<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulu-bolgenin-etki-merkezi-yapmak-istiyoruz-81101</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’u bölgenin etki merkezi yapmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ChangeNOW, 2017’de Paris’te doğan, çevresel ve sosyal dönüşümü hızlandırmak için girişimcileri, yatırımcıları, şirketleri, kamu karar alıcılarını, STK’ları, medya temsilcilerini ve gençleri bir araya getiren küresel bir etki platformu.</p>
<p>Kendisini “gezegen için çözümlerin en büyük etkinliği” olarak konumlandırıyor. Amacı yalnızca sürdürülebilirlik gündemini konuşmak değil, somut çözümlerin yayılmasını, finansmana ve iş birliklerine erişmesini sağlamak. ChangeNOW’u farklı kılan, yalnızca büyük bir sürdürülebilirlik etkinliği olması değil; fikirleri sahaya, çözümleri yatırıma, bağlantıları kalıcı iş birliklerine dönüştürme iddiası. Şimdi bu küresel platformun İstanbul’a taşınması, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağı bir dönemde ayrı bir anlam kazanıyor. 10 Eylül’de düzenlenecek olan ChangeNOW HUB Istanbul, İstanbul’u Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya arasında yeni bir etki merkezi haline getirme hedefiyle yola çıkıyor. Aplike+Beyin Kurucu Ortağı Beyza Beyzade Berkol ile konuştuk:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f900826a1a-1781501960.jpg" alt="" width="500" height="500" />
<figcaption><strong>Aplike+Beyin Kurucu Ortağı Beyza Beyzade Berkol, Türkiye’de geliştirilen çözümleri küresel platformlara taşımak istediklerini söyledi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Türkiye’nin çözümlerini küresel vitrine taşımak istiyoruz</strong></p>
<p>“ChangeNOW’u İstanbul’a getirme kararımızın temelinde Türkiye’nin küresel dönüşüm ve etki ekosisteminde daha görünür olması gerektiğine olan inancımız yatıyor. Bugün dünyada çok değerli girişimler, sosyal inovasyon projeleri, sürdürülebilirlik çözümleri ve gençlik hareketleri ortaya çıkıyor. Türkiye’de de bu alanda son derece güçlü çalışmalar yürütülüyor ancak bunların uluslararası görünürlüğü henüz potansiyelinin gerisinde. İstanbul ise Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’nın kesişim noktasında yer alan, girişimcilik, sanayi, finans, akademi ve genç nüfusu aynı anda buluşturabilen çok özel bir şehir. Bizim hedefimiz yalnızca bir etkinlik düzenlemek değil; İstanbul’u bölgedeki çözüm üreticilerinin buluştuğu bir merkez haline getirmek ve Türkiye’de geliştirilen çözümleri küresel platformlara taşıyabilmek. Bu nedenle ChangeNOW HUB Istanbul’u bir etkinlikten çok, uzun vadeli bir dönüşüm ve bağlantı ekosistemi olarak görüyoruz.”</p>
<p><strong>COP31’in başarısı zirveden önce kurulacak iş birliklerinde yatıyor</strong></p>
<p>“COP31’i yalnızca bir iklim zirvesi olarak değil, Türkiye’nin dönüşüm vizyonunu dünyaya göstereceği önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Bugün iklim gündemi; enerji, finans, üretim, teknoloji, tarım ve şehirleşme gibi birçok alanı doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik kalkınmanın ve rekabetçiliğin de merkezinde yer alıyor. ChangeNOW HUB Istanbul’u da COP31’e giden süreçte kamu, özel sektör, girişimciler, yatırımcılar, akademi, sivil toplum ve gençleri aynı zeminde buluşturan bir hazırlık ve diyalog platformu olarak konumlandırıyoruz. Amacımız yalnızca sorunları konuşmak değil; Türkiye’de geliştirilen çözümleri görünür kılmak, farklı paydaşlar arasında yeni iş birliklerini teşvik etmek ve dönüşümün farklı aktörleri arasında ortak bir hareket alanı yaratmak. COP31’in başarısı yalnızca zirve günlerinde yapılacak görüşmelerle değil, öncesinde kurulan iş birlikleri ve ortaya çıkan somut çözümlerle ölçülecek. ChangeNOW HUB Istanbul’un da bu sürece katkı sağlayan, çözüm odaklı ve kapsayıcı bir buluşma noktası olmasını hedefliyoruz.”</p>
<p><strong>‘Ortak Zemin” adlı gençlik topluluğunu kuruyoruz</strong></p>
<p>“En önemli farkımız, ChangeNOW HUB Istanbul’u bir etkinlik olarak değil bir ekosistem olarak tasarlıyor olmamız. Etkinlik günü elbette önemli; ancak bizim asıl hedefimiz etkinlik öncesinde başlayan ve sonrasında da devam eden bir topluluk oluşturmak. Bu kapsamda lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan, yıl boyunca çözüm geliştiren, birlikte üreten ve farklı disiplinleri buluşturan ‘Ortak Zemin” adlı gençlik topluluğunu kuruyoruz. Bugün gençler iklim, teknoloji, girişimcilik ve sosyal etki alanlarında çok güçlü fikirler üretiyor. Biz onların yalnızca dinleyici değil, sürecin aktif üreticileri olmalarını istiyoruz. Aynı zamanda etkinlikte yalnızca paneller değil; çözüm vitrini, girişim sunumları, kurumlar arası eşleşmeler ve yeni iş birliklerini destekleyecek alanlar yer alacak. Katılımcıların etkinlikten yalnızca ilham alarak değil, yeni bağlantılar, yeni fikirler ve yeni fırsatlarla ayrılmalarını hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hedefimiz güçlü bir Türkiye görünürlüğü oluşturmak</strong></span></p>
<p>İstanbul’u bir “impact hub” haline getirmek mümkün. İstanbul'un en büyük avantajlarından biri farklı coğrafyaları, sektörleri ve kültürleri aynı anda buluşturabilmesi. Bugün bölgenin ortak gündeminde enerji dönüşümü, su kaynakları, gıda güvenliği, genç istihdamı, döngüsel ekonomi ve teknoloji gibi başlıklar yer alıyor. Bu sorunların çözümü de ancak farklı aktörlerin birlikte çalışmasıyla mümkün. Biz İstanbul’un yalnızca Türkiye için değil, bölgesel ölçekte de bir etki merkezi haline gelebileceğine inanıyoruz. ChangeNOW HUB Istanbul’un uzun vadede bölgedeki girişimcileri, yatırımcıları, kurumları, akademiyi ve gençleri buluşturan kalıcı bir platforma dönüşmesini hedefliyoruz. İstanbul’un Paris, Amsterdam veya Singapur gibi küresel etki ağlarının doğal bir parçası haline gelmesi ve bölgesel ölçekte bir ‘impact hub’ olarak anılması bizim için önemli bir hedef. Ancak bizim başarı tanımımız biraz daha geniş. Birincisi, Türkiye’den çıkan çözümlerin uluslararası görünürlük kazanması. İkincisi, burada kurulan ilişkilerin yeni projelere dönüşmesi. Üçüncüsü ise gençlerin bu sürecin aktif bir parçası haline gelmesi. Eğer bir yıl sonra Ortak Zemin topluluğunda yüzlerce gencin birlikte projeler geliştirdiğini, Türkiye’den çıkan girişimlerin uluslararası ağlara eriştiğini ve 2027 yılında Paris’te gerçekleşecek ChangeNOW Zirvesi’nde Türkiye’nin çok daha güçlü temsil edildiğini görürsek, o zaman amacımıza ulaştığımızı söyleyebiliriz. Uzun vadeli hedeflerimizden biri de Türkiye’de geliştirilen çözümleri, girişimleri ve etki hikâyelerini Paris’e taşıyabilmek ve güçlü bir Türkiye görünürlüğü oluşturmak. Çünkü bizim hedefimiz yalnızca bir gün süren bir etkinlik değil; Türkiye’nin çözüm üreten insanlarını, kurumlarını ve gençlerini küresel etki ekosistemine bağlayan kalıcı bir hareket oluşturmak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulu-bolgenin-etki-merkezi-yapmak-istiyoruz-81101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’u bölgenin etki merkezi yapmak istiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeks-142-ile-yatayda-kaldi-hisselerdeki-getiri-29a-vardi-81100</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endeks %1,42 ile yatayda kaldı, hisselerdeki getiri %29’a vardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Endeksin %1,42 yükseldiği geçtiğimiz hafta %10 barajını aşıp %29’a kadar çıkan 25 hisse bulunuyor. Anel Elektrik %28,61 getiriyle haftanın en yüksek performansını sergilerken, Yıldız ve Ana Pazar’a yayılan hareketlilik yatırımcıların risk alma eğiliminin güçlendiğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Endeks durgunken yükselen hisseleri gören kimi yatırımcı, şirketlerin aniden kârlılıklarını artıracağı yönünde düşünceye kapılabilir. Kuşkusuz Anel Elektrik veya Gentaş Kimya gibi hisselerin gerçekleştirdiği çıkışlar iştah kabartır nitelikte. Ancak her coşkulu çıkışın üretim başarıyla alakalı olduğunu görebilmek gerekiyor. Gösterişli çıkışların, büyümeden ziyade sıcak paranın döngüsünden beslenme ihtimali, fiyatın hızla çıktığı gibi aynı süratle gerilme olasılığını artırıyor. Günlük harekete kapılmak yerine arka plandaki finansal gerçekleri sorgulayarak hareket etmek, paranın buharlaşmasını engeller.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükseleni</h2>
<p>Anel Elektrik marttan itibaren hareketlenirken nisanda ivmesini artırarak çıkışını sürdürdü. Üç aylık fiyatı %669’un üzerine çıkan firma, bankalardan kullandığı kredileri yeniden yapılandırabilmek için görüşüyor. İlk çeyrekte geliri düştü ve zarar yazdı. Hissede, Tera Portföy’ün TLY ve TMV fonlarının %17,57 payı bulunuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz mart ayında borsaya gelen Gentaş Kimya, ilk beş işlem gününde tavandan kapanışlar yaptı. Sonrasında gelen kâr satışlarıyla geriledi ve yataya döndü. Hisse, hazirandan itibaren gelen alımlarla birlikte tekrar hareketlenirken son bir aylık yükselişi %47’ye yaklaştı. Yılın ilk çeyreğinde geliri %2 artsa da dönem sonu net kârı %61 geriledi.</p>
<h2>Son gün hareketlenen</h2>
<p>Armada Gıda, haftanın son işlem gününü %10 tavandan kapatırken bir gün öncesinde de %6,66 çıkış yaptı ve haftalık getirisi %19’a yaklaştı. Kazakistan’a yönelik yatırımları hakkında bilgi paylaşan şirket yöneticisi, yatırımlarını yıl sonuna doğru tamamlayacaklarını belirtiyor. Mevcut durumda ülkede kiralık depolarla faaliyetlerine devam etmekteler.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8f200a2f2-1781501728.png" alt="" width="900" height="483" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>AL SAT MI, AL TUT MU?</strong></p>
<p><strong>Al sat</strong>; esneklik, nakit akışı, krizden korunma, fırsat avcılığı, psikolojik tatmin. Artan maliyet, yüksek stres, ralli kaybı, hatalı sinyal, zaman sorunu.</p>
<p><strong>Al tut</strong>; bileşik getiri, zihin rahatlığı, maliyet avantajı, temettü getirisi. Sermaye kilitlenmesi, kriz riski, zaman kaybı, fırsat maliyeti, yorgunluk.</p>
<p><strong>Macaristan’da şirket kurup Avrupa pazarındaki fırsatlardan yararlanmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Üçay Enerji’nin Macaristan’da kurduğu şirket ne zaman gelir üretmeye başlar? ● Kamil Yılmaz</p>
<p>Kamil; Üçay Enerji, Avrupa pazarındaki fırsatları değerlendirmek ve düşük faizli finansman imkanlarından yararlanmak amacıyla Macaristan’da 100 bin euro sermayeli yeni bir şirket kurdu. Mevcut açıklamada sadece iştirakin kuruluş kararından bahsediliyor. Bu nedenle firmanın ne zaman fiili olarak faaliyete geçeceği veya ilk geliri hangi çeyrekte üreteceğine dair somut bilgi bulunmuyor. Yönetim kısa geri dönüşlü yatırımlar hedeflese de, net beklenti oluşturabilmek için yeni şirketin yapacağı yatırımları ve imzalayacağı sözleşmeleri görmeli.</p>
<p><strong>Toplam bedeli 234 milyon doları bulacak iki gemi yatırımının ödemesi 3 yıla yayılacak</strong></p>
<p>Zor bir dönemde Aygaz’ın LPG gemisi yaptırmaya yönelmesi riskli değil mi? ● Kenan Yargı</p>
<p>Kenan; Aygaz, faaliyet kapsamındaki LPG tedarik zincirini güçlendirmek amacıyla toplam bedeli 234 milyon dolara (gemi başı maksimum 117 milyon dolar) ulaşabilecek çift yakıtlı iki büyük LPG gemisi siparişi verdi. Ekonomik koşulların zorlayıcı olduğu bir dönemde böylesi bir döviz borcunun şirketi sıkıştırması beklenmemeli. Nedeni bedelin tek seferde kasadan çıkmayacak olması. Ödemeler taksitlere yayılmış durumda ve asıl büyük nakit çıkışları, gemilerin teslim edileceği 2028’in son çeyreği ile 2029’un ikinci çeyreğine bırakılması rahatlatmakta.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NPH fonu son bir yıldaki %27 zayıf performansıyla endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Nurol Portföy’ün idaresindeki Birinci Hisse Senedi Fonu (NPH), geçtiğimiz yıl yükselen bir ivmeyle hareket etti. Bu yılın mayıs ayında 1,91 TL’ye kadar devam eden hareket sonrasında aşağıya yöneldi. Şimdilerde भी düşüş eğilimi öne çıkarken haziranın ilk yarısında 5,04 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Büyüklüğü 283,6 milyon TL seviyelerinde olan fondaki yatırımcı sayısı 968 kişiye inmiş durumda. Temel stratejisi, varlıklarını borsadaki hisse senetlerinde değerlendirmek olan NPH’nin portföyünün %94,97’si hisse ve %4,55’i vadeli işlem teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %27,06 getiri elde ederken aynı sürede %43,90 yükselen BIST 100 Endeksinin gerisinde kaldı. Portföydeki enstrümanların zayıf seyri getiri gücünü sınırladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Derlüks Yatırım Holding, %52,18 bileşik faizle 30 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Derlüks Yatırım Holding, 12.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 30.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %52,18 olarak belirlendi. 119 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 09.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,67 düzeyinde. 12 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Derlüks’ün verdiği %45 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFDDSTE2616 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8ef6238da-1781501686.png" alt="" width="988" height="243" /></strong><strong>RUBENİS TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Haziran ayının ilk yarısında toplamda 3,9 milyon dolara varan yeni siparişler aldı</strong></p>
<p>Rubenis Tekstil, haziranın ilk yarısında yurt içindeki 8 farklı şirketle toplam 2,7 milyon dolar tutarında peşin satış sözleşmesi imzaladığını ve sevkiyatların devam ettiğini duyurdu. Ayrıca, yurt dışında yerleşik iki müşteriyle toplam 500 bin dolar ve bir şirketle de toplam 650 bin dolar tutarında ihracat siparişi aldığını belirtirken ürünlerin sevkiyatına başladı. Rubenis, hem iç pazarda hem de ihracat rotasında üretim bantlarını çalıştıran döviz cinsi siparişlerle gelirini büyütmeye çalışıyor. Yılın ilk çeyreğinde cirosunu %22 büyüterek 417,9 milyon TL’ye çıkardı.</p>
<p><strong>İHLAS GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Manisa’daki maden ruhsatını 3 milyon dolara devrederken satışlardan da pay alacak</strong></p>
<p>İhlas Gayrimenkul, Manisa Salihli’de bulunan IV. Grup maden ruhsatının devrine ilişkin anlaşmaya vardı. Devir bedeli 3 milyon dolar olarak belirlenirken, tutarın üretime başlanmasına bağlı olarak taksitlerle tahsil edileceği belirtildi. Ayrıca, sahadaki üretim faaliyetlerinden elde edilecek satışlar üzerinden şirketin belli oranlarda gelir payı almaya devam edeceği açıklandı. İhlas Gayrimenkul, anlaşmayla aktifinde bulunan maden sahasını uzun vadeli nakit yaratacak bir modele dönüştürmek istiyor. Bu yolla nakit potansiyelini artıran bir girişimin önünü açmakta.</p>
<p><strong>ZORLU ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Jeotermal projesi ile saha kiralama sözleşmesini sona erdirse de ihtilaf sürüyor</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, dolaylı bağlı ortaklığı Zorlu Doğal Elektrik Üretimi ile Denizli Büyükşehir Belediyesi arasında yürütülen Tekkehamam II JES projesi ve saha kiralama sözleşmesinin sona erdirildiğini duyurdu. EPDK’ya ön lisans sonlandırma başvurusu yapılırken kuyu teslim sürecinin başlatıldığı belirtildi. İştirakin belediye ile hukuki ihtilafı halihazırda devam etmekteyse de konu hakkında ek bilgi paylaşımı yapılmadı. Bakanlık ise belediyenin düzenleyeceği ihalelere iştirakin 1 yıl boyunca katılmasını yasakladı. Şirket, ilgili kararın iptali için yargı yoluna gidiyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Doğan Holding son bir aydır gelen satışlarla birlikte kademeli olarak geriliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8edd6d7a8-1781501661.png" alt="" width="300" height="238" /></strong>Doğan Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,34 ile toplamda 2,53 milyon lot azalarak 27,77 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 70’den 60’a geriledi. PGS fonu 830 bin lot ile en fazla satışı yaparken, IUC fonu 880 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Doğan Holding için bugüne kadar 8 aracı kurum öneride bulunurken 2 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi İş Yatırım 33,27 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 28,00 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeks-142-ile-yatayda-kaldi-hisselerdeki-getiri-29a-vardi-81100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeks %1,42 ile yatayda kaldı, hisselerdeki getiri %29’a vardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sondaj-muteahhitleri-hizmet-standardi-istiyor-81098</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sondaj müteahhitleri hizmet standardı istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Madencilik sektörüne sondaj hizmeti veren firmaların ortak sesi olmak amacıyla kurulan Sondaj Müteahhitleri Derneği, hem sektörün sorunlarına çözüm üretmeyi hem de Türkiye'nin sondaj alanındaki güçlü potansiyelini tek çatı altında toplamayı hedefliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zeki Topdemir, derneğin kuruluş süreci, hedefleri ve sektörün geleceğine ilişkin görüşlerini EKONOMİ’ye anlattı.</p>
<h2>2026'da hedef 50 üyeye ulaşmak </h2>
<p>2024 yılının sonlarında kurulup, ilk genel kurulunu 2025 yılında gerçekleştiren dernek, hâlen 20 olan üye sayısını 50’ye çıkarmayı hedefliyor. Derneğin temel amacının sektördeki boşluğu doldurmak olduğunu belirten Ahmet Zeki Topdemir, madencilik sektörüne hizmet veren sondaj müteahhitleri ile makine ve ekipman üreticilerini aynı platformda buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.Türkiye'nin sondaj alanında güçlü bir altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Topdemir, Türk firmalarının yalnızca yurt içinde değil, Kuzey Afrika, Türk Cumhuriyetleri, Balkanlar ve Orta Doğu ülkelerinde de faaliyet gösterdiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8da4ac5ea-1781501348.jpg" alt="" width="700" height="551" /></p>
<h2>Üniversite-Sanayi iş birliği gündemde </h2>
<p>Türk şirketlerinin hem sondaj makineleri ve ekipmanları ihraç ettiğini hem de uluslararası projelerde müteahhitlik hizmetleri sunduğunu kaydeden Topdemir, "Bu güçlü yapının tek çatı altında birleşmesi artık kaçınılmaz hale geldi" dedi. Derneğin öncelikli hedeflerinden birinin de sondaj sektöründe hizmet standartlarının oluşturulması olduğunu belirten Topdemir, hem müteahhitlik hizmetlerinde hem de makine ve ekipman üretiminde belirli kalite standartlarının yaygınlaştırılmasını amaçladıklarını söyledi. Topdemir bu kapsamda, Türkiye Madenciler Derneği ve Türkiye Altın Madencileri Derneği ile görüşmeler yapmayı planladıklarını ifade etti. Derneğin kamu kurumlarıyla da yakın temas içinde olduğunu belirten Topdemir, özellikle Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ile çeşitli projelerde iş birliği yürüttüklerini aktardı.</p>
<p>Temel yapılanmanın tamamlanmasının ardından üniversitelerle ortak projelerin de gündeme geleceğini ifade eden Topdemir, sektörde faaliyet gösteren firmalar ile akademik çevreleri buluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Makine ve ekipman üretiminde bilimsel çalışmaların artırılması için üniversitelerin daha aktif rol almasını istediklerini belirten Topdemir, bu sayede sektörün teknolojik gelişiminin hızlanacağını ifade etti. Derneğin uzun vadeli hedefleri arasında uluslararası açılım da bulunuyor. Özellikle Kanada ve Avustralya gibi madencilik ve sondaj sektöründe köklü geçmişe sahip ülkelerdeki derneklerle iş birliği geliştirmeyi amaçladıklarını belirten Topdemir, bu kuruluşların deneyimlerinden faydalanmak istediklerini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Madencilikteki büyümenin etkisi</span></h2>
<p>Altın madenciliği, metalik madenler, nadir toprak elementleri, endüstriyel hammaddeler ve enerji hammaddelerine yönelik arama çalışmalarının arttığını belirten Topdemir, sondajın bu süreçte vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurguladı. Sektörün karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan birinin insan kaynağı olduğunu söyleyen Topdemir, özellikle kırsal alanlarda yürütülen çalışmalar nedeniyle gençlerin sektöre ilgisinin azaldığını belirtti. Yeni mezun mühendislerin yanı sıra formen ve sondör gibi teknik personel bulmakta da zorlandıklarını ifade eden Topdemir, şehir yaşamının gençler için daha cazip hale geldiğini söyledi. Sektörün bir diğer önemli sorununun finansmana erişim olduğunu belirten Topdemir, yükselen faiz oranlarının şirketlerin yatırım iştahını olumsuz etkilediğini kaydetti. Madencilik ve sondaj yatırımlarına yönelik teşvik mekanizmalarının geliştirilmesini isteyen Topdemir, özellikle kamu bankaları aracılığıyla sağlanacak uygun finansman imkanlarının sektöre önemli katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sondaj-muteahhitleri-hizmet-standardi-istiyor-81098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/ahmet-zeki-topdemir-1781501276.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sondaj Müteahhitleri Derneği Başkanı Topdemir, öncelikli hedefleri arasında sektörlerinde hizmet standardı oluşturulması yer aldığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlarca-liralik-muafiyet-sifir-yatirim-byd-bilmecesi-81097</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milyarlarca liralık muafiyet, sıfır yatırım: BYD bilmecesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye elektrikli otomobil pazarı, "yatırım gelecek" vaatleriyle şekillenen ama faturası yerli üreticiye kesilen oldukça tuhaf ve sancılı bir dönemden geçiyor. Manisa’da dev bir fabrika kuracağını açıklayan Çinli otomotiv devi BYD için ek gümrük vergisi muafiyeti ve şarj hibrit araçlar için daha düşük ÖTV kararı adeta bir gecede esnetilmişti. Mevzuata göre bir yabancı şirketin bu muafiyetten yararlanabilmesi için taahhüt ettiği yatırımın en az yüzde 20’sini gerçekleştirmesi şartken, kararnamedeki özel maddelerle önündeki tüm engeller kaldırıldı. Şirket, tek çivi çakmadan, çok önemli bir vergi avantajıyla pazara girdi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8aa11b908-1781500577.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>BYD Türkiye piyasasına 2023'ün eylül ayında "Bugün, Yarın, Daima" mottosuyla giriş yapmıştı. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak takvimler 2026’yı gösterip, yatırım konusunda somut adım gelmeyince teşvikler“ sessizce” azaltıldı ve BYD’nin balonu hızla söndü. Satışları haksız rekabetle rekor kırdığı 2025’e göre çakıldı. Üstelik yatırımı askıya alma kararını açıklamasının ardından Avrupa’daki yeni fabrika planlarında Türkiye’nin adını anmaması, iki yıldır nasıl oyalandığımızı ve bu yatırımın aslında yetkililerin söylediğinin aksine tamamen "yattığını" gösteriyor. Ancak BYD için kısa günün kârı büyük oldu. Vergi+araç satışlarından elde ettiği kazancın 50 milyar liraya ulaştığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Asıl büyük bilmece ise BYD anlaşmasındaki teminat. Anlaşmadaki teminat mektubunun hangi Çinli bankadan alındığı veya alınıp alınmadığı bile bilinmiyor. Miktarı da bilmiyoruz. Bu da akıllara acaba bu güvenceyi Türkiye’de yerleşik finans kuruluşları mı verdi sorusunu getiriyor. Bu durumda gündeme BYD’nin yatırımdan vazgeçmesinin Türkiye’ye maliyetinin söylenenin iki katına çıkma ihtimalini getiriyor. Yani elin şirketi hem vergi muafiyeti alıp iyi para kazandı, hem hiçbir yatırım yapmadı hem de güvenceyi bizim finans kurumlarımızdan almışsa ticari riskini sırtımıza yükleyip gitti.</p>
<p>Bu haksız rekabetin faturasını ise en başta yerli gururumuz Togg ödedi. Satışları hedefin hayli altında gerçekleşti. Şirket üretim planlamasını değiştirmek, zorunda kaldı ve sonuçları istihdamı da olumsuz etkileyen ciddi satış kayıpları yaşadı.</p>
<p>BYD’ye verilen tavizler yüzünden Türkiye’ye gelmek isteyen Chery, MG, GAC ve Geely gibi diğer Çinli devler de masayı terk etti. Sonuçta elimizde ne milyarlık yatırım var, ne de Hazine’ye girmesi gereken vergi geliri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlarca-liralik-muafiyet-sifir-yatirim-byd-bilmecesi-81097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/byd.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milyarlarca liralık muafiyet, sıfır yatırım: BYD bilmecesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-martta-234-milyona-yaklasti-81095</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısı martta 23,4 milyona yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Mart ayı istatistiklerini yayınladı. Buna göre, emekli olup çalışmaya devam edenler hariç olmak üzere aylık bazda özel sektörde ücretli çalışanlar ile memur sayısında artış olurken, esnaf, çiftçi ve işverenlerin sayısında azalış gözlendi. Türkiye’de bahar aylarından itibaren tarım-gıda, turizm ve inşaatın etkisiyle çalışan sayısında artış görülmeye başlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f87790e5b7-1781499769.png" alt="" width="237" height="293" /></p>
<p>SGK verilerine göre işyerinde ücretli çalışan kişiler (4/a) Mart 2026 itibariyle, bir önceki yıl aynı aya göre 385,6 bin kişi, bir önceki aya göre ise 54,9 bin kişi arttı. Bu kapsamda çalışan toplam kişi sayısı da 16 milyon 672 bin kişiye çıktı. Özel sektörde ağırlıklı olarak aralık ve ocak aylarında emeklilik yoğunlaştığı için, yılsonlarındaki istihdam sayısında hızlı düşüşler gözleniyor. Memurların kapsandığı 4/c statüsünde çalışanlarda da artış sürüyor. Mart ayı itibariyle toplam bu statüde çalışan sayısı, bir önceki yıl aynı aya göre 38 bin kişi, bir önceki aya göre 14.2 bin kişi artarak 3 milyon 688.5 bin kişiye ulaştı. Memurlar, genellikle yaş sınırına kadar çalışmayı sürdürdüğü için emeklilik hızı görece diğer çalışanlara kıyasla daha yavaş seyrediyor. 2025 sonuna göre memur sayısında azalış görülmedi.</p>
<h2>EYT’li çalışan 2 milyonun üstünde </h2>
<p>Mart ayı itibariyle emekli olup da çalışmaya devam eden kişi sayısı, 2025 yılı sonuna göre 606 kişi azalmakla birlikte, 2 milyon 149 bin kişiyle, 2 milyon sınırının üzerinde kalmaya devam etti. Özellikle EYT düzenlemesinin ardından çok sayıda kişi emekli olduktan sonra kayıtlı ya da kayıtsız çalışmayı sürdürdü. EYT düzenlemesi öncesi bu kapsamda çalışan kişi sayısı 946 bin kişiyken, düzenleme yılı olan 2023 sonunda 1.9 milyon kişiye, 2024’te ise 2.1 milyon kişiye ulaştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüm kategorilerde çalışan sayısı 25,5 milyonu aştı</span></h2>
<p>Halen prim ödeyenler ve emekli olup da çalışmasını sürdürenler dahil tüm kategorilerde çalışan sayısı 2026 Mart ayı itibariyle 25 milyon 525 bin kişi oldu. Toplam kayıtlı çalışanlar Mart ayı itibariyle 2025 sonuna kıyasla 347.7 bin kişi azalış gösterdi. Emekli olup çalışmayı sürdüren kişi sayısındaki yavaş değişim dikkate alındığında, EYT’nin etkisinin geçmişe kıyasla azaldığı, emekli olanların önemli bir kısmının kayıtlı çalışmayı devam ettirmediği sonucu çıkıyor. Diğer yandan bu kişilerin kayıt dışı çalışması olgusu da bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-martta-234-milyona-yaklasti-81095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/kardemir-sanayi-calisan-1765953003.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayıtlı çalışan sayısında mart ayı itibariyle çalışan sayısı bir önceki aya göre 51 bin 726 kişi artarak, 23 milyon 376,4 bin kişiye ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anlasma-sonrasi-kuresel-yatirimcinin-alisveris-listesi-hazir-81096</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anlaşma sonrası küresel yatırımcının alışveriş listesi hazır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f8807ebf21-1781499911.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden gerilimin sona ermesine yönelik diplomatik adımların hız kazanması, küresel piyasalarda yeni bir fiyatlama döneminin kapısını açıyor. İran basınında yayımlanan taslak mutabakat metni, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, petrol yaptırımlarının kaldırılması ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması gibi kritik maddeler içeriyor. Bu gelişmelerin hayata geçmesi halinde enerji piyasalarında arz endişelerinin azalması ve petrol fiyatları üzerindeki jeopolitik risk priminin gerilemesi bekleniyor.</p>
<p>Wall Street'te birçok yatırımcı anlaşmayı riskli varlıklar için olumlu bir gelişme olarak değerlendirirken, Bank of America’ya göre yatırımcılar, savaş döneminde kazanan sektörleri bir kenara bırakıp artık gerilim nedeniyle baskı altında kalan varlıklara yönelmeli. Düşük enerji maliyetleri, zayıflayan enflasyon baskıları ve iyileşen büyüme beklentileri yeni dönemin ana temaları olabilir.</p>
<h2><span style="color: #34495e;">BANKANIN ÖNERİLERİ</span></h2>
<p><strong>1- TÜKETİCİ HİSSELERİ </strong></p>
<p>Petrol ve akaryakıt fiyatlarının gerilemesi, hane halkının harcanabilir gelirini artırabilir. Bu durum seyahat, restoran, eğlence ve perakende sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlere destek sağlayabilir. Bank of America, enflasyon baskılarının azalması halinde tüketici hisselerinde ilave yükseliş potansiyeli görüyor. </p>
<p><strong>2- GAYRİMENKUL YATIRIM ORTAKLIKLARI (REIT) </strong></p>
<p>Enflasyonun kontrol altına alınması ve faiz indirim beklentilerinin güçlenmesi gayrimenkul sektörünü destekleyebilir. 2026 yılında güçlü performans gösteren REIT'lerin, ekonomik belirsizliğin azalmasıyla yeni yatırım çekmesi bekleniyor. VNQ endeksinin yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 9 yükselmiş olması da dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>3- BİTCOİN </strong></p>
<p>Jeopolitik risklerin yükseldiği dönemde baskı altında kalan kripto para piyasası, küresel büyüme görünümünün iyileşmesi halinde yeniden yatırımcı ilgisi çekebilir. Banka, Bitcoin'de satış baskısının önemli ölçüde geride kalmış olabileceğini düşünüyor. </p>
<p><strong>4- ALTIN </strong></p>
<p>İlk bakışta bir barış anlaşmasının altın için olumsuz olması beklenebilir. Ancak Bank of America, yatırımcıların altındaki pozisyonlarını büyük ölçüde azalttığını ve doların zayıflaması halinde değerli metalde yeni bir toparlanma görülebileceğini belirtiyor. 5- AVRUPA HİSSELERİ Enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olan Avrupa ekonomileri, petrol fiyatlarındaki düşüşten en fazla fayda sağlayabilecek bölgeler arasında gösteriliyor. Enerji maliyetlerinin azalması şirket kârlılıklarını destekleyebilir.</p>
<p><strong>6- GELİŞMEKTE OLAN ÜLKE PARA BİRİMLERİ </strong></p>
<p>Hindistan ve Endonezya gibi enerji ithalatçısı ülkelerin para birimleri son dönemde yüksek enerji maliyetlerinden olumsuz etkilendi. Petrol fiyatlarında düşüş ve küresel sermaye akımlarının geri dönmesi halinde bu para birimlerinde güçlü toparlanmalar yaşanabileceği değerlendiriliyor. </p>
<h2>HERKES AYNI FİKİRDE DEĞİL </h2>
<p>Piyasanın önemli bir bölümü anlaşmayı hisse senetleri için pozitif görse de bazı stratejistler farklı düşünüyor. Nomura'ya göre anlaşmanın açıklanması, özellikle teknoloji hisselerinde yaşanan güçlü yükseliş sonrasında sektörler arasında sert bir para rotasyonuna yol açabilir. Bu durum S&amp;P 500 gibi endekslerde kısa süreli geri çekilmeleri beraberinde getirebilir.</p>
<p>Bank of America'nın Boğa ve Ayı Göstergesi'nin 10 üzerinden 8,8 seviyesinde bulunması da dikkat çekiyor. Tarihsel olarak bu seviyeler sonraki aylarda küresel hisse senetlerinde sınırlı düzeltmelerin habercisi olmuştu. Bu nedenle yatırımcıların anlaşma iyimserliği kadar faiz, büyüme ve değerleme risklerini de dikkate alması gerektiği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Anlaşma neyi öngörüyor?</span></h2>
<p>- Hürmüz Boğazı'nın 30 gün içinde yeniden deniz trafiğine açılması <br />- İran'a yönelik petrol ve petrokimya yaptırımlarının askıya alınması <br />- İran'ın dondurulmuş 24 milyar dolarlık varlığının kademeli olarak serbest bırakılması <br />- ABD'nin bölgedeki bazı askeri unsurlarını geri çekmesi <br />- 60 günlük kapsamlı müzakere sürecinin başlatılması <br />- İran'ın nükleer silah geliştirmeme taahhüdünün yeniden teyit edilmesi <br />- İran ekonomisinin yeniden yapılandırılması için uzun vadeli finansman ve kalkınma planlarının değerlendirilmesi <br />- Orta Doğu'da askeri hareketlilik ve lojistik aksaklıkların azaltılması hedefi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anlasma-sonrasi-kuresel-yatirimcinin-alisveris-listesi-hazir-81096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/iran-1781500211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik güçlü sinyallerin gelmesi, enerji piyasalarından hisse senetlerine kadar geniş bir yatırım rotasyonunu tetikleyebilir. Bank of America, olası bir anlaşma sonrası petrol fiyatlarının gerilemesiyle altın dahil öne çıkabilecek altı yatırım aracını sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpden-ihrac-edilen-vekiller-tipe-mi-gececek-81094</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP&#039;den ihraç edilen vekiller TİP’e mi geçecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından ikiye bölünen CHP’de tablo her geçen gün değişiyor. Taraflar arasında kriz büyürken, Meclis’te 7. bir grubun daha kurulacağı iddiaları kulisleri hareketlendirdi. Mahkeme kararı ile yeniden genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’in ekibine yönelik başlattığı ihraç sürecini işletmeye devam edeceği söyleniyor. Özgür Özel, “son ana kadar mücadeleye parti de devam edeceklerini” açıkladı. Ancak kulislerde CHP’den ihraç edilen milletvekili sayısının artması halinde Meclis’te 7. Grup kurulacağı konuşuluyor. CHP’den ihraç edilen milletvekilleri Türkiye İşçi Partisi (TİP) çatısı altında yeni bir grup kurmak için harekete geçecekleri iddia ediliyor. CHP’nin ikiye bölünmesi nedeniyle CHP’nin muhalefetinin zayıflayacağı, bu nedenle ihraç edilen milletvekillerinin Meclis’te temsil edilen bir partiye katılacakları, bu partinin de TİP olacağı konuşuluyor. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın bu yönde Özgür Özel’e teklifte bulunduğu söyleniyor.</p>
<p>TBMM'de grup bilmecesi sürecek Mutlak butlan kararının ardından geçtiğimiz hafta 9 milletvekilliğinin tedbirli olarak üyeliklerinin askıya alınmasıyla birlikte yeni bir sürece giren CHP, TBMM faaliyetlerinde bu haftayı da hareketli geçirecek. İhraç edilen vekiller arasında yer alan ve aynı zamanda grup başkanvekili olan Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın’ın bu görevlerinin düşmesi nedeniyle, grup toplantısının bu hafta nasıl yapılacağı da belirsiz hale geldi.</p>
<p>Şu anda TBMM’ye göre CHP’nin tek grup başkanvekili Murat Emir olarak görünüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun boşalan başkanvekilliklerine atama yapabileceği belirtiliyor. Ancak Özgür Özel ve ekibi ise parti mevzuatına göre kapalı grup toplantısıyla seçim yapılmasının zorunlu olduğu görüşündeler. Bu durumda son anda bir değişiklik olmazsa, CHP grup toplantısının yapılacağı yarın yine geçtiğimiz haftakine benzer ikili bir görüntü yaşanabileceği kaydediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpden-ihrac-edilen-vekiller-tipe-mi-gececek-81094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/chp.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP&#039;den ihraç edilen vekiller TİP’e mi geçecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plana-kesin-donus-yapalim-guney-korenin-hallyusu-81093</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plana kesin dönüş yapalım: Güney Kore’nin Hallyu’su</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çöküş dönemi Osmanlı’sından bu yana bitmeyen sosyoekonomik sorunlarımız var. Bunlar tasarruf-yatırım-üretim açığı ve bölüşüm sorunu ekseninde şekilleniyor. Kronik üçüz (hanehalkı, şirket ve devlet kesimi) açık da vazgeçilmezimiz. Üretim açığı-ithalat bağımlılığı döviz açığı yaratıyor. Onu da ağırlıklı olarak kısa vadeli sermaye hareketleriyle finanse ediyoruz. Sonuç: sıcak para ekonomisi, rant odaklı-kırılgan ekonomik yapı. 1990 sonrasının Türkiye’sinde havada uçuşanlar: krizler (1994; 2000-2001), krizcikler (teğet-içimizden geçenler), bıyıklı/bıyıksıza borsa vaatleri, Japon ev hanımlarının Türkiye aşkı, sayko reel faiz getirileri ve elbette sefil bölüşüm politikaları. Hadi bizim ömrümüzü yedi. Bu iş gelecek kuşakların da mı ömrünü yiyecek? Yok mu bir çıkış yolu?</p>
<p><strong>Daha planlı olsak mesela? </strong></p>
<p>Kartacalı general Hannibal'in Alpler'i aşarken “ya bir yol bulacağım ya da bir yol yapacağım” dediği söylenir. Türkiye’nin ilk çıkış yolu; her sektördeki küresel baskılara inat planlamadır. Plan deyince yüzünüz ekşimesin. Biz bunu yaptık. Hâlâ da yapıyoruz. Aslında plan mı, pilav mı diye iş sulandırılana, plancılığın 1980 sonrasında ağırlığı azaltılana kadar (haklı nedenler de az değil) Türkiye ithal ikameci bir planlama anlayışı içindeydi. Filmi daha da geriye saralım: Türkiye İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde 1. Sanayi Planı’nı (1933-1938) başarıyla uyguladı. İkincisine savaş izin vermedi. Cumhuriyet döneminin ekonomik mirası önemli ölçüde Atatürk’ün bu uygulamasının eseridir. 1960’larda başlayan planlı ekonomik kalkınma döneminde de birçok ekonomik kazanım elde edildi. </p>
<p><strong>Yerli ve milli derken ithal </strong><strong>ikamesi demiş oluyoruz</strong></p>
<p>Bugün “yerli ve milli” denen düşünce de ithalat ekonomisini değil, yerli üretimi önceliyor. Bu yapının iyi tarafı şu; ithal ikameci sistem 1970’lerin sonunda döviz darboğazına neden olurken, bugünkü yapı açık ekonomide işliyor. Günümüzde savunma sanayisindeki başarılarda, yeni sanayileşme politikalarında ve sürdürülebilirlik odaklı ekonomik tasarımda bu plancı anlayışın izleri var. Ancak her konuda planlı değiliz: Kira ve gıda enflasyonundaki sevimsiz şampiyonluklarımızın plansızlıkla bir bağı olmalı. Tarım ürünlerindeki fiyat dalgalanmaları ve ithalat ekonomisi suyun yanlış yöne aktığını göstermiyor mu? En az et-balık, en çok ekmek tüketen ülke olmamızın saldım çayıra-rant bizi kayıra düzeniyle bir bağı yok mu sizce?</p>
<p><strong>Plan için Güney Kore’yi örnek alalım: Hallyu  </strong></p>
<p>Türkiye plandan ziyade “bam bam bam” ekonomisiyle iki ileri bir geri gidiyor. Bu nedenle plan deyince alerjik reaksiyon göstermek iyi bir şey değil. Bu 1970’lerin, 1980’lerin kafasıdır. Haklı yönleri de vardır mutlaka. Ancak bugünkü düzende plandan muradımız 1920’lerin SSCB’si, bugünün Kuzey Kore’si olalım değil. Kalpler yumuşasın diye tatlı bir örnek vereyim: mesela Güney Kore’nin Hallyu’sunu yapalım.</p>
<p><strong>Gangnam Style? Squid Game? </strong></p>
<p>BTS müzik grubunun dünya çapındaki başarısı, Psy’ın “Gangnam Style” şarkısı, Oscar ödüllü <em>Parasite</em> filmi ve <em>Squid Game</em> dizisinin küresel yankısıyla ivme kazanan Hallyu, Güney Kore kültürünü-eğlence sektörünü küresel bir noktaya taşıdı. Düşünün, Billboard 100 K-POP artist listesi açıklıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Örnek oturmadı mı? Şunu düşünün: Dünya müzik listeleri en iyi 100 Türk şarkısının listesini düzenli olarak açıklıyor. Gelsin turneler, telif gelirleri, yumuşak güç işleri.</p>
<p>Bunlar Allah Güney Kore’ye yürü ya kulum dediği için ortaya çıkmadı. 1998 yılında, dönemin Devlet Başkanı Kim Dae-jung, Asya Finans Krizi’nin ardından ekonomik toparlanmayı hızlandırmak amacıyla <strong>“Hallyu Endüstrisini Destekleme ve Geliştirme Planı”nı</strong> hayata geçirdi. Bu politika değişimiyle hükümet, kültürel endüstrilerin yalnızca kültürel kalkınmaya değil, ekonomik kalkınmaya da katkı sağlayabilecek stratejik bir sektör olduğunu kabul ediyordu.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Peki, biz yerli Hallyu yaratabilir miyiz? Haftaya...</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.billboard.com/lists/k-pop-artist-100-2025/day6/</p>
<p><sup>2 </sup>https://warroom.armywarcollege.edu/articles/culture-as-national-power/</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plana-kesin-donus-yapalim-guney-korenin-hallyusu-81093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plana kesin dönüş yapalım: Güney Kore’nin Hallyu’su ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sanayisi-cinden-ogrenerek-rekabette-kendi-pozisyonunu-belirlemeli-81092</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye sanayisi Çin’den öğrenerek rekabette kendi pozisyonunu belirlemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Çin’in plan disiplininden, bütüncül yaklaşımından, sabrından, hız anlayışından, teknolojiye sahada kullanım alanı açma becerisinden, fuar ve tedarikçi ekosisteminden, lojistik koridor stratejisinden ve kaliteyi sistem meselesi olarak ele almasından çok şey öğrenebiliriz.</strong></p>
<p>Güney Kore ile kısa bir girişten sonra Çin’e dönmek istiyorum. Güney Kore’de ziyaret ettiğimiz SIMTOS Makine ve Teknik Malzeme Fuarı çok hareketli değildi. Seul’de tedarikçi ve müşteri ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Güney Kore, GSYH sıralamasında Türkiye’nin önünde ve genelde ilk 15 ülke arasında. İnsanların da genel anlamda gelir dağılımları homojen bir görüntüde. Yabancılara tanınan vergisiz alışveriş imkanı diğer ülkelerde havalimanlarında tabir-i caiz ise eziyete dönerken, Güney Kore’de neredeyse her mağazada pasaportunuzla doğrudan vergisiz satın alma imkanı bulabiliyorsunuz.</p>
<p>Çin’e tekrar dönelim. Çin’in bugün itibarıyla geldiği noktayı üç kelimede anlatmak en doğrusu: Ölçek, hız, kalite. Fakat 2026’nın asıl farkı ve bugünün Çin’ini yarına taşıyacak olan yeni amaç ve bağlamın adı “katma değer”. Çin, ölçeği kurdu; şimdi bu ölçeği teknoloji, kalite, hız, veri, robotik, enerji dönüşümü, müşteri memnuniyeti ve küresel ağ kabiliyetiyle daha yüksek değere dönüştürmeye çalışıyor.</p>
<p>Çin; bizim gördüğümüz resimde ve devlet politikalarında düşük maliyet avantajını bütünüyle kaybetmeden, üretim kabiliyetini uluslararası rekabette güçlü tutabilecek stratejik teknoloji alanlarına doğru taşımaya çalışmakta. Çin bu sektörleri ayrı ayrı değil, birbirini besleyen bir sanayi sistemi olarak görmekte ve bu yıl itibarıyla artık kapasiteye değil, kaliteye, hıza ve inovatif farkla sağlanacak rekabet avantajına ve katma değere odaklanmaktadır. Çok maksatlı dronlar, mobil enerji merkezleri, geliştirilmiş bataryalar, yapay zekâ, 6G, entegre robotik sistemler, yeni malzemeler ve lojistik merkezler ve bütünleşik ulaşım koridorlar üst akılda şekillenen büyük tasarımın parçalarıdır.</p>
<p>Ayrıca; e-ticaret hayatın içinde su içmek gibi olmuş. İnsanlar, yolda, araçta, her yerde sürekli telefonlarıyla meşguller. Trafikte 24 saat hiç durmayan bir kurye trafiğini her yerde görebiliyorsunuz.</p>
<p>Bu yolculukta Çin’i diğer ülkelerden ayıran tarafın; Çin’in bunu yalnızca şirketlerin bireysel çabasıyla değil, devlet planları, destek ve teşvikleri, şehir politikaları, altyapı yatırımları, fuar organizasyonları, eğitim, finansman, lojistik koridorlar ve uluslararası ilişkilerle birlikte yürütmesinde yattığını değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Çin, riskleri yeni sanayi </strong><strong>politikaları ile aşmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Bununla birlikte Çin’in kırılganlıkları da mevcut. Gayrimenkul zayıflığı, otonom sistemler ve teknoloji ile gelecek vasıfsız işsizlik, aşırı kapasite, fiyat savaşları, enerji bağımlılığı ve jeopolitik kırılganlıklar ciddi tehdit alanları. Çin, bu riskleri yeni sanayi politikaları ile aşmaya ve bunu uzun vadeli planlarla beslemeye çok özel gayret gösteriyor. Bu çerçevede; kapasite doygunluğu Çin’i yüksek kaliteli kalkınmaya; enerji riski Çin’i alternatif tedarik ve lojistik koridorlarına erişmeye; yaşlanan nüfus Çin’i robotik ve yapay zekâya; dış ticaret gerilimi Çin’i yeni pazarlara ve Kuşak-Yol bağlantılarına yönlendirmiş.</p>
<p>Çin’in dünyaya verdiği yeni mesaj, “ölçeği kurduk; şimdi bu ölçeği teknoloji, kalite, hız ve küresel ağ gücüyle katma değere dönüştürüyoruz” mesajıdır.</p>
<p>Elbette Türkiye için Çin’in ölçeğini kopyalayamayız. Ancak, Çin’in plan disiplininden, bütüncül yaklaşımından, sabrından, hız anlayışından, teknolojiye sahada kullanım alanı açma becerisinden, fuar ve tedarikçi ekosisteminden, lojistik koridor stratejisinden ve kaliteyi sistem meselesi olarak ele almasından çok şey öğrenebiliriz. Türkiye sanayisi için asıl mesele; Çin’e karşı savunmada kalmak değil; Çin’den öğrenerek küresel rekabette kendi pozisyonumuzu belirlemek ve Çin’e rağmen değil Çin’le beraber neler yapabileceğimizi akıllı tarif etmek olmalıdır.</p>
<p><strong>Türkiye, ‘vasatlık bandı’ndan çıkmalı</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü tarafı; Çin’in erişmekte zorlanacağı müşterilere yakınlığını, mühendislik esnekliğini ve güvenilir ilişki yönetimini daha yüksek operasyonel kaliteyle birleştirebilmesiyle hayat bulacaktır. Ancak bunun için “orta kalite/orta hız/orta disiplin” alanından yani kırmızı okyanustan, kendi ifademle “vasatlık bandı”ndan çıkmak gerekiyor. Türk üreticisi için en tehlikeli alan “ortalama ürün - ortalama hizmet - ortalama teslimat” alanıdır. Çünkü bu alan, Çin’in en hızlı yıkıcı rekabet üretebileceği alandır. Çin’in büyüklüğüne karşı Türkiye’nin pozisyonu, daha büyük fabrikalar yapma üzerine değil; daha uzman, daha hızlı, daha izlenebilir ve daha güvenilir değer zinciri yaratma üzerine kurgulanmalıdır.</p>
<p>Bu kapsamda, naçizane aşağıda ifade ettiğim hususlarda dersimize çalışırsak ülke olarak yarınımıza katkı sunacağını değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Şirketler özelinde;</strong></p>
<p>- Avrupa’ya yakınlık ve hızlı teslimat avantajı sistematik bir satış argümanına dönüştürülmelidir.</p>
<p>- Kendi sektörümden hareketle; nitelikli kaynaklı imalat, yüksek hassasiyette çelik işleme, proje bazlı yüksek mühendislik gerektiren işlere hazırlık seviyemiz yükseltilmelidir.</p>
<p>- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM-CBAM), izlenebilirlik, karbon ayak izi, kalite dokümantasyonu ve AB mevzuatı uyumu rekabet avantajı olarak kullanılmalıdır.</p>
<p>- Müşteri özelinde kârlılık, adam-saat başı ciro/kârlılık ve kapasite tahsisi analizleri düzenli yapılmalıdır.</p>
<p>- Müşteri segmentasyonu, kalite kontrol ve tedarikçi sınıflandırması zorunlu disiplinler haline getirilmelidir.</p>
<p>- Yalın üretim, dijital izlenebilirlik, kit yönetimi, iç lojistik ve robotik uygulamalar her sektörde iş planlarına alınmalıdır.</p>
<p>- Şirketler “Çin’den ne alabilirim?” sorusuna ek olarak “Çin’den ne öğrenebilirim?” sorusunu da kendilerine sormalıdır.</p>
<p>- Çin’i sadece fiyat karşılaştırması yapılan tedarikçi pazarı olarak değil, teknoloji, hız, kalite ve iş modeli benchmark alanı olarak izlenmelidir.</p>
<p><strong>Bakanlıklar, odalar ve STK’lar özelinde;</strong></p>
<p>(Bu satırlarda bahsettiğim veri setlerinin bir kısmı belki vardır veya belirli zamanlarda ve belirli platformlarda paylaşılıyor da olabilir. Böyle bir durum varsa da, bahse konu çalışmaların daha görünür kılınması ve erişilebilir olması arzu edilen faydayı artıracaktır.)</p>
<p>- Türkiye için bütüncül bir “Çin Strateji Belgesi” hazırlanmalı; ticaret, sanayi, teknoloji, lojistik, yatırım, turizm, tarım ve kültür başlıkları tek çerçevede ele alınmalıdır.</p>
<p>- Çin ithalatı sektörel farklılaşma ile ürün bazlı, marka bazlı ve teknoloji seviyesi ile izlenmelidir. Genel ithalat rakamları artık sağlıklı karar verebilmek ve yol haritasını şekillendirmek için yeterli değildir.</p>
<p>- Çin ile ticaret dengesizliği yalnızca gümrük vergileriyle değil; ihracat kapasitesi, marka stratejisi, hedef sektör seçimi ve karşılıklı yatırım politikalarıyla yönetilmelidir.</p>
<p>- Stratejik sektörlerde kapasite modernizasyonu, teknoloji yatırımı, kalite belgelendirme, ihracat ağları ve dâhilde işleme rejimi daha fazla desteklenmelidir.</p>
<p>- Çin Kuşak ve Yol Girişiminde yer alan Orta Koridor; Faw Limanı-Kalkınma Yolu ve Modern Hicaz hattı ile birlikte değerlendirilmeli, bu projeler yalnızca ulaştırma değil, liman arkası sanayi, gümrük modernizasyonu, demiryolu terminal yatırımı, enerji hattı ve dijital ticaret altyapısı ile “sanayi ve lojistik entegrasyon projesi” gibi ele alınmalıdır.</p>
<p>- Çin’in Avrupa’ya ihracatında Türkiye’nin ara üretim, test, kalite kontrol, montaj, servis ve yeniden ihracat rolü AB’nin korumacı politikaları ve Gümrük Birliği temelince “Made in Europe” kapsamında araştırılmalıdır.</p>
<p>- Mesleki eğitim ve teknik üniversite programları robotik, kaynak otomasyonu, veri analitiği, yapay zekâ destekli üretim planlama, kalite kontrol, ileri malzeme ve enerji verimliliği başlıklarına göre güncellenmelidir.</p>
<p>- Bir Kuşak ve Bir Yol, Büyük Faw Limanı bağlantısı ve modern Hicaz hattı projelerine birbirinden kopuk projeler gibi değil, Türkiye’nin bölgedeki lojistik rolü olarak bakılmalıdır.</p>
<p>- Türkiye, Hainan örneğinden ders alarak serbest bölgeler, liman arkası sanayi alanları, gümrük kolaylıkları, veri akışı ve yatırımcı hizmetleri konusunda daha hızlı ve sade modeller geliştirmelidir.</p>
<p>- STK bünyelerinde;</p>
<p>- Sektörel bazda Çin izleme masaları kurulmalıdır: çelik, makine, otomotiv, batarya, enerji ekipmanları, drone, elektronik ve lojistik vb ayrı ayrı izlenmelidir.</p>
<p>- Her yıl Çin, Asya Pasifik, ABD ve Avrupa kıyaslamalı saha raporları hazırlanmalı; bu raporlar strateji dokümanı olarak paylaşılmalıdır.</p>
<p>- Gümrük verisi, navlun verisi ve fiyat endeksleriyle birlikte uygun ücret karşılığında sektörel ihracat istihbarata ulaşma hizmeti verilmelidir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yurt dışında okuyup ülkesine </strong><strong>dönen Çinli öğrenciler artıyor</strong></span></p>
<p>Yurt dışında okuyan Çinli öğrencilerin ve araştırmacıların ülkelerine dönüş oranı da her yıl artan bir ivme yakalamış. 2024 yılında yurt dışında okuyan 495.000 Çinli öğrenci ülkesine dönmüş. Bu sayı, 2023 yılına göre 79.400 artış göstermiş ve yıllık bazda %19,1’lik bir büyüme yaratmış. Ayrıca, farklı akreditasyon sistemlerine göre sıralanan dünyanın en iyi 1000 üniversitesinde 244, en iyi 2000 üniversitesinde 360 Çin üniversitesinin yer almasının da Çin’in bu sistem tasarımında ve sürdürülebilir inovasyon başarısında önemli rol oynadığını değerlendiriyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sanayisi-cinden-ogrenerek-rekabette-kendi-pozisyonunu-belirlemeli-81092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/356-1781501415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye sanayisi Çin’den öğrenerek rekabette kendi pozisyonunu belirlemeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdnin-new-york-teksas-hattinda-sarsici-olaylar-81091</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’nin New York-Teksas hattında sarsıcı olaylar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SpaceX’in New York’ta gerçekleşen birincil halka arzını (IPO) Teksas’tan izleyen Elon Musk, hisselerin ilk gündeki yükselişi ile trilyoner pozisyonunu perçinledi. New York ile Teksas arasında gidilip gelinerek oynanan NBA finalinde şampiyonluğu elde eden New York Knicks ise, fazladan sadece 12 sayı atarak şampiyonluğa uzandı. Biraz strateji ve taktik konuşma zamanı.</p>
<p>Öncelikle bu yazıyı yazdığım 14 Haziran 2026’nın sabahında San Antonio Spurs ile New York Knicks arasında oynanan maçı izlemek için uyanamadığımı ve bu yazıyı maçı izlemeden yazdığımı not düşeyim. Tekrarı Prime’a düştüğünde izleyeceğim ama bu yazıyı yazmak için maçı izlememe gerek yok çünkü yapay zekâ var. Bunu ara sıcak yapıp asıl yemek olan SpaceX IPO’suna geçmek istiyorum.</p>
<p>Seride Knicks iki maçı birer sayı farkla kazandığı için Google AI Modu’ndan skor ekonomisini incelemesini istedim. Karşıma şu tablo çıktı:</p>
<p><strong>2025-2026 Sezonu Maç Sonuçları</strong></p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Maç Türü / Sahne </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>New York Knicks</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>San Antonio Spurs</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Kazanan</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Emirates NBA Kupası Finali</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>124</strong></p>
</td>
<td>
<p>113</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Normal Sezon - 1. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p>132</p>
</td>
<td>
<p><strong>134</strong></p>
</td>
<td>
<p>San Antonio Spurs</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Normal Sezon - 2. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>114</strong></p>
</td>
<td>
<p>89</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>NBA Finalleri - 1. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>105</strong></p>
</td>
<td>
<p>95</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>NBA Finalleri - 2. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>105</strong></p>
</td>
<td>
<p>104</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>NBA Finalleri - 3. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p>111</p>
</td>
<td>
<p><strong>115</strong></p>
</td>
<td>
<p>San Antonio Spurs</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>NBA Finalleri - 4. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>107</strong></p>
</td>
<td>
<p>106</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>NBA Finalleri - 5. Maç</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>94</strong></p>
</td>
<td>
<p>90</p>
</td>
<td>
<p>New York Knicks</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>GENEL TOPLAM</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>892</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>846</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Knicks (+46 Averaj)</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yapay zekâ bütün veriyi çekip önüme koymuş ve averajı 46 olarak vermişti ama final serisindeki averaj sadece 12 idi. Benim asıl istediğim bilgi ise, “öne çıkan detaylar” başlığı altında verilmişti. Burada “en skorer maç” olarak anılan en yüksek skorlu maç sezonda oynandığı için onu dikkate almıyoruz. </p>
<ul>
<li><strong>En Skorer Maç:</strong> Normal sezonda Teksas'ta oynanan ve uzatmalara gitmeden Spurs'ün 134-132 kazandığı yüksek tempolu ilk mücadeledir.</li>
<li><strong>En Defansif Maç:</strong> Knicks'in şampiyonluğunu ilan ettiği serinin son maçı (94-90) iki takımın da en az sayı ürettiği karşılaşma olmuştur.</li>
</ul>
<p><strong>Finallerdeki Denge:</strong> 5 maçlık final serisinde toplam skorlarda sadece 12 sayılık bir fark (522-510) oluşması, serinin ne kadar çekişmeli geçtiğini göstermektedir.</p>
<p>AI Modu bana, Knicks’in 29 sayıdan döndüğü dördüncü maçı daha derinlemesine incelemesini isteyip istemediğimi sordu ama benim aklımda başka bir soru vardı. Knicks’in abartılı bir sayı üretimi yapmadan yani ihtiyacı kadar üreterek seriyi nasıl kazandığını araştırmasını istedim.</p>
<ul>
<li><strong>Sistem ve Uyum:</strong> Takımın geçmiş yıllardaki yıldız odaklı oyunundan sıyrılarak sergilediği yüksek top paylaşımı ve takım kimyası, onları durdurulamaz kılmıştır.</li>
<li><strong>Savunma Sertliği:</strong> Rakiplerin hücum ritmini bozan disiplinli takım savunması, kritik serilerin kazanılmasında başrol oynamıştır.</li>
<li><strong>Yıldız Performansları:</strong> Kilit oyuncuların normal sezonun yanı sıra Play-Off ve final serilerindeki yükselen form grafikleri, skor yükünü başarıyla taşımıştır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ koç adlarını birbirine karıştırsa da bunun çok sayıda kaynağı gözden geçirmesinden kaynaklandığını anlamak zor değil. San Antonio Spurs’e vurduğu damga nedeniyle Greg Popovich adını Mitch Johnson yerine kullanan yapay zekâ, Kninks’te de Mike Brown’un koçluğuna alışamamış görünüyor; <strong>Koç Tom Thibodeau diye yazıyor</strong>. Ancak bunların önemli olmadığını düşünüyorum. Sonuçta yapay zekânın başarı koşulları ile ilgili yorumları benim maçlarda gördüğüm unsurlar ile uyuşuyor. Ben metinde <strong>Thibodeau yerine Brown yazarak kendimce bir düzeltme yaptım.</strong></p>
<ul>
<li> <strong>Wembanyama'yı Çekme Planı:</strong> Brown, Victor Wembanyama'nın boyalı alandaki blok tehdidini kırmak için 5 numara pozisyonundaki Mitchell Robinson ve Karl-Anthony Towns'ı sürekli perdelere gönderdi. Wembanyama dışarı çıkmak zorunda kalınca, Brunson ve Hart potaya koridorsuz penetre etme şansı buldu.</li>
<li><strong>Tam Saha Baskı (Full-Court Press):</strong> 4. maçın ikinci yarısında başlayan ve 5. maçta da sürdürülen tam saha baskı, Spurs'ün genç gardlarının oyun kurmasını engelledi. Spurs hücum süresinin ilk 10 saniyesini yarı sahayı geçmekle harcadığı için organize olamadı.</li>
<li><strong>Hücum Ribaundu Stratejisi:</strong> Brown, Spurs'ün geçiş hücumlarındaki (fastbreak) etkinliğini azaltmak yerine, savunma ribaundlarında zayıf kaldıklarını fark etti. Oyuncularına geriye koşmak yerine hücum ribaundunu zorlama emri verdi. Knicks bu sayede seride <strong>ikinci şans sayılarında 62-34</strong> gibi ezici bir üstünlük kurdu.</li>
</ul>
<p>Biraz da diğer cephedeki Spurs’ün neden kaybettiğine bakmakta yarar var. Yanıt şu şekilde:</p>
<p>2026 NBA Finalleri'nde San Antonio Spurs'ün New York Knicks karşısında seriyi 4-1 kaybetmesindeki temel taktiksel hatalar, genç bir kadronun tecrübesizliği ve <u>Mitch Johnson</u> yönetimindeki teknik ekibin reaksiyon göstermekte gecikmesiyle ilgilidir.</p>
<p>Özellikle Game 4'teki tarihi 29 sayılık çöküş başta olmak üzere, Spurs'ü şampiyonluktan eden majör taktiksel hatalar şunlar olmuştur:</p>
<ol>
<li><strong> Hücumda Erken "Erime" ve Dış Şut Bağımlılığı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Saldırmayı Bırakmak:</strong> Maçların ilk yarılarında Victor Wembanyama ve Karl-Anthony Towns'ı (KAT) pota altında zorlayıp faul problemine sokan Spurs, farkı açtıktan sonra boyalı alana yüklenmeyi tamamen bıraktı.</li>
<li><strong>"Soğuk" Üçlük Israrı:</strong> Game 4'ün ikinci yarısında Knicks savunması sertleştiğinde şut ritmini kaybeden Spurs, set oynamak yerine şut saatinin erken saniyelerinde zorlama üçlükler denemeye devam etti (İkinci yarıda 17'de 3 üçlük).</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Victor Wembanyama'nın Yanlış Rolde Kullanılması</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kevin Durant Gibi Oynatılması:</strong> Basketbol otoriteleri ve <u>Reddit/NBATalk</u> analizlerine göre teknik ekip, 2.26'lık Wembanyama'yı bir guard gibi sürekli üç sayı çizgisinin gerisinde konumlandırdı.</li>
<li><strong>Ribaund Zaafiyeti:</strong> Wembanyama dışarıda beklediği için Spurs pota altında eşleşme avantajını kaybetti. Bu durum Knicks'in (özellikle Josh Hart'ın) seride ikinci şans sayılarında 62-34 gibi ezici bir ribaund üstünlüğü kurmasına zemin hazırladı.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Jalen Brunson Savunmasındaki Switch (Eşleşme) Hataları</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Zayıf Savunmacıyı Hedefleme:</strong> Jalen Brunson'ı yavaşlatmak için sert ikili sıkıştırmalar veya alan savunması yapmak yerine her perdede "switch" (adam değişme) stratejisi uygulandı.</li>
<li><strong>Brunson'ın Cezası:</strong> Brunson, karşısında her seferinde Spurs'ün daha yavaş kalan uzunlarını bularak tepe tepe kullandı ve Game 5'teki 45 sayılık şampiyonluk performansı da dahil olmak üzere seriyi domine etti.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Maç Sonu Kötü Süre Yönetimi (Clock Management)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>De'Aaron Fox'un Kritik Hatası:</strong> <u>Instagram</u> analizlerinde de sert şekilde eleştirildiği üzere, Game 4'ün son saniyelerinde Spurs öndeyken tecrübeli oyun kurucu De'Aaron Fox, topu tutup süreyi eritmek yerine erken ve zorlama bir turnike denemesi yaptı.</li>
<li><strong>Son Hücum Reaksiyonu:</strong> Fox'un kaçan şutunun ardından dönen topta Spurs savunması yerleşemedi ve OG Anunoby'nin maçı bitiren tarihi "putback" (tipe) basketine engel olamadı.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Tam Saha Baskıya Çözüm Üretememek</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Koç Mike Brown’un Knicks'i tam saha baskıya (full-court press) geçirmesine Spurs teknik ekibi molalarla veya kısa oyuncu rotasyonunu (Dylan Harper gibi) değiştirerek yanıt veremedi. Genç Spurs gardları yarı sahayı geçmekte o kadar zorlandı ki, set hücumuna başladıklarında şut saatinde sadece 10-12 saniyeleri kalıyordu.</li>
</ul>
<p>ABD’nin iki yakası arasında yaşananlar sadece bu final serisinden ibaret değildi. SpaceX Başkanı Gwynne Shotwell’in New York’taki NASDAQ merkezinde ve SpaceX Kurucusu Elon Musk’ın da Teksas’taki Starbase üssünde NASDAQ markasının yer aldığı bir podyumda başlattığı halka arz, 75 milyar dolar ile tüm zamanların en yüksek IPO’su olarak tarihe geçti. Burada benim en fazla dikkatimi çeken konu, SpaceX’in bir uzay ve yapay zekâ şirketi haline getirilmesi oldu.</p>
<p><strong>Uzay ve yapay zekâ şirketi SpaceX</strong></p>
<p>SpaceX, hisse başına 135 dolardan halka arz edilerek yaklaşık 75 milyar dolar kaynak sağladı ve 1,77 trilyon dolarlık piyasa değeriyle borsa tarihinin en büyük halka arzını gerçekleştirdi. İlk işlem gününde hisseler yaklaşık %19 artışla 160 dolar seviyesine yükselerek şirket değerini 2 trilyon doların üzerine taşıdı.</p>
<p><strong>Temel Değerlemeler ve Gelecek Vizyonu</strong></p>
<p>Halka arz coşkuyla karşılansa da şirketin devasa değerlemesi bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor:</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zeka (AI) Odaklı Yaklaşım:</strong> Şirketin uzay faaliyetlerinin ötesinde, uzaya veri merkezleri kurma ve xAI ile entegre olma gibi yapay zeka projelerine verdiği ağırlık, değerlemesinin temelini oluşturuyor. [<u><a href="https://www.dw.com/tr/musk%C4%B1n-spacexinin-halka-arz%C4%B1-f%C4%B1rsat-m%C4%B1-risk-mi/a-77529200">1</a></u>]</li>
<li><strong>Finansal Gerçekler:</strong> Devasa değer potansiyeline rağmen şirket geçtiğimiz yılı net zararla kapatmıştı. Kârlılığın büyük kısmı ise uydu internet hizmeti olan Starlink'ten geliyor.</li>
<li><strong>Kurumsal Riskler:</strong> Elon Musk'ın halka arz sonrasında dahi şirketteki oy gücünün yaklaşık %82 ila %85'ini koruması, yönetim yapısında yatırımcı müdahalesini sınırladığı için bazı kurumsal yatırımcılar tarafından eleştiriliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Yatırımcı perspektifi</strong></p>
<p>Geleneksel değerleme metriklerini kullanan bazı analist kurumları (örneğin Morningstar), mevcut hisse fiyatını "şirket hissesinin geleceğe yönelik belirsizlikleri nedeniyle aşırı değerli" bulduklarını belirterek daha düşük hedef fiyatlar sunuyor. Ancak buna karşılık, teknoloji ve yapay zeka odaklı bazı yatırım kuruluşları, SpaceX'in uzay altyapısı ve bilgi işlem kapasitesiyle pazarda tekel konumuna gelebileceğini savunuyor.</p>
<p>xAI ve Starlink birleşmesi, SpaceX’in gelir yapısını "tek odaklı bir uydu internet sağlayıcısı" olmaktan çıkarıp devasa bir "Yapay Zeka ve Uzay Altyapısı Konglomeratına" dönüştürmüştür.</p>
<p>Şirketin halka arz (S-1) finansal belgelerine bakıldığında, bu iki birimin bir araya gelmesi gelir tablosunda birbirine tamamen zıt ama stratejik olarak birbirini besleyen bir dinamik yaratmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Mevcut Gelir Yapısındaki Değişim (Nakit Motoru vs. Nakit Canavarı)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Starlink Finansal Motor Görevinde:</strong> SpaceX’in toplam gelirlerinin <strong>%61'inden fazlasını</strong> tek başına Starlink ve bağlantı birimi oluşturmaktadır (2026 ilk çeyreğinde bu oran %69'a çıkmıştır). Starlink geçen yıl <strong>11,39 milyar dolar gelir ve 4,42 milyar dolar faaliyet kârı</strong> üreterek şirketin tek kârlı motoru olmuştur.</li>
<li><strong>xAI’ın Nakit Tüketimi (Cash Burn):</strong> xAI (Grok ve X platformu dahil) birleşme sonrasında SpaceX'in "Yapay Zeka Bölümü" haline gelmiştir. Bu bölüm devasa çip alımları ve veri merkezleri nedeniyle <strong>yıllık bazda milyarlarca dolar zarar (geçen yıl 6,35 milyar dolar açık)</strong> yazmaktadır.</li>
<li><strong>Sübvansiyon Dengesi:</strong> Starlink'in abonelik modelinden gelen düzenli nakit akışı, xAI’ın yüksek maliyetli yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için kullanılmaktadır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Geleceğe Yönelik Yeni Gelir Kanalları ve Potansiyeli</strong></li>
</ol>
<p>Entegrasyon, sadece maliyet paylaşımı değil, tamamen yeni ve borsa çarpanlarını katlayacak gelir kapıları aralamaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Yörüngede Yapay Zeka Veri Merkezleri (Orbital Compute):</strong> SpaceX, Starlink altyapısını kullanarak <strong>yörüngede yapay zeka işlem uyduları (AI compute satellites)</strong> konuşlandırmayı planlamaktadır. Güneş enerjisiyle çalışan ve uzayda soğutulan bu uydu veri merkezleri, xAI’ın yapay zeka modellerini (Grok) eğitecek ve dünyaya doğrudan uzaydan "Bulut (Cloud) ve AI hizmeti" satarak yeni bir SaaS (Yazılım hizmeti) geliri yaratacaktır.</li>
<li><strong>Grok ve X Platformunun SaaS Gelirleri:</strong> xAI bünyesindeki X platformunun abonelikleri ve Grok yapay zeka servisleri doğrudan SpaceX gelir tablosuna eklenmiştir. Ayrıca Starlink’in küresel müşteri hizmetleri operasyonlarında Grok entegrasyonu kullanılarak operasyonel giderler düşürülmektedir.</li>
<li><strong>B2B ve Askeri Sözleşmelerin Genişlemesi:</strong> Starlink'in savunma sanayi versiyonu olan Starshield'a, xAI’ın askeri düzeyde taktiksel yapay zeka analiz yeteneklerinin eklenmesi, ABD Hükümeti ve Pentagon ile yapılan milyarlarca dolarlık sözleşmelerin gelir hacmini büyütecektir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Finansal Özet ve Çarpan Etkisi</strong></li>
</ol>
<p>İki şirketin birleşmesi finansal tabloda kısa vadede kârlılık marjlarını baskılasa da (örneğin EBITDA marjlarında dönemsel düşüşler), SpaceX'in borsadaki değerlemesini sadece bir roket/uydu şirketi çarpanından (Hardware), çok daha yüksek çarpanlara sahip bir <strong>Yapay Zeka ve Bulut Teknolojisi (SaaS/Hyperscaler)</strong> değerlemesine taşımıştır. Analistler, şirketin birkaç yıl içinde ABD'nin en büyük yapay zeka altyapı sağlayıcılarından biri olacağını öngörmektedir.</p>
<p><strong>Uzaya taşınan yapay zekâ merkezleri ile büyük değişim</strong></p>
<p>Yörüngedeki yapay zeka veri merkezleri, yapay zekanın enerji ihtiyacını azaltmayacak; ancak bu enerjinin "nereden ve nasıl" karşılandığını kökten değiştirerek Dünya'nın elektrik şebekelerini devasa bir yükten kurtaracaktır.</p>
<p>Yapay zeka modellerinin (özellikle LLM eğitimlerinin) yeryüzündeki veri merkezlerinde yarattığı en büyük kriz enerji arzı kıtlığı ve su soğutma yetersizliğidir. SpaceX'in halka arz sürecinde duyurduğu AI1 uyduları gibi yörünge projeleri, bu denklemi şu üç ana başlık altında tamamen değiştirmeyi hedeflemektedir:</p>
<ol>
<li><strong> Kesintisiz Kozmik Güneş Enerjisi (Ücretsiz Kaynak)</strong></li>
</ol>
<p>Dünya'da güneş panelleri gece-gündüz döngüsü, bulutlar ve atmosfer filtresi nedeniyle kısıtlı verimle çalışır.</p>
<ul>
<li><strong>10 Kat Daha Verimli:</strong> Alçak Dünya Yörüngesi'ndeki (LEO) uydular, atmosfer engeli olmadığı için <strong>filtrelenmemiş ve neredeyse kesintisiz</strong> yoğun güneş ışığı alır.</li>
<li><strong>Şebekeden Bağımsızlık:</strong> SpaceX'in tasarladığı Boeing 747'den daha geniş (70 metre) kanat açıklığına sahip AI1 uyduları, üzerlerindeki devasa güneş panelleriyle <strong>uydu başına ortalama 120 kW ila 150 kW peak (zirve) güç</strong> üretecektir. Bu da yeryüzündeki tek bir Nvidia GB300 yapay zeka sunucu rafının harcadığı güce eşittir. Yapay zeka tamamen yeryüzü şebekesinden bağımsız, uzaydaki "bedava" enerjiyle eğitilecektir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Soğutma Enerjisinin Sıfırlanması (Vakum Avantajı)</strong></li>
</ol>
<p>Yeryüzündeki veri merkezlerinde tüketilen elektriğin <strong>%30 ila %40'ı sadece sunucuları soğutmak</strong> ve klimaları çalıştırmak için harcanır. Ayrıca milyarlarca litre tatlı su tüketilir.</p>
<ul>
<li><strong>Uzayın Doğal Soğukluğu:</strong> Uzay ortamı mutlak sıfıra yakındır (-273 °C). Uzayda hava (molekül) olmadığı için geleneksel klimalar çalışmaz; ancak sunucuların ısısı devasa radyatör panelleri aracılığıyla doğrudan uzay boşluğuna (ışıma yoluyla) salınır.</li>
<li><strong>Net Kazanç:</strong> Soğutma için ekstra bir elektrik şebekesine veya su kaynağına ihtiyaç kalmaz. Harcanan enerjinin %100'ü doğrudan yapay zeka çiplerinin (GPU/TPU) hesaplama gücüne gider.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Küresel Karbon Ayak İzinin Taşınması</strong></li>
</ol>
<p>Analizlere göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2030'a kadar Japonya'nın yıllık üretimine (yaklaşık 945 TWh) eşdeğer hale gelecektir.</p>
<ul>
<li>Uzay tabanlı veri merkezleri, yapay zekanın karbon emisyonunu ve ısı yükünü <strong>doğrudan Dünya atmosferinin dışına taşır</strong>. Fosil yakıtlı veya nükleer santrallerin yapay zeka için gece gündüz çalıştırılması zorunluluğu ortadan kalkar.</li>
</ul>
<p><strong>Karşılaşılacak Yeni Enerji Zorlukları</strong></p>
<p>Uzayda enerji üretmek harika bir çözüm olsa da beraberinde yeni mühendislik bariyerleri getirmektedir:</p>
<ul>
<li><strong>Radyasyon Koruması Enerjisi:</strong> Kozmik ışınlar uzaydaki yapay zeka çiplerinde (GPU) veri hatalarına (bit-flip) neden olur. Bu çipleri korumak için geliştirilen elektro-manyetik kalkanlar veya ağır zırhlar uydunun ağırlığını ve dolayısıyla fırlatma maliyetini artırır.</li>
<li><strong>Veri İletim Enerjisi:</strong> Eğitilen verilerin lazer linkler (lazerler arası iletişim) ile yeryüzüne indirilmesi ve yüklenmesi, uydunun kendi içinde ciddi bir enerji bütçesi ayırmasını gerektirir.</li>
</ul>
<p>Bu gelecek beklentileri ve akılcı bir biçimde yapay zekâ ile uzayı birleştirmek ortaya böyle bir değerin çıkmasını ve Elon Musk’ın dünyanın ilk dolar trilyoneri olmasını sağlamışa benziyor. Bundan sonrası beklentilerin gerçeklere uygun olarak yönetilmesi ile şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abdnin-new-york-teksas-hattinda-sarsici-olaylar-81091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’nin New York-Teksas hattında sarsıcı olaylar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatodan-donusun-yolu-finansal-yeniden-yapilandirma-olmali-81089</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordatodan dönüşün yolu finansal yeniden yapılandırma olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> CENGİZ GÖĞEBAKAN - </strong><strong>OPTİMUM AŞ </strong><strong>Finansal Yönetim Danışmanı</strong></p>
<p><strong>Ticari hayatın gerçeği şudur: Hiçbir firma sıfır kredi ile faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdüremez. Bu nedenle FYY kapsamındaki yapılandırmalarda, kredilerin tamamının kapatılmaması ve vade sonunda firmaya rotatif işletme sermayesi limiti tanımlanarak faaliyetlerine devam etmesinin sağlanması, sürecin en önemli unsurlarından biridir.</strong></p>
<p>Günümüz iş dünyasında finansal darboğaza giren ve doğru çıkış yolunu bulmakta zorlanan pek çok şirket, kendisini kritik bir yol ayrımında bulmaktadır: Konkordato mu, yoksa finansal yeniden yapılandırma mı?</p>
<p>Çoğu zaman bir kurtuluş reçetesi gibi algılanan konkordato, aslında tek başına kalıcı çözüm sağlayan bir mekanizma değildir. Stratejik bir çıkış planı ile desteklenmediği durumlarda, işletmenin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir sürece dönüşebilir.</p>
<p>Konkordato, özü itibarıyla, borç ödeme dengesi bozulan ancak faaliyetlerini sürdürme potansiyeli bulunan şirketlere zaman kazandıran geçici bir koruma mekanizması olabilir. Ancak bu mekanizmanın başarıya ulaşması, doğru zamanda ve doğru stratejiyle finansal yeniden yapılandırma sürecine bağlanabilmesine bağlanabilirse mutlu sona ulaşılabilir.</p>
<p>Sadece mahkeme korumasına güvenmek, şirketi ticari piyasadan uzaklaştırabilir; tedarikçi, müşteri ve finansal kesim nezdinde güven kaybını derinleştirebilir. Gerçek çözüm, bu geçici kalkanın ardına saklanmak değil; konkordatonun kalıcı bir çözüm olmadığını bilerek onu bir köprü olarak kullanmak ve uygun zamanda finansal yeniden yapılandırma zeminine geçebilmektir.</p>
<p><strong>Konkordato sürecindeki temel gerçeklik: </strong><strong>Şirket EBITDA üretebiliyor mu?</strong></p>
<p>Genellikle sanıldığının aksine, konkordato talep eden her firma “batık” değildir. Bu süreçteki pek çok şirket faaliyetlerini sürdürmekte, satış yapabilmekte ve belirli ölçüde nakit üretmeye devam etmektedir.</p>
<p>Temel sorun çoğu zaman operasyonel başarısızlık değil; borç yükünün, mevcut nakit üretim hızını aşmış olması ve vade uyumsuzluğudur. Bu noktada konkordato, bir çıkış süreci değil; finansal dengenin yeniden kurulması için kazanılan kritik bir zamandır. Ancak bu zaman doğru kullanılmazsa, çıkış imkânı çöküş riskine dönüşebilir.</p>
<p>Konkordato, iş dünyasında çoğu zaman bir “son çare” ya da “çıkmaz sokak” olarak algılanır. Oysa doğru yönetildiğinde, şirketler için yalnızca bir koruma mekanizması değil, stratejik bir yeniden yapılanma fırsatına hazırlık aşaması olarak da kullanılabilir.</p>
<p>Konkordato sürecinde asıl başarı, bu koruma kalkanının altından ne zaman ve nasıl çıkılacağı ve sürecin hangi aşamada finansal yeniden yapılandırmaya (FYY) dönüştürüleceği ile ölçülür.</p>
<p>Burada temel tercih şudur: Sorunu yalnızca alacaklıların sırtına yükleyerek ticari itibarı zedelemek mi, yoksa faaliyete devam ederek, nakit üreterek ve güçlenerek süreçten çıkmak mı? Bu tercih, işletmenin yaklaşımına ve süreci yönetme kabiliyetine bağlıdır.</p>
<p>Bu noktada en güçlü çıkış stratejilerinden biri, FYY sürecine geçiştir. Konkordato geçici bir “savunma mekanizması” ise, FYY bir “iyileşme ve yeniden yapılanma” hamlesidir.</p>
<p>Bu noktada kritik olan, konkordato ile sağlanan geçici korumanın kendi başına bir çözüm gibi görülmemesi, bu sürenin, şirketi FYY’ye hazırlayan stratejik bir geçiş dönemi olarak değerlendirilmesidir. Aksi halde konkordato ile kazanılan zaman, işletmeyi kalıcı çözüme taşıyan bir fırsat olmaktan çıkar; şirketin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir kaos sürecine dönüşebilir.</p>
<p><strong>Savunmadan, atağa geçiş: </strong><strong>Finansal yeniden yapılanma</strong></p>
<p>Konkordato sürecine giren bir şirket, bu süreçten nasıl çıkar ve yeniden sağlıklı bir finansal yapıya nasıl kavuşur?</p>
<p>Bu sorunun cevabı çoğu zaman finansal yeniden yapılandırma sürecine geçişte yatmaktadır.</p>
<p>Her konkordato talep eden firma ekonomik anlamda “batık” değildir. Ancak nakit akış uyumsuzluğu giderilmez, konuya yalnızca finansal bir sorun olarak bakılır ve operasyonel, kurumsal ve organizasyonel yeniden yapılanma adımları atılmazsa, şirketin yeniden temerrüde düşme riski artacaktır.</p>
<p>Bu süreçte şirketler çoğu zaman:</p>
<p>- Faaliyetlerine devam eder,</p>
<p>- Nakit üretmeye çalışır,</p>
<p>- Pazarını korumaya gayret eder.</p>
<p>Bu durum, aynı zamanda faaliyetlerin ticari kurallar çerçevesinde sürdürülebilirliği için yeni bir altyapı oluşturma fırsatı da yaratır.</p>
<p>Sorun genellikle şudur: Borç seviyesinin ödeme vadeleri ile mevcut nakit üretim hızı arasındaki Vade uyumsuzluğu nedeniyle temerrüde düşme riski yüksektir.</p>
<p>Bu nedenle konkordato süreci, doğru yönetildiğinde bir “çöküş süreci” değil; finansal dengenin yeniden kurulduğu bir geçiş süreci olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Sarfınazar/feragat: </strong><strong>Çıkışın ilk adımı</strong></p>
<p>Konkordato sürecinden çıkışın hukuki ve pratik yolu, şirketin koruma süresi içinde tedarikçiler ve finansal kesimle yeniden uzlaşma zemini oluşturmasıdır. Bu zeminin sağlanması halinde şirket, bankaların desteği ve kendi iradesiyle konkordato talebinden feragat ederek FYY sürecine geçişi planlayabilir.</p>
<p>Ancak bu adım tek başına bir çözüm değildir. Feragat kararı, ancak eş zamanlı olarak finansal yeniden yapılandırma, işletme sermayesi ihtiyacı ve borç servis planı ile desteklenirse anlamlı ve güvenli bir adıma dönüşür.</p>
<p>İşte bu noktada FYY devreye girer.</p>
<p><strong>Neden finansal yeniden yapılandırmaya geçilir?</strong></p>
<p>Konkordato sürecinin ilk amacı zaman kazanmaktır. Ancak şirket toparlanmaya başladığında; piyasa borçları için anlaşmalar sağlandığında, nakit akışı tamamen olmasa bile kısmen düzene girdiğinde, hammadde alımları ve imalat süreçleri iyileşmeye başladığında ihtiyaç değişir.</p>
<p>Artık temel ihtiyaç yalnızca koruma değil, sürdürülebilir bir finansal yapı kurmaktır.</p>
<p>FYY’ye geçişin en temel nedeni; finansal esneklik sağlanması, borç vadelerinin şirketin nakit akışına uygun hale getirilmesi ve banka desteğinin yeniden tesis edilmesidir.</p>
<p>FYY kapsamında;</p>
<p>- Vade uzatımı,</p>
<p>- Faiz indirimi,</p>
<p>- Ek kredi desteği gibi imkânlar sağlanabilir.</p>
<p>Ticari hayatın gerçeği şudur: Hiçbir firma sıfır kredi ile faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdüremez. Bu nedenle FYY kapsamındaki yapılandırmalarda, kredilerin tamamının kapatılmaması ve vade sonunda firmaya rotatif işletme sermayesi limiti tanımlanarak faaliyetlerine devam etmesinin sağlanması, sürecin en önemli unsurlarından biridir.</p>
<p>Böylece şirketin yalnızca ayakta kalması değil; kârlılık içinde ve sürdürülebilir şekilde faaliyetlerine devam edebilmesi, borç servisini yapabilmesi ve finansal yapısını yeniden dengeye kavuşturması mümkün hale gelir.</p>
<p><strong>FYY’ye geçiş için kritik koşullar</strong></p>
<p>Konkordato sürecindeki her firma her zaman FYY’ye geçemez. Bu geçişin doğru zamanda kurgulanması ve planlanması gerekir.</p>
<p>Geçiş için belirli finansal ve operasyonel eşiklerin oluşması gerekmektedir.</p>
<p><strong>1- Nakit akışı pozitif olmalıdır</strong></p>
<p>Tedarikçilerle uzlaşma sağlanarak faaliyetlerin devam etmesi temin edilmiş olmalıdır.</p>
<p>Şirket finansal olarak zarar üretmeye devam ediyor olabilir; ancak artık operasyonel zarar üretmemelidir.</p>
<p>Makul sürelerde borcun yönetilebilir hale gelmesi, ortakların bu süreçte istekli ve iradeli bir tutum sergilemesi gerekir.</p>
<p>Alacaklılar ve Bankalar açısından en temel kriterlerden biri budur.</p>
<p><strong>2- Operasyonel ve kurumsal yapılandırma başlamış olmalıdır</strong></p>
<p>FYY sürecinin başarılı olabilmesi için yalnızca borç vadesinin uzatılması yeterli değildir. Şirketin operasyonel yapısı, mali disiplini, tahsilat kabiliyeti, raporlama düzeni ve yönetim organizasyonu da yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>3- Borç yapısı mali kesim ağırlıklı olmalıdır</strong></p>
<p>Eğer borcun ağırlıklı kısmı finansal kuruluşlara ait ise, yani toplam borç içerisinde finansal kesime yönelik borçlar belirgin bir ağırlığa sahipse, FYY süreci çok daha anlamlı ve yönetilebilir bir yapı kazanacaktır.</p>
<p>Buna karşılık borçların büyük ölçüde ticari alacaklılara yayılmış olduğu durumlarda, FYY tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda tedarikçi mutabakatları ve ticari borç ödeme planlarıyla sürecin desteklenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kritik Konu: Ne zaman geçiş yapılmalı?</strong></p>
<p>En önemli stratejik karar şudur:</p>
<p>“Konkordatodan ne zaman sarfınazar edilmeli?”</p>
<p>Bu sorunun cevabı, şirketin artık yalnızca korunmaya değil, yapılandırılmaya ihtiyaç duyduğu aşamada aranmalıdır.</p>
<p>Erken çıkış risklidir. Şirket, yeterli finansal mutabakat sağlanmadan yeniden temerrüt riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Geç çıkış veya konkordato sürecinde gereğinden fazla kalmak ise fırsat kaybına yol açabilir. Bu durum bankalar ve ticari piyasa nezdinde güven kaybını artırabilir ve FYY için uygun müzakere zeminini zayıflatabilir.</p>
<p>Bu nedenle doğru zamanlama, sürecin başarısını belirleyen en kritik unsurlardan biridir.</p>
<p><strong>Sonuç: Konkordato bir köprüdür</strong></p>
<p>Konkordato kalıcı bir çözüm değildir. Doğru kullanıldığında bir geçiş aracıdır.</p>
<p>Net çerçeve şu şekilde kurulabilir:</p>
<p>- Konkordato, savunma mekanizmasıdır.</p>
<p>- FYY, iyileşme ve yeniden yapılanma mekanizmasıdır.</p>
<p>Geçiş aşaması olarak kullanılan konkordato, işletmeyi geçici olarak hayatta tutar. Finansal yeniden yapılandırma ise şirketin yeniden ayağa kalkmasının altyapısını sağlar.</p>
<p><strong>Yakın geçmişteki uygulama örnekleri</strong></p>
<p>Nitekim 2019-2020 döneminde, Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde ve bankaların katılımıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bu uygulamaların başarılı sonuçları görülmüştür.</p>
<p>Belirtilen dönemde, finansal kesime yaklaşık 40,9 milyar TL riski bulunan, dönemin ortalama kurlarıyla yaklaşık 7,78 milyar USD tutarında borçluluğa sahip 2.096’sı tüzel kişi olmak üzere toplam 3.595 firma ve kişi konkordato başvurusunda bulunmuştur.</p>
<p>Aynı dönem içerisinde toplam 1.032 firma ve kişi, konkordato sürecinden çıkarak yapılandırma kapsamına alınmıştır. Yapılandırılan borçlulara ait varlık-borç takası ve farklı tahsilat yöntemleriyle yaklaşık 14,7 milyar TL, dönemin ortalama kurlarıyla yaklaşık 2,80 milyar USD tutarında risk yapılandırılmıştır.</p>
<p>Bu süreçte, borçluların bir kısmı konkordatodan sarfınazar ederek FYY kapsamında yapılandırılmış; faaliyetlerine devam etmeleri, ekonomiye ve istihdama katkı sunmaları sağlanmıştır. Bu yönüyle finansal sektör açısından da verimli sonuçlar doğuran bir uygulama deneyimi yaşanmıştır.</p>
<p>Özetle, 2019-2020 döneminde yürütülen çalışmalarla firmaların faaliyet koşullarına ve nakit akışına uygun şekilde yapılandırılmak suretiyle faaliyetlerini devam ettirilmeleri ve/veya alternatif ödeme araçlarıyla fon yaratarak borçlarını çevirebilmeleri ve ödeme gücüne kavuşmaları mümkün olabilmiştir.</p>
<p>Bu süreçlerin ortak akılla yönetilmesi sayesinde, konkordatoya girmiş bazı firmaların yeniden ekonomiye kazandırılması sağlanabilmiştir. ( Bu vesile ile, anılan çalışmalara yön ve destek verenler ile emek veren meslektaşları minnetle anmak görevdir.)</p>
<p>Finansal yönetim ve nakit akış uyumu konusunda geç kalmış, ayrıca finansal koşulların elvermemesi nedeniyle konkordatoya başvurmak zorunda kalmış reel sektör firmaları açısından, yukarıda açıklanan süreç önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu husus, geçmiş uygulama sonuçlarında da açık biçimde görülmektedir.</p>
<p>Ayrıca firmaların konkordatodan sarfınazar ederek FYY sürecine dahil olması, finans kesiminin alacak kalitesi yönetimi açısından da faydalı bir uygulama olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Deneyimlenmiş ve faydalı sonuçları görülmüş bu uygulamanın, kamusal desteği hak eden bir yapı olduğu da açıktır.</p>
<p><strong>Son Söz</strong></p>
<p>Başarılı şirketler, finansal sorunlarını doğru yöneterek, köprüden önceki son çıkışı kaçırmışsa bile, köprüden sonraki ilk çıkışı zamanında görerek uygulayabilen şirketlerden olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatodan-donusun-yolu-finansal-yeniden-yapilandirma-olmali-81089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konkordatodan dönüşün yolu finansal yeniden yapılandırma olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-dunyada-dayaniklilik-ve-donusum-gerekliligi-81088</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırılgan dünyada dayanıklılık ve dönüşüm gerekliliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 yılında yayımlanan ve “Building Resilience” başlığı etrafında şekillenen küresel risk ve dayanıklılık raporları, uluslararası sistemin içinde bulunduğu dönüşümü anlamak açısından önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. Özellikle World Economic Forum tarafından ortaya konan küresel risk çerçevesiyle paralel ilerleyen bu çalışmalar, artık dünyanın yalnızca “risklerin arttığı” bir dönemden geçmediğini; aksine <strong>risklerin iç içe geçtiği, birbirini tetiklediği yeni bir kırılganlık çağına girdiğini</strong> ortaya koyuyor. Bu yeni dönemde klasik risk yönetimi anlayışı yerini hızla “dayanıklılık inşasına bırakıyor.</p>
<p>Bu tabloyu daha da netleştiren önemli katkılardan biri de OECD tarafından yayımlanan son raporlar. OECD, özellikle kamu politikaları ve ekonomik yapı açısından dayanıklılığın artık büyüme kadar kritik bir hedef hâline geldiğini vurguluyor. Kuruma göre son yıllarda yaşanan pandemi, enerji krizi, enflasyon dalgası gibi küresel şoklar ekonomilerde <strong>kalıcı verimlilik kayıplarına ve gelir dağılımında bozulmaya</strong> yol açtı. OECD verileri, bazı ülkelerde reel gelirlerin pandemi öncesi seviyelere hâlâ ulaşamadığını ve tedarik zinciri kırılmalarının maliyetlerinin küresel ölçekte milyarlarca doları bulduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle OECD, dayanıklılığı yalnızca kriz anı yönetimi değil, <strong>uzun vadeli ekonomik mimarinin temel unsuru</strong> olarak tanımlıyor.</p>
<p>Yeni raporların ortak noktası açık: Küresel sistem artık doğrusal değil. Çok katmanlı, birbirine bağlı ve kırılgan bir yapıya sahip. Bu yapı içinde ortaya çıkan riskler tek başına değerlendirilemiyor; aksine zincirleme etkiler yaratıyor. Örneğin, iklim kaynaklı bir afet üretimi düşürüyor, bu durum tedarik zincirlerini aksatıyor, ardından fiyat artışları ve enflasyon geliyor, nihayetinde toplumsal huzursuzluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle uzmanlara göre artık tek tek riskleri yönetmek yeterli değil; <strong>bir risk ekosistemini yönetmek gerekiyor</strong>.</p>
<p>Bu kırılganlık çağının en belirgin alanlarından biri dijital dünya. Siber saldırılar artık sadece veri kaybı anlamına gelmiyor; doğrudan üretimi durduran, sistemleri kilitleyen sonuçlar doğuruyor. Şirketler için asıl mesele artık saldırıyı engellemek değil, <strong>saldırı sonrası ne kadar hızlı toparlanabildikleri</strong>. OECD de bu noktaya dikkat çekiyor ve dijital altyapıların kesintiye uğramasının millî gelir üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Jeopolitik alanda ise tablo daha da karmaşık. Artan güç rekabeti, ticaret bloklaşmaları ve enerji bağımlılıkları küresel ekonomiyi daha kırılgan hâle getiriyor. OECD analizleri, son dönemde ticaret akışlarında gözlenen parçalanmanın uzun vadede küresel büyümeyi aşağı çekebileceğini ve maliyetleri artırabileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle kurumlar artık tek bir senaryoya göre değil, <strong>çoklu kriz senaryolarına göre hareket etmek zorunda</strong>.</p>
<p>İklim değişikliği ise artık yalnızca çevresel bir sorun değil; doğrudan ekonomik bir risk. Aşırı hava olayları altyapıları tahrip ederken, biyoçeşitlilik kaybı üretim süreçlerini tehdit ediyor. OECD’ye göre iklim kaynaklı afetlerin ekonomik maliyeti son yıllarda hızla artmış durumda ve bu maliyetler sigorta sistemlerinden kamu bütçelerine kadar geniş bir alanı etkiliyor. Bu durum, doğanın artık ekonomi dışı bir değişken değil, <strong>ekonominin merkezinde yer alan bir unsur</strong> olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Teknoloji cephesinde ise yapay zekâ dikkat çekiyor. Yeni nesil raporlar, yapay zekânın hem riskleri büyütebileceğini hem de çözümün bir parçası olabileceğini ortaya koyuyor. OECD de bu noktada önemli bir uyarı yapıyor: Yapay zekâ verimlilik artışı sağlayabilir; ancak doğru yönetilmezse iş gücü piyasalarında dengesizlikleri derinleştirebilir. Bu nedenle teknolojinin kendisinden çok, <strong>nasıl yönetildiği</strong> belirleyici olacak.</p>
<p>Toplumsal düzeyde ise başka bir kırılganlık ortaya çıkıyor: güven krizi. Dezenformasyon, kutuplaşma ve kurumsal güven kaybı, teknik sorunları hızla siyasi krizlere dönüştürebiliyor. OECD, toplumların krizlere verdiği tepkinin ekonomik sonuçları doğrudan etkilediğini ve sosyal uyumun dayanıklılığın temel bileşenlerinden biri olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Bu küresel tablo Türkiye açısından daha da kritik bir anlam taşıyor. Türkiye, jeopolitik olarak risklerin kesişim noktasında yer alıyor. Enerji hatları, ticaret yolları ve göç hareketleri açısından stratejik bir konumda bulunması, dışsal şoklara açıklığını artırıyor. Bunun yanında deprem riski gibi doğal afetler, fiziksel altyapı dayanıklılığını hayati bir mesele hâline getiriyor. Son yıllarda yaşanan büyük depremler, yalnızca insani kayıpları değil, ekonomik sistemin ne kadar kırılgan olduğunu da ortaya koydu. Ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye’nin dış finansmana bağımlılığı ve küresel tedarik zincirleriyle entegrasyonu, sistemik riskleri daha da artırıyor. OECD verileri, gelişmekte olan ekonomilerin küresel finansal dalgalanmalara karşı daha hassas olduğunu gösteriyor. Bu da Türkiye için dayanıklılığın yalnızca kriz yönetimi değil, aynı zamanda <strong>ekonomik yapının güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi</strong> anlamına geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Dijitalleşme alanında da Türkiye önemli bir potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel beraberinde riskler de getiriyor. Siber güvenlik, veri altyapısı ve kritik sistemlerin korunması artık sadece teknik bir konu değil, ulusal güvenliğin bir parçası. OECD, dijital altyapıların korunmasının ekonomik istikrar için kritik olduğunu açıkça vurguluyor.</p>
<p>Nihayetinde, “Building Resilience” yaklaşımı bize yeni bir dünya düzeninin ipuçlarını veriyor. Bu yeni düzende mesele krizleri tamamen ortadan kaldırmak değil; krizler karşısında ayakta kalabilmek. Rekabet artık büyüme hızında değil, <strong>dayanıklılık kapasitesinde</strong> şekilleniyor. Kazananlar, krizleri önleyenler değil; kriz anında çalışmaya devam edebilenler olacak. Dolayısıyla bu yeni dönemin anlamı açık: Dayanıklılık artık bir tercih değil, <strong>zorunluluk</strong>.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-dunyada-dayaniklilik-ve-donusum-gerekliligi-81088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırılgan dünyada dayanıklılık ve dönüşüm gerekliliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-turkiye-viraji-81087</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak paranın Türkiye virajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknoloji şirketlerinin yapay zekâ altyapısı ve veri merkezleri için yaptığı harcamalar, uluslararası finans sisteminde bir eksen kayması yaratıyor. Geçmişte şirketlerin yeni yatırımlar yapmamasından şikâyet eden kurumsal yatırımcılar, bugün harcanan yüz milyarlarca dolardan ürkmüş durumda. Bank of America’nın kısa bir süre önce yayımladığı raporda da görüldüğü gibi, fon yöneticileri artık kontrolsüz adımların dizginlenmesini ve bilançoların güçlendirilmesini istiyor.</p>
<p>Şirketler düzeyindeki bu harcama çılgınlığı piyasa dengelerini de sarsıyor. Halka arzlar yoluyla piyasalardaki likiditenin çekilmesi, finansman maliyetlerinin yüksek kalmasına katkıda bulunuyor. Paranın pahalılaştığı bir iklimde, güven veren yapısal reformları hayata geçiremeyen ülkeler, ihtiyaç duydukları doğrudan yatırımları çekmekte zorlanacaklar. Türkiye ekonomisi, ‘‘carry trade’’ olarak adlandırılan kısa vadeli kaynaklara bağımlıdır. Tabii sıcak para Merkez Bankası rezervlerini kısa vadede desteklese de kalıcı olmuyor. Jeopolitik veya global bir krizde ülkeyi hızla terk ediyor. Kaldı ki bizde sürekli bir hareketlilik yaşanıyor.</p>
<p>Yılın ikinci yarısında gerçekleşecek Anthropic ve OpenAI halka arzları, finansal piyasalardaki nakdi daha da sıkıştıracak. Sermayenin yön değiştirdiği bu yeni süreçte, içerideki kronik sorunların çözümünü ertelemek Türkiye için pahalıya patlayacak bir zaman kaybına dönüşebilir. Likidite savaşlarında ayakta kalmanın yolu, geçici pansumanlardan değil, yapısal dönüşümün kendisinden geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-turkiye-viraji-81087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak paranın Türkiye virajı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuk-pazarlik-abd-ve-iran-anlasirken-orta-dogu-degisiyor-81086</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyük pazarlık: ABD ve İran anlaşırken Orta Doğu değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir yandan taraflar anlaşmanın yakın olduğunu söylüyor, diğer yandan hem Washington hem Tahran birbirlerinin medyaya yansıyan taleplerini yalanlamayı sürdürüyor. Bu da müzakerelerin tamamen sonuçlanmadığını, ancak siyasi iradenin anlaşma yönünde şekillendiğini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Orta Doğu, son yılların en büyük diplomatik ve jeopolitik dönüşümlerinden birinin eşiğinde bulunuyor. Aylardır süren savaş, karşılıklı füze saldırıları, Hürmüz Boğazı krizi ve bölgesel gerilimlerin ardından Washington ve Tahran kapsamlı bir anlaşmaya doğru ilerliyor.</p>
<p>İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Hiç bu kadar yakın olmamıştık” açıklaması, taraflar arasındaki arabuluculuğu yürüten Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in nihai metin üzerinde uzlaşı sağlandığını duyurması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmanın kısa süre içinde imzalanabileceğini söylemesi, sürecin artık son aşamaya yaklaştığını gösteriyor.</p>
<p>Buna rağmen ortaya çıkan tablo çelişkilerle dolu;</p>
<p>Washington, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesini kalıcı şekilde sınırlandırmak isterken, Tahran ekonomik yaptırımların kaldırılmasını, dondurulan mali varlıklarının serbest bırakılmasını ve petrol ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.</p>
<p>Bir yandan taraflar anlaşmanın yakın olduğunu söylüyor, diğer yandan hem Washington hem Tahran birbirlerinin medyaya yansıyan taleplerini yalanlamayı sürdürüyor. Bu da müzakerelerin tamamen sonuçlanmadığını, ancak siyasi iradenin anlaşma yönünde şekillendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İsrail anlaşmadan rahatsız</strong></p>
<p>ABD-İran anlaşmaya adım adım ilerlerken, İsrail’in rahatsızlığı da giderek artmakta;</p>
<p>Uzun yıllardır İran dosyasında belirleyici aktörlerden biri olan Tel Aviv yönetimi, ilk kez böylesine kritik bir müzakere sürecinin dışında kalmış durumda.</p>
<p>İsrailli yetkililer, anlaşmanın İran’a ekonomik nefes aldıracağını ve Tahran’ın bölgesel nüfuzunu yeniden güçlendireceğini düşünüyor. Ortaya çıkan yeni denklem, İsrail’in yıllarca süren çabayla oluşturduğu, İran’ın tamamen dışlandığı Orta Doğu tasarımından uzaklaşıldığını gösteriyor.</p>
<p>Ana muhalefet lideri Yair Lapid’in eleştirileri İsrail’deki genel havayı özetler nitelikte;</p>
<p>“Anlaşma İsrail’in savaş hedeflerinin hiçbirini gerçekleştirmiyor. Rejim yerinde duruyor, füze programı yerinde duruyor ve İran nükleer programını yeniden inşa edebilecek” diyen Lapid, süreci Başbakan Netanyahu’nun stratejik başarısızlığı olarak nitelendirdi, İsrail’in ulusal güvenlik konusunda “Washington’dan talimat alan bir ülke” konumuna sürüklendiğini de savundu.</p>
<p><strong>Lübnan dosyası yeni </strong><strong>mücadele alanı olabilir</strong></p>
<p>Sızan anlaşma taslağında Lübnan’ın durumu da özel bir yer tutuyor.</p>
<p>Tahran’ın talepleri arasında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesi de bulunuyor.</p>
<p>Buna karşılık İsrail ordusunun son günlerde Güney Lübnan’daki operasyonlarını artırması dikkat çekici.  Bu durum, Tel Aviv’in anlaşma sonrasında elini güçlendirmek amacıyla sahada yeni gerçeklikler oluşturmaya çalıştığı şeklinde yorumlanıyor. Önümüzdeki dönemde İran ile İsrail arasındaki rekabetin doğrudan değil, Lübnan üzerinden devam etmesi sürpriz olmayacak.</p>
<p>Lübnan cephesinde dikkat çeken bir başka gelişme ise Şebaa Çiftlikleri (Shebaa Farms) tartışmasının yeniden gündeme gelmesi oldu.</p>
<p>Suriye’deki El Şara yönetimi, Şebaa Çiftlikleri’nin statüsünün halen Lübnan ile Suriye arasında ihtilaf konusu olduğuna ilişkin açıklama yaptı. Şara yönetimi, çiftliklerin Suriye toprağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini duyurdu.</p>
<p>Bu yaklaşım, İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesinden sonra Hizbullah’ın “işgal altındaki Lübnan toprağını savunuyoruz” tezini tartışmalı hale getirebilir. Çünkü Şebaa’nın Lübnan değil Suriye toprağı olarak kabul edilmesi durumunda, Hizbullah’ın silahlı direniş gerekçelerinden biri önemli ölçüde aşınmış olacak.</p>
<p>Washington ve bazı Körfez ülkeleri, Suriye’deki yeni El Şara yönetimini Hizbullah’a karşı harekete geçmeye zorladıkları sır değil. Şara’nın Washington’da bizzat Başkan Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlanma hazırlığının altında, Hizbullah ile mücadeleyi Suriye’nin üzerine yıkma eğilimini aramak da mümkün.</p>
<p><strong>Körfez ülkeleri </strong><strong>yeni bir yol arıyor</strong></p>
<p>Savaşın ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri de Körfez ülkelerinin güvenlik algısındaki değişim oldu.</p>
<p>Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkeler, İran’ın askeri kapasitesini ve enerji yolları üzerindeki etkisini yakından gördü. Bu nedenle Körfez Arap Monarşilerinde son dönemde Tahran’la daha dengeli ilişkiler kurulmasına yönelik eğilim güçleniyor.</p>
<p>Körfez ülkelerinin yaklaşımındaki değişimin en somut göstergelerinden biri de İran’ın dondurulmuş varlıkları etrafında şekillenen finansal formüller oldu.</p>
<p>Müzakerelere yakın kaynaklara göre hem Katar, hem de Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın daha önce dondurulan milyarlarca dolarlık fonlarına erişiminin sağlanması için harekete geçti bile. Belli ki Körfez ülkeleri ilk kez İran’ı baskı yoluyla değil, ekonomik teşvikler ve diplomatik angajman yoluyla davranış değiştirmeye yönlendirmeyi deneyecekler.</p>
<p><strong>Tahran’dan Moskova ve </strong><strong>Pekin’e “bilgilendirme”</strong></p>
<p>Son günlerde dikkat çeken gelişmelerden biri de İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin İslamabad Mutabakat Zaptı taslağı konusunda Rusya ve Çin’in Tahran büyükelçileriyle görüşmesi oldu.</p>
<p>Bu adım, İran’ın anlaşmaya ne kadar ciddi yaklaştığını ortaya koyuyor. Washington’la yürütülen müzakerelerin Moskova ve Pekin tarafından medya üzerinden öğrenilmesini istemeyen Tahran, Büyükelçilere yapılan bu bilgilendirme ile Rusya ve Çin’in İran’ın en önemli “stratejik ortakları” olduğunun da altını çiziyor.</p>
<p>Ancak burada yalnızca dış politikaya yönelik bir mesaj yok;  İran yönetimi bu adımla aynı zamanda kendi iç kamuoyuna da sesleniyor. İran’daki muhafazakâr çevrelerde ve Devrim Muhafızları’na yakın gruplarda, ABD ile yapılacak bir anlaşmanın İran’ın Rusya ve Çin ekseninden uzaklaşmasına yol açabileceği yönünde kaygılar bulunuyordu. Moskova ve Pekin’in süreç hakkında düzenli olarak bilgilendirilmesi ise bu endişeleri yatıştırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bunun yanında daha pratik bir hesap da var; İran, olası anlaşmanın uygulamaya ilişkin aşamalarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve diğer uluslararası platformlarda Rusya ile Çin’in siyasi desteğine ihtiyaç duyabileceğinin de farkında.</p>
<p><strong>Türkiye’nin stratejik önemi artıyor</strong></p>
<p>Bu süreçte Türkiye’nin konumunun da değiştiğini söylemek mümkün; ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etmesi, Ankara’nın perde arkasındaki diplomatik rolüne ilişkin değerlendirmeleri güçlendirdi.</p>
<p>Türkiye hem NATO üyesi olması hem de İran, Körfez ülkeleri, Rusya ve Batı ile aynı anda iletişim kurabilmesi nedeniyle kriz boyunca özel bir konum elde etti. Üstelik Ankara yalnızca İran dosyasında değil, Suriye, Lübnan, Doğu Akdeniz ve enerji güvenliği başlıklarında da doğrudan etkili aktörlerden biri olmaya devam ediyor.</p>
<p>Yakın tehlike ise, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin iyiden iyiye artıyor olması. Üstelik İsrail son dönemde yanına bölgedeki Türkiye karşıtı Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ı da almış durumda. Ve elbette Ankara karşıtı bu cepheye, son dönemde Afrika’da Türkiye’ye kaybettiği alanları AB üyeliğini kullanarak Doğu Akdeniz’de geri almaya çalışan Fransa’yı da eklemek gerek.</p>
<p>ABD ile İran arasındaki uzlaşma ile Orta Doğu’da yalnızca bir savaş sona ermiyor; yeni bir bölgesel düzen kuruluyor.</p>
<p>Ve bu kez masada eskisinden çok daha fazla oyuncu bulunuyor...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyuk-pazarlik-abd-ve-iran-anlasirken-orta-dogu-degisiyor-81086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/46-1781498866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyük pazarlık: ABD ve İran anlaşırken Orta Doğu değişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarif-hayal-kirikligi-81085</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zarif hayal kırıklığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’da Dacia, C-SUV ve D-SUV segmentinin “fiyat/performans” krallığını elinde tutuyor. Renault markası ise Avrupa’da elektrifikasyon ve premium dokunuşlarla kâr marjını yukarı çekiyor. Eğer Boreal, Avrupa’ya gelseydi, Dacia Bigster’ın alanını daraltacaktı.</strong></p>
<p>Fransız otomotiv basını, Renault Grubu’nun en yeni oyuncusu Boreal hakkında literatüre geçecek “zarif bir hayal kırıklığı” (élégante frustration) ifadesini kullanıyor, “Avrupa’nın sahip olamayacağı, dünyanın ise gıptayla baktığı SUV” olarak tanımlıyorlar. Fransa’nın köklü yayınları, Renault’nun 2030 vizyonunu ve kusursuz işlemesi gereken küresel marka mimarisini sanki atlıyorlar, kendi markalarının en iddialı ürününü sahiplenmek yerine, “yoksunluk” duygusu pompalıyorlar…</p>
<p>Analizlerinde öne çıkan ilk teknik detay, Boreal’in altyapısı… Uzman gazeteciler, aracın Dacia Bigster ile paylaştığı CMF-B LS platformunu deşifre ederken, işin mühendislik boyutunu da başarıyla okuyorlar. İki modelin sadece karoser sacını değil, elektronik mimarilerini de karşılaştırırken; Boreal’in, Bigster’ın sert ve işlevsel ruhunu bir kenara bırakarak; 25 adet ADAS (Gelişmiş Sürüş Destek Sistemi), Level 2 yarı otonom sürüş yetenekleri ve tam entegre Google Automotive Services ekosistemiyle çok daha sofistike bir dijital katmana evrildiğini belirtiyorlar. Fransız meslektaşlarım, bu durumu bir ‘rebadging’ operasyonu olarak değil, platformun elektronik ve konfor bazlı bir “premium” terfisi olarak görüyorlar.</p>
<p><strong>Bursa’nın artık sadece bir montaj </strong><strong>hattı olmadığı vurgulanıyor</strong></p>
<p>Ancak asıl stratejik kırılma, markanın ürün gamı ve pazar payı analizlerinde ortaya çıkıyor. Fransız ekonomistler ve otomotiv yazarları, Boreal’in Avrupa’ya neden gelmediğine ‘kannibalizasyon’ riski üzerinden bakıyorlar. Avrupa’da Dacia, C-SUV ve D-SUV segmentinin “fiyat/performans” krallığını elinde tutuyor. Renault markası ise Avrupa’da elektrifikasyon ve premium dokunuşlarla kâr marjını yukarı çekiyor. Eğer Boreal Avrupa’ya gelseydi, Dacia Bigster’ın alanını daraltacaktı. Oysa Latin Amerika, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Türkiye gibi küresel pazarlarda Renault’nun Toyota Corolla Cross ve Chery Tiggo 7 Pro gibi rakiplere karşı D segmentine göz kırpan, C+ boyutlarında bir “bayrak gemisine” ihtiyacı vardı. Boreal, tam olarak bu boşluğu, 1.3 Turbo TCe EDC, 1.8 Full Hybrid E-Tech ve 1.2 Hybrid 4x4 ile dolduruyor. İçten yanmalı motorların vergi dezavantajlarını tamamen ortadan kaldıran bu teknik veri seti, aracın küresel rekabetteki en büyük kozu olacak.</p>
<p>International Game Plan 2027 başlığıyla altı çizilen bir diğer kritik konu ise, Boreal’in küresel tedarik zincirindeki yeriyle ilgili endüstriyel ayak izi… Brezilya’nın Curitiba fabrikası 17 Latin Amerika ülkesini beslerken, OYAK-Renault Bursa fabrikasının tam 54 farklı ülkeye ihracat yapan bir “küresel hub” olarak konumlanması, Fransız medyasını hayrete düşürüyor… Bursa’nın artık sadece bir montaj hattı olmadığı; yüksek teknoloji, hibrit güç aktarım entegrasyonu ve kalite kontrol standartlarıyla markanın uluslararası stratejisinin omurgasını oluşturduğu vurgulanıyor. 2030’da Avrupa’da %100, Avrupa dışında %50 elektrikli/hibrit hedefinin en büyük mimarlarından biri olarak Bursa’yı işaret etmeleri, Türkiye’nin otomotiv sanayisindeki katma değer algısını da yeniden tanımlıyor.</p>
<p>Boreal’e bu bakış, aslında Renault Grubu’nun rasyonel ve kârlı bir marka yönetimi dersi verdiğini kanıtlıyor. “Zarif hayal kırıklığı” olarak adlandırdıkları bu durum, aslında markanın Avrupa pazarlarındaki doygunluğunu yönetirken, Türkiye gibi büyüyen küresel pazarlarda nasıl agresif bir ürün stratejisi izlediğinin aynası… Boreal, platform mimarisinin, elektronik katma değerin ve küresel üretim ağının nasıl optimum kar marjına dönüştürüleceğinin çok iyi bir vaka analizi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarif-hayal-kirikligi-81085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zarif hayal kırıklığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-payi-neden-dusuyor-81084</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin payı neden düşüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gayrimenkul faaliyetlerinin milli gelirdeki payı üç yıl içinde yüzde 4’ten yüzde 11’e yükselmiş. Sanayinin kaybettiği payın neredeyse hepsini o almış. Üstelik yüzde 11 pay ile milli gelirin en önemli bileşenlerinden biri haline gelmiş, öyle ki tarımın dört katı kadar, sanayinin de üçte ikisi kadar bir büyüklüğe erişmiş.</strong></p>
<p>TÜİK 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğümüzü açıkladı. Büyüme verisinin ayrıntıları incelendiğinde 2 tane gelişme ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi ihracatın büyümeye katkısının negatif olması. Diğeri ise ekonomide sanayi sektörünün payının düzenli olarak gerilemesi.</p>
<p>Bu iki gelişme önemli ama bunları doğru ve detaylı okumak gerekiyor. Ezbere okumalar yanıltıcı olabilir. O nedenle buyurun biraz verinin detayına bakalım.</p>
<p><strong>İhracatın büyümeye katkısı negatif:</strong> Yılın ilk çeyreğinde ihracat, reel verilere göre yüzde 13 daralmış. Bunun ne kadar önemli olduğunu şöyle ifade edelim: İhracattaki daralma milli gelir artışını tek başına yüzde 1,2 oranında düşürmüş. Toplam büyüme hızının yarısı kadar bir büyüklüğü silmiş yani.</p>
<p>Sadece ihracat daralmakla kalmamış, tüketim de artmış. Toplam tüketim (kamu ve özel) yüzde 4,3 artmış ve ekonomik büyümeyi yüzde 3,7 artırmış. Bu artışı sınırlayan ise ihracattaki daralma olmuş.</p>
<p>Bu iki veriyi beraberce şöyle okumalıyız: İç talep o kadar güçlü olmuş ki, büyük miktarda malı ihraç etmek yerine iç tüketime sunmuşuz ama yine de talebin hızını kesememişiz. Tabii TL değer kazandığı için, malları dolarla ihraç etmek yerine TL ile iç pazara satmanın çok daha karlı olabileceğini de hatırlayalım lütfen.  Bu da ihracattaki gerilemede bir etken.</p>
<p><strong>İç talebin artıp, ihracatın </strong><strong>azaldığı manzara enflasyonisttir</strong></p>
<p>Ekonomide böyle dönemler olabilir tabii ama dezenflasyon politikası uygulayan bir ülkede böyle dönemler görmeyi beklemeyiz. Aslında tam tersi gelişmeler bekleriz. Yani sıkılaşan para ve kredi koşulları nedeniyle iç talebin yavaşlamasını, ihracatın artmasını, büyümenin tüketim yerine daha çok ihracattan gelmesini bekleriz. İç talebin artıp, ihracatın azaldığı bir manzara kesinlikle enflasyonisttir.</p>
<p><strong>Sanayiinin payı sürekli düşüyor:</strong> Çok üzücü bir gelişme de milli gelir içinde sanayinin payının düşüyor olması. Ayrıca bu eğilim tek bir döneme ait değil, yıllardır devam eden bir süreç. Bu da kötü bir haber ama göründüğü kadar da kötü değil. Neden? Buyurun tabloya beraber bakalım.</p>
<p><strong>Seçilmiş Sektörlerin Milli Gelir İçindeki Payları (yüzde)</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="133">
<p> </p>
</td>
<td width="82">
<p>2026/1</p>
</td>
<td width="82">
<p>2025/1</p>
</td>
<td width="82">
<p>2024/1</p>
</td>
<td width="82">
<p>2023/1</p>
</td>
<td width="97">
<p>Değişim (2026/2023,</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="133">
<p>Tarım</p>
</td>
<td width="82">
<p>2,6</p>
</td>
<td width="82">
<p>2,4</p>
</td>
<td width="82">
<p>2,5</p>
</td>
<td width="82">
<p>2,6</p>
</td>
<td width="97">
<p>0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="133">
<p>Sanayii</p>
</td>
<td width="82">
<p>17,7</p>
</td>
<td width="82">
<p>18,8</p>
</td>
<td width="82">
<p>21,5</p>
</td>
<td width="82">
<p>25,3</p>
</td>
<td width="97">
<p>-7,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="133">
<p>Diğer</p>
</td>
<td width="82">
<p>79,7</p>
</td>
<td width="82">
<p>78,8</p>
</td>
<td width="82">
<p>76,0</p>
</td>
<td width="82">
<p>72,1</p>
</td>
<td width="97">
<p>7,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="133">
<p><em>Gayrimenkul faaliyetleri</em></p>
</td>
<td width="82">
<p>11,3</p>
</td>
<td width="82">
<p>9,9</p>
</td>
<td width="82">
<p>7,2</p>
</td>
<td width="82">
<p>4,2</p>
</td>
<td width="97">
<p>7,1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda tarım ve sanayii sektörlerinin milli gelir içindeki paylarının son dört yıldaki değişimlerini görüyorsunuz. Ayrıca hizmetler içinde küçük ve nispeten önemsiz bir alt sektör olan gayrimenkul faaliyetlerinin payı da verilmiş durumda.</p>
<p>Tarımda önemli bir değişme yok.  Buna karşın sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı son üç yılda 7,6 puan azalmış. Bu azalış belli bir döneme ait değil, üç yıldır düzenli devam ediyor. Sanayi sektörünün ciddi sorunları olduğu ve tekstil, mobilya gibi emek yoğun sektörler başta olmak üzere kan kaybettiğini biliyoruz. Değerli TL’nin maliyetleri yükseltmesi ve rekabet gücünü azaltması, verimsizlik, finansman sorunları gibi faktörler sanayiyi etkiliyor.</p>
<p>Öte yandan, bu faktörler sanayinin payındaki düşüşün sadece bir kısmını açıklıyor. Unutmayalım ki burada sanayinin sadece payına bakıyoruz. Eğer milli gelir bileşenlerinden başka bir tanesi (mesela gayrimenkul faaliyetleri) çok hızlı bir şekilde büyür ve payını artırırsa, diğer kalemlerin payı bu nedenle de düşebilir.</p>
<p>Nitekim sanayinin payındaki düşüşün bir nedeni gayrimenkul faaliyetlerinin payındaki hızlı artış. Sanayi geriliyor elbette ama göründüğünden daha yavaş geriliyor. Kötü haberin iyi kısmı bu.</p>
<p>Gayrimenkul faaliyetlerinin payı ise üç yıl içinde yüzde 4’den yüzde 11’e yükselmiş. Sanayinin kaybettiği payın neredeyse hepsini o almış. Üstelik yüzde 11 pay ile milli gelirin en önemli bileşenlerinden biri haline gelmiş, öyle ki tarımın dört katı kadar, sanayinin de üçte ikisi kadar bir büyüklüğe erişmiş.</p>
<p><strong>Gayrimenkul faaliyetlerinin tamamına </strong><strong>yakını kira gelirlerinden oluşuyor</strong></p>
<p>Peki son üç yılda bu kadar hızlı büyüyen “gayrimenkul faaliyetleri” kaleminin içinde ne var? Hemen belirtelim ki inşaat faaliyetleri buna dahil değil. Ona ayrı bir yerde bakıyoruz. Gayrimenkul faaliyetleri kaleminin neredeyse tamamına yakını kira gelirlerinden oluşuyor. Hem gerçek hem de izafi kira gelirlerini gösteren kalem bu.</p>
<p>Bu iki gelişmeyi yan yana koyup baktığımızda şöyle bir manzara çıkıyor ortaya: Yılın ilk çeyreğinde üretim ve ihracat azalırken, tüketim ve kiralar artmış. Para, sanayi gibi üretken alanlardan pek o kadar üretken olmayan kira gibi alanlara kaymış. İşsizliği artırıp, gelir dağılımını daha da bozan gelişmeler bunlar. Ayrıca ortaya çıkan manzara tamamen enflasyonist.</p>
<p>Bu veriler İran Savaşı’ndan önce. Yılın ikinci çeyreğinde ise İran Savaşı’yla beraber bu manzaranın daha da daraltıcı ve daha da enflasyonist bir noktaya gittiğini görebiliriz maalesef.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-payi-neden-dusuyor-81084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin payı neden düşüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-barisi-satin-aliyor-81083</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar barışı satın alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enerji dışına bakıldığında barış beklentisinin en sert satın alındığı varlık grubu devlet tahvilleri. ABD, Almanya, Japonya, İngiltere gibi gelişmiş ülke 10 yıllık tahvil getirilerinde tepe noktaya göre gerileme 15-30 baz puan arasında değişiyor. </strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın barış anlaşmasının imzalanmasına çok yakınız açıklaması sonrası enerji fiyatları mart başında gördüğü fiyatlara yaklaşıyor.  ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı şubat sonuna göre Brent petrolün artışı %23’e geriledi. Savaşın tepe noktasında şokun büyüklüğü %66 seviyesindeydi. </p>
<p>Sahadan gelen bilgi Başkan Trump’ı tam olarak doğrulamıyor. İran tarafı görüşmelerde ilerleme sağlandığını doğrulasa da halen anlaşmaya varılamayan maddeler olduğunu vurguluyor. </p>
<p>Reuters haberine göre uzlaşma sağlanamayan konu İran’a savaş tazminatı ödenmesi ve el konulan varlıkların serbest bırakılması. Başkan Trump, ileriki aşamaya bırakılan nükleer görüşmeler öncesi İran’ın elinin güçlenmesini istemiyor.  Dünya Bankası Ortadoğu enerji şoku sonrası tahminlerini sınırlı aşağı indiren kurumlar kervanına katıldı. Dünya Bankası iktisatçıları 2026 küresel büyüme tahminini 1 baz puan indirerek %2,5 olarak güncelledi. Ortadoğu şokuna karşı kırılgan Birleşik Arap Emirlikleri (-2,6bp), Suudi Arabistan (-1,2bp), Türkiye (-0,9bp) büyümesi en sert aşağı indirilen ekonomiler.  Dünya Bankası’nın Türkiye için %2,8 büyüme tahmini, bizim savaşın başında revize ettiğimiz %2,7 büyüme tahmini ile tutarlı.  </p>
<p><strong>İran’ın ve Trump’ın Hürmüz </strong><strong>Boğazı’nın açılmasına ihtiyacı var</strong></p>
<p>Piyasalarda savaş konusunda çelişkili açıklamalara rağmen barış rüzgarları esiyor. Piyasaların iyimserliğinin arkasında Hürmüz Boğazı’nın açılması beklentisi yatıyor. Ekonomisi aylardır abluka altında olan  İran’ın Hürmüz’ün bir an evvel açılmasına ihtiyacı var. Yüksek pompa fiyatları yüzünden kamuoyu desteği dip yapan Başkan Trump, Hürmüz’ün açılmasına muhtaç. </p>
<p>Enerji dışına bakıldığında barış beklentisinin en sert satın alındığı varlık grubu devlet tahvilleri. ABD, Almanya, Japonya, İngiltere gibi gelişmiş ülke 10 yıllık tahvil getirilerinde tepe noktaya göre gerileme 15-30 baz puan arasında değişiyor. </p>
<p><strong>Elon Musk, tarihin ilk </strong><strong>dolar trilyoneri oldu</strong></p>
<p>Dünya borsaları savaştan bağımsız teknoloji hisseleri öncülüğünde yükselişine devam ediyor. İlk işlem gününde %19 yükselen SpaceX piyasa değeri 2 trilyon doları aşarken, Elon Musk tarihin ilk dolar trilyoneri oldu. Altın madeni, banka, demir-çelik, havacılık, kimya en çok değer kazanan jeopolitik riske duyarlı  ve/veya döngüsel hisseler. </p>
<p>Küresel risk iştahına duyarlı Borsa İstanbul dünya borsalarındaki harekete banka ve havacılık hisseleriyle katılıyor. Geriden ama büyük adımlarla gelen tahvil getirilerinde gerileme banka hisselerindeki ralliyi destekliyor. Buna karşın, savunma, petrokimya, rafineri gibi jeopolitik risk ile beslenen hisselerdeki satış endeksteki yükselişi sınırlıyor. </p>
<p>ABD-İran arasında barış anlaşması Başkan Trump’ın iddia ettiği gibi hızla imzalanırsa, altın madeni, havacılık, teknoloji hisseleri ve devlet tahvili öncülüğünde küresel piyasalar yükselmeye devam eder. Yurt içinde banka ve havacılık hisseleri yükselişte başı çeker. Hareket devam ederse demir-çelik, gayrimenkul, otomotiv gibi döngüsel hisseler harekete katılır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-barisi-satin-aliyor-81083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar barışı satın alıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureteni-itibarsizlastirmak-ekonomik-intihardir-81082</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreteni itibarsızlaştırmak ekonomik intihardır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tüketerek büyümek, tükettiğin her ne ise tükendiğinde, senin de tükenmendir. Bu yüzden üretim şarttır ve üreteni teşvik etmek gerekir. Ancak üreteni itibarsızlaştırmak, bindiğin dalı kesmektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Sanayi, bir şeyden çok üretmektir. Tarımdan hizmetlere dek ana sektörlerin de dinamiğidir. Ülke, <strong>sanayisizleştirme sürecinden</strong> geçiyor gibi… Her gün <strong>üretime</strong>, yatırım yapan <strong>sanayiciye</strong> ve <strong>üreticiye</strong> yönelik topyekûn bir <strong>itibarsızlaştırma diline</strong> tanık oluyoruz. Son derece <strong>tehlikeli</strong> bir durum…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Somut örnek beyaz et üreticinden… Adalet Bakanı <strong>Akın Gürlek</strong>, beyaz et sektöründe haksız fiyat artışı yapıldığı gerekçesiyle <strong>8 ilde</strong> eş zamanlı operasyon düzenlendiğini, aralarında <strong>Banvit</strong>, <strong>Erpiliç</strong>, <strong>Gedik</strong>, <strong>Lezita</strong> dâhil 13 firmaya <strong>kayyum</strong> atandığını ve <strong>32 kişiyi</strong> de <strong>gözaltı kararı</strong> aldıklarını duyurdu.</p>
<p><strong>YANLIŞIN GEREĞİ YAPILSIN AMA ÜRETİCİ HARCANMASIN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu itibarsızlaştırmaya ilk ve net tepki İstanbul Sanayi Odası Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan</strong>’dan geldi; “<em>Bir sektöre, bir üretim zincirine, yatırım yapan sanayiciye ve üreticiye dönük topyekûn bir itibarsızlaştırma dili, Türkiye’ye fayda sağlamaz</em>.” Üreteni itibarsızlaştırırsan bu ekonomik intihardır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Tüketici elbette korunsun ancak <strong>üreten olmayınca neyi tüketeceksin</strong>? Hukuk işleyecek, yanlışın gereği yapılsın. Ancak bunu yaparken <strong>çok hassas</strong> <strong>dengelerin</strong> korunması şart... <strong>Üretim yapan</strong>, <strong>risk alan, fabrika kuran</strong>, <strong>insan çalıştıranların</strong> <strong>itibarını</strong> korumak, ülkenin <strong>stratejik sermayesidir</strong>.</p>
<p><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Üretenin itibarına dair…</strong></p>
<p><strong><em>İtibarsızlaştırmanın sonuçları?</em></strong></p>
<p>Enflasyonla mücadeleyi <strong>tarlada</strong>, <strong>fabrikada</strong> üretimi artırmak yerine, <strong>etiketler üzerinden söylem geliştirmek</strong> hiçbir işe yaramaz. Bunu, <strong>market</strong>, <strong>depo basıp</strong> üreteni aşağıladıklarında gayet net anladık</p>
<p><strong><em>Üreteni küstürsek neler olur?</em></strong></p>
<p>Olacağı şu; üretmekten vazgeçilir. <strong>İSO Başkanı</strong>, bu tehlikeye işaret ediyor zaten; “<strong>yatırım iştahı zedelenir, üretim cesareti kırılır, istihdam ve ihracat olumsuz etkilenir.</strong>” Üretmeden tüketemeyiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TÜRKİYE ÜRETMEK VE ÜRETENİ DE KORUMAK ZORUNDA</strong></p>
<p>İSO Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan</strong>’ın uyarıları hayati; “<strong>Türkiye’nin büyüme hikâyesi</strong>; yatırım yapan, üretimden vazgeçmeyen <strong>özel sektörümüzün omuzlarında</strong> yükseliyor. Elbette <strong>piyasa düzeninin korunması,</strong> vatandaşın temel gıdaya ulaşması <strong>devletin sorumluluğu</strong> ancak üreteni de yaşatmalıyız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İTİBAR LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretici</strong>: Ham maddeleri işleyerek mal ve hizmete dönüştüren ve tüketime sunan kesim</p>
<p><strong>Tüketici</strong>: Mal veya hizmeti kendi kişisel, ailevi ihtiyaçları için satın alan ve kullanan kesim</p>
<p><strong>Üretici itibarı</strong>: Çiftçi, sanayici, girişimci, üretici kesimin toplumdaki saygınlığını korumak</p>
<p><strong>İtibarsızlaştırma</strong>: Kişilerin, kurumların toplumdaki saygınlığını, güvenilirliğini zedeleme</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureteni-itibarsizlastirmak-ekonomik-intihardir-81082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üreteni itibarsızlaştırmak ekonomik intihardır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-enflasyonunu-yuzde-35in-altina-cekmek-cok-zor-cok-81081</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026 enflasyonunu yüzde 35’in altına çekmek çok zor, çok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zamanda yolculuk mümkün olsa da üç beş yıl öncesinden bugünlere bakabilsek 2026’da enflasyonun çoktan yüzde 5’lere inmesi gerektiğini görürdük. Hadi o kadar geri gitmeyelim; daha bu yıla başlarken enflasyon hedefine baksak göreceğimiz oran yüzde 16 olurdu.</p>
<p>Oysa on iki aylık bir dönem için öngörülen bu orana yalnızca beş ayda ulaşıldı, hatta bu düzey aşıldı bile. Beş aylık oran yüzde 16,61 oldu.</p>
<p>Yüzde 16’lik hedef, artık yüzde 24. Daha önce yüzde 15-21 olarak belirlenmiş olan tahmin aralığında da alt sınır artık kaldırıldı ve üst sınır yüzde 26. Aslında bu da tuhaf. Merkez Bankası <strong>“2026 enflasyonunu yüzde 26 tahmin ediyorum ama hedefim yüzde 24”</strong> diyor. Örtülü biçimde <strong>“Hedefi yüzde 24 yaptığıma bakmayın, ben de yüzde 26 bekliyorum”</strong> denilmiş oluyor.</p>
<p>Ama artık ne yüzde 24’ün bir önemi var, ne yüzde 26’nın…</p>
<h2>Yüzde 6, hatta 8 bile mümkün değil</h2>
<p>Yılın tamamlanmasına yedi ay var ve yüzde 24’te kalmak son yedi ay toplamındaki artışı yüzde 6,3’te, yüzde 26’da kalmak ise yedi ay toplamındaki artışı yüzde 8,1’de tutabilmeyi gerektiriyor.</p>
<div id="adpro-11" class="adpro desktop-ad text-center " data-page="343" data-region="1686" data-category="-1" data-lazy="false" data-loaded="true" data-gtm-vis-first-on-screen6120021_502="2015">
<div>
<div data-google-query-id="CN3yoYu2iJUDFTDYuwgdj_M6HQ">
<p>Son yedi ay toplamında yüzde 6,3… Türkiye bu düzeyi ne zamandan beri yakalayamıyor biliyor musunuz, son sekiz yıldır. 2018-2025 döneminde hiçbir zaman böyle bir oran gerçekleşmemiş.</p>
<p>Daha önceki dönemlerde ise yıllık enflasyon bugünküyle kıyaslanmayacak kadar düşük olduğu için son yedi ay itibarıyla daha düşük oranlar tabii ki görülmüş.</p>
<h2>İlk beş ay-yıllık dengesi</h2>
<p>Son yirmi yılın ilk beş ayındaki TÜFE artışının, o yılın toplam gerçekleşmesindeki oranına baktım. Bu oran, grafikte de görüleceği gibi yıldan yıla çok farklılık gösteriyor.</p>
<p>Ama yirmi yıllık dönemin tümü dikkate alındığında pek farklılık göstermeyen değerler de var.</p>
<p>İlk beş ayın yıllıktaki payı bu yirmi yılda aritmetik ortalamada yüzde 45,22.</p>
<p>En düşük ve en yüksek birer oranı atarak yaptığım kırpılmış ortalama yüzde 45,60.</p>
<p>En düşük ve en yüksek ikişer oranı dışlayarak belirlediğim ortalama yüzde 45,76.</p>
<p>Yine aynı şekilde en düşük ve en yüksek bu kez üçer oranı dikkate almadan belirlediğim ortalama yüzde 45,90.</p>
<p>Medyan ise bu yirmi yıl için yüzde 47,06. Yani tüm değerler aritmetik ortalamaya yakın bir düzeyde.</p>
<h2>Yüzde 35’in altı mucize</h2>
<p>İlk beş ay-yıllık gerçekleşme dengesinde aritmetik ortalama yüzde 45,22, medyan yüzde 47,06…</p>
<p>Beş aydaki yüzde 16,61’in aritmetik ortalamaya, yani yüzde 45,22’ye denk geldiğini varsayarsak 2026 enflasyonu yüzde 36,7 olacak.</p>
<p>Yok eğer yüzde 16,61’in medyan olan yüzde 47,06’ya denk geldiğini varsayarsak 2026 enflasyonu yüzde 35,3 düzeyinde oluşacak.</p>
<p>Arada çok büyük bir fark yok. Ha 35, ha 36 ya da 37; sonuçta 35’in altına inilemiyor.</p>
<h2>En aykırı yıla göre bile</h2>
<p>İlk beş aydaki enflasyonun yıllık enflasyona göre en yüksek gerçekleştiği yıl yüzde 65,85’lik oranla 2014…</p>
<p>2014'ün ilk aylarında FED’in parasal genişlemeyi bitirme kararı ve bunun etkisiyle Türkiye ve benzer ülkelerden yoğun sermaye çıkışı yaşandı. Bu karar TL’nin ilk aylarda hızla değer yitirmesine yol açtı ve ağırlıkla bundan kaynaklanmak üzere hızlı bir enflasyon yaşandı. Öyle ki 2014’ün ilk beş ayındaki fiyat artışı yüzde 5,38’i buldu, yıl ise yüzde 8,17’lik oranla kapatıldı. Yani ilk beş aydaki oranın yıllıktaki payı yüzde 66’ya yaklaştı.</p>
<p>Varsayalım bu yıl da aslında ilk aylar çok kötüydü, bundan sonrası ise çok daha iyi geçecek. Ve varsayalım ki bu yılın ilk beş ayındaki artışın toplamdaki payı bu anlamda rekor kırılan 2014’teki yüzde 65,85 düzeyinde.</p>
<p>Eğer bu yıl ilk beş aydaki yüzde 16,61’i yüzde 65,85’e denk diye varsayarsak yılın tümündeki gerçekleşme yüzde 25,2 olacak. Merkez Bankası’nın son hedefi olan yüzde 24’ün niye tutturulamayacağının bir başka göstergesi de bu. Son yirmi yılın en uç oranı dikkate alınsa bile 2026’da yüzde 24 aşılıyor.</p>
<p>Kaldı ki 2014’ün 65,85’lik oranı bir istisna ve yirmi yılın ortalaması yüzde 45’lerde. Yüzde 45’e göre yapılan hesaplama da bizi zaten yüzde 35 dolayında bir orana götürüyor.</p>
<h2>Savaş bitince mümkün mü?</h2>
<p><strong>“Mümkün mü”</strong> diye sorduğum 24 ya da 26 değil, bir kere onu vurgulayayım. Artık<strong> “Mümkün mü”</strong> diye sorulması gereken bu yılın gerçekleşmesinin yüzde 30’un altında kalıp kalmayacağı.</p>
<p>Hani<strong> “yapışkan enflasyon”</strong> denilen bir kavram var ya, Türkiye tam olarak bunu yaşıyor. Haziran 2025’ten Mayıs 2026’ya kadar olan on iki aydaki yıllık enflasyon yüzde 30,65 ile yüzde 35,05 arasına adeta sıkıştı.</p>
<p>Son on ay dikkate alındığında sıkışmışlık daha da belirgin. Ağustos 2025-Mayıs 2026 döneminde yıllık enflasyon yüzde 30,65 ile yüzde 33,29 arasında. Aradaki fark yalnızca 2,64 puan.</p>
<p>Bu eğilim bile ortada dezenflasyon programı diye lanse edilen programın kalmadığını gösteriyor da ekonomi yönetimi hâlâ bu program varmış gibi davranıyor. Peki savaş sonrasında çok şey değişir mi?</p>
<p>Fiyatlama davranışlarının düzelmesi yönünde en küçük bir emare yok.</p>
<p>Savaş ve enerji maliyetleri yüzünden belli bir düzeye çıkarılan fiyatların savaş sona erince geri çekilmesini hiç kimse beklemiyor.</p>
<p>Dolayısıyla sağlanacak barış, olsa olsa yeni artışların çok yüksek olmaması sonucunu doğurabilir, o kadar. Ama barış, enflasyonun yüzde 30’ların altında kalmasını ne yazık ki sağlamaz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f81b9a0282-1781498297.png" alt="" width="335" height="339" /></p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-enflasyonunu-yuzde-35in-altina-cekmek-cok-zor-cok-81081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 enflasyonunu yüzde 35’in altına çekmek çok zor, çok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81079</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 15 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/eVavJnAj3UI" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-mevcut-yatirimcilar-goz-ardi-ediliyor-81080</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’deki mevcut yatırımcılar göz ardı ediliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>hafta Hyundai Motor Türkiye Otomotiv A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Alex Kim</strong>’in davetiyle Türkiye’nin TOGG’dan sonra ikinci elektrikli otomobilinin üretileceği İzmit’teki fabrikaya gittim.</p>
<p>Önce Hyundai Motor Türkiye (HMTR) Otomotiv İdari Birimler Genel Müdürü <strong>Barbaros Yıldırım, </strong>Satış-Pazarlama &amp; Satış Sonrası Genel Müdürü <strong>Murat Berkel </strong>rehberliğinde 300’e yakın <strong>“metal yaka”</strong>nın, yani robotun üretimde öne çıktığı fabrikayı gezdik. Fabrika turuna HMTR Kurumsal İletişim Bölüm Müdürü <strong>Beril Serdaroğlu, </strong>Yardımcısı <strong>Gamze Şener </strong>ve Halkla İlişkiler Kısım Müdürü <strong>Saner Müftüoğlu </strong>eşlik etti.</p>
<p>Fabrika turu sonrası HMTR Başkan ve CEO’su <strong>Alex Kim, </strong>İşletme Yönetimi Grup Müdürü <strong>Aysel Kurbancıoğlu,</strong> Muhasebe Yönetimi Grup Müdürü <strong>Aykan Özçelik</strong> ve İş Stratejisi Bölüm Müdürü <strong>İll Seon Ra</strong>’nın da katılımıyla sohbet ettik. Sohbetin başında <strong>Beril Serdaroğlu, </strong>hazırladıkları sunumu ekrana yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>1997’de kurulan İzmit’teki üretim üssümüz, Hyundai’nin Kore dışında en uzun süre hizmet veren deniz aşırı fabrikası konumunda.</strong></li>
<li><strong>İzmit’te bugüne kadar farklı dönemlerde toplam 13 farklı model üretildi. </strong>“i10” <strong>üretimi geçen Kasım ayında sonlandırıldı. Bugün iki farklı modelin </strong>(Bayon ve i20) <strong>üretimi sürüyor.</strong></li>
<li><strong>İlk kuruluşumuzdan itibaren ticari unvanımız </strong>“Hyundai Assan”<strong>dı. Mart 2025’te </strong>“Hyundai Motor Türkiye”<strong>ye dönüştü. Hisselerin yüzde 97’si Hyundai Motor Company’ye ait. Yüzde 3’ü de Kibar Holding’in.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Barbaros Yıldırım </strong>araya girip, sunumdan üretim verilerine işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>İzmit’teki fabrikamızda her 91.1 saniyede 2 araç üretiliyor. Günde 849 aracı buluyor. Bugüne kadar ürettiğimiz araç sayısı 3 milyon 360 bine ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Fabrikamızın yıllık kapasitesi 230 bin adet. 2024 yılında hem iç pazar hem de dış </strong><strong>p</strong><strong>azar için üretimi artırma talebi geldi, 245 bin araç ürettik.</strong></li>
<li><strong>2025 yılında üretilen araç 197 binde kaldı. </strong>“IONIQ 3” <strong>kapsamında normalden uzun süreli duruşlar üretim rakamlarına yansıdı. 2026 yılı için 186 bin 500 adetlik üretim hedefimiz var.</strong></li>
</ul>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f80d9026bb-1781498073.jpg" alt="" width="800" height="605" />
<figcaption><strong>Barbaros Yıldırım - Murat Berkel</strong></figcaption>
</figure>
<p>İhracat verilerini <strong>Aykan Özçelik </strong>aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılında toplam ihracatımız 2.06 milyar dolardı. Geçen yıl 156 bin 500 araç ihraç ettik. 2026 yılının ilk 5 ayında ihracatımız 749.3 milyon dolar oldu. 2025’in ilk 5 ayında ihracatımız 1 milyar doları bulmuştu. Bu yıl sonuna kadar ihracat hedefimiz 140 bin 330 adet araç.</strong></li>
<li><strong>Kurulduğumuz günden bu yana ise toplam 2 milyon 716 bin 820 araç ihraç ettik. İhracatımızın yüzde 80’i Avrupa ülkelerine gerçekleşiyor. Ayrıca ihracatımız üretimin yüzde 84’üne kadar ulaşıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Kilo başına ihracat gelirini merak ettim, <strong>Aykan Özçelik </strong>hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl 11.3 dolardı. Bu yıl 14.4 dolara yükseldi.</strong></p>
<p><strong>Alex Kim, </strong>Türkiye’den 65 tedarikçiden alım yaptıklarını bildirip, şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tedarikçilerimiz de bize üretim yapmak üzere bugüne kadar 350 milyon dolarlık yatırım yaptı.</strong></p>
<p>Tedarikçilerden örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’ye ortak girdiğimiz, halen de HMTR’de yüzde 3 hissesi bulunan Kibar Holding’e bağlı Assan Hanil’den başta koltuk olmak üzere alım yapıyoruz. Posco Assan’dan da paslanmaz çelik alımı yapıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Barbaros Yıldırım, </strong>sunum sırasında ilk üretimin başladığı 1997 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>1997-1998 döneminde yıllık kapasite 50 bin otomobildi. 2007 yılında 100 bin kapasiteye çıktık. 2014’te 200 bine yükseldi. Şimdi yılda 245 bin araç üretebiliyoruz.</strong></p>
<p>İzmit’teki fabrika alanının büyüklüğünü sordum, <strong>Barbaros Yıldırım </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>130 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere 680 bin metrekare…</strong></p>
<p><strong>Alex Kim, </strong>Ağustos ayında İzmit’te üretimine başlayacakları <strong>“IONIQ 3” </strong>adlı elektrikli araçlarıyla ilgili kararlarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa ve Türkiye’de elektrikli araç satışları hızlandı. </strong>“IONIQ 3”<strong>ü Türkiye’de de üretmek mantıklı bir karar oldu.</strong></p>
<p><strong>Murat Berkel, </strong>Hyundai’nin elektrikli aracını Türkiye’de de üretmesinin önemli bir adım olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim elektrikli aracımız yerlilikte de TOGG’dan sonra ikinci… İki yıl önce elektrikli araç satışları toplamın yüzde 1’i idi. 2030’da yüzde 30’u bulursa şaşırtıcı olmaz.</strong></p>
<p>Çinli BYD, ülkemize 1 milyar dolar yatırıp üretim yapacak diye heyecanı doruğa çıkardık, ithalat kapılarını peşinen açtık.</p>
<p>Ülkemize 30 yılda 1.3 milyar dolar yatırım yapmış, elektrikli araç için 290 milyon dolar harcamış Hyundai’nin <strong>“IONIQ 3”</strong>ü İzmit’te üretecek olmasından aynı heyecanı yaşamadık…</p>
<p>BYD Türkiye’ye yatırımı askıya aldı ama Hyundai <strong>“IONIQ 3”</strong>ü Türkiye’de üretilen ikinci elektrikli araç olarak Ağustos ayında piyasaya çıkarıyor…</p>
<p>Öyleyse Hyundai’ye, <strong>“O nasılsa 30 yıldır burada” </strong>muamelesi yerine gereken ilgiyi gösterelim…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’ye 540 milyon dolar daha yatıracağız</span></h2>
<p><strong>HYUNDAI </strong>Motor Türkiye Başkan ve CEO’su <strong>Alex Kim, “IONIQ 3” </strong>üretimi için İzmit’teki fabrikanın yüzde 50’sinin dönüştürüldüğünü belirtti:</p>
<p>-          “IONIQ”<strong> modelimizin yanı sıra fabrikamızda üretilen </strong>“i20” <strong>ve </strong>“Bayon” <strong>modellerimiz de 2027 yılında yenilenecek. </strong>“IONIQ 3” <strong>ve yeni gelecek modeller için 830 milyon dolar yatırım hedefi belirlemiştik. 290 milyon dolarını </strong>“IONIQ 3”<strong>e harcadık, yatırımlarımız sürecek.</strong></p>
<p><strong>“IONIQ 3”</strong>ü İzmit’te bu yıl 28 bin 760 adet üretmeyi hedeflediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>28 bin 005 İzmit üretimi </strong>“IONIQ 3”<strong>ü ihraç etmeyi planlıyoruz. Türkiye’de iç pazar satışları</strong><strong>nı</strong><strong> Eylül ayında başlatmayı öngörüyoruz.</strong></p>
<p>HMTR Satış, Pazarlama &amp; Satış Sonrası Genel Müdürü <strong>Murat Berkel, </strong>araya girdi:</p>
<p>-          “IONIQ 3”<strong> dahil, Hyudai’nin elektrikli araç yelpazesinde 7 model var. Türkiye’de bu yıl 10 bin elektrikli araç satmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          “IONIQ 3”<strong>te kullanılan bataryanın hücre aşaması hariç üretimini İzmit’te yapacağız. Onun da yatırımını yapıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknoloji getirmede oldukça öne çıktık ama yeterli ilgiyi göremedik</span></h2>
<p><strong>HYUNDAI </strong>Motor Türkiye (HMTR) Başkan ve CEO’su <strong>Alex Kim, </strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Türkiye’de yüksek teknolojiye dönük yatırımları teşvik adımlarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın bu çabasını anlıyoruz. Biz de Türkiye’deki mevcut yatırımcılardan biri olarak sürekli yatırımlarımızı artırıyoruz. Üstelik teknoloji açısından da oldukça öne çıkıyoruz.</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumların Türkiye’deki mevcut yatırımcılara yaklaşımıyla ilgili gözlemini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yeni yatırımcıları çekmeye yoğunlaşıyorlar, buradaki mevcut yatırımcılara yeterince ilgi göstermiyorlar. Mevcut yatırımcıları göz ardı ediyorlar.</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi indirimine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Kurumlar Vergisi indirimi bize yapılmış bir ayrıcalık değil.</strong></p>
<h2>‘Made in EU’ için hükümete önemli rol düşüyor</h2>
<p><strong>HMTR </strong>Başkan ve CEO’su <strong>Alex Kim, </strong>Avrupa Birliği’nin <strong>“Made in Europe” </strong>konusundaki adımlarının kafalarını karıştırdığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz Türkiye’den ihracatımızın yüzde 80’ini Avrupa ülkelerine yapıyoruz. </strong>“Made in EU” <strong>konusundaki hazırlıklar bizi tedirgin ediyor.</strong></p>
<p><strong>Alex Kim</strong>’e Türkiye’nin <strong>“Made in EU” </strong>mevzuatı kapsamına alındığını anımsattım, yakından izlediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye </strong>“Made in EU” <strong>mevzuatı kapsamına alındı ama hâlâ bizim gibi Avrupa ülkelerine ihracatı yoğun olan şirketleri tedirgin eden bazı ayrıntılar çözülmüş değil. Bu konuda hükümete büyük rol düşüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Made in EU” <strong>konusu bize gelecek endişesi yaşatıyor. Hükümetin Türkiye’yi mevcut durumdan geriye götürecek bir karara karşı sesini daha fazla yükseltmesi gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayi Bakanlığı Ar-Ge’mizi çok istiyor ama getiremeyiz</span></h2>
<p><strong>HMTR </strong>Başkan ve CEO’su <strong>Alex Kim, </strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kendilerine sürekli <strong>“Türkiye’de Ar-Ge merkezi kurun” </strong>çağrısında bulunduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bazı teşvikler de Ar-Ge merkezi kurma şartına bağlanmış görünüyor. Ancak, Türkiye’deki ölçek Ar-Ge merkezimizi getirmemiz için yeterli değil.</strong></p>
<p>Hyundai’nin iki Ar-Ge merkezinden birinin Kore, diğerinin de Hindistan’da olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kore ve Hindistan’daki üretimimiz yıllık milyon adetin üzerinde. İzmit’teki fabrikamızda 245 bin araç üretiyoruz. Bu üretim, Ar-Ge merkezimizi getirebilmemiz açısından küçük ölçekli kalıyor.</strong></p>
<p>İzmit’teki fabrikanın Hyudai içinde üretim adediyle değil, başta performans ve kalite olmak üzere birçok alanda ilk sıralarda yer aldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Hyundai Türkiye her zaman </strong>“en iyisini” <strong>yapmaya gayret ediyor. Hyundai Grubu içinde birçok alanda ilk sırada bulunuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-mevcut-yatirimcilar-goz-ardi-ediliyor-81080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/75-1781498123.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 yılda 1.3 milyar dolar yatırdı, 290 milyon dolara Türkiye’nin ikinci elektrikli otosunu üretiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilirlik-gercekci-fiyatla-olur-81078</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sürdürülebilirlik gerçekçi fiyatla olur&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesindeki hızlı büyüme, depolama yatırımları ve artan elektrik talebi enerji piyasasında yeni bir dönemin kapısını aralarken, sektör temsilcileri mevcut piyasa yapısının da bu dönüşüme uyum sağlaması gerektiğine dikkat çekti. Enerji yatırımcıları, elektrik fiyatlarının serbest piyasa koşullarında oluşması, iletim altyapısının güçlendirilmesi ve yatırım ortamında öngörülebilirliğin artırılmasının sektörün geleceği açısından kritik önemde olduğunu vurguladı.</p>
<p>Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD), düzenlediği basın toplantısında sektörün mevcut durumu ve yatırım planları hakkında değerlendirme yaptı. GÜYAD Başkanı Cem Özkök’ün ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, yenilenebilir enerji yatırımlarının geleceği, elektrik piyasasındaki fiyat mekanizması, depolama teknolojileri ve yatırım ortamına ilişkin beklentiler ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f7d6391cf3-1781497187.png" alt="" width="575" height="218" /></p>
<h2>İstenen düşük ya da yüksek değil, gerçek fiyat olması</h2>
<p>GÜYAD Başkanı Cem Özkök, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde enerji ithalatında 1,8 milyar dolarlık tasarruf sağladığını belirterek, 2035 yılı için belirlenen 120 GW’lık rüzgâr ve güneş hedefinin ulaşılabilir olduğunu söyledi. Sektörün yalnızca yeni kapasiteye değil, iletim altyapısı ve depolama yatırımlarına da ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Özkök, “Bizim istediğimiz şey elektrik piyasasında hedef fiyatın düşük veya yüksek olması değil, gerçek olmasıdır” dedi.*** Piyasada taban ve tavan fiyat uygulamalarının sıklaşmasının fiyat mekanizmasını bozduğunu belirten Enerjisa Üretim CEO Danışmanı Emre Ercan, “Fiyatların düşük olmasıyla ilgili bir sorunumuz yok. Ancak üretimin sürdürülebilirliği açısından fiyatların yükselmesi gerektiğinde de bunun önünde engel olmamalıdır. Fiyat, arz ve talebin kesiştiği noktada oluşmalı” dedi.</p>
<h2>Amaç yatırımcıya ayrıcalık değil, yatırımların devamlılığı </h2>
<p>Enerji yatırımlarının uzun vadeli planlandığını ve öngörülebilirliğin sektör için kritik önemde olduğunu söyleyen Sanko Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Ziya Erdem, “Amaç yatırımcıya ayrıcalık sağlamak değil, yatırımların devamlılığını sağlayacak yapının korunmasıdır” ifadelerini kullandı. Erdem, ayrıca pompaj depolamalı HES projelerinin desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Depolamalı yenilenebilir enerji projelerinin elektrik sistemine esneklik kazandıracağını dile getiren Altek Alarko Genel Müdürü Hakan Aytekin de, “Sektöre yatırım yapan şirketler olarak finansman yükümlülükleri dahil olmak üzere önemli taahhütler altındayız. Bu yatırımların sürdürülebilirliği için piyasa koşullarının öngörülebilir olması büyük önem taşıyor. Amaç, yatırımcıya ayrıcalık sağlamak değil, yatırımların devamlılığını ve sektörün sağlıklı gelişimini destekleyecek bir yapının korunmasıdır” diye konuştu.</p>
<h2>Yapay zekâ ve veri merkezleri enerji talebini sürekli artırıyor </h2>
<p>Yapay zekâ ve veri merkezlerinin enerji tüketimini hızla artırdığına dikkat çeken Astronergy Yönetim Kurulu Başkanı Ercüment Kaya, “Dublin’de tüketilen her 100 birim enerjinin 82’si veri merkezlerine gidiyor ve bu, İrlanda’nın toplam enerji tüketiminin yüzde 32’si” şeklinde konuştu. Aytekin, batarya teknolojilerine yatırım yapmak isteyen girişimlerin desteklenerek, HIT-30 teşvik mekanizması kapsamında yerli hücre ve batarya üretiminin hızlı bir şekilde devreye alınması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin enerji depolama konusunda birçok ülkeye göre erken adım attığını söyleyen Akfen Holding Genel Müdür Yardımcısı Kürşat Tezkan, “Kurumlar gerekli talepleri alarak ve bu taleplere bağlı olarak projelerini başlattı. Şu anda bu projelerin izin süreçleri devam ediyor. Belki Avrupa'da bile depolama sistemleri daha bu kadar planlanmamışken Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalar zamanında başlatıldı” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yeni enerji mimarisinin adı elektrifikasyon”</span></h2>
<p>Türkiye’nin yeni bir enerji mimarisine geçtiğini belirten Borusan EnBW Enerji Ticareti Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Yeğin, “Bu mimarinin adı elektrifikasyon. Yenilenebilir enerji santrallerinin depolama kabiliyeti kazanması gerekiyor. Yenilenebilir enerji santrallerinin buna tam anlamıyla cevap verebilmesi için sistemin ihtiyaç duymadığı anlarda üretimi depolayan, ihtiyaç anlarında da bu depoladığı enerjiyi sisteme verebilen esnek yapılara dönüşmesi şart” ifadelerini kullandı. Sektörün ayrıcalık değil, öngörülebilir bir yatırım ortamı talep ettiğini kaydeden Mogan Enerji Yatırım Holding CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Karaduman ise “Piyasa gerçekleriyle uyuşmayan bazı idari uygulamaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Oluşan elektrik fiyatları ve bürokratik süreçler nedeniyle yatırımlar yapılamıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilirlik-gercekci-fiyatla-olur-81078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/gunes-ruzgar-ges-res-1755788835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin enerji dönüşümünde yeni bir döneme girdiğini vurgulayan enerji yatırımcıları, piyasanın ‘gerçek fiyat, güçlü şebeke ve yatırım güveni’ temelinde şekillenmesi çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dezenflasyon-sureci-uretimi-ve-finansmana-erisimi-destekleyen-adimlarla-guclendirilmeli-81077</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dezenflasyon süreci; üretimi ve finansmana erişimi destekleyen adımlarla güçlendirilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2023 Haziran ayında göreve geldiğinde "dezenflasyon programı" diye anılan ekonomi programını yürürlüğe koydu. Temel amacı, yüksek enflasyonunu kademeli olarak düşürüp kalıcı fiyat istikrarını sağlamaktı. Program tek bir araçtan değil, para politikası, maliye politikası, gelirler politikası ve yapısal reformların birlikte kullanılmasından oluşuyordu. Başlıca hedefleri arasında sıkı para politikası ile faizleri enflasyonu düşürecek seviyelerde tutmak; kredi büyümesi ve iç talebin yavaşlatılması, enflasyon beklentilerinin aşağı çekilmesi amaçlanıyordu. Bunun için de mali disiplin ve sıkı maliye politikası ile kamu harcamalarının kontrol altında tutulması, tasarruf tedbirleri uygulanması, bütçe açığının azaltılması hedefleniyordu. Bir yandan da maliye politikasının para politikasını desteklemesi, ücret artışlarının enflasyonu besleyen bir ücret-fiyat sarmalına dönüşmemesi öngörülüyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2f7b152d8b9-1781496597.png" alt="" width="356" height="317" />Asgari ücret, memur maaşları ve diğer gelir düzenlemelerinde enflasyon hedefleri dikkate alınıyordu. Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, vergi ve harç gibi kamu tarafından belirlenen veya etkilenebilen fiyatların enflasyon hedefleriyle uyumlu ayarlanması amaçlanıyordu. Arz yönlü politikaların uygulanmasında gıda, konut ve enerji gibi alanlarda arzı artıracak önlemler alınacak, üretim kapasitesini ve verimliliği artıracak önlemlere öncelik verilecek, enflasyonun sadece talep değil, arz kaynaklı nedenleriyle de mücadele edilecekti. Dış ticarette dalgalı kur rejiminin sürdürülmesi, cari açığın azaltılması, döviz rezervlerinin güçlendirilmesi hedefleniyordu. Verimliliği artıracak reformlar, kayıt dışılıkla mücadele ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ile uzun vadede sürdürülebilir büyüme ve düşük enflasyonun birlikte sağlanması hedefleniyordu. Özetle programın temel varsayımı önce iç talep yavaşlatılacak, enflasyon beklentileri kırılacak, kamu maliyesi sıkı tutulacak; ardından enflasyon kademeli olarak tek haneye düşerken ekonomik dengeler daha sağlıklı hale gelecekti. Peki aradan geçen 3 yılda neler yapıldı, neler yapılmadı, neler yapılmalı? Bu soruları Anadolu iş dünyasının ileri gelen isimlerine sorduk. Dezenflasyon programının üçüncü yılında süreci kapsamlı biçimde değerlendiren ve makroekonomik istikrarın sağlanması, enflasyonun düşüş eğilimine girmesi ve öngörülebilirliğin artmasını olumlu bulan iş dünyası temsilcileri EKONOMİ’ye yaptıkları değerlendirmede; uygulanan sıkı para politikası ve yüksek faiz ortamının reel sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna dikkat çektiler. Üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın korunmasının en az fiyat istikrarı kadar hayati olduğunu vurgulayan başkanlar, dezenflasyon sürecinin sahadaki gerçekler gözetilerek, üretimi ve finansmana erişimi destekleyecek tamamlayıcı adımlarla güçlendirilmesi çağrısında bulundular. İşte başkanların 3 yıllık dezenflasyon sürecine ilişkin görüşleri, eleştirileri, destekleri ve sorunlara çözüm önerileri:</p>
<p><strong>Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım: Dezenflasyon zorunluydu, bedeli reel sektör ödüyor</strong></p>
<p>■ Haziran 2023’te başlayan ve bugün üçüncü yılına giren dezenflasyon programını, Türkiye ekonomisinin makro dengelerini yeniden kurmak, öngörülebilirliği artırmak ve Türk Lirası’nın uluslararası piyasalardaki güvenilirliğini tesis etmek açısından kaçınılmaz bir adım. Bu süreçte; KKM sarmalından çıkılması, Merkez Bankası rezervlerinin güçlenmesi, risk priminin (CDS) düşmesi ve cari açığın gerilemesi, makro istikrar adına son derece önemli ve olumlu gelişmelerdir. Enflasyonun yüzde 30’lu seviyelere gerilemesini elbette memnuniyetle karşılıyorum. Ancak programın doğası gereği uygulanan sıkı para politikasının, mikro ölçekte reel sektör üzerinde oluşturduğu ağır faturayı da görmezden gelemeyiz. İçeride enflasyonla kararlılıkla mücadele ederken, dışarıdaki jeopolitik gerçekleri ve küresel ticaretteki kırılmaları göz ardı edemeyiz.</p>
<p>Bugün gelinen noktada yükselen ticari kredi faizleri ve bankaların kredi musluklarını ciddi biçimde kısmış olması, işletmelerin büyüme planlarını bir kenara bırakın, günlük faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu dönen sermayeyi dahi eritmiş durumdadır. Finansmana erişim bu kadar zorlaşmışken, sanayicinin üretim iştahını koruması da giderek güçleşmektedir. Buna ilave olarak, yüksek maliyet artışlarına rağmen enflasyonun altında kalan ve uzun süredir yatay seyreden döviz kuru politikası, Gaziantep gibi emek yoğun ve ihracatçı şehirlerin küresel pazarlarda fiyat tutturma kabiliyetini ve rekabet gücünü ciddi biçimde aşındırmaktadır. Bugün ihracatçı, artan işçilik ve enerji maliyetlerine rağmen kurdan yeterli karşılığı alamadığı için marj kaybı yaşamaktadır.</p>
<p>Üstelik bu tablo, yalnızca iç dinamiklerden kaynaklanmıyor. Ukrayna-Rusya savaşından Orta Doğu’daki gerilimlere kadar uzanan küresel jeopolitik kırılmalar, tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken; iç piyasadaki finansal sıkılaşma ve talep daralmasıyla eş zamanlı yaşanıyor. Bu da reel sektörün taşıdığı yükü daha da ağırlaştırıyor. Benim kanaatim şu: İçeride enflasyonla kararlılıkla mücadele ederken, dışarıdaki jeopolitik gerçekleri ve küresel ticaretteki kırılmaları göz ardı edemeyiz. Devletimizden beklentimiz; reel sektörü içeride aşırı finansal baskı altına alarak hareket kabiliyetini sınırlamak yerine, küresel tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğu bu dönemimizde sanayicinin ve ihracatçının esnekliğini artıracak adımların önünü açmasıdır. Makro istikrar kadar, üretim gücünü ayakta tutacak mikro dengelerin de korunması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Gaziantep Sanayi Odası YK Başkanı Adnan Ünverdi: ‘Acı reçete’nin faturası reel sektöre çıktı</strong></p>
<p>■ Tüm ekonomik dengelerin zorlandığı bir dönemde, ülkemizin en önemli sorunu haline gelen enflasyonla mücadele, fiyat istikrarının sağlanması ve makroekonomik dengelenme açısından Orta Vadeli Programı genel çerçevesiyle umut verici buluyorum. Bu süreçte önemli mesafeler de kat edildi. Ancak “acı reçete” olarak nitelendirilen ve düzlüğe çıkış için destek verdiğimiz parasal sıkılaşma süreci, en sert etkisini reel sektörde hissettirdi. Yaklaşık üç yıldır devam eden bu süreçte en büyük yükü sanayicilerimiz taşıdı. Nitekim yılın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 2,5 oranında büyüme kaydetmiş olsa da, sanayi üretimi ve ihracat cephesinde daralma yaşanması bu tablonun en net göstergesidir. Dezenflasyon sürecinde alınan mesafeyi önemsiyoruz. Ancak bu sürecin, reel sektörün gerçekleri göz ardı edilmeden devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Ülkemizin enflasyon hastalığından bir an önce kurtulması hepimizin ortak hedefidir. Bunun yolu da üretim ve istihdamı ayakta tutacak dengeli politikalardan geçmektedir. Önümüzdeki dönemde kamu tarafından işveren maliyetlerini azaltacak adımların atılmasını, mali yükleri hafifletecek yapısal reformların hızla hayata geçirilmesini, üretim ve ihracatta rekabet gücümüzü artıracak destek mekanizmalarının daha etkin kullanılmasını ve düşük maliyetli finansman imkânlarının devreye alınmasını bekliyoruz.</p>
<p>Finansman yeniden yapılandırma süreçlerinin daha hızlı, erişilebilir ve uygulanabilir hale getirilmesi; baz faiz oranı olarak TLREF’in esas alınması ve firmanın mali yapısı ile geri ödeme kapasitesine göre, TLREF bazlı ve hatta TLREF’nin altında uzun vadeli sabit yapılandırma imkanlarının sunulması halinde, sorunlu kredilerin azalacağına ve bu yöntemin güçlü bir çözüm alternatifi olacağına inanıyorum. Özellikle geçici likidite sorunu yaşayan ancak üretim kapasitesini koruyabilecek işletmelere uygun maliyetli ve uzun vadeli yeniden yapılandırma imkânları sağlanması; hem reel sektörün finansal sürdürülebilirliğini koruyacak hem de bankacılık sektöründeki sorunlu kredi oranlarının kontrol altına alınmasına katkı sunarak ekonomik istikrarı destekleyecektir.</p>
<p><strong>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mete Akcan: Dezenflasyon programı üretimle güçlenmeli</strong></p>
<p>■ Makroekonomik istikrarın tesisi adına atılan adımları başından itibaren destekledik; para politikasında rasyonel zemine dönülmesi, mali disiplinin korunması ve ülke risk primindeki gerileme, ekonomimizin uluslararası kredibilitesi açısından son derece kıymetlidir. Ancak gelinen noktada, uygulanan sıkılaşma politikalarının ve yüksek faiz sarmalının reel sektör üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu da açıkça görmek zorundayız. Finansman maliyetlerinin aşırı yükselmesi, döviz kurunun yurt içi maliyet artışlarının gerisinde kalması ve enerji ile ham madde gibi temel girdilerde yaşanan kaçınılmaz artışlar, üreticimizin küresel pazarlardaki rekabet gücünü her geçen gün daha fazla zayıflatmaktadır. Tam da bu nedenle, büyük bir fedakârlıkla sürdürülen istikrar programının artık üretici güçlerin nefes almasını sağlayacak destekleyici enstrümanlarla bütünleştirilmesi gerek. İstihdamı ve üretim kapasitelerini koruyacak, sahaya dokunan ilave adımların gecikmeden devreye alınması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>İhracat odaklı üretim yapan firmalarımızın yüksek faiz yükü altında ezilmeyeceği, uzun vadeli ve uygun maliyetli özel finansman kanallarının genişletilmesi; sanayide kullanılan enerji maliyetleri üzerinde ihracatçıya yönelik özel tarife uygulamaları ya da vergi muafiyetlerinin hayata geçirilmesi, bugün reel sektörün en acil ihtiyaçları arasında yer almaktadır. Eğer ekonomi yönetimi tarafından sahadan gelen güçlü talepler dikkate alınmaz ve program üretimi tahkim edecek esnekliklerle desteklenmezse; sanayi tesislerinde kapasite kayıpları, istihdam daralmaları ve küresel pazarlarda kazanılmış pazar paylarının kalıcı biçimde rakiplere kaptırılması gibi son derece olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalma riskinden endişe duyuyorum. Dezenflasyon programının nihai başarısının; üretim zincirlerinin ayakta kalması, ihracatın sürdürülebilirliğinin korunması ve sanayicinin rekabet gücünün zayıflamamasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Üreticimizin bu haklı, ölçülü ve yapıcı sesini karar alıcılara aktarmaya devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Kayseri Ticaret Odası YK Başkanı Ömer Gülsoy: Enflasyon düşmeli, ancak üretim çarkları da durmamalı</strong></p>
<p>■ Dezenflasyon programının üçüncü yılına girilirken, Kayseri iş dünyası olarak hem makroekonomik kazanımların hem de reel sektörün sahadaki gerçeklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Dezenflasyon programı kapsamında döviz kurunun daha kontrollü bir seyir izlemesi tercih edilmiş; kur kaynaklı maliyet ve fiyat baskılarının sınırlandırılması yoluyla enflasyonun daha hızlı düşürülmesi hedeflenmiştir. Ancak yüksek enflasyonun devam ettiği bir ortamda, döviz kurunun uzun süre enflasyonun altında artması; özellikle ihracatçı ve üretici kesimler açısından rekabet baskısını artırma riski taşımaktadır.</p>
<p>Kalıcı çözüm, yalnızca döviz kuru politikalarında değil; enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesinde, verimliliğin artırılmasında ve üretim maliyetlerini azaltacak yapısal reformların hayata geçirilmesinde yatmaktadır. Bu çerçevede, imalatçı sanayicilere yönelik kurumlar vergisinin yüzde 12,5 seviyesine düşürülmesine ilişkin düzenlemeyi son derece yerinde ve stratejik bir adım olarak değerlendiriyoruz. Buna karşın, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle birçok firmamız işletme sermayesi döngüsünü sürdürmekte zorlanmakta; mevcut yapılandırma ve destek mekanizmaları sahadaki ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalabilmektedir. Özellikle emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler üzerindeki mali baskılar her geçen gün daha belirgin hale gelmektedir. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi; üretimden, ihracattan ve yatırımdan geçmektedir. Üretim kapasitesini zayıflatan bir sürecin, uzun vadede elde edilen ekonomik kazanımları da riske atacağı açıktır. Bu nedenle dezenflasyon sürecinin bundan sonraki aşamasında, fiyat istikrarı hedefinden taviz verilmeden reel sektörü destekleyici tamamlayıcı adımların devreye alınması büyük önem taşımaktadır. Üretim, ihracat ve yüksek teknoloji odaklı yatırımlar için seçici kredi mekanizmalarının genişletilmesi; katma değerli üretim yapan firmaların finansmana erişiminin kolaylaştırılması gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p><strong>Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitci: “Enflasyonla mücadele edilirken, üretim de desteklenmeli”</strong></p>
<p>■ Son üç yılda uygulanan ekonomi programının temel hedefi olan enflasyonla mücadelede belirli bir mesafe alındığını görüyoruz. Enflasyonun düşüş eğilimine girmesi ve ekonomik dengelenme sürecinin başlaması da programın önemli kazanımları arasında yer almakta.</p>
<p>Ancak üretim ve yatırım cephesinden bakıldığında sanayicilerimizin halen ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu görülmekte. İşletmelerimiz yatırım yapmak, kapasitesini artırmak ve ihracatını geliştirmek isterken yüksek kredi maliyetleri nedeniyle temkinli hareket etmek zorunda kalmaktadır. İhracat tarafında ise kur-enflasyon dengesi önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Son dönemde maliyet artışlarının döviz kurundaki artışın üzerinde seyretmesi, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. Emek yoğun sektörler başta olmak üzerePopülasyon birçok alanda sipariş kayıpları yaşanmakta, firmalarımız küresel pazarlarda fiyat tutturmakta zorlanmakta. Diğer taraftan enerji, işçilik ve finansman maliyetlerindeki artışlar üretim üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Sanayicilerimiz bir yandan iç piyasadaki daralmayla mücadele ederken diğer yandan dış pazarlarda rekabet gücünü korumaya çalışmaktadır. Bu süreçte üretimi, ihracatı ve yatırımı destekleyici politikaların daha güçlü şekilde devreye alınması büyük önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadeleden taviz verilmeden, reel sektörü destekleyecek seçici kredi mekanizmalarının güçlendirilmesi, ihracatçıların finansmana erişiminin kolaylaştırılması, yatırım ve üretim odaklı teşviklerin artırılması gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca vergi sisteminde sadeleşme, kayıt dışılığın azaltılması ve işletmeler üzerindeki mali yüklerin hafifletilmesine yönelik adımlar da ekonomik büyümeye önemli katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilmesi için üretim, yatırım, istihdam ve ihracat eksenli politikaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. İş dünyası olarak ekonomik istikrarın sağlanmasına yönelik atılan her yapıcı adımı destekliyor, reel sektörün ihtiyaçlarını dikkate alan politikaların da aynı kararlılıkla uygulanmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Kayseri Ticaret Borsası YK Başkanı Recep Bağlamış: Üreticinin finansman yükünü hafifletecek etkin mekanizmalara ihtiyaç var</strong></p>
<p>■ Son üç yılda dezenflasyon programı kapsamında atılan adımlar; özellikle mali disiplinin güçlendirilmesi, para politikasında öngörülebilirliğin artırılması ve uluslararası piyasalarda güven ortamının yeniden tesis edilmesi açısından önemli katkılar sağlamıştır. Enflasyonla mücadele, kuşkusuz kısa vadede belirli fedakârlıkları da beraberinde getiren bir süreç. Ancak enflasyonla mücadele sürecinde üretimin, yatırımın ve istihdamın korunmasının hayati önemde olduğu unutulmamalı. Üretimin, yatırımın ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından reel sektörün yaşadığı sıkıntıların da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Bugün gelinen noktada işletmelerimiz, yatırım yapmak bir yana; mevcut üretim kapasitesini koruyabilmek ve işletme sermayesini döndürebilmek için dahi yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalmakta. Ticari kredi faizlerinin yüksek seyretmesi ve krediye erişimin zorlaşması, özellikle KOBİ ölçeğindeki işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Diğer taraftan enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve üretim girdilerindeki artışlar, üreticilerimizin rekabet gücünü zorlarken, döviz kurunun enflasyonun gerisinde seyretmesi ise ihracatçı firmalar açısından maliyet–fiyat dengesini bozmakta, uluslararası pazarlardaki rekabet avantajını zayıflatmaktadır. Üretimin sürdürülebilirliği için üreticinin finansman yükünü hafifletecek, yatırım iştahını artıracak yeni ve etkin mekanizmalara ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p>Bu kapsamda; üretim ve ihracata yönelik uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman imkânlarının artırılması, reel sektöre yönelik kredi kanallarının daha etkin hale getirilmesi, özellikle yatırım, tarım ve hayvancılık alanlarında seçici ve destekleyici finansman modellerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan firmalara yönelik vergi ve SGK yüklerini hafifletecek teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi; zor durumda olmasına rağmen üretimini sürdüren işletmeler için yapılandırma ve borç erteleme uygulamalarının daha erişilebilir hale getirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Torunoğlu: Makro iyileşme var, sahada nefes dar, fedakârlık tek taraflı olmamalı</strong></p>
<p>■ Geride bıraktığımız son 3 yıllık dönem makroekonomik dengelerin yeniden tesis edilmesi adına önemli bir mücadele sürecine sahne olurken; reel sektör açısından, özellikle 6 Şubat depremlerinin merkez üssünde yer alan ve hâlen yaralarını sarmaya çalışan Adıyaman gibi şehirler için son derece zorlu bir sınav niteliği taşımaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın makroekonomik dengeleri sağlama yönündeki çabalarını ve bu süreçte elde edilen kazanımları takdir ediyoruz. Ancak makro göstergelerdeki iyileşmenin, mikro ölçekte; Adıyaman’daki fabrikanın tezgâhında, esnafın kasasında ve çalışanların gelirinde somut karşılık bulması zorunludur. Fedakârlığın yalnızca reel sektörden ve Anadolu sermayesinden beklenmesi, uzun vadede sürdürülebilir değildir.</p>
<p>Son üç yıldır uygulanan programın olumlu çıktıları ve kazanımları olduğu kadar, sahada net biçimde hissedilen eksiklikleri ve yapılması gerekenler de var. Üç yıllık süreci; yapılanlar, eksik kalanlar ve atılması gereken adımlar çerçevesinde Adıyaman iş dünyasının penceresinden değerlendirdiğimizde, programın en önemli eksikliğinin; deprem sonrası toparlanma sürecinde olan, sermayesi zayıflamış ve iş gücü göçü yaşamış Adıyaman gibi şehirlerin, ülke genelinde uygulanan sıkılaştırma tedbirlerinden yeterince ayrıştırılmaması olduğu görülmektedir. Normale dönmeye çalışan bir depremzede işletmeye, büyükşehirlerde faaliyet gösteren firmalarla aynı kredi ve vergi kriterlerinin uygulanması, sahada ciddi bir adaletsizlik yaratmıştır.</p>
<h2>Programın eksik yönleri</h2>
<p>- Bugün Adıyamanlı bir sanayici ya da tüccar için yatırım veya işletme sermayesi kredisine ulaşmak neredeyse imkânsız hâle gelmiş; erişilebilen kredilerin maliyeti ise sürdürülemez boyutlara ulaşmıştır.<br />- İç talebin bilinçli şekilde baskılanması, perakende ve toptan ticarette belirgin bir daralmaya yol açmıştır. Küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gerilimler, enerji maliyetleri ve ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalarla birlikte sanayi üretiminde katma değer ciddi biçimde baskı altına girmiştir.<br />- Enflasyon oranında artış göstermeyen, baskılanan döviz kuru; yükselen işçilik, enerji ve girdi maliyetleri karşısında ihracatçının rekabet gücünü zayıflatmıştır. Adıyaman’ın lokomotif sektörlerinden tekstil ve hazır giyim, küresel daralmanın da etkisiyle ciddi bir pazar ve istihdam kaybı riskiyle karşı karşıyadır.</p>
<h2>Neler yapılmalı?</h2>
<p>Dezenflasyon programının başarıya ulaşması ve enflasyonun kalıcı biçimde tek haneye gerilemesi hepimizin ortak hedefidir. Ancak bu süreçte temel ilke, “hastayı iyileştirirken kalbi durdurmamak” olmalıdır. Programın sürdürülebilirliği için aşağıdaki adımların acilen atılması gerekmektedir:</p>
<p>Deprem bölgesindeki işletmeler için kredi kanalları yeniden ve güçlü biçimde açılmalıdır. Yatırım, üretim ve ihracat odaklı firmalara yönelik düşük faizli, uzun vadeli ve seçici kredi paketleri hayata geçirilmelidir. Eğitim başta olmak üzere stratejik sektörler, KOSGEB ve benzeri destek mekanizmalarına daha etkin biçimde entegre edilmelidir. Deprem sonrası Adıyamanlı esnaf ve sanayicinin Mart ayı itibarıyla başlayan kredi geri ödemeleri, ekonomik toparlanma tamamlanana kadar faizsiz olarak ötelenmeli ya da yeniden yapılandırılmalıdır. Vergi ve SGK borçları için işletmelere nefes aldıracak, uzun vadeli yeni bir yapılandırma modeline ihtiyaç vardır. Üretim maliyetlerinin en önemli kalemlerinden biri olan enerji giderleri üzerinde, imalat sanayisine yönelik vergi indirimleri ve sübvansiyonlar uygulanmalıdır. İstihdamın yalnızca inşaat sektörüne sıkışmasını önlemek ve imalat sanayisini korumak amacıyla, deprem bölgesinde SGK işveren prim destekleri artırılarak sürdürülmelidir.</p>
<p>Küresel krizler, Adıyaman ekonomisinin tek bir sektöre bağımlı olmaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Zengin mutfağı, tarihi mirası ve ören yerleriyle turizm, gastronomi ve sosyal girişimcilik; şehrin hızlı toparlanması için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu alanlardaki bölgesel kalkınma ve tanıtım teşviklerinin Adıyaman’a pozitif ayrımcılıkla uygulanması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Eskişehir OSB YK Başkanı Nadir Küpeli: Tehlike çanları geleceğimiz için çalıyor!</strong></p>
<p>■ Ülkemizin makroekonomik istikrarını sağlamak ve enflasyonla mücadele etmek amacıyla atılan adımların ne denli hayati olduğunun farkındayız ve bu süreci destekliyoruz. Ancak enflasyonla mücadele edilirken, ekonominin ana direği olan üretim kapasitesinin tahrip edilmemesi gerektiğinin altını özellikle çizmek istiyoruz. Üretim ekonomisi zayıflayan; yalnızca tüketim ve hizmet sektörleriyle büyümeye çalışan bir yapının kalıcı refah üretmesi mümkün değildir. Sanayide yaşanan bu daralma, gerekli önlemler alınmadığı takdirde yarın karşımıza istihdam kayıpları ve kapanan fabrikalar olarak çıkacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin geleceği; ihracat pazarlarında rekabet edebilen, teknoloji üreten ve katma değer yaratan güçlü bir sanayi altyapısından geçmektedir. Bu nedenle reel sektörün sesine ivedilikle kulak verilmeli; üretim ve yatırım yapmak isteyen sanayiciler için kredi kanalları kontrollü biçimde yeniden açılmalı, sanayiyi destekleyen yapısal reformlar gecikmeden hayata geçirilmelidir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında büyümüştür. Ancak bu büyümenin alt kalemleri, üretim cephesindeki endişe verici tabloyu açıkça ortaya koymaktadır. Hanehalkı tüketiminin yüzde 4,8, bilgi ve iletişim sektörünün yüzde 9,5 büyüdüğü bir dönemde; ekonominin amiral gemisi olan sanayi sektörünün yüzde 0,8, imalat sanayisinin ise yüzde 1,4 oranında daralması, mevcut büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Üretemeyen, sanayisi küçülen bir büyüme anlayışı Türkiye’nin geleceği açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Sanayide yaşanan bu daralma bir sürpriz değildir; sahadaki gerileme uzun süredir hissedilmektedir. Bugün üretim cephesinde yaşanan daralmanın en temel nedeni, sanayicinin finansmana erişimde karşı karşıya kaldığı derin ve yapısal sorunlardır. Uygulanan sıkı para politikası sonucu faiz oranlarının geldiği seviye, yalnızca yeni yatırımları değil, sanayicinin günlük işletme sermayesini dahi çeviremez hâle gelmesine neden olmuştur. Krediye ulaşabilen sınırlı sayıdaki işletme için ise finansman maliyetleri artık taşınamaz boyutlara ulaşmıştır.</p>
<p><strong>Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler: Üretim desteklenmeden kalıcı refah olmaz</strong></p>
<p>■ Dezenflasyon programı üçüncü yılını tamamladı. Bu süreçte ekonomi yönetiminin temel hedefi fiyat istikrarını yeniden tesis etmek, enflasyonu kalıcı olarak düşürmek ve öngörülebilir bir ekonomi oldu. Bugün geriye dönüp baktığımızda programın bazı alanlarda sonuç verdiğini ancak bazı alanlarda ise beklentileri karşılayamadığını ediyoruz.</p>
<p>Enflasyonla mücadele öncelikli sıkı para politikasıyla dövizdeki kur ataklarının önüne geçilerek, ekonomideki öngörülebilirlik önemli ölçüde sağlandı. Döviz rezervlerinin yeniden artmasına, ekonomideki kırılganlığın azalmasına zemin oluşturuldu. Ancak kabul etmek gerekir ki enflasyonla mücadele için ağırlıklı olarak uygulanan sıkı para politikasının da olumsuz etkileri var. Bunların başında da yüksek faiz geliyor. Yüksek faiz de en çok işletmeleri olumsuz etkiledi. Sıkı para politikası ve yüksek faiz ortamı, özellikle üretim yapan, istihdam sağlayan ve yatırım gerçekleştiren işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturdu. İş dünyasının en temel gündeminden biri finansmana erişim oldu.</p>
<p>Eskişehir’in iş dünyası olarak üç yıldır dile getirdiğimiz en önemli konulardan biri de budur. Enflasyonla mücadele elbette kararlılıkla sürdürülmelidir. Ancak üretimin, ticaretin ve ihracatın sürdürülebilirliği de göz ardı edilmemelidir. Reel sektörün finansmana ulaşamadığı bir ortamda ekonomik büyümenin kalıcı hale gelmesi mümkün değildir. Diğer taraftan enflasyon muhasebesi uygulaması da iş dünyasının önemli gündem maddelerinden biri oldu. Birçok işletme, gerçekte elde etmediği kazançlar üzerinden vergi yüküyle karşı karşıya kaldığını ifade ediyor. Özellikle sermaye yapısını korumaya çalışan şirketler açısından bu uygulamanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gıda, enerji, kira ve hizmet sektöründeki maliyet baskıları sürüyor. Üretimi artıracak, verimliliği ve istihdamı geliştirecek, ihracatımızı destekleyecek, yatırımı teşvik edecek adımların atılması gerekiyor. Enflasyonla mücadeledeki kazanımlarımız devam ederken; finansmana erişimin kolaylaştırılmasını, üretimin ve istihdamın desteklenmesini, mali disiplin ve reformların yapılması şart. İş dünyamız ekonomide istikrarın ve enflasyonla mücadelenin öneminin farkında… Ancak üretimin, yatırımın, ihracat ve istihdamın korunmasının, finansmana ulaşımın en az fiyat istikrarı kadar önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu: Sanayicinin önünü görecek ekonomik zemine ihtiyacı var</strong></p>
<p>■ Küresel ekonomide dengelerin yeniden şekillendiği, ticaret savaşları ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir süreçte ülkelerin en büyük gücü üretim kapasitesidir. Türkiye’nin de en güçlü kası üretim ve ihracattır. Son üç yılda ekonomi politikalarının odağında enflasyonla mücadele yer aldı. Bu hedef büyük önem taşısa da reel sektör ciddi maliyet baskılarıyla karşı karşıya kaldı. Sanayiciler bugün yüksek faiz oranları, artan enerji ve ham madde maliyetleri, daralan finansman imkânları ve jeopolitik risklerle aynı anda mücadele ediyor. Özellikle son iki yılda üretim maliyetlerindeki artış, ihracatçı sektörlerin rekabet gücünü önemli ölçüde zayıflattı. Sahadan aldığımız geri bildirimler, sanayicinin üretimden vazgeçmediğini ancak mevcut koşullarda rekabet etmekte giderek zorlandığını gösteriyor. Üretim iradesi güçlü olsa da maliyet baskıları ve finansman sorunları firmaların hareket alanını daraltıyor. Sanayicinin döviz borcuyla değil, üretim gücüyle büyümesi gerekir. Bunun için uygun maliyetli ve erişilebilir finansman kaynaklarının artırılması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bugün birçok firmamız büyümekten çok mevcut pazarlarını koruma mücadelesi veriyor. Çünkü mesele artık yalnızca pazara girmek değil, pazarda kalabilmektir. Sanayide yaşanan istihdam kayıpları ve yatırım iştahındaki yavaşlama da üretim gücümüz açısından önemli riskler barındırıyor. İstihdam sanayiden uzaklaşıyorsa, ekonomi de üretimden uzaklaşıyor demektir. Üretimin zayıfladığı bir ortamda sanayinin yeterince katkı vermediği bir büyüme modelinin sürdürülebilir olması mümkün değildir.</p>
<p>Sanayinin sorunlarını yalnızca maliyetler ve finansmana erişim başlığıyla değerlendirmek eksik olur. Rekabet gücünün korunması için verimlilik artışı, teknolojik dönüşüm ve katma değerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Küresel rekabette fark yaratan unsur artık yalnızca maliyet avantajı değil; verimlilik, inovasyon ve dönüşüm kabiliyetidir. Tüm zorluklara rağmen umutsuz değiliz. Türk sanayicisi üretmekten vazgeçmeyen güçlü bir yapıya sahiptir. İhtiyacımız olan; güven veren, öngörülebilirliği sağlayan ve sanayicinin önünü görmesine imkân tanıyan bir ekonomik zemindir. Çünkü üretim varsa istihdam vardır, ihracat vardır, refah vardır.</p>
<p><strong>İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener: Programda değişen koşullara göre güncelleme gerekiyor</strong></p>
<p>■ Küresel ekonomide belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde, Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını güçlendirecek politika çerçevesinin önemi daha da artıyor. Yaklaşık üç yıldır uygulanan ekonomik programın önemli kazanımlar sağladığını düşünüyoruz. Enflasyonla mücadele, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah için temel öncelik olmaya devam etmelidir. Bu süreçte rezervlerin güçlenmesi, dış finansman ihtiyacının azaltılması ve öngörülebilirliğin artırılması olumlu gelişmeler olarak öne çıktı. Ancak sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve reel olarak değerlenen Türk Lirası; üretim, ihracat ve yatırım üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor. Reel sektör, artan maliyetler, zayıflayan talep ve finansmana erişimdeki zorluklarla mücadele ediyor.</p>
<p>Bu nedenle programın ana yaklaşımı korunurken, değişen koşullar doğrultusunda güncellemeler yapılması gerekiyor. Özellikle kur politikası, ihracatın rekabet gücü, dış ticaret dengesi ve finansmana erişim alanlarında reel sektörün ihtiyaçlarını gözeten adımlar önem taşıyor. Kısa vadede finansmana erişimin kolaylaştırılması, Nefes Kredisi benzeri uygulamaların sürdürülmesi ve ihracat desteklerinin güçlendirilmesi öncelikli olmalıdır.</p>
<p>Orta ve uzun vadede ise üretim, yatırım, sanayi ve ihracat odaklı kalkınma anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor. Tarımsal üretimin desteklenmesi, emek yoğun sektörlerde verimliliğin artırılması, temiz enerji yatırımlarının teşvik edilmesi ve teknoloji odaklı dönüşümün hızlandırılması rekabet gücünü artıracaktır. Ekonomik program üçüncü yılını tamamlarken artık yalnızca enflasyonu düşürmeye değil; aynı zamanda üretim kapasitesini, ihracatı ve rekabet gücünü korumaya odaklanan bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç duyuluyor. Başarı, fiyat istikrarı ile üretim ve büyüme arasındaki hassas dengeyi ne ölçüde sağlayabildiğimize bağlı olacaktır.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu: Enflasyonla mücadele üretim artışıyla başarıya ulaşabilir</strong></p>
<p>■ Türkiye ekonomisi son üç yıldır uygulanan dezenflasyon programı kapsamında önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Sıkı para politikası, enflasyon beklentilerini kontrol altına alma ve makroekonomik dengeleri yeniden kurma açısından önemli. İş dünyası açısından maliyetler ciddi şekilde arttı. Üretim, istihdam ve ihracat yapan işletmeler, yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar ve artan enerji ile işçilik giderleri nedeniyle zor bir dönemden geçiyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadele, yalnızca talep daraltılarak değil, üretim artırılarak başarıya ulaşabilir. Özellikle üretim ve ihracat odaklı destek mekanizmaları güçlendirilmeli. Finansmana erişim reel sektörün en önemli gündem maddesi. Yüksek faizler yatırım iştahını azaltıyor ve işletmelerin hareket alanını daraltıyor. Enerji maliyetleri de rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bundan dolayı sanayide enerji verimliliği yatırımlarının desteklenmesi ve yenilenebilir enerji projelerinin yaygınlaştırılması önemli.</p>
<p>İhracat tarafında ise kur ve maliyet dengesi de önem taşıyor. Yüksek maliyetler ve baskılanan kur, ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatıyor. Bu nedenle dengeli bir ekonomik yapı oluşturulması gerekiyor. Ayrıca deprem bölgesindeki işletmeler için vergi, SGK ve kredi borçlarında daha uzun vadeli ve sürdürülebilir yapılandırmalar yapılmalı. Bu tür düzenlemeler üretim ve istihdamın korunmasına katkı sağlayacaktır. Öte yandan üretim, yatırım, ihracat ve istihdamı koruyan politikalar da eş zamanlı yürütmeli. Reel sektörün yükünü hafifletecek ve yatırım ortamını güçlendirecek adımların hızla hayata geçirilmesini bekliyoruz.</p>
<p><strong>Sinop TSO Başkanı Salim Akbaş: “Programa tek kelime ile ‘başarılı’ ya da ‘başarısız’ diyemeyiz”</strong></p>
<p>■ Mehmet Şimşek’in göreve gelmesiyle başlayan program, makro dengelerde belirgin bir iyileşme sağladı; ancak reel sektör ve vatandaş açısından ciddi maliyetler yarattı. Bu nedenle programı tek kelimeyle "başarılı" ya da "başarısız" diye nitelendirmek eksik kalır. Programın ilk üç yılında, popülist ve karşılığı olmayan ekonomi anlayışından daha gerçekçi bir yönetime geçildiğini söyleyebiliriz. Enflasyon zirvelerden gerilese de hâllâ yüksek seviyelerde. Mayıs 2026 itibarıyla yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 32,6 düzeyinde bulunuyor. Para politikasında kısmi normalleşme sağlandı. Faizler yeniden enflasyonla mücadele aracına dönüştü, Merkez Bankası'nın daha öngörülebilir bir çizgiye geçtiği algısı oluştu. Kur Korumalı Mevduat'tan çıkış süreci başlatıldı, rezervler güçlendi ve dış finansmana erişimde iyileşme görüldü.</p>
<p>Ancak reel sektör açısından tablo aynı ölçüde olumlu değil. Finansmana erişim zorlaştı, ticari krediler daraldı. KOBİ'ler yüksek faiz nedeniyle yatırımlarını erteledi, nakit akışı sorunları arttı. Üretici ve ihracatçı kesim sıkı finansal koşulların baskısını yoğun biçimde hissetti. Asıl yapılması gereken düzenlemeler yavaş ilerledi. Hukuki öngörülebilirlik, vergi reformu ve kamuda harcama verimliliği gibi yapısal düzenlemeler ise küresel ve iç siyasi gelişmeler nedeniyle istenen hızda hayata geçirilemedi. İhracatçılar da zorlu bir dönemden geçti. Kur baskısı, Avrupa'daki zayıf talep, artan işçilik ve finansman maliyetleri sanayiciyi kaygılandırdı. Hem üreticiyi hem de tüketiciyi etkileyen en önemli sorunlardan biri dolaylı vergilerin yüksekliği oldu. Gelire bakılmaksızın herkesten aynı oranda alınan bu vergiler maliyet baskısını artırırken, kayıt dışılığı azaltıp vergiyi tabana yaymak yerine kayıtlı kesimin üzerindeki yükün ağırlaşması, denetim ve cezai uygulamalarla birlikte programın en çok eleştirilen yönlerinden biri haline geldi.</p>
<p>Programın olumsuz etkilerini en fazla vatandaş hissetti. Yüksek faiz ve sıkılaşmanın yükü sabit gelirli çalışanların, emeklilerin ve küçük işletmelerin üzerinde kaldı. Barınma, kira ve gıda fiyatlarındaki artışın genel enflasyonun üzerinde seyretmesi, geçim sıkıntısını derinleştirdi.</p>
<p><strong>İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli: Yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi gerekiyor</strong></p>
<p>■ Ülkemiz, dezenflasyon programı ile geçen üç yılda ekonomide önemli kazanımlar elde etti. Öncelikle, maliyetli de olsa yeni bir seviyede makroekonomik istikrar ve küresel güvenilirlik kazanıldı. Ancak iyileşmenin, beklenen sürede elde edilememesi maliyette artışa sebep oldu. Tarım sektörü, artan devlet destekleri ve direnç gösteren ihracata tutunmaya çalışmasına rağmen yüksek finansman maliyetleri, dünya genelinde yaşanan iklim krizinin etkileri ve sektördeki yapısal katılıklar nedeniyle programın en çok baskılanan alanlarından biri oldu. Ekonomi genelinde büyümenin devam ettiği bu süreçte tarım sektöründe ne yazık ki yıllık yüzde 8,8’i bulan tarihi küçülmeler yaşandı.</p>
<p>Bu noktadan sonraki süreçte de programın başarıya ulaşması ve enflasyondaki düşüşün kalıcı hale gelmesi için herkesin elini taşın altına koyması, sıkı para politikasının tavizsiz sürdürülmesi, kamuda güçlü mali disiplinin sağlanması ve yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Temel bir sorun alanının kurda reel bir denge kurmak olduğunu kabul edip el ele vererek gereğini yapmalıyız. Ekonomi yönetiminden, geniş kesimleri etkileyen dolaylı vergilerin payını azaltırken, kayıt dışı ekonomiyle mücadele ederek doğrudan vergi gelirlerini arttırmasını diliyoruz. Ayrıca gıda enflasyonunu kalıcı olarak düşürmek için lojstik zincirlerinin düzeltilmesi, erken uyarı sistemlerinin kurulması ve yerli üreticinin teşvik edilmesi hususlarında kapsamlı bir çalışma ihtiyacı olduğunu da vurgulamak isteriz. Küresel şoklara ve jeopolitik risklere karşı kırılganlığı azaltmak için de yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasının avantaj sağlayacağı kanaatindeyiz.</p>
<p><strong>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır: Verimliliği hedef alan, katma değer yaratan ekonomik yapı güçlenmeli</strong></p>
<p>■ Son üç yılda uygulanan ekonomi programıyla birlikte enflasyonla mücadelede daha rasyonel bir yaklaşım hedeflendiğini görüyoruz. Rezervlerdeki toparlanma ve piyasalarda güven ortamını yaratmaya yönelik çabaları olumlu karşılıyoruz. Ancak enflasyonla mücadelede kalıcı başarıya ulaşabilmek için yalnızca parasal sıkılaşma üzerinden değil, üretim kapasitesini destekleyen politikaların da yürütülmesi gerektiğini görüyoruz.</p>
<p>Bugün reel sektörün en önemli gündem maddesi finansmana erişimdir. Yüksek faiz oranları ve krediye ulaşmadaki zorluklar, özellikle üretici, ihracatçı ve KOBİ’ler üzerinde ciddi bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bunun yanında enerji, işçilik, lojistik ve hammadde maliyetlerinin yüksek seyretmesi üretim gücünü sınırlandırırken, döviz kurunun enflasyonun gerisinde kalması ihracatçı sektörlerin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmaktadır. Tarım ve gıda başta olmak üzere üretime dayalı sektörlerin sürdürülebilirliği açısından bu sorunların çözümü büyük önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadeleden taviz verilmeden üretim, yatırım, ihracat ve istihdamı destekleyen politikaların daha güçlü şekilde devreye alınması gerektiğine inanıyoruz. Reel sektöre uygun maliyetli finansman imkanlarının artırılması, yatırım kredilerinin yaygınlaştırılması, üretim maliyetlerini azaltacak tedbirlerin alınması ve ihracatçıların rekabet gücünü koruyacak desteklerin güçlendirilmesi öncelikli olmalıdır. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi, üretim odaklı, verimliliği hedef alan ve katma değer yaratan ekonomik yapının güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır.</p>
<p><strong>Aydın Ticaret Borsası Başkanı Fevzi Çondur: Öncelik, enflasyonu düşürürken üretimden vazgeçmemek olmalı</strong></p>
<p>■ Mehmet Şimşek’in 2023 yılında göreve gelmesiyle birlikte ekonomi yönetiminin temel önceliği; fiyat istikrarının sağlanması, beklentilerin çıpalanması ve finansal istikrarın güçlendirilmesi oldu. İş dünyası açısından bu sürecin iki boyutu bulunuyor: Enflasyonla mücadele için gerekli adımlar atılırken, reel sektör finansman maliyetleri, nakit akışı ve rekabet gücü açısından önemli bir geçiş yükü üstleniyor.</p>
<p>Son üç yılda ekonomi politikalarında öngörülebilirliğin artırılması ve dezenflasyon hedefinin merkeze alınması önemli kazanımlar sağladı. Yıllık enflasyonun Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 32,61’e gerilemesi olumlu bir gelişme olsa da, bu oran üretici, tüccar ve ihracatçı açısından hâlâ yüksek seviyededir.</p>
<p>Finansmana erişim ise iş dünyasının en kritik sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Sıkı kredi koşulları, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde yatırım yapmayı, stok taşımayı ve ihracata hazırlanmayı zorlaştırıyor. İhracatçı açısından önemli olan yalnızca kur seviyesi değil; TL maliyetleri ile döviz gelirleri arasındaki dengenin öngörülebilir olmasıdır.</p>
<p>Vergi sisteminde sade, öngörülebilir ve kayıtlı çalışmayı teşvik eden bir yapı büyük önem taşıyor. KDV iadelerinin hızlandırılması, enflasyon muhasebesinin nakit akışını bozmayacak şekilde düzenlenmesi ve kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi iş dünyasının temel beklentileri arasında yer alıyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadelede kararlılığın yeniden tesis edilmesi son üç yılın en önemli kazanımıdır. Ancak finansman maliyetlerinin üretimi destekleyecek şekilde dengelenmesi, Eximbank ve reeskont kredilerinin erişilebilirliğinin artırılması, tarım, enerji ve lojistik maliyetlerini azaltacak desteklerin sürdürülmesi gerekiyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde temel öncelik, enflasyonu düşürürken üretimden vazgeçmemek olmalıdır. Kalıcı fiyat istikrarı; üretim kapasitesi korunur, ihracatçı desteklenir ve işletmeler finansmana makul koşullarda ulaşabilirse sağlanabilir. Aydın Ticaret Borsası olarak, fiyat istikrarını gözetirken üreticinin ve ihracatçının rekabet gücünü koruyan dengeli ekonomi politikalarının Türkiye için en doğru yol olduğuna inanıyoruz.</p>
<p><strong>Artvin Ticaret Borsası Başkanı Osman Akyürek: Rasyonel zeminin sağlamlaşması yalnızca enflasyonun düşmesine bağlı değil</strong></p>
<p>■ Mehmet Şimşek’in 4 Haziran 2023’te Hazine ve Maliye Bakanlığı’na dönüşü, Türkiye ekonomisinde yalnızca bir görev değişikliği değil, ekonomi politikalarında yön değişiminin simgesi olarak görüldü. “Rasyonel zemine dönüş” söylemiyle birlikte fiyat istikrarı, mali disiplin ve sürdürülebilir cari denge programın temel hedefleri olarak öne çıktı. Bu dönemde para politikasında belirgin bir normalleşme yaşandı. Politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye kadar yükseltilerek enflasyonla mücadelede ortodoks araçlara dönüş yapıldı. Kur Korumalı Mevduat’tan çıkış süreci başlatıldı, rezervlerin güçlendirilmesi hedeflendi ve cari açığın azaltılması için sıkılaşma politikaları uygulandı. Turizm gelirleri ve altın ithalatına yönelik tedbirlerin de etkisiyle cari dengede iyileşme sağlandı.</p>
<p>Buna karşın enflasyon sorunu tam anlamıyla çözülemedi. 2024 Mayıs ayında yüzde 75’in üzerine çıkan yıllık enflasyon, uygulanan politikalar ve baz etkisiyle Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 32,61’e geriledi. Ancak bu oran hâlâ fiyat istikrarından uzak bir tabloya işaret ediyor. Bu nedenle dezenflasyon sürecinin kalıcı başarıya ulaşıp ulaşamayacağı, fiyatlama davranışlarının değişmesine bağlı olacak.</p>
<p>Programın maliyeti ise özellikle reel sektör ve toplumun geniş kesimleri tarafından hissedildi. Yüksek faizler krediye erişimi zorlaştırırken KOBİ’ler ve yatırımcılar üzerinde baskı oluşturdu. Büyüme hız keserken, gelir dağılımı sorunları, genç işsizliği ve alım gücündeki kayıplar sosyal maliyeti artırdı. Dolaylı vergilere dayalı mali yapı da bu yükü ağırlaştırdı. Sonuç olarak Şimşek dönemi, ekonomi yönetiminde daha öngörülebilir ve tutarlı bir zemin oluşturdu. Ancak rasyonel zeminin sağlamlaşması yalnızca enflasyonun düşmesine değil; üretken yatırımları teşvik eden, verimliliği artıran ve gelir dağılımını iyileştiren yapısal reformların hayata geçirilmesine bağlı.</p>
<p><strong>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk: Reeskont kredilerinde günlük limitin 6 milyar TL’ye çıkarılması doğru adım olur</strong></p>
<p>■ Türkiye, dezenflasyon yolculuğunda üç yılı geride bıraktı. Piyasaların geleceğe güven duyması, enflasyon beklentilerinin kırılmasında çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Son 3 yılda alınan tedbirler önemli olmakla birlikte, kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar için üretimi, yatırımı ve verimliliği destekleyen uzun vadeli politikaların da kararlılıkla devam etmesi büyük önem taşımaktadır. Bir diğer unsurda dünya konjonktüründeki gelişmelerin enflasyonla mücadele programını desteklemesi çok kıymetli. Türkiye’de yaşadığımız 6 Şubat depremleri, dünya genelinde yaşanan savaşlar Türkiye’nin enflasyonla mücadelesine olumsuz etki etti.</p>
<p>İş dünyası ve ihracatçılar olarak makroekonomik istikrarın sağlanmasını her zaman öncelikli görüyoruz. Çünkü ihracatın sürdürülebilir şekilde artabilmesi için öngörülebilir bir ekonomik ortam, sağlıklı finansal sistem ve fiyat istikrarı vazgeçilmez unsurlar arasında yer alıyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde işletmelerin maliyet hesaplamaları zorlaşmakta, yatırım kararları ertelenmekte ve kaynak dağılımı verimsiz hale gelmekte. Bu nedenle enflasyonla mücadele sadece tüketiciler için değil, üreticiler ve ihracatçılar için de büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bugün gelinen noktada enflasyondaki aşağı yönlü eğilim, ekonomik aktörlerin geleceğe daha sağlıklı bakabilmelerine imkân sunuyor. Ancak dezenflasyon sürecinin üretim ve ihracat üzerindeki etkilerinin de dikkatle yönetilmesi gerektiği açık. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ihracatçılara verdiği yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin yüzde 5’e çıkarılmasını ve 1’er yıllık dönemlerde ilan edilmesini bekliyoruz. Piyasa koşullarına göre daha cazip olan reeskont kredilerinde günlük limitin 6 milyar TL’ye çıkarılmasının doğru bir adım olacağına inanıyoruz. Sanayici ve ihracatçıların enerji maliyetlerini aşağı çekecek adımlar atılması rekabetçiliğimize olumlu katkı sağlayacaktır. Özellikle emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmalarımızın rekabet gücünde belirgin aşınmalar yaşandı. Kişi başı 3 bin 500 TL olan istihdam desteğinin 5 bin TL’ye çıkarılması bu aşınmayı bir nebze telafi edecektir.</p>
<p><strong>Trabzon Ticaret Borsası Başkanı Eyyüp Ergan: Öngörülebilir ekonomik ortamın güçlendirilmesini bekliyoruz</strong></p>
<p>■ Son 3 yılda uygulanan dezenflasyon programının sonuçları, genel olarak olumsuz. 2023’ten itibaren yapılmaya çalışılan sıkı para politikasını faiz, enflasyon ve mali disiplin ekseninde değerlendirmek gerekiyor. Genelde de bu politika başlatılırken belirlenen hedeflerden sapma göstermiş ve daha çok da olumsuzluklar yaratmıştır. Dünyada ve özellikle de çevremizde yaşanan savaşların Türkiye ekonomisini olumsuz etkilediği bir gerçektir. Bu da 2023’te konulan programın hedeflerinden sapması ile yaşanmış, yaşanmaya da devam etmektedir. Yüksek enflasyon, buna karşılık döviz kurlarındaki beklenen gelişmelerin yaşanmaması özellikle ihracata yönelik üretim yapan firmaların dünya piyasalarındaki rekabetini olumsuz etkileyememiştir.</p>
<p>Bu da ister istemez üretimin düşmesine, dolayısıyla istihdamın da azalmasına sebep olmaktadır. Kredi maliyetlerinin yüksekliği yanında, buna rağmen krediye erişimin güçleştirilmesinin yanısıra döviz kurunun enflasyonun altında seyretmesi ihracata dayalı üretimin önünde adeta engel oluşturmuştur. Özellikle KOBİ'ler için krediye erişim zorlaştı. Özellikle istihdam yaratarak, ihracata yönelik üretim yapan firmaların yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim zorlukları, daralan iç talep, ihracatta rekabet kaybı, kur belirsizliği, enerji giderleri sıkıntıları mevcuttur. Özellikle üretim ve ihracata dayalı sektörler, maliyet artışlarının satış fiyatlarına tam yansıtılamaması nedeniyle kârlılık baskısı yaşamaktadır. Bu nedenle reel sektörün en büyük beklentisi; öngörülebilir ekonomik ortamın güçlendirilmesi, uygun maliyetli finansmana erişimin artırılması ve üretim-ihracat odaklı destek mekanizmalarının genişletilmesidir.</p>
<p><strong>İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Semih Ergüder: Üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini koruyan, destekleyici program gerekli</strong></p>
<p>■ Son üç yılda uygulanan ekonomi programının yüksek enflasyonla mücadele, bütçe disiplininin güçlendirilmesi ve finansal piyasalarda istikrarın yeniden tesis edilmesi açısından önemli kazanımlar sağladığını düşünüyorum. Özellikle para politikasında öngörülebilirliğin artması ve piyasalara verilen güven mesajları iş dünyasında olumlu karşılandı. Ekonomide daha öngörülebilir bir zeminin oluşması, uzun vadeli planlama açısından değerli bir gelişme oldu.</p>
<p>Ancak reel sektör cephesinde aynı ölçeğe olumlu bir tablo görmek mümkün değil. Yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, üretim ve ihracat yapan firmalar üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Mevcut faiz seviyeleri, firmaların stoklama kapasitesini sınırlandırırken yatırım kararlarını da ertelemelerine yol açıyor. Bunun yanında işçilik, enerji, ambalaj, lojistik ve tarımsal girdilerde yaşanan hızlı maliyet artışları kârlılığı önemli ölçüde aşındırdı. Enflasyonla mücadele kapsamında döviz kurunun kontrollü seyretmesi makroekonomik istikrar açısından olumlu görülse de, maliyetlerin kur artışının üzerinde yükselmesi ihracatçıların uluslararası pazarlardaki fiyat rekabetini zayıflatıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesini son derece önemli. Ancak bu süreç üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini koruyacak destekleyici politikalarla birlikte yürütülmeli. Üretici ve ihracatçı sektörlere uygun maliyetli ve erişilebilir finansman imkânları sağlanmalı, yatırım kredileri desteklenmeli ve işletme sermayesi ihtiyacını karşılayacak mekanizmalar geliştirilmeli. İhracatçıların rekabet gücünü koruyacak kur politikalarının uygulanması, enerji maliyetlerini azaltacak teşviklerin yaygınlaştırılması ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Tarım ve gıda tarafında ise iklim değişikliği, kuraklık riski ve verim kayıpları giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu nedenle sözleşmeli üretim modelleri yaygınlaştırılmalı, modern sulama yatırımları artırılmalı, tarımsal üretim planlaması güçlendirilmeli ve katma değerli ürün yatırımları desteklenmeli.</p>
<p><strong>Timay-Tempo AŞ Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Alış: Katma değer üretip ihraç eden şirketler Çin örneğindeki gibi desteklenmeli</strong></p>
<p>■ Yeni bir dünya düzeninin kurulma aşamasında olduğumuz şu dönemde, hiç olmadık derecede artan global rekabeti de dikkate aldığımızda mevcut uygulamalar özellikle imalat sanayisinde faaliyet gösteren firmaları oldukça zorluyor. Çin rekabeti, belli sektörlerde ihracat rakamlarının daralmasına ve eksik kapasite kullanımına, bunlara bağlı olarak da ciddi verimlilik kayıplarına neden oluyor. Türkiye’den genel olarak sanayi şirketlerinin %25 özkaynak, %75 dış borçlanma/kredi ile çalıştığını dikkate aldığımızda, bazı sektörler hariç çoğu sektörde mevcut yüksek kredi faizleri nedeniyle para kazanmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Dolayısıyla katma değeri yüksek, teknoloji üreten ve ihracat yapan şirketler başta olmak üzere, üretici firmaların Çin uygulaması örneğinde olduğu gibi devlet kurumları tarafından desteklenmesi zarureti ortaya çıkmaktadır. Aksi halde iflas ve konkordato sayılarının daha da artacağı aşikardır.</p>
<p>Özetle; Önceki yıllarda ülkemizde krizler V şeklindeydi. Krize giriliyor ancak alınan tedbirlerle V şeklinde hızlı bir düzeltme yaşanıyordu, dolayısı ile krizin ekonomiye etkisi daha sınırlı ve yönetilebilir oluyordu. Ancak yaşadığımız ekonomik kriz maalesef bu defa U şeklinde. Krize girildi, yatay gidiyoruz, yukarı yönlü düzelme henüz başlamadı, krizde geçen süre çok uzadı, bu nedenle olumsuz etkileri her zamankinden daha fazla hissediliyor.</p>
<p><strong>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Özbek: Daha adil ve sade vergi sistemi rekabet ortamını güçlendirir</strong></p>
<p>■ Son üç yılda uygulanan ekonomi programının en önemli kazanımı ekonomide öngörülebilirliğin yeniden tesis edilmesi oldu. İş dünyası açısından yatırım kararı alabilmek, bütçe yapabilmek ve önünü görebilmek en az rakamların kendisi kadar önemlidir.</p>
<p>Zorlu küresel koşullara, bölgemizde yaşanan jeopolitik gerilimlere ve içeride yaşadığımız deprem felaketinin ekonomik etkilerine rağmen Türkiye ekonomisinin direncini koruyabilmiş olması önemli bir başarıdır. Enflasyonla mücadelede henüz hedeflenen noktada değiliz ancak fiyat artış hızındaki yavaşlama, rezervlerdeki toparlanma ve finansal istikrar açısından olumlu gelişmeler görüyoruz.</p>
<p>Ekonomi programı önemli kazanımlar sağladı ancak iş dünyasının sahada hissettiği bazı eksiklikler de bulunuyor. Öncelikle enflasyonla mücadelede beklentileri daha hızlı düzeltecek adımların atılması faydalı olabilirdi. Çünkü enflasyon sadece ekonomik değil aynı zamanda psikolojik bir süreçtir. Fiyatlama davranışlarının normale dönmesi zaman alıyor.</p>
<p>İkinci olarak, ülkemizin uzun vadeli ve doğrudan yabancı yatırımları daha güçlü şekilde çekmesi gerekiyor. Finansman ihtiyacını kısa vadeli kaynaklarla karşılamak yerine üretim, teknoloji ve istihdam oluşturan yatırımları artırmalıyız. Bir diğer önemli konu ise vergi reformudur. Vergi sisteminin daha adil, daha sade ve daha geniş tabana yayılan bir yapıya kavuşması hem kayıt dışılıkla mücadeleyi güçlendirecek hem de rekabet ortamını iyileştirecektir.</p>
<p>Ayrıca özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim ve teknolojik dönüşüm konusunda daha fazla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, yeşil dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim yeni dönemin temel başlıkları olmalıdır. Dünyada rekabet artık ucuz iş gücüyle değil bilgi, teknoloji ve verimlilikle sağlanıyor. Özellikle Anadolu şehirlerinin ekonomik potansiyelini daha etkin kullanacak bölgesel kalkınma politikalarına ihtiyaç var. Antalya gibi üretim, tarım, turizm ve ticaret kapasitesi yüksek şehirlerin yeni yatırımlardan daha fazla pay alması sağlanmalıdır. Türkiye’nin ikinci yüzyılında başarıyı sadece büyüme rakamlarıyla değil, verimlilik, teknoloji üretimi, sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesiyle ölçmemiz gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p><strong>Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü: Türkiye'nin asıl açığı teknoloji açığıdır</strong></p>
<p>■ Enflasyonla mücadelede kararlı duruş önemli. Türkiye'nin ekonomik geleceği teknoloji odaklı üretim ve yapısal reformlarla şekillenir. Türkiye ekonomisi küresel gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Son yıllarda dünya genelinde yaşanan pandemi sonrası etkiler, enerji krizleri ve jeopolitik gerilimler, tüm ülkeler gibi Türkiye'yi de etkiledi. Ekonomi politikaların bu zorlu küresel şartlar içerisinde şekilleniyor. Türkiye'nin üretim kapasitesini ve ekonomik dinamizmini koruması önemli bir başarı. Enflasyonun yatırım, üretim ve büyüme üzerinde olumsuz etkileri görülüyor. Fiyat istikrarının sağlanması sürdürülebilir kalkınmanın temel şartlarından biri. Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi; yatırım ortamının iyileşmesi, üretimin güçlenmesi ve uzun vadeli büyümenin sağlanması açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle fiyat istikrarını hedefleyen politikaların kararlılıkla sürdürülmesini önemli buluyorum.</p>
<p>İş dünyasının en önemli sorunlarından birinin finansmana erişim olduğunu belirten Özlü, özellikle üretim yapan işletmelerin uygun maliyetli kaynaklara ulaşmasının her geçen gün daha fazla önem kazandığını ifade etti. Reel sektörün güçlü kalabilmesi için alternatif finansman modellerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Özlü, üretim ve yatırımın sürdürülebilirliği açısından finansman imkanlarının kritik rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için üretim yapısında dönüşüm gerekiyor. Türkiye sanayisinin, küresel rekabet gücünü artırmasının yolu Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji yatırımlarından geçiyor. Türkiye'nin asıl açığı teknoloji açığıdır. Yüksek teknolojili üretimin ve ihracatın artırılması, sürdürülebilir büyümenin en önemli unsurlarından biridir.</p>
<p>Ekonomik istikrarın kalıcı hale gelmesi için mali disiplin ve yapısal reformlar da ayrıca önemli. Yatırım ortamını güçlendirecek düzenlemelerin sürdürülmesi gerekiyor. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde üretim, ihracat, teknoloji ve inovasyon odaklı büyüme modelini güçlendirmesi halinde ekonomik potansiyelini çok daha güçlü şekilde ortaya koyabileceğini düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dezenflasyon-sureci-uretimi-ve-finansmana-erisimi-destekleyen-adimlarla-guclendirilmeli-81077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu iş dünyası temsilcileri, üç yıllık Dezenflasyon Programı&#039;nı EKONOMİ gazetesine değerlendirdiler, dezenflasyon sürecinin sahadaki gerçekler gözetilerek, üretimi ve finansmana erişimi destekleyecek tamamlayıcı adımlarla güçlendirilmesi çağrısında bulundular. Uygulanan sıkı para politikası ve yüksek faiz ortamının reel sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna dikkat çeken oda ve borsa başkanları üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın korunmasının en az fiyat istikrarı kadar hayati önemde olduğu görüşünde birleştiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulturun-atesinde-pisen-hikayeler-81090</guid>
            <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kültürün ateşinde pişen hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hititlerin ateşi Çorum’da yeniden yanıyor</strong></p>
<p>Dünya gastronomi literatürünü yakından takip eden, mutfak kültürünün yalnızca bir tüketim alışkanlığı değil toplumların ortak hafızasının önemli bir parçası olduğuna inanan bir gazeteci ve yazar olarak geçtiğimiz hafta en anlamlı seyahatlerimden birini gerçekleştirdim. Anadolu’nun kalbinde, Hititlerin başkentinde düzenlenen Açık Ateş Etkinlikleri için Çorum’daydım.</p>
<p>Ve en güzeli, şehirden ayrılıp İstanbul’a doğru yola koyulduğumda valizimde yalnızca tattığım lezzetlerin hatırası yoktu. Bu toprakların geleceğine, gençliğin enerjisine, üretimin gücüne ve Anadolu’nun kültürel zenginliğine dair taze umutlar da taşıyordum.</p>
<p>Üç gün boyunca Bedesten Meydanı’ndan Çorumlu Obası’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada dolaşırken, gastronominin aslında bir yemek meselesinden çok daha fazlası olduğunu bir kez daha gördüm.</p>
<p>Bu etkinlikte yalnızca yemekler pişirilmedi. Hititlerden günümüze taşınan kültürel miras konuşuldu. Yerel ürünlerin geleceği tartışıldı. Üreticinin emeği anlatıldı. Gençlerin bu mirası nasıl devralacağı üzerine fikirler paylaşıldı. Ve bütün bunlar açık ateşin etrafında gerçekleşti.</p>
<p>İlk saatlerine yetişemediğim etkinlik, Çorum’un simgelerinden Saat Kulesi’nden Bedesten’e uzanan kortej yürüyüşüyle başlamıştı. Tarihi Bedesten’de yakılan sembolik ateş, yalnızca organizasyonun açılışını değil, Çorum’un UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri olma hedefinin de sembolüydü.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Ateşin başında geleceği izlemek: Çorumlu Obası’nda bir gün</strong></p>
<p>Çorum’daki Açık Ateş Etkinlikleri sona erdiğinde aklımda yalnızca konuşmalar, tattığım yemekler ya da ziyaret ettiğim mekânlar kalmadı. En çok, Çorumlu Obası’nda karşılaştığım insanlar kaldı hafızamda... Açık ateşin etrafında toplanan öğrenciler... Ocak başında çalışan, Türkiye’nin ve dünyanın farklı köşelerinden gelen ustalar... Üreticiler... Şefler... Ve bütün bu hareketliliğe önce sessizce sonra rüzgârı ve yağmuruyla eşlik eden enfes doğa...</p>
<p>Ama Çorum'u anlamak için önce ateşin başına değil, tarihin derinliklerine bakmak gerekiyordu. Bu nedenle etkinliğin ikinci gün, yöresel kahvaltının ardından rotamızı Çorum Müzesi'ne çevirdik.</p>
<p>Bazı müzeler yalnızca eserlerin sergilendiği mekânlardır. Bazıları ise ziyaretçilerine bir şehrin ruhunu anlatır. Çorum Müzesi de ikinci gruba giriyor.</p>
<p>Hititlerden Friglere, Roma’dan Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar uzanan geniş koleksiyon, bu toprakların neden binlerce yıldır bir kültür ve medeniyet merkezi olduğunu gözler önüne seriyor. Bu son müze gezimde de vitrinlerdeki eserleri incelerken, biraz sonra Çorumlu Obası’nda tanıklık edeceğimiz gastronomi hikâyesinin aslında ne kadar derin köklere dayandığını bir kez daha düşündüm...</p>
<p>Müzeden çıkıp Çorumlu Obası’na doğru yola koyulduğumuzda artık yalnızca bir gastronomi etkinliğine değil, binlerce yıllık bir kültürel sürekliliğin izlerine doğru ilerlediğimizi hissediyordum.</p>
<p><strong>Dört şefin aynı masada anlattığı gastronomi hikâyesi</strong></p>
<p>Bodrum’un yaz takviminde gastronomi artık yalnızca iyi yemek yemekle sınırlı değil. Şeflerin, üreticilerin, ürünlerin ve hikâyelerin bir araya geldiği özel deneyimler, bölgenin gastronomi kimliğini güçlendiren önemli buluşmalara dönüşüyor.</p>
<p>Bu buluşmalardan biri de Gault&amp;Millau Türkiye’nin Signature Dining Experience etkinliği yeni sezon ilk organizasyonu oldu. Ruins Luxury Resort’ün ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik, yalnızca bir akşam yemeğinden ibaret değildi. İki gün boyunca süren program, Ege’nin ürün zenginliğini, Bodrum’un yaşam kültürünü ve uluslararası gastronominin güncel yaklaşımlarını aynı çatı altında buluşturdu.</p>
<p>Gecenin açılışında konuşan <strong>Gökmen Sözen</strong>, gastronomiyi yalnızca tabaktan ibaret görmediklerini vurguladı ve şöyle dedi:</p>
<p><em>“Gastronominin en güçlü yönlerinden biri, sınırları ortadan kaldırarak insanlar arasında bağ kurabilmesidir.”</em></p>
<p><strong>Kahramanmaraş’ın UNESCO’ya uzanan edebiyat yolculuğu</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’a yaptığım ziyaretlerden birinde yolum, yazarların ve şairlerin eserlerinin sergilendiği Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi'ne düşmüştü. Müzenin salonlarını gezerken yalnızca kitapları ve belgeleri değil, bir şehrin edebiyatla kurduğu derin ilişkiyi de görüyordum. Kahramanmaraş'ın yetiştirdiği şair ve yazarların hayat hikâyeleri; dijital kiosklar, projeksiyon gösterileri, ses kayıtları ve film görüntüleri eşliğinde ziyaretçilere aktarılıyordu. Eski Amerikan Koleji olarak bilinen müze binası 1882 yılında yapılmış, aradan geçen yıllara rağmen özgün mimarisini büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaşmıştı. Müze ile bütünlük sağlayan sergi salonları, kafeterya bölümü, 90 kişilik konferans salonu ve zengin kütüphanesi, yapıyı yalnızca bir müze olmaktan çıkarıp yaşayan bir kültür merkezine dönüştürüyordu.</p>
<p>Bugün Kahramanmaraş'ın UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda <em>"Edebiyat Şehri"</em> olarak yer almasında bu tür kurumların da önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu başarıyı yalnızca bir başvuru dosyasının kabul edilmesi olarak görmek eksik olur. Kahramanmaraş'ın edebiyatla kurduğu ilişki bugünün değil, yüzyılların meselesi. Ve bugün şehirde hayata geçirilen kültürel yayınlar, araştırmalar, söyleşiler, sempozyumlar ve genç kuşakları edebiyatla buluşturmayı amaçlayan projeler de bu sürecin önemli parçaları arasında.  Yakınlarda bir UNESCO unvanıyla taçlanan süreç, aslında Anadolu'nun bu kadim kentinde nesilden nesile aktarılan söz kültürünün, şiirin ve düşüncenin doğal bir sonucu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulturun-atesinde-pisen-hikayeler-81090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültürün ateşinde pişen hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-yapay-zeka-eylem-plani-10-milyar-dolarlik-kaynagi-harekete-gecirecegiz-81063</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 16:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı: 10 milyar dolarlık kaynağı harekete geçireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyoğlu'ndaki Rixos Tersane'de düzenlenen Türkiye'nin Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı'nı açıkladığı "Türkiye Yapay Zeka Zirvesi"nde yaptığı konuşmada, denizcilik tarihinde çok önemli bir yer tutan, Fatih Sultan Mehmet'in temellerini attığı Tersane-i Amire'de zirve dolayısıyla bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>Katılımcıları selamlayarak teşekkürlerini ileten Erdoğan, İstanbul'un 39 ilçesinde, Türkiye'nin 81 ilinde yaşayan tüm vatandaşlara selamlarını, sevgilerini gönderdi.</p>
<p>Erdoğan, zirvenin ülke, millet ve sektörler için hayırlara vesile olmasını dileyerek, zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile programa katkı sunanları tebrik etti.</p>
<p>Zirve kapsamında icra edilen panel ve etkinliklerin, burada yapılacak değerlendirmelerin, herkes için ufuk açıcı olması temennisinde bulunan Erdoğan, "Birazdan 2026-2030 dönemini kapsayan ve bu alanda kritik bir yol haritası olan Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı'mızı sizlerle ve milletimizle paylaşacağız. Türkiye'yi yapay zeka teknolojilerinde lider ülkeler sınıfına taşıyacak yeni eylem planımızın şimdiden hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Yapay zeka ve yeni dijital teknolojiler olgularla birlikte algıları da dönüştürüyor"</strong></p>
<p>Erdoğan, dünyanın ve insanlığın yeni bir döneme girdiği tarihi günlerden geçtiklerini, bu dönemdeki değişimin, geçmişe nazaran son derece hızlı ve eskilerin deyimiyle "sari" seyrettiğini söyledi.</p>
<p>Diplomasiden ticarete, enerjiden ulaşıma, tarımdan güvenliğe değişimin etkilerinin hemen her alana nüfuz ettiğini belirten Erdoğan, "Yeni bir düzen kurulurken eski nizam ciddi bir sarsıntı yaşıyor. Kimileri bu süreci tarihi bir fırsat olarak görürken, bazıları da bu dönüşümü aşılması gereken bir kriz olarak değerlendiriyor. Öte yandan, yapay zeka ve yeni dijital teknolojilerin 'hakikat ötesi' olarak adlandırılan bu çağda, olgularla birlikte algıları da dönüştürdüğüne, yeni gerçekliğin temel dinamiği haline geldiğine şahit oluyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaştığının bir gerçek olduğunu ifade ederek, dezenformasyon gibi bilgi düzensizliklerinin de aynı ölçüde yaygınlaştığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>"Dijital kapasitenin caydırıcı bir kuvvet çarpanı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz"</strong></p>
<p>Veriye artık saniyeler içinde ulaşılabildiğini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Veri işleme ve veri analizi tarzı süreçleri kolaylıkla yönetebiliyoruz fakat veri emniyeti ve siber güvenlikte oluşacak en küçük zafiyetin hangi ölümcül sonuçlara yol açtığını da çevremizde meydana gelen savaş ve çatışmalarda sık sık görüyoruz. Siyasi, askeri, iktisadi gücün, dijital egemenlikten bağımsız ele alınamayacağını, dijital kapasitenin caydırıcı bir kuvvet çarpanı olduğunu artık hepimiz çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Şunu bugün büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim. Türkiye, teknolojideki bu dönüşümü en erken fark eden, tedbir, politika ve uygulamalarını buna göre şekillendiren nadir ülkelerden biridir. Büyük matematikçimiz, ordinaryüs profesör merhum Cahit Arf, bundan tam 67 yıl önce Erzurum'da verdiği bir konferansta şu soruyu sormuştu: 'Makine düşünebilir mi ve nasıl düşünebilir?' Cahit Arf, aynı konferansta bu sorunun cevabını ararken dinleyicilere şunu söylemişti: 'Hadiseler veya tertiplerin anlaşılması işi bir merdiveni çıkmaya benzetilebilir. Bir basamağa çıkmak kolay bir iştir fakat bin basamağın çıkılması işi bir hayli ter dökmeye bağlıdır.' Bilim ve teknolojiye asırlar boyunca çok önemli katkılar yapmış bir millet olarak o basamakları tek tek çıkmaya bugün de devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"AR-GE'den seri imalata tüm aşamaları kendi öz kaynaklarımızla şekillendiriyoruz"</strong></p>
<p>Erdoğan, Türkiye'deki üniversiteler, araştırma merkezleri, bilim ve teknoloji üslerinin, dünyada çığır açan ve ses getiren işlere imza attığını söyledi.</p>
<p>Genç mühendisler, yazılımcılar ve teknisyenlerin yüksek teknoloji gerektiren her alanda yepyeni başarılar elde ettiğini kaydeden Erdoğan, "Önceden dışa bağımlı olduğumuz teknolojileri artık kendimiz üretiyoruz. AR-GE'den seri imalata tüm aşamaları kendi öz kaynaklarımızla şekillendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, Milli Teknoloji Hamlesi'ni "Türkiye Yüzyılı"nın baş tacı yapacak TEKNOFEST kuşağının, azmiyle, maharetiyle, projeleriyle bugünü ve geleceği nakış nakış işlemeye devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Teknolojideki bu başarı hikayesinde payı olan tüm kurumlara, firmalara ve sivil toplum kuruluşlarına teşekkür eden Erdoğan, gençlerin her birine çalışmalarında başarılar diledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye olarak savunma sanayisindeki birikim ve yeteneklerimizi yapay zeka başta olmak üzere diğer alanlara da yansıtmak için yoğun bir çaba harcıyoruz. Biliyorsunuz, 31 Mart'ta dijital bağımsızlığımızı daha da perçinleyecek yeni nesil mobil iletişim altyapımız 5G'yi hizmete aldık. Siber tehditlere karşı ülkemizin direncini artırmak amacıyla Siber Güvenlik Başkanlığımızı kurduk. 2024'te uzaya fırlattığımız ilk yerli ve milli uydumuz Türksat 6A ile Türkiye'yi dünyada kendi uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri yaptık. Son 23 yılda çok az sayıda ülkenin sahip olduğu büyük bir inovasyon altyapısını inşa ettik. TEKNOFEST'lerle, DENEYAP atölyeleriyle, bilim şenlikleri ve bilim fuarlarıyla her yıl milyonlarca gencimizi teknoloji yolculuğuna dahil ettik. Bugün, Türkiye genelindeki 1700'ü aşkın araştırma-geliştirme ve tasarım merkezlerinde araştırmacılarımız, mühendislerimiz ve teknisyenlerimiz geleceğin projelerini geliştiriyor. 114 teknopark, 13 binin üzerinde teknoloji firması, yenilikçi fikirleri ürüne dönüştürüyor."</p>
<p>Teknolojide elde ettikleri kazanımların buz dağının sadece görünen yüzü olduğuna dikkati çeken Erdoğan, yapay zekanın sunduğu fırsatları değerlendirip, "Türkiye Yüzyılı"nda büyük ve güçlü bir Türkiye'yi dijital alanda da inşa etmekte kararlı olduklarını vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün herkesin "Yapay zeka insana hizmet mi edecek yoksa insanı kontrol mü edecek? Teknoloji şirketleri ellerine geçen bu asimetrik gücü nasıl kullanacak? Hızla büyüyen bu şirketlerin derebeyi hale gelmesinin önü nasıl alınacak? Kişisel veriler üzerinden bireylerin ve toplumların manipülasyonu nasıl engellenecek?" sorularıyla karşı karşıya bulunduğunu, buna verilecek cevapların ise hayati önemde olacağını anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin Yapay Zeka Eylem Planı'nın bu hassasiyetlerin ürünü olduğunun altını çizen Erdoğan, "Eylem planımız 'fark et, istifade et, üret ve yönet' olmak üzere 4 temel eksen ve her eksende birbirini tamamlayan 4 eylem üzerine inşa edildi." bilgisini verdi.</p>
<p>Planın birinci ekseni olan "fark et" hedefleri doğrultusunda yapay zekanın ihtiva ettiği fırsat ve riskleri millete aktarıp, toplumun her kesiminde bu konudaki bilinç ve temel etkinlikleri artıracaklarını dile getiren Erdoğan, "Her yaştan insanımızın yapay zekayı doğru anlamasını, güvenli biçimde kullanmasını sağlamak üzere Ulusal Yapay Zeka Okuryazarlığı Programı'nı başlatacağız. 81 ilimizde hayata geçireceğimiz yapay zeka okuryazarlığı atölyeleriyle 2 yılda 5 milyon vatandaşımıza eğitim vereceğiz. 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştireceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Erdoğan, veriye erişimi kolaylaştırarak, araştırmacıların, girişimcilerin ve kamu kurumlarının veriyi değere dönüştürme sürecini hızlandıracaklarını söyledi.</p>
<p>"Sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setini Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden milletimizin istifadesine sunacağız." diyen Erdoğan, kullanıcıların haklarını koruyan ve yatırımcılara öngörülebilirlik sağlayan bir düzenleyici çerçeve oluşturacaklarını, orantılı risk yaklaşımına dayalı bu çerçeveyle yeniliğin önünü açarken, vatandaşların mahremiyet ve emniyetini de güvence altına alacaklarını bildirdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, planın ikinci ekseni olan "istifade et" kapsamında yapay zekayı kamudan sanayiye, eğitimden sağlığa, tarımdan güvenliğe kadar hayatın farklı alanlarında somut faydaya dönüştüreceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Kamu sektörümüz başarılı ve yerli yapay zeka çözümlerinin ilk alıcısı ve en güçlü referansı olacak"</strong></p>
<p>Veri merkezlerinin uluslararası standartlara uygunluğunu ve enerji verimliliğini teminat altına alacak hukuki düzenlemeyi hayata geçireceklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"2030 yılına kadar ülkemizin veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata (GW) çıkaracağız. Elektronik devleti, vatandaşımızın yapay zeka destekli kamu hizmetlerini doğrudan deneyimli hale getireceği dönüşüm alanı olarak ele alacağız. Kamu yatırım programlarımızdan yapay zeka projelerine en az yüzde 2 pay ayıracağız. Kamu sektörümüz başarılı ve yerli yapay zeka çözümlerinin ilk alıcısı ve en güçlü referansı olacak. Sağlık, enerji ve akıllı üretim başta olmak üzere öncelikli alanlarda fikirleri sahada test edilmiş ürünlere dönüştürecek KOBİ'lerimize yapay zeka kuponlarıyla erişilebilir teknoloji sağlayacağız."</p>
<p>Erdoğan, planın üçüncü ekseni olan "üret" hedeflerinde, vatandaşların yapay zeka ile değer üretmesini temin edeceklerini, kendi modellerini geliştireceklerini kaydetti.</p>
<p>Yatırımcılara enerjisi ve altyapısı hazır kampüsler, KOBİ'lere ve araştırmacılara hızlı prototip imkanı sunan yapay zeka büyüme bölgeleri kuracaklarını aktaran Erdoğan, Ulusal Yapay Zeka Araştırma Fonu ile araştırmaların, Yapay Zeka Büyüme Fonu ile girişimlerin gerçekleşmesini ve ölçeklenmesini destekleyeceklerini söyledi.</p>
<p>Erdoğan, Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmalarını dijital egemenliği güçlendirmek üzere kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizerek, "Geliştirme çalışmaları devam eden TÜBİTAK'ın yerli dil modeli Bilge, bu yolda katettiğimiz mesafenin önemli bir göstergesidir. Yine T3 Vakfımız ve Baykar iş birliğinde geliştirilen büyük dil modeli ile HAVELSAN'ımızın Main Platformu'ndaki 9 milyar parametreli büyük dil modeli Türkçenin bütün zenginliğini merkeze alan önemli çalışmalardır." diye konuştu.</p>
<p>Turkcell ve diğer mobil iletişim şirketlerinin veri odaklı çalışmalarının Türkiye için kıymetli adımlar olduğunu ifade eden Erdoğan, yapay zekanın imalat sanayisinde ve katma değerli ürünlerde kullanımını yaygınlaştıracak robotik teknoloji kabiliyetlerini derinleştireceklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Öngörülebilir, hızlı ve koordineli bir yatırım ortamı sağlayacağız"</strong></p>
<p>Erdoğan, planın "yönet" hedefine değinerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"'Yönet' hedeflerimiz çerçevesinde ise egemen yapay zeka kapasitemizi güvence altına alacak ve güçlendireceğiz. Bu doğrultuda veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında en az 10 milyar dolarlık özel sektör ağırlıklı kaynağı harekete geçireceğiz. Uluslararası girişimcilere tek pencereden en çok 30 iş gününde sunacağımız yol haritasıyla öngörülebilir, hızlı ve koordineli bir yatırım ortamı sağlayacağız.</p>
<p>İstanbul'u yapay zeka alanında Türkiye'nin uluslararası vitrini ve yatırım diplomasisi şehri olarak konumlandıracağız. Terminal İstanbul'u girişimcilerimizin ve küresel yatırımcıların buluşma zemini olarak kullanacağız. OECD, G20, Birleşmiş Milletler ve diğer platformlarda insan merkezli yapay zeka standartlarının belirlenmesinde etkin bir rol üstleneceğiz. Türk Devletleri Teşkilatıyla aşamalı olarak Oğuz, Kıpçak ve Karluk dillerini kapsayan ortak bir Türk dilleri büyük dil modeli geliştireceğiz."</p>
<p>Erdoğan, yenilikçi yapay zeka çözümlerinin kontrollü bir ortamda test edilmesini sağlamak üzere en az 5 öncelikli sektörde düzenleyici deney alanları kuracaklarını anlatarak, "Planımızın uygulanması, kamu kurumlarımızın, özel sektörümüzün, üniversitelerimiz ve araştırma merkezlerimizin ortak katkısıyla olacaktır. Ulusal Yapay Zeka Kurulu ise bu sürecin yönetişim zeminini teşkil edecektir." dedi.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ilgili tüm kurumlarla yakın işbirliği içinde eylemlerin uygulanmasını düzenli olarak takip edeceğini belirten Erdoğan, "Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı ile harekete geçireceğimiz kaynakların üreteceği katma değerin 1 trilyon lirayı aşmasını bekliyoruz. Türkiye'yi yapay zeka çağının öncü ülkeleri arasına inşallah hep birlikte taşıyacağız. Türkiye Yüzyılı'nı aynı zamanda dijital üretimin yüzyılı yapacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bizim çocukların galibiyetini hep birlikte yaşayacağız"</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca zirveye ilişkin hazırlanan videonun katılımcılara izletilmesiyle başlayan programda, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da bir konuşma yaptı.</p>
<p>Konuşmaların ardından Bakan Kacır, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye takdim etti.</p>
<p>Hediye takdiminin ardından Erdoğan'a ve katılımcılara, Milli Takım için yapay zeka yardımıyla hazırlanan şarkı dinletildi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, programın yapıldığı bölgenin eskiden Camialtı Tersanesi olduğunu, ortaöğretimdeyken 7 yıl burada amatör kümede futbol oynadığını belirterek, "Buradan İETT'ye transfer oldum, daha sonra da İETT'de 8 yıl devam ettim. Hayatımızda böyle bir serüven var. İnşallah yarın sabah 07.00'de futbol takımımızın, millilerimizin, bizim çocukların galibiyetini hep birlikte yaşarız, yaşayacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-yapay-zeka-eylem-plani-10-milyar-dolarlik-kaynagi-harekete-gecirecegiz-81063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/34-1781359024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı&#039;nı açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Eylem planımız &#039;fark et, istifade et, üret ve yönet&#039; olmak üzere 4 temel eksen ve her eksende birbirini tamamlayan 4 eylem üzerine inşa edildi.&quot; dedi. Erdoğan, &quot;81 ilimizde hayata geçireceğimiz yapay zeka okuryazarlığı atölyeleriyle 2 yılda 5 milyon vatandaşımıza eğitim vereceğiz. 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştireceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. 2030 yılına kadar Türkiye&#039;nin veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkaracaklarını anlatan Erdoğan, &quot;&#039;Yönet&#039; hedeflerimiz çerçevesinde egemen yapay zeka kapasitemizi güvence altına alacak ve güçlendireceğiz. Bu doğrultuda veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında en az 10 milyar dolarlık özel sektör ağırlıklı kaynağı harekete geçireceğiz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aciga-satis-yasagi-tekrar-uzatildi-81062</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 16:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açığa satış yasağı tekrar uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul AŞ pay piyasalarında açığa satış işlemlerinin yasaklanmasına ilişkin tedbir ve uygulamalara devam edilmesini kararlaştırdı.</p>
<p>SPK, duyurusuna göre, açığa satış işlemlerine ilişkin yasağın yanı sıra kredili sermaye piyasası işlemleri süresince öz kaynak oranının esnetilerek uygulanmasına yönelik tedbirlerin 26 Haziran'a kadar devam edeceği bildirildi.</p>
<p>Açığa satış yasağı 12 Haziran'da sona ermişti. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aciga-satis-yasagi-tekrar-uzatildi-81062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, 12 Haziran&#039;da biten açığa satış yasağını 26 Haziran&#039;a kadar uzattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/etimesgut-havalimani-yeni-adiyla-aciliyor-81061</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 16:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Etimesgut Havalimanı yeni adıyla açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara Havalimanı'nın açılışı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Başkentin ev sahipliği yapacağı 7-8 Temmuz'daki NATO Zirvesi'nde de dünya liderlerinin karşılanacağı havalimanını yeni ismiyle duyuran Uraloğlu, "Başkent hazır, Türkiye hazır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımlarıyla Ankara Havalimanı'nı hizmete açıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, paylaşımda yer verdiği görselde, törenin 15 Haziran Pazartesi günü gerçekleştirileceğini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/etimesgut-havalimani-yeni-adiyla-aciliyor-81061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/etimesgut-askeri-havaalani-1769575925.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Etimesgut Havalimanı&#039;nın &quot;Ankara Havalimanı&quot; olarak 15 Haziran&#039;da açılacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-duyurdu-yerli-manevra-lokomotifi-tanzanyaya-ihrac-edilecek-81060</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu duyurdu: Yerli manevra lokomotifi Tanzanya&#039;ya ihraç edilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi AŞ (TÜRASAŞ) tarafından yerli ve milli imkanlarla üretilen "DE 10000 Manevra Lokomotifi"nin Tanzanya'ya ihraç edileceğini duyurdu. </p>
<p>Yazılı açıklamasında, yerli ve milli demir yolu araçları vizyonu sayesinde Türkiye'nin artık kendi lokomotiflerini üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna ulaştığını belirten Uraloğlu, "Yaptığımız yatırımlarla demir yollarımızda yerli ve milli araçlarımızın kullanımını her geçen gün artırıyoruz. Bununla birlikte yalnızca ülkemizin ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmiyor, geliştirdiğimiz ve ürettiğimiz demir yolu araçlarını uluslararası pazarlara da sunuyoruz. Türk mühendisliği ve işçiliğinin ürünü olan araçlarımızın yurt dışında tercih edilmesi bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Yaptığımız görüşmeler neticesinde TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğünde ürettiğimiz lokomotifimizin Afrika'nın doğusunda yer alan Tanzanya'ya ihraç edileceğini duyurmaktan memnuniyet duyuyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin ve Orta Doğu'nun en büyük raylı sistem araç üreticilerinden TÜRASAŞ'ın üretimdeki başarısının kıtaları aşarak Afrika'ya ulaştığını vurguladı.</p>
<p>İlk yerli ve milli dizel elektrikli lokomotif "DE 10000"in Tanzanya demir yolu filosunda hizmet vereceğini belirten Uraloğlu, "Bu ihracat, yerli ve milli demir yolu sanayimizin ulaştığı seviyenin ve uluslararası alanda gördüğü güvenin önemli bir göstergesidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Yerli Özgün Motor kullanıldı"</strong></p>
<p>Uraloğlu, TÜBİTAK KAMAG Projesi kapsamında TÜRASAŞ-TÜBİTAK ortaklığında üretilen 1000 hp üzeri ilk yerli ve milli dizel motor olan "Özgün Motor"un Tanzanya'ya ihraç edilecek lokomotifte kullanıldığını bildirdi.</p>
<p>Yüksek yerlilik oranıyla geliştirilen ve tüm fikri mülkiyet haklarının Türkiye'ye ait olduğu Özgün Motor'un ilk kez yerli bir lokomotif platformunda kullanılarak uluslararası pazarlara ihraç edileceğini belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Motor geliştirme sürecinde kazanılan mühendislik, bilgi birikimi ve tasarım kabiliyeti, Türkiye'nin güç sistemleri alanındaki teknolojik yetkinliğini bir üst seviyeye taşıdı. Ticarileşme aşamasına ulaşan motor, demir yolu başta olmak üzere farklı sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek stratejik bir ürün olarak öne çıkıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-duyurdu-yerli-manevra-lokomotifi-tanzanyaya-ihrac-edilecek-81060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Yaptığımız görüşmeler neticesinde TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğünde ürettiğimiz lokomotifimizin Afrika&#039;nın doğusunda yer alan Tanzanya&#039;ya ihraç edileceğini duyurmaktan memnuniyet duyuyorum.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tdi-konak-rihtimi-ozellestirilecek-81059</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDİ Konak Rıhtımı özelleştirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ'ye (TDİ) ait bazı taşınmazlar ile TDİ Konak Rıhtımı İşletmesinin "işletme hakkının verilmesi"ne ilişkin duyurusu, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, TDİ'ye ait İzmir'in Konak ilçesi Ahmetağa Mahallesi'ndeki bazı taşınmazlar ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanda faaliyet gösteren TDİ Konak Rıhtımı İşletmesi bir bütün halinde işletme hakkının verilmesi yöntemiyle 36 yıllığına özelleştirilecek.</p>
<p>İhale şartnamesi 150 bin lira ve geçici teminat bedeli 90 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>İhale, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. Süreç, pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhaleye katılmak isteyenlerin 5 Ağustos'a kadar teklif vermesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tdi-konak-rihtimi-ozellestirilecek-81059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TDİ&#039;ye ait İzmir&#039;in Konak ilçesindeki bazı taşınmazlar ile TDİ Konak Rıhtımı İşletmesi bir bütün halinde işletme hakkının verilmesi yöntemiyle ÖİB tarafından özelleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/saglik-inovasyon-programi-kapsaminda-kazanan-start-uplar-belli-oldu-81057</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sağlık İnovasyon Programı kapsamında kazanan start-up’lar belli oldu </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Novartis Türkiye öncülüğünde Tenity, MEXT ve İsviçre Büyükelçiliği ile Swissnex desteğiyle uygulanan, sağlık alanında yenilikçi start-up projelerinin yarıştığı Sağlık İnovasyon Programı sonuçlandırıldı. Projeye 20 ayrı ülkeden 103 girişimin katıldığı açıklanan programın final nitelikli “İnovasyon Günü”nde 11 girişim sunumunu yaptı ve jüri 3 girişimi seçti. Bu start-up girişimler, çoğunluğu ağlara erişim ve iş geliştirmeye yönelik desteklerden yararlanacak. </p>
<p>Yarışma öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, Türkiye’de üretim ve ihracat yaptıklarını hatırlatarak, ayrıca Türkiye’de klinik araştırmalara en fazla destek veren firmalardan biri olduklarını, erken fazlardaki araştırmaları yapmayı da istediklerini vurguladı. Barış, Sağlık İnovasyon Programının sağlık ve finansı birlikte değerlendiren yaklaşımıyla farklılaştığını belirterek, “Çoğunlukla erken tanı ve tarama, tedaviye uyum, hasta yolculuğunun iyileştirilmesi, sağlık hizmetlerinin finansal sürdürülebilirliğinin sağlanması konusunda girişimci firmalarımızdan başlıklar duyacağız” dedi. </p>
<p><strong>Erdem: Türkiye’nin sağlık inovasyonu alanında fırsat penceresi var</strong></p>
<p>MESS tarafından kurulan ve kâr amacı gütmeyen teknoloji merkezi MEXT’in Genel Müdürü Efe Erdem de Avrupa Dijital İnovasyon Merkezi olarak tescil edildiklerini, yarışma finalistlerine bu ağa erişme imkanı vereceklerini kaydetti. Yapay zeka ile sağlıkta büyük bir potansiyel gördüklerini belirten Erdem, “Ülkemizin çok dinamik ve genç bir girişimci profili var. Finalist 11 girişime baktığımız zaman dünyadaki sağlık trendlerini çok doğru okuduklarını görüyoruz. Ülkemizde diğer ülkelere göre daha olgun bir veri altyapısı var. Yapay zekanın ham maddesinin veri olduğunu düşünecek olursak ciddi bir avantaj sağlama imkanımız olduğunu düşünüyoruz. Sağlık odaklı yeni platformlar ülkemizde hayata geçiriliyor. Biz de hem sağlık bilimleri hem yapay zekaya önem veren bir ülkenin desteklediği girişimcilerin global arenada fırsat yakalayacağını düşünüyoruz. MEXT olarak bu doğrultuda tüm müktesebatımızı hem bu programın paydaşlarına hem ülkemizdeki girişimcilere sunmaya hazırız” diye konuştu. </p>
<p>İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Guillaume Scheurer de basın toplantısında, İsviçre’nin bilim-teknoloji-inovasyon alanındaki küresel faaliyetlerini yürüten Swissnex platformunun bulunduğunu belirterek, ülkelerde kurdukları işbirliklerini kıymetli bulduklarını söyledi.</p>
<p><strong>Finalistler büyüme aşamasına geçmiş girişimler </strong></p>
<p>Basın toplantısında bir soruyu yanıtlayan start-up yarışma organizasyonu-firma seçimi ile bu tür girişimleri küresel pazara taşıma alanında çalışan Tenity’nin Ülke Müdürü Sabina Babayeva, büyüme aşamasına geçmiş, bazıları yatırım almış girişimlere odaklandıklarını belirterek, “Bu programda firmaların bir iş birliği, partnerlik, bir fırsat varsa bunu yakalamasını istedik. Start-up deyince genç, daha yeni, üniversite öğrencilerinden oluşan takımlar akla gelir. Burada ise (başvuranların) Novartis gibi global şirketlerle birlikte çalışma potansiyeline sahip olmasını istedik. O nedenle katılan şirketlerin bazılarının yatırım almış, satış gerçekleştiren firmalardan olduğunu söyleyebilirim” dedi. Serkan Barış da seçilen girişimlere Novartis, MEXT ve diğer paydaşların ağlara katılma, danışmanlık-yönlendiricilik, global arenada görünürlük sunacağını açıkladı. </p>
<p>Yapılan sunumların ardından inme, onkoloji ve pulmoner görüntüleme alanında yapay zeka destekli görüntüleme ve erken tanı çözümü sunan HEVI AI birinci olurken, yapay zeka destekli kronik hastalık yönetimi çözümü sunan Albert Health ikinci, yapay zeka destekli klinik veri yönetimi çözümü sunan Tenacio üçüncü oldu. <br />Finalist 11 proje içinde kritik hastalık alanlarında (kardiyovasküler, renal ve metabolizma hastalıkları, meme kanseri, SMA, ürtiker) ve alternatif finansman konusunda, sağlık hizmetlerine erişimin artırılması, dijital dönüşümün desteklenmesi ve hasta deneyiminin iyileştirilmesine yönelik çözümler yer aldı.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/saglik-inovasyon-programi-kapsaminda-kazanan-start-uplar-belli-oldu-81057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/3463-1781351142.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Novartis Türkiye öncülüğünde düzenlenen Sağlık İnovasyon Programı sonuçlandırıldı. Türkiye’de üretim ve ihracat yaptıklarını anımsatan Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, erken fazlardaki araştırmaları yapmayı da istediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bu-hafta-borsa-kazandirdi-altinda-dusus-devam-etti-81051</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta borsa kazandırdı, altında düşüş devam etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 1,78 artışla 13.938,48 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 13.567,35 puanı, en yüksek 14.125,84 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 5,41 değer kazancıyla 19.643,91 puana teknoloji endeksi yüzde 2,22 artışla 47.450,78, sanayi endeksi yüzde 2,26 düşüşle 17.757,54 puana, hizmetler endeksi yüzde 0,26 azalışla 12.717,60 puana geriledi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 16,09 ile Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ'yi yüzde 13,39 ile Yapı ve Kredi Bankası ve yüzde 12,56 ile Akbank izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 33,33 ile Margün Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ, yüzde 16,25 ile Astor Enerji ve yüzde 15,82 ile Fenerbahçe Futbol AŞ oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 692 milyar 900 milyon lirayla ASELSAN, 570 milyar 780 milyon lirayla Garanti BBVA ve 558 milyar lirayla Enka İnşaat ve Sanayi AŞ oldu.</p>
<p><strong>Altın değer kaybetti</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı geçen hafta sonuna göre yüzde 3,66 azalışla 6 bin 232 lira, Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 3,64 düşüşle 42 bin 6 lira oldu.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftadaki kapanışının yüzde 3,66 altında 10 bin 439 liraya geriledi.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,39 artarak 46,2650 liraya yükselirken, euronun satış fiyatı yüzde 0,39 artışla 53,5740 lira oldu.</p>
<p>Geçen hafta 61,8050 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,42 artışla 62,0620 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı da yüzde 0,08 değer kaybederek 58,0880 liradan alıcı buldu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bu-hafta-borsa-kazandirdi-altinda-dusus-devam-etti-81051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/6/1280x720/dolaraltin-gold-1779164059.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 1,78 artışla tamamlarken, 24 ayar külçe altının gramı yüzde 3,66, Cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 3,64, çeyrek altının satış fiyatı yüzde 3,66 düştü. Dolar ve euro yüzde 0,39 değer kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2-ilde-23-tasinmaz-ozellestirilecek-81049</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ilde 23 taşınmaz özelleştirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), bazı taşınmazların özelleştirme kapsamına alınması ve plan değişikliklerine yönelik kararlarına onay verildi.</p>
<p>Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı, Muğla'nın Datça ilçesi Emecik Mahallesi'ndeki 19 taşınmaz özelleştirme kapsam ve programına alındı.</p>
<p>Mülkiyeti Ankara Üniversitesi Rektörlüğü adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Dikmen Mahallesi'ndeki 4 taşınmazın da özelleştirilmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Özelleştirmelerin, satış, kiralama, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuk tasarruflar, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi veya işletme hakkının verilmesi yöntemlerinden biri ya da birkaçının birlikte uygulanarak yapılmasına ve 31 Aralık 2028'e kadar tamamlanmasına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı, özelleştirme kapsam ve programında bulunan Ankara'nın Yenimahalle ilçesi Yuva Mahallesi'ndeki taşınmaza, "gelişme konut, anaokulu, ilkokul, ortaokul, sağlık tesisi, sosyal tesis alanları ile cami, belediye hizmet alanı, rekreasyon alanı, teknik altyapı alanı, park ve yol" kullanım kararları getirilmesine yönelik nazım imar ve uygulama imar planları onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı, İstanbul'un Ataşehir ilçesi Kayışdağı Mahallesi'ndeki taşınmazlara, "ticaret-turizm konut, anaokulu, ilkokul, ortaokul, mesleki ve teknik öğretim tesisi, resmi kurum alanları ile özel sosyal tesis, özel sağlık tesisi alanı, cami, park, raylı toplu taşıma istasyon alanı, trafo alanı ve yol" kullanım kararları getirilmesine yönelik nazım imar planı değişikliği ile uygulama imar planının onaylanmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2-ilde-23-tasinmaz-ozellestirilecek-81049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muğla ve Ankara&#039;da bulunan toplam 23 taşınmaz özelleştirilecek. İstanbul ve Ankara&#039;daki imar plan değişiklikleri de onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/yer-alti-maden-isletmeleriyle-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-81048</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yer altı maden işletmeleriyle ilgili değişiklik Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yer altı maden işletmelerine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, yer altı kömür işletmeciliğine başlanılarak hazırlık faaliyetinde bulunulan işletmelerde destek katsayısı 0,8 oldu.</p>
<p>Randıman, yer altı taş kömürü işletmeciliği faaliyeti yürütülen işletmelerde yevmiyesi 250 kilogram (kilogram/yevmiye) değerinden küçükse destek katsayısı 0,8 olacak, eşit ve bu değerden büyükse ve 500 kilogram/yevmiye değerinden küçükse 0,9 olarak, 500 kilogram/yevmiye değerine eşit ya da büyükse 1 olarak uygulanacak.</p>
<p>İlgili madde kapsamında 2026-2028 dönemi için yer altında çalışan işçi başına işverene verilecek destek tutarları da belirlendi.</p>
<p>Bu çerçevede, destek ödemesi talep edilen ilgili ay için gerekli şartların sağlanması halinde, destek ödemesine esas tutarın yarısı ödenecek.</p>
<p>Talep edilen ayda ilgili iş yerinde üretilen kömür miktarının, bir önceki yılın aynı ayındaki üretim miktarına kıyasla en az yüzde 10 arttığının tespit edilmesi halinde, destek ödemesine esas tutarın yarısı ilgili bende ilave olarak ödenecek.</p>
<p>Destek ödemesi hesaplanmasında, bir önceki yılın aynı ayında üretim yapılmadığının tespiti halinde, herhangi bir kıyaslama şartı aranmaksızın destek ödemesine esas tutarın yarısı ilgili bende ilave olarak verilecek.</p>
<p>Yer altı kömür işletmeciliğine yeni başlanılarak hazırlık faaliyetlerinde bulunulan işletmelerde, talep edilen ay için destek ödemesine esas tutarın tamamı ödenecek.</p>
<p>Karar, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere bugün yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/yer-alti-maden-isletmeleriyle-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-81048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/maden-medencilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yer altı maden işletmelerinde meydana gelen maliyet artışlarının karşılanması amacıyla destek verilmesi hakkındaki kararda yapılan değişiklik Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/kazakistan-plakali-araclara-uluslararasi-tasima-yetkisi-81046</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 10:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazakistan plakalı araçlara uluslararası taşıma yetkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kazakistan plakalı taşıtlara uluslararası taşımalar kapsamında yetki verilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca her yıl belirlenecek kota dahilinde Kazakistan plakalı taşıtlara da uluslararası taşıma yetkisi verilecek.</p>
<p>Söz konusu kota, Türkiye'ye demir yolu, deniz yolu veya hava yoluyla gelen ve varış noktasından kara yolu taşıtlarıyla üçüncü ülkelere gidecek yüklerin taşınmasında kullanılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/kazakistan-plakali-araclara-uluslararasi-tasima-yetkisi-81046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Kazakistan plakalı taşıtlara uluslararası taşımalar kapsamında yetki verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-borclarinda-teminatsiz-taksitlendirme-siniri-10-milyon-liraya-cikarildi-81045</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 10:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi borçlarında teminatsız taksitlendirme sınırı 10 milyon liraya çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi borçlarının taksitlendirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, mükelleflerin borçlarını taksitler halinde ödemesini kolaylaştırmak amacıyla teminat alınmadan tecil edilebilecek tutar 250 bin liradan 10 milyon liraya çıkarıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-borclarinda-teminatsiz-taksitlendirme-siniri-10-milyon-liraya-cikarildi-81045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/vergi-kdv-tl-1767250698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi borçlarının taksitlendirilmesinde teminatsız tecil yapılabilecek tutar 250 bin liradan 10 milyon liraya çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/10-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-81042</guid>
            <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 09:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ilde acele kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>10 ilde enerji iletim altyapısı projeleri kapsamında bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, enerji nakil hatlarının yapımı amacıyla Afyonkarahisar, Aksaray, Aydın, Bilecik, İzmir, Konya, Nevşehir ve Sivas illerinde belirlenen güzergahlara isabet eden taşınmazların elektrik dağıtım tesis yerlerinin mülkiyet şeklinde, hat emniyet sahalarının ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Sakarya'nın Geyve ilçesinde 154 kV Pamukova RES-(Geyve RES TM-Paşalar TM) (Girdi-Çıktı) (Kuzey-Güney) Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında belirlenen güzergahlara isabet eden bazı taşınmazlar direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılacak.</p>
<p>Ayrıca, 154 kV G24 Kütahya GES TM-Altıntaş TM Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında bazı taşınmazların da TEİAŞ tarafından direk yerleri mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarileri ise irtifak hakkı kurmak suretiyle TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/10-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-81042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji iletim altyapısı projeleri nedeniyle Afyonkarahisar, Aksaray, Aydın, Bilecik, İzmir, Konya, Nevşehir, Sivas, Sakarya ve Kütahya&#039;da bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
