<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-icinde-bir-dayanak-daha-bulmus-gibi-79282</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, AB içinde bir dayanak daha bulmuş gibi...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken; ikili ilişkilerden, NATO içindeki iş birliğine, AB-Türkiye ilişkilerine kadar her konuda o kadar pozitif mesajlar verdi ki, AB içinde “Türkiye’ye destek” veren ülkeler arasında Belçika’yı da saymaya başlamak bu ziyaretten sonra mümkün olabilecek gibi duruyor.</strong></p>
<p>İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla birlikte Türkiye Birlik içindeki en büyük destekçilerinden birini kaybetmişti. Brexit’in ardından İspanya, İngiltere’nin yerini almaya başlamıştı ki, Belçika Kraliçesi’nin başkanlığındaki heyetin Türkiye seyahati gündeme geldi.</p>
<p>Kraliçe Mathilde, beraberinde yaklaşık 200 Belçikalı iş insanı ile birlikte geldi Türkiye’ye. Ziyaret sırasında 80’i aşkın anlaşma imzalandı, onlarca anlaşma için de görüşmeler resmen başladı. Kraliçe’nin heyetinde yer alan Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken’e göre, müzakereleri başlayan yeni iş birliklerine ilişkin pek çok anlaşma da temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi sırasında imzalanabilir.</p>
<p>Belçika Savunma Bakanı ikili ilişkilerden, NATO içindeki iş birliğine, AB-Türkiye ilişkilerine kadar her konuda o kadar pozitif mesajlar verdi ki, AB içinde “Türkiye’ye destek” veren ülkeler arasında Belçika’yı da saymaya başlamak bu ziyaretten sonra mümkün olabilecek gibi duruyor.</p>
<p>Türkiye ile Belçika arasında böylesine üst düzey ziyaret için 14 yıl ara verilmesi konusunda Francken “çok uzun ara verilmiş” olduğunu düşünüyor. Savunma Bakanı’nın şu cümleleri önemli: “Türkiye bizim en büyük komşumuz. 1952’den bu yana NATO üyesi. 70 yıldan fazladır Türkiye ve Belçika aynı ittifak içinde yer alıyorlar. Türkiye aynı zamanda büyüyen bir ekonomik güç. Askeri teknolojisi gerçekten son derece ilginç. Bir başka önemli unsur ise Avrupa’da yaşayan çok sayıda Türkiye vatandaşı. Ayrıca Avrupa’ya turist olarak gelen çok sayıda Türk de var. Dolayısıyla birbirimize pek çok açıdan bağlıyız.”</p>
<p>Hem Türkiye’nin kuzeyinde devam eden Rusya-Ukrayna savaşına, hem de güneydeki İran meselesine atıf yapan Francken “Temmuzda Ankara’da NATO zirvesi yapılacak. Konuşacak çok şey var. Ortadoğu’da yaşananlar, Rusya, Karadeniz, her gün Belçika’da haber olan, konuşulan konular. Dolayısıyla Belçika heyetinin ziyareti için mükemmel bir zamanlama olduğunu söyleyebilirim.”</p>
<p>EKONOMİ gazetesine verdiği özel röportajda Türkiye’de devlet ya da özel sektöre ait pek çok savunma sanayi tesisini ziyaret ettiğini anlatan Belçika Savunma Bakanı, belli ki gördüklerinden etkilenmiş. Türkiye’deki iş insanlarını “çok açık fikirli ve çalışkan” sözleriyle tarif eden Francken, Türk savunma sanayisi konusunda ise “müthiş” ifadesini röportaj boyunca bir kaç kez tekrarladı.</p>
<p><strong>“Gümrük Birliği modernleşmeli”</strong></p>
<p>Francken, Türkiye ile AB arasındaki “acil” iki konu olan Gümrük Birliği’nin modernleştirilmesi ve Türk vatandaşları için vize serbestisi konusunda da oldukça olumlu mesajlar verdi. Kendisinin Savunma ve Dış Ticaret Bakanı olmadan önce göç politikalarından sorumlu olduğunu söyleyen Francken, Ticaret Bakanı Bolat ile yaptıkları görüşmede vize meselesinin gündeme geldiğini söyledi. Belçika yasalarına göre çalışma vizelerini bölge hükümetlerinin verdiğini, turist vizelerinin ise Belçika federal hükümetinin sorumluluğunda olduğunu söyleyen Francken, “Evet, bazı zamanlarda vize konusunda sert olabiliyoruz. Ancak şu da unutulmamalı ki, yasadışı göç konusunda çok büyük sıkıntılar yaşadık. Ancak eğer bir Türk vatandaşı ziyaret için gelecekse, elbette gelebilir. Belçika olarak her yıl verdiğimiz vize sayısında rekorlar kırıyoruz. Üstelik unutulmamalı ki Türkiye’nin de vize koyduğu ülkeler, seyahat kuralları var. Türkiye’nin de oldukça güçlü bir vize rejimi var.”</p>
<p>Gümrük Birliği konusunda ise hemen harekete geçilmesinden yana olduklarını söyleyen Belçika Savunma Bakanı, “Gümrük Birliği konusunda günümüze adapte olmamız elzem. Mevcut sistem modern değil. Bu da çok büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Bizim yeni bir ticaret anlaşmasına da ihtiyacımız var. Üstelik bunu AB içinde söyleyen tek kişi de ben değilim” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Belçika, Türkiye’nin SAFE </strong><strong>programına dahil olmasından yana”</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin kendi özerk savunma sistemini oluşturmak için kurduğu SAFE programına Türkiye de dahil olmak istiyor. Ancak Kıbrıs Rum ve Yunan vetoları nedeniyle bu konuda şu ana kadar pek bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Belçika Savunma Bakanı Francken SAFE meselesinde Belçika’nın “Türkiye’nin de programa dahil olmasını desteklediğini” vurguladı ve şöyle konuştu: “Avrupa Birliği içinde bu konuyu gündeme getirip, Türkiye’nin de SAFE’e dahil olması için çalışacağız. Bunu aylardır müzakere ediyoruz. Ayrıca ikinci bir SAFE programı daha olması söz konusu olabilir. Ve evet; Türkiye’nin bu program içinde yer alması gerekli. Bazı itirazlar var Türkiye’nin katılımına. Ancak bu itirazlar Belçika’dan kaynaklanmıyor.”</p>
<p><strong>“Karadeniz’in mayından arındırılması </strong><strong>için birlikte çalışabiliriz”</strong></p>
<p>Belçika Savunma Bakanı olarak Türkiye’deki mevkidaşı Yaşar Güler ile görüşmesinde geniş bir ufuk turu yaptıklarını, Akdeniz, Karadeniz, Ortadoğu ve özellikle de Rusya’nın Ukrayna saldırısını ele aldıklarını söyleyen Francken, pek çok konuda iki ülkenin birlikte çalışabileceklerini söyledi.</p>
<p>“Bizim büyük bir ordumuz yok. Ancak savunma sanayisi konusunda bazı alanlarda çok iyiyiz. Bunlardan biri de denizlerin mayından arındırılması” diyen Francken, Türkiye ve Belçika’nın özellikle Karadeniz’de ortaklaşa mayın temizliği yapabileceklerini ve bu iş birliğini Hürmüz Körfezi’ne de taşıyabileceklerini belirtti. Belçika askeri üniversitesinde ilk kez Türk subayların da eğitim almaya başlayacağına dikkat çeken Francken, “Sanıyorum bunu da iş birliğimiz adına iyi haber olarak görebiliriz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ağır sanayinin yerine hizmetleri </strong><strong>koyduk; bunun acısını yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Avrupa olarak uzun yıllar ağır sanayi tesislerinden vazgeçip, bunun yerine hizmet sektörlerine yöneldiklerini, bunun acısını da bugün tüm kıtanın çekmekte olduğunu söyleyen Belçika Savunma Bakanı, “Sadece hizmet sektörüyle, hiç ağır sanayi olmadan, ya da çok az ağır sanayiyle yaşayabileceğimizi düşündük. Ancak şimdi yaşanan çatışmalar bize gösterdi ki, sadece hizmetlerle, bürokrasi, yasa ve kurallarla yaşamak mümkün değil” diye konuştu.</p>
<p>Kendisinin boks sporuyla uğraştığını belirterek, bu alandan bir örnek veren Belçika Savunma Bakanı, şunları söyledi: “Garip, zor ve aptalca tercihler yaptık. Avrupa’nın liderliği çok zayıftı, çok zayıf. Nükleer enerjiyi kesmek, nükleeri durdurmak, yasa dışı göç, çok kötü entegrasyon politikası. Sonra da savunma harcamalarını kestik, kestik, kestik. Ve şimdi bir boksör gibiyiz. Ben bir boksörüm. Boksör olduğunuzda korumanıza her zaman çok dikkat etmeniz gerekir. Korumanız düştüğünde darbe alırsınız. Biz korumamızın düşmesine izin verdik ve şimdi bize sert vurdular. Bu yüzden çok acı verici. Hem Rusya hem de biraz Amerika Birleşik Devletleri sanırım. Herkes. Çin de mevcut sanayiyi öldürüyor.”</p>
<p>Avrupa’nın savunma bütçesini artırmaya başladığına dikkat çeken Francken, “Önümüzdeki on yıllar için NATO taahhüdü var ama daha fazla üretime ihtiyaç duyuyoruz; çünkü çok daha fazla ekstra paramız var. NATO savunma bütçesini yüzde 60 artırdık. Belçika olarak NATO’da bu konuda bir numarayız. Yani örnek gösterilebiliriz. Bütçeniz olabilir, fakat mühimmatınız da olmalı. Parayla silah ateşleyemezsiniz. Daha fazla kabiliyete, mühimmata, silaha, platforma ihtiyacımız var ve sanayi buna yetişemiyor. Teslimatların yapılması çok uzun sürüyor” dedi. “Bu yüzden mi Türkiye’desiniz?” sorusuna ise, “Evet, elbette. Sebeplerden biri bu. Burada çok güçlü bir üretim var, çok fazla iş gücü var. Çok iyi bir sanayiniz var” diye yanıt verdi.</p>
<p><strong>“Demokrasi ve hukukun üstünlüğü </strong><strong>gibi ortak değerler önemli ama...”</strong></p>
<p>Belçika Savunma Bakanı, Türk yetkililerle yapılan görüşmelerde NATO ve AB’nin üzerine kurulduğu ortak değerler olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konuların da gündeme gelip gelmediği konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi;</p>
<p>“Dışişleri Bakanı, bahsettiğiniz bütün bu konular hakkında konuşma yetkisine sahip kişi.Bu benim yetki alanım açısından ilgili değil. Ama elbette kör değilim. Ve elbette, Batı’da ve Avrupa’da birlikte yaşama biçimimizin temel ilkelerine saygı duyan ortaklarla çalışmak önemlidir. Bu konuda söyleyebileceğim şey bu; kesinlikle. Ve bu bir endişe konusu.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ursula von der Leyen </strong><strong>Belçika adına konuşmadı</strong></span></p>
<p>AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Çin ve Rusya ile birlikte AB için “tehdit” sınıfına sokması Türk kamuoyunda çok tepki çekmişti. Ancak Belçika Kraliçesi Mathilde’nin Türkiye ziyareti ortaya çıkardı ki, bu yaklaşım AB içinde de kabul görmüş değil. Çok açık ve net ifadelerle von der Leyen’le “aynı fikirde olmadığını” ifade eden Francken “AB Komisyon Başkanı’nın, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte tehdit olarak aynı cümlede anan ifadeleri benim için büyük bir sürpriz oldu” dedi. von der Leyen’in bu açıklamayı “Belçika hükümeti ve Belçika halkı adına yapmadığının” da altını çizen Francken, şöyle devam etti: “O ifadelerin Bayan von der Leyen’in en iyi sözü olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin çok önemli ve çok stratejik bir ortağı olduğunu düşünüyorum. Çok sakin kalmamız, Türkiye’yi Rusya ile aynı çizgiye koymamamız gerekiyor.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-icinde-bir-dayanak-daha-bulmus-gibi-79282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/7-1778735722.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, AB içinde bir dayanak daha bulmuş gibi... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-riskli-bolgeden-cikis-ariyor-79281</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümüş riskli bölgeden çıkış arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0558f042487-1778735344.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda son haftaların en dikkat çekici rallilerinden biri gümüşte yaşanıyor. Beyaz metal geçtiğimiz hafta yüzde 15 yükseldikten sonra 82 dolardan başladığı bu hafta 88 dolar seviyesine kadar çıktı. İki ayın zirvesini gören ons gümüşte yılbaşından bu yana getiri yüzde 20’ye yaklaşırken, piyasa şimdi bu yükselişin kalıcı olup olmayacağını tartışıyor.</p>
<p>Gümüşün yükselişinde en büyük etken, yeniden “ikili cazibe” kazanması oldu. Hem değerli metal hem de endüstriyel metal olarak kullanılan gümüş, bir taraftan jeopolitik riskler nedeniyle güvenli liman talebi görürken, diğer taraftan bakırdaki tarihi yükselişten destek alıyor.</p>
<p>Özellikle yapay zekâ veri merkezleri, elektrikleşme, yenilenebilir enerji, elektronik ve otomotiv sektörlerinde artan kullanım alanı, yatırımcıların gümüşe yönelik uzun vadeli beklentilerini güçlendiriyor. Bakır fiyatlarının rekor seviyelere ulaşması da endüstriyel metal kompleksine yönelik iyimserliği artırmış durumda.</p>
<p>Piyasada teknik görünüm de dikkat çekiyor. Uzun süredir güçlü direnç olarak izlenen 82-83 dolar bandının aşılması, hedge fonları ve kısa vadeli momentum yatırımcılarının yeniden piyasaya dönmesine yol açtı. Böylece yükseliş hareketi hızlandı ve fiyatlar kısa sürede 88 dolara kadar tırmandı.</p>
<h2>Altına göre daha güçlü performans</h2>
<p>Son dönemde altının yatay seyretmesi de gümüşün öne çıkmasına neden oldu. Özellikle Narendra Modi hükümetinin Hindistan’da altın alımlarını sınırlamaya yönelik mesajları ve ithalat vergilerini artırması, altının hız kesmesine yol açtı.</p>
<p>Bu gelişme, altın-gümüş oranını iki ayın en düşük seviyesi olan 55 civarına çekti. Uzun dönem ortalaması 70’e yakın olan oran, yatırımcıların gümüşü altına kıyasla daha agresif fiyatladığını gösteriyor.</p>
<p>Ancak uzmanlar, gümüşteki sert yükselişin aynı zamanda önemli riskler de taşıdığı uyarısında bulunuyor. Çünkü son hareketin önemli bölümü spekülatif fon akımlarından kaynaklanıyor. Bu nedenle fiyatların kritik destek seviyeleri üzerinde kalması gerekiyor.</p>
<h2>83 korunursa 100 dolar bandına doğru hareket edebilir </h2>
<p>Analistlere göre 82-83 dolar bölgesinin korunması halinde yeni alımlar devreye girebilir ve fiyatlar 91-100 dolar bandına doğru hareket edebilir. Ancak bu seviyenin altına sarkılması durumunda piyasada sert pozisyon tasfiyeleri yaşanabilir. Analistlere göre 82-83 dolar destek bölgesinin altına inilmesi halinde kısa vadeli yükseliş hikâyesi zayıflayabilir ve fiyatlarda önce 79-77 dolar bandına, ardından daha derin bir düzeltme riskine kapı aralanabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">HİNDİSTAN PANİĞİ, FED VE İRAN GÖRÜŞMELERİ ALTINI ABLUKAYA ALDI</span></h2>
<p>Altın fiyatları, güçlü ABD enflasyon verileri ve Hindistan’ın ithalatı sınırlayıcı adımları nedeniyle baskı altında kalmaya devam ediyor. Ons altın 4 bin 700 doların altına gerilerken, piyasalar Fed’in faiz indirimlerini geciktirebileceği endişesini fiyatlıyor. ABD’de tüketici enflasyonunun yüzde 3,8’e yükselmesi, enerji fiyatlarındaki artışın ekonomiye yeniden yansımaya başladığını gösterdi. Bu durum tahvil faizlerini ve doları desteklerken altının yükselişini sınırladı.</p>
<p><strong>Hindistan altın ve gümüş ithalat vergisini artırdı </strong></p>
<p>Diğer tarafta India hükümeti, altın ve gümüş ithalat vergilerini yüzde 6’dan yüzde 15’e yükseltti. Başbakan Modi’nin vatandaşlara yönelik “bir yıl altın almayın” çağrısı da piyasada dikkat çekti. Dünyanın en büyük fiziki altın talep merkezlerinden biri olan Hindistan’daki bu adımlar, küresel fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı. Buna rağmen uzmanlar uzun vadede yükseliş beklentisini koruyor. ING Group, yıl sonuna kadar ons altının 5 bin dolar seviyesine ulaşabileceğini öngörüyor. Ancak enerji fiyatlarının yüksek kalması ve Fed’in faiz indirimlerini ertelemesi, altın için en büyük kısa vadeli risk olarak görülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-riskli-bolgeden-cikis-ariyor-79281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/gumus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümüş, hem güvenli liman talebi hem de sanayi metalleri rallisinin desteğiyle yükseliş eğilimine girdi, Ancak piyasada kalıcı bir boğa trendinin oluşabilmesi için kritik teknik seviyelerin korunması gerekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/218-fonun-206si-hisseyi-almis-cikmama-ihtimali-olabilir-mi-79280</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 218 fonun 206’sı hisseyi almış, çıkmama ihtimali olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Temettü 25 Endeksi’nde yer alan hisselerde yıllık getiriler yüzde 105’i aşan performanslar gerçekleştirse de, 11 şirketin enflasyonun gerisinde kaldığı görülüyor. Bu tablo, bilinenin aksine her temettü hissesinin yatırımcıyı enflasyona karşı korumaya yetmediğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Piyasada, temettü hisselerinin her türlü ekonomik fırtınalarda enflasyona karşı koruma sağladığına inanılır. Ancak tabloya bakıldığında, %105 ile Tüpraş veya %83 ile Eczacıbaşı İlaç gibi getirilerin yanında, 11 şirketin %32,37’lik enflasyonun gerisinde kaldığı görülüyor. Şüphesiz şirket kasasından yatırımcıya düzenli nakit akışı gelmesi caziptir. Ancak kâr payının enflasyonun altında kaldığı bir ortamda, hisse fiyatının da enflasyonu aşamaması ana paranın erimesi anlamına gelir. Sadece temettüye kanıp trene binmek güven hissi verebilir. Fakat büyümesini kaybeden bir şirkette, reel getiri beklentisi hayal kırıklığına yol açabilir.</p>
<h2>Getirisi en yüksekler</h2>
<p>Geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren güçlü bir performans sergileyen Tüpraş, yıllık getirisini %105,25’e çıkardı. Arada kâr satışları ile dalgalanmalar yaşasa da çıkışını koruyan hissede 206 fon portföyünde bulunduruyor. Piyasada 218 hisse fonu olduğu nazara alındığında neredeyse tamamının hisseyi aldığı gözleniyor. Yıllık %82,56 getiri ile tabloda ikinci sırada yer alan Eczacıbaşı İlaç, geçtiğimiz yılın ikinci yarısında başlayan çıkışı şubattan itibaren yerini düşüşe bıraktı. Şimdilerde bir dönüşüm içerisinde. İştiraki Gensenta’nun hammadde üretim tesisini kapatırken, Sanofi ile imzaladığı sözleşmeyle yedi ruhsatı satın aldı. Ayrıca Dynavit’in faaliyetini ayrıştırıyor.</p>
<h2>Zayıf kalanlar</h2>
<p>Temettü 25 Endeksinde yer alan Doğuş Otomotiv, yıllık %5,5 ile performansı en zayıf kalan hisse oldu. Ağustos 2023’ten bu yana arada yukarı atakları olsa da devamı gelmedi ve yatay seyirle günümüze kadar geldi .Son iki yılda kârını düşüren firma, üç aylık mali tablolarında da gelir ve kârdaki düşüşünü sürdürmesi baskıya yol açıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556ab06503-1778734763.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HIZLI İŞLEM Mİ, UZUN TUTUŞ MU?</strong></p>
<p>Hızlı işlem; nakit akışı, esneklik, fırsat, krizden kaçış, hareket özgürlüğü. Maliyet artışı, yıpratıcılık, hatalı zamanlama, kayıp riski, stres.</p>
<p>Uzun tutuş; bileşik büyüme, konfor, temettü gücü, maliyet avantajı. Sermaye kilitlenmesi, kriz riski, zaman kaybı, fırsat maliyeti, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Mayısın ikinci haftası itibariyle bağladığı işlerle yıllık cironun %30’unu yakaladı</strong></p>
<p>Bülbüloğlu sürekli iş açıklıyor, cirosuna yıl sonunda ne kadar büyütecek bu işler? ● Güven Özkaya</p>
<p>Güven, Bülbüloğlu’nun 2026 yılının başından bu yana düzenli açıkladığı iş anlaşmaları, doğrudan bilançosunu tahkim eden önemli finansal dayanaklar niteliğinde. Firmanın paylaştığı verilere göre, yılın beş ayında aldığı işlerin toplamı 19,2 milyon euroyu aşmış görünüyor. O da 1 milyar TL’yi geçen bir tutara denk geliyor. 2025’te elde edilen 3,47 milyar TL hasılatın %29,57’sini şimdiden garantilemiş görünüyor. Özellikle Astor Enerji ile imzalanan 10,5 milyon euroluk vinç anlaşması büyümenin ana motoru. Yurt dışına yönelik siparişler de dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Sattığı hisselerden sağladığı nakit, günlük faaliyetlerini sürdürmesini sağlayacak</strong></p>
<p>Çemaş Döküm’ün Niğbaş hissesi satmasının sebebi nakde ihtiyacı olması mı? ● Mahir Subaşı</p>
<p>Mahir, Çemaş Döküm elindeki %3,94 Niğbaş hissesini 121,2 milyon TL’ye Loras Holding’e sattı. Şirketin bilançosuna bakıldığında nakit arayışının öne çıktığını söylemek yanlış olmaz. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %34 düşürerek 396,1 milyon TL’ye indirdi. Esas faaliyetlerinden geçen yılda olduğu gibi zarar yazarken dönem sonunda zarar 264,4 milyon TL’ye çıktı. Geçmiş yıl zararı 3,8 milyar TL’ye ulaşan bir şirketin kasaya girecek nakdi yeni bir yatırım gayesinden ziyade, öncelikle operasyonel sürekliliği sağlamak adına kullanması şaşırtıcı olmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HNC fonu model portföy stratejisi yaklaşımıyla yıllık %51 getiride kaldı</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün yönettiği Üçüncü Hisse Senedi Fonu (HNC), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz yılın ilk yarısında yatayda hareket ederken, yılbaşından itibaren ivmesinde belirgin bir artış yaşandı. Nisanda gelen nakit ile büyüklüğü hızla arttı. Mayısta 12,92 milyon TL’ye çıkan hacim ile büyüme devam etti. Ancak nisanda gelen 6,03 milyon TL nakde karşılık mayısa 365,5 bin TL para çıkışı söz konusu. Belli bir kemik yatırımcısı olan HNC’de sayı benzer seviyelerde hareket ediyor. Şimdilerde bu sayı 113 seviyesinde. Şirket rasyolarını özel yazılımlarla analiz ederek sistematik bir model portföy kurgulama stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %97,71’i hisse senedinden oluşuyor. Son bir yıldaki %50,90 getirisi aynı süre içinde %57,39 olan BIST 100 Endeksinin performansının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çelik Motor, Piyasadan TLREF + %1 faizle 750 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Çelik Motor, nitelikli yatırımcılara yönelik 13.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 12.05.2027 olarak açıklandı. 12 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çelik Motor’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCLKM52715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556d880756-1778734808.png" alt="" width="233" height="185" /></strong><strong>Ünlü Yatırım Holding nisandan bu yana yukarı yönlü. Fonlarsa daha ziyade satıyor</strong></p>
<p>Ünlü Yatırım Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %5,84 ile toplamda 220 bin lot azalarak 3,55 milyona indi. Hisseyi tutan fon sayısı 6 olup değişim gözlenmedi. TTL fonu 200 bin lot ile en fazla satışı yaparken, HMC fonu 25 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken, model portföyüne alan olmadı. Martta değerlendirmede bulunan Yapı Kredi Yatırım, 18,50 TL hedef önerisini paylaştı. Tutar %24,58 yükselişe denk geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0556f2c3111-1778734834.png" alt="" width="977" height="236" /></strong><strong>VBT YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Üç yıllığına 14,9 milyon dolara anlaştığı bankaya donanım ve destek hizmeti verecek</strong></p>
<p>VBT Yazılım, Türkiye’de yerleşik bir banka ile donanım, bakım ve destek hizmetini kapsayan üç yıllık sözleşme imzaladı. Anlaşmanın baz bedeli 9,6 milyon dolar olarak belirlenirken, opsiyonel kalemlerin de eklenmesiyle toplam iş hacminin 14,99 milyon dolara ulaşacağı belirtildi. Söz konusu tutar yıllık gelirinin yaklaşık %28’ine denk geliyor. Şirket yıllık gelirinin dörtte birinden fazla hacimli bir işi tek kalemle elde etti. Ancak ödemenin üç yıllık zaman dilimine yayılacak olması gelir tablosunu büyütecek olsa da bu sözleşmeden kaynaklı bir sıçramaya yol açması beklenmemeli.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Güneş hücresi üretim kapasitesini iki katına çıkararak 2,1 GW seviyesine ulaştırdı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, yüksek teknolojiye sahip güneş hücresi üretim hattını devreye aldığını ve üretime geçtiğini duyurdu. Resmi açılışı yapılan tesisle birlikte şirketin yıllık 1 GW olan üretim kapasitesi 2,1 GW seviyesine ulaştı. Firma, yenilenebilir enerji altyapısındaki donanım üretim gücünü iki katına yükselterek pazardaki arz hacmini genişletti. Söz konusu gelişmeye rağmen şirket paylaştığı üç aylık mali tablolarında ise gelirini %41 gerileterek 1,07 milyar TL’ye düşürdü. Esas faaliyetlerinden zarar yazarken dönem sonunda da zararını büyüttüğü gözlendi.</p>
<p><strong>TSKB</strong></p>
<p><strong>Firmaların iklim yatırımları için yurt dışından 300 milyon euroluk kredi temin etti</strong></p>
<p>TSKB, iklim değişikliğine uyum ve dirençlilik yatırımlarının finansmanı amacıyla 300 milyon euro tutarında yeni bir kredi sözleşmesi imzaladı. Dünya Bankası kuruluşu IBRD’nin kısmı garantörlüğünde ve Hazine’nin kontrgarantisiyle sağlanan uluslararası kaynağa, yabancı bankalar konsorsiyumu katılım gösterdi. Banka söz konusu girişimiyle birlikte, yeşil dönüşüm projelerini fonlamak gayesiyle bilançosuna hacimli ve uzun vadeli bir döviz kaynağı girişi sağlamış oldu. TSKB’nin sağladığı sendikasyon kredisi aynı zamanda kendi ticari faaliyetini de destekler nitelikte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/218-fonun-206si-hisseyi-almis-cikmama-ihtimali-olabilir-mi-79280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 218 fonun 206’sı hisseyi almış, çıkmama ihtimali olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-madde-cephesinden-iplige-cift-yonlu-baski-79279</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ham madde cephesinden ipliğe &#039;çift yönlü&#039; baskı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Ortadoğu savaşıyla birlikte tırmanan gerilim ve petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, tekstil sektöründe iplik maliyetlerini yeniden yukarı yönlü harekete geçirdi. Petrolün 100 doların üzerinde seyretmesi, başta polyester olmak üzere petrol türevi tüm hammaddelerde yaklaşık yüzde 60’lık artışa yol açtı. Aynı dönemde pamuk fiyatları da 62-63 sent seviyelerinden 83-84 sent bandına çıkarak yaklaşık yüzde 30 yükseldi. Bu çift yönlü artış, hem sentetik hem doğal elyaf tarafında maliyet baskısını artırırken, uzun süredir baskılanan pamuk ipliği fiyatlarının da yukarı yönlü revize edilmesine neden oldu. Talep yetersizliği nedeniyle uzun süredir maliyetlerin altında satılan pamuk ipliği fiyatlarında da özelliklerine göre yüzde 12 ila yüzde 28 oranında artış yaşandı.</p>
<h2>Maliyete birebir yansıyor </h2>
<p>İplik fiyatlarındaki artışın yalnızca anlık fiyat hareketleriyle değil, küresel hammadde dengesiyle okunması gerektiğini vurgulayan Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Bilgin Kaya, “Petroldeki yüzde 60’lık artış, polyester grubunu aynı oranda yukarı taşıdı. Bu, iplik maliyetlerine bire bir yansıyor” dedi. Pamuk fiyatlarındaki yükselişte de petrolün dolaylı etkisinin bulunduğunu belirten Kaya, pamuk üretiminde traktörden gübreye, sulamadan nakliyeye kadar tüm süreçlerin petrole bağlı olduğunu ifade etti. Navlun artışları ve küresel tedarik zincirindeki maliyet baskısının da pamuk fiyatlarını yukarı ittiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a05553629826-1778734390.png" alt="" width="404" height="444" /></p>
<h2>Stok bitti, gerçek ortaya çıktı </h2>
<p>2023’ten bu yana zayıf seyreden talep nedeniyle iplik üreticilerinin yüksek stokla çalıştığını, birçok fabrikanın stokları eritmek için uzun süre maliyetin altında satış yaptığını kaydeden Kaya, “Ekim–Kasım gibi bu stoklar bitti. Artık gerçek maliyetlerle üretim yapılıyor. Bugünkü fiyat artışlarının önemli bir nedeni de bu” diye konuştu. Türkiye’de iplik üretiminde kapasite kullanım oranlarının hâlâ yüzde 40’lar seviyesinde seyrettiğini belirten Kaya, talep artışı yaşansa dahi atıl kapasite nedeniyle tedarik tarafında kısa vadede sorun beklemediğini ifade etti.</p>
<h2>Yaz aylarında yavaşlama olabilir </h2>
<p>İplik fiyatlarındaki yükselişin doğrudan örme ve dokuma kumaş maliyetlerine yansıdığını vurgulayan Kaya, buna ilave olarak boya, kimyasal ve enerji maliyetlerindeki artışın da kumaş fiyatlarını yukarı çektiğini söyledi. Önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini de paylaşan Kaya, bayrama kadar siparişlerde hareketlilik beklediğini ancak Haziran ortasından sonra Avrupa’da başlayacak tatil dönemi ve yüksek enerji fiyatlarının tüketici talebini baskılayabileceğini kaydetti. Avrupa’nın tekstil ve hazır giyim ithalatında son yıllarda görülen daralmanın bu yıl da devam edebileceğini dile getiren Kaya, mevcut fiyat seviyelerinde iplik üreticilerinin uzun bir aradan sonra yeniden maliyetlerini karşılayabilir noktaya geldiğini, ancak bundan sonraki seyri talebin belirleyeceğini sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karde ipliklerde fiyat artışı daha belirgin</span></h2>
<p>Uzun süredir arz fazlası nedeniyle baskılanan pamuk ipliği fiyatları İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaş sonrası yükselişini sürdürüyor. KDV hariç kilogram fiyatlarına göre, open-end ipliklerde fiyat artışları daha sınırlı kalırken, karde ve penye iplik gruplarında yükseliş oranı çift haneye çıktı. Open-end, karde ve penye iplik gruplarında yüzde 12 ila yüzde 28 oranında dikkat çekici fiyat artışı yaşandı. Open-end iplik grubunda 10/1 telefsiz iplik 98 TL’den 110 TL’ye, 30/1 numara ise 110 TL’den 130 TL’ye yükseldi. 10/1 karde iplik 120 TL’den 140 TL’ye, 20/1 karde 122 TL’den 155 TL’ye, 30/1 karde ise 125 TL’den 160 TL’ye yükseldi. 36/1 karde iplikte fiyat 140 TL’den 175 TL’ye çıktı. Penye iplik grubunda da benzer bir yükseliş dikkat çekti. 20/1 penye iplik 135 TL’den 170 TL’ye, 30/1 penye 140 TL’den 175 TL’ye, 36/1 penye 155 TL’den 190 TL’ye, 40/1 penye ise 165 TL’den 200 TL’ye çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-madde-cephesinden-iplige-cift-yonlu-baski-79279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün marttan itibaren 100 doların üzerinde seyretmesi polyester başta olmak üzere petrol türevi ham maddeleri yüzde 60 artırdı. Aynı dönemde pamuk fiyatları da yükselişe geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-vergi-desteginde-etki-analizi-var-rakam-yok-79277</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıya vergi desteğinde etki analizi var, rakam yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, Meclise sunduğu ekonomi yasalarında eş zamanlı olarak bir etki analizini de yasa teklifinin görüşüldüğü Plan Bütçe Komisyonuna gönderiyor. Teklifteki düzenlemelerin içeriğine göre ilgili bakanlıklar çoğunlukla da Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan etki analizlerinde gelir ve gider etkisi her madde de kalem kalem rapora yansıyor. Geçtiğimiz hafta Meclise sunulan yabancı sermayeye dönük vergisel destekler yanında Varlık Barışının da yer aldığı 15 maddelik yasa teklifi içinde bir etki analizi Meclise geldi. Ancak, bütçeye etkisi ne olacak, ne kadar vergi kaybı yaşanacak, kaç yatırımcı gelecek, beklenen ekonomik getiri nedir, sorularının yanıtı etki analizinde yer almadı. Neredeyse tüm maddelerin analizinde “gelir veya maliyet etkisi ölçülememektedir” ifadesinin yer alması dikkat çekti. Sadece ihracatçı ve imalatçı ihracatçılara sağlanan kurumlar vergisi indiriminin maliyeti 34 milyar lira olarak etki analizi raporuna yansıdı. Ancak bu düzenlemede komisyonda geri çekilerek yüzde 12.5 oranında bir kurumlar vergisi düzenlemesi kapsam değişerek yeniden düzenlendi.</p>
<p>Yasa teklifinde yer alan İstanbul Finans Merkezindeki (İFM) finansal kurumlara sağlanan, yurt dışı tecrübesi olan personelin çalıştırılması halinde uygulanan gelir vergisi indirimi, tüm katılımcıları da kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin maddenin etki analizinde “ Düzenlemenin gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle birlikte, İFM’nin uluslararası firmalar için bölgesel merkez olarak seçilmesine önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir” ifadelerine yer verildi. İFM’de yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indiriminin süresinin 2047 yılına kadar uzatılmasında da “Düzenlemenin gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle” ifadesi bir kez daha yer aldı. Varlık Barışı düzenlemesine ilişkin olarak ise “Söz konusu düzenleme ile varlıkların kayıt altına alınarak milli ekonomiye kazandırılması, finansal kaynakların genişletilmesi ve ekonomik aktivitenin desteklenmesi amaçlanmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Nitelikli hizmet merkezi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri sahip teknogirişim şirketlerinde hisse opsiyonlarında istisna düzenlemelerinde de mali etkisi yer almadı. Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurtdışı kazançlarına gelir vergisi muafiyeti getirilmesine ilişkin düzenlemede ise “ Gelir veya maliyet etkisi ölçülememekle birlikte, yurt dışı gelirleri vergilendirilmeyerek bu kapsamdaki kişilerin ülkemize gelmesi ile ekonomik aktivitenin desteklenmesi amaçlanmaktadır” denildi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dervişoğlu: Erdoğan'la görüşmedim</strong></span></p>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yarım saat telefonla görüştüğü iddialarını bir kez daha yanıtladı ve “görüşmedim” dedi. Dervişoğlu, “Biriyle görüşürsem kamuoyunun haberi olur. Görüşürsem, ‘görüştüm’; görüşmediysem, ‘görüşmedim’ derim. Bunu kamuoyunun gözü önünde yaparım. Dışarıya çıktığımda da açıklama yaparım. Sanki bir sır zemini oluşturmaya yönelik adımların atılmasını da hem Türk siyasetinin üzerindeki gölgeyi artırdığına hem de demokrasiyi zedelediğine inanırım” ifadelerini kullandı. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ın AK Parti'ye katılmasına ilişkin soruları da yanıtlayan Dervişoğlu, “Bunlar, İYİ Parti'ye yapılırken bugünkü tehlikeye işaret etmiştim. Bugün o uyarılarımızı ciddiye almayanların bu dertlerle boğuştuklarına şahitlik ediyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Özgür Özel'in başlattığı ‘ara seçim’ turlarını başkan vekilleri sürdürüyor</strong></span></p>
<p>CHP’nin, iktidar partisini erken seçime zorlamak amacıyla başlattığı, ‘ara seçim’ turlarını, grup başkanvekilleri sürdürüyor. Bu çerçevede, CHP heyeti Meclis’te temsil edilen muhalefet parti gruplarını ziyaret etti. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftçi ve Gökçe Gökçen; ara seçim konusunda DEM Parti, Yeni Yol Partisi ve İYİ Parti’ye ziyaretlerde bulundu. Ziyaretlerin ardından açıklama yapan Gökhan Günaydın, gündemlerinin ‘ara seçim olduğunu’ vurgulayarak, anayasayı hatırlattı. Günaydın şöyle dedi: “Türkiye'de çok ciddi iktisadi sorunlar var, Türkiye'nin yönetilme sorunları var ve yapılan araştırmalar toplumun üçte ikisinin bir erken seçim istediğini gösteriyor. Erken seçim talebini karşılamayan AKP'nin, Anayasa'nın 78'inci maddesini hatırlatmasında fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil, bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki: ‘En son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır eğer Mecliste boşalmalar varsa’ diyor. O halde burada ara seçimin yapılması için gerekli koşullar oluşmuştur."</p>
<p><strong>Baskın seçim iddialarına yanıt </strong></p>
<p>Günaydın, “baskın seçim’ iddiaları hakkında şunları söyledi: Adını nasıl koyuyorlarsa; baskın seçim mi olur, erken seçim mi olur? Derhal bunun kararını alsınlar ve sandığı getirelim milletin önüne. Eğer bunu bir butlan kararına, başka bir deyişle faul yaparak rakiplerini ringin dışına atma çabasının sonrasına koymaya çalışıyorlarsa, bu bir demokratik mücadele ortamı olmaz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-vergi-desteginde-etki-analizi-var-rakam-yok-79277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancıya vergi desteğinde etki analizi var, rakam yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimcilik-egitimi-sses-modeli-79276</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimcilik eğitimi: SSES modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de son yıllarda girişimcilik ekosisteminde önemli bir hareketlilik var. Teknokentler, hızlandırma programları, yatırım fonları ve melek yatırım ağları giderek büyüyor. Ancak hâlâ yapısal bir eksiklik dikkat çekiyor: Üniversite düzeyinde disiplinler arası ve uygulama odaklı girişimcilik eğitimi yeterince yaygın değil.</strong></p>
<p>1990’ların sonunda Stockholm School of Entrepreneurship (SSES) modeli ortaya çıktığında, aslında yalnızca yeni bir eğitim programı kurulmadı; üniversitelerin girişimcilik kavramına bakışı da değişmeye başladı. Altı farklı üniversitenin ortaklığıyla oluşturulan bu yapı, girişimcilik eğitimini sadece işletme fakültelerinin konusu olmaktan çıkarıp; mühendislikten tasarıma, tıptan sosyal bilimlere kadar disiplinler arası bir yetkinlik alanına dönüştürdü.</p>
<p>Bugün dünya genelinde başarılı girişimcilik ekosistemlerine baktığımızda, ortak bir özellik dikkat çekiyor: Girişimcilik artık “mezun olduktan sonra düşünülecek bir kariyer seçeneği” değil, öğrencilik döneminde deneyimlenen bir öğrenme modeli olarak ele alınıyor. Stockholm School of Entrepreneurship’in en önemli başarısı da tam olarak burada yatıyor. Öğrenciler yalnızca teorik dersler almıyor; iş modeli geliştirme, tasarım odaklı düşünme, yaratıcı problem çözme, ekip kurma ve yatırımcı sunumu gibi uygulamalı süreçlerden geçiyor. Daha da önemlisi, mühendislik öğrencisi ile hukuk öğrencisi, tasarımcı ile biyolog aynı takımda çalışabiliyor.</p>
<p><strong>Rekabet yerine </strong><strong>iş birliği merkezde</strong></p>
<p>Modelin dikkat çekici yönlerinden biri de üniversiteler arası rekabet yerine iş birliğini merkeze koyması. Her üniversite kendi akademik gücünü sisteme dahil ediyor ve öğrenciler ortak bir girişimcilik havuzundan yararlanıyor. Böylece girişimcilik eğitimi, tek bir kampüsün sınırları içine sıkışmıyor.</p>
<p>Sonuçlar da oldukça etkileyici. Programdan geçen öğrencilerin önemli bir kısmı girişimcilik kariyerine yöneliyor; binlerce öğrenciye ulaşılmış durumda ve mezunlar tarafından kurulan şirket sayısı ciddi bir ekonomik etki yaratıyor. Ancak burada asıl mesele startup sayısından çok daha büyük: Üniversitelerin “iş arayan mezun” yetiştiren kurumlardan, “değer üreten bireyler” yetiştiren yapılara dönüşmesi.</p>
<p>Benzer modellerin yalnızca İsveç’te değil, Avustralya, Norveç, Danimarka ve Almanya’da da yaygınlaşması tesadüf değil. Çünkü dünya artık girişimciliği yalnızca teknoloji şirketi kurmak olarak görmüyor. Girişimcilik; problem çözme, belirsizlik yönetimi, yenilik geliştirme ve ekonomik dönüşüme liderlik etme becerisi olarak kabul ediliyor. Bu nedenle modern ekonomilerde girişimcilik eğitimi, mühendislik veya yabancı dil kadar temel bir yetkinlik alanına dönüşmeye başladı.</p>
<p><strong>Girişimcilik eğitimi stratejik </strong><strong>bir kalkınma konusu olabilir</strong></p>
<p>Türkiye’de ise son yıllarda girişimcilik ekosisteminde önemli bir hareketlilik var. Teknokentler, hızlandırma programları, yatırım fonları ve melek yatırım ağları giderek büyüyor. Ancak hâlâ yapısal bir eksiklik dikkat çekiyor: Üniversite düzeyinde disiplinler arası ve uygulama odaklı girişimcilik eğitimi yeterince yaygın değil. Pek çok üniversitede girişimcilik dersleri hâlâ seçmeli ve teorik çerçevede ilerliyor. Öğrenciler çoğu zaman gerçek bir girişim deneyimi yaşamadan mezun oluyor.</p>
<p>Oysa Türkiye’nin genç nüfusu düşünüldüğünde, girişimcilik eğitimi stratejik bir kalkınma konusu olarak ele alınabilir. Özellikle İstanbul gibi büyük bir metropol, üniversite yoğunluğu ve özel sektör kapasitesi sayesinde böyle bir model için son derece uygun bir zemin sunuyor.</p>
<p>Bu noktada “İstanbul Girişim Akademisi” benzeri bir yapı önemli bir fırsat olabilir. Kamu ve vakıf üniversitelerinin ortak olduğu, öğrencilerin üniversiteler üstü bir girişimcilik programına katılabildiği, sektör profesyonelleri ile akademisyenlerin birlikte eğitim verdiği bir model Türkiye’de ciddi bir etki yaratabilir. Boğaziçi, İTÜ, Yıldız Teknik, Koç, Sabancı ve Özyeğin gibi üniversitelerin belirli modüllerde ortak hareket ettiği bir yapı, yalnızca eğitim alanında değil, ekosistem gelişiminde de yeni bir eşik oluşturabilir.</p>
<p><strong>Öğrenciler yalnızca sunum </strong><strong>dinlememeli, şirket kurmalı</strong></p>
<p>Böyle bir modelin başarısı için üç kritik unsur öne çıkıyor. Birincisi, eğitimin mutlaka uygulama merkezli olması. Öğrenciler yalnızca sunum dinlememeli; şirket kurmalı, müşteri görüşmesi yapmalı, ürün geliştirmeli ve başarısızlığı deneyimlemeli. İkincisi, disiplinlerarası yapı korunmalı. Çünkü günümüzün büyük girişimleri artık tek bir uzmanlık alanından doğmuyor. Üçüncüsü ise özel sektör ve yatırımcıların sistemin doğal parçası haline gelmesi gerekiyor. Üniversite ile piyasa arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, girişimcilik eğitiminin etkisi o kadar artacaktır.</p>
<p>İstanbul için konuşacaksak, önde gelen üniversitelerimizin iş birliğiyle kurulan, öğrencilerin burada alacakları dersleri kredi olarak mezuniyetlerine saydırabilecekleri bir sistem geliştirilebilir.</p>
<p>Türkiye’nin kalkınma hedefleri açısından meseleye bakıldığında, girişimcilik eğitimi yalnızca startup üretmek için değil; teknoloji geliştirme kapasitesini artırmak, genç işsizliğini azaltmak, yenilikçi KOBİ’ler oluşturmak ve küresel rekabet gücü kazanmak için de kritik önem taşıyor.</p>
<p>Üniversitelerin rekabet yerine iş birliği halinde kurabileceği ortak bir İstanbul Girişim Akademisi’nin belirli bir noktaya gelmiş girişimcilik ekosistemimizi nicelik ve nitelik olarak daha da derinleştireceği muhakkaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimcilik-egitimi-sses-modeli-79276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişimcilik eğitimi: SSES modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-gercekleri-yumurta-ve-mayonez-79275</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün gerçekleri: Yumurta ve mayonez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trex’in Bursa’da Hilton Oteli’nde düzenlediği “Fabrikanı keşfet” toplantısına metaforlar ve aforizmalar damgasını vurdu. İktisatçı Emre Alkin, duvarlara yazılacak “Reel sektör gerçeklerle yaşar” sözünü ederken sınai yazılım şirketi trex’in yönetim kurulu başkanı İlhan Özdemir yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeler kullandı. Bunları birleştirdiğimizde, içinde sıkıştığımız menemen ekonomisinden çıkmamız mümkün olabilir.</p>
<p>Yazıya devam etmeden önce, anladığım kadarıyla, İlhan Bey ile aramızda soyadı benzerliğinden başka bir bağlantı olmadığını yazayım. Onlar tarihsel olarak Bursalı, benim babamsa Doğubeyazıt doğumluydu. Ancak dünyayı algılama ve anlatma biçimlerimiz benziyor. Özdemir’in yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeleri, sınai üretimde teknolojiyi kullanarak ölçme ve performans analizi yapma işini çok iyi anlatıyor. Özdemir, “Veri mayonez gibidir. Zamanında kullanmazsan bozulur. Hele bir de sıcaktaysa daha hızlı bozulur” dedi. Sohbet ederken kullandığı bir diğer cümle “Veri yumurta gibi değildir, paylaştıkça azalmaz” şeklindeydi.</p>
<p>Buradan devam etmeden önce, benim katkımı oluşturan “menemen olgusunu” anlatayım ki temel kavramlar üzerinde anlaşalım. Bizim mahallede çok çalışarak Kadıköy Menemencisi markasıyla bir mekân açtılar. Sermayenin bu iç mimari çalışmasında tükendiğini düşünüyorum. Dev Kadıköy Menemencisi tabelasının yanında İngilizce olarak “Breakfast, Lunch, Coffee” yazıyordu. Menüsünü hiç görmedim ama sanırım doymak için ucuz bir alternatif olan menemenden elde edeceği kazanç ile tarihi mahalle diye buraları gezmeye gelen yabancılara satacağı kahveden para kazanmayı planladığını düşünüyorum. Ekmek almak için gittiğim, hemen karşısındaki, Çağrı Fırın’da “Sizin tatlıları bizim menüye koyalım, sipariş olursa sizden alalım” diye çok akıllıca bulduğum iş modelini anlatan da muhtemelen patrondu. Acelem olduğu için kafamı çevirip bakmadım.</p>
<p>Dolayısıyla iş battığında “nasıl battı” sorusunu soracak birisini tanımıyordum. Şans eseri geçenlerde gazete almak için gittiğim kırtasiyeciyi işleten Ertan ile sohbet ederken mahallemizin başka bir menemencisi ile tanıştım ve bu operasyonun ekonomisindeki sorundan emin oldum. Bu arkadaş, “Domatesin fiyatı 250 lira olmuş. Geçenlerde sosyal medyada fotoğrafını paylaştım. Ben zaten menemeni 250 liraya satıyorum. 500 liraya satacak halim yok ya.” dedi. Ertan hemen maliyet muhasebesine girdi ve “Kaç yumurta kullanıyorsun?” diye sordu. Menemenci “İki” diye yanıt verdi. Ertan bize söylemese de kafasından bir maliyet hesabı yaptığını gözlerinden anladım ve gözlerindeki karamsar bir bakıştan işin içinden çıkamadığını anladım.</p>
<p>İlhan Özdemir ile tanışmış ve trex kullanıcısı olmuş olsalardı, bir menemen porsiyonu için bir kilo domates kullanılmadığını ve asıl sorunun dükkân kirası, elektrik maliyeti ve yeterince müşteri gelmediği için çalıştırılan personelin müşteri başına maliyetinin yükselmesi olduğunu bilirlerdi. Menemencinin garson çalıştırıp çalıştırmadığını bilmiyorum. Trex kullanıcısı olmadığım için yazılımın bunu ne kadar yapabildiğini bilmiyorum ama İlhan Özdemir ile sohbetlerimizden, 30 yaşına yaklaşan şirketin DNA’sını oluşturan bakış açısının bu şekilde olduğunu tahmin ediyorum ve buna inanıyorum.</p>
<p>Üstelik ben Salı Pazarı’ndan 75 liraya domates alınabileceğini de biliyorum. Küçük ama bol çekirdekli ve tatlı olan bu domatesin kabuğu, koruyucu ile kaplanmadığı için, güven erozyonuna neden oluyor ama yemeğe müthiş bir tat veriyor. Dolapta unuttuğunuzda bile bozulmayan domateslerin formülünü bilmiyorum ama bu domateslerle yaptığım peynirli yumurtadan aldığım tat, menemen için de ideal olduklarını düşündürüyor. Kahvaltıda da servis edeceğiniz görünümdeki domatesin Salı Pazarı’ndaki fiyatı ise 120 lira ama tadını bilmiyorum. Bu yazıda bu kadar ana temaya oturan yumurtaya dönersek, ben mahalle kasabımdan battal boyunu sekiz liraya alıyorum. Söğütlüçeşme’deki bir markette 30’lu kartonu 195 liraya –tanesi 6,5 liraya- satılıyordu. Bursa’daki etkinlikten dönerken önünden geçtiğim marketin önüne 195 liralık fiyatın üzerini çizip “30 yumurta 135 lira” yazmışlardı. Yani tanesi 4,5 liraya geliyor. Geçenlerde altı karton yumurtayı Küf’e taşıyan garson arkadaşın taşıdığı yumurtaların fiyatının daha da düşük olduğunu sanıyorum. İki ana maliyet kalemi ile ilgili tablo bu şekilde.</p>
<p>Yumurtadan devam edelim. İlhan Özdemir’in bahsettiği mayoneze gelirsek, benim buraya kadar anlattığım tedarik zinciri ve maliyet muhasebesinden sınaî üretime geçiyoruz. Yumurtanın akıyla sarısının ayrılmasından zeytinyağı ve limonun eklenmesi ile kesilmesinin sağlanmasına kadar olan süreci, çocukluğumda rahmetli annemin asistanı olarak deneyimlemiştim. Çocuk ellerimle yumurtayı ayırmama ya da şiddetli çırpma işlemini yapmama imkân yoktu ama zeytinyağını ve limon suyunu dökmeyi başarabiliyordum. Zaten annemin komşusu kadınlar da oradaydı ve benim hata yapmam durumunda sürece müdahale ediyorlardı. O zaman farkında değildim ama mayonez bir sınaî üretim süreciydi. Bugün İlhan Özdemir’in veriyi mayonezle anlatması, sınaî üretimin nasıl değiştiğinin bir simgesi ancak konu sadece mayonez ile sınırlı değil. Pastanelerdeki pahalı ürünler arasında yer alan beze de yumurta akıyla şekerin çırpılmasıyla yapılır. Benzer şekilde krema da belirli malzemeler ve çırpma biçimleri ile yapılan benzer bir üretimdir. Ve tabii yaz yaklaşırken gündemde olan dondurma da farklı dövme ya da –döndürerek- karıştırma süreçlerinin sonucudur. Hakeza artık çok karşılaşmadığımız yayık ayran da böyledir. Yani İlhan Özdemir’in mayonez-veri bağlantısında durmayıp sanayideki bütün bu süreçleri ölçme konusundaki gücünü yayması gerekiyor. Bu akışı bu noktada kesip, burada gerçek anlamda bir dönüşüm sağlamak için çekilmesi gereken sancılardan bahsetmek istiyorum. Böylece aynı tas aynı hamam ile devam etmekten kurtulmanın da yolunu bulmaya hizmet etmeyi istiyorum. Burada birini sahnede dinlediğim diğerini yüzyüze konuştuğum iki deneyimi olduğu gibi aktaracağım. Yazacaklarım aynı deneyimin farklı tarafların neler yaşadığını anlaşılır kılmayı hedefliyor. Bunu neden yaptığımı da yazının sonunda açıklayacağım.</p>
<p><strong>Arıkan Automotive ve Ahmet Arıkan’ın deneyimi</strong></p>
<p>Arıkan Automotive Genel Müdürü ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Birliği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Arıkan panelin ikinci sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>“Biz Trex’le 2016 yılında tanıştık. 2016 yılından önce üç vardiya çalışarak üretim yapıyorduk. Arıkan Kiriko diye biliniyoruz. Tofaş doğduğu zaman babam Tofaş'ın krikolarıyla başlamış. Artık bu ürünlerin oranı belki yüzde 10’lara düşmüş vaziyette.</p>
<p>Üç vardiya çalışan işçilerden, her şeyi manuel yaparken bir de günlük imalat bildirim formları doldururlardı. Sabah 8:00’de başladım, örtü temizledim. Sonra 300 tane parça bastım, arkasından tuvalete gittim. Sonra geldim, tekrar şunu yaptım, bunu yaptım. Her vardiyada da gri yaka dediğimiz arkadaşlar vardı. Bu verileri böyle İRT sistemine giriyorlardı. Biz N-1, N-2, N-7 günün verimliliğini toplam ekipman verimliliğini (Overall Equipment Effectiveness-OE) tartışıyorduk. Birçok veride hatalı geliyormuş bize: 700 yerine 7 bin yazıyordu. Kendi sicil numarasını yazamayan adama dokuz haneli stok numarası yazdırmaya çalışıyorduk. Sonra da daha güzelini yapıyorduk: büyük firmalara çalışırken böyle çok güzel Excel’ler haline getirip yüzde 82 mi verimliyiz, yüzde 86 mı verimliyiz diye tartışıyorduk.</p>
<p>2016 senesinde biraz büyüdük; yeni birtakım ihracatlar başladı ve şirketin içinde yeni ihtiyaçlar oluştu. Büyüyünce içeride bir kaos ortamı oluştu ve doğrudan hiçbir şeye hakim olup planlama yapamaz hale geldik. Trex’e bu dönemde geçtiğimizde kurdukları dashboard’da bizim yüzde 86-87 olarak hesapladığımız veriler yüzde 47 görünüyor. Sektördeki herkes gibi biz de 500 bin euro ile 1 milyon euro arasında değere sahip presleri kullanıyoruz. Bunları yüzde 50 civarında kullandığımızı gördük. 1 milyon euroluk presin yüzde 50 kullanılması 500 bin dolar zarar demek. Pareto yapıp problem takip sayfası (problem follow up sheet) ile sorunları tanımladığımız ve aksiyon aldığımız bir modele geçtik. Bir kalıbı bağlamanın 1 saat 15 dakika sürdüğünü ve ardından ilave rulo beklerken 45 dakika harcandığını gördük. Forklift bekleme ile 58 dakika kaybediliyordu.</p>
<p>Eskiden firma küçükken babam hep ‘Bu çocuk çok çalışkan; bak hiç tezgahın başından kalkmıyor. Bu az tuvalete gidiyor’ diye değerlendirirdi. Ben sistemi kuracağım zaman bütün çalışanları topladım ve dedim ki ‘Ben hiçbirinizi takip etmeyeceğim. Hiç kimseyi de işten çıkartmayacağım. Ben tezgâhlarımı dinlemek istiyorum. Prosesimi iyileştirmek istiyorum.’ dedim. Robot hattımızda bakıyoruz 1 saat 15 dakika koli beklediğimizi gördük. Parça gelmemiş onu beklemişiz. Somun yok diye hattı durduruyoruz. Bunları gördük.</p>
<p>Şu an sürekli olarak dinliyoruz. Prosesinizde sıcaklık önemliyse sıcaklığı dinlemeniz lazım. Benim için sayı çok önemli. Ben sayıyı takip ediyorum. Günde kaç tane parça bastığım benim için çok önemli. Biz bir vardiya azalttık ama ciromuz küçülmedi ve daha çok kâr elde etmeye başladık. Kâr elde etmezseniz sürdürülebilir olamazsınız. Mümkün değil.</p>
<p>Sistemi çok geliştirdik; el terminalleri aldık, paneller aldık. Şimdi adam işi bitirmeden yarım saat önce, 12 dakika önce sistem bir sonraki kalıbı getir diye haber veriyor. En çok bağladığımız kalıbı, 20 bin metrekarelik bir alanın ta öbür köşesine koymuşuz; onun yerini değiştirdik. Üretim hatlarını değiştirdik; hatta bazı tezgâhları attık. Ne kadar çok bakım yaptığımızı gördük ve buna çözüm bulduk. Arıkan’ın ortalama verimliği dün mesela 72,9’du. Bazı hatlarda yüzde 83'lere kadar çıkardı, yaptığımız iyileştirmeler.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Trx’in Arıkan deneyimi</strong></p>
<p>Trx Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Arıkan’ın ağzından aynı konunun anlatımı ise şöyle:</p>
<p><strong>İlhan Özdemir:</strong> Bilgi gerçekten paylaşılınca çoğalıyor. Yani yumurta gibi değil. Biz bilgiyi paylaşarak çoğaltmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Formül son derece basit: Kültürel dönüşümle dijital dönüşümü bir araya getirmeniz lazım ki yalın araçlar bunların örnekleri. İşte bizde burada bu işleri yapmış firmaları bir araya getirip daha verimli firmalar, daha etkin çalışan firmalar, sürdürülebilir karlılık sahibi firmalar oluşturmaya çalışan ürünlerimizi sergiliyoruz. Başka türlü cari açık kapanmaz. </p>
<p>2010-2019 yılları arasında 18 milyar dolar hassas işleme tezgâhlarına para verdi bu ülke. Ama yarısı kullanılıyor. Biz parayı sokaktan toplamıyoruz, petrolümüz yok. Deneyimimiz var ve bir üretim üssüyüz. Fason bir üretim üssüyüz, çok markalaşamamışız ama yine de fabrikalarımız çok ciddi efor sarf ediyor bu konuda.</p>
<p>30 yılımızı tamamlamaya yaklaşırken biz de bu deneyimimizle onlara önderlik etmek istiyoruz. Ben bilgi mayonez gibidir, diyorum; yani azıcık sıcakta bırak, bozulur, çürür. O bilgiyi topladın, topladın; toplamadın o bilgiyle en fazla tahmin yaparsın. Karar falan alamazsın. Ya da aldığın karar tahmine işaret eder ve doğru bir şey olmaz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Ahmet Arıkan’ın anlattıkları benim çok fazla ilgimi çekti. Sonuçta iç organizasyonu değiştirdiklerini anlatıyor. Bu boyuta biraz değinir misiniz? Yani veriyi verimliliği arttırmak için fabrika kurgusunu değiştirerek nasıl kullanıyorlar? </strong></p>
<p>İlhan Özdemir: Ahmet Erkan’a 2015’ten 2016’ya kadar satışa gitmiştim. İkinci kuşaktı ve fabrikanın da başına geçmişti. “Bizim verimliliğimiz, OE’miz çok yüksek” dedi.  OE'yi o zaman herkes bilmiyor; overall equipment effectiveness’in kısaltması. Toplam ekipman etkinliği demek yani kapasite kullanımı aslında. Yüzlerce proje yapmış biri olarak biliyorum ki etkinlik yüzde 45-55 arasında değişir. Öyle 70’ler, 80’leri ancak üst düzey işletmelerde, kültürel dönüşümü sağlamış işletmelerde ya da çok robotik çalışan yerlerde bulursunuz.</p>
<p>Ahmet Bey, “Bizim etkinlik değerimiz yüzde 76. Daha ne yapabiliriz ki?” dedi. Ben de “Bir ölçün; yüzde 50'yi buluyorsanız ben size ürünlerimizi hediye edeceğim. Beş yıl da bakım anlaşması garantili...” dedim. O zaman kızdı ama iki ay sonra tekrar aradı ve “Gelin bir görüşelim.” dedi. Tekrar görüşüp başladık. Üç dört ay sonra veriler çıktı: Yüzde 45-46. Yüzde 38 çıkanlar var. Ahmet Arıkan “Haklıymışsın.” dedi.  Sonra yavaş yavaş üstüne koya koya 70’lere, 75'lere çıkarttı. Ama tabii veriyi o topladı, gördü, farkındalık oluştu..</p>
<p>Biz farkındalık katmanı yarattık. Artık herkes olayın ve durumun farkında: Bir sürü taşıma, bekleme ve gereksiz faaliyet yapıyormuşuz, israflarımız çokmuş, dediler. “Bunları iyileştirelim." demeye başladılar. Yıllar sonra Tofaş’ta bir etkinliğe geldiğinde Ahmet Bey, “Biz OE değerlerimizi uyduruyormuşuz. Bunu bana söyleyen aslında İlhan Bey’di. Ona da baştan çok kızmıştım ama uydurduğumuzu fark ettirdiği için de teşekkür ediyorum.” dedi. İşletmelerin birçoğu OE’sini uyduruyor. Yani kapasite kullanım oranı hiç öyle düşündükleri gibi değil. Daha çok yol var gidecek.</p>
<p>Bunlar öyle karmaşık işler de değil, basit… Tek yapmaları gereken, burada anlattığımız türden uygulama örneklerini dinleyip “ben nasıl uygulayabilirim” diye kendilerine sormak. Biz de bilgiyi çoğaltmak için yaptığımız deneyim paylaşımıyla buna katkı vermeyi hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Kendi uzmanlığınız olmayan alanlara iş ortakları ile girme yaklaşımınızı ve iş ortakları portalınızı da anlatır mısınız? </strong></p>
<p><strong>İlhan Özdemir:</strong> Biz kurumsal kaynak planlaması alanında güçlü Alman şirketlerini kopyalamaya çalışıyoruz. Onlar nasıl olmuş bu kadar böyle bir bu işleri büyütmüşler: ekosistemleriyle büyütmüşler. Biz de son yıllarda ekosistemimize yatırım yapıyoruz; hem yurt içinde hem yurt dışında. Ekosistemimizle büyüyeceğiz. Çünkü trex’in ürünleri bir işletmenin tam kalbinde yer alıyor. Her yere veri üretiyor. Her yerden veri alıyor: Depodan veri alıyor, ERP’den veri alıyor, CRM’den veri alıyor, her yerden veri alıyor ve veriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bir işletme bize geldiği zaman ben 360 derece nasıl dijital dönüşürüm, nasıl sürdürülebilir, karlı bir işletme olurum konusunda soru işaretleriyle geliyor. Ha tek başına bu ürünlerle olur mu? Hayır, olmaz. Bu ürün üstüne şu, üstüne şu, üstüne şu yapıyor olmalı ve bunu akıllı bir şekilde konumlandırıyor olmanız lazım. Ekosistemimizde bunun da danışmanlığını veriyoruz.</p>
<p>Ekosistemimizin içerisinde 100’ün üzerinde partner’ımız var ve bunu giderek arttırıyoruz. Bu yapıyı portalize ettik ve yakında onun lansmanını yapacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-gercekleri-yumurta-ve-mayonez-79275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörün gerçekleri: Yumurta ve mayonez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agentic-ai-ve-kobilerde-uygulama-ornekleri-79274</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Agentic AI ve KOBİ’lerde uygulama örnekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Agentic AI (otonom/yapay zeka ajanları), klasik chatbot veya içerik üreten AI’lardan farklı olarak; hedef belirleyip, plan yapıp, birden fazla adımda karar alarak ve araçları (e-posta, CRM, ERP, stok sistemi vb.) kullanarak işleri bağımsız şekilde yürütebilen AI sistemleridir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yaralandığım yazımın konusunun KOBİ’ler yönünden çok yararlı olacağına inanıyorum.</p>
<p>KOBİ’ler için özellikle dönüştürücüdür çünkü sınırlı personel ve bütçeyle büyük firmaların otomasyon gücünü yakalamalarını sağlar.</p>
<p>2026’da Agentic AI, KOBİ’lerde artık pilot aşamasını geçmiş, somut ROI (yatırım getirisi) üreten bir teknoloji haline geldi.</p>
<p> Özellikle Türkiye’de Kobi AI gibi yerel çözümlerle erişilebilirlik arttı.</p>
<ol>
<li><strong> Müşteri Hizmetleri ve Destek (En Yaygın ve Hızlı Kazanılan Alan)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Bir e-ticaret veya hizmet KOBİ’sinde Agentic AI ajanı, gelen talebi anlayıp, müşteri geçmişini kontrol eder, stok/sipariş durumunu sorgular, randevu oluşturur, ödemeyi alır ve takip e-postası gönderir — hepsini insan müdahalesi olmadan.</li>
<li>Fayda: After-hours (mesai sonrası) destek, ticket kapatma oranı %70-90 artar.</li>
</ul>
<p> Bir HVAC (ısıtma-soğutma) KOBİ’sinde arıza bildiren müşteriye otomatik teşhis + randevu + onay yapılabiliyor.</p>
<ul>
<li>Örnek: Kobi AI’nin müşteri destek ajanları benzer şekilde çalışarak aylık binlerce etkileşimi otomatikleştiriyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Satış ve Teklif Süreçleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Potansiyel müşteriden gelen sorguya ajan; fiyat araştırması yapar, kişiselleştirilmiş teklif hazırlar (ürün varyantları, indirimler, teslimat seçenekleri), CRM’e kaydeder ve takip hatırlatmaları oluşturur.</li>
<li>Kobi AI Örneği: “Teklif Verme Asistanı” birden fazla AI ajanını koordine ederek doğru ürünü belirler, metin asistanıyla teklif metnini yazar ve onay için sahibine sunar. Teklif hazırlama süresi saatlerden dakikalara iner.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Stok, Tedarik ve Operasyon Yönetimi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Tedarik zinciri ajanı stok seviyelerini izler, talep tahmin eder, kritik ürünlerde otomatik sipariş verir, tedarikçi fiyatlarını karşılaştırır ve en uygun olanı seçer.</li>
<li>Fayda: Stok maliyetlerinde %25-35 tasarruf, stok-outs (stoksuz kalma) azalması.</li>
</ul>
<p> Bir perakende KOBİ’sinde bayram öncesi otomatik stok yenileme yapılabiliyor.</p>
<ul>
<li>Türk Bağlamı: Kobi AI ajanları sipariş takip eden, satın alma süreçlerini optimize eden ajanlar ile dpartmanlar arası fiyat tutarlılığı sağlar.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Finans ve Muhasebe Otomasyonu</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Fatura ajanı gelen faturaları okur, muhasebe sistemine işler, ödemeleri planlar, şüpheli işlemleri (fraud) tespit eder ve raporlar.</li>
<li>KOBİ Faydası: Küçük muhasebe ekipleriyle 7/24 finansal takip, KDV/iade süreçlerinde hızlanma. Bir finansal hizmet KOBİ’sinde yüksek hacimli talepler agentic AI ile dakikalara iniyor.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> İnsan Kaynakları (İK) ve İdari İşler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Aday tarama ajanı CV’leri inceler, mülakat takvimi oluşturur, onboarding (işe alım) sürecini yönetir (evrak, erişim izinleri, eğitim atamaları).</li>
<li>Fayda: Tek personel çalıştıran KOBİ’lerde İK yükü büyük ölçüde azalır.</li>
</ul>
<ol start="6">
<li><strong> Pazarlama ve Kişiselleştirme</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Örnek: Pazarlama ajanı müşteri davranışlarını analiz eder, segmentasyon yapar, e-posta/SMS kampanyaları hazırlar, performansı izler ve gerçek zamanlı optimize eder.</li>
</ul>
<p>KOBİ’lerde Agentic AI Uygulamasının Gerçekçi Adımları</p>
<ol>
<li>Küçük Başlayın — Tek süreçle (müşteri desteği veya teklif hazırlama) pilot yapın.</li>
<li>Yerel Çözümler Tercih Edin — Kobi AI gibi Türkiye’ye özgü platformlar entegrasyon ve destek açısından avantajlı.</li>
<li>Multi-Agent Sistemler — Birden fazla ajan (satış + operasyon + finans) birbirleriyle iletişim kurarak “otonom ekip” oluşturur.</li>
<li>İnsan Gözetimi — Kritik kararlar (büyük harcama, yasal) için insan onayı ekleyin.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç ve Öneri:</strong></p>
<p>2026’da Agentic AI kullanan KOBİ’ler, maliyetleri düşürürken verimliliği %30-50 artırabiliyor ve büyük rakiplerle rekabet edebiliyor.</p>
<p> Bu teknoloji artık “büyüklerin lüksü” değil; ölçeği ne olursa olsun geleceğini düşünen her işletme için kritik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agentic-ai-ve-kobilerde-uygulama-ornekleri-79274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Agentic AI ve KOBİ’lerde uygulama örnekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/medikal-turizm-gelirinin-yuzde-60i-dermokozmetikten-geliyor-79273</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Medikal turizm gelirinin yüzde 60’ı dermokozmetikten geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde dünyada olduğu gibi ülkemizde de dermokozmetik ürünlere olan talepte büyük bir artış yaşanıyor. Kozmetik üreticileri de bu trend doğrultusunda dermatoloji güzellik konusunda yaptıkları araştırma ve geliştirme çalışmalarına ayırdıkları kaynakları artırıyorlar. Yeni ürünler ve çözümler geliştiriyorlar.  Geçtiğimiz günlerde konuştuğumuz, L’Oréal Türkiye Dermatolojik Güzellik Bölümü Genel Müdürü Ceren Hepyalnız Ener,  dermokozmetiğin niş bir pazarın ötesinde; cildin sağlıklı görünümünü önemseyen herkes için temel bir kategori olduğuna dikkat çekerek: “Güzel bir ciltin özünde  sağlıklı bir cilt olduğu gerçeği daha iyi anlaşılıyor” yorumunu yaptı. </p>
<p>Medikal turizmin Türkiye’nin ekonomisine yılda 3 milyar civarında katkısı olduğuna dikkat çeken Ener, bu rakamın yüzde 60’ının estetik ve dermatoloji odaklı işlemlerden geldiğini ifade etti. </p>
<p>Ceren Hepyalnız Ener’in verdiği bilgiye göre,  Türkiye’de dermokozmetik penetrasyonu 10 yıl önce %16 seviyesindeyken, bugün %79’a ulaşmış durumda. Tercihlerin gerisinde üç ana faktör öne çıkıyor. İlk faktör, bilgiye erişim. Tüketiciler artık ürünlerin  içeriklerini araştırıyor ve karşılaştırıyorlar. İkinci faktör, uzmanlara duyulan güven. Tercihlerde, dermatolog ve eczacı tavsiyesi belirleyici bir rol oynuyor. Sağlık bilincindeki artış da tercihlere yön veren bir diğer faktör olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de dermokozmetik pazarında nasıl bir büyüme gözlemleniyor?</strong></p>
<p>Dermatolojik güzellik, bugün global kozmetik sektörünün en hızlı büyüyen segmentlerinden biri. Dünya genelinde pazarın yıllık ortalama büyüme hızı %3.7 seviyesinde seyrederken, Türkiye bu ortalamanın üzerinde bir performans sergiliyor. Türkiye dermokozmetik pazarı son 3 yılda reel olarak %73 büyüdü ve toplam küresel pazar büyüklüğü 230 milyar TL seviyesine ulaştı.</p>
<p>L’Oréal Dermatolojik Güzellik Bölümü olarak biz de bu büyümenin öncülerinden biriyiz. Son dört aylık dönemde, pazar ortalamasının yaklaşık 1,5 katı üzerinde bir büyüme kaydettik. Bu performans, yalnızca ürün talebini değil; tüketicinin cilt sağlığına bakışındaki yapısal dönüşümü de yansıtıyor.</p>
<p><strong>Tüketici tercihlerinde hangi faktörler etkili tol oynuyor?</strong></p>
<p>Bugünün tüketicisi, harcamalarında çok daha seçici. Ancak bu seçicilik, dermokozmetiği geri plana itmiyor; aksine öne çıkarıyor. Çünkü tüketici artık “deneme-yanılma” yerine, kanıta dayalı, uzun vadede fayda sağlayan ürünleri tercih ediyor.</p>
<p>Dermokozmetik ürünler, geçici kozmetik harcamalardan ziyade bir sağlık yatırımı olarak görülüyor. Bu da ekonomik dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir kategori yaratıyor. Türkiye’de dermokozmetik ürünlerde sepet değeri son 2 yılda %130 artarken, tekrar satın alma oranları da %60 seviyesine ulaştı.</p>
<p><strong>Siz bu yeni tüketici tipini nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Artık “hasta” ve “tüketici” ayrımı net değil. Cilt problemi yaşayan birey, aynı zamanda bilinçli bir tüketici. Biz bu profili “HasTüketici” olarak tanımlıyoruz.</p>
<p>Bu yaklaşım, pazarda yüksek katma değerli bir segment yaratıyor. Çünkü bu tüketici; uzman görüşüne değer veriyor, düzenli bakım rutini oluşturuyor, uzun vadeli sadakat gösteriyor. Bu segmentin pazar içindeki payı Türkiye’de son 10 yılda yaklaşık %150 artmış durumda.</p>
<p><strong>Türkiye dermokozmetik pazarındaki büyümenin gerisinde hangi tüketici grubu var?</strong></p>
<p>35 yaş altı kadınlar bugün pazarın %59’unu oluşturuyor. Z kuşağı, kusursuzluk vaadi yerine gerçek ve çalışan çözümleri tercih ediyor. Serum kategorisinin son 6 yılda 8 kat büyümesinde bu dönüşümün etkisi büyük. Bu jenerasyon için cilt bakımı, erken yaşta yapılan bilinçli bir yatırım.</p>
<p><strong>Türkiye son dönemde medikal turizmde ön plana çıktı. Bu dermatoloji sektörünü etkiliyor mu? </strong></p>
<p>Türkiye; medikal turizmde yalnızca işlem hacmiyle değil, uzmanlık kalitesi ve sonuç başarısı ile öne çıkıyor. 2024 ISAPS raporuna göre Türkiye; estetik prosedürlerde dünyada ilk 5, saç ekiminde ise 1 numaralı destinasyon konumunda.</p>
<p><strong>Türkiye’yi dermokozmetik açısından küresel pazarda nasıl konumlandırıyorsunuz?</strong></p>
<p>Artık başarı yalnızca operasyon anıyla sınırlı değil. Klinik işlem öncesi hazırlık, işlem sonrası bakım ve evde devam eden rutinler; nihai sonucu belirliyor. Dermokozmetik burada stratejik bir rol üstleniyor. Klinik başarıyı günlük yaşama taşıyan, sonuçların daha uzun süre kalıcılığını sağlayan bir entegre bakım ekonomisi oluşmuş durumda. Özellikle saç ekimi sonrası bakım ürünleri pazarı Türkiye’de son 5 yılda %400 büyüdü.</p>
<p>Türkiye ise artık referans üreten bir pazar. Dermatolog sayısının fazlalığı, klinik tecrübe ve medikal turizmin etkisiyle Türkiye, dermokozmetik alanında bölgesel bir bilgi ve bakım üssüne dönüşüyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin, EMEA bölgesinde dermokozmetik inovasyonlarının test edildiği ve ölçeklendiği merkezlerden biri olmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Dermatolog iş birlikleri ekonomik olarak markaya nasıl bir değer katıyor?</strong></p>
<p>Bizim DNA’mızda bilim var. Dermatologlarla kurduğumuz güçlü iş birlikleri, ürünlerimizin güvenilirliğinin temelini oluşturuyor. Bugün Türkiye dermokozmetik pazarında %67’lik pazar payına sahibiz.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital araçlar iş modelinizi nasıl dönüştürüyor?</strong></p>
<p>Yapay zeka destekli cilt analizleri, hem tüketici memnuniyetini hem de operasyonel verimliliği artırıyor. Özel uygulamalarımız sayesinde satış ekiplerimizin verimliliği %30’un üzerinde arttı. Yanlış ürün kullanım oranları %35 azaldı. 2025’te Spotscan üzerinden toplanan veri hacmi, 2024’e kıyasla %170 büyüdü. Bu veriler, hem kişiselleştirilmiş iletişim hem de daha verimli stok ve ürün yönetimi sağlıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik konusunda neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Biz güzelliği performansın yanı sıra sorumlulukla da tanımlıyoruz. Refill  (yeniden doldurulan) ambalajlarımız, geleneksel ambalajlara kıyasla %70’in üzerinde daha az plastik tüketimi sağlıyor. Bu yaklaşım, hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de uzun vadede maliyet verimliliği yaratıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/medikal-turizm-gelirinin-yuzde-60i-dermokozmetikten-geliyor-79273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/ceren-hepyalniz-ener-1778733313.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Medikal turizm gelirinin yüzde 60’ı dermokozmetikten geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-vergisi-oraninda-indirim-79272</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konaklama vergisi oranında indirim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesiyle 6802 sayılı <strong>Gider Vergileri Kanunu’</strong>nun yeniden düzenlenen <strong>34’üncü maddesinde</strong> ihdas edilen <strong>konaklama vergisi 1.1.2023 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamıştı.</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) tarafından hazırlanan <strong>“Konaklama Vergisi Uygulama Genel Tebliği”</strong>nde ise uygulamaya ilişkin düzenlemeler yer almıştı.</p>
<p>Yapılan düzenlemeler uyarınca, konaklama vergisi <strong>%2</strong> oranında uygulanmaktaydı. Cumhurbaşkanı, bu oranı bir katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, bu sınırlar içinde farklı oranlar tespit etmeye yetkiliydi. Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanarak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan <strong>11263</strong> sayılı Kararla, <strong>1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren 31.12.2026 tarihine (bu tarih dahil)</strong> <strong>kadar</strong> uygulanmak üzere, <strong>konaklama vergisi oranını</strong> <strong>%1’e indirmiştir.</strong></p>
<p>Konaklama Vergisinin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri şöyle hatırlatmak mümkündür:</p>
<p>Otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart, misafirhane, dağ evi, yayla evi ve kamping gibi konaklama tesislerinde verilen <strong>geceleme hizmeti</strong> ile <strong>bu hizmetten yararlananlara sunulan</strong> yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, plaj, termal ve benzeri alanların kullanımı hizmetleri gibi <strong>diğer tüm hizmetler</strong>in bedeli üzerinden <strong>“konaklama vergisi”</strong> alınacaktır. <strong>Geceleme hizmeti</strong>nin; sağlıklı yaşam tesisleri, eğlence merkezleri gibi tesislerin bünyesinde sunulması halinde de konaklama vergisi olacaktır. Keza tesisin; türü, sınıfı, niteliği, ilgili mevzuatta yer alan tarif ve tanımlamaları ve ilgili mevzuata göre turizm işletmesi belgesi ve/veya işyeri açma/işletme belgesi olup olmadığına bakılmaksızın, konaklama hizmeti sunan bütün tesislerde verilen yukarıda sayılan hizmetler vergiye tabi olacaktır. Herhangi bir <strong>geceleme hizmeti sunulmayan</strong>, mola noktaları gibi tesislerde verilen hizmetler ise vergiye tabi değildir.</p>
<p>Kampinglerde, konaklayanların geceleme ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayıp karşılamaması veya gecelemenin, işletmeye ait olsun olmasın çadır, çadır-araba, çekme karavan, motokaravan, bungalov gibi ünitelerde yapılması, hizmetin geceleme hizmeti mahiyetini etkilemeyecek ve vergilemeye konu olacaktır. Herhangi bir konaklama tesisi bünyesinde kurulmayan çadır veya karavanlardan konaklama vergisi alınmaz.</p>
<p>Oda+kahvaltı, yarım pansiyon, tam pansiyon, her şey dahil, ultra her şey dahil ve benzeri adlar altında pazarlanan ve/veya satılan ve tesis bünyesinde geceleme hizmetinin yanı sıra konsept kapsamında verilen <strong>tüm hizmetler</strong> verginin konusuna girmektedir.</p>
<p>Konaklama tesisinde <strong>konaklamayanlara</strong> (geceleme hizmeti almayanlara) <strong>verilen hizmetler</strong> ise <strong>vergiye tabi değildir. </strong>Dolayısıyla, konaklama tesislerinde geceleme hizmetinden bağımsız olarak sunulan sünnet, düğün, kokteyl, toplantı, kongre, sempozyum ve benzeri organizasyon hizmetleri verginin kapsamında değildir. Söz konusu organizasyon hizmetlerinin konaklamayı içerecek şekilde sunulması halinde, düzenlenen faturada organizasyon hizmetinin mahiyeti ve tutarının açıkça gösterilmesi veya bu hizmet için ayrıca fatura düzenlenmesi halinde bu hizmetler üzerinden konaklama vergisi hesaplanmayacaktır. Bu durumda vergi, sadece konaklama hizmetleri üzerinden alınacaktır.</p>
<p>Tesis bünyesi dışındaki hizmetleri de kapsayacak şekilde yapılan (örneğin; ulaşım, transfer, gezi, rehberlik, müzelere giriş ve benzeri hizmetleri içeren) konsept satışlarda, her bir hizmetin mahiyeti ve tutarının açıkça gösterilmesi suretiyle konaklayana <strong>tesis bünyesi dışında sunulan hizmetler</strong> için ayrıca fatura düzenlenmesi veya bu hizmetlere ilişkin bedellerin konaklama hizmeti nedeniyle düzenlenecek faturada ayrıca gösterilmesi halinde bu hizmetler üzerinden <strong>konaklama vergisi hesaplanmayacaktır</strong>. Bu durumda, vergi, sadece konaklama hizmetleri üzerinden alınacaktır.</p>
<p><strong>Verginin matrahı, </strong>geceleme hizmeti ile bu hizmetle birlikte sunulan diğer tüm hizmetler karşılığında, katma değer vergisi hariç, her ne suretle olursa olsun alınan veya bu hizmetler için borçlanılan para, mal ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamıdır. Sunulan konaklama hizmetlerine ilişkin vade farkı, fiyat farkı, kur farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler de matraha dâhildir. Bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk parasına çevrilecektir.</p>
<p><strong>Verginin mükellefi</strong> yukarıda sayılan hizmetleri verenlerdir. Dolayısıyla konaklama vergisinin mükellefi, konaklama hizmetlerinin sunulduğu <strong>tesisi fiilen işletenlerdir</strong>.</p>
<p>Konaklama vergisi, konaklama tesislerince düzenlenen fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilecektir. Bu vergiden herhangi bir ad altında indirim yapılmayacaktır. Öte yandan, bu vergi <strong>katma değer vergisi matrahına dahil edilmeyecektir</strong>.</p>
<p>Hizmeti alanın yurt içi yerleşik veya yabancı turist olmasının vergilendirmeye etkisi olmayacaktır.</p>
<p><strong>Vergilendirme dönemi</strong> faaliyet gösterilen takvim yılının birer <strong>aylık</strong> dönemi olacaktır. Her bir vergilendirme dönemine ait konaklama vergisi, vergilendirme dönemini <strong>takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar</strong>, katma değer vergisi bakımından bağlı olunan vergi dairesine <strong>beyan edilecek</strong> ve <strong>aynı süre içinde ödenecektir</strong>.</p>
<p>Konaklama vergisinde <strong>vergiyi doğuran olay</strong>, verginin konusuna giren <strong>hizmetlerin sunulması ile meydana gelir. </strong>Hizmetin sunulmasından önce fatura veya benzeri belgeler düzenlenmesi hallerinde vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. Dolayısıyla, Seyahat Acentaları Yönetmeliği’nde tanımlanan acentelere yapılan satışlarda, acenteye satış aşamasında vergi doğmaz. Aynı şekilde acentenin satışı aşamasında da konaklama tesisi işleticisi bakımından vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. Gerek acenteler üzerinden gerekse doğrudan konaklama tesisleri tarafından satışa konu edilen hizmetlerde, hizmetin konaklayana sunulması ile vergiyi doğuran olay gerçekleşir. Konaklama hizmetinin müşteriye acente tarafından konaklama vergisi dahil satılması ve bu durumun konaklama tesisine ispat ve tevsik edilmesi şartıyla, konaklama vergisi konaklama tesisi tarafından konaklama hizmetine ilişkin acenteye düzenlenecek faturada gösterilir. Acente tarafından müşteriye düzenlenen faturada konaklama vergisi gösterilmez.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konaklama-vergisi-oraninda-indirim-79272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama vergisi oranında indirim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatil-mi-izin-gunu-mu-79271</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatil mi, izin günü mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.</strong></p>
<p>Bilindiği gibi, arife veya bayram günleri ile hafta tatilinin yakın olması halinde, aradaki tam veya yarım iş gününün tatilden sayılması artık bir gelenek haline gelmiştir. Böyle günler kamuoyuna, ya açıklama yapan yetkililerce ya da medya tarafından “tatil” olarak duyurulmaktadır. Nitekim Kurban Bayramı öncesine gelen 25 Mayıs Pazartesi ile 26 Mayıs Salı (arife günü-yarım iş günü) günleri de bu şekilde duyuruldu. Bu yanıltıcı açıklama veya beyanlar, birçok halde yurttaşların yanlış anlamalarına ve hatta bazen hak kayıplarına yol açmaktadır. Konu, özellikle beyan, bildirim veya dava açma yahut üst yargı mercilerine müracaat gibi sürelerin son gününün böyle bir güne rastlaması halinde son derece önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>İdari izin, tatil günü değildir</strong></p>
<p>Bu tip günler, gerçekte resmi dairelerin hizmet sunumunun sadece asgari düzeye indirildiği idari izin günleridir. Yani kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların izinli sayıldığı bir gündür. Yoksa tatil günü değildir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu’na tâbi sürelerin hesaplanmasında, resmi tatil günlerinin süreye dahil olması; ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, sürenin tatili izleyen ilk iş günü tatil saatine kadar uzaması esası kabul edilmiştir. Aynı esaslar, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da da benimsenmiştir.</p>
<p>Bir çalışma günü ancak kanunla tatil ilan edilebilir. Nitekim ülkemizde tatil günleri, 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu ile 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da sayma yolu ile tahdidi olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla bu tip günlerde ortada tatil ilan edilen bir gün yoktur. Böyle günlerde yapılan uygulama; “hizmetlerin aksatılmaması ve kurum yöneticilerince gerekli tedbirlerin alınması”, “zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması suretiyle” kamuda çalışan memur, işçi ve diğer personelin idari izinli sayılması şeklinde yürütülmektedir. Hukuken yapılması mümkün olan bu uygulamayı “tatil günü ilanı” olarak adlandırmak mümkün değildir. Nitekim hukukçular arasında bu tip uygulamalar “idari izin günü” olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p><strong>Süreler otomatik olarak uzamaz</strong></p>
<p>Bu tip idari izin günlerinin kanunla kabul edilmiş birer tatil günü olmaması sebebiyle, Vergi Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu veya Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca belirlenmiş ve son günü bu günlere rastlayan sürelerin, izleyen ilk çalışma günü sonuna kadar uzaması mümkün değildir. Konu, ticaret hukuku açısından da önemlidir. İdari izin günü uygulaması, örneğin faturaya itiraz ve protesto süreleri gibi süreleri uzatmaz. Zaten bu nedenle idari izin uygulaması noterlikleri ve bankaları kapsamaz.</p>
<p>Nitekim dava açma süreleri veya temyiz süreleri idari izin günlerine rastlayan, ancak o gün değil de izleyen ilk çalışma günü açılan davaları yargı organları reddetmektedir. Bu konudaki örnek içtihatları, bu köşede yayımlanan daha önceki yazılarımda aktardığımdan tekrar aktarmıyorum.</p>
<p><strong>Yasal düzenleme şart</strong></p>
<p>Yurttaşlar nezdinde veya dava yoluyla hakkını arayacak pek çok kişi nezdinde tatil–izin günü gibi hukuk kavramları netleşmemiştir. Özellikle siyasilerin ve medyanın hukuk kavramlarını genellikle özensiz kullanması sonucu, uzman kişilerin dahi rahatlıkla yanılabilecekleri; söz konusu günlerde resmi dairelerin kapalı olacağının düşünülebileceği bir ortam yaratılmaktadır. Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.</p>
<p>Bu nedenle konunun, gerek süreleri içeren veya sürelere ilişkin genel kuralları koyan kanunlarda ve özellikle hak arama yollarını ve usulünü düzenleyen İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda açıklığa kavuşturulması; Cumhurbaşkanınca idari izin günü ilan edilen günlerin süre hesabında resmî tatil günü olarak değerlendirileceğine ve bu gibi durumlarda sürelerin tatilin bitimini izleyen ilk iş günü sonuna uzayacağına ilişkin bir düzenlemenin yapılması şarttır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatil-mi-izin-gunu-mu-79271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tatil mi, izin günü mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-tahminlerini-inandirici-bir-seviyeye-cekebilecek-mi-79270</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB, tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekebilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!</strong></p>
<p>Türkiye’de son 50 yıldaki tek “başarılı” dezenflasyon programı 2002-2007 yılları arasında gerçekleştirilen programdır. “Başarılı” kelimesini tırnak içerisinde kullanıyorum, çünkü o zamanki programın bugün tekrarlanamayan (ve gidişata baktığımızda önümüzdeki dönemde de tekrarlanamayacak olan) bazı öznel sebepleri vardı:</p>
<p>- Program Türkiye’nin kendi kurumsal güvenilirliğine değil, IMF’nin stand-by anlaşmalarına dayanıyordu. TCMB bağımsızlığı 2001’de yasayla güvence altına alınmıştı ama piyasaların buna inanması IMF denetiminin varlığıyla mümkündü. O dönemde mali kural olmasa da IMF anlaşmasının performans kriterleri fiilen mali kural işlevi gördü ve popülist harcama baskısını dışarıdan engelledi.</p>
<p><strong>Piyasalar, Türkiye’yi kademeli </strong><strong>olarak AB normlarına yakınsıyordu</strong></p>
<p>- 2002-2005 arası AB müzakereleri gerçek bir perspektifle ilerliyordu. Bu, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve kurumsal reform konularında dışsal bir baskı ve güvenilirlik mekanizması sunuyordu. Piyasalar, Türkiye’yi kademeli olarak AB normlarına yakınsayan bir ekonomi olarak fiyatlıyordu. Aynı zamanda 2002-2007 arası gelişmekte olan piyasalara sermaye akışının tarihsel olarak en güçlü olduğu dönemdi. Fed faizleri de 2003-2004’te yüzde bire kadar indi.</p>
<p>- İlk IMF programının başarısızlığı sonrasında ekonomi durgunluğa girmiş, büyük bir devaluasyon yaşanmış, ve Türk Lirası oldukça zayıf bir konuma gerilemişti. Bu durum programın başında cari açığın kapanmasını, dış finansman ihtiyacının azalmasını ve kur-enflasyon geçişkenliğinin olmamasını sağladı. Reel faizlerin yüksek tutulması da TL’nin değer kazanmaya devam ederek enflasyona mekanik baskı yapmasını sağladı. (2002-2006 arasında TL’nin değer kazanımı %65 oldu.)</p>
<p>Bugün ise TL’yi değerli tutarak enflasyon üzerinde yapılmaya çalışılan mekanik baskı dışında dezenflasyonist sayılabilecek bir uygulamadan ve/veya 2002’deki olumlu konjonktür ve gelişmelerden söz etmek mümkün değil. Ayrıca, 2002’nin aksine programa esasen oldukça değerli bir TL ile başlandığı için, o günkü seviyelerde bir değer kazanımı da mümkün olamıyor. Yİ-ÜFE üzerinden yapılan Reel Efektif Döviz Kuru hesaplamalarına göre Temmuz 2023’ten beri geçen yaklaşık 3 sene içerisinde TL’deki değerleme sadece %18 oldu. Bu tabi ki beklentileri ve fiyat hareketlerini kıracak bir dezenflasyonist etki yapmaktan oldukça uzak bir artış. (Bugünlerde de sepet döviz kuru yıllık %20 civarında artırılmakta. Bu artış oranı mevduatların dövize gitmesine sebep olacak kadar yüksek bir oran değil, ancak şüphesiz enflasyonda da bir alt taban oluşturmakta.)</p>
<p><strong>TCMB’nin maruz kaldığı </strong><strong>önden gelen rüzgarlar...</strong></p>
<p>Açıkçası MB’nin dezenflasyon anlamında yapabileceği başka da bir şey yok. Reel faizler zaten yeterince yüksek ve son gelen KKO ve üretim rakamları ekonominin soğuduğunu gösteriyor. Mart ayında sanayi üretimi geçen senenin aynı dönemine göre %0.8 gerilemiş durumda. Aylık trendlere bakıldığında ise gerilemenin geçen senenin ortasından itibaren devam ettiği görülüyor. Kredi hacmi artışlarında da son dönemde bir yavaşlama olduğu görülüyor. Hal böyle iken, ve şimdilik TL üzerinde bir baskı da yokken faizleri daha fazla artırmak dezenflasyona hizmet etmez. Aksine, maliyet enflasyonu kanalıyla daha fazla stagflasyona bile sebep olur.</p>
<p>Tabii, bir de TCMB’nin maruz kaldığı “önden gelen rüzgarlar” söz konusu. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz enerji fiyatlarının seyri. Enerji fiyatlarının elektrik, doğalgaz, akaryakıt, tüpgaz gibi kalemler üzerinde doğrudan etkisi var. (Hükümet doğru bir hareketle eşel mobil sistemi uygulayarak akaryakıt fiyatlarındaki artışı bir ölçüde frenlemeye çalışıyor. Ancak buna rağmen örneğin Nisan’daki ulaştırma fiyatlarındaki artış %4.3 oldu.) Ayrıca enerji fiyatlarının sanayinin tüm dalları üzerinde ikincil etkileri de var. TCMB yaptığı çalışmalarda enerji fiyatlarındaki %10’luk bir artışın TÜFE üzerindeki etkisini %2 civarında hesaplıyor. Şubat Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için petrol fiyatları varsayımı 69 dolardı, bugünlerde 110 dolarlarda!</p>
<p>Sonuçta bugün TCMB faiz tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekmek zorunda. (Bence makul bir tahmin aralığı orta noktası %27 olmak kaydıyla %24-%30 olabilir.) Yoksa kredibilitesi daha da zarar görecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-tahminlerini-inandirici-bir-seviyeye-cekebilecek-mi-79270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, tahminlerini inandırıcı bir seviyeye çekebilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79269</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkatler enflasyon raporu sunumunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Enflasyon Raporu Sunumunda! Tahmin Güncellemesi Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 14 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/w-lqd9M9kCM" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminindeki-revizyon-79268</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon tahminindeki revizyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ikinci Enflasyon Raporu’ndaki revizyon, dostlar alışverişte görsün misali 3-4 puan artışla %19-20’ye yükseltilecek olursa TCMB’nin piyasaya karşı olan kredibilitesinde ciddi bir erozyon yaşanacaktır.</strong></p>
<p>Türkiye, 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında IMF ile yapılan stand-by anlaşması ile 2002-2005 yılları arasında “<strong>örtük</strong>” enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçmişti. Programın miadını doldurmasına yakın bir dönem olan 2006 yılından itibaren ise resmi <strong>(açık)</strong> enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçildiğini biliyoruz.</p>
<p>Literatürde enflasyon hedeflemesinin başarıya ulaşmasının ön şartları bulunmaktadır. Böyle bir hedefe geçiş öncesinde TCMB’nin tam anlamıyla araç bağımsızlığına sahip olması, TCMB tarafından bütçe finansmanı şeklinde herhangi bir parasal uygulamanın yapılmaması ile piyasaya yönelik bir döviz kuru taahhüdünün verilmemesi gibi temel ön şartların bir arada yürürlükte olması gerekmektedir.</p>
<p>Doğal olarak merkez bankaları ileriye dönük enflasyon hedeflerini açıklarken, kısa vadeli politika faizini ana finansal araç olarak enflasyon ile mücadelede kullanmaktadır. Enflasyon hedeflerinden sapılması durumunda ise, merkez bankalarının siyasi otoriteye yazılı olarak hesap verme zorunluluğunun bulunması uygulamanın genel şablonunu oluşturmaktadır.</p>
<p>TCMB, 2006 yılında bu sisteme geçerken <strong>“Enflasyon Hedeflemesi Rejimi</strong>” adı altında kısa bir bilgi notunu kamuoyu ile paylaşmıştır.<strong><sup>1</sup></strong> Merkez Bankası, o tarihli raporunda Enflasyon Hedeflemesi Rejimi Nedir? Enflasyon Hedeflemesi Rejiminin Ön Koşulları, Dünyada Enflasyon Hedeflemesi Rejimine Geçiş Süreci gibi birçok alt başlıkta değerlendirmelerde bulunmuştur.</p>
<p>Resmi otorite tarafından 20 yıldır enflasyon hedeflemesi rejimi uyguladığımızı cümle âleme ilan ediyoruz. Ancak geçen bu uzunca zaman dilimi içerisinde, 18 yıl boyunca enflasyon hedefini aşarak <strong>%90</strong> oranında başarısız olmuş durumdayız.</p>
<p><strong>Merkez Bankası’nın son </strong><strong>3 yıldaki tahminleri tutmadı</strong></p>
<p>Bu hafta başında Alaattin Aktaş’ın da köşesinde dile getirdiği şekilde enflasyon tahmini ve hedefi kamuoyuna açıklanmasa acaba daha iyi bir beklenti yönetimi mi yapılırdı?<strong><sup>2</sup></strong> Zira TCMB’nin 2023 yılına girdiğimizde yapmış olduğu enflasyon tahmini <strong>%22</strong> iken gerçekleşme <strong>%65</strong> olmuştu. 2024 yılı başındaki tahmini <strong>%36</strong> iken gerçekleşme <strong>%44</strong> olmuştu. 2025 yılı için tahmini <strong>%24</strong> iken de gerçekleşme <strong>%30 </strong>olmuştu.</p>
<p>Bu yılın ikinci enflasyon raporu açıklaması ile 2026 için yapılan yılsonu <strong>%16’lık</strong> enflasyon hedefinin önemli ölçüde revizyona tabi olacağını göreceğiz. Ancak revizyon, dostlar alışverişte görsün misali <strong>3-4 puan </strong>artışla <strong>%19-20’ye</strong> yükseltilecek olursa TCMB’nin piyasaya karşı olan kredibilitesinde ciddi bir erozyon yaşanacaktır.</p>
<p>Dolayısı ile bu yılın ilk raporunda TCMB tarafından ilan edilen <strong>%15-21</strong> şeklindeki enflasyon tahmin aralığının da piyasa beklentilerini kapsayacak şekilde makul bir düzeyde yukarı yönde revizyona tabi tutulması gerekmektedir.</p>
<p>TCMB tarafından hazırlanan piyasa katılımcıları Nisan 2026 anketine göre 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi <strong>%27,53</strong> seviyesindedir. 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi ise <strong>%23,39</strong> düzeyindedir.</p>
<p><strong>2027 yıl sonu için hedefin </strong><strong>revizyonu önemli</strong></p>
<p>Bu beklentiler altında açıklanacak olan 2. Enflasyon Raporu’ndaki bu yıl sonu hedef revizyonundan ziyade 2027 yıl sonu için <strong>%9</strong> olarak ilan edilen uzun vadeli enflasyon hedefinin ne şekilde tekrar revizyona tabi olacağı önemlidir.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde başlayan savaş ortamı öncesinde enflasyondaki katılığı çözememiş durumda iken üzerine enerji bazlı arz şokunun yarattığı ilave katkı ile bu yıl sonu için enflasyon hedefinde <strong>%8-%10</strong> puandan az olmamak kaydıyla önemli bir revizyon yapılması zaruriyeti bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Seçim yaklaşırken, siyasi otoriteden </strong><strong>yapısal reform desteği ihtimal dışı</strong></p>
<p>2023 yılından bugüne kadar geçen 3 yılın sonunda dezenflasyon programının başarısızlığa uğramasının ardından rapor üzerinde yapılacak olan sayısal revizyonların içerik olarak da fiyat istikrarını kalıcı olarak sağlayabilecek yapısal reform hamleleri ile destekleniyor olması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak <strong>genel seçime 2 yıl</strong>, <strong>erken seçime 1,5 yıl</strong> gibi kısa bir zaman kalmış durumda iken siyasi otoriteden yapısal reform desteğinin gelmesinin ihtimal dışı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p><sup>1 </sup><a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b/EnflasyonHedeflemesiRejimi.pdf?MOD=AJPERES&amp;CACHEID=ROOTWORKSPACE-07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b-m5lkSAW">https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b/EnflasyonHedeflemesiRejimi.pdf?MOD=AJPERES&amp;CACHEID=ROOTWORKSPACE-07d5ced0-3f5c-4fa8-bd23-619f6b3c1d6b-m5lkSAW</a></p>
<p><sup>2 </sup><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-tahminindeki-revizyon-79268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon tahminindeki revizyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-bunu-daha-once-basarmisti-79267</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye bunu daha önce başarmıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2001’de uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı. Program sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.</strong></p>
<p>2001 yılında uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, yakın tarihimizin en kapsamlı ve en sert istikrar programlarından biriydi. Salı günkü yazıda çizmeye çalıştığım “önce güven ve dengelenme, ardından dezenflasyon ve sonrasında normalleşme” çerçevesine büyük ölçüde oturan bir programdı.</p>
<p>Toplam 22 yıllık Dünya Bankası kariyerinin ardından Mart 2001’de Türkiye’ye gelerek ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevini üstlenen Kemal Derviş liderliğinde hazırlanan bu program, Türkiye’nin ekonomik hafızasında yalnızca bir krizden çıkış planı değil, aynı zamanda kapsamlı bir yapısal dönüşüm hikayesinin başlangıcı olarak yer etti.</p>
<p>Aslında öncesinde, 2000 yılı başında uygulamaya alınan, yine IMF destekli bir “Enflasyonu Düşürme Programı” da vardı. Ancak programın kurgusu itibarıyla sürdürülebilir olmadığı kısa sürede ortaya çıktı ve sistem çöktü. Bunun ardından Ecevit hükümeti tarafından IMF işbirliğiyle hazırlanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” devreye alındı.</p>
<p><strong>Sadece bir kur ve faiz programı değildi</strong></p>
<p>Bu programa yıllar boyunca “sıcak paracı”, “yüksek faiz-düşük kur modeli” gibi çeşitli eleştiriler yöneltildi. Ancak programın özü sadece kur ve faiz politikalarından ibaret değildi. Çok daha kapsamlı ve derin bir yeniden yapılanma hedefliyordu.</p>
<p>Programın temel amacı, 2001 krizinin yarattığı güven bunalımını ve ekonomik istikrarsızlığı ortadan kaldırmak ve Türkiye’nin aynı kırılganlıklara yeniden sürüklenmesini engelleyecek kurumsal altyapıyı oluşturmaktı.</p>
<p>Bu nedenle program yalnızca para ve kur politikalarına odaklanmadı. Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması, kaynak tahsisinde verimliliğin sağlanması, keyfi müdahalelerin sınırlandırılması, iyi yönetişim anlayışının güçlendirilmesi ve yolsuzlukla mücadele gibi başlıklarda da önemli hedefler içeriyordu.</p>
<p>Bu çerçevede bazı kritik alt hedefler belirlendi:</p>
<p>- Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi,</p>
<p>- Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması,</p>
<p>- Kamu ve TMSF bünyesindeki bankaların temizlenmesi,</p>
<p>- Kamu maliyesinde disiplinin sağlanması,</p>
<p>- Gelirler politikasının enflasyon hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi,</p>
<p>- Ve tüm bunları destekleyecek yasal altyapının oluşturulması.</p>
<p>Nihai amaç ise sürdürülebilir büyüme zemini oluşturmak, kaynak kullanımında verimliliği artırmak, rekabet gücünü yükseltmek ve yatırım-istihdam kanalıyla refah seviyesini kalıcı biçimde artırmaktı.</p>
<p><strong>Kriz derindi, program da sert oldu</strong></p>
<p>Bugün geriye dönüp bakıldığında, üçlü koalisyon döneminde uzun tartışmalar sonunda ortaya çıkan bu programın Türkiye ekonomisini krizden çıkarmanın ötesinde, uzun yıllar etkisini sürdüren bir istikrar zemini oluşturduğu görülüyor.</p>
<p>Bu program sayesinde:</p>
<p>- TL’de görece istikrar sağlandı,</p>
<p>- Enflasyon çok yüksek seviyelerden tek haneye kadar indirildi,</p>
<p>- Belirsizlikler azaldı,</p>
<p>- İş dünyasının yatırım ufku genişledi,</p>
<p>- Ve ekonomi yeniden sürdürülebilir büyüme patikasına oturdu.</p>
<p>O dönemdeki koşulları hatırlamakta fayda var.  2001’e gelindiğinde Türkiye ekonomisi çok yüksek enflasyon, kronik bütçe açığı, sürdürülemez kamu borcu, kırılgan bankacılık sistemi, birikmiş kur riski ve çöken bir sabit kur rejimi ile hızla eriyen rezervler gibi çok ağır sorunlarla karşı karşıyaydı.</p>
<p>Ve bu ekonomi Şubat 2001 krizi ile duvara çarptı. TL sert değer kaybetti, faizler patladı, bankalar battı. Ekonomi daraldı, işsizlik hızla arttı. Kriz böylesine derin olduğu için program “yumuşak geçiş” değil, doğrudan sert bir istikrar ve yeniden yapılanma programı olarak tasarlandı.</p>
<p><strong>Güven ve dengelenme aşaması</strong></p>
<p>Programın ilk aşaması olan “güven ve dengelenme” dönemi oldukça sert uygulandı.</p>
<p>Dalgalı kur rejimine geçildi. Merkez Bankası bağımsızlığı güçlendirildi. Bankacılık sektörü yeniden yapılandırıldı. Kamu maliyesinde ciddi disiplin sağlandı. Faiz dışı fazla hedefi konuldu. Kamu harcamaları kontrol altına alındı. Üstelik bütün bunlar IMF destekli ve aynı zamanda IMF denetimindeki sıkı bir program çerçevesinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu ilk aşamada ekonomi ağır bedeller ödedi. 2001’de ekonomi yaklaşık yüzde 6 küçüldü. İşsizlik arttı, reel gelirler geriledi, şirketler battı. Ancak toplumun geniş kesimleri ne “Bu kez gereken yapılacak” mesajı verildi. İstikrar programlarında güvenin yeniden oluşması açısından bu kritik bir kırılmaydı.</p>
<p><strong>Dezenflasyon dönemi</strong></p>
<p>İkinci aşama ise 2002–2004 arasındaki dezenflasyon süreciydi.</p>
<p>Bu dönemde enflasyon hızla geriledi, faizler düştü, risk primi azaldı ve sermaye girişleri arttı. Yıllarca yüzde 60–70 bandında seyreden enflasyon, 2004 sonunda yüzde 9,3’e kadar indi. Türkiye yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tek haneli enflasyonla tanıştı. Ekonomi yeniden büyüme patikasına oturdu. İşte bu nedenle 2001 sonrası dönem, Türkiye’nin en başarılı dezenflasyon hikayelerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p>Bu program başarılı oldu çünkü; </p>
<p>- Para ve maliye politikası aynı yönde çalıştı,</p>
<p>- Program güçlü siyasi sahiplenme gördü,</p>
<p>- Bankacılık sistemi temizlendi,</p>
<p>- Kurumlar güçlendirildi,</p>
<p>- Reformlar kararlılıkla uygulandı,</p>
<p>- Ve küresel likidite koşulları son derece destekleyiciydi.</p>
<p>Kısacası programın yalnızca para politikası değil, maliye politikası ve yapısal reform ayağı da güçlüydü.</p>
<p><strong>Normalleşme dönemi</strong></p>
<p>Üçüncü aşama ise 2004–2007 arasındaki normalleşme dönemiydi.</p>
<p>Bu dönemde enflasyon tek haneye indi. Büyüme hızlandı ve potansiyel büyüme oranına yaklaştı. Kamu borç yükü geriledi. Bankacılık sistemi güçlendi, sermaye yeterliliği artırıldı. Türkiye uluslararası sermayenin dikkat çektiği ülkelerden biri haline geldi.</p>
<p><strong>Bugünkü programdan farkı neydi?</strong></p>
<p>Salı günkü yazıda değindiğim mevcut programla karşılaştırıldığında farklar daha net ortaya çıkıyor.</p>
<p>2001 programı çok daha sertti ve siyasi maliyeti oldukça yüksekti. Nitekim programı uygulayan üçlü koalisyonun bütün ortakları bir sonraki seçimde ağır yenilgi aldı ve Meclis dışında kaldı. Çünkü ilk aşamada büyümeden ciddi fedakarlık yapıldı. Mali disiplin çok daha güçlü uygulandı. Bankacılık sistemi dahil birçok alan köklü biçimde yeniden yapılandırıldı.</p>
<p>Mevcut program ise daha kontrollü, büyümeyi tamamen feda etmeyen bir karakter taşıyor. Başka bir ifadeyle, 2001 programı kısa vadede çok daha ağır bedeller ödetti ama enflasyonu çok daha hızlı düşürdü.</p>
<p>Elbette 2001’in bazı avantajları da vardı. O dönemde küresel likidite boldu, dünya ekonomisi güçlü büyüyordu. Türkiye IMF çıpasının yanı sıra, 2004 sonrasında AB müzakere sürecinin yarattığı reform çıpasına da sahipti.</p>
<p>Kısacası, 2001’de uygulanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, klasik istikrar programı aşamalarının Türkiye’de başarıya en fazla yaklaşmış örneklerinden biriydi. Bu program yalnızca teknik bir ekonomik düzenleme değil, aynı zamanda ekonomide yeni bir hikaye yazma çabasıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-bunu-daha-once-basarmisti-79267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/economy-1778737374.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye bunu daha önce başarmıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahmin-ve-hedef-degisikligi-yetmez-eksiklikler-neler-79266</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahmin ve hedef değişikliği yetmez; eksiklikler neler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın etkisinin olmadığı ilk iki ayın yıllık enflasyon oranları yüzde 30,7 ve 31,5: Hedefin hemen hemen iki katı. İlk dört ayın yıllık enflasyon ortalaması yüzde 31,4. Mayıs için yapılan ilk tahminler, aylık enflasyonun geçen yıl gerçekleşene yakın bir düzeyde kalacağına işaret ediyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>Merkez Bankası yılın ikinci Enflasyon Raporu’nu yayımlayacak. Yanıtı aranan temel soru şu: 14 Mayıs’ta açıklanacak raporda 2026 sonu ara hedefinde ve enflasyonun arasında bir yerde kalacağı tahmin edilen alt ve üst sınırlarda değişiklik yapılacak mı? Benim daha fazla merak ettiğim başka bir konu var. Merkez Bankası, yasası gereğince enflasyonun neden istenildiği ölçüde düşmediğine dair kamuoyunu bilgilendirecek mi? Yok, petrol fiyatlarında ya da falanca sektörün fiyatlarında gerçekleşen beklenmedik sıçramalardan söz etmiyorum. Merak ettiğim, programın temel eksikliklerine yer verilip verilmeyeceği.</p>
<p>Yılın ilk raporu 12 Şubat’ta yayımlanmıştı. 2026 sonu ara hedefi yüzde 16’ydı. Enflasyonun yıl sonunda en az yüzde 15, en fazla da yüzde 21 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilmişti. Dikkat ederseniz, son rapordaki ara hedef enflasyonun alabileceği en düşük değer olarak tahmin edilen yüzde 15’e çok yakın. Bunun temel nedeni, gelişmeler çerçevesinde bir yandan tahminleri gerçekçi bir düzeye çıkarmak diğer yandan da hedefi sık değiştirmemek kaygısı. Öyle ya, hedef ikide bir değişiyorsa, hedeften beklenen niteliğin ortadan kalkması olasılığı yüksek olur. Sonuçta hedef, ileriye yönelik belirsizliği azaltmak, uzun dönemli sözleşme imzalayanlara bir ışık tutmak ve bekleyişleri şekillendirmek için var. Sık değişiyorsa, bu görevlerini yerine getirmesi mümkün olmaz.</p>
<p><strong>Bu defa durum farklı</strong></p>
<p>Peki, madem hedefin ikide bir değişmesi istenilmeyen bir durum, o zaman yazının başında “ara hedefte bir değişiklik yapılıp yapılmayacağı” sorusu neden var? Var, çünkü bu defa farklı. Yılın ilk enflasyon raporunun yayımlanmasından bu yana olağanüstü gelişmeler yaşandı. Yanı başımızda büyük bir savaş çıktı. Petrol fiyatları sıçradı. Gübre fiyatları yükseldi. Her ikisinde de tedarik güçlükleri boy gösterdi. Yılın başında 61 dolar civarında seyreden Brent ham petrolünün varili, bu yazıyı yazarken 108 dolar düzeyindeydi (Çarşamba saat 14 civarı). Üstelik önemli bir dalgalanma yaşanıyor petrol fiyatlarında; bir gün “anlaşma yakın” umudu yeşeriyor, ertesi gün bu umutlar ortadan kalkıyor.</p>
<p>Bu olağanüstü koşullar altında hedefin değişmesi, bu tür koşulların olmadığı koşullara kıyasla daha az riskli. Peki, ortada savaş olmasaydı ne olacaktı? Bu durumda dönüp enflasyon gelişmelerine bakmak gerekiyor. Savaşın etkisinin olmadığı ilk iki ayın yıllık enflasyon oranları yüzde 30,7 ve 31,5: Hedefin hemen hemen iki katı. İlk dört ayın yıllık enflasyon ortalaması yüzde 31,4. Mayıs için yapılan ilk tahminler, aylık enflasyonun geçen yıl gerçekleşene yakın bir düzeyde kalacağına işaret ediyor. Bu durumda yıllık enflasyonun yüzde 32’ye çok yakın olması beklenir. Kısacası, ilk beş ayın enflasyonu yüksek. Savaş öncesinde de yüksek savaştan sonra da yüksek.</p>
<p><strong>Savaş öncesinde de </strong><strong>enflasyon yüksekti</strong></p>
<p>Peki, sadece tahminin alt ve üst sınırlarını yükseltsek de ara hedefe dokunmasak? Olmaz. Alt ve üst sınırların yükseltilmesi kaçınılmaz. Ama yetmez. Hedefin de yükseltilmesinde yarar var. Peki, bu ikisi yeter mi? Yetmez. Sonuçta olağanüstü koşullara ‘sığınarak’ hedefi yükseltebiliriz ama olağanüstü koşullar şu gerçeği değiştirmiyor. Savaş öncesinde de enflasyon yüksekti ve bunun ana nedeni de uygulanmakta olan programın eksik bir program olmasıydı. Hedefin yükseltilmesinden daha önemli olan şu: Merkez Bankası’nın, yasası uyarınca, programın ne tür eksiklikleri olduğunu hem hükümete hem de kamuoyuna açıklama yükümlülüğü var. Asıl önemli olan, bu enflasyon raporunda bu eksikliklere yer verilip verilmeyeceği.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahmin-ve-hedef-degisikligi-yetmez-eksiklikler-neler-79266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahmin ve hedef değişikliği yetmez; eksiklikler neler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-79265</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimlerinde &#039;rekabet yapısı&#039; irdelenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p>Üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme sürecinin hızı artıyor. Ekonomik örüntülerin dinamikleri hızla değişiyor; yapılar, işlevler ve kültür farklılaşıyor.</p>
<p>Ülkemizin en yaygın iş örgütleri olan oda ve borsa seçimlerinde ayrıştıran etkenleri sorgulamamak, geleceği düşünmemekle eş anlamlı bir olgu. Bu açıdan baktığımızda, oda ve borsa seçimlerinde “rekabet yapısı irdelemesi” önemli gündem maddelerinden biri olmalı.</p>
<p>*****</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde <strong>piyasa ve plan</strong> algısının netleşmesi, <strong>kurumlara</strong> sahip çıkma bilincinin yükselmesi ve kaynak tahsisinin temel kurumlarından biri olan teşvik sistemlerinin yapılandırılması konularının nasıl ele alınması gerektiğini önceki yazılarda paylaştık. Bu yazıda gelişmenin temel belirleyicilerinden biri olan “rekabet yapılanmasının” neden sorgulanması gerektiği üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>Önemli tedarik merkezi</strong></p>
<p>TEPAV’dan Güven Sak’ın sıklıkla gündeme getirdiği üzere, ülkemizin önemli bir tedarikçi konumuna ulaşmış olması önemli; ama daha önemlisi, geldiğimiz bu noktayı küresel sistemin gerektirdiği daha ilerilere taşıyabilmesidir.</p>
<p>Türkiye, Cumhuriyet döneminin ekonomik bağımsızlığını koruma, kalkınma ve refahla perçinleme idealine bağlılığını koruyor. Geride bıraktığımız 2024 yılında 1.700 ürünü 120’ye yakın ülkeye ihraç ederek gücünü sahada kanıtladı. Sak, gelişmeyi yaratan etkenlerden birinin de ülkemizin AB ile yaptığı Gümrük Birliği düzenlemesi olduğunu belirtiyor. Başka bir anlatımla, dışa ve dünyaya açılmamızın olumlu etkilerine gönderme yapıyor. Türkiye’nin performansını Çin ve Hindistan’la karşılaştırıyor. Daha net anlaşılması için Çin’in 1995 yılında 1.700 dolayında ürünü 20-25 ülkeye sattığını, 2024’te ise 2.400 kadar ürünü 120 dolayında ülkeye satabildiğini paylaşıyor. Hindistan, 1.200 dolayında üründen 1.700 ürüne ulaştı. Satış yaptığı ülke sayısı da 80’lerden 100’e tırmandı.</p>
<p>Dış politika analisti Barçın Yinanç, Oksijen’in 276’ncı sayısındaki değerlendirmesinde, “<em>AB, Türkiye’nin yaşadığı tüm ekonomik sıkıntılara ve kırılganlıklara rağmen Türkiye’nin ticari ve ekonomik potansiyelini görüyor. Özellikle son dönemlerde Made in Europe alanında Avrupa’da kamu ihalelerindeki başarılarına</em>” gönderme yapıyor. Sahadaki durum, AB ülkelerinde iki değişik algıyı geliştiriyor: Biri, rakip olarak korku kaynağı olması. Diğeri, kapasite olarak iş birliği yaparak ortak yararın artırılması.</p>
<p>Odalar ve borsalarda seçim sürecinde, ülkemizin imalat kesiminin yarattığı kapasite ve teknik olanakların en büyük pazarı olan AB ülkeleri başta olmak üzere, diğer ülkeleri de dikkate alarak rekabet gücü odağından sorgulamayan oda ve borsa seçimleri, temel görev olan mensuplarının hak ve çıkarlarını koruma amacından sapmaz mı?</p>
<p><strong>İthalat bağımlılığımız</strong></p>
<p>Ülkemizin küresel pazarlarda tedarikçi konuma yükselmesini önemsemeliyiz; ama biriktirdiğimiz sermaye ve yararlı bilginin rekabet gücünü birkaç basamak yukarı taşıyacak fırsat ve tehlikeleri bilerek kararlar üretmeliyiz. Dayanıklı rekabet yapısı oluşturmak için oda ve borsa seçimlerinde imalat sektörünün “<em>hammadde, yarı mamul madde, yatırım malı ithalatında</em>” nicelik ve niteliklerini sorgulayarak net bilgi sahibi olmalıyız.</p>
<p>Meslek komitelerine seçilenler, yaşadıkları günlük sorunları ve kısa dönemli yararlar sınırlarına kendilerini hapseden kısır döngüden uzak durmalı. Ortak gücü yaratmaya odaklanmalıyız: Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma olmadan ilerlemeyeceğimiz bilincini yükseltmeliyiz. İthalat bağımlılığını yaratan etkenleri, bu etkenlerden bağımsızlaşarak yerli ve millî olanı öne çıkarmayı sorgulamayan oda ve borsa seçimleri anlamlı olabilir mi?</p>
<p>Çağımızın gerçeği olan küreselleşmede ülkeler arasında ithalat ve ihracat dengeleri yeniden kurulma yolunda ilerliyor. Gelecek 5 yıl da kritik öneme sahip. Gelecek yılların “<em>kayıp yıllar</em>” olmasını istemiyorsak; oda ve borsa seçimlerinde ithalat bağımlılıklarımızı ve bağımsızlaşma fırsatlarımızı irdelemeli ve ortak bir akıl ve anlatım yaratmalıyız.</p>
<p><strong>Yaratıcı yıkım odaklı rekabet</strong></p>
<p>Sayısal teknolojilerin etkisini göstermeye başladığı ilk yıllarda, otomasyon uygulamaları ve ürünlerde kalite homojenliği sorgulanıyordu. Rekabet analizlerinde, teknolojinin yarattığı kalite homojenliğini aşmak için “<em>marka ve imaj yaratmanın</em>” yol ve yöntemleri aranıyordu. Yapay zekâ aşamasında, “<em>yaratıcı yıkım</em>”, “<em>sürekli kriz koşulları</em>”, “<em>süreçlerin uçtan uca kontrolü</em>”, “<em>başkalarını taklidin yarattığı tüketim kalıbı</em>”, “<em>ticarette fiyat odaklı etkileşimin ahlâk temelli etkileşime kayması</em>”, “<em>yeni platformlarda tekno-feodallerin etkileri</em>” gibi sorunlar öne çıkıyor.</p>
<p>“<em>Güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri</em>” gelişmeyi sürdürebilmenin gerek şartları. Bu konularda “uyum sağlamanın” hayati önemi çok açık ve net. Kamu kurumlarının, üniversitelerin, hâkim özel kesim kuruluşlarının, start-up yapıların rekabetteki yönlendirici etkileri akademik çevreler kadar uygulamacıların da gündeminde ilk sıralarda yerlerini alıyor.</p>
<p>Rekabet yapılanmasının yarattığı genel eğilimleri, eğilimlerin yarattığı fırsatları ve tehlikeleri, birikimlerimizin yarattığı olanakları ve kısıtları sorgulamadan dayanıklı bir üretim yapısı oluşturulamıyor. Bu bakış açısı bizi, oda ve borsa seçim sürecinde, geçmişin alışkanlıklarının uyuşturucu etkilerinden uzak durmaya zorluyor. Yeni bakış açıları ve anlayışlara ihtiyacımız var. Seçimlerde görev üstlenmek isteyenler, siyasi irade, bürokrasi, kendi üyeleri ve medya gibi aktörleri yönlendirecek fikirler üretebilmeli.</p>
<p><strong>Teknik ve sosyal beceri ihtiyacı</strong></p>
<p>Yaratmak istenilen sonuca ulaşmak için teknik bilgi becerimizle dünyanın en kaliteli işini yapabiliriz. Ürettiklerimizi uygun bir fiyata pazarlarda satamazsak “<em>değer üretmemiz</em>” mümkün olmaz. Ürettiklerimizin pazarda gerçek değerini alabilmesi için ülke imajından yerel ve küresel marka yaratmaya, sayısal teknolojinin yarattığı platformlarda yer edinme sorunlarına kadar bir dizi konuda ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında faydalı bilgi alanımızı genişletmek çok ivedi sorunumuz. Kalkınma için sermaye kadar faydalı bilginin gerekliliği, “sosyal beceri düzeyimizin” de belirleyicisi. Ülkemizin en yaygın örgütleri olan odalar ve borsaların seçim süreçlerinde, eğitim sisteminin ileri düzeyde kalifiye iş gücü arzı yaratmadığını anlatmak önemli; ama değerli değil. Değerli olan, uygun çözüm önerileri sunmak ve onların yaşama taşınması için harekete geçilmesi.</p>
<p>Yeni rekabet koşullarında faydalı bilgi kadar sosyal bilgi ve beceri de gerekli. Sosyal becerilerimizi artırabilmek için de yüksek düzeyde öz farkındalık gerekiyor. Sorgulama merakı için ortam ve iklimi yaratarak yaygınlaştırmamız olmazsa olmazımız. Akıl yürütme disiplini, elimizdeki etkin zihinsel araçlardan bir başkası. Bağlantı, iletişim ve etkileşim kurma ve geliştirme gerekiyor. İş birlikleriyle ortak çalışma ve ortak güç yaratmaya dönük kültürü yaratma, olgunlaştırma ve çoğaltma ihtiyacımız var. Rakiplerimizin güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirecek donanıma sahip olmamız şart. Vazgeçilmez bir ideale ve yaratılmak istenen sonuçlara odaklanmamız da önemli.</p>
<p>Yeni bir dünya kuruluyor; bu dünyanın üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, etkileşim ve rekabet yapılanmaları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme süreci hızlanıyor. Oda ve borsa seçimlerinde görev almak isteyenler, değinilen sorunları sorgulamazsa, geçmişin verimsiz tekrarının tuzaklarına yakalanmaz mı?</p>
<p><strong>Aktörler arasında iş birlikleri</strong></p>
<p>Teknik altyapı akışları hızlandırıyor. Akışların hızlanması, rekabet yapısını yeniden oluşturuyor. Oluşumu kaliteli yönetmek istiyorsak, siyasi irade, bürokrasi, iş dünyası, medya yeni oluşumları sorgulayarak, çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayan bir uzlaşma zemini ve iş birlikleriyle içerideki gücü artırmamız gerekli. Bu konuda herkes eteğindeki taşı dökmeli, kimse kendi bildiğini tek doğru sanma batağına saplanmamalı.</p>
<p>Gazze, Ukrayna, İran-ABD ve İsrail savaşları açıkça kanıtladı ki yeni bir dünya düzeni kurulacak. Bu yeni dünya düzeninde onurlu bir yer edinmek için, önce kendi kapımızı iyi süpürmeliyiz. Odalar ve borsaların seçim sürecini vesile ederek, ülkemizde ekonominin aktörleri arasındaki etkileşimin kalitesini sorgulamalıyız. Nerede eksik yapıldığını, hangi boşlukların oluştuğunu tanımlamalıyız. Tanımlamalıyız ki tutarlı betimlemeler yaparak yaratmak istediğimiz sonuca bizi götürecek belirlemeler yapabilelim...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-79265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimlerinde &#039;rekabet yapısı&#039; irdelenmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-gucler-isleri-guclestirmesin-79264</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç güçler işleri güçleştirmesin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tanrı, dert verip derman aratmasın… Ancak çoğu kez bu dertleri başımıza dış güçler değil, iç güçler açar. Kötü siyasetçiden, kifayetsiz muhteris yöneticiden, aslında genelde bizim iç güçlerden…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: İşler yolunda gitmediğinde, <strong>sorunu kendi dışımızda aramak</strong>, yaygın bir davranış. Hele ki <strong>yönetici</strong> iseniz ve çuvallıyorsanız, suçlu hazırdır; <strong>sizin dışınızdakiler</strong>... Özellikle siyasetçi iseniz, <strong>düşman daima dış güçlerdir</strong>. Hani, elimizin kolumuzun uzanamadığı, kim oldukları belirsiz, <strong>dış güçler</strong>…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa çoğu kez sorun, <strong>bizdedir</strong>. Ya politikamız yanlıştır ya da tercihlerimiz. Belki de <strong>yeteneğimiz</strong> soyunduğumuz <strong>misyona</strong> uygun değildir. <strong>Hatayı kendinde ararsan</strong>, gerçek düşmanın dış güçler değil, “<strong>iç güçler</strong>” olduğunu anlayacaksın. <strong>Sarter</strong> boşuna; <strong>“cehennem başkalarıdır</strong>” dememiş.</p>
<p><strong>DIŞ GÜÇLER HEP VARDI VE DAİMA VAR OLACAK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Birini suçlarken <strong>parmaklarınızın şekline</strong> bakın. İşaret parmağıyla başparmak, “<strong>ötekini</strong>” gösterirken, diğer 3 parmak (orta, yüzük, serçe) <strong>size</strong> yöneliktir.  Bu da <strong>çözümün adresini</strong> bize ilham eder. “<strong><em>Derdü meni, devayı men</em></strong>” der <strong>Mevlânâ</strong>; “<em>dert benim, devası da ben</em>.” Yani <strong>içimdeki güçler</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Başkasını suçlamayı bırak. <strong>Sorunu kendi sorumluluk alanının dışına öteleme</strong>… Bir davaya zarar vermenin en sinsi yolu; o davayı bile bile <strong>yanlış gerekçelerle</strong> savunmaktır. <strong>Dış güçler hep vardı</strong> ve daima var olacak. Sen <strong>iç güçsün</strong>, kendi yetersizliklerine odaklan, <strong>başkalarını suçlamaktan vazgeç</strong>.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İç güçlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Nedir şu dış güçler?</em></strong></p>
<p><strong>Düşman ülkeler</strong>, dünyayı yönettiği iddia edilen 5 aile, <strong>Lozan’ın gizli maddeleri</strong>, bizi kıskanan Almanya, <strong>Siyonistler</strong>, Amerika, <strong>Çin</strong>, İsrail, dahası sizin aklınıza gelebilecek <strong>sosyal medyadaki düşman kataloğu</strong>…</p>
<p><strong><em>Nedir iç güçler?</em></strong></p>
<p><strong>Yetersiz yönetici</strong>, vizyonsuz lider, <strong>beceriksiz CEO</strong>, bakan bakmayan kifayetsiz muhterisler. Kendi içindeki güçler; <strong>hırsların</strong>, eksik aklın, <strong>etik noksanlığın</strong>, kibrin, <strong>cimriliğin</strong>, cehalet, <strong>kötü ruhun</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KUSUR ARIYORSAN BÜTÜN AYNALAR SENİN</strong></p>
<p>“<strong>Aynayı tuttum yüzüme </strong>/ <strong>Kendim göründüm gözüme</strong> / <strong>Nazar kıldım ben özüme</strong>...” Hilmi Dedebaba’nın bu nasihati daima dilimdedir. <strong>Ne zaman başım belaya girdiyse</strong> daima bu mısralar hatırıma gelmiştir. İşe de yaramıştır. <strong><em>Ayna ayna söyle bana</em></strong>, <strong><em>var mı</em></strong> <strong><em>kabahatte benden daha sorumlusu?</em></strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İÇ GÜÇLER LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sorun</strong>: Çözülmesi gereken mesele, aşılması gereken engel veya ulaşılması gereken hedef</p>
<p><strong>Çözüm</strong>: Dertlerin dermanı veya olayların sonuca bağlandığı, nihai aşama, problemin def’i</p>
<p><strong>Dert</strong>: İnsana üzüntü, sıkıntı, acı veren durum, hastalık, keder ve çoğu kez iç sıkıntı, kaygı</p>
<p><strong>Derman</strong>: Çare, deva, ilaç, güç, takat, mecal; aslında içimizde var olan problem çözme yetisi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-gucler-isleri-guclestirmesin-79264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç güçler işleri güçleştirmesin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-martta-yuksek-ama-nisanda-dusuk-gelecek-79263</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık martta yüksek ama nisanda düşük gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cari işlemler dengesinde mart ayında 9,7 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek ikinci açığı verildi. Rekor, 10,2 milyar dolarla 2023’ün ocak ayına ait.</p>
<p>Marttaki<strong> “gümüş madalyalı”</strong> bu açık şaşırtıcı değil. Öncelikle dış ticaret açığının düzeyine bakarak ve cari işlemler dengesinin diğer kalemlerinde mevsimsel etkenlere bağlı olarak nasıl bir gerçekleşme olacağını irdeleyerek her ay için iyi kötü bir cari açık tahmini yapmak mümkün.</p>
<p>TÜİK’in mart ayı için açıkladığı 11,2 milyar dolarlık dış ticaret açığının etkisiyle mart ayı cari açığının 9 milyar dolar civarında gelebileceği, üç aylık açığın 23-24 milyar dolar olacağı, yıllık açığın da 40 milyar dolara dayanacağı zaten belliydi. (Ekonomi 14 Nisan 2026.)</p>
<p>Hemen belirteyim; TÜİK’in açıkladığı 11,2 milyar dolarlık ticaret açığı<strong> “FOB ihracat ve CIF ithalat”</strong> bazında. Ödemeler dengesinde 9,5 milyar dolar olarak yer alan tutar, başka kalemlerin eklenip çıkarılmasından dolayı bu düzeyde. Yani 11,2 milyarın tanımı başka, 9,5 milyarın tanımı başka ama ödemeler dengesi için geçerli olan 9,5 milyar dolarlık açık.</p>
<h2>Açık nisanda küçülecek</h2>
<p>Cari işlemler dengesinde mart ayında şimdiye kadarki en yüksek ikinci açık verildi ama bu olumsuzluk en azından nisanda devam etmeyecek, hatta tam tersine nisan ayında marttakinin neredeyse yarısı kadar bir açıkta kalınacak.</p>
<p>Dış ticarete ilişkin öncü veriler Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanıyor. Buna göre nisan ayı ticaret açığı geçen yıla göre yüzde 30 kadar azaldı ve 8,5 milyar dolar oldu. Nisan aylarında ticaret açığından cari açığı geçiş oranı genel olarak yüzde 50 dolayında. Bu orandan hareketle nisanda 4,5-5,0 milyar dolar civarında bir cari açık gelebileceği söylenebilir. (Ekonomi 4 Mayıs 2026.)</p>
<p>Geçen yılın nisan ayındaki cari açık 8,4 milyar dolardı. Bu yılki açık 5 milyarda kaldığı takdirde dört aylık açık yaklaşık 29 milyar dolara yükselecek. Ancak yıllık açık 39,7 milyar dolardan 36 milyar dolayına gerileyecek.</p>
<p>Yani<strong> “Cari açık mart sonunda yıllık bazda 40 milyar dolara dayandı, kim bilir nisanda nerelere gider”</strong> diye yaklaşmak doğru değil.</p>
<p>Bu durum biraz da fiyat endekslerinin hareketine benziyor. Aylık artış bir önceki yılın aynı ayındaki artıştan düşük kalınca yıllık oranın gerilemesi gibi bir durum yaşanıyor. Ancak dönemsel açık (ya da fiyat artışı) artmaya devam ediyor. Cari dengede enflasyondan ayrılan yön şu; fiyatlarda gerileme görülmesi çok nadir ama cari denge yaz aylarında turizmin etkisiyle hemen her yıl birkaç ay fazla verebiliyor.</p>
<h2>Genel gidişatı savaş belirleyecek</h2>
<p>Bu yılki genel gidişatın nasıl olacağını belirleyecek temel etken tabii ki savaş ve savaşın seyrine göre oluşacak enerji ve bazı ara malların fiyatları.</p>
<p>Enerji fiyatı olarak da yalnızca ham petrolü düşünmemek gerekiyor. Ham petrol tabii ki önemli ama Türkiye çok yüklü tutarda doğalgaz ve petrol ürünü de ithal ediyor.</p>
<p>Yoksa yalnızca ham petrol ithalatının ve buradan gelecek artı yükün pek önemi yok; önemi yok derken Türkiye bu fazla yükü kolaylıkla taşır.</p>
<p>Türkiye'nin yıllık ham petrol ithalatı 210-220 milyon varil. Ama ürün ithalatıyla birlikte toplam ithalat varil bazında 350 milyonu aşıyor. Dolayısıyla ham petrolün yanı sıra toplam ithalata ve petrol dışındaki ürünlerin fiyatındaki artışa da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye için belki de asıl sorun pahalanacak enerji ithalatının döviz sorunundan çok yurt içinde enflasyon yaratacak olması. Ama o ayrı bir konu…</p>
<h2>Mayısla birlikte artış yaşanacak</h2>
<p>Cari açığın nisan sonunda yeniden azalarak 36 milyar dolar civarına inecek olmasına bakarak tabii ki sonraki aylarda bu gerilemenin devam edeceği söylenemez. Hatta tam tersine çok muhtemeldir ki mayıstan itibaren açık hızla büyüyecek.</p>
<p>Nasıl ki yıllık açık nisan ayında baz etkisiyle azalacaksa, sonraki aylarda da tersi olacak.</p>
<p>2025’in mayıs-aralık dönemindeki toplam cari açık yalnızca 7,6 milyar dolar; evet sekiz ayın toplamındaki açık yalnızca 7,6 milyar dolar.</p>
<p>Geçen yıl mayıs ve haziranda 1,1 ve 2,3 milyar dolar açık verildi. Cari denge sonraki dört ay boyunca artı kapattı. Cari fazla geçen yıl temmuzda 1,7 milyar, ağustosta 4,7 milyar, eylülde 501 milyon, ekimde ise 438 milyon oldu. Kasım ve aralıkta ise 4,1 milyar ve 7,4 milyar dolar açık verildi.</p>
<p>Bu yılın son sekiz ayında geçen yılki gibi 7,6 milyar dolarlık açıkta kalınması tabii ki beklenmiyor. Bu tutarın en az bir kat fazla olması ve açığın 50 milyar doları bulması beklenmeli. Aslında 2026 için 50 milyar dolarlık bir cari açığa çoktan razı olunmalı.</p>
<h2>TCMB yabancıya çalıştı!</h2>
<p>Mart ayının finans hesabına da kısaca bir göz atalım…</p>
<p>Özeti ara başlıkta ifade ettim. Mart ayında döviz talebi yoğunlaştı; başka bir ifadeyle yabancılar çok döviz talep etti, gereken dövizi de Merkez Bankası karşıladı.</p>
<p>Doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan toplam 26,7 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Bu dövizin çıkış adresi belli, Merkez Bankası…</p>
<p>Merkez Bankası rezervinden 43,4 milyar dolar kullanıldı.</p>
<p>Rezervden kullanım son bir yılda 52,5 milyar dolar ve bunun 43,4 milyarı yalnızca bir ayda gitti. Bu iki sayı zaten mart ayındaki tutarın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a054d438ad04-1778732355.png" alt="" width="600" height="392" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-martta-yuksek-ama-nisanda-dusuk-gelecek-79263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık martta yüksek ama nisanda düşük gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-bin-dolarla-yola-cikip-yunan-pamugu-lideri-oldu-turkiyeden-cine-pamuk-satiyor-79262</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 bin dolarla yola çıkıp  Yunan pamuğu lideri oldu, Türkiye’den Çin’e pamuk satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BATI </strong>Trakya Türklerinin efsanevi lideri Dr. <strong>Sadık Ahmet, </strong>1995 yılında vefat ettiğinde oğlu <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>12 yaşındaydı. O kazada <strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’in kız kardeşi <strong>Funda </strong>ve annesi <strong>Işık Ahmet </strong>de ağır yaralanmıştı.</p>
<p><strong>Dr. Sadık Ahmet</strong>’in vefatından bir süre sonra <strong>Işık </strong>Hanım, oğlu <strong>Levent Sadık </strong>ve kızı <strong>Funda </strong>ile birlikte Türkiye’nin yolunu tuttu.</p>
<figure class="image align-right"><img style="width: 248px; height: 264px;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a055efe2295a-1778736894.jpeg" alt="" width="333" height="355" />
<figcaption><strong>Levent Sadık Ahmet</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nde öğrenciyken annesi <strong>Işık </strong>Hanım’la birlikte Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Çalık</strong>’ın kapısını çaldı. Dr. <strong>Sadık Ahmet</strong>’i yakından tanıyan <strong>Ahmet Çalık, Levent Sadık</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Hangi şirketimizde çalışmak istersin?</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Ben sizin şirketlerinizde çalışmayı düşünmüyorum.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık </strong>bu kez sorusunu değiştirdi:</p>
<p>-          <strong>Peki ne yapmak istiyorsun?</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>aklından geçeni paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ben kendi işimi kurmak istiyorum. Örneğin, Yunanistan’dan Türkiye’ye pamuk getirmeyi düşünüyorum.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Çalık, Levent Sadık</strong>’a destek olmakta kararlıydı:</p>
<p>-          <strong>Madem öyle, şirketini kurup Yunanistan’dan pamuk getirmeye hazır olduğunda 2 bin tonluk ilk sipariş benden.</strong></p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>Yunanistan’dan ilk pamuk ithalatını da 2002 yılında Çalık Holding için yaptı. DCT Trading’i 2007 yılında kurdu.</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet</strong>’le geçen hafta Gümülcine’deki <strong>“Yaka Kiraz Paketleme Fabrikası”</strong>na gittik. Fabrikada ortağı ve Gümülcine’deki yıllarından okul arkadaşı <strong>Mehmet Çavuşoğlu, </strong>sıra arkadaşı <strong>Barış Mustafa, </strong>mahalle arkadaşı ve Yaka Genel Müdürü <strong>Onur Mustafa Ahmet, Hakan Ali, Metin Mahmutlu, Emrah Mustafa, Ayşe Kalekolu, Hakan Halil, Levent Kamiloğlu</strong>’ndan oluşan yönetim ekibiyle birlikte sohbet ettik.</p>
<p><strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>10 bin dolar sermaye ile kolları sıvadığı pamuk dış ticaretinde 2 bin tonluk ilk siparişi Gümülcine Kooperatifi’ne verdi:</p>
<p>-          <strong>Şirketi ilk kurup Çalık Holding’ten siparişi aldığımda pamuğun </strong>“P”<strong>sini bilmiyordum. Zamanla yüzde 40-50’lik payla Yunanistan pamuk ticaretinin lideri oldum. Yunan pamuğunu dünyaya pazarlar hale geldim.</strong></p>
<p>Tahmini hesabını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>20 yılda 1.5 milyar dolarlık pamuk ticaretine imza atmışızdır…</strong></p>
<p>Yılda 110-120 bin ton pamuk elleçleme noktasında olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Pamuk ticaretimiz zamanla büyüdü. Bugün Türkiye’den Çin’e pamuk satıyoruz.</strong></p>
<p>Zamanla pamuk tedarik ağını genişlettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong> Brezilya, ABD, Türki Cumhuriyetler dahil birçok ülkeden pamuk temin eder olduk. Aynı zamanda ülkemizde üretilen pamuğu da satın alarak ihracat kaslarımızı güçlendirdik.</strong></p>
<p>Pamuk ticaretinde ulaştıkları noktayı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Bugün Türkiye’de üretilen pamuğu başta Çin, Pakistan, Vietnam ve Endonezya olmak üzere dünyanın birçok ülkesine tüm lojistik süreçlerini de üstlenerek ulaştırıyoruz.</strong></p>
<p>Faaliyet alanlarını başka ürünlere de genişlettiklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Pamukla sınırlı kalmadık. Buğday, pirinç ve mısır gibi ürünlerin ticaretini de küresel ölçekte yapmaya devam ediyoruz.</strong></p>
<p>Üyesi oldukları uluslararası kuruluşlara vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>International Cotton Association (ICA) ve Better Cotton (BC) üyeliklerimizin yanı sıra GOTS ve Control Union denetim süreçlerinden geçerek organik pamuk ticareti yapabilen global bir oyuncu haline geldik.</strong></p>
<p>Gümülcine’den 12 yaşındayken ayrılıp ailesiyle birlikte Türkiye’ye yerleşen <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>2002 yılında Yunanistan-Türkiye arasında <strong>“pamuk köprüsü” </strong>kurdu…</p>
<p>Zamanla yüzde 40-50 payla Yunanistan’ın pamuk ihracatı lideri konumuna yükseldi…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2015 yılında Ata topraklarımıza yatırımla döndüm</span></h2>
<p>  <strong>DCT </strong>Trading Kurucusu <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>şirketlerinin faaliyetleri ile ilgili çerçeveyi şöyle çizdi:</p>
<p>-          <strong>DCT Trading olarak hiçbir zaman yalnızca ticaret yapan bir şirket olmayı hedeflemedik. En başından beri hedefimiz tarımı, ticareti, üretimi, teknolojiyi ve veriyi bir araya getiren daha büyük bir ekosistem kurmaktı.</strong></p>
<p>Bu hedef doğrultusunda 2015 yılında attıkları adıma döndü:</p>
<p>-          <strong>Bizim için hem ticari hem de manevi anlamı olan önemli bir adım attık. Ata topraklarımız Batı Trakya’da yatırım yapma kararı aldık. Bu kararı alırken, bize miras kalan sorumluluğu yerine getirerek bölge halkına katkı sunmayı amaçladık.</strong></p>
<p>Bölgenin tarımsal yapısını dikkate alarak kiraz üzerine odaklanan tesis kurma kararı aldıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu doğrultuda </strong>“YAKA IKE”<strong>yi hayata geçirdik. 2017 yılında faaliyete geçen tesisimiz, kalite kontrol süreçlerini başarıyla tamamlayarak Avrupa Birliği (AB) standartlarına uygunluk sertifikaları aldı.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Böylece bölgedeki üreticileri sertifikalı tarım sistemine dahil ettik ve işlediğimiz kirazları Avrupa’nın önde gelen zincir marketlerine ihraç etmeye başladık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">New York Pamuk Borsası’ndaki fiyatları 5 gün önce tahmin ediyor</span></h2>
<p><strong>DCT </strong>Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>2024 yılında pamuk ve emtia piyasalarındaki dijital dönüşümde öncü sayılacak bir adım attıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İzmir merkezli </strong>“Pulse Finansal Teknolojiler ve Danışmanlık A.Ş.”<strong>nın kurucu ortakları arasında yer aldık. Bu girişimle birlikte, toplulaştırılmış veri hizmeti, yapay zeka tabanlı analizler ve öngörü araçları sunan </strong>“Yatırımcı AI platformu”<strong>nu hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Bu adımları sürdürdüklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Aynı yıl New York Pamuk Borsası’nda pamuk fiyatlarını 5 gün önceden tahmin edebilen </strong>“Cotcast AI” <strong>ve ham petrol, altın, gümüş gibi emtiaların gelecekteki fiyatlarını yapay zeka ile analiz eden </strong>“TRK Technology” <strong>ile ortaklıklar kurarak, dijital dönüşüme katkıyı güçlendirdik.</strong></p>
<p><strong>“Pulse” </strong>ile ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz </strong>“Pulse”<strong>a yalnızca bir teknoloji şirketi olarak bakmıyoruz. Onu, finansal verinin doğru analiz edilmesiyle iş dünyasında daha akıllı karar alma süreçlerini mümkün kılan bir dönüşüm platformu olarak konumlandırıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Yatırımcı AI”</strong>ın <strong>“Pulse”</strong>un ilk ürünü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>4 bin kullanıcıya ulaştı. İlk yatırım turunu da tamamladık. Bu şirketimize 843 bin dolarlık yatırım aldık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2025 yılı hasılatı 2.7 milyar liraya ulaştı</span></h2>
<p> <strong>DCT </strong>Trading Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Levent Sadık Ahmet, </strong>31 Temmuz 2024’te hisselerinin Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında toplam varlıklarımız 1 milyar 845 milyon liraya, hasılatımız ise 2 milyar 709 milyon liraya ulaştı.</strong></p>
<p>Şirketin kârlılık durumu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında brüt kârımız 370.4 milyon liraya ulaştı. Brüt kârımız yüzde 14.9 artmış oldu. Faaliyet kârımız yüzde 6.6 artarak 177.9 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</strong></p>
<p>Şirketin 2025 yılını net zararla kapatmasını şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>Net zararın oluşmasında operasyonlardan kaynaklanmayan bazı finansal kalemler etkili oldu. Özellikle yatırım döneminde olmamız nedeniyle artan finansman giderleri, kur hareketlerinin yarattığı etkiler ve yeni yatırımların ilk aşamalarındaki maliyetler yansıdı.</strong></p>
<p>Hisselerinin halka arzının gerçekleştiği günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>DCT Trading hisselerine hem yurt içinden hem de yurt dışından önemli bir talep geldi. Halka arz sırasında taahhüt ettiğimiz yatırımların büyük bölümünü gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Halka arz sürecinde güçlenen sermaye yapımız ve yatırımcılarımızın bize duyduğu güven ile birlikte dönüşüm ve gelecek vizyonumuzu hayata geçirmeye dönük adımlarımızı hızlandırdık.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında ciromuzun yaklaşık yüzde 5’ini yatırımlara ayırmıştık. 2026’da bu oranı yüzde 10’a çıkarmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-bin-dolarla-yola-cikip-yunan-pamugu-lideri-oldu-turkiyeden-cine-pamuk-satiyor-79262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/2/1280x720/67-1778732146.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 bin dolarla yola çıkıp  Yunan pamuğu lideri oldu, Türkiye’den Çin’e pamuk satıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ab-pazarinda-sert-geriledi-79261</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim, AB pazarında sert geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de 2023’ten bu yana artan maliyetlere karşı kurun sabit kalması gibi nedenler ile rekabetçiliğin negatif etkilenmesi ile Avrupa Birliği’nin hazır giyim ve tekstil ithalatında Türkiye’nin payı gerilemeye devam etti. İHKİB Ar-Ge ve Projeler Şubesi tarafından hazırlanan “Avrupa Birliği Hazır Giyim ve Tekstil Pazarında Türkiye’nin Yeri” raporuna göre, Türkiye’nin AB hazır giyim ve konfeksiyon pazarındaki payı 2023 yılında yüzde 11,7 seviyesindeyken, 2025 sonunda yüzde 9,2’ye kadar düştü. Aynı dönemde Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Vietnam ve Kamboçya gibi rakip ülkeler ise pazar paylarını artırdı. Rapora göre AB’nin 2025 yılı hazır giyim ve konfeksiyon ithalatı yüzde 2,2 artışla 101,9 milyar euroya yükseldi. Çin 31,5 milyar euro ile ilk sıradaki yerini korurken, Bangladeş 19,8 milyar euro ile ikinci, Türkiye ise 9,4 milyar euro ile üçüncü büyük tedarikçi oldu. Ancak Türkiye’nin AB’ye hazır giyim ihracatı bir yılda yüzde 10,4 geriledi.</p>
<h2>İki yılda yüzde 21,6 geriledi </h2>
<p>Raporda Türkiye’nin AB hazır giyim ve konfeksiyon ürünleri pazar payının 2024’e göre yüzde 12,4, 2023’e göre ise yüzde 21,6 oranında düştüğü belirtildi. Türkiye’nin payı 2023’te yüzde 11,7 seviyesindeyken, 2024’te yüzde 10,5’e, 2025’te ise yüzde 9,2’ye indi.</p>
<p>İlk 10 tedarikçi ülke arasında Türkiye, Tunus, Fas, Myanmar ve kısmen Çin’in pazar payı gerilerken; Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Vietnam ve Kamboçya’nın paylarını artırması dikkat çekti. Raporda bu tablo “küresel tedarik zincirindeki rekabetin yeniden şekillendiği” şeklinde yorumlandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a054b5e575c3-1778731870.png" alt="" width="344" height="297" /></p>
<h2>Kamboçya, Pakistan hızlı yükseldi </h2>
<p>AB hazır giyim ithalatında en dikkat çekici yükselişlerden biri Kamboçya’da yaşandı. Ülkenin AB’ye hazır giyim ihracatı 2025 yılında yüzde 14,5 artarak 4,5 milyar euroya çıktı. Pakistan’ın ihracatı yüzde 8,9, Hindistan’ın yüzde 8,9, Vietnam’ın ise yüzde 9,9 yükseldi. Bangladeş de yüzde 6 büyüme kaydetti. Buna karşılık Türkiye’nin ihracatı yüzde 10,4 daraldı. Türkiye, miktar bazında da gerileme yaşadı. AB’ye yapılan hazır giyim ihracatı miktar olarak yüzde 12,2 düşüş gösterdi. Aynı dönemde Kamboçya’nın ihracat miktarı yüzde 25,3, Hindistan’ın yüzde 17, Pakistan’ın ise yüzde 10,3 arttı.</p>
<h2>Türkiye yüksek fiyatlı segmentte </h2>
<p>Raporda Türkiye’nin düşük maliyetli üreticilerden ayrışarak daha yüksek katma değerli segmentte konumlandığına da dikkat çekildi. Türkiye’nin AB hazır giyim pazarındaki birim fiyatı 2025 yılında kilogram başına 20,5 euro olarak gerçekleşti. Türkiye, Tunus ve Fas’ın ardından ilk 10 tedarikçi arasında en yüksek üçüncü birim fiyata sahip ülke oldu.</p>
<p>Hazır giyim ürünlerinde ise Türkiye’nin kilogram başına birim fiyatı 27 euroya yükseldi. Bu rakam Vietnam ile aynı seviyede gerçekleşirken, Tunus ve Fas daha yüksek fiyatlı ürün segmentinde yer aldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tekstil ve hammaddede AB'nin ikinci büyük tedarikçisi unvanını korudu</span></h2>
<p>Tekstil ve hammaddeleri tarafında Türkiye AB’nin ikinci büyük tedarikçisi konumunu korudu. AB’nin tekstil ithalatı 2025’te yüzde 4 gerileyerek 18,2 milyar euroya inerken, Türkiye’den yapılan ithalat yüzde 5,5 düşüşle 3,2 milyar euro oldu. Buna rağmen Türkiye’nin pazar payı yüzde 17,6 seviyesinde gerçekleşti. Tekstil tarafında Çin’in payı yüzde 33,5’e yükselirken, Japonya ve Vietnam pazar payını artıran ülkeler arasında yer aldı. Pakistan, Kore, İngiltere ve İsviçre’nin paylarında ise düşüş yaşandı. Türkiye’nin tekstildeki payı 2024’te yüzde 17,8’e kadar yükselmişti ancak 2025’te yeniden yüzde 17,6’ya geriledi. </p>
<p><strong>Vergisiz erişim rekabeti kızıştırdı </strong></p>
<p>Raporda AB’nin uyguladığı ticaret rejimlerinin rekabette belirleyici rol oynadığına da vurgu yapıldı. Türkiye, Gümrük Birliği sayesinde vergisiz erişim hakkına sahip olsa da Bangladeş ve Myanmar’ın “En Az Gelişmiş Ülke” statüsü kapsamında sıfır vergi avantajı ile ihracat yaptığı belirtildi. Pakistan’ın da GSP+ sistemi sayesinde vergisiz erişim elde ettiği kaydedildi. Buna karşılık Çin’in yüzde 12, Hindistan’ın ise yüzde 9,6 ila yüzde 12 arasında değişen gümrük vergileriyle karşı karşıya olduğu ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ab-pazarinda-sert-geriledi-79261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hazir-giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin AB pazarından aldığı pay 2024’e göre yüzde 12,4, 2023’e göre ise yüzde 21,6 oranında geriledi. Bu dönemde Bangladeş, Pakistan ve Kamboçya öne geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-bazinda-1-koyup-7-kazandiran-rekorunu-yenileyebilecek-mi-79287</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar bazında 1 koyup 7 kazandıran rekorunu yenileyebilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özellikle 1991’deki Körfez Savaşı döneminde, Türkiye’nin ABD’ye destek vermesi karşılığında ekonomik ve siyasi kazanç elde edeceği beklentisini anlatmak için kullanıldığı söylenen ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile özdeşleşen “Bir koyup, üç almak” sözü 2024’te değişti. Değiştiren de ağırlıklı olarak sanat filmleri, bağımsız sinema ve festival filmleri sunan, aynı zamanda film yapımcılığı ve dağıtımı da yapan dijital film platformu MUBİ’nin kurucusu Efe Çakarel idi. Dün başlayan ve 23 Mayısa kadar sürecek Cannes Film Festivali’ne katılacak en iddialı filmlerden dördünün gösterim hakkını satın aldığını gönderilen basın bülteninden öğrenince 2024 yılına geri döndüm.</p>
<p>Wall Street’te çalıştıktan kısa bir süre sonra 2007’de MUBİ’yi kuran Çakarel, yıldızı sönen Demi Moore’un bir aerobik programının yıldızı oyuncusu Elisabeth Sparkle'ı canlandırdığı ve Universal Pictures’ın son kısmında istediği değişiklikler yapılmadığı için dağıtmaktan vazgeçtiği “The Substance/Cevher” adlı korku filmini almak için Cannes’ten hemen önce 2024 mayıs başında 12 milyon dolar ödemişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a055f5836174-1778736984.png" alt="" width="576" height="328" />
<figcaption><strong>Basiretli ve öngörülü işadamı Çakarel dolar bazında neredeyse “1 koymuş, 7 almış” hem de Moore yeniden görünürlük kazanmıştı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Cannes’te “En İyi Senaryo Ödülü”nü alması ve Moore’un performansı filme dünya genelinde ilginin artmasına neden olmuştu. Film sonbaharda vizyona girmesinde sonraki ilk aylarda özellikle ABD ve Avrupa’da güçlü açılış yapıp New York Times’a göre yaklaşık 82 milyon dolar hasılat elde ederek dağıtımcı ortak Mubi'yi gerçek bir Hollywood oyuncusu haline getirmiş ve aynı zamanda Demi Moore'un kariyerinin de büyük bir geri dönüş yapmasını sağlamıştı. Moore’un bu filmle 2025 Ocak başında Goldan Globe (Altın Küre) Ödülü’nü alması işin tuzu biberi olmuştu. Yani basiretli ve öngörülü işadamı Çakarel dolar bazında neredeyse “1 koymuş, 7 almış” hem de Moore yeniden görünürlük kazanmıştı.</p>
<p>Bakalım bu kez ne olacak? Çakarel, rekorunu yenileyebilecek mi? Gösterim haklarını aldığı ve cannes’in hem ana yarışma hem de belirli bir bakış (un certain regard) bölümlerinde izleyiciyle buluşacak olan Coward, Hope, Miyazma Kampında Ergenlik Arzuları ve Ölüm ve Fatherland’ın performansını merakla bekliyoruz. Tabii Çakarel örneği iş dünyası için yeni yatırım alanlarının da her zaman var olduğunu göstermesi açısından da ilginç bir örnek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-bazinda-1-koyup-7-kazandiran-rekorunu-yenileyebilecek-mi-79287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar bazında 1 koyup 7 kazandıran rekorunu yenileyebilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-uretimde-kalici-hasar-luksumuz-yok-79278</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Üretimde kalıcı hasar lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) mayıs ayı olağan meclis toplantısı “Dünyadan ve Türkiye'den Ekonomik Görünüm, Sanayimizin ve Üretim Hayatımızın Rekabet Gücünü Koruyacak Öneriler” ana gündemi ile gerçekleşti. Meclisin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, zorlu bir dönemden geçildiğini söylerken, sanayicilere destek olmanın, sesine daha fazla kulak vermenin, sorunlarına çözüm üretmenin ülkenin yarınları adına çok önemli olduğunu dile getirdi. “Üç yıldır uygulanmakta olan istikrar programının bugün en çok zorladığı kesimin sanayi olduğu artık herkesin malumu” diyen Bahçıvan, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşın stagflasyonist etkiler yarattığını, savaş ile birlikte OVP hedeflerine dönük aşağı yönlü risklerin arttığını vurguladı. Sanayi sektörü için halihazırda zorlayıcı olan koşulların daha da ağırlaştığına işaret eden Bahçıvan, dış ve iç talepte eş zamanlı bir yavaşlamaya karşılık maliyet baskılarının çok hızlı bir biçimde arttığını, bunlara bağlı olarak da üretimin zayıfladığını ifade etti. İSO Türkiye İmalat PMI’ın nisanda Eylül 2024’ten sonraki en düşük değeri aldığını hatırlatan Bahçıvan, üretim göstergelerinin yanı sıra takipteki krediler gibi stres göstergelerini de önemsediklerini söyledi. “İmalat sanayi toplamında mevcut seviyeler tarihsel ortalamalara göre bakıldığında alarm verici olmayabilir” diyen Bahçıvan, “Ancak yaşanan yükseliş trendi, bu göstergelerin de yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Sektörel kırılımlarda özellikle kimi emek yoğun ihracatçı sektörlerimizde stres birikiminin yüksek düzeyde olduğunu da düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2>"Tahminlere dönük belirsizlikler yüksek" </h2>
<p>Enflasyonda da TCMB’nin yılsonu ara hedefine neredeyse yılın dördüncü ayında ulaşılmış olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, önümüzdeki süreçte enerji fiyatlarının seyrine ek olarak, savaşın ikincil etkilerinin de belirleyici olacağını, bu noktada özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışlarının seyrinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Savaşın etkilerini en belirgin görüldüğü bir diğer alanın da dış denge olduğunu aktaran Bahçıvan, “Savaşın büyüme, enflasyon ve cari denge başlıklarında Türkiye ekonomisini OVP hedeflerinden uzaklaştırdığını görüyoruz. Bu tahminlere dönük belirsizlikler hayli yüksek” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin savaşın başlamasıyla beraber çok hızlı harekete geçtiğini ve oldukça yerinde adımlar atıldığını dile getiren Bahçıvan, “Şimdi ise aynı başarıyı savaşın daha uzun vadeli etkileri başlığında göstermek durumundayız. Bunun başında ise sanayimizin rekabet gücünü korumak geliyor” ifadelerini kullandı. “Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor” diyen Bahçıvan, şöyle devam etti: “Ancak bu süreçte Türkiye’nin üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor. Nitekim, bölgesel gerilimlerin tedarik zincirlerini ve maliyetleri etkilediği bu dönemde, pandemi döneminde olduğu gibi Türkiye’nin bu coğrafyada üretimin güvenli limanı olma rolü daha da güçleniyor. Türkiye bu süreçten üretim, lojistik, enerji yolları, finans gibi birçok başlıkta küresel önemini artırarak çıkmak konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bu doğrultuda Türk sanayisinin üretim ve rekabet gücünü korumak ve artırmak; hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluktur.”</p>
<h2>"Savaşa yüksek enflasyonla yakalandık" </h2>
<p>Fiyat istikrarı ile üretimin korunmasının birbiriyle çelişen hedefler olarak kurgulanmaması gerektiğine işaret eden Bahçıvan, “İçinden geçtiğimiz konjonktür bunu bir zorunluluk olarak dayatıyor. Türkiye maalesef savaş şokuna çok yüksek enflasyon ve sıkı para politikası koşullarında yakalanmıştır. İç ve dış talebin eş anlı zayıfladığı, buna maliyet baskılarında muazzam artışların eşlik ettiği bir ortamda bir de aşırı zorlayıcı finansman koşullarının söz konusu olması, sanayimizde, üretim kapasitemizde kalıcı hasar riskini de beraberinde getiriyor. Dezenflasyon sürecinin başarısı için üretim ayağının da güçlendirilmesi gerektiği son derece net ve açıktır” diye konuştu.</p>
<p>Bu noktada artık ekonomi programının mevcut şartların getirdiği yeni ihtiyaçlarla birlikte ele alınması gerektiğini belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı: “Ortaya çıkan yeni koşullar; programın üretim hayatını destekleyecek tamamlayıcı adımlarla güçlendirilmesini artık kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu güncellemenin, üretim paydaşlarıyla istişare içinde ve sahadaki gerçeklik dikkate alınarak yapılacağına inanıyoruz. Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, üretim kapasitesini zayıflatmadan; verimlilik, teknoloji, finansman ve öngörülebilirlik başlıklarında sanayicinin desteklenmesinden geçmektedir.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Mevcut uygulamalarda yapılacak düzenlemelerle rahatlama sağlanabilir"</span></h2>
<p>İSO Başkanı Bahçıvan, sanayinin yeniden ivme kazanabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, maliyet baskılarının hafifletilmesi ve öngörülebilirliğin artırılması; teknolojik dönüşümü hızlandıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değerli üretimi teşvik edecek yapısal adımların gecikmeden devreye alınması gerektiğini söyledi. Sağlanacak yeni destek ve kredilerin çok önemli olmakta birlikte olumlu etkilerinin orta ve uzun vadede görülebileceğine vurgu yapan Bahçıvan, mevcut uygulamalarda yapılacak bazı düzenlemelerin de firmaların kısa vadeli işletme sermayesine olan ihtiyaçlarında önemli bir rahatlama sağlayacağını ifade etti. Bunlara örnek olarak reeskont kredilerinde uygulanan teminat mektubu sistematiğinin değiştirilmesi gerektiğini öneren Bahçıvan, faiz giderinin 12 aya yayılarak muhasebeleştirilmesi, DİR’de zaman zaman tıkanıklıklar yaşanması gibi sorunların yeniden ele alınarak çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Bahçıvan, “Üretim cephesinde yaşanan yavaşlama ile maliyet baskılarının eş zamanlı seyretmesi, ekonomi politikalarının sanayiyi, istihdamı ve ihracatı koruyan tamamlayıcı adımlarla desteklenmesini zorunlu kılmakta” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-uretimde-kalici-hasar-luksumuz-yok-79278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/erdal-bahcivan-1764172584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, ekonomi programının mevcut tabloda yeniden ele alınması gerektiğini vurgularken “Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi lüksü bulunmuyor. Bu süreçte üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor” diye konuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektor-tahvili-yabanciyi-cezbetti-79260</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektör tahvili yabancıyı cezbetti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaş özellikle yabancı yatırımcıların TL varlıklardan çıkış yapmasına yol açtı. Ateşkes ve müzakere ile yeniden giriş sinyalleri alınsa da özellikle devlet tahvillerinde yabancının yüklü satışı gerçekleşti. Bu dönemde özel sektör tahvillerinde ise önceki yıllara göre çok farklı bir seyir yaşandı. Merkez Bankası verilerine göre bu yıl özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının net girişi 972 milyon doları geçti ve bu tarihi en yüksek seviyeye işaret ediyor. Geçen yılın tamamına göre yüzde 148’e yaklaşan artış var. Uzmanlar özel sektör tahvillerine yönelik alım programları yürüten Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile Dünya Bankası’nın bu gerçekleşmede etkili olduğunu vurguladı.</p>
<h2>Tarihi seviyede net alım </h2>
<p>Merkez Bankası’nın yabancı yatırımcıların yurtiçi piyasada yaptıkları alımlara yönelik verileri ABD ve İsrail’in İran’a savaşıyla birlikte yılın başındaki seyrini değiştirdiğini ortaya koyarken bu durumdan etkilenmeyen bir TL varlık dikkat çekti. Verilere göre yurtiçinde ihraç edilen özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının bu yıl başından bu yana ilgisi sürüyor. Öyle ki ocak sonunda üst üste iki hafta 363.55 milyon dolar ve 555.12 milyon dolarlık net alım yapan yabancı yatırımcının özel sektör tahvillerinde 27 şubat haftasında da 454.5 milyon doları bulan giriş gerçekleştirdiğini gösteriyor. Nisan sonu ve mayıs başında 400 milyon dolara yaklaşan net satışa rağmen bu yıl yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerine net girişi 972.03 milyon dolar ile daha önceki yıllarda görülmemiş bir seviyeye yükseldi. Yabancı yatırımcılar özel sektör tahvillerine geçen yılın tamamında 392.32 milyon dolar, 2024 yılının tamamında ise 333.11 milyon dolar net giriş yapmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0549a91ecf8-1778731433.png" alt="" width="373" height="460" /></p>
<h2>Devlet tahvillerinde net satış </h2>
<p>Yine Merkez Bankası verileri yabancı yatırımcıların hisse senetlerinde bu yıl net alımının geçen yılın tamamına göre yüzde 1,76 kayıpla 2 milyar 227,8 milyon dolar iken, devlet tahvillerinde geçen yılın tamamına göre yüzde 150 düşüşle 1 milyar 426,3 milyon dolar net çıkışı bulunuyor. Devlet tahvillerinden bu kadar kaçış yaşanırken özel sektör tahvillerine giriş olması piyasa uzmanlarınca da ilginç bulunuyor. Daha güvenli ve yüksek kredibiliteye sahip devlet tahvillerinde çıkış yaşanırken özel sektör tahvillerine yabancı yatırımcının net girişinin rekor kırmasına yönelik uzmanlar EBRD ve Dünya Bankası gibi kurumların şirketlere destek için yaptıkları alımların etkili olduğu yorumunu yaptı.</p>
<p>Öte yandan özel sektörün yurtiçi tahvil ihraçları da bu yıl oldukça hızlı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) verilerine göre henüz daha mayısın başı olmasına karşılık geçen yılın ilk 5 ayındaki ihraçlar oldukça aşıldı. Verilere göre geçen yılın ilk 5 ayında 370 milyar liralık yurtiçinde sermaye aracı ihracı yapılırken bu yıl daha mayıs başında bu rakam 577.5 milyar liraya yükseldi. Bu geçen yılın ilk 5 ayına göre yüzde 56 artışa işaret ediyor.</p>
<h2>Borçlanma aracı ihracı %45,8 </h2>
<p>SPK verilerine göre geçen yılın ilk 5 ayında özel sektörün yurtiçi borçlanma araçları ihracı 228.7 milyar lira iken bu yıl yüzde 45,83 artışla 333.5 milyar liraya yükseldi. Kira sertifikası ihraçları da geçen yılkı 113.6 milyar liranın yüzde 51,2 üzerinde 171.7 milyar liraya çıkarken diğer sermaye piyasası araçları ihraçları ise geçen yılın ilk beş ayına göre yüzde 160,4 artışla 72.2 milyar liraya çıktı. Bu artışlarda hem Orta Doğu’daki savaşın etkisi hem de yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon verisi sonrası sıkı para politikasının sürdürülmesinin etkisi de bulunuyor. Yurtiçinde bankacılık sektöründe finansman maliyetinin yüksek olması özel sektörü tahvil ihraçlarına yönlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektor-tahvili-yabanciyi-cezbetti-79260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı bu yıl jeopolitik gerilimler ve dezenflasyon programındaki yavaşlama nedeniyle devlet tahvillerine temkinli yaklaşsa da özel sektör tahvillerinde rekor kırdı. Yabancının 2025’te 392 milyon dolar net giriş yaptığı özel sektör tahvillerine bu yıl girişi 1 milyar dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rahat-yuzu-yok-omur-torpusu-79285</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Rahat yüzü yok, ömür törpüsü…&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özal, sanayicileri ve fabrikatörleri dış pazara açılmaya teşvik ederken, gayrimenkul gibi atıl duran varlıkların satışından elde edilecek paranın üretim ve yatırıma dönüşmesini savunmuştu. </strong></p>
<p>Bir sanayici temsilcisi ile sohbet ediyoruz. Küçüklü büyüklü binlerce kuruluşu temsil ediyor. Tadı tuzu yok, morali bozuk.</p>
<p>İşin özü; yılların geçtiğini ancak şu ‘yapısal’ denilenlerin bir türlü yapılmadığını, yapılamadığını anlatıyor. Kimi zaman işler yolunda olsa da, tekrar tekrar başa dönüldüğünü, fazlasıyla farklı sorunlarla, fazlasıyla kendini tekrarlayan sorunlarla uğraştıklarını söylüyor. Yapısal reformlar yapıldığında daha az devrevi sıkıntılarla karşılaşacağını, emeklerin boşa gitmeyeceğini düşünüyor.</p>
<p>Aslında nelerin yapılması gerektiğinin herkes tarafından bilindiğini, ancak köklü dönüşüm yaratacak alanlara girilmediğini, günü kurtaracak işler yapıldığını, sadece borçla günün kurtarıldığını, borçla gelecek yaratmaya çalışıldığını, sıkıntılar bir süre giderilmiş olsa bile sonra mutlaka mevcut ekonomik sıkıntıları büyütecek bir etkenin devreye girdiğini, tüm olumsuzlukların bir kez daha yaşandığını, aynı mücadelelerin bir kez daha yapılmak zorunda kalındığını, değişen bir şeyin olmadığını anlatıyor.</p>
<p>Zaten üretmenin zor bir iş olduğundan söz ediyor. Yatırımdır, üretimdir, finansmandır, kurdur, enflasyondur, elemandır, ihracattır, teknolojidir, rekabettir. Her biri ile başa çıkmanın güçlüğünü dile getiriyor. Ayakları uzatma şansı olmadığını söylüyor.</p>
<p>“Rahat yüzü yok, ömür törpüsü’ diyor.</p>
<p>Biz AB ile rekabeti konuşacaktık. Orada başka bir dünya kuruluyor. Karbon vergisidir, sanayinin hızlanmasıdır, hepsinden önce fuarlara gitmek için gereken vizedir… Ama konuşamıyoruz.</p>
<p>Sadece AB değil, Çin’i de konuşacaktık. Çin’e karşı ne zaman, nasıl önlem alacaktık, nasıl ayakta kalacaktık? Olmadı, bunları da konuşamadık.</p>
<p>Şimdi de sanayici olarak savaşa yakalandıklarından söz ediyor. 28 Şubat öncesi sorunların zaten az olmadığını, ancak bu tarihten sonra savaş ve petrol fiyatlarındaki sıçramanın yarattığı şok, ateşkese rağmen henüz taşların yerine oturmamış olması, ihracat pazarlarının kaybedilmesi, sigorta sorunları, kredi sorunları, enflasyon, maliyetler, bozulan beklentiler…</p>
<p>Böylesi bir süreçte ‘yapısallar’ı tekrar tekrar hatırlatıyor. ‘Dış şoklara ne kadar dayanıklı olduğumuz’ fondan ses veriyor olsa da, her şeyin kontrol altında olduğu dile getiriliyor olsa da sanayiciye yetmiyor.</p>
<p>İşi bilançoları izlemek olanlar bu yakıcılığı daha bir görebiliyorlar. Hatta ortamı fazla sessiz olarak gördüklerini dile getirerek ürküntülerini anlatıyorlar. “Böyle gitmez” diyenler, ‘paranın takip edilmesi halinde’ sıkıntı yaşayan sektörlere, kuruluşlara yönelik bir şeyler yapılmadığını vurguluyorlar.</p>
<p>Taraflar birbirini niye anlamıyor? “Durum değişti, şunları şunları yapmak gerekli.” diyen reel sektör temsilcileri niçin seslerini duyuramıyorlar?</p>
<p>Toplantılarda karşılıklı oturup kendi pozisyonlarını anlatmalarına karşın kimse elini kaldırmıyor. “Taraflar birbirini anlamıyor mu?” diye sorduğumda farklı bir yanıt alıyorum.</p>
<p>Kendilerine Özal’ınkine benzer bir tavsiyenin verildiğini anlatıyor.</p>
<p>8. Cumhurbaşkanı ve eski Başbakan Turgut Özal, 1980'li yılların ortalarında Türkiye'nin ekonomik dönüşüm süreci ve döviz ihtiyacı çerçevesinde, yalı ve villa sahibi iş adamlarına "Yalılarınızı, villalarınızı satın, sermayeye ilave edin" şeklinde tavsiyelerde bulunmuştu.</p>
<p>Sanayicileri ve fabrikatörleri dış pazara açılmaya teşvik ederken, gayrimenkul gibi atıl duran varlıkların satışından elde edilecek paranın üretim ve yatırıma dönüşmesini savunmuştu.</p>
<p>O dönemde, Türkiye'nin ihracatını artırma ve döviz krizleriyle mücadele etme hedefi kapsamında, sermayenin daha verimli kullanılması da bir başka amaçtı..</p>
<p>Bugünkü tavsiye pek öyle değil. Bugünkü tavsiye daha çok “Geçmişte çok iyi koşullarda elinize geçen para ile bugünkü ihtiyaçları karşılayın türünden bir tavsiye.</p>
<p>Peki bugün hangi varlıkların sermayeye katılmasından söz ediliyor? Mesela Covid dönemi Nefes Kredisi kullanımından.</p>
<p>2020’de yüzde 7,5 faizle kredi kullanımı imkanı sağlanmıştı. Demek ki bu kredi ile bazı mallar alınıldığı, bugün bu malların satılması yoluyla finansmana erişim sorununun çözülmesi gerektiği vurgulanmak isteniyor.</p>
<p>Bu kredi 2020 öncesinde de 5-6 kez kullanılmıştı. O zamanlar yüzde 9,90 ya da yüzde 12 civarlarında faizler uygulanmıştı. 2025 sonunda da tekrar eden bu kredinin faizi yüzde 32 olmuştu.</p>
<p>“Benim yazlığım yok, yatım da yok” diyor, sohbet ettiğim sanayici. “Aslanda çalışmaktan vaktim de yok”</p>
<p>Nefes kredisi ile yazlık ve yat alındığını düşünerek bu hesabı yapanların pek de doğruya ulaşamadıklarını anlatıyor. Daha sonra kaç fabrikası olduğunu anlatmaya devam ederken Covid’den bu yana çalışan sayısının yarı yarıya düştüğünden söz ediyor. O da ben de bu coğrafyada sürpriz sorunların bitmeyeceğini yaşayarak öğrendik. Biliyoruz ki bugün savaş bitse yarın başka bir şey çıkacak. Hop faizler bir yana, borsa bir yana hop döviz bir yana, enflasyon bir yana, savrulup gidecek. O nedenle sohbet yine tatsız tutsuz; “Rahat yüzü yok, ömür törpüsü’ diyerek bitiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rahat-yuzu-yok-omur-torpusu-79285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Rahat yüzü yok, ömür törpüsü…&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-avrupa-malina-ulusal-muamele-zorunlulugu-baslayacak-79284</guid>
            <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Artık Avrupa malına ‘ulusal muamele’ zorunluluğu başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Made in Europe’ta geriye sayım bitiyor. Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyerleri oluşturuldu.</p>
<p>‘Kamu istişare süreci’nin tamamlanması ve olası değişiklikleri de içerecek şekilde Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin taslağı kabul etmesinin ardından, yasa AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecek. Bu süreç Türkiye’nin pozisyon belgesinde yer alan çekince ve beklentilerinin ne kadarının karşılanacağını da ortaya koyacak. Bu süreçte görünen ilk ve büyük etki artık Avrupa malına ‘ulusal muamele’ zorunluluğunun kaçınılmaz olarak uygulanacak olması olacak. Bu yönüyle Made in Europe uygulaması, yerli malı uygulaması avantajlarını ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacak. Taslaktaki şekliyle Türkiye’de üretilen mallar Made in Europe kapsamında olacak. Ayrıca yasalaşma sürecinde Made in Europe kapsamının daraltılması tehlikesi gündemdedir. Türkiye’de üretilen ürünleri de içeren Made in Europe tanımında herhangi bir daraltmaya gidilip gidilmeyeceği de netleşmiş olacak.</p>
<p><strong>ÜRETİMİN AVRUPA’YA KAYMA TEHLİKESİ</strong></p>
<p>Buna karşın Sanayi Hızlandırma Yasasının yürürlüğe girmesi sonrasında Avrupa malları ‘yerli’ olarak kabul edilerek, yerli mallar ile aynı haklara sahip olacak. İthal ve yerli mallar arasında fark yaratan uygulamalar yapılamayacak. AB’de imalat sanayinin etkinliğinin artırılmasını isteyen ülkelerin baskıları ve yasanın amacı çerçevesinde uygulanacak teşvikler, sübvansiyonlar ve finansman destekleri nedeniyle üretimin Avrupa’ya kayma tehlikesi her zamankinden daha fazla gündemde olacak.</p>
<p>Bu tarihten sonra AB Komisyonu’nun ayrımcı uygulamalara gidebilecek ülkeleri Made in Europe kapsamından dışarı çıkarma yetkisine sahip olması büyük bir baskı unsuru olarak devrede olacak. Bu durum Gümrük Birliği’ne rağmen AB içinde üretim yapanlara daha fazla rekabet avantajı sağlayacak. Üretimin AB içine yönelmesi Gümrük Birliği ile sağlanan avantajların da budanması anlamına gelecek. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ihtiyacının dışında AB ve Türkiye arasındaki ekonomik entegrasyonu önleyecek bu gelişmeler güncellemeye farklı bir içerik kazandıracak.</p>
<p><strong>AB ÜRÜNLERİNE ULUSAL MUAMELE:</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nden (AB) ithal edilen ürünlerin, Türkiye (veya herhangi bir ülke) pazarına girdikten sonra, yerli üretim mallarla tamamen aynı muameleye tabi tutulması anlamına geliyor. Bu ilke, ithal mal ile yerli mal arasında vergilendirme, yasal düzenlemeler, satış, dağıtım ve kullanım açısından ayrımcılık yapılmamasını şart koşuyor. Bu ilke gereğince;</p>
<p>- <strong>Ayrımcılık Yasağı:</strong> AB ürünü, yerli üründen daha yüksek vergiye (KDV, ÖTV vb.), daha sıkı teknik düzenlemelere veya daha zor satış şartlarına tabi tutulmaması gerekiyor.</p>
<p>- <strong>Pazara Giriş Sonrası</strong>: Bu kural, ürün gümrükten geçip “pazara girdikten” sonra başlıyor. <br />Gümrük vergisi muafiyeti ile karıştırılmaması gereken ulusal muamele, gümrük vergisi dışında kalan iç uygulamaları kapsıyor.</p>
<p>- <strong>Gümrük Birliği İlişkisi:</strong> Türkiye-AB Gümrük Birliği kapsamında, AB’den gelen sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri yerli ürün gibi işlem görmesi gerekiyor. Örneğin eğer yerli bir beyaz eşya ürünü için yüzde 20 KDV uygulanıyorsa, Almanya’dan ithal edilen bir beyaz eşyaya da aynı oranda KDV uygulanıyor ve daha yüksek vergi uygulanamıyor. Kısacası ulusal muamele, ithal ürünlere “yabancı” muamelesi yapmayıp, “yerli” gibi davranma prensibi anlamına geliyor.</p>
<p><strong>KOMİSYON ‘AYRIMCI’ ÜLKEYİ KAPSAMDAN ÇIKARABİLİR</strong></p>
<p>Tasarıya göre uygulanması planlanan “Made in EU” kriteri AB’nin ‘yakın’ ortaklarını da kapsayacak. Bu tanıma AB ile serbest ticaret anlaşması olan veya Türkiye örneğinde olduğu gibi gümrük birliği olan ülkeler dâhil edilebilecek. AB’nin serbest ticaret alanı veya gümrük birliği tesis eden bir anlaşma imzaladığı ya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olan ortaklardan gelen içerikler, ilgili anlaşma kapsamındaki Birlik yükümlülükleri çerçevesinde Birlik menşeli sayılacak. Buna göre Türkiye’deki ürünlerin de bu tanıma dâhil olması mümkün olacak. Bununla birlikte, Komisyon AB’de üretilen ürünlere ulusal muamele yapmayan yani ayrımcılık uygulayan bir ülkeyi bu tanım kapsamından çıkarabilecek. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de üretilen ürünlerin “Made in EU” kapsamına girmesinde gümrük birliği ilişkisi belirleyici olacak. Ancak AB ürünlerine de ulusal muamele esası yapılması zorunlu olacak. Komisyon bu zorunluluğa uymayan ülkeyi kapsamdan çıkarabilecek.</p>
<p><strong>DIŞ TİCARET BAKANLIĞI: YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ</strong></p>
<p>“Made in EU” yaklaşımına ilişkin politika ve düzenlemeler, ülkemiz dış ticareti ve sanayiine olası etkileri dikkate alınarak Bakanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Bu çerçevede, otomotiv, çelik, çimento, alüminyum ve net sıfır sanayi gibi sektörleri kapsayan düzenlemeye ilişkin ülkemiz çekinceleri diplomatik temaslarda dile getirilmeye devam edilmekte olup ilgili alanlarda temasların sürdürülmesi öngörülmektedir. Bakanlığı’mıza göre; bu kapsamda, mevzuatın Gümrük Birliğinin işleyişine halel getirmemesi ve ülkemiz menşeli ürünlerin herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mevzuat kapsamı tüm ürün ve uygulamalarda Birlik menşei ile eşdeğer kabul edilmesine yönelik ülkemiz pozisyon belgesinin Avrupa Komisyonu ile paylaşılması öngörülmektedir.</p>
<p><strong>ULUSAL MUAMELE İLE UYUMLU OLMADIĞI DÜŞÜNÜLEN UYGULAMALAR</strong></p>
<p>AB, Türkiye’de kamu alımları piyasasının 75 milyar dolar civarında bir büyüklüğe sahip olduğu, bunun ancak 30 milyar dolarının rekabete açık bir şekilde ihale edildiği görüşünde. Bu nedenle kamu alımlarına ilişkin yasal çerçeve AB müktesebatıyla yeterince uyumlu değil. Mallar yurt içinde üretilmiyorsa ihale makamlarının telafi edici önlem talep etmesine imkân veren zorunlu yerli fiyat avantajı halen uygulamada. Bu kapsamda kamu ihalelerinde yerli firmalara yönelik yüzde 15’lik fiyat avantajı tanınması ‘ayrımcılık’ olarak değerlendiriliyor ve kaldırılması isteniyor. AB’nin kamu ihalelerinde ‘kaldırın’ mesajı verdiği uygulamalar arasında savunma sanayinin teknoloji transferinde kullandığı offset uygulamaları da yer alıyor. Kamu-özel sektör ortaklıkları yoluyla gerçekleştirilen büyük altyapı projeleri sıklıkla kamu alımları kurallarından muaf tutuluyor. AB müktesebatıyla uyumlu olmayan istisnalar artmaya devam ederken, kamu alımları kurallarının kapsamı daraltılıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının belirli mal ve hizmetleri Devlet Malzeme Ofisinden almasını zorunlu kılan mevzuat istisna kapsamını daha fazla genişletmesine imkân tanıyor. Bu sektöre özgü kanunlar şeff afl ığı kısıtlamaya devam ediyor. Örneğin kamu-özel sektör ortaklığı faaliyetlerinin koordinasyonunu, gözetimini ve izlenmesini kapsayan tek bir yasal çerçeve henüz yok. Türkiye’nin Orta Vadeli Ekonomik Programı (2025-2027) ve Kalkınma Planı (2024-2028), kamu alımları yoluyla yerli üretimi ve teknoloji transferini teşvik etmeyi, yerli ürünlere yönelerek dış ticaret açığını azaltmayı amaçlıyor. Bu da sorunu büyütüyor. Kamu İhale Kurumu (KİK) bünyesindeki Kamu İhale Kurulunun işlevsel bağımsızlığının sağlanması için kurumsal çerçevenin halen daha fazla güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Taslakta, AB tarafından mevzuat hedeflerine ulaşılması amacıyla 4 politika alanı belirlendi</strong></span></p>
<p>1. Enerji yoğun sanayilerin karbonsuzlaşma projeleri de dahil olmak üzere, sanayi üretim projelerine ilişkin izin süreçlerinin hızlandırılması,<br />2. Stratejik sektörlerde belirli ürünler için, kamu alımları ve kamu destek programları kapsamında Birlik menşei şartları, düşük karbon kriterleri veya her ikisinin birlikte uygulanması yoluyla öncü pazar oluşturulması,<br />3. Stratejik sektörlerde doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin koşullar belirlenmesi,<br />4. Sanayi üretim hızlandırma alanlarının belirlenmesi</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sanayi hızlandırma yasası’ndan beklentiler…</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında “Birlik ile eşdeğer menşe” statüsünün tüm sektör ve uygulamalarda açık bir şekilde tanımlanarak bu sayede Türkiye’nin, AB’nin sanayi politikasına entegrasyonu ve ticaret hacminin korunması sağlanmalı.<br />Türkiye, bu düzenlemeyle AB iç pazarının ayrılmaz bir parçası olarak görülerek, tedarik zincirlerinde “Avrupalı üretici” statüsü kazanacaktır. Böylelikle Türk mallarının AB kamu alımları ve yeşil dönüşüm projelerinde avantaj elde etmesi sağlanmalı.</p>
<p>SKDM kapsamındaki demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik, hidrojen 1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM tam olarak yürürlüğe girdi ve ithalatçılar ürünlerin gömülü karbon emisyonları için mali sorumluluk üstlenmeye başladı. Düşük karbon kriterlerine uyum sürecinde firmalara yönelik kademeli geçiş süreleri tanınması ve finansman/ teknik destek mekanizmalarının geliştirilmesine imkan sağlanması.</p>
<p>Kamu alımları ve destek mekanizmalarında üçüncü ülkelere yönelik düzenlemelerde karşılıklılık ilkesinin gözetilmesi, Türkiye’nin ticaret politikalarında temel bir koruma ve teşvik mekanizması olarak geliştirilmeli.</p>
<p>Dolaylı emisyonların karbon yoğunluğu hesaplamalarına dâhil edilmesi yöntemi enerji yoğun sektörlerde önemli maliyet etkileri yaratacak. Bu yöntem karbon kaçağı riskini artıracak. Bu nedenle yöntemin rekabet eşitliği ve sektörel etkiler dikkate alınarak yeniden ele alınması gerekli.</p>
<p>Ülke bazlı elektrik emisyon faktörleri, enerji üretim kompozisyonundaki (kömür, doğalgaz, yenilenebilir) farklılıklar nedeniyle büyük değişkenlik gösteriyor. Bu durum karbon fiyatlama mekanizmalarında adaletsizliklere yol açabiliyor. Bu nedenle düzeltme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Avrupa Birliği düzenlemeleri kapsamında yeşil, dijital dönüşüm ve rekabetçilik odaklı, kamu ihaleleri ile fon ve destek mekanizmalarına Türk firmalarının etkin erişiminin sağlanması için mekanizmalar geliştirilmesi gerekli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-avrupa-malina-ulusal-muamele-zorunlulugu-baslayacak-79284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/4/1280x720/avrupa-ab-1778736354.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde, sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyeri oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akisina-birakmak-79254</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akışına bırakmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Wu Wei, "eylemsizlik", "çabasız eylem" veya "akışına bırakmak" anlamına gelen temel bir Taoizm felsefesidir. Lao Tzu'nun Tao Te Ching eserine dayanan bu öğreti, hayatın doğal akışına direnmeden, zorlamadan ve ego kaynaklı hırslardan arınarak, evrenin işleyişi (Tao) ile uyum içinde yaşamayı savunur. Bu pasiflik değil, doğru zamanda doğru eylemi zahmetsizce yapmak olarak bilinir.</p>
<p>Uzun süre boyunca, iyi iş yapmanın ve başarılı olmanın neredeyse her şeyi bilmek ve kesintisiz odaklanmak anlamına geldiğini düşündüm. Yakından izlemek, hızlı tepki vermek, herkesten önce davranmak... İşle ilgili olmadığım zaman, işlem veya aktif yatırım yapmadığım zaman geride kaldığımı vaktimi boşa harcadığımı hissediyordum. Bu yüzden işlemleri “zorladığım” zamanlar oldu ama aslında altta aynı şey oluyordu. Fırsatı beklemek yerine yaratmaya çalışıyordum. Zorla işlem yapmak gerçek zamanlı olarak nadiren açıkça belli olur. İşte bu yüzden tehlikeli olabilir. Genellikle davranışlarda küçük değişiklikler olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Standartlarınızı biraz düşürmek, koşullar uygun olduğu için değil, başkaları yaptığı için o işlemi yapmak... İşlem neredeyse mantıklı ama sadece neredeyse. Garip olan şu ki, zorlama işlemler genellikle alışkanlığı pekiştirmek için yeterince işe yarıyor. Bir hareket yakalıyorsunuz. Biraz para kazanıyorsunuz. İçgüdülerinizin doğru olduğuna kendinizi ikna ediyorsunuz ancak analiziniz kötüleştiği için değil, sabır kaybolduğu için zamanla kararların kalitesi bozuluyor.</p>
<p>Sonuçları değiştiren şey genelde sihirli bir formül veya her dediği doğru çıktığını iddia eden “gurular” bulmak değil. Bu basit görünüyor ancak bu farkındalık neredeyse her şeyi değiştirir.</p>
<p>Nisan ayında, VIX aylardır ilk kez 20 günlük ortalamanın altında kapanış yapmıştı. Orada kaldı, aşağı doğru devam etti ve geriye dönüp bakıldığında, piyasanın büyük bir yükselişe geçmek üzere olduğuna dair önemli bir sinyaldi.</p>
<p>Geçen hafta, piyasanın "her an her şey olabilir" modunda olduğunu  yani yeterince yatırımcıların geri çekilmeyi beklediğini  ve sonunda psikolojinin "her an her şey olabilir"den "aman fırsat kaçmasın”a geçişini izlememiz gerektiğini yazmıştık. Sanırım son bir iki günde bu geçişe başlamış olabiliriz. Bu önemli çünkü  aşırı bir özgüvenin ne kadar arttığı ve VIX'in ne kadar net bir şekilde sıkıştığı göz önüne alındığında, bunun yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. VXN, VVIX başını kaldırmaya başlarken VIX 20 günlük ortalamayı geri kazanırken, bono faizleri, DXY ve petrol ise sessizce yükselişe geçti.</p>
<p>Mart düşüşü sırasında en önemli kırmızı bayraklardan biri, VIX yapısının ne kadar dalgalı hale geldiğiydi. Güçlü volatilite genişlemeleri genellikle daha temiz tabanlardan gelir, dağınık dalgalanmalardan değil. Mevcut hareket farklı görünmeye başlıyor.</p>
<p>Bu birkaç ay önce gördüğümüz piyasa ritmine geri dönüyor olabileceğimiz de aklıma geliyor:</p>
<p>-Tarife/TACO haberleri etrafındaki hafta başı iyimserliği</p>
<p>-Hafta sonuna doğru korku ve satış baskısı.</p>
<p>Piyasalar için hala mart ayı sonundan mayıs ayı sonuna kadar çizdiğimiz üç aşamalı oyun planının arkasındayız. İçinde olduğumuzu düşündüğümüz aşama ise hala birinci aşama yani piyasaların yükseldiği aşama diyebiliriz amaikinci aşamanın yakın olduğunu düşünüyoruz. Bunun da  mayıs ayı içinde gerçekleşmesini beklemeye devam ediyoruz..</p>
<p>İkinci aşamanın nispeten sert ve keskin olacağını ve yüksek volatiliteye sahne olacağını öngörüyoruz ve mayıs sonu gibi bu düşüşün yaratacağı alım fırsatı ile üçüncü aşamanın geleceğini düşünmeye devam ediyoruz. Özellikle piyasanın gamma yapısı nedeniyle Vix’teki artışın 20 Mayıs’taki Nvidia sonuçlarından sonra oluşma ihtimali var.</p>
<p>1990’ların sonlarındaymış gibi hissetmeye devam ediyoruz. Sermaye harcamalarındaki patlama, geç dönem kazanç patlamasına yol açıyor ve ani bir yükseliş rallisi için net bir anlatı oluşturuyor.</p>
<p>1990'ların sonlarındaki Boğa Piyasası; trend hızlanması, artan volatilite, keskin ve hızlı taktiksel rotasyonlar/düşüşler, kazananlar ve kaybedenler arasında son derece yüksek dağılım ile benzersiz bir dönemdi. Ben de o dönem New York’ta master yaptığım için o psikoloji DNA’ma işlendi.</p>
<p>Bizce şu an ekim - kasım 1999'daki durumumuza yakın bir yerdeyiz. O zaman S&amp;P marjinal bir yeni zirve yaptı, ardından yüzde 10 civarında düzeltme yaşadı. Sonrasında ise zig zaglı yükselişine Mart 2000’e kadar devam etti.</p>
<p>Eski okurlarımızın da iyi bildiği gibi bu benzerliği bir yıldan fazla süredir takip ediyoruz.</p>
<p>Kahraman olmaya çalışmaya gerek yok ancak mayıs sonu haziran başı için biraz nakit biriktirmek ve sadece en iyi fırsatlarda işlem yapmak gerçekten bu dönem kritik olabilir.</p>
<p>Çekirdek stratejik bir portföyünüz olsun ama riskinizi yönetmek konusunda taktiksel de düşünün. Özellikle piyasa potansiyel taktiksel ikinci aşamaya doğru ilerlerse, önümüzdeki birkaç hafta içinde nakit artırmayı düşünün. Piyasanın asıl görevinin duygusal alım satımı tetiklemek olduğunu unutmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akisina-birakmak-79254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akışına bırakmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mayista-cari-dengede-gecici-bozulma-bekliyoruz-79248</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Nisanda cari açıkta gerileme, mayısta geçici bozulma bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mart ayı ödemeler dengesi verileriyle ilgili açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında mart ayında yıllıklandırılmış cari açığın 39,7 milyar dolar gerçekleştiğini belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Nisan ayında dış ticaret dengesindeki iyileşmeyle birlikte yıllık cari açığın belirgin şekilde gerilemesini öngörüyoruz. Mayıs ayında ise uzun bayram tatilinin etkisiyle cari dengede geçici bozulma bekliyoruz. Diğer taraftan savaşın turizm gelirleri üzerindeki etkilerinin sınırlı kaldığını görüyoruz.</p>
<p>Bu yıl enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki yüksek seyir nedeniyle cari açık artacak. Uyguladığımız programla sağladığımız kazanımlar ve güçlenen makroekonomik temeller sayesinde bu artışın yönetilebilir seviyelerde kalacağını ve geçici olacağını değerlendiriyoruz.</p>
<p>Marttaki 1 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım girişi ile yıllıklandırılmış giriş 12,6 milyar dolar oldu. Ülkemizin risk primi CDS savaş öncesi döneme yaklaşırken borç çevirme oranlarındaki yüksek seyir devam ediyor. Meclis’te görüşülen Yatırım Teşvik Paketi’nin finansman yapısını desteklemesini bekliyoruz. </p>
<p>Enerjide dışa bağımlılığı azaltan, katma değerli üretimi ve yeşil dönüşümü destekleyen politikalarımızı sürdürüyoruz."</p>
<p> </p>
<p>[post-79217]</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mayista-cari-dengede-gecici-bozulma-bekliyoruz-79248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Nisan ayında dış ticaret dengesindeki iyileşmeyle birlikte yıllık cari açığın belirgin şekilde gerilemesini öngörüyoruz. Mayıs ayında ise uzun bayram tatilinin etkisiyle cari dengede geçici bozulma bekliyoruz. Diğer taraftan savaşın turizm gelirleri üzerindeki etkilerinin sınırlı kaldığını görüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teb-baskani-demirci-bize-internetten-ilac-satisi-duzenlenecegi-soylendi-79247</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEB Başkanı Demirci: Bize internetten ilaç satışı düzenleneceği söylendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Mehmet İrfan Demirci, merkez heyeti üyeleriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, eczacıların birinci basamak sağlık hizmetlerinde daha etkin rol alması yönündeki taleplerini tekrarladı. 14 Mayıs Eczacılık Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında soruları yanıtlayan Demirci, TBMM’ye takviye edici gıdaların internetten satış imkanına yönelik kanun teklifinin hatırlatılması üzerine, Sağlık Bakanlığı ile temaslarında sadece takviye edici gıdaların değil, ilaçların da internetten satışına yönelik hazırlık içinde olunduğu bilgisinin sözlü olarak verildiğini kaydetti. </p>
<p>“Bu konuda TEB’in tutumu net. Ne ilaçların, ne de takviye edici gıdaların internetten satışına karşıyız” diyen İrfan Demirci, başta sahte ilaç olmak üzere çok ciddi bir sorunlar zincirinin doğabileceğini vurguladı. Türkiye’deki eczacılık ağının nöbet tutma dahil halkın erişimi konusunda sorunsuz çalıştığını belirten Demirci, “İnsan sağlığını ilgilendiren her ürün eczanelerde, eczacılar tarafından sunulmasını istiyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Eczacılar birinci basamakta görev almakta ısrarlı</strong></p>
<p>Türkiye’deki sağlık hizmetlerinde eczanelerin birinci aşılama dahil basamaktaki yetkilerinin genişletilmesinin sağlık sisteminde verimi artıracağını, benzer yetkilerin gelişmiş ülkelerde verildiğini ve yararının görüldüğünü belirten Mehmet İrfan Demirci, daha önce gündeme getirdikleri bu önerilerini yazılı olarak da Sağlık Bakanlığı’na ilettiklerini açıkladı. Henüz bu konuda bir resmi çalışmanın Bakanlık tarafında başlamadığını belirten Demirci, “Önerilerimizi somut hale getirdik. Yaşlanan bir nüfus var. Evde bakım hizmetlerinin ağırlığı artacak. Eczacıların görünürlüğü çok önemli. Nüfus yaşlanıyor. Birinci basamaktaki hizmet iyileşirse, sağlık sistemi verimi artar, sağlıktan memnuniyet artar” diye konuştu. </p>
<p><strong>İlaç fiyatlamasında kalıcı çözüm gerekli</strong></p>
<p>Türkiye’nin bazı ilaçlara erişiminde zorluk yaşanması yanında, yeni teknoloji ilaçların Türkiye’ye gelmemesinde ana unsurun fiyat sistemi olduğunu söyleyen TEB Başkanı Demirci, bu konuda kalıcı bir çözüm üretilmesi, sistemin kurulması gerektiğini kaydetti. “Kanser ilaçları… Ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşan birinin mahkeme kararlarıyla uğraşması, bu yanlış. İlacın tasarruf politikaları dışında tutulması lazım. Temel olarak zaten genellikle ithal ilaçlarda, kronik hastalık ilaçlarında dönem dönem erişim sorunu yaşanıyor. Sürdürülebilir bir sistem kurulmalı” dedi. </p>
<p>Sağlık sisteminde ilaç konusunda sistemli bir yaklaşım gerektiğini belirten TEB Başkanı Mehmet İrfan Demirci, Türkiye’nin OECD içinde GSHY’ye oranla en düşük seviyede sağlık harcaması yapılan ülkelerden biri olması yanında, TÜİK 2024 verilerine göre bireylerin ilaç için kendi cebinden yaptığı harcamanın, ilaç harcamalarına kıyasla daha yüksek arttığını, Avrupa’da yenilikçi ilaçlara erişim oranının yüzde 46’lar seviyesindeyken, Türkiye’de yüzde 3’ler düzeyinde kaldığını belirtti. </p>
<p><strong>Vakıf Üniversitelerindeki eczacılık kontenjanı da azaltılmalı</strong></p>
<p>Üniversitelerdeki eczacılık fakültelerinin yüksek kontenjanları nedeniyle, ihtiyacın çok üzerinde mezun verilmesinin ciddi istihdam sorunu oluşturduğunu tekrarlayan Demirci, geçen eğitim-öğretim döneminde fakülte kontenjanlarının azaltıldığını ancak azaltmanın çok büyük oranda devlet üniversitelerinden olduğunu, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarında da azaltmaya gidilmesi gerektiğini savundu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teb-baskani-demirci-bize-internetten-ilac-satisi-duzenlenecegi-soylendi-79247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/67-1778680250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eczacıları Birliği Başkanı Mehmet İrfan Demirci, Sağlık Bakanlığı ile temaslarında sadece takviye edici gıdaların değil, ilaçların da internetten satışına yönelik hazırlık içinde olunduğu bilgisinin sözlü olarak verildiğini kaydetti.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biotrendden-ilk-ceyrekte-2235-milyon-tl-net-kar-79245</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biotrend’den ilk çeyrekte 223,5 milyon TL net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BALIKESİR</strong></p>
<p>Türkiye’de döngüsel ekonomi ve atıktan enerji üretimi alanında faaliyet gösteren Biotrend Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket, ilk çeyrekte 223,5 milyon lira net kâr elde etti. Şirket, aynı dönemde 55,6 milyon TL yatırım gerçekleştirirken, özellikle ileri dönüşüm teknolojileri ve enerji verimliliği odaklı projelerine hız verdi.</p>
<p>Bu dönemde 725,9 milyon TL hasılat elde eden Biotrend’in gelir performansında, elektrik üretim portföyünün büyük bölümünün Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında değerlendirilmesi etkili oldu. Şirket üretiminin yüzde 96,4’ünü YEKDEM tarifesi üzerinden satışa sunarken, ortalama 3,9 yıllık YEKDEM süresi de nakit akışı görünümünü destekleyen unsurlar arasında yer aldı.</p>
<p>Toplam 114,2 MWe kurulu güce sahip olan şirket, Türkiye genelindeki 17 tesis üzerinden faaliyetlerini sürdürüyor. Düzenli depolama tesislerinde ortalama 14,7 yıllık imtiyaz süresine sahip olan Biotrend'in, uzun vadeli operasyonel sürdürülebilirliğini koruyan bir yapı ortaya koyduğu bildirildi.</p>
<p>Şirketin yatırım gündeminde ise özellikle ileri dönüşüm projeleri öne çıkıyor. Balıkesir’de bulunan Ezine Biyokütle Tesisi’nde sıcak su ve buhar satışına yönelik hazırlıkların sürdüğü belirtilirken, atıktan türetilmiş yakıt (ATY) ve tehlikesiz atık yönetimi alanındaki projelerde de ilk çeyrekte önemli ilerleme kaydedildi.</p>
<p>Biotrend’in stratejik yatırımları arasında en dikkat çeken projelerden biri ise İzmir Aliağa’da yapımı süren kimyasal geri dönüşüm tesisi oldu. 9,2 milyar TL tutarındaki proje bazlı devlet teşviki kapsamında ilerleyen tesis için teşvik belgesi süresinin 2027 yılına uzatılması, şirketin büyüme planları açısından kritik gelişmelerden biri olarak değerlendirildi.</p>
<p>Tamamlandığında yıllık 55 bin ton sürdürülebilir polimer hammaddesi üretim kapasitesine ulaşması hedeflenen tesisin, Türkiye’nin ileri dönüşüm ekosistemine önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Kurumsal yönetim alanında da performansını güçlendiren şirketin Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notu 9,56’ya yükseltildi. Şeffaflık, pay sahipleri, menfaat sahipleri ve yönetim kurulu kriterlerinde yüksek uyum seviyesine ulaşıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>"İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk"</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Biotrend Enerji Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Nalçacıoğlu, ilk çeyrek sonuçlarının şirket açısından beklentiler doğrultusunda gerçekleştiğini ifade etti. Nalçacıoğlu, “İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk. Yılın geri kalanında da kârlılığı merkezde tutan, yatırım disiplinini koruyan ve ileri dönüşüm teknolojilerine dayalı büyüme stratejisini sürdüren bir finansal çerçeveyle ilerlemeyi hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/biotrendden-ilk-ceyrekte-2235-milyon-tl-net-kar-79245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/mehmet-ali-nalcacioglu-1778679129.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biotrend Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğinde 223,5 milyon TL net kâr açıkladı. Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Nalçacıoğlu, &quot;İlk çeyrek sonuçlarından memnuniyet duyduk. Yılın geri kalanında da kârlılığı merkezde tutan, yatırım disiplinini koruyan ve ileri dönüşüm teknolojilerine dayalı büyüme stratejisini sürdüren bir finansal çerçeveyle ilerlemeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-79243</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSKUR Tekstil&#039;den BBCo ve USB Certification ile iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>2012 yılından bu yana Türkiye’de düzenlenen Belçika Ekonomi Misyonu, bu yıl en kapsamlı bir şekilde ve Türkiye ile Belçika’dan bakanlık düzeyinde de üst düzey katılımla İstanbul’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Türk tekstil sektörünün Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa Birliği mevzuatlarına uyum sürecinde önemli bir adım olarak değerlendirilen Mutabakat Zaptı (MoU), İstanbul Swissôtel The Bosphorus’ta imzalandı. Resmî imza töreni oturumunda Beyond Bar Code (BBCo), Türkiye’nin önde gelen onaylanmış kuruluşlarından USB Certification ve İSKUR Tekstil’in birlikte gerçekleştirilen üçlü iş birliği; dijital ürün pasaportu, izlenebilirlik, döngüsel ekonomi ve AB mevzuatına uyum alanlarını kapsıyor. Yapılan açıklamaya göre, anlaşmayla İSKUR Tekstil’in üretim ölçeği ve sürdürülebilirlik altyapısı, Beyond Bar Code’un dijital izlenebilirlik mimarisi ve USB Certification’ın uluslararası belgelendirme uzmanlığı ortak bir vizyonda buluşturuluyor. Bu kapsamda Türk üreticilerin AB pazarına kesintisiz ve uyumlu erişimi için uçtan uca bir hizmet modeli geliştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>“Türkiye-Belçika ticaretinde sanayi ve teknolojinin yeni bir döneme girdiğinin somu göstergesi”</strong></p>
<p>İSKUR Tekstil Yönetim Kurulu başkan Vekili İsmail Kurtul, Beyond Bar Code adına ise Kurucu ve CEO Suna Akbayır, USB Certification Kurucu ve CEO Nesrin Serin ile Teknik ve Güvence Direktörü Emre Metin’in katıldığını imza töreni sonrası değerlendirmelerde bulunan İsmail Kurtul, Avrupa Birliği’nin yeşil ve dijital dönüşüm gündemi, Türk tekstil sanayisi için bir uyum yükümlülüğü olmanın çok ötesinde teknolojik liderlik için tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Kurtul, “İSKUR Tekstil olarak yıllardır sürdürdüğümüz dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını; Beyond Bar Code’un izlenebilirlik teknolojisi ve USB Certification’ın uluslararası akredite belgelendirme uzmanlığıyla birleştirerek, Dijital Ürün Pasaportu döneminde Türk üreticisinin Avrupa pazarındaki rekabetini bugünden güvence altına alıyoruz. İki ülkenin en üst düzey katılımıyla atılan bu adım, Türkiye–Belçika ticaretinde sanayi ve teknolojinin yeni bir döneme girdiğinin somut göstergesidir” diye konuştu.</p>
<p>Söz konusu iş birliğinin, yalnızca İSKUR’un dönüşüm sürecine değil, Türk tekstil sektörünün sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm yolculuğuna da katkı sağlaması beklenirken, İSKUR Tekstil’in bu iş birliğiyle yalnızca kendi üretim hattının dönüşümünü hızlandırmakla kalmayıp; geliştirilecek modelin Türk tekstil sektörünün geneline taşınması için de aktif rol üstleneceği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-79243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/iskur-tekstilden-dijital-urun-pasaportu-ve-surdurulebilirlik-alaninda-tarihi-isbirligi-imzasi-1778676844.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyond Bar Code ve USB Certification ile imzalanan üçlü bir mutabakat zaptı hakkında açıklama yapan İSKUR Tekstil Yönetim Kurulu başkan vekili İsmail Kurtul, “İSKUR Tekstil olarak yıllardır sürdürdüğümüz dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını; Beyond Bar Code’un izlenebilirlik teknolojisi ve USB Certification’ın uluslararası akredite belgelendirme uzmanlığıyla birleştirerek, Dijital Ürün Pasaportu döneminde Türk üreticisinin Avrupa pazarındaki rekabetini bugünden güvence altına alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guler-sabanci-kucuk-bir-adim-gercek-degisimi-baslatti-79242</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler Sabancı: Küçük bir adım gerçek değişimi başlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı'nın 17. dönem tanıtımı, İstanbul'daki Sabancı Center'da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Sabancı Vakfının 2009'dan bu yana düzenlediği program, Türkiye'de toplumsal gelişmeye katkıda bulunan bireylerin ve kurumların yaptıkları çalışmalarla yarattıkları etkileri görünür kılmak ve topluma ilham vermek amacıyla yürütüyor.</p>
<p>Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, karşılaştıkları sorunlar için somut ve sürdürülebilir çözümler üreten 6 "Fark Yaratan"ın hikayesi paylaşıldı.</p>
<p>"Fark Yaratan"lardan Ali Caner Alpaslan, "Engelsiz Nota" ile görme engelli müzisyenler için notaları erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Amar Kılıç ve Serbest Salih, "Fotohane Darkroom" ile analog fotoğrafçılık aracılığıyla sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların birbirleriyle ve çevreleriyle daha güçlü bir bağ kurmalarını teşvik ediyor. Hakan Örs, dijitalleşmenin getirdiği yalnızlaşma ve akran zorbalığına karşı geliştirdiği "Bisikletli Okul" modeliyle gençleri dayanışma ve çevre bilinci etrafında buluşturarak daha kapsayıcı ve güçlü bir okul iklimi oluşturuyor.</p>
<p>Özlem Şivecan, Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği aracılığıyla çölyaklı bireylerin uygun gıdaya erişim ve sosyal hayata katılımda karşılaştığı sorunlara yönelik çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Seher Akyol, DEKAFOK Kıyı Koruma Derneğinde yürüttüğü çalışmalarla kıyı ekosistemlerinin korunmasına öncülük ederek binlerce canlının yaşamında fark yaratmaya devam ediyor. Yaz Güvendi, "Kuş Kolektifi" ile nesli tehlike altında olan kuşların sesleriyle geleneksel çalgıları buluşturarak, sanat yoluyla doğayla kurulan bağı güçlendirmeyi ve kültürel hafızayı canlı tutmayı hedefliyor.</p>
<p>Konu hakkında görüşlerini dile getiren Güler Sabancı, Fark Yaratanlar'ın hikayelerinin, sorumluluk almak için cesaretle atılan adımla başladığını belirtti.</p>
<p>İçlerinde fark yaratma arzusu taşıyarak başvuruda bulunan 2 bin 500'den fazla kişiye teşekkür eden Sabancı, "Bu yılın 6 projesiyle birlikte 228 Fark Yaratan'a ulaşan programımız, küçük bir adımın yarattığı cesaretin büyüdüğünü, çoğaldığını ve gerçek değişimi başlattığını gösteriyor. En mutluluk verici olan ise bu topluluğun bir araya gelmesi, sorumluluk alması, cesaret göstermesi ve kartopu etkisini her yıl daha da büyütmesi." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guler-sabanci-kucuk-bir-adim-gercek-degisimi-baslatti-79242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/guler-sabanci.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, &quot;Bu yılın 6 projesiyle birlikte 228 Fark Yaratan&#039;a ulaşan programımız, küçük bir adımın yarattığı cesaretin büyüdüğünü, çoğaldığını ve gerçek değişimi başlattığını gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mart-ayinda-cari-islemler-hesabi-9-milyar-672-milyon-dolar-79238</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sağlıklı bir cari denge için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç var&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCALİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı mart ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Mart ayında cari işlemler hesabının 9 milyar 672 milyon dolar olduğunu ifade eden Zeytinoğlu, “Ocak 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Dış ticaret açığının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 96 artışla 9 milyar 515 milyon dolara çıkması dikkat çekti. Yıllıklandırılmış cari açık 39,7 milyar dolara yükseldi. Mart ayına ilişkin verilerde Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkisini görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Mart ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışların 212 milyon dolar olarak kaydedildiğini dile getiren Ayhan Zeytinoğlu, “Merkez Bankası rezervlerinde mart ayında 43,4 milyar dolarlık net gerileme gerçekleşti. Bu yıl cari açığın öngörülen seviyelerin üzerinde gerçekleşebileceğini ifade ediyorduk. Mart ayı verileri de bu beklentimizi destekler nitelikte oldu” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Cari dengede daha sağlıklı bir görünüm için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç duyuyoruz. Nisan ayı ihracatındaki yüzde 22,3’lük artışın sürdürülebilir hale gelmesi cari açığın finansmanı açısından da büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mart-ayinda-cari-islemler-hesabi-9-milyar-672-milyon-dolar-79238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/zeytinoglu-savasin-etkisinin-enflasyona-henuz-yansimadi-1775222692.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari denge verileri hakkında açıklamada bulunan Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Cari dengede daha sağlıklı bir görünüm için üretim, ihracat ve doğrudan yabancı sermaye artışına ihtiyaç duyuyoruz. Nisan ayı ihracatındaki yüzde 22,3’lük artışın sürdürülebilir hale gelmesi cari açığın finansmanı açısından da büyük önem taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasinin-ilk-ceyrek-net-kari-435-milyar-lira-79237</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ziraat Bankası&#039;nın ilk çeyrek net kârı 43,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Bankası'nın yılın ilk çeyreğine ait finansal verileri paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre banka, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, jeopolitik gelişmelerin finansal piyasalar üzerindeki etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde Türkiye ekonomisine sağladığı güçlü finansman desteğini artırarak sürdürdü.</p>
<p>Açıklamaya göre, güçlü bilanço yapısı, yaygın hizmet ağı ve müşteri odaklı bankacılık anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren banka, üretimden ihracata, tarımdan yatırımlara kadar ekonominin tüm stratejik alanlarında büyümeyi desteklemeye devam etti.</p>
<p>İlk çeyrekte bankanın aktif büyüklüğü 8,7 trilyon lirayı aşarken, toplam kredi büyüklüğü de 6,4 trilyon liranın üzerine çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankanın bilanço büyüklüğü yaklaşık 200 milyar dolara ulaşırken, Ziraat Finans Grubu’nun konsolide bilanço büyüklüğü yaklaşık 220 milyar dolar oldu.</p>
<p>Ziraat Bankası'nın, yılın ilk çeyreğinde elde ettiği 43,5 milyar lira net karla aktif büyüklük, toplam krediler, mevduat, özkaynaklar, net kâr, tarım kredileri, ihracat finansmanı, dış ticaret işlemleri, dijital müşteri sayısı ve kurumsal krediler başta olmak üzere birçok alanda sektör liderliğini güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Dijital dönüşümde de konumunu güçlendiren bankanın aktif dijital müşteri sayısı 25 milyona ulaşırken, teknolojiye yapılan stratejik yatırımlarla Türkiye’de dijital kanallar üzerinden gerçekleşen her 5 bankacılık işleminden biri “Ziraat” üzerinden gerçekleşti.</p>
<p><strong>Nakdi krediler 4,6 trilyon liraya ulaştı</strong></p>
<p>Yılın ilk çeyreğinde nakdi krediler yüzde 8,4 artışla 4,6 trilyon liraya ulaşırken, gayrinakdi krediler yüzde 11 artışla 1,8 trilyon liranın üzerine çıktı.</p>
<p>Büyüme performansında sektör ortalamasının üzerinde gelişme kaydeden banka, hem nakdi hem de gayrinakdi kredilerde payını artırmayı sürdürdü.</p>
<p>Aynı dönemde aktifinin ağırlıklı kısmını oluşturan nakdi kredilerin yaklaşık yüzde 84’ü reel sektörün finansmanı amacıyla değerlendirildi.</p>
<p>Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı kredi politikalarını sürdüren Ziraat Bankası, Türk lirası ağırlıklı finansman stratejisini güçlendirerek TL kredilerin payını yüzde 65’in üzerine çıkardı. Kredilerin sektörel dağılımında tarım ve imalat sanayi ön plana çıktı.</p>
<p>Bankanın, tarımsal üretimde verimlilik artışı, mekanizasyon, tarıma dayalı sanayileşme ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımları desteklemeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Kadın ve genç çiftçiler, kooperatifler, kırsal kalkınma projeleri, karbon ayak izini azaltan uygulamalar ve gıda güvenliği odaklı yatırımlar için bütüncül finansman çözümleri sunan bankanın tarım kredilerinin 1 trilyon lirayı aştığı belirtildi.</p>
<p>Banka, 5,4 trilyon liraya ulaşan mevduat büyüklüğü ile bilançosunun ana fonlama kaynağını tabana yaygın mevduatla oluşturmaya devam ederken, 2026 yılı Nisan ayında toplam 1,8 milyar dolar tutarında sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi sağladı.</p>
<p>Banka ayrıca, 12 yıl vadeli 1 milyar dolar tutarındaki yeni seküritizasyon işlemiyle birlikte ağırlıklı olarak yurt dışından sağlanan mevduat dışı kaynak büyüklüğünü 30 milyar dolar seviyesine taşıdı.</p>
<p>Yılın ilk dört ayında yapılan işlemlerle toplam 8 milyar dolar tutarında kaynak temini gerçekleştiren banka, Türkiye’ye en fazla kaynak girişini sağlayan banka olma konumunu sürdürdü.</p>
<p><strong>İhracatın yaklaşık yüzde 25’ine aracılık etti</strong></p>
<p>Ziraat Bankası, Orta Koridor, Çin-Avrupa Deniz Yolu, Kuzey Koridoru, IMEC ve BRI Kuşağı başta olmak üzere 12 küresel ticaret koridorunun tamamında yüzde 20’yi aşan dış ticaret payıyla önemli bir kapsayıcılığa ulaştı.</p>
<p>Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 25’ine aracılık eden banka, ihracat kredilerindeki liderliğini sürdürdü.</p>
<p>145 ülkede yaklaşık 1800 muhabir bankası ve 20 ülkedeki şube ve iştirakleriyle faaliyet gösteren Ziraat Bankası, Türk girişimcilerinin küresel ölçekte en önemli çözüm ortaklarından biri olmaya devam etti.</p>
<p>Banka, yılın ilk çeyreğinde spor, eğitim ve insan kaynağı alanındaki yatırımlarıyla da öne çıktı.</p>
<p>Türk voleybolunun önemli temsilcilerinden Ziraat Bankkart, 2025-2026 sezonunda Efeler Ligi şampiyonluğuna ulaşırken, Avrupa’nın voleyboldaki en prestijli organizasyonu olan CEV Şampiyonlar Ligi’nde Dörtlü Final başarısı elde etti.</p>
<p>Bankacılık sektörüne nitelikli insan kaynağı kazandırmayı sürdüren Ziraat Bankası Bankacılık Okulu'nun da uygulamalı eğitim modeli ve güçlü akademik altyapısıyla genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlamaya devam ettiği ifade edildi.</p>
<p><strong>“Kredilerimizi ağırlıklı olarak üretime yönlendirdik”</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, “2026 yılının ilk çeyreğinde, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve yakın coğrafyamızda yaşanan jeopolitik gelişmelere rağmen, güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve yaygın hizmet ağımız sayesinde sektörümüzdeki lider konumumuzu daha da ileri taşıdık.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakar, “Reel sektörü, üretimi, ihracatı ve özellikle tarımı desteklemeyi önceliklendiren bankacılık yaklaşımımızla, ekonomimizin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı sürdürdük. Kredilerimizi ağırlıklı olarak üretime yönlendirirken, Türkiye’nin yatırım, istihdam ve dış ticaret kapasitesine güçlü finansman desteği sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ziraat Finans Grubu olarak gelecek dönemde de ülkeye en fazla katma değeri sağlayacak yatırım, istihdam, üretim, tarım ve ihracat odaklı büyüme yaklaşımını kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Çakar, tarımdan ihracata, girişimcilikten teknolojiye, spordan eğitime kadar her alanda Türkiye’nin büyüme yolculuğuna katkı sunmaya devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasinin-ilk-ceyrek-net-kari-435-milyar-lira-79237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/alpaslan-cakar-1771409520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası&#039;nın yılın ilk çeyreğinde 43,5 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Alpaslan Çakar, “2026 yılının ilk çeyreğinde, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve yakın coğrafyamızda yaşanan jeopolitik gelişmelere rağmen, güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve yaygın hizmet ağımız sayesinde sektörümüzdeki lider konumumuzu daha da ileri taşıdık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlucoda-ust-duzey-atamalar-79236</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜNLÜ&amp;Co&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ&amp;Co'nun üst yönetiminde görev değişikliği yapıldığı bildirildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin kurucuları arasında yer alan ve Kurumsal Finansman Bölüm Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Romano, Kurumsal Müşteri Yönetimi (Corporate Coverage) Yönetici Direktörü görevine atandı. Romano, aynı zamanda Ünlü Yatırım Holding AŞ Yönetim Kurulu üyeliği görevini sürdürmeye devam edecek.</p>
<p>Kurumsal Finansman Bölümü'nün liderliğine ise halen Kurumsal Finansman Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Simge Ündüz atandı.</p>
<p>Yeni yapılanmayla, şirket, yatırım ve finans alanındaki hizmet yelpazesini müşterilerine daha bütüncül ve etkin şekilde sunarak stratejik işbirliklerini ve büyüme fırsatlarını artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan ÜNLÜ&amp;Co Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Mahmut L. Ünlü, Romano'nun, kuruluşlarından bu yana büyüme ve bugünkü güçlü konumuna ulaşmasında önemli katkılar sunduğunu belirtti.</p>
<p>Ünlü, Romano'nun, uzun yıllar başarıyla liderlik ettiği kurumsal finansman bölümünde, özellikle birleşme ve satın alma işlemleri başta olmak üzere, sermaye piyasaları ve stratejik finansal danışmanlık alanlarında değerli projelere imza attığını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni görevinde de sunduğumuz kapsamlı hizmetlerin müşterilerimize daha etkin ve bütüncül yapıyla ulaştırılmasında stratejik katkı sağlamayı sürdüreceğine inanıyorum. Simge Ündüz'ün ise şirketimizde 28 yılı aşan güçlü deneyimi ve liderliğiyle Kurumsal Finansman ekibimizi başarıyla geleceğe taşıyacağından eminim. Her iki liderimize de yeni görevlerinde başarılar diliyorum. ÜNLÜ&amp;Co olarak 30 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle, önümüzdeki dönemde de müşterilerimize katma değerli hizmetler sunmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlucoda-ust-duzey-atamalar-79236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/mahmut-unlu-1778671774.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÜNLÜ&amp;Co&#039;nun Kurumsal Müşteri Yönetimi Yönetici Direktörlüğü&#039;ne İbrahim Romano, Kurumsal Finansman Bölümü Liderliği&#039;ne de Simge Ündüz getirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Ünlü, &quot;ÜNLÜ&amp;Co olarak 30 yıllık deneyimimizden aldığımız güçle, önümüzdeki dönemde de müşterilerimize katma değerli hizmetler sunmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-81-ilde-hastaneler-tamamlansin-talimati-79231</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan’dan ’81 ilde hastaneler tamamlansın’ talimatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında talepleri dinledi. Erdoğan, il başkanlarının talepleri üzerine bazı illerde yarım kalan hastanelerin tamamlanması için harekete geçilmesini istedi.</p>
<p>AK Parti’nin genişletilmiş il başkanları toplantısında teşkilatların önerileri masaya yatırıldı. Toplantının kapalı bölümünde birçok il başkanı, Erdoğan'dan şehrinin ihtiyaçları doğrultusunda taleplerde bulundu. Erdoğan da ilgili bakanlara talimat vererek, meselelerin bahane üretmeksizin çözülmesi talimatı verdi. İl başkanlarının talepleri arasında hastanelerin ön plana çıktığı öğrenildi.</p>
<p>Erdoğan teşkilatlardan gelen sorunların çözümü noktasında başta bakanlar olmak üzere, “Vatandaşa da bana da bahane üretmeyin, işleri çözeceksiniz. AK Parti’de bahane olmaz, sorun varsa çözeceksiniz sizin göreviniz bu. Aciliyeti olan konularda hizmet talebi varsa tasarruf tedbirine de sığınmamak lazım” dediği kaydedildi.</p>
<p>İl başkanları bazı illerde inşaatı devam eden şehir hastanelerinin tamamlanmadığını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilettikleri, Erdoğan’ın da Cumhurbaşkanı Strateji ve Bütçe Başkanlığına 81 ildeki eksik hastanelerin tamamlanması için talimat verdiği belirtildi. Böylece  81 ildeki hastanelerin tamamlanması hızlandırılacak.</p>
<p>İl Başkanları toplantısında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da bugüne kadar yapılan çalışmalar, hayata geçecek yeni projeler ile özellikle yol ve köprü çalışmaları hakkında sunum yapıldı.</p>
<p><strong>"Türkiye Yüzyılı" buluşmaları başlıyor</strong></p>
<p>AK Parti, Mayıs ayından sonra,  Türkiye Yüzyılı buluşmalarına başlıyor. Buluşmalar bakanlar, parti yöneticilerinin  katılımlarıyla yaz boyunca devam edecek.</p>
<p>İL başkanları toplantısında Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş de seçim hazırlıklarının hız kazandığını ve seçim çalışmaları ile ilgili sunum yaptığı kaydedildi.  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-81-ilde-hastaneler-tamamlansin-talimati-79231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/erdogan-ak-parti-1769000607.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Partisinin il başkanları toplantısında talepleri dinleyen Erdoğan, bazı illerde yarım kalan hastanelerin tamamlanması için talimat verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-bankalari-uyardi-isleyen-surece-sekte-vuracak-yaklasimlardan-uzak-durulmali-79228</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ünverdi&#039;den bankalara: İşleyen sürece sekte vuracak yaklaşımlardan uzak durulmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Meclis ve meslek komite üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen Mayıs Ayı Meclis Toplantısı’nda konuştu.</p>
<p>Başkan Ünverdi, küresel ticaretin savaşın gölgesinde darbe almaya devam ettiğini belirterek, “Sıkışan küresel ticaretin geleceği için anlaşmaya varılması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli bir şekilde geçişe açılması büyük önem taşıyor. Pandemi, savaşın bölgemize etkileri ve küresel krizlerle birlikte deprem felaketini yaşamış ve çok yorulan bölgemiz sanayisi için özel bir teşvik programına ihtiyaç duyuyoruz’’ diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a044066cca1e-1778663526.jpeg" alt="" width="700" height="375" /></p>
<p>Faiz oranlarının yüksek seyretmesi, finansmana erişim ve maliyetler konusunda beklentiler uzadıkça üreticilerin üzerindeki baskının arttığını belirten Adnan Ünverdi, “Dezenflasyon süreci devam ederken üreticinin elini güçlendirecek, üretim, ihracat ve istihdamın devamlılığını sağlayacak şekilde finansman kanalları devreye alınmalıdır. Ticari krediler zaten politika faizinin çok üstünde maliyetlenmekte olup, bankacılık sektörünün yaklaşımları nedeniyle finansmana erişimde güçlükler yaşanmaktadır. Reel sektör ve bankacılık sektörü birlikte yürüyen iki sektördür. Bu sebeple gerek kamu gerekse özel bankaların reel sektöre yapıcı bir yaklaşımda bulunmasını beklemekteyiz. Temkinli olmak adına işleyen sürece sekte vuracak yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Bankalar tarafından işletme sahiplerimize, mevcut kredilerini kapatmaları halinde yeniden kredi kullanabilecekleri bildirilmektedir ancak, firmalarımız krediyi kapattıktan sonra kredi verilmemektedir. Unutulmamalıdır ki Gaziantep sanayisi geçmişte olduğu gibi bugünün zorluklarını da atlatacak güç ve altyapıya sahiptir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gaziantep’in ekonomik verileri hakkında Meclis Üyelerine bilgi veren Ünverdi, şu değerlendirmelerde bulundu: “2026 yılı nisan ayında 967milyon 492 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. En çok ihracat yapılan ülkelerin başında Irak ve ABD geliyor. İhracatın sektörlere göre dağılımında ise yüzde 35,7 ile tarımsal sanayi ve hububat ürünleri ilk sırada yer alırken, yüzde 34,2 ile tekstil ürünleri ikinci, yüzde 13,4 ile kimya ve plastik ürünleri üçüncü sırada bulunuyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-bankalari-uyardi-isleyen-surece-sekte-vuracak-yaklasimlardan-uzak-durulmali-79228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/GSO-YONETIM-KURULU-BASKANI-ADNAN-UNVERDI-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, gerek kamu gerekse özel bankaların reel sektöre yapıcı bir yaklaşımda bulunmasını beklediklerini söyledi. Ünverdi, “Bankacılık sektörünün yaklaşımları nedeniyle finansmana erişimde güçlükler yaşanmaktadır. Temkinli olmak adına işleyen sürece sekte vuracak yaklaşımlardan uzak durulmalı.” uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-4-ayda-39-milyar-dolar-79227</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hububat ihracatında yüzde 5,2&#039;lik düşüş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; ayçiçek yağı, çikolata ve kakaolu ürünler, makarna, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü yılın ilk dört ayında 3,9 milyar dolarlık ihracat yaptı.</p>
<p>Miktar bazında ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,7 gerilerken ihracat birim fiyatlarında dolar bazında meydana gelen yüzde 13,9’luk yükselişin etkisiyle, değer bazındaki düşüş yüzde 5,2 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 24 artışla 452,2 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 14,4 düşüşle 343,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Makarna ile tatlı bisküvi ve gofretler, ihracatı bu dönemde 300 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 456,6 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 28,2’lik düşüşün de etkisiyle Orta Doğu pazarında yüzde 15,7’lik düşüş kaydedildi.  Dört aylık süreçte geçtiğimiz yıla göre yüzde 37,6 artışla 103,6 milyon dolar ihracat yapılan İran, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatında ilk 7 ülke içerisinde yer aldı.</p>
<p><strong>“Küresel darboğazdan, yerli üretim kalemizle çıkacağız”</strong></p>
<p>TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, küresel gıda piyasalarındaki makro gelişmeleri ve Türkiye’nin hububat, bakliyat ve yağlı tohum alanındaki tarımsal üretim beklentilerini değerlendirdi.</p>
<p>Tiryakioğlu şunları söyledi: “ABD’den Avustralya’ya, Karadeniz hattından Avrupa’nın önemli üretim havzalarına kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki kuraklık endişelerinin yanı sıra, gübre tedarikindeki sıkıntıların da etkisiyle buğday fiyatları son haftalarda ciddi bir yükseliş sürecine girdi. Tarımsal bir emtia olarak buğday vadeli işlemlerinin yükselişi, jeopolitik risklerin çok yüksek olduğu bu dönemde dünya gıda arzı üzerindeki belirsizliği derinleştiriyor. Bu küresel sarmal, üretici ülkeler için maliyet yönetimini her zamankinden daha kritik hale getirirken gıdaya erişim sıkıntısı yaşayan bölgelerin sorunlarını da artırıyor. Türkiye, dünyadaki bu olumsuz tabloyu yerli üretimin bereketiyle dengeleme avantajına sahip ülkelerden biri. Yılın ilk dört ayında uzun yıllar ortalamasının üzerinde gerçekleşen yağışlar sayesinde topraklarımızın suya doymuş olması, buğday başta olmak üzere hububat rekoltelerine yönelik olumlu beklentileri artırıyor. Küresel fiyat oynaklıklarının yaşandığı bu süreçte, verimli hasat beklentimiz ve bunu işleyebilme gücüne sahip sanayi altyapımız, ülkemizi sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel gıda arz güvenliğini tahkim eden stratejik bir kale haline getiriyor.”</p>
<p><strong>“Kamunun dengeleyici rolü, sürdürülebilir ihracatın teminatıdır”</strong></p>
<p>Zorlu piyasa şartlarında kamunun ve ilgili kurumların sergilediği proaktif yaklaşıma vurgu yapan Tiryakioğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Yüksek finansman maliyetleri ve küresel lojistik darboğazların sanayicimizin operasyonel kabiliyetini zorladığı bir dönemdeyiz. Tam da bu noktada, Toprak Mahsulleri Ofisimizin piyasa dinamiklerini gözeterek yürüttüğü stok yönetimi ve zamanında yaptığı satış müdahaleleri, sektörün büyük güvencesi olmuştur. Enflasyonla mücadele hedefleri doğrultusunda gıda fiyatlarında istikrarı sağlamaya çalışırken, kamunun çiftçimizin artan maliyetlerini telafi etme yönündeki duyarlılığı güven iklimini desteklemektedir. Özel sektörün risk iştahını korumasına ve ihracat pazarlarındaki rekabetçiliğimizi sürdürebilmesine imkân tanıyan kamu-özel sektör iş birliği sayesinde, Türkiye’nin küresel gıda tedarik zincirindeki merkez konumunu daha da yukarılara taşıyacağımıza inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-4-ayda-39-milyar-dolar-79227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/7/1280x720/hububat-bakliyat-yagli-tohumlar-ve-mamulleri-ihracati-4-ayda-39-milyar-dolar-1778662008.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü yılın ilk dört ayında 3,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Miktar bazında ihracat geçen yıla göre yüzde 16,7 gerilerken, birim fiyatlarında dolar bazındaki yüzde 13,9’luk yükselişin etkisiyle düşüş yüzde 5,2 oldu. TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, &quot;Yılın ilk dört ayında uzun yıllar ortalamasının üzerinde gerçekleşen yağışlar sayesinde topraklarımızın suya doymuş olması, buğday başta olmak üzere hububat rekoltelerine yönelik olumlu beklentileri artırıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-mezunlarin-ise-aliminda-karakter-teknik-bilginin-onune-gecti-79226</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni mezunların işe alımında karakter, teknik bilginin önüne geçti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>İş dünyasının mesleki eğitimden ve eğitim sürecini tamamlayan gençlerden beklentileri Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından gerçekleştirilen “İş Dünyası Nasıl Bir Mezun Bekliyor?” başlıklı panelde masaya yatırıldı.</p>
<p>Panelde konuşan sanayiciler, artık işe alınacak bir yeni mezunun karakter yapısının, teknik bilgisinden daha önemli hale geldiğini dile getirdiler.</p>
<p>Panelin açış konuşmasını yapan EBSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, artık dünyanın ve iş hayatının çok hızlı değiştiğine dikkat çekerek, “Teknoloji, üretim, meslekler her şey dönüşüyor. Böyle bir dönemde yalnızca diploma sahibi olmak artık tek başına yeterli değil. Elbette teknik bilgi ve iyi eğitim önemli ama iş dünyasının bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey öğrenmeye açık, değişime uyum sağlayabilen, sorumluluk alabilen ve birlikte çalışabilen insanlar. Çünkü günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Asıl fark yaratan şey o bilginin nasıl</p>
<p>kullanıldığı. Sanayi dünyasında artık sadece teknik yeterlilik konuşulmuyor. İletişim becerisi, takım çalışması, disiplin, empati kurabilme, problem çözebilme ve etik değerler en az teknik bilgi kadar önemli hale geldi” diye konuştu.</p>
<p>Şirketlerin sürdürülebilirliğini belirleyen unsurun sadece teknolojisi değil, aynı zamanda insan kalitesi olduğunu vurgulayan Ürün, “Çünkü bizler artık sadece iyi mühendisler, iyi yöneticiler ya da iyi çalışanlar değil, aynı zamanda birlikte üretebilen, güven ilişkisi kurabilen ve insan değerini bilen bireyler arıyoruz. Bir fabrikanın içinde teknolojiyi satın alabilirsiniz, makineyi yenileyebilirsiniz, sistem kurabilirsiniz ama kurum kültürünü, güven ortamını ve takım ruhunu ancak insanlarla inşa edebilirsiniz. Bu nedenle gençlerimizi yalnızca mesleki olarak değil, insani olarak da kültürlü yetiştirmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<p>Panelde yaptığı sununda sanayicinin pek çok sıkıntıyla boğuştuğunu hatırlatan EBSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş, “Fakat bugün için en büyük meselemiz nitelikli insan kaynağı. Diğerleri aşılır, finansman bulunur, pazar bugün değilse yarın toparlanır, konjonktür değişir ama insan yetiştirmek için yıllar gerekir. Bu pencereden baktığımızda aslında bu ülkemiz için bir beka sorunu. Çünkü bunu yaşamayan sanayici yok” görüşünü dile getirdi.</p>
<p>Hiçbir sanayicinin yeni mezun bir gençten hemen üstün bir performans beklemediğini vurgulayan Akdaş, “Bizim beklentimiz öğrenmeye hazır olsun, işe saygı duysun, zamanın kıymetini bilsin. Verilen sorumluluğu sahiplensin. Hata yaptığında saklamasın. Düzeltsin. Soru sormaktan çekinmesin. Üretimin bir ekip işi olduğunu bilsin. Biz, karaktere, etik değerlere, iş disiplinine bakıyoruz. Bugün fabrikaların kapıları iş arayan insanlarla doluyken, bizler içeride çalıştıracak nitelikli eleman bulamıyorsak, burada sistemsel bir sorun var demektir. Mesleki eğitim geleceğimiz için stratejik önemde. Bunu yalnızca bir eğitim başlığı olarak görürsek hata yaparız. Nitelikli teknik insan kaynağı olmayan ülkeler maalesef teknolojide de, üretimde de geri kalıyor. Oysaki teknoloji gelişiyor, üretim sistemleri değişiyor. Bizim nitelikli insan gücüne ihtiyacımız var” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-mezunlarin-ise-aliminda-karakter-teknik-bilginin-onune-gecti-79226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/6/1280x720/yeni-mezunlarin-ise-aliminda-karakter-teknik-bilginin-onune-gecti-1778661925.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “İş Dünyası Nasıl Bir Mezun Bekliyor?” konulu panelde konuşan sanayiciler artık diploma sahibi olmanın tek başına yeterli olmadığını, iş dünyasının öğrenmeye açık, değişime uyum sağlayabilen, sorumluluk alabilen ve birlikte çalışabilen insanlara ihtiyaç duyduklarını dile getirdiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-123-ithalat-yuzde-63-artti-79221</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 12,3 arttı, miktar endeksi yüzde 16,7 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihracat birim değer endeksi, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 12,3 artış gösterdi.</p>
<p>Endeks, Mart 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 11,7, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 15,4, yakıtlarda yüzde 33,3, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 10,2 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi, martta yıllık bazda yüzde 6,3 arttı.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde yüzde 0,6, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,9 artarken yakıtlarda yüzde 2,7 azaldı.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 16,7 azalış kaydetti. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 15,7, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 7,4, yakıtlarda yüzde 23,5, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 14,8 düşüş gösterdi.</p>
<p>İthalat miktar endeksi martta yıllık bazda yüzde 1,8 arttı. Endeks geçen yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde yüzde 20,7, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 8,7, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 5,4 yükselirken yakıtlarda yüzde 0,5 azaldı.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış seriye göre, ihracat miktar endeksi, Şubat 2026'da 138,2 iken Mart 2026'da yüzde 4,7 azalarak 131,7 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Mart 2025'te 170,8 iken Mart 2026'da yüzde 18,3 azalışla 139,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, ithalat miktar endeksi, 2026 Şubat'ta 128,1 iken 2026 Mart'ta yüzde 2,5 artarak 131,3 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl martta 136,2 iken bu yılın aynı ayında yüzde 0,3 yükselişle 136,6 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Mart 2025'te 87,6 olarak elde edilmiş olan dış ticaret haddi, 4,9 puan artarak, Mart 2026'da 92,5 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-123-ithalat-yuzde-63-artti-79221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/ihracat-dis-ticaret-ithalat-1765526286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, ihracat birim değer endeksi yıllık bazda yüzde 12,3, ithalat birim değer endeksi de yüzde 6,3 arttı. Bu dönemde ihracat miktar endeksi yüzde 16,7 azalırken, ithalat miktar endeksi ise yüzde 1,8&#039;lik artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-martta-yuzde-08-azaldi-79220</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süt miktarı martta yüzde 0,8 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, martta yıllık bazda yüzde 0,8 azalarak, 1 milyon 7 bin 179 tona düştü. Ocak-mart döneminde ise 2025'in aynı dönemine göre, yüzde 0,5 gerileyerek 2 milyon 841 bin 129 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan içme sütü üretimi, martta yüzde 10,5 artarak, 164 bin 354 tona çıktı. Bu yılın üç ayında da içme sütü üretimi, yıllık bazda yüzde 6,4 artışla 459 bin 920 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de martta 2025'in aynı ayına kıyasla, yüzde 9,6 artarak 114 bin 879 tona, ocak-mart döneminde de yıllık bazda yüzde 10,3 artışla 345 bin 137 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi, martta yıllık bazda yüzde 3,1 artarak 73 bin 457 ton, ocak-mart döneminde yüzde 2,7 yükselişle 213 bin 257 ton oldu.</p>
<p>Martta ayran ve kefir üretimi yüzde 19,2 yükselerek 83 bin 696 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 1,3 gerileyerek 9 bin 430 ton oldu. Ocak-mart döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 10,8 artarak 242 bin 485 tona, tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 0,2 azalışla 27 bin 89 tona geriledi.</p>
<p>Şubatta 888 bin 262 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, mart ayında yüzde 13,4 artarak 1 milyon 7 bin 179 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde 138 bin 131 ton olan içme sütü üretimi, martta yüzde 19 artışla 164 bin 354 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-martta-yuzde-08-azaldi-79220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre toplanan inek sütü miktarı, geçen yıla kıyasla yüzde 0,8 azalarak 1 milyon 7 bin 179 tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-otomotiv-dernegi-baskani-deniz-erkan-oldu-79219</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Otomotiv Derneği&#039;nde Deniz Erkan dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Otomotiv Derneği (EGOD) 15’inci Olağan Genel Kurulu’nda Deniz Erkan, dernek tarihinin ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildi. İzmir Ticaret Odası’nda yapılan genel kurulda tüzük değişikliği de oy birliğiyle kabul edilirken, EGOD’da başkanlık iki dönemle sınırlandırıldı ve dernek bünyesinde yeni kurullar oluşturuldu.</p>
<p>Ege Otomotiv Derneği 15’inci Olağan Genel Kurulu, İzmir Ticaret Odası’nda gerçekleştirildi. Genel kurulda, önceki dönem EGOD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun’dan görevi devralan Deniz Erkan, EGOD tarihinin ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı oldu.</p>
<p>Yeni dönemde EGOD’u daha aktif, sahaya daha yakın ve üyelerine somut fayda üreten bir yapıya kavuşturmak istediklerini vurgulayan Erkan, İzmir iş dünyası ve otomotiv sektörüyle daha güçlü bağlar kuracaklarını belirterek, “Yeni dönemdeki hedefimiz güçlü bir iletişim, aktif bir saha, somut fayda üreten bir dernek yapısı oluşturmaktır. Üyelerimizle daha yakın olacak, sorunları birlikte görecek, birlikte çözeceğiz. Eğitimde gelişimi destekleyecek, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, sivil toplum kuruluşları, esnaf birlik teşkilatları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde sektörümüze katkı sunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Önceki dönem EGOD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun, görev süresi boyunca kendisine destek veren önceki dönem başkanlarına, yönetim kuruluna ve EGOD üyelerine teşekkür etti. Erkan Uz ve İsmail Kazcıoğlu’nun kaybının EGOD için büyük bir kayıp olduğunu ifade eden Torun, her iki merhuma Allah’tan rahmet, ailelerine ve EGOD camiasına başsağlığı diledi.</p>
<p>Yeni dönemde EGOD Yönetim Kurulu, şu isimlerden oluştu: Deniz Erkan, Engin Korkmaz, Sevgi Algan, Ramazan Bektaş, Oğulcan Aktaş, Yiğit Tırak, Berk Altınkeserler, Fatih Odabaşılar, Sibel Ertimurtaş, Mustafa Güresin, Batuhan Bekiroğlu, Harun Ümit Eren, Kaan İnceoğulları, Hüsniye Güler, Mert Karabağlı, Tahir Şekercisoy, Emre Kazcıoğlu, Efe Sadegönül, Nesrin Palaoğlu, Ozan Çetinkaya, Efe Bollu, Evren Palaoğlu, Yusuf Aksüt, Hüseyin Demirel, Erkan Cura, Berk Çıracılar, Fadıl Kılınç, Haluk Meriç.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-otomotiv-dernegi-baskani-deniz-erkan-oldu-79219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/egod-deniz-erkan-1778658882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Otomotiv Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun’dan görevi devralan Deniz Erkan, EGOD tarihinin ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yillik-yuzde-176-artti-79218</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta üretimi yıllık yüzde 17,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta 232 bin 63 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,2, bir önceki aya göre yüzde 1,9 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, martta aylık bazda yüzde 5,5, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,6 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 920 milyon 705 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Martta kesilen tavuk sayısı yıllık yüzde 4,1 artışla 127 milyon 7 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-mart döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 16,8, kesilen tavuk sayısı yüzde 4,3, tavuk eti üretimi yüzde 2,3 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yillik-yuzde-176-artti-79218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 0,2 artışla 232 bin 63 tona, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 17,6 yükselişle 1 milyar 920 milyon 705 bin adede çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-martta-97-milyar-dolar-79217</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık martta 9,7 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) mart ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, cari işlemler hesabı 9 milyar 672 milyon dolar, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı da 3 milyar 886 milyon dolarlık açık verdi.</p>
<p>Bu dönemde, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 9 milyar 515 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış verilere göre, mart ayında cari açık yaklaşık 39,7 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesinde 77,8 milyar dolarlık açık oluştu.</p>
<p>Aynı dönemde hizmetler dengesi 63,1 milyar dolar fazla verdi. Birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 23,8 milyar dolar ve 1,1 milyar dolar açık verdi.</p>
<p>Söz konusu dönemde hizmetler dengesi kaynaklı net girişler bu ay 2 milyar 592 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler sırasıyla 1 milyar 627 milyon dolar ve 2 milyar 246 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Net efektif ve mevduatlar 19,7 milyar dolar negatif yönlü etkiledi</strong></p>
<p>Mart ayı yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net doğrudan yatırımlar 2,1 milyar dolar, krediler 38,6 milyar dolar ve ticari krediler 3 milyar dolar katkı verirken, net portföy yatırımları 3,3 milyar dolar ve net efektif ve mevduatlar 19,7 milyar dolar negatif yönlü etki etti.</p>
<p>Merkez Bankası net rezerv azalışı 52,5 milyar dolar oldu. Mart ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışlar 212 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye toplam doğrudan yatırımları 1 milyar 15 milyon dolar, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 1 milyar 227 milyon dolar arttı.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 187 milyon dolarlık gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye’de 243 milyon dolarlık net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin sahipliğinde bulunan yatırım fonu paylarından kaynaklanan yükümlülükler, Ödemeler Dengesi İstatistiklerine Ocak 2022 döneminden itibaren yansıtılmaya başlandı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışı yerleşikler mart ayında 3 milyar 94 milyon dolarlık net satış gerçekleştirdi. Portföy yatırımları mart ayında 14 milyar 800 milyon dolar tutarında net çıkış kaydetti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve DİBS piyasalarında sırasıyla 1 milyar 79 milyon dolar ve 6 milyar 399 milyon dolar net satış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, yurt dışı yerleşikler diğer sektörler ihraçlarında 870 milyon dolarlık net alış, bankalar ve Genel Hükümet ihraçlarında sırasıyla 897 milyon dolar ve 1 milyar 213 milyon dolar net satış yaptı.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında söz konusu ay bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 1 milyar 26 milyon dolar ve 1 milyar 190 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi. Genel Hükümet 22 milyon dolarlık net geri ödeme yaptı.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası ve yabancı para cinsinden sırasıyla 4 milyar 131 milyon dolar ve 2 milyar 784 milyon dolarlık net azalış olmak üzere toplam 6 milyar 915 milyon doları net azalış kaydetti.</p>
<p>Resmi rezervlerde söz konusu dönemde 43 milyar 420 milyon dolarlık net azalış oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-martta-97-milyar-dolar-79217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/cari-acik.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mart verilerine göre, Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabı 9 milyar 672 milyon dolar açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-4-ayda-49-ilin-ihracati-artti-79216</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk 4 ayda 49 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, bu yılın ocak-nisan dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İstanbul, geçen ay 5 milyar 179 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 arttı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 512 milyon dolarla ve yüzde 16,3 artışla Kocaeli, 2 milyar 40 milyon dolar ve yüzde 8,7 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 976 milyon 584 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 463 milyon 686 bin dolarla kazanlar, makineler, 455 milyon 894 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 329 milyon 409 bin dolarla en fazla dış satım gerçekleştirilen sektör oldu. Bu faslı, 430 milyon 480 bin dolarla mineral yakıtlar, mineral yağlar, 289 milyon 565 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar, mineral yağlar, 366 milyon 28 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından 199 milyon 943 bin dolarla demir ve çelik, 195 milyon 386 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk üç ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında 567 milyon 891 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi 330 milyon 669 bin dolarla ABD ve 327 milyon 192 bin dolar Almanya izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 346 milyon 98 bin dolarla Almanya'ya yaptı. Bu ülkenin ardından, 305 milyon 440 bin dolarla İngiltere ve 278 milyon 75 bin dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 13 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 162 milyon 255 bin dolarla İspanya, 152 milyon 629 bin dolarla İtalya takip etti.</p>
<p>Buna göre, ocak-nisan döneminde 18 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 49 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-4-ayda-49-ilin-ihracati-artti-79216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın ilk 4 ayında 18 ilin ihracatının 1 milyar doları aştığını, 49 ilin de ihracatını artırdığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ermenistan-ile-dogrudan-ticaret-basliyor-79213</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ermenistan ile doğrudan ticaret başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan ile Türkiye arasında doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin çalışmaların 11 Mayıs itibarıyla tamamlandığını açıkladı. İkili ticarette artık varış ve çıkış noktalarının Ermenistan/Türkiye olarak yazılabileceği bildirildi.</p>
<p>Yazılı açıklama yapan Dışişleri Bakanı Sözcüsü Öncü Keçeli, Türkiye ile Ermenistan arasında 2022 yılından bu yana devam eden normalleşme süreci çerçevesinde güven artırıcı adımlar kapsamında Ermenistan ile doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin bürokratik hazırlıkların 11 Mayıs 2026 itibarıyla tamamlandığını bildirdi.</p>
<p>Ülkeler arasındaki ortak sınırın açılmasına yönelik teknik ve bürokratik çalışmaların ise sürdüğünü dile getiren Keçeli,</p>
<p>“Hayata geçirilen yeni düzenleme sayesinde Türkiye’den üçüncü bir ülkeye, oradan da Ermenistan’a giden veya aynı güzergahı kullanarak gelen malların nihai varış veya çıkış noktasının “Ermenistan/Türkiye” şeklinde yazılabilmesi mümkün hale gelmiştir” dedi.</p>
<p>Keçeli, “Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve refahın güçlendirilmesi yönünde yakalanan tarihi fırsatın ışığında Türkiye, bölgede iktisadi münasebetlerin geliştirilmesine ve iş birliğinin tüm bölge ülkeleri ile halklarının yararına daha da ilerletilmesine katkı sunmaya devam edecektir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ermenistan-ile-dogrudan-ticaret-basliyor-79213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/disisleri-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışişleri Bakanı Sözcüsü Öncü Keçeli, Ermenistan ile doğrudan ticaretin başlatılması için başlatılan bürokratik hazırlıkların tamamlandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-ve-gosb-teknoparktan-guc-birligi-79234</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ ve GOSB Teknopark’tan güç birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), girişimcilik ekosistemini güçlendirmek ve akademik imkanları sanayinin hizmetine sunmak amacıyla GOSB Teknopark AŞ ile kapsamlı bir "Çerçeve Protokolü" imzaladı.</p>
<p>GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ve GOSB Teknopark Yönetim Kurulu Başkanı Ercüment Sarıtaş tarafından imza altına alınan protokol; nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesinden ortak Ar-Ge faaliyetlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. </p>
<h2>Altyapılar sanayinin hizmetinde</h2>
<p>Bu stratejik ortaklığın en önemli ayaklarından birini, üniversitenin sahip olduğu ileri teknoloji test ve analiz altyapılarının teknopark firmalarına açılması oluşturuyor. Devletin kaynaklarını en verimli şekilde kullanmayı hedefleyen bu modelle, laboratuvar imkanları sanayiciler ve girişimcilerle paylaşılarak milli teknoloji hamlesine katkı sunulması hedefleniyor. </p>
<h2>Genişleyen iş birliği ağı</h2>
<p>Protokol kapsamında sadece mevcut imkanlar değil; "Mesleğe İlk Adım Merkezi" aracılığıyla yetenek yönetimi, ortak mentorluk programları ve hackathon gibi etkinlikler de hayata geçirilecek. GTÜ, bu vizyonu sadece GOSB Teknopark ile sınırlı tutmayarak, bölgedeki diğer OSB’ler ve sanayi kuruluşlarıyla da benzer iş birliklerini artırarak sürdürmeyi planlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-ve-gosb-teknoparktan-guc-birligi-79234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/4/1280x720/gtu-ve-gosb-teknoparktan-guc-birligi-1778669252.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi, imzalanan protokol kapsamında araştırma altyapısını ve laboratuvarlarını GOSB Teknopark firmalarına açacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tedarik-zinciri-programi-ile-donusen-kobiler-79203</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tedarik zinciri programı ile dönüşen KOBİ’ler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde büyük şirketlerin sürdürülebilirlik performansı giderek daha fazla tedarik zinciriyle ölçülüyor. Üretimin önemli bir kısmı dışarıda yapılırken ham madde ve ara malı KOBİ’lerden geliyor, hizmet alımı genişliyor. Bu nedenle tedarik zincirindeki ilerleme, ana firmanın performansını doğrudan etkiliyor. Alıcının talep ettiği veriyi sağlayamayan tedarikçi risk yaratıyor. Veriyi sağlayan ve azaltımı planlayan tedarikçi ise güven oluşturuyor. Ancak ana problem raporlamanın ötesinde, tedarik sürekliliği, maliyet istikrarı, teslimat güveni ve marka riski. KOBİ dönüşümü hızlandıkça ana firmanın dayanıklılığı artıyor. </p>
<p><strong>KOBİ’lerin aşılamayan üç bariyeri</strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde en büyük hız kaybı çoğu zaman niyetten gelmiyor. KOBİ’ler sahada birbirinin aynısı üç bariyere takılıyor. Birinci bariyer insan kaynağı. Karbon, enerji, veri, ölçüm, doğrulama gibi alanlar KOBİ’lerde tek bir kişinin omzuna kalıyor. O kişi de çoğu zaman tam zamanlı bu işe bakamıyor.</p>
<p>İkinci bariyer finansman. Birçok KOBİ yatırım yapmayı doğru bulsa bile uygun koşullu kaynak bulamıyor. Bazısı yatırımı erteliyor, bazısı daha ucuz ama düşük performanslı çözüme gidiyor. Mevzuat tsunamisi yaşanan günümüzde üçüncü bariyer sıra ve öncelik. KOBİ hangi adımı önce atacağını bilemediğinde ya verimsiz bir yatırım seçiyor ya da bekliyor. Bu bekleyiş maliyete dönüşüyor.</p>
<p>Bu üç bariyer birbirini besliyor. O yüzden çözüm üretirken tüm bariyerleri beraber düşünmekte fayda var.</p>
<p><strong>Büyük alıcı ne yapabilir?</strong></p>
<p>Bu süreçte büyük alıcının en değerli katkısı; ortak bir çerçeve sunmak, ölçülebilir hedef koymak, doğru sırayı göstermek ve uygulamayı kolaylaştırmak olur. Bunları biraz daha detaylandıralım.</p>
<p>Birinci katkı uzman havuzu. Ana firma kendi iç ekibini, danışman ağını veya çözüm ortaklarını tedarikçilere belirli bir program dahilinde açabilir. Burada amaç her KOBİ’ye ayrı ayrı uzun rapor yazmak değildir. Saha taraması, hızlı kazanım listesi ve temel veri setiyle ilerlemek yeterlidir.</p>
<p>İkinci katkı ortak eylem planı. KOBİ’lere aynı dili konuşturan basit bir reçete gerekir. Ölçüm ve veri disipliniyle başlar, ardından hızlı kazanım sağlayan işletme iyileştirmeleri gelir, verimlilik yatırımları ve dönüşüm adımları takip eder, en sonda da yenilenebilir tedarik ve uzun vadeli enerji kurgusu yer alır. Bu sırayı programlaştıran alıcı, tedarikçide karar hızını artırır.</p>
<p>Üçüncü katkı finansmana erişim köprüsü. Burada tek bir araç yok. Erken ödeme, tedarikçi finansmanı, yeşil kriterli krediye aracılık, garanti mektubu mekanizmaları, proje bazlı geri ödeme modeli, performans garantili sözleşme gibi araçlar kullanılabilir. Ana firma her zaman kendi bilançosunu açmak zorunda kalmaz. Kendi ilişkilerini ve ölçeğini kullanarak finansman maliyetini düşüren bir yapı kurabilir.</p>
<p>Bu mekanizmalar aynı pakette sunulduğunda herkes kazanır. KOBİ daha hızlı dönüşür, ana firma tedarik zinciri emisyonlarını indirir, ülke hedefleri hızlanır. Ev sahibi olduğumuz COP31 gibi uluslararası platformlarda da iyi uygulama olarak anlatılabilecek bir model ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Program nasıl başlar, nasıl ölçeklenir? </strong></p>
<p>Başlangıç için kapsamı küçük tutmak gerekir. İlk adım kritik tedarikçi grubunu seçmektir. Enerji yoğunluğu ve toplam emisyon katkısı yüksek olanlar ile veri talebi en erken gelenler öncelikli olur. İkinci adım ortak veri setini belirlemektir. Burada önemli olan KOBİ’yi boğmayan, denetlenebilir, az sayıda ama kritik veridir: Elektrik tüketimi, yakıt tüketimi, üretim miktarı, çalışma saatleri, temel ekipman listesi, ana yardımcı işletmeler, varsa yenilenebilir tedarik bilgisi vb. Bu veri seti ortak şablonla toplanır.</p>
<p>Üçüncü adım hızlı kazanım paketidir. Basınçlı hava kaçakları, buhar kaçakları, izolasyon, set değerleri, bakım disiplini, sürücü uygulamaları, aydınlatma ve otomasyon gibi düşük yatırımlı adımlar kısa sürede sonuç verir. Bu sonuç, programın güvenini artırır.</p>
<p>Dördüncü adım yatırım paketidir. Burada verimlilik ve dönüşüm yatırımları devreye girer. Ölçme doğrulama yaklaşımı baştan tanımlanır, sorumluluk netleşir, tasarrufun nasıl paylaşılacağı şeffaf hale getirilir. Beşinci adım raporlama ve doğrulamadır. Amaç rapor üretmek değil, aynı veri setini hem alıcıyla hem finansmanla hem de iç yönetimle konuşur hale getirmektir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde KOBİ’lerin yalnız bırakılması yavaşlık; tedarik zinciri programı ise hız üretir. Büyük alıcıların uzmanlık, öncelik sırası ve finansmana erişimi programlaştırması, KOBİ’lerin dönüşümünü hızlandırır ve ana firmanın dışarıdan gelen emisyonlarını düşürür. Bu modelin en güçlü yanı, herkesin çıkarını aynı noktada buluşturmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tedarik-zinciri-programi-ile-donusen-kobiler-79203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/kobi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’ler sahada birbirinin aynısı üç bariyere takılıyor. Birinci bariyer insan kaynağı. Karbon, enerji, veri, ölçüm, doğrulama gibi alanlar KOBİ’lerde tek bir kişinin omzuna kalıyor. O kişi de çoğu zaman tam zamanlı bu işe bakamıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-79200</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmakpar, Avrupa’da üretim opsiyonlu lojistik merkez kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İzmakpar Yönetim Kurulu Başkanı Zarif Alp, otomotiv yan sanayinde 2024 ve 2025 yıllarının sipariş eksikliğinden çok maliyet baskısının belirleyici olduğu bir dönem olarak geçtiğini belirterek, sektörün bugün en büyük sınavının fiyat rekabetini yeniden kurabilmek olduğunu söyledi. Alp, özellikle ihracat bağlantılı projelerde verilen fiyatların 10 yıla yayılan üretim takvimleri nedeniyle artık çok daha yüksek risk içerdiğine dikkat çekti. Otomotiv sektöründe bir projenin teklif aşamasından seri üretime geçişinin yaklaşık iki yıl sürdüğünü, ardından yedi yıla varan üretim döneminin başladığını anlatan Alp, bu yapının bugünkü belirsizlik ortamında sanayiciyi zorladığını ifade etti. Alp, “Bugün verdiğiniz fiyatla üç yıl sonra üretime başlıyorsunuz. O günkü işçilik, enerji, kur ve lojistik maliyetlerinin ne olacağını öngörmek artık çok güç” dedi. 2017-2019 döneminde bağlanan projelerde maliyet öngörülebilirliğinin daha yüksek olduğuna değinen Zarif Alp, 2029-2031 dönemine yönelik fiyatlama yapılırken aynı öngörü ortamının bulunmadığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a040cd03f19e-1778650320.jpg" alt="" width="695" height="261" /></p>
<h2><strong>“İş var ama dipte zarar varsa büyüklüğün anlamı kalmıyor”</strong></h2>
<p>Son dönemde otomotiv yan sanayinde sipariş hacminin tamamen kaybolmadığını ancak birçok firmanın kârlılığı koruyamadığını vurgulayan Alp, “10 milyon euroluk iş alıyorsunuz ama dipte zarar varsa bunun büyüklüğünün anlamı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu. Özellikle eski fiyatlarla devam eden projelerin bugün ağır maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Alp, otomotivde geçmiş yıllarda alınan projelerin hâlâ üretimde olduğunu, ancak bugünkü işçilik ve enerji maliyetlerinin o dönemle kıyaslanamayacak seviyeye ulaştığını söyledi. “Maliyetini bilmeyen firmanın ayakta kalma şansı kalmadı. Ama maliyeti bilmek de tek başına yetmiyor; verimlilikle desteklenmesi gerekiyor” diyen Alp, otomasyon yatırımlarının kritik olduğunu ancak üretimin tamamen makineye bırakılmasının mümkün olmadığını, enerji ve insan faktörünün hâlâ belirleyici olduğunu kaydetti.</p>
<h2><strong>“Türkiye maliyette Avrupa ile kafa kafaya geldi”</strong></h2>
<p>Bursa özelinde üretim altyapısının kalite açısından Avrupa seviyesinde olduğunu ifade eden Alp, bugün temel problemin maliyet olduğunu söyledi. Alp, “Bursa kaliteyi, üretim disiplinini ve teknoloji kabiliyetini yıllar içinde oluşturdu. Ford Otosan, Toyota ve Renault gibi büyük üreticilerin burada yarattığı ekosistem çok önemli bir birikim sağladı. Ancak şu anda fiyat tarafında Avrupa ile kafa kafaya geldik” dedi. Enerji ve lojistik maliyetlerinin rekabet gücünü ciddi biçimde etkilediğini vurgulayan Alp, Avrupa’daki bir müşterinin Fransa’dan ürün aldığında yüzde 5 lojistik maliyet üstlenirken Türkiye’den alımda bu oranın yüzde 15-20’ye çıktığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a040ce9091c5-1778650345.jpg" alt="" width="572" height="381" /></p>
<h2><strong>“Finansmana erişim tek başına çözüm değil”</strong></h2>
<p>Son dönemde sıkça gündeme gelen ‘finansmana erişim’ başlığının sektör için kalıcı çözüm üretmediğini savunan Alp, yüksek maliyetli kredilerin sadece geçici rahatlama sağladığını belirtti. Alp, “Aylık yüzde 4,5 finansman maliyeti olan bir ortamda siz zaten yüzde 4 kâr ediyorsanız kazancınız tamamen finansa gidiyor. Bu sadece aspirin etkisi yaratır” diye konuştu. Sanayicinin öncelikle üretimden para kazanabilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Alp, istihdam destekleri, teknoloji yatırımlarına uzun vadeli finansman ve maliyet azaltıcı yapısal önlemlerin birlikte ele alınması gerektiğini dile getirdi. Teknoloji yatırımları, otomasyon ve yapay zekâ destekli üretim konularını önemli bulduğunu belirten Alp, ancak bütün sanayinin aynı anda yüksek teknoloji üretimine geçmesinin gerçekçi olmadığını söyleyerek, “Katma değeri yüksek üretime geçiş elbette doğru hedef. Ama herkes aynı anda savunma sanayi ya da ileri teknoloji üreticisi olamaz. Sanayinin belli bölümü dönüşürken, geri kalanının da ayakta tutulması gerekir” açıklamasını yaptı.</p>
<h2><strong>Savunma sanayine giriş başladı</strong></h2>
<p>Otomotiv ve tarım makineleri alanında üretim yapan İzmakpar’ın son iki yıldır savunma sanayi projelerinde de yer almaya başladığını açıklayan Alp, burada üretim hacminin otomotive kıyasla sınırlı olduğunu ancak teknik yeterlilik açısından önemli bir alan açıldığını belirtti. İzmakpar’ın bugün beş ayrı üretim alanında faaliyet gösterdiğini belirten Alp, toplam kapalı alanın 50 bin metrekareye ulaştığını söyledi. Şirket bünyesinde 30 tondan 1.000 tona kadar pres hattı bulunduğunu aktaran Alp, metal şekillendirme, kaynak, kalıp ve boya dahil geniş üretim kabiliyetine sahip olduklarını ifade etti. Üretimde 2 bin 500 farklı parça ürettiklerini belirten Alp, özellikle tarım makineleri, otomotiv, yol makineleri ve ağır taşıtlar için uzun soluklu projelerde yer aldıklarını söyledi. Tarım makineleri sektöründeki küresel daralmaya rağmen müşteri çeşitliliği sayesinde dengelerini koruduklarını ve müşteri sayısını artırdıklarını belirten Alp, dünyanın önde gelen traktör markalarına üretim yaptıklarını, özellikle global ilk dört markanın tedarik zincirinde yer aldıklarını ifade etti.</p>
<h2><strong>Avrupa’da lojistik ayağı için yatırım hazırlığı</strong></h2>
<p>İzmakpar’ın ihracat oranının yüzde 50 seviyesinde olduğunu belirten Alp, iç pazarda yapılan üretimin önemli bölümünün de dolaylı olarak ihracata gittiğini söyledi. Şirketin Avrupa’da lojistik merkezli bir yapılanmayı değerlendirdiğini açıklayan Zarif Alp, bunun ilerleyen dönemde küçük ölçekli üretime dönüşebileceğini söyledi. Bölgede yaşanan savaşların Türkiye’ye etkisini de değerlendiren Alp, “Çin ve Hindistan savaş sonrası Avrupa açısından ayrı bir risk kategorisine geçti. Avrupa o riski almak istemiyor. Bu noktada Türkiye’nin potansiyeli öne çıkacaktır” dedi. </p>
<h2><strong>“Sanayicinin ayakta kalması ülkenin üretim gücü için şart”</strong></h2>
<p>Türkiye’de özellikle küçük ve orta ölçekli sanayicinin korunmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Alp, sanayinin tamamının aynı anda dönüşemeyeceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Sanayinin yüzde 10’u, yüzde 20’si ileri teknolojiye geçebilir; geçmeli de. Ama kalan üretim altyapısını da yaşatmak zorundayız. Çünkü ülkenin üretim omurgası burada. Bu firmalar ayakta kalmadan dönüşüm de mümkün olmaz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-79200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/0/1280x720/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-1778650427.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmakpar Yönetim Kurulu Başkanı Zarif Alp, otomotiv yan sanayinde son iki yılın üretim açısından değil, maliyet yönetimi açısından en zor dönemlerden biri olduğunu belirterek, uzun vadeli fiyat anlaşmaları, artan işçilik ve enerji giderleri ile lojistik dezavantajlarının sanayiciyi ciddi baskı altına aldığını söyledi. Alp’e göre Türkiye sanayisinin önceliği finansmana erişimden önce sürdürülebilir kârlılığı yeniden tesis etmek olmalı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-odakli-vergi-yaklasimi-79199</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim odaklı vergi yaklaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen kanun teklifinde, üretim faaliyetlerinin doğrudan indirimli kurumlar vergisi kapsamına alınması öne çıktı. Bu düzenleme, vergi politikalarında üretim odaklı yaklaşımın önemini yeniden gündeme taşıdı. </strong></p>
<p>TÜRMOB olarak uzun yıllardır mesleğimizi, vergi sistemimizi ve mali uygulamaları ilgilendiren kanun tekliflerini yakından izliyoruz.</p>
<p>Bu çerçevede Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen vergi ve mali mevzuata ilişkin düzenlemeler hakkında teknik değerlendirme raporları hazırlıyor, bu raporları TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunuyoruz.</p>
<p>Zaman içinde bu çalışmalar yalnızca kurumsal bir görüş açıklamasının ötesine geçmiş; yasama süreçlerinde beklenen, başvurulan ve teknik katkı sağlayan bir nitelik kazanmıştır. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde; TÜRMOB değerlendirmelerinin gündeme gelmesi, meslek örgütümüzün sahadan gelen bilgi birikiminin ve teorik vergilendirme ilkelerinin somut yansımasıdır.</p>
<p>Son olarak, “Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” hakkında da TÜRMOB olarak kapsamlı bir değerlendirme raporu hazırladık.</p>
<p>15 maddeden oluşan Kanun teklifiyle; belirlenen ekonomik program hedeflerine ulaşılması, uluslararası rekabet gücünün artırılması, büyümenin desteklenmesi, sermaye ve döviz girişinin sağlanması, dış ticaret dengesinin iyileştirilmesi gibi hedeflere ulaşılması amaçlanmaktadır.</p>
<p>TÜRMOB olarak hazırladığımız Değerlendirme Raporumuzda; kamu alacaklarının teciline ilişkin düzenlemelerden, yurt dışı kazançlara getirilen gelir vergisi istisnasına; teknogirişim şirketlerine yönelik düzenlemelerden, nitelikli hizmet merkezlerine tanınan vergisel avantajlara; transit ticaret kazançlarından, varlık barışı uygulamasına kadar teklifin vergi sistemini doğrudan ilgilendiren temel başlıklarını değerlendirip görüş ve önerilerimizi sunduk.</p>
<p>Bu kapsamda öne çıkan başlıklardan biri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32’nci maddesinde yapılan değişikliktir. Komisyonca kabul edilen düzenleme ile sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara %12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanması kabul edilmiştir. Bu düzenleme yalnızca teknik bir oran değişikliği değildir. Çünkü TÜRMOB olarak değerlendirme raporumuzda özellikle şu hususun altını çizmiştik: vergi teşvikleri yalnızca ihracat yapan işletmelere değil, doğrudan üretim yapan işletmelere de yönelmelidir. Üretim gücü artmadan ihracatın kalıcı biçimde büyümesi mümkün değildir. İç piyasaya üretim yapan işletmelerin güçlenmesi, orta vadede dış ticaret kapasitesinin de temelini oluşturur.</p>
<p>Elbette yasama süreçleri İktidarın belirleyici olduğu çok aktörlü süreçlerdir. TÜRMOB olarak sorumluluğumuz gereği, vergi sistemimizin daha öngörülebilir, daha adil, daha dengeli ve daha uygulanabilir hale gelmesini istiyoruz. Bu nedenle uygulamanın içinden gelen, sahayı bilen ve teorik düzenlemelerin pratik sonuçlarını öngören birikimimizle, yararlanıldığı ölçüde, mali konularda bürokrasiye, komisyonlara ve Meclis’e bilgi ve katkı vermeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-odakli-vergi-yaklasimi-79199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim odaklı vergi yaklaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/londra-piyasasinda-siyasi-risk-satisi-79197</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Londra piyasasında &#039;siyasi risk&#039; satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0406bc36951-1778648764.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İngiltere’de Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskının artması, piyasalarda siyasi krizden çok “mali disiplin” tartışmasını tetikledi. Londra piyasalarında özellikle uzun vadeli devlet tahvillerine yönelik satışların hızlanmasıyla birlikte İngiltere’nin borçlanma maliyetleri 1998’den bu yana en yüksek seviyelerine çıktı.</p>
<p>Son dönemde İngiltere ekonomisinde büyümenin zayıf seyretmesi, yüksek kamu borcu ve inatçı enflasyon zaten kırılgan bir görünüm yaratıyordu. Şimdi buna siyasi belirsizlik de eklenmiş durumda. Kabine’de dün yaşanan ilk istifanın ardından uzun vadeli 20 ve 30 yıllık tahvil getirileri, sırasıyla yüzde 5,12 ve yüzde 5,80 seviyelerine ulaşarak 1998'den bu yana en yüksek seviyelerine çıktı. 10 yıllık tahvil faizi de yüzde 5,1 ile 2008 sonrası zirveye yaklaştı. Tahvil faizlerindeki sert yükseliş, yatırımcıların yalnızca hükümet değişimini değil; olası yeni liderin daha gevşek maliye politikaları uygulayabileceği ihtimalini fiyatladığını gösteriyor.</p>
<h2>Sterlin de baskı altında kaldı </h2>
<p>İngiliz para birimi dolar karşısında yüzde 0,7’ye yakın değer kaybederek 1,35 seviyesine çekildi. Avrupa’nın en büyük şirketlerini barındıran FTSE 100 endeksi ise bankacılık hisselerindeki sert satışlarla geriledi.</p>
<h2>Piyasalarda lider değişimi tedirginliği </h2>
<p>Yatırımcıların ana korkusu, İşçi Partisi içinde yaşanabilecek liderlik yarışının mali disiplinin gevşetilmesine yol açması. Özellikle partinin daha sol kanadından gelen “daha fazla kamu harcaması” ve “borç hedeflerinin esnetilmesi” çağrıları, tahvil piyasasında satış baskısını artırdı.</p>
<p>Piyasalarda, İngiltere’nin bütçe açığını kontrol etmekte zorlanabileceği ve yeni mali genişleme adımlarının enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi hakim. Bu nedenle yatırımcılar uzun vadeli tahvillerden çıkarken, daha yüksek risk primi talep ediyor. XTB Araştırma Direktörü Kathleen Brooks, piyasanın yalnızca Starmer’ın olası ayrılığına değil, yerine gelebilecek ismin ekonomi politikalarına da tepki verdiğini söyledi. MUFG analisti Lee Hardman ise liderlik yarışının sterlin ve devlet tahvilleri açısından kısa vadede negatif bir tablo oluşturduğunu belirtti.</p>
<h2>Bankacılık hisselerinde sert satış </h2>
<p>Siyasi kriz Londra borsasında en sert etkiyi bankacılık sektöründe gösterdi. Barclays hisseleri yüzde 4’e yakın düşerken, NatWest Group ve Lloyds Banking Group hisselerinde de yüzde 3’ü aşan kayıplar görüldü. Piyasalar, olası bir siyasi yön değişiminin bankacılık sektörüne yönelik ek vergileri gündeme getirebileceğinden endişe ediyor. JPMorgan Chase analistleri, İngiltere’de bankalara uygulanan ek verginin yüzde 3’ten yüzde 5’e çıkarılabileceğini öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı neyi fiyatlıyor?</span></h2>
<p>■ Liderlik değişimi ihtimali<br />■ Mali disiplinin gevşemesi riski<br />■ Daha yüksek kamu harcamaları<br />■ Borç hedeflerinde esneme tartışmaları<br />■ İran gerilimi kaynaklı enflasyon baskısı<br />■ Sterlindeki zayıfl amanın fiyatlara etkisi<br />■ İngiltere’nin zaten yüksek olan borçlanma maliyetlerinin daha da artması</p>
<h2>Starmer kabinesinde ilk istifa dün geldi</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0408330dcaa-1778649139.jpg" alt="" width="700" height="394" />İngiltere’de Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskı, İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde aldığı ağır yenilginin ardından hızla arttı. Parti içinde 70’ten fazla milletvekili Starmer’ın görevden ayrılmasını isterken, bazı kabine üyeleri de “düzenli geçiş planı” çağrısı yaptı. Yerel yönetim ve topluluklar bakanı Miatta Fahnbulleh dün hükümetten istifa eden ilk bakan olurken, peş peşe gelen yardımcı bakan istifaları Londra’da siyasi krizin derinleştiği algısını güçlendirdi. Piyasalar ise olası liderlik yarışının uzun sürmesi ve daha harcamacı bir ekonomik çizgiye geçilmesi ihtimalinden endişe ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/londra-piyasasinda-siyasi-risk-satisi-79197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/sterlin-1778649046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İngiltere’de hükümet krizinin derinleşmesi, yatırımcıların kamu maliyesi ve bütçe disiplini endişelerini yeniden fiyatlamasına yol açtı. Sterlin gerilerken, tahvil faizleri bu yüzyılın zirvelerine yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlik-bilancolar-kara-donerken-hisse-carpanlari-neden-dusuk-kaldi-79196</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milyarlık bilançolar kâra dönerken hisse çarpanları neden düşük kaldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 50 hisseleri arasında PD/DD oranı 1’in altında olan 19 şirket bulunuyor. Çarpanları 0,44 ile 0,98 arasında gezinen ve milyarları aşan özsermayeleriyle bu firmalar, defter değerlerinin altında işlem görüyor. Peki piyasa neden bu hisseleri iskontolu rafında tutuyor?</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı, borsanın en büyük 50 şirketinin her zaman primli ve yüksek çarpanlarla işlem göreceğini düşünebilir. Oysaki şirketlerin muhasebe defterlerindeki servetleriyle ekrandaki piyasa değerleri arasında ciddi bir uçurum gözleniyor. 966 milyar liralık bir özsermayeye sahip THY’nin 0,44 gibi dip çarpanla defter değerinin hayli altına inmesi veya Sabancı Holding’in 0,55 çarpanla bu iskontoya eşlik etmesi dikkat çekiyor. Ekrandaki ucuzluk, yatırımcının ilgisini çekerek fırsat algısı yaratıyor olabilir. Ancak alternatif getiriler ve makroekonomik baskılar, bu ağır hisseleri yavaşlatıyor.</p>
<p>Çarpanları düşük olanlar</p>
<p>THY 0,44 PD/DD oranıyla tablonun ilk sırasında yer alıyor. Firma, operasyonel olarak en zayıf olduğu ilk çeyrek döneminde, güçlü bir çıkış yaparak zarardan kâra döndü. Küresel ölçekte de sayılı havayolu şirketleri arasında yer almasına rağmen fiyatı son iki yılda yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Fonlar ise son bir ayda sahip oldukları paylarını %13,3 artırdı.</p>
<p>Alarko Holding, 0,51 çarpanla ikinci sırada duruyor. Son yıllarda tarım sektöründeki girişimiyle dikkat çeken firma, geçtiğimiz yıl 1,3 milyar TL zarar yazdı. 2026’nın ilk çeyreğinde dönem sonunda kâra döndü. Finansal borçlarını azaltırken, kaynak yapısının %64’ü özkaynaklardan oluşuyor. Fiyatı Nisan 2024’teki zirvesi 135,63 TL’nin gerisinde.</p>
<p>İki yıldır zararda<br />Tabloda yer alan Çan2 Termik geride kalan iki yılda zarar ederken, son açıkladığı üç aylık mali tablolarında da zararı artırarak 1,03 milyar TL’ye çıkardı. Şirket, geçtiğimiz şubat ayında gerçekleştirdiği %42,86 bedelli sermaye artırımı ile mali yapısını güçlendirdi. Hissenin fiyatı ise Kasım 2022’deki zirvesi 8,11 TL’nin hayli gerisinde duruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04064e627c3-1778648654.png" alt="" width="999" height="533" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>BEKLEME MALİYETİ Mİ, ZAMAN GETİRİSİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Bekleme maliyeti</strong>; zarar önleme, fırsat kollama, esneklik gücü, risk eleme. Enflasyon zararı, ralli kaybı, kararsızlık stresi, atıllık, gecikmeli eylem.</p>
<p><strong>Zaman getirisi</strong>; bileşik etki, düşük stres, maliyet avantajı, trend yakalama. Bağlı sermaye, kriz riski, fırsat körlüğü, yanlış seçim, yorgunluk.</p>
<p><strong>Kurduğu iştiraki üzerinden 43 dönümlük tarla aldı. Çilek üretimine girmeyi düşünüyor</strong></p>
<p>Ulaşlar’ın turizm şirketi olduğu halde tarım işine girmesi normal mi? ● Mehmet Başol</p>
<p>Mehmet, Ulaşlar her ne kadar turizm kimliğiyle öne çıksa da, şirket ünvanında yer alan tarım ve gıda ibarelerinden de anlaşılacağı üzere farklı sektörlere açılım sağlayabilme olanağı var. Nitekim nisanda Agroberry Tarım firmasını kurarken ardından Muğla’da 43 dönümlük topraksız çilek serasını 90 milyon TL’ye alacağını duyurdu. Turizm gibi jeopolitik gelişmelere duyarlı bir sektörün yanına gıdayı ilave etmesi olumlu gelebilir. Ancak farklı uzmanlık isteyen ve sınırlı büyüklükteki bir alanın kısa sürede kazanca dönüşme ihtimali tereddüt uyandırıyor.</p>
<p><strong>Kârın sınırlı olması nedeniyle nakit akışını korumak için temettü yerine kasaya aldı</strong></p>
<p>Obase Bilgisayar geçen sene kâra döndüğü halde neden temettü vermedi? ● Deniz Başaran</p>
<p>Deniz, Obase Bilgisayar üç yıllık zarar döngüsünü kırarak 2025’te sembolik düzeyde de olsa kâra geçmesi kuşkusuz olumlu bir adım. Fakat bu kârın sadece 6,5 milyon TL ile sınırlı kalması ve yasal yedek akçeler ayrıldıktan sonra dağıtılabilir dönem kârının 2,79 milyon TL’ye inmesi temettü için alan bırakmadı. Dağıtım kararı verilmesi halinde de anlamlı bir tutarın hisse başına düşmesi mümkün olmayacaktı. Buna ilave şirket yönetimi ekonomik konjonktüre işaret ederek nakit akışlarını optimize etmek adına kâr payı dağıtılmayacağı yönünde açıklamada bulundu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ADE fonu yatırımcısına mutlak getiri hedefi ile son bir yılda %43 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönetiminde bulunan Mutlak Getiri Hedefli Değişken Fon (ADE), geçtiğimiz ocak ayının sonuna kadar yükseliş eğiliminde olduğu gözlendi. Sonrasında yataya dönerken şubat sonunda en yüksek 0,90 TL’yi gördükten sonra aşağı yöneldi. Fonun hacmi şubattan bu yana küçülen bir eğilim sergiliyor. Mayısın ikinci haftasında toplam büyüklüğü 990,2 milyon TL’ye indi. Marttan bu yana nakit çıkışının yaşandığı fonda mayısta giden para tutarı 29,8 milyon TL. Zayıf ilgide bir değişim gözlenmiyor. Buna bağlı olarak yatırımcı sayısı da 26.789 olup düşüş eğilimi devam ediyor. Doluluk oranı %5,64 seviyesinde olan ADE, mutlak getiri hedefi ile hareket ediyor. Portföyünün %61,19’u hisse senedinden oluşuyor ve risk değeri 4 seviyesinde. Sınırlı risk yatırımcısına hitap ediyor. Son bir yılda %43,06 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %51,10 bileşik faizle 1,1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 11.05.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.100.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43,50 olurken bileşik faizi de %51,10 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faiz oranı %10,96 düzeyinde. Finansman bonosunun itfa tarihi 11.08.2026 olarak açıklandı. 11 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43,50 basit faiz oranı, TLREF’in 3,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD82611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04061e2d324-1778648606.png" alt="" width="978" height="241" /><strong>KARTONSAN</strong></p>
<p><strong>Kocaeli’deki arsasını 1 milyar liraya sattı. Satış geliriyle borçlarını ödeyecek</strong></p>
<p>Kartonsan, Kocaeli’deki 108 bin metrekarelik arasını 1 milyar TL’ye satarken 955 milyon TL kâr elde etti. Satış işlemi, firmanın likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildi. Elde edilen nakit kredi ve tahvil borçlarının geri ödenmesinde kullanılacak. Gerçekleştirilen işlemle Kartonsan, bilançosunu zorlayan faiz yükünü hafifleterek mali yapısını güçlendirme imkanı elde edecek. Mevcut borç yükü altında faaliyet gelirini sürekli faiz giderlerine harcamak yerine, atıl duran taşınmazı satarak borç kapamaya yönelmesi rasyonel bir yaklaşım olarak görülmeli.</p>
<p><strong>KALESERAMİK</strong></p>
<p><strong>Bandırma’daki taşınmazlarını ana ortağına satarken kasaya 500 milyon lira girdi</strong></p>
<p>Kaleseramik, nakit akışını desteklemek amacıyla Bandırma’da bulunan toplam 107 bin metrekarelik üç taşınmazını 500 milyon TL peşin bedelle hakim ortağı İbrahim Bodur Holding’e sattı. Arsaların tapu devri ve ödeme işlemlerinin tamamlandığı bildirilirken, işlemden doğan kârın altı aylık finansal tablolara yansıyacağı belirtildi. Şirket, grup içi mülkiyet değişimiyle kasasına hızlı bir şekilde nakit girişi sağlamış oldu. Likidite ihtiyacı doğduğunda bir varlığı piyasada satmaya çalışmak yerine ana holdinge devretmek hızlı nakit yaratmanın bir yolu olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>ARD GRUP BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Bünyesine kattığı İntron'dan devralınan işlerin meyvesini toplamaya devam ediyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim, bir kamu kurumuyla yürüttüğü bilişim malzemesi alımı işi kapsamında 2,52 milyon dolar (yaklaşık 113,7 milyon TL) tutarında bir fatura kestiğini duyurdu. Yapılan iş, şirketin yakın zamanda bünyesine kattığı İntron firmasının önceden imzaladığı sözleşmeyle alakalı olduğu ifade edildi. Şirket yılbaşından bu yana 2 milyar TL’yi aşan iş bağlantıları gerçekleştirirken oluşan toplam tutar yıllık gelirinin %48’ini aşmış görünüyor. Veriler firmanın, kurumsal satın alma operasyonunun sonuçlarını kendi hasılat tablosuna başarılı şekilde entegre ettiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04060259a73-1778648578.png" alt="" width="244" height="194" /></strong><strong>Türk Altın marttan bu yana düşen bir eğilim sergilerken fonlar paylarını artırdı</strong></p>
<p>Türk Altın’da fonlar sınırlı da olsa alım yönlü işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %130,89 ile toplamda 37,3 milyon lot artırarak 65,9 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 67’den 81’e yükselirken, PHE fonu 27,3 milyon lot ile en fazla alımı yaptı. AYA fonu ise 1,1 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Türk Altın için bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 65 TL ile verdi. En düşük öneri 36 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlik-bilancolar-kara-donerken-hisse-carpanlari-neden-dusuk-kaldi-79196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milyarlık bilançolar kâra dönerken hisse çarpanları neden düşük kaldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-yilda-rehin-yuzde-95-artti-icra-dosyalari-24-milyonu-asti-79195</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 yılda, rehin yüzde 95 arttı, icra dosyaları 24 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de son 5 yılda rehin sözleşmeleri, icra dosyaları ve batık kredilerdeki artış gözle görülür şekilde yükseldi. 2018-2023 dönemine ilişkin verileri CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer paylaştı. 2018 yılında 8 bin 85 olan rehin sözleşmesi sayısı, yüzde 95 artışla 2023 yılında 15 bin 768’e çıktı. 2018’de 9 bin 411 olan toplam işlem sayısının 2023’te 22 bin 191’e yükseldiğini aktaran Gürer, “özellikle 2021– 2023 dönemindeki yükseliş ekonomide yaşanan kırılmanın sahaya yansıdığını gösteriyor” dedi. Verilere göre; 2018’de 393 bin olan rehinli varlık sayısı 2021’de 637 bine yükselirken, 2025’te 199 bine geriledi. 2018’den 2021’e yaklaşık yüzde 62 artış, 2021’den 2025’e ise yüzde 68 düşüş söz konusu. Bu veriler, 2021’de üretici varlıklarının önemli bir bölümünün teminat olarak gösterildiği ortaya koydu.</p>
<p>Terkin işlemlerinde de artış yaşandığı gözlendi. 2018’de bin 266 olan terkin sayısı 2025’te 8 bin 261’e yükseldi. 2018– 2023 döneminde rehin işlemlerinin arttığı gözlenirken, 2021 sonrasında ise rehin edilen varlık sayısının gerilediği, teminat kapasitesinin ise zayıfladığı görüldü. İcra dairelerinde biriken dosyalara ilişkin verileri de paylaşan Gürer, “İcra dairelerinde bu dönem 2 milyon 741 bin dosya sonuçlandırılıp işlemden kaldırıldı. Ancak buna rağmen UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı 8 Mayıs itibarıyla 24 milyon 846 bine ulaştı. Son bir yılda derdest dosya sayısı 1 milyon 458 bin adet arttı. Bu tablo ekonomik uygulamaların sorunları çözmediğini, aksine büyüttüğünü gösteriyor. 24-30 Nisan haftasında batık kredilerde 6,5 milyar liralık artış yaşandı. Batık krediler ilk kez 700 milyar lira sınırını aşarak 703,6 milyar liraya çıktı” dedi.</p>
<p><strong>SP, ‘Varlık Barışı’na dikkat çekti, seçim için sonbaharı işaret etti</strong></p>
<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, iktidarın yeni Varlık Barışı düzenlemeleri üzerinden seçim ekonomisi hazırlığında olduğunu belirterek, Türkiye’nin 2026 sonbaharında baskın seçime gideceğini söyledi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilirken verilen “erken seçim tartışmalarının biteceği “ vaadinin gerçekleşmediğini belirten Arıkan, Türkiye’de bir yönetilememe krizi yaşandığını vurguladı. Arıkan, iktidarın ısrarla seçime ihtiyaç olmadığını söylemesine rağmen, merceği büyüterek bakıldığında gelişmelerin erken seçimden ziyade bir “baskın seçimi “ işaret ettiğini söyledi. Baskın seçim öngörüsünü TBMM bulunan Varlık Barışı düzenlemesine dayandıran Arıkan, “Yurt dışından gelecek olan para, altın hiçbir kurala tabi olmadan, nerden aldın? diye sorulmadan kayıt altına alınması ve uzun bir dönem gelir vergisinden muaf tutulması planlanıyor. Dışarıdan gelecek parayla Türkiye’de bir sıcak para bolluğu oluşacağı ve ülkenin paraya boğulacağı hesabı yapılıyor” dedi. AK Parti’nin her seçim öncesi uyguladığı “pansuman tedavilerle” ekonomiyi rahatlattığına şahit olduklarını belirten Arıkan, 2018-2023 seçimleri öncesi yüzde 8.5’a düşürülen faizin, seçim sonrasında yüzde 50’lere, enflasyonun ise yüzde 31-32 bandına çıkıp düşürülemediğini söyledi. Aynı senaryonun tekrarlandığını vurgulayan Arıkan, “ Kayıt dışı olan ve tırnak içinde ‘kara para’ girişinin önünü açacak uygulamaların TBMM’ye getirilmesini doğru bulmuyoruz. Yurt dışından para getirmenin kuralları ve uygulanması gereken maddeleri varken, bu maddelerin hepsi bypass edilerek yeni bir yol açılıyor. Önceki uygulamada gelmeyen paranın yeni yasayla Türkiye’ye girmesinin planlanması akıllarda soru işaretleri yaratıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-yilda-rehin-yuzde-95-artti-icra-dosyalari-24-milyonu-asti-79195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 yılda, rehin yüzde 95 arttı, icra dosyaları 24 milyonu aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programlar-79194</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta vadeli programlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomiler yalnızca bugünün sorunlarını çözerek değil, geleceği planlayarak da yönetilir. Özellikle küresel dalgalanmaların arttığı, jeopolitik risklerin büyüdüğü ve finansal piyasalarda belirsizliğin yükseldiği dönemlerde ülkelerin önünü görebilmesi büyük önem taşır. İşte bu noktada “Orta Vadeli Programlar” devreye girer. Orta vadeli programlar, hükümetlerin ekonomi politikalarına yön veren, hedefleri belirleyen ve piyasalara güven mesajı veren temel strateji belgeleri arasında yer alır.</p>
<p>Türkiye’de de her yıl açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), ekonomi yönetiminin üç yıllık hedeflerini ortaya koyması açısından büyük dikkat çeker. Enflasyon hedeflerinden büyüme oranlarına, işsizlik beklentilerinden kamu harcamalarına kadar pek çok başlık bu program içinde yer alır. Bu nedenle OVP yalnızca bürokratik bir belge değil; yatırımcıların, iş dünyasının, bankaların ve vatandaşların yakından takip ettiği önemli bir ekonomik pusuladır.</p>
<p><strong>Ekonomik beklentilerin yönetilmesi</strong></p>
<p>Ekonomide güven unsuru, çoğu zaman rakamlardan bile daha kritik hale gelir. Çünkü yatırımcılar yalnızca mevcut tabloya değil, geleceğe ilişkin beklentilere göre karar verir. Eğer bir ülkede ekonomi yönetiminin nasıl bir yol izleyeceği bilinmiyorsa belirsizlik artar, yatırım iştahı azalır ve piyasalarda dalgalanmalar yaşanır.</p>
<p>Orta vadeli programlar tam da bu nedenle önemlidir. Programlar aracılığıyla hükümetler; mali disiplin, para politikası uyumu, üretim hedefleri ve reform planları konusunda kamuoyuna mesaj verir. Böylece piyasalarda öngörülebilirlik sağlanmaya çalışılır.</p>
<p>Örneğin yüksek enflasyon yaşayan bir ekonomide açıklanan OVP’de sıkı para politikası, bütçe disiplini ve yapısal reform vurgusu yer alıyorsa bu durum piyasalarda güven artırıcı bir etki oluşturabilir. Tam tersine, gerçekçi bulunmayan hedefler veya uygulanabilirliği zayıf politikalar ise güven kaybına yol açabilir.</p>
<p>Bu nedenle orta vadeli programların başarısı yalnızca hazırlanmasına değil, uygulanabilir olmasına da bağlıdır.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon dengesi</strong></p>
<p>Orta vadeli programların en dikkat çeken bölümleri genellikle büyüme ve enflasyon hedefleridir. Çünkü ekonomik yönetim açısından en zor konulardan biri bu iki unsur arasında denge kurabilmektir.</p>
<p>Bir ekonomide hızlı büyüme hedeflenirken aynı zamanda yüksek enflasyonun düşürülmesi kolay değildir. Talep artışı çoğu zaman fiyat baskısı oluşturur. Bu nedenle OVP’lerde büyüme hedeflerinin gerçekçi olması büyük önem taşır.</p>
<p>Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyüme çoğu zaman tüketim ve kredi genişlemesiyle desteklenmektedir. Ancak sürdürülebilir kalkınma için üretim odaklı büyüme modeli daha fazla önem kazanmaktadır. Orta vadeli programlar da sanayi yatırımları, ihracat kapasitesi, teknoloji üretimi ve katma değerli sektörlere yönelik teşviklerle bu dönüşümü desteklemeyi amaçlar.</p>
<p>Özellikle son yıllarda dijital ekonomi, savunma sanayi, enerji yatırımları ve yeşil dönüşüm gibi alanların OVP içinde daha fazla yer aldığı görülmektedir. Bu durum yalnızca kısa vadeli ekonomik istikrarın değil, uzun vadeli rekabet gücünün de hedeflendiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Kamu maliyesinde disiplin mesajı</strong></p>
<p>Orta vadeli programların bir diğer önemli yönü kamu maliyesine ilişkin hedeflerdir. Devletin ne kadar harcama yapacağı, bütçe açığının nasıl yönetileceği ve borçlanma stratejisi gibi konular yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardır.</p>
<p>Kamu harcamalarının kontrolsüz şekilde artması, enflasyon baskısını artırabilir ve bütçe dengesini bozabilir. Bu nedenle OVP’lerde mali disiplin vurgusu büyük önem taşır. Vergi politikaları, tasarruf önlemleri ve yatırım öncelikleri bu çerçevede şekillendirilir.</p>
<p>Özellikle deprem, savaş, enerji krizi veya küresel ekonomik durgunluk gibi olağanüstü gelişmeler, kamu maliyesi üzerinde ciddi baskılar oluşturabilir. Böyle dönemlerde açıklanan orta vadeli programlar, devletin kaynak yönetimi konusunda nasıl bir yol izleyeceğini göstermesi açısından kritik hale gelir.</p>
<p>Ekonomistler, kamu maliyesindeki disiplinin yalnızca bugünü değil geleceği de etkilediğini vurgulamaktadır. Çünkü bütçe dengesi bozulan ülkelerde faiz yükü artar, yatırımlar yavaşlar ve ekonomik kırılganlık yükselir.</p>
<p><strong>Yatırımcılar için güven unsuru</strong></p>
<p>Yerli ve yabancı yatırımcılar açısından orta vadeli programlar önemli bir referans kaynağıdır. Özellikle uluslararası fonlar, kredi derecelendirme kuruluşları ve büyük yatırım şirketleri bir ülkenin ekonomik programını dikkatle inceler.</p>
<p>Bir ülkede ekonomik hedeflerin açık olması, reform iradesinin güçlü görünmesi ve verilerin tutarlılık taşıması yatırımcı güvenini artırabilir. Bu durum doğrudan sermaye girişlerini destekleyebilir.</p>
<p>Ancak yatırımcılar yalnızca açıklanan hedeflere değil, geçmiş performansa da bakar. Daha önce açıklanan hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiği, ekonomi yönetiminin kredibilitesi açısından belirleyici olur. Bu nedenle OVP’lerde güvenilirlik en az içerik kadar önemlidir.</p>
<p>Uzmanlara göre ekonomik programların başarıya ulaşabilmesi için para politikası ile maliye politikası arasında güçlü koordinasyon sağlanması gerekir. Merkez bankası uygulamalarıyla hükümetin bütçe politikaları aynı hedef doğrultusunda ilerlediğinde ekonomik istikrarın güçlenmesi mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Yapısal reformların rolü</strong></p>
<p>Orta vadeli programlar yalnızca kısa vadeli ekonomik hedeflerden oluşmaz. Aynı zamanda yapısal reform başlıklarını da içerir. Eğitimden hukuk sistemine, enerji politikalarından iş gücü piyasasına kadar birçok alan ekonomik performansı doğrudan etkiler.</p>
<p>Örneğin nitelikli iş gücünün artırılması, verimlilik artışı açısından büyük önem taşır. Benzer şekilde hukuk sistemindeki öngörülebilirlik yatırım ortamını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle reform gündemi güçlü olan ülkeler yatırımcılar açısından daha cazip hale gelebilir.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında ise üretim yapısının dönüşümü, cari açığın azaltılması, enerji bağımlılığının düşürülmesi ve yüksek teknoloji üretiminin artırılması sıkça vurgulanan hedefler arasında yer almaktadır.</p>
<p>Ayrıca yeşil ekonomi ve dijital dönüşüm konuları da artık orta vadeli programların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri ve küresel rekabet koşulları dikkate alındığında, çevre dostu üretim modellerinin önemi her geçen gün artmaktadır.</p>
<p><strong>Toplumsal etkileri de bulunuyor</strong></p>
<p>Orta vadeli programların etkisi yalnızca finans piyasalarıyla sınırlı değildir. Vatandaşların günlük yaşamı da bu programlardan doğrudan etkilenir. Enflasyon hedefleri, ücret politikaları, sosyal harcamalar ve istihdam projeleri toplumun geniş kesimlerini ilgilendirir.</p>
<p>Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşların satın alma gücü büyük ölçüde zayıflayabilir. Bu nedenle OVP’lerde gelir dağılımı, sosyal destekler ve istihdam politikalarına yönelik başlıklar büyük önem taşır.</p>
<p>Ekonomik istikrarın sağlanması yalnızca makro göstergelerin düzelmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda toplumun refah seviyesinin korunması ve sosyal dengelerin güçlendirilmesi de gerekir.</p>
<p><strong>Sonuç: Ekonomik yol haritasının </strong><strong>başarısı uygulamaya bağlı</strong></p>
<p>Orta vadeli programlar, ekonominin geleceğine ilişkin kapsamlı bir yol haritası sunar. Ancak bu programların gerçek etkisi, açıklanan hedeflerin ne ölçüde hayata geçirildiğiyle belirlenir. Gerçekçi hedefler, güçlü koordinasyon, mali disiplin ve yapısal reform iradesi programların başarısında belirleyici unsurlar arasında yer alır.</p>
<p>Küresel ekonominin belirsizliklerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkelerin öngörülebilir politikalar geliştirmesi her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Bu nedenle orta vadeli programlar yalnızca ekonomik bir belge değil; aynı zamanda güven, istikrar ve gelecek vizyonunun da bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programlar-79194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta vadeli programlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-duzenlemesi-vergi-mukellefi-oz-yurdunda-parya-mi-79193</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Non-dom düzenlemesi vergi mükellefi öz yurdunda parya mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergisini zamanında ödeyen uyumlu mükellef, yüksek servet sahiplerine yalnızca ikamet geçmişleri nedeniyle uzun süreli vergi avantajı sağlandığını görürse, bu durum gönüllü uyumu zedeler. Vergi adaleti algısı bozulduğunda, sistemin tahsilat kapasitesi de uzun vadede zarar görür.</strong></p>
<p>Son günlerde vergi gündeminde sıkça duyulan “non-dom” kavramı, İngilizce “non-domiciled” ifadesinden geliyor. Basitçe anlatmak gerekirse non-dom; bir kişinin bir ülkede yaşamasına rağmen, o ülkeyi kalıcı yerleşim yeri saymaması nedeniyle özellikle yurt dışı gelirleri bakımından daha sınırlı vergilendirilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bu sistemde kişi, yaşadığı ülkede elde ettiği gelirler için vergi öderken; yurt dışından elde ettiği faiz, temettü, kira, portföy geliri veya değer artış kazançları tamamen ya da kısmen vergi dışında kalabiliyor.</p>
<p>TBMM’ye sevk edilen son vergi kanun teklifinde yer alan düzenleme de bu yönüyle non-dom benzeri bir yapı öngörüyor. Teklife göre, Türkiye’de yerleşik hale gelen ancak önceki üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilecek.</p>
<p>İlk bakışta amaç anlaşılır görünüyor: Türkiye’ye nitelikli insan kaynağı, yüksek gelirli yabancılar, uluslararası profesyoneller, sermaye sahipleri ve bölgesel merkez yöneticileri çekmek.</p>
<p>Ancak mesele hedefte değil, kullanılan araçta.</p>
<p><strong>Vergi adaleti mi, vergi ayrıcalığı mı?</strong></p>
<p>Türkiye uzun süredir kamu politika belgelerinde vergi tabanının genişletileceğini, istisna ve muafiyetlerin azaltılacağını, sistemin daha sade, adil ve etkin hale getirileceğini söylüyor. Fakat her ekonomik veya jeopolitik dalgalanmada vergi sistemine yeni bir istisna, yeni bir muafiyet, yeni bir ayrıcalıklı rejim ekleniyor.</p>
<p>Eski istisnaların işe yaramadığı kabul edilirken, yeni getirilenlerin bütün sorunları çözeceği varsayılıyor. Oysa tecrübe bize şunu gösteriyor: Vergi sisteminde sürekli istisna üretmek, vergiyi kural olmaktan çıkarır; istisnayı sistemin merkezine yerleştirir.</p>
<p>Düzenlemenin en tartışmalı yönlerinden biri de yalnızca yabancılarla sınırlı olmaması. Şartları sağlayan Türk vatandaşlarının da bu istisnadan yararlanması mümkün. Bu durum, geçmişte Türkiye’de tam mükellef olarak vergilenmemek için ikametgâhını yurt dışına taşıyan yüksek servet sahibi kişilerin, belirli şartlarla Türkiye’ye dönerek 20 yıl boyunca yurt dışı gelirleri üzerinden vergi ödememesinin önünü açabilir.</p>
<p><strong>Öz yurdunda parya mükellef riski</strong></p>
<p>İşte asıl vergi adaleti sorunu burada başlıyor.</p>
<p>Türkiye’de çalışan ücretli, serbest meslek erbabı, esnaf, sanayici ve şirket ortağı; gelirleri üzerinden doğrudan vergi, harcamaları üzerinden ise KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergiler ödüyor. Buna karşılık, yüksek servet sahibi bir kişinin yurt dışındaki faiz, temettü, kira veya portföy gelirlerinin 20 yıl boyunca Türkiye’de vergi dışı bırakılması, mali güce göre vergilendirme ilkesiyle kolay açıklanamaz.</p>
<p>Bu tablo, Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya Türküsü”ndeki o çarpıcı mısrayı hatırlatıyor: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Bugün benzer bir duygunun vergi mükellefi bakımından ortaya çıkma riski vardır. Yıllardır bu ülkede yaşayan, çalışan, üreten ve vergisini ödeyen mükellef, kendi ülkesinde vergi yükünü taşırken; sonradan gelen veya belirli şartlarla geri dönen yüksek gelirli kişilere 20 yıl süreyle geniş kapsamlı vergi koruması sağlanırsa, bu durum “öz yurdunda parya mükellef” algısı doğurabilir.</p>
<p>Vergi sisteminde en tehlikeli kırılma da burada başlar. Çünkü mesele yalnızca kimin ne kadar vergi ödediği değildir. Asıl mesele, kimin hangi gerekçeyle vergiden ayrıcalıklı tutulduğudur.</p>
<p>Anayasa’nın 73. maddesi, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu söylüyor. Elbette vergi sisteminde istisna ve muafiyet olabilir. Ancak bu istisnaların makul, ölçülü, amaçla bağlantılı ve toplum vicdanında karşılığı olan düzenlemeler olması gerekir.</p>
<p><strong>Teşvik, somut ekonomik </strong><strong>katkıya bağlanmalıdır </strong></p>
<p>Burada sorulması gereken soru şudur:</p>
<p>Türkiye’de yaşayan ve dünya gelirleri üzerinden vergilenen mevcut tam mükellef ile son üç yılını yurt dışında geçirdikten sonra Türkiye’ye gelen yüksek gelirli bir kişi arasında 20 yıl sürecek, bu kadar büyük bir vergisel fark yaratılmasını haklı kılan neden nedir?</p>
<p>Düzenleme, yatırımcı ile pasif servet sahibi arasında da yeterli ayrım yapmıyor. Türkiye’de üretim yapan, istihdam yaratan, teknoloji geliştiren veya bölgesel merkez kuran kişi ile yalnızca yurt dışı portföy gelirleriyle yaşayan kişi aynı istisna çatısı altında değerlendirilebilecek.</p>
<p>Oysa teşvik, somut ekonomik katkıya bağlanmalıdır. Sermaye girişi, istihdam, yatırım, teknoloji transferi, nitelikli faaliyet veya Türkiye’de gerçek ekonomik değer yaratılması gibi şartlar aranmadan yalnızca yerleşiklik değişikliği üzerinden 20 yıllık vergi avantajı tanınması, teşvikten çok ayrıcalıklı vergi statüsü yaratır.</p>
<p>Bir başka risk de çifte vergilememe ihtimalidir. Yurt dışında vergilenmeyen bir gelirin Türkiye’de de istisna edilmesi halinde, bu kez çifte vergilemeyi önleme değil, fiilen hiç vergilememe sonucu doğabilir. Bu da hem vergi rekabeti hem de vergi ahlakı bakımından ayrıca tartışılmalıdır.</p>
<p>Elbette Türkiye’nin yabancı yatırımcıya, nitelikli profesyonele ve uluslararası sermayeye ihtiyacı vardır. İstanbul Finans Merkezi’nin güçlenmesi, çok uluslu şirketlerin Türkiye’yi bölgesel üs olarak seçmesi arzu edilen bir hedeftir. Ancak bunun yolu, yüksek servet sahiplerine 20 yıl süreyle geniş kapsamlı kişisel vergi koruması sağlamak olmamalıdır.</p>
<p>Vergi sisteminin başarısı yalnızca tahsilatla ölçülmez. En az tahsilat kadar önemli olan unsur, mükellefin adalet duygusudur.</p>
<p>Vergisini zamanında ödeyen uyumlu mükellef, yüksek servet sahiplerine yalnızca ikamet geçmişleri nedeniyle uzun süreli vergi avantajı sağlandığını görürse, bu durum gönüllü uyumu zedeler. Vergi adaleti algısı bozulduğunda, sistemin tahsilat kapasitesi de uzun vadede zarar görür.</p>
<p>Bu nedenle teklifin non-dom benzeri düzenlemesi yeniden değerlendirilmelidir. Böyle bir rejim getirilecekse, süre çok daha kısa tutulmalı; kapsam yatırım, istihdam ve gerçek ekonomik katkı şartlarına bağlanmalı; özellikle Türk vatandaşları bakımından geçmişte vergiden kaçınma amacıyla yurt dışına taşınan servetlerin ödüllendirildiği izlenimi yaratılmamalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin yatırımcı çekmeye ihtiyacı var. Ancak bunu yaparken vergi adaletinden, mali güç ilkesinden ve toplumun adalet duygusundan vazgeçmemesi gerekiyor. Çünkü vergi sisteminde güven kaybolduğunda, yalnızca gelir değil, mükellefin sisteme bağlılığı da kaybedilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-duzenlemesi-vergi-mukellefi-oz-yurdunda-parya-mi-79193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Non-dom düzenlemesi vergi mükellefi öz yurdunda parya mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinda-ne-yeni-ne-degil-79192</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık barışında ne yeni ne değil?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu makalenin yazıldığı tarih itibariyle yasama süreci devam eden Kanun Teklifiyle, diğer düzenlemeler yanında, yeni bir varlık barışı düzenlemesi yapılmak isteniyor. Siz bu makaleyi okuduğunuzda, Teklif belki de yasalaşmış olacak.</p>
<p>Varlık barışı uygulamaları daha önce defalarca yapıldı; 2008 yılında 5811 sayılı Kanun’la, 2013 yılında 6486 sayılı Kanun’la, 2016 yılında 6736 sayılı Kanun’la, 2018 yılında 7143 sayılı Kanun’la, 2019 yılında 7186 sayılı Kanun’la, 2020 yılında 7256 sayılı Kanun’la, 2022 yılında 7417 sayılı Kanun’la.</p>
<p>Aşağıda hem Kanun Teklifinde yer alan yeni düzenlemeyi özetledim hem de eski uygulamalarla benzerlik ve farklılıklarını.</p>
<p><strong>Önerilen yeni düzenlemenin genel çerçevesi</strong></p>
<p>Önerilen yeni varlık barışı düzenlemesiyle, gerçek ve tüzel kişilere, yurt dışında ve yurt içinde bulunan bazı varlıklarını kayda alma olanağı veriliyor. Düzenleme ayrıca, varlık barışından yararlanarak Türkiye’ye getirilen veya kayda alınan varlıklar nedeniyle vergi incelemesi veya vergi tarhiyatı yapılmamasını öngörüyor. Eski düzenlemelerle özünde bir farklılık yok.</p>
<p><strong>Kapsama giren varlıklar</strong></p>
<p>Kanun Teklifinde önerilen varlık barışı kapsamına, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer alamayan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları giriyor.</p>
<p>Geçmişte uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin birisinde (6486 sayılı Kanun) sadece yurt dışında bulunan varlıklar kapsama alınmıştı. Diğerlerinin tamamında olduğu gibi yeni öneride de hem yurt içi hem de yurt dışı varlıklar kapsama giriyor.</p>
<p>Yine geçmiş uygulamaların bir kısmında yurt içinde bulunan taşınmazlar da kapsamdaydı. Bu defa taşınmazlar kapsamda olmayacak.</p>
<p><strong>Varlığın yurt dışında veya yurt içinde bulunma tarihi</strong></p>
<p>Geçmişte 2008 ve 2013 yıllarında uygulanan düzenlemelerde, varlığın geçmişte belli bir tarih itibariyle var olduğunu ispat etme zorunluluğu vardı. Bu iki düzenlemenin dışındaki uygulamalarda olduğu gibi, yeni öneride de varlığın geçmişte belli bir tarih itibariyle var olduğunu ispat etme zorunluluğu yok.</p>
<p>Teklifte varlığın geçmişte belli bir tarihte var olduğunun tevsikini istemiyor ama bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibariyle banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesini zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Bildirim zamanı</strong></p>
<p>Önerilen düzenlemenin avantajlardan yararlanabilmek için, kapsamdaki varlıkların 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki varlıkların yurda getirilmesi</strong></p>
<p>Yurt dışında bulunan ve düzenleme kapsamında olan varlıkların, bildirim yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde, Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin, bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkları yurda getirilmesi zorunlu olmayan durumlar</strong></p>
<p>Daha önceki varlık barışı düzenlemelerinin bir kısmında, yurt dışındaki varlıkların, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin kapatılmasında kullanılabiliyor, bu durumda varlığın yurda getirilmesi koşulunun sağlandığı kabul ediliyordu. Yeni öneride böyle bir düzenleme yok. Varlığın mutlaka Türkiye’ye transferi gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkların bildirilecek değeri</strong></p>
<p>Kanun Teklifinde bildirilecek varlıkların bildirime esas değerlerinin tespitine ilişkin bir hüküm yer almıyor. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen açık bir yetki de yok.</p>
<p>Geçmiş varlık barışı uygulamalarında farklı düzenlemeler yapılmıştı. Bazılarında Kanun’la belirlenmişti (5811 ve 6486 sayılı Kanunlar), bazılarında Kanun’la Bakanlığa yetki verilmiş, bu yetki kapsamında Bakanlık belirleme yapmıştı (7186 ve 7256 sayılı Kanunlar), diğer bazılarında ise açık bir yetki olmasa da Bakanlık tarafından belirleme yapılmıştı.</p>
<p>Belirleme şekli ne olursa olsun, geçmiş uygulamalarda genel olarak rayiç bedel esas alınarak bildirimler yapılmıştı. Bu defa da Kanun’un yürürlüğe girmesi sonrası Bakanlığın bir Tebliğ ile değerleme ölçüsünü yine rayiç bedel olarak açıklaması beklenebilir.</p>
<p>Beyan edilecek varlıkların nasıl değerleneceği önemli bir konu. Hem ödenecek verginin hesaplanması, hem de beyan edilen varlıkların elden çıkartılmasında bu değerin maliyet bedeli olmasından geliyor bu önem.</p>
<p><strong>Ödenecek vergi</strong></p>
<p>Teklifte, bildirilen varlıklar üzerinden genel olarak %5 oranında vergi alınması öngörülüyor. Bununla birlikte, bildirilen varlıkların vadeli hesaplarda veya Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında tutulacağı süreye bağlı olarak vergi oranı, % sıfıra kadar düşebiliyor, bildirim tarihine bağlı olarak da ayrıca oranlar değişebiliyor.</p>
<p>Teklifte önerilen düzenlemeye göre uygulama şöyle olacak: Bildirim sahibinin, varlığın öngörülen varlıklarda bulunduracağı süreye ilişkin taahhüdü dikkate alınarak indirimli oranlar üzerinden vergi hesaplanacak. Bu çerçevede örneğin bildirim sahibi varlığı beş yıl süreyle vadeli hesaplarda tutacağını taahhüt etmişse % sıfır oranıyla vergi hesaplanacak. Taahhüde uyulmaması durumunda, tahakkuk ettirilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın, gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecek.</p>
<p>Daha önce uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin çoğunda, farklı vergi uygulamaları öngörülmüştü. Kısaca özetlemek gerekirse;</p>
<p>- 5811 sayılı Kanun’da, yurt dışı varlıklar üzerinden % 2, yurt içi varlıklar üzerinden % 5 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 6486 sayılı Kanun’da, yurt dışı varlıklar üzerinden % 2 vergi öngörülmüştü. Yurt içi varlıklar kapsamda değildi.</p>
<p>- 6736 ve 7256 sayılı Kanunlarda vergi yoktu.</p>
<p>- 7143 sayılı Kanun’da, belli bir süre içinde Türkiye’ye getirilen varlıklar için vergi öngörülmemiş, daha sonra getirilenler için % 2 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 7186 sayılı Kanun’da hem yurt dışı varlıklar hem de yurt içi varlıklar üzerinden % 1 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 7147 sayılı Kanun uygulamasında yurt içi varlıklar üzerinden % 3 vergi ödendi. Yurt dışı varlıklar üzerinden ise bildirim zamanına bağlı olarak % 1, 2 veya 3 oranında hesaplanan vergi bildirimle ödendi, tahsil edilen vergi, bildirilen varlığın Türkiye’de en az bir yıl süreyle tutulması halinde, bildirim sahibinin talebi üzerine iade edildi.</p>
<p>Özetten de anlaşıldığı üzere, her bir varlık barışında farklı uygulamalar yapılmış. Kanun Teklifiyle önerilen düzenleme ise bütün öncekilerden önemli farklara sahip. Dikkat çekici en önemli iki farklılığı ifade etmek gerekirse; olumsuz bir farklılık olarak % 5 vergi oranının önceki uygulamalara göre yüksekliği, olumlu bir farklılık olarak da düşük oranlı vergilemede verginin tahsil edilip iadesi yerine, bildirim sahibinin taahhüdüne bağlı olarak işlem yapılması söylenebilir.</p>
<p><strong>Sağlanan avantajlar</strong></p>
<p>Varlık barışı düzenlemeleri, varlık barışından yararlanarak Türkiye’ye getirilen veya kayda alınan varlıklar nedeniyle, vergi incelemesi veya vergi tarhiyatı yapılmamasını öngörüyor. Ayrıntıda bazı farklılıklar olmakla birlikte, bütün varlık barışı uygulamalarının bildirim sahiplerine sağladığı temel avantaj bu.</p>
<p><strong>Vergisel avantajlardan yararlanma koşulları</strong></p>
<p>Teklifte önerilen düzenlemeye göre,</p>
<p>- Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye'ye getirilmemesi veya Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da öngörülen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması,</p>
<ul>
<li>Bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve</li>
<li>Maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi</li>
</ul>
<p>hallerinde madde hükmünden yararlanmak mümkün değil.</p>
<p><strong>Vergi dışı mevzuat uygulaması</strong></p>
<p>Daha önce uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin hiçbirinde, vergi dışı mevzuatın uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin açık bir hüküm yoktu.</p>
<p>2008 yılında uygulanan 5811 sayılı Kanun’a ilişkin Tasarıda yer alan, yurt dışındaki varlıklar nedeniyle Kanun’dan yararlananlar hakkında, Kanun kapsamındaki beyanlarla sınırlı olarak;</p>
<ul>
<li>Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun,</li>
</ul>
<p>- Sermaye Piyasası Kanunu,</p>
<p>- Gümrük Kanunu,</p>
<p>- Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu,</p>
<p>- Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen suçlar veya kabahatler,</p>
<p>- Yukarıdaki suçlardan kaynaklanan mal varlığı değerleriyle ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde gösterilen suç yönünden soruşturma veya kovuşturma yapılmayacağına ve idari para cezası uygulanmayacağına ilişkin hüküm, Tasarıdan TBMM Genel Kurulunda çıkartıldı ve yasalaşmadı.</p>
<p>Öte yandan, 2016 yılında uygulanan 6736 sayılı Kanun’da, düzenlemeden yararlananlar hakkında, başkaca bir nedenle gerekli olması hâli saklı kalmak üzere, sadece bu işlemin yapılmış olmasından dolayı ve bu işlemden hareket edilerek, hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı ile <u>araştırma, soruşturma, inceleme veya kovuşturma</u> yapılamayacağına ilişkin sınırlı bir vergi dışı avantaj sağlandı.</p>
<p>TBMM gündeminde bulunan Kanun Teklifinde ilk defa, <u>vergi dışı mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirlerin bu düzenlemeden etkilenmeyeceğine ilişkin açık bir hükme yer veriliyor</u>. Dolayısıyla bu uygulamada, sadece vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacağına ilişkin güvence var, yukarıda sayılan diğer mevzuatlara ilişkin uygulamalar varlık barışından etkilenmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinda-ne-yeni-ne-degil-79192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık barışında ne yeni ne değil? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toggun-herhangi-bir-stratejisi-var-mi-79191</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOGG’un herhangi bir stratejisi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnovasyon fikirle değil, stratejiyle başlar!</strong></p>
<p>TOGG, 2025 faaliyet yılını 14,61 milyar TL net zararla kapattı. 2024 yılındaki 13,75 milyar TL’lik zararla birlikte şirketin son iki yıldaki toplam zararı yaklaşık 28 milyar TL. 2024 satış sayısı yaklaşık 30 bin adet. 2025 yılında bu rakam 39.020. 2026 yılının ilk çeyreğinde ise yaklaşık 7.500 adet satış gerçekleşti. Satışlarda büyük bir sıçrama olmazsa, yılı yine 30-40 bin bandında kapatacak gibi görünüyor. Bu da şirketin bu yıl da zarar yazacağı anlamına geliyor.</p>
<p>Bu gidişatı durdurmak için stratejik bir karar aldılar. Daha ekonomik bir model olan B segmenti için Çinli CATL’nin iştiraki CAIT ile ortak platform geliştirmek üzere iş birliğine gidiliyor. SUV pazarında istenilen reaksiyon alınamayınca düşük bütçeli modellere yönelmek zorunda kalındı.</p>
<p><u>Görünen köy kılavuz istemez. Eğer Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkarsak sonuca şaşırmamak gerekir</u>. TOGG bizim memlekette başından itibaren bu stratejiyle hareket etmeliydi. Fiyat-performans araçlarına odaklanmalıydı. Görece iyi performansı uygun fiyata üretebilmek temel strateji olmalıydı. Fakat onun yerine, biraz da “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla prestij için SUV ile başladılar.</p>
<p><strong>Türkiye’nin elektrikli araç üretimine girmesi ne kadar doğruysa, SUV ile başlamak da o kadar yanlış bir karar. Aslında bunun bilinçli bir stratejik seçim olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi bir stratejisizlik örneği. Ve bunu ilk kez yazmıyorum. “İnovasyonun Şifreleri” kitabımda TOGG’u bir vaka analizi olarak inceledim. Ayrıca yine bu köşede 3,5 yıl önce TOGG’un kafasının karışık olduğunu ve net bir rekabet/inovasyon stratejisinin olmadığını söylemiştim</strong>. İsteyenler <em>9 Kasım 2022 tarihli “TOGG’un inovasyon stratejisi ne?”</em> başlıklı yazıma bakabilirler.</p>
<p>Türkiye’de ABD’li bir müşteri kitlesi varmış gibi hareket edemezsiniz. Eğer ana akıma ulaşmak istiyorsanız, ülkenin kişi başına düşen ortalama gelir seviyesini göz ardı etmek ölümcül bir hata. Elbette A ve A+ müşteri segmentleri için de modeller geliştirilebilir; ancak bu, şirket başa baş noktasını geçtikten sonra yapılabilir. Küçük ve mutlu bir azınlığa hitap eden araçlarla ne Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomide başarılı olabilirsiniz ne de yurt dışında. Kendi ülkesinde başarılı olmayan bir markanın dış pazarlarda başarılı olmasi imkansız. Öncelikle iç pazarda deneyim ve sermaye birikimi sağlanmalı, sonrasında küresel başarı gelir.</p>
<p>İşletme literatürü ve stratejik yönetimin yanından geçenler Porter’ın üç temel stratejisini bilir: <strong>maliyet liderliği, odaklanma ve farklılaşma</strong>. Yıllar önce sorduğumuz soruyu tekrarlayalım: TOGG hangisini yapmaya çalışıyor? Hepsinden biraz biraz. Bunun adı strateji değil, ortaya karışık yemek siparişidir. Yıllarca zarar yazdıktan sonra aklımız başımıza gelmemeli. Bu yüzden ısrarla <strong>“inovasyon stratejiyle başlar”</strong> diyorum. Hiçbir yönetim kurulu yıllarca milyar zararı tolere etmez ama bizim ülkede işler farklı yürür.Yine de TOGG’un desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Keşke yönetim kadrolarında başından itibaren strateji ve inovasyon bilenler yer alsaydı.</p>
<p>TOGG’un gerçekten bir inovasyon olup olmadığı ise apayrı bir tartışma konusu. Onu da kitabımda bulabilirsiniz (s. 61).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toggun-herhangi-bir-stratejisi-var-mi-79191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOGG’un herhangi bir stratejisi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-rallisinde-siradaki-fon-temasi-ne-79190</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ rallisinde sıradaki fon teması ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde küresel piyasalarda yapay zekâ teması yeniden güçlü şekilde öne çıkıyor. Özellikle Nvidia, AMD, Broadcom ve TSMC gibi şirketler üzerinden şekillenen yarı iletken rallisi, teknoloji hisselerini yeniden piyasanın merkezine taşıdı. Ancak piyasadaki fiyatlamaya biraz daha geniş açıyla baktığımızda, yapay zekâ hikâyesinin artık yalnızca çip üreticilerinden ibaret olmadığını görüyoruz. Çünkü yapay zekâ büyüdükçe yalnızca işlemci ihtiyacı değil; enerji tüketimi, veri merkezi yatırımları, elektrik altyapısı ve stratejik metal talebi de büyüyor.</p>
<p><strong>Bakır, AI çağının temel altyapı </strong><strong>metalleri arasına giriyor</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâyı çalıştıran sistemlerin arkasında çok ciddi bir fiziksel altyapı yatırımı var. Veri merkezleri daha fazla elektrik tüketiyor, şebeke yatırımları hızlanıyor, kablolama ve enerji iletim sistemleri büyüyor. Bu da bakır, gümüş, alüminyum, nikel ve nadir toprak elementleri gibi metalleri yeniden stratejik hale getiriyor. Dolayısıyla AI temasını artık yalnızca teknoloji hisseleri üzerinden değil; emtia ve enerji altyapısı üzerinden de okumak gerekiyor.</p>
<p>Bu noktada özellikle bazı metaller öne çıkıyor. Bakır, veri merkezlerinin elektrik iletimi, güç dağıtımı ve şebeke yatırımları açısından kritik konumda. Yapay zekâ yatırımları arttıkça elektrik ihtiyacı da büyüyor; bu da bakırı AI çağının temel altyapı metalleri arasına taşıyor. Gümüş ise yüksek iletkenliği nedeniyle elektronik sistemlerde, çip bağlantılarında ve güneş panellerinde önemli rol oynuyor. Bu nedenle artık yalnızca kıymetli metal değil; aynı zamanda teknoloji ve sanayi metali olarak da fiyatlanıyor. Nadir toprak elementleri ise çip üretimi, güç elektroniği, mıknatıs teknolojileri ve batarya sistemleri açısından kritik öneme sahip.</p>
<p>Bu dönüşüm yatırım fonlarının içeriğine de net şekilde yansımaya başladı. Özellikle emtia temalı fonlarda artık yalnızca altın ve gümüş değil; bakır, uranyum, nadir elementler ve enerji dönüşümüne yönelik ETF’lerin de ağırlık kazandığını görüyoruz.</p>
<p>Örneğin <strong>TPC – TEB Portföy Birinci Fon Sepeti Fonu</strong>, bu temayı en geniş okuyan yapılardan biri. Portföyde COPX (bakır madencileri), SLV ve GMSTRF (gümüş), REMX (nadir toprak elementleri), GLD (altın), PPLT (platin) ve PALL (paladyum) gibi pozisyonlar bulunuyor. Bu yapı, TPC’yi klasik bir kıymetli maden fonundan çıkarıp, yapay zekâ altyapısının ihtiyaç duyduğu stratejik metallere yatırım yapan daha geniş temalı bir yapıya dönüştürüyor. Özellikle bakır, gümüş ve nadir element tarafı AI hikâyesine doğrudan bağlanıyor.</p>
<p><strong>TGE – İş Portföy Emtia Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu</strong> ise daha dengeli ve geniş kapsamlı bir emtia dağılımı sunuyor. Portföyde bakır, gümüş, alüminyum, nikel, petrol, doğal gaz ve altın gibi birçok farklı emtia aynı anda yer alıyor. Fonun yaklaşık %40’ı enerji, %40’ı endüstriyel metaller ve %20’si altın-gümüş tarafında konumlanıyor. Bu yönüyle TGE, yalnızca değerli metallere değil; AI veri merkezleri, enerji altyapısı ve elektrifikasyon temasına yayılmış bir yapı sunuyor.</p>
<p>AI–emtia bağlantısını en güçlü taşıyan fonlardan biri ise <strong>GBZ – Azimut Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu</strong>. Portföyde COPA.L ve COPX US (bakır), REMX US (nadir toprak elementleri), URA ETF (uranyum/nükleer enerji), ALUM.LN (alüminyum) ve NICK LN (nikel) gibi pozisyonlar dikkat çekiyor. Burada bakır veri merkezi ve elektrik altyapısını, REMX çip ve güç elektroniğini, URA ETF ise AI veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı nedeniyle yeniden öne çıkan nükleer enerji temasını temsil ediyor. Bu nedenle GBZ, yapay zekânın fiziksel altyapısına en yakın duran fonlardan biri olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>DFD – Deniz Portföy Emtia Serbest Fon</strong> tarafında ise daha karma bir emtia yaklaşımı görüyoruz. Lityum, temiz enerji, batarya teknolojileri, nadir metaller ve nükleer enerji temaları aynı yapı içinde yer alıyor. Özellikle LIT US Equity (lityum ve batarya teknolojileri), ICLN (temiz enerji), REMX (nadir elementler) ve NCLR LN (nükleer enerji) gibi pozisyonlar, enerji dönüşümü temasını AI yatırımlarıyla birleştiriyor.</p>
<p>Benzer şekilde <strong>ZCN – Ziraat Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu</strong> da bakır, uranyum ve nadir elementler üzerinden enerji arz güvenliği ve altyapı temasına temas ediyor. Özellikle son dönemde Hürmüz Boğazı ve enerji güvenliği tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi, bu tarz fonları daha stratejik hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sistemi taşıyacak stratejik </strong><strong>metaller önem kazanıyor</strong></p>
<p>Özetle, yapay zekâ temasını artık yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı okumak yeterli değil. AI büyüdükçe çipler kadar, o çipleri çalıştıracak enerji altyapısı, veri merkezlerini besleyecek elektrik şebekesi ve tüm bu sistemi taşıyacak stratejik metaller de önem kazanıyor.</p>
<p>Yani yapay zekânın görünen yüzünde Nvidia ve yarı iletken şirketleri varsa, görünmeyen yüzünde bakır, gümüş, enerji ve kritik mineraller var. Bu nedenle önümüzdeki dönemde portföy oluştururken yalnızca teknoloji fonlarını değil; emtia, enerji ve kritik mineral içerikli fonları da ayrı bir başlık olarak değerlendirmekte fayda olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-rallisinde-siradaki-fon-temasi-ne-79190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ rallisinde sıradaki fon teması ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinemizin-borclanmasinin-gidisati-urkutucu-79189</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazinemizin borçlanmasının gidişatı ürkütücü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özellikle son üç yıldır izlenen yeni dönem ekonomi programı (!) bizi sadece enflasyon belasına yönlendirmiş durumda. Tüketici fiyatları, enflasyon, üretici fiyatları, hayat pahalılığı, dezenflasyon programı gibi kavram ve söylemlerin etrafında dönüp duruyoruz. Açıkçası enflasyon ile yatıyoruz, enflasyon ile kalkıyoruz.</p>
<p>Bu arada galiba asıl belayı unutuyoruz.</p>
<p>Türkiye akıl almaz bir borçlanma girdabına girmiş. Rakamlar ürkütücü.</p>
<p>Dilerseniz önce Hazinenin iç ve dış borç stoklarına Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçiş ile birlikte bir bakalım.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine girerken Hazinenin iç borcu 535.4 milyar lira ve dış borcu 341 milyar lira olmak üzere toplam 876.5 milyar lira. Aradan geçen 3 yılın sonunda borcun tutarı 1 trilyon 813 milyar lira olmuş. Yani yüzde 206 artmış. Son genel seçimleri sonrası yeni ekonomi programına geçiş yılında toplam borç stoku 6 trilyon 736 milyar liraya fırlamış. Yani bir önceki yıla göre artışın oranı yüzde 67 olmuş. Artık artışlar geometrik bir seyir alarak kamu iç ve dış borç stoku 2024 yılı sonunda yüzde 37 ve 2025 sonunda da yüzde 48 artış sergilemiş. Sadece 2026 yılının ilk çeyreğinde ilave 785 milyar lira borçlanma yapılmış.</p>
<p>Önlenemez bir borç artışı!</p>
<p>Bunun doğal olarak üç sonucu ortaya çıkmış.</p>
<p>1- Faizler artmış,</p>
<p>2- Vadeler azalmış,</p>
<p>3- Türkiye yabancıların adeta borsası ya da piyasası haline gelmiş.</p>
<p>Şöyle ki faizler merkezi yönetim bütçesinde 2023 yılı sonu itibariyle 674.6 milyar lira iken 2025 yılı sonu itibariyle 2 trilyon 54 milyar liraya yükselmiş. Yani 2 yılda bütçedeki faiz giderleri yüzde 205 artmış. 2026 yılının sadece ilk çeyreğindeki faiz giderleri 867 milyar lira olmuş.</p>
<p>Hazine kağıtlarının maliyetleri, türüne göre 2017 sonunda yüzde 11-12 bandında iken 2023 sonunda yüzde 21 bandına yerleşmiş. Yeni ekonomi programı (!) ile birlikte bu oran 2025 sonunda yüzde 40’lara demir atmış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0408d71bb42-1778649303.png" alt="" width="500" height="188" />Bu arada Hazinenin Mayıs-Temmuz dönemi iç borçlanma takvimi de durumun değişmediğini gösteriyor. Yani yüksek borçların ödenmesinde ilave borçlanma yolu tercih ediliyor. Şöyle ki:</p>
<p>- Mayıs ayında toplam 347 milyar lira iç borç servisine karşılık yaklaşık 382 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani borç çevirme oranı yüzde 110 olarak görülüyor.</p>
<p>- Haziran ayında toplam 562 milyar lira iç borçların ödenmesi için aynı tutarda borçlanma yapılıyor. Yani borcun tamamı yeni borçlanma ile karşılanıyor.</p>
<p>- Temmuz ayında durum daha kötüleşiyor. 602 milyar liralık iç borçların ödenmesi için yaklaşık 710 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani 100 liralık borç ödemesi için 118 lira borçlanma hedefleniyor.</p>
<p>Tablo iç açıcı değil. Ama bir olumlu gelişme dikkat çekiyor. Son dönemde bütçede çıpa niteliği giren <em>“faiz dışı fazla” </em>kavramından daha çok bahsedildiğini, özellikle Hazine ve Maliye Bakanının yurt içi ve yurt dışı konuşmalarında bu kavramın altını çizdiğini görüyoruz.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, toplanan vergiler yetmiyor. Türkiye’nin bütün yerleşim yerlerindeki irili ufaklı kamu taşınmazlarının satışı ve özelleştirme yetersiz kalıyor. En kolay yol olarak borçlanma tercih ediliyor. Ki çok tehlikeli bir durum. Kamuda gerçek bir tasarruf ve verimlilik programları uygulanmadan sonuç almak mümkün değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinemizin-borclanmasinin-gidisati-urkutucu-79189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazinemizin borçlanmasının gidişatı ürkütücü! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-enflasyon-yukari-hizmet-sektorleri-asagi-79188</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomide enflasyon yukarı, hizmet sektörleri aşağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşın hem dünyada hem de Türkiye’de makroekonomik etkilerine ilişkin veriler yavaş yavaş gelmeye başladı. Geçtiğimiz hafta açıklanan küresel PMI verileri, ateşkes süreciyle birlikte sınırlı da olsa bir toparlanmaya işaret etti. Mart ayında sert düşüş gösteren bileşik PMI endeksinde özellikle hizmet sektöründeki gerileme daha belirgindi. Nisan ayında ise toparlanmanın ana kaynağının imalat sanayii olduğu, hizmet sektöründeki iyileşmenin ise oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Başta savunma, enerji ve teknoloji sektörleri olmak üzere ciddi harcama ve yatırımların sürmesi imalat sanayiindeki toparlanmayı desteklerken; ağırlıklı olarak turizm ve ulaştırmaya dayalı hizmet sektörlerinin, savaşın yarattığı belirsizlik ve gerginlik tamamen ortadan kalkmadan daha ciddi şekilde etkilenebileceğine dair sinyaller güçlenmeye başladı.</p>
<p><strong>Savaşın uzaması, enflasyonun </strong><strong>büyümedeki etkisini artırabilir</strong></p>
<p>PMI verilerinin ortaya koyduğu önemli noktalardan biri de hem üretici fiyatlarında hem de girdi maliyetlerinde pandemiden bu yana en hızlı artış sinyalinin gelmesi oldu. Elbette mevcut süreç, pandemi dönemindeki kadar ağır bir tabloya işaret etmiyor. Ancak savaş ortamının devam etmesi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmayı sürdürmesi durumunda, enflasyon üzerindeki baskının büyüme üzerindeki etkisinin daha güçlü olabileceğine dair izlenim giderek kuvvetleniyor. Savaşın uzaması halinde tedarik zincirindeki sorunların büyümeye olan olumsuz etkisi de daha belirgin hale gelecektir.</p>
<p>Bununla birlikte, mevcut tabloda bile enflasyonun beklentilerin üzerine çıkabileceğine işaret eden çok sayıda veri arka arkaya geliyor. Dün açıklanan ABD enflasyon verileri de bunun önemli örneklerinden biri oldu. ABD’de manşet enflasyon Nisan ayında yıllık bazda %3,8’e yükselerek beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Enerji ve gıda hariç çekirdek enflasyonun ise %2,7 olması beklenirken %2,8’e yükseldiği görüldü. Enerji fiyatlarındaki artışın temel nedeni petrol fiyatlarındaki yükseliş olsa da, henüz ikincil etkilerin tam anlamıyla devreye girmediği bir tabloyla karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>ABD’de faizin mevcut </strong><strong>seviyelerini koruması daha olası</strong></p>
<p>ABD’de işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere yakın seyrederek %4,3 düzeyinde kalması da dikkat çekiyor. Savaş öncesi %3’ün altına gerilemesi beklenen enflasyonun yeniden %4’e yaklaşması, Fed’in faiz indirimi ihtimalini oldukça düşük seviyelere çekmiş durumda. Yeni başkan Kevin Warsh’un faiz indirimi yanlısı olduğu bilinse de enflasyonun yukarı yönlü seyrettiği bir ortamda faiz indirimi kararını desteklemek kolay olmayacaktır. Üstelik Warsh, bu kararı tek başına veremeyecek; kurul üyelerinin önemli bölümünün daha şahin bir tutuma sahip olması nedeniyle bu yıl faiz indirimi yerine mevcut seviyelerin korunması daha olası görünüyor. Hatta faizlerde bir değişiklik olacaksa yönün yukarı olma ihtimali de göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Uzun süredir ABD 10 yıllık tahvil faizleri, enflasyonun yeniden yükselişe geçeceği beklentisini fiyatlıyor. Şu anda %4,40 seviyelerinde bulunan ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin önümüzdeki dönemde %4,50-%4,75 bandına yönelme ihtimali bulunuyor. Bu çerçevede iskonto oranlarındaki yükselişin, başta hisse senedi piyasaları olmak üzere varlık fiyatları üzerinde bir süre baskı yaratması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Bu hafta gerçekleşecek Trump–Xi görüşmesinden savaşı sona erdirebilecek güçlü bir mesaj çıkması halinde piyasalarda enflasyon kaynaklı baskının risk algısındaki düşüşle bir miktar hafiflemesi mümkün olabilir. Aksi durumda ise risk primi fiyatlamasının daha belirgin hale gelmesiyle birlikte hem enflasyon hem de jeopolitik risklerin aynı anda devreye girdiği bir ortamda faizlerde yukarı yönlü hareket daha netleşebilir. Piyasalar enflasyonu fiyatlamaya başladı, riski de daha net fiyatlamaya başlarsa faizde, dolayısıyla önce bono piyasalarında, sonra diğer varlıklarda negatif fiyatlamalar daha fazla gözlenecektir. Risk fiyatlamasında bu haftaki Trump-Xi görüşmesi son derece kritik olacak.</p>
<p>Bununla birlikte, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,50-%4,75 bandına yerleşmesi ve daha üzerini zorlamaması durumunda ve savaşın uzamayacağı varsayımıyla kârlılık ve bilanço tarafında ciddi sorun yaşamayan hisse senedi piyasalarının yeniden yukarı yönlü bir hareket eğilimine girmesi ihtimali halen yüksek görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-enflasyon-yukari-hizmet-sektorleri-asagi-79188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide enflasyon yukarı, hizmet sektörleri aşağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuru-daha-ne-kadar-tutabiliriz-79187</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru daha ne kadar tutabiliriz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın yakında biteceği bir senaryoda, hem yurtiçi hem de yurtdışı faktörleri de göz önüne aldığımda, mevcut kur politikasının 2027’nin ikinci yarısında olabilecek bir seçime kadar sürdürülebileceğini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Profesyonel bir ekonomist olarak kariyerim boyunca bana en çok sorulan sorulardan bir tanesi, kurların daha ne kadar tutulabileceği oldu. Onlarca yıldır vatandaşlarımızın kafasında hep bu sorunun olması, aslında kurların tutulması zorunluluğunun da temel nedeni. Yani, bir tür tavuk-yumurta sorunsalı ile karşı karşıyayız. Bu tip durumlarda ideal çözüm, önce problemin kök nedenlerini anlamak ve sonrasında da bunları gidermek olmalı. 1990’ların ortasından itibaren bu amaçla yola çıktığımız ama başarılı olamadığımız birçok deneme yaptık. Onlarca program ya başarısız oldu ya da arkasındaki siyasi irade zayıflayınca yarım kaldı. Bugün geldiğimiz noktada, hâlâ aynı soruyu soruyor olmamız moral bozucu olsa da, mümkün olduğunca akılcı bir yaklaşımla öneriler getirmeye devam etmek zorundayız.</p>
<p>Akılcı yaklaşımın ilk adımı, döviz kurlarının vatandaşlarımızı neden bu kadar çok ilgilendirdiğini anlamak olmalı. Dünyanın çoğu ülkesinde sıradan insanlar, eğer yakın zamanda başka bir ülkeye seyahat etmeyeceklerse, döviz kurlarının seyriyle ilgilenmez, kurların seviyesini de pek bilmez. Halbuki ülkemizde durum çok farklı. Finansal okuryazarlığı çok sınırlı olan, hatta hiç olmayan vatandaşlarımız bile döviz kurlarının seviyesini bilir ve artış temposunu takip eder.</p>
<p><strong>TL’ye güven kaybolunca döviz, </strong><strong>altın ve gayrimenkul öne çıktı</strong></p>
<p>Bunun nedeni, 1970’lerin ortasından beri çok yüksek seyreden enflasyon oranları nedeniyle, Türk Lirası’nın alım gücünün sürekli azalması ve bunun sonucunda da yerel paramıza güvenin neredeyse kaybolmasıdır. Duayen iktisatçı Prof. Asaf Savaş Akat, bu durumu çarpıcı bir şekilde ifade etmek için “TL dandik paradır” ifadesini kullanır; çok da haklıdır. Eğer geniş toplum kesimleri yerel para birimine güvenmiyorsa, o zaman alım güçlerini koruyabilmek için alternatif arayışına girer. Bu alternatif ülkemizde geleneksel olarak altın, arsa ve diğer gayrimenkuller olarak öne çıkar. 1980lerde yapılan finansal reformlarla, Türkiye’de yerleşik kişilerin yabancı para cinsinden mevduat hesabı açmasına izin verilmesi, TL’nin uluslararası konvertibilitesinin sağlanması ve Türkiye’nin sermaye hesabının tamamen serbestleştirilmesiyle, yabancı paralar da bu alternatifler arasına girmiş oldu. Hemen her köşede açılan döviz bürolarından ve binlerce banka şubesinden, neredeyse peynir-ekmek almak kadar kolay bir şekilde dolar, mark (sonrasında euro) ya da pound almak mümkün olunca, vatandaşlarımızın tasarruflarını hızla TL’den yabancı paralara (ağırlıkla da dolara) çevirdiklerine şahit olduk.</p>
<p>Piyasaların temel bir kuralı vardır: Eğer piyasa aktörleri (bu örnekte Türkiye’de yerleşik herkes) piyasada bir bozukluk görürlerse, bundan korunmak ya da eğer yapabiliyorlarsa faydalanmak için, mevcut tüm araçları kullanırlar. Bizim örneğimizde, yüksek seviyedeki fiyat istikrarsızlığının TL’de yarattığı güven kaybı temel bozukluk, bundan korunmak için piyasadaki araçlar ise döviz ve altın oluyor. Hele bir de bu iki korunma (ve hatta para kazanma) aracına erişim çok kolaysa, o zaman insanların dandik paradan kaçıp, kendilerine güvenli bir liman bulmaya çalışmasını da yadırgamamak gerekiyor.</p>
<p>Enflasyonu 50 yıldır düşüremiyor olmamızın doğal sonucu olarak TL’ye güvenin azaldığını ve ülkemiz ekonomisi ve finans piyasalarının hızla dolarize olduğunu tespit etmiş olduk. Dolarizasyonun yüksek olduğu ülkelerdeki en önemli sorunlardan bir tanesi, döviz kurlarındaki artışların enflasyonu da artırıcı etki yapması. Kurlar artınca, ithal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarının artması gayet doğal ama eğer ülke ekonomisinde, ticarete konu olmayan sektörlerde bile fiyatlar kurlara bağlı olarak değişiyorsa, o zaman döviz kuru-enflasyon ilişkisi çok daha karmaşık hale geliyor. Yakın zamana kadar, ülkemizde gerek konut gerekse ticari amaçlı gayrimenkul alım-satımlarında ve kiralamalarında döviz cinsinden kontratlarla işlemler yapılabiliyordu. 2018’deki rahip Brunson krizi sonrasında bu artık mümkün olmasa da, mal sahiplerinin kira artış beklentilerinde kurları mutlaka göz önünde bulundurduklarını biliyoruz. Bu ve buna benzer birçok örneği düşününce, kurlardaki artışın enflasyonu önemli ölçüde beslediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Merkez Bankası’nın da bu konuda yapmış olduğu çok sayıda hesap var.</p>
<p><strong>Enflasyon ile kur artışı arasındaki </strong><strong>makas, 2026’da daha da açılmış</strong></p>
<p>Durum böyleyse, “enflasyonu düşürmek için kur artışlarından gelen etkiyi sınırlamak lazım” diye düşünmek son derece doğal. 2023 Haziran’ından beri uygulanan program da, daha önceki birçok benzeri gibi, aynen bu prensiple hareket ediyor. Şöyle bir veriyle ne demek istediğimi somutlaştırayım: Mevcut programın başladığı Haziran 2023’ten beri, kümülatif tüketici fiyatları enflasyonu %198 olmuş. Aynı dönemde $/TL kurundaki artış ise %74,1’de kalmış. Daha yakın döneme bakacak olursak, bu yılın ilk dört aylık döneminde enflasyon %14,6 olurken, $/TL kurundaki artış %4,9 le sınırlı kalmış. Yani, enflasyon ile kur artışı arasındaki makas, 2026’da daha da açılmış. Bunun nedeni elbette enflasyonun, savaşın da etkisiyle, hedeflerin ve tahminlerin çok üzerinde seyretmesi. Enflasyon yüksekse, o zaman kuru daha da sıkalım dediğimiz zaman, bu yazının başlığındaki soruyu daha çok duymaya başlıyoruz: Kuru daha ne kadar tutabilirler?</p>
<p><strong>Konu, kurlar artar mı </strong><strong>değil, ne zaman artar? </strong></p>
<p>Aslında, bu sorunun kendisi bile asıl çözmemiz gereken soruna ilişkin çok değerli bir bilgi içeriyor: Vatandaşlarımız, kurun önümüzdeki dönemde artacağından çok emin; sadece zamanlama konusunda tereddüt içinde. Yani konu, kurlar artar mı değil, ne zaman artar? Bu beklentinin nedeni de, enflasyonu düşüremiyor olmamız ve TL’yi dandik para olmaktan çıkartıp hem tasarruflarımız hem de günlük işlemlerimizde kullandığımız yegâne para statüsüne yükseltemememiz. İşte bu nedenle, her platformda, enflasyonu sadece düşürüyor olmak yetmez, acilen ve kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamamız lazım diyorum.</p>
<p>Kuru daha ne kadar tutabilirler sorusunun yanıtıysa, ekonomi yönetiminin bu yöndeki kararlılığına bağlı. Ekonomi yönetimi, son üç yıldır uygulamakta olduğu kur politikasında bir değişiklik olmayacağı mesajını her fırsatta veriyor. Uygulamalar da bunu destekliyor. Bu nedenle, siyasi iradenin, bir sonraki seçime kadar mevcut kur politikasının devamı yönünde tecelli ettiğini söyleyebiliriz. Peki, istemek ayrı, yapabilmek ayrı derseniz ve ekonomi yönetiminin kurları tutmaya gücü yetecek mi diye sorarsanız, onun cevabı biraz daha zor. Savaşın yakında biteceği bir senaryoda, hem yurtiçi hem de yurtdışı faktörleri de göz önüne aldığımda, mevcut kur politikasının 2027’nin ikinci yarısında olabilecek bir seçime kadar sürdürülebileceğini düşünüyorum. Eğer imkân bulursa, ekonomi yönetiminin kur artış temposunu bir miktar artırması söz konusu olabilir. Lakin bunun için savaşın bitmesi ve enflasyon beklentilerinin, kısmen de olsa, düzelmeye başlamasını beklemek gerekecek sanırım. Bu konuya devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuru-daha-ne-kadar-tutabiliriz-79187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/doviz-money-1778649529.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuru daha ne kadar tutabiliriz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-ekonomisi-79186</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızlık ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnsanlık tarihinin en <em>‘bağlantılı’</em> çağındayız. Sürekli çevrimiçiyiz. Ekranlarla yaşıyoruz. Yer, mekân ve zamandan bağımsız, aynı anda onlarca kişiyle konuşabiliyoruz. Etkileşim, haberleşme, ‘bilgi’ edinme olanaklarımız neredeyse sınırsız…</p>
<p>Ama tam da bu ortamda <strong><em>‘yalnızlık’</em></strong> küresel ölçekte büyüyor. Üstelik bu artık bireysel bir duygu durumu ya da modern insan sıkışması değil. Yalnızlık, ekonomik sonuçları olan, sağlık sistemlerini etkileyen, toplumsal güveni aşındıran ve yeni teknoloji pazarları yaratan yapısal bir meseleye dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>Modern dünyanın yeni sağlık krizi</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde yaklaşık her 4 kişiden 1’i kendisini yalnız hissediyor. Daha da kritik bir bulgu var. Yalnızlık, yaşlılıkla ilgili değil. Gallup’un küresel sosyal bağlantılar araştırmasına göre <strong><em>yalnızlık hissi özellikle gençlerde yükseliyor</em></strong>. 19-29 yaş aralığı, sosyal kopuşun en yoğun hissedildiği kuşaklardan biri haline gelmiş durumda. Hiper bağlantılı ama düşük aidiyetli toplumlara dönüşüyoruz.</p>
<p>Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor. Dijital bağlantının artması tek başına yalnızlık üretmiyor. Teknoloji birçok insan için destek, erişim ve yeni topluluk biçimleri de yaratabiliyor. Sorun daha derinde. Sosyal ilişkilerin üzerinde yükseldiği altyapının dönüşümünde.</p>
<p><strong>Dönüşen sosyal altyapı</strong></p>
<p>Sürekli temas halindeyiz. Ama giderek daha az bağ kuruyoruz. Sosyal medya platformları iletişimi artırdı ama ilişkinin derinliğini örseledi. Görünürlük, karşılaştırma ve performans baskısı, sosyal ilişkiyi deneyim olmaktan çıkarıp, bir vitrin şovuna dönüştürdü.</p>
<p>Türkiye’de de tablo çok farklı değil. Şehirleşme, ekonomik baskı, güvencesiz çalışma biçimleri ve dijitalleşme sosyal ilişkilerin yapısını dönüştürüyor. Tek kişilik haneler artıyor. TÜİK verilerine göre <strong>tek kişilik hane halkı oranı yüzde 20 bandına dayanmış durumda</strong>. Büyük şehirlerde yaşam maliyetleri yükseldikçe insanlar daha küçük sosyal çevrelere sıkışıyor. Eskiden sosyal bağ üreten birçok yapı çözülüyor. Mahalle kültürü, uzun süreli iş ve güçlü komşuluk ilişkileri… <strong><em>Modern kent yaşamı artık karşılaşma üretmiyor, yalnızca kalabalık içinde eşzamanlılık üretiyor.</em></strong></p>
<p>Burada meseleyi yalnızca teknoloji, dijitalleşme, akıllı telefonlar üzerinden tanımlamak fazla yüzeysel kalır. Asıl mesele, sosyal altyapının çözülmesi. Modern ekonomi daha mobil, daha bireysel, daha rekabetçi ve daha geçici ilişkiler üzerine kurulu.</p>
<p>İnsanlar artık aynı mahallede büyümüyor, aynı işyerinde uzun yıllar çalışmıyor, aynı toplulukların parçası olarak yaşamıyor. Hayat giderek daha atomize hale geliyor. Bu durum aynı zamanda ekonomik temelli. Çünkü yalnız birey daha fazla tüketiyor <em>(hedonik tüketim) </em>Dijital platformlara daha bağımlı hale geliyor. <strong><em>Yalnızlık, yeni ekonomik modelin girdisine dönüşüyor.</em></strong></p>
<p><strong>Teknolojiden duygusal destek!</strong></p>
<p>Tam da bu noktada teknoloji yeni bir role yerleşmeye başlıyor. Teknoloji, bu yalnızlığı karşılayacak şekilde giderek bir <em>‘duygusal altyapı’</em> işlevi üstleniyor. Özellikle son iki yılda yapay zekâ destekli arkadaşlık uygulamaları ve duygusal chatbot platformları olağanüstü büyüdü.</p>
<p>Reuters/Ipsos araştırmasına göre Avrupa’daki gençlerin önemli bir bölümü kişisel ya da duygusal meselelerini konuşmak için bu chatbotlara yöneliyor. Araştırmada katılımcıların yüzde 48’i bu uygulamaları ruh sağlığı desteği için kullandığını söylüyor!</p>
<p>Bugün yükselen teknoloji alanlarından biri artık <strong>‘eşlik ekonomisi’ </strong><em>(companionship economy).</em> Dijital arkadaşlık, yapay zekâ destekli partner sistemleri, duygusal chatbotlar. İnsanlar artık sentetik de olsa duygusal erişilebilirlik satın alıyor. Milyarlarca dolarlık bir pazardan bahsediyoruz.</p>
<p><strong>Sonuç: Yan etkisi fazla ilaç!</strong></p>
<p>Yapay zekâ yargılamıyor. Yorulmuyor, cevap veriyor ve kişiye göre şekilleniyor. İnsan ilişkilerinin karmaşık, yorucu ve kırılgan olduğu yerde algoritmik ilişkiler böylece <em>‘sürtünmesiz’</em> bir deneyim sunuyor.</p>
<p>Ancak burada çok derin bir çelişki var. Çünkü insan ilişkilerinin değeri tam da o sürtünmeden geliyor. Araştırmalar, bu sistemlerin kısa vadede destek hissi yaratsa da sonrasında sosyal geri çekilme, duygusal bağımlılık ve gerçek ilişkilerden uzaklaşma gibi riskleri beraberinde getirdiğini gösteriyor. Yan etkisi fazla bir ilaç gibi!</p>
<p>Teknolojinin çözülmekte olan sosyal dokunun sebebi mi yoksa sonucu mu olduğunun artık bir önemi yok. Oluşan boşluk yine teknoloji tarafından kapatılıyor. Yapay zekâ insanın bilişsel yeteneklerinin yerini alırken, duygusal ihtiyaçları için de hazırda bekliyor. Yalnızlık ekonomisi büyürken, insanın duygusal tampon sistemlerinin önemli bir bölümü dijital platformlara devrediliyor. Ve bu, piyasanın en yeni ve kârlı tüketim malzemesine dönüşüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-ekonomisi-79186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızlık ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-dolarlik-celiski-79185</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüz dolarlık çelişki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji piyasalarında eşi benzeri görülmemiş bir dar boğaz yaşanıyor. Savaşın biteceğine dair umutlar sürse de sistemde büyük bir hasar oluştu. Küresel petrol arzının yüzde 14’ü ile sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte biri devre dışı kalmış durumdadır. Orta Doğu’daki altyapı tahribatı da göz önüne alındığında, yüksek taban fiyat bir norm hâline gelmiş olabilir. Dolayısıyla fiyat düşüşlerinin sınırlı kalacağı ancak yükselişlerin agresif bir seyir izleyeceği asimetrik bir risk tablosuyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Yüz dolarlık fiyata rağmen gelişmiş ekonomilerin gösterdiği direncin farklı nedenleri vardır. Enerji maliyetlerine karşı aşırı duyarlı olan imalat sanayinin ağırlığı azalırken, teknoloji ve hizmet sektörünün payı yükseliyor. Pandemi döneminde kamudan özel sektöre aktarılan muazzam kaynaklar da güç veriyor. Hane halklarını ve şirketleri destekleyen cömert maliye politikası, ekonomileri dış şoklara karşı dayanıklı kılıyor. Kısacası petrolün ekonomik sistem üzerindeki etkisi, 1973 krizine kıyasla çok daha sınırlı kalıyor. Fiyat 200 dolar gibi astronomik bir sınıra dayanmadığı sürece, mevcut seviyeler küresel sistem tarafından göğüslenebilir duruyor.</p>
<p>Hâlihazırdaki fiyatlar gelişmiş ülkeler için makul sayılabilir. Öte yandan Türkiye gibi ülkelerde fiyatlardaki yukarı yönlü her adım maliyetler üzerinde baskı oluşturuyor. Belki de en büyük talihsizliğimiz, enerji fiyatlarının bu yüksek seyrine kırılgan bir enflasyon ortamında yakalanmış olmaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-dolarlik-celiski-79185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüz dolarlık çelişki ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-fonlar-ocu-mu-firsat-mi-79184</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest fonlar öcü mü, fırsat mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Serbest fonlar iyi zamanlarda piyasayı derinleştirirken, kötü zamanlarda oynaklığı artırabilir. Çünkü bu fonlar çoğu zaman benzer risk modelleriyle çalışır. Piyasada bir şok olduğunda, birçok fon aynı anda aynı varlıkları satmaya başlayabilir. Böyle bir durumda likidite bir anda kaybolur. Normal zamanda alıcı bulan varlıklar, kriz anında alıcı bulamaz hale gelir.</strong></p>
<p>Bu yazıda herkesin çok merak ettiği, düzenleyici otoritelerin “öcü” olarak gördüğü, tecrübeli yatırımcıların ise “derinleşme” ve “fırsat” olarak tarif ettiği serbest fonlarla alakalı bir analiz yapmak istedim. </p>
<p>Serbest fonlar sermaye piyasalarının en çok konuşulan ama en az anlaşılan oyuncularından biri. Bunun sebebi çok açık: normal yatırım fonları gibi görünürler ama çalışma biçimleri çok daha esnek. Hisse senedi alabilirler, tahvil alabilirler, dövizde pozisyon alabilirler, türev ürün kullanabilirler, açığa satış yapabilirler, kaldıraç kullanabilirler. Bu yüzden serbest fonları anlamak için önce şunu bilmek gerekir: Bunlar klasik anlamda “al ve bekle” fonları değildir; piyasa hareketlerinden aktif şekilde faydalanmaya çalışan, daha karmaşık stratejiler kullanan yapılardır.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde serbest yatırım fonları genellikle “nitelikli yatırımcı” olarak tanımlanan kişilere sunulur. Bunun nedeni, bu fonların daha yüksek getiri arayışıyla daha yüksek risk alabilmesidir. Fintables’ın serbest fonlara ilişkin açıklamasında da vurgulandığı gibi, bu fonlar kaldıraç, açığa satış ve türev ürün kullanımı gibi ileri finansal tekniklerle mutlak getiri hedefler; buna karşılık daha az şeffaflık, daha yüksek risk ve sınırlı erişim gibi özellikler taşır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Serbest fonlar piyasaya likidite sağlar</span></h2>
<p>Serbest fonların sermaye piyasasına ilk etkisi likidite üzerinden görülür. Likidite basitçe bir varlığın hızlıca satın alınabilmesi ve satıldığı zaman hızla nakde dönüşebilmesidir. </p>
<p>Doğal olarak, piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı varsa, işlemler daha sağlıklı gerçekleşir. Serbest fonlar büyük hacimli işlem yaptıkları için piyasaya likidite sağlar diyebiliriz. Özellikle hisse senedi, tahvil, döviz ve türev piyasalarda alım satım yaparak fiyatların oluşmasına katkıda bulunurlar. Bu yönüyle faydalıdırlar. Nitekim SEC’in “hedge fund likidite yönetimi” üzerine yayımladığı bir çalışmada, serbest fonların normal dönemlerde fiyat keşfine katkı sağladığı, ancak söz konusu fonların daha yüksek likidite istemenin bir denge sorunu yarattığı ifade ediliyor.</p>
<p>Fiyat keşfi dediğimiz şey, piyasada bir varlığın gerçek değerine yakın bir fiyata ulaşma sürecidir. Serbest fonlar sürekli alım satım yaptıkları, farklı piyasalar arasındaki fiyat farklarını takip ettikleri ve yanlış fiyatlamaları değerlendirdikleri için bu sürece katkı sağlar. Örneğin bir hisse ucuz kalmışsa alırlar, pahalı görünüyorsa satarlar. Bu davranış teorik olarak fiyatların daha makul seviyelere gelmesine yardım eder. Kaynak taraması yaparken gözüme çarpan uluslararası bir çalışmada da serbest fonların sakin piyasa koşullarında piyasa likiditesine ve kalıcı fiyat değişimlerine anlamlı katkı sağladığı belirtiliyor. Ancak yine aynı çalışma bu fonların piyasa etkinliğini artırma fonksiyonundan bahsederken, kriz dönemlerinde riski büyütme potansiyeline de dikkat çekiyor.</p>
<h2>Piyasada şok olduğunda likidite bir anda kaybolur</h2>
<p>Serbest fonlar iyi zamanlarda piyasayı derinleştirirken, kötü zamanlarda oynaklığı artırabilir. Çünkü bu fonlar çoğu zaman benzer risk modelleriyle çalışır. Piyasada bir şok olduğunda, birçok fon aynı anda aynı varlıkları satmaya başlayabilir. Böyle bir durumda likidite bir anda kaybolur. Normal zamanda alıcı bulan varlıklar, kriz anında alıcı bulamaz hale gelir. Bu da fiyat düşüşünü hızlandırır. Yani serbest fonlar piyasaya likidite sağlar ama aynı zamanda likiditenin hızla çekilmesine de neden olabilir. Sonuçta bizim “şelale düşüşü” dediğimiz süreç gerçekleşebilir. </p>
<p>Burada kaldıraç meselesi çok önemlidir. Kaldıraç, fonun kendi sermayesinden daha büyük pozisyon alması demektir. Örneğin 100 liralık sermaye ile 300 liralık pozisyon açmak mümkündür. İşler iyi giderse kazanç büyür. Ama işler ters giderse zarar da büyür. Bu nedenle kaldıraç kullanan fonlar, piyasa ters yönde hareket ettiğinde hızlıca pozisyon kapatmak zorunda kalabilir. Bu da satış baskısını artırır. IMF’nin finansal istikrar raporlarında sık sık vurguladığı gibi, yüksek kaldıraçlı finansal kuruluşların bankacılık sistemiyle de bağlantısı, piyasa çalkantılarında makro-finansal istikrar açısından önemli bir kırılganlık yaratır.</p>
<p>Serbest fonların bir başka etkisi de piyasa psikolojisi üzerindedir. Büyük fonların pozisyonları piyasa tarafından yakından izlenir. Bir serbest fonun belirli bir hissede veya tahvilde pozisyon aldığı düşünülürse, diğer yatırımcılar da aynı yönde hareket edebilir. Bu bazen fiyatları destekler, bazen de tersine panik yaratır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu etki daha belirgin olur. Çünkü piyasa derinliği sınırlıysa, büyük bir fonun alımı veya satımı fiyatlarda ciddi hareket yaratabilir.</p>
<p>Türkiye gibi sermaye piyasaları gelişmekte olan ülkelerde serbest fonların etkisi bu yüzden daha hassas ele alınır.  Fon sayısı ve büyüklüğü arttıkça piyasaya likidite gelir, ancak bu likiditenin ne kadar kalıcı olduğu da önemlidir. Çünkü kısa vadeli ve yüksek kaldıraçlı para, iyi günde piyasa dostu görünür; kötü günde ise kapıdan ilk çıkan olur.</p>
<p>Tabii, serbest fonların olumlu taraflarını küçümsememek gerekir. Bu fonlar piyasaya profesyonel yatırımcı getirir, fiyatlama kalitesini artırır, arbitraj imkanlarını değerlendirir, şirketlerin ve devletlerin sermaye piyasasından kaynak bulmasını kolaylaştırabilir. Ayrıca yatırımcılara farklı stratejiler sunarak portföy çeşitliliği sağlar. Türkiye’deki akademik çalışmalarda da serbest yatırım fonlarının likidite sağlama, fiyat oluşumuna katkıda bulunma ve portföy çeşitliliği yaratma yönleri öne çıkarılmış durumdadır.</p>
<p>Ancak olumsuz tarafları da oldukça net. Mesela, en büyük risk şeffaflık eksikliği. Normal yatırım fonlarında yatırımcı neye yatırım yapıldığını daha kolay görebilir. Serbest fonlarda ise stratejiler daha karmaşık ve daha az görünür olabilir. Bu nedenle yatırımcı, aldığı riskin tamamını anlamadan getiri beklentisine kapılabilir. Türkiye’de serbest fonların yalnızca nitelikli yatırımcılara satılmasının temel nedeni de budur. Çünkü bu ürünler herkes için uygun değildir.</p>
<h2>Tek bir serbest fonun zarar etmesi, yatırımcısını ilgilendirir</h2>
<p>Bir diğer risk likidite uyumsuzluğudur. Fon yatırımcıya belirli dönemlerde çıkış hakkı verir ama fonun yatırım yaptığı varlıklar her zaman kolay satılamayabilir. Kriz anında yatırımcılar aynı anda çıkmak isterse fon varlık satmak zorunda kalır. Eğer bu satışlar düşük likiditeli varlıklarda gerçekleşirse fiyatlar sert düşer. SPK’nın yatırım fonlarında likidite riski üzerine yaptığı çalışmalarda da etkili likidite yönetiminin ve yüksek kaliteli likit varlık tanımının önemine dikkat çekilmesi bu yüzden anlamlıdır.</p>
<p>Sistemik risk tarafı ise daha geniştir. Tek bir serbest fonun zarar etmesi kendi yatırımcısını ilgilendirir. Ama çok büyük fonlar aynı anda benzer pozisyonlar taşıyorsa ve bu pozisyonlar bankalarla, aracı kurumlarla, türev piyasalarla bağlantılıysa sorun büyür. Örnek verelim: 1998’de Long-Term Capital Management Hedge Fonundaki pozisyonlar o kadar büyüktü ve finansal sistemle o kadar bağlantılıydı ki, çöküşü neredeyse daha geniş bir finansal krize dönüşüyordu. Akademik literatürde ve politika tartışmalarında serbest fonlara yönelik temkinli bakışın önemli kaynaklarından biri de bu olaydır desem yanlış olmaz.</p>
<p>Sonuç olarak serbest fonlar sermaye piyasalarının doğal ve önemli oyuncularıdır. Sorun varlıkları değil, nasıl çalıştıkları ve ne kadar denetlendikleridir. İyi düzenlenen, riskleri izlenen ve yatırımcısı bilinçli olan serbest fonlar piyasaya derinlik kazandırır. Ancak kaldıraç, likidite riski ve şeffaflık sorunları görmezden gelinirse, bu fonlar piyasayı güçlendirmek yerine kırılgan hale getirebilir.</p>
<p>Basitçe söylemek gerekirse: serbest fonlar sermaye piyasasına hız kazandırır. Ama fren sistemi sağlam değilse, hız her zaman güvenlik anlamına gelmez.</p>
<p>Bu yazıyı yeni atanan SPK Başkanı ve Yönetimi için kaleme aldım. Piyasanın derinleşmesi için atılan adımları desteklerken “overregulation” yani aşırı mevzuat tuzağına düşülmemesi için bir tavsiye yazısını bilgilerini arz etmiş oldum. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doğru doz fayda sağlar yanlış doz yan etki üretir</span></h2>
<p>Serbest fonları iyi veya kötü diye tek cümleyle tanımlamak doğru değil. Aslında bunlar piyasanın ilacı gibidir. Doğru doz fayda sağlar, yanlış doz yan etki üretir. Piyasaya likidite getirirler ama aynı anda oynaklığı artırabilirler. Fiyat keşfine katkı sağlarlar ama panik dönemlerinde fiyatları gerçek değerinden uzaklaştırabilirler. Sermaye piyasasını derinleştirirler ama kaldıraç ve şeffaflık eksikliği nedeniyle sistemik risk yaratabilirler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-fonlar-ocu-mu-firsat-mi-79184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/4/1280x720/boga-ayi-1778649405.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest fonlar öcü mü, fırsat mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-denizi-ve-idosu-var-79183</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un denizi ve İDO’su var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>3 tarafı denizlerle çevrili coğrafyada deniz potansiyelimizi daha yoğun faydaya çevirmek şart. İDO, tarihi kültürel mirası, şirket kabiliyetleri ve güçlü filosuyla bunu başaran köklü kurumlarımızdan biri.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Farkında değilmişiz gibi davransak da büyük kentler, <strong>trafik yüzünden fakirleşme</strong> süreci yaşıyor. Zira <strong>ulaşamıyoruz</strong>. Misal Türkiye ekonomisinin kalbi <strong>İstanbul</strong>, denizi devreye almasaydı, <strong>kent kalp krizi geçirirdi</strong>. İşyerine gidemeyen <strong>insanlar</strong>, yerine ulaşamayan <strong>siparişler</strong>, aksayan <strong>toplantılar</strong>...</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İstanbul coğrafyasındaki dünya kentlerinde, <strong>karayolu</strong> yanı sıra<strong> raylı sistemler</strong> ve <strong>deniz yolu</strong> eşit oranda gelişiyor. Deniz ulaşımının toplam kent ölçeğinde <strong>%9</strong> civarında olması gerekirken İstanbul’da bu oran ancak <strong>%1</strong> düzeyinde bulunuyor. Bu da gündeme <strong>İstanbul Deniz Otobüsleri’ni (İDO)</strong> getiriyor.</p>
<p><strong>MAVİ SULARIMIZIN DEĞER ÜRETENİ OLMAK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Havacılık sektörünün bayrak taşıyıcısı <strong>THY</strong>; geçen yıl, <strong>küresel boyutta 92,6 milyon yolcu</strong> taşıdı. Oysa <strong>İDO 40 yıllık denizcilik deneyimiyle</strong>, Ege Marmara havzasında 31 milyondan fazla yolcu ulaştırdı. Üstelik bunu 34 iskeleyle başardı. <strong>Osmangazi Köprüsü</strong> dahi <strong>İDO’nun önemini</strong> azaltamamış.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Genel Müdür <strong>Dr. Murat Orhan</strong>,  İDO’yu İstanbul dışına taşırma vizyonuyla <strong>turizme katkıyı</strong> daha üst lige taşıyor. <strong>Mavi sularımızın ulaştığı</strong> her coğrafya, <strong>İDO’nun yetkinliğiyle</strong> birleşip potansiyel kazanıyor. Geçen yıl taşınan toplam <strong>13 milyon</strong> araçla <strong>metropol trafiği</strong> hafifletilebilmiş.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İDO’ya dair..</strong></span></p>
<p><strong><em>Kent ulaşımına katkısı?</em></strong></p>
<p>Ben <strong>53 yıldır İDO hizmetleriyle</strong> ulaşanlardanım. Vapurlarını, <strong>neredeyse adlarıyla</strong> ezberledim. Zira <strong>dünya başkenti İstanbul’un</strong> mavi sularıyla, ulaşım çözümleriyle bütünleşmiş <strong>şanlı bir geçmişe</strong> sahip.</p>
<p><strong><em>İDO’nun gelecek planları?</em></strong></p>
<p>Rotayı daha geniş çiziyor <strong>Murat Orhan</strong>; hat sayısı artıyor <strong>5 yeni destinasyon</strong> geliyor. <strong>Toplam kapasite %35 artacak</strong>. Bu da beraberinde bölgenin güçlü potansiyeli ile <strong>İDO’ya finansal geri dönüş</strong> sağlayacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GEMİLERDEN RIHTIMLARDAN TAŞAN TURİZM ÇÖZÜMLERİNE DOĞRU</strong></p>
<p>İDO Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü <strong>Sencan Taşçı</strong> e-SIM çözümlerinden <strong>kapıda vize</strong> danışmanlığına kadar uzanan ek hizmetlerle <strong>risk yönetimini</strong> tek elde buluşturduklarını vurguluyor. Böylece kurum, <strong>klasik taşıyıcı rolünün ötesine geçerek</strong> yolcuların her ihtiyacına cevaba dönüşüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İDO LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İDO</strong>: İstanbul Deniz Otobüsleri şirketinin adı. Gelecek yıl 40’ına girecek olan köklü kurumlarımızdan</p>
<p><strong>Deniz taşımacılığı</strong>: Suyu otobana çeviren anlayış, dünya ve kent ulaşımının olmazsa olmaz yolu</p>
<p><strong>Kent zenginliği</strong>: İstanbul gibi dünya markası şehrin, coğrafya yetkinliklerini finansa dönüştürmesi</p>
<p><strong>İDO varlıkları</strong>: Arabalı vapur, hızlı feribot, Yalova, Pendik, Topçular, Yenikapı gibi terminaller</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-denizi-ve-idosu-var-79183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/IDO-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un denizi ve İDO’su var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-79211</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş çay alım fiyatı belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı yaş çay alım fiyatına ilişkin açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medyadan yapılan açıklamada, geçen yıl yaş çay rekoltesinin 1 milyon 340 bin ton olduğu hatırlatıldı.</p>
<p>ÇAYKUR'un 2025'te 49 fabrikada 823 bin ton yaş çay alımı yaptığı belirtilen açıklamada, "ÇAYKUR, bu yıl ortalama aynı miktarda alım yapmayı hedeflemektedir. 2025 yılında kilogram başına 25,44 lira olan yaş çay bedeli 2026 yılı için 35 lira olarak belirlenmiştir. Üreticilerimize hayırlı ve bereketli olmasını dileriz." ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-79211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-1747140743.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı, yaş çay alım fiyatının kilo başına 35 lira olarak belirlendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borc-stoku-dusuk-mu-79182</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Kamu borç stoku düşük mü?”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki soruyu ben sormuyorum. Bu sorunun sahibi yıllarını Hazine’ye vermiş, kamudaki görevi bitince de köşesine çekilmemiş eski bir bürokrat, eski bir Hazineci…</p>
<p>Bana gönderdiği uzun mesaja<strong> “İktidar sözcüleri zaman zaman ülkemizde kamu borç stokunun çok olmadığını söylüyor. Bunun üzerine birkaç kelâm etmenin yararlı olacağını düşündüm”</strong> diye başlıyor.</p>
<p>Bu görüşlerde ilk bakışta haklılık payı olduğunun altını çizen eski Hazineci <strong>“Doğrudur, uluslararası karşılaştırma yapılırken her zaman kamu borç stokunun milli gelire oranı dikkate alınır; yani reel borç, nominal stokun GSYH’ye oranıdır ama kritik bir hatırlatma yapayım, stok anapara demektir. Yani nominal borç stokunun içinde ödenecek faizler yoktur”</strong> diyor ve konuyu Türkiye’nin borç yüküne getiriyor.</p>
<p>Ben en iyisi sözü uzmanına bırakayım:</p>
<h2><em>“Faiz yükünü baştan bilmek zordur!</em></h2>
<p><em>Hazine’nin ilk borçlanma anında nominal değer olarak kaydettiği miktar, stok olarak izlenir. Çünkü faizi baştan kaydetmek zordur. Özellikle değişken faizli ve uzun vadeli borçlanma senetleri için nasıl kayıt yapılacağı konusu çözümlenmeden, anaparanın yanına faizi de koyarak toplam borç yükünü izlemek tartışmalı olabilir. Çünkü faiz hesaplanırken kullanılacak döviz, enflasyon ve faiz varsayımları herkese göre değişecektir.</em></p>
<p><em>Bu bağlamda, kamu borç yöneticileri, nominal stokun (anaparanın) GSYH’ye oranını öne çıkarırlar. Oran Türkiye için, geçen yıl sonunda, yüzde 30’un biraz altındaydı. Buna karşılık ABD, Japonya, Belçika, İtalya gibi ülkelerde yüzde 100’lük, hatta yüzde 200’lük oranlar söz konusu. Olaya bu zaviyeden bakınca bizim oran ehven.</em></p>
<h2>“Benim bakış açım başka”</h2>
<p><em>Bizim anapara (stok) toplamımızın, milli gelire oranlayınca aşırı görünmediği doğrudur. Tamam. Ama faizleri ve stokun enstrüman yapısını dikkate alınca resim aynı mı?</em></p>
<p><em>Önce enstrüman yapısına dikkatinizi çekmek isterim. Toplam kamu borç stokunun (anapara) yüzde 52’si altın ve döviz. Hiç yeni borç alınmasa bile, döviz kuru ve altın fiyatlarındaki değişim sonucu, anapara (stok) durduğu yerde şişiyor, büyüyor. Hazine’nin ödemesi gereken miktar artıyor.</em></p>
<p><em>Mart 2026 itibariyle stokun sadece yüzde 33’ü sabit faizli lira enstrümanlardan oluşuyor. Diğer bir deyimle faiz veya kur değişse bile bu borçlanma senetlerinin anapara ve faiz ödemeleri etkilenmiyor. Bu arada hatırlamakta yarar var: Haziran 2023’te bu oran yüzde 27 imiş. Artmış. Enflasyonla mücadele edildiğinin iddia edildiği, faizlerin düşmesinin beklendiği bir dönemde Hazine sabit faizle borçlanmayı tercih eder mi? Eğer enflasyonun düşeceğine gerçekten inanıyorsa, değişken faizle borçlanıp, faiz düştükçe daha az faiz ödeyerek kamunun yükünün azalmasını hedeflemesi gerekmez mi?</em></p>
<h2>“Faiz mi haram, enflasyon mu?”</h2>
<p><em>Ancak değişken faizle borçlanmanın da başka bir riski var. Uzun söze gerek yok. Eski Kamu Finansmanı Genel Müdürü Coşkun Cangöz’ün harika bir çalışmasını örnek vereyim. Coşkun Cangöz, <strong>“Faiz mi haram, enflasyon mu”</strong> başlıklı harika çalışmasında, TÜFE’ye endeksli kağıtların anaparasının bugün itibariyle yaklaşık 605 milyar lira olduğunu belirtiyor. Ardından OVP, IMF varsayımı ve piyasaların enflasyon beklentisine göre 2027-2033 verilerine dayanarak hesaplamalar yapıyor. Ödemelerin OVP varsayımlarına göre 2,7 trilyon liraya, piyasa beklentilerine göre ise yaklaşık 4 trilyon liraya ulaştığını hesaplıyor. Aradaki farkın 1,3 trilyon lira olduğuna dikkat çekiyor.</em></p>
<p><em>605 milyar nere 4 trilyon nere! Nominal stok (anapara) üzerinden yapılan hesaplamada bu tutar esas alınıyor. Oysa hesaba faizleri de katınca iş değişiyor. Hazine de ödeme projeksiyonları yayınlıyor. Hiç yeni borçlanma yapılmasa ödenecek anapara ve faizler hesaplanıyor. Sadece iç borçlar için anapara borç toplamı 8,7 trilyon lira iken ödenecek faizin 9,2 trilyon lira olduğunu görüyoruz.</em></p>
<h2>“Onların borcu kendi paralarıyla…”</h2>
<p><em>Demem o ki; evet ABD, Japonya, İtalya, Belçika yüzde 100’lerin üstünde reel borç stoku büyüklüğü taşıyor. Ancak borçları kendi paralarıyla. Dövizle borçlanmamışlar. İkincisi yıllık faizleri yüzde 1-4 aralığında. Bizim aylık faizlerimiz kadar.</em></p>
<p><em>Bizim kamu borcumuzun bu faiz ve enstrüman yapısının sonucunda sarsıcı bir tablo ortaya çıkıyor.</em></p>
<p><em>Hazine’nin borç stoku önceleri 5-9 yıl arasında katlanırken, artık 1,5–2 yılda bir katlanma hızına erişti. 2018’deki rejim değişikliği ve rahip krizinden sonraki bu hızlanmanın bir nedeni de döviz ve altın ağırlıklı borçlanma. Diğer neden de aşırı yüksek faiz ödemeleri için de yeni borç alınması.</em></p>
<p><em>Normal şartlarda, yani enflasyonla mücadele edildiği durumlarda, kamu bütçesinde faiz dışı harcamalar kısılır. Tüketimi düşürmek için azaltılır. Gelirler artınca, faiz dışı fazla yaratılır. Bu fazla ile borç faizleri ödenir, faizler için yeni borçlanma yapılmaz. Böylelikle piyasalarda faiz baskısı azalmış olur.</em></p>
<p><em>Görüldüğü gibi bizde bunların hiçbiri yok. Yüksek faiz ödemeleri ile gelir dağılımı daha da bozuluyor. Yüksek faiz ödemeleri ile geliri artanlar daha fazla harcama yaparak talebi kısma mücadelesine sekte vuruyor.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla sadece anaparaya (stoka) bakınca, işin yüksek faiz ve katlanma hızı tarafının etkileri unutulmuş oluyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borc-stoku-dusuk-mu-79182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Kamu borç stoku düşük mü?” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79181</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın barış umudu zayıfladı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Yükselişe Geçti! Piyasa Barış Umudu Zayıfladı Mı? | Ekonomi Masası | 13 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/Sx3wm0XQDco" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-hastalik-ekonomisinden-saglik-ekonomisine-geciyoruz-79180</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’ devreye girdi, ‘hastalık ekonomisi’nden ‘sağlık ekonomisi’ne geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEDICANA</strong> Zincirlikuyu Hastanesi’nde <strong>“Longevity”</strong> bölümünü kurup yöneten <strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong>, bir grup meslektaşımla gerçekleştirdiği buluşmada konuyu şöyle açtı:</p>
<p>— <strong>“Check-Up”</strong> dönemi bitti, <strong>“Check-Forward”</strong> dönemi başladı... <strong>“Check-up”</strong> bugünü gösteriyor, <strong>“check-forward”</strong> yarını okumaya çalışıyor. Modern tıbbın yönü artık hastalık bulmaktan, risk öngörmeye doğru kayıyor.</p>
<p>Buluşma vesilesiyle imzaladığı kitabına da sohbet sırasında yeri geldikçe baktım:</p>
<p><strong>Yaşasın Yaş Almak, Longevity 2.0</strong></p>
<p>Kitapta <strong>“check-up”</strong>la ilgili şu iddiaları dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>Klasik <strong>“check-up”</strong>lar hastaya değil hastalıklara odaklanır. Çoğunluğu kişiye özel değildir.</li>
<li>Hatta kişinin yaşını, yaşam tarzı seçimlerini, mesleğini, genetik mirasını dikkate bile almaz.</li>
<li><strong>“Longevity check-up”</strong>ları ise bizi genetiğimizle, yaşam tarzı seçimlerimizle, geçmiş sağlık hikayemizle, yaşadığımız çevreyle, mesleğimiz, ilişkilerimiz ve ekonomimizle birlikte bir bütün olarak görür.</li>
<li>Hastalığı aramaktan ziyade <strong>“yaşlanmayı okumaya”</strong> özen gösterir.</li>
<li><strong>“Check-up”</strong>ların çoğu ticaridir. Koruyucu sağlık hedefinden uzaktır. Az sayıda test içerir.</li>
<li>Genellikle de tecrübe dağarcığı yeterince olgunlaşmamış ve dolmamış hekimler tarafından değerlendirilir.</li>
<li><strong>“Longevity”</strong> araştırmalarında kullanılan sağlık riski analizi testleri ise sizi adeta didik didik eder.</li>
<li>Enine boyuna noktasal bir şekilde inceeler. Biyolojik yaş ile yetinmez, damar yaşınızı, beyin, kalp, bağışıklık, karaciğer yaşlarınızı, genetik mirasınızı masaya yatırır.</li>
</ul>
<p>Kitaptaki <strong>“check-up”</strong> bölümünü incelerken sohbetten de kopmadım. <strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Yapay zeka”</strong> destekli analizler ve veri temelli sağlık yönetiminin, <strong>“Longevity”</strong>nin önemli parçası olduğunu belirtti:</p>
<p>— Tıpta veri giderek büyüyor ve insan aklının bunu tek başına yönetmesi zorlaşıyor. <strong>“Yapay zeka”</strong>nın en önemli katkısı burada. <strong>Görüntüleri daha erken görmek, riskleri daha erken okumak ve kişiselleştirilmiş karar desteği üretmek, “Longevity” alanında bu çok kıymetli.</strong></p>
<p>Teknolojiyi hekimliğin alternatifi değil, destekleyicisi olarak gördüğünü vurguladı:</p>
<p>— Algoritmalar veriyi yorumlamaya yardım eder, fakat insanı anlamak hâlâ hekimin işidir. Gelecekte <strong>“iyi hekimlik”</strong> klinik sezgi ile teknolojik zekanın birlikte çalıştığı bir model olacak.</p>
<p>Dünyada <strong>“koruyucu tıp”</strong> ve <strong>“Longevity”</strong> ekonomisinin büyüdüğünü, sağlıkta asıl dönüşümün burada yaşanacağını kaydetti:</p>
<p>— Çünkü artık yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, sağlığı optimize etmek konuşuluyor. Bu bakış açısı sağlık yatırımlarını da değiştiriyor. <strong>Önleyici sağlık, kişiselleştirilmiş tıp, veri temelli sağlık çözümleri ve sağlıklı yaş alma platformları daha büyük yer tutacak.</strong></p>
<p><strong>“Longevity”</strong>yi yalnızca tıbbi bir alan değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal dönüşüm alanı olarak gördüğünün altını çizdi:</p>
<p>— Sigorta modellerinden özel sağlık yatırımlarına, kamu politikalarından bireysel sağlık harcamalarına kadar etkili olacak. Aslında <strong>“hastalık ekonomisi”</strong>nden <strong>“sağlık ekonomisi”</strong>ne geçiyoruz. Bunun da daha başlangıcındayız.</p>
<p><strong>“Longevity”</strong>nin artık yalnızca bireysel iyi yaşam arayışı olmadığına işaret etti:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, toplumsal, ekonomik ve stratejik bir mesele haline geliyor. Dünya yaşlanıyor, genç nüfus oranı birçok ülkede düşüyor, kronik hastalık yükü artıyor.</strong> Bu tablo sağlık sistemleri kadar ekonomileri de etkiliyor.</p>
<p><strong>“Yaş almanın”</strong> pasif biçimde maruz kalınan bir süreç olmadığını savundu:</p>
<p>— <strong>“Yaş almak”</strong>, yönetilebilir bir süreç olarak görülmeli. Uzun yaşam meselesi yalnızca ömrü uzatmak değil, o yılları daha sağlıklı, üretken ve bağımsız yaşayabilmek önemli.</p>
<p>1 Nisan 2026’dan itibaren ülkemizde hayatımıza giren 5G’nin sanayide ve sağlıkta önemli kapılar açacağı, kilometrelerce uzaktan ameliyat yapılabileceği üzerinde sıkça duruldu.</p>
<p><strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong> ile <strong>“Longevity”</strong> sohbetinden <strong>“yapay zeka”</strong>nın tıpta, sağlık sektöründe büyük dönüşümü tetiklediğinin farkına vardık...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">■ Hastalık gelmeden harekete geçin</span></h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03fdb697e10-1778646454.png" alt="" width="288" height="387" /><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Longevity”</strong>nin bir yaşam biçimi olarak planlanması gerektiğini belirtti:</p>
<p>— Bunun için de size hizmet veren <strong>“Longevity”</strong> organizasyonu, aynı zamanda kişiye özel bir sağlık yöntemi sistemi bulundurabilecek kapasitede profesyonelleşmiş olmalıdır.</p>
<p>Yapılması gereken analizleri sıraladı:</p>
<p>— Hafızanızı, bağışıklığınızı, kemik-kas-eklem yapılanmanızı, metabolizmanızı, cinsel durumunuzu, kalp-damar sisteminizi, organlarınızı, zaman zaman da doku ve hücrelerinizi özenle yönetebilecek tecrübeli uzman kadro yoksa <strong>“Longevity”</strong> çalışması başarısız olur.</p>
<p><strong>“Longevity uzmanlığı”</strong> tanımını şiddetle reddettiğini kaydetti:</p>
<p>— Tecrübeli bir klinisyen ve ona eşlik eden klinisyenler topluluğu, yüksek teknoloji içerikli bir ortam takım halinde bu hizmeti planlayıp verebiliyorsa işte o zaman verimli, bilimsel ve etik bir <strong>“Longevity”</strong> yolculuğundan bahsedebiliriz.</p>
<p><strong>“Longevity”</strong> kliniklerinde kullanılan slogan ve tavsiyeleri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li>Yaşlanmayı izlemiyor, yönetiyoruz.</li>
<li>Vücudunuzun algoritmasını çözüyoruz.</li>
<li>Sonsuz değil, sağlıklı ve güzel bir ömre odaklanın.</li>
<li>Her birey bir sistemdir; biz o sistemi okuyor, anlıyor ve sizinle birlikte yeniden düzenliyoruz.</li>
<li><strong>Unutmayın; sağlığınızın CEO’su / patronu siz, stratejisti biziz.</strong></li>
<li>Yaş alma yaş kazan.</li>
</ul>
<p>Prof. Müftüoğlu, kendisinin en çok kullandığı cümleyi de paylaştı:</p>
<p>— <strong>Hastalık gelmeden harekete geçin, koruyucu sağlığı önceleyin, vücudun verdiği küçük sinyalleri önemseyin, önlem almanın ve korunmanın her zaman ve her yaşta tedaviden daha kolay, ucuz ve değerli olduğunu unutmayın.</strong></p>
<p><strong>“Longevity”</strong> kliniklerinde kullanılan yeni teknolojilere örnekler verdi:</p>
<ul>
<li><strong>“Yapay zeka”</strong> destekli testler ilk sırayı alıyor.</li>
<li><strong>“Yapay zeka”</strong> destekli kalp görüntüleme testleri, kalpteki riskleri girişimsiz ve ilaçsız şekilde, radyasyon olmadan, 2-3 dakika içinde tahmin edebiliyor.</li>
<li>Muhtemel bir pankreas, yemek borusu, mide ya da rahim kanserini neredeyse 10-15 yıl önceden tespit edebilen <strong>“yapay zeka”</strong> destekli kanser araştırmaları yapılabiliyor.</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yaşlılık iyi yönetilirse toplumsal hazinedir</span></h2>
<p><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Yaşasın Yaş Almak, Longevity 2.0”</strong> kitabının <strong>“Longevity hakkında sırlar ve sorular”</strong> bölümünde şu soruyu sordu:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, sadece uzun yaşamak mı demek?</strong></p>
<p>Yanıtı şöyle verdi:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, sadece ömrü uzatmak değil, ömrün içine daha çok sağlıklı yıl-sağlıklı yaş, formda, fit, neşeli, keyifli, hastalıklardan uzak bir ömür katmaktır. Kısacası, sağlıklı geçirilen yılların sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır.</strong></p>
<p>Bu alandaki hekimlerin hedeflerini ortaya koydu:</p>
<p>— Bunu başarabilmek için de <strong>“Longevity”</strong> çalışmalarına odaklanan bizim gibi uzmanlar, yaş alırken de beden-zihin-hücre sağlığını birlikte korumayı hedefleriz.</p>
<p>Prof. Müftüoğlu, sohbet sırasında yaşlılıkla ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>— <strong>Yaşlılık doğru yönetilmediğinde yüke dönüşür. İyi yönetilirse de yaşlı nüfus toplumsal hazine rolü oynar.</strong></p>
<p>Eskiden 60 yaşında emeklilik, 70 yaşında da vefat gibi bir durum olduğu vurguladı:</p>
<p>— Şimdi dünyada 75 yaşında CEO’luğu sürdürenleri görüyoruz. Üstelik daha başarılı oluyorlar, daha kolay ve doğru kararlar alıyorlar.</p>
<p><strong>“Yaş almayı toplumsal hazineye dönüştürmek”</strong> için dikkat edilmesi gereken basit kuralları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Durma:</strong> Mutlaka hareket edin, her gün yürüyün.</li>
<li><strong>Düşmeyin:</strong> Düşmemek için hareketlerinize dikkat edin.</li>
<li><strong>Üşütme:</strong> Soğuk algınlığı ileri yaşlarda zatürreye çevirirse ölüme yol açabiliyor.</li>
</ul>
<p>Hedeflenen <strong>“yaş alma”</strong> halini de şöyle özetledi:</p>
<p>— <strong>Görerek, düşünerek (yani Alzheimer, demans olmadan), yürüyerek (yani yatalak hale gelmeden) yaş almak en önemlisi...</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Akıllı steteskop EKG de çekiyor</span></h2>
<p><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, Zincirlikuyu Medicana Genel Müdürü <strong>Dr. Oğuzhan Cücü</strong>, <strong>Prof. Semih Gür</strong>, <strong>Dr. Betül Bal</strong>’ın da katıldığı sohbet toplantısı sırasında ekibinden kullandığı <strong>“steteskop”</strong>u (doktorların vücut içindeki sesleri dinlemek için kullandığı cihaz) istedi, bize gösterdi:</p>
<p>— <strong>Bu, “akıllı steteskop”...</strong></p>
<p>Ayarlarını yaparak anlattı:</p>
<p>— Kalbi, akciğerleri, vücudun farklı bölgelerini dinlemek için ayrı ayar yapılıyor. Yani, kalbi dinleme modu ayrı, akciğerleri dinleme modu farklı.</p>
<p><strong>“Akıllı steteskop”</strong>u kendi kalbinin üstüne koydu, ekranına bakmamızı önerdi:</p>
<p>— <strong>Bakın bu steteskop ile EKG (Elektrokardiyografi) de çekebiliyoruz. Yani, kalp ritmini buradan görebiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-hastalik-ekonomisinden-saglik-ekonomisine-geciyoruz-79180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/osman-muftuoglu-1778648133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’ devreye girdi, ‘hastalık ekonomisi’nden ‘sağlık ekonomisi’ne geçiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kapalicarsida-cekili-altin-krizi-buyuyor-79179</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalıçarşı&#039;da &#039;çekili altın&#039; krizi büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük ticaret merkezlerinden Kapalıçarşı’da “çekili altın” krizi patlak verdi. Geçen ay kurulan Altın Rafinerileri Derneği, bölge esnafına mail yoluyla gönderdiği yazıda yıllardır alacak-borç ödemelerinde kullanılan çekili altının artık kullanılmaması gerektiğini bildirdi. Derneğin bu çağrısı Kapalıçarşı kuyumcularının sert tepkisini çekerken, İstanbul Kuyumcular Odası da devreye girerek böyle bir kararın herhangi bir yasal dayanağı bulunmadığını açıkladı. Bölgede gerginliğe neden olan yazıya rağmen esnaf, geleneksel ödeme yöntemini sürdürme kararı aldı. Ancak son yıllarda farklı kurumların baskısıyla karşı karşıya kalan Kapalıçarşı’da bu gelişme, mevcut huzursuzluğu daha da artırdı.</p>
<h2>Çekili altın ticaretin temel taşı </h2>
<p>Sektörde “çekme” ya da “kesme altın” olarak da bilinen çekili altın, genellikle 24 ayar saf altının pres makinelerinde ince şeritler halinde çekilmesiyle elde ediliyor. İşçiliksiz olması ve düşük alım-satım farkı sunması nedeniyle yatırım aracı olarak tercih edilen bu ürün, paketli gram altınlara kıyasla daha düşük maliyetli olmasıyla öne çıkıyor. Kapalıçarşı’da esnafın kendi arasındaki alacak-borç ilişkilerinde de temel ödeme aracı olarak kullanılıyor. Sektör temsilcilerine göre çekili altının nihai tüketiciye satışı yasak olsa da, yetki belgesine sahip firmalar arasında ticareti serbest. Üstelik bu durumu destekleyen bir genelge de bulunuyor. Buna rağmen Nisan ayında 9 rafineri tarafından kurulan Altın Rafinerileri Derneği, ilettiği yazıyla Şırnak’ta yakalanan kaçak altın olayını gerekçe göstererek çekili altınla ödemelerin durdurulması gerektiğini savundu.</p>
<h2>"Üretmeyin, kullanmayın" çağrısı </h2>
<p>Derneğin üyelerine gönderdiği yazıda, 4 Mayıs 2026 itibarıyla rafinerilerin çekili altın üretmemesi ve alım-satım yapmaması gerektiği belirtildi. Yazıda ayrıca, mevcut çekili altınların borç ödemelerinde kullanılmasının ancak belirli belgelerle mümkün olacağı, gün içinde toplanan çekili altınların rafinerilere gönderilerek külçe altına dönüştürüleceği ifade edildi. Esnaf ve üreticilere yapılacak küsuratlı ödemelerin ise damgalı külçe altınların kesilmesiyle gerçekleştirileceği kaydedildi. Bununla birlikte, çekili altın üretimi ve ticaretine devam eden kişi ve kuruluşların ihbar edilmesi istendi.</p>
<h2>"Yasak yok", tansiyonu düşürmedi </h2>
<p>Derneğin yazısının ardından İstanbul Kuyumcular Odası, resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada çekili altının yasaklandığına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığını vurguladı. Açıklamada, “Yüzyıllardır üretimin olmazsa olmazı olan çekili has altın değişiminin yasaklanması gibi bir durum söz konusu değildir. Resmi Gazete’de yayımlanmış yeni bir yönetmelik de yoktur” ifadelerine yer verildi. Bu açıklama, derneğin girişiminin hukuki bir karşılığı olmadığını ortaya koysa da, sektördeki tartışmayı sona erdirmedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapaçarşı esnafı: Uygulanırsa sektör durur</span></h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan Kapalıçarşı esnafı, söz konusu girişimin ticareti rafinerilere yönlendirme amacı taşıdığını öne sürdü. Bir esnaf, “Bu karar, çekili altını devre dışı bırakıp bizi rafinerilerin ürettiği altınlara yönlendirme çabası gibi görünüyor. Uygulanırsa sektör durur. Bugün 220 gram altın almak istiyorum, bunun için kesme yapmak zorundayım. Ama kesme yok deniliyor, standart paketleri almak zorundasın. Üstelik gram altında işçilik var, bu da maliyeti artırıyor. Bir kilo altında 7,5 gram fark oluşuyor, ben o kadar kazanmıyorum” diyerek tepkisini dile getirdi. Bir başka esnaf ise derneğin yazısında hangi bakanlığa atıf yapıldığının bile belirtilmediğine dikkat çekerek, “Şırnak’taki kaçak altın olayını gerekçe gösterip bunu sektör geneline yaymak doğru değil. Böyle bir uygulama olamaz. İstanbul Kuyumcular Odası gerekli düzeltmeyi yaptı ama Türkiye’deki tüm oda ve derneklerin de buna tepki göstermesi gerekiyor. Önemli olan benim faturayla alıp faturayla satmam” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kapalicarsida-cekili-altin-krizi-buyuyor-79179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/kapalicarsi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın Rafinerileri Derneği’nin çekili altın kullanımını durdurmaya yönelik yasal her hangi bir dayanağı olmayan yazısı Kapalıçarşı’da tansiyonu yükseltti. Esnaf kararı yok sayarken, İstanbul Kuyumcular Odası “yasal dayanak yok” diyerek tartışmaya noktayı koydu. Ancak sektördeki huzursuzluk giderek derinleşiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergide-beckham-modeli-tartismasi-adaleti-zedeler-79178</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide &#039;Beckham modeli&#039; tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Meclis Genel Kurul gündemine bu hafta gelecek olan ekonomi paketinde yer alan Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurtdışı kazançlarına 20 yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti getirilmesine ilişkin düzenleme hem süresi hem de kapsamı açısından tartışma yarattı. Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) “İspanya’nın 5 yıl uyguladığı vergi muafiyeti Türkiye’de neden 20 yıl” sorusunu gündeme getirirken, vergi adaletinin de zedelendiği uyarısında bulundu.</p>
<p>Yabancı sermayeye dönük vergi desteklerini içeren yasa teklifinde, Gelir Vergisi Kanunda değişikliğe gidilerek, Türkiye’de yerleşik sayılmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar gelir vergisinden muaf tutulacak. Ayrıca kişinin bu süre içinde vefatı halinde veraset ve intikal vergisi oranı da yüzde 1’e düşürülecek. Kamuoyunda İngiliz futbolcu David Beckham adıyla anılan ve İspanya’da ilk örneği geliştirilen ‘Beckham Yasası’ olarak bilinen özel vergi mevzuatının bir benzeri Türkiye’de düzenleniyor. TÜRMOB’un düzenlemeye ilişkin yaptığı değerlendirmeye göre, İspanya’da resmi adıyla Özel İspanyol İkamet Edenler Vergi Rejimi ile İspanya’ya çalışmak için taşınan yabancılar taşındıkları yıl ve sonraki 5 yıl boyunca yüksek ‘yerleşik’ vergi oranları yerine yüzde 24 gibi sabit bir orandan vergilendiriliyor. Bu düzenlemeyle yüksek vasıflı çalışanların ve yatırımcıların ülkeye çekmek hedefleniyor.</p>
<h2>Neden 20 yıllığına getiriliyor? </h2>
<p>Meclis gündemindeki kanun teklifiyle, benzer bir şekilde Türkiye’ye yerleşenlere Türkiye dışında elde ettikleri gelirleri için belirli şartlarla 20 yıl süreli bir muafiyet getiriliyor. TÜRMOB, yasa teklifine ilişkin hazırladığı raporda, “İspanya’daki Beckham düzenlemesi İspanya’ya gelinen yıl + 5 yıllık bir muafiyet getirmekteyken ve ayrıca çalışmaları için özel vergi oranları öngörülürken teklifin 20 yıllık bir süre için getirilmesinin nedenleri ayrıntılı değerlendirilmelidir“ ifadelerine yer verdi.</p>
<p>TÜRMOB halen yurtdışında elde edilen gelirlerin istisna olması ya da Türkiye’ye getirilmesi durumunda Gelir Vergisi Kanunu'nun 123. maddesinde olduğu gibi yurtdışında ödenen vergilerin Türkiye’de ödenecek vergiden mahsubuna ilişkin düzenlemelerin vergi yasalarında yer aldığına dikkat çekti. Ayrıca 90’dan fazla ülkeyle yapılan çifte vergilendirmenin önlenmesine yönelik anlaşmada gelir ve servet üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmenin önlenmesine yönelik düzenlemeler bulunduğuna işaret eden TÜRMOB, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<h2>Sermaye çıkışına neden olabilir </h2>
<p>“Bu düzenlemeler kapsamında genel olarak Türkiye’ye getirilen kazançlar üzerinde Türkiye’de ilave bir vergi yükü olmamaktadır. Ancak yurtdışında elde edilen kazançların bir vergi cenneti ülke ya da benzeri bir özel vergi rejiminde elde edilmesi durumunda, bu ülkede vergiye tabi olmaması halinde, bu kazançların Türkiye’de vergilendirilmemesi anlamlı olmaktadır. Dolayısıyla bu madde ile amaçlanan diğer ülkelerde vergilendirilmemiş, gelirlerin Türkiye’de de vergilendirilmemesi rejimidir. Bu literatürde “çifte vergilendirmeme” olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda yatay ve dikey vergi adaleti zedelenmekte ve Türkiye’de çalışıp üretenler ve tasarruf yapanlar aleyhine bir vergi rejimi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu rejim Türkiye’de, mevcut koşullarda üretip Türkiye’de tasarruf yapanların ülke dışına çıkmasına ve üç yıldan sonra Türkiye’ye tekrar dönerek rejimden faydalanmaya başlamalarına neden olabilecektir. Örneğin bugün Türkiye’den çıkıp ve üç yıl sonra gelen kişi 17 yıl boyunca bu rejimden faydalanabilecektir ve mirasçılarının vergi yükü de yüzde 1’e düşebilecektir. Bu ise sermaye girişinden çok çıkışına neden olabilecektir. Geçmiş dönemlerde Türk vergi sisteminde yabancılara tanınan ayrıcalıklardan yerleşiklerinde yararlanmaya başlamalarına ilişkin örnekler mevcuttur. Bu nedenle fayda ve maliyetinin dikkatlice yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergide-beckham-modeli-tartismasi-adaleti-zedeler-79178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kdv-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRMOB, yurt dışı kazançlarına İspanya’nın 5 yıl olarak uyguladığı vergi muafiyetinin Türkiye’de 20 yıl uygulanması kararının vergi adaletini zedeleyeceği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anadolu-ihracat-kervanini-buyutuyor-79177</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu, ihracat kervanını büyütüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin son beş yıllık verileri, ihracatın yalnızca birkaç büyük şehirden değil Anadolu’nun farklı merkezlerinden de büyüdüğünü gösterdi. Veriler, ihracat ekseninin Avrupa’dan Körfez’e, ABD’den Afrika’ya kadar genişlediğini gösterirken, özellikle üretim üslerinin çeşitlenmesi dikkat çekti. İç Anadolu’nda ihracat ortalaması yüzde 107,2, Karadeniz’de yüzde 111,9, Akdeniz’de ise yüzde 76,3 arttı. İstanbul, Ankara, Bursa, Konya, Gaziantep, Hatay, Adana, Çorum, Mardin ve Şırnak gibi şehirler farklı pazarlarda güçlü sıçramalar gerçekleştirdi.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre 2016-2020 döneminde ihracatı 1 milyar doların üzerinde olan il sayısı 16 seviyesindeyken, 2021-2025 döneminde bu sayı 24’e yükseldi. Böylece Türkiye’nin ihracat yükünü taşıyan şehirlerin Anadolu’ya yayıldığı görüldü. Tekirdağ, Çorum, Eskişehir, Samsun, Muğla, Kahramanmaraş, Balıkesir ve Mardin gibi şehirler ilk kez milyar dolar ligine girerek dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03f9ae67c32-1778645422.png" alt="" width="661" height="534" /></p>
<h2>Marmara liderliğini korudu </h2>
<p>Türkiye ihracatının ana merkezi olmayı sürdüren Marmara Bölgesi’nde en güçlü performans yine İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Tekirdağ’dan geldi. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması 96,8 milyar dolardan 137,7 milyar dolara çıkarak yüzde 42,2 büyüdü. 2016-2020 döneminde 5 olan milyar dolarlık ihracatçı il sayısı da 2021-2025 döneminde 6’ya yükseldi.</p>
<p>Bölge özellikle Fransa, Almanya, ABD, Birleşik Krallık ve İtalya pazarlarında büyük büyüme kaydetti. 2021’e göre Fransa’ya yapılan ihracatta yaklaşık 852 milyon dolarlık artış yaşanırken, Almanya’da 786 milyon doları aşan büyüme dikkat çekti. ABD’ye ihracatta 511 milyon doların üzerinde artış görülürken, Birleşik Krallık ve İtalya da Marmara’nın en hızlı büyüyen pazarları arasında yer aldı. İstanbul, ABD ve Avrupa’ya yüksek teknoloji, hazır giyim, kimya ve mücevher ihracatıyla öne çıkarken, Bursa otomotiv ve tekstilde Avrupa bağlantısını güçlendirdi. Kocaeli sanayi üretimiyle Almanya ve İtalya pazarlarında büyürken, Sakarya otomotiv ihracatıyla özellikle Avrupa hattında dikkat çekici performans sergiledi. Tekirdağ ve Yalova ise sanayi yatırımlarının etkisiyle ihracat tabanını genişletti. Buna karşın bazı geleneksel pazarlarda gerilemeler de dikkat çekti. Enerji maliyetleri, Avrupa’daki talep daralması ve lojistik baskılar nedeniyle bazı sektörlerde yüzde 10 ila yüzde 25 arasında değişen yavaşlamalar görüldü. Ancak Marmara Bölgesi toplam tabloya bakıldığında Türkiye’nin en güçlü ihracat sürükleyicisi olmayı sürdürdü.</p>
<h2>Ege katma değerle büyüdü </h2>
<p>Ege Bölgesi’nde İzmir, Manisa, Denizli, Aydın ve Muğla merkezli ihracat performansı dikkat çekti. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması 16,4 milyar dolardan 23,9 milyar dolara yükselirken, milyar dolarlık ihracatçı il sayısı 3’ten 4’e çıktı. Muğla’nın milyar dolar ligine yükselmesi bölgedeki üretim çeşitliliğinin güçlendiğini gösterdi.</p>
<p>Bölge özellikle ABD, Rusya Federasyonu, Japonya, Almanya ve İtalya pazarlarında önemli büyüme kaydetti. ABD’ye yapılan ihracatta 30 milyon doların üzerinde artış yaşanırken, Rusya pazarındaki yükseliş dikkat çekici seviyelere ulaştı. Japonya’ya ihracatta yaklaşık 20 milyon dolarlık büyüme görülmesi, yüksek katma değerli üretimin etkisini ortaya koydu.</p>
<p>İzmir; gıda, kimya, makine ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında güçlü performans sergilerken, Denizli tekstil ve ev tekstili ürünleriyle Avrupa’da konumunu korudu. Manisa elektronik ve beyaz eşya sanayiiyle ihracatını büyütürken, Aydın ve Muğla tarım, su ürünleri ve doğal taş ihracatıyla öne çıktı.</p>
<h2>Akdeniz’de yeni ticaret hattı </h2>
<p>Akdeniz Bölgesi’nde Adana, Hatay, Antalya, Mersin ve Kahramanmaraş ihracat performansıyla öne çıktı. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 76,3 artışla 12,7 milyar dolara yükselirken, milyar dolarlık ihracatçı il sayısı da 4’ten 5’e çıktı. Kahramanmaraş’ın listeye dahil olması dikkat çekti. Bölgede Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen ticaret dengeleri ihracat rotalarını da etkiledi. Rusya pazarındaki talep artışı birçok şehir için yeni fırsatlar oluştururken, lojistik avantajı bulunan liman kentleri ihracatta daha hızlı büyüdü. Rusya’ya ihracatta yaklaşık 70 milyon dolarlık artış yaşanırken, Romanya’ya ihracatta 45 milyon doları aşan yükseliş görüldü. Irak pazarında ise 30 milyon doların üzerinde büyüme kaydedildi.</p>
<p>Hatay, demir-çelik ve gıda sektörleriyle Orta Doğu ve Avrupa pazarında etkisini artırırken, Adana kimya, tekstil ve tarım sanayiinde büyüme kaydetti. Antalya yaş meyve sebze ve turizm bağlantılı ürün gruplarında ihracatını artırırken, Mersin liman avantajıyla transit ticaretin merkezlerinden biri haline geldi. Kahramanmaraş ise tekstil ve iplik üretimiyle Avrupa pazarında güçlü performans sergiledi.</p>
<h2>İç Anadolu sıçrama yaptı </h2>
<p>İç Anadolu Bölgesi son beş yılda ihracat coğrafyasını en hızlı genişleten bölgelerden biri oldu. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 107,2 artışla 10,9 milyar dolardan 22,6 milyar dolara yükseldi. 2016-2020 döneminde 3 olan milyar dolarlık ihracatçı il sayısı, Çorum ve Eskişehir’in eklenmesiyle 5’e çıktı.</p>
<p>Ankara, Konya, Kayseri ve Eskişehir başta olmak üzere bölgedeki üretim merkezleri Birleşik Krallık, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan ve Romanya pazarlarında dikkat çekici büyüme sağladı. Birleşik Krallık’a ihracatta 361 milyon doları aşan artış yaşanırken, Pakistan’a ihracatta yaklaşık 150 milyon dolarlık, Suriye’ye ihracatta ise 120 milyon doları aşan büyüme görüldü. Ankara savunma sanayii, havacılık ve ileri teknoloji üretimiyle ABD ve Avrupa’da etkisini artırırken, Konya makine ve tarım ekipmanlarında Orta Doğu ve Afrika pazarlarında büyüdü. Kayseri mobilya ve çelik kapı sektörleriyle yeni pazarlara açılırken, Eskişehir havacılık ve raylı sistemler alanındaki üretimiyle dikkat çekti.</p>
<h2>Doğu Anadolu'nun sınır avantajı </h2>
<p>Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum, Elazığ, Van ve Malatya gibi şehirler ihracat performansını artırdı. Bölgede lojistik altyapı yatırımları ve sınır kapılarındaki ticaret hacmi ihracat performansını doğrudan etkiledi. Bölge özellikle Belçika, Çin, Irak, Gürcistan ve Cezayir pazarlarında büyüme kaydetti. Belçika’ya yapılan ihracatta yaklaşık 40 milyon dolarlık artış yaşanırken, Çin’e yönelik satışlarda 35 milyon doları aşan yükseliş görüldü.</p>
<p>Elazığ mermer ve madencilik ürünleriyle öne çıkarken, Van sınır ticaretinin etkisiyle İran ve Irak hattında hareketlilik yaşadı. Malatya başta kayısı ihracatıyla geleneksel gücünü korurken, Erzurum tarım ve hayvancılık ürünlerinde yeni pazar arayışını sürdürdü.</p>
<h2>Güneydoğu Anadolu yeni merkez oldu</h2>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi son beş yılda ihracatta en sert yükselişlerden birini gerçekleştirdi. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 58,8 artışla 7 milyar dolardan 11,1 milyar dolara çıktı. Mardin’in milyar dolar ihracatçı iller arasına katılması, üretim gücünün bölgeye yayılmasının en dikkat çekici göstergelerinden biri oldu. Irak pazarı bölge için halen en kritik ihracat kapısı olmayı sürdürürken, Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika’ya yönelik açılım da dikkat çekti.</p>
<p>Gaziantep, Şırnak, Diyarbakır ve Şanlıurfa öncülüğünde bölgenin Irak’a ihracatı yaklaşık 134 milyon dolar arttı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne ihracatta 60 milyon doları aşan, Gürcistan’da ise yaklaşık 50 milyon dolarlık büyüme gerçekleşti. Gaziantep halı, gıda ve sanayi ürünleriyle bölgenin ihracat lideri olmayı sürdürürken, Şırnak sınır ticaretindeki hareketlilik sayesinde dikkat çekici büyüme kaydetti. Şanlıurfa tarım ve gıda ürünlerinde yeni pazarlara açılırken, Diyarbakır sanayi ürünleri ve mermer ihracatıyla öne çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karadeniz en hızlı bölgelerden</span></h2>
<p>Karadeniz Bölgesi’nde Samsun, Trabzon, Ordu ve Çorum öne çıkan ihracat merkezleri oldu. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 111,9 artışla 1,1 milyar dolardan 2,4 milyar dolara yükselirken, Samsun’un milyar dolar ligine yükseldi. Karadeniz’de özellikle Körfez ülkelerine yönelik ticaretin büyümesi dikkat çekti. Bölgedeki liman altyapısının güçlenmesi ve alternatif lojistik koridorlarının devreye girmesi ihracatın çeşitlenmesini hızlandırdı. Bölge özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya Federasyonu, Gürcistan, ABD ve Almanya pazarlarında önemli artışlar kaydetti. Birleşik Arap Emirlikleri’ne ihracatta 114 milyon doları aşan büyüme dikkat çekerken, Rusya pazarında yaklaşık 90 milyon dolarlık, Gürcistan’da ise 55 milyon doları aşan artış kaydedildi. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">İş dünyası üretimin Anadolu’ya kaymasını istiyor</span></h2>
<p>Yükselen üretim, iş gücü ve lojistik maliyetleriyle birlikte sanayinin Anadolu’ya yayılması yönündeki değerlendirmeler iş dünyasında uzun süredir gündemdeki yerini koruyor. Daha önce bu konuya dikkat çeken Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, Anadolu’nun üretim, İstanbul’un ise tasarım ve markalaşmanın merkezi olması gerektiğini belirtmişti. Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da geçmiş değerlendirmelerinde, demir yolu ve liman bağlantılarının güçlendirilmesi halinde İç Anadolu’nun güçlü bir üretim merkezi haline gelebileceğine dikkat çekmişti. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz ise özellikle emek yoğun sektörlerde artan maliyet baskısının küçük ve orta ölçekli işletmeleri zorladığını ifade ederek üretimin Anadolu’ya yayılmasının firmaların sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu söylemişti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anadolu-ihracat-kervanini-buyutuyor-79177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin son beş yıllık ihracat verileri dış ticarette dengelerin değişmeye başladığını ortaya koydu. 2016-2020 döneminde ihracatı 1 milyar doların üzerinde olan il sayısı 16’da kalırken, 2021-2025 döneminde bu sayı 24’e yükseldi. Marmara liderliğini sürdürürken, İç Anadolu ve Karadeniz ihracat artış hızında öne çıktı. Avrupa’nın yanında Körfez, Afrika, ABD ve Asya pazarlarındaki artışlar, Türkiye’nin üretim ve ihracat tabanının Anadolu’ya yayıldığını gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topragi-yeniden-canlandirmak-icin-ciftciye-yesil-gubreleme-cagrisi-79206</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toprağı yeniden canlandırmak için çiftçiye yeşil gübreleme çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>TEMA Vakfı’nın Datassist iş birliğiyle yürüttüğü “Zeytinlik Alanlarda Yeşil Gübreleme: Çanakkale Ezine Örneği” projesi kapsamında düzenlenen Bahçe Günü etkinliğinde çiftçiler, ziraat mühendisleri, yerel yöneticiler ve uzmanlar bir araya geldi.</p>
<p>TEMA Vakfı Orman ve Kırsal Kalkınma Bölüm Başkanı Dr. Ferhat Taze, Türkiye’de tarım topraklarının organik madde bakımından ciddi kayıp yaşadığına dikkat çekti. Taze, sağlıklı bir tarım toprağında organik madde oranının en az yüzde 3, ideal olarak ise yüzde 5 seviyesinde olması gerektiğini belirterek, “Türkiye’de tarım topraklarının yaklaşık yüzde 90’ında bu oran yüzde 1 seviyelerinde” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04167e8d560-1778652798.jpg" alt="" width="640" height="426" />Topraktaki organik madde, yalnızca verim açısından değil, kuraklıkla mücadele açısından da kritik görülüyor. Organik madde oranı düştükçe toprak suyu daha hızlı kaybediyor, toprak sertleşiyor ve bitkinin kök bölgesi yeterince nem tutamıyor. Bu durum özellikle yağışın azaldığı dönemlerde ağaçların daha hızlı strese girmesine ve üretimde verim kaybına yol açıyor.</p>
<p>Ezine, son yıllarda kuraklıktan yoğun biçimde etkilenen bölgeler arasında. 2025 yılında bölgedeki yağış miktarı, normal ortalamanın yüzde 40-50 altında kaldı. Yağışların azalması, üreticiler açısından yalnızca daha düşük verim anlamına gelmiyor, sulama ihtiyacını ve maliyet baskısını da artırıyor. Taze’ye göre yeşil gübreleme yönteminin temel amacı tam da bu noktada devreye giriyor. Toprağın organik madde miktarını artırmayı hedefleyen uygulamayla zeytinliklerin suyu daha uzun süre tutabilmesi ve kurak dönemlere karşı daha dayanıklı hale gelmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Zeytin sıraları arasına fiğ ve bakla ekiliyor </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04168d7b00a-1778652813.jpg" alt="" width="640" height="426" /></strong>Etkinlikte anlatılan yeşil gübreleme yöntemi, zeytin ağaçlarının arasına fiğ, bakla ve yem bezelyesi gibi baklagil bitkilerinin ekilmesine dayanıyor. Bu bitkiler toprağa organik madde kazandırarak su tutma kapasitesini artırıyor. Böylece toprak, yağışın az olduğu dönemlerde nemini daha uzun süre koruyabiliyor. Baklagillerin bir diğer özelliği ise köklerindeki bakteriler sayesinde havadaki azotu toprağa bağlayabilmeleri.</p>
<p>Bitki gelişimi açısından önemli bir besin olan azotun doğal yollarla toprağa kazandırılması, kimyasal gübre ihtiyacını da azaltıyor. Uygulama yalnızca zeytin üretimi açısından değil, hayvancılık yapan üreticiler için de önem taşıyor. Zeytin sıraları arasında yetişen fiğ ve yem bezelyesi aynı zamanda hayvan yemi olarak kullanılabildiği için üreticilerin yem maliyetlerini de düşürebiliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketinden toprağa destek </strong></p>
<p>Datassist CEO’su Umut Özbağcı ise teknoloji ve insan kaynakları alanında faaliyet gösteren bir şirket olarak tarımsal bir projeye destek vermelerinin ilk bakışta şaşırtıcı görünebileceğini söyledi. Ancak Özbağcı’ya göre mesele yalnızca sektör değil, toprağın geleceği.</p>
<p>“Hiçbir şeyimiz kalmasa dönüp yine bu memleketin toprağında buluşacağız diye düşündük” diyen Özbağcı, Çanakkale’de açtıkları ofisin ardından bölgeyle daha güçlü bir bağ kurmak istediklerini ve özellikle yangınların yoğun yaşandığı dönemin ardından doğaya doğrudan dokunan bir projeye katkı verme fikrinin güçlendiğini söyledi.</p>
<p><strong>Ezine’de zeytinliklerin payı yüzde 44 </strong></p>
<p>Ezine İlçe Tarım ve Orman Müdürü İsmail Bilir de ilçede 118 bin dekarlık zeytinlik alan bulunduğunu, bunun Çanakkale’deki toplam zeytinlik alanının yaklaşık yüzde 38’ine denk geldiğini belirtti. Bilir, ilçedeki işlenebilir arazilerin yaklaşık yüzde 44’ünün zeytinlik olduğunu ifade ederek, “Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu geçimini zeytin ve zeytinyağından sağlıyor. Bu nedenle zeytinliklere yapılacak her dokunuş bizim için önemli” dedi. Proje kapsamında Ezine’de yedi farklı örnek bahçe kurularak üreticilere gübre ve tohum desteği sağlanıyor. Aynı zamanda köylerde çiftçilere birebir eğitimler de veriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dedelerimizin bildiği yöntemi yeniden hatırlıyoruz</strong></span></p>
<p>- Etkinlik kapsamında çiftçiler örnek bahçeyi gezerek uygulamayı yerinde inceledi. Çiftçiler, yeşil gübrelemenin hangi dönemde uygulanacağından toprak verimliliğine etkisine kadar pek çok konuda uzmanlara sorular yöneltti. Uzmanların sık sık vurguladığı nokta ise uygulamanın aslında yeni bir yöntem olmadığıydı. Dr. Ferhat Taze, bölgedeki üreticilerin geçmişte zeytin sıraları arasında bakla yetiştirildiğini anlattığını aktararak, “Aslında yeni bir şey getirmiyoruz. Dedelerimizin bildiği ama bizim unuttuğumuz bir yöntemi yeniden hatırlıyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çiftçilerin gündeminde maliyet baskısı var</strong></span></p>
<p>- Üreticilerin gündemindeki başlıklardan biri de ekonomik kaygılar oldu. Üreticiler piyasadaki belirsizlikten endişe duyduklarını dile getirdi. Yeşil gübreleme bu nedenle yalnızca çevresel bir uygulama olarak değil, aynı zamanda maliyet baskısı altındaki üretici için alternatif bir yöntem olarak da öne çıkıyor. Daha az kimyasal gübre kullanımı, toprağın suyu daha uzun süre tutabilmesi ve hayvancılık için yem elde edilmesi, çiftçiler açısından doğrudan ekonomik karşılığı olan başlıklar arasında görülüyor. Ortak soru ise değişmiyor: Kuraklığın ve maliyet baskısının arttığı bir dönemde toprağı yeniden nasıl ayakta tutabiliriz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topragi-yeniden-canlandirmak-icin-ciftciye-yesil-gubreleme-cagrisi-79206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/6/1280x720/36-1778652848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuraklıkla mücadelede toprağın su tutma kapasitesini artırmaya yönelik yeşil gübreleme yöntemi, Çanakkale Ezine’de düzenlenen Bahçe Günü’nde sahada anlatıldı. TEMA Vakfı ve Datassist iş birliğiyle yürütülen projede çiftçiler uygulamaları yerinde inceleme fırsatı buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yz-ozgecmisi-parlatabilir-kisiligi-bulamaz-79201</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> YZ özgeçmişi parlatabilir, kişiliği bulamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ özgeçmişleri kusursuzlaştırıyor; ancak merakı, karakteri ve insan enerjisini hâlâ tam olarak okuyamıyor.</strong></p>
<p>Ben özgeçmişlere bakarken en çok imla hatalarına dikkat ederdim.</p>
<p>“İngilizceyi iyi biliyorum” diyen bir adayın yazım hatası yapıp yapmadığına bakardım. Uzman olduğunu belirttiği konuda yaptığı en küçük hatayı önemli bir uyarı olarak düşünürdüm.</p>
<p>Türkçe bir özgeçmişte:</p>
<ul>
<li>Anlam boşlukları var mı?</li>
<li>Kendini nasıl ifade ediyor?</li>
<li>Yazı dili ne kadar net?</li>
</ul>
<p>Bunlara bakardım.</p>
<p>Kendini ve yaptığı işi çok uzun cümlelerle anlatan üç sayfalık özgeçmişleri kenara koyardım.</p>
<p>Eski işinden nasıl bahsetti?<br />Ayrılışı için hangi kelimeleri kullandı?<br />Sorumluluk alıp almadığını anlamaya çalışırdım.</p>
<p>Aslında özgeçmişte sadece deneyim okunmazdı.<br />Karakter de okunurdu.</p>
<p>Bugün ise başka bir dönemdeyizi artık özgeçmişler kusursuz. <br />Herkesin İngilizcesi şahane.<br />Herkesin ön yazısı profesyonel.<br />Herkes doğru kelimeleri kullanıyor.</p>
<p><strong>Peki şimdi gerçek ve doğru adayı nasıl ayırt edeceğiz?</strong></p>
<p>Bugün işe alım süreçlerinde hem adaylar hem şirketler yoğun şekilde YZ kullanıyor.</p>
<p>Adaylar YZ’yi ne için kullanıyor?</p>
<ul>
<li>Özgeçmiş hazırlamak ve optimize etmek</li>
<li>Ön yazı oluşturmak</li>
<li>Linkedin profillerini profesyonelleştirmek</li>
<li>ATS sistemlerine uygun anahtar kelimeler eklemek</li>
<li>Teknik mülakat sorularına hazırlanmak</li>
<li>Mülakat öncesi mülakat denemesi yapmak</li>
<li>Kariyer hikâyesini parlatmak</li>
<li>İngilizce içerikleri profesyonel hale getirmek</li>
</ul>
<p>Artık birçok başvurunun ilk versiyonu insan değil, YZ tarafından yazılıyor.</p>
<p>Şirketler YZ’yi ne için kullanıyor?</p>
<ul>
<li>İş tanımı oluşturmak</li>
<li>Assessment ve teknik test hazırlamak</li>
<li>Yetkinlik bazlı eleme kriterleri belirlemek</li>
<li>Özgeçmiş tarama ve sıralama yapmak</li>
<li>İlk aday eşleşmelerini oluşturmak</li>
<li>Ön mülakat soruları hazırlamak</li>
<li>Aday veri tabanı analizi yapmak</li>
<li>Büyük başvuru hacmini yönetmek</li>
</ul>
<p>Aslında YZ, işe alım süreçlerinde yıllardır zaman kaybettiren birçok operasyonel işi büyük ölçüde ortadan kaldırdı.</p>
<p>Ve belki de YZ’nin en büyük etkisi filtreleme tarafında oldu.</p>
<p>Özgeçmiş tarama, sisteme giriş, aday veritabanı oluşturma, eşleşme yapma ve filtreleme gibi işlemler artık saniyeler içinde yapılabiliyor.<br />Bu da insan kaynakları ekiplerinin işin daha yaratıcı, daha stratejik ve daha insani tarafına odaklanmasını sağlıyor.</p>
<p>Bir anlamda YZ, işe alımı mekanik işlerden kurtardı.</p>
<p>Eskiden dağ gibi özgeçmiş yığınları olurdu.<br />Sisteme girilen özgeçmişler adeta bir kara delikte kaybolur, gerektiğinde bulunamazdı.<br />Ama ihtiyaç olmadığında bir şekilde ortaya çıkardı.</p>
<p>Özgeçmişlerin mevcut iş tanımlarıyla örtüşmesi ise hep istenen ama tam olarak gerçekleşmeyen bir durumdu.</p>
<p>Daha da eskisi vardı.</p>
<p>50 yıl önce insanlar şirketlerin kapısından içeri girip fiziksel özgeçmiş bırakıyordu.<br />20 yıl önce kariyer sitelerinde özgeçmiş yükleme dönemi başladı.<br />Bugün ise YZ destekli işe alım çağındayız.</p>
<p>YZ ile önce büyük dil modelleri bu rüyayı gerçek kıldı.<br />Sonra generative AI bunu çok daha yukarı taşıdı.</p>
<p>Artık sistemler yalnızca özgeçmiş depolamıyor; adayları analiz ediyor, eşleştiriyor, sınıflandırıyor, özetliyor ve hatta gelecekteki pozisyonlar için potansiyel aday havuzları oluşturabiliyor.</p>
<p>Yeni nesil araçlar artık sadece başvuran adayları değil, tüm endüstriyi tarayabiliyor.<br />İş aramayan adayları bile analiz edip şirketler için uzun listeler oluşturabiliyor.</p>
<p>Bir başka generative AI yaklaşımı ise piyasaya yeni giren adayları sürekli tarıyor.<br />Yeni mezunlar, sektör değiştirenler, henüz aktif başvuru yapmamış adaylar bile sistemler tarafından analiz edilip potansiyel eşleşme havuzlarına dahil ediliyor.</p>
<p>Bir zamanlar “doğru özgeçmişi bulmak” problem iken bugün problem “gerçekten doğru insanı ayırt edebilmek” haline geliyor.</p>
<p>Özellikle yeni mezun işe alımlarında binlerce özgeçmiş alan şirketler için YZ kullanmamak artık neredeyse imkânsız hale geldi.<br />İnsan kaynakları ekiplerinin bu yoğunluğu tamamen manuel yönetmesi gerçekçi değil.</p>
<p>Bu yüzden YZ; hız, ölçek ve verimlilik açısından şirketler için büyük avantaj sağlıyor.</p>
<p>Ama süreç bir noktadan sonra ilginç bir hale geliyor:</p>
<p>YZ tarafından yazılmış iş tanımı,<br />YZ tarafından filtrelenen özgeçmişler,<br />YZ ile hazırlanmış adaylar.</p>
<p>Hatta bazen durum şu espriyi gerçek gibi hissettiriyor:</p>
<p>“YZ, başka bir YZ’nin hazırladığı adayı işe alıyor.”</p>
<p>Garip olan şu ki;</p>
<p>Teknoloji verimlilik sağladıkça,<br />insanı anlamak daha zor hale geliyor.</p>
<p>Çünkü herkes aynı araçlarla kendini “optimize” ettiğinde özgünlük giderek görünmez hale geliyor.</p>
<p>Ve bazen en iyi görünen aday değil,<br />gerçekten en doğru aday sistemin dışında kalabiliyor.</p>
<p>Şirketler aday havuzlarını artık büyük ölçüde bu YZ destekli platformlardan oluşturuyor.<br />İlk eleme,<br />ilk eşleşme,<br />hatta ilk görüşmeler bile YZ üzerinden ilerleyebiliyor.</p>
<p>Peki o sırada gerçek adayların kaybolması ve parlatılmış olanların öne çıkması muhtemel. Bu durumda yine bu süreçlerin yetişmiş insan gücü ile kontrolu ve yöentilmesi gerek.</p>
<p>Çünkü YZ bir özgeçmişi mükemmel hale getirebilir.</p>
<p>Ama merakı, karakteri, gerçekte olan iletişim biçimini ve insan enerjisini tam olarak ölçemez.</p>
<p>Belki de gelecekte şirketlerin en büyük rekabet avantajı daha iyi YZ kullanmak değil,<br />YZ filtrelerinin arasından gerçek insanı görebilmek olacak.</p>
<p>YZ yeteneği bir noktaya kadar analiz edebilir, ama karakter ve inceliği hâlâ bizler anlıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yz-ozgecmisi-parlatabilir-kisiligi-bulamaz-79201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/1/1280x720/yapay-zeka-1778650248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YZ özgeçmişi parlatabilir, kişiliği bulamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-kilo-ve-obezitenin-faturasi-ucuyor-79198</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Aşırı kilo ve obezitenin faturası&#039; uçuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>33. Avrupa Obezite Kongresi (ECO) dün İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Obezite ve diabet ilaçlarının katkısıyla dünyada piyasa değeri 1 trilyon doları aşan tek ilaç şirketi olan Eli Lilly’nin, Türkiye’deki şirketi Lilly Türkiye, açılışın bir gün öncesinde herkesi obezite hastalığına ilişkin bilime dayalı gerçekleri keşfetmeye ve günlük yargıların ötesine geçmeye davet ettiği “Obezite: Görünmeyen Gerçekler” deneyim alanını ziyarete açtı.</p>
<p>Toplumda obeziteyi yalnızca beden ölçüsü, bireysel tercih ya da irade ile açıklayan dar bakış açısını aşmayı amaçlayan bu deneyim; obezitenin biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı bilimsel verileri, gerçek yaşam hikâyeleriyle birlikte etkileyici bir sahne kurgusunda buluşturuyor. Deneyim alanı 15 Mayıs 2026’ya kadar açık. 21. yüzyılın en önemli hastalıklarından biri hakkında bilgilenmek isterseniz gidin görün derim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a040a42d303f-1778649666.png" alt="" width="437" height="244" />
<figcaption><strong>Lilly Türkiye, herkesi obezite hastalığına ilişkin bilime dayalı gerçekleri keşfetmeye ve günlük yargıların ötesine geçmeye davet ettiği “Obezite: Görünmeyen Gerçekler” deneyim alanını ziyarete açtı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Açılış öncesi panelde Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson, Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Feray Akbaş ve Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır obeziteyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. Panelistlerden Bekir Ağırdır, “Türkiye’ye baktığımızda 2019’da aşırı kilo ve obezitenin ekonomik yükünün yaklaşık 14,64 milyar dolar olduğu biliniyor” diyerek işin mali portresini gözler önüne serdi.</p>
<p>Daha sonraki yıllara ilişki veriler faturanın hızla büyüdüğünü gösteriyor. World Obesity Federation’ın yayımladığı “World Obesity Atlas 2023 Raporu”na göre rakam 2020’de 15 milyar 395 milyon dolara ulaşmış. 2025 yılı tahmini 20 milyar 244 milyon dolar, 2030 yılı tahmini ise 26 milyar 797 milyon dolar. Rapor, rakamın 2035’te 35 milyar 846 milyon dolara ulaşacağını öngörüyor.</p>
<p>2023’ün temmuzunda haber için temasa geçtiğim Ankara merkezli araştırma şirketi ECONİX’in kurucu ortağı ve yöneticisi Dr. Güvenç Koçkaya’nın ekibiyle birlikte yaptığı çalışmaya göre aşırı kilo ve obezitenin Türkiye’ye ekonomik yükü 2022 yılı itibarıyla 27 milyar doları geçmişti. Yani Türkiye, “World Obesity Atlas 2023”ün 2030 yılı tahminini tam 8 sene önce geride bırakmıştı. Hangi rakamın ne kadar gerçeğe yakın olduğu önemli değil. Hepsi yüksek ve rahatsız edici. Yapılması gereken, bir an önce aklımızı başımıza devşirip, kolları sıvayarak obeziteyle mücadeleyi güçlendirmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-kilo-ve-obezitenin-faturasi-ucuyor-79198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Aşırı kilo ve obezitenin faturası&#039; uçuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-79176</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uşak turizmden daha fazla pay almak istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/UŞAK</strong></p>
<p>Ege’de İzmir ile Afyon arasında yer alan tarım, tekstil ve sanayi arasında sıkışan Uşak, turizmden daha fazla pay almak istiyor. </p>
<p>Uşak Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından kenti turizme açmak için bölgenin doğa, kültür ve tarihini tanıtmak amacıyla Antalya, Muğla ve İzmir’de faaliyette bulunan seyahat acentelerine yönelik tanıtım gezisi düzenlendi.</p>
<p>Etkinliğe katılan 50’den fazla seyahat acentesi temsilcisi, gezinin ilk günü, yıllar önce ABD’ye kaçırılan ve uzun hukuki mücadeleler sonucu 1996 yılı 14 Şubat Sevgililer Gününde Türkiye’ye getirilen Karun Hazinelerinin sergilendiği Uşak Müzesini ziyaret etti.</p>
<p>Kurtuluş savaşının sona erdirildiği, Yunan Generali Trikoupis’in esir alındığı ve Ulu Önder Atatürk’ün huzuruna çıkarıldığı konak ve tarihi evler ile halı ve kilim dokuma tezgahlarını gezen seyahat acenteleri temsilcileri, daha sonra ABD’de de Arizona kanyonundan sonra dünyanın en büyük kanyonu olarak bilinen Ulubey kanyonu, Blaundos antik kenti ile Clandras Su kemeri ve şelalesinde incelemelerde bulundu.</p>
<p>Gezinin ikinci gününde ise ata sporu olan cirit gösterileri ile Taşyaran kanyonu ve Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Müzesi gezildi.</p>
<p>Uşak Valisi Serdar Kartal, hizmete dün açılan Uşak Sheraton otelinde seyahat acentesi temsilcileriyle bir araya geldi.  Vali Kartal, Uşak ekonomisin tarım, jeotermal kaynaklar, deri ve karma organize sanayi bölgeleri, tekstil ve seramik yatırımlarının ağırlıklı olduğunu söyledi. Uşak’ın doğa, tarih ve kültürü ile öne çıktığını ifade eden Vali Kartal, gastronomi kültürünün de zengin olduğunu ve birçok coğrafi işaretli ürünü olduğunu kaydetti.</p>
<p>Jeotermal Organize sera sanayi bölgesinin kuruluş çalışmalarının da devam ettiğini anlatan Vali Kartal, ‘’Uşak, tarımı, sanayisi, kilim, battaniye, halı ve dericilik faaliyetleriyle birlikte turizmden daha fazla pay almak istiyor. Uşak Turizm Master planı hazırladık. Komşumuz Afyon ve Kütahya ile birlikte Uşak’ın da turizmini tanıtmak istiyoruz. Turizmin sürdürülebilirliğini hedefliyoruz. Afyon’a gelen turistin Uşak’a da gelmesini istiyoruz. Uşak olarak turizmden daha fazla pay almak istiyoruz.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-79176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/6/1280x720/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-1778625824.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm master planı yaptıklarını belirten Uşak Valisi Serdar Kartal, ‘’Doğa, tarih ve kültür zenginliği olan Uşak olarak turizmden daha fazla pay almak istiyoruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-79175</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zirai don afetinin bilançosu ağır oldu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, TÜİK tarafından açıklanan bitkisel üretim verilerini değerlendirdi. Gündüzalp, ‘’2025 yılında yaşanan zirai don felaketinde emeğin ve alın terinin dalında nasıl donduğuna tanıklık ettik” dedi.</p>
<p>Geçen yıl, Burdur'un da aralarında yer aldığı 36 ili vuran zirai don felaketinin ağır bilançosunun netleştiğini ifade eden Gündüzalp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Son yıllarda artan kuraklık ve tarımdan kopuşlar yüzünden üretim hacmi ile ürün çeşitliliği zaten azalmakta olan Burdur'da, zirai donun açtığı derin yara özellikle kiraz, vişne, elma, erik, armut, üzüm, kayısı, badem, şeftali ve cevizde kendisini gösterdi. Allah gece gündüz demeden toprağı işleyen, evine helal lokma götürmeye çalışan üreticilerimizi bir daha böyle bir felaketle imtihan etmesin.” </p>
<p><strong>10 üründe büyük düşüş</strong></p>
<p>Üretimdeki en büyük yıkımın yüzde 87.05 gibi korkunç bir oranla vişnede görüldüğünü anlatan Ömer Faruk Gündüzalp, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2024 yılında Burdur’da 3 bin 529 ton olan vişne rekoltesi 2025 yılında 457 tona kadar geriledi. Aynı facia kayısıda da yaşandı. 785 ton olan kayısı üretimi 153 tona düşerek yüzde 80.51 erimiştir. Bölgemiz için çok değerli olan kiraz üretimi 7 bin 162 tondan bin 635 tona düştü. Erik üretimi de bin 671 tondan 435 tona geriledi.’’</p>
<p>Bölge tarımı için önemli bir ürün olan ve üretim hacmiyle öne çıkan elma üretiminde ise 2024 yılında 12 bin 466 ton olan rekoltenin, 2025'te 4 bin 800 tona düşerek devasa bir açık yarattığına dikkat çeken Gündüzalp, ‘’Yine tonaj olarak yüksek kapasiteye sahip olduğumuz ceviz üretimi 10 bin 88 tondan 7 bin 327 tona geriledi. Üzüm üretimi ise 9 bin 364 tondan 6 bin 504 tona geriledi’’ dedi.</p>
<p>Yaşanan felaketin boyutunun bunlarla da sınırlı kalmadığına dikkat çeken Gündüzalp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Şeftali üretimi bin 133 tondan 467 tona geriledi. Badem rekoltesi 2 bin 491 tondan bin 220 tona, armut üretimi ise 4 bin 380 tondan 2.422 tona düşerek Burdur ekonomisine ağır bir darbe vurmuştur. Felaketin boyutu ülke geneline bakıldığında daha yüksek oldu. Zirai don felaketi, maalesef ülkemizin genel meyve rekoltesinde de ciddi ve telafisi zor düşüşlere neden olmuştur. TÜİK verilerine göre, 2024 yılında 1 milyon 269 bin ton olan kayısı üretimi yüzde 73,92’lik rekolte kaybıyla 331 bin tona geriledi. Benzer şekilde 726 bin 500 tondan 213 bin 300 tona inen kirazda yüzde 70,64, 206 bin 700 tondan 75 bin 566 tona düşen vişnede ise yüzde 63,44 oranında kayıp yaşanmıştır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-79175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-1778625703.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, 2025 yılında yaşanan zirai don felaketinin bilançosunun çok ağır olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-79174</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yüksek gelirli 16 bin 300 kişi takip altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Kahvaltılı üye toplantısı Akra Barut Oteli’nde gerçekleştirildi. Toplantıya konuşmacı olarak Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök katıldı.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, yaptığı konuşmada çalışmalar hakkında bilgi verdi. İş dünyasını yakından ilgilendiren vergi denetimi konusunun önemine dikkat çeken Özbek, ‘’Vergi denetiminde dijitalleşme ve yeni uygulamalar, üyelerimizin şeffaf ve sürdürülebilir bir ticari hayat sürdürmeleri açısından kritik bir noktada duruyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Denetimde 4 yıldaki büyük dönüşüm</strong></p>
<p>Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök, vergi denetiminde 2022 yılından bu yana geçen süreçte yapısal ve teknolojik bir devrim yaşandığını, Vergi Denetim Kurulu’nun (VDK) 9 ilde örgütlendiğini söyledi.</p>
<p>2022'den bu yana geçen 4 sene içerisinde bugün yaptıkları arasında gerçekten büyük farklar olduğunu belirten Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Şu an asli görevimiz olan vergi incelemelerinin yanı sıra, MASAK kapsamında suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadeleden mevzuat geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede çalışıyoruz. Bizim en önemli misyonumuz, çağdaş denetim tekniklerini kullanarak 'risk odaklı' incelemeler yapmaktır.Her mükellefi incelemek yerine teknolojiyi kullanarak doğru risk analizleri yapmayı hedefledik.’’</p>
<p>Denetimdeki yeni yaklaşımın temelini ‘Vergiye Uyum Piramidi’nin oluşturduğunu anlatan Gök, mükellefleri davranışlarına göre dört sınıfa ayırdıklarını bildirdi. Gök, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Amacımız her mükellefi ceza yaptırımıyla karşı karşıya bırakmak değil, gönüllü uyumu artırmaktır. Piramidin tabanındaki mükelleflerimize rehberlik ederek onları kayıtlı ekonomiye yönlendiriyoruz. Ancak en üst basamakta yer alan, kasıtlı olarak sistemi bozan ve vergi kaçıran yapılarla ise adli makamlarla organize bir şekilde en sert yöntemlerle mücadele ediyoruz. Çağdaş denetimden kastımız, sürece teknolojiyi, yapay zekayı ve büyük veri analizini dahil etmektir. Vergi incelemesi bir "erken uyarı mekanizması" haline gelmesini hedefledik. Önleyici denetim çalışmaları sayesinde mükelleflerin beyanname vermeden önce hata yapmalarının önüne geçmeyi amaçladık.’’</p>
<p>Denetim birimlerinin geleneksel olarak kapalı kapılar ardında kalmayı tercih eden yapısının artık değiştiğini anlatan Emre Gök, ‘’ Bir Müfettiş Anlatsın Projesini iş dünyasıyla istişare etmeyi ve geri bildirim almayı önemsiyoruz. Bugüne kadar denetim birimi olduğumuz için mükelleflerimizle temas etmeyi çok arzu etmeyen bir yapıya sahiptik. Ancak bunun doğru olmadığını gördük. Artık uzman müfettişlerimizle; odalar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerden gelen talepler doğrultusunda eğitimler veriyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Dijital takipte ‘Kırmızı Bayrak’ dönemi</strong></p>
<p>Yapay zeka destekli videolarla desteklenen ‘Beyanname Gözetim Programı’ ve ‘Kurgan’ (Sahte Belge Analiz Sistemi) hakkında da bilgi veren Emre Gök, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Dijital verinin artık anlamlı bir güce dönüştü. 2025 yılında 10 milyar satır ver ile  3,5 milyondan fazla mükellefin tüm banka hareketleri dijital radar altında. Yapay Zeka Analizi ile maaş ve kredi gibi ticari olmayan 50’den fazla işlem ayıklanarak sadece saf ticari riskler süzülüyor. 32 milyar TL genişleme ile sadece geçen yıl yapılan ‘nazik uyarılar’ sonucu 18 bin mükellef beyanını düzelterek vergi tabanını genişletti.”</p>
<p><strong>"Yüksek gelir grupları takip altında"</strong></p>
<p>Sistemin lüks harcamalar ile beyan edilen gelir arasındaki uçurumu anında fark ettiğini anlatan Emre Gök, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Sistem banka hareketlerinizle beyanlarınız arasında dağlar kadar fark varsa anında kırmızı bayrak kaldırıyor. Şirket kâr dağıtımı yapmadığı halde lüks yaşam süren ortakların ve kaynağı belirsiz harcamalar VDK radarına takılıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından başlatılan 'Yüksek Gelir Grupları Gözetim Programı' ile lüks yaşam tarzıyla beyan edilen geliri tutmayan 16 bin 300 kişiyi takip ediyoruz. Amacımız hemen ceza kesmek değil; önce diyalog kurup bir şans vermek. Pişmanlık hükümlerinden yararlanarak geliri doğru beyan etme yolu açıktır. Ancak bu davet görmezden gelinirse, didik didik bir inceleme süreci kaçınılmazdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-79174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/4/1280x720/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-1778625595.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök, şirket kâr dağıtımı yapmadığı halde lüks yaşam süren ortakların ve kaynağı belirsiz harcamaların, VDK radarına takıldığını belirterek, &quot;Lüks yaşam tarzıyla beyan edilen geliri tutmayan 16 bin 300 kişiyi takip ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-79173</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimci kadınların gündemi COP31</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Girişimci İş Kadınları Derneği (AGİDER) mayıs ayı üye toplantısı The Marmara Oteli’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>İletişim Uzmanı Şerife Öztürk Ersin’in konuşmacı olarak yer aldığı toplantı gündeminde, değişen dünya dinamikleri, sürdürülebilirlik, liderlik anlayışı ve 2026 yılında Antalya’da gerçekleştirilmesi planlanan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinin (COP31) tartışıldı.</p>
<p>AGİDER Başkanı G. Gökçen Atmaca,COP31’in Antalya’nın gelecek 50 yılını şekillendirecek bir fırsat olduğunu söyledi. Küresel ölçekte yaşanan dönüşüm sürecine dikkat çeken Atmaca, artık şehirlerin ve kurumların yalnızca ekonomik güçleriyle değil, kriz yönetimi kapasiteleri, sürdürülebilirlik vizyonları ve değişime uyum hızlarıyla öne çıktığını kaydetti.</p>
<p>COP31 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nin Antalya şehri adına stratejik bir eşik olduğunu vurgulayan Atmaca, “Bu zirve, Antalya için yalnızca birkaç günlük bir organizasyon değil; şehrimizin ekonomik geleceğini önümüzdeki elli yıl için yeniden konumlandırabilecek tarihi bir dönüşüm fırsatıdır. Antalya turizm, tarım ve ticaretteki gücünü yeşil dönüşüm ve çevre teknolojileriyle destekleyerek küresel ölçekte yeni bir konuma ulaşabilecek durumda’’ dedi. Atmaca, kadın liderliğinin bu dönüşüm sürecindeki önemine de dikkat çekti. </p>
<p>İletişim Uzmanı Şerife Öztürk Ersin ise ’Lider Duruş’ başlıklı sunumunda liderlikte duruşun önemi, sözlü ve sözsüz iletişimin etkisi, beden dili, temsil gücü, profesyonel görünürlük ve kişisel etki alanı gibi konuları anlattı. Ersin, ‘’Lider duruş yalnızca görünümden ibaret değil. İletişim biçimi, ses tonu, güven duygusu, karizma, netlik ve temsil becerisinin profesyonel yaşam üzerindeki etkisi önemli’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-79173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-1778625486.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdenizli girişimci kadınlar, Kasım ayında Antalya’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinin, Antalya’nın gelecek 50 yılını şekillendirecek bir fırsat olduğu belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirden-ozel-genclere-anlamli-ugurlama-79253</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir’den özel gençler için askerlik uğurlaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 15 Mayıs Cuma günü temsili askerlik törenine katılacak olan 35 özel birey için uğurlama töreni yapıldı. </p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin “Engelsiz Kocaeli” vizyonu doğrultusunda özel bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla yeni bir proje daha hayata geçirdiği bildirildi. Bu kapsamda, İzmit Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde Engelsiz Bahar Şenliği düzenlendi. Cuma günü Derince Merkez Komutanlığı’nda gerçekleştirilecek bir günlük temsili askerlik töreninde yemin edecek 35 özel genç için Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın'ın da katıldığı kına programı düzenlendi.</p>
<p><a class="data-lightbox" title="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 1" href="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h479q95gc/storage/files/images/2026/05/13/whatsapp-image-2026-05-13-at-17-rasp.jpg" data-caption="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 1"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h479q95gc/storage/files/images/2026/05/13/whatsapp-image-2026-05-13-at-17-rasp.jpg" alt="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 1" width="850" height="479" data-lightbox="true" /></a></p>
<p>Makam aracının direksiyonuna geçen Büyükakın ve gençler, Türk bayrakları ile donatılan konvoyla birlikte, Ömer Türkçakal Bulvarı boyunca ilerleyerek, alkışlar eşliğinde Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’ne geldi. Başkan Büyükakın ve özel bireyler, Deniz Eğitim-Öğretim ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Selçuk Akarı, AK Parti Kocaeli İl Başkan Yardımcısı Ahmet Sönmez, MHP Kocaeli İl Sekreteri Semih Türeyen, AK Parti İzmit İlçe Başkanı Halil Güngör Dokuzlar, MHP İzmit İlçe Başkanı İlker Kazan, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının ve engelli derneklerinin temsilcileri ile aileler tarafından alkışlarla karşılandı.</p>
<p><a class="data-lightbox" title="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 2" href="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h479q95gc/storage/files/images/2026/05/13/whatsapp-image-2026-05-13-at-17-x2io.jpg" data-caption="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 2"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h479q95gc/storage/files/images/2026/05/13/whatsapp-image-2026-05-13-at-17-x2io.jpg" alt="Büyükşehir’ den özel gençlere anlamlı uğurlama - Resim : 2" width="850" height="479" data-lightbox="true" /></a></p>
<p><strong>“Her Türk asker doğar”</strong></p>
<p>Tahir  Büyükakın, “Hepimiz asker ocağından geçtik. Her Türk asker doğar. Askerde o marşı hep birlikte söyledik. Buradaki evlatlarımız da her Türk’ün asker olduğunu gösterdiler. Ben şimdiden askerlerimizi tebrik ediyorum. Hayırlı tezkereler diliyorum. Bu toprakları bize vatan yapan, bu bayrağın dalgalanmasına imkân veren başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bugüne kadar yaşamış tüm devlet büyüklerimizi, şehitlerimizi ve tüm gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Al bayrağımız her zaman bu göklerde dalgalansın” diye konuştu.</p>
<p>Tören sonunda Büyükakın, davul-zurna eşliğinde özel bireylerle halay çekti. Doyasıya eğlenen gençler, askerlik heyecanını yaşadı. Evlatlarını askere gönderecek olmanın mutluluğunu yaşayan aileler ise kendilerine bu özel anları yaşatan Tahir Büyükakın’a ve Büyükşehir yetkililerine teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirden-ozel-genclere-anlamli-ugurlama-79253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/buyuksehirden-ozel-genclere-anlamli-ugurlama-1778684511.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, temsili askerlik yapacak 35 özel birey için uğurlama programı düzenledi. Başkan Tahir Büyükakın’ın da katıldığı etkinlikte özel gençler, davul-zurna eşliğinde askerlik heyecanı yaşadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/autopromotecte-yonetim-degisikligi-enrica-lazzarini-yeni-ceo-olarak-atandi-79222</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Autopromotec&#039;te yönetim değişikliği: Enrica Lazzarini yeni CEO olarak atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Uluslararası otomotiv ekipmanları ve satış sonrası ürünleri fuarı Autopromotec'in yeni yönetim yapısı duyuruldu.</p>
<p>Buna göre, Autopromotec'in yeni CEO’su Enrica Lazzarini oldu. Guido Gambassi de Baş Strateji Sorumlusu olarak görev yapacak.</p>
<p>Yeni organizasyon şemasında, Dr. Lazzarini, AICA – (İtalyan Otomotiv Ekipman Üreticileri Birliği) AICA’nın Genel Sekreteri olarak atandı. AICA, AIRP (İtalyan Lastik Yenileme Birliği) ile birlikte, 26-29 Mayıs 2027 tarihleri arasında BolognaFiere fuar merkezinde, bir kez daha Autopromotec fuarını düzenleyecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0432137291a-1778659859.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Enrica Lazzarini, “Autopromotec'i bir kez daha koordine etmek heyecan verici olacak. Yıllardır birlikte çalışan bu ekibin desteğiyle, tüm katılımcılarımızın ve ziyaretçilerimizin beklentilerini karşılayacak bir etkinlik düzenleyeceğimizden eminim. Otomotiv sektörü bugünlerde giderek artan bir şekilde yapısal yeniliklerle karakterize ediliyor, bu da hızlı tepki verme ve analiz etme yeteneği gerektiriyor. Değişimler o kadar hızlı gerçekleşiyor ki, tüm yenilikleri ilk elden görmek ve deneyimlemek son derece önemli ve temel bir gereklilik haline geldi; bunun gibi fırsatlar da yalnızca Autopromotec gibi etkinliklerde ortaya çıkıyor” dedi.</p>
<p>Guido Gambassi, önceki yıllarda yürüttüğü EditProm'un (Pneurama dergisinin sahibi olan yayınevi) CEO'luğu, AIRP ve Federpneus'un (Ulusal Lastik Uzman Perakendecileri Birliği) Genel Sekreterliği görevlerine Autopromotec CSO-Baş Strateji Sorumlusu rolünü de ekliyor. Federpneus'un eğitim atölyesi Casa Autopromotec genel merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Gambassi, “Autopromotec'i sektördeki en uzmanlaşmış fuar yapan şey, benzersiz yapısı sayesinde yenilikleri ve pazar trendlerini entegre edebilmesi. Çok geniş bir katılımcı tabanına sahip olması ve sektörün dokusuna yerleşmiş birçok kuruluşu aynı anda bünyesinde barındırması, Autopromotec'in uluslararası bir ölçüt olmaya devam etmesini sağlıyor” dedi.</p>
<p>Yeni atamalar, kişisel nedenlerle görevine devam etmeme kararı alan eski AICA Genel Sekreteri ve Autopromotec CEO’su Renzo Servadei tarafından da onaylandı. Servadei, fuarın gerçekleşmesini sağlayan ve garanti eden tüm kuruluşlarda stratejik organizasyonel sürekliliğin sağlanması için bir sonraki etkinliğe destek vereceğini duyurdu. Yeni görevlendirmeler, Mayıs 2026 itibarıyla başlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/autopromotecte-yonetim-degisikligi-enrica-lazzarini-yeni-ceo-olarak-atandi-79222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/2/1280x720/autopromotecte-yonetim-degisikligi-enrica-lazzarini-yeni-ceo-olarak-atandi-1778659877.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası otomotiv ekipmanları ve satış sonrası ürünleri fuarı Autopromotec&#039;in yeni CEO&#039;su Enrica Lazzarini oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-79212</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Güçlü Kahramanmaraş için fiziki yatırımların yanında yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve dayanışma&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sunacak önemli bir oluşum daha hayata geçirildi. Kahramanmaraşlı bürokratlar, iş insanları, yöneticiler ve akademisyenleri aynı çatı altında buluşturan Kahramanmaraşlı Bürokrat, İş İnsanı, Yönetici ve Akademisyenler Derneğinin (KABİYAD) kuruluş ve tanıtım toplantısı Ankara’da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankara’da oluşturulan Kahramanmaraş Evi’nde düzenlenen programa; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mevlüt Kurt ve İrfan Karatutlu, MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, KABİYAD Başkanı Mehmet Ali Ecerkale, yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın Geleceği İçin Omuz Omuza Veriyoruz”</strong></p>
<p>KABİYAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genç Kahramanmaraşlılar Derneği Başkanı Mustafa Seyithanoğlu, “2022 yılında ortaya koyduğumuz yeni vizyonla birlikte Ankara’da etkin görevlerde bulunan hemşehrilerimizi Kahramanmaraş’taki paydaşlarımızla aynı zeminde buluşturma hedefiyle hareket etmeye başladık. Ankara ve Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiğimiz buluşmalar bize şunu gösterdi: Bu şehrin yetişmiş insan kaynağı çok güçlüydü. Ancak bu gücün Ankara merkezli ortak bir hedefte organize olması gerekiyordu. İşte KABİYAD bu noktada ortaya çıktı. 4 büyük güç bu çatı altında bir araya geldi. Aynı şehrin sokaklarında büyümüş, aynı kültürle yoğurulmuş, aynı acılarda birleşmiş insanların Kahramanmaraş’ın geleceği için omuz omuza vermesini tarihi bir sorumluluk olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kuruluş Amacımız Kahramanmaraş’ımız Adına Sorumluluk Almak Oldu”</strong></p>
<p>KABİYAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Ecerkale, “Kahramanmaraş’ın sahip olduğu insan kaynağı, bilgi birikimi ve sosyal sermayesini kurumsal bir yapıda buluşturmak için bu yola koyulduk. Bizler memleketimize olan borcumuzu hiçbir zaman unutmadık. Hepimizin ortak fikri Ankara’da Kahramanmaraş’ımız adına bir sorumluluk almak oldu. İşte KABİYAD bu düşünce yapısının üzerine kuruldu. KABİYAD Ankara merkezli kuruldu ancak burayla sınırlı kalmayacak. Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan, üreten, düşünen, değer oluşturan ve memleketine vefa duyan Kahramanmaraşlı bürokratları, iş insanlarını, yöneticileri ve akademisyenleri kapsayan güçlü bir yapıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Derneğimizin Hayırlı Uğurlu Olmasını Diliyorum”</strong></p>
<p>KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu, “Bu tablo bizim yıllardır özlemini çektiğimiz bir tablo. 6 Şubat depremlerinin ardından şehrimizi tekrar ayağa kaldırmak için bürokratlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, iş insanlarımız ve tüm paydaşlarımızla bir olduk ve hep birlikte gayret gösterdik. Hamdolsun bunda da başarılı olmaya başladık, sonuçları görebiliyoruz. Sanayi tesislerimizi bir bir ayağa kaldırıyoruz. Bu noktada bürokrasi, iş insanları, yönetici ve akademisyenleri bir araya getiren KABİYAD’ın da çok değerli olduğunu düşünüyorum. Derneğimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş Evi, Birlik ve Beraberliğin Merkezi Olacak”</strong></p>
<p>Programda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kahramanmaraş Evi’nin şehrin tanıtımı ve dayanışması açısından önemli bir misyon üstleneceğini belirtti. Başkan Görgel, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankara Hamamönü’nde oluşturulan Kahramanmaraş Evi’nde göreve geldikten sonra kapsamlı restorasyon çalışmaları gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “En ince ayrıntısına kadar titizlikle hazırlanan bu mekânın şehrimiz adına çok kıymetli bir buluşma noktası olacağına inanıyoruz. Maraş Evi’nin birlik, beraberlik ve hemşehrilik ruhunu güçlendirecek önemli bir merkez olmasını temenni ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“KABİYAD Şehrin Ortak Aklına Katkı Sunacak”</strong></p>
<p>KABİYAD’ın kuruluşunun büyük bir heyecan oluşturduğunu ifade eden Başkan Görgel, derneğin farklı alanlarda önemli tecrübelere sahip isimleri bir araya getirdiğine dikkat çekti. Başkan Fırat Görgel konuşmasında, “KABİYAD bünyesinde yapılacak istişarelerin şehrimizin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Güçlü şehirler yalnızca fiziki yatırımlarla değil, yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve güçlü dayanışma ruhuyla oluşur” ifadelerini kullandı. Kahramanmaraş’ın tarih boyunca devlet adamları, fikir insanları ve girişimciler yetiştiren önemli bir şehir olduğuna vurgu yapan Görgel, KABİYAD’ın da bu kültürel birikimin gelişmesine öncülük edeceğini söyledi.</p>
<p><strong>“Büyükşehir Belediyesi Olarak Destek Vermeye Hazırız”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi olarak KABİYAD ile her zaman iş birliği içerisinde olacaklarını belirten Başkan Görgel, derneğin şehrin gelişimine yönelik çalışmalarda önemli bir paydaş olacağını ifade etti. Konuşmasının sonunda derneğin kuruluşunda emeği geçen herkese teşekkür eden Görgel, KABİYAD yönetimine başarı dileklerini ileterek, “Derneğimizin şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-79212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-1778656360.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’daki Kahramanmaraş Evi’nde düzenlenen KABİYAD kuruluş ve tanıtım toplantısına katılan Başkan Görgel, “Derneğimizin şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. KABİYAD’ın sağlayacağı istişare ortamının şehrimizin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.  Güçlü şehirler yalnızca fiziki yatırımlarla değil, yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve güçlü dayanışma ruhuyla oluşur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-duyurdu-emekli-bayram-ikramiyelerinin-yatacagi-tarihler-belli-oldu-79168</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Işıkhan duyurdu: Emekli bayram ikramiyelerinin yatacağı tarihler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, bu sene 10'uncusu düzenlenen Uluslararası İş sağlığı ve Güvenliği Konferansı'na katıldı.</p>
<p>"Geleceği Birlikte Şekillendiriyoruz, Herkes İçin Sürdürülebilir İş Sağlığı ve Güvenliği" temasıyla gerçekleştirilen programda iş kazaları oranlarının en aza indirilmesi ve gerekli önlemlerin en üst seviyede alınması hedefledi.</p>
<p>Burada bir konuşma gerçekleştiren Bakan Işıkhan, insan emeğinin olduğu her yerde güvenlik ihtiyacı olduğunu fakat modern anlamda iş sağlığı ve güvenliği anlayışının Sanayi Devrimi'yle birlikte çok daha görünür hale geldiğinin altının çizdi.<br />Işıkhan, zaman içerisinde iş sağlığı ve güvenliği anlayışının ‘iş kazası olduktan sonra müdahale eden' klasik yaklaşımdan, ‘risk oluşmadan önce önlem alan' koruyucu ve önleyici yaklaşıma evrildiğini aktardı.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca bir yükümlülük değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünün altını çizen Işıkhan, "Uluslararası Çalışma Örgütü'nün güvenli ve sağlıklı çalışma ortamını temel bir çalışma hakkı olarak kabul etmesi de bunun en güçlü göstergelerinden biridir. Türkiye olarak bizler de; bu dönüşümü yakından takip eden değil; bu dönüşümün aktif bir parçası olan ülkelerden biriyiz" şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışı, aynı zamanda sosyal devlet yaklaşımımızın temelidir"</strong></p>
<p>Işıkhan, Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliğinin tarihi oldukça köklü olduğunu belirterek, 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun önemli bir kilometre taşı olduğunu söyledi. Işıkhan, "Bu Kanun ile birlikte; kamu dahil tüm çalışanlarımız aynı koruma şemsiyesi altına alınmış, risk değerlendirmesi zorunlu hale getirilmiş, iş güvenliği uzmanlığı ve işyeri hekimliği sistemi güçlendirilmiş, iş yerlerinde önleyici yaklaşım esas alınmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye; iş sağlığı ve güvenliği alanında müstakil bir kanuna sahip, uluslararası standartlarla uyumlu, kapsamlı mevzuat altyapısı bulunan ülkeler arasında yer almaktadır. Bizler, insanı merkeze alan bir medeniyet anlayışının mensuplarıyız. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışı, aynı zamanda sosyal devlet yaklaşımımızın temelidir" ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 24 yılda iş sağlığı ve güvenliği alanında da insan odaklı çok güçlü reformları hayata geçirdiklerini vurgulayan Işıkhan, Çalışanların sağlığını, güvenliğini ve insan onuruna yaraşır çalışma hakkını daima öncelikli meselelerimizden biri olarak gördüklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi ile yeni dönemin yol haritasını oluşturuyoruz"</strong></p>
<p>Işıkhan, gelinen noktada, artık iş sağlığı ve güvenliği alanında yalnızca işyerlerinde ortaya çıkabilecek klasik risklerin konuşulmadığını söyleyerek, "İş sağlığı ve güvenliği politikalarımızı da çağın ihtiyaçlarına uygun şekilde güncelliyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız 2026-2030 Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi ile yeni dönemin yol haritasını oluşturuyoruz. Bu belge; "sorumlu işveren, bilinçli çalışan ve etkin otorite" ilkeleri üzerine kurulmuştur. Belge kapsamında; önleyici güvenlik kültürünün güçlendirilmesi, dijital denetim sistemlerinin yaygınlaştırılması, veri temelli politika üretimi, uzaktan çalışma süreçlerinin düzenlenmesi, risk odaklı denetim modellerinin geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin erken yaşlardan itibaren yaygınlaştırılması gibi çok önemli hedefler belirledik. Yakında belgeyi kamuoyuyla paylaşacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özellikle çocukların güvenlik kültürünün erken yaşta oluşmasını çok önemsediklerini dikkati çeken Işıkhan, güvenlik kültürünün toplumun bütününde oluşması gerektiğine inandıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Konferansın küresel iş birliğini güçlendireceğine yürekten inanıyorum"</strong></p>
<p>Işıkhan, Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği alanında yalnızca kendi içinde dönüşüm yaşayan bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası iş birliklerinde önemli rol üstlenen bir ülke olduğunu vurgulayarak, "Uluslararası konferanslarımız, teknik iş birliklerimiz, Avrupa Birliği projelerimiz, İslam İşbirliği Teşkilatı kapsamındaki çalışmalarımız ve uluslararası kuruluşlarla yürüttüğümüz ortak programlarımız bu anlayışın en somut göstergesidir. Bu konferansın da ülkeler arasında bilgi paylaşımını artıracağına, iyi uygulama örneklerinin yaygınlaşmasına katkı sunacağına ve küresel iş birliğini güçlendireceğine yürekten inanıyorum. Elbette önümüzde bizleri bekleyen hâlâ önemli sorumluluklar bulunmaktadır. İş kazalarını ve meslek hastalıklarını daha da azaltmak zorundayız. Özellikle çok tehlikeli sektörlerde, daha güçlü tedbirler almak zorundayız. KOBİ'lerimizin kapasitesini artırmak zorundayız. Teknolojiyi insan hayatını koruyan bir araç haline getirmek zorundayız. Ama şunu çok açık ifade etmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu konuda güçlü bir iradeye sahiptir" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Emeklilerin Kurban Bayramı ikramiyelerinin yatırılacağı tarihler belli oldu</strong></p>
<p>Konuşmasında emeklilerin Kurban Bayramı ikramiyelerinin yatırılacağı tarihleri de paylaşan Işıkhan, "Emeklilerimizin aylık ödemeleri ile Kurban Bayramı ikramiyelerini 17-22 Mayıs tarihleri arasında hesaplarına yatırıyoruz. Tüm emeklilerimizin ödemelerinin hayırlı olmasını diliyor, sağlık ve huzur içerisinde nice bayramlara ulaşmalarını temenni ediyorum. Şimdiden mübarek Kurban Bayramı'nın ülkemize, milletimize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini diliyorum" dedi.</p>
<p>Buna göre gelir aylıklarının ödeme günü ayın 17, 18, 19, 20, 21 ve 22'si olanların mevcut gününde; gelir aylıklarının ödeme günü ayın 23'ü ile 24'ü olanlar ayın 21 Mayıs'ta ve gelir aylıklarının ödeme günü ayın 25'i ve 26'ı olanlar ise 22 Mayıs'ta bayram ikramiyeleri ve aylıklarını alacak.</p>
<p>Program, Bakan Işıkhan'ın konuşmasının ardından ‘İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geleceği: Sürdürülebilir İnsan Odaklı Yaklaşımlar' oturumuyla devam etti.</p>
<p>(İHA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-duyurdu-emekli-bayram-ikramiyelerinin-yatacagi-tarihler-belli-oldu-79168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/67-1778596392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İş sağlığı ve Güvenliği Konferansı&#039;nda konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, &quot;Emeklilerimizin Kurban Bayramı ikramiyelerini 17-22 Mayıs tarihleri arasında hesaplarına yatırıyoruz.&quot; dedi. Buna göre, gelir aylıklarının ödeme günü ayın 17, 18, 19, 20, 21 ve 22&#039;si olanların mevcut gününde; gelir aylıklarının ödeme günü ayın 23&#039;ü ile 24&#039;ü olanlar ayın 21 Mayıs&#039;ta ve gelir aylıklarının ödeme günü ayın 25&#039;i ve 26&#039;ı olanlar ise 22 Mayıs&#039;ta bayram ikramiyeleri ve aylıklarını alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdogan-ciftcilerimiz-icin-500-milyon-dolarlik-kredi-hacmi-olusturacagiz-79167</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Çiftçilerimiz için 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü Programı'na katıldı.</p>
<p>Üretim ve bereketin havasını soludukları buluşmayı düzenleyen Tarım ve Orman Bakanlığına yürekten teşekkürlerini ileten Erdoğan, salondaki çiftçilerin şahsında 81 ilde toprağını alın teriyle sulayan, mahsulünü emeğiyle harmanlayan, üretimiyle Türkiye'nin gücüne güç, sofrasına bereket katan tüm çiftçilerin Dünya Çiftçiler Günü'nü tebrik etti.</p>
<p>Çiftçilerin tamamının bolluk ve bereketle dolu verimli bir yıl geçirmesini dileyen Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>"Rabb'im emeklerinizi en güzel şekilde mükafatlandırsın. Son olarak Gazze ve Batı Şeria başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı yerlerinde bir zamanlar ekip biçtikleri toprakları gasbedilen, arazileri maalesef kanla ve kahırla sulanan tüm kardeşlerime buradan en güçlü dayanışma mesajlarımı gönderiyorum. Cenabıallah o bereketli toprakların inşallah yeniden şenlendiği, ağaçların tekrar yeşerdiği, çocukların neşeyle gülüp eğlendiği o güzel günleri görmeyi hepimize nasip eylesin."</p>
<p>"Bugün Türkiye'de tarım ve hayvancılık ayaktaysa, üretim ve ihracat her sene yeni rekorlar kırıyorsa, bunda sizin alın teriniz var" diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bugün Türkiye'de toprak ve su kaynaklarımız, ormanlarımız en verimli surette korunuyorsa, bunda sizin dikkatinizin etkisi var. Soframıza gelen her üründe sizlerin halis niyeti, tertemiz emeği, samimi gayreti var. Aynı şekilde Türkiye'de vesayet zincirleri kırıldıysa, demokrasimiz daha da güçlü bir yapıya kavuştuysa bunda sizlerin hayır duası ve desteği var. Milli Mücadele'nin zaferle taçlanmasında, 15 Temmuz ihanetinin bozguna uğratılmasında sizlerin çok büyük rolü var. 15 Temmuz gecesi traktör lastiklerini ateşe veren, sokaklara, caddelere, meydanlara akın eden, milli iradeyi canı pahasına müdafaa eden tüm çiftçilerimize bugün bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Allah sizlerden razı olsun. Yokluğunuzu bu ülkeye, bu millete, bu ümmete göstermesin."</p>
<p><strong>"Toprak bizde tıpkı su gibi azizdir"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve toprağın kendi değerler piramidinde çok mühim bir yere sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Her şeyden önce biz dünyayı ahiretin tarlası olarak gören bir inancın mensuplarıyız. Ekip biçtiklerimizde, yapıp ettiklerimizde bu tarlayı en güzel, en verimli şekilde sürmenin çabasındayız. Toprak bizde tıpkı su gibi azizdir. Hayattır, nimettir, berekettir. Toprak aynı zamanda saflık ve temizlik vesilesidir. Suya erişemediğimiz yerlerde toprakla teyemmüm etmemiz, içinde pek çok mananın bulunduğu bir hikmet aleminin işaretidir. Bizim için toprak yalnızca üstündeki nimetlerle değil, altında metfun olan peygamberlerle, şehitlerle, velilerle, gönül erleriyle de değerlidir. Burada merhum Yahya Kemal'e atfedilen bir anekdotu sizlerle paylaşmak isterim. 1920'li yılların ikinci yarısıdır. Yahya Kemal Avrupa'nın bir şehrinde büyükelçidir. Bir gün kendisine yabancı bir diplomat tarafından ülkemizin nüfusu sorulur. Yahya Kemal hiç düşünmeden '80 milyon' cevabını verir. Orada bunlardan biri, 'efendim ülkenizde geçtiğimiz günlerde nüfus sayımı yapılmış. Gazetelerden okuduğumuza göre Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 14 milyon olarak tespit edilmiş' der. Bunun üzerine Yahya Kemal yine hiç duraksamadan ders niteliğindeki şu cevabı verir. 'Ben toprağın altındakileri de saydım. Zira biz onlarla birlikte yaşarız'. Evet değerli kardeşlerim, toprak bizim için üstündekilerle birlikte altındakilerle de mübarektir. Bu anlayışla göreve geldiğimiz 2002 yılından bu yana toprağımızın ve onu alın teriyle işleyen çiftçilerimizin adeta üzerine titredik."</p>
<p><strong>"Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır"</strong></p>
<p>Geçen yıl doğrudan destek, kredi desteği, yatırım ödeneği, müdahale alımları ve ihracat destekleri dahil tarıma toplam 706 milyar lira destek verdiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yıl için bu rakamı tam 939 milyar liraya çıkardık. Şu gerçeği artık herkes kabul ediyor. Su stresi ve iklim krizinin yanı sıra son dönemde patlak veren salgın, sıcak savaş ve çatışmalar da gıda arz güvenliğinin önemini tescillemiştir. Son dönemde 'gıda milliyetçiliği' denilen kavramın küresel ölçekte yaygınlık kazandığını görüyoruz. Türkiye olarak hamdolsun tüm bunlara karşı tedbirlerimizi önceden aldık. 'Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır' diyerek planlamamızı bu gerçeklere göre yaptık. Bir taraftan dengeli dış politikamızla etrafımızı saran ateş çemberinden ülkemizi ve milletimizi korurken, diğer taraftan 86 milyon vatandaşımızın gıda emniyetini sorunsuz şekilde sağlamayı başardık. İran'ı ve Körfez'deki kardeş ülkeleri derinden sarsan çatışmaların, tarımsal üretimimizi etkilememesi için ilk günden beri teyakkuz halindeyiz. Tarımda, gübre ve gübre ham madde tedariklerini zaten yapmıştık, gübre stoklarımız yeterli seviyededir."</p>
<p><strong>"Sebze üretiminde dünyada 3'üncü, meyvede 4'üncüyüz"</strong></p>
<p>Erdoğan, gümrük vergisinin sıfıra indirilmesinden ihracatın durdurulmasına kadar ilave bir dizi tedbiri hayata geçirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Tarımsal üretim ve gıda arz güvenliği konusunda hiçbir sorunun olmadığını ifade eden Erdoğan, gübrede ise artık güzlük ekilişler için hazırlıkları yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Cennet vatanda şu anda 206 çeşit tarım mahsulünün yetiştiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bunların birçoğunda kendimize yeter durumdayız. Bakınız şu rakamları biz değil uluslararası kuruluş söylüyor, sebze üretiminde dünyada 3'üncü, meyvede 4'üncüyüz. 21 bitkisel ürün mahsulünde ise ilk 3'teyiz. Çiğ sütte, sığır etinde, tavuk etinde, yumurtada aynı şekilde dünyada ve Avrupa'da ilk sıralardayız. Bal üretiminde Avrupa'da lider, su ürünleri yetiştiriciliğinde ikinci sıradayız. Tohumculukta dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Dünyanın tam 117 ülkesine tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. Çok şükür, bu yılın başından itibaren yağışlar iyi seyrediyor. Barajlarımız doluyor, sulama konusunda da herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Zirai don ve kuraklık hadiseleri sebebiyle bir önceki sene düşüş yaşayan bitkisel üretimimiz bu yıl inşallah yeniden yükselişe geçecek. Hububat gibi stratejik ürünler başta olmak üzere birçok üründe inşallah bu yıl çok bereketli bir yıl olacak."</p>
<p><strong>"Büyükbaş destek programımız meyvelerini vermeye başladı"</strong></p>
<p>Erdoğan, kırsal kalkınmanın sadece tarımın değil kalkınma politikalarının da temelini teşkil ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Bu alandaki önceliklerinin bilhassa gençler ve kadınların kırsal kalkınmanın ana aktörü haline gelmesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>"Amaç, özellikle anaç hayvan sayımızı artırmak, aile işletmelerimizi güçlendirmek, kadın ve gençlerimizin hayvancılıkta daha fazla yer almalarını sağlamak, üzerinde özellikle durduğumuz hedeflerdir. Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek ve Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projelerimiz, üreticilerimiz nezdinde büyük rağbet gördü. Vatandaşlarımızın düşük maliyet ve uygun kredilerle hayvan temin ettiği bir yıllık bakım ve besleme giderleriyle sigorta primlerinin devlet tarafından karşılandığı bu destek programlarını sürekli hale getireceğiz. Büyükbaş destek programımız meyvelerini vermeye başladı. Hamdolsun buzağılar doğuyor, sürüler büyüyor, üretim güçleniyor. Küçükbaş destek programımızda ise başvurular tamamlandı. Hak sahiplerine ilk hayvan teslimatını önümüzdeki ay yapacağız. Diğer yandan Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı'na ayırdığımız tam 10 milyar liralık bütçenin de yüzde 20'sini yine gençlere ve kadınlara, yüzde 30'unu da aile işletmelerimize tahsis ettik. Bu sene hem hibe desteği oranımızı hem de destek alacak proje limit tutarını artırdık. Program kapsamında 100 bin liradan 30 milyon liraya kadar olan projelerde tutarın yüzde 50 ile 70'i arasındaki kısmını hibe edeceğiz. Başvurular 12 Haziran'a kadar devam edecek."</p>
<p>Erdoğan, gençleri, hanım üreticileri, tarımla iştigal eden tüm vatandaşları bu avantajlı programdan faydalanmaya davet etti.</p>
<p><strong>Gıda arz güvenliği</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda hangi ürünün nerede ekileceğini belirledikleri devrim niteliğindeki üretim planlamasında 2 yılı geride bıraktıklarını söyledi.</p>
<p>Hayvancılıkta da besi, süt ve kanatlı üretim bölgelerini tespit ederek buralara yapılacak yatırımlara ekstra teşvikler sağladıklarını anlatan Erdoğan, "Başta üretim planlaması olmak üzere hayata geçirdiğimiz uygulamalar sayesinde hamdolsun halihazırda gıda arz güvenliği sorunumuz yoktur. Ancak hem bu çalışmaların sürdürülmesi hem de gelecekte gıda sorunu yaşanmaması için yeni düzenlemeleri ve destek mekanizmalarını da hayata geçiriyoruz." dedi.</p>
<p>Kırsal kalkınmada yeni bir hamle olarak gördükleri projeyi milletle paylaşmak istediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda planlamanın ikinci safhasına geçtiklerini aktardı.</p>
<p>Bu yeni aşamada artık tarımsal yatırımları da planlayacaklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>Tarım sektörünün ana damarı olan siz kıymetli çiftçilerimizin emeğinin zayi olmayacağı, pazarlama sorunu yaşamayacağı, ürünlerinin doğru yerde ve doğru sanayi tesisinde işleneceği bir sistemi inşallah hayata geçiriyoruz. Bakanlığımız aracılığıyla, Dünya Bankası tarafından sağlanacak kaynakla uygulanacak, Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi'ni bu yıl içinde başlatıyoruz. Projeyle, tarım ve gıda alanına yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağız. Yatırım tutarının yüzde 80'ine kadar geri ödemeli finansman ve kredi garanti sistemi destekleri sağlayacağız. İşletmelerimize 24 ay geri ödemesiz 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman imkanı sağlayacağız. Bu finansman desteği, tarım ve gıda alanında yapılacak tesis inşaatı ve makine ekipman yatırımlarına verilecek. 10 yıl boyunca planladığımız 5,3 milyar dolarlık bu finansman paketinin ilk 750 milyon dolarını 2026 yılı içinde girişimcilerimizin kullanımına açıyoruz. Yine bu proje kapsamında Kredi Garanti Fonu'nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız. Böylece 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturacak 250 bin vatandaşımıza yeni istihdam imkanı getireceğiz. Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesinin çiftçilerimize, üreticilerimize ve Türk tarımına hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdogan-ciftcilerimiz-icin-500-milyon-dolarlik-kredi-hacmi-olusturacagiz-79167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/087-1778594186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Çiftçiler Günü Programı&#039;nda konuşan Erdoğan, &quot;Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi&quot; ile ilgili, &quot;İşletmelerimize 24 ay geri ödemesiz 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman imkanı sağlayacağız.&quot; dedi. Erdoğan, &quot;Proje kapsamında Kredi Garanti Fonu&#039;nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcellin-ilk-ceyrek-net-kari-46-milyar-lira-79166</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkcell&#039;in ilk çeyrek net kârı 4,6 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turkcell, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Güçlü ve sürdürülebilir büyüme performansını devam ettiren şirketin bu döneminde konsolide gelirlerinın yıllık bazda yüzde 8,9 artarak 68,4 milyar liraya ulaştığı belirtildi.</p>
<p>Turkcell'in konsolide faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) yüzde 3,2 artışla 28,3 milyar lira olurken, FAVÖK marjı yüzde 41,4 seviyesinde gerçekleşti. Şirketin vergi öncesi kârı yüzde 38,8 artışla 11,9 milyar liraya, net kârı ise yüzde 14,9 yükselişle 4,6 milyar liraya çıktı.</p>
<p>Açıklamada, "Müşteri odaklı yaklaşımı, güçlü altyapısı ve yenilikçi teklifleriyle Turkcell, yılın ilk çeyreğini Mobil Numara Taşıma (MNT) tarafında başarılı sonuçlarla tamamladı. Toplam mobil abone bazı net 655 bin abone kazanımıyla genişleyen şirketin faturalı abone bazı da net 661 bin artışla istikrarlı büyümesini sürdürdü. Faturalı abone oranı, şirketin 'değer odaklı büyüme' stratejisinin etkisiyle yüzde 81 seviyesine ulaştı." denildi.</p>
<p>Şirket, Dijital İş Servisleri (DBS) tarafında kurumsal projelerin katkısıyla yükselen donanım gelirlerinin yanı sıra veri merkezi ve bulut servislerinde yüzde 21'lik artış sağladı. Bu durum, DBS gelirlerinde yıllık yüzde 64'lük yükselişi beraberinde getirdi.</p>
<p>Turkcell'in, "Hız Yılı" ilan ettiği 2026'da Wi-Fi 7 destekli Superonline UltraFiber paketleriyle ev internetinde saniyede 10 gigabite varan hızları sunan Türkiye'deki ilk ve tek operatör olduğu bildirildi. Yılın ilk çeyreğinde al-sat operasyonları dahil sabit tarafta toplam 36 bin net fiber abone kazanımı gerçekleştiren şirket, devam eden sabit altyapı yatırımları sayesinde fiber altyapısıyla kapsadığı hane sayısını 138 bin artırarak toplam 6,5 milyona çıkardı. Fiber aboneye dönüşüm oranı ise yüzde 41,8 seviyesinde gerçekleşti. Şirketin 1000 Mbps ve üzeri hızlara sahip fiber abone portföyünün, toplam bireysel fiber aboneleri içindeki payı da yaklaşık yüzde 20 seviyesine yükseldi.</p>
<p>"Techfin" alanında faaliyet gösteren Paycell, yüksek baz etkisine rağmen grup ortalamasının üzerinde büyümeye devam etti. Paycell'in gelirleri, POS ve mobil ödeme iş kollarındaki ivmenin etkisiyle yüzde 15 artış gösterdi. Financell'de net faiz marjı, önceki yılın aynı dönemine göre 3,6 puan artışla yüzde 8,3'e yükseldi. Techfin segmentinin toplam gelir artışı ise yüzde 4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Turkcell'in Mobil Dünya Kongresi'nde (MWC 2026) sektör paydaşlarıyla geliştirdiği ve yurt dışı kaynaklı sahte aramaları önlemeye yönelik modeli, Dünya GSM Birliği (GSMA) tarafından örnek uygulama seçildi. Aynı kongrede, 6G ve yeni nesil şebeke teknolojileriyle ilgili AR-GE çalışmaları için stratejik işbirliklerine de imza atıldı.</p>
<p>Turkcell, ilk çeyrekte 5G dönüşümü ve yeni nesil bağlantı teknolojilerine yönelik yatırımları desteklemek amacıyla 1 milyar dolar tutarında murabaha sendikasyon kredisi sağladı.</p>
<p>Turkcell, sürdürülebilirlik başlığı altında da stratejik adımlar attı. Son olarak nisan ayında Mersin'de 12,1 megavat kapasiteli güneş enerjisi santralinin satın alımını gerçekleştiren şirketin toplam aktif güneş enerjisi kapasitesi 74,4 megavata çıktı. Turkcell'in toplam yenilenebilir enerji kapasitesi ise 99 megavata ulaştı.</p>
<p>CDP İklim Değişikliği Programı'nda "Global A" notu alan Turkcell, TSRS uyumlu 2025 sürdürülebilirlik raporunu da yayımladı.</p>
<p><strong>"Yeni nesil bir dijital altyapının kapılarını araladık"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, 5G'nin Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğunda tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti.</p>
<p>Koç, 32 yıllık teknoloji liderliklerini güçlü altyapı yatırımları ve yenilikçi vizyonlarıyla istikrarlı bir çizgide sürdürdüklerine değinerek şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk çeyreğin son gününde Türkiye'yi Turkcell gücünde 5G ile buluşturmanın gururunu yaşadık. 5G ile yalnızca iletişim standartlarını yükseltmekle kalmadık, aynı zamanda sanayiden sağlığa, eğitimden ulaşıma kadar pek çok alanda ülkemizin rekabet gücünü artıracak yeni nesil bir dijital altyapının da kapılarını araladık. En geniş frekans bandı, en yüksek kapasiteye sahip şebeke mimarimiz, güçlü fiber altyapımız ve veri merkezlerimizle bu yeni döneme güçlü bir başlangıç yaptık. Mobil pazarda liderliğimizi sürdürüyoruz."</p>
<p>Koç, güçlü teknolojik altyapılarına müşterilerin gösterdiği ilgi sayesinde büyümeyi sürdürdüklerini aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yılın ilk üç aylık döneminde toplam abone sayımız 44,5 milyona, mobil abone sayımız 39,8 milyona ulaştı. Faturalı abone bazımız, net 661 bin artışla istikrarlı büyümesini sürdürürken, faturalı abone oranımız yüzde 81 seviyesine yükseldi. Türkiye'nin Turkcell'i olarak teknoloji alanında ülkemizi daha ileri taşıma motivasyonuyla çalışmaya devam ediyoruz. Bu vesileyle attığımız her adımda emeği olan çalışma arkadaşlarıma, destekleri için Yönetim Kurulumuza, hissedarlarımıza ve iş ortaklarımıza gönülden teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcellin-ilk-ceyrek-net-kari-46-milyar-lira-79166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Turkcell-Genel-Muduru-Ali-Taha-Koc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkcell&#039;in yılın ilk çeyreğinde 4,6 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, &quot;En geniş frekans bandı, en yüksek kapasiteye sahip şebeke mimarimiz, güçlü fiber altyapımız ve veri merkezlerimizle bu yeni döneme güçlü bir başlangıç yaptık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-acikladi-e-ticaret-hacmi-2025te-46-trilyon-liraya-ulasti-79164</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat açıkladı: E-ticaret hacmi geçen yıl 4,6 trilyon liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ticaret Bakanlığı Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen "Türkiye'de e-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 Tanıtım Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, Kraliçe Mathilde başkanlığında Türkiye'yi ziyaret eden Belçika Ekonomik Misyonu heyetiyle 27 anlaşma imzalandığını, savunma sanayisi ve teknoloji alanında da 30'dan fazla Türk şirketiyle anlaşmaların imzalanacağını söyledi.</p>
<p>e-Ticaret sektöründe yaşanan gelişmelere değinen Bolat, gerek e-ticareti gerekse e-ihracatı destekleyen çalışmalara devam ettiklerini, geçen yıl 11 bin 500 kişinin 10 bin doları aşkın e-ihracat yaptığı bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, Bakanlık olarak düzenledikleri e-ticaret ve e-ihracat programlarına işaret ederek, bu programlara uluslararası ziyaretçilerin katıldığını, bu yıl 3-5 Eylül'de İstanbul'da Küresel e-Ticaret Zirvesi'nin yapılacağını kaydetti.</p>
<p>e-İhracatta geçen yıl 5,1 milyar dolar döviz kazancı sağlandığını belirten Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ülkemizde e-ticaret hacmi geçen yıl yüzde 52,2 artışla 4 trilyon 567 milyar liraya ulaşmıştır. Bu çok önemli bir rakam. Yaklaşık 115,5 milyar dolara geliyor ve dolar bazında da yüzde 29'luk bir artışı temsil ediyor. e-Ticaretin toplam ticaretteki payı da yüzde 19,5 civarında. Bu şu anlama geliyor, demek ki toplam ticaret 23 trilyon liraymış. Perakende e-ticaret ise 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 51,8 artışla 2 trilyon 457 milyar liraya yükseldi. 2019-2025 yıllarında bileşik yıllık büyüme oranı Türk lirası bazında yüzde 83,7 oldu. Dolar bazında da yüzde 382 artış gösterdi. e-Ticaret sektörü 2019 yılında 24 milyar dolardan, 6 yılda 115,5 milyar dolara yükseldi."</p>
<p><strong>"e-Ticaret yapanların yüzde 75'i şahıs işletmesi"</strong></p>
<p>Bolat, 2025'te genel e-ticarette yaklaşık 6 milyar işlem, perakende e-ticarette ise yaklaşık 2 milyar işlem yapıldığını ifade etti.</p>
<p>Esnafın da artık satışlarında dijital imkanları kullandığına dikkati çeken Bolat, "e-Ticaret yapanların yüzde 75'i şahıs işletmesi, yüzde 21'i limitet şirket, yüzde 4'ü anonim şirketler. Demek ki farklı ölçekteki ferdi ve kurumsal çalışmalarla e-ticaret yapanlar var." dedi.</p>
<p>Bolat, e-ticaretin milli gelirdeki payının yüzde 6,9 olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu kapsamda geçen yıl 634 bin işletmenin e-ticaret yaptığını belirten Bolat, bu rakamın 2023'te 559 bin, 2024'te ise 600 bin olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bolat, e-ticaret yapanların sektör dağılımına ilişkin de bilgi vererek, şöyle konuştu:</p>
<p>"2025 yılı e-ticaretinin yüzde 20,3'ü yemek sektöründe gerçekleşti. Yemek sektöründe tam 128 bin işletme e-ticaret yapıyor. Yaklaşık yüzde 14'ü yani 87 bin 500 işletme de giyim, ayakkabı, aksesuar sektöründe iştigal ediyor. Butik işletmelerden büyük perakende zincirlerine kadar çok geniş yelpazede giyim kuşam, ayakkabı, aksesuar firmaları, e-ticaret arenasında var. Üçüncü sırada da elektronik sektörü bulunuyor. O da yüzde 12'lik pay alıyor, 75 bin 500 işletme elektronik alanda e-ticaretle uğraşıyor."</p>
<p><strong>"e-Ticaret harcamalarının hacim bazında yüzde 56'sını kadınlar yapıyor"</strong></p>
<p>Harcama dağılımı açısından bakıldığında e-ticaret hacminin en yüksek olduğu sektörün giyim, ayakkabı, aksesuar olduğunu vurgulayan Bolat, bu sektörün 428 milyar lira ile ilk sırada yer aldığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, 304 milyar lira ile elektronik, 285 milyar lira ile hava yolunun da giyim, ayakkabı, aksesuar sektörünü takip ettiğini söyledi.</p>
<p>e-Ticaret harcamalarının cinsiyet dağılımlarına ilişkin verileri de paylaşan Bolat, "e-Ticaret harcamalarının hacim bazında yüzde 56'sını kadınlar yapıyor. Adet bazında baktığımızda harcamaların yüzde 75'ini kadınlar, yüzde 25'ini erkekler gerçekleştiriyor. Tüketim eğilimi en yüksek grup ise 25 ile 34 yaş arası." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, ödemelerin 3'te 2'sinin kartlı sistemlerle yapıldığını, bu yöntemi ise sırasıyla havale/EFT ve kapıda ödemenin izlediğini ifade etti.</p>
<p>e-Ticarette kartla yapılan ödemelerin yüzde 64'ünün "3D Secure" güvenlik doğrulama sistemiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Bolat, büyükşehir ağırlıklı saat ve dakikalar içinde teslimatı öngören hızlı ticaret alanında ise geçen yıl yüzde 55,6 büyümeyle 388 milyar liralık satış hacmine ulaşıldığı bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, bu alanın istihdam açısından da önemli olduğuna dikkati çekerek, "Hızlı ticaretin e-ticaretteki payı 2019'da yüzde 1,6 iken 2025'te yüzde 8,5'e yükseldi. Hızlı ticarette en önemli alan yüzde 70 ile yemek harcamaları. Yüzde 30 ile de gıda ve süpermarket takip ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Ortalama kargo teslim süresi son 2 yılda 4 saat düştü"</strong></p>
<p>İkinci el araç satışında e-ticaretin hızlı büyüme kaydettiğini vurgulayan Bolat, e-ticaret teslimatlarına ilişkin de şunları söyledi:</p>
<p>"e-Ticaret teslimatlarında ortalama kargo teslim süresi son 2 yılda 4 saat düştü. Kargolar 2 yıl önce 46 saatte gelirken artık 42,2 saatte ulaşıyor. Siparişlerin yüzde 53'ü 24-48 saat içinde teslim edilmekte. e-Ticaretteki gönderilerin sadece yüzde 17'si şehir içi."</p>
<p>Bolat, müşteriden müşteriye ikinci el satışlarında geçen yıl 23 milyon 600 bin işlemde yaklaşık 22 milyar lira hacim oluştuğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Yapay zekayla e-ticaret dönemi</strong></p>
<p>e-Ticaret işletmelerinin yüzde 75'inin yapay zeka kullandığını belirten Bolat, Bakanlık olarak e-ticaret ve e-ihracatı desteklemeye, piyasa şartlarına uygun ticaret mekanizmaları için çalışmaya devam edeceklerini dile getirdi.</p>
<p>Bolat, kadın ve genç girişimci tabanını genişleteceklerini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"e-İhracat yapan işletmeleri özel teşviklerle desteklemeyi ve dünya pazarlarına açılmalarını sağlamaya devam edeceğiz. Burada kritik bazı gelişmeler var. Avrupa Birliği'nde temmuz ayında yeni bir sistem yürürlüğe giriyor. Biz de Gümrük Birliğimiz olduğu için Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürlüğü ile müzakerelerimizde bunları dile getiriyoruz. Dün Belçikalı misafir heyete, bakanlara, başbakan yardımcılarına da bunları anlattık. Avrupa Birliği komiserlerine de bir ay önce gittiğimizde anlattık. Türkiye için çok önemli bir pazar. Türkiye e-ticarette dünyada önde gelen ülkelerden biri ve e-ihracat kanallarının da gelişmesi konusunda Körfez'de, Orta Doğu'da, Afrika'da çalışmalarımıza devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Sektör temsilcilerinden e-ticarette büyüme vurgusu</strong></p>
<p>Bakanlığın İç Ticaret Genel Müdürü Adem Başar, e-ticaretin hayatın temel noktalardan biri haline geldiğini ve hem işletmeciler hem de tüketiciler açısından yeni fırsatlar yarattığını ama aynı zamanda riskler doğurduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken de e-ticaretin hızla geliştiğini ifade ederek, döviz kazanımında e-ticaretin katkıları olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Yapay zeka ve e-ticaret gibi gelişmelerin sektörleri hızla dönüştürdüğüne dikkati çeken Palandöken, yaklaşan Kurban Bayramı döneminde tüketicilere esnaflardan da alışveriş yapması çağrısında bulundu.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Faik Yavuz, hem dünyada hem Türkiye'de e-ticaretin giderek daha fazla ağırlık kazandığına dikkati çekerek, Anadolu'dan daha fazla girişimin dünyaya açılması için e-ticareti önemli gördüklerini bildirdi.</p>
<p>Yavuz, hızlı büyüyen e-ticarette de çözülmesi gereken sorunlar olduğunu, kamu ve özel sektörün birlikte bu sorunları çözebileceğini anlattı.</p>
<p>TOBB Türkiye e-Ticaret Meclisi Başkanı Ozan Acar da e-ticaretin, Anadolu'daki işletmenin pazara erişimine, kadın girişimcilerin ve yeni işletmelerin dünyaya açılmasına katkı sunduğunu bildirdi. Türkiye'nin sadece güçlü bir imalat sanayisi ülkesi olmadığını, ülkenin güçlü platformlar, gelişmiş lojistik altyapı ve insan kaynağına sahip olduğunu vurgulayan Acar, "Türkiye'nin önünde Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika'nın dijital ticari merkezi olma fırsatı var." dedi.</p>
<p>Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Çevikoğlu, e-ticaretin üretimden lojistiğe, finansal hizmetlerden teknolojiye birçok alanı dönüştürdüğünü söyledi. Doğu ile Batı arasında ticari dengelerin yeniden kurulduğunu ifade eden Çevikoğlu, sektörün sağlıklı, rekabetçi ve sürdürülebilir şekilde büyümesi için çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-acikladi-e-ticaret-hacmi-2025te-46-trilyon-liraya-ulasti-79164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/8-1778592713.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye&#039;de e-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 Tanıtım Toplantısı&quot;nda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Ülkemizde e-ticaret hacmi geçen yıl yüzde 52,2 artışla 4 trilyon 567 milyar liraya ulaşmıştır. Yaklaşık 115,5 milyar dolara geliyor ve dolar bazında da yüzde 29&#039;luk bir artışı temsil ediyor. e-Ticaretin toplam ticaretteki payı da yüzde 19,5 civarında.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vodafone Türkiye&#039;den 144,8 milyar lira servis geliri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone Türkiye, Nisan 2025-Mart 2026 arası dönemi kapsayan mali yıl sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 31 Mart 2026 sonu itibarıyla son bir yılda 28,8 milyar lira yatırım yapan şirket, servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artışla 144,8 milyar liraya çıkardı. Şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) ise 50,4 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mobil müşteri sayısı 25,2 milyona ulaşan şirketin M2M (makinelerarası iletişim) dahil toplam mobil abone sayısı 31,9 milyon oldu.</p>
<p>Vodafone Türkiye'nin faturalı abone sayısı son bir yılda 926 bin artışla 21,7 milyona çıkarken, toplam bazının yüzde 86,1’ini faturalı aboneler oluşturdu. Şirket, bu mali yılda yaklaşık 1,3 milyon sabit genişbant müşterisine ulaştı.</p>
<p>"Vodafone Yanımda" ve "Online Self Servis" gibi dijital kanallarını kullanan aylık aktif müşteri sayısı 18,1 milyona ulaşan şirketin dijital kanallarını kullanan müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 345 milyona ulaştı.</p>
<p>Söz konusu mali yılda şirket müşterilerinin toplam mobil data kullanımı geçen yıla kıyasla yüzde 11,7 artışla 5 bin 540 petabyte'a yükseldi.</p>
<p>Dijital servislerde de gelişme kaydeden şirketin yeni nesil mobil finans çözümü "Vodafone Pay"in ürünlerini kullanan tekil kullanıcı sayısı 10 milyonu aştı.</p>
<p>Şirketin bine yakın farklı işlem yapabilen yapay zeka tabanlı kişisel dijital asistanı "TOBi", aylık ortalama 7,1 milyon müşteriyle etkileşime geçti ve bir yıl içinde 262 milyon kez konuşma başlattı.</p>
<p>TOBi üzerinden sunulan selfservis çözümlerle tarife değişikliği, ek paket satın alma, faturasız hatlar için lira yükleme gibi işlemler kapsamında toplam 2 milyon işlem ve satış gerçekleştirildi.</p>
<p>Temel müşteri süreç ve talepleri kapsamında TOBi'ye yapılan başvuruların yüzde 92'si ilk temas anında çözüme kavuşturuldu. Müşterilerin "TOBi Voice" platformu üzerinden hizmet alma ve işlemlerini "Sesli Yanıt Sistemi "aracılığıyla gerçekleştirme oranı yüzde 58'e yükseldi.</p>
<p>Nisan itibarıyla 81 ilde 922 ilçeyi aynı anda 5G teknolojisiyle buluşturan şirket ekosistemiyle birlikte 15 bin kişilik doğrudan ve dolaylı çalışanının katkısıyla 5 yılı aşkın bir hazırlık dönemini tamamladı.</p>
<p>Son 1 yılda ülke genelinde altyapısını güçlendiren şirket, hazırlıklar için toplamda 3,4 milyon saat mesai harcadı. Şirket, son 5 yılda şebekesine spektrum bedeli hariç 100 milyar liranın üzerinde yatırım yaptı.</p>
<p>Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler için sosyal projeler gerçekleştiren "Vodafone Vakfı", 2007'den bu yana yaklaşık 4,5 milyon kişinin hayatına dokundu, yaklaşık 4 milyar liralık sosyal katkı sağladı.</p>
<p>Kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen "Dijital Benim İşim" projesi kapsamında 61 binden fazla kadın kursiyere "Dijital Okuryazarlık", "Dijital Pazarlama" ve "Dijital Dünyaya Giriş" eğitimleri verilirken, proje kapsamında 6 yılda 123 milyon lirayı aşkın sosyal değer elde edildi ve son bir yılda yapılan her liralık yatırım 15,73 liralık sosyal getiri sağladı.</p>
<p>Diğer yandan, ortaokul ve lise öğrencilerinin yapay zekayla buluşturulduğu "Yapay Zeka Yıldızları" projesinde 2 yılda 118 bin öğrenciye ulaşıldı.</p>
<p><strong>"Bir mali yılı daha hedeflerimiz doğrultusunda geride bıraktık"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Vodafone Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Engin Aksoy, mali yılı daha hedefleri doğrultusunda önemli başarılar ve Türkiye teknolojisine ve ekonomisine güçlü katkılarla geride bırakmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını belirtti.</p>
<p>Söz konusu mali yılda servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artırarak 144,8 milyar liraya çıkardıklarını aktaran Aksoy, "Bu büyüme, müşteri deneyiminde yaptığımız önemli iyileştirmeler ve şebekemize yaptığımız yoğun yatırımlar sonucunda geldi. Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye'ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aksoy, heyecanla bekledikleri 5G teknolojisini Türkiye'de devreye almış olmanın mutluluğunu yaşadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"5G'ye geçişi, sıradan bir tanıtım olarak değil, küresel deneyimimizin ve 5 yıllık kapsamlı hazırlık sürecimizin sonucu olarak konumladık. 5G'yi yalnızca belirli bölgelerde değil, tüm Türkiye'de kullanıcıların hizmetine sunmayı hedefledik. Bu hedefimize de ulaştık. 1 Nisan'da 81 ilde 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek müşterilerimize 5G deneyimi yaşatmaya başladık. Ayrıca, 5G odaklı kampanyalarla müşterilerimizin bu yeni teknolojiden en iyi şekilde yararlanabilmesi için toplam 4 milyar liraya yakın fayda sunduk. En yeni ve en iyi teknolojileri en iyi deneyimlerle ülkemizdeki kullanıcılarla buluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/6/1280x720/engin-aksoy-1765199271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye&#039;nin 2025-2026 mali yılında 144,8 milyar lira servis geliri elde ettiği bildirildi. Vodafone Türkiye CEO&#039;su Engin Aksoy, &quot;Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye&#039;ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim'in, uluslararası operasyonlarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Burak Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Şen, yüksek lisans eğitimini Almanya'da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi'nde Uluslararası İşletme alanında tamamladı.</p>
<p>Kariyerine Abdi İbrahim'de Ürün Yönetici Adayı olarak başlayan Şen, son olarak Kıdemli Ürün Müdürlüğü pozisyonunda çalıştı.</p>
<p>Yaklaşık 7 yıl boyunca Abdi İbrahim'de görev aldıktan sonra Şen, Eli Lilly and Company'de 10 yıl sırasıyla Kıdemli Marka Müdürü, Satış Müdürü, Satış ve Pazarlama Müdürü, Güney Afrika Pazarlama Müdürü ve Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü görevlerinde bulundu. Son olarak aynı şirketin Yukarı Körfez Bölgesi (Kuveyt ve Katar) operasyonlarına ülke müdürü olarak liderlik etti.</p>
<p>Pazarlama, satış ve pazar erişimi alanlarında 17 yılı aşkın deneyime sahip olan Şen, kariyeri boyunca ticari operasyonlar, iş stratejisi ve fonksiyonlar arası iş birliklerinin yönetiminde aktif rol aldı.</p>
<p>Farklı pazarlarda ekip yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme alanlarında deneyim kazanan Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak yeni görevinde şirketin yurt dışındaki pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, ticari büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve organizasyon yapısının güçlendirilmesinden sorumlu olacak.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/burak-sen-1778591091.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim&#039;in Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörlüğüne Burak Şen getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fuzul Akva&#039;nın yeni Genel Müdürü Ali Aktuğ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı sektörlerde 34 yıldır faaliyet gösteren Fuzul Holding iştiraki Fuzul Akva Sigorta'da üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Finans ve sigorta sektöründeki uzun yıllara dayanan deneyimiyle tanınan Ali Aktuğ'un, şirketin yeni genel müdürü olarak göreve başladığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, sigorta sektöründe 1995'ten bu yana faaliyet gösteren Fuzul Akva Sigorta, elementer sigortacılığın tüm branşlarında sunduğu hizmetler, operasyonel yapısı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla sektörde bulunuyor. Şirket, gerçekleşen atamayla birlikte Ali Aktuğ'un liderliğinde büyüme ivmesini artırmayı ve sektördeki rekabet gücünü güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Eğitim hayatına Saint Michel Fransız Lisesi'nde başlayan Ali Aktuğ, Marmara Üniversitesi Pedagoji Bölümü'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesinde İşletme Ekonomisi alanında yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Kariyerine Ata İnşaat'ta başlayan Aktuğ, 1991'den itibaren sigorta sektöründe çeşitli görevlerde bulunarak kapsamlı deneyim kazandı.</p>
<p>Profesyonel kariyeri boyunca Halk Yaşam Sigorta'da müdür, Universal Hayat Sigorta ve İsviçre Hayat Sigorta'da genel müdür yardımcısı, İsviçre Sigorta Pazarlama'da ise genel müdür olarak görev yapan Aktuğ, ayrıca AON Sigorta ve Reasürans Brokerliği'nde 8 yıl, OYAK Grup Sigorta'da ise 5 yıl genel müdür yardımcılığı görevini üstlendi.</p>
<p>Aktuğ, pazarlama yönetimi, satış, müşteri ilişkileri (CRM), ticari sigortalar ve satış yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla yeni görevinde Fuzul Akva Sigorta'nın müşteri odaklı büyüme stratejilerini güçlendirmeyi, alternatif satış kanallarını geliştirmeyi ve şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerine liderlik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Takım kurma ve yönetimi, operasyon ve proje yönetimi, performans ölçümü ile acente ve broker yönetimi alanlarındaki deneyiminin yanı sıra Aktuğ'un, çözüm odaklı liderlik yaklaşımıyla da dikkati çektiği belirtildi.</p>
<p>Profesyonel kariyerinin yanı sıra finans ve sigorta sektörlerinde satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri alanlarında koçluk temelli eğitimler de veren Aktuğ'un, yöneticilerin liderlik becerilerinin gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. "Benden Gidenler Bana Gelenler" ve "Sigortalar Attı" adlı kitapların yazarı olan Aktuğ, bilgi ve deneyimlerini farklı platformlarda paylaşmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/fuzul-akva-ali-aktug-1778590816.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Aktuğ, Fuzul Akva Sigorta&#039;nın Genel Müdürlüğüne getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boğazlardan geçen gemilere 4 ayda 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kılavuz Kaptanlar Haftası dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının, dünya deniz ticaretinin en kritik geçiş noktaları olmayı sürdürdüğünü belirten Uraloğlu, "Yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliği 26 bin 214'e ulaşırken bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Hürmüz Boğazı'nda süregelen krizin de Türk boğazlarının önemini daha da artırdığına dikkati çekti.</p>
<p>İstanbul ve Çanakkale boğazlarında sunulan kılavuzluk hizmetine ilişkin bilgi veren Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yılın ilk 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan geçiş yapan 12 bin 565 geminin yüzde 63,3'ünü oluşturan 7 bin 949'una kılavuzluk hizmeti verdik. Çanakkale Boğazı'ndan geçiş yapan 13 bin 649 geminin de yüzde 56,3'ü yani 7 bin 690'u kılavuz kaptanlarımız tarafından yönetildi."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını en fazla genel kargo gemilerinin kullandığını aktardı.</p>
<p>Yılın 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan 4 bin 416, Çanakkale Boğazı'ndan 4 bin 77 genel kargo gemisinin geçiş yaptığını bildiren Uraloğlu, "Söz konusu dönemde genel kargo gemilerini, tankerler takip etti. İstanbul Boğazı'ndan 2 bin 961, Çanakkale Boğazı'ndan 3 bin 175 tanker geçti." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/istanbul-bogazi-1763454183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliğinin 26 bin 214&#039;e ulaştığını, bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;den ilk çeyrekte 565 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksa Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin en büyük halka açık serbest elektrik üreticisi Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde global ölçekte çeşitlendirilmiş portföy yapısı, döviz bazlı gelir modeli ve disiplinli yatırım yaklaşımının desteğiyle güçlü operasyonel ve finansal performansını sürdürdü.</p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk 3 ayında 565 milyon lira net dönem kârı elde etti. Şirketin konsolide gelirleri 10 milyar lira seviyesinde gerçekleşirken, faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) 3,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı ise yıllık bazda 4 puanlık artışla yüzde 33 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Global ölçekte enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önemini koruduğu dönemde Aksa Enerji'nin, coğrafi çeşitliliğin sağladığı portföy dengesi, yüksek operasyonel verimlilik ve öngörülebilir gelir yapısı sayesinde güçlü nakit akışı yaratmayı sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<p>Şirketin, ilk çeyrekte büyüme stratejisinin iki temel alanında önemli ilerleme kaydettiği belirtilirken, Gana'da inşa edilen Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin ilk fazının basit çevrim 130 megavat kurulu güçle ocak ayında devreye alındığı, Africa Finance Corporation (AFC) ile imzalanan 300 milyon dolar büyüklüğünde yeni kredi anlaşmasıyla Afrika'daki yatırımları destekleyen uzun vadeli finansman yapısını daha da güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p><strong>"Yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, yılın ilk çeyreğinin global ölçekte enerji talebinin artmaya devam ettiği, enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önem kazandığı bir dönem olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük. Türkiye, Afrika ve Orta Asya'daki yatırımlarımızla yalnızca kurulu gücümüzü artırmıyor aynı zamanda bulunduğumuz ülkelerin enerji altyapısına uzun vadeli katkı sağlayan sürdürülebilir projeler geliştiriyoruz. Gana Kumasi Santralimizin ilk fazında basit çevrim 130 megavat kurulu güce ulaşmamız ve AFC ile toplam 450 milyon dolar seviyesine ulaşan finansman iş birliğimiz, uluslararası ölçekte duyulan güvenin güçlü göstergesi oldu. Önümüzdeki dönemde de güçlü bilanço yapımız, yüksek mühendislik yetkinliğimiz ve esnek iş modelimizle sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi desteklemeye devam edeceğiz. Enerji dönüşümünün hız kazandığı bu süreçte hem geleneksel enerji yatırımlarında hem de yeni nesil enerji çözümlerinde aktif rol üstlenerek global ölçekte değer üretmeyi sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>Gana Kumasi Santrali'nde ilk faz basit çevrim olarak devreye alındı</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Aksa Enerji'nin Gana'da yatırımını sürdürdüğü Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin ilk fazı basit çevrimde 130 megavat kurulu güce ulaştı. Santralin kademeli olarak tam kapasiteye ulaşmasıyla Gana’nın artan enerji ihtiyacına uzun vadeli ve sürdürülebilir katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>20 yıl süreli ve dolar bazlı garantili satış anlaşması kapsamında geliştirilen Kumasi Santrali'nin finansmanı, mühendisliği, inşası, işletmesi ve bakım süreçleri Aksa Enerji tarafından yürütülüyor. Proje, şirketin Afrika'daki uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Afrika’daki büyüme güçlü finansman yapısıyla destekleniyor</strong></p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde Afrika'daki enerji yatırımlarının finansmanında kullanılmak üzere AFC ile 300 milyon dolar tutarında yeni bir kredi anlaşmasına imza attı.</p>
<p>Haziran 2025'te sağlanan 150 milyon dolarlık finansmana ek olarak gerçekleştirilen bu yeni anlaşmayla, şirketin AFC ile imzaladığı toplam finansman tutarı 450 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Söz konusu finansman yapısı, Aksa Enerji'nin Afrika'daki mevcut yatırımlarını desteklerken aynı zamanda şirketin gelecekteki büyüme projeleri için de güçlü finansal esneklik sağlamayı hedefliyor.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Enerji&#039;nin yılın ilk çeyreğinde 565 milyon lira net dönem kârı elde ettiği bildirildi. Şirketin CEO&#039;su Naci Ağbal, &quot;Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilge Fabrikalar sanayinin geleceğini şekillendirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, “trex Fabrikanı Keşfet 2026” etkinliğinin açılışında konuştu. </p>
<p>Sanayinin uzun yıllar boyunca üretim kapasitesi, hız ve maliyet ekseninde rekabet ettiğini ifade eden İlhan Özdemir, günümüzde rekabet avantajının makinelerin gücünden çok bilginin nasıl kullanıldığıyla oluştuğunu vurguladı. “Veri tek başına değer üretmez. Anlamlandırılmış veri değer üretir. Doğru zamanda doğru kararı verebilmek değer üretir” diyen Özdemir, fabrikaların artık yalnızca veri toplayan değil, veriyi yorumlayarak karar süreçlerini güçlendiren yapılara dönüşmesi gerektiğini kaydetti. trex’in benimsediği iki temel felsefeye dikkat çeken Özdemir, ilk olarak “Bilgi kaynağında doğar” yaklaşımını öne çıkardı. Verinin kolaylıkla bozulabilen ve manipüle edilebilen bir yapı olduğuna işaret eden Özdemir, gerçek bilginin üretim sahasında, operatörün yanında, sensörlerde ve PLC’lerde oluştuğunu söyledi. İkinci temel yaklaşımın ise “Bilgi paylaşıldıkça çoğalır” olduğunu belirten Özdemir, sanayide dönüşümün tek başına gerçekleşemeyeceğini ifade etti. Deneyim paylaşımının ve sektörler arası öğrenmenin önemine değinen İlhan Özdemir, etkinliği yalnızca bir ürün tanıtımı değil, sanayicilerin, mühendislerin ve teknoloji liderlerinin birlikte öğrenebileceği bir bilgi platformu olarak gördüklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b3878d66-1778588472.JPG" alt="" width="666" height="444" /></p>
<h2><strong>“Dijital dönüşüm teknik değil, ekonomik bir konudur”</strong></h2>
<p>Dijital dönüşümün uzun yıllardır teknik bir başlık gibi değerlendirildiğini söyleyen Özdemir, asıl meselenin ekonomik sürdürülebilirlik olduğunu ifade etti. Yazılım projeleri, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ uygulamalarının ötesinde, dönüşümün temel amacının aynı kaynakla daha yüksek verim üretmek, kayıpları azaltmak, enerji kullanımını optimize etmek ve rekabet gücünü artırmak olduğunu belirtti. İlhan Özdemir, “Dijital dönüşümün gerçek çıktısı teknoloji değil; sürdürülebilir kârlılıktır” dedi. OEE’nin de yalnızca teknik bir KPI değil, ekonomik bir gösterge olduğunu vurgulayan Özdemir, veriyi yöneten ekonomilerin üretimi de yönetecek güce sahip olduğunu söyledi.</p>
<h2><strong>“Dönüşüm artık tercih değil”</strong></h2>
<p>Yapay zekâdan yalın üretime, sürdürülebilirlikten dijital dönüşüme kadar birçok başlığın etkinlikte ele alınacağını belirten Özdemir, bütün bu konuların merkezinde “Fabrikalar gelecekte nasıl ayakta kalacak?” sorusunun yer aldığını ifade etti. trex olarak yıllardır üretim sahalarının içinde olduklarını ve yüzlerce fabrikanın dönüşüm yolculuğuna tanıklık ettiklerini aktaran Özdemir, dijital dönüşümün artık bir tercih olmaktan çıktığını söyledi. Ancak doğru dönüşümün yalnızca yazılım satın almakla sınırlı olmadığını kaydeden Özdemir, “Kültürü dönüştürmek, karar alma biçimini değiştirmek ve işletmeye yeni bir zihin kazandırmak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b5c81c1e-1778588508.JPG" alt="" width="578" height="385" /></p>
<p>Etkinlikte ayrıca Ekonomist Emre Alkin de bir sunum yaptı. Ekonomist Mert Yılmaz’ın moderatörlüğündeki oturumda TAYSAD Dijital Dönüşüm Çalışma Grubu Lideri Ahmet Arıkan, Uludağ İçecek CEO’su Levent Kömür ile TİAD Başkanı Murat Akyüz yer aldı. Etkinliğin devamında Coca Cola İçecek Ürün Yöneticisi Seçil Ataman Özbiçer, ODE Yalıtım IT Direktörü Gökhan Ekşi, Yorglass Yönetim Kurulu Başkanı Semavi Yorgancılar, Yeşilova Otomotiv Üretim Müdürü Özkan Karaca, Kros Otomotiv Genel Müdürü Onur Gül, Aunde Teknik Bilgi Teknolojileri Müdürü Ramazan Çevik, TT Cable Fabrika Müdürü Ergün Altay, Yorglass İş Çözümleri Yöneticisi Kaan Özdemir ile Uzman Gülnihal Uçarkuş Dereli de fabrikalarındaki dönüşüm süreçlerini paylaştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-1778588540.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, sanayide yeni dönemin “akıllı fabrikalar”dan öteye geçtiğini belirterek, artık “öğrenen, analiz eden, öngören ve kendi kendini geliştirebilen” sistemlerin konuşulduğunu söyledi. Özdemir, bu yaklaşımı “Bilge Fabrikalar” kavramıyla tanımladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> banu dedeman: mekân ile çevresi arasında daha sahici ilişki kurmaya çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. </em></p>
<h2 style="text-align: center;">dedeman hospitality yönetim kurulu üyesi banu dedeman: misafirperverliği yalnızca <em>konfor üretmek</em> değil, <em>anlam üretmek</em> olarak da görüyoruz</h2>
<p>KİTAP dergimizin geçmiş sayılarından birinin kapak haberine konuk olan Koç Holding Şeref  Başkanı, aynı zamanda İstanbul ve Ayvalık’ta kültür hazineleri arasına giren müze zenginliğinin mimarı <strong>Rahmi Koç,</strong> <em>“Müzemiz (Rahmi M. Koç), Haliç bölgesi için önemli bir kültür dönüşümünün başlangıcı oldu”</em> diyordu. Benzer kanıyı bu sayımızda Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Banu Dedeman</strong> da şu cümlelerle paylaşıyor: “<em>Kanaatimce bir otelin kent hafızasına dahil oluşu büyük jestlerle değil, çoğu zaman incelikli tercihlerle mümkün olur: mimaride, malzemede, sofrada, çalışan profilinde, sanatla kurduğu ilişkide, hatta sessizliğinde. Dedeman’ın bakış açısı da tam olarak bu inceliği korumaya dayanıyor.”</em>  Okuyacağınız yazı, mekân-sanat-şehir üçlemesi üzerinden kültürel alışverişi sorgulamayı amaçlıyor.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılına ilişkin filmi ilk kez izleyen davetliler, duygularını en çok son karelerde, art arda ekrana gelen iki <em>“yüz”</em> üzerinden gösterdiler. Topluluğun kurucusu <strong>Vehbi Koç </strong>göründüğünde salonun sessizliğini bozan alkışlar, Ulu Önder <strong>Atatürk</strong>’ün fotoğrafı ekrana yansıdığında en güçlü halini aldı.</p>
<p><em>“Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz”</em> adını taşıyan filmin gösteriminin de yer aldığı Koç Holding’in 100’üncü Yılı’na ilişkin ilk resepsiyon, geçen 21 Nisan’da Vehbi Koç Vakfı’nın Ödül Töreni’yle birlikte düzenlendi.</p>
<p>Koç Holding ile iş yaşamında kurumsallaşma adımını atan <strong>Vehbi Koç</strong>’un, kültür sanat alanındaki ilk özel vakıf olarak 1969’da kurduğu Vehbi Koç Vakfı’nın ödülünü, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ömer Koç</strong>’un elinden alan mimar-ressam <strong>Canan Tolon</strong>’un, sanatı <em>“üretirken yalnız, zihinsel olarak kalabalık bir süreç”</em> olarak tanımladığı konuşması, 750 davetli tarafından soluksuz dinlenecekti.</p>
<p>Etkinliğin mekân sahipliğini, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı olarak konuklarla tek tek ilgilenen <strong>Semahat Arsel</strong>’in liderliğinde hizmet üreten Divan Turizm Grubu üstlenmişti. İlk otelleri Divan Elmadağ’ın 70’inci yaşının kutlandığı bu yıl, resepsiyonun evsahibi Kuruçeşme Divan’ın da yer aldığı, 6 ülkede 45 oteli bulunan Divan Grubu, mekânların semtleriyle özdeşleştiğinin, nasıl kimlik alışverişi yaptıklarının başarılı örneklerini sergiliyor. Kuruçeşme Divan, artık olmayan bir Boğaziçi yalısının izinin sürülmesiyle kuruluyor. Ankara’nın 1522 yılında inşa edilen Çengelhan’ından zihinlere aydınlık sunan müzenin ortaya çıkması ve ardından, Çukurhan’ın ve Safranhan’ın titiz çalışmalarla otele dönüşmeleri size de ikinci hayat gibi gelmiyor mu?</p>
<p>Benim bu satırları yazmama, yine ilk nesil Cumhuriyet girişimcilerinden biri ve kazandırdığı eserleri vesile oldu.</p>
<p>Konaklama sektörünün en köklü kuruluşlarından Dedeman Hospitality’e bakış, bir anlamda Türkiye’de turizm sektörüne, özellikle de şehir otelciliğine bakış anlamı taşıyor. <strong>Mehmet Kemal Dedeman</strong> tarafından kurulan ilk tesisi, Dedeman Ankara, yıllar yılı başkentin simgesel işletmelerinin liste başında yer aldı. Siyasetinden sosyal yaşamına, iş dünyasına kadar Ankara’yı Ankara eden her ne ise o zengin sofrada Dedeman, anılarla tazelenen en özel lezzet oldu.</p>
<p>Mehmet Kemal Dedeman, Türk turizminin öncü girişimcilerinden olduğu kadar, madencilik alanlarında da değişim ve dönüşüm yapmış bir isim. Cumhurbaşkanı <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün Cumhuriyet’in 10’uncu yılı nutkunu okuduğu meşhur kürsünün yapımcısı, yanı sıra. Mehmet olan adının yanına Mustafa Kemal Paşa’dan esinlenerek, <em>“Kemal”</em> ismini alan tam bir Atatürk sevdalısı.</p>
<p>Dedeman Holding’in amiral gemisi Dedeman Turizm Grubu’nun başında 1998 yılında vefat eden Mehmet Kemal Dedeman’ın torunu <strong>Banu Dedeman</strong> bulunuyor. Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman’ın sorularımıza verdiği yanıtlar, mekân, sanat ve şehir üçlemesine ilişkin yorumlarla başlıyor. <em>“Bulunduğumuz her şehirde yerel olanın sesini duymaya, o yerin tarihsel ve toplumsal katmanlarını önemsemeye, mekân ile çevresi arasında daha sahici bir ilişki kurmaya çalışıyoruz”</em> diyor Banu Dedeman. Yanı sıra <em>“Her şehir kendi ritmini, sesini, belleğini ve suskunluklarını taşır. Eğer bir yapı, o yerin ruhuna gerçekten temas edebiliyorsa, zamanla yalnızca hizmet veren bir mekân olmaktan çıkar; o kentin anlatısına dahil olan bir tanığa dönüşür”</em> görüşünü dile getiriyor.</p>
<p><em>Banu Dedeman sorularımıza şu yanıtları verdi:</em></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Dedeman Turizm Grubu, geride bıraktığı zaman dilimini de düşündüğümüzde yalnızca bir konaklama mekânı olmanın ötesinde, bulundukları şehirlerle ilişki kuran alanlar olarak dikkat çekiyor. Özellikle son dönemde kamusal alanların sanatla buluşmasına imkân tanıyan yaklaşımlarınız  öne çıkıyor. Bu çerçevede sormak isterim: </strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Bir otel, bulunduğu kentin kültürel hafızasına nasıl dahil olur? Dedeman bu ilişkiyi kurarken nasıl bir bakış açısıyla hareket ediyor?</strong></span></p>
<p>Bir otelin bulunduğu kentin kültürel hafızasına dahil olması, öncelikle o kenti yalnızca bir yatırım coğrafyası olarak değil, yaşayan bir metin olarak okuyabilmesine bağlıdır. Her şehir kendi ritmini, sesini, belleğini ve suskunluklarını taşır. Eğer bir yapı, o yerin ruhuna gerçekten temas edebiliyorsa, zamanla yalnızca hizmet veren bir mekân olmaktan çıkar; o kentin anlatısına dahil olan bir tanığa dönüşür.</p>
<p>Dedeman olarak bizim yaklaşımımız tam da bu noktada şekilleniyor. Biz misafirperverliği yalnızca konfor üretmek değil, anlam üretmek olarak da görüyoruz. Bir şehrin kültürel dokusuna temas etmeyen hiçbir mekânın kalıcı bir iz bırakabileceğine inanmıyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz her şehirde yerel olanın sesini duymaya, o yerin tarihsel ve toplumsal katmanlarını önemsemeye, mekân ile çevresi arasında daha sahici bir ilişki kurmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Kanaatimce bir otelin kent hafızasına dahil oluşu büyük jestlerle değil, çoğu zaman incelikli tercihlerle mümkün olur: mimaride, malzemede, sofrada, çalışan profilinde, sanatla kurduğu ilişkide, hatta sessizliğinde. Dedeman’ın bakış açısı da tam olarak bu inceliği korumaya dayanıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Otellerinizde yer yer çağdaş sanatla karşılaşmak mümkün. Bu yaklaşım, yalnızca estetik bir tercih gibi görünmüyor; daha çok mekân ile sanat arasında bir diyalog kurma arayışını çağrıştırıyor. Dedeman için sanat, misafir deneyiminin bir parçası mı, yoksa daha geniş bir kültürel kimlik inşasının unsuru mu?</strong></span></p>
<p>Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur.</p>
<p>Dolayısıyla cevap ikisini de içeriyor: Sanat, Dedeman’da hem misafir deneyimini zenginleştiren bir katman hem de markanın daha geniş kültürel kimliğini inşa eden temel unsurlardan biridir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311dc37f23-1778586076.png" alt="" width="278" height="383" /><span style="color: #3598db;"><strong>Otellerinizde, yönetimin üstlendiği sergiler, konserler, kimi organizasyon ve etkinlikler oldu mu? Bu konuda mevcut projeler ve ileriye yönelik hedefleriniz hakkında neler ifade edersiniz?</strong></span></p>
<p>Otellerİmİzde farklı dönemlerde birçok organizasyon ve etkinliğe ev sahipliği yapıyoruz. Eğitim kurumları iş birlikleri, sosyal sorumluluğu destekleyici faaliyetler, çevre bilincinin artırılmasına katkı sağlamak amacıyla çevreci ve sürdürülebilirlik eğitimi konferansları, birçok branşta spor seminerleri, üniversite tanıtım günleri, uluslararası eğitim iş birlikleri, sağlık turizmiyle ilgili söyleşiler, sergiler, konserler ve seminerler gibi birçok konuda bulunduğumuz şehirle diyalog kurmaya devam ediyor ve bunu önemsiyoruz.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Misafirperverliğin en güçlü ifadelerinden biri her zaman sofralar olmuştur. Dedeman’ın farklı coğrafyalardaki yatırımlarında yerel mutfaklara alan açtığını ve geleneksel reçeteleri görünür kılmaya çalıştığını görüyoruz. Bugünün küresel otelcilik anlayışı çoğu zaman standartlaşmaya yönelirken, yerel mutfağı korumak ve öne çıkarmak sizin için bir tercih mi, yoksa bir sorumluluk mu?</strong></span></p>
<p>Ben bunu açık biçimde bir sorumluluk olarak görüyorum çünkü mutfak, yalnızca damak zevkiyle ilgili bir alan değildir; bir toplumun hafızasını, coğrafyasını, iklimini, göçlerini, gündelik hayatını ve kuşaklar arası aktarımını taşır. Bir reçete bazen bir ailenin hikâyesini, bazen bir bölgenin tarihini, bazen de çok daha derin bir kültürel sürekliliği içinde barındırır.</p>
<p>Küresel otelcilik anlayışının standartlaşma eğilimi belli bir hizmet kalitesini güvence altına alma arzusu taşır. Ancak bu eğilim, ölçüsüz hâle geldiğinde mekânları birbirine benzetmeye, şehirleri de kendi özünden uzaklaştırmaya başlar. Oysa seyahatin en kıymetli yanı, insana başka bir yere ait olanı hissettirebilmesidir. Sofra da bunun en güçlü taşıyıcılarından biridir. Bu nedenle yerel mutfağı korumak ve görünür kılmak bizim için sadece bir marka tercihi değil; aynı zamanda kültürel bir özen biçimidir.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Mehmet Kemal Dedeman’ın kültürel mirasını korumak ve yaşatmak için neler yapıyorsunuz?</strong></span></p>
<p><strong>Mehmet Kemal Dedeman</strong>’ın hayat hikâyesi kitabı, söylediği sözlerden oluşan kitapları derlendi ve basıldı. Özyeğin Üniversitesi ile ortak yapılmış Mehmet Kemal Dedeman Bienali sergisinin içeriği özel küratör ile çalışıldı ve periyodik zamanlarda otellerimizde sergilenmeye devam ediyor. Mehmet Kemal Dedeman’ın ismini yaşatmanın en anlamlı yollarından biri, onun temsil ettiği üretim iradesini, düşünsel açıklığı ve ülkeye katkı anlayışını geleceğe taşımaktır. Bu nedenle onun adına sürdürülen araştırma ve geliştirme odaklı çalışmaların yalnızca bir anma biçimi değil, yaşayan bir değer aktarımı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman, Türkiye’de modern otelciliğin gelişimine tanıklık etmiş köklü markaların başında geliyor. Bu uzun geçmişin biriktirdiği kurumsal hafıza bugün nasıl korunuyor? Bu birikim, yeni kuşaklara ve yeni yatırımlara nasıl aktarılıyor?</strong></span></p>
<p>Kurumsal hafıza çoğu zaman yalnızca belge, fotoğraf ya da arşiv üzerinden düşünülür. Oysa hafıza, aynı zamanda bir davranış biçimidir; bir değerler silsilesidir; bir iş yapma ahlakıdır. Dedeman’ın uzun geçmişi de sadece tarihsel bir birikim değil, aynı zamanda bu ülkenin modern otelcilik hikâyesine eşlik etmiş bir deneyim alanıdır.</p>
<p>Biz bu hafızayı geçmişe ait bir nostalji nesnesi olarak değil, bugünü aydınlatan bir kaynak olarak görüyoruz. Kurucu değerleri yeni kuşaklara aktarmak, sadece anlatmakla değil; onları kurumun gündelik dilinde, eğitiminde, yaklaşımında ve karar alma biçimlerinde yaşatmakla mümkün.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311f715c50-1778586103.png" alt="" width="900" height="557" /><span style="color: #3598db;"><strong>Faaliyet gösterdiğiniz bölgelerde yerel istihdamı destekleyen ve mesleki gelişime katkı sağlayan çalışmalar yürüttüğünüz biliniyor. Bir otel zinciri olarak bulunduğunuz coğrafyalarda yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda sosyal bir aktör olmayı nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Bİr kurumun gerçek etkisi, yalnızca ekonomik verilerle ölçülemez. Bulunduğu yere nasıl dokunduğu, hangi imkânları açtığı, hangi hayatlara temas ettiği de en az finansal başarı kadar önemlidir. Bu nedenle biz bir otel zincirinin rolünü yalnızca hizmet sunan bir yapı olarak tanımlamıyoruz.</p>
<p>Yerel istihdamı desteklemek, mesleki gelişim alanları oluşturmak, insanlara bir kariyer kapısı açmak ve bulundukları bölgeye katkıda bulunmak, bana göre otelciliğin etik boyutları arasında yer alıyor. Özellikle gençler, kadınlar ve mesleki gelişim imkânı arayan bireyler için bu tür yapılar yalnızca iş kapısı değil, aynı zamanda toplumsal hareketlilik alanı da yaratabilir. Bir yerde bulunuyorsanız, o yerin geleceğine karşı da sorumluluğunuz vardır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Önümüzdeki yıllarda ülke olarak otelcilik anlayışını kökten değiştirecek gelişmelerin eşiğinde olduğumuz konuşuluyor. Sizce geleceğin “misafir deneyimi” nasıl şekillenecek? Dedeman bu dönüşümün neresinde durmayı hedefliyor?</strong></span></p>
<p>Geleceğİn misafir deneyiminin daha kişisel, daha sezgisel ve daha anlam odaklı bir yapıya doğru evrileceğini düşünüyorum. İnsanlar artık yalnızca kusursuz işleyen sistemler aramıyor; kendilerini gerçekten anlayan, beklentilerini önceden hisseden ve onlara yalnızca hizmet değil, bir tür aidiyet duygusu sunan yapılarla bağ kuruyor.</p>
<p>Elbette dijitalleşme bu dönüşümün merkezinde olacak. Teknoloji sayesinde süreçler hızlanacak, kişiselleştirme artacak, deneyim çok daha akışkan hâle gelecek. Ancak yine de otelciliğin özünde insanın insana gösterdiği özen olduğunu unutmamak gerekiyor. Ben gelecekte fark yaratacak markaların, teknolojiyi insan sıcaklığını derinleştiren bir araç olarak kullanabilen markalar olacağına inanıyorum.</p>
<p>Dedeman’ın hedefi de burada duruyor: köklü misafirperverlik geleneğini, çağın gerektirdiği yeniliklerle buluşturmak. Yani yalnızca modernleşmek değil, anlamını koruyarak yenilenmek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311412c8fc-1778585921.png" alt="" width="600" height="765" /><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman markasının kuşaklar boyunca taşınmış olması, sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor?</strong></span></p>
<p>Kurucumuz Mehmet Kemal Dedeman ile 1947 yılında madencilik sektörüne, 1966 yılında ise otelcilik sektörüne giriş yapan Dedeman Grubu, ikinci kuşak liderleri <strong>Murat Dedeman</strong> ve <strong>Nazire Dedeman</strong> ile devam etti.</p>
<p>Kayseri’den doğup Türkiye çapında büyüyen Dedeman markası bugün ulusal sınırları aşarak dünya çapında bilinir hâle geldi. Dolayısıyla bu benim için yalnızca bir aile mirası değil, aynı zamanda derin bir sorumluluk duygusu. Çünkü böyle köklü bir ismi taşımak, geçmişten gelen emeği, cesareti, terbiyeyi ve kurucu iradeyi de taşımak anlamına geliyor.</p>
<p>Her kuşak aslında kendisine emanet edilen şeyi yeniden yorumlar. Mesele sadece devam ettirmek değil; özü koruyarak yeni zamana tercüme edebilmektir. Ben de bu mirası tam olarak böyle görüyorum. Geçmişe sadakat ile geleceğe açıklık arasında kurulması gereken hassas bir denge var.</p>
<p>Mehmet Kemal Dedeman’ın deyişiyle; <em>“Eskilere Vefa, Yenilere Hoş Seda” </em>diyerek, bu dengeyi geleceğe taşımaya devam edeceğiz. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0310e36e89d-1778585827.png" alt="" width="800" height="501" /></p>
<h2><span style="color: #34495e;">sanat ile mekân arasında yeni bir diyalog</span></h2>
<p>Türkİye’nin ilk yerli otel zincirlerinden, 60 yılı aşkın süredir turizm ve konaklama sektörüne yön veren Dedeman Hospitality, misafir deneyimini çağdaş sanatla buluşturan yeni oluşumu Dedeman Art Space’i hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Mehmet Uzer</strong>’in kurucusu olduğu Uz Gallery iş birliğiyle geliştirilen bu uzun soluklu program, çağdaş sanatla kurulan ilişkiyi görünür kılarken, konaklama deneyimini yaşamın farklı katmanlarıyla birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım sunuyor.</p>
<p>Dedeman Art Space kapsamında düzenlenen ilk sergi, Dedeman İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. <strong>Havva Kurt</strong> kurucu küratörlüğünde hayata geçirilen <em>“HORIZON”</em> başlıklı sergi; toplumsal ve bireysel belleğin kesişim noktalarını, insanın kriz, umut ve doğa ile kurduğu ilişki üzerinden ele alan çok katmanlı bir seçki sunuyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Hospitality bünyesinde geliştirilen Dedeman Art Space’in sürdürülebilir bir sanat ekosistemi oluşturma vizyonunu güçlendiriyor. Aynı zamanda üniversitelerin Plastik Sanatlar ile Sanat ve Kültür Yönetimi bölümleriyle kurulacak iş birlikleri kapsamında düzenlenecek söyleşiler, akademik buluşmalar ve ortak projeler aracılığıyla, sanat üretimi ile akademik düşünce arasında yeni bir etkileşim alanı açılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Istanbul, sanatçılar, akademisyenler, koleksiyonerler ve izleyiciler arasında dinamik bir diyalog kuran çağdaş bir sanat platformuna dönüşüyor.</p>
<p><strong>Aslı Aydemir, Çağla Öztürk, Didem Ünlü, Emir Yasin Yağmurca, Haydar Akdağ, Filiz Piyale Onat, İnan Burhanlı, Mustafa Yılmaz, Kenan Filiz, Korkut Sönmez, Tekin Karakuş, Tuğba Akça</strong> ve <strong>Turgut Türker</strong>’in eserlerini bir araya getiren sergi; otelin lobi ve üst katına yayılan kurgusuyla çağdaş sanat üretimlerini doğrudan mekânın dolaşım alanlarına taşıyarak, izleyiciyi gündelik yaşamın içinde sanatla karşılaşmaya davet ediyor.</p>
<p>Dedeman Hospitality COO’su <strong>Prof. Dr. Tansel Tercan</strong> ve Dedeman İstanbul Genel Müdürü <strong>Tayfun Sancar</strong>’ın koordinasyonunda hayata geçirilen Dedeman Art Space; sanatçılar, izleyiciler ve mekân arasında kurulan ilişkiyi güçlendiren bir platform olarak konumlanıyor.</p>
<p>Program; düzenli aralıklarla hayata geçirilecek sergiler, sanatçı konuşmaları ve farklı disiplinleri bir araya getiren üretim modelleri aracılığıyla, çağdaş sanat pratiklerinin daha geniş kitlelerle buluşmasına olanak tanıyor.</p>
<p>Dedeman İstanbul’da hayata geçirilen bu ilk adım, sanatın Dedeman otelleri ile kurduğu ilişkiyi tanımlarken, misafirlerin sanatla kurduğu bağı gündelik deneyimin doğal bir parçası haline getiriyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/banu-dedeman-1778586222.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gökyüzünden bakınca desen gibi görünen dünya, yaklaştıkça insanın izini ele veriyor. Yeryüzü değişiyor; belki de asıl mesele, bizim yeniden görmeyi öğrenmemiz.</strong></p>
<p><em>“Bak</em><em> büyük yuvarlaklar var, kim çizmiş” </em>diye bağırdı pencere kenarında oturan küçük çocuk. Orta koltukta oturan annesi baktı, <em>“A ne acaba, sanırım ekmişler”</em> dedi. Gayri ihtiyarı koridordaki yerimden başımı uçağın penceresine çevirdim. Neydi acaba… Çapı belki bir kilometre vardı. Sonra bir çığlık daha <em>“Bak anne, beyaz çöl”</em>… Konya’nın üstünden uçtuğumuzu o zaman anladım. Tuz Gölü’nün üzerinden geçiyorduk… Sonradan öğrendim ki o daireler bir çeşit merkezi sulama sistemi yüzünden oluyormuş. Çocuk merakımızı kaybedeli çok olmuş demek ki, diye düşündüm. Uçaktan geçerken, birbirine eklenmiş çok sayıda yama işi gibi duran tarlaya alışıktık… Ya daireler…</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03139da4b4d-1778586525.png" alt="" width="221" height="366" />Geçtiğimiz hafta bir grup basın mensubu arkadaşımla Borusan’ın yeni CEO’su <strong>Özgür Günaydın</strong>’ınla tanışmaya grubun simge binası Perili Köşk’e gidince bir kez daha hatırladım bu sahneyi. Binada <strong>Edward Burtynsky</strong>’nin <em>Dönüşen Yeryüzü </em>sergisi vardı. Küratörlüğünü <strong>Marcus Schubert</strong>’in üstlendiği sergi, insan eliyle dönüştürülmüş coğrafyanın fotoğraflarından, tanıklıklarından oluşuyordu. Madenler, taş ocakları, tuz gölleri, nehirler, erozyon… Gözüm yeryüzü kelimesine takıldı, bir kez daha Türkçenin inceliklerine hayran oldum. Gezegenimize taktığımız pek çok isim var. Ama yeryüzü hem coğrafi, hem edebi… Bu gezegenin de bir yüzü var tıpkı bizim gibi.</p>
<p><strong>Sergi Antalya’da düzenlenecek COP31’e taşınacak</strong></p>
<p> Sohbet sonrası Özgür Bey hepimize serginin kataloğunu hediye etti. Kataloğu açınca benim dairelerle karşılaştım: Pivot Sulama… (16 Ağustos tarihine kadar haftasonları Perili Köşk’te sergiyi gezebilirsiniz.)</p>
<p>Özgür Günaydın’la birlikte bizi ağırlayan Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik <strong>Nursel Ölmez Ateş</strong>’in de güzel bir notu oldu. Bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31’e Borusan kültür ve sanat ruhu katacak ve bu sergiyi oraya taşıyacak.</p>
<p>Sanırım ilerleyen yaşımla birlikte bu sergi kataloglarına olan ilgim de arttı. Eskiden sergi sırasında yaşanan deneyimin daha önemli olduğunu düşünürdüm. Şimdi kataloğu alıp okumak, o sergiyi, küratörün bakış açısını alıp eve getirmek gibi geliyor… Evde tekrar tekrar insan eliyle yeryüzünün nasıl değiştirildiğine bakarken, henüz okunmamış kitap yığınım içinde <em>“Antroposen Olayı/Yerküre, Tarih ve Biz”</em>e denk geldim. Eylül 2025’te İş Kültür Yayınları’nın 21. Yüzyıl Kitaplığı’ndan çıkan <strong>Christophe Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un kitabını Türkçeye <strong>Alp Tümertekin</strong> kazandırmış. Elime alıp hızla sayfaları çevirmeye başladım.</p>
<p><strong>İnsan çağının adı: Antroposen</strong></p>
<p>Anthropos eski Yunancada insan demek. Antroposen kavramı ise insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde belirleyici hale geldiği jeolojik çağ olarak tanımlanıyor. İklim krizi, ekosistem tahribatı gibi büyük ölçekli süreçleri anlatıyor. Bu arada merak edenler için not edeyim, köken olarak her ikisi de Yunanca <em>‘insan’</em>dan gelse de kelimenin andropozla bir ilgili yok!</p>
<p>Aslında Antroposen çağı Sanayi Devrimi ile başlatılıyor. Ama asıl olarak Büyük Hızlanma olarak kaydedilen 1950’lerden sonrasına işaret ediyor. Küresel ısınma, biyoçeşitlilik kaybı ve geri dönülemez ekolojik yıkım ile tanımlanan bu dönem, doğal süreçlerin yerini insan odaklı yapısal bozulmaların aldığı bir süreci ifade eder. Üretim ve tüketim dalgası, bu çağın görünür hale geldiği eşik olarak kabul ediliyor. Plastik, beton, radyoaktif izler… Hepsi insanın jeolojik bir güç haline geldiğinin kanıtı.</p>
<p><strong>“Olay” olarak antroposen</strong></p>
<p><strong>ChrIstophe</strong><strong> Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un yaklaşımı, Antroposen’i yalnızca bir dönem değil, bir <em>“olay”</em> olarak tanımlıyor. Yani geçici bir kriz değil; geri dönüşü olmayan, tarihsel olarak inşa edilmiş bir kırılma. Bu bakış açısı, çevre sorunlarını teknik çözümlerle aşılabilecek bir arıza gibi görmekten uzaklaştırıyor bizi.</p>
<p><strong>Kriz anlatısının ötesinde</strong></p>
<p> Antroposen, bir kriz değil, içinde yaşadığımız yeni bir koşul. Artan sıcaklıklar, çöken ekosistemler, devrilme noktaları, kitlesel yok oluşlar… Bunlar artık istisna değil; gezegenin yeni normalleri. <em>“Çevre krizi” </em>anlatısı, hâlâ geri dönülebilecek bir istikrar yanılsamasını sürdürüyor. Oysa içinde bulunduğumuz çağ, tesadüfi bir kırılma değil; tarihsel olarak örülmüş, yapısal ve kalıcı bir bozulmanın sonucu.</p>
<p>Kitap, çevresel yıkımı soyut bir<em> “insanlık”</em> anlatısına bırakmıyor. Kapitalist genişleme, emperyalist tahakküm ve savaş ekonomisiyle örülmüş bir sürecin sonucu olarak okuyor bu dönüşümü. Sorunun uyarı eksikliği değil; bu uyarıların kimler tarafından bastırıldığı ve neden sistematik biçimde görmezden gelindiği olduğunu söylüyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0313b4cf9a3-1778586548.png" alt="" width="333" height="432" />Bonneuil ve Fressoz, Antroposen’i tek bir başlıkla değil; parçalı ve politik bir tarih olarak yeniden adlandırıyor: Sermaye Çağı, Tüketim Çağı, Ölüm Çağı, Cehalet Çağı… Bu isimler, ekolojik yıkımın arkasındaki güç ilişkilerini görünür kılıyor.</p>
<p><strong>Yeryüzüne yeniden bakmak</strong></p>
<p>Belki de mesele sadece gezegenin değişmesi değil; bizim bakışımızın körelmesi. Uçakta o çocuğun gördüğü daireleri biz neden fark etmiyoruz? Neden artık şaşırmıyoruz? Çünkü alışıyoruz. Çünkü normalleşiyor. Çünkü Antroposen tam da böyle bir şey: Olağanüstünün sıradanlaşması.</p>
<p>Sanatın, bilimin ve edebiyatın kesiştiği yerde ise hâlâ bir imkân var. Bir sergi salonunda, bir fotoğraf karesinde ya da bir kitap sayfasında yeniden bakmayı öğrenmek… Yeryüzünün yüzüne yeniden dikkat kesilmek…</p>
<p>Belki de asıl mesele, gezegeni kurtarmaktan önce, onu yeniden görebilmek.</p>
<p>Ve belki de o küçük çocuğun sesi hâlâ bir yerlerde yankılanıyordur:</p>
<p><em>“Bak…”</em></p>
<p>Çünkü her şey, yeniden bakmakla başlar.</p>
<p>Kendi elimizle yaptığımız bu tahribata razı gelmek değil, mücadele etmek önemli olmalı. <strong>Adnan Yücel</strong>’in şiirinde dediği gibi:</p>
<p><em>“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/566-1778586614.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> yaratıcı yıkım ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümeyi anlamanın yolu artık yalnızca üretmekten değil; bilgiyi dönüştürmekten, inovasyonu içselleştirmekten ve değişimin ritmini yakalamaktan geçiyor. “Yaratıcı yıkım”, çağımızın en belirleyici kavramlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.</strong></p>
<p>Bizden sonraki kuşak daha çok Çin konuşacak. Atalarımız demiş ya, <em>“Başarısızlık öksüz ve yetimdir; başarının bin bir babası vardır!”</em></p>
<p>Çin son yarım yüzyıldır yaptığı hamleleri tekrarlayabilirse, gelecek yüzyılın en çok konuşulacak toplumlarından biri olacak. Bu gelişmede <strong>Xi Jinping</strong>’in <em>“dijitalleşme ve veri egemenliğine”</em> verdiği önemin belirleyici olduğunu düşünüyorum. <em>“Veri temel üretim aracıdır” </em>algısı iktisadi gelişme ve ekonomi politikalarında zamanın ruhunu yaratıyor; bu ruhun çekirdeğini de <em>“yaratıcı yıkım”</em> odaklı gelişmeler oluşturuyor.</p>
<p>Toplumların geleceklerini güven altına alabilmeleri için <em>“hüner”</em> sahibi olma yetmiyor; hünere akıl katarak <em>“yaratıcı yenilik” </em>aşamasına geçmeden ekonomide kararlı büyüme yaratılamıyor. Hüner, bir bilgiyi en ileri düzeyde bilenler kadar uygulayabilme becerisidir. Yaratıcılık ise, hünere akıl katarak en ileri düzeydeki bilgiyi bir basamak daha ileriye taşıyabilme.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031462f0c6c-1778586722.png" alt="" width="344" height="446" /><strong>Ufuk Akçiğit</strong>, büyüme kavramının <strong>Joseph Schumpeter</strong>’e çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Oluşumuna katkı yaptığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabına yazdığı <em>“giriş”</em> yazısında, <em>“Schumpeter’e ait fikirlerin geleneksel ekonomik modellere dahil edilmesindeki güçlükleri”</em> ele alıyor. <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in <em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em> ile endüstriyel organizasyonları makroekonomiye dahil ederek bunun nasıl yapılacağını göstermelerini önemsiyor. Asıl önemlisi, alanında küresel ölçekte sözü olan değişik bilim insanlarının <em>İçsel Büyüme Teorisi</em> konusundaki analizlerini derleyerek önemli bir zihni birikimi kayıt altına alıyor.</p>
<p><em>Letven Capital</em> ve <em>SCALA Yayıncılık,</em> <strong>Ufuk Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in liderliğinde hazırlanan, <strong>Kamil Kılıç</strong>’ın <em>“sunuş”</em>, <strong>Emmanuel Macron</strong>’un <em>“önsöz”</em> yazdığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabında, sunuş ve önsözle birlikte 31 yazı yer alıyor; 973 sayfalık bir başucu kitabı dilimize kazandırılmış.</p>
<p><strong>ilkeden sapma ve özür</strong></p>
<p>Beş yılı aşkın bir zamandır bu dergide kitap tanıtımı yazıları yazıyorum. Okuyucu biliyor; <em>“Başından sonuna özenle okumadığım bir kitap hakkında yazmayı kendi ilkelerime uygun bulmam.”</em> Bu yazıda ilkeden bir sapma yapacağım; okuyucudan özür dilerim.</p>
<p><em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabının üçte birini oluşturan bağımsız analizlerden çıkardığım bazı sonuçları paylaşmada acele ettim. <strong>Özge Öner</strong>’in <em>Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını</em> kitabından sonra <strong>Mariana Mazzucato</strong>’nun <em>Misyon Ekonomisi</em>’ni tanıtmaya çalıştım. <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>öylesine denk geldi ki, çok teknik olan, benim anlama kapasitemi aşan makaleleri bile büyük bir çabayla anlamaya çalışıyorum.</p>
<p>Kitabı, iş dünyasında yöneticilik iddiasında olanların, sivil inisiyatiflerde görev alan yönetici konumundakilerin, medya, özellikle de ihtisas medyası yorumcularının, siyasi irade alanında güç kullanma noktasında bulunanların mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kitabı okumayı bitirmeden aceleci davranmamın nedeni çok açık; geniş bir kitlenin kitabı duymasını sağlayarak önemli bulduğum kuramsal çerçeveyi anlamalarına küçük de olsa bir katkım olsun istedim; Öner ve Mazzucato ile birlikte okunmasının katacağı değeri düşündüm.</p>
<p><strong>faydalı bilginin genişlemesi</strong></p>
<p>Çok sayıda bilim insanının katkılarıyla oluşan kitabın omurgasını <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in öncü makalesi oluşturuyor. Bu iki bilim insanının kitapta yer alan yazılarında <em>“büyümenin”</em> rekabet ve ticaretle, işsizlikle, bir yapıdaki çözülmenin iç döngüsüyle, teknoloji boyutuyla, tükenebilir kaynaklarla, eğitim-öğretimin etkileriyle, üretim ve araştırma organizasyonlarıyla etkileşimi analiz ediliyor.</p>
<p>Çok genel anlatımla <em>“rekabet ve inovasyon odaklı büyüme”</em> dinamikleri sorgulanıyor. Teknolojinin büyümeye katkıları değişik etkileriyle irdeleniyor. Uzun dönemde büyümeyi yaratıcı yıkımın nasıl etkileyeceği inceleniyor.</p>
<p><strong>Joel Mokyr</strong>’in katkısı, <em>“kurumların büyümeye etkileri”</em> konusunda yaygın ve baskın anlayışlara daha farklı pencerelerden bakmamıza yardımcı oluyor. Değişen koşullarda ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimin için üreteceğimizi derinliğine düşünme; zamanın ruhuna uygun alternatif tepki biçimleri geliştirebilme için kavramsal araçlarımızı çeşitlendirme fırsatı yaratılıyor.</p>
<p>Mokyr bize <em>“sürdürülebilir büyümenin salt sermaye ile mümkün olmadığını, faydalı bilginin genişletilmesinin de gerektiğini”</em> kanıtlıyor. Bir basamak ilerleyince kültürle büyüme ilişkisi konusundaki düşünce alanımız genişliyor.</p>
<p><strong>Julian Kolev</strong> ve arkadaşları, Aghion ve Howitt (AH) yaklaşımı ile Aghion, <strong>Dewatripont</strong> ve <strong>Stein</strong> (ADS) yaklaşımında firma düzeyinde yatırım teşviklerinde iç dinamiklerin değişik boyutlarıyla saha çalışmalarında rehber oluşturuyor. İş insanları ve girişimcilerin yatırım kararlarındaki bakış ufukları yükseltiliyor.</p>
<p><strong>büyüme anlayışımız değişiyor</strong></p>
<p><em>Yaratıcı</em><em> Yıkım Ekonomisi</em> kitabını oluşturan makalelerin derinliğine daldıkça, büyüme üzerine düşüncelerimizin kökten değiştiğini hissediyoruz. Günümüz koşullarında ekonomide başarının gerek şartlarından birinin yaratıcı yıkımı kavramak, diğerinin de değişken ve belirsizliği artıran koşulları sürekli sorgulayarak uyum için yeni yol ve yöntemlerle tanışmak olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em>, bizim on yıla yakın bir zamandır yazılarımızda sıklıkla vurguladığımız <em>“büyük güç içeride yaratılır”</em> çağrımızı da destekliyor. Başarı için endüstriyel organizasyonları makroiktisadi gelişmelere entegre edeceksek, elimizde bir kuramın olması gerekiyor; kitap bize zengin bir kuramsal çerçeve oluşturma yollarını da açıyor. İnovasyon, rekabet gücü yaratmanın ve uzun dönemli geleceği güven altına almanın bileşenlerinden biri. Biz, düşük ve yüksek rekabet koşullarında inovasyon etkilerini zihnimizde netleştirmemişsek, yapısal özellikler ve yaratıcı yıkım etkileşimini kavramamışsak, küresel entegrasyonun gereklerini belirleyerek adımlar atmıyorsak, uzun dönemli geleceği güven altına alamayız.</p>
<p>Kitaptaki makaleler, üretim ağının çok değişik katmanlarındaki içsel dinamiklerin yeni koşullara nasıl uyum sağlayacağını sorgulaması açısından çok önemli.</p>
<p>Yeni teknolojilerle emek piyasası etkileşimi, eşitsizlikteki artış, giderek az sayıdaki nitelikli işgücüne bağımlılığın artması gündemimizdeki sorunlar. Yaratıcılık ve büyüme ilişkileri iş insanlarını ilgilendiriyorsa, <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabındaki makaleler gerçekten işe yarar fikirler üretiyor.</p>
<p>Günümüzdeki önemli tartışmalardan biri de üretkenlikteki düşme eğilimi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yarattığı değeri ölçme zorlukları. Bir başka sorun faiz oranları ve büyüme ilişkileri. Kitapta bütün bu konuların derinliğine sorgulaması var.</p>
<p>Bilgi yayılması ve içsel tepki de geleceğin üretim örgütlenmesinin temel sorunlarından bir başkası. Çevre duyarlılığı ve inovasyon katkıları da bilim insanlarının özenle sorguladıkları hususlar.</p>
<p>Pazara yeni giren start-up’lar, köklü firmalar, üniversite araştırmaları gibi yapıların iş yapma verimini nasıl etkilediğini merak edenler de <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabını başuçlarından ayırmamalı.</p>
<p>Finans sisteminin sermayeyi en kârlı yöntemleri kullanarak tahsis etme işlevinin ne yönde ilerlediği de makalelerde özenle irdelenen konular.</p>
<p>Fikirlerde eksikliklerin yaratabileceği sorunlar, vergi uygulamalarının yaratıcı yıkım bağlamındaki etkileri, vergi oranları ve inovasyon konuları da üretim ağlarında yer alan hepimizi ilgilendiren hususlar.</p>
<p><strong>Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in büyük katkısını, <strong>Dani Rodrik</strong>’in <em>Eşitsizlikle Mücadele</em> ve <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <em>Yapay Zekâ</em> üzerine yaptıkları kolektif çalışmalarla ele almak ve büyüme konusunda yapılan çalışmaları derinliğine izlemek geleceği yaratmanın gerek şartı.</p>
<p>Biraz zamana kıymak, işlerimizi bilinçli yönetmek için insanlığın ortak aklından yararlanmak adına bize sunulan bu çalışmaların değerini bilmeli, onları anlamlandırmalıyız. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/kitap-book-1767962224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yaratıcı yıkım ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, yakın zamanda en anlamlı genel kurullarından birini gerçekleştirdi. 23 Ocak 1995 tarihinde 55 öncü gönüllü ile birlikte <strong>Suna Kıraç</strong> tarafından kurulan TEGV’de yönetim kurulu başkanlığı görevi, 31’inci yılında kızı İpek Kıraç’a emanet edildi. Suna Kıraç’ın <em>“Ömrümden Uzun İdeallerim Var”</em> dediğinde, belki de ilk sıraya koyduğu eğitim desteklerinin simge yapılarından olan TEGV’in bayrağını, 110 bin gönüllüsü, 1 milyona uzanan bağışçısıyla birlikte  <strong>İpek Kıraç</strong> dalgalandıracak.</p>
<p>Anlamlı bir tarihte gerçekleşti sözünü ettiğim bayrak değişimi. Her birimiz yanımızdaysa sarılarak, sonsuz uzaklıklardaysa anarak, dualar göndererek yaşıyoruz Anneler Günü’nü. İpek Kıraç’ın aldığı başkanlık sorumluluğunun ardından yaptığı açıklamanın da en çok sonsuzluklarda karşılık bulduğunu düşünüyorum. İpek Kıraç’ın<em> “Hepimizin kardeşi” </em>ifadesini kullandığı TEGV’in, destek sunduğu 3 milyon 355 bin 296 genci kardeş yaptığına inanıyorum.</p>
<p>Görevi, TEGV’de 21 yıl gönüllü, mütevelli, yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olarak hizmet veren <strong>Özalp Birol</strong>’dan devralan İpek Kıraç duygularını aşağıdaki satırlarla paylaştı:</p>
<p><em>“Annemin emaneti olan, büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğum bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek. Bir çocuk değişir demek, Türkiye gelişir demek! Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in değerleri ışığında, ortak ideallerimizle, ülkemizin çocukları için yeni ufuklara birlikte yürüyeceğiz. Benim için bundan daha değerli bir amaç ve daha büyük bir mutluluk olamaz…</em></p>
<p><em>Ve tabii ki sevgili Anneme…</em></p>
<p><em>TEGV’in senin için ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bana verilen bu sorumluluğun ne demek olduğunun çok iyi farkındayım. Senin büyük zorluklar karşısında kurduğun, koruduğun ve büyüttüğün bu kurumun başına geçerek en büyük sorumluluğu sana karşı aldığımın da bilincindeyim.</em></p>
<p><em>“İçin rahat olsun annem, senin çocuğun, ama artık hepimizin kardeşi emin ellerde…”   </em></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>siemens türkiye, 170’inci yıl kutlamasını </strong><strong>genç müzisyenlerin enerjisiyle gerçekleştirdi</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315a9330e9-1778587049.png" alt="" width="626" height="637" /></strong></span>Neresinden bakarsanız, mutluluk veren bir gece. Bir global sermaye ki coğrafyamızda 170 yıldan bu yana kesintisiz hizmet yürütmeye devam ediyor. Türkiye’de pek çok yeniliğe imza atmış, 1881 yılında İstanbul’u ilk telefon santrali ile buluşturmuş, ilk enerji santralinin kurulmasına vesile olmuş Siemens, gençlerle gerçekleşen müziğin ve sanatın eşliğinde, davetli bayileriyle birlikte 170’inci yıl kutlaması yaptı. 26 yıldır düzenlenen “Siemens Türkiye Opera Yarışması”nda ödül alan, Devlet Opera ve Balesi bünyesindeki deneyimli solistler ile son yılların genç seslerini ve genç kuşağın öne çıkan keman sanatçılarından <strong>Veriko Tchumburidze</strong>’yi bir araya getiren etkinlikteki konser, Siemens Arts Program Direktörü Prof. Dr. <strong>Stephan Frucht</strong> tarafından yönetildi.</p>
<p>Yarım asırdır bulunduğu grupta, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO’luk görevini 19 yıldır sürdüren <strong>Hüseyin Gelis</strong> geceye ilişkin, “Siemens’in bu topraklardaki 170 yıllık yolculuğu boyunca teknoloji ve inovasyonun yanı sıra kültür ve sanatın gelişimine katkı sunmayı da önemli bir sorumluluk olarak gördük. 170. yılımızı kutladığımız bu dönemde, genç sanatçıları destekleyen bu özel geceyi hayata geçirmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Türkiye’den yetişen yeteneklerin uluslararası sahnelerde daha güçlü yer bulmasına katkı sağlamayı büyük bir ciddiyetle ele alıyor ve bununla ilgili olarak elimizden gelen tüm adımları atmaya çalışıyoruz” dedi gururla.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’a gelen ilk yurt dışı sermayeli şirketlerden olan Alman Siemens, 1856’da telgraf hattı kurarak girdiği coğrafyamızda pek çok yeniliğe imza attı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de kalkınma hamlesinde önemli roller oynadı. Koç Grubu ile kurulan işbirliği neticesi ilk fabrikasını 1961’de açtı.</p>
<p>Siemens, kuruluşunun üzerinden geçen birkaç yılın ardından girdiği Türkiye pazarında, kesintisiz 170 yıl geçirdi. Kesintisiz diyorum çünkü, İkinci Dünya Savaşı döneminde pek çok ülkedeki faaliyetlerini durdurmasına, savaşın ardından da küçülme yaşamasına karşın Türkiye’deki faaliyetleri kesintiye uğramadan 170 yıl devam etti.</p>
<p>Siemens Türkiye’ye sanatla da geçen nice yaşlar diliyorum.</p>
<p><span style="color: #e67e23;"><strong>insan/the human, </strong><strong>50 yıllık fotoğraf birikimini okuru ile buluşturuyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315b6c5249-1778587062.png" alt="" width="159" height="206" /></strong></span></p>
<p>Annesinden kalan bir kutu makine ile başladı her şey. 1960’lı yılların ortalarında karşısına çıkan yadigâr kutu fotoğraf makinesinin büyüsü, <strong>Selim Seval</strong>’in fotoğraf sanatçılığı yolculuğunun rotasını çizecekti. Banka ve finans kuruluşlarında geçen profesyonel yaşamının yanında fotoğraf merakı, yaşamının en konforlu alanı oldu Selim Seval’in.</p>
<p>Halen de öyle. Yılların fotoğraf sanatçısı Seval, sanatını Türkiye’de hemen her coğrafyada ve sayısız ülkede icra ederken, Fotoğraf Sanatı Derneği, İstanbul Fotoğraf Müzesi gibi kurumların kurulmasında da rol aldı. Yanı sıra üretken bir yazar da oldu. İmzasını koyduğu yedinci kitabı yakın zamanda okurları ile buluştu. Selim Seval, yeni kitabı “İnsan/The Human” ile yarım yüzyılı aşan bir fotoğraf birikimini insanın hikâyesi başlığı altında topluyor.</p>
<p>Seval’in kurucu ortaklarından olduğu finansal teknoloji şirketi Octet Türkiye’nin sponsor olduğu çalışma; farklı coğrafyalarda çekilen 276 siyah-beyaz fotoğraftan oluşan bir seçki. Kitap, insanın doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünü, gündelik hâllerini ve ortak duygularını belgesel bir doğrulukla bir araya getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ipek-kirac-1778587223.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Evke: Sanayi şehirleri ağır şartlar altında üretim yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği (RUMELİSİAD) kuruluşunun 20’nci yılı, düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Programa milletvekilleri, Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, belediye başkanları, Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyasının temsilcileri ve davetliler katıldı. Resepsiyonda, ekonomik ve sosyal ilişkileri güçlendiren yeni açılımların süreceği vurgulanırken, Balkan coğrafyasında kurulan güçlü bağların, gelecek dönemde de yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağı ifade edildi.</p>
<p>RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, resepsiyonda yaptığı konuşmada, Rumeli insanının tarih boyunca zorluklar karşısında üretmekten vazgeçmediğini dile getirerek, bulunduğu her yerde çalışkanlığı, disiplini ve mücadele ruhuyla değer ürettiğini belirtti. Evke, RUMELİSİAD’ın da bu anlayışın Bursa’daki güçlü yansıması olduğunu ifade etti. Murat Evke, üretimin içinden gelen insanlar olarak piyasanın da sokağın da fabrikaların yükünün de yakından bilindiğini dile getirdi. Evke, özellikle sanayi şehirlerinin giderek ağırlaşan koşullar altında üretim yapmaya çalıştığını belirterek, enerji maliyetlerinin yükseldiğini, finansmana erişimin zorlaştığını ve iş gücü ihtiyacının üretim üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti. Murat Evke, sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin dikkatle ele alınması gereken önemli bir sorun olduğuna işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0308052733e-1778583557.JPG" alt="" width="620" height="413" /></p>
<h2>“Üretim sadece ekonomik mesele değildir”</h2>
<p>Murat Evke, üretimin yalnızca ekonomik bir başlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydederek, sanayi üretimindeki düşüşün istihdamı, sosyal dengeyi ve şehirlerin canlılığını olumsuz etkilediğini söyledi. Evke, bu nedenle sanayinin Türkiye için stratejik güçlerden biri olarak görülmesi gerektiği vurguladı. Evke, yatırımcının asıl beklentisinin öngörülebilirlik, istikrar ve uzun vadeli plan yapabileceği güçlü bir ekonomik iklim olduğunu belirterek, üretimin daha fazla desteklenmesi gerektiğine işaret etti. Murat Evke, yüksek teknolojinin teşvik edilmesi, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve nitelikli insan kaynağının artırılmasının önemine değindi. Bursa’nın dönüşümün en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdüreceğini aktaran Evke, kentin Türkiye’nin sanayi hafızasını taşıyan, ihracat üreten ve kalkınma yürüyüşüne yön veren temel yapı taşlarından biri olduğunu ifade etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-1778583592.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği&#039;nin 20’nci yıl resepsiyonunda konuşan Başkan Murat Evke, sanayi şehirlerinin artan enerji maliyetleri, finansmana erişim zorlukları ve iş gücü baskısı altında üretim mücadelesi verdiğini söyledi. Üretimin yalnızca ekonomik değil, sosyal denge ve istihdam açısından da stratejik önem taşıdığını vurgulayan Evke, sanayinin daha güçlü desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalıp sektöründe rekabet kızışıyor, Türkiye için Avrupa fırsatı büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Küresel ekonomide artan belirsizlikler, enerji maliyetleri ve tedarik zincirindeki kırılmalar, Türkiye kalıpçılık sektörünü daha temkinli ve stratejik hareket etmeye zorluyor. Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB) Başkanı Şahan Eçin, sektörün hem risklerle hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Eçin, savaşlar ve jeopolitik gelişmelerin ekonomik etkilerine dikkat çekerek, “Enerji maliyetleri, hammaddeye erişim ve lojistikte yaşanan sorunlar kalıp üreticilerini daha planlı hareket etmeye zorluyor. Bu süreçte hata payını minimize etmek artık bir tercih değil, zorunluluk” dedi. Türkiye’de artan işçilik maliyetleri ve kur dalgalanmalarının da etkisiyle üretimde verimlilik baskısının arttığını belirten Şahan Eçin, “Artık sadece üretmek yeterli değil. İlk seferde doğru üretmek, maliyetleri kontrol altında tutmanın anahtarı haline geldi” diye konuştu. Sektörün geleceğinin mühendislik kabiliyeti, dijitalleşme ve yüksek hassasiyetli üretim teknolojilerine yapılacak yatırımlarla şekilleneceğini belirten Eçin, Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti.</p>
<h2>5 bin işletme, 100 bin istihdam</h2>
<p>Türkiye kalıpçılık sektörü, geniş üretim altyapısı ve istihdam gücüyle sanayinin kritik bileşenleri arasında yer alıyor. Sektör; 5 binin üzerinde işletmeden oluşuyor, yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlıyor. Pazar büyüklüğü ise 3 milyar dolar. Küresel ölçekte ise kalıp sektörünün büyüklüğü 120 milyar dolar seviyesinde bulunurken, 2036’ya kadar 180 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay yaklaşık yüzde 2,5 seviyesinde kalırken, sektörün dolaylı etkilerle 8–10 milyar dolarlık bir ekonomik hacmi etkilediği hesaplanıyor. Ayrıca sektörde kapasite kullanım oranlarının yüzde 60 seviyelerinde kalması da dikkat çekiyor.</p>
<h2>Avrupa’dan Türkiye’ye yönelim</h2>
<p>Mevcut zorluklara rağmen Türkiye için önemli bir fırsat penceresinin de açılmış olduğuna işaret eden Eçin, Avrupa’da artan maliyetlerin ve Çin kaynaklı rekabet baskısının alternatif tedarikçi arayışını hızlandırdığına işaret etti. “Her ne kadar eski ‘ucuz ülke’ imajımız kalmamış olsa da, Avrupalı tedarikçilerin gözünde hâlâ güçlü bir alternatifiz” diyen Eçin, bu kapsamda Almanya Kalıpçılar Birliği (VDWF) ile temasların artırıldığını açıkladı. 2026’nın üçüncü çeyreğinde Almanya’dan bir sektör heyetinin Türkiye’yi ziyaret edeceğini belirten Eçin, bu sürecin B2B iş birliklerinin önünü açacağını söyledi. Ayrıca 2027’de Türkiye’de geniş kapsamlı bir Dünya Kalıpçılar Zirvesi düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<h2>“Çin rekabeti artık Avrupa için de ciddi bir tehdit”</h2>
<p>Sektörün en büyük sorunlarından biri olan Çin rekabetinin artık Avrupa için de ciddi bir tehdit haline geldiğini belirten Şahan Eçin, bu konuda uluslararası iş birliklerinin güçlendirildiğini ifade etti. 2026’nın ikinci yarısında Brüksel’de yapılması planlanan toplantıda Avrupalı kalıp üreticilerinin ortak hareket edeceğini kaydeden Eçin, “Amaç, haksız rekabet koşullarına karşı tek ses olmak” dedi. Eçin, sektörün temel sorunlarını yüksek yatırım maliyetleri ve uzun proje süreleri, artan maliyet baskısı ve düşük kârlılık, uzayan ödeme vadeleri, nitelikli iş gücü eksikliği ile teknoloji ve bilgi kaybı riski olarak ifade etti. Eçin, Türk kalıp sektörünün otomotivden beyaz eşyaya, savunmadan medikale kadar birçok stratejik alana hizmet verdiğini hatırlatarak, “Bu süreçte daha verimli, daha hızlı ve daha katma değerli üretim yapmak zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/1/1280x720/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-1778580245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UKUB Başkanı Şahan Eçin, küresel belirsizliklerin arttığı dönemde kalıp sektöründe maliyet baskısının yükseldiğini ancak Avrupa’nın alternatif tedarik arayışının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Sektörün 3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı Türkiye’de, “ilk seferde doğru üretim” kritik eşik haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küresel ekonomideki değişim doğru okunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD), BUSİAD Evi'nde 'Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme' paneli düzenledi.</p>
<p>BUSİAD Ekonomi Danışmanı Doç. Dr. Derya Hekim sunum yaptığı toplantıda küresel ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler, piyasalardaki son durum ile iş dünyasına yönelik stratejik öngörüler belirtildi. İş insanlarının yoğun katılım gösterdiği etkinlikte, ekonomik göstergeler ve gelecek döneme ilişkin beklentiler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, konuşmasında küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını söyledi. Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02f9b23c140-1778579890.JPG" alt="" width="681" height="454" /></p>
<h2>“Küresel ekonomide kırılgan dönem”</h2>
<p>Hatunoğlu, BUSİAD’ı yalnızca bir gönüllülük kuruluşu değil, aynı zamanda öngörü üreten bir yapı olarak gördüklerini belirterek, iş dünyasının en önemli ihtiyacının doğru analiz ve geleceğe hazırlık olduğunu ifade etti. İş dünyasının öncelikli beklentilerinin finansmana erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü artıracak düzenlemeler olduğunu dile getiren Hatunoğlu, bu alanlarda güçlendirmeye ihtiyaç olduğunu söyledi. BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’ne değinen Hatunoğlu, talepte yavaşlama, maliyet baskılarının devamı ve üretimde zayıflama sinyalleri görüldüğünü aktardı. Türkiye’nin üretim gücü, genç nüfusu ve stratejik konumuyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Hatunoğlu, çözümün verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar ve katma değerli üretim olduğunu ifade etti. BUSİAD’ın da veri üreten ve yön gösteren bir yapı olmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<h2>“Dünya ticaretinde değişim zamanı”</h2>
<p>Toplantıda ayrıca BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve BUSİAD Ekonomik ve Sektörel Gelişmeler Komitesi Başkanı Ali Kerem Alptemoçin, son altı yılda dünya ekonomisinin yalnızca değişmediğini, kurallarının da yeniden yazıldığını aktardı. Alptemoçin, 2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, uzun yıllardır alışık olunan küresel düzen; daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda çok daha hızlı tepki veren bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Alptemoçin, “Karadeniz ve Ortadoğu merkezli jeopolitik gerilimler, bölgesel sınırlarını aşarak küresel etkiler yaratmaktadır. Bu bölgelerden ihraç edilen buğday, doğal gaz ve petrol gibi stratejik ürünlerde yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde arz güvenliğini ve fiyat istikrarını doğrudan etkilemektedir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a02fed8e503b-1778581208.jpg" alt="" width="700" height="644" /></p>
<h2>“Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş”</h2>
<p>Bir dönüşüm sürecinin içinde olduğunu belirten Alptemoçin, şu ifadeleri kullandı: “Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş ve zaman zaman karamsarlık havası hissedilmektedir. Diğer taraftan, Dünya ekonomisinin ağırlık merkezinde önemli değişimlerin yaşanacağı giderek daha net görülmektedir. Almanya, Japonya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomilerin göreli olarak gerileyeceği, Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin teknoloji, üretim ve nüfus dinamiklerinin de etkisiyle daha belirgin bir yükseliş gösterecekleri anlaşılmaktadır. Yani birileri yükselmeye çalışırken, diğerleri konumlarını koruma mücadelesi vermektedir.”</p>
<h2>“Ekonomiler ulusal güvenlik meselesine dönüştü”</h2>
<p>Devletlerin ticaret, enerji, teknoloji, finansman ve askerî güç unsurlarını birlikte kullanmaya başladıklarına şahit olduklarını belirten Alptemoçin, “Çünkü bu belirsizlik ve kırılganlık ortamında ekonomik sürdürülebilirlik, doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüşmektedir. Bu gelişmeler ışığında diyebiliriz ki; Türk firmalarının faaliyetlerini koruyabilmeleri ve hatta işlerini büyütebilmeleri için, jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeleri dikkatle takip etmeleri ve daha bölgesel, hatta küresel organizasyonlara dönüşmeleri gerekmektedir” diye konuştu. Alptemoçin, Türkiye ekonomisi, büyümenin kompozisyonu ve sektörlere dağılımı açısından dengeli bir görünüm sergilemese de, 2025 yılında, bir evvelki yıla göre yaklaşık yüzde 3,6 büyüme gösterdiğini kaydetti.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/tuncer-hatunoglu-1778581181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği tarafından BUSİAD Evi’nde gerçekleştirilen “Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme” başlıklı toplantıda ekonomi gündemi ele alındı. Küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını belirten BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Offshore rüzgar için yerler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, TÜREK konferansında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin offshore (kıyıya yakın denizde) rüzgar enerjisi santralinin kurulması için seçilen yerleri açıkladı.</p>
<p>Bayraktar, 2035’e kadar Türkiye’nin offshore rüzgar enerji kurulu güç hedefinin de 5 gigavat olarak belirlendiğini duyurdu. Bayraktar ayrıca iletim altyapısına 2035 yılına kadar 30 milyar dolarlık yatırımın planlandığını kaydetti. </p>
<p>Türkiye’de en uygun yerlerin Kuzey Ege olduğu uzun süredir biliniyordu. Bu nedenle, Başta Yunanistan olmak üzere uluslararası alanda da yer seçimi konusu önem taşıyor. </p>
<p>Türkiye bu alandaki yatırımların tartışmalı bölgelerde olmayacağı yönünde daha önce mesajlar vermişti. Bakan Bayraktar Konuşmasında, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı. </p>
<p>Bakan Bayraktar konuşmasında, “Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri de deniz üstü yani offshore rüzgâr enerjisi olacaktır. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahiptir. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore saha belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz.” dedi. </p>
<p>YEKA yarışması açılacak olması, burada üretilecek elektriğe belirli bir süre alım garantisi verileceği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Şebeke yatırımlarında detaylar belirleniyor</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, taşıt araçlarından küresel ısınmaya kadar, yaşamın her alanında elektrikleşmenin güçlenerek devam ettiğini, talebin yükseldiğini ve buna hazırlık yaptıklarını vurguladı. Yakın zamanda açıklanacak yeni yol haritası belgesinde de temel vurgunun bu olacağını kaydeden Bayraktar, iletim ve şebekeye yapılacak yatırımlara yönelik bazı unsurları açıkladı. Bu kapsamda, yüksek verimli iletim imkanı veren doğru akım teknolojisi HVDC (High-voltage direct current) iletim şebekesine ilişkin 14 bin 700 km uzunluğundaki yatırımın 40 GW kapasiteli olacağını, 15 bin KM yeni alternatif akım iletim hattı yanında 40 yeni konvertör merkezi planlandığını vurguladı. </p>
<p><strong>Rüzgar YEKA için bu yıl 1.5 GW yarışma açılacak</strong></p>
<p>Öteyandan, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmada alım garantili model olan YEKA yatırımları için yeni yarışmaların açılacağını da hatırlatarak, bu yıl içinde rüzgar santralleri için yeni alanlar açılacağını belirtti. Bayraktar, “Önümüzdeki dönemde her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA yarışmaları düzenlemeye devam edeceğiz. Bu program vesilesiyle bu yıl yapmayı planladığımız YEKA yarışmalarımıza ilişkin de birkaç detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının 1500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK araştırması: Türkiye&#039;de yoksulluk oranı yüzde 20,6</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), "İstatistiklerle Aile 2025" bülteni yayımlandı.</p>
<p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye'de 2008'de 4 olan ortalama hane halkı büyüklüğü azalış gösterdi ve 2025'te 3,08 kişiye düştü.</p>
<p>İllere göre incelendiğinde, 2025'te ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Bu ili, 4,63 kişiyle Şanlıurfa ve 4,43 kişiyle Batman izledi.</p>
<p>Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişiyle Tunceli olarak belirlendi. Bu şehri, 2,5 kişiyle Giresun ve 2,51 kişiyle Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2014'te yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranı 2025'te yüzde 20,5'e yükseldi.</p>
<p>Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hane halklarının oranı 2014'te yüzde 67,4 iken 2025'te yüzde 62,7'e geriledi. Diğer yandan, geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hane halklarının oranı, aynı dönemde yüzde 16,7'den yüzde 13,5'e düştü.</p>
<p>Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının oranı, 2014'te yüzde 2,1 iken, 2025'te yüzde 3,3'e yükseldi.</p>
<p><strong>En yüksek tek kişilik hane halkı oranı Gümüşhane'de</strong></p>
<p>İllere göre hane halkı tipleri incelendiğinde, geçen yıl tek kişilik hane halklarının oranının en yüksek olduğu il yüzde 32,7 ile Gümüşhane oldu. Bu ili yüzde 30,8 ile Tunceli ve yüzde 30,5 ile Giresun izledi.</p>
<p>Tek kişilik hane halklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 11,5 ile Batman olarak kayıtlara geçti. Bu ili yüzde 12,4 ile Diyarbakır ile Van takip etti.</p>
<p>Aynı dönemde, tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, yüzde 70,5 ile Gaziantep oldu. Bu kentin ardından yüzde 69,8 ile Diyarbakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıurfa geldi. Tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en düşük çıktığı il ise yüzde 49,9 ile Tunceli olarak saptandı. Bu şehri yüzde 51,5 ile Gümüşhane ve yüzde 53,4 ile Artvin izledi.</p>
<p><strong>Hane halklarının yüzde 11,3'ü tek ebeveyn ve çocuklu</strong></p>
<p>Türkiye'de 2025'te, toplam hane halklarının yüzde 11,3'ünü tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan aileler oluşturdu. Toplam hane halklarının yüzde 2,8'inin baba ve çocuklar, yüzde 8,5'inin ise anne ve çocukların bulunduğu ailelerin oluşturduğu belirlendi.</p>
<p>Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, geçen yıl yüzde 13,8 ile Bingöl olarak kayıtlara geçti. Bu şehri, yüzde 13,7 ile Elazığ ve yüzde 13,4 ile Adana izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 8,3 ile Ardahan, yüzde 8,9 ile Burdur ve yüzde 9,1 ile Yozgat olarak tespit edildi.</p>
<p>Toplam hane halkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu iller, yüzde 10,7 ile Bingöl, yüzde 10,4 ile Elazığ ve yüzde 10,2 ile Adana, bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 5,6 ile Ardahan, yüzde 6,5'er ile Burdur ve Yozgat oldu.</p>
<p>Baba ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu şehirler yüzde 4,3 ile Kilis, yüzde 3,7 ile Batman, yüzde 3,6 ile Malatya olarak belirlenirken bu oranın en düşük olduğu iller yüzde 2,2 ile Sinop, yüzde 2,3'er ile Nevşehir ve Kastamonu olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Geniş aileler en çok Hakkari'de</strong></p>
<p>Geniş aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, 2025'te yüzde 21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari'yi yüzde 19,2 ile Batman, yüzde 18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranın en düşük olduğu şehir ise yüzde 9,2 ile Eskişehir olarak belirlendi. Bu ili, yüzde 10,3'er ile Ankara ve Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl toplam hane halkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 olurken bunların yüzde 41,9'unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü.</p>
<p>0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu il yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu il ise yüzde 27,3 ile Tunceli olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 14,1'inde iki çocuk, yüzde 5,7'sinde üç çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu belirlendi.</p>
<p><strong>1 milyon 836 bin 496 yaşlı tek başına yaşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de, hanelerin 7 milyon 46 bin 560'ında yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu, hanelerin yüzde 26,1'inde en az bir yaşlı fert yaşadığı tespit edildi.</p>
<p>Bu hanelerin, 1 milyon 836 bin 496'sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu yılda, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş 3 milyon 502 bin 33 kişiden, 2 milyon 452 bin 909'unun anne ve/veya babasıyla yaşadığı görüldü.</p>
<p>Bu gruptaki kişilerin oranı, yüzde 70 olarak hesaplandı. Bu oranın yüzde 42,6'sını erkekler, yüzde 27,4'ünü kadınlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Birinci dereceden kuzenlerle evlilik yüzde 8</strong></p>
<p>2025'te toplam resmi evlilikler içinde, birinci dereceden kuzenleriyle akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı yüzde 8 oldu. Akrabalık türüne göre evlilikler incelendiğinde, bireylerin yüzde 46,4'ünün hala/dayı çocukları, yüzde 27,2'sinin amca çocukları, yüzde 26,4'ünün ise teyze çocukları ile evlendiği belirlendi.</p>
<p>2010'da gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9'unu akraba evliliği oluştururken bu oran sürekli düşüş göstererek 2020'de yüzde 3,8'e, 2025'te yüzde 3'e geriledi.</p>
<p>Geçen yıl toplam evli bireyler içinde akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranının en fazla olduğu il yüzde 19,7 ile Mardin olarak belirlendi. Bu ili yüzde 18,8 ile Şanlıurfa, yüzde 16,7 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 1,2 ile Edirne, yüzde 1,5 ile Kırklareli ve yüzde 2 ile Çanakkale olarak sıralandı.</p>
<p>Akraba evliliği oranı en yüksek il yüzde 16,9 ile Şanlıurfa olarak tespit edildi. Bu ili, yüzde 11 ile Mardin, yüzde 10,8 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 0,4'er ile Kütahya ve Edirne, yüzde 0,5 ile Çanakkale çıktı.</p>
<p><strong>Aile ve çocuklar en büyük mutluluk kaynağı</strong></p>
<p>Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2025 sonuçlarına göre kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı yüzde 69 oldu. Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler sıralamasında bunu yüzde 15,6 ile çocuklar, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eş, yüzde 3,3 ile anne/baba ve yüzde 1,9 ile torunlar takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre geçen yıl Türkiye'de 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde hem annesi hem babası vefat etmiş olanların sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş olanların ise 79 bin 214 olduğu hesaplandı.</p>
<p>Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu kayıtlara geçti.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2025'te ülke genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısı 15 bin 508 olarak kaydedildi. Koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 10 bin 841 ve evlat edindirilen çocuk sayısı 681 oldu.</p>
<p>Kesinleşen davalar sonucu geçen yıl 193 bin 793 çift boşandı. 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Velayetlerin yüzde 74,6'sını anne, yüzde 25,4'ünü baba aldı.</p>
<p><strong>Yoksulluk oranları araştırıldı</strong></p>
<p>Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60'ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı 2025'te yüzde 20,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>Hane halkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hane halklarının yüzde 9,8'inin, tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının yüzde 20,4'ünün, geniş ailelerden oluşan hane halklarının yüzde 27,1'inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının ise yüzde 14,3'ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirlendi.</p>
<p><strong>Kendilerine ait konutta oturanların oranı yüzde 57,1</strong></p>
<p>Konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, 2025'te fertlerin yüzde 57,1'inin oturduğu konutun sahibi olduğu, yüzde 27'sinin ise kiracı yaşadığı anlaşıldı. Lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9 olurken kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Nüfusun yüzde 28,8'inin konutunda, sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi gibi sorunlar, yüzde 27,9'unun izolasyondan dolayı ısınma sorunları, yüzde 22,1'inin trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadığı tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/nufus-kalabalik-1761029954.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de ortalama hane halkı büyüklüğü 3,08 kişiye gerilerken ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının oranı yüzde 62,7&#039;ye düşerken tek kişilik hane halklarının oranı yüzde 20,5&#039;e yükseldi. Verilere göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60&#039;ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı yüzde 20,6 olarak hesaplandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zaman gerçekten çok hızlı akıp gidiyor; Kenan Doğulu bir single olarak çıkışını yaptığı "Aşk ile yap" şarkısını sanki sadece 2-3 yıl önce ilk kez söylemiş gibi geliyor. Oysa 11 sene geçmiş üzerinden. Şarkının müziği de, ritmi de güzel, hatta sonraları yayınlanan klibi de çok başarılı. Fakat ilk duyduğumda beni etkileyen elbette sözleri oldu.  2015 yazında çıkış yapan bu şarkının sözleri sanki bir pazarlama dersi verir gibi. Nakaratını hatırlayalım mı?</p>
<p><strong>Ne yaparsan yap, aşk ile yap.</strong></p>
<p><strong>Ne dediğin değil, nasıl dediğin olay!</strong></p>
<p><strong>Açılır kapılar ardına kadar;</strong></p>
<p><strong>Kalpten gülersen, kalanı detay, gerisi kolay…</strong></p>
<p>Sizinle Türkiye'de yaşanmış dört ayrı vakayı paylaşacağım; sonrasında dördü için de düşünce ve yorumlarımı…</p>
<p>Önemli bir şirketin Satış Direktörü, bir cuma akşamı saat 22.47’de tüm ekibe kısa bir e-posta gönderdi: “Bu ayki performans kabul edilemez. Pazartesi herkes açıklamasını hazırlasın.”Aslında amacı ekibi motive etmekti fakat mesajın tonu sert, saati yanlış, dili ise suçlayıcıydı. Hafta sonu boyunca çalışanlar arasında panik sürdü. Bir çalışan rakip firmayla görüşmeye karar verdi. Bir diğeri Cumartesi ve Pazar günlerinde telefonla ulaştığı müşterilere agresif satış baskısı uyguladı. Pazartesi sabahı ofiste kimse "strateji" konuşmuyordu; herkes kendini savunuyordu! Üç hafta sonra şirket en büyük müşterilerinden birini kaybetti.</p>
<p>Genç bir mühendis çalıştığı fabrikada üretim hattındaki küçük bir teknik problemin ileride ciddi kalite sorununa dönüşebileceğini fark etti. Toplantıda söz aldı: “Bu parçanın uzun vadede risk yaratabileceğini düşünüyorum.” Ancak üretim müdürü sözünü kesti: “Şu an negatif senaryolara değil, teslim tarihlerine odaklanalım.” O gün konu kapandı. Altı ay sonra aynı problem yüzünden binlerce ürün geri çağrıldı. Şirket milyonlarca lira zarar etti. Yönetimin organize ettiği kriz toplantısında herkes aynı soruyu soruyordu: “Bunu neden daha önce fark etmedik?”</p>
<p>Bir e-ticaret şirketinin sisteminde lojistik kaynaklı büyük bir aksama yaşandı; yüzbinlerce siparişin teslimatı gecikti. Şirket yönetimi önce problemi çözmek istedi. “Biraz daha bekleyelim, sonra açıklarız” dediler. Ancak müşteriler sessizliği farklı yorumladı. Sosyal medyada yorumlar hızla arttı: “Siparişim kayıp mı?” “Dolandırıldık mı?” “Neden kimse açıklama yapmıyor?” Şirket beş gün sonra bir açıklama yaptı ama müşterilerin şirkete duydukları güven, o beş günde çoktan zarar görmüştü.</p>
<p>Aile şirketi hızla büyüyordu. Ciro artıyor, yeni yatırımlar yapılıyor, herkes başarı hikâyesi anlatıyordu. Ama finans ekibi sessizce başka bir tablo görüyordu: Nakit akışı bozulmaya başlamıştı. Kimse YK Başkanı da olan patrona bunu açıkça söylemek istemedi. Çünkü şirkette kötü haber getiren kişiler “negatif” olarak etiketleniyordu. Toplantılarda herkes olumlu konuştu, raporlar yumuşatıldı, riskler ertelendi. Bir yıl sonra şirket çok ciddi bir finansal darboğaza girdi. Patron kriz toplantısında şunu söyledi: “Kimse bana durumun bu kadar kötü olduğunu söylemedi.”</p>
<p>Bir e-postanın, yani yazılı bir mesajın &amp; metnin tonu olur mu? Elbette olur! İlk vakadaki şirketin en önemli müşterisini kaybetme sebebi satış performansı değil, <u>içeride oluşan güvensizlik ortamıydı</u>. Bazen bir şirketin atmosferini ve koca bir ekibin motivasyonunu <strong>yanlış bir üslup ile yazılmış tek bir e-posta</strong> değiştirebilir! İkinci vakadaki şirketin milyonlarca lira zarar etmesine neden olan, yönetimin fabrikadaki üretim problemini daha önce fark edememesi değildi, çünkü aslında fark edilmişti, kısa bir zaman ve küçük bir bütçe ayrılarak önlenebilecek bir riskin "<strong>sadece konuşulmasına izin verilmemişti</strong>". Üçüncü vakadaki asıl kriz kargo gecikmesi değildi. Asıl kriz, <u>müşterilerin kendilerini sahipsiz &amp; yalnız hissetmeleriydi</u>. Şirket yönetimi açıklama yapmak için beş koca gün boyunca beklememeliydi! Çünkü kriz anlarında insanlar aslında mükemmel çözüm değil; <strong>önce şeffaflık, samimiyet ve dürüstlük görmek isterler!</strong> Son olarak, dördüncü vakadaki <u>aile şirketinin en büyük problemi finansal değil, kültüreldi</u>; gerçeklerin konuşulamadığı bir yerde, bir süreliğine sorunların seslerini kısabilir ya da duymazdan gelebilirsiniz; ama bu yöntemle onların daha da büyümelerine engel olamazsınız!</p>
<p>İş dünyasının yakın tarihine baktığımızda, birçok önemli kurumun asıl kayıplarını kötü stratejiden değil, "kötü iletişim" yüzünden yaşadığını görüyoruz. Bir yöneticinin çalışanını dinlememesi, bir mühendisin riskleri yeterince anlatamayışı veya dikkate alınmaması, bir markanın kriz anında sessiz kalması ya da üst yönetimin yalnızca duymak istediği şeyleri duyması… Günümüz iş dünyasında bunların hiçbiri “küçük birer problem” değildir! Çünkü iletişim artık yalnızca insan ilişkilerinin konusu değildir; doğrudan "finansal performansın", "marka değerinin" ve "kurumsal sürdürülebilirliğin" temel belirleyicisidir. Nokia’nın çöküşü yalnızca Apple’ın yükselişiyle açıklanamaz. Nokia'da, şirket içinde oluşan "korku kültürü" nedeniyle orta kademe yöneticilerin kötü haberleri üst yönetime taşımaktan çekindikleri yıllar sonra ortaya çıktı. Yani şirket gerçeği görmüyor değildi; gerçekler yukarıya ulaşamıyordu!  Aslında bu durum aile şirketlerinden holdinglere kadar çok tanıdık bir tabloyu işaret ediyor: işletmeler bazen en büyük darbeyi rakiplerinden değil, kendi organizasyonlarındaki “sessizlikten” alıyorlar. Türkiye’de benzer örnekleri görmek ne yazık ki çok daha mümkün. Özellikle kriz dönemlerinde birçok büyük şirketin yaşadığı en önemli sorunlardan biri “iletişim boşluğu” oluyor. Çalışanlar ne olduğunu bilmiyor, müşteriler net bilgi alamıyor, yatırımcılar belirsizlik hissediyor ve belirsizlik, iş dünyasının en pahalı maliyetlerinden birine dönüşüyor! İnsanlar kötü haberi tolere edebilir; ancak belirsizliği uzun süre taşıyamazlar. Dijital çağda bu durum çok daha kritik hale geldi. Eskiden şirketler krizleri günlerce yönetebiliyordu, bugün ise birkaç saatlik sessizlik bile sosyal medyada güven kaybına dönüşebiliyor. Hatırlayın, 2021'de Yemeksepeti’nin veri sızıntısı sonrası yaşadığı tartışmalar bunun yakın dönem örneklerinden biriydi. Kullanıcıların önemli kısmı yalnızca veri ihlaline değil, "sürecin iletişim biçimine" tepki göstermişlerdi. Bu bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor: krizlerin kendisi kadar, o krizlerin "nasıl anlatıldığı" da şirketlerin kaderini belirliyor. İletişim kazaları yalnızca dış dünyaya karşı yaşanmıyor. Şirketlerin kendi içindeki dil de büyük önem taşıyor. Birçok kurumda çalışanlar, fikirlerini yöneticilerine rahatça söyleyemiyorlar. Toplantılarda herkes aynı fikirdeymiş gibi davranıyor, riskler küçültülüyor, sorunlar erteleniyor; yani gerçekler filtreleniyor! Oysa sağlıklı şirket kültürlerinde en değerli çalışanlar, iyi haber taşıyanlar değil; "yönetime gerçekleri söyleyebilenler"dir. Bugün dünyanın en güçlü organizasyonları incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çekiyor; şeffaf iletişim kültürü. Çünkü güçlü iletişim yalnızca bilgi aktarmak değildir; güven üretmektir.  Güvenin olmadığı yerde ekip ruhu zayıflar, müşteri sadakati azalır, stratejik karar kalitesi düşer, krizler büyür, yönetsel kapasite küçülür, şirket içi enerji sessizce tükenir…</p>
<p>İş dünyasında birçok finansal kaybın "bilançosu" vardır, ancak iletişim kayıplarının çoğu bilançolarda görünmez. Kaybedilen motivasyon, söylenmeyen fikirler, erken fark edilmeyen riskler, sessizce ayrılan yetenekli çalışanlar ve yavaş yavaş aşınan marka itibarı… Bunların toplam maliyeti çoğu zaman fabrikalardan, makinelerden ya da yatırımlardan inanın ki daha büyüktür! Belki de bu yüzden günümüz iş dünyasında en kritik yönetim becerilerinden biri artık “konuşmak” değil; doğru şeyi, doğru zamanda, doğru şekilde konuşabilmek ve dinleyebilmek! <strong>Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti martta yüzde 2,76 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026 dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, martta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,76, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,24 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 3,5, işçilik endeksi yüzde 1,54 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 25,61, işçilik endeksi yüzde 30,07 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 1,89, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26,26 yükseliş kaydetti. Martta bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,23, işçilik endeksi yüzde 1,33 artış sergiledi. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ise malzeme endeksi yüzde 24,17, işçilik endeksi yüzde 29,76 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 5,63, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 30,46 artış gösterdi. Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 7,48, işçilik endeksi yüzde 2,28 artış kaydetti. Malzeme endeksi, martta yıllık bazda yüzde 30,09, işçilik endeksi yüzde 31,16 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, inşaat maliyet endeksi aylık bazda yüzde 2,76, yıllık bazda ise yüzde 27,24 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besler&#039;den ilk 3 ayda 9,4 milyar lira konsolide ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Besler, 2026'nın ilk üç ayına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran şirket, geçen yılın aynı dönemine kıyasla konsolide ciro ve kârlılığını artırarak büyümesini sürdürdü.</p>
<p>Besler'in yılın ilk çeyreğindeki konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 artarak 9,4 milyar lira oldu. Brüt karı yüzde 2,9 artışla 2,5 milyar liraya ulaşan şirketin, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) ise yüzde 5,1 artışla 1,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı da yüzde 13,5'e yükseldi. Besler, 2026'nın ilk üç ayında 708 milyon lira ihracat geliri elde etti.</p>
<p>Şirket, sene sonu hasılat büyüme beklentisini 1 puan sapma payıyla yüzde 3, FAVÖK marjı beklentisini ise 1 puan sapma payıyla yüzde 13,5 olarak açıkladı.</p>
<p>Yıldız Holding bünyesinde oluşturulan Gıda Grubu yapılanmasıyla organizasyonunu daha da güçlendiren Besler'in, dondurulmuş gıdada SuperFresh yüzde 34, margarinde ise Bizim Yağ ve Terem markalarıyla toplam yüzde 68,6'lık pazar payı ve üretim gücüyle sektördeki konumunu koruduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Yılın ilk üç aylık döneminde, şirketin tüketici ihtiyaçlarına hızlı yanıt veren ürün stratejisi ve kategori odaklı yaklaşımı, satış performansına da olumlu yansıdı. Besler'in lider markaları ile ramazan dönemini de kapsayan ilk çeyrekte hayata geçirdiği iletişim faaliyetleri ve yenilikçi ürünleri tüketiciyle kurulan güçlü bağı destekledi." denildi. </p>
<p>Yağ kategorisinden elde edilen hasılat 6,1 milyar lira olurken, dondurulmuş gıda ve konserve kategorilerinden elde edilen hasılat ise 3,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sürülebilir peynir kategorisinde ise Ülker Sürmix, 2026 yılının ilk çeyreğinde 400 bin haneye ulaşırken, geçen yılın aynı dönemine kıyasla pazarın hızlı büyüyen alt segmenti olan çeşnili sürülebilir peynir kategorisinde tonaj bazında yüzde 31 pazar payı elde etti.</p>
<p><strong>"İnovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, 2026 yılına güçlü finansal performans ve stratejik hedefleriyle uyumlu bir büyümeyle başlangıç yaptıklarını belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, öncü markaları, verimli üretim anlayışı ve yenilikçi ürün portföyüyle istikrarlı büyüme hedeflerine kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz. 2026'ya Yıldız Holding Gıda Grubu çatısı altında organizasyonumuzu yeniden yapılandırarak güçlü bir başlangıç yaptık. Grup bünyesinde lider şirketlerimiz ve markalarımız ile gıda sektörünün sürdürülebilir dönüşümü için üretimden tedarik zincirine, inovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de inovasyonu işimizin merkezinde tuttuğumuz ürün portföyümüzü sürekli geliştirirken, güçlü finansal yapımız, yüksek üretim kapasitemiz, AR-GE yatırımlarımız ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızla gıda ekosisteminin geleceğine yön vermeye kararlıyız."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besler&#039;in yılın ilk çeyreğinde 9,4 milyar lira konsolide ciroya ulaştığı bildirildi. Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da derinleşen çatışma, küresel petrol arzında tarihi bir kırılmaya yol açarken, ülkeler enerji talebini azaltmak ve tüketiciyi korumak için acil önlemler almaya başladı. Bu önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’na göre savaş, küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisine neden oldu. Krizin merkezinde, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı var. Savaşın ardından boğazdan geçen akış normal seviyelerin çok altına inerken, küresel enerji arzı da hızla daraldı.</p>
<p>IEA verilerine göre mart ayında küresel petrol arzı günlük 10 milyon varilden fazla geriledi. Petrol fiyatı 100 doların üzerine çıkarken, dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerdeki artış daha da hızlı oldu.</p>
<p>IEA Başkanı Fatih Birol’un uyarısı ise tabloyu özetliyor: Hızlı bir çözüm olmazsa, enerji piyasaları ve ekonomiler üzerindeki baskı daha da ağırlaşacak.</p>
<p>Bu kriz, enerji güvenliğinin artık yalnızca arz kaynakları ya da fiyat politikalarıyla yönetilemeyeceğini gösteriyor. Ülkeler, enerji tüketimini kısmak için gündelik hayatın içine dokunan önlemleri devreye alıyor. Uzaktan çalışmadan klima sınırlamalarına, toplu taşıma desteklerinden kamu seyahati yasaklarına kadar uzanan önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu (WEF) değerlendirmesi, ülkelerin tarihi enerji şokuna verdiği yanıtları 6 başlıkta topluyor:</p>
<p><strong>1- EVDEN ÇALIŞMA VE UZAKTAN EĞİTİM</strong></p>
<p>Enerji talebini azaltmanın en hızlı yollarından biri, işe ve okula gidiş gelişleri sınırlamak oldu. Endonezya, kamu çalışanları için cuma günleri evden çalışmayı zorunlu hale getirirken, Myanmar çarşamba günleri benzer bir uygulama başlattı. Pakistan ve Filipinler ise kamu çalışanları için dört günlük çalışma haftasına geçti.</p>
<p>Eğitim tarafında da Sri Lanka, Peru ve Bangladeş gibi ülkeler okul haftalarını kısaltıyor ya da uzaktan eğitimi artırıyor. Böylece hem ulaşım kaynaklı yakıt tüketimi hem de okul ve ofis binalarındaki enerji kullanımı azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>2- BİNALARDA SOĞUTMA SINIRLAMASI </strong></p>
<p>Sıcak iklimlerde klima kullanımı, elektrik talebinin en önemli kalemlerinden biri. Bu nedenle bazı ülkeler kamu binalarında soğutma kullanımına doğrudan müdahale ediyor. Tayland, Bangladeş ve Kamboçya kamu ofislerinde klima kullanımına sıcaklık sınırları getirirken, Ürdün devlet dairelerinde klima kullanımını tamamen yasakladı. Bu önlemler, enerji krizinin yalnızca akaryakıt değil, elektrik tüketimi üzerinden de yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>3- TOPLU TAŞIMAYI TEŞVİK</strong></p>
<p>Ulaşım, petrol talebini azaltmak için en kritik alanlardan biri. Bu nedenle ülkeler özel araç kullanımını sınırlamak ve toplu taşımayı cazip hale getirmek için farklı araçlar kullanıyor. Litvanya iki ay boyunca yerel tren ücretlerini yüzde 50 düşürdü. Filipinler bazı şehirlerde öğrenciler ve çalışanlar için ücretsiz otobüs uygulaması başlattı. Fransa, işe gitmek için özel araca bağımlı düşük gelirli kişiler için elektrikli araç kiralama programlarını yeniledi. Şili ise elektrikli araç almak isteyen taksicilere finansal destek sağladı.</p>
<p>Bazı ülkeler de yakıt karışımlarını değiştirmeye yöneldi. Tayland ve Arjantin, benzindeki biyoetanol oranının artırılmasına izin veren düzenlemeler yaptı.</p>
<p><strong>4- KAMU SEYAHATLERİNİ KISITLAMA</strong></p>
<p>Enerji tasarrufunda devletin kendi harcamaları ve hareketliliği de mercek altında. Güney Kore kamu çalışanları için araç kullanım kısıtlaması getirirken, Ürdün ve Pakistan kamu görevlilerinin uluslararası seyahatlerini yasakladı. Ürdün ayrıca yabancı heyetlerin ağırlanmasını da sınırladı.</p>
<p>Sri Lanka da kamu görevlilerinin seyahatlerini azaltırken, toplu taşıma kullanımını teşvik ediyor. Bu adımlar, kamu sektörünün hem tasarruf sağlamasını hem de topluma örnek olmasını amaçlıyor.</p>
<p><strong>5- FİYAT TAVANI VE SÜBVANSİYON</strong></p>
<p>Enerji krizinin hanehalkı ve işletmeler üzerindeki baskısını azaltmak için bazı ülkeler doğrudan fiyatlara müdahale ediyor. Hırvatistan ve Macaristan akaryakıtta fiyat tavanı uygularken, Çekya perakendecilerin kar marjlarını sınırladı. Çin rafine petrol ürünlerinde iç fiyatları kontrol altında tutuyor. Japonya ise sübvansiyon destekli fiyat tavanı uygulamasına geçti. Bu önlemler kısa vadede rahatlama sağlıyor. Ancak kamu bütçeleri üzerinde ek yük yaratıyor. Ayrıca fiyatı baskılamak, tüketimi azaltma motivasyonunu da zayıflatabiliyor. Bu nedenle fiyat desteklerinin enerji tasarrufu politikalarıyla birlikte yürütülmesi kritik görülüyor.</p>
<p><strong>6- ULUSAL ENERJİ TASARRUFU KAMPANYALARI</strong></p>
<p>Birçok ülke, zorunlu önlemlerin yanında vatandaşları davranış değişikliğine çağırıyor. Avustralya “Every Little Bit Helps” kampanyasıyla yakıt ve enerji tüketiminde gönüllü azaltımı teşvik ediyor. Mısır, özel ve ticari aydınlatmanın sınırlandırılmasını ve hafta sonları mağaza saatlerinin kısaltılmasını istedi. Mozambik, Laos, Etiyopya ve Vietnam gibi ülkeler de halka enerji tasarrufu çağrısı yaptı. Bu kampanyalar, enerji krizlerinin artık yalnızca hükümetlerin değil, toplumun tamamının katılımıyla yönetilebileceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/esg-toplanti-1778565898.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
