e yükseldi. KVT fonu 200 bin lot ile en fazla alımı yaparken, satış tarafında yer alan fon gözlenmedi. Hisseyle ilgili yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye Ak Portföy’ün ilgisi öne çıkıyor. Kurumun yönettiği KVT fonu ilk defa portföyüne alırken Global MD Portföy’ün GNH fonu da 10,5 bin lot ile eşlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarardan-543-milyon-tl-kara-dondu-haftalik-yuzde-597-yukselis-kaydetti-87386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zarardan 54,3 milyon TL kâra döndü, haftalık yüzde 59,7 yükseliş kaydetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uygulanan-politika-sanayiyi-yavaslatti-87385</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Uygulanan politika sanayiyi yavaşlattı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik verileri değerlendiren YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, geçen yıl açıklanan Orta Vadeli Program’da 2026 yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 16 olarak belirlendiğini hatırlatarak, ağustos itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 31.51’e ulaştığına dikkat çekti. TÜFE’nin ocak-ağustos döneminde yüzde 22.07 arttığını kaydeden Karabat, yılın tamamı için konulan hedefin daha ilk sekiz ayda aşıldığını belirtti. Karabat, hedefler tutmadıkça yeni takvimlerin ve programların kamuoyunun önüne getirildiğini ifade etti. Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde tutulduğunu belirten Karabat, Merkez Bankasının son faiz kararında “iç talepteki zayıf seyre” açıkça işaret ettiğini hatırlattı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ikinci çeyreğinde yalnızca yüzde 2.3 büyüdüğünü, sanayi üretiminin de temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.3 gerilediğini kaydeden Karabat, yüksek finansman maliyetlerinin üreticinin yatırım yapmasını ve kapasitesini artırmasını güçleştirdiğini, uygulanan politikanın sanayide ciddi bir yavaşlamaya yol açtığını söyledi. Yüksek faiz ve reel olarak değerlenen Türk lirasının ithalatı cazip hâle getirirken yerli üreticinin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Karabat, “Faizi yüksek tutuyorlar, iç talebi baskılıyorlar, üreticinin finansman maliyetini artırıyorlar. Sonuçta ithalat ihracattan hızlı büyüyor. Para paradan kazanırken sanayici yatırım yapmak, makine almak ve fabrikasını ayakta tutmak için ihtiyaç duyduğu finansmana ulaşamıyor “ dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uygulanan-politika-sanayiyi-yavaslatti-87385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/5/1280x720/ozgur-karabat-1789363030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, uygulanan ekonomi programının enflasyonu düşüremediğini, buna karşılık üretimi ve iç talebi baskıladığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-calismalari-1-ekimde-basliyor-87384</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa değişikliği çalışmaları 1 Ekim’de başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, 1 Ekim’den sonra gündeminin ilk sıralarına anayasa değişikliğini alıyor.</p>
<p>Açıklama AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen’den geldi. Anayasa değişikliği çalışmalarına ilişkin takvimi açıklayan Mustafa Şen, yeni anayasa çalışmaları için 1 Ekim itibarıyla milletvekilleriyle birlikte daha yoğun bir sürece girileceğini belirtti. Şen, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, yeni anayasa için ön hazırlık çalışmalarını yürüttüğünü söyleyerek, “İnşallah 1 Ekim itibarıyla milletvekillerimizle birlikte bu anayasa çalışmalarına daha fazla hız vereceğiz" dedi.</p>
<p>Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin takvim açıklanırken, hükümet ve parti yöneticilerinden de yeni anayasa çağrıları geldi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimizin en önemli unsurlarından biri de vesayetçi zihniyeti kurumsallaştıran ve darbe döneminin 1982 Anayasası'nı bütünüyle geride bırakarak Türkiye’yi sivil bir anayasaya kavuşturmaktır. Milletimizin ortak iradesini esas alan; sivil, demokratik, özgürlükçü ve kuşatıcı yeni bir anayasanın ülkemize kazandırılması, gelecek nesillere karşı tarihi sorumluluğumuzdur” dedi.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman da, Türkiye'nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini belirterek, “Hemen şimdi yeni anayasa diyoruz. Muhalefete hodri meydan, önce gelin anayasadan başlayalım” diye seslendi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-calismalari-1-ekimde-basliyor-87384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa değişikliği çalışmaları 1 Ekim’de başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ve-teknolojik-sicrama-87383</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ve teknolojik sıçrama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâdan elektrikli araçlara, batarya teknolojilerinden yenilenebilir enerjiye kadar uzanan yeni teknolojik dönüşüm, ülkeler arasındaki ekonomik hiyerarşiyi yeniden şekillendiriyor. Bu süreçte belirleyici olan, yeni teknolojileri kullanabilmekten çok, onları geliştiren, üreten ve küresel ölçekte ticarileştiren bir ekonomiye dönüşebilmek. Kritik teknolojiyi ithal eden ülkeler değer zincirinin düşük katma değerli aşamalarında kalırken, yeni teknolojik standartları ve tedarik zincirlerini kuran ülkeler sermayeyi, nitelikli emeği ve küresel pazar payını kendilerine çekiyor.</p>
<p>Türkiye açısından tartışmayı önemli kılan husus: ülkenin teknolojik bakımdan bütünüyle yetersiz olmaması, fakat mevcut kapasitesini ekonominin geneline yayılan bir dönüşüme çevirememesidir. Bu noktada Çin’in teknolojik gelişme aşamalarını hızla atlamaya dayanan sıçraması ile Japonya’nın sonunda kendi teknolojisini geliştirebildiği kademeli yükselişi, Türkiye için iki farklı gelişme modeli olarak dikkat çekiyor. Peki Türkiye de bu gelişmeyi gösterebilir mi?</p>
<p><strong>Çin’in “kurbağa sıçraması”</strong></p>
<p>Çin’deki büyük teknolojik atılımı da ifade etmek için kullanılan kurbağa sıçraması <strong>(leapfrogging) </strong>kavramı, bazı ara aşamaları atlayarak yeni teknolojilerde üretim üstünlüğünün yakalanması fikrine dayanıyor. Elbette bu durum insan sermayesindeki birikimin ve üretim koşullarındaki  dönüşümün bir ürünü. Çin, kredi kartı altyapısının geniş nüfus kesimlerine yayılmasını beklemeden mobil ödemelere geçti. İçten yanmalı motor teknolojisinde yerleşik üreticileri yakalamak yerine elektrikli araçlara, geleneksel enerji teknolojilerinde rekabet etmek yerine ise güneş paneli ve batarya üretimine yöneldi. Büyük iç pazar, uzun vadeli sanayi politikası, kamu finansmanı ve yerli tedarik zincirlerinin birlikte geliştirilmesi bu sıçramayı mümkün kıldı (örn, bkz. Altenburg vd, 2022).<strong>1</strong> <em>Türkiye ise dijital ödeme sistemleri, savunma sanayii ve insansız hava araçları gibi belirli alanlarda benzer bir potansiyel göstermesine rağmen henüz bunu ekonominin geneline yayılan bir teknolojik dönüşüme çeviremedi.</em></p>
<p><strong>Japonya: Kademeli sanayi yükselişi</strong></p>
<p>Japonya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasındaki yükselişi ise “aşama atlama”dan çok, <strong>kademeli sanayi yükselişi</strong> örneği olarak görülüyor. Japonya başlangıçta yabancı teknolojileri lisanslayarak-uyarlayarak tekstilden çeliğe, otomotivden elektroniğe doğru ilerlemiş, zamanla taklitçi üretimden (ve tersine mühendislikten) kalite, süreç ve ürün inovasyonuna geçmiştir. Devletin stratejik yönlendirmesi, şirketler ile bankalar arasındaki uzun vadeli ilişkiler, ihracat disiplini ve nitelikli insan sermayesi bu dönüşümün temelini oluşturmuştur. <em>Türkiye’nin deneyimi ise sanayi üretimini artırmasına rağmen teknolojiyi özümseme, yerli ara malı üretme ve küresel markalar oluşturma bakımından Japonya’nın izlediği süreklilik gösteren yükselme patikasından ayrılmaktadır.</em></p>
<p><strong>Türkiye kendi yolunu bulmalı</strong></p>
<p>Ülkemiz özelinde bakıldığında; savunma sanayii, otomotiv, beyaz eşya, dijital kamu hizmetleri, ödeme sistemleri ve oyun sektörü gibi alanlarda önemli teknolojik birikimlerin olduğu görülüyor. Buna karşılık Türkiye ekonomisi ağırlıklı olarak orta teknolojili sektörlerde yoğunlaşmış durumda. Yeni teknolojilerin şirketler arasındaki yayılımı sınırlı kalıyor. OECD’ye göre 2018-2020 döneminde Türkiye’deki şirketlerin yalnızca üçte biri bir yenilik gerçekleştirdiğini bildirmiştir. Bu oran OECD ortalamasının yaklaşık yarısı kadardır (OECD, 2025).2 Türkiye’nin temel sorunu tek tek başarı örnekleri üretememesi değil, bu başarıları kalıcı bir teknolojik yükselme modeline dönüştürememesidir.</p>
<p><strong>Teknolojik sıçrama: Vitrin işi değil, sabır işi</strong></p>
<p>Teknolojik sıçrama bir vitrin işi değil. Sabır ve süreklilikle inşa edilebilecek bir kapasite yaratma işidir. Türkiye’nin önünde iki yol var: kritik teknolojileri ithal ederek orta teknolojiye sıkışmak ya da mevcut başarı alanlarını kalıcı bir üretim ekosistemine dönüştürmek. Bunun için seçilmiş alanlarda uzun vadeli politika, nitelikli insan sermayesi ve güçlü bir araştırma-üretim ilişkisi gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> 10.1016/j.techfore.2022.121914  </p>
<p>2 OECD. (2025). <em>OECD economic surveys: Türkiye 2025</em>. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/d01c660f-en</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ve-teknolojik-sicrama-87383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ve teknolojik sıçrama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaklar-sirketin-zararini-kapatirsa-vergi-dogar-mi-87382</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortaklar şirketin zararını kapatırsa vergi doğar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi uyarınca alınmış sermaye tamamlama kararına dayanarak ortakların şirkete ödediği tutarlar vergiye tabi kazanca eklenmiyor. Bunun için bilançoda zarar bulunması yetmiyor; sermaye kaybı hesaplanmalı, genel kurul sermayenin tamamlanmasına açıkça karar vermelidir.</strong></p>
<p>Zarar eden bir şirkete ortaklarının para vermesi sık görülen bir durumdur. Ancak şirkete giren bu para her zaman vergiden uzak değildir. Sonucu, paraya verilen isim değil, ödemenin kanuna uygun bir karara dayanması belirler.</p>
<p>İstanbul Defterdarlığı’nın 7 Temmuz 2026 tarihli ve E-62030549-125-894824 sayılı özelgesi de bunu söylüyor. Genel kurul, Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesine göre şirket sermayesinin tamamlanmasına karar vermişse ortakların zararı kapatmak için ödediği para şirketin geliri sayılmıyor. Böyle bir karar yoksa İdare, tutarın vergi hesabına katılması gerektiği görüşünde.</p>
<p><strong>Her zarar için bu yöntem kullanılamaz</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama fonu, zarar görünen her şirkette kullanılabilecek sıradan bir zarar kapatma yolu değildir. Önce zararın şirket sermayesinin ne kadarını tükettiğine bakılır.</p>
<p>Sermayenin ve kanuni yedeklerin yarısı zarar nedeniyle kaybedilmişse şirket yönetimi genel kurulu toplantıya çağırır ve mali durumu düzeltmek için alınabilecek önlemleri anlatır.</p>
<p>Kayıp üçte ikiye ulaşmışsa artık genel kurulun karar alması gerekir. Genel kurul, kalan sermayeyle devam etmeye veya ortakların eksilen sermayeyi tamamlamasına karar verir. Gerekli karar alınmazsa şirketin sona ermesi sonucu doğabilir. Ortakların yaptığı ödemenin vergiye tabi tutulmaması için de bu kararın TTK 376’ya dayanması gerekir.</p>
<p>Şirketin sahip olduğu mallar ve alacaklar, borçlarını karşılamıyorsa daha ağır bir durum vardır. Buna borca batıklık denir. Böyle bir ihtimalde şirket yönetiminin ayrıca ara bilanço hazırlatması ve gerekiyorsa mahkemeye bildirim yapması gerekir. Ortağın verdiği para borca batıklığı gidermeye yetmiyorsa genel kurul kararı tek başına yeterli olmaz.</p>
<p><strong>Önce karar, sonra ödeme</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’na 2022 yılında eklenen hükme göre, TTK 376 uyarınca alınmış bir sermaye tamamlama kararına dayanılarak ortakların şirkete ödediği tutarlar şirketin vergiye tabi kazancına eklenmez.</p>
<p>Bunun için bilançoda zarar bulunması yetmez. Şirketin ne kadar sermaye kaybettiği hesaplanmalı ve genel kurul açıkça sermayenin tamamlanmasına karar vermelidir. Kararda kapatılacak zarar ile her ortağın ödeyeceği tutar yazılmalıdır.</p>
<p>Uygulamada en çok yapılan hata, paranın karar alınmadan önce şirkete gönderilmesidir. Doğru sıra: Önce hesaplama, sonra genel kurul kararı ve en son ödemedir. Para önce gönderilip aylar sonra sermaye tamamlama fonuna çevrilirse vergi riski doğar.</p>
<p><strong>Bu para borç değildir</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama, ortakların şirket zararını geri almamak üzere kapatmasıdır. Ortak verdiği parayı daha sonra geri isteyemez ve bu ödeme karşılığında yeni bir şirket payı kazanmaz. Para, ortağın şirkete verdiği borç veya ileride yapılacak sermaye artırımının ön ödemesi de değildir.</p>
<p>Ödeme, bilançoda şirket borcu olarak değil, öz kaynaklar içinde ayrı bir sermaye tamamlama fonu olarak gösterilir ve yalnızca zararların kapatılmasında kullanılır. Uygulamada bunun için 529 Diğer Sermaye Yedekleri hesabı altında ayrı bir alt hesap açılabilir.</p>
<p>Ortak bu ödeme karşılığında şirkete bir mal satmadığı veya hizmet vermediği için KDV hesaplanmaz. Ancak para borç olarak kaydedilir, faiz işletilir veya geri ödenmesi kararlaştırılırsa artık sermaye tamamlama işleminden söz edilemez.</p>
<p><strong>Bilançodaki zarar ile vergi zararı aynı değildir</strong></p>
<p>Sermaye tamamlama fonuyla bilançodaki geçmiş yıl zararının kapatılması, şirketin vergi beyannamesinde taşıdığı zararları kendiliğinden silmez. Vergi zararları, yılları ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıllık süre aşılmamak şartıyla sonraki kazançlardan düşülebilir.</p>
<p><strong>Neden doğrudan sermaye artırılmıyor?</strong></p>
<p>Ortak şirkete para koyacaksa ilk akla gelen yol nakit sermaye artırımıdır. Bu yöntemde ortak koyduğu para karşılığında şirket payı kazanır. Şirket de gerekli şartları taşıyorsa nakit sermaye artırımına tanınan vergi indiriminden yararlanabilir.</p>
<p>Fakat zararı yüksek bir şirkette doğrudan sermaye artırımı için gereken para çok yüksek çıkabilir. Çünkü sermaye tamamlamada yalnızca şirketin öz kaynağı, yani kendi parası artırılır; kayıtlı sermayesi değişmez. Nakit sermaye artırımında ise şirkete giren para kadar kayıtlı sermaye de büyür.</p>
<p>Kanun, şirketin elinde kalan öz kaynak ile kayıtlı sermayeyi karşılaştırır. Kayıtlı sermaye büyüdükçe şirketin ulaşması gereken öz kaynak tutarı da yükselir. Bu nedenle nakit sermaye artırımı, sermaye tamamlamaya göre daha fazla para gerektirebilir.</p>
<p>Sermaye tamamlama fonu bu yüzden çoğu zaman bir avantaj tercihi değil, zorunluluktan başvurulan bir yoldur. Ortakların mali gücü yeterliyse nakit sermaye artırımı daha kalıcı bir çözüm olabilir. Gereken tutar karşılanamıyorsa kayıtlı sermayeyi büyütmeden şirketin mali yapısını düzeltmek için sermaye tamamlama seçilebilir. Zararı yüksek şirketlerde önce sermayenin azaltılması, ardından ihtiyaç kadar nakit sermaye artırılması da düşünülebilir.</p>
<p>Kısacası, ortağın şirkete para göndermesi ile sermaye tamamlama aynı şey değildir. Ödeme yapılmadan önce şirketin durumu hesaplanmalı, genel kurul kararı alınmalı ve para doğru hesapta gösterilmelidir. Aksi hâlde şirketi kurtarmak için verilen para ayrıca vergi tartışmasına yol açabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaklar-sirketin-zararini-kapatirsa-vergi-dogar-mi-87382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortaklar şirketin zararını kapatırsa vergi doğar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esyanin-teslimi-kimin-sorumlulugunda-87381</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşyanın teslimi kimin sorumluluğunda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Mevzuatı olmayan bir belgenin, eşyanın sahibi tarafından teslim alınması için şart koşulması ve bu belge için nakliyatçının temsilcisi olan acentenin, nakliyatçı yerine eşya sahibinden belge karşılığı para tahsil etmesi yıllardır sorun olarak masadadır.</em></strong></p>
<p>Danıştay, Gümrük Yönetmeliği’nin 94. maddesi ile 130 maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikleri iptal etti. Bu iptal ne anlama geliyor? İptalin arkasında saklanan koskoca bir ordino kavgası var. Ordino nedir? Önce oradan başlayalım.</p>
<p><strong>Ordino nedir?</strong></p>
<p>Ordino, mülga 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun 50’inci maddesine göre 24 / 06 / 1981 tarihli, 25.05.1981 tarih ve 8/3005 sayılı “Demir, Deniz Hava Yolları İşletmelerinin Gümrük Yükümlülüklerine ve Denetlenmelerine İlişkin Tüzük” gereğince Gümrük ve Tekel, Ulaştırma Bakanlıkları tarafından uygulanan, liman içinde konteynerlerin hareketini ve işlemlerini takip etmek için oluşturulan belge idi.</p>
<p>1615 sayılı Gümrük Kanunu 19.11.1999 tarih ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile yürürlükten kaldırıldığı için tüzüğün yetki hükmü ortadan kalktı. Bunun üzerine, 17 / 5 / 2007 tarih ve 2007/12215 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla idari işlemlerde eşitlik ilkesi uyarınca Tüzük de yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p><strong>Ordino düzenlemesi konusunda neden ısrar edilir?</strong></p>
<p>Ancak acenteler, ithalatçının eşyasını gümrükten alabilmeleri için ordino ibrazının zorunlu olduğunu öne sürerek, adı değişse de bu belgenin devamlılığını sürdürdüler. Gümrük idaresi, sürekli olarak gümrük işlemlerinin hiçbir aşamasında ordino ibrazının aranmadığını, eşyanın teslimi için konşimentonun yeterli olduğunu yazılı olarak bildirmesine rağmen taşıyıcı acenteleri, konşimentonun gümrük yetkililerine veya geçici depolama yerleri ile antrepo işletmelerine ibraz edilmeden yükün teslim alınmasının mümkün olmadığını savundu. Gerekçe olarak da konşimentonun alıcı ile taşıyan firmalar arasındaki özel hukuk alanına giren ticari bir işlem olması, gümrük idaresinin ve geçici depolama yeri işletmelerinin bu sürece taraf olamayacağı öne sürüldü.</p>
<p>Bir ara, Bakanlar Kurulu Kararı’yla iptal edilen “ordino” uygulaması, Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü’nün 2011 yılında yayınladığı yazıyla; “yük teslim ve talimat formu” adı altında yeniden ihdas edildi. Belge için fahiş fiyat tahsil edilmesi üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından bedele sınırlandırma getirildi.</p>
<p>Sonuç olarak mevzuatı olmayan bir belgenin, eşyanın sahibi tarafından teslim alınması için şart koşulması ve bu belge için nakliyatçının temsilcisi olan acentenin, nakliyatçı yerine eşya sahibinden belge karşılığı para tahsil etmesi yıllardır sorun olarak masadadır.</p>
<p><strong>Gümrük Yönetmeliği değişikliği</strong></p>
<p>Eşyanın geçici depolama yeri ve antrepo işletmelerince teslim edilmesi, eşyanın tesliminin ise gümrük mevzuatında yer alması nedeniyle, bu işletmelerin ordino aramadan eşyayı teslim etmesi için gümrük idaresine yoğun başvurular yapıldı. Gümrük mevzuatında ordinoya yer olmadığını defalarca belirten Gümrükler Genel Müdürlüğü, vergileri ödenip eşya teslim edilebilir hale geldikten sonraki aşamanın gümrük işlemleriyle ilgisi olmadığını öne sürdü. Anlaşmazlığın sürmesi üzerine, bu görüşü doğrultusunda Gümrük Yönetmeliği’nin 94 ve 130. maddelerinde değişikliğe gidildi. Danıştay kararıyla iptal edilen düzenlemeler bu değişiklikler.  </p>
<p>Danıştay 10. Daire’nin 30.04.2026 tarihli E:2022/3835 K:2026/2658, E:2022/4573 K:2026/2659, E:2022/4230 K:2026/2657, E:2022/4910 K:2026/2660 sayılı kararlarıyla; eşyanın tesliminin gümrük işleminin bir parçası ve düzenleme yetkisinin Ticaret Bakanlığı’nda olduğu karara bağlandı.</p>
<p><strong>Danıştay Kararı gerekçeleri</strong></p>
<p>Danıştay Kararı’nın gerekçesini kısaca şu başlıklarda özetlemek mümkün:</p>
<p>- Normlar hiyerarşisi ilkesi gereğince Yönetmelikte kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği,</p>
<p>- Yapılan değişiklik öncesinde konşimentonun ibrazı halinde eşyanın gümrük idaresince teslimi öngörüldüğü, yapılan değişiklik sonrasında ise eşyanın tesliminin eşya sahibi, taşıyıcı, işletici kuruluş veya bunların temsilcileri arasındaki sözleşme hükümlerine bırakıldığının anlaşıldığı,</p>
<p>- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda, eşyanın ilgili rejime tabi tutulma şartlarının yerine getirilmesi, gümrük vergilerinin ödenmesi üzerine tesliminin yapılacağının öngörüldüğü,</p>
<p>- Dolayısıyla, eşyanın gümrük idarelerince teslimi dışında ne şekilde ya da başkaca kişiler tarafından teslim edileceğine ilişkin kanunda istisnai bir hükme de yer verilmediğinden, Yönetmeliğin dava konusu maddeleriyle eşyanın tesliminin sözleşme hükümlerine bırakılmasının yasal düzenlemeyi aşar nitelikte bulunduğu,</p>
<p>- Geçici depolanan eşyanın, "gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma" ya da "tasfiyeye" tabi tutulması suretiyle Kanun hükümleriyle tayin edilen sürelerde geçici depolama yerinden çıkarılmasının zorunlu olduğu, bu sürecin takibini yapma görevinin gümrük idaresinde ait olduğu,</p>
<p>- Geçici depolanan eşyanın gümrük idaresince tesliminin, Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak bakımından şart olduğu,</p>
<p>- Esasen kanun koyucunun eşyanın teslimi görevini gümrük idaresine tevdi ederek, bu görevin salt eşya sahibi, taşıyıcı ve işletici kuruluş arasındaki hukuki ilişkiden ibaret kabul etmediğinin anlaşıldığı,</p>
<p>- Eşyanın gümrük idaresince tesliminin; eşya sahibi, taşıyıcı, işletici kuruluş arasındaki özel hukuk ilişkisine müdahale olarak değerlendirilemeyeceği,</p>
<p>- Geçici depolama yeri işleticisi ile gümrük antrepo işleticisinin hukuki durum ve sorumluluklarının da farklı olduğu ve işleticiler ile eşya sahibi arasındaki hukuki ilişkiden ayırt edilmesi gerektiği.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Sonuç olarak, Danıştay Kararı ile antrepoda ve geçici depolama yerinde bulunan eşyanın tesliminin gümrük işlemlerinin bir parçası olduğu, Gümrük Kanunu gereğince buna ilişkin düzenlemelerin Ticaret Bakanlığı’nca yapılması gerektiği, bu konuda sözleşme hükümlerine ilişkin özel hukuk hükümlerinin uygulanamayacağı karara bağlanmıştır.</p>
<p>Ancak bu karar sonucunda uygulamanın değişeceğini öngörmek de doğru bir öngörü değildir. Düzenleme ne olursa olsun, geleneksel uygulamanın devam edeceği kaçınılmaz bir gerçektir. Eşyasını teslim almak için ithalatçılar, mevzuatta yer olmayan bir belge ordinoyu nakliyatçıyı temsil eden acentelerden satın almak zorunda bırakılmaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esyanin-teslimi-kimin-sorumlulugunda-87381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eşyanın teslimi kimin sorumluluğunda? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-87423</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel’de İK yönetimine Engin Dirik getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanovel'in organizasyonel yapısını güçlendirmeye yönelik yönetim kadrosundaki yapılanmasını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirketin İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevine, insan kaynakları yönetiminde 25 yılı aşkın deneyime sahip Engin Dirik getirildi. Dirik, Eylül 2026 itibarıyla yeni görevine başladı.</p>
<p>Açıklamada, kariyeri boyunca başta ilaç sektörü olmak üzere farklı sektörlerde faaliyet gösteren ulusal ve çok uluslu şirketlerde yöneticilik görevleri üstlenen Dirik'in, stratejik insan kaynakları yönetimi, organizasyonel gelişim, yetenek ve liderlik yönetimi, performans yönetimi, ücretlendirme ve yan haklar, değişim yönetimi, işveren markası ve İK analitiği alanlarında çalışmalar yürüttüğü belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-87423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/sanovelde-ik-yonetimine-engin-dirik-getirildi-1789377409.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanovel’de İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevine Engin Dirik getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-87419</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel: 2026 tüketicisi şirketlerin ezberini değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, McKinsey &amp; Company’nin Haziran 2026 tarihli ‘State of the Consumer 2026’ araştırmasını iş dünyası açısından değerlendirildi.</p>
<p>Beş ülkede 4 bin 863 tüketiciyle gerçekleştirilen araştırma, teknoloji odaklı alışveriş, sağlık, deneyim ekonomisi ve tutumlu tüketici davranışını önümüzdeki döneme yön verecek dört temel eğilim olarak ortaya koyuyor. İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel ölçekte yaşanan bu değişimin İzmir’de faaliyet gösteren şirketler açısından da yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. İş dünyasının yalnızca bugünkü talebe değil, tüketicinin değişen karar mekanizmalarına hazırlanması gerektiğini ifade eden Yüksel, “Tüketici artık daha dijital, daha seçici ve ödediği paranın karşılığını çok daha fazla sorguluyor. İşletmelerimizin üretimden pazarlamaya, satıştan müşteri deneyimine kadar bütün süreçlerini bu yeni tüketici profiline göre gözden geçirmesi gerekiyor. Küresel trendleri takip etmek artık büyük şirketlerin işi değil, ölçeği ne olursa olsun rekabet etmek isteyen her işletmenin gündeminde olmak zorunda” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaya göre tüketicilerin yaklaşık yüzde 22’si alışveriş süreçlerinde üretken yapay zekâdan yararlanırken, bu oran Z kuşağında yüzde 28’e çıkıyor. Aynı zamanda sosyal medya, özellikle genç tüketiciler açısından marka keşfinin en önemli kanallarından biri haline geliyor.</p>
<p>Bu değişimin şirketlerin dijital görünürlük anlayışını yeniden ele almasını gerektirdiğine dikkat çeken İZSİAD Başkanı Yüksel, tüketicinin ürünü arama ve karşılaştırma biçiminin değiştiğini söyledi. Yapay zekânın ticari hayat üzerindeki etkisinin sadece şirket içi verimlilik uygulamalarıyla sınırlandırılmaması gerektiğini belirten Yüksel, “Bugüne kadar işletmeler Google’da görünür olmaya, sosyal medyada doğru hedef kitleye ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi buna yapay zekâ sistemleri tarafından bulunabilir ve doğru anlaşılabilir olmayı da eklememiz gerekiyor. Yapay zekâ artık yalnızca şirketlerimizin kullandığı bir teknoloji değil, müşterinin satın alma kararını da etkileyen yeni bir kanal haline geliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-87419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/izsiad-baskani-alaattin-yuksel-2026-tuketicisi-sirketlerin-ezberini-degistiriyor-1789374048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel tüketicinin satın alma kararlarında hızlı bir dönüşüm yaşandığını belirterek, “Artık sadece iyi ürünü doğru fiyatla sunmak yeterli değil. Tüketicinin sizi nerede keşfettiği, markanızla nasıl bir deneyim yaşadığı ve ödediği bedelin karşılığında ne kadar değer elde ettiği de rekabetin temel unsurları arasına girdi” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-icin-paris-anlasmasina-gerek-yok-87399</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Plastik için Paris Anlaşması’na gerek yok&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya plastik atığını yönetmeye mi devam edecek, yoksa üretimi kaynağında sınırlayacak ortak kurallar koyabilecek mi? </strong></p>
<p>Dünyada her yıl yaklaşık 370 milyon ton plastik üretiliyor. 2050’ye kadar plastik talebinin üç katına çıkar ak yılda 1 milyar tonu aşması bekleniyor.</p>
<p>Üstelik bugün üretilen plastiklerin yüzde 90’dan fazlası fosil kaynaklardan elde ediliyor. Plastik atıkların ise yalnızca yüzde 9’u geri dönüştürülüyor.</p>
<p>Dünyanın plastikle ciddi bir sorunu var. Rakamlar ortada. Sorun denizlerde gördüğümüz plastik şişelerden, poşetlerden ya da mikroplastiklerden de ibaret değil.</p>
<p>Plastik, üretildiği andan atık haline gelene kadar fosil yakıtlar, iklim değişikliği, insan sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve küresel ticaretle iç içe geçmiş devasa bir ekonomik sistem.</p>
<p>Küresel Plastik Anlaşması bu sistemin nasıl değişeceğini belirleme iddiasıyla yola çıktı. 2022’de başlayan müzakerelerin amacı, plastik kirliliğini ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca ele alan, hukuken bağlayıcı küresel bir çerçeve oluşturmak olarak belirlendi. Ancak süreç ilerledikçe tartışma, bir anlaşmaya varılıp varılmayacağını ötesinde, bu anlaşmanın ne kadar güçlü ve bağlayıcı olacağına odaklanıyor.</p>
<p>Climate Home News’ta yayımlanan Amy Youngman imzalı “The world doesn’t need a Paris Agreement for plastics” başlıklı yazı, bu soruya açıklık getiriyor: “Plastik krizinin Paris Anlaşması benzeri bir modele ihtiyacı yok.” Paris Anlaşması, küresel iklim diplomasisinin en önemli kilometre taşlarından biri. Neredeyse bütün ülkeleri aynı masa etrafında topladı ve küresel sıcaklık artışını sınırlamak için ortak bir çerçeve oluşturdu. Fakat</p>
<p>Paris modelinin önemli bir özelliği var: Ülkeler ne kadar emisyon azaltacaklarına büyük ölçüde kendileri karar veriyor. Ulusal katkı beyanlarını hazırlıyor, belirli aralıklarla güncelliyor ve zaman içinde hedefl erini güçlendirmeleri bekleniyor. Plastikte tartışılan soru burada başlıyor.</p>
<p><strong>“Musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil”</strong></p>
<p>Plastik krizini sadece atık yönetimi, geri dönüşüm ya da ülkelerin kendi belirleyeceği gönüllü hedeflerle çözmeye çalışırsak, sorunun kaynağına dokunmadan sonuçlarını yönetmeye çalışmış oluruz. Çünkü plastik ekonomisinin en zor sorusu, ne kadar plastiği geri dönüştürdüğümüzden çok, ne kadar plastik ürettiğimizle ilgili. Bugüne kadar plastik konusunda politikaların önemli bölümü tüketici davranışına ve atık yönetimine odaklandı. Poşet kullanımını azaltmak, tek kullanımlık ürünleri sınırlamak, geri dönüşüm oranlarını artırmak kuşkusuz gerekli. Ama musluk açık kalmaya devam ediyorsa yalnızca yeri silmek yeterli değil. Youngman’ın yazısındaki temel itiraz da burada yoğunlaşıyor. Plastik üretiminin sınırlandırılması, sorunlu ve gereksiz plastik ürünlerin ortadan kaldırılması ve belirli kimyasalların kontrolü gibi kritik başlıkların gelecekteki toplantılara bırakılması, anlaşmanın daha baştan zayıf doğması anlamına gelebilir.</p>
<p><strong>Gönüllülük mü, ortak kural mı?</strong></p>
<p>Aslında plastik müzakereleri bize iklim diplomasisinden çok tanıdık bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor. Bir tarafta mümkün olduğunca fazla ülkeyi sistemin içinde tutabilmek için esnek bir yapı isteyenler var. Diğer tarafta ise ortak ve bağlayıcı kurallar olmadan gerçek dönüşümün gerçekleşmeyeceğini savunanlar.</p>
<p>Plastik konusu sadece çevreyi ilgilendiren bir konu değil. Plastik üretimi petro-kimya sektöründen ambalaja, gıdadan tekstile, otomotivden perakendeye kadar küresel ekonominin çok geniş bir bölümüne dokunuyor. Dolayısıyla üretime ilişkin küresel kurallar aynı zamanda yatırımları, şirketlerin maliyetlerini, ürün tasarımını ve rekabet koşullarını değiştirecek.</p>
<p>Bu nedenle ortak kurallar önemli. Bazı ülkeler ve şirketler daha sıkı standartlara geçerken diğerleri aynı üretim modelini sürdürürse, dönüşümün maliyetini üstlenenler açısından yeni bir rekabet eşitsizliği ortaya çıkabilir. Bağlayıcı küresel standartlar ise oyunun kurallarını herkes için değiştirebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Plastik krizinin COP’u olmamalı</strong></span></p>
<p>Dünyanın yeni hedefler açıklayan, ardından bu hedeflerin neden gerçekleşmediğini tartışmak için her yıl yeniden toplandığı bir başka sürece ihtiyacı yok.</p>
<p>Üretimden ürün tasarımına, kullanılan kimyasallardan yeniden kullanıma ve atık yönetimine kadar plastiğin bütün yaşam döngüsünü kapsayan kurallar oluşturulmadığı sürece, çok iddialı görünen bir anlaşma bile sahada sınırlı sonuç yaratabilir.</p>
<p>İklim krizinde yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz: Hedef koymak yetmiyor, uygulamak gerekiyor.</p>
<p>Plastik krizinde ise soruyu şöyle sormak gerekiyor: Uygulamak için önce oyunun kurallarını değiştirmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-icin-paris-anlasmasina-gerek-yok-87399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/plastik-kirlilik-sahil-cop-1789366134.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Plastik için Paris Anlaşması’na gerek yok&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herkesin üzerinde fikir beyan ettiği 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın nelere işaret ettiğini bilmeyi görev addederek metnin PDF’ini indirdim. Daha ilk paragrafta yapay zekâ ifadesiyle karşılaşınca, “iyi ki bakmışım” dedim. Bu tür metinleri yazmanın profesyonel bir iş olduğunu öğrendiğim gençlik yıllarımdan beri bunlara çok da fazla ilgi göstermem. Bana hep Şener Şen’in İlyas Salman’a “Yaptım ama niye yaptım?” diye başlayan anlatımlarını çağrıştırır. Ancak madem ki benim de odağımda olan yapay zekâ söz konusu, bu konuyu araştırmalıyım, dedim. Zaten GITEX Ai Türkiye’den yeni çıkmışım. Tam zamanı…</p>
<p>Dediğim gibi metnin başındaki Dünya Ekonomisi alt başlığı altında daha ilk paragraftan yapay zekâ ile karşılaşınca başka nerelerde geçiyor diye arama yapayım dedim. Pdf’in arama kutucuğuna “yapay” yazdım; “sonuç bulunamadı” yanıtını aldım. Yazmaya devam edip “yapay z” yazdığımda “tam eşleşme” deyip altındaki satırda “yapay zekâ” ifadesini karşıma çıkardı ve metinde 32 tane bulunduğunu ifade etti. Buna akıllı arama diyebilirler ama yapay zekânın içinde yer alan yapay kelimesini bulamayacak kadar zekâ yoksunu bir algoritmayı kim yapmışsa onu öpüyorum. Ya da belki internette böyle formatlanıp sonra pdf yapılmıştır. O zaman kimseyi öpmeme gerek yok.</p>
<p>Her ne ise bu saçmalıkla karşılaştıktan sonra işi yapay zekâ dostum Gemini’ye ihale etmeye karar verdim.</p>
<p>Ancak bunun öncesinde insan (yani ben) zekâsının dikkatini çeken bir ifadeyi size aktarmak istiyorum: “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>Bu ifade ilgi çekici çünkü İran ile bu kadar uzun sınırı olan Türkiye’nin sürekli Hürmüz Boğazı’ndaki duruma vurgu yapması bana komik geliyor. Bizim başka bir boğazda ya da gırtlakta sıkıştığımız aşikâr. Bunu bilmek, yapay zekâ eylem planımızda ve Orta Vadeli Program’da neler yaşayacağımızı öngörmek açısından önemli. Hürmüz Boğazı tıkandığında bizimki gibi alternatif rotaların avantajlı hale gelmesi gerekirken bunun tersinin gerçekleşmesi, sınır komşumuzla aramızda geçit değil, duvar olduğunu gösteriyor. Ben bu tür konuları anlamakta zorlanıyorum ama anlamak gerektiği konusunda da sonsuz bir inancım var:</p>
<p>İkinci bir konu 2026-2028 Orta Vadeli Programı (OVP) olarak andığım metnin karşıma çıkan 2027-2029 Orta Vadeli Programı (OVP) ile iç içe geçmesi oldu. Cehaletimi mazur görmesini istediğim Gemini, sağ olsun, bana bu durumu şöyle açıkladı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlar (OVP), sabit ve değişmez metinler olmayıp, küresel ve ulusal ekonomik koşullardaki değişimlere uyum sağlamak amacıyla her yıl, üç yıllık bir kayan perspektifle güncellenerek yeniden yayımlanan temel politika belgeleridir. 2026-2028 dönemi OVP yürürlükteyken 2027-2029 dönemi için yeni bir programın hazırlanmasının temel gerekçeleri şunlardır:</p>
<p><strong>- Kayan Yıl Mantığı (Üç Yıllık Perspektifin Yenilenmesi):</strong> OVP her yıl Eylül ayında güncellenir. Amaç, geçmiş yılı geride bırakarak önümüzdeki üç yıllık dönemi (bu kapsamda 2027, 2028 ve yeni eklenen 2029 yılını) kapsayan güncel bir yol haritası ve bütçe çerçevesi oluşturmaktır.</p>
<p><strong>- Makroekonomik Verilerin ve Tahminlerin Revize Edilmesi:</strong> Bir önceki program döneminde öngörülen büyüme, enflasyon, cari açık ve dış ticaret gibi göstergelerde, küresel ve yerel şartların etkisiyle sapmalar veya güncellemeler meydana gelmiştir. Örneğin, jeopolitik riskler, enerji maliyetlerindeki değişimler ve savaş koşullarının yarattığı arz şokları nedeniyle 2026 yılı enflasyon ve büyüme beklentileri yeniden ele alınmış; bu doğrultuda sonraki yılların hedefleri de (2027-2029) gerçekçi bir zemine oturtulmuştur.</p>
<p><strong>- Bütçe ve Kaynak Tahsisinde Uyumun Sağlanması:</strong> OVP; kalkınma planları, yıllık programlar ve merkezi yönetim bütçesi arasındaki hedef ve kaynak bütünlüğünü sağlar. Yeni bütçe dönemi yaklaşırken kamu harcamalarının, yatırım önceliklerinin (örneğin deprem harcamaları ve teknolojik dönüşüm hamleleri) ve ekonomik tedbirlerin güncel verilere göre yeniden şekillendirilmesi zorunludur.</p>
<p>Üçüncü konu ise, başarıya ulaşmak ile ilgili. Gemini’a programdaki tezlere katılıp katılmadığını sorup kişisel görüşünü buraya eklemek gerektiğini düşündüm. Gemini biraz diplomatik bir değerlendirme yaptı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlarda yer alan tezler ve stratejik hedefler, ülkenin makroekonomik istikrarını, büyüme dinamiklerini ve teknolojik dönüşüm kapasitesini artırmayı hedefleyen resmi politika metinleridir. Bu programlarda öngörülen yapay zekâ ekosisteminin kurulması, yerli üretken yapay zekâ altyapılarının geliştirilmesi ve sanayide otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi vizyonlar, ülkenin küresel rekabet gücünü artırma potansiyeli taşır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu tür ekonomik ve teknolojik tezlerin başarıya ulaşması; küresel risklerin (örneğin arz şokları ve jeopolitik gerilimler) yönetilmesine, öngörülen reformların kararlılıkla uygulanmasına ve kaynakların etkin dağılımına doğrudan bağlıdır. Bu yönüyle programlar, teorik olarak güçlü bir çerçeve sunarken, sahadaki uygulama başarısı ve makroekonomik dengelerdeki istikrar en belirleyici unsur olmaya devam etmektedir.       </p>
<p>Bu şekilde yapay zekâyı işin içine soktuktan sonra Orta Vadeli Program’ın yapay zekâ içeriğine bakmanın zamanı geldi.</p>
<p><strong>2026: Türkiye’nin yapay zekâyı keşfi</strong></p>
<p>Gemini’ı bir teknoloji ve iktisat uzmanı olarak tanımlayıp, kendisinden bu unvana göre alt seviyede bir işi yapmasını istedim.  Kırılmadan hızla komutumu yerine getirdi:</p>
<p>Metinde geçen "yapay zekâ" (veya varyantları) ifadelerini ve bu kelimelerin geçtiği cümleleri orijinal metin sırasına göre aşağıda listeledim:</p>
<p><strong>a) Giriş ve genel değerlendirme bölümleri:</strong></p>
<p>- “Geleneksel gümrük vergilerinin yanında stratejik sektörleri korumayı amaçlayan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlüğü hedef alan yeni nesil korumacılık eğilimlerinin yaygınlaşması, yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreci, küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri hâline gelmiştir.”</p>
<p>- “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, tarife artışlarına ilişkin karar alma sürecinde ortaya çıkan belirsizlikler dolayısıyla öne çekilen ithalat talebi ile yapay zekâ bağlantılı yatırımlar, ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırmış ve küresel büyümenin tahminlerin üzerinde gerçekleşmesinde belirleyici olmuştur.”</p>
<p><strong>b) Sürdürülebilir büyüme ve teknoloji politikaları bölümleri:</strong></p>
<p>- “Yapay zekâ, ileri malzemeler, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, işletmelerin enerji, hammadde, işgücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyerek optimize eden yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması yoluyla sanayide kaynakların daha etkin kullanılması sağlanacaktır.”</p>
<p>- “Yapay zekâ, siber güvenlik, otonom sistemler/araçlar, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yeni nesil malzeme teknolojileri, uzay ve uydu teknolojileri, nanoteknoloji, biyoteknoloji, sensör teknolojileri, çip, batarya, nükleer, yenilenebilir enerji, blokzincir ve robotik başta olmak üzere derin teknoloji ve ileri teknoloji alanlarında Ar-Ge faaliyetleri desteklenecek ve bu alanlarda çalışan araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör şirketleri arasındaki stratejik işbirlikleri desteklenmeye devam edilecektir.”</p>
<p>- “Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi ile kamu-sanayi-üniversite işbirlikleri güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modellerinin geliştirilmesi, bu modeller üzerine kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosistemi oluşturulacaktır.”</p>
<p>- “Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında, düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesiyle desteklenen yerli yapay zekâ üretim kapasitesi güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci, öğretmen gruplarının farklı bölgelerde özendirilmesi sağlanacaktır.”</p>
<p><strong>Yapay zekâya tematik bakış önem taşıyor</strong></p>
<p>Bunun arkasından yapay zekânın tematik konumlandırmasını yapmasını istediğim yapay zekâ, programın pdf versiyonunun dışındaki kaynakları da tarayarak şu sonucu aktardı:</p>
<p>2027-2029 Orta Vadeli Programı'nda (OVP) "yapay zekâ" kavramı; küresel makroekonomik dinamiklerden sanayi politikalarına, dijital dönüşüm altyapılarından iş gücü piyasasına, vergi denetiminden sağlık teknolojilerine kadar stratejik bir odak noktası olarak konumlandırılmaktadır. Program metni genelinde yapay zekâ odaklı politika, yatırım ve düzenleme alanları temel başlıklar altında şu şekilde yapılandırılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Küresel Ekonomik Eğilimler ve Makrofinansal Risk Analizleri</strong></li>
</ol>
<p>- Küresel Teknolojik Dönüşüm: Küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri arasında yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreçleri gösterilmektedir.</p>
<p>- Ticaret ve Yatırım Dinamikleri: İthalat talebi ile birlikte yapay zekâ bağlantılı yatırımların küresel ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırdığı belirtilmektedir.</p>
<p>- Büyüme Sürücüleri: Küresel görünümün şekillenmesinde arz şoklarının yanı sıra yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamiklerine dikkat çekilmektedir.</p>
<p>- Makrofinansal Riskler: Yapay zekâ ve ileri teknoloji yatırımlarına ilişkin beklentilerde veya şirket değerlemelerinde yaşanabilecek ani düzeltmelerin makrofinansal istikrarı zayıflatabilecek risk unsurları arasında yer aldığı vurgulanmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yüksek Teknoloji, Ar-Ge ve Üretim Ekosistemi</strong></li>
</ol>
<p><strong>- </strong>Bütünleşik Teknoloji Ekosistemi: Yapay zekâ, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, ileri malzemeler, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri stratejik alanlar olarak belirlenmiş; bu alanlarda Ar-Ge'den ölçekli üretime uzanan bütünleşik bir ekosistem kurulması hedeflenmiştir.</p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ: Ülke içi teknolojik yetkinliği artırmak amacıyla yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosisteminin oluşturulacağı ifade edilmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Dijital Dönüşüm, Süper Bilgisayar Altyapıları ve Kamu Hizmetleri </strong></li>
</ol>
<p>- Mevzuat Altyapısı: Yapay zekâ alanında Avrupa Birliği (AB) müktesebatı ile uyum gözetilerek ulusal mevzuat altyapısının geliştirilmesi sağlanacaktır.</p>
<p>- Süper Bilgisayar ve TRUBA Kapasitesi: Yapay zekâ uygulamalarının yoğun veri ve işlem gücü ihtiyaçlarını karşılamak üzere süper bilgisayar altyapıları geliştirilecek ve Türk Ulusal Bilim e-Altyapısı (TRUBA) süper bilgisayarının kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Destekli Kamusal Hizmetler: Kamuda dijital dönüşümü hızlandırmak ve yeni nesil teknolojilerden etkin faydalanmak amacıyla yapay zekâ destekli hizmet modelleri tasarlanacaktır.</p>
<p>- Uygunluk ve Belgelendirme Süreçleri: Test, muayene, gözetim, belgelendirme, standardizasyon ve uygunluk değerlendirme süreçlerinde dijital dönüşüm hızlandırılarak yapay zekâ destekli, veri odaklı entegre hizmet modelleri geliştirilecektir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İş Gücü Piyasası, İstihdam ve Beşerî Sermaye </strong></li>
</ol>
<p>- Beceri Uyumsuzluklarının Giderilmesi: Yapay zekâ ve otomasyonun iş gücü piyasasına etkilerini yönetmek, dönüşen iş süreçlerine uyum sağlamak ve yapay zekâ ile stratejik alanlardaki beceri uyumsuzluklarını gidermek programın öncelikleri arasında yer almaktadır. - Nitelikli İnsan Kaynağı ve Lisansüstü Eğitim: Savunma sanayisi başta olmak üzere yapay zekâ, siber güvenlik, enerji, madencilik ve uzay teknolojileri gibi nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyulan stratejik alanlarda iş gücü yetiştirmek amacıyla lisansüstü eğitimler ve özel uzmanlık programları desteklenecektir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele ve Vergi Denetimi </strong></li>
</ol>
<p>- Risk Analizi ve Vergi İhbarları: Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkinlik sağlamak amacıyla vergi ihbarları ve risk analizlerinde yapay zekâ ve büyük veri destekli analitik sistemlerin aktif olarak devreye sokulması kararlaştırılmıştır.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sağlık Teknolojileri ve Yerleşme Hamlesi</strong></li>
</ol>
<p>- Sağlıkta Yapay Zekâ Ekosistemi: Sağlık teknolojilerini ekonomik güvenliğin merkezine alan yerleşme hamlesi kapsamında; yerli aşı, ilaç, tıbbi cihaz ve biyoteknolojinin yanı sıra yapay zekâ alanına stratejik destek sağlanacak ve sektörel yapay zekâ ekosistemi tesis edilecektir.</p>
<p><strong>Bir eylem planı hazırladık</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gemini’dan bu olgulara dayanan bir eylem planı hazırlamasını istedim. Yaptı:</p>
<p>Metinde yer alan stratejik hedefler, küresel ekonomik eğilimler ve teknolojik dönüşüm alanları dikkate alınarak hazırlanan kapsamlı eylem planı aşağıda yer almaktadır:</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Stratejik Dönüşüm ve Kalkınma Eylem Planı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">1. Teknoloji, Derin Teknoloji ve Yapay Zekâ Ekosistemi</span></strong></p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ Altyapısı: Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modelleri geliştirilecek; kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yerli üretken yapay zekâ ekosistemi kurulacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030): Düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesi hayata geçirilerek yerli yapay zekâ üretim kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Kritik Teknoloji Alanlarında Ar-Ge: Yapay zekâ yanı sıra siber güvenlik, otonom sistemler, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yarı iletkenler (çip), batarya, robotik ve biyoteknoloji gibi derin teknoloji alanlarında araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör arasındaki iş birlikleri güçlendirilecektir.</p>
<p>- Eğitim ve Yetkinlik Geliştirme: Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci ve öğretmen grupları farklı bölgelerde teşvik edilerek yaygınlaştırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">2. Sanayi, Üretim ve Dijitalleşme</span></strong></p>
<p>- Otonom ve Akıllı Üretim: İşletmelerin enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyip optimize eden yapay zekâ destekli otonom üretim sistemleri yaygınlaştırılacak ve sanayide dijital dönüşüm hızlandırılacaktır.</p>
<p>- Stratejik Sektörlerde Entegrasyon: Yapay zekâ, ileri malzemeler, robotik, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojilerinde Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.</p>
<p>- Kamu-Sanayi-Üniversite İş Birliği: Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">3. Küresel Tedarik Zincirleri ve Arz Güvenliği</span></strong></p>
<p>- Arz Şoklarına Karşı Direnç: Enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde yaşanabilecek aksamalara (jeopolitik riskler ve bölgesel çatışmalar kaynaklı) karşı alternatif güzergâhlar ve stratejik stoklama politikaları geliştirilecektir.</p>
<p>- Yeni Nesil Korumacılık ve Ticaret: Küresel düzeyde artan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük odaklı korumacılık eğilimleri karşısında dış ticaret dinamikleri yakından izlenecek, proaktif dış ticaret politikaları uygulanacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">4. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik</span></strong></p>
<p>- Düşük Karbonlu Omurga: Teknoloji yatırımları ve veri merkezi altyapıları oluşturulurken düşük karbon salınımı hedefleyen sürdürülebilir enerji kaynakları ve yeşil dönüşüm kriterleri esas alınacaktır.</p>
<p>- Kaynak Verimliliği: Sanayi ve tarım başta olmak üzere tüm ekonomik faaliyetlerde kaynakların daha etkin kullanılması için yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri (ikiz dönüşüm) entegre bir şekilde desteklenecektir.</p>
<p><strong>Zurnanın zırt dediği yere geldik</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gazi Mustafa Kemal’in Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) ile başardığı ve ondan sonra gelenlerin kendisinin devamı gibi gösterdikleri çakma projelerle yapamadıklarını karşılaştırıp Türkiye’nin başarısına üst düzeyde bir katkı sunmak istedim. Eski Türkiye’nin entelektüellerinin yarattığı ağır enkazın içinden veriyi süzüp AOÇ ile diğer projelerin başarı karşılaştırmasını yapamadı. Türk kültürel birikiminin çapakları doğrultusunda bütün projelerin birbirinin devamı olduğunu düşünüyor. Bunu benim ayrıca araştırıp yazmam gerekecek ama şimdilik karşılaştırma yapmak isteyenler için Gazi Mustafa Kemal’in 1925’te kurduğu AOÇ’nin performansını burada aktarayım. Birileri de köy enstitülerinin başardıklarını yazarsa karşılaştırma imkanımız olur. Ya da ben bunu yapana kadar bekleriz. Şimdilik elimizdeki sonuçlar şöyle:</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) modeli, sadece tarımsal bir üretim alanı ya da bir rekreasyon sahası değil; millî iktisat politikasının, fen bilimlerinin ve toplumsal dönüşümün uygulamalı bir laboratuvarı ve ideolojik manifestosudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1925 yılında Ankara'nın bataklık, kıraç ve ağaçsız steplerinde bilinçli olarak seçtiği bu verimsiz arazi üzerinde kurguladığı model şu temel analiz sütunları üzerine oturur:</p>
<ol>
<li><strong> AOÇ Modelinin Temel Dinamikleri ve Analizi</strong></li>
</ol>
<p>- İrade ve Bilimin Zaferi (İmkânsızı Başarmak): Çiftliğin kurulduğu coğrafya tarım için son derece elverişsizdi. Buranın seçilmesi bilinçli bir tercihti; amaç, "Türkiye’nin en verimsiz topraklarında bile insan iradesinin, fennin ve tekniğin imkânsızı yenebileceğini" tüm millete uygulamalı olarak kanıtlamaktı.</p>
<p>- Tarım-Sanayi Entegrasyonu: Model, hammaddenin tarlada kalmayıp aynı ekosistem içinde işlenmesini öngörüyordu. Çiftlik bünyesinde kurulan malt fabrikası, bira fabrikası, gazoz/soda fabrikası, süt fabrikası, deri ve tuğla fabrikaları ile tarım ve sanayi tek bir zincirde halka halka birleştirildi.</p>
<p>- Kendi Kendine Yete otros (Otonom Finansman): Çiftlik, dışarıdan sürekli bütçe aktarılan hantal bir kamu kurumu değil; kendi kârını yine kendi yatırımlarına ve kamusal hizmetlere dönüştüren, ekonomik olarak rasyonel ve ayakları üzerinde duran bir işletme mantığıyla yönetildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Bu Model Nasıl Bir "İnsan Modeli" Ortaya Çıkardı?</strong></li>
</ol>
<p>AOÇ, toprağı işlerken aynı zamanda "yeni Türk insanını ve zihniyetini" inşa ediyordu. Bu modelin yetiştirdiği insan profili şu nitelikleri taşıyordu:</p>
<p>- Uygulayarak Öğrenen (Pragmatist ve Bilimsel) Fert: Geleneksel ve ezbere dayalı üretim biçimlerini reddeden; laboratuvar sonuçlarını, ıslah edilmiş tohumları, modern traktörleri ve biçerdöverleri kullanan, fenle hareket eden üretici profili.</p>
<p>- Stajyer ve Uzman Kuşağı (Teknik Kapasite): Çiftlik sadece işçi çalıştırmadı; dönemin ziraat mekteplerinden gelen yüzlerce öğrenciye ve gence (aralarında kadın stajyerler de olmak üzere) modern tarım, zootekni, süt teknolojisi ve işletmecilik öğreten bir okul işlevi gördü. Burada yetişen mühendisler, teknisyenler ve uzmanlar, Cumhuriyet’in tarım ve sanayi devrimini Anadolu’nun dört bir yanına taşıyan öncüler oldu.</p>
<p>- Özgüven Sahibi Üretici: Bataklık bir arazinin ortasında modern bir medeniyet adası yaratıldığını gören köylü ve işçi, çaresizlik psikolojisinden sıyrılarak "emek verirse her şeyi başarabileceği" özgüvenini kazandı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yarattığı Maddi ve Manevi Zenginlik Neydi?</strong></li>
</ol>
<p>- Zirai ve Genetik Zenginlik (Islah ve Verimlilik): Anadolu’nun yerli ırkları ile dışarıdan getirilen nitelikli damızlık hayvanların (Merinos, Karagül koyunları, Simental inekler vb.) melezlenmesiyle verimlilik katbekat artırıldı. Örneğin, köylünün 2-3 litre olan süt verimi bu modelin dağıttığı damızlıklar sayesinde 18-20 litrelere çıkarıldı. Kuraklığa dayanıklı "kunduru" buğdayı gibi özel tohumlar ıslah edilerek tüm ülkeye yayıldı.</p>
<p>- Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Zenginliği: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ilk kez standartlarına uygun pastörize süt, hijyenik yoğurt, sağlıklı et ve türevleriyle AOÇ sayesinde tanıştı. Başkent Ankara’nın sağlıklı gıda, temiz içme suyu ve süt ihtiyacı doğrudan bu çiftlikten karşılandı.</p>
<p>- Çevresel ve Sosyal Zenginlik (Yeşil Vatan): Çorak ve kıraç bir step, milyonlarca ağacın dikildiği, göletlerin ve parkların (Marmara Parkı, Karadeniz Parkı) yer aldığı bir ekolojik cennete dönüştürüldü. Ayrıca halkın spor yapabileceği, plajından faydalanabileceği, lunaparkında eğlenebileceği ve sosyal hayatın merkezinde buluşabileceği kamusal bir cazibe merkezi yaratıldı.</p>
<p>Özetle; Atatürk Orman Çiftliği modeli, maddi anlamda üretkenliği, verimliliği ve yerli sanayileşmeyi; manevi anlamda ise "kuldan vatandaşlığa, kadercilikten akılcılığa" geçişin somut karşılığı olan yepyeni bir insan ve toplum zenginliği ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Benim yapay zekâ için önerdiğim kalkınma modeli budur ve bu, 100 yıldan öncesine giden bir miras olduğunun altını çizmem gerekiyor. Bize hiç öğretilmeyen ve bizim görmemiz istenmeyen bir gerçeğe yapay zekâ sayesinde erişebiliyoruz. Bu bilinçle şunu deme gücümüz oluyor: Ya bizden birinin yaptığı gibi böyle yaparsınız ya da siz bilirsiniz.    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, mağduriyet algısının oluşması sonucunda, 24.12.2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinde temizlik, güvenlik, park-bahçe bakım onarımı vb. personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerin ihale yoluyla piyasadan temini uygulamasına son verilmiş ve 04.12.2017 tarihi itibarıyla söz konusu hizmetlerde çalıştırılmakta olanlar kamu idarelerinin personel kadrolarına (merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde sürekli işçi kadrolarına, mahalli idarelerde ise bu idarelerin sermayesine sahip olduğu şirketlerin işçi pozisyonlarına) geçirilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu KHK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu idarelerince söz konusu hizmetlerin ihale veya doğrudan temin yoluyla işgücü temini şirketlerinden (taşeron firmalardan) temin edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Ne var ki gelinen noktada, söz konusu işçilerin bir gecede ve sınavsız olarak kamu idareleri kadrolarına geçirilmesi çalışma barışına zarar verdiği gibi iş veriminde ciddi anlamda düşüşlere yol açmıştır.</p>
<p>Bu nedenle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yeterli temizlik hizmeti yapılmamasından dolayı bazı hijyen sorunlarının ortaya çıktığı yönünde haberler kamuoyuna yansımış ve temizlik hizmeti hizmetini ifa edenlerin kadroya geçirildikten sonra yeterli verimlilikte çalıştırılamadığı söz konusu bakanlık tarafından da kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda, Bakanlık geçici süreli olarak İŞKUR üzerinden geçici personel istihdamı yoluna gitmiş olup, bu yolun da yeterli olmaması nedeniyle başka yöntemlerle piyasadan personel tedariki yoluna gitmeyi değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu durum sadece, adı geçen Bakanlıkta değil, maalesef birçok kamu idaresinde söz konusu olup, kadroya geçirilen işçilerin yeterli verimlilikte çalışmaması sonucunda aksayan hizmetler başka yöntemlerle (yeni personel alımı, farklı statülerde personel istihdamı vb.) çözülmeye çalışılmaktadır. Kamu personeli sayısının 5.5 milyona, işçi sayısının 1.3 milyona dayanmasının nedenlerinden biri aynı hizmet için mükerrer personeli istihdamıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Taşeron yasağı nasıl deliniyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Kontrollük, danışmanlık, müşavirlik adı altında büro hizmeti alımı</strong></p>
<p>Özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü gibi altyapı hizmetlerini ifa eden kamu idarelerinde büro hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini ifa edecek sayı ve nitelikte memur, sözleşmeli personel vb. kadrolu personel bulunmasına karşın yol yapımı bakımı ve onarımına ilişkin “kontrollük, danışmanlık, müşavirlik hizmeti alımı” adı altında ihalelere çıkılmakta,  fakat söz konusu ihaleler kapsamında istihdam edilen personelin önemli bir kısmı memur veya destek hizmeti personeli tarafından ifa edilmesi gereken büro işleri vb. işlerde çalıştırılmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucunda kamu idaresinin büro hizmetlerini ifa etmekle görevli memurlar atıl vaziyette tutulurken aynı hizmet için hem kadrolu personele hem de Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında istihdam edilen taşeron firma personeline maaş ödenmektedir. Bu durumun yasal olmadığı kadar kamu kaynağı israfı niteliğinde olduğu aşikardır.</p>
<p><strong>1.2. Geçici Süreli Personel İstihdamı </strong></p>
<p>Bir hizmetin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet olarak nitelendirilmesinin şartlarından biri niteliği gereği süreklilik arz eden bir hizmet olmasıdır.</p>
<p>Bir hizmetin süreklilik arz etmesi ise bu hizmete uzun süre yani mutat şekilde ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Nitekim Kamu İhale Kurumu’nca yapılan düzenlemeye göre, “Niteliği gereği süreklilik arz eden iş” kriterinin tespitinde, geçici nitelikte olmama, belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulma kriterlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle, örneğin temizlik hizmeti belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulan hizmet olarak personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmettir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kamu idarelerinde hizmetin geçici nitelikte olması, süreklilik arz etmemesi hususu; hizmetin 6 aydan daha az sürmesi olarak algılanmakta veya bu şekilde ifade edilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla temizlik, çöp toplama vb. personel çalıştırılmasına dayalı olduğu aşikar olan hizmetler 6 aylık (veya 5 ay 29 günlük) periyotlarla tekrar tekrar piyasadan temin edilmektedir.</p>
<p>Bu durumun 696 sayılı KHK’yı devre dışı bırakma sonucunu doğurduğu aşikardır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşeron yasağını delmenin yasal yaptırımı </strong></li>
</ol>
<p>696 sayılı KHK’da söz konusu kararnamenin taşeron yasağı hükümlerine aykırı hareket etmenin yaptırımı net bir şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte kamu idarelerinde KHK ile getirilen taşeron yasağına rağmen personel çalıştırılmasının bir takım yasal yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararına yol açan haller arasında sayılmıştır. 696 sayılı KHK ile taşeron yasağına rağmen taşeron firma personeli için ödeme yapılması mevzuatında öngörülmeyen bir ödeme olarak kamu zararını oluşturmaktadır. </p>
<p>Söz konusu kamu zararı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi ile üst yöneticiye tazmin ettirilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak, kamu zararına sebebiyet ermek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarından birisidir.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong>Taşeron şirketlerde istihdam edilen personelin 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinin kadrolarına geçirilmesi çalışma barışının zedelenmesi, iş veriminin düşmesi, kamu kaynağının israfına sebebiyet verdiği ve bazı kamu hizmetlerinde aksamalara yol açtığı anlaşılmıştır.</p>
<p>Taşeron yasağına aykırı istihdamın ciddi mali ve idari yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, yeterli verimlilikte çalışmayan kamu işçileri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan yaptırımların uygulanması ve bu konuda kamu idarecilerinin gerekli disiplin ve dirayete sahip olması icap etmektedir.</p>
<p>Son olarak, kadrolu işçi yerine taşeron firma elemanı istihdam edilmesinin daha rasyonel olacağı anlaşıldığı takdirde kamuda personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde çalışan personelin kademeli olarak tasfiye edilmesi yoluna gidilmelidir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satış sonrası vitrini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi güçlü biçimde besliyor.</strong></p>
<p>Otomotiv satış sonrası sektörünün nabzı, geçtiğimiz hafta Automechanika Frankfurt’ta attı. Türkiye’den OİB, TAYSAD ve OSS üyesi şirketlerimiz de olmak üzere 80’den fazla ülkeden yaklaşık 4.400 katılımcı, 300 bin metrekarelik tüm salonları dolu fuar alanında otonom sürüşe kadar sektörü nasıl dönüştürdüklerini gösterdiler. Zorlu ekonomik koşullara ve jeopolitik krizlere rağmen katılımcı sayısının yüzde 5 artması, fuarın dayanıklılık ve pazar varlığı açısından taşıdığı önemi ortaya koyarken, küresel belirsizlikler karşısında sektörün yüz yüze buluşmasının değerine de işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77cda28604-1789361370.jpg" alt="" width="700" height="458" /><strong>İnovasyon Ödülleri, dönüşümün </strong><strong>yönünü göstermesi açısından önemli</strong></p>
<p>Frost &amp; Sullivan’ın son tahminlerine göre küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi besliyor. Öte yandan dalgalı stresler ve tedarik zinciri riskleri de artıyor. Dünyanın en büyük B2B organizasyonu olarak gösterilen Automechanika, tam da bu noktada sanayi, atölyeler ve perakendeyi bir araya getirerek çözümleri ortaya koyuyor.</p>
<p>2026’nın İnovasyon Ödülleri, dönüşümün yönünü göstermesi açısından önemliydi. Benim de aralarında bulunduğum 17 kişilik uluslararası jüri, 185 başvuru arasından 47 finalisti değerlendirerek, sürdürülebilir tahrik çözümlerinden akıllı atölye ve servis sistemlerine, ileri parça ve araç teknolojilerinden döngüsel ekonomi ve yeniden üretime kadar geniş bir yelpazede 10 kategoride kazananları seçti. Kazananlar arasında otonom araç muayene robotu, yapay zekâ destekli teşhis asistanı, kullanılmış parçaların geri dönüşü ve değerlendirilmesi için dijital sistem, elektrikli tahrik motorları için yenileme süreci ve satış sonrası için özellikle dayanıklı fren diski gibi fikirler vardı. Jüri ayrıca yüksek voltajlı bataryaların onarımını ve yenilenmesini mümkün kılan mobil tamir atölyelerini de özel “Yeşil Ödül”e layık gördü.</p>
<p>Bir düşünce ancak pratikte fark yarattığında inovasyona dönüşüyor; fuar da bu farkı görünür kılıyor.</p>
<p>2026 programındaki 500’den fazla etkinlik arasında Geleceğin Mobilite Parkı, Automechanika Pit Yolu ve Deneyim Parkı gibi canlı formatlar, yepyeni sahnelerdi. HighTech4Mobility forumu, yazılım tanımlı araçlar ve dijital servisleri merkeze alırken, Avrupa Veri Yasası’nın otomotiv pazarına etkileri de tartışıldı. Enstitülerin hazırladığı “Hareket Halinde Yapay Zekâ: Otomotiv Satış Sonrası Hizmetlerini Yeniden Şekillendirmek” çalışması tanıtılırken, yapay zekânın satış sonrasında nasıl yeni değer yaratabileceği anlatıldı. Alman teknik üniversiteleri ise otomotiv sağlığının geleceğini, sürüş sırasında sağlık verisinin nasıl toplanıp kullanılabileceğini masaya yatırdılar. FIA’nın Ernst &amp; Young ile 10 pazarda 10 bin sürücü üzerinde yaptığı Küresel Tüketici Mobilite Eğilimleri Araştırması da fuarda paylaşıldı.</p>
<p><strong>Eğitim ve yetenek de </strong><strong>ana gündemde</strong></p>
<p>Geleceğin Mobilite Parkı’nda teknik okul takımları, güneş enerjisiyle 3 bin km yol kat eden bir konsept, dünyanın en uzun menzilli elektrikli otomobili ve otonom yarış araçlarıyla yakın geleceği sergilediler. Tam elektrikli bir kart motoru ve yenilikçi tahrik teknolojileri de ziyaretçilerin ilgi odağındaydı.</p>
<p>Ana gündemlerden biri olan eğitim ve yetenek başlığında hasar teşhisinden maliyet tahminine, yüzey hazırlığı ve boyadan ADAS teşhisine, alternatif güç aktarma sistemlerine kadar çok sayıda ücretsiz sertifikalı eğitim düzenlendi. 4 binden fazla öğrencinin katıldığı ödüllü Ambition formatı ise Z ve Alpha kuşakları için teknoloji, oyun ve eğlenceyi kariyer fırsatlarıyla buluşturdu. “Aftermarket Women Network” paneli de çeşitlilik ve hedefli yetenek geliştirme yoluyla sektörün nitelikli iş gücünü nasıl çekeceğini tartıştı.</p>
<p>Yenilikçilik, öncü ruh ve sürdürülebilir dönüşümün ekonomik fırsatlarına odaklanılan, start-up çözümleri sunulan ve APRA Europe iş birliğinde “Remanufacturing” günüyle yeniden üretimin sürdürülebilir mobilitedeki artan rolünü ele alan Automechanika Frankfurt 2026, otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca bugününü değil, yarının iş modellerini de gösteren bir vitrin oldu. Döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen dönüşüm, tüm negatif şartlara rağmen hız kesmiyor. Bir uzmanlık fuarından çok eğlenceli bir eğitim kampüsüne benzeyen Messe Frankfurt’ta kurulan temaslar, yeni formatlar ve ödüllü çözümler, yenilik kapasitesini bir kez daha test etti, yeni ufukları bugünden gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/564-1789361404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satış sonrası vitrini ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrifikasyon, yapay zekâ ve enerji dönüşümü yeni bir sanayi çağının kapısını açarken elektrik-elektronik sektörü küresel rekabetin merkezine yerleşiyor. Yarış artık yalnızca daha fazla üretmek değil; teknolojiyi, yazılımı ve ekosistemi kimin kontrol edeceği üzerine.</strong></p>
<p>Bir önceki yüzyılın sanayileşme hikâyesini petrol, çelik ve otomobil üzerinden okumak mümkündü. İçinde bulunduğumuz yüzyılın hikâyesi ise giderek daha fazla elektrik ve elektronik üzerinden yazılıyor. Yapay zekâ ve veri merkezlerinden elektrikli araçlara, yenilenebilir enerjiden depolamaya, robotikten akıllı şehirlere kadar geleceğin hemen bütün büyüme alanlarının ortak bir paydası var: Daha fazla elektrifikasyon, daha fazla elektronik ve daha fazla bağlantı. Dolayısıyla elektrik-elektronik artık ekonominin sektörlerinden yalnızca biri değil; diğer sektörlerin dönüşüm hızını belirleyen bir altyapı sanayisi.</p>
<p><strong>Trilyon dolarlık yarışta ağırlık Doğu'ya kayıyor</strong></p>
<p>Rakamlar bu dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Küresel yüksek teknoloji ihracatı 2025 yılında yüzde 14'e yakın büyüyerek <strong>4,9 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bu artış, dünya ticaretindeki genel büyümenin yaklaşık üç katı hızında gerçekleşti. Yapay zekâ yatırımlarının tetiklediği veri merkezleri, ileri çipler ve bilgi işlem altyapısı bu büyümenin en önemli sürükleyicileri arasında yer aldı.</p>
<p>Bu devasa ekosistemin güç haritasında ABD teknoloji, yazılım ve tasarım; Güney Kore yarı iletkenler, ekran teknolojileri ve tüketici elektroniği; Tayvan ileri çip üretimi, Japonya elektronik bileşenler, robotik ve yüksek hassasiyetli üretim; Almanya ise endüstriyel elektronik ve otomasyon kabiliyetleriyle öne çıkıyor. 2025 yılında dünyanın en büyük yüksek teknoloji ihracatçıları arasında Çin, ABD, Singapur, Almanya ve Güney Kore ilk beşi oluşturdu.</p>
<p>Ancak ölçek açısından tablonun merkezinde giderek daha belirgin biçimde <strong>Çin</strong> bulunuyor. Çin'in yalnızca elektrikli makineler, elektronik ekipmanlar ve bunların parçalarını kapsayan HS85 grubundaki ihracatı 2025 yılında <strong>1 trilyon dolar sınırını aşarak yaklaşık 1,02 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bir yıl önce yaklaşık 928 milyar dolar olan bu ihracatın tek yılda yaklaşık yüzde 10 büyümesi, küresel elektronik sanayisindeki ağırlık merkezinin hangi yönde hareket ettiğinin de güçlü bir göstergesi.</p>
<p>Akıllı telefonlardan televizyonlara, klimalardan bataryalara, güneş enerjisi ekipmanlarından robotik ürünlere kadar olağanüstü geniş bir üretim ekosistemine sahip olan Çin'in 2025 yılı toplam mal ihracatı da yaklaşık <strong>3,78 trilyon dolara</strong> yükseldi. Ülkenin resmi istatistiklerine göre mekanik ve elektronik ürün ihracatı aynı yıl yüzde 8,9 arttı. Daha önemlisi, Çin'in yükselişinin niteliği değişiyor. Bir dönem Batılı markaların düşük maliyetli üretim merkezi olarak görülen Çin; artık kendi markaları, Ar-Ge kapasitesi, yapay zekâ uygulamaları, batarya teknolojileri, robotik ve akıllı ev sistemleriyle rekabet ediyor. Akıllı telefonlar halen Çin'in en büyük yüksek teknoloji ihracat kalemlerinden biri olurken, ülkenin çip, telekom ve ağ ekipmanları ile tüketici elektroniğindeki ağırlığı da artıyor. Endüstriyel robot ihracatının 2025'in ilk 11 ayında yüzde 44,5 artması, dönüşümün yalnızca tüketici elektroniğiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle küresel rekabetin ekseni yalnızca <strong>Batı'dan Doğu'ya değil, üretimden teknoloji sahipliğine doğru da kayıyor.</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ ekrandan çıkıp fiziksel dünyaya giriyor</strong></p>
<p>Berlin'de 1924'ten bu yana düzenlenen ve bu yıl da endüstri paydaşlarını buluşturan sektörün önemli küresel etkinliklerinden IFA Fuarı’nda sergilenen yenilikler de bu geleceğin ipuçlarını verdi. Fuardaki dikkat çekici gelişme tek tek yeni cihazlardan ziyade teknolojilerin birbirine yaklaşmasıydı. Yapay zekâ artık telefonda ya da bilgisayarda çalışan ayrı bir uygulama olmaktan çıkıyor; buzdolabına, klimaya, televizyona, sağlık cihazına ve ev robotuna yerleşiyor. Daha küçük ve enerji verimli yapay zekâ modelleri cihazların kendisinde çalışmaya başlıyor. Robotik ise fabrikadan eve taşınıyor.</p>
<p>Enerji verimliliği de bir ürün özelliği olmaktan çıkarak sistem tasarımının parçasına dönüşüyor. Güneş enerjisi, depolama, akıllı sayaçlar ve bağlantılı cihazların birleşmesiyle ev, yalnızca enerji tüketen değil; enerjiyi üreten, depolayan ve ne zaman kullanacağına karar veren bir sisteme dönüşüyor. Bunun anlamı büyük: <strong>Geleceğin ürünü tek başına bir cihaz değil, bir ekosistem olacak.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye'nin önündeki soru: Üretmek mi, teknolojiyi üretmek mi?</strong></span></p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Elektrik-elektronik sektörü 2025'te ihracatını yüzde 6,4 artırarak <strong>17,73 milyar dolarla tarihinin en yüksek seviyesine</strong> taşıdı ve otomotiv ile kimyanın ardından Türkiye'nin <strong>üçüncü büyük ihracat sektörü</strong> konumuna yükseldi. Türkiye'nin aynı yıl 273,4 milyar dolara ulaşan toplam mal ihracatı içinde sektörün konumu, elektrik-elektronik sanayisinin ülke ekonomisi açısından taşıdığı stratejik önemi daha da belirgin hale getiriyor. Beyaz eşya, kablo, elektrik üretim-dağıtım ekipmanları ve elektronik ürünlerde Türkiye güçlü bir üretim altyapısına ve özellikle Avrupa pazarına önemli bir erişim avantajına sahip.</p>
<p>Ancak yeni rekabet düzeninde üretim kapasitesi tek başına yeterli olmayacak. Çin'in son yirmi yıldaki dönüşümünün Türkiye açısından belki de en önemli dersi burada. Yarış, milyonlarca cihaz üretebilmekten; o cihazların sensörünü, yazılımını, güç elektroniğini, yapay zekâsını, enerji yönetimini ve markasını geliştirebilmeye doğru ilerliyor. Türkiye'nin önündeki fırsat da tam olarak bu eşikte bulunuyor. Avrupa'nın yakınındaki güçlü bir üretim merkezi olmak önemli bir avantaj. Fakat yeni elektrik çağında kalıcı değer yaratmak için hedefi daha yukarı koymak gerekiyor: <strong>Üretim üssü olmanın yanına teknoloji, tasarım, yazılım ve marka üssü olmayı eklemek.</strong></p>
<p>Çünkü önümüzdeki dönemde ülkelerin sanayideki ağırlığını yalnızca ne kadar ürettikleri değil, <strong>elektriklenen ve akıllanan dünyanın teknolojisinin ne kadarına sahip oldukları belirleyecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/65-1789361219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zirveden çıkan sonuçlar, BRICS’in şimdilik ortak para birimi ya da Batı karşıtı bir ittifak yerine, ulusal para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve Küresel Güney’in uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olması ekseninde ilerleyeceğini gösterdi. Ancak Çin’in gelecek dönem başkanlığı örgütün yönünü yeniden değiştirebilir.</strong></p>
<p>Yeni Delhi’de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi, örgütün geleceğine ilişkin dünyanın en çok nüfuslu iki ülkesi arasındaki "yaklaşım farkını" ortaya koydu. Çin, BRICS’i Batı merkezli finansal ve siyasi düzene karşı daha güçlü bir alternatif haline getirmek isterken, Hindistan bu yapıyı herhangi bir  güç bloğunun uzantısına dönüşmeden, Küresel Güney’in hareket alanını genişleten bir platform olarak korumaya çalıştı.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Çin'in vizyonu; Alternatif bir küresel mimari...</strong></span></p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping'in mesajları Çin açısından BRICS'in yükselen ekonomilerin işbirliği platformundan daha fazlası olmasının amaçlandığını ortaya koydu. Pekin yönetimi, örgütü Batı merkezli uluslararası düzenin sınırlarını aşındırabilecek, Küresel Güney’in ekonomik ve siyasi ağırlığını kurumsal bir güce dönüştürebilecek bir yapı olarak gördüğünün ipuçlarını verdi.<br />Şi, BRICS işbirliğinin “üçüncü altın on yılına” girilmesinden söz ederken, örgütün gelişmekte olan ülkeler açısından etkili bir işbirliği platformuna dönüşmeye doğru yönlenmesi isteğini de vurguladı.<br />Pekin, BRICS'in ekonomik kapasitesini yalnızca ticaret ve yatırım alanında değil, ödeme sistemleri, teknoloji, dijital altyapı ve finansal kurumlar üzerinden de küresel etkiye dönüştürmek isteğinin işaretlerini verdi.</p>
<p>Üstelik Pekin yönetimi bu yönde hazırlıkları da sürdürüyor; Çin’in altın rezervlerini artırması, Hong Kong’da Şanghay Altın Borsası’yla bağlantılı yeni takas altyapıları geliştirmesi ve alternatif ödeme kanallarını desteklemesini, Yuan'ın uluslararası kullanımının yaygınlaştırılmasının ön adımları olarak okumak yanlış olmaz.<br />Yine de tüm bu adımların, uluslararası sistemdeki başat para birimi olan Amerikan Doları'nın yakın zamanda terk edileceği ve bunun yerine Yuan'ın kullanılmaya başlaması anlamına gelmiyor; Çin’in -şimdilik- hedefi daha çok, doların tek seçenek olma niteliğini azaltacak bir finansal ekosistem oluşturmayı çağrıştırıyor. Bu ekosistemde altın, ulusal para birimleri, alternatif ödeme sistemleri ve Çin merkezli finansal kurumları da birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmek mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Hindistan'ın yaklaşımı; Reform, ama kopuş değil...</strong></span></p>
<p>Hindistan’ın BRICS’e bakışı ise daha temkinli ve çok yönlü. Yeni Delhi yönetimi, mevcut uluslararası düzenin Batı merkezli yapısının değiştirilmesini istiyor, ancak bunun Batı’yla ekonomik, teknolojik ve stratejik ilişkiler koparılmadan yapılmasını savunuyor.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin zirvede yaptığı konuşmada BRICS’in “hiç kimseye karşı olmadığı” yönündeki vurgusunu da bu açıdan okunmalı; Hindistan, daha temsili bir küresel yönetişim, Küresel Güney’in karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması ve ekonomik yaptırımların bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı daha fazla güvence istiyor. Ancak aynı zamanda ABD, Avrupa, Japonya ve Avustralya ile ilişkilerini de stratejik denklem içinde tutuyor. <br />Hindistan için BRICS’in değeri, Çin ve Rusya’yla aynı platformda bulunabilmek kadar, bu platformu Çin’in öncülük ettiği bir jeopolitik kutba dönüşmekten uzak tutabilmesinde de yatıyor. Yeni Delhi, ulusal para birimleriyle ticareti ve sınır ötesi ödeme sistemlerinin entegrasyonunu destekliyor; fakat ortak bir BRICS para birimi ya da Amerikan Doları'nın yerine geçecek merkezi bir finansal sistem konusunda Pekin'le aynı hevesi paylaşmıyor.</p>
<p>Üstelik Yeni Delhi'nin bu yaklaşımının altında sadece Hindistan’ın Batı’yla ilişkilerinin yattığını düşünmek de yanlış olur; Hindistan ile Çin arasındaki stratejik rekabet, sınır sorunları, ticaret açığı ve ekonomik bağımlılık endişesi de bu politikanın belirleyicilerinden.<br /><br /><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sonuç; Şimdilik orta yol bulundu</strong></span></p>
<p>Son zirvede Hindistan'ın ev sahipliğini iyi kullandığını ve -şimdilik- BRICS açısından Yeni Delhi'nin vizyonunun BRICS'in hakim yönü olarak kaldığını söylemek yanlış olmaz. Nitekim Hindistan'ın etkisiyle zirve sonunda yayınlanan bildiride;<br />- BRICS’i Batı karşıtı bir ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıldı:<br />- Ortak para birimi konusunda karar alınmadı;<br />- Doların terk edilmesine yönelik iddialı siyasi ifadeler de yer almadı.<br />Bunun yerine ulusal para birimleriyle ticaret, sınır ötesi ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, dijital kamu altyapıları, enerji ve gıda güvenliği ile uluslararası kurumlarda reform başlıkları öne çıktı.<br />Hindistan'ın vizyonunun ağır basmasıyla BRICS, -bugün için- tek bir siyasi ve ekonomik sistem kurmaktan çok, üyelerine mevcut sistem karşısında daha fazla seçenek ve pazarlık gücü kazandırmaya çalışan bir platform görünümü aldı. Ancak önümüzdeki yıl Çin'in BRICS dönem başkanlığını üstlenmesiyle örgütün çok farklı bir yöne evrilmesi olasılığı da hala masada.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İkili ilişkiler; BRICS'in iç dengesi...</strong></span></p>
<p>BRICS’in geleceğini anlamak için örgütün içindeki ikili ilişkiler de dikkatle izlenmeli. Yeni Delhi Zirvesi’nde Hindistan-Rusya ve Hindistan-Çin görüşmeleri, BRICS’in yalnızca kurumsal bir yapı olmadığını, üyeler arasındaki ilişkilerin örgütün yönünü doğrudan etkilediğini de gösterdi.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Rus Lider Vladimir Putin arasındaki görüşme, Hindistan’ın Rusya’yı hâlâ enerji, savunma ve stratejik işbirliği açısından önemli bir ortak olarak gördüğünü teyit etti. Belli ki Moskova’nın Batı yaptırımları altında Çin’e daha fazla bağımlı hale gelmesi, Hindistan’ın Rusya’yla ilişkilerini koruma isteğini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Aksine, Yeni Delhi Moskova ile  ilişkileri enerji ve savunmanın ötesine taşıyarak teknoloji, imalat ve sanayi işbirliği alanlarında geliştirmek istiyor.</p>
<p>Ancak bu ilişki, Hindistan’ın Rusya ve Çin öncülüğündeki bir blokla siyasi hizalanması anlamına da gelmiyor. </p>
<p>Yeni Delhi’nin stratejik özerklik anlayışı, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilme kapasitesine dayanıyor. Hindistan açısından Rusya’yla yakınlık, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerin alternatifi değil. Sadece Yeni Delhi'deki karar vericilerin seçeneklerini çoğaltan unsurlardan biri.</p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Modi'nin Çinli lider Şi ile ikili görüşmesi ise BRICS’in iç dengesi açısından daha kritikti; Şi Jinping’in yaklaşık yedi yıl sonra Hindistan’a yaptığı bu ilk ziyaret, 2020’deki sınır çatışmasının ardından iki ülke arasında ciddi biçimde gerilen ilişkilerde siyasi iletişim kanalının yeniden açıldığını gösterdi. </p>
<p>Nitekim Modi,  sınır bölgelerinde barış ve sükûnetin korunmasının ikili ilişkilerin geneli açısından temel önemde olduğunu yineledi. Şi’nin Hindistan’la ilişkilerin stratejik ve uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiği yönündeki mesajı da, Çin’in de gerilimin ekonomik ve diplomatik maliyetlerini sınırlamak istediğini gösterdi. <br />Bu sonuç iki ülke ilişkilerinde bir "stratejik yeni başlangıçtan" çok, kontrollü istikrar arayışı olarak değerlendirilebilir. </p>
<p>Ancak iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıkları, ticaret dengesizliği, ekonomik rekabet ve bölgesel nüfuz mücadelesinin devam etmekte olduğu da açık. Bu nedenle Modi-Şi görüşmesini BRICS içinde Çin-Hindistan uzlaşmasının sağlandığı anlamında değil, iki ülkenin rekabeti "yönetilebilir" bir çerçevede tutma ihtiyacını kabul etmesi olarak yorumlamak mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>Orta Doğu meselesi de BRICS masasında</strong></span></p>
<p>Zirvede Orta Doğu meselesi de BRICS’in iç dengelerini ve diplomatik kapasitesini gösteren önemli bir başlık olarak öne çıktı.</p>
<p>BRICS liderleri, Yeni Delhi Deklarasyonu’nda Orta Doğu’daki savaşın ve gerilimin tırmanmasından duydukları “derin endişeyi” dile getirdi; taraflara azami itidal çağrısında bulundu. Açıklamada, uluslararası anlaşmazlıkların diyalog, istişare ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği vurgulandı. Tek taraflı tarife ve tarife dışı önlemlerin küresel ticareti bozduğu yönündeki eleştiriler de, yaptırımlar ve ekonomik baskı araçları konusundaki ortak rahatsızlığın bir parçası olarak kayıtlara geçirildi.<br />Şi jinping’in BRICS ülkelerinin Orta Doğu’da barışın sağlanmasına katkıda bulunması gerektiğini söylemesi ise, Çin’in örgüte biçtiği daha siyasi rolü ortaya koydu. Belli ki Pekin, BRICS’in yalnızca ekonomik işbirliği platformu değil, küresel krizlerde Batı dışındaki ülkelerin diplomatik ağırlığını artıran bir mekanizma olmasını istiyor.<br />Ancak deklarasyonun dili, örgütün sınırlarını da gösterdi. İran ile BAE gibi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı olan ülkelerin aynı metne imza atabilmesi için ifadeler genel tutuldu. Bu da BRICS'in ortak ilkeler üzerinde uzlaşabildiğini, ancak üyelerinin çıkarları çatıştığında açık sorumluluk tayin etmekte ve ortak eylem üretmekte zorlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Bu durum, İran ile BAE arasındaki temaslarda da görüldü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile görüşmesi, bölgesel gerilimin ortasında diplomatik kanalların açık tutulmaya çalışıldığını gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/brics-1789361094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ticaret, makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen büyümesini sürdürüyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün Mal Ticareti Barometresi temmuz ayında 102’ye yükselirken, elektronik bileşenler endeksi 104,9 ile yüksek teknoloji talebine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Kamuoyunda, Orta Doğu’daki İran merkezli çatışmaların dünya genelinde dış ticareti zayıflattığına yönelik bir algı var. Oysa durum tam tersi. Küresel ticaret son derece canlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü birkaç gün önce Mal Ticareti Barometresi’nin temmuz sonuçlarını açıkladı. Makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen küresel ticaret büyüme eğilimini güçlü biçimde sürdürüyor.</p>
<p><strong>Barometre dört yılın zirvesinde</strong></p>
<p>Haziran ayında 101,7 olan endeks temmuzda 102’ye yükseldi. 100’ün üzerindeki değerler, ticaret hacminde trendin üzerinde büyüme olduğunu gösteriyor ve bugün itibarıyla endeks son dört yılın zirvesine ulaşmış durumda.</p>
<p>Dolayısıyla, “ABD’nin gümrük vergileri yükseldi”, “korumacılık arttı” ya da “İran Savaşı küresel ticareti daralttı” gibi savlar dile getirmek pek de gerçekçi değil. Evet, bu gelişmelerin ticaret üzerinde baskılayıcı etkileri var ancak bunlara rağmen ticarette bir daralma yok.</p>
<p>Peki ticaretteki bu büyümenin motoru ne? Yapay zekâ ekosistemine yönelik yatırımların tetiklediği yüksek teknoloji ürünleri talebinde ciddi bir artış var. Ticaret barometresi oluşturan altı endeksten biri olan elektronik bileşenler endeksi 104,9 seviyesinde.</p>
<p>İhracat Siparişleri Endeksi 103,5 ile dış ticaretteki canlılığın önümüzdeki aylarda da devam edeceğini gösteriyor<strong>.</strong></p>
<p>Uluslararası hava kargo endeksi 102,8 ile teknoloji odaklı sevkiyatlarla yükselirken, küresel konteyner elleçleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 64’ünü temsil eden 90 liman üzerinden yapılan ölçümle oluşturulan Konteyner Taşımacılığı Endeksi 99,6 ile trendin hafif altında kalan tek endeks durumunda.</p>
<p><strong>Ticaretin kompozisyonu yüksek </strong><strong>teknolojili ürünlere doğru kayıyor</strong></p>
<p>Son olarak, tarımsal hammaddeler endeksi 102,6, otomotiv ürünleri endeksi 101,5 ile yine trendin üzerinde bir büyümeye işaret ediyor.</p>
<p>Peki bütün bunların Türkiye için anlamı ne?</p>
<p>Orta Doğu’daki savaşa, ABD’nin gümrük vergilerine ve diğer gelişmelere dayanarak<strong>, “</strong>zaten küresel ticaret geriliyor, bizim ihracatımızın düşmesi ya da yerinde sayması normal sayılır” gibi bir düşünceye kapılmak son derece hatalı. Dünyada ticaret büyümeye devam ediyor ve bu ticaretin kompozisyonu yüksek teknolojili ürünlere doğru kayıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunar-yatirim-yemde-buyumek-icin-iki-yatirim-87398</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sunar Yatırım&#039;dan yemde büyümek için iki yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Tarıma dayalı sanayi, gıda ve biyobozunur plastik üretiminde Türkiye’nin öncü firmaları arasında yer alan Sunar, 6 kıtada 100’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Şirket açıklamasına göre un ve yem üretiminden bitkisel yağlara, yenilenebilir kaynaklardan geliştirilen biyobozunur malzemelerden katma değerli gıda ve endüstriyel ham maddelere uzanan faaliyetleriyle grup, entegre bir üretim yapısı sunuyor. Şirket, Diyarbakır’da yeni bir yatırıma hazırlanıyor.</p>
<p>Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde arsa anlaşmasını tamamladıkları 15 milyon dolarlık yeni yem fabrikası yatırımına start verdiklerini söyledi. Yem sektöründe daha güçlü bir oyuncu olmak istediklerine dikkat çeken Çomu, “Yem sektöründe daha büyük bir oyuncu olma hedefindeyiz ve ardından Karadeniz Bölgesi’nde ikinci yem fabrikası için çalışmalara başlayacağız” dedi.</p>
<h2>Macaristan’da sorbitol ve polioller üretecek</h2>
<p>Adıyaman, Çankırı, İzmir, Antalya ve Eskişehir’deki Güneş Enerjisi Santralleri (GES) sayesinde yıl sonunda 100 MW’ın üzerinde kurulu güce ulaşarak kullandıkları enerjinin tamamını kendilerinin üreteceğini kaydeden Çomu, “Romanya’da tarıma dayalı ticaret şirketimiz var. Ayrıca gümrük duvarlarını ve Avrupa'daki tarım fonu engellerini aşmak amacıyla Macaristan’da temellerini atacağımız yeni bir sanayi yatırımı projesini yürütüyoruz. Burada ilk etapta sorbitol ve polioller üreteceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Buz dağının sadece görünen kısmını üretiyoruz” </h2>
<p>Sunar Mısır bünyesindeki katma değerli gıda ve gıda dışı ürün yatırımlarının büyük oranda tamamlandığına vurgu yapan Çomu, “Ürünlerimiz şu an dünyada 100’ün üzerinde ülkeye ulaşıyor. Gurur duyduğumuz bu ürünler, Çin ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye satmak istediği ve hatta anti-damping soruşturmalarına dahi konu olan stratejik ürünlerdir” dedi. Kozmetik ve yapı kimyasallarında ana hammadde olarak kullanılan sodyum glukonat, sorbitol ve maltitol gibi ürünleri kendi mühendisleri ve Ar-Ge merkeziyle üreterek hem Türkiye’ye kazandırıyor hem de ihraç ettiklerine değinen Çomu, “Nişasta ve mısıra dayalı kimya çok açık bir alan. Çalışmalara göre sadece mısırdan 4 binin üzerinde farklı ürün üretme imkanı var. Biz şu an buzdağının sadece görünen kısmını üretiyoruz” şeklinde konuştu</p>
<h2>Tarımsal emtiaya 10 kattan fazla katma değer sağlıyor </h2>
<p>Yıllık 50 bin tonun üzerinde mısır özü yağı ihraç ettiklerini kaydeden Çomu, bu oranla Türkiye’nin toplam mısır özü yağı ihracatının yüzde 60’ını tek başımıza gerçekleştirdiklerini dünyada ise en büyük üçüncü ihracatçı olduklarını belirtti. Mısırın tonunun 250-300 dolar seviyesinde fiyatlanırken, Ar-Ge, nitelikli mühendislik, teknik ekipman ve doğru pazarlama süreçleriyle işlendiğinde 3 bin, 4 bin ve 5 bin dolarlık katma değerli ürünlere dönüştüğüne dikkat çeken Çomu, “Bu da Türkiye’nin kilogram başına ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağlıyor” dedi.</p>
<h2>Biyobozunur hammaddeleri kaynağından üretiyor </h2>
<p>Üretimin devamlılığı için hammaddeyi ve üretimi sürdürülebilir kılmanın önemine vurgu yapan Çomu, ”Mısır nişastasından ürettiğimiz biyobozunur malzemeler doğada en fazla 180 gün içinde tamamen karbondioksit ve suya dönüşerek çözünmektedir. Türkiye’de bu biyobozunur hammaddeleri kaynağından tek üreten firma biziz” dedi. Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrol ülkelerinde bile bu ürünlerin zorunlu tutulduğunu kaydeden Çomu, “Türkiye’de henüz böyle bir regülasyon olmadığı için üretimimizin tamamına yakınını Avrupa ve Afrika ülkelerine ihraç ediyoruz. Yakın zamanda bir market zinciri kanalıyla kasalarda ambalaj olarak son tüketiciyle buluşacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni projeler mutfakta pişiyor </h2>
<p>Sunar’ın başlangıç noktasını ise 52 yıl önce merhum dedeleri ‘memlekette bir fabrika bacası tütsün’ gayesiyle devraldıkları Özlem Un fabrikası olduğunu ifade eden Mustafa Nuri Çomu, mevcut tesisin bugün, Sunar Un olarak son teknolojiyle donatılmış, adeta bir karanlık fabrika hassasiyetiyle baklavalık ve özel unlu mamullere un sağlayan bir tesise dönüştüğünü söyledi. Bitkisel sıvı yağlarda, özellikle de mısır özü yağında dünyada üçüncü ihracatçı olduklarını kaydeden Çomu, “Birçok ülkenin tek başına tedarikçisiyiz” açıklamalarında bulundu. Ar- Ge merkezlerindeki yatırımların son yıllarda yürüttükleri 10-11 civarındaki TÜ- BİTAK projesine dayandığını kaydeden Çomu, “Gelecek 10-20 yılda üreteceğimiz ürünler de şu an mutfağımızda pişmeye başladı” diye konuştu.</p>
<h2>Sunar Mutfağı konseptini oluşturdu </h2>
<p>Çomu, tesislerinde yapmaya çalıştıkları en temel işin Çukurova’da, ardından Türkiye’de ve dünyada ortaya çıkan tarıma dayalı emtialara değer ve anlam katmak, onları daha yüksek katma değere, daha iyi bir ambalaja ve ürüne kavuşturmak olduğunu kaydetti. Bu kapsamda ‘Sunar Mutfağı’ konseptini oluşturduklarına dikkat çekerek, “Hüner ve Sunar markalarımızla hem ürünlerimizi tanıtıyor hem de sizlerle sohbet edebileceğimiz bir alan sunuyoruz. Son yıllarda hep yapacağımızı konuştuğumuz projeleri ve yatırımları bu yıl sergileme fırsatı bulduğumuz için bu sene bizim için ayrı bir anlam taşıyor" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunar-yatirim-yemde-buyumek-icin-iki-yatirim-87398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/8/1280x720/sunar-yatirim-1789365945.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’deki mısır yağı üretiminin yüzde 60’ını tek başına yapan Sunar Yatırım, yeni yatırımlarla büyümesini sürdürüyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Diyarbakır OSB’de 15 milyon dolarlık yem fabrikası yatırımına başladıklarını, Karadeniz Bölgesi’nde de ikinci yem fabrikası için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da bazı şirketler vardır; bilançosundan çok arkasındaki ortaklık yapısıyla merak edilir. Pusula da son yıllarda bu yapılardan biri haline geldi. Çünkü bugün Pusula dediğimizde yalnızca bir portföy yönetim şirketinden söz etmiyoruz. Tasarruf finansmanından aracı kurumlara, fon yönetiminden halka açık şirket ortaklıklarına, bankacılık tarafındaki girişimlerden holding yapılanmasına kadar uzanan geniş bir finansal ağ ortaya çıkıyor. Ancak şimdi bu yapının önünde yeni bir dönem var.</p>
<p>Pusula Finans Holding ile Tera Grubu arasında bir süredir devam eden görüşmelerde cuma gecesi kritik eşik aşıldı. Taraflar, Pusula Finans Holding ve hissedarlarının sahip olduğu bağlı şirketlerden oluşan ekonomik bütünlüğün Tera Grubu şirketlerine devri için temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardı. Bundan sonra SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izin ve onay süreçleri başlayacak. Yani artık anlaşma masasında önemli bir eşik geçildi.</p>
<p>9 Eylül tarihli ilk açıklamayla, Tera’nın Pusula Finans Holding ile birlikte Pusula Portföy, Pusula Yatırım ve Katılımevim’i kapsayan iktisadi bütünlüğü devralmak üzere masaya oturduğunu öğrenmiştik.</p>
<p>Hikâyenin merkezindeki isimlerden biri Muhammed Yarız. Hafta sonunda Marmaris’ten Yunanistan’a kaçtığı iddia edilen Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkartılırken mal ve hesaplarına da tedbir konulduğu öne sürüldü.</p>
<p>Tera da Yarız ile ilgili haberlerin yayılmasından sonra cumartesi günü bir açıklama daha yaptı. Açıklamada Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerin devralınmasına ilişkin sürecin devam ettiği belirtilerek daha önce açıkladığı stratejik ve finansal değerlendirmelerde herhangi bir değişiklik olmadığı vurgulandı.</p>
<p>Bu arada Pusula Holding ve Katılımevim'in Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan'a da yurtdışı çıkış yasağı getirildiği öğrenildi. Turhan’ın Pusula tarafındaki yönetim yapısında yer alması, grubun sermaye piyasaları tarafındaki yapılanmasına bakarken dikkate alınması gereken unsurlardan biri.</p>
<p>Yarız, hakkındaki iddialarla ilgili cumartesi akşamı yaptığı açıklamada şehir dışında bulunduğunu ve programını değiştirerek pazar sabahı İstanbul’a döneceğini belirtti. Muhammed Yarız, yoğun ve stresli dönemin ardından kısa bir süre dinlenmek amacıyla şehir dışında bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Pusula’nın son yıllardaki büyümesine bakıldığında, bunun birkaç şirketin yan yana gelmesinden ibaret olmadığı görülüyor. Katılımevim’in yüzde 79,85’inin Pusula Finans Holding’e 752 milyon TL bedelle devredilmesi, bu büyümenin başlıca adımlarından biriydi.</p>
<p>Ardından 2026’nın ilk aylarında ALB Yatırım’ın yüzde 100’ü 19 milyon dolar karşılığında satın alındı ve şirketin adı Pusula Yatırım olarak değişti.</p>
<p>Mart ayında ise Katılımevim’in İktisat Katılım’daki sahip olduğu tüm payların 12,42 milyar TL Pusula Finans Holding’e devredilmesi kararlaştırıldı. Pusula bir taraftan portföy yönetiminde büyürken diğer taraftan tasarruf finansmanı, aracı kurum ve bankacılık tarafındaki yapılanmasını genişletiyordu.</p>
<p>Pusula’nın halka açık şirketler tarafındaki en çarpıcı örneklerinden biri ise Gündoğdu Gıda oldu.</p>
<p>Pusula Finans Holding’in şirkette doğrudan yüzde 11,54; Pusula Portföy tarafından yönetilen Denge Katılım Serbest Fon’un yüzde 18,61; Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fon’unun yüzde 11,09 payı bulunuyor. Yarız’ın doğrudan payı da yüzde 15,82 seviyesinde.</p>
<p>Ancak Gündoğdu Gıda’daki asıl değişim şirketin faaliyet alanında gerçekleşti. Şirket Şubat 2026’da gıda üretimini durdurdu ve Manisa’daki tesislerini sattı. Ardından adının Pusula Yatırımlar Holding olarak değiştirilmesi, kayıtlı sermaye tavanının 150 milyon TL’den 3,75 milyar TL’ye çıkarılması ve özel tahsisli sermaye artışlarının planlanması gündeme geldi. Çalışan sayısının da 25 kişiye kadar düşmesiyle şirket eski faaliyet yapısından oldukça farklı bir noktaya geldi. Ancak unvan değişikliği ve sermaye artırımıyla ilgili henüz sonuçlanan bir durum yok.</p>
<p>Buradaki önemli nokta, gıda üretiminden çıkan halka açık şirketin “kestirme yoldan” yani yeni şirket kurmanının ve halka açmanın külfetinden kurtulmak için yeni bir holding yapılanmasının merkezine yerleştirilmesinin planlanması.</p>
<p>Pusula’nın büyümesinin bir diğer önemli ayağı ise portföy yönetim şirketiydi. Pusula Portföy, bir dönem yaklaşık 750 milyar TL’ye yaklaşan portföy büyüklüğüyle Türkiye’nin en büyükleri arasına girdi. Ancak bu büyüklük beraberinde yoğunlaşma ve likidite risklerini de getirdi.</p>
<p>Şubat 2026’da Pusula Portföy tarafından yönetilen fonların Katılımevim’deki toplam payı yüzde 33,01 seviyesine ulaşmıştı. Birden fazla Pusula fonunun şirketin yüzde 5’inden fazlasına sahip olması, fon yönetimindeki büyüklük ile grup şirketleri arasındaki ilişkinin ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyordu.</p>
<p>Sonrasında SPK’nın 28 Ağustos’taki düzenlemesi geldi. Yatırım fonlarında, özellikle serbest fonların hissede yoğunlaşmasına ilişkin kurallar değiştirildi. Aynı portföy yönetim şirketinin fonlarının toplam pozisyonları da hesaplamaya dahil edildi.</p>
<p>Bu düzenlemenin Pusula açısından sonuçları oldu. Ancak Pusula Portföy’deki yatırımcı çıkışlarının tamamını 28 Ağustos’taki düzenlemeye bağlamak doğru değil. Pusula’nın kendi açıklamasına göre yeniden yapılanma ve sadeleşme süreci daha önce başlamıştı. Bu süreçte yaklaşık 90 milyar TL’lik yatırımcı çıkışından söz edildi.</p>
<p>Tam bu sırada Katılımevim tarafındaki gelişmeler öne çıktı. 30 Ağustos’ta Pusula Finans Holding, Katılımevim hisselerinde 10 milyar TL’ye kadar ek alım yapabileceğini açıkladı. Ardından 1-3 Eylül arasındaki alımlarla Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payı yüzde 29,50 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Bir tarafta Pusula Portföy fonlarında yeniden yapılanma ve yatırımcı çıkışları, diğer tarafta SPK’nın yeni fon düzenlemesi, hemen ardından Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payını artırması ve birkaç gün sonra Tera ile görüşmelerin başlaması var.</p>
<p>Ardından 9 Eylül’de Tera’dan gelen açıklama tartışmalara yeni bir boyut kattı. Tera, Pusula Finans Holding ve bağlı şirketleriyle ilgili görüşmelerin başladığını duyurdu. Bir gün sonra ise tarafların temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardığı açıklandı.</p>
<p>Pusula’nın büyüme hikâyesine bakıldığında, son dönemde çok hızlı büyüyen finansal yapının aynı hızla yeniden düzenlenmeye başladığı görülüyor. Devasa fon büyüklüğü, yüksek yoğunlaşma, yatırımcı çıkışları, grup şirketlerindeki ortaklıkların yeniden şekillenmesi ve şimdi de holding düzeyinde bir devir süreci var.</p>
<p>Rakamlar ve zamanlama birlikte değerlendirildiğinde, bunun yalnızca sıradan bir “stratejik satış” olduğunu söylemek güç. Pusula açısından bu satışta şartların zorladığı bir çıkış unsuru da bulunuyor.</p>
<p>Tera’nın böyle bir yapıyı almak istemesinin nedeni de tabii ki yalnızca “düşene el uzatmak” değil. Hazır bir finansal ekosisteme erişim söz konusu ve bu ticari bir hesap. Portföy yönetimi, aracı kurum, tasarruf finansmanı ve diğer finansal şirketler aynı ekonomik bütünlüğün içinde bulunuyor.</p>
<p>Bundan sonraki kritik konu, Tera’nın bu yapıyı nasıl yeniden şekillendireceği olacak. Tera Portföy ile Pusula Portföy’ün, Tera Yatırım ile Pusula Yatırım’ın nasıl konumlanacağı ve Katılımevim’in bu yapının neresinde duracağı önemli.</p>
<p>Bunların hemen birleşeceğini söylemek için henüz erken. Çünkü devir için SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izinlerin alınması gerekiyor.</p>
<p>Bir başka önemli nokta da Pusula Portföy’ün yönettiği fonlardaki hisseler. Bu varlıklar Pusula’nın veya Tera’nın malı değil; fon yatırımcılarının varlıkları. Dolayısıyla Pusula Portföy’ün kontrolünün değişmesi, fonlardaki hisselerin otomatik olarak Tera’ya geçtiği anlamına gelmiyor. Fonlar kendi mevzuatları ve yatırımcı hakları çerçevesinde yönetilmeye devam edecek.</p>
<p>Asıl değişen, bu fonları yöneten şirketin kontrolü ve onun etrafındaki finansal yapı olacak. Bu nedenle Pusula hikâyesini yalnızca “bir şirket satıldı” diye okumamak gerekir. Ortada birkaç yıl içinde portföy yönetiminden tasarruf finansmanına, aracı kurumdan halka açık şirket ortaklıklarına kadar genişleyen bir yapı var. Şimdi bu yapının Tera Grubu altında nasıl yeniden şekilleneceğini izleyeceğiz.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d; font-size: 14pt;">Pusula Finans Holding AŞ yönetim kurulunda değişiklik</span></strong></p>
<p>Tera ile birleşmenin resmen gerçekleşmesinden önce Pusula Finans Holding A.Ş. yönetim kurulunda önemli bir değişiklik gerçekleşti. Şirketin dünkü yönetim kurulu toplantısında istifa eden üyeler Ahmet Özcan ve Serdar Turhan’ın yerine yeni atamalar yapıldı. İlk genel kurul toplantısında onaya sunulmak ve seleflerinin kalan görev sürelerini tamamlamak üzere Emre Tezmen yönetim kurulu üyeliğine atanırken aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlendirildi. Erkan Kılıçlı ise yönetim kurulu üyesi olarak atandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 14 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/XisqCJLRmW4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor.</strong></p>
<p>Beklentilerin üzerinde gelen çekirdek enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in önümüzdeki beş toplantıda toplam 75 baz puan faiz artıracağını fiyatlıyor. Verinin ardından tahvil piyasasında 10 yıla kadar vadelerde sınırlı satış görülüyor. Hisse senedi piyasası ise şahin Fed’den bağımsız kendi dinamikleriyle toparlanmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Sahadaki tablo piyasadan farklı</strong></p>
<p>Hisse senedi piyasasındaki iyimserlikte, sert yükseliş sonrası petrol fiyatlarında yüzde 3’e yakın gerileme hiç şüphesiz etkili. İran’ın bölge ülkeleriyle bir toplantı organize etmek istemesi Hürmüz’ün yeniden açılabileceği ümidini canlandırarak geri çekilmeyi tetikledi.</p>
<p>Sahadan gelen bilgi akışı ise tam tersine savaşın hızlandığını gösteriyor. Husiler Kızıldeniz’in güney ucunun kontrolünü ele geçirdiler. Suudi Arabistan, Irak’tan gerçekleştirilen insansız hava aracı saldırısının ardından Doğu-Batı boru hattını kapatmak zorunda kaldı.</p>
<p>Hürmüz’ün kapalı olduğu bir dönemde günde 5-6 milyon varille dünyanın imdadına yetişen Kızıldeniz ticareti durma noktasına geldi. Ama vadeli piyasalar önümüzdeki altı ayda petrol fiyatlarının 15 dolar gerileyeceğini fiyatlamaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tahvil piyasası </strong><strong>iyimserliğe katılmıyor </strong></p>
<p>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor. Cam, otomotiv, petrokimya, rafineri ve telekomünikasyon sektörleri haftalık bazda en çok değer kazanan sektörler.</p>
<p>Tahvil piyasası hisse senedi piyasasındaki iyimser havaya katılamıyor. Enerji fiyatlarında sert artış ve Merkez Bankası’nın eylül toplantısını pas geçmesi üzerine verim eğrisinin kısa-orta kısmında satış baskısı arttı. Özel bankalar Para Politikası Kurulu kararının ardından piyasanın gerisinde kalıyor. Kamu bankaları özel bankalara göre daha güçlü.</p>
<p>Önümüzdeki hafta gözler çarşamba günkü FOMC kararında olacak. Enerji fiyatlarında artış ve çekirdek enflasyondaki yükseliş sonrası piyasalar eylül toplantısında yüzde 90’a yakın olasılıkla 25 baz puan artış bekliyor. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsi faiz artış döngüsüne girmiş durumda. Faiz artışının olmaması piyasalar için pozitif sürpriz olur.</p>
<p>Türkiye cephesinde piyasalar ekim ve aralık toplantılarında toplam 200 baz puan indirim bekliyor. Ama son sözü enerji piyasası söyleyecek. Hürmüz ve Kızıldeniz’i açan bir anlaşma sağlanamazsa Brent petrol fiyatının 100-120 dolar bandında kalması, faiz indirimlerinin bir süre rafa kalkmasına yol açar. Orta Doğu’da savaş ve faiz indiriminin ötelenmesi durumunda bankalar ile havacılık hisseleri piyasadan negatif ayrışır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Külfet adaleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Eken de yok biçen de yok / Hasada ortak Osmanlı." 16’ncı YY’dan anonim bir şiir. Bugün Osmanlı yerine kimleri koyardın?</strong></p>
<p>Gelir dağılımındaki adalet kadar önemli bir kavram. Kriz zamanlarında “<strong>gayet iyi</strong>” yönetilmesi gereken süreci de tanımlar. Nimetin adil dağılmadığı ortamın yarattığı krizlerde ise “<strong>olmazsa olmaz</strong>”dır. Ortaya çıkan sıkıntının, <strong>herkese, her kesime, adil ve akıllıca dağıtılması</strong> olgusunu anlatır.</p>
<p>Eğer ekonomideki zor şartlardan çıkılacaksa, şu anda bölük pörçük alınan kararların bir araya getirilip ulusal bir “<strong>uzlaşma programı</strong>” oluşturulması kaçınılmaz görünüyor. Adına ister “<strong>Krizden Kurtuluş Paketi</strong>” ister “<strong>Ulusal Uzlaşma Programı</strong>” diyelim, başarı için Türkiye’ye lazım olan, <strong>külfet adaletidir</strong>.</p>
<p><strong>YÜKSEK KAZANÇ, YÜKSEK RİSK BARINDIRIR</strong></p>
<p>Bizdeki zenginler, hele ki zenginliğini ana işinden değil, para pazarlayarak kazananlar, “<strong>külfetin başkalarına yüklenmesi</strong>” için gayret ederler. Oysa “külfeti” <strong>KOBİ’lere, esnafa</strong> ve vatandaşa yıkan ve nimeti de bunlara sunan çözümler pek işe yaramaz. Uzlaşma, külfeti adil dağıtmaktan geçebilir ancak.</p>
<p><strong>Testiyi kıran</strong> ile <strong>suyu getireni </strong>karıştıran eski uygulamalar gösterdi ki oluşturulacak olan kaynakların, zaten bu krizi yaratan “<strong>çoktan ölmüş ama öldüğünden habersiz</strong>” büyük şirketlere aktarılması, çare olamıyor. <strong>Verimsiz hantal</strong>, kâr iştahı yüksek firmalara verilecek kaynaklar, <strong>milli gelir kaybı</strong> oluveriyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Külfet adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>En berbat söylem?</em></strong></p>
<p><strong>“Krizin külfetini benim dışımda herkes paylaşsın.</strong>” Mağaza siftah yapmıyor ama dükkân sahibi “kiramı aynen isterim” der. <strong>Ben hiçbir şey almam ama herkes benim malımı alsın</strong>” akılsızlığı da…</p>
<p><strong><em>Külfeti kim dağıtmalı?</em></strong></p>
<p>Enflasyon külfetini <strong>sabit gelirliye</strong>, çiftçi, <strong>esnaf</strong>, emekçiye yükleyip <strong>kendi konforunu sürdürme gayreti</strong> içinde olan kamu, asla külfeti adil dağıtmayacaktır. <strong>Yandaş candaş</strong> bir yana, gerisi ise <strong>saldım çayıra</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER KRİZİ FIRSAT KADAR, YAĞMACI DA BARINDIRIR</strong></p>
<p>Misal <strong>enflasyon</strong>… Hem yüksek hem de düşürülemiyor. Bu da bir yandan <strong>enflasyonzade</strong> üretiyor diğer yandan <strong>enflasyonzede</strong>… Fırsatlar enflasyon yüzünden <strong>heba</strong> olurken <strong>yağmacılar</strong>, bu ortamda gelir transferiyle, <strong>siyasetçiye yakınlıkları</strong> ve <strong>ekonomik değerlere çökerek</strong> külfet adaletini daha da bozar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜLFET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ekonomik külfet</strong>: Omuzumuza binen <strong>büyük maddi yük, masraf, mali zorluk veya sıkıntı</strong></p>
<p><strong>Külfet adaleti</strong><strong>: Ortaya çıkan zorluk ve maliyetin toplumdaki bireyler arasında adil dağıtılması</strong></p>
<p><strong>Külfet kurnazlığı</strong><strong>: Fedakârlık bekleyenin, FEDA’nın topluma ama KÂR’ın kendisine kalması</strong></p>
<p><strong>Toplumsal barış</strong><strong>: Nimetin de külfetin de eşit dağıtıldığı ortamda krizler barış içinde çözülür</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/kazanc-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Külfet adaleti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarih 17 Nisan 2026… Doğrudan yatırımları ele aldığım yazımda yabancıların Türkiye’deki yatırımlarındaki azalmaya, buna karşılık Türklerin dışarıdaki yatırımlarındaki artışa dikkat çekerken <strong>“Giden geleni aşacak gibi”</strong> ara başlığı altında özetle şunları yazmıştım:</p>
<p><strong>“Yabancıların Türkiye’deki yatırımları AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı yıllarda, 2006 ile birlikte rekor kırmış ve yıllık tutar 20 milyar dolarları bulmuştu. Sonrasında genel eğilim yönünü aşağı çevirdi.</strong></p>
<p><strong>Türklerin yurt dışı yatırımları ise son dönemde yıllık bazda 10 milyar dolara dayandı.”</strong></p>
<p>Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Yazımı şöyle bitirmiştim:</p>
<p><strong>“Böyle giderse bir süre sonra net doğrudan yatırım girişi sıfıra inecek ve negatife dönecek.”</strong></p>
<h2>Döndü!</h2>
<p>Tahmin edilen oldu ve yabancıların Türkiye’de yaptıkları yatırım ile yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları arasındaki fark temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda ilk kez, evet ilk kez negatife döndü.</p>
<p>Son bir yılda yabancıların Türkiye’deki yatırımları 10 milyar 21 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Buna karşılık Türklerin yurt dışı yatırımları 10 milyar 346 milyon doları buldu.</p>
<p>Böylece temmuz itibarıyla net doğrudan yatırım eksi 325 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Gayrimenkul hariç 508 milyon dolar</h2>
<p>Ödemeler dengesi istatistiklerinde her ne kadar doğrudan yatırım başlığı altında yer alıyorsa da gerçek anlamda yatırım olmayan ve zaman zaman önemli bir tutar oluşturan bir kalem var; gayrimenkul.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki yatırımlarından burada aldıkları gayrimenkulleri ve Türklerin yurt dışı yatırımlarından dışarıda edindikleri gayrimenkulleri düşünce daha farklı bir tablo görüyoruz.</p>
<p>Yabancılar son bir yılda Türkiye’de 2,7 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Türklerin dışarıdaki gayrimenkul alımlarının tutarı ise 2,5 milyar dolar.</p>
<p>Temmuz itibarıyla bu tutarlar düşüldüğünde gelen yatırım 7,3 milyar, giden yatırım 7,8 milyar dolar. Buna göre gayrimenkul hariç net yatırım eksi 508 milyon dolar.</p>
<h2>Gayrimenkul verileri 2017’den beri var </h2>
<p>Toplam giriş ve çıkışı gösteren veriler 1991’den bu yana olan dönemi kapsarken gayrimenkul hariç verilerin neden son on yılla sınırlı olduğu merak edilebilir.</p>
<p>Merkez Bankası yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını 2003 yılından bu yana ayrı bir kalem olarak gösteriyor. Türklerin yurt dışındaki gayrimenkul alımlarına ilişkin veriler ise ödemeler dengesinde 2017’den itibaren gösterilmeye başlandı. Dolayısıyla gayrimenkulde iki verinin birden ancak 2017’den itibaren yer alması yüzünden gayrimenkulün hariç olduğu net doğrudan yatırım girişini 2017’den itibaren oluşturmak mümkün oldu.</p>
<p>Yurt içinde yerleşikler dışarıda elbette 2017’den önce de gayrimenkul alıyordu ama bu ödemeler dengesinde görülemiyordu.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım hiç bilinmiyor</h2>
<p>Doğrudan yatırım deniliyor ama bu tanım da biraz soyut. Genellikle ortada yeni bir yatırım yok; yapılan ağırlıklı olarak kurulu bir tesisin satın alınmasından ibaret. Yani sermaye getiriliyor ve zaten çalışmakta ve üretim yapmakta olan bir tesis el değiştiriyor, o kadar.</p>
<p>Yeni bir üretim yok, yeni bir istihdam yok, yeni bir vergi oluşumu yok.</p>
<p>Oysa doğrudan yatırım, sıfırdan üretim yapılması demek. Bu durum iktisat diliyle <strong>“yeşil alan yatırımı”</strong> ya da <strong>“greenfield yatırım”</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<h2>Mevcut şirkete sermaye…</h2>
<p>Bu arada doğrudan yatırım için gelmiş görünen dövizin bir bölümü de Türkiye’deki şirket için getirilen sermaye. Yani zaten ister sıfırdan kurulmuş olsun, ister hisse devri yoluyla olsun, yatırım yapılmış ve o yatırıma yeni sermaye getiriliyor. Bu da Türkiye’ye döviz girişi dışında pek bir anlam taşımıyor.</p>
<p>Aynı durum tabii ki Türk şirketlerinin yurt dışındaki yatırımları için de geçerli.</p>
<h2>Yerli yatırımcının gönlü var mı ki?</h2>
<p>Yabancı yatırımcı gelmiyor. Gerekçeyi tartışmaya bile gerek yok. Yalnızca <strong>“Niye gelsin ki”</strong> demek bile yeter. İyi de yabancı gelmiyor da sanki yerli yatırımcı yatırım yapmaya çok mu niyetli ki?</p>
<p>Yabancı gelmiyor, yerli gönülsüz; peki o zaman nasıl olacak da büyüme hızlanacak, nasıl olacak da istihdam yaratılacak ve işsizlik azalacak, nasıl olacak da daha çok vergi toplanabilecek ve vatandaşın refahı yukarı çekilebilecek?</p>
<p>Yabancı gelmezken yatırım yapabilen yerli yatırımcı da yurt dışını tercih ediyorsa, biraz durup düşünmek <strong>“Galiba bir yerlerde yanlış yapıyoruz”</strong> demek gerekiyor da, bunu kim diyecek?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa777555891f-1789359957.png" alt="" width="801" height="342" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7775fbb0ab-1789359967.png" alt="" width="647" height="397" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/satis-sozlesmelerine-duzenlemesi-odemeler-dovizle-yapilabilecek-1741247122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İŞ </strong>dünyasının önde gelen isimlerinin bir dönem ilk sıralarına girmek için yarıştığı İstanbul Gelir Vergisi rekortmenleri listesine 2003 yılında o günler için sürpriz sayılacak bir isim 9’uncu sıradan girmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Mehmet Fatih Karamancı…</strong></li>
</ul>
<p>Hürriyet’ten arkadaşlarımız Orta Anadolu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı <strong>M. Fatih Karamancı</strong>’yla buluşup, öyküsünü kaleme aldı. <strong>Fatih Karamancı, </strong>önce vergi rekortmenleri listesi konusuna girdi:</p>
<p>-          <strong>Ben yıllardır İstanbul’da en yüksek gelir vergisi ödeyenler listesinde iyi noktalarda varım. Ancak, ismimi hep gizli tuttum. Bu yıl gizli tutmamaya karar verdim. Hepsi bu. Ayrıca ilk 50’de bizim gruptan 4 kişi var.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77459b1ee7-1789359193.jpg" alt="" width="450" height="428" />
<figcaption><strong>Fatih Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Fatih Karamancı, </strong>18 Ağustos 2003 tarihli Hürriyet’te yayınlanan röportajda Orta Anadolu’nun öyküsünü anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Orta Anadolu 1953’te kurulmuş. O tarihte bizim aile yüzde 25 hisseye sahipmiş. O zaman Türkiye’nin her tarafında devlet şirketleri kurulurken Kayseri’de kurulan iki özel şirketten biri Orta Anadolu, diğeri de Birlik Mensucat.</strong></li>
<li><strong>Her ikisi de Kayseri’nin ileri gelen tüccarlarının kurduğu fabrikalar. Tabi, çok ortaklı olmanın faydaları yanında zorlukları da var. Sonuçta gün gelmiş, şirket atıl kalmış.</strong></li>
<li><strong>1981 yılında şirketin sermayeye ihtiyacı oldu. Biz o tarihe kadar çok değişik bir sektördeydik. Süperlit adlı boru şirketimiz vardı. Zaten içinde olduğumuz Orta Doğu’nun tamamını satın aldık.</strong></li>
<li><strong>Biraz şansın, biraz da ikna kabiliyetimizin yardımıyla Levi’s Grubuyla 1983’lerde çalışmaya başladık. Aile şirketlerinin çabuk karar verebilme, gerektiğinde daha fazla risk alabilme rahatlığı, bazı grupların önüne geçmemizi sağladı.</strong></li>
</ul>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığını <strong>Fatih Karamancı</strong>’nın yürüttüğü Karamancı Holding’e bağlı Orta Anadolu, 11 Eylül 2026 günü müşterilerine ve iş ortaklarına duyuru yayınladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kayseri üretim tesislerinin kapanması…</strong></li>
<li><strong>1953 yılında kurulan Orta Anadolu Ticaret ve Sanayi İşletmesi T.A.Ş, endüstriyel üretimde öncü bir rol oynamış ve 1986 yılından bu yana dünyanın en ikonik küresel markalarına yüksek kaliteli denim tedarik etmektedir.</strong></li>
<li><strong>Son yıllarda küresel tekstil sektörü, küresel talebin zayıflaması, işletme ve finansman maliyetlerinin artması, tedarik zinciri dalgalanmaları ve değişen ticaret dinamikleri de dahil olmak üzere ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı.</strong></li>
<li><strong>Maliyet düşürme girişimleri, operasyonel verimlilik önlemleri ve yeniden yapılandırma değerlendirmeleri gibi kapsamlı çabalarımıza rağmen, maalesef işletme modelinin bu ekonomik koşullar altında artık sürdürülebilir olmadığı sonucuna varılmıştır.</strong></li>
<li><strong>Yönetim Kurulumuz Kayseri tesislerimizdeki faaliyetleri durdurma yönünde son derece zor bir karar almıştır. Üretim faaliyetlerimiz 11 Eylül 2026’dan itibaren askıya alınmış olup, tüm üretim tesislerimiz, 12 Ekim 2026 tarihinden itibaren kapatılacaktır.</strong></li>
<li><strong>Bu süreç boyunca, mevcut ticari yükümlülüklerimizi sorumlu, şeffaf ve kurumsal değerlerimizle uyumlu bir şekilde yerine getirmek için tüm paydaşlarımızla yakın işbirliği içinde çalışacağımızı özellikle vurgulamak isteriz.</strong></li>
</ul>
<p>Orta Anadolu’nun bu duyurusu üzerine bir taraftan arşive girip Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberleri taradım, diğer taraftan <strong>Fatih Karamancı</strong>’ya mesaj yazdım:</p>
<p>-          <strong>Fatih Bey, denim kumaşında bir dönem Türkiye’de ilk sıralardaydınız. Şimdi tekstilden tümüyle çıkıyorsunuz anlaşılan?</strong></p>
<p>Şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Aynen… Tekstilin durumunu en iyi bilenlerdensin…</strong></p>
<p>Konuyu biraz daha açmaya çalıştım:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’deki fabrikayı ne yapacaksınız? Başka sektöre mi gireceksiniz? Boru işi nasıl gidiyor?</strong></p>
<p>Yanıt yine kısa geldi:</p>
<p>-          <strong>Daha erken bir soru ama belirsizlikler bitince düşüneceğiz. Sonuçta ata toprağı.</strong></p>
<p>Bu kez Kayseri’deki üretim bantlarını merak ettim:</p>
<p>-          <strong>Üretim bantları ne olacak? Satacak mısınız?</strong></p>
<p>Bu soruyu da erken buldu:</p>
<p>-          <strong>Bu soru için de erken ama denim üretmeyeceğiz artık…</strong></p>
<p><strong>Fatih Karamancı </strong>ile kısa yazışma sonrası Hürriyet’te 18 Ağustos 2003’te yayınlanan röportaja yeniden döndüm. Başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Çıraklığını yapmadığın işin ağalığını süremezsin…</strong></li>
</ul>
<p>Röportajın giriş cümlesinde Orta Anadolu’nun o günlerdeki konumu şöyle anlatılmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin denim devi Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Karamancı, üç kuşak önce iplikle başlayan üretimi dünya devlerine </strong>“anahtar teslim jean” <strong>aşamasına taşıdı. Çorlu’da Levi’s, GAP, Calvin Klein, Lee, Wrangler ve Diesel’e denim konfeksiyon üretiyor.</strong></li>
</ul>
<p>Röportajda Karamancı Holding’in işlerinin bulunduğu nokta şöyle özetlenmişti:</p>
<ul>
<li><strong>400 milyon dolar cirolu ve 4 bin kişinin çalıştığı Karamancı Holding, inşaat, tekstil-konfeksiyon, boru ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Holdingin başında Demir Karamancı var. Oğulları M. Fatih ve Murat Karamancı da yardımcıları. Süperlit Boru ve Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığını Mehmet Fatih Karamancı yürütüyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa774eb0df9c-1789359339.jpg" alt="" width="700" height="396" />
<figcaption><strong>Demir Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’nin denim devlerinden, dünyada da önemli yere sahip Orta Anadolu’nun üretimi durdurma noktasına gelmesi, ülkemizde bu dönemin sanayideki büyük kayıpları arasında yerini alıyor…</p>
<p>Orta Anadolu’nun sektörden çekilmesinden ekonomi yönetimi dahil tüm tarafların ders çıkarması gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bizde de kapasite 3’te 1’e düştü, bu sonuç iyi olmadı</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurma kararını Türkiye’nin yine önde gelen denim üreticilerinde Sanko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adil Sani Konukoğlu</strong>’na sordum:</p>
<p>-          <strong>Başkan, Orta Anadolu, üretimi tümüyle durdurma kararı aldı. Sizde durum nasıl?</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı, TOBB’da da Türkiye Tekstil Sanayi Meclis Başkanlığı görevini yürüten <strong>Adil Konukoğlu, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Tekstil sektöründe çok firma kapasite küçültüyor, konfeksiyon firmaları bir bir kapanıyor. Bu da otomatik olarak bizlere de yansıyor.</strong></p>
<p>Sanko’nun da denimde kapasite kullanım oranının 3’te 1’e düştüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şimdilik böyle devam ediyoruz. Hayırlısı olsun bakalım.</strong></p>
<p>Orta Anadolu’nun üretimi durdurmasının üzücü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yılların firması… Sektöründe önde gelen bir firma… Böyle sonuçlanması iyi olmadı…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Denim sanayisinin itibarlı kuruluşlarından biridir, sektöre katkısı büyüktür</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurmasını yine Türkiye’nin önde gelen denim üreticilerinden Çalık Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Çalık</strong>’a da sordum. <strong>Çalık, </strong>şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Orta Anadolu, Türk tekstil ve denim sanayisinin köklü ve itibarlı kuruluşlarından biridir. Uzun yıllar boyunca sektörümüze sağladığı katkılar, oluşturduğu üretim kültürü ve bıraktığı değerli miras her zaman saygıyla anılacaktır.</strong></p>
<p><strong>Çalık</strong>’a Çalık Denim’in üretim temposunu da sordum, denimin Çalık Grubu’nun doğduğu ve sanayide ilk adımlarını attığı temel iş kollarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Çalık Denim olarak Malatya’daki güçlü üretim altyapımız, teknolojimiz, ürün geliştirme kabiliyetimiz ve kalite anlayışımızla premium denim kumaş üretimindeki faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Denim üretimini yalnızca kumaş üretimi olarak görmediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Pamuktan ipliğe, dokumadan terbiye ve ürün geliştirmeye kadar uzanan değer zincirinin tamamında katma değer yaratmayı, müşterilerimize yenilikçi, kaliteli ve rekabetçi ürünler sunmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Küresel tekstil sektörünün önemli bir dönüşümden geçtiğinin ve rekabet koşullarının giderek zorlaştığının farkında olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, Türkiye’nin tekstil ve denim alanındaki bilgi birikimine, üretim kabiliyetine ve geleceğine güveniyoruz.</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemi uzun vadeli ve stratejik bir bakış açısıyla değerlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerimize, çalışanlarımıza ve tüm paydaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı gözeterek; Çalık Denim’in premium denim alanındaki güçlü konumunu daha ileri taşımaya, üretmeye ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O Vali olmasaydı Malatya’ya yatırım yapmaktan vazgeçerdim</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun Kayseri’de üretimi durdurma kararı üzerine arşivde tarama yaparken, Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fatih Karamancı </strong>ile 2021 yılı Kasım ayının ilk günlerinde New York’ta yaptığımız sohbeti içeren yazıma baktım.</p>
<p>Akbank Yönetim Kurulu Başkanı, The American Turkish Society (ATS) Eş Başkanı <strong>Suzan Sabancı</strong>’nın davetiyle gittiğim New York’ta <strong>Fatih Karamancı </strong>ve Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İzzet Garih</strong>’le buluşmuştum. <strong>Karamancı, </strong>cep telefonundan Malatya’daki Süperlit Boru Fabrikasının canlı görüntüsünü göstermişti:</p>
<p>-          <strong>Memleketindeki fabrikamızın maşallahı var. Tam kapasite çalışıyor. Nükleer santrale de boru veriyoruz. İhracat pazarlarımız arasına Avustralya ve ABD’yi de ekledik. 60’tan fazla ülkeye boru ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>İşlerin durgun olduğu günleri anımsatınca şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Malatya’daki fabrikamız bir ara toplam 2 yıl kapalı kaldı.</strong></p>
<p>Sonra da Malatya’daki fabrikayı yaptırdıkları 2011 yılına dönmüştü:</p>
<p>-          <strong>O dönemde Malatya’da Vali Ulvi Saran’dı. Eğer Ulvi Bey olmasaydı, Malatya’ya boru fabrikası yatırımı yapmazdık. Ulvi Bey, OSB’de bir yatırımcının devrettiği 60 bin metrekarelik en büyük alanı almamızın önünü açmıştı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/7/1280x720/fatih-karamanci-1789359376.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt istasyonlarında 3 hane telaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Petrol piyasasında yaşanan jeopolitik hareketlilik iç piyasada pompa fiyatlarını yukarı yönlü baskılamaya devam ederken, akaryakıt fiyatlarının litrelik bazda 99,99 TL’yi aşarak üç haneli rakamlara ulaşma ihtimali, Türkiye genelindeki binlerce akaryakıt istasyonunu telaşa sürükledi. Sektör temsilcileri, mevcut pompa sayaç altyapısının önemli bir kısmının iki haneli birim fiyat gösterimine uygun olarak tasarlandığını, 100 TL ve üzerindeki fiyatlamaların saha operasyonlarında ve otomasyon sistemlerinde kilitlenmeye yol açabileceğini belirtiyor. Sektör temsilcilerinden edinilen bilgiye göre, Türkiye genelinde lisanslı olarak faaliyet gösteren yaklaşık 14 bin akaryakıt istasyonu bulunuyor. Bu istasyonlarda aktif olarak kullanılan toplam pompa sayısı ise 75 bin ila 80 bin adet civarında. Mevcut saha envanteri incelendiğinde, tablonun ciddiyeti daha da netleşiyor. Buna göre, Türkiye'deki pompaların yaklaşık üçte biri eski tip mekanik/manuel sayaçlardan oluşuyor. Bu pompaların 3 haneli birim fiyatı gösterme yeteneği bulunmuyor ve tamamen yenilenmesi gerekiyor. Pompaların diğer üçte birlik kısmı da dijital ekrana sahip olmasına karşın yazılım ve anakart mimarisi gereği yalnızca iki tam basamağı (99,99 TL) destekliyor. Bu gruptaki cihazların kart ve yazılım dönüşümünden geçmesi şart. Son yıllarda kurulan ya da altyapısı güncellenen kalan üçte birlik bölüm ise 3 haneli fiyat gösterimine hazır durumda bulunuyor.</p>
<h2>Dönüşümünün maliyeti yüksek </h2>
<p>Sektör temsilcileri, pompa altyapısının kısa sürede dönüştürülecek olmasının, halihazırda marj darlığı çeken akaryakıt bayileri ve dağıtım şirketleri üzerinde ağır bir finansal yük oluşturacağına işaret ediyor. Yapılan hesaplamalara göre; eski tip manuel bir pompanın güncel standartlarda yenisiyle değiştirilmesi pompa başına 7 bin dolar seviyesinde bir yatırım gerektiriyor. İki haneli dijital pompaların 3 haneli gösterime uyumlu hale getirilmesi için gereken kart ve otomasyon revizyonunun birim maliyeti ise 1500 dolar olarak ifade ediliyor. Yapılan kabaca hesaplamalara göre de dönüşümün maliyeti yaklaşık olarak 212,5 milyon doları bulacak.</p>
<h2>EPDK ile görüşmeler sürüyor </h2>
<p>Akaryakıt fiyatlarının kısa süre içerisinde 100 TL sınırını aşabileceği öngörülürken, sektör temsilcileri muhtemel bir otomasyon ve sayaç kilitlenmesinin önüne geçebilmek için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile yoğun bir görüşme trafiği yürütüyor. Görüşmelerde, saha dönüşümlerinin tamamlanması için sektöre makul bir takvim tanınması, geçici dönemsel çözümler ve mevzuat uyumlaştırılması başlıkları masaya yatırılıyor. Dağıtım şirketleri ve sayaç otomasyon firmaları bir yandan saha ekipleriyle güncelleme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan fiyatların üç haneye ulaşması halinde istasyonlarda satışların durmaması adına mevzuat desteği bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel petrol fiyatlarındaki tırmanışla birlikte akaryakıt fiyatlarının litrede 100 TL eşiğine yaklaşması, akaryakıt dağıtım sektöründe paniğe yol açtı. Türkiye genelindeki 14 bin istasyonda kullanılan pompaların üçte ikisinde sayaçların 3 haneli rakamları gösterecek donanıma sahip olmaması nedeniyle, sektör yaklaşık 212,5 milyon dolarlık bir maliyetle karşı karşıya. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutsonun-100uncu-yilinda-kutahya-sanayisinin-yol-haritasi-konusulacak-87397</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KUTSO&#039;nun 100&#039;üncü yılında Kütahya sanayisinin yol haritası konuşulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya iş dünyası, ekonomik görünüm ve reel sektörün önündeki yol haritasını değerlendirmek üzere 16 Eylül 2026'da Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu'nda buluşacak.</p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odasının (KUTSO) kuruluşunun 100'üncü yılı dolayısıyla gerçekleştirilecek <strong>"100'üncü Yılında KUTSO: Ekonomik Beklentiler ve Belirsizlikler Ortamında Kütahya Sanayicisi Ne Yapmalı?"</strong> başlıklı panel, odanın meclis toplantısının ardından düzenlenecek.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat yapacak. Ardından EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Güldağ ile Ekonomi Gazetesi Genel Koordinatörü Munyar, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin reel sektöre etkilerini değerlendirecek.</p>
<p><strong>Belirsizlik ortamında sanayicinin yol haritası ele alınacak</strong></p>
<p>Panelde, küresel ve ulusal ekonomide yaşanan gelişmeler çerçevesinde sanayici ve tüccarların mevcut koşullarda izlemesi gereken stratejilerin tartışılması hedefleniyor.</p>
<p>Güldağ ve Munyar'ın Türkiye ekonomisine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerinin yanı sıra Kütahya sanayisinin mevcut ekonomik koşullara nasıl uyum sağlayabileceği ve önümüzdeki dönemde hangi başlıklara odaklanması gerektiği üzerinde durulacak.</p>
<p><strong>Kütahya sanayicisi soracak, ekonomi gazetecileri yanıtlayacak</strong></p>
<p>Etkinliğin önemli bölümlerinden birini de interaktif soru-cevap oturumu oluşturacak.</p>
<p>Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin ardından Kütahyalı sanayici ve iş insanları, üretimden yatırıma, finansmandan ihracata kadar gündemlerindeki konulara ilişkin sorularını Güldağ ve Munyar'a doğrudan yöneltebilecek.</p>
<p>Böylece panelde genel ekonomik görünümün yanı sıra Kütahya reel sektörünün sahada karşılaştığı sorunların ve beklentilerinin de gündeme taşınması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Panel canlı yayınlanacak</strong></p>
<p>16 Eylül 2026 Çarşamba günü Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecek etkinlik, <strong>Nasıl Bir Ekonomi TV YouTube kanalından canlı olarak yayınlanacak.</strong></p>
<p>KUTSO'nun 100'üncü yıl etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilecek buluşmanın, Kütahya iş dünyasının ekonomik beklentilerini ve gelecek döneme ilişkin stratejilerini tartışacağı bir platform oluşturması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutsonun-100uncu-yilinda-kutahya-sanayisinin-yol-haritasi-konusulacak-87397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/7/1280x720/munyar-1789366459.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası, kuruluşunun 100&#039;üncü yılında düzenleyeceği ekonomi panelinde iş dünyasını bir araya getirecek. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ile Genel Koordinatörü Vahap Munyar&#039;ın katılacağı panelde, Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile belirsizlik ortamında Kütahya sanayicisinin izlemesi gereken stratejiler ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>En başarılı girişimciler kendi tutkularının izinden gidenler arasından çıkıyor. Sanayici bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Orhan Gorbon da küçük yaştan itibaren içinde olduğu yelken sporunu sahiplenerek İstanbul’a bir marka hediye etti. 2002 yılında İstanbul Boğazı’nı ve şehrin denizlerini dünyaya tanıtmak amacıyla bir günlük yarış olarak başlattığı Bosphorus Cup’a 25 yıldır sahip çıkarak, etkinliği bir şölene çevirmeyi başardı. Organizasyon sportif rekabetin yanı sıra İstanbul’un uluslararası tanıtımına ve deniz kültürüne katkı sağlayan bir spor markası haline geldi. </p>
<p>Bosphorus Cup, bu yıl 17–19 Eylül’de düzenleniyor. Caddebostan, Adalar ve İstanbul Boğazı’nda yapılacak ana yarışlara; gençlere yönelik gerçekleştirilen yelken yarışları, marka deneyimleri ve sosyal buluşmalar eşlik ediyor. Orhan Gorbon, etkinliğinin amacının yılında uluslararası yelken rekabetini İstanbul’un turizm, marka ve yaşam kültürü ile buluşturmak olduğunu özellikle altını çiziyor.</p>
<p><strong>İstanbul ekonomisine 25 yılda 1 milyar Euro katkı</strong></p>
<p><strong>Bu yıl kaç yelkenci katılıyor?</strong></p>
<p><em>45 teknede toplam 500 yelkenciyi ağırlamayı bekliyoruz. Sporcuların yarısı Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere 7 ülkeden katılıyor.  Yaklaşık 80 kişilik organizasyon ekibimiz, yarıştan dokuz ay önce çalışmaya başlıyor.</em></p>
<p><strong>Bosphorus Cup kent için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p><em>Yerli ve yabancı yaklaşık 30 bin kişinin dahil olduğu Bosphorus Cup ekosistemiyle İstanbul’a bu yıl yaklaşık 50 milyon Euro değer katmayı bekliyoruz. Yarış için gelen ziyaretçiler, normal bir turiste göre yaklaşık üç kat fazla harcama yapıyor. Bu hareketlilik konaklama, gastronomi, ulaşım, marina, tekne ve ekipman lojistiği, teknik hizmetler ve kurumsal etkinliklere yayılıyor. Etki yalnızca yarış günleriyle sınırlı kalmıyor. Ekiplerin şehirde geçirdiği süre, sponsorların ve kurumsal konukların ağırlanması, uluslararası medya katılımı ve ticari işbirlikleri daha geniş bir ekonomik alan oluşturuyor. Bulgaristan’dan katılacak bir ekibin İzmir’den 400 bin Euro değerinde tekne siparişi vermesi, denizcilik üretimine uzanan bu etkinin örneklerinden biri.</em></p>
<p><strong>Toplamda ne kadar değer kattı yarışlar?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup ekosistemiyle 25 yılda İstanbul’a 1 milyar Euro’ya yakın değer kattık. Bu birikim; yarış dönemlerinde oluşan ekonomik hareketliliği, uluslararası görünürlüğü ve İstanbul’un tanıtımına katkıyı kapsıyor.</em></p>
<p><strong>Medya erişim rakamlarını ölçüyor musunuz?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın medya erişimi yaklaşık 700 milyon kişiye ulaşıyor. Uluslararası basınla paylaştığımız fotoğraf ve videolar; yelkenli tekneleri, iki kıtayı, tarihî yapıları ve İstanbul’un yaşayan şehir dokusunu aynı anlatıda buluşturuyor.</em></p>
<p><em>Organizasyonun etkisini değerlendirirken katılımcı ve ekip sayılarını, yabancı sporcu oranını, konaklama sürelerini, medya erişimini, yayın değerini, uluslararası haber görünürlüğünü ve ticari iş birliklerini birlikte ele alıyoruz. Şehrin marka değerine katkımız, doğrudan harcamaların ötesinde uzun vadeli bir tanıtım etkisi yaratıyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl hangi kuruluşlar destek veriyor?</strong></p>
<ol start="25">
<li><strong> yılda Bosphorus Cup’a destek veren markalar</strong></li>
</ol>
<p><em>Premium Partner’ımı Türk Hava Yolları ve Miles&amp;Smiles. Senior Partnerlarımız ise Audi ve Bilyoner. Medya Sponsorluğunu Türk Medya üstlendi. Ticari ortaklarımız ise; Çırağan Palace Kempinski, Setur Marinas Fenerbahçe &amp; Kalamış, Gorbon Seramik ve Misela.</em></p>
<p><strong>Sponsorlara ne sunuyorsunuz?</strong></p>
<p><em>İş ortaklıklarımızı; markaların uzmanlıklarını, yaratıcı fikirlerini ve uluslararası ağlarını yarışın iletişimine ve konuk deneyimine dahil ederek geliştiriyoruz. Yarış alanları, tekneler, lounge alanları, davetler ve konuk ağırlama programları markalara farklı temas noktaları sunuyor.</em></p>
<p><em>Hospitality Programı, kurumların ekiplerini, müşterilerini ve uluslararası misafirlerini ağırlayabilecekleri bir ilişki geliştirme ortamı sağlıyor. Sponsor olmayan bireysel ve kurumsal konukların da rezervasyonla katılabilmesi, organizasyonun eriştiği kitleyi genişletiyor. İki kıta arasında kıyıdan izlenebilen yelken mücadelesi</em></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın ayırt edici deneyimi, teknik yelken mücadelesini İstanbul’un tarihî ve sosyal dokusuyla bir araya getiriyor. Caddebostan ve Adalar parkurları farklı deniz ve rüzgâr koşulları sunarken, Boğaz’da akıntılar ve kıyı yapıları taktik kararları belirliyor. Saraylar, yalılar ve köprüler arasındaki yarış kıyıdan izlenebiliyor; Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki halka açık Fan Zone bu deneyimi şehirle buluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Kupayı kim tasarladı?</strong></p>
<p><em>Can Yalman’ın tasarladığı, Kapalıçarşı ustalarının elde ürettiği 7 kilogram ağırlığındaki kristal-gümüş ana kupa iki kıta arasındaki rekabeti simgeliyor. Yaklaşık 2 milyon TL değerindeki kupa, genel klasman birincisinde bir yıl kaldıktan sonra bir sonraki yarış için İstanbul’a dönüyor. 2025’te Timofey Zhbankov kaptanlığındaki Rossko Racer, kupayı kazanan ilk yabancı ekip oldu.</em></p>
<p><em>Benim tasarladığım ve Gorbon Seramik tarafından üretilen el yapımı seramik ödülleri sınıf birincilerine takdim ediyoruz. Seramik yelken vinci, yelken formundaki objeler ve madalyalar zanaat ile çağdaş tasarımı buluşturuyor. Her yelkenciye verilen özel seramik katılım sertifikası da yarış deneyiminin kalıcı bir hatırasını oluşturuyor.</em></p>
<p><em>Tasarım stüdyosu Yellowdot’un hazırladığı 25. yıl grafikleri, teknelerin dönüşlerinden ve yarış manevralarından ilham alıyor. Görsel kimlik; yarış alanları, tekne bayrakları, ekip kıyafetleri, ödüller ve davet iletişimi boyunca kullanılarak bütünlüklü bir marka deneyimi oluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl kupa devir teslim töreni ne zaman düzenlendi?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın geleneksel Cup Handover törenini, 7 Eylül’de İstanbul Boğazı’nda yelkenli bir teknede düzenlenen basın toplantısıyla gerçekleştirdik. Şon şampiyon Rossko Racer’dan kupayı teslim aldık. Törene Türk Hava Yolları Marka ve Tanıtım Başkanı Rafet Fatih Özgür, Audi Pazarlama Direktörü Levent Özokutucu, Hitay Holding CFO’su Oğuzhan Hitay ve TürkMedya İcra Kurulu Üyesi Ziyad Varol katıldı. Genç yelkencileri ise 2026 Optimist Kızlar Türkiye Şampiyonu Yağmur Öztekin temsil etti.</em></p>
<p><strong>Gençlere yönelik bir programınız da var…</strong></p>
<p><em>Evet, 2025 BC for KIDS yarışını, Heybeliada Su Sporları Kulübü’nden Elif Yamaç (TUR 346) kazanmıştı. Bu yıl 12–13 Eylül Haliç’te gençlere yönelik yelken yarışlar, 25. yılın kuşaklar arası bağını kurdu. Yaklaşık 300 genç yelkencinin tarihî yarımada manzarasında yarışması; spor, şehir kültürü ve İstanbul’un denizle ilişkisini aynı program içinde buluşturdu</em>.</p>
<p><strong>Yarış programında hangi parkurlar var?</strong></p>
<p><em>17 Eylül’de Caddebostan açıkları ve Marmara Denizi; 18 Eylül’de Adalar yarışları yapılacak. Nihayet 19 Eylül’de Beşiktaş–Anadolu Hisarı hattında Boğaz Yarışı gerçekleşecek. Arnavutköy Akıntıburnu’nda halka açık Fan Zone, Çırağan Palace Kempinski’de VIP yarış izleme etkinliği ve akşam resmi ödül töreniyle program son bulacak.</em></p>
<p><strong>Gelecek vizyonunuz ne?</strong></p>
<p><em>Yeni ülkelerden ekipleri İstanbul’a çekmeyi, uluslararası katılımı ve yayın gücünü artırmayı, markalarla uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurmayı ve kıyıdaki izleyici deneyimini geliştirmeyi hedefliyoruz. BC for KIDS ile genç yelkencilerin organizasyona katılımını ve yarışın mirasının yeni nesillere aktarılmasını destekliyoruz.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/574-1789361668.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nâzım’ın baktığı yerden: Romantika</strong></p>
<p>Kırmızı tavanlı, açık renk bir otomobil… Açılan kapısı, çevresinde dolaşan insanlar… Güneş gözlükleri, topuz yaptığı saçlarıyla kameraya dönen bir kadın…</p>
<p><strong>Vera Tulyakova</strong>, <strong>Nâzım Hikmet</strong>’in eşi.</p>
<p>Yıl 1962. Kameranın arkasında Nâzım var.</p>
<p>Eski filmin renklerinde zamanın izi hissediliyor. Görüntüler bugünün alıştığımız keskinliğinden uzak. Fakat Vera’nın yüzüne bakarken, onu kaydeden insanı da düşününce, aradan geçen yıllar bir an için kısalıyor. Sevdiği kadına bakan bir şair… O bakışın içinden bugüne ulaşan birkaç saniye… Nâzım’ın baktığı yere bakıyoruz. Vera, kameraya yöneldiğinde bakışının ardında Nâzım’ın bulunduğunu biliyoruz. Bizi duygulandıran yakınlık biraz da buradan doğuyor. İki insanın arasında yaşanmış bir âna, yıllar sonra usulca yaklaşıyoruz.</p>
<p>Vera, başını çeviriyor, gülümsüyor, günün içindeki hayatını sürdürüyor. Nâzım’ın onu kaydedişinde, sevdiği insana yönelen o kişisel dikkati hissediyorum. Sevdiğimiz birinin yüzünde, başkalarının göremeyeceği ayrıntıları tanımamız gibi…</p>
<p>Filmin hangi ânında şairin içinden ne geçtiğini bilemeyiz. Ama bu görüntülere bakarken, sevmenin biraz da dikkat etmek olduğunu düşünüyorum. Bir yüzün dönüşüne, bir gülümsemenin başlayışına, herkes için sıradan olabilecek küçücük bir harekete…</p>
<p>Bir de <em>“Saman Sarısı”</em> geliyor aklıma.</p>
<p><em>“saçları saman sarısı kirpikleri mavi”</em></p>
<p>Şiir boyunca dönüp dönüp karşılaştığımız Vera… Bir yataklı vagonun alacakaranlığında, bir otel odasında, bir gar buluşmasında… Nâzım’ın şehirler, hatıralar ve zamanlar arasında dolaşan anlatısında onun varlığını hep hissediyoruz. Bazen uyuyor, bazen şairin elini tutuyor; bazen de yokluğuyla koca bir şehri boşaltıyor. Kaydın ilerleyen anlarında Prag sokaklarında da karşılaşıyoruz Nâzım’la.</p>
<p>…</p>
<p>İzmir Kültürpark’taki Atlas Pavyonu’nda açılan <em>“Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi”</em> sergisini, orada izleyebileceğiniz bu görüntülerin bende bıraktığı duygulardan yola çıkarak anlatmaya başladım. Çünkü bir şairin hayatına yaklaşırken bazen küçücük bir ayrıntı, uzun bir yaşamöyküsünün açamadığı kapıyı aralıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Cennet Koyu’nda Anadolu sofrası</strong></p>
<p>Bir menüyü okurken bazen yemeklerin adlarından önce yer adlarına takılır gözüm. Bodrum, Karaburun, Trakya, Taşlıca… Her biri başka bir ürünü, başka bir mutfak alışkanlığını getirir aklıma. Sofra daha kurulmadan zihnimde bir yolculuk başlar.</p>
<p>The Casa Cala Bodrum’un Syma Restaurant’ında üç şefin bir araya geldiği akşamın menüsüne de böyle bakıyorum. Bir tabakta Bodrum mandalinasıyla taze fasulye, diğerinde Trakya kuskusuyla Taşlıca gambilyası buluşuyor. Bildiğimiz malzemeler, alıştığımız birlikteliklerin dışına çıkıyor; birbirlerine nasıl eşlik edeceklerini merak ettiriyorlar.</p>
<p><strong>Gökmen Sözen</strong>’in öncülüğünde, Gault&amp;Millau Türkiye’nin resmî temsilcisi Sözen Group tarafından düzenlenen <em>“Signature Dining Experience”</em> serisinin bu yılki altıncı buluşması için Neolokal’in kurucusu ve şefi <strong>Maksut Aşkar</strong>, Araka’nın kurucusu ve şefi <strong>Zeynep Pınar Taşdemir</strong> ile Teruar Urla’nın kurucusu ve şefi <strong>Osman Serdaroğlu</strong> aynı mutfakta çalıştı.</p>
<p>Üçü de Gault&amp;Millau’nün üç şapka sahibi şeflerinden. Her birinin kendi restoranında geliştirdiği bir mutfak dili var. Bu buluşmanın merak uyandıran tarafı, o farklı yaklaşımların aynı menünün içinde birbirini nasıl tamamladığı.</p>
<p><strong>Tolga Atalay’ın sofrasında iki Akdenizli</strong></p>
<p>Kendi mutfak hafızamızdan, diğerini İtalyan sofralarından tanıyoruz. Aynı tabakta karşılaşıyorlar. Ardından biber dolmalı ravioli geliyor. Kavurmalı, kaymak sokalı pizzette de bu buluşmaya katılıyor.</p>
<p>Bir menünün içinde farklı mutfaklarda öğrenilmiş bilgiler, alışkanlıklar, tanıdık malzemeler birbirine değiyor. Bu sofranın düşüncesini kuran isim Şef <strong>Tolga Atalay</strong>.</p>
<p>Solid Consulting Group Yönetim Kurulu Başkanı Atalay, Karaköy’de, Bankalar Caddesi’nin tarihî yapılarından L’Union Han’ın zemin katında açılan Banca Unione’nin yeme içme genel konsept ve kurgu danışmanı. İmzasını taşıyan menüde Türk ve İtalyan mutfaklarının birbirine yaklaşabileceği yerleri araştırıyor.</p>
<p>Mutfağın başında şef <strong>Müjdat Gürsoy</strong> bulunuyor. Yemek yediğimiz akşam Solid Consulting Group uzman şefi, gastronomi dünyasının duayen isimlerinden <strong>Hüseyin Ceylan</strong> da mutfaktaydı.</p>
<p>Bir şefin yaratıcılığı, bildiğimiz bir yemeğe yeniden dikkat etmemizi sağladığında ayrıca kıymet kazanıyor. Kendi soframızdan tanıdığımız bir malzemenin başka bir hazırlığın içinde nasıl yer bulduğunu görüyor, bildiğimizi sandığımız tatlara yeniden bakıyoruz.</p>
<p>Banca Unione’deki akşamın menüsü, bu merakı uyandırıyor.</p>
<p><strong>Yalıkavak’ta yeniden başlayan hayatlar</strong></p>
<p>Küçük pencereden ocağın alevleri görünüyor. On beş yaşında bir genç, dönüp dönüp oraya bakıyor. Bardak yıkıyor, getir götür işlerine yardım ediyor ama aklı o pencerede. Sonunda merakına yenilip mutfağa geçiyor. Zencefil, limon, soğan doğramaya başlıyor.</p>
<p>Yer Tayland. Genç ise bugün Yaz Yalıkavak’ın Mai mutfağında karşılaştığım şef <strong>Shahnavaz Afghan</strong>.</p>
<p>Hayatının yönünü değiştiren o küçük pencereyi anlatırken düşünüyorum: Bir mesleğe bazen uzun uzun hazırlanarak, bazen de merakımızın peşinden birkaç adım atarak giriyoruz. Sonrasında yıllar geçiyor; o ilk adımın bizi nerelere götürdüğünü ancak geriye bakınca anlayabiliyoruz.</p>
<p>Yalıkavak’taki sohbetimizde böyle birkaç başlangıç hikâyesi dinliyorum. Birinde Tahran’dan çıkıp Uzak Doğu’ya giden genç bir insan var. Diğerinde, kurumsal çalışma hayatından ayrıldıktan sonra aileden kalan bir tesisi yeniden ayağa kaldırmaya karar veren iki kişi: <strong>İnanç Işıklar</strong> ve <strong>Elif Sünget</strong>.</p>
<p>Yolları burada, aynı koyda, aynı işletmede buluşmuş.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harcama hedefleri enflasyonu aşıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Son dönemlerde sıkı para politikasının çok sınırlı da olsa gevşemesine yol açacak tedbir ve politika metinleri daha sık kamuoyuna duyurulurken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yaklaşan seçimden başarıyla çıkılacağını temenni etmesi, ekonomi ve siyaset çevrelerinde erken seçim tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Geçtiğimiz hafta açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 yılında yapılması neredeyse kesin olan seçime hazırlıkların başlayacağına yönelik önemli işaretler yer alıyor. Nitekim bir çok ekonomist de OVP’de yer alan makroekonomik büyüklükleri seçimin habercisi olarak nitelendirdiler.</p>
<h2>Özel sektör yatırımlarına transfer </h2>
<p>Merkezi yönetim bütçesinin, kişi veya kurumlara; bina vb inşaat işi, ulaşım aracı, makine-demirbaş gibi sermaye niteliğindeki harcamalarını karşılamak için yapılan kaynak aktarımı olarak tanımlanan sermaye transferi kaleminde yüzde 130 artış öngörülüyor. 2025 yılı bütçesinde 360 milyar lira olan bu kalemin 2026’yı 325 milyar lira ile tamamlaması öngörülüyor. Ancak önümüzdeki yıl sermaye transferi kaleminin yüzde 130’luk artışla 750 milyar liraya çıkması, takip eden yıl ise tekrar 408 milyar liraya düşmesi planlanıyor.</p>
<h2>Cari transferde yüzde 45.3 artış </h2>
<p>Devletin herhangi bir mal veya hizmet karşılığı olmaksızın, gelir dağılımını düzenlemek, sosyal refahı sağlamak veya kurumları desteklemek amacıyla yaptığı karşılıksız (hibe niteliğinde) ödemeleri gösteren cari transfer kalemi yüzde 45.3 oranında artacak. 2026 yılında yüzde 30.2 artan cari transfer kaleminin, gelecek yıl yüzde 45.3’lük artışla 10 trilyon 240 milyar liraya çıkacak. Takip eden 2028’de ise artış oranı yüzde 19.1’e gerileyecek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sağlık harcamalarında yüzde 43, sosyal konut harcamalarında da yüzde 150 artış öngörüldüğünü bildirdi.</p>
<h2>Devletin kendi yatırımında %3.8 artış </h2>
<p>Devletin doğrudan kendisi tarafından yürütülen, gayrimenkul, altyapı, makine-teçhizat gibi sabit sermaye varlıklarını artırmaya yönelik olan sermaye giderleri kaleminde ise artış oranı ise sadece yüzde 3.8 olacak. Buna karşılık bütçenin mal ve hizmet alımı kaleminde ise yüzde 44.4 oranında bir artış öngörülüyor ve bu kalemin büyüklüğü 2 trilyon 184 milyar liraya çıkacak. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77249449f4-1789358665.png" alt="" width="323" height="214" />Merkezi yönetim bütçe kanununda yer alan ödeneklerin yetersiz kalması veya öngörülmeyen harcamalarda kullanılmak üzere bütçeye konulan yedek ödenek miktarı da 113 milyar lira artırılıyor. Geçen yıl yayımlanan OVP’de 2027 yılı için 382 milyar liralık yedek ödenek öngörülürken, yeni OVP’de 2027’nin yedek ödeneği 541.6 milyar lira olarak yer aldı. Yedek ödeneğin 2028’de 638 milyar liraya, 2029’da ise 725 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Buna göre 2027 yılı bütçesinde faiz dışı harcamaların yüzde 38.3 artarak 16 trilyon 835 milyar liradan, 23 trilyon 298 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Bütçedeki faiz harcamalarının ise yüzde 40.7’lik artışla 2 trilyon 824 milyar liradan, 3 trilyon 975 milyar liraya çıkması planlanıyor.</p>
<h2>Tarımsal destek ve emekli aylığı </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2025-2027 yılı tarımsal desteklerine ilişkin kararda yer alan destekler güncellendi. Buna göre bitkisel üretimde 2026 yılı için daha önce dekara 310 lira olarak belirlenen katsayı değeri 367 liraya çıkarıldı ve destek 2025’e göre yüzde 50.4 artırılmış oldu. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık destekleri ise yüzde 43 oranında artırıldı.</p>
<p>Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti MKYK’da yaptığı sunumda en düşük emekli aylıklarıyla ilgili bir çalışma başlatıldığı bilgisini verdi. Bu konuda en düşük aylığın yükseltilmesinden ziyade, aile gelir sigortası gibi belirli bir gelirin garanti edilmesi esasına dayalı bir çalışma yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program’da (OVP) yer alan harcama kalemlerinde öngörülen yüksek artışlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize&#039;de yaptığı açıklamada &quot;Yaklaşan seçimden başarıyla çıkacağız&quot; sözleri erken seçimin 2027&#039;de yapılacağı savlarını güçlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-87422</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya plajlarında can kaybı olmadan sezon tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin kuzey sahillerindeki can güvenliğini emanet ettiği Cankurtaran Timi'nin 105 günlük yaz sezonunu can kaybı olmadan tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da toplam 46 kulede görev alan ekipler, 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridini baştan sona kontrol altında tuttu.</p>
<p>Gözetleme kulelerinden denizi sürekli takip eden ekipler, riskli anlarda saniyeler içerisinde olay bölgesine ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7bae8a806e-1789377256.JPG" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>75 kişilik Cankurtaran Timi; 7 jetski, 1 zodyak bot ve 2 ATV ile acil durumlara hızlı şekilde müdahale etti.</p>
<p>Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridinde görev yapan 75 kişilik ekip, 389 boğulma vakasına müdahale etti, 110 kayıp çocuğu ailelerine kavuşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-87422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/sakarya-plajlarinda-can-kaybi-olmadan-sezon-tamamlandi-1789377288.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Karasu, Kocaali ve Kaynarca’da 54 kilometrelik Karadeniz sahil şeridinde görev yapan 75 kişilik ekibin, 389 boğulma vakasına müdahale ettiğini, 110 kayıp çocuğun ailelerine bulunduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-87412</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Kültür Yolu Festivali Kahramanmaraş’ta başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl Türkiye Kültür Yolu Festivali rotasına ilk kez dâhil edilen Kahramanmaraş’ta festival heyecanı başladı.</p>
<p>12 - 20 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin açılış programı, 6 Şubat depremlerinde hasar alan ve kapsamlı restorasyon sürecinin ardından bugün yeniden ziyaretçilerine kapılarını açan Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirildi. Programa; Vali Mükerrem Ünlüer, 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, AK Parti İl Başkanı Muhammet Burak Gül, MHP İl Başkanı Mansur Metehan, şehir protokolü ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a6963e0ee-1789372054.jpeg" alt="Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel" width="700" height="700" /></p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ımız Adına Önemli Bir Günü Yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin Kahramanmaraş’ta ilk kez düzenlenmesinin şehir açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Festival açılışının depremde ağır hasar gören ve restorasyonu tamamlanan Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirilmesinin de ayrıca anlam taşıdığını ifade eden Başkan Görgel, “Kahramanmaraş'ımız adına bugün önemli bir günü, anlamlı bir günü yaşıyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin Kahramanmaraş'ta ilk kez düzenleniyor olması, şehrimiz açısından gerçekten çok büyük bir kazanım. Bu büyük organizasyonun açılışını aynı zamanda 6 Şubat depremlerinde ağır hasar gören ve restorasyon çalışmaları tamamlanan tarihi Maraş Kalesi'nde gerçekleştiriyor olmamız da ayrıca anlamlıdır. İnşallah buranın da açılışını Sayın Mehmet Nuri Ersoy Bakanımızın katılımıyla çarşamba günü gerçekleştirmiş olacağız. Tabii depremin ardından yeniden şehrimizin ayağa kaldırılması ve devletimizin bütün kurumlarıyla beraber büyük bir gayret ortaya konuyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde bakanlarımızın, milletvekillerimizin, kurumlarımızın, teşkilatlarımızın ve tüm hemşehrilerimizin gayretiyle Kahramanmaraş'ta büyük bir inşa ve ihya süreci devam ediyor. Bugün ecdadımızın kahramanlığa tanıklık etmiş olduğu kalemizde yeniden ziyarete açılması da bu açıdan da aynı zamanda önemli” dedi.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın İnşa ve İhya Sürecini Kararlılıkla Sürdürüyoruz”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi olarak şehrin yeniden inşa ve ihya sürecine altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla katkı sunduklarını aktaran Başkan Görgel, bunun yanında Kahramanmaraş’ın sosyal ve kültürel hayatının güçlendirilmesi ve şehrin sahip olduğu değerlerin daha güçlü şekilde tanıtılması için de çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Başkan Görgel, “Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de bu inşa sürecinde hem altyapıyla hem üstyapıyla Kahramanmaraş'ın inşa ve ihya sürecine katkıda bulunuyoruz. Aynı zamanda Kahramanmaraş'ımızın sosyal ve kültürel hayatını güçlendirmeye, şehrimizin sahip olduğu değerleri Türkiye'ye ve dünyaya daha güçlü şekilde tanıtmaya hep beraber gayret gösteriyoruz. Bu anlayışla son 3 yıldır düzenlediğimiz Geleneksel Ağustos Fuarımız, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Kültür ve sanatın, sosyal hayatın ve şehir ekonomisinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. İşte bugün başlayacak olan Türkiye Kültür Yolu Festivali bu açıdan çok çok önemli. 9 gün boyunca şehrimizde konserler, sergiler, atölyeler, söyleşiler, tiyatrolar ve geleneksel sanatlarımızla dolu kapsamlı bir programı inşallah gerçekleştirmiş olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ı Bütün Güzellikleriyle Misafirlerimizle Buluşturacağız”</strong></p>
<p>Festivalin yalnızca kültür ve sanat etkinliklerinden ibaret olmadığını vurgulayan Başkan Görgel, 9 günlük program boyunca Kahramanmaraş’ın doğal, tarihi, kültürel ve gastronomik zenginliklerinin de ziyaretçilerle buluşturulacağını belirtti. Görgel, “Biz bu 9 gün içerisinde Kahramanmaraş'ı anlatırken kültür ve sanatın yanında şehrimizin bütün güzelliklerini de misafirlerimizle buluşturmuş olacağız. Kahramanmaraş'ımızın çok şükür anlatacak çok şeyi var. Biz edebiyatın şehriyiz; şiirin, kalemin ve kelamın şehriyiz. Geçtiğimiz aylarda Kahramanmaraş'ın UNESCO Edebiyat Şehri oluşunu İstanbul'dan bütün dünyaya ilan ettik. Şehrimiz için bu, büyük bir gurur. Kahramanmaraş'ın edebiyatla kurduğu bağ, birkaç yıllık hikâye değil. Allah'a şükürler olsun, bu şehrin mayasında bu kültür var. Şehrimizin yetiştirdiği şairler, yazarlar, mütefekkirler ve söz ustaları Kahramanmaraş'ın kültür kimliğinin en önemli parçalarından. Kültür Yolu Festivali de bunun için önemli bir fırsat” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><strong> </strong><strong>Tarihi, Doğası ve Gastronomisiyle Kahramanmaraş Tanıtılacak</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sahip olduğu doğal ve tarihi değerlerin de festival vesilesiyle ziyaretçilere tanıtılacağını dile getiren Başkan Görgel, “Festival vesilesiyle şehrimize gelecek misafirlerimiz Kahramanmaraş'ımızın hem eşsiz tabiatını, yaylalarını, vadilerini, akarsularını ve doğal güzelliklerini tanıyacak hem de edebiyat kültürümüzle buluşmuş olacak. Geçmişin izlerini taşıyan Domuztepe Höyüğü'nü, Direkli Mağarası'nı, Germanicia'yı ve bu toprakların binlerce yıllık tarihine ışık tutan eserlerimizi inşallah burada keşfetmiş olacak. Ve elbette gastronomisiyle ünlü Kahramanmaraş mutfağımızı tatmış olacak. Dondurmamızı, tarhanamızı, biberimizi, fıstık ezmemizi, çöreğimizi, yöresel yemeklerimizi ve coğrafi işaretli ürünlerimizi inşallah bu süreçte misafirlerimizle buluşturmuş olacağız. Ben bir kez daha bu festivalin Kahramanmaraş ayağının eklenmesinde başta Sayın Mehmet Nuri Ersoy Bakanımıza çok çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a7056e22c-1789372165.jpeg" alt="Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan " width="700" height="700" /></p>
<p><strong>Bakan Yardımcısı Yazgı: Kahramanmaraş, Anadolu’nun Kadim Şehirlerinden Biri</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı da konuşmasında Kahramanmaraş’ın tarih boyunca taşıdığı öneme dikkat çekerek, şehrin Milli Mücadele dönemindeki kahramanlığıyla milletin ortak hafızasında müstesna bir yere sahip olduğunu ifade etti. Yazgı, “Bugün kahramanlığıyla tarihe geçen, şiiri ve edebiyatıyla düşünce dünyamıza yön veren, köklü kültür mirasıyla Anadolu'nun müstesna şehirlerinden biri olan Maraş'ta hep birlikteyiz. Kahramanmaraş, binlerce yıllık geçmişiyle Anadolu'nun kadim şehirlerinden bir tanesi. Ancak bu şehri milletimizin gönlünde müstesna kılan yalnızca tarihi değil elbette ki. Milli Mücadele'nin en çetin günlerinde gösterdiği cesaret ve kararlılıkla Kahramanmaraş; vatan sevgisinin ve bağımsızlık iradesinin sembol şehirlerinden biri olmuştur. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla ayağa kalkan bu şehir; kahramanlığıyla yalnızca kendi tarihini değil, milletimizin ortak hafızasını şekillendirmiştir” dedi.</p>
<p><strong>9 Günde 14 Farklı Noktada 208 Etkinlik</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın bu yıl ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’ne ev sahipliği yaptığını belirten Yazgı, festival kapsamında düzenlenecek etkinliklerin kapsamına ilişkin de bilgi verdi. Gökhan Yazgı, “Kadim şehrimiz Kahramanmaraş, aynı zamanda bu yıl ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. 9 gün boyunca 14 farklı noktada gerçekleştireceğimiz 208 etkinlikte şehrimizin meydanlarını, salonlarını, müzelerini ve kültür mekanlarını sanatın ve müziğin coşkusuyla buluşturacağız inşallah. Ana sahnemizde müziğin coşkusunu hep birlikte yaşayacak, çocuk köyümüzde ise evlatlarımızın sanatla, kültürle ve neşeyle dolu günler geçirmelerini sağlayacağız. Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri Sergisi ile medeniyet hafızamızın seçkin örneklerini ziyaretçilerimizle buluştururken; Yaşayan Miras Kahramanmaraş Sergisi ile Maraş işi, bakır işleme, sim sırma, kitre bebek ve aba gibi geleneksel sanatlarımızı ustalarımızın uygulamalı atölyeleriyle tekrar yaşatacağız” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş Mutfağı Festivalde Ön Planda Olacak</strong></p>
<p>Festival kapsamında Kahramanmaraş’ın gastronomi kültürünün de geniş bir programla tanıtılacağını belirten Bakan Yardımcısı Yazgı, şehrin yöresel lezzetlerinin ziyaretçilere sunulacağını ifade etti. Bakan Yardımcısı Yazgı, “Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri de onun sofrasına oturmaktır. Maraş tarhanası, eli böğründe, sömelek köfte, acem pilavı ve elbette Maraş dondurması... Kahramanmaraş mutfağının eşsiz lezzetlerinden yalnızca birkaçı bunlar. Festivalimiz kapsamında 52 lezzet noktası bu zengin mutfak kültürünü misafirlerle buluşturacağız. Konuklarımız Kahramanmaraş’ın birbirinden özel yöresel lezzetlerini tadarken şehrin köklü mutfak kültürünü de yakından deneyimleyecekler. Burada dünyaca ünlü büyük şeflerimiz geldiler Kahramanmaraş’a. Buradaki Maraşlı değerli şeflerimizle birlikte çok özel atölye çalışmaları yapacaklar. Unutulmaya yüz tutmuş, bazısı unutulmuş bu güzel lezzetleri tekrar hafızamıza kazıyacaklar, bize tatma imkânı sağlayacaklar” dedi.</p>
<p><strong>“Şehirlerimizin Değerlerini Daha Görünür Hâle Getirmek İstiyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin şehirlerin kültürel zenginliklerinin tanıtılmasına katkı sağlayan önemli bir organizasyon olduğunu vurgulayan Yazgı, “Türkiye Kültür Yolu Festivali bizim için yalnızca bir etkinlikler bütünü değil. Biz bu festivallerle şehirlerimizin değerlerini daha görünür hâle getirmek; kültürel zenginliklerini Türkiye’nin ve dünyanın ortak kültür hafızasına taşımak istiyoruz. Festivallerimiz insanları aynı meydanlarda, aynı heyecanda ve ortak deneyimlerde buluştururken şehirlerimizin turizm potansiyeline, yerel ekonomisine ve kültür hayatına canlılık katıyor. İstiyoruz ki gençlerimiz kendi kültürüne, tarihine, edebiyatına daha güçlü bağlarla sarılsın. Ustalarımızın emeği daha geniş kitlelere ulaşsın. Kahramanmaraş’ın kahramanlıkla ve edebiyatla, kültürle yoğrulmuş güçlü hikâyesi Türkiye’nin dört bir yanında daha çok insana ulaşsın” dedi.</p>
<p><strong> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7a75a9dba0-1789372250.jpeg" alt="66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci " width="700" height="700" /></strong></p>
<p><strong>“Türkiye Kültür Yolu Festivali Kahramanmaraş İçin Büyük Bir Kazanım Sağlayacak”</strong></p>
<p>66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 6 yıldır Türkiye genelinde başarıyla uygulandığını belirterek, Kahramanmaraş’ın bu önemli organizasyona dâhil edilmesinin şehir açısından büyük kazanım sağlayacağını söyledi. Kirişci, “6 yıldan beri tüm Türkiye'de ve başarıyla uygulanan bu Türkiye Kültür Yolu Festivali, bu yıl Kahramanmaraş'ta ve Kahramanmaraş'la birlikte 2026'da 26 ilimizde fiile geçmiş olacak. Şehrimize ve şehrimizi ziyaret edenlere çok büyük bir kazanım sağlayacak. Millet olarak bizim en büyük eksikliğimiz; yakınımızı tanımadan, kendimizi tanımadan, kendi coğrafyamızı, kendi ülkemizi tanımadan uzağı tanıma çabamızdır. Bu her zaman için bize çok şey kaybettirmiştir. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, gerçekten ülkemizin ne kadar büyük zenginliklere sahip olduğunu millet olarak bu Türkiye Kültür Yolu Festivali sayesinde de bir kez daha müşahede ediyoruz. İnşallah 12-20 Eylül tarihleri Kahramanmaraş'ın tarihine altın harflerle, güzelliklerle, güzel anılarla yazılmış olacak” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Yaşayan Miras: Kahramanmaraş” Sergisi Ziyaret Edildi</strong></p>
<p>Protokol konuşmalarının ardından programa katılan protokol üyeleri ve davetliler, açılış programının gerçekleştirildiği Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde yer alan “Yaşayan Miras: Kahramanmaraş” sergisini ziyaret etti. Sergide Kahramanmaraş’ın geleneksel el sanatları ve kültürel mirasına ilişkin çalışmalar katılımcıların beğenisine sunuldu.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kahramanmaraş’ta 9 Gün Boyunca Kültür ve Sanat Şöleni</strong></p>
<p>20 Eylül Pazar gününe kadar devam edecek Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Kahramanmaraş’ın dört bir yanında kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenecek. Sergiler, atölyeler, söyleşiler, çocuk oyun ve etkinlikleri, FotoMaraton Kahramanmaraş ve FotoMaraton Çocuk programları sanatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında gerçekleştirilecek ücretsiz konserlerde ise Türkiye’nin sevilen sanatçıları Kahramanmaraşlılarla bir araya gelecek. Dokuz günlük konser programında Kıraç, Alişan, Sefo, Ahmet Şafak, Derya Uluğ, Fatma Turgut, Ebru Yaşar, Merve Özbey ve Murat Boz sahne alacak. Kahramanmaraş Kültür Yolu Festivali; şehrin tarihi mekânlarından kültür sanat merkezlerine, meydanlarından sergi alanlarına kadar uzanan geniş programıyla 20 Eylül’e kadar Kahramanmaraşlıları ve şehri ziyaret eden misafirleri ağırlamaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-87412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/turkiye-kultur-yolu-festivali-kahramanmarasta-basladi-1789372311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl ilk kez Kahramanmaraş’ta düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, Tarihi Kahramanmaraş Kalesi’nde gerçekleştirilen açılış programıyla başladı. 20 Eylül’e kadar devam edecek festival kapsamında 9 gün boyunca 14 farklı noktada 208 etkinlik düzenlenecek; konserlerden sergilere, atölyelerden söyleşilere, çocuk etkinliklerinden gastronomi programlarına kadar çok sayıda kültür ve sanat etkinliği Kahramanmaraşlılarla buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kirsal-kalkinmaya-125-milyar-liralik-hibe-87413</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırsal kalkınmaya 12,5 milyar liralık hibe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sosyal medya hesabından, 2026 Yılı Kırsal Kalkınma Yatırım Programı (KKYP) başvuru sonuçları hakkında paylaşım yaptı.</p>
<p>Program kapsamında, 3 bin 180 projeye 11,3 milyar lira hibe desteği sağlayacaklarını belirten Yumaklı, "Bu hibelerimizle, kırsalda 19,5 milyar liralık yatırım hayata geçirilecek. Desteklerde en yüksek payı, 2 bin 164 projeyle aile işletmelerimize ayırdık. Bunların 1751'i ise kadın ve genç girişimcilerimizden oluşuyor. Böylece, KKYP bütçesinin yüzde 77'sini, aile işletmelerimize tahsis etmiş oluyoruz. Ayrıca Tasarruflu Tarımsal Sulama Sistemleri Başvuruları kapsamında 2 bin 47 projeye 1,2 milyar lira hibe desteği sağlayarak, tarımsal su kullanımında verimliliği merkeze alıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kirsal-kalkinmaya-125-milyar-liralik-hibe-87413</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kırsal Kalkınma Yatırım Programı kapsamında, toplamda 12,5 milyar liralık hibe desteği sağlayacaklarını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-87356</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru incir ihracatı 28 Eylül’de başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h3>EKONOMİ/İZMİR</h3>
<p>Kuru incirin 2026 ürünü yeni mahsul ihracat yolculuğu için ilk yükleme/ihraç tarihi 28 Eylül 2026 Pazartesi olarak belirlendi.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, yeni sezon öncesinde kuru incirde kalite ve gıda güvenliği arttırmak amacıyla yoğun bir mesai verdiklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa658ec55c9f-1789286636.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Üreticilere örnek olması ve sergi yerlerinden aflatoksinli kuru incirlerin seçilerek ayıklanabilmesi amaçlı üretim bölgelerindeki muhtarlar aracılığıyla taşınabilir UV el lambaları Aydın ve İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlükleri koordinasyonunda dağıttıklarını aktaran Gabay, “Sağlıklı hasat ve kurutma sağlanabilmesi için yine Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonun kurutma kerevetleri ve üretici bilgilendirme broşürleri dağıttık. Türkiye’nin en prestijli ürünlerinden kuru incirde güzel bir sezon geçirmek adına yoğun mesai veriyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin 2025/26 sezonununda 15 Ekim 2025-08 Eylül 2026 tarihleri arasında 2025 ürünü 55 bin ton kuru incir ihraç ederek 343 milyon dolar döviz geliri elde ettiği bilgisini veren Gabay, “Sezon sonunda 350 milyon doları aşacağımıza inanıyoruz. 2026-27 sezonunda kuru incir ihracatında 60 bin tonun üzerine çıkmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h3>Uzakdoğu’nun payı yüzde 16’ya yükseldi</h3>
<p>Türkiye’nin kuru incir ihraç ettiği pazarlarla ilgili bilgi veren Başkan Gabay, Avrupa Birliği’nin 17 bin 775 ton kuru incir talebiyle yüzde 32 pay aldığını ve liderliğini sürdürdüğüne işaret etti. Gabay, “Amerika kıtasına yaklaşık 16 bin ton kuru incir ihraç ettik. Uzakdoğu ülkelerine ihracatımız yüzde 29’luk artışla 7 bin tondan 8 bin 795 tona yükseldi. Uzakdoğu ülkelerinin ihracatımızdaki payı yüzde 13’ten yüzde 16’ya çıktı. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde yaptığımız tanıtım çalışmalarının meyvelerini aldığımızı görüyoruz. Uzak Doğu pazarında hedefimiz ihracatımızın yüzde 25’ini bu ülkelere yapabilir konuma gelmek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kuru incir ihracatında Amerika Birleşik Devletleri 58 milyon dolarlık tutarla zirvedeki yerini korurken, ikinci sırada 44,5 milyon dolarla Almanya ve üçüncü sırada 44 milyon dolarla Fransa yer aldı. Türkiye’den kuru incir talebini yüzde 249’luk artışla 5 milyon dolardan 17,7 milyon dolara çıkaran Çin, Türkiye’nin en çok kuru incir ihraç ettiği ülkeler sıralamasında dördüncü sıraya tırmandı. Kanada 13,5 milyon dolarlık kuru incir ihracatıyla beşinci oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-87356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-1789286614.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, “Sezon sonunda 350 milyon doları aşacağımıza inanıyoruz. 2026-27 sezonunda kuru incir ihracatında 60 bin tonun üzerine çıkmayı hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-87350</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> PÜİS Başkanı Okumuş: Otomasyon bedelleri akaryakıt bayilerine yansıtılmasın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) 14. Meslek Komitesi Kırmızı Liste tarafından Büyükşehir Belediyesi AKM’de ‘Akaryakıt ve Gaz Ürünleri Sektör Toplantısı’ düzenlendi. Toplantıya Petrol Ürünleri İşverenleri Sendikası (PÜİS) Genel Başkanı İmren Okumuş ve ATSO Başkan Adayı Davut Çetin ile akaryakıt bayileri temsilcileri katıldı.</p>
<p>Akaryakıt sektöründe sıkıntıların giderek arttığını, sektörde bayilerin para kazanamaz hale geldiğini belirten İmren Okumuş, Salı günü mazot fiyatlarına 7 lira zam yapılacağını söyledi. Akaryakıt bayi sayaçlarının yapılacak zamla birlikte 99-100 TL olacağını ifade eden Okumuş, ‘’Sayaçlarda son zamlarla üçlü rakamlara ulaşılacak. Sayaçların otomasyonu ve yeniden düzenlenmesi için bayilerden 3 bin dolar talep ediliyor. Bayi para ödemeyecek. Bayinin cebinden para çıkmayan her şeye evet diyoruz. Ne demek 3 bin dolar. Otomasyon bedellerini bayilere yansıtmayın’’ dedi.</p>
<p><strong>"Bayiler POS cihazı maliyetinden kurtarılmalı"</strong></p>
<p>Akaryakıt sektörünün dört ana sorunu olduğunu, Ulusal Taşıt Tanıma Sisteminin (UTTS) kayıtdışı akaryakıt ve maliyet altı satış sorununu çözmediğini anlatan Okumuş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Akaryakıtta kaçakçılığı bitirmenin tek yolu, akaryakıtı geldiği,  kullanıldığı son uca kadar takibi için elektronik takip UTTS olmasıdır. Sektörde kar marjı yılda 4 kez enflasyona göre artırılmalı. Toptancı ile dağıtıcının kar marjı aynı değildir. Bıçak kemiğe dayandı. Biz para kazanamıyoruz. Düzgün, dürüst esnaf batıyor. Kredi faizleri yüzde 50’nin üstünde. Gelirlerimiz azalıyor. Kredi kartı komisyonları bayiler üzerindeki finansman yükünü artırıyor. Akaryakıt sektörüne özel POS komisyon oranları düşürülmeli veya bu yükü bayilerin üzerinden kaldıracak bir düzenleme yapılmalı. Bayilerimiz POS cihazları kağıdını bile karşılamıyor, yangın tüplerinin kontrollerinin bedelini bile karşılayamaz durumda. Verilen hizmeti kıymetsiz kılan anlayışlara hakkımı helal etmiyorum. Bayilerimizi POS komisyon yükünden kurtarmalıyız. Nakliye ücretleriyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Sektörün kanayan yarası KDV-ÖTV.’’</p>
<p>Sektörü kirletenlerin olduğunu, maliyetin altında satış yapanlara karşı mücadelenin yoğunlaştırılmasını isteyen İmren Okumuş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sektörde lider olma kavgası akaryakıt bayilerini bitiriyor. Bizi bekleyen esas bela başka. Cumhuriyet tarihinde ilk defa akaryakıt istasyonlarının lisanları çok değerli oldu. Finansal aracılık ve distribütör uygulaması getirilmek isteniyor.  Böyle bir lisans var mı? Yok. Üç, beş yıl önce 2 bayisi olanların bugün 50-60 istasyonu var. Bu nasıl olmuş.  Bunlar araştırılmalı. Distribütörler, bayinin portalını kapatabilecek. Bu sektörü, finansal aracılık bitirecek. Hiç kimse bayinin portalını kapatamaz, buna izin vermeyiz. Kar marjı içinde rekabet olur ama maliyet altı satışta rekabet olamaz. Maliyet rafineriden çıkan fiyat değildir.’’</p>
<p>Dağıtım şirketlerinin akaryakıt bayilerini kiralamak istediğini vurgulayan PUİS Genel Başkanı Okumuş, ‘’PUİS’i oyuna getirdiler.  Bayimin bir yanına ucuzcuyu, diğer yanına başka satıcıyı koydular.  Şimdide istasyonlarımızı kiralamak istiyorlar. Önce yüzde 15’i yüzde 30’a çıkarmak istiyorlar.  Yüzde 30’u da 2027’de yüzde 50’ye çıkaracaklar. Yüzde 10 bayiye, yüzde 10 acenteye... Böyle bir lisans yok. Şimdi de bayilerin sözleşme süreleriyle oynamak istiyorlar. Benden kurtulmaları için beni öldürmeleri lazım diyorum. Yaşadığım sürece bunları yaptırmam’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kayıt dışılıkla mücadelede daha etkin sistem kurulmalı"</strong></p>
<p>Sektördeki 13 bin akaryakıt bayisini ayrıştırmadan, haklarını arayabilmelerini sağlamak ve sektörün geleceğini ışık tutmak için çalıştıklarını anlatan Okumuş, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Kaçakçılık ve kayıt dışılıkla mücadelede daha etkin bir sistem kurulması amacıyla akaryakıtta KDV’nin ÖTV’ye dahil edilmesi ve ürünün millileşmesinden tüketiciye ulaşmasına kadar tüm sürecin uçtan uca takip edilmesini sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmeli. Bugün araç sayısı 32 milyona ulaşmasına rağmen, 2013 yılına göre araç sayısı neredeyse 2 kat artmışken, akaryakıt satış oranlarının neden artmadığını irdelemeliyiz. Kayıt dışı, kaçakçılık, maliyet altı satış bizim kırmızı çizgimizdir.”</p>
<p>Okumuş, sektörde ortaya çıkan Gri Alan uygulamasının şeffaf hale getirilmesi ve akaryakıt istasyonlarında çalışma sürelerinin 12 saate çıkarılması için çalışmaları  devam ettirdiklerini bildirdi.</p>
<p><strong>"Akaryakıtta kriz yaşamadık"</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaştan dolayı Türkiye’de akaryakıt krizi yaşanmadığına dikkat çeken İmren Okumuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Küresel ekonomik akaryakıt krizi bize çok şeyler kazandırdı.  Kar marjlarımız düştü ama bize şunu öğretti.  Dünyada akaryakıt krizi yaşanırken Türkiye’de bir kriz yaşanmadı. Benzi, gaz kuyruklarının yaşandığı 1970-1980’lerde olsaydık ne olurdu acaba… Hem Hükümeti, hem de TÜPRAŞ’ı kutlamak lazım. Bu ülkeyi akaryakıtsız bırakmadılar. Teşekkür etmeliyiz.’’</p>
<p>ATSO 14. Grup Tüp Gaz Temsilcisi İbrahim Kaya ve TOBB Akaryakıt Sektör Meclis Başkan Yardımcısı ve PÜİS Yüksek İstişare Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Yılmaz da sektörde yaşanan sorunları anlattılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-87350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/0/1280x720/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-1789247686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol Ürünleri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı İmren Okumuş, sürekli zamlarla üç rakamlara ulaşan akaryakıt sayaçlarının otomasyonu için 3 bin dolar istendiğini belirterek, ‘’Otomasyon bedelleri bayilere yansıtılmamalı. Ne demek 3 bin dolar… Bayinin cebinden para çıkmayan her şeye evet diyoruz. Sektörde uygulanmak istenen distribütörlük sistemine karşıyız’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-87349</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen yıldan kalan stoklar eritilmedi, portakal ve limon dalında kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış döneminin önemli tüketim ürünü olan limonda geçen yıldan kalan stoklar iç piyasada tüketilmeyince, tüccar yeni hasat sezonunda üreticiden limon ve portakal alımına başlamadı.</p>
<p>Tat ve lezzeti ile dünyaca ünlü coğrafi işaretli Finike portakalı ve limon dalında kaldı. Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, ilçede 30 bin dönüm alanda portakal ve limon üretimi yapıldığını söyledi. Bu yıl da ilçede 200 bin ton Finike portakalı rekoltesi beklendiğini belirten Sarıçobanoğlu, hasat sezonu başlamasına rağmen tüccarın şimdilik limon almak istemediğini kaydetti.</p>
<p>Üreticiyi arayıp soranın olmadığını vurgulayan Sarıçobanoğlu, limona dalında 3-4 TL fiyat verildiğini, bunun da maliyetleri hiç karşılamadığına ifade ederek, ‘’Çiftçi ve üretici yok oluyor, ölüyor. Şu ana kadar ne limon ne de portakal satıldı.’ dedi.</p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe de portakal ve limonun dalında kaldığına dikkat çekti.</p>
<p>Bir dönem nar üretimine yönelen çiftçinin nar bahçelerini söktüğünü ve yerine zeytin diktiğini anımsatan Kökçe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kumluca ilçesinde 13 bin dönüm alanda portakal ve limon üretimi yapılıyor. Ancak portakal ve limon dalında kaldı. Portakal ve limon alımı için arayan soran yok. Portakala dalında 5-10 TL fiyat veriyorlar. Bu fiyat, gübre, elektrik, ilaç ve budama maliyetlerini karşılamıyor. Nar para etmeyince üretici nar bahçelerini söktü, zeytin dikti. 25 bin dönüm olan nar bahçesi 2-3 bin dönüme düştü.  Zeytinlik alanlarda 2-3 bin dönümden 15 bin dönüme çıktı. Bu yıl zeytin bol olacak. Ancak, geçen yıldan kalan zeytinyağı stokları da var. Öte yandan Tunus’tan zeytinyağı ithal edildi.’’</p>
<p>Üreticiler, geçen yıl iç piyasada limon stoklarının tüketilmediği gerekçesiyle  tüccarın alım yapmadığına dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-87349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-1789247559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finike portakalı ve limonun hasat sezonu başlarken geçen yıldan kalan stoklar eritilmeyince tüccardan ilgi görmedi. Portakal ve limon şimdilik dalında kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-87348</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Interfresh Eurasia Fuarı&#039;nda 350 milyon dolarlık anlaşma yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ihracat projesi olarak ilk Antalya’da başlayan İnterfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül tarihleri arasında İzmir Fuar Merkezinde gerçekleştirildi. Türkiye’den 280’in üzerinde firma ve markanın katıldığı fuara, 81 ülkeden 612 alıcı katıldı.</p>
<p>Avrupa, Rusya, Balkanlar ile Ortadoğu ile Hindistan olmak üzere dünyaca tanınmış, Rewe , Little, Aldi gibi büyük zincirler yer alırken Azerbeycan‘ın en büyük zincir marketlerinden Bravo, Ertago gibi zincir market temsilcileri de ilk kez Türkiye’ye geldi. Rusya’dan X5, Lenta, TD Real, Fresh Mania, Fruit Land. Romanya’dan Veselo Selo ve Select Frui olmak üzere 100’den fazla zincir market temsilcisi Türkiye’de yetişen yaş meyve sebze ürünlerini görme fırsatı buldu.</p>
<p>KKTC’nin partner ülke, Denizli’nin de partner il olarak katıldığı fuarda, yaklaşık 350 milyon dolarlık anlaşma yapıldığı belirtildi. InterfreshEurasia Fuarı’nı düzenleyen Antexpo A.Ş Genel Müdürü Murat Özer şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye’nin yaş meyve sebze sektörünün ihracat projesi olan ve 2018 yılından bu yana düzenlenen Interfresh Eurasia Fuarı artık sektörde bir marka haline geldi. Dünyanın ve Avrupa’nın en büyük cirolara sahip tanınmış zincir marketleri Türkiye’ye yöneldi. Fuarda yaklaşık 350 milyon dolarlık yaş meyve sebze alım anlaşması yapıldı. 2027 ve daha sonraki yıllar için yer arayışlarımız devam ediyor.’’</p>
<p>Özer, Antalya’da kasım ayında düzenlenecek BM İklim Konferansı COP 31, sonrası bu alanda fuar yapmak için girişimlerde bulunacaklarını söyledi.</p>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı’na partner ülke olarak katılan KKTC’nin narenciye ürünlerinin de dünya pazarlarına açılmasını katkı sağladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-87348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-1789247442.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa, Rusya ve Orta Doğu bölgelerinin en büyük zincir marketlerinin de katıldığı Interfresh Eurasia Fuarı&#039;nda 350 milyon dolarlık yaş meyve sebze alım anlaşması yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdenizde-tso-ve-borsalarda-secim-heyecani-87351</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz’de TSO ve borsalarda seçim heyecanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinde Antalya, Burdur ve Isparta il ve ilçelerinde oda ve borsa seçim takvimi netlik kazandı. Oda ve borsa seçimleri 1 Ekim 2026 tarihinde Antalya Ticaret Borsası ile başlıyor. Antalya Ticaret Borsası’nda 19 meclis üyesi ve 7 Meslek Komitesi seçimi yapılacak. 2009 yılından bu yana Başkanlık görevini sürdüren ve aynı zamanda TOBB yönetim kurulu üyesi olan Ali Çandır’ın karşısında şu ana kadar aday çıkmadı. Çandır, şimdilik rakipsiz yeniden başkan adayı.</p>
<p><strong>ATSO’da 4 aday</strong></p>
<p>Üye açısından Türkiye’nin en büyük TSO’ları arasında yer alan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) seçimler 18 Ekim’de gerçekleştirilecek. 49 meslek komitesi ve 127 meclis üyesinin seçiminin yapılacağı ATSO’da 4 aday başkanlık için kıyasıya mücadele diyor. 69 bin 733 üyesi bulunan ATSO’da başkan adayları projelerini anlatarak üyeleri ikna etmeye çalışıyor.</p>
<p>ATSO’da önceki dönem başkanlığı Yüksek Seçim Kurulu kararı ile alınan Davut Çetin yeniden aday oldu. Merhum ATSO Başkanı Ali Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar başkanlık için yarışırken, ATSO yönetim kurulu üyesi Hatice Öz de ikinci kez aday oldu. Öz, ATSO’ya ilk kadın başkan adayı olarak biliniyor. ATSO’da başkanlık için Reşat Güney de ikinci kez aday oldu.</p>
<p>ATSO’da başkan adayları seçim ofisleri açarak projelerini iş dünyasına anlatmaya çalışırken bazı başkan adayları da billboard ve reklam panolarında afişlerle tanınırlıklarını pekiştiriyor.  </p>
<p><strong>Burdur’da en genç aday</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BUTSO) seçimler 3 Ekim’de gerçekleştirilecek. 3 binden fazla üyesi bulunan BUTSO’da  bin 800’e yakın üyenin oy kullanması bekleniyor. BUTSO’da 2005 yılında başkanlık görevine seçilen Yusuf Keyik’in karşısında, otomotiv ve müteahhitlik sektöründe faaliyette bulunan ve en genç başkan adayı olarak gösterilen 34 yaşındaki Ömer Semerci ile Osman Kurt başkanlık için mücadele edecek.</p>
<p>Burdur Ticaret Borsası’nda da seçimler 3 Ekim’de yapılacak. 14 meclis üyesi seçimi için 500’e yakın üye sandık başına gidecek. </p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp’in karşısında Mehmet Varol başkan adayı oldu.</p>
<p><strong>ITSO’da 3 aday</strong></p>
<p>Tarım ve tarım makineleri sanayi ile öğrenci kenti Isparta iş dünyasında da seçim heyecanı yaşanıyor. Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ITSO) 45 meclis üyesi seçimleri 10 Ekim’de yapılacak. 4 bin 200 üyenin oy kullanacağı seçimlerde başkanlık için 3 aday yarışıyor.</p>
<p>Geçen dönem göreve gelen Metin Çelik, kısa sürede yaptığı çalışmalarla Isparta ekonomisi, sanayiciler ile kentin sorunlarını ülke gündemine getirerek dikkatleri üzerine çekti. İkinci kez aday olan Çelik, yeni dönemde de yapacağı projeleri üyelerine anlatıyor.</p>
<p>Birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan ITSO Başkanı Metin Çelik’in karşısında iki aday var. Yunus Karabulut, sanayici ve eğitimci kimliği ile ITSO’ya başkan adayı oldu. Karabulut, seçim sürecinde sanayicileri ve ITSO üyelerini işyerlerinde ziyaret ederken, projelerini de toplantılarla Isparta iş dünyasına anlatıyor. Diğer aday ise Isparta Ticaret Borsası başkanı Hüdai Şahin’in iş ortağı Alettin Ünal Turgut.</p>
<p><strong>Isparta Ticaret Borsası’nda seçim 3 Ekim de</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası’nda 14 meclis üyesi seçimi3 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek. Özellikle elma ihracatında yaşanan sorunların çözümü ve Mısır’a ihracat yapılması konusunda girişimlerde bulunan Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin’in karşısına, Hasan Hüseyin Özdemir aday olarak çıktı.</p>
<p>Antalya, Burdur ve Isparta’nın bazı ilçelerinde faaliyette bulunan TSO ve Ticaret Borsası seçim takvimi ve adayların isimleri ise şöyle:</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO): Seydi Tahsin Güngör ve Önem Gök. Seçimler 4 Ekim 2026</p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO): Eray Erdem ve Mustafa Tuna (10 Ekim 2026).</p>
<p>Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Fahri Özen, Turgut Acar (7 Kasım)</p>
<p>Kumluca Ticaret Borsası: Fatih Durdaş (3 Ekim 2026)</p>
<p>Bucak Ticaret ve Sanayi Odası: Hasan Meçikoğlu  (Kasım ayı içinde yapmayı düşünüyor)</p>
<p>Yalvaç Ticaret ve Sanayi Odası (YALTSO): Yalçın Kurucu ve Sabri Parpar (4 Ekim 2026)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdenizde-tso-ve-borsalarda-secim-heyecani-87351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/secim-sandik-oda-borsa-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz bölgesinde TOBB’a bağlı oda ve borsalarda meslek komiteleri ve meclis üyesi seçimleri ekim ayı başında başlıyor. Hareketli geçen oda ve borsaların seçim sürecinde Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır rakipsiz kaldı. Antalya TSO’da 4, Isparta ve Burdur TSO’da da 3’er aday başkanlık için mücadele edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/eskisehir/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-87344</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Avrupa’nın yeni sanayi düzeni Eskişehir’in ihracat rotasını değiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR </strong><br /><br />Avrupa Birliği’nin (AB) üretimde yerellik ve düşük karbon kriterlerini öne çıkaran yeni sanayi politikaları, ihracatının yaklaşık yarısını AB ülkelerine gerçekleştiren Eskişehir sanayisinin gündemine girdi.</p>
<p>Eskişehir Sanayi Odasında (ESO), MÜSİAD Eskişehir ve Genç MÜSİAD Eskişehir iş birliğiyle “MADE IN EU: Avrupa’nın Yeni Sanayi Düzeninde Eskişehir Sanayisi Nasıl Konumlanacak?” programı gerçekleştirildi.</p>
<p>Programda Avrupa’nın değişen sanayi politikaları, ticaret ve yatırım imkanları, düşük karbonlu üretim, finansmana erişim ve yeni düzenlemelerin Türk sanayisi üzerindeki olası etkileri ele alındı.</p>
<p>ESO Başkanı Kesikbaş, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Eskişehir’de 1600’ü aşkın üretici firmanın faaliyet gösterdiğini, sanayinin yıllık cirosunun 10 milyar doların üzerine çıktığını ve ihracatın 4,8 milyar dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>İhracatın neredeyse yarısının AB ülkelerine yapıldığını belirten Kesikbaş, kentteki ihracatçıların yüzde 70’inin en az bir AB ülkesine ürün sattığını söyledi.</p>
<p><strong>SANAYİNİN ŞEHİR EKONOMİSİNDEKİ PAYI YÜZDE 44’E ÇIKTI</strong></p>
<p>Kesikbaş, 1990 yılında Eskişehir ekonomisinin yüzde 28’ini oluşturan sanayinin payının bugün yüzde 44’e yükseldiğini ifade ederek, Türkiye imalat sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 2’sinin kentte gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p>Fabrikalarda 100 bini aşkın kişinin istihdam edildiğini belirten Kesikbaş, Eskişehir’de yaklaşık her üç aileden birinin geçiminin sanayiyle bağlantılı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Eskişehir ihracatının yüzde 30’unun orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluştuğuna işaret eden Kesikbaş, kilogram başına ihracat değerinin 1,95 dolar, kişi başına ihracatın ise 4 bin 900 dolar seviyesinde bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Kentin uçak, helikopter, insansız hava aracı, lokomotif, kamyon ve gemi motoru üretebilen önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Kesikbaş, şehirde 24 AR-GE ve tasarım merkezi ile Teknoloji Geliştirme Bölgesinde yaklaşık 150 işletme ve bini aşkın araştırmacının bulunduğunu aktardı.</p>
<p><strong>“M</strong><strong>ade ın EU bizim için bir duvar da olabilir, yeni bir kapı da”</strong></p>
<p>Avrupa’nın yeni sanayi politikasının Eskişehir açısından kritik önem taşıdığına dikkati çeken Kesikbaş, AB pazarında rekabet koşullarının yalnızca fiyat ve kalite üzerinden şekillenmeyeceğini söyledi.</p>
<p>Kesikbaş, “Avrupa artık bir ürünün fiyatı ve kalitesini değil; nerede, nasıl, hangi enerjiyle ve ne kadar karbon salınarak üretildiğini sorguluyor”dedi.</p>
<p>Yeni yaklaşımın özellikle çelik, alüminyum, çimento, otomotiv, batarya, temiz teknolojiler ve kimya sektörlerindeki rekabet koşullarını değiştireceğini ifade eden Kesikbaş, Eskişehir’in makine, raylı sistemler, havacılık, otomotiv yan sanayi, seramik, cam, madencilik ve beyaz eşya sektörlerinin de dönüşümün dışında kalamayacağını dile getirdi.</p>
<p>Kesikbaş, “Made in EU bizim için bir duvar da olabilir, Avrupa’nın üretim zincirlerine açılan yeni bir kapı da. Sonucu bugünden atacağımız adımlar belirleyecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Karbon maliyeti rekabet gücünü belirleyecek</strong></p>
<p>Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının etki analizine değinen Kesikbaş, sınırda karbon maliyetinin bazı Türk ürünlerinde önemli ilave yükler oluşturabileceğini söyledi.</p>
<p>Kesikbaş’ın paylaştığı verilere göre söz konusu maliyetin ürün fiyatına etkisi çimentoda yüzde 50’ye, alüminyumda yüzde 18’e ve çelikte yüzde 11’e kadar çıkabilecek.</p>
<p>Bu nedenle karbon ayak izinin ölçülmesinin artık yalnızca çevresel bir konu olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Kesikbaş, firmaların enerji ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji, döngüsel üretim, dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik raporlamasına hazırlanması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>ESO’nun Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Dönüşümü ve Model Fabrika çalışmalarıyla 100’ü aşkın firmaya ulaştığını bildiren Kesikbaş, yürütülen projelerde ortalama yüzde 75 verimlilik artışı ve yüzde 35 emisyon azaltımı sağlandığını söyledi.</p>
<p>Kesikbaş ayrıca dijital fabrika ve dönüşüm çalışmalarında kullanılmak üzere yaklaşık 22 milyon liralık yeni fon sağlandığını, AB’den de 400 bin avroya yakın yeni kaynak temin edildiğini açıkladı.</p>
<p><strong>Karataş: sadece tedarikçi değil, ortak üretici olmalıyız</strong></p>
<p>DEİK Başekonomisti Hakkı Karataş da Euro Bölgesi ekonomisinin potansiyelinin altında büyümeyi sürdürmesine karşın imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) ile yeni siparişlerde dipten dönüş sinyalleri görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Euro Bölgesi'nde büyümenin yüzde 0,8-0,9 seviyelerinde bulunduğunu aktaran Karataş, enerji maliyetleri ve enflasyonist baskıların Avrupa Merkez Bankasının faiz indirim alanını sınırlandırdığını, yüksek faizlerin de tüketim ve özel sektör yatırımları üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Almanya’da büyüme modelinin de değiştiğine işaret eden Karataş, otomotiv ve makinenin yanında kamu yatırımları, savunma sanayisi, yeşil enerji ve dijital altyapının giderek daha fazla öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönüşümün Türk şirketlerine ara malı, makine, elektronik ve savunma sanayisi alanlarında yeni fırsatlar sunabileceğini belirten Karataş, firmaların PMI, fabrika siparişleri ve kapasite kullanım oranlarını sektör bazında yakından izlemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Karataş, Türkiye açısından hedefin yalnızca Avrupa’ya yakın üretim merkezi olmakla sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayarak, “Nearshoring yerine co-production. Sadece tedarikçi değil, ortak üretici olmalıyız❞ değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türk sanayisinin Alman teknolojisi ile Türkiye’nin üretim kapasitesini birleştiren stratejik ortak üretim modeline yönelmesi gerektiğini belirten Karataş, Almanya’nın savunma, altyapı, enerji ve dijitalleşme yatırımlarına entegrasyonun önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p><strong>AB’nin “Made ın EU” planına karşı gümrük birliği vurgusu</strong></p>
<p>Türkiye'nin AB Nezdinde Daimi Temsilcilik Yardımcısı Güçlü ise AB’nin imalat sanayisinin GSYİH içindeki payını yüzde 14,3’ten yüzde 20’ye çıkarmayı hedeflediğini belirterek, “Made in EU” yaklaşımı ile Sanayi Hızlandırma Yasası Taslağı kapsamında gündeme gelen düzenlemelerin Türkiye açısından yakından takip edildiğini söyledi.</p>
<p>AB’nin kamu alımları ve destek programlarında “Birlik menşei” ve “düşük karbon” kriterlerini öne çıkarmayı, 100 milyon avronun üzerindeki yabancı yatırımlara ise ilave yükümlülükler getirmeyi planladığını aktaran Güçlü, bu yaklaşımın Gümrük Birliği ve mevcut tedarik zincirleri açısından risk taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa ekonomisiyle yüksek düzeyde entegre olduğunu vurgulayan Güçlü, ülkeye gelen 295 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımın yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olduğunu bildirdi.</p>
<p>Türkiye’deki 1,45 milyon adetlik araç üretiminin yüzde 71’inin AB ortaklı yatırımlar tarafından gerçekleştirildiğini, otomotiv ihracatının da yüzde 71’inin AB’ye yapıldığını aktaran Güçlü, “Bu entegrasyonun zarar görmemesi için ‘Birlik ile eşdeğer menşe’ tanımına Gümrük Birliği ortaklarının tam olarak dahil edilmesi gerektiğini muhataplarımıza aktarıyoruz” dedi.</p>
<p>Güçlü, Türkiye’nin 31 Temmuz 2026’da Kamu İhale Kanunu’nda değişikliğe giderek mütekabiliyet temelinde AB’ye ulusal muamele sağlanmasına yönelik hukuki zemini oluşturduğunu ve karşılıklı pazar açılımına ilişkin teknik istişarelerin başladığını söyledi.</p>
<p><strong>İGE’den ihracatçıya 290 milyar liralık kefalet hedefi</strong></p>
<p>İhracatı Geliştirme AŞ (İGE) Finans ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Hafize Çiler Tarım da ihracatçıların finansmana erişiminde teminat sorununu azaltmaya yönelik kefalet sistemine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>İGE üzerinden bugüne kadar 27 bin 975 işlemde toplam 256,9 milyar liralık krediye kefalet sağlandığını aktaran Tarım, 2026 sonu itibarıyla kümülatif kefalet sağlanan ihracat kredisi hacminin 290 milyar liraya çıkarılmasının hedeflendiğini bildirdi.</p>
<p>Tarım, bankalar üzerinden İGE sistemine 489,1 milyar lira tutarında 45 binin üzerinde başvuru yapıldığını ve bunların yüzde 87’sinin kabul edildiğini belirtti.</p>
<p>KOBİ’ler için firma başına öz kaynak paketlerinde 60 milyon liraya, Hazine kaynaklı paketlerde ise 150 milyon liraya kadar kefalet üst limiti bulunduğunu aktaran Tarım, İGE kefaletli yabancı para ve reeskont kredilerinin ihracatçı açısından finansmana erişim ve maliyet avantajı sağladığını ifade etti.</p>
<p>Programda Ticaret Bakanlığı, Türkiye'nin AB Nezdinde Daimi Temsilciliği, DEİK, İGE, DEİK Almanya İş Konseyi/Ford Otosan ve MEXT Teknoloji Merkezi temsilcileri de Avrupa’nın yeni sanayi yapılanmasının Türk üreticileri üzerindeki olası etkileri ile ticaret, yatırım, finansman ve iş birliği imkanlarını değerlendirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/eskisehir/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-87344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/4/1280x720/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-1789213340.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Kesikbaş, kentin 4,8 milyar dolara ulaşan ihracatının yaklaşık yarısının AB ülkelerine yapıldığına dikkati çekerek, Avrupa’nın “Made in EU” yaklaşımının Eskişehir sanayisi için hem pazar kaybı riski hem de üretim zincirlerinde daha güçlü konumlanma fırsatı taşıdığını söyledi. DEİK Başekonomisti Karataş ise Türk sanayisinin Avrupa’da yalnızca tedarikçi değil, “ortak üretici” konumuna geçmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
