<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelin-turkiyeyi-doviz-bazindaen-ucuz-ulke-yapalim-80767</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelin Türkiye’yi (döviz bazında) en ucuz ülke yapalım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk parasının reel değerine ilişkin tartışma bitmez. Bu köşede dün de yazdım; istediğiniz kadar resmi verilerden yola çıkın, istediğiniz kadar bu verilerin enflasyon cephesinden sorunlu olabileceği kaydını düşerek değerlendirme yapın, bazı kesimlerdeki önyargıyı yıkmak mümkün olmuyor.</p>
<p>Bir kesim var ki görüşleri hiç mi hiç değişmiyor. Onlara göre TL çok ama çok değerli. Peki bu değerliliğin ölçüsü ne, neye göre hesap yapılıyor, belli değil.</p>
<p>Tutarlı eleştirilerde temel argüman hesaplamada kullanılan TÜİK’in enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığı. Dünkü yazımda bunu ben de vurguladım. Bu konuda kuşku hep var. Kaldı ki enflasyonla ilgili kaygılar yalnızca reel kur hesabına değil ki, her türlü hesaplamaya kuşkuyla bakılmasına yol açıyor.</p>
<p>Genellikle TÜİK verisi yerine İTO oranlarının kullanılması gerektiği dile getirilir. Bu da pek olabilir değil. Çünkü İTO’nun verisini kullanmak, bu veri tüm Türkiye’yi kapsamadığı için doğru olmaz. Kaldı ki İTO 1995 bazlı ücretliler geçinme endeksini yenileyip 2023 bazlı İstanbul tüketici fiyat endeksine geçerken bizzat İTO Başkanı Şekib Avdagiç eski endeksin kullanımı artık çok sınırlı hale gelmiş ürünleri de kapsadığını, bu yüzden gerçek tüketim kalıbını yansıtmaktan uzak kaldığını dile getirmişti. Yani İTO endeksi bir kurtarıcı değil. Aslında İTO'nun enflasyonu ile TÜİK'in enflasyonu arasında öyle reel kur hesaplamasını değiştirecek bir fark da yok. 2023'ün haziranından bu yılın mayısına kadar olan üç yıllık dönemdeki enflasyon TÜİK'e göre yüzde 215, İTO'nun tüketici fiyat endeksine göre ise yüzde 252 oldu. Üç yılın toplamında bu kadar fark oluşması da normal. Çünkü İTO, fiyat artışlarının yüksek seyrettiği İstanbul'daki hareketi ölçüyor.</p>
<p>Biraz önce belirttim; olabilecek en makul eleştiri hesaplamada kullanılan enflasyonun doğru olmadığını dile getirmek.</p>
<p><strong>Ama elde de bu enflasyon serisi var. Bana yıllarca geriye uzanan ve her aya ilişkin detayı bulunan bir enflasyon serisi verin, hesaplamayı ona göre yapayım.</strong></p>
<h2>Çözüm çok kolay!</h2>
<p>Türk parasının çok değerli olduğu görüşünü desteklemek amacıyla genellikle Türkiye’deki fiyatlarla yurt dışındaki fiyatlar aynı para cinsinden, döviz cinsinden karşılaştırılır. Bu karşılaştırmadan da bazı çıkarımlar yapılır:</p>
<p><strong>“Şu, şu, şu ürünler Türkiye’de Avrupa’dan, Ortadoğu’dan şu kadar pahalı. Demek ki Türk parası çok değerli.”</strong></p>
<p>Peki, Türkiye’yi bir anda döviz bazında çevremizdeki ülkelerin, örneğin Avrupa’nın en ucuz ülkesi haline dönüştürelim mi? Ama dikkat, bu ucuzlama döviz bazında, yani fiyatları döviz cinsinden ifade ederken olacak. Yoksa TL olarak bir ucuzlama yok, hatta bu işin sonunda çok yüklü bir enflasyon var, buna razı mıyız?</p>
<p>TL’nin değerli olduğunu dile getirmek için verilen çok klasik bir örnek var:</p>
<p><strong>“Avrupa’da 1 euro olan kahve Türkiye’de 2 euro, demek ki Türkiye çok pahalı.”</strong></p>
<p>Bu bir dengesizlik tabii ki, tartışılmaz bile. Hadi gelin bu dengesizliği giderip Türkiye’yi <strong>“döviz bazında”</strong> Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim. Nasıl mı, buyurun…</p>
<p><strong>-Euro, diyelim 50 lira; hesabı basitleştirmek için öyle kabul edelim. Türkiye’de kahve 100 lira, yani 2 euro, tamam mı?</strong></p>
<p>-Tamam.</p>
<p><strong>-Şimdi euroyu bir anda 100 lira yapsak, kahve fiyatı da sabit kalsa Türkiye’de kahve kaç euro olur?</strong></p>
<p>-Çok basit; kahve 100 lira, euro 100 lira, demek ki kahve artık 1 euro.</p>
<p><strong>-Elbette öyle; şimdi kahve fiyatında Türkiye Avrupa ile eşitlendi mi?</strong></p>
<p>-Evet, eşitlendi.</p>
<p><strong>-Peki Türkiye’yi Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim mi?</strong></p>
<p>-O nasıl olacak?</p>
<p><strong>-Çok kolay! Euroyu 100 liradan 200 liraya çıkaralım. Kahve 100 lira olduğuna göre demek ki artık yalnızca yarım euro ya da 50 sent. Avrupa’da 1 euro, yani 100 sent olan kahve artık Türkiye’de 50 sent, yani yarı fiyatında. Şimdi Türkiye kahve fiyatında Avrupa’dan ucuz hale geldi mi?</strong></p>
<p>-Evet.</p>
<p><strong>-Emin misin?</strong></p>
<p>-Tabii ki, kahve Avrupa’da 1 euro, Türkiye’de yarım euro.</p>
<p><strong>-Ama bir ayrıntıyı gözden kaçırıyorsun. Biz kahveye hâlâ 100 lira ödüyoruz, bir ucuzlama yok ki. Euroyu 50 liradan 200 liraya çıkardığımız için 100 liranın euro karşılığı değişti, o kadar. Şöyle devam edeyim; diyelim ayda 100 bin lira kazanıyorsun, her gün de iş çıkışı bir kahve içme alışkanlığın var. Ayda 3 bin lira, yani maaşının yüzde 3’ünü kahveye ödüyorsun. Şimdi kahve 2 eurodan yarım euroya düştü diye senin kahveye ayırdığın para azaldı mı?</strong></p>
<p>-Hayır!</p>
<p><strong>-Tabii ki azalmadı, çünkü senin maaşın yine 100 bin lira. Ayrıca euro 50 liradan 200 liraya çıkınca, dolar başta olmak üzere diğer dövizler de aynı şekilde arttığı için kahve 100 lirada kalır mı? Bırak kurun yüzde 300 artmasını, bugünün 46 liralık dolar kurundan varili 100 dolar olan petrole 4.600 lira ödüyorken, bir çırpıda yaşanacak örneğin yüzde 50’lik artışla dolar 69 liraya çıktığında aynı petrolü 6.900 liradan alacağız. Bunun tüm girdilerde yaratacağı etkiyi düşün. Hadi o etkiyi boş ver, Türkiye bu içtiğin kahveyi ithal ediyor, o maliyet ne olacak?</strong></p>
<p>-Galiba kuru artırarak bu dengesizlik giderilemez, öyle görünüyor.</p>
<p><strong>-Tabii ki giderilemez, başka örnekler verenler de var. Diyorlar ki Türkiye’de etin kilosu 20-25 dolar, oysa komşu ülkelerde bunun yarısı. Türkiye’de eti </strong>“döviz cinsinden” <strong>ucuzlatmak da çok kolay, doları 100 lira yaptık mı, et fiyatı yarı yarıya düşer. Ama dolar bazında düşer, TL olarak ucuzlamaz, değil mi?</strong></p>
<p>-Doğru, ucuzlamaz.</p>
<p><strong>-Bizim sorunumuz başka. Temel sorun TL’nin değerli olması değil, Türkiye’nin çok pahalı olması. Türk parasının değerini düşürünce yurt içinde fiyatlar düşmeyecek ki, birileri öyle olacak zannediyor. Türkiye’de fiyatların döviz karşılığı düşecek. Bunun vatandaşa faydası ne! TL değer kaybederse, hele hele yüklü oranda değer kaybederse ilk anda döviz birikimi olanlar, döviz kazananlar ve yabancı turistler bundan çok kârlı çıkar. Ama o kur artışı anında çok yüklü bir enflasyon tsunamisi yaratır. Dolayısıyla vatandaş bu kur artışından fayda görmek şöyle dursun, o artışın altında daha da ezilir. Hani deminki örnekte olduğu gibi Türkiye’deki kahve fiyatını bir anda 2 eurodan yarım euroya düşürdük ya, kahve bir hafta on gün içinde yine eski düzeyine çıkar.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelin-turkiyeyi-doviz-bazindaen-ucuz-ulke-yapalim-80767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelin Türkiye’yi (döviz bazında)en ucuz ülke yapalım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecelik-faiz-kagidina-kostu-80747</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, gecelik faiz kağıdına koştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in şubat sonu başlattığı İran savaşıyla birlikte TL devlet tahvillerinden hızlı bir çıkışa giren yabancı yatırımcı yüksek faiz ve enflasyonun uzun bir süre devam edeceği inancıyla dönüş yoluna girdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasayı fonlama faiziyle paralel hareket eden TLREF’e yoğun ilgi gösteren yabancı yatırımcı ile birlikte Hazine’nin dünkü 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvil ihalesi öncesinde piyasa yapıcılardan 141 milyar lira talep geldi, satış 57 milyar lira oldu. İhalede 104 milyar liralık teklif daha geldi ve Hazine 68 milyar lira sattı. İhale öncesi kamuya yapılan 4 milyar 30 milyon lira ile birlikte dünkü 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvil ihalesinde Hazine 129 milyar lira borçlandı. Yine dün yapılan 4 yıl vadeli değişken faizli devlet tahvilinde ise talep ve satış zayıf kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a287b0de2d44-1781037837.png" alt="" width="700" height="380" /></p>
<h2>Savaştan bu yana çıkış 6.3 milyar dolar</h2>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verileri yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerinden 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte çıkış eğilimine girdiğini ortaya koyuyor. TCMB verilerine göre savaşın başlamasından mayıs sonuna kadar 3 ayda yabancı yatırımcı TL devlet tahvillerinden 6 milyar 306,61 milyon dolarlık net çıkış gerçekleştirdi. En yüklü çıkış 2 milyar 877,82 milyon dolar ile 13 Mart haftasında yaşanırken mayısın son iki haftasında da net satış eğilimi devam etti. Son üç ayda yabancı sadece 5 hafta çok az net alım yaptı TL devlet tahvillerinde. Yabancı yatırımcının TL devlet tahvillerindeki payı da sert geriledi. 28 Şubat öncesi yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerindeki payı yüzde 9,17 seviyesinde iken mayıs sonunda bu pay yüzde 6,04'e geriledi. 3.13 puanlık düşüş yaşanırken yüzde 6,04 yabancı payı en son geçen yıl haziran sonunda görülmüştü.</p>
<h2>TLREF faiz oranı yüzde 39,99 </h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre TL devlet tahvillerinden çıkan yabancının geri dönüşü yüksek enflasyon ve yüksek faiz döneminin daha uzun süre süreceğine yönelik inançla gerçekleşti. Yüzde 37 olan politika faizine karşılık piyasayı yüzde 40 faiz ile fonlayan Merkez Bankası’na paralel TLREF faiz oranı da yüzde 39,99 seviyelerinde. Savaş öncesinde TLREF faiz oranı yüzde 36,87 seviyesindeydi. Merkez Bankası fonlama faizini yükselttiği anda TLREF faiz oranı da arttı. Yabancı yatırımcı da TCMB’nin savaşın devam eden etkileri ve iç siyasi gerilim nedeniyle sıkı para politikasının süreceğine yönelik inancını TLREF endeksli tahvil ihalesinde ortaya koydu. Mayıs ayı enflasyon verisinin de beklentilerin üzerinde gelmesi faiz oranının yüksek kalacağına yönelik beklentileri güçlendirdi.</p>
<h2>ROT ile teklif 141 milyar lirayı aştı </h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın dün düzenlediği 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvilin yeniden ihraç ihalesi öncesinde piyasa yapıcıların rekabetçi olmayan teklifle talebi 141 milyar 138,2 milyon lira olurken toplam satış 57 milyar lira oldu. Kamunun 4 milyar 40 milyon liralık talebinin tümü karşılandı. İhalede ise 104 talep gelirken TLREF endeksli 4 yıl vadeli tahvil ihalesine Hazine 68 milyar liralık satış yaptı. Diğer 4 yıl vadeli değişken faizli tahvil ihalesi öncesinde piyasa yapıcıların talebi sınırlı kaldı. Piyasa yapıcıları 18 milyar 401 milyon lira talepte bulunurken 8 milyar liralık satış gerçekleşti. Kamunun ise 2 milyar liralık talebinin hepsi karşılandı. Değişken faizli tahvil ihalesine 11.8 milyar liralık satış gerçekleştirdi dönemsel faiz yüzde 20,76 oldu. Böylece Hazine dünkü iki ihalede toplam 151 milyar lira borçlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecelik-faiz-kagidina-kostu-80747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/lira-money-tl-1781039328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGF, İGE A.Ş ve Katılım Finans Kurumları’nın yer aldığı Hazine destekli kefalet kurumları aracılığıyla reel sektöre ayrılan kaynak tutarı 321.5 milyar liraya çıktı. Bugüne kadar kullanılan kredi miktarı toplamda 137.2 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımına açık bulunan miktar ise 185 milyar lira düzeyinde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordato-mola-olabilir-finansal-yeniden-yapilandirma-dogru-yola-girme-plani-saglar-80762</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordato ‘mola’ olabilir ‘Finansal Yeniden Yapılandırma’ ‘doğru yol’a girme planı sağlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu bankacı <strong>Cengiz Göğebakan</strong>’dan <strong>“Finansal Yeniden Yapılanma”</strong>nın bu dönemde yine devreye alınması çağrısı içeren mesaj ve bilgi notu geldi. <strong>Göğebakan, </strong>bilgi notuna şu başlığı attı:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato sadece bir mola olabilirken</strong><strong>,</strong><strong>Finansal Yeniden Yapılandırma </strong>“doğru yola girme planı”<strong>dır…</strong></li>
</ul>
<p>Günümüzde iş dünyasında finansal darboğaza giren ve doğru çıkış yolunu bulmakta zorlanan pek çok şirketin kritik yol ayrımında bulunduğunu belirtti:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato mu, yoksa finansal yeniden yapılandırma mı?</strong></li>
</ul>
<p>Konkordatonun çoğu zaman kurtuluş reçetesi gibi algılandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Konkordato, aslında tek başına kalıcı çözüm sağlayan bir mekanizma değil. Stratejik bir çıkış planı ile desteklenmediği durumlarda, işletmenin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir sürece dönüşebilir.</strong></p>
<p>Konkordatonun borç ödeme dengesi bozulan ancak faaliyetlerini sürdürme potansiyeli bulunan şirketlere zaman kazandıran geçici bir koruma mekanizması olabileceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, bu mekanizmanın başarıya ulaşması, doğru zamanda ve doğru stratejiyle finansal yeniden yapılandırma sürecine bağlanabilirse mutlu sona ulaşabilir.</strong></p>
<p>Sadece mahkeme korumasına güvenmenin şirketi ticari piyasalardan uzaklaştırabileceğine, tedarikçi, müşteri ve finansal kesim nezdinde güven kaybını derinleştirebileceğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gerçek çözüm, bu geçici kalkanın ardında saklanmak değil, konkordatonun kalıcı bir çözüm olmadığını bilerek onu bir köprü olarak kullanmak ve uygun zamanda finansal yeniden yapılandırma zeminine geçebilmektir.</strong></p>
<p>Bu noktada şu soruyu ortaya attı:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato sürecindeki temel gerçeklik: </strong>Şirket EBİTDA üretebiliyor mu?</li>
</ul>
<p>Ardından sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Genellikle sanıldığının aksine, konkordato talep eden her firma </strong>“batık”<strong>değildir. Bu süreçteki pek çok şirket faaliyetlerini sürdürür, satış yapabilir ve belirli ölçekte nakit üretmeye devam eder.</strong></p>
<p>Temel sorunun çoğu zaman operasyonel başarısızlık değil, borç yükünün, mevcut nakit üretim hızını aşması ve vade uyumsuzluğu olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu noktada konkordato, bir çıkış süreci değil, finansal dengenin yeniden kurulması için kazanılan kritik bir zamandır. Ancak, bu zaman doğru kullanılmazsa, çıkış imkanı çöküş riskine dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>Cengiz Göğebakan, </strong>konkordatonun iş dünyasında çoğu zaman <strong>“son çare” </strong>ya da <strong>“çıkmaz sokak” </strong>olarak algılandığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Doğru yönetildiğinde, şirketler için yalnızca koruma mekanizması değil, stratejik yeniden yapılanma fırsatına hazırlık aşaması gibi de kullanılabilir. Asıl başarı, koruma kalkanının altından ne zaman, nasıl çıkılacağı ve hangi aşamada FYY’ye dönüştürülebileceği ile ölçülür.</strong></p>
<p>Temel tercih üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Sorunu yalnızca alacaklıların sırtına yükleyerek ticari itibarı zedelemek mi, yoksa faaliyete devam ederek, nakit üreterek ve güçlenerek süreçten çıkmak mı? Bu tercih, işletmenin yaklaşımına ve süreci yönetme kabiliyetine bağlıdır.</strong></p>
<p><strong>Göğebakan, </strong>en güçlü çıkış stratejilerinden birinin finansal yeniden yapılandırma (FYY) sürecine geçiş olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Konkordato, geçici bir </strong>“savunma mekanizması” <strong>ise, FYY bir </strong>“iyileşme ve yeniden yapılanma” <strong>hamlesidir. Bu noktada kritik olan, konkordato ile sağlanan geçici korumanın tek başına çözüm gibi görülmemesi, bu sürenin FYY’ye geçiş dönemi olarak değerlendirilmesidir.</strong></p>
<p>Şu uyarıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Aksi halde konkordato ile kazanılan zaman, işletmeyi kalıcı çözüme taşıyan bir fırsat olmaktan çıkar, şirketin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir kaos sürecine dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>Göğebakan, </strong>şu mesajla noktayı koydu:</p>
<p>-          <strong>Deneyimlenmiş ve faydalı sonuçları görülmüş FYY’nin kamusal desteği hak ettiği açıktır. Başarılı şirketler, finansal sorunlarını doğru yönetip, köprüden önceki son çıkışı kaçırmışsa bile, köprüden önceki ilk çıkışı zamanında görerek uygulayabilen şirketlerden olacaktır.</strong></p>
<p>FOYDER’in kurucularından olan, geçmişte başarılı <strong>“finansal yeniden yapılandırma” </strong>operasyonlarında görev alan <strong>Cengiz Göğebakan</strong>’ın önerilerini dikkate almakta yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her konkordato talep eden firma ekonomik anlamda ‘batık’ değildir</span></h2>
<p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu bankacı <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>her konkordato talep eden firmanın ekonomik anlamda <strong>“batık” </strong>olmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nakit akış uyumsuzluğu giderilemez, konuya yalnızca finansal bir sorun olarak bakılır ve operasyonel, kurumsal ve organizasyonel yeniden yapılanma adımları atılmazsa, şirketin yeniden temerrüde düşme riski artar.</strong></p>
<p>Genelde görülen sorunu özetledi:</p>
<p>-          <strong>Borç seviyesinin ödeme vadeleri ile mevcut nakit üretim hızı arasındaki vade uyumsuzluğu nedeniyle temerrüde düşme riski yüksektir.</strong></p>
<p>Konkordato sürecinden çıkışın hukuki ve pratik yoluna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Şirketin koruma süresi içinde tedarikçiler ve finansal kesimle yeniden uzlaşma zemini oluşturmasıdır. Bu zeminin sağlanması halinde şirket, bankaların desteği ve kendi iradesiyle konkordato talebinden feragat ederek FYY sürecine geçişi planlayabilir.</strong></p>
<p>Şöyle sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Feragat kararı, eş zamanlı olarak yeniden yapılandırma, işletme sermayesi ihtiyacı ve borç servis planı ile desteklenirse anlamlı ve güvenli bir adıma dönüşür.</strong></p>
<p>Konkordato sürecinin ilk amacının zaman kazanmak olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Ancak şirket toparlanmaya başladığında, piyasa borçları için anlaşmalar sağlandığında, nakit akışı kısmen düzene girdiğinde, hammadde alımları ve imalat süreçleri iyileşmeye başladığında ihtiyaç değişir. Artık temel ihtiyaç sürdürülebilir finansal yapı kurmaktır.</strong></p>
<p>FYY’ye geçişin en temel nedenine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Finansal esneklik sağlanması, borç vadelerinin şirketin nakit akışına uygun hale getirilmesi ve banka desteğinin yeniden tesis edilmesidir. FYY’de kredilerin tamamının kapatılmaması ve vade sonunda firmaya işletme sermayesi limiti tanımlanması önemli unsurlardan biridir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FYY’ye geçiş için kritik koşullar nelerdir?</span></h2>
<p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>konkordato sürecindeki her firmanın her zaman finansal yeniden yapılanmaya (FYY) geçemeyeceğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu geçişin doğru zamanda kurgulanması ve planlanması gerekir.</strong></p>
<p>FYY’ye geçiş için kritik koşulları ve adımları anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Nakit Akışı Pozitif Olmalıdır: </strong>Tedarikçilerle uzlaşma sağlanarak faaliyetlerin devam etmesi temin edilmiş olmalıdır. Şirket finansal açıdan zarar üretmeye devam ediyor olabilir, ancak artık operasyonel zarar üretmemelidir. Makul sürelerde borcun yönetilebilir hale gelmesi, ortakların bu süreçte istekli ve iradeli tutum sergilemesi gerekir.</li>
<li><strong>Operasyonel ve Kurumsal Yapılandırma Başlamış Olmalıdır: </strong>FYY sürecinin başarısı için yalnızca borç vadesinin uzatılması yeterli değildir. Şirketin operasyonel yapısı, mali açıdan tahsilat kabiliyeti, raporlama düzeni ve yönetim organizasyonu da yeniden ele alınmalıdır.</li>
<li><strong>Borç Yapısı Mali Kesim Ağırlıklı Olmalıdır: </strong>Eğer borcun ağırlıklı kısmı finansal kuruluşlara ait ise yani toplam borç içerisinde finansal kesime yönelik borçlar belirgin bir ağırlığa sahipse, FYY süreci çok daha anlamlı ve yönetilebilir bir yapı kazanacaktır. Borçların büyük ölçüde ticari alacaklılara yayılmış olduğu durumlarda FYY tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda tedarikçi mutabakatları ve ticari borç ödeme planlarıyla sürecin desteklenmesi gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>Cengiz Göğebakan, </strong>şu uyarıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Konkordatodan erken çıkış risklidir. Şirket yeterli finansal mutabakat sağlamadan yeniden temerrüt riskiyle karşı karşıya kalabilir. Geç çıkış veya konkordato sürecinde gereğinden fazla kalmak ise fırsat kaybına yol açabilir. Bankalar nezdinde güven kaybını artırabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2019-2020’de 2.8 milyar dolarlık ‘finansal yeniden yapılandırma’ gerçekleşti</span></h2>
<p><strong>FOYDER </strong>Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>2019-2020 döneminde Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde ve bankaların katılımıyla yürütülen çalışmalar kapsamında finansal yeniden yapılandırma uygulamasının başarılı sonuçlarının görüldüğünü anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2019-2020 döneminde finansal kesime 7.7 milyar dolar borcu olan 2 bin 96’sı tüzel kişi toplam 3 bin 595 firma ve kişi konkordato başvurusunda bulunmuştu.</strong></p>
<p>Söz konusu dönemde 1032 firma ve kişinin yapılandırma kapsamına alındığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yapılandırılan borçlulara ait varlık-borç takası ve farklı tahsilat yöntemleriyle 2.8 milyar dolarlık risk yapılandırılmıştı. Şirketlerin faaliyetlerine devam etmeleri, ekonomiye katkı sunmaları sağlanmış, finansal sektör açısından da başarılı sonuç elde edilmişti.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordato-mola-olabilir-finansal-yeniden-yapilandirma-dogru-yola-girme-plani-saglar-80762</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/2/1280x720/cengiz-gogebakan-1781042762.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konkordato ‘mola’ olabilir ‘Finansal Yeniden Yapılandırma’ ‘doğru yol’a girme planı sağlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-deger-zincirinde-ortak-akil-zamani-80759</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık değer zincirinde ortak akıl zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ferrero Fındık ve Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından ilk kez düzenlenen Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, Türkiye’nin en stratejik tarımsal ürünlerinden fındığın geleceğini yalnızca verimlilik değil; iyi tarım, iklim, insan hakları, çocuk işçiliğiyle mücadele ve sorumlu iş gücü başlıklarıyla ele aldı. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın, “Sahada fındık üreticileriyle omuz omuza çalışıyoruz” derken, 2012’den bu yana yürütülen Ferrero Değerli Tarım programının 50 binden fazla üreticiye ulaştığını vurguluyor.</strong></p>
<p>Türkiye fındığın dünya merkezi. Ama bugün, ne kadar fındık üretildiği kadar, o fındığın hangi koşullarda, nasıl bir tarımsal anlayışla ve nasıl bir sosyal sorumluluk zemini üzerinde üretildiği ön plana çıkıyor. İklim krizinin tarımsal üretimi zorladığı, zararlılarla mücadelenin verim ve kalite üzerinde belirleyici olduğu, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarının daha fazla gündeme geldiği bir dönemde fındık değer zincirinde de dönüşüm gerekiyor. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın’a göre sürdürülebilir dönüşüm masa başında değil, sahada ve üreticiyle birlikte mümkün.</p>
<p>Ferrero’nun 2012’den bu yana yürüttüğü Ferrero Değerli Tarım programı da bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Program; 32 milyon Euro’yu aşan kaynak, 50 binden fazla üretici, yaklaşık 100 bin hektar alanda sürdürülebilir üretim için danışmanlık desteği ve çocuk işçiliğiyle mücadeleden sorumlu iş gücüne uzanan geniş bir etki alanı yaratmış durumda. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın ile konuştuk:</p>
<p><strong>"32 milyon Euro’luk yatırımla fındıkta sürdürülebilir dönüşüm"</strong></p>
<p>“2012 yılından bu yana yürüttüğümüz Ferrero Değerli Tarım (FFV) programı, fındık üreticilerinin tamamen gönüllülük esasıyla katıldığı, ekimden hasada kadar sürdürülebilir bir fındık tedarik zincirinin gelişimini destekleyen bir sürdürülebilirlik programı. Ferrero Fındık’ın sürdürülebilir fındık taahhütlerini açıkladığı Fındık Bildirgesi ile uyumlu olarak yürüttüğümüz FFV programı ile Türkiye’de iyi tarım ve iyi sosyal uygulamalara odaklanıyoruz. Bugüne kadar toplamda 32 milyon Euro’nun üzerinde kaynak ayırdığımız programla 50 binden fazla fındık üreticisine ulaştık ve yaklaşık 100 bin hektar alanda sürdürülebilir üretimi destekledik. Karadeniz’e yayılmış saha ekiplerimizle üreticilerle omuz omuza çalışıyoruz. Eğitimler ve danışmanlıklar aracılığıyla fındık üreticilerinin daha modern, verimli ve sürdürülebilir üretim tekniklerine geçişini destekliyoruz. Aynı zamanda fındık üretiminde sosyal koşulların iyileştirilmesine odaklanıyoruz. Özellikle sorumlu iş gücü istihdamı, adil ve güvenli çalışma koşulları, çocuk haklarına saygı konularına odaklanan çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye’de fındık tarımında mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma koşullarına katkıda bulunmak amacıyla CAOBISCO, ILO, TEGV, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İŞKUR’la birlikte projeler yürütüyoruz.”</p>
<p><strong>"İyi tarım uygulamalarını teşvik ediyoruz"</strong></p>
<p>“Fındık tarımının geleceği için daha sürdürülebilir bir tedarik zincirinin gelişimini destekleyen iyi tarım uygulamalarını teşvik ediyoruz. FFV uzmanlarımız, fındık üreticilerine su yönetimi, doğru gübreleme, onarıcı tarım, entegre zararlı yönetimi ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağlıyor. Böylece Türkiye’de fındık üretiminde geleneksel yöntemlerin daha sürdürülebilir uygulamalara dönüşmesini destekliyoruz. 2012 yılından bu yana aktif olarak yürüttüğümüz “Ferrero Değerli Tarım (FFV)” programının, sosyal faydasını gösteren etki analizi sonuçlarını 2025 yılında kamuoyu ile paylaştık. ‘İyi Tarım Uygulamaları’ başlığında, programdan yararlanmak isteyen çiftçilere su yönetimi, suyun korunması, gübre kullanımı, modern tarım teknikleri ve onarıcı tarım gibi konularda eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. Programdan faydalanan çiftçilerin elde ettiği fındığın veriminde ve kalitesinde, ortalama Türk fındık çiftçisine kıyasla artış olduğu görülerek bu farkın finansal etkisi hesaplandı. Buna göre, programa katılan çiftçilere yapılan her bir birim yatırımın, yaklaşık 60 birimlik bir etki olarak geri döndüğü saptandı.”</p>
<p><strong>"20 bin aşkın istihdam yaratıyoruz"</strong></p>
<p>“Ferrero Fındık, son 10 yılda fındık sektöründe yaklaşık 26 bin çocuğa ve 11 bin mevsimlik tarım işçisi aileye ulaştı ve yaklaşık 21 bin çocuğu çalışma hayatından uzaklaştırdı. Program dahilinde, yaklaşık 1100 tarım aracısı ve 14 binden fazla fındık çiftçisi eğitim ve danışmanlık aldı. Aileler için yaklaşık 17 bin hijyen kiti, çocukların faydalanması amacıyla yaklaşık 23 bin eğitim materyali tedarik edildi. Mevsimlik tarım işçileri ve aileleri tarafından kullanılan geçici konaklama alanlarının iyileştirilmesi kapsamında hayata geçirilen yapı iyileştirme faaliyetlerinden 600’ün üzerinde kişi faydalandı. Özellikle sahada fındık üreticileriyle kurduğumuz yakın ilişki bizim için çok değerli. Çünkü sürdürülebilir dönüşümün sahada, üreticiyle birlikte gerçekleştiğine inanıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada iyi uygulamaların yaygınlaşması açısından önemli bir ilerleme sağlandığını düşünüyoruz. Fındık sektörü gerçekten emek yoğun bir alan. Bini aşkın doğrudan istihdama ek olarak, üretim faaliyetlerimiz, tedarik zinciri operasyonlarımız ve sonuçta hane halkı gelir ve harcamalarındaki artışla, ekonomide toplam 20 bini aşkın istihdam yaratıyoruz.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, tüm paydaşları bir araya getirdi</strong></p>
<p>“Ferrero Fındık olarak Sürdürülebilir Fındık Zirvesi’ne Sürdürülebilirlik Akademisi ile birlikte ev sahipliği yaptık. Bu zirveyle kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirip, fındık değer zincirinin tamamını kapsayan bir diyalog platformu oluşturduk. Fındık, Türkiye’nin en önemli tarımsal değerlerinden biri ve ülkemiz de dünyadaki en büyük fındık üreticisi konumunda. Bu topraklarda üretilen fındığın tarımsal olduğu kadar sosyal açıdan da çok büyük bir değeri var. Biz de bu zirveyi, fındık sektörünün sürdürülebilir geleceğini birlikte konuşmak, tarımsal ve sosyal açılardan iyi uygulamaları paylaşmak ve daha güçlü bir değer zincirini birlikte nasıl oluşturabileceğimizi değerlendirmek için gerçekleştirdik. Sürdürülebilir bir geleceğin ancak güçlü iş birlikleriyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Zirvede özellikle iyi tarım uygulamaları ve iyi sosyal uygulamalar ekseninde çevresel sürdürülebilirlik, entegre zararlı yönetimi ve sorumlu iş gücü uygulamaları gibi önemli başlıkları ele aldık. Aynı zamanda sürdürülebilir üretim uygulamalarının sahadaki yansımalarını ve iyi örnekleri bizzat fındık üreticilerinden dinleme imkânı bulduk. Ferrero Fındık olarak üreticilerin ve toplumların gelişimine yönelik olarak tüm paydaşlar ile sürekli iş birliğinde olmanın önemine inanıyoruz. Sürdürülebilirlik yolculuğunda en değerli katkılardan biri, paydaşların birbirinden öğrenmesi ve başarılı uygulamaların daha geniş bir etki alanı yaratması.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-deger-zincirinde-ortak-akil-zamani-80759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/9/1280x720/bamsi-akin-1781042473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık değer zincirinde ortak akıl zamanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abde-celik-istilasina-karsi-plan-80754</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de çelik istilasına karşı plan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a28869ceab16-1781040796.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa çelik sektöründe uzun süredir görülmeyen paradoks yaşanıyor. Ekonomik aktivitedeki toparlanmayla birlikte çelik tüketimi yeniden büyürken, Avrupa fabrikaları bu büyümeden pay alamıyor. Kendi pazarındaki büyümeden pay alamayan AB de ‘çelik istilası’ olarak nitelediği artan ithalata karşı yeni tedbirleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>EUROFER’in yayımladığı son rapora göre AB’nin görünür çelik tüketimi 2025 yılında yüzde 4,4 artışla 134,4 milyon tona yükseldi. Böylece üç yıllık düşüş serisi sona erdi. Ancak aynı dönemde AB ham çelik üretimi yüzde 2,9 gerileyerek 125,8 milyon tona düştü. Bu rakam Avrupa çelik endüstrisi için tarihi dip seviyeyi temsil ediyor. Üretim, 2008 küresel finans krizinin hemen öncesindeki seviyelerin yaklaşık 60 milyon ton altında bulunuyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri bu tabloyu, yüksek enerji maliyetleri, zayıf yatırım ortamı ve küresel rekabet baskısının sonucu olarak değerlendiriyor.</p>
<h2>İthalat yüzde 30 ile rekor kırdı</h2>
<p>Talepteki toparlanmanın en büyük kazananı ise Avrupa üreticileri değil, ithalatçılar oldu.</p>
<p>EUROFER verilerine göre yarı mamul ve mamul çelik ithalatı geçen yıl yüzde 14 arttı. Sonuç olarak ithal ürünlerin AB çelik tüketimindeki payı yüzde 30’a ulaştı. Bu oran Avrupa çelik piyasasında şimdiye kadar görülen en yüksek seviyelerden biri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>EUROFER Genel Direktörü Axel Eggert, Avrupa’nın ulaşım, inşaat, enerji altyapısı ve savunma gibi stratejik alanlarda çeliğe ihtiyaç duyduğunu ancak giderek artan oranda dış tedarike bağımlı hale geldiğini belirtiyor. Sektöre göre mevcut eğilim devam ederse Avrupa’nın sanayi bağımsızlığı ve yeşil dönüşüm hedefleri de risk altına girebilir.</p>
<h2>Brüksel savunmaya geçti</h2>
<p>İthalat baskısının artması üzerine Avrupa Birliği harekete geçti. Avrupa Konseyi, mevcut koruma önlemlerinin süresinin dolacağı 30 Haziran öncesinde yeni ticaret düzenlemelerini onayladı. Yeni sistem, ithalat kotalarının düşürülmesini ve kota aşımı durumunda daha yüksek vergiler uygulanmasını öngörüyor. AB yetkilileri bu mekanizmanın küresel aşırı kapasitenin Avrupa piyasası üzerindeki baskısını azaltmayı hedeflediğini belirtiyor.</p>
<p>Güney Kıbrıs Enerji Bakanı Michael Damianos, çeliğin Avrupa’nın sanayi temeli, yeşil dönüşümü ve güvenliği açısından kritik önem taşıdığını vurgulayarak yeni düzenlemelerin sektöre daha güçlü koruma sağlayacağını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kritik tarih 1 Temmuz</span></h2>
<p>Yeni Avrupa Birliği (AB) çelik ticaret mekanizması 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe girecek. İthalat kotaları yeniden düzenlenecek. Kota aşımı ürünlerde daha yüksek vergiler uygulanacak. Amaç, kaybedilen üretim kapasitesini geri kazanmak. EUROFER’e göre 2019 yılından bu yana yaklaşık 34 milyon tonluk üretim kaybı oluştu. Bu nedenle Brüksel’in devreye aldığı yeni koruma önlemleri, yalnızca ticaret politikası değil, aynı zamanda Avrupa’nın sanayi geleceğini belirleyecek stratejik bir sınav olarak görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abde-celik-istilasina-karsi-plan-80754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/celik-fabrika-1770185234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de çelik talebi üç yıl sonra yeniden büyümeye geçerken, üretim tarihi dip seviyeye indi. İthalatın tüketimdeki payı yüzde 30 ile rekor kırarken Brüksel, sektörün daha fazla kan kaybetmesini önlemek için yeni koruma duvarlarını devreye alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/51-milyari-asan-yeni-isler-bagladi-yuzde-100-sinirini-asali-cok-oldu-80753</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 51 milyarı aşan yeni işler bağladı, yüzde 100 sınırını aşalı çok oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada aktif kârlılıktan esas faaliyet kârlılığa kadar %12 ile %129 arasında değişen marjlarda 25 şirket öne çıkıyor. Farklı sektörlerdeki şirketlerin esas faaliyet kâr marjında %100 barajını aşması, verimlilik beklentisi altında muhasebe gerçeklerini doğru okumayı zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, %100’ü aşan bir esas faaliyet kâr marjı gördüğünde şirketin maliyetleri sıfırlayıp havadan para kazandığına inanma eğilimindedir. Oysaki bilançolara baktığımızda Astor Enerji gibi %28,91 marjla üretim yapıp satan şirketlerle %118 kâr marjına sahip Katılımevim veya %128 oranına ulaşan Creditwest Faktoring gibi finans firmalarını aynı kefeye koymamak gerekiyor. Şüphesiz enflasyonist ortamda yüksek rasyolar göz alıcıdır. Ancak bir sanayi şirketinin sattığı maldan %100’ün üzerinde faaliyet kârı elde etmesi ekonominin doğasına aykırıdır. Finans ve gyo bilançolarındaki yüksek oranlar daha ziyade sermaye piyasası ve faiz gelirleri ile portföy değerlemeleriyle alakalıdır.</p>
<h2>Kâr marjı yüksekler</h2>
<p>Belirlediğimiz kriterleri karşılayan firmalardan Creditwest Faktoring %128,73 ile en yüksek esas faaliyet kâr marjına sahip firma konumunda. Artan bir kârlılığa sahip sektörde martta yıllık kâr artışı %18 oldu. Şirket ise ilk çeyrekte faktoring gelirini %33, dönem sonu kârını %427 büyüttü ve sektör ortalamasının üzerine çıktı.</p>
<p>Katılımevim %118,11 ile listeye giren şirketler arasında esas faaliyet kârını en fazla yükselten bir diğer firma. Üç aylık dönemde tasarruf finansman gelirleri %40, dönem sonu kârı %203 büyüdü. Fiziki büyümesine devam eden firma son olarak Karaman ve Alanya’da açtığı iki şube ile birlikte toplam şube sayısını 99’a yükseltti.</p>
<h2>Piyasa değeri yüksekler</h2>
<p>Katılımevim 327 milyar TL ile tablodaki 25 şirket arasında piyasa değeri en yüksek firma olarak öne çıkıyor. Onu 307 milyar TL ile Astor Enerji takip ediyor. Şirket yakın zamanda özellikle de ABD merkezli firmalarla yaptığı iş bağlantılarıyla dikkat çekiyor. Henüz yılın yarısı tamamlanmadan aldığı yeni işlerin toplamı 51,3 milyar TL’yi bulurken yıllık gelire oranı %132’yi aştı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2885bf252b6-1781040575.png" alt="" width="900" height="482" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>FON GİRİŞİ Mİ, FON ÇIKIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Fon girişi</strong>; talep gücü, likidite bolluğu, psikolojik destek, sermaye genişlemesi. Balon riski, yönetim baskısı, maliyetlenme sorunu, sürü tuzağı.</p>
<p><strong>Fon çıkışı</strong>; maliyet avantajı, piyasa disiplini, nakit gücü, büyüme alanı. Varlık erimesi, panik sarmalı, likidite daralması, sermaye kaçışı.</p>
<p><strong>Beş yıla kadar vadeli ve en fazla 2 milyar TL tutarlı tahvil çıkarmak için süreci başlattı</strong></p>
<p>Vestel Beyaz Eşya’nın piyasadan 2 milyar TL borçlanma girişimi riskli olabilir mi? ● Efe Durmuş</p>
<p>Efe, Vestel Beyaz Eşya, geçtiğimiz ay yurt içindeki nitelikli yatırımcılara satılmak üzere 5 yıla kadar vadeli maksimum 2 milyar TL tutarında tahvil ihraç etme kararı aldı. Şirket ilk çeyrekte satışlarını %52 düşüşle 9,9 milyar TL’ye geriletirken esas faaliyet zararı arttı. Halihazırda 24,6 milyar TL finansal borcu bulunuyor. 94,1 milyar TL’lik aktif büyüklüğü ve 39 milyar TL’lik özkaynağı, 2 milyar TL’lik ek borcu hacimsel olarak rahatça kaldıracak bir güce sahip. Ancak alınacak yeni borcun yaratacağı finansman maliyeti nakit akışını zorlayabilir.</p>
<p><strong>İş birliğinin başarıya dönmesi geliştirilecek prototiplerin siparişe dönmesine bağlı</strong></p>
<p>Pasifik Teknoloji’nin insansız deniz aracı alanında başarı yakalama olasılığı nedir? ● Nihat Aktuğ</p>
<p>Nihat, Pasifik Teknoloji, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamayla Özata Tersanesi ile insansız deniz ve sualtı araçları, otonom sistemler ve hibrit platformlar geliştirmek amacıyla stratejik bir mutabakat imzalandığını duyurdu. Şirketin böylesi zorlu bir sektördeki başarı potansiyeli, yazılım ve görev yönetimi tecrübesini Özata’nın güçlü gemi inşa altyapısıyla ne kadar verimli birleştireceğine bağlı olacaktır. Savunma ve sivil alanlara yönelik yeni nesil araçlar üretmeyi hedefleyen bu iş birliği kağıt üzerinde ciddi bir güç birliğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DOV fonu euro varlıklara yönelerek yıllık %23 getiriyle ortalama altı kaldı</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idaresindeki Onüçüncü Serbest (Döviz-avro) Fon (DOV), üç yılı geçkin süredir işlem görüyor. Dövizdeki hareketle yakından ilişkili olması nedeniyle yükselen ancak sınırlı kalan bir yapıya sahip. Nisandan bugüne düşük de olsa hacimde genişleme söz konusu. Haziranda büyüklük 75,65 milyar TL seviyesine ulaştı. Son iki ayda para girişi gözlenirken haziranın ilk haftasında gelen nakit tutarı 881 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı 17.694 ve doluluk oranı %21,74 seviyesinde. Fon, euro cinsi borçlanma araçlarına yatırım yapma stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %38,19’u özel sektör dış borçlanma aracı ve %36,66’sı döviz mevduatından oluşuyor. Döviz bazlı getiri arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %23,09 getiri sağlayan DOV, döviz fonların %33,65 getirisinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan TLREF + %1 faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.06.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 366 gün vadeli ve 6 ayda bir kupon ödemeli tahvil toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Vade tarihi 09.06.2027 olarak belirlendi. 8 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, bankanın uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSNURL62738 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28857e84225-1781040510.png" alt="" width="976" height="241" /></strong><strong>PRİZMA MATBAACILIK</strong></p>
<p><strong>İki büyük ortağın payını satma niyeti kesin olsa da hisseyi alacak taraf değişti</strong></p>
<p>Prizma Pres Matbaacılık, şirket ortakları Metin Kuru ve Raşit Kuru’nun A ve B grubu paylarının satılmasına yönelik daha önce duyurulan görüşmelerde alıcı tarafın değiştiğini duyurdu. Yeni plana göre, pay devir işlemlerinin DLT Turizm yerine, Tera Yatırım Teknoloji Holding’in bağlı ortaklığı Tera Turizm üzerinden gerçekleştirilecek. Görüşmelerin henüz bağlayıcı nitelikte olmadığı vurgulansa da anlaşma halinde hakim ortak değişimi olacağı anlaşılıyor. Hissenin fiyatı son bir ayda hızlı bir artış kaydetti. Hakim ortak değişimi şirket işleyişini doğrudan etkileyebilmekte.</p>
<p><strong>GLOBAL YATIRIM HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Dolaylı bağlı iştiraki İspanya'daki kruvaziyer limanının işletme hakkını aldı</strong></p>
<p>Global Yatırım Holding, dolaylı bağlı ortaklığı Global Ports Holding’in (GPH) İspanya’daki Ferrol Kruvaziyer Limanı ihalesini kazandığını ve 30 yıl süreli işletme imtiyazının şirkete verildiğini duyurdu. Firmanın üç ay içinde ilk faz inşaat projelerini yetkililere sunacağı ve ardından altı ay içinde inşaat çalışmalarına başlayacağı belirtildi. Söz konusu gelişmeyle birlikte GPH, kruvaziyer pazarındaki liman ağını daha da güçlendirmiş oldu. Uzun süreli imtiyaz hakkı, döviz bazlı ve öngörülebilir nakit akışına imkan verirken FAVÖK potansiyelini yukarı taşıyacaktır.</p>
<p><strong>RÖNESANS GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Feriköy Gayrimenkul’ün diğer yarısını aldı. Optimum AVM’nin tamamına sahip oluyor</strong></p>
<p>Rönesans Gayrimenkul, daha önce %50 pay sahibi olduğu Feriköy Gayrimenkul’ün diğer %50’lik payını Euro Crescent firmasından satın almak üzere anlaştı. Rekabet Kurulu izninin ardından tamamlanacak devirle birlikte şirket, Feriköy Gayrimenkul’ün tek pay sahibi konumuna gelecek. Bu işlem sonucunda, söz konusu iştirakin önemli varlıklarından olan İstanbul Optimum Premium Outlet AVM’nin mülkiyeti tamamen Rönesans Gayrimenkul’e geçecek. Gayrimenkul yatırım şirketlerin portföyündeki ticari yapıları tek elde toplamak düzenli gelir sağlamak açısından avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Tüpraş bir aydan fazla süredir geriliyor. Fonların payı düşük miktarda yükseldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28858ec914c-1781040526.png" alt="" width="294" height="232" /></strong>Tüpraş’ta fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,08 ile toplamda 1,75 milyon lot artarak 44,71 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 204’ten 209’a yükseldi. IOG fonu 1,10 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, ZPX30.F 1,14 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Tüpraş için bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken 11 kurum model portföyüne dahil etti. En yüksek öneriyi Kuveyt Türk Yatırım 376,90 TL ile verdi. En düşük öneri 252 TL ile Teb Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/51-milyari-asan-yeni-isler-bagladi-yuzde-100-sinirini-asali-cok-oldu-80753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 51 milyarı aşan yeni işler bağladı, Yüzde 100 sınırını aşalı çok oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezon-maliyet-baskisiyla-acildi-80752</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni sezon maliyet baskısıyla açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Ekonomin en kritik döviz sağlayıcı kalemlerinden turizm sektörü, yaz sezonunun kapılarını maliyet baskısının gölgesinde açtı. TÜİK’in Mayıs 2026 enflasyon verileri, manşet enflasyondaki baz etkisi kaynaklı gerilemeye rağmen hizmet sektöründeki, özellikle de turizm endeksli kalemlerdeki katılığı tescilledi. Uluslararası ortak tüketim sınıflaması (COICOP) baz alınarak yapılan analize göre; Türkiye’de "Lokanta ve Oteller" grubu mayısta yıllık yüzde 31,59 artışla yüksek seyrine devam ederken, Akdeniz çanağındaki en büyük rakiplerimizde bu kalemde yıllık artış hızı İspanya’da yüzde 4,20; Yunanistan’da yüzde 3,90 ve İtalya’da yüzde 3,40 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Eresin: Maliyeti sektör üstleniyor Konuya ilişkin EKONOMİ’ye değerlendirmelerde bulunan Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, enflasyon sepet metodolojisine yönelik uzun süredir dile getirdikleri yapısal itirazı yinelerken, otelcilik ile yeme-içme sektörlerinin aynı kefeye konulmasının sağlıklı olmadığını; konaklama sektörü özelinde bakıldığında, fiyat artışlarının yeme-içme sektörüne kıyasla daha sınırlı kaldığı tespitinde bulundu. Bununla beraber reel sektörün en büyük çıkmazı olan ‘yüksek enflasyon - yatay kur’ denklemine dikkat çeken Eresin, otelcilerin uluslararası pazarda pazar payı kaybetmemek adına artan TL maliyetlerini döviz fiyatlarına tam olarak yansıtamadığını, karlılıktan fedakarlık yapıldığını vurguladı. Eresin, "Yüksek enflasyon, hızla yükselen işletme maliyetleri ve döviz kurlarının enflasyon oranında artmaması, konaklama sektörü üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle döviz gelirlerindeki artışın maliyetlerdeki yükselişi karşılayamaması, işletmelerin karlılığını önemli ölçüde azaltıyor. Turizm işletmeleri, uluslararası pazarlardaki rekabet koşulları nedeniyle döviz bazındaki fiyatlarını maliyet artışları oranında yükseltemiyor. Aksi durumda rekabet gücünün zayıflaması, pazar kayıpları yaşanması ve sözleşme süreçlerinde dezavantaj oluşması riski ortaya çıkıyor. Bu nedenle maliyet kaynaklı yükün önemli bir bölümü sektör tarafından üstlenilmekte" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörün rekabet gücünü etkileyen temel sorunlardan birinin, enflasyon ile döviz kurları arasındaki dengenin bozulmuş olması olduğunu vurgulayan Eresin, “Maliyetler yüksek enflasyon nedeniyle hızla yükselirken, döviz gelirlerinin aynı ölçüde artmaması turizm işletmelerinin maliyet-gelir dengesini zorlamakta ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir" diye konuştu.</p>
<h2>"Kavaloğlu: Kârlılıkta 3 yıl geriye gittik" </h2>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu ise, sektör için en büyük problemin ‘sabit kur politikası’ olduğunun altını çizdi. Değerli TL’nin ihracatçı ve turizmciye ciddi bir dezavantaj yarattığını belirten Kavaloğlu, maliyet-kur makasını şu örnekle özetledi: "Ocak ayında istihdam maliyetlerimiz yüzde 27 yükselirken, Euro kuru yalnızca yüzde 6 yükseldi. Dolayısıyla bu anlamda bakıldığında Euro'nun çok daha yukarıda olması gerekirken şu anda hem enflasyon baskısı altındayız hem de yükselen bir maliyetimiz var. Fiyatlarımızı da küresel rekabet şartları ve yakın coğrafyamızdaki savaş dinamikleri nedeniyle istediğimiz oranda yükseltemiyoruz. Bu durum karlılıkları tamamen baltalamış durumda. Sektör olarak karlılıkta resmen 2023 yılına döndük, yani 3 yıl geri basmış vaziyetteyiz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yüzde 35’lik artış bile yetmiyor”</span></h2>
<p>Büyük otellerin finansal olarak daha güçlü durabildiğini ancak butik ve küçük otellerin sürdürülebilirlikleriyle alakalı sıkıntılar yaşadığına işaret eden Kavaloğlu, "Büyük otellerin yurt dışı acenteleri ve tur operatörleriyle çok önceden kontrat yapma şansı oluyor ve aksiyon alabiliyorlar. Bir sene önceden kontrat yapan oteller ile günübirlik fiyat belirleyen küçük ve orta ölçekli oteller arasında ciddi bir makas oluştu. Şu an için tek olumlu giden kanal gurbetçi talebi ve iç pazar hareketliliği” dedi. Oda fiyatlarında geçen yıla göre TL bazında minimum yüzde 35 gibi bir artış olduğunu, ancak bu artışın bile maliyetleri kurtarmaya yetmediğine dikkat çeken Kavaloğlu, “Euro bazında artışlar ise yüzde 5 ila yüzde 8 bandında kalıyor. Bu maliyetlerle Euro bazlı artışın çok daha yukarıda olması gerekirdi" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezon-maliyet-baskisiyla-acildi-80752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/tatil-yaz-turizm-1776497022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık 65 milyar doları aşan döviz geliriyle dünya liginde ilk üçte yer alan Türk turizmi, yeni sezona yüksek enflasyon ve maliyet baskılarıyla girdi. Konaklama sektörü temsilcileri, TL’deki reel değerlenmenin sektörün rekabet gücü ve kârlılığı üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-kargo-paketinin-9u-cinden-80751</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 kargo paketinin 9’u Çin’den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Basitleştirilmiş Gümrük Beyanı verileriyle Türkiye’nin son tüketiciye yönelik ya da kurumsal olsa da mikro düzeydeki e-ticaret verilerine bakarak bir rapor hazırladı. Raporda, ithalat paket sayısı olarak yer aldı ancak tutar bilgisi yer almadı. İhracatta ise paket sayısı ve tutar yer aldı. Raporda, salgın sonrası e-ticaret kanallarından mikro ithalat ve ihracattaki patlama net olarak görüldü. Salgın öncesi 2015-2020 arasında 1.4 milyondan, 1.7 milyon adete ancak yükselen e-ticaret paket ithalatı, 2021- 2025 arasındaki 5 yılda, 3.6 milyondan 29.5 milyon adete çıktı. İthalat tarafındaki esas görünüm ise ülke bazlı verilerde gerçekleşti. 2025’te Türkiye’ye gelen 29.5 milyon paketin, 27 milyonu Çin’den ithalattan oluştu. İkinci sıradaki Hollanda’dan gelen paket sayısı 926 bin adet olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28835564701-1781039957.png" alt="" width="631" height="379" /></p>
<h2>Adet bazında artı, değer azaldı </h2>
<p>İhracat tarafında numune gönderme, hediye ve kişisel kullanım için gönderim ve elektronik ihracat kodlanmış dahil toplamdaki paket sayısının 51.6 milyon, tutarın ise 2 milyar 255 milyon olduğu kayda geçti. Rapora göre, paket sayısında 2025’te bir önceki yıla göre 2.8 milyon adetlik artışla 51.6 milyon adete ulaşılırken, aynı yıl kıyaslamasında yaklaşık 300 milyon dolarlık bir azalış belirlendi. E-ticaretin salgın dönemindeki patlamayla birlikte, e-ticaret lojistiğinin oturmasıyla, düşük değerdeki ürünler de bu ticarete konu olduğu için paket başına bedellerde de ciddi düşüş oldu. 2018’de 99.1 dolar olan paket başına değer, 2025’te 43.7 dolarak kadar düştü. Ülke bazlı olarak Pazar analizlerine yer verilen Ticaret Bakanlığı raporunda, Avrupa’da Romanya başta olmak üzere bazı ülkelerde sıçrama gözlendiği, buna karşılık Körfez ülkelerinde belirgin bir azalma eğilimi olduğu belirtildi. Romanya’dan başka, Yunanistan, Bulgaristan ve KKTC’nin ilk 20 arasına 2025 yılında giren ülkeler arasında olduğu da kaydedildi. Fırsatlara yönelik olarak çeşitli kategorilerle yapılan analizde de Kuzey Amerika yüksek birim değer, Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ise ölçekleme açısından imkan sağladığı, KKTC’nin de lojistik yakınlıkla öne çıktığı belirtilen raporda, Avusturalya ise istikrarlı alım ile dikkat çekti.</p>
<p>Raporda, tutar bazında 2025 yılında en fazla ihraç edilen ürün gruplarında tekstil- hazır giyimin büyük ağırlığı devam etti. Ürün gruplarında ilk 10 üründe sadece ikinci sıradaki mücevherat, üçüncü sıradaki plastik ürünler ve 6. Sıradaki çanta-valiz dışındaki tüm gruplar giyim, ağırlıklı olarak da kadın giyiminden oluştu İlk sırada bir önceki yıla bir miktar düşüş olsa da 201.6 milyon dolar ile kadın giyim açık ara önde yer aldı. Bunu 98,5 milyon dolar ile mücevherat, 97,3 milyon ile plastik ürünler, 69,6 milyon dolar ile kazak- hırka, 65,7 milyon dolar ile tişört, 61,1 milyon dolar ile çanta-valiz izledi.</p>
<h2>İhracat değeri neden düşüyor? </h2>
<p>Raporda, paket sayısındaki artışa karşılık, değerdeki gerileme, küresel pazarlardaki yaygınlaşan korumacı gümrük politikaları ana neden olarak belirtildi. Lojistik ve gümrükleme maliyetlerindeki artış, küresel rekabet nedeniyle ürün satış fiyatlarına anlık yansıtmada yaşanan zorluklara işaret edildi. Fiyat rekabeti nedeniyle pazar kaybetmemek için fiyatlarda artış yapmama, tüketicinin gümrük maliyetindeki yükselme nedeniyle ucuz ürünlere kayması olgusuna vurgu yapılan raporda, küreselleşmenin bu ticarete olumlu etkisinin devam ettiği ancak toplam değerlerde dönemsel daralmanın gözlendiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-kargo-paketinin-9u-cinden-80751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kargo-lojistik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtdışı platformlarından alışverişte vergi muafiyetini kaldıran düzenleme öncesine ilişkin veriler, mikro e-ithalata ilişkin çarpıcı verilere işaret etti. 2021-2025 arasında yurtdışından gelen paket sayısı 7,2 kat artarak 29,5 milyona çıkarken, bunun 27 milyonunu Çin merkezli alışveriş platformlarının kargoları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temmuz-gundemi-farkli-olacak-80750</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz gündemi farklı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>CHP’deki tartışmalar AK Parti'de de rahatsızlık yaratırken parti kaynakları, temmuz ayı ile birlikte gündemin değişeceğini ifade ediyor. </p>
<p>7-8 Temmuz tarihlerinde dünyanın gözü ve kulağının Ankara'da NATO toplantısında olacağını belirten kaynaklar, “Türkiye'nin uluslararası prestiji ve İttifak içindeki konumu açısından tarihi bir zirve olacak. Türkiye arabulucu ve kriz çözücü rolünü tüm dünyaya gösterme fırsatı bulacak” görüşünde. Terörsüz Türkiye hedefinde, temmuz ayı ile birlikte yeni gelişmelerin yaşanacağını ifade eden kaynaklar, “Adımlar atılıyor, temmuz ayı ile birlikte yeni ve iyi gelişmeler olacak” açıklamasında bulundular. AK Partili kurmayların son günlerdeki açıklamalarına bakıldığında yine temmuz ayının tartışılan gündem maddeleri arasında yeni anayasa olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temmuz-gundemi-farkli-olacak-80750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’deki tartışmaların AK Parti&#039;de de rahatsızlık yarattığı temmuzda yapılacak NATO toplantısıyla birlikte gündemin değişeceği bildirildi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-bankalari-suriyede-sube-acacak-80749</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk bankaları Suriye’de şube açacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL</strong></p>
<p>Gaziantep’te düzenlenen Anadolu Ajansı Kent Ekonomileri Zirvesi Halep-Gaziantep toplantısında konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat Türk bankalarının Suriye’de banka açması konusunda mutabakata varıldığını belirterek mevzuat çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Bolat, Suriye milli para biriminin basılması noktasında da temasların sürdüğünün altını çizdi.</p>
<p>Suriye'de birinci önceliklerinin devlet bütünlüğünün, milli birlik ve toprak bütünlüğünün korunması olduğuna vurgu yapan Ömer Bolat, “İslahiye Gümrük Kapısı'nın açılması konusunda hazırlıklarımız tam, en kısa sürede açılması müjdesini birlikte çalışıp verebileceğiz. Türkiye ile Suriye arasında 2030'lu yılların başlarında 10 milyar dolar ticarete ulaşmayı hedef olarak belirledik" dedi.</p>
<p>TOBB; Serakib'de OSB kuracak Türkiye’nin Suriye’ye diplomatik, siyasi ve ekonomik destek verdiğini belirten Ömer Bolat, gelecek dönemde ekonomik ilişkilerin sınır kapılarının açılması, transit ticaret, ikili anlaşmalar ve ortak endüstri bölgelerinde yoğunlaştığını vurguladı. Bu kapsamda iki ülke arasında endüstri bölgesi kurulması için özel sektör kuruluşları ve resmi kuruluşların birlikte çalıştığını belirten Bolat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB), Serakib kentinde büyük bir organize sanayi bölgesi kurma hazırlığına başladığını vurguladı.</p>
<p>Suriye iç savaşı öncesi yürürlükte bulunan Serbest Ticaret Anlaşmasının uygulanamaz hale geldiğini belirten Bakan Bolat, “Ekonomik ilişkilerimizin bir hukuki zemine oturması için Türkiye- Suriye Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) mekanizmasının kuruluşu önemliydi. Bunu devrim birinci yılını doldurmadan gerçekleştirdik. Geniş kapsamlı bir Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın istikşafi görüşmelerini başlattık” dedi.</p>
<h2>Sınır geçişleri hızlanmalı </h2>
<p>İki ülke arasındaki sınır kapılarının açılmasına yönelik bilgi de veren Bakan Bolat, "Özellikle Suriye'nin kuzeydoğusunun bu yılın başında istikrara kavuşmasıyla beraber Nusaybin ile Kamışlı arasındaki gümrük kapımızın açılması konusunda biz hazır olduğumuzu Suriyeli mevkidaşlarımıza ifade ettik. Her türlü hazırlığımız var, bir an önce o kapıyı da açabiliriz. İslahiye Gümrük Kapısı'nın açılması konusunda hazırlıklarımız tam. Gaziantep Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve organize sanayi bölgemize, Suriye'deki eksik kısa bir demir yolu hattı konusunda da her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. İslahiye Gümrük Kapısı'nın en kısa sürede açılması müjdesini birlikte çalışıp verebileceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Yüzlerce fabrika yapılıyor </h2>
<p>Türkiye’yi doğal ortak olarak gördüklerini belirten Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal eş-Şaar ise "Türkiye ile kader birliğimiz söz konusu. Her zaman dost olmak için elimizden gelen gayreti ortaya koyacağız" ifadelerini kullandı. Ülkesinin ticaret, yatırım, bankacılık ve sanayi alanındaki mevzuatı gözden geçirdiğini ve kalkınmayı destekleyecek yeni düzenlemeler üzerinde çalıştıklarını açıklayan Şaar, “Sınır kapılarının açılması ve geçişlerin hızlandırılması çok önemli. Ticaret erbabı, sanayici ya da normal bir vatandaş fark etmeksizin, karşılıklı hareketliliğin kolaylaşması ticaretin gelişmesinin anahtarıdır” dedi.</p>
<p>Uluslararası yaptırımların kaldırıldığını ancak etkilerinin sürdüğünü, özellikle bankacılığın modernize edilmesine öncelik verdiklerini belirten Bakan eş-Şaar, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin gelişmiş bankacılık sistemine uyum sağladığını, Suriye’de de vatandaşların benzer ihtiyaçlarına cevap vermek için çalıştıklarını açıkladı. Konuk Bakan, “Son aylarda 15 binden fazla fabrika yeniden faaliyete geçti. Yaklaşık 1200 yeni üretim hattı oluşturuldu. Yüzlerce fabrika inşa sürecinin devam ediyor” diye konuştu. Hama bölgesinde Türk iş insanlarının sanayi yatırımlarında önemli rol oynadığını beklentilerinin tek bir tesis değil daha büyük yatırımlar olduğunu belirtti.</p>
<h2>Bizim ülkemiz, sizin ülkeniz </h2>
<p>Bakan eş-Şaar, Türk yatırımcılara Suriye pazarına girişte daha cesur davranmalarını, sahada bürokratik ve teknik sorunlar çıkabileceğini ancak bunları aşma yönünde irade gösterdiklerini kaydetti. eş-Şaar, “Suriye artık her türlü yatırıma ev sahipliği yapabilecek bir pozisyona geldi. Sahada ufak tefek pürüzler ve engeller olabilir ancak kuracağımız güçlü ortaklıklarla bu sorunların hepsini aşabiliriz. Suriye hazır. Bizim ülkemiz, sizin de ülkenizdir; buyurun gelin” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-bankalari-suriyede-sube-acacak-80749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türk bankalarının Suriye’de banka açması için mutabakata varıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-mecliste-kilicdaroglu-genel-merkezde-konustu-80748</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel Meclis’te, Kılıçdaroğlu Genel Merkez&#039;de konuştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de Meclis Grup toplantısı üzerindenn günlerdir yaşanan gerilim dün iki ayrı toplantı yapılmasıyla sonuçlandı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu genel merkezde, Özgür Özel Mecliste konuştu, kriz geçici olarak çözüldü.</p>
<p>Saat saat gelişmeler Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te grup toplantısı yapması ihtimaline karşı, Özel ve ekibi CHP’nin grup toplantısının yapılacağı salonu erken saatlerde doldurdu. Diğer taraftan Kılıçdaroğlu ve ekibinin de daha önce açıklandığı gibi Meclis’e gelmesi beklenirken, kulisler bir anda hareketlendi. Arka kapı diplomasisi yapıldığı haberleri kulislere düştü. Hatırı sayılır önemli isimlerin araya girerek, Kılıçdaroğlu’nun genel merkezde toplantı yapmasını istediklerine ilişkin haberler geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na bir çağrı yaptı. Meclis Grup toplantısını TBMM’de yapacağını günler öncesinden duyuran Kılıçdaroğlu, öğleye doğru sosyal medya hesabından yaptığı yeni bir açıklama ile Genel Merkezde toplantı yapacağını duyurdu.</p>
<p>Yavaş'ın çağrısı etkili oldu Kılıçdaroğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın kendisine yaptığı sağduyu çağrısına ilişkin paylaşımını alıntılayarak, “Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum: Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak, bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki, o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz. İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız. Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum. Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere CHP Genel Merkezimize, yani baba ocağımıza çağırıyorum. Biz biriz ve birlikteyiz” dedi.</p>
<p>Özel, Dikmen kapısında konuştu Özel, bu arada Meclisin ziyaretçi yasağı getirmesi nedeniyle Meclise alınmayan vatandaşlara hitap etmek için Meclis Dikmen Kapısına gitti. Özel, “AK Parti yargısının, girişimiyle yapılmaya çalışılan darbeyi bir kez de şanlı Meclis'in kapıları önünden geri püskürttünüz. Siz, kendiliğinizden üzerinize düşeni öyle bir yaptınız ki bu duruşunuz, parti tarihinde unutulmayacak duruşlardan biri olarak tarihe kazınmıştır” dedi.</p>
<p>Özgür Özel, saat 13.30 grup konuşmasını yapmak üzere salona geldi. Milletvekillerinin alkışları arasında kürsüye gelen Özel yaşananları, “dünya tarihinde görülmemiş kumpas” sözleriyle yorumladı. Özel, “Burada, bu kürsüde ilan edilen saatte çıkıp da konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, bir zafer olarak görmüyorum. Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş Genel Başkanı’nın konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen kapı önündeki binlerin, Türkiye’deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum” dedi.</p>
<p><strong>26 Temmuz'a kadar kurultay talebi </strong></p>
<p>Özel, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapılması gerektiğini söyledi. Ödeyecekleri her bedele rağmen yürüyüşlerini devam ettireceklerini söyleyen Özel, “Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayakları altında kalır. Bu millet önünde kimseyi istemez. Devleti milletin karşısına koyarsanız millet bu devleti önce yener sonra demokratik devleti yeniden inşa eder. Kimse birilerinin milletle girdiği savaşın maşası olmasın. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-mecliste-kilicdaroglu-genel-merkezde-konustu-80748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/kilicdaroglu-ozgur-ozel-1781039633.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel Meclis’te, Kılıçdaroğlu Genel Merkez&#039;de konuştu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorluda-yapay-zeka-ityi-asti-rekabet-icin-yaza-gecildi-80746</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorlu’da yapay zeka IT’yi aştı rekabet için YaZ’a geçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zorlu Holding yeni rekabet stratejisinde başrolü yapay zekaya veriyor. Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın, “Yapay zekayı IT’nin işi olmaktan çıkarttık. Yapay Zeka Modeli (YaZ) ile iş birimlerinin sahip olduğu dönüşüm aracına dönüştürdük” dedi.</p>
<p>Zorlu Holding, rekabette stratejisini yapay zekayı IT (bilgi işlem departmanı) projesi olmaktan çıkartacak bir modelle yeniden YaZ'ıyor. YaZ adı verilen (Yapay Zeka Modeli) model beş aşamadan oluşuyor. Bu sayede her iş birimi kendi ihtiyaçlarına göre yapay zeka entegrasyonunu kendisi yaparak, projenin başında olacak.</p>
<p>Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın, "Dünya artık daha hızlı dönüyor" diye tanımladığı teknolojik kırılma için YaZ programını yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, uçtan uca bir kültürel dönüşüm modeli olarak tasarladıklarını söyledi. Programın beş temel aşamadan oluştuğunu belirten Aydın, süreci şöyle anlattı:</p>
<p>"Grubun tüm şirketlerinde önce farkındalık yarattık. Webinarlar ve iç iletişim çalışmalarıyla çalışanlarımızın yapay zekanın ne olduğunu ve ne yapabileceğini anlamasını sağladık. Ardından eğitim aşamasına geçtik; hem genel hem de departman bazlı eğitimlerle herkesin kendi işine nasıl entegre edebileceğini gösterdik. Sonrasında proje geliştirme tarafını açtık. Çalışanlarımızdan yüzlerce fikir geldi. 400'den fazla proje önerisi geldi. Bu fikirleri etki ve veri odaklı olarak değerlendirdik, hangisinin verisi bol tespit ettik, önceliklendirdik ve hayata geçirdik. Son aşamada ise başarılı projeleri ödüllendirerek kurum geneline yaygınlaştırıyoruz."</p>
<p>Aydın, bu modelle amaçlarının yapay zekayı klasik bir "IT projesi" olmaktan çıkarıp doğrudan iş birimlerinin sahip olduğu bir dönüşüm aracına dönüştürmek olduğunu vurguladı. Aydın, "Devreye alınmaya çalışılan yapay zeka projelerinin yüzde 70'i ilk konulan hedefe ulaşmadan sönümlüyor. O nedenle proje eğer insan kaynakları için yapılıyorsa bu artık onların yapay zeka projesi olmalı. Bu şekilde hayata geçirildiğinde yapay zeka projeleri yüzde 30 verimlilik sağlamış oluyor" dedi. Aydın'a göre asıl rekabet, yapay zekaya erişmekte değil; onu kurum DNA'sına yerleştirebilmekte yatıyor.</p>
<p><strong>Projeler deneysel aşamada kalıyor, değere dönüşmeli</strong></p>
<p>Aydın'a göre teknoloji son 50 yılda giderek artan bir hızla hayatın içine girerken, bugün gelinen noktada artık "destek fonksiyonu" olmaktan çıkıp doğrudan işin merkezine yerleşti. Bu değişim, yalnızca bireylerin değil, şirketlerin de yaşamını kökten etkiliyor.</p>
<p>Burak Aydın, yapay zeka projelerinin büyük bölümünün deneysel aşamada kaldığını, ancak gerçek başarı için bu projelerin ölçülebilir değere dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Projelerin yalnızca denenmesinin yeterli olmadığını belirten Aydın, "ölçümleme ve ölçekleme" kavramlarının kritik olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım doğrultusunda projelerin finansal ve stratejik etkilerinin takip edildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Hiper rekabet çağı başladı</strong></p>
<p>Aydın, günümüz iş dünyasını "hiper rekabet" ve "hızlı inovasyon döngüleri" ile tanımladı. Artık ürünlerin ve şirketlerin yaşam döngüsünün kısaldığını, birkaç yıl önce lider olan markaların kısa sürede geride kalabildiğini söyledi. Bu noktada referans verdiği yaklaşım, yenilikçilik çarkının sürekli döndürülmesi gerektiği fikrine dayanıyor. Aydın, şirketlerin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilik üretmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Konuşmanın en kritik başlıklarından biri, yapay zekanın son yıllarda yarattığı ivme oldu. Aydın'a göre önceki teknolojik dönüşümler (mobil, IoT, 5G) daha yavaş ilerlerken, yapay zekada bu döngü dramatik şekilde hızlandı. Model değişimlerinin haftalar içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Aydın, bu durumun yalnızca teknolojik değil ekonomik bir kırılmaya da işaret ettiğini söyledi. Küresel ölçekte yapay zekaya yönelen yatırımların trilyon dolar seviyesine ulaştığını belirtti.</p>
<p><strong>İşin yüzde 70'i insan yüzde 30'u teknoloji</strong></p>
<p>Aydın'ın dikkat çektiği bir diğer kritik dönüşüm, şirket organizasyon yapılarında yaşanıyor. Yapay zeka ile birlikte teknoloji departmanlarının artık yalnızca destek birim olmaktan çıkıp, doğrudan operasyonun merkezine yerleşmesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu dönüşümün yalnızca yapısal değil, aynı zamanda kültürel bir değişim olduğunun altını çizdi. Aydın'a göre yapay zeka projelerinin başarısı büyük ölçüde teknolojiden değil, kültürden kaynaklanıyor.</p>
<p>"İşin yüzde 70'i insan, yüzde 30'u teknoloji" yaklaşımına dikkat çeken Aydın, en büyük dönüşüm alanının insan davranışı ve organizasyon kültürü olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Etki alanı sadece teknoloji değil</strong></p>
<p>Burak Aydın, yapay zekanın yalnızca belirli bir alanda değil, iş yapış biçimlerinin tamamında etkisini hissettirdiğini söyledi. Farklı iş kollarında ortaya çıkan dönüşümü örneklerle anlatan Aydın, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bugün pazarlama süreçlerinde içerik üretimi ve kampanya yönetimi yapay zekayla çok daha hızlı ve etkili hale geliyor. Hukuk ve operasyon tarafında belge yönetimi ve süreç otomasyonu ciddi bir verimlilik sağlıyor. Üretimde tasarım ve mühendislik süreçleri hızlanıyor, Ar-Ge'de optimizasyon imkanları artıyor. Tarımda bile yapay zeka, hava koşullarını analiz ederek hasat zamanını öngörebiliyor. Müşteri deneyiminde ise tamamen kişiselleştirilmiş çözümler üretmek mümkün hale geliyor."<br />Aydın, tüm bu örneklerin yapay zekanın yalnızca bir teknoloji başlığı olmadığını, farklı sektörleri dönüştüren güçlü bir "verimlilik motoru" haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sahneye 'yapay zeka' var</strong></span></p>
<p>Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın liderliğinde geçtiğimiz hafta "Yapay Zeka Sahnesi" etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ayrıca insan ve kültür boyutu, girişimcilik ekosistemi, yapay zeka destekli yeni iş modelleri ve "agent" çağı gibi konular da ele alınırken; akademi, teknoloji şirketleri ve iş dünyasından çok sayıda isim deneyimlerini paylaştı. Yapay Zeka Sahnesi'ne sadece Zorlu bünyesindeki şirketler değil, Türkiye'nin ileri gelen holdinglerinin temsilcileri de katılarak görüşlerini sundular.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Burak Aydın'ın dikkat çektiği veriler</strong></span></p>
<p>● McKinsey'nin 2025'te yaptığı araştırmaya göre, kuruluşların yalnızca yaklaşık üçte biri yapay zekayı kurum geneline ölçeklendirebildi, kalan üçte ikisi pilot aşamasında.</p>
<p>● Kurumların %86'sı, yapay zekanın 2030'a kadar sektörlerini dönüştüreceğini öngörüyor. [WEF Future of Jobs 2025]</p>
<p>● Çalışanların yapay zekaya erişimi 2025'te yüzde 50 oranında arttı. [Deloitte]</p>
<p>● Yapay zekanın yıllık global GDP artışı potansiyeline etkisi, 7 trilyon dolar olarak öngörülüyor. (10 yıllık perspektif) [Goldman Sachs]</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorluda-yapay-zeka-ityi-asti-rekabet-icin-yaza-gecildi-80746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/burak-aydin-1781039246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorlu’da yapay zeka IT’yi aştı rekabet için YaZ’a geçildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bingolun-bolgesel-kalkinma-modeli-sutas-sutculuk-projesi-80769</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bingöl’ün &#039;bölgesel kalkınma modeli&#039;: Sütaş Sütçülük Projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım, masa başı yazı yazılacak bir alan değil. Mutlaka sahada olmalısınız. Sahada olanlarla sürekli diyalog içerisinde olmanız gerekiyor. Kendi adıma 30 yıldır hep sahada olmaya çalıştım. Gidemediğim il sayısı, iki elin parmağından daha az. O illerden birisi de Bingöl’dü. Geçen hafta nihayet Bingöl’e de gittim.</p>
<p>Bingöl’ün ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı. Hayvancılık, özellikle de arıcılık öne çıkıyor. Avrupa Birliği’nden coğrafi işaretli Bingöl balı, sadece Türkiye’de değil uluslararası düzeydeki yarışmalarda hep ilk sıralarda yer alır.</p>
<p>Sadece Bingöl’ün değil, bölgenin, ülkenin hayvancılık konusundaki en önemli yatırımı, Haziran 2018’de temeli atılan Sütaş’ın Doğu - Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’dir. Bu yatırım, sadece büyükbaş hayvanların beslendiği, elde edilen sütün işlenerek süt ürünlerinin üretildiği, ineklerin gübresinden enerji üretilen sıradan bir yatırım değil. Bölgenin gelişmesine çok yönlü katkılar sağlayan bölgesel kalkınma modelidir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2893f6939b0-1781044214.jpg" alt="" width="600" height="800" /><strong>Muharrem Yılmaz’ın daveti</strong></p>
<p>Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’nin yatırımcısı olan Sütaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’dan 7 Mayıs’ta bir davet aldım. Davet yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>Sayın Ali Ekber Yıldırım,</p>
<p>1975 yılında Bursa Karacabey’de başlayan sütçülük yolculuğumuz 51.Yılına ulaştı. Kurulduğumuz günden bu yana, sütün iyiliğini ve bereketini yaymak için tutkuyla çalışıyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanında yer alan tesislerimizde, süt değer zincirini entegre eden, ürünlerimizin doğallığını ve besin değerini güvence altına alan “Çiftlikten Sofralara” iş modelimiz ile faaliyet gösteriyoruz. İş modelimiz, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir gıda sistemleri açısından da güçlü bir örnek oluşturuyor.</p>
<p>En son yatırımımız olan “Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre tesislerimizi ve “Çiftlikten Sofralara” entegre iş modelimizi yerinde tanıtmak ve Sütaş’ın bugününü birlikte değerlendirmek üzere, sizi 5-6 Haziran 2026 tarihlerinde Bingöl Tesislerimizde ağırlamaktan özel memnuniyet duyacağım.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>Muharrem Yılmaz’ın daveti ile Sütaş’ın Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’ni bir grup gazeteci meslektaşımızla birlikte gezdik. Muharrem Yılmaz’dan, birinci ağızdan bilgiler aldık.</p>
<p><strong>Hedef, sütün iyiliğini ve bereketini yaymak </strong></p>
<p>Tarım yazmaya başladığım 1996 yılından bu yana Muharrem Yılmaz ile görüşüyoruz. Sütçülük konusundaki duyarlılığı ve kendi deyimi ile “sütün iyiliğini ve bereketini yaymak” için tutkuyla çalışıyor.</p>
<p>Bugün çokça konuşulan, kararları tartışılan Ulusal Süt Konseyi’nin fikir babalarından birisidir. Arşivimi karıştırınca, Muharrem Yılmaz’ın bana gönderdiği 3 Ağustos 1999 tarihli Ulusal Süt Konseyi başlıklı önerisini içeren raporu buldum. Raporda, Türkiye’de hayvancılık ve süt sektörünün sorunlarının çözümü için “Ulusal Süt Konseyi”nin kurulması öneriliyordu. Çok detaylı bir çalışmaydı. Konseyin amacı, organları, oluşturulacak komiteler, süt fiyatının belirlenmesi, “Süt Fiyat İstikrar Fonu” oluşturularak piyasaya gerektiğinde müdahale edilmesi ve benzeri birçok konu ayrıntılı olarak ele alınıyordu. O’nun önerdiği Ulusal Süt Konseyi, bugünkü Ulusal Süt Konseyi’nden çok daha farklıydı. O öneri doğrultusunda kurulsaydı özerk, bağımsız bir konsey olacak ve bugünkü kadar tartışılmayacaktı.</p>
<p><strong>Bölgesel Kalkınma Modeli</strong></p>
<p>Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, Sütaş’ın iş modeli; ekonomik, sosyal etkileri ve kapsayıcı niteliğiyle bir “Bölgesel Kalkınma Modeli” niteliğindedir. Bu model ile hayata geçirilen “Sütaş Güney Marmara Sütçülük Projesi- Karacabey Entegre Tesisleri”, “Sütaş Orta Anadolu Sütçülük Projesi Aksaray Entegre Tesisleri” ve “Sütaş Ege Sütçülük Projesi Tire Entegre Tesisleri”, kendi bölgelerinde yarattıkları ekonomik ve sosyal etkilerle bölgelerinin kalkınmasına önemli katkılarda bulunan başarılı örneklerdir.</p>
<p>Bu örneklerden edinilen bilgi ve tecrübe ile 2018 yılı Haziran ayında temeli atılan “Sütaş Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi” başlatıldı. Proje kapsamındaki tesisler, yapılan üretim ve ayrıntılar özetle şöyle:</p>
<p><strong>1-</strong> <strong>Sütaş Bingöl Entegre Tesisleri,</strong> 3 bin 200 dekar arazi üzerinde yer alıyor.</p>
<p><strong>2-</strong> <strong>Damızlık Süt Sığırı Çiftliği</strong>,10 bin baş sağmal olmak üzere 22 bin 500 baş kapasiteli. Bölgede yapılacak süt hayvancılığı yatırımları için gerekli damızlık süt sığırı ihtiyacı karşılanırken aynı zamanda yatırım kapsamındaki süt ürünleri fabrikasının ihtiyacı olan sütün yüzde 25’i de burada üretiliyor.</p>
<p><strong>3-</strong> <strong>Karma Yem Fabrikası</strong>, günlük 600 ton kapasiteye sahip. Süt ürünleri fabrikasının işleyeceği günlük 1.000 ton sütü üreten süt ineklerinin ihtiyacı olan karma yemin tamamını karşılayabilecek.</p>
<p><strong>4-</strong> <strong>Rasyon Hazırlama Merkezi, </strong>yerli mühendislik ve imalat imkanlarıyla gerçekleştirilen saatte 2x25 ton kapasiteli merkez, ülke hayvancılığına kazandırılmış önemli bir teknolojik yenilik olmanın yanı sıra, aynı zamanda çiftliklerin ihtiyacı olan günlük 700 ton rasyonu hazırlayabilecek.   </p>
<p><strong>5- Yem bitkileri üretimi mekanizasyon yatırımları, </strong>bölgede sulanabilir alanlarda yılda iki kez ürün alabilme ve böylece hayvancılık için gerekli olan yem bitkilerini yetiştirilebilme imkânı var.  Sözleşmeli modelle yapılan bu üretimler için gerekli olan makina ekipman yatırımları proje kapsamında gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Günlük 1000 ton kapasiteli süt fabrikası</strong></p>
<p><strong>6-</strong> <strong>Süt Ürünleri Fabrikası, günlük </strong>1.000ton süt işleme kapasitesi ile kurulan fabrika aynı anda 18 ayrı ürün üretip paketleyebilme imkanına sahip. Fabrika, maksimum hijyen ve minimum enerji kullanımı ilkelerine göre tasarlandı. Yerli makina, ekipman, dizayn ve mühendislik hizmetleri için referans olacak birçok başarılı örneği barındırıyor.</p>
<p><strong>7-</strong> <strong>Biyogaz ve Elektrik Üretim Tesisi,</strong> Sütaş çiftliklerinin ve fabrikalarının organik atıkları 6,4 MWh kapasiteli biyogaz tesislerinde işlenerek elektrik ve ısı enerjisi (buhar) üretiliyor.</p>
<p>8- <strong>Güneş Enerjisi Santrali</strong>, yenilenebilir enerji üretimini artırmak için çiftliklerin ve tesislerin çatılarına kurulan güneş enerjisi santrali GES kurulu gücü 11,5 MWp’a ulaştı.</p>
<p>9- <strong>Organik Gübre Tesisi, </strong>biyogaz tesislerinin çıktılarından yılda700 bin ton katı ve sıvı fermente organik gübre üretiliyor. Böylece ineklerin yemlerinin yetiştirildiği toprakların gübre ihtiyacı karşılanırken, aynı zamanda bu bölgedeki tarlaların organik yapısının iyileştirilmesi ve verimliliğinin artırılması sağlanacak.</p>
<p>10- <strong>Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi ve Eğitim Çiftliği, </strong>üreticilere, öğrencilere ve süt hayvancılığı yatırımı yapmak isteyen girişimcilere ücretsiz hayvancılık eğitimi veriliyor.</p>
<p><strong>11- Süt Hayvancılığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi, </strong>kapsamında iki önemli laboratuar var. Hayvan Sağlığı Teşhis ve Analiz Laboratuvarında, çiftliklerindeki hayvanların periyodik sağlık kontrollerinin gerektirdiği testlerin yapılarak sürü sağlığının, bağışıklığının ve verimliliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Nesil Islahı Araştırma Laboratuvarında ise, bölgedeki hayvancılığın geliştirilmesine destek olmak üzere; nesil ıslah çalışmaları ile yüksek verimli hayvanların belirlenmesi ve hastalıklara karşı direnci yüksek sığır ırklarının yetiştirilmesine yönelik projeler yürütülüyor. Bu amaçla embriyo transferi ve sperma üretimi gibi çalışmalar yapılıyor.                  </p>
<p><strong>Yatırımın 2018-2033 ekonomik analizi</strong></p>
<p>Daha önce de bu köşede yazmıştım. Prof. Dr. Erinç Yeldan ve Kalkınma Uzmanı Kamil Taşçı’nın 2018-2023 dönemi için hazırladığı “Sütaş Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri Yatırımının Sosyo-Ekonomik Etkileri” raporunda bu yatırımın yaratacağı etkiler özetle şöyle ifade ediliyor:</p>
<p>“Sütaş Bingöl Entegre Tesisleri yatırımı geri bağlantısı yüksek bir yatırımdır. Geri bağlantı etkisi yüksek olan yatırımların yerel ekonomilerde etkileri çok daha büyüktür. Bu tür yatırımlar var olan yerel/ bölgesel bir ekonomi içinde konumlanma değil, kendi ekosistemlerini kurmaya dönük yatırımlardır. Bu yatırımın etkisiyle, Bingöl ve çevresinde yem bitkileri üretimi ve hayvancılık faaliyetleri açısından önemli bir dönüşüm sağlanacaktır. Sütaş yatırımının, Bingöl ve bölgede oluşturacağı ekosistem içinde, alt değer zincirleri marifetiyle geniş bir ekonomik havza oluşturacağı, sadece tarım ve hayvancılığa etkileri ile bile, tek başına bu yatırımın, yereldeki ekonomik dönüşümü gerçekleştirebileceği görülmektedir.</p>
<p>Bu yatırım ile birlikte tarım ve hayvancılığın yanı sıra, bölgede, makine ekipman üretimi, ambalaj malzemeleri üretimi, inşaat, lojistik, tarımsal teknolojiler ve destek hizmetleri gibi çok değişik faaliyetlerin gerçekleşmesi beklenmektedir.”</p>
<p><strong>2033 yılına kadar beklenen değişim ve dönüşüm</strong></p>
<p>Rapora göre, Sütaş Bingöl yatırımının faaliyete geçmesiyle, bölgede görülecek gelişim ve dönüşümlerin bazı sonuçları özetle şöyle:</p>
<p>- 2033 yılında, normal eğilimine göre 2 milyar 254 milyon dolarlık bir büyüklüğe erişmesi beklenen Bingöl ekonomisinin, bu yatırım sonrasında 3 milyar 641 milyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağı hesaplanmıştır.</p>
<p>- Bingöl’ün 2033 yılındaki GSYH(Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)’sının yıllık 1 milyar 386 milyon dolarlık kısmı Sütaş yatırımının doğrudan ve dolaylı etkileri ile oluşacaktır. Bu oran Bingöl’ün GSYH’sının yüzde 61,5’ine karşılık gelmektedir.</p>
<p>- Sütaş yatırımı olmaksızın Bingöl’ün 2033 yılındaki fert başı milli gelirinin 7 bin 322 dolar olacağı tahmin edilirken, bu yatırımdan sonra, bu değerin 10 bin 221 dolara erişeceği hesaplanmıştır.</p>
<p>- Kişi başına milli gelirin normal eğilimine göre 2 bin 900 dolar daha yüksek gerçekleşecek olması, ili, Sosyoekonomik Gelişmişlik Sıralamasında 2 kademe yukarı taşıyacak, 6’ncı kademe iller arasından 4’üncü kademe iller arasına konumlandıracaktır.</p>
<p>- Bu yatırım ile Bingöl, Türkiye’de fert başı milli gelir bakımından 73’üncü sıradaki konumundan, 35 sıra birden yükselerek 38’inci sıraya gelecektir.</p>
<p>- Fert başı gelirin artışına uyumlu olarak hane halkı refahının da önemli ölçüde artacağı hesaplanmıştır. Yatırımın ve üretim faaliyetlerinin doğrudan ve dolaylı etkileri ile, Sütaş’ın Bingöl’de hane halkı refahına katkısının, 2023 yılında yüzde 11,3, 2033 yılı itibariyle yüzde 26,2 düzeyinde olacağını göstermektedir.</p>
<p>- Yatırımının doğrudan ve dolaylı toplam istihdam etkisinin 8 bin 611 kişi olacağı hesaplanmıştır. Bunlardan 1.012 kişi Sütaş işletmelerinde, geri kalan 7 bin 599 kişi ise Sütaş değer zincirinde dolaylı olarak istihdam edilecektir. Diğer bir ifadeyle Sütaş, bünyesinde çalıştırdığı her bir kişiye karşılık 8 kişiye daha istihdam imkanı oluşturacaktır.</p>
<p>- Bu yatırım olmaksızın ilde toplanan vergilerin 2019 yılındaki 96 milyon dolar seviyesinden, 2033 yılı itibariyle 165,1 milyon dolara erişmesi beklenmektedir. Sütaş yatırımı sonrasında, Bingöl ekonomisindeki büyüme ve canlanma ile, ilden 2033 yılı itibariyle yıllık 404 milyon dolar vergi geliri elde edilmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>- Yatırım sonucunda il ekonomisinde görülecek canlanma nedeniyle ilden dışarıya göç yavaşlayacak, böylece il nüfusu mevcut eğilimine göre 277 binden 308 bine değil, 356 bine erişecektir.</p>
<p>Özetle, Sütaş’ın Bingöl’e yaptığı yatırım bölge ekonomisine, sosyal yaşamına önemli katkılar sağladığı görülüyor. Bingöl’den göç yerine, tersine göçün olduğu ifade ediliyor. Elazığ’dan Bingöl’e birlikte seyahat ettiğimiz Beytullah Çakabay, Bingöllü olduğunu ancak birkaç yıl öncesine kadar Bingöl’ü hiç görmediğini, babasının isteği ile akrabalarını görmek için Bingöl’e geldiğini söyledi. Beytullah Çakabay, eşiyle Bingöl’e yerleşmeye karar verdiğini ve Sütaş’ta işe başlayarak İstanbul yerine Bingöl’de yaşamayı tercih ettiklerini anlattı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bingöl’e yapılan yatırım 202 milyon doları aştı</strong></span></p>
<p>Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın verdiği bilgilere göre, Bingöl’e <strong>ş</strong>u ana kadar yapılan yatırım harcaması tutarı 202,6 Milyon dolara ulaştı. Bingöl’deki Sütaş çiftliklerinde 6 bin 299’u sağmal olmak üzere toplam 15 bin 205 büyükbaş hayvan var. 2025 yılında hububat sapı, yonca ve silajlık mısır üretimi karşılığında bölge çiftçilerine 407,45 milyon lira ödendi. Bingöl’de 658 üretici aile ve çiftlikten günde 28,3 ton süt tedarikine başlandı. 2025 yılında Bingöl ve çevre illerden 62 bin 917 ton süt toplanırken, üreticilere 1,4 milyar lira ödendi.Biyogaz tesislerinin çıktılarından yılda günlük 800 ton sıvı fermente organik gübre üretiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sayılarla Sütaş</strong></span></p>
<p>Bursa Karacabey’de 1975 yılında kurulan Sütaş, Marmara Bölgesinde Karacabey’de, İç Anadolu Bölgesinde Aksaray’da, Ege-Akdeniz Bölgesinde Tire’de ve Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Bingöl’de yer alan 4 entegre tesisi ile faaliyet gösteriyor. Sütaş’ın 2025 yılı verileriyle durumu özetle şöyle:</p>
<p>- Çalışan Sayısı: 8 bin 48</p>
<p>- Çalıştığı üretici sayısı: 20 bin</p>
<p>- Sözleşme yaptığı 517 üretici ile 84 bin dekar alanda 184 bin ton kaba yem üretildi.</p>
<p>- Kaba yem üretimi: <strong>617 bin ton</strong>.</p>
<p>- Karacabey, Aksaray ve Bingöl tesislerindeki toplam hayvan sayısı <strong>28 bin baş</strong>.</p>
<p>- Endüstriyel tesislerinin <strong>elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünü, ısı ihtiyacının yüzde 35’ini</strong> ineklerin gübresinden ve organik atıklardan ürettiği yenilenebilir enerji ile karşılıyor.</p>
<p>- İşlediği süt miktarı (2025) <strong>1 milyon ton.</strong></p>
<p>- Günde ortalama <strong>7 milyon paket </strong>süt ürünü üretip dağıtıyor.</p>
<p>- Ürünleri <strong>171 bin satış noktasında </strong>tüketicilerle buluşuyor.</p>
<p>- Türkiye’de her <strong>10 sofranın 9’unda bir Sütaş ürünü </strong>bulunuyor.</p>
<p>- 2025 konsolide net cirosu <strong>56,7 milyar lira.</strong></p>
<p>- Şimdiye kadar <strong>20 bin üretici, 35 bin girişimci ve öğrenciye </strong>ücretsiz süt hayvancılığı eğitimi sağladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bingolun-bolgesel-kalkinma-modeli-sutas-sutculuk-projesi-80769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/9/1280x720/inek-hayvancilik-1781044236.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bingöl’ün &#039;bölgesel kalkınma modeli&#039;: Sütaş Sütçülük Projesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirli-ekonomi-80768</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kirli ekonomi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sırf fiyakalı olsun diye memleketin ta bir ucundan su getirmenin mantığı nedir? Kaynakları har vurup harman savurmak, kamu malına çökmek, yolsuzluk, yandaşlık, daha niceleri kirli ekonomi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en fazla <strong>yağış alan</strong>, en fazla <strong>şelalesi</strong> ve <strong>kaynak suyu</strong> sahibi <strong>Rize</strong>’deyiz. Bir restorana gittiğinizde, <strong>hangi ilin suyunu istersiniz</strong>? Çeşme suyunu kullanabiliyorsun, <strong>Ayder</strong>, <strong>Hemşin</strong>, <strong>İkizdere</strong>, <strong>Siron</strong> ve daha niceleri… Her biri adeta bir <strong>şelaleyi sofranıza</strong> getiriyor. <strong>Fakat 1000 km’den su gelmiş</strong>…</p>
<p><strong>Sırf cam şişede sunabilmek için</strong> Bursa Uludağ’dan su getirir misin? Küçük cam şişenin maliyeti <strong>20 lira</strong>, içindeki suyun maliyeti <strong>1 lira</strong> bile değil. Ancak restorana gelince adisyona <strong>50 lira</strong> ile <strong>600 lira</strong> yazılıyor. Fakat sorun şu ki o suyun <strong>taşıma maliyeti</strong>, nakliyesinde harcadığı <strong>mazot</strong>, saldığı <strong>karbon</strong> ne olacak?</p>
<p><strong>ÇEVRESEL TAHRİBAT ASLA HAFİFE ALINMAMALI</strong></p>
<p>Türkiye bağlamında genellikle kayıt dışılık, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çevresel tahribat</strong> ve tüm bunların <strong>sosyolojik yansımalarını </strong>görüyoruz. Kayıt dışılığı da katarsak <strong>milli gelirin %26-31’ine denk rakama</strong> varıyoruz. En büyük etkisini <strong>gelir dağılımında g</strong>örüyoruz. Ancak bana göre en tehlikelisi, <strong>toplum ahlakını bozması</strong>…</p>
<p><strong>İhale</strong> yolsuzlukları, <strong>inşaat</strong>, <strong>sağlık</strong> sektöründeki usulsüzlükler ve daha nicesi… <strong>Çevresel tahribat</strong> ve <strong>kirletici üretim</strong>, asla hafife alınası değil. Şişe suyu örneğinden yola çıkarak,  kirli ekonomi sadece<strong> gezegeni </strong>değil, <strong>ahlaki dokuyu </strong>tahrip ediyor. <strong>Yandaş zenginleşmesi</strong>, <strong>kısa vadeli kazanç hırsı</strong> gibi…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kirletici ekonomiye dair…</strong></span></p>
<p><strong>Ekonomik gerekçesi?</strong></p>
<p>Aslında <strong>hiçbir gerekçesi yok</strong>. Kirli ekonominin çarklarında sadece “<strong>gösteriş ve kibir</strong>” yok. <strong>Akılsızlık</strong> da var. Kaynak suyunu, <strong>kaynağına yakın coğrafyada tüketmek</strong> varken uzaktan nakletmek, aptallıktır.</p>
<p><strong>Gezegene zararı?</strong></p>
<p>Öncelikle <strong>fosil kaynaklar</strong> kullanılarak naklediliyor bu şişe suyu. Kamyonun <strong>1000 km’lik yoldaki karbon salınımı </strong>da cabası… <strong>Suyun ve yeşilin merkezi Rize’ye</strong> Bursa’dan su getirmek, <strong>müşteriye de maliyet</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DÖNGÜSEL EKONOMİ ÇAĞINDA KAYNAĞI DIŞARIDA ARAMAMALI</strong></p>
<p>Doğrusal ekonomi; “<strong>al, kullan, at</strong>” mantığındadır. Döngüsel ekonomi ise “<strong>edin, yararlan, dönüştür</strong>” akışı üzerinden yürür. <strong>Yerel kaynaklar dururken</strong> dışarıdan edinim, kabul edilemez. <strong>Amerika’dan granit</strong> getiren, <strong>1000 km’den su </strong>getiren, aynı çevre cinayetinden sorumludur. <strong>Gezegenin yedeği yok</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KİRLİ EKONOMİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İsraf</strong>: En büyük kirleticidir ve kaynakların verimli kullanılmamasının başat sebebi gösterilir</p>
<p><strong>Gösteriş</strong>: Mal mülk ve güç sahibi olabilmek adına insanları, sermayeyi, zamanı harcamanın adı</p>
<p><strong>Karbon salımı</strong>: Gereksiz nakliyat, kirletici sanayiler, verimsiz süreçlerin ürettiği çevresel zehir</p>
<p><strong>Ahlaksızlık</strong>: Toplumun yapısını kemiren, siyasetin, muhterislerin topluma saldığı kanser virüsü</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirli-ekonomi-80768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kirli ekonomi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giyim-ve-ayakkabi-grubundaki-fiyat-artisi-dersini-calisana-surpriz-olmadi-80764</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyim ve ayakkabı grubundaki fiyat artışı dersini çalışana sürpriz olmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) mayıs ayı enflasyon verilerini açıklamasının üzerinden 5 gün geçti. Hepinizin bildiği gibi TÜİK’in Mayıs 2026 verilerine göre, tüketici enflasyonu piyasanın tahminlerini aşarak aylık yüzde 1,71, yıllık ise yüzde 32,61 olarak gerçekleşti. Ekonomistlerin ve Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi’nin aylık yüzde 1,60 - yüzde 1,65 seviyesindeki beklentileri yukarı yönlü geçilmiş oldu.</p>
<p>Endekste en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubundan gıda ve alkolsüz içeceklerde TÜFE mayısta taze sebze ve meyvenin bollaşması, seracılıktan tarla üretimine geçişin başlaması, bazı ürünlerde hasat dönemi nedeniyle fiyatların düşüşü ve kış aylarında yükselen işlenmemiş gıda fiyatlarının normalleşmesi gibi nedenlerle yüzde 0,48 geriledi ve genel enflasyonu 0,12 puan aşağı çekti. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,28 ve buna bağlı olarak ulaştırmada da yüzde 2,28 artış olarak gerçekleşti. Bu iki ana grubun aylık değişime katkıları ise sırasıyla yüzde 0,27 ve yüzde 0,35 puan oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a288ec3cc2ca-1781042883.png" alt="" width="436" height="247" />
<figcaption><strong>Mayıs'ta coşan giyim ve ayakkabı grubu yaz mevsiminde frene basacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak bir ana harcama grubu var ki o hepsini geride bıraktı. Bu da bildiğiniz gibi giyim ve ayakkabı. Mayıs ayında TÜFE bu grupta yüzde 11,29 arttı. Endeksteki ağırlığı yüzde 6.42 gibi nispeten az olan bu grubun genel değişime katkısı ise yüzde 0.75 puan oldu. Yani en büyük katkı bu “cüce” gruptan geldi.</p>
<p>Şimdi bakıyorum da enflasyon tahminleri tutmayanlar, giyim ve ayakkabıda bu denli yüksek artış beklemeyenler şaşırdıklarını anlatıyorlar sosyal medyada, TV ekranlarında ve köşe yazılarında. Şaşıranlar arasında anlı şanlı bankaların ve aracı kurumların analistleri de var. Ben de onların şaşırmalarına şaşırıyorum.</p>
<p>Neden mi? Anlatayım. TÜİK 2023 Nisan’ında yaptığı ve kimseye duyurmadığı (!) yöntem değişikliğiyle giyim ve ayakkabı grubunda “yazlık ürünlerin endekse giriş ayını nisandan mayıs ayına” kaydırmıştı. Bunu da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 4 Mayıs’ta yayınladığı “Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu”ndan öğrenmiştik. Banka “kaydırma” nedeniyle bu grupta fiyat artışlarının ılımı seyrettiğini ifade etmişti. Şaşıranlar o raporu hatırlasalar veya bu köşede mayıs ayının son haftasında yayımlanan yazımı okusalar, o da olmadı 2023’ten buyana mayıs aylarına baksalar daha isabetli tahmin yaparlardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giyim-ve-ayakkabi-grubundaki-fiyat-artisi-dersini-calisana-surpriz-olmadi-80764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giyim ve ayakkabı grubundaki fiyat artışı dersini çalışana sürpriz olmadı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lutfi-yenelin-es-ceo-kizlari-kronda-buyuk-donusum-yaratti-80755</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lütfi Yenel’in Eş CEO kızları Kron’da büyük dönüşüm yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kron Teknoloji, CyberArk gibi dünya devleriyle rekabet eden Türkiye merkezli bir teknoloji şirketi. Kuruluş tarihi 2007'ye ve başındaki eş CEO'lar Ayşe Yenel ve Zeynep Yenel kardeşlerin yaşına bakarak, gençlerin ortaya çıkardığı bir girişim olduğu düşünülmesin. Kron, yılların iş insanı Lütfi Yenel tarafından kuruldu. Bugün Yenel'ın kızları tarafından yönetiliyor ve aldığı mesafe ile dünya devleriyle başabaş rekabet yapıyor.</strong></p>
<p>Teknoloji şirketlerinin dışa açılma vizyonunun öneminden bahsediyorum hep, çünkü bazı alanlarda kırılan teknoloji dönüşümü, pek qualifikasyonlu konuda fırsatlar yaratıyor. Her yerde dönüşüm var ve bunu gerçekleştirenler, öne çıkabilir. İşte buna örnek şirketlerden biri Lütfi Yenel tarafından 2007'de kurulan Kron Teknoloji... Bu şirketi borsadan da yakın takip edenler vardır. Kron Teknoloji bilinçli, kurumsal bir tecrübeden doğmuş bir şirket. Yani arkasında StartUp gençleri yok. Belki başarısındaki sırlardan biri de budur. Şimdi bu öyküye biraz bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a288994de759-1781041556.jpg" alt="" width="700" height="350" /><strong>Lütfi Yenel'in 'ustalık eseri'</strong></p>
<p>Kron Teknoloji, 2007 yılında Lütfi Yenel tarafından Vestel, Alcatel gibi dev kurumlardaki profesyonel kariyerinin ardından bir "entrepreneurship" (girişimcilik) vizyonuyla kurulduğunda, hedefi Türkiye sınırlarını aşan bir yazılım gücü olmak olarak belirtiliyor. Yenel bir kenara çekilip emeklilik keyfi sürmek yerine, durmadan yoluna devam edip deneyimini, girişimcilik kulvarında bir ustalık eserine dönüştürmüş. Bugün gelinen noktada şirket, sadece telekom sektörüne yönelik yazılım üreticisi olmanın ötesine geçerek, dünyanın en büyük analiz kuruluşlarından Gartner'ın Magic Quadrant raporuna giren ilk Türk teknoloji şirketi olma unvanını taşıyor.</p>
<p><strong>Kızlar iş başına geçiyor!</strong></p>
<p>Kron'un hikayesindeki en dikkat çekici kırılma noktalarından biri, 2024 yılı itibarıyla yönetimin "Co-CEO" (Eş CEO) modeliyle Lütfi Yenel'in kızları, Ayşe ve Zeynep Yenel'e geçmesi olmuş. Her iki lider de teknoloji dışı alanlarda, özellikle bankacılık sektöründe üst düzey kariyerlere sahipken, şirketin potansiyeline olan inançlarıyla bu sorumluluğu üstlenmişler. O dönemde şirkette borsa payı yanı sıra yüzde 10 Netaş hisseleri bulunuyor. Lütfi Yenel kızlarını bir gün çağırıyor: "Ben bugüne kadar şirketi getirdim. Bundan sonra karar size ait. Bu şirketi tek başıma sürdüremem. Ya satacağız ya da artık bu şirketi büyütmek ve potansiyelini sürdürmek için siz karar vereceksiniz" diyor.</p>
<p><strong>Eş CEO'luk modeli</strong></p>
<p>Ayşe Yenel, bu geçişin sadece bir aile mirası değil, stratejik bir yatırım olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: "O günden sonra babama, 'Netaş'ın hisselerini biz alalım, sen de satma. Biz de işlerimizi bırakalım dahil olalım. Türkiye'den çıkmış globalde kendi alanında en büyük 10 oyuncudan biri olabilmiş bir şirket varken, bunun satış ve pazarlama tarafını daha iyi organize ederek bir başarı yakalayabiliriz diye düşündük". Zeynep Yenel de şirket ile ilgili şu tespiti yaptıklarını söylüyor: "Bir kere şirketin teknik açıdan çok kuvvetli olduğunu, çok kuvvetli ürünler geliştirdiğini, güzel bir mühendislik olduğunu görebiliyorduk çok içinde olmasak da... Fakat şirketin satış pazarlama tarafındaki kaslarının çok kuvvetli olmadığını gördük. Bu Türk şirketlerinde zaten herhalde en büyük sorun. Özellikle global piyasalar için...".</p>
<p>2024 itibarıyla kızları Ayşe Yenel ve Zeynep Yenel'in eş genel müdürlük (Co-CEO) görevini devralmasıyla yeni bir döneme girmiş. Bu şirkete taze kanın, ya da yeni bir enerjinin girmesinden farklı olarak, 'kızlar' şirkete yeni bir vizyon ile giriş yapmış. Lütfi Yenel tecrübesi Telekom Network alt yapısı olduğu için orada boşluğu doldurmuş. Ancak bunlar kontratlı ve büyük işler çizgisinde gitmiş. Kron'un yeni CEO'ları ise bu alan devam ederken siber güvenlikte dijital kimlik alanına odaklanmış. Böylece Kron Teknoloji telekomünikasyon odaklı bir yapıdan, özellikle Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM) alanında uzmanlaşmış küresel bir siber güvenlik oyuncusuna dönüşmüş. Yeni nesil yönetimin abonelik tabanlı gelir modeli, kanal odaklı satış stratejileri ve yapay zeka destekli güvenlik çözümlerine verdiği önem şirketi popüler, global yıldızlar ligine doğru taşıyor.</p>
<p><strong>PAM: Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi</strong></p>
<p>Kron'un siber güvenlikteki amiral gemisi ürünü olan Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM - Privileged Access Management), dijital kimliklerin güvenliğini sağlamada kritik bir rol oynuyor. Şirketin teknolojik vizyonu, kimlik güvenliğini üç aşamalı bir evrimle ele alıyor:</p>
<p><strong>PAM 1.0</strong>: İnsan kimliklerinin ve yetkilerinin yönetimi.</p>
<p><strong>PAM 2.0</strong>: "Non-human" veya makine kimliklerinin (Yazılımlar, botlar, DevOps araçları) yönetimi. Bugün dünyada bir insan kimliğine karşılık ortalama 144 makine kimliği bulunduğu ve bu alanın devasa bir risk teşkil ettiğini belirtiyorlar.</p>
<p><strong>PAM 3.0</strong>: Yapay zeka tabanlı "agent"ların (ajanların) yönetimi.</p>
<p>Ayşe Yenel, bu yeni dönemin risklerini çarpıcı bir örnekle anlatıyor: "Amerika'da bir şirkette bir agent yapması gereken yazılımı yaparken bütün şirketin verisini sildi. Çünkü ona doğru bir yetki yönetimi yapılmamış... Bu, bizim gibi şirketlerin öğrenip çözümler geliştirdiği bir 3.0 dönemi". Kron, bu süreçte sadece "AI for Security" (güvenlik için yapay zeka) değil, aynı zamanda "Security for AI" (yapay zekanın güvenliği) kavramına da odaklanıyor.</p>
<p><strong>Kron'un geleceğe bakışı</strong></p>
<p>Kron, bugün 37 ülkede müşterisi olan ve 8 farklı ülkede fiziksel varlık gösteren global bir oyuncu. Özellikle CyberArk gibi dünya devleriyle rekabet eden şirket, Türkiye'de Merkez Bankası ve Halkbank gibi kritik kurumlarda bu devlerin yerini almayı başarmış durumda. Kron Teknoloji, telekom köklerinden aldığı karmaşık veri yönetimi becerisini, siber güvenliğin en ileri noktası olan yapay zeka ve makine kimlikleri alanına taşıyor. Co-CEO'lar Ayşe ve Zeynep Yenel'in liderliğinde, onların bankacılık tecrübeleriyle de disiplinli bir finansal yapı ve agresif bir global büyüme hedefiyle yoluna devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lutfi-yenelin-es-ceo-kizlari-kronda-buyuk-donusum-yaratti-80755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lütfi Yenel’in Eş CEO kızları Kron’da büyük dönüşüm yarattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolde-son-senaryolar-80770</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde son senaryolar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya biraz daha az petrol tüketiyor diye fiyatların rahatça düşeceğini düşünmek artık fazla iyimserlik olur. Hürmüz çevresinde ciddi bir tıkanma yaşanırsa, talepteki yavaşlama bile fiyatları aşağı indirmeye yetmeyecek gibi gözüküyor.</strong></p>
<p>Açıkçası son zamanlarda çok az makale veya analizde "Dünya Kupası Sakinliği" tadında bir analize rastladım. Sanıyorum Tomorrow's Affairs dergisinde çıkan yazım, bu olasılıktan bahseden çok az sayıda makaleden biriydi. Pazartesi günü sosyal medya'da bir kez daha paylaştım. Dolayısıyla burada tekrar etmeyeceğim. Meraklısı için linkini aşağıya bıraktım. </p>
<p>https://tomorrowsaffairs.com/the-world-cup-ceasefire-not-peace-but-calendar-management</p>
<p>Şimdi konuya geri dönüyorum: Hatırlarsanız, petrol piyasasında yılın başında anlatılan hikâye oldukça sakindi. Küresel büyüme yavaşlayacak, talep biraz törpülenecek, OPEC dışı üretim artacak ve fiyatlar aşağı gelecekti. Birçok kurum da buna göre tahmin yapıyordu. J.P. Morgan, Brent petrolde daha düşük seviyelerin mümkün olduğunu söylüyordu. Goldman Sachs da bir süre önce petrolün daha makul bir banda gerileyebileceğini düşünüyordu. Merkez Bankamız bunlardan da ileri giderek, 60 doların altındaki bir senaryoyu seslendirmiş, enflasyon hedefini buna göre belirlemişti. Fakat sonra İran gerilimi, Hürmüz Boğazı riski, enerji taşımacılığındaki aksaklıklar ve savaş ihtimali devreye girdi. Kısacası petrol piyasasında eski sakin senaryo şimdilik rafa kalktı.</p>
<p>Maalesef, bugün petrol fiyatlarını anlamak için sadece arz-talep tablosuna bakmak yetmiyor. Çünkü petrol artık yalnızca “ne kadar üretildi, ne kadar tüketildi?” sorusuyla fiyatlanmıyor. Daha çok “Hürmüz açık kalacak mı, İran ne yapacak, İsrail yeni bir hamle yapar mı, ABD nasıl karşılık verir, Çin stok yapmaya başlar mı?” sorularına göre hareket ediyor. Bu yüzden petrol piyasası giderek ekonomik bir piyasadan çok jeopolitik bir sinir harbine dönüştü.</p>
<p><strong>Goldman Sachs, EIA’dan </strong><strong>daha farklı bir yerde duruyor</strong></p>
<p>ABD Enerji Enformasyon İdaresi, yani EIA, son tahminlerinde petrol fiyatlarının yılın ortasında yüksek kalacağını, yıl sonuna doğru ise bir miktar gevşeyebileceğini söylüyor. EIA’nın ana senaryosu, Orta Doğu’daki arz kesintilerinin zamanla hafiflemesi ve Brent petrolün son çeyrekte 90 dolar civarına yaklaşması üzerine kurulu. Yani EIA, petrolün hemen eski düşük fiyat dünyasına döneceğini düşünmüyor ama 120-130 dolar seviyesini de ana senaryo olarak düşünmüyor.</p>
<p>Goldman Sachs ise daha temkinli bir yerde duruyor. Banka, Orta Doğu’daki üretim kayıpları ve stoklardaki hızlı erime nedeniyle petrol tahminlerini yukarı çekti. Goldman’ın mesajı gayet net: stoklar hızla azalırsa fiyatlar kolay kolay düşmez. Çünkü petrol fiyatını bazen bugünkü üretimden çok, depolarda ne kadar güvenli stok kaldığı belirler. Bugün de tam olarak böyle bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı da benzer bir noktaya dikkat çekiyor. EIA’ya göre yüksek fiyatlar talebi bir miktar yavaşlatabilir ama arz tarafındaki sıkışma büyükse bu tek başına fiyatları aşağı çekmeye yetmez. Yani dünya biraz daha az petrol tüketiyor diye fiyatların rahatça düşeceğini düşünmek artık fazla iyimserlik olur. Hürmüz çevresinde ciddi bir tıkanma yaşanırsa, talepteki yavaşlama bile fiyatları aşağı indirmeye yetmey3cek gibi gözüküyor.</p>
<p>Piyasa haberlerine baktığımızda oynaklığın ne kadar arttığını açıkça görüyoruz. The Guardian, Hürmüz riski ve arz kesintileri nedeniyle petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkabileceğini yazmış. Bazı Amerikan medya mecraları ise olası ABD-İran anlaşması ihtimaliyle fiyatlarda kısa süreli gevşemeler yaşandığını aktarıyor. Bu iki haber birlikte okunduğunda tablo netleşiyor: Petrol artık tek bir temel senaryo ile değil, gazete manşetleri ve "son dakika" haberleri ile hareket ediyor. Bir açıklama fiyatı aşağı çekiyor, bir başkası fiyatı yeniden yukarı taşıyor.</p>
<p><strong>Bugün dengeleyici görünen Çin </strong><strong>yarın fiyatı yukarı iten faktör olabilir</strong></p>
<p>Tabii bir de Çin faktörü var. Çin savaş başladığından beri petrol ithalatını kısarak fiyatların daha sert yükselmesini engelleyen önemli aktörlerden biri gibi görünüyor. Ama bu durum sonsuza kadar gitmeyecek elbette. Çin yılın ikinci yarısında stoklarını yeniden doldurmaya başlarsa, piyasaya güçlü bir talep gelir. Böyle bir durumda petrol fiyatlarının aşağı gelmesi zorlaşır. Yani Çin bugün dengeleyici görünüyor ama yarın fiyatları yukarı iten aktöre dönüşebilir.</p>
<p>Bütün bu tabloyu toparladığımızda üç ana senaryo ortaya çıkıyor. İlk senaryo iyimser olanı: ABD-İran hattında diplomasi ilerler, Hürmüz açık kalır, İsrail yeni bir askeri hamle yapmaz, Çin talebi kontrollü gider. Bu durumda Brent petrol yılsonuna doğru 75-85 dolar bandına gerileyebilir. Ancak, bunun olması için birçok şeyin aynı anda yolunda gitmesi gerekiyor. Bana göre düşük ihtimal.</p>
<p>İkinci senaryo daha gerçekçi olanı: Diplomasi tamamen kopmaz ama gerçek bir barış da gelmez. Hürmüz açık kalır fakat risk primi devam eder. Çin zaman zaman stok yapar, OPEC+ üretim disiplinini korur, küresel talep yavaş ama tamamen zayıf olmayan bir çizgide ilerler. Bu durumda Brent petrol yılsonuna kadar büyük ihtimalle 85-95 dolar bandında dolaşır. Bugünkü koşullarda en makul tablo bu gibi duruyor. TCMB de değiştirdiği senaryoda 89 Doları işaret etmiş. Nispeten mantıklı diyebilirim.</p>
<p>Üçüncü senaryo ise en kötü olanı: İran ile çatışma yeniden başlar, İsrail sert bir adım atar, Hürmüz’de taşımacılık aksar ya da enerji altyapısına saldırılar artar. Böyle bir durumda petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması kimseyi şaşırtmaz. Risk büyürse 110-120 dolar seviyeleri de kısa sürede test edilir. Bu senaryo, piyasanın ciddi olarak bir kenarda tuttuğu bir risk olarak tarifleniyor.</p>
<p>Sonuç net: Bu yıl petrolün 70 dolar altına kalıcı şekilde dönmesini beklememek gerekir. Diplomasi iyi giderse 80 dolar civarı konuşulabilir. Kriz kontrol altında kalırsa 85-95 dolar bandı ana oyun alanı olur. Savaş yeniden başlarsa 100 dolar üzeri yeni normal haline gelir. Yani aşağı yönlü alan sınırlı, yukarı yönlü risk daha güçlü görünüyor.</p>
<p><strong>Brent petrol, büyük ölçüde </strong><strong>85-100 dolar bandında kalır</strong></p>
<p>Benim sentezim şu: Petrol piyasası yıl sonuna kadar ucuzlama hikâyesi değil, risk primi hikâyesi yazacak. Fiyatlarda zaman zaman gevşeme olur, diplomasi haberleriyle sert düşüşler de gelir. Ama bunları kalıcı rahatlama diye okumak hata olur. Hürmüz riski, İran dosyası, İsrail’in güvenlik refleksi ve Çin’in stok davranışı masadayken petrolün eski sakin günlerine dönmesi kolay değil.</p>
<p>Kısacası yıl sonuna kadar petrol için en makul beklenti şu: Brent büyük ölçüde 85-100 dolar bandında kalır. 80 dolar altı geçici olur. 100 dolar üstü ise kötü haber akışında hızla geri gelir. </p>
<p>Özetle, Petrol artık sadece enerji emtiası değil; savaş, diplomasi ve güvenlik fiyatlayan bir göstergeye dönüşmüş durumda. Bu yüzden piyasayı izlerken yalnızca varil sayısına değil, haberler ve son dakika gelişmelerine de bakmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolde-son-senaryolar-80770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/346-1781043814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolde son senaryolar… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervler-erirken-susulanlar-80772</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rezervler erirken susulanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşın rezervlerde yol açtığı 40 milyar dolarlık düşüş sebebiyle, Merkez Bankası 22 Nisan’daki toplantısında yüzde 37 düzeyindeki politika faizini fiili faiz olan yüzde 40’a yükseltebilirdi. Tabii bu sembolik bir hamle olurdu. Brent petrolün varil fiyatının 102 doların üzerinde seyrettiği o tarihte faiz artırılmadı. Brent fiyatı dün itibarıyla 92 dolara geriledi. Daha önemlisi, petroldeki oynaklık (volatilite) oldukça düştü.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, para otoritesi yarın faize dokunmayabilir. Orta Doğu’daki çatışma başladığından beri yerli yatırımcılarda belirgin bir döviz talebinin olmaması da TCMB’ye bir konfor alanı yaratıyor. Kısa vadeli mevduat faizlerinin yüzde 45-50 aralığında olduğu bir ortamda, hanehalkında yabancı paraya yönelim gözlenmiyor. Lirada kalmayı cazip kılan bu yüksek oranlar, uygulanan kontrollü döviz kuru politikasını destekliyor.</p>
<p>Hâlihazırdaki petrol fiyatının yılbaşına göre yüzde 50 yukarıda olması, sıkı para politikasının sürmesi için bir gerekçedir. Ancak ekonomi programının tam üç yıl önce başladığını unutmayalım. Bir dezenflasyon programı için bu, oldukça uzun bir süredir. Kaldı ki stratejinin başladığı Haziran 2023’teki enflasyon ile bugünkü rakam arasında sadece birkaç puanlık fark bulunuyor. Enflasyonda eğilim göstergelerinin geçen yıldan beri yüksek kalması, uygulanan tedavinin sınırlarını net biçimde ortaya koyuyor. Savaş bittiğinde, ekonomi politikası çok daha yüksek sesle eleştirilecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervler-erirken-susulanlar-80772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rezervler erirken susulanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-beklentileri-ve-reel-getiri-algisi-80773</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta başında enflasyondan arındırılmış, yani reel bazda değerlendirilen iki önemli veri yayımlandı. Bunlardan biri reel kur endeksi, diğeri ise yatırım araçlarının reel getiri oranlarıydı. Düzenli olarak yayımlanmasa da her an hesaplanabilen reel faiz oranı da belki de en önemli reel ekonomik göstergelerden birini oluşturuyor.</p>
<p>Tüm bu reel hesaplamalarda kritik unsur, hangi enflasyon oranının esas alındığıdır. Karar vericiler açısından bakıldığında, reel değerin beklenen enflasyona göre hesaplanması en doğru yaklaşımdır. Çünkü ekonomik kararlar geleceğe yönelik beklentiler üzerinden alınır. Enflasyon gerçekleştikten sonra geçmiş dönem verileri kullanılarak hesaplanan reel getiri ise bize alınan kararın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu gösterir.</p>
<p>Reel hesaplamaların ekonomide doğru sinyaller verebilmesi için gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarının birbirine yakınsaması gerekir. Teorik olarak da ekonomik birimlerin beklentilerinin zaman içerisinde gerçekleşen enflasyona yaklaşması beklenir. Bu yaklaşım, ekonomik aktörlerin rasyonel davrandıkları ve sürekli olarak yanılsama içerisinde olmayacakları varsayımına dayanır.</p>
<p>Ancak bugün Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri, enflasyon beklentilerinin bir türlü gerçekleşen ve hedeflenen enflasyon oranlarına yakınsamamasıdır. Uzun süredir gerek piyasa katılımcılarının, gerek reel sektörün, gerekse hanehalklarının enflasyon beklentileri Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça üzerinde seyretmektedir.</p>
<p>Örneğin, TCMB'nin son açıkladığı 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26 olmasına rağmen, hanehalkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. Merkez Bankası'nın bu yıl için yüzde 26, gelecek yıl için ise yüzde 15 enflasyon öngörmesi, bugün itibarıyla 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yaklaşık yüzde 20 seviyelerinde olması gerektiğine işaret etmektedir. Buna karşın hanehalkının beklentisi Merkez Bankası tahminlerinin iki katından fazladır.</p>
<p>Bu durum, gerçekleşen enflasyona ilişkin algının da ciddi şekilde farklılaştığını göstermektedir. Koç Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen enflasyon beklenti anketinde hanelerin hissettiği enflasyon da ölçülmekte ve son sonuçlar hissedilen enflasyonun yüzde 54 civarında olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dolayısıyla hem mevcut enflasyon algısı hem de geleceğe yönelik beklentiler resmi verilerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Bu ayrışma, yatırım araçlarının reel getirisine ilişkin değerlendirmeleri de doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Son verilere göre Mayıs ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde mevduat faizinin TÜFE'ye göre hesaplanan reel getirisi brüt olarak yalnızca yüzde 0,05 düzeyinde gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, resmi enflasyon verileri esas alındığında mevduat faizi brüt olarak neredeyse başa baş bir getiri sağlamış, stopaj sonrası ise değer negatif gerçekleşmiştir.</p>
<p>Ancak aynı dönemde hanelerin enflasyonu yüzde 54 civarında hissettiğini dikkate aldığımızda tablo daha da değişmektedir. Bu durumda mevduat faizinin ciddi bir satın alma gücü kaybına yol açtığı algısı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir ortamda imkânı olan bireylerin ya tüketimi öne çekmesi ya da alternatif yatırım araçlarına yönelmesi oldukça doğal bir davranış haline gelmektedir.</p>
<p>Zaten Türk halkının geleneksel yatırım tercihleri de ağırlıklı olarak altın ve gayrimenkul yönündedir. Son açıklanan verilere baktığımızda, külçe altının son bir yıllık TÜFE bazlı reel getirisinin yüzde 22 seviyesinde, BIST 100 endeksinin yüzde 15,81 reel getiri sağladığını görüyoruz. Aynı dönemde mevduatın reel getirisi brüt olarak yüzde 0,05 civarında gerçekleşirken, euro ve dolar yatırımcılarına reel anlamda yüzde 8 ila yüzde 11 arasında kayıp yaşatmıştır. BIST 100 endeksindeki getirilerin ise daha çok yılın ilk aylarında yoğunlaştığını dikkate alırsak, hanehalkının tasarruf tercihlerinde altın ve gayrimenkulün neden ön planda olduğunu anlamak daha da anlaşılmaktadır.</p>
<p>Benzer bir tablo beklenen enflasyon açısından da karşımıza çıkmaktadır. Hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 48-50 bandında dolaşırken, Merkez Bankası'nın hedefi yüzde 26 seviyesindedir. Mevduat faizlerinin bugün yüzde 40-42 bandında bulunduğu düşünüldüğünde, stopaj sonrası yaklaşık yüzde 35 seviyelerine gerileyen net faiz oranları, hanehalkının enflasyon  beklentilerine göre oldukça düşük kalmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle tasarruf sahiplerinin alternatif yatırım araçlarına yönelmesi, daha fazla risk üstlenmesi ve hatta bazı durumlarda tüketimlerini kısmak yerine öne çekmeleri şaşırtıcı değildir. Bu davranışlar ise iç talebin canlı kalmasına ve enflasyonun beklenenden daha dirençli seyretmesine yol açıyor.</p>
<p>Bu çerçevede ekonomi politikalarının başarısı açısından beklentilerin politika hedeflerine yakınsaması büyük önem taşıyor. Tasarruf, yatırım ve tüketim kararlarının arzu edilen yönde şekillenebilmesi için ekonomik aktörlerin açıklanan hedeflere inanması ve beklentilerini yakınsatması gerekir.</p>
<p>Merkez Bankası'nın enflasyon hedefine yakın bir beklenti oluşması durumunda, hanehalkının tasarruf araçlarına daha fazla yönelmesi, iç talebin daha kontrollü seyretmesi ve enflasyonla mücadelenin daha düşük maliyetle yürütülmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle enflasyon beklentilerinin neden yüksek kaldığını anlamak ve hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki farkı nasıl azaltabiliriz sorusuna odaklanmak enflasyonla mücadelenin en kritik unsurlarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-beklentileri-ve-reel-getiri-algisi-80773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdanlari-kaptik-80781</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cüzdanları kaptık!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;">Asıl mesele, ABD'nin 1 milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;">ABD Hazine Bakanı </span><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; background: white;">Scott Bessent,</span><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"> birkaç gün önce İran bağlantılı 1 milyar dolarlık kripto varlığa el konulduğunu Regan National Economic Forum ve Fox Business’teki Larry Kudlow röportajında açıkladı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ancak; hangi yetkiyle, hangi teknik yöntemlerle, hangi hukuki süreç güvencesi kapsamında bu varlıkları ele geçirdiklerini söylemedi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ele geçirilen </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">cüzdanların; İran devletine mi, İran devrim muhafızlarına mı, İranlı gerçek veya tüzel kişilere mi, İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi ve kuruluşlara mı ait olduğu konusunda da bir açıklama yapmadı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Soğuk cüzdanların </span></strong><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">fiziksel konumu yoktur</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;">En yetkili ağızın bu sözleri devletlerin egemenliği ve insan hakları bakımından açışkan etki oluşturmuştur. Sert güç, yumuşak güç, akıllı güç derken, dijital gücün de hukuken çerçevelenmesinin gerekliliği kendiliğinden görünür hale gelmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Uluslararası hukukun temel prensibi, devletlerin egemenlik yetkilerini kendi ülke sınırları içinde kullanmasıdır. Kripto varlıklar ise bu temel prensibi zorlamaktadır. Çünkü; soğuk cüzdanların fiziksel konumu yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Devlet bağışıklığı ilkesi kapsamında bir devlet başka bir devletin malvarlığına el koyamaz. Ancak; bu cüzdanlar İran devletinin cüzdanıysa; ABD-İran Sert Güç Uygulaması ve Diplomasi Müzakereleri süreci iç içe yaşanırken doğrudan egemenlik konusunda kritik bir eşiğin daha aşıldığını söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Bu nedenle asıl mesele; ABD'nin bir milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Cüzdanların İranlı gerçek veya tüzel kişilere veya İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi veya kuruluşlara ait olması durumu üzerinden değerlendirme yapıldığında birkaç ihtimal vardır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Bu ihtimallerin her birinin hukuki sonuçları da birbirinden farklıdır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Birinci ihtimal, varlıkların ABD yargı yetkisi içindeki merkezi bir borsa veya saklama kuruluşunda tutuluyor olmasıdır. Böyle bir durumda ABD mahkemeleri veya yaptırım otoriteleri tarafından verilen kararlarla hesaplar dondurulabilir, transferler engellenebilir veya varlıklar devlet kontrolüne geçirilebilir. Bu senaryoda egemenlik tartışması nispeten zayıftır. Çünkü devlet kendi yetki alanı içindeki kurumlara emir vermektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Yine; ABD'nin uzun yıllardır uyguladığı başkanlık kararnameleriyle uyguladığı ülke dışı yaptırım rejimleri de olası bir dayanak olarak karşımıza çıkabilir. Bu yaklaşımda ABD, kendi ulusal güvenliğini veya finansal sistemini etkilediğini düşündüğü faaliyetlere karşı ülke sınırları dışında da yetki kullandığını ifade etmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">İkinci ihtimal, varlıkların Tether veya USDC benzeri merkezi ihraççılar tarafından çıkarılan stablecoinler’den oluşmasıdır. Bu durumda ihraççı şirketler belirli blokzincir adreslerini kara listeye alabilir, varlıkları kullanılamaz hale getirebilir veya yeni token ihracı yoluyla fiili kontrol sağlayabilir. Burada devlet doğrudan cüzdana değil, sistemin merkezindeki özel şirkete müdahale etmektedir. Yine egemenlik tartışması nispeten zayıftır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Üçüncü ihtimal, özel anahtarların bir operasyon sonucunda ele geçirilmesidir. Eğer Bakan'ın "cüzdanları kaptık" ifadesi gerçek anlamda kullanıldıysa, özel anahtarların ele geçirilmiş olması ihtimalini gündeme getirir. Böyle bir durumda mesele yaptırım hukukunun ötesine geçerek siber operasyonlar hukukuna yaklaşır. Çünkü artık devlet, bir finansal kuruma emir vermemekte, doğrudan dijital varlığın kontrolünü devralmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Dördüncü ihtimal ise blokzincir altyapısına veya cüzdan sağlayıcılarına yönelik gizli servis faaliyeti veya istihbarat operasyonudur. Eğer ABD istihbarat kurumları veya kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen bir teknik müdahale söz konusuysa, olay yalnızca malvarlığına el koyma işlemi olmaktan çıkar; devletlerin siber uzaydaki faaliyetlerinin hukuki sınırları tartışmasının parçası haline gelir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">En tartışmalı ihtimal ise; ABD'nin herhangi bir ülkesel bağlantı olmaksızın veya meşru yetkisi olmaksızın, yalnızca teknik kapasitesine dayanarak yabancı kişilere veya yabancı devletlere ait dijital varlıklara erişmiş olması ihtimalidir. Böyle bir durumda; ilk kez bir teknik yöntem fiili güç olarak kullanılmış, dijital egemenlik fiilen ihlal edilmiş olur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Uluslararası hukukta henüz kuralları tanımlanmayan bu alan,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>gelecekte devletler arasında yeni egemenlik tartışmalarının merkezine yerleşebilir. 21’nci yüzyıl egemenlik anlayışı eşiklerinden birinin daha fiili uygulamayla aşılmasını gündeme getirir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">K</span><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;">ripto varlıklara fiili teknik güç uygulamak suretiyle oluşturulan fiili egemenliğin ilk örneği en yetkin ağızlardan ifade edilmiş olmakla, tüm devletlerin kendi egemenlik anlayışlarını ve egemenliklerinin geleceğini gözden geçirerek, dijital egemenliklerinin geleceğini bugünden güncellemelerini zorunlu hale getirir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Türkiye bakımından; kripto varlık hizmet sağlayıcıları, saklama kuruluşları ve borsalar yakın dönemde kapsamlı düzenlemelere tabi tutuldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ancak; ABD’nin “Cüzdan Kapma” modeli yaygınlaşırsa, kripto paraların merkeziyetsizlik iddiasının hukuki sınırları ve bu sınırların dijital fiili güç uygulayarak aşılması durumunda;<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>hem egemenlik hem insan hakları bakımından oluşacak sorunların masaya yatırılmasının zamanının geldiğini söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Hadi hayırlısı...</span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdanlari-kaptik-80781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cüzdanları kaptık! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyon-hem-dusmez-hem-de-bitmez-80774</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu enflasyon hem düşmez hem de bitmez!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hükümetin enflasyonla mücadele ettiğine ve bütüncül ve kararlı bir dezenflasyon program uyguladığına inanç yok. Üç yıldır bir programdan bahsediliyor, ama sonuçlar ortada. Daha gerçekçi ve Keskin politika tedbirleri yok. Bu programın hiçbir yerinde yapısal düzenlemeler yok, kamuda tasarruf ve verimlilik yok, maliye politikasının araçları ortada yok.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz Cuma günü Mayıs 2026 ayı enflasyon rakamları açıklandı.</p>
<p>Aylık enflasyon yüzde 1.71 ve yıllık artış da yüzde 32.6 oldu.</p>
<p>Geçtiğimiz Nisan ayında enflasyon yüzde 4.18 olmuştu ve yıllık enflasyon da yüzde 32,4’e yükselmişti.</p>
<p>Bu arada yıllık bazda ÜFE yani üretici fiyatları yüzde 2.75 arttı ve yıllık artış da yüzde 28,9’a geldi.</p>
<p>İlk 5 aylık enflasyon yüzde 16,6 olarak gerçekleşti; ancak sepet kur yüzde 6.3 artış ile sınırlı kaldı. Yani 5 ayda enflasyon kur sepetini yüzde 10’dan fazla aştı. Bir bakıma Türk Lirası reel olarak değerlenmeye devam etti.</p>
<p>Buradan şu sonuç çıkıyor: Döviz baskılanarak adeta yönetilmiş ve yönlendirilmiş fiyat mekanizması haline getiriliyor. Yani kur frenleniyor; çünkü ülkemizde ikili para rejimi geçerli. Türk Lirasının yanında bazı iç piyasalarda tamamen dolar veya Euro’nun hükmü var.</p>
<p>Bu arada Mehmet Şimşek’in kaptanlığını yaptığı enflasyonla mücadele program da 3 yılını doldurdu.</p>
<p>3 yılda fiyatlar nasıl seyretmiş? Vatandaş bu beladan nasıl nasibini almış?</p>
<p>Önceki gün, önce arkadaşım ve uzun yıllardan beri de köşedaşım Sevgili Alaattin Aktaş, yazısında bu üç yılı çok iyi betimlemiş. “<em>Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215” </em> şeklinde çok anlamlı ve önemli bir manşet atmış.</p>
<p>Ana sektörlere göre son üç yıl fiyat artışlarını şöyle sıralamış:</p>
<p>- Eğitim yüzde 428</p>
<p>- Konut yüzde 371</p>
<p>- Lokanta, konaklama yüzde 248</p>
<p>- TÜFE yüzde 215.</p>
<p>En çok artış görülen harcama kalemlerini de şöyle belirlemiş:</p>
<p>- Yükseköğretim ücreti yüzde 683</p>
<p>- Geçiş ücreti yüzde 556</p>
<p>- Gerçek kira yüzde 524</p>
<p>- Dikkat! Şans oyunları yüzde 454 (Manevi değerleri yüksek bir iktidar döneminde hem böyle bir kalemin varlığı ve hem de artış hızı çok manidar!...)</p>
<p>Şimdi de yıllık enflasyondaki artışa etki eden ilk üç kaleme bakalım:</p>
<p>- Gıda ve alkolsüz içecekler 8.60</p>
<p>- Konut 6.07</p>
<p>- Ulaştırma 5.63</p>
<p>Görüldüğü gibi enflasyonu yukarı çeken üç kalem aynı. Gıda, konut ve ulaştırma.</p>
<p>- Gıdadaki mevsim etkisine bağlı geçici duraksamaya aldanmayalım. Tarım sektörü artık yok gibi. Ne köyde insan kalmış ne de arazide tarla veya bahçe kalmış. Hepsi beton olmuş taşlaşmış.</p>
<p>- Konut ile ilgili bir yandan arz artışı var, ama bir yandan da bitmeyen talep var. Atıl ikinci konut gerçeği ve değerli konut fiyatlarının katılığı ortada. Birikimler artık konut almaya müsait olmadığı gibi ucuz ve ulaşılabilir finansman da yok.</p>
<p>- Ulaştırma zaten önemli ve vazgeçilmez bir harcama kalemi. Geçtiğimiz Şubat ayının son günü başlayan İran ile ABD ve İsrail savaşı ve sonrasında kapanan Hürmüz Boğazı petrole ulaşmayı fiilen zorlaştırmış durumda. Petrol fiyatları 60’lı dolar bandında seyrederken şimdi en az yüzde 50 artışla zaman zaman 100 doları aşıyor.</p>
<p>Hükümetin enflasyonla mücadele ettiğine ve bütüncül ve kararlı bir dezenflasyon program uyguladığına inanç yok. Üç yıldır bir programdan bahsediliyor, ama sonuçlar ortada. Daha gerçekçi ve Keskin politika tedbirleri yok. Bu programın hiçbir yerinde yapısal düzenlemeler yok, kamuda tasarruf ve verimlilik yok, maliye politikasının araçları ortada yok.</p>
<p>Sadece ortada Merkez Bankasının para ve kredi politikaları var. Sadece bu politikalarla sonuç almak sınırlı.</p>
<p>Şimdi de Hazine ve Maliye Bakanı, <em>“yıl sonunda enflasyon yirmili rakamların ortalarında…”</em> gibi soyut ifadelere yönelmiş durumda.</p>
<p>Dolayısıyla <em>“bu enflasyon hem düşmez, hem de durmaz!”</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyon-hem-dusmez-hem-de-bitmez-80774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu enflasyon hem düşmez hem de bitmez! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-istihdami-azalirken-kamu-istihdami-artiyor-80775</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektör istihdamı azalırken kamu istihdamı artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi politikalarının en önemli amacı, daha çok sayıda insanın iş sahibi olması ve bu insanların elde ettikleri gelirlerinin de artmasıdır. Büyüme dediğimizde, bir yandan toplam mal ve hizmet üretimimizdeki artışa bakarken, diğer yandan daha çok insana iş imkanı sağlayabilmiş miyiz diye anlamaya çalışırız. Daha çok iş yaratabilmek için, hiç şüphesiz ki daha fazla yatırıma ihtiyaç duyuyoruz. Dolayısıyla, yatırım ve büyüme hakkında konuşurken, aslında esas meramımız daha fazla istihdam ve daha yüksek gelir seviyesi oluyor, ya da olmalı.</p>
<p>Bu bakış açısıyla işgücü piyasası verilerini incelediğimizde, ne yazık ki çok cesaret kırıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tablo 1’de, 2007 ile Mart 2026 arasında özel sektör ve kamu sektörü kırılımında istihdam edilenlerin sayısını görüyoruz. Verinin 2007’de başlamasının nedeni, sağlıklı bir karşılaştırmalı analiz yapabileceğim en erken tarihli verinin bu yıla ait olması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2894393fe76-1781044281.png" alt="" width="406" height="335" /></p>
<p>Tablodaki verileri üç farklı döneme ayırarak incelemek istiyorum. İlk dönem, 2007-2015 arasındaki yılları kapsıyor. Bu dönemde, özel sektör istihdamı kamudan daha hızlı artıyor. Kamu istihdamının toplam istihdama oranına baktığımızda, bu eğilimi net bir şekilde görebiliyoruz. 2007’de toplam istihdamın içinde kamuda çalışanların payı %14,8 iken, 2015’te bu oran %13,2’ye kadar gerilemiş. Bu dönemde özel sektör istihdamı toplam %37,3 artarken, kamu istihdamındaki artış %20,3 olmuş.</p>
<p>2015’ten itibaren işin rengi değişmeye başlıyor. 2007-2015 arasındaki sekiz yılda toplam 595 bin kişi artan kamu istihdamı, sonraki sekiz yılda tam 1 milyon 655 kişi yükseliyor. Özel sektörde ise, 2007-2015 döneminde yaratılan 6 milyon 270 bin kişilik istihdama karşın, sonraki sekiz yılda sadece 3 milyon 755 bin adet istihdam yaratabiliyoruz. Bunun sonucu olarak, 2015’te %13,2’ye kadar gerileyen kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı, 2023’te %16,2’ye yükseliyor.</p>
<p>En yakın döneme ait verileri inceleyeceğimiz üçüncü ve son dönem ise en cesaret kırıcı olanı. 2023 sonundan 2026 Mart sonuna kadar olan bu dönemde, kamu istihdamındaki artış, önceki döneme göre yavaşlasa da sürüyor. Ne var ki, 2023 sonrasında daha önce hiç görmediğimiz bir şey oluyor ve özel sektör istihdamı azalmaya başlıyor. Bunun sonucunda, kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı, Mart 2026 itibariyle %17,2 ile incelediğimiz dönemdeki en yüksek seviyeye ulaşıyor.</p>
<p>Burada ufak bir teknik hatırlatma yapmam lazım. Tablodaki verilerden kamu istihdamı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na ait ve mevsimsel olarak düzeltilmemiş veriler. Toplam istihdam verileri ise TÜİK’e ait. TÜİK bize hem mevsimsel düzeltilmiş hem de ham verileri sağlıyor. Kamu istihdamı için mevsimsel düzeltilmiş verilere sahip olmadığımız için, tabloda mevsimsel düzeltmeye tabi tutulmamış verileri kullandım. Aslında, 2023 yıl sonu ile 2026 Mart sonunu karşılaştırmak bu açıdan tam da doğru değil. Ne var ki, bu eksiklik analizimizdeki ana fikri pek de değiştirmiyor. TÜİK’in açıkladığı mevsimsellikten arındırılmış verilere baktığımızda, 2023 sonundan 2026 Nisan sonuna kadar toplam istihdam 169 bin kişi azalmış. Bu dönemde kamu istihdamının arttığını yukarıdaki tablodan biliyoruz. Yani, neresinden bakarsak bakalım, 2023 sonrasındaki dönemde özel sektör istihdamı azalmış.</p>
<p>Buraya kadar, Türkiye’de istihdamın son 2,5 senedir artmadığını, hatta özel sektöre baktığımızda istihdamın azaldığını net bir şekilde tespit etmiş durumdayız. Peki o zaman, siyasilerimizin büyük bir gururla ifade ettikleri kesintisiz 23 çeyrektir büyümüş olmanın vatandaşlarımıza faydası ne? Öyle ya, 2023 sonundan, 2026’nın ilk çeyreğine kadar kümülatif %6,4 büyümüş bir ekonomide, nasıl oluyor da toplam istihdam azalıyor? Bu sorunun çok detaylı bir cevaba ihtiyacı var. İlk akla gelen şey, milli gelirde payı düşük ama istihdamda payı yüksek bazı sektörlerdeki olumsuz gelişmeler. Burada aklımıza ilk gelen tekstil ve hazır giyim sektörleri oluyor. Ya da tersinden bakarsak, istihdam yoğunluğu düşük ama yüksek katma değerli sektörlerde büyümüş olabiliriz. Burada da aklımıza yüksek teknolojili sektörler geliyor. Fakat ne olursa olsun, Türkiye gibi kronik işsizlik sorunu olan ve nüfusu hala artmakta olan bir ülkede, istihdamın azalıyor olması, hepimizin uykularını kaçıracak kadar önemli bir gelişme ve üzerinde çok daha fazla konuşulmayı hak ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-istihdami-azalirken-kamu-istihdami-artiyor-80775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel sektör istihdamı azalırken kamu istihdamı artıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oecd-2026-ucret-vergisi-raporu-turkiye-vergi-yukunde-nerede-duruyor-80780</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD 2026 Ücret Vergisi Raporu: Türkiye vergi yükünde nerede duruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞABAN KÜÇÜK - </strong><strong>Tax &amp; International Advisory |</strong></p>
<p>Ücret vergi düzenlemelerimizde en hassas konu. Sadece Maliye’nin aldığı vergi değil, SGK yükleriyle beraber hem hane halkı harcanabilir gelirini hem de işveren maliyetini etkiliyor, yani konu tek boyutlu değil çok boyutlu, işin içine devleti de katınca daha da karmaşıklaşıyor.</p>
<p>OECD 2000’lerden beri her yıl bu konuda bir rapor yayımlıyor. Bu yılki rapor da yayımlandı</p>
<p>Bu yayın, OECD ülkelerinde ücretler üzerinden ödenen vergi yükleri hakkında ayrıntılı bilgi sunuyor. Bu yıl da farklı gelir aralıkları ve hane halkı tipleri genelinde ortalama vergi yükünün durumuna odaklanmış. 2025 yılına kadar olan verileri kullanarak, çalışanlar tarafından ödenen kişisel gelir vergileri ve sosyal güvenlik katkı payları, işverenler tarafından ödenen sosyal güvenlik katkı payları ve bordro vergileri ile çalışanlar tarafından alınan nakit yardımlar da incelenmiş.</p>
<p>Yayın veri temelli ve ülkeler arası sosyo-ekonomik bazı gerçekleri göz ardı ediyor. Bu da normal çünkü tüm üye ülkelere standart bir veri sunuyor. Burada temel konu, Türkiye olarak hem artan iş gücü maliyetlerini, refahın ve gelirin tabana yayılması ve adil bir dağılım, azalan genç nüfusu ve azalan doğurganlık oranlarını düşünerek bir politika tasarlanması. Eskiden 3 çocuk olarak çoğu ülkede sloganlaşan söylemin önemini nüfus istatistiklerinde görüyoruz.</p>
<p>Bu yazının konusu temelde nüfus özellikleri, değişen aile ve yaşam yapısı, evlilik, boşanma, doğurganlık ve çocuk sayısı olmamakla birlikte, ülkelerin rakamlarını inceleyince bu konuda belli eğilimler olduğunu da görmek mümkün.</p>
<p><strong>8 aile tipine göre raporlama yapılıyor</strong></p>
<p>Rapor, bu vergilerin ve yardımların her bir üye ülkede nasıl hesaplandığını göstermekte ve hane halkı gelirlerini nasıl etkilediğini incelemekte. Sonuçlar ayrıca, farklı gelir seviyelerindeki bekar kişilerin ve ailelerin işgücü maliyet seviyelerinin ve genel vergi ve alınan yardım durumunun ülkeler arası nicel karşılaştırmalarını da mümkün kılıyor. Yayın, gelir seviyesine ve hane halkı bileşimine (bekar kişiler, tek ebeveynler, çocuklu veya çocuksuz bir veya iki gelirli çiftler) göre değişen sekiz farklı hane halkı tipi için işgücü maliyetleri üzerindeki ortalama ve marjinal etkin vergi oranlarını göstermektedir. Ortalama vergi oranları, nakit yardımlardan önce ve sonra, brüt ücret kazançlarının veya işgücü maliyetlerinin vergi ve sosyal güvenlik katkı paylarına ayrılan kısmını ölçmektedir. Marjinal vergi oranları, brüt kazançlarda veya işgücü maliyetlerinde küçük bir artışın bu vergilere ödenen kısmını ölçmektedir.</p>
<p><strong>En büyük artışlar, çocuklu hanelerde gözlemlendi</strong></p>
<p>Ortalama ücret kazanan bekâr bir çalışanın ücret gelirine uygulanan etkin vergi oranları, OECD ülkelerinin çoğunda 2025 yılında dördüncü yıl üst üste arttı. Bu çok önemli. Aynı yıl, bu Raporda incelenen sekiz hane tipinin tamamında etkin vergi oranları, birçok ülkenin COVID-19 destek önlemlerini aşamalı olarak kaldırdığı 2022 yılından bu yana ilk kez OECD genelinde ortalama olarak arttı. En büyük artışlar, çocuklu hanelerde gözlemlendi ve bu da çocuklu haneler ile çocuksuz haneler arasındaki etkin vergi oranlarındaki farkı ikinci yıl üst üste daralttı. Daha önceki raporlarda COVID nedeniyle vergi oranlarında indirimler ve nakit yardımlar da artışlar görmüştük.</p>
<p>2026 Ücret Vergilendirmesi, çalışanlar ve işverenler tarafından ödenen toplam vergi yükünü, çalışan ailelerin aldığı nakit yardımları düşüldükten sonra, işçilik maliyetlerinin yüzdesi olarak gösteren iş gücü vergi farkının ülkeler arası karşılaştırmasını sunmaktadır. Daha yüksek bir vergi farkı, net ücreti azaltarak ve işverenlerin iş gücü maliyetlerini artırarak çalışma ve işe alma teşviklerini azaltma eğilimindedir.</p>
<p><strong>Ülkelerde genel durum ve örnekler</strong></p>
<p>Ortalama ücret kazanan bekar bir çalışan için, vergi yükü 2025 yılında bir önceki yıla göre 24 ülkede arttı, 11 ülkede azaldı ve üç ülkede aynı kaldı. OECD genelinde ortalama olarak, bu hane tipi için vergi yükü 2025 yılında %0,15 puan artarak %35,1'e yükseldi. En büyük artış (2,45 puan) Birleşik Krallık'ta gözlemlendi; bu kısmen işveren sosyal güvenlik katkı paylarındaki (SGK) artıştan ve kısmen de vergi sistemlerinin parametreleri enflasyona göre ayarlanmadığında etkin vergi oranlarının mekanik olarak artması fenomeni olan mali sürüklenmeden kaynaklandı. 1 puandan fazla artışlar Estonya'da (%1,95), Almanya'da (%1,34) ve İsrail'de (%1,09) de görüldü. Estonya, 2025 yılında kişisel gelir vergisi oranını %20'den %22'ye yükseltirken, Almanya ve İsrail'deki vergi yükündeki artışlar, işverenler ve çalışanlar için daha yüksek sosyal güvenlik katsayıları ve mali sürüklenme nedeniyle gerçekleşti.</p>
<p>Bu hane tipi için vergi yükündeki düşüşler İtalya'da (-1,21 puan), Letonya'da (-1,44 puan) ve Avustralya'da (-1,67 puan) 1 puanı aştı. İtalya ve Letonya'daki düşüşler, ortalama ücretliler için daha büyük vergi indirimlerinden kaynaklanırken, Avustralya'daki düşüş esas olarak yasal kişisel gelir vergisi oranlarını düşüren vergi tarifesi reformundan kaynaklandı.</p>
<p>OECD genelinde 2025 yılında ortalama olarak Ücret Vergileri analizinde incelenen diğer yedi hane tipinin tamamında vergi yükü arttı. En büyük artış, ortalama ücretin %67'sini kazanan iki çocuklu bekar ebeveyn için oldu ve vergi yükü 0,52 puan arttı. Ortalama olarak %16,3'e yükseldi ve 22 ülkede arttı. Bu hane tipi için vergi yükü, mali sürüklenme, daha yüksek sosyal hizmet bedelleri ve daha düşük vergi indirimleri ve nakit transferlerinin bir karışımı nedeniyle en çok Slovenya'da (%5,6), Slovakya'da (%4,7) ve Birleşik Krallık'ta (%4,3) arttı. En büyük düşüşler Lüksemburg'da (-%3,2), Litvanya'da (-%2,7), Danimarka, İrlanda ve Letonya'da (hepsi -%2,0) gözlemlendi; bu da daha düşük gelir vergisi oranlarını ve daha yüksek çocukla ilgili vergi avantajlarını yansıtıyor.</p>
<p>Ortalama ücret seviyesinde iki çocuklu tek gelirli bir çift için vergi yükü 2025 yılında 22 ülkede arttı ve 15 ülkede azaldı; OECD ortalama vergi yükündeki %0,46'lık artış (%26,2'ye) hane tipleri arasında ikinci en büyük artış oldu. OECD ülkelerinde bu hane tipi için ortalama vergi yükü ile ortalama ücret kazanan bekar işçinin vergi yükü arasındaki fark, 2025 yılında 0,31 puan azalarak 8,9 puana düştü; bu da çocuklu haneler için vergi avantajında bir azalmaya işaret ediyor.</p>
<p>Rapor, OECD ülkelerinde işgücü vergilendirmesinde artan oranlılığı inceleyen özel bir bölüm içermektedir. 2013 yılında yayınlanan "Ücret Vergilendirmesi" raporunda tanıtılan göstergeye dayanarak, OECD ülkelerinde çalışan hane halklarının kazançlarına ve bileşimine göre işgücü gelirine uygulanan vergi yükünün nasıl değiştiğini incelemektedir. OECD genelinde, vergi indirimleri ve nakit transferlerinin etkisi nedeniyle, iş gücünden alınan vergi sistemleri genellikle düşük gelirli ve çocuklu hane halkları için en kademeli (artan oranlılık) olma eğilimindedir.</p>
<p>Özel bölüm ayrıca, OECD ülkelerinde 2000 yılından bu yana ortalama ücretin altında kazanan hane halkları için vergi sistemlerinin daha kademeli hale geldiğini, ancak ortalama ücretin üzerindeki kazançlara uygulanan vergi yükünün artan oranlı yapının önemli ölçüde değişmediğini, çünkü OECD ülkelerinin bu dönemde düşük gelirli çalışanların vergilerini ortalama ve yüksek gelirli çalışanlara göre daha fazla azaltma eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Temel bulgular ne söylüyor?</strong></p>
<p>i- Ortalama ücret kazanan bekar bir çalışanın ortalama vergi yükü, 2025 yılında OECD ülkelerinin çoğunda arttı.</p>
<p><strong>i) Ortalama ulusal ücreti kazanan, çocuğu olmayan bekar bir çalışanın vergi yükü, 2025 yılında OECD genelinde ortalama olarak işgücü maliyetlerinin %35,1'ini oluşturdu ve bu, 2016'dan bu yana en yüksek seviye oldu. </strong></p>
<p>- 2024 ve 2025 yılları arasında, bu hane tipi için vergi yükü 24 ülkede arttı, 11 ülkede azaldı ve üç ülkede değişmedi.</p>
<p>- 2025 yılında, bu hane tipi için en büyük vergi yükü Belçika (%52,5), Almanya (%49,3), Fransa (%47,2), Avusturya (%47,1) ve İtalya'da (%45,8) gözlemlendi.</p>
<p>- OECD genelinde 2025 yılında bu hane tipi için ortalama kişisel vergi oranı (kişisel gelir vergisi ve çalışanların sosyal güvenlik primlerini brüt kazançlarının yüzdesi olarak ifade eder) ortalama %25,1 olmuştur.</p>
<p><strong>ii) Çocuklu haneler için vergi yükü, bekar çalışanlara göre daha fazla artmıştır.</strong></p>
<p>- Ortalama ücretle çalışan ve iki çocuğu olan tek gelirli bir çift için vergi yükü 22 ülkede artmış ve OECD ülkeleri genelinde ortalama 0,46 puan artarak %26,2'ye yükselmiştir.</p>
<p>- OECD genelinde ortalama olarak, bu hane tipi ile ortalama ücretle çalışan bekar bir çalışanın vergi yükü arasındaki fark, 2024 yılında 0,13 puan daraldıktan sonra, 2025 yılında 0,31 puan daralmıştır.</p>
<p>- Raporda analiz edilen sekiz hane tipi arasında, 2025 yılında OECD ortalama vergi yükündeki en büyük artış, ortalama ücretin %67'sini kazanan bekar bir ebeveyn için olmuştur (0,52 puan artışla %16,3'e). Bu hane tipi için vergi yükü 22 ülkede arttı.</p>
<p>- Ortalama ücret kazanan evli ve çocuklu çiftler için ortalama vergi yükü 22 ülkede arttı ve OECD genelinde ortalama 0,26 puan artarak %32,0'ye ulaştı.</p>
<p><strong>iii) OECD'nin çoğu hane tipi için ortalama vergi yükü, COVID-19 pandemisinden önceki en yüksek seviyesinde.</strong></p>
<p>- OECD genelinde ortalama olarak, vergi yükü 2021'den bu yana sekiz hane tipinin tamamında arttı ve en büyük artış, ortalama ücret kazanan ve iki çocuğu olan tek gelirli evli çiftlerde (1,7 puan) görüldü.</p>
<p>- İki çocuklu tek ebeveyn hariç tüm haneler için, 2025'teki OECD ortalama vergi yükü en az 2018'den bu yana en yüksek seviyesindeydi.</p>
<p>- Daha geriye bakıldığında, 2025'teki vergi yükü, ücret vergilendirme verilerinin mevcut olduğu ilk yıl olan 2000 yılındaki seviyenin altında kaldı. Ortalama ücret kazanan bekar çalışan için vergi yükü OECD ülkeleri genelinde bu dönem boyunca ortalama olarak 1,1 puan azaldı.</p>
<p><strong>iv)OECD genelinde ortalama ücretler ve vergi sonrası gelirler reel olarak arttı.</strong></p>
<p>- Ortalama ücret, 2025 yılında bir önceki yıla göre nominal olarak 38 OECD ülkesinin tamamında artarken, reel olarak 35 ülkede arttı.</p>
<p>- Ortalama ücret kazanan bir çalışanın vergi sonrası geliri, 2025 yılında reel olarak 28 ülkede artarken, 2024 yılında 29 ülkede artmıştı.</p>
<p><strong>Rapor Türkiye için ne diyor?</strong></p>
<p>Rapor her ülke için ayrıca bir analiz ve verileri yayımlamış durumda. Türkiye’nin hem kendi durumu hem de OECD ortalamasına göre durumunu analiz etmek için önemli noktalar var diyebiliriz.</p>
<p>- Öncelikle rapora konu vergi yükü ücret üzerinden alından gelir ve damga vergisiyle, işçi ve işveren primlerinin toplamının toplam işçilik maliyetine (brüt ücret ve işveren sosyal güvenlik payı) oranlayarak bulunuyor.</p>
<p>- Bekarlar için vergi yükü artmış: Türkiye'de ortalama bekar çalışanın vergi yükü, 2024'teki %39,6'dan 2025'te %40,3'e 0,76 puan artmıştır. OECD ortalama vergi yükü 2025'te %35,1 olmuştur (2024'te %34,9). 2025'te Türkiye, 38 OECD üye ülkesi arasında vergi yükü bakımından 14. sırada yer alırken, 2024'te 17. sıradaydı.</p>
<p>- Eşi çalışmayan 2 çocuklu için Türkiye tam bir vergi cehennemi: Çocuklu bir çalışanın vergi yükü, aynı gelire sahip çocuksuz bir çalışana göre daha düşük olabilir, çünkü çoğu OECD ülkesi nakit transferleri ve tercihli vergi hükümleri yoluyla çocuklu ailelere yardımlar sağlamaktadır.</p>
<p>- Türkiye, 2025 yılında iki çocuklu ortalama evli bir çalışan için %40,3 ile OECD'deki en yüksek vergi yüküne sahipti; bu oran OECD ortalaması olan %26,2 ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Ülke 2024 yılında da aynı konumdaydı. Çocuklarla ilgili yardımlar ve vergi hükümleri, ortalama bekar bir çalışana kıyasla çocuklu çalışanlar için vergi yükünü azaltma eğilimindedir.</p>
<p>- OECD genelinde, iki çocuklu ortalama evli bir çalışan için vergi yükünde %8,9'luk bir azalma görüldü. Bu durum, vergi yükünün her iki hane tipi için de aynı olduğu Türkiye'deki durumla çelişmektedir.</p>
<p><strong>2000-2025 arası trend nasıl?</strong></p>
<p>Türkiye'de, ortalama bekar çalışanın vergi yükü 2000 ile 2025 yılları arasında %40,4 iken %40,3 oldu. Aynı dönemde, OECD genelinde ortalama vergi yükü %36,1'den %35,1'e 1 puan düştü. 2015 ile 2025 yılları arasında, Türkiye'deki ortalama bekar çalışanın vergi yükü 2,1 puan arttı. Aynı dönemde, OECD genelinde ortalama bekar çalışanın vergi yükü %35,2'den %35,1'e 0,1 puan azaldı.</p>
<p><strong>Sadece ücretlinin vergi yüküne bakarsak tablo nasıl? </strong></p>
<p>Burada tablo maalesef daha da vahim. Türkiye'de, ortalama bekar bir çalışanın 2025 yılında net ortalama vergi oranı %29,3 olmuştur (OECD ülkeleri arasında 10. en yüksek oran), OECD ortalaması ise %25,1'dir. Başka bir deyişle, Türkiye'de ortalama bekar bir çalışanın vergi ve sosyal yardımlar sonrası eline geçen net maaşı, brüt maaşının %70,7'si olmuştur; bu oran OECD ortalaması olan %74,9'a kıyasla daha düşüktür. Çocukla ilgili sosyal yardımlar ve vergi hükümleri dikkate alındığında, Türkiye'de iki çocuklu ortalama evli bir çalışanın 2025 yılındaki net ortalama vergi oranı %29,3 olmuştur; bu oran OECD'deki en yüksek orandır ve OECD ortalaması olan %14,7 ile karşılaştırıldığında daha yüksektir. Bu, Türkiye'de iki çocuklu ortalama evli bir çalışanın vergi ve aile yardımları sonrası eline geçen net maaşının, brüt maaşının %70,7'si olduğu anlamına gelir; bu oran OECD ortalaması olan %85,3'e kıyasla oldukça düşüktür.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oecd-2026-ucret-vergisi-raporu-turkiye-vergi-yukunde-nerede-duruyor-80780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD 2026 Ücret Vergisi Raporu: Türkiye vergi yükünde nerede duruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-konu-80779</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yargı kararı ve üç konu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önemli bulduğum güncel yargı kararlarını, zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Bugün Danıştay Üçüncü Dairesinin 3 Mart 2026 tarihli ve E:2023/7676 K:2026/1019 sayılı kararını paylaşacağım.</p>
<p><strong>Bazı tesislere ilişkin amortismanlar</strong></p>
<p>Kararda yer alan özet bilgiden, davacı şirket tarafından yapılan ve "Tesis Makine Cihazlar" hesabına kaydedilen havalandırma tesisi, yangın algılama tesisi, orta gerilim tesisatı, telefon tesisatı, enerji yönetim tesisi gibi bazı iktisadi varlıkların, her bir varlık için belirlenen faydalı ömrü dikkate alınarak amortismana tabi tutulduğu, davalı idare tarafından, söz konusu iktisadi varlıkların inşa edilen binaların maliyet bedellerine dahil olması ve ait oldukları binalarla birlikte, binaların faydalı ömürlerine göre (40 yılda) amortismana tabi tutulması gerektiği gerekçesiyle, kazancın tespitinde fazladan gider olarak dikkate alınan amortisman tutarı üzerinden tarhiyat yapıldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Vergi mahkemesi, iktisadi kıymetlerin bina ile birlikte yapılsa dahi sonuç itibariyle binadan bağımsız olduğu, istenildiği takdirde binadan ayrılabileceği, ayrıca faydalı ömürlerinin bina ile aynı süre olmasının hayatın olağan akışı içerisinde normal ve mutad bir durum olmadığı gerekçeleriyle, yapılan tarhiyatın, anılan iktisadi kıymetlerin faydalı ömür sürelerinin ilgili olduğu taşınmazla aynı süre olarak belirlenmek suretiyle yapılan kısmını iptal etmiş.</p>
<p>Vergi Mahkemesinin bu kararı, Bölge İdare Mahkemesince hukuka uygun bulunmuş ve istinaf istemi reddedilmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz istemini reddetmiş ve kararı onamış.</p>
<p><strong>Sayım farkları</strong></p>
<p>Yapılan incelemede, kaydi envanter miktarı ile fiili sayım miktarı arasında fark tespit edildiği, farkın belgesiz olarak satıldığından bahisle, bulunan hasılatın kurumun beyan edilen kazancına dahil edilerek üzerinden kurumlar vergisi tarh edildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Vergi Mahkemesi, fiili sayım sonucu eksik çıkan malların satılarak hasılat elde edildiğine ilişkin somut bir tespitin bulunmadığı, vergi inceleme elamanı tarafından bahse konu emtianın satıldığı varsayımı ile hesaplama yapıldığı, öte yandan, davacı tarafından "Diğer Gider ve Zararlar" hesabına kaydedilen stok sayımı noksanı ile buna ilişkin katma değer vergisinin kurumlar vergisi beyannamesinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edildiği görüldüğünden, dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davayı kabul etmiş.</p>
<p>İstinaf istemini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi aynı gerekçeyle Vergi Mahkemesi kararını uygun bularak davayı reddetmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz talebini reddederek kararı onamış.</p>
<p>Bu kısa özetten sonra, kısa bir değerlendirme yapmak isterim.</p>
<p>Benzer tarhiyatlar zaman zaman yapılıyor. Mali İdarenin öteden beri bilinen görüşü, kaydi envanter sonucu bulunan mal noksanlıklarının sebep ve mahiyetleri tespit edilemediği ve mükellef tarafından kanaat verici bir şekilde ispatlanamadığı hallerde, bu malların yıl içinde satıldığı ve bedellerinin yasal defterlere kaydedilmediğinin kabulü şeklinde. Bu konuda 1966 yılına ait Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonuna ait bir karar da var, aynı paralelde (30.05.1966 tarih ve 140 sayılı karar.)</p>
<p>Mal noksanlığının birçok nedeni olabiliyor. Öncelikle farkın nedeni araştırılmalı, nereden kaynaklandığı tespit edilebiliyorsa, olayın niteliğine uygun düzeltme yapılmalıdır. Örneğin fark çalınan, kırılan, zayi olan mallardan kaynaklanıyorsa, satıldığı varsayılarak kazanç hesaplanması doğru olmaz. Bu durumda noksan malların maliyet bedelinin gider olarak kabul edilip edilemeyeceğine bakılmalı, edilmesi mümkün değilse buna göre hesaplanan tutar kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınarak, üzerinden tarhiyat yapılmalı diye değerlendiriyorum.</p>
<p>Farkın nedeninin araştırılmasında ve tespitinde, olayın ve işletmenin özelliğine göre hem inceleme elemanına hem de mükellefe görev düşüyor. Dokümante edilebilecek olaylar konusunda mükellefin gerekli özeni göstermesi, inceleme elemanının da yukarıda özetlediğim karada da belirtildiği gibi, açıktan satış yapıldığını somut olarak tespit etmesi doğru olur. Özetle, her mal noksanının açıktan satış olarak varsayılması doğru değil.</p>
<p><strong>Alınan üst yönetim hizmetlerine ilişkin giderler</strong></p>
<p>Grup şirketlerinden alınan üst yönetim hizmetlerine ilişkin faturaların defterlere kaydedilerek gider olarak dikkate alındığı, ancak anılan şirketler tarafından verilen üst yönetim hizmetlerine ilişkin somut bir delil ortaya konulamadığı, bu konuda söz konusu şirketlerle davacı arasında akdedilen bir sözleşme bulunmadığı gibi bu konuda alınmış bir yönetim kurulu kararının da mevcut olmadığı, bu hususun ticari ve teknik icaplara aykırı olduğu ve aksi davacı tarafından ispat edilemediğin gerekçesiyle yapılan tarhiyatta, Vergi Mahkemesi tarafından hukuka aykırılık görülmemiş ve işlemin bu kısmına ilişkin dava reddedilmiş.</p>
<p>İstinaf istemini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, aynı gerekçeyle Vergi Mahkemesi kararını uygun bularak davayı reddetmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz talebini reddederek kararı onamış.</p>
<p>Danıştay Karar özetinde yer alan, temyiz eden davacı şirket açıklamalarında, grup şirketinden fiilen hizmet alındığı ve faturalanan hizmet karşılığının gider olarak dikkate alındığı belirtiliyor. Ancak bu açıklamaların somut olarak ortaya konulamadığı ve dokümante edilememiş olduğu anlaşılıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-konu-80779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yargı kararı ve üç konu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/algoritmik-komisyon-donemi-80776</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Algoritmik komisyon dönemi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi dünyası, yapay zekânın üretim süreçlerini nasıl hızlandırdığını, istihdamı nasıl dönüştüreceğini ya da hisse senedi piyasalarını nasıl dalgalandıracağını tartışadursun, arka tarafta çok daha büyük, çok daha yapısal bir mülkiyet ve ekonomik egemenlik savaşı veriliyor. <strong>Algoritmik Geçitler <em>(Algorithmic Gatekeepers) </em>çağına hoş geldiniz!</strong></p>
<p>Son yirmi yıla damgasını vuran platform kapitalizmini hatırlayın. Akıllı telefon devriminin ardından küresel ticaretin ve dijital ekosistemin kurallarını kimler yazdı? Apple ve Google. Bunu nasıl başardılar? Kurdukları pazar yerleri <em>(App Store ve Google Play) </em>üzerinden her dijital işlemden, her uygulama içi satıştan kestikleri o meşhur yüzde 15 ila yüzde 30’luk <em>platform komisyonlarıyla.</em> Dijital dünyanın tüm gümrük kapılarını ellerinde tuttular ve milyarlarca dolarlık bir aracılık imparatorluğu kurdular.</p>
<p>Bugün ise akıllı telefonların ve geleneksel pazar yerlerinin egemenlik süresi doluyor. Son yazımızda bahsetmiştik. Yapay zekâ ajanlarının bizim adımıza kararlar aldığı, <em>"makine müşterilerin"</em> kendi cüzdanlarıyla piyasaya çıktığı bir döneme giriyoruz.</p>
<p><em>Peki, bu yeni otonom ticaret dünyasında gümrük kapılarını kim tutacak? Aracılık katmanını kim, hangi kurallarla inşa edecek?</em><strong> </strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ ve yeni nesil vergi!</strong></p>
<p>OpenAI, Google ya da Anthropic gibi yapay zekâ devlerinin iş modellerini incelerken sadece <em>"abonelik ücretlerine" </em>veya <em>"API kullanım kodlarına"</em> bakmak büyük resmi kaçırmak olur. Yapay zekâ ekosisteminde bugün test edilen her gelir paylaşım modeli, her altyapı entegrasyonu, aslında gelecekte her ticari işlemden kesilecek o yeni nesil <strong><em>"algoritmik komisyonun"</em></strong> habercisi.</p>
<p>Kuru bir derenin üzerine köprü kurup; geçenden otuz, geçmeyenden döve döve kırk akçe alan Deli Dumrul misali, <strong>yapay zekâ devleri de bugünün dijital akış kanallarını tutarak modern çağın <em>"algoritmik haraç"</em> sistemini kuruyor</strong>. Üstelik, bu yeni düzende köprüden geçmemek de mümkün değil. Sistem öyle bir bağımlılık mimarisi inşa ediyor ki, doğrudan kullanmasanız bile, dolaylı olarak bu görünmez köprülerden geçmek ve o <em>"akçeleri"</em> ödemek zorunda kalıyorsunuz.</p>
<p>Mobil internet çağında her satıştan kesilen o yüksek komisyonlar, yapay zekâ çağında yerini daha rafine, daha görünmez ama çok daha yapısal kesintilere bırakmaya hazırlanıyor. İster her tamamlanan işlemden kesilecek bir pazar yeri komisyonu olsun, ister sistem odasında dönen bir öncelikli listeleme bedeli... <strong>Yapay zekâ şirketleri, satıcı ile alıcı arasındaki o kaçınılmaz aracılık katmanını bugün kendi elleriyle kuruyor.</strong></p>
<p>Bu ne anlama geliyor? Örneğin, bir yapay zekâ ajanı, eviniz için en uygun sigorta poliçesini ya da fabrikanız için en doğru hammaddeyi seçerken OpenAI’ın veya Google’ın altyapısını kullanıyorsa, o satışın gerçekleştiği dijital kapının anahtarı da o şirketlerin elinde anlamına geliyor. Gücü bir düşünün!</p>
<p><strong>Masanın yeni efendisi!</strong></p>
<p>İşte bu yüzden, yeni nesil ekonomide gücün merkezini yanlış yerde aramamak gerekiyor. Karşımızda sadece kendi adına alışveriş yapan otonom bir <em>"müşteri" </em>yok. <strong>Masanın asıl efendisi, o müşterinin kararlarını filtreleyen, filtrelerken de her işlemden sessizce kendi payını alan algoritmik geçitler olacak.</strong></p>
<p>Bu durum, ticaretin ve kurumsal itibarın tanımını kökten değiştirecek. Geleneksel dünyada bir marka olarak en büyük derdimiz müşterinin zihnine girmekti. Algoritmik geçitler çağında ise en büyük derdimiz, bu dev yapay zekâ altyapılarının bizi <em>"güvenilir, etik ve optimize edilmiş"</em> olarak kodlaması ve geçit kapısından içeri alması olacak. Eğer bu algoritmik geçitlerin kriterlerine uyum sağlayamazsak, sistem bizi milyarlarca dolarlık otonom pazarın tamamen dışına itebilir.</p>
<p>Bir adım öteye gidelim. Tüm satın alma kararlarını belirgin bir hedef, niyet ve sebeple bu geçit kapıları yönlendirirse, bu çok büyük bir güç ve yeni bir ekonomik motor haline gelecek.</p>
<p><strong>Kapıyı tutan, kuralı da yazar!</strong></p>
<p>Platform kapitalizminin bu yeni evresi, sadece şirketlerin kârlılık rasyolarını değil, devletlerin regülasyon ajandalarını da belirleyecek. Apple’ın tekelci komisyon oranlarına karşı açılan anti tröst davaları, çok yakında yapay zekâ devlerinin algoritmik geçitlerine karşı da açılacak.</p>
<p>İş dünyasının şunun peşinde olması gerekiyor. <em>“Şirketim, kendi cüzdanı olan algoritmalara mal satmaya çalışırken, o algoritmanın içinden geçtiği kapının sahibine de ne kadar haraç ödemek zorunda kalacak?”</em></p>
<p>Gelecek, sadece iyi ürün üretenlerin değil, bu algoritmik gümrük kapılarında kendine bağımsız ve güçlü bir koridor açabilenlerin olacak. Çünkü, kapıyı tutan, kuralı da yazar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/algoritmik-komisyon-donemi-80776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Algoritmik komisyon dönemi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisan-yoksullugu-80782</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışan yoksulluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geleneksel ekonomik anlayışta bir bireyin çalışıyor olması, onun yoksulluktan uzak olduğu varsayımını beraberinde getirirdi. Oysa günümüz dünyasında bu varsayım giderek geçerliliğini yitiriyor. Artık milyonlarca insan düzenli bir işe sahip olmasına rağmen temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. “Çalışan yoksulluğu” olarak adlandırılan bu olgu, sadece ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda sosyal adalet, gelir dağılımı ve çalışma hayatının niteliği açısından derin yapısal kırılmaları işaret eden bir gerçekliktir.</p>
<p>Çalışan yoksulluğu, en basit tanımıyla, bir bireyin istihdamda olmasına rağmen yaşamını sürdürebilecek asgari gelir düzeyine ulaşamaması durumudur. Bu durum, özellikle son yıllarda artan enflasyon, reel ücretlerin gerilemesi ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte daha görünür hale gelmiştir. Türkiye’de de bu olgu, düşük ücretli istihdamın yaygınlığı ve hane halkı gelirlerinin satın alma gücündeki erime nedeniyle giderek daha fazla hissedilmektedir.</p>
<p>Bu sorunun en çarpıcı yönlerinden biri, çalışmanın artık tek başına refah üretmeye yetmemesidir. Asgari ücretle çalışan bir bireyin, özellikle büyük şehirlerde kira, gıda, ulaşım ve enerji gibi temel giderleri karşılaması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Üstelik bu durum sadece düşük vasıflı işlerde çalışanlarla sınırlı değildir. Üniversite mezunu, beyaz yakalı çalışanların dahi gelirlerinin yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kaldığı yeni bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Çalışan yoksulluğunun temel nedenlerinden biri, ücretlerin enflasyon karşısında erimesidir. Yüksek enflasyon ortamında nominal olarak artan ücretler, reel olarak gerilemekte; çalışanların satın alma gücü her geçen gün azalmaktadır. Bu durum, çalışan bireyleri borçlanmaya, ek iş yapmaya veya temel ihtiyaçlarından feragat etmeye zorlamaktadır. Özellikle gıda ve konut fiyatlarındaki artış, bu kesimin yaşam standartlarını doğrudan aşağı çekmektedir.</p>
<p>Bir diğer önemli etken ise güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşmasıdır. Kayıt dışı çalışma, geçici iş sözleşmeleri, yarı zamanlı istihdam ve platform ekonomisi gibi yeni çalışma modelleri, çalışanlara düzenli ve yeterli gelir sağlamaktan uzak bir yapı sunmaktadır. Bu tür işlerde çalışan bireyler, çoğu zaman sosyal güvenlikten yoksun kalmakta ve geleceğe dair ekonomik güvence oluşturamamaktadır.</p>
<p>Kadınlar ve gençler, çalışan yoksulluğundan en fazla etkilenen gruplar arasında yer almaktadır. Kadınların işgücüne katılım oranının düşük olması, katılanların ise çoğunlukla düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışması, bu kesimde yoksulluk riskini artırmaktadır. Gençler ise deneyim eksikliği ve işgücü piyasasına girişte yaşadıkları zorluklar nedeniyle düşük ücretli işlere yönelmekte ve bu durum onların ekonomik bağımsızlıklarını geciktirmektedir.</p>
<p>Çalışan yoksulluğu sadece bireysel değil, toplumsal sonuçlar da doğurmaktadır. Gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıfın zayıflaması ve sosyal hareketliliğin azalması, bu sürecin en önemli yansımalarıdır. Ayrıca, çalışan bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi, eğitim ve sağlık gibi alanlarda fırsat eşitsizliğini derinleştirmekte; bu durum uzun vadede ekonomik büyümeyi de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Bu noktada çözüm arayışları büyük önem taşımaktadır. Öncelikle ücret politikalarının, çalışanların insana yakışır bir yaşam sürdürebileceği seviyeye çıkarılması gerekmektedir. Asgari ücretin belirlenmesinde sadece işveren maliyetleri değil, yaşam maliyetleri de dikkate alınmalıdır. Bunun yanı sıra, vergi politikalarının da çalışanlar üzerindeki yükü azaltacak şekilde yeniden düzenlenmesi önemlidir.</p>
<p>Sosyal politikalar da çalışan yoksulluğunun azaltılmasında kritik bir rol oynamaktadır. Kira destekleri, gıda yardımları ve çocuk bakım hizmetleri gibi uygulamalar, özellikle düşük gelirli çalışanların yaşam koşullarını iyileştirebilir. Aynı zamanda, aktif işgücü politikalarıyla bireylerin daha nitelikli işlere erişimi sağlanmalı; mesleki eğitim ve beceri geliştirme programları yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Sendikalaşma oranlarının artırılması ve toplu pazarlık mekanizmalarının güçlendirilmesi de çalışanların gelirlerini ve çalışma koşullarını iyileştirecek önemli araçlar arasında yer almaktadır. Çalışanların haklarını koruyabildiği, iş güvencesinin sağlandığı bir çalışma hayatı, çalışan yoksulluğunun azaltılmasında temel bir unsur olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak, çalışan yoksulluğu, modern ekonomilerin en önemli çelişkilerinden birini ortaya koymaktadır: Çalışmak artık yoksulluktan kurtulmak için yeterli değildir. Bu durum, ekonomik büyümenin tek başına refah artışı anlamına gelmediğini; gelir dağılımı, ücret politikaları ve sosyal koruma mekanizmalarının en az büyüme kadar önemli olduğunu göstermektedir. Eğer bu yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretilmezse, çalışan yoksulluğu sadece bireylerin değil, toplumun genel refahını tehdit eden kronik bir sorun haline gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisan-yoksullugu-80782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışan yoksulluğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yoneticileri-haziran-icin-temkinli-80778</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon yöneticileri haziran için temkinli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Haziran ayına oldukça karmaşık bir gündemle giriyoruz. Bir tarafta ABD–İran hattında ateşkes görüşmeleri sürerken, diğer tarafta İsrail–Lübnan ve İsrail–İran hattında zaman zaman yükselen tansiyon piyasaların yön bulmasını zorlaştırıyor. Petrol fiyatlarının 100 dolar civarında seyretmesi yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel enflasyon beklentilerini de etkiliyor. Bu durum merkez bankalarının faiz indirim planlarını öteleme riskini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta açıklanan ABD tarım dışı istihdam verisi de bu tabloyu destekledi. İstihdam artışı beklentilerin üzerinde gerçekleşirken işsizlik oranı yatay kaldı. Veri sonrasında Fed'in faiz indirimine gitme ihtimali bir miktar zayıflarken, faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceği hatta yeni bir faiz artırımının yeniden gündeme gelebileceği beklentileri güç kazandı.</p>
<p><strong>Teknoloji ve yapay zekâda </strong><strong>yeni sınamalarla karşılaşabiliriz</strong></p>
<p>Makro taraftaki bu belirsizliklere rağmen teknoloji ve yapay zekâ teması son iki ayda güçlü performans göstermeyi sürdürdü. Ancak Haziran ayında bu alanda da bazı sınamalarla karşılaşabiliriz. SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanması ve bazı teknoloji şirketlerinde beklentilerin altında kalan bilançolar, son dönemdeki yükseliş ivmesini yavaşlatabilir.</p>
<p>Yurt içinde ise siyasi gelişmeler ve enflasyon görünümü risk iştahını baskılayan ana başlıklar olmaya devam ediyor. Böyle dönemlerde yatırımcıların karşısına çıkan temel soru değişmiyor: Birikimleri korurken fırsatlardan nasıl faydalanacağız?</p>
<p>Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ancak portföy yönetim şirketlerinin oluşturduğu model portföyler, profesyonellerin mevcut riskleri nasıl okuduğuna dair önemli ipuçları veriyor.</p>
<p>Haziran ayı dağılımlarına baktığımızda dikkat çeken ilk nokta, profesyonellerin agresif risk almaktan kaçınması. Para piyasası fonları geçen aya göre azaltılsa da hemen hemen tüm portföylerde en büyük ağırlığı koruyor. Altın pozisyonları korunmaya devam ediyor. Borçlanma araçları tarafında ise özellikle uzun vadeli tahvil riskinden kaçınıldığı görülüyor. Hisse senedi tarafında ise tamamen çıkış yerine seçici bir artış tercih edilmiş durumda.</p>
<p>İş Portföy'ün orta riskli dağılımında özel sektör borçlanma araçları fonlarının ağırlığı %5 azaltılmış ve bu pay hisse senedi fonlarına dağıtılmış durumda. Portföyün yaklaşık %40'ı bu tarafta konumlanırken, hisse senedi ve temkinli değişken fonlar toplamda %35 seviyesinde bulunuyor. Altın ise %15 ağırlıkla korunuyor. Yabancı hissedeki ağırlık ise %10 olarak Mayıs ayıyla aynı değerlendirilmiş. Bu dağılım yüksek faiz ortamının devam edeceği beklentisini yansıtırken, hisse piyasalarındaki fırsatların da tamamen göz ardı edilmediğini gösteriyor. Ancak son dönemde bazı şirketlerin borçlanma araçlarında yaşanan temerrüt haberleri nedeniyle özel sektör tahvili içeren fonlarda seçici olmak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy tarafında daha dengeli bir görünüm öne çıkıyor. Para piyasası fonları %40 ile en yüksek ağırlığı oluştururken altın pozisyonu %25 seviyesinde korunuyor. Yabancı hisse fonlarının ağırlığı %10’dan %15’e artırılırken emtia tarafında da %5’lik pozisyon devam ediyor. Hissede ise %15’lik pay devam ediyor. Bu dağılım, yüksek faiz getirisi ile küresel piyasalardaki fırsatlar arasında denge kurmaya çalışan bir yaklaşımın sonucu.</p>
<p>Oyak Portföy ise diğer kurumlara göre biraz daha fazla risk alıyor. Para piyasası fonlarının ağırlığı %40’tan %30’a azaltılırken hisse senedi ve değişken fon tarafı güçlendirilmiş durumda. Altın ve kıymetli madenlerde yaklaşık %10'luk ağırlık korunuyor. Bu yapı, yükseliş senaryosuna katılmayı hedeflerken olası dalgalanmalara karşı koruma sağlamayı amaçlıyor.Bu dağılımda yabancı hisse yerine yerli hisse senedi ve değişken fonlar tercih ediliyor.</p>
<p><strong>Profesyoneller yüksek faizden </strong><strong>vazgeçmiyor, altını tamamen bırakmıyor</strong></p>
<p>Yeni ay için genel eğilime ek olarak ben de özellikle iki fon grubuna dikkat çekmek istiyorum. Birincisi hisse ağırlıklı değişken fonlar. Bu fonlar yükseliş dönemlerinde hisse piyasalarından faydalanırken, gerektiğinde hisse oranlarını azaltarak riski yönetebiliyor. İkincisi ise arbitraj fonları. Özellikle volatilitenin arttığı dönemlerde mevduat üzeri getiri üretme potansiyelleri nedeniyle dikkat çekiyorlar.</p>
<p>Haziran ayı dağılımlarının verdiği ortak mesaj aslında oldukça net. Profesyoneller yüksek faizden vazgeçmiyor, altını tamamen bırakmıyor, ancak hisse ve teknoloji tarafındaki fırsatları da göz ardı etmiyor. Belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde tek bir senaryoya yatırım yapmak yerine, farklı ihtimallere hazırlıklı bir portföy oluşturmak daha doğru bir yaklaşım gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yoneticileri-haziran-icin-temkinli-80778</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon yöneticileri haziran için temkinli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-80763</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraz hasat ve ihraç sezonu sorunlarla başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/DENİZLİ</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can’ın Denizli’nin Honaz ilçesindeki üretim ve paketleme tesisleri ile bahçelerde kiraz hasadı başladı. Kiraz hasadına gazeteciler de katıldı.</p>
<p>İklimsel koşullar nedeniyle kiraz sezonunun 10 gün geç başladığını belirten BAİB Başkanı Can, Türkiye’de 700 bin ton kiraz üretimi yapıldığını, bunun ancak yüzde 10’luk kısmının ihraç edilebildiğini söyledi. Kiraz hasat sezonunun Ağustos ayının ilk haftasına kadar devam edeceğini belirten Can, maliyetlerin artması nedeniyle üreticinin kiraz üretiminden vazgeçtiğini, cennet hurması (Trabzon hurması) ce Bursa siyah incirine yönelmeye başladığına dikkat çekti.</p>
<p>Bu sezon kiraz rekoltesinin çok iyi olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Can, Türk tarımında en büyük sorunun ölçek ve lojistik sorunu olduğunu anımsattı. Can, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Üretici ve ihracatçının maliyeti sürekli artıyor. Döviz kurları baskılanmaya devam ediyor. Lojistik sorunumuz var. Gümrük kapılarında zaman zaman uzun bekleyişler var. Almanya’ya lojistik maliyeti ortalama 6 bin 500 Euro. Pazara 5-6 günde malı ulaştırıyoruz. Sınır kapılarındaki gümrüklerde sıkıntı yaşanırsa bu süre daha çok uzuyor ve ürün bozuluyor. Sezon başlarken üretici fiyatı 300 TL idi, şu an 150 TL civarında. Avrupa’da marketlerde kiraz satışı ise 4,45-5 Euro arasında. Rakibimiz İspanya ve Yunanistan’da da rekolte iyi görünüyor. Ancak bizim hasat süremiz 8 haftayı buluyor. Bu bizim için avantaj haline geliyor. Bu iki ülkede hasat 4 hafta. Bu avantajı iyi kullanmalıyız.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı Avrupa ile Rusya arasına sıkıştı"</strong></p>
<p>İhracatın artırılması için yeni pazar arayışlarını sürdürdüklerini anlatan Mehmet Ali Can, Türk yaş meyve sebze ihracatçısının Avrupa ile Rusya arasında sıkıştığını, yeni pazarlara ihtiyaç olduğunu bildirdi.</p>
<p>Kiraz ihracatı açısından Çin’in büyük Pazar olduğunu anlatan Can, yıllardır bu ülkeye ihracatta olumlu sonuç alınamadığını belirtti. Çin’in Türkiye’den Akdeniz Meyve Sineği hastalığına karşı gerekli önlemleri almasını istediğini, ancak bunda başarılı olunamadığını vurgulayan Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çin, Güney Amerika ülkesi Şili’den yılda 3,5 milyar dolarlık 500 bin ton kiraz alımı yapıyor.  Türkiye’nin kiraz üretimi ise 700 bin ton. Eğer Çin ile kiraz alımı konusunda anlaşma olursa Türk ihracatçısı karşılayabilir. Ülkeler arası anlaşma olursa uzak doğu ülkeleri Japonya, Güney Kore ve diğer ülkelere kiraz ihracatı yapılabilir. Türkiye ile Çin Zirai Karantina konusunda anlaşmaları gerekiyor. Türkiye olarak Akdeniz meyve sineğine önlem almak için çeşitli araştırma enstitülerinde çalışmalar devam ediyor.’’</p>
<p><strong>"Döviz dönüşüm desteği artırılmalı"</strong></p>
<p>Can, Türkiye’nin 2024 yılında 230 milyon dolarlık kiraz ihracatı yaptığını, geçen yıl ülke genelinde yaşanan zirai don nedeniyle sıkıntı yaşandığını belirterek, ‘’Geçen yıl kiraz ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 63 düştü. 47 milyon dolarlık ihracat yapılabildi. Bu sezon daha çok ihracat yapmayı hedefledik. Ancak, üretim ve ihracatta sorunlar derinleşiyor. Rekabet gücümüz azalıyor. Biraz soluk alabilmemiz için yüzde 3 olan döviz dönüşüm desteği en az yüzde 5 artırılmalı’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-80763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-1781042942.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kiraz hasat ve ihracat sezonu, yüksek maliyet artışları, döviz kurunun durumu, lojistik ve işçi giderleri gibi sorunlarla sıkıntılı başlarken, ihracatçı Avrupa pazarlarını kaybetmemek için direniyor. İhracatçılar yüzde 3 olan döviz dönüşüm desteğinin yüzde 5’e çıkarılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canton-fuarinda-kapasite-amacindan-katma-deger-amacina-evrilme-niyetini-gorduk-80777</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canton Fuarı’nda, ‘kapasite’ amacından ‘katma değer’ amacına evrilme niyetini gördük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28957309331-1781044595.png" alt="" width="233" height="256" /></strong><strong>Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı, ülkenin üretim gücünü düşük maliyetli imalattan yüksek teknoloji ve stratejik bağımsızlığa dayalı bir ekonomik yapıya dönüştürme hedefini ortaya koymaktadır. Plan iki ana eksen üzerine kurulmuştur:</p>
<p><strong>1. Stratejik yeni gelişen endüstriler (Bugün ticari olarak ölçeklenmiş sektörler):</strong></p>
<p>- Yapay zekâ destekli bilgi teknolojileri</p>
<p>- Elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri</p>
<p>- Robotik sistemler</p>
<p>- Yeni nesil malzemeler</p>
<p>- Biyoteknoloji</p>
<p>- İleri üretim ekipmanları</p>
<p>- Havacılık ve uzay</p>
<p><strong>2. Geleceğin Endüstrileri (2030 sonrası dönemde küresel liderlik hedeflenen alanlar):</strong></p>
<p>- Kuantum teknolojileri</p>
<p>- Hidrojen ekonomisi</p>
<p>- Nükleer füzyon</p>
<p>- Beyin-bilgisayar ara yüzleri</p>
<p>- İnsan benzeri robotlar ve fiziksel yapay zekâ (Embodied AI)</p>
<p>- 6G iletişim altyapıları</p>
<p>- Drone, eVTOL (Electric Vertical Take-Off and Landing Aircraft-Elektrikli Dikey Kalkış ve İniş Yapabilen Hava Aracı) ve düşük irtifa hava taşımacılığı ekosistemi</p>
<p>Çin resmi makamlarının açıklamalarına göre bu sektörlerin toplam çıktısı 2025’te 870 milyar USD seviyesine yaklaşmış ve 2030’da 1,45 trilyon USD seviyesini aşacağı öngörülmüştür. Bu rakamlar, Çin’in stratejik sektörleri artık niş teknoloji alanları değil, ekonominin yönünü belirleyen büyük ekonomik hacimler olarak tasarladığını da teyit etmektedir. Çin bu yeni planı “yüksek kaliteli kalkınma modeli” olarak da tanımlıyor. Çin, küresel dinamiklerin ve iç talebin geleceğini analiz ettiğinde; bugüne kadar oluşturduğu ölçekte (kapasite) yeterli seviyeye gelindiğini, daha fazla ölçek büyütmenin bu andan itibaren avantaj olmaktan çıkıp iç fiyat savaşına, dünya pazarında düşük kârlılığa, aşırı stoklara ve küresel ticaret gerilimlerine yol açacağını değerlendirmiş. Bu nedenle Çin, iç ve dış taleplere karşı ulaştığı kapasite yeterliliğinin de öz güveni ile artık üretmenin değil satabilmenin öne çıkacağı bir modele geçişin zorunluluğu üzerine sanayisini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Çin, iç tüketimi de yalnızca talep yaratmak için değil, sanayinin dönüşüm yönünü belirlemek için kullanıyor. Buzdolapları, çamaşır makineleri, televizyonlar, klimalar, su ısıtıcıları ve bilgisayar gibi ev aletleri yanında tanesi 6000 RMB’yi (CNY) veya 900 USD değerini geçmeyen cep telefonu, tabletler, akıllı saatler ve akıllı bileklikler gibi dijital ürünlerde takas programları yapılmakta ve nihai fiyatların %15’ine kadar takas indirimi uygulanmakta. Bu tür tüketim ürünleri takas/yenileme politikalarıyla Çin, yeşil ve akıllı ürünlere yönelimi destekleyerek ekonomik büyümeye katkı sunmakta ve devlet tüketicinin neyi alacağını, üreticinin neyi geliştireceğini ve pazarın hangi teknolojiye yöneleceğini aynı politika seti içinde yeşil dönüşüm ve atık yönetimi ile birlikte ele almaktadır. Böylece yeşil ürün, akıllı cihaz, dijital platform, ödeme altyapısı, döngüsel ekonomi ve lojistik hızı aynı zincirinin halkaları haline gelmektedir.</p>
<p>Canton Fuarı, 3 farklı temada ardışık 3 haftalık bir dönemi kapsıyor ve bu şekilde yılda 2 kez icra ediliyor. 1957 yılında başlayan ve nisan ayında 139’uncusu düzenlenen Canton Fuarı’nda bu yıl önceki yıllara kıyasla; ardışık işlemleri tek gövdede yapabilen entegre robotik sistemler, hareket kabiliyeti ve eksen sayısı artırılmış yapay zeka destekli kaynak robotları, otomasyon çözümleri, farklı kullanım amaçlarına yönelik drone teknolojileri, endüstriyel teslimat çözümleri &amp; lojistik ve depo uygulamaları, otonom sistemler ve yeni nesil (daha hassas, daha hızlı ve işletme maliyeti daha düşük, çok fonksiyonlu) metal işleme merkezleri dikkatimizi çeken konular oldu.</p>
<p>Çin’e gitmeden önce zamansal olarak uzun ve maddi olarak da pahalı bu ziyaretimizin hem kendimize hem ülkemize daha faydalı yansımaları olabilmesi için bir ön hazırlık süreci de planlamıştık. Bu dönemde detaylı bir şekilde incelediğimiz Çin’in güncel stratejik planlarında ve programlarında yer alan “bedenlenmiş zekâ”, “düşük irtifa ekonomisi”, “akıllı robotlar” ve “yüksek seviye ekipman” başlıklarının sahada nasıl vücut bulduğunu da bu fuarda görmüş olduk.</p>
<p>Ulusal planlarda yazan süslü satırların fabrika, yol, tren, havalimanı, serbest ticaret limanı, e-ticaret davranışı gibi çok farklı ortamlarda günlük hayata nasıl yansıdığını da anlatan bu fuar; Çin’in devlet olarak düne kadar desteklediği “kapasite büyütme amacı”ndan “katma değeri büyütme amacı”na evrilme niyetini de gösteren önemli bir iletişim platformu da olmuş durumda.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, Canton Fuarı Çin’in güncel strateji belgeleriyle fuarda sergilenenler arasında doğrudan bir bağ kurabildiğimiz bir deneyim de oldu bizler için. Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor. Bu politikada çok üreten değil, ürettiğini sürdürülebilir yapıda satabilen daha kıymetli hale gelecek. Uluslararası pazarda var olmak isteyen tüm oyuncular için de Çin’in bu tavrı yeni bir zorlama sınırı olacak. Çünkü; kırmızı okyanustan mavi okyanusa geçme stratejisi Çin’le rekabette olan ülkeler / firmalar için düşünülmesi gereken yeni bir mücadele alanı daha açacak.</p>
<p>Canton Fuarı’na 3 yıldır heyetle gitmemizin ana sebebi tam da burada yatıyor aslında. Ben, Canton Fuarı’nı yalnızca ürün aranan bir fuar olmaktan çok, Çin’in üretim vizyonunu anlama, Ar-Ge yönelimlerini okuma, trend analizi yapma ve teknolojik gelişim hızını görme için değerli bir fırsat ve gözlem alanı olarak görüyorum. Bu nedenle de farklı STK görevlerim kapsamında, farklı platformlarda Türk sanayicisine Çin’i ve bu fuarı ziyaret etmeleri ve kendi gelişim amaçlarına uygun farklı birkaç firmayı yerinde görmeleri yönünde mütevazı tavsiyelerimi iletmeye özel özen gösteriyorum.</p>
<p>Çin, uluslararası rekabette, güçlü kalmak ve ürettiğini satabilmek için ortaya koyduğu yeni inisiyatife uygun olarak; Canton’da önceki yıllardan farklı tedbirler de almış. Örneğin, bu fuarda ilk kez yabancılara bireysel stant kurma izni verilmemiş. Ülkelerin milli katılımlarına müsaade eden, ancak firmaların bireysel stantlarıyla kendilerini ifade etmelerine izin vermeyen bu durumu ben bir pazarlama enstrümanı ve rekabet stratejisi olarak görüyorum ve bu kararı “bana ziyaretçi olarak gelene, kendime rakip yaratmadan, ben kendi firmalarımla cevap vereceğim” şeklinde tercüme ediyorum.</p>
<p>Bu arada, teknoloji Çin’de sadece fuarda sergilenen bir vitrin gücü de değil. Çin’de geçen seneye kadar pasaport kontrolünde yaşanan beklemeler de otomasyon ve görüntü işleme yöntemleri ile hızlandırılmış. Fuarda ilk kayıt yaptırdığımız yıl bize verilen giriş kartı ve yine görüntü işleme teknolojili giriş kapıları ile binlerce insan yeniden kayıt yaptırmaya gerek duymadan ve dakikalar içerisinde fuar alanına giriş yapabilmekte. Çin’in teknolojiyi ve hızı şehir hayatına, ödeme sistemlerine, teslimat alışkanlıklarına, mağaza deneyimine, fabrika yönetimine, kalite kontrole ve lojistiğe yaymaya çalıştığını orada geçirdiğiniz her anınızda hissediyorsunuz. Teknolojik açılımdaki bu bütünsel bakış, iş hayatında kültür haline geldiğinden, Çin’in rekabet gücünün en kritik silahlarından birisi olmuş.</p>
<p>Bu fuarda en çok ilgi çekici alanlardan birisi de farklı tipte ve farklı amaçlarla üretilmiş drone çözümleri idi. Bu bağlamda “düşük irtifa ekonomisi”nin nasıl bir fırsat olabileceğini de gözlemlediğimiz bu fuarda yangın söndürme, temizlik, savunma, kargo, tarım, insan ve malzeme taşıma, şehir lojistiği gibi alanlarda drone uygulamalarını gördük. Drone teknolojisi ve muhtemel kullanım alanlarına yönelik çözümler, ulusal ve uluslararası regülasyonlardan önde ilerlediği için, öğrendiğimiz kadarıyla Çin hükümeti de bu teknolojiye uyumlu ve güvenli bir düşük irtifa mevzuatı oluşturmaya çalışıyor. Çin’deki hız kavramını yakından deneyimlediğimden, bir iki yıl içerisinde bu mevzuata uyumlu düşük irtifa araçlarını Çin alçak hava sahasında sıklıkla göreceğimizi düşünüyorum.</p>
<p>Çin’de nakliye ve taksi şoförleri, kurye gibi çalışanların sayısının 85-100 milyon arasında olduğu söyleniyor. Drone teknolojisinin gelişmesine ve sahada uygulamalarının artmasına bağlı olarak, kurye, şoför, depo ve saha operasyonları da yeniden şekilleneceği için, bu 100 milyona yaklaşan nüfusun görev tanımlarında da majör değişiklikler olacak, “drone kullanma sertifikası” gibi özellikler aranacak muhtemelen. Bu insanların, değişen iş niteliklerine eğitsel ve sosyal uyumlanmasının da hükümetlerin ve STK’ların düşünmesi gereken bir konu olacağı aşikar.</p>
<p>Çin, son zamanlarda hep ABD ile birlikte gündeme geliyor, ancak sadece ABD ile rekabet eden bir ülke değil. Çin aynı anda Avrupa, Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Körfez, Güney Amerika ve Türkiye hattında çok katmanlı bir ilişki mimarisi kurmakta. Canton Fuarı’nın katılımcı profiline de baktığımızda; Avrupalı ziyaretçi kadar Türkiye, Hindistan, Pakistan, Ortadoğu ülkeleri, Afrika ve Güney Amerika’dan ziyaretçi geldiğini görüyoruz. Bu durumu da Çin’in artık yalnızca Batı pazarlarına değil, gelişmekte olan pazarlara daha agresif, daha esnek ve daha kapsamlı bir satış politikası geliştirdiğinin sahadaki yansıması olarak tanımlıyorum. Canton Fuarı’nda yer alan makine-ekipman üreticilerinin stantlarında sıklıkla gördüğümüz “Küresel Distribütör Ağımıza Siz de Katılın” ilanları da bu çabaların bir yansıması olarak gözümüze ilişti.</p>
<p>Çin’in esnek ve hızlı uyumlanma becerisine örnek vermek niyetimle, geçen yılki yazımda Çin tarafından ABD gümrük tarife değişikliklerine verilen reaksiyonlardan bahsetmiştim. Bu yıl da, bazı Asya-Pasifik ülkelerinde meydana gelen talep daralması sonrasında, bu bölgelere tahsis ettikleri iş gücünün bir kısmını hızlıca Brezilya ve Türkiye gibi pazar potansiyeli yüksek ülkelere kaydırdıklarını bu ziyaretimizde çok firmada gözlemledik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çin otomobil pazarında </strong><strong>liderlik, elektrikli araçlarda</strong></span></p>
<p>2025’te Çin’de elektrikli otomobiller; yıllık otomobil satışlarında ilk kez yarıdan fazla pay almışlar. Elektrikli ağır kamyon satışları üç katına çıkarak 200.000 adede ulaşmış. Bu güçlü dönüşüm, aynı zamanda yoğun fiyat rekabeti ve kapasite baskısı da yaratmış. Fuarda açık hava stantlarında sergilenen elektrikli araçlar yanında kapalı alanda da duvara asılmış ilanlarla oluşturulmuş küçük stantlar vardı. Her birisi kendi içinde birbiri ile rekabet eden bu elektrikli araçlarda Çin’de 100’den fazla üretici olduğunu geçen sene de paylaşmıştım. Artık kendi aralarında fiyat rekabetine giren elektrikli araçlar önceki dönemde olduğu gibi 15’inci Beş Yıllık Plan’da öncelikli sektör olarak öne çıkarılmış değil. Bu da aslında Çin Devleti’nin kapasiteyi daha fazla büyütmeden katma değere odaklanma stratejisini gösteren bir başka saha deneyimi oldu bizler için.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canton-fuarinda-kapasite-amacindan-katma-deger-amacina-evrilme-niyetini-gorduk-80777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Canton Fuarı’nda, ‘kapasite’ amacından ‘katma değer’ amacına evrilme niyetini gördük ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-80766</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP31 turizmde fiyat dalgalanmalarına yol açmamalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Mehmet Gem yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, Kasım 2026’da dünya tarihinin en geniş kapsamlı çevre organizasyonlarından biri olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) Antalya’da ev sahipliğİ yapacağını anımsattı.</p>
<p>Küresel iklim diplomasisinin kalbinin atacağı bu zirvenin, yalnızca çevresel hedeflerin tartışılacağı bir platform olmadığını, aynı zamanda Antalya'nın sürdürülebilir kent yönetimi ve kriz çözme kapasitesini dünya sahnesine taşıyacağı tarihi bir vitrin niteliğinde olduğunu belirten Gem, ‘’Antalya EXPO alanında ‘Mavi Alan’ ve ‘Yeşil Alan’ olarak yürütülen çalışmalar, kentin geçmiş dönem yatırımlarının küresel bir vizyonla yeniden işlevselleştirilmesi adına şüphesiz büyük bir adım’’ dedi.</p>
<p>Ancak COP31 gibi zaman hassasiyeti üst düzeyde olan organizasyonların başarısının, sahip olunan fiziki kapasiteden ziyade insan akışının nasıl yönetildiğiyle ilişkili olduğunu vurgulayan Gem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya, güçlü turizm altyapısıyla bu yükü kaldırabilecek deneyime fazlasıyla sahip. Fakat Kundu, Lara, Belek ve şehir merkezinden EXPO alanına yönelecek yoğun delegasyon trafiği, alıştığımız yaz turizmi hareketliliğinden çok daha farklı, dakikaların bile önemli olduğu bir dinamik gerektiriyor. Bu nedenle, bölgede yürütülen altyapı ve yol genişletme çalışmalarının; akıllı ulaşım sistemleri, alternatif güzergahlar ve entegre toplu taşıma ağlarıyla desteklenmesi, olası darboğazları baştan çözmek ve kent lojistiğinin sürdürülebilirliğini sağlamak adına hayati bir önem taşıyor. İşin operasyonel tarafı kadar, kentin küresel itibarını belirleyecek olan konaklama ve etik boyutu da büyük bir hassasiyet gerektiriyor. Antalya, sunduğu hizmet kalitesiyle dünya çapında eşsiz bir avantaja sahip. Bu gücün korunması, serbest piyasa dinamikleri ile uluslararası güvenilirlik arasındaki ince dengenin gözetilmesine bağlıdır.’’</p>
<p><strong>"Fiyat dalgalanmalarına yol açmamalı"</strong></p>
<p>COP31 Zirvesinin geçmiş zirvelerdeki deneyimlerin dikkate alınmasını isteyen Mehmet Gem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Geçmiş küresel zirvelerde, örneğin Brezilya'da yaşanan konaklama krizlerinin ve öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarının Antalya’da tekrarlanmaması son derece kritik. Sektörümüzün, uzun vadeli destinasyon güvenilirliğini kısa vadeli ticari reflekslerin önünde tutarak makul fiyat politikalarını sürdürmesi ve mevcut kontratlara sadakat göstermesi, küresel algımız açısından belirleyici bir rol üstlenecektir. Tüm bu sürecin sağlıklı yürümesi için, rezervasyon ekosisteminin de şeffaf ve kapsayıcı bir zeminde tutulması şarttır. Büyükelçiliklerin, yabancı devlet kurumlarının ve uluslararası delegasyonların kendi çözüm ortakları veya diplomatik ağları üzerinden doğrudan rezervasyon yapma eğilimleri, bilindiği üzere küresel bir standarttır.’’</p>
<p>COP31’in, sadece iklim krizine çözümler aranan bir toplantı değil, ev sahibi ülkenin vizyonunu, iş yapma kültürünü ve taahhütlerine olan bağlılığını tüm dünyaya gösterdiği devasa bir ayna olacağına dikkat çeken Gem, ‘’Devletlerin iklim için buluştuğu bu tarihi zirvenin, Antalya’nın operasyonel kusursuzluğu, şeffaflığı ve yüksek iş etiğiyle anılması, Türkiye’nin küresel turizm tarihindeki en güçlü başarı hikayelerinden biri olacaktır. Sektörün tüm paydaşları olarak bize düşen, bu ortak sorumluluğun bilinciyle hareket etmek ve Antalya'nın itibar mirasını bu sağlam temeller üzerine inşa etmektir’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-80766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-1781043168.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seyahat acenteleri, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın, geçmiş küresel zirvelerde ve Brezilya&#039;da yaşanan konaklama krizlerinin ve öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarının Antalya’da tekrarlanmaması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-80760</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Isparta Ticaret Borsası, sorunları 29 kez Ankara’ya iletti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası, Yıllık Üye İstişare Programlarının ilkini Yalvaç’tan başlattı. İstişare programına, Isparta Ticaret Borsası Meclis Başkanı Nevzat Demirel, Meclis Başkan Yardımcısı Ali Ak, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Abdülkadir Kurucu ve Erhan Göçerli, yönetim kurulu üyeleri Mehmet Bayındır ve Sadettin Güneş, Yalvaç Ticaret ve Sanayi Odası (YALTSO) Başkanı Yalçın Kurucu, TOBB Isparta Genç Girişimciler Kurulu icra komitesi üyesi ve Yalvaç Belediye Başkanı Mustafa Kodal, Genç Girişimciler Kurulu üyeleri ile Yalvaç bölgesinde faaliyet gösteren borsa üyeleri katıldı.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, göreve geldikleri günden bu güne kadar olan süreçte üyelerinden gelen ve bölgesel sorunlar hakkında yapmış olduğu girişim ve faaliyetler hakkında bilgi verdi. Şahin, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Göreve geldiğimiz günden bu yana, bölgesel olarak üyelerimizin ihtiyaçlarını, sorunlarını ve çözüm önerilerini yakından takip ederek pek çok önemli projeye imza attık. Bu kapsamda, üyelerimizden gelen talep ve sorunları 29 kez Ankara’ya ileterek çözüme kavuşması için kararlılıkla takipçisi olduk ve olmaya da devam ediyoruz.’’</p>
<p>Bölgemizin tarım ve hayvancılık merkezlerinden Yalvaç’ta, hububat ve süt ürünlerinin ön plana çıktığını vurgulayan Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu doğrultuda, Borsamızın Yalvaç temsilciliğine modern bir süt analiz cihazı kazandırarak hem üyelerimizin hem de üreticilerimizin hizmetine sunduk. Yine bu bölgedeki hububat üreticilerimiz ve üyelerimiz için Çetince köyü mevkiinde 20 bin ton kapasiteli bir Lisanslı Depo (LİDAŞ) kurmayı hedefliyoruz. Bu büyük ve yüksek maliyetli proje. Konuyla alakalı çalışmalarımızı sürdürüyoruz.’’</p>
<p><strong>"Isparta elmasının Mısır’a ihraç edilmesi için çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Bölgemizin en önemli değerlerinden Isparta elmasının ihracatı içinde çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Şahin, ‘’Özellikle Mısır pazarının açılması amacıyla hem bu ülke tarafında hem de Türkiye’deki bürokratik süreçleri yakından takip ediyoruz. Bakanlıklarda yaptığımız son girişimler sonucunda, iki ülke arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması heyetlerinin en kısa sürede toplanarak çalışmalara başlayacağı bilgisini aldık’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-80760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/0/1280x720/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-1781042570.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, üyelerinin sorunlarını 29 kez Ankara’ya ilettiklerini belirterek, bundan sonra da sorunların çözümünü takip edeceklerini belirtti. Şahin, Isparta elmasının Mısır’a ihracı konusunda girişimleri sürdürdüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-80757</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’dan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Akdeniz Üniversitesi arasında geçen yıl yanan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nin hasarlarını gidermek ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılacak 50 milyon liralık bağış için iş birliği protokolü imzalandı. İş birliği protokolünü ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ile Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan arasında imzalandı.</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ATSO’nun destekleri için Başkan Yusuf Hacısüleyman’a destekleri için teşekkür etti. Üniversite hastanesinin geçen yıl yaşanan yangın felaketinde en önemli bölümlerin hasar gördüğünü anımsattı. Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu destek sadece sağlık anlamında değil, orada asistanlar ve öğrenciler de yetişecek. Oraya giden herkes, ATSO ismini görünce kurumun ne kadar güçlü ve saygın olduğunu bir kez daha anlayacaktır. ATSO, zor zamanımızda yanımızda olarak kara gün dostu olduğunuzu gösterdi. İyi ki varsınız. Bu adım toplumda büyük bir motivasyon yarattı. ATSO’nun bağış yaptığının duyulması üzerine pek çok hayırsever bizi arayarak destek vermek istediklerini söylediler. Yardımların arkasının geleceğine inanıyorum.’’</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, ATSO tarihinde bugüne kadar böyle bir yardımın yapılmadığına dikkat çekerek, alınan bu kararın arkasındaki en büyük etkenin Rektör Özkan’a duyulan güven olduğunu söyledi. Bağış kararının ATSO Meclisi'nde oy birliği ve gönül birliğiyle alındığını anlatan Hacısüleyman, “Bizim için miktar hiç önemli değil, önemli olan bir farkındalık yaratmak ve kurumlar arası iş birliğini bu şekilde geliştirmektir. ATSO’nun bu  adımı Antalya’daki diğer hayırseverleri de harekete geçireceğine inanıyorum. ATSO olarak üniversiteye ve hastaneye olan katkılarımız devam edecek’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-80757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-1781042397.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, geçen yıl üniversite hastanesinde çıkan yangında hasarlarının giderilmesi ve ihtiyaçların karşılanması amacıyla Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne 50 milyon lira bağışladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80771</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 10 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/37gbG2i-1gY" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-80728</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükakın: Marmara Denizi için yerel yönetimler birlikte hareket etmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, denizi, toprağı ve havayı korumak adına yürüttüğü çalışmalar Türkiye’ye örnek oluyor. Dip Çamuru Temizliği, yapay resifler bırakma ve balıklandırma projeleri ile İzmit Körfezi’nin dipten dirilişi sağlanırken; çevre dostu projeleri de Kocaeli’nin daha yaşanabilir bir kent olmasını sağlıyor. Çevre projeleri ile öne çıkan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kasım 2026 tarihinde Antalya’da düzenlenecek COP’31 İklim Zirvesi öncesinde bu yöndeki çalışmalarına bir yenisini ekledi. “Bir Deniz Bir Gelecek; Marmara’dan COP 31’e” teması ile 1. Marmara Sürdürülebilir Çevre Sempozyumu, başladı.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirilen, 10 Haziran Çarşamba gününe kadar sürecek olan sempozyumun açılışına Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Prof.Dr. Sadettin Hülagü, Deniz Eğitim - Öğretim ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Selçuk Akarı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, KOÜ Rektörü Prof.Dr. Nuh Zafer Cantürk, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, belediye başkanları, akademisyenler, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri katıldı.</p>
<h2>“Küresel ısınmayı ciddiye almamız lazım”</h2>
<p>Sempozyumun açılışında konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, çevre konusunun çok çetrefilli bir konu olduğunu belirtti. Kürenin ısındığı noktasında herkesin hemfikir olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Bunun böyle devam etmeyeceği konusunda da fikir birliği var. Bunu ciddiye almamız lazım. Küresel ısınma 1970’li yılların başından bu yana dünya gündeminde. Ama pek bir mesafe alınamamış. Çünkü uluslararası karar alma mekanizmaları, alınan kararları uygulayacak mekanizmalar değil. Bu nedenle iyimser değilim. Önemli adımlar atılıyor ancak asla yeterli değil. Hatta geride olduğumuzu söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli arıtma tesislerinin yüzde 73’ü ileri biyolojik arıtma”</h2>
<p>Büyükakın, küresel ölçekteki sorunların bir benzerinin Marmara Denizi’nde yaşandığına dikkat çekerek, “Marmara Denizi'nde kirliliğin önüne geçilmesiyle ilgili bir takım toplantılar yapıldı, kararlar alındı. Belediyelere, ileri biyolojik arıtma tesisleri yapmaları tavsiye edildi. O gün bu oran yüzde 52 idi. Şimdi ise 52.8. Hiç artmamış. Yani kimse bir şey yapmamış. Kocaeli olarak bizdeki arıtma tesislerinin yüzde 73’ü ileri biyolojik arıtma. Tamamlandığındaki maliyeti 10 milyar TL’yi bulacak 6 milyar TL’lik yatırımımız bittiğinde, bu oranı yüzde 100’e çıkaracağız” dedi.</p>
<h2>“Bu yatırımın doğrudan yansımasını  uzun vadede görürüz”</h2>
<p>Marmara Denizi’ni korumak için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, “Marmara’nın çevresindeki illerin yerel yönetimleri de üzerlerine düşeni yapmalı.  Bu yatırımın doğrudan yansımasını, biz kendi dönemimizde göremeyiz. Uzun vadede görürüz. Aynı durum, İzmit Körfezi’ndeki dip çamuru için de geçerli” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/09/whatsapp-image-2026-06-09-at-12-cltp.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Dip çamuru için 150 milyon dolarlık bir kaynak ayrıldı”</h2>
<p>Büyükakın, “Bbiz burada arıtma tesislerini çalıştırırken, Marmara Denizi'ne her gün 4.5 milyon metreküp kanalizasyon geliyor. Bunun sadece yüzde 47'si arıtma tesislerinden geçiyor. Yani Marmara’nın etrafındaki şehirlerin yönetimleri, denizi fosseptik olarak kullanıyor. ‘Biz temizliyoruz, herkes kirletiyor, biz de kirletelim kimse fark etmez’ diyebilirdik. Ama demiyoruz. Dip çamuru için 150 milyon dolarlık bir kaynak ayrıldı” diye konuştu.</p>
<h2>“Kamuoyunun konuyla ilgili güçlü bir şekilde bilinçlenmesi gerek”</h2>
<p>Kamuoyunun konuyla ilgili güçlü bir şekilde bilinçlenmesi gerektiğini ifade eden Büyükakın, “Sivil inisiyatif bu yönde güçlenmeli. Bu konuları en çok aydınlar söylemeli. Onlar bu konuda bir bilinç oluşturursa, o zaman işin başka bir sürece ilerleme ihtimali var. Üniversitelere de büyük iş düşüyor. Bu konularda, güçlü bir veri izleme sisteminin çerçevesini hazırlamalılar. Yenilikçi çalışmaları desteklemeli ve önünü açmalılar. Eğer bunlar başarılı bir şekilde yapılırsa, ülkemizin rekabet gücünün artması da mümkün olacak” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-80728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/8/1280x720/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-1780999417.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin COP’31 İklim Zirvesi’ne veri oluşturabilmek için düzenlediği 1. Marmara Sürdürülebilir Çevre Sempozyumu başladı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Marmara Denizi’ni korumak için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, “Marmara’nın çevresindeki illerin yerel yönetimleri de üzerlerine düşeni yapmalı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamukta-yagislar-ve-fiyat-artisinin-uretime-etkisi-sinirli-kaldi-80725</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta yağışlar ve fiyat artışının üretime etkisi sınırlı kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi’nin en önemli tarım ürünlerinden pamukta bu sezon üretim, fiyat ve ekim alanlarına ilişkin farklı değerlendirmeler öne çıkıyor. Sektör temsilcileri bir yandan fiyatlardaki artışın üreticiye sınırlı da olsa moral verdiğini belirtirken, diğer yandan maliyet baskısı ve ekim alanlarındaki daralmanın üretimi aşağı çektiğine işaret ediyorlar. Bölgedeki üretim beklentileri 80 bin ton seviyelerine kadar geriledi.</p>
<p>2024 yılında yaklaşık 188 bin ton seviyesinde gerçekleşen mahlıç pamuk üretimi, 2025 sezonunda 160 bin ton civarına düşmüştü. Üreticilerin yetersiz prim destekleri, artan girdi maliyetleri ve sulama suyu yetersizliği nedeniyle pamuk ekiminden uzaklaşması, bu sezon ekim alanlarında önemli daralmaya yol açtı.</p>
<h2>Kayhan: Pamukta son dakika ekim artışı beklentisi yükseliyor</h2>
<p>Ekilen alanlarda sertifikalı tohum artışına dikkat çeken İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, “Fiyatın artması ve suyun da olması sebebiyle son anda ekimlerin artacağını düşünüyorum. Söke Ovası’nda ekimler devam ediyor. 2-3 hafta bekleyip rakamı o zaman telaffuz etmek daha doğru olabilir. İklim şartları da bu sene iyi gitti. Son dönemde fiyatın artmasıyla pamuk tekrar daha cazip hale geldi. Ayçiçeğinden vazgeçip pamuğa geçme son dakika beklentimizin üstünde olabilir” dedi.</p>
<h2>Göksan: Pamukta düşüş var ama üretici önceki döneme göre daha umutlu</h2>
<p>Pamuğun çok önemli bir hammadde olduğunu dile getiren Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Turan Göksan, “Pamuk ihracat için oldukça önemli bir kalem. En büyük hammadde. Şu an geçtiğimiz yıl gibi bir su sorunu kesinlikle yok. Ekim alanları daraldı ama ne kadar daraldı buna kesin ve net bir şey söylemek doğru değil. Üretimin geçen seneden daha düşük olacağı kesin ama yarı yarıya bir düşüş olmayacak. 120-130 bin ton üretim öngörüyoruz. Fiyatlar iyi bir noktaya geldi. 3 ay öncekine göre daha mutlu bir üretici var. Bazı yerler ekime hala devam ediyor. Pamuk için umutsuz bir tablo bizi beklemiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Sağel: Söke’de pamuk ekimi daralıyor, üretici ayçiçeğine yöneliyor</h2>
<p>Söke’de pamukta üretim ve ekim alanlarının gerilediğini vurgulayan Söke Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nejat Sağel, “Pamuğun fiyatının artmış olması sahada karşılık bulmadı. Biz zaten dünya piyasasında yüzde 10 aşağıdaydık. Artan fiyatlar üretici için yeterli olmadı, maliyetler çok yüksek. Bu yüzden sahada pamuğa tekrar bir yöneliş görmüyoruz. Ege’nin yüzde 45-50’sini Söke üretiyordu, bu artık olmuyor çünkü üretici artık yönelmiyor. Ekim alanları daraldı. Pamuk için zor günler devam ediyor” dedi.</p>
<h2>Uçak: Ege’de yüzde 50 düşüş öngörüyoruz</h2>
<p>Pamuk üretiminde yaşanan düşüşe ve sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, “Pamuğun fiyatı yükseldi. Fiyatın yükselmesi dünyanın içinde bulunduğu konjonktürden kaynaklanıyor, yoksa pamuğa ivedi bir talep artışından değil. Üretici adına girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı insanların pamuğa olan yakınlığı artma noktasında değil. Ege’de ortalama 160 bin ton ürün üretirken bu sene 80 ila 85 bin ton arasında kalacağını öngörüyorum. Yüzde 50’ye varan bir eksilme yaşayabiliriz. Türkiye içinde 450 bin tonluk bir üretim var. Son üç yıldır ciddi maliyetler ve zararlar nedeniyle üretici pamuktan kaçıyor. Ne sanayici ne de üretici adına umutlu bir tablo beklemiyoruz. Pamuk sadece tekstil hammaddesi değildir, stratejik bir üründür. Bu kadar stratejik bir ürünü neden göz ardı ediyoruz, bunu anlayamadık. Ülkede en çok konuşulan şey yazılım, dijitalleşme ve yapay zeka; biz bunlara karşı değiliz ama iyi olduğumuz bir sektörde cephe kaybediyoruz. Şu anda son viyadükten çıkıyoruz. Bu şekilde giderse yurt dışına bağımlı hale geliriz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamukta-yagislar-ve-fiyat-artisinin-uretime-etkisi-sinirli-kaldi-80725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/yagislar-da-pamuktan-kacisi-durduramadi-1772179257.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege’de pamuk üretiminin 160 bin tondan 80–85 bin tona gerilemesi beklenirken, sektör temsilcileri fiyat artışları ve yağışların rekolteye sınırlı bir katkı yaptığını, maliyet baskısı nedeniyle üreticide kalıcı bir toparlanma görülmediğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yasar-muzesi-goz-hizasi-rehberli-turlari-basliyor-80724</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşar Müzesi ‘Göz Hizası’ rehberli turları başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>EKONOMİ /  İZMİR</h2>
<p>İzmir’in kültür ve sanat hayatına modern vizyonuyla yön veren Yaşar Müzesi, ziyaretçilerini sanat eserleriyle daha derin ve felsefi bir bağ kurmaya davet eden yeni bir etkinlik serisi başlatıyor. Her çarşamba saat 12.30’da gerçekleştirilecek olan ücretsiz ve rehberli müze turları, “Göz Hizası” konseptiyle kapılarını açıyor. Serinin ilk turu 10 Haziran 2026 Çarşamba günü gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yaşar Müzesi’nin dinamik ve katılımcı müzecilik anlayışının bir parçası olarak hayata geçirilen “Göz Hizası”, alışılagelmiş, mesafeli müze gezilerinin ötesine geçmeyi hedefliyor. Etkinlik, ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkararak, uzman rehberliği eşliğinde eserlerle aynı düzlemde buluşturmayı, sergilerin perde arkasındaki anlatıları ve saklı kalmış hikayeleri ortak bir diyalogla keşfetmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Özellikle öğle arasında sanatla nefes almak isteyen profesyoneller, gençler ve tüm sanatseverler için farklı bir alternatif sunan “Göz Hizası” turları, haftanın tam ortasında zihinsel bir duraklama ve yenilenme noktası olacak. Yaklaşık 45 dakika sürecek olan turlarda, müzenin kurumsal kimliği ve endüstriyel dönüşüm ruhuyla harmanlanan koleksiyonu, rehberin anlatımıyla bambaşka bir boyut kazanacak.</p>
<h2>İlk buluşma 10 Haziran’da</h2>
<p>Her çarşamba gelenekselleşmesi hedeflenen “Göz Hizası” rehberli turlarının ilki, 10 Haziran Çarşamba günü saat 12.30’da Yaşar Müzesi’nde başlayacak. Ziyaretçilere ücretsiz olarak sunulan bu özel deneyimde, grup dinamizmini ve tur konforunu en üst düzeyde tutabilmek adına katılım kontenjanla sınırlandırılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yasar-muzesi-goz-hizasi-rehberli-turlari-basliyor-80724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/yasar-muzesi-goz-hizasi-rehberli-turlari-basliyor-1780997447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşar Müzesi’nin dinamik ve katılımcı müzecilik anlayışının bir parçası olarak hayata geçirilen “Göz Hizası” alışılagelmiş, mesafeli müze gezilerinin ötesine geçmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-80718</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel CFO’luğuna Gökdeniz Gür atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Türk ilaç sektörünün önde gelen şirketlerinden Sanovel, güçlü üretim altyapısı, geniş ürün portföyü ve uluslararası kalite standartlarına uyumu ile ilaç ve sağlık sektöründe faaliyetlerini sürdürmekte. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan portföyüyle kilit terapötik alanlarda faaliyet gösteren şirket, yıllık 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahiptir. European cGMP sertifikası ve FDA onayıyla global standartlarda üretim gerçekleştiren Sanovel, güçlü Ar-Ge yapısı, patent ve fikri haklar alanındaki yetkinlikleriyle sektörde konumunu güçlendirirken, ürünlerini 5 kıtada 50’den fazla ülkeye ulaştırarak ihracat gücünü her geçen gün artırmakta ve yaklaşık 2.000 çalışanıyla toplum sağlığına katkı sunmaya devam etmektedir.</p>
<p>Türk ilaç sektörünün önde gelen şirketlerinden Sanovel, büyüme, küreselleşme ve sürdürülebilirlik odaklı kurumsal dönüşüm stratejisi kapsamında liderlik yapısını güçlendirmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda, yaklaşık 30 yıllık kariyeri boyunca sağlık, üretim, inşaat, turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde finans, stratejik planlama, kurumsal verimlilik ve iç denetim alanlarında kapsamlı deneyim kazanan Gökdeniz Gür, Haziran 2026 itibarıyla Sanovel’de CFO olarak göreve başladı.</p>
<p>Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamlayan Gökdeniz Gür, kariyerine 1995 yılında Garanti Bankası’nda başladı. Ardından PwC bünyesinde denetim ve danışmanlık alanlarında görev alarak stratejik finans ve dönüşüm projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.</p>
<p>Kariyeri boyunca TUI AG iştiraki Turcotel ve Akfen GYO’da CFO, Hidromek’te Finans Stratejisi Danışmanı ve Beyçelik Holding’de Stratejik Planlama Direktörü olarak görev yapan Gür, son olarak 2019-2025 yılları arasında Florence Nightingale Hastaneleri’nde Kurumsal Verimlilik ve İç Denetimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Bu süreçte finansal performans yönetimi, süreç iyileştirme, raporlama sistemleri ve iç denetim alanlarında birçok projeye liderlik etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-80718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-1780995359.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk ilaç sektörünün önemli şirketlerinden Sanovel, büyüme ve küreselleşme odaklı stratejisi kapsamında liderlik yapısını güçlendiriyor. Yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip Gökdeniz Gür, finans ve stratejik yönetim alanındaki birikimiyle Sanovel’in yeni CFO’su oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivin Geleceği için başvuru süreci başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Fikrini projeye, projesini küresel pazarda yarışan bir şirkete dönüştürmek isteyen girişimci, tasarımcı ve akademisyenler için elektronik ortamda kayıtlar başladı. Son başvuru tarihi 3 Ağustos 2026 Pazartesi. Verilen bilgiye göre, dereceye giren projeleri milyonlarca liralık nakdi ödüllerin yanı sıra; Patent Tescili, İTÜ Çekirdek Kuluçka Programı ile Big Bang Startup Challenge sahnesine uzanan destek paketi bekliyor.</p>
<p>Teknolojinin hızla dönüştürdüğü mobilite dünyasında, Türkiye’yi küresel ligde öncü bir konuma taşımayı hedefleyen Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması (OGTY), 15. yılında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve Türkiye İhracatçılar Meclisi koordinatörlüğünde düzenlenen, Türkiye’nin en prestijli mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. Bugüne kadar binlerce projeye ev sahipliği yapan, desteklediği 70 girişim ile 281 milyon doların üzerinde bir ekosistem değerlemesi yaratan OGTY, bu yılın rotasını “Endüstriyel Mobilite” olarak belirledi. Sektörün geleceğine yön verecek fikirlerin yarışacağı dev organizasyon için başvuru süreci resmen başladı. Başvuruların 3 Ağustos tarihine kadar kabul edileceği OGTY’nin ödül töreni ise 21 Ekim tarihinde yapılacak. Yalnızca bir yarışma değil, fikirlerin geliştirmelerine imkan sağlayarak bütünsel bir inovasyon mekanizması olan OGTY, bu yıl da otomotiv endüstrisindeki komponentlerden otonom yazılımlara, yapay zeka tabanlı veri analitiğinden bütünsel mobilite çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yaratıcı projeleri arıyor.</p>
<h2><strong>“Sadece ödül değil, küresel pazara açılan bir kapı”</strong></h2>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, teknolojinin artık sadece araç tasarımı, sistemleri ve özelliklerini değil, tüm üretim ve tedarik ekosistemini yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışmasının sektör için önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Yazıcı “OGTY bünyesinde ödül alan projeler sadece nakdi destekle sınırlı kalmıyor; yıllardır başarıyla sürdürülen İTÜ ARI Teknokent iş birliği ile İTÜ Çekirdek Kuluçka Merkezi’ne kabul edilerek mentorluk, ofis desteği ve yatırımcı buluşmaları gibi hayati imkanlara kavuşuyor. Bugüne kadar OGTY sahnesinden geçen 530’dan fazla otomotiv girişiminin toplamda 54 milyon doları aşan yatırım alması, bu platformun Türk otomotiv sektörünün teknoloji tabanlı ihracat kapasitesini ne denli büyüttüğünü gözler önüne seriyor” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-1780988120.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve TİM koordinatörlüğünde düzenlenen mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaplumbağa hızında dezenflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="MsoNormal"><strong>Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</strong></p>
<p class="MsoNormal">Bundan üç yıl önce 2024-26 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programı açıklarken 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi koymuştuk. Aradan neredeyse üç yıl geçti ama hedefe ulaşmak bir yana, yanına bile yaklaşamadık. Yaklaşamayınca da hedefimizi kademeli olarak yüzde 24'e yükselttik.  Üstelik bu yeni hedefi tutturabileceğimizden de emin değiliz.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayı verileri enflasyonda sert bir bozulmaya işaret etmese de fiyat artışlarının beklenenden daha dirençli seyrettiğini ortaya koydu. Dezenflasyon süreci devam ediyor; ancak beklenenden çok daha yavaş ilerliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1,71, üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 2,75 arttı. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin daha sağlıklı bir gösterge olarak kabul edilen çekirdek enflasyon ise yüzde 2,92 olarak açıklandı. Öte yandan, son Enflasyon Raporu’nda TCMB yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16'dan yüzde 24'e yükseltilmiş, enflasyon tahmini ise yüzde 26 olarak belirlenmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu çerçevede mayıs ayı gerçekleşmelerini söz konusu hedef ve tahminlerle karşılaştırmakta fayda var.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Nedenlerine bakalım:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- TCMB’nin yıl sonu tahmini olan yüzde 26’ya ulaşılabilmesi için yılın geri kalanında aylık enflasyonun ortalama yüzde 1,1–1,3 bandına gerilemesi gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 24’lük hedef için ise aylık artışların yaklaşık yüzde 1 veya daha düşük seviyelerde gerçekleşmesi şart.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Bu açıdan bakıldığında, mayıs ayındaki yüzde 1,71’lik TÜFE artışı hem hedef hem de tahmin için gerekli patikanın üzerinde kalıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon ise daha da dikkat çekici. Çünkü çekirdek göstergeler enerji ve gıda gibi oynak kalemlerin etkisinden arındırıldığı için enflasyonun temel eğilimini daha sağlıklı yansıtır. Bu nedenle enflasyonun gelecekteki seyri açısından da önemli bir gösterge niteliği taşır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Üstelik yalnızca mayıs verileri değil, nisan verileri de yıllık enflasyondaki yükseliş eğiliminin ve temel göstergelerdeki katılığın sürdüğünü ortaya koymuştu. Yüzde 3’e yaklaşan çekirdek enflasyon, fiyatlama davranışlarındaki katılığın devam ettiğini düşündürüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,75’lik ÜFE artışı da maliyet baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Üretici fiyatlarındaki yükselişin bir bölümü önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarına yansıyabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası, mayıs verileri tek başına daha bir ay önce revize edilen hedeflerden belirgin bir sapmaya işaret etmiyor. Ancak yüzde 24’lük yıl sonu hedefinin daha şimdiden zorlayıcı hale geldiği mesajını veriyor. Bu hedefe ulaşılabilmesi için önümüzdeki aylarda enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmesi gerekiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Yüzde 26’lık tahmin ise hala ulaşılabilir görünmekle birlikte, bunun için de önümüzdeki dönemde daha güçlü bir dezenflasyon sürecine ihtiyaç var. Özellikle yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon, fiyat artışlarının temel eğiliminin TCMB’nin öngördüğü patikanın üzerinde kalabileceğine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu nedenle ekonomistlerin son dönemde diler getirdiği “dezenflasyon yavaşlıyor” yönündeki değerlendirmeleri, mayıs verilerinin ayrıntılarına bakıldığında oldukça anlaşılır görünüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Önümüzdeki dönemde özellikle gıda fiyatları, kur hareketleri ve üretici enflasyonunun seyri, enflasyon görünümünün belirlenmesinde kritik rol oynayacak. Son aylarda görülen yağışlar tarımsal üretime olumlu yansıyabilir ve bunun gıda enflasyonu üzerindeki olumlu etkisi haziran ayında daha belirgin şekilde görülebilir.  Gıda fiyatlarında yaşanabilecek bir yavaşlama, enflasyon görünümüne geçici de olsa destek sağlayabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Ancak diğer taraftan bozulan beklentiler, oynak enerji maliyetleri ve turizm sezonunun başlamasının iç fiyatlar üzerinde yaratacağı baskı gibi olumsuz faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası işimiz zor. Üç yıl önce ortaya koyduğumuz yüzde 8,5'lik iddiamızdan çoktan vazgeçtik. Onun yerine ise geçen yılı yüzde 30,89 ile kapatan enflasyonun bir yılda topu topu 5-6 puan gerileyerek yüzde 25-26'lara inmesi fikrine razı olduk.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaplumbağa hızında dezenflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>7582 sayılı Kanun ile yeniden gündeme gelen varlık barışı düzenlemesi, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunmakla birlikte kayıtlara alınmamış bazı varlıkların banka ve aracı kurumlar üzerinden bildirilmesine imkân sağlamaktadır. Düzenleme kapsamına para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları girmektedir.</p>
<p><strong>Koruma otomatik değil, bağlantıya bağlı</strong></p>
<p>Varlık barışının en çok merak edilen tarafı ise, yapılan bildirimin ileride yapılabilecek vergi incelemelerine ve tarhiyatlara etkisidir. Bu konuda iki uç yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Varlık barışı ne her türlü matrah farkını otomatik olarak ortadan kaldıran genel bir af niteliğindedir ne de yalnızca çok dar bir alanda sonuç doğuracak kadar etkisiz bir düzenlemedir.</p>
<p>Kanaatimce burada temel ölçü şudur: Bildirilen varlık ile incelemede bulunan matrah farkı arasında gerçek, makul ve açıklanabilir bir bağ kurulabiliyor mu?</p>
<p>Bu bağ kurulabiliyorsa, bildirilen tutarla sınırlı olarak vergi tarhiyatı yapılmaması mümkündür. Ancak bu bağ kurulamıyorsa, mükellefin varlık barışı kapsamında bildirim yapmış olması tek başına her türlü vergi riskini ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Tebliğ taslağında yer alan DEF Ltd. Şti. örneği bu ayrımı oldukça net göstermektedir. Örnekte şirket, yurt dışında sahip olduğu varlıklar için 50 milyon TL bildirimde bulunmuştur. Daha sonra yapılan incelemede 75 milyon TL matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef bu farkın 50 milyon TL’sinin bildirilen varlıklardan kaynaklandığını ileri sürmüş; ancak vergi inceleme elemanı bu iddiayı tamamen kabul etmemiştir. İnceleme elemanı, matrah farkının yalnızca 40 milyon TL’lik kısmının bildirilen varlıklarla ilişkili olduğunu, kalan kısmın ise hatalı amortisman, gider, indirim ve istisna hesaplamalarından kaynaklandığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu konuda önceki varlık barışı uygulamalarına ilişkin idari görüşler de yol gösterici niteliktedir. Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 06.04.2010 tarihli ve B.07.1.GİB.4.07.16.01-GVK.2010.38-2 sayılı özelgesinde, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyanda bulunulan tutarın, inceleme sonucunda bulunacak matrah farkından mahsup edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Özelgede ayrıca, tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilmesi halinde, mahsup imkânından yararlanmak için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığının vergi inceleme elemanınca tespit edilmesi gerektiği; mahsup sonrasında ilave bir matrah farkı kalması halinde ise bu kalan tutar için tarhiyat öncesi uzlaşma hakkından yararlanılabileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Bu özelge, varlık barışı mahsubunun kendiliğinden ve otomatik işleyen bir mekanizma olmadığını; bildirilen varlık ile incelemede bulunan fark arasındaki ilişkinin inceleme elemanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla yeni düzenleme bakımından da asıl mesele, bildirilen tutarın varlığı değil, bu tutarın incelemede bulunan kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleriyle ilişkilendirilebilmesidir.</p>
<p>Bu durumda yalnızca 40 milyon TL’lik kısım için tarhiyat yapılmayacak, kalan 35 milyon TL bakımından ise tarhiyat yapılabilecektir. Bu örnek bize şunu söylüyor: Varlık barışı bildirimi, bildirilen tutarın otomatik olarak her matrah farkından düşülmesi anlamına gelmez. Koruma, bildirilen varlıkla bağlantısı kurulabilen matrah farkı ile sınırlıdır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışını matrah artırımı gibi düşünmemek gerekir. Matrah artırımı, belli yıllar ve vergi türleri için genel bir koruma sağlayan ayrı bir kurumdur. Varlık barışında ise korumanın merkezinde, bildirilen varlığın kendisi ve bu varlığın kaynağı vardır.</p>
<p><strong>Kayıt dışı hasılatta </strong><strong>güçlü savunma imkânı</strong></p>
<p>Benim değerlendirmeme göre yeni düzenlemede asıl koruma alanı, kayıt dışı hasılat ve kayıt dışı hasılatın göstergeleriyle sınırlı düşünülmelidir. Yani geçmişte kayıtlara alınmamış satış veya hizmet gelirlerinden doğan para, varlık barışı kapsamında bildirilmişse ve sonradan yapılan incelemede bulunan fark da bu kayıt dışı hasılattan kaynaklanıyorsa, varlık barışı güçlü bir koruma sağlayabilir.</p>
<p>Kayıt dışı hasılat her zaman açıkça “faturasız satış” şeklinde karşımıza çıkmaz. Bazen kayıtlara alınmamış banka veya POS tahsilatları, bazen kaydi stok noksanlıkları, bazen fiktif kasa, bazen de 331 Ortaklara Borçlar hesabı altında izlenen tutarlar kayıt dışı hasılatın göstergesi olabilir.</p>
<p>Örneğin defter kayıtlarında görünen stok fiilen işletmede yoksa, inceleme elemanı bu malların belgesiz satıldığı sonucuna varabilir. Bu durumda tarhiyatın dayanağı stokun kendisi değil, o stoktan doğduğu kabul edilen kayıt dışı satış bedelidir. Bu satış bedelinin varlık barışı kapsamında bildirilen para ile bağlantısı kurulabiliyorsa, koruma savunulabilir.</p>
<p>Benzer şekilde 331 Ortaklara Borçlar hesabı yüksek görünüyorsa, bunun arkasında her zaman gerçek bir ortak borcu olmayabilir. Bazı durumlarda kayıt dışı satışlardan elde edilen para ortak üzerinde toplanmış, daha sonra şirkete “ortaktan borç” gibi sokulmuş olabilir. Böyle bir durumda, ortak üzerinde görünen varlığın gerçekte şirkete ait olduğu ve kayıt dışı hasılattan kaynaklandığı ortaya konulabiliyorsa, varlık barışı bildirimi anlamlı bir savunma aracı haline gelebilir.</p>
<p>Buna karşılık hatalı amortisman ayrılması, yanlış gider yazılması, indirim ve istisnaların hatalı uygulanması, değerleme yanlışlıkları, transfer fiyatlandırması düzeltmeleri, KDV oran veya tevkifat hataları gibi teknik vergi hatalarını varlık barışıyla kapatmak mümkün görülmemelidir. Çünkü bu tür farklarda sorun, çoğu zaman kayıt dışı bir varlığın varlığı değil, vergi matrahının yanlış hesaplanmasıdır.</p>
<p>Düzenlemenin önemli bir yönü de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerin de varlık barışından yararlanabilmesidir. Bu nedenle varlık barışı sadece şirketleri veya vergi levhası bulunan mükellefleri ilgilendiren bir düzenleme değildir. Vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler de sahip oldukları para, altın, döviz, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarını şartları dahilinde bildirebilirler.</p>
<p>Bu kişiler bakımından deftere kayıt, özel fon hesabı açma veya iki yıl işletmeden çekmeme gibi mükelleflere özgü yükümlülükler bulunmamaktadır. Ancak bildirilen varlığın banka veya aracı kurum hesabına yatırılması, yurt dışındaki varlıklarda süresinde Türkiye’ye getirilmesi ve verginin süresinde ödenmesi gibi temel şartlar yine yerine getirilmelidir.</p>
<p>Bu gruptaki kişiler bakımından uygulama daha sade görünse de, bildirilen varlığın ileride gündeme gelebilecek bir vergisel riskle bağlantısının açıklanabilir olması önemini korur. Özellikle geçmişte mükellefiyet tesis ettirmeksizin gelir elde edildiği iddia edilebilecek durumlarda, bildirilen tutarın kaynağına ve dönemine ilişkin kısa bir izah dosyasının hazırlanması ileride oluşabilecek tereddütleri azaltacaktır.</p>
<p>Son olarak zamanlama konusuna da dikkat etmek gerekir. Gönüllü uyum yazısı, izaha davet yazısı veya bilgi isteme yazısı tek başına vergi incelemesine başlanıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle, henüz vergi incelemesine başlanmamış veya takdir komisyonuna sevk yapılmamışsa varlık barışı bildirimi mümkündür. Ancak vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdire sevkten sonra yapılan bildirim, o inceleme bakımından beklenen korumayı sağlamaz.</p>
<p>Sonuç olarak varlık barışı, doğru kullanıldığında önemli bir vergisel koruma aracıdır. Ancak bu koruma, bildirilen tutarın her türlü matrah farkından otomatik olarak düşülmesine değil, bildirilen varlık ile kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleri arasında kurulacak ekonomik bağa dayanır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışında güvenli sonuç, sadece bildirim yapmaktan değil; bildirilen varlığın kaynağını, dönemini ve olası inceleme konularıyla bağlantısını doğru ortaya koymaktan geçmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum gibi kurum olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Köyde sohbet ediyorduk. Birisi sordu: “Hocam, yazılarınızı okuyorum. Hep kurum, kurum diyorsunuz. Nedir bu kurum dediğiniz soyut şey? Nedir kurum gibi bir kurumun özellikleri? Nedir kurumun bizim yaşamımızdaki yeri? Eğer kurumlar sizin dediğiniz gibi, kurum gibi çalışmazsa bize yansıması, günlük yaşamımıza etkisi ne olur?” Ben de olur deyip onlara açıklamaya çalıştım.</p>
<p>Bu haftaki yazım,   köylülerle yaptığım bu söyleşiden esinlendi. Ama biraz burada biraz daha kapsamlı anlatacağım.</p>
<p><strong>Kurumlar nelerdir?</strong></p>
<p>Kurumlar, süreklilik gösteren, kuralları ve rolleri olan, toplumsal veya yönetsel bir amacı gerçekleştirmek için oluşturulmuş yapılardır. </p>
<p>Kurumları üç sınıfta inceleyebiliriz: Kamu kurumları, özel kurumlar ve toplumsal kurumlar. Kamu kurumları, demokrasilerin vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Bu tartışmamızın ana konusu, kamu kurumlarıdır. Yazımda kurum deyince kamu kurumları demek istiyorum.</p>
<p>Kamu kurumları üç boyutta incelenebilir: Yasama, yürütme ve yargı</p>
<p>Yasama kurumları: Türkiye Büyük Millet Meclisi.</p>
<p>Yürütme kurumları: Cumhurbaşkanlığı ve bağlı ofisleri; bakanlıklar; Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu: Kamu İktisadi Kuruluşları; Yüksek Öğretim Kurulu.</p>
<p>Yargı kurumları: Mahkemeler, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu.</p>
<p>Diğer önemli devlet kurumları: Üniversiteler; Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri; Muhtarlıklar, Güvenlik kurumları(Polis, jandarma, Sahil Güvenlik)</p>
<p><strong>Kurumlar kurum gibi çalışmazsa</strong></p>
<p>Yukarda sözü edilen soruların önce sonuncusundan başlayayım. Bir ülkede kurumlar kurum gibi çalışmazsa ne olur? Eğer kurumlar kurum gibi çalışmazsa bu,  günlük yaşamımızda hissedilir. Tarım ve hayvancılık ile uğraşan kişilerle konuştuğum için örnekleri oradan vereceğim.</p>
<p>Örneğin anayasamızın bir maddesinde şöyle bir ibare vardır: “Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Öte yandan, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi de tarımsal desteklerin finansmanını düzenler. Devlet bütçesinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) en az %1'inin tarımsal desteğe ayrılmasını öngörür. Ama kurumlar zayıfsa, gerektiği gibi işlemezse bu her zaman gerçekleşmez. Bu, gerektiği gibi denetlenmez, yürütmeye hesap sorulmaz. Örneğin bir tarım bakanı çıkar “Paramız var ki, ithal ediyoruz” der. Sonunda kazanan bizim çiftçi olmaz. Kazanan,  ithalatı yaptığımız ülke çiftçisi ve sütlü keçinin oğlağı ithalatçı olur.</p>
<p>Söz anayasadan açılmışken, bu anayasayı ve dolayısıyla yurttaşların hakkını koruyan bir de üst mahkememiz vardır. Ama bir bakarsınız, bu kurumun verdiği kararların bazıları uygulanır, bazıları da uygulanmaz.</p>
<p>Köylünün okuyan çocukları vardır. Bağa bahçeye babasına yardıma</p>
<p>gitmeyip gece gündüz çalışırlar; sınavlara hazırlanırlar. Sınavlara girerler. Eğer kurumlar, kurum gibi kurum değilse yapılan sınavın sonuçlarından şüphe edersiniz. Oğlunuz ya da kızınız sınavda yüksek puan da alsa, bakarsınız mülâkatta elenir. Neye dayanarak elediklerini de söylemezler. Ya da parasını vererek çocuğunuzu okuttuğunuz üniversite bir gecede hiç bir gerekçe gösterilmeden, kebapçı dükkanı kapatılır gibi kapatılır. Üç gün sonra da açılır. Sanki elektrikler kesildi ve geldi gibi olur. Sıkça yaşanan bu anormallikler kanıksanır. Ve yükseköğretimden sorumlu kurum, bunun duyurusunu sanki başka bir ülkede olmuş bir olay gibi yapar; bu ciddiyetsizliğin utancını taşımaz.</p>
<p><strong>İyi kurumun özellikleri </strong></p>
<p>Yukarda saydığımız olumsuzlukların olmaması için iyi çalışan. Kurum gibi kurumlara ihtiyaç vardır.  Peki, nedir kurum gibi kurumların özellikleri?</p>
<p><strong>Süreklilik ve istikrar</strong></p>
<p>Kurumun sürekliliği vardır. Kurumun üyeleri gelir geçer, ama kurum ayakta kalır. Kurumda değişim yavaştır. Değişim yapılırsa bu belli bir mantık çerçevesinde ve belli bir yapı içinde yapılır.</p>
<p><strong>Kurallar ve normlar</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, yasa ve yönetmelik gibi yazılı resmi kurallar kadar gelenek gibi gayri resmi kurallara da bağlıdır. Davranışlarda keyfilik yoktur. Kurumun kararları ve tepkileri bu kurallar çerçevesindedir. Süprizlerle karşılaşılmaz.</p>
<p><strong>Roller</strong></p>
<p>Kurumu çalıştıran üyelerin ve kurumdan hizmet alan bireylerin hakları ve görevleri açık ve net olarak tanımlanmıştır. Kurumun cinsine göre hizmet veren ve alan bireyler şöyle olabilir: öğretmen-öğrenci, yargıç-davalı, yönetici-çalışan. Kurumun üyeleri,  rollerinin gereğini çekinmeden adil olarak yerine getirirler.</p>
<p><strong>Göreceli otonomi</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, herhangi bir kişi veya kurumdan bağımsız olarak belirlenir. Kurum kimseye, hiç bir makama göbekten bağlı değildir, bağımsızdır. Daha yüksek bir makamdan emir almaz.</p>
<p><strong>Kurumların rolleri</strong></p>
<p>Hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesini sağlama</p>
<p>Yasaların uygulanmasını sağlarlar. Mahkemeler, kolluk kuvvetleri ve diğer düzenleyici kurumlar yasaların, hükümet yetkilileri dahil, herkese eşit olarak uygulanmasını sağlar. Bir ülkede tarafsız kurumlar yoksa, yasaların hiç bir anlamı yoktur.</p>
<p><strong>Kuvvetler ayrımı</strong></p>
<p>Yasama, yargı ve yürütme üçlüsü birbirinin gücünü kontrol altında tutar. Bu ayırım, tek bir gücün otorite olma tehlikesini ortadan kaldırır. Tam demokrasi için bu en hayati niteliktir. Eğer bu ortadan kalkarsa kurumlar kurum olma özelliklerini yitirir.</p>
<p><strong>Hakları ve özgürlükleri koruma</strong></p>
<p>Bağımsız insan hakları komisyonları, anayasa mahkemeleri, ombudsmanlar o ülkede azınlıkta kalanların haklarını, özgür ifadeyi, toplanma haklarını zorba çoğunluğuna karşı korur.</p>
<p><strong>Hesap verebilirliği sağlar</strong></p>
<p>Seçim kurulları seçimlerin serbest ve hakça yapılmasını sağlar; Denetleme kurumları devlet harcamalarını izler ve yolsuzlukla mücadele eden kurumlar da yolsuzlukların peşine düşer.</p>
<p><strong>Temsil ve katılımı kolaylaştırırlar</strong></p>
<p>Parlamentolar, belediye meclisleri ve siyasi partiler halkın tercihlerini politikaya çevirir. Halka hizmet eder. Sivil toplum örgütleri ve medya halkın sesini yükseltir.</p>
<p><strong>İstikrar ve süreklilik</strong></p>
<p>Profesyonel çalışan bürokrasi, merkez bankaları ve seçim takvimleri öngörülebilirliği sağlar. Bu istikrar, yatırım, güven ve uzun dönemli planlamayı teşvik eder. Kurumlar bir ülkedeki demokratik düzenin çapalarıdır. Demokrasinin yol sapmasını önler.</p>
<p>Demokratik normların yaygınlaşmasını sağlamak</p>
<p>Eğitim kurumları, devletin medya kuruluşları ve yerel yönetimler, halkı hakları ve sorumlulukları konusunda eğitir. Hoşgörü, müzakere ve kurallara uyulan bir kültür ortamı yaratırlar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kurumlar, demokrasinin soyut kavramlarını günlük yaşamımıza döndüren işlevsel işletme sistemleridir. Eğer kurumlar zedelenirse, kurum gibi çalışmazlarsa demokratik rejim işlemez; demokrasi tabelası altında başka bir rejim olur.</p>
<p>Kurumları ayakta tutan, kurumun varlık nedenine uygun çalışmasını sağlayan onun yöneticileridir, yetkilileridir. Başta yöneticiler olmak üzere tüm yetkililerin, taşıdıkları sorumluluğun farkında olan, omurgası güçlü, meslek onuru olan kişiler olması gerekir.</p>
<p>Bu dönemde yalnız paramız değer kaybetmedi; kurumlar da aşındı.</p>
<p>Ancak kötümser olmaya, Çetin Altan’ın çok kullandığı deyimiyle enseyi karatmaya gerek yoktur. Eğer kurumlar kurum gibi işlerse, bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz. Ancak bunun için de kurumların yetkililerinin vicdanlarını dinlemesi, taşıdıkları sorumluluğun bilincinde ve onurlu davranması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurum gibi kurum olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle Avrupa’yı -ancak elbette dünyanın başka bölgelerini de- etkilemiş olan “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası aşağı yukarı 100 senede tarihten çekildikten sonra her şey değişti. Türkiye’deki sol, değişimi çok (en) zor kabullenen aydınların ve geçmişten kalan kadroların çok ses çıkardığı –ama etkili olamadığı- bir ülke olarak, 20 yıl kadar durumu idare etmeye çalıştı. Avrupa’da neo-faşistlerin üçüncü defa yükselişi –bu sefer hayli kalabalıklar- "işçi sınıfı sosyalizmi" dalgasının tarihten silinmesiyle bağlantılıdır; ancak çekilişin birinci türevi değildir. Başka önemli faktörler de var.</p>
<p>"İşçi sınıfı sosyalizmi" şöyle bir şeydi. Tarihsel ve siyasal-teolojik olarak en çok erdemlerden adalet erdemiyle ilişkili olan kadim “sol damar” tanım gereği evrenseldi. Bu, bazen umutla beklenen bir prens tarafından bazen de yeniden kurulacak bir imparatorluk –ve onun meclisi- tarafından hayata geçirilebilecek Pax Roman’a oluyordu. Ancak işçi sınıfı sosyalizmi 19. Yüzyıl boyunca bu “sol damarı” tamamen dünyevileştirmiş ve üstelik somut bir kitleye misyon atfetmişti. Ayrıca bu kitle (işçi sınıfı, proletarya) bazı bölgelerde nüfusa oranla artıyordu. Sol siyasette çeşitli yol ayrımları ortaya çıktı. Sonuçta Avrupa -en reformcu sürümünde bile- işçi partileri, mahalleleri, sendikaları, kadrolarıyla en azından muhalefette etkin bir işçi sınıfı ocağı olarak 1970’lere kadar geldi. Sonra durum hızla değişmeye başladı.</p>
<p>Gerçekte 1939 İskandinavya ülkeleri seçimleri trendin tepe noktası olmuştu; ancak savaş, direniş, Naziler, SSCB, Çin, Küba, Vietnam derken olay sallan yuvarlan 1975’e kadar geldi.</p>
<p>1980’lerin ortasına doğru Marchais arkaik ve bazen komik bir figüre dönüşürken “sola kaymanın” faydalı olacağını sananların hayallerinin tersine -örneğin 1984’te Fransız televizyonunda devrimden bahsedecek bir hatip de herhalde kadrolar ve öncü işçiler tarafından dahi alay konusu yapılırdı- yapacak pek bir şey kalmamıştı. 1972’nin ortak programı 1977’de dağıldıktan 5-6 sene sonra durum tamamen değişmişti. Misal, bir dönemin güçlü Fransız KP’si yavaş yavaş yüzde 10’a doğru düşen bir eğri çiziyordu. İtalyan KP'si son barutunu Berlinguer ölürken tüketti.</p>
<p>Önemli bir neden teknolojik değişimdir. Bir diğer sebep Sovyet blokunun muazzam başarısızlığının ifşa olmasıydı. Temel olgu, eski işçi sınıfının hem maddi temel olarak üretimden gelen gücünü hem de ideolojik açıdan topluma hitabet yeteneğini kaybetmeye başlamasıydı. Tıpkı ABD’de 1975 civarı grevlerin anlamsız olduğu görüşünün kabul edilmesi gibi... ABD’nin 1970’lerin ikinci yarısında geçirdiği dönüşüm geriden gelen dönem filmlerinden izlenemez. Sinema 1979’da bile hala “sol” filmler yapıyordu ama endüstriyel ilişkiler Reagan’dan çok önce değişmişti.</p>
<p>Teknolojik değişime bir bakalım. Avrupa’da, pek çok ülkede kendi koşullarına göre kipi değişmekle birlikte, refah devleti meselesi gerçekti. Elbette İskandinavya baş örnek. Bu tür dengeler sadece ekonomi politik dengeleri olmayıp aynı zamanda demografik ve teknolojik dengelerdir. Durağan durumdaki küçük, bir şekilde göreceli refaha ulaşmış, sınıfsal çelişkileri yumuşatmış toplumlarda artmayan nüfusla adil bölüşüm meselesine odaklanabilirsiniz. İşsizlik sigortasını genişletmek bir süre için optimal olabilir çünkü teknolojik değişim “işe özel nitelikler” piyasa dengesinin üzerinde ücret ödemek –hem verimliliği denetleme maliyeti yüksek olduğu için hem de hızlı teknolojik değişim dışarıda bekleyenleri işe alıp aynı verimliliği elde etmeyi imkânsız hale getirdiği için- etkindir. Yanında “içeridekiler dışarıdakiler” ve “imparatorluk kurmak” –sendikal imparatorluklar ve sendika ağalıkları- gibi ürünler de gelir. Sendikaların istihdam üzerinde pazarlık etmeyip sadece hali hazırda işi olanların ücretlerini pazarlık etmeleri ve işsizleri sigorta fonuna devretmeleri bir sonuçtur. Bunlara fabrikaların hızla sökülerek bölge, hatta ülke veya kıta değiştirmeleri ve iş sürecinin niteliğini değişmesi eklenmelidir.</p>
<p>Bir kez daha parçalanmış, kompartmanlaşmış işçi sınıflarının “işçi sınıfı sosyalizmi” fikrinin son kalıntısını dahi taşımaları mümkün değildi. Batı Avrupa’da “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası neden söndü? İşçiler sınıf olarak yönetemeyeceklerini, sınıf olarak bu yeteneğe sahip olmadıklarını, üretimden gelen güçlerinin sadece bireysel refahı artırmak için ücret ve hak pazarlığına yarayacağını, üstelik alternatif diye sunulan ülkelerin hem demokrasi hem de ekonomi açısından beklendiği gibi çıkmadığını düşünmeye başladıkları an sönmeye yüz tuttu. 1978 sonrası sanayilerin taşınması eski işçi sınıfı kalelerini birer birer düşürdü.</p>
<p>Bu arada SSCB çözüldü ve Çin başka yola gitti –iyi ki de gitti yoksa mahvolacaktı. Yorgan gitti kavga bitti ama elbette kapitalizmin elitleri ellerinin rahatladığını düşünerek önce gerçekçi –baba Bush- sonra mitik –oğul Bush ve neo-con atılımı- sonra sinik –Obama- sonra patetik –Trump- bir emperyalist canlanmaya kalkıştılar. Bu tam böyle olmayabilir; kafiyeli olsun diye yazdım.</p>
<p>Avrupa’da sola ne kaldı? Kültürel işler, göçmenler, fakirlik falan kaldı. Refahın hala devam ettiği ilk yıllarda 1990’ların başında belki bu "yüce gönüllü" tavır sorun yaratmıyordu. Elbette göçmen alımları tam olarak iyi niyete dayalı değildi. Yaşlanan nüfus genç işçi düşük ücret vs. önemlidir. Ama zamanla sayılar arttı. Refah devletinden kalan çalışma ilişkileri değişti. Görünür hale gelen kültürel uyumsuzluk neo-faşizmlere alan açtı ve seçimlerde üç defa hızla yükseltti -ki neo-faşizm de en az sosyalizm kadar kadim bir ideolojiye dayalı. “İşçi sınıfı sosyalizmi” hiçbir ideolojik tortu bırakmadığı, esasen eski işçi sınıfı maddi olarak ortadan kalktığı, 20 senedir kent yoksulları, prekarya vs. ile yatıp kalktığımız için “sol” ideolojik, kültürel veya programatik bir ağırlık taşımıyor. Sadece Mélenchon var; o da 74 yaşında ve oy sayısı yeterli değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa’nın her yerinde “sol”, en azından bir süreliğine, ancak “sağa” benzerse tutunabilir hale geldi. “Profesör yüzlü sosyalizmin” –ki her entelektüel için az ya da çok ve kendisine siyasi görev atfetmesinden bağımsız olarak bu böyledir. En dişe dokunur olanı yurttaşlık geliri idi. İşte…</p>
<p>Böyle olunca ne oldu? Avrupa Birliği iyiden iyiye stratejik karar alamaz hale geldi ve Avrupa her açıdan hızla zayıfladı. 1990’da İtalyan ekonomisi Çin’in 8 katıydı. Şimdi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması'nın 2024 sonuçları, Türkiye sanayiinin içinde bulunduğu dönemi oldukça çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Üretimden net satışlar üst üste üçüncü yılda da reel olarak gerilerken, faaliyet kârlılığı son on yıl ortalamasının yarısına kadar düştü. Finansman giderleri ise birçok şirket için faaliyet kârının önemli bölümünü eriten bir unsur haline geldi. Ancak bu verilerin ötesinde dikkatle incelenmesi gereken başka bir gösterge daha bulunuyor: Teknoloji yoğunluğu.</p>
<p>İSO 500 şirketlerinin 2024 yılında yarattığı katma değerin yüzde 34,6'sı düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden geldi. Üstelik bu oran bir önceki yıla göre 5,9 puan artmış durumda. Buna karşılık orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı yüzde 37,4 seviyesinden yüzde 34,1'e geriledi. Bu tablo yalnızca bir yıllık ekonomik dalgalanmanın sonucu olarak değerlendirilmemeli. Aksine, Türkiye'nin uzun süredir karşı karşıya olduğu yapısal dönüşüm ihtiyacının daha görünür hale geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye son yirmi yılda üretim kapasitesini artırmayı ve ihracatını büyütmeyi başardı. Güçlü bir sanayi altyapısı oluşturdu, birçok sektörde bölgesel üretim merkezi haline geldi. Ancak küresel ekonomide rekabet avantajı artık yalnızca ölçek büyüklüğüyle belirlenmiyor. Katma değerli üretim, teknoloji geliştirme kapasitesi, veri kullanımı, fikri mülkiyet üretimi ve inovasyon ekosistemleri ülkelerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline geliyor. Bu nedenle daha fazla üretmek kadar, daha yüksek değer üretmek de önem kazanıyor.</p>
<p>Bu noktada Ar-Ge yatırımları kritik bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. İSO verilerine göre Ar-Ge yapan şirket sayısının 2018 yılından bu yana yaklaşık 265 seviyesinde kalması dikkat çekici. Ar-Ge harcamalarının satışlara oranı 2024 yılında tarihi zirvesine ulaşmış olsa da yüzde 0,70 seviyesi halen gelişmiş ekonomilerin oldukça gerisinde bulunuyor. Bu durum, birçok şirketin dönüşüm ihtiyacının farkında olduğunu ancak bunu yeterince güçlü ve sistematik yatırımlara dönüştüremediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik artışı artık tercih değil </strong><strong>zorunluluk haline geliyor</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sanayi şirketlerinin dijital dönüşümü bir teknoloji projesi olarak değil, doğrudan rekabet stratejisinin parçası olarak görmesi gerekiyor. Yapay zekâ destekli üretim sistemleri, endüstriyel nesnelerin interneti, dijital ikiz uygulamaları, ileri veri analitiği ve otomasyon çözümleri; verimlilik, kalite, maliyet ve enerji yönetimi alanlarında önemli avantajlar sunuyor. Özellikle küresel rekabetin yoğunlaştığı ve marjların daraldığı bir dönemde verimlilik artışı artık tercih değil zorunluluk haline geliyor.</p>
<p>Sanayinin dönüşümünde en kritik alanlardan biri de girişimcilik ekosistemiyle kurulacak ilişkiler olacaktır. Son yıllarda Türkiye'de girişim sermayesi yatırımları ve kurumsal girişim sermayesi fonları önemli ölçüde gelişti. Bugün yaklaşık 100 kurumsal girişim sermayesi fonu aktif olarak faaliyet gösteriyor ve startup yatırımlarının önemli bir kısmında kurumsal yatırımcılar yer alıyor. Ancak asıl ihtiyaç, bu yatırım faaliyetlerinin sanayinin dönüşümüne doğrudan katkı sağlayacak şekilde yapılandırılmasıdır.</p>
<p>Açık inovasyon yaklaşımı burada önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Büyük şirketler yalnızca kendi AR-GE ekiplerinin geliştirdiği çözümlere odaklanmak yerine, üniversitelerden, araştırma merkezlerinden ve startup'lardan gelen yenilikçi teknolojileri de süreçlerine dahil edebiliyor. Bu yaklaşım şirketlerin inovasyon hızını artırırken, girişimlerin de ürünlerini gerçek pazar ihtiyaçlarıyla test etmelerine olanak sağlıyor.</p>
<p>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir. Hızlandırma programları, pilot projeler, teknoloji test süreçleri ve doğrudan startup yatırımları bu iş birliklerinin en etkili araçları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Başarı, strateji belgelerinden çok </strong><strong>uygulama kapasitesine bağlı olacak</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm ise artık çevresel bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere yeni düzenlemeler, ihracatçı şirketlerin karbon ayak izlerini azaltmalarını zorunlu kılıyor. İSO 500 şirketlerinin yaklaşık 96,6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, bu dönüşümün önemi daha da net ortaya çıkıyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve sürdürülebilir üretim uygulamaları hem maliyet avantajı sağlıyor hem de ihracat pazarlarında rekabet gücünü koruyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nin yüksek teknoloji, dijital ekonomi ve yeşil dönüşüm eksenlerinde şekillenmesi sektörün ihtiyaçlarıyla önemli ölçüde örtüşüyor. Ancak başarı, strateji belgelerinden çok uygulama kapasitesine bağlı olacak. Ar-Ge teşviklerinden açık inovasyon desteklerine, kurumsal girişim sermayesi düzenlemelerinden nitelikli iş gücü yatırımlarına kadar birçok alanda koordineli bir yaklaşım gerekiyor.</p>
<p>İSO 500 verileri çok açık bir mesaj veriyor: Reel satışlardaki gerileme ve düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payındaki artış, mevcut üretim modelinin sınırlarına yaklaşıldığını gösteriyor. Türkiye sanayiinin geleceği daha fazla üretmekle birlikte, daha akıllı, daha teknolojik ve daha sürdürülebilir üretmekten geçiyor. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve girişimcilik ekosistemiyle kurulacak güçlü iş birlikleri bu yolculuğun temelini oluşturacak. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey ise bu dönüşümü hızlandıracak cesur ve kararlı adımları bugünden atabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilişim 53,8 milyara ulaştı, bilgi teknolojileri farkı açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YEMER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye bilişim sektörü 2025 yılında güçlü büyümesini sürdürdü. TÜBİSAD tarafından Deloitte Türkiye iş birliğiyle hazırlanan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre sektörün toplam büyüklüğü TL bazında 2,1 trilyon, dılar bazında ise 53,8 milyarlık hacme erişti. TÜBİSAD Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu lansmanı gerçekleştirildi. Lansmanda tapor ile ilgili verileri paylaşan Deloitte Türkiye Teknolojileri ve Dönüşüm Hizmetleri Lideri Hakan Göl, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün 2025 itibarıyla 5,5 trilyon doları aşan bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. Sektörün geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10,5 büyüdüğünü belirten Göl, büyümenin ana kaynağını bilgi teknolojilerinin oluşturduğunu ifade etti. Bilgi teknolojilerinde büyüme yüzde 13,3 seviyesinde gerçekleşirken, iletişim teknolojileri pazarının ise yaklaşık 1,8 trilyon dolar seviyesinde yatay seyrettiğini kaydetti. Küresel sektör büyüklüğünün gelecek yıl 6,3 trilyon dolara, 2030 yılında ise 8,7 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini aktaran Göl, bu büyümenin temel itici gücünü yine bilgi teknolojilerinin oluşturacağını vurguladı. Sektörde büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yapay zeka altyapı yatırımları, işletme belleği çözümleri, kurumların üretken yapay zeka yatırımları ve operasyonel verimlilik sağlayan otomasyon teknolojilerinin bulunduğunu belirten Göl, büyümenin önündeki riskler arasında ise yatırımların sürdürülebilirliği, gelir yaratma kapasitesi, teknopolitik ve jeopolitik gelişmeler ile kur dalgalanmalarının yer aldığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye pazarı yüzde 47 büyüdü </h2>
<p>Türkiye verilerini de paylaşan Göl, geçen yıl 37,6 milyar dolar olarak hesaplanan bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının 2025 yılında 53,8 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Böylece sektör dolar bazında yüzde 47 büyüme kaydetti. Yeni dahil edilen şirketler hariç tutulduğunda ise büyüme oranının yüzde 33 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. TL bazında sektör büyüklüğünün yüzde 77 nominal büyümeyle 2,1 trilyon TL’ye ulaştığını ifade eden Göl, son 5 yılda sektörün nominal bazda yıllık ortalama yüzde 68 büyüdüğünü, dolar bazında ise yıllık bileşik büyümenin yüzde 16 olduğunu kaydetti. Enflasyondan arındırılmış reel büyümenin ise son beş yılda yüzde 11- 12 bandında gerçekleştiğini dile getirdi.</p>
<h2>İletişim teknolojilerini geçti </h2>
<p>Sektörün alt kırılımlarına ilişkin bilgi veren Göl, pazarın yaklaşık yüzde 59’unun bilgi teknolojilerinden, yaklaşık 900 milyar TL’sinin ise iletişim teknolojilerinden oluştuğunu söyledi. Bilgi teknolojilerinin ilk kez 2022-2023 döneminde iletişim teknolojilerini geçtiğini hatırlatan Göl, bu eğilimin devam ettiğini ve iki alan arasındaki farkın açıldığını ifade etti.</p>
<h2>Yazılım liderliğini güçlendirdi </h2>
<p>Bilgi teknolojileri tarafında en büyük payın yazılımda olduğunu belirten Göl, yazılım pazarının 761 milyar TL’ye ulaşırken yıllık yüzde 124 büyüme kaydettiğini açıkladı. Donanımın 293 milyar TL’lik hacimle yüzde 27 büyüdüğünü, hizmet segmentinin ise 207-208 milyar TL seviyesine ulaşarak yüzde 183 büyüme gösterdiğini ifade etti. İletişim teknolojilerinde elektronik haberleşmenin 620 milyar TL büyüklüğe ve yüzde 112 büyüme oranına ulaştığını kaydeden Göl, iletişim donanımının ise 247 milyar TL hacimle yüzde 9 büyüdüğünü söyledi.</p>
<h2>Teknokentler büyümenin merkezinde </h2>
<p>Teknoloji geliştirme bölgelerinin sektör büyümesindeki önemine dikkat çeken Göl, teknokent sayısının yüzde 9, şirket sayısının yüzde 12, çalışan sayısının ise yüzde 10 arttığını belirtti. Teknokentlerin toplam cirosunun bir yılda iki katına çıkarak 371 milyardan 738 milyar TL’ye yükseldiğini söyleyen Göl, ihracatın da 98 milyardan 172 milyar TL’ye ulaştığını ifade etti. Şirket başına ciroda yüzde 77, çalışan başına ciroda yüzde 80 ve teknokent başına ihracatta yüzde 60 büyüme gerçekleştiğini belirten Göl, teknokentlerin toplam sektör cirosundaki payının yüzde 34,7’ye yükseldiğini kaydetti. Sektör ihracatının geçen yıl yüzde 76 artarak 196 milyar TL’ye ulaştığını belirten Göl, bunun 178 milyarının yazılım ihracatından geldiğini söyledi. İstihdam tarafında ise sektörün 2025 yılında 289 bin kişiye ulaştığını belirten Göl, bunun geçen yıla göre yüzde 17’lik artış anlamına geldiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TOMBALAK: SORUNUMUZ ÖLÇEK EKSİKLİĞİ</span></h2>
<p>TÜBİSAD Başkanı Mehmet Ali Tombalak, Türkiye bilişim sektörünün son 12 yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini ancak küresel pazardaki payının halen yüzde 1’in altında kaldığını söyledi. İlk sektör raporunun yayımlandığı 2013 yılında pazar büyüklüğünün 32 milyar dolar olduğunu hatırlatan Tombalak, “Bugün geldiğimiz noktada sektörün yapısı tamamen değişti. İletişim teknolojileri ağırlıklı bir pazardan, bilgi teknolojileriyle büyüyen bir sektöre dönüştük. Donanım pazarı da 2 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı” dedi. Türkiye’nin teknoloji, insan kaynağı ve yetkinlik açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Tombalak, asıl sorunun ölçek eksikliği olduğunu belirterek, “Ekonomide dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız ancak teknoloji pazarından aldığımız pay yüzde 1’in altında. Daha fazla marka şirket çıkarmak ve ölçekli yapılar oluşturmak zorundayız” diye konuştu. Tombalak, “ABD, Çin ve Polonya ölçek avantajını kullanıyor. Polonya tek başına 14,5 milyar dolar teknoloji ihracatı gerçekleştiriyor. Yeni dünya birlikte büyüyebilen, sermaye yaratabilen ve ekosistem kurabilenlerin dünyasıdır. Bugün teknoloji pazarı büyüklüğünde dünyada 20’nci sıradayız. Bölgenin potansiyelini kullanabilirsek dünyanın ilk 10 teknoloji pazarı arasına girebiliriz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜBİSAD’ın 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre Türkiye bilişim sektörü geçen yıl dolar bazında yüzde 47 büyüyerek 53,8 milyar dolara ulaştı. Bilgi teknolojileri, toplam pazarın yüzde 59’unu oluşturarak iletişim teknolojileriyle arasındaki farkı açarken, yazılım tarafındaki güçlü büyüme sektörün dönüşümünü hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-haziran-sonrasi-msci-endekslerinde-hangi-hisseler-riskte-80691</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 Haziran sonrası MSCI endekslerinde hangi hisseler riskte?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin fiili dolaşım oranı hesaplama yönteminde değişiklik yaptı. Bu adım ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de, özellikle MSCI (Morgan Stanley Capital International) Türkiye ve MSCI Türkiye Small Cap endeksleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>15 Haziran’da yürürlüğe girecek değişiklikle birlikte, hakim ortakların veya kontrol gücüne sahip yatırımcıların fonlar üzerinden dolaylı olarak tuttukları paylar da fiili dolaşım hesabından çıkarılacak. Bu nedenle bazı şirketlerde serbest dolaşım oranlarının aşağı yönlü güncellenmesi bekleniyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a279d949daa7-1780981140.png" alt="" width="439" height="180" />
<figcaption><strong>SPK'nın, fiili dolaşım oranı hesaplama yönteminde yaptığı değişiklikten MSCI Türkiye Small Cap Endeksi daha fazla etkilenebilir.</strong></figcaption>
</figure>
<p>MSCI tarafında kritik nokta, endeks hesaplamalarında toplam piyasa değerinden çok serbest dolaşıma göre düzeltilmiş piyasa değerinin esas alınması. Bu nedenle fiili dolaşım oranındaki düşüş bazı hisselerin endeks ağırlığını azaltabileceği gibi, eşik seviyelere yakın şirketler için endeksten çıkarılma riskini de artırabilir. Son dönemde MSCI’ın Endonezya’da (MSCI Indonesia) yaptığı fiili dolaşım revizyonları da bunu gösterdi.</p>
<p>Özellikle MSCI Türkiye Small Cap Endeksi bu değişiklikten daha fazla etkilenebilir. Small Cap tarafında yer alan birçok şirket için birkaç puanlık fiili dolaşım değişimi bile minimum serbest dolaşım piyasa değeri kriterleri açısından belirleyici olabiliyor. Bu nedenle sınırda bulunan hisseler yakından izlenmeli.</p>
<p>Diğer taraftan son dönemde piyasa değerini artıran ve serbest dolaşım yapısında belirgin bozulma olmayan şirketler için ise fırsat penceresi de açılabilir. Bir hisse için endekse giriş artan, çıkış ise azalan yabancı yatırımcı ilgisi anlamına geliyor.</p>
<p>MSCI’ın bir sonraki gözden geçirme döneminde yalnızca piyasa değeri değil, yeni düzenleme sonrası oluşacak güncel serbest dolaşım verileri de belirleyici olacak.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların MSCI Türkiye ve MSCI Türkiye Small Cap endekslerine aday hisseleri yakından takip etmesinde fayda var. Yeni hesaplamayla birlikte bazı şirketlerin endeks ağırlıkları azalırken, bazı şirketlerin endekse girme ihtimali güçlenebilir.</p>
<p>Özellikle serbest dolaşım oranı düşük, ortaklık yapısı yoğun ve MSCI kriterlerine yakın seviyelerde bulunan hisseler için önümüzdeki dönem her zamankinden daha kritik görünüyor. Sonuç olarak SPK’nın yeni düzenlemesi, MSCI endekslerinde taşları yerinden oynatabilecek potansiyele sahip.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-haziran-sonrasi-msci-endekslerinde-hangi-hisseler-riskte-80691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 Haziran sonrası MSCI endekslerinde hangi hisseler riskte? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-sigorta-faizine-hazirlaniyor-80690</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> ECB, &#039;sigorta faizi&#039;ne hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a279c02ef239-1780980738.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim, yükselen petrol fiyatları ve yeniden hız kazanan tüketici fiyatları, Avrupa’daki politika yapıcıları faiz silahına yöneltiyor. Perşembe günü yapılacak toplantıda Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) 'sigorta' amaçlı bir faiz artırımına hazırlandığı belirtiliyor. Bankanın, politika faizini 25 baz puan artışla mevcut yüzde 2.15 seviyesinden yüzde 2,40'a çıkarması bekleniyor. Piyasalar bu ihtimali yüzde 95 oranında fiyatlıyor. Mayıs ayında Euro Bölgesi enflasyonu yüzde 3,2'ye yükselerek Eylül 2023'ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Daha da önemlisi, enerji ve gıda gibi oynak kalemlerin dışarıda bırakıldığı çekirdek enflasyon yüzde 2,5'e yükselirken hizmet enflasyonu yüzde 3,5 seviyesine ulaştı. Bu tablo, fiyat baskılarının enerji sektörünün dışına taşmaya başladığına işaret ediyor.</p>
<h2>Savaş uzarsa enflasyon sarmalı büyür </h2>
<p>ECB açısından en büyük risk, enerji fiyatlarındaki yükselişin ekonominin geneline yayılması. Şimdilik fiyat baskıları büyük ölçüde petrol ve doğal gaz kaynaklı görünse de üretici maliyetleri yükseliyor, şirketlerin satış fiyatı beklentileri güçleniyor ve tüketicilerin enflasyon algısı bozuluyor. Savaşın uzaması halinde ulaşım, gıda ve sanayi maliyetleri üzerinden yeni bir fiyat sarmalının oluşması ihtimali giderek artıyor.</p>
<p>Aynı zamanda ekonomik büyümede belirgin bir yavaşlama sinyali de bulunuyor. Mayıs ayı PMI verileri üretimde ivme kaybına, yeni siparişlerde zayıflamaya ve şirketlerin işe alımlarda daha temkinli davranmaya başladığına işaret etti. Bu nedenle Euro Bölgesi ekonomisi klasik bir stagflasyon riskiyle karşı karşıya bulunuyor; yani yavaş büyüme ile yüksek enflasyon aynı anda görülüyor.</p>
<h2>Büyümeye baskı yapma endişesi de var </h2>
<p>Ekonomistler, ECB'nin tam da bu nedenle Perşembe günkü toplantıda son derece dikkatli bir dil kullanmasını bekliyor. Banka bir yandan enflasyonla mücadelede kararlılık mesajı vermek isterken diğer yandan ekonomiyi gereğinden fazla baskılayacak agresif bir sıkılaşma sinyali vermekten kaçınacak.</p>
<h2>Piyasalar şahin mesaj bekliyor </h2>
<p>Financial Times'a konuşan ekonomistler, son enflasyon rakamlarının çeyrek puanlık faiz artışını fazlasıyla haklı çıkardığını belirtiyor. Özellikle çekirdek enflasyondaki yükseliş ve hizmet sektöründeki fiyat baskıları, ECB'nin bekle-gör politikasını sürdürmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcılar yalnızca faiz kararını değil, Başkan Christine Lagarde'ın basın toplantısında kullanacağı ifadeleri de yakından izleyecek. Lagarde'ın enerji kaynaklı fiyat baskılarının geçici olup olmadığına ilişkin değerlendirmeleri, eurodan tahvillere kadar tüm Avrupa varlıklarının yönünü belirleyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Euro için yeni hikâye</span></h2>
<p>ING'ye göre ECB'nin şahin kalması euroyu destekleyebilir. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin azalması ve enerji fiyatlarının dengelenmesi halinde EUR/USD paritesinin yaz aylarında yeniden 1,18 seviyesine yönelmesi mümkün görülüyor. ECB'nin faiz artırımı, euro için kısa vadeli bir destek zemini oluşturabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-sigorta-faizine-hazirlaniyor-80690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/ecb-1780980955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;daki savaşın enerji fiyatlarını yukarı taşıması ve Euro Bölgesi&#039;nde enflasyonun yeniden yüzde 3&#039;ün üzerine çıkması Avrupa Merkez Bankası&#039;nı köşeye sıkıştırdı. Piyasalar Perşembe günü 25 baz puanlık faiz artışını yüzde 95 olasılıkla fiyatlıyor. ECB&#039;nin bundan sonraki yol haritası da merak ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-5-hissede-neden-alim-tarafindaydi-80689</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 25 hissede satış yaparken, 5 hissede neden alım tarafındaydı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta yabancılar BIST 30’daki 25 hissede satış yaparken beşinde paylarını artırdı. Sasa ve Akbank’taki satışlar dikkat çekiyor. Satıcılı piyasada sınırlı da olsa 5 hissede alım yapılması, yabancının satış dalgasını iskontolu bir alışverişe dönüştürdüğünü işaret ediyor.</p>
<p>Piyasada satışların ağırlık bulduğu zamanlarda karamsarlık üst seviyelere çıkar. 26 Mayıs ile 5 Haziran arasındaki takas verileri yabancının BIST 30 Endeksinde ağırlıklı olarak satış yaptığını ve sadece 5 hissede alım yaptığını söylüyor. Önceki hafta 7 puanı aşan Sasa’daki satışları geçen hafta azalsa da sürdü. Akbank’ta ise artarak devam etti. Türk Altın, Petkim ve Kardemir’de ise sınırlı da olsa paylarını artırmaları fırsatların değerlendirildiğini gösteriyor. Sadece işlemlerin genel yönüne bakıp ezberden işlem yapmak, sonrasında büyük oyuncuların pozisyon aldığı o hisselerin arkasından bakmaya yol açabilir.</p>
<h2>Yabancının sattığı hisseler</h2>
<p>Sasa’da yabancı satışı sürüyor. Önceki hafta 7,35 puanlık güçlü satışın ardından geçtiğimiz hafta da 2,38’lik işlemle paylarını %14,42’ye indirdiler. Hissenin fiyatı 3,5 yılı aşkın süredir düşüyor. Arada gözlenen yukarı ataklar, sonrasında yerini satışlara bırakıyor. Şirket ilk çeyrekte gelirini %36 büyütürken dönem sonu kârını %7 düşürdü.</p>
<p>Önceki hafta Akbank’ta 1,15 puanlık satış yapan yabancı fonlar, geçtiğimiz hafta hızlarını artırdılar ve 2,84 puanlık satışta bulundular. Hissede yabancı payı %49,83 seviyesine geriledi. Geçtiğimiz şubatta en yüksek 90,60 TL’yi test eden fiyat, sonrasında arada yukarı sert ataklar olsa da düşüşten kurtulamadı. İlk çeyrekte gelir ve kârındaki artış öne çıkıyor.</p>
<h2>En fazla aldıkları hisse</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta en fazla 0,68 puanla Türk Altın hissesinden alarak paylarını %30,15’e çıkardılar. Önceki dönemlerde satış tarafında duran yabancı fonların alıma dönmesi önemli. Hissenin fiyatı ise nisandan bu yana tabanda yatay ancak dalgalı bir seyir izliyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %61 büyütürken dönem sonu kârı %143 arttı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279b8322d20-1780980611.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİT Mİ, LİKİT OLMAYAN MI?</strong></p>
<p><strong>Likit</strong>; acil erişim, şeffaf fiyatlama, esneklik, hızlı elden çıkarma, krizden kaçış. Düşük getiri ve beklenti, hızlı tüketim, enflasyon riski.</p>
<p><strong>Likit olmayan</strong>; ek getiri, zorunlu disiplin, zihin konforu, enflasyon kalkanı, birikim. Nakit sorunu, belirsizlik, elden çıkarma zorluğu, masraf yükü.</p>
<p><strong>Kira geliri elde etmek amacıyla Kartal’da üç taşınmaz satın aldı. Alımlar %33 iskontolu</strong></p>
<p>Avrupakent GYO’nun Kartal’da aldığı dükkanlardan ne kadar kira geliri bekliyor? ● Kenan Turan</p>
<p>Kenan, Avrupakent GYO Kartal’da üç ticari nitelikte ünite aldığını belirtirken değerleme raporuna göre 133,8 milyon TL olan taşınmazları yaklaşık %33 iskontoyla 90 milyon TL’ye satın aldı. Kira geliri elde edilmesi amacıyla alındığı belirtilen taşınmazlardan ne kadar gelir sağlayabileceğine dair bir bilgi paylaşımı olmamakla birlikte daha satın alma aşamasında avantajlı bir yatırım yapıldığı anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıl gelir ve kârını düşüren firma, açıkladığı üç aylık mali tablolarında ise gelirini %22 artırırken dönem sonu net kârı %46 geriledi.</p>
<p><strong>Hakim ortağı değişen firma daha verimli olabilmek adına yatırım holdingine dönüşüyor</strong></p>
<p>Burçelik Vana’nın holdingleşmeye gitmesi firmaya ne gibi bir avantaj sağlayacak? ● Metin Doğan</p>
<p>Metin, Ana ortağı değişen Burçelik Vana, aynı zamanda GMS Yatırım Holding ile birleşerek yatırım holdingi statüsüne geçiyor. Yapısal dönüşümün temel amacı, şirkette daha etkin bir yönetim modeli kurarak operasyonel verimliliği artırabilmek. Açıklamaya göre süreç; uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda maliyetleri optimize etmeyi ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi amaçlıyor. Bu çerçevede ilk olarak maliyetleri kısma adına çalışan sayısını azaltma yoluna gitti. 27 olan personeli sayısını 19’a düşürürken daha esnek bir yapıya yöneliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GNS fonu borsadaki enerji hisselerine odaklanarak yıllık %60 kazandırdı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönetimindeki Enerji Şirketleri Hisse Senedi (TL) Fonu (GNS), Şubat 2025’ten bu yana işlem görüyor. Fiyatı ara ara yukarı ataklar yaparken sonrasında uzun süren yatay hareketiyle dikkat çekmekte. Geçtiğimiz ay en yüksek 1,66 TL seviyesine yaklaştı ve şimdilerde ise gerisinde duruyor. Büyüklüğü ocaktan bu yana yükselen fonun hacmi 82,6 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Enstrümanın yatırımcı sayısı kademeli olarak artıyor; ocakta 1.140 olan sayı şimdilerde 1.577 kişiye geldi. GNS’nin temel stratejisi, borsadaki elektrik endeksi kapsamındaki şirketlere yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %94,49’u hisse senedi ve %5,11’i Takasbank para piyasası araçlarında değerleniyor. ENJSA, AKSEN, ENERY, CWENE ve ODAS en fazla bulundurduğu hisseler. Son bir yılda %59,85 yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, piyasadan TLREF + %4 faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Lider Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 05.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 04.12.2026 olarak açıklandı. 5 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Lider Faktoring’in verdiği %4 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFKA2614 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞIRET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279bb85199a-1780980664.png" alt="" width="978" height="237" /></strong><strong>TÜRK İLAÇ</strong></p>
<p>Haciz baskısı yaşamadan borçlarını yapılandırmak için 3 aylık geçici mühlet aldı<br />Türk İlaç, krediye ulaşmada yaşadığı zorluklar, yüksek finansman maliyetleri ve nakit akışındaki bozulmalar nedeniyle Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda 3 aylık geçici konkordato mühleti aldı. Geciken kredi ödemeleri ve karşılıksız çekler nedeniyle üretim bütünlüğünün zarar görmemesi ve kamu hizmetinin aksamaması amacıyla bu yola başvurduğunu belirtti. Şirket süreç içerisinde bankalar ve alacaklılarla borç yapılandırma görüşmelerine geçerek bir program oluşturacak. Konkordato mali sıkıntıya giren firmaları haciz riskine karşı korumakta.</p>
<p><strong>GSD HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Bağlı iştiraki üzerinden filoyu büyütüyor. Japonya’da kuru yük gemisi inşa edecek</strong></p>
<p>GSD Holding, Malta merkezli bağlı ortaklığı GSD 4 Limited’in, 64.200 DWT taşıma kapasiteli bir ultramax kuru yük gemisinin satın alımı için sözleşme imzaladı. Japonya’da inşa edilecek olan geminin 2029 yılında teslim alınacağı, ayrıca ek bir alım için de niyet mektubu imzalandığını belirtti. Şirket, denizcilik filosunun yaş ortalamasını gençleştirirken taşıma kapasitesini büyütme yoluna gidiyor. Denizcilik sektöründe kapasiteyi artırmak ve modern filolara sahip olmak uluslararası rekabetin ön koşuludur. İnşa edilen yeni ve yüksek tonajlı gemiler geliri destekleyecek.</p>
<p><strong>BORUSAN BORU</strong></p>
<p><strong>Bağlı ortaklığı vasıtasıyla ABD pazarında 742 milyon dolarlık siparişe imza attı</strong></p>
<p>Borusan Boru, ABD’de faaliyet gösteren %100 bağlı ortaklığı Borusan Berg Pipe üzerinden yaklaşık 742 milyon dolar tutarında yeni bir sipariş aldı. Büyük çaplı hat borularından oluşan hacimli siparişin ağırlıklı bölümünün 2027 yılında, kalan kısmının ise 2028 yılı ilk çeyreğinde üretilecek. Tutar 2025 yılındaki gelirinin %47,74’üne denk geliyor. Firma, en büyük bağlantılarından birine imza atarken kapasite doluluk oranını şimdiden güvence altına almış oldu. Bir şirketin üretim takvimini iki yıl sonrasına kadar büyük rakamlarla doldurması finansal bir başarı olarak görülmeli.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Albaraka Türk nisandan bu yana satış baskısı altında. Fonların payı ise yükseldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279b491b8cd-1780980553.png" alt="" width="290" height="236" /></strong>Albaraka Türk’te fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %19,12 ile toplamda 14,90 milyon lot artarak 92,79 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 66’dan 64’e indi. KPC fonu 7 milyon lotla en fazla alımı yaparken, YHK ve YHB birer milyon lotla en çok satışı gerçekleştiren fonlar oldu. Hisse için bugüne kadar 10 aracı kurum öneride bulunurken sadece bir kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Oyak Yatırım 13,85 TL ile verdi. En düşük öneri 10,50 TL ile Ak Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-5-hissede-neden-alim-tarafindaydi-80689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 25 hissede satış yaparken, 5 hissede neden alım tarafındaydı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-78-milyar-dolarlik-donusum-80688</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde 78 milyar dolarlık dönüşüm!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk tekstil ve hazır giyim sektörü son yıllarda yüksek maliyetler, daralan talep ve finansman baskısı nedeniyle zorlu bir dönemden geçerken, sektörün geleceğine ilişkin yeni yol haritası Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından açıklandı. “Yeşil Mutabakat Stratejisi” raporuna göre yüzde 60’a yakın pay ile sektörün en büyük pazarı olan Avrupa Birliği’nin devreye aldığı yeni düzenlemeler, sektörde oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Rapor, sürdürülebilirliği artık bir çevre politikası değil, ihracat yapabilmenin temel şartı olarak tanımlıyor.</p>
<p>Rapora göre Türk tekstil ve hazır giyim sektörü son 15 yılda toplam 78,17 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Bu yatırımın 22,1 milyar doları makine ve teçhizata, 23 milyar doları bina yatırımlarına yönlendirildi. TGSD, bu rakamların Türkiye’nin üretim altyapısının Avrupa’nın en güçlü tedarik merkezlerinden biri olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Ancak raporda dikkat çekilen en önemli nokta, sektörün artık kapasite artırmak için değil, mevcut varlığını koruyabilmek için dönüşmek zorunda olduğu... 2024 yılında sektörün net kar marjının yüzde 0,85’e kadar gerilediği, faaliyet karlılığının ise yüzde 5,99 seviyesinde kaldığı belirtiliyor. Aynı dönemde net karda yaklaşık yüzde 73'lük erime yaşandığına dikkat çekiliyor.</p>
<h2>AB’den yeni kurallar geliyor </h2>
<p>Raporda Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu düzenlemelerin sektörü doğrudan etkileyeceği belirtiliyor. Bunların arasında Ekotasarım Regülasyonu (ESPR), Dijital Ürün Pasaportu (DPP) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) gibi birçok düzenleme yer alıyor. Yeni dönemde Avrupa’ya satılan her ürün için yalnızca fiyat ve kalite yeterli olmayacak. Ürünün hangi hammaddeden üretildiği, karbon ayak izi, kullanılan kimyasallar, geri dönüştürülebilirlik oranı ve tedarik zinciri verileri de dijital ortamda paylaşılmak zorunda olacak. Raporda, Avrupa’nın artık “ürün değil veri ithal ettiği” vurgulanıyor. TGSD’ye göre Türk üreticiler arasında yaygın olan “AB düzenlemeleri bizi kapsamıyor” yaklaşımı büyük risk taşıyor. Rapor, Avrupa’daki markaların yasal sorumluluklarını sözleşmeler yoluyla tüm tedarik zincirine aktardığını ve Türkiye’deki üreticilerin de fiilen bu yükümlülüklerin parçası haline geldiğini belirtiyor. Bu nedenle yalnızca Avrupa’daki markalar değil, onların tedarikçisi konumundaki Türk üreticiler de insan hakları, çevresel uyum, karbon verileri ve sosyal uygunluk konularında denetlenebilir hale gelmek zorunda kalacak.</p>
<p>Rapor ABD pazarını da mercek altına alıyor. ABD’de son dönemde artan zorla çalıştırma denetimleri ve “greenwashing” davaları nedeniyle şeffaflık ve izlenebilirlik taleplerinin hızla yükseldiği belirtiliyor. Bu nedenle Avrupa ve ABD pazarlarının ortak noktası olarak “kanıtlanabilir veri” olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Tekstil atığından 1 milyar dolar! </h2>
<p>Türkiye’de yıllık yaklaşık 708 bin ton tekstil atığı oluştuğu belirtilirken, bu atığın elyafa dönüştürülmesiyle yaklaşık 1 milyar dolarlık ekonomik değer yaratıldığı hesaplanıyor. Ancak mevcut mevzuat nedeniyle tüketici sonrası tekstil atıklarının geri dönüşümünde önemli engeller bulunduğu, bu nedenle Avrupa ile rekabette yapısal dezavantaj oluştuğu ifade ediliyor. TGSD’nin yol haritasına göre sektörün dönüşümü üç aşamada gerçekleşecek. İlk aşamada 2026-2027 döneminde karbon ölçümü, Dijital Ürün Pasaportu ve tedarik zinciri uyumu çalışmalarına odaklanılacak. İkinci aşamada 2028-2030 yılları arasında döngüsel ekonomi entegrasyonu hızlandırılacak. Nihai hedef ise 2030 sonrasında Türkiye’nin Avrupa’nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tekstil ve hazır giyim tedarik merkezi haline gelmesi. Raporda özetle, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil “varlık sebebi” olduğu belirtilirken, ilk uyumu sağlayan ülkelerin ve şirketlerin yeni dönemin kazananları olacağı vurgulanıyor. Raporda “Amacımız sadece daha fazla üretmek değil; Türkiye'yi Avrupa'nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tedarik üssü haline getirmektir. 'Made in Türkiye' etiketi, artık sadece bir menşei belirtesi değil; kalitenin, hızın, şeffaf verinin ve doğaya saygının değişmez garantisidir” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEKSTİL VE HAZIR GİYİM SEKTÖRÜ</span></h2>
<p>▶ Son 15 yılda yapılan toplam yatırım: 78,17 milyar dolar<br />▶ Makine teçhizat yatırımı: 42,2 milyar dolar<br />▶ Bina yatırımı: 23,8 milyar dolar<br />▶ 2024 yılı net kar marjı: 0,85<br />▶ Faaliyet karlılığı: yüzde 5,99<br />▶ Net karda yüzde 73 erime</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-78-milyar-dolarlik-donusum-80688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/tekstil-1758467608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD&#039;nin “Yeşil Mutabakat Stratejisi” raporuna göre, tekstil ve hazır giyim sektörü son 15 yılda toplam 78,17 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emlak-vergilerindeki-fahis-artislar-80686</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak vergilerindeki fahiş artışlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emlak vergisindeki yüksek artış, vergi ödemeye giden pek çok kişi için sürpriz olmuştur. Üstelik birçok mükellef, sınırın aşılması nedeniyle önümüzdeki yıl değerli konutlar vergisi ödemek durumunda kalmıştır. Bu da vergiden yakınanların bir kısmı için ilave bir sürpriz olmuştur.</strong></p>
<p>Hatırlanacağı üzere geçen yıl, emlak vergisi matrahının belirlenmesine esas arsa ve arazi değerlerinin takdirlerine ilişkin komisyon kararları üzerine yoğun itirazlar yükselmiş, takdir komisyonlarının afaki değerler belirlediği savunulmuş ve bu iddialarla binlerce dava açılmıştı.</p>
<p>Bunun üzerine kanun koyucu konuya el atarak, Emlak Vergisi Kanunu'nun, geçmişte bu konuda yaşanmış tartışmaları çözmek üzere 7061 sayılı Kanun'la eklenmiş geçici 23. maddesini, 7566 sayılı Kanun'la değiştirerek konuya bir çözüm getirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Ancak 7061 sayılı Kanun'la 2018 genel beyan dönemi için getirilen önceki çözüm ile 7566 sayılı Kanun'la içinde bulunduğumuz dönem için getirilen çözüm, adaletsizliklere yol açacak derecede farklı şekilde oluşturulmuştur.</p>
<p>Önceki 7061 sayılı Kanun, uygulanmakta olan arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin gelecek dönemler için en fazla yüzde 50 artırımlı olarak uygulanabileceğini öngörmüştü. Ancak 7566 sayılı Kanun'la getirilen düzenleme, arsa ve arazi metrekare birim değerleri ile hiç ilgilenmeksizin 2026 yılında alınacak emlak vergisinin tutarına yönelmiş ve 2026 yılının emlak vergisi tutarının, 2025 yılında alınan vergi tutarının iki kat fazlasını aşamayacağını hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Artış sınırı mı, üç kat vergi mi?</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi burada bir kelime oyunu yapılmış, “üç kat” denilmek yerine “iki kat fazlası” denilerek artış oranı dikkatlerden kaçırılmaya çalışılmıştır. Nihayetinde iki kat fazlası ve bir kat da kendisi olmak üzere toplam üç kat etmektedir. Nitekim belediyeler de böyle anlamış ve ortaya çok fahiş vergiler çıkmıştır. Çünkü hiç kimsenin taşınmazının değeri bir yılda yüzde 300 artmamıştır.</p>
<p>Bu arada vergi yargısı da arsa ve arazi metrekare birim değerlerine karşı açılan davaları, gelen iş yükü artışını, sokaklarda ve arazilerde bilirkişi incelemesi ile keşif yapılmasının getireceği yoğunluğu dikkate alarak, 7566 sayılı Kanun'la artışa zaten sınır çizildiği gerekçesiyle reddetmiş; istinaf mahkemeleri de bu kararları onamıştır.</p>
<p>Yargı, konuyu incelemeksizin kapatmıştır. Oysa açılan davalar emlak vergisi tutarlarına karşı değil, arsa ve arazi metrekare birim değerlerine karşıydı. Kanun ise bu değerleri değil, vergi artışını düzenliyordu. Vergi yargısı burada görevini yapıp belirlenen arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin hukuksal denetimini gerçekleştirseydi, belki de artışlar daha düşük seviyelerde kalacaktı.</p>
<p><strong>Vergi adaleti ve çözüm önerisi</strong></p>
<p>Emlak vergisi, yüksek oranlı bir tür servet vergisidir. Ancak bunun yalnızca yüklü servet sahiplerini, çok sayıda taşınmazı olanları veya çok yüksek kira geliri elde edenleri vergilendirdiği düşünülmemelidir. Zar zor ev sahibi olmuş, kredi kullanarak veya borçlanarak taksitle başını sokacak bir eve sahip olmuş ya da ev alacak gücü olmayıp babadan kalma bir eve sığınmış emekli ailelerin taşınmazları da bu kapsamda yer almaktadır.</p>
<p>Geçen seneye göre bu derece yüksek artış, vergi ödemeye giden pek çok kişi için sürpriz olmuştur. Üstelik birçok mükellef, sınırın aşılması nedeniyle önümüzdeki yıl değerli konutlar vergisi ödemek durumunda kalmıştır. Bu da vergiden yakınanların bir kısmı için ilave bir sürpriz olmuştur.</p>
<p>Vergiden şikâyet edenlerin ve bu konuda bana ulaşan yakınmaların sayısı azımsanmayacak düzeydedir.</p>
<p>Bu şikâyetler gelecek yıl geometrik dizi şeklinde artacaktır. Çünkü 7566 sayılı Kanun öncesinde emlak vergisi, izleyen yıllarda yeniden değerleme oranının yarısı kadar artarken, artık her yıl yeniden değerleme oranı kadar artacaktır.</p>
<p>Bu durumu kabaca bir örnekle açıklamak gerekirse; 2025 yılında 20 bin lira emlak vergisi ödeyen emekli bir mükellef, 2026 yılında 60 bin lira vergi ödemek durumunda kalmıştır. Taşınmazdan elde ettiği bir servet geliri gerçekleşmemiş, gelirlerinde de bu ölçüde bir artış olmamış olsa bile bu vergiyi ödemek zorundadır. Gelecek yıl yeniden değerleme oranının yüzde 35 olacağı varsayımıyla ödeyeceği vergi ise 81 bin lira olacaktır.</p>
<p>Bu konudaki mükellef tepkilerini dindirmek, ağır vergi yükünü hafifletmek ve vergi adaletini sağlamak için benim önerim; 7566 sayılı Kanun'la düzenlenen geçici 23. maddedeki “iki kat fazlasını” ibaresinde yer alan “iki” rakamının “bir” olarak değiştirilmesidir.</p>
<p>Bu değişiklikle birlikte belediyelerin mağdur olmaması için, emlak vergisinin birinci taksidinde alınan fazla tutarın nakden iade edilmeyip sonraki taksitlere mahsup edilmek suretiyle iade edileceğinin de yapılacak kanun değişikliğinde öngörülmesi mümkündür.</p>
<p>Benden söylemesi. Takdir ise Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Yüce Meclis’te.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emlak-vergilerindeki-fahis-artislar-80686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emlak vergilerindeki fahiş artışlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/risk-fiyatlama-dengesi-80685</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Risk-fiyatlama dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dönem dönem değişiklik göstermekle birlikte, şu anda içerisinden geçtiğimiz konjonktür ‘iyi veri-kötü piyasa’ ortamını destekliyor. Jeopolitik risklerin hız kesmekle birlikte devam etmesi ve kalıcı barışın sorgulanması, en fazla hasar oluşan enerji maliyetleri kanalı üzerinden enflasyon ve para politikaları açısından risk teşkil ediyor.</strong></p>
<p>Yurt dışı varlıkların tek başlık gölgesinde fiyatlama dominasyonuna maruz kalma durumu aynı şekilde devam ediyor. Jeopolitik riskler, ülke bazlı yansımaları, para politikalarına olası etkileri ve ABD’de teknoloji sınıfının fiyatlama seyri ana gündem başlıklarımız olarak pozisyonlarını koruyorlar.</p>
<p>ABD’de yakından izlenen istihdam piyasası verilerinde beklentilerin üzerinde gerçekleşme olması ve geriye dönük revizyonların da pozitif yönlü gerçekleşmesi, zaten gerilemekte nazlanan ve Fed’e dair gelecek dönem risk ve belirsizlikleri altında ezilen tahvil faizlerinde yeniden yükselişi tetikledi. Bununla birlikte finansalları takiben oluşan iyimserliğin aksine, yine gelinen değerleme ve çarpanların yarattığı baskı ve iyileşen makro koşullara rağmen yüksek borçlanma maliyetlerine yönelik endişelerin tetiklenmesi, teknoloji sınıfındaki satış baskısında ‘gerekçe’ olarak konumlanıyor. S&amp;P 500’ün 9 haftalık rallisine ara verdiği geçtiğimiz hafta işlemlerinde cuma gününe ait kapanış Nasdaq 100 için Nisan 2025’ten bu yana en kötüye işaret ediyor.</p>
<p>Dönem dönem değişiklik göstermekle birlikte, şu anda içerisinden geçtiğimiz konjonktür ‘iyi veri-kötü piyasa’ ortamını destekliyor. Jeopolitik risklerin hız kesmekle birlikte devam etmesi ve kalıcı barışın sorgulanması, en fazla hasar oluşan enerji maliyetleri kanalı üzerinden enflasyon ve para politikaları açısından risk teşkil ediyor. Bu nedenle hafta sonunun arifesinde ABD varlıkları ve hafta başlangıcında Asya piyasalarında sert satışlar takip edildi. Öte yandan teknoloji sınıfındaki fiyatlama liderliğinin kısa vadede değişimi için pek bir yeni rakip belirebilmiş değil. O nedenle bu cephedeki dalgalanma ve fiyatlama yönü bir süre daha ana belirleyici olarak konumlanmaya devam edecek. Son olarak, gelinen noktada bölgesel çatışmanın yansımalarının ‘bölgesel’ kalamadığı da yadsınamayacak bir gerçek. Yeni haftada trader pozisyonlanmaları ve beklentiler Avrupa’da politika faizinin +25bp ile güncelleneceği yönünde şekilleniyor. Ana risk unsuru konumundaki enerji ve temelinde petrol fiyatları, barış görüşmelerinin etkisiyle $100 aşağısına gelse de henüz $80-90 aralığına çekilmekte başarılı olamadı. Hafta sonu takip edilen yeniden karşılıklı saldırılar ile birlikte bu cephede hareketlenme olması teknoloji sınıfı hisselerinin seyri ile birlikte yakından izlenmeli.</p>
<p>Mayıs enflasyon verisine ait gerçekleşmeler TL cinsinden varlıklarda cuma kapanış işlemlerinde kısmen etkili oldu. Beklenti üzerinde geldi şeklinde yorumlanmakla birlikte genel olarak enflasyonda aylık verinin ciddi sürpriz yaratmadığını söylemek mümkün. Gıdadaki aşağı yönlü etkiye kıyasla mevsimdeki geçiş, giyim ve ulaştırma kanallarından yukarı yönlü baskı yarattı. Böylece yıllık enflasyon hafif şekilde nisanın üzerine geldi. Yeni haftada izlenecek olan en önemli yerel başlık olan PPK toplantısında TCMB’nin mevcut politika uygulamasını devam ettirmek istemesi sürpriz olmaz. Burada ana gerekçe olarak yaz aylarındaki olası daha düşük enflasyon beklentileri etkili olabilir. Ancak, enerji fiyatlarının seyrindeki belirsizlik ve beklenti kanalının yıl sonu için %30 civarına evrilmesi, beklenen politika faizi indirimlerini ya son çeyreğe öteler ya da mevcut seviyenin korunmasına neden olabilir. Son olarak, SPK’nın duyurduğu son düzenleme değişikliği, Türk hisselerinin global endekslerdeki temsil ve karşılaştırılabilirliğine yönelik artan endişe ve eleştirileri büyük oranda azaltır. 15 Haziran’dan sonra MKK hesaplamalarının devreye girmesiyle birlikte, BIST endeks değişikliklerine yönelik beklenti ve sorgulamalarda da farklılaşmalar olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/risk-fiyatlama-dengesi-80685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Risk-fiyatlama dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-kita-savunmasindan-cekilmesi-icin-zaman-uygun-degil-80684</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’nın kıta savunmasından çekilmesi için zaman uygun değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika Birleşik Devletleri’ne Avrupa’nın kendisini savunma hedefinin uzun vadeli bir plan olduğu, bu planın uygulanması sırasında ise Amerika’nın Avrupa savunmasına katkıda bulunmaya devam edeceği net biçimde açıklanabilir.</strong></p>
<p>Dünya siyasi sisteminin köklü değişime uğradığının sık sık dile getirildiği bir dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa savunmasına katkısını azaltacağını ifade etmesinin pek de şaşırtıcı olmaması gerekir. Amerikan yönetiminin ileri sürdüğü görüşlere göre Avrupalılar, kendi savunmalarının gereklerini yerine getirmekte çok isteksiz davranmışlar ve savunma maliyetlerinin Amerika tarafından karşılanmasını beklemişlerdir. Uzun süreden beri Amerikalılar NATO’nun Avrupalı üyelerine savunma harcamalarını artırmaları gerektiğini söylemekte ama bir türlü olumlu sonuç elde edememektedirler.</p>
<p>Böyle bir bekleyişin haklı olup olmadığı konusunda farklı düşünceler vardır. Bir grup düşünür, Amerika’nın Avrupa’yı, kendisini korumak için savunduğunu ileri sürmekte, Amerika’nın masraf etmesini de tabii karşılamaktadır. Diğer bazıları ise Amerika’nın özellikle Kıta’nın konvansiyonel savunmasında daha geniş bir rol almasını gerekli görmekte, askeri masrafların artırılmasını onaylamaktadır.  Bu görüşün bir uzantısı olarak Amerika’nın NATO’dan ayrılacağı sözü bile arada sırada dolaşıma sokulmuştur. Anlaşıldığına göre, şimdilik Amerika’nın NATO’dan çıkması söz konusu olmasa bile Amerika, NATO’nun varlığını onun desteğine muhtaç olmadan sürdürmesine, yani Avrupa desteğine bağlı kılınmasına taraf gözükmektedir.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin nükleer füzeleri Amerika Kıtası’na gönderme kabiliyetini elde etmesinden sonra, Amerikalıların kendi büyük şehirlerini nükleer saldırıya açmak pahasına, Avrupa’yı savunmaya ne derecede hazır oldukları daima cevabı aranan bir soru olmuştur. Avrupa Kıtası’nda yürütülen mücadelenin olumlu seyretmemesi durumunda Amerikalıların nükleer hedef olmayı kabullenerek hasmın toprak edinmesini durdurmayı kabul edip etmeyecekleri sorusunun cevabını bilen yoktu. En önemli husus da galiba bu idi. Kimse Amerika’nın ne yapacağını bilmiyor ve kestiremiyordu. Belki de kendilerine hasmın yönelteceği füzeleri etkisizleştireceklerini düşünerek, nükleer stoklarını devreye sokarlar, nükleer bir çatışmaya girmekten kaçınmazlardı. Nükleer caydırıcılığın ruhunda da zaten bu bilinmezlik yatıyordu. Nükleer silahlara sahip olanlar bir ihtimal bu silahları kullanabilirlerdi.  Özellikle karşı darbe (yani bir nükleer saldırıya uğrasa bile, hasma yüklenmeyi kabul edemeyeceği oranda zarar verebilecek bir karşılık vermek) kabiliyetini koruması, Amerika’yı Sovyetler açısından güvenilir olmaktan uzaklaştırıyordu. O zaman da Amerika’nın nükleer bir saldırıyla cevap verebileceği işleri yapmaktan uzak duruyorlar, yani cayıyorlardı. </p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’yı savunması konusundaki tereddütleri süregelmekle birlikte, bu ülkenin her zaman Avrupa savunmasına koşma ihtimali mevcut olduğundan, caydırma sistemi işlemeye devam ediyordu. Sovyetler Birliği, Amerikalıların Avrupa’yı savunmak konusunda ne oranda samimi olduklarını sınamak konusunda fazla ısrarcı değildi. Ne de olsa, böyle bir sınama kendisinin de nükleer hedef olabileceği ön kabulünü gerektiriyordu. Böyle bir maceraya atılmanın gereği yoktu.</p>
<p><strong>Trump döneminde </strong><strong>Transatlantik ayrışma</strong></p>
<p>Şu sıralarda Batı Avrupa liderlerinin zihnini kurcalayan soru, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa kıtasını savunma taahhüdünün devam edip etmediğidir. Amerikan yönetimi (bunu Trump diye de okuyabilirsiniz) müteaddit defalar Avrupa savunmasından Avrupalıların sorumlu olduğunu ısrarla beyan etmiştir. Sorunun kesin cevabı bilinmese de, çoğu Avrupalı lider Bay Trump’ın Avrupa savunmasına pek ilgi duymadığını düşünmektedir. Bir kısmı Amerika’nın daha ziyade Çin ile mücadeleye öncelik vereceğini ileri sürerken, diğerleri bu ülkenin geleneksel infirat (izolasyon) politikasına dönmek istediğini söylemektedir.  Farklı tezleri de olsa, böyle düşünmekte pek de haksız sayılmazlar. Bay Trump Vladimir Putin’e dostça yaklaşmakta, Avrupalı liderlerden farklı olarak, onun büyük bir lider olduğunu düşünmekte, diktatörlüğü üzerinde fazla durmamaktadır. Demokratik değerler üzerine inşa edilen Avrupa Birliği’nin üyeleri ise Bay Trump’ın Putin hayranlığını hoş karşılamamaktadırlar. Belki hatırlatılmasına gerek bile yok, Bay Trump Ukrayna’ya yapılan Amerikan askeri yardımını azaltmak yoluna gitmiş, böylece ifadesini Batı’ya karşı yayılmakta bulan Rus yayılmacılığına karşı direnen bu ülkeyi yalnız bırakmıştır. Bay Trump, Ukrayna’ya Putin’in isteklerini göz önünde bulundurarak bir anlaşmaya varmasını tavsiye etmektedir. Ukrayna ise toprak kaybı anlamını taşıyan bu yaklaşıma karşı direnmektedir.</p>
<p>Avrupa’nın nükleer alanda çok sınırlı kabiliyetleri olduğunu ifade etmeye belki gerek dahi yoktur. Fransa kendisinin ürettiği bazı silahlara sahip olmakla birlikte, bunları taşıyacak sistemler konusunda zayıf olduğu düşünülmektedir. Her halükarda, General Pierre Gallois’nın (Fransa’nın nükleer siyasetini belirleyenlerden teorisyen Fransız general) zamanından başlayarak, Fransa caydırıcılığı Moskova’nın yıkımını hedeflemek yoluyla kurmak istemiştir. Bunun karşılığında Sovyetlerin de Paris’i bombalamayacakları, böylece caydırıcı bir denklik kurulabileceğini düşünmüşlerdir. Silahların taşınması ise. uçaklarla yapılacaktır. Sadece Fransa için öngörülmüş bu türden bir caydırıcılığın bütün Kıta’nın savunması için yetersiz kalacağını söylemek için herhalde uzman olmaya gerek yoktur. İngiltere’nin nükleer programının ise Birleşik Devletler ile bir oranda bütünleşmiş olduğunu, bu nedenle güvenilir bulunmadığını da burada belirtmek gerekiyor. Tabii, hemen hatırlanması gereken husus, İngiltere ve Fransa’nın nükleer kabiliyetlerinin aynı sakınca ile malul oldukları, Kıta savunmasını sağlamakta yetersiz olacak kadar ufak kaldıklarıdır.</p>
<p><strong>Avrupa yeni silah sistemlerini </strong><strong>geliştirecek zamana sahip değil </strong></p>
<p>Avrupa’nın aslında Amerikalılara teşekkür borcu olduğunu söyleyenler de var.  Kıtanın savunması için Avrupalıların kendi silahlarını geliştirmeleri gerektiğini Amerikalılar hatırlatmışlardır. Ancak, şurası da açıktır ki, Avrupa yeni silah sistemlerini geliştirecek zamana sahip değildir çünkü Rusya Batı Avrupa yönünde ilerlemek ve toprak edinmek isteğini şimdiden açığa vurmuştur. Kısa bir süre önce nükleer başlık da taşıyabilen Oreshnik füzelerini Ukrayna’ya yönelttikleri saldırıda kullanmışlardır. Bunun yanında bir Romen hedefine de füze saldırısı düzenlemişlerdir. Herhalde burada denemek istedikleri, Amerika’nın Avrupa’yı savunma kararlılığının zayıfladığı bir dönemde, NATO’nun bir üyesine yönelik saldırı karşısında onu ne derecede savunmaya hazır olduğunu test etmektir. Bu sınama, özellikle kendilerini Rus yayılmacılığının bir sonraki hedefi olarak görme temayülündeki Baltık ülkelerinde büyük endişe yaratmıştır. Mizahın da eksik olmadığı Londra’da yayınlanan Economist dergisi, Litvanyalıların İkinci Dünya Savaşından sonra ilk defa Alman askerlerini ülkelerinde gördüklerini ve Almanların bu defa ülkelerini Ruslara karşı savunacaklarını düşündükleri için memnuniyetle karşıladıklarını dile getirmiştir.</p>
<p>ABD’nin kıta savunmasından ayrılması konusunda ne anlama geliyor? En azından söylenebilecek söz çekilmenin zamansız dile getirildiğidir. Bir şekilde Avrupa’nın kendi savunmasını tasarlayacak zamana sahip olacağı, bu dönemde Rusların herhangi bir saldırıda bulunmayacağı öngörüsünün doğru olmadığı kısa sürede anlaşılan bir Amerikan rüyasından ibaret kalmıştır. Yine de çok geç kalındığını söylenemez. Amerika Birleşik Devletleri’ne Avrupa’nın kendisini savunma hedefinin uzun vadeli bir plan olduğu, bu planın uygulanması sırasında ise Amerika’nın Avrupa savunmasına katkıda bulunmaya devam edeceği net biçimde açıklanabilir. Şurası kesindir ki, bu yapılmazsa, Avrupa’nın kendisini savunamayacağı düşünülecek ve diğer devletler planlarını ona göre yapacaklardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-kita-savunmasindan-cekilmesi-icin-zaman-uygun-degil-80684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/r56-1780982310.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’nın kıta savunmasından çekilmesi için zaman uygun değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocun-ikinci-yuzyilina-saglik-damga-vuracak-80699</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç’un ikinci yüzyılına sağlık damga vuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Koç Holding’in ikinci yüzyılına damga vuracak sektörlerin başında sağlık geliyor. Uzun süredir İstanbul Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi ile bu alandaki yolculuğuna devam eden Koç Holding, son dönemde satın almalarla ilerlediği sağlık alanında en önemli yatırımlarından birini geçtiğimiz hafta İzmir Amerikan Hastanesi’ni açarak gerçekleştirdi. İleri teknolojiye dayalı toplam 150 milyon dolar yatırım ile kurulan İzmir Amerikan Hastanesi’nin ardından Antalya’da 2024’te satın alınan 7 hastaneli Anatolia Hospital Group ve 2023’te bünyeye katılan tıbbi cihaz üreticisi Bıçakçılar şirketi üzerinden yatırımlar hızla devreye alınacak. Sağlık sektöründe yurt dışına da açılacak olan Koç Holding, İngiltere ve Romanya’da tıp merkezi ve hastane kuracak. Koç’un 2023’teki Bıçakçılar satın alma sürecinden itibaren 5 yıl içerisindeki sağlık yatırımlarının tutarının 750 milyon dolara ulaşacak.</p>
<p>Kuruluşunun 100'üncü yılını kutlayan Koç Holding’in geçen ay oluşturduğu Sağlık Grubu Başkanlığı, sağlık sektöründeki planlarının çatı yapısını oluşturdu. Topluluğun 6'ncı grup başkanlığı olan Sağlık Grubu’nun kuruluşu, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan bildirim ile açıklandı. Sağlık sektöründeki faaliyetlerin daha bütüncül yönetilmesi amacıyla yönetim kurulu kararıyla oluşturulan “Sağlık Grubu Başkanlığı” 4 Mayıs’ta faaliyete başladı.</p>
<p>Sağlık Grubu’nun başkanlığına Vehbi Koç Vakfı Sağlık Kuruluşları CEO’su Dr. Erhan Bulutcu getirildi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Dr. Erhan Bulutcu, anesteziyoloji ve reanimasyon dalındaki uzmanlık eğitimini 1993 yılında aynı okulda tamamladıktan sonra 1994-96 arasında aynı fakültede öğretim görevlisi olarak çalıştı ve Dr. Ömür Erçelen’le birlikte ağrı ünitesini kurdu.</p>
<p>1997 sonunda Amerikan Hastanesi’nde çalışmaya başlayan, 2009 yılında hastanenin genel müdür yardımcılığına getirilen Bulutcu, Dr. Evren Keleş’le birlikte Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Koç Üniversitesi Hastanesi’nin kurulmasında öncü rol üstlendi.</p>
<p>Sağlık Grup Başkanlığı, yurt içinde ve İngiltere ile Romanya’da ileri teknolojiye dayalı, yenilikçi sistemlerle hizmet verecek sağlık kuruluşlarına yönelik yüksek oranlı yatırımları yönetecek.</p>
<p>Koç Sağlık Grubu üzerinden yürütülecek yüksek oranlı yatırımlarla birlikte mevcutta 750-800 milyon dolar bandında olan gelirlerin 5 yılda 2 katına, 10 yılda 4 katına çıkarılması hedefleniyor.</p>
<p>Geçtiğimiz Cuma günü İzmir’de açılışı gerçekleştirilen İzmir Amerikan Hastanesi’nin açılışı vesilesiyle Koç Holding Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutcu açıklamalarda bulundu. Bulutcu, bir taraftan yeni yatırım planlarını anlatırken, sağlık ve tıp konusundaki yenilikleri, değişen anlayışları, geleceğin sağlık hizmetleri ve teknolojileri üzerinden yaşanacak dönüşümü de değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye’de de, dünyada da sosyal sigorta kurumlarının yükünün ağırlaştığından, İngiltere gibi pek çok ülkede yüksek sağlık sorunları yaşandığından, milyonlarca insanın ameliyat sırası beklediğinden söz eden Erhan Bulutcu, insan kaynağı sorununu üst düzeyde yaşayan mevcut sağlık sistemine ilişkin tespitlerini şu şekilde özetledi:</p>
<p>“Ülkeler gayri safi milli hasılalarında sağlığa Amerika’da yüzde 15, Avrupa’da yüzde 10, Türkiye’de 5-6 civarında para harcıyorlar. Ve sağlıkta istedikleri verimi alamıyorlar. Mevcut sağlık sistemi, talebi birden fazla nedenden ötürü karşılayamıyor. O yüzden sistem değişmek zorunda. Nedir bu değişiklik? Büyük bir devrim geliyor. Artık “Ne kadar iş yaparsan al sana onun ücreti” sistemi kalkacak, kalkmak zorunda. Çünkü bunları artık ülkeler çeviremiyor. Ve bu kadar zorluk, insan kaynağı azlığı varken aslında yıkıcı bir devrim, gelen. Yapay zeka son 3 yıldır kartopu gibi büyüyor. İleride artık bu kadar insan kaynağı eksikliğinde tanı, tahminleme yapay zeka üzerinden yapılacak. 2-3 yıl içerisinde doktorun önüne gelecek MR sonucundan hangi tanıya gideceğinizi tahminlemesi olasılıklarla çıkacak. Tabii ki doktorsuz hayatta hiçbir şey olmaz. 1945’lerde, 1950’lerde Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediği önleyici tıp, koruyucu tıp devreye girmek zorunda. Böylece hastalıklardan önceden haberdar olmak gerekiyor. Doktora kolaylaştırıcı sistemler artıyor, daha da artacak. Data en büyük konu başlığı. Bu data ile birlikte hatta şu bile olacak: Diyelim ki normal görüntüden pankreasınıza bakılıyor. Bir radyoloğun MR'ından on binlerce data karşılaştırılıp 10 yıl sonra aynı hastanın pankreas kanseri olma olasılığı söylenebilecek. Doktor hep olacak, data üzerinden uzun vadeli saptamalar yapılabilecek. Genomik testler artıyor. Artık Alzheimer olma olasılığı dahi ortaya konabilecek. Bunlar 2-3 yıl içinde olabilecek gelişmeler.</p>
<p>Koç Sağlık Grubu olarak geriatriye (65 yaş üstü için sağlık hizmetleri) yatırım yapacaklarını kaydeden Bulutcu, “Biliyorsunuz 65 yaş üzeri 10 yıl sonra Türkiye’de de Avrupa’yı yakalayacak. Her 5 kişiden birisi yaşlı olacak. Dünyada iki tane büyük sorun var. Birincisi işitme kaybından parkinsona ve alzheimer’a ya da demansa kadar giden nörolojik tablolar. İkincisi de kas iskeletle ilgili bel ağrısı gibi sorunlar. Üçüncüsü de kalp damar. Obezite biliyorsunuz yeni tip ilaçlarla biraz daha büyüyecek diye tahmin ediyorum. O yüzden geriatriye yatırım yapacağız" dedi. </p>
<h2>İngiltere ve Romanya </h2>
<p>İngiltere’de araştırma safhasındayız. İngiltere’de bu işler çok uzun sürdüğü için önden belki bir tıp merkezi de açıp telemedicine’a girip sonra hastaneye girebiliriz. Şimdilik o safhadayız. Ama bir yıl sonra bir tane tıp merkezimiz en azından olur diye düşünüyorum. Niye Romanya?. Romanya’nın iki tane avantajı var. Romanya yaklaşık 1.000 ufaklı, 16.000 Türk şirketinin olduğu bir pazar. Neredeyse Bodrum’dan daha yakın. Zaten kalkan uçaklara bakıyorum, her gün gidip geliyor. Aynı zamanda Koç Grubu’nun da orada önemli yatırımları var biliyorsunuz. Otomobilden beyaz eşyaya, savunmaya kadar. O yüzden biz de orayı bir fırsat görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul Amerikan Hastanesi taşınıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a62f25de8-1780983343.png" alt="" width="700" height="335" /></span>Koç Sağlık Grubu, İstanbul’un simge hastanelerinden Nişantaşı’nda bulunan Amerikan Hastanesi’ni taşıma kararı aldı. 1919 yılında Çarşıkapı’da kurulan, 1931 yılında Nişantaşı’ndaki yerine taşınan İstanbul Amerikan Hastanesi, Gayrettepe’de inşa edilecek yeni yerine taşınacak. Gelecek yıl başlayacak inşaat iki yıl içinde tamamlanacak. Mevcut haliyle 50 bin metrekarede kapalı alan üzerine kurulu olan hastane, yeni yerinde 70 bin metrekare kapalı alanda hizmet verecek. Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutcu, “İstanbul Amerikan Hastanesi çok uzun yıllardır mevcut yerinde Türkiye’nin en iyi hastanesi olarak hizmet yürütüyor. Bulunduğu binanın planladığımız yatırımlara yönelik mevcut haliyle istediğimiz şekilde hizmet veremeyeceğini düşündüğümüz için sıfırdan yeni bir bina inşa edeceğiz. Gayrettepe’de Aygaz genel merkezinin bulunduğu arsa genişletilerek, toplam 70 bin metrekare kapalı alanda, yeni binamızda hizmet verecek” dedi. Yeni hastane binası 150-200 milyon dolar yatırımla devreye sokulacak. Bulutcu, boşaltılacak binanın ve arazisinin nasıl kullanılacağına ilişkin bir karar alınmadığını söyledi.</p>
<p>Geçen yıl Eylül ayında Gayrettepe’de Aygaz ve Tofaş’ın genel merkezlerinin bulunduğu arazinin hisselerinin tamamı Koç Ailesi ve mirasçılarına ait olan Temel Ticaret Koç Holding'e devredilmiş, söz konusu girişim KAP’a açıklanmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İZMİR AMERİKAN HASTANESİ, DÜNYA DEVİ ALLIANCE İLE BİRLİKTE PİLOT PROJE YÜRÜTÜYOR</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a641b2992-1780983361.jpg" alt="" width="700" height="691" /></span>Özel sigortacılığın çok değişik bir boyuta gideceğini dile getiren Erhan Bulutçu, “Service for free dediğimiz, ameliyat olduğunuzda “Bunun bedeli budur” diye bakılan sigortacılık tarihe karışacak. Yani A hastanesi de B hastanesi de 100 tane kalp ameliyatı yapmış. Sonuçtan hareket edilecek. Özel sigorta şirketi aynı ameliyata datasına bakarak birine 100 lira verecek, öbürüne 5 lira verecek. “Senin komplikasyonun çok” diyecek. Hastaya da diyecek ki “Sen o hastaneye gidersen oranın komplikasyonu fazla, sen daha fazla hasar payı ödeyeceksin.” Yani değer bazlı bir sigorta sistemine geçiş olacak. Bunlar hızlı şekilde değil fazlı şekilde devreye girecek” dedi. Koç Holding, geçmişten çok yakından tanıdığı Alliance Grubu ile birlikte İzmir Amerikan Hastanesi’nde Türkiye’de ilk olacak bir proje çalışması içerisinde. Erhan Bulutcu’nun ayrıntılarını şimdilik kaydıyla- vermemeyi tercih ettiği çalışma, bir süre pilot proje olarak yürütülecek. Çalışma uygulama imkanı bulursa, kapsam alanı genişletilecek. Konunun Alliance tarafından yakından takip edildiğini göstermesi açısından Global Yönetim Kurulu Başkanı Oliver Bate’in İzmir Amerikan Hastanesi açılışında Türkiye ekibi ile birlikte törende hazır bulunması önemli sayıldı. Bate (yukarıdaki fotoğrafta sağda), yeni açılan hastaneyi de ziyaret ederek, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç'tan bilgi aldı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Geleceğin hastaneleri daha küçük ölçekli, ileri teknoloji olacak”</span></h2>
<p>İzmir Amerikan, 192 yataklı bir hastane olacak. 100 yatak da büyütme kapasitesi var. Kanser hastalığına çok büyük yatırım yaptıklarını dile getiren Erhan Bulutcu, “İzmir'de robotik cerrahi çok önemli olacak. İzmir’e hatta Türkiye’ye ilk kez, firma ismi vermek istemiyorum, en gelişmiş robotu, ortopedi robotlarını, omurga robotlarını getiriyoruz. Biz hastanemizi katma değeri yüksek, nitelikli hizmet veren robotik cerrahi merkezi olarak konumlandırıyoruz” dedi. Geleceğin hastanelerinin yatak kapasitesi daha az, küçük ölçekli olacağını, dijital tıbbın gelişeceğini düşündüklerini kaydeden Bulutcu, “İzmir’in başka bir ilçesinde belki bir outpatient, bizim Medi American gibi bir klinik yatırımı da yapabileceklerini kaydeden Bulutcu, “Orada daha basit şeyleri halledeceksiniz. Ana hastaları, daha çok kanser ve komplike cerrahiyi, İzmir Amerikan Hastenesi’nde toplamayı düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Üç kentte büyüme</span></h2>
<p>Koç Sağlık Grubu, hastane yatırımları için Türkiye’deki büyüme planlarını üç şehir üzerinden yapıyor. Global sağlıktan da pay alabilecek en yüksek potansiyele sahip kent olarak İstanbul, İzmir ve üçüncüsü de Antalya. Erhan Bulutcu, “Biliyorsunuz Antalya'ya yılda 17 milyon yabancı turist geliyor. Bizim orada yaklaşık 850 tane 4 yıldızlı, 5 yıldızlı otel içerisinde 350 tane otelde revirimiz var. Koç Healthcare markamız çatısı altında Antalya’da turistin sağlığını, sağlık turizmine çevirmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">100 sağlık şikayetinin 20’si uzaktan muayene edilecek</span></h2>
<p>1-Uzaktan muayene sistemi devreye girecek. Evde sağlık, geleceğin en önemli konularından biri olacak. Telemedicine ile uzaktan muayene devreye girecek. Sağlık şikayetlerinin, yüzde 20'lik bir bölümü uzaktan, dijital reçete gönderilerek önlenebilecek. <br />2-Geri kalanı küçük semt hastanelerinde halledilebilecek. Yani triyajdan (önceliklere göre sıralama) bahsediyorum. Komplike, hallolmayan vakalar için büyük hastaneler gerekecek. <br />3-Her yerde aynı hizmet verilmeyecek. Hizmetin basamaklanması geleceğin kurtuluşu olacak. Biz sadece hastaneciliğe soyunmuyoruz. Bir ekosistem kurmaya çalışıyor. Bu ekosistemin içerisinde geleceğin tedavileri ve sistemleri var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocun-ikinci-yuzyilina-saglik-damga-vuracak-80699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/erhan-bulutcu-1780983330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding, geçen ay kurduğu Sağlık Grup Başkanlığı çatısı altında yatırım hamlesi başlatıyor. Tıp merkezi, hastane dışında biyoteknolojiden tıbbi ürünlere geniş alanda birden fazla yatırım devreye alınacak. Son satın almalarla birlikte toplam yatırım tutarı 5 yılda 750 milyon dolara ulaşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-cok-yuksek-ama-80683</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz çok yüksek ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın Perşembe günü faiz indirmesi mümkün mü? Elbette değil. Zira şu anda enflasyon yüzde 32,6 düzeyinde. Sadece şimdi mi? Ne gezer; son on bir aydır yüzde 30,9 ila yüzde 33,5 arasında çok dar bir alanda kaskatı kesilmiş durumda. Yok şu şok, yok bu şok. Ama sonuçta dikensiz gül bahçesi yok. Şoklar hayatın bir parçası.</strong></p>
<p>Perşembe günü Para Politikası Kurulu toplanacak ve politika faizine ilişkin kararını açıklayacak. Şu anda faiz koridorunun üst sınırı yüzde 40, politika faizi olarak bilinen ama son aylarda ‘sözde politika faizi’ konumuna düşen repo faizi yüzde 37 ve koridorun alt sınırı ise yüzde 35,5 düzeyinde. Yüzde 37 sözde politika faizi, çünkü hem Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyeti yüzde 40 hem de bankaların kendi aralarında yaptıkları gecelik borç alıp verme işlemi sonucunda ortaya çıkan faiz yüzde 40 düzeyinde. Dolayısıyla ‘gerçek politika faizi’ yüzde 40.</p>
<p>Bu faizlerin yüksek olduğu açık. Elbette çok daha önemlisi mevduat ve kredi faizleri. Zaten politika faizinin şu ya da bu düzeyde belirlenmesinin arkasındaki temel amaç, önce bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faizi, sonra da mevduat ve kredi faizlerini etkilemek. Ayrıca açıklanan politika faizi döviz kurunu anında etkiliyor. Bu yollarla enflasyonun ana belirleyicileri kur, girdi maliyetleri ve talep unsurları etkilenmeye çalışılıyor. Kredi faizlerinde 25 Mayıs verilerine göre durum şöyle: Ortalama tüketici kredisi faizi yüzde 62,5, ticari kredi faizi ise yüzde 53,2 düzeyinde. Mevduatın en yoğun olduğu vadelerde  (1 ve 3 aya kadar) ortalama faiz düzeyleri ise,sırasıyla yüzde 46,6 ve 48,5. Bunların da yüksek oldukları açık. Özellikle de kredi faizleri çok yüksek.</p>
<p><strong>Son iki yıldır yapabileceğini </strong><strong>yapıyor para politikası</strong></p>
<p>Peki Merkez Bankası’nın Perşembe günü faiz indirmesi mümkün mü? Elbette değil. Zira şu anda enflasyon yüzde 32,6 düzeyinde. Sadece şimdi mi? Ne gezer; son 11 aydır yüzde 30,9 ila yüzde 33,5 arasında çok dar bir alanda kaskatı kesilmiş durumda. Yok şu şok, yok bu şok. Ama sonuçta dikensiz gül bahçesi yok. Şoklar hayatın bir parçası. Bu kadar yüksek faiz oranlarına rağmen enflasyon düşmüyorsa, açık ki, uygulanmakta olan programda bir sorun var.</p>
<p>Para politikasında bir sorun var mı? Yaklaşık son iki yıldır yapabileceğini yapıyor para politikası; daha ne yapacak? Maliye politikasında bir sorun var mı? Borç düşük düzeyde. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığı patlamadı, aksine kontrol altına alındı. Buradaki sorun asgari ücretin ve çoğu emekli maaşının açlık sınırının altında olduğu bir ülkede üst gelir gruplarından alınan vergilerin artırılmaması ve vaktiyle otoyol, köprü, havaalanı yatırımları için verilen gelir garantilerinin gözden geçirilmemesi.</p>
<p><strong>Liraya kalıcı güven sağlayamıyorsanız d</strong><strong>emek ki temel sorunlar var</strong></p>
<p>Demek ki temel eksiklikler maliye ve para politikasının dışında. O eksikliklerin giderilmemesi maliye ve para politikasının etkinliğini son derece kısıtlıyor. Bu eksikliklerin neler olduğu malum; bu köşeyi izleyenleri bıktıracak düzeyde yazıp duruyorum. Şu pencereden bakmak lazım: Liraya olan güveni kalıcı olarak sağlayamıyorsanız, dövize yönelişi ancak bu kadar yüksek faiz ve döviz müdahaleleri ile engelleyebiliyorsanız, demek ki temel sorunlar var. Bu sorunlar şu soruların yanıtları ile ilgililer: Eylül 2021’de enflasyonu bir yılda yaklaşık 70 puan sıçratan para politikasına dönülebilir mi? Dönülmeyeceğinin garantisi var mı? Yargı sisteminin böyle çalıştığı bir ülke bırakın gelir düzeyini sıçratmayı, ekonomik istikrarı sağlayabilir mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-cok-yuksek-ama-80683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz çok yüksek ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zombi-sirketi-degil-ureteni-destekle-80682</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zombi şirketi değil, üreteni destekle</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretmeyene değil, üretene; veri taklitçisine değil, gerçek çözümler sunana destek vermeli. Üretkenliğini kanıtlayan zekâlar yükselmeli, zombiler batırılmalı. Yararlı fikirler yüceltilmeli.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Yapay zekâ çağında hâlâ “<strong>teşvik</strong>” denince akla ilk gelen, <strong>kimin ne kadar para alacağı</strong> oluyor. Oysa mesele artık sadece fon değil, <strong>fonun veriyle ilişkisidir</strong>. Teşvikler, <strong>zekâyla desteklenmeyen yapılar içinde </strong>boşa akıyor. Sonuç: “<strong>zekâsız destek</strong>” kavramıyla bütçe eriyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu, <strong>algoritması olmayan fikre yazılım bütçesi vermek</strong> gibidir. Kod yazmayan sistemin güncellenmesini beklemek gibi…  Kaynağı olan ama <strong>zekâsı olmayan girişimler</strong> çoğaldıkça, sistem değil sadece kayıt defteri şişiyor. Bugünün yeni kâbusu: <strong>Veriyi taklit eden yapılar yapay zombi şirketler</strong>.</p>
<p><strong>YZ ÇAĞINDA VERİ ÜZERİNDEN SOYGUN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bunlar sistemde <strong>var gibi görünürler</strong> ama üretmezler. Destek alırlar ama <strong>dönüşüm sağlamazlar</strong>. Teşvik programlarına başvururlar, <strong>YZ yazılımları talep ederler</strong>, ama sonunda sadece “<strong>fatura</strong>” üretirler. Çünkü asıl dertleri, süreci <strong>akıllandırmak</strong> değil, veri yoluyla sistemi oyalamaktır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bu tür şirketler <strong>zekâyı</strong> değil, <strong>şekli</strong> kopyalar. Ama <strong>içerik boş</strong> kalır. Ve <strong>sistem bu boşluğu fark etmeden fon aktarmaya devam</strong> eder. Teşvikler, tıpkı <strong>tohumlar</strong> gibidir. Ancak doğru toprağa düşerse ürün verir. Zekâsız girişimlere verilen teşvik; “<strong>kodsuz tohum</strong>” ekmek gibidir. Ne yeşerir ne de iz bırakır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ ile teşvike dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Teşvikleri kim, nasıl denetlesin?</em></strong></p>
<p>Denetim, artık <strong>bakanlık yazışmalarıyla</strong> değil, <strong>sistem içi veri takibiyle</strong> yapılmalıdır. Her teşvik bir <strong>API</strong>’ye bağlanmalı, süreç <strong>gerçek zamanlı</strong> izlenmelidir. Teşvik sadece verilmesin; <strong>veriyle</strong> denetlensin.</p>
<p><strong><em>Zombi şirketlerden nasıl arınırız?</em></strong></p>
<p>“<strong>Zombi temizliği</strong>” bir ahlak meselesidir. Bu, sadece <strong>hukukla</strong> değil, <strong>sistem zekâsıyla</strong> mümkündür. <strong>YZ destekli teşvik analizleri</strong>, üretmeyeni itebilir. Her teşvik, “<strong>üretim-veri-etki üçgeni</strong>” ile ölçülmeli</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ZOMBİYİ BESLEME, ZEKÂYI BOĞMA</strong></p>
<p>Bugün hâlâ <strong>teşvik alan </strong>ama üretmeyen, <strong>kendini yenilemeyen</strong> yapılar, sadece kamu bütçesini değil, <strong>kolektif umudu</strong> da tüketiyor. Bu sistemden çıkış; “<strong>zombilere değil, zekâya kaynak</strong>” vermekle mümkün. Zombi bir sistemin yaşaması, <strong>üretken bir</strong> <strong>girişimin boğulması</strong> anlamına gelir.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>ZOMBİ ŞİRKET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Zombi: </strong>Haiti kültüründe, hayattan beslenen ama değer üretmeyen ölü sistemleri anlatır</p>
<p><strong>Zombi şirket</strong>: Teşvik kovalayan ama değer üretmeyen, kamu bütçesi asalağı yandaş oluşumlar</p>
<p><strong>Akılsız teşvik</strong>: Topluma, ekonomiye, kalkınmaya faydası olmayan projelerin desteklenmesi</p>
<p><strong>YZ destekli teşvik</strong>: Yapay zekâ marifetiyle teşviklerin etki analizi sonucu dağıtılması ve takibi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zombi-sirketi-degil-ureteni-destekle-80682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zombi şirketi değil, üreteni destekle ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80680</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran ve İsrail&#039;in saldırıları durdurmasının piyasaya etkisi nasıl olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran ve İsrail Saldırıları Durdurdu! Piyasaya Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 09 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/sgTb5eGBqn0" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-hangi-hesaba-ve-kime-gore-degerli-80681</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL hangi hesaba ve kime göre değerli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hep söylerim; dünyada Türkiye gibi kendi ulusal parasının değer yitirmesi gerektiğini söyleyen, söylemekten öte bunu uman, dört gözle bekleyen başka bir ülke herhalde yoktur. Çıkın sokağa ve mikrofon uzatın, vatandaşın TL’nin çok değerlendiği konusunda nasıl görüş birliği içinde olduğunu görürsünüz.</p>
<p>Peki TL gerçekten çok mu değerli? Bu soruya peşin peşin<strong> “Evet”</strong> diyenlere şunu sormalı:</p>
<p><strong>“TL hangi hesaplamaya ve kime göre değerli ve ne kadar değerli?”</strong></p>
<p>Nasıl yapacağız bu hesabı, nasıl belirleyeceğiz TL’nin ne kadar değerli olduğunu?</p>
<p>Bir kere belli bir tarihi başlangıç alacağız, bu kaçınılmaz. Madem dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu, bugün için bu programın başlangıcını esas alalım. Şu durumda baz yılı 2023’ün mayıs ayı olsun.</p>
<p>2023’ün haziran ayından bu yılın mayıs ayına kadar geçen üç yılda enflasyon, TÜFE ve Yİ-ÜFE bazında ne kadar artmış, bu dönemde bir dolar ve bir eurodan oluşan sepet kurdaki artış ne olmuş? Bu en basit hesaplama. Bu hesaplamada dolar ve euro enflasyonu yok.</p>
<p>O zaman bir başka hesaplamaya bakmak gerekiyor; Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine. Bu konudaki en bilimsel ve sağlıklı veri de bu zaten. Merkez Bankası Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin döviz kurları ve bu ülkelerdeki enflasyonu dikkate alarak bilimsel bir hesaplama yapıyor. Merkez Bankası bu endeksi 2025 yılının ortalamasını 100 kabul ederek hesaplıyor, ben bu seriyi 2023’ün mayısını 100 varsayarak yeniden düzenledim. Ama veri esas itibarıyla tabii ki Merkez Bankası’na ait.</p>
<h2>Hangi hesaba göre?</h2>
<p>İlk soru bu; reel kur hangi hesaba göre yapılacak? En yaygın kullanılan enflasyon hesabı kuşku yok ki tüketici fiyat endeksiyle bulunan oran, yani TÜFE oranı.</p>
<p>Diğeri ise yurt içi üretici fiyat endeksiyle bulunan oran, yani Yİ-ÜFE oranı.</p>
<p>Mayıs 2023’teki reel kur endeksi 100 kabul edildiğinde TÜFE’yle oluşan seri bu yılın mayıs ayında 122’ye çıktı. Yani TL son üç yılda yüzde 22 değerlendi. Bu oranı çok basite indirgeyerek bugünlerde 45-46 dolayında olan doların yüzde 22 kadar artmasının makul olduğu söylenebilir.</p>
<p>Ama tek hesap yöntemi bu değil… Bir de Yİ-ÜFE’ye göre yapılan hesaplama var. Merkez Bankası’nın bu hesaplamasına göre 2023’ün mayıs ayında 100 olan reel efektif döviz kuru endeksi bu mayısta yalnızca 101’e çıktı. Yani reel kur üç yıl öncesiyle hemen hemen aynı düzeyde ve dolayısıyla TL’de reel anlamda bir değerlenme yok.</p>
<h2>Hangisini esas almalı?</h2>
<p>Önce şunu söyleyeyim; tabii ki bu iki oran da doğru. Ama kullanım yerine göre birini tercih etmek gerekiyor.</p>
<p>Döviz kurunun düşük kaldığından en çok yakınan iş aleminin, özellikle de üretim yapan sanayicinin enflasyonu üretici fiyatları endeksine göre bulunan oran. Dolayısıyla onlar açısından Yİ-ÜFE’ye göre olan reel kur endeksine bakmak gerekiyor ki orada da bir değerlenme yok.</p>
<p>Ama buna karşılık turizm sektörünü üretici fiyatlardan çok tüketici fiyatları ilgilendiriyor. Bu yüzden de bu kesim açısından TL’de reel bir değerlenme olduğu yönündeki yakınma daha anlamlı.</p>
<h2>Vatandaş için de TÜFE</h2>
<p>Vatandaşın dövizde artış beklemesi, hatta ummasının altında yatan en büyük etken hiç kuşku yok ki çok yüklü miktarda döviz tasarrufuna sahip olması.</p>
<p>Yine aynı şekilde değeri dövize bağlı olarak artan altın varlığı.</p>
<p>Dolayısıyla vatandaşın yaşadığı enflasyon TÜFE ile bulunan oran olduğuna göre onlar açısından da TÜFE bazlı hesaplamayla bulunan yüzde 22’lik reel değerlenme önemli.</p>
<h2>En basit hesap ne söylüyor?</h2>
<p>Merkez Bankası’nın yaptığı reel kur hesaplaması çok teknik ve karşı ülkelerin enflasyonlarını da dikkate alan karmaşık bir işlem. Verileri daha basite indirgemek de mümkün…</p>
<p>2023’ün mayıs ayındaki TÜFE ve Yİ-ÜFE’yi, ayrıca sepet kuru 100 kabul ederek tüm ayları kapsayan bir seri oluşturursak üç yıl önce 100 olan TÜFE bu mayısta 315’e, Yİ-ÜFE 250’ye, sepet kur ise 235’e çıktı.</p>
<p>Mayısta 315 olan TÜFE ile 235 olan sepet kur arasında yüzde 34’lük, 250 olan Yİ-ÜFE ile sepet kur arasında ise yüzde 6’lık bir fark var.</p>
<p>Diğer ülkelerin enflasyonu hiç hesaba katılmazsa TL’deki değerliliği yok etmek için TÜFE bazlı hesaplamaya göre sepet kuron yüzde 34 artması gerekiyor. Ama bu çok basit bir hesaplama ve reel kur değişiminin hangi düzeyde olması gerektiğini bulmak için karşı ülkelerin enflasyonunu da dikkate almak gerekiyor. Ben bu oranları yalnızca fikir vermesi için aktardım.</p>
<h2>Ya enflasyon iyi ölçülmüyorsa…</h2>
<p>Bu hesaplamaların tümü Türkiye’deki enflasyon ölçümünün doğru olduğu varsayımına dayanıyor. Yapılacak bir şey yok; eldeki malzeme bu!</p>
<p>Hadi TÜFE’nin bu üç yılda yüzde 215 değil de daha yüksek arttığını dile getirip öyle hesap yapalım; Yİ-ÜFE ne olacak, onu nasıl hesaplayacağız.</p>
<p>Kaldı ki Yİ-ÜFE’yi de bir şekilde hesaplayabilsek bile Merkez Bankası TÜİK’in resmi verilerini kullandığı için reel efektif döviz kurunu hesaplamak mümkün değil. <strong>“Bize ne reel kur endeksinden”</strong> de diyemeyiz ki, her türlü hesap ona göre yapılıyor, politikalar ona göre oluşturuluyor.</p>
<h2>“Ama Türkiye Avrupa’dan pahalı”</h2>
<p>Bu görüşü son zamanlarda o kadar çok sık duyuyoruz ki…</p>
<p><strong>“Türkiye Avrupa’da neredeyse en pahalı ülke haline geldi.”</strong></p>
<p>Çok doğru. Ama bu Türk parasının değerli olmasından kaynaklanmıyor ki.</p>
<p>Türkiye’nin pahalı olması çok başka bir konu ve zaten sorun burada yatıyor. Yoksa Türkiye’yi<strong> “döviz bazında”</strong> bir anda Avrupa’nın en ucuz ülkelerinden biri yapmak çok kolay. O da başka bir yazıya…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2796a5242d1-1780979365.png" alt="" width="666" height="308" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-hangi-hesaba-ve-kime-gore-degerli-80681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL hangi hesaba ve kime göre değerli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskildeki-cimento-fabrikasi-enerjisinin-tamamini-gunesten-saglayacak-80679</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baskil’deki çimento fabrikası enerjisinin tamamını ‘güneş’ten sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DOĞUM </strong>yeri Baskil’de (Elazığ) 10 yıl önce Seza Çimento’yu kuran Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>başkanı olduğu <strong>“Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği”</strong> adına davet etti:</p>
<p>-          <strong>Derneğimizin öncülüğünde Elazığ’da </strong>“Tütünsüz ve Nikotinsiz Gelecek için 30 Yıl: Kanıt, Politika ve Eylem” <strong>temasıyla bir </strong>“Ulusal Tütün Konrtolü Kongresi” <strong>düzenliyoruz. </strong>“Tütün Ekonomisi” <strong>başlıklı oturuma moderatör olarak bekliyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Mehmet Enes Gökler, </strong>Prof. <strong>Murat Şentürk, </strong>Prof. <strong>Murat Çokgezen </strong>ve Doç. <strong>Ahmet Kar</strong>’ın konuşmacı olarak katıldığı panel sonrasında Prof. <strong>Yasemin Açık</strong>’la Baskil’e yaptığı yatırımlar, enerji üretimine dönük adımlarını konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2794e600cd6-1780978918.jpg" alt="" width="500" height="573" />Seza Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>Baskil’e 260 milyon dolarlık yatırımla kurduğu çimento fabrikasının 10’uncu yılını doldurduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Seza Çimento, 832 bin metrekaresi açık, 55 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 887 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteriyor. 500 kişiye doğrudan istihdam sağlıyoruz. Aileler ve diğer paydaşlarla birlikte 10 bin kişinin hayatına dokunuyoruz.</strong></p>
<p>Günde 5 bin 500 ton klinker ve 7 bin 500 ton çimento üretimi gerçekleştirdiklerini, yıllık kapasitenin 2.3 milyon ton olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Seza Çimento’yu </strong>“endüstri 4.0”<strong>a odaklanarak kurduk. Dolayısıyla ilk günden beri makinelerin birbiriyle haberleştiği, uzaktan izlenebilen ve kumanda edilebilen bir sisteme sahibiz.</strong></p>
<p><strong>“Endüstri 4.0” </strong>iddiasını sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Prosesin kontrolü, kararlılığı ve optimizasyonunu sağlamak için kullandığımız </strong>“SCADA” <strong>ve </strong>“Exper” <strong>sistemlerimiz sayesinde tüm sistemi kumanda odasındaki operatörler aracılığıyla yarı otomatik olarak yönetebiliyoruz.</strong></p>
<p>Teknolojiyle ilgili iddiasını daha ileri taşıdı:</p>
<p>-          <strong>Kalite kontrol birimimizde kurduğumuz </strong>“RoboLab” <strong>ve diğer sistemlerle de üretim prosesinin farklı noktalarından insan eli değmeden otomatik olarak numune alıyor, ardından bu numuneleri yine insan eli değmeden analiz ediyoruz.</strong></p>
<p>Reçetelere uygun, standart sapması düşük, sürdürülebilir, kontrol edilebilir ve güvenilir üretim için de hammadde sistemini çevrim içi kontrol ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılı itibariyle çimento üretim sürecinde </strong>“yapay zeka”<strong> da kullanmaya başladık. Kalite parametreleri tahmin edilebilir hale geliyor. Böylece mevcut çimento üretimini optimize etmek için hedef değerler hesaplanıp süreçte geri beslenebiliyor.</strong></p>
<p>Bu sayede enerji maliyetlerini düşürebildiklerinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Alternatif yakıt oranlarını maksimize etme ve karbon emisyonu düşük çimento üretme yeteneğimizi de artırıyoruz. Ayrıca </strong>“yapay zeka” <strong>destekli video analitik çözümleriyle iş sağlığı, tesis ve operasyon güvenliği sağlamak için de çalışmalar yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Araya girip Prof. <strong>Yasemin Açık</strong>’a sordum:</p>
<p>-          <strong>Baskil’e yatırım yapmış olmaktan memnun musunuz?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamız üretime 2016’da başladı. İlk yıllarda sektörde durum pek iyi değildi. Biz de doğal olarak zorlandık. Sonra toparladık. Çimento sektörü çok dalgalı bir seyir izliyor. Biz de yönetmeye çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Yatırım bedelini çıkarıp çıkaramadıklarını merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Artık yatırdığımızı geri aldık.</strong><strong> </strong><strong>9-10 yıl sürmüş oldu.</strong></p>
<p>Malatya’nın Kale ilçesinden bakılınca görünen güneş panellerine işaret ettim:</p>
<p>-          <strong>O güneş panelleri sizin mi?</strong></p>
<p>Prof. <strong>Açık </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Odağımızdaki diğer bir konu yenilenebilir enerji yatırımları oldu. Fabrikamızın yanına 17.6 MW AC/21 MW AC kapasiteli güneş enerjisi santrali kurduk. Fabrikada elektrik ihtiyacımızın yüzde 30’unu güneş enerjisinden karşılıyoruz.</strong></p>
<p>Güneş enerjisi santralı yatırımlarının sürdüğünü aktardı:</p>
<p>-          <strong>Şimdi o yatırıma ek olarak 58.4 MW AC kapasiteli bir santral daha kurmayı planlıyoruz. Yeni santral tamamlandığında farikamızın elektrik ihtiyacının tamamını güneşten karşılayacağız.</strong></p>
<p>Bu noktada şu saptamayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çevreye duyarlı bir çimento fabrikası kurmak hiç kuşkusuz oldukça büyük bir yatırım gerektiriyor. Ancak, bu yatırımlar uzun vadede </strong><strong>h</strong><strong>em ciddi verimlilik hem de çevresel ve dolayısıyla sosyal bir fayda sağlıyor. Söz konusu yatırımları bu yaklaşımla değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>10 yıl önce doğum yeri Baskil’e Doğu Anadolu Bölgesi’nin önde gelen yatırımlarından birini yapmış bulunuyor.</p>
<p>O tesislerin enerji ihtiyacını <strong>“yenilenebilir” </strong>yoldan karşılayacak yatırımlarla Baskil’de büyümeyi sürdürüyor…</p>
<h2>22 ülkeye ihracat yapıyor</h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>ihracat konusundaki stratejilerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa ve Güney Amerika başta olmak üzere 22 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Hedefimiz, yurt içi ve yurt dışı pazar dengesini gözeterek mevcut pazarlarda daha da derinleşmek, yüksek potansiyel gördüğümüz coğrafyalarda varlığımızı güçlendirmek.</strong></p>
<p><strong>“Yeşil dönüşüm”</strong>ü ihracat hedeflerinin ayrılmaz bir parçası gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamızdaki yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırarak emisyonlarımızı azaltmayı, enerji verimliliği yatırımlarımızla üretim gücümüzü desteklemeyi, bu sayede ihracat pazarlarında daha rekabetçi bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>2030’a kadar tamamen dijital, düşük karbonlu ve rekabet gücü yüksek bir üretim modeline geçmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KAAF’a destek verdi manevra için özel lokomotif aldı</span></h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>şirketin filosuna 16 adet elektrikli iş makinesi dahil ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca </strong>“KAAF Demiryolu Araçları A.Ş.” <strong>tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli ve milli bataryalı manevra lokomotifi için henüz tasarım aşamasındayken sipariş vererek bu dönüşüm vizyonunu demiryoluna taşıdık.</strong></p>
<p>Demiryolu konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz sanayiciler için bu lokomotif, yüksek teknoloji üretimini, dışa bağımlılığı azaltan yerli çözümleri ve daha düşük karbonlu lojistik anlayışını temsil ediyor. Demiryolunu Seza Çimento’nun kuruluşundan itibaren stratejik bir öncelik olarak gördük.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamızın temellerini atarken en yakın istasyondan tesisimizin içine kadar toplam 5 demiryolu hattını kendi kaynaklarımızla hayata geçirdik. Bu yatırım sayesinde ürünlerimizi Türkiye’nin dört bir yanına ve limanlara ulaştırıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baskil’deki fabrikaya Ar-Ge merkezi kuruyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27950e84740-1780978958.jpg" alt="" width="700" height="555" /></span><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Prof. Yasemin Açık, </strong>Elazığ Fırat Üniversitesi’nin Ar-Ge merkezinde bir proje koordinasyon merkez ofislerinin olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi bu merkeze ek olarak fabrika içerisinde Seza Çimento Ar-Ge Merkezi kuruyoruz. Fırat Üniversitesi işbirliğiyle hazırlıkları devam eden merkezimizi bu yıl açmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Sonra <strong>“yeşil dönüşüm”</strong>e değindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ve AB ülkeleri için belirlenmiş yasal sınırın çok altında toz emisyon değerleriyle üretim yapıyoruz. </strong>“Yeşil çimento” <strong>üretimimizi artırıyor ve bu çimentodaki klinker oranımızı düşürmeye yönelik geliştirmeler üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Şu bilgiyle noktayı koydu:</p>
<p>-          <strong>Baca gazını klinker soğutma, tesisi ısıtma gibi alanlarda enerji olarak geri dönüşümde kullanıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">150 MW RES ve GES yatırımı yapıyor</span></h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>Baskil’deki fabrikanın ihtiyacının dışında da yenilenebilir enerji yatırımları için kolları sıvadıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>150 MW’lık RES (rüzgar) ve GES (güneş) yatırımı yapacağız.</strong></p>
<p>Bu yatırımların adresini sordum, sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Eskişehir, Elazığ ve Kırklareli, bu yatırımları yapacağımız illerimiz arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Sonra şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu RES ve GES yatırımları için depolama yatırımları da yapacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diyarbakır Valisi’ne ‘Cumhuriyet Ekonomi Kronojisi’ kitabı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2794fd01dfc-1780978941.jpg" alt="" width="700" height="528" /></span><strong>BETEK </strong>Boya’nın markası Filli Boya ile <strong>“Gündem Sohbetleri” </strong>için gittiğimiz Diyarbakır’da temsilcimiz <strong>Mahir Solmaz, </strong>Yazıişleri Müdürümüz <strong>Handan Sema Ceylan </strong>ile birlikte Vali <strong>Murat Zorluoğlu</strong>’yla sohbet şansı yakaladık.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi ekibi olarak bizi kabul eden Vali <strong>Zorluoğlu</strong>’na Cumhuriyetimizin 100. Yılı için hazırladığımız, <strong>Faruk Türkoğlu </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’ın kaleme aldığı <strong>“1923-2023 Cumhuriyet Ekonomi Kronolojisi”</strong>ni takdim ettik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskildeki-cimento-fabrikasi-enerjisinin-tamamini-gunesten-saglayacak-80679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/yasemin-acik-1770789678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baskil’deki çimento fabrikası enerjisinin tamamını ‘güneş’ten sağlayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-fiili-dolasim-oranina-dokundu-80678</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, fiili dolaşım oranına dokundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son bülteninde borsada işlem gören şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranı hesabına yönelik yeni bir düzenlemeye imza attı. Piyasa uzmanları Kasım 2025’ten bu yana beklenen düzenlemenin 15 Haziran’da devreye girmesiyle birlikte özellikle patronların kendi kontrol ettikleri serbest ve özel fonlar üzerinden tuttukları hisselerin fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyeceğini belirtti. Serbest fonların yoğun yatırım yaptığı bazı hisseler dikkat çekerken bu hisseler yüksek ağırlıkları nedeniyle de endekslerin yukarı aşağı sert hareketlerinde etkili oluyor. 15 Haziran’da yürürlüğe girecek uygulamaya kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda özel emirler görülebileceği ve sonunda bazı hisselerin fiili dolaşım oranlarının gerileyerek endeks ağırlıklarının değişebileceği vurgulanıyor.</p>
<h2>Pazar kriterleri yeniden şekillenecek </h2>
<p>Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Analisti Burak Pırlanta, 15 Haziran itibarıyla fonlar üzerinden dolaylı tutulan ortaklık payları fiili dolaşımdan düşüleceğini endeks ağırlıkları ve pazar kriterleri yeniden şekilleneceğini belirtti. SPK’nın Borsa İstanbul’un şeff afl ık, adil fiyat oluşumu ve likidite yapısını yakından etkileyecek teknik bir düzenlemeye gittiğini söyleyen Pırlanta, “Geçmiş dönemde bazı şirket sahiplerinin fiili dolaşım oranının yüksek olması için başvurduğu bir yöntem olan ‘özel veya serbest fonlar üzerinden pay tutma’ durumu, 15 Haziran itibarıyla yeni bir esasa bağlanıyor. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından günlük olarak hesaplanmaya başlanacak yeni sistemle birlikte, borsa endeks ağırlıklarında önemli değişimler meydana gelebilecekken, bu süreçte şirketlerden gelen ilgili KAP açıklamalarında da artış gözlenebilir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2793241c2db-1780978468.png" alt="" width="322" height="245" />Pırlanta, mevcut uygulamada bazı şirket sahipleri ve hakim ortakların, ellerindeki hisse senetlerini doğrudan kendi hesaplarında tutmak yerine, kurdukları veya kontrol ettikleri özel ya da serbest fonların içerisine dahil ettiğini hatırlatarak teknik tanımlar gereği, bu fonların içindeki payların dışarıdan bakıldığında piyasada serbestçe dolaşıyormuş gibi kabul edildiğini söyledi. Bu durumun şirketin fiili dolaşım oranının (FDO) ve buna bağlı olarak endeks ağırlıklarının olduğundan daha yüksek hesaplanmasına yol açtığını dile getiren Pırlanta, ancak bu paylar doğrudan piyasada işlem görmediği için serbest piyasa likiditesini tam olarak yansıtmadığına da işaret etti.</p>
<h2>Gerçek fiili dolaşım oranı görülecek </h2>
<p>Pırlanta, SPK’nın yayımladığı son kararla bu gri alanı netleştirerek ortadan kaldırdığını vurgulayarak bu karar doğrultusunda MKK’nın, 15 Haziran tarihinden itibaren kurumsal eşleşmelere bakarak ilgili ortakların kontrolündeki fonlarda bulunan hisseleri tespit edecek ve bunları fiili dolaşım paylarından düşeceğini söyledi. Böylece piyasadaki gerçek dolaşım ve likidite oranları daha şeffaf bir biçimde takip edilebileceğine dikkat çeken Pırlanta düzenlemenin yaratacağı matematiksel değişimi de şöyle örneklendirdi:</p>
<p>“Diyelim ki şirket sermayesi 100 milyon lot. Doğrudan ortaklık portföyündeki pay (Kilitli) 60 milyon lot yani yüzde 60 olsun, hakim ortağın özel/serbest fonundaki payı da 20 milyon lot yani yüzde 20 olarak düşünelim. Gerçek piyasadaki pay (halka açık kısım) aslında 20 milyon lot yani yüzde 20. Ama eski sistemde fonun içindeki 20 milyon lot da dolaşımda sayıldığı için şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 40 olarak görünüyordu. 15 Haziran itibariyle yeni sistemin devreye girmesiyle birlikte, piyasada herhangi bir hisse satışı gerçekleşmeksizin, fiili dolaşım oranı bir gecede yüzde 20’ye gerileyecektir. Çünkü fonun içindeki ortak payları artık dolaşım dışı kabul edilecektir.”</p>
<h2>Oranı düşen şirketin endeks ağırlığı azalacak </h2>
<p>Bu şeffaflık odaklı düzenlemenin, orta ve uzun vadede Borsa İstanbul’un kurumsal kalitesini artırırken, kısa vadede fon rotasyonlarını ve fiyatlama dengelerini etkileyebileceğine işaret eden Pırlanta şöyle konuştu: “Bugüne kadar piyasada yüksek likiditeye sahip olduğu düşünülen bazı şirketlerin, aslında ortaklık fonları üzerinden daha toplu bir yapıda olduğu çıplak gözle görülebilecektir. Tahtaların gerçek derinlik oranlarının netleşmesi, rasyonel analiz yapan kurumsal yatırımcılar için daha sağlıklı bir veri seti sunacaktır. Oranı sert düşen şirketlerin endeks ağırlıkları (BIST 30, BIST 100 vb.) azalacaktır. Bu durum, ilgili endeksleri baz alan pasif endeks fonlarının (ETF'ler ve kurumsal pasif portföyler) zorunlu portföy dengelemeleri yapmasına yol açacaktır. Bu doğrultuda endeks ağırlığı gerileyen paylarda teknik satışlar görülebilir. Pasif fonların bu zorunlu portföy ayarlamaları sonucunda boşa çıkan likidite, gerçek anlamda yüksek likiditeye ve kurumsal şeffaflığa sahip, çarpanları açısından makul seviyelerde kalmış şirketlere kayabilir. Sermaye yapısı temiz olan şirketlerin bu süreçte pozitif ayrışması olasıdır.”</p>
<h2>Fonlara bir düzenleme daha bekleniyor </h2>
<p>Hisse senedi piyasası yatırımcılarının en çok merak ettiği ise hangi şirket hisseleri ile serbest ve özel yatırım fonlarının bu yeni düzenlemeden etkileneceği. Bazı özel ve serbest fonlar tek bir hissedeki yüksek ağırlıkları ve miktarlarıyla dikkat çekiyor. Piyasa uzmanları 15 Haziran’a kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda bu düzenlemeden kaçınabilmek için çok fazla özel durum açıklamasıyla karşı karşıya kalınabileceğine işaret ederken SPK’nın yine Kasım 2025’te gündeme gelen ve bu yılın ilk aylarında aracı kurumların görüşlerine açılan diğer fonlara yönelik düzenlemeyi ne zaman gündeme alacağının takip edileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GERÇEKÇİ BİR FİYATLAMA ZEMİNİNİ DESTEKLEYEBİLİR</span></h2>
<p>Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Analisti Burak Pırlanta’ya göre düzenlemenin en çok dikkat edilmesi gereken teknik boyutu ise Borsa İstanbul’un pazar kategorizasyon kriterleri olacak. Resmi mevzuata göre, bir şirketin Yıldız Pazar veya Ana Pazar'da işlem görmeye devam edebilmesinin temel şartlarından birinin, fiili dolaşım oranının (FDO) yüzde 10'un üzerinde bulunması olduğunu hatırlatan Pırlanta, teknik düzenleme hayata geçirildiğinde, fonlardaki payların düşülmesiyle birlikte FDO'su yüzde 10'un altına gerileyecek şirketler için pazar değişiklik riski gündeme gelebileceğini söyledi. Sürecin daha kritik boyutu ise, gerçek dolaşım oranının yüzde 5'in altına inmesi durumunda, bu sığ tahtaların doğrudan Piyasa Öncesi İşlem Platformu (PÖİP) kapsamına alınma riskinin doğacağı olduğunu kaydeden Pırlanta, “Böyle bir senaryo, kurumsal portföy yönetim şirketlerinin ve yatırım fonlarının ilgili hisselere olan yatırım kriterlerini doğrudan etkileyebilir. 15 Haziran 2026 tarihi Borsa İstanbul'un şeffaflık standartları açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Yatırımcıların ve analistlerin önümüzdeki dönem değerlendirmelerinde şirketlerin sadece görünürdeki FDO'larına değil, bu oranların arkasında yatan fon sahiplik yapılarına ve kurumsal detaylara dikkat etmesi önem arz etmektedir. Yeni sistem, borsada daha rasyonel ve gerçekçi bir fiyatlama zeminini destekleyecektir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-fiili-dolasim-oranina-dokundu-80678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’daki şirketlerin fiili dolaşım oranı hem endekslerdeki ağırlıklarını hem de yer alacakları pazarı belirleyen en önemli gösterge. SPK bazı şirket patronlarının özel veya serbest fonlarda tuttukları hisselerinin artık fiili dolaşım oranında yer almamasını sağlayacak düzenlemenin fitilini ateşledi, ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansmana-destek-kapasitesi-artirildi-80677</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansmana destek kapasitesi artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Aralarında Kredi Garanti Fonu (KGF), İhracatı Geliştirme A.Ş (İGE), Katılım Finans Kurumları’nın yer aldığı Hazine destekli kefalet kurumları aracılığıyla reel sektöre ayrılan kaynak tutarı yılbaşından bu yana 125 milyar lira artırılarak 321.5 milyar liraya yükseltildi. Bugüne kadar kullanılan kredi miktarı toplamda 137.2 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımına açık bulunan miktar ise 185 milyar lira düzeyinde. Kredi limitlerinde ve destek programı sayısındaki artışa ilişkin herhangi bir duyuru yapılmadı.</p>
<h2>Teminat güçlüğü çeken firmalara kefil oluyor </h2>
<p>Bir dönemler sadece KGF’nin yer aldığı ardından İGE A.Ş ve Katılım Finans Kuruluşlarının eklendiği Hazine Destekli Kefalet Kuruluşları, teminat güçlüğü çeken firmalara kefil olarak finansman sıkıntılarını gidermelerini sağlıyorlar. Bunlar kendi öz kaynaklarını kullanabildikleri gibi, Hazine desteğiyle de kefalet verebiliyorlar. İGE A.Ş; TİM, Eximbank, İhracatçı Birlikleri ve bankaların ortaklığıyla kefalet desteği veren bir şirket. Bu kuruluşlar aracılığıyla kullanılan kredilerde faiz genellikle bankalar tarafından belirleniyor. Bazı programlarda ise TLREF’e endeksli faiz uygulanıyor. Kefalet kuruluşları vadeye göre yüzde 1-2 arasında kefalet komisyonu alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2791bcb3913-1780978108.png" alt="" width="665" height="520" /></p>
<h2>Destek programı sayısı 17'den 20’ye çıkarıldı </h2>
<p>Hazine Destekli Kefalet Programı kapsamında yürürlükteki destek unsuru sayısı yılbaşında 17 iken, 15 Mayıs itibarıyla 20’ye çıkarıldı. 31 Aralık itibarıyla 196.8 milyar lira tutarındaki kredi limitinden 117.5 milyar lirası kullanılmıştı. Aradan geçen yaklaşım 5 aylık zaman diliminde bazı programlar yürürlükten kaldırılırken, yeni programlar da eklendi. Yeni programlar yanı sıra mevcut programların da limitleri artırıldı ve toplam kredi limiti 321.5 milyar liraya çıktı. 15 Mayıs itibarıyla bunun 137,2 milyar liralık kısmı kullanıldı. Bir başka ifade ile hâlen kullanılmayı bekleyen 185 milyar liralık kaynak bulunuyor.</p>
<h2>İGE’den 30 milyar liralık ‘ihracatta atılım’ desteği </h2>
<p>Yeni desteklerden en dikkat çekici olan İGE’nin ihracatta atılım desteği oldu. 30 milyar liralık limitin belirlendiği bu paketten henüz kullanım yapılmadı. Buna karşılık İGE’nin ‘destek’ programında 29.6 milyar liralık limitin 26.9 milyar lirası, ‘yeni’ başlıklı programında 24 milyar liralık limitin 19.3 milyar lirası, ‘exim’ başlıklı programın 21.1 milyar liralık limitinin 17.2 milyar liralık kısmı kullanıldı. Katılım Finans Kuruluşlarının işletme kredilerinde 29.4 milyar liralık limitin 10.8 milyar lirası kullanılırken, KGF’nin 29.4 milyar liralık yatırım işletme desteğinde 22.3 milyar liralık kullanım yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansmana-destek-kapasitesi-artirildi-80677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGF, İGE A.Ş ve Katılım Finans Kurumları’nın yer aldığı Hazine destekli kefalet kurumları aracılığıyla reel sektöre ayrılan kaynak tutarı 321.5 milyara çıktı. Bugüne kadar kullanılan kredi miktarı toplamda 137.2 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımına açık bulunan miktar ise 185 milyar lira düzeyinde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kitaplari-yazari-duayen-ust-yonetici-cem-kozlu-ilk-romani-ile-okurunun-karsisina-cikti-80673</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş kitapları yazarı, duayen üst yönetici Cem Kozlu, ilk romanı ile okurunun karşısına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><strong><em>Pazarlama, liderlik, kurumsal kültür, kalkınma modelleri, havacılık ve yönetim üzerine kaleme aldığı eserlerle uzun yıllardır iş dünyasının başvuru kaynakları arasında yer alan Cem Kozlu, ilk romanı Sandima Tableti ile bu kez kurmaca alanına adım atıyor. Arkeoloji, tarih, kimlik politikaları ve medya dünyasını gerilim kurgusu içinde buluşturan roman, yazarın yıllardır ilgi duyduğu alanların edebî bir sentezi olarak dikkat çekiyor.</em></strong></p>
<p><strong>iş kitapları yazarı, duayen üst yönetici cem kozlu: iş dünyasından romana uzanan bir yolculuk</strong></p>
<p>Türkiye’de iş kitapları kategorisinde, <strong>Cem Kozlu</strong>’nun özel bir yeri vardır. Pazarlama alanının kült eserlerine imza atan Kozlu, bildiklerini, öğrendiklerini, deneyimlediklerini ustalıkla kaleme aldı. Gençlere, yöneticilere, girişimcilere, iş liderlerine, patronlara; ilk baskısının üzerinden geçen 44 yıla rağmen hâlâ okurunu bulan kitaplarıyla seslendi. Kurumları, kurumsallaşmayı öncelikledi. Şirketlere ilham verdi, dünyada öne çıkan sistemleri inceledi, bürokrata, devleti yönetenlere esin oldu. En son roman formunda bir kitap ile okurlarının karşısına çıktı. <em>Sandima Tableti</em> üzerinde başlayan ilk görüşmemizin ardından hazırladığımız sorulara verdiği içten yanıtlarla Cem Kozlu, KİTAP vasıtasıyla bu kez okuruna yazar Cem Kozlu’yu anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d4fd6d8d-1780952399.png" alt="" width="700" height="695" />Giriş bölümünü kısa tutacağımız bir kapak haberimizle karşınızdayız. KİTAP’ın elinizde tuttuğunuz sayısında kapak sayfalarımızın konuğu, iş yaşamı 55 yıla ulaşan profesyonel yönetici <strong>Cem Kozlu</strong>. 1970 yılında yurt dışında başladığı iş yaşamını 1975 yılından itibaren Türkiye’de sürdüren, çok sayıda global şirketin tepe yönetim kademelerinde görev alan Cem Kozlu, <em>Uluslararası Pazarlama – İlkeler ve Uygulamalar</em> adını verdiği ilk kitabını 1982 yılında çıkardı. Hâlen yeni baskıları yapılan kitabı, o tarihlerden itibaren iş gündeminde öne çıkmaya başlayan, sonraki yıllarda da hâkimiyetini ilan eden satış ve pazarlama alanının en gözde eserleri arasında yer almayı sürdürüyor. Ardından gelen yıllarda çok sayıda kitaba imza atan Cem Kozlu, geçtiğimiz ay <strong><em>Remzi Kitabevi</em></strong>'nden yayınlanan ilk romanı <em>Sandima Tableti</em> ile okurunun karşısına çıktı.</p>
<p>Cem Kozlu’nun yazarlık serüvenini iki bölümde irdeledik. İlk bölüm, yazar Cem Kozlu’yu ve 44 yıla ulaşan yazarlık sürecini anlatıyor. İkinci bölümü son çıkan kitabı, ilk romanı <em>Sandima Tableti</em> üzerine <strong>Faruk Şüyün</strong> ile birlikte hazırladığımız sorulara verdiği yanıtlar oluşturuyor. Kapsamlı sorularımıza verdiği içten yanıtların okuruna çok şey kazandıracağını düşünüyoruz. Sizleri Cem Kozlu’nun sorularımız ışığında hazırladığı, uzun yazarlık sürecine ilişkin son derece sahici ve akıcı görüşleriyle baş başa bırakıyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">yazarlık üzerine</span></h2>
<p><strong>İş kitapları yazarlığından makalelere uzanan, inceleme yazılarından romana kadar farklı alanlarda üretken bir yazarsınız. Bu yönünüzü neye borçlusunuz?</strong></p>
<p>Sanıyorum merakıma borçluyum. <em>Kaşifler ve Yaratıcılar</em> gibi kitapların yazarı ve Amerikan Kongresi Kütüphanesi’nin eski Başkanı <strong>Daniel Boorstin</strong> bir söyleşide şöyle demişti:</p>
<p><em>“Ne düşündüğümü keşfetmek için yazıyorum.”</em></p>
<p><em>Harvard Business Review</em> dergisinin 1973’ten günümüze dek en çok kopyalanmış makalelerinden birinin adı da şudur:</p>
<p><em>“Açık ve net yazmak, açık ve net düşünmek demektir...”</em></p>
<p><em><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d6416f20-1780952420.png" alt="" width="700" height="501" /></em></p>
<p>Ben de merak ettiğim konuları irdelemek, sapla samanı, yani veriyle fikri ayırt edebilmek, bildiklerimi sistematize edip bilmediklerimi öğrenmeye çalışmak ve sonuçta düşüncelerimi netleştirip toparlamak için araştırıyor ve yazıyorum. Tabii süreçten de çok zevk aldığım için.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Ekol okullarda geçen ortaöğrenim ve üniversite eğitim dönemlerinizin ardından, akademik yönünüzü güçlendiren süreçleriniz hep olmuş. Ülkemizin güçlü millî kuruluşlarından, Türkiye’de konumlanan küresel şirketlere, yurt dışında global devlere uzanan,  yüksek deneyim ortaya koyan profesyonel iş yaşamınız var. Bu tempo içinde sizi yazarlığa, hem de en üretken hâliyle,  motive eden ne oldu?</strong></span></p>
<p>Lisede okul gazetesinde muhabirdim. Üniversitede edebî yazarlık dersleri aldım, seminerlerine katıldım. Üç yıl üst üste okul dergisinin kısa hikâye yarışmasında ilk üçe girdim. Üniversiteyi bursla okudum. Bitirdikten sonra yazar olarak hayatımı kazanamayacağımı biliyordum. Ama bir hobi olarak ve zanaat olarak boş zamanlarımda yazmayı sürdürdüm. Delikanlılık dönemimde şiirlerin sarhoşluğuna kapıldım. Onu saymazsak son kitabıma kadar hep kurgu dışı kitaplar yazdım. Bir dönem de Türkçe <em>Fortune</em> dergisinde ve <em>Yeni Yüzyıl</em> gazetesinde köşe yazarlığı yaptım.</p>
<p>Hepsinin tadı ayrıydı.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İlkokulda, ortaokulda, çocuk yaşlarda edebiyata eğilenler için hep bir aile ferdi veya öğretmen hikâyesi olmuştur. Sizin yaşamınızda ilginizi ve yatkınlığınızı borçlu olduğunuz insan veya insanlar oldu mu?</strong></span></p>
<p>Çok şanslıydım; üç rol modelim bulunuyordu. Babamın lisede edindiği çok iyi Fransızcası vardı. Ama bunu yeterli bulmadığı için İngilizce öğrenmeye karar vermişti. Vakti oldukça yemek masasının üzerine İngilizce-Türkçe sözlüğü koyar, yanına <em>Bütün Dünya</em> dergisini, onun İngilizce muadili <em>Reader’s Digest’</em>i ve Fransızca uyarlaması olan <em>Selection</em>’ı açar, aynı makaleyi okuyup deşifre etmeye çalışırdı.</p>
<p>Çok azimliydi. Sonuçta İngilizcesi mükemmel iş mektupları ve resmî mektuplar yazacak düzeye geldi.</p>
<p>Yorgun olmadığı akşamlar bana da kitaplardan bölümler okurdu. <em>Kon-Tiki, Monte Kristo Kontu,</em> <strong>Jules Verne</strong>’in kitapları, <em>Doğan Kardeş, Ceylan</em> ve <em>Armağan</em> dergileri hatırladıklarım. Annem de tarih kitapları ve biyografilere meraklıydı. Babaannem ise <em>Cumhuriyet</em> gazetesini baştan sona okur, <strong>Burhan Felek</strong>’in köşe yazılarını ve <strong>Rauf Orbay</strong> gibi ünlü şahısların hatıratını kesip saklardı. Lise hocamız <strong>Münir Aysu</strong> da bize kompozisyonda mükemmeliyetçiliği aşıladı. İlk kitaplarımın da gönüllü editörlüğünü üstlendi.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Yazma anınızdan, sürecinizden, alışkanlıklarınızdan, temponuzdan bahseder misiniz? Nasıl bir disiplin içerisinde yazarsınız?</strong></span></p>
<p>Yanımda daima kâğıt kalem taşır, aklıma gelenleri not ederim. Yazmak için verimli zamanım sabahlarıdır. İş tempom el verdikçe erken kalkıp yazmaya çalışırım. Tatil zamanları günde 5-6 saat yazabilirim. Araya uzun süre girse bile bıraktığım yerden devam etmekte zorluk çekmiyorum. Vakit buldukça da gün içinde bir saat kadar yürüyüş yapmaya çalışır, eğer o dönemde bir yazma projem varsa onun hakkında düşünürüm. Eşim çok hoşgörülüdür; ailenin ritmini zaman zaman olumsuz etkileyebilen programıma hep destek vermiştir.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İyi bir yazar olma hâli, iyi bir okur olmaya da doğal olarak ihtiyaç duyar. Okuma disiplininizden bahseder misiniz?</strong></span></p>
<p>Tatiller dışında genellikle akşamları okurum. Üniversiteden sonra aldığım hızlı ve metotlu okuma kursundan hayat boyu yararlandım. Aynı konuda birkaç kitabı peş peşe okumaya çalışırım. Karşıt fikirleri dengeleme imkânı doğuyor. Ayrıca tekrarları atlayıp hız kazanma imkânına kavuşuyorsunuz. Okurken not alırım; hele yazmakta olduğum bir kitaba hazırlık amacıyla okuyorsam.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Başucu kitaplarınızı veya İzzet Garih’in KİTAP dergimize kazandırdığı tarifle, </strong><strong><em>“kahraman kitaplarınızı”</em></strong><strong> bize sunmanızı istesek, listede neler olurdu?</strong></span></p>
<p>Yıllar önce yeğenim <strong>Ali</strong> bana bu suali sorunca yaptığım liste çok uzadı ve nihayetinde Liderin Kitaplığı yapıtına dönüştü. Bir bölüm başlığından örnekler vereyim.</p>
<p><strong>Azim ve Anlam:</strong> <em>Olmak İstediğin İnsan</em> – <strong>Clayton M. Christensen</strong> / <em>İvan Denisoviç’in Bir Günü</em> – <strong>Aleksandr Soljenitsin</strong> / <em>İnsanın Anlam Arayışı</em> – <strong>Viktor Frankl</strong> / <em>Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri</em> – <strong>Abdülkadir Gölpınarlı</strong> / <em>Denemeler</em> – <strong>Montaigne</strong></p>
<p>Diğer bölüm başlıkları arasında <strong>Karar, İcraat, İnsan</strong> ve <strong>Zaman</strong> gibi konular var.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Yazmaya yönelik önümüzdeki süreçte ne gibi planlarınız var? Veya düşleriniz? Gündeminize neleri, hangi konuları almak istersiniz?</strong></span></p>
<p><em>Sandima</em><em> Tableti</em>’nin kahramanları <strong>Ali Asya </strong>(<em>“Boksör”</em>) ve Elâ ile çok yakınlaştık. Birlikte olmaktan zevk alıyorum. Onlarla tekrar bazı konuların peşinde yollara koyulabilirim. Örneğin, belki kimsenin çözemediği bir uçak kazasını birlikte aydınlatabiliriz. Ne dersiniz?</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Edebiyat dışında, sanatın hangi dallarına öncelikli, yakın ilgi duymaktasınız?</strong></span></p>
<p>Yazarken de okurken de klasik müzik dinlemekten ve zaman buldukça konserlere gitmekten zevk alıyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin yönetimlerini de çok yakından takip etmektesiniz. İş yaşamınızda ve sivil toplum gönüllüsü kimliğinizde, edebiyatın ve sanatın yerini nasıl tarif edersiniz?</strong></span></p>
<p>Edebiyat ve sanat hakikatin, iyiliğin, güzelliğin, özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin peşinden koşmalı; ama bunu yaparken okuyucusunu, izleyicisini sıkmamalı, günlük dünyasından azat edip farklı hayallere, ufuklara, dünyalara taşımalıdır kanaatimce.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İlk kitabınız ne zaman yayımlandı, yazarlık sürecinizi ve eserlerinizi yayın tarihleri, sonraki baskı sayıları itibarıyla bize özetler misiniz?</strong></span></p>
<p>Yurt dışında üniversiteyi bitirdikten ve beş yıl çalıştıktan sonra 1976 yılında Türkiye’ye dönüp Komili Pazarlama şirketinin genel müdürü oldum. <strong>Turgut Özal</strong> öncesi ithal ikamesine dayalı bir ekonomi stratejisinin izlendiği, iç piyasada tavan fiyatlarının, ihracatta ise çeşitli sınırlama ve engellerin uygulandığı bir dönemdi. 1973 petrol krizi ülkemizi çok olumsuz etkilemişti.</p>
<p>Şirket olarak ihracata öncelik verme kararını aldık. 1975 yılında Türkiye’nin ihracatı 1,4 milyar, ithalatı ise 4,9 milyar dolar olmuştu. Son çalıştığım şirket olan Procter &amp; Gamble’ın 1975 satışları ise 11,5 milyar dolardı.</p>
<p>Firmanın ihracat bölümünde çalışmış, o zamanlar daha hâlâ çok fakir olan Körfez ülkeleri, Yemen, daha sonra Fiji, Yeni Kaledonya, Tahiti gibi Pasifik adaları, Hong Kong, Singapur ve son olarak da Kıbrıs’a ihracattan sorumlu olmuş ve bu bölgeleri ziyaret etmiştim. İhracat konusunu ve bu alanda Türkiye’nin geri kalmışlığını kafama taktım. Cenevre’de BM Ticaret ve Kalkınma Örgütü’nün kütüphanesinde bir hafta çalışıp notlar aldım, belgeler edindim. Döndüğümde Boğaziçi Üniversitesi’ne gidip:</p>
<p><em>“Uluslararası Pazarlama ve İhracat İdaresi diye bir ders vermek istiyorum,”</em> dedim.</p>
<p>Niye sadece pazarlama değil, ihracat idaresi? Çünkü ihracat süreçleri çok karmaşık ve zordu; birçok sınırlama, lisans ve izin gerektiği gibi ödeme sistemleri de karmaşıktı.</p>
<p>Üniversite hemen kabul etti ve başladım. Çok hevesli ve ilgili öğrencilerim vardı. Bir süre sonra benden notlarımı ve anlattıklarımı bir kitap olarak derlememi önerdiler ve bunun sonucu 1982 yılında <em>Uluslararası Pazarlama – İlkeler ve Uygulamalar</em> doğdu.</p>
<p>İlk göz ağrımın iki özelliği vardır. Birincisi, bir uzun satar oldu; 16 kez güncellendi, 40 yaşını devirdi ve hâlâ raflarda. İkincisi, dijital dünyadaki baş döndürücü gelişmeleri kapsayabilmesi ve yaşamını benden sonra da sürdürebilmesi için son güncellemeleri Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nün hocalarından, üniversitedeki Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi’nin kurucu direktörü <strong>Dr. Hüseyin Karaca</strong> ile birlikte yaptık. Hoca şimdi Boston Üniversitesi’nde ama eseri yaşatacağını umuyorum.</p>
<p>İlk kitabımın yayımlandığı yıl, benden kısa bir süre önce Stanford Üniversitesi’nden mezun olmuş iki yazar, başarılı büyük şirketlerin ortak noktalarını araştırıp <em>Mükemmeli Arayış</em> adlı bir kitap yazdılar. Etkilendim.</p>
<p><em>“Ben de bunu Türkiye’de araştırayım,”</em> dedim ve <strong>Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Sezai Türkeş, Fevzi Akkaya, Şarık Tara, Feyyaz Berker</strong> gibi iş insanlarıyla söyleşiler yaptım, şirketlerini inceledim. <em>Kurumsal Kültür</em> doğdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d9eb4f97-1780952478.png" alt="" width="700" height="561" /></p>
<p>1985’te Amerika’da Denison Üniversitesi’nde hocalık yaptım.</p>
<p><em>“Doktora yap, bize geri gel,”</em> dediler.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nde doktoraya başladım. Tezim, <em>Sogo Şoşa: Dışa Açılmada Bir Japon Dersi</em> adlı kitaba dönüştü.</p>
<p>O yıllar Japonya’nın peşinden giden Tayvan, Singapur, Hong Kong gibi Asya kaplanlarının büyük hamleler yaptıkları dönemdi. Japonya Vakfı’nın desteğiyle Japonya’ya gittim ve onların kalkınma reçetesini araştırdım, gözlem ve önerilerimi <em>Türkiye Mucizesi İçin Vizyon Arayışları... ve Asya Modelleri</em> başlığıyla yayımladım.</p>
<p>O sıralarda TBMM’de görevliydim. Araştırmalarımdan elde ettiğim siyasi partilerin örgütlenme ve çalışmalarıyla ilgili önerilerimi de mensubu olduğum Anavatan Partisi ile paylaştım. Araştırma partide hiç ses getirmedi ama kitap 7-8 baskı yaptı.</p>
<p>Asya tipi kalkınma modelinden yararlanma fırsatını kaçırmakta olduğumuzu hissedince, benzer konuları ele alıp Türkiye için yeni öneriler içeren <em>Öfkeden Çözüme</em>’yi kaleme aldım. 2003’te yayımlandı.</p>
<p>Ülkemizin yönetimi ile ilgili konularda fayda sağlayacağımdan ümidi kesmiş olmalıyım ki, Türk Hava Yolları’nda arkadaşlarımızla birlikte doksanlı yıllarda gerçekleştirdiğimiz dönüşümü yazmaya karar verdim. 2007’de yayımlanan <em>Bulutların Üstüne Tırmanırken</em>, 17 baskı yaptı ve sivil havacılık yüksekokullarında kullanılmaya devam ediyor.</p>
<p>O kitapta değinilen liderlik konusuna gençler tarafından çok ilgi gösterildiğini onlarla yaptığım çeşitli seminer ve söyleşilerde gördüm. Bu sıralarda CNN Türk’te <em>Başarının İzinde</em> adlı bir programım yayımlandı.</p>
<p>Yazıp çizdiklerimle makro düzeyde fayda sağlayamadığımı gördüğüm için zamanımı daha çok gençlerin donanımına katkı sağlayacak alanlarda kullanmak güdüsüyle <em>Liderin Takım Çantası</em> kitabını hazırladım. Gerçek hayattan esinlendiği, kısa ve pratik kullanıma odaklandığı için geniş kabul gördü ve kendi kulvarında çok satan oldu. 23 basım yaptı ve raflardaki yerini koruyor. Ayrıca CNN Türk’te bir programa dönüştü.</p>
<p>1991-1995 yıllarında TBMM’deyken TBMM-AB Komitesi üyesiydim. Bir kere bile toplanamadık. Çünkü Avrupalılar Türkiye’yi aralarına almak konusunda istekli değildiler. 2004 yılında bir torba kararla apar topar sekiz eski Sovyetler Birliği ülkesinin AB’ye alındığında Viyana’da Coca-Cola’nın grup başkanı olarak görev yapıyordum. Avusturya’nın başbakanı ve dışişleri bakanıyla iyi ilişkilerim vardı. Türkiye’ye olan antipatilerini saklayamıyorlardı.</p>
<p>Konu kafama takıldı ve sonuçta 2011’de <em>Avrupa’ya Hayır Diyebilen Türkiye</em> kitabı ortaya çıktı. Hiç ses getirmedi.</p>
<p>Ben de ülkeye fayda sağlayacağını düşündüğüm konulardan başka alanlara kaymaya başladım. İlk olarak Cumhuriyet’in ilk röntgen profesörü dedem <strong>Salâhattin Erk</strong>’in belgelerini derleyip 1921-23 yıllarında radyoloji ihtisası için gittiği Avrupa’daki hayatını yazdım. 44. Ulusal Radyoloji Kongresi’nde meslektaşları tarafından ağırlanıp onlara yaptığım sunum hayatımın güzel anılarındandır.</p>
<p>Sonra da sıra <em>Sandima Tableti</em>’ne geldi. Gençlik yıllarından beri süregelen arkeoloji merakım ile kafama takılan bir tezi birleştirdim, araştırdım, gezdim ve bu sefer tamamen bir zanaatkâr yaklaşımıyla zevk almak ve elimden gelenin en iyisini yapabilmek için kâğıtla kalemi buluşturdum. Amaç; hecelerle, kelimelerle, cümlelerle, paragraflarla dans edip kafamda bir dünya kurmaktı. Kitabın kahramanları ile dost oldum, onlarla birlikte olmaktan çok zevk aldım. Umarım okurlar da bu zevki paylaşır.</p>
<h2><strong>cem kozlu ile </strong><strong><em>sandima tableti</em></strong><strong> üzerine: tarihin gölgesinde bir roman</strong></h2>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İş dünyası, liderlik, kurumsal kültür ve ekonomi üzerine kaleme aldığınız kurgu dışı rehber eserlerden sonra, bu kez okuyucuyu ters köşe yapan siyasi bir gerilim ve ilk romanla karşımıza çıktınız. Sizi “Sandima Tableti”ni yazmaya iten ilk kıvılcım neydi? Kurmaca bir evren inşa etmek, bunca yıllık entelektüel ve idari birikiminizin ardından yazarlık serüveninizde nasıl bir boşluğu doldurdu?</strong></span></p>
<p>Tarİhe ve arkeolojiye merakım var. Yıllar boyunca birçok ören yerini ziyaret ettim. Yavaş yavaş farkına vardım ki ağırlıklı olarak kazılan ve ziyaret edilen yerler Grek ve Roma dönemlerine ait ve genellikle Batı ve Güneybatı Ege kıyılarında. Batılı tarihçilerin çoğu, uygarlıklarının kökenini bu bölgede, yani eski İyonya ve komşularında MÖ 6. ve 5. yüzyıllarda yaşamış, bölgeye şimdiki Yunanistan’dan göç etmiş Greklere bağlıyorlar.</p>
<p>Hâlbuki Batı ve Güneybatı Anadolu’da Luviler çok önceden beri yerleşik ve doğudaki komşuları Hititlerle karşılıklı etkileşim içinde. Hititlerin güneyinde ise çok önceden yazıyı ve matematiği keşfetmiş, imparatorluklar kurup büyük altyapı projeleri gerçekleştirmiş, sosyal organizasyonlar geliştirmiş Sümerler, Asurlular, Akadlar, Babilliler; onların da güneyinde binlerce yıl daha önceye giden Mısırlılar var. Bütün bunları göz ardı edip günümüzün hâkim uygarlığını Greklere dayandırmanın nedenleri arasında 19. yüzyıldan günümüze Türk-Yunan ilişkilerinin olduğuna inanıyorum. Bu bir tez ama bilim insanlarınca tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Tezin popülerleştirilmiş şekli olan Sandima Tableti’nin bu tartışmaya katkısı olmasını umuyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Roman, 25 yıl boyunca emek verdiği Yurdumuz gazetesinden âdeta bir saman kâğıdı formuyla nezaketsizce kovulan Ali Asya ile açılıyor. Ali Asya’nın vicdanı ile iktidar-sermaye kıskacı arasında verdiği bu mücadeleyi ve romanda çizdiğiniz “Patronissimo” tipini düşündüğümüzde; bu karakter günümüz medyasının ve kurumsal dünyasının evrensel bir prototipi mi?</strong></span></p>
<p>Kİtaptakİ olayların da karakterlerin de çeşitli esin kaynakları var. Medyayı ele alırsak, bundan 15-20 yıl önce yüz binler basan gazeteler günümüzde kendilerinin gölgesine dönüşmüş durumda. Dünyada da durum farklı değil; Washington Post da muhabirlerini çıkarıyor, The Guardian da. La Stampa da küçülüyor, Bild de.</p>
<p>Özellikle araştırmacı gazeteciliğin hareket sahası sürekli daralmakta. Teknoloji bize hayal bile edemeyeceğimiz boyutlarda bilgi ve veri sunarken bunların güvenilirliği konusu giderek tartışmalı hâle geliyor. Bu bağlamda Boksör’e evrensel bir prototip diyebilirsiniz.</p>
<p>Romanda Ali Asya’nın en zor anlarında pusulası, eğilip bükülmeyen Cumhuriyet Savcısı babası Abdullah Bey ve onun bıraktığı kararmış Sheaffer dolma kalem ile Ece Ajandası oluyor. Ali’nin hayat felsefesi bu mirasla dikleşirken, karşı kutuptaki Hermes’in (Kâmil) hikâyesinde de bir babasızlık, köksüzlük görüyoruz. Kitaptaki bu güçlü baba figürleri üzerinden, aslında bir dönemin Cumhuriyet ahlakına ve adalet duygusuna duyulan özlemi mi tartışıyoruz?</p>
<p>Büyükannemİn babası defterdar. Yemen’de görev yaparken eşi, büyükannemi karnında 40 günlük bir gemi yolculuğu ile İstanbul’a getiriyor. Büyükannem çocukken at sırtında Musul’a babasının görev yerine gidiyorlar. Daha sonra da Filistin’e. Son tayin edildiği Selanik’te babaannem eşi Abdullah Bey’le tanışıp evleniyor. Abdullah Bey orada savcı yardımcısı. İstanbul’a geldiklerinde Bahriye Nezareti’ne hukuk müşaviri olarak giriyor.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sırasında yakın arkadaşları <strong>Rauf Orbay</strong> ve sonradan Cumhuriyet’in ilk Donanma Komutanı olacak <strong>Hamdi Denizmen</strong> ile birlikte <strong>Mustafa Kemal</strong>’in safında yer alıyorlar.</p>
<p>Babam bankadaki görevine müfettiş muavini olarak başlıyor, sırasıyla müfettiş ve teftiş kurulu başkanı oluyor.</p>
<p>Ben çocukken kapının yanında hazır duran ufak meşin bir çantası olduğunu hatırlarım. Gece yarısı bir hırsızlık veya yolsuzluk olayı ile ilgili telefon gelir, çantayı aldığı gibi otobüs veya trenle Anadolu’nun bir köşesine, bucağına giderdi.</p>
<p>Dediğiniz gibi, Cumhuriyet’in bir ahlak ve adalet duygusu vardı. İki adım ileri, bir adım geri gitsek bile toplum olarak bu alanlarda geliştiğimizi hissediyordum.</p>
<p>Şimdi gazetelerin üçüncü sayfalarındaki soygun, cinayet, dolandırıcılık ve benzer haberleri okudukça şüphelerim uyanıyor. Pusulada kuzeyle güneyin yeri saparsa yolunuzu kaybedersiniz. Toplumda da doğru ve yanlış arasındaki sınır esneyip kırılmaya başlarsa temellerimiz sarsılır.</p>
<p>Klasik casusluk ya da gerilim romanlarında genellikle nükleer şifreler, askerî sırlar ya da mikroçipler çalınır; ancak siz hedef tahtasına “Anadolu’nun uygarlığın beşiği olduğu” tezini kanıtlayacak olan Sandima Tableti’ni koyuyorsunuz. Geleceğin küresel ve jeopolitik savaşlarının artık askerî güçten ziyade “kültürel hafıza” ve “tarihsel anlatı” üzerinden yürüyeceğini mi öngörüyorsunuz?</p>
<p>Evet, hem toplumların içinde hem de uluslararası düzeyde kimlik politikaları güçlenmekte. Bunu Amerika’da, Hindistan’da, Avrupa Birliği ülkelerinde görüyoruz. Siyasiler bazen içeride güç kazanmak için, bazen de dış güçlere karşı halkın dayanışmasını güçlendirmek amacıyla somut konulardan çok aidiyet bağlarını ön plana çıkarıyorlar.</p>
<p>Yunanistan da kuruluşundan beri komşusu Osmanlı İmparatorluğu ve sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Batı’da ittifak arayışları içinde olmuş. İttifakın soyut tutkalı olarak da aynı kökten geldiklerini, aynı tarihi paylaştıklarını vurgulamışlar. Jeopolitik açıdan bunu anlıyorum. Ama hasmını zayıflatmak için tarihî gerçekleri saptırarak onu kendi uygarlıklarının dışında, “öteki”, tarih terimiyle “barbar” olarak göstermeye çalışmak bilimin sınırlarını aşan hasmane bir davranış.</p>
<p>Bunun dünyada birçok örneği var.</p>
<p>Hindistan’da Hindular Müslümanlara, “Biz sizden önce buradaydık,” diyebilmek için 1528 civarında inşa edilmiş Babri Camii’ni yerle bir ettiler. Temelleri üstüne yükselen Hindu tapınağının 2024’teki açılışını bizzat Başbakan <strong>Modi</strong> yaptı.</p>
<p>Tarih ve arkeoloji çok açık seçik biçimde ayrımcı ve aşırı siyasi emeller için kullanılabilmekte.</p>
<p>Sandima Tableti’nde bahsi geçen Profesör <strong>Glock</strong>’un hikâyesi de gerçektir. Siyonist odaklı Filistin arkeolojisine farklı bir görüş getiren Amerikalı profesörü evinin önünde vurdular. O ülkedeki bazı önemli kazıların başındaki arkeologların askerî geçmişi olduğu ve bazı kazıların güvenlik ve devlet politikası ile iç içe, askerî kontrol altındaki bölgelerde yürütüldüğü de bilinen bir gerçek.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Fiziksel olarak “kum saati” gövdeli, Boksör lakaplı Ali Asya ile atletik, ince uzun ama operasyonel bir kurşun yarası yüzünden hafif aksayan Hermes (Kâmil) aslında birbirlerinin “gölge” karakterleri gibi. İkisi de yalnız profesyoneller, ikisinin de hafızası ve dil yeteneği çok güçlü. Bu iki zıt ama ikiz karakteri yaratırken güç, maskülenlik ve kırılganlık kavramlarını nasıl dengelediniz?</strong></span></p>
<p>İKİ erkek kahraman Boksör ve Hermes silahlarını değil, kafalarını çalıştırıyorlar. Boksör bir gazetecinin disiplinli ve düz mantığına sahip. Hermes ise atası sayılan <strong>Odiseus</strong> gibi hile ve desiseye kafa yoruyor. Meslekleri icabı ilki gerçekleri aydınlatmaya odaklanmışken, ikincisinin başarısının yolu gerçekleri kamufle etmekten geçiyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Elâ karakteri üzerinden, Batı dünyasının bilim, felsefe ve demokrasiyi sadece Antik Grek coğrafyasına (Miletos, İyonya) indirgeyerek inşa ettiği o “ezber” illüzyonu çok sert eleştiriyorsunuz. Luviler özbeöz Anadolulu bir halk olarak bu ezberi nasıl bozuyor? Sizce Türkiye, kendi topraklarındaki bu köklü geçmişin ve tapunun ne kadar farkında? Ayrıca, Troya’yı kazan Manfred Korfmann ve Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtan Klaus Schmidt gibi isimlerin uğradığı akademik saldırılara ve erken ölümlerine vefa dolu bir sayfa açıyorsunuz. Hatta Elâ’nın hocası Selahattin Tonuk da Luvi-Hitit çalışmalarını savunduğu için statüko tarafından erken emekliliğe zorlanıyor. Bilim dünyasındaki bu “statüko bağnazlığı”nı nasıl yorumluyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Kİtapta savunduğum tezi bilimsel çalışmalarıyla ve Uygarlık Anadolu’da Doğdu adlı dev eseri ile kanıtlayan <strong>Prof. Fahri Işık</strong>’la ancak kitap basıldıktan sonra tanışabildim. Ondan duyduğum şu cümle bütün emeklerime değdi:</p>
<p><span style="color: #000000;">“Sen beni yazmışsın. Bu nasıl bir öngörü. Doğrular giderek anlaşılacak.”</span></p>
<p>Statüko bağnazlığı sanırım bilimin ve sanatın hemen her dalında bolca mevcut. Kitapta bazı örneklere değindim. Statükoyu sarsan tezlerin yeni bulgu ve bilgiler çerçevesinde tartışılması çok önemli. Tarihin anlatımını temelinden sarsan yeni arkeolojik bulguların çok önemli bir kaynağı Göbeklitepe ve Karahantepeler. <strong>Prof. Necmi Karul</strong> ve değerli ekibinin Urfa yakınlarındaki bu bölgede hızla yürüttükleri kazılardaki bulgular bütüncül biçimde akademik makale ve eserlere yansıdıkça uygarlık tarihinin kökleri Batı Anadolu’dan Doğu’ya, MÖ 5-6. yüzyıllardan MÖ 9-10. binyıllara kayacak. Bu bağlamda statükoyu sarsıcı ve ezber bozucu iki eserden bahsetmek isterim:</p>
<p><strong>Prof. James C. Scott</strong>’un Tahıla Karşı (Koç Üniversitesi Yayınları) ve <strong>Prof. David Graeber</strong>’in Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi (Epsilon Yayınevi) adlı kitapları genel kabul görmüş bazı temel tarih ve arkeoloji tezlerini sorgulamakta.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Romanın kaderini değiştiren, şifreleri çözen ve Ali Asya’yı harekete geçiren iki güçlü kadın var: Restoratör Elâ ve tekerlekli sandalyede bir dijital deha olan Sara. Elâ’nın romandaki o çarpıcı tespitiyle; Türkiye’de kadınlar mesleklerinde yükü taşımalarına rağmen yönetim kademelerinde neden görünmez kılınıyor? Okuyucuya bu kadın dayanışması üzerinden nasıl bir alt metin sundunuz?</strong></span></p>
<p>Romanda en az erkek karakterler kadar güçlü iki kadın var: Elâ ve Sara. Üstelik çok daha büyük bedel ödemişler; görevleri ve neticede vatanları uğruna hedef olup yaralanmış kişiler. Ama pes etmiyorlar. Başarılarında cesaretleri kadar rol oynayan etken, analiz yetenekleri ile içgüdülerini birlikte çalıştırabilmeleri. Analitik zekâ ile duygusal zekâyı birleştirebilmekte kadınların çoğu kez erkeklerden daha başarılı olduğunu meslek hayatımda da gözlemledim.</p>
<p>Roman, tıpkı bir Hollywood filmi ya da dijital platform dizisi ritminde ve görselliğinde ilerliyor. Özellikle Knidos Antik Kenti’ndeki Kral Sarnıcı’nda geçen, suyun yükseldiği, bilyelerin ve replika tabletin parçalandığı klostrofobik final sahnesi müthiş bir görsel vizyona sahip. Yazarken zihninizde bir film şeridi dönüyor muhtemelen. Peki ileride Ali Asya’yı ekranda görme ihtimalimiz var mı?</p>
<p>İlgİnç bir konuya değindiniz. Değerli senarist ve yazar <strong>Selin Tunç Berkan</strong>, metni ilk okuduğunda sinematik yönlerinin güçlü olduğunu ve bir diziye dönüşebileceğini söylemiş, önemli önerilerde bulunmuştu. Ama o çok başka ve bilmediğim bir kulvar. Önce romanı bitirmek istedim. Bakalım, başka yönlere evrilir mi? Okurlardan gelen geri bildirimler belirleyici olacak. Şimdilik mutlu ve iyimserim.</p>
<p>Kitabın can damarı şu cümle: “Bir ülkenin kaderi, hafızasını nasıl koruduğuyla ilgilidir.” Atatürk’ün 1930’larda bizzat kurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Sümerbank ve Etibank ile yapmaya çalıştığı o büyük vizyonu bugün nereye koyuyoruz? Sizce günümüz Türkiye’sinin en büyük hafıza kaybı ya da bilerek unutuşu nedir?</p>
<p>ETİKETLERİN insanları böldüğünü, en alt paydaya indirgediğini, renkleri siyah beyaza dönüştürdüğünü düşünürüm. Kullanmak istemem. Ama ısrar ederseniz muhafazakârlığı kabullenirim.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Nasıl bir muhafazakârlık?</strong></span></p>
<p>İyinin, güzelin, doğalın, işlevsel olanın muhafaza edildiği; muhafazakârlığın sadece kültürel unsurlarla tanımlanmayıp evrimsel biçimde gelişmeyi de kapsadığı bir muhafazakârlık.</p>
<p>Çocukken Fenerbahçe’den Kadıköy’e yalnız yürüdüğümü, Acıbadem’e bisikletle gittiğimi hatırlıyorum. Bugün çocuğunuzu buralara yalnız bırakabilir misiniz? Yolda hiç tanıdığa, başı sıkışsa yardımcı olacak bir mahalleliye rastlar mı?</p>
<p>Evler, bahçeler ve bostanlar yerlerini gökdelenlere bıraktı. Bunun mahalle hayatı ve komşuluk üzerindeki etkilerini hissedebiliyoruz. Kimyasalların boyadığı nehirlerimizi, suları çekilen göllerimizi, madenlerin kelleştirdiği tepelerimizi hepimiz görebiliyoruz. Bilmediğimiz bir şeyi söylemiyorum.</p>
<p>“Görünen köy kılavuz istemez,” demiş atalarımız.</p>
<p>Vatanımızın üstündeki ve altındaki tüm zenginliklere sahip çıkmak, muhafaza edip iyileştirmek ve geliştirmek, değerini anlamak ve dünyaya anlatmak görevlerimiz arasında değil mi? Boksör ve arkadaşlarına sorsanız hep bir ağızdan:</p>
<p>“Evet!” diye haykıracaklardır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kitaplari-yazari-duayen-ust-yonetici-cem-kozlu-ilk-romani-ile-okurunun-karsisina-cikti-80673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/3/1280x720/cem-kozlu-1780952591.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazarlama, liderlik, kurumsal kültür, kalkınma modelleri, havacılık ve yönetim üzerine kaleme aldığı eserlerle uzun yıllardır iş dünyasının başvuru kaynakları arasında yer alan Cem Kozlu, ilk romanı Sandima Tableti ile bu kez kurmaca alanına adım atıyor. Arkeoloji, tarih, kimlik politikaları ve medya dünyasını gerilim kurgusu içinde buluşturan roman, yazarın yıllardır ilgi duyduğu alanların edebî bir sentezi olarak dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-dunya-duzeni-arayislarina-yenilgiden-sonra-kitabi-isik-tutuyor-80674</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeni dünya düzeni arayışlarına yenilgiden sonra kitabı ışık tutuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akademisyenler, araştırmacılar ve sorgulama merakı peşinde koşarken akıl disiplinini kullanmak isteyenlerin öğreneceği temel bilgi şudur: Tutarlı bir kuramsal çerçeve olmaksızın yola çıkılırsa çok sayıda kavram uçuşur; ama tutarlı bir bilgi üretilemez, faydalı bilginin kaldıraç etkisi değerlendirilemez.</strong></p>
<p><em>“Keşke”</em> deme ihtiyacı olmamak çok güzel şey; ama <strong>Ayşe Zarakol</strong>’un <em>Yenilgiden Sonra / Doğu Batı ile Yaşamayı Nasıl Öğrendi</em> kitabını okuyunca, “Keşke <em>Batı’dan Önce</em> <em>kitabından önce okusaydım</em>” dedim. <strong><em>Koç Üniversitesi Yayınları</em></strong> arasında ilk baskısı Ağustos 2012’de yayımlanan, çevirisini <strong>Barış Cezar</strong>’ın yaptığı kitabı bir tanıtım yazısında tam ve doğru yansıtmak çok zor. Bir yönünü anlatsanız, gerçekten önemli başka bir yönü eksik kalıyor.</p>
<p><em>Yenilgiden Sonra</em> kitabını okurken gözden ırak tutulmaması gereken bazı etkenler zihinlerde diri tutulmalı: <strong>Ayşe Zarakol</strong> bir siyaset bilimci. Lisans derecesini ABD’de Middlebury College’de yapıyor. Doktora derecesini Wisconsin Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamlıyor. Şimdi Cambridge Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesör.</p>
<p>Kitabın merkez düşüncesini oluşturan <em>“leke kuramı”</em> odağından baktığımızda, leke çileleri yaşamış ve yaşamakta olan bir toplumdan geliyor; o nedenle kendi anlatımıyla <em>“lekeliler”</em>;</p>
<p>- Yazılı olmayan kurallarla belirlenen roller ve beklentilerle başa çıkma,</p>
<p>- Beklentilere uymayanlara lekeli dendiğine göre yaygın kabullere karşı durma,</p>
<p>- Kendini normal olarak tanımlayanların hor görmeleriyle yüzleşme,</p>
<p>- Durumun farkında olup içten içe ondan utanç duyma,</p>
<p>- Eksik görülmelerini içselleştirmenin yarattığı sorunları göğüsleme,</p>
<p>- Kendini savunma pozisyonlarının ve hiyerarşinin pekiştirildiği saptamaları aşabilme</p>
<p>      gibi sorunlarla yüzleşir. Bütün bunları aşarak <em>“uluslararası eleklerin üstünde kalabilme”</em> çok önemli.</p>
<p>Ayşe Zarakol, çok özetle değinilen zorlukları aşarak kendini küresel ölçekte kanıtlamış bir bilim insanımız. İşaret etmek istediğim bir başka etken, yazarın bakış açısının çerçevesini çizen <em>“yerleşikler-dışardakiler”</em>  kuramı.</p>
<p>Birkaç büyük göç yaşamış bir ailenin çocuğu olarak, yerleşik olma ya da yerli olma hissine sahip olmanın ne demek olduğuna ilişkin kişisel deneyimlerim var. Zarakol’un <em> </em> söylemesinde en küçük bir abartı görmüyorum. Bu gerçekliği yaşayarak öğrenenlerdenim.</p>
<p>Kuramsal çerçeveyi, kendi doğup büyüdüğüm köyden bir ilçenin dününü ve bugününü anlattığım kitaba kadar bir alanda doğrulayan olay ve olgularla yüzleştim.</p>
<p>Lekelilik, yerleşik ve dışardakiler bakış açısının toplumsal ilişkilerde mutlak olduğunu bilerek adımlarımızı atabilmek bizlere çok şey kazandırabilir.</p>
<p>Kitap, Nobel Edebiyat Ödülü alan <strong>Orhan Pamuk</strong>’un <em>“ihanetle”</em> suçlanmasından yola çıkıyor; Nobel Ödülü töreninde yaptığı bir konuşmayla sonlandırılıyor.</p>
<p>Kitapta akademisyenler, araştırmacılar, sorgulama merakı peşinde koşarken akıl disiplinini kullanmak isteyenlerin öğreneceği temel bilgi şu: Tutarlı bir kuramsal çerçeve olmaksızın yola çıkılırsa çok sayıda kavram uçuşur; ama tutarlı bir analiz için gerekli faydalı bilgi üretilemez. O nedenle kitabın kuramsal çerçeveyi oluşturan bölümündeki; leke, gerçek toplumsal kimlikler arasındaki uyuşmazlık, itibar zedelenmesi, leke ile ayrımcılık farkı, milliyetçi gurur ile dikbaşlılık, lekelerin gündelik yaşamdaki ikilemleri, lekenin kötüye giden her şeyin nedenine dönüşmesi gibi anlatımlar günlük yaşamımızda yüzleştiğimiz anlatımları kavramamız için çok önemli bilgiler sunuyor.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde kendini normal, diğerlerini farklı görmenin etkileri önemli. Normları koyanların zorunlu izleyicisi olmamak için toplumun kendi dinamiklerini kavramak da hayati konulardan biri.</p>
<p>Bu açılardan bakıldığında Zarakol, tarihsel dinamikleri, toplumsal süreçleri, kuralcı paradigmaları nasıl değerlendireceğimize ilişkin elimize bir dizi zihinsel araç veriyor; <em>“yapısal analizlerin mümkün olanı, tarihsel analizlerin gerçek olanı açıkladığını”</em> kanıtlarıyla ortaya koyuyor.</p>
<p>Zarakol’un kitabında öylesine yoğun kavramlar üretiliyor ki, başta söylediğimiz gibi bir tanıtım yazısının sınırları içinde anlatmak çok büyük bir deha gerektirir; bizim de öyle bir iddiamız yok. Örneğin uluslararası sistemde <em>“içerdekiler ve dışardakiler”</em> anlatılırken öğreneceğimiz kavramlara şöyle bir bakalım:</p>
<p>Modern benlik arayışı o kavramlardan biri. Devletin toplumsallaşmasının hangi etkenlere bağlı olduğu, daha önceki kuramsal yapılar ve meşrulaştırıcı etkenler, toplumsallaşma, dış müdahale, zorlama ve ikna etme süreçleri gibi bugün kitle haberleşme araçlarında her akşam izlediğimiz konuları açıklamaya çalışan dilin de esasını oluşturuyor.</p>
<p>Daha ileri giden devletler, daha geride kalanların öykünmesinin olası etkileri, devletin iktidar üzerindeki tekel oluşturması, tartışmaların ekonomik alana kayması, geleneksel yollardan sapma, kalkınma ve aydınlanma gibi konulara nasıl yaklaşmamız gerektiği de sorgulanıyor kitapta.</p>
<p>Şanlı geçmişin kurbanı olan toplumların başına gelenler, aydınlanma ve devrimlerin etkileri, eşitsizlik ve hiyerarşi ilişkileri de Zarakol’un analizlerinin öğretici yönleri.</p>
<p>Bugün bütün dünyanın gündeminde olan konular yer alıyor <em>Yenilgiden Sonra</em>’da.</p>
<p>Kitabı alıcı bir ruhla okuyanlar; büyük güç ölçütünün ne olduğunu, yarı-medeni anlatımının ne kastettiğini, küresel düzeydeki toplumsal hiyerarşiyi, efendi-köle rollerinin kabullenilmesini, pozitif özgürlüğü, grup dinamiklerini, yerleşik ve dışardakiler anlatımında kullanılan gizleyici kavramları, gelişmişlik ve azgelişmişlik anlatımının etkilerini de değişik yönleriyle kavrayabilir.Kitap, içerdeki güç ile dışardaki gücü yönetmede kullanılan dilin kavramlarına yüklenen değerlerin somut sonuçlara yansımalarıyla ilgili. Türkiye, Rusya ve Japonya örneklerinden yola çıkarak bir dizi olayı tanımlıyor.</p>
<p><em>Yenilgiden Sonra </em>kitabı, Türkiye, Rusya ve Japonya deneyimlerinde benzeşen ve ayrışan yönleri de bir meta analizinin sınırlarını zorlayarak önümüze koyuyor. Batılı olmayan devletlerin <em>“süs bitkisi”</em> gibi görülmesi yanında; tümünü yansıtmak mümkün değil ama Ayşe Zarakol karanlığımızı aydınlatıyor:</p>
<p><em>-“Normal olma”</em> kavramının bakış açılarına göre ne anlama geldiğini,</p>
<p>- Medeni ve barbar ayrımının neden ileri sürüldüğünü,</p>
<p>- Modern ile geleneksel arasındaki farklılığı,</p>
<p>- Gelişmiş ve azgelişmiş anlatımının etkilerini,</p>
<p>- Liberal ve liberal olmayan anlatımıyla ne anlatılmak istendiğini,</p>
<p>- Demokratik ve otoriter anlatımın derinliklerini ve daha onlarca güncel analizi bize cömertçe sunuyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272ee6cf63a-1780952806.png" alt="" width="233" height="302" />Kitabı okuyup bitirdiğimde düşündüklerimi not ettim:</p>
<p>Tarihi aykırı olanların yazdığını biliyorum. Ayşe Zarakol, her ne kadar Batı okullarında okusa da kendisi lekeli ve dışarıda bırakılmak istenen bir toplumdan gelme. Akademik dünyanın yerleşik doğrularını ve önyargılarını aşacak bir kitap yazmak için her genellemesini gerekçelendirerek belgeleyen bir bilim özeni olan insan. Boşluk bırakmama özeni O’nun çok güçlü yanlarından biri. Siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, uluslararası ilişkiler analizleri yapanlarımız Zarakol’un iki kitabını okuyunca düşünce ve davranışlarını yönlendiren birçok değeri gözden geçirmek zorunda kalabilir.</p>
<p>Bilim, kör inancın değil, dengeli kuşkunun aracıdır. Bilimin dengeli kuşkusunu önemseyen herkes Zarakol’un kitabında kendini dönüştürecek bir kanal bulabilir. O nedenle bu kitap bir kez ciddi okumakla da kalmayacak, zaman zaman başvurulacak bir kaynak. Türkiye, Japonya ve Rusya’da olup bitenleri kavramamız için de açılmış bir yol. Bize düşen, bu yola girecek olanları çoğaltmak; kalkınmada sermaye kadar önemli olan faydalı bilginin toplumsallaşmasını, alan yaygınlığını ve bilgi derinliğini çoğaltmaktır. </p>
<p><em>Yenilgiden</em></p>
<p><em>Sonra / </em><em>Doğu Batı</em></p>
<p><em>ile Yaşamayı</em></p>
<p><em>Nasıl Öğrendi  </em></p>
<p><em>Ayşe Zarakol</em></p>
<p><em>Türkçesi:</em></p>
<p><em>Barış Cezar</em></p>
<p><em>Yayına Hazırlayan:</em></p>
<p><em>Çiçek Öztek</em></p>
<p>Koç Üniversitesi</p>
<p>Yayınları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-dunya-duzeni-arayislarina-yenilgiden-sonra-kitabi-isik-tutuyor-80674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/kitap-okuma-kadin-1761115170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeni dünya düzeni arayışlarına yenilgiden sonra kitabı ışık tutuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-yuzyili-kavrarsak-bugunu-de-anlayabilir-miyiz-80675</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19. yüzyılı kavrarsak, bugünü de anlayabilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçmişi gerçekten anlamak, bugünü daha berrak görmemizi sağlar mı? Katja Hoyer’in Kan ve Demir kitabı, Almanya İmparatorluğu’nun doğuşunu anlatırken yalnızca bir dönemi değil, Avrupa’nın bugünkü siyasi ve ekonomik düzeninin arka planını da yeniden düşünmeye davet ediyor.</strong></p>
<p>Taşınmak insan hayatındaki yedi büyük travmadan biriymiş. Listede sevdiğin insanların kaybı ve boşanma gibi çok ciddi sıkıntılar var... Bizim gibi göçer ataları olan toplumlarda taşınma travması var mı bilmiyorum. En azından aramızdaki memur çocuklarında vardır!</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a273032e2e37-1780953138.png" alt="" width="378" height="390" />
<figcaption><strong>Katja Hoyer</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tam böyle bir stresin içinde gazetedeki arşivimi karıştırıyorum, eleyeceklerimi elemeye, azalmaya ve bu sayede daha konforlu olmaya çalışıyorum. Bizim işle uğraşanların sadeleşmesi çok da mümkün değil aslında… Kağıtlar, notlar, kesilmiş kupürler, saklanmış gazeteler, fotoğraflar, doldurulmuş defterler, ajandalar… Tüm bu kağıt yığınının arasından okurum diye sakladığım kitaplara ulaşıyorum. Bir harita çıkışı almışım. Üzerinde Almanya yazıyor ama bugünkü Almanya değil. Prusya var, Saksonya var, Bavyera var… Hepsi ayrı ayrı yönetiliyor. Parçalı, dağınık, birbirine mesafeli…</p>
<p>Bugünden bakınca güçlü bir sanayi devi, disiplinli bir ekonomi ve Avrupa’nın lokomotifi olarak gördüğümüz Almanya’nın aslında ne kadar <em>“yeni”</em> bir hikâye olduğunu hatırlamak tuhaf bir duygu.</p>
<p>Arasından haritayı bulduğum kitabın kırmızı kapağına takılıyorum.</p>
<p><strong>Katja Hoyer</strong>’in yazdığı <em>“Kan ve Demir/Alman İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü (1871-1918)”</em>… Kitap <strong><em>VakıfBank Kültür Yayınları</em></strong>’ndan çıkmış. Elimdeki Nisan 2024 tarihli ilk baskısı. Çevirmeni de <strong>Sinan Çakır</strong>…</p>
<p>Katja Hoyer, 1985’te dönemin Doğu Almanya’sında (Demokratik Alman Cumhuriyeti/DDR) doğmuş bir isim. O doğduktan kısa bir süre sonra duvar yıkılmış. Ama yine de Alman tarihçi diyemiyorum. Çünkü kendisi de Twitter ya da şimdiki ismiyle X platformunda profiline kendini <em>“İngiltere'nin en sevdiği Alman tarihçi’ (Sunday Times). Londra King's College'da Ziyaretçi Araştırma Görevlisi. FRHistS (Kraliyet Tarih Topluluğu üyesi) Kitapları: Weimar. Duvarın Ötesinde. Kan ve Demir”</em> şeklinde yansıtmış. Kitabın kapağını çevirip giriş sayfasını okuduğumda, Sinan Çakır’ın şahane çevirisinin de katkısıyla <em>“bu akşam başlamalıyım”</em> deyip çantama attım:</p>
<p><em>“17 Ocak 1871’in parlak, soğuk kış sabanında Prusya Kralı I. Wilhelm bir kriz anı yaşadı. Sonunda bu yaşlı adam kontrolünü kaybetti ve ağlamaya başladı: ‘Yarın hayatımın en mutsuz günü olacak! Prusya monarşisinin cenazesine tanık olacağız ve Kont Bismarck, bu sizin hatanız!’ 73 yaşındaki kral, bir gün tüm Almanları birleştirmek için ortaya çıkacak mistik Kayser rolünü üstlenmek için pek muhtemel bir aday değildi. Ancak şu anda ondan beklenen tam olarak buydu. Ertesi gün 18 Ocak 1871’de öğlen saatlerinde birkaç yüz Prusyalı subay, soyluların üyeleri ve Fransa-Prusya Savaşı’nda savaşan tüm Alman alaylarının temsilcileri Versay Sarayı’nın Aynalar Salonu’nda toplandı.”</em></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Doğduğu salona gömülmek…</strong></span></p>
<p>Bu giriş satırlarını okuyunca aklımda şimşekler çaktı. Tarih kendi sembolizmini yaratıyor ve kimse yapılan hiçbir şeyi unutmuyordu. Fransızları yenip onların saraylarında Alman İmparatorluğu’nun doğumunu ilan ediyorsun. Sonra 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmenin hemen ardından sana aynı salonda 1919’da şartları çok ağır bir anlaşma imzalatıyorlar. Yani Alman İmparatorluğu kurulduktan 48 yıl sonra, doğduğu salonda son nefesini veriyor. Bir kez daha kaybeden tarafta olmamız sonucu bize dayatılan Sevr’i tanımayan atalarımla gurur duyuyorum…</p>
<p>Gelelim Hoyer’in kitabına. Batı’nın Almanya’nın <em>“Hitler’e giden yolun başlangıcı” </em>olarak gördüğü Bismarck dönemine Hoyer başka bir pencereden bakıyor. Daha karmaşık, daha insani ve evet, biraz da daha tartışmalı bir yerden yapıyor. Belki Hitler’e giden yolun taşlarını bir topluma çok ağır şartlarda onur zedeleyici bir barışı dayatma da döşemiş olabilir! Ki bu bambaşka bir tartışmanın konusu.</p>
<p><strong><span style="color: #3598db;">Demir mi, anlatı mı daha güçlü?</span></strong></p>
<p>Kitabın adı bile bizi otomatik olarak <strong>Otto von Bismarck</strong>’ın meşhur <em>“kan ve demir”</em> söylemine götürüyor. Yani savaşla kurulan bir birlik…</p>
<p>Ama Hoyer’in iddiası şu:</p>
<p>Almanya sadece savaşla kurulmadı. Aynı zamanda:</p>
<p>sosyal devletin temelleri atıldı,</p>
<p>sanayi devrimi hız kazandı,</p>
<p>modern bürokrasi şekillendi.</p>
<p>Bugün Almanya’yı <em>“ekonomik mucize”</em> olarak konuşuyorsak, o hikâyenin kökleri de bu dönemde.</p>
<p>Bu bakış açısı özellikle Anglo-Sakson dünyada ilgi gördü. Çünkü uzun yıllar boyunca hâkim olan anlatı farklıydı: Almanya’nın tarihi, neredeyse kaçınılmaz şekilde Nazizme çıkan bir yoldu.</p>
<p>Hoyer bu çizgiyi kırıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a273096da34b-1780953238.png" alt="" width="233" height="303" />Ama her kırılma gibi bu da sessiz olmadı. Kitap yayınlanmasının hemen ardından Almanya’dan büyük eleştiriler aldı. Eleştirilerin özeti aslında oldukça net:</p>
<p>Alman İmparatorluğu’nun otoriter yapısı yeterince sert eleştirilmiyor, militarizm ve elitlerin gücü geri plana itiliyor, Bismarck gereğinden fazla <em>“modernleştirici”</em> bir figür olarak sunuluyor.</p>
<p>Yani mesele şu soruda düğümleniyor:</p>
<p>Almanya sıradan bir Avrupa devleti miydi, yoksa sorunlu bir modernleşme örneği mi?</p>
<p>Bu tartışmanın akademide bir adı bile var: Sonderweg (özel yol).</p>
<p>Hoyer bu <em>“özel yol”</em> tezine mesafeli duruyor. Ona göre tarih doğrusal değil. Yani 1871’den 1933’e giden tek bir kaçınılmaz çizgi yok.</p>
<p>Bu yaklaşım bazılarına göre ferahlatıcı.</p>
<p>Bazılarına göre ise tehlikeli derecede iyimser.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Bir asır önceye dönüp bakmak</strong></span></p>
<p><em>Kan ve Demir</em> aslında iki farklı şekilde okunabilir:</p>
<p>Birincisi, iyi yazılmış, akıcı popüler bir Alman tarihi olarak. İkincisi, Avrupa’nın bugününü anlamaya çalışan bir zihin egzersizi olarak.</p>
<p>Çünkü mesele sadece Almanya değil.</p>
<p>Bugün Avrupa yeniden, güvenlik, savunma, sanayi politikası gibi başlıkları konuşuyor.</p>
<p>Ve bu başlıkların hepsi bizi bir şekilde 19. yüzyıla geri götürüyor.</p>
<p>Coğrafyamızdaki gelişmeleri de düşününce belki filmi bir asır geriye sarıp, 19. yüzyıldaki gelişmeleri dönüp dönüp tekrar okumalıyız.  g</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-yuzyili-kavrarsak-bugunu-de-anlayabilir-miyiz-80675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/kitap-1773046371.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. yüzyılı kavrarsak, bugünü de anlayabilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/subasi-3-yz-cozumuyle-gumruk-islem-hizmetlerini-dijitallestirdi-80735</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Subaşı, 3 YZ çözümüyle gümrük işlem hizmetlerini dijitalleştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gümrük ve dış ticaret süreçlerinde dijitalleşme yeni bir evreye girdi. Artan ticaret hacmi, karmaşıklaşan mevzuat yapısı ve hız beklentisi, şirketleri yalnızca işlemleri dijitalleştirmeye değil, veriyi analiz eden ve riskleri önceden tespit edebilen sistemlere yönlendiriyor. Yapay zeka destekli uygulamalar da bu dönüşümün en önemli araçlarından biri haline geldi. Bu nedenle sektör oyuncuları, verileri analiz eden, hata ve eksiklikleri önceden tespit eden akıllı sistemlere yöneliyor.</p>
<p>1948 yılından bu yana gümrük müşavirliği alanında faaliyet gösteren Subaşı Gümrük Müşavirliği de yapay zeka destekli çözümlerle süreçlerini yeniden yapılandıran şirketlerden biri. Şirket, geliştirdiği SubFAST, SubEYES ve SubAUDIT sistemleriyle beyanname hazırlama, tescil öncesi kontrol ve sonradan denetim süreçlerini dijital platformlar üzerinden yönetiyor.</p>
<p><strong>Beyan hazırlama süreçleri hızlandı</strong></p>
<p>Şirket tarafından geliştirilen ilk sistem olan SubFAST, beyanname hazırlama süreçlerinde kullanılan belge ve verilerin daha hızlı işlenmesini amaçlıyor. Sistem; belge tasnifi, anomali kontrolü, otomatik beyanname oluşturma ve arşivleme işlemlerini tek bir dijital akış içinde bir araya getiriyor. Müşterilerden gelen evraklar sistem tarafından ayrıştırılıyor, eksik veya uyumsuz belgeler tespit edilerek ilgili kontroller gerçekleştiriliyor. Kontrol aşamalarının ardından uygun bulunan veriler beyanname oluşturma sürecine aktarılıyor. Böylece manuel iş yükünün azaltılması, veri giriş hatalarının minimize edilmesi ve operasyonel süreçlerin hızlandırılması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Tescil öncesi kontrol</strong></p>
<p>Firmanın geliştirdiği ikinci sistem olan SubEYES ise beyannamenin hazırlanmasının ardından devreye giriyor. Yapay zeka destekli yapı, tescil öncesinde evraklar ile beyanname arasındaki veri uyumluluğunu kontrol ediyor. Sistem; ticari faturalar, çeki listeleri, menşe şahadetnameleri, dolaşım belgeleri, taşıma evrakları ve diğer ilgili dokümanlar arasındaki bütünlüğü analiz ediyor. Bunun yanı sıra hazırlanan beyannamenin hem ilgili evraklarla hem de yürürlükteki mevzuatla uyumluluğunu değerlendiriyor. Bu süreç sayesinde olası hata, eksiklik veya risk oluşturabilecek alanlar tescil öncesinde görünür hale geliyor.</p>
<p><strong>Denetim süreçlerinde yeni yaklaşım</strong></p>
<p>Şirketin üçüncü çözümü olan SubAUDIT ise gümrük beyannamelerinin sonradan kontrol ve denetim süreçlerine odaklanıyor. Sistem, yapay zeka destekli analiz araçlarıyla beyannameleri çok katmanlı biçimde inceleyerek olası hata ve risk alanlarını belirliyor. Usul kontrolleri, vergi denetimleri, karşılaştırmalı analizler ve mevzuat uyumluluk incelemeleri gerçekleştiren sistem, operasyonel verilerin daha kapsamlı değerlendirilmesine imkan tanıyor. Şirket yetkilileri, insan kontrolünü destekleyen bu yapının hata risklerini azaltmaya ve denetim süreçlerini daha sistematik hale getirmeye katkı sunduğunu belirtiyor. SubAUDIT'in aynı zamanda Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahibi firmaların denetim ve raporlama süreçlerinde de kullanılabildiği ifade ediliyor.</p>
<p><strong>“Amaç yalnızca hız değil” </strong></p>
<p>Subaşı Gümrük Müşavirliği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yahya Subaşı, yapay zeka yatırımlarını yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, sektörün geleceğine yönelik stratejik bir adım olarak değerlendirdiklerini söyledi. Gümrük operasyonlarında beklentilerin değiştiğine dikkat çeken Subaşı, “Gümrük sektöründe artık mesele yalnızca işlemleri hızlı tamamlamak değil; süreci daha başlamadan doğru okuyabilmek, riskleri erken aşamada fark edebilmek ve kaliteyi her aşamada koruyabilmek. Biz teknolojiyi operasyonun merkezine yerleştirirken insan tecrübesini ortadan kaldıran değil, onu daha etkin hale getiren sistemler geliştirmeye odaklandık” dedi.</p>
<p>Subaşı, geliştirdikleri üç sistemin birbirini tamamlayan bir yapıya sahip olduğunu belirterek, “Bir yanda operasyonel hız, diğer yanda tescil öncesi kontrol ve sonrasında denetim süreçleri bulunuyor. Bu yapıları bir araya getirerek daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha sürdürülebilir bir operasyon modeli oluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni standart doğruluk ve öngörü </strong></p>
<p>Subaşı Gümrük Müşavirliği Genel Müdürü Mustafa Boyacıoğlu ise gümrük operasyonlarında başarının yalnızca işlemin tamamlanmasıyla ölçülmediğini söyleyerek, “Verinin doğru okunması, belgelerin birbiriyle uyumlu olması ve denetimin süreç boyunca sürdürülebilmesi büyük önem taşıyor. Biz geliştirdiğimiz sistemlerle beyanname oluşturma, kontrol ve denetim süreçlerini birbirini tamamlayan bir yapı içinde ele aldık. Böylece müşterilerimize yalnızca hızlı değil, aynı zamanda izlenebilir ve yüksek standartlı bir hizmet sunmayı amaçlıyoruz” dedi. Dijitalleşmenin yalnızca evrakların elektronik ortama aktarılmasından ibaret olmadığını belirten Boyacıoğlu, “Amacımız veriyi daha oluşurken anlamlandırabilmek, olası hataları daha görünmeden tespit edebilmek ve süreci sonuna kadar kontrol altında tutabilmek. Gümrük sektöründe yeni standart artık sadece hız değil; doğruluk, öngörü ve sürdürülebilir kontrol. Biz de çalışmalarımızı bu anlayış doğrultusunda şekillendiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/subasi-3-yz-cozumuyle-gumruk-islem-hizmetlerini-dijitallestirdi-80735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/57754-1781003360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticarette artan işlem hacmi ve mevzuat yükü, gümrük süreçlerinde yapay zeka destekli uygulamaların önemini artırıyor. Subaşı Gümrük Müşavirliği, geliştirdiği üç ayrı yapay zeka çözümüyle beyan hazırlama, tescil öncesi kontrol ve denetim süreçlerini dijital ortama taşıdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-kahramanmaras-guclu-kadinlarin-sehri-olmustur-80727</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Görgel: Kahramanmaraş güçlü kadınların şehri oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel,  KMTSO, TOBB Kahramanmaraş Kadın Girişimciler Kurulu ve Piazza AVM iş birliğiyle kadın girişimcileri desteklemek amacıyla düzenlenen Geleneksel 3. Kadın Emeği Alışveriş Festivali’nin açılışına katıldı.</p>
<p>Kadın girişimcilerin el emeği ürünlerini inceleyen Başkan Görgel, üretime katılan tüm kadınların standını tek tek ziyaret etti. Programa; Vali Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Dulkadiroğlu Kaymakamı Hicabi Aytemür, KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu, Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p>Kadınların üretim gücünün ve emeğinin ekonomik hayata kazandırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, festivalin kadın üreticilere yeni pazarlar oluşturduğunu ve girişimcilik ruhunu güçlendirdiğini dile getirdi. Başkan Görgel, “Kahramanmaraş’ımız tarih boyunca güçlü kadınlarımızın şehri olmuştur. 6 Şubat depremlerinin ardından kadınlarımızın gösterdiği dirayet ve mücadele azmi şehrimizin yeniden inşasında en büyük umut kaynağı oldu. Büyükşehir Belediyesi olarak kadınlarımız yanında olmaya gayret ediyoruz. Vizyon projemiz olan Kahraman Kadın Akademisi ile e-ticareti, girişimciliği, eğitimi, sosyal gelişimi tek çatı altında topladık ve faaliyetlerimiz devam ediyor. Her geçen yıl daha ileriye taşıyacağımız bu festivalde sadece alışveriş festivali olmaktan öte umudun, gelişimin ve Kahramanmaraş’taki kadın girişimcilerimizin sesinin tüm Türkiye’ye duyurulması adına önem ifade ediyor. Festivalimizin bereketli ve hayırlı geçmesini temenni ediyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-kahramanmaras-guclu-kadinlarin-sehri-olmustur-80727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/7/1280x720/baskan-gorgel-kahramanmaras-guclu-kadinlarin-sehri-olmustur-1780999366.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleneksel 3. Kadın Emeği Alışveriş Festivali’nin açılışına katılan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Kahramanmaraş’ımız tarih boyunca güçlü kadınlarımızın şehri olmuştur. 6 Şubat depremlerinin ardından kadınlarımızın gösterdiği dirayet ve mücadele azmi şehrimizin yeniden inşasında en büyük umut kaynağı oldu. Büyükşehir Belediyesi olarak kadınlarımız yanında olmaya gayret ediyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-devleri-blok-mermer-almak-icin-afyonkarahisar-blok-mermer-fuarina-akin-edecek-80723</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı 17 Haziran&#039;da başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Maden İhracatçıları Birliği, Türkiye’nin 2025 yılında 1 milyar 60 milyon dolar doğal taş ihraç ettiği 7 ülkeden 30 ithalatçıyı Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı’na getirmek için kolları sıvadı.</p>
<p>Türkiye’nin doğal taş ihracatının yüzde 51’ini yaptığı Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, İtalya, İspanya, Fas ve Mısır’dan gelecek ithalatçılar 17-20 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı’nda Türk doğal taş ihracatçılarıyla ikili iş görüşmeleri yapacak.</p>
<p><strong>“İlk Alım Heyetini İzmir Marble Fuarı’nda düzenledik”</strong></p>
<p>Türk doğal taş sektörünün 150 farklı çeşit, 650 renk ve desen seçeneği sunduğu bilgisini veren Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, 14-17 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenen İzmir Marble Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’na; Hindistan, Rusya, ABD, Çin, Meksika, İngiltere, İtalya, Kazakistan, Kolombiya, Azerbaycan, Fas, Yunanistan, Romanya, Fransa, Almanya, Hollanda ve Polonya’dan ithalatçıların katıldığı “Alım Heyeti” organize ettiklerini, 2026 yılındaki ikinci “Alım Heyeti”ni Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı için planladıklarını vurguladı.</p>
<p><strong>Her fuara ihracatımızın artması için omuz veriyoruz</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle düzenledikleri “Alım Heyeti” etkinliklerinde dünyanın dört bir tarafından ithalatçılarla, doğal taş ihracatında dünyanın ilk üçünde yer alan Türk doğal taş ihracatçılarını bir araya getirdiklerinin altını çizen Alimoğlu, “Türk doğal taş ihracatının artırmak adına düzenlenen her fuara Türkiye’nin doğal taş ihracatının lideri ihracatçı birliği olarak omuz veriyoruz. Dünya’nın dört bir tarafından gelen ithalatçılar ikili iş görüşmeleri yanında mermer ocaklarını da ziyaret ederek, sektörümüzün gücünü yerinde görmüş olacaklar” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı kapsamında “Alım Heyeti” düzenlediği ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri 2025 yılında 432 milyon dolarlık Türk doğal taşı ithalatıyla zirvede yer aldı. Çin, 390 milyon dolarlık doğal taş talebiyle zirve takibini sürdürdü. Hindistan 145 milyon dolarlık Türk doğal taşı ithal ederek “Alım Heyeti”ne katılan ülkeler arasında üçüncü sıraya tutundu.</p>
<p>Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı’nda 20.000 metrekarelik sergi alanında, doğaltaş sektörünün göz bebeği olan 1.500 adet blok mermer alıcıların beğenisine sunulacak.</p>
<p>Sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren fuarda; makine üreticileri, sivil toplum kuruluşları ve belediyelerin de yer aldığı toplam 240 firma boy gösterirken, bu firmaların 184’ünü doğrudan doğaltaş üreticileri oluşturacak. Ege Maden İhracatçıları Birliği üyesi 84 firma</p>
<p>fuarda yerini alırken, Ege Maden İhracatçıları Birliği üyeleri bölgenin üretim ve ihracat gücünü temsil edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-devleri-blok-mermer-almak-icin-afyonkarahisar-blok-mermer-fuarina-akin-edecek-80723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Ege-Maden-Ihracatcilari-Birligi-Baskani-Ibrahim-Alimoglu.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Maden İhracatçıları Birliği, Türkiye’nin doğal taş ihracatında öne çıkan yedi ülkeden 30 ithalatçıyı 17-20 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenecek Afyonkarahisar Blok Mermer Fuarı’nda Türk ihracatçılarla buluşturacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-emegi-ve-dayanisma-kahramanmarasta-bulustu-80721</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> III. Kadın Emeği Alışveriş Festivali Kahramanmaraş’ta yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO), TOBB Kahramanmaraş Kadın Girişimciler Kurulu, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Piazza AVM iş birliğinde gerçekleştirilen festival, bu yıl da yoğun ilgi gördü.</p>
<p>“Acımız Ortak, Gücümüz Bir” temasıyla düzenlenen festival, yalnızca Kahramanmaraş’ın değil, depremden etkilenen 11 ilin kadın girişimcilerini de aynı çatı altında buluşturdu. Toplam 149 standın yer aldığı festivalde, 50 stant şehir dışından gelen kadın girişimcilere tahsis edildi. Böylece organizasyon, kadın emeğinin yanı sıra bölgesel dayanışmanın ve yeniden ayağa kalkma iradesinin de güçlü bir sembolü haline geldi.</p>
<p>El sanatlarından yöresel ürünlere, dekoratif tasarımlardan hediyelik eşyalara kadar geniş bir ürün yelpazesinin sergilendiği festival, kadın girişimcilere ekonomik katkı sağlarken, yerel üretimin ve girişimciliğin gelişmesine de destek oluyor.</p>
<p>3 gün devam eden festival kapsamında vatandaşlar, kadın girişimcilerin stantlarını ziyaret ederek alışveriş yapabilecek, üretim hikâyelerini dinleyebilecek ve yerel değerleri yakından tanıma fırsatı buldu.</p>
<p><strong> </strong><strong>Vali Ünlüer: “Kadınlarımızın Üretkenliği Şehrimizin Gücüdür”</strong></p>
<p>Açılış programında konuşan Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, organizasyonun ortaya çıkmasında emeği bulunan kadın girişimcileri ve paydaş kurumları tebrik ederek, festivalin bölgesel bir dayanışma platformuna dönüşmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p>Kahramanmaraş’ın üretimi bilen ve emeğe değer veren bir şehir olduğunu vurgulayan Ünlüer, kadınların üretim ve girişimcilik alanında daha güçlü şekilde yer almasının şehrin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkılar sunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Başkan Görgel: “Kadınlarımızın Yanında Olmaya Devam Edeceğiz”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel de konuşmasında, Kahramanmaraş’ın tarih boyunca güçlü ve üretken kadınların şehri olduğunu belirtti.</p>
<p>6 Şubat depremlerinin ardından kadınların gösterdiği dirayet ve mücadele azminin şehrin yeniden ayağa kalkmasında önemli rol oynadığını vurgulayan Görgel, Büyükşehir Belediyesi olarak kadın girişimcileri desteklemeye yönelik çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Kadın Dayanışma Merkezi, Kadın Girişimci Akademisi ve hayata geçirilecek e-ticaret platformuyla kadınların ekonomik hayatta daha güçlü yer almalarına katkı sunduklarını belirten Görgel, festivalin kadın emeğinin ve girişimciliğinin en güzel örneklerinden biri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Mustafa Buluntu: “Kadınların Güçlendiği Şehirler Kalkınır”</strong></p>
<p>KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu ise kadınların ekonomik hayata daha güçlü katıldığı toplumların geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlediğini belirterek, kadın girişimciliğini desteklemeyi her zaman öncelikleri arasında gördüklerini ifade etti.</p>
<p>Kadın Girişimciler Kurulu öncülüğünde yürütülen çalışmalarla kadınların iş hayatında daha görünür ve daha etkin olmalarına katkı sunmaya devam ettiklerini belirten Buluntu, festivalde yer alan her standın yalnızca ürünleri değil; emek, azim ve başarı hikâyelerini de temsil ettiğini söyledi.</p>
<p>Festivalin bu yıl “Acımız Ortak, Gücümüz Bir” temasıyla gerçekleştirildiğini hatırlatan Buluntu, deprem sonrası kadınların ortaya koyduğu üretim azmi ve mücadele gücünün Kahramanmaraş’ın yeniden ayağa kalkmasında önemli rol oynadığını vurguladı.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kadın Girişimcilerden Dayanışma Mesajı</strong></p>
<p>TOBB Kahramanmaraş Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Betül Zabun Kenger, festivalin bu yıl çok daha anlamlı bir buluşmaya dönüştüğünü belirterek, depremden etkilenen 11 ilin kadın girişimcilerini aynı çatı altında buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.</p>
<p>Kenger, organizasyonun hazırlanmasında büyük emek veren İcra Kurulu Üyesi Ayça Öksüz, etkinlik komitesi ve kurul üyelerine teşekkür ederek, festivalin tüm katılımcılar için bereket ve başarı getirmesini temenni etti.</p>
<p>TOBB Kahramanmaraş Kadın Girişimciler İcra Kurulu Üyesi Ayça Öksüz ise festivalin yalnızca bir alışveriş etkinliği olmadığını, üretimin, dayanışmanın ve umudun buluştuğu anlamlı bir organizasyon olduğunu söyledi.</p>
<p>Depremin ardından yaşanan zorluklara rağmen birlik ve beraberlik ruhundan vazgeçmediklerini belirten Öksüz, festivalde yer alan her standın kadınların azmini, üretkenliğini ve hayata tutunma mücadelesini temsil ettiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Derya Baykal Kadın Girişimcilerle Buluştu</strong></p>
<p>Festival kapsamında televizyon dünyasının sevilen ismi Derya Baykal da Kahramanmaraş’ta kadın girişimcilerle bir araya geldi. Kadın emeğinin ve üretimin önemine dikkat çeken Baykal, festival alanındaki stantları ziyaret ederek kadın girişimcilerle sohbet etti. Düzenlenen söyleşide katılımcılarla deneyimlerini paylaşan Baykal, özellikle el emeği ürünlerin ekonomik değere dönüşmesinin kadınların güçlenmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Yoğun ilgi gören söyleşide kadın girişimciler ve vatandaşlar, Baykal’a merak ettikleri soruları yöneltme fırsatı buldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-emegi-ve-dayanisma-kahramanmarasta-bulustu-80721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kadin-emegi-ve-dayanisma-kahramanmarasta-bulustu-1780996461.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraşlı kadın girişimcilerin el emeği ürünlerini vatandaşlarla buluşturan Geleneksel III. Kadın Emeği Alışveriş Festivali yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-acikhava-reklamciligi-ve-sehir-markalasmasi-paneli-ve-fuari-duzenlenecek-80719</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da açık hava reklamcılığı ve şehir markalaşması paneli ve fuarı düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) 12. Meslek Komitesi ile Açıkhava ve Endüstriyel Reklamcılar Derneği (ARED) iş birliğinde panel ve mini fuar etkinliği gerçekleştirilecek.</p>
<p>2026 başından bu yana farklı sektörlere yönelik üçüncüsü gerçekleştirilecek olan etkinliğin panel bölümünde şehir markalaşması, görsel iletişim, açık hava reklamcılığı ve kent kimliği konuları değerlendirilecek. Mini fuar ile de kitap, kırtasiye, basım, reklam, medya ve yayın sektöründe faaliyet gösteren firmaları ve sektör profesyonellerini bir araya getirilip sektörün yenilikçi uygulamaları tanıtılacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27d80669f86-1780996102.jpeg" alt="" width="700" height="444" /></p>
<p>İş birliği olanaklarının geliştirilerek yeni ticari bağlantıların kurulması ve sektörel etkileşimin artırılmasının amaçlandığı program 16 Haziran 2026 Salı günü gerçekleştirilecek. Etkinlikle pek çok hizmet alanını doğrudan ilgilendiren yapısıyla geniş bir etki alanı oluşturulması, farklı sektörlerden firmalar için de önemli temas ve iş birliği fırsatları sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Programda Şansal Büyüka, Yazar Ayfer Tunç gibi Sakaryalı birçok önemli isim ve akademisyen yer alarak şehrin değerinin markaya dönüşmesinde değerlendirmelerini paylaşacaklar.</p>
<p>Aynı zamanda sektörden de pek çok önemli isim, mesleki kuruluş başkan ve temsilcileri ile akademisyenler de yer alarak tecrübe ve tavsiyelerini katılımcılara aktarıp sektör perspektifinden yorumlarını paylaşacaklar.</p>
<p>Sakarya’nın değeri ve marka kimliğinin tüm yönleriyle tartışılacağı ve de ticari etkileşimi güçlendiren, sektörlerin iş birliğine katkı sunulacak program 16 Haziran Salı günü 10:00 – 16:00 saatleri arasında SATSO Hizmet Binası’nda gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-acikhava-reklamciligi-ve-sehir-markalasmasi-paneli-ve-fuari-duzenlenecek-80719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/9/1280x720/sakaryada-acikhava-reklamciligi-ve-sehir-markalasmasi-paneli-ve-fuari-duzenlenecek-1780996137.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 başından bu yana farklı sektörlere yönelik üçüncüsü gerçekleştirilecek olan etkinliğin panel bölümünde şehir markalaşması, görsel iletişim, açık hava reklamcılığı ve kent kimliği konuları değerlendirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-muzakerelerinin-uc-testi-fosilden-cikis-finansman-ve-ozgur-katilim-80704</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim müzakerelerinin üç testi: Fosilden çıkış, finansman ve özgür katılım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bonn iklim toplantıları, COP31 öncesinde devletlerin ne kadar hazırlıklı, ne kadar kararlı ve ne kadar adalet odaklı olduğunu gösterecek. Antalya’da inandırıcı bir sonuç alınacaksa, Bonn’da üç konuda net ilerleme gerekiyor: Fosil yakıtlardan adil ve finanse edilmiş çıkış, iklim finansmanının ihtiyaçla uyumlu biçimde artırılması ve sivil alanın korunması.</strong></p>
<p>Haziran İklim Toplantıları, Almanya’nın Bonn kentinde başladı. 18 Haziran’a kadar sürecek görüşmeler, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in siyasi ağırlığını, önceliklerini ve müzakere zeminini şekillendirecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Devletlerin emisyon azaltım hedeflerinden iklim finansmanına, fosil yakıtlardan çıkıştan kayıp ve zarar mekanizmalarına, adil geçişten sivil toplumun müzakerelere katılımına kadar birçok başlık Bonn’da yeniden masaya yatırılacak. Bonn’da konuşulan her başlık, Antalya’ya taşınacak gündemin de ipuçlarını verecek. Uluslararası Af Örgütü ise bu sürecin merkezine güçlü bir çağrı yerleştiriyor: “İklim eylemi insan haklarından ayrı düşünülemez.”</p>
<p>Örgüte göre Bonn toplantıları devletlerin iklim taahhütlerini insan hakları odaklı, somut ve uygulanabilir bir gündeme dönüştürmek açısından önemli. Örgüt aynı zamanda Türkiye ve Avustralya’ya, COP31 sürecinde tüm katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini, gereksiz kısıtlamalar ve misilleme kaygısı olmadan barışçıl protestolara katılabilmelerini sağlama çağrısı yapıyor. Bu çağrı, Antalya’da yapılacak COP31’in yalnızca iklim politikaları açısından değil, sivil alanın korunması ve katılımcı müzakere kültürü açısından da bir sınav olacağını gösteriyor.</p>
<p><strong>Antalya’da inandırıcı sonuç için Bonn’da eylem iradesi gerekiyor</strong></p>
<p>Uluslararası Af Örgütü İklim Politikaları Danışmanı Ann Harrison’ın sözleri, Bonn toplantılarının önemini açık biçimde ortaya koyuyor: “Devletler artık yalnızca iyi niyet beyanlarıyla yetinemez. İnsanlığı iklim krizinin etkilerinden korumak, etkilenen toplulukların zararlarını telafi etmek ve iklim politikalarını adalet temelinde kurmak yasal ve ahlaki bir sorumluluk.”</p>
<p>Harrison’a göre insan haklarını göz ardı eden iklim tedbirleri hem adaletsiz hem de daha az etkili. Bu değerlendirme, iklim politikalarının yalnızca karbon hesapları, enerji dönüşümü ya da finansman paketleriyle sınırlı olmadığını hatırlatıyor. Çünkü iklim krizi, en ağır etkilerini çoğu zaman krize en az katkıda bulunan toplumlar, düşük gelirli gruplar, yerli halklar, kadınlar, çocuklar, göçmenler ve kırılgan topluluklar üzerinde gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle Antalya’da “inandırıcı sonuçlar” alınması isteniyorsa, Bonn’da sözden eyleme geçme iradesinin gösterilmesi gerekiyor. COP31’in başarısı, yalnızca sonuç metinlerinde kullanılacak ifadelerin gücüne değil, bu ifadelerin finansman, uygulama, hesap verebilirlik ve katılım mekanizmalarıyla desteklenip desteklenmediğine bağlı olacak.</p>
<p><strong>“Para var, nasıl dağıtılacağı siyasi tercih meselesi”</strong></p>
<p>Bonn görüşmelerinin en kritik başlıklarından biri iklim finansmanı olacak. Uluslararası Af Örgütü, bazı ülkelerin son BM Genel Kurulu kararından iklim finansmanına yapılan atıfların çıkarılması yönündeki ısrarını hatırlatıyor. Ancak Ann Harrison’ın da altını çizdiği gibi, bu durum finansman sağlama yükümlülüğünün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>
<p>İklim finansmanı bugün küresel iklim diplomasisinin en tartışmalı ve en belirleyici alanlarından biri. Çünkü gelişmekte olan ve düşük gelirli ülkeler, hem emisyonlarını azaltmak hem de iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak için büyük kaynaklara ihtiyaç duyuyor. UNFCCC verilerine göre düşük gelirli ülkelerin azaltım ve uyum tedbirleri için 2030 yılına kadar 5-6 trilyon dolarlık kaynağa ihtiyacı olduğu tahmin ediliyor. Buna karşılık COP29’da kararlaştırılan 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar dolarlık finansman hedefi, ihtiyacın oldukça gerisinde kalıyor.</p>
<p>Finansman, adil geçişin, kayıp ve zararların tazmininin, uyum yatırımlarının ve kırılgan toplulukların korunmasının temel koşulu. Kaynak sağlanmadığı sürece iklim hedefleri kâğıt üzerinde kalıyor; dönüşümün maliyeti ise çoğu zaman bu maliyeti taşıma kapasitesi en düşük olan toplumların üzerine yıkılıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün “para var, nasıl dağıtılacağı siyasi tercih meselesi” vurgusu bu nedenle önemli. En büyük çevre kirleticilerinin yol açtıkları zararın bedelini ödemesi, artık iklim adaleti tartışmasının merkezinde yer alıyor.</p>
<p><strong>Fosil yakıtlardan adil çıkış COP31’in ana sınavlarından biri olacak</strong></p>
<p>Bonn’dan Antalya’ya taşınacak bir diğer temel başlık fosil yakıtlardan çıkış. Uluslararası Af Örgütü, devletleri fosil yakıtlardan “tam, hızlı, adil ve finanse edilen” bir biçimde uzaklaşmaya çağırıyor. Buradaki kritik kelime “adil.” Çünkü fosil yakıtlardan çıkış, yalnızca enerji sistemlerinin dönüşmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda istihdam, bölgesel kalkınma, sosyal koruma, enerji erişimi ve gelir adaleti gibi alanları da doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Nisan sonunda Kolombiya’nın Santa Marta kentinde düzenlenen konferansta kaydedilen ilerlemenin, Bonn’da daha somut bir zemine taşınması bekleniyor. Fosil yakıt teşviklerinin sona erdirilmesi, düşük gelirli grupların korunması ve kimseyi geride bırakmayan bir geçişin inşa edilmesi bu sürecin temel unsurları arasında. COP30’da kararlaştırılan Adil Geçiş Mekanizması’nın etkili ve finanse edilmiş bir yapıya kavuşması da büyük önem taşıyor. Mekanizmanın yalnızca ekonomik dönüşümü değil; insan haklarını, sivil toplumun katılımını, etkilenen toplulukların söz hakkını ve yerli halkların özgür, önceden ve bilgilendirilmiş onayını merkeze alması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>COP31’in meşruiyeti sivil alanla da ölçülecek</strong></span></p>
<p>Bonn toplantılarının bir diğer önemli testi, görüşmelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenenlere ne kadar açık ve erişilebilir olacağı. Uluslararası Af Örgütü’nün uygulanabilir tavsiyeleri, etkilenen toplulukların, yerli halkların, çevresel insan hakları savunucularının ve ötekileştirilen grupların iklim müzakerelerine anlamlı biçimde katılabilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Bu vurgu, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da özel bir önem taşıyor. Antalya’da yapılacak zirvenin başarısı, yalnızca devletler arası müzakerelerin sonucu ile değil, aynı zamanda sivil toplumun, gençlerin, bilim insanlarının, çevre savunucularının ve etkilenen toplulukların ne ölçüde görünür olabildiğiyle de değerlendirilecek.</p>
<p>Bu nedenle Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye ve Avustralya’ya yaptığı çağrı, COP31’in ev sahipliği sorumluluğunu daha geniş bir çerçeveye oturtuyor: Katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebildiği, misilleme kaygısı taşımadığı, sivil toplumun yalnızca izleyici değil, sürecin gerçek bir parçası olduğu bir COP zemini oluşturmak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-muzakerelerinin-uc-testi-fosilden-cikis-finansman-ve-ozgur-katilim-80704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/cop31-1780984319.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim müzakerelerinin üç testi: Fosilden çıkış, finansman ve özgür katılım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kupanin-otesi-80703</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kupanın ötesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 FIFA Dünya Kupası, 11 Haziran 2026’da Meksika ile Güney Afrika arasında oynanacak açılış maçıyla başlıyor. Uruguay’a gemiyle seyahat haftalar sürdüğü için Avrupa’dan sadece 4 ülkenin katılabildiği, 13 takımla oynanan ilk turnuvadan bu yana çok şey değişti. 48 takımlı yeni formatta Türkiye’nin de sahneye çıkması, grup maçlarının oynanacağı 11-19 Haziran dönemini adeta bir futbol festivaline dönüştürecektir.</p>
<p>Bahis şirketleri ve tahmin modelleri Türkiye’yi Dünya Kupası’nın favorileri arasında görmüyor. Güncel bahis oranlarının çoğunda Türkiye’nin şampiyonluk ihtimali %1- 1,5 civarında. Ancak 48 takımlı yeni formatta ay-yıldızlı ekip, kupayı kazanması beklenen ülkelerden çok, turnuvanın hikâyesini değiştirebilecek sürpriz takımlar arasında değerlendiriliyor. Aslında 48 takımlı formatın getirdiği en önemli değişiklik de bu. Tarihte hiç olmadığı kadar fazla sayıda orta seviye takım, iyi bir kura ve birkaç başarılı maçla çeyrek finale kadar ilerleme şansı bulacak. Türkiye’nin gerçekçi hedefi şampiyonluktan çok, 2002’deki gibi turnuvanın sürpriz hikâyelerinden biri olabilmek gibi görünüyor.</p>
<p>Futbolla ilgilenen herkesin unutamadığı bir Dünya Kupası vardır. Benim jenerasyonum, Pele, Beckenbauer ve Cryuff ’a yetişemediği için Maradona’lı turnuvaları, özellikle 1986 Dünya Kupasını unutamazlar. 40 sene evvel, İngiltere’ye attığı iki golü nerede seyrettiğim, neler hissettiğim, nasıl sevindiğim hala gözlerimin önünde.</p>
<p><strong>Sporun küresel ekonomisi </strong></p>
<p>Çocuk aklımla seyrettiğim ilk Dünya Kupası maçı 1978 Arjantin – Hollanda finaliydi. Takımlar sahaya çıktığı zaman bütün stadın, tribünlerden atılan beyaz konfetilerle kaplandığını, Kempes’in gol kralı olduğunu hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Arjantin’deki aşırı sağcı cunta yönetiminin Dünya Kupasını bir siyasi propaganda aracı olarak kullanıp kamuoyunda aklanmaya çalışmasını, cuntanın işkence merkezinin hemen stadın yanında olduğunu, Hollanda Milli Takımının cuntayı protesto etmek için ödül seremonisine çıkmadığını çok sonradan öğrendim.</p>
<p>Dünya Kupası asla sadece bir dünya kupası değildir; futbolun en büyük organizasyonunun hikâyesi sadece sahada yazılmıyor. Politik gerilimler, siyasetin ayak oyunları, sponsor rekabetleri, bahis firmaları, milyarlarca dolarlık yayın hakları, sporun küresel ekonomisi bu turnuvanın ayrılmaz bir parçası olarak saha dışında yerlerini alıyorlar. Arjantin 1978 finalinin arkasındaki cunta etkisi de sporun siyasi propaganda amacıyla kullanımının en bilinen örneklerinden biri sayılabilir.</p>
<p><strong>Hollanda'da forma krizi </strong></p>
<p>Futbolun amatör bir oyundan küresel bir endüstriye dönüşümünü anlatan en sembolik hikayelerin arasında, Hollanda Futbol Federasyonunun 1974 dünya Kupası evveli yaşadığı forma krizi yer alır. Federasyonun anlaşmasına göre, dönemin Hollanda Milli Takımı oyuncuları resmi forma sponsoru Adidas’ın meşhur üç çizgili formasını giymek zorundaydı. Ancak Cruyff , kişisel sponsoru Puma’yla olan sözleşmesi gereği rakip markanın logosunu öne çıkaramıyordu. Cryuff ’un itirazı sonrası Hollanda Federasyonu geri adım attı ve ona özel olarak üretilen formadan bir çizgi çıkarıldı: Bütün takım üç çizgili Adidas formasıyla oynarken, Cruyff iki çizgili formayla mücadele etti. Türkiye’de pek örneğini göremesek de “Forma federasyonun olabilir ama onu taşıyan beden benim” diyebilen bir dünya yıldızının pazarlık gücü federasyonların üstüne olabiliyor…</p>
<p><strong>Dünya Kupası’nın büyüsü </strong></p>
<p>Yakın dönemde ise tartışmaların odağında Katar vardı. 2022 Dünya Kupası, modern futbol tarihinin belki de en sıra dışı organizasyonu oldu. İlk kez kış aylarında oynanan turnuvanın öncesinde, insan hakları, çalışma şartları ve ifade özgürlüğü konuları futbol kadar konuşuldu. Birçok kişi için Dünya Kupası sadece bir spor organizasyonu değil, küresel değerlerin tartışıldığı bir platforma dönüştü. FİFA’nın çok eleştirilen bu seçimi, Dünya Kupası’nın yalnızca sportif bir organizasyon değil, milyarlarca dolarlık bir pazarın ürünü olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.</p>
<p>İlginç olan şu ki, tüm tartışmalara rağmen Dünya Kupası’nın büyüsü kaybolmuyor. İnsanlar aynı anda hem Maradona’nın elle attığı golü eleştirip, hem de oynanan oyuna hayran olabiliyorlar. Bir yanda politik tartışmalar sürerken, diğer yanda çocuklar yeni kahramanlar buluyorlar. Bir gol milyonlarca insanı aynı anda sevince boğabiliyor. Belki de Dünya Kupası’nın dünyanın en büyük spor etkinliği olarak kabul edilmesinin sebebi; yalnızca futbolun değil, siyasetin, ekonominin, kültürün, medyanın ve insan hikâyelerinin kesiştiği dev bir sahne olmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kupanin-otesi-80703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kupanın ötesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kamu-ve-ozel-sektor-kuresel-enerji-pazarlarindaki-yarista-one-cikti-80701</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu ve özel sektör, küresel enerji pazarlarındaki yarışta öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a80fea19d-1780983823.png" alt="" width="999" height="143" />Türkiye enerji sektöründe en kapsamlı dönüşüm süreci yaşanıyor. Artan elektrik talebini karşılamak için üretim ve altyapı yatırımları hızlandırılıp, çeşitlendirilirken, diğer taraftan enerji şirketlerinin yurtdışında daha etkin rol almasını hedefleyen yeni bir büyüme stratejisi de devreye sokuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ortaya koyduğu vizyon, Türk şirketlerini dünya piyasaları için cesaretlendirirken, iç pazarın yanı sıra uluslararası enerji projelerinde yatırımcı, işletmeci ve teknoloji sağlayıcı konumuna taşımayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye'nin enerji alanındaki büyüklüğü de bu açılımın temel dayanaklarından biri. Türkiye elektrik enerjisi tüketimi 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,1 artışla 360,9 TWh seviyesine ulaşırken, elektrik üretimi de yüzde 2,4 yükselerek 362,9 TWh olarak gerçekleşmiş durumda. Ulusal Enerji Planı projeksiyonlarına göre elektrik tüketiminin 2030 yılında 455,3 TWh'ye, 2035 yılında ise 510,5 TWh seviyesine çıkması bekleniyor. Artan talep, enerji yatırımlarının önümüzdeki yıllarda da hız kesmeden devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bayraktar: Hedef 1 milyon varil üretim </strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın son dönemde yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin enerji alanındaki küresel açılımının boyutlarını da ortaya koyuyor. Bayraktar, Türkiye'nin özellikle petrol ve doğal gaz alanında 2026 sonrasında yeni bir büyüme stratejisi uyguladığını belirterek, yurt dışı faaliyetlerin bu stratejinin merkezinde yer aldığını vurguluyor. Türkiye'nin petrol ve doğal gaz üretiminde önemli bir sıçrama hedeflediğini ifade eden Bayraktar, 2028 yılında günlük 500 bin varile ulaşması öngörülen üretim seviyesinin, uzun vadede 1 milyon varile çıkarılmasının amaçlandığını açıklamıştı. Bu hedef doğrultusunda hem yurtiçindeki arama ve üretim faaliyetleri hem de yurtdışı projeler eş zamanlı olarak ilerletiliyor.</p>
<p><strong>Enerji diplomasisi yatırımları hızlandırdı</strong></p>
<p>Türkiye'nin enerji diplomasisinde öne çıkan ülkelerden biri de Libya. Bayraktar, Libya'da açılması planlanan yeni lisanslama turuna güçlü bir hazırlık yaptıklarını belirterek yeni sahalarda projeler geliştirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Türkiye Petrolleri'nin ülkedeki faaliyetleri sürüyor, mevcut projelerde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerle ortaklık görüşmeleri de devam ediyor.</p>
<p>Afrika kıtasındaki bir diğer önemli adres ise Somali. Türkiye'nin yeni nesil derin deniz sondaj filosunun önemli unsurlarından biri olan Çağrı Bey sondaj gemisinin Somali açıklarında görev yapması planlanıyor. Bu adım, Türkiye'nin denizaşırı hidrokarbon aramalarındaki etkinliğini artırma stratejisinin önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Enerji diplomasisinin yeni rotalarından biri de Pakistan. Türkiye'nin sismik araştırma filosunda yer alan Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa gemilerinin Pakistan açıklarında yeni araştırma faaliyetlerinde görev alması gündemde bulunuyor. Bu girişimlerin Türkiye'nin uluslararası enerji arama faaliyetlerinde daha geniş bir coğrafyada yer alma hedefini desteklediği belirtiliyor. Suriye ile</p>
<p><strong>Suriye ile enerji iş birliği büyüyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin enerji alanındaki bölgesel iş birliklerinde Suriye de öne çıkmaya başladı. Bayraktar'ın verdiği bilgilere göre, Türkiye'den Suriye'ye yapılan elektrik ihracatında yeni bir büyüme dönemi yaşanacak. Özellikle Halep hattının devreye alınmasıyla birlikte mevcut ihracata yaklaşık 500 megavatlık ek kapasite sağlanması hedefleniyor. Elektrik ihracatının yanı sıra doğal gaz akışının da sürdüğü belirtilirken, iki ülke arasındaki enerji iş birliğinin farklı alanlara yayılması bekleniyor.</p>
<p><strong>Güçlü altyapı küresel açılımı destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin yurtdışındaki enerji yatırımlarında daha görünür hale gelmesinin arkasında güçlü iç pazar deneyimi bulunuyor. Mart 2026 itibarıyla Türkiye'nin toplam kurulu gücü 125 bin 78 MW seviyesine ulaşmış durumda. Kurulu gücün yüzde 25,9'unu hidroelektrik, yüzde 21,2'sini güneş, yüzde 19,8'ini doğal gaz, yüzde 17,6'sını kömür ve yüzde 12'sini rüzgâr santralleri oluşturuyor. Enerji üretim portföyündeki çeşitlilik, Türkiye'nin enerji dönüşümünde önemli bir aşamaya geldiğini gösteriyor. 2025 yılında elektrik üretiminin yüzde 33,6'sı kömürden, yüzde 23'ü doğal gazdan, yüzde 15,8'i hidroelektrik kaynaklardan, yüzde 10,9'u rüzgârdan ve yüzde 10,5'i güneş enerjisinden elde edildi. Yenilenebilir kaynakların toplam üretimdeki payının yükselmesi, Türk şirketlerinin bu alandaki mühendislik ve yatırım deneyimini de güçlendiriyor. Bugün Türkiye genelinde lisanssız santraller dahil 42 binin üzerinde elektrik üretim tesisi faaliyet gösteriyor. Bunların yaklaşık 40 binini güneş enerjisi santralleri oluşturuyor. Bu yaygın üretim ağı ve gelişmiş ekipman sanayisi, Türk şirketlerine uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Avrupa'nın enerji dönüşümü yeni fırsatlar yaratıyor</strong></span></p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan enerji dönüşümü, Türk enerji şirketleri için yeni fırsat alanları da oluşturuyor. Özellikle Avrupa'da yaşlanan elektrik şebekelerinin yenilenmesi, trafo merkezi yatırımları ve yenilenebilir enerji entegrasyonu için milyarlarca dolarlık yatırım ihtiyacı bulunuyor. Türkiye'nin transformatör, şalt ekipmanları, enerji otomasyon sistemleri ve elektrik altyapı teknolojilerindeki üretim kapasitesi, Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda yeni ihracat kapıları açıyor. Türk şirketleri artık yalnızca enerji santrali kuran yükleniciler değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve uzun vadeli yatırım yapan aktörler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Artan elektrik talebi, enerji güvenliği kaygıları ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda şekillenen yeni dönemde Türkiye'nin enerji sektöründeki küresel varlığının daha da güçlenmesi bekleniyor. Kamu diplomasisi, uluslararası finansman kaynakları ve özel sektörün yatırım iştahının birleşmesiyle Türk enerji şirketleri, önümüzdeki yıllarda dünya enerji piyasalarında çok daha görünür bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kamu-ve-ozel-sektor-kuresel-enerji-pazarlarindaki-yarista-one-cikti-80701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/54-1780983851.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, elektrik üretiminde 360 TWh eşiğini aşarken, enerji sektöründe yeni büyüme eksenini yurtdışı yatırımlara çevirdi. Enerji Bakanlığı üzerinden petrol ve doğal gazda global pazarlarda, Libya&#039;dan Somali&#039;ye, Pakistan&#039;dan Suriye&#039;ye uzanan yeni açılımlar devreye alınırken, özel sektör enerji şirketleri de küresel ölçekte yatırımcı ve teknoloji sağlayıcı kimliğiyle öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcek-ekonomisinden-katma-deger-odagina-cin-2026-80694</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçek ekonomisinden katma değer odağına: Çin 2026</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Okan Konyalıoğlu, 11 Nisan-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzeledikleri Çin ziyaretindeki izlenimlerini ve değerlendirmelerini EKONOMİ gazetesi için kaleme aldı. Konyalıoğlu, Çin’in ölçek ekonomisinden hız, kalite ve katma değer dönüşümüne doğru başlattığı yolculuğa yönelik tespitlerini bu yazı dizisinde aktarıyor.</strong></p>
<p>Bu yıl yine 4 kişilik bir heyetle, 11 Nisan-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Çin programımızı tamamladık. Bu ziyaretimizin başında 4 günlük bir takvimle Güney Kore’yi de programa dahil ettik ve oradaki iş bağlantılarımızla da görüşme imkanımız oldu. Ardından 20 günlük Çin seyahatimizi tamamladık. 2023 ve 2024 yıllarında olduğu gibi, bu yıl da bu adreslerde biriktirdiklerimizi şehrimiz, bölgemiz ve ülkemiz için değer yaratma niyetimle, bu yazıyı hazırlamak ve sizlerle paylaşmak istedim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a2e99e9fa-1780982505.png" alt="" width="900" height="475" />Türkiye’nin ne Çin’in nüfusuna, ne iç pazar büyüklüğüne, ne devlet ölçekli finansman kapasitesine, ne de üretim hacmine ve teknolojisine sahip olmadığını biliyoruz. Bu nedenle ana amacım “Çin gibi olmanın” ipuçlarını vermek değil, Çin’in nasıl düşündüğünü anlamak ve Türkiye’nin kendi avantaj alanlarını bu yeni küresel oyuna göre yeniden şekillendirmesine katkı sunabilmek. Dolayısıyla, bu yazının yalnızca bir şirket seyahat notu olarak okunmamasını; Çin’in ölçek ekonomisinden hız, kalite ve katma değer dönüşümüne doğru başlattığı yolculuğunun dışarıdan rahatlıkla görünmeyen yüzünü bir nebze anlatarak Türkiye’de sanayi politikası, mesleki eğitim, yatırım teşviki, ihracat destekleri, lojistik koridorlar, dijitalleşme ve teknoloji transferi başlıklarında fayda yaratmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Geçen yılki ziyaretimiz ABD’nin gümrük tarifelerinde yaptığı düzenlemelerini duyurduğu dönemde olmuş ve ziyaretimizde gördüklerimizi bu gelişmelerle birlikte okumaya çalışmıştık.  Bu yıl da saha ziyaretimizi ABD-İsrail ve İran Savaşı ile farklı bir jeopolitik ortamda gerçekleştirdik. Bu nedenle, tespit ve değerlendirmelerimi; ABD-Çin ticaret gerilimi, İran Savaşı, Hürmüz Boğazı riski, enerji arz güvenliği, Bir Kuşak ve Bir Yol İnisiyatifi Orta Koridoru, İran Savaşı devam ederken Xi Jinping’in Trump’ı ağırlaması, bu ziyaretin hemen arkasından gerçekleşen Putin’in Çin ziyareti ve Çin’in bu ardışık diplomasi trafiğinde merkezî rolünü güçlendirme çabası içinde anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>2025 yılı ziyaretimiz sonrası hazırladığımız raporumuzda “Çin’de Ölçek, Hız, Kalite Yeniden Tanımlanmış” demiştik. Bu yıl bu muhteşem 3’lüde yer alan ölçek’te büyüme odağından vazgeçildiğine ve mevcut ölçeğin katma değere dönüşüm sürecine şahit olduk.</p>
<p>Bu bağlamda Çin Devleti, 1978 yılından itibaren adım adım şekillendirdiği ekonomik reform politikalarında iç talebi karşılama ve dışa açılma hedeflerini yeni bir boyuta taşımış gibi. Yakın zamana kadar devlet destek ve teşvikleriyle büyütülen ölçeğin (kapasite), hız ve kaliteye rağmen geleceğin uluslararası rekabetinde yeterli olmayacağını gören Çin,  15’inci Beş Yıllık Planın (2026-2030) uygulama sürecine alınması ile birlikte, şirketlerin daha fazla ölçek büyütmeden, mevcut kapasitelerini yüksek katma değere dönüştürmelerini istiyor.</p>
<p>2024 yılında sizlerle yine bu sayfalarda paylaştığımız raporumuzda, 1970’li yılların sonunda kişi başına düşen yıllık milli gelir 100-200 USD iken bugün 13.500 USD’yi aşan ve dünyanın süpermarketi unvanı alan Yiwu’nun hikâyesini paylaşmıştım. 2025 yılındaki raporumuzda “Made in China” planı kapsamında küçük bir balıkçı köyünden teknoloji ve ticaret merkezine dönüşen Shenzhen’in hikâyesine değinmiştik. Bu 2 şehri de, Çin’in 50 yıla yaklaşan reform ve dışa açılma tecrübesinin sembolü olarak tanıtmıştık. Bu yıl ise şunu gördük: Çin, bu yıl yeni başlayan Beş Yıllık Planı’na yeni bir katman eklemiş. Bu planla birlikte şirketlere “Kapasiteni katma değerli yapıya dönüştür” diyen Çin, bu yeni katmanı sadece ürüne değil, tedarik zincirinden iş modeline, dış ticaretten finansmana her alana entegre etmeye çalışıyor.</p>
<p>Önceki yıllarda Çin ana karasındaki şehirlerarası seyahatlerimizin çoğunu iç hat uçak ve hızlı trenlerle yapmıştık. Bu yıl da bu ulaşım vasıtalarını sıklıkla kullandık. Ancak, bu yıl ilave olarak şehirler/eyaletler arası kiralık araçlarla hayatı da daha yakından tanıma fırsatımız da oldu. Mesafeler uzadıysa da biz hayatın daha da içine girme imkânı elde ettiğimizden, önceki 2 yılda göremediklerimizi veya fark edemediklerimizi de bu sayede deneyimleme imkânı elde etmiş olduk. Mesafe demişken; makine üreticileri ile şu diyaloğu sıklıkla yaşadık:</p>
<p>- Fabrikanızı ve üretim tesislerinizi görebilir miyiz?</p>
<p>- Elbette. Yarın sabah/hafta sonu, gelecek Salı vb programınız uygunsa sizleri ağırlayalım.</p>
<p>- Harika olur. Yakın mı peki, nasıl gideriz?</p>
<p>- Yakın, oldukça yakın. Hızlı trende aktarma ile 3 saati bulmaz…</p>
<p>3 saati ortalama hızı 300-350 km/saat olan yüksek hızlı trenle düşününce yakın/uzak mesafe anlayışı da Çin’de biraz farklı. Biz bu ziyaretleri çok önemsiyoruz ve bu nedenle mesafelere çok takılmadık. Bu ziyaretler bize hem tedarikçimizi hem markalarını hem de ürünlerini tanıma fırsatı veriyor, hem de fabrika ana giriş kapısından üretim hattındaki yapıya, kullanılan teknolojilerden çalışanın iş yerindeki hareketlerine kadar kendi iş modellerimiz ve hatta zaman zaman rakip analizi için değerlendirebileceğimiz çok kıymetli benchmark tecrübesi de aktarıyor bizlere.</p>
<p>Hız demişken Çin’de e-ticaretin hayatın içine ne kadar girdiğine dair 2 örnekle bu kısmı bitirmek istiyorum. İkisi de hayatın normal rutininde Çin’de hızı tanımlayan güzel örnekler. Birincisi; restoranda yemek yerken yemeğimizi bitirme aşamasında sevdiğimiz bir kahve dükkânından sıcak kahve siparişi verdik. Kahve sıcak olarak ve biz yemeğimizi tam bitirdiğimizde 4 dakika içerisinde masamıza geldi. Bir diğeri de akşam yemek sonrası saat 21.27’de Türkiye’den sipariş edilen bir kozmetik ürünü e-ticaretten sipariş verme hikâyemiz oldu. Öncelikle, dönüş öncesi akşamı olduğu için yetişmez dedik. Sonra havalimanında teslim alma opsiyonu olduğunu gördük. En son, hızlı teslimat opsiyonu ile ve ücret farkı da vermeden aynı akşam otele sipariş verebileceğimizi keşfettik. Siparişimizi 21.27’de verdik, sistem 21.55’de ürünün otel resepsiyonunda olacağı bilgisini verdi. Saat 21.35’de biz daha yemekten otel yoluna yürürken telefonumuz çaldı ve ürünlerin otele teslim edildiği bilgisini verdiler. Gerçekten de, Çin artık ucuz üretmiyor; ölçeği teknolojiyle, kaliteyle ve HIZ’la katma değere dönüştürüyor.</p>
<p>Bu hızlı tempo içerisinde, toplamda 25.000 km’lik seyahatimizde 2 ülkede (Güney Kore ve Çin), 9 farklı eyalette, 11 şehirde, 13 firma/fabrika ziyareti ve 40’dan fazla firmayla ikili temas sağlamış olduk.</p>
<p><strong>Çin sanayi haritası: Çin’in </strong><strong>yeni rekabet formülü</strong></p>
<p>Çin’in sanayi stratejisini ve yol haritasını doğru analiz edebilmek için sırasıyla China 2035 vizyonunu, Made in China 2025 hedeflerini, 14 ve 15’inci Beş Yıllık Planlarını detaylı incelemek gerekiyor. Özellikle STK’ların ve Odaların, yasama ve yürütme organlarının detaylı incelemesinin faydalı olacağını değerlendirdiğim bu belgelere özetle değinmek istiyorum.</p>
<p>Çin 2035 Uzun Vadeli Hedefleri; modern sanayi sistemi, inovasyon kabiliyeti, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve sosyal refah başlıklarını uzun vadeli bir kalkınma çerçevesine bağlamakta ve bu metin, 2035’e kadar Çin’in sosyalist modernleşmeyi büyük ölçüde gerçekleştirme hedefiyle uyumlu bir yol haritası sunmaktadır.</p>
<p>2015 yılında yayımlanan “Made in China 2025” programı, Çin’in imalat sanayisinde 10 ana sektörü öne çıkaran ve güçlü bir sanayi odağı yaratma haritasıydı. Çin resmi belgelerinde Çin’i “küresel yüksek teknoloji güç merkezi” haline getirmesi için öncelik verilen bu 10 sektör aşağıda gösterilmiştir:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a04165bc5-1780981825.png" alt="" width="360" height="255" />14’üncü Plan, Made in China 2025 programını yüksek kaliteli kalkınma ve 2035 hedefleriyle bağladı. 15’inci Plan (2026-2030) ise bir önceki plandan daha keskin biçimde katma değer yaratabilen güçlü üreticiler oluşturmaya, bunları çoğaltmaya odaklanmış durumda. Bu kapsamda Çin, 15’inci Beş Yıllık Plan döneminde “yükselen sanayiler” ve “gelecek sanayileri” daha belirgin şekilde ayrıştırmış. Yüksek kaliteli kalkınmaya, teknoloji öz yeterliliğe (teknolojik bağımsızlık) erişmeye, yapay zekâya, yeşil dönüşüme, enerji güvenliğine ve yeni malzemelere odaklanan Çin’de 15’inci Plan’ın ilk yılı olan 2026’da entegre devreler, havacılık-uzay, biyomedikal ve düşük irtifa ekonomisi gibi yükselen sektörler desteklenecek; kuantum teknolojisi, biyomedikal üretim, hidrojen ve füzyon enerjisi, beyin-bilgisayar ara yüzleri, bedenlenmiş zekâ ve 6G gibi gelecek sanayileri için de hazırlık yapılacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Pekin, temiz hava konusunda </strong><strong>ülkenin rol modeli olmuş</strong></span></p>
<p>Pekin’e doğru yol alırken aklımda hep hava kirliliği vardı ve maske takmalı mı diye düşündük. Ancak, Çin 2035 hedefleri kapsamında 2013-2017 yılları arasında çok sert tedbirler alınmış. Pekin 2010’ların başında hava kirliliğinde dünyanın en kirli şehirlerinden birisiyken, hava kirliliği DSO limitlerinin 10-40 kat üzerinde seyrederken, tüm şehir 2021 yılına gelindiğinde başka bir hal almış. 2021 yılında ilk kez hava kalitesi standartlarını karşılayan Pekin, artık iyi hava gün sayısında ülkede rekor kırmaya başlamış. Pekin 2013'ten bu yana hava kirliliğini yaklaşık %60'tan fazla azaltarak, temiz hava konusunda ciddi bir rol model de olmuş tüm ülkeye.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcek-ekonomisinden-katma-deger-odagina-cin-2026-80694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçek ekonomisinden katma değer odağına: Çin 2026 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-kriz-buyuyor-bir-kursude-iki-konusma-nasil-yapilacak-80687</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de kriz büyüyor; bir kürsüde iki konuşma nasıl yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de Meclis’te bugün yapılacak grup toplantısı krize dönüştü. Mahkeme kararı ile Genel Başkanlığa geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz hafta grup toplantısı yapacağını açıklamasının ardından, dün Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden Faik Öztrak’da bir kez daha grup toplantısının Kılıçdaroğlu tarafından yapılacağını duyurdu. Dün aynı saatlerde MYK’sını toplayarak parti kurmaylarıyla bir değerlendirme yapan Özgür Özel, toplantı sonrası saat 13.00’da yaptığı basın toplantısında “Yarın benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak, partililerimizi yarın ki grup toplantısına, Partisine omuz vermeye davet ediyorum” diyerek grup toplantısı yapma konusundaki kararlığını duyurdu. Özel, Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü nedeniyle geçtiğimiz hafta grup yapmayacağını ve Manisa’da olacağını ve grup toplantısını 16 Haziran’da yapabileceğini söylediğini hatırlatarak, “Ardından ayın 9’unda Kemal Bey’in grup yapmaya geleceği söylendi. Sayı yok, yetki yok, meşruiyet yok, sokaktaki tepkinin bini bir para. Meclis’te Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümüne gitmem fırsat bilinerek, bir grup toplantısına gelme niyetini üzülerek takip ediyorum” dedi. Grup toplantısı için grup başkanvekillerinin gerekli başvuruyu yaptıklarını belirten Özel, “Yarın (bugün) Grup Başkanvekillerimizin açacağı ve benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak. Ferdi Zeyrek’i kürsüde anacağım. Partililerimizi yarınki grup toplantısına hem Ferdi Zeyrek’i anmaya hem partisine omuz vermeye davet ediyorum. Buradan bir alternatif grup toplantısı, başka bir yerde yaparlar, başka zamanda yaparlar, onun için 46 milletvekiline ihtiyaçları var. O değerlendirmeleri kendilerine bırakıyorum. Ama sağduyulu davranmaya, partimizin sokağına bile yakışmamış o kişileri, hani ‘arınma’ diyorlar ya öncelikle onlardan arınmaya, Cumhuriyet Halk Partilileri ise asla karşı karşıya getirmemeye davet ediyorum kendilerini” dedi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu: “CHP Genel Başkanı olarak konuşacağım” Kemal Kılıçdaroğlu TBMM Başkanlığına başvurarak, CHP Grup Toplantısının 13:30’da TBMM CHP Grup Toplantı Salonunda yapılacağını belirterek, Genel Başkan olarak sunuş konuşması yapacağını bildirdi. Kılıçdaroğlu, yazının ekinde grup toplantısını izleyecek misafirlerinin isimlerini de yazarak, bunların salona alınması için gereğinin yapılmasını istedi.</p>
<p><strong>Öztrak’tan Özel’e suçlama </strong></p>
<p>Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak dün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında görevden alınan ekibe yönelik suçlamalarda bulundu. Öztrak, “Partiyi kötü yönettiler. İktidarla uyum içinde oldular, kritik yasa teklifleri engellenmedi, paralel Genel Merkez oluşturdular, Genel Başkanlık koltuğunda oturan bir kişinin, belediye başkanlarından elden para aldığı iddiası partimizi kamuoyunda ciddi şekilde sorgulatıyor” sözleriyle sert eleştirilerde bulundu.</p>
<p>Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu TBMM CHP Grubuna da başvurarak bugün yapılacak grup toplantısında konuşma istediği ancak CHP Grup Yönetiminin ise bunu teamüllere aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği konuşuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-kriz-buyuyor-bir-kursude-iki-konusma-nasil-yapilacak-80687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/chp-kongresinde-kilicdaroglu-ile-ozel-listesi-yarisacak-1743604735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de kriz büyüyor; bir kürsüde iki konuşma nasıl yapılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-baleye-destege-uzanan-deger-odakli-yolculuk-80676</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> otomotivden baleye desteğe uzanan değer odaklı yolculuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koluman Holding’i Türkiye’nin sessiz devlerinden biri olarak tanımlayabiliriz. İşiyle ön plandalar; otomotivin hemen her alanında varlar. Altmış yıla yakın süredir temsilcisi oldukları Mercedes-Benz Türk ve Mercedes-Benz Otomotiv’in hissedarı olarak yollarına devam ediyorlar. Koluman Grubu’nu son yıllarda baleye verdikleri desteklerle de tanıyoruz artık.</strong></p>
<p>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile iş birliği içindeler. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması sponsoru Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık, “Bir ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesindeki yeri sadece sanayisiyle, üretimiyle, ticaretiyle değil; aynı zamanda sanatıyla, sporuyla ve kültür seviyesiyle olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz” diyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2731a9c3010-1780953513.png" alt="" width="194" height="355" />Türkiye’de kamuoyunun en iyi bildiği enişte–kayınbirader ortaklığı ile kurulan şirket Enka’dır. Gelecek yıl 70’inci yaşını kutlayacak olan Enka’nın temelleri 1957 yılında <strong>Sadi Gülçelik</strong> ile kayınbiraderi <strong>Şarık Tara</strong> tarafından atıldı. İTÜ mezunu iki genç mühendisin ideallerini sermaye yaparak kurdukları Enka adı, <em>“enişte”</em> ve <em>“kayınbirader”</em> kelimelerinin ilk iki harflerinin birleştirilmesinden yaratıldı.</p>
<p>Her iki isim de Türkiye için çok büyük değerdi. Şirketlerini uyum içerisinde büyüttüler. Gençliğinde sporcu kimliğiyle öne çıkan, Türk Millî Basketbol Takımı’nın kaptanı olarak 1952’deki Helsinki Olimpiyatları’nda sporcu kafilemizin bayrağını taşıyan Sadi Gülçelik, ne yazık ki Suudi Arabistan’da bir uçak kazasında 1980 yılında yaşama veda etti.</p>
<p>Hem ailesi hem de en yakın dostu ve ortağı Şarık Tara, anısına Taksim’deki Gezi Parkı’nı düzenlemek, soyadından da alınan ilhamla güllerle donatarak bir saygı parkına çevirmek istedilerse de dönemin koşullarından da kaynaklı olsa gerek, başarılı olamadılar.</p>
<p>Her iki aile de Sadi Gülçelik'in ismini yaşatmak için düşündükleri projelerine yönelik aradıkları araziyi Sarıyer sınırlarındaki İstinye’de buldular. Enka’nın bugünkü tesislerinin bulunduğu araziyi satın aldılar.</p>
<p>Kurdukları vakıf kanalıyla Sadi Gülçelik’in sporcu kimliğine ithafen önce Enka Sadi Gülçelik Spor Tesisleri devreye alındı, sonra eğitim kurumları geldi. Günümüzde de hem sportif faaliyetlerin düzenlenip eğitimlerin verildiği Sadi Gülçelik Spor Sitesi’nde, Enka Okulları’nın yanı sıra Türkiye’nin en gözde sanatsal etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Enka Sanat, yaz ve kış dönemi etkinliklerinin yanı sıra burslarıyla da binlerce sanatseverin ve gencin yolunu aydınlatıyor.</p>
<p>Enka’nın iş, sanat, eğitim ve sporda değer yaratma yolculuğunun hep aydınlık yollarda ilerlemesini diliyor, sizleri bir başka enişte–kayınbirader ortaklığıyla kurulan şirkete götürmek istiyorum.</p>
<p>Mersin merkezli Koluman Holding, kamuoyunda ne kadar öne çıktıysa, kurucularla birlikte sanırım yazılı olmayan bir kural olarak kabul gören şekliyle, şirketin temsilcileri de kendilerini geri planda tuttular. Koluman daha çok ekonomiye katkıları, faaliyete geçirdiği tesisleri, Ar-Ge ve inovasyonla geliştirdiği yenilikleri ile tanındı, takip edildi.</p>
<p>Bugün otomotiv, üretim, teknoloji ve savunma sanayiinde Türkiye’nin en güçlü gruplarından biri olarak faaliyetlerini sürdüren Koluman, Enka’dan hemen sekiz yıl sonra yine bir enişte–kayınbirader ortaklığıyla kuruldu. Geçen yıl 60’ıncı yıllarını kutlayan Koluman’ın temel harcı, 1965 yılında <strong>Türkay Saltık</strong> ve kayınbiraderi <strong>Mustafa Koluman</strong> tarafından atıldı.</p>
<p>Mümessillik ve ithalata dayalı işlerin omurgasını, Alman devi Mercedes-Benz’in Türkiye’deki en büyük bayi yapılanmalarından biri kimliği oluşturdu. Alman dev ile yıllara dayalı yürütülen örnek iş ilişkileri, 1984’te Mercedes-Benz Türk A.Ş.’nin Aksaray Kamyon Fabrikası’nın kuruluşuna öncülük etti. Koluman Holding bugün Mercedes-Benz Türk ve Mercedes-Benz Otomotiv’in hissedarı olarak yoluna devam ederken, Türkiye’de ve yurt dışında 20 lokasyonda varlık gösteren bir yapıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2731bd16dd0-1780953533.png" alt="" width="230" height="382" />Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık, grubun web sitesinde, <em>“Bugünümüz, 60 yıllık emeğin, dayanışmanın ve adanmışlığın ürünüdür. Çalışanlarımızın tutkusu, iş ortaklarımızın güveni, müşterilerimizin sadakati ve hissedarlarımızın inancı sayesinde Koluman Holding’i Türkiye’nin önde gelen gruplarından biri hâline getirdik. Bu başarı yalnızca ekonomik tablolarla değil, paydaşlarımızla kurduğumuz güven ilişkileri ve topluma kattığımız değerle ölçülmektedir”</em> diyor.</p>
<p>Saltık’ın başarı tanımında, topluma katılan değerin de bir ölçüt olduğu gerçeği var. Koluman, topluma kattığı değerler arasına sanatı, sanatın da en köklü dallarından biri olan baleyi aldı. Grup, <strong>Tan Sağtürk</strong>’ün genel müdürlüğü döneminde kurulan iyi diyaloglar neticesinde İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nın ana sponsorluğunu üstlendi.</p>
<p>Koluman Holding’in destekçisi olduğu 2024 yılındaki yarışmada bir Türk genci, balenin ekol ülkelerinden gelen yarışmacıları geride bırakarak birinci oldu. <strong>Bartucan Şimşir</strong>’in iki yıllık eğitim destekçiliğini de Koluman Grubu’nun üstlendiğini belirtelim.</p>
<p>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen, Koluman Holding sponsorluğunda geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen 7.  İstanbul Uluslararası Bale Yarışması, yine dünyanın dört bir yanından genç dansçıları ve bale dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Yine hafızalarda yer eden bir organizasyon oldu.</p>
<p>Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık yaptığı açıklamada, <em>“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok zor şartlar altında bile sanata verdiği önem ve Türk balesinin temellerinin atılmasında gösterdiği o vizyon, en büyük ilham kaynağımız. Bir ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesindeki yeri sadece sanayisiyle, üretimiyle, ticaretiyle değil; aynı zamanda sanatıyla, sporuyla ve kültür seviyesiyle olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz. Bu süreç Koluman için sadece bir sponsorluk projesi olmadı. Bu süreç yönetimimizden fabrikadaki çalışanımıza kadar tüm ekibimizin baleyle tanıştığı, her sene daha da büyüyen ortak bir yolculuğa dönüştü”</em>  ifadelerini dile getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-baleye-destege-uzanan-deger-odakli-yolculuk-80676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/57-1780953587.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ otomotivden baleye desteğe uzanan değer odaklı yolculuk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kulaclar-turk-yunan-baris-ve-dostluk-icin-atilacak-80765</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kulaçlar Türk-Yunan barış ve dostluk için atılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Kaş Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası Likya Kaş Kültür Sanat Festivali kapsamında gerçekleştirilecek, Türkiye ile Yunanistan’ı spor aracılığıyla bir araya getiren 20. Uluslararası Meis - Kaş Yüzme Yarışları 28 Haziran 2026 tarihinde yapılacak.</p>
<p>Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk, spor ve kültürel etkileşimin en önemli sembollerinden biri haline gelen Uluslararası Meis - Kaş Yüzme Yarışları, barış ve dostluk için atacak. Akdeniz’in iki yakasını bir araya getiren ve açık su yüzme sporunun marka haline gelen yarışlar, sporcuları, yüzme tutkunlarını ve ziyaretçileri Kaş’ta buluşturacak.</p>
<p>Yunanistan’ın Meis Adası (Kastellorizo) ile Antalya’nın Kaş ilçesi arasındaki yaklaşık 7 kilometrelik parkurda düzenlenen yarış, farklı ülkelerden yüzlerce sporcunun katılımı ile gerçekleşecek. Organizasyonun bu yılki en sevindirici özelliği ise vize gerektirmeyen 3,5 kilometrelik parkur olacak.</p>
<p>Sporcular, Meis Adası’ndan başlayarak Akdeniz’in turkuaz sularında kulaç atıp Kaş Limanı’nda finişe ulaşacak. Açık deniz koşulları, akıntılar ve değişken hava koşulları nedeniyle teknik açıdan da dikkat çeken yarış, deneyimli yüzücüler için de önemli bir meydan okuma niteliği taşıyor.</p>
<p>Uluslararası Likya Kaş Kültür Sanat Festivali kapsamında gerçekleşecek. Festival boyunca konserler, kültürel etkinlikler, sergiler ve çeşitli sosyal aktivitelerle Kaş, yerli ve yabancı misafirlere unutamayacakları anlar yaşatacak. Akdeniz’in mavi sularında 20 yıldır süren dostluk yolculuğu, bu yıl da binlerce kulaçla sürecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kulaclar-turk-yunan-baris-ve-dostluk-icin-atilacak-80765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/5/1280x720/kulaclar-turk-yunan-baris-ve-dostluk-icin-atilacak-1781043064.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 20&#039;incisi düzenlenecek olan Uluslararası Meis-Kaş Yüzme yarışlarında kulaçlar, Türk-Yunan dostluk ve barışı için atacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-tsoda-karabulut-adayligini-acikladi-80761</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Isparta TSO’da Karabulut adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>İş İnsanı Yunus Karabulut düzenlediği geniş katılımlı toplantıda Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkanlığına aday olduğunu açıkladı.</p>
<p>‘’Değişim Vizyonla Başlar’’ sloganıyla seçim çalışmalarını başlatan Karabulut, hazırladıkları kapsamlı seçim beyannamesiyle Isparta ekonomisine yönelik projelerini kamuoyuyla paylaştı. Karabulut, ‘’Adaylık süreci yalnızca bir seçim yarışından ibaret değildir. Sadece bir adaylık açıklaması için bulunmuyoruz. Burada, şehrimizin ve ekonomimizin kalbi olan Ticaret ve Sanayi Odamızın geleceğini birlikte daha ileriye taşımak için bulunuyoruz” dedi.</p>
<p>Isparta ve ekonomisinin sorunlarını yakından bildiğini anlatan Karabulut, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ticaret ve Sanayi Odası toplumun tüm üretici güçlerinin ortak çatısıdır. TSO,  sanayicinin de odasıdır, tüccarın da odasıdır, çiftçinin de odasıdır, genç ve kadın girişimcinin de odasıdır. Kısacası bu oda alın teri döken herkesin ortak çatısıdır. Dijital çağa uyum sağlamak zorundayız. Dijitalleşme ve yapay zekâ ekonomik yaşamın merkezine yerleşti. Yeni ticaret modelleri ortaya çıktı. Isparta iş dünyası da bu dönüşüme uyum sağlamalı. Bugün dünya hızla değişiyor. Her şey dijitalleşiyor. Yapay zekâ hayatın merkezinde giderek daha fazla rol alıyor. Günümüz dünya ekosisteminde var olmak ve gelişmek istiyorsak bu sürece ayak uydurmak zorundayız.” .</p>
<p><strong>"Katma değer Isparta’da kalmalı"</strong></p>
<p>Isparta ekonomisinin ve kentin büyük sorunlardan birinin üretilen ürünlerden yeterli katma değerin elde edilememesi olduğunu anlatan Karabulut, “Gül bizim, elma bizim, mermer bizim; ancak dünya markaları başkasının. Bu durum değişmeli. Seçilmemiz halinde özellikle gül ve kozmetik sanayi, gıda işleme sektörü, sağlık turizmi, yenilenebilir enerji yatırımları ile teknoloji ve dijital girişimlere öncelik vereceğiz. Isparta’nın sahip olduğu stratejik ürünlerin markalaştırılması gerekir’’ dedi.</p>
<p>Öte yandan inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarını desteklemek amacıyla sektörel bir Ar-Ge Fonu kuracaklarını belirten Yunus Karabulut, işletmelerin yenilikçi projelerine finansal ve teknik destek sağlamayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<p>ITSO Başkanı Metin Çelik ile Alettin Ünal Turgut’un da aday olduğu öğrenildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-tsoda-karabulut-adayligini-acikladi-80761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/1/1280x720/isparta-tsoda-karabulut-adayligini-acikladi-1781042832.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nda yapılacak olan seçimlerde üç aday yarışacak. İş insanı Yunus Karabulut, adaylığını açıklayan ilk isim oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildizlar-deniz-isletmeciligi-filosunu-yildizlar-5-ile-guclendirdi-80736</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldızlar Deniz İşletmeciliği filosuna Yıldızlar 5&#039;i kattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin köklü sanayi gruplarından Yıldızlar Yatırım Holding'in, 130 yılı aşan kurumsal birikimini çok sektörlü ve entegre bir sanayi vizyonuyla geleceğe taşımaya devam ettiği bildirildi.Şirketten yapılan açıklamaya göre, Yıldızlar Yatırım Holding grup şirketlerinden Yıldızlar Deniz İşletmeciliği, denizcilik alanındaki büyüme hedefleri doğrultusunda filosunu güçlendirmeye devam ediyor. Denizcilik operasyonlarının daha etkin, kontrollü ve entegre bir şekilde yürütülmesi amacıyla filoya katılan Yıldızlar 5'in, şirketin sektördeki büyüme stratejisinin önemli bir göstergesi olarak öne çıktığı ifade edildi. Yeni yatırım sayesinde operasyonel kapasitesini artıran şirket, lojistik altyapısını güçlendirirken deniz taşımacılığı alanındaki etkinliğini de genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p>Yıldızlar 5’in filoya katılmasıyla birlikte operasyonel kabiliyetlerini güçlendiren Yıldızlar Yatırım Holding'in, küresel ticaretin en stratejik taşıma ağlarından biri olan denizcilik sektöründeki varlığını daha da pekiştirdiği belirtildi. Şirketin güvenli, verimli ve sürdürülebilir operasyon anlayışıyla faaliyetlerini sürdürürken, Türkiye’nin denizcilik alanındaki büyüme vizyonuna da katkı sağlamayı amaçladığı vurgulandı.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, geniş operasyonel ağı ve deneyimli profesyonel kadrosuyla yılda 200’ün üzerinde gemiye acentelik hizmeti sağlayan şirket, 2.000 DWT ile 65.000 DWT tonaj aralığındaki operasyonları başarıyla yönetiyor. Gelecek projeksiyonları doğrultusunda kiralama portföyünü büyüterek operatörlük hizmetlerini başlatmayı planlayan Yıldızlar Deniz İşletmeciliği, filosuna yeni dökme yük gemileri ekleyerek üçüncü şahıslara yönelik armatörlük ve acentelik faaliyetlerini pazar odaklı bir yaklaşımla büyütmeyi hedefliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/09/whatsapp-image-2026-06-09-at-11-wejh.jpg" alt="" width="700" height="1051" /></p>
<h2>“Yıldızlar 5’in filomuza ve sektörümüze değer katacağına inanıyoruz”</h2>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız, “Yıldızlar 5’in filomuza katılması, denizcilik alanındaki büyüme hedeflerimiz doğrultusunda attığımız önemli adımlardan biri. Bu yatırım, operasyonel kapasitemizi güçlendirmenin yanı sıra lojistik altyapımızı da daha etkin ve verimli hale getiriyor. Küresel ticaretin bel kemiğini oluşturan deniz taşımacılığında, güvenli ve sürdürülebilir operasyon anlayışımızla büyümeyi sürdürürken, ülkemizin denizcilik sektöründeki gelişimine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Yıldızlar 5’in filomuza ve sektörümüze değer katacağına inanıyoruz” İfadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildizlar-deniz-isletmeciligi-filosunu-yildizlar-5-ile-guclendirdi-80736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/yildizlar-deniz-isletmeciligi-filosunu-yildizlar-5-ile-guclendirdi-1781003282.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren Yıldızlar Deniz İşletmeciliği, filosuna kattığı Yıldızlar 5 ile denizcilik operasyonlarındaki kapasitesini artırdı. Şirket, yeni yatırımla lojistik altyapısını güçlendirirken deniz taşımacılığı, kiralama ve acentelik hizmetlerindeki etkinliğini daha da genişletmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/steinway-sons-piyanosu-deu-devlet-konservatuarinda-80722</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Steinway &amp; Sons Piyanosu DEÜ Devlet Konservatuarı’nda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Arkas Holding tarafından Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Devlet Konservatuvarına kazandırılan Steinway &amp; Sons marka piyanonun açılış töreni gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversitenin ‘Eğitimin, Bilimin, Sanatın, Sporun, Hayatın Merkezi’ mottosunu bu anlayışla benimsediğini belirterek, sanatın da üniversitenin temel değerleri arasında yer aldığını vurguladı. Devlet Konservatuvarına kazandırılan Steinway &amp; Sons piyanosunun öğrencilerin eğitim süreçlerine önemli katkılar sağlayacağını belirten Yılmaz, sanata ve genç sanatçıların yetişmesine sunduğu destek dolayısıyla Lucien Arkas’a ve Arkas Holding’e teşekkür etti.</p>
<p>Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Mehmet Alper Kazancıoğlu ise konuşmasında piyanonun konservatuvara kazandırılması sürecine değinerek, Steinway &amp; Sons marka bir piyanonun öğrenciler için büyük bir kazanım olacağını ilk kez Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz ile paylaştığında, Rektörün hiç tereddüt etmeden projeye destek verdiğini ifade etti. Bir sanatçının yetişmesinin uzun yıllar süren emek ve özveri gerektirdiğini belirten Kazancıoğlu, konservatuvara kazandırılan Steinway &amp; Sons konser piyanosunun yalnızca bir enstrüman değil, genç sanatçılara duyulan güvenin, eğitime verilen değerin ve sanatın geleceğine yapılan yatırımın önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. Bu kıymetli katkı dolayısıyla Lucien Arkas ve Arkas Holding ailesine teşekkür eden Kazancıoğlu, öğrencilerin artık dünyanın önde gelen konser salonlarında kullanılan bir enstrümanı eğitim süreçlerinde tanıma ve deneyimleme fırsatı bulacağını ifade etti. Bu imkânın öğrencilerin özgüvenlerine ve sanatsal gelişimlerine önemli katkılar sağlayacağını vurgulayan Kazancıoğlu, bugün bu salonda eğitim gören gençlerin gelecekte ulusal ve uluslararası sahnelerde Türkiye’yi başarıyla temsil edeceklerine inandığını dile getirdi. Kazancıoğlu, Steinway &amp; Sons piyanosunun konservatuvar öğrencilerinin sanatsal yolculuklarında önemli bir dönüm noktası olacağını belirterek, sürece katkı sunan Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz’a, Lucien Arkas’a ve Arkas Holding’e teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/steinway-sons-piyanosu-deu-devlet-konservatuarinda-80722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/steinway-sons-piyanosu-deu-devlet-konservatuarinda-1780997038.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesinin yalnızca belirli alanlarda uzmanlaşan tematik bir üniversite olmadığını, hayatın tüm alanlarına dokunan köklü ve kapsamlı bir yükseköğretim kurumu olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-80710</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökçelik, yapay zeka ve robotik uygulamalarla büyümesini sürdürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük iş dünyası organizasyonlarından ve uluslararası perakende sektörünün en önemli etkinliklerinden biri olan Perakende Günleri 2026, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Bu yıl 25’incisi düzenlenen organizasyon, “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” temasıyla sektör profesyonellerini, yatırımcıları ve teknoloji liderlerini bir araya getirdi. 50. kuruluş yıldönümünü kutlayan Gökçelik de etkinlikte yer alarak sektör temsilcileriyle buluştu. Gazeteci ve televizyon programcısı Aslı Şafak’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda konuşan Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, şirketin 1976 yılında Bursa’da başlayan yolculuğundan bugüne uzanan gelişim sürecini anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27b747e8af3-1780987719.jpeg" alt="" width="626" height="417" /></p>
<h2><strong>“Raf üretiminin ötesine geçtik”</strong></h2>
<p>Perakende sektörünün değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilmek için teknoloji yatırımlarını sürekli artırdıklarını belirten Yalçın Aras, dijitalleşmeyi yalnızca üretim süreçlerinde değil, ürün geliştirme çalışmalarında da merkeze aldıklarını söyledi. Gökçelik’in bugün klasik raf üretiminin ötesine geçen çözümler sunduğunu ifade eden Aras, “Elektronik etiket sistemleri, kasiyersiz kasa uygulamaları, mobil rack çözümleri ve yazılım destekli yeni nesil ürünlerimizle müşterilerimize daha verimli ve sürdürülebilir çözümler sunuyoruz. Artık sadece raf üreten bir şirket değil, perakende sektörünün dönüşümüne katkı sağlayan teknoloji odaklı bir çözüm ortağıyız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a27b7077ea2d-1780987655.jpeg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<p> </p>
<h2><strong>Teknoloji yatırımları sürecek</strong></h2>
<p>Teknolojik dönüşümün hızla devam ettiğine dikkat çeken Aras, yapay zeka ve robotik sistemlerin üretim süreçlerinde giderek daha fazla yer aldığını belirterek şunları söyledi: “50 yıllık bilgi birikimimizi yeni nesil teknolojilerle birleştiriyoruz. Hem ürün geliştirme hem de üretim süreçlerimizde yapay zeka ve robotik uygulamalara yönelik yatırımlarımıza devam ediyoruz. Verimliliği artıran, enerji tasarrufu sağlayan ve müşterilerimizin operasyonel süreçlerini kolaylaştıran çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz.”</p>
<p>Perakende Günleri 2026 kapsamında kurduğu stantta ziyaretçilerini ağırlayan Gökçelik, 50. kuruluş yılını sektör temsilcileriyle birlikte kutladı. Şirketin yarım asırlık başarı yolculuğunun simgesi olarak düzenlenen kutlama töreninde, perakende sektörünün duayen isimlerinden SOYSAL Eğitim ve Danışmanlık Kurucusu Suat Soysal ile Gökçelik CEO’su Zafer Barış Yazan ve Yönetim Kurulu Üyesi H. Burak Aras tarafından 50. yıl pastası kesildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-80710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-1780987692.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökçelik, 50. kuruluş yılını kutladığı 2026 yılında sektörün en önemli buluşmalarından biri olan Perakende Günleri’nde yerini aldı. Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, Gökçelik’in bugün klasik raf üretiminin ötesine geçen çözümler sunduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-80668</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep sanayisinin duayeni Mehmet Ali Topçuoğlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>1937 yılında Kilis'te dünyaya gelen Topçuoğlu, ticaret hayatına genç yaşlarda adım attı. 1960'lı yıllarda kardeşleri merhum Naci ve Vedat Topçuoğlu ile Gaziantep'e yerleşen Topçuoğlu, otomotiv, ambalaj ve sanayi alanlarında gerçekleştirdiği yatırımlarla bölge ekonomisine önemli katkılar sundu. Kurucuları arasında yer aldığı Gülsan Çuval, Türkiye'nin ambalaj sektöründeki öncü kuruluşlarından biri olurken, polipropilen ipliğin halı üretiminde kullanılmasına yönelik yatırımlar da Gaziantep'in dünya halıcılık sektöründeki konumunun güçlenmesine katkı sağladı.</p>
<p>Eğitim ve sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Mehmet Ali Topçuoğlu, Gaziantep'te Türkiye'nin ilk Otomotiv Meslek Lisesi'nin yapımına öncülük etti. Topçuoğlu ailesi ayrıca Gaziantep ve Kilis'te eğitim, sağlık ve sosyal yaşam alanlarında çok sayıda hayır projesine imza attı. Mehmet Ali Topçuoğlu'nun cenazesi, 9 Haziran Salı günü Şireci Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Gaziantep Asri Mezarlığı'nda defnedilecek.</p>
<p>Ekonomi dünyasında ve Gaziantep sanayisinde derin izler bırakan Mehmet Ali Topçuoğlu'nun vefatı iş dünyasında üzüntüyle karşılandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-80668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-1780928976.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep sanayisinin gelişiminde önemli rol oynayan, GÜLSAN Holding ve Topçuoğlu Otomotiv&#039;in kurucularından hayırsever iş insanı 89 yaşındaki Mehmet Ali Topçuoğlu, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-80667</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB Çimento Meclisi Başkanlığı’na Adil Sani Konukoğlu seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) T. Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi Toplantısı’nda gerçekleştirilen seçim sonucunda SANKO Holding ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi’nin Başkanı oldu. Seçimin ardından değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, “TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sektörümüz, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten uluslararası rekabete kadar birçok başlıkta önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Meclisimiz çatısı altında tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek sektörümüzün rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunacak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Toplantıda sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, enerji maliyetleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemelerinin üretim modellerini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türk çimento sektörünün bu dönüşüm sürecine güçlü yatırımlarla hazırlandığını ifade etti. TÜRKÇİMENTO verilerine göre 2025 yılında sektörün toplam çimento üretiminin 97,8 milyon tona ulaştığını belirten Konukoğlu, iç satışların 82,2 milyon ton, ihracatın ise 15,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara ihraç edildiğini vurgulayan Konukoğlu, sektörün üretim kapasitesi, ihracat gücü ve iç pazar dinamizmi açısından güçlü performansını sürdürdüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>“Üçüz dönüşüm sektörümüzün yol haritasını oluşturuyor”</strong></p>
<p>Çimento sektörünün tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade eden Konukoğlu, sektörün odağında yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insan odaklı dönüşüm olmak üzere üç temel başlığın yer aldığını belirtti. Bu süreci “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Konukoğlu, dijitalleşme, veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka uygulamaları ve ileri üretim teknolojilerinin enerji verimliliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda dönüşümün temel unsurları haline geldiğini söyledi. Türk çimento sektörünün sürdürülebilirlik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, bugün 17 fabrikada, 27 hatta kurulu atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde toplam 164,5 megawatt enerji üretimi gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu yatırımlar sayesinde yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik tüketimine denk bir enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını belirten Konukoğlu, sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unun da atık ısı geri kazanımı, güneş ve rüzgar gibi sürdürülebilir kaynaklardan karşılandığını kaydetti.</p>
<p><strong>Yeşil Çimento hedefleri öne çıkıyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda alternatif yakıt kullanım oranlarının artırılması, klinker oranının düşürülmesi ve düşük karbonlu yeni nesil üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Konukoğlu, yeşil çimento kullanımının sektörün dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Kamu projelerinde yeşil çimento kullanımının teşvik edilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Konukoğlu, önümüzdeki 10 yıllık dönemde yaklaşık 11 milyon ton karbon emisyonu azaltımının hedeflendiğini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birlikleri güçleniyor</strong></p>
<p>Konuşmasında Çin Çimento Birliği ile geliştirilen stratejik iş birliğine de değinen Konukoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Çin’in dijitalleşme, otomasyon ve yapay zeka alanlarındaki deneyiminin birleşmesinin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Konukoğlu, önümüzdeki dönemde teknoloji paylaşımı, pilot projeler, ortak eğitim programları ve uzman değişimleri gibi alanlarda iş birliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirterek, bu çalışmaların Emisyon Ticaret Sistemi ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi küresel mekanizmalara uyum sürecine de katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-80667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/7/1280x720/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-1780928723.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Holding ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevine seçildi. Konukoğlu, sektörün yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ortak akıl ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ifmdeki-tek-durak-ofis-modeli-ulke-geneline-yayginlastirilacak-80665</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> İFM’deki ‘Tek Durak Ofis’ modeli ülke geneline yaygınlaştırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun (EKK) 2026 yılı beşinci toplantısında yürürlükteki ekonomi programı görüşüldü.</p>
<p>İş gücü piyasasındaki gelişmeler değerlendirildiği toplantıda; ihtiyaç duyulan alanlarda yabancı işgücü istihdamı ve çalışma izin süreçlerinin etkinleştirilmesine yönelik politikalar ele alındı. İstanbul Finans Merkezi’ndeki Tek Durak Ofis modelinin ülke geneline yaygınlaştırılması hedeflendi.</p>
<p>Yapılan açıklamada uygulanan programla makroekonomik temellerin güçlendiği belirtilirken, ekonominin daha dayanıklı, rekabetçi ve küresel koşullardaki değişime hızlı uyum sağlayabilen bir yapıya kavuştuğu bildirildi.</p>
<p>Ekonominin yaşanan çoklu şoklara karşın 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğüne değinilen açıklamada, “Bütçe dengesi program hedefiyle uyumlu bir seyir izlerken ülkemiz risk primi CDS savaş öncesi seviyelere yaklaşmıştır. Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji fiyatları enflasyon ve cari denge üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu etkilerin ekonomimize yansımalarını sınırlamak amacıyla, ilgili kurumlarımızın iş birliğiyle gerekli tedbirler zamanında ve etkin bir şekilde uygulanmaktadır” denildi.</p>
<p>Esnek ve çeşitlendirilmiş politikalar sayesinde Türkiye’nin küresel risklerin arttığı ortamda ekonominin ortaya çıkan fırsatları değerlendirmek için avantajlı bir konumda olduğuna dikkat çekilen açıklamada, yatırımcılara daha hızlı ve etkin hizmet sunulması amacıyla İstanbul Finans Merkezi’nde uygulamaya alınan “Tek Durak Ofis” modelinin kademeli olarak ülke geneline yaygınlaştırılması hedeflendiği kaydedildi.</p>
<p>EKK toplantısında görüşülen temel hususlar şunlardır:</p>
<p>OVP (2026-28) yapısal reform eylemlerinin mevcut durumu değerlendirilmiş; çalışmaların hızlandırılmasına yönelik ilave adımlar istişare edildi.<br />İşgücü piyasasındaki gelişmeler değerlendirilmiş; ihtiyaç duyulan alanlarda yabancı işgücü istihdamı ve çalışma izin süreçlerinin etkinleştirilmesine yönelik politikalar ele alındı.</p>
<p> “Tek Durak Ofis” uygulamasında gelinen aşama değerlendirilmiş; yatırımcıların izin, ruhsat ve diğer idari süreçlere tek noktadan erişimini sağlayacak mekanizmaların etkin şekilde devreye alınmasına yönelik atılacak adımlar belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ifmdeki-tek-durak-ofis-modeli-ulke-geneline-yayginlastirilacak-80665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/0087-1780926673.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun 5’inci toplantısının ardından yapılan açıklamada, İFM’deki ‘Tek Durak Ofis’ modelinin ülke geneline yaygınlaştırılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yorgancılar: Program kağıt üstünde tamam ama ekonomi tek ayağı kırık masa gibi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre üyeleri arasındaki en büyük kuruluşların listesini açıkladı. Listenin zirvesinde bu yıl da Star Rafinerisi Aliağa Şubesi ilk sırada yer alırken, onu Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim takip etti. Listenin ilk 10 basamağındaki diğer firmalar da İzmir Demir Çelik, Philip Morris, JTI, Abalıoğlu Yağ, Abalıoğlu Lezita, Kardemir Çelik ve Kocaer Çelik oldu.</p>
<p>Ankete göre, Ege’nin en büyük 100 sanayi şirketinden 66’sı kar bildirdi. Bu rakam geçen yıl 64 idi. Ar-Ge çalışması yapan firma sayısı da 55’ten 56’ya yükseldi. Listeye giren yabancı sermayeli şirket sayısı 25’ten 22’ye gerilerken, ihracat yapan firma sayısı da 92’den 90’a düştü. Üretimden satışlar ve net satışlarda; bir önceki yıla göre cari bazda %24’lük artış, reelde %1 azalış gerçekleşirken, bu oran 2024 yılındaki artışın da 8 puan gerisinde kaldı. 2023 yılından bu yana da reel ve dolar bazında gerileme kaydedildi. Borçlar cari, reel ve dolar bazlı artarken, özkaynaklar geriledi. 100 büyük firmanın çalışan ücretleri yüzde 57.7, kira giderleri yüzde 63.4, faiz giderleri yüzde 26.1 artarak, dolar kuru artışının çok üstünde gerçekleşti.</p>
<p>EBSO yönetim kurulu üyeleri ile birlikte yaptığı basın toplantısında anket sonuçlarını değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır sanayicilerin karlılıklarının düştüğü ve finansal yüklerinin arttığına dikkat çekerek, bu dönemde takip edilen program kağıt üstünde tam olsa dahi, istikrar, öngörülebilirlik ve güven eksikliğinin ekonomiyi tek ayağı kırık bir masa haline getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Bir ayağı kırık masada yemek yemenin zor olduğuna dikkat çeken Yorgancılar, “Bizim bir tek isteğimiz var, öngörülebilirlik. Son 3 yıldır maliyetlerin kur ve enflasyonun çok üstünde artması, değerli TL, iç ve dış talepteki zayıflama, dezenflasyon politikaları, 100 büyük firmanın reel ve dolar bazında satışlarını geriletirken, net kârlarını ciddi oranda azalttı. Yüksek faiz ve düşük kur ekseninde enflasyonla mücadele süreci uzadıkça sanayinin kırılganlığı artarak devam etti. Cari olarak üretimden satışlar artarken, zarar da arttı. Yani, üretici ihracatçılarımızın müşteri kaybetmemek için zararına satışa razı oldukları teyit edildi. Reel olarak ise satışlar %1 azalırken, zarar %7 yükseldi. Kârlılık oranları %1 ile pozitif sınırında kaldı, istihdam %6,7 geriledi” diye konuştu.</p>
<h2>“Finansman giderlerinin faaliyet karına oranı yüzde 73’e çıktı”</h2>
<p>Uygulanan sıkı para politikası ile 100 büyük firmanın finansman giderleri %37 oranında artarken, faaliyet kârlarının %18 azaldığını vurgulayan Yorgancılar, “Sonuçta da, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı son 3 yılın en yüksek seviyesi olan %73,3’e çıktı. Yani, yatırımlar için kullanılması gereken faaliyet karı, finansman giderleri için tahsis edildi. Merkez Bankası verilerine göre 2025 yılında ortalama ticari kredi faiz oranlarının %57,6 olması da gösteriyor ki; diğer tüm koşullar eşit olsa bile yabancı rakiplerle rekabet edebilmek mümkün değil” dedi.</p>
<h2>“TL kredisi bulamayan, döviz kredisine koştu, risk büyüdü”</h2>
<p>Her sektörde nakit akış sorunu yoğun şekilde yaşanırken, firmaların döviz riskini yönetmede, özellikle son 2 yıldır başarısız bir performans gösterdiklerine dikkat çeken Yorgancılar, “Bu gelişmede ulusal ve küresel düzeyde yaşanan ekonominin dışındaki gelişmelerin de etkili olduğu söylenebilir. Mevcut ve yakın dönemde; kredi faizlerinde gerileme ve finansal koşullarda normalleşme olasılığı düşük. Bu ortamda bankaların da iş ortağına dönüşmesi lazım. Aksi halde, kârlı bankacılık zarar eden reel sektör fotoğrafı derinleşecek. Bankalarda çok para var ama sınırlamalar nedeniyle bunu halka ve sanayicilere kredi olarak veremiyorlar. Aksi halde Merkez Bankası tarafından ceza uygulanıyor. Şu an kredi faiz oranları yüzde 55-56 civarında. Bu düzeylerde sanayicilerin TL kredisi kullanmaları söz konusu değil. Bu durumda iş dünyası döviz kredilerine yöneliyor. 2025 sonunda özel sektörün döviz borcu 298 milyar dolara yükseldi. Bu da başka bir riski ortaya koyuyor. Şu an yüzde 30 devalüasyon olsa bu borç 390 milyar dolara çıkar. 2001 krizinde bunu yaşadık. Kur artışı zamanında yapılırsa herkes hesabını kitabını ona göre yapar” görüşlerini ifade etti.</p>
<p>2026 ilk çeyrek büyüme verilerinin de sanayi ve ihracatta daralma eğilimini teyit ettiğini hatırlatan Ender Yorgancılar, “Devam eden bu durum, firmalarımızın iyileştiremediği finansal koşulları kadar, makro ekonomik iklimin reel sektör aleyhine olmasıyla doğrudan ilgili. Stagflasyon riski masada iken, ivedilikle, reel sektörün rekabet gücünü destekleyen, dünyadaki dönüşüme uyumlu, yerli üretimi teşvik eden yeni bir stratejik programa, sanayi ve ihracat referanslı büyüme modeline geçilmesi kaçınılmaz” dedi.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26aba8f3468-1780919208.jpg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abbc9d629-1780919228.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abd9cb35c-1780919257.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abee13a06-1780919278.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2>ÜRETİMDEN SATIŞLARA GÖRE İLK 10 EBSO ÜYESİ (milyon TL)</h2>
<p>1 - STAR RAFİNERİ A.Ş.-ALİAĞA ŞB. XX</p>
<p>2 - TÜPRAŞ-İZMİR RAFİNERİ MÜD. (Kons.) 220.371</p>
<p>3 - PETKİM A.Ş. XX</p>
<p>4 - İZMİR DEMİR ÇELİK 50.853</p>
<p>5 - PHILIP MORRIS 46.711</p>
<p>6 - JTI TÜTÜN ÜRÜNLERİ 34.795</p>
<p>7 - ABALIOĞLU YAĞ SANAYİ XX</p>
<p>8 - ABALIOĞLU LEZİTA 23.275</p>
<p>9 - KARDEMİR ÇELİK SANAYİ (Kons.) 21.221</p>
<p>10 - KOCAER ÇELİK 20.397</p>
<p>11 -Adının açıklanması istenmedi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-1780919327.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası tarafından üyelerine yapılan ankete göre 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre büyük sanayi kuruluşları sırasıyla Star Rafinerisi, Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim oldu. En büyük 100 sanayi kuruluşunun performansını değerlendiren EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır uygulanan program kağıt üstünde tam olsa dahi, ekonomide istikrar, öngörülebilirlik ve güvenin eksikliğinin, tek ayağı kırık bir masa durumu yarattığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
