<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi'nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p>Burada yaptığı konuşmada, uzayın, küresel güç dengelerinin ve stratejik üstünlüklerin yeniden tanımlandığı bir arena haline geldiğine dikkati çeken Uraloğlu, uydu teknolojilerinin modern savaşların seyrini değiştiren kritik unsur olarak öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, uyduların istihbarat toplama, gerçek zamanlı iletişim, hedef tespiti ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda devletlere eşsiz üstünlük sağladığını belirterek, "Bu gerçeği geçen hafta 10'uncu yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz hain darbe girişiminde Gölbaşı Yerleşkesi'ne yapılan alçak saldırıda da görmüştük. O geceki saldırıda şehit olan kahraman çalışanlarımız Ahmet Özsoy ve Ali Karslı kardeşlerimizin fedakarlığı sayesinde yayınlar aksamamış, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın çağrısı milletimize ulaşmış ve milli irade korunmuştur. O gece bir kez daha gördük ki TÜRKSAT sadece bir kurum değil, milletimizin bekasının, haber alma hakkının ve dijital güvencesinin kilit taşıdır." diye konuştu.</p>
<p>TÜRKSAT'ın son olarak 6A uydusuyla vizyonunu daha da ileri taşıdığını dile getiren Uraloğlu, bugün TÜRKSAT'ın, 31, 42 ve 50 derece yörüngelerindeki 6 aktif uydusuyla dünya uydu operatörleri arasında güçlü konumda yer aldığını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, TÜRKSAT uydularının 5,5 milyar nüfusa, yani yaklaşık 8,3 milyar olan dünya nüfusunun 3'te 2'sine hitap ettiğine dikkati çekerek şöyle dedi:</p>
<p>"Özellikle yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla ürettiğimiz Türksat 6A'yı hizmete alarak da Türkiye'yi haberleşme uydusu tasarlayıp üretebilen dünyadaki 11 ülke arasına taşıdık ve Türkiye'yi uzay yarışında öncü ülkeler arasına çıkararak yeni bir boyuta ulaştırdık. Ayrıca Türksat 6A, sadece ülkemize hizmet etmekle kalmıyor çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet sunuyor. Pakistan, Hindistan, Nepal, Bangladeş, Myanmar, Tayland, Malezya ve Endonezya ile Sri Lanka'nın önde gelen platformu Freesat Lanka'nın 50 kanalını Türksat 6A'nın hizmet kapsamına dahil ettik. Bugün Türksat 6A üzerinden Güney Asya kapsamasındaki 10 ülkede 69 televizyon kanalına yayın hizmeti sunuyoruz. TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan toplam televizyon kanalı sayısı da 550'yi buldu."</p>
<p><strong>"Yıl bitmeden Türksat 7A projesinin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Türksat 6A'nın hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımının, şirketin küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesi doğrultusunda uluslararası işbirliklerini de güçlendirdiğini dile getiren Uraloğlu, TÜRKSAT ile Katar merkezli uydu şirketi Es'hailSat arasında "Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusuna yönelik stratejik ortaklık anlaşması imzaladıklarını, anlaşma kapsamında 50 derece doğu yörüngesinde görev yapacak yüksek veri kapasiteli "Ka-Bant Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusunun kapasitesinin ortak kullanılacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türksat 7A ile dünya uydu operatörleri arasındaki güçlü konumu daha da yükselteceklerini belirterek, Türksat 7A projesinin, 42 derece doğu yörüngesinde görev yapan Türksat 3A uydusunun tasarım ömrünün sona yaklaşması nedeniyle başlatıldığını dile getirdi.</p>
<p>Hazırladıkları şartnameyi gelecek günlerde Türksat 6A'yı da başarıyla tamamlayan yerli uydu üreticileriyle paylaşacaklarını ifade eden Uraloğlu, "Bu yıl bitmeden projenin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz. 2029 yılı sonunda hizmete almayı planladığımız uydumuz, daha yüksek veri kapasitesi, daha güçlü kapsama alanı ve esnek kaynak yönetim kabiliyetiyle Türkiye'nin dijital gelecek vizyonunun taşıyıcısı olacaktır." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, yeni çağın en stratejik kaynağının, hatta yeni petrolünün veri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz"</strong></p>
<p>Gölbaşı Veri Merkezi ile TÜRKSAT'ın bu güçlü mirası üzerine yepyeni bir eser daha kazandırdıklarını dile getiren Uraloğlu, şunları ifade etti:</p>
<p>"Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye'nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye'nin yeni dijital kalesidir. Veri merkezimiz, 6 sistem salonuna, 2 adet 20'şer kabinlik yüksek performans odasına ve 6 bin 300 metrekare beyaz alana sahip olacak. 200 kişi kapasiteli ofis çalışma alanı da bulunacak. Tamamlandığında 35 bin 300 metrekarelik dev alanla Türkiye'nin en büyük veri merkezlerinden biri olacak. TÜRKSAT'ın mevcut veri merkezinin fiziksel kapasitesini ilk fazda 3 kat, ikinci fazda 8 katın üzerinde artıracak. 33 megavolt amper kurulu güç kapasitesi bulunacak merkezimiz, enerji verimliliğinde LEED-Gold sertifikasına uygun, düşük karbon salımlı ve çevreye duyarlı bir tesis olarak inşa edilecek."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, veri merkezinin uluslararası kalite standartlarına uyumlu kurulacağına işaret ederek, "İçinde sistem odalarının yanı sıra yüksek performanslı yapay zeka odaları da yer alacak. Yapay zeka uygulamaları, derin öğrenme, veri madenciliği, makine öğrenmesi gibi başlıklar altında veri analizi, veri kümelerinin işlenmesi, algoritmaların eğitimi, modelleme, tahmin, sınıflandırma, yüksek hızlı matematiksel hesaplamalar yapılması gibi hizmetler için gerekli altyapıya da sahip olacak." dedi.</p>
<p><strong>"Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planlıyoruz"</strong></p>
<p>Merkezin, kritik bilgileri barındıran kurumların veri ve bulut hizmeti ihtiyaçlarını da yerli yazılımlarla karşılayacağına dikkati çeken Uraloğlu, "Özellikle e-Devlet Kapısı başta olmak üzere tüm kamu dijital altyapımızın yükünü tek çatı altında en yüksek güvenlik ve verimlilikle üstlenecek. Olağanüstü durumlarda dahi kesintisiz ve güvenli hizmet sunacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kamu kaynaklarında maksimum verimlilik sağlanacak, tek çatı altında toplanan veri ve bulut hizmetleriyle mükerrer yatırımların ve yüksek işletme maliyetlerinin önüne geçileceğini dile getirerek, merkezin, Türkiye'nin en büyük kurum ve kuruluşlarının verilerini TÜRKSAT güvencesiyle en üst düzeyde koruyacağını ve her şartta hizmet sunmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Proje sayesinde Türkiye'nin bölgesel veri üssü haline de geleceğini belirten Uraloğlu, komşu ülkeler ve Türk Cumhuriyetleri'nin de verilerini güvenli şekilde buradaki merkezde barındırabileceğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yapım çalışmalarını yaklaşık 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Bakanlık olarak sadece yol, köprü, demir yolu ve liman inşa etmediklerini dile getiren Uraloğlu, "bilgi ve iletişim otobanları" kurduklarını, dijital kaleler de yükselttiklerini söyledi.</p>
<p>Merkezin temeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ve bürokratların katılımıyla atıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/6556-1784720717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi&#039;nin temel atma töreninde konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, &quot;Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye&#039;nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye&#039;nin yeni dijital kalesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni 101,2&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, temmuzda 0,8 puan azalarak 101,2 seviyesine geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki toplam istihdam, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE ise temmuzda bir önceki aya göre 1,3 puan azalarak 102,2 seviyesine indi.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin, iç piyasa sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre güçlendiği izlendi.</p>
<p>Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyir ise zayıfladı.</p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı görüldü.</p>
<p>Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre zayıfladığı gözlendi.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,3'e geriledi</strong></p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki aya göre zayıfladı. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 31,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Temmuz ayında, ankete katılan işyerlerinin yüzde 56,9'u üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, yüzde 12,7'si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu bildirdi. Bu faktörleri sırasıyla mali imkansızlıklar, ham madde-ekipman yetersizliği, iş gücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi, 0,8 puan azalışla 101,2&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turist seyahate ilk çeyrekte 102,3 milyar lira harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026'nın ilk çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu dönemde yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 12 artarak 14 milyon 168 bine ulaştı. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar, 73 milyon 622 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,2 oldu.</p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı, söz konusu dönemde yüzde 33,9 artarak 102 milyar 312 milyon 286 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu harcamaların 94 milyar 552 milyon 386 bin lirayla yüzde 92,4'ünü kişisel harcamalar, 7 milyar 759 milyon 900 bin lirayla yüzde 7,6'sını paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama 7 bin 221 lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İlk çeyrekte toplam seyahat harcamalarında en fazla payın yüzde 30,9 ile yeme-içme, yüzde 27,6 ile ulaştırma ve yüzde 12,4 ile giyecek ve hediyelik eşya harcamaları olduğu görüldü.</p>
<p>Harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme-içmede yüzde 29,1, ulaştırmada yüzde 30,1, giyecek ve hediyelik eşya harcamalarında yüzde 62,2'lik artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret ilk sırada</strong></p>
<p>Ocak-mart döneminde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 22,3 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 4,1 ile "sağlık" izledi.</p>
<p>Bu dönemde seyahate çıkanlar, 59 milyon 228 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 5 milyon 652 bin gecelemeyle "otel" yer alırken, "kendi evi" 5 milyon 461 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırada kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre yerli turistler 102,3 milyar lira seyahat harcaması yaptı. Bu dönemde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı yüzde 73,9&#039;a geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar değerlendirilerek sonuçlar oluşturuldu. İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı, önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 73,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise haziranda yüzde 74,5 seviyesindeyken, temmuzda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9'a geriledi.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td>74,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td>73,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-imalat-kapasite-kullanim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı aylık bazda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vize garantisi’ reklamları durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarına yönelik yaptığı incelemelerde 149 dosyalı görüşerek karara bağlandı. Yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 6 firmadan 5’inin ilanı durduruldu.</p>
<p>Dosyalardan 118’i mevzuata aykırı bulunurken, 74’ü hakkında reklam durdurma cezası, 44’üne ise durdurmayla  birlikte idari para cezası verildi. Aykırılığı tespit edilen 3 dosya hakkında erişimin engellenmesi tedbiri uygulandı.</p>
<p>2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde yanıltıcı reklam, haksız ticari uygulamalara ilişkin 21 binin üzerinde dosya karara bağlanırken, bunlara 185 milyon liranın üzerinde para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, vize randevu garantisi, vize garantisi, hızlı başvuru gibi taahhütleri içeren reklamlar nedeniyle incelemeye aldığı 6 firmanın reklamlarına 3 aya kadar tedbiren durdurma kararı verdi. İnceleme sürecinin sonunda ise 5 firmanın reklam ve tanıtımlarının durdurulmasına karar verildi.<br />sSosyal medyadaki “Kâbe ve Ravza kokusu” ifadeleri kullanılarak yapılan tanıtımlara yönelik yapılan incelemede de dini duygularının istismar edilerek satış ve pazarlama faaliyetinde bulunulduğu değerlendirildi. Bu reklama ilişkin 3 aya kadar durdurma kararı verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/vize-turkiye.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kuru tarafından yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 5 firmanın ilanları durduruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta ilaç sanayisi ile devam etmek istiyorum. İlaç sektörü, üretim disiplininin, ürün güvenliğinin ve kalite standartlarının en yüksek olduğu alanlardan biri. Bu nedenle enerji yönetimi burada yalnızca maliyet azaltımı başlığı altında ele alınamaz. Sıcaklık, nem, basınç, hava kalitesi, temiz oda koşulları ve proses güvenilirliği, enerji tüketimi ile doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Rapor kapsamında 16 farklı ilaç işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 14’ü ise 1.000 ila 5.000 TEP arası tüketime sahip. Bu tablo, sektörün orta ve büyük ölçekli tesislerinde enerji verimliliğinin güçlü ve uygulanabilir bir gündem olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %51’i elektrikten, %49’u ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Bu dağılım, ilaç sektöründe elektrik ve ısı tarafının birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Yani sektörde enerji yönetimi tek kanattan yürütülemez. Bu nedenle de hem elektrikli sistemler hem ısı tarafı aynı anda ele alınmalıdır.</p>
<p>Sektördeki toplam enerji verimliliği potansiyeli %32,5 seviyesinde. Bunun %16,2’si elektrik tüketiminden, %16,3’ü ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Tüketimdeki denge gibi verimlilikte de denge bulunuyor. Sektörde tasarruf bir yanda soğutma, iklimlendirme, fan ve pompa diğer yanda ise buhar, sıcak su, proses ısısı ve ısı geri kazanımından sağlanabilir.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %44’ü ısı ve proses, %33’ü soğutma sistemleri, %13’ü ise iklimlendirme sistemlerinden geliyor. Bu üç başlık birlikte toplam potansiyelin %90’ına ulaşıyor.</p>
<p>Bu dağılım çok önemli bir mesaj veriyor. İlaç sektöründe enerji verimliliği çalışmaları yalnızca genel yardımcı tesis iyileştirmeleri olarak görülmemeli. Asıl odak, ısıtma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin üretim güvenliğiyle uyumlu biçimde optimize edilmesi olmalı. Çünkü sektörde ürün kalitesi açısından vazgeçilmez olan birçok şart, aynı zamanda büyük enerji tüketicisi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İklimlendirme burada özel bir başlık. Temiz oda koşulları, basınç farkları, hava değişim sayıları, nem kontrolü ve filtreleme ihtiyacı enerji kullanımını yukarı çekiyor. Ancak bu gereklilikler, sistemlerin verimli işletilemeyeceği anlamına gelmiyor. Doğru tasarım ve işletme ile önemli tasarruf fırsatları yaratılabiliyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü</strong></p>
<p>İlaç sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.772 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 3,41 yıl seviyesinde. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 679 dolar.</p>
<p>Bu göstergeler, ilaç sektöründe enerji verimliliğinin ölçülebilir ve finansal olarak savunulabilir bir yatırım alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu yatırımlar yalnızca enerji maliyetini azaltmakla kalmıyor. Aynı zamanda sistem güvenilirliğini artırıyor, ekipman ömrünü uzatıyor ve işletme performansını daha öngörülebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>İlaç tesislerinde en dikkat çekici alanlardan biri soğutma ve iklimlendirme sistemleri. Sürekli sıcaklık ve nem kontrolü gereksinimi, üretim alanları ile destek alanlarının farklı koşullarda işletilmesi ve temiz oda mantığıyla çalışan sistemler toplam tüketimi önemli ölçüde artırabiliyor. Yanlış ayar değerleri, gereğinden yüksek hava debileri, sabit debili çalışma, yetersiz otomasyon ve kısmi yük davranışının iyi yönetilememesi burada önemli kayıplar yaratıyor.</p>
<p>Isı tarafında ise buhar, sıcak su ve proses ısısı öne çıkıyor. Atık ısı geri kazanımı, kondens dönüşü, doğru sıcaklık seviyelerinin belirlenmesi ve ısıl süreçlerin birlikte değerlendirilmesi önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle ilaç sektöründe ısıtma ve soğutmanın aynı tesiste aynı anda yoğun biçimde bulunması, ısı pompası uygulamalarını güçlü bir seçenek haline getiriyor. Doğru tasarlanmış ısı pompası çözümleri bir tarafta soğutma ihtiyacını karşılarken diğer tarafta sıcak su veya düşük sıcaklıklı ısıtma ihtiyacına katkı sağlayabilir. Bu da hem fosil yakıt tüketimini düşürür hem toplam enerji maliyetini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>İlaç sektöründe asıl değer, maliyet tasarrufunun ötesinde güvenilirlik, kalite ve sürdürülebilirlik başlıklarının aynı anda güçlenmesinde yatıyor. Doğru yönetildiğinde enerji verimliliği, ilaç sanayisinde yalnızca tüketimi azaltan bir araç değil, üretim güvenliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir kaldıraç haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Danone Türkiye, "Yarına Bir'İz" programıyla afet sonrası desteği kısa vadeli yardımların ötesine taşıyor. Yerel topraktan üretilen kerpiç tuğlalardan çocukların iyileşme alanlarına, gençlere sunulan mentorluktan sağlık yatırımlarına uzanan çalışmalar, iş dünyasının yeni rolünü ortaya koyuyor: Bölgeye yardım eden değil, bölgeyle birlikte yeniden ayağa kalkan uzun vadeli bir çözüm ortağı olmak.</strong></p>
<p>Bir afetin ardından ilk refleks yaraları sarmaktır. Asıl zorlu süreç ise kameralar bölgeden ayrıldığında başlar. İnsanların yeniden güven duyması, çocukların oyunlarına dönebilmesi, gençlerin gelecek planları kurabilmesi ve gündelik yaşamın yeniden başlayabilmesi zaman ister.</p>
<p>Danone Türkiye’nin Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle Hatay’da yürüttüğü “Yarına Bir’İz” programı, bu uzun soluklu iyileşme sürecine odaklanıyor. 100. Yıl Köyü’nde Hatay’ın kendi toprağından üretilen kerpiç tuğlalara verilen destek, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağlanan yaklaşık 100 tıbbi cihaz, çocuk polikliniklerinde oluşturulan oyun alanları ve depremden etkilenen gençlere sunulan mentorluk programı, aynı yaklaşımın birbirini tamamlayan parçalarını oluşturuyor. Programın amacı: Bugün bölgeyle birlikte olmak ve yarına kalıcı bir iz bırakmak. Bu nedenle çalışmalar, acil ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmıyor; bölgenin uzun vadeli iyileşmesini destekleyecek sürdürülebilir ve kapsayıcı çözümlere uzanıyor.</p>
<p>Danone Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika Genel Müdürü Cem Küçükcan’a göre şirketlerin önündeki temel soru artık yalnızca ne kadar büyüdükleri değil, bu büyümeyle nasıl bir etki yarattıkları. B Corp yaklaşımı ise bu etkinin ölçülebilir, hesap verebilir ve kalıcı hale gelmesi için önemli bir çerçeve sunuyor. Cem Küçükcan ile Danone’nin B Corp yolculuğunu, Hatay’daki “Yarına Bir’İz” çalışmalarını ve iş dünyasının afet sonrası iyileşmedeki değişen rolünü konuştuk.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı ile gezegen sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez</strong></p>
<p>“İş dünyasında başarı tanımı önemli ölçüde değişiyor. Artık şirketler yalnızca finansal sonuçlarıyla değil, çalışanlarına, topluma ve gezegene sağladıkları katkıyla da değerlendiriliyor. B Corp yaklaşımını bu değişimin güçlü bir göstergesi olarak görüyoruz. Çünkü bugün şirketlerin yalnızca ekonomik ekonomik değer üretmeleri değil, toplumun karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde de aktif rol üstlenmeleri gerektiğine inanıyoruz. Danone’de uzun yıllardır ‘Tek Gezegen. Tek Sağlık’ vizyonuyla hareket ediyoruz. İnsan sağlığı ile gezegen sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. Faaliyetlerimizi ekonomik performans ile toplumsal faydayı birlikte gözeten bir anlayışla yürütüyoruz. B Corp sertifikasyon süreci ise bu yaklaşımımızı uluslararası ölçekte ölçmemizi, değerlendirmemizi ve sürekli geliştirmemizi sağlayan önemli bir çerçeve sundu.</p>
<p>Bugün Türkiye’de B Corp sertifikasına sahip şirketlerden biri olarak, karar alma süreçlerimizden tedarik zincirimize, çalışan deneyiminden toplumsal yatırımlarımıza kadar tüm faaliyetlerimizi daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca nasıl büyüdüğümüz değil, nasıl bir etki yaratarak büyüdüğümüz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6059cb2c054-1784699339.png" alt="" width="663" height="417" /><strong>Uzun vadeli ve ölçülebilir etki</strong></p>
<p>“B Corp yaklaşımının merkezinde, uzun vadeli ve ölçülebilir etki yaratmak yer alıyor. Hatay’da yürüttüğümüz ‘Yarına Bir’İz’ çalışmaları da bu anlayışın sahadaki en somut örneklerinden biri. Deprem sonrası dönemde en kritik ihtiyaçlardan birinin yalnızca acil ve hızlı destek sağlamak olmadığını gördük. Bölgenin yeniden ayağa kalkmasına katkı sunacak sürdürülebilir çözümler geliştirebilmek gerektiğine inandık. Bu nedenle Hatay’da kalıcı iyileşmeyi destekleyen projelerde yer almayı önceliklendirdik. Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında barınmadan sağlığa, gençlerin gelişiminden psikososyal iyileşmeye kadar farklı alanlarda uzun vadeli etki yaratmayı amaçladık. Bizim için önemli olan yalnızca destek sunmak değil, toplumla birlikte iyileşme sürecinin bir parçası olabilmek, uzun soluklu yol arkadaşlığı yaparak gerçek etkiyi sunabilmek...”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeniden inşanın temeli: Yerel kaynaklar ve dayanıklılık</strong></span></p>
<p>“Afet sonrası yeniden yapılanmanın yalnızca fiziksel yapıların inşa edilmesinden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Aynı zamanda yerel ekonominin, bilgi birikiminin ve toplumsal dayanıklılığın yeniden güçlendirilmesi gerekiyor. 100. Yıl Köyü’nde kullanılan kerpiç tuğlalar bu açıdan çok kıymetli bir örnek oluşturuyor. Hatay’ın kendi toprağından üretilen, yeniden kullanılabilir ve düşük çevresel etkiye sahip bu malzeme, yerel kaynakların ne kadar güçlü çözümler sunabileceğini gösteriyor. Sürdürülebilirlik perspektifiyle baktığımızda, geleceğin yeniden inşa modellerinin yerel kaynakları, döngüsel tasarımı ve çevresel etkiyi birlikte ele alan yaklaşımlar üzerine kurulacağına inanıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İyileşme binalarla değil, insanlarla tamamlanıyor</strong></span></p>
<p>“Afetlerin etkileri yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı kalmıyor, bireyler ve toplumlar üzerinde uzun süre devam eden psikolojik etkiler de yaratabiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin yaşadıkları travmanın etkilerinin azaltılması, sosyal bağların yeniden güçlendirilmesi ve umudun yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle iyileşme sürecine bütüncül bakmak gerektiğine inanıyoruz. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağladığımız yaklaşık 100 tıbbi cihaz desteği fiziksel iyileşmeye katkı sunarken, çocuk polikliniklerinde oluşturduğumuz oyun alanları da psikososyal iyileşme sürecini desteklemeyi amaçladı. İyileşmenin yalnızca binaların yeniden yapılmasıyla değil, insanların yeniden güçlenmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Özellikle çocukların güven duygusunu yeniden inşa edebilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve günlük yaşam rutinlerine dönebilmeleri toplumsal iyileşmenin en önemli göstergelerinden biri.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/47-1784699370.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, Yandex AI'ın dünyadaki ilk test ülkesi oldu. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, yeni dönemde odağın yalnızca son kullanıcılar değil, kurumlar ve işletmeler olduğunu söyledi. Öztürk, ODTÜ ile geliştirdikleri Yapay Zeka Yüksek Lisans Programları'nın ikinci yılına girdiğini de belirtti.</strong></p>
<p>Rusya merkezli teknoloji şirketi Yandex, Türkiye’de arama motoru, navigasyon, taksi hizmeti Yandex Go, mail ve hava durumu servislerinin ardından yeni güncellemesi ile Yandex AI’ı devreye aldı. Böylece Türkiye Yandex AI’ın ilk test ülkesi oldu. Yandex AI’ın öncelikli hedefi ise kurumlar olarak belirlendi. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex Türkiye İş Geliştirme Direktörü Ali İhsan Eren ve Yandex AI Ürün Direktörü (CPO) Kirill Demochkin Yandex AI’ı tanıttı. Şirket ayrıca yalnızca tüketici ürünleriyle değil, yerel kurum ve işletmelerle hayata geçireceği yeni ortaklıklar ve iş birlikleriyle Türkiye'deki yapay zekâ ekosistemindeki rolünü güçlendirmeyi hedeflediğini açıkladı. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex'in yapay zekâ platformu Yandex AI'ın yeni sürümünü tanıtarak Türkiye'nin şirket açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Türkiye'nin Yandex AI'ın geliştirildiği ve ilk kez kapsamlı şekilde hayata geçirildiği ülke olduğunu belirten Öztürk, yeni dönemde yalnızca bireysel kullanıcı deneyimine değil, kurum ve işletmeler için geliştirilecek yapay zekâ çözümlerine de odaklandıklarını ifade etti. Yeni güncellemeyle birlikte şirketin hedeflerini büyüttüklerini vurgulayan Öztürk, yapay zekâ çözümlerinin artık yalnızca son kullanıcı deneyimiyle sınırlı kalmayacağını söyledi. İş ortaklarının da bu teknolojilerden doğrudan yararlanabileceğini belirten Öztürk, telekom operatörleri için geliştirilen yapay zekâ çözümlerinin bağımsız olarak sunulabildiğini, mevcut ekosistemlere entegre edilebildiğini ya da doğrudan Yandex AI'ın bir parçası haline getirilebildiğini ifade etti. Türkiye'nin yapay zekâ yolculuğunda yeni bir dönemin başladığını dile getiren Sedat Öztürk, "Yandex AI'ı altı aydan kısa bir sürede kullanıcıların günlük işlerinin büyük bölümünü yerine getirebildiği kapsamlı bir yapay zekâ süper uygulamasına dönüştürdük. Bundan sonraki aşamada bu birikimimizi ülkemizdeki kurum ve işletmelerle paylaşmayı hedefliyoruz. Yerel iş ortaklarımızla birlikte Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini ve kullanıcı deneyimini çok daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60564935169-1784698441.jpg" alt="" width="700" height="449" /></p>
<h2>ODTÜ iş birliğiyle yapay zeka yüksek lisans programı</h2>
<p>Yapay zekâ ekosisteminin yalnızca teknolojik yatırımlarla değil, insan kaynağıyla da büyüyeceğini belirten Sedat Öztürk, eğitim alanındaki çalışmaların stratejik önem taşıdığını ifade etti. Bu kapsamda ODTÜ ile birlikte Türkiye'nin ilk Yapay Zekâ Yüksek Lisans Programı'nı hayata geçirdiklerini söyleyen Öztürk, Anadolu Hackathon başta olmak üzere farklı girişimlerle de genç yeteneklerin desteklendiğini anlattı. Öztürk, eğitim yatırımlarını yalnızca üniversitelerle sınırlı bırakmadıklarını belirterek, Yandex AI içerisinde oyunlaştırılmış yeni bir öğrenme deneyimi sunduklarını ifade etti. Öztürk, kullanıcıların yapay zekâ tarafından hazırlanan eğitim içerikleriyle akademik yazımdan yabancı dile, zaman yönetiminden tükenmişliğin önlenmesine kadar pek çok alanda kendilerini geliştirebildiğini söyledi.</p>
<h2>Türkiye’den ilgi yüksek</h2>
<p>Sohbet özelliğine olan ilginin hızla arttığını kaydeden Öztürk, son bir ayda sohbet sayısının yaklaşık yüzde 40 yükseldiğini, günlük kullanıcıların yarısından fazlasının artık bu özelliği aktif olarak kullandığını dile getirdi. Yandex AI'ın kullanıma sunulmasından bu yana kullanıcıların sohbet, akış ve diğer bölümlerde geçirdiği toplam sürenin ise 540 yıla ulaştığını söyledi. Yapay zekânın günlük yaşamda çok daha geniş bir rol üstlendiğini vurgulayan Öztürk, Yandex AI'ın yemek planlamasından seyahat organizasyonuna, kişisel finans yönetiminden teknik analizlere kadar farklı alanlarda kullanıcıların karar süreçlerini desteklediğini ifade etti. Kişiselleştirilmiş beslenme planları, uçuş ve otel önerileri, bütçe tahminleri ile finans analizlerinin artık tek platform üzerinden sunulduğunu anlattı. Özellikle yemek planlamasında önemli bir dönüşüm sağlandığını belirten Öztürk, geleneksel sohbet botlarının bağlamı korumakta zorlandığını, kullanıcıların aynı bilgileri tekrar tekrar paylaşmak zorunda kaldığını söyledi. Yandex AI'ın ise artık tüm aileye ilişkin bilgileri süreç boyunca hatırlayarak kesintisiz ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunduğunu ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yandex Go 100 milyon dolarlık yatırımla İstanbul’da</span></h2>
<p>Yandex Go, yapay zekâ destekli araç çağırma hizmetini 16 milyonluk mega şehir İstanbul'da kullanıma açtı. İlk etapta Ekonomi ve Konfor seçenekleriyle hizmet verecek platform, Türkiye'deki mobilite operasyonlarını büyütmek için 100 milyon dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Yatırım; teknoloji altyapısının güçlendirilmesi, sürücü ağının genişletilmesi ve yeni hizmetlerin devreye alınması için kullanılacak. Şirketin verilerine göre, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu İstanbul'da yapılan 129 binden fazla yolculukta seyahat sürelerini ortalama yüzde 7,07 kısalttı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“BİLGE” DE YANDEX AI’ ENTEGRE EDİLEBİLİR</span></h2>
<p>Sedat Öztürk, Yandex olarak yerel girişimlerle çalışmayı öncelediklerini kaydederek, şunları söyledi: "Türkiye'de geliştirilen yerel dil modelleri Yandex AI'a entegre edilebilir. Bu kapsamda TÜBİTAK tarafından geliştirilen Bilge projesi gibi yerel girişimlerle temas kurabileceğiz. Görüşmeler henüz başlangıç aşamasında. Yerel dil modellerinin sisteme eklenmesi, Türkçe içeriklerin daha doğru anlaşılması, yerel ifadelerin işlenmesi ve Türkiye'ye özgü kullanım senaryolarının geliştirilmesi açısından önemli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/sedat-ozturk-1784698462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel tahıl piyasasında üçlü fırtına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a6050361a6d1-1784696886.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel tarım piyasaları son yılların en tehlikeli üçlü baskısıyla karşı karşıya. Bir yanda Hürmüz Boğazı’nda yeniden tırmanan çatışmalar nedeniyle petrol, navlun ve gübre maliyetleri yükseliyor; diğer yanda meteoroloji kurumları yıl sonuna doğru “çok güçlü” bir El Nino olasılığının arttığı uyarısını yapıyor. Öte taraftan Karadeniz’de Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmalar arz ve lojistik sıkıntılar yaratıyor. Bu faktörlerin aynı anda devreye girmesi, tahıl fiyatlarında yalnızca geçici bir sıçrama değil, daha kalıcı bir gıda enflasyonu dalgası yaratabileceği endişesini güçlendiriyor.</p>
<h2>Küresel piyasalarda tahıl fiyatlarında yön yukarı </h2>
<p>■ Buğday fiyatları Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) son bir haftada yüzde 4,8, son bir ayda ise yüzde 13 yükselerek kile başına 6,75 dolara çıktı ve iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Avrupa piyasalarına bakıldığında, Paris merkezli Euronext’te Eylül vadeli öğütmelik buğdayın fiyatı, ton başına 230,5 euro ile Haziran 2025’ten bu yana görülmeyen seviyelere çıktı. Kanada buğdayının fiyatı geçtiğimiz hafta ton başına 20 dolara yakın artışla 307 doları gördü. Karadeniz buğdayının fiyatı da artıyor. Geçen hafta Rus, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya buğdayının fiyatında yukarı yönlü sert hareketler yaşandı. </p>
<p>■ Soya fasulyesi vadeli işlemleri haftalık bazda yüzde 2,7, aylık bazda yüzde 10 prim yaparak kile başına 12,2 doların üzerine çıktı ve dokuz haftanın zirvesine yaklaştı. Diğer yandan S&amp;P Global Platts verilerine göre Soybex FOB Santos fiyatı 15 Temmuz’da ton başına 483,66 dolara ulaşarak Aralık 2023’ten bu yana görülen en yüksek spot seviyeyi kaydetti. Yıl başından bu yana fiyat artışı yaklaşık yüzde 20’ye ulaştı. </p>
<p>■ Mısır vadeli işlemleri son bir haftada yüzde 2,7, son bir ayda yüzde 9’dan fazla yükselerek kile başına yaklaşık 4,5 dolara ulaştı ve yedi haftanın en yüksek seviyesini gördü. </p>
<p>■ Soya ve mısır cephesinde ise petrol fiyatları belirleyici hale geldi. Brent’in yeniden 90 doların üzerine çıkması, biyodizel ve etanol talebi beklentilerini güçlendirdi. Böylece ABD’de mahsul koşullarının görece iyi seyretmesi bile fiyatları aşağı çekmeye yetmedi.</p>
<p>Bu arada Çin’in toplam Haziran soya ithalatı 13,55 milyon tonla rekor kırdı. Çin’in talebi de fiyatları tetikliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/tahil-1784697048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmaların enerji ve gübre akışını aksatmasıyla başlayan baskılar ve Karadeniz’deki çatışmaların yarattığı arz endişesi, El Nino kaynaklı kuraklık riskiyle birleşti. Buğday iki yılın zirvesine çıkarken, soya ve mısırda biyoyakıt talebi ve hava endişeleri fiyatları yukarı taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada Manisa Endeksi %110 yıllık yükselişle ilk sırada gelirken, BİST 30'daki kâr büyümede Tüpraş %2.820 artışla öne çıkıyor. Rakamlar heyecan verici olsa da sığ hisse çıkışları ve sanayi tesislerinin karşı karşıya kaldığı ağır ciro kayıpları tercihlerde hatalara davetiye çıkarabilir.</strong></p>
<p>Bir şehir endeksinin zirveye oynamasını o bölgedeki tüm sanayi firmalarının sorunsuz çalıştığı gibi yanlış bir düşünceye götürebilir. İncelememizde öne çıkan BİST Manisa Endeksi'nin yüksek çıkışı, şehrin sanayi devleri Vestel ve Vestel Beyaz Eşya'nın performansıyla uyuşmuyor. Endeksteki 10 şirketin ağırlığı bir tarafa, getiri liderliğinin arkasında sadece bir firmanın olağanüstü spekülatif hareketi öne çıkıyor. Gündoğdu Gıda, yılbaşından bu yana %752 oranında sıra dışı çıkış yaparak bölgesel yükselişin ana motoru oldu. Bir şirketin operasyonel temelini sorgulamadan sadece getiriye odaklanmak, uçurumun başında rüzgarın tadını çıkarmaya benzer.</p>
<h2>Liderliğin arkasındaki boşluk</h2>
<p>Manisa Endeksi'ni zirveye taşıyan Gündoğdu Gıda, son bir yılda %3.361 oranında astronomik bir yükseliş kaydetse de, son iki yılda zarar yazdı. Son paylaştığı üç aylık mali tablosunda da satışlarını %29 gerileterek esas faaliyetlerinden zarara döndü. Dönem sonu zararında ise değişim gözlenmiyor.</p>
<p>Bölgenin asıl üretim lokomotifi konumundaki Vestel cephesinde durum çok daha sancılı. Son iki yılda zararı büyüyen firma, 2026 ilk çeyrekte azalsa da zararı 2,8 milyar TL seviyesinde. Vestel Beyaz Eşya, satışlarındaki %52 daralmayla dönem sonunda 1,4 milyar TL zarar açıkladı. Manisa Endeksi'ni yukarı taşıyan güç sanayi üretiminden ziyade, sığ tahta dinamiği.</p>
<h2>Milyarlık kâr artışları</h2>
<p>BİST 30 tarafında ise finansal toparlanmanın izlerini görmek mümkün. Tüpraş, dönem kârını 127 milyon TL'den 3,70 milyar TL'ye çıkardı. Garanti Bankası dönem sonu kârını 33,31 milyar TL'ye taşıyarak güçlü bir artışa imza attı. Veriler, büyük ölçekli şirketlerin yüksek enflasyon ve maliyet baskısına karşı finansal güçlerini koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604fd85eb09-1784696792.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEK VARLIK MI, ÇEŞİTLİLİK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Tek varlık</strong>; yüksek getiri, odaklanma, maliyet avantajı, hakimiyet, hız. Çökme riski, sektörel daralma, yüksek stres, fırsat maliyeti, likidite sorunu.</p>
<p><strong>Çeşitlilik</strong>; risk dağıtımı, rahatlık, getiri avantajı, güvence, temettü imkanı. Getiri tırpanı, takip zorluğu, artan masraf, bölünme, yüzeysellik.</p>
<p><strong>Yılın yedi ayında cirosunun %62'si oranında sipariş aldı. Geliri destekleyecek</strong></p>
<p>Smart Enerjisi'nin yıl sonunda kârını büyütme olasılığı nedir? ● Hasan Özkan</p>
<p>Hasan, Smart Güneş Enerjisi, yılın ilk yedi ayında yaklaşık 7,17 milyar TL büyüklüğünde yeni iş anlaşmalarına imza attı. Alınan siparişler, şirketin 2025 yılındaki cirosunun %62'sine denk geliyor. Bu itibarla gerçekleştirilen iş bağlantısında olumlu bir seyirden bahsedilebilir. Bununla birlikte yılın ilk çeyreğinde satışlar ve FAVÖK %26 civarında daraldı. Esas faaliyet kârındaki daralmaya rağmen dönem sonunda zarardan 62 milyon TL kâra geçti. Alınan döviz bazlı işlerin faturaya dönüşmesiyle, yıl sonunda kârlılığını belirgin şekilde büyütebilecek.</p>
<p><strong>Japonya'da üreteceği gemi 2029 yılında gelecek. Gelire katkısı üç yılı bulacak</strong></p>
<p>GSD Holding'in Japonya'da inşa edeceği geminin geri dönüşü ne zaman? ● Mete Çelik</p>
<p>Mete, GSD Holding, dolaylı bağlı ortaklığı aracılığıyla 64.200 DWT kapasiteli bir kuru yük gemisi siparişi verdi. Japonya'da inşa edilecek geminin teslim tarihi 2029 yılı olarak belirlendi. Şirketin açıklamaları arasında geminin alım maliyeti veya sağlayacağı gelire dair ek bir bilgilendirme bulunmuyor. Bu nedenle yatırımın mali olarak kendini ne kadar sürede amorti edeceğini söylemek zor. Bununla birlikte geminin şirkete sağlayacağı nakit akışı ve geri dönüş süreci, geminin ticari seferlerine başlayacağı 2029 yılı itibarıyla fiilen başlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AFO altın fonu güvenli liman arayışındaki yatırımcıya yıllık %35 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy'ün idaresindeki Altın Fonu (AFO), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 1,56 TL'yi test ettikten sonra kademeli olarak geriledi. Son bir aydır tabanda tutunma eğilimi öne çıkarken fiyat 1,19 TL bölgesinde bulunuyor. Fonun hacmi aynı sürede küçülen ivmesinden kurtulamadı. Temmuzun üçüncü haftasında düşüş sürerken hacmi 18 milyar TL seviyesine geriledi. Marttan bu yana her ay değişen miktarlarda nakit çıkışı yaşanıyor. Temmuzda çıkan tutar 398,29 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı kademeli olarak gerilerken şimdilerde 82.467 kişiye indi. Yüzde 28,46 doluluk oranıyla altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapıyor. Portföyün %50,67'si kıymetli madenler ve %44,10'u kıymetli maden kamu kira sertifikasından oluşuyor. Yıllık getirisi %35,40 seviyesinde olurken endeksle benzer seviyede.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF + %4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo'nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604faa1450a-1784696746.png" alt="" width="973" height="244" /><strong>ULUSOY UN</strong></p>
<p><strong>Manisa ve İzmir'deki kendi ihtiyacı RES projelerini devreye almaya hazırlanıyor</strong></p>
<p>Ulusoy Un, üretim tesislerinin elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerjiden karşılamak üzere başlattığı projelerde mekanik montaj aşamalarını tamamladı. Şirket; Manisa'daki 4.200 kWm ve İzmir'deki 5.560 kWm gücündeki rüzgar enerjisi türbinleri için TEDAŞ kabul süreçlerini başlattı. Ek olarak, Bergama'da yapılması planlanan üçüncü türbin (4.200 kWm) için ÇED raporu alındı. Söz konusu tesisin ise önümüzdeki yılın dördüncü çeyreğinde devreye alınması hedefleniyor. Enerji maliyetini minimize etme hedefinde son aşamaya gelen firma, üç aylık dönemde gelirini %2 artırdı.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Amerika'daki iştiraki ilk satışını gerçekleştirdi, yıl sonu hedefi 9 milyon dolar</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, ABD pazarında büyüme hedefi doğrultusunda %100 bağlı ortaklık olarak kurduğu Ozyasar Wire şirketi operasyonlarına başladı. Bağlı ortaklık yaklaşık 911 bin dolar (42,8 milyon TL) tutarındaki ilk satışını gerçekleştirdi ve yıl sonuna kadar tutarın 9 milyon dolara ulaşması hedefleniyor. Şirket, uluslararası gelir tabanını çeşitlendirme ve Amerika pazarında doğrudan yer alma hedefini hayata geçirmeye çalışıyor. Sanayi şirketlerinin yoğun tüketim olan pazarlarda distribütörler yerine kendi iştirakleri üzerinden doğrudan satış yapması kâr marjını artırmakta.</p>
<p><strong>KOÇ METALURJİ</strong></p>
<p><strong>Muş'taki proje için 14,2 milyon dolarlık finansal kiralama sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Koç Metalurji, Muş'ta hayata geçireceği 22,5 MWe kurulu güce sahip güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi projesinin finansmanı için QNB Finansal Kiralama ile finansal kiralama sözleşmesi imzaladı. Anlaşmanın KDV dahil 14,28 milyon dolar tutarında olduğu belirtildi. Sözleşme ilk 18 ayı anapara ödemesiz olmak üzere toplam 72 ay vadeli olarak belirlendi. Şirket, enerji verimliliğini destekleyecek olan yatırımın fonlama altyapısını bu yolla temin etti. Enerji yoğun sektörlerde kapasite artışı veya enerji yatırımları için uzun vadeli alternatifler avantaj sağlar.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Logo Yazılım hissesinde mayısın ikinci yarısından bu yana dalgalı düşüş sürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604f8c14c5d-1784696716.png" alt="" width="305" height="242" /></strong>Logo Yazılım'da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %2,98 ile toplamda 253,98 bin lot artarak 8,77 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 81'den 82'ye yükseldi. CPU fonu 150 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TTE 193,96 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Logo Yazılım hakkında bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken sadece iki kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 252,88 TL ile verdi. En düşük öneri 211,41 TL ile İş Yatırım'dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Başkanı Hacısüleyman&#039;dan &#039;iflas&#039; ve &#039;dizel&#039; uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Temmuz ayı meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ekonomide birçok konunun güncelliğini sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>IMF‘nin 2026 yılı için Türkiye’nin büyüme beklentisini yüzde 3,4’ten yüzde 2,9’a düşürdüğünü anımsatan Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2027 yılı için büyüme beklentisinin büyük ölçüde sabit kalacağı görülüyor. Perakende satış hacmi yüzde 13,7 arttı. Ekonomimiz hâlâ tüketim üzerinden büyümeye çalışıyor. Oysa sıkı para politikasının temel amacı neydi? Enflasyonu kontrol altına almak, piyasadaki para akışını bir miktar yavaşlatmaktı. Ancak görüyoruz ki tüketim tarafında beklenen yavaşlama gerçekleşmedi. Tam tersine, perakende tüketim artmaya devam ediyor. Sanayi üretiminde ise mayıs ayında kayda değer bir değişiklik olmadı. Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla sanayicilerimiz için yaklaşık 1 trilyon TL büyüklüğünde yeni bir kredi paketi açıklandı. Bu paketi son derece önemsiyoruz. Çünkü üretime yönelik hazırlanmış önemli bir destek paketi. Yeni yatırımları teşvik ediyor, üretimin sürdürülebilirliğini ve artırılmasını hedefliyor.’’</p>
<p>Ekonomide en büyük sıkıntının kısa vadeli finansmana erişim olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’İşletme sermayesini güçlendirecek kaynaklara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Yeni yatırım kredileri elbette çok kıymetli. Bu uygulama üretimi destekleyecektir. Ancak işletmelerimizin bugün ayakta kalabilmesi için de acil finansman ihtiyacına çözüm üretilmesi gerekiyor. Artık bu konuda piyasayı rahatlatacak adımların atılması gerektiğine inanıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya Toptancı Hali’nde iflas uyarısı</strong></p>
<p>Tarımla ilgili gelişmeleri de yakından takip ettiklerini ifade eden Yusuf Hacüleyman, Antalya Toptancı Hali ile ilgili gelen haberlerin herkesi üzdüğünü söyledi. Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İçinde bulunduğumuz sıcak hava koşulları da dikkate alındığında, bu sürece kısa vadede çözüm üretecek adımlara ihtiyaç var. Bugün ihtiyaç duyulan şey uzun vadeli planlardan ziyade, mevcut sorunlara hızlı cevap verecek çözümlerdir. Umut ediyoruz ki işletmelerimizin büyük bölümü bu süreçten en az zararla çıkar. Ancak yaşanan sıkıntıların sektörümüzü belirli ölçüde etkileyeceğini de maalesef görüyoruz. Hepimizin orada eşi, dostu, arkadaşı, akrabası var.  Her gün ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Bu nedenle, kendilerine destek olacak düzenlemelerin süratle hayata geçirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.’’</p>
<p>Üretici Fiyat Endeksinin yüksek seyretmeye devam ettiğini, üretim maliyetlerinin hâlâ arttığını, özellikle mal ve hizmet ihracatı yapan firmalar açısından döviz kuru kaynaklı sıkıntıların devam ettiğini vurgulayan Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’İlk altı aylık dönemde enflasyon yüzde 10,78, dolardaki artış yüzde 9,83, Euro’daki artış ise yaklaşık yüzde 7 seviyesinde gerçekleşti. Yani ister mal ihracatı ister hizmet ihracatı yapan firmalarımız, enflasyon ile döviz kuru arasındaki fark nedeniyle yaklaşık yüzde 10 ila 12 arasında öz kaynaklarından ve sermayelerinden harcamak zorunda kalıyor. Yılsonunda bu farkın hangi seviyeye ulaşacağını bugün için kestirmek zor. Ancak bu eğilim devam ederse yüzde 20-22 seviyelerinde bir makas oluşabilir. Böyle bir tabloda ihracat yapan firmalarımızın iç piyasadaki maliyetlerini karşılaması çok daha zor hâle gelecektir.’’</p>
<p><strong>"Yurt dışı seyahatler artıyor"</strong></p>
<p>Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve enflasyonun hâlâ istenilen seviyeye inmemiş olması nedeniyle faizlerde çok ciddi bir indirim beklememek gerektiğini düşündüklerini anlatan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yıl sonunda politika faizinin yüzde 34-35 seviyelerinde olabileceği yönünde bir beklenti oluşuyor. Ağustos ayında Para Politikası Kurulu toplantısı yapılmayacak. Faizlerle ilgili değerlendirmeler yeniden eylül ayında gündeme gelecek. Mal ihracatı ve ithalatına baktığımızda da dikkat çekici bir tablo görüyoruz. Bir tarafta perakende satışlar artarken diğer tarafta yaklaşık 53 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız bulunuyor. Mal ihracatımız 136 milyar dolar, ithalatımız ise 189 milyar dolar seviyesinde. İthalatın bu kadar hareketli olmasının temel nedenlerinden biri de döviz kurunun mevcut seviyesi. Bunu turizmde de görüyoruz. Yurt dışı seyahatlerinde belirgin bir artış yaşanıyor. Çünkü döviz kurunun mevcut seviyesi, yurt dışı seyahatlerini daha ulaşılabilir hâle getiriyor. Böyle olunca insanlar yurt içinde tatil yapmak yerine yurt dışını da tercih edebiliyor.’’</p>
<p><strong>Dizelde ithalat uyarısı</strong></p>
<p>İran ile ABD gerilimin kısa vadede çözülecek gibi görünmediğini, bu sürecin yılsonuna kadar da gündemi meşgul edeceğini ifade eden Hacısüleyman, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının Türkiye açısından sıkıntı yaratacağını söyledi. Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’Rusya-Ukrayna savaşı beş yıldır sürüyor. Savaş öncesi tarım ve turizmde Rusya en büyük pazarımız, Ukrayna ise üçüncü büyük pazarımızdı. Ukrayna'dan her yıl 1,5 milyon turist geliyordu. Bugün hem birinci hem üçüncü pazarımız olan iki ülke, beş yıldır savaşta. Rusya'nın aldığı önemli bir karar var. Dizel yakıt ihracatını durdurdu. Türkiye'nin dizel ithalatının yaklaşık yüzde 85'i Rusya'dan geliyor. Dolayısıyla dizel araç kullanan vatandaşlarımızın önümüzdeki dönemde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını bugün kestiremiyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-1784696692.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Türkiye’nin en büyük sebze üretici ve ihracatçısı bir firmanın ödemeleri durdurması ve iflas söylentilerinin tarım sektöründe domino etkisi gibi yıkım yaşatacağını belirtirken, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının da Türkiye’yi sıkıntıya uğratacağı uyarısında bulundu. Hacısüleyman, üç yıldır uygulanan sıkı para politikasının da başarılı olmadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçi elektrik kesintilerine çözüm bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, son dönemde ilçedeki tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri, enerji altyapısındaki yetersizlikler ve tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaşılan sorunların üreticileri mağdur ettiğini belirtti.</p>
<p>Kumluca'nın Türkiye'nin en önemli örtü altı üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kökçe, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından elektrik enerjisinin vazgeçilmez olduğunu söyledi. Kökçe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz sulama sistemlerini, tarımsal ekipmanlarını ve modern tarım uygulamalarını elektrik enerjisi ile yürütmektedir. Tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri ve voltaj düşüklükleri üretimi olumsuz etkilerken, Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı üreticilerimizin tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaştıkları bürokratik engeller de çiftçilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Devlet tarafından resmî olarak üretici olduğu kabul edilen ve ÇKS kayıtları bulunan çiftçilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları elektrik aboneliklerini alırken mağdur edilmemesi gerekir.’’</p>
<p>ÇKS'ye kayıtlı olan ve aktif olarak üretim yapan çiftçilerin tarımsal sulama aboneliği başta olmak üzere elektrik hizmetlerinden yararlanırken çeşitli engellerle karşılaşmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Kökçe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz zaten artan maliyetler ve zorlu üretim şartları altında mücadele etmektedir. Tarımsal üretimin devamlılığı için ÇKS kayıtlı çiftçilerimizin elektrik aboneliği işlemlerinin kolaylaştırılması, taleplerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması ve üretim faaliyetlerini aksatacak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.”</p>
<p>Elektrik altyapısındaki yetersizlikler nedeniyle sulama motorları ve diğer tarımsal ekipmanlarda sık sık arızalar meydana geldiğini belirten Kökçe, üreticilerin hem zaman kaybı yaşadığını hem de yüksek bakım ve onarım maliyetleriyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.</p>
<p>Kumluca'da tarımın yalnızca bölge ekonomisinin değil, ülke ekonomisinin ve gıda arz güvenliğinin de temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Hidayet Kökçe, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Tarım bölgelerindeki enerji nakil hatlarının yenilenmesi, trafo kapasitelerinin artırılması ve arızalara hızlı müdahale edilmesi kadar, üreticilerimizin elektrik aboneliği süreçlerinde yaşadığı sorunların da çözüme kavuşturulması gerekmektedir. ÇKS kayıtlı üreticilerimizin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Üreticinin önüne engel koyan değil, üretimi destekleyen bir anlayışla hareket edilmelidir. Tarımsal üretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için hem enerji altyapısının güçlendirilmesi hem de ÇKS kayıtlı çiftçilerin elektrik aboneliği işlemlerinde yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesini bekliyoruz. 1980 ve 1985 yıllarında yapılan tesislerin yetersiz kaldığını ve bunlarında acil yenilenmesini talep ediyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-1784696544.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin örtü altı üretim merkezi Kumluca’da çiftçiler, elektrik kesintilerine çözüm bulunmasını istiyor. Kumluca ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, &quot;Tarımsal üretimin devamlılığı için elektrik sorununa acil çözüm getirilmeli.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternet erişiminin kısıtlanması &#039;kontrolsüz alan&#039;a yönlendirir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD) Başkanı Taner Çıtak, Türkiye’nin veri merkezleri sektöründe başta gençlerin istihdamı olmak üzere büyük bir potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için özgürlük-güvenlik dengesinin hassas biçimde sağlanması gerektiğini belirtti. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişiminin kısıtlanma usulü düzenlemesi hakkında Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notu DDSGD tarafından yayınlandı. Değerlendirmede, kısıtlayıcı yönde aşırı düzenlemelerin, hem yerli, hem de yabancı yatırımcıyı olumsuz etkileyeceği, hem de kontrol arayışlarına karşılık kontrol dışındaki alanlara yönelmeye neden olabileceği uyarısında bulunuldu.</p>
<p>Değerlendirme notunda, kamunun yanında özel sektörün de veri merkezleri, siber güvenlik başta olmak üzere dijital ekonomideki farkındalığı bulunduğu ve bu alanda izlenen milli çözümler geliştirme yanında yabancı doğrudan yatırım çekme girişimlerinin de olumlu olduğu vurgulandı. Buna karşılık, TBMM’de kabul edilen düzenlemenin bu anlayış ve yaklaşımı karşılamadığı vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604e24ce5b4-1784696356.png" alt="" width="900" height="147" /></p>
<h2>Ekonomik boyutu gözden kaçıyor </h2>
<p>Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notunda, bu tür düzenlemelerde ekonomik boyutun gözden kaçabildiğini vurgulayarak, riskin küresel dijital ekonomiden izolasyona kadar varabileceğine dikkat çekildi. “Düzenlemenin en önemli ve çoğu zaman gözden kaçan boyutu ekonomiktir. Uluslararası dijital ekonomiye entegrasyon; sermaye, veri ve hizmet akışlarının kesintisizliğine ve hukuki öngörülebilirliğe dayanır” denilen notta, “Bu risklerin ortak paydası şudur: Sorun, güvenlik amacının kendisi değil; amacı gerçekleştirmek için seçilen araçların, dijital ekonominin işleyişi için vazgeçilmez olan öngörülebilirlik ve süreç güvencesi beklentileriyle henüz tam uyumlu olmamasıdır” ifadesine yer verildi.</p>
<p>Risk alanları nasıl sıralanıyor? Değerlendirmede, yerli ve yabancı yatırım kararlarından AB’nin dijital tek pazarına uyumun bozulmasına kadar risk alanları şöyle sıralandı: </p>
<p>■ Yatırım ortamı ve veri merkezi kararları: Küresel bulut sağlayıcıları ve veri merkezi yatırımcıları, lokasyon seçiminde düzenleyici öngörülebilirliği başlıca kriter olarak değerlendirmektedir. İçerik veya alan adlarının kısa süreler içinde idari kararla erişime kapatılabildiği bir çerçeve, Türkiye'nin bölgesel veri merkezi üssü olma hedefiyle gerilim oluşturabilir. </p>
<p>■ Yerli girişim ekosistemi: Alan adları ve barındırma altyapısı üzerindeki idari yükümlülükler ve yaptırım riski; yerli teknoloji girişimlerinin, e-ticaret platformlarının ve yazılım ihracatçılarının maliyetlerini artırabilir, uluslararası müşteri ve yatırımcı nezdinde rekabet gücünü zayıflatabilir. </p>
<p>■ AB dijital tek pazarıyla uyum: Avrupa Birliği, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile şeffaflık ve süreç güvencelerini dijital ticaretin ön koşulu haline getirmiştir. Türkiye'nin çerçevesinin bu standartlardan uzaklaşması; veri akışları, dijital hizmet ihracatı ve olası yeterlilik/ uyum değerlendirmeleri bakımından ilave engeller doğurabilir. </p>
<p>■ Kontrol dışı mecralara kayış: Erişilebilir ve kayıtlı mecraların daralması bilgi akışını durdurmamakta; kullanıcıları VPN'lere ve denetimi çok daha güç, uçtan uca şifreli kanallara yönlendirmektedir. Bu durum, düzenlemenin kamu düzenini koruma amacını zayıflatabilecek bir yan etki üretmektedir. </p>
<p>■ İtibar ve endeks etkileri: Uluslararası dijital özgürlük ve iş yapma kolaylığı endekslerindeki olası gerilemeler, doğrudan yabancı yatırım kararlarında ve teknoloji ortaklıklarında referans olarak kullanılmakta; izolasyon etkisini kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştürebilmektedir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nasıl bir yol izlenmeli?</span></h2>
<p>Değerlendirme notunda, yapılması gereken iyileştirmeler ve bu alandaki politika önerilerine de yer verildi. Taner Çıtak’ın değerlendirmesinde, siber tehditlerin arttığı bir ortamda kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin gerekli olduğuna işaret edilirken, bu güçlendirme için seçilen araç ve usulün hassas olması gerektiğine vurgu yapıldı. Bu yaklaşımla, düzenlemenin mevcut halinin öngörülebilirliği zayıflatan, idareye geniş takdir hakkı tanıdığı, önce uygulama, sonra denetim sıralamasının ülkeyi küresel dijital ekonomiden izole etme riski barındırdığına dikkat çekildi. Güvenlik ve ekonominin birlikte gerçekleşebilmesi için yapılması gereken iyileştirmeler şöyle sıralandı: </p>
<p>■ <strong>Kavramların netleştirilmesi:</strong> “Gecikmesinde sakıncalı hal” kavramının, kanunda sayılan somut ve dar suç kategorilerine bağlanması. </p>
<p>■ <strong>Yargısal güvencenin öne alınması:</strong> Gerçek aciliyet halleri dışında hâkim kararının müdahaleden önce alınmasının esas kılınması; sonradan onay usulünün gerekçeli ve esaslı incelemeye tabi tutulması. </p>
<p>■ <strong>Görev ayrışması:</strong> Siber Güvenlik Başkanlığı'nın görev tanımının altyapı ve şebeke korumasına odaklanması; içerik ve alan adı süreçlerinde sivil ve bağımsız denetim mekanizmalarının korunması.</p>
<p>■ <strong>Şeffaflık mekanizması:</strong> DSA'daki gerekçeli bildirim uygulamasına benzer şekilde, kısıtlama kararlarının gerekçeleriyle birlikte kayıt altına alındığı ve düzenli raporlandığı bir şeffaflık çerçevesi kurulması. </p>
<p>■ <strong>Etki analizi:</strong> Düzenlemenin veri merkezi yatırımları, girişim ekosistemi ve AB dijital müktesebatıyla uyum üzerindeki etkilerine ilişkin düzenli ekonomik etki analizlerinin yapılması.</p>
<p><strong>ABD ve Avrupa örnekleri </strong></p>
<p>Bilgi notunda, yapılan düzenlemeler ekonomik etki yanında, Anayasal çerçeve açısından değerlendirildi ve ABD ile Avrupa uygulamaları incelendi. Bu kapsamda, Anayasa açısından haberleşme hürriyeti ile hakim kararı esasına rağmen yetkinin idaredeki operasyonel bir güvenlik birimine verilmesinin, istisnanın kural haline gelmesi riski doğurduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, “gecikmesi sakıncalı hal” kavramının hukuki somut kriterlere bağlanmasının yaratacağı belirsizliğin sorun noktası olduğu, iki saatte uygulama zorunluluğu, alan adı düzeyinde müdahale imkanının amaç ile araç arasında orantısızlık yarattığı vurgulandı. Yargısal değerlendirmenin müdahaleden sonraya bırakılmasının da telafi si güç zararlar bakımından hak arama hürriyetinin etkinliğini azaltacağına dikkat çekildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/bilgisayar-klavye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişimi yasağı düzenlemesini değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” CHP’ye veda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP'de Grup Başkanı Özgür Özel, mahkemenin 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararını açıklamasının ardından parti içinde verdiği mücadeleyi dün TBMM’de yaptığı son grup toplantısıyla sonlandırdı. Butlan kararının ardından 71 gün sonra CHP’ye veda eden Özel, yeni partiyi kuracaklarını resmen açıkladı. CHP’deki son grup toplantısında konuşan Özgür Özel, 19 Mart’tan bu tarafa gelinen süreci anlattı. Haziran 2023 genel seçimler ve yerel seçimlerden sonra yaşananları aktardı.</p>
<p>Özel, “Bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım” sözleriyle devam ettiği konuşmasında şöyle dedi: “Buradan tarihi bir konuşma, çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum. Yıllar geçse de tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emri hak vaki olduktan sonra bile bizler bu dünyadan görüştüğümüzde bugünlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz. Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız. Bu partiyi bölemezler, partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir. Ama bizi, bu birlikteliği bölemezler.” Özel konuşmasında, isim vermeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Hani tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak. Kimse bana particilik oynamayacak. Ya Cumhuriyet Halk Partili gibi davranılacak ya da saraydan alınan talimatlar unutulacak” diye konuştu.</p>
<h2>“Ateşten gömleği giyiyoruz” </h2>
<p>Özel, kuracakları yeni parti ile ilgili, “Eski nesil siyaseti geride bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz. Bu bir ayrılık değil, bu bir vazgeçiş değil. Bu Türkiye’de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki; biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni parti için toplantılar yapılacak </h2>
<p>Özel, 74 il başkanı, Parti Meclisi ve MYK toplantılarının ardından milletvekilleri ile bir araya geleceklerini duyurarak, “Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Bugün bu kürsüye Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Altı Ok’a sonuna kadar bağlıyız. Aslan sosyal demokratlarla, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurmuşsak, Atatürk’le sorun olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet’le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı’nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum."</p>
<p>Özel, kürsüdeki son grup konuşmasında "Yeni yolu açıyoruz. Ne Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş’ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana’da, ne Vahap Seçer Mersin’de…” sözleriyle CHP'ye veda etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/ozgur-ozel-1784696031.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” sözleriyle CHP’ye veda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Haziran 2026 Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verileri, ihracat yapan firmaların üretim maliyetlerindeki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Endeks, haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 0,46, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 30,33 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 32,07 olarak gerçekleşti.</p>
<p>İlk bakışta yüzde 0,46'lık aylık artış düşük gibi görünebilir. Ancak üretim maliyetleri aylar boyunca üst üste yükseldiğinde işletmeler üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Özellikle ihracata çalışan sanayiciler hem içeride artan maliyetlerle hem de dünya pazarlarında yoğun rekabetle aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.</p>
<p>YD-ÜFE, yurt dışına satılan ürünlerin üretici fiyatlarındaki değişimi gösteren önemli bir göstergedir. Kısacası, ihracata yönelik üretim yapan firmaların maliyetlerinin hangi yönde hareket ettiğini ortaya koyar. Bu nedenle açıklanan rakamlar sadece sanayiciyi değil, ihracatı, döviz gelirlerini, yatırımları ve dolaylı olarak ülke ekonomisini de yakından ilgilendiriyor.</p>
<p>Haziran verilerine bakıldığında yıllık maliyet artışının hâlâ yüzde 30'un üzerinde olması, üreticilerin üzerindeki maliyet baskısının tam anlamıyla sona ermediğini gösteriyor.</p>
<p>İmalat sanayinde yıllık fiyat artışı yüzde 30,08 olurken, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe bu oran yüzde 45,13'e ulaştı. Özellikle madencilikte yaşanan yüksek artış, doğal kaynakların çıkarılması, enerji kullanımı ve üretim süreçlerindeki maliyetlerin ciddi biçimde yükseldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Ana sanayi grupları incelendiğinde ise en dikkat çekici artış enerjide yaşandı. Enerji sektöründe yıllık fiyat artışı yüzde 61,56 oldu. Elektrik, doğal gaz ve akaryakıt gibi temel girdilerde yaşanan yükseliş, üretimin hemen her aşamasını etkiliyor. Çünkü enerji, neredeyse bütün fabrikaların en önemli maliyet kalemlerinden biri.</p>
<p>Dayanıksız tüketim mallarında yüzde 33,96, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,79 ve ara mallarında yüzde 30,85'lik yıllık artışlar da üretimin hemen her alanında maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor. Sermaye mallarında ise artış yüzde 20,69 ile diğer gruplara göre daha düşük seviyede kaldı.</p>
<p>Aylık verilere bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Enerji grubunda haziran ayında yüzde 13,08 oranında düşüş yaşanırken, ara mallarında yüzde 2,32, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,75, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,02 ve sermaye mallarında yüzde 0,84 artış gerçekleşti.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki aylık gerileme üreticiler açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak diğer gruplardaki artışlar, üretim maliyetlerinin genel olarak yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Yani enerji tarafındaki rahatlama henüz diğer maliyet kalemlerine tam olarak yansımış değil.</p>
<p>Peki bu veriler ihracatçı açısından ne ifade ediyor?</p>
<p>İhracat yapan firmalar ürünlerini dünya pazarlarında satarken sadece kaliteyle değil, fiyatla da rekabet ediyor. Eğer üretim maliyetleri rakip ülkelerden daha hızlı artarsa, Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki rekabet gücü zayıflayabiliyor.</p>
<p>Örneğin Avrupa'daki bir alıcı aynı ürünü Türkiye'den, Polonya'dan, Vietnam'dan veya Çin'den satın alabiliyor. Üretim maliyetleri arttıkça ihracatçı ya satış fiyatını yükseltmek zorunda kalıyor ya da kârından fedakârlık ediyor. Her iki durumda da firmaların uzun vadeli rekabet gücü olumsuz etkilenebiliyor.</p>
<p>Son yıllarda döviz kurlarındaki hareketlilik de ihracatçıların hesaplarını zorlaştırıyor. Döviz gelirleri artsa bile üretimde kullanılan enerji, hammadde ve ithal ara mallarındaki maliyet yükselişi bu avantajın önemli bölümünü ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Bir başka önemli konu ise finansman maliyetleri. Üretici sadece enerjiye ve ham maddeye daha fazla ödeme yapmıyor. Aynı zamanda kredi faizleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve finansman giderleri de şirket bütçelerini zorluyor. Bu nedenle maliyet baskısı yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı kalmıyor.</p>
<p>YD-ÜFE verileri yatırım kararları açısından da önem taşıyor. Maliyetlerin uzun süre yüksek seyretmesi, bazı firmaların yeni yatırım planlarını ertelemesine neden olabiliyor. Bu durum zamanla üretim kapasitesini ve istihdamı da etkileyebiliyor.</p>
<p>Öte yandan aylık artış hızının yüzde 0,46 gibi sınırlı bir seviyede kalması, maliyetlerde önceki dönemlere göre daha kontrollü bir görünüm oluşmaya başladığını düşündürüyor. Bu eğilimin önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde üreticilerin üzerindeki baskının kademeli olarak hafiflemesi mümkün olabilir.</p>
<p>İhracatın güçlü kalabilmesi için yalnızca döviz kuru avantajı yeterli değildir. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması, teknolojik yatırımların desteklenmesi ve üretim süreçlerinin modernleştirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda lojistik maliyetlerinin azaltılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması da ihracatçının rekabet gücünü artıracaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Haziran 2026 YD-ÜFE verileri, üretim maliyetlerinde artışın sürdüğünü ancak aylık artış hızının yavaşlamaya başladığını gösteriyor. Bu gelişme umut verici olsa da yıllık yüzde 30'un üzerindeki maliyet artışı, ihracatçı açısından hâlâ önemli bir baskı anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye'nin ihracatta büyümesini sürdürebilmesi için üreticinin maliyet yükünün hafifletilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, finansman olanaklarının güçlendirilmesi ve katma değeri yüksek üretime geçişin hızlandırılması gerekiyor. Çünkü güçlü ihracatın yolu, sadece daha fazla üretmekten değil; daha düşük maliyetle, daha verimli ve daha rekabetçi üretim yapabilmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>21’inci yüzyıl, bilginin değil onu işleme, anlamlandırma ve karara dönüştürme gücünün belirleyici olduğu bir çağdır. Algoritmalar görünmez iktidarlar kurarken, insanlığın en büyük sınavı hesaplama kapasitesini muhakemeyle dengelemek olacaktır artık.</strong></p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri, 21’inci yüzyılı "algoritmaların iktidarı devraldığı yüzyıl" olarak yazacaklar.</p>
<p>Çünkü; insanlık çağının her değişimi bir odak üzerinden gerçekleşti.</p>
<p> Taş çağında fiziki güç, tarım çağında toprak sahipliği, sanayi çağında makine çeşitliliği, bilgi çağında bilgi yönetimi egemen oldu. Tarihçiler anlatılar, buluntular ve kanıtlar üzerinden bu dönemleri anlattılar.</p>
<p>Bu yüzyılı anlatan tarihçilerin en önemli farkı ise tanık oldukları çağı anlatmak olacaktır.  Yüzyılın ilk yarısında, bilgi toplama ve bilgi işleme döneminin yaşandığını, ikinci yarısında bilginin değeri ve bilgi işleme egemenliğinin oluşturduğu çağ geçişinin yaşandığın söyleyecekler. Herkesin her bilgiye en az maliyetle erişebilmesi nedeniyle artık bilgi kıt kaynak olarak değerlendirilmedi. Ama bilgi işleme yeteneği, bilgi işleme ölçütleri, değer ve karar üretme kapasitesinin oluşturduğu egemenlik nedeniyle bu çağın hesaplama çağı olduğunu söyleyecekler.</p>
<p><strong>Egemenliğin görünmeyen </strong><strong>ağlara taşındığı yazılacak</strong></p>
<p>Tarihçiler bu çağı yazarken, devrimlerin artık meydanlarda değil, görünmeyen ağlarda gerçekleştiğini anlatacaklar. Sınırlar yerinde dururken egemenlik alanlarının değiştiğini; bayraklar aynı direklerde dalgalanırken, egemenliğin ağlara taşındığını yazacaklar.</p>
<p>Siyasetçilerin seçim kazandığını; fakat gündemi algoritmaların belirlediğini görecekler. Sandıklar meşruiyet üretti ama iktidar üretmeye yetmedi.</p>
<p>Bürokratların mevzuatları hazırladığını; ama hayatın ritmini yazılım güncellemelerinin değiştirdiğini fark edecekler. Devletler artık yalnızca düzenleyen değil, hesaplama kapasitesi inşa eden kurumlara dönüşmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Ekonomistler, büyüme rakamlarını tartışırken değerin fabrikalarda değil, verim kapasitesiyle işlemcilerde üretildiğini görecekler.</p>
<p>Bilim insanları bilginin peşinden koşarken, bilginin ekonomik güce dönüşme hızının artık keşiflerle değil erişim hızıyla belirlendiğini yazacaklar. Teknokratlar, teknolojiyi yönetmeye odaklanırken teknolojinin insan davranışını yönetmeye başladığını not düşecekler.</p>
<p><strong>Yeni çağın sermayesi: </strong><strong>Veri, teknoloji ve güven</strong></p>
<p>İş insanları sermayenin para olduğunu düşündükleri dönemin kapandığını kabul edecekler. Yeni çağın sermayesinin veri ve teknoloji, hesaplama ve erişim hızı, itibar ve güven yönetimi, enerji yeterliliği olduğunu görecekler. Bunlardan birini bile kaybedenlerin servetlerinden olacağını, tamamını kaybedenlerin geleceklerinin kalmayacağını anlatacaklar.</p>
<p>Gazetecilerin haber yazdığı, akademisyenlerin makale yayımladığı, sanatçıların eser ürettiği bir dönemde; görünmez algoritmaların hangi haberin okunacağına, hangi makalenin görüleceğine, hangi eserin hatırlanacağına karar verdiğini de yazacaklar. Böylece ifade özgürlüğünün yalnızca konuşabilmek değil, duyulabilmek meselesi hâline geldiğini de kayda geçirecekler.</p>
<p>Avukatlar, savcılar ve hâkimler için de bu çağın ayrı bir anlamı olacak. Hukukun yalnızca insanların eylemlerini değil, algoritmaların kararlarını da denetlemek zorunda kaldığı ilk dönem olarak anılacaklar. Adaletin yeni sınavı, kanunların teknolojiye yetişmesi değil; teknolojinin hukukun önüne geçmesini engelleyebilmek olduğunu söyleyecekler.</p>
<p>Öğretmenler bilgi aktarmanın yeterli olmadığını; öğrenmeyi öğrenmenin, sorgulamanın ve muhakemenin en değerli becerilere dönüştüğünü anlatacaklar. Çünkü bilgiye ulaşmanın maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğruyu yanlıştan ayırabilmenin maliyeti hiç olmadığı kadar artmış olacak.</p>
<p>Anne ve babalar çocuklarını yalnızca iyi okullara göndermenin yeterli olmadığını görecekler. Çocuklarını ekranlardan, manipülasyondan ve dikkat ekonomisinin görünmez rekabetinden koruyabilmenin de ebeveynliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini tekrar tekrar fark ettirecekler.</p>
<p>Çalışanlar işlerinin ellerinden alıp almayacağını tartışırken, asıl değişimin mesleklerde değil insanın değer tanımında yaşandığını, "Ne iş yapıyorsun?" değil, "İnsan olarak hangi değeri üretebiliyorsun?" sorusunu yanıtlamaları gerektiğini anlatacaklar.</p>
<p>Belki de tarihçiler en çok şunu yazacaklar.</p>
<p>Bu çağın insanları, iktidarı hâlâ seçim sandıklarında, parlamentolarda ve kürsülerde ararken, iktidar çoktan veri merkezlerine taşınmıştı. Onlar devletlerin küçüldüğünü ya da büyüdüğünü tartışırken, devletlerden daha etkili kararlar alabilen sistemler sessizce kuruluyordu. En büyük yanılgıları, görünür olanı güç, görünmeyeni ise araç sanmalarıydı.</p>
<p><strong>Yüzyılın en büyük devriminin, </strong><strong>en büyük yanılgı olma ihtimali...</strong></p>
<p>İnsanlık, hesaplama gücünü artırırken muhakeme gücünü de geliştirmezse, bu yüzyılın en büyük devrimi aynı zamanda en büyük yanılgısı olarak anılacaktır. Hesaplama çağı teğet geçilmiş olacaktır.</p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri belki de bu yüzyılı tek cümleyle özetleyecekler.</p>
<p>İnsanlık bilgiye sahip olmayı medeniyet sandı; oysa medeniyet, bilgiyi hesaplayabilenlerle hesaplayamayanlar arasında yeniden kuruldu. Hesaplanamayanlar ise tarihin dipnotu, hesaplayamayanlar tarihin ismini anmadıkları oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi matrahının tespitinde, gider yazma zamanı öteden beri çokça tartışılan bir konu. Birçok giderin gider yazma zamanı açık değil. Tartışmalar esas olarak iki noktada yoğunlaşıyor. Bazı giderlerde ödeme yapılmasının gider yazma açısından önemli olup olmadığı ve tahakkuk tarihinde gider yazılacağı açık olan bazı giderler için tahakkukun ne zaman gerçekleştiği.</p>
<p>Bugünün konusu, bütün giderleri kapsamıyor. Konuyu, ağırlıklı olarak yasal zorunluluklar nedeniyle ödenen, birçoğunun kapanan yıla veya aya ilişkin hasılat, üretim miktarı veya kâr gibi unsurlar üzerinden hesaplanıp izleyen dönemde ödenen bazı giderlerin kurum kazancının tespitinde ne zaman dikkate alınacağıyla sınırlamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Yasal zorunluluklar nedeniyle yapılan bazı ödemeler</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının (1) no.lu bendinde, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için yapılan harcamaların gider kaydedileceği hükmü yer alıyor.</p>
<p>Bir faaliyetin yapılması için vergi kanunları dışındaki kanunlar bazı ödemelerin yapılmasını zorunlu kılmışsa, bu ödemeler, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için zorunlu giderlerdendir ve başka bir yasal düzenlemeyle yasaklanmadığı hallerde, bu kapsamda gider kaydedilir.</p>
<p>Bu kategoriye girebilecek çok örnek var. Birkaçını saymak gerekirse, şunlar söylenebilir:</p>
<ul>
<li>Maden Kanunu gereği, bir önceki yıl faaliyetlerine ilişkin olarak verilen bilgi formları üzerinden hesaplanan ve haziran ayı sonuna kadar ödenen Devlet hakkı.</li>
<li>Petrol Kanunu gereği, üretilen petrol üzerinden hesaplanan ve üretimin yapıldığı ayı izleyen ay içinde beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen Devlet hissesi.</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği net satış hasılatı üzerinden hesaplanan EPDK katılma payı,</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği, üretilen enerjiden yola çıkılmak suretiyle DSİ tarafından yıllık olarak hesaplanan ve izleyen yıl ödenen hidroelektrik kaynak katkı payı.</li>
<li>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’na göre, ticari bilanço kârı üzerinden hesaplanan ve haziran ve ekim aylarında iki taksitte ödenen munzam aidat.</li>
<li>Çevre Kanunu gereği, izleyen ayda beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen geri kazanım katılım payı.</li>
<li>Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre, önceki yıl bilançosuna göre safi kâr üzerinden hesaplanan ve ödenen aidat.</li>
</ul>
<p><strong>Tahakkuk tanımı</strong></p>
<p>Tahakkuk, gelir veya giderin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi olarak tanımlanıyor. Mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmeyen gelirler elde edilmiş sayılmıyor, giderler ise yapılmış kabul edilmiyor. Bu tanım doğrultusunda alacak ve borcun kesin olarak hesaplanabildiği ve hukuken talep edilebilir hale geldiği tarihte tahakkuk gerçekleşmiş sayılıyor.</p>
<p>Tahakkuk esasından ne anlaşılması gerektiği konusunda bugüne kadar gördüğüm en ayrıntılı değerlendirme 22.12.2004 tarihli ve E:2004/1 K:2004/1 sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul kararında yer alıyor. Bu kararda;</p>
<ul>
<li>Tahakkuk, gelirin ve giderin mahiyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan <u>işlemin ve olayın gerçekleşmesi</u> olarak tanımlanıyor,</li>
<li>Mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşme, taraflar arasında mevcut ticari ilişkide edimlerin eksiksiz yerine getirilmesi suretiyle karşılıklı mutabakatla belirlenen <u>bedele hak kazanılması</u> ve bu bedelin belirginleşerek kesinleşmesini ifade ettiği belirtiliyor,</li>
<li>Alacak ve borcun, alacaklısının ve borçlusunun kimliğinin tespiti kişiselleşmesini, muhatap tarafından istenebileceği safhaya gelmesi de borcun veya alacağın hukuken istenebilirliğini ifade ettiği açıklanıyor,</li>
<li>Gelirin tahsil edilmiş veya giderlerin ödenmiş veya ödenmemiş olmasının tahakkuk esasına etkisi bulunmadığı, mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşmiş, kişiselleşmiş bir alacak veya borç taraflar arasında varılan mutabakatla kararlaştırılmış, ancak ödeme dönemleri (vade) nedeniyle henüz ifa edilebilir safhaya gelmemiş olabileceği tespiti yapılıyor.</li>
</ul>
<p>Çok sayıda Danıştay kararında da tahakkuk tanımı var ama yukarıdaki kararla yetineyim ve bir de Mali İdare tanımı vereyim. Son zamanlarda verilen özelgelerde tahakkuk, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Gider yazma zamanı konusunda özelge ve yargı kararları</strong></p>
<p>Bir önceki bölümde yer alan tahakkuk tanımları arasında önemli bir fark yok gibi gözüküyor. Gelir İdaresi özelgelerinde yer alan tanımdaki, “işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması” ifadesi kafa karıştırabilir ancak bu açıklama kısmının yukarıda örneklerini yazdığım giderler açısından bir önemi yok. Örneklerin çoğunda zaten ödeme şartları da ilgili kanunda belirlenmiş durumda.</p>
<p>Tanımlarda bugünün konusu açısından bir farklılık yok ama tanımların uygulaması konusunda paralellik de yok. Özelge ve kararlar aynı yönde değil. Birkaç farklı yorumu özetleyeyim.</p>
<ul>
<li>Mali İdare öteden beri Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının <u>fiilen ödendiği tarihte</u> gider yazılabileceği yönünde görüşler veriyor. (16.04.1986 tarih ve 5114 sayılı, 18.01.2007 tarih ve 3723 sayılı, 19.02.2013 tarih ve 1 sayılı, 20.02.2013 tarih ve 230 sayılı, 12.03.2015 tarih ve 283 sayılı özelgeler.) Yargı kararları aynı yönde değil. Maden Kanunu uyarınca ödenen Devlet hakkının ödendiği dönemde gider yazılmasını zorunlu kılan bir düzenleme olmadığı, Kanun'da öngörülmeyen bir zorunluluğun özelgeler ile getirilerek, Hazine paylarının tahakkuk ettiği dönemde değil ödendiği dönemde gider yazılmasının, Kanun gereği sahip olunan giderleştirme hakkının kullanmasını engellediği, bu durumun verginin yasallığı ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan cezalı tarhiyatları kaldıran kararlar var. (Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.12.2022 tarih ve E:2020/2366 K:2022/8946 sayılı kararı, Danıştay Üçüncü Dairesinin; 08.10.2024 tarih ve E:2023/6031 K:2024/5180 ve 15.12.2025 tarih ve E:2023/8674 K:2025/5499 sayılı kararları.)</li>
<li>Danıştay Üçüncü Dairesinin, EPDK katılım payının, ilgili mevzuat çerçevesinde, satışların yapıldığı yıla ilişkin olarak elde edilen hasılat üzerinden hesaplanan gelir ve gidere ilişkin bir tutar olduğu, dönemsellik ilkesinin gereği olarak 2018 yılı hasılatı üzerinden 31.12.2018 tarihinde <u>tahakkuk eden EPDK katılım payının</u> bu yıl hesapları ile ilişkilendirilerek gider yazılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, Bölge İdare Mahkemesince verilen kararı bozan yeni tarihli bir kararı var. Kararda tahakkuk tarihinin ne zaman olduğu açıkça belirlenmiş. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 18.11.2025 tarih ve E:2023/7110 K:2025/4631 sayılı kararı.)</li>
<li>Gelir İdaresi’nin, hidroelektrik kaynak katkı payının kuruma bildirildiği tarihte (02.04.2018 tarih ve 53937 sayılı özelge), TOBB’a ödenen levha kayıt ücretinin ödendiği dönemde (18.02.2016 tarih ve 91 sayılı özelge), geri kazanım katılım payının beyan edilerek fiilen ödendiği tarih itibarıyla (31.05.2024 tarih ve 30.07.2024 tarihli özelgeler) gider yazılabileceği yönünde görüşleri var.</li>
</ul>
<p><strong>Kişisel değerlendirmem</strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle bir belirleme yapayım. Yukarıda örnek olarak ifade ettiğim giderlerin Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamında gider olarak kabul edildiğini düşünüyorum. Özelge ve yargı kararları da konuyu bu çerçevede değerlendiriyor. Bu giderlerden en azından bazılarının vergi benzeri olduğu ve aynı maddenin 5 numaralı bendi kapsamında gider yazılacağı görüşünde olanlar olabilir.</li>
<li>Başka bir kanun gereği yapılan ödemelerin gider yazma zamanı konusunda ilgili kanunda özel düzenleme olabilir. Varsa bu düzenlemeyi dikkate almak gerekiyor. Örneğin, yukarıda örnek olarak ifade ettiğim ödemelerden, Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre ödenen aidat için özel hüküm var. Söz konusu Kanun’da, gelir ve kurumlar vergilerine tabi teşekküllerce <u>tediye olunan</u> aidatın, o yılın hesap döneminde masraf kaydedileceği öngörülmüş. Buradaki tediye kavramı ticaret ve muhasebe dillerinde fiili ödeme anlamına gelebilir. Benzer şekilde, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinde, Kuruma <u>fiilen ödenmeyen</u> prim tutarının gider yazılamayacağına ilişkin açık düzenleme var. Bu açık düzenleme gereği, tahakkuk eden ve hesaben ödenen ancak fiilen ödenmeyen primlerin gider yazılması mümkün değil.</li>
<li>Ticari kazancın tespitiyle ilgili Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu dışındaki kanunlarda da hüküm olabiliyor. Bu hükümlerin aslında çoğu gereksiz (çünkü Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi gider yazma açısından yeterli), bir kısmında da gider tanımlanırken “ödenen” kavramı kullanılarak gider yazmanın fiilen ödemeye bağlanmış olup olmadığı tartışması yaratıyor. Bu Kanunlara örnek olarak Bankacılık Kanunu’nda yer alan kredi kuruluşlarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna “ödenen” sigorta primlerinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edileceğine ilişkin düzenleme söylenebilir. Bu hükmün, primin gider yazılmasını fiili ödemeye bağladığını düşünmüyorum, gider yazma konusunda tereddüt olmaması amacıyla getirildiğini düşünüyorum.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 2, 3 ve 8 numaralı bentlerinde de ödeme kavramı var ve bu kavramın fiili ödeme olup olmadığı halen tartışılıyor. Bu konuyla ilgili ben de birden fazla makale yazdım. Burada tekrar konuya girmeyeceğim.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamındaki giderler için tahakkuk ilkesinin geçerli olduğu açık. Bu konuda tartışma olmaması gerekir. Dolayısıyla, özel bir düzenleme olmadıkça, gider yazmayı fiili ödemeye bağlayan görüşlere katılmak mümkün değil. Tahakkukun ne zaman gerçekleştiği elbette tartışılabilir. Yukarıda özetlediğim EPDK payıyla ilgili konuda olduğu gibi.</li>
<li>Bir bildirim veya beyan yapıldığı durumda, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmenin bildirim veya beyan tarihinde olduğu düşüncesinde değilim. Gider tahakkukunun vergi tahakkukunda farklı olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede ödemenin, örneğin kapanan yılın cirosu veya kârı üzerinden hesaplandığı durumda, ciro veya kârın hesaplanabildiği yıl sonu itibariyle gider tahakkuku gerçekleşiyor. Benzer şekilde örneğin, Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının belirlenmesi için bildirim zamanını beklemeye gerek yok, üretilen maden miktarına bağlı olarak yılın son günü itibariyle Devlet hakkı tutarı hesaplanabilir, dolayısıyla giderin tahakkuk etmiştir. Özetle, yukarıda özetlediğim yargı kararlarındaki gerekçelere katılıyorum.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</strong></p>
<p>Fitch Ratings, geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini Washington’dan açıkladı.</p>
<p>Ajanslara ve ekonomi basınına düşen habere göre; Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunun “BB-“  olarak teyit edildiği, not görünümünün ise “durağan” (stable) olduğu bildirildi.</p>
<p>Aslında 3 derecelendirme kuruluşunun Nisan 2026 itibariyle Türkiye değerlendirme notları birbirine yakın ve şöyle idi:</p>
<p>-“Fitch Ratings / BB- / Durağan</p>
<p>- Moody’s /Ba3 / Durağan</p>
<p>- Standarts &amp; Poors / BB- / Durağan</p>
<p>Elimizdeki en son Türkiye değerlendirmesi Fitch Ratings’e ait olduğuna göre bu kuruluşun ilk önce 10 Nisan 2026 tarihli 2026 yılı ilk değerlendirmesine bakmak yararlı olacak.</p>
<p>Derecelendirme komitesi değerlendirmede aşağıdaki temel hususları ele almış:</p>
<p>- İran'daki savaşın etkisi: Temel ve olumsuz senaryolar altında Türkiye'nin kredi profili üzerindeki etki kanalları.</p>
<p>- Döviz rezervlerinin düzeyi ve kalitesi, yakın dönemdeki düşüşün ardındaki faktörler ve daha fazla düşüş ihtimali.</p>
<p>- Lira üzerindeki dış baskıların gerçekleşmesi durumunda verilecek politika tepkisi.</p>
<p>- Enflasyon dahil olmak üzere makroekonomik eğilimler.</p>
<p>- Daha yüksek bütçe açığının temel nedenleri dahil olmak üzere mali seyir.</p>
<p>- Cari işlemler dengesi projeksiyonları, ülkenin yüksek enerji ithalatına karşı kırılganlığı ve dolarizasyon riski dahil olmak üzere ödemeler dengesi eğilimleri.</p>
<p>- Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde para ve maliye politikasına ilişkin Fitch'in beklentileri.</p>
<p>- Kredi açısından güçlü ve zayıf yönler ile derecelendirme açısından emsal karşılaştırmaları.</p>
<p>- Olası derecelendirme aksiyonları, bunları etkileyen unsurlar, hassasiyetler ve varsayımlar.</p>
<p>Yukarıdaki temel hususlar, Fitch Ratings’in Türkiye notuna ilişkin. Bu hususların önemli ve anlamlı yönlerinin olduğu açık. Sadece bazılarının önem derecesi daha yüksek, bazılarının ise daha düşük.</p>
<p>Şimdi gelelim Fitch’in geçtiğimiz hafta sonu açıkladığı Türkiye değerlendirmesine…</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Fitch Ratings;</p>
<p>- Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu “BB-“  olarak teyit etti, not görünümünü ise “durağan” olarak belirtti,</p>
<p>- 2026 sonu büyüme tahmini yüzde 2.8 ve 2027 sonu büyüme tahminini ise yüzde 4.4,</p>
<p>- 2026 sonu enflasyon oranını yüyzde 29,</p>
<p>- 2026 sonu brüt döviz rezervlerini de 167 milyar dolar olarak tahmin etti.</p>
<p>Bu arada kredi notunu destekleyen hususları da şöyle sıraladı:</p>
<p>- Düşük kamu borcu stoku.</p>
<p>- Büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomi.</p>
<p>- “BB” not grubundaki ülkelerin medyan’ına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri.</p>
<p>- Stres dönemlerinde dış finansa erişimini sürdürme geçmişi.</p>
<p>- Dayanıklı bankacılık kesimi.</p>
<p>- Enflasyonun düşüşünü destekleyen sıkı para duruşu.</p>
<p>- Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesi.</p>
<p>Her şeyden önce bu değerlendirmeler “nitel” ağırlıklı. Yani rakamlara ve somut ölçütlere değil eğilim ve kişisel değerlendirmelere dayalı. </p>
<p>Kaldı ki; her bir açıklama için de söylenecek çok şey var. Örneğin; ne yazık ki hükümet ve ekonomi çevreleri de dahil, kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</p>
<p>Ekonomimizin büyüklüğü veya çeşitliliği neye göre yapılıyor? Milli gelirdeki payı yüzde 16’lara düşen sanayi ve yüzde 6’lara düşen tarım kesimi ile mi büyüyoruz?</p>
<p>“Carry trade” gerçeğiyle dış finansmana kolay erişimi mi başarının gerekçesi olarak sayıyoruz? Kimi hesaplamalara göre döviz cinsinden dış kaynakta yüzde 26.45’e ulaşan faizi mi alkışlıyoruz?</p>
<p>Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesinden ne anlıyoruz?</p>
<p>Sonuç olarak; Fitch, yine ve yeni bir soslama ile zokayı yutturmuş. Ekonomi yönetimimiz ve sadece finans piyasalarının bulunduğunu zanneden kendinden menkul ekonomistlerimiz de bu duruma alkış tutacak, mevcut düzen ya da saadet zinciri devam edecek</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karşınızdaki insan değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, yapay zekâ sohbet botlarına <em>“karşınızdaki insan değildir” </em>demeyi zorunlu kılıyor. Regülasyonun asıl anlattığı ise teknoloji değil, yalnızlığın artık küresel bir pazar haline gelmiş olması.</p>
<p>AB’nin Yapay Zekâ Yasası, sohbet botları için yeni bir dönemin kapısını açıyor. Kullanıcıların, karşılarındaki sistemin bir yapay zekâ olduğunu açıkça bilmesi artık hukuki bir yükümlülüğe dönüşüyor. İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa tarih bize bunun daha derin bir anlamı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</p>
<p><strong>Yalnızlık artık bir pazar</strong></p>
<p>Akşam yemeği bitiyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar köşelerine çekiliyor. Ekranlar açılıyor. Özellikle gençler için günün en uzun sohbeti artık çoğu zaman aile bireyleriyle ya da arkadaşlarıyla değil; oyun platformlarında, mesajlaşma uygulamalarında veya bir yapay zekâ sohbet botuyla gerçekleşiyor.</p>
<p>ABD'de yapılan araştırmalar, ergenlerin önemli bir bölümünün en az bir kez yapay zekâ sohbet uygulamalarını kullandığını, düzenli kullanımın ise hızla arttığını gösteriyor. Bu uygulamalar artık yalnızca bir teknoloji girişimi değil. Abonelik modelleri, yatırımcı sunumları, kullanıcı sadakati metrikleri ve milyarlarca dolarlık değerlemeleri olan yeni bir sektör.</p>
<p><em>Yalnızlık A.Ş.</em> kitabında <em>“yalnızlığın bir duygu olmaktan çıkıp bir pazar boşluğuna dönüşmesi”</em>nden söz etmiştim. Bir ihtiyaç kitleselleştiğinde, onu karşılayacak ürün mutlaka ortaya çıkar. Bugün tanık olduğumuz şey tam olarak bu. <em>“Yapay arkadaşlık”</em> artık yeni bir ürün kategorisi.</p>
<p><strong>Tanımak başka, önemsemek başka</strong></p>
<p>Bu sistemlerin cazibesi net. Sonsuz sabırla dinliyorlar. Yargılamıyorlar. Sizi herkesten çok daha iyi tanır gibi duruyorlar. Ama sizi tanımaları, sizi önemsedikleri anlamına gelmiyor.</p>
<p>Çünkü önemsemek, kaybetme riskini içerir. Risk almayan ilişkinin fedakârlığı da olmaz. Bu nedenle yapay arkadaşlık, aidiyetin kendisini değil, sadece hissini üretir. Konforunu sunar ama sorumluluğunu üstlenmez.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar da bu ikili tabloya işaret ediyor. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının değerlendirmeleri, yapay zekâ destekli sohbetlerin kısa vadede yalnızlık hissini hafifletebildiğini gösteriyor. MIT Media Lab'in kontrollü deneyleriyse yoğun kullanımın daha yüksek yalnızlık ve duygusal bağımlılık göstergeleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Çelişki gibi görünen bu durum aslında oldukça tanıdık. <em>Belirtiyi hafifleten ama hastalığın nedenini ortadan kaldırmayan bir ağrı kesici gibi.</em></p>
<p><strong>Asıl kırılma toplumsal</strong></p>
<p>Bu durumun toplumsal etkisi daha da kritik.</p>
<p>Topluluk dediğimiz şey, insanların birbirine ihtiyaç duymasıyla ayakta kalır. Komşudan bir fincan şeker istemek, arkadaşını havaalanından almak, bir derdini paylaşmak ya da bir iyilik karşılığında kendini borçlu hissetmek… Güven dediğimiz sosyal sermaye, bu küçük karşılıklılık ilişkilerinin toplamıdır.</p>
<p>Yapay zekâ arkadaşlığı ise tam tersini vaat ediyor. Kimseye ihtiyaç duymadan sohbet etmeyi, kimseye yük olmadan teselli bulmayı…</p>
<p>Kulağa özgürlük gibi geliyor. Oysa uzun vadede karşılıklılığı aşındırıyor. İlişkiyi sürtünme zahmetinden arındırırken, insan olmanın temel koşullarından birini de sessizce ortadan kaldırıyor. <em>Bir başkasına gerçekten ihtiyaç duymayı. </em></p>
<p><strong>Regülasyonun söylediği</strong></p>
<p>Düzenleyiciler de bu dönüşümü fark etmeye başladı. AB’nin şeffaflık yükümlülükleri gibi ABD'nin bazı eyaletlerinde de özellikle çocukları ve gençleri hedefleyen yapay zekâ sohbet uygulamalarına yönelik yaşa uygun koruma önlemleri ve kriz durumlarında yönlendirme mekanizmaları yürürlüğe giriyor.</p>
<p>Bu düzenlemeler teknolojiyi durdurmaya çalışmıyor. Çok daha önemli bir gerçeği kabul ediyor. <em>“Yapay arkadaşlık” </em>artık niş bir deneyim değil. Kitlesel olmaya başlayan bir davranış biçimi. Bu dalganın karşısında durmak da mümkün değil. </p>
<p><strong>Sonuçta</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yaş doğrulama sistemleri yaygınlaşacak. Çocuklara yönelik koruma mekanizmaları güçlenecek. Yapay zekâ sohbet sistemleri daha sıkı denetlenecek.</p>
<p>Fakat bütün bunlar yalnızca arzı düzenleyebilir. Talebi değil.</p>
<p>Bir çocuğa ya da gence belirli aralıklarla <em>“mola ver ve unutma ben insan değilim” </em>uyarıları çıkarmak mümkün. Ama onlar çok büyük ihtimalle bunu zaten biliyor. Buna rağmen konuşmaya devam ediyorlarsa, sorun teknolojinin onları kandırması değil. Sorun, onları gerçekten dinleyen bir insan olmaması.</p>
<p>Yasalar ürünleri daha güvenli hale getirebilir. Silinen kalemi, yani birbirine karşılıklı ihtiyaç duymayı, bilançoya geri yazmak ise yasaların değil, birbirine yeniden muhtaç olmayı göze alacak insanların işi. Sonuçta, teknolojiyi yasayla düzenlemek mümkün. Ama birbirine yabancılaşmış bir toplumu değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karşınızdaki insan değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</strong></p>
<p>ABD-İran hattındaki gerilim petrolü yeniden yatırımcı gündemine taşıdı. Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler ve tanker trafiğine ilişkin endişeler fiyatlarda sert dalgalanmalara neden olurken, Goldman Sachs’ın Brent petrol için 120 dolar senaryosunu gündeme taşıması da emtia fonlarına ilgiyi artırdı.</p>
<p><strong>Fonun adına değil, </strong><strong>içine bakmak gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak burada kritik ayrım şu: Petrol yükseldiğinde bütün emtia fonları aynı ölçüde yükselmez.</p>
<p>Çünkü emtia fonlarının içerikleri birbirinden oldukça farklı. Bazı fonlar petrol ve enerjiye, bazıları sanayi metallerine, bazıları kıymetli madenlere, bazıları ise tarım emtialarına veya kritik minerallere daha fazla ağırlık veriyor. Bu nedenle fonun adına değil, içine bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Petrol hareketine en </strong><strong>yakın fonlar hangileri?</strong></p>
<p>Petrol hareketine en doğrudan yakın fonlardan biri AES-Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. Fonun portföyü ağırlıklı olarak petrol ETF’lerinden oluştuğu için, geniş emtia fonlarına göre petrol fiyatındaki değişime daha doğrudan tepki verebiliyor. Ancak burada da spot petrol ile fon getirisi birebir aynı hareket etmeyebilir. Vadeli petrol ürünleri, sözleşme yenileme maliyetleri ve fon giderleri dönemsel fark yaratabilir.</p>
<p>Geniş emtia fonları içinde enerji ağırlığı en yüksek fonlardan biri TGE-İş Portföy Emtia Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. 30 Haziran 2026 tarihli portföy dağılımlarına göre fonun yaklaşık %41’i petrol/enerji, %42’si endüstriyel metal temasından geliyor. Bu yapı TGE’yi yalnızca petrol fonu değil, aynı zamanda bakır, alüminyum ve nikel gibi sanayi metalleriyle de güçlü bağ kuran bir fon haline getiriyor. Nitekim fonun yılbaşından bu yana %27,5 getiriyle listedeki en güçlü performanslardan birini üretmesi, bu geniş emtia yapısının yıl genelinde işe yaradığını gösteriyor. Ancak aylık getirinin %1 ile sınırlı kalması, yüksek enerji ağırlığının her dönemde tek başına yeterli olmadığını da hatırlatıyor. Burada özellikle altın ve gümüşün negatif etkisi olduğunu da söyleyebiliriz. </p>
<p>MDF-Fiba Portföy Model Emtia Fon Sepeti Serbest Fon tarafında da enerji belirgin. Fonun yaklaşık %39’u petrol/enerji tarafında. Ancak portföyde yaklaşık %19 tarım ve %28 kıymetli maden ağırlığı da bulunuyor. Son haftada %3,1 ve aylıkta %4,2 getiriyle listenin en güçlü fonlarından biri olması, petrol hareketinin yanında tarım tarafının da performansa katkı verdiğini gösteriyor.</p>
<p>OVD-QNB Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha dengeli bir emtia sepeti sunuyor. Fonun yaklaşık %25’i enerji, %27’si tarım, %26’sı kıymetli maden ve %16’sı endüstriyel metal tarafında. Bu nedenle OVD petrol hareketine katılır ama saf petrol fonu gibi davranmaz. Buna rağmen son haftada %2,8, aylıkta %4,1 ve yılbaşından bu yana %22,8 getiriyle güçlü bir denge fonu görünümü veriyor. Burada performansı tek bir emtia değil, farklı emtia gruplarının birlikte çalışması destekliyor.</p>
<p><strong>Emtia fonlarında portföy </strong><strong>dağılımı fark yaratıyor</strong></p>
<p>GZE-Garanti Portföy Emtia Serbest Fon ve YGM-Yapı Kredi Portföy Emtia Serbest Fon tarafında kıymetli maden etkisi daha belirgin. GZE’de kıymetli maden ağırlığı yaklaşık %31, YGM’de ise %32 seviyesinde. Enerji ağırlıkları sırasıyla %24 ve %22 civarında. Bu nedenle bu fonlar petrol yükselişinden faydalanabilir ancak altın, gümüş, platin ve paladyum fiyatlamaları da getiride belirleyici olur. Son haftada GZE’nin %2,2, YGM’nin %2,1 getiri sağlaması; aylıkta ise GZE’nin %2,7 ile YGM’den ayrışması, aynı başlık altındaki fonların bile farklı portföy kompozisyonları nedeniyle değişik sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Bakır ve sanayi metalleri tarafında ise GBZ – Azimut Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ayrışıyor. Fonun endüstriyel metal ağırlığı yaklaşık %54 seviyesinde. Bu nedenle GBZ’yi petrol fonundan çok, bakır ve sanayi metalleri teması olarak okumak daha doğru. Yapay zeka, veri merkezleri, elektrik altyapısı ve enerji dönüşümü bakır talebini desteklerse GBZ pozitif ayrışabilir. Ancak son haftada %0,9 getiri üretmesine rağmen aylıkta %-3,1’de kalması, sanayi metalleri temasının kısa vadede petrol kadar güçlü fiyatlanmadığını gösteriyor. Buna rağmen yılbaşından bu yana %18,2 getiri hâlâ dikkat çekici.</p>
<p>Kıymetli maden ağırlığı en yüksek fon BFS-Bulls Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu. Fonun yaklaşık %48’i kıymetli madenlerden oluşurken petrol/enerji ağırlığı yalnızca %9 civarında. Bu nedenle petrol beklentisiyle BFS almak doğru bir okuma olmayabilir. Aylık %-1,6 performans da bu ayrımı net gösteriyor. Petrol konuşulurken kıymetli maden ağırlığı yüksek fonlar aynı yönde hareket etmeyebilir.</p>
<p>DFD-Deniz Portföy Emtia Serbest Fon ve ZCN-Ziraat Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha karma yapılar sunuyor. Bu fonlarda enerji, sanayi metalleri, kıymetli madenler ve kritik emtia temaları birlikte yer alıyor. DFD’nin haftalık %1,2, aylık %0,9 ve yılbaşından bu yana %15,4 getirisi daha dengeli ama sınırlı bir performansa işaret ediyor. ZCN ise haftalık %0,7 pozitif olmasına rağmen aylıkta %-0,8’de. Buna karşılık yılbaşından bu yana %13,4 getiri hâlâ pozitif.</p>
<p><strong>Fonun hangi emtiayı ne </strong><strong>ölçüde taşıdığı incelenmeli</strong></p>
<p>Sonuç olarak petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların “emtia fonu aldım” demeden önce, fonun hangi emtiayı ne ölçüde taşıdığını incelemesi gerekiyor. Aynı kategoride yer alan fonlar bile farklı emtia döngülerinde bambaşka sonuçlar üretebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzlarda ‘beta’nın önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Değerlemede b</strong><strong>etayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir.</strong></p>
<p>Halka arz (IPO) fiyat tespit raporlarında, şirketin borsada geçmiş verisi (dolayısıyla tarihsel bir betası) olmadığı için betanın doğrudan 1 kabul edilmesi, pratik ama finansal teori ve risk yönetimi açısından eksik bir yaklaşımdır. Bunun neden doğru olmadığını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:</p>
<p><strong>- En önemlisi sektörel riskleri yok sayar:</strong> Beta, bir hisse senedinin piyasa hareketlerine olan duyarlılığını ölçer. Teknoloji, biyoteknoloji gibi döngüsel ve riskli bir sektördeki şirketin betası ile gıda, perakende veya elektrik dağıtımı gibi defansif bir sektördeki şirketin risk profili aynı olamaz. Her ikisini de  kabul etmek, yüksek riskli şirketi olduğundan pahalı, düşük riskli şirketi ise ucuz gösterme riski taşır.</p>
<p><strong>- Finansal kaldıraç farklarını görmezden gelir:</strong> Beta sadece faaliyet riskini değil, şirketin borçluluk yapısını (finansal riskini) da yansıtır. Çok borçlu bir şirket ile borçsuz bir şirketin betasının 1 alınması, finansal risk primini tamamen göz ardı eder.</p>
<p><strong>- Ölçek ve likidite primini atlar:</strong> Halka arz edilen şirketler genellikle BIST 100'ün dev hisselerine kıyasla daha küçük ölçeklidir ve ilk etapta likidite riskine sahiptir. Betayı direkt  almak, şirketin sistematik riskinin tam olarak endeks ortalamasında olduğunu varsaymaktır ki bu genellikle gerçeği yansıtmaz.</p>
<p><strong>Doğru ve bilimsel yaklaşım ne olmalıdır? </strong></p>
<p>Uluslararası değerleme standartlarında, halka açık olmayan veya yeni halka arz edilecek şirketler için beta hesaplanırken <strong>"ham betadan arındırma" (unlevering/relevering)</strong> yöntemi kullanılır. Doğru süreç şu adımlarla ilerler:</p>
<p><strong>1-</strong> <strong>Emsal küme (peer group) belirlenir: </strong>Halka arz edilecek şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren, benzer büyüklükteki halka açık şirketler seçilir.</p>
<p><strong>2- Kaldıraçtan</strong> <strong>arındırılmış beta (asset beta) hesaplanır</strong>: Emsal şirketlerin borç/özsermaye oranları kullanılarak finansal risklerinden arındırılmış, sadece iş kollarının riskini içeren betaları () bulunur:</p>
<p><strong>3- Hedef</strong> <strong>şirkete uyarlanır (relevering): </strong>Elde edilen sektör varlık betası ortalaması, halka arz edilecek şirketin kendi borç/özsermaye yapısına göre yeniden belirlenir. <strong>Böylece şirkete özgü gerçekçi bir Özsermaye Betası (</strong><strong>) elde edilir.</strong></p>
<p>Özetle, değerlemede betayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir. Besfin olarak inanıyoruz ki<strong>;</strong> Türkiye sermaye piyasalarının küresel derinliğe ulaşması, bilançoların sadece rasyolarla değil, her bir kalemin "terletilerek" ve kurumsal finans teorisine sadık kalınarak analiz edilmesiyle mümkündür. Gerçek değer, şablonlarda değil, bilançonun anatomisinde gizlidir. Doğru bir değerleme, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün dinamiklerini ve kendi sermaye yapısını yansıtan <strong>"sektör betalarından türetilmiş"</strong> bir katsayı kullanımını gerektirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzlarda ‘beta’nın önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda birkaç önemli unsur, finansal varlıklar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Bunlardan ilki, savaşın yeniden başlaması ve giderek daha riskli bir görünüm kazanması. İkincisi, bu gelişmeye bağlı olarak petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş. Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh’un savaş yeniden başlamadan önce dahi daha şahin bir duruş sergilemesi ve faiz artırımı ihtimalini gündeme getirmesiydi. Buna bağlı olarak, üçüncü unsur, savaşın yeniden başlamasıyla birlikte, daha yüksek oranlı faiz artırımlarının konuşulmaya başlaması oldu.  Dördüncü unsur, ABD dolarındaki güçlenme. Beşinci unsuru ise “başta yapay zekâ olmak üzere teknoloji şirketlerinin değerlenmesinde bir balon var mı?” sorusunun tekrar gündeme gelmesi şeklinde ifade edebiliriz.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, özellikle bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ülkeler açısından hiç de olumlu bir tablo ortaya koymuyor. Küresel yatırımcıları, gelişmiş ülke piyasalarına ve özellikle devlet tahvillerine yönlendiren bir güvenli liman algısı oluşuyor.</p>
<p><strong>Küresel makro ve mikro </strong><strong>görünüm homojen değil</strong></p>
<p>Diğer taraftan, küresel ekonominin genel görünümünde beklenenden güçlü seyreden bir büyüme ile tahminlerden daha yüksek bir enflasyonun bir arada bulunduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Ancak küresel ölçekte homojen bir büyümeden söz etmek de pek mümkün görünmüyor. Hem ülkeler hem de sektörler arasında ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Bu ayrışma, başta hisse senetleri olmak üzere kripto varlıklar, altın ve diğer yatırım araçlarının performanslarında da kendisini gösteriyor.</p>
<p>ABD ekonomisi tüm olumsuzluklara rağmen güçlü bir büyüme performansı sergilerken, Çin ekonomisinde ise büyümedeki yavaşlama savaşın yeniden başlamasından önce bile belirginleşmişti. Avrupa ekonomisi durgun yapısını korurken, Güney Kore ve Tayvan gibi ekonomiler birkaç büyük teknoloji şirketinin katkısıyla güçlü borsa performansları sergilese de makroekonomik açıdan genele yayılan bir olumlu görünüm ortaya koyamıyordu. Son dönemde teknoloji hisselerinde yaşanan satışlar ise bu ülkelerin finansal piyasalarında da daha olumsuz bir tablo oluşturdu.</p>
<p><strong>Büyümede ABD </strong><strong>ve Çin ayrışıyor</strong></p>
<p>ABD ekonomisinin güçlü kalmasının arkasında birçok dinamik bulunuyor. Daha önce de değindiğimiz gibi bazı çalışmalar gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekerek "K tipi büyüme" kavramını öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, yüksek gelir gruplarının güçlü talebiyle büyümenin devam ettiği, ancak düşük gelir gruplarının ekonomik zorluklar yaşadığı ve büyümeyi aşağı çektiği bir yapıyı tanımlıyor.</p>
<p>Son dönemde ise "G tipi büyüme" kavramı gündeme geldi.. Buradaki "G", İngilizce "generation" yani kuşaklar anlamında kullanılıyor. ABD’de özellikle 1946-1964 yılları arasında doğan "baby boomer" kuşağının toplam servetin yaklaşık yüzde 60’ını elinde bulundurması ve emeklilik dönemlerinde yüksek bir tüketim eğilimi göstermeleri, hatta bu harcamaları çocukları ve torunlarına da (X, Milenyum ve Z  Kuşağı) ) aktaracak şekilde sürdürmeleri, ekonomik büyümenin önemli destekleyicilerinden biri olarak görülüyor. Benzer dinamiklerin birçok gelişmiş ülke için de geçerli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Çin tarafında ise özellikle konut sektöründe yaşanan sorunlar ve konut fiyatlarındaki gerilemenin yarattığı negatif servet etkisi, iç talebi baskılayarak büyüme üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Savaş yeniden başlamadan önce petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşün nedenlerinden biri de Çin’in petrol talebindeki belirgin zayıflamaydı.</p>
<p>Savaşın yeniden başlaması, önümüzdeki süreçte hem büyüme hem de enflasyon kaygılarını artıracaktır. ABD ekonomisinin buna rağmen görece güçlü kalma ihtimali yüksek görünüyor. Buna karşın savaşın uzaması, Avrupa ve Asya ekonomileri açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Bu çerçevede, özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</p>
<p>Son birkaç yılda olduğu gibi, hisse senedi piyasalarında yaşanan her düşüş yatırımcılar tarafından önemli bir alım fırsatı olarak değerlendirildi. Önümüzdeki süreçte ABD borsalarında yeniden yukarı yönlü bir hareketin görülme ihtimalini yüksek buluyoruz.</p>
<p><strong>Warsh, Powell’dan </strong><strong>bile şahin görünüyor</strong></p>
<p>Buradaki en önemli belirleyici unsur ise Fed’in alacağı kararlar olacak. Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh, önceki Başkan Jerome Powell’dan bile daha şahin bir duruş sergiliyor. Powell, Fed’in ikili görev tanımı çerçevesinde hem fiyat istikrarını hem de tam istihdamı vurgularken, Warsh’un daha çok fiyat istikrarına odaklanan bir yaklaşım sergilediği görülüyor.</p>
<p>Fed üyelerinin de giderek daha fazla faiz artırımı yönünde görüş bildirmeleri, temmuz ayı sonunda bile bir faiz artırımı ihtimalini ciddi biçimde gündeme taşımış bulunuyor. Bundan sadece birkaç ay önce piyasalarda faiz indirimlerinin başlayacağı ve savaşın sona ereceği beklentileri hâkimken, bugün savaşın devam ettiği ve faiz artırımlarının konuşulduğu çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Piyasalar uzun süre iyimser tarafta kalmaya çalıştı. Ancak özellikle jeopolitik risklerin daha kalıcı hale gelme ihtimali giderek güçleniyor. Bu aşamadan sonra Trump’ın yaklaşan seçimler nedeniyle savaşın uzamasını istemeyen bir tutum sergilemesi de kolay görünmüyor. Hatta büyümenin görece güçlü seyretmesine dayanarak, savaş sona erse bile kaybettiği siyasi desteği geri kazanamayacağını düşünen bir Trump’ın, Orta Doğu ve diğer bölgelerde daha öngörülemez ve riskli kararlar alması da ihtimal dahilinde görünüyor.</p>
<p><strong>Piyasalar terste kaldı</strong></p>
<p>Bu durum aynı zamanda Fed’in de daha temkinli ve şahin bir çizgide kalması anlamına gelecektir. Özetle hem Trump’ın politikaları hem de Fed’in duruşu, piyasalar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Savaş uzamasın, petrol fiyatları düşsün diye beklene Trump daha sertleşmeye başladı. Faiz indirmesi ve güvercin olması beklenen Warsh, tam tersi şahin bir tutum sergiledi. Piyasa tabiriyle güvercin beklene Trump ve Warsh şahinleşince piyasalar rüzgarı tam karşıdan almış oldu. Bu tablo netleşmeden, finansal varlıklarda genele yayılan güçlü bir iyimserlik görmek kolay olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/747-1784699686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son paylaşımı, elektrikli otomobil meselesinde çok önemli bir eşiğin geçildiğini gösteriyor. Artık elektrikli araçlar sadece Norveç, Çin, Almanya ya da ABD gibi büyük ve zengin pazarların konusu değil. Kolombiya, Brezilya, Meksika, Şili, Türkiye, Hindistan, Vietnam, Tayland ve hatta Sırbistan gibi ülkeler de bu dönüşümün içine giriyor.</p>
<p>Paylaşımda en çarpıcı ülke Kolombiya olmuş. Beş yıl önce neredeyse sıfır seviyesinde olan elektrikli otomobil satış payı, 2025’e gelindiğinde yüzde 10’a ulaşıyor. Yani Kolombiya, ABD’yi yakalıyor. Brezilya yüzde 9’a, Meksika yüzde 7’ye, Şili yüzde 4’e geliyor. ABD ise yüzde 10 civarında yataylaşmış gibi görünüyor.</p>
<p>Bu tablo bize basit ama çok önemli bir şey söylüyor: Elektrikli otomobil devrimi artık sadece kişi başına geliri yüksek ülkelerin hikâyesi değil. Teknoloji ucuzladıkça, batarya maliyetleri düştükçe, Çinli ve başka Asyalı üreticiler yeni pazarlara girdikçe ve petrol fiyatları oynak kaldıkça gelişen ülkelerde de elektrikli araç talebi hızlanıyor.</p>
<h2>Elektrikli otomobil, sahip olma maliyeti açısından da anlam kazanıyor</h2>
<p>Bir dönem elektrikli otomobil için “lüks tüketim ürünü” deniyordu. Kısmen doğruydu. İlk modeller pahalıydı, şarj altyapısı zayıftı, menzil endişesi yüksekti. Ama bugün tablo değişiyor. Elektrikli otomobil artık sadece çevre duyarlılığıyla alınan bir araç değil. Birçok ülkede toplam sahip olma maliyeti açısından da daha anlamlı hale geliyor. Yakıt maliyeti düşük, bakım maliyeti daha sınırlı, şehir içi kullanımda avantajlı.</p>
<p>Bloomberg’ün değerlendirmeleri de aynı yöne işaret ediyor. Elektrikli araçta büyüme sadece Çin’den gelmiyor. Türkiye, Vietnam, Tayland, Singapur, Hindistan, Meksika, Brezilya ve Güneydoğu Asya ülkeleri artık yeni dalganın merkezinde. Hatta bazı gelişen pazarlarda elektrikli araçların yeni otomobil satışlarındaki payı ABD’nin üzerine çıkmış durumda. Bu artık istisna değil, yeni eğilim.</p>
<p>Latin Amerika örneği bu yüzden önemli. Brezilya ve Meksika gibi ülkeler uzun süre elektrikli araçta yavaş ilerledi. Sebep basitti: Araçlar pahalıydı, gelir seviyesi sınırlıydı, şarj altyapısı yeterli değildi. Ama daha ulaşılabilir modellerin pazara girmesi dengeleri değiştirdi. Çinli markalar burada elbette güçlü rol oynuyor. Ancak mesele sadece Çinli üreticiler değil. Yerel distribütörler, finansman şirketleri, şarj altyapısı yatırımları ve vergi politikaları da tüketiciyi elektrikli araca yaklaştırıyor.</p>
<h2>Elektrikli ulaşım şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm</h2>
<p>Hindistan ise başka bir örnek. Hindistan’da elektrikli otomobil pazarı kadar elektrikli iki ve üç tekerlekli araçlar da büyük önem taşıyor. Çünkü gelişen ülkelerde mobilite ihtiyacı sadece otomobille ölçülmez. Motosiklet, scooter, küçük ticari araç ve şehir içi teslimat araçları da büyük pazar oluşturur. IEA’nın verileri, Güneydoğu Asya’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araç satışlarının hızla arttığını, Hindistan’da da bu alanda güçlü bir büyüme yaşandığını gösteriyor. Yani elektrikli ulaşım sadece otomobil değil, şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm.</p>
<p>Güneydoğu Asya’da Vietnam ve Tayland ayrıca dikkat çekiyor. Tayland uzun yıllardır otomotiv üretim üssü olarak biliniyor. Şimdi elektrikli araç üretiminde de bölgesel merkez olma hedefi var. Vietnam ise VinFast üzerinden kendi markasını küresel pazara taşımaya çalışıyor. Bu iki örnek bize şunu anlatıyor: Elektrikli araç dönüşümü sadece satış pazarı yaratmıyor, sanayi stratejisi de yaratıyor.</p>
<p>Doğu Avrupa ve Balkanlar açısından Sırbistan ilginç bir örnek. Stellantis’in Kragujevac fabrikasında elektrikli araç üretimine geçiş için modernizasyon yapıldı. Fiat Grande Panda’nın elektrikli versiyonunun üretimi, Sırbistan açısından sadece otomobil üretimi değil, Avrupa tedarik zincirine daha güçlü bağlanma hamlesi olarak görülüyor. Sırbistan’ın avantajı ucuz ve nitelikli işgücü, Avrupa’ya yakınlık ve otomotiv yan sanayisine entegrasyon potansiyeli. Dezavantajı ise ölçek, teknoloji derinliği ve batarya ekosisteminde henüz sınırlı kapasiteye sahip olması.</p>
<p>Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her ülke kendi elektrikli otomobil markasını çıkaramaz. Ama her ülke bu değer zincirinden pay alabilir. Kimisi batarya hücresi üretir, kimisi kablo demeti ve elektronik parça üretir, kimisi şarj altyapısı kurar, kimisi yazılım geliştirir, kimisi de montaj ve ihracat üssü olur. Elektrikli otomobilin yarattığı fırsat sadece direksiyon başında değil; bataryada, yazılımda, veride, enerjide, lojistikte ve servis ağında.</p>
<p>ABD tarafında ise ilginç bir duraksama var. Grafik ABD’nin yüzde 10 civarında bir seviyeye ulaştığını ama sonrasında daha yatay bir çizgiye geçtiğini gösteriyor. Bunun birkaç nedeni var. Teşviklerin değişmesi, tüketici tercihlerinin bölgesel farklılık göstermesi, şarj altyapısı tartışmaları, siyasi kutuplaşma ve bazı üreticilerin elektrikli araç stratejilerini yavaşlatması ABD’de büyümeyi sınırlıyor. Yani büyük pazar olmak, her zaman en hızlı dönüşen pazar olmak anlamına gelmiyor.</p>
<p>Kolombiya’nın ABD’yi yakalaması bu yüzden sembolik olarak çok önemli. Demek ki elektrikli araçta başarı sadece zenginlikle açıklanmıyor. Doğru vergi politikası, uygun fiyatlı modeller, şehir içi kullanım ihtiyacı, yakıt fiyatları ve kamu yönlendirmesi birleşince gelişen ülkeler de hızlı yol alabiliyor.</p>
<h2>TOGG’un gerçek sınavı: Kalıcı ekosistem ve küresel rekabet</h2>
<p>Türkiye açısından bu gelişmeyi çok dikkatli okumak gerekiyor. Çünkü Türkiye otomotivde sadece tüketici ülke değil, üretici ülke. Otomotiv ihracatı, yan sanayi, batarya teknolojisi, yazılım, şarj altyapısı ve enerji politikası aynı dosyanın parçaları haline geliyor.</p>
<p>Burada TOGG’un rolü ayrıca önemli. Türkiye uzun yıllar otomotivde güçlü üretici oldu ama kendi markasıyla küresel teknoloji dönüşümünün merkezine girmekte zorlandı. TOGG bu açıdan sadece bir otomobil projesi değil; batarya, yazılım, bağlantılı araç, mobilite ve yerli teknoloji iddiası taşıyan bir sanayi projesi.</p>
<p>2025’te Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızlı arttı. Bataryalı elektrikli otomobillerin yeni satışlardaki payı yüzde 16-17 bandına kadar çıktı. Bazı uluslararası değerlendirmelerde Türkiye’nin elektrikli araç payının daha da yukarı çıktığı, iç pazarda adaptasyonun hızlandığı görülüyor. TOGG da bu büyümede önemli pay aldı. T10X’in ardından T10F ile ürün gamının genişlemesi, markanın sadece sembolik değil, ticari olarak da ciddi oyuncu olma hedefini güçlendirdi.</p>
<p>Ancak burada duygusal davranmamak lazım. TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</p>
<p>Elektrikli otomobilde rekabet çok sertleşiyor. Çinli üreticiler fiyatları aşağı çekiyor. Avrupa üreticileri geç kaldıkları alanlarda yeniden pozisyon almaya çalışıyor. ABD’de Tesla hâlâ güçlü ama artık yalnız değil. Güney Koreli markalar, Japon üreticiler, Hintli girişimler ve Güneydoğu Asya oyuncuları da yeni pozisyonlar alıyor. Türkiye bu yarışta sadece iç pazara güvenemez. TOGG’un kalıcı başarı hikâyesi için ihracat, maliyet disiplini, teknolojik güncelleme ve marka güveni şart.</p>
<p>Bir başka kritik konu da enerji. Elektrikli araç yaygınlaşınca petrol ithalatı azalabilir. Bu Türkiye için olumlu olur. Çünkü Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Akaryakıt tüketiminin bir kısmının elektrikle ikame edilmesi cari açık üzerinde zamanla rahatlatıcı etki yaratabilir. Ama elektrikli araçların gerçekten çevreci ve ekonomik fayda sağlaması için elektriğin nasıl üretildiği de önemli. Eğer elektrik büyük ölçüde ithal fosil yakıtla üretilirse faydanın bir kısmı sınırlanır. Bu yüzden elektrikli araç politikası, yenilenebilir enerji politikasıyla birlikte düşünülmeli.</p>
<p>Şarj altyapısı da ayrı bir başlık. Elektrikli otomobil satmak tek başına yetmez. İnsanlar evde, işte, şehirler arası yolda ve tatil bölgelerinde rahat şarj edebilmek ister. Şarj deneyimi kötü olursa elektrikli araç talebi yavaşlar. Bu nedenle şarj istasyonlarının sayısı, coğrafi dağılımı, hızlı şarj kapasitesi ve fiyatlama şeffaflığı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin avantajı şu: Otomotiv üretiminde güçlü bir altyapısı var. Yan sanayi gelişmiş. Avrupa pazarına yakın. Genç mühendislik kapasitesi var. TOGG gibi yerli marka deneyimi başladı. Şarj altyapısı hızla gelişiyor. Tüketicinin elektrikli araca ilgisi yüksek.</p>
<p>Ama riskler de var. Vergi politikası sık değişirse tüketici beklemeye geçer. Kur oynaklığı araç fiyatlarını bozar. Kredi koşulları sıkılaşırsa talep yavaşlar. Şarj altyapısı yeterince hızlı büyümezse memnuniyet düşer. Yerli üretim maliyetleri kontrol edilemezse ithal markalar karşısında rekabet zorlaşır.</p>
<p>Buradan çıkarılacak sonuç çok net: Elektrikli otomobil artık sadece çevre politikası değil, sanayi politikasıdır. Aynı zamanda enerji politikasıdır. Cari açık politikasıdır. Teknoloji politikasıdır. Şehircilik politikasıdır.</p>
<p>Bugün mesele “elektrikli otomobil satılıyor mu?” sorusunu aştı. Asıl soru şu: Elektrikli otomobilin bataryasını, yazılımını, şarj sistemini, verisini, ihracatını ve sanayi ekosistemini kim yönetecek?</p>
<p>Çünkü geleceğin otomobili sadece motoru değişmiş otomobil değil. Tekerlekli bir yazılım platformu. Enerji sistemiyle bağlantılı bir cihaz. Veriye dayalı bir mobilite aracı. Bu dönüşümü erken anlayan ülkeler sadece araç satmaz; teknoloji, marka ve ekosistem satar.</p>
<p>Son söz şu: Elektrikli otomobil artık uzak geleceğin konusu değil. Kolombiya’dan Brezilya’ya, Meksika’dan Hindistan’a, Vietnam’dan Sırbistan’a ve Türkiye’ye kadar birçok ülke bu yarışa girdi. Bundan sonra mesele kimin daha çok konuştuğu değil, kimin daha hızlı, daha ucuz, daha güvenilir ve daha akıllı ekosistem kurduğu olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye, dalgayı doğru okursa kazanan olabilir</span></h2>
<p>Kolombiya’nın beş yılda sıfırdan yüzde 10’a gelmesi, Brezilya ve Meksika’nın hızla yükselmesi, Hindistan’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araçların yaygınlaşması, Vietnam ve Tayland’ın üretim üssü olma çabası, Sırbistan’ın Avrupa elektrikli araç zincirine girme arayışı bize şunu gösteriyor: Bu dönüşüm beklenenden hızlı yayılıyor. “Bizim pazarımıza daha geç gelir” rahatlığı artık geçerli değil.</p>
<p>Türkiye bu dalgayı doğru okursa kazanan olabilir. Çünkü otomotiv üretiminde zaten güçlü. TOGG ile kendi markasını ortaya koydu. Avrupa’ya yakınlığı, üretim tecrübesi ve iç pazarın hızlı adaptasyonu önemli avantaj. Ama bu avantajı korumak için plansız teşvikler değil, istikrarlı strateji gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/6675-1784697517.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu çetin coğrafyada, hele ki küresel rekabetin jeopolitik risklere dayandığı ortamda Türkiye, sanayi kabiliyetini korumak, geliştirmek zorunda ama hükümet sanki sanayiye düşman gibi davranıyor.</strong></p>
<p><strong>Sanayi, bir şeyden çok üretmek demektir</strong>. Türkiye, üretmek ve <strong>ürettiğini satmak</strong> zorunda olan bir ülke... <strong>Çin</strong>’den <strong>İtalya</strong>’ya dek, sanayisi ekonomi içinde <strong>%20’den fazla </strong>olan yegâne ülkeydik ama son yıllarda sanki <strong>bizi sanayiden uzak tutan ekonomi politikaları</strong> uygulanmaya konmuş gibi görünüyor.</p>
<p>Literatürde buna; “<strong>prematüre de-idustrialization</strong>” deniyor. Normal bir şey değil yaptıkları... Bugün fazlaca övündüğümüz <strong>savunma sektörü</strong> de <strong>ülkenin sanayileşme kabiliyetine</strong> dayanıyor. <strong>Bindiğin dal sanayi ama sen onu kesiyorsun</strong>? Hangi akla hizmettir, neden <strong>şakağımıza</strong> sıkar bir ekonomi yönetimi?</p>
<p><strong>SANAYİYE BU DÜŞMANLIK NİYE? ANLAYAN BERİ GELSİN…</strong></p>
<p><strong>Sanayi üretim endeksi</strong> üzerinden bakıldığında, <strong>durum</strong> <strong>daha da</strong> <strong>vahim</strong> görünüyor. Bunda <strong>30 yıl önce</strong> sanayinin ekonomideki payı, <strong>%30’lara</strong> varmışken bugün, <strong>OVP marifetiyle</strong> bu pay, %<strong>20’nin de altına</strong> indirilmiş durumda. Hayati soru şudur: <strong>Sanayi üretmezse ihracata konu malı nereden bulabileceğiz</strong>?</p>
<p>Türkiye, “<strong>ince buz tabakası üzerinde, hızla gitmek zorunda kalan kayakçı</strong>” gibidir. Her hız kestiğinde, <strong>ekonomik krizin buzlu sularına gömülüveren</strong> bir kayakçı… Altındaki buz tabakasının kalınlığı ise <strong>sanayinin ekonomideki payını</strong> gösteriyor ve %20’lere inceltilmiş haliyle <strong>hayli kırılgan</strong> hale getirildik.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sanayisizleşmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Erken sanayisizleşmenin sonucu?</em></strong></p>
<p><strong>Orta gelir tuzağı </strong>derinleşir, <strong>verimlilik artışı</strong> yavaşlar, <strong>gelir dağılımı</strong> daha da bozulur, <strong>demokrasi</strong> ve <strong>kurum kalitesinde</strong> gerileme riski artar, <strong>dış borç</strong> ve <strong>ithal bağımlılığı</strong> kronikleşir, <strong>kalıcı kopuş</strong> gelir.</p>
<p><strong><em>Yeniden sanayileşme mümkün mü?</em></strong></p>
<p>Teknik olarak <strong>evet..</strong>. Bunun için reel kuru <strong>rekabetçi</strong> düzeyde tutmak, iç ticaret hadlerini <strong>düzeltmek</strong>, aktif, <strong>seçici sanayi politikaları</strong> uygulamak şart. Aksi halde <strong>2030’larda düşük gelir düzeyine</strong> ineceğiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİSİZLEŞMEK; “GAFLET VE DALALET VE HATTA HIYANETTİR”</strong></p>
<p><strong>“Sanayisizleştirme</strong>; beceriksizliğin mi yoksa <strong>taammüdün</strong> eseri midir?” diye sorguladığımda, ne yazık ki <strong>otoritenin günahlarıyla</strong> yüzleşiyoruz. “<strong>Zamanında çok kâr ettin</strong>” söylemiyle, <strong>sanayicinin feryadına kulak tıkamak,</strong> nasıl bir gafletin neticesidir? Uyarıyoruz ama <strong>gafleti</strong> aşan, <strong>hıyanete</strong> varan bir tutum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İmalat sanayi</strong>: Endüstrimizin bel kemiği, ihracatımızın dayandığı üretim kabiliyetimiz</p>
<p><strong>Savunma sanayi</strong>; 3 tarafı deniz, 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada var olma savaşımız</p>
<p><strong>Sanayi teşvikleri</strong>: Hak edene ve değer üretene verilmesi gereken ama zombilere giden…</p>
<p><strong>Yapısal reform</strong>: Kamudan beklenen ama sanayicinin de yapması gereken reformlar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEPAV, Merkez Bankası’na zaman zaman yapmakta olduğu çağrıyı yineledi. TEPAV’ın temmuz ayına ilişkin para politikası değerlendirme notunda Merkez Bankası Kanununun 42. maddesine bir kez daha atıfta bulunularak enflasyon hedefine ulaşılamaması ya da ulaşılamayacağının anlaşılması durumunda yapılması gereken açıklama hatırlatıldı.</p>
<p>Merkez Bankası Kanununun 42. maddesi, <strong>“Banka, belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama olasılığının ortaya çıkması halinde, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri Hükümete yazılı olarak bildirir ve kamuoyuna açıklar”</strong> deniliyor.</p>
<h2>Örneği yok, ama… </h2>
<p>Merkez Bankası bugüne kadar enflasyon hedefinin tutmayacağını görerek yıl ortasında hükümetlere hiç mektup yazmadı. Çünkü yıl içinde dört kez yayımlanan enflasyon raporlarıyla tahminler ya da hedefler yukarı yönlü güncellendi ve Merkez Bankası kendine hep alan açtı.</p>
<p>Örneğin bu yıl yüzde 16’lık hedefle yola çıkılırken bu oranda kalınamayacağını Merkez Bankası bilmiyor muydu, tabii ki biliyordu, hatta en iyi onlar biliyordu. Sonra ne oldu; önce enflasyonda tahmin aralığı yukarı çekildi, ardından hedef 8 puan birden artırılarak yüzde 24’e çıkarıldı. Tahminde aralık uygulaması da kaldırıldı ve tek bir oran ilan edildi, o da yüzde 26.</p>
<p>Merkez Bankası bugün için de yüzde 24’lük hedefin de, yüzde 26’lık tahminin de gerçekleştirilebilir olmadığını görüyor ama yıl içinde mektup yazmak gibi bir uygulaması olmadığı için o yola yönelmiyor.</p>
<h2>TEPAV Merkez’i iteklemeye çalışıyor</h2>
<p>TEPAV, Merkez Bankası’nın hükümete yıl içinde daha önce hiç mektup yazmadığını tabii ki biliyor. Para politikası değerlendirme notunu hazırlayan Para Politikası Çalışma Grubu’nu oluşturan isimlerin çoğu zaten eski Merkez Bankacı.</p>
<p>TEPAV Merkez Bankası’na bu çağrıyı yaparak bankanın daha proaktif davranmasını sağlamaya çalışıyor.</p>
<p>Ancak bunu yapmanın Merkez Bankası açısından hiç kolay olmadığı da ortada.</p>
<p>Merkez Bankası bugün hükümete bir mektup yazmak durumunda kalsa enflasyonun öngörülenin çok üstüne çıkmasının klasik gerekçelerini sıralayacak; yani dış etkenleri, savaşı ve enerji fiyatlarındaki yükselmeyi… Ama bunun dışında hükümetten kaynaklanan bazı yanlış uygulamaların da sıralanması gerekecek.</p>
<p>Bizim Merkez Bankamız o duruma geldi mi? Dolayısıyla en iyisi yıl sonunda adettendir denilerek bir mektup yazmakla yetinilecek.</p>
<p>Ama TEPAV’ın da önerdiği gibi şimdi, iş işten tümüyle geçmeden yazılacak bir mektup sorunların önüne geçmek anlamında büyük katkı vermeye aday da ne o mektubu yazma düşüncesi var, ne de o mektup yazıldığı takdirde orada yer alacak uyarılara kulak verme isteği.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEPAV başka neler söylüyor?</span></h2>
<p>TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun faiz konusunda ne söylediğini tahmin etmek zor değil. Çalışma Grubu yarınki PPK toplantısında faiz oranlarının değiştirilmemesi öneriyor.</p>
<p>Temmuz ayının değerlendirme notunda dile getirilen diğer konular neler mi, buyurun…</p>
<p>■ Haziran 2026’da Türkiye’nin yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,1 ile G20 ülkeleri arasındaki en yüksek oranlardan biri olmuştur. (İlk sırada yüzde 33,5 ile Arjantin var, Türkiye’den sonraki ülke ise yüzde 6 ile Rusya.) Yıllık enflasyon son on iki aydır çok yüksek ve dar bir aralıkta seyretmektedir. Bu aralığın alt sınırı yüzde 30,7, üst sınırı ise yüzde 33,5 olmuştur. </p>
<p>■ Hem yurt içinde hem de başta Orta Doğu’daki savaş olmak üzere küresel düzlemde yaşanan gelişmeler, makroekonomik istikrarın sağlanmasının ve yapısal temellerin güçlendirilmesinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. </p>
<p>■ Önceki raporlarımızda da vurgulanan ve sürmekte olan riskler mevcuttur. ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle sıçrayan enerji, emtia ve uluslararası taşıma fiyatlarına ilişkin büyük bir belirsizlik bulunmaktadır. Enflasyon bekleyişleri çıpalanamamıştır. Bekleyişlerin çıpalanamaması enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışlarını devam ettirmektedir. </p>
<p>■ Enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği ve kalıcı olarak düşük bir enflasyon düzeyine ulaşılması giderek zorlaşmaktadır. Mevcut koşullar altında, enflasyonun 2026 yıl sonu için güncellenen hedefin de (yüzde 24) oldukça üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. </p>
<p>■ Bu şartlar altında Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözüm önerileri neler?</span></h2>
<p>Peki TEPAV sıraladığı bu sorunlara karşı ne gibi çözüm önerileri dile getiriyor, gelin şimdi de onlara bakalım… </p>
<p>■ Hem içeride hem de dışarıda belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde, kontrolümüzdeki belirsizlikleri azaltmak çok daha fazla önem kazanmıştır. </p>
<p>■ Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </p>
<p>■ Geniş kesimlerce benimsenecek ve <strong>“ülkede önemli değişiklikler oluyor”</strong> heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enfl asyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</p>
<p> ■ Öncelikle maliye politikasının enfl asyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur. </p>
<p>■ Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir. </p>
<p>■ Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler, Yüksek Faiz, Bilanço Dönemi… Piyasa İçin Hangisi Kritik? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/B1kchDK7NOU" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) Londra’ya 55 kilometre mesafedeki <strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>nda (IFA) kurduğu <strong>“chalet” </strong>(stand), Pazartesi sabah saatlerinden itibaren yoğun görüşme trafiğine sahne oldu.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ahmet Harun Baştürk, Levent Konukcu </strong>ile İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün, </strong>dünyanın havacılık devlerinin buluştuğu <strong>“Airshow”</strong>da Boeing’ten Airbus’a, uçak motoru üreticileri Pratt &amp; Whitney’den CFM’e kadar farklı şirketlerin yöneticileriyle görüştü.</p>
<p>Çoğu THY’nin kurduğu <strong>“chalet”</strong>te gerçekleşen görüşmelerde yabancı konukların Prof. <strong>Murat Şeker, Ahmet Olmuştur </strong>ve ekibine sordukları ilk soru şu oldu:</p>
<p>-          <strong>ABD, İsrail-İran Savaşı’nın ikinci fazı konusunda öngörünüz nedir?</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>başkanlığındaki THY ekibi, dünyada kimsenin öngörüde bulunamadığı savaşın seyri konusunda görüş ortaya koymak yerine, THY’nin bu ortamdaki yönetim stratejisini anlatmayı yeğledi. Prof. <strong>Şeker, </strong>trafik verileriyle söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ortadoğu ülkeleri, toplam network kapasitemizin yüzde 6’sını oluşturuyor. Savaştan etkilenen 26 destinasyon vardı. 28 Şubat 2026’da savaş başladığında adım adım 21 tanesini kapatmıştık.</strong></p>
<p>Bütün Ortadoğu’ya bakıldığında, bunun yüzde 60 kesinti anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Zamanla savaşın temposu düştükçe, öngörüler arttıkça peyderpey frekans seviyeleri toparlanmış, kesinti yüzde 20’ye kadar inmişti.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur </strong>araya girip son durum bilgisini verdi:</p>
<p>-          <strong>Son dönemlerde çatışmalar artınca Kuveyt, Erbil, Dammam ve Bahreyn’e seferlerimizi yeniden durdurduk.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ekledi:</p>
<p>-          <strong>Sefer durdurma, yeniden başlama konusunda hızlı hareket kabiliyetimiz var. Özellikle yeniden başlama konusunda pandemi döneminden önemli deneyimler edindik. Suriye’de Halep ve Şam, ayrıca Beyrut (Lübnan) bu dönemde seferlerimiz açısından güçlü toparlandı.</strong></p>
<p>THY’nin davetiyle küçük bir grup meslektaşımla dünyanın önde gelen havayolu şirketlerini, uçak üreticileri, motor üreticileri, savunma sanayi kuruluşları, teknoloji firmaları, sektöre finansman sağlayan kuruluşları bir araya getiren, 1600’ün üzerinde katılımla rekor kıran IFA’ya gittik.</p>
<p>IFA’da THY’nin <strong>“chalet”</strong>inde Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdür <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Harun Baştürk, Levent Korkut, </strong>;İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün</strong>’le buluştuk.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>fuardaki en önemli gündem maddelerinden birinin uçak motoru olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Boeing dar gövde uçak siparişimizin netleşmemesinin en büyük sebebi hangi motorla devam edeceğimizin belli olmaması. Aynı şekilde Airbus’a 2023 yılında verdiğimiz Neo siparişinin de motor tespiti ihalesini yapmamıştık.</strong></p>
<p>Söz konusu iki motor satın alma planını birleştirip müzakere ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>IFA’da o müzakereleri olgunlaştıracağız. Bu fuarda en önemli toplantılarımızı motor üreticileri ile yapıyoruz. Yakın dönemde ihaleye çıkmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>THY’nin motor alımları konusunda sayı ve parasal büyüklüğü merak ettik, <strong>Levent Konukcu</strong>’ya sözü verdi. <strong>Konukcu, </strong>motor sayısını aktardı:</p>
<p>-          <strong>250’si Neo uçakları için olmak üzere toplam 800 motor alımı ihalesi gündeme gelecek.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>ihalenin parasal boyutunu hesapladı:</p>
<p>-          <strong>2.5-3 milyar dolarlık bir ihaleden bahsediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur, </strong>görüştükleri motor üreticilerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Boeing 737’ler için CFM ile görüşüyoruz. Airbus321Neo için de Pratt &amp; Whitney ve CFM olmak üzere iki alternatifimiz var.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını özellikle çizdi:</p>
<p>-          <strong>Motor üreticileriyle görüşmelerimizde </strong>“bakım-onarım merkezleri”<strong>nin Türkiye’de olması konusu üzerinde ısrarla duruyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada THY Teknik ile Rolls-Royce’nin İstanbul Havalimanı’nda başladıkları 300 milyon dolarlık geniş gövde uçak motoru bakım merkezi yatırımının son durumunu sorduk, <strong>Levent Konukcu </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Airbus A350’lere yönelik Rolls-Royce işbirliğiyle inşası devam eden uçak motoru bakım merkezi yatırımı 2028 yılı Ocak ayında tamamlanacak. İlk bakım o tarihte olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>IFA’daki görüşmeleriyle ilgili şu bilgiyi de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing’in malum 6-9 ay arası uçak teslim ötelemeleri oldu. Bu ötelemelerin maliyetini kompanse edecek ne gibi iyileştirmeler olacağını konuşacağız.</strong></p>
<p>THY’nin IFA’da kendi <strong>“chalet”</strong>iyle yer alması, katılımcı sektör devleri arasında bayrağı dalgalandırması açısından önem taşıyor.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ve ekibinin uçak motoru alım görüşmelerinde masaya <strong>“bakım merkezi Türkiye’de olacak” </strong>şartını koyması, İstanbul’un bu alanda önemli <strong>“hub” </strong>haline gelmesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doluluklar geçen yılın altında değil</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>jeopolitik kriz ortamında kapasite artışına rağmen süreci iyi yönettiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dolulukta geçen yılın üzerindeyiz. Ortadoğu’daki 21 destinasyona uçuşları durdurduğumuz dönemde geniş gövde uçakları Uzakdoğu ve Güney Asya’ya, dar gövdelileri de Orta Asya, Avrupa ve Afrika’ya planlı olarak kaydırmıştık. 37’ye yakın frekans artışı yaptık.</strong></p>
<p>Kargoda da 60’a yakın frekans artışı gerçekleştirdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Trafik olarak bakıldığında Ocak-Haziran döneminde kapasitemiz (AKK) 2025’e göre yüzde 5 yukarıda. Bu, beklentimizden iyi ama bütçemizin gerisindeyiz. Taşınan kargoda ise yüzde 20 yukarıdayız. Hem yolcu hem kargoda birim gelirleri artırmayı başardık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol 10 dolar artınca uçak yakıtı faturası aylık 100 milyon dolar yükseliyor</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>brent petrol fiyatlarındaki artışların bütçe hedeflerini doğrudan etkilediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Petrolün varil fiyatı 70 dolardan 80 dolara çıktığında bizim uçak yakıtı maliyetimiz aylık 100 milyon dolar artıyor.</strong></p>
<p>2026 yılı için uçak yakıtını 6.2 milyar dolar olarak bütçelediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güncel projeksiyona göre bu yılki uçak yakıtı maliyetimiz 8.5 milyar doları bulacak gibi görünüyor. Yani, 2-2.5 milyar dolar ilave maliyet söz konusu olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Uçak yakıtının yol açtığı ekstra yükün bir bölümünü başka gelir artışlarıyla kompanse etmeye çalışıyoruz. Ayrıca, harcamalarımızı kısıyoruz. En kritik olanlar dışında inşaat yatırımlarımızı öteledik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">THY, 7 simülatör için imzayı attı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046ce3fbf5-1784694478.png" alt="" width="712" height="583" /></span><strong>THY, </strong>Farnborough Havacılık Fuarı’nda <strong>“Canadian Aviation Electronics” (CAE) </strong>ile 5 adet <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” (Full Flight Simulator), </strong>2 adet <strong>“Uçuş Eğitim Cihazı” (Flight Training Device) </strong>ve 2 ilave <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” </strong>opsiyonunu kapsayan sözleşmeye imza attı.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>imzayı atarken şu mesajı verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Filomuzu ve küresel uçuş ağımızı büyütmeye devam ederken, pilot eğitim altyapımızı daha da güçlendirmek uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçasını oluşturuyor.</strong></li>
<li><strong>CAE ile uzun yıllara dayanan işbirliğimizi daha da güçlendirecek bu gelişmiş eğitim cihazları, farklı uçak tiplerinde görev yapacak pilotlarımızın en yüksek emniyet, standartlaşma ve operasyonel mükemmeliyet anlayışıyla yetiştirilmesine katkılar sağlayacak.</strong></li>
</ul>
<p>CAE Genel Müdürü <strong>Matthew Bromberg </strong>de 20 yılı aşkın süredir THY ile işbirliklerinin devam ettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing uçak tiplerine yönelik eğitim cihazı filosuyla THY’nin pilot eğitim kapasitesini artırmasına, uzun vadeli hedeflerini desteklemesine katkı sağlayacak ileri teknolojiye sahip, yüksek gerçeklik düzeyinde simülasyon çözümleri sunmayı sürdüreceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar, Hürjet ve Kaan da Airshow’da</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046dcb3b62-1784694492.png" alt="" width="484" height="485" /></span><strong>FARNBOROUGH </strong>Airshow’da dikkat çeken alanlardan biri Baykar’ın İHA-SİHA’ları ve ortak şirket kurduğu İtalyan havacılık şirketi Leonardo’nun helikopterlerinin sergilendiği bölüm oldu. Baykar, <strong>“SİHA TB3”</strong>ü<strong> “Astore Levante” </strong>ismiyle sergiledi.</p>
<p>Fuarda TUSAŞ, Aselsan, Roketsan, Havelsan, TEI, Kale Jet Engines gibi yerli savunma sanayi şirketlerimiz de yerini aldı.</p>
<p>Kaan, Anka 3, Hürjet de Türkiye’den İngiltere’deki Airshow’a uzanan prototipler arasında dikkati çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’de rota rekabeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıyla enerji anlaşmaları bir kez daha gündeme geldi. EKONOMİ Gazetesi, 2020’den bu yana kamuoyuna yansıyan anlaşma ya da mutabakat zaptları ve şirketlerin taraf olduğu sözleşmeleri açık kaynaklardan derledi. Temmuz ayında, Irak petrol ve gazını Türkiye’yi by-pass ederek Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırma girişimi için Suriye-Fransa arasında imza atıldı. Ayrıca Fransız petrol devi TotalEnergies Suriye açıklarında arama hakkı elde etti. Türkiye ise KKTC ile tüm Akdeniz için ucuz çözüm olabilecek Karpaz-Dörtyol arasında bir doğalgaz boru hattı için anlaşma imzaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab84827de-1784720260.png" alt="" width="541" height="615" /></p>
<h2>Küresel enerji devleri başrolde </h2>
<p>Ham petrol ve doğalgaz üretim, ticaret ve taşıma mutabakat zaptları ya da anlaşmaları, bölgedeki tüm ülkelerin küresel enerji devleri başrolde olduğu görülüyor. Şirketlerin yoğun olarak ülke imzalarına bağlı olarak arama ruhsatları alması dikkati çekiyor. Ülke şirketlerinin dahil olduğu bu ruhsatlarda ana roller ise küresel enerji devleri. Türk şirketi TPAO’nun uluslararası anlaşmalara dayalı arama ruhsatlarında Akdeniz’de sadece Libya bulunuyor. Bu ülkede de siyasi sorunlar devam ediyor ve Hafter yönetimi bu anlaşmaya karşı çıkmayı sürdürüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab3acf530-1784720186.png" alt="" width="800" height="529" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab4ade2de-1784720202.png" alt="" width="800" height="568" />Macron'un Suriye ziyareti sırrı </h2>
<p>Akdeniz’deki anlaşmalara yakın zamanda Suriye ile Fransa da eklendi. Türkiye’deki NATO zirvesine gelmeden önce Suriye’yi ziyaret eden ilk batılı ve BM Güvenlik Konseyi üyesi ülke lideri olan Macron, ülkesinin şirketi TotalEnergies’in Suriye açıklarında petrol ve gaz aramasına yönelik bir belge imzaladı.</p>
<p>Belgenin anlaşma mı yoksa mutabakat zaptı mı olduğu yönünde net bir bilgi bulunmuyor. Bölgede aynı zamanda enerji koridorları üzerinden de birbiriyle çıkar çatışması yaratan gelişmeler oluyor. En önemlilerinden biri Körfez ülkelerinin Akdeniz’e erişme yolunda oldu. Türkiye Basra-Yumurtalık hattının hem ticaret, hem enerji yolu olması için çaba harcarken, Irak’ın Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşacak bir boru hattı üzerinde girişimler bulunuyor. Suriye’nin önceki yönetim döneminde imzaladığı bazı anlaşmalar fiili olarak durdu.</p>
<h2>Türkiye-KKTC hattıyla küresel öneri </h2>
<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın desteklediği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan Merkezli doğalgaz- petrol boru hatları girişimine karşılık, KKTC ile imzaladığı anlaşma bir pozisyon alma niteliği taşıyor. Pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine karşılık, uygun maliyetli üstelik altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye hattı anlaşmasıyla küresel bir “öneri” yapılmış durumda.</p>
<p>Türkiye ile KKTC arasındaki anlaşma, KKTC’ye doğalgaz eriştirmek niteliği öne çıksa da çift yönlü çalışabilecek şekilde tasarlanıyor. Bölgede bulunacak yeni kaynakların bu hat üzerinden küresel pazara ihracına imkan verecek Hatay ve Adana’nın sahillerinde hem petrol, hem de doğalgaz için altyapı bulunuyor. Buradaki altyapı, Türkiye doğalgaz boru hattı ile Avrupa’ya da hali hazırda bağlı durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/abdulhamit-han-sondaj-gemisi-1762693421.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaşın ardından enerji rotaları yeniden şekillenirken, Türkiye de özellikle yakın coğrafyalardaki kaynakların küresel piyasalara ulaştırılmasına yönelik alternatif rota oluşturma çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine, uygun maliyetli ve altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye doğalgaz hattı anlaşmasıyla yanıt veriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu yatırıma 1, faize 5,5 harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>2026 yılının ilk yarısında genel bütçe açığı 974 milyar 816 milyon lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47.3’ü tahsil edilirken, giderde ise hedefin yüzde 45.6’sı harcandı. Son üç yılda ödeme kabiliyeti azalırken, buna bağlı olarak bütçenin tahakkuk tahsilat performansı da geriledi. 2024 Ocak-Haziran döneminde yüzde 63.8 olan tahsilat/tahakkuk oranı, bu yılın ilk yarısında yüzde 56.8’e kadar geriledi.</p>
<h2>Performans pek parlak değil</h2>
<p>Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira harcandı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60420ce12a3-1784693260.png" alt="" width="409" height="213" />Ekonomik programın ticari hayata etkisi açılan kapanan şirketler, icra iflas istatistiklerine yansırken, yılın ilk yarısındaki bütçe performansı da çok parlak bir grafik çizmedi. Aradan geçen 6 aylık zaman diliminde sadece Haziran ayında aylık bazda bütçe fazlası verilirken, Şubat ayındaki 71 milyar liranın dışında diğer ayların tamamında açık 200 milyar liranın üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Tahsilat oranları geriliyor </h2>
<p>Geliri artırıp tasarruf yoluyla harcamaların azaltmaya çalışan ekonomi yönetimi, bu notada istediği tasarruf ve tahsilat oranlarını da yakalayamadı. Bu yılın tamamında gelir beklentisi 16 trilyon 82 milyar lira düzeyindeydi. Yılın ilk yarısında tahakkuk 13 trilyon 382 milyar lira olurken, tahsilat 7 trilyon 602 milyar lirada kaldı. Bu verilere göre tahsilat tahakkuk oranı ise yüzde 56.8 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Bundan önceki dönemlerde bu oran yüzde 60’ın üzerinde gerçekleşti. Yürürlükteki programın başladığı 2023 yılının ilk yarısında tahsilat tahakkuk oranı yüzde 50.9 seviyesindeyken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 63.8’e çıktı. Geçen yılın ilk yarısında ise söz konusu oran yüzde 62.4 olarak hesaplandı.</p>
<h2>Tasarruf, yatırımlarda yapıldı </h2>
<p>Bütçede tasarruf faiz yerine yatırımda yapıldı. Yılın başında yatırımlar için 1 trilyon 32 milyar liralık ödenek ayrıldı ancak 6 aylık dönemde bunun sadece 267 milyar liralık kısmı harcandı. Üstelik köylerin ve kentlerin altyapıları için ayrılan ödenekten harcama yapılmazken, harcamanın tamamı sadece ‘diğer sermaye transferleri’ kaleminden gerçekleştirildi. Aynı dönemde faiz harcamaları ise yatırımın yaklaşık 5.5 katına karşılık gelen 1 trilyon 462 milyar lira düzeyinde oldu. Yılın tamamı için 2 trilyon 741 milyar lira olarak öngörülen faiz harcamasıyla uyumlu olan bu tutar, 6 aylık 8 trilyon 577 milyar liralık toplam tahsilatın yüzde 17.04’ünü oluşturdu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırım kalemleri nelerden oluşuyor?</span></h2>
<p>Genel bütçe giderlerinde 18 trilyon 801 milyar liralık başlangıç ödeneğinin 1 trilyon 32 milyar liralık kısmını sermaye transferleri oluşturuyor. Sermaye transferleri ise KÖY-DES, BEL-DES, Kalkınma Ajansları, Cazibe Merkezleri Destekleri, SOGEP ve ‘diğer’ başlıklı kalemler yer alıyor. Ancak yılın ilk yarısında yurt içi sermaye transferlerine (yatırım) aktarılan tutar 267 milyar 96 milyon lirada kalırken, köy ve kentlerin altyapılarına harcama yapılan KÖY-DES, BEL-DES gibi projelere hiç harcama yapılmadı. Aynı şekilde kalkınma ajanslarına da yatırım amaçlı herhangi bir kaynak aktarılmadı. Bu dönemde sadece detayları açıklanmayan, ‘diğer’ başlığında 267 milyar 96 milyon liralık harcama yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında genel bütçe açığı 974,8 milyar lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47,3’ü tahsil edilirken, giderde hedefin yüzde 45,6’sı harcandı. Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira ayrıldı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Ticaret Odası, İSO İkinci 500&#039;de 41 üyesiyle yer aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" araştırmasında, Gebze Ticaret Odası (GTO) üyesi 41 firma listeye girmeyi başardı.</p>
<p>Sonuçları değerlendiren GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, elde edilen başarının Gebze sanayisinin üretim gücünü, rekabetçiliğini ve Türkiye ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Aslantaş, “İSO Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında 41 üyemizin yer alması bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu başarı; üretimin, emeğin, yatırımın ve sürdürülebilir büyümenin sonucudur. Dünyada yaşanan ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gelişmeler, yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan zorluklara rağmen üretimini aralıksız sürdüren, yatırım iştahını koruyan ve istihdam oluşturmaya devam eden sanayi kuruluşlarımız, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, aynı zamanda ülkemizin geleceğine yönelik güçlü bir sorumluluğa da imza atmaktadır. Türkiye ekonomisinin temel taşı olan tüm sanayicilerimizi yürekten kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</h2>
<p>Gebze’nin organize sanayi bölgeleri, üretim kapasitesi, teknoloji odaklı yatırımları ve ihracat gücüyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden biri olduğunu söyleyen Aslantaş, “İSO İkinci 500 listesinde 41 üyemizin yer alması, bölgemizin üretim kabiliyetini, rekabet gücünü ve sanayideki istikrarlı yükselişini bir kez daha ortaya koymuştur. Gebze Ticaret Odası olarak sanayicilerimizin rekabet gücünü artıracak, ihracat kapasitesini geliştirecek, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerini destekleyecek, mesleki eğitimi güçlendirecek ve üyelerimizin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artıracak projeleri kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Gebze Ticaret Odası olarak, üretim, yatırım, ihracat ve istihdamıyla ülke ekonomisine değer katan tüm üyelerimizi kutluyor; sanayimizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmaları iş dünyamızla birlikte sürdürmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-1784712820.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası&#039;nın &quot;Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025&quot; araştırmasında Gebze Ticaret Odası&#039;nın 41 üyesi listeye girdi. GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, başarının Gebze sanayisinin üretim gücü, rekabetçiliği ve sürdürülebilir büyüme anlayışının somut bir göstergesi olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: Bursa, tarım ve gıda sanayisindeki gücünü bir kez daha ortaya koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) her yıl açıkladığı ve Türkiye sanayisinin en kapsamlı performans göstergeleri arasında yer alan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Listede yer alan 29 Bursalı firmayı tebrik eden Başkan Özer Matlı, araştırmanın Bursa’nın üretim kapasitesini, sanayideki rekabet gücünü ve ülke ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Araştırmada Türkiye’nin devleri arasına giren Harput Tekstil, Yörsan Süt ve Süt Ürünleri, Bolacalar Un’un Mudanya Şubesi, Fistaş Fantazi İplik ile Akbaşlar Tekstil’in, bağlı bulundukları odaların yanı sıra kotasyona konu ürünlerin alım satımı dolayısıyla aynı zamanda Bursa Ticaret Borsası üyesi olduklarını ifade eden Başkan Özer Matlı, “Ülkemizin üretimine, istihdamına ve ihracatına katkı sunarak İSO İkinci 500 listesinde yer alma başarısı gösteren Bursalı tüm firmalarımızı yürekten kutluyorum. Ayrıca Borsamız çatısı altında bulunan ve bu önemli başarıya imza atan üyelerimizi, yöneticilerini ve çalışanlarını gönülden tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum” dedi. </p>
<h2>Bursa TB üyeleri ilk 1000 listesine damga vurdu</h2>
<p>İSO 500 ve İkinci 500 araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Bursa’dan 60 firmanın yer aldığını kaydeden Başkan Özer Matlı, bu firmalardan 16’sının Bursa Ticaret Borsası üyesi olmasının, Bursa’nın özellikle tarım ve tarıma dayalı gıda sanayisindeki güçlü üretim altyapısını ortaya koyduğunu söyledi. Başkan Matlı, “Tarımsal üretimden sanayiye uzanan güçlü değer zinciri, Bursa’nın üretim kabiliyetini ve rekabet gücünü her geçen yıl daha da ileri taşıyor. İlk 1000 sanayi kuruluşu arasında 16 üyemizin yer alması, Bursa Ticaret Borsası üyelerinin üretim, kalite ve katma değer odaklı çalışmalarının somut bir sonucudur” diye konuştu.</p>
<h2>İkinci 500’ün zirvesinde gıda sanayisi yer alıyor</h2>
<p>İSO’nun sektör dağılımına ilişkin verilerin de dikkat çekici olduğunun altını çizen Başkan Özer Matlı, İkinci 500 sanayi kuruluşu arasında 107 firmayla gıda ürünleri sanayisinin ilk sırada yer aldığını ifade etti. Gıda sanayisinin, tarımsal üretimin katma değere dönüşmesinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Matlı, “Gıda ürünleri sanayisinin listenin zirvesinde yer alması, sektörün ülkemiz ekonomisi açısından stratejik önemini bir kez daha göstermektedir. Bursa da güçlü tarımsal üretimi, gelişmiş gıda sanayisi ve ihracat kapasitesiyle bu alandaki öncü şehirlerden biridir. Bursa Ticaret Borsası olarak üreticilerimiz ve sanayicilerimizin daha yüksek katma değer üretmelerini sağlayacak çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-1784706509.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası üyesi 5 firma, İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasında listeye girme başarısı gösterdi. Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İSO 500 ile birlikte Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Borsa üyesi 16 firmanın bulunmasının, Bursa’nın tarım ve gıda sanayisindeki güçlü konumunun önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim geriledi, otomotiv tedarik sahası öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında üyesi olan 8 ilin odasında üye sayısı, 2024 yılına göre düşüş gösterdi.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası, Kocaeli Sanayi Odası, Gaziantep Sanayi Odası, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Ankara Sanayi Odası, Balıkesir Sanayi Odası, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası İSO İkinci 500-2025’te üyesi düşen odalar oldu. 8 oda içerisinde en fazla düşüş, 2024’te 34 olan üye sayısını son listede 23’e düşüren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası yaşadı. Bursa’nın sanayisi güçlü ilçeleri bulunuyor. İl ve ilçe sanayi ticaret odaları toplamı olarak ele alındığında, Bursa'nın İSO İkinci 500'deki temsil gücü, isimlerini açıklamayan dört şirket dahil 2024’teki 41 firmadan 31 firmaya geriledi.</p>
<h2>"Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu"</h2>
<p>Söz konusu gerileme, Bursa sanayisinde dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı bir gerilemenin varlığının yanı sıra, otomotiv tedarik sanayi gibi sektörlerdeki yükselen performans, Bursa sanayisinin belirgin değişimi olarak öne çıkıyor. Maysan Mando Otomotiv, Feka Otomotiv, TKG Otomotiv ve Yazaki Wiring Technologies Türkiye, 2024 yılında yer aldıkları İSO İkinci 500 listesinden 2025'te İSO 500'e yükselerek üst lige çıktı. Aynı dönemde Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu. Elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımlar ve katma değerli üretim yapan otomotiv tedarikçileri ölçek büyütürken, özellikle tekstil sektöründe yaşanan kayıplar kentin İSO İkinci 500'deki temsil gücünü zayıflattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a606634ee5d0-1784702516.webp" alt="" width="592" height="143" /></p>
<h2>Üretimden satışlar yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi</h2>
<p>İsimlerini açıklayan firmalar baz alındığında Bursalı şirketlerin ekonomik büyüklüklerinde de gerileme yaşandı. 2025 yılında firmaların üretimden satışları 93,1 milyar TL, net satışları 101,2 milyar TL olarak gerçekleşti. Üretimden satışlar 2024'e göre yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi. Toplam ihracat 710,6 milyon dolardan 615,6 milyon dolara düştü. İsimlerini açıklamayan dört şirketin mali verileri paylaşılmadığı için Bursa'nın gerçek üretim, net satış ve ihracat hacminin açıklanan rakamların üzerinde olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Tedarik sanayisi yükselişini sürdürdü</h2>
<p>Genel tabloya rağmen otomotiv tedarik sanayisi Bursa'nın lokomotif sektörü olmayı sürdürdü. Çelikform Gestamp Otomotiv, 187'nci sıradan 86'ncı sıraya yükselerek Bursa'nın en dikkat çekici çıkışını gerçekleştirdi. Formfleks Otomotiv 234'üncülükten 138'inciliğe, Ermetal Otomotiv 268'incilikten 169'unculuğa yükselirken, B-Plas, Kırpart Otomotiv, Akwel Bursa Turkey ve Grammer Koltuk Sistemleri de sıralamada yükselen şirketler arasında yer aldı. Gıda sektöründe ise yeniden yapılandırma sürecindeki Yörsan 222'ncilikten 175'inciliğe yükselirken, Copa Isı Sistemleri yaklaşık 150 basamaklık çıkışıyla dikkat çekti.</p>
<h2>Tekstilde kan kaybı sürdü</h2>
<p>Bursa'nın geleneksel sektörlerinden tekstilde ise zayıf görünüm devam etti. Küçükçalık Tekstil, Akbaşlar Tekstil, Işıksoy Tekstil, Fistaş Fantazi İplik ve Harput Tekstil sıralamada gerileyen firmalar arasında yer aldı. Avrupa pazarındaki talep daralması, yüksek üretim maliyetleri ve küresel rekabet baskısı, tekstil sektörünün performansını olumsuz etkileyen temel unsurlar olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-1784702546.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında Bursa&#039;nın firma sayısı 41&#039;den 31&#039;e geriledi. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı üretimden satışlar, net satışlar ve ihracatta düşüş yaşanırken, otomotiv tedarik sanayisindeki yükseliş dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin kırmızı altını bakır enerji dönüşümünü besliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayinin "kırmızı altını" bakır, küresel enerji dönüşümünün en kritik hammaddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Elektrikli araçlar, batarya sistemleri, veri merkezleri, yüksek gerilim iletim hatları ve yenilenebilir enerji yatırımlarındaki hızlı büyüme, bakıra olan talebi her geçen yıl artırıyor. Bu gelişmeler emtia piyasalarında fiyatları yukarı taşıyor.</p>
<p>Bakır talebindeki yükselişin arkasındaki en önemli unsur ise elektrifikasyon. Elektrikli otomobiller, içten yanmalı araçlara kıyasla yaklaşık üç ila dört kat daha fazla bakır içeriyor. Benzer şekilde rüzgar türbinleri, güneş enerjisi santralleri, batarya depolama sistemleri ve elektrik şebekelerinin modernizasyonu da yoğun bakır tüketen yatırımlar arasında. Son dönemde yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerine yönelik yatırımların hız kazanması da bakıra olan talebi artırıyor. Güç dağıtım sistemleri, kablolama altyapısı, trafolar ve soğutma sistemleri, yüksek miktarda bakır kullanımını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Türkiye, küresel bakır üreticileri arasında üst sıralarda yer almasa da işlenmiş bakır ürünlerinde önemli bir sanayi altyapısına sahip. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin görünür bakır rezervi yaklaşık 1,5 milyon ton metal seviyesinde. Artvin, Kastamonu, Elazığ, Siirt ve Rize başta olmak üzere farklı bölgelerde bakır madenciliği yapılıyor ve elde edilen cevher işlenerek katma değerli ürünlere dönüştürülüyor.</p>
<p>Türkiye'nin bakır sanayisinin en güçlü yönlerinden biri ise rafine bakır ve yarı mamul üretim kapasitesi. Eti Bakır, Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi'nde yılda yaklaşık 70 bin ton katot bakır üretirken, şirketin toplam rafine bakır üretim kapasitesi yıllık 100 bin ton. Bunun yanında Sarkuysan, Er-Bakır ve Mega Metal gibi üreticiler; bakır tel, filmaşin, boru ve iletken üretiminde Avrupa'nın önemli tedarikçileri arasında yer alıyor.</p>
<h2>İhracatta milyarlarca dolarlık hacim </h2>
<p>TÜİK ve uluslararası dış ticaret verilerine göre Türkiye, 2025 yılında bakır ve bakırdan mamul ürünlerde 3 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdi. Aynı dönemde bakır cevheri, rafine bakır ve yarı mamul ürün ithalatı ise sanayinin hammadde ihtiyacı ve küresel fiyatların etkisiyle yüksek seyrini korudu. İthal edilen bakırın önemli bölümü ise Türkiye'de işlenerek daha yüksek katma değerli ürünler halinde yeniden ihraç ediliyor. Türkiye'nin bakır tel, filmaşin, kablo ve elektrik ekipmanları ihracatında başta Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Polonya, Romanya, Birleşik Krallık ve Hollanda olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri öne çıkıyor. ABD ve Orta Doğu pazarlarına yönelik sevkiyatlarda da artış var. İç pazarda ise enerji altyapısı, elektrik şebekeleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarına paralel olarak bakır talebi artıyor.</p>
<h2>Güneş panelinde bakır talebi artıyor </h2>
<p>Çinli Longi Green Energy Technology, Şaanxi eyaletindeki tesisinde gümüş yerine bakır bazlı metalizasyon kullanan yeni nesil güneş hücrelerinin seri üretimine geçti. Şirket, bu adımı “yeni nesil pil teknolojisinin büyük ölçekli uygulanmasında önemli bir kilometre taşı” olarak tanımladı.</p>
<p>Kararın arkasında, son iki yılda sert yükselen gümüş fiyatları bulunuyor. Fotovoltaik panellerde kullanılan gümüş macunu, bir güneş hücresinin toplam maliyetinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.</p>
<p>Gümüş fiyatlarının bir dönem ons başına 121 doların üzerine çıkması, üreticileri alternatif arayışına yöneltti. Fiyatlar şu sıralar ons başına 60 dolar banında. Ancak geçen yıla göre halen yüzde 47 ve 5 yıl öncesine oranla yüzde 117 yukarıda.</p>
<p>Bakır fiyatlarındaki küresel fiyat dalgalanmalar kısa vadede maliyet baskısı oluştursa da Türkiye açısından asıl fırsat ise katma değerli üretimde. Kablo, elektrik ekipmanları, savunma sanayii ve yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılan işlenmiş bakırın ihracattaki payının artırılması, sektörün rekabet gücü açısından kritik. Bunun yanında bakır özelliklerini kaybetmeden defalarca geri dönüştürülebilen metaller arasında yer aldığı için geri dönüşüm yatırımları da önem kazanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birçok sektörün ortak ham maddesi</span></h2>
<p>Bakır, sanayinin adeta gizli kahramanı konumunda. Yalnızca kablo imalatının değil; otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayiinden raylı sistemlere, makine üretiminden elektrik motorları, transformatör ve yenilenebilir enerji ekipmanlarına kadar oldukça geniş bir alana dokunuyor. Günlük hayatımızın ve modern üretimin vazgeçilmez bir parçası olan bu stratejik metal, Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve teknoloji hamlelerinde de merkezde yer alıyor. TOGG gibi yerli elektrikli araç projeleri, hız kazanan batarya yatırımları, her geçen gün yaygınlaşan güneş ile rüzgar enerjisi santralleri ve şebeke yenileme çalışmaları, önümüzdeki süreçte ülkemizin bakıra olan ihtiyacının artacağına işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/8/1280x720/bakir-1784698943.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli araçlardan veri merkezlerine, yenilenebilir enerji yatırımlarından savunma sanayiine kadar birçok sektörün temel hammaddesi olan bakıra talep büyüyor. Uluslararası piyasalarda fiyatlar yüksek seyrini korurken Türkiye, güçlü işleme kapasitesi ve ihracatıyla bakırda katma değerli üretimini artırmaya çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Körfez’de İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaş ilk başta tüm dünya ekonomisini durdurma endişesi yaratmıştı. Ancak korkulan olmadı. Gerçi petrol fiyatları hem bölgeden hem de savaşan ülkelerin başkentlerinden gelen haberlerle inip çıksa da dünya ekonomisi duruma kısa sürede uyum gösterdi.</p>
<p>2007-2008 Küresel Finansal Krizi'ni önceden tahmin etmesiyle tanınan ve bu nedenle kendisine "Dr. Doom" (Kıyamet Doktoru) lakabı verilen Nouriel Roubini de durumu Project Syndicate’de 14 Temmuz 2026’da yayımlanan "Oil Shocks Are No Longer So Shocking" başlıklı yazısında irdeledi. Yazıyı özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı. Çünkü dünya ekonomisi, petrolün jeopolitik bir silah olarak kullanılmasına karşı zaman içinde önemli bir direnç geliştirdi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a60538f9679b-1784697743.jpg" alt="" width="700" height="309" />
<figcaption><strong>Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>1970'lerde petrol ambargoları ekonomileri stagfl asyona, çift haneli enfl asyona ve uzun süren durgunluklara sürüklemişti. Sonraki yıllardaki Körfez Savaşı, Irak'ın işgali ve son İran krizi ise piyasaları sarsmasına rağmen kalıcı bir ekonomik yıkım yaratmadı.</p>
<p>Bunun birkaç nedeni var. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyeleri, petrolü aşırı pahalı hale getirmenin sonunda kendi gelirlerini de vurduğunu yaşayarak gördü. ABD'deki kaya petrolü üretimi başta olmak üzere yeni üretim kaynaklarının devreye girmesi OPEC'in fiyat belirleme gücünü azalttı. Enerji verimliliğinin artması, stratejik petrol rezervlerinin oluşturulması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması da ekonomilerin petrole bağımlılığını önemli ölçüde azalttı.</p>
<p>Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede kazandığı deneyim de petrol şoklarının ekonomiye yayılmasını sınırlayan önemli etkenlerden biri oldu. Üstelik yapay zekâ öncülüğündeki teknolojik dönüşüm, üretkenliği ve büyümeyi destekleyerek bu baskıyı daha da hafifletiyor.</p>
<p>Ancak tehlike yine de tamamen geçmiş değil. Orta Doğu'daki gerilimin uzun süreli ve bölgeye yayılan bir savaşa dönüşmesi halinde petrol yeniden küresel ekonomiyi sarsabilir. Ancak mevcut tablo, tek bir petrol şokunun geçmişte olduğu gibi dünya ekonomisini yıllarca sürecek bir krize sürüklemesinin artık çok daha zor olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604b799acd9-1784695673.jpeg" alt="" width="183" height="142" /></strong><strong>AYŞE ÇELİKBAŞ - </strong><strong>Serbest Muhasebeci Mali Müşavir</strong></p>
<p><strong>Yediemin depolarında çürüyen taşıtlar, uzayan icra süreçleri ve fiilen bulunmayan araçlar için tahakkuk eden vergiler ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın satış sürelerini kısaltan, resen tasfiyeyi kolaylaştıran ve haksız MTV yükünü sona erdiren bütüncül düzenlemelerle geliştirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Piyasada çarkların dönmesi, paranın ve varlıkların ekonomiye kazandırılmasıyla mümkündür. Ancak bugün binlerce araç ve diğer taşınır mal yediemin depolarında, icra dosyalarının labirentlerinde resmen çürümeye terk edilmiş durumda. Bir yanda ekonominin dışına itilen atıl varlıklar, diğer yanda ortada olmayan aracın sırtınıza binen vergisi…</p>
<p>Sahada her gün yaşanan bu kronik mağduriyetler karşısında, mevcut İcra ve İflas Kanunu'nun yerine geçmek üzere hazırlanan Cebri İcra Kanunu Taslağı bazı olumlu adımlar atsa da ne yazık ki yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Beklenti nettir: Uygulamaya dönük, somut ve acil düzenlemeler ile icra süreçleri hızlandırılmalı, tarafların hakları korunmalı,<strong> milli servetin depolarda çürümeye terk edilmesi</strong> <strong>engellenmelidir.</strong></p>
<p><strong>İcra emirlerinin sınırsız tekrarı </strong><strong>ve 1 yıllık satış talebi süresi </strong></p>
<p>Mevcut kanun ve taslakta “<strong>aynı icra takibi içinde bu mal tekrar haczedilemez</strong>” denilse de <strong>farklı dosyalar üzerinden</strong> <strong>icra emrinin tekrarına</strong> herhangi bir sınır getirilmemiştir. Bu boşluk, icra dairelerinde yıllarca satışa yönelik işlem yapılmadan sürüncemede kalan dosyaların birikmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Alacaklıya somut fayda sağlamayan bu sistem, borçlunun malını kullanılmaz hale getirirken borç yükünü de ağırlaştırmaktadır. Yediemin depolarında malların korunacağı varsayımı da pratikte işlememektedir. Paslanma, bakım eksikliği, parça kaybı gibi nedenlerle mallar işlevselliğini yitirirken, borçlu ödeme gücü bulsa bile malından olmaktadır.</p>
<p>Satış talebi için belirlenen bir yıllık süre ve <strong>sürekli dosya yenileme döngüsü</strong> sistemi çıkmaza sokmaktadır. Sürelerin borçluya mali imkan sağlama düşüncesiyle uzun tutulması, uygulamada beklenen faydayı vermemektedir. Aksine bu süreler, çoğu zaman malı bağlattıktan sonra satış için harekete geçmeyen alacaklıların inisiyatifine bırakılmış bir caydırıcılık aracına dönüşmektedir. Alacaklı bir yıl içinde satış talebinde bulunmazsa dosya fiilen uyuyor ve her süre bitiminde yeni bir dosya açılarak aynı döngü tekrarlıyor. Varlıkların uzun süreler atıl halde depoda bekletilmesi ekonomiye külfettir.</p>
<p>Bu nedenle <strong>icra emrinin yinelenmesi</strong> <strong>makul bir süre ve sayı ile sınırlandırılmalı</strong>, satış talebine de <strong>kesin bir zaman sınırı</strong> getirilmelidir.</p>
<p><strong>Satış Masraflarıyla Teminatın Bağlama Aşamasında Hazır Edilmesi ve Satış Yetkisinin Sadeleştirilmesi</strong></p>
<p>Taslak gerekçede, <strong>muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin</strong> <strong>birlikte yapılması</strong> ve giderlerin peşin yatırılması zorunluluğu getirilerek satışların hızlanacağı belirtilmektedir. Oysa bu hüküm zaten mevcut kanunda yer almaktadır ve bugüne kadar satışlarda belirgin bir hızlanma sağlamamıştır. Asıl ihtiyaç, satış masrafları ve teminatların <strong>bağlama ve rehin alma aşamasında</strong> <strong>peşin yatırılması</strong> zorunluluğudur.</p>
<p>Birden fazla alacaklı varsa satış için <strong>tümünün onayının zorunlu tutulması</strong> süreci kilitleyen önemli unsurlardandır. Tüm icra alacaklılarından izin alınmasına gerek olmaksızın, borçlunun veya sadece bir alacaklının talebi üzerine satış işlemi yapılabilmelidir. Aksi halde satış yıllarca yapılamamakta, icra işlemi fiilen askıya alınmaktadır. Satış sonrası <strong>taksim aşamasında</strong> bile <strong>bir alacaklının itirazı</strong> tahsilatı askıda bırakabilmektedir.</p>
<p>Gümrük uygulamalarında olduğu gibi, en kısa zaman diliminde <strong>haczi kalkmamış varlıkların</strong> da resen satışa veya tasfiyeye yönlendirilmesi icra depolarında bekleyen malların değer kaybını önleyecek genel bir kural haline getirilmelidir.</p>
<p>Kötü niyetli borçlulara karşı etkin yaptırımlar elbette gereklidir ancak bu, alacaklıların keyfi kilitlemelerini meşrulaştırmamalıdır.</p>
<p><strong>Trafikten men edilen taşıtlar</strong></p>
<p>Üzerindeki kısıtlama nedeniyle satılamaz ve devredilemez hale gelen bir taşıtın trafikten men edilmesi ne alacaklıya ne borçluya katkı sağlamaktadır. <strong>Baskı amacıyla</strong> bağlanan aracın saklama ve dosya masrafları artarken tescilden silinemediği sürece de <strong>sözde muhafaza gerekçesiyle</strong> alındığı garajdan <strong>aynı bütünlük ve mali değerle geri çıkması </strong>pek mümkün olmamaktadır. Fiilen kullanılamayan, satılamayan ve devredilemeyen taşıt, borçlu için hem faaliyetini durdurur hem de yıllar içinde çözülmez bir muamma haline gelir.</p>
<p>Bu nedenle, trafikten men edilen taşıtların <strong>yakalama kararından itibaren </strong>1-2 ay gibi<strong> en kısa zaman diliminde</strong> satış sürecinin tamamlanmasına yönelik net ve bağlayıcı bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Süre aşımı halinde, satış işlemi icra müdürlüğü tarafından resen yürütülmeli, işlem gerçekleşmezse taşıt hurdaya ayrılmalı veya borçluya iade edilmelidir.</p>
<p><strong>“Hayalet varlıklar” </strong><strong>ve kronik MTV sorunu</strong></p>
<p>En büyük mağduriyetlerden biri, resmi kayıtlarda tescilli görünen ancak fiilen ortada olmayan ve yaşı itibarıyla hurda niteliği kazanmış taşıtların vergileridir. Özellikle resen terkin olmuş ve ticaret sicilinden de silinmiş olan şirketlerin ortakları ve mirasçılar üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Şirketi temsil edecek bir yetkili de olmayınca bu araçlar üzerinde muayene dahil hiçbir yasal işlem yapılamamaktadır. <strong>Ortaklardan birinin</strong> yazılı talebi üzerine ve hatta <strong>talebe de gerek kalmaksızın</strong> araç resen hurdaya<strong> </strong>ayrılabilmelidir.</p>
<p>Kişilerin karşısına bilgisinde ve tasarrufunda olmayan bir taşıtın birikmiş vergi borcu çıktığında ise Trafik Müdürlüğü, ‘’Eski yıllarda devir işlemleri, devralan kişice gerçekleştirildiğinden bu ve benzeri sorunu yaşayan çok kişi var ancak yapacak bir şey yok’’ yanıtını! vermekte olup bu halde ilgili kurumlara ibraz etmek üzere bir belgeye ulaşılamamaktadır.</p>
<p>Taşıtın <strong>men edildiği</strong> veya <strong>yedieminde bulundu tarihler itibariyle tescil</strong> kaydının ilgili <strong>trafik tescil kuruluşu tarafından silinmesi halinde</strong> aynı dönemler için motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti de terkin edilmiş olmalıdır ancak <strong>silinme gerçekleşemediği</strong> için MTV yükümlülüğü devam etmektedir. <strong>Kurumlar arası koordinasyonsuzluk ve mevzuatın farklı yorumlanması </strong>nedeniyle <strong>bürokratik tıkanıklıkların doğurduğu belirsizlikler</strong> vatandaşların haksız mali yüklerle karşılaşmasına yol açmamalıdır.</p>
<p>Her ne kadar yakın zamanda yediemindeki <strong>haczi kalmış malların</strong> ve trafikten men edilerek alıkonulan ancak sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan araçların satış ve tasfiyesine yönelik mevzuat düzenlemesi yapılmış olsa da <strong>haczi düşmeyen</strong> varlıklar, <strong>tescil kaydı silinemeyen araçlar</strong>, <strong>resen kapanmış şirketlere ait araçlar</strong> ve bunlardan doğan müteselsil <strong>vergi sorumlulukları</strong> bakımından <strong>boşluk devam etmektedir.</strong></p>
<p>“<strong>Taşıt yok ama vergisi var’’</strong> meselesi yalnızca tek bir kanun değişikliğiyle çözülecek kadar dar değildir. Bu tip atıl ve hayalet araçlar için vergi yükümlülüğünün terkin edilmesi yönünde bütüncül bir düzenleme gereklidir. Zira sadece<strong> kağıt üzerinde</strong> taşıt sahibi görünenlerin veya <strong>takibe konu,</strong> <strong>bağlanmış ve dahi akıbeti belirsiz</strong> <strong>atıl taşıtlar</strong> ile <strong>resen terkin edilmiş veya sicilden silinmiş şirketler</strong> üzerinden ortaya çıkan bu sorunların büyüklüğü ve yarattığı mağduriyet yadsınamaz. Araç <strong>yedieminde beklerken</strong>, borçlu <strong>MTV ödemek zorunda kalmamalıdır</strong>.</p>
<p><strong>Sonuç: Milli servet “muhafaza” </strong><strong>adı altında eritilmemelidir</strong></p>
<p>Unutulmamalıdır ki <strong>depolarda çürüyen servet</strong>, <strong>hukuki bir ayrıntı değil</strong>, <strong>ekonomik israf ve adalet yarasıdır</strong>. Bu yaralar sarılmadan ne alacaklı alacağını tahsil edebilir ne borçlu rahat eder ne de milli kaynaklar korunabilir. Bu durum sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda kamu alanlarını işgal eden, çevresel riski bulunan ve devletin vergi tahsilatını da imkansız kılan bir verimsizlik sarmalıdır.</p>
<p>Daha önce “<strong>Takibe Konu Varlıkların Ekonomi Dışına İtilmesi</strong>” ve “<strong>Motorlu Taşıtı Sırtında Taşıyanlar</strong>” başlıklarıyla da dile getirdiğimiz mağduriyetlerin aynen devam etmemesi için Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın ve <strong>ilgili tüm mevzuatın</strong>, ekonominin bütününe de olumsuz yansımaları olan mevcut hak kayıplarını giderecek şekilde geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 2026 yılı tahmini fındık üretimi 89 bin ton olarak belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu, Adapazarı Ziraat Odası’nda bir araya gelerek, Sakarya’nın 2026 yılı fındık üretim tahminini, üreticilerin 2026 yılı TMO müdahale alım fiyatı beklentisini, geçici tarım işlerinin fındık toplama günlük ücreti ve fındık patoz saat ücretlerini açıkladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6087a45be7b-1784711076.JPG" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar konu ile ilgili yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a608776b7976-1784711030.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Bayraktar, bugün için yapılan çalışmaların Sakarya’nın 7 ilçesinde ve 787 bin 490 dönüm alanı kapsadığını ancak risklerin devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Sakarya için fındık toplama ücretleri konusunda genel bir fiyat belirlemediklerini de ifade eden Bayraktar, bu konuda şunları söyledi: “İşletmelerin büyüklüğü ve verimliliğine göre işçi çalıştırabileceklerini gördük. Karasu ve Kocaali Ziraat Odaları başkanlarının da görüşü alınarak Karasu ve Kocaali ilçelerinde günlük yevmiye fiyat 1.600 TL, diğer ilçelerde ise 1.750 TL. İşçi ve üretici anlaşarak bu fiyatın altına ya da üstüne çıkabilirler. Fındık patozun saatlik ücretini 5 bin 500 TL olarak belirledik.”</p>
<p>Bayraktar, Sakarya'da 2026 yılı fındık fiyatı ile ilgili üreticinin beklentisinin ise 300 TL. olduğunu ve TMO'nun da 2026 yılı müdahale alım fiyatının 300 TL olarak açıklamasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç ise, yaptığı açıklamada 2025 yılında 73 bin 521 ton olarak tahmin edilen fındık rekoltesinin yüzde 20’den dazla bir artışla 2026 yılı için 89 bin 261 ton olarak belirlenmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60878953213-1784711049.JPG" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Genç, fındık üretiminin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucunda, geçtiğimiz yıla göre daha yüksek bir rekoltenin beklendiğini, bu artışta geçen seneki kuraklığın aksine bu yıl yağışların artması ve kahverengi kokarca ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmaların olumlu sonuç vermesinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini söyledi.</p>
<p>Kahverengi kokarca ile mücadelenin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Mustafa Genç, doğru budama, doğru gübreleme, toprak analizine dayalı bitki besleme ve uygun sulama uygulamalarının da fındıkta verim ve kaliteyi doğrudan etkilediğini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 64. Uluslararası Bursa Festivali başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi adına Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından bu yıl 64’üncüsü düzenlenen Uluslararası Bursa Festivali'nin açılışında, dünyaca ünlü Tenor Murat Karahan, BBDSO ve konuk Soprano Teona Dvali sahne aldı. Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konsere sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Festival açılışına Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın yanı sıra BKSTV Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Birkan, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sanatsever katıldı.</p>
<h2>“Herkesin hayatına neşe ve ilham katacak”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, festival açılışındaki konuşmasında Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nun tam 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. Festivalin Bursalıları aynı şarkılarda, aynı duygularda bir araya getirdiğini belirten Başkan Vekili Biba, gençleri, çocukları ve aileleri festivalin açılışında görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Sanatla büyüyen, müzikle beslenen nesillerin, hoşgörünün, barışın ve köklü mirasın taşıyıcısı olacağını dile getiren Başkan Vekili Biba, “Festivalimiz boyunca gerçekleştireceğimiz her etkinlik, herkesin hayatına bir nebze olsun neşe ve ilham katmak içindir. 10 Ağustos’a kadar birbirinden değerli sanatçıları Bursa’mızda misafir edeceğiz. Aynı zamanda tiyatro oyunlarıyla da sanatseverlerle buluşacağız.” dedi.</p>
<h2>“Büyüleyici performans kulakların pasını sildi”</h2>
<p>Bursa’nın gururu olan Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nın eşsiz tınılarını dinleyerek festival coşkusunun başlayacağını vurgulayan Başkan Vekili Biba, “Dünyaca ünlü tenorumuz Murat Karahan ve konuk Soprano Teona Dvali’nin büyüleyici performanslarıyla kulaklarımızın pası silinecek. Festivalimizin hayata geçmesinde emeği olan BKSTV’nin Başkanı Zekeriya Birkan ve yönetimi başta olmak üzere ana sponsorumuz Uludağ İçecek ile tüm sponsorlarımıza ve festivalimize değer katan Bursalılara gönülden teşekkür ediyorum. Uluslararası Bursa Festivali’mizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.</p>
<h2>“Bursa’nın kültür sanat vizyonunun yansıması”</h2>
<p>BKSTV Başkanı Zekeriya Birkan ise açılıştaki konuşmasında, “Yarım asrı çoktan aşan geçmişiyle Bursa Festivali, kentimizin kültür ve sanat hayatının en köklü değerlerinden biridir. Kuşakları sanatın evrensel diliyle buluşturan bu büyük organizasyon, Bursa’nın kültür ve sanat vizyonunun en güçlü yansımalarından biri olmayı sürdürüyor. Her yıl dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları ve binlerce sanatseveri aynı heyecan etrafında buluşturan festivalimiz, kentimizin uluslararası kimliğine de önemli katkılar sağlıyor. Her yıl bu festivalin hayata geçirilmesini mümkün kılan en büyük destekçimiz Bursa Büyükşehir Belediyemize ve Başkanımız Şahin Biba’ya şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu gecenin ve 64. Uluslararası Bursa Festivali’mizin ana sponsoru Uludağ İçecek, başta olmak üzere, tüm sponsorlarımıza, iş birliği yaptığımız kurum ve kuruluşlara, sanatçılarımıza ve emeği geçen herkese Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı adına gönülden teşekkür ediyorum.” diyerek Bursalıları festival coşkusuna ortak olmaya çağırdı.</p>
<p>Zekeriya Birkan, festival ana sponsoru Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’a günün anısına çiçek takdim etti.</p>
<h2>“Müzikseverler unutulmaz bir gece yaşadı”</h2>
<p>Konuşmaların ardından Şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki BBDSO sahne aldı. Türkiye’nin uluslararası arenada adından sıkça söz ettiren tenorlarından Murat Karahan’ın ve konuk soprano Teona Dvali’nin de eşlik ettiği konserde, klasik müzik tutkunları büyüleyici bir yolculuğa çıktı. Dünya klasikleri, seçkin aryalar ve romantik eserlerden oluşan özel bir repertuvarın seslendirildiği konserde, Dvali’nin zarafeti ve güçlü vokali ile Karahan’ın etkileyici sesi, müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Güçlü sesleri ve senfonik tınılarıyla Bursa’nın kültürel atmosferine değer katan Murat Karahan, Teona Dvali, orkestra şefi İbrahim Yazıcı ve orkestra sanatçıları, konser sonunda uzun süre ayakta alkışlandı.</p>
<h2>Festival 10 Ağustos’a kadar sürecek</h2>
<p>Uluslararası Bursa Festivali, 10 Ağustos tarihine kadar birbirinden değerli sanatçı ve grupları Bursa'da ağırlayacak. Festival kapsamında 21 gün boyunca toplam 14 etkinlik düzenlenecek. Festival kapsamında Bagjan Oktyabr, Derya Bedavacı, Elif Sanchez ve Dilek Türkan, Poizi, Selçuk Balcı-Koliva, Emre Altuğ, Fatih Erkoç, Senfoni Orkestrası eşliğinde Fettah Can, Aslı Hünel, Mustafa Keser ve Özcan Deniz Bursalı sanatseverlerle buluşacak. Moliere’nin klasik eseri ‘Cimri’ de tiyatro severlerle buluşurken, çocuklara yönelik hazırlanan ‘Efsane Dinozorlar’ adlı oyun da festival kapsamında sahnelenecek. Festival, 10 Ağustos’ta Özcan Deniz konseriyle sona erecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-1784707143.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en uzun soluklu kültür sanat organizasyonları arasında yer alan Uluslararası Bursa Festivali’nin 64’üncüsü, dünyaca ünlü Türk Tenor Murat Karahan’ın Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ve konuk soprano Teona Dvali ile sahne aldığı konseriyle başladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Festivali’nin 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Nilüfer&#039;de &#039;Engelsiz Kariyer Merkezi&#039; kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Nilüfer Belediyesinin, sosyal belediyecilik anlayışı kapsamında engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımını sağlamak amacıyla önemli bir projeye daha imza attığı bildirildi.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği arasında yapılan iş birliği protokolüyle Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin bir katı tam donanımlı bir kariyer merkezine dönüştürülüyor. Protokol kapsamında, Nilüfer Belediyesi’nin Barış Mahallesi'nde bulunan Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin 3’üncü katında kurulacak olan “Engelsiz Kariyer Merkezi”, engelli bireylere yönelik çeşitli atölyeler aracılığıyla mesleki eğitimler verecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60746005547-1784706144.JPG" alt="" width="700" height="1113" /></p>
<h2>“Ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılması amaçlandı”</h2>
<p>İmzalanan iş birliği protokolüne göre; Nilüfer Belediyesi merkez için gerekli mimari, statik, mekanik ve elektrik projelerini hazırlayarak, inşaatın kontrolörlük hizmetlerini yürütecek ve merkezin işletilmesini sağlayacak. Gemlik Lions Kulübü Derneği ise projelere uygun olarak merkezin kaba inşaatını, mobilya ve donanım tefrişatını üstlenerek bağış yapacak. Engel durumuna dayalı ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasının amaçlandığı proje kapsamında kurulacak merkezde mesleki edindirme programlarıyla, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedefleniyor.</p>
<h2>“Engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak”</h2>
<p>Halk Evi Başkanlık Makamı’nda düzenlenen protokol törenine Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ve yönetim kurulu üyeleri katıldı. Protokol öncesinde konuşan Başkan Şadi Özdemir, önemli bir iş birliğine imza atıldığını hatırlatarak, ailelerin de ihtiyaç duyduğu bu projeye sağladıkları katkı nedeniyle dernek yöneticilerine teşekkür etti. Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ise projeyi biran önce hayata geçirip, engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak istediklerini kaydetti. Açıklamaların ardından Başkan Şadi Özdemir ve Balyeci iş birliği protokolünü imzaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-1784705303.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği, özel gereksinimli bireylere mesleki beceriler kazandırarak onları iş hayatına hazırlayacak “Engelsiz Kariyer Merkezi” projesi için imzaları attı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya keçiboynuzu markalaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesi kapsamında Alanya’nın keçiboynuzu Antalya’yı temsil edecek.</p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ dedi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem, Alanya keçiboynuzunun coğrafi işaret alınmasına öncülük yaptıklarını anımsatarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesinde de Antalya’yı keçiboynuzu ürününün temsil edeceğini bildirdi.</p>
<p>Keçiboynuzunun, coğrafi işaretle başlayan markalaşma yolculuğunun bu projeyle daha da güçleneceğini belirten Erdem, “Alanya Keçiboynuzu için attığımız her adımın karşılığını alıyoruz. Antalya’nın zengin tarımsal ürün çeşitliliği arasından keçiboynuzunun tercih edilmesi, özellikle Alanya’nın bu alandaki üretim gücü, kalite potansiyeli ve katma değer oluşturma kapasitesinin ulusal düzeyde önemli bir değer olarak görüldü’’ dedi.</p>
<p>Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) koordinasyonunda, Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği paydaşlığında yürütülecek proje kapsamında, keçiboynuzunun mevcut durumunun analiz edilmesi, sektörün ihtiyaçlarının belirlenmesi ve üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri kapsayan kapsamlı bir yol haritası hazırlanacağını anlatan Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Proje kapsamında saha çalışmaları, üretici ziyaretleri, mevcut durum analizi, SWOT çalışmaları ve sektör paydaşlarının katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştayın ardından, işleme ve paketleme tesislerinden markalaşmaya, e-ticaretten yeni ürün geliştirmeye kadar birçok başlıkta uygulanabilir projeler hayata geçirilecek. Alanya keçiboynuzunun kalitesinin, üretim potansiyelinin ve ekonomik değerinin en önemli göstergelerinden biridir. Bundan sonraki süreçte hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır.’’</p>
<p><strong>Bölgenin geleceği</strong></p>
<p>Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği Başkanı Duran Yılmaz da, yıllardır verilen emeğin karşılığını almaya başladıklarını söyledi. Keçiboynuzunun Alanya’nın doğasında var olduğunu ve üreticinin büyük emek verdiği çok kıymetli bir ürün olduğunu anlatan Yılmaz, ‘’Bu proje sayesinde üretimin planlı şekilde geliştirilmesi, işleme kapasitesinin artırılması, yeni ürünlerin ortaya çıkması ve üreticimizin daha yüksek gelir elde etmesi mümkün olacaktır. Birlik olarak bu yol haritasının sahada başarıyla uygulanması için üzerimize düşen tüm sorumluluğu yerine getireceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/alanya-keciboynuzu-markalasacak-1784696444.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorgulanmamış bir hayat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Önemli gerçeklerin farkına ancak ‘neden?’ sorusunu bastırdığımızda varabildiğimiz sıkça görülür.”</p>
<p>Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations</p>
<p>“Kendine acıma, nefret ve içerlemenin ‘muhafaza edilmiş’ bir biçimidir. Kişi böylece nefretini ‘besleyebilir’; ne kadar zor bir kaderi olduğuna ve ne denli acı çektiğine dair düşüncelerle kendini teselli ederek psikolojik dengesini koruyabilir ve bu konuda herhangi bir şey yapmaktan kaçınabilir.”</p>
<p>Rollo May, Man’s Search for Himself</p>
<p>“Bir hasta, içsel gelişiminin kaçınılmaz doğasını hissetmeye başladığında, artık anlayamadığı türden bir deliliğe çaresizce sürüklendiği korkusuyla paniğe kapılabilir. Hastama, o korkutucu fantezisinin dört yüz yıl önce nasıl tezahür ettiğini göstermek için raflarımdaki bir kitaba uzanmak zorunda kaldığım çok olmuştur. Bu durum yatıştırıcı bir etki yaratır; çünkü hasta böylece, kimsenin anlamadığı tuhaf bir dünyada yalnız olmadığını, aksine kendisinin deliliğinin patolojik bir kanıtı olarak gördüğü şeyleri sayısız kez yaşamış olan o büyük insanlık tarihi akışının bir parçası olduğunu fark eder.”</p>
<p>Carl Jung, The Philosophical Tree</p>
<p>Sokrates, “sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini” öne sürmüştür. Erken dönem deneyimleri gelişim süreçlerinde büyük farklar yaratır; yine de pek çok insan bunların etkisini aşmayı başarır. Çevreler davranış kalıplarını belirlese de, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Değişebilme yeteneği, tıpkı piyasalarda olduğu gibi hayatta da hayati bir beceridir.</p>
<p>Peki, bu potansiyeli nasıl açığa çıkarabiliriz? İnsanlık durumunu ve özellikle de insanın değişim sürecini incelemiş olanlardan, içine sıkışıp kaldığımız o durağan hallerden nasıl kurtulabileceğimize dair neler öğrenebiliriz? Özellikle, pek çok insanın değişim çabaları sırasında düştüğü hatalara odaklanırken, aynı zamanda bu çıkmaz yollardan kaçınmak için pratik alternatifler var mı? Sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için kendimiz hakkında neleri bilmemiz gerekir? Sorunlarımızın kökenini anlamak için geçmişin derinliklerine inmek zorunda mıyız, yoksa neden şu anki halimizde olduğumuzu tam olarak anlamadan da ilerleyebilir miyiz?</p>
<p>Sorunlarımızın normal insanlarla dolu bir dünyada yalnız ve deli olduğumuzun birer işareti değil, aksine hepimizin paylaştığı varoluşsal durumun bir yansıması olduğunu kavrayabilirsek, "ne" sorusunu dürüstçe yanıtlamak çok daha kolaylaşır. İşte bu sorunun dürüstçe ele alınması —yani bir bakıma kendini kabullenme süreci— sorunlarımızın üstesinden gelmek adına atılacak hayati önemdeki ilk adımdır belki de.</p>
<p>Türk varlıkları açısından son dönem; merkez bankası beklentilerindeki değişimle birlikte önce düşüp sonra yükselen petrol fiyatları ve küresel piyasalara kıyasla süregelen düşük performans gibi farklı temalar arasında bir güç mücadelesine sahne oldu.</p>
<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, daha saf bir makro güç olan petrol fiyatlarının ılımlı ve olumlu bir yönde seyretmesini; geleneksel risklerin azalmasıyla birlikte Türk varlıklarının daha dar bantlarda hareket etmesini bekliyoruz. “Carry trade yazı”nın devam ettiği bu ortamda, TL favori Türk varlığımız olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Türk hisse senetlerinde bir ivme sıfırlanması gözlemlesek de temel göstergeler sağlamlığını koruyor. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla birlikte hisse senetleri baskı altına girdi. Satış dalgası yoğunlaşsa da temel göstergeler bozulmadan kaldı. Önümüzdeki ikinci çeyrek bilançoları döneminin, piyasa algısını istikrara kavuşturmak ve döngüsel ivmeyi yeniden kazanmak açısından kritik olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Küresel ölçekte piyasa söylemine petrol, yapay zekâ ve merkez bankaları olmak üzere üç ana tema yön veriyor.</p>
<p>Yapay zekâ temasına ilişkin piyasa söyleminin değişmeye devam etmesi muhtemeldir ve bu durum, hisse senedi piyasaları için önemli bir volatilite kaynağı olabilir. Başlıca makro risk ise petrol fiyatlarında kalıcı bir yükselişin sürmesidir. Bu arada, hiper ölçekli (hyperscaler) şirketlerin tahvil arzı, geçici ve teknik bir zorluk olmaktan çıkıp yapısal bir kredi piyasası yüküne dönüşüyor.</p>
<p>Talep / arz oranları keskin bir şekilde düştü; bu da yatırımcıların her yeni ihraç dalgasını absorbe etmek için daha fazla tazminat talep ettiğini gösteriyor. Mevcut giriş oranlarında, yatırım dereceli piyasalar muhtemelen öngörülen arzı sindirebilir, ancak hata payı inceliyor. Risk, yapay zekâ finansmanı ihtiyaçları hızlanırken kredi girişlerinde bir yavaşlama yaşanmasıdır. Bu ortam, portföy yöneticileri için giderek daha zor hale geliyor. Endeks sakin görünüyor, ancak liderlik hızla değiştiği ve performans dağılımı genişlediği için hisse senedi seçimi çok daha zorlaşıyor.</p>
<p>VIX düşük seviyede kalmaya devam ediyor ve yatırımcıların nispeten sakin bir piyasa beklediğini gösteriyor. Ancak bu sakin yüzeyin altında, piyasa koşulları giderek daha istikrarsız hale geliyor.</p>
<p>En büyük uyarı işaretlerinden biri, hisse senetlerinin ne kadar yakın hareket ettiğini ölçen örtük korelasyondur. Yaklaşık 20 yılın en düşük seviyesine düştü. Bu, SPX istikrarlı görünse de bireysel hisse senetlerinin dramatik olarak farklı fiyat hareketleri yaşadığı anlamına gelir. Herhangi bir günde, bazı sektörler büyük ölçüde kırmızıda iken, diğerleri endeks neredeyse hiç hareket etmese bile yükselişe geçiyor.</p>
<p>Bunların hiçbiri piyasanın zirve noktasını tam olarak işaret etmiyor; ancak hata payının çok dar olduğunu gösteriyor. Portföy yöneticisi olsaydık piyasa hareketlerinin peşinden koşmak yerine; hisse senedi ağırlığımızı hedef seviyede tutar, kaliteli şirketlere odaklanır, nakit tamponunu korur ve risk yönetimine daha fazla dikkat ederdik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorgulanmamış bir hayat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 50 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), haziran ayına ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 150,4 milyon, banka kartı 221,6 milyon, ön ödemeli kart sayısı 99,7 milyon oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11, banka kartlarında yüzde 3 artış yaşanırken, ön ödemeli kart sayısı yüzde 4 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 471,7 milyona ulaştı.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla haziranda yapılan toplam ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 2 trilyon 867,7 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 463,7 milyar lirası kredi kartları, 396,2 milyar lirası banka kartları, 7,8 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 53, banka kartlarında yüzde 37 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 35 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 14 artarak 1,9 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 132 milyonunu kredi kartları, 776,3 milyonunu banka kartları, 34,9 milyonunu ise ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p>Ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartlarında yüzde 16, banka kartlarında da yüzde 16 artarken, ön ödemeli kartlarla yapılan ödeme adetleri ise yüzde 28 düştü.</p>
<p><strong>İnternetten kartlı ödemeler 891,6 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödeme tutarı yıllık bazda yüzde 60 artarak 891,6 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>Aynı dönemde internetten kartlı ödeme adedi ise yüzde 17 artarak 260,7 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 14 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 13 yükselerek 1 milyar 300,7 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise aynı dönemde yüzde 45 artarak 939,3 milyar liraya yükseldi. Haziran ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin haziran verilerine göre, kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı geçen yıla kıyasla göre yüzde 50 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel yeni partiyi duyurdu: Yarın kuruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, bugünkü konuşmasından farklı ve önemli beklentilerin olduğunu, bu beklentilere yönelik konuşacağını bildirdi.</p>
<p>NATO Ankara Zirvesi öncesinde yapılan bazı tutuklamaları eleştiren Özel, 100'ün üzerinde tutuklu bulunduğunu ve buna yönelik itirazlarını dile getirdiklerini söyledi, "dayanışma" mesajı verdi.</p>
<p>"Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım" diyen Özel, tarihi bir kavşakta bulunduklarını ifade etti.</p>
<p>Özel, "Bugün buradan tarihi, çok sıra dışı bir konuşma değil, tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Her şey bittiğinde "asla unutkan olmayacaklarını", yaşananları hep birlikte hatırlayacaklarını belirten Özel, kimsenin, "yapanın yaptığı yanına kar kalır" diye düşünmemesi gerektiğini bildirdi. Özel, "Söz veriyorum, zalimi 'zalim', mazlumu 'mazlum', tembeli 'tembel', emek vereni 'çalışkan', sinip kaçanı 'korkak', sorumluluk alanı birer 'kahraman' olarak, dost olanı 'dost', olmayanın bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi, bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak." sözlerini sarf etti.</p>
<p>Türkiye'de yıllardır "değişmeyen aktörleri millete dayatan" kurgulanmış bir düzenin bulunduğunu ileri süren Özel, bu konuya ilişkin yaptıkları itirazları anımsattı.</p>
<p>Özel, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023'teki seçimlerin ardından bir tutum takındıklarını anlatarak, "bu noktada bir şeyler yapmalıyız" diyenlerin o gün farklı bir yola girdiğini kaydetti.</p>
<p>Tarihin doğru yerinde durmayı değerli bulduğunu dile getiren Özel, "Önemli olan samimiyettir, doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır." dedi.</p>
<p>Tarihte ilk kez mevcut bir genel başkanı yarışmalı seçimle değiştirdiklerini ifade eden Özel, "değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerlerine ilk çomağı orada soktuklarını" söyledi.</p>
<p>O gün aynı zamanda partilerinde ve ülkede yönetim anlayışının da değiştiği değerlendirmesinde bulunan Özel, bugüne dek hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirtti.</p>
<p>Özel, "Partinin adı, logosu değişir. Gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Biz bir bütünüz, bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bugün yol ayrımındayız"</strong></p>
<p>Özgür Özel, "Bugün yol ayrımındayız, tarihin kritik kavşağındayız" diyerek, "Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp, bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin, çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette, yarının iktidarını ve verecek miyiz, yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir işbirliği mi yapacağız?' sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Mutlak butlan" kararının üstünden 61 gün geçtiğini anımsatan Özel, bu süreçte CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na, partiyi kurultaya götürmek için çağrılar yaptıklarını ancak bir sonuç alamadıklarını anlattı.</p>
<p>Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Buradan geçen hafta söyledim. Ne söylediğimi bilerek söyledim. Bir kez daha söylüyorum: 'Partiliyim, CHP'liyim' diyebilene söylüyorum. İster yarıştığımız kongrenin delegesiyle, ister son kongrenin delegeleri ile ister ki en doğrusu odur, 2 milyon üyemizin her birisiyle sandığı koyalım ortaya, karar versinler genel başkana. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan. Var mısın? İşte tam bu kararlılığın olduğu noktadayız. Tam buradayız. Tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak."</p>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin CHP kurultay davasında, "mutlak butlan" nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararını, temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderdiğini hatırlatan Özel, "7 gün içerisinde gönderilecek kararın 59 gün sonra, adli tatilin başlamasından hemen önce Yargıtay'a gönderildiğini" ileri sürdü.</p>
<p>Geldikleri noktada, kendilerine destek verenlere "Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız" dediklerini dile getiren Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları CHP'nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır. Demokrasi mücadelesinin ağır bedellerini ödemiş bir siyasi partidir bu. Kurulduğu gündeki Milli Mücadele'nin yanında, demokrasi mücadelesinde, il başkanlarının suikastlara feda etmiş, il başkanları hapislere atılmış, işkenceler görmüş, mal varlıklarına el konmuş, darbeler görmüş, saldırılar görmüş bir partidir. Bugün geldiğimiz noktada biz bu büyük bir mirasın her satırına, her emekçisine, her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Ancak artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır. İşgal altında olan; Atatürk’ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır. Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir."</p>
<p><strong>"Ateşten gömleği hep beraber giyiyoruz"</strong></p>
<p>CHP Grup Başkanı Özel, bugünden sonra yapacakları yürüyüşün her adımında "yozlaşmış eski nesil siyaseti geride bıraktıklarını ve yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıktıklarını, bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçireceklerini" söyledi.</p>
<p>"Kontrollü muhalefet" olmayı asla kabul etmediklerini, kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, umutsuzluğu geride bıraktıklarını ifade eden Özel, "Bu bir ayrılık, vazgeçiş değil. Bu Türkiye'de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez. Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı Cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun, buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Özgür Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>"Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz. Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz. Bugün bu kürsüye, CHP'nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz."</p>
<p>Sosyal demokrat olduklarını, "altı ok"a sonuna kadar bağlı kaldıklarını, ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsedikleri CHP'nin ideallerine sahip olduklarını söyleyen Özel, "Atatürk'le, Misakımilli sınırlarıyla, Cumhuriyet'le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz." dedi.</p>
<p><strong>"Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı"</strong></p>
<p>Başlattıkları yürüyüşün ilk adımını atarken doğru tasarlanmış, doğru hazırlanmış, doğru takvimlenmiş, riskleri doğru analiz edilmiş şekilde büyüyeceklerini ve güçleneceklerini vurgulayan Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>"Buradan önemle ricamdır. Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleri ile kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin?' Belediye üyesine 'Hala niye buradasın?' Falanca kişiye 'Daha niye orada değilsin?' demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere kimseyi geride bırakmayacağız, kimseden ayrı ya da uzak değiliz. Şu kadarını söyleyeyim, 'Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte değilim' diye kulağınızla duymadığınız herkes, emin olun ki bizimle birliktedir."</p>
<p>"Kimse şundan şüphe etmesin. Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana'da, ne Vahap Seçer Mersin'de" ifadesini kullanan Özel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Selam olsun Edirne'den Iğdır'a, Trabzon'dan Antalya'ya. Bir daha söylüyorum. 'Ben onlarla değilim' diyen diyebilir. Tarihin önünde, milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir, iktidar yürüyüşündedir. Sahipsiz vatanın, batması haktır. Sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır. Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz. İktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar."​​​​​​​</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/ozgur-ozel-1784646030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP Meclis Grup toplantısında konuşan Özgür Özel, &quot;Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK&#039;mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz.&quot; dedi. Özel, &quot;Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM&#039;nin ana muhalefet partisi oluyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile HAVELSAN&#039;dan simülatör anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında HAVELSAN ile 8'i tam uçuş simülatörü (Full Flight Simulator-FFS) ve 4'ü uçuş eğitim cihazı (Flight Training Device-FTD) olmak üzere 12 yeni simülatörün tedariki sağlanacak.</p>
<p>Anlaşmayla, THY'nin 2026 yılının ocak ayında temeli atılan ve 2027 yılında ilk etabının faaliyete geçmesi planlanan simülatör hangarları ile 2028 yılında tamamlanacak yeni Uçuş Eğitim Merkezi'nin eğitim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, yerli ve milli imkanlarla tamamı Türkiye'de üretilecek simülatörler, THY'nin büyüyen eğitim altyapısına entegre edilecek. Böylece, ileri seviye pilot eğitim sistemlerinin yerli imkânlarla geliştirilmesi desteklenirken, yüksek teknoloji alanındaki yetkinliklerin güçlendirilmesine de önemli katkı sağlanması bekleniyor.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Yeni verilen siparişlerle birlikte 2033 yılında THY Uçuş Eğitim Merkezi üç kampüste hem THY ekiplerinin ihtiyacını karşılayan hem de başka hava yollarına hizmet veren Avrupa'nın en büyük uçuş eğitim merkezlerinden biri haline gelecek. Bu hedefimize yerli ve milli simülatör çözümleriyle değerli katkılar sağlayan HAVELSAN'a teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar ise "Bu sözleşme, geniş gövde uçuş simülasyonu alanına girişimizi temsil etmesi bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Uzun soluklu iş ortağımız, ülkemizin bayrak taşıyıcı markası Türk Hava Yollarına, bize duyduğu güven için teşekkür ediyor, pilot eğitimi alanında ileri teknolojiye dayalı, yüksek kaliteli simülasyon çözümleri sunma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Anlaşma kapsamında 8 tam uçuş simülatörü ile 4 uçuş eğitim cihazı teslim alacak olan THY, eğitim merkezlerinde halihazırda HAVELSAN tarafından üretilen ve EASA Seviye D standartlarına göre sertifikalandırılan 3 Airbus A320NEO/CEO, 3 Boeing 737MAX ve 1 Boeing 737NG tam uçuş simülatörünü aktif olarak kullanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/7/1280x720/46346-1784647133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;nin Senegal yatırımına 57 milyon euroluk finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>8 ülkedeki 15 santral operasyonu ve 3 bin 500 megavatsaatten fazla kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan Aksa Enerji'nin Afrika'daki yatırımlarını güçlü uluslararası finansman iş birlikleriyle desteklemeye devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Şirket, Senegal'de yapımı devam eden 255 megavatsaat kurulu güce sahip doğal gaz kombine çevrim santrali yatırımında kullanılmak üzere Alman Helaba Bank ile 57 milyon euro tutarında kredi sözleşmesi imzaladı. İsviçre'nin resmi İhracat Kredisi Sigorta Kurumu SERV tarafından garanti edilen finansman, 10 yıl vadeli olarak yapılandırıldı.</p>
<p>Finansmanı, kurulumu ve işletmesi Aksa Enerji tarafından üstlenilen Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nde üretilecek elektrik, 25 yıl süreyle, euroya endeksli tarife ve alım garantisi kapsamında şebekeye aktarılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yüksek verimli üretim teknolojisine sahip proje, Senegal'in enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine, artan elektrik ihtiyacının karşılanmasına ve ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak. Yatırımın ayrıca yerel istihdamı desteklemesi, yerel tedarik zincirini güçlendirmesi ve ülkedeki teknik kapasitenin gelişimine katkıda bulunması hedefleniyor.</p>
<p>Aksa Enerji, Afrika'da 5 santral ve 725 megavatsaat kurulu güçle faaliyet gösteriyor. Senegal'in yanı sıra Gabon ve Burkina Faso'da devreye alınması planlanan santral yatırımlarını sürdüren şirketin Afrika'daki büyüme programının, uluslararası finans kuruluşlarıyla kurduğu iş birlikleriyle desteklendiği vurgulandı. Aksa Enerjinin, Helaba Bank ve SERV iş birliğiyle sağlanan yeni kaynakla birlikte Afrika yatırımlarının finansman kaynaklarını coğrafi anlamda çeşitlendirmeyi sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, söz konusu anlaşmanın Senegal yatırımlarında teknik ve ticari gücünün yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının projelerine duyduğu güveni de ortaya koyduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz. Aynı zamanda Avrupa finans ekosistemiyle Afrika'nın büyüyen enerji ihtiyacı arasında uzun vadeli ve güvene dayalı bir yatırım modeli oluşturuyoruz. Aksa Enerji olarak 'Sürdürülebilir Yüksek Büyüme' stratejimiz doğrultusunda finansman kaynaklarımızı coğrafi ve yapısal açıdan çeşitlendirirken, yatırımlarımızı güçlü bir sermaye yapısıyla desteklemeye devam ediyoruz. Senegal'deki yatırımımız da uluslararası finansmana erişim kabiliyetimizi, proje geliştirme yetkinliğimizi ve Afrika’nın enerjide çözüm ortağı olma kararlılığımızı yansıtıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 57 milyon euroluk uluslararası finansman hakkında açıklama yapan Aksa Enerji CEO&#039;su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, &quot;Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali&#039;yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta ve Hayat Emeklilik&#039;ten ilk yarıda 24,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in, yılın ilk yarısında güçlü finansal büyümesini sürdürerek piyasa beklentilerinin üzerinde rekor kârlılığa ulaştığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısına ilişkin net kârını, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 artışla 13 milyar 450 milyon liraya, Türkiye Hayat Emeklilik de yüzde 52 artışla 11 milyar 8 milyon liraya yükseltti.</p>
<p>Böylece iki şirket, 1 Ocak–30 Haziran döneminde toplam net kârını yüzde 48 artırarak 24,5 milyar lirayla rekor kârlılığa imza attı.</p>
<p>Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısında prim üretimini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artırarak 94 milyar 213 milyon liraya yükseltirken, pazar payını da yüzde 15 seviyesine taşıdı.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik ise yılın ilk 6 ayında Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) fon büyüklüğünü yüzde 49 artışla 525 milyar liraya, katılımcı sayısını da yaklaşık 5 milyona yükseltti.</p>
<p>Şirket, aynı dönemde hayat branşında yüzde 53,4 büyümeyle 20 milyar 270 milyon lira prim üretimine ve yüzde 17,7 pazar payına ulaştı.</p>
<p><strong>Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Haziran sonu itibarıyla Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü ise 61 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak kârlılığı yüzde 48 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik'in de aktif büyüklüğü 598,4 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü 39,4 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak karlılık oranı ise yüzde 62 oldu.</p>
<p>Türkiye Sigorta'nın sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 213, Türkiye Hayat Emeklilik'in sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 377 seviyesinde kaydedildi. Bileşik rasyo oranı, Türkiye Sigorta'da yüzde 88,34, Türkiye Hayat Emeklilik'te yüzde 64,92 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yıl içerisinde 3 milyar liralık nakit temettü dağıtımı yapmayı planlayan Türkiye Sigorta, yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımıyla sermayesini 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Aynı dönemde 3 milyar liralık temettü dağıtımı yapacak Türkiye Hayat Emeklilik'in de sermayesi 5 milyar liradan 10 milyar liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>"Dengeli fiyatlamayla sigorta erişilebilirliğine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, yılın ilk yarısında elde ettikleri finansal sonuçların, güçlü bilanço yapısı, etkin gider yönetimi, mali disiplin ve müşteri odaklı büyüme stratejisinin sonucu olduğunu belirtti.</p>
<p>Çakmak, iki şirketin de yılın ilk yarısında başarılı finansal performanslarını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam ettiğini vurgulayarak, "İlk çeyrekte hayat ve hayat dışı sektörlerinde Türkiye Sigorta'nın karlılıkta 1. sırada, Türkiye Hayat Emeklilik'in ise 2. sırada yer alması, Şirketlerimizin güçlü finansal performansının en önemli göstergesidir. Hayat ve hayat dışı sektörlerinde adeta birbirleriyle yarışan iki şirketimiz de yılın ikinci çeyreğinde karlılık ve prim üretimindeki lider konumlarını başarıyla sürdürmüştür." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, başarılarının temelinde enflasyonla mücadele ve sigortanın erişilebilirliğini artırma stratejileri kapsamında uygulamaya aldıkları kampanyalar, etkin risk yönetimi, disiplinli fiyatlama politikaları, operasyonel verimlilik ve değişen ekonomik koşullara hızlı uyum sağlayan yönetim anlayışlarının bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Bu yaklaşımın, hem finansal başarılarını daha da güçlendirdiğini hem de uzun vadeli hedeflerine sağlam bir zemin oluşturduğunu aktaran Çakmak, "2026 yarıyılında rekoru yatırım gelirlerimiz değil, sigortacılığın kendisi yazdı. Sektör ortalamaları yüzde 110'un üzerindeyken bileşik oranımız üst üste 10. çeyrekte yüzde 100'ün altında kaldı ve yüzde 88 ile tarihimizin en iyi seviyesine geriledi." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sürecinde şirketlerinin, finansal gücünü korurken, sigortayı ulaşılabilir kılan dengeli fiyatlama yaklaşımıyla hareket ettiğini ifade eden Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Haziran ayı sonunda TÜFE, yıllık bazda yüzde 32,1 olarak gerçekleşirken sigorta enflasyonu aynı dönem için yüzde 15,5 ile TÜFE'nin önemli ölçüde altında kaldı. Yıllık TÜFE'nin altında gerçekleşen sigorta enflasyonuna sektörümüzde lider ve piyasa belirleyici şirket olarak özellikle bireysel ürün gruplarında aldığımız aksiyonlar, indirimler ve ödeme kolaylığı sunan kampanyalarımızın da etkisiyle katkı sunduk. Yılın ilk 6 ayında sağlık sigortalarında 10,6 milyar lira, kasko branşında da yüzde 30 artışla 9,9 milyar lira prim üretimine ulaşarak rekabetçi fiyatlama ile büyümeyi dengeli bir şekilde yönetme kabiliyetimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sigorta enflasyonunun üzerinde reel büyüyerek, bu büyümeyi teknik kara dönüştürerek, yatırım portföyümüzü çeşitlendirerek ve sigorta erişilebilirliğini artırarak 2026'nın ilk yarısında hedeflerimizi her alanda gerçekleştirdik. Enflasyonla mücadele ve herkes için sigorta vizyonumuz doğrultusunda, bazı bireysel ürün gruplarımızda fiyat artışına gitmeden büyümemizi sürdürdük."</p>
<p><strong>"Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir kılmada önemli mesafe katettik"</strong></p>
<p>Çakmak, etkin fiyatlama yönetimleri sayesinde yalnızca üretimlerini büyütmekle kalmadıklarını, sektör liderliklerini daha da pekiştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Bu yaklaşımla daha fazla vatandaşı sigorta güvencesiyle buluşturduklarının altını çizen Çakmak, "Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir hale getirme hedefimiz doğrultusunda önemli bir mesafe katettik. Sektörün geneliyle karşılaştırdığımızda Türkiye Sigorta olarak ilk 6 aydaki 94 milyar liralık prim üretimiyle en yakın rakibimizle aramızda 18 milyar liralık, sektörün 3. ve 4. şirketleriyle 40 milyar liralık fark oluşması bizleri oldukça gururlandırıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, dijitalleşme yatırımlarının, çoklu dağıtım kanallarının ve müşteri deneyimini merkeze alan yaklaşımları sayesinde her kademeden müşterilerine daha hızlı, kolay ve etkin hizmet sunmaya devam ettiklerini vurguladı.</p>
<p><strong>"2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik"</strong></p>
<p>Sürdürülebilir büyüme ve yüksek karlılık performansıyla bilançolarını güçlendirmeye devam ettiklerini belirten Çakmak, "2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik. İlk yarıda iki şirketimiz yüzde 48 artışla toplamda 24,5 milyar lira rekor net karlılığa ulaştı. Prim üretim rakamlarımız ise kurumsal performansımızın en somut göstergesi oldu." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Çakmak, yılın ilk yarısında Türkiye Sigorta'nın BIST 50 Endeksi'ndeki tek sigorta şirketi olarak güçlü bir performans sergilediğini ve blok pay satışının güçlü talep gördüğünü ifade etti.</p>
<p>Payların hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle uluslararası kurumsal yatırımcılara satışında arz edilen tutarın 4 katından fazla talep topladığına dikkati çeken Çakmak, "Böylece Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Türkiye Sigorta’daki yüzde 5'lik payı yaklaşık 150 milyon dolar (6,75 milyar lira) karşılığında uluslararası kurumsal yatırımcılardan gelen güçlü taleple tamamlandı. Halka açıklık oranımız yüzde 23,9'a çıkarak likidite ve yabancı yatırımcı erişimimiz arttı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Çakmak, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik olarak sadece bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarını da gözeten bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti.</p>
<p>Güçlü kurumsal yapılarını sürdürülebilir karlı büyüme hedefiyle desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Çakmak, gelecek dönemde de ürün çeşitliliğini artırmaya, hizmet kalitesini geliştirmeye ve ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sunarken, sigortacılığı daha geniş kitlelerle buluşturmaya kararlılıkla devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/Turkiye-Sigorta-Genel-Muduru-Taha-Cakmak-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik&#039;in yılın ilk yarısında 24,5 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, &quot;Şirketlerimiz, bu yılın ilk yarısında da başarılı finansal performansını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam etti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yıllık yüzde 0,77 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, Rusya, Suudi Arabistan, İtalya, ABD, Nijerya, Kazakistan, Hırvatistan ve Mısır olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,77 artarak 283 bin 155 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 15,82 azalarak 45 bin 910 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Bangladeş, Bulgaristan, KKTC, İngiltere, Romanya, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölge olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 19,69 artarak 101 bin 426 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince mayısta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 336 bin 830 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 85,69 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 11,80 ile tüplü LPG ve yüzde 2,51 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/lpg-1761647312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 0,77 artışla 283 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 4,9 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 48,89'u hidrolik, yüzde 12,48'i doğal gaz, yüzde 11,88'i linyit, yüzde 9,86'sı rüzgar, yüzde 4,54'ü ithal kömür ve yüzde 4,12'si jeotermal santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla biyokütle, güneş, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,91 azalışla 23 milyon 939 bin 965 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 7,77 azalarak 20 milyon 909 bin 586 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketimin yüzde 42'si sanayi, yüzde 26,94'ü mesken ve yüzde 26,79'u kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,87, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 2,41 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,51 artarak 52 milyon 408 bin 49'a ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,30, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,53, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,45, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,56 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,35 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3 artarak 100 bin 647 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,44'ünü doğal gaz, yüzde 23,71'ini barajlı hidrolik, yüzde 14,79'unu rüzgar, yüzde 10,39'unu ithal kömür ve yüzde 10,16'sını linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 4,9 azalarak 23,9 milyon megavatsaat oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ayda 8,6 milyon lira &#039;güvensiz ürün&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin sağlık ve güvenliğinin korunması amacıyla bakanlık tarafından yürütülen piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin, yılın ilk yarısında etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda, tekstil, ayakkabı, mobilya, kırtasiye, çocuk bakım ürünleri, oyuncak ve deterjan başta olmak üzere, tüketici ürünlerine yönelik denetimlerin gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, riskli ürünlerin tespit edildiği ve piyasaya arzının önlenmesine yönelik çalışmaların titizlikle yürütüldüğü vurgulandı.</p>
<p>Denetimlerde özellikle hassas tüketici grubu olarak değerlendirilen bebek ve çocuklara yönelik ürünlere öncelik verildiğine dikkati çekilen açıklamada, "Hazırlanan analizler doğrultusunda oluşturulan denetim planları kapsamında, risk ihtimali yüksek ürünler incelemeye alınmıştır. Ürünler, kimyasal, fiziksel ve mekanik risklerin yanı sıra, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla etiketlerde bulunması zorunlu bilgilerin mevzuata uygunluğu açısından da denetlenmiştir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Çocuk mobilyaları, giysileri ve oyuncakları öncelikli incelendi</strong></p>
<p>Yıllık denetim planı doğrultusunda, özellikle üretici ve ithalatçılar nezdinde gerçekleştirilen denetimlerde, yılın ilk yarısında çocuk güvenliği temalı denetim yaklaşımının benimsendiğine işaret edilen açıklamada, bu çerçevede çocuk mobilyaları, giysileri, ayakkabıları ve oyuncakları öncelikli incelendiğinin altı çizildi.</p>
<p>Dönemsel tüketim alışkanlıklarının dikkate alındığına değinilen açıklamada, "Haziranda yazlık giysiler, terlik ve sandalet gibi mevsimsel ayakkabılar, plaj havluları, su ve kum oyuncakları ile yüzme yardımcılarına yönelik denetimler yoğunlaştırılmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Bu yılın ilk 6 ayında gerçekleştirilen denetimlere ilişkin bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Çalışmalar kapsamında, bu yılın ilk yarısında ülke genelinde 4 bin 704 firmada denetim ve mevzuata uyum konusunda bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünler hakkında piyasaya arzın yasaklanması, piyasadan toplatılması ve risk duyurusunda bulunulması gibi idari tedbirler uygulandı. Söz konusu ürünleri piyasaya arz edenler hakkında, toplam 8,6 milyon lira idari para cezası kesildi. Bakanlığımız, piyasaya güvensiz ürün arz edilmesini önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almaya ve denetim faaliyetlerini 'Güvensiz Ürüne Karşı Sıfır Tolerans' ilkesi doğrultusunda, kararlılıkla sürdürmeye devam etmektedir. Bununla birlikte, tüketicilerimizin alışveriş yaparken ürün etiketlerinde yer alan bilgileri dikkatle incelemeleri ve güvensiz ürünlere ilişkin bildirimleri 'guvensizurun.ticaret.gov.tr' adresinden takip etmeleri önem arz etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın ilk yarısında yapılan denetimlerde mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünleri arz edenlere 8,6 milyon lira idari para cezası uygulandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY, SAFFA Fonu&#039;na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları'nın (THY), sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) gelişimini desteklemek amacıyla Burnham Sterling Asset Management'in (BSAM) yönettiği SAFFA Fund I LP (SAFFA Fonu) ünvanlı fona katılımına yönelik sözleşme imzaladığı duyuruldu.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığı, şirketin fona katılımı sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimi desteklemenin yanı sıra sektörün geleceğini şekillendiren yatırım, ham madde geliştirme ve teknoloji projelerine daha yakın konumlanmasını sağlayacağını bildirdi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, SAFFA Fonu'na katılım, fonun ana yatırımcısı Airbus ile sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir havacılık yakıtlarına yönelik tedarik güvenliği alanlarındaki iş birliğini daha da ileri taşırken, sektörün dönüşümüne yönelik ortak vizyonu da güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>THY Genel Müdür Yardımcısı Levent Konukcu, havacılık sektöründeki işbirlikleri, uzun vadeli planları ve sürdürülebilir havacılık hedefleri doğrultusunda, SAFFA Fonu'na katılımlarını duyurmaktan memnuniyet duyduklarını ifade etti.</p>
<p>Konukcu, "Bu yatırım ile yalnızca sürdürülebilir havacılık yakıtı ekosisteminin gelişimine katkı sağlamayı değil, aynı zamanda sektörün geleceğini şekillendiren yenilikçi projelerin desteklenmesinde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. SAFFA Fonu aracılığıyla kurulan güçlü uluslararası işbirlikleri, sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimimizi desteklerken, tedarik güvenliğimizi güçlendirmemize ve küresel havacılık sektörünün dönüşümüne katkıda bulunmamıza imkan sağlayacaktır. THY olarak sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda sektörümüze değer katmaya ve küresel havacılığın geleceğinde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Burnham Sterling Asset Management LLC İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Michael Dickey Morgan ise SAFFA Fonu'nun, farklı yatırım türleri ve coğrafyalardaki Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) projelerine sermaye yönlendirmek amacıyla oluşturulduğunu belirterek, "THY'nin yatırımı, bu stratejinin ölçeğini büyütürken, aynı zamanda fon katılımcılarının bu varlık sınıfına duyduğu güveni de ortaya koyuyor. THY'nin SAFFA Fonu'na yaptığı taahhüt, dünyanın önde gelen hava yolu şirketlerinin bu dönüşümü uzun vadede vazgeçilmez gördüğünün güçlü bir göstergesidir. Bu ilerlemeye katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SAFFA Fonu</strong></p>
<p>Aralık 2023'te kurulan SAFFA Fonu, sürdürülebilir havacılık yakıtlarının üretim kapasitesini artırmak ve havacılık sektörünün karbon azaltma hedeflerini desteklemek amacıyla oluşturuldu.</p>
<p>Fon, teknolojik olgunluğa ulaşmış SAF projelerine yatırım yaparken, farklı üretim teknolojileri ve coğrafi bölgelerde çeşitlendirilmiş portföy yapısıyla sürdürülebilir yakıt arzının gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Yönetimi BSAM tarafından üstlenilen ve Airbus'ın ana yatırımcı konumunda bulunduğu fona, önde gelen küresel havacılık ve finans kuruluşları katılım sağlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/thy-1761828657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları, sürdürülebilir havacılık yakıtı gelişimini desteklemek amacıyla kurulan SAFFA Fonu&#039;na katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;da kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) istimlake müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) başvurusunu değerlendiren MAPEG, petrol işlemi için gerekli olan ve kamulaştırılmasında kamu yararı bulunan, rayiç haddin üzerinde bedel talep edilmesi gerekçesiyle anlaşma yoluyla satın alınması mümkün olmayan ve üzerinde acele el koyma kararı bulunan Diyarbakır sınırları içindeki çeşitli parsellerin kamulaştırılmasına karar verdi.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Diyarbakır&#039;da acele el koyma kararı olan parselleri kamulaştıracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvan kesimhanelerinde kamera sistemi zorunlu olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesine yönelik olarak hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda, geniş açıdan görüntü alma özelliğine sahip, çözünürlüğü yüksek ve en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri (kamera) kurulumu zorunlu hale getirildi. Uygulama 1 Ocak 2027'den itibaren zorunlu olacak.</p>
<p><strong>Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak</strong></p>
<p>Kesimhanelerde hayvana aşırı basınç uygulamayan, zemini kaygan olmayan, sessiz çalışan ve ani hareket etmeyen, hayvanlara zarar verebilecek keskin kenarları olmayan, uygun konumlandırılmış sabitleme ekipmanının bulunması da zorunlu hale getirildi. Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak.</p>
<p>​​​​​​​Kesimhanelerde kesilen hayvanların elektronik küpe uygulaması üzerinden dijital takibinin yapılabilmesi için (dijital sayım ve takip cihazı) gerekli altyapı oluşturulacak. Kesilen hayvanlara ilişkin izlenebilirlik kayıtlarıyla çiftliklerdeki hastalık ve veteriner ilaç takibi ile hayvan hareketlerinin kontrol altında tutulması hedefleniyor. Böylece güvenli et üretimi sağlanacak.</p>
<p>Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'ne eklenen hususlar 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/hayvan-yemi-hayvancilik-1769933265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesi amacıyla hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri kurulması gerekecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</strong></p>
<p>Bir organizasyonun performansını bozan birçok neden vardır. Ama bunların en yıkıcılarından biri, negatif, öngörülemez ve sürekli suçlayıcı bir liderdir.</p>
<p>Çünkü insanlar zamanla işlerini yönetmeyi bırakır, liderin ruh hâlini yönetmeye başlar.</p>
<p>Toplantıdan önce aynı soru dolaşır:</p>
<p><em>"Bugün nasıl?"</em></p>
<p>Keyfi yerinde mi?</p>
<p>Yoksa yine birileri gereksiz yere azar mı işitecek?</p>
<p>İşte o anda organizasyonun odağı müşteriden, üretimden ve sonuçlardan uzaklaşır; tek bir şeye odaklanır:</p>
<p><strong>Liderin o günkü ruh hâline.</strong></p>
<p>Liderler de insandır. Onların da aileleri ve zorlu çocuklukları vardır. Oradan taşıdıkları deneyimler, başarıları, hayal kırıklıkları, korkuları, çözülememiş öfkeleri ve hayatın yükü vardır.</p>
<p>Bütün bunlar insanidir. Ancak çalışanlar, bir liderin çocukluk travmalarını, onaylanma ihtiyacını ya da çözülememiş kişisel meselelerini taşımak için işe gelmez.</p>
<p>Şirketler terapi odası değildir. Lider olmak, her şeyden önce kendini yönetebilmektir. Ancak burada bir yanlış anlaşılmayı da önlemek gerekir: Bugün liderlik belki de hiç olmadığı kadar zor; ekonomik belirsizlikler, yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler...</p>
<p>Bir sabah doğru görünen karar, ertesi gün tamamen yanlış hâle gelebiliyor. Böyle dönemlerde liderler bazen sert kararlar almak zorundadır. Yollar dönemeçli bir hale gelmeye başladı, hedef artık herkesin görebildiği bir yerde değil.</p>
<p>Bazen ani dönüş yapmak gerekir.</p>
<p>Bazen frene basmak...</p>
<p>Bazen gaza yüklenmek...</p>
<p>Bazen de kimsenin hoşuna gitmeyecek kararları uygulamak gerekir.</p>
<p>Özellikle her geri bildirimi kişisel algılayan ya da değişime direnç gösteren çalışanları kırmamak adına gerekli kararları ertelemek de doğru değildir. Liderin görevi kırılgan çalışanları üzmemek değil tabi ki. Liderin görevi organizasyonu geleceğe taşımaktır.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım vardır.</p>
<ul>
<li>Sert karar almak başka şeydir.</li>
<li>Sert davranmak başka şeydir.</li>
<li>Aciliyet yaratmak başka şeydir.</li>
<li>Sürekli korku yaratmak başka şeydir.</li>
</ul>
<p>Bir lider bazen eksik bilgiyle öfkelenebilir, yoğun stres altında yanlış tepki verebilir, farkında olmadan kendi ruh hâlini organizasyona da yansıtabilir. Sorun, bunun istisna olmaktan çıkıp yönetim tarzına dönüşmesidir. İşte o zaman insanlar hata yapmaktan değil, tepki görmekten korkmaya başlar. Kötü haberler saklanır, farklı fikirler dile getirilmez, yaratıcılık azalır, riskler konuşulmaz.</p>
<p>Ve organizasyon, zamanla yalnızca liderin duymak istediklerini söyleyen insanların oluşturduğu bir <strong>yankı odasına (echo chamber)</strong> dönüşür.</p>
<p>Liderlerin de kör noktaları vardır. Aslında hepimizin vardır. Deneyimlerimiz, önyargılarımız, kişisel tercihlerimiz ve geçmişimiz; farkında olmadan kararlarımızı etkiler. İyi lider olmak, kör noktalarının olmaması değildir. İyi lider olmak, o kör noktaları gösterecek insanları yanında tutabilmektir.</p>
<p>Bu nedenle güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</p>
<p>Liderin kararını sorgulayabilen insanlar...</p>
<p>"Bu konuda eksik bilgi olabilir." diyebilen yöneticiler...</p>
<p>Gerçeği söylemekten korkmayan ekipler...</p>
<p>İşte bunlar kurumları güçlü yapan görünmez güvenlik sistemleridir.</p>
<p>Çünkü lideri asıl tehlikeye atan şey hata yapması değildir. <strong>Asıl tehlike, hata yaptığında bunu kimsenin söyleyememesidir.</strong> Belki de günümüz liderliğinin en önemli becerisi budur.</p>
<p>Belirsizlik içinde cesur kararlar alırken, kendi öfkesinin, kişisel yüklerinin ve kör noktalarının organizasyonu yönetmesine izin vermemek.</p>
<p>Çünkü şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar.</p>
<p>Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f053536691-1784612149.jpg" alt="" width="700" height="700" />
<figcaption><strong>Şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar. Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #7e8c8d;">Bisiklet tehlikeli bir spor olabilir!</span></h2>
<p>Son günlerde ilginç bir haber gündemdeydi. Bir valinin bisiklet sporu yaparken bisiklet taytı giymesi ve bunu sosyal medya paylaşımlarında kullanması nedeniyle görevden alındığı yönünde tartışmalar yapıldı.</p>
<p>Bu haber bana yıllar önce liderlik koçu Kate Lye'nin anlattığı bir hikâyeyi hatırlattı.</p>
<p>Bir CEO tam anlamıyla bir bisiklet tutkunu. Gittiği her şirkette üst yönetimin önemli bir kısmının bisiklete meraklı olduğunu fark ediyor ve sonra gerçeği anlıyor.</p>
<p>Yöneticiler bisikleti sevdikleri için değil, CEO'nun güvenini kazanmanın yolunun onun hobisini paylaşmaktan geçtiğini düşündükleri için bisiklete ilgi gösteriyor ve üst yönetimin toplu bisiklet aktiviteleri yapması bir şirket geleneği oluyor.</p>
<p>Bir tarafta bisiklet yüzünden eleştirilen bir yönetici...</p>
<p>Diğer tarafta bisiklet sayesinde lidere yakınlaşmaya çalışan yöneticiler...</p>
<p>Demek ki bazı kurumlarda bisiklet gerçekten tehlikeli olabiliyor.</p>
<p><strong>Kurumları çoğu zaman kötü kararlar değil, liderlerin kişisel tercihlerinin kurumsal ilkeye dönüşmesi zayıflatır.</strong></p>
<p>Sorun bisiklet değildir.</p>
<p>Sorun; liderin hobisinin, tuttuğu takımın, mezun olduğu okulun, hemşehrilik bağının, cinsiyet tercihinin ya da kişisel sempatisinin farkında olmadan kararlarına yön vermesidir.</p>
<p>Bir kadın lider yalnızca kadın çalışanlara daha fazla güvenebilir. Ya da tersi.</p>
<p>Hemşeriler birbirini tutabilir ki bizim ülkemizde çok yaygın bir durumdur.</p>
<p>Kendi tuttuğu futbol takımını tutanlarla daha kolay bağ kurabilir.</p>
<p>Bunların hiçbiri bilinçli olmak zorunda değildir.</p>
<p>Tam tersine...</p>
<p>En tehlikeli olanlar, bilinçli yapmadığımız tercihlerimizdir.</p>
<p>Psikolojide buna <strong>blind spot</strong> yani <strong>kör nokta</strong> denir.</p>
<p>İyi lider olmak, bu kör noktaların hiç olmaması değil, hepimizin kör noktası ve eksik bilgilendirilmesi söz konusu.</p>
<p>İyi lider olmak, onların kararlarını etkileyebileceğini kabul etmek ve sizi gerektiğinde uyarabilecek, size HAYIR deme cesaretini gösteren insanları yanınızda tutabilmek.</p>
<p><strong>Çünkü güçlü liderler yalnızca şirketlerini yönetmez. Önce kendilerini yönetirler.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/6/1280x720/bisiklet-1784612196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor.</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası sona erdi. Saat farkı ve A Milli Takım’ın turnuvaya erken veda etmesi nedeniyle Türkiye’de biz belki organizasyonun havasına tam olarak giremedik. Ancak dünyanın birçok ülkesi için yaklaşık bir ay boyunca gündemin merkezinde Dünya Kupası vardı. Kupayı İspanya kazandı ama turnuvanın asıl muhasebesi şimdi başlıyor.</p>
<p>Dünya Kupası artık yalnızca futbolun en büyük organizasyonu değil; aynı zamanda milyarlarca dolarlık küresel bir ekonomi. Bu ekonominin büyümesi için futbol kalitesi düşmesi pahasına, katılacak takım sayısı 32’den 48’e yükseltilirken, oynanan maç sayısı ise 64’ten 102’ye çıkarıldı. Dolayısıyla “Kazanan kim?” sorusunun cevabı yalnızca saha içindeki sonuçlarda aranmalı. Modern dünya kupaları artık iki farklı bilanço üretiyor. Birincisi sportif bilanço. Yani kupayı kaldıran takım, yıldızlaşan oyuncular ve teknik başarılar. İkincisi ise ekonomik bilanço; organizasyonun kimlere ne kazandırdığı, maliyetin kimlerin üzerinde kaldığı ve geriye nasıl bir miras bıraktığı.</p>
<p><strong>Kupanın iki ayrı bilançosu</strong></p>
<p>Takımların kazandığı öyle aman aman bir para değil. CNBC-e’nin dünkü bir haberine göre Dünya Şampiyonu olan İspanya 51 milyon dolar ve ikinci Arjantin 34 milyon dolar alacak. Bizim gibi ilk aşamada elenenlere ise 12,5 milyon dolar verilecek.</p>
<p>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor. Milyonlarca taraftarın oluşturduğu hareketlilik otellerden restoranlara, ulaşımdan perakendeye kadar pek çok sektörde canlılık yarattı. Ev sahibi şehirler uluslararası görünürlüklerini artırırken turizm gelirlerinde de dikkat çekici artışlar yaşandı.</p>
<p>Ancak Dünya Kupası ekonomisinin en önemli özelliği, yaratılan değerin eşit paylaşılmaması. Organizasyonun ekonomik modeli aslında iki ayrı gelir tablosu oluşturuyor.</p>
<p><strong>En büyük kazanan yine FIFA</strong></p>
<p>İlk tablo FIFA’nın bilançosu. Yayın hakları, küresel sponsorluk anlaşmaları, lisans gelirleri, bilet satışları ve ağırlama paketlerinden oluşan dev ticari gelirlerin büyük bölümü FIFA’nın kasasına giriyor. Futbolun ekonomisini en iyi analiz eden isimlerden biri olan Tuğrul Akşar, dün Şafak Tükle ile sohbetinde,  FIFA’nın sadece su molalarından 1 milyar dolar gelir sağladığına dikkat çekiyordu.</p>
<p>Reuters’in bir değerlendirmesine göre 2026 Dünya Kupası’nın FIFA’ya yaklaşık 13 milyar dolar gelir sağlaması bekleniyordu. Bu rakam, organizasyonu yalnızca spor dünyasının değil, küresel eğlence sektörünün de en kârlı etkinliklerinden biri haline getiriyor. Kumarhaneler için kullanılan “Masa her zaman kazanır” sözü burada da geçerli görünüyor. Dünya Kupası’nın ekonomik masasında da en büyük kazanan yine FIFA oluyor.</p>
<p><strong>Peki ya ev sahibi?</strong></p>
<p>İkinci bilanço ise ev sahibi şehirlerin ve ülkelerin mali tablosu. Burada işler çok daha karmaşık. Yerel yönetimler güvenlik, ulaşım, kamu hizmetleri, organizasyon altyapısı ve şehir içi düzenlemeler için milyarlarca dolarlık harcamalar yaparken, ekonomik kazanç daha çok özel sektöre yayılıyor. Konaklama, yiyecek-içecek, ulaşım, perakende ve eğlence sektörleri gelir artışı yaşarken, kamu kesiminin üstlendiği maliyetlerle elde ettiği doğrudan gelir arasında her zaman sağlıklı bir denge kurulamıyor.</p>
<p>Aslında bu yeni bir tartışma değil.</p>
<p>Uzun yıllardır Dünya Kupaları ve Olimpiyat Oyunları için “Kazanan FIFA veya IOC, faturayı ödeyen ev sahibi şehirler” eleştirisi yapılıyor. Brezilya’nın 2014 Dünya Kupası için inşa ettiği bazı statlar bugün düşük kapasiteyle kullanılıyor. Katar ise 2022 Dünya Kupası için yaklaşık 220 milyar dolarlık yatırım yaparak tarihin en pahalı spor organizasyonuna imza attı. Bu harcamaların ekonomik geri dönüşü hâlâ tartışılıyor.</p>
<p><strong>Paris Olimpiyatları örneği</strong></p>
<p>Benzer bir örnek olimpiyatlarda da yaşandı. İki yıl önce Paris Olimpiyatları sırasında yine bu köşede aynı örneği vermiştim.</p>
<p>2004 Atina Olimpiyatları için Yunanistan yollar, spor tesisleri ve ulaşım altyapısına milyarlarca Euro yatırım yaptı. Turnuva sırasında turizm gelirleri arttı, perakende satışları yükseldi ve ülke küresel vitrinde önemli bir görünürlük elde etti. Ancak oyunlar sonrasında birçok tesis atıl kaldı, kamu borcu büyüdü ve olimpiyat harcamalarının Yunanistan’ın mali kırılganlığını artırdığı yönünde güçlü ekonomik değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p>Kısacası; olimpiyatların tek başına krizin nedeni olduğunu söylemek mümkün olmasa da, zaten zayıf olan kamu maliyesi üzerindeki yükü ağırlaştırdığı konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor.</p>
<p><strong>2026 daha mı farklıydı?</strong></p>
<p>Gördüğüm kadarıyla 2026 Dünya Kupası için ise durum biraz daha farklı.</p>
<p>ABD, Kanada ve Meksika önceki organizasyonlardan önemli dersler çıkarmış görünüyor. Katar, Brezilya ve Rusya’nın aksine yeni stadyumlar inşa edilmedi. Büyük ölçüde mevcut tesisler kullanıldı. Yatırımlar daha çok ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi, güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi ve mevcut altyapının iyileştirilmesine yöneltildi. Böylece turnuva sonrasında kullanılmayan potansiyel atıl yatırımlarının önüne geçilmeye çalışıldı. Anlayacağımız, büyük spor organizasyonlarında artık gösterişli inşaatlardan çok mevcut altyapının verimli kullanılması anlayışı öne çıkıyor.</p>
<p>Buna rağmen beklentiler ile gerçekleşmelerin tam olarak örtüşmediğini görüyoruz.</p>
<p>Bağımsız analizler restoran ve eğlence sektöründe belirgin gelir artışları yaşandığını gösterirken, beklenen istihdam etkisinin sınırlı kaldığına işaret ediyor. Los Angeles, New York ve Miami gibi zaten yüksek turist çeken şehirlerde Dünya Kupası’nın yeni turist yaratmaktan çok mevcut turist profilini değiştirdiği değerlendiriliyor. Benzer eleştiriler Paris Olimpiyatları için de yapılmıştı. Başka bir ifadeyle organizasyon bazı şehirlerde ekonomik pastayı büyütmekten çok mevcut harcamaların zamanını ve yönünü değiştirmiş olabilir.</p>
<p>Elbette Dünya Kupası’nın ekonomik etkisini yalnızca kısa vadeli gelir-gider hesabıyla değerlendirmek doğru olmaz. Kent markasının güçlenmesi, uluslararası tanıtım, yatırımcı ilgisi ve spor ekonomisinin gelişmesi gibi uzun vadeli kazanımların parasal karşılığını ölçmek kolay değildir. Nitekim 1994 Dünya Kupası’nın ardından ABD’de Major League Soccer’ın kurulması ve futbol ekonomisinin büyümesi, organizasyonların uzun dönemli etkilerine verilebilecek başarılı örneklerden biridir.</p>
<p><strong>Gelir paylaşımı gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği de ortaya koyuyor: Mega spor organizasyonlarının finansman modelinin yeniden düşünülmesi gerekiyor. FIFA ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi, ticari gelirlerden çok daha büyük pay alırken, organizasyonun mali riskinin önemli bölümü ev sahibi ülke ve şehirlerin üzerinde kalıyor. Oysa gelir paylaşımının daha dengeli hale gelmesi, güvenlik ve altyapı yatırımlarına uluslararası kuruluşların daha fazla katkı vermesi, adaylık ve ev sahipliği süreçlerinde şeffaflığın artırılması artık kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak 2026 Dünya Kupası, ekonomik açıdan önceki organizasyonlara göre daha rasyonel ve daha sürdürülebilir bir model ortaya koysa da böyle organizasyonlar güçlü altyapıya ve sağlam kamu maliyesine sahip ülkeler için fırsat olabilir. Ama finansmanı zayıf ekonomiler için uzun yıllar taşınacak ağır bir yük haline de gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/55-1784611574.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde 90 dolar borsanın aklını karıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5effdf56345-1784610783.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ve İran karşılıklı saldırılara devam ediyor. Bu gerilim kontrol altına alınmazsa, Basra Körfezi genelinde geniş çaplı saldırı ortamına geri dönülebileceği endişesi yaşanıyor. Hürmüz’de gemi trafiği neredeyse tamamen durdu. Bu ortamda Brent petrolün varil fiyatı yeniden 90 doların üzerini test ederek küresel piyasalarda risk iştahını hızla tersine çevirdi. Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden tırmanması ve Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, enerji piyasalarını son yılların en sert şoklarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Temmuz ayında yaklaşık yüzde 20 yükselen Brent, Mart ayından bu yana en güçlü aylık performansını sergiledi.</p>
<h2>Asya’da sert satış dalgası </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki sıçrama ilk etkisini Asya borsalarında gösterdi. Hindistan’ın Sensex endeksi gün içinde 600 puandan fazla gerilerken, bankacılık hisseleri düşüşe öncülük etti. Japonya’da Nikkei yüzde 4 değer kaybederek son zirvesinin yaklaşık yüzde 12 altına indi. MSCI Asya-Pasifik endeksi de yüzde 2,7 düşüşle haftaya başladı.</p>
<p>Yatırımcılar yalnızca enerji maliyetlerinden değil, bu maliyetlerin yeniden enflasyonu yukarı çekerek merkez bankalarını daha uzun süre sıkı para politikasına zorlamasından endişe ediyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş ve savunma amaçlı varlıklara yönelim, piyasalardaki “riskten kaçınma” havasını güçlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f00c0c22a1-1784611008.jpg" alt="" width="800" height="457" /></p>
<h2>Çip hisseleri ikinci darbeyi aldı </h2>
<p>Küresel teknoloji piyasaları zaten kırılgan bir görünüm sergiliyor. Philadelphia Yarı İletken Endeksi, son zirvesinden yüzde 20’den fazla gerileyerek teknik olarak ayı piyasasına girdi. Yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği konusundaki soru işaretleri, Çinli Moonshot’un yeni açık ağırlıklı yapay zekâ modeli Kimi K3’ü tanıtmasıyla daha da arttı.</p>
<p>Bu nedenle petrol şoku, teknoloji hisseleri üzerindeki baskıyı katladı. Nasdaq ve S&amp;P 500 vadeli işlemleri dalgalı seyrederken, yatırımcılar bu hafta açıklanacak Alphabet ve diğer büyük bulut şirketlerinin sonuçlarını bekliyor. Piyasalar, bu şirketlerin yapay zekâ altyapısına yönelik devasa sermaye harcamalarını sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanmış durumda.</p>
<h2>Borsalarda iki faktör etkili </h2>
<p>Kısa vadede piyasanın kaderini iki başlık belirleyecek: Ortadoğu’daki çatışmanın yayılıp yayılmayacağı ve büyük teknoloji şirketlerinin bilançolarının yapay zeka harcamalarını destekleyip desteklemeyeceği. Özellikle Asya piyasaları, hem enerji ithalat maliyetleri hem de teknoloji sektöründeki zayıflık nedeniyle çift yönlü baskı altında kalmaya devam edecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürmüz alarmı: Tanker trafiği çöktü</span></h2>
<p>LSEG verilerine göre Hürmüz Boğazı’ndan geçen tanker trafiği kritik seviyelere geriledi; bazı saatlerde yalnızca iki çıkış yapan tanker görüldü, giriş yapan gemi kaydedilmedi.</p>
<p>İran’ın Bab el-Mendeb hattını da baskı altına alabileceği iddiaları gündemde. Suudi Arabistan, ihracatın büyük bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu limanına yönlendirdi. Bu rota Asya sevkiyatlarını daha uzun ve daha maliyetli hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">90 dolar kritik eşik</span></h2>
<p>Piyasa uzmanlarına göre 90 dolar seviyesi yalnızca psikolojik bir eşik değil. Bu seviyenin kalıcı hale gelmesi durumunda akaryakıt, lojistik ve sanayi maliyetleri üzerinden küresel enflasyona yeni bir ivme kazandırabilir. Özellikle Avrupa’nın doğalgaz depolarının geçen yılın belirgin şekilde altında olması, enerji şokunun kış aylarına taşınabileceği endişesini artırıyor. Uzmanlar, Hürmüz’deki aksamanın kısa süreli kalmaması halinde petrol piyasasının stratejik rezerv destekleri olmadan çok daha kırılgan hale geleceğini belirtiyor. ABD’nin stratejik petrol rezervlerinden yaptığı salımların ay sonunda sona erecek olması da piyasayı savunmasız bırakıyor. Ülkenin 43 günlük petrol stoku olduğu hesaplanıyor. bu da son yılların en düşük seviyesi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/petrol-1780291724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brent petrolün yeniden 90 doları görmesi küresel piyasalarda yeni bir “enflasyon ve yüksek faiz” dalgası korkusunu tetikledi. Çip hisselerindeki sert satışlarla zaten baskı altında olan borsalar, enerji maliyetlerindeki sıçramayla birlikte haftaya sarsıntılı bir başlangıç yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi’nin %3,93 değer kaybettiği geçtiğimiz haftada, yabancıların 14 hissede paylarını artırması zihinlerde soru işareti bırakıyor. Ekrandaki düşen fiyatlara bakıp satışa yönelenler, arka planda işleyen toplama stratejisinin hareketlerini gözden kaçırıyor olabilir. </strong></p>
<p>Borsada fiyatlar gerilediğinde, piyasanın bozulduğunu düşünenler hemen satış planlarını gözden geçirir. BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %3,93 düşerken, fiyatların çoğunda oluşan satış havası kimi yatırımcıyı satmaya yöneltti. Fiyat düşüşü şirketin zayıflaması olarak okunurken, fonların planı farklı çalıştı. Yabancı fonlar için belli hisselerdeki fiyat düşüşü zayıflık göstergesi olmak yerine, iskonto fırsatı olarak değerlendirildi. Sadece yüzeydeki düşüşlere odaklanıp arka plandaki paranın hareketini göremeyenler, hisselerini düşük fiyatla fonlara teslim etti.</p>
<h2>Fiyatlar düşerken alınanlar</h2>
<p>Takas verileri incelendiğinde fiyat baskısı ile yabancı fonların iştahı arasındaki büyük çelişkiyi hemen görmek mümkün. Mayıstan bu yana gerileyen Gübre Fabrikaları’nda fiyat geçtiğimiz hafta %5,60 değer kaybetti. Düşüşe bakan yatırımcı moral bozukluğu yaşarken, yabancı fonlar 5 gün boyunca kesintisiz alım yaparak paylarını 1,90 puan yukarı çekip %16,81 seviyesine taşıdı. Benzer bir durum İş Bankası (C) hissesinde de gözlendi. Hisse geçtiğimiz hafta %0,73 gerilerken yabancı fonlar dört işlem gününde paylarını düşük miktarlarla artırarak toplamda %33,08’e yükseltti. Geride kalan iki yılda yatayda dalgalı bir seyir izleyen hissenin 13 TL bölgesindeki teknik desteği öne çıkıyor. Fiyat gerilediğinde destek hareketleniyor.</p>
<h2>Kardemir’e artan ilgi</h2>
<p>Kardemir (D) geçtiğimiz hafta %13,18 prim yaparken yabancıların payı 2,86 puan artarak %20,09’a yükseldi. Uzun süre yatayda dalgalı bir seyir izleyen hisse, özellikle Kasım 2025’ten itibaren artan bir ivmeyle yönünü yukarı çevirdi. Mayısın ikinci haftasından itibaren fiyatı zayıflasa da son günlerdeki artan ilgi ile tekrar yönünü yukarı çevirdiği görülüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff61c2fb4-1784610657.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FVÖK MÜ, FAVÖK MÜ?</strong></p>
<p><strong>FVÖK</strong>; gerçekçi maliyet, yatırım disiplini, karşılaştırma, planlama, temettü sinyali. Yanılgı, perdeleme, sektörel dezavantaj, körlük, çarpan zorluğu.</p>
<p><strong>FAVÖK</strong>; nakit üretimi, kıyas, değerleme, borç ödeme kapasitesi, büyüme. Yanıltıcı kârlılık, sermaye tüketimi, risk, körlük, yönetim istismarı.</p>
<p><strong>ABD’deki yatırımları önümüzdeki yıl üçüncü çeyrekte gelir üretmeye başlayacak</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in ABD’deki yatırımları ne zaman gelire dönüşecek? ● Nimet Hilal</p>
<p>Nimet, Sabancı Holding’in ABD Teksas’ta yürüttüğü Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi projelerinin gelir üretmeye başlama tarihi belirginleşmiş görünüyor. Toplam 286 MW kurulu güce sahip olacak santraller için toplamda 533 milyon dolarlık finansman paketi sağlandı. Finansmana ilişkin çözümü tamamlanan tesisler 2027’nin üçüncü çeyreğinde devreye alınacak. Santraller üretime başladığında da holdingin ABD’deki yenilenebilir enerji portföyü 790 MW seviyesine çıkacak. Sabancı bu tarihten itibaren iştirakleri üzerinden döviz bazlı gelir sağlayacak.</p>
<p><strong>Romanya’daki firmayı satın alarak yerelde üretim taahhüdünü yerine getirecek</strong></p>
<p>Romanya’daki şirketi almakla YATIRIM FONLARI TAHVİL Otokar’ın sorunları bitti mi? ● Barış Toprak</p>
<p>Barış, Otokar’ın Romanya merkezli savunma şirketi Automecanica’nın %96,77’lik payını satın alma işlemi geçtiğimiz haziranda tamamlandı. Böylece firma Otokar’ın bağlı ortaklığına dönüştü. Toplam satın alım bedeli yaklaşık 81,7 milyon euro olurken, Otokar, kapanışa kadar toplam 56,7 milyon euro ödedi. Kalan 25 milyon euroyu teminat olarak tutarak üç yıllık taksitle ödeyecek. Alımla birlikte Romanya’daki 4x4 zırhlı araç ihalesi kapsamındaki üretim ve operasyon faaliyetleri bu tesis üzerinden yürütülürken yerelde üretim taahhüdü gerçekleşmiş oldu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YNK kâr payı ödeyen döviz fonu son bir yılda %17 getiriyle endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idare ettiği Nişantaşı Kar Payı Ödeyen Serbest (Döviz) Fon (YNK), sınırlı olsa da istikrarlı bir büyüme sergiliyor. Hacmi düşük miktarlarda da olsa kademeli olarak büyüyor. Temmuzda büyüklüğü 19,38 milyar TL seviyesine çıktı. Ancak nisandan bu yana aylık bazda farklı miktarlarda da olsa para girişi yaşayan fondan temmuz ayında 18,74 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısında belirgin bir değişim gözlenmezken şimdilerde sayı 1.170 seviyesinde bulunuyor. YNK’nın temel stratejisi, varlıklarını döviz bazlı serbest fon araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,08’i özel sektör dış borçlanma araçlarından ve %3,99’u ters repodan oluşuyor. Döviz cinsi getiri arayanlara hitap eden fon, son bir yılda %17,06 getiride kaldı. Aynı sürede endeks %38,13 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo Kiralama, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo’nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff0930457-1784610569.png" alt="" width="973" height="241" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Diyadin’deki maden sahasında ilk altın dökümü gerçekleşti. Yıl sonu hedefi yüksek</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, Ağrı Diyadin’de bulunan Mollakara Altın Madeni Projesi’nde ilk üretimin başarıyla gerçekleştirildiğini ve 7.474 ons altın elde edildiğini duyurdu. Projenin 2026 yılı sonunda yaklaşık 32.000 ons altın üretimine ulaşması bekleniyor. Mollakara’nın toplam görünür ve muhtemel rezervinin 471.000 ons olduğu; güncel ons fiyatı (4.000 dolar) üzerinden hesaplandığında bu rezervin şirkete yaklaşık 1,88 milyar dolarlık bir hasılat potansiyeli sunduğu ifade edildi. Şirket, 2026’nın ilk çeyreğinde gelirini %61 artırırken kârı %143 artışla 1,6 milyar TL oldu.</p>
<p><strong>ÜÇAY MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Sancaktepe Şehir Hastanesi işinde iki ayrı sözleşmeyle güçlü gelir sağlayacak</strong></p>
<p>Üçay Mühendislik, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi projesinin hem mekanik hem de elektrik işlerini üstlenmek üzere iki ayrı sözleşme imzaladı. Mekanik işler için KDV hariç yaklaşık 801,8 milyon TL, elektrik işleri için ise KDV hariç yaklaşık 545,5 milyon TL tutarlı anlaşmalar yapıldı. Her iki projenin bitiş tarihi Nisan 2028 olarak belirlenirken, şirket sözleşmeler gereği yaklaşık 174,4 milyon TL teminat mektubu karşılığı avans tahsil edeceğini bildirdi. Ocak 2026’da borsada işlem görmeye başlayan firma, yıl başından bu yana yıllık gelirinin %96’sı düzeyinde iş bağladı.</p>
<p><strong>ÇİMSA</strong></p>
<p><strong>Mersin’deki yeni CAC tesisini devreye alarak küresel gücünü büyütmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Çimsa, sürdürülebilir yapı malzemeleri alanında katma değerli ürün kapasitesini genişletme stratejisi doğrultusunda Mersin fabrikasında kalsiyum alüminat çimentosu (CAC) üretimi için kurduğu yeni tesisin deneme ve test süreçlerini tamamlayarak devreye aldı. Bu yatırımla birlikte şirketin yıllık CAC klinkeri üretim kapasitesi 131 bin tondan 197 bin tona yükseldi. Söz konusu yatırımla Çimsa›nın global CAC pazarındaki en büyük üçüncü üretici konumunu daha da güçlenmiş oldu. Şirket, girişimiyle yüksek katma değerli çimento segmentindeki operasyonel gücünü yukarı taşıdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satarken hisse aralıktan bu yana düşüşünü sürdürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff2f3d397-1784610607.png" alt="" width="309" height="241" /></strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,52 ile toplamda 95,29 bin lot azalarak 2,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 19’dan 20’ye çıktı. NPH fonu 50 bin lot ile en fazla satışı yaparken, DGF fonu 10 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Gelecek Varlık için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Yüksek öneriyi Pusula Yatırım 125,60 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 107 TL ile Yatırım Finansman’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mısır’da hazır giyim göçü değil, kontrollü bir büyüme yaşanıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Mısır, düşük üretim maliyetleri, ABD pazarına sağladığı gümrük avantajları ve yatırım teşvikleriyle son yıllarda cazibesini artırsa da Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir hazır giyim yatırım göçü yaşandığını söylemek mümkün değil. Ülkede faaliyet gösteren 15-20 Türk tekstil ve konfeksiyon firması, Mısır’ın toplam tekstil ve hazır giyim ihracatının yaklaşık yüzde 40-50’sini gerçekleştirirken, bu yatırımların yaklaşık yüzde 80’i sanıldığının aksine son yıllarda değil, 2007 döneminde ülkeye giden şirketlerden oluşuyor. Bu nedenle Mısır’daki üretim ve ihracat artışının temelini yeni yatırımlardan çok, yıllar önce yapılan Türk yatırımlarının kapasite artışları oluşturuyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer de son 3-4 yılda Türkiye’nin yaşadığı 15-20 milyar dolarlık üretim ve ihracat kaybının yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5efd8187f1e-1784610177.png" alt="" width="465" height="252" /></p>
<h2>Alternatif üretim merkezi </h2>
<p>Hazır giyim ve tekstilde alternatif üretim merkezlerine yönelen markalar için Mısır, son yıllarda gerek düşük üretim maliyetleri gerekse coğrafi yakınlık ve gümrük avantajları nedeni ile önemli bir alternatif üretim merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Ancak bunun adeta bir yatırım göçü olarak adlandırılması gerçeklikten uzak bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Mısır'daki ana Türk yatırımlarının tekstil ve konfeksiyon üzerine olduğunu ancak bunların da 2007 senesinden itibaren oraya giden yatırımlardan oluştuğunu söyledi. Denizer, “Zaten o gün ülkeye giden yatırımlar da bugün toplam yatırımın en az yüzde 70-80'ini oluşturuyor. 15-20 tane Türk firması Mısır'ın toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatının neredeyse yüzde 40-50'sini kontrol eder durumda. 100 bin kişiye yakın da istihdam sağlıyor. O dönemde gidenler yatırımlarını büyüterek devam ettiler” açıklamasında bulundu.</p>
<h2>3-5 tane önemli yatırım var </h2>
<p>Denizer, şöyle devam etti: “2022'den sonra 3-5 tane önemli yatırım var. Bunların birkaç tanesi konfeksiyon, birkaç tanesi çorap sektörü. Ama diğer yatırımlar belki 20-30 tane de ufak, 50 kişilik, 100 kişilik atölye tarzı dediğimiz yatırımlar var özellikle örme sektöründe. Ama esas ana yatırımlar eski giden yatırımlardı. Onların zaten hacmi hâlâ çok büyük.” Son dönemde dile getirilen “Mısır’a giden firmalar başarısız oldu ve geri dönüyor” yönündeki değerlendirmelere de karşı çıkan Denizer, mevcut yatırımcıların büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Denizer, “Gidenler büyüyor. Şu an birçok ufak firma deneme üretimi yapıyor. Bir yer kiralamış, bir iki kişi bir Mısırlı ile hafif bir ortaklık yapmış. Bunların meyvesini vermesi tabii ki 3-5 sene sürer. Ama greenfield dediğimiz öyle büyük, 10-20-30 milyon dolarlık büyük yatırım birkaç tane var; onlar da zaten şu an inşaat aşamasında...” dedi.</p>
<p>Mısır’ın konfeksiyon sektörü ihracatı 2025 yılında yüzde 20’nin üzerinde artarak 3,4 milyar dolara ulaşırken bunun 389 milyon dolarlık kısmı Türkiye’ye gerçekleştirildi ve Türkiye ülke ihracatından yaklaşık yüzde 11,5 pay aldı. Denizer, “Türkiye'ye de ürün gidiyor. Ama Türkiye'nin oraya sattığı tekstilin yanında oradan gelen konfeksiyonu karşılaştırdığınız zaman neredeyse çok dengeli. Yani Türkiye son 3-4 yılda iç piyasa ve ihracat dâhil 15-20 milyar dolar ve 400 bin istihdam kaybı yaşarken Mısır bu payın anca 300-500 milyon dolarını almıştır. Daha fazlasını değil, esas kayıp diğer ülkelere gitti. Bunu da özellikle belirtmek isterim.”</p>
<h2>Doğrudan yatırım 4 milyar doları buldu </h2>
<p>Denizer, Mısır’ın yatırımcılar açısından en önemli avantajının düşük üretim maliyetleri olduğuna dikkat çekti. Özellikle konfeksiyonda işçilik maliyetlerinin Türkiye’nin yaklaşık sekizde biri seviyesinde olduğunu belirten Denizer, Avrupa Birliği, ABD ve Mercosur başta olmak üzere birçok ülkeyle serbest ticaret anlaşmasına sahip olmasının ihracat açısından önemli avantaj sağladığını vurguladı. Denizer, “Mısır Devleti çok özel bir teşvik vermiyor. Her şeyi parayla; arsanı da parayla alıyorsun, binanı da parayla yapıyorsun. Ama hani enerji maliyetleri, işçilik maliyetleri tabii ki düşük. Bunun yanında işler iyi giderse 3-5 sene sonra düzgün bilançosu olan şirketler, Mısır'ın yerel bankalarından da kredi kullanabiliyor. Türklerin Mısır'a direkt yatırımı 3,5-4 milyar dolar oldu Bunun çok önemli bir kısmı tekstildir. Ama bunun yanında 1,2 milyar dolar da oradaki yatırımcılarımız Mısır bankalarından kredi kullanıyor.</p>
<p>Mısır'ın finans kaynaklarıyla, Mısır'daki Türklerin yatırımları büyüyerek devam ediyor. Ancak bu göç konusu gerçekten yanlış. Evet, çok fizibilite yapılıyor çünkü orada başarılı olan şirketler bir benchmark oluşturuyor. Öyle gidip bakan çok, araştırma yapan çok. Ama fiilen bunu yatırıma döken şirket sayısı irili ufaklı 100- 150 tanedir. Bunlar arasında pimapenden porselene, tekstilden inşaata kadar çok farklı sektörler var. Orada bir şekilde deneme üretimi yapmaya başlamıştır; ama dediğim gibi bu bir göç değil. Onların toplam yatırımı 2007 sonrasında giden Türklerin toplam yatırımının yanında hâlâ çok ufak. Öte yandan Mısır'ın konfeksiyon üretiminde çok çeşitlilik yok. Penye grubunda basit ürünler, basic ürünler, denim grubu var. Ama öyle kadın abiyeydi, erkek klasikti, çoraptı gibi ürünler henüz mevcut değil” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paşahan: Mısır göçü gerçeği yansıtmıyor</span></h2>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan da son dönemde sıkça gündeme gelen Mısır'a üretim kaçıyor tartışmalarının gerçeği yansıtmadığını savundu. Mısır yatırımlarının büyük bölümünün 2004-2012 döneminde gerçekleştiğini belirten İHKİB Başkanı Paşahan, son dönemde giden fi rma sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde olduğunu söyledi. Paşahan, “Bana soracak olursanız bu yazılanların yüzde 98'i yalan. Bu kadar net söylüyorum. Bunu söyleyen, bunları ortaya koyan kişi gelsin bana anlatsın. Mısır'a kaç tane fi rma gitmiş? Mısır meselesi zaten bugün başlayan bir mesele değil. Mısır meselesi daha çok 2004-2007 yılları arasında giden firmalardan oluşuyor. Onlar orada büyümüştür, doğrudur. Bugün yeni firmalardan gidenler de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıdadır” dedi. Üretimini yurt dışına taşıyan firmaların da bunu isteyerek değil, maliyet baskısı nedeniyle yaptığını ifade eden Paşahan, “Bir firma gidiyorsa bunun sebebi maliyetleri tutturamamasıdır. Kimse keyfinden üretimini başka ülkeye taşımıyor. Maliyetleri tutturamadığında müşteri zorluyor ve bu firmamız buraya kendi isteğiyle değil mecburiyetten gidiyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hazir-giyim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mısır, düşük maliyet ve gümrük avantajlarıyla hazır giyim yatırımlarında öne çıksa da sektör temsilcilerine göre Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir üretim göçü yaşanmıyor. DEİK/Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği üretim ve ihracatın yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye hedefinde yeni bir eşik daha aşılıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye hedefinde, sürecin alt yapısını oluşturmak amacıyla AK Parti tarafından hazırlanan yasa teklifine görüş ve önerilerini almak için bugün siyasi parti genel başkanlarını ziyaret edecek. Kurtulmuş bugün, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile DEM Eş Genel Başkanlarını yarın da AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ile görüşecek. Öte yandan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti genel başkanlarına yapacağı ziyaret turunda henüz Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’e gitmiş bir talep olmadığı öğrenildi.</p>
<h2>Ortak metin ve çalışma grubu önerisi </h2>
<p>Kurtulmuş’un, sürecin ilk yasa teklifi için siyasi parti genel başkanlarına, metnin ortak imza ile sunulması, gerekirse yeni bir çalışma grubu oluşturularak teklifin üzerinden geçirilmesi önerisini götüreceği belirtiliyor. Partilerin görüş ve önerilerinin ardından teklifin ne zaman ve nasıl sunulacağı karara bağlanacak.</p>
<h2>DEM Heyeti İmralı’ya gidiyor </h2>
<p>Geçen hafta AK Parti yöneticileri ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşen heyet bu hafta içinde de İmralı’ya gidecek. Yasal süreç aşamasında, İmralı’dan bir açıklama yapılması da bekleniyor. Özellikle silahların tamamen bırakılması konusunda çağrı yapacağı da konuşuluyor. Süreç trafiği hızlanırken, gözler nasıl bir yasa teklifinin ortaya çıkacağına çevrildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/numan-kurtulmus-1748986048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siz hangi camları silmiyorsunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Benim lüksüm de bu olsun</strong></p>
<p>“Bir pazar günü oturdum bütün kredi kartlarımı kesip çöpe attım. Ne kadar da çok varmış. Makası tutan elim bir hafta ağrıdı” demişti. Gerçekten de kartlar çokmuş. Çünkü bankaların yanı sıra büyük mağazaların da kredi kartlarını almış ve kullanmış. Ama bir noktaya gelmiş, kredi kartı borçlarını ödeyememiş. Alacaklılar mahkeme celplerini yollayınca iki doktor ağabey devreye girip kız kardeşlerinin borçlarını ödemişler. Öderken de şöyle demişler : “Bize söz ver; kredi kartlarından kurtulacaksın ve bir daha kullanmayacaksın”. O da sözünü tutmuş.</p>
<p>Bu öykümüzdeki kişi bir hemşire idi.O dönem Amerika’da yakıt istasyonunda arabana yakıtı sen koyarsan fiyatı indirimli idi. Bu geliri kısıtlı hemşire şöyle derdi “Ben yakıtımı kendim koymam. Onların ne işi var, koysunlar. Efendim daha ucuzmuş, benim lüksüm de bu olsun”.</p>
<p><strong>Cam silmem</strong></p>
<p>Yakıt istasyonunda pompaya yanaştım. Pompacı kız “Dolacak mı” diye sordu. “Dolacak” dedim, sonra da ekledim “Lütfen, camları da silelim”. Arabayı kitleyip tuvaletlere yöneldim. Döndüğümde depo dolmuştu. Ama arabanın camları silinmemişti. Tekrar hatırlattım pompacı kıza “Camlar”  dedim. Pompacı kız çok net biçimde ifade etti “Ben cam silmem. Onu karşıdaki pompacı erkekten isteyeceksiniz. Belki o silebilir. Hem benim boyum da kısa”. Demek iş bölümünde uzmanlaşmışlar diye düşündüm. Camları silen pompacılar, silmeyen pompacılar diye bölüşüm var. Merak edip istasyona geri gidip sordum: “Bu pompacı kız, istasyon sahibinin kızı mı, ya da patron mu?”.  “Yok abi, bizim gibi bir çalışan” diye bir koro yükseldi.</p>
<p><strong>Tercihler değişik</strong></p>
<p>Bu olayı yaşayınca yukardaki hemşirenin hikayesi aklıma geldi. İnsanların tercihleri ve lüks anlayışları değişik. Ama bazı şeyler bana ters geliyor. Kredi kartının borcunu ödeyemeyen biri, daha ucuza benzin almak varken arabasına benzin doldurmaktan kaçınıyor. Kredi kartı borçlarını abileri ödemeseydi sorun yoktu, ama faturayı başkalarının ödediği yerde “Bu da benim lüksüm” demek bana ters geliyor.</p>
<p>Pompacı kızın tavrı daha ilginç geldi. Böyle bir işte çalıştığına göre yüksek bir gelir seviyesine sahip değildi. Büyük bir ihtimalle asgari ücretle çalışıyordu. Cam silerek bahşişlerle biraz daha kazanabilirdi. Ama o bunu tercih etmiyordu. Acaba zor mu geliyordu, yoksa cam silmeyi onur kırıcı bir iş olarak mı görüyordu? Belki işe girerken patron ile öyle anlaşmıştı;  “Cam silmem bak, onu peşin söyleyeyim” deyip işe girmişti. Ya da patronun bu durumdan haberi yoktu.</p>
<p>Bu cam silmem tavrı sanki üniversal gibi. Örneğin,  Amerika’da deyimlere girmiş bir meseledir. 1960’lı yıllarda evlere temizliğe gelenler ve hizmetçilerden bazıları,    “Camları silmem” (I don’t do windows) derlermiş. Cam silmek uğraştırıcı, zor bir iş olarak görülürmüş. Sonra bu terim tüm iş kollarında da görülmeye başlamış. Yaptıkları işe bir sınır çizmek amacıyla çalışanların tekrarladığı bir terim olmuş.        </p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Pompacı kızın tavrı beni düşündürdü. Şu anda çalışmıyorum. Ama o yakıt istasyonunda pompacı olarak çalışıyor olsam acaba ben de cam silmem der miydim diye düşündüm; demezdim. Cam silmeyi onur kırıcı bulmazdım, zevkle silerdim. Düşünün çeşit çeşit markalar ve modeller önünüze geliyor, onlara dokunuyorsunuz ve onların camlarını siliyorsunuz. Sürücülerin önlerini daha rahat görmelerini, bu şekilde arabaları daha güvenli sürmelerini sağlıyorsunuz. Bir de üstüne para alıyorsunuz. Bir de bunun üstüne kişileri analiz etme fırsatınız oluyor. Bakalım bu sürücü bu cakalı duruşuna göre ne kadar bahşiş verecek? Acaba bu tip teşekkür edecek mi?</p>
<p>Çalıştığım işlerde iş tanımında yer alan bazı işleri yapmamak üzere anlaşmalar yapsaydım, acaba neleri çıkarırdım diye hayal ettim. Örneğin, insan kaynakları yöneticisi olarak çalıştığımda şöyle mi söyleseydim: “İş akitlerini feshetmem, onu baştan söyleyeyim”. Ya da öğretim üyesi olarak çalıştığımda “Sınav okumam, not vermem.”</p>
<p>Bunlar tabi birer fantezi. Yaşamda her şey bir paket olarak geliyor. Bir işe girdiğinizde o işin tüm boyutlarını görerek, bunu kabul ederek giriyorsunuz. Sevdiğiniz kısımları yapıp, sevmediklerinizi yapmama şansınız yok.</p>
<p>Düşünün bakalım, elinizde fırsatınız olsa çalıştığınız işte neleri yapmak istemezdiniz? Sizin de silmek istemediğiniz camlar var mı?</p>
<p>           </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siz hangi camları silmiyorsunuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çarlık düşerken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çarlık Rusya’sının son yılları Amerikan Devrimi öncesinin son yıllarına benzetilebilir. Doğrudur, bağımsızlık öncesi Amerikan kolonilerinde Fransız-Kızılderili Savaşı yaşandı; Rusya ise Japonya ile savaştı. Ancak Rusya kaybederken koloniler savaşı kazandı. Doğrudur, Amerika’da kuzey kolonileri ticaret, manüfaktür ve deniz taşımacılığı gibi işlere yoğunlaşırken güney ağırlıklı olarak köle tarımına dayalıydı. Ancak dönemler tarihsel olarak farklıydı. Rusya’da serfliğin kaldırılmasıyla ABD’de köleliğin kaldırılması aşağı yukarı aynı tarihlere denk geldi. Sanayi devrimi tamamlanmış ve yerini bazen İkinci Sanayi devrimi denilen olguya bırakmıştı. Witte’yi öne çıkaran demiryolu yapımı Rusya için çok önemliydi ki 20-25 yıl öncesinde ABD için de çok önemli olmuştu. 1900 yılına gelindiğinde Rusya coğrafi olarak da sektörler itibariyle de eşitsiz biçimde ve kısmen –ama hızla- sanayileşiyordu.</p>
<p>Gümrük tarifeleriyle korunmaya çalışılan genç Rus sanayisi arlık tarafından Friedrich List’in 1841 tarihli “bebek endüstri” tezine uygun şekilde Avrupa emperyalizminin yıkıcı rekabetinden korunmaya çalışılıyordu. List’in gerçekte ne söylediği tartışmasından bağımsız olarak, ilginç biçimde, “kurucu babalardan” Hamilton’un 5 Aralık 1791 tarihinde Kongre’ye sunduğu “üçüncü raporda” yeni kurulan sanayilerin devlet tarafından korunması gerektiğinden ve bu amaçla uygulanacak korumacı tarifelerin niteliğinden bahsetmiş olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Witte korumacılığın dışında rubleyi altın standardına bağlamak ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını Rusya’ya çekmek amaçlarını da güdüyordu.</p>
<p>Bir nokta daha var. Çeşitli dönemlerde zayıf para birimlerini dönemin geçerli uluslararası altın standardına bağlayarak para birimine güven yaratmak hem bağımsızlık hem de ticaretin ve yatırımların –yabancı sermaye yatırımları dâhil- canlanması açılarından doğru bir karar olarak görülüyordu. Genellikle olumlu sonuç veren bu hamleyi Rusya tarihsel koşulların farklılığından dolayı oldukça geç bir tarihte Witte aracılığıyla düşünebildi. Oysa ABD’de Alexander Hamilton’un Hazine Müsteşarı olduğu dönemde, tam olarak 2 Nisan 1792’de George Washington’un desteğiyle Kongre’ye kabul ettirdiği Coinage Act –veya Mint Act- değersiz bir para olan –aslında 13 kolonide ortak dolaşan bir dolardan bahsetmenin dahi güç olduğu bir zamanda- doları altın standardına bağlıyordu. Arada 105 yıl var çünkü Witte rubleyi altın standardına ancak Ocak 1897’de sokabilmişti.</p>
<p>Ancak Witte de Hamilton gibi inanılmaz ölçüde başarılı oldu. Rus proletaryası böyle doğabildi çünkü yabancı sermaye yatırımları 1880’de 80 milyon rubleden 1900’de 911 milyon rubleye yükseldi. Elbette yabancı sermaye yatırımlarının çoğu Witte’nin uzmanlık alanı olan demiryollarına yapıldı ki bu politikanın merkezinde Trans-Sibirya demiryolu bulunuyordu. Demiryolu yapımı ağır sanayi yatırımlarının olmazsa olmazı, ön hamlesiydi. Yabancı sermaye yatırımları sayesinde yoğunlaşmış bir işçi sınıfı oluşabildi. Bu olmasaydı arkaik bir tarım imparatorluğunda işçi hareketi ortaya çıkamazdı ve tabii Ekim Devrimi de olamazdı. Çar muhtemelen her durumda gidecekti ve zaten Şubat 1917 isyanı sonrası tahtı bırakmak zorunda bırakılmasının ne işçilerle ne Bolşeviklerle ilgisi vardı.</p>
<p>Ancak işler bu kadarla kalacaktı. Muhtemelen zorunlu toprak reformuyla ve 1918 sonrası Almanya benzeri bir parlamenter dönemle ilerleyecek olan Rusya’da sonra ne olurdu bilinmez. Belki İran’a benzeyecek, yani Çarlar gelip gidecek, meclis ve çar arasında onlarca yıl süren bir gelgit yaşanacaktı. Belki de bugün Hindistan benzeri bir coğrafyadan bahsedebilecektik çünkü nüfus iki katı ve çok daha fakir olacaktı. Hitler saldırmazdı diye düşünürsek bu böyle tabii çünkü Hitler 27 milyon Sovyet vatandaşını öldürdü ve nüfusta büyük kırılma yarattı. Ama SSCB olmasaydı herhalde Hitler de olmazdı veya kimse Hitler’e yol vermezdi. Öte yandan Stalin tarafından erken ölüme dolaylı veya doğrudan yollananların sayısı bunu yarısı kadardır. Elbette o da demografik fark yarattı. On yılda 41 milyon erken ölüm 175 milyonluk bir nüfusun bütün geleceğini, demografik projeksiyonunu değiştirir. Bir de bu var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çarlık düşerken ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi satış karşısında ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kimisi der ki “<strong>İhracat bizim boyumuzu aşar.</strong>”</p>
<p>Öteki “<strong>Müşteri varsa gerisi kolay</strong>” diye mırıldanır.</p>
<p>Sizlere sorsam ne dersiniz?</p>
<p>Rivayet muhtelif amma sakın ve lütfen, ne olursunuz “<strong>Nasıl ihracatçı olunur?</strong>” hurafeleri ve saçmalıkları gündeme gelmesin.</p>
<p>Rastladığım ihracat eğitim programları arasında beni bunun kadar rahatsız eden ikinci bir başlık olmamıştır.</p>
<p>İş insanlarımızın ihracat yapabilmek için gerek duydukları önemli konuları anlatmak yerine, ne yazık ki laf salatası dolu içerikleri de seslendirenler olabiliyor.</p>
<p><strong>İhracata yönelmek isteyen</strong> veya düzensiz ve az olan ihracatlarını, düzenli hale getirmek ve arttırmak amacı taşıyan işletme <strong>sahipleri ve yöneticilerinin</strong> bir numaralı <strong>ihtiyacının</strong>, ihracat ile iç piyasada yaptıkları işlerin <strong>benzerlikleri ve farklılıklarının öğrenilmesi</strong> olduğunu biliyorum.</p>
<p>Danışmanlık verdiğim yüzlerce firmanın her birinde geçirdiğim süre en az beş altı ay arasında ve bazılarında yıllarca olunca, biliyorum diye gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum.</p>
<p><strong>İhracat ile iç piyasada iş yapmak arasında, hedef pazar belirleme ve operasyonel farklılıklar dışında neredeyse fark yoktur.</strong></p>
<p>“Olası müşteri bulma işi ne olacak?” derseniz, zaten siz bu işi yurt içinde de yapmıyorsanız, yarınınızdan ciddi boyutta şüphe ediyorum diyebilirim.</p>
<p><strong>İşletmeniz</strong>, iç piyasada <strong>şikâyet</strong> sayısı <strong>çok</strong> ve ürünleri <strong>kalite konusunda sıkıntılı</strong> bir firma ise <strong>ihracatın yanına yaklaşmayın</strong> derim.</p>
<p>Çünkü siz daha iç piyasada rüştünüzü ispat etmeden yurtdışına açılmaya çalışırsanız, başınızı ağrıtan olaylar, bütün bedeniniz saracak ağrılara dönüşüp, kriz yaratacaktır.</p>
<p>İç piyasada iyi yönetilemeyen bir işletmenin, ilave ve farklı çabalarla birlikte, dikkatle izlenmesi gereken işlemler gerektiren ihracat pazarlarında sıkıntı çekmesi kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Öyle ise nelere öncelik tanıyalım?</strong></p>
<p>Bence önceliği “ <strong>Hangi ürün veya ürünlerimizi ihracata verelim</strong> “ konusuna tanımalıyız…</p>
<p>Çünkü, müşteri memnuniyeti kazanmış, kalite sorunu en az seviyede, işletmemize para kazandıran bir ürünümüz yoksa bir durup düşünelim.</p>
<p>Böyle bir ürünümüz yoksa bile mevcut ürün yelpazemizden hangi birini bu seviyeye getirebiliriz diye düşünelim.</p>
<p>Hedef pazarlarımızı belirlerken, pazara sorun yaşamadan girebilmemiz ve kalıcı olabilmemiz için yapacağımız çalışmaların ana ekseninin, ihraç pazarlarına vereceğimiz bu ürünümüzün niteliklerinin olacağı tartışmasız bir konudur.</p>
<p><strong>O zaman soru şu olacaktır:</strong></p>
<p><strong>Ürünümüz ihracata hazır mı?</strong></p>
<p>Bunun cevabını verebilmek için de ya ürün gönlümüzde yatan pazara uygun mudur diye bakacağız ya da ürünümüze uygun Pazar bulmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>İşletmelerimizin</strong> epeyce çoğunun <strong>yaptığı yanlış…</strong></p>
<p><strong>“ Ürünüm iç piyasada iyi satılıyor, dış pazarlarda da satılır…“</strong></p>
<p>Artık, aynı ürün için farklı pazarların farklı nitelikler aradığını bilmeyen kalmamıştır.</p>
<p>Ürünümüz için, hedef pazarların aradığı spesifik nitelikler ve diğer yasal veya teknik gereksinimleri belirlemekle kalmamalıyız.</p>
<p>Farklı pazarların gereksinimlerini de karşılaştırarak, pazar seçeneklerimizi artırmalıyız.</p>
<p>Sonuçta, ürünümüze en uygun olabileceğini düşündüğümüz pazar veya pazarları bir öncelik listesi ile sıralamalıyız.</p>
<p>Amma siz “<strong>Ben bugün satayım yarın olsun düşünürüz</strong>…” diyorsanız.</p>
<p>O zamana sizin <strong>ne derse ne de danışmana ihtiyacınız yok</strong>.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtiçi satış karşısında ihracat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden patinaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026’nın temasına ayak uyduruyoruz. Bu köşede daha önce konuşmadığımız ölçekte piyasa üzerine yazıp çizmeye devam ediyoruz. Zira koşullar ve gündem bunu gerektiriyor. Bu yıl, piyasa fiyatlamaları diğer her şeyin önünde seyrediyor. Onun da belirleyicisi malum; siyaset ve ağırlıklı jeopolitik.</p>
<p>Yılın ‘siyah kuğusu’ yeniden ağırlığını koymaya başladı. “Bitti mi, biter mi, biter gibi olur ama tam olarak da bitmez” dediğimiz çatışma süreci şimdilerde yeniden belirdi. ABD, Başkan Trump’ın Ankara ziyaretinden bu yana İran’ı, İran da bölge ülkelerini vuruyor. İkisinin neticesinde emtia fiyatları petrol fiyatları önderliğinde yükseliyor, Brent’in vadelileri $90 civarında 1 ayın ardından yeniden işlem görüyor. Doğal bir sonuç olarak da diğer etkilenen gruplar, petrokimya, gübre gibi kalemlerde yüksek fiyatlamalar ve olası arz problemleri tartışılıyor. Fed Başkanı Warsh’un oyuna oldukça şahin ve bir o kadar da belirsizliği destekler şekilde dahil olmasının ardından tek ayın enflasyon verisi ile sönümlenen kaygılar, yeniden olası ilk faiz artırımına yönelik fiyatlamalar içerisine dahil olmaya çalışıyor. Gün sonunda ABD ve Güney Kore’de teknoloji sınıfları baskılanıyor, aşırı yüksek seviyelere ulaşan pozisyon karları realize ediliyor, risk algısı iki ileri bir geri şeklinde kendisine yön arıyor.</p>
<p>Global hisse senetleri ABD’yi dahil ettiğinizde 2 haftanın ardından ilk kez eksiye geçerken, çıkardığınızda ise ikinci haftayı da ekside geçiriyor. Yani, analizin temeli ve çıkış noktası, ölçümleme kısmında bir kez daha ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu konuştuklarımız, vade ayrımı yapmaksızın önemli gelişmeler. Petrol, bugün $90, belki 1 hafta sonra yeniden $75 olacak. Kestirmek güç. Ancak, bizimle yaşamaya devam eden yegane şey, yüksek belirsizlik ve tahminlemede yaşanan güçlük. Bu da yatırım evreninin vadesinde kısalmaya, paranın çok daha yüksek şiddette ‘gir-çık’ eğilimi ile hareket etmesine ve kendisine 2010’lu yılların ilk evresindeki gibi “risk neredeyse getiri de oradadır” yaklaşımını benimsemesinden ziyade daha güvenli limanlara park ve son derece kısa süreli hareketler aramasına zemin hazırlıyor.</p>
<p>Nette Türkiye açısından da negatif başlıklardan söz ettiğimizi ekleyelim. Elbette gelişmekte olan ülkeler evreni ile paralel şekilde. Küresel enflasyon risklerini tehdit eden her türlü gelişme, reel faiz vermek zorunda olan dış finansman ihtiyacı yüksek ülkeler açısından problem unsuru olarak konumlanıyor. Türk para politikası Mayıs 2023’ten bu yana faizin yeniden doğru seviyelerde oluşturulmasına yönelik politika çerçevesi ile finansal istikrar ile fiyat istikrarını birlikte yürütmek üzerine kurgulanmış durumda. Hangi istikrar başlığının diğerine göre ağır bastığının yanıtı, dönemsel gelişmelere göre değişiyor. Gayet normal. Çünkü yakın geçmişteki politika farklılaşması kimi dengelerde dengesizlik yaratmış ve sonucunda yeniden optimum noktaya ulaşma süresini uzatmıştı. Şimdi bu denge arayışı sürecinde dış konjonktür bize ne kadar yardımcı oluyor sorusunun yanıtı kolay değil. Jeopolitik risklerdeki artış, ithal girdi maliyetleri üzerinden bizi etkiliyor ve bu da para ve maliye politikalarını zorluyor. TCMB kısmı biraz daha sıkılaşmak zorunda kalırken (haftalık repo ile AOFM arasındaki fark genişliyor), Maliye kısmı maliyetlerdeki artışın bir kısmını üstüne alarak borçlanma programını olabildiğince azaltmaya çalışıyor. Zorlanma kısmı da burada başlıyor. Tüm bunların bir çıktısı olarak da BIST’te işlem gören şirketlerin finansalları farklı diğer başlıkların da etkisiyle zorlanıyor ve alternatif getirilerdeki yüksek ağırlık nedeniyle performans olarak geride kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden patinaj ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın ürettiği servet kime ait?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</strong></p>
<p><em>Silikon Vadisi'nin yeni zenginleri ile dünyanın geri kalanı arasındaki gerilim, ekonomi tarihinin kritik tartışmalarından birine dönüşüyor.</em></p>
<p>Birkaç hafta önce ABD'de yayımlanan bir anket, teknoloji dünyasını derinden sarstı. Bağımsız araştırma şirketi Verasight'ın 1.690 yetişkinle yürüttüğü araştırmada katılımcıların yüzde 69'u şunu söyledi: OpenAI, Anthropic, Google DeepMind gibi büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yarısı bir kamu egemenlik fonuna devredilmeli. Bu oran şaşırtıcı derecede yüksek bir oran. Ama asıl çarpıcı olan şu: Politikanın Senatör Bernie Sanders'la ilişkilendirildiği söylendiğinde dahi destek yalnızca yüzde 64'e düşüyor. Yani, anketi cevaplayanların ideolojik bir refleks gösterdiği düşünülmüyor. Yapay zekânın yarattığı servetin dağılımına dair köklü ve geniş tabanlı bir rahatsızlığın ifadesi.</p>
<p>Peki bu rahatsızlık nereden geliyor?</p>
<p>Yapay zekâ sektörünün yarattığı servet konsantrasyonu, ekonomi tarihinde eşi görülmemiş bir hıza ulaştı. Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</p>
<p>Bu serveti kimin ürettiğine baktığımızda ise şunu görüyoruz. Yapay zekâ modelleri, milyarlarca insanın yarattığı verilerle besleniyor: internet yazıları, kitaplar, müzikler, görseller, kodlar. SZA dahil pek çok sanatçı, yapıtlarının izin alınmadan eğitim veri kümelerine eklendiğini kamuoyu önünde dile getirdi. İşin diğer boyutuna gelirsek, Goldman Sachs'ın hesaplamalarına göre yapay zekâ önümüzdeki 10 yılda 15 milyon Amerikalının işini tehdit edecek. Teknoloji sektöründe 2026'da şimdiye kadar 166.000 işten çıkarma yaşandı; yıl sonuna kadar bu rakamın 312.000'e ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Özet şu: Toplumun birikimiyle oluşturulmuş ve toplumun işini dönüştüren bir teknoloji, servetini son derece dar bir çevrede biriktiriyor.</p>
<p><strong>Norveç modeli mi, yoksa </strong><strong>başka bir şey mi?</strong></p>
<p>Senator Sanders'ın önerdiği Amerikan Yapay Zekâ Egemen Varlık Fonu Yasası (American AI Sovereign Wealth Fund Act), bu çelişkiye bir çözüm arıyor. Yasa, en büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yüzde 50'sini kamuya devrederek 7 trilyon dolarlık bir kamu fonu oluşturmayı hedefliyor. Model olarak Norveç'in petrol gelirlerine dayanan egemenlik fonu gösteriliyor.</p>
<p>Fikir, ilk bakışta radikal görünebilir. Ancak düşünce tarihi açısından o kadar da yeni değil. "Evrensel Temel Sermaye" kavramını yıllardır tartışıyor: Emek geliri azaldıkça, sermaye sahipliğini tabana yaymak toplumsal istikrarın tek güvencesi haline gelir. Sorun, sermaye sahipliğinin kıtlıktan değil yapısal mekanizmalardan dolayı belirli ellerde yoğunlaşmasıdır.</p>
<p>Tabii bu yasa önerisine yoğun eleştiriler de var: "AI destekli bir egemenlik fonu tehlikelidir" diyenler, siyasi motivasyonlu müdahalelerin inovasyon dinamiklerini bozabileceğini, zorunlu hisse devrine dayalı politikanın uluslararası yatırımları kaçırabileceğini öne sürüyor. Meşru itirazlar. Ne var ki mevcut seyrin de bedelsiz olmadığı açık.</p>
<p><strong>Küresel boyut: Fırsat uçurumu</strong></p>
<p>Bu tartışma salt Amerikan meselesi değil. BM'nin Cenevre'de düzenlediği Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, sorunu uluslararası bir zemine taşıdı. IMF verilerine göre yapay zekânın ekonomik büyümeye katkısı, gelişmiş ekonomilerde düşük gelirli ülkelere kıyasla iki kattan fazla olacak. Bir başka deyişle yapay zekâ, ülkeler arasındaki uçurumu da derinleştiriyor.</p>
<p>Abu Dabi'nin MGX fonu Temmuz 2026'da 49 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımını kapattı. Suudi Arabistan, BAE, Singapur gibi ülkelerin egemenlik fonları son 18 ayda 404 milyar dolar harcadı; bunun üçte biri yapay zekâya gitti. Güney yarım küre ise büyük ölçüde seyirci konumunda. Dijital altyapısı zayıf, nitelikli işgücü kıt ve veri egemenliği belirsiz. Yapay zekânın ekonomik kazanımları belirli ülkelere ve belirli şirketlere akarken, riskleri ve dönüşüm maliyetleri küresel ölçekte paylaşılıyor.</p>
<p>Tarih bize, diğer büyük dönüşümlerdekine benzer bir şekilde şunu gösteriyor: Dönüştürücü teknolojiler, dağılım meselesini geç çözerse toplumsal maliyetler katlanarak büyür. Sanayi Devrimi'nin ilk on yıllarında "önce büyüyelim, sonra paylaşırız" anlayışı; on yıllar süren sınıf çatışmalarını, işçi hareketlerini ve sosyal devlet arayışlarını beraberinde getirdi. Yapay zekâ devrimi bu döngüyü çok daha hızlı yaşıyor.</p>
<p>Amerikalıların yüzde 69'unun bir politikayı desteklemesi, o politikanın doğru olduğunu kanıtlamaz. Ama bu oranın ne anlama geldiğini ekonomistlerin ve politika yapıcıların ciddiye alması gerekir: Teknolojinin yarattığı değerin meşruiyeti sorgulanıyor ve mevcut dinamiklerin de bu değeri makul bir şekilde dağıtacağına dair inanç yüksek değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın ürettiği servet kime ait? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-trumpa-dayali-bir-dis-siyaset-olmaz-83592</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadece Trump’a dayalı bir dış siyaset olmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir.</strong></p>
<p>Türk hükümeti kısa süre önce Ankara’da gerçekleşen NATO hükümet ve/veya devlet başkanları toplantısında Sayın Trump’ın katılmaya ilişkin beyanlarını ve Türkiye ile ilişkilerde sorun yaratan konuları çözeceğine dair vaatlerini Türk kamuoyuna güçlü biçimde aktarmaya devam ediyor. Hatırlanacağı gibi Trump, şayet Sayın Erdoğan’a derin bir saygı duymasa ve onu iyi bir arkadaşı olarak telakki etmese, belki de toplantıya katılmayacağını ifade etmiş, buna ek olarak Amerikan Kongresi’nin Türkiye’ye uyguladığı boykotları sona erdirmeyi vaat etmişti. Bu tür açıklamaları esas kabul eden Türkiye hükümeti ise bir yandan Amerikan başkanı ile iyi ilişkiler kurmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamağa devam ederken, diğer yandan da Türkiye liderinin böyle bir ilişki kurmayı başardığına işaret ediyor.</p>
<p>Başka ülkeler ile ilişki kurulması söz konusu olduğu zaman, bir ülkenin diğer ülkenin kendisi ile iş birliği yapmaya hazır kurumları ile iş birliği yapması ve işini böyle yürütmeye çalışmasını anlayışla karşılamak gerekir. Şu sıralarda Amerikan siyasi sisteminde aralarında başkanın da yer aldığı yürütmenin bir bölümü dışında Türkiye’nin dostu bulunmuyor. Yürütme içinde hâlâ Irak’ta Türklerin ihanetine uğradıklarını düşünen bir dizi asker var. Yasamanın temsilcisi Kongre’de her ülkenin kurduğu dostluk grupları varken, Türkiye ile dostluk grubu kurmak bile bir mesele olmakta. Eskiden Rum ve Ermeni lobilerine karşı Musevi lobisi Türklerin yanında yer alırdı ama bu tür bilgiler çoktan tarihe karışmış bulunuyor. Anlaşıldığına göre, kuruluşu pek de eski olmayan Hint lobisi bile kategorik biçimde Türkiye karşıtı.</p>
<p><strong>Siyasa yapımında rol alan her türlü </strong><strong>kurumla temas etmek zorunlu</strong></p>
<p>Yine de, kim sizle iş birliği yapmak istiyorsa onunla çalışınız şeklinde özetleyeceğimiz genel kural, siyasa yapımında rolü olan diğer kurumların tamamen görmezden gelinmesi ve onlarla herhangi bir temas kurulmaması anlamına gelmemektedir. Bir hükümetin başka bir ülkede dış siyasa yapımına katılan diğer tüm kurumlarla da irtibat halinde olması gereklidir.  Bu tür kurumların her zaman bilgiye ihtiyacı olabileceği gibi, bazı durumlarda rakip kurumların aşırı baskısı karşısında kendilerini sizin desteğinize muhtaç hissetmeleri de söz konusu olabilir. Kısacası, siyasa yapımında rol alan her türlü kurumla şu veya bu şekilde temas etmek zorunludur. Bu kurumların içinde müttefik olarak görebileceğiniz kaynaklar bulunuyorsa, tabii bu da ayrı bir mutluluk kaynağıdır.</p>
<p>Dış siyaset sorunlarına ilgi duyan toplulukların lobi olarak örgütlenmeleri de yaygın rastlanan bir olgudur. Ancak lobiciliğin her ortamda aynı anlayışla karşılandığını söylemek güçtür. Örnek vermek gerekirse, lobicilik Birleşik Devletler de siyasa yapımının olağan bir parçası olarak görülmekle birlikte, çoğu Avrupa ülkesinde iyi karşılanmamaktadır. Sözlerimizden Avrupa veya benzer diyarlarda lobilerin faaliyet göstermediği sonucu çıkarılmamalı, sadece lobilerin içinde bulundukları ortama bağlı olarak istediklerini elde etmek için farklı yollar izledikleri hatırlanmalıdır.</p>
<p>Olaya tarihi olarak yaklaşacak olursak, Türkiye’nin ülkeler arasındaki ilişkileri, devletler arasındaki ilişki olarak gördüğünü, buna karşılık son yıllarda, belki kendisinin de demokratik yönetimin tadını aldıktan sonra, dış siyasetin sadece yürütme tarafından yapılmadığını idrak ettiğini söylememiz mümkündür. Dış siyasetin daha ziyade yürütmeye ait bir faaliyet olarak görüldüğü demokratik ülkelerde, yine de yürütmenin yasama kurumuna egemen olan duyguları ve tercihleri görmezden gelerek hareket etmesi düşünülemez. Buna ek olarak, görevde kalmak ya da görevine devam etmek isteyen bir hükümetin seçmen tercihlerini tamamen görmezden gelmesinin mümkün olmadığı da açıktır. </p>
<p>Şu anda görevde bulunan Türkiye hükümeti, belki tamamen tek liderin egemenliğinde olması ve hükümetin diğer dallarının yürütmeye tabi kılınmış bulunması nedeniyle, yürütme başkanları arasındaki ilişkilerin önemine özellikle inanmaktadır.  Bu inanca bağlı olarak, diğer branşların siyasa yapımında önem taşımadığını, dolayısıyla onların ne düşündüğünün pek de önemli olduğunu düşünüyor olabilir.  Trump ile iyi ilişkiler içinde olmak da bu yaklaşımın tabii bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Eğer gerekiyorsa, Trump diğer branşları hizaya getirecektir. Aslında Trump çok duygusal bir kişiliğe sahip olması bir yana, doğru olduğunu düşünmediği davranışlar karşısında çok çabuk alınganlık da sergileyebilmektedir. Dolayısıyla, en yakınındakiler bile “doğru” davranmanın ne olduğunu kestirmekte güçlük çekmektedirler. Kısacası, Başkan Trump’la iyi geçinmek kolay olmadığı gibi, sadece muhatplarının kendi b aşlarına belirleyeceği bir tutum olmaktan uzaktır.</p>
<p><strong>Seçim baskısı Trump’ın </strong><strong>tutumunu değiştirebilir</strong></p>
<p>Karakter tahlilleri bir yana, Trump’ın siyaset alanında cereyan eden gelişmelere karşı tamamen kayıtsız kaldığını ileri sürmek mümkün değildir. Kasım ayında Birleşik Devletler de seçimler vardır, Temsilciler Meclisi’nin tümü, Senato’nun da üçte biri yenilenecektir. Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir. Bir örnek verecek olursak, Trump ülkemizi ziyaret ederken liderlerimize CAATSA kısıtlamalarını kaldırtacağını söylemiştir. Bilindiği gibi, bu kısıtlamaların konulması ve kaldırılması Kongre’ye ait bir yetkidir. Liderlerimiz Trump’ın söylediklerine inanmışlar. Buna karşılık Trump, ayrıldıktan sonra sözlerini değiştirmiş (bizim liderlerimiz öyle söylüyorlar) ve sadece böyle bir değişiklik yapılmasını düşündüğünü beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Dış bağlantılarda </strong><strong>demokrasi açmazı</strong></p>
<p>Bir toplumun bir diğerini etkileyebilmesi için o toplumdaki mevcut grupların ve kuruluşların hedef ülkedeki benzerleriye bağlantılar kurması gerekmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi için ülkedeki bir grubun başka bir ülkedeki grupla rahatça ilişki kurabilmesi, kendini herhangi bir biçimde kısıtlanmamış hissetmesi gerekmektedir. Ancak bu denklemin bozulması pek zor değildir. Eğer bir ülkedeki bir grup ülke dışındaki benzerleriyle ilişki kurmakta kendini kısıtlanmış hissediyorsa, ya da daha vahim olarak, dış bağlantıyı kendi ülkesinde demokrasinin ilerlemesi için bir araç olarak görüyor ve dış dünyadan böyle taleplerde bulunuyorsa denklem bozulur. Kanımca, Türk kuruluşlarının Amerika’daki benzerleriyle ilişki kurmasında sözünü ettiğim bu sıkıntılar devreye girmektedir. Aynı sorun başını Avrupa ülkelerinin çektiği diğer demokrasiler için de geçerlidir. Çoğu Türk örgütü, ülke dışındaki benzerleriyle ya ilişkiden kaçınmakta, ya da onları Türkiye’de demokrasinin genişlemesi için birlikte gayret göstermeye davet etmektedir. </p>
<p>Sizlerin de gördüğü gibi, anlatılan hikaye herhangi bir ülkenin dış ilişkilerini değerlendirmemizde bize yardımcı olacaktır. Ancak şu sıralarda Türkiye’yi ilgilendiren kısım Türk hükümetinin Trump ile iyi geçinmeyi Amerika ile iyi geçinmenin temel taşı yapmasıyla ilgilidir. Bu siyasetin sürdürülebilirliği onun görevde kalması ve düşüncesini değiştirmemesi ile kaimdir. Sizce bu yaklaşım doğru mu dur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadece-trumpa-dayali-bir-dis-siyaset-olmaz-83592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/54-1784611360.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sadece Trump’a dayalı bir dış siyaset olmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-destekleri-83591</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi destekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi destekleri küresel piyasaları önemli ölçüde şekillendiriyor. “2005-2023 arasında büyüyen şirketlerin küresel piyasa paylarındaki artışın yaklaşık yüzde 22’si bu desteklerle açıklanabilir” diyor OECD raporu. Bu oranın Çin şirketleri için yüzde 60 olduğu hesaplanıyor.</strong></p>
<p>Haziranda OECD ‘sanayi desteklerinin sihirli veri tabanı’ başlığını taşıyan bir rapor yayımladı. Rapor, 2005-2024 döneminde ülkelerin sanayilerine ne tür destekler verdiklerine odaklanıyor. Üç çeşit sanayi desteğini dikkate alıyor: Devlet hibeleri, şirket vergi oranlarında indirim ve piyasa faizinin altında borçlanma faizleri. Rapor 15 sektörü kapsıyor: Savunma ve havacılık, çelik, alüminyum, çimento ve diğer inşaat malzemeleri, kimyasallar, gübre, cam ve seramik, ağır makine, yarı iletkenler, gemi yapımı, güneş enerjisi sistemleri, haberleşme, rüzgâr türbinleri ile demiryolu taşıtları ve sinyal sistemleri. Raporun ana bulguları şöyle:</p>
<p><strong>Çinli şirketler, diğer ülkelerdeki </strong><strong>şirketlerden daha fazla destek alıyor</strong></p>
<p>Birincisi, küresel krizden bu yana ülkelerin verdiği destek 2024’te zirveye ulaşmış. Bu değer, OECD, şirketlerin satış hasılalarının yüzde 1,3’ü kadar. İkincisi, Çinli şirketler diğer ülkelerdeki şirketlere kıyasla daha fazla destek alıyorlar. 2005-2024 döneminde OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 3-8 kat daha fazla destek almışlar –ki bunun muhafazakâr bir tahmin olduğunu belirtiyor rapor. Üçüncüsü, yenilenebilir enerji makineleri, yarı iletkenler ve ağır sanayi (alüminyum, çelik ve gemi yapımı) sektörlerinin diğerlerine kıyasla daha fazla destek aldıkları saptaması var. Kamu teşebbüsleri hem destek alan hem de veren olarak özel bir rol oynuyorlar.</p>
<p>Dördüncüsü, sanayi destekleri küresel piyasaları önemli ölçüde şekillendiriyor. “2005-2023 arasında büyüyen şirketlerin küresel piyasa paylarındaki artışın yaklaşık yüzde 22’si bu desteklerle açıklanabilir” diyor rapor. Bu oranın Çin şirketleri için yüzde 60 olduğu hesaplanıyor. Beşincisi, düşük faizli borçlanma desteği daha çok ekonomi resesyona girdiğinde ve/veya bir sektör zor duruma düştüğünde devreye giriyor. İki çok bilinen örnek: ABD’nin 2009’da araç sektörüne ve Çin’in 2015-16’da ağır sanayi sektörüne yönelik uygulamaları.</p>
<p>Altıncısı, destek tipleri ülkelere göre farklılık gösteriyor. ABD, Kore ve Japonya’da destekler ağırlıklı olarak vergi indirimleri şeklinde. Bu indirimler özellikle araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile fiziki yatırımlar için geçerli oluyor. Buna karşılık Avrupa’daki şirketler ağırlıklı olarak devlet hibelerinden bir ölçüde de düşük faizli kredilerden yararlanıyorlar. Buna karşılık, Çin’de ağırlık düşük faizli kredilerde. Bunun hayata geçmesindeki temel neden olarak Çin finans sektörünün kamu ağırlıklı yapısına vurgu yapıyor rapor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketleri, hisse ihracı </strong><strong>ile yatırımları finanse ediyor</strong></p>
<p>Yedincisi, ağır sanayi sektörlerindeki şirketler ağırlıklı olarak düşük faizli kredilerden yararlanıyorlar. Kredi ağırlıklı finansman nedeniyle bilançolarında borç çok fazla ve bu nedenle şirketlerin kredi notları diğerlerine kıyasla daha düşük. Buna karşılık, yarı iletkenler ve haberleşme sistemleri sektörleri gibi teknoloji yoğun sektörler daha çok vergi indirimlerinden yararlanıyorlar. Bunlar diğerlerine göre daha çok araştırma ve geliştirme yapan sektörler. Bunun arkasındaki temel nedenin devletin üretilen teknolojinin stratejik sektörlere de yayılması isteği olduğu belirtiliyor.  Bu sektörlerde düşük faizli kredi kullanımı ağır basmıyor; zira daha çok hisse ihracı ile yatırımlarını finanse ediyorlar. Bazı devletler bu şirketlere hisse alarak destek veriyorlar.</p>
<p>Bu rapora Çin’in CF40 Başkanı’nın iki ayrı mecrada itirazı yayımlandı. Kısa olanı Project Syndicate’de, uzunu ise CF40’ın internet sayfasında. Perşembe PPK toplantısına ilişkin yazacağım. Önemli itirazı ize salı günü ele alacağım. Önemli, çünkü Çin’deki gelişmeye sadece destek merceğinden bakmanın doğru bir bakış olmayacağını vurguluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-destekleri-83591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi destekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-yari-baskanligi-icerir-mi-83590</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa değişikliği yarı başkanlığı içerir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AK Parti cephesinden gelen bilgiler, hem parlamentoyu yeniden oyuna sokacak hem de iktidarın iktidar kalmasını sağlayacak değişikliklerin hararetle tartışıldığı yönünde. Yarı başkanlık sistemi ile parlamentoyu güçlendirmek ve bu parlamento içinde çoğunluğa sahip olabilmek için dar bölge seçim sistemine geçmek tartışma başlıklarından biri.</strong></p>
<p>Gündem ağırlıkla CHP’li belediye başkanlarına yönelik “yolsuzluk” operasyonlarıyla, Özgür Özel’in “Yeni Parti”yi ne zaman kuracağına dönük yorumlarla, eylül ayında gündeme geleceği iddia edilen milletvekili tutuklamaları ile dolu…</p>
<p>O tartışmalara, yorumlara, değerlendirmelere de geliriz, fakat gözümüzü bir de iktidar tarafına çevirmekte fayda var…</p>
<p>Malum AK Parti kanadında yeni anayasaya ilişkin hazırlıkların tamamlandığı, hatta konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da sunulduğu haberleri kamuoyuna yansıdı…</p>
<p>İktidar kanadından henüz detaylı bir açıklama gelmedi ama Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaç konuşmasında bu konuya değindi.</p>
<p>Hatırlayacaksınız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de geçen yıl yaptığı bir değerlendirmede, “Darbeler anayasası terk edilmeli” demiş ve siyasi partiler kanunu ve seçim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğini söylemişti.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da birkaç gün önce yaptığı konuşmada mevcut Anayasa’nın yamalı bohçaya dönüştüğünü vurgulayarak, “Bütün bu değişikliklerle birlikte anayasa yamalı bohçaya dönüşmüş. Olması gereken kurumlar var, kurallar var, yer almamış. Olmaması gerekenler var, yer almış; bunların örnekleri var. Dolayısıyla bu millet baştan sona yepyeni bir anayasa yapma hakkını artık kullanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İktidar kanadında </strong><strong>yeni sistem arayışı</strong></p>
<p>Dönelim konuya…</p>
<p>AK Parti cephesinden gelen bilgiler, hem parlamentoyu yeniden oyuna sokacak hem de iktidarın iktidar kalmasını sağlayacak değişikliklerin hararetle tartışıldığı yönünde.</p>
<p>Yarı başkanlık sistemi ile parlamentoyu güçlendirmek ve bu parlamento içinde çoğunluğa sahip olabilmek için dar bölge seçim sistemine geçmek tartışma başlıklarından biri.</p>
<p>Ya da şöyle düşünelim, eğer söylendiği gibi AK Parti genel başkanlığı aile içinde el değiştirecekse, böyle bir yapı yeni genel başkana ve partiye avantaj sağlar mı?</p>
<p>Düşünülen / tartışılan değişiklikler yapılabilir mi?</p>
<p>Olur mu?</p>
<p>Bilemem…</p>
<p><strong>Parlamenter sisteme </strong><strong>dönüş ihtimali masada mı?</strong></p>
<p>Ama mesela Kısa Dalga’da Sedat Bozkurt şöyle yazdı:</p>
<p>“Önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Demokrasi Vakfı yönetimi bir süre önce Erdoğan’ı Külliye ’de ziyaret etti. Vakfın yönetiminde AKP Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun da var. Yazıcı hem misafir hem de ev sahibiydi yani. Konu cumhurbaşkanlığı ve parlamenter sistem kıyasına gelince Yazıcı, doktora tezinin parlamenter sistem olduğunu hatırlatır ve ‘Başından beri ben parlamenter sistemi savunageldim, bugün de aynı noktadayım. Bir yolunu bulsak da tekrar parlamenter sisteme dönebilsek’ dedi ve ekledi; ‘Anayasa’ya geçici bir madde koysak ve siz kaydı hayat şartıyla cumhurbaşkanı kalsanız?’</p>
<p>Heyet de Erdoğan da şaşırdı doğal olarak. Ama hemen devreye giren Erdoğan, Serap Yazıcı’ya dönerek, ‘bunları sonra konuşuruz’ dedi ve konuyu hemen kestirip attı. Burada Yazıcı’nın bir anayasa hukuku profesörü olarak bunu söylemesinin arkasında ne olduğunu doğal olarak merak etmemek elde değil. Demokrasi açısından parlamenter sistemi Erdoğan’ın karşısında sıkı bir biçimde savunduktan sonra bu önerisinin mantıklı bir gerekçesi vardır sanırım.</p>
<p>Ama burada asıl haber değeri olan konu Erdoğan’ın, ‘parlamenter sisteme geçilmeli’ önerisine cepheden ve kararlı bir biçimde karşı çıkmak yerine ‘bunu sonra konuşuruz’ demesi. Artık, parlamenter sisteme dönme meselesi Erdoğan açısından da konuşulabilir bir mesele haline gelmiş demek ki.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-degisikligi-yari-baskanligi-icerir-mi-83590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa değişikliği yarı başkanlığı içerir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-2022-sonrasi-hizli-kar-artisini-neye-borclular-83589</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar 2022 sonrası hızlı kâr artışını neye borçlular?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025 yılında doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancıların getirdiği kaynak miktarı 28,1 milyar dolar oldu. Buna karşın yabancıların kâr transferi olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı 32,61 milyar doları buldu. Yani yabancılar doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynağın yüzde 16 daha fazlasını kâr transferiyle çıkardılar.</strong></p>
<p>Ödemeler dengesi yabancı sermaye hareketlerinin son dönemde iyice öne çıkan bir stratejisi var: Vur-kaç taktiğiyle kârına kâr katmak.</p>
<p>Yabancı sıcak para aslında enflasyon, büyüme, işsizlik gibi ekonominin temel sorunlarından çok, kur ve faiz makasıyla ilgileniyor. Ona, kurlar kontrol altında tutulurken kur artışının üstünde bir faiz kazancı fırsatı sunuluyorsa enflasyonun ne kadar olduğuna pek bakmıyor. Buna bağlı olarak kurlarda artışın hızlanabileceğini sezdiği anda hızla çıkıp kârını hesabına yazıyor. Durumun sakinleştiğini, kur artışına göre faiz kazancının yüksek olacağını gördüğü zaman da hızla geri geliyor. Sıcak para bu vur-kaç taktiğiyle hem çıkarken hem de girerken kazanma fırsatı elde ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f01933191e-1784611219.png" alt="" width="654" height="379" /><strong>Dış kredi borçlanmasının </strong><strong>maliyeti yüksek oluyor</strong></p>
<p>Bu oynaklık ekonominin kırılganlığının kalıcı olmasına yol açarken, oynaklığı dengelemek için dış kredi borçlanmasına yüklenme sonucu doğuruyor. Bunun da maliyeti yüksek oluyor.</p>
<p>Bu çarpık durumun sonuçlarını 2023 yılından itibaren çok daha belirgin ve yakıcı bir şekilde hissetmeye başladık. Bunu sayfadaki grafikte yabancıların kâr transferi çizgisinin 2022 yılından sonra dikleşen eğiliminde net bir şekilde görüyoruz.</p>
<p>2025 yılında yabancıların gerçekleştirdikleri kâr transferinin miktarı, aynı yıl içinde doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri sermaye miktarını aştı. 2025 yılında doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancıların getirdiği kaynak miktarı 28,1 milyar dolar oldu. Buna karşın yabancıların kâr transferi olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı 32,61 milyar doları buldu. Yani yabancılar doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynağın yüzde 16 daha fazlasını kâr transferiyle çıkardılar.</p>
<p>Böyle bir durum daha önce 1990’lardaki ve 2001’deki ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkmıştı. Bu durum, ekonominin kırılganlığının iyice arttığı dönemlerde sıcak paranın gönlünü hoş tutmak için daha fazla tavizler verilmesinin bir ürünü.</p>
<p>Yabancı doğrudan yatırım miktarı ile yabancıların kâr transferi miktarının birbirine yaklaştığı diğer dönemler de 2009 ve 2018 gibi yine ekonomik kriz dönemleri oldu. 2025 yılının fotoğrafı, bu açıdan 2009 ve 2018’den daha ağır bir duruma işaret ediyor.</p>
<p>Grafik, Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin ne kadar oynak ve aşırı dalgalı olduğunu da sergiliyor. Bu durum hem ekonomideki kırılganlığın bir sonucu, hem de bu kırılganlığı artıran ve kalıcı kılan bir faktör.</p>
<p>Grafik yabancı sermaye girişlerinin global ekonomik ve finansal gelişmelerin yanısıra Türkiye’deki siyasi gelişmelerden aşırı ölçüde etkilendiğini de yansıtıyor. Yabancı sermaye girişi, Erdoğan yönetiminin 2001 IMF programını uyguladığı dönemde artarken, sonrasında azalıyor ve 2008-2009 krizi ile dip yapıyor. Sonra global para genişlemesi ile hızla artıyor. Gezi olayları sonrasında Türkiye’de yaşanan siyasi kırılganlıklarla tekrar inişe geçiyor ve 2015’e kadar sert bir iniş yaşanıyor. 2015 sonrasında yabancı sermaye girişi kâr transferindeki artışa paralel bir artış eğilimi gösteriyor.</p>
<p><strong>Siyasi belirsizlik kâr </strong><strong>transferini hızlandırdı</strong></p>
<p>2023 ve sonrası kâr transferinin hızla artmaya başlaması ise 2023 seçimleri öncesinde izlenen ekonomi politikasının duvara dayanmasıyla Erdoğan yönetiminin nas politikasından yüksek faiz politikasına geçmesiyle sıcak paraya yeni fırsatlar sunulmasının bir sonucu. Bu eğilimin daha sonra iyice hızlanması ise Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve CHP’ye yönelik siyasi operasyonlarla ortaya çıkan siyasi ortamın bir ürünü.</p>
<p>Özetle yabancılar vur-kaç taktiğiyle bu kadar güzel kârlar elde edebilmelerini ekonomideki süregiden kırılganlıkların yanında iç siyasetteki uygulamalara da borçlular.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-2022-sonrasi-hizli-kar-artisini-neye-borclular-83589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar 2022 sonrası hızlı kâr artışını neye borçlular? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorelbolgesel-asgari-ucret-care-mi-83588</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektörel&amp;bölgesel asgari ücret çare mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gizli amaç; asgari ücreti düşürme aracı mı üretmektir? MÜSİAD’ın ısrarı her ne kadar satın alma gücünü arttırmak üzerine olsa da çözdüğünden daha fazla sorun üreteceği kesin bir çalışma bu.</strong></p>
<p><strong>MÜSİAD</strong>’ın periyodik olarak gündemde tuttuğu <strong>sektörel ve bölgesel asgari ücret</strong> konusunda hazırlıklar yürütülüyor. Önerinin savunduğu; “<em>çalışanların satın alma gücünün korunması ile üretimin ve istihdamın sürdürülebilir şekilde desteklenmesi…</em>” Akla yakın(<strong>!</strong>) ve mantıklı(<strong>!</strong>) görünüyor değil mi?</p>
<p>Ancak bizim bu alanda <strong>tecrübemiz</strong> var. <strong>1951-1974</strong> arası <strong>bölgesel asgari ücreti uyguladık</strong>, yaşadığımız sorunlar yüzünden <strong>terk ettik</strong>, ulusal asgari ücrete döndük. Biliyoruz ki <strong>üniter devletlerin çoğunda</strong> (<em>AB misal</em>) ulusal düzeydedir de <strong>eyaleti sitemi</strong> olan <strong>ABD,</strong> <strong>Kanada</strong>, <strong>Çin</strong> gibi ülkelerde dahi sorunlar üretir.</p>
<p><strong>ZATEN BOZUK OLAN GELİR DAĞILIMINI DAHA DA BOZACAK</strong></p>
<p>Öncelikle <strong>coğrafi temelli</strong> ücret ayrımı, <strong>eşitlik ilkesine</strong> aykırıdır, <strong>hukuki</strong> ve <strong>anayasal</strong> tartışmalar üretir. Asgari ücretin özü; “<strong>en düşük ücret</strong>” olmasıdır, bölgesel uygulama bu tanımı bozar ve <strong>bazı bölgelerde daha düşük ücret,</strong> bir düzey oluşturmasını sağlar. <strong>Kayıt dışı istihdamı</strong> teşvik eder <strong>vergi kaybı</strong> üretir.</p>
<p><strong>Düşük yaşam maliyetli bölgelerde</strong> asgari ücret daha düşük belirlenirse, o bölgelerdeki <strong>yoksulluk</strong> ve <strong>gelişmişlik farkı</strong> artar. Zengin bölgeler (<em>İstanbul, Ankara</em> vb.) daha yüksek ücret alırken, az gelişmiş bölgeler <strong>daha da geride</strong> kalır. Bu da zaten bozuk olan <strong>gelir dağılımı adaletsizliğini</strong> çok daha büyütür.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sektörel&amp;coğrafi ücret farkına dair…</strong></span></p>
<p><strong>Yoğun göç ve büyük şehir sorunları?</strong></p>
<p>Düşük ücretli bölgelerden <strong>yüksek ücretli metropollere</strong> (özellikle İstanbul’a) göç artışı beklenir. Bu durum, <strong>konut fiyatlarını</strong> ve <strong>kiraları</strong> daha da yükseltir; <strong>trafik</strong>, <strong>altyapı</strong>, <strong>eğitim</strong>, <strong>sağlık</strong> hizmetine yüktür.</p>
<p><strong>İdari ve uygulama zorlukları nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Bölgeleri nasıl tanımlayacaksınız</strong>? İller mi, il içindeki <strong>semtler</strong> mi? Aynı il içinde bile yaşam maliyeti çok farklıdır (İstanbul’da <strong>Şişli</strong> ile <strong>Sultanbeyli</strong>, Ankara’da <strong>Çankaya</strong> ile <strong>Sincan</strong>). Sınıflı toplum üretebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞVERENLER TAŞINIRSA DENGESİZ KALKINMA HORTLAYABİLİR</strong></p>
<p>İşverenler maliyetleri düşürmek için <strong>üretimlerini düşük ücretli bölgelere</strong> taşıyabilir. Bu da yüksek ücretli bölgelerde <strong>istihdam kaybına</strong>, düşük ücretli bölgelerde ise <strong>düşük katma değerli işlerin yoğunlaşmasına</strong> yol açar. <strong>SGK prim yükünde</strong> fark doğar. Kaldı ki <strong>hangi bölge daha az gelişmiş sayılacak</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SEKTÖREL ÜCRET FARKI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İşgücü hareketliliği</strong>: Daha fazla ücret ödeyen sektörlere doğru akım, diğerlerini istihdamsız bırakabilir</p>
<p><strong>İşçisi pahalı sektör</strong>: Katma değer mi, yoksa ciro, ihracat ve kârlılık mı pahalı istihdamı belirleyecek?</p>
<p><strong>Bölgesel farklılık</strong>: Aynı bölgedeki doğal, çevre ve kaynaklar, binlerce farklı bölge tanımayacaktır</p>
<p><strong>Hukuki sorunlar</strong>: Eşitlik, liyakat gibi farklılıklar, çalışan sözleşmelerinde adaleti zedeleyebilecektir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorelbolgesel-asgari-ucret-care-mi-83588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörel&amp;bölgesel asgari ücret çare mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahmini-yukari-buyume-asagi-83587</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon tahmini yukarı, büyüme aşağı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın piyasa katılımcıları olarak bilinen ağırlıkla finans kesimi temsilcilerini kapsayacak şekilde yaptığı anket, bu yıl aylar itibarıyla enflasyon ve cari açık tahminlerinin neredeyse sürekli yukarı gittiğini, buna karşılık büyümeye ilişkin tahminin ise belirgin bir şekilde gerileme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ancak cari açık revizyonunun özel bir nedeni var, yazımın son bölümünde onu açıklıyorum.</p>
<p>Bu yıla ilişkin dolar kuru tahmininde aydan aya çok belirgin bir artış yok ama 2027’ye dönük tahminde çok daha hızlı bir tahmin değişimi olduğu da dikkati çekiyor.</p>
<p>Merkez Bankası bu anketi çok az sayıda katılımcıyla yapıyor. Örneğin temmuz ayı anketine 50’si finans sektöründen, 15’i de reel sektörden olmak üzere toplam 65 kişi katıldı. Bu ankete verilen yanıtların, Merkez Bankası’nın reel sektör ve hanehalkını kapsayacak şekilde yaptığı anketlere göre çok daha iyimser bir tablo sergilediğini de vurgulamak gerekiyor.</p>
<h2>TCMB’den daha az kötümserler</h2>
<p>Piyasa katılımcıları bu yıla ilişkin enflasyon tahminlerini revize ederken Merkez Bankası’ndan daha az kötümser olduklarını ortaya koydu.</p>
<p>Merkez Bankası 2026 enflasyonunu yüzde 16 olarak öngörüyordu, daha sonra bu oran yüzde 24’e revize edildi. Yani 8 puanlık bir revizyon söz konusu.</p>
<p>Piyasa katılımcıları ise ocak ayında yüzde 23,23 olan tahminlerini yüzde 29,21’e çıkardı. Revizyon 6 puan bile değil.</p>
<p>Ama yine de düzey olarak Merkez Bankası’nın hem hedef, hem tahmininin üstünde bulunulduğu ortada. Bu yıl için piyasa katılımcılarının dile getirdiği yüzde 29,21 ile Merkez Bankası’nın hedef ve tahmini arasında 5 ve 3 puanlık bir fark var. Ama sonraki yıllardaki tahminlerde fark çok daha büyük.</p>
<p>Merkez Bankası’nın son güncellemesine göre 2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 15. Oysa piyasa katılımcılarının tahmini yüzde 21,47 düzeyinde. Arada neredeyse yüzde 50’ye yakın fark var.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının iki yıl ve beş yıl sonrası için dile getirdikleri tahmin de Merkez Bankası’nın öngördüğü oranların çok çok uzağında.</p>
<p>Piyasa katılımcıları Türkiye’nin beş yıl sonra bile, yani ta 2031’de bile tek haneli enflasyona inemeyeceği görüşünde.</p>
<p>Piyasa katılımcıları bu görüşteyse varın siz diğer kesimlerin; reel sektörün ve hanehalkının ne beklediğini düşünün!</p>
<h2>Temmuz tahmini yüzde 1,68</h2>
<p>Merkez Bankası’nın anketine yanıt veren katılımcılar bu ayın enflasyonunu yüzde 1,68 olarak tahmin etti.*** Piyasa katılımcılarının tahminleri ile gerçekleşen oran arasında tabii ki bir miktar fark oluyor. Piyasa katılımcılarının bu yılki aylık tahminleri şöyle: (Parantez içindeki oranlar TÜİK’in açıkladığı TÜFE artışı.)</p>
<p><strong>“Ocak yüzde 3,76 (4,84), şubat yüzde 2,54 (2,96), mart yüzde 2,18 (1,94), nisan yüzde 2,93 (4,18), mayıs yüzde 1,89 (1,71), haziran yüzde 1,36 (0,99).”</strong></p>
<p>İlk altı aydaki enflasyon TÜİK’e göre yüzde 17,76 oldu. Piyasa katılımcılarının tahmini ise yüzde 15,57’de kaldı. Dedim ya, piyasa katılımcıları biraz iyimser…</p>
<h2>Faizde sınırlı düşüş </h2>
<p>Ankete katılanlar perşembe günü yapılacak PPK toplantısında faizin değişmeyeceği görüşünde. Ancak eylül ayında yapılacak toplantıda yüzde 37 düzeyindeki politika faizinin yüzde 36,55’e ineceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Faizin ekim ayında yüzde 35,73’e indirileceğini tahmin eden piyasa katılımcıları aralık ayında yapılacak PPK toplantısı içinse yüzde 34,70 düzeyinde bir faiz tahmininde bulundu.</p>
<p>Yani halen yüzde 37 olan ama fiilen uygulanmayan faizin yıl sonuna kadar 2 puan kadar aşağı çekileceği beklentisi var. Bu ankette küsuratlı oranlar çıkması ortalama alınmasından kaynaklanıyor, yoksa Merkez Bankası faizi indirse bile tabii ki böyle düzeyler belirlemeyecektir.</p>
<p>Faizin yıl sonunda 35 dolayına ineceği bekleniyor ama fiilen uygulanan faiz acaba kaç olacak? Fiili faizin 35’e inmesi pek olabilecek gibi görünmüyor. Bir kere böyle bir tahmin, yüzde 29’un üstünde beklenen enflasyonla pek uyuşmaz.</p>
<h2>Cari açık makul görünüyor </h2>
<p>Piyasa katılımcılarının başlıca tahminleri arasında ocak ayından temmuza kadarki dönemde en belirgin değişikliğin cari açıkla ilgili olarak yaşandığı ortada. Ama bu değişiklik gayet normal ve gerçek anlamda bir tahmin revizyonuna işaret etmiyor.</p>
<p>Bir kere ilk iki ayda yapılan cari açık tahminlerinin hiçbir anlamı yoktu. Çünkü Merkez Bankası mart ayının ortasında 2025 ve önceki birkaç yılın verisini revize etti. Bu çerçevede 2025 yılı açığı 25 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkarıldı. Dolayısıyla ocak ve şubatta, hatta martta dile getirilen tahminlerin bir önemi bulunmuyor.</p>
<p>Cari açık tahmini nisanla birlikte 44 milyar dolara çıkarıldı ve bunda tabii ki savaşın da etkisi var. Son tahmin 49 milyar dolar.</p>
<p>İlk beş ayda 30, mayıs sonunda 37 milyar dolar olan açığa göre yılın tümü için 49 milyar dolarlık tahmin biraz iyimser gibi görünse de bu düzey çok fazla aşılmayabilir. Gidişatı tabii ki büyük ölçüde savaş ve enerji fiyatları belirleyecek.</p>
<h2>Büyümede 1 puana yakın revizyon</h2>
<p>Büyüme tahmini ise belirgin olarak aşağı çekiliyor. Ocak ve şubatta yüzde 3,9 dolayında olan büyüme tahmini, her ay düzenli olarak aşağı çekilerek temmuzda yüzde 3,12’ye indirildi.</p>
<p>Türkiye geçen yıl yüzde 3,6 büyümüş, bu yılın büyüme hedefi ise yüzde 3,8 olarak belirlenmişti. Ancak savaş, savaşın yol açtığı dış pazar daralması, yine savaşın etkisiyle faiz artırımına gidilmesi büyümenin revize edilmesini kaçınılmaz hale getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef9740b192-1784609140.png" alt="" width="652" height="290" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahmini-yukari-buyume-asagi-83587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon tahmini yukarı, büyüme aşağı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-kurdugu-banka-diye-gururlandi-zoraki-bankaci-zordayi-beraat-edince-yazdi-83586</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk’ün kurduğu banka diye gururlandı, ‘Zoraki Bankacı Zorda’yı beraat edince yazdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>’nin en eski Kamu İktisadi Topluluğu’nun bankası Sümerbank, 11 Eylül 1995 günü özelleştirildiğinde bankacı <strong>Metin Berk, </strong>sektörden soğuduğu için Tamek Grubu’na ait reklam şirketinin genel müdürlüğünü yürütüyordu.</p>
<p><strong>Hayyam Garipoğlu, </strong>103.4 milyon dolarlık teklifiyle Sümerbank’ı aldıktan sonra Genel Müdürlük görevi için <strong>Şükrü Karahasanoğlu</strong>’nu transfer etmişti. <strong>Karahasanoğlu, </strong>2 Ocak 1996’da <strong>Metin Berk</strong>’i davet etti:</p>
<p>-          <strong>Metin Bey, bankamızın dış işlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı olmanızı çok isterim.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk, </strong>bankacılık sektöründen soğumuş olmasına rağmen şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Bu teklif benim için gurur verici. Atatürk’ümüzün kurduğu ve Cumhuriyet döneminde sanayileşmede büyük katkıları olmuş bir banka, artık özel bir banka olarak da önemli görevler üstlenecek. Bu çorbada benim de tuzum olmalı…</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef78f05a34-1784608655.jpg" alt="" width="700" height="582" /></strong><strong>Metin Berk, </strong>sonradan Sümerbank’ta yaşanan olayları, yönetim kademesinin ağır cezalık ve DGM’lik olacağını tahmin etmek bir yana aklının ucundan bile geçmemişti.</p>
<p><strong>Berk, </strong>Haziran 1999’da Sümerbank’tan ayrılmayı gündemine aldı. Haziran 1999’da Bankalar Kanunu’na yapılan yeni eklemeler, ağırlaşan hükümler getirmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Örneğin, 3 ayda bir kredi faizini ödemekte zorlanan bir borçlunun vadesini uzatmak veya kredisini ödenebilir bir yapılanmaya sokmak, yöneticilerin doğrudan zimmet suçu ile yargılanmasına yol açabilecekti.</strong></li>
</ul>
<p>Ayrıca 1998 yılında bankanın patronu <strong>Hayyam Garipoğlu</strong>’nun bir şirketine büyük meblağlı bir kredi verilmiş, banka yeminli murakıplarının uyarısıyla önemli bir kısmı geri ödetilmiş, yeni riske girilmemesi talimatı verilmişti.</p>
<p>Buna rağmen kredilere bakan yönetici söz konusu şirkete yeniden kredi çıkarmak için <strong>Metin Berk</strong>’ten yardım istedi. <strong>Berk</strong>’in yanıtı çok sert oldu:</p>
<p>-          <strong>Siz beni zimmet suçu ile içeri mi attırmak istiyorsunuz? Bu önerinizi yönetim kuruluna getirmeyin. Getirirseniz imzalamayacağım. Diğer yönetim kurulu üyelerini de imza atmamaları konusunda uyaracağım.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk, </strong>o günlerden itibaren bankaya daha az uğramanın yanı sıra yönetim kurulu kararlarına da imza atmayı kesti. Derken 13 Ekim 1999 günü Sümerbank’tan ayrıldı.</p>
<p>22 Aralık 1999 gecesi 4 küçük banka ile birlikte Sümerbank’a da devlet tarafından el konuldu. Sümerbank’tan ayrılmasından bir yıl sonra <strong>Metin Berk</strong>’in korktuğu başına geldi:</p>
<p>-          <strong>Uzatılmasına karşı çıktığım, ne sözlü, ne yazılı hiçbir şekilde onay vermediğim kredi</strong><strong>yle ilgili,</strong><strong> bankadan ayrılmamdan 10 gün önce kredilerden sorumlu arkadaşın meblağı artırıp vadeyi de uzattığını açılan </strong>“zimmet davası” <strong>dosyasına girince öğrendim.</strong></p>
<p>2000 yılı başından itibaren Sümerbank’ın bazı eski yöneticileriyle birlikte <strong>Metin Berk </strong>hakkında da davalar açılmaya başlandı. Bankanın eski sahibi <strong>Hayyam Garipoğlu </strong>cezaevine girmiş, bazı yöneticiler için de tutuklu yargılanma yolu görünmüştü.</p>
<p>Sümerbank’tan ayrılıp Etibank’ın başına geçmiş olan <strong>Şükrü Karahasanoğlu, </strong>o günlerde <strong>Metin Berk</strong>’i ofisine davet etti:</p>
<p>-          <strong>Metin Bey, Sümerbank’la ilgili hakkımızda açılan davalar DGM’ye (Devlet Güvenlik Mahkemesi) doğru gidiyor.</strong></p>
<p>Nitekim 7 Kasım 2000’de <strong>Şükrü Karahasanoğlu, İsmail Emen </strong>ve <strong>Metin Berk</strong>’in de aralarında olduğu eski Sümerbank yöneticileri hakkında gıyabi tutuklama kararı alındı.</p>
<p><strong>Şükrü Karahasanoğlu, </strong>soluğu İtalya’da, <strong>İsmail Emen </strong>de ABD'de almıştı. <strong>Karahasanoğlu, </strong>27 Mayıs 2002’de Türkiye’ye döndü, 10 gün tutuklu kalıp tahliye edildi. <strong>Emen </strong>de 14 Ocak 2003’te döndü, 6 gün tutukluluk sonrası tahliye kararı çıktı.</p>
<p><strong>Metin Berk </strong>ise açılan davalarla birlikte gözaltı ve 37 gün süren cezaevi süreci yaşadı. 8 Aralık 2000 gecesi tahliye kararıyla evine kavuştu.</p>
<p>2013 yılının ikinci yarısında <strong>Berk</strong>’ten bir mesaj aldım:</p>
<p>-          <strong>Bankacılık sektöründeki anılarımın 1970-1995 yıllarını kapsayan dönemini </strong>“Zoraki Bankacı” <strong>adlı kitapta topladım. Kitabın arka kapağı için bir küçük mesaj yazar mısınız?</strong></p>
<p><strong>Berk</strong>’in <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabı Nisan 2014’te çıktı. Peş peşe 4 baskı yaptı. <strong>Berk</strong>’in anılarının 1996-2014’ü kapsayan dönemiyle ilgili <strong>“Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabı da Haziran 2015’te yayınlandı.</p>
<p><strong>Berk, “Zoraki Bankacı Zorda”</strong>nın önsözünde şu ayrıntının altını çizdi:</p>
<p>-          “Zoraki Bankacı Zorda”<strong>yı hakkımda açılan davalardan aklanarak kurtulmayı beklediğim için 2015 yılında yayınladım. Çok şükür ki, aleyhime açılan ağır ceza ve ticari mahkemelerdeki davaların tümünden aklandım.</strong></p>
<p><strong>Metin Berk</strong>’in vefatını kızı <strong>Meltem Berk</strong>’in sosyal medyadaki paylaşımından öğrendim.</p>
<p><strong>“Zoraki Bankacı Zorda”</strong>yı yeniden gözden geçirdim. <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağına yazılan mesajları okudum…</p>
<p><strong>Metin </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2>İnsanı oynatmaz, olduğunu iyi olurdu</h2>
<p><strong>PROF. Murat Belge, “Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağında yer alan mesajında <strong>Metin Berk</strong>’i şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Metin Berk ile okul arkadaşıyım. Artık olmayan English High School’da yatılı öğrenciydik. O benden iki sınıf büyüktü.</strong></li>
<li><strong>Hakkında ilk bilgi olarak şunu vereyim: </strong>Okullarda büyükler küçüklere zulmeder, adettendir. <strong>Metin</strong>’den bunu akla getirecek hiçbir şey görmedim.</li>
<li><strong>İki şey daha söyleyeyim:</strong>Hep güvenmişimdir ona. Yapabileceğini yapar, yapamayacaksa yapamayacağını söyler. İnsanı oynatmaz, oyalamaz.</li>
<li><strong>İkincisi, mizah duygusu vardır.</strong>Durumda gülünecek bir şey varsa, gülmeyi ihmal etmez.</li>
<li><strong>Kitabın başında, </strong>“Zoraki Bankacı” <strong>olduğunu yazmış. Bence başka birçok şey olabilirdi. Ama olduğunu iyi olurdu.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Cehennemin içine düştü, o cehennemden kurtuldu</span></h2>
<p><strong>DÖNEMİN </strong>Hürriyet Gazetesi yazarı <strong>Tufan Türenç, </strong>Nisan 2014’te yayınlanan <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağına şu notları düştü:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye gibi karmaşıklıklar içinde yuvarlanan bir ülkede zaman zaman namuslu insanlar da yanıp kavrulurlar. Boş yere çile çekerler, hapis yatarlar.</strong></li>
<li><strong>Metin Berk de bir bankacı olarak bankalar cehenneminin içine düşmüş. Suçsuzluğunu anlatamamış ve üzücü, kahredici yıllar yaşamış.</strong></li>
<li><strong>Sonunda suçsuzluğu kanıtlanmış ve bu cehennemden kurtulmuş. Yaşam dersleriyle dolu, soluksuz okunacak şaşırtıcı bir kitap.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O badireden beraatle çıktı</span></h2>
<p><strong>NİSAN </strong>2014’te yayınlanan <strong>“Zoraki Bankacı” </strong>kitabının arka kapağında yer alan bana ait notlar da şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Metin Berk’i 1980’lerin başlarında tanıdım. Bankalarda bulunduğu konumlar dolayısıyla haber kaynağı-gazeteci ilişkisi çerçevesindeki görüşmelerimiz yıllarca sürdü.</strong></li>
<li><strong>Sümerbank’a el konulması sonrası mahkemelere sürüklendi ama o badireden beraatle çıktı.</strong></li>
<li><strong>Berk, bankacılık anılarını aktarırken, çok sayıda şirketle ilgili önemli ayrıntıları da paylaşıyor.</strong></li>
<li>“Zoraki Bankacı”<strong>yı heyecanla okudum, çok şey öğrendim.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yakında af çıkacak, en fazla bir ay yatar çıkarız</span></h2>
<p><strong>METİN Berk, “Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabında gözaltı ve tutukluluk günlerini tek tek notlarından aktardığı bölümde 7 Kasım 2000 tarihinde şu ayrıntıları anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Saat 14.00’e doğru savcılık kararı tebliğ edilecek. Baş Komiser Bülent, Hayyam Garipoğlu’ndan başlayarak ben dahil 11 kişinin ismini okudu: </strong>“Bu kişiler tutuklu yargılanacaklar.”</li>
<li><strong>Adeta nefesim kesiliyor.</strong><strong>Her yanım titriyor. Bu kadar acayip iş olamaz. Bu kadar işin içinde olmuş bir sürü kişi tutuksuz, ben tutuklu yargılanacağım.</strong></li>
<li><strong>Hayyam hariç, geri kalan hepimiz korku ve endişe içinde titriyoruz.</strong><strong>Hayyam pişkin bir ifadeyle, </strong>“Hakim baba adam, sen konuş anlat <strong>Metin </strong>Bey” <strong>diyor.</strong></li>
<li><strong>Sunturlu bir küfür çıkıyor ağzımdan.</strong><strong>Neredeyse üstüne yürüyüp paralayacağım. Polisler hemen araya giriyorlar.</strong></li>
<li><strong>Hayyam hiç bozuntuya vermiyor, </strong>“Ne var, yakında af çıkacak, en fazla bir ay yatar çıkarız” <strong>diyerek hepimize kendince moral veriyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kimin parasını kime veriyorsun</span></h2>
<p><strong>METİN Berk, </strong>2 Kasım 2000’de Sümerbank soruşturmaları nedeniyle gözaltına alındığında kendisine sorulan sorular ve yanıtlarıyla ilgili şu notları <strong>“Zoraki Bankacı Zorda” </strong>kitabında aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Genç bir polis bana sordu: </strong>Açık kredi nedir?</li>
<li><strong>Ben de şöyle anlattım:</strong>“Bakın, <strong>Rahmi Koç </strong>bana gelse ve <strong>Metin </strong>Bey, <strong>‘Benim 5 milyon dolara ihtiyacım var’ </strong>dese, ben <strong>“Tabi Rahmi Bey, lütfen şu kredi sözleşmesini imzalayın, krediniz hazır’ </strong>derim.</li>
<li><strong>Bunu dememle genç polis çok sinirli şekilde yerinden fırladı:</strong>“Kimin parasını kime veriyorsunuz, ipotek filan almadan.”</li>
<li><strong>Ne diyeceğimi şaşırıyorum.</strong><strong>Meğer Bankacılık 101 dersinden sınıfta kalmışım…</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-kurdugu-banka-diye-gururlandi-zoraki-bankaci-zordayi-beraat-edince-yazdi-83586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/6/1280x720/metin-berk-1784608683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk’ün kurduğu banka diye gururlandı, ‘Zoraki Bankacı Zorda’yı beraat edince yazdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83584</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2. çeyrek bilanço döneminin BIST100’e etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İkinci Çeyrek Bilanço Dönemi Başladı! BIST100’e Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 21 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/vEI-LCZUrB0" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlamada-gevseme-beklentisi-zayifladi-83585</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlamada gevşeme beklentisi zayıfladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) faiz kararını perşembe günü açıklayacak. Piyasada beklentiler yüzde 37 seviyesindeki politika faizinin sabit bırakılması ancak üst banttan fonlamanın politika faizine çekilerek normalleştirilmesi yönünde. Ancak Orta Doğu’da gerilimin artması ve petrol fiyatlarındaki yükseliş TCMB’yi bu kararında da zorlayacak gibi görünüyor. Uzmanlar politika faizinde ilk indirimi en erken eylülde beklerken eşel mobil sisteminden çıkış hazırlığı ise son çeyrekte enflasyon açısından risk yaratma ihtimali taşıyor.</p>
<h2>Yüzde 37 seviyesinde sabit bırakılacak </h2>
<p>Bu yıl sadece ocak ayındaki PPK toplantısında 100 baz puanlık indirim yapan TCMB diğer üç toplantıda pas geçti, savaşın etkilerini azaltmak için ise piyasayı üst banttan yüzde 40’tan fonlamaya başladı haftalık repo ihalelerine ara verdi. Matriks Haber'in anketine göre ekonomistler, TCMB’nin bu ay politika faizini değiştirmeyerek yüzde 37 seviyesinde sabit bırakmasını bekliyor. Ankette 8'i yabancı, 25'i yerli olmak üzere 33 aracı kurum ve banka tahminine yer verildi. Temmuz 2026 toplantısı için tahmin veren 33 ekonomistin 32'si haftalık repo faizinin sabit bırakılacağı tahmininde bulundu. 1 ekonomist ise politika faizinin 300 baz puan indirilerek yüzde 34 seviyesine düşürüleceğini öngördü. Böylece politika faizine ilişkin medyan tahmin yüzde 37 olurken, ortalama tahmin yüzde 36,91 seviyesinde gerçekleşti. Ankete göre, borç alma ve borç verme faizlerinin de değiştirilmeyeceği ve yüzde 35,50-yüzde 40,00 bandında bırakılacağı tahmin edildi.</p>
<h2>Enflasyon ve petrol elini zayıflatıyor </h2>
<p>Uzmanlara göre TCMB’nin son 1 ayda yaptığı döviz alımlarıyla rezervlerini güçlendirmesi güçlü yönü olarak öne çıksa da hem haziran enflasyonunun beklentilerin üzerinde gelmesi hem de petrol fiyatlarının yeniden 85 doların üzerine tırmanması elini zayıflatıyor. Ateşkes devam ederken piyasa aktörleri TCMB’nin savaşın başlamasıyla ara verdiği haftalık repo ihalelerine yeniden başlayacağını duyurmasına kesin gözüyle bakarken şimdi yeniden başlasa da göstermelik olarak devam edeceği öngörüleri daha güçlü.</p>
<h2>Temmuz enflasyonu yüzde 1,5’i aşabilir </h2>
<p>Eşel mobil sisteminden çıkış hazırlıklarının başlamasının da petrol fiyatlarındaki dalgalı seyir sürerken enflasyonla mücadeleye bir risk oluşturduğunu belirten uzmanlar, temmuzda süt fiyatlarına gelen zammın aylık enflasyonu yüzde 1,5’in üzerine taşımayabileceğini belirtti. Hizmetler tarafında tatil nedeniyle yükselişler olacağını kaydeden uzmanlar tüm bu sıkıntıların TCMB’nin gevşemesini ertelediğini vurguladı. TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’nde de temmuz ayına ilişkin aylık enflasyon beklentisi bir önceki anketteki yüzde 1,5 seviyesinden yüzde 1,68’e yükselmiş durumda.</p>
<p>TCMB’nin erken gevşemesini beklemeyen uzmanlar haftalık repo ihalelerine bile başlanmama ihtimali bulunduğuna da dikkat çekti. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti uzun süredir yüzde 40 seviyesinde üst banttan devam ediyor. Olur da haftalık repo ihaleleriyle yüzde 37’den fonlamaya başlasa bile uzmanlar gerekli gördüğünde TCMB’nin yeniden yüzde 40’tan fonlamaya geçebileceğine işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fitch’ten sert bir gevşeme riski uyarısı</span></h2>
<p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de geçen haftanın son işlem günü açıkladığı Türkiye değerlendirmesinde Türkiye'nin kredi notunu ''BB-''düzeyinde sabit bırakırken, son olarak 10 Nisan 2026 tarihinde 'Pozitif'ten 'Durağan'a revize ettiği not görünümünü değiştirmedi. Açıklamada, Türkiye'nin düşük kamu borcu, büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomisi, "BB" not grubundaki ülkelerin medyanına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri, stres dönemlerinde dış finansmana erişimini sürdürme geçmişi ve dayanıklı bankacılık sektörünün kredi notunu destekleyen unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Fitch, enflasyonun hazirandaki yüzde 32 seviyesinden 2026 sonunda yüzde 29,5'e ve 2028 sonunda yüzde 18'e gerileyeceğini öngörerek "Bu oranlar, kuruluşun derecelendirdiği ülkeler arasındaki en yüksek seviyeler olmaya devam ediyor. Enflasyon beklentilerinin yüksek seyretmesi, sert bir politika gevşemesinin enflasyonist baskıları, makroekonomik baskıları ve dış baskıları ciddi şekilde şiddetlendirme riskini artırıyor" dedi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) fonlama maliyetini 300 baz puan artırması ve kredi limitlerini sıkılaştırıcı son adımlarının, ABD-İran çatışmasının ilk döneminde lirayı istikrara kavuşturmak amacıyla gerçekleştirilen döviz müdahalelerinin ardından uluslararası rezervlerde kısmi toparlanmayı desteklediği belirtilen açıklamada, brüt döviz rezervlerinin 2026 sonunda 167 milyar dolara ulaşmasının beklendiği kaydedildi. Açıklamada, özellikle dış finansman ihtiyacındaki sürdürülebilir azalmayla birlikte ülkenin dış tamponlarının kayda değer şekilde güçlenmesi ve enflasyondaki düşüşü destekleyen sıkı politika duruşunun korunacağına yönelik güvenin artmasının, kredi notunda yükselişe yol açabileceğine işaret edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlamada-gevseme-beklentisi-zayifladi-83585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’da ateşkesin devam ettiği süreçte, bu haftaki PPK’da TCMB’nin yeniden yüzde 37 politika faiziyle fonlamaya dönmesi beklentisi oldukça güçlüydü. Ancak ABD ve İran arasındaki iplerin yeniden kopma noktasına gelmesiyle petrol çıkışa geçti, temmuz enflasyon beklentilerinin yukarı yönlü artması TCMB’nin elini bağlayabilir gibi görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ihracati-baski-altinda-83583</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin ihracatı baskı altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Goldman Sachs, "Türkiye İhracat Yavaşlamasının Anatomisi" başlıklı raporunda Türkiye ekonomisine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Raporda, ihracattaki ivme kaybının nedenleri, cari denge üzerindeki etkileri ve ekonomi politikalarına olası yansımaları ayrıntılı şekilde ele alındı. Analize göre Türkiye, 2009-2019 yılları arasında gelişmekte olan ekonomiler arasında reel ihracatta en güçlü büyüme performanslarından birini sergiledi. Ancak bu görünüm son yıllarda değişti. Raporda, 2022-2024 döneminde reel ihracatın büyük ölçüde yatay bir seyir izlediği, 2025'in ikinci yarısından itibaren ise aşağı yönlü bir eğilime girdiği belirtildi. Goldman Sachs, ihracattaki zayıflamanın cari işlemler dengesini olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, 2026 yılı sonunda cari açığın yaklaşık 60 milyar dolar seviyesine ulaşacağını ve bunun gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 3,5'ine karşılık geleceğini öngördü. Goldman Sachs raporunda, ihracat performansındaki zayıflığın ürün grupları ve hedef pazarlar bazında ayrıntılı şekilde analiz edildi. Rapora göre, ihracattaki yavaşlama ilk olarak ara mallarında başladı, daha sonra tüketim mallarına yayıldı. Sermaye malları ise diğer ürün gruplarına kıyasla daha dirençli bir görünüm sergiledi. Analizde, Türkiye'nin ara malı ihracatındaki pazar payı kayıplarının büyük ölçüde Çin kaynaklı olduğu, Avrupa dışındaki pazarlarda da rekabet gücünün zayıfladığı ifade edildi. Tüketim mallarında ise pazar payı kayıplarının ağırlıklı olarak Çin dışındaki ihracatçılar, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, tarafından Avrupa pazarında doldurulduğu belirtildi. Raporda ayrıca, Avrupa ve Orta Doğu ekonomilerindeki büyüme ivmesinin zayıflamasının, Türkiye'nin bu bölgelere yönelik ihracatını son dönemde olumsuz etkileyen başlıca unsurlar arasında yer aldığı vurgulandı.</p>
<h2>Çin rekabeti sert vuruyor</h2>
<p>Goldman Sachs, Çin kaynaklı rekabetin yalnızca Türkiye'yi değil birçok ülkeyi etkilediğini, ancak Türkiye'nin ara ve tüketim mallarına dayalı ihracat yapısı nedeniyle bu rekabetten daha fazla etkilendiğini değerlendirdi. Raporda, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin de benzer bir ihracat profiline sahip olduğu belirtilirken, bu ülkelerin ihracatının daha çok belirli pazarlara yoğunlaşmasının rekabet baskısını kısmen sınırladığı ifade edildi. Analizde ayrıca, Türkiye'nin ihracat fiyatlarının özellikle 2019'dan bu yana Polonya ve Mısır gibi rakip ülkelere kıyasla daha hızlı yükseldiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>Cari açıkta risk artıyor</h2>
<p>Raporda, rekabet gücündeki zayıflamanın cari işlemler açığını artırdığını ve bunun uygulanan dezenflasyon programı açısından önemli risklerden biri olduğunu değerlendirdi. Raporda, ekonomi yönetiminin dış dengedeki baskının farkında olduğu belirtilirken, önceki dönemlerden farklı olarak politika ayarlamaları yapabilecek daha geniş bir hareket alanına sahip olduğu ifade edildi. Kuruluş, mevcut politika önceliğinin dış dengeyi yeniden istikrara kavuşturmak olduğunu, ancak bu sürecin enflasyondaki düşüş hızını sınırlayabileceğini öngördü.</p>
<p>Goldman Sachs ayrıca, finansal istikrarın korunabilmesi için ekonomide devam eden dolarizasyondan uzaklaşma eğiliminin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Raporda, Türk lirasında daha hızlı değer kaybı yaşanması halinde politika faizlerinin piyasa beklentilerinin üzerinde seviyelerde tutulmasının gerekebileceği belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-ihracati-baski-altinda-83583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Goldman Sachs’ın araştırma notuna göre, Türkiye ihracatı son bir yılda aşağı yönlü bir eğilim gösteriyor. Kuruluşun “Türkiye- İhracat Yavaşlamasının Anatomisi” başlıklı yatırımcı notunda, reel ihracatın 2022-2024 döneminde büyük ölçüde yatay kaldıktan sonra 2025’in ikinci yarısından itibaren gerileme eğilimine girdiği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici kârını faize harcadı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan ve “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” araştırmasının devamı niteliğindeki “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” çalışması, tıpkı devler gibi orta ölçekli firmaların da kârlılık baskısını kıramadığını, kazandığını da faize kaptırdığını ortaya koydu. Araştırmanın sonuçlarına göre, İSO İkinci 500’ün üretimden satışları, 2025’te yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya yükselirken, söz konusu artış 2020 sonrasındaki en düşük oran olarak dikkat çekti. Buna karşılık 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında; üretimden satışların reel olarak binde 2 ile çok sınırlı bir artış kaydettiği görüldü. İSO 500’de ise nominal artış yüzde 28, reel artış ise yüzde 2,1 olmuştu. Yanı sıra tıpkı İSO 500’de olduğu gibi reel düşüş eğilimi son 3 yılın ardından İSO İkinci 500’de de son bularak çok ılımlı düzeyde de olsa artışa döndü.</p>
<p>Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre, Teksan Jeneratör 5 milyar 317 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 5 milyar 308 milyon TL ile Norm Salihli Vida ve Cıvata takip ederken, Biska Tekstil 5 milyar 306 milyon TL ile üçüncü oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef2e79e45d-1784607463.png" alt="" width="830" height="335" /></p>
<h2>İhracatta negatif ayrıştı</h2>
<p>İSO İkinci 500’ün ihracat performansı da 2025’te çok iç açıcı olmadı. Türkiye ihracatının yüzde 4,4; sanayi malları ihracatının yüzde 4,5; İSO 500’ün ihracatının ise yüzde 8,4 arttığı 2025 yılında, İSO İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 düşerek 15,9 milyar dolara indi. Böylece İSO İkinci 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 6’ya geriledi. Bu durum ihracatçıların yüksek maliyet ve baskılanan kur nedeniyle fiyat rekabetçiliğini kaybederek pazarlarını korumakta zorlandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, ihracattaki payı yüzde 1’in üzerinde olan sektörler arasında ihracatını en fazla artıran yüzde 23,3 ile makine ve ekipman olurken, en fazla kayıp yaşayan ise yüzde 82,9 daralmayla bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı oldu.</p>
<p>İSO 500’e benzer şekilde İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karları, 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025’te güçlü nominal artışlar kaydetti. An cak bu iyileşmede, 2024 yılı karlılık büyüklüklerinin oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesinin yarattığı baz etkisi belirleyici oldu. Bununla birlikte, 2025 yılında tüm karlılık rasyoları 2015-2024 ortalamasının altında kaldı. 2024’ten 2025’e İSO İkinci 500’ün faaliyet karı yüzde 35,4 oranında artarak 118 milyar liradan 160 milyar liraya; faaliyet karlılığı oranı da yüzde 7,3’ten yüzde 7,7’ye yükseldi. Ancak bu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında kaldı. İSO 500 ise faaliyet karlılığını 2025’te yüzde 57,1 ile daha yüksek oranda artırırken, faaliyet karlılığı oranı yüzde 7,7 ile benzer gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef2f6ccfec-1784607478.png" alt="" width="543" height="558" /></p>
<h2>Kârlılık artışları sınırlı kaldı </h2>
<p>Aynı dönemde İSO İkinci 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 34 artışla 46 milyar liraya; vergi öncesi dönem karlılığı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye sınırlı artarken, bu oran da 2015-2024 ortalaması olan yüzde 6,6’ya göre çok daha düşük gerçekleşti. Bir diğer önemli karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/ zarar toplamı ise yüzde 28,8’lik artışla 205 milyar liradan 264 milyar liraya; FAVÖK karlılığı oranı da 0,1 puan artışla yüzde 12,7’den yüzde 12,8’e yatay seyretti. Söz konusu bu oran da son 10 yıl ortalaması olan yüzde 14’ün altında seyretti. Öte yandan İSO İkinci 500’ün satış karlılığı 0,1 puan artışla yüzde 2,2 olurken, aktif karlılığı da 2025’te yatay seyrederek yüzde 1,9 oldu. Özkaynak karlılığında da 0,6 puan artış ile sınırlı yüzde 3,9’a çıkarak sınırlı bir iyileşme yaşandı. Yanı sıra İSO İkinci 500’de vergi öncesi dönem karı/zararı büyüklüğüne göre zarar eden kuruluş sayısı azalarak 155’e geriledi. Ancak yine de bu sayı, 2008 küresel kriz yılından bu yana ikinci en yüksek değer olarak dikkat çekti. İSO 500’de ise zarar eden kuruluş sayısı 152 olarak hesaplanmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef30523de5-1784607493.png" alt="" width="548" height="364" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borçların özkaynaklara oranı yüzde 107,5’e yükseldi</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’ün bilançosunda aktif tarafta dönen varlıklar yüzde 36,8 artarken, duran varlıklar yüzde 22,6 oranında büyüdü. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 29,9 olarak gerçekleşti. Pasif tarafta ise özkaynaklar yüzde 13,3 ile sınırlı bir artış gösterirken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 ile çok daha yüksek seyretti. Borçların aktifl er içindeki payı 2025’te 7 puanlık artışla yüzde 51,8’e yükselirken, özkaynakların payı yüzde 48,2’ye geriledi. Borçların özkaynaklara oranı ise yüzde 107,5’e çıktı. İSO İkinci 500’de 2024’te yüzde 32,2 artan toplam borçlar, 2025’te yüzde 50,2 ile daha hızlı büyüdü ve 1 trilyon 273,7 milyar TL’ye ulaştı. Alt kalemler incelendiğinde; 2024’te yüzde 45,1 olan mali borçlardaki artış, 2025’te yüzde 52,1’e yükseldi. Diğer borçlar ise yüzde 48,2 ile hızlı arttı. 2025’te tüm borçlanma türlerinde artışın hızlanması, kredi maliyetlerindeki yükselişe rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansal ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldığına işaret etti. Yanı sıra kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı üst üste üçüncü yıl azalarak 2025’te yüzde 54’e geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSO İkinci 500’ün finansman gideri 138 milyar lira</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’ün finansman gideri yükü de ağırlaşıyor. Buna göre, İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,2 oranında artarak 138 milyar TL’ye yükselirken, aynı yılda faaliyet karı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’ye yaklaştı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 5,8 puan daha artarak yüzde 86,7’ye yükseldi. Bu oranın 2015-2024 ortalamasının yüzde 47,3 olduğu düşünüldüğünde, yıllardan beri hep işaret edildiği üzere sanayiciler ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırma gerçeğinden uzaklaşamadı. Öte yandan, net kambiyo zararı geçen yıla göre yüzde 400 artarak 26 milyar TL’ye yükselirken, kambiyo zararı dışındaki diğer faaliyetlerden elde edilen net kar 55 milyar TL düzeyine çıktı. 28 milyar TL’lik üretim faaliyeti dışı net gelir elde edilirken, bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 0,9’dan yüzde 1,4’e yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5ef312d52f0-1784607506.png" alt="" width="564" height="1115" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek teknoloji artışa geçti</span></h2>
<p>İSO İkinci 500’de teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer dağılımına bakıldığında, 2013’ten bu yana olduğu gibi 2025 yılında da yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek pay, yüzde 40,8 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait olurken, bu grubun payı geçen yıla göre 0,2 puan düştü. Orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı 0,6 puan azalışla yüzde 27,1’e; orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise 0,8 puan azalışla yüzde 27,2’ye geriledi. Buna karşılık yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a çıkarak 2015 sonrasındaki en yüksek düzeyine ulaştı. Böylece ortayüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin toplam payı, 2025’te yüzde 32,1 ile rekor seviyesine çıktı. Öte yandan, listede Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı 2025’te 238’den 229’a geriledi. İSO İkinci 500’ün toplam Ar-Ge harcamaları ise yüzde 16 artışla 10 milyar TL’ye yükseldi. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek hafif ivme kaybetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Firmaların istihdamı yüzde 2 azaldı</span></h2>
<p>2025 yılında İSO İkinci 500 istihdamı yüzde 2,2 düşüşle 285 bin kişiye geriledi. Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretler yüzde 37,3 oranında artarken, bu artış yüzde 2,2’lik istihdam düşüşü ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen brüt maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 40,4’e çıkıyor. Öte yandan, İSO İkinci 500’de halka açık kuruluşların sayısı 4 adet artarak 43 ile en yüksek düzeyine ulaştı. İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısında 2018-2021 arasında yaşanan artış eğilimi, 2022’den itibaren tersine dönmüş gözüküyor. 2024’teki yatay seyrin ardından yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı, 2025’te 5 adet daha azalarak 62’ye gerilemiş durumda. İSO İkinci 500’ün 10’lu sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında, 2025’te firmaların yaklaşık yüzde 62’sinin 4 sektör grubunda toplandığı görülüyor. İlk sırada 107 firma ile “gıda ürünleri sanayi” yer alırken, bu sektörü 76 firma ile “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayi”, 70 firma ile “ana metaller ve makine imalat sanayi”, 56 firma ile “tekstil ürünleri sanayi” takip ediyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Sanayicinin en ağır yükü finansman maliyetleri”</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO İkinci 500 araştırmasının sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, 2025 yılının küresel talebin zayıfladığı, finansmana erişimin zorlaştığı, yüksek faiz ortamının üretim üzerinde ciddi baskılar oluşturduğu zorlu bir dönem olduğuna işaret etti. Araştırmanın sonuçlarının da bu gerçekliği bütün açıklığıyla ortaya koyduğuna dikkat çeken Bahçıvan, üretimden satışların üç yıllık reel gerilemenin ardından 2025’te ancak yüzde 0,2 gibi son derece sınırlı bir reel artış gösterebildiğini; İSO İkinci 500’ün ihracatında ise İSO 500’de gözlenen güçlü ihracat performansının aksine, yaşanan yüzde 0,3’lük gerilemenin toplam satışları sınırlandırdığını dile getirdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f06ea39593-1784612586.jpg" alt="" width="700" height="394" />Üretim çarkları durmadı Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli gerçeğin ise sanayicinin en ağır yükünün finansman maliyetleri olduğuna işaret eden Bahçıvan, “Finansman giderlerinin faaliyet karına oranının yüzde 87'ye yükselmesi, sanayicimizin kazandığının önemli bir bölümünü finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldığını göstermektedir. Bu tablo, tıpkı İSO 500 sonuçlarında olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönemin ekonomik yükünü bir kez daha sanayi sektörümüzün omuzladığını açık biçimde ortaya koymaktadır” dedi. Söz konusu olumsuzluklara rağmen, sanayi kuruluşlarının üretim çarklarını durdurmadığını, yatırım arzusunu koruduğunu ve Türkiye ekonomisinin omurgası olmayı sürdürdüğünü aktaran Bahçıvan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu kararlılık, Türk sanayisinin en önemli gücüdür. Finansman baskıları, daralan dış talep ve artan maliyetler karşısında mücadeleyi yılmadan sürdüren kuruluşlarımız, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, ülkemiz adına güçlü bir sorumluluğa da imza atmaktadır. Çünkü sanayici yalnızca mal üretmez; istihdam üretir, ihracat gerçekleştirir, teknoloji geliştirir ve ülkesinin geleceğine güven kazandırır. Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesi, enflasyonla kalıcı mücadelesi, rekabet gücünü artırması ve toplumsal refahını yükseltmesi ancak güçlü bir sanayi yapısıyla mümkündür. Sanayinin yükünü artıran değil; üretimi, yatırımı, ihracatı, verimliliği ve teknolojik dönüşümü destekleyen politikalar, ülkemizin geleceği açısından stratejik bir zorunluluktur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyet ve faiz ablukasındaki sanayicinin kâr çıkmazı İSO İkinci 500’de de ayyuka çıktı. Daha çok orta ölçekli kuruluşların yer aldığı İSO İkinci 500’de üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7; reel olarak ise sadece yüzde 0,2 büyüdü. Tüm karlılık göstergeleri 10 yıllık ortalamaların altında kalırken, sanayici kazandığının yüzde 87’sini faize kaptırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilginin-tekeli-10-yil-icinde-coktu-83628</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilginin tekeli 10 yıl içinde çöktü!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bunu söyleyen yenilikçi fikirleri ile çağımıza yön veren, geleceği şekillendiren, SpaceX'in kurucusu, CEO'su ve baş mühendisi,  Elon Musk.</p>
<p>‘Bilginin tekeli on yıl içinde çöktü.</p>
<p>Sistemin sana eğitim vermesine gerek yok, evcilleştirilmen gerekiyor’ diyen Elon Musk,</p>
<p>Üniversitelerde ki eğitim ve itaatin bedelini 200.000 Dolar olarak belirledi.</p>
<p>Çünkü bilginin tekeli on yıl içinde çöktü ama kimse fiyat etiketini güncellemedi’.</p>
<p>Musk “Üniversiteler temelde eğlenmek ve ödevlerinizi yerine getirebileceğinizi göstermek içindir.</p>
<p>Ama öğrenmek için değildir.</p>
<p>Kendi deneyimlerime dayanarak şunu da ekleyeyim: <strong>Bağlantılar kurmak.</strong></p>
<p><strong>Üzerindeki sarmaşığı ve markayı söküp çıkarırsan, geriye dört yıllık bir itaat sınavı kalır. </strong></p>
<p>Bu kişi, nedenini sormadan bir programa göre talimatları uygulayabilir mi?</p>
<p>Musk, “Üniversitelerin bir değeri var:</p>
<p><strong>Birinin, bir konuda çaba gösterip gösteremeyeceğini, hatta bir sürü ağır ödevi üstlenip yine de bunları yerine getirip getiremeyeceğini test etmek.</strong></p>
<p><strong>İşte altı haneli rakamlı değer önerisi tam da budur.</strong></p>
<p>Ne bildiğin ya da ne inşa edebileceğin değil...</p>
<p><strong>Yönetilebilir olup olmaman ön planda. </strong></p>
<p><strong>Sistemin sana eğitim vermesine gerek yok, evcilleştirilmen gerekiyor.</strong></p>
<p>Olağanüstü bir şey yapmaya çalışıyorsan, olağanüstü bir yeteneğin olduğuna dair kanıtların olmalı.</p>
<p>Üniversiteye gitmeyi olağanüstü bir yeteneğin kanıtı olarak görmüyorum.</p>
<p>Sistem olağanüstü insanlar yetiştirmez, olağanüstü insanlar sistemden kaçar.</p>
<p><strong>Sistem, yönetilebilir insanlar yetiştirir.</strong></p>
<p>Hayatının en yaratıcı ve üretken yıllarını alır ve sana talimat beklemeyi öğretir...</p>
<p>Bu eğitim değil, boyun eğdirmedir.’’</p>
<p>(<strong>Musk) “Bill Gates oldukça zeki bir adam; üniversiteyi bıraktı. Steve Jobs çok zekiydi; üniversiteyi bıraktı. Larry Ellison, bir başka zeki adam; üniversiteyi bıraktı.</strong></p>
<p>Onlar, çökmekte olan eğitim sisteminin temposuna ayak uyduramadıkları için ayrılmadılar, tavanın yerin altında olduğu için ayrıldılar...</p>
<p>Bugün, 8 milyar insan cebinde, bu kurumların erişim için bir ömür boyu borçlanmaya zorladığı kütüphanenin aynısını taşıyor.</p>
<p>Günümüzde başarının gerçek anahtarı budur.</p>
<p>Bu nedenle, herkes her yerden ve her an başarıya ulaşabilir; tek yapması gereken bunu istemektir.</p>
<p>Üniversitelerin hâlâ sattığı ve boyun eğenlerin hâlâ satın aldığı tek ürün, buna ihtiyacınız olduğu inancıdır.</p>
<p>Eğer sizi köleleştirmeye çalışan bu sistemden kurtulmak istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey, gerçekten başarı, zenginlik ve özgürlük getirecek bir fikirle kendi işinizi kurmaktır’’.</p>
<p> </p>
<p>Bu açıklamalarda anlaşılacağı üzere,</p>
<p>Musk’ın üniversite eğitimi ve geleneksel diplomalar hakkındaki düşünce özeti;</p>
<ul>
<li><strong>Bilgiye Erişim:</strong> İnternetin hayatın her alanında<strong>.</strong>İstenen her konunu ücretsiz olarak öğrenilebilir.</li>
<li>Gerçek hayatta uygulayabilecekleri yararlı becerilere sahip olamadıklarını belirtmektedir.</li>
<li><strong>Fabrika Tipi Eğitim Modeli:</strong> Her öğrencinin aynı şeyi, aynı hızda ve aynı sırada öğrenmeye zorlanmasını eleştirmektedir. İnsanların montaj bandındaki nesneler olmadığını, bu modelin artık var olmayan eski fabrika ekonomisi için tasarlandığını savunmaktadır</li>
<li><strong>İşe Alım Kriterleri:</strong></li>
</ul>
<p>Musk, işe alımlarda da diploma yerine adayların olağanüstü yeteneklere ve somut başarı geçmişine sahip olup olmadığına bakmaktadır.</p>
<p>Tesla ve SpaceX gibi şirketlerinde çalışmak için üniversite diplomasının şart olmadığını belirtir.</p>
<p>Yeteneği ve yaratıcılığı diplomadan çok daha üstün tutar.</p>
<ul>
<li><strong>Disiplin Göstergesi:</strong> Üniversiteye gitmenin bir işe yaramadığını tam olarak söylemese de, bunun sadece kişinin "can sıkıcı işleri tamamlama" ve belirli bir yaş grubuyla sosyalleşme becerisini gösteren bir süreç olduğunu ifade eder.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genel bağlamda ,kendi yaşam yolculuğumuzu sorgularsak,</p>
<p>İleri teknoloji kullanımı ile geldiğimiz bu noktada;</p>
<p>Bir şeyler öğrenmek için üniversiteye %100 ihtiyaç olmayabilir, bazı meslek dalları hariç</p>
<p>Her şey ücretsiz olarak sistemde mevcut.</p>
<p>İstediğimiz her şeye ücretsiz ulaşabilir ve öğrenebilir bir konumdayız.</p>
<p>Yazılmış her ders, her ders kitabı, her yöntem vs....</p>
<p>Hepsi ücretsiz; herhangi bir ekranda, herhangi bir ülkede, istediğin yerde ve zamanda.</p>
<p>O halde geriye kalan ve bize gerekli olan soft skills becerilerimizi  arttırmak.</p>
<p>(Soft Skills; Sadece teknik bilgilerin yeterli olmadığı günümüzde her yönetim ve iletişim alanında  öne çıkmak, rekabet edebilmek için gerekli  olan sosyal becerileri temsil eder.)</p>
<p>Yeteneğe , problem çözme becerisine, öz disipline sahip olmak,empati kurabilmek, liderlik, Dengeli Zihin Kullanımı, sabırlı, yaratıcı olmak, dinlemeyi bilmek, sorun çözücü olmak, kendi kendine öğrenebilmek, pratik becerilerimizi arttırmak… gibi özellikler.</p>
<p>Kısacası, bizi insan yapan ve bir makineden ayıran özelliklerimizi ön plana çıkarmak.</p>
<p>Makinaların ve kimsenin yapamayacağı işlerde beceri kazanmak, deneyime dökmek.</p>
<p>Konusunda ‘uzman-usta’ olmak.</p>
<p><strong>Kaynaklar; </strong>The Guardian,Forbes,@NuriaBarsan</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilginin-tekeli-10-yil-icinde-coktu-83628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Bilginin tekeli 10 yıl içinde çöktü!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-tuncay-ozilhan-olamaz-83605</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes Tuncay Özilhan olamaz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temmuzda 12 şirket halka açılmış olacak. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son dönemde izinleri kolayca verip “iyi şirketi finansal okur yazarlığı şüpheli(!) yatırımcı seçsin” diyor. Bu durumda hem sermaye piyasasının güçlenmesi, hem de birkaç kuruş kazanmak için gelen küçük yatırımcının yanmaması için esas görev şirket sahiplerine düşüyor.</p>
<p>Para kazanmak için katıldığı halka arzın ilk gününde zararına satacağı aşikar yatırımcıya (!) hisse vermemek, fiyat tespitini ve bilgilendirmeyi doğru yapmak onların görevi. Hisseler düşünülenden az ilgi görmüşse talebi şişirmemek de.</p>
<p>“Hem küçük yatırımcıyı hem de piyasayı düşünen patron nasıl olunur”un cevabını 2004’teki Coca Cola İçecek halka arzı ve şirketin yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan’ın hikayesini anlatarak vereyim:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f0397af913-1784611735.png" alt="" width="393" height="272" />
<figcaption><strong>Özilhan, “Talep arzı karşılayacak düzeyde olmasına karşın, şirketimiz halka açılmanın en mükemmel şekilde gerçekleşmesini istediği için erteleme kararı almıştır” demişti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Coca-Cola İçecek 2004 yılında 250 milyon dolarlık halka arz için talep topladı. Hisselere 260 milyon dolar talep geldi. Teknik olarak arz yapılabilirdi ama Özilhan, “Talep miktarı halka arzı karşılayacak düzeyde olmasına karşın, şirketimiz halka açılmanın en mükemmel şekilde gerçekleşmesini istediği için erteleme kararı almıştır” diyerek borsa tarihinin ilk iptaline imza attı.</p>
<p>Özilhan basına, “Yurtiçi ve yurtdışından gelen toplam talep halka arzı karşılayacak düzeyde oluştu. Ancak talep miktarının halka arzdan sonra borsada fiyat istikrarını sağlayacak düzeyde olmadığı öngörüldü ve arz ertelendi. Karar, özellikle yurtiçindeki küçük yatırımcıyı korumak amacıyla alındı.” dedi.</p>
<p>İşte böyle adam olunur! Piyasaya mal çakıp kaçmak yerine yatırımcıyı kollayan, paraya değil insana ve güvene değer veren lider duruşudur bu. Toplanan paralar da bir günlük faiziyle birlikte hemen iade edildi. Aradan iki yıl geçti. Şirket 2006'da yeniden yatırımcının karşısına çıktı. 252 milyon dolarlık arza tam 3,1 milyar dolarlık dev talep geldi. O gün hisse alanlar, geçen 20 yılda bedelsizler ve temettülerle Borsa İstanbul'un en kazançlı yatırımını yaptı.</p>
<p>Bugün bazı patronlar yeterli ilgi görmeyen arzları ne pahasına olursa olsun tamamlamaya çalışıyor, arkalarında mağdur yatırımcılar bırakıyorlar. Özilhan ise kısa vadede para toplamayı değil, güveni tercih etti. Bugün dönüp baktığımızda geriye sadece başarılı bir arz değil, sermaye piyasalarına verilmiş çok güçlü bir güven dersi kalmış bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-tuncay-ozilhan-olamaz-83605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes Tuncay Özilhan olamaz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-83629</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Lisesi, milli teknoloji hamlesinin liderlerini yetiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) öncülüğünde, TÜBİTAK iş birliğinde kente kazandırılan Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi'nin (GUHEM), Türkiye’nin havacılık ve uzay alanındaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sağlayacak yeni bir eğitim modelini hayata geçireceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösterecek GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, öğrencileri akademik eğitimin yanı sıra uygulamalı, proje temelli ve sektör odaklı bir programla geleceğin mesleklerine hazırlayacak. Eğitim programı kapsamında öğrenciler, GUHEM’in interaktif eğitim alanlarından, uygulama laboratuvarlarından, havacılık ve uzay simülasyonlarından, prototipleme ve üretim atölyelerinden yararlanacak. Havacılık ve Uzay Teknolojisi alanında eğitim görecek öğrenciler; Tasarım ve İmalat, İtki Sistemleri ve Elektronik Sistemler dallarında uzmanlaşacak. </p>
<h2>“Türkiye’nin geleceğine yapılmış stratejik bir yatırım”</h2>
<p>BTSO ve GUHEM Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM’in mesleki eğitimle bütünleşmesinin Türkiye’nin teknoloji odaklı kalkınma hedefleri açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Havacılık ve uzay teknolojilerinde sürdürülebilir başarının nitelikli insan kaynağıyla mümkün olacağını vurgulayan Burkay, “Gökmen Projesi’ni hayata geçirirken en önemli hedefimiz, gençlerimizin havacılık ve uzay teknolojilerine olan ilgisini artırmak ve bu alanlarda yeni nesil yetkinliklere sahip insan kaynağı yetiştirmekti. Bugün GUHEM’in güçlü altyapısını mesleki eğitimle buluşturarak bu vizyonu ileri bir aşamaya taşıyoruz. Burada eğitim görecek gençlerimiz teorik bilginin yanında uygulama, tasarım, üretim ve proje geliştirme kültürüyle yetişecek. Havacılık ve uzay teknolojilerinde söz sahibi olmak isteyen ülkelerin en büyük gücü, iyi yetişmiş gençleridir. Bu okul, Türkiye’nin geleceğine ve teknoloji bağımsızlığına yapılmış stratejik bir yatırımdır. İlk öğrencilerimizin yeni eğitim döneminde GUHEM çatısı altında eğitime başlayacak olmasından büyük bir heyecan duyuyoruz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f43ef3dfaa-1784628207.jpg" alt="" width="742" height="493" /></p>
<h2>“Eğitim ile sektör arasında güçlü bir köprü kuruyoruz”</h2>
<p>Okulun sektörün gerçek ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir eğitim modeli sunacağını belirten Başkan Burkay, öğrencilerin Bursa’nın üretim gücüyle doğrudan temas kuracağını ifade etti. “Öğrencilerimizi Erasmus+ ve uluslararası okul iş birlikleri sayesinde Avrupa’nın önde gelen havacılık ve uzay eğitim merkezleriyle buluşturmak, güçlü İngilizce eğitimiyle onları dünyanın her yerinde çalışabilecek donanıma ulaştırmak en önemli hedefimiz” diyen Burkay, gençlerin okul yıllarından itibaren iş dünyasının bilgi, deneyim ve teknoloji birikiminden yararlanacağını belirtti. Burkay, “Bursa, otomotivden makineye, uzay havacılık savunma sanayiinden ileri malzeme teknolojilerine kadar güçlü bir üretim kabiliyetine sahip. GUHEM’i tercih eden öğrencilerimiz, BTSO’nun geniş proje, eğitim ve sektör ağına dâhil olacak. Bursa Uzay Havacılık Savunma Kümelenmesi BASDEC bünyesindeki firmalarımızda sektör içi eğitim, uygulama ve staj imkânlarından yararlanacaklar. Alanında uzman isimlerden mentorluk ve teknik destek alarak kariyerlerini daha okul yıllarında şekillendirecekler. Mezunlarımıza istihdamda önemli avantajlar sunmayı hedefliyoruz. Böylece eğitim ile sektör arasında güçlü, sürdürülebilir ve sonuç odaklı bir köprü kurmuş olacağız” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a5f4be6e44d6-1784630246.jpg" alt="" width="700" height="517" /></p>
<h2>“Gençlerimize küresel bir vizyon kazandıracağız”</h2>
<p>Başkan Burkay, okulun başarılı öğrenciler için burs, şehir dışından gelen öğrenciler için ise konaklama desteği sunacağını söyledi. Öğrencilerin ulusal ve uluslararası organizasyonlara, teknoloji yarışmalarına ve proje geliştirme çalışmalarına katılacağını belirten Burkay, “Gençlerimizin yeteneklerini erken yaşta keşfetmelerini ve doğru alanlara yönelmelerini çok önemsiyoruz. Başarılı öğrencilerimize yüzde 100 burs imkânı sunarken, şehir dışından gelen öğrencilerimizin konaklama ihtiyaçlarına da destek sağlayacağız. Öğrencilerimiz ulusal ve uluslararası yarışmalarda, teknoloji geliştirme projelerinde ve bilimsel organizasyonlarda yer alacak. İngilizce eğitimiyle birlikte gençlerimize küresel ölçekte çalışma ve iletişim kurma yetkinliği kazandıracağız. Amacımız, kendi teknolojisini geliştiren, üreten ve dünyayla rekabet eden bir gençlik yetiştirmektir. GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Bursa’dan Türkiye’nin havacılık ve uzay yolculuğuna güçlü bir insan kaynağı kazandıracak” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f4445d334b-1784628293.jpg" alt="" width="697" height="394" /></p>
<h2>İlk dersler bu yıl başlıyor</h2>
<p>Yeni eğitim döneminde ilk öğrencilerini kabul edecek GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde iki sınıfta toplam 48 öğrencinin eğitim görmesi planlanıyor. Başarılı öğrencileri geleceğin teknolojilerine hazırlayacak okulun, güçlü akademik eğitimi uygulamalı ve sektör odaklı mesleki eğitimle buluşturacağı belirtildi. Proje ile Türkiye’nin havacılık, uzay ve savunma sanayisindeki nitelikli teknik insan kaynağının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-83629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/guhem-havacilik-ve-uzay-teknolojileri-lisesi-milli-teknoloji-hamlesinin-liderlerini-yetistirecek-1784628165.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin Türkiye’nin havacılık ve uzay alanındaki nitelikli insan kaynağı hedeflerine güçlü katkı sağlayacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2534-milyar-lira-83614</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine alacakları 253,4 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Hazine alacakları, haziran sonu itibarıyla 253,4 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 217,9 milyar lirayla Türkiye Varlık Fonu oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu tarihe kadar Hazine alacaklarından 7,4 milyar lira tahsil edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2534-milyar-lira-83614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının haziran verilerine göre, hazine alacakları 253,4 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/brut-borc-stoku-15-trilyon-lira-83613</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Brüt borç stoku 15 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 14 trilyon 992,5 milyar lira oldu.</p>
<p>Borç stokunun 7 trilyon 263,7 milyar liralık kısmı Türk lirası, 7 trilyon 728,8 milyar liralık kısmı ise döviz cinsi borçlardan oluştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/brut-borc-stoku-15-trilyon-lira-83613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının haziran verilerine göre merkezi yönetim brüt borç stoku, 14 trilyon 992,5 milyar lira olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-83581</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 23:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk serbest bölgelerinden olan Antalya Serbest Bölgesi'nin, döviz kurunun baskılanması, ihracatta rekabette zorlanmasına rağmen yılın ilk altı ayında büyük bir başarıya imza atarak ticaret hacminde yüzde 9 büyüme gösterdiği belirtildi. Dünyada "Antalya Markası" yaratan lüks yat sektörünün, kârlılıkta düşüş sıkıntısı yaşamasına rağmen kaliteden ödün vermediği vurgulandı. </p>
<p>Antalya Serbest Bölge Yatırımcı ve İşleticisi AŞ (ASBAŞ) Genel Müdürü Zeki Gürses, 2026 yılı ilk 6 ay ticaret hacmi rakamlarını değerlendirdi.</p>
<p>Gürses, lüks yat üretim, bakım ve onarımında 26 yılda kalitesi ile dünyada "Antalya Markası" yaratan Antalya Serbest Bölgesi’nde yılın ilk altı ayında ticaret hacminin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 artış gösterdiğini ve 598 milyon 643 bin 917 dolara ulaşıldığını bildirdi.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nde büyük çoğunluğu lüks yat üretim ve bakım-onarım olmak üzere 79 firmanın faaliyette bulunduğunu ifade eden Gürses, bu işletmelerde 7 bin 109 çalışanın istihdam edildiğini söyledi.</p>
<p>Serbest bölgede ticaretin yüzde 55’inin OECD ülkelerine yapıldığını ve bu ülkelere 328 milyon 166 bin 3541 dolarlık işlem gerçekleştirildiğine dikkat çeken Gürses, sanayi grubu mamulün de yüzde 97’sini kapsadığını ve 583 milyon 457 bin 253 doları bulduğunu söyledi.</p>
<p>ASBAŞ’ın geçmiş yıllarda yaptığı yatırımlarla birlikte Serbest Bölge'de 70 metre ve daha büyük yatların bakım onarım ve üretimin yapılabildiğine dikkat çeken Zeki Gürses, 2026 yılı ilk altı ayında toplam uzunluğu 490,85 metreye ulaşan 19 adet ultra lük yatın sahiplerine teslim edildiğini kaydetti.</p>
<p>2026 yılı ilk altı ayında ise başta Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri iş insanlarına ait 19 adet yatın bakım ve onarımı yapıldığını, bugüne kadar ise 226 yatın onarımdan geçirildiğini anlatan Gürses, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Lüks yat üretiminin başladığı milenyumdan bu yana yat ihtisas bölgesi haline gelen Antalya Serbest Bölgesi'nde 2026 yılının ilk altı ayına kadar toplam 15 bin 596 metre boyunda olan 851 adet ultra lüks yat üretimi gerçekleştirilerek aralarında dünyaca ünlü iş insanları ve sporcuları olmak üzere sahiplerine teslim edildi. Antalya Serbest Bölgesi lüks yat üretiminin yanında Akdeniz ülkeleri arasında da yat bakım onarım merkezi haline geldi.’’</p>
<p><strong>"Maliyetler artıyor, yat sektörü kaliteyi korumaya çalışıyor"</strong></p>
<p>İhracatçı ve turizmcilerle birlikte lüks yat üretici ve bakım-onarım sektörü de döviz kurunun baskılanmasından dolayı sıkıntı yaşıyor. Maliyet artışlarından dert yanan sektör temsilcileri, ‘Antalya Markası’ ve Türk kalitesini korumaya çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nde bir yat firmasının üst düzey yöneticiliğini yapan ASBAŞ önceki Genel Müdürlerinden Fikri Bayhan, dünya ekonomisinde yaşanan ekonomik krizin Türkiye’ye de olumsuz yansıdığını söyledi.</p>
<p>Dünya yat sektöründe ‘Antalya Markası’ yaratan Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyette bulunan yat firmalarının mevcut almış oldukları projeleri tamamlamaya çalıştıklarını belirten Bayhan, ‘’Birçok yat üretici firmamız yeni siparişler için arayış içinde. Türkiye’de dövizin baskılanması ve maliyetlerin artması rekabet şansını azaltıyor ama sektör  ‘Antalya Markası’ ve ‘Türk Kalitesi’ algısını korumaya çalışıyor. Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor’’ dedi. </p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ASBİAD) Başkanı Cenk Taşkent de, yat üretim sektöründe işlerin şimdilik rayında gittiğini, uzun vadeli alınan proje siparişlerinin devam ettiğini bildirdi. Taşkent, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Her sektörde olduğu gibi yat üretiminde de bazı sıkıntılar var. Sıkıntılar olsa bile Antalya Serbest Bölgesi’nde Türk tat kalitesinin yükselişi sürüyor. Şimdilik, yükseliş devam ediyor. Firmalarımız daha önce aldıkları projelerini gerçekleştirmeyi devam ettiriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-83581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/1/1280x720/dunyada-antalya-markasi-yaratan-yatcilik-sektoru-kaliteden-odun-vermiyor-1784577762.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASBAŞ önceki Genel Müdürlerinden Fikri Bayhan, &quot;Birçok yat üretici firmamız yeni siparişler için arayış içinde. Türkiye’de dövizin baskılanması ve maliyetlerin artması rekabet şansını azaltıyor ama sektör ‘Antalya Markası’ ve ‘Türk Kalitesi’ algısını korumaya çalışıyor. Sektörde kârlılık gittikçe düşüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-83580</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 22:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reşat Güney: Nitelikli personel Antalya’da tutunamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan adayı Reşat Güney, artan konut ve yaşam maliyetlerinin Antalya'da işletmelerin nitelikli personel bulmasını zorlaştırdığını belirterek, ‘’Çalışan barınamıyor, şehirde kalamıyor. Sorun ne kadar ekonomik olsa da sosyal bir krize dönüştü’’ dedi.</p>
<p>Kentte giderek büyüyen konut ve yaşam maliyetlerinin iş dünyasını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Güney, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Artık işletmelerin en büyük sorunlarından biri nitelikli personel bulmak oldu. Çalışanlar yüksek kira ve yaşam giderleri nedeniyle Antalya'da tutunamıyor. Bu durum üretimden hizmet sektörüne kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğuruyor. Antalya'da son dönemde hızla yükselen kira fiyatları, iş dünyasının personel sorununu daha da derinleştiriyor. Piyasa verilerine göre kent genelinde ortalama konut kirası 30 bin TL seviyesine ulaşırken, Konyaaltı'nda ortalama kira 38 bin TL, Muratpaşa'da ise 35 bin TL seviyelerinde bulunuyor. Öte yandan Merkez Bankası verilerine göre, Antalya, Burdur ve Isparta'yı kapsayan bölgede yeni kiracı kira endeksi son bir yılda yüzde 31,1 arttı.’’</p>
<p>Barınma sorununun kritik seviyeye ulaştığını vurgulayan Güney, "Çalışan barınamıyor, şehirde kalamıyor. İş gücü yüksek maliyetler nedeniyle başka kentlere yöneliyor. Bu yalnızca çalışanların değil, işletmelerin de geleceğini tehdit ediyor. Personel bulmakta zorlanan birçok işletmenin hizmet ve üretim kapasitesinin olumsuz etkileniyor’’ dedi.</p>
<p>Konut krizinin artık yalnızca iş dünyasının sorunu olmadığını ifade eden Reşat Güney sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Yaşanan bu süreç tüm kenti ilgilendiren sosyal bir meseleye dönüştü. Yerel yönetimler, kamu kurumları ve özel sektörün ortak hareket etmesi gerekiyor. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmeden üretimde verimlilik ve sürdürülebilir büyüme sağlanamaz. Sorunun çözümü için tüm paydaşlar aynı masada buluşmalı. Antalya'nın büyümesini sürdürebilmesi için çalışanların kentte yaşayabilecek koşullara kavuşması şart oldu. İş dünyası tek başına bu yükün altından kalkamaz. Kalıcı çözümler için kamu ve yerel yönetimlerle ortak projelerin geliştirilmeli.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-83580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/atso-baskan-adayi-resat-guney-nitelikli-personel-antalyada-tutunamiyor-1784577643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan adayı Reşat Güney, başta devlet memurları olmak üzere nitelikli personelin yüksek kira giderleri nedeniyle Antalya’da tutunamadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-83579</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 22:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tarım girdi maliyetindeki artış hızının ateşi düşmüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Başkanı Ali Çandır, TÜİK’in açıkladığı Mayıs 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi.</p>
<p>Mayıs ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyatları enflasyonunun bir önceki aya göre aylıkta ve yıllıkta son 3 yılın mayıs aylarının altında ilan edildiğini belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’10 yıllık mayıs ayı ortalamalarına göre bakıldığında ise aylıkta ortalamanın altında, yıllıkta ortalamanın üzerinde bir artış gerçekleşmiştir. Tarım-GFE mayıs ayında aylık yüzde 0,44 ilan edildi. Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren mayıs ayları ortalamasının yüzde 1,48 olan seviyesinin yüzde 33 altında ilan edilmiştir. Tarım-GFE Mayıs ayında yıllık yüzde 36,65 düzeyinde açıklandı. Bu yıllık rakam, son 10 yılın mayıs ayları ortalaması olan yüzde 32,71’in yüzde 15 üzerine çıkmıştır.”</p>
<p><strong>Gübrede yıllık artış yüzde 63,56</strong></p>
<p>Mayıs ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerini de değerlendiren Çandır, tarımda kullanılan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylık yüzde 0,35, yıllık ise yüzde 39,29 artış ilan edildiğine dikkat çekti. Aylık artışın son 3 yılın en düşük artışı olduğunu, yıllık artışın ise geçen yılın üzerinde ilan edildiğine dikkat çeken Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tohumda aylık yüzde 0,71, enerjide yüzde -4,39, gübrede yüzde 1,28, ilaçta yüzde 1,92, veteriner hizmetlerinde yüzde 0,18, yemde yüzde 1,61 ve diğer kalemlerde yüzde 1,28 değişim açıklandı. Yıllık değişimlerde ise tohumda yüzde 34,94, enerjide yüzde 40,75, gübrede yüzde 63,56, ilaçta yüzde 22,72, veteriner hizmetlerinde yüzde 36,02, yemde yüzde 35,49 ve diğer kalemlerde yüzde 34,70 artış gerçekleşti. Gübre yüzde 63,56 ile en yüksek artışın yaşandığı girdi kalemi oldu.’’</p>
<p><strong>"Üretici fiyatları maliyetleri girdi maliyetlerini karşılamıyor"</strong></p>
<p>TÜİK tarafından Mayıs ayı Tarımsal Üretici Fiyat Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) aylık yüzde 0,61 olarak ilan edildiğini anımsatan Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Geçmiş 15 yıllık mayıs ayları ortalaması olan yüzde -0,33 ile karşılaştırıldığında ortalamanın üzerinde bir artış söz konusu olmaktadır. Ancak tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 1,48’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında, üretici kesimin uzun yıllar ortalaması itibarıyla aylık göstergelerde ne kadar zararda olduğu kolaylıkla görülebilir. Tarım-ÜFE yıllık yüzde 43,08 oldu. Geçmiş 15 yıllık mayıs ayları ortalaması olan yüzde 25,90 ile karşılaştırıldığında ortalamanın üzerinde bir artış söz konusu olmaktadır. Ancak tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 32,71’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında, tarımsal faaliyette bulunanların yıllık kayıpları açıkça ortaya çıkmaktadır” dedi.</p>
<p>Mart ayından bu yana yaşanan küresel olayların tarımsal üretim maliyetleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Mart ayından bu yana yaşanan küresel olaylar dikkate alındığında, özellikle enerji ve gübre kalemleri başta olmak üzere tarımsal girdi kalemlerinde ciddi artışların yaşanma riski gerçekleşmeye başlamıştır. Ancak burada önemli olan, küresel ortalama düzeyin neresinde kalabileceğimiz konusudur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-83579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/9/1280x720/tarim-girdi-maliyet-artis-hizinin-atesi-dusmuyor-1784577534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Hürmüz Boğazı&#039;nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş küresel ekonomiyi de olumsuz etkilerden, alınan önlemlere rağmen Türkiye’de tarım girdi maliyet artış hızındaki ateşin bir türlü düşürülemediğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-9-artti-83575</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretici fiyatları yıllık yüzde 29 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait toplam sanayi üretici fiyat endeksi göstergelerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, endeks geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 1,37, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,78, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 16,63 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 28,74 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 52,36, imalatta yüzde 29,8, elektrik, gaz, buhar ile iklimlendirme üretimi ve dağıtımında yüzde 4,12, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 29,26 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 28,72, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 29,86, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,11, enerjide yüzde 30,13 ve sermaye mallarında yüzde 21,87 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin aylık değişimleri incelendiğinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 7,03, imalatta yüzde 0,82, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 1,97, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme üretimi ve dağıtımı yüzde 7,1 arttı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,48, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,51, sermaye mallarında yüzde 1,21 artarken, enerjide yüzde 0,3 azalış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-9-artti-83575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre toplam sanayi üretici fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 1,37, yıllık bazda yüzde 28,78 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-295-artti-83574</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yüzde 2,95 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) mayıs ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 3 milyar 256 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 387 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 2,95 artışla yaklaşık 3 milyar 644 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 271 milyon metreküple Rusya'dan yapıldı. Bunu 1 milyar 34 milyon metreküple Azerbaycan ve 951 milyon metreküple İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatında ise Cezayir 282 milyon metreküple ilk sırada yer aldı. Cezayir'i 105 milyon metreküple ABD takip etti.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 1 milyar 778 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, mayısta yıllık bazda yüzde 0,13 artarak yaklaşık 4 milyar 95 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 76 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 620 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 1 milyar 778 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı mayıs sonunda 4 milyar 674 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 4 milyar 354 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 320 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-295-artti-83574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-3.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık bazda yüzde 2,95 artışla 3 milyar 644 milyon metreküpe yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-mayista-yuzde-3-artti-83573</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) "Mayıs 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 7,29 artarak 2 milyon 665 bin 665 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 27 azalarak 845 bin 903 ton oldu. İthalatın kalan kısmını havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,97 artarak 4 milyon 85 bin 229 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 650 bin 193 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 515 bin 691 tonla Kazakistan ve 348 bin 879 tonla ABD izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 11,43 artarak 521 bin 965 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 10,49 azalarak 2 milyon 625 bin 231 ton, motorin satışları ise yüzde 15,73 azalarak 1 milyon 960 bin 637 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 1,07 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 1,07 azalışla 1 milyon 267 bin 339 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 45,20 artarak 130 bin 503 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 36,37 azalarak 226 bin 464 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 33,73 artarak 691 bin 981 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 63,11 artarak 12 bin 255 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 1,94 azalışla 3 milyon 293 bin 733 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,47 azalarak 571 bin 563 ton, benzin türleri üretimi yüzde 6,97 artarak 500 bin 111 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 3,53 artarak 1 milyon 468 bin 603 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-mayista-yuzde-3-artti-83573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre, toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yaklaşık yüzde 3 artışla 4 milyon 85 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
