<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;AB, korunma önlemleri çelik ihracatını düşürdü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 9 yıldır ihracat liderliğini sürdüren Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği (EDDMİB), 2026 yılının ocak-eylül döneminde 1 milyar 918 milyon dolarlık ihracata ulaştı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı yüzde 23 artarken, Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının yarattığı fiyat baskısıyla çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. Demirdışı metallerdeki büyümenin çelikteki kaybı büyük ölçüde telafi ettiğini belirten EDDMİB Başkanı M. Fatih Uysal, Avrupa pazarındaki kısıtlamaların alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getirdiğini vurgulayarak, yıl sonunda 2,5 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşmayı öngördüklerini söyledi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının çelik ihracatçıları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Uysal, “Küresel pazarlardaki fiyat baskısına yurt içindeki yüksek üretim, enerji ve finansman maliyetleri de ekleniyor. Özellikle Avrupa pazarındaki kısıtlamalar, alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getiriyor. 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni AB kota rejiminin etkilerini yılın kalan döneminde daha belirgin hissedeceğiz. Önceliğimiz, mevcut pazarlarımızı korurken yeni pazarlarda kalıcı iş bağlantıları kurmak ve katma değerli üretimle rekabet gücümüzü artırmak” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin kaliteli, rekabetçi ve esnek üretim gücüyle Fas’ın artan yatırım ve tedarik ihtiyaçlarına güçlü bir çözüm ortağı olabileceğine değinen Uysal, “Fas’ı, Afrika kıtasının istikrarlı büyüme gösteren ve bölgesel ticaret açısından stratejik konumunu güçlendiren ülkelerinden biri olarak hedef pazarlarımız arasında değerlendiriyoruz. Fas, aynı zamanda Batı Afrika’ya da giriş kapısı konumunda. Fas’a 10 firmamızla gittik. 13 Ekim 2026 Salı günü Türk ihracatçılarıyla Faslı ithalatçıların ikili iş görüşmeler gerçekleştirdik.”</p>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2026 yılı ocak – eylül döneminde ihracatında ürün kategorilerinde; demir-çelik inşaat aksamı 286 milyon dolarla ilk sırada yer alırken, demir-çelik profil ihracatı 202 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. İhracatını istikrarlı bir şekilde artıran bağlantı elemanları sektörü yüzde 6’lık artışla 194,3 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı.</p>
<p>Demirdışı metaller kategorisinde bakır ihracatı yüzde 28’lik artışla 284 milyon dolardan 365 milyon dolara sıçrarken, alüminyum ihracatı yüzde 15’lik yükselişle 111 milyon dolardan 127 milyon dolara ilerledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/fatih-uysal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 9 aylık ihracatı 1 milyar 918 milyon dolara ulaşırken, çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. EDDMİB Başkanı Fatih Uysal, AB’nin ithalat kotaları ve küresel rekabet baskısının sektörü zorladığını belirterek, yeni pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknopark İzmir&#039;de 1 milyar dolarlık ihracat hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), İzmir'in teknoloji geliştirme kapasitesini güçlendirmek ve üniversite-sanayi iş birliğini artırmak amacıyla İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ve Teknopark İzmir'i ziyaret etti.</p>
<p>ESİAD Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Yuvarlak Masası'nın katkılarıyla düzenlenen programda, teknoloji girişimlerinin büyüme potansiyeli, yüksek katma değerli üretim ve ihracat olanakları değerlendirildi.</p>
<h2>“Teknolojik birikim ekonomik değere dönüşmeli”</h2>
<p>Üniversitelerde üretilen bilginin ticarileştirilmesinin yüksek katma değerli üretim açısından önemine dikkat çeken ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, “İzmir, güçlü sanayi altyapısı, köklü üniversiteleri ve gelişen teknoloji ekosistemiyle önemli bir potansiyele sahip. Bu birikimi teknoloji geliştiren, geliştirdiği teknolojiyi ticarileştirebilen ve uluslararası pazarlarda büyüyebilen bir yapıya dönüştürmeliyiz. Özellikle yapay zekâ ve dijital teknolojilerde girişimlerin yenilikçi yaklaşımıyla sanayimizin üretim deneyimini bir araya getirebilirsek önemli bir rekabet üstünlüğü sağlayabiliriz. Üniversiteler, teknoloji geliştirme merkezleri ve iş dünyası arasında daha güçlü iş birlikleri kurarak bilimsel birikimi yüksek katma değerli üretime, nitelikli istihdama ve ihracata dönüştürmeliyiz” dedi.</p>
<h2>“Hedefimiz 1 milyar dolarlık ihracat”</h2>
<p>Teknopark İzmir'in son yıllarda yüksek teknoloji ihracatında önemli bir büyüme kaydettiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, “Teknoparkımızda faaliyet gösteren firma sayısı 140'tan 355'e, çalışan sayısı ise 800'den 3 bin 200'e yükseldi. 2018 yılında 1,5 milyon dolar olan yıllık ihracatımız, bu yıl 1 Ekim itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Hedefimiz, 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü haline gelmek. Teknoparkımızdan Ege Bölgesi'nin ilk unicorn girişiminin çıkması da oluşturduğumuz ekosistemin başarısını ortaya koyuyor. Yapay zekâyı stratejik bir alan olarak görüyor, bu nedenle bütün bölümlerimizde birinci sınıftan itibaren yapay zekâ ve girişimcilik derslerini zorunlu hale getiriyoruz. Öğrencilerimizin yüzde 37'si henüz eğitimleri sırasında teknopark firmalarında çalışarak veya staj yaparak iş hayatıyla buluşuyor. Bilimsel birikimimizi ekonomik değere dönüştürmek ve ülkemizin teknolojik bağımsızlığını güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-1793109286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknopark İzmir&#039;in yıllık ihracatı, 2018 yılındaki 1,5 milyon dolar seviyesinden 2026 yılının 1 Ekim tarihi itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Teknopark bünyesindeki firma sayısının 355&#039;e, istihdamın ise 3 bin 200&#039;e yükseldiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, hedeflerinin 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü oluşturmak olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> DSO Başkanı Selim Kasapoğlu: Denizli sanayisinde yeni yatırımların önünü açmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) öncülüğünde yaklaşık bir yıldır hazırlıkları sürdürülen 280 milyon dolarlık titanyum yatırımı, DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu’nun ev sahipliğinde, TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in teşrifleriyle Anemon Otel’de düzenlenen Titanyum Yatırımı İstişare Toplantısı’nda ele alındı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Denizli sanayisinin son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, mevcut sorunlarla mücadele ederken kentin geleceğini şekillendirecek yeni yatırımlar için de adım atılması gerektiğini vurguladı. Kasapoğlu, “Sanayimiz çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Üretmekte, maliyetlerimizi kontrol etmekte ve rekabet etmekte zorlanıyoruz. Hepimiz bu sorunları kendi işletmelerimizde yaşıyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zor olursa olsun, Denizli sanayisine yeni bir rota çizmek, yeni bir ufuk açmak zorundayız” dedi.</p>
<p>Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Çalışma grupları oluşturduk, teknik incelemeler yaptık, uzmanlarla bir araya geldik. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Bugün artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Denizli Sanayi Odası olarak bu yatırımın önünü açmak, gerekli araştırmaları yapmak ve sanayicilerin önüne değerlendirilebilir bir proje koymak için çalıştıklarını söyleyen Kasapoğlu, “Ancak bir şehrin sanayi geleceğini tek başına bir kurumun belirlemesi mümkün değil. Bundan sonraki kararı Denizli’nin reel sektörü, sanayicileri ve sermaye sahipleri verecek. Bu şehrin geleceğini ilgilendiren böyle bir adımın ortak bir iradeyle atılması gerektiğine inanıyorum. Biz üzerimize düşen hazırlığı yaptık. Şimdi bu yatırımın Denizli’de hayata geçirilip geçirilmeyeceğine hep birlikte karar vereceğiz” dedi.</p>
<p>Yatırımın büyüklüğü ve sermaye planına da değinen Kasapoğlu, “Toplam 280 milyon dolarlık bir yatırımdan söz ediyoruz. İlk aşamada 100 milyon dolarlık sermaye oluşturmayı ve asgari katılım tutarını 1 milyon dolar olarak belirlemeyi planlıyoruz. Katılımcılarımızla paylaşacağımız ön talep formlarının 6 Kasım akşamına kadar Odamıza ulaştırılmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-1793109104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Denizli Sanayi Odası Başkanı Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> FED FOMC kararları açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda ana risk konuları; yüksek petrol fiyatları, tahvil faizleri ve kredi spread’lerindeki eğilim olmaya devam ediyor. Son haftalarda piyasada yapay zekâ sektöründe finansman endişeleri, büyüme riskleri ve Avrupa ile ABD’deki siyasi belirsizlikler nedeniyle güvenli varlıklara olan ilginin arttığını takip ettik.</p>
<p>Teknoloji hisselerindeki düzeltme öncülüğünde ABD endeksleri baskı altında kalırken yatırımcıların yapay zekâ yatırımlarının ne kadar sürede getiri sağlayacağına ve yüksek faiz ortamında harcamaların sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar ön plandaydı. Meta’nın son açıkladığı bilanço ile gündeme gelen, yapay zekâ harcama planlarını finanse etmek için şirketlerin yeterli sermayeye sahip olup olmadığı ise önemli bir tartışma konusu olarak gündemdeki yerini aldı.</p>
<p>Bu hafta başta FED olmak üzere merkez bankalarından gelecek mesajlarla birlikte teknoloji bilançoları takip edilecek. FED’in faizleri sabit bırakması beklenirken, ECB ve BOJ’un da faizleri değiştirmeyeceği öngörülüyor. Ayrıca ABD’de FED’in yakından izlediği enflasyon göstergesi çekirdek PCE verisi de önemli olabilir. Alphabet, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devleri bilançoları takip edilecek. Yapay zekâ sektöründe yüksek finansman ihtiyacı yakından izleniyor. Bu hafta Anthropic’in halka arz başvurusu öne çıkarken, son haftalarda zayıflayan yapay zekâ temasına yeniden ivme kazandırıp kazandırmayacağını izliyoruz.</p>
<p>FED’in bu hafta faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmesi beklenmiyor. Açıklama notlarında, faiz kararındaki oylama dağılımında ve FED Başkanı Warsh’un basın toplantısında ne derece şahin eğilimin öne çıkıp çıkmayacağı önemli olacak. Hatırlanacağı üzere güçlü Eylül TÜFE verisi Ekim ayı faiz artırımı beklentilerini güçlendirmişti ancak veri öncesinde New York FED Başkanı Williams’ın açıklamalarına benzer yönde diğer bazı FED Başkanlarından da faiz artırımı konusunda kısa vadede aceleci olunmaya gerek olmadığına dair mesajlar piyasaları sakinleştirmişti.</p>
<p>Bu haftaki toplantıda özellikle enflasyon konusunda şahin söylemler öne çıkabilir ve Aralık ayı beklentilerine destek olabilir. Ancak son haftalarda teknoloji hisselerinde yaşanan düzeltme, yavaşlama riskleri ve siyasi belirsizlikler eşliğinde FED’in yeniden faiz artıracağına yönelik beklentilerin zayıfladığını görüyoruz. Enflasyon hala hedefin üzerinde seyrediyor ve bu yıl Aralık ayı için faiz artırımı beklentileri korunsa da 2027 yılı için beklentilerin oldukça zayıfladığını, FED’in 2027 yılında faizleri sabit bırakacağına dair beklentilerin güçlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu haftaki açıklamalarda ileriye dönük yönlendirmeden uzak kalınarak gelecek verilerin izleneceğine işaret edileceğini düşünüyoruz.   </p>
<p>Tahvil piyasasına baktığımızda son haftalarda yapay zekâ kaynaklı büyüme endişelerine yönelik sinyaller görüyoruz ve tahvillere olan ilginin de arttığını görüyoruz. 3. çeyrek bilanço döneminin tam ortasında, diğer piyasalardan gelen baskı ile şirketlerin temel kazanç gücü arasındaki gerilim kritik bir rol oynayabilir. Piyasada sene başından bu yana Eylül ve Ekim aylarındaki satış baskısının yerini, Kasım ve Aralık aylarında güçlenme eğilimine bırakacağını düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FED FOMC kararları açıklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-eylul-ayinda-issizlik-orani-05-puan-artarak-yuzde-84e-yukseldi-90696</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 15:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üretim ve yatırım ortamı desteklenmeli, firmaların finansmana erişimi kolaylaştırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, TÜİK tarafından açıklanan eylül ayı iş gücü verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Eylül ayında işsizlik oranının 0,5 puan artarak yüzde 8,4’e yükseldiğini, istihdam edilenlerin sayısının ise 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bine gerilediğini görüyoruz. Özellikle sanayide çalışan sayısının 25 aydır kesintisiz düşmeye devam etmesi dikkat çekici bir husus.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Geçen yılın aynı ayına göre çalışabilir nüfus 667 bin kişi artarken, iş gücünün 126 bin kişi azalması ve işgücüne dahil olmayan nüfusun 793 bin kişi artması üzerinde durulması gereken bir gelişme. Bu tablo, iş gücüne katılımın artırılmasının önemini ortaya koyuyor. Üretim ve yatırım ortamının desteklenmesi, sanayimizin rekabet gücünün artırılması ve firmalarımızın finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının istihdam olanaklarının geliştirilmesi açısından önem taşıdığına inanıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-eylul-ayinda-issizlik-orani-05-puan-artarak-yuzde-84e-yukseldi-90696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/6/1280x720/baskan-zeytinoglu-trumpin-gumruk-artirimlarinin-turkiyeye-olasi-etkilerini-degerlendirdi-1744103724.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı iş gücü verileri ile ilgili değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Üretim ve yatırım ortamının desteklenmesi, sanayimizin rekabet gücünün artırılması ve firmalarımızın finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının istihdam olanaklarının geliştirilmesi açısından önem taşıdığına inanıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/usta-donerci-cin-pazarina-acildi-90691</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAB Gıda&#039;dan 9 ayda 2,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAB Gıda, 2026'nın üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre bu dönemde şirket, çok markalı yapısı, yaygın restoran ağı ve teknoloji odaklı iş modeliyle büyümesini sürdürdü.</p>
<p>TAB Gıda'nın, yeni restoran yatırımlarının yanı sıra mevcut operasyonlarının verimliliğini artırmaya ve uzun vadeli büyüme hedeflerini destekleyen adımlar atmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yılın 9 ayında, şirketin sistem genelindeki satışları yıllık bazda nominal yüzde 41 artışla 64 milyar liraya ulaşırken, toplam fiş sayısı 203 milyon olarak gerçekleşti.</p>
<p>TAB Gıda'nın reel ciro büyümesi yüzde 10, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) 10,2 milyar lira ve FAVÖK marjı yüzde 20,8 oldu.</p>
<p>TAB Gıda'nın 9 aylık net dönem kârı ise 2,5 milyar lira olarak kaydedildi.</p>
<p>Restoran yatırımlarını yılın üçüncü çeyreğinde de sürdüren şirketin, 9 ayda toplam 151 yeni restoran açarak ağını genişlettiği belirtildi. Açıklamaya göre, franchise iş modelinin sunduğu büyüme fırsatlarını değerlendiren TAB Gıda, yatırımcılarıyla birlikte yeni lokasyonlarda büyümeyi ve mevcut restoran ağının performansını geliştirmeyi önceliklendirdi.</p>
<p>Dijital sipariş kanalları, paket servis operasyonları ve teknoloji destekli uygulamalar da şirketin operasyonel gelişimini destekleyen alanlar arasında yer aldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Çin'e açıldı</strong></p>
<p>TAB Gıda'nın Türkiye'de geliştirdiği markaları farklı pazarlara taşıma hedefi doğrultusunda Usta Dönerci'yi Çin pazarına açtığı duyuruldu. Bu adımın, şirketin çok markalı yapısının sunduğu büyüme potansiyelini uluslararası ölçekte değerlendirme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Yerel pazarların dinamiklerini ve tüketici beklentilerini gözeten şirket, markalarının gelişimini destekleyecek fırsatları değerlendirmeyi sürdürüyor. Güçlü operasyonel altyapısı, franchise ekosistemi ve dijitalleşme yatırımlarıyla faaliyetlerini sürdüren TAB Gıda, yılın kalan döneminde de restoran ağını geliştirmeyi, verimliliğini artırmayı ve misafirlerine sunduğu deneyimi güçlendirmeyi hedefliyor." denildi.</p>
<p><strong>"İş modelimizin dayanıklılığını pekiştiriyoruz"</strong></p>
<p>TAB Gıda Finans, Mali İşler, Franchise ve Yatırımcı İlişkilerinden Sorumlu Genel Müdürü Özgür Çetinkaya, hızlı servis restoran sektöründe kalıcı bir büyüme için pazarın dinamiklerini doğru okamak, yatırımları uzun vadeli bir bakış açısıyla değerlendirmek ve finansal kaynakları etkin kullanmak gerektiğini belirtti.</p>
<p>Kararlarını bu bütünlük içinde ele aldıklarını aktaran Çetinkaya, "Franchise modelimizin sunduğu büyüme imkanlarını, maliyet yönetimindeki titizliğimizi ve güçlü operasyonel altyapımızı bir araya getirerek iş modelimizin dayanıklılığını pekiştiriyoruz. Bu stratejik öncelikler doğrultusunda elde ettiğimiz sonuçlar, büyümemizin finansal göstergelerine de yansıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>TAB Gıda Operasyon, İnsan Kaynakları, İç Denetim, İdari İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdürü Gökhan Asok da restoran ağı büyükdükçe bu ağı aynı hizmet standartlarıyla yönetebilmek için operasylonel süreçlerin sürekli geliştirmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yılın üçüncü çeyreğinde elde ettikleri sonuçların sahadaki ekiplerin deneyimiyle teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarının birbirini tamamlaması bulunduğunu aktaran Asok, "Bizim için yeni restoranlar açmak, büyüme yolculuğunun yalnızca bir boyutunu oluşturuyor. Her restoranın güçlü bir ekiple faaliyet göstermesi, süreçlerin etkin biçimde yönetilmesi ve misafirlerimize tutarlı bir deneyim sunulması da aynı derecede önemli. Bu nedenle operasyonlarımızı geliştirirken çalışanlarımızın yetkinliklerine, kurum içi iş birliğine ve teknolojinin sağladığı imkânlara birlikte odaklanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Asok, büyüyen yapılırının ihtiyaçlarını öngörerek süreçlerini geliştirmeyi ve restoranlarının başarısını destekleyen güçlü bir operasyon modeli oluşturmayı sürdüreceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Markalarımızı yeni pazarlara taşırken misafirlerimizle bağımızı güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p>TAB Gıda Pazarlama ve Strateji, Paket Servis ve Kurumsal Ticari İlişkilerden Sorumlu Genel Müdürü Sinan Ünal, markalarıyla farklı tüketici beklentirelini yanıt veren güçlü konumlarını geliştirirken misafirleriyle kurdukları bağı da derinleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Dijital kanalların toplam satışlar içindeki payının yüzde 56 seviyesine ulaştığı bilgisin veren Ünal, şunları kaydetti:</p>
<p>"Paket servis operasyonlarımız ve teknoloji destekli sipariş çözümlerimiz büyümemizde önemli rol oynamayı sürdürdü. Her markamızın kendine özgü kimliğini ve tüketici beklentilerini gözeterek büyümesini destekliyoruz. Dijital sipariş kanallarımız, sadakat uygulamalarımız ve veri odaklı pazarlama çalışmalarımızla misafirlerimize daha da kişiselleştirilmiş ve erişilebilir deneyimler sunmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde de çok markalı yapımızın gücünü kullanarak hem ülkemizdeki büyümemizi sürdüreceğiz hem de uluslararası fırsatları değerlendirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/usta-donerci-cin-pazarina-acildi-90691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/sinan-unal-1793101252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAB Gıda&#039;nın 9 ayda 2,5 milyar lira net kâr elde ettiği açıklandı. Pazarlama ve Strateji, Paket Servis ve Kurumsal Ticari İlişkilerden Sorumlu Genel Müdürü Sinan Ünal, &quot;Paket servis operasyonlarımız ve teknoloji destekli sipariş çözümlerimiz büyümemizde önemli rol oynamayı sürdürdü.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmb-raporu-jeopolitik-belirsizlikler-projeleri-sinirliyor-90690</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMB raporu: Jeopolitik belirsizlikler projeleri sınırlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), "Küresel Ekonominin Yeni Fay Hatları" başlıklı, yılın 3. çeyreğine ait "İnşaat Sektörü Analizi Raporu"nu yayımladı.</p>
<p>İnşaat sektöründeki büyüme eğiliminin kesintiye uğradığı belirtilen raporda, yılın ikinci çeyreğinde sabit sermaye yatırımlarının yüzde 0,6 arttığı, inşaat yatırımlarının ise yüzde 0,9 azaldığı hatırlatıldı.</p>
<p>Deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri ile kamu yatırımlarının sektörü desteklemeyi sürdürdüğüne işaret edilen raporda, konut talebindeki zayıflamanın büyüme performansını sınırladığı ve jeopolitik belirsizlikler ve küresel finansman koşullarının yurt dışı müteahhitlik hizmetlerini zayıflattığı aktarıldı.</p>
<p><strong>Yurt dışında iş üstlenilen ülke sayısı 139'a yükseldi</strong></p>
<p>Raporda yılın dokuz ayında 4,9 milyar dolar tutarında 97 proje üstlenen yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin, küresel finansman koşulları ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğüne değinilerek, yurt dışında iş üstlenilen ülke sayısının Kanada ile birlikte 139'a yükseldiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Yılın üçüncü çeyreğinde, en çok iş üstlenilen ülkenin 1,1 milyar dolar ile Suudi Arabistan olduğu vurgulanan raporda, 670 milyon dolar ile Romanya'nın ikinci, 635,8 milyon dolar ile Libya'nın üçüncü sırada yer aldığı ifade edildi.</p>
<p>Raporda, özellikle Orta Doğu başta olmak üzere, önemli pazarlardaki belirsizliklerin yatırım kararları ve proje finansmanı üzerinde baskı oluşturduğu belirtildi. Türk inşaat sektörünün uluslararası pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunun altı çizilen raporda, Engineering News-Record (ENR) Dergisi'nin 2026 yılı "Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi" listesinde, Türkiye'nin 49 firmayla Çin'in ardından ikinci sıradaki yerini korumasının, sektörün küresel rekabet gücünü ortaya koyduğu da kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmb-raporu-jeopolitik-belirsizlikler-projeleri-sinirliyor-90690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMB&#039;nin &quot;İnşaat Sektörü Analizi Raporu&quot;nda, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetlerinin inşaat sektörünü desteklemeye devam ettiği, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde ise jeopolitik belirsizlikler ve küresel finansman koşullarının proje üstlenimlerini sınırladığı vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilimda-hasan-ecesoy-donemi-90689</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Finans Katılım&#039;da Hasan Ecesoy dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hasan Ecesoy, Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürlük görevine getirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Ecesoy, Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra İTÜ İngilizce İşletme Bölümü'nde yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'nde doktora eğitimini tamamlayan Ecesoy, 1994'ten itibaren finans sektöründe çeşitli üst düzey görevlerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürlük görevine atanan Ecesoy, bankanın stratejik hedefleri ve sürdürülebilir büyüme vizyonu doğrultusundaki faaliyetlerine liderlik edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilimda-hasan-ecesoy-donemi-90689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/9/1280x720/hasan-ecesoy-1793100129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Finans Katılım Bankası&#039;nda Genel Müdürlüğe Hasan Ecesoy atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ahmet-ozgul-yakaladigimiz-buyumeyi-son-ceyrekte-de-surdurmeyi-hedefliyoruz-90688</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Özgül: Yakaladığımız büyümeyi son çeyrekte de sürdürmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Atakey Patates, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ait finansal sonuçları açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirketin üçüncü çeyreğinde net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 artarken, satış hacmi 19 bin 500 tonla şirket tarihinin en yüksek çeyreklik seviyesine ulaştı.</p>
<p>Atakey Patates'in Türkiye Muhasebe Standardı (TMS) 29 kapsamında enflasyon muhasebesi düzeltmeleri sonrasında üçüncü çeyrek hasılatı 1 milyar 280 milyon lira, brüt karı 121 milyon lira, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) 150 milyon lira oldu.</p>
<p>Şirketin üçüncü çeyrekte toplam satış hacmi, yıllık bazda yüzde 11 artışla 19 bin 500 tona yükselirken, yılın ilk 9 ayındaki satış hacmi yüzde 3 artarak 54 bin 500 tona ulaştı.</p>
<p>Soğan halkası, peynir çubuğu ve patates kroket ürünlerindeki büyümenin etkisiyle katma değerli kaplamalı ürün satışları üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 arttı.</p>
<p>Şirket, yılın ilk 9 ayında 5 bin 200 ton kaplamalı ürün üretimi gerçekleştirerek yıllık üretim planına uygun ilerledi.</p>
<p>Atakey Patates'in, sözleşmeli tarım modeli kapsamında ham madde tedarikinde sürekliliği sağlamaya yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü bildirildi. Şirket, kasım ortasına kadar yaklaşık 115 bin ton ham patates hasadını güvence altına almayı, soğanda ise kasımın ilk yarısında 5 bin 300 tonluk hedefe ulaşmayı öngörüyor.</p>
<p>Üçüncü çeyrekte ham madde ve mamul stok seviyeleri hedeflenen düzeyde seyrederken, daha önce devreye alınan kojenerasyon yatırımıyla elektrik kesintilerinden kaynaklanabilecek üretim kayıplarının önüne geçiliyor.</p>
<p>Ekim ayında paketleme hattında devreye alınan robotik paletleme sisteminin de operasyonel verimliliğe katkı sağlaması ve maliyetleri azaltması bekleniyor.</p>
<p><strong>"Önceliğimiz operasyonel verimliliğimizi geliştirmek"</strong></p>
<p>Atakey Patates İcra Kurulu Başkanı Ahmet Özgül, üçüncü çeyrekte hem satış hacmini hem de net karı artırdıklarını belirtti.</p>
<p>İlk 9 ayda satışlarının yüzde 84'ünü TAB Gıda'ya yaptıklarını aktaran Özgül, üçüncü çeyrekte güçlü bir performans ortaya koyduklarını kaydetti.</p>
<p>Özgül, kaplamalı ürün grubundaki büyümeyle ürün portföyünün katma değerini de artırdıklarını vurgulayarak, şu değerlendirmelerinde bulundu:</p>
<p>"Önceliğimiz, hacim büyümemizi sürdürürken operasyonel verimliliğimizi geliştirmek. Satış hacmimizdeki artışı ve kaplamalı ürünlerde yakaladığımız büyümeyi yılın son çeyreğinde de sürdürmeyi hedefliyoruz. Sözleşmeli tarım modelimiz, entegre üretim altyapımız ve verimlilik yatırımlarımız bu hedefin temelini oluşturuyor. Emeği geçen tüm çalışanlarımıza, çiftçilerimize, iş ortaklarımıza ve yatırımcılarımıza teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ahmet-ozgul-yakaladigimiz-buyumeyi-son-ceyrekte-de-surdurmeyi-hedefliyoruz-90688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/ahmet-ozgul-1793099895.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üçüncü çeyreğe ilişkin finansal verileri değerlendiren Atakey Patates İcra Kurulu Başkanı Ahmet Özgül, &quot;Satış hacmimizdeki artışı ve kaplamalı ürünlerde yakaladığımız büyümeyi yılın son çeyreğinde de sürdürmeyi hedefliyoruz. Sözleşmeli tarım modelimiz, entegre üretim altyapımız ve verimlilik yatırımlarımız bu hedefin temelini oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/brisadan-9-ayda-8067-milyon-lira-net-kar-90685</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Brisa&#039;dan 9 ayda 806,7 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Brisa, 2026 yılının 3. çeyrek finansal sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 9 ayda satış hacmindeki artış, katma değerli ürünlerin satışlar içindeki olumlu etkisi, verimlilik odağı ve disiplinli bilanço yönetimiyle finansal performansını artıran şirket, iç pazarda pazarın üzerinde büyüyerek, tüm ana segmentlerde pazar payını artırdı. Brisa'nın, yüksek katma değerli segment odağıyla segmetinde pazarın iki katı büyüme kaydettiği vurgulandı.</p>
<p>Şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 artışla 5,9 milyar liraya ulaşırken, FAVÖK marjı ise yüzde 15,2 olarak gerçekleşti. Brisa'nın geçen yılın aynı dönemine göre, net zarardan 806,7 milyon lira net kâra geçtiği belirtildi.</p>
<p><strong>"18 ülkede pazar payı kazandık"</strong></p>
<p>Brisa CEO'su Vecih Yılmaz, 9 aylık dönemde güçlü müşteri odakları, verimli kapasite kullanımları, odaklı kanal stratejileri, disiplinli maliyet ve bilanço yönetimleriyle hem pazar güçlerini artırdıklarını hem de karlılıklarını iyileştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Güçlü marka ve ürün portföyümüz, yaygın bayi ağımız ve müşteri odaklı yaklaşımımız sayesinde tüm ana segmentlerde pazar payımızı artırdık. Özellikle yüksek katma değerli ürünlerde pazarın üzerinde büyüyerek, stratejik odağımızın karşılığını aldık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Lassa markalarıyla da Doğu ve Orta Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlarda güçlü performans gösterdiklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Avrupa ve Avrupa dışındaki pazarlarda büyümemizi sürdürürken, toplam 18 ülkede pazar payı kazandık. Gelecekteki büyümemizi destekleyecek alanlarda da önemli adımlar attık. AR-GE yatırımlarımız sayesinde 'AR-GE 500' araştırmasında sektör liderliğimizi korurken, Lassa Revola'nın Auto Bild'in bağımsız performans testlerinde elde ettiği başarılı sonuçlar, ürün geliştirme yetkinliğimizi bir kez daha ortaya koydu. Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarında attığımız adımlarla uzun vadeli rekabet gücümüzü desteklemeyi sürdürdük. Dijital Dönüşüm Merkezi ünvanımız, dijitalleşme alanındaki yetkinliklerimizin önemli bir göstergesi olurken, sürdürülebilirlik tarafında kaydettiğimiz ilerlemeler sonucunda ETS kapsamında karbon yükümlülüğünden istisna tutulduk."</p>
<p>Yılmaz, ilerleyen dönemde de kullanıcılarına değer yaratan ürün ve hizmetler geliştirmeye, verimliliklerini artırmaya ve hem iç pazarda hem uluslararası pazarda büyümelerini sürdürmeye devam edeceklerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/brisadan-9-ayda-8067-milyon-lira-net-kar-90685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/vecih-yilmaz-1793099224.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brisa&#039;nın yılın 9 ayında 806,7 milyon lira net kâr elde ettiği duyuruldu. Brisa CEO&#039;su Vecih Yılmaz, &quot;Güçlü marka ve ürün portföyümüz, yaygın bayi ağımız ve müşteri odaklı yaklaşımımız sayesinde tüm ana segmentlerde pazar payımızı artırdık. Özellikle yüksek katma değerli ürünlerde pazarın üzerinde büyüyerek, stratejik odağımızın karşılığını aldık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90687</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçıya Yüzde 3 Destek: Oran Aynı, Katkı Daha Az</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İhracatçı için bugün en önemli meselelerden biri, müşterisini kaybetmeden üretime devam edebilmek. Siparişin sürmesi, fabrikanın çalışması ve çalışanların korunması için kimi zaman kârdan vazgeçiliyor. Böyle bir dönemde döviz dönüşüm desteğinde yapılan değişiklik, işletmelerin nakit hesabını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Çünkü bir desteğin ekonomik değerini yalnızca açıklanan oran belirlemez. O oranın hangi tutara uygulanacağı da en az oran kadar önemlidir.</p>
<p>1 Ekim 2026’da başlayan yeni uygulamada yüzde 3 oranı korunurken, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarı firmanın hesaplanan katma değeriyle sınırlandırılıyor. Bu hesaplamada yıllık faaliyet kârı ile işgücü maliyeti toplanıyor. Faaliyet zararı bulunan işletmelerde ise kâr sıfır kabul ediliyor; işgücü maliyeti hesaplamada kalıyor.</p>
<p>Önceki uygulamada bir ay döviz almama taahhüdü öne çıkarken, yeni sistemde bunun yerini yüzde 10’u aşmaması gereken döviz pozisyon oranı alıyor. Dolayısıyla bazı işletmeler açısından başvuru koşulları kolaylaşırken, bazıları açısından destek alınabilecek tutar daralabiliyor.</p>
<p><strong>Aynı döviz, farklı destek</strong></p>
<p>Farkı görmek için varsayımsal bir üretici düşünelim. Eski uygulamanın koşullarını sağlayarak 100 milyon TL karşılığı uygun dövizini destek kapsamında dönüştürdüğünde, yüzde 3 üzerinden 3 milyon TL destek alabiliyordu.</p>
<p>Yeni sistemde aynı büyüklükteki dönüşüme karşılık kullanılabilir katma değer limiti 20 milyon TL ise destek 600 bin TL’de kalıyor. Böylece toplam 100 milyon TL’lik döviz dönüşümüne göre fiilî destek oranı yüzde 0,6 oluyor.</p>
<p>Kâğıt üzerinde yüzde 3 değişmedi. İşletmenin kasasına giren katkı ise bu örnekte yüzde 80 azaldı.</p>
<p><strong>2026’nın son çeyreğinde hesap daha da önemli</strong></p>
<p>İlk uygulama dönemi olan 2026’nın son çeyreğinde, hesaplanan yıllık katma değerin dörtte biri esas alınıyor.</p>
<p>Yıllık hesaplamaya esas faaliyet kârı sıfır, işgücü maliyeti 40 milyon TL olan bir mobilya üreticisini ele alalım. Son çeyrekte kullanabileceği katma değer limiti 10 milyon TL olur. İşletme bu dönemde 50 milyon TL karşılığı uygun dövizini dönüştürse bile, diğer koşulların sağlandığı varsayımıyla destek 300 bin TL’de kalır.</p>
<p>Eski kurallar aynı işlem büyüklüğüne uygulansaydı destek 1 milyon 500 bin TL olacaktı. Yeni hesapta toplam dönüşüme göre fiilî katkı yüzde 0,6’ya iner.</p>
<p>Aynı işgücü maliyetine ek olarak hesaplamaya esas 20 milyon TL faaliyet kârı bulunan başka bir işletmede ise son çeyrek limiti 15 milyon TL, destek 450 bin TL olur. Aynı miktarda döviz dönüştüren iki firmanın aldığı katkı, faaliyet sonuçlarına göre farklılaşır.</p>
<p>Bu örnekler gerçek firma verileri değildir; diğer şartların sağlandığı, limitlerin daha önce kullanılmadığı varsayımıyla değişikliğin etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Pazarda kalmanın ekonomik değeri</strong></p>
<p>Katma değerli üretimin ve kayıtlı istihdamın desteklenmesi yerinde bir hedeftir. Bir ay döviz almama koşulunun kaldırılması da dövizle girdi temin eden işletmeler için kolaylık sağlayabilir.</p>
<p>Ancak pazarını korumak için düşük fiyatla çalışan bir üreticinin faaliyet kârı zayıfladığında, destek kapasitesi de daralabilir. Böylece işletme hem satışından yeterli kazancı sağlayamaz hem de önceki sistemde beklediği nakit katkısının altında bir tutarla karşılaşabilir.</p>
<p>Burada ayrıca faaliyet kârı ile net kârın farklı olduğunu unutmamak gerekir. Finansman giderleri nedeniyle net zarar açıklayan her işletmenin faaliyet kârı sıfır değildir. Etki, her firmanın hesaplamaya esas mali verilerine göre değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buna rağmen politika açısından temel soru açıktır: Mevcut müşterisini kaybetmemek için kârından vazgeçen, çalışanını koruyan ve ülkeye döviz getirmeye devam eden işletmenin çabası nasıl desteklenecek?</p>
<p>Kayseri’deki bir mobilya üreticisinin bugün koruduğu müşteri, yarının siparişidir. Kaybedilen pazarı yeniden kazanmak ise uzun zaman ve ciddi kaynak gerektirebilir.</p>
<p>Bu nedenle katma değer esaslı desteğin yanında, geçiş döneminde pazarda kalmayı ve istihdamı korumayı gözeten bir asgari destek mekanizması değerlendirilmelidir. Desteğin başarısı, açıklanan oranla birlikte üreticinin nakit akışına yaptığı gerçek katkıyla ölçülmelidir.</p>
<p><strong>İhracatçının hesabında belirleyici olan, yüzde 3’ün ilan edilmesi kadar, ne kadar dövizin bu destekten yararlanabildiğidir.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçıya Yüzde 3 Destek: Oran Aynı, Katkı Daha Az ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-90682</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;EGİAD Melekleri’nden 11 yılda 6 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir iş dünyasının girişimcilik ekosistemine yönelik yatırımlarını artırmayı hedefleyen Ege Genç İş İnsanları Derneğinin (EGİAD), melek yatırımcılık faaliyetleriyle 11 yılda 6 milyon doların üzerinde yatırımın hayata geçirilmesine aracılık ettiği açıklandı. Yapılan açıklamaya göre, 2015 yılında kurulan EGİAD Melekleri Yatırım Ağı, bugüne kadar düzenlediği 42 yatırımcı-girişimci buluşmasıyla 40 girişim ve fonun finansmana erişmesine katkı sağlarken, 60 melek yatırımcı üyesiyle faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>EGİAD tarafından ikincisi düzenlenen “Melek Yatırım Yolculuğu” etkinliğinde iş dünyasına girişimcilik ekosisteminde daha aktif rol alma çağrısında bulunan EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, melek yatırımcılığın yalnızca finansman sağlamakla sınırlı olmadığını, iş insanlarına yeni teknolojileri ve geleceğin iş modellerini yakından tanıma fırsatı sunduğunu vurguladı.</p>
<h2>Erdiliballı: Bu dönüşümün merkezinde girişimciler ve onları destekleyen yatırımcılar bulunuyor</h2>
<p>EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, yapay zekâdan robotik teknolojilere, enerji dönüşümünden biyoteknolojiye kadar pek çok alanda büyük bir değişim yaşandığını belirterek, girişimciliğin ve erken aşama yatırımların bu dönüşümdeki önemine dikkat çekti. Bu dönüşümün merkezinde girişimciler ve onları destekleyen yatırımcıların bulunduğunu dile getiren Erdiliballı, “Bir girişimin başarılı olabilmesi için yalnızca iyi bir fikre ve finansmana ihtiyacı yok. Deneyime, doğru yönlendirmeye ve güçlü iş bağlantılarına da ihtiyacı var. EGİAD Melekleri 11 yıllık deneyimiyle önemli bir kurumsal birikime ulaştı. Bugüne kadar 42 melek yatırımcı–girişimci buluşması gerçekleştirildiğini, ağ aracılığıyla 40 girişim ve fona 6 milyon doların üzerinde yatırım yapıldığını kaydetti. EGİAD Melekleri’nin bugün 60 melek yatırımcı üyesiyle faaliyetlerini sürdürüyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-90682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-1793098079.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EGİAD Melekleri Yatırım Ağı&#039;nın 11 yılda 40 girişim ve fona 6 milyon doların üzerinde yatırım yapılmasına aracılık ettiği bildirildi. İş dünyasını melek yatırımcılığa davet eden EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, erken aşama yatırımların yeni teknolojileri tanıma, geleceğin iş modellerini keşfetme ve yeni iş birlikleri geliştirme açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-90683</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emre Uygun: Zeytin ve zeytinyağı sektörü ihracatta zorlu bir sezona giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2 class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody">EKONOMİ/İZMİR</h2>
<div class="x_elementToProof">2026/27 sezonunda sofralık zeytin ve zeytinyağı üretiminde yüksek rekolte bekleyen Türkiye, yeni sezona küresel pazarlardaki fiyat baskısı ve artan rekabetin gölgesinde giriyor. Dünya genelinde önemli üretici ülkelerde de yüksek rekolte beklentisi, Türk zeytin ve zeytinyağı sektörünün ihracat olanaklarını daraltırken, yılın ilk dokuz ayında ihracat yüzde 28 düşüşle 273 milyon dolara geriledi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Yüksek üretim potansiyelinin ihracat gelirine dönüştürülmesinin giderek zorlaştığına dikkat çeken Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı M. Emre Uygun, artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve dış pazarlardaki ticari engeller nedeniyle yeni sezon için ihracat hedefi belirlemekte zorlandıklarını ifade etti.</div>
<h2 class="x_elementToProof">9 aylık ihracat yüzde 28 geriledi</h2>
<div class="x_elementToProof">Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı ihracatı, 2026 yılının ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 azalarak 381 milyon dolardan 273 milyon dolara geriledi. Geçen yılın ilk dokuz ayında 121 bin ton olan ihracat miktarı, 2026’nın aynı döneminde 87 bin ton seviyesinde gerçekleşti. Alt ürün grupları incelendiğinde, siyah zeytin ihracatı miktar bazında yüzde 14 azalarak 48,1 bin tona, değer bazında ise yüzde 9 düşüşle 127 milyon dolara indi. Yeşil zeytin ihracatı yüzde 19 azalışla 14,4 bin tona, ihracat geliri de yüzde 11 düşüşle 41,3 milyon dolara geriledi. Küresel fiyat hareketleri ve geçmiş dönemlerde uygulanan ihracat kısıtlamalarından etkilenen zeytinyağında ise ihracat miktarı yüzde 53 azalarak 15,7 bin tona, ihracat geliri yüzde 48 düşüşle 82,1 milyon dolara düştü. Prina yağı ihracatı da miktar ve değer bazında yüzde 40 gerileyerek 8,6 bin ton ve 22,8 milyon dolar olarak kaydedildi.</div>
<h2 class="x_elementToProof">AB’den 60 bin ton kota, ABD’de ek verginin kaldırılması talebi</h2>
<div class="x_elementToProof">ABD ve Avrupa Birliği pazarlarında karşılaşılan gümrük vergileri ve kota uygulamalarının Türk zeytin ve zeytinyağı ihracatının büyümesini sınırladığını belirten Uygun, sektörün rekabet gücünü artıracak düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. ABD pazarında Türk ürünlerine uygulanan yüzde 12,5 oranındaki ilave gümrük vergisinin kaldırılması gerektiğini ifade eden Uygun, Avrupa Birliği’nde ise mevcut 100 tonluk zeytinyağı kotasının en az 60 bin tona çıkarılmasını talep ettiklerini belirtti.</div>
<div class="x_elementToProof">Birleşik Krallık ile yürütülen serbest ticaret anlaşması görüşmelerine de değinen Uygun, “Zeytin ve zeytinyağımızın Birleşik Krallık pazarına sıfır gümrük vergisiyle girişinin sağlanmasını bekliyoruz. Yeni sezonda yüksek rekolteyi ihracat artışına dönüştürmek için pazara erişim olanaklarımızı geliştirmeli, katma değerli ve ambalajlı ürün ihracatımızı artırmalıyız” diyerek sözlerini noktaladı.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-90683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/ege-zeytin-ve-zeytinyagi-ihracatcilari-birligi-baskani-emre-uygun-zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-1793098179.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytin ve zeytinyağı ihracatında yılın ilk dokuz ayında yaşanan yüzde 28’lik düşüşün ardından sektör, yüksek rekolte beklentisine rağmen yeni sezona temkinli giriyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı M. Emre Uygun, AB’de zeytinyağı kotasının 60 bin tona çıkarılması ve ABD’deki ilave gümrük vergisinin kaldırılması çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-90681</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Carret: Dikili OTB, etkileyici ve umut vadeden bir proje</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean Christophe Carret ve beraberindeki heyet, 74.200.000 dolar Dünya Bankası finansman desteğiyle hayata geçirilen Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi'nde incelemelerde bulundu. Carret, yatırımın teknolojik altyapısını, kapsamını ve kadın istihdamına yönelik yaklaşımını etkileyici bulduğunu belirtti. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şahin Çakan ise Dikili OTB'nin sürdürülebilir tarımsal üretimde uluslararası ölçekte örnek gösterilebilecek bir merkez olması hedefiyle çalışmaların sürdürüldüğünü vurguladı.</p>
<p>Dikili OTB’yi Dünya Bankası’nın amiral gemisi projelerinden biri olarak nitelendiren Carret, projenin etkileyici ve gelecek vadeden niteliğine dikkat çekerek özellikle kadınların istihdama katılımını önceleyen yaklaşımı takdirle karşıladığını belirtti. Teknik altyapıdan sosyal etkilere kadar pek çok unsurun ayrıntılı biçimde planlandığını sahada gözlemlediğini ifade eden Carret, böylesine kapsamlı bir projeye Dünya Bankası olarak destek vermekten büyük memnuniyet duyduklarını vurguladı.</p>
<h2>Şahin Çakan: Dikili'de, tarımın geleceğini inşa ediyoruz</h2>
<p>Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şahin Çakan, projenin Türkiye'nin tarımsal üretim kapasitesini güçlendirecek stratejik yatırımlardan biri olduğunu belirterek, uluslararası finansman desteğiyle yürütülen çalışmaların bölge ekonomisi ve ülke tarımı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı ile Dünya Bankası arasındaki güçlü iş birliğinin projenin hayata geçirilmesinde belirleyici rol üstlendiğini vurgulayan Çakan, “Jeotermal enerji başta olmak üzere rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklardan yararlanarak üretim maliyetlerinin azaltılmasını, kaynak verimliliğinin artırılmasını ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Projenin faaliyete geçmesiyle yıllık yaklaşık 160 milyon dolar ekonomik katkı sağlanmasının öngörüldüğünü dile getiren Çakan, “Bu yatırımı yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir altyapı olarak değil, uzun vadede yatırımcılarımıza, bölgemize ve ülkemize değer katacak sürdürülebilir bir kalkınma hamlesi olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-90681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-1793097482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean Christophe Carret, 74,2 milyon dolar finansman desteği verdikleri Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera OTB’yi ziyaret ederek projeyi “etkileyici ve umut vadeden” bir yatırım olarak nitelendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-90677</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAOSB ve GAGİAD’tan stratejik iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Özel Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (GAOSB) Meslek Lisesi ve Gaziantep Genç İş İnsanları Derneği (GAGİAD), mesleki eğitim alanında önemli bir iş birliği protokolüne imza attı. “Okul-Sanayi İşbirliği” protokolü düzenlenen törenle Özel Gaziantep OSB Meslek Lisesi Kurucu Temsilcisi Mehmet Özmen ve GAGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kara tarafından imzalandı.</p>
<p>GAOSB Başkanı Cengiz Şimşek, GAGİAD ile imzalanan protokolün Gaziantep ve sanayimizin geleceği açısından son derece önemli olduğunu belirterek, “Gaziantep, üretim gücü ve girişimci ruhuyla Türkiye’nin lokomotif şehridir. Bu gücü korumanın tek yolu ise eğitim ile sanayiyi birleştirmektir.  Bizler, mesleki eğitime yapılan yatırımı, şehrimizin ve ülkemizin geleceğine yapılan en stratejik yatırım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Başkan Şimşek, şöyle devam etti: “GAGİAD ile imzaladığımız iş birliği protokolü, dernek üyesi sanayicilerin, Özel Gaziantep OSB Meslek Lisesine sağlayacağı teknolojik altyapı desteğini, deneyim paylaşımını, staj imkânlarını ve istihdam odaklı iş birliğini kapsamaktadır. Protokolle birlikte öğrencilerimize, nitelikli mesleki eğitim kazandırılması, sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün en üst düzeyde yetiştirilmesi ve istihdam olanaklarının artırılması hedeflenmektedir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07ae668283-1793096422.jpeg" alt="" width="800" height="534" /></p>
<p>Özel Gaziantep Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kurucu Temsilcisi Mehmet Özmen ise imza töreninde yaptığı konuşmada, “Okulumuz, bugüne kadar 2.572 mezun verdi ve bu gençlerimizin tamamına yakını şu an istihdam edilmiş durumda. Endüstriyel Otomasyon, Makine ve Tasarım, Metal, Elektrik-Elektronik, Tekstil, Gıda, Kimya ve Plastik Teknolojisi olmak üzere 8 farklı mesleki alanda hizmet veren 43 laboratuvarımızla, gençlerimizi iş hayatına eksiksiz hazırlıyoruz. Bugün imzalayacağımız protokol,  bu güçlü altyapıyı GAGİAD üyelerimizin vizyonu ve küresel tecrübesiyle buluşturacaktır. İş dünyamızın liderlerinin öğrencilerimize rehberlik etmesi, onlara sadece meslek değil, aynı zamanda geniş bir ufuk kazandıracaktır.  Bu sürece aktif katkı sunan tüm GAGİAD ailesine yürekten teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p>GAGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kara da, imza töreninde yaptığı konuşmada, imzalanan işbirliği protokolünün Gaziantep sanayisi için önemine dikkat çekti. Başkan Yunus Kara, “Bu iş birliğiyle gençlerimizin mesleki gelişimini desteklemeyi, üyelerimizin bilgi ve deneyimlerini öğrencilerimizle buluşturmayı, staj ve istihdam olanaklarının artırılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>İmza törenine GAOSB ve GAGİAD yöneticilerinin yanında okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-90677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/7/1280x720/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-1793096443.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAGİAD ile imzalanan iş birliği protokolü hakkında değerlendirmelerde bulunan GAOSB Başkanı Cengiz Şimşek, &quot;Protokolle birlikte öğrencilerimize, nitelikli mesleki eğitim kazandırılması, sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün en üst düzeyde yetiştirilmesi ve istihdam olanaklarının artırılması hedeflenmektedir.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kutes-fren-diski-urun-gamini-250-referansa-cikarmayi-hedefliyor-90708</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kutes, fren diski ürün gamını 250 referansa çıkarmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kutes'in, Dünya Dökümcüler Birliği’nin (WFO-World Foundry Organization) 100’üncü ve Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği’nin (TÜDÖKSAD) 50’nci kuruluş yıl dönümlerinin kutlandığı 76’ncı Dünya Döküm Kongresi'ne platin sponsor olarak destek verdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, kongrenin ardından gerçekleştirilen 7’nci Uluslararası Demir-Çelik, Döküm, Demirdışı Metalürji Teknolojileri, Makine ve Ürünleri İhtisas Fuarı’nda (ANKIROS 2026) ise döküm ve talaşlı imalat kabiliyetlerinin yanı sıra otomotiv yenileme pazarına yönelik nihai ürün çalışmalarını sektör temsilcileriyle buluşturdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b3b6df08e-1793110966.jpg" alt="" width="800" height="533" />19-21 Ekim’de Hilton İstanbul Bomonti Hotel &amp; Conference Center’da düzenlenen 76’ncı Dünya Döküm Kongresi ile 22-24 Ekim’de İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen ANKIROS 2026, uluslararası döküm ve metalurji sektörünü art arda İstanbul’da bir araya getirdi.</p>
<p>TÜDÖKSAD’ın ev sahipliğinde, WFO çatısı altında gerçekleştirilen kongrede; döküm sanayisinin geleceği, teknolojik gelişmeler, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliği imkânları ele alındı. </p>
<p><strong>"Sektörel etkinlikleri desteklemeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Açıklamada, Kutes İcra Kurulu Başkanı Ali Esat Kutmangil'in, TÜDÖKSAD Yönetim Kurulu ve WFO Yürütme Kurulu üyelikleriyle organizasyonda Türk döküm sanayisi ile uluslararası döküm camiasını bir araya getiren çalışmaların içinde yer aldığı belirtildi.</p>
<p>Kutmangil, Kutes’in platin sponsorluğunu sektörün gelişimine yönelik kurumsal sorumluluğunun bir parçası olarak gördüklerini vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>“Dünya döküm sektörünü Türkiye’de ağırladığımız bu buluşma, ülkemizin üretim birikimini ve mühendislik kabiliyetini uluslararası ölçekte ortaya koymak açısından önemli bir fırsat. WFO’nun 100’üncü, TÜDÖKSAD’ın 50’nci kuruluş yıl dönümlerinin İstanbul’da kutlanması da bu buluşmayı bizler için daha anlamlı hale getirdi. Hem TÜDÖKSAD hem de WFO bünyesinde sorumluluk üstlenen bir sanayici olarak, böyle önemli sektörel etkinlikleri desteklemeye devam edeceğiz. Sektörümüzün potansiyeline güveniyoruz. Daha üretken ve güçlü bir Türkiye için döküm sektörünün kritik önemini herkese duyurmak istedik.”</p>
<p>Kongrenin gala programında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, kapanış programında ise Ticaret Bakanı Ömer Bolat katılımcılara hitap etti. Bakanlar, konuşmalarında döküm sanayisinin stratejik sektörlere sağladığı girdilere, Türkiye’nin üretim kabiliyetine ve ihracat potansiyeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye’nin metal sanayisindeki gücü ANKIROS’ta vurgulandı</strong></p>
<p>Kongrenin ardından düzenlenen ANKIROS 2026’nın Bakan Kacır’ın katılımıyla gerçekleştirilen açılışında da yer alan Kutmangil, sektör temsilcileriyle birlikte açılış kurdelesini kesti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b390482ec-1793110928.png" alt="" width="700" height="557" />Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, açılış konuşmasında Türkiye’nin çelik üretiminde Avrupa’da birinci, dünyada yedinci; döküm sanayisinde ise Avrupa’da ikinci, dünyada yedinci sırada yer aldığını belirterek sektörün Türkiye’nin üretim ve ihracat gücündeki önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Bakan Kacır’a fren diski çalışmaları hakkında bilgi verildi</strong></p>
<p>Açılışın ardından fuar alanını gezen Bakan Kacır, Kutes standını ziyaret etti. Ziyarette şirketin yeni ürünleri ve nihai ürüne yönelik çalışmaları hakkında bilgi sunuldu. Özellikle binek araçlar için geliştirilen fren disklerinde ulaşılan aşama ve ürün gamının genişletilmesine yönelik hedefler paylaşıldı.</p>
<p>Kutes’in fren diski ürün gamında 50 referansa ulaştığı, hedefin bu sayıyı 250’ye çıkarmak olduğu aktarıldı. Görüşmede Türkiye otomotiv yenileme pazarının ihtiyaçları ve yerli üretim imkânları üzerine de değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Kutmangil, şirketin ürün geliştirme yaklaşımı hakkında, “Döküm ve talaşlı imalatta sahip olduğumuz birikimi, nihai ürünlerle daha yüksek katma değere dönüştürmek istiyoruz. Binek araç fren disklerinde 50 referansa ulaştık. Hedefimiz, ürün gamımızı 250 referansa çıkararak pazardaki farklı ihtiyaçlara daha geniş bir yelpazede cevap verebilmek. Sayın Bakanımızın standımızı ziyaretinde hem çalışmalarımızı paylaşma hem de Türkiye otomotiv yenileme pazarını değerlendirme imkânı bulduk.” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şirketin fuar boyunca yerli ve yabancı sektör temsilcilerini standında ağırlayarak üretim kabiliyetlerini ve yeni ürünlerini tanıttığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kutes-fren-diski-urun-gamini-250-referansa-cikarmayi-hedefliyor-90708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/4-1793110828.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 76’ncısı düzenlenen Dünya Döküm Kongresi&#039;nin platin sponsorları arasında yer alan Kutes, etkinliğin ardından İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılan ANKIROS 2026’da binek araçlara yönelik fren diski modellerini tanıttı. İcra Kurulu Başkanı Ali Esat Kutmangil, &quot;Binek araç fren disklerinde 50 referansa ulaştık. Hedefimiz, ürün gamımızı 250 referansa çıkararak pazardaki farklı ihtiyaçlara daha geniş bir yelpazede cevap verebilmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-90676</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, Avrupa’dan oda ve iş dünyası temsilcilerini Gaziantep’te ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türkiye-AB İş Dünyası Diyaloğu II (TEBD II) Projesi kapsamında, 20-22 Ekim 2026 tarihlerinde Avrupa’dan gelen oda ve iş dünyası temsilcilerini Gaziantep’te ağırladı. Üç günlük programda, kentin gastronomi kültürü, geleneksel üretim yöntemleri ve kültürel mirasının ekonomik fırsatlara nasıl dönüştürülebileceği yerinde ele alındı.</p>
<p>Avrupa Odalar Birliği (Eurochambres) tarafından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ortaklığında yürütülen TEBD II Projesi, Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerindeki odalar ve iş dünyası kuruluşları arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Fransa, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Belçika, Avusturya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’dan ticaret ve sanayi odaları ile iş dünyası kuruluşlarının 13 temsilcisinin katıldığı programda, Eurochambres, TOBB ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı temsilcileri de yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07514a459b-1793094932.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Programın açılışında konuşan GTO Yönetim Kurulu Başkanı M. Tuncay Yıldırım, Gaziantep’in kültürel değerlerinin ekonomik fırsatlara dönüştürülmesinin önemini vurgulayarak, “Gastronomimizden el sanatlarımıza, tarihî çarşılarımızdan mozaiklerimize kadar sahip olduğumuz her değer, bu şehrin kimliğinin bir parçası. Bizim için önemli olan, bu değerleri korumak kadar onlardan yeni fırsatlar yaratmak” ifadelerini kullandı. Açılışta TOBB, Eurochambres ve Avrupa Birliği Başkanlığı temsilcileri de konuşmalarını gerçekleştirdi.</p>
<p>Program kapsamında Gaziantep Ticaret Odası Genel Sekreteri Hasan Baran Uçaner, Gaziantep’in ekonomik yapısı ve bölgesel ekonomideki rolü hakkında bilgi verirken, Genel Sekreter Yardımcısı Gülbin Çalışkantürk, Odanın gastronomi ve gastronomi turizmi alanındaki projelerini tanıttı. Gastronomi Mirası Danışmanı ve Yazar Filiz Hösükoğlu, Gaziantep mutfağının antik çağlardan günümüze uzanan hikâyesini paylaşırken, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Bilim Dairesi Başkanı Hüseyin Ateş, kentin gastronomi sektörünün gelişimini, karşılaştığı zorlukları ve stratejik hedeflerini ele aldı. Ateş ayrıca Gaziantep’in UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na katılım süreci ve uluslararası gastronomi markası hâline gelmesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Programın ikinci günü Gaziantep Gastronomi Akademisi’nde (GAGA) gerçekleştirildi. Gaziantep ve Hasan Kalyoncu Üniversite akademisyenleri, Gaziantep Kalkınma Vakfı ve sektör temsilcileri; yerel ürünler, coğrafi işaretli lezzetler, tarladan çatala yaklaşımı ve sıfır atık uygulamaları hakkında bilgi paylaştı. GAGA’nın uygulama restoranı Bulla’da gerçekleştirilen katmer gösterisinin ardından katılımcılar, GAGA şefleri ve sıfır atık uzmanı Esra Göğüş eşliğinde, ekmek artıklarının değerlendirildiği geleneksel bir sıfır atık mezesi olan Omaç hazırlama atölyesine katıldı. Atölye, geleneksel mutfak bilgisinin gıda israfını azaltan sürdürülebilir uygulamalarla nasıl buluşabileceğini ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07530eec39-1793094960.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Üçüncü gün, Gaziantep’in üretim kapasitesi ve dış ticaret potansiyeline odaklanıldı. Gaziantep Ticaret Borsası ve Gaziantep Sanayi Odası ziyaretlerinde kentin gıda ve tarıma dayalı sanayisi ele alındı. GTO’da düzenlenen oturumda ise gıda ve tarım ürünlerinin dış ticaretinde Türkiye–AB mevzuatı ve gümrük prosedürleri değerlendirildi. Katılımcılar ayrıca gastronomi sektöründe başarı elde etmiş genç bir girişimcinin deneyimlerini dinleyerek girişimcilik ve işletme geliştirme süreçlerine ilişkin bilgi edindi.</p>
<p>Çalışma ziyareti boyunca heyet, Gaziantep’in el sanatlarını, üretim kültürünü ve gastronomi mirasını farklı ziyaret noktalarında keşfetti. Mozaik sanatından geleneksel sabun ve pekmez üretimine, mutfak kültüründen peynir yapımına uzanan ziyaretler; tarihî çarşılar, geleneksel ticaret mekânları ve yerel lezzetlerle tamamlandı. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda 2015 yılından bu yana gastronomi alanında yer alan Gaziantep, kültürel mirasın girişimcilik, KOBİ’lerin gelişimi, istihdam ve ihracatla buluşmasına yönelik örnekleriyle uluslararası katılımcılara tanıtıldı.</p>
<p>Program, 30. yılını kutlayan Gaziantep Avrupa Birliği Bilgi Merkezi anısına Şehitkamil Sanat Merkezi’nde düzenlenen sergi ve caz konseriyle sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-90676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-1793094992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEBD II Uluslararası Çalışma Ziyareti, “Gastronomi ve El Sanatları: Kültürel Mirasın Ekonomik Bir Avantaja Dönüştürülmesi” temasıyla Gaziantep’te gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-90674</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil sektörü IITAS’ta buluştu: Güç birliği ve dönüşüm vurgulandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nün, tekstil ve hazır giyim alanındaki bilimsel bilgi paylaşımını teşvik etmek amacıyla 1976 yılından bu yana düzenlediği Uluslararası İzmir Tekstil ve Hazır Giyim Sempozyumu’nun (IITAS) on yedincisini gerçekleştirdi.</p>
<p>Sempozyum kapsamında, moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Atılgan’ın yaptığı “Tekstil ekonomisinde dönüşüm ve yeni değerler” başlıklı panele EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ da konuşmacı olarak katıldı. Panelde, hazır giyimde uzayan kriz, küresel rekabet stratejileri ve dijital dönüşüm fırsatları masaya yatırıldı.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, Türkiye'nin geçmişte her 10 yılda bir kriz yaşayıp, 1 yıl içerisinde krizleri atlattığını, finansal kaslarının güçlü olduğunu belirterek, “Küresel kriz savaşlarla birleşerek ilk defa bu kadar uzadı” dedi.</p>
<p>Fayat, kuru bastırarak enflasyonu düşürme stratejisinin sanayici açısından pazar kaybına yol açtığını ve krizin emek yoğun sektörlerden tüm sanayiye yayıldığını söyledi.</p>
<p>11. Kalkınma Planı'nda tekstil kapasitesinin doyuma ulaştığı raporlanmasına rağmen, pandemide siparişlerin süreceği zannıyla milyarlarca dolarlık gereksiz inşaat ve makine yatırımı yapıldığını hatırlatan Fayat, “12. Kalkınma Planı yapılırken, 11. Plan raporları dahi bulunamadı. Devlet Planlama Teşkilatı'nın acilen kurulması gerekiyor. Kriz uzadıkça sanayiciler küsüyor. Pek çok şirket sahibi bilançosunu devredip sektörden çıkmaya razı” diye konuştu.</p>
<h2>Toygar Narbay: Üretimsiz toplumlar yüksek teknolojiyi de kaybetti</h2>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanı Toygar Narbay, Avrupa'nın 1980'lerde üretimi 3. ülkelere kaydırıp sadece marka ve yüksek teknolojiyi tutma stratejisinin çöktüğünü, üretimsiz toplumların yüksek teknolojiyi de kaybettiğini dile getirdi. Türkiye'nin de aynı hataya düşme riski taşıdığını söyleyen Narbay, “Türkiye'nin Batı'da lüks, Doğu'da değer markaları üretmesi; Suriye, Kuzey Irak ve Azerbaycan gibi çevre havzalarda ise ekonomi markaları üreterek hacmini koruması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Narbay, Gümrük Birliği'nin yenilenmesinin sektöre doğrudan ek avantaj getirmeyeceğini belirterek, “Asıl sorun, Avrupa Birliği’nin (AB) üçüncü ülkelerle Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) imzalarken, Türkiye'yi kısıtlaması” dedi.</p>
<h2>Çağlar Bağcı: Hazır giyim sektörü yeniliklere hızlı adapte oluyor</h2>
<p>Dijital dönüşümün eskiden yüksek bütçeler gerektirdiği için KOBİ'lerin uzak kaldığını, ancak yapay zekanın bu süreci demokratikleştirdiğini ve küçük firmaların da adapte olmasını sağladığını belirten Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, “Kumaş planlamadan satın almaya ve müşteri temsilciliğine kadar rutin işler yapay zekaya devredilerek verimlilik artırılabilir. Türk üreticisi ve hazır giyim sektörü teknolojiye ve yeniliklere çok hızlı adapte oluyor” dedi.</p>
<p>Sektör olarak döviz dönüşüm desteğinin %3'ten %6-10 seviyesine çıkarılması talep edilirken, uygulama %1 - %1.5 seviyelerine gerilediğini belirten Bağcı, Türkiye'deki sanayisizleşme sürecinin çok erken başladığına da değinerek sanayinin yurt içi hasıladaki payının 2021'de %22.1 iken 2026 hedef/projeksiyonlarında %14.9'a kadar gerilediğini dile getirdi.</p>
<h2>Hakan Güldağ: Küçük işletmeleri birleşmeye teşvik edecek modele ihtiyaç var</h2>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Güney Kore'nin KOBİ'lerini kümelenme modelleriyle verimli kılması örneğini vererek, Türkiye'nin de küçük işletmeleri birleşmeye ve güç birliği yapmaya teşvik edecek benzer bir destek modeline acilen ihtiyaç duyduğunu söyledi.</p>
<p>Ölçek büyüdükçe firmaların uygun finansmana erişiminin kolaylaşacağını belirten Güldağ, kapanan tesislerle bir kez kaybedilen sanayi yetkinliklerinin geri gelmesinin çok uzun zaman alacağını, ülkenin sadece hizmet ve turizm sektörüyle kalkınamayacağını belirtti. Güldağ, bu süreci yönetebilmek için bütüncül bir devlet aklına ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-90674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/4/1280x720/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-1793092898.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 17. IITAS’ta bir araya gelen sektör temsilcileri, uzayan küresel kriz ve baskılanan kur nedeniyle sanayinin milli gelirdeki payının gerilediğine dikkat çekerek acil planlama ve destek çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarinin-tasfiye-ve-odeme-esaslarini-belirledi-90673</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonlarının tasfiye ve ödeme esasları belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) "7596 Sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Uyarınca Yapılacak Tasfiye ve Ödemelere İlişkin Usul ve Esaslar"ı Kurulun internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, kanun hükümleri çerçevesinde SPK'nin 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiye kapsamına alınan Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu yatırım fonlarının tasfiyesine başlanacak.</p>
<p>Fonların tasfiye sürecine ilişkin çalışmalar, SPK'nin koordinasyonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Borsa İstanbul AŞ, Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Ziraat Bankası AŞ, Türkiye İş Bankası AŞ ve ilgili diğer kuruluşlarla birlikte yürütülecek.</p>
<p>Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonların tasfiyesi, Ziraat Bankası, Tera Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonların tasfiyesi ise Türkiye İş Bankası tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>SPK'nin 30 Eylül 2026 ve 15 Ekim 2026 tarihli kararları çerçevesinde, Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarının pay sahiplerine ara ödeme yapılacak.</p>
<p>Ara ödemelere öncelikli olarak unvanında "para piyasası" ibaresi yer alan yatırım fonlarından başlanacak.</p>
<p>Söz konusu portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu tasfiye kapsamındaki fonların dağıtılabilir nakdinin, tasfiye karar tarihinden bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olması halinde, fon pay sahiplerine ara ödeme yerine nihai ödeme yapılacak.</p>
<p><strong>Ara ödeme tutarı 1 milyon lirayı aşamayacak</strong></p>
<p>Söz konusu usul ve esaslar kapsamında fon pay sahiplerine fon bazında yapılacak ara ödeme tutarı, MKK tarafından endeksleme uygulanmaksızın hesaplanan net yatırım tutarını ve 1 milyon lirayı aşamayacak.</p>
<p>Dağıtılabilir nakdin ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi halinde, her bir fon katılma payı sahibi için MKK tarafından hesaplanan ve tasfiye ile görevli bankalara iletilen net yatırım tutarları esas alınacak. Unvanında "para piyasası" ibaresi yer alan fonlarda 17 Eylül 2026'dan önceki gün sonu, diğer fonlarda ise ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan tutarlar ile 1 milyon liralık ara ödeme tavanı arasındaki en düşük tutar dikkate alınarak fon katılma payı sahiplerine tasfiye ile görevli bankalarca ara ödeme yapılacak.</p>
<p>Para piyasası niteliğindeki fonlar dışındaki fonlarda, fon malvarlığındaki dağıtılabilir nakdin toplam ara ödeme yükümlülüğüne oranı dikkate alınarak, bu oranı en yüksek olandan başlanarak ödeme yapılacak.</p>
<p>Aynı veya yakın karşılama oranına sahip fonlar arasında, mevcut nakitle ara ödeme tutarı karşılanabilecek yatırımcı sayısı en fazla olan fon dikkate alınarak tasfiye ile görevli bankalarca ödeme sırası belirlenecek.</p>
<p>Fon malvarlığındaki dağıtılabilir nakdin, bu usul ve esaslarda belirtilen şekilde hesaplanan ara ödeme tutarlarının toplamını karşılamaya yetmemesi halinde, her bir fon için MKK tarafından hesaplanacak ara ödeme tutarı en düşük olan fon katılma payı sahibinden en yüksek olana doğru ara ödeme sırası oluşturulabilecek. Alternatif olarak, tasfiye ile görevli bankalar, fon bazında en fazla sayıda yatırımcıya ödeme yapılmasını sağlayacak şekilde portföydeki likit varlık büyüklüğü ve ara ödeme tutarlarını esas alan bir analiz yapabilecek. Bu analiz sonucunda, tüm fon pay sahiplerine uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına Kurulca onay verilebilecek.</p>
<p><strong>Ara ödemeler katılma payları iade alınmaksızın gerçekleştirilecek</strong></p>
<p>17 Eylül 2026 tarihli kararlarla tasfiyesine karar verilen fonlarla birlikte hareket ettiği veya bu fonların iştirakiyle fiil işlediği SPK tarafından tespit edilen ve MKK tarafından tasfiye ile görevli kuruluşlara bildirilen kişi ve kurumlara, söz konusu fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.</p>
<p>Genel hisse iade hesabına aktarılan tutarların tasfiye kapsamındaki fonlara dağıtımında ise ara ödemeleri tamamlamak amacıyla, ara ödemeyi karşılama oranı en düşük olan ve net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında bulunan yatırımcı sayısı en fazla olan para piyasası fonlarına öncelik verilecek. Söz konusu tutarlar, mümkün olan en fazla sayıda yatırımcının ara ödemesini sağlayacak bir dağıtım yöntemiyle ilgili fonlara aktarılacak.</p>
<p>İlgili hesapta tutar kalması halinde diğer fonlar için de aynı esaslar uygulanarak dağıtım yapılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarinin-tasfiye-ve-odeme-esaslarini-belirledi-90673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasına göre, ara ödemelere öncelikli olarak ünvanında &quot;para piyasası&quot; ibaresi yer alan yatırım fonlarından başlanacak. Para piyasası niteliğindeki fonlar dışındaki fonlarda, dağıtılabilir nakdin toplam ara ödeme yükümlülüğüne oranı en yüksek olandan başlanarak ödeme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-90672</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fettah Tamince: Yatırımcılar uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Rixos Otelleri Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, Antalya Turizm Fuarı’nda yaptığı konuşmada başarı öyküsünü anlattı.</p>
<p>Antalya’da 40 yıl önce halı satarak turizme başladığını belirten Tamince, Türk turizminin bu süre içinde çok hızlı geliştiğini söyledi.</p>
<p>Türk turizminin yeni bir başarı hikayesi yazması gerektiğini anlatan Tamince, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’100 milyon turist yerine daha yüksek turizm gelirini hedeflemeliyiz. 100 milyon turist, 100 milyar dolar gelir hedef olmamalı. 50 milyon hatta 30 milyon turist ile 100 milyar dolar gelir hedefi olmalı. Türkiye turizmi artık ucuz iş gücü ve yatak kapasitesini artırmaya dayalı büyüme anlayışıyla ilerleyemez. Turizmde farklılaşma, katma değer, ürün çeşitliliği ve küresel markalaşmaya daha fazla önem verilmeli. Türk turizmcisi daha fazla uluslararası markalar yaratmalı. Antalya'da yeni oteller inşa etmek yerine mevcut tesislerin verimliliği artırılmalı. Antalya’da yeni otel yapmaya gerek yok. Biz turizmi ülkemizin her tarafına yaymakla mükellefiz. Türkiye, uluslararası turizmde önemli bir noktaya ulaştı. Mevcut büyüme modeli artık yeniden ele alınmalı.’’</p>
<p>Türkiye'nin 40 yıl içinde havalimanları, ulaşım altyapısı, turizm kentleri ve uluslararası otel markalarıyla önemli bir gelişim gösterdiğini anlatan Fettah Tamince, Türk turizminin geleceğine yönelik önerilerde de bulundu. Tamince, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Birbirine benzer özelliklere sahip otellerin sürekli artması sektör için doğru bir büyüme modeli değil. 2027 yılından itibaren yatırımcılar, birbirine benzeyen yeni tesisler yapmak yerine mevcut otellerin nasıl daha verimli ve farklı hâle getirilebileceğine odaklanmalı. Ürün çeşitliliğine yönelmeli, yeni otel, değil, farklı ürün olmalı. Turizm yatırımlarında nicelikten çok farklılaşmaya önem verilmeli. Yeni yatırım ve teşvikler farklı turizm ürünlerine ve ihtiyaç duyulan destinasyonlara yönlendirilmeli.’’</p>
<p>Tamince, turizm faaliyetlerinin Anadolu'nun farklı bölgelerine yayılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Yeni rakipler geliyor"</strong></p>
<p>Antalya Kaleiçi'nin tarihî ve kültürel mirasının korunmasına da dikkat çeken Tamince, Dünyada yeni destinasyonların oluştuğunu ve yeni rakiplerin geldiğini söyledi. Tamince şunları anlattı:</p>
<p>‘’Antalya ve Kaleiçi’nin değerleri korunarak geliştirilmesi ve uluslararası turizmde daha görünür hâle getirilmeli. Türk turizmi uluslararası rekabet koşullarını değerlendirmeli. Rixos olarak Dünyanın 24 ülkesinde 50 otelimizle faaliyet gösteriyoruz. Vietnam altyapı ve turizm tesislerine yönelik yatırımlarını hızlandırdı. Vietnam, Türkiye ve İspanya'nın geçmişte uyguladığı büyüme modellerinden yararlanmaya çalışıyor. Mısır'ın turizm yatırımlarıyla önemli bir büyüme potansiyeline sahip. Yeni tesisler ve turizm merkezleriyle uluslararası pazardan daha fazla pay almaya hazırlanıyor. Suudi Arabistan ise daha büyük ölçekli turizm merkezleri, havalimanları, ulaşım altyapısı ve uluslararası otel markalarına yönelik yatırımlarıyla dikkat çekiyor.’’</p>
<p><strong>‘’Türk turizm işletmeleri uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşmalı’’</strong></p>
<p>Türkiye'nin 40 yıllık turizm deneyimiyle önemli bir bilgi birikimine ve uluslararası markalara sahip olduğunu dile getiren Fettah Tamince, bu deneyim dünya pazarlarına daha güçlü biçimde taşınmalı’’ diye konuştu. Tamince, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türk turizm markaları otelcilikle sınırlı kalmıyor. Tur operatörleri ve hava yolu şirketlerimizde farklı ülkelerde faaliyetler yürütüyor. Türkiye'nin turizm alanındaki birikimine küresel ölçekte yüksek talep var. Birçok ülke Türk yatırımcılarını ve turizm işletmecilerini kendi pazarlarına davet ediyor. Arsa tahsisi, finansman ve teknik altyapı gibi çeşitli destekler sunuluyor. Turizm yatırımlarımızı uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşturmalıyız. Türk turizminin yeni büyüme modelinde finansman çok önemli. Yatırımcılarımız uluslararası sermaye piyasalarına daha fazla yönelmeli. Dünyanın büyük yatırım fonları konaklama ve gayrimenkul sektörüne önemli kaynaklar ayırıyor. Türkiye'deki turizm yatırımları da bu finansman olanaklarından yararlanmalı. Turizm tesisleri Londra, New York, Dubai, Hong Kong ve Singapur gibi uluslararası finans merkezlerindeki sermaye piyasalarıyla buluşturulmalı ve değerlendirilmeli.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-90672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-1793091947.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da yeni otel yapılmasına ihtiyaç olmadığını belirten Rixos Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, turizmin tüm Anadolu’ya yayılması, çeşitlendirilmesi ve uluslararası sermaye piyasalarına taşınması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-90670</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO’dan deniz ekosistemlerinin korunması için farkındalık etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu destekleriyle, Kocaeli Sanayi Odası (KSO) bünyesinde faaliyet gösteren Kocaeli AB Bilgi Merkezi tarafından Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında “Deniz Ekosistemleri, Dalış ve İleri Dönüşüm Etkinliği”gerçekleştirildi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin çevre ve iklim politikalarına ilişkin farkındalığı artırmak, deniz ekosistemlerinin ve biyoçeşitliliğin korunmasına dikkat çekmek ve döngüsel ekonomi yaklaşımını yaygınlaştırmak amacıyla Değirmendere’de düzenlenen etkinlikte katılımcılar; sertifikalı dalgıçlar eşliğinde kontrollü dalış deneyimi yaşadı, hayatta kalma ve kurtarma tatbikatına katıldı. Program kapsamında ayrıca dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulamalı çalışma ile sanat atölyesi gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinlik kapsamında eş zamanlı düzenlenen dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulamalı çalışmalar ile resim, yoga ve nefes, kağıt hamuru atölyeleri sayesinde katılımcılar; yeniden kullanım, sürdürülebilir üretim ve doğayla uyumlu yaşam konularında deneyim kazandı. Program, çevrenin korunmasında bireysel farkındalığın ve toplumsal katılımın önemini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/27/foto-4-uygulamali-calismalar-3-dcaa.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Amacımız farkındalık oluşturmak”</h2>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Kocaeli AB Bilgi Merkezi olarak Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu destekleriyledeniz ekosistemlerinin korunması ve çevre bilincinin artırılması konusunda ilimizde önemli farkındalık çalışması yaptık. Dalış deneyimiyle deniz yaşamının korunmasının önemine dikkat çekerken, dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesiyle döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim konusunda farkındalık oluşturduk. Bu yıl ülkemiz ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31 Zirvesi’nde de deniz ekosistemleri tematik başlıklar arasında yer alıyor. Biz de bu önemli zirvede Kocaeli Sanayi Odası olarak yer alacak ve TOBB öncülüğünde düzenlenecek Business Forum’da ana mesajlarımızı paylaşacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-90670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-1793090646.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli AB Bilgi Merkezi tarafından Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında Değirmendere’de düzenlenen etkinlikte deniz ekosistemlerinin korunması, dip çamurunun ileri dönüşümle yeniden değerlendirilmesi ve sürdürülebilir yaşam konularına dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-eylulde-artti-90665</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik eylülde arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, eylülde bir önceki aya kıyasla 198 bin artışla 2 milyon 967 bin kişi oldu. İşsizlik oranı, 0,5 puan artarak yüzde 8,4'e yükseldi.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,1 puan azaldı.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,9 iken, kadınlarda yüzde 11,3 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Eylülde, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı da bir önceki aya göre 1,6 puan artarak yüzde 14,8 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,4, kadınlarda ise yüzde 23,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,2</td>
<td>9</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,7</td>
<td>8,1</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
<td>8,1</td>
<td>7,7</td>
<td>8,2</td>
<td>7,9</td>
<td>8,4</td>
<td> </td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, eylülde bir önceki aya kıyasla 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bin kişiye düştü. İstihdam oranı da 0,1 puan azalışla yüzde 48,3 olarak gerçekleşti. Bu oran, erkeklerde yüzde 65,8, kadınlarda yüzde 31,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, eylülde bir önceki aya göre 149 bin kişi artarak 35 milyon 412 bin kişiye çıktı. İş gücüne katılma oranı 0,1 puan artışla yüzde 52,7 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,7, kadınlarda yüzde 35,2 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, eylülde bir önceki aya göre 0,1 saat azalışla 42,4 saat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, eylülde aylık bazda 0,2 puan artışla yüzde 31,2 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20,5 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,7 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde eylül ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>67.168</td>
<td>33.199</td>
<td>33.969</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.412</td>
<td>23.456</td>
<td>11.956</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.445</td>
<td>21.842</td>
<td>10.603</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.967</td>
<td>1.614</td>
<td>1.353</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.756</td>
<td>9.743</td>
<td>22.013</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,7</td>
<td>70,7</td>
<td>35,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,3</td>
<td>65,8</td>
<td>31,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,4</td>
<td>6,9</td>
<td>11,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>14,8</td>
<td>10,4</td>
<td>23,3</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-eylulde-artti-90665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/issizlik-subatta-02-puan-geriledi-1743067818.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,5 puan artışla yüzde 8,4&#039;e çıktı. Genç işsizlik oranı ise 1,6 puan yükselerek yüzde 14,8 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ab-makine-emniyeti-mevzuatina-uyum-sureci-tamamlandi-90664</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: AB makine emniyeti mevzuatına uyum süreci tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin gereği olarak makine emniyeti mevzuatının AB mevzuatıyla uyumlaştırıldığını bildirdi.</p>
<p>Çalışmaların, Bakanlığın girişimleri ve öncülüğünde yürütüldüğü kaydedilen açıklamada, AB ile müzakerelerin başarıyla tamamlandığı ve mevzuat uyumunu teyit eden beyan metninin imzalandığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, makine sektörünün, AB'ye yıllık 10 milyar doları aşan ihracatı ve AB'ye yapılan toplam ihracatın içindeki yüzde 10'un üzerindeki payıyla, Türkiye ekonomisi ve AB ile ticari ilişkiler bakımından stratejik öneme sahip olduğuna işaret edilerek, "İmzalanan beyan metniyle, makine sektörümüzün Gümrük Birliği kapsamında malların serbest dolaşımı ilkesinden tam anlamıyla yararlanmasının önü açılmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.​​​​​​​</p>
<p><strong>"Somut kazanımlar elde etmek için çalışmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Bu çerçevede, Türkiye'de onaylanmış kuruluş atamalarının yapılabilmesi ve makine ihracatçılarının AB üyesi ülkelerdeki üreticilerle eşdeğer koşullarda uygunluk değerlendirme ve belgelendirme işlemlerini burada gerçekleştirebilmesinin mümkün hale geldiği aktarılan açıklamada, "Makine ihracatçılarımızın AB pazarına ulaşımında karşılaştıkları teknik ve idari süreçlerin kolaylaştırılması, belgelendirmeden kaynaklanan maliyetlerin ve idari yüklerin asgari düzeye indirilmesi ve sektörümüzün rekabet gücünün artırılması yönünde önemli bir kazanım elde edilmiştir. Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin etkin işleyişinin güçlendirilmesi ve sanayimizin AB tek pazarı ile bütünleşmesinin derinleştirilmesi bakımından önemli bir adım teşkil eden bu gelişmenin, tüm makine sanayicilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı olmasını diliyoruz. Bakanlık olarak firmalarımızın menfaatlerini her platformda kararlılıkla savunmaya ve ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak somut kazanımlar elde etmek için çalışmaya devam edeceğiz." ifadeleri kullandıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ab-makine-emniyeti-mevzuatina-uyum-sureci-tamamlandi-90664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin AB makine emniyeti mevzuatına uyum sürecinin tamamlandığını duyuran Ticaret Bakanlığı, &quot;Makine sektörümüzün Gümrük Birliği kapsamında malların serbest dolaşımı ilkesinden tam anlamıyla yararlanmasının önü açılmıştır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhurbaskanligi-yillik-programi-resmi-gazetede-90663</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı: Enflasyon hedefi yüzde 21</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nın onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan ve gelecek yılı kapsayan programda, Türkiye ekonomisine ilişkin temel ekonomik büyüklükler ve hedefler yer aldı.</p>
<p>Buna göre, büyümede bu yıla ilişkin gerçekleşme tahmini yüzde 3,3 olurken, ekonominin 2027'de yüzde 4,2 büyüyeceği öngörüldü.</p>
<p>Enflasyonun bu yıl sonunda yüzde 28,4 olacağı tahmin edilirken, gelecek yıl sonu hedefi yüzde 21 oldu.</p>
<p>Öngörülen büyüme çerçevesinde istihdamın 2027'de 657 bin kişi artması bekleniyor. İşsizlik oranının ise bu yıl yüzde 8,1 olması öngörülürken gelecek yıl hedefi yüzde 8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İhracatın, 2026 sonunda 282 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği, gelecek yıl 292 milyar dolara yükseleceği öngörüldü.</p>
<p>İthalatın ise bu yıl sonunda 387 milyar dolar olacağı, 2027'de 397 milyar dolar seviyesine yükseleceği ve dış ticaret açığının da gelecek yıl 105 milyar dolar olacağı tahmin edildi.</p>
<p>Cari işlemler açığının 2027'de 38,5 milyar dolar seviyesinde kaydedilmesiyle açığın gayri safi yurt içi hasılaya oranının yüzde 1,9 olacağı öngörüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhurbaskanligi-yillik-programi-resmi-gazetede-90663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı&#039;da 2027 için büyüme hedefi yüzde 4,2, enflasyon hedefi de yıl sonu için yüzde 21 olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-sattik-peki-sorumlulugumuz-bitti-mi-90661</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürünü sattık, peki sorumluluğumuz bitti mi? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi gündemimizde daha fazla yer tutuyor. Tam da bu ortamda, YASED’in düzenlediği “Sorumluluktan Döngüselliğe: GÜS, Döngüsel Ekonomi ve Uluslararası Yeşil Yatırımlara Etkileri” panelinde; Nestlé CEO’su Bernie Stefan, Honeywell Genel Müdürü Emre Kuzu ve SGS Türkiye Genel Müdürü Nadin Hacerestunc ile ‘Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) konusunu farklı yönleriyle ele alma fırsatı bulduk. </p>
<p>COP31’e doğru ilerlerken iklim, sıfır atık ve döngüsel ekonomiyi daha fazla konuşacağımız aşikâr, ancak esas mesele bu kavramları üretim, teknoloji ve yatırım modelimize ne ölçüde aktarabildiğimiz olacak. GÜS de bu dönüşümün önemli test alanlarından biri. Bu başlığın önemine baktığımızda, YASED tarafından gerçekleştirilen bu zirvenin bir anlamda Antalya’da gerçekleşecek COP31 için  bir ön prova olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Atık büyüyor, sorumluluk artıyor</strong> </p>
<p>Küresel atık rakamları meselenin boyutunu açıkça gösteriyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,56 milyar ton belediye atığı oluştu. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde, bunun 2050’de 3,86 milyar tona ulaşması bekleniyor. Bu tablo yalnızca “Atıkları nasıl yöneteceğiz?” sorusunu değil, “Bu kadar atığın oluşmasını nasıl önleyeceğiz?” sorusunu da sorduruyor. </p>
<p>Döngüsel ekonomi burada geleneksel yaklaşımın sınırlarını genişletiyor. Ürünün hikâyesi satış noktasında bitmiyor; kullanım ömrünün sonunda nasıl toplanacağı, yeniden kullanılıp kullanılamayacağı, geri dönüşüm imkânı ve maliyetinin nasıl karşılanacağı da iş modelinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.  Bu nedenle GÜS’ü yalnızca çevre mevzuatının yeni bir yükümlülüğü olarak okumamak gerekiyor. </p>
<p>Örneğin; 100 TL’ye satın aldığımız bir tişörtün maliyeti gerçekten 100 TL mi? Kasada ödediğimiz tutar sadece görünen fiyat. Peki kullanım ömrü tamamlandığında ortaya çıkan toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm maliyeti nerede? İşte bu noktada asıl dönüşüm, üreticinin ürün tasarlanırken daha ilk aşamadan itibaren tüm yaşam döngüsünü düşünmeye başlamasıyla gerçekleşecek.</p>
<p><strong>Atık mı, ikincil hammadde mi?</strong> </p>
<p>AB’de 2024 yılında kişi başına ortalama 517 kilogram belediye atığı oluştu. Ancak daha az atık üretmek tek başına daha döngüsel bir ekonomi anlamına gelmiyor. Asıl odak, oluşan atığın ne kadarını yeni bir ekonomik girdiye dönüştürebildiğimiz oluyor. </p>
<p>Eurostat verilerine göre, 2024’te AB’de kullanılan malzemelerin yalnızca %12,2’si geri dönüştürülmüş malzemelerden geldi. Hollanda’da bu oran %32,7’ye, Belçika’da %22,7’ye, İtalya’da %21,6’ya ulaşıyor. Dolayısıyla başarıyı yalnızca ne kadar atık ürettiğimizle değil, bunun ne kadarını yeniden ekonomik değere dönüştürebildiğimizle de ölçmemiz gerekiyor. </p>
<p><strong>Teknoloji ve rekabet</strong> </p>
<p>Teknoloji bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Ayırma, geri dönüşüm ve yeniden üretim teknolojilerindeki gelişmeler daha fazla malzemenin ekonomiye geri kazandırılmasını mümkün kılıyor. Buna rağmen, Avrupa Çevre Ajansı verileri AB’nin döngüsel malzeme kullanım oranının 2010’daki %10,7 seviyesinden 2024’te ancak %12,2’ye yükseldiğini gösteriyor. Yani dönüşüm var, ancak hızı henüz çok sınırlı. </p>
<p>İş dünyası açısından da konu giderek bir uyum meselesinin ötesine geçiyor. Ürün tasarımı, hammadde, ambalaj, geri dönüştürülebilirlik ve tedarik zinciri birbirinden bağımsız başlıklar değil. Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca “Kim daha düşük maliyetle üretiyor?” sorusu üzerinden değil, “Kim daha döngüsel üretebiliyor?” sorusu üzerinden de şekillenecek. </p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, GÜS’ün aynı zamanda bir yatırım konusu olduğunu söylemek mümkün. Döngüsel üretimi destekleyen teknoloji, altyapı ve ikincil hammadde ekosistemi geliştirebilen ülkeler ve şirketler açısından yeşil dönüşüm, yalnızca bir maliyet değil, rekabet avantajına da dönüşebilir. </p>
<p><strong>Şirketler nereden başlamalı?</strong> </p>
<p>Şirketler için üç konu öne çıkıyor. Birincisi, GÜS’e yeni bir maliyet kalemi olarak değil, ürünün yaşam döngüsü perspektifinden bakmak. İkincisi veri: şirketlerin artık yalnızca ne kadar ürettiklerini ve sattıklarını değil, kullandıkları malzemenin ve ambalajın yaşam döngüsünü de izlemeleri gerekecek. Üçüncüsü ise organizasyon: konuyu yalnızca çevre ekiplerine bırakmak yeterli değil; üretim, pazarlama, satın alma, finans, tedarik zinciri, vergi ve dış ticaret fonksiyonlarının da bu dönüşümün parçası olması gerekiyor. </p>
<p>Dolayısıyla şirketlerin kendilerine sorması gereken soru belki de şu: GÜS’ü yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak mı görüyoruz, yoksa döngüsel ekonomide yeni rekabet alanlarının kapısını açan stratejik bir dönüşüm olarak mı? Birincisi yükümlülüğü yerine getirmeye, ikincisi ise yaklaşan dönüşümün içinde doğru yerde konumlanmaya odaklanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-sattik-peki-sorumlulugumuz-bitti-mi-90661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ürünü sattık, peki sorumluluğumuz bitti mi?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turbulans-rahatsiz-edici-olsa-da-aslinda-iyi-bir-haber-90653</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türbülans rahatsız edici olsa da aslında iyi bir haber&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Enflasyon, döviz kuru ve finansmana ilişkin belirsizlikler şirketlerin yatırım kararlarını zorlaştırırken, Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, koşulların netleşmesini bekleyen şirketlerin büyüme fırsatlarını kaçırabileceğine dikkat çekti. İstikrarlı dönemlerde pazar payı kazanmanın zor olduğunu, ekonomik çalkantı dönemlerinde ise rakipleri yatırım yapmaktan çekinirken harekete geçen şirketlerin öne çıkabileceğini belirten Saenz, “Türbülans rahatsız edici hissettirir ama aslında iyi bir haberdir. Ancak kenarda oturarak bu fırsatı değerlendiremezsiniz” dedi.</p>
<p>Küresel belirsizlikler ve yapay zekanın iş dünyasına etkileri üzerine sorularımızı yanıtlayan Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, günümüz dünyasında her stratejik kararın geleceğe ilişkin bir bahis olduğunu belirterek, “Öngörünüzden eminseniz hızlanın. Emin değilseniz gerektiğinde geri dönebileceğiniz bir açık kapı bırakın” dedi.</p>
<h2>“Emin olduğunuz alanlarda hızlanın” </h2>
<p>Enflasyon, kur ve finansman koşullarının yatırım kararlarında belirleyici olduğu ekonomilerde şirketlerin nasıl hareket etmesi gerektiğini değerlendiren Saenz, yöneticilerin öncelikle geleceğe ilişkin varsayımlarını açıkça ortaya koyması gerektiğini söyledi. İki seçenek üzerinden hazırlanan senaryoların günümüz dünyasının değişim hızını karşılamakta yetersiz kaldığını ifade ederek, “İki seçenekten oluşan bir dünyada yaşamıyoruz. Her gün değişen çoklu seçeneklerin olduğu bir dünyadayız. Bu, belirsizlik değil; türbülans” dedi. Saenz’e göre şirketlerin her öngörüyü iki soruyla değerlendirmesi gerekiyor: Öngörünün gerçekleşeceğinden ne kadar eminler ve yanılmanın maliyeti ne olacak? Yönetim ekiplerinin bu değerlendirmeyi birlikte yapmasını öneren Saenz “Bir öngörünüzden çok eminseniz hızlanın. Çünkü bugün insanlar hızlanmıyor. Emin değilseniz esneklik sağlayın. İki yönlü kapılar oluşturun; içeri girebilin ama gerektiğinde geri de çıkabilin” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İnovasyondan 2,2 trilyon dolarlık kâr beklentisi </h2>
<p>Bain’in analizine göre yapay zeka, 2035’e kadar toplam 4,7 trilyon dolarlık kârın oluşmasına veya şirketler arasında kârın el değiştirmesine yol açacak. Saenz, verimlilik artışı, inovasyon ve rekabetteki değişimden kaynaklanacak bu dönüşümün internetin yarattığı değişimden daha büyük ve hızlı olacağını söyledi. Yapay zeka kaynaklı verimlilik artışından şirketlerin elde edeceği net kazancı 1,1 trilyon dolar olarak hesapladıklarını belirten Saenz, sağlanan tasarrufun bir bölümünün fiyat indirimleriyle müşterilere yansıyacağını kaydetti. Yapay zeka sayesinde geliştirilecek yeni ürün ve hizmetlerden ise 2,2 trilyon dolarlık kâr beklendiğini açıklayan Saenz, “Bu tutar, verimlilikten beklenen kazancın iki katı. Pek çok kişi yapay zekayı verimlilik üzerinden ele alıyor ama daha büyük fırsat inovasyonda” dedi. Saenz, para kazanma biçimleri değiştikçe kazanan şirketlerin de değişeceğini, yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık mevcut kârın bu yolla farklı şirketlere geçmesini beklediklerini ifade etti.</p>
<h2>Üretimde rekabet avantajı fırsatı </h2>
<p>Yapay zekanın etkilerine göre sektörleri dört grupta değerlendiren Saenz; bulut, veri merkezleri, yarı iletkenler ve enerjide büyük talep oluşacağını; müşteri hizmetlerinde yapay zekayla hizmetin sunulma biçiminin değişeceğini, elde edilen kârın da yapay zeka sistemlerini elinde bulunduran şirketlere yöneleceğini kaydetti. Turizm ve konaklamada yapay zekayı pazarlama ve müşteri kazanımında iyi kullananların öne çıkacağını belirten Saenz, dördüncü grup olarak tanımladıkları ilaç, danışmanlık, siber güvenlik ve lojistikte ise iş yapma biçimlerinin köklü değişime uğrayacağını söyledi. Türkiye gibi üretim ve ihracata dayalı ekonomilerde talep tahmininin iyileştirilebileceğini belirten Saenz, makine öğrenimi, yapay zeka ve insansı robotları birlikte kullanan üreticilerin önemli rekabet avantajı elde edebileceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turbulans-rahatsiz-edici-olsa-da-aslinda-iyi-bir-haber-90653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/hernan-saenz-1793083351.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, çalkantılı dönemlerde yatırım yapan şirketlerin pazar payını artırabileceğini söyledi. Yapay zekanın 2035’e kadar toplam 4,7 trilyon dolarlık yeni kâr yaratmasını veya mevcut kârın şirketler arasındaki dağılımını değiştirmesini beklediklerini belirten Saenz, şirketlere “Yapay zeka uygulamalarında ilk dalga çok başarılı değildi. İkinci dalgayı kaçırmayın” çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsanin-genelinde-dusus-varken-yabanci-14-hissede-alima-odaklandi-90652</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsanın genelinde düşüş varken yabancı 14 hissede alıma odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta gerilerken, yabancının takası %37,45 seviyesinde. Sert satış dalgasına rağmen yabancı fonların 14 hissedeki payı arttı. BIST 30 hisselerinden Sabancı Holding, tabloda hem fiyatını artıran tek hisse olması hem de artan yabancı payı ile öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsa genelinde satıcılı bir seyir hakimken, takas verileri yabancıların bazı hisselerde genelden ayrışarak alım tarafında yer aldığını gösteriyor. Migros, Pegasus ve TAV hisselerinde fiyatlardaki geri çekilmelere rağmen yabancılar beş gün boyunca alım tarafında yer aldı. Öte yandan BİM’de 0,97 ve Tüpraş’ta 0,59 puan ile paylarını azaltma yoluna gittiler ve hafta boyunca hiç alım yapmadan düşük miktarlarda satışlarla piyasaya mal verdikleri gözlendi. Fiyatı tek artan hisse konumundaki Sabancı Holding’de ise dört gün boyunca alım yaparken paylarını 1,56 puan artırdılar.</p>
<h2>Düşerken aldılar</h2>
<p>Yabancı fonlar geçtiğimiz hafta fiyatı %4,59 düşen Migros hissesinde beş gün aralıksız alım yaparak paylarını %41,19’a yükselttiler. Şirket eylül ayında 13 yeni mağaza açarak toplam şube sayısını 3.827’ye çıkardı. Net satış alanını büyütmesi gelir artışı açısından önemli. Migros altı aylık dönemde gelirini %4 artırırken dönem sonu kârını %42 geriletti.</p>
<p>Pegasus geçtiğimiz hafta %2,35 oranında fiyatını düşürse de yabancılar paylarını 0,59 puan artırarak %11,7 seviyesine çıkardı. Firma eylül ayında toplam yolcu sayısını %7 artışla 4,27 milyona yükseltti, doluluk tarafında ise %88,3 seviyesinde gerçekleşirken hafif bir düşüş söz konusu. Hissenin fiyatı Mart 2025’te test ettiği 287,25 TL’nin ardından yaşadığı düşüşü sürdürüyor.</p>
<h2>Satıştan kaçamadılar</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta hem Türk Altın hem de TR Anadolu Metal’deki payını 1,34 puan azalttı. Piyasadaki satışlara ilave yabancının da satması her iki hissenin BIST 30 içinde en fazla düşenler arasında yer almasına yol açtı. Türk Altın'ın düşen piyasada zaman zaman kendi hissesinde olduğu kadar TR Anadolu hissesinden de alım yaptığı gözleniyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0466ae7ebd-1793082986.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PEG ORANI MI, AKTİF KÂRLILIK MI?</strong></p>
<p><strong>PEG oranı</strong>; gelecek vizyonu, ucuzluk, dinamik kıyaslama, yatırımcı psikolojisi. Tahmin bağımlılığı, zararda işlevsizlik, temettü ihmali, risk körlüğü.</p>
<p><strong>Aktif kârlılık</strong>; varlık verimliliği, yönetim karnesi, somut veri, sektörel harita. Değerleme noksanlığı, yanılgı, eski kayıt sorunu, sektörel uyumsuzluk.</p>
<p><strong>70 milyon dolarlık mühendislik aşaması sonrası master planla ilgili karar netleşecek</strong></p>
<p>Petkim epey zaman geçtiği halde neden yatırımı için harekete geçmiyor? ● Barış Çekmen</p>
<p>Barış; Petkim, yeni tesis kurulumu ve modernizasyonunu içeren master planı kapsamında yaklaşık 70 milyon dolar harcayacağı mühendislik aşamasına geçmiş bulunuyor. Program çerçevesinde uluslararası şirketlerle teknoloji lisans sözleşmelerini imzaladı. 2027 yılı sonuna kadar sürecek olan çalışmalar, nihai yatırım kararı öncesindeki son ve en kritik adımı oluşturmakta. Nihai karar ise maliyet ve fizibilite sonuçlarına göre verilecek. Bu anlamıyla zamana ihtiyaç var. Yatırımın gerçekleştirilmesi, Petkim'in rekabet ve üretim gücünü destekleyecek.</p>
<p><strong>Tahsisli sermaye artırımından elde ettiği fonu hedeflediği yatırımlarda kullandı</strong></p>
<p>Formet bedelli sermaye artırımından gelen fonu nerede kullandı? ● Kerem Güçlü</p>
<p>Kerem; Formet, geçtiğimiz nisanda tahsisli sermaye artırımı yoluyla elde ettiği toplam 285 milyon TL tutarındaki fonu büyüme stratejisi doğrultusunda kullandı. Gelen nakdin 135 milyon TL'si ile masa ve sandalye imalatı yapan ve ürünlerini yurtdışına ihraç eden Proline Sandalye'nin %52 payını satın aldı. 150 milyon TL'si ile de e-ticaret alanında faaliyet gösteren Stella Bahçe Mobilya'yı satın aldı. Gerçekleştirilen girişimler ihracat gelirleriyle e-ticaret pazar payını artırmayı amaçlıyor. Firma ayrıca Kayseri'deki GES'in kapasitesini artıracak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTV fonu küresel tarım şirketlerine yatırım yaparak yüzde 29 getiri sağladı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy'ün idaresindeki Tarım Değişken Fon (YTV), yıl boyunca yukarı yönlü bir eğilimle hareket etse de eylülün ikinci haftasından itibaren aşağı yöneldi. Mayıstan bu yana toplam değeri azalırken şimdilerde 181,85 milyon TL tutarında bir hacme sahip. Aynı sürede nakit çıkışının öne çıktığı fondan ekimde ayrılan tutar 5,3 milyon TL oldu. Benzer şekilde yatırımcı sayısında da bir süredir düşüş eğilimi gözlenirken şimdilerde fonda 1.480 yatırımcı bulunuyor. Temel stratejisi, küresel tarım sektöründe faaliyet gösteren şirketler ile onlara hizmet sağlayan firmaların hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün ağırlıklı ilk iki varlığına bakıldığında, %59,41 oranında yabancı hisse senedi ve %14,29 oranında yerli hisse senedi öne çıkıyor. Son bir yılda %28,96 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Inveo Araç Kiralama piyasadan %42,86 ile 90 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>GY Varlık Kiralama, nitelikli yatırımcılara 23.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 90.000.000 TL olan kira sertifikasının yıllık basit getirisi %39, bileşik getirisi ise %42,86'ya denk geliyor. 180 gün vadeli kira sertifikası, 3 aylık kupon ödemeli olacak. Kupon sayısı 2 olan ve her kuponuna isabet eden getiri oranı %9,62 düzeyinde bulunan kira sertifikasının vadesi 21.04.2027. 23 Ekim tarihli TLREFK %35,69 seviyesinde bulunuyor. Inveo Araç Kiralama'nın çıkardığı kira sertifikasının yıllık %39 basit getiri oranı TLREFK'nin yaklaşık 3,31 puan üzerinde bulunuyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcısı açısından cazip bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Kira sertifikası piyasada TRDGYVR42729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0464966652-1793082953.png" alt="" width="981" height="240" /><strong>SMART GÜNEŞ ENERJİSİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içinde 23,4 milyon dolarlık depolamalı güneş santrali kurulumu için anlaştı</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, yenilenebilir enerji sektöründeki anahtar teslim (EPC) projelerine bir yenisini daha eklediğini duyurdu. Yüzde 100 iştiraki Smart Güneş Enerji Ekipmanları, yurt içinde faaliyet gösteren kurumsal bir firmayla Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali ve Enerji Nakil Hattı kurulumu için KDV hariç 23,4 milyon dolar tutarında sözleşme imzaladı. Projenin avans ödemesi tahsil edilirken, tesisin 2027 yılında devreye alınması planlanıyor. Hem panel tedariki hem taahhüt sürecinin üstlenildiği yüksek bütçeli proje, şirketin yurt içi pazar payını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>REYSAŞ GYO</strong></p>
<p><strong>Özelleştirme İdaresi'nden aldığı Tuzla'daki arsalardan ilkinin ruhsatı tamam</strong></p>
<p>Reysaş GYO, geçtiğimiz yıl Özelleştirme İdaresinden ihale yoluyla satın aldığı Tuzla'daki arsalarında lojistik depo yatırımlarına başlıyor. Portföye dahil edilen 67 bin metrekarelik en büyük arsa için inşaat yapı ruhsatını alarak, 98 bin metrekarelik kapalı alana sahip deponun yapımına 2 Kasım'da başlanacağını duyurdu. Projenin Eylül 2027'ye kadar tamamlanıp kiralanması hedefleniyor. Aynı ihaleden satın alınan ikinci büyük arsanın ruhsat süreci ise son aşamaya geldi. Kapalı alanların devreye girmesi, düzenli kira gelirini ve portföy değerini önemli ölçüde artıracak.</p>
<p><strong>ALCATEL LUCENT TELETAŞ</strong></p>
<p><strong>Telekomünikasyon firmasıyla iş birliğinde beklentiyi 85 milyon euroya çıkardı</strong></p>
<p>Alcatel, ocakta duyurduğu bir telekomünikasyon şirketiyle olan altyapı iş birliğinde beklentileri aşan performans gerçekleştirdi. Şirket, beş yıl içinde ulaşılması planlanan 30 milyon euroluk katkı hedefine öngörülen süreden çok daha erken ulaşıldığını belirtti. Artan fiber altyapı yatırımları neticesinde, mevcut sözleşmesiz ancak düzenli sipariş ve onay süreçlerine dayalı iş birliğinin devamından 55 milyon euro daha ek gelir elde edilmesini bekliyor. Mevcut durumda toplam katkı beklentisi 85 milyon euroya güncellendi. Yeni durum geliri olumlu yönde destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akfen İnşaat'ın ağustostan bu yana dalgalı seyri artan makas aralığıyla sürüyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae046247a2ab-1793082916.png" alt="" width="298" height="232" /></p>
<p>Akfen İnşaat'ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %27,11 ile toplamda 189,13 bin lot azalarak 508,62 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4'ten 6'ya yükseldi. PPH fonu 260 bin lot ile en fazla satışı yaparken, CAH fonu 50 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akfen İnşaat için 2026 yılında öneride bulunan herhangi bir kurum gözlenmedi. Hissede Pardus Portföy'e ait PPH, POS ve KHC fonlarının pozisyonları dikkat çekiyor. Adı geçen üç fonda toplamda 414,9 bin lot hisse bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsanin-genelinde-dusus-varken-yabanci-14-hissede-alima-odaklandi-90652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsanın genelinde düşüş varken yabancı 14 hissede alıma odaklandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-ates-altinda-90645</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz’de ticaret ateş altında!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="222" height="105" /></p>
<p>Karadeniz’de Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın deniz ticaretine etkisi yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya geçti. Küresel tahıl ve enerji akışının önemli koridorlarından biri olan bölge, artık ticari gemilerin, tankerlerin ve mürettebatın insansız hava araçları, füzeler ve patlayıcı yüklü botların hedefi olduğu yüksek riskli bir savaş alanına dönüşüyor.</p>
<p>Ambrey ve Uluslararası Denizcilik Örgütü verilerine göre, yılbaşından bu yana Karadeniz’de 570’ten fazla gemiye saldırı düzenlendi ve en az 40 denizci öldü. Hürmüz Boğazı’nda doğrulanan 24 ölümle karşılaştırıldığında tablo, deniz ticaretindeki riskin ağırlık merkezinin değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Yaz aylarında tırmanan saldırılar, ticari taşımacılık üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Temmuz-eylül döneminde yaklaşık 387 geminin saldırıya uğraması, önceki çeyreğe kıyasla beş kattan fazla artış anlamına geliyor. Saldırıların günlük ortalaması dördü aşarken son 45 günde gemilere yönelik saldırıların yaklaşık yüzde 90’ının Rusya tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Böylece limanlar, yükler ve gemiler arasındaki ayrım giderek silikleşirken ticari seyrüseferin güvenliği daha geniş bir coğrafyada tehdit altına girdi.</p>
<h2>Liman trafiği çökerken sigorta maliyeti katlandı </h2>
<p>Tehlikenin ekonomik sonuçları, özellikle Ukrayna’nın ihracat kapılarında belirginleşiyor. Ülkenin en büyük özel liman işletmecisi TIS’in verilerine göre Büyük Odessa limanları, temmuz ayında yaklaşık 400 gemiye hizmet verirken geçen ay bu sayı 10’un altına indi. Ukrayna’nın deniz yoluyla tarım ürünü ihracatı da ağustos ayında 1,4 milyon tona geriledi. Bu tablo, savaşın yalnızca gemilerin güvenliğini değil, ihracatçıların teslimat kapasitesini ve ticaret gelirlerini de doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Financial Times’ın haberine göre, sigorta piyasasındaki gelişmeler de riskin boyutunu yansıtıyor. Savaş riski kapsamındaki alan, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’nin karasuları dışında Karadeniz’in neredeyse tamamını kapsayacak şekilde genişletildi. Sigortacıların aktardığına göre askeri risk sigortası, bir geminin gövde değerinin yüzde 15’ine kadar çıkabiliyor. Bu oran, Basra Körfezi’ndeki seviyelerin neredeyse iki katı.</p>
<p>Tahıl ticaretinden gübre ve yakıt maliyetlerine uzanan zincir </p>
<p>Karadeniz’deki aksama, Ukrayna ve Rusya’nın ötesinde küresel tarım piyasalarını da ilgilendiriyor. Ukrayna’nın deniz yoluyla yaptığı tarım ihracatının savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 75 altında kalması, tahıl ve bitkisel yağ tedarikinde alternatif güzergâhların önemini artırıyor. Tuna üzerindeki daha küçük limanlar kapasite ve güvenlik sorunlarıyla karşılaşırken, Baltık Denizi gibi daha uzun rotalar nakliye maliyetlerini yükseltiyor. Sevkiyatların gecikmesi veya pahalılaşması, ithalatçıların farklı tedarikçilere yönelmesine neden olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güvenlik önlemleri artıyor, kalıcı çözüm belirsiz</span></h2>
<p>Bölgedeki saldırılar NATO sınırlarına yakın alanlara kadar uzanırken Romanya, Bulgaristan ve Türkiye deniz gözetimi ile mayın karşı tedbirlerini güçlendirmeye yöneliyor. NATO’nun ek uçak, insansız hava aracı ve radar sistemleri konuşlandırma planı da güvenlik riskinin bölgesel boyutunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin ticari gemilere yönelik saldırılara moratoryum uygulanması çağrısı Kiev’den destek görse de Moskova’nın bu girişime ilgi göstermemesi, kısa vadede gerilimin düşeceğine yönelik beklentileri zayıflatıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Denizciler aylık 800 dolara çalışıyor</span></h2>
<p>Karadeniz’de yükselen risk, gemi mürettebatının çalışma koşullarını da ağırlaştırıyor. Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’na göre bölgede çalışan denizciler arasında Suriye, Mısır, Azerbaycan ve Benin gibi ülkelerden gelenler öne çıkıyor. Financial Times’ın incelediği bazı Suriyeli denizci sözleşmelerinde aylık ücretin 800 dolara kadar gerileyebildiği görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-ates-altinda-90645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/gemi-suveys-lojistik-1764735650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz, gemi trafiği açısından dünyanın en tehlikeli lokasyonlarından biri haline dönüştü. Savaş riski sigortası gemi değerinin yüzde 15’ine ulaşırken Ukrayna limanlarındaki trafik durma noktasına geldi. Artan nakliye maliyetleri ve aksayan tahıl sevkiyatları, savaşın etkisini küresel gıda ticaretine taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlar-icin-yasal-duzenleme-raporun-ardindan-belli-olacak-90640</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlar için yasal düzenleme raporun ardından belli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında alınacak tedbir ve kararların, Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) hazırlayacağı raporla netleşeceği belirtiliyor. Kaynaklara göre, sözü edilen fon listesi ve son şekli verilecek yasal düzenleme de raporun ardından belli olacak.</p>
<p>Savcılığın 19 Ağustos’ta Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) gönderdiği yazı ile 17 Eylül’deki tasfiye kararı arasındaki dönemde gizli soruşturmayı kimlerin öğrendiği, kimlere içeriden bilgi sızdırıldığı tartışılıyor. DDK raporunun ardından bahsi geçen listenin kamuoyuna açıklanacağı iddia ediliyor.</p>
<h2>Soruşturmaya ilişkin bilgi sızdıranlara da soruşturma gündemde </h2>
<p>Kaynakların verdiği bilgiye göre, Fon Koordinasyon Kurulu, sürecin başlangıcından bu yana çalışmalarını kararlı şekilde sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen DDK, SPK’nın tasfiyesine karar verdiği 131 fon için raporunu hazırlıyor. Kapsamlı rapordan önce Erdoğan’a ön rapor sunulacağı belirtiliyor. İhmali bulunan kurumlar ile görevini eksik yapan veya görevini suistimal eden bürokratların ilk etapta ön raporda yer alabileceği ifade ediliyor.</p>
<p>DDK’nın soruşturmaya ilişkin içeriden bilgi sızdırıldığını tespit etmesi durumunda ilgili kişilerin de soruşturma kapsamına alınacağı belirtiliyor. Fonun değerini artıracak veya düşürecek hamleleri önceden öğrenip çöküş öncesinde milyarlık kârlarla sistemden çıkan fon yöneticileri, şirket yetkilileri veya bu yapıya erişimi olan ayrıcalıklı kişiler hakkında da soruşturma yürütüleceği ifade ediliyor.</p>
<h2>Kurumların yapısında köklü değişikliğe gidileceği belirtiliyor </h2>
<p>Yasal düzenleme çalışmalarının DDK raporuyla tamamlanacağını aktaran kaynaklar, başta SPK olmak üzere ilgili kurumların yapısında köklü değişikliklere gidileceğini belirtiyor. Hisse senedi yoğun fonların alım ve satım süreçlerinde mevzuat, operasyonel kurallar ve piyasa yapısından kaynaklanan kısıtlamalar yeniden değerlendirilecek. Öngörülen düzenlemeler şöyle: </p>
<p>■ SPK’nın usulsüzlüklere hızla müdahalesi için geçici işlem yasağı, varlıkların korunması ve portföy dondurma yetkileri genişletilecek. <br />■ Yatırım fonlarında yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve oluşan zararların doğrudan sorumlulardan tahsili için hukuki altyapı oluşturulacak. <br />■ Piyasa ihlallerine ve manipülatörlere yönelik idari ve adli cezalar artırılacak; gerçek yatırımcı ile manipülatörlerin titizlikle ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılacak. <br />■ Hisse sınırlamaları ile alım ve satımlarda kademeli sınırlar getirilecek. <br />■ Yeni denetim mekanizmaları oluşturulacak. <br />■ SPK ve ilgili kurumların yetkileri yeniden ele alınacak. <br />■ Risk merkezi kurulacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlar-icin-yasal-duzenleme-raporun-ardindan-belli-olacak-90640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/2/1280x720/piyasa-finans-1771392343.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarında yasal düzenleme Devlet Denetleme Kurulu’nun hazırlayacağı raporun ardından belli olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-icin-muhalefet-ne-diyor-iktidar-neyi-savunuyor-90637</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mekke Anlaşması için muhalefet ne diyor, iktidar neyi savunuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili uygun bulma kanun teklifi bugün TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek.</p>
<p><strong>AK Parti: Her türlü destek verilecek </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “sorumluluk alıyoruz” diyerek imzaladığı anlaşmaya partisinden de tam destek var. AK Parti, anlaşmanın Meclis’ten geçmesi için tam kadro Meclis çalışmalarında bulunacak.</p>
<p><strong>MHP, anlaşmayı savunuyor </strong></p>
<p>MHP’nin de savunduğu anlaşmaya ilişkin açıklama Genel Başkan devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, “Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan’ın savunmasına her türlü askeri desteği verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır” sözleri ile anlaşmaya tam destek verdiklerine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Yeni Parti ve İYİ Parti karşı, DEM eleştiriyor </strong></p>
<p>Yeni Parti ve İYİ Parti’nin karşı çıktığı uyum teklifinin komisyon ve genel kurul görüşmeleri sırasında çoğunlukla “hayır” oyu kullanacakları belirtiliyor. DEM Parti’nin de sert eleştiriler getirdiği Mekke Anlaşması’nda oy renkleri henüz net olmasa da ‘hayır’ ya da ‘çekimser’ oy kullanacakları ifade ediliyor.</p>
<p><strong>CHP’den destek var, oy yok </strong></p>
<p>Mekke Anlaşması'na CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan destek açıklaması gelse de parti içinden çok sayıda milletvekili söz konusu anlaşmaya mesafeli. Anlaşmanın komisyon ve genel kurul oylamalarına AK Parti ve MHP tam kadro ‘evet diyecek. CHP’den ‘evet’ oyu sayısının birkaç milletvekili ile sınırlı kalacağı ifade ediliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Oktay Saral istifasını sunduğunu açıkladı</strong></span></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından Oktay Saral, 2016 yılından bu yana yürüttüğü görevinden istifa ettiğini duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla istifasını sunduğunu açıklayan Saral, “Cumhurbaşkanımızın yanında aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim” dedi.</p>
<p>Saral, sosyal medya hesabından, “Bugün (dün), 2016 yılından bu yana büyük bir onur, şeref ve sorumlulukla yürüttüğüm Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığı görevimden istifamı sunmuş bulunuyorum” dedi. “Makamlar gelip geçer, unvanlar el değiştirir. Asıl mesele, insanın hangi makamda oturduğu değil, hangi değerlerin arkasında durduğudur” diyen Saral, “Bizim için esas olan makamlar değil, yıllardır aynı istikamette yürüdüğümüz davamız ve Sayın Cumhurbaşkanımızla omuz omuza verdiğimiz mücadeledir.</p>
<p>Bu kararım, inandığım değerlerden ve milletimize hizmet etme irademden bir adım geri atmak anlamına gelmemektedir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim. Rabbim bizleri makamların gölgesinde güç arayanlardan değil, hakikatin ışığında dimdik duranlardan eylesin. Bedeli ne olursa olsun inandığı değerleri savunanlardan eylesin” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Azerbaycan’a dönük açıklamaları nedeniyle görevden uzaklaştırılan Oktay Saral, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Azerbaycan’da okullardaki başörtü yasağını eleştirerek, “Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir” demişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-icin-muhalefet-ne-diyor-iktidar-neyi-savunuyor-90637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mekke Anlaşması için muhalefet ne diyor, iktidar neyi savunuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/besleyelim-ama-oldurmeyelim-90636</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besleyelim ama öldürmeyelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Demokrat Parti’nin son yılları idi. Milli gelir artış hızı yavaşlamış, enflasyon artmış, temel mallarda kısıtlamalar ve ülkede karaborsa başlamıştı. Hükümet tedbir olarak Milli Korunma Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koymuştu ve cezalar artırılmıştı. Fiyat tespiti, stok denetimi ve kâr seviyeleri belirlemesi ile ekonomi kontrol edilmeye çalışılmıştı. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezaları uygulanıyordu. Ama ekonomi dikiş tutmuyordu. Karaborsa yaygınlaşmış, enflasyon 1958 yılında %15,8 ve 1959 yılında %24,4’e ulaşmıştı. (Enflasyon rakamlarına bakın; hem de o zaman günün TÜİK’i yoktu (!)). Halk, ekonomik zorluklar ve partizan davranışlar yüzünden bunalımda idi.</p>
<p>Ekonominin polisiye tedbirlerle düzeleceğini sananlardan zaman zaman şöyle sözler duyardım. “Bir kaç tanesini Sultanahmet Meydan’ında sallandıracaksın bak o zaman nasıl düşüyor fiyatlar“. O zamanki çocuk aklım henüz fiyatların düşmesi kısmına ermemişti, ama sallandırma sözü ilgimi çekmişti. Babama sormuştum: “Baba, sallandırma ne demek?“, “Oğlum, idam edilsin demek istiyorlar”.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde son günlerde yaşanan iki idam olayı bana bu anımı hatırlattı. Amerika’daki olaylara değinmeden önce bizim ülkedeki idam cezalarına değinmek istedim.</p>
<p><strong>Türkiye’de idam cezaları</strong></p>
<p>Konuya önce Sultanahmet Meydanı’ndan başlayayım dedim. Tarih boyunca burası sadece bir mesire ya da eğlence merkezi olmamış. Aynı zamanda siyasi toplantılara, mitinglere, güç gösterilerine sahne olmuş; burada infazlar yapılmış. Örneğin, daha Bizans zamanında 532 yılındaki Nika ayaklanması bastırılınca birçok kişinin bu meydanda idamı infaz edilmiş.</p>
<p>Osmanlılar zamanında da bu meydanda benzer olaylar olmuş. Örneğin, 1655 yılında yeniçeri ve sipahiler, ulufelerinin ödenmemesi üzerine isyan çıkarmışlar. Padişah IV. Mehmet’in sarayındaki 30 devlet adamını boğarak cesetlerini meydanda ki çınar ağacına asmışlar. Çınar bu haliyle halk tarafından, meyvesi insan ya da hayvan olan mitolojik ağaç, “Vakvak ağacı“na benzetilmiş. Bu olaya Vaka-i Vakvakiye demişler.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde de meydan, halka açık infazlara sahne olmuş. Burada en son 1957 yılında bir infaz yapılmış. Daha sonra idamlar cezaevi avlularında gizli olarak gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Türkiye’de idamlar denince siyasi hayatımızda bir leke olarak yer alan siyasi idamları anmadan olmaz. 27 Mayıs darbesi sonrası, Yassıda Mahkemeleri hükmüyle devrilen hükümetin Başbakanı Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrası sıkıyönetim ilan edilmişti. 68 kuşağının gençlik liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan askeri mahkemede yargılanarak idam edildi. 12 Eylül darbesi sonrasında da idamlar yaşandı. Hatta yaşı mahkeme kararı ile büyütülüp asılan 17 yaşında bir genç asıldı. Kenan Evren’in idamları savunurken kullandığı "Asmayalım da besleyelim mi?“ sözü hala kulaklarda kötü kötü çınlar.     </p>
<p>Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine başlayabilmesi için, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyması gerekiyordu. Bu hukuki çerçeve içinde idam cezası 2002 yılında önce barış zamanı işlenen suçlar için kaldırıldı. 2004 yılında da tüm suçları kapsayacak biçimde, savaş zamanı suçları dahil kaldırıldı</p>
<p><strong>ABD’deki iki idam</strong></p>
<p>ABD’de ölüm cezası konusunda tüm eyaletler için geçerli tek bir uygulama bulunmuyor. Bazı eyaletlerinde ölüm cezası yok, bazılarında var ama uygulanmıyor, bazılarında da ısrarla uygulanmakta. Verilere göre, 1 Nisan 2026 tarihi itibarı ile ABD’de ölüm sırasında bekleyen 1993 hükümlü varmış.</p>
<p>Bu hafta bu tatsız konuda yazmama, ABD’deki iki olay neden oldu demiştim.</p>
<p>Birinci olay Tennessee’de gerçekleşti. Bundan 30 yıl önce ölüme mahkûm edilmiş bir kadın mahkûm, bütün yasal süreçlerin sonunda 30 Eylül günü zehirli iğne ile idam edilmek istendi. Ancak iki teşebbüste de bu mümkün olmadı. Mahkûm hastaneye kaldırılarak hayata döndürüldü. Tennessee Valisi soruşturma emri verdi ve eyaletteki bütün idam uygulamalarını durdurdu.</p>
<p>İkinci olay, askeri bir vaka idi. Virginia’daki Fort Hood isimli askeri üste Nidal Hasan isimli bir psikiyatrist, Amerikan ordusunda yüzbaşı rütbesinde görev yapıyormuş. Hasan, 2009 yılında Afganistan’a gitmek üzere hazırlanan silahsız askerlere hastanede ateş açarak 13 kişiyi öldürmüş ve 32 kişiyi yaralamış. Çıkarıldığı askeri mahkemede olayın nedenini anlatırken Afganistan’daki Müslümanları ve Taliban’ı koruduğuna inandığını söylemiş. Ve yargılama sonucu ölüme mahkûm olmuş. Yasal süreçler bu yıl sonuçlanmış. İdam mangası önünde kurşuna dizilmeye mahkûm olmuş.</p>
<p>Bu ikinci olayda buraya kadar anlattığım, Amerikan yargı sistemine göre sıradan bir ölüm cezası idi. Ancak bu dönem Savunma Bakanlığı’nda Pete Hegseth isimli sıra-dışı bir bakan var. Hegseth, kurşuna dizilmenin internette canlı yayında yayınlanması için Başkan Trump’a başvurmuş. O da kabul etmiş. İdam, 3 Aralık günü için planlanmış. İşte bu, medeni dünyada büyük tepkilere yol açtı. Bakalım yasalar buna izin verecek mi?</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Ölüm cezası ilkel toplumlarda ve de teröristlerce kullanılan bir yöntemdir. Geri dönüşü olmayan bir eylem… Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde DNA testleri sonucu 1989 yılından beri 644 mahkûmun masum olduğu ortaya çıkmış. Bunun 34 tanesi idam mahkûmu imiş.</p>
<p>Dünyamız, çelişkiler dünyası. Kadın mahkûm ölüm cezasına çarptırıldıktan sonra yıllarca ölümü beklemiş. Bir de bunun üstüne iki defa ölüme yatıp kalkmış. Bu da adeta başka tür bir işkence... İyi etmek için hastaneye kaldırmışlardı; şimdi hücresine dönmüş. Kadın mahkûm hayata döndürülüp, yine ölüm sırasına sokuldu.</p>
<p>Öldürmek bir vahşettir. Bu vahşetin meydanlarda halka açık yapılması ise vahşet ötesidir. Şimdi interneti kullanarak bunu bütün dünyaya göstermeye kalkmak ise ancak Hegseth ve Trump türünden kişilerin yapabileceği vahşi bir ilkelliktir.</p>
<p>Bu idamın internette gösterilip gösterilmemesi konusunda Amerikan kamuoyu ikiye ayrılmış durumda. Bu, bir kişinin ölümüyle ilgili… Öte yandan, açtıkları haksız savaşlar ile binlerce masum insanın ölümüne neden oluyorlar ve bunu canlı yayında bütün dünyaya gösteriyorlar. Gerçi dünya, bombalanan okullarında ölen 120’yi aşkın masum İlkokul öğrencisi çocuğun sadece tabutlarını gördü. Ama buna neden olan bombalanmalar ise canlı yayında idi.</p>
<p>Öldürmelerin son bulduğu bir dünya dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/besleyelim-ama-oldurmeyelim-90636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besleyelim ama öldürmeyelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-sanilan-veriden-yuzde-25-ciro-artisi-mumkun-90635</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çöp sanılan veriden, yüzde 25 ciro artışı mümkün  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL KAYA - InfoTelica Bilgi Teknolojileri Başkanı</strong></p>
<p>Şirketlerin elindeki verilerin yaklaşık yüzde 80’ini e-postalar, sözleşmeler, taranmış belgeler, çağrı merkezi notları ve benzeri yapısal olmayan veriler oluşturuyor. Ancak bu veriler, yıllardır sunucularda adeta “dijital çöp” gibi bekliyor ve neredeyse hiç analiz edilmiyordu. Bugün, yapay zekâ ve büyük dil modelleri (LLM) sayesinde, bu durum değişiyor. Artık, daha önce kullanılmayan bu verileri analiz edebiliyor ve doğru değerlendirdiğimizde şirket cirolarında yaklaşık yüzde 25’lik bir artış sağlayabiliyoruz.</p>
<p>Peki, bugüne kadar ne yapıyorduk? Şirketler onlarca yıldır kararlarını raporlara, tablolara ve SQL sorgularına bakarak alıyordu. Yani daha çok satır ve sütunlara sığan, düzenli veriler üzerinden hareket ediyordu. Oysa IDC ve Gartner’ın tahminlerine göre, kurumların ürettiği verilerin yaklaşık yüzde 80’ini e-postalar, sözleşmeler, denetim raporları, çağrı merkezi kayıtları, görseller ve taranmış belgeler oluşturuyor. Aslında şirketlerin elinde çok büyük bir veri hazinesi var. Ancak bu hazinenin önemli bir bölümü bugüne kadar yeterince analiz edilmedi ve ekonomik değere dönüştürülemedi. İşte, yapay zekâ, tam da bu noktada devreye giriyor. Daha önce göz ardı ettiğimiz, anlamlandırmakta zorlandığımız bu verileri, analiz edebiliyor, içlerinden önemli bilgiler çıkarabiliyor ve şirketler için somut bir değere dönüştürebiliyoruz. Kısacası, artık yalnızca sahip olduğumuz verileri değil, bugüne kadar kullanamadığımız verileri de işimizin büyümesi için değerlendirebiliyoruz.</p>
<p><strong>Çöp sanılan veriden, ciro artışına</strong></p>
<p>Yapısal olmayan verinin analiz edilmesi, şirketler için yeni bir büyüme alanı açıyor. Bu verileri, yapay zeka ile anlamlandırıp, karar alma ve iş süreçlerine dahil ettiğimizde, şirketlerin toplam cirosunda yaklaşık yüzde 25’lik artış görüyoruz. Müşteri şikayetlerindeki ortak sorunlar, sözleşmelerdeki riskli maddeler, satış görüşmelerinde kaçan fırsatlar, aslında zaten şirketin elinde bulunuyor, ama bugüne kadar okunmadı. Küresel tahminler de, bu potansiyele işaret ediyor. McKinsey Global Institute, üretken yapay zekânın incelenen 63 kullanım alanında küresel ekonomiye yılda 2,6 ile 4,4 trilyon dolar arasında değer katabileceğini hesaplıyor. Nitekim, bu rakamsal değerin önemli bir kısmı, tam da yapısal olmayan verinin, yani metin, belge ve konuşmaların işlenmesinden gelecektir. Örneğin, bir havayolu şirketinde binlerce sayfalık sözleşme, denetim dokümanı ve eğitim içeriği, taranmış belgeler olarak duruyordu. Eski OCR yöntemleriyle bunları işlemek büyük emek gerektiriyordu. Görsel dil modelleri (VLM) ve çok modlu yöntemlerle, bu belgeleri analiz edilebilir hale getirdik. Eskiden saatler süren işler, bugün tek bir soru sormak kadar kolay hale geldi.</p>
<p><strong>Ama önce çöpü ayıklamak gerekiyor</strong></p>
<p>Şirketler, “çöp” sandıkları bir hazinenin üzerinde oturuyor ve bu hazinenin değeri verinin temizliğine bağlıdır. Doğru şekilde temizlenen, sınıflandırılan ve analiz edilen veriler, şirketler için önemli fırsatların kapısını aralıyor. Yapay zeka sayesinde, bugüne kadar göz ardı edilen bilgiler, artık stratejik kararlara dönüşüyor. Verisini doğru yöneten şirketler, müşterilerini daha iyi tanıyor, süreçlerini daha verimli hale getiriyor ve rekabette öne çıkıyor. Unutmayalım ki, gelecekte fark yaratacak olan, yalnızca daha fazla veriye sahip olmak değil, eldeki verinin gerçek değerini ortaya çıkarabilmektir.</p>
<p>Şirketler, “çöp” sandıkları bir hazinenin üzerinde oturuyor ve bu hazinenin değeri verinin temizliğine bağlıdır. Bir diğer konu; eksik, tekrarlanan, tutarsız veya güncelliğini yitirmiş veriler, yapay zekâ çağında şirketler için çok daha büyük riskler oluşturabilir ve kalitesiz verilerin yol açacağı maliyetler birçok şirkette cironun yüzde 15 ila 25’ni bulabilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-sanilan-veriden-yuzde-25-ciro-artisi-mumkun-90635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çöp sanılan veriden, yüzde 25 ciro artışı mümkün   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aydinlanma-oncesi-laisizm-ve-sekularizm-90634</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aydınlanma öncesi laisizm ve sekülarizm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Laiklik ve sekülarizm farklı kavramlar mıdır? Evet. Kesişen kümelerdir ama aynı değildirler. Bu terimlerin anlamlarının zamanla değiştiğini baştan söylemek gerek. Laik –laicus- teriminin macerası ilginçtir. Başlangıçta “Tanrının halkı” manasında olumlu bir anlam yüklü olan bu terim, Yüksek Orta Çağ’da (MS 476 Batı Roma’nın yıkılışı-MS 1000 veya 1066’da Norman kralı William the Conqueror’un İngiltere’yi istila edişi arasında geçen süre) <em>idiota et illitteratus</em> anlamında kullanılıyor; aptal ve cahil, eğitimsiz Hristiyan manasında. Ancak 14. Yüzyılda –geç bir tarih- laik terimi yeniden olumlu bir anlam kazanıyor. Tepe noktası Gratian’ın Decretum’unda (1140 yılı civarı) geçen <em>Duo sunt genera Christianorum</em> sayılıyor. İki tür Hristiyan var; laikler ve kilise mensupları. Burada laikler –cahil halk- aşağılanıyor çünkü onlar Hristiyanlığın erdemlerini tam olarak kavramaları zaten beklenmeyen bir kitle olarak görülüyor. Fiilen de durum bu çünkü okuma-yazma, hukuk (Latince), muhasebe (aritmetik) neredeyse sadece kilise mensuplarının öğrenebildiği sanatlardı. Örneğin Charlemagne imparator olduğunda adını yazamıyordu.</p>
<p>Modern İtalyan hukukçuları hem kendi anayasalarının Roma hukuku kökenlerini hem de <em>laicus </em>teriminin nasıl tanımlanabileceğini tarihi bir bakışla inceleme konusunda çok çaba sarf etmişlerdir. Öte yandan İskoç Presbiteryenlerinin <em>clericus/laicus</em> ayrımının Yeni Ahit’te olmadığını düşündüklerini biliyoruz. Oliver Cromwell Ocak 1650’de İrlandalılara bu ayrımın Anti-Hristiyan Kilise –yani Papalık, Katoliklik- dışında bilinmediğini, Hıristiyanlığın başlangıcından beri orada olmadığını <em>–ab initio non fuit sic- </em>söylememiş miydi? Kavramların geçişliliği de ayrılığı da oldukça karmaşık. Cromwell’i doğrulayan yorumlar var.</p>
<p><em>Oratores, bellatores, laboratores.</em> Bu üçleme 9. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştı. Adalbéron de Laon 1025 civarında bu ifadeyi kayıtlara geçirdi. Böylece iki kutuplu “eski toplum” <em>(claricus versus laicus)</em> 1000 yılı civarında bir üçlemeye dönüşmüştü.<em> Laicus</em> ikiye bölünmüştü: <em>agricolae</em> (köylüler/çalışanlar) ve <em>agonistae </em>(savaşçılar). 11. yüzyılda feodalitenin düzeni yerleştirdiği, Kilise’nin düzeni tam olarak kutsadığı ve “savaşanlar, dua edenler, çalışanlar” üçlüsüne dayalı –ki Teslis göndermesi aşikârdır- bir feodalizm imgesinin zihinlere kazındığı görülüyor. Bu imge feodalizmin “klasik döneminin” imgesidir. Gerçekçi midir veya çok mu önemlidir? Tartışmalı. Ama bu imge bir yerlerde var olmuş; bu açık. Burada önemli olan şu: Laik, kilise veya ruhban dışı anlamına geliyor. Prensler/krallar/soylular da laik. Fakat prensin sadece prens olması nedeniyle Tanrı tarafından seçilmiş sayıldığı için doğallıkla bir ruhban niteliğinin olduğu, yani laik (kilise dışı) olmadığı <em>–non omnino laicus-</em> da söylenmiştir. Ne zaman? 12. yüzyılda. 9-12. yüzyıllar arasında bir anlam kayması yaşanıyor veya bir istisnai durum ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu niye böyle oluyor ve prensler/krallar istisna sayılmak isteniyor? Siyasal teolojide gücü doğrudan doğruya Tanrı’dan almakla kilise aracılığıyla almak arasında büyük fark vardı. Vardı çünkü sekülarizm laiklik değildir; sekülarizm “iki kılıcı” kabul etmekle başlar, dünyevi otoritenin ilahi ama kiliseden bağımsız bir <em>potestas </em>sahibi olduğunu öne sürmekle devam eder ve Anglikan Kilisesi örneğindeki gibi “milli bir kilisenin” kurulmasıyla sonlanır. Yani sekülarizm, ilk halinde, dini ve devleti ayırmaz: Dini devletin hizmetine sunar. Sekülarizm ancak bugünkü modern anlamında din ve devletin tamamen ayrılması anlamına gelebiliyor ki bu dahi tartışmalıdır. Sekülarizm, ilk tarihsel anlamında, din ve devletin birbirlerinden ayrılmaları değildir; iki ayrı otorite olması kaçınılmaz olan, oyunun kuralı böyle olan, zaten baştan bu şekilde kurgulanmış bir din çerçevesinde –Hristiyanlık- bu durumun tanınması ve dünyevi otoritenin kiliseden bir baş mesafesi yüksekte kalmasıdır. İki otorite de diğerinin gerekliliğini zaten kabul etmiştir. Yoksa elbette seküler düzenin dünyevi prensi de dindar olacak ve papanın ilahi otoritesini tamamen, dünyevi otoritesini de kısmen kabul edecektir. Ve iki otorite birbirlerinin aynasıdır.</p>
<p>Öte yandan laik de dindar olabilir ama aradaki fark büyüktür. Büyüktür çünkü laiklik bundan çok ötededir. Dinsel olmayanı, 14. Yüzyıldan itibaren kazandığı anlamla “modern” olanı –laicus- öne çıkarır. Laik bir kişi dini bireyin iç dünyasına ait bir hoşluk, bir “gönül gözü” olarak kabul ettiği ölçüde son derece dindar bir insan olabilir. Yani laikler dindar olabilirler; <em>laicis fidelibus.</em> Batı dünyasında siyasal teolojinin sekülerleşmesinin ve tüm bu tematiğin Carl Schmitt tarafından 1920’ler gibi geç bir dönemde –ve sonrasında başkaları tarafından da- yeniden yorumlanmasının nedenleri özetlenen kavramsal tarihte yatıyor.</p>
<p>İşi karmaşıklaştıran başka konular da var. <em>Clericus </em>karşılığında ruhban veya kilise mensubu diyoruz ama bu bir basitleştirme çünkü Orta Çağ ilerledikçe durum değişti. 13. Yüzyılda artık ne tüm Kilise mensupları –<em>clericus-</em> din adamıydılar ne de tüm din adamları <em>clericus </em>idiler. Papalığa bağlı çalışan bazı din adamları <em>secular clergy</em> idiler ve ruhbandan istenen her şey onlardan her zaman –örneğin evlenmeme yemini etmek- istenmeyebiliyordu. Tarikat mensupları da profesyonel din adamı oldukları gibi örneğin savaşçı da olabiliyorlardı ve Kilise mensubu değillerdi. Post (1936: 231-237), 13 Aralık 1281’de papalık bildirgesi <em>Ad Fructus Uberes </em>ile Fransiskan ve Dominikanlara vaaz verme ve günah çıkarma yetkileri verildiği zaman Mendicant Orders mensubu olmayan Fransız <em>seküler din adamlarının</em> itiraz ettiklerini belgeliyor. Örneğin Templars (Templiers; Tapınak Şövalyeleri) savaşçı tarikatların meşhurları arasındadır. Saint-Jean Şövalyeleri (Hospitallers; Hospitaliers) de öyledir. Bunlar da günah çıkarabiliyordu.</p>
<p>Bu önemli çünkü bir yetki devri, delegasyon demektir. Veba salgını zamanında köy papazlarının da manastır rahiplerinin de yüksek oranda öldüklerini biliyoruz. Ölmüşlerdi çünkü sıradan insanlar –veya keyfe keder Hıristiyanlar- papaz günah çıkarmadan ölürlerse cennetin kapısının kapanacağına inanıyorlardı. İşin tuhaf tarafı bu işten para kazanan her tür din adamı –ki aynı zamanda kilisenin halkı kontrol edip etmediğini gözlemlediği bir konuydu çünkü ölürken de papaz gerekmiyorsa kopmuşsun demektir- da buna inanıyor olmalıydı. Olmalıydı çünkü görev bilinciyle vebalı evlere gittiler, geri dönüp en iyi korunan manastırlara bile hastalığı bulaştırdılar ve yığınlar halinde öldüler. Bu nedenle 1381 papalık bildirgesi 1349’daki fiili duruma göre daha makul bir denge sayılabilir çünkü 1349’da halka “din adamı kalmadı, kendi günahınızı kendiniz çıkarın” denilmek zorunda kalınmıştı. Daha da ötesi var. Bu görüşe göre kolonilere ilk yıllarda gönderilen seküler rahipler <em>–los sacerdotes seculares- </em>dünyevi çıkarları tarafından yönlendirilen, zenginlik hayali peşindeydiler. Sert eleştiriler Vitoria ve Las Casas’a bağlanabilir çünkü İspanyol ilahiyatçı-hukukçuları Kızılderililere yapılan soykırımda ve Güney Amerika’nın yağmalanmasında Dominiken <em>secular clergy’</em>nin oynadığı rolü utanç verici bulmuşlardı.</p>
<p>Olayın başlangıcı şudur. 1548 yılında, Teoloji Fakültesi’nin başında yıllarca kalan Francisco Vitoria’nın ölümünden iki yıl sonra, yine Salamanca Üniversitesi teoloji bölümünden iki başka meşhur ilahiyatçı, Melchor Cano ve Bartolomé de Carranza, Carlos V’in <em>curia regis</em>’inden bir mektup aldılar. İlahiyatçıların yanında görüşü sorulan bir hukukçu da vardı: Diego de Covarrubias. İspanya, daha 1493’te iki papalık bildirgesiyle Amerikalar üzerinde yetkilendirildiği, hatta belki de bu topraklar İspanya’ya mülkiyetiyle bırakıldığı halde, kraliyet yaptıklarının hukuki meşruiyetinden emin olamamıştı. Dolaylı yoldan sorulan soru şuydu: Amerikaların fethi ve Kızılderililere yapılanlar hukuka uygun muydu? Salamanca Üniversitesi “hayır” cevabını verdi. Çok erken bir tarih ve İspanya: Katolikliğin kalesidir. Yine de bu cevap verilebildi. Bir şeyler değişiyordu.</p>
<p>Sonrası? Değişime götüren fikirler birikti ve bir asır sonra felsefi bir sıçrama yaşandı. 1670 itibariyle teoloji tartışmaları bile “yeni felsefenin”, Descartes, Bayle ve Spinoza’nın gölgesinde yapılıyordu. Avrupa bütün düşünce sistematiğini yeniliyordu. İngiltere Kraliyet Bilimler Akademisi (Royal Society) 1660’da kurulduğunda dünyanın değişeceği belli olmuştu. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aydinlanma-oncesi-laisizm-ve-sekularizm-90634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydınlanma öncesi laisizm ve sekülarizm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90633</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçıya yüzde 3 destek: Oran aynı, katkı daha az</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İhracatçı için bugün en önemli meselelerden biri, müşterisini kaybetmeden üretime devam edebilmek. Siparişin sürmesi, fabrikanın çalışması ve çalışanların korunması için kimi zaman kârdan vazgeçiliyor. Böyle bir dönemde döviz dönüşüm desteğinde yapılan değişiklik, işletmelerin nakit hesabını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Çünkü bir desteğin ekonomik değerini yalnızca açıklanan oran belirlemez. O oranın hangi tutara uygulanacağı da en az oran kadar önemlidir.</p>
<p>1 Ekim 2026’da başlayan yeni uygulamada yüzde 3 oranı korunurken, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarı firmanın hesaplanan katma değeriyle sınırlandırılıyor. Bu hesaplamada yıllık faaliyet kârı ile işgücü maliyeti toplanıyor. Faaliyet zararı bulunan işletmelerde ise kâr sıfır kabul ediliyor; işgücü maliyeti hesaplamada kalıyor.</p>
<p>Önceki uygulamada bir ay döviz almama taahhüdü öne çıkarken, yeni sistemde bunun yerini yüzde 10’u aşmaması gereken döviz pozisyon oranı alıyor. Dolayısıyla bazı işletmeler açısından başvuru koşulları kolaylaşırken, bazıları açısından destek alınabilecek tutar daralabiliyor.</p>
<p><strong>Aynı döviz, farklı destek</strong></p>
<p>Farkı görmek için varsayımsal bir üretici düşünelim. Eski uygulamanın koşullarını sağlayarak 100 milyon TL karşılığı uygun dövizini destek kapsamında dönüştürdüğünde, yüzde 3 üzerinden 3 milyon TL destek alabiliyordu.</p>
<p>Yeni sistemde aynı büyüklükteki dönüşüme karşılık kullanılabilir katma değer limiti 20 milyon TL ise destek 600 bin TL’de kalıyor. Böylece toplam 100 milyon TL’lik döviz dönüşümüne göre fiilî destek oranı yüzde 0,6 oluyor.</p>
<p>Kâğıt üzerinde yüzde 3 değişmedi. İşletmenin kasasına giren katkı ise bu örnekte yüzde 80 azaldı.</p>
<p><strong>2026’nın son çeyreğinde hesap daha da önemli</strong></p>
<p>İlk uygulama dönemi olan 2026’nın son çeyreğinde, hesaplanan yıllık katma değerin dörtte biri esas alınıyor.</p>
<p>Yıllık hesaplamaya esas faaliyet kârı sıfır, işgücü maliyeti 40 milyon TL olan bir mobilya üreticisini ele alalım. Son çeyrekte kullanabileceği katma değer limiti 10 milyon TL olur. İşletme bu dönemde 50 milyon TL karşılığı uygun dövizini dönüştürse bile, diğer koşulların sağlandığı varsayımıyla destek 300 bin TL’de kalır.</p>
<p>Eski kurallar aynı işlem büyüklüğüne uygulansaydı destek 1 milyon 500 bin TL olacaktı. Yeni hesapta toplam dönüşüme göre fiilî katkı yüzde 0,6’ya iner.</p>
<p>Aynı işgücü maliyetine ek olarak hesaplamaya esas 20 milyon TL faaliyet kârı bulunan başka bir işletmede ise son çeyrek limiti 15 milyon TL, destek 450 bin TL olur. Aynı miktarda döviz dönüştüren iki firmanın aldığı katkı, faaliyet sonuçlarına göre farklılaşır.</p>
<p>Bu örnekler gerçek firma verileri değildir; diğer şartların sağlandığı, limitlerin daha önce kullanılmadığı varsayımıyla değişikliğin etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Pazarda kalmanın ekonomik değeri</strong></p>
<p>Katma değerli üretimin ve kayıtlı istihdamın desteklenmesi yerinde bir hedeftir. Bir ay döviz almama koşulunun kaldırılması da dövizle girdi temin eden işletmeler için kolaylık sağlayabilir.</p>
<p>Ancak pazarını korumak için düşük fiyatla çalışan bir üreticinin faaliyet kârı zayıfladığında, destek kapasitesi de daralabilir. Böylece işletme hem satışından yeterli kazancı sağlayamaz hem de önceki sistemde beklediği nakit katkısının altında bir tutarla karşılaşabilir.</p>
<p>Burada ayrıca faaliyet kârı ile net kârın farklı olduğunu unutmamak gerekir. Finansman giderleri nedeniyle net zarar açıklayan her işletmenin faaliyet kârı sıfır değildir. Etki, her firmanın hesaplamaya esas mali verilerine göre değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buna rağmen politika açısından temel soru açıktır: Mevcut müşterisini kaybetmemek için kârından vazgeçen, çalışanını koruyan ve ülkeye döviz getirmeye devam eden işletmenin çabası nasıl desteklenecek?</p>
<p>Kayseri’deki bir mobilya üreticisinin bugün koruduğu müşteri, yarının siparişidir. Kaybedilen pazarı yeniden kazanmak ise uzun zaman ve ciddi kaynak gerektirebilir.</p>
<p>Bu nedenle katma değer esaslı desteğin yanında, geçiş döneminde pazarda kalmayı ve istihdamı korumayı gözeten bir asgari destek mekanizması değerlendirilmelidir. Desteğin başarısı, açıklanan oranla birlikte üreticinin nakit akışına yaptığı gerçek katkıyla ölçülmelidir.</p>
<p><strong>İhracatçının hesabında belirleyici olan, yüzde 3’ün ilan edilmesi kadar, ne kadar dövizin bu destekten yararlanabildiğidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçıya yüzde 3 destek: Oran aynı, katkı daha az ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-sentetik-veri-ve-turkiye-icin-firsatlar-90632</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâda sentetik veri ve Türkiye için fırsatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ ekonomisinde geleceğin değerli şirketleri sadece model geliştirenler değil, aynı zamanda modellerin güvenilir biçimde öğrenmesini sağlayanlar da olacak. Türkiye açısından fırsat, dev modeller eğitmekten ibaret değil. Asıl fırsat, güçlü olduğumuz sektörlerde doğrulanmış ve sorun çözen sentetik veri ürünleri geliştirmek.</strong></p>
<p>Yapay zekâ yarışında herkes daha güçlü modelleri, veri merkezlerini ve çipleri konuşuyor. Oysa bu yarışın en kritik girdilerinden biri öne çıkıyor: veri. Üstelik artık yalnızca gerçek dünyadan toplanan veri değil, bilgisayarlar tarafından üretilen sentetik veri de bu yarışın önemli bir parçası.</p>
<p>Sentetik veri, gerçek kayıtların özelliklerini taklit eden veya fiziksel kurallarla simüle edilen yapay veridir. Bir fabrikada henüz yaşanmamış makine arızası, bir bankada hiç gerçekleşmemiş dolandırıcılık işlemi veya sürücüsüz aracın karşılaşabileceği tehlikeli bir yol durumu sanal ortamda üretilebilir. Böylece yapay zekâ, nadir olaylara hazırlanabilir.</p>
<p>Bu teknoloji neden önemli? Çünkü gerçek veri çoğu zaman pahalı, dağınık, eksik ve erişimi kısıtlı. Sağlık, finans ve savunmada mahremiyet ve güvenlik nedeniyle veri paylaşmak zor. Üstelik kritik olaylar, gerçek veri kümelerinde nadir bulunuyor. Sentetik veri bu açığı kapatmak için güçlü bir araç; ancak gerçek verinin bütünüyle yerine geçebilecek sihirli bir çözüm değil.</p>
<p>Türkiye açısından fırsat, dev modeller eğitmekten ibaret değil. Asıl fırsat, güçlü olduğumuz sektörlerde doğrulanmış ve sorun çözen sentetik veri ürünleri geliştirmek.</p>
<p>Örneğin imalat sanayisinde girişimler, üretim hatlarındaki kusurlu ürün görüntülerini, robotların karşılaşabileceği engelleri ve sensör arızalarını simüle edebilir. Binlerce hatalı ürün üretmeden kalite kontrol algoritmaları eğitilebilir. Otomotiv ve savunma sanayisinde kamera, radar ve lidar verileriyle farklı hava, arazi ve trafik koşulları oluşturulabilir.</p>
<p>Ancak belki de en büyük fırsatlardan biri fiziksel yapay zekâda. İnsansı robotların, endüstriyel robotların ve otonom makinelerin eğitimi, milyonlarca hareket ve etkileşim örneği gerektirebiliyor. Gerçek dünyada robot eğitmek pahalı, yavaş ve zaman zaman tehlikeli. Sentetik veri sayesinde robotlar sanal fabrikalarda, depolarda ve evlerde nesneleri kavramayı, yürümeyi, engellerden kaçınmayı ve insanlarla çalışmayı öğrenebilir. NVIDIA'nın Isaac Sim gibi platformları bu yaklaşımın örnekleri. Türk girişimciler için robot eğitim senaryoları, simülasyon ortamları ve sentetik sensör verileri üreten şirketler kurmak önemli bir fırsat. Buradaki kritik mesele, sanal ortamda öğrenilen davranışların gerçek dünyaya güvenilir biçimde aktarılması; yani <em>sim-to-real</em> probleminin çözülmesi.</p>
<p>Sağlıkta, nadir hastalıkların görüntüleri veya hasta kayıtlarına benzeyen yapay veri kümeleri, araştırma ve yazılım testlerinde kullanılabilir. Fintek girişimleri, sahte işlemler, kara para aklama örüntüleri ve kredi risk senaryoları üretebilir. Sigortacılıkta nadir hasar olayları modellenebilir. Perakendede müşteri davranışları ve talep dalgalanmaları simüle edilebilir.</p>
<p>İnşaat ve enerji de fırsat sunuyor. Deprem senaryoları, şantiye güvenlik ihlalleri, bina enerji tüketimi ve altyapı arızaları için oluşturulan sentetik veri, tasarım ve operasyon süreçlerini iyileştirebilir. Tarımda ise kuraklık, don, bitki hastalıkları ve farklı toprak koşullarına ilişkin görüntü ve sensör verileri üretilebilir. Türkiye'nin iklim ve ürün çeşitliliği özgün çözümler geliştirmek için avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Peki girişimciler nereden başlamalı? İlk adım, herkese veri üreten genel bir platform kurmak değil, müşterinin çözmekte zorlandığı dar bir probleme odaklanmak. Örneğin tekstil fabrikalarında nadir kumaş kusurlarını tanıtan görüntü veri setleri, robotların farklı nesneleri kavramasını sağlayan eğitim senaryoları veya bankaların dolandırıcılık sistemlerini sınayan veri kütüphaneleri. İkinci adım, bir sanayi kuruluşu, hastane veya finans kuruluşuyla çalışarak verinin gerçek dünyayı ne kadar iyi temsil ettiğini ölçmek. Üçüncü adım ise yalnızca veri satmak yerine veri üretimi, doğrulama, güncelleme ve model performans testini birlikte sunan abonelik modeli oluşturmak.</p>
<p>Elbette riskler ciddi. Birincisi, sentetik verinin gerçekçi görünmesi doğru olduğu anlamına gelmez. Hatalı simülasyonlar yanlış karar veren yapay zekâ sistemleri yaratabilir. Özellikle robotlarda bu durum fiziksel kazalara neden olabilir. İkincisi, gerçek verideki önyargılar sentetik veriye taşınabilir, hatta büyüyebilir. Üçüncüsü, gerçek kayıtlardan üretilen veriler kişisel bilgileri istemeden açığa çıkarabilir. Sentetik olması, otomatik olarak anonim veya KVKK'ya uygun olduğu anlamına gelmez. Dördüncüsü, modeller sürekli kendi ürettikleri verilerle eğitildiğinde çeşitlilik ve kalite kaybı yaşanabilir; buna model çökmesi riski deniyor.</p>
<p>Bu riskleri yönetmenin yolu belli: Gerçek dünyadan ayrılmış test kümeleriyle performansı ölçmek, uzman denetimi yapmak, uç senaryoları sınamak, veri kaynağını ve üretim yöntemini belgelemek. Kişisel veri kullanılıyorsa yeniden kimliklendirme testleri, erişim kontrolleri ve gerektiğinde diferansiyel mahremiyet uygulanmalı. Robotik sistemlerde sanal eğitimler mutlaka kontrollü fiziksel testlerle doğrulanmalı.</p>
<p>Kamu tarafında da önemli bir görev var. Üniversiteler, teknoparklar ve sektör kuruluşları, güvenli veri paylaşım ortamları ve ortak test altyapıları kurabilir. Kamu alımları ve pilot projeler, girişimlerin ilk müşteriye ulaşmasını sağlayabilir. Ancak başarıyı üretilen veri miktarıyla değil, bu verinin geliştirdiği modellerin sahadaki başarısıyla ölçmeliyiz.</p>
<p>Yapay zekâ ekonomisinde geleceğin değerli şirketleri sadece model geliştirenler değil, aynı zamanda modellerin güvenilir biçimde öğrenmesini sağlayanlar da olacak. Ülke olarak kendi sanayi ve sektör bilgimizi dünyanın ihtiyaç duyduğu güvenilir veriye dönüştürmek ise önemli bir fırsat olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-sentetik-veri-ve-turkiye-icin-firsatlar-90632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâda sentetik veri ve Türkiye için fırsatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-gucumuzu-belirleyelim-90631</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat gücümüzü belirleyelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kaliteli üretim, hızlı teslimat ve güçlü altyapı ihracatta avantaj sağlarken nakit akışı sorunları, yüksek maliyetler ve dış ticaret bilgisindeki eksiklikler işletmelerin önünü kesebiliyor. SWOT analizini ihracat stratejisinin parçası haline getiren firmalar, zayıf yönlerini gidererek rekabette güçlenebilir ve uluslararası pazarlardaki fırsatları kazanca dönüştürebilir.</strong></p>
<p>SWOT analizinin konusunun, firmanın iç dinamiklerinin incelenerek zayıf ve kuvvetli olduğumuz yönlerin vurgulanması ve pazar koşullarının değerlendirilmesi ile de piyasada bulabileceğimiz fırsatlar ile bize karşı oluşabilecek tehditlerin belirlenmesi olduğunu çoğumuz biliriz.</p>
<p>Bir görüşe göre, ihracat piyasalarını değerlendirilebileceğimiz verilerin çok fazla olması, SWOT analizinin ihracata uygulanmasını biraz güç kılabilir.</p>
<p>Verilerin çokluğuna katılırım amma uygulama pek de zor olmasa gerek.</p>
<p>Sanal bir çalışma yaparak bu analizi ihracata nasıl uygulayabiliriz biraz irdeleyelim.</p>
<p>İşletmemize bakalım ve kuvvetli olduğumuz yönlerimizi ortaya koyalım.</p>
<p>Kalite yönetim sistemimiz var ve güzel işliyor.</p>
<p>Tedarikçilerimiz de istediğimiz kaliteli ürün teslimatını zamanında yapıyor.</p>
<p>Bu nedenle de ürünlerimiz kalite olarak üst seviyelerde çıkıyor.</p>
<p>Personel sayımız sanayi ortalamasının altında ancak yine de işlerimiz aksamadan yürüyor.</p>
<p>Makine parkımızın yaş ortalaması oldukça iyi.</p>
<p>Kapasitemizi vardiya yaparak arttırabiliyoruz ve bunun için personel sorunu çıkmıyor.</p>
<p>Personel arasında yabancı dil konuşan birisi var. Ayrıca bilişim alt yapısı kuvvetli, bunu üretimde de kullanımda ve iletişimde sorun yaşamıyoruz.</p>
<p>İşletmemizin konumu hammadde piyasalarına ve uluslararası taşımacılık noktalarına yakın.</p>
<p><strong>Maliyetlerimiz yüksek çıkıyor</strong></p>
<p>Zayıf olduğumuzu düşündüğümüz yönlerin önünde ise nakit akış sıkıntısı var.</p>
<p>İhracat pazarlarının nasıl bulunduğu konusunda bilgimiz yok.</p>
<p>İhracat işlemlerini de çok az seviyede biliyoruz.</p>
<p>İhracat için sağlanan devlet desteklerini pek bilmiyoruz ve başvursak da alamayacağımızı düşünüyoruz.  Maliyetlerimiz yüksek çıkıyor.</p>
<p>Üretim bilgilerinin detayları bir kişinin elinde, o kişi hastalansa veya ayrılsa çok zorda kalırız.</p>
<p>İhracat pazarı penceresinden bakıldığında fırsatlar görünüyor, zira müşteriler kendisi bizi buluyor. İhracat için düşündüğümüz pazarlara ülkemizin fiziksel yakınlığı var.</p>
<p>İç piyasadaki müşteri memnuniyeti bizi cesaretlendiriyor.</p>
<p>Firmamızın sektördeki itibarı iyi ve ihracat müşterisi araştırma yapsa olumlu sonuç verir. Yüksek kalite ve hızlı teslimatla rakiplerimizden müşteri kapabiliriz.</p>
<p><strong>Ortadan kaldırılan her zayıf nokta bize fırsat yaratacak</strong></p>
<p>İhracat yapmayı düşündüğümüz piyasalarda görünen tehditlerden önde geleni, rakip sayısının çok olması. Piyasada bizim ürünümüze alternatif olabilecek ürün olması da başka bir tehdit.</p>
<p>Büyük çaplı uluslararası rakiplerin bazıları da hedef pazarlarda yerleşik durumda bulunuyor.</p>
<p>Daha kalitesiz ancak daha ucuz veren rakiplerin olması da başka bir unsur.</p>
<p>Yerel rakiplerden bazıları da bizim hedeflediğimiz o pazarlarda aktif çalışma yapıyor.</p>
<p>Bu yazdıklarımız hayali bir firma için belirlenen unsurlar.</p>
<p>Bazıları ve hatta tümü size de uyabilir. Bunları belirledik de ne olacak ne yapacağız diyeceksiniz. Yapılması gereken zayıf olduğumuz noktaları nasıl ortadan kaldırırız diye bir çalışma ve planlama yapmak.</p>
<p>Unutmayalım ki ortadan kaldırılan her zayıf nokta bize fırsat yaratacak veya kazanç sağlayacaktır. Fırsatların nasıl değerlendirmemiz gerektiğinin de analizini yapmalı ve kuvvetli olduğumuzu söylediğimiz yönlerimizin, fırsatları değerlendirmek için yeterli olup olmadıklarına bakmalıyız. Kuvvetli olduğumuzu düşündüğümüz unsurları nasıl öne çıkarırız ve bizi dış piyasalarda güçlü kılmalarını sağlarız diye strateji kuralım. Acaba bu yönlerimiz bizi tehditlerden koruyabilir mi diye değerlendirme yapalım.</p>
<p>Kendimizi tehdit olarak belirlediğimiz unsurlardan nasıl koruyabiliriz diye çalışma yapalım.</p>
<p>Bu çalışmaları her pazar ve her ürün için ayrı, ayrı yapmalıyız ki doğru olabilen değerlendirmeler yapabilelim.</p>
<p>Bu çalışmalar da bizi, işlemesi kuvvetle muhtemel bir ihracat eylem planına doğru götürecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-gucumuzu-belirleyelim-90631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SWOT analizinin konusunun, firmanın iç dinamiklerinin incelenerek zayıf ve kuvvetli olduğumuz yönlerin vurgulanması ve pazar koşullarının değerlendirilmesi ile de piyasada bulabileceğimiz fırsatlar ile bize karşı oluşabilecek tehditlerin belirlenmesi olduğunu çoğumuz biliriz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti-90630</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası ve TÜİK’in sektör bilançoları, son iki yılda reel sektörde aktiflerin reel olarak küçüldüğünü, borçluluğun arttığını ve faaliyet kârlarının eridiğini ortaya koydu. 18 temel sektörün 14’ü bilanço, gelir ve kârlılık cephesinde hasar alırken, imalat sanayii başta olmak üzere kritik sektörlerdeki kayıplar dikkat çekti.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın Türkiye İstatistik Kurumu ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları, son iki yılda reel sektörde aktiflerin reel olarak küçüldüğünü, borçluluğun arttığını, faaliyet kârlarının enflasyonun altında kaldığını gösteriyor. İki yıl içinde yaşanan tahribat her sektöre farklı düzeyde ve farklı şekillerde yansımış. Temel göstergelerle sektörlerin 2 yıllık karnesi şöyle:</p>
<p>- Son iki yılda firma sayısının en hızlı arttığı sektör yüzde 26,16 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri oldu. Bunu yüzde 20,71 ile konaklama ve yiyecek hizmetleri ve yüzde 20,15 ile telekomünikasyon yazılım ve bilişim sektörü izledi. Gayrimenkul faaliyetlerinde ise firma sayısı iki yıl öncesine göre yüzde 0,51 azaldı.</p>
<p>- İki yılda istihdamı en fazla ardan sektör yüzde 39,57 ile eğitim oldu. Eğitimi yüzde 29,34 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri, yüzde 17,92 ile konaklama ve yiyecek hizmetleri ve yüzde 17,43 ile inşaat izledi. Çalışan sayısı en az artan sektörler ise yüzde 0,16 artışla madencilik, yüzde 1,16 artışla imalat ve yüzde 1,99 artışla gayrimenkul faaliyetleri oldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama çalışan sayısı ise araştırma kapsamındaki 18 sektörün 10’unda iki yıl öncesine göre düştü. Firma başına ortalama çalışan sayısını iki yılda en fazla artıran sektörler yüzde 18,6 ile eğitim, yüzde 3,61 ile tarım, yüzde 2,51 ile gayrimenkul faaliyetleri ve yüzde 2,50 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri oldu. Buna karşın firma başına ortalama çalışan sayısı, iki yıl öncesine göre imalatta yüzde 8,03, yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığı ve içerik üretim hizmetlerinde yüzde 7,13, telekomünikasyon, yazılım ve bilişimde yüzde 6.88, madencilikte yüzde 6,63 ve sağlık ve sosyal hizmetlerde yüzde 6,13 düştü.</p>
<p>- İki yıllık tahribatın kendini en net gösterdiği alan firma başına ortalama aktif büyüklüğündeki erime oldu. 18 temel sektörün ikisi hariç tamamında firma başına ortalama varlık miktarı yılsonu TÜFE değerleriyle iki yıl öncesine göre reel olarak küçüldü. Firma başına ortalama aktiflerdeki reel kayıp mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde yüzde 24,62’yi, gayrimenkul faaliyetlerinde yüzde 19,59’u, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 19.06’yı, ulaştırma ve depolamada yüzde 17,96’yı ve imalatta yüzde 15,06’yı buldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae030c8edf16-1793077448.png" alt="" width="629" height="642" />- Aktifler reel olarak erirken borçluluk oranları gayrimenkul faaliyetleri dışında tüm sektörlerde yükseldi. Yabancı kaynakların toplam kaynaklar içindeki payı iki yılda en fazla artan sektörler 16,73 puanla eğitim, yüzde 13,60 ile su temini, kanalizasyon ve atık yönetimi, 10,72 puanla yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığı ve 9,45 puanla idari ve destek hizmet faaliyetleri oldu.</p>
<p>- 2025 verileriyle borçluluk oranı en yüksek sektörler yüzde 69,36 ile inşaat, yüzde 66,69 ile diğer hizmet faaliyetleri ve yüzde 65,95 ile idari ve destek hizmet faaliyetleri oldu. Borçluluk oranı en düşük sektörler ise yüzde 28,81 ile mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, yüzde 36,95 ile telekomünikasyon, yazılım ve bilişim faaliyetleri ve yüzde 41,73 ile gayrimenkul faaliyetleri oldu.</p>
<p>- Borçluluk artışına paralel olarak finansman giderlerinin faaliyet giderlerine oranı da hızlı bir şekilde arttı. 4 sektörde finansman giderleri, toplam faaliyet kârının çok üzerine çıktı. 2025 yılı itibarıyla finansman giderleri mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde faaliyet kârının 2,92 katını, su temini, kanalizasyon ve atık yönetiminde 1,80 katını, ulaştırma ve depolamada 1,51 katını ve elektrik, gaz ve iklimlendirmede 1,23 katını buldu. Hem 2023 hem de 2025 yılını faaliyet zararı ile kapatan eğitim sektörü ise yaklaşık olarak faaliyet zararına denk miktarda faiz ödemesi yapmak durumunda kaldı.</p>
<p>- 18 temel sektörün 13’ünde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 2023 yılına göre yükseldi. Bu artış su temini kanalizasyon ve atık yönetiminde 119,52 puanı, ulaştırma ve depolamada 53,24 puanı, sanat, spor ve eğlence faaliyetlerinde 34,84 puanı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektöründe 31,07 puanı buldu.</p>
<p>- 8 sektörde firma başına ortalama net satış hasılatı 12 aylık ortalama TÜFE verileriyle iki yıl öncesine göre reel olarak azaldı. Firma başına ortalama net satış gelirlerindeki reel kayıp elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektöründe yüzde 24,91’i, su temini, kanalizasyon ve atık yönetiminde yüzde 23,26’yı, imalat sanayiinde yüzde 19,76’yı ve ulaştırma ve depolama sektöründe yüzde 15,14’ü buldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama net satış gelirlerini reel olarak en fazla artıran sektör, ilginç bir şekilde 2025 yılını faaliyet zararıyla kapatan eğitim sektörü oldu. Eğitim sektörünün net satış gelirleri iki yıl öncesine göre yüzde 72.23 arttı. Yüzde 30.36’lık reel net satış geliri artışı ile ikinci sırada yer alan gayrimenkul faaliyetleri de 2025 yılını dönem zararı ile kapattı.</p>
<p>- 18 temel sektörün 11’inde firma başına ortalama faaliyet kârı reel olarak düştü. Firma başına ortalama faaliyet kârındaki reel kayıp ulaştırma ve depolamada yüzde 65,69’u, sanat, spor ve eğlence hizmetlerinde yüzde 54,96’yı, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirmede yüzde 52,90’ı, su temini, kanalizasyon ve atık hizmetlerinde yüzde 46,63’ü ve imalat sanayiinde yüzde 45,65’i buldu.</p>
<p>- Sonuç olarak 18 temel sektörün 5’i 2025 yılını net zararla kapattılar. Bu sektörler elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme, su temini, kanalizasyon ve atık yönetimi, ulaştırma ve depolama, konaklama ve yiyecek hizmetleri ve gayrimenkul faaliyetleri. Su temini ile konaklama ve yiyecek hizmetleri 2023’ü kârla kapatmıştı. Her iki yılı da zararla kapatan elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirmenin zararı iki yıl öncesine göre reel olarak yüzde 98,49, gayrimenkul faaliyetlerinin zararı yüzde 82,43 azalırken ulaştırma ve depolamanın zararı reel olarak yüzde 68,99 arttı. Eğitim sektörü ise 2023’ü zararla kapatmış olmasına karşın 2025’i düşük de olsa kârla kapattı.</p>
<p>- Geriye kalan 12 sektörün 8’inin firma başına ortalama net dönem kârı iki yılda reel olarak ciddi ölçüde düştü. Firma başına ortalama net kârlardaki reel düşüşün en yüksek olduğu sektör yüzde 66,81 ile ekonomik açıdan en kritik sektör olan imalat sanayii oldu. İmalatı yüzde 52,14 kayıpla mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, yüzde 47,73 ile toptan ve perakende ticaret ve yüzde 42,96 ile tarım izledi.</p>
<p>- Sadece 4 sektörde firma başına ortalama net kâr arttı. Firma başına ortalama net kâr iki yılda reel olarak inşaatta yüzde 69,01, telekomünikasyon, yazılım ve bilişim hizmetlerinde yüzde 43,67, sağlıkta yüzde 41,55 ve yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığında yüzde 13,94 arttı.</p>
<p>Sonuç olarak 2025 yılı karnesinin 2023’e göre daha olumlu olduğunu söyleyebileceğimiz sadece üç sektör var. Bunlar inşaat, telekomünikasyon, yazılım ve bilişim hizmetleri ve sağlık ve sosyal hizmetler. Eğitim borç artışına paralel yüksek bir aktif büyümesine ve net satış gelirlerindeki yüksek artışa karşılık faaliyet zararı kaydederek dengesiz karmaşık bir görüntü sergiliyor. 18 sektörden geriye kalan 14 sektörün iki yılda hem bilanço cephesinde, hem de gelir ve kâr cephesinde hasar gördükleri ortaya çıkıyor. Son iki yıldan ağır hasarlı çıkan sektörler arasında ekonomi açısından kritik öneme sahip imalat sanayii, tarım, perakende ve toptan ticaret, konaklama ve yiyecek hizmetleri, ulaştırma ve depolama ile enerji sektörlerinin yer alması durumu iyice ağırlaştırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti-90630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/0/1280x720/6767-1793077467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-guven-iyi-bir-gelecegin-guvencesi-olamaz-90629</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı güven iyi bir geleceğin güvencesi olamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin Avrupa savunmasına, tedarik zincirlerine ve bölgesel güvenliğe katkısı, AB ile ilişkilerde elini güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Ancak Avrupa’nın Türkiye’ye ne ölçüde ihtiyaç duyduğu kadar, Türkiye’nin Avrupa’ya bağımlılığı ve AB’nin alternatiflerini değerlendirme kapasitesi de önemli. “Türkiye’siz Avrupa yapamaz” yaklaşımının gerçekçi bir strateji için yeterli olmayabilir.</strong></p>
<p>Bu günlerde tüm Avrupa ülkeleri Çin’in meydan okumasını nasıl karşılayabiliriz diye derin derin düşünüyorlar. Çin’in yükselişi beklenenden çok daha hızlı oldu. Üstelik çok üretiyor, üretiminin büyük bölümünü ise tüketmiyor, ihraç ediyor. Çin’in bu politikasına en sistemli cevabı vermek isteyen Amerika Birleşik Devletleri oldu fakat bir yandan kendi ekonomisinin Çin’e ihracata bir ölçüde bağımlı olduğunu diğer yandan Çin mallarını yasaklamanın ülkedeki fiyatlar genel seviyesini çok yükselteceğini görünce, sert gümrükleme siyasetinden geri adım atmak zorunda kaldı. Eskiden sanayileşmiş tüm ülkeler eğer gerekli önlemleri zamanında almadıkları takdirde sinai güçlerini yitireceklerinden, Çin’in sanayi gücü karşısında yenik düşeceklerinden eminler. Siyasi liderler bir şey yapmazlarsa Çin karşında yenik düşeceklerini sanıyorlarsa, mutlaka bir şeyler yapacaklarından emin olabilirsiniz. Nitekim AB üyesi ülkelerin şu anda karşılaştıkları meydan okumaya verdikleri cevap “Made in Europe” ya da “Avrupa’da İmal Edilmiştir” formülü olarak karşımıza çıkıyor. Bu formüle göre, ancak yüzde yetmişi veya daha fazlası Avrupa ülkeleri veya liste ülkelerinde imal edilen mallar AB’de kamu ihalelerine girebilecekler. Dikkatinizden kaçmamıştır, liste ülkeleri diye bir ifade kullandım. Anlaşıldığına göre İngiltere, Norveç ve İzlanda gibi ülkelerde üretilen mallar da, bu ülkeler Avrupa Birliği’ne üye olmasalar dahi “Made in Europe” kategorisi içinde yer alacak.</p>
<p>Türkiye listedeki ülkeleri arasında yer almıyor. Buna şaşmamak lazım. AB üyesi bazı ülkeler Türkiye’yi her bakımdan bu birlikten uzak tutmak istiyorlar. Bunların başında da Fransa geliyor. Türkiye’nin önemli katkılar sağladığı, vazgeçilmez bir tedarikçi olduğu otomotiv alanındaki bazı Avrupa şirketleri, ülkemizin dışlanmasının büyük fiyat artışlarına yol açacağı gerekçesiyle AB uygulamasına karşı çıkıyorlar ama galiba dertlerine kimse kulak vermiyor. Daha önceleri Fransızların önerdiği “Made in Europe” fikrine karşı çıkan Almanya itirazlarını geri çekince, çözüme temel itiraz da ortadan kalkmış oluyor. Çoğu gözlemciye göre, Fransa ve Almanya anlaşırsa, diğer üyeler onları takip edeceklerdir. Üstelik Türkiye’yi sahiplenen, ülkemiz “Made in Europe” sistemine dahil edilmezse şu veya bu şekilde veto hakkını kullanacağını ifade eden herhangi bir ülke de bulunmuyor. Otomotiv dünyasının önde gelen Türk önderlerinden biri Çin’i durduracağız derken Türkiye’yi de dışlamanın Avrupa için ciddi bir sorun yaratacağını ileri sürmüşse de, sözünü ettiği tehlikenin fiyatların yükselmesi olduğu anlaşılmaktadır. Her şeyin fiyatının yükselmesinin tabii karşılandığı bir ortamda, otomobil fiyatlarının artmasının doğuracağı tepki Türk centilmenin tahmin ettiği kadar güçlü olmayabilir.   </p>
<p>AB kararlarına karşı Türkiye’nin verdiği tepki sanıyorum biraz da ülkemizin özgüven abartısını yansıtıyor. Bu özgüven Türkiye’nin AB için çok önemli olduğu, ülkemizle işbirliği yapmaktan kaçınmasının AB için kabul edilemez maliyetler doğuracağı kanaatinden kaynaklanıyor. İşbirliğinden kaçınmanın Avrupa’ya çok pahalıya patlayacağını en yetkili ağızlardan dinlemiş durumdayız. Doğrudur, Avrupa savunmasına Türkiye’nin katkı vermesinin Kıta’nın savunmasını güçlendireceği konusunda tereddüt yok. Türkiye bir yandan Karadeniz’den Ege yoluyla Akdeniz’e geçiş yollarını denetlerken, diğer yandan Doğu ve Güney’den AB’ye göç etmek isteyenlere karşı da tabii bir engel oluşturuyor. Savaş tecrübesine sahip ve her an alana sevk edilebilecek nitelikte büyük bir askeri güce sahip olduğu da biliniyor. Bunu yanında hızla gelişen bir savunma sanayiine de sahip olduğu tüm dünyada anlaşılmaya başlandı. Örneğin, pilot yetiştirmek için İspanyollar Hürkuş uçağı ısmarladılar. Ukrayna savunmasında Bayraktar İHA’lar o kadar önemli rol oynadı ki, Ukraynalılar bunun şerefine popüler bir şarkı dahi bestelediler. Tüm radyolarda çalındı, biz de iftihar ettik. Bu tür askeri meziyetleri bir yana, neredeyse 90 milyon nüfusuyla ülkemiz aynı zamanda büyük bir pazar. Bu açıdan bakıldığında AB üyesi ülkelerinin hepsinin Türkiye ile iyi geçinmeleri gerektiğini düşünmemek için bir sebep yok.</p>
<p>Ancak, tartışmamızı daha ileriye götürmeden sormamız gereken bazı sorular var. Mesela, AB’nin Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç tek taraflı mıdır, yoksa bu ilişkiden ülkemizin de kazandığı şeyler var mıdır? Örneğin, bir görüşe göre, Türkiye’nin AB ile iyi ilişkiler içinde olması, Avrupa savunmasının bir parçası olarak görülmesi, Rusya’yı dengelemektedir. Böyle bir dengeleme olmaması halinde, Rusya Türkiye’yi daha zayıf bir aktör olarak görecek, bir yandan sıcak denizlere diğer yandan Orta Doğu’ya inmek için ülkemizle çatışmaktan çekinmeyecektir. Tabii, buna bağlı olarak, Türkiye ile askeri bakımdan yakın ilişkisi olmayan Avrupa’nın ne gibi kayıplara uğrayabileceğini, askeri bakımdan ne oranda zayıflayacağını da değerlendirmek gerekmektedir. Avrupa’nın askeri bakımdan zayıflayacağını söyleyebilirsiniz ama sorumuz zayıflayacağı değil kendini ne oranda zayıflamış hissedeceğidir. Acaba bu oran kabul edilmezlik seviyesine ulaşacak mıdır? Bütün bu sorulara verilecek cevapların spekülasyon olacağını da bilmemiz gerekiyor. Mesela Rusya, Türkiye’nin kendi başına önemli bir güç olduğunu, gücünü Avrupa’ya borçlu olmadığını, dolayısıyla onunla rekabet etmek değil, anlaşmaya çalışmanın daha akıllıca bir yol olduğunu düşünebilir. Keza, AB ülkeleri Türkiye’nin savunmalarına yapacağı katkının sınırlı olduğunu, kendilerini Türkiye olmadan da yeterince savunabileceklerini düşünebilirler.</p>
<p>Bir ülkenin diğerleri açısından vazgeçilmez olduğunu düşünmesinden önce cevabını bilmesi gereken ama bilemediği çok sayıda soru vardır. Yanlış anlaşılmayı istemem. Kastım bir ülkenin önemli olup olmadığı değil, başkalarının bir ülkeyi belirli bir acil durumla karşılaşmaları halinde ne oranda önemsedikleridir. Aynı soruyu bir başka biçimde de sorabiliriz. Bir ülke kendisini daha güçlü kılan başka bir aktörün desteği olmasa bile, kendisini karşılaştığı bir acil durumu yenecek güçte hissetmekte midir? Tabii, bu denkleme bir de zaman unsurunu eklemek gerekiyor. Örneğin bir aktör eğer hazırlanmaya zaman tanınırsa, kendisini savunacak güçte olduğunu ama bir konuyla hemen baş etmesi gerekirse, başkalarının desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünebilir.  Bu ikinci durumda işi şansa bırakmak istemese de, ilk durumda kendisin, güçlendirecek zamana sahip olduğunu düşünmesi yeterlidir.</p>
<p>Türk siyasi liderlerinin Türkiyesiz bir AB düşünmekle hata ettiklerine ve çok yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalacaklarına ilişkin görüşleri haklı bulunabilir, belki de tamamen haklıdır. Ancak böyle bir değerlendirme, AB’nin ortak geleceğinde ülkemize yer vermesi için yeterli değildir. AB üyesi ülkeler bir ihtimal Türkiyesiz bir gelecek tasarlamanın önemli olduğunu, bunun içereceği risklere katlanmaya hazır olduklarına da karar verebilirler. Demem o ki, Türkiye’nin Avrupa bensiz iş göremez türünden bir duyguya kapılmamalıdır. Belki zor olur ama AB Türkiye’siz yapabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-guven-iyi-bir-gelecegin-guvencesi-olamaz-90629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı güven iyi bir geleceğin güvencesi olamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkseker-55-milyar-liralik-yatirima-hazirlaniyor-90649</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkşeker, 5,5 milyar liralık yatırıma hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkşeker, verimlilik odaklı üretim hedefiyle gelecek yıl 5,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyor.</p>
<p>2022-2025 döneminde yaklaşık 4 milyon ton şeker ürettiklerini kaydeden Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ. Genel Müdürü Muhiddin Şahin, şeker üretimini verimlilik odaklı yatırımlarla sürdürdüklerini, yeniden kalkınma döneminde fabrikaların sürekli modernize edildiğini, difüzör, kazan, otomasyon, santrifüj gibi üretimin önemli parçası olan unsurları baştan aşağı yenileme sürecinde olduklarını belirterek, 2022’den bugüne kadar toplam yaklaşık 5.5 milyar lira yatırım yaptıklarını, önümüzdeki yıl içinde 5.5 milyar lira tutarında yatırım izni aldıklarını söyledi.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae044360e920-1793082422.png" alt="" width="259" height="315" />Şahin, ekim alanlarını uydu üzerinden dijital olarak takip etmeye başladıkları Pancar Takip Sistemi’yle kayıt dışı ekim oranını üç yıl içerisinde yüzde 7.5’tan yüzde 2’ye kadar düşürdüklerini belirtti.</p>
<p>Şahin, TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonuna yaptığı sunumda Türkşeker’in 100 bin çiftçiyle sözleşmeli tarım yürüttüğünü, münavebeyle bu sayının yaklaşık 300 bine ulaştığını belirterek, bu modelle 1 milyondan fazla kişinin geçimine katkı sağladıklarını söyledi. Çiftçilere yıllık 80 milyar lira gelir sağlandığını, 20 bin çalışan ve aileleriyle birlikte 60 bin kişiye istihdam imkânı sundukları bilgisini veren Şahin, şekerin ve yan ürünlerinin ekonomik değerinin yaklaşık 140 milyar liraya ulaştığını kaydetti. Şahin, lojistik ve tarımsal girdilerle 35 milyar liralık hacim oluşturulduğunu, her kampanya döneminde 1.4 milyon sefer ve 35 milyon ton taşıma gerçekleştirildiğini belirterek, gıda sektöründe 575 milyar lira üretim, 175 milyar lira ihracat değeri oluşturulduğunu toplam ekosistem etkisiyle yaklaşık 1 trilyon lirayı bulduğunu söyledi.</p>
<h2>“Uzun vadeli kredi notumuz Türkiye’nin en iyi notlarından biri” </h2>
<p>Şahin, Türkşeker’in, İstanbul Sanayi Odasının ilk 500 sıralamasında, üretimden net satışlarda 2024’te 87’nci sıradan 2025’te 54’üncü sıraya yükseldiğini belirterek, aktif büyüklüğün ise 43’üncü sıradan 36’ncı sıraya geldiğini kaydetti. Türkşeker’in, bağımsız kredi derecelendirme kuruluşları tarafından ulusal uzun vadeli kredi notunun AAA+ seviyesine ulaşarak Türkiye’nin en iyi notlarından biri haline geldiğini belirten Şahin, “Bu sonuçlar güçlü mali yapımızı, yüksek ödeme kapasitemizi ve finansal yükümlülüklerimizi zamanında yerine getirme kabiliyetimizi ortaya koyarak Türkşeker’i ulusal ölçekte en yüksek güvenilirlik seviyesine sahip kuruluşlar arasına taşımaktadır “ dedi.</p>
<h2>"Son dört yılda çiftçiye 82,4 milyar TL destek verdik" </h2>
<p>Muhiddin Şahin, son dört yılda yaklaşık 70 bin çiftçiye yüzde 31’i avans olmak üzere toplam 72 milyar lira pancar bedeli ödendiğini, ayrıca 6.6 milyar lira nakliye desteği ve 3.88 milyar lira yaş pancar posası desteği verildiğini ve bu ödemelerin toplamının 82.4 milyar liraya ulaştığını kaydetti. Türkiye’nin pancar şekeri üretiminde Avrupa’da 4’üncü, dünyada 5’inci sırada yer aldığını, dünya pancar şekerinin üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini gerçekleştirdiğini, Türkşeker’in ise bu üretimde yüzde 2’den fazla payının olduğunu belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkseker-55-milyar-liralik-yatirima-hazirlaniyor-90649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/turkseker-1685-daimi-isci-alacak-1744291230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkşeker, verimlilik odaklı üretim hedefiyle gelecek yıl 5,5 milyar liralık yatırıma hazırlanıyor. Türkşeker&#039;in, 2022’den bu yana yaklaşık 5,5 milyar liralık yatırım yaparken kayıt dışı ekim oranını üç yılda yüzde 7,5’ten yüzde 2’ye düşürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-rekabet-gucunu-kaybediyor-mu-90628</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi bugün yalnızca enflasyonu düşürme sınavı vermiyor. Aynı zamanda ihracat pazarlarını korumak, üretim kapasitesini sürdürülebilir kılmak ve küresel yatırım yarışında geriye düşmemek zorunda. Üstelik bu üç hedef, birbirinden bağımsız değil. Enflasyonla mücadelede mesafe alınmaya çalışılırken üreticinin rekabet gücü aşınıyor; rekabet gücündeki kayıp ise ihracatı, yatırımları ve dolayısıyla gelecekteki büyüme potansiyelini tehdit ediyor. Anlayacağınız, Türkiye, kritik bir kavşakta bulunuyor.</p>
<p>Merkez Bankası, perşembe günü politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Karar metninde, son enflasyon verilerinin ve öncü göstergelerin ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ettiği, iç talepteki zayıflığın sürdüğü belirtildi. Buna karşılık enerji fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü risklerin devam ettiği vurgulandı. Banka, dezenflasyon sürecini güçlendirmek için sıkı para politikası duruşunun korunacağını, faiz adımlarının enflasyon görünümüne göre ve ihtiyatlı biçimde belirleneceğini açıkladı.</p>
<p>Bu çerçeve, fiyat istikrarının hala öncelikli hedef olduğunu gösteriyor. Ancak enflasyonla mücadele uzadıkça bu mücadelenin maliyetini taşıyan kesimlerin dayanma kapasitesi de azalıyor. Türkiye’nin temel açmazı, enflasyonu düşürme ihtiyacı ile üretim ve ihracat gücünü koruma zorunluluğunun giderek daha fazla karşı karşıya gelmesi.</p>
<h2>Rakamlar kaygı verici</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe’nin geçen haftaki açıklamaları bu açmazın üretim cephesindeki boyutunu ortaya koyuyor. Gültepe’nin CNBC-e'de Emre Eser'in sorularını yanıtlarken verdiği rakamlara göre 2019-2025 döneminde Türkiye’de ortalama yıllık enflasyon yüzde 38 dolayında gerçekleşirken rakip ülkelerde bu oran yüzde 8’i aşmadı. Çok çarpıcı değil mi?</p>
<p>Aynı dönemde asgari ücret yüzde 1290, enerji fiyatları yüzde 1490, ham madde ve ara malı fiyatları yüzde 1250 arttı. Dolar kurundaki artış ise yüzde 860’ta kaldı.</p>
<p>Bu fark ihracatçının neden zorlandığını anlatıyor. Üretim maliyetleri döviz cinsinden yükselirken kur artışı maliyet baskısını karşılamaya yetmiyor. Bir başka ifadeyle Türkiye’de üretmek, uluslararası rakiplere kıyasla giderek pahalılaşıyor. Makine üretiminde dolar bazında maliyetlerin 2022’ye göre yüzde 60, hazır giyimde yüzde 58, mobilyada yüzde 55 artması, sorunun birkaç sektörle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>
<h2>Pazar kaybına dikkat!</h2>
<p>Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı. Çünkü pazar kaybeden, kâr marjı daralan ve finansmana erişmekte zorlanan bir şirketin yeni teknolojiye, verimliliğe ve yeşil dönüşüme kaynak ayırması kolay değil.</p>
<p>Gültepe “Pazar kaybeden firma dönüşüme kaynak ayıramaz” diyor. Bu tespit önemlidir. Bu, yalnızca ihracatçıların bugünkü sıkıntısını değil, Türkiye’nin gelecekteki üretim yapısına ilişkin riski de anlatıyor. Rekabet gücü kaybı bugün satışların azalmasına yol açarken yarın daha düşük teknolojiye, daha sınırlı yatırıma ve daha zayıf bir üretim kapasitesine neden olabilir.</p>
<p>Nitekim Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı payın iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e gerilemesi ve imalat sanayisindeki sigortalı çalışan sayısının dört yılda 480 bin azalması dikkatle değerlendirilmesi gereken göstergeler. Üstelik rekabet yalnızca Asya’nın düşük maliyetli üreticileriyle yaşanmıyor. Avrupalı rakipler de aynı pazarlarda Türkiye’nin karşısına çıkıyor. Gümrük engellerinin arttığı, ticaret politikalarının yeniden şekillendiği ve ülkelerin yatırımları kendi sınırlarına çekmek için daha yoğun teşvikler sunduğu bir konjonktürde rekabet kaybının telafisi giderek zorlaşıyor.</p>
<h2>Peki, ne yapılmalı?</h2>
<p>Öncelikle enflasyonla mücadeleden vazgeçmeden, üretim ve ihracat üzerindeki maliyet baskısını azaltacak tamamlayıcı politikalar devreye alınmalı. İhracatçıların finansmana erişimi iyileştirilmeli; kredi mekanizması, üretken yatırımları ve ihracat kapasitesini destekleyecek biçimde çalışmalı. Enerji maliyetlerini düşürecek yatırımlar, verimlilik artışı, teknoloji yenileme ve nitelikli iş gücü politikaları hızlandırılmalı. Özellikle yüksek katma değerli üretime geçişi kolaylaştıracak uzun vadeli ve öngörülebilir finansman kanalları oluşturulmalı, çünkü finansman sağlanamazsa tüm projeler kâğıt üzerinde kalır.</p>
<p>Bunlar, enflasyonla mücadeleyi gevşetmenin gerekçesi değil; tam tersine, dezenflasyonun üretim kapasitesine kalıcı zarar vermeden tamamlanabilmesinin koşulları. Kur politikası, ücretler veya kredi koşulları üzerinden ihracatçıya geçici bir rahatlama sağlamak da tek başına yeterli olmayacaktır. Asıl ihtiyaç, verimliliği artıran ve birim üretim maliyetini düşüren yapısal adımlardır. Bununla birlikte bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için şirketlerin bugünü atlatabilecek bir nakit akışına ve yatırım yapabilecekleri bir finansman ortamına sahip olması gerekir.</p>
<p>Gültepe diyor ki; “Bugün rekabet edemezsek yarına yatırım yapamayız.” İşte Türkiye’nin önündeki mesele, daha doğrusu önemli tehdit budur. Enflasyonla mücadele sürerken rekabet gücünün aşınmasına seyirci kalınırsa bugünkü maliyetler, yarının büyüme sorununa dönüşebilir.</p>
<p>Türkiye’nin kritik kavşağı burada... Enflasyonu düşürmek ile rekabet gücünü korumak arasında zorunlu bir tercih yapmak yerine, iki hedefi birlikte gözeten bir ekonomi politikası oluşturmak gerekiyor. Çünkü dezenflasyon programının başarısı, yalnızca fiyatların istikrara kavuşmasıyla değil, o istikrarın üzerinde yükselecek güçlü bir üretim ve ihracat ekonomisiyle anlam kazanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-rekabet-gucunu-kaybediyor-mu-90628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-fon-ekonomi-durumlar-iyi-mi-90627</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa, fon, ekonomi; durumlar iyi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa değişikliğine ilişkin farklı senaryolar ve Terörsüz Türkiye süreci gündemdeki yerini korurken, fon skandalı siyasetteki tartışmaları daha da alevlendiriyor. Ekonomik sıkışmışlığın toplumsal öfkeyi büyüttüğüne dikkat çeken değerlendirmeler, seçmenin adalet ve hesap verebilirlik konusundaki beklentilerinin sandığa nasıl yansıyacağı sorusunu öne çıkarıyor.</strong></p>
<p>Bir süre önce Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini paylaşmıştı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci ardından gelinen aşamada yeni anayasanın Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmaz olduğunu savunan Uçum, anayasa değişikliğini yeni döneme bırakmak gerektiğini savunarak, şu saptamayı yapmıştı:</p>
<p>“… Elbette yeni anayasa Türkiye’nin olağan gündemi olarak her zaman güncel bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. döneminde yeni anayasanın yapılma ihtimali de Meclisimizin değerlendireceği bir husustur. Bu ihtimal asla dışlanamaz. Buna mukabil gerek zaman yönetimi gerekse yeni anayasa sürecinde olgunlaştırılması gereken konulara ilişkin fikri çalışma ihtiyacı TBMM’nin 29. döneminde yeni anayasanın yapılmasını daha gerçekçi bir hedefe dönüştürüyor. Tabii ki nihai karar demokratik siyasi liderliğin ve Meclisimizindir.”</p>
<p>Anayasa değişikliği deyince tabii akla hemen “Terörsüz Türkiye Süreci” geliyor… Çünkü, bu sürecin sonunda Anayasa değişikliği yapılacağı, bu değişiklikle devletin tanımının ve fonksiyonlarının değiştirileceği varsayılıyor.</p>
<p>Oysa Uçum, o paylaşımında ısrarla şu vurguyu yapmıştı: “… Bilinmelidir ki 2023 ruhuna sahip ve 2053 ve 2071 vizyonlarına uygun olarak hazırlanacak yeni anayasada milli kurtuluş ve bağımsızlık mücadelemizin ve anayasal birikimimizin kazanımları olarak Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızıçizgilerdir. Bu konularda istismar siyaseti yürütülmesine, sürece gölge düşürmek maksatlı bilinçli çarpıtmalar yapılmasına asla müsaade edilmez. Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması zaten kabul edilemez…”</p>
<p>Ancak işin iki yönü var.</p>
<p>Birincisi, siz de izliyorsunuzdur, her gün yeni bir spekülasyonla karşılaşıyoruz. Bazen, anayasa değişikliği ile parlamenter sisteme geçileceğini duyuyoruz. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1 barajının geriye çekileceği iddiası kulağımıza çalınıyor. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının görev süresinin eskisi gibi 7 yıla çıkarılacağı iddia ediliyor. Bazen vatandaşlık kavramının, bazen “değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez” maddelerin revizyona tabi tutulacağı öne sürülüyor.</p>
<p>İkincisi, ekonomik kriz giderek derinleşirken ahali adeta burnundan soluyor. Bu kıstırılmışlık, çaresizlik durumu -ilgisi var ya da yok- öfkenin vatan, bayrak ve benzeri “kutsallar” üzerinden vücut bulmasına yol açıyor…</p>
<p>Bu durumun somut işaretlerini baro ve sanayi-ticaret odası seçimlerinde görmek mümkün (bakınız İstanbul Barosu seçimleri). Hem sanayi-ticaret odalarında hem baro seçimlerinde Anayasa’nın değiştirilemez/değişmesi teklif dahî edilemez maddelerine, şehitlere yapılan vurgulara bakarsanız iktidarın giderek bir darboğaza girdiğini görürsünüz. Eğer bir seçim olacaksa ya da seçmen sandığa gitmekten imtina etmeyecekse bu öfkenin sandığa yansıması kaçınılmaz görünüyor…</p>
<p>İşte bu noktada Fon skandalına da bakmak gerekiyor. Şu ana kadar sadece iki siyasetçinin (Fatma Betül Sayan Kaya ile Ertan Aydın) fon skandalına karıştıkları bilgisi ortaya çıktı. Hukuki süreç nasıl sonuçlanır bilinmez ama şu an itibarıyla sanki bir takım kamu kurumu yöneticileri ile bir takım fon kuruluşu yöneticileri el ele verip görevlerini kötüye kullanmışlar gibi (bilinçli ya da bilinçsiz) bir hava yaratılıyor. Bu durum kamuoyu tepkisini de artırıyor. Nitekim Area’nın “Türkiye Siyasi Durum Araştırması - Ekim 2026” başlıklı araştırmasına göre; Seçmenin yüzde 59,4’ü Fon yolsuzluğuna adı karışanlar için gerekli soruşturmanın yapılıp ceza verileceğine inanmıyor. Yüzde 61,9’u ise elde edilen haksız kazançların geri alınıp mağdurlara iade edileceğini düşünmüyor.</p>
<p>Yani anayasa, fon, Terörsüz Türkiye Süreci iç içe geçmiş durumda. Birindeki olumsuzluk diğerlerini de etkiliyor.</p>
<p>Sözün burasında konunun bir başka boyutunu da gözden kaçırmayalım: Ali Babacan’ın kabinede yer alacağı iddiaları…</p>
<p>Babacan’ı, Deva, Yeniden Refah, Fazilet (kendini feshetmeseydi Gelecek) gibi partilerin ortak cumhurbaşkanı adayı göstermeyi planladığı da konuşuluyor, Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olacağı bir modelden de bahsediliyor. Hal böyleyken Babacan’ın ekonomiden sorumlu koalisyon ortağı olarak kabinede yer alması gerektiği savları nereden çıkıyor? O da bir dahaki yazıya…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-fon-ekonomi-durumlar-iyi-mi-90627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa, fon, ekonomi; durumlar iyi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ha-bu-da-bize-ders-olsun-90626</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ha bu da bize ders olsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel likidite bolluğunun sona ermesiyle dış borçlanma imkânlarının daralması, Türkiye’yi 2018-2019 krizine sürükleyen temel kırılganlıklardan biri oldu. Şirketlerin döviz açık pozisyonunun yeniden kritik seviyelere ulaştı. Finansal riskler yalnızca ekonomiyi değil, ülkenin dış politikadaki hareket alanını da etkileyebilecek düzeyde.</strong></p>
<p>Finans dışı kesimin döviz açık pozisyonundaki gelişmeler bu köşede yılda en az birkaç kez ele aldığım bir konu. Temel nedeni şu: Trump’ın 2018 yaz aylarında yolladığı birkaç tweet mesajı Türkiye’yi 2018-19 krizine sokmuştu. O mesajlar, Türkiye’nin dışarıdan borçlanma olanaklarının son derece kısıtlanacağı tehdidi demekti. Bu tehdidin krize yol açması ise Türkiye’nin dışarıdan borçlanmaya mahkûm bir ülke olmasıydı. Her daim bu zafiyet vardı ama 2010-2017 döneminin sonuna doğru had safhaya çıkmıştı. Küresel önemdeki merkez bankalarının bol kepçe para politikaları ve sıfır ya da sıfıra yakın düzeyde tuttukları politika faizi nedeniyle bizim gibi ülkeler bol miktarda borçlanma ‘olanağı’ bulmuşlardı. Türkiye’nin 2009’da döviz geliri olmayan şirketlerin döviz cinsinden borçlanmasını kolaylaştırması ile de birleşince, finans sektörü dışındaki şirketlerin döviz açık pozisyonları sıçramış ve çok hızlı kredi genişlemesi yaşanmıştı. Trump’ın mesajları, bol para döneminin Türkiye için bittiği anlamına geliyordu. Böyle bir ‘ani duruş’ anında, ülkenizin kırılganlıkları ne kadar fazlaysa o kadar çok etkilenirsiniz. Öyle de oldu. Türkiye krize girdi. Özellikle inşaat ve enerji sektörlerinde büyük istihdam kaybı yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02f4030c6d-1793077056.png" alt="" width="800" height="300" />Peki, mevcut durum ne gösteriyor? İlk grafikte finans sektörü dışındaki şirketlerin net döviz pozisyonu var. Grafik 2010’ ilk çeyreğinde başlıyor ve bu yılın üçüncü çeyreğinde bitiyor. Üçüncü çeyreğe ilişkin veri, Temmuz ve Ağustos aylarına ait. Artı değerler, döviz borçlarının döviz varlıklarına kıyasla daha fazla olduğu anlamına geliyor. Şirketlerin açık pozisyonu 2018-19 krizinden önceki düzeyi aşmış durumda. Ama salt pozisyonun kendisine bakmak yanıltıcı; onu ödeme kapasitesine oranla incelemek gerekiyor. İkinci grafikte, açık pozisyonun mal ve hizmet ihracatından elde ettiğimiz dövizi gelirlerine oranının seyri yer alıyor. Böyle bakınca, durum ilk grafikteki gibi vahim değil. Borç ödeme kapasitesi 2024 başından bu yana zayıflıyor ama hala 2017 sonundaki zayıflığın uzağında bir zayıflık bu.</p>
<p>Gündeme dönmeden olmaz. Gökyüzünden etrafa para saçılmasının, musluklardan tazyikli bir biçimde kredi akmasının ilelebet sürmesi mümkün değil. Eninde sonunda ‘saçtığım parayı geri ver’ dönemi başlıyor ve musluklardan kredi akmaz oluyor. Finans krizleri bu tür coşku-patlama dönemlerinin yarattığı sayısız kriz örneği ile dolu. 2018-19 krizi, onlardan sadece biri. Bu krizi ilginç yapan nokta ise, kırılganlığımızın dış politikada kullanılması; ABD’nin yaptırımlarının (ABD açısından) başarılı olmasına yol açması. Finans sektöründeki kırılganlıklar bu nedenle çok önemli; tüm ekonomiyi, ekonomiyi olduğu kadar dış politikayı da etkiliyorlar. Fon rezaletini bir de bu açıdan düşünün. 2018-19 bize ders olsun; fon krizini bir an önce her yönüyle açıklığa kavuşturup çözmek lazım.    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ha-bu-da-bize-ders-olsun-90626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ha bu da bize ders olsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-dolandiriliyoruz-90625</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden dolandırılıyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DOLANDIRICIYI UZAK TUTAN 5 TUTUM: 1- </strong>Bedavaysa uzak dur. <strong>2</strong>- Hızlı kazançsa yaklaşma. <strong>3</strong>-Hediyeyse sorgula. <strong>4</strong>- Borçlandırıyorsa kalsın. <strong>5</strong>- Haksız zenginlikse kalsın. Külfetsiz nimet peşinde koşma…</p>
<p>Çok basit; <strong>Gayretsiz zenginlik</strong>, hak edilmemiş tüketim cazip olduğu için… En genel anlamıyla, <strong>aldatmak amacıyla </strong>yapılan tüm eylemlerdir dolandırıcılık… Bir dolandırıcı, <strong>yalan söyler</strong>, <strong>güveni kullanır</strong>, kazanç vaat eder. Ne yazık ki gazete arşivlerimiz; böylesi dolandırıcılık öyküleriyle dolu.</p>
<p>Bir dolandırılan, bu yalana kanar, <strong>sorgulamadan güvenir</strong>, kazancı <strong>hak edip etmediğini sorgulamaz</strong>. Dolandırıcıyı, hırsız ve hayduttan ayıran taraf şudur; <strong>dolandırılan da işin içindedir</strong>. Bedava peynir sadece fare kapanında bulunur. <strong>Ürün bedavaysa aslın ürün sensin. </strong> Bu gerçeği gözden uzak tutma.</p>
<p><strong>KÖŞE DÖNME HEVESİNİ SORGULAMAYI DENESEK?</strong></p>
<p>Güven istismarı olan her yerde dolandırma vardır. Kamu da dolandırır. <strong>Konut edindireceğim </strong>der, milyonları dolandırır. <strong>Zorunlu tasarruf </strong>der, milyarları çar çur eder. <strong>Konut</strong>, <strong>döviz</strong>, <strong>borsa</strong>, <strong>kripto para</strong>… Her nerede <strong>çıkar</strong> vaat eden enstrüman varsa orada dolandırıcı da olacaktır. <strong>Dikkat etmek gerek</strong>.</p>
<p><strong>Sahte umutlarla </strong>haksız kazanç peşinde koşarsan, <strong>dolandırılacağın kesindir</strong>. Zira dolandıranla <strong>aynı zihin yapısında </strong>buluşmuşsundur. Bir ülkede <strong>milyar dolarlık </strong>dolandırıcılık yaşanıyorsa, eksik olan nimet-külfet dengesi, <strong>ahlak </strong>erozyonudur<strong>. </strong>Ahlak gidince de <strong>dolandıran</strong> ile <strong>dolandırılan</strong> karışacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Dolandırılmamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sistem, denetlemiyor mu?</em></strong></p>
<p>Yasalarımız var. Kurumlar oluşturduk. Üstelik piyasaları denetleyen kurumların yasaları güncel ve modern… Sorun, uygulamada… Eğer yasayı akil ve adil uygulamazsan hep aynı TERAne olacaktır.</p>
<p><strong><em>Peki, ne yapmak gerek?</em></strong></p>
<p>Nimet-külfet dengesini anlatan eğitimler vermeli. Denetleyenleri de denetleyecek bağımsız kurumlar oluşturmalı. Ama en büyük tedbir; gayretsiz zenginlik önerilerini anında reddedip açgözlü olmamalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HATA İNSANA MAHSUS</strong></p>
<p><strong><em>(Errare humanum est)</em></strong></p>
<p>Geçen gün tarım sektörünün güncel sorunlarını ele alan bir yazı kaleme almış, “Büyük şirketler, dev tüccarlar, tarlada iken ucuza kapatmaya çalıştıkları üreticilerin, bir sonraki sezonda hayatta kalıp kalmayacağına aldırış etmiyor.” saptamasını yapmıştım. Buraya kadar iyi güzel ama konuyu “Tarım Bakanlığı da bu olup biteni seyretmekle yetiniyor” diye bitirecekken, “Ticaret Bakanı” diye yazarak sürçü kalem etmişim.</p>
<p>Oysa Ömer Bolat’ı kabinenin en gayretli bakanlarından biri olarak gözlemliyorum. Düzeltiyor ve okurlarımızdan özür diliyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-dolandiriliyoruz-90625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden dolandırılıyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasaya-nefes-aldirdi-90624</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası piyasaya nefes aldırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası faizi indirdi-indirecek tartışmaları sürerken de, faiz indirimine gidildikten sonra da hep aynı konu vurgulandı, hep aynı örnek verildi. Faizin yüzde 37’den 36’ya indirilmesinin, kredi büyüme sınırı değiştirilmediği sürece hiçbir öneminin olmadığı ifade edildi.</p>
<p>Hatta ben bu konuyu musluk-boru benzetmesiyle izah etmeye çalıştım. Faizin indirilmesi musluğun daha fazla açılmasına olanak veren bir adımdı ama boru özellikle daraltıldığı, üstelik bunu yapan Merkez Bankası olduğu için görece düşük faizin hiçbir işe yaramayacağını dile getirdim.</p>
<p>İşte Merkez Bankası dün bankalara gönderdiği bir talimatla boruyu biraz genişletti, kredi büyüme sınırını bir anlamda esnetti.</p>
<h2>Oran değil kapsam değişti</h2>
<p>Merkez Bankası kredi artışına ilişkin oranlarda bir değişikliğe gitmedi.</p>
<p>Bankalar KOBİ dışında kalan işletmelere verdikleri ticari kredileri ayda en fazla yüzde 2, KOBİ’lere verdikleri kredileri ise yüzde 5 artırabiliyor. Bu oranlar aynen korundu.</p>
<p>Ancak bu şirketlerin yurt içinde Türk Lirası cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası geleceklerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi.</p>
<p>Sınırlama oranı aynı ama bazı krediler o sınırlama dışına çıkarılmış oldu.</p>
<p>Ancak bu esneklik süreli. Bu uygulama yıl sonuna kadar vadesi dolacak borçlanma araçlarının geri ödemesi için geçerli.</p>
<h2>O büyük kaygı biraz olsun hafifledi</h2>
<p>Son dönemin en büyük kaygılarından biri özel sektör tahvillerinin geri ödeme dönemi geldiğinde yaşanması muhtemel sıkıntıydı.</p>
<p>Piyasadaki likidite sıkışıklığı had safhaya ulaşmıştı ve kredi sınırlaması yüzünden bankaların desteğinden de yoksun kalan özel sektör giderek daha büyük sorun yaşamaya aday görünüyordu. Bu durum domino etkisi yaratabilecek bir risk oluşturuyordu. Taşlar devrilmeyegörsün; her şey üst üste gelecek gibiydi ve bu risk giderek büyüyordu.</p>
<p>İşte Merkez Bankası’nın bu kararı kaygıları büyük ölçüde giderdi. Giderdi çünkü piyasada ağırlıklı olarak faizin düzeyine değil, paraya ulaşılıp ulaşılamayacağına bakılıyordu.</p>
<p>Şimdi görece pahalı da olsa o çok ihtiyaç duyulan kaynağa ulaşmak mümkün hale geldi.</p>
<p>Şirketler artık en azından yıl sonuna kadar olan dönem için tahvil ödemeleri geldiğinde nakit sıkışıklığı yaşamayacak.</p>
<p>Piyasadaki <strong>“Ya şirketler tahvil borcunu ödeyemezse”</strong> kaygısı sona erecek.</p>
<p>Ama bu demek değil ki bankalar şirketlerin borçlanma araçları için talep edecekleri tüm krediyi karşılayacak. Burada yük büyük olasılıkla kamu bankalarına binecek.</p>
<p>Merkez Bankası da bu uygulamanın sürekli olmayacağını, yıl sonunda biteceğini ilan etmek suretiyle bir anlamda sıkı para politikası duruşundan ödün vermeye niyetli olmadığını göstermiş oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz düştü de ne anladık biz bundan!</span></h2>
<p>Merkez Bankası bazı kredilerin limit dışına çıkarılması uygulamasını faizi indirmeden de yapabilirdi. Çünkü faiz indirimiyle bu kararın bir ilintisi yok.</p>
<p>Hem zaten farkında mısınız Merkez Bankası’nın politika faizinde yaptığı indirim sanki kimsenin umurunda değil. Hele hele dünkü talimat olmasa Merkez Bankası bile gündemde değildi.</p>
<p>Bu indirim zaten çok tahmin edildiği için olsa gerek öyle görünüyor ki hemen herkes kendini yeni orana hazırlamış. Herhalde o yüzden de faiz indirimi pek umursanmadı. Oysa aylar sonra gelen bu faiz indiriminin ardından piyasada bir heyecan olmalıydı, bir silkinme, bir hareket… Ama hiç öyle bir hava yok. Sanki bu indirim <strong>“Dostlar alışverişte görsün”</strong> indirimi gibi oldu.</p>
<p>Tamam, <strong>“Dün bir, bugün iki”</strong> denilebilir, <strong>“Hele bekleyelim biraz, etkisi elbette görülecektir”</strong> görüşü dile getirilebilir. Ama iyi de ufukta bu beklentileri karşılayabilecek bir emare yok. </p>
<p>Şimdi hemen bazı kredilerin kredi sınırlaması dışına çıkarılması kararı öne sürülebilir. İyi güzel de, biraz önce de vurguladığım gibi bu kararın faiz indirimiyle bir ilgisi yok ki.</p>
<p><strong>Vatandaşa hüsran!</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın faiz indirmesinden sonra tüketici dört gözle kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarının faizinde düşüş bekliyordu. O da gerçekleşmedi. Merkez Bankası’nın belirlediği tavan oranlar sabit kaldı.</p>
<p>Merkez Bankası söz konusu oranları referans faiz oranına göre belirliyor ve yüzde 3,11 düzeyindeki referans faiz oranı değişmedi.</p>
<p>Referans oran, <strong>bankaların 32-45 gün vadeli Türk Lirası mevduata uyguladıkları ağırlıklı ortalama akım faiz oranı ile politika faiz oranının yüzde on fazlasının düşük olanı</strong> dikkate alınarak hesaplanıyor.</p>
<p>Bu şekilde hesaplanan oran yüzde 3,11’den yüksek olamıyor. Merkez Bankası referans faiz oranına 21 Aralık 2023 tarihinde aylık yüzde 3,11’lik tavan getirmişti.</p>
<p>Kasımda da aynı Kredi kartları ve kredili mevduat hesapları için geçerli olan azami akdi faiz oranı ile azami gecikme faiz oranı kasım ayı için de aynı düzeyde uygulanacak. Merkez Bankası’nın belirlediği bu oranlar tavan oranı gösteriyor. Bankalar dilerse daha düşük oran uygulayabiliyor. Söz konusu tavan oranları hatırlatmakta yarar var: </p>
<p>■ 30 bin liranın altında dönem borcu olan kredi kartlarında azami akdi faiz oranı yüzde 3,25, azami gecikme faiz oranı yüzde 3,55. </p>
<p>■ 30 bin ile 180 bin lira arasındaki dönem borcunda azami akdi faiz oranı yüzde 3,75, azami gecikme faiz oranı yüzde 4,05. </p>
<p>■ 180 bin liranın üstündeki dönem borcunda, dönem borcuna bakılmaksızın kurumsal kredi kartlarında, nakit çekim veya kullanım işlemlerinde ve kredili mevduat hesaplarında azami akdi faiz oranı yüzde 4,25, azami gecikme faiz oranı yüzde 4,55. </p>
<p>■ Yabancı para cinsi kredi kartı işlemlerinde azami akdi faiz oranı yüzde 2,98, azami gecikme faiz oranı yüzde 3,28.</p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi bunlar Merkez Bankası’nın belirlediği tavan oranlar ve bankalar diledikleri takdirde daha düşük oranlar uygulayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasaya-nefes-aldirdi-90624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası piyasaya nefes aldırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizca-okul-yetmez-egitimi-refaha-donusturen-asil-guc-nedir-90623</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızca okul yetmez: Eğitimi refaha dönüştüren asıl güç nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eğitim konuşulurken genellikle okullara, müfredata, öğretmenlere, sınav sistemine bakıyoruz. Oysa eğitimin insanlara ne kazandırdığını anlamak için okuldan çıktıktan sonra ne olduğuna da bakmak gerekiyor. Financial Times yazarı John Burn-Murdoch’un bir makalesinde dikkat çektiği nokta tam da bu. İngiltere’de üniversite mezunlarının ücret avantajı son yıllarda geriliyor. Nedeni olarak üniversitelerin fazla büyümesi, çok fazla kişinin üniversiteye gitmesi gösteriliyor. Ancak aynı ölçüde üniversiteleşen başka ülkelerde aynı sonuç ortaya çıkmıyor.</p>
<p>Bu durumda asıl mesele ekonomide olabilir.</p>
<p>Ekonomide verimlilik artışı zayıflıyor, yüksek ücretli profesyonel ve yönetici işleri yeterince oluşmuyorsa, üniversite diplomasının ekonomik karşılığı da düşüyor. Diploma aynı diploma ama onu kullanabileceğiniz işler azalıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02c1a956ac-1793076250.png" alt="" width="674" height="473" /><strong>ALMANYA NEDEN İYİ BİR ÖRNEK? </strong></p>
<p>Mesleki eğitimde de benzer bir durum var. Gençlere Ausbildung olarak bilinen ve teorik eğitimi pratik iş tecrübesiyle birleştiren, genellikle 2 ila 3,5 yıl süren mesleki eğitim veren Almanya, üniversiteye gitmeyenlere iyi meslek ve iyi ücret sağlayabildiği için örnek gösteriliyor. Ancak bunun arkasında yalnızca eğitim sistemi yok. Almanya’nın yüksek katma değerli ve yüksek ücret ödeyen güçlü bir imalat sanayisi var. Alman fabrika işçileri İngiltere’dekilerden yüzde 50 daha fazla kazanıyor.</p>
<p>ABD-İngiltere karşılaştırması ise daha çarpıcı. İngiltere’nin okul sonuçları yükselirken ABD’de özellikle düşük başarı grubunda gerileme var. Buna rağmen ABD’de ücretler çok daha yüksek. Fabrika işçileri İngiltere’dekilerden yüzde 60, tesisatçı ve elektrikçiler yüzde 90 daha fazla kazanıyor. Perakende çalışanlarının ücreti ise yaklaşık iki kat.</p>
<p>Demek ki eğitimin ekonomik sonucunu yalnızca eğitim sistemi belirlemiyor.</p>
<p>Bu Türkiye için de önemli. Eğitim sistemini düzeltmek elbette gerekiyor. Fakat gençlere iyi eğitim verip karşılığında düşük verimlililik, düşük ücretli ve sınırlı kariyer imkânı sunan bir ekonomi kurarsanız, eğitim reformunun etkisi de sınırlı kalıyor. Bizdeki gibi üniversite ve üniversite mezunu sayısını artırmakla, meslek liselerini çoğaltmakla veya müfredatı sık sık değiştirmekle sorun çözülmüyor. Önce o insanların çalışacağı, üreteceği, daha yüksek gelir elde edeceği işleri yaratacak bir ekonomi gerekiyor. Çünkü eğitim potansiyel yaratıyor. O potansiyeli gelire ve refaha dönüştüren ise ekonomi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizca-okul-yetmez-egitimi-refaha-donusturen-asil-guc-nedir-90623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızca okul yetmez: Eğitimi refaha dönüştüren asıl güç nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pesinde-kostugumuz-800-milyar-dolari-temsil-eden-yatirimcilari-go-globale-getirdik-90622</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peşinde koştuğumuz 800 milyar doları temsil eden yatırımcıları ‘Go! Global’e getirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>INSIDER </strong>One Kurucu Ortağı ve CEO’su <strong>Hande Çilingir, </strong>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Dijital Çalışma Grubu ve Endeavor Türkiye işbirliği ile bu yıl ikincisini düzenledikleri <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılan uluslararası yatırımcıların temsil ettiği yatırım büyüklüğünü hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”<strong>ne katılan yabancıların temsil ettiği yatırım büyüklüğü 500 milyar dolardı. Bu yıl 800 milyar dolarlık yatırımı temsil edenleri ülkemizdeki girişimcilerle buluşturduğumuz bir ortam oluşturduk.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02b54d3e8d-1793076052.png" alt="" width="900" height="376" /></strong>Insider’ı ilk kurdukları, yatırım turuna çıktıkları günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>Biz bir zamanlar bu uluslararası yatırımcıların peşinde koşardık. Şimdi 800 milyar doları temsil eden uluslararası yatırımcıları ülkemizdeki girişimcilerle buluşturma gücüne ulaştık. </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”, <strong>girişimciler için önemli fırsat yaratıyor.</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>Endeavor Türkiye Başkanı <strong>Emre Kurttepeli </strong>ile Insider One Kurucu Ortağı ve CEO’su <strong>Hande Çilingir, </strong>Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır</strong>’ın katıldığı <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ni değerlendirmek üzere sohbet toplantısı düzenledi.</p>
<p>TAİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Çalışma Grubu Başkanı olan <strong>Hande Çilingir, </strong>söze girişimcilikle ilgili şu tanımla girdi:</p>
<p>-          <strong>Girişimcilik, huzursuz ruh halidir…</strong></p>
<p>İstanbul’un dünyaya açılan AI (yapay zeka) ve teknoloji unicornlarının (milyar dolarlık teknoloji şirketi) başkenti olma yolunda ilerlediğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu potansiyel, ekosistemimizin son yıllarda kazandığı ivmeyle de somutlaşıyor. Türkiye’de yurt dışından yatırım çeken start-up’ların sayısı 2024 yılında 135 iken geçen yıl 208’e yükseldi.</strong></p>
<p>Şu verinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türk diasporası girişimleri 2025’te 41 yatırım turunda 1.1 milyar dolar yatırım aldı…</strong></p>
<p><strong>“Go! Global”</strong>in oluşturduğu ortama işaret etti:</p>
<p>-          “Go! Global”, <strong>sıra dışı girişimcileri ve AI yeteneklerini, sektörlere yön veren ve kuşaklar boyunca değer yaratan şirketler kurmalarını destekleyecek sermayeye, deneyime ve vizyona sahip yatırımcılarla buluşturuyor.</strong></p>
<p>Insider’ı kurdukları günlerdeki deneyiminden şu izlenimini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Silikon Vadisi dışında küresel bir teknoloji şirketi kurarken, doğru zamanda doğru yatırımcıyla buluşmanın bir şirketin büyüme rotasını nasıl değiştirdiğini bizzat yaşadık.</strong></p>
<p>Girişimcilerin sermaye kadar vizyonlarına duyulan güvene, yatırımcıların ise yüksek potansiyelli şirketleri erken keşfetmeye ihtiyaç duyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          “Go! Global”, <strong>hassas eşleştirme modelini, girişimcilerin hedefleriyle yatırımcıların önceliklerini henüz görüşmeler başlamadan örtüştürmek için geliştirdik. Çünkü, doğru eşleşmeler önemli.</strong></p>
<p>Böylece doğru ortaklıkların kurulmasını, yatırıma ve küresel büyümeye dönüşmesini hızlandırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Beyin göçüne tahammülümüz yok. En parlak yeteneklerimizin Türkiye’de üretmeye ve dünyaya açılmaya devam edebileceği fırsatları çoğaltmalıyız.</strong></p>
<p>Dünyanın farklı ülkelerinde başarılar elde etmiş Türk diasporasına şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Türk diasporasının biraz daha Türkiye’ye dönük işlere bakmasında fayda var. Bu sosyal sorumluluk tarafıyla da olabilir.</strong></p>
<p>2016 yılında Oregon’daki (ABD) Knight Kanser Enstitüsü’nün başına atanan Prof. <strong>Sadık Esener</strong>’i örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Kanserde erken teşhis üzerine çalışmalar yapıyorlar… Biz de Insider One’da pankreas kanseri konusundaki araştırmalara destek veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hande Çilingir</strong>’e geçen yılki <strong>“Go! Global Zirvesi”</strong>nde yatırımcılarla Türk girişimcileri arasında gerçekleşen görüşmelerden somut elde edilen bir sonuç olup olmadığını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım işi zaman alıyor. Bizim Insider’daki her yatırımcı turumuz en az 6-7 ay sürmüştür. </strong>“Go’ Global”<strong>in yatırım etkisini 4-5 yıl içinde daha iyi görebiliriz.</strong></p>
<p><strong>Murat Özyeğin</strong>’in TAİK Başkanlığı’na seçilmesi sonrası Konsey’in Dijital Çalışma Grubu Başkanlığını üstlenen <strong>Hande Çilingir</strong>’in Endeavor Türkiye ile kol kola girip düzenlenmesine öncülük ettiği <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”, </strong>Türkiye’nin girişimcilerine yeni fırsat kapıları açacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye hak ettiğinin altında yatırım alıyor, hepsi birbirini tetikliyor</span></h2>
<p><strong>ENDEAVOR </strong>Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Emre Kurttepeli, </strong>ilk yola çıktıklarında önlerine koydukları hedefi anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizden bir unicorn (milyar dolarlık girişim) hedefimiz vardı. Bu sayı önce 3’e çıktı. Sonra 10’a yükseldi. Yani, çıkan unicorn sayısı açısından iyi bir noktaya geldik.</strong></p>
<p>Yapay zekanın önemine değindi:</p>
<p>-          <strong>5-10 yıl sonra veriye kimin sahip olacağı ve kimin kontrol edeceği büyük soruna dönüşecek. Bugün dünya yapay zekaya oldukça odaklanmış durumda. Yapay zeka büyük sermaye gerektiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin hak ettiğinin altında yatırım çektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Her yatırım bir başkasını tetikliyor. Yatırım çekemezsek Türkiye, yapay zeka trenini de kaçırabilir. Yapay zekada tüketici konumunda kalırız.</strong></p>
<p>e-devlet altyapısına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>E-devlet başta olmak üzere aslında Türkiye’de dijitalleşmede önemli yol alınmış durumda.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“yapay zeka” </strong>beyinlerine ihtiyacının olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda diasporayı da çok önemsiyorum…</strong></p>
<p><strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılan uluslararası yatırımcıların penceresinden durumu değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada genelde ekonomide sıkıntılı bir dönemdeyiz. Türkiye’de de ekonomide sıkıntı var. Böylesi bir dönemde uluslararası yatırımcıların </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”<strong>ne katılması bile başlı başına önemli.</strong></p>
<p>Girşimcilere şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de lokal kalma dönemi bitti. Global olmak gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Emre Kurttepeli </strong>ve <strong>Hande Çilingir</strong>’e sorduk:</p>
<p>-          <strong>Türk girişimcilerine yatırıma gelen yabancı yatırımcıların memnuniyet-memnun olmama oranları nedir?</strong></p>
<p><strong>Emre Kurttepeli </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Memnun kalanların daha fazla olduğunu düşünüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hande Çilingir</strong>’e döndü:</p>
<p>-          <strong>Örneğin, Insider One’a yatırım yapanlar oldukça memnundur.</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcılarla sohbetinden bir anekdot aktardı:</p>
<p>-          <strong>Sohbet ettiğim önemli bir yatırımcı, </strong>“Türkiye’de zamanında yatırım yapmayıp kaçırdıklarım daha çok aklımda kalıyor” <strong>dedi.</strong></p>
<p>Bu noktada Endeavor Türkiye Genel Sekreteri <strong>Aslı Kurul Türkmen</strong>’in global yatırım fonu <strong>“Catalyst”</strong>te Türkiye’nin durumunu aktarmasını istedi. <strong>Türkmen, </strong>şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>800 milyon dolarlık fondan 40 ülkeden girişimciler yararlanıyor. Türkiye, </strong>“Catalyst Ligi”<strong>nde ilk 3’te yer alıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Cropto’yu kurdu, buğday arpa, mısır ve fındıkla 50 bin üyeye ulaştı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02b625944d-1793076066.png" alt="" width="444" height="425" /></span><strong>“GO! Global Türkiye Zirvesi”</strong>nde Coin TR CEO’su <strong>Ali Eşelioğlu, </strong>yanındaki girişimciyi tanıştırdı:</p>
<ul>
<li><strong>Cropto Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Demir Murat Aksoy…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Demir Murat Aksoy, </strong>2020 yılından itibaren <strong>“AgriFintech Finansal Teknolojiler A.Ş.” </strong>üzerinden oluşturdukları <strong>“Cropto”</strong>yu anlatmaya başladı:</p>
<p>-          <strong>Buğday, arpa, mısır, soya, pirinç ve fındık gibi tarımsal ürünlerin çiftçiliğini yapan Karadenizli bir ailenin mensubuyum. Cropto ile tarım sektörü ile blokzincir teknolojisini bir araya getirdik.</strong></p>
<p>1 kilogramlık tarım ürününe karşılık gelmek üzere 1’er token oluşturduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Cropto Tarım Token’ları oluşturulurken karşılığında fiziksel tarımsal ürün tedariği sağlanıyor. Tokenların değeri de karşılığındaki tarım ürününün fiyatları ile ilişkili şekilde değişiyor.</strong></p>
<p><strong>“Cropto” </strong>ile tarım ürünlerini bir anlamda likidite ettiklerini savundu:</p>
<p>-          <strong>Depolarda atıl duran tarımsal ürünler </strong>“cropto” <strong>ile likit hale geliyor.</strong></p>
<p><strong>Demir Murat Aksoy</strong>’a <strong>“cropto” </strong>ile ulaştıkları işlem büyüklüğünü sordum, üye sayısını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 50 bin üyeye ulaşmış durumdayız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Go! Global Türkiye Zirvesi’ne katılanlar</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Türkiye-ABD İş Konseyi ve Endeavor Türkiye ekibi, <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılanlardan bazılarını şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Katar Yatırım Otoritesi (OIA)</strong></li>
<li><strong>IFC</strong></li>
<li><strong>EBRD</strong></li>
<li><strong>General Atlantic </strong>(Sascha Guenther)</li>
<li><strong>Riverwood Capital </strong>(Ortağı <strong>Joe de Pinho)</strong></li>
<li><strong>Apis Partners </strong>(Kurucu ortak <strong>Udayan Goyal)</strong></li>
<li><strong>Wamda </strong>(İcra Kurulu Başkanı <strong>Fadi Ghandour)</strong></li>
<li><strong>Speedinvest</strong></li>
<li><strong>Hustle Fund</strong></li>
<li><strong>Quest Ventures</strong></li>
<li><strong>MEVP</strong></li>
</ul>
<p>Zirvenin teknoloji ve yapay zeka oturumlarında OpenAI’dan <strong>Emre Okçular, </strong>Google DeepMind’dan <strong>Yusuf Efe, </strong>Apple’dan <strong>Mahmut Demir, </strong>Salesforce’tan <strong>Derya İşler, </strong>IBM’den <strong>Ayhan Şebin </strong>ile Harvard Üniversitesi’nden <strong>Cengiz Pehlivan </strong>deneyimlerini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pesinde-kostugumuz-800-milyar-dolari-temsil-eden-yatirimcilari-go-globale-getirdik-90622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/77-1793075980.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bizim peşinde koştuğumuz 800 milyar doları temsil eden yatırımcıları ‘Go! Global’e getirdik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-90621</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 27 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/wSPzYrRS6Jw" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-90621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-dogrudan-yabanci-yatirim-cekme-potansiyeli-hala-yuksek-90620</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyeli hâlâ yüksek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Kuruluşunun 30. yılını kutlayan ÜNLÜ &amp; Co. EKONOMİ Gazetesi ile birlikte "Yatırıma Değer Katan 30 Yıl" başlığı altında Türkiye yatırım ortamı ve ekonomisinin değerlendirildiği bir etkinlik düzenledi. İş insanlarının yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara, 'Küresel Gelişmeler ve Türkiye’nin Makroekonomik Görünümü' başlıklı bir konferans verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0283a80171-1793075258.png" alt="" width="900" height="257" />Ardından, Mahmut L. Ünlü, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, EKONOMİ Gazetesi Yazarı ve Koordinatörü Vahap Munyar’ın katıldığı panel gerçekleştirildi.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co’nun kuruluşunda, Türkiye’deki şirketlere yabancı yatırımcı çekmekteki eksiklikleri gözlemlemelerinin etkili olduğunu vurgulayan Mahmut L. Ünlü, burada sağladıkları başarılarla, varlık yönetiminin öne çıktığını belirterek, geçen zaman içinde aracılık ettikleri birleşme ve satın alma işlem hacminin 20 milyar dolara yaklaştığını, bu süreçte Türk firmalarının yurt dışındaki önemli şirket satın alımlarına da danışmanlık verdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>DOĞRUDAN YATIRIMLAR: SAVUNMA SANAYİNDE İLGİ BÜYÜK, KOBİ’LER İÇİN DE FIRSAT VAR</strong></p>
<p>Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyelinin hala yüksek olduğunu belirten ancak son dönemde “private equity-finansal yatırımcı” türü dış yatırımcıların neredeyse durduğunu, bunda küresel durum nedeniyle gelişmekte olan ülkelere akımın azalmasının da etkisi olduğunu belirten Ünlü gelecekten ise umutlu olduğunu kaydetti. Şirket olarak iş hacimlerinin büyük kısmının hala bu alanda olduğunu, Londra’da aldıkları ÜNLÜ Merchant Bank ile faaliyet alanlarında bölgeselleşme stratejisini güçlendirdiklerini, yurt dışından Türkiye’ye ve Türkiye’den yurt dışına yatırımlar için ekosistem oluşturmak istediklerini kaydetti.</p>
<p>Hakan Güldağ’ın Türkiye’nin ekonomik ortamının, Türkiye’ye yatırım yapmak isteyenleri nasıl etkilediği yönündeki sorusuna Mahmut L. Ünlü, ilginin devam ettiğini ancak istikrar olması halinde çok daha yüksek seviyelere gelineceğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Yabancı yatırımcının son dönemde ilgisinin düştüğünü gözlemliyoruz. Mesela savunma sanayinde Türkiye’nin payı artıyor, eskiden en büyük ithalatçılardan biriydi, şimdi ihracatta ilk 10’a giriyor. Yurt dışındaki yatırımcıların da bizim de yakından takip ettiğimiz güçlü bir savunma sanayimiz var. Ancak bu alanda halka açık şirket sayısı oldukça sınırlı; öne çıkan örneklerden biri ASELSAN. Farklı ölçeklerdeki savunma sanayisi şirketlerinin halka arzlarına aracılık etmek de planlarımız arasında çünkü yatırımcılardan bu alana yönelik yoğun ilgi görüyoruz. Nitekim Doğu Avrupa’da bu sektörde gerçekleştirilen milyar dolarlık halka arzların yalnızca birkaç saat içinde tamamlanması, uluslararası yatırımcıların bu alana duyduğu güçlü ilginin önemli bir göstergesi.</p>
<p>Savunma sanayinin stratejik rolü nedeniyle her savunma sanayi şirketi halka açılamayabiliyor. Yine de özel izinlerle halka açılabilecek şirketler olduğunu düşünüyoruz."</p>
<p>Toplantıya katılan, OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın’ın, büyük firmalara alt yüklenici-tedarikçi olarak hizmet veren orta ölçekli firmaların halka açılması- sağlıklı sermaye yakalaması konusunu hatırlatması üzerine Ünlü, “Bu boyuttaki firmalarla ilgili faaliyet gösteren, girişim yatırım sermayesi fonları var. Bunların savunma sanayisi temalı bir fonda toplanması, zaman ve boyut konusunu sağlayabilir. Yurt dışından venture-capital fonları var. Çok büyük değilse bile 10-30 milyon değere ulaşmış firmalarla ilgileniyorlar” dedi.</p>
<p><strong>YATIRIMIN GELECEĞİ: FİRMALARA TAVSİYELER, KOBİ’LER İÇİN DE FIRSAT VAR </strong></p>
<p>Halka açılma ve sağlıklı sermayelere erişme konusunda, KOBİ’lerin zorlanması, özellikle yapay zeka vb. teknoloji yoğun alanlardaki firmaların sermayesinin büyümesi de toplantıda tartışıldı. Hakan Güldağ, yatırımın geleceği başlığına işaret ederek, bu türden yatırımların başta ABD olmak üzere büyük ülkelere aktığını hatırlattı. Mahmut L. Ünlü, oyun sektöründe yakalanan ivmeye işaret ederek, iyi işler ortaya çıkaran firmaların yatırım çekebildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>BELİRLİ BÜYÜKLÜĞE GELEN MUTLAKA POTANSİYEL ALICILARLA KONUŞMALI </strong></p>
<p>Mahmut Ünlü, firmalara şu tavsiyede bulundu: “Birleşme ve satınalma alanında yapay zekâ ve veri merkezi gibi sektörlere yönelik yabancı yatırımcı ilgisi giderek artıyor. Türkiye’deki şirketler de halka arz yoluyla bu ilgiden faydalanabilir. Yatırım temaları artık küreselleşiyor ve her ülke güçlü olduğu alanlarla öne çıkıyor. Türkiye ise özellikle girişimcilik alanında önemli bir potansiyele sahip. Doğru bir iş modeliyle başarılı olduğunuzda dünyanın her yerinden yatırım çekebiliyorsunuz. Örneğin, oyun sektöründe dünyanın önde gelen şirketleri arasında Türk girişimleri de bulunuyor. Bir boyuta gelmiş olanlar eğer ilgilenen yabancı yatırımcılar varsa bir kere muhakkak konuşmayı tavsiye ederim. Ben bugüne kadar Türkiye’de şirketini satıp da pişman olan bir insana rastlamadım. Eğer iyi danışmanlarla çalışıyorsanız size makul değerlemeyi sunacaklardır. Hatta sattıktan 5-10 sene sonra geri alma ihtimalinin doğduğunu da gördüm. Dinamik bir piyasaya sahip olduğumuz için. Bence Türk girişimcisi benim dünyada gördüğüm en iyi 1. jenerasyon girişimci havuzlarından biri. Yüzde 10’u ‘parayı yemeye’ yönelebiliyor ama yüzde 80-90’ı yeniden yatırım yapıyor. Mevduat yapmak yerine, her sene büyütecek yeni bir iş kuruyor.”</p>
<p>Vahap Munyar da yine yurt dışındaki yapay zeka başta olmak üzere teknoloji yoğun şirketlere yatırım yapmak isteyen birey ve şirketler için de, yurt dışında fonlar bulunduğunu ve bunların da ilgi gördüğünü kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Enflasyonu düşürme ve istikrar kritik önem taşıyor"</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0285366ad6-1793075283.png" alt="" width="900" height="299" /></span>Panelde, Türkiye’de yaşanan fon krizinin yurt içi ve yurt dışı yatırımcılar yönünden ilgili piyasalara etkisi de tartışıldı. Hakan Güldağ’ın bu krizin uzun vadeli etkilerine ilişkin sorusuna Mahmut Ünlü şu yanıtı verdi: “Beni çok düşündüren konu piyasanın durumu ve geleceği ile ilgili olan kısmı. Konuya ilişkin değerlendirmeler devam ediyor ve süreç yargı boyutuyla da ele alınıyor. Beni ilgilendiren kısmı bizim bireysel yatırımcıları gerek fonlara, gerek piyasaya çekmemiz 30 yıl aldı. Aslında tabii Türkiye’de finansal okuryazarlıkta çok kuvvetli değil. Bu nedenle bireysel yatırımcıların iyi yönetilen fonlar aracılığıyla yatırım yapmasının doğru bir yaklaşım olduğunu her zaman savunduk. Ancak yaşanan krizin en büyük etkilerinden biri de bu alanda görülebilir. Kriz, bireysel yatırımcıların borsadan uzaklaşmasına neden olabilir. Bu yatırımcıların yeniden piyasalara dönmesinin birkaç yıl sürebileceğini düşünüyoruz.”</p>
<p>Ünlü, fon krizinde finansal okur-yazarlığı yüksek kişilerin de dahil olduğu manzaralar görüldüğünün hatırlatılması üzerine yüksek getirinin cazibesine işaret ederek, “Fon meselesinde de benzer bir durum söz konusu. İnsanlar yüksek getiri beklentisiyle kendi kendilerini ikna edebiliyor. Ancak bir yatırımın sunduğu getiri, piyasanın olağan koşullarıyla uyumlu olmalı. Örneğin, yıllık faizin yüzde 40 seviyesinde olduğu bir ülkede, bir fonun aylık yüzde 20 getiri sağlaması olağan bir durum değil. Yatırımcıların da yatırım yaparken ne ölçüde risk aldıklarının farkında olmaları gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>"Ahlaklı olunmalı, güveni kazanmak için istikrar gerekli" </strong></p>
<p>Mahmut L. Ünlü, düzenleme ve denetim mekanizmalarının önemine dikkat çekerken, iş dünyasında etik değerlere bağlılığın da en az bu mekanizmalar kadar belirleyici olduğunu vurguladı:</p>
<p>“Her şeyin kurallar ve kanunlarla tanımlanması mümkün değil. Önemli olan, etik ve ahlaklı bir yaklaşımla neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilmek ve etik değerlerden ödün vermemek. Bunu yapmazsanız, gri alanlara girerseniz, özellikle büyük tutarlı işlemlerin gerçekleştirildiği finans sektöründe, siyah alanlara da kayabilirsiniz. Bu nedenle etik ilkelerden uzaklaşmamak ve bu ilkeleri benimseyen bir ekiple çalışmak gerekiyor.”</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Halka arzlarda fiyatlama piyasada olmalı"</span></h2>
<p>Toplantıda, Türkiye’de halka arzlardaki sorunlar da tartışıldı. Hakan Güldağ, geçmişte yabancı kurumsal yatırımcılara pay ayrıldığını hatırlatarak, son dönemde ise bunun görülmediğini belirtti. Mahmut L. Ünlü, bunda pandemi ve sonrasında yerli yatırımcının da bu alana girmesinin etkisine dikkat çekti. Vahap Munyar ise halka arzda şirket değerlemesinin düşük kalmasından yakınan şirketler olduğunu hatırlatması üzerine Ünlü, sorunun ana olarak piyasada bir fi yat oluşmamasından kaynaklandığını belirterek, “Geçmişte biz şirketlerle çalışıyor bir değerleme raporu oluşturup, elimizde büyük şirketlere-potansiyel yatırımcılara gidiyorduk. Onlar bize ‘10 TL ise şu kadar, 15 TL ise bu kadar alırım, 20 ise almam’ diyordu. Onlarca firmayla konuşunca neticede bir piyasa fi yatı oluşuyordu. O fiyat üzerinden SPK’dan gidip onay alınıyordu. Fiyat alınan fonlar büyük yani long-only (sadece uzun vadeli yatırım yapanlar) oldukları için sadece halka arzı beğenip alan firmalar değiller.</p>
<p>Zaman içerisinde Türkiye’de halka arz fiyatlarının belirlenmesinde piyasa odaklı mekanizmaların etkisinin azaldığını düşünüyorum. Oysa fiyatlamanın doğru ya da yanlış olmasından önce, fi yatın piyasa koşullarında ve yatırımcı talebi doğrultusunda oluşması önemli. Geçmişte Türkiye’de de uygulanan bu yaklaşımın yeniden güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Düzenleyici kurumların yatırımcıların korunması, şeffaflığın sağlanması ve piyasanın sağlıklı işleyişi açısından önemli sorumlulukları bulunuyor. Bu kapsamda şirketlerin doğru, güvenilir ve güncel bilgileri tüm yatırımcılara eşit koşullarda sunmasını, finansal verilerin bağımsız denetimden geçmesini ve işlemlerin mevzuata uygun yürütülmesini gözetmeleri büyük önem taşıyor. Fiyat oluşumu ise ayrı bir konu. Bence halka arz fi yatı, düzenleyici kurum tarafından değil, yatırımcı talebi ve piyasa dinamikleri doğrultusunda belirlenmeli. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Londra’da yatırım bankacılığı yapacak</span></h2>
<p>ÜNLÜ &amp; Co’nun İngiltere’deki iştiraki UNLU Securities UK Limited, İngiliz finansal düzenleme otoritesi FCA’dan gerekli onayları alarak UNLU Merchant Bank Limited adıyla faaliyetlerini genişletti. Yeni yapılanmayla Londra’da bireysel ve kurumsal müşterilere sunulan yatırım ve finansman hizmetlerinin kapsamı artırılırken, Türkiye’deki şirket ve yatırımcıların küresel sermaye piyasalarına erişiminin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-dogrudan-yabanci-yatirim-cekme-potansiyeli-hala-yuksek-90620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/0/1280x720/mahmut-unlu-1793075301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuruluşunun 30&#039;uncu yılına giren ÜNLÜ &amp; Co EKONOMİ Gazetesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#039;Yatırıma Değer Katan 30 Yıl&#039; temalı toplantılar serisinin ilkini Ankara&#039;da gerçekleştirdi. Etkinlikte düzenlenen panelde konuşan ÜNLÜ &amp; Co Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Mahmut L. Ünlü, 30 yılı özetlediği konuşmada, Türkiye&#039;nin global doğrudan sermaye piyasalarında alacağı mesafenin ve potansiyelinin olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-cephesinde-sarsintilar-suruyor-90619</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil cephesinde sarsıntılar sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sıkı para politikasının etkisiyle yükselen finansman maliyetleri ve makroihtiyati önlemlerin krediye erişimi kısıtlaması nedeniyle şirketler, son yıllarda tahvil ihraçlarını hızlandırdı. Büyüyen piyasa, fon krizi sonrasında zorlu bir dönemden geçiyor. Özel sektör eurobondlarında ve TL cinsi tahvillerinde yükselen faizlerin yanı sıra temerrüt açıklamaları da arttı. Yabancı yatırımcılar, fon krizi sonrasında TL cinsi tahvillerde 1,3 milyar doları aşkın satış yaparken ödeme sıkıntıları nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası devreye girdi. TCMB, tahvil itfası için kullanılan kredileri bankalara yönelik kısıtlamalardan muaf tuttu. Uzmanlar, büyük şirketlerin tahvillerinde sıkıntı yaşanmayacağına dikkat çekerken bankaların ise sıkıntıdaki şirketlere kredi açmakta çok da iştahlı olmayacağına vurgu yaptı.</p>
<h2>Banka hariç ihraç 706,2 milyar lira </h2>
<p>Haziran 2023 sonrasında uygulanmaya başlanan sıkı para politikası ve ona eşlik eden makroihtiyati önlemler, şirketleri finansman ihtiyaçlarını banka dışı kaynaklardan karşılamaya yöneltti. Bu dönemde halka arzlar yoğunlaşırken özel sektör tahvil ihraçları da önceki dönemlere göre çok daha büyük rakamlara ulaştı. Hem içeride hem de dışarıda özel sektör tahvil ihraçları, yerli ve yabancı yatırımcılardan ilgi gördü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, genel yönetim dışı sektörlerin yurt içi tahvil ihraçlarının büyüklüğü, 1 trilyon liraya yakın bir tutarla 992,8 milyar lira seviyesinde. Bu büyüklüğün 286,5 milyar lirası banka ihraçlarından oluşuyor. Şirketleri, kooperatifleri, bireysel işletmeleri veya kamuya ait olsa da ticari faaliyet gösteren şirketleri kapsayan finansal olmayan kuruluşların ihraçları, 188 milyar lira seviyesinde. Bir de diğer finansal aracıların ihraçları var. Bu grubu aracı kurumlar, finansal kiralama, faktoring ve varlık yönetim şirketleri, yatırım ortaklıkları ve tarım kredi kooperatifleri oluşturuyor. Bunların toplam ihraç stoku ise 518,2 milyar lira seviyesinde. Yani banka dışı kurumların toplam ihraç stoku 706,2 milyar lira. 16 Ekim itibarıyla toplam 992,8 milyar liralık ihraç stoku bulunuyor. Bu rakam, fon krizi öncesindeki hafta 1 trilyon 71 milyar lira seviyesindeydi. Her ne kadar düşüş yaşansa da geçen yılın aynı haftasına göre toplam devlet dışı tahvil ihracı yüzde 60,7, banka dışı kurumların tahvil ihracı ise yüzde 54,4 artmış durumda.</p>
<p>Geçen hafta fon krizinin etkileriyle yurt içinde beş şirket tahvil ödemelerini gerçekleştiremedi. Tarfin Tarım, Alnus Yatırım, Alves Kablo ve Fikret Petrol tahvil ödemelerini yapamadı ve temerrüde düştü; Ata Varlık Kiralama’nın ihraç ettiği ve kullanıcısı Fikret Petrol olan tahvilin ödemesi de gerçekleştirilemedi. Öncesinde de Tera Yatırım Bankası ve Hedef Holding ödemelerini gerçekleştirememişti. Yurt dışında da tahvil ödemeleriyle ilgili sıkıntılar, geçen haftanın en önemli gündem maddesi oldu. Zorlu Enerji, 23 Ekim’de vadesi dolan eurobond ödemesiyle ilgili ödeme tarihinin yeniden planlanması talebinde bulundu. Tüm bu gelişmeler, yabancı yatırımcıların talebini de etkiledi.</p>
<h2>Fon krizi sonrasında 1,3 milyar dolar satış </h2>
<p>TCMB verilerine göre, 15 Eylül’den bu yana yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerindeki satışı 1,3 milyar doları aşarken bu tahvillerdeki toplam stokları 3 milyar 39 milyon dolara geriledi. Yatırım fonu krizi öncesinde yabancıların özel sektör tahvillerindeki stoku 4,6 milyar doları geçmişti. Buna karşılık yılbaşından bu yana yabancı yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği TL cinsi menkul kıymet, 2,8 milyar dolara yakın net girişle özel sektör tahvilleri olmaya devam etti. Devlet tahvillerinde aynı dönemde yabancıların net girişi 1,7 milyar dolar, hisse senetlerinde ise 1,4 milyar dolarda kaldı. Yatırım fonu krizi sonrasında yabancı yatırımcılar, hisse senetlerinden net 278 milyon dolarlık, devlet tahvillerinden de net 601,5 milyon dolarlık çıkış gerçekleştirdi.</p>
<h2>Bankalar riski üstlenmek istemeyebilir </h2>
<p>Yurt içinde ve yurt dışında yapılan ihraçlarda yaşanan ödeme sorunları, TCMB’yi de harekete geçirdi. TCMB, TL cinsi ticari kredi büyüme sınırı istisnalarında yaptığı değişiklikle banka dışı özel sektör kuruluşlarının yurt içinde TL cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL kredileri, kredi büyüme sınırından istisna tuttu. Uzmanlar, TCMB’nin tahvil ödemelerindeki sıkıntılardan tedirgin olduğunu belirterek bankaları devreye almaya çalıştığını dile getirdi. Uzmanlar, şirket tahvillerindeki riskin bankalara aktarılması gibi bir durumun da oluşabileceğine dikkat çekerek bankaların bu şirketleri fonlamakta çok da iştahlı olmayacağına işaret etti. Şirketlerin zaten bankalardan kredi alamadıkları için tahvile yöneldiğini vurgulayan uzman, halka arzların da durmasıyla şirketlerin finansmana erişiminin daha da zorlaşacağını söyledi. Büyük şirketlerde ve tahvillerinde bir sorun beklemeyen uzman, küçük şirketlerin tahvillerinde ve bu tahvillerin piyasasında sıkıntı ve risk yaşanabileceğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Küçük ölçekli şirketlerde temerrüt beklenebilir</span></h2>
<p>BBVA Küresel Piyasalar Strateji Direktörü Tufan Cömert, haftalık raporunda Türk özel sektör tahvillerindeki ciddi satış baskısının, doğrudan finansal güçlüklerle karşı karşıya kalan ihraççıların ötesine geçtiğini vurguladı. Cömert’in analizine göre, satış baskısına birkaç faktör katkıda bulunuyor. Bunların başında Vestel’in yapılandırma teklifi geliyor. Aynı zamanda havacılık sektöründe yükselen maliyetler ile yatırım fonlarındaki sıkıntılar da tahvil piyasasında baskı yaratıyor. Cömert, borçlanma piyasasında geniş çaplı bir sorun yaşanması riskini sınırlı görse de harekete geçmek için daha fazla netlik bekleneceğini kaydetti. Cömert, analizinde gelişmelerin, borçlanma aracı ihraçlarının finansmanında büyük ölçüde yerel yatırım fonlarına bağımlı olan daha küçük ölçekli şirketlerin finansman modeline ilişkin endişeleri artırabileceğine dikkat çekerek “Likidasyon süreci ilerledikçe ve yeniden finansmana erişim zorlaştıkça, münferit yeni temerrütlerin yaşanması muhtemel görünmektedir. Sistemik bir finans sektörü krizi riskini hâlâ sınırlı görmekle birlikte, şirket kredi piyasasının likidite, yeniden finansman ve geri kazanım risklerini açıkça yeniden değerlendirdiği bir süreçten geçilmektedir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-cephesinde-sarsintilar-suruyor-90619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerin tahvil ödemelerinde temerrüde düşmesi, 1 trilyon liraya yakın özel sektör tahvil piyasasında endişeleri artırdı. Fon krizi sonrası yabancılar satışlarını yoğunlaştırırken uzmanlar, küçük şirketlerin tahvillerinde yeni temerrütler görülebileceğini belirtti. TCMB ise tahvil ödemeleri için kullanılan kredileri büyüme sınırından muaf tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-90702</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BYB Etiket, dijital baskı ve yapay zekâ yatırımlarıyla üretimde yeni döneme geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın ilk rulo etiket üreticilerinden biri olarak 1986 yılında kurulan BYB Etiket'in teknoloji yatırımlarıyla üretim altyapısını geliştirmeye devam ettiği bildirildi. Kayapa Organize Sanayi Bölgesi'nde 7 bin metrekarelik tesisinde faaliyet gösteren şirket, iki yeni makine yatırımıyla geleneksel serigraf baskı uygulamalarını dijitalleştirmeye hazırlanıyor. Üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımını yaygınlaştıran BYB Etiket, TEKMER'deki yeni yapılanmasıyla Ar-Ge çalışmalarına da hız veriyor.</p>
<p>BYB Etiket Yönetim Kurulu Başkanı Lamia Eren Olduk, yaklaşık 40 yıllık üretim tecrübelerini dijital teknolojilerle birleştirdiklerini belirterek, yeni yatırımlarla üretim hızını artırırken maliyetleri düşürmeyi ve rekabet güçlerini geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<h2>Kabartma baskıda dijital dönüşüm başlıyor</h2>
<p>Şirketin üretim teknolojilerine yönelik yatırımlarını sürdürdüğünü ifade eden Olduk, iki yeni makinenin kısa süre içerisinde üretim altyapısına dahil edileceğini açıkladı. Yeni yatırımların özellikle etiketlerde kullanılan serigraf baskı teknolojisinde önemli bir dönüşüm sağlayacağını söyledi. Olduk, Dijital teknoloji sayesinde aynı uygulamaları çok daha hızlı ve hassas şekilde gerçekleştirebileceğiz. Bu bizim için önemli bir rekabet avantajı olacak” dedi. Tüketici tercihlerinde ambalaj ve etiket tasarımının giderek daha fazla önem kazandığına dikkat çeken Lamia Eren Olduk, kabartmalı etiketlerin yalnızca kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde değil, gıda sektöründe de yaygınlaştığını, reçelden şampuana, sıvı sabundan farklı ambalajlı gıda ürünlerine kadar pek çok alanda bu uygulamalara yönelik talebin arttığını kaydetti. Etiket sektörünün geleceğinde dijitalleşme ve izlenebilirlik teknolojilerinin daha fazla öne çıkacağını vurgulayan Olduk, özellikle QR kod uygulamalarının etiketlerin işlevini değiştirdiğine dikkat çekti. Yeni nesil etiketlerle tüketicilerin ürünlerin üretim geçmişine ilişkin ayrıntılı bilgilere ulaşabildiğini anlatan Olduk, “Artık bir ürünün üzerindeki karekodu okuttuğunuzda üretim yerinden parti bilgisine, üretim sürecinden farklı ürün özelliklerine kadar pek çok bilgiye ulaşmak mümkün. Bu teknolojiler etiketlerin yalnızca görsel bir unsur olmaktan çıkmasını sağlıyor. Yapay zekâ ve yazılım teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte akıllı etiket uygulamalarının daha da yaygınlaşacağını düşünüyoruz. Biz de bu dönüşüme hazırlanıyoruz” dedi.</p>
<h2>TEKMER’de Ar-Ge yapılanması oluşturdu</h2>
<p>BYB Etiket'in teknolojik dönüşümünde yapay zekâ uygulamalarının da önemli yer tuttuğunu anlatan Lamia Eren Olduk, üretimin bütün aşamalarını dijital sistemler üzerinden yönettiklerini söyledi. Şirket bünyesinde bir yazılım ekibi bulunduğunu, CRM ve ERP sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Olduk, ham maddenin fabrikaya girişinden ürünün sevkiyatına kadar bütün süreçlerin dijital ortamda takip edildiğini ifade etti. Teknoloji yatırımlarını Ar-Ge çalışmalarıyla desteklediklerini belirten Olduk, Bursa Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde (Bursa TEKMER) yeni bir yapılanma oluşturduklarını kaydederek şu bilgileri verdi: “Etiketi yalnızca ürünün üzerine yapıştırılan bir malzeme olarak görmüyoruz. Etikete hangi yeni özellikleri kazandırabiliriz, daha fazla bilgiyi nasıl taşıyabiliriz, üretimde çevreye verilen zararı nasıl azaltabiliriz gibi konular üzerinde çalışıyoruz. TEKMER’deki yapılanmamızla bu projeleri geliştirmek istiyoruz. Özellikle geri dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yeni nesil etiket teknolojileri bizim için öncelikli alanlar arasında bulunuyor.” Şirketin Ar-Ge gündemindeki önemli başlıklardan birini de sürdürülebilir üretim ve geri dönüşüm oluşturuyor. Etiket üretimi sırasında ortaya çıkan kenar atıklarının yeniden değerlendirilmesi konusunda çalışmalar yürütüldüğünü belirten Olduk, özellikle yapışkanlı malzemelerin geri dönüşümünün teknik zorluklar içerdiğini ifade etti.</p>
<h2>“Gıda sektöründeki daralma dikkat çekici boyutlara ulaştı”</h2>
<p>Yapılan açıklamaya göre BYB Etiket, 2020 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı yatırımla üretim altyapısını tamamen yeniledi. Eski tesisinden Kayapa Organize Sanayi Bölgesi'ne taşınan şirket, 5 bin 500 metrekare kapalı ve bin 500 metrekare açık alan olmak üzere toplam 7 bin metrekarelik tesisinde üretimini sürdürüyor. BYB Etiket, başta gıda olmak üzere otomotiv, tekstil, kozmetik, kimya, temizlik ve içecek sektörlerine yönelik etiket çözümleri üretiyor.</p>
<p>Etiket sektörünün farklı üretim alanlarıyla doğrudan bağlantılı olması nedeniyle ekonomik gelişmelerin etkilerini yakından gözlemlediklerini belirten Lamia Eren Olduk, özellikle gıda sektöründeki talep daralmasının dikkat çekici boyutlara ulaştığını söyledi. Sanayicinin en önemli sorunlarından birinin finansman ve tahsilat dengesi olduğunu vurgulayan Olduk, ham madde alımlarında peşin ödemenin yaygınlaşmasına karşılık müşterilerden tahsilat sürelerinin uzadığını söyledi. Yüksek faiz oranları, döviz kurundaki sınırlı hareketlilik ve ihracat pazarlarındaki zayıflamanın sanayicinin finansman yükünü artırdığını belirten Olduk, küresel belirsizliklerin de üretim sektörleri üzerindeki baskıyı derinleştirdiğini kaydetti.</p>
<h2>Kayıt dışı üretim rekabet dengesini bozuyor</h2>
<p>Etiket sektöründe kayıt dışı üretimin haksız rekabete yol açtığını belirten Olduk, yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren işletmelerin bu nedenle maliyet dezavantajıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Sektörün sağlıklı büyüyebilmesi için kayıt dışılıkla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Olduk, teknolojik dönüşümün yanı sıra adil rekabet koşullarının oluşturulmasının da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-90702</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/2/1280x720/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-1793108537.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BYB Etiket, iki yeni makine yatırımıyla etiketlerde kabartma baskı teknolojisini dijital ortama taşıyor. Üretim planlamasında yapay zekâyı kullanmaya başlayan şirket, TEKMER&#039;deki yeni Ar-Ge yapılanmasıyla akıllı etiketler ve sürdürülebilir üretim teknolojilerine odaklanıyor. Yönetim Kurulu Başkanı Lamia Eren Olduk, yeni yatırımlarla üretim hızını artırırken maliyetleri düşürmeyi ve rekabet güçlerini geliştirmeyi hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-90668</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hedef daha güçlü, daha rekabetçi bir Kayseri sanayisi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) 2026–2030 döneminin ilk olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Abidin Özkaya başkanlığında, meclis üyeleri, meslek komitesi üyeleri, yüksek istişare kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ve Kayseri Genç Girişimciler İcra Komitesi üyelerinin katılımı ile gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasının yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya, yeni dönemin hayırlı olması temennisinde bulundu. Sanayi sektörünün son yıllarda oldukça zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Özkaya, “Son 3-4 yıldır tüm sektörlerimiz ve firmalarımız ayakta kalabilme mücadelesi verirken, gelecekle ilgili kaygılarımız azalmak bir tarafa, her geçen gün daha da artmaktadır. Tabir yerindeyse nefes almak zorlaşmış, yorgunluk emareleri artmıştır” dedi. Üretim ve yatırım iştahında ciddi bir gerileme yaşandığını ifade eden Özkaya, uluslararası emtia ve navlun fiyatlarındaki artışlar, yakın coğrafyadaki savaşlar ve Çin kaynaklı yoğun rekabetin de ihracatçıları olumsuz etkilediğini vurguladı. Artan maliyetler nedeniyle Türk firmalarının dış pazarlarda rekabet etmekte zorlandığını, yurtdışındaki müşterilerin yüzde 30-40 daha uygun fiyatlı ürünlere yönelmesiyle ciddi pazar kayıpları yaşandığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae05fadb8b0e-1793089453.jpeg" alt="" width="539" height="359" /></p>
<p><strong>“Yeni dönemde gücümüz birlik ve istişare olacak”         </strong></p>
<p>Özkaya’nın ardından konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, oda organ seçimlerinin birlik ve beraberlik içerisinde tamamlandığını belirtti. Başkan Büyüksimitci, 55 üyeden oluşan meclisin 33 üyesinin görevine devam ettiğini, 22 üyenin ise meclise yeni katıldığını ifade ederek, yeni dönemin Kayseri sanayisine hayırlı olmasını diledi. Önlerinde dört yıllık önemli bir hizmet dönemi bulunduğunu vurgulayan Büyüksimitci, “Bizim için bu görevler birer makam değil, hizmet etme ve sorumluluk üstlenme yeridir. Yeni dönemde de ortak aklı ve istişareyi çalışmalarımızın merkezinde tutacağız. Sanayicilerimizin sorunlarını en doğru şekilde tespit ederek çözüm üretmek için hep birlikte çalışacağız” dedi.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği artırılsın ve şarta bağlanmasın”</strong></p>
<p>Sanayi sektörünün zorlu bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Büyüksimitci, Türkiye’nin kapsamlı ve iyi çalışılmış bir sanayi koruma ve dönüşüm stratejisi oluşturmasının büyük önem taşıdığını belirterek, “Bu dönemde ihracat pazarlarımızdaki daralmayı ve artan rekabet zorluklarını aşabilmemiz için döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını ve şarta bağlanmamasını talep ediyoruz. Ne yazık ki bu talebimiz karşılık bulmadı; destek halen yüzde 3’te kaldı, üstelik şartlar daha da karmaşıklaştı. Bu yüzden bankalarımız bu desteği ihracatçımıza kullandıramıyor, ihracat yapan sanayicimiz de bu konuda mağdur oluyor” dedi.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ ve dijitalleşmede öncü şehirlerden biri olmalıyız”</strong></p>
<p>Dünyada üretim teknolojilerinin ve rekabet koşullarının hızla değiştiğine dikkat çeken Büyüksimitci, sanayide yapay zekâ ve dijital dönüşümün önemine dikkat çekerek, “Daha akıllı, daha verimli ve daha yüksek katma değerli üretmek zorundayız. Yapay zekâyı üretim süreçlerine entegre eden, veriyi doğru kullanan ve teknolojiyi geliştiren firmalar geleceğin rekabetinde öne çıkacak. Hedefimiz, yalnızca gelişmeleri takip etmek değil, bu dönüşüme öncülük eden şehirlerden biri olmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni dönemde hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalara da değinen Büyüksimitci, Erciyes Organize Sanayi Bölgesi başta olmak üzere yeni sanayi alanlarının geliştirilmesine, uzay, havacılık ve savunma sanayisi gibi stratejik sektörlerde üretim kabiliyetinin artırılmasına önem vereceklerini söyledi. Model Fabrika aracılığıyla işletmelerin verimliliğini artırmaya devam edeceklerini belirten Büyüksimitci, yapay zekâ, dijitalleşme ve otomasyon teknolojilerinin sanayide yaygınlaştırılması, KOBİ'lerin dönüşüme hazırlanması, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi konularında çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti. İhracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, firmaların rekabet gücünün artırılması ve yeni yatırımların önünün açılmasının da öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Büyüksimitci, kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve tüm paydaşlarla iş birliği içerisinde çalışacaklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-90668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-1793089506.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KAYSO Başkanı Mehmet Büyüksimitci ekim meclis toplantısında yaptığı konuşmada, yeni dönemde sanayinin rekabet gücünü artırmaya odaklanacaklarını belirterek, yapay zekâ, dijitalleşme, yüksek katma değerli üretim ve ihracatın geliştirilmesine öncelik vereceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-90658</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saloni Mobilya 52. mağazasını Kahramanmaraş’ta açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Saloni Mobilya Türkiye genelindeki mağaza ağını genişletmeye devam ediyor. </p>
<p>Kahramanmaraş’ta yeni mağazasını açan şirket, böylece yurt içindeki mağaza sayısını 52’ye çıkardı.</p>
<p>Saloni Mobilya’nın Kahramanmaraş mağazasının açılışına Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici ve İrfan Karatutlu, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın, AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı M. Burak Gül, Kahramanmaraş Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Ahmet Kuybu ve MÜSİAD Başkanı Şerafettin Özcan katıldı.</p>
<p>Törende konuşan Saloni Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özbek, Kahramanmaraş’ta hizmet vermekten memnuniyet duyduklarını belirterek, bölge halkına mobilya ve dekorasyon alanında kaliteli hizmet sunmayı hedeflediklerini söyledi. Özbek, yeni mağazayla kentteki konutların tasarım ve dekorasyon süreçlerine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae04d06088b6-1793084678.jpg" alt="" width="800" height="461" /></p>
<h2>“780 çalışanla 80 ülkeye ihracat”</h2>
<p>Üretim ve ihracat faaliyetlerini 780 çalışanıyla sürdüren Saloni Mobilya, ürünlerini 80 ülkenin pazarına ulaştırıyor. Uluslararası pazarlardaki faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye’deki perakende yapılanmasına da yatırım yapan şirket, Kahramanmaraş mağazasıyla satış ağını büyüttü. Saloni Mobilya, 2026 yılında Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen TURQUALITY programına dahil edildi. Şirket, tasarım, kalite, konfor ve endüstriyel üretimi bir araya getiren iş modeliyle uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Açılış programında konuşan Saloni Mobilya Kahramanmaraş yöneticisi Serdar Bulut da davetlilere katılımları için teşekkür ederek yeni mağazanın kente hayırlı olmasını diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-90658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-1793084425.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saloni Mobilya, Kahramanmaraş mağazasını hizmete açarak Türkiye genelindeki mağaza sayısını 52’ye çıkardı. 2026 yılında TURQUALITY programına dahil edilmenin gururunu yaşadıklarını belirten Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özbek, “780 çalışanımızla 80 ülkeye ihracat yapan köklü bir kuruluş olarak üretim gücümüzün yanı sıra Türkiye’deki perakende ağımızı da büyütüyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-90654</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önem Gök: İşletmelerimizin desteklerden doğrudan yararlanmasını önemsiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış ve Sanayi ve Teknoloji Antalya İl Müdürü Ercan Datlı, Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Önem Gök’ü ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmede, KOSGEB desteklerinden daha etkin ve kapsamlı şekilde yararlanmasına yönelik yapılabilecek çalışmalar ele alındı. MATSO bünyesinde faaliyet gösteren KOSGEB temsilciliği aracılığı ile tüm üyelerin destek programları hakkında bilgilendirilmesi ve desteklerden daha fazla yararlanması konularında görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>MATSO Başkanı Önem Gök, KOSGEB desteklerinin işletmelerin gelişmesi ve üretim kapasitelerinin artırılması açısından önemli fırsatlar sunduğunu, bu desteklerden daha fazla üyenin yararlanmasını istediklerini söyledi. Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Devletimizin işletmelerimize sunduğu önemli destek ve teşvikler bulunuyor. Bizim önceliğimiz, üyelerimizin bu olanaklardan en üst düzeyde faydalanmasını sağlamak. Tüm üyelerimizin destek programlarına erişimini kolaylaştırmak istiyoruz. Bu doğrultuda Odamız bünyesindeki KOSGEB temsilciliğimiz ile bilgilendirme çalışmalarımızı artırmayı hedefliyoruz. Amacımız, devletimizin sunduğu bu önemli kaynakların daha fazla üyemize ulaşmasını ve işletmelerimizin gelişimine katkı sağlaması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.’’</p>
<p>KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış ise işletmelerin destek programlarına kolaylıkla ulaşabilmesini ve başvurularını herhangi bir aracıya ihtiyaç duymadan kendilerinin gerçekleştirebilmesini önemsediklerini söyledi. Erkış, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Amacımız, her işletmemizin KOSGEB desteklerini kolaylıkla anlayabilmesi ve başvurularını web sitemiz üzerinden çevrim içi olarak kendisinin yapabilmesidir. Bu doğrultuda bilgilendirme çalışmalarımıza önem veriyoruz. MATSO KOSGEB temsilcimizle birlikte üyelere yönelik bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirebiliriz. Önceliğimiz, işletmelerimizin destek programlarını doğru anlamalarını ve bu imkânlardan herhangi bir aracıya ihtiyaç duymadan doğrudan yararlanmalarını sağlamaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-90654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-1793083413.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Önem Gök, işletmelerin devlet desteklerinden doğrudan yararlanması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadakat-cezasi-iyi-musteri-olmanin-bedeli-90650</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadakat cezası: İyi müşteri olmanın bedeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Bugüne kadar müşteriyi elde tutmak bazen onun değişiklik yapma isteksizliğinden yararlanmak anlamına gelebiliyordu. Yarın ise müşteriyi elde tutabilmek için gerçekten daha iyi bir değer sunmak gerekecek."</strong></p>
<p>Uzun süreli ilişkiler tavsar. Başlangıçta gösterilen özen, zamanla yerini alışkanlığa bırakabilir. İlk buluşmalarda çiçekler, sürprizler, romantik akşam yemekleri… Yıllar geçtikçe ilişkinin kendisi bir güvenceye dönüşür ya. Nasıl olsa bir yere gitmeyecek!</p>
<p>Şirketlerin müşterileriyle ilişkisi de bazen uzun süreli evliliklere benziyor. Yeni müşteriyi kazanmak için her türlü cazibe sergileniyor. İndirimler, hediyeler, özel teklifler… Eski müşteriler ise gözden kaçabiliyor.</p>
<p><strong>Üstelik yeni gelenlere çiçek alınırken eskilerin faturası da biraz kabartılıyor.</strong></p>
<p>Pazarlama dünyasında bu durumun oldukça ciddi bir adı var: <strong>Sadakat cezası (loyalty penalty).</strong></p>
<p>Sadık müşterilere özel indirimler, yıllardır aynı markayı tercih edenlere sunulan ayrıcalıklar, bağlılığı ödüllendiren sadakat programları…</p>
<p>Şirketler müşterilerinin kendilerine sadık kalmasını ister. Hatta müşteri sadakati, pazarlama dünyasının en önemli kavramlarından biridir.</p>
<p>Peki, şirketler gerçekten sadık müşterilerini ödüllendiriyor mu?</p>
<p>Yıllardır aynı internet sağlayıcısını kullanan bir müşteri, yeni abone olan birinden daha yüksek ücret ödeyebiliyor. Aynı sigorta şirketiyle sözleşmesini yenileyen biri, yeni müşterilere sunulan avantajlardan yararlanamayabiliyor.</p>
<p>Üstelik bunun için kötü bir müşteri olmanız da gerekmiyor. Faturalarınızı zamanında ödemeniz, hiç sorun çıkarmamanız, yıllardır aynı markayı tercih etmeniz yeterli.</p>
<p><strong>Kısacası, şirketinize sadık kaldığınız için daha fazla para ödüyor olabilirsiniz.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sadakat cezası: Eski müşteri olmanın bedeli</strong></span></p>
<p>Bu durumun ekonomi literatüründe bir adı var: <strong>Sadakat cezası (loyalty penalty).</strong></p>
<p>İngiltere Rekabet ve Piyasalar Kurumu'nun (CMA) 2018 yılında yayımladığı inceleme, özellikle sigorta, konut kredisi, birikim hesapları ve telekomünikasyon sektörlerinde uzun süreli müşterilerin yeni müşterilere kıyasla daha yüksek bedeller ödeyebildiğini ortaya koydu.</p>
<p>Aslında şirketlerin mantığını anlamak zor değil.</p>
<p>Yeni müşteri kazanmak için cazip kampanyalar, indirimler, ilk aylarda ücretsiz kullanım gibi avantajlar sunuluyor. Çünkü yeni müşteri kazanmak büyüme demek. Büyüme de yöneticilerin performans göstergelerinin başında geliyor.</p>
<p>Peki, mevcut müşteriler?</p>
<p>Onlar zaten oradalar.</p>
<p>Şirketler, müşterilerinin ne kadarının gerçekten ayrılacağını hesaplayabiliyor. İnternet sağlayıcınızı değiştirmek, bankadaki hesaplarınızı taşımak veya sigorta şirketinizi değiştirmek zaman ve emek gerektiriyor.</p>
<p>Çoğumuz birkaç yüz liralık fark için bu zahmete katlanmak istemiyoruz. Üstelik yıllardır kullandığımız hizmete alışmışız. Bir sorun yaşamadığımız sürece değiştirmek aklımıza bile gelmiyor.</p>
<p>İşte tam da bu noktada <strong>alışkanlığımız ve sadakatimiz, şirket için ekonomik bir avantaja, bizim içinse ekonomik bir dezavantaja dönüşebiliyor.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Müşteri gitmiyorsa memnun mudur?</strong></span></p>
<p>Bence asıl üzerinde durulması gereken soru bu.</p>
<p>Şirketler müşteri kayıp oranlarını dikkatle takip ediyor. Müşteri ayrılmıyorsa ilişki devam ediyor demektir. Ancak bu, müşterinin memnun olduğu anlamına mı gelir?</p>
<p>Bir müşteri memnun olduğu için kalabilir. Ama değiştirmeye üşendiği, alternatifleri araştırmaya vakti olmadığı veya daha iyisini bulamayacağını düşündüğü için de kalabilir.</p>
<p><strong>Müşterinin ayrılmaması, şirkete duyduğu sadakatin değil, bazen yalnızca hareketsizliğinin göstergesidir.</strong></p>
<p>Üstelik bir gün yeni müşterilere sunulan fiyatı öğrendiğinde yaşadığı duygu yalnızca fazla para ödemiş olmanın rahatsızlığı değildir.</p>
<p>Biraz da kandırılmış hisseder.</p>
<p>Yıllardır güvendiği şirketin kendisine yeni gelen bir müşteriden daha az değer verdiğini düşünür.</p>
<p>Oysa müşteri ilişkilerinde kaybedilmesi en zor şey para değil, güvendir.</p>
<h2><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;"><strong>Yeni müşteri kazanırken eskisini kaybetmek</strong></span></h2>
<p>Elbette yeni müşterilere kampanya yapılmasında yanlış bir şey yok. Rekabetin doğal bir parçası bu.</p>
<p>Ancak şirketlerin yeni müşteri kazanmak için gösterdikleri yaratıcılığı, mevcut müşterilerini korumak için de göstermeleri gerekmez mi?</p>
<p>Pazarlama dünyasında yeni müşteri kazanmanın maliyetinin mevcut müşteriyi elde tutmaktan daha yüksek olduğu sıkça vurgulanır. Buna rağmen büyüme hedefleri, yeni müşteri sayıları ve kampanya başarıları çoğu zaman mevcut müşteri ilişkilerinin önüne geçebiliyor.</p>
<p>İşin ironik tarafı şu: Şirketler bir yandan sadakat programları tasarlıyor, puanlar dağıtıyor, müşterilerine kendilerini özel hissettirmeye çalışıyor. Diğer yandan yıllardır kendilerini tercih eden müşterilere daha yüksek fiyatlar uygulayabiliyor.</p>
<p><strong>Bir tarafta sadakati ödüllendirdiğini söyleyen pazarlama, diğer tarafta sadakati fiyatlandıran bir ticari anlayış.</strong></p>
<p>Bence burada şirketlerin kendilerine sorması gereken çok basit bir soru var:</p>
<p><strong>Müşterimiz bugün ilk kez kapımızdan girse ona sunduğumuz koşulları, yıllardır bizimle olan müşterimize neden sunmuyoruz?</strong></p>
<p>Çünkü sadakat tek taraflı bir yükümlülük olamaz.</p>
<p>Müşteriden beklenen sadakatin şirket tarafından da gösterilmesi gerekir.</p>
<p>Aksi halde adına müşteri sadakati dediğimiz şey, aslında müşterinin alışkanlıklarından yararlanmaktan ibaret kalır.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi:</p>
<p>Bir müşterinin sizi terk etmemesi, sizi tercih etmeye devam ettiği anlamına gelmeyebilir.</p>
<p><strong>Sadece henüz gitmeye karar vermemiş olabilir.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;"><strong>Yapay zekâ ajanları “bu konforu” bozacak</strong></span></p>
<p>Bugüne kadar şirketlerin önemli bir avantajı vardı: <strong>Müşterilerin hareketsizliği.</strong></p>
<p>Kim her ay internet tarifelerini, sigorta poliçelerini, banka masraflarını karşılaştırmakla uğraşmak ister ki? Hem de bütün alternatif incelikleri ile..</p>
<p>Ama artık bu işi bizim yerimize yapabilecek yapay zekâ (YZ) ajanları geliyor.</p>
<p>Düşünün, kişisel YZ ajanınız bütün aboneliklerinizi, sigortalarınızı ve düzenli ödemelerinizi takip ediyor. Piyasadaki alternatifleri sürekli karşılaştırıyor. Daha avantajlı bir teklif bulduğunda sizi uyarıyor, hatta yetki verdiğinizde sizin adınıza pazarlık yapıyor veya hizmet sağlayıcınızı değiştiriyor.</p>
<p><strong>Böyle bir dünyada müşterinin üşengeçliğine güvenmek artık mümkün olmayacak.</strong></p>
<p>Üstelik YZ ajanlarının markalarla duygusal bir bağı da olmayacak. Yıllardır aynı bankayla çalışmanızın veya aynı sigorta şirketini tercih etmenizin onlar için tek başına bir anlamı yok. Fiyatı, hizmet kalitesini ve değiştirme maliyetini karşılaştıracaklar.</p>
<p>Elbette her zaman en ucuz seçeneği önermeyecektir. Güvenilirlik, hizmet kalitesi ve sizin tercihlerinizi de dikkate alabilecektir.</p>
<p><strong>Ama alışkanlıkla sadakat arasındaki farkı görünür hale getirecekler.</strong></p>
<p>Bu da şirketler için çok önemli bir değişim.</p>
<p>Bugüne kadar müşteriyi elde tutmak bazen onun değişiklik yapma isteksizliğinden yararlanmak anlamına gelebiliyordu. Yarın ise müşteriyi elde tutabilmek için gerçekten daha iyi bir değer sunmak gerekecek.</p>
<p>Belki de YZ ajanları sayesinde ilk kez sadakat, müşterinin zahmete katlanmak istememesinden değil, şirketin gerçekten tercih edilmeyi hak etmesinden doğacak.</p>
<p><strong>Müşterinizin YZ ajanı her gün piyasayı tarasa, yine de sizi seçer miydi?</strong></p>
<p><strong>Bir de şöyle düşünün: Yıllardır birlikte olduğunuz kişi ara sıra Tinder’a girip bütün alternatifleri değerlendirse, ilişkinizin devam edeceğinden ne kadar emin olurdunuz?</strong></p>
<p><strong>Nikâhınız hâlâ geçerli olabilir ama bu, mutlu bir evliliğiniz olduğu anlamına gelmez.</strong></p>
<p><strong>Şirketler için de durum farklı değil. Sözleşmenin sağlam olması ve devam etmesi, müşterinin hâlâ sizi tercih ettiği anlamına gelmeyebilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadakat-cezasi-iyi-musteri-olmanin-bedeli-90650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/0/1280x720/cicek-1793082686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sadakat cezası: İyi müşteri olmanın bedeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baba-sanayiyi-birakti-ogullari-en-tatli-start-up-girisimcisi-oldu-90648</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baba sanayiyi bıraktı, oğulları, ‘En tatlı start-up girişimcisi’ oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski Konya Sanayi Odası Başkanlarından Tahir Büyükhelvacıgil’in oğulları, Kadir, Osman Nuri ve Serhat, kurdukları Roro Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ ile başladıkları şekerleme işini hızla büyütüyor. CandyZoo markasıyla İstanbul’da üç şekerleme dükkanı ve Anpa Gross’lar içinde satış noktaları kuran Kadir Büyükhelvacıgil, “E-ticarette de hem yurt içinde hem yurt dışına satışlarımız hızlı büyüyor. Aylık ortalama 10 ton şekerleme, 5-6 ton çikolata satabiliyoruz. İlk mağazamızı Mayıs 2024’te Kadıköy çarşıda açmıştık. İkincisini, Kadıköy Terminal’de açtık. Mall Of İstanbul’da da yakın zamanda açılışımızı yaptık, kısa süre sonra Marmara Forum’da bir mağaza daha açıyoruz” diyor. Kadir’e, neden şekerleme işine girdiğini soruyorum ve şöyle başlıyor anlatmaya:</p>
<p>“Aile olarak Konya’da 4 kuşaktır sanayiciydik, büyük miktarlarda yağ ve gıda takviyesi üretiyorduk. Ancak o işlerden satıp çıktık ve İstanbul’a yerleştik. Şekerleme işi için ilk fikir, 2023’te oluştu, üretim gerçekten zor iştir, üretmek için uğraşırsın, sonra satmak ve tahsilat için uğraşırsın. İstanbul’a geldikten sonra babama ‘bana müsaade edin artık kendimi mutlu edecek işler geliştirmek istiyorum’ dedim. Babam da ‘peki’ dedi ve kardeşimle konuştuk, bir karar aldık. Ne iş yapacaksak o işte birilerinin ayağına gidip ‘malımı al’ demeyeceğiz. Vadeli iş yapmayacağız ki tahsilat ayağımıza gelsin ve nakit akışı düzgün olsun. Bir de ihracatı mümkün ve katma değeri yüksek olsun. Yenidünyaya uygun olsun, e-ticarete dokunsun istedik. Şekerleme geleneksel bir iş gibi görünse de biz bu işi bir start up ticaret projesi olarak tasarladık. Başlamadan önce Almanya, İngiltere ve Hollanda’daki örnekleri yakından inceledik. Türkiye’deki örnekler tamamen AVM içlerine sıkışmış vaziyetteydi. Biz çarşıdan başlamak istedik ve ayrıca inovatif (yenilikçi) ürünlerle yola çıktık. Şekersiz dondurma ve vegan jelibon’lar gelişirdik.”</p>
<p><strong>“Baba parasıyla değil ‘e-ticaretle’ başladım”</strong></p>
<p>Şekerleme işine ‘baba parasıyla’ başlamadığını özellikle vurgulayan Kadir Büyükhelvacıgil, ilk başka ‘rastgele ticaret’ yaparak sermaye oluşturduğunu söylüyor ve şöyle konuşuyor: “Altunizade’de küçük bir ofis tuttum tam manasıyla ‘Ata, masa, kasa’ başladım ve ‘ne alsam ne satsam’ diye bakındım. E-ticarete merak duyuyordum ve o günlerde iyi bir markanın kahve makinelerini ucuza alma fırsatı yakaladım. 60-70 kahve makinesini kredi kartımla aldım ve Trendyol’da bir dükkan açtım. Onlar da destek oldular ve kısa sürede hepsini iyi fiyatla sattım, ofisimin bir yıllık kirasını çıkardım. İşte o günlerde şekerleme işini de yakından inceledim ve bilenlere danıştım. Olumlu dönüşler alınca kardeşime iki bilet almasını söyledim ve Hollanda’ya Şekerleme Fuarı’na giderek sektörü yerinde inceledik. Fuarda çocuklar gibi mutlu olduk. Hem eğlendik hem işimizi düşündük. Türkiye pavilyonuna girdik ve çok iyi tanıştığımız bazı üreticilere şekerleme dükkanları açmayı planladığımızı söyledik. Kazım abi (Taycı) ‘çok iyi olur, sen dükkan aç ben sana kamyon dolusu mal veririm’ dedi. Sektörün duayeni böyle deyince diğer firmaları da ziyaret ettik ve daha çok umutlandık. Zaten gıda işinde sanayici olarak babamızı, dedemizi tanıyanlar çoktu. Perakende duayenlerinin hepsi bize güzel nasihatlar verdi, yeşil ışık yaktı. Biz de fizibilite yaptık, üç yıllık plan çıkardık, kaç kişiyle nasıl başlarız, ne kadar para harcarız vs. Sonra babama anlattım. O da ‘sen boş iş yapmazsın, yürü oğlum’ dedi.”</p>
<p><strong>Şekersiz dondurma, vegan jelibon! </strong></p>
<p>Şekerleme markalarının genellikle ‘hayvanlarla özdeş’ olduğunu belirten Kadir Büyükhelvacıgil, markası CandyZoo için Zürafaları benimsediklerini söylüyor. Ayrıca yeni bir marka olsalar da rekabette başarı için inovasyona önem verdiklerini anlatıyor. Şöyle devam ediyor: “Şekerleme, dondurma, çikolata, sağlıklı atıştırmalık hepsi olmalı. Biz de hepsini belirledik, Konyalı olarak da ‘dondurmayı farklı yapalım. Süte, sahlepe ayrıca dikkat edelim ve şeker de kullanmadan yapalım’ dedik. İyi bir usta ile çalıştık, şeker yerine hurma özüyle tutturduk ve şekersiz dondurmamız oldu. Ardından vegan jelibon ürettik. Trendyol’daki satışlarımız sayesinde ihracatımız da arttı. Bir paket lolipop’u Altunizade’den teslim ediyorum, BAE’ye, Suudi Arabistan’a gidiyor. Allahım bu ne güzel bir şey.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Tanıl Bey sağ olsun, çikolata markamızla üretime başlayacağız”</strong></span></p>
<p>Ürün seçimi için Türkiye genelinde ne kadar şekerleme ve çikolata üreticisi varsa ayaklarına giderek seçim yaptığını söyleyen Kadir Büyükhelvacıgil, “Elit Çikolata yani Tanıl Bey (Küçük) sağ olsun çok büyük katkı sağladı. Kendisi baba dostudur. ‘Kadir, bütün çikolatalı ürünlerini ben karşılarım, satınca ödersin’ dedi. Sonra ‘seni öyle bırakmak olmaz, çikolata markanı yapacaksın ve kendin üreteceksin’ dedi. Ben ‘üretime girmem, sende üretelim’ dedim. Tanıl Bey ‘çikolata kutusuna kadar markanı ben yapacağım’ dedi. Benzer şekilde, ilk dükkanımızı Kadıköy’de kiralarken tevafuk dükkan sahibi İTO Meclis Üyesiymiş ve o konuda da bir başka baba dostumuz İTO Başkanı Şekib Avdagiç, devreye girdi, işimiz kolaylaştı. 1 Mayıs 2024’te ilk mağazamızı öyle açmış olduk. 6 kişiyle başladık, şu anda 3 mağazada 25 çalışanımız var ve aylık ortalama 10 tona yakın şekerleme, 5-6 ton çikolata satıyoruz” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baba-sanayiyi-birakti-ogullari-en-tatli-start-up-girisimcisi-oldu-90648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baba sanayiyi bıraktı, oğulları, ‘En tatlı start-up girişimcisi’ oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjide-yeni-rekabet-akilli-yonetim-90646</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide yeni rekabet: Akıllı yönetim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NAZİFE İDİL ÖZKOL - </strong><strong>Enerji ve Elektrik Mühendisi</strong></p>
<p>Enerji dünyasında bazı haberler yalnızca bir istatistiği değil, bir dönemin değişmeye başladığını gösterir. Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu 2026’ya göre rüzgâr enerjisi Mart 2025’te, güneş enerjisi ise Nisan 2025’te aylık elektrik üretiminde ilk kez nükleer enerjiyi geride bıraktı. Mart 2025 ile Haziran 2026 arasında her ay güneş veya rüzgâr kaynaklarından en az biri, tek başına nükleer santrallerden daha fazla elektrik üretti. 2026’nın Mart, Nisan ve Mayıs aylarında ise iki kaynak da ayrı ayrı nükleer üretimin üzerine çıktı.</p>
<p>İlk bakışta bu tablo “yenilenebilir enerji nükleeri yendi” şeklinde okunabilir. Ancak enerji sistemleri bu kadar basit çalışmıyor.</p>
<p>Asıl soru artık hangi enerji kaynağının diğerini geçtiği değil. Asıl soru, hızla değişen elektrik üretim yapısının nasıl yönetileceği. Çünkü güneş ve rüzgârın yükselişi yalnızca yeni santrallerin kurulması anlamına gelmiyor. Elektrik şebekesinin çalışma biçimi de değişiyor.</p>
<p><strong>Üretim artıyor, fakat sistemin dengesi daha önemli hâle geliyor</strong></p>
<p>Güneş ve rüzgârın en önemli özelliği, üretimin hava koşullarına bağlı olması… Güneşin en fazla üretim yaptığı saatler ile elektriğe olan talebin en yüksek olduğu saatler her zaman aynı değil. Rüzgâr üretiminde de benzer bir değişkenlik söz konusu.</p>
<p>Bu nedenle kurulu gücün artması tek başına yeterli değil.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 değerlendirmesine göre 2026-2030 döneminde küresel elektrik talebinin yıllık ortalama yüzde 3,6 artması bekleniyor. Sanayi, elektrikli araçlar, iklimlendirme, ısı pompaları ve özellikle veri merkezleri bu artışın önemli nedenleri arasında. Aynı dönemde güneş ve rüzgârın küresel elektrik üretimindeki toplam payının yüzde 17’den yüzde 27’ye çıkması öngörülüyor.</p>
<p>Yani önümüzde iki eş zamanlı gelişme var:</p>
<p>Bir tarafta daha fazla elektrik talebi, diğer tarafta daha değişken bir elektrik üretimi.</p>
<p>Bu ikisini birbirine bağlayacak unsur ise şebekenin esnekliği.</p>
<p><strong>Enerjinin yeni rekabet alanı: Esneklik</strong></p>
<p>Güneş ve rüzgâr yatırımları arttıkça batarya depolama, talep tarafı yönetimi, enterkonneksiyonlar ve akıllı şebekeler daha fazla önem kazanıyor. Örneğin, güneşli bir öğle saatinde üretimin talebi aşması durumunda elektriği depolayabilmek önemli... Akşam saatlerinde güneş üretimi düşerken talep yükseldiğinde ise bu depolanan enerjinin sisteme geri verilmesi gerekiyor.</p>
<p>Burada enerji depolama yalnızca teknik bir ekipman olmaktan çıkıyor. Elektrik piyasasının ekonomik işleyişinin bir parçası hâline geliyor. IEA’ya göre 2024 yılında şebeke ölçekli batarya depolama kapasitesine 63 GW eklenerek yeni bir rekor kırıldı. Aynı rapor, güneş ve rüzgâr üretiminin yüksek olduğu ancak talebin düşük kaldığı dönemlerde sistemde arz fazlası ve hatta negatif fiyatların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle geleceğin enerji piyasasında yalnızca “ne kadar elektrik üretiyoruz?” sorusu yeterli olmayacak. “Ne zaman üretiyoruz, nerede üretiyoruz ve ürettiğimiz elektriği ne kadar esnek kullanabiliyoruz?” soruları da fiyatlar kadar önemli olacak.</p>
<p><strong>Peki, nükleer enerjinin rolü ne olacak?</strong></p>
<p>Burada başka bir yanlış okumadan da kaçınmak gerekiyor.</p>
<p>Güneş ve rüzgârın belirli dönemlerde nükleer üretimi geçmesi, nükleer enerjinin sistemden çıkacağı anlamına gelmiyor.</p>
<p>IEA, nükleer üretimin de 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümesini bekliyor. Yenilenebilir enerji ve nükleer enerjinin birlikte küresel elektrik üretiminin yaklaşık yarısını karşılaması öngörülüyor. Dolayısıyla enerji dönüşümünü “nükleer mi, yenilenebilir mi?” ikilemine sıkıştırmak yerine, kaynakların sistem içerisindeki farklı görevlerini değerlendirmek gerekiyor. Çünkü elektrik sistemi yalnızca enerji miktarına değil, sürekliliğe, esnekliğe, şebeke kararlılığına ve maliyete de ihtiyaç duyuyor. Türkiye açısından asıl mesele burada başlıyor.</p>
<p>Türkiye’nin enerji dönüşümünde de yalnızca yenilenebilir kurulu gücü artırmak yeterli olmayacak.</p>
<p><strong>İşletmelerin enerji yönetimi</strong></p>
<p>Sanayinin rekabetçiliği açısından elektriğin fiyatı kadar fiyatın gün içinde nasıl değiştiği, işletmelerin bu değişime ne kadar uyum sağlayabildiği ve depolama teknolojilerinin sisteme nasıl entegre edildiği önem kazanacak. Özellikle enerji yoğun sektörlerde enerji verimliliği artık yalnızca daha az elektrik tüketmek anlamına gelmiyor. Üretimin hangi saatlerde yapılacağı, elektrik tüketiminin hangi koşullarda esnetilebileceği ve depolama sistemlerinin nasıl kullanılacağı da işletmelerin enerji yönetiminin parçası olacak.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ ve veri merkezlerinin elektrik talebini artırması da bu tabloyu daha karmaşık hâle getirecek. IEA, veri merkezlerini 2030’a kadar küresel elektrik talebindeki artışın yapısal nedenleri arasında gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle enerji dönüşümünün yeni aşamasını yalnızca santral yatırımlarıyla açıklamak mümkün değil. Bence asıl dönüşüm, “enerji üretmekten” “enerjiyi akıllı yönetmeye” doğru gerçekleşiyor. Güneş ve rüzgârın nükleer enerjiyi aylık üretimde geçmesi bu açıdan önemli bir sembol... Fakat daha büyük hikâye bundan sonra başlıyor.</p>
<p>Çünkü geleceğin enerji sisteminde kazanan yalnızca en fazla elektriği üreten kaynak olmayacak.</p>
<p>Elektriği doğru zamanda üreten, depolayan, tüketimi yönetebilen ve şebekeyle birlikte çalışabilen sistemler öne çıkacak.</p>
<p>Enerjinin yeni rekabeti artık yalnızca megavatlarla değil, esneklik, teknoloji ve ekonomik verimlilikle ölçülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjide-yeni-rekabet-akilli-yonetim-90646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjide yeni rekabet: Akıllı yönetim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-yarisin-ilk-asamasi-tamamlandi-90639</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO’da yarışın ilk aşaması tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) sanayiciler, önümüzdeki dört yıl görev yapacak temsilcilerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Haliç Kongre Merkezi’nde başlayan meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri, oda başkanlığı için yarışan Adnan Dalgakıran ile Ender Yılmaz arasındaki mücadelenin de ilk önemli aşamasını oluşturdu. Rekor katılımla 5 bin 48'den fazla oyun kullanıldığı seçimde üyeler 57 meslek komitesinde, 367 meslek komitesi üyesi ve 155 meclis üyesini seçti.</p>
<h2>Seçimlere rekor katılım</h2>
<p>Seçim alanında sabahın erken saatlerinden itibaren büyük bir hareketlilik yaşanırken, oy kullanım işleminin tamamlandığı 17:00’ye kadar yoğunluk sürdü. Araç girişlerinde uzun kuyruklar göze çarparken, özellikle rekabetin yaşandığı 20 komitenin seçim ekipleri üyeleri alana getirmek için yoğun çaba harcadı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae039152444b-1793079573.jpg" alt="" width="800" height="534" />
<figcaption><strong>Adnan Dalgakıran</strong></figcaption>
</figure>
<p>Başkan adaylarından Ender Yılmaz 46. Grup — Metallerin Talaşlı İşlenmesi Sanayii; Adnan Dalgakıran ise 40. Grup — Genel Amaçlı Makine ve Aksam Sanayii’nde tek liste olarak yer aldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0395dc7d66-1793079645.jpg" alt="" width="800" height="533" />
<figcaption><strong>Ender Yılmaz</strong></figcaption>
</figure>
<p>Meslek komiteleri seçiminde 4, 6, 7, 15, 17, 19, 22, 23, 28, 29, 33, 35, 41, 44, 45, 48, 49, 51, 55 ve 57 numaralı komitelerde birden fazla liste yarıştı. Özellikle 17. Dış Giyim Sanayii, 19. Triko Giyim Sanayii, 22. Ayakkabı ve Yan Sanayii, 33. Plastik Ambalaj Sanayii, 35. Plastik Hammaddeleri ve Plastik Enjeksiyon Mamulleri Sanayii, 41. Özel Amaçlı Makine Sanayii ile 44. Metal Aletler, Hırdavat ve Isı Cihazları Sanayii meslek komitelerinde kıyasıya bir rekabet yaşandı.</p>
<p>33. Grup Plastik Ambalaj Sanayii meslek komitesinde kullanılan 234 oyun 162’sini alan, PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu’nun beyaz listesi kazandı.</p>
<p>22. Grup Ayakkabı ve Yan Sanayi meslek komitesinde 252 oyun 133’ünü alan Mehmet Büyükekşi’nin kırmızı listesi kazandı. 17. Grup Dış Giyim meslek komitesinde 315 oyun çoğunluğunu alan Süleyman Orakçıoğlu’nun yer aldığı turuncu kiste kazandı. 19. Grup Triko Meslek Komitesi’nde 130 oyun 71’ini alan Cenk Gogo ve Mustafa Balkuv’un desteklediği mavi liste kazandı.</p>
<p>35. Grup Plastik Hammaddeleri ve Plastik Enjeksiyon Mamulleri Sanayii meslek komitesinde kullanılan 276 oyun 171’ini alan Oğuzhan Durmuş’un yer aldığı kırmızı liste kazandı.</p>
<p>41.Grup Özel Amaçlı Makine Sanayii meclis komitesinde kullanılan 193 oyun 125’ini alan Rıdvan Mertöz’ün beyaz listesi kazandı.</p>
<p>44. Grup Metal Aletler, Hırdavat ve Isı Cihazları Sanayii meslek komitesinde de kullanılan 302 oyun 158’ini alan Ali Eren’in mavi listesi kazandı.</p>
<h2>Başkanlık yarışının dengeleri mecliste şekillenecek </h2>
<p>Seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından İSO’yu yönetecek isimlerin belirlenmesi için sandıklar 4 Kasım Çarşamba günü bir kez daha kurulacak. Mazbatalarını alan oda meclisi üyeleri, İSO’nun gelecek dört yılına yön verecek yönetim kurulu başkanını ve üyelerini, disiplin kurulu üyelerini ve TOBB delegelerini seçecek. Ardından yapılacak seçimle de oda meclis başkanı ve meclis başkanlık divanı belirlenecek. Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasında geçecek başkanlık yarışı öncesi, 4 Kasım’a kadar yoğun bir kulis çalışması yapılması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-yarisin-ilk-asamasi-tamamlandi-90639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/54-1793079520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası’nda yeni dönem yönetimini belirleyecek seçimlerin ilk aşaması olan meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri yapıldı. 20 komitedeki rekabet nefes keserken, gözler Adnan Dalgakıran ile Ender Yılmaz arasında 4 Kasım’da yaşanacak başkanlık yarışına çevrildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-dagitim-ve-iletimine-100-milyar-dolar-yatirim-planlaniyor-90638</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik dağıtım ve iletimine 100 milyar dolar yatırım planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) tarafından Elektrik Dağıtım Sektöründe 1. İnovasyon, Yaygınlaştırma ve Girişimcilik Günleri düzenlendi. Açılışta konuşan Bayraktar, “Sanayiden ulaşıma, binalardan tarıma kadar ekonomimizin bütün alanlarında elektriğin kullanımının artacağı yeni bir döneme giriyoruz. Elektrikli araçların yaygınlaşması, üretim süreçlerinin elektrikleşmesi, yapay zekâ uygulamaları ve veri merkezlerinin büyümesi, elektrik talebinin hem miktarını artıracak hem de niteliğini değiştirecek” dedi.</p>
<p>Artan yatırım ihtiyacına değinen Bayraktar, üretimde yenilenebilir enerjinin ağırlığının arttığına işaret ederek “Dolayısıyla enerji dönüşümünü yalnızca santral yatırımları üzerinden değerlendiremeyiz. İletim ve dağıtım altyapımızı, depolama kapasitemizi, dijital teknolojilerimizi ve sistem yönetimi kabiliyetimizi birlikte geliştirmemiz lazım. Milli Enerji 2040 kapsamında elektrik iletim ve dağıtım altyapımızda yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım öngörüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Şebeke yatırımlarında ilave hat ve trafoların yeterli olmayacağını, gerçek zamanlı izleme, talep tahmini ve arızalara müdahale gibi ihtiyaçların doğduğunu belirten Bayraktar, iletim ve dağıtım şebekelerinin güçlü olmasının yanında akıllı, esnek ve dayanıklı olması gerektiğini anlattı. Sayısallaşmanın bu alanda belirleyici olduğunu kaydeden Bayraktar, EPDK’nın yerli yazılım geliştirmeye verdiği desteğin olumlu sonuçlar verdiğini vurguladı.</p>
<h2>Dönüşüm ve yatırım için uluslararası iş birliği </h2>
<p>Bayraktar, “Bu kapsamda, dağıtım şebekelerinin modernizasyonu, dijitalleşmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu ve şebeke yatırımlarının finansmanı konularında uluslararası iş birliğini geliştirmeyi hedefliyoruz. Türkiye olarak hedefimiz, yalnızca kendi enerji altyapımızı geleceğe hazırlamak değil, aynı zamanda elektrifikasyonun ve şebeke yatırımlarının küresel ölçekte hızlandırılmasına da katkı sağlamak. Bu süreçte elektrik dağıtım sektörümüzün tecrübesini, geliştirdiği teknolojileri ve yenilikçi uygulamalarını uluslararası alanda daha görünür kılmak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“2027 sonuna kadar 7 milyon abonede uzaktan okuma hedefleniyor” </h2>
<p>EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz da yerli teknolojileri geliştirmek için çağrılar yaptıklarını belirtti. 2023’te başlayan Yerli Yazılım Ekosistemi Çağrısı’na 72 proje başvurusu yapıldığını, 26’sının kabul edildiğini hatırlatan Yılmaz, yerli yazılım kullanan dağıtım şirketlerine teşvik sağlandığını kaydetti.*** Milli Akıllı Sayaç Sistemi’nin (MASS) somut çıktıları olan bir Ar-Ge faaliyeti olduğunu belirten Yılmaz, sistemin ölçümün ötesinde haberleşme ve şebekeden veri almayla arıza tahmini, risk bazlı bakım, kayıp-kaçakla mücadele ve afetlere dayanıklılık açısından fırsatlar sunduğunu vurguladı.</p>
<p>Akıllı sayaç dönüşümünde 2027 sonu hedefinin 7 milyon hane olduğunu belirten Yılmaz, “MASS kapsamında akıllı sayaç dönüşümü 1 Mart 2026 tarihi itibarıyla başlamıştır ve eylül ayına kadar 4 milyon Akıllı Sayaç EKO ile 70 bin adet Akıllı Sayaç PRO’nun tesisi tamamlanmıştır. Bu kapsamda 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 2,7 milyon adet Akıllı Sayaç PRO modelinin tesis edilmesi planlanmaktadır. Böylelikle iki yıllık süreçte yaklaşık 7 milyon abonenin sayacının uzaktan okuma kapsamına alınması, ayrıca şebeke izleme kapsamında da 15 milyon abonenin bağlantı noktasındaki kesinti ve teknik kalite verilerinin izlenmesi sağlanacaktır” dedi.</p>
<p>Yılmaz, tüketicilere üretim-tüketim bilgileri, kesinti kayıtları ve tazminat bilgilerini görme, planlı kesinti bildirimlerini alma imkânı veren uygulamanın da pilot kullanıma sunulduğunu hatırlattı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2035’e kadar elektrik talep artışı tahmini yüzde 41</span></h2>
<p>ELDER Başkanı Barış Erdeniz, 2025 sonunda 361 teravatsaat olan elektrik talebinin 2035 yılına kadar yüzde 41 artışla 510 teravatsaat olacağının tahmin edildiğini belirterek talep artışının ötesinde tüketim biçiminin de dönüşeceğini kaydetti. Erdeniz, elektrikli araçların eş zamanlı şarj edilmesiyle oluşan yüksek güç talebini ve çatı tipi güneş panellerinden şebekeye elektrik verilmesinin yarattığı sorunları örnek gösterdi. Bu süreci Dağıtım 2.0 olarak tanımlayan Erdeniz, dönüşümün yönetilmesi ve uyum sağlanması için çalıştıklarını kaydetti. </p>
<p>Erdeniz, planlı onarım, bakım ve yatırımlar için 5 yıllık dönemde 22 milyar dolar yatırım planlandığını, gelecek 10 yıldaki yatırım ihtiyacını da 50 milyar dolar olarak tahmin ettiklerini söyledi. Erdeniz, sektördeki dönüşümün temiz enerji kaynaklarına geçiş, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, depolama ve dağıtık üretimle şekillendiğini, bunun sonucunda şebekelerin rolünün yeniden şekillendiğini kaydetti. Erdeniz, kayıp-kaçak oranının yüzde 18,5’ten yüzde 8,8’e düştüğünü belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-dagitim-ve-iletimine-100-milyar-dolar-yatirim-planlaniyor-90638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/67675-1793079218.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Milli Enerji 2040 vizyon belgesinin 5 Kasım’da İstanbul’da tanıtılacağını duyurdu. Bayraktar, bu kapsamda elektrik iletim ve dağıtım altyapısına yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım öngördüklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-90693</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya heyetini ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Endonezya’nın önde gelen yükseköğretim kurumlarından UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam ve beraberindeki heyetin, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Sakarya Şubesi’ni ziyaret ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan ve yönetim kurulu üyelerinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen ziyaret, Türkiye ile Endonezya arasındaki akademik ve kurumsal ilişkilerin güçlendirilmesi bakımından anlam ifade ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae092ffd2a01-1793102591.jpeg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<p>MÜSİAD Sakarya Şubesi’nde gerçekleştirilen ziyarete Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sima Nart, Sakarya Üniversitesi İşletme Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Remzi Altunışık, Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kamil Taşkın ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Esen de katıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Uluslararası akademik heyetlerin iş dünyası temsilcileriyle bir araya gelmesi, farklı ülkeler arasında bilgi ve tecrübe paylaşımının geliştirilmesi açısından önem taşıyor. Özellikle ekonomi, işletme, girişimcilik ve yönetim bilimleri gibi alanlarda üniversiteler ile iş dünyası arasında kurulabilecek ilişkilerin, hem akademik gelişime hem de ekonomik iş birliklerine katkı sunacak."denildi. <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0930ce2bc5-1793102604.jpeg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<p>MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam ve beraberindeki heyeti ağırlamaktan mutlu olduklarını söyledi.</p>
<p>Ziyaretlerinden dolayı Endonezya heyetine teşekkür eden Ahmet Cihan, bu ziyaretin gelecekte daha güçlü iş birliği için önemli bir adım olduğunu söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-90693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-1793102639.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam&#039;ın ziyaretinin gelecekte daha güçlü iş birliği için önemli bir adım olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-90656</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANSİAD Cumhuriyet Kupası sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) ve Antalya Tenis İhtisas ve Spor Kulübü’nün (ATİK) iş birliği ile Cumhuriyetin 103. yılı kutlamaları kapsamında 468 sporcunun katıldığı tenis turnuvası iş ve spor dünyasını bir araya getirdi.</p>
<p>ANSİAD Başkan Yardımcısı Burak Gönen, turnuvanın her geçen yıl büyüyen bir ilgiyle karşılaştığını belirterek 468 sporcunun katılımıyla Cumhuriyet gururunun daha da anlamlı kılındığını söyledi.</p>
<p>ATİK Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Alpagot da ATİK ve ANSİAD iş birliğinin şehrin spor kültürüne katkı sağladığını söyledi. Alpagot, ‘’ATİK olarak 8 yıldır sürdürülen bu kıymetli iş birliğinin bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Antalya’da spor vizyonunun ve kort kültürünün gelişiminde ANSİAD ile kurulan bu güçlü bağ büyüyor’’ dedi.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Cumhuriyetin 103. yılında bu gururu paylaşmaktan onur duyduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kentin sosyal ve sportif hayatına katma değer sağlayan projelere öncülük etmeyi sürdüreceğiz. Turnuvanın gelenekselleşmesinde büyük emeği olan ATİK yönetimine ve sponsorlara teşekkür ediyoruz. Cumhuriyetimizin 103. yılında, 468 sporcumuzun katılımıyla 8’incisini düzenlediğimiz bu anlamlı turnuva bizlere büyük bir gurur ve heyecan yaşatıyor. ANSİAD olarak spora, gençliğe ve Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkan organizasyonlarda yer almaya kararlılıkla devam edeceğiz.’’</p>
<p>Konuşmaların ardından turnuvanın başarısında ve gelenekselleşmesinde büyük pay sahibi olan ATİK Yönetim Kurulu Başkanı ve ANSİAD Üyesi Necmi Alpagot,  NOTEKS A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Oktay, MYROS Turizm A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Musa Taşkın, Ceylan İşletme A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ali Ceylan, Topaylar Arçelik Beyaz Eşya sahibi İlhami Sancar Topay’a teşekkür plaketi verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-90656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-1793083618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği ve Antalya Tenis İhtisas ve Spor Kulübü’nün iş birliğiyle 8&#039;incisi düzenlenen geleneksel Cumhuriyet Kupası T500 Masters Ulusal Tenis Turnuvası sona erdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-90655</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ercan Yavaş: Cumhuriyetimizi korumak, çocuklarımızın geleceğini korumaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD) tarafından Cumhuriyetin 103. Yılı nedeniyle Akra Otel’de geleneksel Cumhuriyet Balosu düzenlendi. Kırmızı beyaz renklerin hakim olduğu baloda, Cumhuriyet coşkusu doruğa ulaştı. ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş yaptığı konuşmada, ‘’Cumhuriyetimizi sahiplenelim, koruyalım ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Türkiye bırakalım” dedi. Yavaş, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Cumhuriyet büyük bedeller ödenerek kuruldu. Bugün özgürce aldığımız her nefeste, o kahramanların hakkı var. Gururla dalgalandırdığımız her bayrakta, o annelerin gözyaşı var. Özgür bir ülkede büyüyen her çocuğun geleceğinde, o kahramanların bize bıraktığı büyük bir emanet var. O emanete sahip çıkmak, bu topraklarda yaşayan hepimizin namus ve vicdan borcudur. Atatürk, askeri zaferlerini Cumhuriyet ve çağdaşlaşma devrimleriyle taçlandırdı. Dünyada pek çok komutan savaş kazandı. Pek çok devlet adamı ülkeler yönetti. Mustafa Kemal Atatürk ise bir milletin kaderini değiştirdi ve tarihin akışına yön verdi. O, milletine bağımsızlığını ve özgüvenini kazandırdı. Bir milletin çocuklarına kendi kaderlerini değiştirebilecekleri bir gelecek bıraktı.”</p>
<p><strong>"Cumhuriyetin en büyük mucizesi, Anadolu’nun çocuklarına açtığı ufuktur"</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından birinin eğitimde fırsat eşitliği olduğunu vurgulayan Yavaş, Cumhuriyet’in insan hayatını değiştiren gücüne dikkat çekti. Yavaş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Cumhuriyet’in bize öğrettiği en büyük gerçeklerden biri şudur: Yeter ki çocuklarımızın hayallerini ailelerinin ekonomik imkanlarına mahkum etmeyelim. Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, en yoksul çocuklarına açabildiği ufukla ölçülür. Cumhuriyet’in kazanımları korunmalı. Cumhuriyet değerleri gelecek kuşaklara aktarılması ortak bir sorumluluktur. Cumhuriyetimizi sahiplenelim ve koruyalım. Çünkü Cumhuriyet; çocuklarımızın geleceği, kadınlarımızın eşitliği, gençlerimizin umudu, bilim insanlarımızın özgürlüğü ve milletimizin ortak güvencesidir. Cumhuriyet’e sahip çıkmak, geleceğe karşı sorumluluk duymaktır. Daha güçlü bir demokrasi, daha nitelikli eğitim, daha adil bir hukuk düzeni ve daha üretken bir ekonomi için çalışmaktır. Cumhuriyetimizi korumak, çocuklarımızın geleceğini korumaktır. Cumhuriyetimizi geliştirmek, Türkiye’nin yarınlarını güçlendirmektir.”</p>
<p>Baloda ünlü şarkıcı Merve Özbey, sevilen şarkıları ve sahne performansıyla Cumhuriyet Balosu’na renk kattı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-90655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-1793083520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Yavaş, ‘’Cumhuriyetimizi sahiplenelim, koruyalım ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Türkiye bırakalım.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-90666</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı&#039;nın ziyaretçi sayısı 400 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 10 gün süren yoğun bir kültür sanat maratonunun ardından sona erdi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bu sene UNESCO Edebiyat Şehri ünvanıyla gerçekleştirilen ilk kitap fuarı olma özelliğini de taşıyan organizasyon, yoğun ziyaretçi ilgisi, yazar, yayınevi ve kitapseverlerin yoğun katılımıyla şehrin kültür sanat hafızasını tazeledi.</p>
<p>Bu sene “Gel ve Fark Et” temasıyla gerçekleştirilen 11. Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı'nın 400 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlayarak rekor tazelediği bildirildi. Fuar boyunca edebiyat, sanat ve düşünce camiası Kahramanmaraş’ta buluşurken, katılımcılar binlerce kitabı inceleme ve sevilen yazarlarla bir araya gelme fırsatı buldu.</p>
<p>Fuar, farklı yaşlardan okurlara binlerce kitabı keşfetme olanağı sundu. Ziyaretçiler, kitap stantlarını gezmenin yanı sıra sevdikleri yazarlarla bir araya gelerek edebiyat ve düşünce dünyasına ilişkin sohbetlere katıldı. </p>
<p><strong>400 yazar, 150 yayınevi ve 50 söyleşi </strong></p>
<p>Fuara 400 yazar ile 150 yayınevi katılım gösterirken, 50 farklı söyleşi etkinliği ile de uzman isimler, deneyimlerini ve görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Hafta boyunca düzenlenen imza günleri ve söyleşiler sayesinde okurlar, sevdikleri yazarlarla birebir sohbet etme ve eserlerini imzalatma fırsatı yakaladı.</p>
<p><strong>Yerel edebiyatı güçlendiren organizasyon</strong></p>
<p>Kahramanmaraşlı yazarların eserlerinin de sergilendiği organizasyon, yerel edebiyatın tanıtılmasına ve şehrin kültürel birikiminin geniş kitlelere aktarılmasına imkân sağladı. Kitap tutkunları, Kahramanmaraş’ın yetiştirdiği kalemleri ve yerel edebiyatın farklı seslerini yakından tanıma fırsatı bulurken, yazarlar da eserlerini yeni okurlara ulaştırdı. Bu yönüyle organizasyon, Kahramanmaraş’ın kültürel hafızasının ve edebiyat geleneğinin tanıtılmasına katkı sundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-90666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-1793086611.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 10 gün boyunca kitapseverleri, yazarları ve yayınevlerini KAFUM Fuar Merkezi’nde buluşturdu. “Gel ve Fark Et” temasıyla gerçekleştirilen fuar, 400 bini aşan ziyaretçi sayısıyla kendi rekorunu yeniledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-mbnin-yeni-duzenlemesi-memnuniyet-verici-olup-devaminda-kredi-buyume-sinirlari-sanayi-ve-uretici-firmalar-icin-artirilmalidir-90604</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 16:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ünverdi: Kredi büyüme sınırları sanayi ve üretici firmalar için artırılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın, büyüme sınırının dışında tutulan kredi türlerine ilişkin yeni düzenlemesini değerlendiren Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, bu düzenlemenin devamında üretim, ihracat ve istihdamın sürdürülebilirliği için kredi büyüme sınırlarının sanayi ve üretim firmaları için artırılmasına yönelik yeni adımlar beklediklerini kaydetti.</p>
<p>Merkez Bankası’nın Türk Lirası ticari kredilerde uygulanan büyüme sınırının dışında tutulan kredi türlerine ilişkin olarak yeni bir düzenlemeye gittiğini belirten Ünverdi, “Bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL cinsinden kredilerin, kredi büyüme sınırından istisna edilecek olmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Üretimin, ihracatın ve istihdamın kesintisiz devam edebilmesi adına sanayicilerin acil ve uygun maliyetli finansman kaynaklarına ihtiyaç duyduğunun altını çizen Ünverdi, bu olumlu adımın devamında, finansman sorunlarının aşılabilmesi için sanayicilerin kredi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi adına bankalara uygulanan kredi büyüme sınırlarının sanayi ve üretim firmaları lehine artırılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ünverdi, bu doğrultuda MB tarafından politika faizindeki indirimlerinin devam etmesi, dış pazarda yaşanan zorluklar göz önünde bulundurularak reeskont kredi limitlerinin artırılması, KGF ve İGE desteklerinin genişletilerek borçların yapılandırılmasına yönelik yeni mekanizmaların oluşturulmasının iş dünyasının öncelikleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-mbnin-yeni-duzenlemesi-memnuniyet-verici-olup-devaminda-kredi-buyume-sinirlari-sanayi-ve-uretici-firmalar-icin-artirilmalidir-90604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/4/1280x720/gso-baskani-unverdi-mbnin-yeni-duzenlemesi-memnuniyet-verici-olup-devaminda-kredi-buyume-sinirlari-sanayi-ve-uretici-firmalar-icin-artirilmalidir-1793021025.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GSO Başkanı Ünverdi, &quot;Merkez Bankası’nın yeni düzenlemesi memnuniyet verici olup, devamında kredi büyüme sınırları sanayi ve üretici firmalar için artırılmalıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-turizm-fuari-acildi-90603</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 16:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Turizm Fuarı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 8. düzenlenen Antalya Uluslararası Turizm Fuarı, ANFAŞ Fuar merkezinde 110 ülkeden fazla katılımcı ve binden fazla marka temsilcinin katılımıyla açıldı.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, Türkiye’nin turizmde karşılaştığı zorluklara rağmen dünyanın önde gelen ülkeleri arasındaki konumunu koruduğunu söyledi.</p>
<p>Türk turizminin farklı ekonomik ve jeopolitik gelişmelere rağmen güçlü konumunu koruduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye, dünyanın önde gelen beş turizm ülkesi arasında yer alıyor. Sektör farklı dönemlerde küçük dalgalanmalardan büyük krizlere kadar pek çok zorlukla karşılaşmasına rağmen uluslararası konumunu korumayı başardı. Türk turizmi olumsuz gelişmelere karşı dayanıklılık gösterdi. Antalya, Türk turizminin kalbidir. Antalya, Türkiye turizmindeki belirleyici konumunu sürdürüyor. Antalya 111 milyon geceleme rakamına ulaştı. Şehirler birbirinden bağımsız turizm politikalarıyla kalıcı başarı sağlayamaz. Birbirimize rakip değiliz, biz birbirimizin destekleyicisiyiz. Türkiye’nin farklı turizm destinasyonları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerekir.’’</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir de, turizmde başarının yalnızca ziyaretçi sayılarıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Özdemir, ‘’Kişi başı turizm gelirinin artırılması, turizmin 12 aya yayılması ve elde edilen ekonomik değerin toplumun geneline ulaştırılması önemli. Antalya’nın doğal ve kültürel değerlerini koruyan, yerel halkla birlikte gelişen sürdürülebilir bir turizm anlayışına ihtiyaç var’’ dedi. Özdemir, turizm büyürken Antalya halkının refahının da artması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Turizmin finansmanını destekliyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ise başarıyı yalnızca büyüme rakamlarıyla değerlendirilen bir dönemden geçmediğini kaydetti. Yılmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Dünya turizmi yeni bir rekabet dönemine giriyor. Bir tarafta değişen seyahat alışkanlıkları, dijitalleşme ve yapay zekâ; diğer tarafta jeopolitik gelişmeler, ekonomik belirsizlikler, artan maliyetler ve giderek daha bilinçli tercihler yapan ziyaretçiler var. Artık ülkeler yalnızca daha fazla turist çekmek için değil, daha yüksek katma değer üretmek, ziyaretçilerine daha nitelikli deneyimler sunmak ve turizm gelirlerini sürdürülebilir biçimde artırmak için rekabet ediyor.’’</p>
<p><strong>"Dalgalanmalara rağmen turizm rekabet gücünü korudu"</strong></p>
<p>2026’nın Türk turizm sektörünün dayanıklılığını bir kez daha ortaya koyduğu bir yıl olduğuna anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’2025 yılını yaklaşık 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolarlık turizm geliriyle tamamlamıştık. 2026’ya güçlü beklentilerle başladık derken, yakın coğrafyamızdaki jeopolitik gelişmeler, uluslararası ulaşım hareketlerindeki belirsizlikler, kaynak pazarlardaki ekonomik koşullar ve sektörümüzün karşı karşıya olduğu maliyet baskıları, turizm faaliyetlerini negatif yönde etkileyen başlıklardı. Ancak turizm sektörümüz, bütün bu dalgalanmalara rağmen gelir yaratma kapasitesini, hizmet kalitesini ve uluslararası rekabet gücünü korumak için önemli bir çaba gösterdi.’’</p>
<p>Banka olarak turizmi yalnızca finansman sağladıkları bir sektör olarak görmediklerini vurgulayan Sezgin Yılmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Turizmi; istihdam yaratan, döviz kazandıran, yerel ekonomileri canlandıran, farklı sektörleri harekete geçiren ve ülkemizin uluslararası marka değerini güçlendiren stratejik bir kalkınma alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle yaklaşık üç yıl önce turizm bankacılığında başlattığımız sektörel uzmanlaşma yaklaşımımızı, yalnızca kredi hacmimizi büyütmek üzerine kurmadık. Sektörü daha yakından tanımayı, yatırımcılarımızın ve işletmecilerimizin ihtiyaçlarını doğru anlamayı, finansal çözümlerimizi turizmin kendine özgü dinamiklerine göre geliştirmeyi hedefledik. 2,5 yıllık dönemde turizm sektörüne aktardığımız kaynağı iki buçuk katına çıkararak 2,5 milyar dolar seviyesine taşıdık. Kamu bankaları hariç tutulduğunda, turizm sektörüne özel bankalar tarafından sağlanan her dört liralık kredinin yaklaşık bir lirasını İş Bankası olarak bizim kullandırdığımız anlamına geliyor.’’</p>
<p>Bu rakamları yalnızca finansal bir başarı olarak değerlendirmediklerini anlatan Yılmaz, ‘’Bizim için bu rakamların arkasında yeni yatırımlar, yenilenen tesisler, korunan ve oluşturulan istihdam, güçlenen işletmeler ve ülkemiz turizmine duyduğumuz güven var. Kaynaklarımızı özellikle sektörün uzun vadeli rekabet gücünü artıracak yatırımlara yönlendirmeyi önemsiyoruz. Otel yatırımlarının yanı sıra modernizasyon, renovasyon, enerji dönüşümü, markalaşma, dijitalleşme ve hizmet kalitesinin geliştirilmesine yönelik projeleri desteklemeyi sürdürüyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>"Fuara katılanların ticaret hacmi 54 milyar euro"</strong></p>
<p>ATF Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Maral da, fuara katılan turizm şirketlerinin ticaret hacminin 54 milyar euroyu bulduğunu belirterek, fuarın uluslararası hale geldiğini bildirdi. Maral, ‘’Bugün 100’ü aşkın ülkeden turizm profesyoneli ATF çatısı altında bir araya geldi. Bu firmaların 54 milyar Euro’yu aşan ticaret hacmi, 56 milyondan fazla yolcu kapasitesi var. Fuarda 335 stant ve binden fazla marka yer alıyor’’ diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-turizm-fuari-acildi-90603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/antalya-turizm-fuari-acildi-1793020199.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8. Antalya Uluslararası Turizm Fuarı açıldı. İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, ‘’Turizm sektörüne verilen her 4 liralık kredinin 1 lirası İş Bankası’ndan. Turizm sektörünü desteklemeye devam edeceğiz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-yerel-yonetimlerin-iklim-politikalarina-yon-verecek-uluslararasi-bulusma-90599</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te COP31 öncesi &#039;iklim&#039; toplantısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Yerel İklim Eylemi Politika Diyaloğu" başlıklı toplantıda Türkiye’nin farklı şehirlerinden belediye başkanları, uluslararası kuruluşların temsilcileri ve iklim politikası uzmanları bir araya geldi.</p>
<p>Yeşil sanayiden su güvenliğine, iklim finansmanından dirençli kentlere kadar birçok başlığın ele alındığı toplantıda, Gaziantep ve Muğla’da yürütülecek çalışmaların COP31’e taşınacak ortak politika önerilerine temel oluşturması hedeflendi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, Sıfır Atık Vakfı, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Teşkilatı (UCLG-MEWA), Dünya Yerel Yönetimler ve Demokrasi Akademisi (WALD), Birleşmiş Milletler Türkiye ve COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonluğu iş birliğiyle düzenlenen program, “Yerel Liderlik, Kapsayıcı Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilir Dönüşüm” temasıyla Teymur Continental Hotel ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Yerel yönetimlerin küresel iklim politikalarının oluşturulmasında daha etkin rol üstlenmesini amaçlayan buluşmada, belediyelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum kapasitesinin artırılması, uluslararası finansman kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması ve şehirler arasında bilgi ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi üzerinde duruldu. Toplantıda ayrıca iklim politikalarının kentsel planlama, belediye bütçeleri, altyapı yatırımları ve kamu hizmetleriyle bütünleştirilmesi, bölgesel iklim risklerinin belirlenmesi ve başarılı yerel uygulamaların yaygınlaştırılması konuları değerlendirildi.</p>
<p><strong>Gaziantep ve Muğla’dan COP31’e ortak iklim gündemi</strong></p>
<p>COP31 hazırlıkları kapsamında bölgesel diyalog merkezleri olarak belirlenen Gaziantep ve Muğla, farklı iklim öncelikleriyle çalışmaların odağında yer aldı. Gaziantep’te dayanıklı şehirler, yeşil sanayi, döngüsel ekonomi, göç ve kapsayıcı dönüşüm konuları öne çıkarken Muğla’da turizm, su güvenliği, biyolojik çeşitlilik, doğa temelli çözümler ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları ele alındı. Yerel iklim eylemi, altı temel tematik alan çerçevesinde değerlendirildi. Yerel liderlik ve çok düzeyli iklim yönetişimi, kentsel dayanıklılık ve iklime duyarlı kalkınma, yerel düzeyde iklim finansmanı, adil ve kapsayıcı dönüşüm, su, gıda, doğa ve döngüsellik ile inovasyon, teknoloji ve veri başlıklarında yürütülen çalışmalarla COP31 sürecine somut politika önerileri sunulması hedeflendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf4a35c6101-1793018421.JPG" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p><strong>“Çevreyi korumak hem medeniyetimizin mirası hem de geleceğe karşı sorumluluğumuz”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, programda yaptığı konuşmada iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca teknik yatırımlarla değil, bilimsel yaklaşım, toplumsal bilinç ve medeniyet değerleriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Çevreyi koruma sorumluluğunun bireyden başlayarak şehirlerin yönetimine kadar uzandığını belirten Şahin, şunları söyledi: “Yalınlaşmamız, akıllanmamız ve buradan yeni bir şey söylememiz lazım. Hazreti Mevlana’nın söylediği ‘dün dünde kaldı cancağızım’ diyor, bugün yeni bir şey söylemek lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline baktığınız zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’ dediği bir cumhuriyet tarihimiz var. Kuruluş felsefemiz bu. Bizim medeniyetimizde, yüce kitap çok net bir şekilde diyor ki ‘ben sana nizam verdim’ diyor, denge. ‘Gökyüzüne bir bak’ diyor. ‘Ve bozma’ diyor ya. ‘Bozma. İnsan eliyle bozma’ diyor, uyarıyor seni. Yüce Peygamber ‘kıyamet dahi kopacağını bilsen elindeki fidanı toprakla buluştur’ diyor. Ektiğin şeyden insan ve hayvan yiyorsa sana sadaka yazılır diyor. Yolda giderken bir pisliği kaldırdığında sana sevap yazan bir medeniyetten geliyoruz. Kendi çocuklarımıza elimizdeki çöpü yere atmamayı öğretmeliyiz. O yüzden ‘Atma’ diyoruz, proje yapıyoruz.”</p>
<p><strong>“Sıfır atığa en yakın 20 şehirden biriyiz”</strong></p>
<p>Gaziantep’in uluslararası ölçekte yürüttüğü çevre ve iklim çalışmalarına değinen Başkan Şahin, kentin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından yeşil şehir olarak değerlendirildiğini hatırlattı. İklim eylem planları, sürdürülebilir şehircilik uygulamaları ve çevre yatırımlarıyla Gaziantep’in uluslararası alanda önemli başarılar elde ettiğini belirten Şahin, “İklim master planını yaptık, bütün eylem planlarını oluşturduk. Biz bu yaptığımız bütün çalışmalardan dolayı da Avrupa Konseyi’nde Almanlarla yarıştık, 16 oyla büyük ödülü hak ettik. Sıfır atığa en yakın 20 şehirden biriyiz. Bunu ben söylemiyorum. Bunu bana yurt dışından söylüyorlar” dedi.</p>
<p><strong>“Veri odaklı yönetim ve ölçülebilir ilerleme olmazsa olmazımız”</strong></p>
<p>İklim politikalarının başarısında bilimsel verilerin ve ölçülebilir hedeflerin belirleyici olduğunu vurgulayan Şahin, akıllı şehir uygulamalarının güçlü bir veri altyapısıyla mümkün olabileceğine dikkat çekti. Başkan Şahin, “Verilerimiz ile konuşmamız gerekiyor. Herkesin veri alışverişi yaparak 'big data'yı oluşturması lazım. Aksi takdirde Akıllı şehir olamayız. Bir şehri akıllı yapmadan önce akıllı bir yol üzerinde bulunup bu yolda yürümemiz lazım. Dolayısıyla veri odaklı yönetim ve ölçülebilir ilerleme olmazsa olmaz iyi eylem arasında bulunmalı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gaziantep’in yeşil dönüşüm yatırımları uluslararası katılımcılara anlatıldı</strong></p>
<p>Başkan Fatma Şahin, konuşmasının ardından Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen çevre ve iklim yatırımlarını kapsamlı bir sunumla katılımcılara aktardı. Sunumda su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması, kuraklıkla mücadele, atık yönetimi, yenilenebilir enerji yatırımları, biyogaz enerji tesisi, sıfır atık uygulamaları ve yeşil şehir hedefleri kapsamında yürütülen çalışmalar ele alındı. Gaziantep’in iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırmaya yönelik altyapı yatırımları ve uluslararası iş birlikleri hakkında da bilgi veren Şahin, yerel yönetimlerin sürdürülebilir kalkınmadaki sorumluluklarına dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf4a487183e-1793018440.JPG" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Gaziantep Vali Yardımcısı Oktay Kaya, programın hazırlanmasında emeği geçen kurum ve kuruluşlara teşekkür ederek, “Bu toplantının ülkemize ve bölgemize hayırlar getirmesini diliyorum. Bu toplantının hazırlanmasında emeği geçen herkese ve katılımları dolayısıyla teşekkür ederim” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Gaziantep bu buluşma için oldukça doğru bir adres”</strong></p>
<p>COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Gaziantep’in üretim kültürü, sanayi gücü ve kaynakların verimli kullanılmasına dayanan gelenekleriyle iklim politikaları açısından önemli bir şehir olduğunu belirtti. İklim değişikliğiyle mücadelenin uluslararası diplomasi kadar yerel yönetimlerin somut uygulamalarına da bağlı olduğunu vurgulayan Ağırbaş, “Biliyoruz iklim krizi çok önemli. İklim kriziyle ilgili uluslararası anlaşmaları ve bu süreci diplomatik platformlarda takip etmeye devam edeceğiz. İklim süreciyle alakalı en önemli paydaşlarımız yerel yönetimlerimiz. Bugün bu toplantının düzenlendiği bu güzel şehir Gaziantep bu buluşma için oldukça doğru bir adres. Türkiye’nin en güçlü sanayi ve ihracat şehirlerinden biri olan Gaziantep yeşil sanayi konusunda da oldukça etkili bir şehir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Gaziantep ve Muğla’da yapılacak toplantılar COP31 için bir zemin tesis edicidir”</strong></p>
<p>WALD Yönetim Kurulu Başkanı ve UCLG-MEWA Genel Sekreteri Dr. Mehmet Duman, artan sıcaklıklar ve su kıtlığının şehirler üzerindeki etkilerine dikkat çekerek iklim krizine karşı yerel yönetimler arasında güçlü iş birlikleri kurulması gerektiğini söyledi. Duman, “Yerel yönetimler, belediyelerimiz iklim krizinde en ön cephede yer alır. Biz şehirler arasındaki iş birliğinin en büyük güç mekanizmasından biri olduğuna inanıyoruz. Antalya’da COP31’de bir araya gelecekler. Gaziantep ve Muğla’da yapılacak toplantılar, COP31’e hazırlık için önemli bir zemin oluşturacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gaziantep’in liderliğinde bakmamız gereken şey yeşil dönüşüm”</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, yeşil dönüşümün ekonomik kalkınma ve sosyal adaletle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Inovasyonun yeşil sanayileri desteklediğini, doğru planlanan yatırımların altyapıyı güçlendirirken yeni istihdam alanları oluşturduğunu ifade eden Ahonsi, Gaziantep’in özellikle yeşil dönüşüm ve konut alanındaki deneyimlerinin diğer şehirler için önemli örnekler sunduğunu vurguladı. Ahonsi, “Gaziantep’in liderliğinde bakmamız gereken şey yeşil dönüşüm. Hem ekonomik açıdan uygulanabilir hem de sosyal açıdan adil olmalıdır. Burada Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin bize vereceği birçok ders var. Özellikle yeşil dönüşüm ve konut alanında. Gaziantep’te ise, bölgedeki belediyelerin ve ortakların deneyimlerini ve önerilerini bu taslağa dahil ederek onu güçlendirmeye amaçlıyoruz. Nihai hedefimiz, bildirgeyi COP31 sırasında Antalya’da düzenlenecek özel bir yan etkinlikte sunmak ve böylece yerel iklim eyleminin uluslararası iklim diyaloğunda açık ve ortak bir sesle temsil edilmesini sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf4a66ea23b-1793018470.JPG" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p><strong>“Bu Ortak Akıl iklim eylemlerimizi çok daha dirençli, kapsayıcı ve insan odaklı hale getirecek”</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, programa gönderdiği video mesajında iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, ekonomik kalkınmayı, şehirlerin dayanıklılığını ve toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen küresel bir güvenlik meselesine dönüştüğünü ifade etti. Altay, “Muğla’da kıyı dirençliliği ve su güvenliği, Gaziantep’te ise yeşil sanayi ve dirençli kentler odak ekseninde şekillenecek bu ortak akıl inanıyorum ki iklim eylemlerimizi çok daha dirençli, kapsayıcı ve insan odaklı hale getirecektir” dedi.</p>
<p><strong>“Gaziantep Bildirisi Taslağı COP31 yolunda ilk adımlardan biri oldu”</strong></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından UCLG-MEWA Genel Koordinatörü Yahya İbrahim tarafından Gaziantep Bildirisi Taslağı katılımcılara sunuldu. Taslakta yerel yönetimlerin iklim politikalarında daha güçlü temsil edilmesi, iklim finansmanına erişimin artırılması, su ve gıda güvenliğinin sağlanması, teknolojik çözümlerin yaygınlaştırılması ve adil dönüşümün desteklenmesi konuları öne çıktı. İbrahim, “Türkiye’nin Kasım 2026’da Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Belediyeler iklim etkisi anlamında ön cephede yer almaktadır. Gaziantep’te, bölgede su kıtlığı, kuraklık, aşırı sıcaklık, orman yağmurları, biyoçeşitlilik kaybı, artan kent altyapısı ve temel hizmetler baskısı nedeniyle daha da zor bir hale gelmektedir. Biz, çok düzeyli yönetişimle yerel yönetimlerin desteğini, gücünü artırmak istiyoruz. Yerel sistem finansmanının artırılmasını ve adil bir geçişim sağlanmasını, suların korunmasını, gıda sistemlerinin korunmasını hedefliyoruz. Bununla ilgili olarak teknolojiyi kullanmak istiyoruz. COP31 açısından Muğla ve Gaziantep’ten çağrımızdır. Küresel iklim eylemi yerelde öncülük yapılan, ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmelidir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Büyükşehir belediye başkanları iklim politikalarını masaya yatırdı</strong></p>
<p>Program kapsamında düzenlenen “İklim Eylemi için Yerel Liderlik ve Çok Düzeyli İklim Yönetişimi” panelinde farklı şehirlerin iklim değişikliğiyle mücadele deneyimleri ve yerel yönetimlerin karşılaştığı sorunlar değerlendirildi. Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Çevresel Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Koban moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Öntürk katıldı.</p>
<p>Programın ikinci belediye başkanları oturumu ise WALD Akademi Direktörü Hülya Alper moderatörlüğünde Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet, Terme Belediye Başkanı Şenol Kul ve Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun’un katılımıyla gerçekleştirilecek şekilde programda yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-yerel-yonetimlerin-iklim-politikalarina-yon-verecek-uluslararasi-bulusma-90599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/gaziantepte-yerel-yonetimlerin-iklim-politikalarina-yon-verecek-uluslararasi-bulusma-1793018488.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep, Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yerel yönetimlerin iklim mücadelesindeki rolünü güçlendirmeyi hedefleyen toplantıda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, &quot;Bir şehri akıllı yapmadan önce akıllı bir yol üzerinde bulunup bu yolda yürümemiz lazım. Dolayısıyla veri odaklı yönetim ve ölçülebilir ilerleme olmazsa olmaz iyi eylem arasında bulunmalı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-ulkemiz-dunyanin-10uncu-celik-ihracatcisi-konumunda-90608</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Ülkemiz dünyanın 10&#039;uncu çelik ihracatçısı konumunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Çelik İhracatçıları Birliği'nin (ÇİB) desteğiyle düzenlenen Steel Networking Summits 2026'da yaptığı konuşmada, çelik imalatının, sanayinin, ekonominin ve savunmanın ana girdisi sektörlerden olduğunu belirtti.</p>
<p>Bir ülkenin kendisini savunabilmesi ve ayakta kalabilmesi açısından güçlü çelik sanayisinin olmazsa olmaz şart olduğunu vurgulayan Bolat, altyapının, ulaştırmanın, enerjinin, makine imalatının ve savunma sanayisinin temelinde çelik sektörünün yattığını dile getirdi.</p>
<p>Bolat, dünyanın büyük ekonomilerinin metal, çelik ve mühendislik sektörlerini geliştirerek dünya ekonomisinde öncü olarak yer aldıklarına dikkati çekerek, metal, mühendislik ve otomotiv sektörlerinin birbirlerine bağlı, geçen yüzyılda ve yakın zamana kadar en stratejik sektörler olarak ülke sanayilerinin ve ekonomilerinin omurgasını oluşturduklarını anlattı.</p>
<p>Bu toplantıda 80'den fazla ülkeden 400'ün üzerinde katılımcının ağırlandığını belirten Bolat, "200'ü aşkın uluslararası sektör temsilcileri aramızdalar. 30'dan fazla da üst düzey konuşmacılar burada çelik zirvesinde söz alacaklar ve tartışmalara katkıda bulunacaklardır. Buradaki amaç, 'Küresel çelik sektörü nereye gidiyor?', bunları ortaya koymak, geleceği planlamak ve dünyadaki çelik sektörünü ilgilendiren trendleri tartışmaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bakan Bolat, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Türk çelik sektörü, 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üretimi gerçekleştirerek dünyada yedinci, Avrupa’da ise birinci sırada yer almıştır. Çelik sektöründeki güçlü konumumuz, inşaat, otomotiv, makine, enerji, ulaştırma, gemi inşa ve savunma sanayileri açısından da adeta bir lokomotif görevi görmektedir. Türkiye, geniş üretim kapasitesi ve güçlü dış ticaret ağı ile hem ihracat yaparak hem ithalat yaparak dünyanın önde gelen çelik üreticileri ve çelik ticaret merkezleri arasında yer almaktadır. Bugün ülkemiz, 2025 yılı itibarıyla 615 milyar dolara ulaşan küresel çelik ticaretinde 17,1 milyar dolarlık ihracatı ve 200’den fazla ülkeye ulaşan ağıyla dünyanın 10'uncu çelik ihracatçısı konumundadır. Çelik ihracatımızın yüzde 42,3'lük bölümünü Avrupa Birliği'ne gerçekleştirmemiz, sektörümüzün uluslararası rekabet gücünün en somut kanıtı konumundadır."</p>
<p>Yüksek standartların istendiği Avrupa pazarında Türk çeliğinin aranılan bir ürün olmasının iftihar vesilesi olduğuna işaret eden Bolat, "Türk çelik sektörünün en önemli özelliklerinden birisi, üretim kapasitesinin yüzde 78'inin hurda bazlı elektrik ark ocağı teknolojisine dayanmasıdır. Üretimde ağırlıklı olarak hurda çelik kullanan Türk çelik sektörü, 27,5 milyon ton ham çelik üretirken 18,8 milyon ton çelik hurdası ithal etmiştir. Türkiye, bu anlamda dünyada hurda çelik ithal eden de önemli bir ülke konumundadır." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Önceliğimiz, yeşil dönüşümü desteklerken ihracatçıların orantısız maliyet engelleriyle karşılaşmamasını sağlamak"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, ABD ve Avrupa Birliği'nin çelik sektörüne yönelik kararlarının ticareti önemli ölçüde etkilediğine işaret ederek, bu tedbirlerin yalnızca ihracatçı ülkeleri değil girdiye ihtiyaç duyan sanayi kolu yatırımcılarını ve nihai tüketicileri de olumsuz etkilediğini dile getirdi.</p>
<p>Bolat, "Uluslararası ticaret kurallarıyla bağdaşmayan ve ticaret ortaklarıyla yeterli istişareler, müzakereler yürütülmeden hayata geçirilen tek taraflı bu kısıtlamalar, kalıcı bir çözüm sunamamaktadır ve bu tür engeller hurda bazlı ve düşük karbonlu çeliğin verimli biçimde dolaşımını da sınırlandırdığı için çelikte ve sanayideki yeşil dönüşüm hedeflerine de zarar vermektedir." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti ve Hükümeti olarak küresel refahın artırılabilmesi için şeffaf, kurallara dayalı, adil ve serbest ticaretin gerekliliğini her fırsatta vurguladıklarını ve savunduklarını belirten Bakan Bolat, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olduğunu ve Türkiye'nin de Avrupa Birliği'nin beşinci büyük ticaret ortağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Bolat, Avrupa Birliği'nin çelik kotalarını 1 Temmuz 2026'dan itibaren yüzde 50 daraltmasının ve 2026'nın başında uygulanmaya başlanan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM), çelik sektörünü doğrudan etkilediğini vurgulayarak, "2026 yılı ocak ile eylül arası 9 aylık dönemde SKDM kapsamındaki çelik ürünlerinde Türkiye'nin AB'ye ihracatında yüzde 1,7 azalma olmuştur. Türkiye'nin AB dışındaki ülkelere ihracatında ise yüzde 10 artış olmuştur. Demir-çelik sektöründe AB'ye ihracatımızda yüzde 6,7'lik bir düşüş genel anlamda yaşanmıştır. Emisyonların ölçülmesi, doğrulanması, düşük karbonlu üretime geçişi zorunlu kılan bu süreçte önceliğimiz, yeşil dönüşümü desteklemek ama ihracatçıların da orantısız maliyetler ve ilave ticaret engelleriyle karşılaşmamasını sağlamaktır." şeklinde konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı, iklim politikaları ve ilgili kurumsal düzenlemeler çerçevesinde ihracatçıları yakından ilgilendiren bütün gelişmelerde onlarla birlikte çalıştıklarını ve öncülük ettiklerini dile getiren Bolat, Ticaret Bakanlığı olarak bundan 2,5 sene önce yürürlüğe aldıkları Yeşil Mutabakata Uyum Projesi desteği ile ilgili firmaların yeşil dönüşüme uyum sürecinde danışmanlık hizmetleri aldıklarını ve bunları desteklediklerini anlattı.</p>
<p><strong>"Son 5 yılda Türkiye-AB ticareti 1 trilyon doların üzerinde"</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'nin AB ile 30 yılı aşan Gümrük Birliği'nde sanayi entegrasyonunun başarısının Türk ve Avrupa Birliği sanayilerini bütünleşmiş ve birleşmiş hale getirdiğini belirterek, "İki taraf arasındaki arz-tedarik zincirleri yukarıdan alınacak kararlarla dahi kırılamayacak kadar keskindir ve sağlamdır. Türk ve AB sanayileri gerek girdilerde gerek ham maddelerde gerekse bitmiş ürünlerde birbirleriyle yoğun dış ticaret yapmaktadırlar. Türkiye-AB ticaret hacmi 233 milyar dolardır yıllık. Bu, 204 milyar avro yapmaktadır. Son 5 yılda Türkiye-AB ticareti 900 milyar avro yani 1 trilyon doların üzerinde bir rakamdır ve bu dengeli, karşılıklı menfaatlerin gözetildiği, çok başarılı, ikili bir ticaret hacmidir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bakan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye ekonomisi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetiminde son 24 yılda yıllık yüzde 5,35 oranında reel büyüme kaydetmiştir ve 2009 yılı haricinde, son 16 yılda pozitif, olumlu büyüme kaydetmiştir ve Kovid-19'un ikinci çeyreğinden sonra da son 24 çeyrek yani son 6 yıldır da hep olumlu, yükselen bir büyüme oranı göstermiştir. Son 6 yılın ortalama büyüme oranı da yüzde 5'in üzerindedir.</p>
<p>Bu yıl, ilk yarı yılda yüzde 2,5'lik büyümemiz vardır. İlk çeyrek yüzde 2,6, ikinci çeyrek yüzde 2,3 ve bu büyümede net mal ve hizmet ihracatının güçlü bir katkısı bulunmaktadır. Türkiye ekonomisi, son 24 yılda 238 milyar dolarlık milli gelirden 1,7 trilyon dolarlık milli gelire ulaşmıştır ve yılı da 1,8 trilyon dolar civarında bir ekonomik büyüklükle kapatacağımız tahmin edilmektedir. Kişi başına milli gelir de geçen yıl 18 bin dolar, bu yıl sonunda da 20 bin doları aşacaktır."</p>
<p>Türkiye'nin dış ticarette 2002 yılında 36 milyar dolar olan mal ihracatını, 2025 yılında 273,2 milyar dolara yükseltmeyi başardıklarını ve bu yılın eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatının ise 283,7 milyar dolar olduğunu ifade eden Bolat, "Türkiye, aynı zamanda ithalatçı bir ülkedir yani 'Sadece Türkiye kazansın, diğerleri kaybetsin' anlayışını da asla gütmüyoruz ve savunmuyoruz. Biz, 283,7 milyar dolarlık ihracat yaparken eylül itibarıyla son 1 yılda 380 milyar dolarlık da ithalat yapan bir ülkeyiz. Bunun içinde sizin sektörünüz çelik de var, petrol, doğal gaz var, kömür var, ham altın var, sanayi ürünleri var yani hem ihracat hem ithalatla dünya ticaretine katkıda bulunuyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Bolat, toplam ihracatın hizmetler de katıldığında 409 milyar dolar olduğuna işaret ederek, "Çünkü 125 milyar dolar da bizim hizmet ihracatımız var. 63-64 milyar dolar hizmet ithalatımız var. Toplam ihracat olarak baktığımızda milli gelirimizin yüzde 25'i ihracattır, mal ve hizmet ihracatı olarak. İthalatı da ilave ettiğimizde toplam dış ticaretimiz 860 milyar dolardır. Dolayısıyla milli gelirin yüzde 50'sinden fazlasını oluşturmaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin uluslararası ticarette ihracat ve ithalat yoluyla önemli bir oyuncu olduğunu vurgulayan Bolat, bunda uluslararası ticaret ve yatırımların büyük rolünün olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-ulkemiz-dunyanin-10uncu-celik-ihracatcisi-konumunda-90608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/8/1280x720/steel-networking-1793023968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Steel Networking Summits 2026&#039;da konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Bugün ülkemiz, 2025 yılı itibarıyla 615 milyar dolara ulaşan küresel çelik ticaretinde 17,1 milyar dolarlık ihracatı ve 200’den fazla ülkeye ulaşan ağıyla dünyanın 10&#039;uncu çelik ihracatçısı konumundadır. Çelik ihracatımızın yüzde 42,3&#039;lük bölümünü Avrupa Birliği&#039;ne gerçekleştirmemiz, sektörümüzün uluslararası rekabet gücünün en somut kanıtı konumundadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoludan-9-ayda-1839-milyon-dolarlik-kuru-meyve-ihracati-90597</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu&#039;dan 9 ayda 183,9 milyon dolarlık kuru meyve ihracatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır, bölgenin yılın ilk 9 aylık dönemindeki dış ticaret performansını değerlendirerek, dünya genelinde 93 farklı ülkeye ulaştıklarını açıkladı.</p>
<p>Anadolu’nun bereketli topraklarında yetişen tarımsal üretim gücünü uluslararası pazarlarla buluşturduklarını belirten Başkan Murat Bakır, bu dönemde toplam 183 milyon 909 bin dolarlık kuru meyve ihracatına imza attıklarını ifade etti. Geçen yılın aynı döneminde 238 milyon 413 bin dolar olan kuru meyve ihracatının bu yıl yüzde 22,9 gerileyerek 183 milyon 909 bin dolara düştüğünü aktaran Başkan Murat Bakır, geçen yılın 9 ayında 30 bin 769 ton olan ihracat miktarının ise yüzde 30,5 düşüşle 21 bin 387 ton olarak kayıtlara geçtiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Yükselen pazar ve ürün çeşitliliğimiz umut verici"</strong></p>
<p>Yılın ilk 9 ayına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Murat Bakır, yaşanan genel gerilemelere rağmen bazı kalemlerdeki rekor artışların önemine dikkat çekti: "Geçen yılın aynı dönemine göre tabloda bir miktar gerileme görülse de, bazı ürünlerimiz ve alternatif pazarlarımızdaki büyüme ivmesi oldukça sevindiricidir. Özellikle kuru incir ihracatımızda yüzde 55,4, ceviz ihracatımızda ise yüzde 40'lık artış kaydedilmesi sektörümüz adına çok kıymetlidir. Bunun yanında Polonya ve Brezilya gibi hedef pazarlarda sağladığımız ciddi yükselişler, ihracatımızın geleceği açısından son derece umut vericidir."</p>
<p><strong>İlk sırayı 65 milyon 837 bin dolarla kuru kayısı aldı</strong></p>
<p>Bölgenin ürün bazındaki dış satım karnesini paylaşan Başkan Murat Bakır, coğrafi işaretli ve tescilli lezzetlerin ağırlığını vurguladı. Bölgenin kuru meyve ihracatında ilk sırayı 65 milyon 837 bin dolarla kuru kayısının aldığını belirten Başkan Murat Bakır, bu ürünü 64 milyon 81 bin dolarla Antep fıstığı, 19 milyon 551 bin dolarla diğer meyve kuruları, 18 milyon 221 bin dolarla kuru incir ve 6 milyon 39 bin dolarla ceviz takip ettiğini kaydetti. Kuru kayısı ve Antep fıstığının, toplam kuru meyve ihracatının yüzde 70,6'sını oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Murat Bakır, bazı ürün gruplarındaki düşüşlere karşın kuru incir ve ceviz ihracatında artış kaydedildiğini vurguladı. Geçen yılın aynı döneminde 11 milyon 728 bin dolar olan kuru incir ihracatının yüzde 55,4 artışla 18 milyon 221 bin dolara yükseldiğini, bu üründe miktar bazında da yüzde 63,4 artışla 3 bin 77 tona ulaşıldığını aktaran Başkan Murat Bakır; ceviz ihracatının yüzde 40 artarak 4 milyon 313 bin dolardan 6 milyon 39 bin dolara çıktığını, miktar bazında ise yüzde 33 artışla 721 tona yükseldiğini belirtti. Başkan Murat Bakır, badem ihracatının yüzde 190,3 artışla 664 bin dolara ulaştığını, erik kurusunda ise yüzde 69,5'lik artışla 302 bin dolarlık dış satım gerçekleştirildiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Almanya ilk sırada</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu'dan yılın 9 ayında 93 ülkeye gerçekleştirilen kuru meyve ihracatında Almanya'nın ilk sırada yer aldığını belirten Başkan Murat Bakır, Almanya'ya 34 milyon 749 bin dolarlık ihracat yapıldığını, bu ülkeyi 20 milyon 926 bin dolarla İtalya, 15 milyon 90 bin dolarla ABD, 10 milyon 25 bin dolarla Fransa ve 8 milyon 479 bin dolarla Kazakistan'ın izlediğini açıkladı. İhracatın arttığı pazarlar arasında Polonya ve Brezilya'ya dikkati çeken Başkan Murat Bakır, Polonya'ya yapılan ihracatın yüzde 84,2 artışla 8 milyon 266 bin dolara, Brezilya'ya ihracatın ise yüzde 65,7 yükselişle 7 milyon 100 bin dolara ulaştığını bildirdi. Hindistan'a yapılan ihracatın da yüzde 261,8 artarak 3 milyon 398 bin dolar olarak gerçekleştiğini ifade eden Başkan Murat Bakır, ülke gruplarına göre 93 milyon 53 bin dolarla Avrupa Birliği ülkelerinin ilk sırada yer aldığını ve bu ülkelerin toplam ihracattaki payının yüzde 50,6 olduğunu belirtti. Başkan Murat Bakır, Avrupa Birliği ülkelerini 27 milyon 301 bin dolarla Amerika ülkeleri, 16 milyon 124 bin dolarla Türk Cumhuriyetleri ve 13 milyon 161 bin dolarla Asya ve Okyanusya ülkelerinin takip ettiğini, Asya ve Okyanusya ülkelerine yapılan ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 artış gösterdiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Mevcut kayıpları telafi edip yeni pazarlara açılacağız"</strong></p>
<p>Bölgenin potansiyeline olan inancını bir kez daha vurgulayan Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır, önümüzdeki dönemin yol haritasını şu sözlerle çizdi: "Güneydoğu Anadolu, kuru meyve üretimi ve ihracatında köklü bir geçmişe ve eşsiz bir potansiyele sahiptir. Önümüzdeki süreçte temel hedefimiz; mevcut pazarlarımızdaki kayıpları hızla telafi etmek, yepyeni pazarlara kapı aralamak, ürün çeşitliliğimizi artırmak ve bölgemizin ihracatını çok daha ileri seviyelere taşımak olmalıdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoludan-9-ayda-1839-milyon-dolarlik-kuru-meyve-ihracati-90597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/guneydogu-anadoludan-9-ayda-1839-milyon-dolarlik-kuru-meyve-ihracati-1793017020.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır, 9 ayda 183,9 milyon dolarlık kuru meyve ihracatı gerçekleştirdiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-trabzon-yeni-havalimaninin-altyapisi-icin-denize-100-milyon-ton-dolgu-yapacagiz-90593</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Trabzon Yeni Havalimanı&#039;nın altyapısı için denize 100 milyon ton dolgu yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon Yeni Havalimanı Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Trabzon Yeni Havalimanı'nın, Türkiye'nin deniz üzerine inşa edilecek üçüncü havalimanı olacağını vurgulayan Uraloğlu, projede altyapı için şantiye kurulum çalışmalarına başlandığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Trabzon'un artan yolcu ve yük trafiğini karşılamak amacıyla bu çalışmalara başladıklarına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Mevcut havalimanımızın 2 bin 640 metre uzunluğundaki tek pisti ve tesisleri, artan yolcu ve yük trafiğinin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. Bu nedenle Trabzon'a daha yüksek kapasiteli, modern ve uluslararası standartlara uygun yeni bir havalimanı kazandıracağız. Yeni havalimanımızın altyapısı için denize 100 milyon ton dolgu yapacağız. Dolgu alanını deniz etkilerinden korumak amacıyla 6 bin metre uzunluğunda koruyucu mendirek inşa edeceğiz. Böylece yeni havalimanımızın pist, taksi yolu ve apron alanları için gerekli altyapıyı oluşturacağız."</p>
<p><strong>"Trabzon'un hava ulaşımı ihtiyacına uzun vadeli çözüm"</strong></p>
<p>Uraloğlu, Ordu-Giresun ve Rize-Artvin havalimanlarının ardından Türkiye'nin deniz üzerine inşa edilen üçüncü havalimanını Trabzon'da hayata geçireceklerini belirterek, yeni havalimanında 3 bin metre uzunluğunda, 45 metre genişliğinde pist inşa edeceklerini, piste paralel olarak yine 3 bin metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde taksi yolu oluşturacaklarını, ayrıca 1370 metre uzunluğunda, 155 metre genişliğinde apronla 400 metre uzunluğunda, 120 metre genişliğinde emniyet apronu yapacaklarını aktardı.</p>
<p>Yeni pist ve apron alanlarıyla Trabzon'un hava ulaşım altyapısını güçlendireceklerini, yolcu ve yük taşımacılığı operasyonlarının daha emniyetli ve kesintisiz şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacaklarını vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni havalimanında yıllık 10 milyon yolcu kapasiteli, 110 bin metrekare büyüklüğünde yeni terminal binası yapacağız. Bunun yanı sıra toplam 65 bin metrekarelik teknik blok, hava trafik kontrol kulesi ve destek binalarını da hayata geçireceğiz. Yeni havalimanımızla Trabzon'un artan hava ulaşımı ihtiyacına uzun vadeli çözüm sunacağız."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-trabzon-yeni-havalimaninin-altyapisi-icin-denize-100-milyon-ton-dolgu-yapacagiz-90593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/trabzon-yeni-1793013433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trabzon Yeni Havalimanı Projesi&#039;nde şantiye çalışmalarının başladığını belirten Bakan Uraloğlu, &quot;Yeni havalimanımızın altyapısı için denize 100 milyon ton dolgu yapacağız. Dolgu alanını deniz etkilerinden korumak amacıyla 6 bin metre uzunluğunda koruyucu mendirek inşa edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. Uraloğlu, &quot;Yeni havalimanında yıllık 10 milyon yolcu kapasiteli, 110 bin metrekare büyüklüğünde yeni terminal binası yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-nebim-neyir-bilgisayari-satacak-90592</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMSF, Nebim Neyir Bilgisayar&#039;ı satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), kayyum olarak atandığı Nebim Neyir Bilgisayar Sanayii ve Hizmetleri AŞ'nin yüzde 80 hissesi ile diğer hissedarlara ait yüzde 20 hissesi olmak üzere yüzde 100 oranındaki paylarını satışa çıkardığını duyurdu.</p>
<p>Satışın muhammen bedeli 1 milyar 250 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Teklifler, 17 Kasım saat 16.30'a kadar kapalı zarf içinde TMSF'nin İstanbul Esentepe'deki binasında teslim edilecek.</p>
<p><strong>9 binden fazla firmaya hizmet veriyor</strong></p>
<p>Verilen bilgilere göre, Nebim Neyir Bilgisayar Sanayii ve Hizmetleri AŞ, perakendeci, toptancı ve üretici firmalar için ERP ve bütünleşik perakende yazılımları geliştiriyor. Şirketin yazılımları 9 binden fazla firma ve 30 binden fazla mağazada kullanılıyor. Şirket, bu firmaların 30'dan fazla ülkedeki 1000'in üzerinde mağazasına da hizmet veriyor.</p>
<p>Ağırlıklı olarak giyim, moda ve ayakkabı sektörüne hizmet veren şirketin ürün portföyünde Nebim V3 ERP yazılımı, bulut tabanlı Nebim ERA platformu ve yapay zeka çözümleri yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-nebim-neyir-bilgisayari-satacak-90592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMSF, kayyum olarak atandığı Nebim Neyir Bilgisayar&#039;ın yüzde 100 hissesini satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-sendikasyon-kredisini-yeniledi-90582</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank sendikasyon kredisini yeniledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın, ekimde vadesi gelen sendikasyon kredisini 1, 2 ve 3 yıl olmak üzere 6 dilimden oluşan toplam 542 milyon dolar karşılığı krediyle yenilediği bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, avro ve dolar para birimlerinden oluşan kredinin, 1 yıl vadeli dilimlerin maliyeti SOFR+ yüzde 1,25 ve Euribor+ yüzde 1,00, 2 yıl vadeli dilimlerin maliyeti SOFR+ yüzde 1,75 ve Euribor+ yüzde 1,45, 3 yıl vadeli dilimin maliyeti ise SOFR+ yüzde 2,00 seviyesinde belirlendi.</p>
<p>Yenilenen sendikasyonda 2 ve 3 yıllık dilimlerin Akbank'ın Sürdürülebilir Finans Çerçevesi'nde uygun kredilere kullandırılması yönünde karar alındı.</p>
<p>Söz konusu işleme 19 ülkeden 5'i yeni olmak üzere 37 banka toplam 891 milyon doların üzerinde taleple katıldı.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilirlik stratejimizi kararlılıkla ileri taşımayı sürdürdük"</strong></p>
<p>Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, Ekim 2025'e ilişkin sendikasyon kredisinin 1 yıl vadeli dilimini toplam 542 milyon dolar karşılığı bir tutarla yüzde 107 oranında yenilediklerini belirtti.</p>
<p>Gür, 3 yıl vadeye bu yıl da güçlü ilginin devam ettiğini görmekten memnuniyet duyduklarını vurgulayarak, "Kredimizin yüzde 45'inin 2 ve 3 yıllık dilimlerden oluşması, uluslararası yatırımcıların Akbank'a uzun vadeli güvenlerinin sürdüğünü bir kez daha gösterdi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gerçekleşen işlemin sektör açısından referans niteliği taşıyarak uluslararası piyasalara güçlü bir mesaj verdiğini vurgulayan Gür, şunları kaydetti:</p>
<p>"2 ve 3 yıllık dilimlerin Sürdürülebilir Finans Çerçevemize uygun kullandırılacak olmasıyla da sürdürülebilirlik stratejimizi kararlılıkla ileri taşımayı sürdürdük. Uluslararası bankalardan gelen güçlü talep ve yüksek katılım Akbank'a duyulan güvenin yanı sıra Türk ekonomisinin ve bankacılık sektörünün sağlam temellerine olan inancı bir kez daha teyit etti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-sendikasyon-kredisini-yeniledi-90582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/3/1280x720/kaan-gur-1757399811.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sendikasyon kredisinin 1 yıl vadeli dilimini toplam 542 milyon dolar karşılığı bir tutarla yüzde 107 oranında yenilediklerini belirten Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, &quot;Kredimizin yüzde 45&#039;inin 2 ve 3 yıllık dilimlerden oluşması, uluslararası yatırımcıların Akbank&#039;a uzun vadeli güvenlerinin sürdüğünü bir kez daha gösterdi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/7-milyon-abonenin-sayaci-uzaktan-okuma-kapsamina-alinacak-90580</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: 7 milyon abonenin sayacı uzaktan okuma kapsamına alınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, EPDK ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) iş birliğinde düzenlenen "Elektrik Dağıtım Sektöründe 1.İnovasyon, Yaygınlaştırma ve Girişimcilik Günleri" etkinliğinde konuştu.</p>
<p>Yılmaz, enerji sektörünün büyük bir dönüşümden geçtiğini, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım, depolama ve dağıtık üretimin elektriğin üretim biçiminin yanı sıra dağıtım şebekelerinin işleyişini de değiştirdiğini söyledi.</p>
<p>Bu dönüşümde temel hedeflerinin daha güçlü şebekeler, daha kaliteli hizmet ve geleceğin ihtiyaçlarına hazır bir enerji altyapısı olduğunu vurgulayan Yılmaz, yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı artarken dağıtım şebekelerinin de yeni ihtiyaçlara hazırlanmasının önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Yılmaz, ülke geneline yayılan elektrik dağıtım hizmetinin sürekli yatırım ve bakım gerektiren kritik bir altyapı olduğuna işaret ederek, 21 dağıtım şirketinin farklı coğrafi ve iklim koşullarında hizmetlerini sürdürebilmesi için güçlü bir yatırım ortamına ve etkin bir işletme anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtti.</p>
<p>Bu kapsamda 2026-2030 dönemine ilişkin düzenlemeler hakkında bilgi veren Yılmaz, "EPDK olarak 2026–2030 yıllarını kapsayan beşinci uygulama döneminde yatırım tavanını önceki döneme göre reel olarak yaklaşık bir buçuk katına, planlı bakım kaynaklarını ise 2,1 katına yükselttik." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Dağıtım hizmetinin kalitesinin yalnızca ayrılan kaynakların büyüklüğüyle değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Yılmaz, yatırımların doğru alanlara yönlendirilmesi, şebeke varlıklarının etkin yönetilmesi ve planlı bakım faaliyetlerinin somut sonuçlar üretmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Zira önemli olan yalnızca ne kadar yatırım yaptığınız değil, bu yatırımın vatandaşımıza hizmet ve kaliteye nasıl yansıdığıdır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Nisan 2026'da yayımlanan kalite faktörü düzenlemesiyle kesintilerin süresi ve sıklığı, teknik kalite, kullanıcı memnuniyeti ile iş sağlığı ve güvenliği göstergelerinin birlikte değerlendirildiğini aktaran Yılmaz, bu göstergelerin dağıtım şirketlerinin gelir tavanlarını da etkilediğini kaydetti.</p>
<p>Yılmaz, "Amacımız, yatırımların, bakım faaliyetlerinin ve teknolojik gelişmelerin somut hizmet kalitesi artışına dönüşmesini sağlamaktır." dedi.</p>
<p><strong>EPDK, 724 AR-GE projesini kabul etti</strong></p>
<p>Yılmaz, elektrik ve doğal gaz dağıtımına yönelik AR-GE desteklerine de değinerek, Temmuz 2014 AR-GE proje döneminden itibaren toplam 2 bin 85 proje başvurusu yapıldığını, bunlardan 724'ünün kabul edildiğini bildirdi.</p>
<p>Projelerin 619'unun elektrik, 105'inin doğal gaz dağıtımı alanında gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz, "Bu tablo, dağıtım şirketlerimizin artık yalnızca teknoloji kullanan değil, teknoloji geliştirme süreçlerine de doğrudan katılan kuruluşlar haline geldiğini göstermektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yılmaz, 5 Eylül'de yayımlanan düzenlemelerle AR-GE ve yenilik faaliyetlerine ilişkin usul ve esasların güncellendiğini aktararak, "Seri üretim öncesi prototip geliştirme, doğrulama testleri, pilot uygulamalar, saha gösterimleri, siber güvenlik testleri ve yerlileştirme faaliyetlerini, belirli şartlarda destek kapsamına aldık. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin düzenlemeleri de bu çerçevenin bir parçası haline getirdik." diye konuştu.</p>
<p>Laboratuvarda başarılı olan bir ürünün sahada da aynı performansı göstermesi, yeni bir yazılımın ise güvenli ve mevcut sistemlerle uyumlu çalışması gerektiğini ifade eden Yılmaz, AR-GE'nin ÜR-GE ile tamamlanmasının araştırma sonuçlarını uygulanabilir teknolojiye dönüştürmenin temel adımlarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, "Önemli olan kamu kaynaklarıyla desteklenen çalışmaların somut ürünlere, yerli çözümlere ve güçlü bir teknoloji ekosistemine dönüşmesini sağlamaktır." dedi.</p>
<p><strong>Yerli yazılım projelerine düzenleyici teşvik</strong></p>
<p>Elektrik dağıtımında dijitalleşmenin şebeke yönetimi, arıza tespiti ve bakım süreçlerini yeniden şekillendirdiğine işaret eden Yılmaz, sistemler arası uyum, hizmet sürekliliği ve siber güvenliğin sektör açısından hayati önem kazandığını belirtti.</p>
<p>Ocak 2023 AR-GE proje döneminden itibaren başvuruları alınmaya başlanan "Yerli Yazılım Ekosistemi Çağrısı" kapsamında 72 yazılım projesi başvurusu yapıldığını, bunlardan 26'sının kabul edildiğini aktaran Yılmaz, "Ayrıca 2026–2030 döneminde yerli yazılım kullanan dağıtım şirketlerine yönelik ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti oranındaki yüzde 5'lik artış da mevcut düzenleyici teşvikler arasında yer almaktadır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Milli Akıllı Sayaç Sistemi'nin (MASS) bir AR-GE projesi kapsamında geliştirildiğini belirten Yılmaz, sistemin EPDK tarafından desteklenen AR-GE çalışmalarının somut çıktılarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p>MASS'ın uzaktan haberleşme ve şebekeden veri elde etme imkanlarını geliştirerek arıza tahmini, risk bazlı bakım, kayıp-kaçakla mücadele ve afetlere karşı şebeke dayanıklılığı açısından yeni fırsatlar sunduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>"MASS kapsamında geliştirilen sayaçlar ile akıllı sayaç dönüşümü 1 Mart 2026 tarihi itibarıyla başlamıştır ve Eylül ayına kadar 4 milyon Akıllı Sayaç EKO ile 70 bin adet Akıllı Sayaç PRO’nun tesisi tamamlanmıştır. Akıllı sayaçların yaygınlaştırılmasında, mümkün olan en düşük maliyetle en fazla sayacın dönüşümünün sağlanması temel prensiptir."</p>
<p>Yılmaz, 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 2,7 milyon Akıllı Sayaç PRO modelinin kurulmasının planlandığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda, 2027 sonuna kadar, yaklaşık 2,7 milyon adet Akıllı Sayaç PRO modelinin tesis edilmesi planlanmaktadır. Böylelikle iki yıllık süreçte yaklaşık 7 milyon abonenin sayacının uzaktan okuma kapsamına alınması, ayrıca şebeke izleme kapsamında da 15 milyon abonenin bağlantı noktasındaki kesinti ve teknik kalite verilerinin izlenmesi sağlanacaktır."</p>
<p>Akıllı sayaç dönüşümüyle eş zamanlı olarak Türkiye'deki tüm elektrik abonelerinin tüketim ve üretim verileri, kesinti kayıtları, tazminat bilgileri ve planlı kesinti bildirimlerini alabileceği MASS kullanıcı mobil uygulamasının test sürümünün hizmete sunulduğunu bildiren Yılmaz, dönüşüm sürecinin farklı haberleşme yöntemlerinin de devreye alınmasıyla sürdürüleceğini ifade etti.</p>
<p>Sayaç değişimlerinin EPDK tarafından yakından takip edileceğini belirten Yılmaz, "Akıllı sayaç dönüşümünde planlamanın gerisinde kalan şirketler ile ilgili gerekli tedbirlerin alınacağını da özellikle vurgulamak isterim." dedi.</p>
<p><strong>AR-GE çalışmalarının yerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Yılmaz, EPDK ile Elder işbirliğinde düzenlenen etkinliğin 21 dağıtım şirketinin bilgi ve tecrübesini araştırmacılar, teknoloji geliştiriciler ve girişimcilerle bir araya getirdiğini belirtti.</p>
<p>Yeni AR-GE ve ÜR-GE düzenlemeleri kapsamında kuluçka merkezleri, hızlandırma programları, eğitim ve yaygınlaştırma faaliyetlerine yönelik giderlerin de belirlenen şartlarla desteklendiğini aktaran Yılmaz, kurumun önceliklerinin daha güvenilir şebekeler, daha etkin yatırım ve bakım kararları, çalışanlar için daha güvenli koşullar ve tüketiciler için daha kaliteli hizmet olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yılmaz, "Kurum olarak düzenlemelerimizle yatırım ve hizmet kalitesini güçlendirmeye, AR-GE sonuçlarını uygulanabilir ürünlere dönüştürmeye ve yerli teknoloji ekosistemini desteklemeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/7-milyon-abonenin-sayaci-uzaktan-okuma-kapsamina-alinacak-90580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/EPDK-Baskani-Mustafa-Yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, Milli Akıllı Sayaç Sistemi kapsamında 2027&#039;nin sonuna kadar yaklaşık 2,7 milyon Akıllı Sayaç PRO modelinin kurulmasının planlandığını, iki yıllık süreçte yaklaşık 7 milyon abonenin sayaçlarının uzaktan okuma kapsamına alınmasının hedeflendiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nitelikli-yatirimcilar-icin-belirlenen-varlik-toplami-5-kat-artti-90579</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nitelikli yatırımcılar için belirlenen varlık toplamı 5 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nitelikli yatırımcıların finansal varlıklar toplam tutarının güncellenmesine dair basın duyurusu ile 26 Ekim 2026 tarihli duyuru, ilke ve kararları Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Duyuruda, Kurul Karar Organı’nın bugünkü toplantısında yatırım kuruluşlarına ilişkin düzenlemelerde yer alan talebe dayalı olarak profesyonel müşteri kabul edilecekler için aranan ve 10 milyon lira olan finansal varlıklar toplamı tutarının 50 milyon lira, 5 milyon lira olan işlem hacmi tutarının 25 milyon lira olarak güncellenmesine karar verildiği belirtildi.</p>
<p>Bu değişiklikler çerçevesinde, SPK'nin çeşitli tebliğlerinde yer alan ve profesyonel yatırımcı düzenlemelerine atıf yoluyla düzenlenen nitelikli yatırımcı şartlarının da güncellendiği belirtilen duyuruda, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi yatırım fonlarının katılma paylarının satılacağı nitelikli yatırımcılar bakımından i-SPK.37.7 (18/12/2025 tarih ve 65/2354 s.k.) sayılı İlke Kararı ile getirilmiş olan istisna kaldırılmıştır. Bu yatırımcılar da mevcut mevzuatta nitelikli yatırımcıların geneli için öngörülen tutarlara tabi olacaktır. Bu kapsamda gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi yatırım fonlarının katılma paylarına yatırım yapanlar da dahil olmak üzere Kurul karar tarihinden önce mevzuatta yer alan finansal tutarlar nedeniyle profesyonel müşteri ve nitelikli yatırımcı sıfatını kazanmış olan müşterilerin öncelikli olarak mevzuatta aranan şartları sağladıklarını yazılı veya elektronik ortamda çalıştıkları yatırım kuruluşuna tevsik etmeleri gerekmekte olup, aksi durumda nitelikli yatırımcıların işlem yapabildikleri sermaye piyasası araçlarına sahip olan müşteriler, söz konusu sermaye piyasası araçlarında yalnızca satış yönünde emir verebileceklerdir."</p>
<p>Duyuruda, nitelikli yatırımcı sıfatını kazanmış olan müşterilerin, bu sıfatı kazandıktan sonraki süreçte mevzuatta öngörülen finansal tutarların altına düşmeleri durumunda, Yatırım Kuruluşları Tebliği’nin 30 ile III-5.2 sayılı Tebliği’nin 9'uncu maddelerindeki prosedüre uygun hareket edileceği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nitelikli-yatirimcilar-icin-belirlenen-varlik-toplami-5-kat-artti-90579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, nitelikli yatırımcılar için belirlenen finansal varlık toplamını 50 milyon liraya, işlem hacmi tutarını da 25 milyon liraya yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/portfoy-ve-yatirim-sinirlamalarina-uyum-tarihi-uzatildi-90578</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Portföy ve yatırım sınırlamalarına uyum tarihi uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'in bazı maddelerinde değişikliğe gitti.</p>
<p>Bu kapsamda, kamu kurum ve iştiraklerinin para ve sermaye piyasası araçlarına ilişkin istisnaları düzenleyen hüküm, Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde yer alan aynı kapsamdaki hükümler saklı kalmak üzere kaldırıldı.</p>
<p>Öte yandan son dönemde piyasalarda meydana gelen gelişmeler dikkate alınarak portföy ve yatırım sınırlamalarına uyumu düzenleyen ve 31 Ekim 2026, 30 Kasım 2026 tarihlerinde kademeli uyum ile 31 Aralık 2026 tarihinde ise tam ve nihai uyum süresi veren uyum takvimi güncellendi.</p>
<p>Buna göre kademeli uyum hükümleri uygulanmaksızın portföy ve yatırım sınırlamalarına nihai ve tam uyum için son tarih 31 Ocak 2027 olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/portfoy-ve-yatirim-sinirlamalarina-uyum-tarihi-uzatildi-90578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, yatırım fonlarının portföy ve yatırım sınırlamalarına tam uyum sağlaması için belirlenen son tarihi 31 Ocak&#039;a uzattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-hizmette-azaldi-perakende-ve-insaatta-artti-90577</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven hizmette azaldı, perakende ve inşaatta arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi ekimde aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 2,4 azalarak 109,2, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 artışla 112,5 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 yükselerek 83,3 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe ekimde geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 3,1, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 3,5, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,7 azalış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 6,2, mevcut mal stok seviyesi yüzde 1,2 artarken gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,4 düştü.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 0,4, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 0,4 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-hizmette-azaldi-perakende-ve-insaatta-artti-90577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre güven endeksi, hizmet sektöründe yüzde 2,4 azalırken perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 ve inşaat sektöründe yüzde 0,4 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pluxeede-ust-duzey-atama-90591</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pluxee&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pluxee Türkiye'de, İş Geliştirme, Ürün ve İş Ortaklıkları Direktörü olarak görev yapan Berna Şamiloğlu'nun, Pluxee Belçika ve Lüksemburg organizasyonuna Ürün ve İş Ortaklıklarından Sorumlu Direktör olarak atandığı bildirildi.</p>
<p>2019'dan bu yana Pluxee Türkiye'de görev yapan Şamiloğlunun kariyerine Pluxee'nin Belçika ve Lüksemburg organizasyonunda Brüksel merkezli olarak devam edeceği belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre Pluxee Türkiye'nin ürün ve iş modelinin teknoloji, dijitalleşme ve stratejik iş birlikleriyle dönüşümüne liderlik eden Şamiloğlu, yeni görevinde Pluxee'nin en büyük pazarlarından BeLux ülkelerinin ürün stratejisini yönetecek, mevcut ürünlerin yönetilmesi ve yeni ürün fırsatlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olacak.</p>
<p>Pluxee'nin değer teklifini yeni sorumlu olduğu pazarlarda iş ortaklıkları geliştirerek zenginleştirmek Şamiloğlu'nun öncelikli sorumlulukları arasında yer alacak.</p>
<p>ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu olan Şamiloğlu, 30 yıllık kariyerine mühendis olarak başladı. İlerleyen yıllarda ekosistem ve yeni iş alanları geliştirmeye yönelik kurumsal girişimlere ve stratejik işbirliklerine liderlik eden Şamiloğlu, 2019'da Pluxee'ye katıldı.</p>
<p>Girişimcilik ve teknoloji ekosisteminde mentörlük çalışmalarını sürdüren Şamiloğlu, üniversitelerde danışma kurullarında da görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pluxeede-ust-duzey-atama-90591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/1/1280x720/berna-samiloglu-1793012706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Berna Şamiloğlu, Pluxee Belçika ve Lüksemburg organizasyonuna Ürün ve İş Ortaklıklarından Sorumlu Direktörlüğü&#039;ne getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/merkez-bankasi-evds-mcpyi-devreye-aldi-90575</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası, EVDS-MCP&#039;yi devreye aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) MCP'yi devreye aldığını bildirdi.</p>
<p>TCMB'nin "EVDS-MCP'nin Devreye Alınmasına İlişkin Basın Duyurusu" internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Duyuruda, "TCMB, 1993 yılından bu yana ekonomi ve finans piyasalarına ilişkin verilerin kamuoyuna doğru, zamanlı ve kolay erişilebilir biçimde sunulması, veri okuryazarlığının geliştirilmesi ve veriye dayalı karar alma kültürünün desteklenmesi amacıyla EVDS'yi açık veri platformu olarak hizmete sunmaktadır. Kullanıcı deneyimini geliştirmek amacıyla Ocak 2026’da devreye alınan EVDS 3 platformunda veriye erişim kanalları, EVDS-MCP aracılığıyla yapay zeka araçlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir." denildi.</p>
<p>Duyuruda, bankanın bu hizmet kapsamındaki rolünün EVDS verilerinin yapay zeka araçlarıyla uyumlu şekilde sunulmasıyla sınırlı olduğu aktarıldı.</p>
<p>TCMB'nin kullanıcıların EVDS-MCP ile birlikte kullanacakları yapay zeka araçlarından ve bunların çıktılarından sorumlu olmadığı vurgulanan duyuruda, hizmete ilişkin olarak yenilenen kullanım şartları ve kullanım kılavuzuna EVDS 3 platformu üzerinden erişilebileceği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/merkez-bankasi-evds-mcpyi-devreye-aldi-90575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi verilerine yapay zeka araçları üzerinden erişilebilmesini sağlayan EVDS-MCP&#039;yi devreye alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-29-bin-ton-bugday-satacak-90574</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM 2,9 bin ton buğday satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğünün buğday satışına ilişkin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>İlana göre işletme, 2026 yılı için 1000 ton "bezostaja-1", 1427 ton "Selamibey" ve 479 ton "Tosunbey" olmak üzere toplam 2 bin 906 ton mahsul buğdayı 14 parti halinde satacak.</p>
<p>İhalede muhammen bedel toplamı 55 milyon 214 bin lira, geçici teminat toplamı da 2 milyon 760 bin 700 lira oldu.</p>
<p>İhale, açık artırma usulüyle 30 Ekim Cuma saat 10.30'da Polatlı Ticaret Borsası'nda yapılacak.</p>
<p>Şartname Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünde, işletmenin "https://www.tigem.gov.tr" internet sitesinde, Polatlı Ticaret Borsası ile Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğünde görülebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-29-bin-ton-bugday-satacak-90574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tarim-urun-bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğü, 2,9 bin ton mahsul buğdayı ihale ile satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerin-ihracatinda-orta-ve-yuksek-teknoloji-payi-yuzde-584e-cikti-90573</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerin ihracatında orta ve yüksek teknoloji payı yüzde 58,4&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, serbest bölgelerin yılın ocak-eylül dönemine ait ihracat performansını değerlendirdi.</p>
<p>Bu bölgelerin eylülde ihracatının yüzde 14,8 artışla 1,15 milyar dolara, ocak-eylül döneminde de yıllık bazda yüzde 6,3 artışla 9,8 milyar dolara yükseldiğine işaret edilen açıklamada, "Serbest bölgelerde ihracatın ithalatı karşılama oranı eylülde yüzde 165,5, 9 aylık dönemde yüzde 159,7 olmuştur. 19 serbest bölgemiz net ihracatçıdır, küresel rekabette güçlenmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, ocak-eylül döneminde serbest bölgelerden yapılan toplam satışlar içinde ihracatın payının yüzde 76,1 olduğuna dikkat çekilerek, "Yılın 9 ayında serbest bölgelerin ihracat portföyünün teknolojik niteliği güçlenmeye devam etti. Serbest bölgelerin toplam ihracatında orta-ileri teknoloji ve yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 58,4'e ulaştı. Bu, Türkiye'nin katma değerli ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağladı." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p><strong>Firmalar 88 bin 7 kişiye doğrudan istihdam sağladı</strong></p>
<p>Bu bölgelerde 466'sı yabancı olmak üzere 1930 kullanıcı firmanın faaliyet gösterdiği aktarılan açıklamada, firmaların 88 bin 7 kişiye doğrudan istihdam sağladığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, 2 bin 788 faaliyet ruhsatının 2 bin 102'sinin yerli, 686'sının yabancı kullanıcılara verildiği bildirilerek, üretim konulu faaliyet ruhsatlarının toplam içindeki payının yüzde 44,6'ya yükseldiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Ege Serbest Bölgesi'nin payı yüzde 25,8</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölgesi'nin, ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre 159,2 milyon dolar (yüzde 6,7) artırarak 2 milyar 542 milyon dolara yükselttiğine işaret edilen açıklamada, bu bölgenin, serbest bölgelerin toplam ihracatının yüzde 25,8'ini tek başına üstlendiği aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, Bursa Serbest Bölgesi'nin ihracatını yüzde 30,7 artırarak 1 milyar 563 milyon dolara çıkardığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi, yılın 9 ayında ihracatını yıllık bazda yüzde 23,4 artırarak 425 milyon dolara yükseltti. Adana-Yumurtalık, Batı Anadolu, Bursa ve Trabzon serbest bölgelerinin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış kaydedildi. Ege Serbest Bölgesi, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette 4,81 milyar dolarlık hacme ulaşarak serbest bölgelerin toplam ticaret hacminin yüzde 22'sini tek başına gerçekleştirdi. Adana-Yumurtalık, Avrupa, Batı Anadolu ve Gaziantep serbest bölgelerinin ticaretlerinde ve ticaret hacimlerindeki artış dikkat çekti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu doğrultusunda ülkemizin güvenli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde serbest bölgelerimizin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerin-ihracatinda-orta-ve-yuksek-teknoloji-payi-yuzde-584e-cikti-90573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ege-serbest-bolgesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 9 aylık verilerine göre, 19 serbest bölgenin ihracatında orta-ileri teknoloji ve yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 58,4&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-likidite-hamlesi-90568</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan likidite düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası ticari kredi büyüme sınırından istisna tutulan kredilere yönelik değişiklik yaptı.</p>
<p>Bankalara gönderilen yazıya göre bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde Türk lirası cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak Türk lirası krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi.</p>
<p>TCMB, düzenlemeyle makrofinansal istikrarı ve likidite yönetimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu kapsamda kredi değerliliği yüksek ihraççıların banka finansmanına erişiminde kredi büyüme sınırları kaynaklı olası zorlanmanın önlenmesi ve ihraççıların likidite yönetiminin kolaylaştırılması hedeflenirken istisna, yıl sonuna kadar yapılacak itfaları kapsayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-likidite-hamlesi-90568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/para-money-lira-1776345346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde TL ile ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-meclis-baskanligina-erdem-ercan-yeniden-secildi-90605</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya TSO Meclis Başkanlığına Erdem Ercan yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (SATSO), 2026-2030 dönemi organ seçimleri ve yönetim kurulu başkanlığı seçiminin ardından meclis yönetimi de belli oldu.</p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda meclis başkanlığı seçimini 45 oyla Erdem Ercan kazandı.</p>
<p>Necmettin Kırık’ın 41 oy aldığı seçimde, meclis başkan yardımcıları, kâtip üye ve 3 komisyonun üyeleri de belirlendi. Meclis başkan yardımcılıklarına Engin Tumbaz ve Ahmet Karapekmez, Meclis Kâtip Üyeliğine ise Büşra Sarıoğlu seçildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf56b2ac749-1793021618.png" alt="" width="800" height="449" /></p>
<p>87 üyenin katıldığı seçimde 1 oy geçersiz sayıldı. Geçerli oyların 45’ini alan Erdem Ercan, 41 oy alan Necmettin Kırık’ı 4 oy farkla geride bıraktı. 2022’de üstlendiği meclis başkanlığı görevine yeniden seçilen Erdem Ercan, SATSO Meclisi başkanlığı görevini 2026-2030 döneminde de sürdürecek. <br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-meclis-baskanligina-erdem-ercan-yeniden-secildi-90605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/sakarya-tso-meclis-baskanligina-erdem-ercan-yeniden-secildi-1793021678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda meclis başkanlığı seçimini Erdem Ercan kazandı. Seçimde 45 oy alan Ercan&#039;ın rakibi Necmettin Kırık 41 oyda kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-atigindan-elyaf-uretiminin-3-5-milyon-tona-cikmasi-bekleniyor-90557</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil atığından elyaf üretiminin 3-5 milyon tona çıkması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel tekstil ve hazır giyim sektöründe sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi yatırımları hız kazanırken geri dönüşüm pazarına ilişkin yeni veriler açıklandı. Global sürdürülebilir tekstil kuruluşu Textile Exchange'in Textile-to-Textile Recycled Fiber raporunda tekstil atıklarının yeniden elyafa dönüştürülmesine yönelik küresel kapasiteyi ve 2030’a kadar beklenen gelişmeleri mercek altına aldı. Rapora göre 2025’te geri dönüşüme uygun 10 milyon ton atığın 7 milyon tonunu üretim atıkları, 3 milyon tonunu kullanım ömrünü tamamlamış ürünler oluşturdu. 2030’da toplam miktarın 15 milyon tona, üretim atıklarının 9 milyon tona, tüketici sonrası atıkların ise 5-6 milyon tona ulaşması bekleniyor. Böylece 5 yılda yaklaşık yüzde 50 artış öngörülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adeeec473173-1792995012.png" alt="" width="415" height="247" />Raporda öne çıkan bulgulardan biri, geri dönüşüme uygun atık miktarı ile bu atıklardan üretilebilecek elyaf miktarı arasındaki fark oldu. 2025’te yaklaşık 10 milyon ton geri dönüştürülebilir atıktan elde edilen eğrilebilir elyaf miktarının 1-1,5 milyon ton olduğu tahmin edildi. 2030’da ise 15 milyon tonluk potansiyele karşılık yeni tekstil üretiminde kullanılabilecek elyaf miktarının 3-5 milyon tona ulaşabileceği hesaplandı. Bu, üretimin beş yılda yaklaşık 2-5 katına çıkabileceğine işaret ediyor.</p>
<h2>Plastik şişeden dönüşüm yeterli değil </h2>
<p>Raporda sektörün geri dönüşüm stratejisinde değişime ihtiyaç duyulduğuna işaret edildi. Geri dönüştürülmüş polyester üretiminde kullanılan hammaddelerin önemli bölümü plastik şişelerden elde ediliyor. Ancak bu yöntem tekstil açısından gerçek anlamda kapalı döngü bir model oluşturmuyor. Gıda ve içecek şirketlerinin ambalajlarını yeniden değerlendirme hedeflerini artırmasıyla sektörün plastik şişe kaynaklı hammaddeye erişiminin azalabileceği belirtiliyor. Bu nedenle sektörün, kullanım ömrünü tamamlamış giysileri ve üretim sırasında ortaya çıkan tekstil atıklarını yeniden elyafa dönüştüren sistemlere yönelmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Raporda Türkiye’ye ilişkin özel bir bölüm bulunmuyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) sürdürülebilirlik dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerine göre ise Türkiye’de yılda yaklaşık 708 bin ton tekstil atığı oluşuyor. Bu atıkların elyafa dönüştürülmesiyle yaklaşık 1 milyar dolarlık ekonomik değer yaratıldığı hesaplanıyor. Tüketici sonrası tekstil atıklarının geri dönüşümünde mevzuat kaynaklı engeller bulunduğu belirtilirken mevcut geri dönüşümün çok büyük kısmında plastik şişelerin kullanıldığı biliniyor. Textile Exchange’in araştırmasında, tekstil geri dönüşümünün büyümesinin önündeki tek engelin hammadde bulunabilirliği olmadığı ortaya konuldu. Geri dönüşüme uygun atıkların önemli bölümü mevcut teknolojilerle elyafa dönüştürülemiyor. Farklı elyaf türleri, karışımların ayrıştırılmasındaki teknik güçlükler ve süreçlerdeki malzeme kayıpları üretimi sınırlıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa sanayiye dönüyor, Türkiye karar bekliyor</span></h2>
<p>Araştırmaya göre tekstilden tekstile geri dönüşüm pazarında en önemli büyüme alanı polyester olacak. 2030 modellemesinde polyester atıklarını işleme kapasitesinin 7,5 milyon tona, pamuk geri dönüşüm kapasitesinin 2,7 milyon tona ulaşabileceği hesaplandı. Naylonda 900 bin ton, insan yapımı selülozik elyaflarda 140 bin ton, yünde 150 bin ton kapasite öngörüldü. En yüksek büyüme Asya’da gerçekleşecek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-atigindan-elyaf-uretiminin-3-5-milyon-tona-cikmasi-bekleniyor-90557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/tekstil-elyaf-sasa-1792995126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Textile Exchange&#039;in yayımladığı rapora göre eski giysilerden ve üretim atıklarından elde edilen geri dönüştürülmüş elyaf miktarının 2025’teki 1-1,5 milyon tondan, 2030’da 3-5 milyon tona yükselmesi bekleniyor. Geri dönüşüme uygun tekstil atığı miktarının ise aynı dönemde 10 milyon tondan 15 milyon tona ulaşacağı öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-frene-basiyor-ecb-fransa-krizine-odaklaniyor-90550</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed frene basıyor, ECB Fransa krizine odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="289" height="137" /></p>
<p>Küresel piyasaların gözü bu hafta ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) toplantılarında olacak. İki bankanın da faizleri sabit tutması beklenirken, kararların arkasındaki gerekçeler ve verecekleri mesajlar ayrışıyor. Fed, enflasyon ve ekonomik büyüme arasındaki dengeyi gözetirken ECB, Fransa’daki siyasi ve mali belirsizliğin finansal piyasalara etkisini yönetmek zorunda.</p>
<p>Fed’in 28 Ekim’deki toplantısında faizleri yüzde 3.75-4.0 seviyesinde sabit tutması bekleniyor. ABD ekonomisi güçlü büyümesini sürdürürken enflasyonun hedefin üzerinde kalması, bankanın hızlı bir gevşemeye yönelmesini zorlaştırıyor. Eylül ayında çekirdek tüketici enflasyonunun aylık yüzde 0,3 artması da fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor.</p>
<p>Buna karşılık iş gücü piyasasından gelen bazı zayıf sinyaller ve faize duyarlı sektörlerdeki durgunluk, daha sıkı politikanın ekonomik faaliyet üzerindeki etkilerini gündemde tutuyor. Bu görünüm, Fed’in yeni bir adım atmadan önce verileri izlemeyi tercih edebileceğine işaret ediyor. Piyasalar açısından karar kadar, yetkililerin enflasyon ve büyüme görünümüne ilişkin değerlendirmeleri de önemli olacak. Açıklamalar, tahvil getirileri ve doların yönü üzerinde belirleyici olabilir.</p>
<h2>ECB’nin önünde Fransa sınavı</h2>
<p>ECB’nin 29 Ekim’deki toplantısında da faizlerin yüzde 2.65 düzeyinde sabit tutulması bekleniyor. Ancak banka, para politikasını belirlerken yalnızca enflasyon ve büyüme verilerine değil, Fransa’daki siyasi ve bütçesel belirsizliğin tahvil piyasalarında yarattığı baskıya da odaklanacak.</p>
<p>Eylül toplantısında daha şahin bir mesaj veren ECB açısından ekonomik görünüm faiz artırımını tamamen dışlamıyor. Buna karşın finansal koşullardaki sıkılaşma, yeni bir faiz adımına duyulan ihtiyacı azaltabilir. Fransa’nın bütçe sorunları ve siyasi belirsizliği tahvil getirilerini yukarı iterken, piyasalardaki gerilimin diğer ülkelere yayılması da risk oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle ECB’nin kısa vadede yeni bir faiz hamlesinden çok, piyasa stresini nasıl yöneteceğine ilişkin mesajları öne çıkabilir. Bankanın aralık ayında yayımlanacak yeni ekonomik tahminleri ve enerji fiyatlarının enflasyona etkisi, sonraki adımların değerlendirilmesinde belirleyici olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fed’in aralık sınavı</span></h2>
<p>Fed’in bu haftaki toplantıda faizleri sabit tutması beklenirken, aralık ayı için 25 baz puan faiz artırımı olasılığı masada kalıyor. Bu da faizin yüzde 4.0-4.25 aralığına gelmesi anlamına geliyor. Karar öncesinde açıklanacak istihdam ve enflasyon verileri, yılın son toplantısının yönünü belirleyecek. Enflasyonun dirençli kalması sıkılaşma ihtimalini güçlendirirken, istihdamda belirgin zayıflama Fed’in bekleme süresini uzatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ECB için Fransa ikilemi</span></h2>
<p>Fransa’da bütçe ve siyasi belirsizlikler tahvil getirilerini yükselterek finansal koşulları sıkılaştırıyor. ECB, bu nedenle faiz artırımına gitmeden de ekonomide ek sıkılaşma etkisi oluştuğunu değerlendirebilir. Ancak tahvil piyasalarındaki baskının avro bölgesine yayılması halinde, bankanın tahvil alımları ve mevcut destek araçlarının kullanımı yeniden gündeme gelebilir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-frene-basiyor-ecb-fransa-krizine-odaklaniyor-90550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/ecb-fed-1792993117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalar bu hafta Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararlarına kilitlenecek. Enflasyonun seyrini izleyen Fed’in bekle-gör mesajı vermesi bekleniyor. Avrupa’da ise Fransa’nın mali ve siyasi krizi, ECB’nin yeni faiz adımlarından çok tahvil piyasasına odaklanmasına neden oluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-taban-arayisi-surerken-savunmaci-hisseler-daha-direncliydi-90549</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada taban arayışı sürerken savunmacı hisseler daha dirençliydi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz haftayı %5,16 kayıpla tamamlayan endeksin hacmi 570,8 milyar TL seviyesinde. BIST 100’deki hisselerden sadece beşi haftayı pozitif tamamlarken, genele yayılan satış havası yatırımcıları zorladı. Aksa ve Sabancı Holding yaşanan satış dalgasında ayakta kalmayı başardı.</strong></p>
<p>Borsada alıcıların adeta piyasadan çekildiği geçtiğimiz hafta endeks 11.116 puana kadar geri çekildi. BIST 100 kapsamındaki hisselerin beşi hariç tamamı yatırımcısına kaybettirdi. Güçlü nakit akışıyla öne çıkan Aksa en fazla kazandıran oldu. Bankaların kan kaybettiği haftada Halk Bankası’nın %1,99 ile kazandıranlar arasında yer alması dikkat çekti. Düşenlerin hayli fazla olduğu haftada 1000 Yatırımlar Holding endeks kapsamında en çok kaybettiren oldu. Panik satışların taban arayışını tetiklediği ortamda satışlara katılmak yerine, eldeki hissenin sağlamlığını kontrol etmek daha yerinde olur.</p>
<h2>Savunmada güçlü kalanlar</h2>
<p>Aksa, geçtiğimiz hafta %3,31 yükselerek genel piyasa düşüşüne direnen BIST 100 hisselerin başında geldi. Şirket, Tunus’ta %54 bağlı ortaklığı üzerinden havacılık sektörüne yönelik kompozit parçaların üretimi için tesis kuracak. 5 milyon dolarlık yatırımın 2028’de faaliyete geçmesi planlanıyor. Girişimle havacılık tedarik zincirindeki konumunu güçlendirecek. Yıl boyunca yatayda dalgalı seyir izleyen Sabancı Holding, geçtiğimiz hafta yaşanan düşüşe direnen hisselerden biriydi. Haftayı %1,99 yukarıda tamamladı. Şirket, düşüşlerden kaynaklı hissedarlarını koruma amaçlı 7 milyar TL bütçeli geri alım programı başlattı. Holdingin üst yönetimin de alım yapması fiyatın tabanda yatay seyir izlemesinde etkili oldu.</p>
<h2>Kaybı ağır olanlar</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde geçtiğimiz hafta en fazla düşen %22,22 ile 1000 Yatırımlar Holding oldu. Üç yıl önce borsaya gelen şirket, Şubat 2024’te en yüksek 25,87 TL’yi test ettikten sonra yaşadığı düşüşü durdurabilmiş görünmüyor. Son iki aydaki değer kaybı ile halka arz fiyatının da gerisine düştü. Hisse ilk açılış fiyatının %28,7 altında işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee5c9ea1b5-1792992713.png" alt="" width="999" height="551" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TAŞINMAZ AL SAT MI, TAŞINMAZ AL TUT MU?</strong></p>
<p>Taşınmaz al sat; nakit dönüşü, yüksek kâr marjı, dinamizm, sermaye devri. İşlem maliyeti, operasyonel yorgunluk, yanlış fiyatlama riski, vergi yükü. Taşınmaz al tut; pasif gelir, enflasyon kalkanı, zihin rahatlığı, teminat gücü. Amortisman ve bakım, kiracı riski, hantal yapı, bölgesel gerileme.</p>
<p><strong>Dubai ve New York’ta kurduğu yeni şirketler üzerinden gelirini büyütmeyi amaçlıyor</strong></p>
<p>Empa’nın yurt dışında kurduğu şirketler geliri ne oranda etkileyecek? ● Tarık Şahin</p>
<p>Tarık; Empa Elektronik, Dubai’de kurduğu MENA iştirakinin ardından New York’ta da yeni bir bağlı ortaklık oluşturdu. İki yıla yayılan yaklaşık 80 milyon dolarlık sipariş portföyü bulunan şirket, bu yatırımların finansal sonuçlarını 2027 yılından itibaren almayı planlıyor. Yılın ilk yarısında satışlarını %28 artışla 2,68 milyar TL’ye taşıyan firma, yıl sonunu 4 milyar TL ciroyla tamamlamayı bekliyor. Kurduğu yeni iştirakler üzerinden yurt dışındaki bağlantılarını ve iş ilişkilerini genişletebildiği ölçüde gelirini yükselmesi mümkün olabilecek.</p>
<p><strong>Yakın zamanda gelen yüksek tutarlı siparişlerle azalan satış gelirini toparlayabilir</strong></p>
<p>Kalyon’un yeni aldığı işler azalan satış gelirini büyütür mü? ● Aziz Turhan</p>
<p>Aziz; Kalyon Güneş Teknolojileri yılın ilk yarısında satışlarını %24 düşürerek 3,18 milyar TL’ye indirdi. Buna karşın son zamanlarda hacimli sözleşmelere imza attığı gözleniyor. Ekimde 1,86 milyar TL tutarlı güneş paneli satışı yaparken temmuzda 5,74 milyar TL tutarındaki sözleşme güncellendi. ABD pazarında daha etkin olabilmek adına Delaware eyaletinde kurduğu bağlı iştirakin tescili ekimde tamamlandı. Altı aylık dönemi 101 milyon TL kârla kapatan firmanın, teslimatlarını hasılata yansıtmasıyla ciro kayıplarını toparlaması mümkün olabilecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DAH fonu hisse senetlerine yatırım yaparak son bir yılda yüzde 13 yükseldi</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün yönetimindeki Hisse Senedi Fonu (DAH), yıl boyunca yatayda dalgalı bir seyir izledi. Son bir ayda ise aşağı yönlü hareketiyle öne çıktığı gözleniyor. Fonun toplam değeri geçtiğimiz ocak ayından bu yana daralmakta. Düşüş ekim ayında da devam ederken toplam piyasa değeri 453,5 milyon TL seviyesine gerilemiş bulunuyor. Para çıkışının devam ettiği fondan ekimde çıkan tutar 9,26 milyon TL düzeyinde. Yatırımcı sayısında kademeli de olsa azalan bir trend söz konusu. Şimdilerde 2.342 kişi fonda yer alıyor. Doluluk oranı ise %14,80 seviyesinde bulunuyor. Fonun temel stratejisi, varlıkların ağırlıklı kısmını borsada değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %89,83’ü gibi büyük kısmı hisselerinden, %5,46’lık kısmı ise Takasbank para piyasasından oluşuyor. Son bir yılda %12,71 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Teknosa, piyasadan TLREFK + %1,5 ile 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Katılım Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 23.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan kira sertifikasının yıllık getirisi TLREFK+%1,5 olarak belirlendi. 180 gün vadeli kira sertifikası, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Kira sertifikasının vade tarihi 21.04.2027 olarak açıklandı. 23 Ekim tarihli TLREFK %35,69 seviyesinde bulunuyor. Yüzde 1,5 ek getiri, değişken getirili kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilmeli. İhraç, fon kullanıcısı Teknosa’nın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRDKTLM42723 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee5a3ac1c1-1792992675.png" alt="" width="965" height="239" /><strong>ŞİŞE VE CAM</strong></p>
<p><strong>Mısır’daki düzcam yatırımını tamamlayarak yurt dışı kapasitesini ikiye katladı</strong></p>
<p>Şişecam, global büyüme stratejisi kapsamında Mısır’daki iştiraki Saint Gobain bünyesinde devam eden düzcam hattı yatırımını tamamlayarak üretime aldı. Şirketin dolaylı olarak %30 oranında ortak olduğu iştirakte faaliyete geçen yeni tesisle birlikte Şişecam’ın Mısır’daki düzcam hat sayısı ikiye çıktı. Bölgedeki yerleşik üretim kapasitesi ise %100 oranında artırılmış oldu. Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki yüksek talebi yerinde üretimle karşılamayı ve ihracat kapasitesini artırmayı hedefleyen söz konusu yatırım, firmanın döviz bazlı gelirlerini destekleyecek.</p>
<p><strong>ŞA-RA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki firmayla 31 milyon euroluk enerji nakil hattı sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Şa-Ra Enerji, grup şirketi Şa-Ra Teknoloji ile kurduğu iş ortaklığı üzerinden, uluslararası arenada yüksek bütçeli enerji altyapı projesi kazandı. Şirket, yurt dışında yerleşik bir müşteriyle yüksek gerilim elektrik iletim hattı inşaatı için yaklaşık 31 milyon euro tutarında sözleşme imzaladı. Projenin 2028 yılı içerisinde tamamlanarak teslim edilmesi planlanıyor. Uzun vadeli ve döviz endeksli taahhüt işi, firmanın yurt dışı projelerdeki yetkinliğini ve pazar payını desteklemekte. Alınan iş güçlü bir bakiye siparişi oluşturuyor. Şa-Ra altı aylıkta gelirini %63 büyüttü.</p>
<p><strong>TURKCELL</strong></p>
<p><strong>İstanbul Finans Merkezindeki plazaları TVF’den 16,5 milyar liraya satın aldı</strong></p>
<p>Turkcell, teknoloji ve yönetim merkezi olarak kullanmak üzere İstanbul Finans Merkezi’ndeki A ve B bloklarını Türkiye Varlık Fonu’nun iştirakinden KDV hariç 16,5 milyar TL’ye satın aldı. B Blok 6,98 milyar TL bedelle Turkcell tarafından, A Blok ise 9,52 milyar TL bedelle bağlı ortaklık TTECH tarafından devralındı. Bağımsız değerleme raporlarına göre 17,1 milyar TL fiyat biçilen taşınmazlar, %4 iskonto ile pazarlık usulüyle satın alındı. İki blokta toplam 171 bölüm bulunuyor. İşlem ciddi bir nakit çıkışına neden olsa da, Turkcell’i kira maliyetinden kurtarmasını sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>BMS Metal yıl boyunca yatayda dalgalı hareket eterken son altı haftada geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee585f0e05-1792992645.png" alt="" width="298" height="235" />BMS Metal’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %60,37 ile toplamda 5,87 bin lot azalarak 3,85 bin lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 2 ile sabit duruyor. BIY fonu 5,87 bin lot ile satış yaparken, alıcı tarafta duran herhangi bir kurum olmadığı gözleniyor. BMS için 2026 yılında öneride bulunan kurum olmadı. Gerçekleştirdiği satışa rağmen BIY hâlâ en fazla hisseyi elinde tutan fon konumunda. Portföyünde 2.142 lot hisseyi bulundururken GNH’nin elinde 1.708 lot hisse var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-taban-arayisi-surerken-savunmaci-hisseler-daha-direncliydi-90549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada taban arayışı sürerken savunmacı hisseler daha dirençliydi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suresiz-nafaka-duzenlemesine-erdogandan-veto-90548</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süresiz nafaka düzenlemesine Erdoğan’dan veto</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı ve AK Parti Grubu’nun süresiz nafakanın kaldırılmasına ilişkin son rötuşlarını yaparak hazır hâle getirdiği taslak metin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayını alamadı. Erdoğan’ın, düzenlemenin bir kesimi memnun ederken başka bir kesimi mağdur etmeyecek şekilde yeniden formüle edilmesini istediği öğrenildi. AYM’nin 4 Haziran 2026 tarihli iptal kararı, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>
<h2>Süresiz nafaka düzenlemesinde görüş ayrılıkları</h2>
<p>AYM’nin gerekçeli kararının ardından AK Parti de geçtiğimiz günlerde düzenlemeye son şeklini verdi ve 13. Yargı Paketi’nde yer alması planlanan taslak metin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesinin ardından hazırlanan metinde şu düzenlemeler öngörülüyor: “Nafaka ödemeleri eşlerin evli kaldığı sürelere göre ayarlanacak. Buna göre 10 yıla kadar evliliklerde 5 yıl, 10 yılın üstündekilerde ise evlilik süresinin yarısı kadar nafaka ödenecek. Evlilik süresi 6 ay veya 1 yıl olsa dahi kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Daha uzun süren evliliklerde ise nafaka süresinin, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı esas alınarak belirlenmesi planlanıyor. Boşanmalarda eşlerin gelir durumu dikkate alınacak ve bu doğrultuda hâkime takdir yetkisi verilecek.” Erdoğan’ın, düzenlemenin bu şekliyle gündeme getirilmesine karşı çıktığı öğrenildi. Erdoğan’ın, düzenlemenin bir kesimi memnun ederken başka bir kesimin mağduriyetine yol açacağı gerekçesiyle hazırlanan metin üzerinde yeniden çalışılması talimatı verdiği belirtiliyor. AK Parti içinde de görüş ayrılıkları var. Düzenlemenin hazırlanan şekliyle kamuoyunda tepki çekeceği görüşü dile getiriliyor.</p>
<p>Tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile yaşları gibi kriterleri esas alan yeni bir formül üzerinde duruluyor. Süresiz nafakanın tamamen kaldırılması kararından geri adım atılması da tartışılıyor.</p>
<h2>Hangi formüller konuşuluyor? </h2>
<p>Süresiz nafakanın, anlaşmalı boşanmalarda tarafların maddi durumlarının eşit olması hâlinde kaldırılması formülü konuşulurken maddi imkânların eşit olmaması hâlinde ise süresiz nafakaya hükmedilmesinin hâkimin takdirine bırakılması gibi seçenekler üzerinde duruluyor. Bu durumda evlilik süresine göre nafaka süresinin belirlenmesine ilişkin formülün de yeniden gözden geçirileceği belirtiliyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suresiz-nafaka-duzenlemesine-erdogandan-veto-90548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/erdogan-1791875099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresiz nafakanın kaldırılmasına ilişkin hazırlanan taslak metne Cumhurbaşkanı Erdoğan onay vermedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-disisleri-komisyonunda-gorusulecek-90547</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mekke Anlaşması&#039; Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi, 27 Ekim Salı günü Meclis Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek. </p>
<p>Teklifin gerekçesinde, tarafların birbirlerinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini korumak amacıyla işbirliği yapmayı taahhüt ettiği belirtildi. BM Şartı’ndan kaynaklanan savunma haklarının kullanılmasında her bir tarafın kendi anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatı ve yetkili makamlarının kararları çerçevesinde hareket edeceği kaydedildi. Tarafların, askerî imkân ve yeteneklerin konuşlandırılması da dâhil olmak üzere uygun görecekleri tedbirlerle birbirlerine destek olacağı ifade edildi.</p>
<p>Kolektif savunma hükmünün kendiliğinden uygulanmayacağı, sürecin yapılacak istişareler sonucunda mutabakatla alınacak kararlara dayanacağı vurgulandı.</p>
<p>Anlaşmanın terörizm dâhil tarafların ortak değerlendirmesiyle savunma ve güvenliklerini etkilediği belirlenen tehdit ve saldırılara karşı taraf devletlerin savunma ve güvenliğini kolektif caydırıcılık temelinde güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi. Bu kapsamda silahlı kuvvetler arasında birlikte çalışabilirlik, işbirliği ve koordinasyonun artırılmasının amaçlandığı kaydedildi.</p>
<p>Gerekçede, anlaşmanın bölgesel sahiplenme, işbirliğine dayalı güvenlik ve kapsayıcılık ilkeleri üzerine inşa edildiği, tamamen savunma odaklı olduğu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığı vurgulandı. Anlaşmanın, bölgesel barış, istikrar ve güvenliğe katkıda bulunmayı amaçlayan, uluslararası hukuka saygılı, toprak bütünlüğü, egemen eşitlik ve içişlerine karışmama ilkelerini benimseyen tüm bölge ülkelerinin katılımına açık olduğu belirtildi.</p>
<p>Türkiye’nin diğer ittifaklarından veya anlaşmalarından kaynaklanan ikili ya da çok taraflı hiçbir yükümlülüğünün ortadan kaldırılmadığı ve anlaşmanın bunların yerine geçmediği kaydedildi. Etkin şekilde uygulanmasıyla Orta Doğu’da sağlanması hedeflenen istikrar ve güvenlik ortamının NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliği bağlamındaki amaçlarıyla uyumlu olduğu belirtildi. Bu kapsamda üstlenilen yükümlülüklerin Türkiye’nin NATO kapsamındaki hak ve yükümlülüklerine halel getirmediği vurgulandı.</p>
<p>Gerekçede ayrıca, güvenlik ve savunma iş birliğinin derinleştirilmesiyle Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile ikili ilişkilerinin yeni bir düzeye taşınacağı değerlendirildi. Anlaşmanın, kapsayıcı bir bölgesel işbirliği mekanizması sunarak bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik yapıcı ve ön alıcı çabalara destek olacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Bütçe görüşmeleri sürecek</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın geçtiğimiz hafta Plan Bütçe Komisyonuna yaptığı sunumun ardından bu hafta bütçe görüşmeleri 2027 yılı Merkezi Bütçe Kanun teklifinin geneli üzerinde yapılacak görüşmelerle sürecek. 27 Ekim Salı günü milletvekilleri bütçe üzerindeki görüşlerini dile getirecekler. Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, milletvekillerinin soru ve eleştirilerine yanıt verecek. 28 Ekim Çarşamba günü ise TBMM’nin bütçesi ele alınacak. TBMM Genel Kurulu bu hafta 29 Ekim nedeniyle çalışmayacak, komisyon çalışmaları sürecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-disisleri-komisyonunda-gorusulecek-90547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/turkiye-suudi-arabistan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu hafta Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-potansiyeli-85-milyonluk-pazara-sigmiyor-90545</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin potansiyeli 85 milyonluk pazara sığmıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel sermayenin bölgeselleştiği ve ülkelerin üretimlerini korumaya yöneldiği bir dönemde Türkiye’nin ekonomik geleceği, Uluslararası İşbirliği Platformu’nun (UİP) düzenleyeceği 17. Boğaziçi Zirvesi’nin tanıtım toplantısında ele alındı. Türkiye’nin ekonomik potansiyelini yeterince değerlendiremediğini belirten Sabancı Holding eski CEO’su ve Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçmen, ekonominin en az 300-350 milyonluk bir nüfusa hitap edecek şekilde konumlanması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin yeniden bölgesel bir ekonomik merkez hâline gelebileceğini vurgulayan Göçmen, “Bugün 85 milyonluk nüfus bu ekonomiye sığmıyor” dedi. Göçmen, Türkiye’yi “yüksek potansiyelli, düşük performanslı bir ülke” olarak tanımladı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin yalnızca 85 milyonluk iç pazara odaklanmasının büyüme fırsatlarını sınırlandırdığını belirten Göçmen, yetişmiş insan gücü ve teknolojik dönüşümün sunduğu fırsatlarla küresel rekabette yeniden güçlü bir konuma ulaşılabileceğini dile getirdi.</p>
<h2>“Türkiye önce kurumsal kimliğini hatırlamalı” </h2>
<p>Yapay zekâ, geri dönüşüm teknolojileri ve yeni malzemelerin öne çıktığını kaydeden Göçmen, “Dünyada bir denge arayışı var. Ancak biz bütün bu gelişmeleri eski ezberlerimizle çözmeye çalışıyoruz. Küresel sermaye henüz hangi yöne gideceğine karar verebilmiş değil. Ülkeler kendi üretimlerini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor. Dünya sermayesi küresellikten bölgeselliğe kaymış durumda. Türkiye ise yetişmiş insan gücü ve kurumsal yönetim deneyimiyle bu dönüşümde önemli avantajlara sahip. Eskiden bütün büyük uluslararası kuruluşlar bölgeyi Türkiye’den yönetiyordu. Türkiye hem idari hem de iktisadi merkez konumundaydı. Türkiye ne zaman kendisini 85 milyonun içerisine kilitlediyse ekonomi açısından kayıp yıllar yaşandı. Türkiye geçmişte uluslararası şirketlerin bölgesel yönetim merkezi olarak üstlendiği role yeniden ulaşabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kurumsal yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesinin önemini vurgulayan Göçmen, “Şefkat, adalet, tüm paydaşların sorumluluğunu taşımak ve karar vericilerin her aşamada hesap verebilir olması… Bu dört ilkeyi hayata geçirdiğimiz takdirde Türkiye eski gücüne kavuşabilir. Öncelikle kurumsal kimliğimizi hatırlamamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Yetişmiş insan gücü daha etkin kullanılmalı </h2>
<p>UİP Yönetim Kurulu Üyesi Şerif Kaynar ise Türk profesyonellerin uluslararası şirketlerde üstlendiği görevlerin Türkiye’nin insan kaynağı gücünü ortaya koyduğunu söyledi. Teknoloji ve mühendislik alanlarında Türk uzmanların başarılarına işaret eden Kaynar, özellikle kamu bağlantılı şirketlerde liyakatin ve doğru yönetici seçiminin önemini vurguladı. Yaklaşık 280 milyar dolarlık ihracatın Türkiye’nin potansiyeli açısından yeterli olmadığını belirten Kaynar, güçlü şirketlerle uluslararası pazarlarda daha fazla iş yapılması gerektiğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Boğaziçi Zirvesi’ne 8 ülkeden ticaret heyeti, 6 yabancı bakan katılacak</span></h2>
<p>UİP Kurucusu ve CEO’su Cengiz Özgencil, 5-6 Kasım’da İstanbul’da düzenlenecek 17. Boğaziçi Zirvesi’nin yaklaşık 70 ülkeden temsilciyi ağırlayacağını açıkladı. “Dönüşen Dünyada Denge Arayışı” temalı zirveye 8 ülkeden ticaret heyeti ve 6 yabancı bakanın katılacağını belirten Özgencil, Endonezya ve Çin başta olmak üzere Asya ülkelerinden ve Orta Doğu’dan yoğun ilgi gördüklerini söyledi. Zirvede 32 ülkeden konuşmacının yer alması, 20’den fazla panel ve B2B görüşmesi yapılması planlanıyor. Özgencil, son beş yıldaki B2B görüşmeleri sonucunda 485 milyon dolarlık anlaşma imzalandığını açıkladı. UİP Boğaziçi Zirvesi Onur Kurulu Başkanı Rona Yırcalı ise sürekliliğin önemine dikkat çekerek zirvenin 17 yıldır kesintisiz düzenlendiğini belirtti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-potansiyeli-85-milyonluk-pazara-sigmiyor-90545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/mehmet-gocmen-1792991263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İşbirliği Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçmen, ekonominin en az 300-350 milyonluk bir nüfusa hitap edecek şekilde konumlanması gerektiğini ifade ederek, “Bugün 85 milyonluk nüfus bu ekonomiye sığmıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/atlas-lojistik-odulleri-basvurulari-sona-eriyor-90609</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atlas Lojistik Ödülleri için son başvuru tarihi 27 Ekim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aysberg Basın Yayın tarafından organize edilen Atlas Lojistik Ödülleri için geri sayım başladı. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, “Ulaştırma Bakanlığı Belgeli Hizmetler”, “Oda ve Derneklere Kayıtlı Hizmetler” ve “Jüri Özel Ödülleri” alt dallarından oluşan “Kurumsal Yarışma Kategorisi” için kayıt olma süresi 27 Ekim 2026 Salı günü 18.00’de sona erecek. Kurumsal başvurular https://www.lojistikodulleri.com/basvuru-formlari/ adresindeki formlar aracılığıyla yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Online oylama 30 Ekim'de bitecek</strong></p>
<p>Online yarışmada oy verme süreci 30 Ekim 2026 Cuma günü 19.00’a kadar devam edecek. “Online Yarışma Kategorisi” için işlemler https://www.lojistikodulleri.com/online-yarisma/ web adresinden yapılıyor.</p>
<p><strong>Ödül töreni 12 Kasım'da</strong></p>
<p>Atlas Lojistik Ödülleri yarışmasının töreni 12 Kasım 2026 tarihinde önceki yıllarda da olduğu gibi EKO MMI Fuarcılık tarafından düzenlenen Uluslararası logitrans Transport Lojistik Fuarı ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/atlas-lojistik-odulleri-basvurulari-sona-eriyor-90609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/lojistik-ihracat-ithalat-1793024858.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atlas Lojistik Ödülleri&#039;nde kurumsal kategori için başvurular 27 Ekim&#039;de sona erecek. Ödül töreni 12 Kasım&#039;da gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uniqlonun-sessiz-devrimi-buyumenin-anahtari-sabir-kalite-ve-teknoloji-90561</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uniqlo&#039;nun sessiz devrimi: Büyümenin anahtarı sabır, kalite ve teknoloji</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Moda dünyasında rekabetin kuralları hız, düşük fiyat ve sürekli değişen trendler üzerine kuruluyken Japon Uniqlo farklı bir yol seçti. Geçici trendler yerine kalıcı ihtiyaçlara, yeni koleksiyonlar yerine kumaş teknolojilerine, hızlı büyüme yerine uzun vadeli yatırımlara odaklandı. 20 milyar doları aşan geliriyle dünyanın en büyük hazır giyim markalarından birine dönüşen Uniqlo’nun hikâyesi, "daha fazla" üretmek yerine "daha iyi" üretmenin nasıl küresel bir başarıya dönüşebileceğini gösteriyor. </strong></p>
<p>Moda dünyasının temel kuralı uzun zamandır aynı: Daha hızlı üret, daha fazla koleksiyon çıkar, trendleri yakala ve tüketiciyi yeniden alışverişe yönlendir.</p>
<p>1984 yılında uygun fiyatlı giysiler satan bir mağaza olarak yola çıkan Uniqlo, bugün 2o milyar doları aşan geliriyle, dünyanın en büyük hazır giyim perakendecilerinden biri. Bu başarının arkasında alışılmış moda stratejilerinden farklı tercihler var.</p>
<p> Uniqlo, her sezon değişen trendlere yetişmeye çalışmak yerine insanların günlük yaşamda ihtiyaç duyduğu temel ürünleri geliştirmeye odaklandı. Kumaşı bir teknoloji alanı olarak gördü. Toyota’nın üretim disiplininden ilham alarak tedarik zincirini yeniden yapılandırdı. Mağazalarında dijital teknolojileri kullanırken çalışanlarının gelişimine ve uzun vadeli iş ortaklıklarına yatırım yaptı. Uniqlo’nun hikâyesini ilginç kılan da bu yaklaşım: Tüketimin giderek hızlandığı bir dünyada, büyümenin anahtarını sabırda, kalitede ve teknolojide bulması.</p>
<p><strong>MALZEME İNOVASYONU STRATEJİSİ </strong></p>
<p>1- Uniqlo kısa ömürlü moda akımlarını takip etmek yerine teknik tekstil uzmanlarıyla uzun vadeli ortaklıklara yatırım yaptı. Bu ortaklıkların en önemlisi, Japon malzeme teknolojileri devi Toray Industries ile kuruldu. Bu iş birliğinin sonucunda geliştirilen Heattech, sıradan iç giyim ürünlerini vücut ısısını düzenlemeye yardımcı olan teknolojik ürünlere dönüştürdü. İnce ve hafif kumaşlar, soğuk havalarda vücut ısısının korunmasını sağladı. 2003 yılında 1,5 milyon adetlik satışla başlayan Heattech, 2012 yılına gelindiğinde 130 milyon adetlik satış hacmine ulaştı. </p>
<p><strong>TEDARİK ZİNCİRİNDE TOYOTA MODELİ </strong></p>
<p>2- Uniqlo, tedarik zincirinin tamamında Toyota’nın geliştirdiği Just-in-Time (Tam Zamanında Üretim) sistemini uyguluyor. Dünya genelindeki mağazalarının haftalık satış verilerini analiz ederek hangi ürünün, ne zaman ve ne miktarda gerekli olduğunu belirliyor. Böylece stok maliyetlerini azaltıyor. Şirket, “Ürettiğimizi satmak” yerine “Satabileceğimizi üretmek” anlayışını savunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adef297829e1-1792995991.png" alt="" width="800" height="543" /><strong>KÜRESEL BÜYÜMENİN ANAHTARI: STRATEJİK SABIR </strong></p>
<p>3- Hızlı büyümenin başarı ölçütü olarak kabul edildiği perakende sektöründe Uniqlo, uluslararası genişlemesini daha sabırlı bir strateji üzerine kurdu. Yeni pazarlara çok sayıda mağazayla girmek yerine büyük şehirlerde amiral mağazalar açtı. Bu mağazaları markanın kimliğini tanıtan merkezler olarak konumlandırdı. Öncelik, markanın bilinirliğini artırmak ve ardından pazardaki varlığını genişletmekti.</p>
<p>Bu strateji zaman içinde sonuç verdi. 2024 mali yılında Uniqlo International’ın gelirleri yüzde 19,1 artarak 1,7118 trilyon yene ulaştı.</p>
<p><strong>PERAKENDE TEKNOLOJİSİ: ALIŞVERİŞ DENEYİMİNİ YENİDEN TASARLAMAK </strong></p>
<p>4- Uniqlo, teknolojiyi mağaza operasyonlarının merkezine yerleştirdi. RFID teknolojisi bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Müşteriler, seçtikleri ürünleri ödeme alanına yerleştirdiklerinde sistem ürünleri barkodların tek tek okutulmasına gerek kalmadan otomatik olarak tanıyor. Bu uygulama, ödeme işlemlerinin süresini yaklaşık yarıya indiriyor. Bazı mağazalarda sunulan UTme! hizmeti ise müşterilerin mağaza içindeki tabletler aracılığıyla kendi tasarımlarını oluşturmalarına imkân tanıyor. Markanın mobil uygulaması fiziksel ve dijital alışverişi birbirine bağlıyor. Stok bilgileri ve mağaza içi yönlendirmeler tüketicilerin alışveriş deneyimini kolaylaştırıyor.</p>
<p><strong>GÖRSEL KİMLİK: JAPON MİNİMALİZMİ </strong></p>
<p>5- Uniqlo’nun küresel ölçekte tanınmasında görsel kimliğinin önemli bir payı bulunuyor. Japon tasarımcı Kashiwa Sato tarafından hazırlanan kırmızı-beyaz logo, Japon bayrağını çağrıştırıyor. Sade ve minimalist görsel kimlik, markanın ürün felsefesiyle doğrudan örtüşüyor. Japon kültüründe kırmızı; mutluluk, enerji ve refahı temsil ederken beyaz; saflık ve sadelikle ilişkilendiriliyor.</p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: UZUN VADELİ DEĞER </strong></p>
<p>6- Uniqlo, çevresel sorumluluğu iş modeline entegre etmeye yönelik çeşitli programlar yürütüyor. Bunlardan biri olan RE.UNIQLO, tüketicileri kullanmadıkları giysileri geri dönüşüm ve yeniden kullanım amacıyla toplamaya teşvik ediyor. Bu girişim, hızlı moda sektörünün kullan-at yaklaşımına karşı daha uzun ömürlü bir tüketim modeli geliştirmeyi amaçlıyor. Şirketin belirlediği hedefler arasında 2025 sonuna kadar pamuğun tamamını sürdürülebilir kaynaklardan temin etmek ve 2030'a kadar kullanılan malzemelerin yüzde 50'sini geri dönüştürülmüş veya düşük sera gazı emisyonlu alternatiflerden sağlamak bulunuyor.</p>
<p><strong>İNSAN KAYNAĞINA YATIRIM </strong></p>
<p>7- Uniqlo’nun rakiplerinden ayrıştığı alanlardan biri de çalışan gelişimine verdiği önem. Uniqlo Manager Candidate (UMC) programı, çalışanların eğitim geçmişlerinden bağımsız olarak yönetim pozisyonlarına yükselmelerini destekliyor. Kurucu Tadashi Yanai’nin yönetim anlayışı ise şu sözlerle özetleniyor: “Ruhu olmayan bir şirket, hiçbir şeydir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uniqlonun-sessiz-devrimi-buyumenin-anahtari-sabir-kalite-ve-teknoloji-90561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/1/1280x720/754-1792995972.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uniqlo&#039;nun sessiz devrimi: Büyümenin anahtarı sabır, kalite ve teknoloji ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirden-sahaya-iklim-teknolojilerinin-eksik-halkasi-90543</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fikirden sahaya: İklim teknolojilerinin eksik halkası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf0fff158ca-1793003519.jpg" alt="" width="143" height="155" /></strong><strong>Dr. E. SERDAR GÖKPINAR - </strong><strong>TTGV Yenilikçi Teknoloji Programları Direktörü</strong></p>
<p>“Krizlerin derinleştiği, teknolojik dönüşümün hızlandığı bir dünyada geleceği nasıl inşa edeceğiz?” Bu temel soruyla başlamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Tarih boyunca ekonomik düzenlerin, kurumların ve güç dengelerinin değiştiği dönemler, yalnızca krizleri değil, yeni fırsatları ve gelişim alanlarını da beraberinde getirmiştir. Bugün de dijitalleşme, yapay zekâ, biyoteknoloji ve enerji sistemlerindeki gelişmelerin üretim, karar alma ve değer yaratma biçimlerimizi yeniden şekillendirdiği; iklim krizi ve jeopolitik gerilimler gibi birbirine bağlı sorunların derinleştiği bir dönüşüm sürecindeyiz. Krizlerin yoğunlaştığı, yenilik kapasitesinin ise hızla genişlediği bu karmaşadan çıkış, insanlığın üç temel gücünü harekete geçirmesine bağlıdır: öğrenme ve uyum sağlama, kurum inşa etme ve yenilik üretme. Bilimsel araştırma, Ar-Ge ve teknolojik inovasyon ise bu üç kapasiteyi besleyerek insanlığın sorun çözme gücünü artırmakta ve geleceği şekillendirmek için yeni olanaklar sunmaktadır.</p>
<p><strong>TTGV neden COP'ta?</strong></p>
<p>Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) olarak, iklim dönüşümünün özünde teknolojik bir dönüşüm olduğu anlayışıyla 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanıyoruz. İnsanlığın üretim ve tüketim sistemlerinin yeniden şekillendiği bu süreçte, 35 yıllık deneyimimiz ve teknolojik inovasyon alanındaki öncü yaklaşımımızla dönüşümün etkin aktörlerinden biri olmayı hedefliyoruz. Dubai’deki COP28 ve Bakü’deki COP29'da ortaya koyduğumuz görüş ve yaklaşımları, bu kez ülkemizin ev sahipliğinde daha güçlü biçimde uluslararası gündeme taşımayı amaçlıyoruz. 1991 yılında özel sektörün rekabet gücünü teknoloji yoluyla artırmak amacıyla kurulan TTGV, kamu-özel sektör ortaklığına dayanan yapısı, deneyim ve bilgi paylaşımı kültürüyle #teknolojiuretenturkiye vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Öncü olma ve mevcut çalışmaları tekrar etmeme anlayışıyla geliştirdiğimiz esnek program modelleri sayesinde öncelikli teknolojileri belirliyor, risk üstleniyor, türünün ilk örneği olan projelerin hayata geçirilmesini sağlıyor ve elde edilen bilgi ve deneyimi ekosistemle buluşturuyoruz.</p>
<p><strong>Tekno-ekonomik sistemi değiştirmek</strong></p>
<p>Her türlü insan faaliyeti, karbon salımı ve çevresel etki anlamına geliyor. Gittiğimiz yön ise belli: en az enerji, su, doğal kaynak ve alan kullanımı; en az sera gazı salımı; en yüksek verimlilik; en az atık ve israf; en yüksek döngüsellik. Bu da neredeyse tüm tekno-ekonomik sistemin değişmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bireysel çabalar kıymetli ama sistemik bir sorunun çözümü, ancak kolektif çabayla hayata geçirilecek sistemik çözümlerle mümkün olabilir. Her bölge, ülke ve sektör için farklı çözümler gerekecek ve eldeki bütün seçenekler az ya da çok kullanılacak. Basit ve hızlı çözümler maalesef yok çünkü dönüşüm aslında insan sistemlerinin yeniden inşası. Bu, karmaşık, ileri düzeyde uzmanlık, sabır ve çok büyük finansman gerektiren bir değişim. Bu dönüşümü de inovasyonu sürdürülebilirliğin itici gücü olarak kullananlar başarıyla gerçekleştirebilecek.</p>
<p><strong>İklim teknolojileri spektrumu tamamen hazır değil</strong></p>
<p>İklim teknolojileri literatüründe çözümler üç amaç üzerinden değerlendirilir. Azaltım, sera gazı salımlarını azaltmayı ya da sera gazlarını atmosferden uzaklaştırmayı; uyum, sistemleri iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine karşı dayanıklı kılmayı hedefler. Sonuç yönetimi ise azaltım ve uyumla bütünüyle önlenemeyen risklerin izlenmesini ve yönetilmesini kapsar.</p>
<p>Ama bu üç alanın hiçbirinde teknolojik çözümlerin hepsi tam anlamıyla hazır değil. Pek çok konuda Ar-Ge çalışmaları hâlâ sürüyor. Ar-Ge'si tamamlanan bazı "yeşil" çözümler, "kirli" alternatiflerine göre hâlâ pahalı; bazıları ise hızlı ölçeklenmekte zorlanıyor. Yerine göre çözümler birbirinin alternatifi de olabiliyor. Ayrıca bugün farklı çözümlerin birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirilebileceği sistematikler ve piyasalar henüz oluşmuş değil.</p>
<p><strong>COP31'e giderken</strong></p>
<p>Eleştirilere rağmen COP'lar, neredeyse bütün ülkeleri aynı masada buluşturabilen tek iklim platformu olmayı sürdürüyor. Paris Anlaşması, Kayıp ve Zarar Fonu ve fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı bu masadan çıktı. BM Çevre Programı'na göre Paris öncesinde yüzyıl sonu için 3–3,5 °C olarak öngörülen ısınma, bugünkü politikalarla 2,8 °C'ye, taahhütler tam uygulanırsa 2,3–2,5 °C'ye iniyor.</p>
<p>Ancak bu kazanımların önemli bir kısmı taahhüt düzeyinde kalıyor. Kararların uzlaşı usulüyle alınması, taahhütleri en düşük ortak paydaya çekiyor; açıklanan hedeflerle sahadaki uygulama arasındaki mesafe ise her yıl yeniden ölçülüyor. Taahhüt miktarları da düşük. Örneğin, Kayıp ve Zarar Fonu için kuruluşunda açıklanan yaklaşık 700 milyon dolarlık taahhüt, ihtiyacın yanında "okyanusta bir damla" olarak nitelendirildi. Taahhüt üretmekle sorunu çözmek aynı şey değil.</p>
<p>Türkiye’nin COP31’i “Uygulama COP’u” olarak tanımlaması, iklim hedeflerini somut çözümlere dönüştürme kararlılığını yansıtıyor. COP Başkanlığı’nın bu doğrultuda oluşturduğu Eylem Ajandası, temiz enerjiden yeşil sanayileşmeye, dirençli kentlerden gıda güvenliğine uzanan on temayı kapsıyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise tüm bu alanların ortak araçları olarak öne çıkıyor. Çünkü gerçek dönüşüm, teknolojiye yalnızca erişmekle değil, onu geliştirmek, yerel ihtiyaçlara uyarlamak ve yaygınlaştırmakla mümkün. Bu nedenle teknoloji ortaklıklarının hazır çözümlerin transferinin ötesine geçerek ortak Ar-Ge, üretim ve kurumsal kapasite geliştirme üzerine kurulması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye'nin başkanlık yılı boyunca dünyaya en büyük katkılarından biri de uygulamayı ölçülebilir kılmak ve gelişmekte olan ülkelerin dönüşüm teknolojilerine erişimini somut adımlara bağlamak olabilir.</p>
<p>Önemli bir soru ise şu: <em>Teknoloji kapasiteleri nasıl oluşturulacak?</em></p>
<p><strong>Aslında eksik olan: Köprü</strong></p>
<p>Teknoloji tek başına bir çözüm değildir. Etkisini; üretim uygulamaları, fiziksel ve doğal altyapı, bilgi ve insan kaynağı, iş modeli ve örgütlenme, finansman ve risk paylaşımı ile politika ve yönetişim gibi diğer çözüm türleriyle birlikte işlediğinde gösterir.</p>
<p>Tezimiz de buradan çıkıyor: İklim mücadelesinin asıl darboğazı, teknolojinin var olup olmamasından çok, onu fikirden sahaya, laboratuvardan gerçek faydaya taşıyacak mekanizmanın eksikliği. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede yer yer iyi teknoloji seçenekleri mevcut. Eksik olan, onları olgunlaştıracak, sınayacak ve finanse edilebilir, uygulanabilir projelere dönüştürecek köprü.</p>
<p>Bu köprüyü kurmak, Ar-Ge’nin ötesinde ciddi bir teknolojik inovasyon çabası gerektiriyor: Pazarın hazırlanması, ekosistemin eğitilmesi, teknolojilerin sınanarak tekno-ekonomik parametrelerinin ortaya konması ve teknoloji paydaşları ile olası değer zincirinin geliştirilmesi. TTGV'nin otuz beş yıllık birikimi, tam olarak bu köprüyü kurmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>COP31’in asıl meselesi: Uygulama</strong></p>
<p>TTGV olarak tezlerimizi COP31'de, Mavi ve Yeşil Bölgelerdeki çok sayıda panelde, iki ana başlık altında anlatacağız.</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> İklim Uygulama Köprüsü. Brezilya'nın Yönetim ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (CGEE) ile birlikte kurguladığımız bu oturum, hem Türkiye Pavyonu'nda hem de UNFCCC'nin resmî yan etkinlik programında yer alıyor. Adı, COP31 Başkanlığı'nın Eylem Ajandası'ndaki "İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)" temasıyla da birebir örtüşüyor. Gelişmekte olan iki ülkenin, Türkiye ile Brezilya'nın, iklim teknolojisini taahhütten uygulamaya nasıl taşıdığını talep odaklı mekanizmalar ve somut demonstrasyon projeleriyle ortaya koyacağız. Türkiye'nin deneyimi ile COP30'da kabul edilen Belém Teknoloji Uygulama Programı burada aynı masada buluşuyor.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> Yeşil Sanayileşme. Ankara Sanayi Odası, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Azerbaycan ile birlikte sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünü, yani ikiz dönüşümü ele alıyoruz. Mesele, sanayi kümelerinin ve ekonomik bölgelerin iklim hedeflerini yatırıma dönüştüren karbonsuzlaşma merkezlerine nasıl dönüşebileceği. Bunların dışında teknoloji ve teknolojik inovasyon temalı çeşitli oturumlarda tezlerimizi anlatmaya devam edeceğiz.</p>
<p>İki farklı başlık, tek bir çizgi: İklim hedeflerini sözden eyleme, teknolojiyi vaatten sahaya taşımak.</p>
<p>Türkiye'nin COP31'i "Uygulama COP'u" olarak tanımlaması işte tam da bu yüzden önemli. Başkanlığın taraflara gönderdiği mektupta da belirtildiği gibi, asıl zorluk artık hedef belirlemekten uygulamaya kayıyor. COP'lar çoğu zaman taahhütlerin, hedeflerin ve müzakerelerin konuşulduğu yerler olarak hatırlanır. Oysa asıl soru, bu hedeflerin nasıl hayata geçeceği. TTGV olarak COP31'e bu soruyla geliyoruz ve cevabımızı yürüyen projelerle ve sahadaki somut örneklerle ortaya koymayı hedefliyoruz.</p>
<p>Çünkü iklim mücadelesini kazandıracak olan en parlak fikirler değil, o fikirleri sahaya indirebilen mekanizmalar. Unutmayalım, COP'ların başarısı çıkacak metinlerle değil, bir yıl sonra sahada neyin değiştiğiyle ölçülecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirden-sahaya-iklim-teknolojilerinin-eksik-halkasi-90543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fikirden sahaya: İklim teknolojilerinin eksik halkası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zohonun-is-modeli-turkiyede-nasil-buyume-getirdi-90542</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zoho’nun iş modeli Türkiye’de nasıl büyüme getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zoho Avrupa Genel Müdürü Sridhar Iyengar ile görüşmeye giderken büyük beklentilerim vardı. Bu konuya girmeden önce size Zoho Corporation’ı kendi ifadeleriyle tanıtmak istiyorum.</p>
<p>1996 yılında Hindistan’ın Chennai kentinde kurulan kurumsal yazılım şirketi Zoho Corporation, 2026 yılında 30’uncu yılını kutluyor. Şirket, kuruluşundan bu yana dış yatırım almadan ve satın almalara dayanmadan organik bir büyüme modeli izliyor; Zoho ve ManageEngine’in yanı sıra grup bünyesindeki diğer markalar aracılığıyla farklı ölçeklerdeki işletmelere yönelik bulut tabanlı yazılım çözümleri geliştiriyor ve sunuyor. 150’den fazla ülkede 150 milyonu aşkın kullanıcıya hizmet veren Zoho’nun dünya genelinde 19 binden fazla çalışanı bulunuyor. Şirketin bağımsız büyüme modeli, kısa vadeli finansal hedefler yerine inovasyona, ürün kalitesine ve müşterileri için uzun vadeli değer yaratmaya odaklanmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Ne tür bir şirketle karşı karşıya olduğumuzu bu şekilde anlattıktan sonra kendi hikâyeme geçeyim. Büyük beklenti derken, Hindistan’ın önemli gruplarından Tata’nın yazılım işi ve servis olarak teknoloji sunma konusundaki başarısına benzer bir hikâye yakalamayı umuyordum. Fortune Türkiye’de çalışırken iş ortağımız olan Nikkei Business Publications (Nikkei BP) editörleri Tata’nın servis olarak yazılım ve diğer hizmetleri sunmadaki başarısının otelcilik işindeki deneyimiyle de bağlantısı olduğunu yazmışlardı. Bir otelde gelen müşteriye hizmet ederken geniş bir servis yelpazesi ile müşteri tatminini sağlamak sonu aaS ile biten kısaltmalarla ifade edilen servis sunumlarının başarısı konusunda bizim farkında olmadığımız ancak Japonların hassas analizi ile keşfedilmiş kritik bir başarı faktörüydü.</p>
<p>Iyengar ile görüşmemizin daha başlangıcında başka bir ayrıntı dikkatimi çekti. Platformlarına gelen müşterilerin deneyerek farklı çözümlerini kullanmaya başlamasını sağladıklarını söyleyen Iyengar’ın sözleri, Steve Jobs’ın 1986’da yaptığı ve kesinlikle o dönem için ezberleri bozan konuşmasıyla ciddi benzerlikler içeriyordu. Bu konuşma ile Zoho’nun kurulduğu 1996 arasında 10 yıl vardı. Bu süre, benim gençliğimde teknolojinin çok daha yavaş ilerlediği dönemde bile teknolojide zamanın hızının gerçek hayatın dört katı olduğu önermesi düşünülürse yaklaşık 40 yıl ediyor. Bugünkü hızla bu sürenin bir insan ömründen fazlasına karşılık düştüğünü söyleyebilirim.</p>
<p>Jobs o konuşmasında yazılımı, müzik mağazalarında satılan plaklara benzetirken mağazaya gelen müzik tutkununun ne alacağını bildiği bir sistem kurmaktan bahsediyordu. Jobs’ın bunu anlatırken verdiği örnek radyo istasyonuydu. İnsanlar orada dinleyerek öğrendikleri şarkıların bulunduğu plakları satın alırken çok daha rahat karar verebilirlerdi. Bu aslında tüketici deneyimi üzerinden satışın yaratılması anlamına geliyordu. Satışa dönüş oranı olarak tanımlanan performans göstergesi hâlâ ölçüt olsa da sürecin bütünüyle değiştiği bir sistem önerisinde bulunuyordu, Steve Jobs. Bunu doğrudan sormadığım Iyengar ile sohbetimiz bu konunun ayrıntılı olarak ele alınmasına sahne oldu.</p>
<p>Zoho’nun asıl gündemi Türkiye’deki büyümesi ve çeşitlenmesiydi. Basın bültenlerinin ilk iki paragrafı zaten bu odağı çok iyi ortaya koyuyor:</p>
<p>“Bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho’nun Türkiye’deki müşteri sayısı son bir yılda yüzde 25 artarak 4 bin 800’ü aştı. Türkiye pazarına yönelik uzun vadeli taahhüdünün ve veri gizliliğine verdiği önemin bir göstergesi olarak VERBİS kayıt sürecini de tamamlayan Zoho, 2026 yılında 30’uncu yılını kutlayan ve 150’den fazla ülkede faaliyet gösteren Zoho Corporation bünyesinde yer alıyor.</p>
<p>Dünya genelinde her ölçekten kurum ve işletme için bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho, Türkiye’de güçlü büyümesini sürdürüyor. Şirketin müşteri sayısı 2024 ve 2025 mali yılları arasında yıllık yüzde 25 artış gösterirken, bugün Türkiye genelinde Zoho çözümlerini kullanan işletmelerin sayısı 4.800’ü aştı. Zoho’nun son dönemde portföyüne kattığı müşteriler arasında, Zoho One ile hasta deneyimini ve iş operasyonlarını daha verimli hale getiren All On Dental; Hollanda ve Türkiye’deki operasyonlarını Zoho One ile birbirine bağlayan Hairtime Istanbul ve Zoho CRM ile iş süreçlerini hızlandıran Live Akademi yer alıyor. Zoho ayrıca, iş operasyonlarını Zoho One aracılığıyla tek bir platformda bir araya getiren Omer Istanbul, müşteri yönetimini Zoho CRM ile güçlendiren Horoz Logistics ve operasyonlarının ölçeklenmesini ve dijitalleşmesini Zoho One ile destekleyen Natural Clinic ile de iş birliği yapıyor.”</p>
<p>Burada benim için temel gösterge müşterilerin sayısal olarak artmasından ziyade yazılımın servis olarak sunulduğu şirket portföyünün çeşitliliğinin işaret ettiği büyüme potansiyeli. Sohbetimizin akışı içinde Zoho platformunu analiz ederken çözümlerinin sigortacılıktaki acente yapısı için çok uygun bir modele sahip olduğunu belirttim. Acente müşterileri olup olmadığını iş ortakları üzerinden araştırması gerektiğini söyleyen Iyengar, sigortacılık sektöründeki şirketlerle çalıştıklarını söyledi. Böyle birçok ayrıntı arasında en dikkat çekici olanı, mühendislik öğrenimi gördüğümüz dönemleri konuşurken karşımıza çıktı. Iyengar, Zoho’nun kurulduğu 1996’da Google’ın henüz kurulmamış olduğunu hatırlattı. Bazen her şeyin ne kadar hızlı gerçekleştiğini unutuyorduk. Bugün her zaman varmış gibi gördüğümüz bulut bilişim ve bulut üzerinden servis sunmak aslında hayatımızı çok kısa sürede işgal etmişti. Bunları aktardıktan sonra ile görüşmemizin ruhunu anlamak için yeterli veriye sahip olduğunuzu düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Öncelikle, büyüme konusuna girmeden önce bana işinizden bahsetmenizi istiyorum. Yüzde 25'lik bir büyüme önemli olsa da, asıl yaptığınız işin niteliğinin daha büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Evet. Aslına bakarsanız, rakamlardan çok daha önemli olan şey, kim olduğumuz ve neler yaptığımız. Bizi tanıyanların bildiği gibi Zoho Corporation, temel olarak bir bulut yazılım sağlayıcısı. Ancak bu, yalnızca tek bir alanla sınırlı olduğumuz anlamına gelmiyor. Oldukça geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Bu yıl bizim için çok özel; çünkü şirketin 30. yılını kutluyoruz. 1996 yılında kurulduk ve bugün 30 yılı geride bıraktık; bizim için kutlamaya değer, özel bir yıl. Bu yolculuk boyunca bizimle birlikte olan pek çok çalışanımız var. Şirketimiz, dışarıdan yatırım almadan, tamamen kendi öz kaynaklarıyla büyümüş (bootstrapped) ve özel mülkiyete tabi bir kuruluş.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Yola çıktığınız dönemle bugün arasında ne tür farklar bulunuyor?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Başlangıçtaki fikrimiz, verimliliği ve üretkenliği artıracak yazılımlar, özellikle de kurumsal yazılımlar geliştirmekti. Pazara giriş stratejimiz, müşterilerin yazılıma kolayca erişebilmesini sağlamak üzerine kuruluydu; yani müşterilerin ürünü zahmetsizce deneyip ardından satın alıp almamaya karar verebilecekleri, sürtünmesi düşük bir model benimsedik.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu bana, Apple Kurucusu Steve Jobs’ın 1986’da dile getirdiği modeli çağrıştırıyor. O zaman bunu çok fazla insanın anladığını düşünmüyorum ama benim açımdan bu, büyük dönüşüm reçetesi olabilecek basitlikte bir vizyondu.</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Bir pazarı nasıl dönüştürebilirsiniz? Bunu, iş modelinizle yapmanız gerekir. Harika ürünler ortaya koymalı, müşterilerin bu ürünlerden haberdar olmasını sağlamalı ve onlara ürünü kolayca deneme imkânı sunmalısınız. Ürünler doğrudan son kullanıcılar için tasarlandığından sezgiseldir, entegrasyonu kolaydır ve tek bir ortak platform üzerinde çalışır. Başlangıçta belirli bir ürün grubuyla yola çıkmıştık, ancak bugün oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Platformumuz bugün 65-70 farklı uygulamadan oluşuyor. Bu platform, bir organizasyondaki her departmanı ve her iş sürecini destekliyor. Örneğin, bir şirkette satış departmanının satış yapabilmesi için yazılıma ihtiyaç duyarsınız; aynı şekilde, pazarlama kampanyalarını yürütmek veya pazarlama otomasyon süreçlerini yönetmek için de pazarlama yazılımlarına gereksinim duyarsınız. Satış verimliliğini artırmak, İK süreçlerini otomatikleştirmek veya tüm veriler üzerinde analitik çalışmalar yapmak gibi ihtiyaçları olabiliyor. İnsan kaynakları (İK) tarafında, işe alım süreçlerini yönetmek ve çalışan veritabanını tutmak için bir yazılıma ihtiyaç duyabiliyorlar. Örneğin, çalışanların izin talebinde bulunurken mevcut izin haklarını görebilmeleri veya yöneticilerin bu izin taleplerini onaylayabileceği bir onay mekanizmasının olması gerekiyor. Finans tarafında ise, müşterilere gönderilen faturaları ve alınan ödemeleri takip edebilmek için muhasebe yazılımlarına ihtiyaç duyuluyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Müşteri elde etme süreciniz nasıl şekilleniyor?</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Günümüzde yaşanan temel sorun şu: Eğer tüm bu farklı süreçleri otomatikleştirmek isterseniz, 10-20 farklı tedarikçiyle muhatap olmanız gerekebilir. Bu da tam bir kâbusa dönüşebiliyor; çünkü bu tedarikçilerin sistemleri birbiriyle uyumlu olmayabiliyor. Bizdeki durum ise şöyle: Gördüğünüz gibi, oldukça geniş bir ürün yelpazemiz bulunuyor. Çoğu müşteri genellikle tek bir alanla, yani çözmeleri gereken belirli bir sorunla yola çıkıyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar. Türkiye'de, bizim yerel yüzümüz olan iş ortaklarımız var. Bu ortaklar, sunduğumuz çözümün neler yapabildiğini, müşteriye sağladığı değeri ve tüm sistemlerin birbiriyle nasıl entegre çalıştığını açıklıyorlar. Sistemlerin birbiriyle konuşamaması durumu, ya sistem entegratörünün ya da doğrudan müşterinin çözmesi gereken bir sorun yaratır. Biz ise tüm bu farklı süreçleri tek bir çatı altında toplayan ortak bir platform sunuyoruz; yani doğrudan kullanıma hazır uygulamalar sağlıyoruz.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Müşteriyi elde tutma formülünüz ne?</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Onlara sadece uygun fiyatlı ürünler değil, fiyat istikrarı da sağlıyoruz. Örneğin, yıllar boyunca ne kadar ödeyeceklerini biliyorlar. Döviz kuru dalgalanmasının olduğu bir pazarda, satıcılar fiyatları artırıyor. Bu da bizim çözümlerimiz için rekabet avantajı yaratıyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu arada müşterinizi de tanımlamak gerekiyor. Şirketlerde CIO’dan CEO’ya kadar değişen çeşitli pozisyonlardaki kişiler satın alma kararları üzerinde belirleyici olabiliyor.</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Bana bu soru sorulduğunda hangi ürün diye soruyorum çünkü bu aynı zamanda hangi ürünün söz konusu olduğuna ve şirketin büyüklüğüne bağlı. Daha küçük bir şirkette bazen CIO veya maliyet hassasiyeti varsa CFO karar verebilir. Ve daha iyi kararlar alırlar çünkü daha iyi bilirler. Büyük bir şirkette ise karar merkezi bir konumdadır. Daha büyük şirketlere gittiğinizde ise bazen departman başkanları, yani satış departmanının yöneticileri, kendi departmanı için araçlara veya ürünlere karar verebilir. Pazarlama müdürü veya CMO da pazarlama departmanı için karar verebilir. Ve diyelim ki İK yöneticisi buna karar verdi. Ama bunların hepsi şirket içi BT tarafından uygulanıyor. Dolayısıyla bunların nasıl entegre edilebileceğini görmek de şirket içi BT'nin baş ağrısı oluyor. Şirket ne kadar büyükse, tedarikçi sayısı o kadar fazla, zorluklar da o kadar büyük oluyor. Bu yüzden çok zorlaşıyor. Bu yüzden bir müşteriyle konuştuğumuzda, onlara zaten neye sahip olduklarını da soruyoruz. Çünkü mevcut sistemleriyle birlikte çalışması gerekiyor. Yani bu, şirketin büyüklüğüne ve müşteri organizasyonunun yapısına bağlı...</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Türkiye özelinde bu dengeleri iyi analiz edebilecek deneyime sahip misiniz?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Türkiye pazarıyla ilişkimiz yeni değil. Zoho Corporation olarak ManageEngine aracılığıyla Türkiye’de 20 yılı aşkın bir deneyime sahibiz; Zoho ise yaklaşık 15 yıldır iş ortağı ekosistemi üzerinden işletmeleri destekliyor. Güçlü dijital dönüşüm potansiyeli, dinamik teknoloji ekosistemi ve büyüyen kurumsal pazarıyla Türkiye bizim için stratejik bir pazar. Yalnızca son bir yılda müşteri tabanımızın yüzde 25’in üzerinde büyümesi, Türkiye’nin uzun vadeli potansiyeline duyduğumuz güveni daha da pekiştiriyor. Amacımız yalnızca teknoloji sunmak değil. Entegre platform yaklaşımımızla kurumların daha verimli, çevik ve dayanıklı operasyonlar oluşturmasına yardımcı olurken, veri gizliliğini ve güveni de bu dönüşümün temel unsurları olarak görüyoruz. VERBİS kayıt sürecimizi tamamlamamız da Türkiye’ye yönelik uzun vadeli taahhüdümüzün ve veri gizliliğine verdiğimiz önemin bir başka somut göstergesi.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bunu biraz açar mısınız?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Türkiye’ye yönelik uzun vadeli yaklaşımımızı ortaya koyan son önemli adımlardan biri de Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi’ne (VERBİS) kayıt sürecinin tamamlanması oldu. Bu adımı yalnızca yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi olarak değil, Türkiye pazarına yönelik taahhüdünün, veri gizliliğine verdiği önemin ve güven temelli teknoloji yaklaşımının somut bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu yaklaşım aynı zamanda Zoho’nun veri gizliliği, mevzuata uyum ve dijital egemenlik konularına verdiği önemi de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Zoho’nun Türkiye ile ilgili gelecek planlarında neler var?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Önümüzdeki dönemde, Türkiye’deki büyümesini iş ortakları ağı üzerinden sürdürmeyi, mevcut bayi ve uygulama ortaklarının teknik ve ticari yetkinliklerini daha da geliştirmeyi ve daha fazla işletmeye ulaşmayı planlıyoruz. Kurumsal segment de Zoho’nun Türkiye’deki büyüme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Büyük kuruluşların yapay zekâ, otomasyon ve veri yönetişimi ihtiyaçlarına yönelik projelerini artırırken, teknoloji altyapılarını sadeleştirmelerine, operasyonel verimliliklerini artırmalarına ve değişen koşullar karşısındaki dayanıklılıklarını güçlendirmelerine yardımcı olmayı hedefliyoruz. Ekosistemimizle birlikte büyüyerek daha fazla kurumu entegre, güvenli ve veri gizliliğini gözeten teknolojilerle desteklemeyi amaçlıyoruz. Kendimizi bu yaklaşımla Türkiye’de yalnızca bir teknoloji sağlayıcısı değil; güvenilir ve sorumlu yapay zekâ, veri gizliliği ve dijital egemenlik gibi alanlarda kalıcı değer yaratan uzun vadeli bir teknoloji iş ortağı olarak konumlanmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu hedefler içinde yapay zekâyı nereye oturtuyorsunuz?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Yapay zekâ stratejisi veri stratejisinden ayrı düşünülemez. Başarılı bir dijital dönüşüm, bir işletmenin kullandığı yazılım uygulamalarının sayısını artırmaktan değil; insanları, süreçleri ve veriyi birbirine bağlayan entegre bir teknoloji ekosistemi oluşturmaktan geçiyor. Kurumlar büyüdükçe farklı iş birimlerinde birbirinden bağımsız uygulamaların kullanılması veri silolarının oluşmasına yol açabiliyor. Bu parçalı yapı yalnızca operasyonel verimlilik açısından değil; veri güvenliği, erişim yönetimi, mevzuata uyum ve yapay zekâ uygulamalarının doğruluğu açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle, yapay zekâ stratejisinin veri stratejisinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyoruz. Güvenilir ve iyi yönetilen veri, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerinin giderek daha fazla parçası haline geldiği bir dönemde, bu teknolojilerden sürdürülebilir değer elde edebilmenin temelini oluşturuyor. Bu yaklaşım, Zoho’nun altyapısı dahil olmak üzere kendi teknoloji yapısının bütününe sahip olma anlayışıyla da destekleniyor. Zoho’nun Avrupa Birliği’ndeki veri merkezleri, Avrupa’daki işletmelere yürürlükteki uyum gereklilikleri doğrultusunda hizmet verirken, şirketin veri gizliliği, güvenlik ve teknoloji optimizasyonu üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bütün bunları konuşmamızı sağlayan zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zohonun-is-modeli-turkiyede-nasil-buyume-getirdi-90542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zoho’nun iş modeli Türkiye’de nasıl büyüme getirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalarin-krizdeki-rolu-90540</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankaların krizdeki rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YATIRIM FONU KRİZİ (4) </strong></p>
<p>Tıpkı 1929 Krizi Sonrası’nın ABD’sinde, Küresel Finans Krizi sonrasının ABD ve İngiltere’sinde, ya da bizdeki Banker Krizi, 1994 Krizi, İmar Bankası Krizi ve Bankacılık Krizi’nde (2000-2001) olduğu gibi, büyük krizlerin ve finansal başarısızlıkların sonunda yeni kurumların ve büyük kurumsal değişikliklerin ortaya çıkması beklenir. Yatırım Fonu Krizi’nin etkisiyle ortaya çıkacak yeni düzenleme sistematiğinin odağında portföy yönetim şirketlerinin, aracı kurumların, saklamacıların, yatırım ve emeklilik fonlarının olacağına şüphe yok. Ancak o listeye bir kurumu daha eklemek gerekiyor: bankalar.</p>
<h2>Bankacı sermaye piyasasına yönelik yatırım tavsiyesi veriyor</h2>
<p>Fon krizinin ardından çok sayıda kişiden “Bankacım önerdi; SPK denetimindeki fon diye güvenip aldım” cümlesini duyduk. Bankacı-mudi diyaloğunda bankacılık ürünlerine yönelik pazarlama faaliyetinin ötesinde sermaye piyasası faaliyetlerine yönelik yönlendirici yorum ve tavsiyelerde bulunulması makul bir durum gibi görülmekle birlikte, mevzuata aykırılık teşkil etmektedir. Ancak bu uygulamanın yaygın biçimde olağan karşılanması, yatırımcıyı korumaya yönelik sermaye piyasası kurallarının bu alanda fiilen işletilmesini güçleştirmektedir.</p>
<h2>Sermaye piyasası mevzuatı veremezsin diyor</h2>
<p>Sermaye Piyasası Mevzuatı’na göre yatırım danışmanlığı, yatırımcıyla yapılan çerçeve sözleşmesi kapsamında, yönlendirici nitelikte yorum ve tavsiyelerde bulunulması faaliyetidir. Yatırım danışmanlığı faaliyeti bağlamında bankalar açısından sınır, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (Kanun) 39’uncu maddesinde çizilmiştir. Kanun’un 37’nci maddesinde sayılan ve faaliyet izni gerektiren hizmetlerden biri olan yatırım danışmanlığını yalnızca yatırım ve kalkınma bankalarının yürütebileceği belirtilmek suretiyle, mevduat bankalarının ve katılım bankalarının yatırım danışmanlığı yapma yetkisinin olmadığı hükme bağlanmıştır. SPK’nın III-37.1 sayılı Tebliği’nde yatırım danışmanlığının tanımı 45’inci maddede yapılmış, söz konusu faaliyetin SPK’dan izin almış aracı kurumlar, yatırım ve kalkınma bankaları ile portföy yönetim şirketleri tarafından yatırım danışmanlığı çerçeve sözleşmesi kapsamında yürütülebileceği 46’ncı maddede belirlenmiştir.<sup>(<strong>i)</strong></sup> Öte yandan, bir kişi ve/veya gruba yönelik olmayan genel yatırım tavsiyesi niteliğindeki raporların bankalar dahil yatırım danışmanlığı yetki belgesi olmayan yatırım kuruluşları tarafından hazırlanması ve yayınlanması ya da Yatırım Hizmetleri Tebliği (III-37.1) uyarınca genel yatırım tavsiyesinde bulunabilecekler tarafından hazırlanmış bu nitelikteki raporların müşterilere verilmesi sermaye piyasası mevzuatı açısından mümkündür.<sup>(<strong>ii)</strong></sup> Kısacası, soruya dönecek olursak, banka çalışanlarının belli bir kişi için, belli bir sermaye piyasası aracına yönelik yatırım tavsiyesi vermesi doğru değildir. Kuşkusuz etik de değildir.</p>
<h2>Yatırımcı bankacının tavsiyesine muhtaç mı?</h2>
<p>Kısa yanıt: Evet. Bilgisizliğin ve bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda yatırımcı konuyla aslında ilgisiz ve yetkisiz olan bankacının da tavsiyesine muhtaçtır. Çünkü yatırım danışmanlığı işi, bilhassa bunun sözleşme ile ücret karşılığında yapılan biçimi, Türkiye’de kurum olarak tutmamıştır.</p>
<h2>Yatırım danışmanlığı işi Türkiye’de neden tutmadı?</h2>
<p>Bunun altında, piyasanın zayıf form etkinlik koşullarını ancak sağlayabilen türlü yetersizliklerinin payı büyüktür. Ancak yatırım kararı sürecinde sözleşmeli bir danışmanlık hizmetinin alınması ne kültür olarak finansal aracılık sisteminde yaygındır, ne de sistemi harekete geçirecek olan yatırımcımızın bu yönde açık bir talebi vardır. Yatırımcı bulunduğu kurtlar sofrasının idrakinde değildir. İhtiyaç halinde avukata, doktora ve hatta falcıya hizmet bedelini ödemekten çekinmeyen insanımızın ekseriyeti konu borsa olunca “bir bilen”e dönüşmektedir. Üstelik icabında evini, arabasını satacak kadar vaziyeti bilir hâldedir. Oysa, finansal okuryazarlık düzeyinin yerlerde süründüğü ultra spekülatif bir yapıda, belli bir kişi ve varlığa yönelik olarak sunulacak yatırım danışmanlığı hizmetinin yüksek kalitede olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Elbette yüksek kaliteden muradımız uygunluk ve yerindelik testlerini şipşak yaptıktan sonra yatırım işini “ne veriyim abime” moduna göre yönetmek değildir. Bu konunun içerdiği büyük hassasiyet, herhalde “Yatırım Fonu Krizi” ile birlikte daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<h2>Ne yapmalı?</h2>
<p>Yatırım danışmanlığının işinin Türkiye’de bir biçimde oturması gerekiyor. Bu noktada, diğer kurumların yanı sıra bankalardaki masum gibi görünen ama yetkisiz yapılan yatırım danışmanlığı faaliyetlerine de dur denmelidir. Borsa yatırımcısına yönelik yerindelik-uygunluk testlerini zorlu bir ehliyet sınavı olarak görmek, ancak her hâlükârda yatırım kararı verilmeden finansal okuryazarlık becerisi zayıf olan yatırımcının yeterli bilgi ve doğru tavsiyeyi aldığından emin olmakta yarar vardır.</p>
<p>--</p>
<p>(i) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6362&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/07/20130711-23.htm</p>
<p>(ii) SPK Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber: https://mevzuat.spk.gov.tr/59d4fbff-4db9-4e8c-b03c-98de8c9eaab3  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalarin-krizdeki-rolu-90540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankaların krizdeki rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-fabrikadan-cikiyor-kuresel-ekonominin-yeni-donusum-dalgasi-90539</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Robotlar fabrikadan çıkıyor: Küresel ekonominin yeni dönüşüm dalgası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın dijital dünyadan fiziksel üretime taşınmasını sağlayan genel amaçlı robotik, küresel ekonomide yeni bir üretkenlik devriminin kapısını aralıyor. ABD, Çin ve Japonya arasındaki teknoloji yarışı hızlanırken robotlar; üretimden lojistiğe, sağlıktan ticarete kadar pek çok alanda iş yapış biçimlerini ve küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ devriminin ilk aşaması dijital dünyada yaşandı. Büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ uygulamaları bilgi üretiminden müşteri hizmetlerine kadar birçok alanda dönüşüm yaratırken, bugün aynı teknolojik sıçrama fiziksel dünyaya taşınıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise "General Purpose Robotics" yani Genel Amaçlı Robotik yer alıyor.</p>
<p>Uzun yıllar boyunca robotlar belirli görevler için tasarlanmış, kapalı üretim ortamlarında çalışan sistemler olarak değerlendirildi. Ancak yapay zekâ, sensör teknolojileri ve gelişmiş işlem kapasitesindeki ilerlemeler sayesinde robotlar artık çevrelerini algılayabilen, öğrenebilen ve farklı görevler arasında geçiş yapabilen çok yönlü sistemlere dönüşüyor. Bu nedenle birçok uzman, genel amaçlı robotları yalnızca yeni bir teknoloji kategorisi değil, küresel ekonominin bir sonraki büyük üretkenlik devrimi olarak görüyor.</p>
<p>Projeksiyonlarına göre bugün henüz başlangıç aşamasında bulunan genel amaçlı robotik pazarı, 2040 yılına kadar yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaşabilir. Ancak asıl önemli olan, ortaya çıkacak değerin yalnızca robot satışlarından ibaret olmamasıdır. Söz konusu dönüşüm; yazılım, veri, yapay zekâ, sensör teknolojileri ve yeni hizmet modellerini kapsayan geniş bir ekonomik ekosistemin oluşumuna işaret ediyor.</p>
<p><strong>Yapay zekânın fiziksel dünyaya açılan kapısı</strong></p>
<p>Yeni nesil robotları önceki kuşaklardan ayıran temel unsur, yapay zekâ ile fiziksel hareket kabiliyetinin birleşmesi. "Embodied AI" olarak adlandırılan bu yaklaşım sayesinde robotlar yalnızca programlanmış komutları yerine getirmiyor; çevrelerini yorumlayabiliyor, deneyimlerinden öğrenebiliyor ve değişen koşullara uyum sağlayabiliyor.</p>
<p>Bu gelişme, robotları otomasyon araçları olmaktan çıkararak potansiyel iş arkadaşlarına dönüştürüyor. Depolarda ürün taşıyan, fabrikalarda montaj yapan, hastanelerde lojistik destek sağlayan veya yaşlı bakımında görev alan robotlar artık geleceğin değil, bugünün teknolojik gündeminin parçası haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Yeni teknoloji yarışının merkezinde kim var?</strong></p>
<p>Genel amaçlı robotik alanında küresel rekabet üç büyük aktör etrafında şekilleniyor: ABD, Çin ve Japonya.</p>
<p>Japonya, onlarca yıldır robotik donanım, hassas mühendislik ve otomasyon teknolojilerindeki üstünlüğüyle sektörün lider ülkelerinden biri oldu. Ancak rekabetin ağırlık merkezi giderek mekanik sistemlerden yapay zekâ ve yazılıma kayıyor. Bu nedenle Japonya, sahip olduğu mühendislik birikimini yeni nesil yapay zekâ tabanlı robotik sistemlerle bütünleştirmek zorunda...</p>
<p>ABD ise yapay zekâ ekosistemindeki üstünlüğü sayesinde önemli bir avantaj elde etmiş durumda. Nvidia, Tesla, Figure AI, Boston Dynamics ve OpenAI gibi şirketler robotik ile yapay zekâyı birleştiren çözümler geliştirerek sektörün teknolojik standartlarını belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Bununla birlikte son dönemin en dikkat çekici yükselişi Çin'den geliyor. Elektrikli araç sektöründe olduğu gibi robotik alanında da büyük ölçekli üretim kapasitesi, devlet destekleri ve agresif yatırım politikaları Çin'i önemli bir oyuncu haline getiriyor. Özellikle maliyet avantajı sayesinde Çinli üreticilerin kısa süre içinde küresel pazarda belirleyici bir konuma ulaşması bekleniyor. Bu durum, önümüzdeki yıllarda küresel robotik değer zincirlerinin önemli ölçüde yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Robotik devrimi neden şimdi gerçekleşiyor?</strong></p>
<p>Robot teknolojileri uzun süredir gündemde olmasına rağmen son yıllarda sektörün önündeki temel engeller hızla ortadan kalkıyor.</p>
<p>İlk olarak, yapay zekâ modellerinin karar verme ve çevresel farkındalık kapasitesi önemli ölçüde gelişti. Robotların karmaşık görevleri yerine getirebilmesi için gereken bilişsel yetenekler artık çok daha erişilebilir durumda. İkinci olarak, sensörler, işlemciler, bataryalar ve mekanik bileşenlerde yaşanan maliyet düşüşleri robotları ticari olarak uygulanabilir hale getiriyor. Özellikle humanoid robotların üretim maliyetlerinde gözlenen düşüşler, teknolojinin yaygınlaşmasını hızlandırıyor. Üçüncü ve belki de en önemli unsur ise demografik dönüşüm. Japonya, Güney Kore, Avrupa Birliği ve giderek Çin, yaşlanan nüfus ve daralan işgücü nedeniyle ciddi ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu ülkelerde robotlar artık yalnızca verimlilik sağlayan araçlar değil, ekonomik sürdürülebilirliğin önemli bir bileşeni olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Küresel ticaretin kuralları değişebilir</strong></p>
<p>Genel amaçlı robotların en önemli etkilerinden biri uluslararası ticaret düzeninde ortaya çıkabilir. Son kırk yılda küresel üretim büyük ölçüde düşük işgücü maliyetlerine dayalı olarak şekillendi. Şirketler üretim tesislerini ucuz iş gücü sunan bölgelere taşırken küresel tedarik zincirleri de bu model üzerine kuruldu. Ancak robotların insan emeğine alternatif hale gelmesi, bu denklemi değiştirme potansiyeline sahip. Üretim kararlarında işçilik maliyetlerinin önemi azalırken enerji altyapısı, teknoloji ekosistemi, veri merkezleri ve lojistik ağlar daha belirleyici faktörler haline gelebilir. Bu süreç, son yıllarda sıkça tartışılan "reshoring" ve "nearshoring" eğilimlerini hızlandırabilir. Üretimin gelişmiş ekonomilere geri dönmesi veya tüketim merkezlerine daha yakın bölgelere kaydırılması, küresel ticaret haritasında yeni dengeler oluşturabilir.</p>
<p><strong>Geleceğin stratejik kaynağı: Robot verisi</strong></p>
<p>Robotik ekonomisinin geleceğinde asıl rekabet yalnızca donanım üretimi üzerinden şekillenmeyecek. Milyonlarca robotun evlerde, fabrikalarda, depolarda ve sağlık kuruluşlarında topladığı veriler yeni dönemin en değerli ekonomik varlıklarından biri haline gelebilir. Nasıl ki internet çağında kullanıcı verileri dijital ekonominin temelini oluşturduysa, robot ekonomisinde de fiziksel dünyaya ilişkin veriler benzer bir stratejik önem kazanacak. Bu nedenle geleceğin liderleri yalnızca robot üreten şirketler değil; robot işletim sistemlerini, veri platformlarını ve yapay zekâ altyapılarını kontrol eden aktörler olacak. Sektördeki rekabet giderek donanımdan yazılıma ve veriye doğru kayıyor.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm ve yeni meslekler</strong></p>
<p>Her büyük teknolojik dönüşüm gibi robotik devrimi de işgücü piyasasında önemli değişiklikler yaratacak. Bazı mesleklere olan talep otomasyon nedeniyle azalırken, robot bakım uzmanları, robot filo yöneticileri, yapay zekâ eğitmenleri, insan-makine etkileşimi tasarımcıları ve robot güvenlik mühendisleri gibi yeni uzmanlık alanları ortaya çıkacak. Bununla birlikte veri güvenliği, mahremiyet, etik kullanım ve otonom karar alma süreçleri yeni düzenleme alanları olarak önem kazanacak. Robotların günlük yaşamın daha görünür bir parçası haline gelmesiyle birlikte teknoloji politikalarının da yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye için stratejik bir yol ayrımı</strong></p>
<p>Türkiye açısından genel amaçlı robotik dönüşümü hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Emek yoğun sektörlerde düşük maliyet avantajına dayalı rekabet modelinin zayıflaması önemli bir risk oluştururken, otomotiv, makine, beyaz eşya, lojistik ve savunma sanayi gibi alanlarda robotik dönüşüm yüksek katma değerli üretim fırsatları yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin önündeki temel mesele robotları kullanıp kullanmamak değil, robotik değer zincirinin hangi aşamasında yer alacağı. Yapay zekâ yazılımlarından sensör teknolojilerine, veri altyapısından robotik bileşen üretimine kadar uzanan geniş ekosistemde güçlü bir konum elde edebilen ülkeler, geleceğin sanayi ve teknoloji rekabetinde avantaj sağlayacak.</p>
<p>Henüz erken aşamada olmasına rağmen sektörün gelişim hızı, önümüzdeki on yıl içinde üretimden lojistiğe, sağlıktan perakendeye kadar birçok alanda köklü değişimler yaşanabileceğini gösteriyor. Bu dönüşüm yalnızca yeni bir teknoloji pazarının doğuşunu değil, küresel üretim sisteminin, ticaret düzeninin ve işgücü yapısının yeniden şekillenmesini ifade ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünü belirleyecek unsurlardan biri, robotları ne kadar etkin kullandıkları kadar, robotların çalışmasını sağlayan yapay zekâ, veri ve yazılım ekosistemlerinde ne kadar söz sahibi oldukları olacak. General purpose robotics, bu yönüyle yalnızca bir sanayi teknolojisi değil, 21. yüzyılın ekonomik ve jeopolitik dengelerini şekillendirecek stratejik bir güç olarak yükseliyor.</p>
<p><strong>Buhar makinesi Sanayi Devrimi'ni, elektrifikasyon kitlesel üretimi, internet ise bilgi ekonomisini mümkün kıldı. Genel amaçlı robotik ise yapay zekâyı fiziksel dünyaya taşıyarak yeni bir ekonomik çağın kapılarını aralıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-fabrikadan-cikiyor-kuresel-ekonominin-yeni-donusum-dalgasi-90539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Robotlar fabrikadan çıkıyor: Küresel ekonominin yeni dönüşüm dalgası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ofansifi-ve-avrupa-savunmasi-90538</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin ofansifi ve Avrupa savunması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in sayısal, fiyat ve teknoloji odaklı ofansifine karşı Avrupa duygusal miras, uygun fiyatlı elektrikli araçlar ve güvenilir hizmet ağıyla karşılık veriyor. Ancak; Avrupalılar, Çin’de kaybettikleri kârlılığın yerine Türkiye gibi üretim ve ihracat köprülerini “genişletilmiş Avrupa” içinde konumlandırarak yeni dengeyi kurmalı!</strong></p>
<p>Önceki haftaki Paris Mondial de l’Automobile, küresel otomotiv güç dengelerinin yeniden yazıldığı strateji sahnesiydi. 19 markayla Çinli üreticiler artık figüran değil ana aktördü; fuarın yaklaşık %40’ı, 2024’e göre iki katından fazla Çinli katılım ve binek otomobillerin yaklaşık üçte biri…</p>
<p>Avrupa’da yeni satılan araçların %10’u Çin’den ithal; Çinli markaların Fransa payı 2024’te %3,1’den 2026’nın ilk yedi ayında %11’in üzerine çıktı. Çin için; iç pazarı daralırken ve ABD tarifelerle fiilen kapanırken Avrupa’ya ihracat zorunlu büyüme kanalı. BYD’nin Avrupa satışları bu yıl iki katından fazla arttı; Chery ve Leapmotor hızla yükseliyor; Xiaomi Almanya’yı Avrupa açılımının sıçrama tahtası hedefliyor. Çinli markalar futbol sponsorlukları ve “Avrupa için doğdu”, “Avrupa’da, Avrupa için” söylemleriyle yerelleşiyor. Fiyat/donanım en doğrudan baskı; eşdeğer Avrupalı rakiplere göre %15-30 düşük fiyat; Xpeng L03 35.000 € seviyesiyle Renault Mégane E-Tech ve Volkswagen ID.3’ün altında.</p>
<p>Avrupa’nın savunması üç eksende. Birincisi, taklit edilemeyen kültürel miras ve nostalji; Citroen 2CV, Renault 8 Gordini ve Peugeot 205 T16’nın yeniden yorumu, elektrikliye geçişte geçmişe duygusal bağ, avantaj… İkincisi, uygun fiyatlı elektrikli araçlarla yeniden iddialı olmak üzere 15.000-25.000 € bandına dönüş; Citroen’in 15.000 Euro’luk elektrikli 2CV ve 17.900 €’luk Dacia Spring. Üçüncüsü, satış sonrası hizmet ve güven; Renault Grup CEO’su François Provost’un “5 yıl sonra da bu otomobilleri tamir edecek olan yine aynı servis olacak” sözü, hizmet ağı üstünlüğü vurgusu.</p>
<p>Rekabet yalnızca fiyat değil; Çinliler hızlı şarj, batarya ve yazılımda yenilikçi, Avrupalılar şasi, sürüş dinamikleri ve tarihsel mirasta iddialı. Çinliler yazılım ve bataryada üstünken Avrupalılar onlarca yıllık marka geçmişi ve deneyimine sahip.</p>
<p>Ancak tablo tek yönlü de değil; Renault-Geely ve Stellantis-Leapmotor işbirlikleri, Çin ofansifine karşı “çift taraflı oyun” veya zorunlu ittifak görünümü veriyor.</p>
<p>Asıl mesele, Avrupalıların Çin’de kaybettiği zeminin telafisinin nereden geleceğinde… Volvo yönetiminin “Batı’da geliştirilen otomobilleri Çin’de satma olasılığı büyük ölçüde ortadan kalktı; Çin artık karlılığa katkı sağlamıyor” tespiti yeni gerçeği özetliyor. Volvo’nun üçüncü çeyrekte Çin satışları %40,6; Volkswagen 2026’nın ilk dokuz ayında 2025’e göre %30,2 geriledi; BMW %21,8, Mercedes üçüncü çeyrekte %31 kayıp yaşadı. Porsche 2021’de Çin’de neredeyse 96.000 araç satarken 2025’te 42.000’in altına, bu yılın ilk dokuz ayında 21.493’e düştü.</p>
<p>ABD gümrükleri ve sanayi politikaları Avrupa’dan hizmeti zorlaştırırken Avrupa pazarı kaybedilen hacimleri absorbe edemeyecek ve Çinli markalara karşı kendini savunmak zorunda kalacak. Gelişmekte olan pazarlarda da aynı rakipler daha düşük maliyetli ürünlerle sahada; yani eski kâr marjlarını garanti edecek yeni piyasalar yok! Bu nedenle Avrupalılar rekabetçiliği yeniden kazanmak, yeni teknolojilere finansman sağlamak, geliştirme döngülerini kısaltmak ve geçmişin büyük hacimleri için tasarlanmış fabrikaları yeniden yapılandırmak zorunda. Üretimi ve mühendisliği düşük maliyetli bölgelere kaydırmak, katma değerin ne kadarının Avrupa’da kalacağı sorusunu da ayrıca doğuruyor.</p>
<p>Türkiye ve Renault örneği, bu denklemin Avrupa’nın güneydoğusundaki mikrokozmosu. Renault CEO’su Fabrice Cambolive’in çerçevesi, bir ayağı yerel pazarda diğer ayağı Avrupa’ya ihracatta olan Türkiye’nin geçmişte kazan-kazan çözümü ürettiğini hatırlatıyor. Renault’nun Brüksel nezdinde savunduğu pozisyon, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyeliği ve Avrupa ile bütünleşme bağlarıyla gelecek düzenlemelerde “genişletilmiş Avrupa”nın parçası sayılması; örneğin otomobil sayılarının Avrupa ile Türkiye gibi ortak ülkeler arasında aynı havuzda toplanması öneriliyor. Cambolive’e göre Türkiye’nin en iyi katkısı, hibritlerin ÖTV’de avantajlı kategoriye alınması gibi yerel pazarın tam potansiyelini açacak düzenlemeler: “Türkiye’de üretilen fakat pahalı olmaması gereken Clio hibritin iç pazarda da satılabilmesi Brüksel’deki pozisyonu güçlendirir… Yeni satış fırsatları için Clio, Boreal ve Duster’ı içeren tam hibrit hattında maliyet rekabetçiliğini artırmalıyız.”</p>
<p>Çin’in sayısal, fiyat ve teknoloji odaklı ofansifine karşı Avrupa duygusal miras, uygun fiyatlı elektrikli araçlar ve güvenilir hizmet ağıyla karşılık veriyor. Ancak; Avrupalılar, Çin’de kaybettikleri kârlılığın yerine Türkiye gibi üretim ve ihracat köprülerini “genişletilmiş Avrupa” içinde konumlandırarak yeni dengeyi kurmalı! Nostaljinin ötesinde endüstriyel rekabetçiliği yeniden inşa etmek, bilançoları sürdürülebilir kılmak “dar görüş”le olmaz!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ofansifi-ve-avrupa-savunmasi-90538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/otomotiv-otomobil-1770179983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ofansifi ve Avrupa savunması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizde-yeni-denge-arayisi-90537</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’de yeni denge arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Libya’nın doğusundaki parlamentonun yedi yıllık itirazın ardından Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki diplomatik hareket alanını genişletiyor. Ancak bu gelişme, Mısır ve Yunanistan’la deniz yetki alanları rekabetinden Orta Doğu’daki güvenlik işbirliklerine kadar uzanan karmaşık bölgesel dengeleri yeniden gündeme taşıyor.</strong></p>
<p>Libya’nın doğusundaki parlamentonun, yedi yıllık itirazın ardından Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara açısından önemli bir diplomatik kazanım. Ancak kararın asıl anlamı, yalnızca Libya’daki dengelerin değişmesinde değil, Mısır’dan Yunanistan’a, Suudi Arabistan’dan Avrupa’ya uzanan ilişkilerin yeniden şekillenmesinde yatıyor.</p>
<p>Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da ülkeler arasındaki ilişkiler, çoğu zaman göründüğünden daha karmaşık. Bugün aynı masada buluşan ülkeler, başka bir başlıkta karşı karşıya gelebiliyor. Dün rakip olan aktörler, değişen koşullarda işbirliği arayışına girebiliyor. Libya’daki son gelişme de bu gerçeğin yeni bir örneği.<br /><br />Libya Parlamentosu’nun 7 yıllık itirazı neden sona erdi?</p>
<p>20 Ekim’de Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 2019’da Türkiye ile Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını oybirliğiyle onayladı. Ankara’yla ilişkileri uzun süre mesafeli tutan ve Halife Hafter’in etkisi altındaki siyasi çevrelerin ağırlık taşıdığı parlamentonun bu kararı, önceki tutumdan belirgin bir uzaklaşma anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye, 2019 mutabakatıyla Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini Libya üzerinden hukuki ve siyasi bir zemine oturtmayı hedeflemişti. Ancak Trablus hükümetiyle yapılan anlaşma, Libya’nın doğusundaki yönetim tarafından kabul görmemiş, Yunanistan ve Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin itirazlarıyla karşılaşmıştı.<br />Şimdi Bingazi’den gelen onay, Ankara’nın yıllardır aşmaya çalıştığı siyasi engellerden birini ortadan kaldırıyor. Bununla birlikte, Libya parlamentosunun kararı bütün uluslararası hukuk tartışmalarını sona erdirmiyor. Mutabakatın diğer ülkelerce tanınması ve sahadaki sonuçları ayrı bir mücadele alanı olmaya devam edecek.<br /><br />Hafter’in hesabı değişti…</p>
<p>Türkiye, 2021’den itibaren Libya’nın doğusunu dışlayan bir ilişki modelinden vazgeçip, ülkenin farklı güç merkezleriyle temas kurmaya yöneldi. Hafter cephesiyle ilişkiler de  kademeli biçimde geliştirildi.  Özellikle Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Ankara’yla temasları, askeri işbirliği ve savunma sanayisi üzerinden yeni bir yakınlaşma zemini oluştuğuna işaret etti.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ağustos ayında hem Trablus’u hem Bingazi’yi ziyaret etmesi, Hafter ve ailesiyle temaslarda bulunması bu politikanın parçasıydı. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 20 Ekim’deki temaslarına ilişkin haberlerin ardından ise Bingazi'deki parlamentonun anlaşmayı onay haberi geldi. <br />Hafter cephesi açısından ise Türkiye’yle yakınlaşmanın motivasyonu savunma sanayi işbirliği, ekonomik ilişkiler ve uluslararası meşruiyet arayışında yatıyor.  Ankara’yla ilişkilerin geliştirilmesi, Hafter ailesinin Libya’nın geleceğinde daha güçlü bir rol üstlenme hedefine de kapıyı açabilir. </p>
<h2>Tek mesele Libya değil…</h2>
<p>Ankara'nın Hafter cephesiyle yakınlaşmasını sadece Libya-Türkiye deniz yetki alanları anlaşması üzerinden okumak eksik kalır; Libya, Doğu Akdeniz’deki rekabetin yanı sıra Kuzey Afrika ve Sahel’e uzanan güvenlik dengelerinin de merkezinde yer alan bir ülke<br />Libya’daki gelişmelerin bölgesel anlamını ortaya koyan en önemli unsur, ülkeler arasındaki ilişkilerin değişkenliği. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de hiçbir ülke bir başlıkta kurduğu işbirliğini bütün alanlara taşımıyor. Aynı aktörler, bir konuda ortak hareket ederken başka bir konuda karşı karşıya gelebiliyor.<br />Mısır bunun güncel örneği. Kahire, cuma günü Türkiye’yle birlikte Avrupa ülkelerinin de yer aldığı bölgesel temaslarda masaya oturdu. Ancak aynı dönemde, Yunanistan’la  bir olup, Türkiye-Libya mutabakatını kendi deniz yetki alanlarını ve kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle reddetti. </p>
<h2>Meis yeniden denkleme girer mi?</h2>
<p>Mısır ile Yunanistan’ın deniz yetki alanları konusunda imzalamış oldukları anlaşmayı "doğuya doğru genişletmekten" bahsetmeye başlamaları, Türkiye açısından yeni bir sorunun habercisi gibi;  İki ülke 2020’de imzaladıkları deniz yetki alanları anlaşmasında Meis Adası’nı kapsam dışında bırakmıştı. Türkiye’nin güney kıyılarına çok yakın konumdaki ada, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması tartışmasının en hassas başlıklarından biri.<br />Şimdi deniz yetki alanlarının doğuya doğru genişletilmesi seçeneğinin gündeme gelmesi, Meis’in olası yeni bir düzenlemeye dahil edilip edilmeyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Böyle bir adım, Türkiye’nin Libya üzerinden kurduğu deniz yetki alanı denklemine karşı yeni bir siyasi ve hukuki hamle niteliği taşıyabilir.</p>
<h2>Savunma Bakanı’nın Mısır çıkışı ters teper mi?</h2>
<p>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Mısır’a yönelik yaptığı son çağrının ise “ters tepme” olasılığını da dikkate almakta fayda var;</p>
<p>Libya Parlamentosu’nun Türkiye ile deniz yetki anlaşmasını onaylamasının ardından Bakan Güler Mısır'a “Yunanistan’la değil bizimle deniz sınırlandırma anlaşması yaparsanız, 15 bin km² daha fazla denizalanı kazanırsınız” çağrısı yaptı. Ancak bu çağrı Yunanistan ile Mısır’ın yetki anlaşmasını imzalamadan önce de yapılmış, Kahire yönetimi tarafından hiç ciddiye alınmamıştı. Üstelik Türkiye Mısır’a deniz yetki alanı anlaşması konusundaki ilk çağrıyı yaptığında iktidarda Ankara’daki AK Parti Hükümeti ile son derece iyi ilişkilere sahip Mursi yönetimi vardı. O yönetimi bile ikna edilemedi. </p>
<p>Mısır ve Yunanistan’ın deniz yetki anlaşmasını imzaladıkları 2020’de mevcut hükümet yine Kahire’ye “eğer anlaşmayı bizimle yapsaydınız, daha fazla alan kazanırdınız” mesajı göndermişti. O dönemde Mısır’da yönetimde Sisi vardı, şimdi de yine Sisi Cumhurbaşkanı. Türkiye’nin çağrılarına rağmen Atina ile anlaşmaya imza koyan Sisi yönetimi, şimdi vatandaşlarına dönüp “kusura bakmayın, biz o zaman yanlış yapmışız. Mısır’ın çıkarlarını iyi koruyamamışız, Yunanistan’la anlaşma imzalayarak ülkemizin Akdeniz’de daha fazla alan kazanmasını sağlayamamışız. Şimdi Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı bizim hakkımızı bizden iyi koruyor” der mi? Kahire’ye “yanlış yapmışsınız, gelin biz size doğrusunu gösterelim” mesajı vermek, Türkiye’nin Orta Doğu’da kurmaya çalıştığı politikada kilit önem taşıyan Mısır’ı daha da uzaklaştırmaya yol açmaz mı?</p>
<p>Yaşar Güler’in çıkışı bu açıdan son derece talihsiz bir açıklama olarak tarihe geçecek gibi…</p>
<h2>Sahada olanı yok sayarak düzen kurulmuyor</h2>
<p>Libya’da Türkiye’nin hem Trablus hem de Bingazi ile ilişkilerini geliştirerek Doğu Akdeniz’de hareket alanını genişletmesi, bölgesel güç siyasetinin temel bir gerçeğini yeniden ortaya koydu: Sahadaki güçleri yok sayarak kalıcı bir düzen kurulamıyor. </p>
<p>ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın İran’a ilişkin açıklamaları da Washington’ın bu gerçeği yeniden hatırladığının işareti gibi. </p>
<p>Barrack, 20 Ekim’de Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Global Security Forum’da yaptığı açıklamalarda, İran’ın geleceğine İran halkının karar vermesi gerektiğini söyledi, ancak İran halkı ile ülkenin dinî yönetimini birbirinden ayırdı; Devrim Muhafızları’nın İsrail’e karşı düşmanca rolünü eleştiren Barrack, Libya, Afganistan, Suriye ve Irak örneklerini anarak dış müdahale ve rejim değiştirme politikalarının başarısızlıklarına dikkat çekti. </p>
<p>Bu sözleri ABD’nin 2003 Irak işgalinden çıkardığı dersle birlikte okumak mümkün; İşgalin ardından Irak'ta yönetimdeki Baas Partisi üyelerinin ve devlet kadrolarının geniş ölçekte tasfiye edilmesi, devlet kapasitesinin zayıflamasına ve güvenlik boşluğunun büyümesine katkıda bulunmuştu. Belli ki, İran’da da mevcut devlet yapısının tümüyle dağıtılmasının benzer sonuçlar doğurabileceği düşüncesi, Washington’ın hesaplarına girmeye başlamış. </p>
<p>Türkiye’nin Libya’da attığı adımlar ile Washington’ın İran’a ilişkin yaklaşımı arasındaki benzerlik de burada ortaya çıkıyor. Ankara, Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için yalnızca Trablus yönetimiyle ilişkilerini sürdürmekle yetinmedi; yıllarca karşı cephede duran Hafter ailesiyle de temas kurdu. Nitekim sahadaki etkili aktörleri dışlamak yerine onlarla ilişki kurmak, Türkiye’nin diplomatik hareket alanını da genişletti.</p>
<p><strong>Libya’dan İran’a uzanan ortak ders şu: Bir ülkenin geleceğini şekillendirmek isteyen güçler, sahadaki gerçekleri ve mevcut güç merkezlerini hesaba katmak zorunda.</strong> Bu, her aktörle uzlaşmak ya da bütün taleplerini kabul etmek anlamına gelmiyor. Asıl mesele, muhatapları baştan devre dışı bırakmanın doğuracağı sonuçları görebilmek ve çıkarları koruyacak bir denge kurabilmek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mekke Anlaşması’ndan Sudan’a uzanan hat</span></h2>
<p>Bölgesel dengelerin değişkenliği güvenlik alanında da görülüyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik işbirliğinin yeni bir boyut kazandığını gösterdi. Mısır’ın da Suudi Arabistan’ın güvenliği, Yemen ve deniz ulaşımı gibi başlıklarda yürütülen temaslarda yer alması, farklı aktörlerin ortak kaygılar etrafında bir araya gelebildiğini ortaya koyuyor.<br />Sudan dosyası, Türkiye-Mısır ilişkileri bakımından ayrıca önemli... İki ülke Sudan’da orduya destek verirken, Libya’nın doğusunun çatışmanın diğer tarafıyla bağlantılı olabileceğine ilişkin iddialar da gündeme geliyor. Hafter cephesiyle yakınlaşmanın Ankara’ya sağlayacağı etkinin, bu tür bölgesel dosyalara yansıyıp yansımayacağı önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken konulardan biri.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizde-yeni-denge-arayisi-90537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/568-1792990284.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğu Akdeniz’de yeni denge arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-antalyaya-akdeniz-gundemi-yakisir-90536</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’da su seviyelerinin düşmesi, ticaret yollarındaki kırılganlıklar ve iklim değişikliğinin artırdığı maliyetler, Türkiye ile Avrupa sanayisinin iş modellerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Made in Europe sürecinde Türk sanayisinin konumunu güçlendirmek için sektör bazında önceliklerin belirlenmesi ve Avrupalı iş ortaklarıyla birlikte hareket edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>COP31, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da toplanacak. Böylece aslında küresel iklim değişikliği gündemi ilk kez Akdeniz kıyısındaki bir kentte ele alınacak. <strong>Akdeniz havzası, küresel ortalamaya kıyasla yüzde 20 daha hızlı ısınan </strong><strong>ve iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen yerlerden biri</strong>. Onu da söyleyeyim.</p>
<p>Manalı aslında. Akdeniz’in derdi çok, iklim değişikliği, kuraklık, çölleşme ve biyoçeşitlilik diye başlayınca.</p>
<p><strong>COP31 ile iklim değişikliği gündemi ilk kez Akdeniz kıyısında bir kentte</strong></p>
<p>Bundan önce de Akdeniz ülkelerinde toplanan COP’lar oldu olmasına ama hiçbiri Akdeniz kıyı şeridindeki bir kentte değildi. Mesela COP7 ve COP22, Fas’ın Marakeş kentindeydi. COP9, İtalya’nın Milano kentinde yapıldı. İklim değişikliğiyle mücadele açısından milat sayılan Paris Anlaşması, yine bir Akdeniz ülkesi olan Fransa’da, COP21 kapsamında imzalanmıştı. COP25 ise İspanya’nın başkenti Madrid’deydi. Ama bunlardan hiçbiri Akdeniz kıyısında değil, hepsi karada. Buralarda deniz kıyısında en son Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki COP27 vardı. Ama orası da Kızıldeniz kıyısındaydı.</p>
<p>Doğrusu ya, böyle bakıldığında COP31, Akdeniz’in iklim değişikliği kaynaklı meselelerini gündeme taşımak için son derece elverişli bir zemin, bana sorarsanız. Akdeniz kıyısındaki bir şehirde düzenlenen ilk taraflar konferansı, COP31.</p>
<p>Akdeniz’in iklim değişikliği derdi çok boyutlu. Mesela, iklim değişikliği nedeniyle yağışların azalması, artan nüfus ve turizm nedeniyle büyüyen su talebi, Akdeniz’in küresel su stresi gündeminde önemini artırıyor.</p>
<p>Aynı zamanda, yağışların azalması, artan sıcaklık ve yaygınlaşan orman yangınları Akdeniz’de pek çok bölgenin, özellikle de Antalya’nın turizme dayalı iş modelini tartışmaya açmak için önemli bir fırsat. Kim yaygınlaşan orman yangınlarının ortasında tatil planı yapmayı düşünür ki?</p>
<p>Antalya’da COP31 demek, bütün bir Akdeniz havzasının, iklim değişikliği gündemi nedeniyle iş modelini olanca ağırlığıyla gündeme yerleştiriyor. Adil geçiş stratejilerinin ne kadar kapsamlı biçimde düşünülmesi gerektiğine de işaret ediyor. Nedir adil geçiş stratejisi? Bu bölgede bundan böyle hayatı idame ettirmek için ne tür yatırımlar yapmak gerekir diye düşünmek demek.</p>
<p>Türkiye’de adil geçiş stratejisi deyince aklımıza hala ilk önce kömürden çıkış sonrası kömür bölgelerinin iş modelinin ne olabileceği konusu geliyor olabilir. Almanya’da adil geçiş komisyonun adının Kömür Komisyonu olması da yanıltıcı elbette. Ama Akdeniz havzasında artan orman yangınları, turizm bölgelerimizi nasıl yeniden yapılandırmamız gerektiğini de tartışmaya başlamamız gerektiğini gösteriyor aslında.</p>
<p>Yalnızca Akdeniz havzasının meselesi değil bu su meselesi. Akdeniz’de şimdilerde iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılarda heyelan riskinin artması filan bekleniyor. Ama kuzeyde Hazar Denizi’nde su seviyesinin alçalması kaynaklı başka bir problemimiz var. Hazar’da su seviyesinin alçalması demek, Rusya ile Çin arasındaki Orta Asya ekonomilerinin güçlendirilmesi sürecini zorlaştıracak faktörlerden bir tanesi. Kötü yani.</p>
<p><strong>İpek Yolu tek bir koridor değil, bir koridorlar manzumesinin ortak adıydı</strong></p>
<p>Aynı durum, Avrupa’nın iç su yolları için de geçerli. Hem Tuna Nehri’nde hem de Ren Nehri’nde su seviyesinin düşüyor olması, Avrupa sanayisinin lojistik maliyetlerini ciddi surette artırıyor. Bunlar hep Avrupalı şirketlerle birlikte çözüm aramamız gereken meseleler aslında.</p>
<p>Neden? Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz girişindeki Babülmendep Boğazı kapanınca Asya-Avrupa ticaret yolları bir nevi yeniden düşünülmeye başlanmıştı. Akla hemen gelen yollardan biri, Umman’dan karaya çıkıp Kızıldeniz kıyısından Mafrak, Ürdün’e gelmek ve oradan sola dönüp İsrail’in Hayfa limanına varan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (India–Middle East–Europe Economic Corridor, IMEC) fikriydi. Mafrak’tan sola dönmeyip, Ürdün’den Suriye’ye geçerseniz kıyıdan Mersin’e ulaşmak mümkün, bu arada.  </p>
<p>Geçenlerde “İpek Yolu tek bir koridordan ibaret değildi, birbirleriyle rekabet eden bir koridorlar manzumesinin ortak adıydı” diye ifade etmeye çalıştığım buydu aslında. Yine öyle olacak IMEC konusunda da. Nasıl İpek Yolu tek bir koridor değilse, IMEC de tek bir koridor olmak zorunda değil. Önem taşıyan husus, her bir rotanın maliyetlerini nasıl düzenlediğiniz.</p>
<p>Yol Mersin’e ulaştıktan sonra da pek çok seçenek var aslında. Ben, Mersin-Filyos hattının önem taşıyabileceğini düşünüyorum. Filyos’tan Köstence’ye ulaştıktan sonra hem demiryolu hem de Tuna Nehri üzerinden gidip, Avrupa’nın iç su yollarını kullanmak da mümkündü alternatif IMEC koridorları için doğrusu. Aynı İpek Yolu’nda olduğu gibi…</p>
<p>Ancak şimdi Avrupa’nın nehirlerinde su seviyesinin düşmeye başlaması, seçenekleri sınırlandırmayı zorunlu kılabilir. Buna da ayrıca bakmak lazım. Su kısıtı yalnızca Akdeniz’e özgü değil sonuçta. Hem Güney Kafkasya’da hem de Avrupa’nın içlerinde benzer bir meselemiz var.</p>
<p>Ama iklim değişikliği kaynaklı etkinin, iş modellerine etkisi ortak aslında… Akdeniz bölgesinde de Avrupa’nın iç bölgelerinde de mevcut iş modellerini yeni baştan ele almak, yeniden düzenlemek gerekecek. Bugüne kadar yapmaya alıştığımız işleri eskisi gibi sürdürmek, artan maliyetler ve azalan talep nedeniyle artık değişebilir.</p>
<p>Son günlerde yoğun biçimde tartışılan Made in Europe sürecinde ve AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası teklifine ilişkin tartışmalarda, iş modellerinin nasıl örgütleneceği meselesi önemli aslında. Ben bu nedenle, konunun siyasetçiler tarafından daha az, şirketler kesimiyle daha çok ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Avrupa, sanayisini güçlendirmek için adım atmaya çalışıyor. Türk sanayisi de Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası, benim gördüğüm. Özellikle Alman sanayisinin. Şimdi Avrupa sanayisinde öncelikler değişiyorsa, Türk sanayisi için değişeni de partnerlerimizle konuşarak tespit etmemiz gerekir doğrusu. Sektör sektör odaklanmamız gereken konuları listelemekte fayda var.</p>
<p>Bu nedenle TEPAV’da, TOBB iş birliğinde hazırladığımız Made in Europe Raporu’nu 3 Kasım’da düzenleyeceğimiz bir toplantıyla tartışmaya açacağız. Sektörel müzakere başlıklarını belirlemek önemli.</p>
<p><strong>Adil Geçiş Komisyonu yerelde nasıl örgütlenmeli?</strong></p>
<p>Türkiye özelinde baktığınızda, iklim değişikliği gündemi, farklı bölgeleri farklı biçimlerde etkileyeceğine ve kararların yerel düzeyde alınması önemli olduğuna göre, yalnızca ulusal düzeyde değil, il bazında adil geçiş komisyonları ya da Türkiye’deki taslak çalışmada olduğu gibi istişare kurulları oluşturulması son derece önemli. Şimdilerde her bölge için ayrı ayrı düşünmeye başlamakta fayda var.</p>
<p>Dün burada ne yapardık, bundan sonra hayatımızı nasıl örgütlemeliyiz? Made in Europe sürecinde şirketlerimiz Avrupa’daki partnerleri ile müzakere edecekler. Yerel adil geçiş komisyonlarında ise sosyal taraflar ülke içinde birbirleriyle müzakere edecekler. Bunların hepsinin kurumsal altyapısını şimdiden düşünmeye başlamak lazım. Hangi şartlarda? İklim değişikliği sürecinin getirdiği şartlar altında.</p>
<p>Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır derken kastettiğim de bu aslında. Turizmden sanayiye, su kullanımından ticaret yollarına kadar değişen şartlar altında hayatımızı nasıl sürdüreceğimizi birlikte düşünmemiz gerekiyor. COP31’i, Akdeniz’de hangi yatırımlara ve bu kararları birlikte alacağımız hangi yerel yapılara ihtiyaç duyduğumuzu konuşmak için değerlendirebiliriz. Antalya’dan başlayarak.</p>
<p>Yapacak çok işimiz var.</p>
<p>Peki, memleketin gündemini yapılması gereken işlere odaklamak kolay mı?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Çok işimiz var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-antalyaya-akdeniz-gundemi-yakisir-90536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31, Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-pazar-payimiz-geriliyor-90535</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de pazar payımız geriliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya ticaretinde büyüme sürerken Türkiye’nin Avrupa pazarındaki performansı alarm veriyor. AB’nin motorlu kara taşıtları ithalatı yüzde 10,4, elektriksiz makine ithalatı yüzde 18,8 artarken Türkiye’den alımlarındaki artış sırasıyla yüzde 4,2 ve yüzde 2’de kaldı. İhracatın küresel payındaki gerileme de rekabet gücündeki kaybı ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>İran Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki durum, artan petrol fiyatları nedeniyle dünya ekonomisinde işlerin hiç de iyi gitmediğini, küresel ticaretin zayıf olduğunu düşünenler varsa yanılıyor. Ülkelerin dış ticaret verileri ile Dünya Ticaret Örgütü’nün açıkladığı veriler durumun tam tersi olduğunu gösteriyor. Küresel büyüme de ticaret de güçlü seyrediyor.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’nin ithalatı bu yılın ilk yedi ayında yüzde 11,1 artmış durumda. Bu dönemde AB’nin Çin’den ithalatı yüzde 15,6, ABD’den ithalatı yüzde 10,1 artarken, Türkiye’den ithalatı sadece yüzde 2,9 yükseldi. Bu, Türkiye’nin AB pazarında güç kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>En büyük ihracat kalemimiz olan motorlu kara taşıtlarında AB’nin toplam ithalatı yüzde 10,4 yükselirken, bizden yaptığı alımlarda artış yüzde 4,2.</p>
<p>Kazan, makine ve elektriksiz aletlerde AB’nin toplam ithalatı yüzde 18,8 artarken, bizden alımları sadece yüzde 2 yükselmiş.</p>
<p>Örme giyimde, AB’nin toplam ithalatı yüzde 4,9 artmış ancak bizden alımları yüzde 6,5 gerilemiş. Dokuma giyim ürünlerindeki durum buna benzer.</p>
<p>Demir-çelik, mobilya, inorganik kimyasallar gibi kalemlerde de önemli farklar var.</p>
<p>Plastik ve bazı gıda ürünleri dışındaki başlıklarda bu yıl durum aleyhimize gelişmiş.</p>
<p>Önde gelen fasıllara göre tabloyu aşağıda görebilirsiniz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adedb12efc1d-1792989970.png" alt="" width="323" height="477" /><br />Daha önceki yazılarımda detaylıca değindiğim için bugün tekrar etmeyeceğim ancak bu tablodaki oranlar, dolar bazında ticaret verilerindeki değişimi gösteriyor. İhraç ettiğimiz mal miktarındaki durumumuz, tablodakine göre daha zayıf.</p>
<p>Geçen hafta, Türkiye’nin ihracat pazarlarında rekabet gücünün zayıfladığına işaret eden TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin “Küresel ihracattan aldığımız pay, iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e geriledi” ifadesi bu açıdan, son derece kıymetli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-pazar-payimiz-geriliyor-90535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de pazar payımız geriliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-orta-doguda-gelismeler-ile-fed-ve-ecb-toplantilarinda-90534</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler Orta Doğu’da gelişmeler ile Fed ve ECB toplantılarında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta yurtdışı gündemde, Orta Doğu'daki gelişmeler ve G3 merkez bankalarının faiz kararları izlenecek. Enerji fiyatlarının yükselmesi ve ürün spredlerinin yüksek kalması durumunda rafineri hisseleri değer kazanırken, havacılık baskı altında kalabilir. </strong></p>
<p>Orta Doğu kaynaklı ihracatın savaş öncesi seviyelere yaklaşmasına rağmen enerji fiyatlarının yükseldiği bir ortamda haftaya başlıyoruz. Husilerin Suudi Arabistan’da enerji kaynaklarını hedef alan saldırıları ve İran’ın körfezdeki gemileri vurması ABD seçimleri sonrası Orta Doğu’da savaş ihtimalini artırdı.</p>
<p>Aralık vadeli aktif Brent kontratı 117 dolar ile Nisan sonundan beri gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı. Vadeli piyasalar petrol fiyatının Mayıs ayına kadar 100 doların üzerinde kalacağını fiyatlıyor. Enerji uzmanları mevcut fiyatların 20-25 dolarlık kısmının jeopolitik risk primi kaynaklı olduğunu tahmin ediyor. </p>
<p>Enflasyonda yukarı yönlü riskin arttığı bir ortamda Fed (Çarşamba), ECB (Perşembe), BoJ (Cuma) faiz kararlarını izleyeceğiz. Tahvil faizlerinde yükseliş ve yapay zekâ kaynaklı riskten kaçış finansal koşulları sıkılaştırarak merkez bankalarının işini kısmen yaptı. Fed, ECB ve BoJ ikincil etkileri görmek için muhtemelen Ekim toplantılarını pas geçecek. </p>
<p>Çip, hafıza, yazılım hisselerinde Cuma günü seçici yükseliş yapay zekâ satış dalgasının sonuna yaklaştığımıza işaret ediyor. Ama muhteşem yedi hisselerinin harekete katılmaması, finans, havayolu, otomotiv, sağlık hisselerinde satış riskten kaçışın devam ettiğine işaret ediyor. </p>
<p>Savaş bölgesine yakın, enerji ve faiz duyarlılığı yüksek Borsa İstanbul geçen hafta en sert gerileyen gelişmekte olan borsalar arasında yer aldı. Ankara’nın aldığı önlemlere rağmen MSCI’nın Türkiye’yi beklemede tutması ve PPK açıklamasında para politikası görünümü paragrafına “adımların büyüklüğü ve zamanlaması” ifadesinin eklenmesi Borsa İstanbul’u baskıladı. </p>
<p>Cuma günü 10,700 seviyesine gerileyen endeks, kapanışa doğru gelen güçlü alımla 11.000 desteğinin üzerinde haftayı bitirdi. Bankalar kapanışa doğru gelen alımda en çok yükselenler arasındaydı. Büyümeye duyarlı beyaz eşya, demir-çelik, otomotiv haftalık bazda en çok gerileyenler arasında yer aldı. </p>
<p>Bu hafta yurtdışı gündemde, Orta Doğu'daki gelişmeler ve G3 merkez bankalarının faiz kararları izlenecek. Enerji fiyatlarının yükselmesi ve ürün spredlerinin yüksek kalması durumunda rafineri hisseleri değer kazanırken, havacılık baskı altında kalabilir. </p>
<p>Fed, ECB ve BoJ’un politika faizlerini değiştirmesi beklenmiyor. Ama önümüzdeki toplantılarda faiz artışının sınırlı olacağına yönelik sinyaller, kısa-orta vadeli tahvil getirilerinde gerilemeyi ve dünya borsalarında tepki alışlarını destekler. Küresel risk iştahına duyarlı bankalar harekete güçlü katılır. </p>
<p>Yurtiçi gündemde fonların tasfiye süreci ve haksız kazanç elde edenlerden yapılan tahsilatlar izlenecek. Şirket sahiplerinden yapılacak tahsilatın artması belirsizliği azaltarak son bir ayda çok değer kaybeden büyük şirketleri destekleyebilir. Ancak geçtiğimiz haftalarda satış yönünde olan yabancı yatırımcılar ve teminat tamamlama satışının hızlanması nedeniyle olası tepki alışı seçici olacaktır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-orta-doguda-gelismeler-ile-fed-ve-ecb-toplantilarinda-90534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gözler Orta Doğu’da gelişmeler ile Fed ve ECB toplantılarında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/the-bodrum-cupin-gelecek-rotasi-90533</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> The Bodrum Cup’ın gelecek rotası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarihi kültürel miras, doğal kaynaklar ve yerel kabiliyetlerin buluşmasıyla bölgeye ve ülkeye değer katıyoruz. The Bodrum Cup, bunun parıltılı örneği ve artık bir gelenek haline gelmiş durumda.</strong></p>
<p>Gelenek, <strong>gelene ek</strong> demektir. Eğer gelen, değer üreten bir şey ise ona ek yapan, sürekliliğidir. <strong>The Bodrum Cup </strong>1988’den beri her yıl düzenlenen uluslararası bir <strong>yelken festivali</strong> ve yarışı… Gelenek oluşumu için yeterli süreyi geride bırakmış, <strong>Bodrum’a</strong>, <strong>bölgeye</strong> ve <strong>ülkeye</strong> katkı sunar hale gelebilmiş…</p>
<p><strong>Era Bodrum Yelken Kulübü</strong> kurucu ve onursal başkanı <strong>Erman Aras</strong>, ömrünü buna adamış, Akdeniz’in en büyük <strong>yelken organizasyonu</strong> olmayı başarmış. Bodrum’un <strong>geleneksel ahşap tekne üretimini</strong>, denizcilik kültürünü, <strong>mavi yolculuk</strong> geleneğini yaşatabilmiş. Sadece spor yarışı değil <strong>kültürel festival</strong>…</p>
<p><strong>BODRUM GEMİSİ TÜRKİYE’NİN VİZYON TAŞIYICISI</strong></p>
<p><strong>The Bodrum Cup</strong> Organizasyon Komitesi Başkanı <strong>Süleyman Uysal</strong>’ı dinliyoruz; “<em>Gayretimizi en büyük meyvesi; devlet talimatıyla değil, Bodrum halkının, yerel ustaların, gönüllülerin birlikteliğiyle 2001’de suya inen <strong>Bodrum Gemisi</strong>’dir</em>.” Ülkemizin tanıtımında gelenekten geleceğe uzanan <strong>Türkiye vizyonu</strong>…</p>
<p>The Bodrum Cup, <strong>76 gönüllü iş insanın organizasyonu</strong>. Komite; yarış haftası boyunca yaklaşık <strong>200</strong> kişilik saha ve operasyon ekibini yönetiyor. Yarışa katılan her yatta, <strong>3 ila 7 arasında personel</strong> görev yapıyor. Dolayısıyla organizasyon, hem karada hem de denizde <strong>geniş bir ekibin çalışmasını</strong> sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / The Bodrum Cup’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bodrum’a ekonomik katkısı?</em></strong></p>
<p>Katılımcı sayısına bağlı olarak organizasyon süresince yaklaşık <strong>1,5 ila 2 milyon Euro ekonomik hareketlilik </strong>oluştuğunu tahmin ediyoruz. Yalnızca Bodrum’a değil <strong>yarış rotasındakilere</strong> kazandırıyor.</p>
<p><strong><em>Bölge turizmine katkısı?</em></strong></p>
<p>Yarışların 9 yıldır sponsoru <strong>Four Seasons</strong> otelleri yatırımcısı <strong>Tay Group</strong> Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Burçin Özer</strong>; turizm, yat çeşitlenmesine desteğini vurguluyor. <strong>Sezonu sonbahara uzatması</strong> da cabası…</p>
<p>Turizm ve <strong>yat çeşitlenmesini</strong> destekliyor. <strong>Sezonu sonbahara uzatıyor</strong>. Ekim ayında bölgeyi, yerli ve yabancı ziyaretçiler için <strong>cazibe merkezi</strong> haline getiriyor. <strong>Denizcilik kültürünün kök salmasını</strong> sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN FARKLI ALANLARDAKİ KABİLİYETİNİ KÜREYE TAKDİM ETMEK</strong></p>
<p><strong>Bodrum</strong>, ülkemizin değerlerinden biri… Doğal güzellikleri, koylarıyla <strong>denizcilik kültürünün yeşertilmesi</strong>, yaşatılmasında seçkin bir rolü var. Yarış sırasında çekilen <strong>fotoğraf</strong> ve <strong>videolar</strong>, ulusal ve uluslararası basın ve sosyal medya aracılığıyla yaklaşık <strong>50 milyon görüntülenmeye</strong> vesile oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BODRUM THE CUP LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yelkencilik</strong>: Yelkenli bir tekneyle su üzerinde ilerleme, rüzgârla manevra yapma, seyahat etme</p>
<p><strong>Bodrum Gemisi</strong>: Türkiye’nin çeyrek asırlık ilk ve tek yelkenli eğitim ve okul gemisi</p>
<p><strong>Bodrum Boat Show</strong>: 15-20 mt tekne ve 30 mt üzeri lüks yatların buluştuğu uluslararası organizasyon</p>
<p><strong>The Bodrum Cup</strong>: Her yıl Bodrum’da düzenlenen Akdeniz’in en prestijli ahşap tekne ve yat yarışları</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/the-bodrum-cupin-gelecek-rotasi-90533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ The Bodrum Cup’ın gelecek rotası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgunu-bu-borclanmalari-golgelemesin-90532</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon vurgunu bu borçlanmaları gölgelemesin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye neredeyse bir buçuk aydır fon vurgunuyla yatıyor, fon vurgunuyla kalkıyor. Bu gayet normal. İlk bakışta yarım milyon insan bu vurgundan etkilenmiş gibi görünüyor ama dolaylı etkilenenlerin sayısı en az çarpı üç, hatta çarpı dört.</p>
<p>Bu kadarla kalsa iyi, bir de fonla hiç işi olmadığı halde borsada fon portföyüne alınmış ve fiyatı şişirilmiş hisse senetlerinde yakalananların var. Ayrıca bilançosu çok iyi, fiyatı birkaç yıl önceki düzeyde seyreden borsanın lokomotifi konumundaki hisse senetlerine yatırım yapmış ama bu vurgundan dolayı kayba uğramış olanlar var.</p>
<p>Aradan geçmiş bir buçuk ay; sorunun büyüklüğünü ve ekonomiyi nasıl etkilemekte olduğunu, giderek daha fazla nasıl etkileyeceğini hâlâ tam kavrayamamış olanlar ya da mezarlıktan geçerken ıslık çalarcasına kavramaktan kaçınanlar, birilerinin üç beş milyar iade etmesiyle sorunun geride kalabileceğini sanıyor. Öyle olmayacağını yaşayarak göreceğiz.</p>
<p>Türkiye fon vurgunuyla yatıp kalkarken ekonomi diğer alanlarda nasıl gidiyor diye bakmak, hatta belki daha bir dikkatli bakmak gerekiyor.</p>
<p>Yıl içinde neredeyse her ay bıkmadan, usanmadan ele aldığım, alınmasını da gerekli gördüğüm bir konu var: </p>
<p><strong>“İç borçlanmada, özellikle sabit faizli iç borçlanmada taahhüt edilen faiz.”</strong></p>
<h2>İmzalar atıldı mı, geçmiş olsun! </h2>
<p>Hazine iç borçlanmada çeşitli araçlar kullanır. Bunların bir kısmı değişken faizli araçlardır, bir kısmı ise ihalenin yapıldığı gün vade sonuna kadar faizin sabitlendiği araçlar. İşte sabit faizli senet ihaleleri faizin sabitlendiği bir borçlanma yöntemidir ve bu borçlanmada oluşan faizi daha sonra değiştirmek mümkün değildir.</p>
<p>Ne enflasyon öngörüleni çok aştı diye bu borcu verenler ek faiz talep edebilir, ne de enflasyon öngörülenin çok altında kalırsa Hazine’nin bir talebi olabilir. İhale yapıldığında imzalar atılmış, taahhüt kesinleşmiştir.</p>
<h2>Dokuz yıla yüzde 35 faiz </h2>
<p>Hazine bu yıl sabit faizli 25 ihale yaptı. Bu ihalelerde faiz çok yüksek. Hazine’nin taahhüt ettiği faizle enflasyon hedefi olarak ortaya konulan oranları yan yana getirmek bile mümkün değil.</p>
<p>Bu yılki 25 ihalede en düşük faiz yüzde 29,09. Ama bu faiz ocak ayında yapılan ihalede 2035 yılına kadar olan dönem için taahhüt edildi. Daha beter durum ise şu. Vadesi 5 Eylül 2035 tarihinde dolacak bu kağıt 14 Ocak’ta yüzde 29,09 faizle ihraç edildi ama aynı kağıt bu kez 19 Ağustos’ta tabii ki yine aynı vade tarihiyle bu kez yüzde 35,12 faizle ihraç edilmek durumunda kalındı. Aynı vadeli kağıt, ocaktan ağustosa gelinmiş ve faiz 6 puan birden artmış. Ocaktan ağustosa ne değişti? Bu tipik durumu ikinci grafiğin son iki kutusunda ve çizgisinde görebilirsiniz.</p>
<p>Aynı eğilim çok somut olarak Nisan 2031 vadeli kağıt ihraçlarında da izleniyor. Söz konusu kağıt bu yıl içinde yedi kez ihraç edilmiş ve faiz oranı genel olarak yukarı gidiyor.</p>
<p>İhraç tarihine ve vadeye göre sıralı ihaleler ve bu ihalelerdeki faiz oranının nasıl seyrettiği ikinci grafikte yer alıyor.</p>
<h2>Yine aynı soru… </h2>
<p>Bu yılın enflasyon tahmini yüzde 28,4, 2027, 2028 ve 2029’un hedefleri ise yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9. 2029’da yüzde 9’luk bir hedef olduğuna göre en kötümser senaryoda sonraki yıllar için de bu oran öngörülüyor demektir.</p>
<p>Yüzde 9 enflasyon öngörülen yıllar için yüzde 35’e, 36’ya ulaşan faiz taahhüdüne niye giriliyor peki?</p>
<p>OVP’de ortaya konulan enflasyon hedefine mi inanılmıyor, yoksa enflasyon hedefi konusunda kuşku yok ama bugünlerde öyle bir çaresizlik yaşanıyor ki teklif edilen bu faizi kabul etmekten başka çare mi bulunamıyor? Ya da acaba iki olasılık da mı geçerli?</p>
<p>Borçlanmada faizin bu düzeylerde seyretmesi karşısında şu görüşü savunanlar olabilir:</p>
<p><strong>“Hazine borç yükünü uzun vadeye yaymak için faizin yüksek olmasını göze alıyor. Ayrıca borçlanma sırasında içinde bulunulan dönemin enflasyonu da göz önünde bulundurulur.”</strong></p>
<p>Bu görüşler pek geçerli görünmüyor.</p>
<p>Bir kere yaklaşık bir buçuk, iki yıllık vadeler için bile yüzde 40’a yakın, hatta bu düzeyi aşan faiz verildi. Herhalde bu vadeler için uzun demek mümkün değil.</p>
<p>Ayrıca geçmişte uzun vade için çok daha düşük faizle borçlanılıyordu. Üstelik o dönemlerdeki enflasyon da şimdikinden daha yüksekti. Dolayısıyla borçlanma dönemindeki enflasyon faiz üstünde o kadar da belirleyici olmuyormuş.</p>
<h2>Sorun çok büyük </h2>
<p>Girişte de belirttim; fon vurgunu çok büyük bir sorun. Hele hele doğrudan parasını yitirenler için çok çok büyük bir sorun. İnsanlar yılların birikimini kaybetti. Ama bu sorun tüm Türkiye açısından düşünüldüğünde ve özellikle toplumun büyük bir kesiminin finansal okuryazarlığı dikkate alındığında sanki biraz önemini yitiriyor.</p>
<p>Vatandaşların bir bölümü hâlâ sıfır atılmamış parayla konuşuyor ve bunun sonucunda 2 milyar haksız kazanca dudak bükerek <strong>“Benim maaşım bile 23 milyar”</strong> yaklaşımı sergileyen bile çıkabiliyor. Ya da belli kaynaklardan aktarılan yanlı ve yanlış bilgilerle fonlardaki paranın Hazine’ye gideceği, oradan da emekliye aktarılacağını ileri sürenlere bile rastlanıyor. Sonuçta bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde fon konusunu sulandırmak için her şey yapılıyor.</p>
<p>Finansal okuryazarlık sorunu fon vurgununu algılamayı bile engelliyor, dolayısıyla Hazine’nin çok büyük bir yük altına girmesi hiç mi hiç görülmüyor. Bu sorun anlatıldığında verilen tepkiler de genellikle aynı:</p>
<p><strong>“Sorun, Hazine’nin sorunu, bize göre bir şey yok ki!”</strong></p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded9d821746-1792989656.png" alt="" width="319" height="602" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded9dfc965a-1792989663.png" alt="" width="494" height="713" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgunu-bu-borclanmalari-golgelemesin-90532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon vurgunu bu borçlanmaları gölgelemesin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90530</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 26 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/Kts-IA2oduY" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-ilk-ayin-faturasi-135-milyar-dolar-90531</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada ilk ayın faturası: 135 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasada denetim olmayınca “köpeksiz köyde değneksiz gezen” gözü doymazlar sayesinde bugünleri yaşıyoruz. Sermaye piyasasının denetlendiğini zanneden, birikimlerini değerlendirmek için bazen de gözü kapalı hareket eden binlerce yatırımcı, bugün nasıl çözüleceği belli olmayan bir sorunun tam göbeğinde.</p>
<p>Borsa İstanbul’da yalnızca çöp hisseler değil, ekonominin gözbebeği olan şirketler de bu durumdan etkilendi. Devletin kimi günler yaptığı “adı konmamış” desteğe rağmen kanama sürüyor. Ne zaman sona ereceği, yatırımcının güveninin nasıl yeniden tesis edileceği konusunda ortada somut bir yanıt yok. Her gün kapanışta aynı hesabı yapıyoruz: Borsa bugün ne kadar düştü, toplam piyasa değerinden ne kadar buharlaştı?</p>
<p>Phoenix Danışmanlık kurucusu İris Cibre Lostar’ın dört gün önceki grafikli sosyal medya paylaşımı, yıllardır süren “Hem gözlerimi kapatayım hem de vazifemi yapmayayım” şeklindeki denetim anlayışının piyasayı nerelere getirdiğini ortaya koyuyor:</p>
<p>“Şu 1 ayda 21%'lik aşağı yönlü Bist hareketi var ya...</p>
<p>Bu hareket başlamadan önce krediler tarihi zirve seviyedeydi.</p>
<p>İnsanlar servet, tüm birikimlerini bıraktı burada. Yan kağıtlardaysa portföyler en az 50% eridi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded7b17df31-1792989105.png" alt="" width="399" height="486" />Ağustos sonundan itibaren dünkü değerlerle Yıldız+Anapazar+Altpazar tam olarak 135 MLR USD erimiş durumda.</p>
<p>Çok büyük darbe yedi borsa yatırımcısı, çok büyük..."</p>
<p>Bu rakamların her biri, yalnızca ekranlarda kırmızıya dönen fiyatları anlatmıyor. Bir ev almak, çocuğunu okutmak, emekliliğini güvenceye almak ya da yıllarca çalışarak biriktirdiği parayı değerlendirmek isteyen insanların kayıplarını da dile getiriyor. Üstelik krediyle hisse alanların zararı, fiyatlardaki düşüşle sınırlı kalmıyor; borç yükü de altından kalkamayacakları kadar ağırlaşıyor.</p>
<p>Asıl soru şu: Bu kadar büyük kayıplar yaşanmadan önce var olduğu iddia edilen denetim mekanizmalarından hangileri çalıştı, hangi riskler görüldü ve yatırımcı neden korunamadı? Sorumluların ortaya çıkarılması, denetimin kâğıt üzerinde kalmaması ve benzer olayların önüne geçecek adımların atılması şart.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-ilk-ayin-faturasi-135-milyar-dolar-90531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada ilk ayın faturası: 135 milyar dolar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-stoku-350-milyon-dolari-buldu-helikoptere-havada-yakiti-kaana-kuyruk-eyleyici-gelistirdi-90529</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş stoku 350 milyon doları buldu, ‘helikoptere havada yakıt’ı Kaan’a ‘kuyruk eyleyici’ geliştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>grubun başta savunma olmak üzere ulaştığı teknoloji geliştirme, üretim kabiliyetlerini anlatırken önce dünyadaki gelişmelere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Dünyada çok dramatik bir teknolojik dönüşüm yaşanıyor. Araçlarda 2. ve 3. </strong><strong>s</strong><strong>eviye otonom sürüş altyapılarıyla güvenle seyahat edebiliyoruz. </strong>“Nöral yonga” <strong>çalışmalarıyla insan beynine entegre elektronik altyapılar, insansı robotlarla yeni bir dünya düzeni inşa ediliyor.</strong></p>
<p>Sonra 1990 yılına döndü:</p>
<p>-          <strong>1990’da İTÜ’den akademisyen arkadaşlarımla Türkiye’nin ilk endüstriyel robotu </strong>“Altınay-1”<strong>i geliştirdik. Dönemin Devlet Bakanı Adnan Kahveci’nin yönlendirmesiyle 1991 sonunda </strong>“İTÜ TEKMER” <strong>kuruldu. Biz de orada </strong>“Altınay Robotik Otomasyon”<strong>u kurduk.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded63f8ab11-1792988735.jpg" alt="" width="800" height="438" /></strong>Sağlanan 44 bin dolarlık ilk destekle sanayi robotu geliştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Altınay’ın hikayesi o yıllardaki vizyon ve inançla başladı. 30 Ağustos 1993’te dünyadaki benzerlerine denk endüstriyel robotumuz </strong>“Altınay-HSR4”<strong>ü kamuoyuna ilan ettik.</strong></p>
<p>1994 yılında İTÜ’deki görevinden ayrılıp <strong>“Altınay Robotik ve Otomasyon A.Ş.”</strong>yi kurduğunu anımsadı:</p>
<p>-          <strong>O günlerde 5 bin mark bile bulamayınca seri robot üretimine geçemedik. Derin mühendislik birikimini sanayiye aktararak otomotiv sektörüne devasa kabiliyetler geliştirdik.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded6533b815-1792988755.jpg" alt="" width="800" height="533" /></strong>2001 yılında girdikleri gövde teknolojileri alanında 2010’lu yıllarda dünyadaki ana üreticilerin gövde hatlarını kurabilen küresel bir güç haline geldiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bugün Ford, BMW, Mercedes’e üretim hatları tasarlıyoruz. Ford Otosan’da kurduğumuz hattın içerisinde 550 endüstriyel robot çalışıyor. Her 90 saniyede bir araç gövdesi üretiyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Altınay, </strong>Altınay Teknoloji Grubu’nun ulaştığı aşamayı, Savunma Grubu’nun atılımlarını paylaşmak üzere sohbet toplantısı düzenledi. <strong>Altınay</strong>’a, Savunma Grubu CEO’su <strong>Burak Mercan, </strong>Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Enis Ata, </strong>Altınay Teknoloji Grubu İcra Kurulu Üyesi <strong>Dilara Altınay, </strong>Ürün Yönetimi ve Pazarlama Direktörü Dr. <strong>Gül Yazıcı, </strong>Kurumsal İletişim Yöneticisi <strong>Ahmet Vatansever </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Hakan Altınay, </strong>Savunma Grubu’na değinirken 1974 Kıbrıs Barış Harekatı günlerine uzandı:</p>
<p>-          <strong>9-10 yaşında </strong>“Kendi Uçağını Kendin Yap” <strong>pulu biriktirirdim. İTÜ’de havacılık okudum, robotik ve eyleyici teknolojisinde uzmanlaştık. Kaan’ın ek kritik alt sistemini geliştiriyoruz.</strong></p>
<p>Grubun TAAC adlı şirketi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>TAAC’da yüzde 50 Altınay Savunma Teknolojileri, yüzde 50 TUSAŞ hissesi var. Bu şirketimiz Kaan uçağımızın kritik alt sistemlerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>Altınay Savunma Grubu’nun Türkiye’nin kritik teknolojiler alanında <strong>“vakıf şirketleri”</strong>nden sonra gelen teknoloji hazinelerinden biri olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Altınay Savunma Teknolojileri’ni 2014 yılında kurduğumuzda 14 kişilik bir ekip vardı. Bugün grubun 1200 kişilik kadrosunun 700’e yakını doktoralı ve uzman mühendislerden oluşuyor.</strong></p>
<p>Kaan uçağı ile ilgili bir örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Kaan uçağının kuyruk tarafında yer alan devasa bir </strong>“dümen eyleyicisi” (actuator) <strong>vardır. Amerikalı uzmanlar ve uluslararası çevreler </strong>“Böyle bir eyleyici bu boyutlarda ve bu performans kriterleriyle tasarlanamaz” <strong>raporu vermişti.</strong></p>
<p>Altınay ekibi olarak <strong>“tasarlanamaz” </strong>denilen <strong>“Kaan’ın kuyruk eyleyicisi”</strong>ni tasarladıklarını ve başarıyla teslim ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şu günlerde o kritik </strong>“eyleyici”, <strong>Kaan’ımızın kuyruğunda gökyüzüyle buluşmak için gün sayıyor. Türk mühendisliğinin sınır tanımayan gücü tam da budur.</strong></p>
<p>Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Enis Ata </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bir uçak üzerinde hareket eden herhangi bir yeri incelediğinizde, o hareketi tahrik eden çok kritik bir alt sistem görürsünüz. Biz bütün alt sistem ve bileşenleri tasarlayıp üretiyoruz. Kaan için tasarladığımız </strong>“eyleyici”, <strong>uçağın havada manevra yapmasını sağlar.</strong></p>
<p>TAAC’ın geliştirdiği sistemleri sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kaan’ın Ana Uçuş Kontrol Eyleyicileri, İkincil Uçuş Kontrol Eyleyicileri, Silah Kapağı Eyleyicileri, Kanopi Eyleyicisi.</strong></li>
<li><strong>Hürjet’te İkincili Kontrol Eyleyicileri, Kanopi Eyleyicisi, Speed Brake Eyleyicisi.</strong></li>
<li><strong>Hürkuş’ta Kanopi Eyleyicisi, Speed Brake Eyleyicisi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Burak Mercan </strong>da MİLGEM’de yer alan bir başka kritik sistemin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Altınay Savunma Teknolojileri’nin geliştirdiği </strong>“JP5 Yakıt Transfer Sistemi”, <strong>helikoptere havada veya güvertede yüksek basınçla güvenli yakıt transferi yapan özel bir sistem.</strong></p>
<p>Deniz ortamının tuzlu su ve yüksek nem nedeniyle son derece korozif ve zor olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle helikopterdeki yakıtın periyodik olarak çekilip temizlenmesi ve yeniden basılması gerekir. Alev alma ve patlama riski barındıran, çok sıkı uluslararası sertifikasyonlar gerektiren ve dünyada çok az firmanın yapabildiği üründür.</strong></p>
<p>Bugün itibariyle 350 milyon dolarlık iş stokuna sahip olduklarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Küresel pazardaki ivmemiz doğrultusunda iş stokunu 700 milyon dolar ve üzerine çıkarmayı, zamanla küresel 100 savunma teknolojileri şirketi arasına girmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Finansal performans açısından da son derece sağlıklı büyüme patikasında olduklarını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48 büyüyerek 79.5 milyon dolar ciroya ulaşmıştık. Bu yılı yüzde 27 büyüyerek 101.1 milyon dolar ciro ile tamamlamayı öngörüyoruz.</strong></p>
<p>1990 yılında Türkiye’nin ilk robotunu İTÜ’den akademisyen arkadaşlarıyla birlikte üreten <strong>Altınay, </strong>36 yılda teknoloji geliştirmede dünya devleriyle yarışan bir şirketler grubuna imza attı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTÜ’de ‘Kimya Araştırma Merkezi’ kurdu, ‘batarya kimyası’na odaklandı</span></h2>
<p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>batarya kimyasının öncelikli alanlardan biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Batarya kimyasından kasıt, bir batarya hücresini üretebilmek için sahip olmanız gereken üretim mühendisliği gücüdür. Çinliler bu alanı çok önceden gördüler, bugün dünyanın en büyük altyapısına sahipler.</strong></p>
<p>Türkiye’de de bu alanda önemli adımların atıldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Altınay Teknoloji Grubu olarak İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya-Metalürji Fakültesi’nde batarya malzemeleri kimya araştırma merkezi kurduk: </strong>“Enerji Depolama Teknolojileri Malzeme Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı.”</p>
<p>Doç. <strong>Billur Deniz Karahan</strong>’ın önderliğinde bu konularda araştırmalar yürüttüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Amacımız hacim ve ağırlık olarak daha düşük, ancak enerji depolama kapasitesi çok daha yüksek olan katı hal bataryaları gibi daha nitelikli batarya teknolojilerini ülkemize kazandırmak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DASAL, kamikaze ve kargo dronları yapıyor</span></h2>
<p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>Altınay Savunma’nın kritik iştiraklerinden DASAL’a değindi:</p>
<p>-          <strong>DASAL, insansız hava sistemleri alanında ulusal ve uluslararası seviyede nitelikli altyapıya sahip. DASAL, kamikaze ve kargo dronları da dahil olmak üzere ihtiyaç duyulan tüm kritik teknolojileri geliştirip Savunma Sanayi Başkanlığımıza teslim etmiştir.</strong></p>
<p>Mühendislik iddialarını kendi içlerinde derinleştirdiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin savunma ekosisteminde dengeli pozisyonu koruyoruz. Bazı kritik teknolojilerdeki başarılarımız sayesinde son dönemde uluslararası alandan ve yurt dışından yoğun davetler alıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüzde 100 yerli mühendislikle yeni nesil motosiklet üretti</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded66ce0ca8-1792988780.jpg" alt="" width="800" height="504" /></span><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>bilgisayarını açtı, bir motosikletin deneme sürüşünü gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Mobilite ve şehir içi lojistik alanındaki dönüşümü öngörerek hayata geçirdiğimiz bir başka stratejik projemiz yeni nesi motosiklet markamız </strong>“Actio” <strong>ve ilk modeli </strong>“Ulti” <strong>oldu.</strong></p>
<p>Kargo taşımacılığında ve kurye sektöründe kullanılan araçların ithalat oranının yüksekliğine işaret etti:</p>
<p>-          “Actio Ulti”<strong>de motor teknolojisinden sürücü elektroniğine, yazılımından gövde altyapısına kadar tamamen yerli mühendislikle geliştirilmiş bir altyapı ortaya koyduk. Sadece batarya hücrelerini yurt dışından tedarik ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Actio Ulti”</strong>de taşınabilir batarya kurguladıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Batarya çıkarılıp evde veya ofiste şarj edilebiliyor. Ayrıca batarya değişim istasyonları da planlıyoruz.</strong></p>
<p>Motosikletin menzili üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Testlerimizde 170 kilometreye ulaşan menzil sunduk. Bu menzili daha da artırmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Kasım ayında motosikletin seri üretiminin başlayacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Aralık ayı başında da satışa sunmayı planlıyoruz. Letven Capital’in yatırımcı olduğu </strong>“Actio”<strong>nun kurucu ortakları </strong>“Driventure”, “Devinno” <strong>ve </strong>“Altınay Elektromobilite”.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Geleceğin Teknoloji Kampüsü’ne 55 milyon dolar yatırım yapıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded67e5b4c1-1792988798.jpg" alt="" width="800" height="450" /></span><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde geçen yıl <strong>“Teknoloji Kampüsü”</strong>nün temelini attıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Kampüsün kapalı alanını 33 bin metrekareye çıkardık. Savunma ve TAAC’ın üretim tesisleri hariç, grubumuzun tüm mühendislik, Ar-Ge ve üretim altyapısını bu tesise topluyoruz.</strong></p>
<p>Kampüsün 55 milyon dolara mal olacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bunun yanı sıra Altınay Savunma’nın Dilovası’nda kurduğumuz üretim teknolojileri tesisimize de bugüne kadar 44 milyon dolarlık yatırım yaptık.</strong></p>
<p>Savunma sanayinin en büyük darboğazlarından biri olan kalifikasyon ve test süreçlerine yönelik stratejik bir yatırıma daha imza attıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>6 milyon dolar kaynak ayırdığımız yeni nesi test merkezimiz ile savunma ve havacılık ürünlerinin geçmek zorunda olduğu tüm EMC ve çevre koşulları testlerini kendi bünyemizde gerçekleştireceğiz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-stoku-350-milyon-dolari-buldu-helikoptere-havada-yakiti-kaana-kuyruk-eyleyici-gelistirdi-90529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/477-1792988856.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş stoku 350 milyon doları buldu, ‘helikoptere havada yakıt’ı Kaan’a ‘kuyruk eyleyici’ geliştirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ikinci-el-ticaride-atil-stok-buyuyor-90528</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İkinci el ticaride atıl stok büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Reel sektörün içinde bulunduğu nakit sıkışıklığı, yüksek işletme giderleri ve tırmanan dükkan kapanmaları ticari gayrimenkul pazarında kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. TÜİK verilerine göre bu yılın ocak-eylül döneminde Türkiye genelinde toplam iş yeri satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalarak 142 bin 798 adetten 135 bin 543 adede geriledi. Ancak pazarın genelindeki bu daralmaya karşın, alt segmentlerde yaşanan zıt yönlü hareketlilik, piyasanın ‘işletme’ amacından çıkıp ‘sermaye koruma’ ve ‘ finansman arayışı’ eksenine kaydığını gösteriyor.</p>
<h2>İkinci el dükkan piyasası kilitlendi </h2>
<p>Piyasadaki kepenk kapatmalar ve yeni işletme açma iştahının kesilmesi, ikinci el iş yeri satışlarına doğrudan darbe vurdu. Yılın 9 ayında ikinci el iş yeri satışları yüzde 8,6 azalarak 94 bin 911’e düştü. Eylül ayındaki tekil düşüş ise yüzde 10,5 oldu. Sektör temsilcileri, ikinci eldeki kan kaybının arka planında artan kiralama maliyetleri, tadilat ve devir masraflarının yanı sıra düşen tüketici talebi olduğunu belirtiyor. Kapanan dükkanların bıraktığı boş ticari alan stoku şehir merkezlerinde birikirken, yüksek yenileme maliyetleri yüzünden girişimciler var olan dükkanları devralmaktan kaçınıyor. Piyasa aktörlerine göre, ikinci el ticari gayrimenkul, alıcı bulmakta zorlanan atıl bir stok haline geliyor.</p>
<h2>Sıfır projelerin payı 5 yılın zirvesinde </h2>
<p>İkinci el kanadındaki kilitlenmeye karşın, ilk el yani sıfır iş yeri satışları piyasadan tamamen ayrıştı. Yılın 9 ayında ilk el iş yeri satışları yüzde 4,2 artışla 40 bin 632 adede yükseldi. Eylül ayındaki tekil artış ise yüzde 13,2’yi buldu. Son 5 yılın (2022-2026) ocak-eylül verileri incelendiğinde sıfır projelerin toplam pazar içindeki payında tarihi bir rekor dikkat çekiyor. 2022’nin 9 ayında satıştaki payı yüzde 25,5 olan ilk el iş yerleri; 2023’te yüzde 26, 2024’te yüzde 28,1, 2025’te yüzde 27,3 olurken; 2026’nın aynı döneminde yüzde 30 seviyesine ulaşarak 5 yılın zirvesini yakaladı. Bu tablo, pazarda esnaf ve küçük işletmecinin yerini sermaye gücü yüksek alıcıların aldığını doğruluyor. Sektör temsilcilerine göre, enflasyona karşı birikimini korumak isteyen yatırımcılar ile inşaat firmalarının sunduğu esnek vadeli ödeme modellerini değerlendiren alıcılar, sıfır projeleri ‘güvenli liman’ olarak görüyor. Verilerin en dikkat çekici detaylarından biri ise ipotekli (kredili) satışlar kanadında yaşandı. Kredi maliyetlerinin zirvede seyrettiği bir ortamda, 9 aydaki ipotekli iş yeri satışları yüzde 61,8 rekor artışla 6 bin 35 adede ulaştı.</p>
<h2>Yabancı yatırımcı ticariden çekildi</h2>
<p>TÜİK’in yabancılara yapılan gayrimenkul satış verileri, ticari alanda yabancı ilgisinin de eridiğini ortaya koydu. Buna göre, 2022 yılının 9 ayında yabancılara 3 bin 14 adet iş yeri satılırken ve yabancının toplam satıştaki payı yüzde 2,14 seviyesindeyken; bu rakam kademeli olarak geriledi. 2023’ün 9 ayında 1324’e, 2024’te 988’e düşen yabancıya iş yeri satışı, 2026’nın ocak-eylül döneminde 991 adette kaldı. Yabancıların toplam satıştaki payı ise yüzde 0,73’e geriledi. Vatandaşlık alımındaki limit düzenlemeleri, döviz bazlı yüksek mülk fiyatları ve küresel yavaşlama, yabancı yatırımcının çekilmesine neden olurken; yabancı tarafında yaşanan bu erime, pazarın tüm yükünün iç pazardaki yerli yatırımcının omuzlarına kaldığını gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ikinci-el-ticaride-atil-stok-buyuyor-90528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/gayrimenkul-ticari-is-yeri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik aktivitedeki yavaşlama, artan işletme maliyetleri ve iş yeri kapanmaları ticari gayrimenkul piyasasını daralttı. Ocak-eylül döneminde toplam iş yeri satışları yıllık yüzde 5,1 düşüşle 135 bin 543’e geriledi. İkinci el satışlardaki kayıp yüzde 8,6’ya ulaşırken ilk el satışlar ise yüzde 4,2 artış kaydetti. Yüksek yenileme maliyetleri ve zayıf talep ikinci el piyasasını baskılarken, yeni iş yeri satışlarının toplamdaki payı yüzde 30’a yükseldi. Uzmanlar, ikinci el ticari gayrimenkulün, alıcı bulmakta zorlanan atıl bir stok haline geldiğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/takipteki-krediler-trilyona-gidiyor-90527</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takipteki krediler trilyona gidiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe son iki yılın en önemli gündem maddesi, takipteki alacak bakiyesindeki yükseliş. Bu durum bankaların tahsili gecikmiş alacak satışını hızlandırdı. Bu yıl 23 Ekim itibarıyla bankacılık sektörünün tahsili gecikmiş alacak satışı 75 milyar liraya ulaştı. BDDK verileri ise bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesinin 933,8 milyar liraya yükseldiğini gösteriyor. Bankalar satış yapmasaydı tarihte ilk kez TL cinsi tahsili gecikmiş alacak bakiyesi 1 trilyon lirayı aşacaktı. Sektörde TL cinsi toplam takipteki alacak oranı yüzde 5,12 ile 17 Aralık 2021’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Yine TL cinsi tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında takipteki alacak oranı, yüzde 5,72 ile ölçüm tarihinden bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2c947bb1-1792987849.png" alt="" width="320" height="1044" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2d3da2d1-1792987859.png" alt="" width="312" height="462" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2da2f6f2-1792987866.png" alt="" width="315" height="281" /></p>
<h2>4 ayda 30 milyar liraya varan satış </h2>
<p>EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalardan yaptığı hesaplamalara göre 1 Temmuz ile 23 Ekim arasında bankaların varlık yönetim şirketlerine yaptığı tahsili gecikmiş alacak satışı 29 milyar 223,5 milyon lira oldu. Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre ise bu yılın ilk çeyreğinde bankaların tahsili gecikmiş alacak satışı 17 milyar 51,9 milyon lira, ikinci çeyreğinde ise 28 milyar 652,8 milyon liraydı. 1 Temmuz sonrasında ise bu rakam 29 milyar lirayı aştı. Bu yılın yaklaşık 10 ayındaki satış da 74 milyar 928,1 milyon liraya ulaştı. 1 Temmuz’dan sonra özellikle Garanti BBVA, İş Bankası ve DenizBank’ın tahsili gecikmiş alacak satışları öne çıktı. Bu yıl hiçbir kamu bankası tahsili gecikmiş alacak satışı yapmazken Yapı Kredi’nin de 1 Temmuz sonrası tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesine çıkmaması dikkat çekti. Öte yandan, Ak Yatırım’ın bu yılın üçüncü çeyreğine ilişkin bankacılık sektörü bilanço beklentilerinde, sorunlu kredi hacmindeki büyümenin ikinci çeyreğe göre yüzde 50’nin üzerinde olduğuna işaret edildi. Yine Ak Yatırım, üçüncü çeyrekte sorunlu kredi hacmindeki artışın 145 milyar lira olduğuna ve bu çeyrekte özellikle kamu bankalarının sorunlu kredilerindeki büyümenin daha belirgin olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2>TL cinsi bakiye 1 trilyonu aşacaktı </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun haftalık verilerine göre 16 Ekim’de biten hafta itibarıyla bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesi 933 milyar 791,9 milyon lira seviyesinde. Bankacılık sektöründe bu yıl 75 milyar liraya ulaşan tahsili gecikmiş alacak satışı gerçekleştirilmeseydi bu rakam, TL cinsi olarak tarihte ilk kez 1 trilyon lira sınırını aşacaktı. BDDK verilerine göre TL cinsi takipteki alacak oranı yüzde 5,12 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, 17 Aralık 2021 haftasından bu yana görülen en yüksek seviye. 5 yılın zirvesine gelen takipteki alacak oranı, 2020 sonunda yine TL cinsinden yüzde 8,58 ile zirvesini görmüştü. Bankacılık sektörünün tahsili gecikmiş alacak satışı olmasaydı takipteki alacak oranı da yüzde 5,53’e kadar yükselecekti.</p>
<p>BDDK verilerine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında TL cinsi takipteki alacak oranı ise yüzde 5,72 ile veri başlangıç tarihi olan 2024’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü. TL cinsi tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında en düşük oran, yüzde 1,58 ile Haziran 2023’te gerçekleşmişti. İhtiyaç kredilerinde ise TL cinsi takipteki alacak oranı yüzde 7,05’e çıkarak yine veri başlangıcından bu yana en yüksek seviyesini gördü. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak oranı ise yüzde 6,13 ile Eylül 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviyeye yükseldi.</p>
<p>Öte yandan ticari tarafta da sorun büyüyor. BDDK verilerine göre TL cinsi ticari ve diğer kredilerde takipteki alacak oranı, yüzde 4,75 ile 17 Haziran 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Taksitli ticari kredilerde yüzde 5,58’e çıkan TL cinsi takipteki alacak oranı da 23 Eylül 2022’den sonra görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor. Kurumsal kredi kartlarında TL cinsi takipteki alacak oranı, 16 Ekim itibarıyla yüzde 3,41’e geldi. Bu oran, 20 Kasım 2020’den sonra görülen en yüksek seviye. KOBİ kredilerinde de 16 Ekim itibarıyla yüzde 5,10 olan TL cinsi takipteki alacak oranı, 3 Haziran 2022’den sonra görülen en yüksek seviyeye çıktı.</p>
<p>Bu yıl tahsili gecikmiş alacak satışında rekor beklentisi yılbaşından bu yana gündemdeydi. Ancak 23 Ekim itibarıyla ulaşılan 74 milyar 928,1 milyon liralık tutar, geçen yılın tamamını geride bıraktı. Geçen yıl Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak satışı 64 milyar 709,8 milyon lira seviyesindeydi ve bu da bir rekora işaret ediyordu. Bu yılın yaklaşık 10 ayında 75 milyar liraya gelen tahsili gecikmiş alacak satışı, geçen yılın tamamının yüzde 15,8 üzerinde bulunuyor. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu yıl tarihte ilk kez bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak satışının 100 milyar lira sınırını aşması muhtemel.</p>
<h2>Kamu bankalarında tahsili gecikmiş alacak satışı yok </h2>
<p>Kamu bankaları tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesi düzenlemiyor. EKONOMİ’nin araştırmalarına göre en son Halkbank, Şubat 2024’te tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesi düzenledi. VakıfBank ve Ziraat Bankası’nın ise yakın dönemde bir satışı yok. BDDK verilerine göre kamu bankalarında TL cinsi takipteki alacak bakiyesi, 16 Ekim itibarıyla 358 milyar 662,7 milyon liraya yükseldi. Haziran sonundan bu yana artış 88 milyar 267,3 milyon lira oldu. Yine BDDK verilerine göre kamu bankalarının toplam TL cinsi kredileri ise 8 trilyon 126,3 milyon lira seviyesinde. Haziran sonundan 16 Ekim’e kadar bu kredilerdeki artış ise 686 milyar 878,1 milyon lira.</p>
<h2>Garanti BBVA ihaleyi Birikim Varlık’tan geri aldı </h2>
<p>EKONOMİ’nin KAP bildirimlerinden yaptığı hesaplama, Garanti, İş Bankası, Deniz- Bank ve Akbank’ın tahsili gecikmiş alacak satışlarına haziran sonrasında da devam ettiğini ortaya koyuyor. Varlık yönetim şirketlerinde Gelecek Varlık öne çıkarken Garanti BBVA’nın 24 Eylül’de düzenlediği tahsili gecikmiş alacak ihalesindeki bir iptal dikkat çekti. Garanti BBVA, 23 Ekim’de KAP’a yaptığı açıklamada, 24 Eylül itibarıyla toplam anapara ve akdi faiz bakiyesi 548 milyon 984 bin 638,80 TL olan tahsili gecikmiş alacakların faizleriyle birlikte 56 milyon lira bedelle Birikim Varlık’a temlik edilmesinin öngörüldüğünü belirtti. Banka, aldığı karar doğrultusunda söz konusu portföyün 54 milyon lira bedelle Gelecek Varlık’a temlik edilmesine karar verildiğini duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/takipteki-krediler-trilyona-gidiyor-90527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektörünün TL cinsi takipteki alacak bakiyesi 934 milyar liraya ulaşırken, bu alacakların toplam kredilere oranı da yüzde 5,1 ile 5 yıla yakın sürenin zirvesini gördü. Bankaların aynı dönemde satışını gerçekleştirdiği 75 milyar lira tutarındaki tahsili gecikmiş alacaklar da dahil edildiğinde, rakam 1 trilyon liranın üzerine çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baticim-izmirin-cimento-sektorundeki-ilk-ar-ge-merkezini-kurdu-90589</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batıçim, İzmir’in çimento sektöründeki ilk Ar-Ge merkezini kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi'nin köklü sanayi gruplarından Batı Anadolu Şirketler Topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren Batıçim Çimento Sanayi AŞ, İzmir'in çimento sektöründeki ilk Ar-Ge Merkezi'ni hayata geçirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın onayıyla Ar-Ge Merkezi statüsü kazanan Batı Garage'ın tüm topluluğa hizmet verecek şekilde yapılandırıldığı bildirildi.</p>
<p>Çimento sektöründe rekabet koşullarının değiştiğini söyleyen Batı Anadolu Şirketler Topluluğu İcra Kurulu Üyesi ve Üretim Operasyon Grup Başkanı Caner Türkyener, “Artık yalnızca ne kadar ürettiğiniz değil, hangi kaynakları kullanarak, ne kadar enerji tüketerek ve çevre üzerinde nasıl bir etki bırakarak ürettiğiniz de belirleyici. Batı Garage’ı bu değişime yanıt verecek çalışmalarımızın merkezinde görüyoruz. Üretim, kalite, sürdürülebilirlik, çevre, yatırım ve dijitalleşme alanlarını bir araya getirerek araştırma sonuçlarının doğrudan sahaya yansımasını istiyoruz. Bizim için asıl başarı, geliştirilen bir teknolojinin fabrikalarımızda uygulanması, kaynak kullanımını azaltması ve üretimde somut bir karşılık bulması olacak. Batı Anadolu’nun 60 yıllık sanayi birikimini de bu anlayışla geleceğe taşımayı amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik odaklı Ar-Ge çalışmalarını stratejik önceliklerinden biri olarak ele alan Batı Anadolu Şirketler Topluluğu'nun Ar-Ge’nin bütçedeki payını da artırdığı bildirildi. Şirket açıklamasına göre, Ar-Ge’ye ayrılan bütçe 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 58,5 arttı. Bu kaynakla Batıçim Çimento bünyesinde kurulan merkezin, düşük karbonlu ürünler, alternatif ham madde ve yakıt kullanımı, proses verimliliği, dijitalleşme ve yeni nesil yapı malzemeleri odağında 11 projeyi aynı anda yürüttüğü belirtildi. Projelerin 9’u sürdürülebilir ürün ve malzeme geliştirme, biri karbon yakalama, biri de dijitalleşme alanında ilerliyor.</p>
<h3><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adf2c5a9625f-1793010778.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></h3>
<p><strong>İlk Ar-Ge projesine 19,3 milyon TL'lik bütçe</strong></p>
<p>Batıçim Çimento bünyesinde geliştirilen düşük karbonlu çimento üretimine yönelik ilk Ar-Ge projesi, TÜBİTAK tarafından destek almaya hak kazandı. Yaklaşık 19,3 milyon TL bütçeyle 21 ay boyunca yürütülecek KİLKAY projesi kapsamında, fabrika sahalarında bulunan killerin üretimde değerlendirilmesi ve yeni bir klinker türü geliştirilmesi hedefleniyor. Projenin, alternatif ham maddelerin çimento üretiminde kullanımını artırmaya yönelik çalışmalara katkı sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p>Batıçim Çimento, düşük karbonlu beton geliştirmek amacıyla yeni bir proje için de başvuruda bulundu. Dünya Bankası destekli programa sunulan MINERBET projesinde, üretim süreçlerinde ortaya çıkan baca gazı ve atık suların yeniden değerlendirilerek çevresel etkisi daha düşük beton geliştirilmesi amaçlanıyor. Projenin Ar-Ge Merkezi'nin laboratuvar altyapısını da güçlendirmesi bekleniyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, çalışmalarını uluslararası araştırma programlarına da taşıyan merkez, 2026 yılında Avrupa Birliği'nin Horizon Europe ve Eurostars programlarına toplam beş proje başvurusu gerçekleştirdi. Eurostars programına sunulan iki projeden GREENCEMENT, çimento üretiminde enerji tüketimini ve karbon salımını azaltmak için yapay zekâdan yararlanılmasına odaklanıyor. Decar-ConQ projesinde ise düşük karbonlu beton geliştirilmesi ve beton kalitesinin dijital teknolojilerle anlık olarak izlenmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baticim-izmirin-cimento-sektorundeki-ilk-ar-ge-merkezini-kurdu-90589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/baticim-izmirin-cimento-sektorundeki-ilk-ar-ge-merkezini-kurdu-1793010813.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batıçim Çimento bünyesinde kurulan Batı Garage, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı&#039;nın onayıyla İzmir&#039;in çimento sektöründeki ilk Ar-Ge Merkezi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-2-90560</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçük yaşlar, büyük hesaplar (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen haftaki yazımda, İngiliz futbolunun dev kulüplerinin henüz çocuk yaştaki yetenekleri transfer etmek için girdikleri milyon sterlinlik rekabetten söz etmiş, sporcu yetiştirmekle çocukları birer yatırım aracına dönüştürmek arasındaki ince çizgiyi sorgulamıştım. Makale, büyük kulüplerin genç yetenekleri keşfetmek için girdiği rekabetin yalnızca futbol piyasasını değil, ailelerin çocuklarının sportif geleceğine bakışını, beklentilerini ve bu süreçte aldıkları kararları nasıl etkilediğini de ele alıyor.</p>
<p>Makalenin dikkat çekici ayrıntılarından biri, İngiltere’de bazı çocukların henüz üç yaşında özel futbol akademilerine gönderilmesi, beş yaşında profesyonel kulüplerin yetenek avcıları tarafından izlenmeye başlanmasıydı. Profesyonel kulüplerin çocuk yaştaki yetenekleri kapmak için astronomik fiyatlar ödediği bir ortamda, bu rekabeti çocuklarının geleceği için bir yatırım fırsatı olarak gören ailelerin ortaya çıkması pek şaşırtıcı değil.</p>
<p>Erken keşfedilmenin gelecekte büyük bir avantaj sağlayacağına aileler, çocuklarının büyük kulüplerin akademilerine mümkün olduğunca erken girebilmesi için çaba harcıyorlar. Çocuklarına spora yönlendiren anne babaların, onların gelişimini destekleme isteğiyle geleceğine ilişkin beklentileri arasındaki sınıra ne kadar dikkat ettiklerini saptayabilmek oldukça zor.</p>
<p>Sabahın köründe antrenmana yetiştirmeler, hafta sonu turnuvaları, uzun yolculuklar, özel dersler, kamplar, ciddi fedakarlıklar gerektiren bu yolda, her anne baba çocuğunun başarılı olmasını istemesi, yetenekli olduğunu düşündüğü çocuğuna imkân yaratması, iyi antrenörlerle çalışmasını sağlaması son derece doğal.</p>
<p>Bana göre sorun bu fedakârlıkların yapılmasında değil, zamanla bir karşılık beklentisine dönüşmesinde başlıyor. Başlangıçta çocuğunun spor yapmasından mutluluk duyan aile, birkaç yıl sonra kendisini sürekli diğer çocuklarla karşılaştırma yaparken bulabiliyor. Kim hangi kulübe seçildi? Kimin menajeri var? Kim daha fazla süre alıyor? Hangi antrenör kiminle ilgileniyor? Henüz ortada profesyonel bir kariyer yokken, aile içinde geleceğin transferleri, bursları, sözleşmeleri konuşulmaya başlanıyor. Çocuğun sevdiği bir oyunu oynaması için başlayan yolculuk, farkında olmadan bütün ailenin ortak projesine dönüşebiliyor.</p>
<p>İşin daha da düşündürücü tarafı, çocukların bu beklentileri çoğu zaman biz söylemeden hissetmeleri. Anne babasının kendisi için ne kadar fedakârlık yaptığını gören bir çocuk, kendi başarısını sorguladığında, ailesini de hayal kırıklığına uğrattığını düşünebiliyor. Spordan keyif almadığı bir dönemde bunu söylemekten, hatta artık devam etmek istemediğinde ailesinin emeklerini boşa çıkarmaktan korkabiliyor.</p>
<p>Meselenin çok daha düşündürücü hatta kaygı verici bir boyutu, bazı durumlarda çocukların tüm ailenin finansal yatırımı olarak görülmesi. Çocuğun başarısı tüm ailenin ekonomik beklentilerinin bir parçasına dönüştüğü noktada, henüz kendi geleceğine ilişkin kararları verebilecek olgunluğa ulaşmamış birisinin omuzlarına ebeveynlerin gelecek hayalleri ve ekonomik beklentileri de yükleniyor.</p>
<p>Sporcu velileriyle yaptığım çalışmalarda sık sık üzerinde durduğum bir konu var: Çocuğumuzun sporla kurduğu ilişkinin sahibi kim? Biz mi, kendisi mi? Bir çocuğun yeteneğini geliştirmek için ona fırsatlar sunabiliriz fakat hangi başarıyı ne kadar istediğine, karşılaştığı güçlüklerle nasıl mücadele edeceğine ve zamanla nasıl bir yol seçeceğine ilişkin ona da söz hakkı bırakabilmeliyiz.</p>
<p>Spor, yalnızca profesyonel bir kariyere hazırlanma süreci gibi değil, çocuğun kendisini tanıdığı, sınırlarını keşfettiği, hata yapmayı, kaybetmeyi ve yeniden denemeyi öğrendiği bir gelişim alanı olarak görülmeli diye düşünüyorum. Profesyonel sporcu olamaması, yıllarca verilen emeğin boşa gittiği anlamına gelmiyor. Asıl kayıp, bütün bu yolculuğun sonunda çocuğun spordan soğuması, kendisini yalnızca sonuçlarıyla değerlendirmesi veya anne babasının sevgisini başarısıyla ilişkilendirmeye başlamasıdır.</p>
<p>Çocuğumuzun geleceğine yatırım yaparken, onun bugünkü mutluluğunu ve kendi hayallerini gözden çıkarıyorsak, belki de hesabı en baştan yanlış yapıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-2-90560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küçük yaşlar, büyük hesaplar (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-manisada-200-milyon-euro-yatirimla-yarisi-karanlik-fabrika-acti-90559</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Manisa&#039;da 200 milyon euro yatırımla yarısı ‘karanlık’ fabrika açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Arçelik, yaklaşık 200 milyon Euro yatırımla devreye aldığı Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin resmî açılışını gerçekleştirdi. 92 bin metrekarelik alana kurulu işletmede, ileri otomasyon sistemleri ve veri odaklı üretim teknolojileri kullanılıyor. Yıllık 4 milyon adet üretim kapasitesine sahip olan, bin 800 kişinin çalıştığı Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin büyüklük olarak hemen hemen yarısı tam otomasyon olarak hizmet veren ‘karanlık fabrika’dan oluşuyor. Üç vardiya çalışan tesiste, toplam 44 bin 700 metrekare alan ‘Karanlık Fabrika’ olarak üretim yapıyor. 31,7 bin metrekarede 6, kalan bölümde her bin metrekarede bir çalışan bulunuyor.</p>
<p><strong>Açılış törenine iş ve kamu dünyasından üst düzey katılım</strong></p>
<p>İşletmenin açılış törenine Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, Arçelik CEO’su Can Dinçer, Manisa OSB (MOSB) Başkanı Dr. Sait Türek, MOSB Müdürü Funda Karaboran ile kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, Koç Holding ve Arçelik yöneticileri ve çalışanları katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adefa8365fda-1792998019.jpg" alt="" width="582" height="456" />Arçelik’in yeni işletmesinin açılış töreninde konuşan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, “Kurucumuz merhum Vehbi Koç’un Ankara’da attığı temeller üzerinde gelişen Topluluğumuzun yolculuğu, Cumhuriyetimizin ekonomik ve toplumsal gelişimiyle birlikte şekillendi. Koç Topluluğu olarak 100 yıldır yatırımlarımız, üretimimiz, istihdamımızla ve ihracatımızla ülkemizin kalkınmasına katkı sağlıyoruz. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güven ve uzun vadeli bakış açımızla teknolojiye ve insana yatırım yapmaya devam ediyoruz. Arçelik’in son beş yılda Türkiye’de gerçekleştirdiği yaklaşık 458 milyon Euro’luk yatırım ve bugün açılışını yaptığımız, yaklaşık 200 milyon Euro yatırımla hayata geçirilen Manisa Çamaşır Makinesi İşletmemiz bu yaklaşımımızın somut göstergeleri. Topluluğumuzun 100. yılında işletmemizin açılışını gerçekleştirirken, Cumhuriyetimizin bize kazandırdığı üretim kültürünü ve sanayi birikimini ileri teknolojilerle buluşturuyoruz” dedi.</p>
<p>Arçelik’in çamaşır makinesi üretimindeki yolculuğuna dikkat çeken Arçelik CEO’su Can Dinçer şöyle konuştu: “Arçelik olarak 71 yıldır ülkemize değer katmak için çalışıyoruz. 1959 yılında Türkiye’nin ilk yerli çamaşır makinesini ürettiğimizde, üretim bandından günde 15 makine çıkıyordu. Bugün Manisa’da her 6 saniyede bir çamaşır makinesi üretiyoruz. 10 ülkeye yayılan bir üretim ağına sahibiz. Küresel çamaşır makinesi pazarının 2026 yıl sonunda yaklaşık 144 milyon adetlik satış hacmine ve 67,5 milyar dolarlık perakende satış değerine ulaşması bekleniyor. Bu pazara hizmet veren önemli üretim merkezlerimizden biri olan Manisa’da, Türkiye’nin mühendislik birikimini küresel üretim deneyimimiz ve ileri teknolojilerle bir araya getiriyoruz. Yıllık 4 milyona yakın üretim kapasitesine sahip işletmemizde üretimimizin yüzde 44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyoruz. Yeni işletmemizle ülkemizin üretim ve ihracat gücüne katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÜRETİMDEN MALZEME DAĞITIMINA İLERİ OTOMASYON</strong></span></p>
<p>Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde üretim süreçleri, yapay zekâ tabanlı sistemler ve veri odaklı yönetim uygulamalarıyla destekleniyor. Üretim, depolama ve malzeme dağıtımının yüksek otomasyonla yürütüldüğü toplam 44.700 metrekarelik “karanlık fabrika” alanlarında otomasyon seviyesi yüzde 100’e varıyor. Malzeme dağıtımında raylı güdümlü araçlar ve otomatik yönlendirmeli araçlar kullanılırken, robotik uygulamalar, tekrarlayan ve fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanların yükünü azaltıyor. Açılış töreninde Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç (sağda), fabrikadan çıkan yeni nesil çamaşır makinası ürününe imza attı.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Türkiye dahil 10 ülkede çamaşır makinesi üretiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adefa971b9ca-1792998039.jpg" alt="" width="555" height="540" /></strong></span>Arçelik, Türkiye’deki Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin yanı sıra Bangladeş, Çin, İtalya, Pakistan, Güney Afrika, Polonya, Romanya, Rusya ve Slovakya’daki tesisleriyle toplam 10 ülkede çamaşır makinesi üretiyor. Şirket, Manisa’daki çamaşır makinesi ve buzdolabı işletmelerinde toplam yaklaşık 1800 kişiye istihdam sağlıyor. Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde 134 tedarikçiyle doğrudan, 83 tedarikçiyle dolaylı olarak yürütülen iş birlikleri de üretimin çevresinde gelişen sanayi ekosistemini destekliyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Manisa’da dijital dönüşümle verimlilik artıyor</strong></span></p>
<p>Üretimde dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliğe değinen Can Dinçer şu bilgileri verdi:“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın’ vizyonumuzla Manisa’da enerji ve su verimliliğine odaklanıyoruz. Kampüsümüzdeki 10,2 MWp gücündeki güneş enerjisi santralimiz, Çamaşır Makinesi İşletmemizin yıllık elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 46’sına eşdeğer elektrik üretiyor. Yağmur suyu depolama sistemimizle tüketimi azaltıyoruz. Üretim süreçleri ve altyapıda hayata geçirdiğimiz iyileştirmelerle 2023 baz yılına göre 2025’te doğrudan sera gazı emisyonlarını yüzde 95 oranında düşürdük. Otomasyon seviyesinin yüzde 75’e ulaştığı işletmemizde, malzeme taşımada kullandığımız otomatik yönlendirmeli araçlar (AGV) ve üretimde yararlandığımız robotik sistemlerle verimliliği artırırken, çalışma arkadaşlarımızın fiziksel yükünü azaltıyoruz. İşletmemizin gelişimine katkı sağlayan çalışma arkadaşlarımıza, tedarikçilerimize ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Manisa’daki bu uygulamalar, mühendislik ve teknolojiyi kaynakların verimli kullanımı ve insan emeğiyle buluşturan üretim anlayışımızı yansıtıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-manisada-200-milyon-euro-yatirimla-yarisi-karanlik-fabrika-acti-90559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/arcelik-1792998000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye dahil 10 ülkede çamaşır makinesi üretim tesisi bulunan Arçelik, bu alandaki son yatırımını Manisa’da 200 milyon euro yatırımla devreye aldı. Toplam 92 bin metrekare alanda, yıllık 4 milyon adet üretim kapasitesine sahip Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin, 44 bin 700 metrekaresinde ‘karanlık fabrika’ sistemi ile tam otomasyonlu üretim gerçekleşiyor. Üç vardiya bin 800 çalışanın bulunduğu tesis, üretiminin yüzde 44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatlar-ruzgarlar-ve-kesisen-yollar-90541</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatlar, rüzgârlar ve kesişen yollar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir Kıbrıs seyahatinden kalan lezzetler ve hatıralar</strong></p>
<p>Eski bir evi hatırlarken bazen önce penceresi gelir gözümüzün önüne. Önünde oturduğumuz, Merit Otelleri’nin Sözen Grup iş birliğiyle düzenlediği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) basın gezisinde ev sahibimiz, Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Reha Arar</strong>’dı. KKTC’deki beş gün boyunca sofralara oturduk, adanın yemeklerini tanıdık; Girne’yi, Bellapais’i ve Maraş’ı gezdik. Bu ziyaretin güzel taraflarından biri, yemeğin çevresindeki hayatı da düşünmeye zaman bırakmasıydı. Sofradaki bir ürün saklama yöntemlerine, bir tatlı peynir yapımına, bir liman yüzyıllar önce taşınan yiyeceklere götürüyordu bizi. Arar’ın ev sahipliğinde, adayı farklı yönleriyle tanımamızı sağlayan bir programın içindeydik.</p>
<p>Reha Arar’ın meslek hayatının ilk döneminde sağlık yönetimi var. Yurt dışında aldığı acil yardım eğitiminin ardından, İstanbul Belediyesi’nde sağlık hizmetleri ve acil yardım çalışmalarında sorumluluk üstleniyor. Sonrasında özel sektöre geçiyor; Uran Holding’deki çalışmasını Net Holding ve Merit bünyesindeki uzun otelcilik dönemi izliyor. Bugün Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>Bu geçmişi düşününce, insanın ihtiyacını fark etmenin ve ona karşılık verecek bir çalışma düzeni kurmanın meslek hayatındaki yerini daha iyi anlıyorum. Çalışmalarında dikkat, koordinasyon ve yapılan işin insana ulaşan sonuçları hep ön planda.</p>
<p>Arar’ın yazarlığı da var. Üniversite yıllarında tiyatro eleştirileri ve gazete yazılarıyla başlayan ilgisi, ilerleyen yıllarda restoranlar ve yeme içme kültürü üzerine çalışmalarla sürüyor. Bu birikimini 2015’te Esen Kitap’tan yayımlanan <em>Bir Yaşam Gurusunun Kaleminden: Tatlar, Anlar, Dostlar</em> adlı kitabında topluyor. Kitabın adındaki üç sözcük, sofralara bakışını da anlatıyor. Tatların yanında geçirilen zamanı ve insanları düşünüyor.</p>
<p>Bir gastronomi kültürü yazarı olarak bu yaklaşımı kendime yakın buluyorum. Yemeğin hazırlanışını, ürünün niteliğini, pişirme biçimini konuşuyoruz; fakat sofradan hatırladıklarımızın içinde bizi karşılayan kişinin dikkati, beraber oturduğumuz insanların sohbeti de bulunuyor. Bir lokantaya dönme isteğimizde bütün bunların payı var.</p>
<p>Arar’ın yayımlanmış bir söyleşisindeki <em>“Her otelci biraz gurme olmalıdır”</em> sözü, mesleğine bu yönden baktığını gösteriyor. Ürünü tanımak, mutfakta yapılan işi anlamak, lezzet üzerine düşünmek, öğrenmeye devam etmek… Uzun yılların ardından bu merakı korumasını ve biriktirdiklerini paylaşmasını hayranlıkla izliyorum… Kıbrıs davetinde de bu ilginin karşılığını gördüm. Sofralarda adanın yemeklerine yer açılması, hazırlıklarının anlatılması, onları yapan şeflerin emeğinin görünür olması önemliydi. Arar’ın ev sahipliğindeki inceliği burada buluyorum: Konuğunun gittiği yerle bağ kurmasına özen göstermek.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bir ekim günü, yine maviliklerin içinde</strong></p>
<p>Bazı buluşmaların zamanı takvimden önce içinizde beliriyor. Ekim gelince benim aklıma Bodrum’un denizi, yan yana sıralanmış tekneler, yelkenler ve yıllardır bu günlerde bir araya geldiğimiz Uluslararası The Bodrum Cup Yelken Yarışlarının yaratıcısı, Onursal Başkanı <strong>Erman Aras</strong> ve etkinliğin Organizasyon Komitesi Başkanı <strong>Süleyman Uysal</strong> başta olmak üzere dostlar düşüyor. Günlük hayatın telaşı içinde bir sonraki işe, bir sonraki yolculuğa hazırlanırken, kendimi yeniden o maviliğin içinde düşünmeye başlıyor ve her koşulda gidiyorum. The Bodrum Cup’a gitme isteğimde, yıllar içinde tanıdıklaşan bu duygunun büyük payı var.</p>
<p>Bu yıl da oradaydım. 23 Ekim Cuma günü, Ortakent’ten Yalıkavak’a uzanan 15 deniz millik OPET Etabı’nı Take It Easy yelkenlisinde yaşadım. Bir kez daha yarışın içindeyken, geçmiş yıllarda katıldığım etkinliklerde denizde geçirdiğim günleri düşündüm. İnsan aynı buluşmayı yıllarca yaşayınca, o günün yanına önceki yolculuklarını da alıyor. Bir teknenin adı, uzakta görünen bir yelken, kıyının çizgisi, unutulduğunu sandığınız bir anı yeniden yaklaştırabiliyor.</p>
<p>Take It Easy… Teknenin adı bile hayatın hızına küçük bir ara verme çağrısı gibi geliyor bana. Elbette yarışanlar için dikkat, zamanlama, birlikte hareket etmek önemli. Benim gibi denizi seven bir konuk içinse bu emeğin içinde bulunabilmek, birkaç saatliğine gündelik hayatın alışılmış düzeninden uzaklaşmak demek. Denize bakmaya zaman ayırabilmek, başka hiçbir şey yapmadan bakabilmek bile başlı başına bir mutluluk.</p>
<p><strong>Üç şefin mutfak sohbeti</strong></p>
<p>JW Marriott İstanbul Marmara Sea bünyesindeki Akira Back İstanbul’da düzenlenen <em>“Six Hands Dinner”</em>, karşılaşmalar üzerine kuruluydu. Düsseldorf’tan <strong>Yoshizumi Nagaya</strong>, Antalya Ruff Grill &amp; Bar’dan <strong>Ender Altundağ</strong> ve ev sahibi mutfağın şefi <strong>Fatih Alkan</strong> farklı lezzetlerle aynı menüye imza atmıştı. 4 Eylül’de Antalya’da başlayan buluşma İstanbul’da sürüyor, üç şef kendi mutfak anlayışlarını ortak bir sofrada paylaşıyordu.</p>
<p>Böyle akşamlarda ilgimi çeken, şeflerin birbirlerinin çalışma biçimlerine nasıl yaklaştıkları. Her birinin alışkanlıkları, ürün seçerken gözettiği ölçüler, yıllar içinde geliştirdiği bir dili var. Birlikte menü hazırlamak, bu kişisel birikimi başkalarının deneyimine açmayı gerektiriyor. Sofraya oturan bizler de tabakları izlerken o alışverişin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Nagaya’nın İstanbul’la ilişkisi bu akşamla başlamıyor. Bebek Hotel by The Stay bünyesindeki Michelin yıldızlı Sankai by Nagaya’dan da tanıyoruz onu. Japon mutfağındaki birikimini Türkiye’nin yerel deniz ürünleriyle buluşturduğu bu restoran, şehirle kurduğu bağın önemli bir parçası. Japon geleneğini Avrupa mutfağından etkilerle birlikte ele alan yaklaşımını, İstanbul’daki bu çalışmasında da görmek mümkündü. Ancak, şu anda kapalı... Şef Nagaya yeni restoranını, önümüzdeki günlerde swissotel’de açacak.</p>
<p>Ender Altundağ’ın mutfağında açık ateş, et ve Anadolu ürünleri belirgin bir yer tutuyor. Bu akşamın menüsündeki kızılcık tarhanalı tartarı da yerel bir ürünü başka bir hazırlığın içinde değerlendirme merakının örneğiydi. Bir malzemeyi alıştığımız kullanımının dışında düşünmek, onun geçmişini öğrenme isteğini de beraberinde getirebiliyor. Tarhananın hangi bölgede nasıl yapıldığı, kızılcığın bu hazırlığa neler kattığı gibi sorular, tabağın çevresindeki sohbeti genişletiyor.</p>
<p>Fatih Alkan ise Türkiye’den Dubai’ye uzanan deneyimini, Akira Back mutfağının Japon ve Kore etkileriyle buluşturuyor. Restoranın açılış ekibinden bugüne taşıdığı birikimle bu kez iki meslektaşına ev sahipliği yapıyordu. Menünün başlangıcından tatlısına kadar farklı aşamalarında imzası vardı; deniz ürünleri, meyveler ve fermente malzemeler, hazırladığı tabaklarda karşımıza çıkıyordu.</p>
<p><strong>Tadamadığım bir menünün uyandırdığı merak</strong></p>
<p>Seyahatlerin güzel taraflarından biri, sizi başka sofralara, ürünlere, hazırlama biçimlerine yaklaştırması. Bir de aynı günlerde başka bir yerde olup katılamadığınız buluşmalar var. Döndüğünüzde menüsünü inceliyor, hangi tabağın nasıl düşünüldüğünü merak ediyorsunuz. Kıbrıs’ta geçirdiğim günlere rastlayan Izaka Terrace’taki iki şefli akşamlar benim için böyle oldu.</p>
<p>19-20 Ekim’de, CVK Park Bosphorus İstanbul bünyesindeki Izaka Terrace’ın mutfağında <strong>Grégoire Berger </strong>ve <strong>Serhat Eliçora</strong> bir araya geldi. Sözen Hospitality iş birliğiyle düzenlenen <em>“Four Hands Dinner”</em> serisinin ikinci buluşmasında, Dubai’deki Kraken restoranının kurucusu ve mutfak direktörü Berger, ev sahibi şef Eliçora’yla yedi aşamalı bir tadım menüsü hazırladı.</p>
<p>Ben o sırada Kıbrıs sofralarında adanın yemeklerini tanıyor, ürünlerin etrafında biriken hikâyeleri dinliyordum. Bu nedenle tabakların bende bıraktığı tatlardan söz edemeyeceğim. Ama bir menünün kendisi de okumaya değer. Malzemelerin yan yana gelişinden, sıralamadan, şeflerin hangi ürüne ne kadar alan açtığından yola çıkarak düşünmek mümkün. Burada da önce uskumru lakerdaya, ardından kerevizle ayvanın birlikteliğine takıldı gözüm.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatlar-ruzgarlar-ve-kesisen-yollar-90541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tatlar, rüzgârlar ve kesişen yollar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-elektrik-alanindaki-gucumuzu-daha-da-buyutecegiz-90566</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü eylül ayı sonu itibarıyla 127 bin 355 megavata ulaştıüını bildirdi.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir enerji kurulu gücü 80 bin 315 megavata yükseldi.</p>
<p>Verielre göre, yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 63,1'e ulaşırken yerli kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı ise yüzde 72,1 oldu.</p>
<p>Eylülde güneş ve rüzgar enerjisinin toplam kurulu gücü 43 bin 762 megavata çıktı. Bu iki kaynağın toplam kurulu güç içindeki payı ise yüzde 34,4'e yükseldi.</p>
<p>Öte yandan, bu dönemde 31,79 milyar ​​​​​​​kilovatsaat elektrik üretildi. Hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü. Eylülde gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 26'sına denk gelen 8,27 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi.</p>
<p>Eylülde güneş kaynaklı elektrik üretimi yüzde 13,6'lık pay ile 4,32 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçerken rüzgar kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 12,1'lik pay ile 3,84 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Böylece, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, eylülde 8,16 milyar kilovatsaat oldu.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,9'luk oranla 18,10 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 70,3'le 22,35 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, kurulu güçteki büyümenin merkezinde yer alan yenilenebilir enerji kurulu gücünü de 80 bin 315 megavata yükselttiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kurulu gücümüz giderek artarken elektrik üretiminde de çok önemli bir yerlilik oranına ulaştık. Eylülde toplam elektrik üretimimizin yüzde 70,3'ünü yerli kaynaklarla karşıladık. Böylece elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı yüzde 30'un altına indirmiş olduk. Halihazırda ciddi bir güce eriştiğimiz elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz. Böylece, arz güvenliğimizi sağlamlaştırırken yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızı ekonomik kalkınmamızın önemli bir aracı haline getireceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-elektrik-alanindaki-gucumuzu-daha-da-buyutecegiz-90566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye&#039;nin elektrik kurulu gücü 127 bin 355 megavata ulaştı. Bakan Bayraktar, &quot;Eylülde toplam elektrik üretimimizin yüzde 70,3&#039;ünü yerli kaynaklarla karşıladık. Böylece elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı yüzde 30&#039;un altına indirmiş olduk. Halihazırda ciddi bir güce eriştiğimiz elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/617-firmaya-dahilde-isleme-izin-belgesi-90565</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 617 firmaya dahilde işleme izin belgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının eylül ayına ait dahilde işleme, yurt içi satış ve teslim, hariçte işleme ile firma talebine istinaden ve resen iptal edilen dahilde işleme izin belgesi listeleri, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay 617 firmaya dahilde işleme izin, 10 firmaya yurt içi satış ve teslim, 1 firmaya hariçte işleme izin belgesi verildi.</p>
<p>Firma talebine istinaden 21 ve resen 7 dahilde işleme izin belgesi iptal edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/617-firmaya-dahilde-isleme-izin-belgesi-90565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı eylül ayında 617 firmaya dahilde işleme izin, 10 firmaya yurt içi satış ve teslim, 1 firmaya hariçte işleme izin belgesi verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-90524</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 19:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTO Antalya Şubesi&#039;nde Ahmet Çetin 3. kez başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>IMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Antalya Şubesi seçimleri, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Atatürk Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Başkanlık için Ahmet Çetin ve Serkan Manav mücadele etti. Toplam 371 oyun kullanıldığı seçimde, mavi liste ile adayı mevcut başkan Ahmet Çetin 287, rakibi Serkan Manav ise 79 oy alırken 5 oy geçersiz sayıldı. Buna göre 2026-2030 dönemi için Ahmet Çetin, üçüncü kez başkan seçildi.</p>
<p>DTO Antalya Şubesi seçimlerini IMEAK Deniz Ticaret Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Recep Düzgit ve Meclis Başkanı Tamer Kıran da izledi.</p>
<p>İMEAK DTO Antalya Şube Başkanı Ahmet Çetin, seçim sonucu yaptığı açıklamada, "Artık seçim geride kaldı. Sen-ben yok, biz varız diyerek yola devam edeceğiz. Üçüncü dönemimizi açık farkla kazandık. Bu durum sorumluluğumuzu daha da artırıyor. Bizim odamızda ayrışma yok, birlik var’’ dedi.</p>
<p><strong>"Şimdi Türkiye'de çalışma zamanı"</strong></p>
<p>İMEAK DTO Genel merkez Yönetim Kurulu Başkanı Recep Düzgit de, merkez ve şube seçim maratonunun Antalya ile başarıyla tamamlandığını bildirdi. Düzgit, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İMEAK Deniz Ticaret Odası merkez ve şube seçimlerimiz Antalya ile son buldu. Uzun ve yoğun bir maraton oldu. Antalya’da mevcut başkanımız seçimi kazandı. Sayın Çetin'in zaten çok başarılı hizmetleri vardı, seçim sonucu da bunu kanıtlamış oldu. Artık tüm renkler bitti; hepimiz Türk denizciliği için tüm paydaşlarımızla el ele vereceğiz. İstanbul’da, şubelerimizde ve temsilciliklerimizde tüm Türkiye olarak hep beraber çalışacağız. Şimdi çalışma zamanı.’’ Tamer Kıran: "Kucaklayıcı Anlayışla Türk Denizciliği İçin Üreteceğiz"</p>
<p>İMEAK DTO Meclis Başkanı Tamer Kıran ise ‘’Seçimler bitti, artık çalışma zamanı.  Antalya ve Türk denizciliği için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>DTO Antalya Şubesi meclis üyesi seçilenlerin isimleri ile şirketler şöyle:</p>
<p>Ahmet Çetin, Kleopatra Yatçılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Albatros Su Sporları Turizm ve Taşımacılık Limited Şirketi, Şahsu Tekstil Turizm Nakliyat İhracat İthalat ve Sanayi Ticaret Limited Şti., Piro Deniz Motorları Su Sporları Turizm İthalat İhracat Sanayi Ticaret Ltd. Şti., Ekrem Uyar (Alperen Su Sporları), Arkadaş İnşaat Gıda Konfeksiyon Nakliyat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti., Abdi Altılı, Kekova Turizm Ticaret Limited Şirketi, Suat Karaman, Cevdet Yılmazer (Cevdet Yılmazer Gemi Ve Yat Acenteliği), Şeref Solmaz (Şeref Solmaz Yatçılık), Yaşar Sarıca, MSC Gemi Acenteliği Anonim Şirketi Antalya Şubesi, Hüseyin Çin, Sınırlı Sorumlu Alanya Yatçılar ve Gezi Tekneleri Deniz Yolcu Taşıma Kooperatifi, Asa Su Sporları Yatçılık Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi, Serkan Yatçılık ve Seyahat Acenteliği Turizm Ticaret Limited Şirketi, Tane Yatçılık Turizm Organizasyon Anonim Şirketi,      Fora Turizm İnşaat ve Taahhüt Ticaret Limited Şirketi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-90524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-1792946898.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMEAK Deniz Ticaret Odası Antalya Şube Başkanlığına Ahmet Çetin güven tazeleyerek üçüncü kez seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-90522</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 18:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze’de 125 binici Cumhuriyet Bayramı için yarıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Gebze Atlı Spor Kulübü tesislerinde düzenlenen uluslararası at yarışlarına ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Yaklaşık 100 ulusal ve 25 uluslararası olmak üzere toplam 125 binicinin kupa ve madalya için mücadele ettiği organizasyonda, bu yıl ilk kez Gebze Gazeteciler Cemiyeti adına iki ayrı kategoride yarış düzenlendi. Gebze Gazeteciler Cemiyeti Kupası kapsamında dereceye giren sporculara kupa ve madalyaları Cemiyet Başkanı Levent Altun tarafından takdim edilirken, yarışmalar kapsamında Kocaeli Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (KASKF) ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi adına da yarışlar gerçekleştirildi.</p>
<p>Gebze Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Levent Altun, organizasyonun Gebze’nin tanıtımı için güzel bir fırsat olduğunu belirterek, “Cemiyet olarak mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik çalışmalar yaparken, bölgemizi tanıtan sportif ve kültürel etkinliklere de destek veriyoruz. Yarışmalarda emeği geçenleri kutluyorum. Atlı Spor Kulübü Başkanı Esra Sönmez ve Türkiye Binicilik Federasyonu yönetim kurulu üyesi Halit İpek’e ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<h2>“Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilik sporuyla tanışmasına katkı sunmak istiyoruz”</h2>
<p>Gebze Atlı Spor Kulübü Başkanı Esra Sönmez, Gebze’nin doğasını ve misafirperverliğini sporla buluşturduklarını belirterek, ““Cumhuriyetimizin kuruluşunu kutladığımız bu anlamlı dönemde, ulusal ve uluslararası sporcuları Gebze’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilik sporuyla tanışmasına, doğayla ve atlarla bağ kurmasına da katkı sunmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye Binicilik Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Halit İpek, “Gebze’nin uluslararası binicilik organizasyonlarına ev sahipliği yapması hem binicilik sporunun gelişimi hem de bölgemizin tanıtımı açısından önemli. Bu tür organizasyonlar, yarış heyecanının yanı sıra yerel yönetimler, federasyon ve spor kulüpleri arasındaki iş birliğini de güçlendiriyor. Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilikle tanışmasını, bölgemizde bu spora duyulan ilginin artmasını özellikle önemsiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-90522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-1792943078.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Gebze Atlı Spor Kulübü tesislerinde düzenlenen uluslararası at yarışlarında 125 binici mücadele etti. Bu yıl ilk kez Gebze Gazeteciler Cemiyeti adına iki ayrı kategoride yarış düzenlenirken, organizasyonun Gebze’nin tanıtımına ve gençlerin binicilik sporuna yönelmesine katkı sunması hedeflendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
