<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herkesin üzerinde fikir beyan ettiği 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın nelere işaret ettiğini bilmeyi görev addederek metnin PDF’ini indirdim. Daha ilk paragrafta yapay zekâ ifadesiyle karşılaşınca, “iyi ki bakmışım” dedim. Bu tür metinleri yazmanın profesyonel bir iş olduğunu öğrendiğim gençlik yıllarımdan beri bunlara çok da fazla ilgi göstermem. Bana hep Şener Şen’in İlyas Salman’a “Yaptım ama niye yaptım?” diye başlayan anlatımlarını çağrıştırır. Ancak madem ki benim de odağımda olan yapay zekâ söz konusu, bu konuyu araştırmalıyım, dedim. Zaten GITEX Ai Türkiye’den yeni çıkmışım. Tam zamanı…</p>
<p>Dediğim gibi metnin başındaki Dünya Ekonomisi alt başlığı altında daha ilk paragraftan yapay zekâ ile karşılaşınca başka nerelerde geçiyor diye arama yapayım dedim. Pdf’in arama kutucuğuna “yapay” yazdım; “sonuç bulunamadı” yanıtını aldım. Yazmaya devam edip “yapay z” yazdığımda “tam eşleşme” deyip altındaki satırda “yapay zekâ” ifadesini karşıma çıkardı ve metinde 32 tane bulunduğunu ifade etti. Buna akıllı arama diyebilirler ama yapay zekânın içinde yer alan yapay kelimesini bulamayacak kadar zekâ yoksunu bir algoritmayı kim yapmışsa onu öpüyorum. Ya da belki internette böyle formatlanıp sonra pdf yapılmıştır. O zaman kimseyi öpmeme gerek yok.</p>
<p>Her ne ise bu saçmalıkla karşılaştıktan sonra işi yapay zekâ dostum Gemini’ye ihale etmeye karar verdim.</p>
<p>Ancak bunun öncesinde insan (yani ben) zekâsının dikkatini çeken bir ifadeyi size aktarmak istiyorum: “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>Bu ifade ilgi çekici çünkü İran ile bu kadar uzun sınırı olan Türkiye’nin sürekli Hürmüz Boğazı’ndaki duruma vurgu yapması bana komik geliyor. Bizim başka bir boğazda ya da gırtlakta sıkıştığımız aşikâr. Bunu bilmek, yapay zekâ eylem planımızda ve Orta Vadeli Program’da neler yaşayacağımızı öngörmek açısından önemli. Hürmüz Boğazı tıkandığında bizimki gibi alternatif rotaların avantajlı hale gelmesi gerekirken bunun tersinin gerçekleşmesi, sınır komşumuzla aramızda geçit değil, duvar olduğunu gösteriyor. Ben bu tür konuları anlamakta zorlanıyorum ama anlamak gerektiği konusunda da sonsuz bir inancım var:</p>
<p>İkinci bir konu 2026-2028 Orta Vadeli Programı (OVP) olarak andığım metnin karşıma çıkan 2027-2029 Orta Vadeli Programı (OVP) ile iç içe geçmesi oldu. Cehaletimi mazur görmesini istediğim Gemini, sağ olsun, bana bu durumu şöyle açıkladı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlar (OVP), sabit ve değişmez metinler olmayıp, küresel ve ulusal ekonomik koşullardaki değişimlere uyum sağlamak amacıyla her yıl, üç yıllık bir kayan perspektifle güncellenerek yeniden yayımlanan temel politika belgeleridir. 2026-2028 dönemi OVP yürürlükteyken 2027-2029 dönemi için yeni bir programın hazırlanmasının temel gerekçeleri şunlardır:</p>
<p><strong>- Kayan Yıl Mantığı (Üç Yıllık Perspektifin Yenilenmesi):</strong> OVP her yıl Eylül ayında güncellenir. Amaç, geçmiş yılı geride bırakarak önümüzdeki üç yıllık dönemi (bu kapsamda 2027, 2028 ve yeni eklenen 2029 yılını) kapsayan güncel bir yol haritası ve bütçe çerçevesi oluşturmaktır.</p>
<p><strong>- Makroekonomik Verilerin ve Tahminlerin Revize Edilmesi:</strong> Bir önceki program döneminde öngörülen büyüme, enflasyon, cari açık ve dış ticaret gibi göstergelerde, küresel ve yerel şartların etkisiyle sapmalar veya güncellemeler meydana gelmiştir. Örneğin, jeopolitik riskler, enerji maliyetlerindeki değişimler ve savaş koşullarının yarattığı arz şokları nedeniyle 2026 yılı enflasyon ve büyüme beklentileri yeniden ele alınmış; bu doğrultuda sonraki yılların hedefleri de (2027-2029) gerçekçi bir zemine oturtulmuştur.</p>
<p><strong>- Bütçe ve Kaynak Tahsisinde Uyumun Sağlanması:</strong> OVP; kalkınma planları, yıllık programlar ve merkezi yönetim bütçesi arasındaki hedef ve kaynak bütünlüğünü sağlar. Yeni bütçe dönemi yaklaşırken kamu harcamalarının, yatırım önceliklerinin (örneğin deprem harcamaları ve teknolojik dönüşüm hamleleri) ve ekonomik tedbirlerin güncel verilere göre yeniden şekillendirilmesi zorunludur.</p>
<p>Üçüncü konu ise, başarıya ulaşmak ile ilgili. Gemini’a programdaki tezlere katılıp katılmadığını sorup kişisel görüşünü buraya eklemek gerektiğini düşündüm. Gemini biraz diplomatik bir değerlendirme yaptı:</p>
<p>Orta Vadeli Programlarda yer alan tezler ve stratejik hedefler, ülkenin makroekonomik istikrarını, büyüme dinamiklerini ve teknolojik dönüşüm kapasitesini artırmayı hedefleyen resmi politika metinleridir. Bu programlarda öngörülen yapay zekâ ekosisteminin kurulması, yerli üretken yapay zekâ altyapılarının geliştirilmesi ve sanayide otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi vizyonlar, ülkenin küresel rekabet gücünü artırma potansiyeli taşır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu tür ekonomik ve teknolojik tezlerin başarıya ulaşması; küresel risklerin (örneğin arz şokları ve jeopolitik gerilimler) yönetilmesine, öngörülen reformların kararlılıkla uygulanmasına ve kaynakların etkin dağılımına doğrudan bağlıdır. Bu yönüyle programlar, teorik olarak güçlü bir çerçeve sunarken, sahadaki uygulama başarısı ve makroekonomik dengelerdeki istikrar en belirleyici unsur olmaya devam etmektedir.       </p>
<p>Bu şekilde yapay zekâyı işin içine soktuktan sonra Orta Vadeli Program’ın yapay zekâ içeriğine bakmanın zamanı geldi.</p>
<p><strong>2026: Türkiye’nin yapay zekâyı keşfi</strong></p>
<p>Gemini’ı bir teknoloji ve iktisat uzmanı olarak tanımlayıp, kendisinden bu unvana göre alt seviyede bir işi yapmasını istedim.  Kırılmadan hızla komutumu yerine getirdi:</p>
<p>Metinde geçen "yapay zekâ" (veya varyantları) ifadelerini ve bu kelimelerin geçtiği cümleleri orijinal metin sırasına göre aşağıda listeledim:</p>
<p><strong>a) Giriş ve genel değerlendirme bölümleri:</strong></p>
<p>- “Geleneksel gümrük vergilerinin yanında stratejik sektörleri korumayı amaçlayan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlüğü hedef alan yeni nesil korumacılık eğilimlerinin yaygınlaşması, yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreci, küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri hâline gelmiştir.”</p>
<p>- “2026 yılının ilk yarısında küresel görünüm, ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve savaşın bölge ülkelerine yayılmasıyla enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açan arz şokları ile yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamikleri ekseninde şekillenmiştir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, tarife artışlarına ilişkin karar alma sürecinde ortaya çıkan belirsizlikler dolayısıyla öne çekilen ithalat talebi ile yapay zekâ bağlantılı yatırımlar, ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırmış ve küresel büyümenin tahminlerin üzerinde gerçekleşmesinde belirleyici olmuştur.”</p>
<p><strong>b) Sürdürülebilir büyüme ve teknoloji politikaları bölümleri:</strong></p>
<p>- “Yapay zekâ, ileri malzemeler, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Bununla birlikte, işletmelerin enerji, hammadde, işgücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyerek optimize eden yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemlerinin yaygınlaştırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması yoluyla sanayide kaynakların daha etkin kullanılması sağlanacaktır.”</p>
<p>- “Yapay zekâ, siber güvenlik, otonom sistemler/araçlar, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yeni nesil malzeme teknolojileri, uzay ve uydu teknolojileri, nanoteknoloji, biyoteknoloji, sensör teknolojileri, çip, batarya, nükleer, yenilenebilir enerji, blokzincir ve robotik başta olmak üzere derin teknoloji ve ileri teknoloji alanlarında Ar-Ge faaliyetleri desteklenecek ve bu alanlarda çalışan araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör şirketleri arasındaki stratejik işbirlikleri desteklenmeye devam edilecektir.”</p>
<p>- “Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi ile kamu-sanayi-üniversite işbirlikleri güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modellerinin geliştirilmesi, bu modeller üzerine kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosistemi oluşturulacaktır.”</p>
<p>- “Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında, düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesiyle desteklenen yerli yapay zekâ üretim kapasitesi güçlendirilecektir.”</p>
<p>- “Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci, öğretmen gruplarının farklı bölgelerde özendirilmesi sağlanacaktır.”</p>
<p><strong>Yapay zekâya tematik bakış önem taşıyor</strong></p>
<p>Bunun arkasından yapay zekânın tematik konumlandırmasını yapmasını istediğim yapay zekâ, programın pdf versiyonunun dışındaki kaynakları da tarayarak şu sonucu aktardı:</p>
<p>2027-2029 Orta Vadeli Programı'nda (OVP) "yapay zekâ" kavramı; küresel makroekonomik dinamiklerden sanayi politikalarına, dijital dönüşüm altyapılarından iş gücü piyasasına, vergi denetiminden sağlık teknolojilerine kadar stratejik bir odak noktası olarak konumlandırılmaktadır. Program metni genelinde yapay zekâ odaklı politika, yatırım ve düzenleme alanları temel başlıklar altında şu şekilde yapılandırılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Küresel Ekonomik Eğilimler ve Makrofinansal Risk Analizleri</strong></li>
</ol>
<p>- Küresel Teknolojik Dönüşüm: Küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicileri arasında yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm süreçleri gösterilmektedir.</p>
<p>- Ticaret ve Yatırım Dinamikleri: İthalat talebi ile birlikte yapay zekâ bağlantılı yatırımların küresel ticaret dinamiklerini beklentilerin üzerinde canlandırdığı belirtilmektedir.</p>
<p>- Büyüme Sürücüleri: Küresel görünümün şekillenmesinde arz şoklarının yanı sıra yapay zekâ odaklı teknoloji yatırımlarının oluşturduğu güçlü büyüme dinamiklerine dikkat çekilmektedir.</p>
<p>- Makrofinansal Riskler: Yapay zekâ ve ileri teknoloji yatırımlarına ilişkin beklentilerde veya şirket değerlemelerinde yaşanabilecek ani düzeltmelerin makrofinansal istikrarı zayıflatabilecek risk unsurları arasında yer aldığı vurgulanmaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yüksek Teknoloji, Ar-Ge ve Üretim Ekosistemi</strong></li>
</ol>
<p><strong>- </strong>Bütünleşik Teknoloji Ekosistemi: Yapay zekâ, yarı iletkenler, robotik, biyoteknoloji, ileri malzemeler, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojileri stratejik alanlar olarak belirlenmiş; bu alanlarda Ar-Ge'den ölçekli üretime uzanan bütünleşik bir ekosistem kurulması hedeflenmiştir.</p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ: Ülke içi teknolojik yetkinliği artırmak amacıyla yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacak yerli üretken yapay zekâ ekosisteminin oluşturulacağı ifade edilmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Dijital Dönüşüm, Süper Bilgisayar Altyapıları ve Kamu Hizmetleri </strong></li>
</ol>
<p>- Mevzuat Altyapısı: Yapay zekâ alanında Avrupa Birliği (AB) müktesebatı ile uyum gözetilerek ulusal mevzuat altyapısının geliştirilmesi sağlanacaktır.</p>
<p>- Süper Bilgisayar ve TRUBA Kapasitesi: Yapay zekâ uygulamalarının yoğun veri ve işlem gücü ihtiyaçlarını karşılamak üzere süper bilgisayar altyapıları geliştirilecek ve Türk Ulusal Bilim e-Altyapısı (TRUBA) süper bilgisayarının kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Destekli Kamusal Hizmetler: Kamuda dijital dönüşümü hızlandırmak ve yeni nesil teknolojilerden etkin faydalanmak amacıyla yapay zekâ destekli hizmet modelleri tasarlanacaktır.</p>
<p>- Uygunluk ve Belgelendirme Süreçleri: Test, muayene, gözetim, belgelendirme, standardizasyon ve uygunluk değerlendirme süreçlerinde dijital dönüşüm hızlandırılarak yapay zekâ destekli, veri odaklı entegre hizmet modelleri geliştirilecektir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İş Gücü Piyasası, İstihdam ve Beşerî Sermaye </strong></li>
</ol>
<p>- Beceri Uyumsuzluklarının Giderilmesi: Yapay zekâ ve otomasyonun iş gücü piyasasına etkilerini yönetmek, dönüşen iş süreçlerine uyum sağlamak ve yapay zekâ ile stratejik alanlardaki beceri uyumsuzluklarını gidermek programın öncelikleri arasında yer almaktadır. - Nitelikli İnsan Kaynağı ve Lisansüstü Eğitim: Savunma sanayisi başta olmak üzere yapay zekâ, siber güvenlik, enerji, madencilik ve uzay teknolojileri gibi nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyulan stratejik alanlarda iş gücü yetiştirmek amacıyla lisansüstü eğitimler ve özel uzmanlık programları desteklenecektir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele ve Vergi Denetimi </strong></li>
</ol>
<p>- Risk Analizi ve Vergi İhbarları: Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkinlik sağlamak amacıyla vergi ihbarları ve risk analizlerinde yapay zekâ ve büyük veri destekli analitik sistemlerin aktif olarak devreye sokulması kararlaştırılmıştır.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sağlık Teknolojileri ve Yerleşme Hamlesi</strong></li>
</ol>
<p>- Sağlıkta Yapay Zekâ Ekosistemi: Sağlık teknolojilerini ekonomik güvenliğin merkezine alan yerleşme hamlesi kapsamında; yerli aşı, ilaç, tıbbi cihaz ve biyoteknolojinin yanı sıra yapay zekâ alanına stratejik destek sağlanacak ve sektörel yapay zekâ ekosistemi tesis edilecektir.</p>
<p><strong>Bir eylem planı hazırladık</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gemini’dan bu olgulara dayanan bir eylem planı hazırlamasını istedim. Yaptı:</p>
<p>Metinde yer alan stratejik hedefler, küresel ekonomik eğilimler ve teknolojik dönüşüm alanları dikkate alınarak hazırlanan kapsamlı eylem planı aşağıda yer almaktadır:</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Stratejik Dönüşüm ve Kalkınma Eylem Planı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">1. Teknoloji, Derin Teknoloji ve Yapay Zekâ Ekosistemi</span></strong></p>
<p>- Yerli Üretken Yapay Zekâ Altyapısı: Türkçeye özgü dil yetkinliği yüksek temel büyük dil modelleri geliştirilecek; kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilebilir yerli üretken yapay zekâ ekosistemi kurulacaktır.</p>
<p>- Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030): Düşük karbonlu ulusal hesaplama omurgası ve bütünleşik yatırım çerçevesi hayata geçirilerek yerli yapay zekâ üretim kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p>- Kritik Teknoloji Alanlarında Ar-Ge: Yapay zekâ yanı sıra siber güvenlik, otonom sistemler, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler, yarı iletkenler (çip), batarya, robotik ve biyoteknoloji gibi derin teknoloji alanlarında araştırma kurumları, üniversiteler ve özel sektör arasındaki iş birlikleri güçlendirilecektir.</p>
<p>- Eğitim ve Yetkinlik Geliştirme: Robotik teknoloji ve yapay zekâ araçlarına yönelik yazılım üreten öğrenci ve öğretmen grupları farklı bölgelerde teşvik edilerek yaygınlaştırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">2. Sanayi, Üretim ve Dijitalleşme</span></strong></p>
<p>- Otonom ve Akıllı Üretim: İşletmelerin enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımını gerçek zamanlı izleyip optimize eden yapay zekâ destekli otonom üretim sistemleri yaygınlaştırılacak ve sanayide dijital dönüşüm hızlandırılacaktır.</p>
<p>- Stratejik Sektörlerde Entegrasyon: Yapay zekâ, ileri malzemeler, robotik, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojilerinde Ar-Ge, tasarım ve ölçekli üretimi aynı ekosistemde buluşturan mekanizmalar güçlendirilecektir.</p>
<p>- Kamu-Sanayi-Üniversite İş Birliği: Yüksek başarımlı hesaplama, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri alanlarında araştırma ve yenilik kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">3. Küresel Tedarik Zincirleri ve Arz Güvenliği</span></strong></p>
<p>- Arz Şoklarına Karşı Direnç: Enerji, petrol ürünleri, doğal gaz ve kritik sanayi girdilerinin tedarikinde yaşanabilecek aksamalara (jeopolitik riskler ve bölgesel çatışmalar kaynaklı) karşı alternatif güzergâhlar ve stratejik stoklama politikaları geliştirilecektir.</p>
<p>- Yeni Nesil Korumacılık ve Ticaret: Küresel düzeyde artan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük odaklı korumacılık eğilimleri karşısında dış ticaret dinamikleri yakından izlenecek, proaktif dış ticaret politikaları uygulanacaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 14pt;">4. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik</span></strong></p>
<p>- Düşük Karbonlu Omurga: Teknoloji yatırımları ve veri merkezi altyapıları oluşturulurken düşük karbon salınımı hedefleyen sürdürülebilir enerji kaynakları ve yeşil dönüşüm kriterleri esas alınacaktır.</p>
<p>- Kaynak Verimliliği: Sanayi ve tarım başta olmak üzere tüm ekonomik faaliyetlerde kaynakların daha etkin kullanılması için yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri (ikiz dönüşüm) entegre bir şekilde desteklenecektir.</p>
<p><strong>Zurnanın zırt dediği yere geldik</strong></p>
<p>Bundan sonraki adımda Gazi Mustafa Kemal’in Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) ile başardığı ve ondan sonra gelenlerin kendisinin devamı gibi gösterdikleri çakma projelerle yapamadıklarını karşılaştırıp Türkiye’nin başarısına üst düzeyde bir katkı sunmak istedim. Eski Türkiye’nin entelektüellerinin yarattığı ağır enkazın içinden veriyi süzüp AOÇ ile diğer projelerin başarı karşılaştırmasını yapamadı. Türk kültürel birikiminin çapakları doğrultusunda bütün projelerin birbirinin devamı olduğunu düşünüyor. Bunu benim ayrıca araştırıp yazmam gerekecek ama şimdilik karşılaştırma yapmak isteyenler için Gazi Mustafa Kemal’in 1925’te kurduğu AOÇ’nin performansını burada aktarayım. Birileri de köy enstitülerinin başardıklarını yazarsa karşılaştırma imkanımız olur. Ya da ben bunu yapana kadar bekleriz. Şimdilik elimizdeki sonuçlar şöyle:</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) modeli, sadece tarımsal bir üretim alanı ya da bir rekreasyon sahası değil; millî iktisat politikasının, fen bilimlerinin ve toplumsal dönüşümün uygulamalı bir laboratuvarı ve ideolojik manifestosudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1925 yılında Ankara'nın bataklık, kıraç ve ağaçsız steplerinde bilinçli olarak seçtiği bu verimsiz arazi üzerinde kurguladığı model şu temel analiz sütunları üzerine oturur:</p>
<ol>
<li><strong> AOÇ Modelinin Temel Dinamikleri ve Analizi</strong></li>
</ol>
<p>- İrade ve Bilimin Zaferi (İmkânsızı Başarmak): Çiftliğin kurulduğu coğrafya tarım için son derece elverişsizdi. Buranın seçilmesi bilinçli bir tercihti; amaç, "Türkiye’nin en verimsiz topraklarında bile insan iradesinin, fennin ve tekniğin imkânsızı yenebileceğini" tüm millete uygulamalı olarak kanıtlamaktı.</p>
<p>- Tarım-Sanayi Entegrasyonu: Model, hammaddenin tarlada kalmayıp aynı ekosistem içinde işlenmesini öngörüyordu. Çiftlik bünyesinde kurulan malt fabrikası, bira fabrikası, gazoz/soda fabrikası, süt fabrikası, deri ve tuğla fabrikaları ile tarım ve sanayi tek bir zincirde halka halka birleştirildi.</p>
<p>- Kendi Kendine Yete otros (Otonom Finansman): Çiftlik, dışarıdan sürekli bütçe aktarılan hantal bir kamu kurumu değil; kendi kârını yine kendi yatırımlarına ve kamusal hizmetlere dönüştüren, ekonomik olarak rasyonel ve ayakları üzerinde duran bir işletme mantığıyla yönetildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Bu Model Nasıl Bir "İnsan Modeli" Ortaya Çıkardı?</strong></li>
</ol>
<p>AOÇ, toprağı işlerken aynı zamanda "yeni Türk insanını ve zihniyetini" inşa ediyordu. Bu modelin yetiştirdiği insan profili şu nitelikleri taşıyordu:</p>
<p>- Uygulayarak Öğrenen (Pragmatist ve Bilimsel) Fert: Geleneksel ve ezbere dayalı üretim biçimlerini reddeden; laboratuvar sonuçlarını, ıslah edilmiş tohumları, modern traktörleri ve biçerdöverleri kullanan, fenle hareket eden üretici profili.</p>
<p>- Stajyer ve Uzman Kuşağı (Teknik Kapasite): Çiftlik sadece işçi çalıştırmadı; dönemin ziraat mekteplerinden gelen yüzlerce öğrenciye ve gence (aralarında kadın stajyerler de olmak üzere) modern tarım, zootekni, süt teknolojisi ve işletmecilik öğreten bir okul işlevi gördü. Burada yetişen mühendisler, teknisyenler ve uzmanlar, Cumhuriyet’in tarım ve sanayi devrimini Anadolu’nun dört bir yanına taşıyan öncüler oldu.</p>
<p>- Özgüven Sahibi Üretici: Bataklık bir arazinin ortasında modern bir medeniyet adası yaratıldığını gören köylü ve işçi, çaresizlik psikolojisinden sıyrılarak "emek verirse her şeyi başarabileceği" özgüvenini kazandı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yarattığı Maddi ve Manevi Zenginlik Neydi?</strong></li>
</ol>
<p>- Zirai ve Genetik Zenginlik (Islah ve Verimlilik): Anadolu’nun yerli ırkları ile dışarıdan getirilen nitelikli damızlık hayvanların (Merinos, Karagül koyunları, Simental inekler vb.) melezlenmesiyle verimlilik katbekat artırıldı. Örneğin, köylünün 2-3 litre olan süt verimi bu modelin dağıttığı damızlıklar sayesinde 18-20 litrelere çıkarıldı. Kuraklığa dayanıklı "kunduru" buğdayı gibi özel tohumlar ıslah edilerek tüm ülkeye yayıldı.</p>
<p>- Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Zenginliği: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ilk kez standartlarına uygun pastörize süt, hijyenik yoğurt, sağlıklı et ve türevleriyle AOÇ sayesinde tanıştı. Başkent Ankara’nın sağlıklı gıda, temiz içme suyu ve süt ihtiyacı doğrudan bu çiftlikten karşılandı.</p>
<p>- Çevresel ve Sosyal Zenginlik (Yeşil Vatan): Çorak ve kıraç bir step, milyonlarca ağacın dikildiği, göletlerin ve parkların (Marmara Parkı, Karadeniz Parkı) yer aldığı bir ekolojik cennete dönüştürüldü. Ayrıca halkın spor yapabileceği, plajından faydalanabileceği, lunaparkında eğlenebileceği ve sosyal hayatın merkezinde buluşabileceği kamusal bir cazibe merkezi yaratıldı.</p>
<p>Özetle; Atatürk Orman Çiftliği modeli, maddi anlamda üretkenliği, verimliliği ve yerli sanayileşmeyi; manevi anlamda ise "kuldan vatandaşlığa, kadercilikten akılcılığa" geçişin somut karşılığı olan yepyeni bir insan ve toplum zenginliği ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Benim yapay zekâ için önerdiğim kalkınma modeli budur ve bu, 100 yıldan öncesine giden bir miras olduğunun altını çizmem gerekiyor. Bize hiç öğretilmeyen ve bizim görmemiz istenmeyen bir gerçeğe yapay zekâ sayesinde erişebiliyoruz. Bu bilinçle şunu deme gücümüz oluyor: Ya bizden birinin yaptığı gibi böyle yaparsınız ya da siz bilirsiniz.    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-program-ovp-yapay-zekaya-odaklaniyor-87380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program (OVP), yapay zekâya odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, mağduriyet algısının oluşması sonucunda, 24.12.2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinde temizlik, güvenlik, park-bahçe bakım onarımı vb. personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerin ihale yoluyla piyasadan temini uygulamasına son verilmiş ve 04.12.2017 tarihi itibarıyla söz konusu hizmetlerde çalıştırılmakta olanlar kamu idarelerinin personel kadrolarına (merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde sürekli işçi kadrolarına, mahalli idarelerde ise bu idarelerin sermayesine sahip olduğu şirketlerin işçi pozisyonlarına) geçirilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu KHK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu idarelerince söz konusu hizmetlerin ihale veya doğrudan temin yoluyla işgücü temini şirketlerinden (taşeron firmalardan) temin edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Ne var ki gelinen noktada, söz konusu işçilerin bir gecede ve sınavsız olarak kamu idareleri kadrolarına geçirilmesi çalışma barışına zarar verdiği gibi iş veriminde ciddi anlamda düşüşlere yol açmıştır.</p>
<p>Bu nedenle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yeterli temizlik hizmeti yapılmamasından dolayı bazı hijyen sorunlarının ortaya çıktığı yönünde haberler kamuoyuna yansımış ve temizlik hizmeti hizmetini ifa edenlerin kadroya geçirildikten sonra yeterli verimlilikte çalıştırılamadığı söz konusu bakanlık tarafından da kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda, Bakanlık geçici süreli olarak İŞKUR üzerinden geçici personel istihdamı yoluna gitmiş olup, bu yolun da yeterli olmaması nedeniyle başka yöntemlerle piyasadan personel tedariki yoluna gitmeyi değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu durum sadece, adı geçen Bakanlıkta değil, maalesef birçok kamu idaresinde söz konusu olup, kadroya geçirilen işçilerin yeterli verimlilikte çalışmaması sonucunda aksayan hizmetler başka yöntemlerle (yeni personel alımı, farklı statülerde personel istihdamı vb.) çözülmeye çalışılmaktadır. Kamu personeli sayısının 5.5 milyona, işçi sayısının 1.3 milyona dayanmasının nedenlerinden biri aynı hizmet için mükerrer personeli istihdamıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Taşeron yasağı nasıl deliniyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Kontrollük, danışmanlık, müşavirlik adı altında büro hizmeti alımı</strong></p>
<p>Özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü gibi altyapı hizmetlerini ifa eden kamu idarelerinde büro hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini ifa edecek sayı ve nitelikte memur, sözleşmeli personel vb. kadrolu personel bulunmasına karşın yol yapımı bakımı ve onarımına ilişkin “kontrollük, danışmanlık, müşavirlik hizmeti alımı” adı altında ihalelere çıkılmakta,  fakat söz konusu ihaleler kapsamında istihdam edilen personelin önemli bir kısmı memur veya destek hizmeti personeli tarafından ifa edilmesi gereken büro işleri vb. işlerde çalıştırılmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucunda kamu idaresinin büro hizmetlerini ifa etmekle görevli memurlar atıl vaziyette tutulurken aynı hizmet için hem kadrolu personele hem de Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında istihdam edilen taşeron firma personeline maaş ödenmektedir. Bu durumun yasal olmadığı kadar kamu kaynağı israfı niteliğinde olduğu aşikardır.</p>
<p><strong>1.2. Geçici Süreli Personel İstihdamı </strong></p>
<p>Bir hizmetin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet olarak nitelendirilmesinin şartlarından biri niteliği gereği süreklilik arz eden bir hizmet olmasıdır.</p>
<p>Bir hizmetin süreklilik arz etmesi ise bu hizmete uzun süre yani mutat şekilde ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Nitekim Kamu İhale Kurumu’nca yapılan düzenlemeye göre, “Niteliği gereği süreklilik arz eden iş” kriterinin tespitinde, geçici nitelikte olmama, belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulma kriterlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle, örneğin temizlik hizmeti belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulan hizmet olarak personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmettir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kamu idarelerinde hizmetin geçici nitelikte olması, süreklilik arz etmemesi hususu; hizmetin 6 aydan daha az sürmesi olarak algılanmakta veya bu şekilde ifade edilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla temizlik, çöp toplama vb. personel çalıştırılmasına dayalı olduğu aşikar olan hizmetler 6 aylık (veya 5 ay 29 günlük) periyotlarla tekrar tekrar piyasadan temin edilmektedir.</p>
<p>Bu durumun 696 sayılı KHK’yı devre dışı bırakma sonucunu doğurduğu aşikardır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşeron yasağını delmenin yasal yaptırımı </strong></li>
</ol>
<p>696 sayılı KHK’da söz konusu kararnamenin taşeron yasağı hükümlerine aykırı hareket etmenin yaptırımı net bir şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte kamu idarelerinde KHK ile getirilen taşeron yasağına rağmen personel çalıştırılmasının bir takım yasal yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararına yol açan haller arasında sayılmıştır. 696 sayılı KHK ile taşeron yasağına rağmen taşeron firma personeli için ödeme yapılması mevzuatında öngörülmeyen bir ödeme olarak kamu zararını oluşturmaktadır. </p>
<p>Söz konusu kamu zararı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi ile üst yöneticiye tazmin ettirilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak, kamu zararına sebebiyet ermek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarından birisidir.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong>Taşeron şirketlerde istihdam edilen personelin 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinin kadrolarına geçirilmesi çalışma barışının zedelenmesi, iş veriminin düşmesi, kamu kaynağının israfına sebebiyet verdiği ve bazı kamu hizmetlerinde aksamalara yol açtığı anlaşılmıştır.</p>
<p>Taşeron yasağına aykırı istihdamın ciddi mali ve idari yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, yeterli verimlilikte çalışmayan kamu işçileri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan yaptırımların uygulanması ve bu konuda kamu idarecilerinin gerekli disiplin ve dirayete sahip olması icap etmektedir.</p>
<p>Son olarak, kadrolu işçi yerine taşeron firma elemanı istihdam edilmesinin daha rasyonel olacağı anlaşıldığı takdirde kamuda personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde çalışan personelin kademeli olarak tasfiye edilmesi yoluna gidilmelidir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satış sonrası vitrini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi güçlü biçimde besliyor.</strong></p>
<p>Otomotiv satış sonrası sektörünün nabzı, geçtiğimiz hafta Automechanika Frankfurt’ta attı. Türkiye’den OİB, TAYSAD ve OSS üyesi şirketlerimiz de olmak üzere 80’den fazla ülkeden yaklaşık 4.400 katılımcı, 300 bin metrekarelik tüm salonları dolu fuar alanında otonom sürüşe kadar sektörü nasıl dönüştürdüklerini gösterdiler. Zorlu ekonomik koşullara ve jeopolitik krizlere rağmen katılımcı sayısının yüzde 5 artması, fuarın dayanıklılık ve pazar varlığı açısından taşıdığı önemi ortaya koyarken, küresel belirsizlikler karşısında sektörün yüz yüze buluşmasının değerine de işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77cda28604-1789361370.jpg" alt="" width="700" height="458" /><strong>İnovasyon Ödülleri, dönüşümün </strong><strong>yönünü göstermesi açısından önemli</strong></p>
<p>Frost &amp; Sullivan’ın son tahminlerine göre küresel otomotiv satış sonrası pazarının 2026’da yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor. Araç ömrünün uzaması, bağımsız yedek parça pazarının güçlenmesi, elektromobilite, dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni iş modelleri büyümeyi besliyor. Öte yandan dalgalı stresler ve tedarik zinciri riskleri de artıyor. Dünyanın en büyük B2B organizasyonu olarak gösterilen Automechanika, tam da bu noktada sanayi, atölyeler ve perakendeyi bir araya getirerek çözümleri ortaya koyuyor.</p>
<p>2026’nın İnovasyon Ödülleri, dönüşümün yönünü göstermesi açısından önemliydi. Benim de aralarında bulunduğum 17 kişilik uluslararası jüri, 185 başvuru arasından 47 finalisti değerlendirerek, sürdürülebilir tahrik çözümlerinden akıllı atölye ve servis sistemlerine, ileri parça ve araç teknolojilerinden döngüsel ekonomi ve yeniden üretime kadar geniş bir yelpazede 10 kategoride kazananları seçti. Kazananlar arasında otonom araç muayene robotu, yapay zekâ destekli teşhis asistanı, kullanılmış parçaların geri dönüşü ve değerlendirilmesi için dijital sistem, elektrikli tahrik motorları için yenileme süreci ve satış sonrası için özellikle dayanıklı fren diski gibi fikirler vardı. Jüri ayrıca yüksek voltajlı bataryaların onarımını ve yenilenmesini mümkün kılan mobil tamir atölyelerini de özel “Yeşil Ödül”e layık gördü.</p>
<p>Bir düşünce ancak pratikte fark yarattığında inovasyona dönüşüyor; fuar da bu farkı görünür kılıyor.</p>
<p>2026 programındaki 500’den fazla etkinlik arasında Geleceğin Mobilite Parkı, Automechanika Pit Yolu ve Deneyim Parkı gibi canlı formatlar, yepyeni sahnelerdi. HighTech4Mobility forumu, yazılım tanımlı araçlar ve dijital servisleri merkeze alırken, Avrupa Veri Yasası’nın otomotiv pazarına etkileri de tartışıldı. Enstitülerin hazırladığı “Hareket Halinde Yapay Zekâ: Otomotiv Satış Sonrası Hizmetlerini Yeniden Şekillendirmek” çalışması tanıtılırken, yapay zekânın satış sonrasında nasıl yeni değer yaratabileceği anlatıldı. Alman teknik üniversiteleri ise otomotiv sağlığının geleceğini, sürüş sırasında sağlık verisinin nasıl toplanıp kullanılabileceğini masaya yatırdılar. FIA’nın Ernst &amp; Young ile 10 pazarda 10 bin sürücü üzerinde yaptığı Küresel Tüketici Mobilite Eğilimleri Araştırması da fuarda paylaşıldı.</p>
<p><strong>Eğitim ve yetenek de </strong><strong>ana gündemde</strong></p>
<p>Geleceğin Mobilite Parkı’nda teknik okul takımları, güneş enerjisiyle 3 bin km yol kat eden bir konsept, dünyanın en uzun menzilli elektrikli otomobili ve otonom yarış araçlarıyla yakın geleceği sergilediler. Tam elektrikli bir kart motoru ve yenilikçi tahrik teknolojileri de ziyaretçilerin ilgi odağındaydı.</p>
<p>Ana gündemlerden biri olan eğitim ve yetenek başlığında hasar teşhisinden maliyet tahminine, yüzey hazırlığı ve boyadan ADAS teşhisine, alternatif güç aktarma sistemlerine kadar çok sayıda ücretsiz sertifikalı eğitim düzenlendi. 4 binden fazla öğrencinin katıldığı ödüllü Ambition formatı ise Z ve Alpha kuşakları için teknoloji, oyun ve eğlenceyi kariyer fırsatlarıyla buluşturdu. “Aftermarket Women Network” paneli de çeşitlilik ve hedefli yetenek geliştirme yoluyla sektörün nitelikli iş gücünü nasıl çekeceğini tartıştı.</p>
<p>Yenilikçilik, öncü ruh ve sürdürülebilir dönüşümün ekonomik fırsatlarına odaklanılan, start-up çözümleri sunulan ve APRA Europe iş birliğinde “Remanufacturing” günüyle yeniden üretimin sürdürülebilir mobilitedeki artan rolünü ele alan Automechanika Frankfurt 2026, otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca bugününü değil, yarının iş modellerini de gösteren bir vitrin oldu. Döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen dönüşüm, tüm negatif şartlara rağmen hız kesmiyor. Bir uzmanlık fuarından çok eğlenceli bir eğitim kampüsüne benzeyen Messe Frankfurt’ta kurulan temaslar, yeni formatlar ve ödüllü çözümler, yenilik kapasitesini bir kez daha test etti, yeni ufukları bugünden gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satis-sonrasi-vitrini-87376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/564-1789361404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satış sonrası vitrini ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrifikasyon, yapay zekâ ve enerji dönüşümü yeni bir sanayi çağının kapısını açarken elektrik-elektronik sektörü küresel rekabetin merkezine yerleşiyor. Yarış artık yalnızca daha fazla üretmek değil; teknolojiyi, yazılımı ve ekosistemi kimin kontrol edeceği üzerine.</strong></p>
<p>Bir önceki yüzyılın sanayileşme hikâyesini petrol, çelik ve otomobil üzerinden okumak mümkündü. İçinde bulunduğumuz yüzyılın hikâyesi ise giderek daha fazla elektrik ve elektronik üzerinden yazılıyor. Yapay zekâ ve veri merkezlerinden elektrikli araçlara, yenilenebilir enerjiden depolamaya, robotikten akıllı şehirlere kadar geleceğin hemen bütün büyüme alanlarının ortak bir paydası var: Daha fazla elektrifikasyon, daha fazla elektronik ve daha fazla bağlantı. Dolayısıyla elektrik-elektronik artık ekonominin sektörlerinden yalnızca biri değil; diğer sektörlerin dönüşüm hızını belirleyen bir altyapı sanayisi.</p>
<p><strong>Trilyon dolarlık yarışta ağırlık Doğu'ya kayıyor</strong></p>
<p>Rakamlar bu dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Küresel yüksek teknoloji ihracatı 2025 yılında yüzde 14'e yakın büyüyerek <strong>4,9 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bu artış, dünya ticaretindeki genel büyümenin yaklaşık üç katı hızında gerçekleşti. Yapay zekâ yatırımlarının tetiklediği veri merkezleri, ileri çipler ve bilgi işlem altyapısı bu büyümenin en önemli sürükleyicileri arasında yer aldı.</p>
<p>Bu devasa ekosistemin güç haritasında ABD teknoloji, yazılım ve tasarım; Güney Kore yarı iletkenler, ekran teknolojileri ve tüketici elektroniği; Tayvan ileri çip üretimi, Japonya elektronik bileşenler, robotik ve yüksek hassasiyetli üretim; Almanya ise endüstriyel elektronik ve otomasyon kabiliyetleriyle öne çıkıyor. 2025 yılında dünyanın en büyük yüksek teknoloji ihracatçıları arasında Çin, ABD, Singapur, Almanya ve Güney Kore ilk beşi oluşturdu.</p>
<p>Ancak ölçek açısından tablonun merkezinde giderek daha belirgin biçimde <strong>Çin</strong> bulunuyor. Çin'in yalnızca elektrikli makineler, elektronik ekipmanlar ve bunların parçalarını kapsayan HS85 grubundaki ihracatı 2025 yılında <strong>1 trilyon dolar sınırını aşarak yaklaşık 1,02 trilyon dolara</strong> ulaştı. Bir yıl önce yaklaşık 928 milyar dolar olan bu ihracatın tek yılda yaklaşık yüzde 10 büyümesi, küresel elektronik sanayisindeki ağırlık merkezinin hangi yönde hareket ettiğinin de güçlü bir göstergesi.</p>
<p>Akıllı telefonlardan televizyonlara, klimalardan bataryalara, güneş enerjisi ekipmanlarından robotik ürünlere kadar olağanüstü geniş bir üretim ekosistemine sahip olan Çin'in 2025 yılı toplam mal ihracatı da yaklaşık <strong>3,78 trilyon dolara</strong> yükseldi. Ülkenin resmi istatistiklerine göre mekanik ve elektronik ürün ihracatı aynı yıl yüzde 8,9 arttı. Daha önemlisi, Çin'in yükselişinin niteliği değişiyor. Bir dönem Batılı markaların düşük maliyetli üretim merkezi olarak görülen Çin; artık kendi markaları, Ar-Ge kapasitesi, yapay zekâ uygulamaları, batarya teknolojileri, robotik ve akıllı ev sistemleriyle rekabet ediyor. Akıllı telefonlar halen Çin'in en büyük yüksek teknoloji ihracat kalemlerinden biri olurken, ülkenin çip, telekom ve ağ ekipmanları ile tüketici elektroniğindeki ağırlığı da artıyor. Endüstriyel robot ihracatının 2025'in ilk 11 ayında yüzde 44,5 artması, dönüşümün yalnızca tüketici elektroniğiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle küresel rekabetin ekseni yalnızca <strong>Batı'dan Doğu'ya değil, üretimden teknoloji sahipliğine doğru da kayıyor.</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ ekrandan çıkıp fiziksel dünyaya giriyor</strong></p>
<p>Berlin'de 1924'ten bu yana düzenlenen ve bu yıl da endüstri paydaşlarını buluşturan sektörün önemli küresel etkinliklerinden IFA Fuarı’nda sergilenen yenilikler de bu geleceğin ipuçlarını verdi. Fuardaki dikkat çekici gelişme tek tek yeni cihazlardan ziyade teknolojilerin birbirine yaklaşmasıydı. Yapay zekâ artık telefonda ya da bilgisayarda çalışan ayrı bir uygulama olmaktan çıkıyor; buzdolabına, klimaya, televizyona, sağlık cihazına ve ev robotuna yerleşiyor. Daha küçük ve enerji verimli yapay zekâ modelleri cihazların kendisinde çalışmaya başlıyor. Robotik ise fabrikadan eve taşınıyor.</p>
<p>Enerji verimliliği de bir ürün özelliği olmaktan çıkarak sistem tasarımının parçasına dönüşüyor. Güneş enerjisi, depolama, akıllı sayaçlar ve bağlantılı cihazların birleşmesiyle ev, yalnızca enerji tüketen değil; enerjiyi üreten, depolayan ve ne zaman kullanacağına karar veren bir sisteme dönüşüyor. Bunun anlamı büyük: <strong>Geleceğin ürünü tek başına bir cihaz değil, bir ekosistem olacak.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye'nin önündeki soru: Üretmek mi, teknolojiyi üretmek mi?</strong></span></p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Elektrik-elektronik sektörü 2025'te ihracatını yüzde 6,4 artırarak <strong>17,73 milyar dolarla tarihinin en yüksek seviyesine</strong> taşıdı ve otomotiv ile kimyanın ardından Türkiye'nin <strong>üçüncü büyük ihracat sektörü</strong> konumuna yükseldi. Türkiye'nin aynı yıl 273,4 milyar dolara ulaşan toplam mal ihracatı içinde sektörün konumu, elektrik-elektronik sanayisinin ülke ekonomisi açısından taşıdığı stratejik önemi daha da belirgin hale getiriyor. Beyaz eşya, kablo, elektrik üretim-dağıtım ekipmanları ve elektronik ürünlerde Türkiye güçlü bir üretim altyapısına ve özellikle Avrupa pazarına önemli bir erişim avantajına sahip.</p>
<p>Ancak yeni rekabet düzeninde üretim kapasitesi tek başına yeterli olmayacak. Çin'in son yirmi yıldaki dönüşümünün Türkiye açısından belki de en önemli dersi burada. Yarış, milyonlarca cihaz üretebilmekten; o cihazların sensörünü, yazılımını, güç elektroniğini, yapay zekâsını, enerji yönetimini ve markasını geliştirebilmeye doğru ilerliyor. Türkiye'nin önündeki fırsat da tam olarak bu eşikte bulunuyor. Avrupa'nın yakınındaki güçlü bir üretim merkezi olmak önemli bir avantaj. Fakat yeni elektrik çağında kalıcı değer yaratmak için hedefi daha yukarı koymak gerekiyor: <strong>Üretim üssü olmanın yanına teknoloji, tasarım, yazılım ve marka üssü olmayı eklemek.</strong></p>
<p>Çünkü önümüzdeki dönemde ülkelerin sanayideki ağırlığını yalnızca ne kadar ürettikleri değil, <strong>elektriklenen ve akıllanan dünyanın teknolojisinin ne kadarına sahip oldukları belirleyecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenicagin-omurgasi-elektronik-dunyanin-guc-haritasini-degistiriyor-87375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/65-1789361219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniçağın omurgası: Elektronik dünyanın güç haritasını değiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zirveden çıkan sonuçlar, BRICS’in şimdilik ortak para birimi ya da Batı karşıtı bir ittifak yerine, ulusal para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve Küresel Güney’in uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olması ekseninde ilerleyeceğini gösterdi. Ancak Çin’in gelecek dönem başkanlığı örgütün yönünü yeniden değiştirebilir.</strong></p>
<p>Yeni Delhi’de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi, örgütün geleceğine ilişkin dünyanın en çok nüfuslu iki ülkesi arasındaki "yaklaşım farkını" ortaya koydu. Çin, BRICS’i Batı merkezli finansal ve siyasi düzene karşı daha güçlü bir alternatif haline getirmek isterken, Hindistan bu yapıyı herhangi bir  güç bloğunun uzantısına dönüşmeden, Küresel Güney’in hareket alanını genişleten bir platform olarak korumaya çalıştı.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Çin'in vizyonu; Alternatif bir küresel mimari...</strong></span></p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping'in mesajları Çin açısından BRICS'in yükselen ekonomilerin işbirliği platformundan daha fazlası olmasının amaçlandığını ortaya koydu. Pekin yönetimi, örgütü Batı merkezli uluslararası düzenin sınırlarını aşındırabilecek, Küresel Güney’in ekonomik ve siyasi ağırlığını kurumsal bir güce dönüştürebilecek bir yapı olarak gördüğünün ipuçlarını verdi.<br />Şi, BRICS işbirliğinin “üçüncü altın on yılına” girilmesinden söz ederken, örgütün gelişmekte olan ülkeler açısından etkili bir işbirliği platformuna dönüşmeye doğru yönlenmesi isteğini de vurguladı.<br />Pekin, BRICS'in ekonomik kapasitesini yalnızca ticaret ve yatırım alanında değil, ödeme sistemleri, teknoloji, dijital altyapı ve finansal kurumlar üzerinden de küresel etkiye dönüştürmek isteğinin işaretlerini verdi.</p>
<p>Üstelik Pekin yönetimi bu yönde hazırlıkları da sürdürüyor; Çin’in altın rezervlerini artırması, Hong Kong’da Şanghay Altın Borsası’yla bağlantılı yeni takas altyapıları geliştirmesi ve alternatif ödeme kanallarını desteklemesini, Yuan'ın uluslararası kullanımının yaygınlaştırılmasının ön adımları olarak okumak yanlış olmaz.<br />Yine de tüm bu adımların, uluslararası sistemdeki başat para birimi olan Amerikan Doları'nın yakın zamanda terk edileceği ve bunun yerine Yuan'ın kullanılmaya başlaması anlamına gelmiyor; Çin’in -şimdilik- hedefi daha çok, doların tek seçenek olma niteliğini azaltacak bir finansal ekosistem oluşturmayı çağrıştırıyor. Bu ekosistemde altın, ulusal para birimleri, alternatif ödeme sistemleri ve Çin merkezli finansal kurumları da birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmek mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Hindistan'ın yaklaşımı; Reform, ama kopuş değil...</strong></span></p>
<p>Hindistan’ın BRICS’e bakışı ise daha temkinli ve çok yönlü. Yeni Delhi yönetimi, mevcut uluslararası düzenin Batı merkezli yapısının değiştirilmesini istiyor, ancak bunun Batı’yla ekonomik, teknolojik ve stratejik ilişkiler koparılmadan yapılmasını savunuyor.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin zirvede yaptığı konuşmada BRICS’in “hiç kimseye karşı olmadığı” yönündeki vurgusunu da bu açıdan okunmalı; Hindistan, daha temsili bir küresel yönetişim, Küresel Güney’in karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması ve ekonomik yaptırımların bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı daha fazla güvence istiyor. Ancak aynı zamanda ABD, Avrupa, Japonya ve Avustralya ile ilişkilerini de stratejik denklem içinde tutuyor. <br />Hindistan için BRICS’in değeri, Çin ve Rusya’yla aynı platformda bulunabilmek kadar, bu platformu Çin’in öncülük ettiği bir jeopolitik kutba dönüşmekten uzak tutabilmesinde de yatıyor. Yeni Delhi, ulusal para birimleriyle ticareti ve sınır ötesi ödeme sistemlerinin entegrasyonunu destekliyor; fakat ortak bir BRICS para birimi ya da Amerikan Doları'nın yerine geçecek merkezi bir finansal sistem konusunda Pekin'le aynı hevesi paylaşmıyor.</p>
<p>Üstelik Yeni Delhi'nin bu yaklaşımının altında sadece Hindistan’ın Batı’yla ilişkilerinin yattığını düşünmek de yanlış olur; Hindistan ile Çin arasındaki stratejik rekabet, sınır sorunları, ticaret açığı ve ekonomik bağımlılık endişesi de bu politikanın belirleyicilerinden.<br /><br /><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sonuç; Şimdilik orta yol bulundu</strong></span></p>
<p>Son zirvede Hindistan'ın ev sahipliğini iyi kullandığını ve -şimdilik- BRICS açısından Yeni Delhi'nin vizyonunun BRICS'in hakim yönü olarak kaldığını söylemek yanlış olmaz. Nitekim Hindistan'ın etkisiyle zirve sonunda yayınlanan bildiride;<br />- BRICS’i Batı karşıtı bir ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıldı:<br />- Ortak para birimi konusunda karar alınmadı;<br />- Doların terk edilmesine yönelik iddialı siyasi ifadeler de yer almadı.<br />Bunun yerine ulusal para birimleriyle ticaret, sınır ötesi ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, dijital kamu altyapıları, enerji ve gıda güvenliği ile uluslararası kurumlarda reform başlıkları öne çıktı.<br />Hindistan'ın vizyonunun ağır basmasıyla BRICS, -bugün için- tek bir siyasi ve ekonomik sistem kurmaktan çok, üyelerine mevcut sistem karşısında daha fazla seçenek ve pazarlık gücü kazandırmaya çalışan bir platform görünümü aldı. Ancak önümüzdeki yıl Çin'in BRICS dönem başkanlığını üstlenmesiyle örgütün çok farklı bir yöne evrilmesi olasılığı da hala masada.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İkili ilişkiler; BRICS'in iç dengesi...</strong></span></p>
<p>BRICS’in geleceğini anlamak için örgütün içindeki ikili ilişkiler de dikkatle izlenmeli. Yeni Delhi Zirvesi’nde Hindistan-Rusya ve Hindistan-Çin görüşmeleri, BRICS’in yalnızca kurumsal bir yapı olmadığını, üyeler arasındaki ilişkilerin örgütün yönünü doğrudan etkilediğini de gösterdi.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Rus Lider Vladimir Putin arasındaki görüşme, Hindistan’ın Rusya’yı hâlâ enerji, savunma ve stratejik işbirliği açısından önemli bir ortak olarak gördüğünü teyit etti. Belli ki Moskova’nın Batı yaptırımları altında Çin’e daha fazla bağımlı hale gelmesi, Hindistan’ın Rusya’yla ilişkilerini koruma isteğini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Aksine, Yeni Delhi Moskova ile  ilişkileri enerji ve savunmanın ötesine taşıyarak teknoloji, imalat ve sanayi işbirliği alanlarında geliştirmek istiyor.</p>
<p>Ancak bu ilişki, Hindistan’ın Rusya ve Çin öncülüğündeki bir blokla siyasi hizalanması anlamına da gelmiyor. </p>
<p>Yeni Delhi’nin stratejik özerklik anlayışı, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilme kapasitesine dayanıyor. Hindistan açısından Rusya’yla yakınlık, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerin alternatifi değil. Sadece Yeni Delhi'deki karar vericilerin seçeneklerini çoğaltan unsurlardan biri.</p>
<p>Yeni Delhi zirvesinde Modi'nin Çinli lider Şi ile ikili görüşmesi ise BRICS’in iç dengesi açısından daha kritikti; Şi Jinping’in yaklaşık yedi yıl sonra Hindistan’a yaptığı bu ilk ziyaret, 2020’deki sınır çatışmasının ardından iki ülke arasında ciddi biçimde gerilen ilişkilerde siyasi iletişim kanalının yeniden açıldığını gösterdi. </p>
<p>Nitekim Modi,  sınır bölgelerinde barış ve sükûnetin korunmasının ikili ilişkilerin geneli açısından temel önemde olduğunu yineledi. Şi’nin Hindistan’la ilişkilerin stratejik ve uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiği yönündeki mesajı da, Çin’in de gerilimin ekonomik ve diplomatik maliyetlerini sınırlamak istediğini gösterdi. <br />Bu sonuç iki ülke ilişkilerinde bir "stratejik yeni başlangıçtan" çok, kontrollü istikrar arayışı olarak değerlendirilebilir. </p>
<p>Ancak iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıkları, ticaret dengesizliği, ekonomik rekabet ve bölgesel nüfuz mücadelesinin devam etmekte olduğu da açık. Bu nedenle Modi-Şi görüşmesini BRICS içinde Çin-Hindistan uzlaşmasının sağlandığı anlamında değil, iki ülkenin rekabeti "yönetilebilir" bir çerçevede tutma ihtiyacını kabul etmesi olarak yorumlamak mümkün.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>Orta Doğu meselesi de BRICS masasında</strong></span></p>
<p>Zirvede Orta Doğu meselesi de BRICS’in iç dengelerini ve diplomatik kapasitesini gösteren önemli bir başlık olarak öne çıktı.</p>
<p>BRICS liderleri, Yeni Delhi Deklarasyonu’nda Orta Doğu’daki savaşın ve gerilimin tırmanmasından duydukları “derin endişeyi” dile getirdi; taraflara azami itidal çağrısında bulundu. Açıklamada, uluslararası anlaşmazlıkların diyalog, istişare ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği vurgulandı. Tek taraflı tarife ve tarife dışı önlemlerin küresel ticareti bozduğu yönündeki eleştiriler de, yaptırımlar ve ekonomik baskı araçları konusundaki ortak rahatsızlığın bir parçası olarak kayıtlara geçirildi.<br />Şi jinping’in BRICS ülkelerinin Orta Doğu’da barışın sağlanmasına katkıda bulunması gerektiğini söylemesi ise, Çin’in örgüte biçtiği daha siyasi rolü ortaya koydu. Belli ki Pekin, BRICS’in yalnızca ekonomik işbirliği platformu değil, küresel krizlerde Batı dışındaki ülkelerin diplomatik ağırlığını artıran bir mekanizma olmasını istiyor.<br />Ancak deklarasyonun dili, örgütün sınırlarını da gösterdi. İran ile BAE gibi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı olan ülkelerin aynı metne imza atabilmesi için ifadeler genel tutuldu. Bu da BRICS'in ortak ilkeler üzerinde uzlaşabildiğini, ancak üyelerinin çıkarları çatıştığında açık sorumluluk tayin etmekte ve ortak eylem üretmekte zorlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Bu durum, İran ile BAE arasındaki temaslarda da görüldü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile görüşmesi, bölgesel gerilimin ortasında diplomatik kanalların açık tutulmaya çalışıldığını gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirve-iki-vizyon-brics-hangi-yone-evrilecek-87374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/brics-1789361094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zirve, iki vizyon; BRICS hangi yöne evrilecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ticaret, makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen büyümesini sürdürüyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün Mal Ticareti Barometresi temmuz ayında 102’ye yükselirken, elektronik bileşenler endeksi 104,9 ile yüksek teknoloji talebine işaret ediyor.</strong></p>
<p>Kamuoyunda, Orta Doğu’daki İran merkezli çatışmaların dünya genelinde dış ticareti zayıflattığına yönelik bir algı var. Oysa durum tam tersi. Küresel ticaret son derece canlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü birkaç gün önce Mal Ticareti Barometresi’nin temmuz sonuçlarını açıkladı. Makroekonomik ve jeopolitik zorluklara rağmen küresel ticaret büyüme eğilimini güçlü biçimde sürdürüyor.</p>
<p><strong>Barometre dört yılın zirvesinde</strong></p>
<p>Haziran ayında 101,7 olan endeks temmuzda 102’ye yükseldi. 100’ün üzerindeki değerler, ticaret hacminde trendin üzerinde büyüme olduğunu gösteriyor ve bugün itibarıyla endeks son dört yılın zirvesine ulaşmış durumda.</p>
<p>Dolayısıyla, “ABD’nin gümrük vergileri yükseldi”, “korumacılık arttı” ya da “İran Savaşı küresel ticareti daralttı” gibi savlar dile getirmek pek de gerçekçi değil. Evet, bu gelişmelerin ticaret üzerinde baskılayıcı etkileri var ancak bunlara rağmen ticarette bir daralma yok.</p>
<p>Peki ticaretteki bu büyümenin motoru ne? Yapay zekâ ekosistemine yönelik yatırımların tetiklediği yüksek teknoloji ürünleri talebinde ciddi bir artış var. Ticaret barometresi oluşturan altı endeksten biri olan elektronik bileşenler endeksi 104,9 seviyesinde.</p>
<p>İhracat Siparişleri Endeksi 103,5 ile dış ticaretteki canlılığın önümüzdeki aylarda da devam edeceğini gösteriyor<strong>.</strong></p>
<p>Uluslararası hava kargo endeksi 102,8 ile teknoloji odaklı sevkiyatlarla yükselirken, küresel konteyner elleçleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 64’ünü temsil eden 90 liman üzerinden yapılan ölçümle oluşturulan Konteyner Taşımacılığı Endeksi 99,6 ile trendin hafif altında kalan tek endeks durumunda.</p>
<p><strong>Ticaretin kompozisyonu yüksek </strong><strong>teknolojili ürünlere doğru kayıyor</strong></p>
<p>Son olarak, tarımsal hammaddeler endeksi 102,6, otomotiv ürünleri endeksi 101,5 ile yine trendin üzerinde bir büyümeye işaret ediyor.</p>
<p>Peki bütün bunların Türkiye için anlamı ne?</p>
<p>Orta Doğu’daki savaşa, ABD’nin gümrük vergilerine ve diğer gelişmelere dayanarak<strong>, “</strong>zaten küresel ticaret geriliyor, bizim ihracatımızın düşmesi ya da yerinde sayması normal sayılır” gibi bir düşünceye kapılmak son derece hatalı. Dünyada ticaret büyümeye devam ediyor ve bu ticaretin kompozisyonu yüksek teknolojili ürünlere doğru kayıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-savasa-ragmen-buyuyor-87373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret, savaşa rağmen büyüyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da bazı şirketler vardır; bilançosundan çok arkasındaki ortaklık yapısıyla merak edilir. Pusula da son yıllarda bu yapılardan biri haline geldi. Çünkü bugün Pusula dediğimizde yalnızca bir portföy yönetim şirketinden söz etmiyoruz. Tasarruf finansmanından aracı kurumlara, fon yönetiminden halka açık şirket ortaklıklarına, bankacılık tarafındaki girişimlerden holding yapılanmasına kadar uzanan geniş bir finansal ağ ortaya çıkıyor. Ancak şimdi bu yapının önünde yeni bir dönem var.</p>
<p>Pusula Finans Holding ile Tera Grubu arasında bir süredir devam eden görüşmelerde cuma gecesi kritik eşik aşıldı. Taraflar, Pusula Finans Holding ve hissedarlarının sahip olduğu bağlı şirketlerden oluşan ekonomik bütünlüğün Tera Grubu şirketlerine devri için temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardı. Bundan sonra SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izin ve onay süreçleri başlayacak. Yani artık anlaşma masasında önemli bir eşik geçildi.</p>
<p>9 Eylül tarihli ilk açıklamayla, Tera’nın Pusula Finans Holding ile birlikte Pusula Portföy, Pusula Yatırım ve Katılımevim’i kapsayan iktisadi bütünlüğü devralmak üzere masaya oturduğunu öğrenmiştik.</p>
<p>Hikâyenin merkezindeki isimlerden biri Muhammed Yarız. Hafta sonunda Marmaris’ten Yunanistan’a kaçtığı iddia edilen Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkartılırken mal ve hesaplarına da tedbir konulduğu öne sürüldü.</p>
<p>Tera da Yarız ile ilgili haberlerin yayılmasından sonra cumartesi günü bir açıklama daha yaptı. Açıklamada Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerin devralınmasına ilişkin sürecin devam ettiği belirtilerek daha önce açıkladığı stratejik ve finansal değerlendirmelerde herhangi bir değişiklik olmadığı vurgulandı.</p>
<p>Bu arada Pusula Holding ve Katılımevim'in Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan'a da yurtdışı çıkış yasağı getirildiği öğrenildi. Turhan’ın Pusula tarafındaki yönetim yapısında yer alması, grubun sermaye piyasaları tarafındaki yapılanmasına bakarken dikkate alınması gereken unsurlardan biri.</p>
<p>Yarız, hakkındaki iddialarla ilgili cumartesi akşamı yaptığı açıklamada şehir dışında bulunduğunu ve programını değiştirerek pazar sabahı İstanbul’a döneceğini belirtti. Muhammed Yarız, yoğun ve stresli dönemin ardından kısa bir süre dinlenmek amacıyla şehir dışında bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Pusula’nın son yıllardaki büyümesine bakıldığında, bunun birkaç şirketin yan yana gelmesinden ibaret olmadığı görülüyor. Katılımevim’in yüzde 79,85’inin Pusula Finans Holding’e 752 milyon TL bedelle devredilmesi, bu büyümenin başlıca adımlarından biriydi.</p>
<p>Ardından 2026’nın ilk aylarında ALB Yatırım’ın yüzde 100’ü 19 milyon dolar karşılığında satın alındı ve şirketin adı Pusula Yatırım olarak değişti.</p>
<p>Mart ayında ise Katılımevim’in İktisat Katılım’daki sahip olduğu tüm payların 12,42 milyar TL Pusula Finans Holding’e devredilmesi kararlaştırıldı. Pusula bir taraftan portföy yönetiminde büyürken diğer taraftan tasarruf finansmanı, aracı kurum ve bankacılık tarafındaki yapılanmasını genişletiyordu.</p>
<p>Pusula’nın halka açık şirketler tarafındaki en çarpıcı örneklerinden biri ise Gündoğdu Gıda oldu.</p>
<p>Pusula Finans Holding’in şirkette doğrudan yüzde 11,54; Pusula Portföy tarafından yönetilen Denge Katılım Serbest Fon’un yüzde 18,61; Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fon’unun yüzde 11,09 payı bulunuyor. Yarız’ın doğrudan payı da yüzde 15,82 seviyesinde.</p>
<p>Ancak Gündoğdu Gıda’daki asıl değişim şirketin faaliyet alanında gerçekleşti. Şirket Şubat 2026’da gıda üretimini durdurdu ve Manisa’daki tesislerini sattı. Ardından adının Pusula Yatırımlar Holding olarak değiştirilmesi, kayıtlı sermaye tavanının 150 milyon TL’den 3,75 milyar TL’ye çıkarılması ve özel tahsisli sermaye artışlarının planlanması gündeme geldi. Çalışan sayısının da 25 kişiye kadar düşmesiyle şirket eski faaliyet yapısından oldukça farklı bir noktaya geldi. Ancak unvan değişikliği ve sermaye artırımıyla ilgili henüz sonuçlanan bir durum yok.</p>
<p>Buradaki önemli nokta, gıda üretiminden çıkan halka açık şirketin “kestirme yoldan” yani yeni şirket kurmanının ve halka açmanın külfetinden kurtulmak için yeni bir holding yapılanmasının merkezine yerleştirilmesinin planlanması.</p>
<p>Pusula’nın büyümesinin bir diğer önemli ayağı ise portföy yönetim şirketiydi. Pusula Portföy, bir dönem yaklaşık 750 milyar TL’ye yaklaşan portföy büyüklüğüyle Türkiye’nin en büyükleri arasına girdi. Ancak bu büyüklük beraberinde yoğunlaşma ve likidite risklerini de getirdi.</p>
<p>Şubat 2026’da Pusula Portföy tarafından yönetilen fonların Katılımevim’deki toplam payı yüzde 33,01 seviyesine ulaşmıştı. Birden fazla Pusula fonunun şirketin yüzde 5’inden fazlasına sahip olması, fon yönetimindeki büyüklük ile grup şirketleri arasındaki ilişkinin ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyordu.</p>
<p>Sonrasında SPK’nın 28 Ağustos’taki düzenlemesi geldi. Yatırım fonlarında, özellikle serbest fonların hissede yoğunlaşmasına ilişkin kurallar değiştirildi. Aynı portföy yönetim şirketinin fonlarının toplam pozisyonları da hesaplamaya dahil edildi.</p>
<p>Bu düzenlemenin Pusula açısından sonuçları oldu. Ancak Pusula Portföy’deki yatırımcı çıkışlarının tamamını 28 Ağustos’taki düzenlemeye bağlamak doğru değil. Pusula’nın kendi açıklamasına göre yeniden yapılanma ve sadeleşme süreci daha önce başlamıştı. Bu süreçte yaklaşık 90 milyar TL’lik yatırımcı çıkışından söz edildi.</p>
<p>Tam bu sırada Katılımevim tarafındaki gelişmeler öne çıktı. 30 Ağustos’ta Pusula Finans Holding, Katılımevim hisselerinde 10 milyar TL’ye kadar ek alım yapabileceğini açıkladı. Ardından 1-3 Eylül arasındaki alımlarla Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payı yüzde 29,50 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Bir tarafta Pusula Portföy fonlarında yeniden yapılanma ve yatırımcı çıkışları, diğer tarafta SPK’nın yeni fon düzenlemesi, hemen ardından Pusula Finans Holding’in Katılımevim’deki doğrudan payını artırması ve birkaç gün sonra Tera ile görüşmelerin başlaması var.</p>
<p>Ardından 9 Eylül’de Tera’dan gelen açıklama tartışmalara yeni bir boyut kattı. Tera, Pusula Finans Holding ve bağlı şirketleriyle ilgili görüşmelerin başladığını duyurdu. Bir gün sonra ise tarafların temel ticari ve finansal şartlarda anlaşmaya vardığı açıklandı.</p>
<p>Pusula’nın büyüme hikâyesine bakıldığında, son dönemde çok hızlı büyüyen finansal yapının aynı hızla yeniden düzenlenmeye başladığı görülüyor. Devasa fon büyüklüğü, yüksek yoğunlaşma, yatırımcı çıkışları, grup şirketlerindeki ortaklıkların yeniden şekillenmesi ve şimdi de holding düzeyinde bir devir süreci var.</p>
<p>Rakamlar ve zamanlama birlikte değerlendirildiğinde, bunun yalnızca sıradan bir “stratejik satış” olduğunu söylemek güç. Pusula açısından bu satışta şartların zorladığı bir çıkış unsuru da bulunuyor.</p>
<p>Tera’nın böyle bir yapıyı almak istemesinin nedeni de tabii ki yalnızca “düşene el uzatmak” değil. Hazır bir finansal ekosisteme erişim söz konusu ve bu ticari bir hesap. Portföy yönetimi, aracı kurum, tasarruf finansmanı ve diğer finansal şirketler aynı ekonomik bütünlüğün içinde bulunuyor.</p>
<p>Bundan sonraki kritik konu, Tera’nın bu yapıyı nasıl yeniden şekillendireceği olacak. Tera Portföy ile Pusula Portföy’ün, Tera Yatırım ile Pusula Yatırım’ın nasıl konumlanacağı ve Katılımevim’in bu yapının neresinde duracağı önemli.</p>
<p>Bunların hemen birleşeceğini söylemek için henüz erken. Çünkü devir için SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere gerekli izinlerin alınması gerekiyor.</p>
<p>Bir başka önemli nokta da Pusula Portföy’ün yönettiği fonlardaki hisseler. Bu varlıklar Pusula’nın veya Tera’nın malı değil; fon yatırımcılarının varlıkları. Dolayısıyla Pusula Portföy’ün kontrolünün değişmesi, fonlardaki hisselerin otomatik olarak Tera’ya geçtiği anlamına gelmiyor. Fonlar kendi mevzuatları ve yatırımcı hakları çerçevesinde yönetilmeye devam edecek.</p>
<p>Asıl değişen, bu fonları yöneten şirketin kontrolü ve onun etrafındaki finansal yapı olacak. Bu nedenle Pusula hikâyesini yalnızca “bir şirket satıldı” diye okumamak gerekir. Ortada birkaç yıl içinde portföy yönetiminden tasarruf finansmanına, aracı kurumdan halka açık şirket ortaklıklarına kadar genişleyen bir yapı var. Şimdi bu yapının Tera Grubu altında nasıl yeniden şekilleneceğini izleyeceğiz.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d; font-size: 14pt;">Pusula Finans Holding AŞ yönetim kurulunda değişiklik</span></strong></p>
<p>Tera ile birleşmenin resmen gerçekleşmesinden önce Pusula Finans Holding A.Ş. yönetim kurulunda önemli bir değişiklik gerçekleşti. Şirketin dünkü yönetim kurulu toplantısında istifa eden üyeler Ahmet Özcan ve Serdar Turhan’ın yerine yeni atamalar yapıldı. İlk genel kurul toplantısında onaya sunulmak ve seleflerinin kalan görev sürelerini tamamlamak üzere Emre Tezmen yönetim kurulu üyeliğine atanırken aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevlendirildi. Erkan Kılıçlı ise yönetim kurulu üyesi olarak atandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pusula-bir-finans-grubuna-nasil-donustu-87372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pusula bir finans grubuna nasıl dönüştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 14 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/XisqCJLRmW4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor.</strong></p>
<p>Beklentilerin üzerinde gelen çekirdek enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in önümüzdeki beş toplantıda toplam 75 baz puan faiz artıracağını fiyatlıyor. Verinin ardından tahvil piyasasında 10 yıla kadar vadelerde sınırlı satış görülüyor. Hisse senedi piyasası ise şahin Fed’den bağımsız kendi dinamikleriyle toparlanmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Sahadaki tablo piyasadan farklı</strong></p>
<p>Hisse senedi piyasasındaki iyimserlikte, sert yükseliş sonrası petrol fiyatlarında yüzde 3’e yakın gerileme hiç şüphesiz etkili. İran’ın bölge ülkeleriyle bir toplantı organize etmek istemesi Hürmüz’ün yeniden açılabileceği ümidini canlandırarak geri çekilmeyi tetikledi.</p>
<p>Sahadan gelen bilgi akışı ise tam tersine savaşın hızlandığını gösteriyor. Husiler Kızıldeniz’in güney ucunun kontrolünü ele geçirdiler. Suudi Arabistan, Irak’tan gerçekleştirilen insansız hava aracı saldırısının ardından Doğu-Batı boru hattını kapatmak zorunda kaldı.</p>
<p>Hürmüz’ün kapalı olduğu bir dönemde günde 5-6 milyon varille dünyanın imdadına yetişen Kızıldeniz ticareti durma noktasına geldi. Ama vadeli piyasalar önümüzdeki altı ayda petrol fiyatlarının 15 dolar gerileyeceğini fiyatlamaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tahvil piyasası </strong><strong>iyimserliğe katılmıyor </strong></p>
<p>Borsa İstanbul şahin Fed’den bağımsız toparlanmaya çalışıyor. Fonlarla ilgili düzenlemelerin ardından küçük hisselerden büyüklere yönelmeyle endeks 14.500 direncinin hemen altında kapattı. En likit 10 hisse sert yükselirken BIST 100-30 hisselerinde satışlar yavaşlayarak devam ediyor. Cam, otomotiv, petrokimya, rafineri ve telekomünikasyon sektörleri haftalık bazda en çok değer kazanan sektörler.</p>
<p>Tahvil piyasası hisse senedi piyasasındaki iyimser havaya katılamıyor. Enerji fiyatlarında sert artış ve Merkez Bankası’nın eylül toplantısını pas geçmesi üzerine verim eğrisinin kısa-orta kısmında satış baskısı arttı. Özel bankalar Para Politikası Kurulu kararının ardından piyasanın gerisinde kalıyor. Kamu bankaları özel bankalara göre daha güçlü.</p>
<p>Önümüzdeki hafta gözler çarşamba günkü FOMC kararında olacak. Enerji fiyatlarında artış ve çekirdek enflasyondaki yükseliş sonrası piyasalar eylül toplantısında yüzde 90’a yakın olasılıkla 25 baz puan artış bekliyor. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsi faiz artış döngüsüne girmiş durumda. Faiz artışının olmaması piyasalar için pozitif sürpriz olur.</p>
<p>Türkiye cephesinde piyasalar ekim ve aralık toplantılarında toplam 200 baz puan indirim bekliyor. Ama son sözü enerji piyasası söyleyecek. Hürmüz ve Kızıldeniz’i açan bir anlaşma sağlanamazsa Brent petrol fiyatının 100-120 dolar bandında kalması, faiz indirimlerinin bir süre rafa kalkmasına yol açar. Orta Doğu’da savaş ve faiz indiriminin ötelenmesi durumunda bankalar ile havacılık hisseleri piyasadan negatif ayrışır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-orta-doguda-savas-ve-sahin-fed-ikilisine-ragmen-tutunmaya-calisiyor-87371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar Orta Doğu&#039;da savaş ve şahin Fed ikilisine rağmen tutunmaya çalışıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Külfet adaleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Eken de yok biçen de yok / Hasada ortak Osmanlı." 16’ncı YY’dan anonim bir şiir. Bugün Osmanlı yerine kimleri koyardın?</strong></p>
<p>Gelir dağılımındaki adalet kadar önemli bir kavram. Kriz zamanlarında “<strong>gayet iyi</strong>” yönetilmesi gereken süreci de tanımlar. Nimetin adil dağılmadığı ortamın yarattığı krizlerde ise “<strong>olmazsa olmaz</strong>”dır. Ortaya çıkan sıkıntının, <strong>herkese, her kesime, adil ve akıllıca dağıtılması</strong> olgusunu anlatır.</p>
<p>Eğer ekonomideki zor şartlardan çıkılacaksa, şu anda bölük pörçük alınan kararların bir araya getirilip ulusal bir “<strong>uzlaşma programı</strong>” oluşturulması kaçınılmaz görünüyor. Adına ister “<strong>Krizden Kurtuluş Paketi</strong>” ister “<strong>Ulusal Uzlaşma Programı</strong>” diyelim, başarı için Türkiye’ye lazım olan, <strong>külfet adaletidir</strong>.</p>
<p><strong>YÜKSEK KAZANÇ, YÜKSEK RİSK BARINDIRIR</strong></p>
<p>Bizdeki zenginler, hele ki zenginliğini ana işinden değil, para pazarlayarak kazananlar, “<strong>külfetin başkalarına yüklenmesi</strong>” için gayret ederler. Oysa “külfeti” <strong>KOBİ’lere, esnafa</strong> ve vatandaşa yıkan ve nimeti de bunlara sunan çözümler pek işe yaramaz. Uzlaşma, külfeti adil dağıtmaktan geçebilir ancak.</p>
<p><strong>Testiyi kıran</strong> ile <strong>suyu getireni </strong>karıştıran eski uygulamalar gösterdi ki oluşturulacak olan kaynakların, zaten bu krizi yaratan “<strong>çoktan ölmüş ama öldüğünden habersiz</strong>” büyük şirketlere aktarılması, çare olamıyor. <strong>Verimsiz hantal</strong>, kâr iştahı yüksek firmalara verilecek kaynaklar, <strong>milli gelir kaybı</strong> oluveriyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Külfet adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>En berbat söylem?</em></strong></p>
<p><strong>“Krizin külfetini benim dışımda herkes paylaşsın.</strong>” Mağaza siftah yapmıyor ama dükkân sahibi “kiramı aynen isterim” der. <strong>Ben hiçbir şey almam ama herkes benim malımı alsın</strong>” akılsızlığı da…</p>
<p><strong><em>Külfeti kim dağıtmalı?</em></strong></p>
<p>Enflasyon külfetini <strong>sabit gelirliye</strong>, çiftçi, <strong>esnaf</strong>, emekçiye yükleyip <strong>kendi konforunu sürdürme gayreti</strong> içinde olan kamu, asla külfeti adil dağıtmayacaktır. <strong>Yandaş candaş</strong> bir yana, gerisi ise <strong>saldım çayıra</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER KRİZİ FIRSAT KADAR, YAĞMACI DA BARINDIRIR</strong></p>
<p>Misal <strong>enflasyon</strong>… Hem yüksek hem de düşürülemiyor. Bu da bir yandan <strong>enflasyonzade</strong> üretiyor diğer yandan <strong>enflasyonzede</strong>… Fırsatlar enflasyon yüzünden <strong>heba</strong> olurken <strong>yağmacılar</strong>, bu ortamda gelir transferiyle, <strong>siyasetçiye yakınlıkları</strong> ve <strong>ekonomik değerlere çökerek</strong> külfet adaletini daha da bozar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜLFET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ekonomik külfet</strong>: Omuzumuza binen <strong>büyük maddi yük, masraf, mali zorluk veya sıkıntı</strong></p>
<p><strong>Külfet adaleti</strong><strong>: Ortaya çıkan zorluk ve maliyetin toplumdaki bireyler arasında adil dağıtılması</strong></p>
<p><strong>Külfet kurnazlığı</strong><strong>: Fedakârlık bekleyenin, FEDA’nın topluma ama KÂR’ın kendisine kalması</strong></p>
<p><strong>Toplumsal barış</strong><strong>: Nimetin de külfetin de eşit dağıtıldığı ortamda krizler barış içinde çözülür</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti-87370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Külfet adaleti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarih 17 Nisan 2026… Doğrudan yatırımları ele aldığım yazımda yabancıların Türkiye’deki yatırımlarındaki azalmaya, buna karşılık Türklerin dışarıdaki yatırımlarındaki artışa dikkat çekerken <strong>“Gelen gideni aşacak gibi”</strong> ara başlığı altında özetle şunları yazmıştım:</p>
<p><strong>“Yabancıların Türkiye’deki yatırımları AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı yıllarda, 2006 ile birlikte rekor kırmış ve yıllık tutar 20 milyar dolarları bulmuştu. Sonrasında genel eğilim yönünü aşağı çevirdi.</strong></p>
<p><strong>Türklerin yurt dışı yatırımları ise son dönemde yıllık bazda 10 milyar dolara dayandı.”</strong></p>
<p>Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Yazımı şöyle bitirmiştim:</p>
<p><strong>“Böyle giderse bir süre sonra net doğrudan yatırım girişi sıfıra inecek ve negatife dönecek.”</strong></p>
<h2>Döndü!</h2>
<p>Tahmin edilen oldu ve yabancıların Türkiye’de yaptıkları yatırım ile yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları arasındaki fark temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda ilk kez, evet ilk kez negatife döndü.</p>
<p>Son bir yılda yabancıların Türkiye’deki yatırımları 10 milyar 21 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Buna karşılık Türklerin yurt dışı yatırımları 10 milyar 346 milyon doları buldu.</p>
<p>Böylece temmuz itibarıyla net doğrudan yatırım eksi 325 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Gayrimenkul hariç 508 milyon dolar</h2>
<p>Ödemeler dengesi istatistiklerinde her ne kadar doğrudan yatırım başlığı altında yer alıyorsa da gerçek anlamda yatırım olmayan ve zaman zaman önemli bir tutar oluşturan bir kalem var; gayrimenkul.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki yatırımlarından burada aldıkları gayrimenkulleri ve Türklerin yurt dışı yatırımlarından dışarıda edindikleri gayrimenkulleri düşünce daha farklı bir tablo görüyoruz.</p>
<p>Yabancılar son bir yılda Türkiye’de 2,7 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Türklerin dışarıdaki gayrimenkul alımlarının tutarı ise 2,5 milyar dolar.</p>
<p>Temmuz itibarıyla bu tutarlar düşüldüğünde gelen yatırım 7,3 milyar, giden yatırım 7,8 milyar dolar. Buna göre gayrimenkul hariç net yatırım eksi 508 milyon dolar.</p>
<h2>Gayrimenkul verileri 2017’den beri var </h2>
<p>Toplam giriş ve çıkışı gösteren veriler 1991’den bu yana olan dönemi kapsarken gayrimenkul hariç verilerin neden son on yılla sınırlı olduğu merak edilebilir.</p>
<p>Merkez Bankası yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını 2003 yılından bu yana ayrı bir kalem olarak gösteriyor. Türklerin yurt dışındaki gayrimenkul alımlarına ilişkin veriler ise ödemeler dengesinde 2017’den itibaren gösterilmeye başlandı. Dolayısıyla gayrimenkulde iki verinin birden ancak 2017’den itibaren yer alması yüzünden gayrimenkulün hariç olduğu net doğrudan yatırım girişini 2017’den itibaren oluşturmak mümkün oldu.</p>
<p>Yurt içinde yerleşikler dışarıda elbette 2017’den önce de gayrimenkul alıyordu ama bu ödemeler dengesinde görülemiyordu.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım hiç bilinmiyor</h2>
<p>Doğrudan yatırım deniliyor ama bu tanım da biraz soyut. Genellikle ortada yeni bir yatırım yok; yapılan ağırlıklı olarak kurulu bir tesisin satın alınmasından ibaret. Yani sermaye getiriliyor ve zaten çalışmakta ve üretim yapmakta olan bir tesis el değiştiriyor, o kadar.</p>
<p>Yeni bir üretim yok, yeni bir istihdam yok, yeni bir vergi oluşumu yok.</p>
<p>Oysa doğrudan yatırım, sıfırdan üretim yapılması demek. Bu durum iktisat diliyle <strong>“yeşil alan yatırımı”</strong> ya da <strong>“greenfield yatırım”</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<h2>Mevcut şirkete sermaye…</h2>
<p>Bu arada doğrudan yatırım için gelmiş görünen dövizin bir bölümü de Türkiye’deki şirket için getirilen sermaye. Yani zaten ister sıfırdan kurulmuş olsun, ister hisse devri yoluyla olsun, yatırım yapılmış ve o yatırıma yeni sermaye getiriliyor. Bu da Türkiye’ye döviz girişi dışında pek bir anlam taşımıyor.</p>
<p>Aynı durum tabii ki Türk şirketlerinin yurt dışındaki yatırımları için de geçerli.</p>
<h2>Yerli yatırımcının gönlü var mı ki?</h2>
<p>Yabancı yatırımcı gelmiyor. Gerekçeyi tartışmaya bile gerek yok. Yalnızca <strong>“Niye gelsin ki”</strong> demek bile yeter. İyi de yabancı gelmiyor da sanki yerli yatırımcı yatırım yapmaya çok mu niyetli ki?</p>
<p>Yabancı gelmiyor, yerli gönülsüz; peki o zaman nasıl olacak da büyüme hızlanacak, nasıl olacak da istihdam yaratılacak ve işsizlik azalacak, nasıl olacak da daha çok vergi toplanabilecek ve vatandaşın refahı yukarı çekilebilecek?</p>
<p>Yabancı gelmezken yatırım yapabilen yerli yatırımcı da yurt dışını tercih ediyorsa, biraz durup düşünmek <strong>“Galiba bir yerlerde yanlış yapıyoruz”</strong> demek gerekiyor da, bunu kim diyecek?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa777555891f-1789359957.png" alt="" width="801" height="342" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa7775fbb0ab-1789359967.png" alt="" width="647" height="397" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sonunda-oldu-dogrudan-yatirim-negatif-87368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sonunda oldu, doğrudan yatırım negatif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İŞ </strong>dünyasının önde gelen isimlerinin bir dönem ilk sıralarına girmek için yarıştığı İstanbul Gelir Vergisi rekortmenleri listesine 2003 yılında o günler için sürpriz sayılacak bir isim 9’uncu sıradan girmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Mehmet Fatih Karamancı…</strong></li>
</ul>
<p>Hürriyet’ten arkadaşlarımız Orta Anadolu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı <strong>M. Fatih Karamancı</strong>’yla buluşup, öyküsünü kaleme aldı. <strong>Fatih Karamancı, </strong>önce vergi rekortmenleri listesi konusuna girdi:</p>
<p>-          <strong>Ben yıllardır İstanbul’da en yüksek gelir vergisi ödeyenler listesinde iyi noktalarda varım. Ancak, ismimi hep gizli tuttum. Bu yıl gizli tutmamaya karar verdim. Hepsi bu. Ayrıca ilk 50’de bizim gruptan 4 kişi var.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77459b1ee7-1789359193.jpg" alt="" width="450" height="428" />
<figcaption><strong>Fatih Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Fatih Karamancı, </strong>18 Ağustos 2003 tarihli Hürriyet’te yayınlanan röportajda Orta Anadolu’nun öyküsünü anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Orta Anadolu 1953’te kurulmuş. O tarihte bizim aile yüzde 25 hisseye sahipmiş. O zaman Türkiye’nin her tarafında devlet şirketleri kurulurken Kayseri’de kurulan iki özel şirketten biri Orta Anadolu, diğeri de Birlik Mensucat.</strong></li>
<li><strong>Her ikisi de Kayseri’nin ileri gelen tüccarlarının kurduğu fabrikalar. Tabi, çok ortaklı olmanın faydaları yanında zorlukları da var. Sonuçta gün gelmiş, şirket atıl kalmış.</strong></li>
<li><strong>1981 yılında şirketin sermayeye ihtiyacı oldu. Biz o tarihe kadar çok değişik bir sektördeydik. Süperlit adlı boru şirketimiz vardı. Zaten içinde olduğumuz Orta Doğu’nun tamamını satın aldık.</strong></li>
<li><strong>Biraz şansın, biraz da ikna kabiliyetimizin yardımıyla Levi’s Grubuyla 1983’lerde çalışmaya başladık. Aile şirketlerinin çabuk karar verebilme, gerektiğinde daha fazla risk alabilme rahatlığı, bazı grupların önüne geçmemizi sağladı.</strong></li>
</ul>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığını <strong>Fatih Karamancı</strong>’nın yürüttüğü Karamancı Holding’e bağlı Orta Anadolu, 11 Eylül 2026 günü müşterilerine ve iş ortaklarına duyuru yayınladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kayseri üretim tesislerinin kapanması…</strong></li>
<li><strong>1953 yılında kurulan Orta Anadolu Ticaret ve Sanayi İşletmesi T.A.Ş, endüstriyel üretimde öncü bir rol oynamış ve 1986 yılından bu yana dünyanın en ikonik küresel markalarına yüksek kaliteli denim tedarik etmektedir.</strong></li>
<li><strong>Son yıllarda küresel tekstil sektörü, küresel talebin zayıflaması, işletme ve finansman maliyetlerinin artması, tedarik zinciri dalgalanmaları ve değişen ticaret dinamikleri de dahil olmak üzere ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı.</strong></li>
<li><strong>Maliyet düşürme girişimleri, operasyonel verimlilik önlemleri ve yeniden yapılandırma değerlendirmeleri gibi kapsamlı çabalarımıza rağmen, maalesef işletme modelinin bu ekonomik koşullar altında artık sürdürülebilir olmadığı sonucuna varılmıştır.</strong></li>
<li><strong>Yönetim Kurulumuz Kayseri tesislerimizdeki faaliyetleri durdurma yönünde son derece zor bir karar almıştır. Üretim faaliyetlerimiz 11 Eylül 2026’dan itibaren askıya alınmış olup, tüm üretim tesislerimiz, 12 Ekim 2026 tarihinden itibaren kapatılacaktır.</strong></li>
<li><strong>Bu süreç boyunca, mevcut ticari yükümlülüklerimizi sorumlu, şeffaf ve kurumsal değerlerimizle uyumlu bir şekilde yerine getirmek için tüm paydaşlarımızla yakın işbirliği içinde çalışacağımızı özellikle vurgulamak isteriz.</strong></li>
</ul>
<p>Orta Anadolu’nun bu duyurusu üzerine bir taraftan arşive girip Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberleri taradım, diğer taraftan <strong>Fatih Karamancı</strong>’ya mesaj yazdım:</p>
<p>-          <strong>Fatih Bey, denim kumaşında bir dönem Türkiye’de ilk sıralardaydınız. Şimdi tekstilden tümüyle çıkıyorsunuz anlaşılan?</strong></p>
<p>Şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Aynen… Tekstilin durumunu en iyi bilenlerdensin…</strong></p>
<p>Konuyu biraz daha açmaya çalıştım:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’deki fabrikayı ne yapacaksınız? Başka sektöre mi gireceksiniz? Boru işi nasıl gidiyor?</strong></p>
<p>Yanıt yine kısa geldi:</p>
<p>-          <strong>Daha erken bir soru ama belirsizlikler bitince düşüneceğiz. Sonuçta ata toprağı.</strong></p>
<p>Bu kez Kayseri’deki üretim bantlarını merak ettim:</p>
<p>-          <strong>Üretim bantları ne olacak? Satacak mısınız?</strong></p>
<p>Bu soruyu da erken buldu:</p>
<p>-          <strong>Bu soru için de erken ama denim üretmeyeceğiz artık…</strong></p>
<p><strong>Fatih Karamancı </strong>ile kısa yazışma sonrası Hürriyet’te 18 Ağustos 2003’te yayınlanan röportaja yeniden döndüm. Başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Çıraklığını yapmadığın işin ağalığını süremezsin…</strong></li>
</ul>
<p>Röportajın giriş cümlesinde Orta Anadolu’nun o günlerdeki konumu şöyle anlatılmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin denim devi Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Karamancı, üç kuşak önce iplikle başlayan üretimi dünya devlerine </strong>“anahtar teslim jean” <strong>aşamasına taşıdı. Çorlu’da Levi’s, GAP, Calvin Klein, Lee, Wrangler ve Diesel’e denim konfeksiyon üretiyor.</strong></li>
</ul>
<p>Röportajda Karamancı Holding’in işlerinin bulunduğu nokta şöyle özetlenmişti:</p>
<ul>
<li><strong>400 milyon dolar cirolu ve 4 bin kişinin çalıştığı Karamancı Holding, inşaat, tekstil-konfeksiyon, boru ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Holdingin başında Demir Karamancı var. Oğulları M. Fatih ve Murat Karamancı da yardımcıları. Süperlit Boru ve Orta Anadolu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığını Mehmet Fatih Karamancı yürütüyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa774eb0df9c-1789359339.jpg" alt="" width="700" height="396" />
<figcaption><strong>Demir Karamancı</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’nin denim devlerinden, dünyada da önemli yere sahip Orta Anadolu’nun üretimi durdurma noktasına gelmesi, ülkemizde bu dönemin sanayideki büyük kayıpları arasında yerini alıyor…</p>
<p>Orta Anadolu’nun sektörden çekilmesinden ekonomi yönetimi dahil tüm tarafların ders çıkarması gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bizde de kapasite 3’te 1’e düştü, bu sonuç iyi olmadı</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurma kararını Türkiye’nin yine önde gelen denim üreticilerinde Sanko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adil Sani Konukoğlu</strong>’na sordum:</p>
<p>-          <strong>Başkan, Orta Anadolu, üretimi tümüyle durdurma kararı aldı. Sizde durum nasıl?</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı, TOBB’da da Türkiye Tekstil Sanayi Meclis Başkanlığı görevini yürüten <strong>Adil Konukoğlu, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Tekstil sektöründe çok firma kapasite küçültüyor, konfeksiyon firmaları bir bir kapanıyor. Bu da otomatik olarak bizlere de yansıyor.</strong></p>
<p>Sanko’nun da denimde kapasite kullanım oranının 3’te 1’e düştüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şimdilik böyle devam ediyoruz. Hayırlısı olsun bakalım.</strong></p>
<p>Orta Anadolu’nun üretimi durdurmasının üzücü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yılların firması… Sektöründe önde gelen bir firma… Böyle sonuçlanması iyi olmadı…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Denim sanayisinin itibarlı kuruluşlarından biridir, sektöre katkısı büyüktür</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun üretimi durdurmasını yine Türkiye’nin önde gelen denim üreticilerinden Çalık Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Çalık</strong>’a da sordum. <strong>Çalık, </strong>şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Orta Anadolu, Türk tekstil ve denim sanayisinin köklü ve itibarlı kuruluşlarından biridir. Uzun yıllar boyunca sektörümüze sağladığı katkılar, oluşturduğu üretim kültürü ve bıraktığı değerli miras her zaman saygıyla anılacaktır.</strong></p>
<p><strong>Çalık</strong>’a Çalık Denim’in üretim temposunu da sordum, denimin Çalık Grubu’nun doğduğu ve sanayide ilk adımlarını attığı temel iş kollarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Çalık Denim olarak Malatya’daki güçlü üretim altyapımız, teknolojimiz, ürün geliştirme kabiliyetimiz ve kalite anlayışımızla premium denim kumaş üretimindeki faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Denim üretimini yalnızca kumaş üretimi olarak görmediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Pamuktan ipliğe, dokumadan terbiye ve ürün geliştirmeye kadar uzanan değer zincirinin tamamında katma değer yaratmayı, müşterilerimize yenilikçi, kaliteli ve rekabetçi ürünler sunmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Küresel tekstil sektörünün önemli bir dönüşümden geçtiğinin ve rekabet koşullarının giderek zorlaştığının farkında olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, Türkiye’nin tekstil ve denim alanındaki bilgi birikimine, üretim kabiliyetine ve geleceğine güveniyoruz.</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemi uzun vadeli ve stratejik bir bakış açısıyla değerlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerimize, çalışanlarımıza ve tüm paydaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı gözeterek; Çalık Denim’in premium denim alanındaki güçlü konumunu daha ileri taşımaya, üretmeye ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O Vali olmasaydı Malatya’ya yatırım yapmaktan vazgeçerdim</span></h2>
<p><strong>ORTA </strong>Anadolu’nun Kayseri’de üretimi durdurma kararı üzerine arşivde tarama yaparken, Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fatih Karamancı </strong>ile 2021 yılı Kasım ayının ilk günlerinde New York’ta yaptığımız sohbeti içeren yazıma baktım.</p>
<p>Akbank Yönetim Kurulu Başkanı, The American Turkish Society (ATS) Eş Başkanı <strong>Suzan Sabancı</strong>’nın davetiyle gittiğim New York’ta <strong>Fatih Karamancı </strong>ve Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İzzet Garih</strong>’le buluşmuştum. <strong>Karamancı, </strong>cep telefonundan Malatya’daki Süperlit Boru Fabrikasının canlı görüntüsünü göstermişti:</p>
<p>-          <strong>Memleketindeki fabrikamızın maşallahı var. Tam kapasite çalışıyor. Nükleer santrale de boru veriyoruz. İhracat pazarlarımız arasına Avustralya ve ABD’yi de ekledik. 60’tan fazla ülkeye boru ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>İşlerin durgun olduğu günleri anımsatınca şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Malatya’daki fabrikamız bir ara toplam 2 yıl kapalı kaldı.</strong></p>
<p>Sonra da Malatya’daki fabrikayı yaptırdıkları 2011 yılına dönmüştü:</p>
<p>-          <strong>O dönemde Malatya’da Vali Ulvi Saran’dı. Eğer Ulvi Bey olmasaydı, Malatya’ya boru fabrikası yatırımı yapmazdık. Ulvi Bey, OSB’de bir yatırımcının devrettiği 60 bin metrekarelik en büyük alanı almamızın önünü açmıştı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstilin-durumu-ortada-belirsizlikler-bitince-ata-topragina-bir-sey-dusunuruz-87367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/7/1280x720/fatih-karamanci-1789359376.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstilin durumu ortada, belirsizlikler bitince ata toprağına bir şey düşünürüz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt istasyonlarında 3 hane telaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Petrol piyasasında yaşanan jeopolitik hareketlilik iç piyasada pompa fiyatlarını yukarı yönlü baskılamaya devam ederken, akaryakıt fiyatlarının litrelik bazda 99,99 TL’yi aşarak üç haneli rakamlara ulaşma ihtimali, Türkiye genelindeki binlerce akaryakıt istasyonunu telaşa sürükledi. Sektör temsilcileri, mevcut pompa sayaç altyapısının önemli bir kısmının iki haneli birim fiyat gösterimine uygun olarak tasarlandığını, 100 TL ve üzerindeki fiyatlamaların saha operasyonlarında ve otomasyon sistemlerinde kilitlenmeye yol açabileceğini belirtiyor. Sektör temsilcilerinden edinilen bilgiye göre, Türkiye genelinde lisanslı olarak faaliyet gösteren yaklaşık 14 bin akaryakıt istasyonu bulunuyor. Bu istasyonlarda aktif olarak kullanılan toplam pompa sayısı ise 75 bin ila 80 bin adet civarında. Mevcut saha envanteri incelendiğinde, tablonun ciddiyeti daha da netleşiyor. Buna göre, Türkiye'deki pompaların yaklaşık üçte biri eski tip mekanik/manuel sayaçlardan oluşuyor. Bu pompaların 3 haneli birim fiyatı gösterme yeteneği bulunmuyor ve tamamen yenilenmesi gerekiyor. Pompaların diğer üçte birlik kısmı da dijital ekrana sahip olmasına karşın yazılım ve anakart mimarisi gereği yalnızca iki tam basamağı (99,99 TL) destekliyor. Bu gruptaki cihazların kart ve yazılım dönüşümünden geçmesi şart. Son yıllarda kurulan ya da altyapısı güncellenen kalan üçte birlik bölüm ise 3 haneli fiyat gösterimine hazır durumda bulunuyor.</p>
<h2>Dönüşümünün maliyeti yüksek </h2>
<p>Sektör temsilcileri, pompa altyapısının kısa sürede dönüştürülecek olmasının, halihazırda marj darlığı çeken akaryakıt bayileri ve dağıtım şirketleri üzerinde ağır bir finansal yük oluşturacağına işaret ediyor. Yapılan hesaplamalara göre; eski tip manuel bir pompanın güncel standartlarda yenisiyle değiştirilmesi pompa başına 7 bin dolar seviyesinde bir yatırım gerektiriyor. İki haneli dijital pompaların 3 haneli gösterime uyumlu hale getirilmesi için gereken kart ve otomasyon revizyonunun birim maliyeti ise 1500 dolar olarak ifade ediliyor. Yapılan kabaca hesaplamalara göre de dönüşümün maliyeti yaklaşık olarak 212,5 milyon doları bulacak.</p>
<h2>EPDK ile görüşmeler sürüyor </h2>
<p>Akaryakıt fiyatlarının kısa süre içerisinde 100 TL sınırını aşabileceği öngörülürken, sektör temsilcileri muhtemel bir otomasyon ve sayaç kilitlenmesinin önüne geçebilmek için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile yoğun bir görüşme trafiği yürütüyor. Görüşmelerde, saha dönüşümlerinin tamamlanması için sektöre makul bir takvim tanınması, geçici dönemsel çözümler ve mevzuat uyumlaştırılması başlıkları masaya yatırılıyor. Dağıtım şirketleri ve sayaç otomasyon firmaları bir yandan saha ekipleriyle güncelleme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan fiyatların üç haneye ulaşması halinde istasyonlarda satışların durmaması adına mevzuat desteği bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakit-istasyonlarinda-3-hane-telasi-87366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel petrol fiyatlarındaki tırmanışla birlikte akaryakıt fiyatlarının litrede 100 TL eşiğine yaklaşması, akaryakıt dağıtım sektöründe paniğe yol açtı. Türkiye genelindeki 14 bin istasyonda kullanılan pompaların üçte ikisinde sayaçların 3 haneli rakamları gösterecek donanıma sahip olmaması nedeniyle, sektör yaklaşık 212,5 milyon dolarlık bir maliyetle karşı karşıya. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>En başarılı girişimciler kendi tutkularının izinden gidenler arasından çıkıyor. Sanayici bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Orhan Gorbon da küçük yaştan itibaren içinde olduğu yelken sporunu sahiplenerek İstanbul’a bir marka hediye etti. 2002 yılında İstanbul Boğazı’nı ve şehrin denizlerini dünyaya tanıtmak amacıyla bir günlük yarış olarak başlattığı Bosphorus Cup’a 25 yıldır sahip çıkarak, etkinliği bir şölene çevirmeyi başardı. Organizasyon sportif rekabetin yanı sıra İstanbul’un uluslararası tanıtımına ve deniz kültürüne katkı sağlayan bir spor markası haline geldi. </p>
<p>Bosphorus Cup, bu yıl 17–19 Eylül’de düzenleniyor. Caddebostan, Adalar ve İstanbul Boğazı’nda yapılacak ana yarışlara; gençlere yönelik gerçekleştirilen yelken yarışları, marka deneyimleri ve sosyal buluşmalar eşlik ediyor. Orhan Gorbon, etkinliğinin amacının yılında uluslararası yelken rekabetini İstanbul’un turizm, marka ve yaşam kültürü ile buluşturmak olduğunu özellikle altını çiziyor.</p>
<p><strong>İstanbul ekonomisine 25 yılda 1 milyar Euro katkı</strong></p>
<p><strong>Bu yıl kaç yelkenci katılıyor?</strong></p>
<p><em>45 teknede toplam 500 yelkenciyi ağırlamayı bekliyoruz. Sporcuların yarısı Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere 7 ülkeden katılıyor.  Yaklaşık 80 kişilik organizasyon ekibimiz, yarıştan dokuz ay önce çalışmaya başlıyor.</em></p>
<p><strong>Bosphorus Cup kent için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p><em>Yerli ve yabancı yaklaşık 30 bin kişinin dahil olduğu Bosphorus Cup ekosistemiyle İstanbul’a bu yıl yaklaşık 50 milyon Euro değer katmayı bekliyoruz. Yarış için gelen ziyaretçiler, normal bir turiste göre yaklaşık üç kat fazla harcama yapıyor. Bu hareketlilik konaklama, gastronomi, ulaşım, marina, tekne ve ekipman lojistiği, teknik hizmetler ve kurumsal etkinliklere yayılıyor. Etki yalnızca yarış günleriyle sınırlı kalmıyor. Ekiplerin şehirde geçirdiği süre, sponsorların ve kurumsal konukların ağırlanması, uluslararası medya katılımı ve ticari işbirlikleri daha geniş bir ekonomik alan oluşturuyor. Bulgaristan’dan katılacak bir ekibin İzmir’den 400 bin Euro değerinde tekne siparişi vermesi, denizcilik üretimine uzanan bu etkinin örneklerinden biri.</em></p>
<p><strong>Toplamda ne kadar değer kattı yarışlar?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup ekosistemiyle 25 yılda İstanbul’a 1 milyar Euro’ya yakın değer kattık. Bu birikim; yarış dönemlerinde oluşan ekonomik hareketliliği, uluslararası görünürlüğü ve İstanbul’un tanıtımına katkıyı kapsıyor.</em></p>
<p><strong>Medya erişim rakamlarını ölçüyor musunuz?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın medya erişimi yaklaşık 700 milyon kişiye ulaşıyor. Uluslararası basınla paylaştığımız fotoğraf ve videolar; yelkenli tekneleri, iki kıtayı, tarihî yapıları ve İstanbul’un yaşayan şehir dokusunu aynı anlatıda buluşturuyor.</em></p>
<p><em>Organizasyonun etkisini değerlendirirken katılımcı ve ekip sayılarını, yabancı sporcu oranını, konaklama sürelerini, medya erişimini, yayın değerini, uluslararası haber görünürlüğünü ve ticari iş birliklerini birlikte ele alıyoruz. Şehrin marka değerine katkımız, doğrudan harcamaların ötesinde uzun vadeli bir tanıtım etkisi yaratıyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl hangi kuruluşlar destek veriyor?</strong></p>
<ol start="25">
<li><strong> yılda Bosphorus Cup’a destek veren markalar</strong></li>
</ol>
<p><em>Premium Partner’ımı Türk Hava Yolları ve Miles&amp;Smiles. Senior Partnerlarımız ise Audi ve Bilyoner. Medya Sponsorluğunu Türk Medya üstlendi. Ticari ortaklarımız ise; Çırağan Palace Kempinski, Setur Marinas Fenerbahçe &amp; Kalamış, Gorbon Seramik ve Misela.</em></p>
<p><strong>Sponsorlara ne sunuyorsunuz?</strong></p>
<p><em>İş ortaklıklarımızı; markaların uzmanlıklarını, yaratıcı fikirlerini ve uluslararası ağlarını yarışın iletişimine ve konuk deneyimine dahil ederek geliştiriyoruz. Yarış alanları, tekneler, lounge alanları, davetler ve konuk ağırlama programları markalara farklı temas noktaları sunuyor.</em></p>
<p><em>Hospitality Programı, kurumların ekiplerini, müşterilerini ve uluslararası misafirlerini ağırlayabilecekleri bir ilişki geliştirme ortamı sağlıyor. Sponsor olmayan bireysel ve kurumsal konukların da rezervasyonla katılabilmesi, organizasyonun eriştiği kitleyi genişletiyor. İki kıta arasında kıyıdan izlenebilen yelken mücadelesi</em></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın ayırt edici deneyimi, teknik yelken mücadelesini İstanbul’un tarihî ve sosyal dokusuyla bir araya getiriyor. Caddebostan ve Adalar parkurları farklı deniz ve rüzgâr koşulları sunarken, Boğaz’da akıntılar ve kıyı yapıları taktik kararları belirliyor. Saraylar, yalılar ve köprüler arasındaki yarış kıyıdan izlenebiliyor; Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki halka açık Fan Zone bu deneyimi şehirle buluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Kupayı kim tasarladı?</strong></p>
<p><em>Can Yalman’ın tasarladığı, Kapalıçarşı ustalarının elde ürettiği 7 kilogram ağırlığındaki kristal-gümüş ana kupa iki kıta arasındaki rekabeti simgeliyor. Yaklaşık 2 milyon TL değerindeki kupa, genel klasman birincisinde bir yıl kaldıktan sonra bir sonraki yarış için İstanbul’a dönüyor. 2025’te Timofey Zhbankov kaptanlığındaki Rossko Racer, kupayı kazanan ilk yabancı ekip oldu.</em></p>
<p><em>Benim tasarladığım ve Gorbon Seramik tarafından üretilen el yapımı seramik ödülleri sınıf birincilerine takdim ediyoruz. Seramik yelken vinci, yelken formundaki objeler ve madalyalar zanaat ile çağdaş tasarımı buluşturuyor. Her yelkenciye verilen özel seramik katılım sertifikası da yarış deneyiminin kalıcı bir hatırasını oluşturuyor.</em></p>
<p><em>Tasarım stüdyosu Yellowdot’un hazırladığı 25. yıl grafikleri, teknelerin dönüşlerinden ve yarış manevralarından ilham alıyor. Görsel kimlik; yarış alanları, tekne bayrakları, ekip kıyafetleri, ödüller ve davet iletişimi boyunca kullanılarak bütünlüklü bir marka deneyimi oluşturuyor.</em></p>
<p><strong>Bu yıl kupa devir teslim töreni ne zaman düzenlendi?</strong></p>
<p><em>Bosphorus Cup’ın geleneksel Cup Handover törenini, 7 Eylül’de İstanbul Boğazı’nda yelkenli bir teknede düzenlenen basın toplantısıyla gerçekleştirdik. Şon şampiyon Rossko Racer’dan kupayı teslim aldık. Törene Türk Hava Yolları Marka ve Tanıtım Başkanı Rafet Fatih Özgür, Audi Pazarlama Direktörü Levent Özokutucu, Hitay Holding CFO’su Oğuzhan Hitay ve TürkMedya İcra Kurulu Üyesi Ziyad Varol katıldı. Genç yelkencileri ise 2026 Optimist Kızlar Türkiye Şampiyonu Yağmur Öztekin temsil etti.</em></p>
<p><strong>Gençlere yönelik bir programınız da var…</strong></p>
<p><em>Evet, 2025 BC for KIDS yarışını, Heybeliada Su Sporları Kulübü’nden Elif Yamaç (TUR 346) kazanmıştı. Bu yıl 12–13 Eylül Haliç’te gençlere yönelik yelken yarışlar, 25. yılın kuşaklar arası bağını kurdu. Yaklaşık 300 genç yelkencinin tarihî yarımada manzarasında yarışması; spor, şehir kültürü ve İstanbul’un denizle ilişkisini aynı program içinde buluşturdu</em>.</p>
<p><strong>Yarış programında hangi parkurlar var?</strong></p>
<p><em>17 Eylül’de Caddebostan açıkları ve Marmara Denizi; 18 Eylül’de Adalar yarışları yapılacak. Nihayet 19 Eylül’de Beşiktaş–Anadolu Hisarı hattında Boğaz Yarışı gerçekleşecek. Arnavutköy Akıntıburnu’nda halka açık Fan Zone, Çırağan Palace Kempinski’de VIP yarış izleme etkinliği ve akşam resmi ödül töreniyle program son bulacak.</em></p>
<p><strong>Gelecek vizyonunuz ne?</strong></p>
<p><em>Yeni ülkelerden ekipleri İstanbul’a çekmeyi, uluslararası katılımı ve yayın gücünü artırmayı, markalarla uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurmayı ve kıyıdaki izleyici deneyimini geliştirmeyi hedefliyoruz. BC for KIDS ile genç yelkencilerin organizasyona katılımını ve yarışın mirasının yeni nesillere aktarılmasını destekliyoruz.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bosphorus-cup-ceyrek-asirdir-turkiye-ve-istanbul-markalarina-katki-yapiyor-87379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/574-1789361668.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bosphorus Cup çeyrek asırdır Türkiye ve İstanbul markalarına katkı yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nâzım’ın baktığı yerden: Romantika</strong></p>
<p>Kırmızı tavanlı, açık renk bir otomobil… Açılan kapısı, çevresinde dolaşan insanlar… Güneş gözlükleri, topuz yaptığı saçlarıyla kameraya dönen bir kadın…</p>
<p><strong>Vera Tulyakova</strong>, <strong>Nâzım Hikmet</strong>’in eşi.</p>
<p>Yıl 1962. Kameranın arkasında Nâzım var.</p>
<p>Eski filmin renklerinde zamanın izi hissediliyor. Görüntüler bugünün alıştığımız keskinliğinden uzak. Fakat Vera’nın yüzüne bakarken, onu kaydeden insanı da düşününce, aradan geçen yıllar bir an için kısalıyor. Sevdiği kadına bakan bir şair… O bakışın içinden bugüne ulaşan birkaç saniye… Nâzım’ın baktığı yere bakıyoruz. Vera, kameraya yöneldiğinde bakışının ardında Nâzım’ın bulunduğunu biliyoruz. Bizi duygulandıran yakınlık biraz da buradan doğuyor. İki insanın arasında yaşanmış bir âna, yıllar sonra usulca yaklaşıyoruz.</p>
<p>Vera, başını çeviriyor, gülümsüyor, günün içindeki hayatını sürdürüyor. Nâzım’ın onu kaydedişinde, sevdiği insana yönelen o kişisel dikkati hissediyorum. Sevdiğimiz birinin yüzünde, başkalarının göremeyeceği ayrıntıları tanımamız gibi…</p>
<p>Filmin hangi ânında şairin içinden ne geçtiğini bilemeyiz. Ama bu görüntülere bakarken, sevmenin biraz da dikkat etmek olduğunu düşünüyorum. Bir yüzün dönüşüne, bir gülümsemenin başlayışına, herkes için sıradan olabilecek küçücük bir harekete…</p>
<p>Bir de <em>“Saman Sarısı”</em> geliyor aklıma.</p>
<p><em>“saçları saman sarısı kirpikleri mavi”</em></p>
<p>Şiir boyunca dönüp dönüp karşılaştığımız Vera… Bir yataklı vagonun alacakaranlığında, bir otel odasında, bir gar buluşmasında… Nâzım’ın şehirler, hatıralar ve zamanlar arasında dolaşan anlatısında onun varlığını hep hissediyoruz. Bazen uyuyor, bazen şairin elini tutuyor; bazen de yokluğuyla koca bir şehri boşaltıyor. Kaydın ilerleyen anlarında Prag sokaklarında da karşılaşıyoruz Nâzım’la.</p>
<p>…</p>
<p>İzmir Kültürpark’taki Atlas Pavyonu’nda açılan <em>“Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi”</em> sergisini, orada izleyebileceğiniz bu görüntülerin bende bıraktığı duygulardan yola çıkarak anlatmaya başladım. Çünkü bir şairin hayatına yaklaşırken bazen küçücük bir ayrıntı, uzun bir yaşamöyküsünün açamadığı kapıyı aralıyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Cennet Koyu’nda Anadolu sofrası</strong></p>
<p>Bir menüyü okurken bazen yemeklerin adlarından önce yer adlarına takılır gözüm. Bodrum, Karaburun, Trakya, Taşlıca… Her biri başka bir ürünü, başka bir mutfak alışkanlığını getirir aklıma. Sofra daha kurulmadan zihnimde bir yolculuk başlar.</p>
<p>The Casa Cala Bodrum’un Syma Restaurant’ında üç şefin bir araya geldiği akşamın menüsüne de böyle bakıyorum. Bir tabakta Bodrum mandalinasıyla taze fasulye, diğerinde Trakya kuskusuyla Taşlıca gambilyası buluşuyor. Bildiğimiz malzemeler, alıştığımız birlikteliklerin dışına çıkıyor; birbirlerine nasıl eşlik edeceklerini merak ettiriyorlar.</p>
<p><strong>Gökmen Sözen</strong>’in öncülüğünde, Gault&amp;Millau Türkiye’nin resmî temsilcisi Sözen Group tarafından düzenlenen <em>“Signature Dining Experience”</em> serisinin bu yılki altıncı buluşması için Neolokal’in kurucusu ve şefi <strong>Maksut Aşkar</strong>, Araka’nın kurucusu ve şefi <strong>Zeynep Pınar Taşdemir</strong> ile Teruar Urla’nın kurucusu ve şefi <strong>Osman Serdaroğlu</strong> aynı mutfakta çalıştı.</p>
<p>Üçü de Gault&amp;Millau’nün üç şapka sahibi şeflerinden. Her birinin kendi restoranında geliştirdiği bir mutfak dili var. Bu buluşmanın merak uyandıran tarafı, o farklı yaklaşımların aynı menünün içinde birbirini nasıl tamamladığı.</p>
<p><strong>Tolga Atalay’ın sofrasında iki Akdenizli</strong></p>
<p>Kendi mutfak hafızamızdan, diğerini İtalyan sofralarından tanıyoruz. Aynı tabakta karşılaşıyorlar. Ardından biber dolmalı ravioli geliyor. Kavurmalı, kaymak sokalı pizzette de bu buluşmaya katılıyor.</p>
<p>Bir menünün içinde farklı mutfaklarda öğrenilmiş bilgiler, alışkanlıklar, tanıdık malzemeler birbirine değiyor. Bu sofranın düşüncesini kuran isim Şef <strong>Tolga Atalay</strong>.</p>
<p>Solid Consulting Group Yönetim Kurulu Başkanı Atalay, Karaköy’de, Bankalar Caddesi’nin tarihî yapılarından L’Union Han’ın zemin katında açılan Banca Unione’nin yeme içme genel konsept ve kurgu danışmanı. İmzasını taşıyan menüde Türk ve İtalyan mutfaklarının birbirine yaklaşabileceği yerleri araştırıyor.</p>
<p>Mutfağın başında şef <strong>Müjdat Gürsoy</strong> bulunuyor. Yemek yediğimiz akşam Solid Consulting Group uzman şefi, gastronomi dünyasının duayen isimlerinden <strong>Hüseyin Ceylan</strong> da mutfaktaydı.</p>
<p>Bir şefin yaratıcılığı, bildiğimiz bir yemeğe yeniden dikkat etmemizi sağladığında ayrıca kıymet kazanıyor. Kendi soframızdan tanıdığımız bir malzemenin başka bir hazırlığın içinde nasıl yer bulduğunu görüyor, bildiğimizi sandığımız tatlara yeniden bakıyoruz.</p>
<p>Banca Unione’deki akşamın menüsü, bu merakı uyandırıyor.</p>
<p><strong>Yalıkavak’ta yeniden başlayan hayatlar</strong></p>
<p>Küçük pencereden ocağın alevleri görünüyor. On beş yaşında bir genç, dönüp dönüp oraya bakıyor. Bardak yıkıyor, getir götür işlerine yardım ediyor ama aklı o pencerede. Sonunda merakına yenilip mutfağa geçiyor. Zencefil, limon, soğan doğramaya başlıyor.</p>
<p>Yer Tayland. Genç ise bugün Yaz Yalıkavak’ın Mai mutfağında karşılaştığım şef <strong>Shahnavaz Afghan</strong>.</p>
<p>Hayatının yönünü değiştiren o küçük pencereyi anlatırken düşünüyorum: Bir mesleğe bazen uzun uzun hazırlanarak, bazen de merakımızın peşinden birkaç adım atarak giriyoruz. Sonrasında yıllar geçiyor; o ilk adımın bizi nerelere götürdüğünü ancak geriye bakınca anlayabiliyoruz.</p>
<p>Yalıkavak’taki sohbetimizde böyle birkaç başlangıç hikâyesi dinliyorum. Birinde Tahran’dan çıkıp Uzak Doğu’ya giden genç bir insan var. Diğerinde, kurumsal çalışma hayatından ayrıldıktan sonra aileden kalan bir tesisi yeniden ayağa kaldırmaya karar veren iki kişi: <strong>İnanç Işıklar</strong> ve <strong>Elif Sünget</strong>.</p>
<p>Yolları burada, aynı koyda, aynı işletmede buluşmuş.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanda-kalan-izler-sofrada-bulusan-hikayeler-87378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanda kalan izler, sofrada buluşan hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harcama hedefleri enflasyonu aşıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Son dönemlerde sıkı para politikasının çok sınırlı da olsa gevşemesine yol açacak tedbir ve politika metinleri daha sık kamuoyuna duyurulurken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yaklaşan seçimden başarıyla çıkılacağını temenni etmesi, ekonomi ve siyaset çevrelerinde erken seçim tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Geçtiğimiz hafta açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 yılında yapılması neredeyse kesin olan seçime hazırlıkların başlayacağına yönelik önemli işaretler yer alıyor. Nitekim bir çok ekonomist de OVP’de yer alan makroekonomik büyüklükleri seçimin habercisi olarak nitelendirdiler.</p>
<h2>Özel sektör yatırımlarına transfer </h2>
<p>Merkezi yönetim bütçesinin, kişi veya kurumlara; bina vb inşaat işi, ulaşım aracı, makine-demirbaş gibi sermaye niteliğindeki harcamalarını karşılamak için yapılan kaynak aktarımı olarak tanımlanan sermaye transferi kaleminde yüzde 130 artış öngörülüyor. 2025 yılı bütçesinde 360 milyar lira olan bu kalemin 2026’yı 325 milyar lira ile tamamlaması öngörülüyor. Ancak önümüzdeki yıl sermaye transferi kaleminin yüzde 130’luk artışla 750 milyar liraya çıkması, takip eden yıl ise tekrar 408 milyar liraya düşmesi planlanıyor.</p>
<h2>Cari transferde yüzde 45.3 artış </h2>
<p>Devletin herhangi bir mal veya hizmet karşılığı olmaksızın, gelir dağılımını düzenlemek, sosyal refahı sağlamak veya kurumları desteklemek amacıyla yaptığı karşılıksız (hibe niteliğinde) ödemeleri gösteren cari transfer kalemi yüzde 45.3 oranında artacak. 2026 yılında yüzde 30.2 artan cari transfer kaleminin, gelecek yıl yüzde 45.3’lük artışla 10 trilyon 240 milyar liraya çıkacak. Takip eden 2028’de ise artış oranı yüzde 19.1’e gerileyecek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sağlık harcamalarında yüzde 43, sosyal konut harcamalarında da yüzde 150 artış öngörüldüğünü bildirdi.</p>
<h2>Devletin kendi yatırımında %3.8 artış </h2>
<p>Devletin doğrudan kendisi tarafından yürütülen, gayrimenkul, altyapı, makine-teçhizat gibi sabit sermaye varlıklarını artırmaya yönelik olan sermaye giderleri kaleminde ise artış oranı ise sadece yüzde 3.8 olacak. Buna karşılık bütçenin mal ve hizmet alımı kaleminde ise yüzde 44.4 oranında bir artış öngörülüyor ve bu kalemin büyüklüğü 2 trilyon 184 milyar liraya çıkacak. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa77249449f4-1789358665.png" alt="" width="323" height="214" />Merkezi yönetim bütçe kanununda yer alan ödeneklerin yetersiz kalması veya öngörülmeyen harcamalarda kullanılmak üzere bütçeye konulan yedek ödenek miktarı da 113 milyar lira artırılıyor. Geçen yıl yayımlanan OVP’de 2027 yılı için 382 milyar liralık yedek ödenek öngörülürken, yeni OVP’de 2027’nin yedek ödeneği 541.6 milyar lira olarak yer aldı. Yedek ödeneğin 2028’de 638 milyar liraya, 2029’da ise 725 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Buna göre 2027 yılı bütçesinde faiz dışı harcamaların yüzde 38.3 artarak 16 trilyon 835 milyar liradan, 23 trilyon 298 milyar liraya çıkması öngörülüyor. Bütçedeki faiz harcamalarının ise yüzde 40.7’lik artışla 2 trilyon 824 milyar liradan, 3 trilyon 975 milyar liraya çıkması planlanıyor.</p>
<h2>Tarımsal destek ve emekli aylığı </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2025-2027 yılı tarımsal desteklerine ilişkin kararda yer alan destekler güncellendi. Buna göre bitkisel üretimde 2026 yılı için daha önce dekara 310 lira olarak belirlenen katsayı değeri 367 liraya çıkarıldı ve destek 2025’e göre yüzde 50.4 artırılmış oldu. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık destekleri ise yüzde 43 oranında artırıldı.</p>
<p>Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti MKYK’da yaptığı sunumda en düşük emekli aylıklarıyla ilgili bir çalışma başlatıldığı bilgisini verdi. Bu konuda en düşük aylığın yükseltilmesinden ziyade, aile gelir sigortası gibi belirli bir gelirin garanti edilmesi esasına dayalı bir çalışma yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/harcama-hedefleri-enflasyonu-asiyor-87365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Vadeli Program’da (OVP) yer alan harcama kalemlerinde öngörülen yüksek artışlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize&#039;de yaptığı açıklamada &quot;Yaklaşan seçimden başarıyla çıkacağız&quot; sözleri erken seçimin 2027&#039;de yapılacağı savlarını güçlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-87356</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru incir ihracatı 28 Eylül’de başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h3>EKONOMİ/İZMİR</h3>
<p>Kuru incirin 2026 ürünü yeni mahsul ihracat yolculuğu için ilk yükleme/ihraç tarihi 28 Eylül 2026 Pazartesi olarak belirlendi.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, yeni sezon öncesinde kuru incirde kalite ve gıda güvenliği arttırmak amacıyla yoğun bir mesai verdiklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa658ec55c9f-1789286636.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Üreticilere örnek olması ve sergi yerlerinden aflatoksinli kuru incirlerin seçilerek ayıklanabilmesi amaçlı üretim bölgelerindeki muhtarlar aracılığıyla taşınabilir UV el lambaları Aydın ve İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlükleri koordinasyonunda dağıttıklarını aktaran Gabay, “Sağlıklı hasat ve kurutma sağlanabilmesi için yine Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonun kurutma kerevetleri ve üretici bilgilendirme broşürleri dağıttık. Türkiye’nin en prestijli ürünlerinden kuru incirde güzel bir sezon geçirmek adına yoğun mesai veriyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin 2025/26 sezonununda 15 Ekim 2025-08 Eylül 2026 tarihleri arasında 2025 ürünü 55 bin ton kuru incir ihraç ederek 343 milyon dolar döviz geliri elde ettiği bilgisini veren Gabay, “Sezon sonunda 350 milyon doları aşacağımıza inanıyoruz. 2026-27 sezonunda kuru incir ihracatında 60 bin tonun üzerine çıkmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h3>Uzakdoğu’nun payı yüzde 16’ya yükseldi</h3>
<p>Türkiye’nin kuru incir ihraç ettiği pazarlarla ilgili bilgi veren Başkan Gabay, Avrupa Birliği’nin 17 bin 775 ton kuru incir talebiyle yüzde 32 pay aldığını ve liderliğini sürdürdüğüne işaret etti. Gabay, “Amerika kıtasına yaklaşık 16 bin ton kuru incir ihraç ettik. Uzakdoğu ülkelerine ihracatımız yüzde 29’luk artışla 7 bin tondan 8 bin 795 tona yükseldi. Uzakdoğu ülkelerinin ihracatımızdaki payı yüzde 13’ten yüzde 16’ya çıktı. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde yaptığımız tanıtım çalışmalarının meyvelerini aldığımızı görüyoruz. Uzak Doğu pazarında hedefimiz ihracatımızın yüzde 25’ini bu ülkelere yapabilir konuma gelmek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kuru incir ihracatında Amerika Birleşik Devletleri 58 milyon dolarlık tutarla zirvedeki yerini korurken, ikinci sırada 44,5 milyon dolarla Almanya ve üçüncü sırada 44 milyon dolarla Fransa yer aldı. Türkiye’den kuru incir talebini yüzde 249’luk artışla 5 milyon dolardan 17,7 milyon dolara çıkaran Çin, Türkiye’nin en çok kuru incir ihraç ettiği ülkeler sıralamasında dördüncü sıraya tırmandı. Kanada 13,5 milyon dolarlık kuru incir ihracatıyla beşinci oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-87356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/turk-kuru-inciri-28-eylulde-ihracat-yolculuguna-cikiyor-1789286614.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, “Sezon sonunda 350 milyon doları aşacağımıza inanıyoruz. 2026-27 sezonunda kuru incir ihracatında 60 bin tonun üzerine çıkmayı hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-87350</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> PÜİS Başkanı Okumuş: Otomasyon bedelleri akaryakıt bayilerine yansıtılmasın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) 14. Meslek Komitesi Kırmızı Liste tarafından Büyükşehir Belediyesi AKM’de ‘Akaryakıt ve Gaz Ürünleri Sektör Toplantısı’ düzenlendi. Toplantıya Petrol Ürünleri İşverenleri Sendikası (PÜİS) Genel Başkanı İmren Okumuş ve ATSO Başkan Adayı Davut Çetin ile akaryakıt bayileri temsilcileri katıldı.</p>
<p>Akaryakıt sektöründe sıkıntıların giderek arttığını, sektörde bayilerin para kazanamaz hale geldiğini belirten İmren Okumuş, Salı günü mazot fiyatlarına 7 lira zam yapılacağını söyledi. Akaryakıt bayi sayaçlarının yapılacak zamla birlikte 99-100 TL olacağını ifade eden Okumuş, ‘’Sayaçlarda son zamlarla üçlü rakamlara ulaşılacak. Sayaçların otomasyonu ve yeniden düzenlenmesi için bayilerden 3 bin dolar talep ediliyor. Bayi para ödemeyecek. Bayinin cebinden para çıkmayan her şeye evet diyoruz. Ne demek 3 bin dolar. Otomasyon bedellerini bayilere yansıtmayın’’ dedi.</p>
<p><strong>"Bayiler POS cihazı maliyetinden kurtarılmalı"</strong></p>
<p>Akaryakıt sektörünün dört ana sorunu olduğunu, Ulusal Taşıt Tanıma Sisteminin (UTTS) kayıtdışı akaryakıt ve maliyet altı satış sorununu çözmediğini anlatan Okumuş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Akaryakıtta kaçakçılığı bitirmenin tek yolu, akaryakıtı geldiği,  kullanıldığı son uca kadar takibi için elektronik takip UTTS olmasıdır. Sektörde kar marjı yılda 4 kez enflasyona göre artırılmalı. Toptancı ile dağıtıcının kar marjı aynı değildir. Bıçak kemiğe dayandı. Biz para kazanamıyoruz. Düzgün, dürüst esnaf batıyor. Kredi faizleri yüzde 50’nin üstünde. Gelirlerimiz azalıyor. Kredi kartı komisyonları bayiler üzerindeki finansman yükünü artırıyor. Akaryakıt sektörüne özel POS komisyon oranları düşürülmeli veya bu yükü bayilerin üzerinden kaldıracak bir düzenleme yapılmalı. Bayilerimiz POS cihazları kağıdını bile karşılamıyor, yangın tüplerinin kontrollerinin bedelini bile karşılayamaz durumda. Verilen hizmeti kıymetsiz kılan anlayışlara hakkımı helal etmiyorum. Bayilerimizi POS komisyon yükünden kurtarmalıyız. Nakliye ücretleriyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Sektörün kanayan yarası KDV-ÖTV.’’</p>
<p>Sektörü kirletenlerin olduğunu, maliyetin altında satış yapanlara karşı mücadelenin yoğunlaştırılmasını isteyen İmren Okumuş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sektörde lider olma kavgası akaryakıt bayilerini bitiriyor. Bizi bekleyen esas bela başka. Cumhuriyet tarihinde ilk defa akaryakıt istasyonlarının lisanları çok değerli oldu. Finansal aracılık ve distribütör uygulaması getirilmek isteniyor.  Böyle bir lisans var mı? Yok. Üç, beş yıl önce 2 bayisi olanların bugün 50-60 istasyonu var. Bu nasıl olmuş.  Bunlar araştırılmalı. Distribütörler, bayinin portalını kapatabilecek. Bu sektörü, finansal aracılık bitirecek. Hiç kimse bayinin portalını kapatamaz, buna izin vermeyiz. Kar marjı içinde rekabet olur ama maliyet altı satışta rekabet olamaz. Maliyet rafineriden çıkan fiyat değildir.’’</p>
<p>Dağıtım şirketlerinin akaryakıt bayilerini kiralamak istediğini vurgulayan PUİS Genel Başkanı Okumuş, ‘’PUİS’i oyuna getirdiler.  Bayimin bir yanına ucuzcuyu, diğer yanına başka satıcıyı koydular.  Şimdide istasyonlarımızı kiralamak istiyorlar. Önce yüzde 15’i yüzde 30’a çıkarmak istiyorlar.  Yüzde 30’u da 2027’de yüzde 50’ye çıkaracaklar. Yüzde 10 bayiye, yüzde 10 acenteye... Böyle bir lisans yok. Şimdi de bayilerin sözleşme süreleriyle oynamak istiyorlar. Benden kurtulmaları için beni öldürmeleri lazım diyorum. Yaşadığım sürece bunları yaptırmam’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kayıt dışılıkla mücadelede daha etkin sistem kurulmalı"</strong></p>
<p>Sektördeki 13 bin akaryakıt bayisini ayrıştırmadan, haklarını arayabilmelerini sağlamak ve sektörün geleceğini ışık tutmak için çalıştıklarını anlatan Okumuş, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Kaçakçılık ve kayıt dışılıkla mücadelede daha etkin bir sistem kurulması amacıyla akaryakıtta KDV’nin ÖTV’ye dahil edilmesi ve ürünün millileşmesinden tüketiciye ulaşmasına kadar tüm sürecin uçtan uca takip edilmesini sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmeli. Bugün araç sayısı 32 milyona ulaşmasına rağmen, 2013 yılına göre araç sayısı neredeyse 2 kat artmışken, akaryakıt satış oranlarının neden artmadığını irdelemeliyiz. Kayıt dışı, kaçakçılık, maliyet altı satış bizim kırmızı çizgimizdir.”</p>
<p>Okumuş, sektörde ortaya çıkan Gri Alan uygulamasının şeffaf hale getirilmesi ve akaryakıt istasyonlarında çalışma sürelerinin 12 saate çıkarılması için çalışmaları  devam ettirdiklerini bildirdi.</p>
<p><strong>"Akaryakıtta kriz yaşamadık"</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaştan dolayı Türkiye’de akaryakıt krizi yaşanmadığına dikkat çeken İmren Okumuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Küresel ekonomik akaryakıt krizi bize çok şeyler kazandırdı.  Kar marjlarımız düştü ama bize şunu öğretti.  Dünyada akaryakıt krizi yaşanırken Türkiye’de bir kriz yaşanmadı. Benzi, gaz kuyruklarının yaşandığı 1970-1980’lerde olsaydık ne olurdu acaba… Hem Hükümeti, hem de TÜPRAŞ’ı kutlamak lazım. Bu ülkeyi akaryakıtsız bırakmadılar. Teşekkür etmeliyiz.’’</p>
<p>ATSO 14. Grup Tüp Gaz Temsilcisi İbrahim Kaya ve TOBB Akaryakıt Sektör Meclis Başkan Yardımcısı ve PÜİS Yüksek İstişare Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Yılmaz da sektörde yaşanan sorunları anlattılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-87350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/0/1280x720/puis-baskani-imren-okumus-otomasyon-bedelleri-akaryakit-bayilerine-yansitilmasin-1789247686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol Ürünleri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı İmren Okumuş, sürekli zamlarla üç rakamlara ulaşan akaryakıt sayaçlarının otomasyonu için 3 bin dolar istendiğini belirterek, ‘’Otomasyon bedelleri bayilere yansıtılmamalı. Ne demek 3 bin dolar… Bayinin cebinden para çıkmayan her şeye evet diyoruz. Sektörde uygulanmak istenen distribütörlük sistemine karşıyız’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-87349</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen yıldan kalan stoklar eritilmedi, portakal ve limon dalında kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış döneminin önemli tüketim ürünü olan limonda geçen yıldan kalan stoklar iç piyasada tüketilmeyince, tüccar yeni hasat sezonunda üreticiden limon ve portakal alımına başlamadı.</p>
<p>Tat ve lezzeti ile dünyaca ünlü coğrafi işaretli Finike portakalı ve limon dalında kaldı. Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, ilçede 30 bin dönüm alanda portakal ve limon üretimi yapıldığını söyledi. Bu yıl da ilçede 200 bin ton Finike portakalı rekoltesi beklendiğini belirten Sarıçobanoğlu, hasat sezonu başlamasına rağmen tüccarın şimdilik limon almak istemediğini kaydetti.</p>
<p>Üreticiyi arayıp soranın olmadığını vurgulayan Sarıçobanoğlu, limona dalında 3-4 TL fiyat verildiğini, bunun da maliyetleri hiç karşılamadığına ifade ederek, ‘’Çiftçi ve üretici yok oluyor, ölüyor. Şu ana kadar ne limon ne de portakal satıldı.’ dedi.</p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe de portakal ve limonun dalında kaldığına dikkat çekti.</p>
<p>Bir dönem nar üretimine yönelen çiftçinin nar bahçelerini söktüğünü ve yerine zeytin diktiğini anımsatan Kökçe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kumluca ilçesinde 13 bin dönüm alanda portakal ve limon üretimi yapılıyor. Ancak portakal ve limon dalında kaldı. Portakal ve limon alımı için arayan soran yok. Portakala dalında 5-10 TL fiyat veriyorlar. Bu fiyat, gübre, elektrik, ilaç ve budama maliyetlerini karşılamıyor. Nar para etmeyince üretici nar bahçelerini söktü, zeytin dikti. 25 bin dönüm olan nar bahçesi 2-3 bin dönüme düştü.  Zeytinlik alanlarda 2-3 bin dönümden 15 bin dönüme çıktı. Bu yıl zeytin bol olacak. Ancak, geçen yıldan kalan zeytinyağı stokları da var. Öte yandan Tunus’tan zeytinyağı ithal edildi.’’</p>
<p>Üreticiler, geçen yıl iç piyasada limon stoklarının tüketilmediği gerekçesiyle  tüccarın alım yapmadığına dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-87349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/gecen-yildan-kalan-stoklar-eritilmedi-portakal-ve-limon-dalinda-kaldi-1789247559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finike portakalı ve limonun hasat sezonu başlarken geçen yıldan kalan stoklar eritilmeyince tüccardan ilgi görmedi. Portakal ve limon şimdilik dalında kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-87348</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Interfresh Eurasia Fuarı&#039;nda 350 milyon dolarlık anlaşma yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ihracat projesi olarak ilk Antalya’da başlayan İnterfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül tarihleri arasında İzmir Fuar Merkezinde gerçekleştirildi. Türkiye’den 280’in üzerinde firma ve markanın katıldığı fuara, 81 ülkeden 612 alıcı katıldı.</p>
<p>Avrupa, Rusya, Balkanlar ile Ortadoğu ile Hindistan olmak üzere dünyaca tanınmış, Rewe , Little, Aldi gibi büyük zincirler yer alırken Azerbeycan‘ın en büyük zincir marketlerinden Bravo, Ertago gibi zincir market temsilcileri de ilk kez Türkiye’ye geldi. Rusya’dan X5, Lenta, TD Real, Fresh Mania, Fruit Land. Romanya’dan Veselo Selo ve Select Frui olmak üzere 100’den fazla zincir market temsilcisi Türkiye’de yetişen yaş meyve sebze ürünlerini görme fırsatı buldu.</p>
<p>KKTC’nin partner ülke, Denizli’nin de partner il olarak katıldığı fuarda, yaklaşık 350 milyon dolarlık anlaşma yapıldığı belirtildi. InterfreshEurasia Fuarı’nı düzenleyen Antexpo A.Ş Genel Müdürü Murat Özer şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye’nin yaş meyve sebze sektörünün ihracat projesi olan ve 2018 yılından bu yana düzenlenen Interfresh Eurasia Fuarı artık sektörde bir marka haline geldi. Dünyanın ve Avrupa’nın en büyük cirolara sahip tanınmış zincir marketleri Türkiye’ye yöneldi. Fuarda yaklaşık 350 milyon dolarlık yaş meyve sebze alım anlaşması yapıldı. 2027 ve daha sonraki yıllar için yer arayışlarımız devam ediyor.’’</p>
<p>Özer, Antalya’da kasım ayında düzenlenecek BM İklim Konferansı COP 31, sonrası bu alanda fuar yapmak için girişimlerde bulunacaklarını söyledi.</p>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı’na partner ülke olarak katılan KKTC’nin narenciye ürünlerinin de dünya pazarlarına açılmasını katkı sağladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-87348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/interfresh-eurasia-fuarinda-350-milyon-dolarlik-anlasma-yapildi-1789247442.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa, Rusya ve Orta Doğu bölgelerinin en büyük zincir marketlerinin de katıldığı Interfresh Eurasia Fuarı&#039;nda 350 milyon dolarlık yaş meyve sebze alım anlaşması yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdenizde-tso-ve-borsalarda-secim-heyecani-87351</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz’de TSO ve borsalarda seçim heyecanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinde Antalya, Burdur ve Isparta il ve ilçelerinde oda ve borsa seçim takvimi netlik kazandı. Oda ve borsa seçimleri 1 Ekim 2026 tarihinde Antalya Ticaret Borsası ile başlıyor. Antalya Ticaret Borsası’nda 19 meclis üyesi ve 7 Meslek Komitesi seçimi yapılacak. 2009 yılından bu yana Başkanlık görevini sürdüren ve aynı zamanda TOBB yönetim kurulu üyesi olan Ali Çandır’ın karşısında şu ana kadar aday çıkmadı. Çandır, şimdilik rakipsiz yeniden başkan adayı.</p>
<p><strong>ATSO’da 4 aday</strong></p>
<p>Üye açısından Türkiye’nin en büyük TSO’ları arasında yer alan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) seçimler 18 Ekim’de gerçekleştirilecek. 49 meslek komitesi ve 127 meclis üyesinin seçiminin yapılacağı ATSO’da 4 aday başkanlık için kıyasıya mücadele diyor. 69 bin 733 üyesi bulunan ATSO’da başkan adayları projelerini anlatarak üyeleri ikna etmeye çalışıyor.</p>
<p>ATSO’da önceki dönem başkanlığı Yüksek Seçim Kurulu kararı ile alınan Davut Çetin yeniden aday oldu. Merhum ATSO Başkanı Ali Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar başkanlık için yarışırken, ATSO yönetim kurulu üyesi Hatice Öz de ikinci kez aday oldu. Öz, ATSO’ya ilk kadın başkan adayı olarak biliniyor. ATSO’da başkanlık için Reşat Güney de ikinci kez aday oldu.</p>
<p>ATSO’da başkan adayları seçim ofisleri açarak projelerini iş dünyasına anlatmaya çalışırken bazı başkan adayları da billboard ve reklam panolarında afişlerle tanınırlıklarını pekiştiriyor.  </p>
<p><strong>Burdur’da en genç aday</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BUTSO) seçimler 3 Ekim’de gerçekleştirilecek. 3 binden fazla üyesi bulunan BUTSO’da  bin 800’e yakın üyenin oy kullanması bekleniyor. BUTSO’da 2005 yılında başkanlık görevine seçilen Yusuf Keyik’in karşısında, otomotiv ve müteahhitlik sektöründe faaliyette bulunan ve en genç başkan adayı olarak gösterilen 34 yaşındaki Ömer Semerci ile Osman Kurt başkanlık için mücadele edecek.</p>
<p>Burdur Ticaret Borsası’nda da seçimler 3 Ekim’de yapılacak. 14 meclis üyesi seçimi için 500’e yakın üye sandık başına gidecek. </p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp’in karşısında Mehmet Varol başkan adayı oldu.</p>
<p><strong>ITSO’da 3 aday</strong></p>
<p>Tarım ve tarım makineleri sanayi ile öğrenci kenti Isparta iş dünyasında da seçim heyecanı yaşanıyor. Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ITSO) 45 meclis üyesi seçimleri 10 Ekim’de yapılacak. 4 bin 200 üyenin oy kullanacağı seçimlerde başkanlık için 3 aday yarışıyor.</p>
<p>Geçen dönem göreve gelen Metin Çelik, kısa sürede yaptığı çalışmalarla Isparta ekonomisi, sanayiciler ile kentin sorunlarını ülke gündemine getirerek dikkatleri üzerine çekti. İkinci kez aday olan Çelik, yeni dönemde de yapacağı projeleri üyelerine anlatıyor.</p>
<p>Birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan ITSO Başkanı Metin Çelik’in karşısında iki aday var. Yunus Karabulut, sanayici ve eğitimci kimliği ile ITSO’ya başkan adayı oldu. Karabulut, seçim sürecinde sanayicileri ve ITSO üyelerini işyerlerinde ziyaret ederken, projelerini de toplantılarla Isparta iş dünyasına anlatıyor. Diğer aday ise Isparta Ticaret Borsası başkanı Hüdai Şahin’in iş ortağı Alettin Ünal Turgut.</p>
<p><strong>Isparta Ticaret Borsası’nda seçim 3 Ekim de</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası’nda 14 meclis üyesi seçimi3 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek. Özellikle elma ihracatında yaşanan sorunların çözümü ve Mısır’a ihracat yapılması konusunda girişimlerde bulunan Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin’in karşısına, Hasan Hüseyin Özdemir aday olarak çıktı.</p>
<p>Antalya, Burdur ve Isparta’nın bazı ilçelerinde faaliyette bulunan TSO ve Ticaret Borsası seçim takvimi ve adayların isimleri ise şöyle:</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO): Seydi Tahsin Güngör ve Önem Gök. Seçimler 4 Ekim 2026</p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO): Eray Erdem ve Mustafa Tuna (10 Ekim 2026).</p>
<p>Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Fahri Özen, Turgut Acar (7 Kasım)</p>
<p>Kumluca Ticaret Borsası: Fatih Durdaş (3 Ekim 2026)</p>
<p>Bucak Ticaret ve Sanayi Odası: Hasan Meçikoğlu  (Kasım ayı içinde yapmayı düşünüyor)</p>
<p>Yalvaç Ticaret ve Sanayi Odası (YALTSO): Yalçın Kurucu ve Sabri Parpar (4 Ekim 2026)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdenizde-tso-ve-borsalarda-secim-heyecani-87351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/secim-sandik-oda-borsa-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz bölgesinde TOBB’a bağlı oda ve borsalarda meslek komiteleri ve meclis üyesi seçimleri ekim ayı başında başlıyor. Hareketli geçen oda ve borsaların seçim sürecinde Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır rakipsiz kaldı. Antalya TSO’da 4, Isparta ve Burdur TSO’da da 3’er aday başkanlık için mücadele edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/eskisehir/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-87344</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Avrupa’nın yeni sanayi düzeni Eskişehir’in ihracat rotasını değiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR </strong><br /><br />Avrupa Birliği’nin (AB) üretimde yerellik ve düşük karbon kriterlerini öne çıkaran yeni sanayi politikaları, ihracatının yaklaşık yarısını AB ülkelerine gerçekleştiren Eskişehir sanayisinin gündemine girdi.</p>
<p>Eskişehir Sanayi Odasında (ESO), MÜSİAD Eskişehir ve Genç MÜSİAD Eskişehir iş birliğiyle “MADE IN EU: Avrupa’nın Yeni Sanayi Düzeninde Eskişehir Sanayisi Nasıl Konumlanacak?” programı gerçekleştirildi.</p>
<p>Programda Avrupa’nın değişen sanayi politikaları, ticaret ve yatırım imkanları, düşük karbonlu üretim, finansmana erişim ve yeni düzenlemelerin Türk sanayisi üzerindeki olası etkileri ele alındı.</p>
<p>ESO Başkanı Kesikbaş, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Eskişehir’de 1600’ü aşkın üretici firmanın faaliyet gösterdiğini, sanayinin yıllık cirosunun 10 milyar doların üzerine çıktığını ve ihracatın 4,8 milyar dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>İhracatın neredeyse yarısının AB ülkelerine yapıldığını belirten Kesikbaş, kentteki ihracatçıların yüzde 70’inin en az bir AB ülkesine ürün sattığını söyledi.</p>
<p><strong>SANAYİNİN ŞEHİR EKONOMİSİNDEKİ PAYI YÜZDE 44’E ÇIKTI</strong></p>
<p>Kesikbaş, 1990 yılında Eskişehir ekonomisinin yüzde 28’ini oluşturan sanayinin payının bugün yüzde 44’e yükseldiğini ifade ederek, Türkiye imalat sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 2’sinin kentte gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p>Fabrikalarda 100 bini aşkın kişinin istihdam edildiğini belirten Kesikbaş, Eskişehir’de yaklaşık her üç aileden birinin geçiminin sanayiyle bağlantılı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Eskişehir ihracatının yüzde 30’unun orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluştuğuna işaret eden Kesikbaş, kilogram başına ihracat değerinin 1,95 dolar, kişi başına ihracatın ise 4 bin 900 dolar seviyesinde bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Kentin uçak, helikopter, insansız hava aracı, lokomotif, kamyon ve gemi motoru üretebilen önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Kesikbaş, şehirde 24 AR-GE ve tasarım merkezi ile Teknoloji Geliştirme Bölgesinde yaklaşık 150 işletme ve bini aşkın araştırmacının bulunduğunu aktardı.</p>
<p><strong>“M</strong><strong>ade ın EU bizim için bir duvar da olabilir, yeni bir kapı da”</strong></p>
<p>Avrupa’nın yeni sanayi politikasının Eskişehir açısından kritik önem taşıdığına dikkati çeken Kesikbaş, AB pazarında rekabet koşullarının yalnızca fiyat ve kalite üzerinden şekillenmeyeceğini söyledi.</p>
<p>Kesikbaş, “Avrupa artık bir ürünün fiyatı ve kalitesini değil; nerede, nasıl, hangi enerjiyle ve ne kadar karbon salınarak üretildiğini sorguluyor”dedi.</p>
<p>Yeni yaklaşımın özellikle çelik, alüminyum, çimento, otomotiv, batarya, temiz teknolojiler ve kimya sektörlerindeki rekabet koşullarını değiştireceğini ifade eden Kesikbaş, Eskişehir’in makine, raylı sistemler, havacılık, otomotiv yan sanayi, seramik, cam, madencilik ve beyaz eşya sektörlerinin de dönüşümün dışında kalamayacağını dile getirdi.</p>
<p>Kesikbaş, “Made in EU bizim için bir duvar da olabilir, Avrupa’nın üretim zincirlerine açılan yeni bir kapı da. Sonucu bugünden atacağımız adımlar belirleyecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Karbon maliyeti rekabet gücünü belirleyecek</strong></p>
<p>Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının etki analizine değinen Kesikbaş, sınırda karbon maliyetinin bazı Türk ürünlerinde önemli ilave yükler oluşturabileceğini söyledi.</p>
<p>Kesikbaş’ın paylaştığı verilere göre söz konusu maliyetin ürün fiyatına etkisi çimentoda yüzde 50’ye, alüminyumda yüzde 18’e ve çelikte yüzde 11’e kadar çıkabilecek.</p>
<p>Bu nedenle karbon ayak izinin ölçülmesinin artık yalnızca çevresel bir konu olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Kesikbaş, firmaların enerji ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji, döngüsel üretim, dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik raporlamasına hazırlanması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>ESO’nun Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Dönüşümü ve Model Fabrika çalışmalarıyla 100’ü aşkın firmaya ulaştığını bildiren Kesikbaş, yürütülen projelerde ortalama yüzde 75 verimlilik artışı ve yüzde 35 emisyon azaltımı sağlandığını söyledi.</p>
<p>Kesikbaş ayrıca dijital fabrika ve dönüşüm çalışmalarında kullanılmak üzere yaklaşık 22 milyon liralık yeni fon sağlandığını, AB’den de 400 bin avroya yakın yeni kaynak temin edildiğini açıkladı.</p>
<p><strong>Karataş: sadece tedarikçi değil, ortak üretici olmalıyız</strong></p>
<p>DEİK Başekonomisti Hakkı Karataş da Euro Bölgesi ekonomisinin potansiyelinin altında büyümeyi sürdürmesine karşın imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) ile yeni siparişlerde dipten dönüş sinyalleri görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Euro Bölgesi'nde büyümenin yüzde 0,8-0,9 seviyelerinde bulunduğunu aktaran Karataş, enerji maliyetleri ve enflasyonist baskıların Avrupa Merkez Bankasının faiz indirim alanını sınırlandırdığını, yüksek faizlerin de tüketim ve özel sektör yatırımları üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Almanya’da büyüme modelinin de değiştiğine işaret eden Karataş, otomotiv ve makinenin yanında kamu yatırımları, savunma sanayisi, yeşil enerji ve dijital altyapının giderek daha fazla öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönüşümün Türk şirketlerine ara malı, makine, elektronik ve savunma sanayisi alanlarında yeni fırsatlar sunabileceğini belirten Karataş, firmaların PMI, fabrika siparişleri ve kapasite kullanım oranlarını sektör bazında yakından izlemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Karataş, Türkiye açısından hedefin yalnızca Avrupa’ya yakın üretim merkezi olmakla sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayarak, “Nearshoring yerine co-production. Sadece tedarikçi değil, ortak üretici olmalıyız❞ değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türk sanayisinin Alman teknolojisi ile Türkiye’nin üretim kapasitesini birleştiren stratejik ortak üretim modeline yönelmesi gerektiğini belirten Karataş, Almanya’nın savunma, altyapı, enerji ve dijitalleşme yatırımlarına entegrasyonun önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p><strong>AB’nin “Made ın EU” planına karşı gümrük birliği vurgusu</strong></p>
<p>Türkiye'nin AB Nezdinde Daimi Temsilcilik Yardımcısı Güçlü ise AB’nin imalat sanayisinin GSYİH içindeki payını yüzde 14,3’ten yüzde 20’ye çıkarmayı hedeflediğini belirterek, “Made in EU” yaklaşımı ile Sanayi Hızlandırma Yasası Taslağı kapsamında gündeme gelen düzenlemelerin Türkiye açısından yakından takip edildiğini söyledi.</p>
<p>AB’nin kamu alımları ve destek programlarında “Birlik menşei” ve “düşük karbon” kriterlerini öne çıkarmayı, 100 milyon avronun üzerindeki yabancı yatırımlara ise ilave yükümlülükler getirmeyi planladığını aktaran Güçlü, bu yaklaşımın Gümrük Birliği ve mevcut tedarik zincirleri açısından risk taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa ekonomisiyle yüksek düzeyde entegre olduğunu vurgulayan Güçlü, ülkeye gelen 295 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımın yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olduğunu bildirdi.</p>
<p>Türkiye’deki 1,45 milyon adetlik araç üretiminin yüzde 71’inin AB ortaklı yatırımlar tarafından gerçekleştirildiğini, otomotiv ihracatının da yüzde 71’inin AB’ye yapıldığını aktaran Güçlü, “Bu entegrasyonun zarar görmemesi için ‘Birlik ile eşdeğer menşe’ tanımına Gümrük Birliği ortaklarının tam olarak dahil edilmesi gerektiğini muhataplarımıza aktarıyoruz” dedi.</p>
<p>Güçlü, Türkiye’nin 31 Temmuz 2026’da Kamu İhale Kanunu’nda değişikliğe giderek mütekabiliyet temelinde AB’ye ulusal muamele sağlanmasına yönelik hukuki zemini oluşturduğunu ve karşılıklı pazar açılımına ilişkin teknik istişarelerin başladığını söyledi.</p>
<p><strong>İGE’den ihracatçıya 290 milyar liralık kefalet hedefi</strong></p>
<p>İhracatı Geliştirme AŞ (İGE) Finans ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Hafize Çiler Tarım da ihracatçıların finansmana erişiminde teminat sorununu azaltmaya yönelik kefalet sistemine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>İGE üzerinden bugüne kadar 27 bin 975 işlemde toplam 256,9 milyar liralık krediye kefalet sağlandığını aktaran Tarım, 2026 sonu itibarıyla kümülatif kefalet sağlanan ihracat kredisi hacminin 290 milyar liraya çıkarılmasının hedeflendiğini bildirdi.</p>
<p>Tarım, bankalar üzerinden İGE sistemine 489,1 milyar lira tutarında 45 binin üzerinde başvuru yapıldığını ve bunların yüzde 87’sinin kabul edildiğini belirtti.</p>
<p>KOBİ’ler için firma başına öz kaynak paketlerinde 60 milyon liraya, Hazine kaynaklı paketlerde ise 150 milyon liraya kadar kefalet üst limiti bulunduğunu aktaran Tarım, İGE kefaletli yabancı para ve reeskont kredilerinin ihracatçı açısından finansmana erişim ve maliyet avantajı sağladığını ifade etti.</p>
<p>Programda Ticaret Bakanlığı, Türkiye'nin AB Nezdinde Daimi Temsilciliği, DEİK, İGE, DEİK Almanya İş Konseyi/Ford Otosan ve MEXT Teknoloji Merkezi temsilcileri de Avrupa’nın yeni sanayi yapılanmasının Türk üreticileri üzerindeki olası etkileri ile ticaret, yatırım, finansman ve iş birliği imkanlarını değerlendirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/eskisehir/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-87344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/4/1280x720/avrupanin-yeni-sanayi-duzeni-eskisehirin-ihracat-rotasini-degistirecek-1789213340.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Kesikbaş, kentin 4,8 milyar dolara ulaşan ihracatının yaklaşık yarısının AB ülkelerine yapıldığına dikkati çekerek, Avrupa’nın “Made in EU” yaklaşımının Eskişehir sanayisi için hem pazar kaybı riski hem de üretim zincirlerinde daha güçlü konumlanma fırsatı taşıdığını söyledi. DEİK Başekonomisti Karataş ise Türk sanayisinin Avrupa’da yalnızca tedarikçi değil, “ortak üretici” konumuna geçmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-87341</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı borsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 3,25 artışla 14.467,25 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 14.000,94 puanı, en yüksek 14.673,07 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 2,80 azalışla 46.057,38 puana gerilerken, sanayi endeksi yüzde 4,35 artışla 20.065,47 puana, mali endeks yüzde 2,81 kazançla 19.815,90 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 2,41 yükselerek 12.793,68 puana çıktı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 31,49 ile Pasifik Teknoloji oldu. Onu yüzde 23,14'le Sasa Polyester, yüzde 23,03'le Petkim izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 40,89'la Odine Teknoloji, yüzde 40,85'le Pasifik Eurasia Lojistik, yüzde 13,09 ile Batıçim Batı Anadolu Çimento olarak sıralandı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 795 milyar 500 milyon lirayla ASELSAN, 796 milyar 730 milyon lirayla Tüpraş ve 571 milyar 845 milyon lirayla Koç Holding oldu.</p>
<p><strong>Altın düştü</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 0,87 azalışla 6 bin 830 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,03 düşüşle 44 bin 490 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 0,83 altında 11 bin 190 liraya geriledi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,34 artarak 48,6050 liraya, euronun satış fiyatı da yüzde 0,38 yükselişle 56,4710 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 65,4550 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,54 artışla 65,8100 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,14 değer kaybederek 59,6930 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-87341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa, haftayı yüzde 3,25 artışla 14.467,25 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 0,87, cumhuriyet altınının fiyatı yüzde 1,03, çeyrek altının fiyatı da yüzde 0,83 geriledi. Doların satış fiyatı yüzde 0,34, euronun satış fiyatı da yüzde 0,38 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-cagrisi-resmi-gazetede-ekonomik-ve-sosyal-fayda-uretecek-yatirimlar-onceliklendirilecek-87337</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe çağrısı Resmi Gazete&#039;de: Ekonomik ve sosyal fayda üretecek yatırımlar önceliklendirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 Dönemi Bütçe Çağrısı Tebliği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğde, Merkezi Yönetim Bütçesi'nin hazırlık çalışmalarını yönlendirmek üzere 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) yayımlandığı ve OVP'de ekonomi ile maliye politikalarının temel amaçlarının belirlendiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda 2027-2029 döneminde, On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) hedefleri doğrultusunda makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesi, mali disiplinin sürdürülmesi ve adil gelir dağılımına katkı sağlayacak şekilde fiyat istikrarının tesis edilmesinin temel amaç olduğu belirtildi.</p>
<p>Ayrıca verimlilik artışının desteklenmesi, AR-GE ve yenilikçilik kapasitesi ile beşeri sermayenin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması, iş gücü piyasasının etkinliğinin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve kayıt dışılığın azaltılması yoluyla sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin güçlendirilmesinin hedeflendiği kaydedildi.</p>
<p>Tebliğde, aynı dönemde maliye politikasının temel amaçları ise mali disiplinin korunması ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi, maliye politikaları ile para politikasının eş güdüm içinde uygulanarak makroekonomik dengelenme sürecinin desteklenmesi, harcamalarda etkinliğin artırılması, vergilemede adalet ve etkinliğin güçlendirilmesi ile kayıt dışılıkla mücadele ve denetimlerde etkinliğin artırılması olarak sıralandı.</p>
<p><strong>"Verimsiz harcama alanları tasfiye edilecek"</strong></p>
<p>Kamu idarelerinin, OVP'de belirlenen politika, tedbir ve öncelikler doğrultusunda hareket ederek kendilerine tahsis edilen ödenekleri aşmadan kaynaklarını etkili, ekonomik ve verimli şekilde kullanacakları vurgulanan tebliğde, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Kaynak kullanımında etkinliğin artırılması amacıyla harcamaların sistematik olarak gözden geçirilmesi sürdürülecek, verimsiz harcama alanları tasfiye edilecektir. Kamu harcamalarında etkinliği artıracak tasarruf tedbirlerine ilişkin denetim ve izleme faaliyetlerine devam edilecektir. Kamu yatırım programında rasyonelleştirme çalışmaları sürdürülerek ekonomik ve sosyal fayda üretecek yatırımlar önceliklendirilecektir. Kamu taşıtlarının kullanımı ihtiyaç analizleri ve tasarruf anlayışı çerçevesinde sistematik olarak gözden geçirilecek, ihtiyaç fazlası olan veya ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtlar tasfiye edilecek ve zorunlu hallerle sınırlı yeni taşıt edinimlerinde ekonomiklik gözetilerek yerli üretim ile çevreci araçlara öncelik verilmeye devam edilecektir. Süreklilik arz etmeyen ve konjonktüre dayalı gelirlerin oluşturduğu geçici kaynaklara karşılık olarak kalıcı mahiyette harcama oluşturulmayacaktır."</p>
<p>Tebliğde, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, OVP, Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazırlama Rehberi'nde yer alan makro politikalar, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükler, ödenek teklif tavanları, genel ilkeler ve standartlar ile çok yıllı bütçeleme anlayışını esas alarak 2027, 2028 ve 2029 yıllarına ilişkin bütçe tekliflerini sunacakları bildirildi.</p>
<p>Tebliğ ekinde, 2027-2029 Dönemi Bütçe Hazırlama Rehberi'ne de yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-cagrisi-resmi-gazetede-ekonomik-ve-sosyal-fayda-uretecek-yatirimlar-onceliklendirilecek-87337</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın imzasıyla Resmi Gazete&#039;de yayımlanan 2027-2029 Dönemi Bütçe Çağrısı Tebliğinde, &quot;Kamu yatırım programında rasyonelleştirme çalışmaları sürdürülerek ekonomik ve sosyal fayda üretecek yatırımlar önceliklendirilecektir.&quot; denildi. Tebliğde ayrıca, &quot;Kamu taşıtlarının kullanımı ihtiyaç analizleri ve tasarruf anlayışı çerçevesinde sistematik olarak gözden geçirilecek, ihtiyaç fazlası olan veya ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtlar tasfiye edilecektir.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-programi-genelgesinde-tasarruf-tedbiri-vurgusu-87339</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım programı genelgesinde &#039;tasarruf tedbiri&#039; vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 Dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlıkları Genelgesi, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan genelgede, vatandaşların refah ve mutluluğunu daha üst seviyelere çıkarma amacı doğrultusunda makroekonomik istikrarı korumak, üretimi artırmak ve toplumun refah düzeyini yükseltmek için 2024-2028 döneminde On İkinci Kalkınma Planı'nın uygulandığı belirtildi.</p>
<p>Bu dönemde temel hedef olan sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek amacıyla kamu harcamalarında tasarruf sağlanması, enflasyonun düşürülerek fiyat istikrarının korunması, yurt içi tasarrufların artırılması, cari işlemler açığının azaltılması, kamu mali dengelerinin ve mali disiplinin daha da güçlendirilmesinin öncelikler arasında yer alacağı vurgulanan genelgede; böylelikle makroekonomik ve finansal istikrarın korunmasının hedeflendiği aktarıldı.</p>
<p>Genelgede, bu hedef ve öncelikler çerçevesinde kamu hizmetlerinin hız ve kalitesinin artırılması için kamu yatırımlarına ayrılan kaynakların, gelecek dönem için hedeflenen politikalara azami oranda katkı sağlayacak şekilde tahsisi ve verimli kullanımının temel ilke olacağı bildirildi.</p>
<p>Kamu yatırım harcamalarında azami düzeyde tasarruf edilirken kalkınma potansiyelini destekleyici mahiyetteki iktisadi ve sosyal altyapı yatırımlarına öncelik verilmeye devam edileceğine dikkati çekilen genelgede, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Kamu kesimi yatırımları bütüncül bir yaklaşımla özel kesim yatırımlarını tamamlayacak şekilde tasarlanacak ve hayata geçirilecektir. Kamu yatırım öncelikleri özel sektörün yenilikçi ve üretken yatırımları ile ticareti destekleyecek mahiyette belirlenecek, iş, üretim, yatırım ve yaşam ortamını iyileştirecek nitelikli altyapı yatırımlarına öncelik verilecektir. Kamu yatırımlarına ayrılan kaynaklar bir taraftan öncelikli sosyal ihtiyaçları giderecek ve üretken faaliyetleri destekleyecek nitelikteki altyapı alanlarına yönlendirilirken, yatırımların maliyet etkin, verimli ve zamanında gerçekleştirilmesine, mevcut sermaye stokunun daha etkin kullanılmasına ve yatırım harcamalarının en kısa sürede ekonomik ve sosyal faydaya dönüştürülmesine azami özen gösterilecektir."</p>
<p><strong>Tasarruf tedbirleri</strong></p>
<p>2027 Yılı Kamu Yatırım Programı hazırlıklarında, On İkinci Kalkınma Planı ve bu doğrultuda hazırlanan 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program'da (OVP) yer alan amaç, politikalar, öncelikler ve mali çerçevenin esas alınacağına işaret edilen genelgede, ayrıca OVP ile uyumlu olmak kaydıyla kamu idarelerinin stratejik planlarının da dikkate alınacağı kaydedildi.</p>
<p>Genelgede, proje bazında ödenek teklif ve tahsislerinde, devam eden öncelikli projelerden en kısa sürede tamamlanabilecek olanlara öncelik verileceğinin altı çizilerek, şunlar belirtildi:</p>
<p>"Tasarruf tedbirleri kapsamında zorunlu haller dışında 2027 Yılı Kamu Yatırım Programı'na yeni proje alınmayacaktır. Mevcut kamu sabit sermaye stokundan azami kapasitede yararlanılması için gerekli bakım ve onarımlara önem verilecek, vatandaşlarımızın acil ihtiyaçlarına ve ekonomide katma değer artışına doğrudan hizmet etmeyen projeler teklif edilmeyecektir."</p>
<p>Genelgede, bütün kuruluşların 2027 Yılı Kamu Yatırım Programı hazırlıkları ile ilgili olarak bundan sonraki süreçte, belirtilen hususlar ile "2027-2029 Dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlama Rehberi"nde yer alan öncelikleri, esasları ve yatırım tavanlarını dikkate almaları, tavan içinde kalmak kaydıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığının 17 Haziran 2026 tarihli Yatırım Talepleri Duyurusuna istinaden gönderdikleri yatırım tekliflerinde varsa proje bazındaki değişiklik önerilerini ivedilikle "kaya.sbb.gov.tr" adresinde yer alan Kamu Yatırımları Bilgi Sistemi (KaYa) aracılığıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığına göndermeleri gerektiği bildirildi.</p>
<p>Genelge ekinde, "2027-2029 Dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlama Rehberi" ile yatırım tavanlarına ilişkin tablolara yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-programi-genelgesinde-tasarruf-tedbiri-vurgusu-87339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın imzasıyla Resmi Gazete&#039;de yayımlanan 2027-2029 Dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlıkları Genelgesi&#039;nde, &quot;Kamu yatırım öncelikleri özel sektörün yenilikçi ve üretken yatırımları ile ticareti destekleyecek mahiyette belirlenecek, iş, üretim, yatırım ve yaşam ortamını iyileştirecek nitelikli altyapı yatırımlarına öncelik verilecektir.&quot; denildi. Genelgede, &quot;Tasarruf tedbirleri kapsamında zorunlu haller dışında 2027 Yılı Kamu Yatırım Programı&#039;na yeni proje alınmayacaktır.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/veriler-ve-oncu-gostergeler-enflasyonun-ana-egiliminin-yavasladigina-isaret-ediyor-87338</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Veriler ve öncü göstergeler, enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığına işaret ediyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul'da gerçekleştirilen Citibank Türkiye Yatırımcı Günü'nde "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" başlıklı bir sunum yaptı.</p>
<p>Yıllık enflasyonun ağustos ayında yüzde 31,5 seviyesine gerilediğini belirten Karahan, arz şoklarının manşet enflasyonu yukarı çektiğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin de dezenflasyon sürecini yavaşlattığını kaydetti.</p>
<p>Öncü göstergelerin kiralarda dezenflasyon yönünde ilave bir alan bulunduğuna işaret ettiğini söyleyen Karahan, temel mal enflasyonunun da önemli zorluklara rağmen ılımlı seyrini koruduğunu vurguladı.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, iktisadi faaliyetteki yavaşlamaya karşın çeyreklik büyümenin ikinci çeyrekte hız kazandığına dikkati çekti.</p>
<p>Bu artışın sürükleyicisi olan dış talebin sanayi üretimini desteklediğini belirten Karahan, dezenflasyon sürecinde verimlilik artışının hız kazandığını aktardı.</p>
<p>Karahan, kapasite kullanımının tarihsel ortalamaların altında seyrettiğini kaydetti.</p>
<p>Yüksek frekanslı göstergelerin üçüncü çeyrekte yavaşlamanın süreceğine işaret ettiğini ifade eden Karahan, kredi büyümesinin tüm kredi türlerinde yavaşladığını söyledi.</p>
<p>Karahan, enflasyon beklentilerinin bir miktar ihtiyatlı davranılması gerektiğini gösterdiğini de belirtti.</p>
<p><strong>"Dış ticaret dengesi üçüncü çeyrekte daha fazla iyileşme gösterdi"</strong></p>
<p>Dış ticaret dengesinin üçüncü çeyrekte daha fazla iyileşme gösterdiğini vurgulayan Fatih Karahan, turizm gelirlerinin güçlü seyrini sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>Karahan, cari işlemler açığının da olumsuz dış faktörlere rağmen yatay seyrettiğini vurguladı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin Türk lirası talebinin güçlü kalmaya devam ettiğini kaydeden Karahan, döviz rezervlerinin güçlü seyrini sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>"Aylık dalgalanmalara rağmen, son enflasyon verileri ve öncü göstergeler, enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığına işaret ediyor" değerlendirmesinde bulunan Karahan, iktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalmasının iç talepteki zayıf seyri teyit ettiğini belirtti.</p>
<p>Karahan, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle yükselen enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü bir risk oluşturduğunu dile getirerek, "Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir." ifadesini kullandı.</p>
<p>TCMB Para Politikası Kurulunun politika faizine ilişkin atılacak adımları, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyeceğini vurgulayan Karahan, para politikası kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alındığını belirtti.</p>
<p>Karahan, enflasyon görünümünün ara hedeflerden önemli ölçüde sapması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağını sözlerine ekledi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/veriler-ve-oncu-gostergeler-enflasyonun-ana-egiliminin-yavasladigina-isaret-ediyor-87338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcılara &quot;Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Aylık dalgalanmalara rağmen, son enflasyon verileri ve öncü göstergeler, enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığına işaret ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/slovak-ayakkabi-markasi-novesta-turkiye-pazarina-girdi-87332</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Slovak ayakkabı markası Novesta Türkiye pazarına girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye ayakkabı pazarına yeni bir global marka daha girdi. Geçmişi 1939 yılına dayanan Slovak ayakkabı markası Novesta, Ontay Tekstil ile yaptığı distribütörlük anlaşmasıyla Türkiye pazarına adım attı. Novesta, anlaşmayı Türkiye’deki yeni münhasır distribütörünün Ontay Tekstil olduğunu açıklayarak duyurdu. Markanın resmi uluslararası satış ağına ilişkin sayfasına da Türkiye temsilcisi olarak Ontay Tekstil ve Onur Adnan Yaran gösterildi. Şirketlerin Linkedin hesaplarında Ontay Tekstil Novesta’nın Türkiye distribütörlüğünü üstlendiğini doğrularken, şirketin internet sitesinde marka “Türkiye resmi temsilcisi” ifadesiyle portföye dahil edildi. Şirket, Novesta’nın Türkiye’deki yeni sezon koleksiyonları ve toptan satış iş birliklerini yürütecek.</p>
<h2>2027 koleksiyonu için sipariş almaya başladı</h2>
<p>Türkiye operasyonunda ilk adımlar da atılmaya başlandı. Ontay Tekstil, Novesta’nın 2027 ilkbahar- yaz koleksiyonunun hazır olduğunu ve perakendeciler için katalog, fiyatlandırma ve sipariş süreçlerinin başladığını duyurdu. Böylece marka Türkiye pazarına doğrudan mağaza yatırımı yerine distribütörlük ve çok markalı perakende kanalı üzerinden giriş yapmış oldu. Ontay’ın mevcut dağıtım ağı da Novesta’nın Türkiye'deki büyümesinde kullanılabilecek bir altyapı sunuyor. Şirket, ayakkabı bakım markası Crep Protect’in de Türkiye distribütörlüğünü yürütüyor. Ontay’ın açıklamasına göre Crep Protect tarafındaki perakende ağı 2025-2026 döneminde 70’in üzerinde mağazaya ulaştı. Şirket ayrıca Eren Perakende ve Boyner gibi oyuncularla iş birlikleri gerçekleştirdi.</p>
<h2>Üretim hala Slovakya'daki tarihi fabrikada </h2>
<p>Novesta’nın geçmişi, 1939’da ayakkabı üreticisi Baťa’nın Slovakya’nın Partizanske kentinde fabrika kurmasına dayanıyor. Marka, bugün de üretimini aynı yerleşkede geleneksel yöntemler ve önemli ölçüde el işçiliği kullanarak sürdürdüğünü belirtiyor. Novesta’nın özellikle doğal kauçuk taban ve pamuk kanvas kullanılan modelleri markanın temel ürün grubunu oluşturuyor. 2027 ilkbahar-yaz koleksiyonu yeni dönemin ilk önemli satış sezonu olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/slovak-ayakkabi-markasi-novesta-turkiye-pazarina-girdi-87332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/slovak-ayakkabi-novesta-1789192304.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişi 1939’a uzanan Slovak ayakkabı markası Novesta, Türkiye pazarına adım attı. Avrupa’dan ABD ve Asya’ya uzanan satış ağı bulunan markanın Türkiye’deki münhasır distribütörlüğünü Ontay Tekstil üstlendi. Türkiye’de toptan satış yapılanmasını oluşturan şirket, Novesta’nın 2027 ilkbahar-yaz koleksiyonu için de sipariş sürecini başlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredinin-miktari-degil-nereye-yoneldigi-onemli-87331</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kredinin miktarı değil, nereye yöneldiği önemli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, uygulanan dezeneflasyonist politika setiyle birlikte son dönemde ekonomide üretim kapasitesini korumanın da “değerli bir politika hedefi” olarak şekillenmeye başladığını söyledi. Odanın aylık Meclis toplantısında konuşan Şekib Avdagiç, son dönemde ekonomi politikasında yeni önceliğin “sıkı para + seçici kredi + üretim desteği” ekseninde şekillendiğine işaret etti. Bu dönemde uygun finansman koşullarında işlevselliğin gözetilmesi gerektiğine dikkat çeken Avdagiç, “Kredi politikası, kim kredi istiyor sorusundan çok hangi yatırım finanse edilirse Türkiye'nin üretim kapasitesi ve rekabet gücü artar sorusuna cevap verebilmelidir” dedi. Kredi politikasında etkinliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, teşviklerin şirketlere “koltuk değneği” olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti. Şekib Avdagiç, güncel ekonomik görünüme ilişkin önemli açıklamalarda da bulundu. Enflasyon yavaşlamakla birlikte enerji fiyatlarındaki yükselişe işaret edene Şekib Avdagiç, küresel maliyet baskılarının dezenflasyon sürecini önemli sınamalarla karşı karşıya bıraktığını kaydetti. Avdagiç, yüksek seyreden enerji fiyatlarının Türkiye ekonomisi üzerindeki çok yönlü baskısına dikkat çekerek, “Özellikle petrolün 90-100 dolar bandına yerleşmesi Türkiye açısından aynı anda hem enflasyon hem cari açık hem de para politikası alanı üzerinde baskı oluşturuyor” diye konuştu.</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, “Petrol fiyatındaki kalıcı yükseliş akaryakıt ve ulaştırma maliyetlerini artırırken, üretimin enerji faturasını da büyütüyor. Bu maliyetler belirgin geçişkenlikle mal ve hizmet fiyatlarına yansıyor. Enerji ithalatının artması kaçınılmaz olarak cari dengeyi bozuyor. Böylece petrol fiyatı yalnızca bir emtia fiyatı olmaktan çıkıp Türkiye'nin enflasyon, cari açık ve faiz politikasını aynı anda etkileyen stratejik bir değişkene dönüşüyor" ifadelerini kullandı. </p>
<p>Para politikasındaki duruşa değinen Avdagiç, şunları söyledi: "Dezenflasyonist para politikası tarafında TCMB'nin yüzde 37'lik politika faizi ve kredi büyümesine yönelik makroihtiyati sınırları, finansal koşulları sıkı tutmaya devam ediyor. Ancak ekonomi yönetimi artık sadece talebi soğutmaya değil, son dönemde üretim kapasitesini korumaya da odaklanıyor. Bu nedenle yeni dönemin yaklaşımı, giderek ‘sıkı para + seçici kredi + üretim desteği’ üçgeninde şekilleniyor. Burada asıl olarak desteklerin tek tek büyüklüğünden öte, ekonomi yönetiminin son dönemde şekillendirmeye başladığı mesajın çok önemli olduğu kanaatindeyiz. Ekonominin üretim kapasitesinin korunmasının da artık dezenflasyon kadar değerli bir politika hedefi olarak görülmeye başlanması önemlidir.”</p>
<h2>"Teşvik, şirketin koltuk değneği olmamalı" </h2>
<p>Ekonomi yönetiminin attığı somut adımları değerlendiren Avdagiç, "Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) kaynak limitinin 750 milyar liraya çıkarılmasını, KOSGEB'in istihdam koruma desteğinin imalat sektörünün tamamına genişletilmesini, işletmelere daha uzun vadeli ve avantajlı finansman sağlanmasını ve Eximbank'ın ihracat finansman hedefinin 59 milyar dolara yükseltmesini önemli adımlar olarak değerlendiriyoruz" dedi. “Asıl mesele kredinin miktarından ziyade, hangi sektörlere yöneldiğidir” diyen Avdagiç, “Kredi politikası da, ‘kim kredi istiyor’ sorusundan, ‘hangi yatırım finanse edilirse Türkiye'nin üretim kapasitesi ve rekabet gücü artar’ sorusuna cevap verebilmelidir. Burada hiç kuşkusuz, politika desteğinin niteliği belirleyici olacaktır. Teşvik, şirketin koltuk değneği değil, rekabet gücüne geçiş rampası olmalıdır. Enerji maliyetlerine sürekli sübvansiyon vermek yerine enerji verimliliği yatırımları finanse edilmeli; yatırım, teknoloji, ihracat, Ar-Ge ve istihdamı artıran şirketler önceliklendirilmelidir. İhracatta da yalnızca daha fazla miktar değil, daha yüksek katma değer hedefine odaklanmanın ağırlığı ve boyutu artırılmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"Yurtiçi maliyetler küreselden hızlı artıyor" </h2>
<p>Türkiye'nin özellikle Avrupa pazarında Çin ve diğer Asya üreticileriyle rekabet edebilmesi için kur, finansman, enerji, işgücü ve lojistik maliyetlerinin birlikte ele alındığı öngörülebilir bir üretim ortamına ihtiyacı olduğunu belirten Avdagiç, “İhracatçı açısından bir diğer sorun, sıklıkla dile getirdiğimiz gibi yurtiçi maliyetlerin küresel fiyatlardan daha hızlı yükselmesidir. Bir yandan maliyet baskısı diğer yandan küresel pazarlardaki belirsizlik ihracatçıyı savunmasız bırakırken, rekabet gücünü de hızla törpülemektedir. Üreticinin ve ihracatçının önünü görebilmesi için para, maliye ve kredi politikalarının aynı yöne bakması gerekiyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredinin-miktari-degil-nereye-yoneldigi-onemli-87331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/1/1280x720/avdagic-1789191714.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, kredi desteklerinde üretim kapasitesini koruyacak işlevselliğin önemine dikkat çekti. Avdagiç, teşviklerin şirketler için kalıcı bir destek değil; yatırım, teknoloji, ihracat ve rekabet gücünü artıracak “geçiş rampası” olması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
