<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-en-yuksek-temmuz-ayi-ihracat-degerine-ulasildi-86409</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: En yüksek temmuz ayı ihracat değerine ulaşıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan, temmuz ayı geçici dış ticaret istatistikleri hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Türkiye'nin temmuz ayı ihracatının, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 25 milyar 623 milyon dolar olarak gerçekleştiğini anımsatan Bolat, böylece tarihsel olarak en yüksek temmuz ayı ihracat değerine ulaşıldığını ifade etti.</p>
<p>Bolat, ayrıca temmuz ayında tüm zamanların en yüksek ikinci aylık ihracatının da gerçekleştiğine dikkati çekerek, bölgesel savaşlara ve küresel olumsuzluklara rağmen yılın 7 ayında ihracatın yüzde 3,4 artışla 161 milyar 539 milyon dolara yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracatın da temmuzda geçen yıla göre yüzde 3,4 artışla 278,5 milyar dolara yükseldiğini aktaran Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Temmuz 2025 yıllıklandırılmış ihracatımız 269,3 milyar dolardı. Bu yılın temmuz ayı itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatımız 9,2 milyar dolar arttı. Temmuzda mal ithalatımız, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,1 artışla 32 milyar 966 milyon dolar olarak gerçekleşti. Temmuzda yıllıklandırılmış ithalatımız geçen yıla göre yüzde 4,9 yükselişle 375,3 milyar dolar oldu. Temmuz 2025'te yıllıklandırılmış ithalatımız 357,7 milyar dolardı. Geçen ay itibarıyla yıllıklandırılmış mal ithalatımız 17,6 milyar dolar arttı."</p>
<p><strong>"OVP hedefini aşmak üzere çalışmalarımıza devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, küresel ekonomide devam eden jeopolitik gerginlikler, ağırlaşan uluslararası şartlar, korumacılık ve zayıf dış talebe rağmen ihracatta dirençli bir görünümün öne çıktığına işaret etti.</p>
<p>Finansman, ihracat destekleri, rehberlik ve yurt dışı teşkilatının faaliyetleriyle ihracat potansiyelini daha da güçlendirmek üzere çalışmaların kararlılıkla devam edeceğini vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu 'yüksek katma değerli ve rekabetçi ihracat vizyonu' kapsamında ülkemizi dünya ihracat liginde üst sıralara çıkarmak ve haksız ithalata karşı üreticilerimizi korumak amacıyla faaliyetlerimiz hız kesmeden sürdürülecektir. Önümüzdeki dönemde, ihracatta OVP hedefi olan 282 milyar doları aşmak üzere çalışmalarımıza tüm gücümüzle devam edeceğiz."</p>
<p>[post-86394]</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-en-yuksek-temmuz-ayi-ihracat-degerine-ulasildi-86409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticaret istatistiklerini değerlendiren Bakan Bolat, temmuz ayı ihracatının geçen yıla göre yüzde 2,9 artışla 25 milyar 623 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirterek, böylece tarihsel olarak en yüksek temmuz ayı ihracat değerine ulaşıldığını vurguladı. . ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-istihdaminin-korunmasiyla-ilgili-destek-programinda-degisiklik-86408</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi istihdamının korunmasıyla ilgili destek programında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıkları ve Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) tarafından hazırlanan "İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, destek programı 1 Ocak 2026-31 Aralık 2028 tarihlerinde korunan istihdama yönelik yürütülecek.</p>
<p>Destekler, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının belirleyeceği referans dönemlerine ait ortalama aylık prim gün sayısını, 6 aydan kısa olmamak kaydıyla Bakanlıkça belirlenecek koruma dönemlerinde aylık bazda koruyan işletmelere sağlanacak.</p>
<p>Ödeme talep edilen aydaki aylık prim gün sayısının, referans dönemi ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda ilgili ayda istihdam korunmuş sayılacak. Ayrıca, koruma döneminin başından itibaren ödeme talep edilen ay dahil dönemdeki ortalama aylık prim gün sayısının, referans döneminin ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda, bu dönemdeki tüm aylarda istihdam seviyesi korunmuş kabul edilecek.</p>
<p>İstihdamını koruyan işletmelere, belirlenen şartlara uygun olarak ve istihdam maliyetlerine göre belirlenecek limitlerde kullanacakları krediler için destek sağlanabilecek.</p>
<p>Kullanılabilecek kredi tutarı, işletmenin referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde beyan edilen destek kapsamı iş yerleri bazında prime esas toplam kazanç tutarının aylık ortalamasının, koruma dönemindeki ay sayısının 6'da 1'i ile çarpımı kadar olacak. Bakanlık tarafından belirlenecek teknik kriterlere uyan işletmeler için bu tutar bir kat artırımlı uygulanacak.</p>
<p>Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar uyarınca düzenlenen teşvik belgesine sahip işletmeler, teşvik belgesinde öngörülen ilave istihdam sayısının, programa başvuru yılının ocak ayında geçerli olan brüt asgari ücretin 6 katıyla çarpılması sonucu bulunan tutar kadar kredi kullanabilecek. İşletme başına sağlanabilecek destek tutarı, başvuru tarihi sonrasında kullanılan azami 6 ay anapara ödemesiz ve 36 aya kadar vadeli bir kredi için azami 15 destek puanına kadar karşılık gelen tutarla sınırlı olacak.</p>
<p>Teşvik belgesine sahip işletmeler için 1 Haziran 2028 tarihine kadar tamamlama vizesinin yapılmış olması kaydıyla, tamamlama vizesi tarihini takip eden aydan itibaren 6 aylık dönemdeki toplam SGK prim gün bildirimlerinde, teşvik belgesinin düzenlendiği tarihte öngörülen ilave istihdam sayısının yarısının 180 ile çarpımı sonucu bulunacak prim ödeme gün sayısının sağlanması durumunda destek ödemeleri yapılacak.</p>
<p>Destek ödemeleri, SGK iş yeri sicil numarasındaki işkolu koduna göre imalat sanayi kodları ile kayıtlı iş yerleri esas alınarak istihdamını koruyanlara istihdam koruma kriterinin sağlandığı ay sayısının koruma dönemindeki ay sayısına oranı nispetinde uygulanacak.</p>
<p>Referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen ortalama prim gün sayısı sıfır olan veya bu aylarda sigortalı çalıştırılmadığı için beyanname vermeyen iş yerleri programdan yararlanamayacak.</p>
<p><strong>Destek ödeme işlemleri</strong></p>
<p>Düzenlemeyle, destek programına başvuru için istenecek bilgi ve belgeleri belirlemeye Bakanlığın yanı sıra KOSGEB de yetkili olacak.</p>
<p>KOSGEB tarafından ilgili aya ait destek tutarlarının aktarılmasına esas talep yazısı, izleyen ayın 9'uncu gününün sonuna kadar Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğüne gönderilecek.</p>
<p>Genel Müdürlük, oluşturulan ödeme listesini esas alarak Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü vasıtasıyla ödemeleri gerçekleştirecek.</p>
<p>Bakanlık tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar, Genel Müdürlük tarafından SGK'nin ilgili banka hesabına, KOSGEB tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar ise SGK'nin ilgili banka hesabına veya işletmenin "Go Dijital Cüzdan" hesabına aktarılacak.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-istihdaminin-korunmasiyla-ilgili-destek-programinda-degisiklik-86408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelikle, imalat sanayisi sektörlerinde istihdamın korunması ve artırılmasına yönelik olarak çalışan sigortalılar için uygulanacak destek programında değişikliğe gidildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tsenin-yurt-disi-organizasyonlarina-cumhurbaskani-karar-verecek-86407</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> TSE&#039;nin yurt dışı organizasyonlarında karar Cumhurbaşkanı&#039;nın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından düzenlenecek uluslararası organizasyon ve toplantılara yönelik mal ve hizmet alımlarıyla ilgili esaslar belirlendi. </p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'yla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ilgili kuruluşu TSE tarafından düzenlenecek ve Cumhurbaşkanınca belirlenen uluslararası organizasyon ve toplantıların yürütülmesi için yurt içinden veya yurt dışından yerli ya da yabancı gerçek ve tüzel kişilerden yapılacak mal ve hizmet alımlarında uygulanacak usul ve esaslar belirlendi.</p>
<p>Buna göre TSE'nin yapacağı veya katılacağı uluslararası organizasyon ve toplantılardan hangilerinin Türkiye adına düzenleneceğine Cumhurbaşkanı karar verecek.</p>
<p>Yurt içindeki ve yurt dışındaki yerli veya yabancı gerçek veya tüzel kişilerden yapılacak mal ve hizmet alımları, doğrudan alım usulüyle temin edilecek.</p>
<p>Alımlarda ilana çıkılması, geçici ya da kesin teminat alınması, yeterlilik kurallarının aranması ve sözleşme yapılması zorunlu olmayacak.</p>
<p>TSE tarafından hazırlanan alıma ilişkin dokümanda, alım yapılacak mal veya hizmetin nitelikleri ayrıntılı belirtilecek.</p>
<p>Alımlar, kısmen veya tamamen elektronik ortamda ya da Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) üzerinden gerçekleştirilebilecek. Alım yapılmadan önce TSE tarafından her türlü fiyat araştırması yapılarak katma değer vergisi hariç olmak ve dayanaklarıyla birlikte bir hesap cetvelinde gösterilmek üzere yaklaşık maliyet hazırlanacak.</p>
<p><strong>İsteklilerde aranan şartlar</strong></p>
<p>Harcama yetkilisince bir alım komisyonu kurulacak, bu komisyon eksiksiz toplanacak ve kararlar çoğunlukla alınacak.</p>
<p>Komisyon, teklif veya başvuru kapsamında sunulan belgelerin doğruluğunu teyit etmek için gerekli gördüğü belge ve bilgileri isteyebilecek.</p>
<p>İstenilen yeterlik kriterlerini taşımadığı halde teklif veren veya bu hususta gerçek dışı beyanda bulunan istekliler, değerlendirme dışı bırakılacak.</p>
<p>Geçici teminat alınmasına karar verilen hallerde, alıma ilişkin dokümanda belirtilmesi kaydıyla, teklif edilen ilk bedelin yüzde 3'ünden az olmamak üzere istekli tarafından verilecek tutarda geçici teminat alınabilecek.</p>
<p>Alım onay belgesinde belirtilmesi kaydıyla, taahhüdün sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak amacıyla sözleşmenin yapılmasından önce alım bedeli üzerinden hesaplanarak yüzde 6 kesin teminat alınabilecek.</p>
<p>Tedavüldeki Türk parası, yabancı para cinsinden teklif verilmesine izin verilen alımlarda teklif edilen yabancı para, bankalar tarafından verilen teminat mektupları, Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgeler, Türkiye'de yerleşik sigorta şirketleri tarafından kefalet sigortası kapsamında düzenlenen kefalet senetleri teminat olarak kabul edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tsenin-yurt-disi-organizasyonlarina-cumhurbaskani-karar-verecek-86407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, TSE&#039;nin yapacağı veya katılacağı uluslararası organizasyon ve toplantılardan hangilerinin Türkiye adına düzenleneceğine Cumhurbaşkanı karar verecek. Yurt içindeki ve yurt dışındaki yerli veya yabancı gerçek veya tüzel kişilerden yapılacak mal ve hizmet alımları, doğrudan alım usulüyle temin edilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/barandan-bankalara-cagiri-kredi-verirken-bilancoya-degil-kapasiteye-bakin-86402</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baran’dan bankalara çağırı: Kredi verirken bilançoya değil kapasiteye bakın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) ağustos ayı meclis toplantısında konuşan Başkan Gürsel Baran, enflasyonla mücadeleyi önemli bulduklarını ancak sahadan gelen seslerin finansman ihtiyacı nedeniyle işletmelerin sıkıntı içinde olduğunu gösterdiğini bildirdi. </p>
<p>“Finansman ihtiyacı büyük ancak maliyetler çok yüksek” diyen Baran, işletmelerin kaynak yetersizliği nedeniyle işletme sermayelerinden tükettiklerini ve böylece sermaye ihtiyacının da büyüdüğünü kaydetti.</p>
<p>ATO bünyesinde 170 bini aşkın üyenin faaliyet gösterdiğini belirten Baran, üyeleriyle bir araya geldiklerinde en çok dile getirilen konunun finansman sıkıntısı olduğunu aktardı. </p>
<p>KOBİ’lerin finansman talebini sadece ‘kredi’ olarak görmemek gerektiğinin altını çizen Baran,  “İşletmelerin hammadde alması, maaş ödemesi, makinesini yenilemesi, ihracat yapabilmesi, dijitalleşmesi ve yeşil dönüşüme hazırlanması için finansmana ihtiyacı var” diye konuştu.<br />Finansman maliyetinin, işletmelerin üretebileceği katma değerin önüne geçtiğinde sistemin çalışmadığını vurgulayan Gürsel Baran, “İşletmeler bırakın büyümeyi, mevcudu korumayı başaramıyor” dedi.  </p>
<p>KOBİ’lerin sermayeyi yatırıma değil günlük faaliyetini çevirmeye harcadığı ortamda kalıcı büyümenin beklenemeyeceğini dile getiren Baran,  “Finansmana erişimde yalnızca geçmiş dönem bilançosuna değil, işletmenin üretim kapasitesine, siparişlerine, ihracat potansiyeline ve oluşturduğu istihdama da bakılmalı. Bugün finansmana ulaşamadığı için küçülen sağlam bir işletmenin bilançosunun da sağlam kalmasını beklemek gerçekçi değildir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“OVP’de KOBİ’lerin de yol haritasını görmek istiyoruz”</strong></p>
<p>Artan maliyetlerin fiyatlamayı zorlaştırdığına vurgu yapan Baran, “Bugün üyelerimiz ve bankalar aynı noktada buluşamıyor. Bunu Anadolu’da birkaç işletmenin sorunu olarak da görmeyelim lütfen. KOBİ demek, Türkiye ekonomisi demek” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bir süre sonra açıklanacak OVP’de KOBİ’lerin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Baran, “KOBİ’nin nasıl güçlendirileceğine dair yol haritasını da görmek istiyoruz. İş insanları olarak, işletmelerimiz için biz de üç yıl sonrasını planlayabilmek istiyoruz.” dedi. </p>
<p>Baran, KOBİ’lerin küçüldüğü ortamda ekonominin büyüyemeyeceğini belirtirken, “KOBİ’lerimiz için düşük maliyetli işletme sermayesi kredileri devreye alınmalı. Özellikle üretim yapan, ihracat gerçekleştiren ve istihdamını koruyan işletmelerimiz için uygun maliyetli, uzun vadeli ve mümkünse belirli bir süre geri ödemesiz finansman modelleri oluşturulmalı” dedi.</p>
<p>Vergi gelirlerinde artış için üretim ve ticaretin artması gerektiğini bildiren Gürsel Baran, vergisini zamanında ödeyen işletmelerin ödüllendirildiği bir sisteme ihtiyaç olduğunu kaydetti ve “İşveren üzerindeki maliyetlerin azaltılması, örneğin,  istihdamı koruyan işletmelere yönelik prim ve vergi teşviklerinin güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Enerji yoğun sektörlerde de üretim ve ihracatı destekleyen mekanizmalar geliştirilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/barandan-bankalara-cagiri-kredi-verirken-bilancoya-degil-kapasiteye-bakin-86402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/baran-1769756483.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, bankaların bir firmaya kredi verirken, bilançosuna değil; üretim kapasitesi, ihracat potansiyeli ve istihdamına bakmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bayraktar-temmuzda-elektrik-uretimimizde-tarihi-bir-cifte-rekora-imza-attik-86406</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bayraktar: Temmuzda elektrik üretimimizde tarihi bir çifte rekora imza attık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, temmuz ayında Türkiye'nin toplam elektrik üretiminin 34,6 milyar kilovatsaate yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Geçen ay elektrik üretiminde en yüksek pay yüzde 26,2 ile hidroelektrik santrallerinin (HES) oldu. HES'lerden bu dönemde 9,07 milyar kilovatsaat elektrik üretildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, haziranda 4,99 milyar kilovatsaat ile aylık bazda tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşan güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretimi, temmuzda yeni rekor kırdı. Güneşten elektrik üretimi temmuzda 5,37 milyar kilovatsaat olurken, bu miktar toplam elektrik üretiminin yüzde 15,5'ini oluşturdu.</p>
<p>Bu dönemde yenilenebilir kaynaklardan 20,14 milyar kilovatsaat elektrik üretilirken, bu miktar toplam elektrik üretiminin yüzde 58,2'sine karşılık geldi.</p>
<p>Yerli kaynaklara dayalı elektrik üretimi de temmuzda 24,75 milyar kilovatsaatle aylık bazda tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Yerli kaynakların toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 71,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>Güneş ve rüzgarda temmuz ayında günlük bazda da rekor üretim seviyeleri görüldü.</p>
<p>Güneş enerjisinden 19 Temmuz'da 189 bin 680 megavatsaat elektrik üretilerek günlük bazda tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşıldı.</p>
<p>Rüzgar enerjisinde ise temmuz boyunca toplam 4,16 milyar kilovatsaat elektrik üretildi. Rüzgardan 30 Temmuz'da gerçekleştirilen 265 bin 512 megavatsaatlik üretim, günlük bazda rekor olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Yılın 7 ayındaki üretim seviyeleri</strong></p>
<p>Bu yılın 1 Ocak-31 Temmuz döneminde hidroelektrik kaynaklarından 66,1 milyar kilovatsaat, rüzgardan 25,6 milyar kilovatsaat ve güneşten 24,6 milyar kilovatsaat elektrik üretildi. Bu kaynakların tamamı, 2000 yılından bu yana aynı dönemler dikkate alındığında en yüksek üretim değerlerine ulaştı.</p>
<p>Yılın 7 ayında yerli kaynaklardan 156 milyar kilovatsaat elektrik üretilirken, bu miktar toplam üretimin yüzde 73,9'una karşılık geldi. Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklardan 128,8 milyar kilovatsaat elektrik üretilirken, bunun toplam üretimdeki payı yüzde 61 oldu.</p>
<p>Bu seviyeler, 2000 yılından bu yana aynı dönemler için miktar ve oran bazında en yüksek değerler oldu.</p>
<p><strong>"Enerji mimarimizdeki büyük dönüşüm hız kesmeden devam ediyor"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşımında şunları kaydetti:</p>
<p>"Enerji mimarimizdeki büyük dönüşüm yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızla hız kesmeden devam ediyor. Temmuz ayında elektrik üretimimizde tarihi bir çifte rekora imza atarak yerli kaynaklara dayalı üretimimizi 24,75 milyar kilovatsaate, güneş enerjisi kaynaklı üretimimizi ise 5,37 milyar kilovatsaate taşıdık ve aylık bazda tüm zamanların en yüksek değerlerine ulaştık. Özellikle güneşte ve yerli kaynaklarımızda yakaladığımız bu güçlü ivmeyle Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bayraktar-temmuzda-elektrik-uretimimizde-tarihi-bir-cifte-rekora-imza-attik-86406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Alparslan Bayraktar, &quot;Temmuz ayında elektrik üretimimizde tarihi bir çifte rekora imza atarak yerli kaynaklara dayalı üretimimizi 24,75 milyar kilovatsaate, güneş enerjisi kaynaklı üretimimizi ise 5,37 milyar kilovatsaate taşıdık ve aylık bazda tüm zamanların en yüksek değerlerine ulaştık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-temmuzda-73-milyar-dolar-86394</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı temmuzda 7,3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan temmuz ayına ait geçici dış ticaret verileri açıklandı.</p>
<p>Buna göre, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kapsamında ihracat, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,9 artışla 25 milyar 623 milyon dolara, ithalat yüzde 5,1 artarak 32 milyar 966 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Dış ticaret açığı, temmuzda yıllık bazda yüzde 13,6 artarak 6 milyar 463 milyon dolardan 7 milyar 343 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı Temmuz 2025'te yüzde 79,4 iken, geçen ay yüzde 77,7'ye geriledi.</p>
<p><strong>7 aylık dış ticaret açığı yüzde 8,3 arttı</strong></p>
<p>Ocak-temmuzda ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 artarak 161 milyar 539 milyon dolar, ithalat yüzde 4,7 yükselişle 222 milyar 85 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 8,3 artışla 55 milyar 923 milyon dolardan 60 milyar 545 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, Ocak-Temmuz 2025 döneminde yüzde 73,6 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 72,7'ye geriledi.</p>
<p><strong>Enerji ve altın hariç dış ticaret</strong></p>
<p>Geçen ay enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, yüzde 3,1 artarak 23 milyar 78 milyon dolardan 23 milyar 788 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat, yüzde 3,6 artışla 25 milyar 280 milyon dolardan 26 milyar 194 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı, temmuzda 2 milyar 407 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi, yüzde 3,4 artışla 49 milyar 982 milyon dolar oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90,8 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>İmalat sanayisinin payı yüzde 94,4</strong></p>
<p>ekonomik faaliyetler incelendiğinde, ihracatta temmuzda imalat sanayisinin payı yüzde 94,4, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,8 oldu.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, ihracatta imalat sanayisinin payı yüzde 93,9, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,8 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre, ithalatta temmuzda ara mallarının payı yüzde 69,4, sermaye mallarının payı yüzde 14,5 ve tüketim mallarının payı yüzde 16 olarak hesaplandı.</p>
<p>İthalatta, yılın 7 ayında ara mallarının payı yüzde 71,2, sermaye mallarının payı yüzde 14 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,4 oldu.</p>
<p><strong>Almanya ihracatta, Çin ithalatta ilk sırada</strong></p>
<p>Temmuzda ülkeler özelinde ihracatta ilk sırayı 2 milyar 42 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi, 1 milyar 683 milyon dolarla ABD, 1 milyar 349 milyon dolarla Birleşik Krallık, 1 milyar 113 milyon dolarla Irak, 1 milyar 110 milyon dolarla İtalya takip etti. Söz konusu ayda, ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,5'ini oluşturdu.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde de ihracatta ilk sırayı 13 milyar 286 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi, 10 milyar 164 milyon dolarla ABD, 9 milyar 429 milyon dolarla Birleşik Krallık, 8 milyar 347 milyon dolarla İtalya ve 6 milyar 638 milyon dolarla Fransa takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,6'sına karşılık geldi.</p>
<p>Temmuzda ithalatta ilk sıra Çin'in oldu. Bu ülkeden yapılan ithalatın tutarı 5 milyar 40 milyon dolar olarak hesaplandı. Çin'in ardından en fazla ithalat 3 milyar 232 milyon dolarla Rusya'dan, 2 milyar 521 milyon dolarla Almanya'dan, 1 milyar 889 milyon dolarla ABD'den, 1 milyar 553 milyon dolarla İtalya'dan yapıldı. İlk 5 ülkeden gerçekleştirilen ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,2'sini oluşturdu.</p>
<p>Ocak-temmuz dönemi ithalatında da ilk sırada 31 milyar 350 milyon dolarla Çin yer aldı. Çin'i, 24 milyar 174 milyon dolarla Rusya, 16 milyar 3 milyon dolarla Almanya, 11 milyar 500 milyon dolarla ABD, 8 milyar 803 milyon dolarla İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,3'ü olarak hesaplandı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, temmuzda bir önceki aya kıyasla ihracat yüzde 2,6 arttı, ithalat yüzde 7,2 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 2,9, ithalat yüzde 5,1 arttı.</p>
<p>Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri "ISIC Rev.4" sınıflaması içinde yer alan imalat sanayisi ürünlerini kapsıyor. Temmuzda bu sınıflamaya göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,4 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ISIC Rev.4'e göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,9, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,7 oldu.</p>
<p>Temmuzda, imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82,2 olarak belirlendi. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 12,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,9, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 12,1 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Özel Ticaret Sistemi verileri</strong></p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ise temmuzda ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,4 artarak 23 milyar 156 milyon dolara, ithalat yüzde 3,5 yükselerek 30 milyar 400 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Temmuzda dış ticaret açığı yüzde 7,1 artarak 6 milyar 762 milyon dolardan 7 milyar 243 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı Temmuz 2025'te yüzde 77 iken, bu yılın aynı ayında yüzde 76,2'ye geriledi.</p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ihracat, ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,1 artarak 147 milyar 697 milyon dolar, ithalat yüzde 5,6 yükselişle 209 milyar 175 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde dış ticaret açığı yüzde 9,4 artarak 56 milyar 215 milyon dolardan 61 milyar 479 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Temmuz 2025'te yüzde 71,6 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 70,6'ya geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-temmuzda-73-milyar-dolar-86394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-1786862459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK ile Ticaret Bakanlığının temmuz verilerine göre ihracat geçen yıla kıyasla yüzde 2,9 artarak 25,6 milyar dolara, ithalat ise yüzde 5,1 yükselerek 32,7 milyar dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı 7,3 milyar dolar, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 77,7 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-endeksi-100u-asti-86393</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven endeksi 100&#039;ü aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre temmuzda 99,8 olan endeks, ağustosta yüzde 0,8 yükselerek 100,6 değerine çıktı.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, ağustosta aylık bazda yüzde 1 artarak 90,8'e yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 1,2 artışla 102,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi, yüzde 0,1 azalışla 111,9 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 0,8 azalışla 110,1, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 0,4 azalarak 83,1 değerini aldı.</p>
<p>Ekonomik güven endeksinde son 5 yılın aylık verileri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıllar</td>
<td>2022</td>
<td>2023</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td>102,6</td>
<td>99,9</td>
<td>99,6</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
<td>99,2</td>
<td>99,2</td>
<td>100,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td>96,6</td>
<td>99,3</td>
<td>100,4</td>
<td>100,8</td>
<td>97,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td>96</td>
<td>102,8</td>
<td>99,3</td>
<td>96,5</td>
<td>96,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td>98,3</td>
<td>104,2</td>
<td>98,4</td>
<td>96,5</td>
<td>97,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td>95</td>
<td>101,7</td>
<td>95,9</td>
<td>96,5</td>
<td>98,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td>94,5</td>
<td>99,7</td>
<td>94,3</td>
<td>96,1</td>
<td>99,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td>95,1</td>
<td>94,5</td>
<td>93,1</td>
<td>97,7</td>
<td>100,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td>95,1</td>
<td>95,7</td>
<td>95</td>
<td>97,7</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td>98</td>
<td>96,8</td>
<td>98,1</td>
<td>98</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td>97,7</td>
<td>95,5</td>
<td>97,1</td>
<td>99,3</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td>98,6</td>
<td>96,5</td>
<td>98,8</td>
<td>99,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-endeksi-100u-asti-86393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ekonomik-guven-endeksi-kalem-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre ekonomik güven endeksi, aylık bazda yüzde 0,8 artarak 100,6&#039;ya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-temmuzda-yuzde-39-artti-86392</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları temmuzda yüzde 3,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,94, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 28,95, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 32,77 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 34,71 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Temmuz 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 37,26, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 27,63, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 29,56, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 21,92, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 36,18 ve idari ve destek hizmetlerde yüzde 30,62 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de, temmuzda bir önceki aya göre ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 3,71, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 4,7, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 2,41, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 5,26, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 2,68 ve idari ve destek hizmetlerde yüzde 5,41 artış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-temmuzda-yuzde-39-artti-86392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/hizmet-otel-resepsiyon-hotel-1777024503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 3,9, yıllık bazda ise yüzde 32,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasinda-yuzde-131lik-artis-86404</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ithalatı faturasında yüzde 13,1&#039;lik artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan geçici dış ticaret istatistiklerine göre, temmuzda Türkiye'nin toplam ithalatı, 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 5,1 artarak 32 milyar 965 milyon 736 bin dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Bu tutarın 5 milyar 825 milyon 757 bin dolarlık kısmını, enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu.</p>
<p>Geçen yıl temmuzda bu rakam 5 milyar 148 milyon 959 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 13,1 arttı.</p>
<p>Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 0,3 artarak 2 milyon 931 bin 690 tona yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasinda-yuzde-131lik-artis-86404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/4/1280x720/enerji-tanker-petrol-1787914153.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçici dış ticaret istatistiklerine göre enerji ithalatı için ödenen tutar, temmuzda yıllık bazda yüzde 13,1 artışla 5,8 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/suudi-arabistan-ile-imzalanan-enerji-projeleri-resmi-gazetede-86405</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suudi Arabistan ile imzalanan enerji projeleri Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasında yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesine yönelik iş birliğinin çerçevesini belirleyen hükümetlerarası anlaşma onaylandı.</p>
<p>Riyad'da 3 Şubat'ta imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmasının ardından Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, anlaşmayla yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler ve inovasyon alanlarında iki ülke arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sağlayacak büyük ölçekli projelerin teşvik edilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>İlk aşamada "Faz 1 Projeleri" kapsamında Sivas ve Taşeli'nde 1000'er megavat olmak üzere toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali (GES) kurulacak.</p>
<p>Anlaşma ayrıca "Faz 2 Projeleri" kapsamında toplam 3 bin megavat kurulu güce sahip ilave yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesini öngörüyor. Faz 2 projelerinin sahaları, elektrik satış tarifeleri ve diğer koşulları taraflar arasında daha sonra yapılacak anlaşmalarla belirlenecek.</p>
<p>Türkiye adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Suudi Arabistan adına ise Enerji Bakanlığı anlaşmanın uygulanmasını koordine edecek. Tarafların karşılıklı mutabakatıyla projelerin geliştiricisi bir Suudi şirketi olacak ve her proje için Türkiye'de ayrı bir proje şirketi kurulacak. Suudi Arabistan, geliştiriciyi diplomatik kanallar aracılığıyla atayacak, Türk tarafı ise geliştiricinin onaylanmasına ilişkin kararını Suudi Arabistan'a bildirecek.</p>
<p>Her bir yatırım anlaşması, santralin ticari işletmeye başlamasından itibaren 30 yıl yürürlükte kalacak, işletme süresinin ardından tesisin devreden çıkarılması için 2 yıla kadar ilave süre tanınabilecek.</p>
<p>Her proje şirketi, yatırım kapsamında kararlaştırılan kurulu kapasitenin megavat başına 30 bin euro ile çarpılmasıyla hesaplanacak tutarda Türk tarafına teminat mektubu verecek. Anlaşma ayrıca, mevzuatta sonradan yapılacak değişikliklerin projelerin ekonomik dengesini olumlu veya olumsuz etkilemesi halinde, söz konusu dengenin korunmasına yönelik mekanizma uygulanmasını öngörüyor.</p>
<p><strong>İlk 5 yıl için megavatsaat başına 47,5 euro tarife</strong></p>
<p>Faz 1 kapsamındaki Sivas ve Taşeli GES'te üretilen elektrik için ticari işletmeye başlangıçtan itibaren ilk 5 yıl megavatsaat başına 47,5 euro alım tarifesi uygulanacak. Beşinci yılın ardından tarife Sivas GES için megavatsaat başına 23,415 euro, Taşeli GES için ise 19,950 euro olacak. Tarifeler KDV hariç uygulanacak.</p>
<p>Projeler için gerekli arazi hakları Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) tarafından edinilerek proje şirketlerine kiralanacak.</p>
<p>Türk tarafı ayrıca projelerin uygulanması için gerekli izin, onay ve lisansların makul olmayan gecikmelere yol açılmadan düzenlenmesi, iletim sistemi kapasitesinin projelere uygun hale getirilmesi ve mümkün olduğu ölçüde yerli iş gücü, mal ve hizmet kullanımının desteklenmesi için gerekli çalışmaları yürütecek.</p>
<p>Faz 1 projelerine ilişkin yatırım ve elektrik satın alma anlaşmalarının, hükümetlerarası anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren 18 ay içinde imzalanmaması halinde taraflardan her biri, herhangi bir yükümlülük altına girmeden anlaşmayı tek taraflı feshedebilecek.</p>
<p>Anlaşma, taraflardan birinin diğer tarafa anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ilgili kanunları uyarınca gerekli iç prosedürlerin tamamlandığını bildirdiği son bildirim tarihinde yürürlüğe girecek. Yatırım anlaşmaları, anlaşmanın sona ermesi, feshedilmesi veya yürürlük tarihinden itibaren 49 yıl geçmesi hallerinden hangisi önce gerçekleşirse o tarihe kadar geçerli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/suudi-arabistan-ile-imzalanan-enerji-projeleri-resmi-gazetede-86405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suudi Arabistan ile yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesine yönelik iş birliğinin çerçevesini belirleyen hükümetlerarası anlaşma Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. İlk etapta Sivas ve Taşeli&#039;nde 1000&#039;er megavat olmak üzere toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sulama-tesisleri-icin-yeni-ucret-tarifeleri-belli-oldu-86391</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sulama tesisleri için yeni ücret tarifeleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 Yılı Sulama Tesisleri İşletme ve Bakım Ücret Tarifelerine İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı. Karar, 1 Ocak 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce işletilen Erzurum'da Kirazlı, Elazığ'da Kuzova Pompaj, Şanlıurfa'da Viranşehir (2. Kademe) ile yüklenici firmalar tarafından işletilen Tokat'ta Alpu Barajı, Erzincan'da Davarlı, Edirne'de merkez Meriç, Kayseri'de Bünyan Sarıoğlan (Elbaşı-Karadayı), Antalya'da Kızılaliler ve Yeşilbağ, Burdur'da Yarışlı Çiftegelin, Sivas'ta Nevruz, Muğla'da Ula Akarcadere-II, Giresun'da Kutlucu, Dönençay, Alısız, Gümüşhane'de Çevrepınar, Sadak, Ceviz, Karatepe, Bayburt'ta Sarımeşe, Karabük'te Hanköy, Çanakkale'de Taşoluk tesislerinde belirlenen tarifeler kapsamında işletme ve bakım ücreti alınacak.</p>
<p>Bu yıl sulama tesisleri işletme ve bakım ücret tarifeleri, bitki türleri ve seralar dahil toplam 30 kategori için dekar başına 149 lira ile 3 bin 428 lira arasında değişecek. 1000 metreküp su ücreti 200 lira ile 1104 lira arasında olacak.</p>
<p>İşletme ve bakım ücreti, her bitkinin yıl içindeki yetişme süresine göre tespit edilecek. Bu nedenle bir yıl içinde aynı parsele, biri kalktıktan sonra yenisi ekildiğinde, bu bitkilerin her biri için ayrı ayrı işletme ve bakım ücreti uygulanacak.</p>
<p>Yıllık işletme ve bakım ücretleri, sulama sayısına bakılmaksızın sulanan parsel sahibinden, kiracı veya ortakçıdan alınacak.</p>
<p><strong>İndirimler</strong></p>
<p>Bir yıl içinde aynı parsele biri kalktıktan sonra diğer bitki ekildiğinde, bir öncekinin sulanmış olması şartıyla ondan sonra ekilenler için işletme ve bakım ücreti yüzde 20 indirimli uygulanmaya devam edilecek.</p>
<p>Çiftçilerin devamlı olarak kendi motopomplarıyla suladıkları bitkiler (yağmurlama ve damla sulama dahil) için işletme ve bakım ücreti yüzde 50 indirimli uygulanacak.</p>
<p>Sulama sistemi yağmurlama ve damla sulama yöntemine göre inşa edilen ve teknik koşulların (sistem işletme basıncı ve benzeri) uygun olduğu sulama tesislerinde, su ve enerji tasarrufunu teşvik etmek amacıyla sulamadan faydalanma sözleşmesinde taahhüt edilen hükümler saklı kalmak kaydıyla yağmurlama ve damla sulama sistemi için belirlenen işletme ve bakım ücreti, salma sulama için belirlenen işletme ve bakım ücretinden yüzde 30 indirimli olacak.</p>
<p>Bu indirim oranları, köy tüzel kişiliğinin veya mahalle muhtarlığının yalnız işletme hizmetlerine katılmaları halinde en fazla yüzde 30'a, hem işletme hem de bakım ve onarım hizmetlerine dahil olmaları durumunda en fazla yüzde 50'ye kadar uygulanabilecek.</p>
<p>DSİ'den izinsiz, belgesiz veya ruhsatsız şekilde yer altından çekilen suyla yapılan sulamalarda, mevzuat kapsamındaki mali ve cezai haklar saklı kalmak kaydıyla işletme ve bakım ücretinin yüzde 50'si uygulanacak. Ancak bu şekilde hesaplanan ücret dekar başına 69 liranın altında olamayacak. Çiftçilerin tamamen kendi yer altı su kuyularından suladıkları sahalarda erken ödeme indiriminden başka bir indirim uygulanamayacak.</p>
<p>Kararın hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sulama-tesisleri-icin-yeni-ucret-tarifeleri-belli-oldu-86391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, bu yıl sulama tesisleri işletme ve bakım ücret tarifeleri, bitki türleri ve seralar dahil toplam 30 kategori için dekar başına 149 lira ile 3 bin 428 lira arasında değişecek, 1000 metreküp su ücreti 200 lira ile 1104 lira arasında olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/148-milyar-liralik-tasinmazlarin-satisina-onay-86390</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,48 milyar liralık taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), Ankara ve İstanbul'daki taşınmaz satışlarına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Maliye Hazinesi adına kayıtlı, özelleştirme kapsam ve programındaki Ankara'nın Çankaya ilçesi Kavaklıdere Mahallesi'ndeki taşınmazın 155 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Carpartner Yardım ve Destek Hizmetleri Otomotiv Nakliyat Taahhüt Ticaret Ltd. Şti'ye satışı uygun bulundu.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı, Ankara'nın Mamak ilçesi Abidinpaşa-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazların, bir bütün halinde özelleştirilmesi ihalesinde 118 milyon 800 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Arslanlar İnşaat Mimarlık ve Mühendislik Ltd. Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Şirketlerin sözleşmeleri imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde teminat idare lehine irat kaydedilerek ihaleler iptal edilecek.</p>
<p>Mülkiyeti ÖİB adına kayıtlı, İstanbul'un Eyüpsultan ilçesi Kemerburgaz köyündeki taşınmazların, bir bütün halinde özelleştirilmesine yönelik ihalede 1 milyar 210 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Ceynak Lojistik ve Ticaret AŞ'ye satılmasına onay verildi. Şirketin sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde teminat idare lehine irat kaydedilerek taşınmaz 1 milyar 205 milyon lira bedelle ikinci teklifi veren Sarılar İnşaat ve Elektronik Sanayi ve Ticaret AŞ'ye ihale şartnamesi kapsamında satılacak. Bu şirketin de sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde teminat idare lehine irat kaydedilerek ihale iptal edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/148-milyar-liralik-tasinmazlarin-satisina-onay-86390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Ankara ve İstanbul&#039;da 1 milyar 483 milyon liralık taşınmaz satışı onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzda-vitrine-degil-sirketin-gercegine-bakin-86355</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzda vitrine değil, şirketin gerçeğine bakın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde bir GYO’nun 2,16 milyar TL’lik halka arzında talep toplandı. İlk bakışta rakamlar hayli parlak: Gayrimenkul değerleme raporlarına göre 9,17 milyar TL’lik bir portföy, halka arzdan şirkete girecek yaklaşık 2,05 milyar TL net kaynak ve geleceğe ilişkin büyük projeler… Ama borsada ilk bakışta görünen rakamlarla yetinmemek gerekir. Şirketin gerçek fotoğrafını izahnameye ve fiyat tespit raporuna baktığınızda görüyorsunuz.</p>
<p>Küçük yatırımcıya özellikle bunu hatırlatmak istiyorum: Sosyal medyada “şu kadar tavan yapacak”, “şöyle uçacak” diye cazgırlık yapanlara inanmadan önce şirketin izahnamesini okuyun. Fiyat tespit raporuna bakın. Çünkü orada sadece şirketin güçlü taraflarını değil, risklerini de görürsünüz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a91205c4c16f-1787895900.jpg" alt="" width="700" height="392" />
<figcaption><strong>Şirketin gerçek fotoğrafını izahnameye ve fiyat tespit raporuna baktığınızda görüyorsunuz. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Halka arzda tüm paranın doğrudan şirket kasasına girmesi ve projelerin finansmanında kullanılacak olması elbette olumlu bir nokta. Fakat burada dikkat edilmesi gereken başka rakamlar da bulunuyor. 30 Haziran 2026 finansallarına göre şirketin net işletme sermayesi yaklaşık 243 milyon TL negatif. Değerleme raporlarındaki hesaplamalar ise devam eden projelerin tamamlanma maliyetinin 6 milyar TL’nin üzerinde olduğunu gösteriyor. Dört ana projenin fiziki tamamlanma oranı ise henüz yüzde 7 ile yüzde 30 arasında.</p>
<p>Dolayısıyla yatırımcı sadece hazır gayrimenkullere ve bunlardan elde edilen kira gelirlerine ortak olmayacak. Önünde, ciddi finansman ihtiyacı bulunan bir proje geliştirme süreci de var.</p>
<p>Bunun yanı sıra finansal tablolardaki ilişkili taraf borçları da gözden kaçırılmamalı. Kısa vadeli ticari borçların önemli bölümü, şirketin hakim ortağının inşaat şirketine. Yani yatırımcı sadece gayrimenkullerin ekspertiz değerine değil, şirketin kimlere ve ne kadar borçlu olduğuna da bakmalı. Burada şirketin iyi veya kötü olduğunu söylemiyorum.</p>
<p>Asıl soru şu: Ben tam olarak neye ortak oluyorum?</p>
<p>Küçük yatırımcı, parasını yatırmadan önce izahnameye ve fiyat tespit raporuna bakarsa, başkasının söylediğine inanmak yerine kendi kararını verebilir. Ancak herkesin izahnameyi, finansal tabloları ve değerleme raporlarını tek başına okuyup yorumlaması beklenemez. İşte tam da bu nedenle yatırımcıların hesaplarının bulunduğu aracı kurumların, halka arzlar konusunda müşterilerine yeterli bilgilendirme ve danışmanlık hizmeti vermesi gerekiyor. Herkes her şeyi bilemez. Önemli olan yatırımcının doğru bilgiye ulaşabilmesi ve kararını neye göre verdiğini bilmesi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzda-vitrine-degil-sirketin-gercegine-bakin-86355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin gerçek fotoğrafını izahnameye ve fiyat tespit raporuna baktığınızda görüyorsunuz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/144-milyar-liralik-kar-yazdi-23-milyar-dolarlik-is-birikti-86352</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> 14,4 milyar liralık kâr yazdı, 23 milyar dolarlık iş birikti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık bilançolara göre teknoloji sektöründe kârını %100’ün üzerinde artıran 7 şirket bulunuyor. Kâr hacminde 14,4 milyar TL ile liderliği Aselsan üstleniyor, yedi şirket ise zarara döndü. Peki kâr artış rekoru kırarken bu firmaların performansının temel dayanağı nedir?</strong></p>
<p>Teknoloji sektöründeki şirketlerinin ikinci çeyrek sonuçları açıklandı. Bilançolara bakıldığında kârlılık oranlarında çok farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Plastikkart %9.130 ve Escort Teknoloji %3.789 gibi yüksek kâr büyümesiyle öne çıkarken, sektörün hacim lideri Aselsan 14,4 milyar TL dönem sonu kârı elde etti. Logo Yazılım ile ATP Yazılım’daki kâr erimesi ise tablonun iki yönlü olduğunu söylüyor. Kârlardaki yüzdesel değişim büyüklüğü cazip görünse de sadece dönemsel büyümelere bakarak seçim yapmak yanıltıcı olabilir. Asıl önemli olanın kalıcı ve sürdürülebilir bir faaliyet kârlılığı olduğu atlanmamalı.</p>
<h2>Baz etkisi öne çıktı</h2>
<p>Plastikkart, %9.131 oranındaki artış ile kâr büyümesinde sıralamanın en üstünde yer alıyor. Geçtiğimiz yılın ilk yarısında 385 bin TL olan kâr, bu dönem 35,58 milyon TL’ye çıktı. Tutar ciddi oranda artmış görünse de 2024 yılının altı ayında ulaştığı 71,1 milyon TL’nin yarı seviyesinde duruyor. Bu dönem sonu kârın hızlı artmış görünmesinde baz etkisi öne çıkıyor. Escort Teknoloji %3.789 kâr artışıyla dikkatleri üzerine çekerken dönem sonunu 350,5 milyon TL net kârla kapattı. Artışta satışlardaki yüksek büyümenin ve esas faaliyetlerden kâra dönmesinin etkisi bulunuyor. Mevcut olumlu tabloya karşın şirket ortaklarından biri geçtiğimiz temmuzda satış yaparken diğeri alımda bulundu. Zıt yönlü hamleler merak uyandırdı.</p>
<h2>Lider hedefini büyüttü</h2>
<p>Aselsan, 14,4 milyar TL kâr ile sektörün en çok kazanan şirketi unvanını açık ara koruyor. Oğulbey tesisinin ilk fazını devreye alan firmanın Genel Müdürü Ahmet Akyol, tarihlerinde ilk defa hasılatta 5 milyar doların üzerine çıkmayı beklediklerini söylüyor. Biriken 23 milyar dolarlık siparişler büyümenin artarak süreceğini işaret ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a911d9bae2f6-1787895195.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİNANSMAN GİDERİ Mİ, NET SATIŞLAR MI?</strong></p>
<p><strong>Finansman gideri</strong>; kaldıraç göstergesi, büyüme, enflasyon kazancı, sermaye koruması. Kâr erimesi, iflas riski, kırılganlık, nakit çıkışı, güven sorunu. <br /><strong>Net satışlar</strong>; ciro büyüklüğü, pazar payı, nakit girişi, büyüme, ilgi. Kârlılık körlüğü, tahsilat belirsizliği, makyajlama riski, enflasyon yanılması.</p>
<p><strong>Katılım bankasının kuruluş iznini BDDK’dan aldı. Faaliyeti için süreç devam ediyor</strong></p>
<p>BİM kuracağı katılım bankasını daha sonra satma ihtimali nedir? ● Emre Doğa</p>
<p>Emre, BİM girişimde bulunduğu Dost Katılım Bankası ile ilgili olarak BDDK’dan gerekli kuruluş iznini aldı ve çalışmalar halihazırda devam ediyor. Faaliyet iznini aldıktan sonra kurduğu bankayı satacağına dair bir açıklaması ise bulunmuyor. Şirketin böylesine güçlü ve zorlu süreci kısa vadeli bir elden çıkarma projesi olarak görmesini düşük ihtimal olarak değerlendirmek gerekir. Mevcut veriler, firmanın perakende ekosistemini finansal hizmetlerle kalıcı biçimde entegre edecek uzun vadeli bir stratejik yatırım olarak kurguladığına işaret ediyor.</p>
<p><strong>Geçen yıl oluşan zarar, altı aylıkta da sürüyor. Faaliyetlerinde iyileşme gözlenmeli</strong></p>
<p>Banvit’te denetim kayyımlığı kaldırıldığı halde fiyatı neden yükselmiyor? ● Mert Ertaş</p>
<p>Mert, geçtiğimiz haziranda beyaz et sektörüne yönelik savcılık soruşturma başlatırken 13 şirket hakkında denetim kayyımı atanmıştı. Banvit’in itiraz etmesi üzerine kayyım kararı kalktı. Denetim kayyımlığının kaldırılması yönetimsel açıdan olumlu bir gelişme olsa da, hisse fiyatının yükselmemesinin temel nedeni şirketin zayıf bilançosu olduğu atlanmamalı. Geçen yıl zarar eden firma, altı aylık faaliyet döneminde de gelirini %16 düşürürken zararı devam etti. Faaliyetlerde iyileşmenin gözlenmemesi ve zarar, hissede baskının sürmesine yol açıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RS1 bono ve mevduata ağırlık vererek yatırımcısına yıllık %49 getiri sağladı</strong></p>
<p>Rota Portföy’ün yönetimindeki Birinci Kısa Vadeli Serbest Fon (RS1), Haziran 2025’ten bu yana işlem görüyor. Sabit getirili enstrümanlar ile istikrarlı ve düzenli bir yükseliş kaydediyor. Marttan bu yana hacmi dalgalı olmakla birlikte büyüyor. Ağustosun son haftasında büyüklüğü 818,95 milyon TL oldu. İki ay üst üste gözlenen nakit girişinin ardından ağustosta 50,13 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. 1 Temmuzda artan yatırımcı sayısı, ivmesini korusa 124 ile bir miktar gerilemiş görünüyor. Doluluk oranı %50,46 olan fonun temel stratejisi, varlıklarını kısa vadeli para ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %57,79’u mevduat ve %35,16’sı finansman bonosundan oluşuyor. Son bir yılda %49,09 getiri elde ederken aynı sürede %27,30 yükselen BIST 100 Endeksini geride bıraktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Deniz Eko Enerji, piyasadan TLREF + %5,5 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Deniz Eko Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.08.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5,5 düzeyinde bulunuyor. 180 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 22.02.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 26 Ağustos itibarıyla TLREF %36,85 seviyesinde bulunuyor. Deniz Enerji’nin verdiği %5,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDEKO22717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a911d3f9dc6d-1787895103.png" alt="" width="973" height="238" /><strong>İHLAS HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>6 milyar doları aşan HES projesini yürütecek firmadaki payını %50’ye çıkarıyor</strong></p>
<p>İhlas Holding, Kırgızistan’da ulusal yatırım statüsündeki 2.217 megavat kurulu güce sahip 6 HES’ten oluşan Kazarman ve Kokomeren HES Kaskadı projelerini yürüten Orta Asya Investment Holding’deki payını artırıyor. Bu kapsamda, mevcut ortaktan şirket sermayesinin %6’sını 6 milyon dolara satın almak üzere anlaşmaya vardı. Devir bedeli 5 ay içinde ödenecek ve işlemin tamamlanmasının ardından İhlas Holding’in payı %50’ye çıkacak. Yatırım tutarı 6,26 milyar dolar olarak öngörülen projelerin, 20 yıllık elektrik alım garantisiyle vergi muafiyetlerine sahip olduğu belirtildi.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET KONTROL</strong></p>
<p><strong>Dört yıl önce işlem görmeye başlayan şirketin İki büyük ortağı paylarını sattı</strong></p>
<p>Sermayesinin %72,26’sı borsada işlem gören Hidropar Hareket’in iki ana ortağı, toplamda %22,76 oranındaki paylarını sattı. Söz konusu paylar oy hakkının %57,09’unu temsil ederken satış bedelinin 6,5 milyon dolar olduğu belirtildi. Pay devrinin gerçekleşmesi için sözleşmede yer alan ön şartların yerine gelmesi gerekiyor. Devir halinde yönetim hakimiyeti yeni alıcıya geçeceği için diğer ortaklara zorunlu çağrıda bulunması gerekecek. İki ortak satış gerekçeleri hakkında bilgi paylaşımında bulunmadı. Şirket altı aylıkta gelirini %3 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>KUZEY BORU</strong></p>
<p><strong>Yurt içi kurumlardan aldığı ihalelerle gelirini artırsa da dönem sonu kârı düştü</strong></p>
<p>Kuzey Boru, yurt genelinde faaliyet gösteren çeşitli belediyeler ve su/kanalizasyon işleriyle çeşitli ürün gruplarına ilişkin sözleşmeler imzaladığını duyurdu. Altyapı yatırımlarına yönelik imzalanan anlaşmaların toplam bedeli 155,89 milyon TL olduğunu belirtti. Teslimatları yılın son çeyreğinde tamamlayacak. Elde edilen tutar, firmanın yıllık gelirinin %2,5’i düzeyinde bulunuyor. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni siparişlerin toplam tutarı ise %38 düzeyinde bulunuyor. Yılın ilk yarısında gelirini %37 artıran Kuzey Boru, dönem sonu net kârını %65 geriletti.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Coca-Cola İçecek hissesinde bir aydır satışlar öne çıkarken fiyat aşağı geriledi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a911d30d2867-1787895088.png" alt="" width="293" height="239" /></strong>Coca-Cola İçecek’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,93 ile toplamda 2,23 milyon lot azalarak 22, 8 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 94’ten 93’e geriledi. YHS 662,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, GMA fonu 600 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken altısı model portföye aldı. En yüksek hedefi Tera Yatırım 134 TL ile “Endeks Üstü” olarak verirken; ICBC Turkey Yatırım 85 TL ile “Tut” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/144-milyar-liralik-kar-yazdi-23-milyar-dolarlik-is-birikti-86352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 14,4 milyar liralık kâr yazdı, 23 milyar dolarlık iş birikti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-planlar-wish-list-olmamali-ovpdeki-rakamlara-inanmiyoruz-86350</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Stratejik planlar wish list olmamalı, OVP’deki rakamlara inanmıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ağustos ayı Meclis toplantısında Türkiye’nin sanayi politikaları ve planlama yaklaşımı masaya yatırıldı.</p>
<p>Güzem Yılmaz Ertem moderatörlüğündeki panelde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop, Aile Şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi A. Fatih Tamay, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın ve Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu sanayide devletin rolü, kalkınma planları ve finansmana ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Panelin açılışında Türkiye’nin planlama sistemindeki dönüşüme dikkat çeken Ertem, 2011’de Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatıldığını, ardından Kalkınma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı dönemlerine geçildiğini hatırlattı. 2023’te açıklanan 12. Kalkınma Planı’nda sanayinin büyüme modelinin merkezine yerleştirildiğini belirten Ertem, “2023 yılında bunu bu kadar önceliklendirmişken, 2026’da sanayisizleşmeyi konuşuyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a911c33a07b5-1787894835.png" alt="" width="700" height="335" /></p>
<h2>Öztop: Devlet oyunun kurallarını doğru koymalı</h2>
<p>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop ise Türkiye’nin sanayide yeni kapasite oluşturabilmesi için planlamaya ihtiyaç olduğunu söyledi. “Bence planlama şart” diyen Öztop, enerji ve savunma sanayisini devletin doğru planlama ve alım mekanizmalarıyla kapasite yarattığı iki önemli örnek olarak gösterdi. Enerjide alım garantilerinin finansmanı ve özel sektör yatırımlarını harekete geçirdiğini kaydeden Öztop, devletin oyunun kurallarını doğru çizmesi halinde finansmanın da yatırım alanlarına aktığını söyledi. Savunma sanayisinde de kamunun alıcı rolünün güçlü bir üretim kapasitesi oluşturduğunu belirten Öztop, devletin özel sektörün yerine geçmesinden ziyade yatırım ortamını ve kuralları belirleyen, gerektiğinde risk paylaşan bir konumda olması gerektiğini ifade etti. Kalkınma Bankası’nın teknoloji şirketlerinde daha fazla risk alması gerektiğini de dile getiren Öztop, Türkiye Kalkınma Fonu’nun yaklaşık 170 milyon dolarlık büyüklüğe sahip olduğunu belirterek, “Risk alacaksak şirkete ortak olarak risk alacağız veya risk paylaşım yöntemiyle buna ortak olacağız” dedi. Teknoloji yatırımlarının doğası gereği başarısızlık riskinin yüksek olduğuna işaret eden Öztop, “Bazı şirketlerde para batırabiliriz. Teknoloji şirketlerine yatırım yaptığınız zaman bunların bazılarının batacağı aşikar. Bir tanesi sizi ihya edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Tamay: Planlama sürecinde odalar ve STK'lar da rol almalı</h2>
<p>Panelin en dikkat çekici eleştirileri ise Fatih Tamay’dan geldi. Türkiye’nin planlama konusunda geçmişten gelen önemli bir birikime sahip olduğunu söyleyen Tamay, sorunun plan yapmaktan çok planların performansının ölçülmemesi olduğunu savundu. 12. Kalkınma Planı’ndaki hedeflere işaret eden Tamay, 2028 için 375 milyar dolarlık mal ihracatı ve 100 milyar dolarlık turizm geliri gibi hedeflerin ortaya konulduğunu hatırlatarak, bunların gerçekleşme ihtimalini sorguladı. Özel sektörde stratejik planların düzenli olarak performans kriterleriyle izlendiğini belirten Tamay, kamu planlarında da aynı mekanizmanın kurulması gerektiğini söyledi. Tamay, planlama sürecinde sanayi ve ticaret odaları ile STK’ların daha fazla rol alması gerektiğini vurgulayarak, “Stratejik planlar wish list olmaması lazım. ‘Böyle olursa iyi olur’ şeklinde stratejik plan olmaz. Elimizdeki kaynaklar, güçlü ve zayıf yönlerimiz belli. Fırsatları ve tehditleri dikkate alan bir plan ortaya çıkarmamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Hangi sektörlerde büyüyeceğiz, hangi alanlardan çıkacağız, önceden belirlenmeli</h2>
<p>Türkiye’nin hangi sektörlerde büyüyeceğinin yanı sıra hangi alanlardan çıkacağını da açık şekilde belirlemesi gerektiğini savunan Tamay, tekstil sektörünü örnek gösterdi. Kalkınma planlarında tekstilden vazgeçileceğine ilişkin bir hedef bulunmadığı halde sektörün ciddi sıkıntılar yaşadığını belirten Tamay, “Tekstil sektörünü ‘tu kaka’ yapacağız veya artık burada hiçbir destek vermeyeceğiz, hatta bu sektör hiç olmasa da olur dedik mi? Hiçbir yerde yazıyor mu? Demedik. Dediğimizi yapmalıyız, demediğimizi de demeliyiz” dedi.</p>
<h2>Orta Vadeli Plan, daha gerçekçi ve katılımcı hazırlanmalı</h2>
<p>Tamay, Orta Vadeli Program’a ilişkin özel sektörün yaklaşımını anlatırken ise dikkat çekici ifadeler kullandı. Şirket yönetim kurullarında OVP’nin gündeme dahi alınmadığını savunan Tamay, “OVP yayınlandı diyorlar. Biz OVP’yi yönetim kurullarında hiç konuşmuyoruz. Çünkü o rakamlara inanmıyoruz” dedi. Tamay, OVP’nin daha gerçekçi ve katılımcı hazırlanması halinde şirketlerin de stratejilerini programa göre şekillendirebileceğini belirterek, bunun Türkiye açısından kaynak ve zaman israfını azaltacağını söyledi.</p>
<h2>Alçın: Sanayi bir tür metamorfoz geçiriyor, dönüşüme ihtiyaç var</h2>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın da sanayide yaşanan sıkıntının geçici olmadığına dikkat çekti. İSO’nun sanayi verilerinin 27 aydır eşik değerin altında seyrettiğini belirten Alçın, “Bu, konjonktürel değil, yapısal bir durgunluk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de sanayi bir tür metamorfoz geçiriyor ve dönüşüme ihtiyaç var” dedi. Tekstil ve hazır giyimde teknik tekstile geçişi bu dönüşümün örneklerinden biri olarak gösteren Alçın, Türkiye’nin Avrupa’nın tedarikçisi olarak güçlenen mevcut sanayi modelinde de sınıra gelindiğini savundu. Avrupa ekonomisinin yavaşladığını ve küresel rekabetin sıkıştığını kaydeden Alçın, sanayinin daha bütüncül bir yapıya dönüşmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin 40 yıl önce “erken tarımsızlaşma” sorunu yaşadığını, bugün ise “erken sanayisizleşme” riskinin tartışıldığını belirten Alçın, “İmalat sanayinin dışa bağımlılık oranı yüzde 70’lerde. Ham maddenin tamamını üretemiyoruz. 1980’lerde Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri enerji bağımlılığıydı, 2026’da da aynı sorunu konuşuyoruz. Demek ki burada bir şeyi değiştirmemiz lazım” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Genel teşvik zaman zaman fayda değil, zarara yol açabiliyor</h2>
<p>Sanayi desteklerinde genel teşvikler yerine seçici politikalar uygulanması gerektiğini vurgulayan Alçın, geçmişte Kredi Garanti Fonu (KGF) üzerinden dağıtılan kaynakları örnek gösterdi. 2018’de KGF kapsamında 320 milyar liralık kredi dağıtıldığını belirten Alçın, “Bu şirketler düzeldi mi? Hayır. Sadece o para kaybolmuş oldu” dedi. Alçın, teşviklerin bölgesel inovasyon ve kümelenme stratejileriyle yönlendirilmesi gerektiğini belirterek, Gaziantep, İzmir ve Eskişehir gibi bölgelerin farklı üretim yapılarına göre ayrı politikalar geliştirilmesini önerdi. Ar-Ge’de de kamunun daha güçlü rol üstlenmesi gerektiğini kaydeden Alçın, temel araştırmanın devlet veya kamu destekli enstitüler tarafından yürütülmesi, özel sektörün ise geliştirme ve ticarileştirme aşamasında devreye girmesi gerektiğini söyledi. “Genel teşvik zaman zaman fayda değil, zarara yol açabiliyor. Kaynak heba oluyor” diyen Alçın, sanayi politikasında devlet, özel sektör ve akademi arasında daha güçlü bir eşgüdüm kurulması çağrısında bulundu.</p>
<h2>Birikim sivil teknolojiye aktarılmalı</h2>
<p>Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu ise Türkiye’nin savunma sanayinde oluşturduğu teknolojik birikimin sivil alanlara taşınmasının yeni bir rekabet avantajı yaratabileceğini söyledi. GPS ve sesli asistanlar gibi bugün yaygın kullanılan teknolojilerin askeri projelerden doğduğunu hatırlatan Tiryakioğlu, Türkiye’de de alım garantileri ve yerlileştirme politikaları sayesinde savunma sanayinde önemli mesafe alındığını belirtti. Tiryakioğlu, “Türkiye savunma teknolojisini satabilir hale geldi ve uluslararası rekabet gücü elde etti. İyi bir planlama ve stratejik yönlendirmeyle askeri teknolojiyi sivil teknolojiye dönüştürme potansiyeli çok yüksek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Girişimci devlet misyon belirlemeli</span></h2>
<p>Türkiye'nin geçmişte yerli teknoloji üretiminde önemli fırsatlar yakaladığına dikkat çeken Tiryakioğlu, 1990'lı yıllarda geliştirilen yerli cep telefonu teknolojisini örnek gösterdi. Söz konusu teknolojinin küresel ölçekte dikkat çektiğini ancak daha sonra lisansının iptal edildiğini belirten Tiryakioğlu, sürecin devam etmesi halinde Türkiye'nin bugün küresel telefon pazarında rekabetçi bir markaya sahip olabileceğini savundu. Dünyadaki sanayileşme örneklerinde devletin aktif rolüne işaret eden Tiryakioğlu, İngiltere'den ABD'ye, Japonya'dan Güney Kore ve Çin'e kadar birçok ülkenin yerli üretimi korumacı politikalar, kamu kaynakları ve alım garantileriyle geliştirdiğini söyledi. Çin'in de yabancı yatırımlardan edindiği teknolojik birikimi zaman içinde kendi üretim gücüne dönüştürdüğünü kaydetti. Dünyanın artık "belirsizlik ve çoklu krizler çağına" girdiğini belirten Tiryakioğlu, sanayi politikasında savunmanın yanı sıra enerji ve yeşil teknolojilerin de önceliklendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kamu kaynaklarının her alana dağıtılması yerine belirli misyonlara yönlendirilmesini öneren Tiryakioğlu, "Girişimci devlet bir misyon belirlemeli, odaklanmalı ve önceliklendirmeli. Ancak bu şekilde kaynakları etkin kullanabiliriz" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-planlar-wish-list-olmamali-ovpdeki-rakamlara-inanmiyoruz-86350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/0/1280x720/tamay-1787894851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Meclisi’nde devletin rolünün tartışıldığı panelde planlama politikalarına eleştiriler geldi. Aile Şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi A. Fatih Tamay, kalkınma planlarının gerçekçi hedeflere dayanması gerektiğini vurguladı. &quot;Stratejik planlar wish list olmamalı” diyen Tamay, özel sektörün OVP rakamlarını güvenilir bulmadığını iddia ederek “OVP’yi yönetim kurullarında hiç konuşmuyoruz. Çünkü o rakamlara inanmıyoruz” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mimarlik-mezunu-issizler-uzum-kesiyor-86349</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mimarlık mezunu işsizler üzüm kesiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni Parti Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, TMO ve Tarım Bakanına çağırıda bulunarak “Bir tarafta mimarlık fakültesinden mezun 2 yıldır işsiz olan gençler üzüm kesmeye geliyor. Öbür tarafta şu anda çalışan öğretmenimiz ek gelir olsun diye şoförlük yapıyor." dedi. </strong></p>
<p>Fındık ve kayısı üreticilerinden sonra üzüm üreticileri de piyasada oluşan fiyatlardan memnun olmayınca Toprak Mahsulleri Ofisi’ni (TMO) piyasayı regüle etmesi talebiyle göreve davet ettiler.</p>
<p>Yeni Parti Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Manisa’da üzüm üreticileri ile bir araya geldi. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) henüz kuru üzüm fiyatlarını açıklamadığını belirten çiftçiler, Ofisin girdi maliyetlerini de dikkate alarak üzüm fiyatını en az 150 lira açıklaması gerektiğini belirttiler. Başevirgen de TMO ve Tarım Bakanına çağırıda bulunarak, “Bir tarafta mimarlık fakültesinden mezun 2 yıldır işsiz olan gençler üzüm kesmeye geliyor. Öbür tarafta şu anda çalışan öğretmenimiz ek gelir olsun diye şoförlük yapıyor. Ülkenin geldiği durum bu. Sultani kuru üzümün fiyatının üzüm üreticilerimizin belirttiği gibi 150 liradan aşağı olmaması gerekiyor, birincisi bu. İkincisi de hızlı bir şekilde alım yapacağını açıklaması gerekiyor. Bu sene rekolte var, bereket var ama fiyat yok. Çiftçinin de istediği, fiyatın bir an önce açıklanması” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABB'den CHP’ye yalanlama</strong></span></p>
<p>CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın önceki gün yaptığı, “Mansur Bey, CHP'nin siyasal ve kurumsal kimliğinin içinde siyaset yapmaya karar vermiş durumdadır” açıklamasına Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden (ABB) yalanlama geldi. ABB'nin yaptığı açıklamada, “Sayın Mansur Yavaş ile Sayın Müslim Sarı arasında, Yavaş’ın siyasi geleceğine veya herhangi bir siyasi kararına ilişkin bir görüşme gerçekleşmemişti “ denildi. “CHP sözcüsü Sayın Müslim Sarı’nın yaptığı açıklamanın ardından kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına bir hususu açıklığa kavuşturmak isteriz” diyen ABB, şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın şu aşamadaki önceliği, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki dengeler ve Ankara’ya hizmetlerin kesintisiz biçimde sürdürülmesidir. Belediye Meclisi’nde boşalan görevler için önümüzdeki günlerde seçimler yapılacaktır. Bu süreçte ortak iradenin korunması, birlik ve beraberlik içerisinde hareket edilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle son günlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik bir operasyon yapılacağı ve Belediye Meclisi’ndeki dengelerin değiştirilerek belediye yönetiminin AK Parti’ye geçeceği yönünde birtakım çevrelerce açıkça iddialar dile getirilirken; henüz ortada başlamış bir seçim süreci dahi yokken Sayın Yavaş’ın siyasi geleceğinin tartışmaların içine çekilmesini doğru bulmuyoruz. Sayın Yavaş bu konudaki tutumunu daha önce de birçok kez açıkça ifade etmiş, 'Gerekli gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız' demiştir. Bugün de aynı noktadadır. Sayın Yavaş’ın kendi ağzından yapılmamış hiçbir açıklama, kendisi adına verilmiş bir karar veya alınmış bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mimarlik-mezunu-issizler-uzum-kesiyor-86349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/bekir-basevirgen-1787894322.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mimarlık mezunu işsizler üzüm kesiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-asgari-ucret-cozum-mu-yeni-bir-ayrisma-mi-86347</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgesel asgari ücret: Çözüm mü, yeni bir ayrışma mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>Asgari ücret yine gündemde... Bu kez tartışmanın merkezinde yalnızca rakam yok; Türkiye'de bölgesel asgari ücret uygulanabilir mi? sorusu var.</p>
<p>İlk bakışta kulağa ekonomik olarak mantıklı geliyor. İstanbul'da yaşam maliyetiyle Ardahan'daki aynı değil. Turizm bölgelerinde işgücü ihtiyacı farklı, sanayi kentlerinde farklı… O halde neden bütün Türkiye'de tek bir asgari ücret uygulansın?</p>
<p>Fakat bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik verilerde değil, ülkenin yönetim yapısında da aranmalı. Çünkü bölgesel asgari ücret daha çok federal ülkelerin tercih ettiği bir model… Federal sistemlerde eyaletlerin kendi ekonomik ve idari yetkileri bulunduğu için ücret politikalarının da bölgesel olarak farklılaşması daha doğal. ABD, Kanada ve Almanya gibi ülkelerde ulusal ve bölgesel ücretlerin bir arada bulunduğu modeller görüyoruz.</p>
<p>Türkiye ise federal bir devlet değil. Bu nedenle "İstanbul'da şu kadar, Ardahan'da bu kadar" şeklinde bir sisteme geçmek, yalnızca ücret hesabı yapmak anlamına gelmez. Önce şu soruların cevabı verilmek zorunda: Bölgeler hangi kriterle belirlenecek? Yaşam maliyeti mi, işsizlik mi, kişi başına gelir mi, verimlilik mi esas alınacak? Ve daha önemlisi, düşük gelirli bölgeler zamanla düşük ücret bölgelerine dönüşürse ne olacak? Bu soruların siyasi sonuçlarını da hesaba katmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye bunu daha önce denedi</strong></p>
<p>Üstelik bölgesel asgari ücret Türkiye için yeni bir fikir değil. 1969-1974 yılları arasında Türkiye'de bölgesel asgari ücret uygulandı. Ancak sistem beklenen sonucu vermedi ve sonrasında ulusal düzeyde tek tip asgari ücret modeline geçildi.</p>
<p>Dolayısıyla bugün yapılması gereken, geçmişte denenmiş bir modeli yalnızca "bölgesel farklılıklar arttı" gerekçesiyle yeniden gündeme getirmek değil; neden o dönemde başarılı olmadığını da hatırlamak. Üstelik işçi sendikalarının bölgesel asgari ücrete karşı çıkmasının önemli bir nedeni var. Çalışanlar açısından en büyük risk, bölgesel farklılaştırmanın bazı bölgelerde ücretleri yukarı değil aşağı çekmesi.</p>
<p>Türkiye'de zaten asgari ücret, olması gerekenin çok ötesinde bir ağırlığa sahip, yürürlükteki 41 kanunda doğrudan asgari ücrete atıf bulunuyor. Daha önemlisi, asgari ücretin ortalama ücrete dönüşmesi. Asgari ücretle çalışanların oranının yüzde 40'ın altına düşmemesi, ücretlerin biraz üzerinde ise bu oranın yüzde 60'lara yaklaşması, sorunun boyutunu gösteriyor. Asgari ücret artık yalnızca "en düşük ücret" değil, fiilen ücret politikasının kendisi haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>"İşçi bulamıyoruz" sorusunun cevabı burada mı?</strong></p>
<p>İşverenlerin sık sık dile getirdiği "çalışacak işçi bulamıyoruz" şikâyeti de bu tartışmanın önemli bir parçası. Gerçekten işçi mi yok, yoksa mevcut ücretle çalışacak işçi mi yok? Eğer ikinci durum söz konusuysa, problem insanların iş beğenmemesi olmayabilir. Belki de bazı işlerin karşılığı artık asgari ücret değildir. Bunu çözmenin yolu asgari ücrete ince ayar yaparak çalışanın ücretini bölgeye göre aşağı çekmek olmamalı.</p>
<p>Tam tersine, istihdam yaratmakta zorlanan bölgelerde işverenin maliyetini azaltmak daha doğru bir seçenek olabilir. Vergi ve prim teşvikleri artırılabilir, yatırımlar bölgesel olarak desteklenebilir, ulaşım ve altyapı geliştirilebilir.  Böylece İstanbul'daki çalışanla Ardahan'daki çalışanın ücretini farklılaştırmak yerine, Ardahan'da yatırım yapmanın maliyeti düşürülebilir.</p>
<p>Asıl sorun asgari ücret değil. Asgari ücretin bölgesel olup olmamasını tartışırken temel meseleyi gözden kaçırmamak gerekiyor. Asgari ücretin amacı, çalışana insanca yaşayabileceği bir tabanın altında ücret verilmesini engellemektir. Bu rakamın ekonomideki bu kadar çok parametreyi bütün ücretleri belirlemesi ise sağlıklı değildir.</p>
<p>Türkiye "orta gelir tuzağı"ndan çıkmaya çalışırken asgari ücret tuzağına da düşmemeli. Çünkü mesele İstanbul'da kaç lira, Ardahan'da kaç lira sorusu değil. Mesele, neden Türkiye'de bu kadar çok çalışanın asgari ücret civarında ücret aldığı. Bu sorunun cevabı verimlilikte, yatırımlarda, nitelikli işgücünde ve üretimin katma değerinde aranmalı. Bölgesel asgari ücret, bazı sorunlara kısa vadeli bir cevap gibi görünebilir. Ancak Türkiye'nin ihtiyacı bölgesel olarak daha düşük ücretler değil, bölgesel olarak daha yüksek üretim ve daha nitelikli istihdam yaratmaktır.</p>
<p>Bir ülke çalışanını düşük ücretli bölgeler arasında paylaştırarak değil, her bölgede daha yüksek katma değer üreterek zenginleşir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-asgari-ucret-cozum-mu-yeni-bir-ayrisma-mi-86347</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bölgesel asgari ücret: Çözüm mü, yeni bir ayrışma mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-urettigi-cozum-cin-gibi-cin-gibi-86346</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin ürettiği çözüm: &#039;Çin gibi, Çin gibi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupalı tedarikçiler şu anda ciddi şekilde dengesiz bir küresel pazarda faaliyet gösteriyorlar. Gevşek düzenlemeler ile benzer nitelikteki işgücü ve çevre kuralları altında faaliyet gösteren devlet destekli aktörlerin haksız rekabetiyle karşı karşıyalar. Bu durum, rekabet ortamını büyük ölçüde Avrupa dışı şirketlerin lehine kaydırıyor.</strong></p>
<p>Avrupalı otomotiv yan sanayicileri son bir yılda Roland Berger imzalı iki rapor hazırlattılar. Benim bu raporlardan anladığım, Avrupalı otomotiv yan sanayicileri kendilerine fazlasıyla yeterliler. Yani Sanayici Hızlandırıcı Yasası’nın ruhu gereği, otomotiv sanayinin yerlileşerek ekonomi içindeki ağırlığını artırmasında “Azları yok, çokları var,”</p>
<p>Bir kere ‘yerli’ ya da Avrupa Malı kabul edilmek için gerekli olan yüzde 70 yerlilik şartını fazlasıyla karşılıyorlar. Hatta eski tip fosil yakıtlı araçlarda bırakın yüzde 70’i, yerlilik oranları yüzde 85’i bulmuş durumda.</p>
<p>Buna karşın ‘yerlilik limiti’ sınırı olan yüzde 70 eşiği Avrupalı üreticiler için hedef olamayacak kadar aşağıda kalıyor. Çünkü hibrit elektrikli araçlarda parça değerinin yüzde 89’u, elektrikli araçlarda parça değerinin yüzde 83’üne kadar yerel olarak üretilebiliyorlar.</p>
<p>Günümüzde, AB’de üretilen tipik bir C segmenti otomobil için mevcut ortalama Avrupa içeriğinin hibritlerde yaklaşık yüzde 82 ve elektriklilerde yüzde 75 seviyesinde olduğu kaydediliyor. Ayrıca ‘özel alanlar’ olarak tabir edilen ‘elektronik ve elektrikli güç aktarma organları’ için belirlenen yüzde 50 hedefi de gün itibariyle ulaşılabilir durumda.</p>
<p>Avrupa’da ulaşılabilir maksimum yerel içerik oranının yüzde 83-89 arasında olması da ayrı bir avantaj olarak görülüyor. Bu güvenlik marjı, araç üreticilerinin katı, “ya hep, ya hiç” tarzında bir yerel tedarik politikasına zorlanmadıkları anlamına geliyor. Böylelikle hangi bileşenleri Avrupa’dan, hangilerini küresel pazardan tedarik edeceklerine karar verme özgürlüğünü korudukları gibi yine bu sayede, mevzuata aykırılık riski taşımadan, tedarikçiler üzerindeki pazarlık güçlerini de korumuş oluyorlar.</p>
<p>AB üreticilerinin bu yetenekleri; işleri yurtdışına aktarmak yerine Avrupa’da istihdam yaratmasını ve korumayı sağlayan temel bir kalkan görevi olarak görülüyor.</p>
<p>Ancak rapora göre adeta ‘ortam kötü’. Özetle; Avrupalı tedarikçiler şu anda ciddi şekilde dengesiz bir küresel pazarda faaliyet gösteriyorlar. Gevşek düzenlemeler ile benzer nitelikteki işgücü ve çevre kuralları altında faaliyet gösteren devlet destekli aktörlerin haksız rekabetiyle karşı karşıyalar. Bu durum, rekabet ortamını büyük ölçüde Avrupa dışı şirketlerin lehine kaydırıyor.</p>
<p>Avrupalı tedarikçiler, yoğun şekilde sübvanse edilen yabancı alternatiflere kıyasla ortalama yüzde 15 ila yüzde 35 arasında bir üretim maliyeti dezavantajıyla karşı karşıyalar. Hâl böyle olunca da pazarı haksız rekabetten korumaya yönelik politika önlemleri alınmazsa, Avrupa’nın parça değer yaratımının yüzde 23’ü kaybedilecek ve bu durum 2030 yılına kadar 350 bin kişiye varan Avrupalı işin doğrudan tehlikeye girmesine yol açacak.</p>
<p>Rapor uyarınca; Avrupa’nın otomotiv sektörünün geleceğini güvence altına almak, 350 bin çalışanı korumak ve teknolojik liderliği sürdürmek için Avrupa politika yapıcıları tutarlı, üç temelli bir strateji uygulanması isteniyor.</p>
<p>Öncelikle ‘koruyucu bir önlem’ olarak yüzde 70’lik yerlilik eşiğinin hemen uygulanması gerekiyor.</p>
<p>Ardından “Avrupa’daki enerji maliyetleri düşürülsün, regülasyon maliyetleri düşürülsün ve yapısal reformlar yürürlüğe konulsun.” diyerek ekliyorlar: “Sanayi Hızlandırıcı Yasası sadece zaman kazandıracağı için asıl çözüm için kritik teknolojiler desteklensin. Bu kapsamda elektrikli araç pilleri, yarı iletkenler ve ileri düzey elektronikler için yerli değer zincirlerini büyütmek amacıyla önlemler alınsın, hedefli mali destekler sağlansın.”</p>
<p>İstekler bitmiyor: “Ağır sübvansiyonlu AB dışı ithalat önlensin. Bunun için ‘güvenilir’ ortaklarla hareket etme ortamı sağlansın. Böylelikle adil, şeffaf ve eşit bir ticaret ortamı yaratılsın. AB'nin üretim, araştırma ve geliştirme ve yatırım için bir destinasyon olarak rekabet gücünü güçlendirmesi sağlansın.”</p>
<p>Avrupalı tedarikçiler bir yandan rekabet için gereken güce sahip olduklarını söylerken, ‘Gerçek Avrupa Değeri’nin üretilmesinin ödüllendirilmesine ilişkin istekler listesi uzayıp gidiyor. AB otomotiv yan sanayi hem “güçlüyüm” ve hem “ yardım edin” mesajı veriyor. Aslında nedeni yazının girişindeki ‘15-35’saptamasında saklı. Üretmeyi başardığını söyleyen Avrupa, sübvansiyonlu Çin üretimine göre yüzde 15 ile yüzde 35 arasında pahalı üretiyor.</p>
<p>Ne yapmak lazım? O zaman bu fiyat dezavantajının avantaja dönüştürülmesi için Çin malı araç yüzde 35 ucuz olmasına rağmen Avrupa Malı’nın tercih edilmesi için yerli malına yüzde 35 maliyet farkı muafiyeti uygulansın… Bu formül benimsendiği takdirde, bizde kamu ihalelerinde yüzde 15 daha pahalı fiyat veren yerli malı tercih edildiği için ‘piyasayı bozmak’la suçlayan ve bu avantajın kaldırılmasını isteyen AB, diğer tüm talepleri gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği bir yana, çözümü otomotiv yan sanayinde yüzde 35 daha pahalı olan bir Avrupa malını tercih ederek bulmuş olacak.</p>
<p>Yerli malına tanınan bu avantaj bugün sadece belli sektörler için geçerli. Mevcutlara ileride yeni ürünler, yeni sektörler eklenirse… AB çözümü kim gibi davranmış olmakla bulacak? Sübvansiyona karşı sübvansiyon uygulayarak; Çin gibi, Çin gibi…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-urettigi-cozum-cin-gibi-cin-gibi-86346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin ürettiği çözüm: “Çin gibi, Çin gibi” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklugumun-sicak-kalbi-86344</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukluğumun sıcak kalbi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yazın en sıcak günlerini yaşarken, karşıma kışı, dahası çocukluğumun kışlarını çıkaran bir soba fotoğrafı çıktı… İnternette eski eşyalar arasında gezinirken yeşil emayeli, dar ve yüksek gövdeli bir Şakir Zümre sobası gördüm. Plevne modeliydi. Tuğla döşeli gövdesi, ahşap kolları, kademeli hava ayarı ve yılların izini taşıyan emaye yüzeyiyle artık bir evi ısıtmayı değil, bir koleksiyoncunun ilgisini bekliyordu.</p>
<p>Fotoğrafa uzun uzun baktım.</p>
<p>Dışarıda güneş İstanbul’u kavuruyor, ben ise çocukluğumun evinde, kış günlerinde ailece toplandığımız salonu düşünüyordum. Odanın ortasında Şakir Zümre sobası yanıyor, ateşin sıcaklığı ağır ağır madeni gövdesine, oradan bütün salona yayılıyordu.</p>
<p>Hafıza mevsimlere aldırmıyor işte! Yaz ortasında bir soba fotoğrafı yıllardır düşünmediğiniz görüntüleri canlandırabiliyor; sizi onlarca yıl geriye götürüp çocukluğunuzun evine bırakıveriyor.</p>
<p>Çocukluğumun kışlarında evin sıcaklığı yalnız dereceyle ölçülmezdi; sobanın çevresinde toplananlarla, üzerinde ağır ağır demlenen çayla, ateşin sesine karışan sohbetlerle de hissedilirdi…</p>
<p>O yıllarda soba, evin herhangi bir eşyası değildi. Yakılması, beslenmesi, külünün alınması, borularının temizlenmesi gereken canlı bir varlık gibiydi. İlgilenmezseniz küser, ateşi zayıflar, oda yavaş yavaş soğurdu. İyi bakarsanız gövdesine yayılan sıcaklıkla karşılık verir, dışarıdaki ayazı kapının ötesinde bırakırdı.</p>
<p>Çocuk gözlerim için Şakir Zümre sobanın üzerinde yazılı yalnızca bir markaydı. Ateşin sıcaklığını hissediyor, kapağının açılıp kapanmasını seyrediyor, ama üzerinde yazan adın ardında nasıl bir yaşamın, nasıl bir sanayi ve Cumhuriyet hikâyesinin bulunduğunu bilmiyordum.</p>
<p>Yıllar sonra öğrendim ki o adın ardında yalnız evleri ısıtan sobalar değil; uçak bombaları, denizaltı su bombaları, mayınlar, tarım makineleri, motorlar ve bir kuşağın belleğine yerleşen İş Bankası kumbaraları da vardı.</p>
<p>Bir insanın yaşamına bomba, kumbara ve soba sığabilir miydi?</p>
<p><strong>Şakir Zümre</strong>’ninkine sığmıştı…</p>
<p><strong>Varna’dan başlayan yolculuk</strong></p>
<p>Şakir Zümre, ilk ve ortaöğrenimini Varna’da tamamladıktan sonra Cenevre’de lise ve hukuk eğitimi görmüştü; 1908 yılında hukuk fakültesinden mezun olmuş, ardından Varna’ya dönerek avukatlık ve ticaret yapmış, siyasete girerek Bulgaristan Parlamentosu’nda Türk milletvekili olarak görev almıştı.</p>
<p>Sofya’da askerî ataşe olan <strong>Mustafa Kemal</strong>’le kurduğu yakınlık, yıllar sonra Cumhuriyet’in sanayileşme atılımlarından birine uzanacaktı.</p>
<p>Şakir Zümre, Millî Mücadele sırasında Anadolu’ya silah ve cephane gönderilmesine yardım edecek; savaş sanayisinde çalışabilecek usta ve teknisyenlerin bulunmasına destek verecek; bu hizmetleri nedeniyle İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilecekti.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye’ye yerleşecek, 1925 yılında Haliç’in Karaağaç mevkiinde, eski Tapa Fabrikası’nın kalıntıları üzerinde Türk Sanayii Harbiye ve Madeniye Fabrikası’nı kuracaktı.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde özel sermayeyle kurulan ilk büyük askerî mühimmat fabrikalarından biriydi bu… İlk üretimlerde Bulgaristan’dan getirilen deneyimli usta ve teknisyenler görev aldı. Fakat kısa sürede Türk işçiler yetiştirildi; 1930’lara gelindiğinde üretim kadrosunun neredeyse tamamı onlardan oluşuyordu.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı yıllarında fabrikada çalışanların sayısı iki bine yaklaşıyordu. Aralarında yaklaşık 40 kadın işçi de vardı. Kadınlar yalnız idari işlerde değil, laboratuvarlarda, torna ve planya tezgâhlarında da çalışıyorlardı.</p>
<p>Cumhuriyet’in üretme heyecanı, Haliç kıyısındaki bu fabrikada ete kemiğe bürünmüştü.</p>
<p><strong>Gökyüzünden denizin derinliklerine</strong></p>
<p>Şakir Zümre Fabrikası’nda Türk Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin ihtiyaçları için uçak bombaları, yangın bombaları, denizaltı su bombaları, el bombaları, mayınlar, işaret ve aydınlatma fişekleri ile değişik mühimmat türleri üretildi.</p>
<p>Türk Hava Kuvvetlerinin kullandığı ilk uçak bombalarının önemli bir bölümü bu fabrikadan çıktı. Üretim yalnız ülke ihtiyacıyla sınırlı kalmadı. Bulgaristan, Polonya ve Mısır’a ihracat yapıldı.</p>
<p>1937 yılında Yunanistan’la imzalanan 1,5 milyon liralık bomba satış sözleşmesi, genç Cumhuriyet’in özel sanayisi açısından büyük bir başarıydı.</p>
<p><strong>Bomba üreten fabrika soba da yapıyordu</strong></p>
<p>Şakir Zümre’nin hikâyesi çoğu kez <em>“bomba fabrikası kapandı, soba üretmeye başladı”</em> diye özetleniyor. Oysa gerçek, bu keskin cümlenin anlattığından daha renkli, daha karmaşık…</p>
<p>Fabrika askerî üretimini sürdürürken de soba yapıyordu.</p>
<p>1937 İzmir Enternasyonal Fuarı’nda Şakir Zümre fabrikasına ait bir soba standı vardı. Dönemin fotoğrafında farklı boy ve biçimlerdeki modeller yan yana sergileniyordu. 1939 tarihli bir gazete ilanında ise “<em>memleketimizin ilk soba fabrikasının 15 senelik tecrübesi mahsulüdür”</em> deniliyor; ürünler <em>“kullanış, konfor, ekonomi, ucuzluk” </em>sözcükleriyle tanıtılıyordu.</p>
<p>Reklam, sobaların her cins kömürü kolaylıkla yakabildiğini; oda, salon, apartman, dershane ve koğuşları ısıtacak farklı büyüklüklerde, sade, kromlu ve emaye çeşitlerinin bulunduğunu söylüyordu.</p>
<p>Demek ki bomba ile soba, aynı fabrikanın tezgâhlarında bir dönem yan yana üretilmişti.</p>
<p>Biri ateşi gökyüzüne ve savaş alanlarına taşıyor, diğeri onu evcilleştirerek odaların ortasına yerleştiriyordu.</p>
<p><strong>Zonguldak, Plevne, Halk…</strong></p>
<p>Şakir Zümre sobaları tek tip değildi. Kullanılacak yere, yakıta, ihtiyaca ve alım gücüne göre farklı modeller geliştiriliyordu:</p>
<p>Zonguldak, Zümre, Ağaçlı, Alman, Çiftlik, Köylü, Halk ve Plevne…</p>
<p>Birer soba modelinden çok, eski bir Türkiye haritasının durakları gibi geliyor bugün bu adlar kulağıma. Kömür kentinin adı Zonguldak, tarihsel hafızamızdan Plevne, doğrudan halka seslenen Halk, kırsal yaşamı çağrıştıran Çiftlik ve Köylü…</p>
<p>Tuğla döşeli, üç kapılı, dört kademeli modeller; yeşil emayeli gövdeler; kromlu çeşitler; kıvılcım koruyucuları… Kuzine olarak bilinen fırınlı sobalar ise evi ısıtırken yemeği de pişiriyor, mutfağın yükünü hafifletiyordu.</p>
<p>1961 tarihli bir reklam <em>“kış ortasında evinizde yaz havası” v</em>aat ediyor; Şakir Zümre sobasını “<em>en ekonomik, en ucuz, en zarif”</em> diye tanıtıyordu.</p>
<p>Sağlamlıkları da yalnız reklam cümlesinden ibaret değildi. Fabrika, yıllar sonra bile sobasını kullananlara bakım hizmeti sunuyordu. 1965’te yayımlanan bir ilanda, sobalarını özgün parçaları ve tuğlalarıyla tamir ettirmek isteyen müşteriler Şakir Zümre servislerine davet ediliyordu.</p>
<p>Bugün <em>“satış sonrası hizmet” </em>dediğimiz anlayış, o yıllarda kurulmuştu.</p>
<p><strong>Bombadan kumbaraya</strong></p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Türkiye’nin askerî ve ekonomik tercihleri değişti. Amerika’dan gelen ucuz ya da bedelsiz silah ve mühimmat, yerli üretime verilen siparişleri azalttı. Şakir Zümre Fabrikası’nın askerî faaliyetleri giderek daraldı; mevcut bilgi, makine ve iş gücünü yaşatabilmek için sivil üretime daha fazla ağırlık verildi.</p>
<p>İşte o dönemin en ilginç ürünlerinden biri, Türkiye İş Bankası’nın metal kumbaralarıydı.</p>
<p>İş Bankası, Cumhuriyet’in ilk yıllarında halka tasarruf alışkanlığı kazandırmak amacıyla bir kampanya başlatmış, ilk kumbaraları Avrupa’dan getirtmişti. Ardından bu küçük metal kutuların üretimi Şakir Zümre fabrikasına verildi.</p>
<p>Üzerinde bankanın amblemi bulunan, seri numaralı, kilitli kumbaralar benim de aralarında bulunduğum çocuklara ve ailelere ulaştırıldı. Para atma yuvası üstte, birikenleri çıkarma bölümü alttaydı. Anahtarı ise çoğunlukla bankada bulunuyor; kumbara dolduğunda şubeye götürülerek açılıyordu.</p>
<p>Bozuk para metal yuvadan içeri düşerken küçük bir ses çıkarıyordu. O ses yalnız bir paranın kumbaraya atılması değildi; geleceğe güvenin, tasarruf etme düşüncesinin, Cumhuriyet’in ekonomik kalkınma hayalinin sesiydi.</p>
<p><strong>Beş beygirlik yerli motor</strong></p>
<p>Şakir Zümre fabrikasının sivil üretim yelpazesi soba ve kumbarayla da sınırlı kalmadı. Tarım makineleri ve aletleri, pik borular, sıhhi tesisat ürünleri, banyo sobaları, sıcak su cihazları, elektrikli ütüler ve ocaklar, sifonlar, mengeneler, presler, kül tablaları, harman savurma makineleri üretildi.</p>
<p>Fabrikanın geliştirdiği en dikkat çekici ürünlerden biri mazotla çalışan, beş beygir gücünde ve dakikada yaklaşık 550 devir yapan yerli motordu.</p>
<p>Düşünüyorum da Şakir Zümre’nin asıl gücü, ürettiği tek tek nesnelerden çok, her koşulda yeniden üretmeyi denemesindeydi. Siparişler kesiliyor, yön değiştiriyor; o, elindeki makineleri ve yetişmiş insanları koruyabilmek için yeni bir ürün geliştiriyordu.</p>
<p>Bombadan sobaya, sobadan kumbaraya, tarım aletinden motora… Fabrikanın hikâyesi biraz da ayakta kalabilmek için sürekli biçim değiştiren ateşin hikâyesiydi.</p>
<p><strong>Müzayedelerde karşıma çıkan çocukluğum</strong></p>
<p>Şakir Zümre, 16 Haziran 1966’da yaşamını yitirdi. Fabrika 1970 yılında kapandı. Makineler sustu, işçiler dağıldı; Haliç’in sanayi belleğinden önemli bir sayfa daha eksildi.</p>
<p>Evlerde kullanılan sobaların çoğu da kalorifer yaygınlaştıkça yerlerinden kaldırıldı. Kimi hurdacıya gitti, kimi bir kömürlükte unutuldu, kimi parçalandı. Ağır döküm gövdeleriyle yıllarca hizmet veren bu sobaların bir gün koleksiyon nesnesi olabileceği pek düşünülmedi.</p>
<p>Bugün Şakir Zümre sobaları antikacılarda, internet ilanlarında ve müzayede kataloglarında seyrek de olsa karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Onlarla birlikte Şakir Zümre üretimi İş Bankası kumbaraları, eski reklamlar, fabrika davetiyeleri ve kataloglar da alınıp satılıyor. Fiyatları kondisyonlarına, özgün parçalarına ve modellerine göre değişiyor. Fakat bana göre gerçek değerleri, üzerlerine yazılan rakamlarla ölçülemez.</p>
<p>Çünkü ben o sobalardan birine baktığımda yalnızca bir antika görmüyorum.</p>
<p>Çocukluğumun kışlarını, ateşin gövdeye yayılışını, kapağının açılıp kapanışını, bir odanın yavaş yavaş ısınmasını hatırlıyorum. Sobanın çevresinde birbirine yaklaşan insanları, sıcaklığın yalnız ateşten değil, birlikte olmaktan da doğduğunu düşünüyorum. Ve  çocukluğumda kullandığımız o sobanın, evimizin sıcak kalbi olmanın ötesinde, Cumhuriyet’in üretme tutkusundan kalmış bir hatıra olduğunu.</p>
<p>Çocukken bunların hiçbirini bilmiyordum. Yalnız sobanın sıcaklığını hissediyordum. Aradan geçen onca yıldan sonra görüyorum ki hâlâ hissediyorum… Demek ki çocukluğun ateşi kolay kolay sönmüyor. Üzerini zamanın külleri örtse bile belleğin derinliklerinde köz hâlinde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Yeter ki eğilip usulca üfleyelim…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklugumun-sicak-kalbi-86344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/4/1280x720/soba-1787893787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukluğumun sıcak kalbi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-guc-yogunlasmasi-86343</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güç yoğunlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülkede ekonomi büyüyebilir, şirketler güçlenebilir, yatırımlar artabilir. Bunlar genellikle olumlu gelişmeler olarak görülür. Ancak ekonomide bazen gözden kaçan önemli bir konu vardır: Ekonomik gücün belirli kişi, şirket veya grupların elinde aşırı şekilde toplanması.</p>
<p>Ekonomik güç yoğunlaşması denilen bu durum, yalnızca ekonomi uzmanlarını ilgilendiren teknik bir mesele değildir. Pazarda ödediğimiz fiyatlardan iş bulma imkanlarına, küçük esnafın ayakta kalmasından tüketici haklarına kadar günlük hayatımızı doğrudan etkileyen bir konudur.</p>
<p>Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de büyük şirketlerin ekonomideki ağırlığı giderek artıyor. Bazı sektörlerde birkaç büyük firma piyasanın önemli bölümünü kontrol ediyor. Bu durumun avantajları olduğu kadar dikkat edilmesi gereken riskleri de bulunuyor.</p>
<p><strong>Büyük balıklar ve küçük balıklar </strong></p>
<p>Ekonomik hayatı bir denize benzetebiliriz. Deniz içinde büyük balıklar da vardır, küçük balıklar da. Eğer büyük balıklar büyürken küçük balıklara da yaşam alanı bırakıyorsa sistem dengeli çalışır. Ancak büyük balıklar tüm alanı kaplamaya başlarsa küçüklerin yaşaması zorlaşır.</p>
<p>Ekonomide de durum benzerdir. Büyük şirketler yatırım yapabilir, teknolojiyi geliştirebilir, ihracatı artırabilir ve istihdam sağlayabilir. Fakat pazarın çok büyük kısmını kontrol etmeye başladıklarında rekabet azalabilir.</p>
<p>Rekabetin azalması ise çoğu zaman fiyatların yükselmesine, ürün çeşitliliğinin düşmesine ve yenilikçiliğin yavaşlamasına neden olabilir.</p>
<p>Örneğin bir mahallede on farklı market varsa tüketici fiyat karşılaştırması yapabilir. Ancak zamanla bu marketlerin çoğu kapanır ve geriye yalnızca bir veya iki büyük zincir kalırsa tüketicinin seçeneği azalır. Bu durumda piyasa dengesi farklı işlemeye başlar.</p>
<p><strong>Küçük esnaf neden zorlanır?</strong></p>
<p>Son yıllarda birçok sektörde küçük işletmelerin ayakta kalmakta zorlandığı görülüyor. Artan maliyetler, yüksek kira giderleri, finansmana erişim güçlükleri ve büyük firmaların ölçek avantajları küçük işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.</p>
<p>Bir büyük şirket binlerce ürünü aynı anda satın aldığı için daha düşük maliyet elde edebilir. Daha güçlü reklam kampanyaları düzenleyebilir. Daha kolay kredi bulabilir. Bu durum rekabet açısından doğal görünse de zamanla piyasadaki oyuncu sayısını azaltabilir.</p>
<p>Mahalle bakkalının kapanması yalnızca bir iş yerinin kapanması anlamına gelmez. Aynı zamanda yerel ekonominin, komşuluk ilişkilerinin ve ekonomik çeşitliliğin de azalması anlamına gelir.</p>
<p>Çünkü güçlü ekonomiler yalnızca dev şirketlerden oluşmaz. Aynı zamanda çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin varlığıyla güç kazanır.</p>
<p><strong>Gelir dağılımı üzerindeki etkiler</strong></p>
<p>Ekonomik güç yoğunlaşmasının bir diğer sonucu gelir dağılımında görülebilir.</p>
<p>Ekonomide üretilen zenginlik büyürken bu zenginliğin kimler arasında paylaşıldığı da önemlidir. Eğer ekonomik büyümenin büyük bölümü belirli kesimlerde toplanıyorsa toplumun geniş kesimleri bu büyümeyi yeterince hissedemeyebilir.</p>
<p>Bu nedenle bazı dönemlerde ekonomik göstergeler olumlu görünürken vatandaşların önemli bir kısmı geçim sıkıntısı yaşamaya devam edebilir.</p>
<p>Sokaktaki vatandaş için önemli olan yalnızca ülkenin toplam gelirinin artması değildir. Aynı zamanda bu gelirden ne kadar pay alabildiğidir.</p>
<p>Ekonomik güç belirli ellerde toplandıkça servet ve gelir farkları da büyüyebilir. Bu durum zamanla sosyal huzursuzluklara ve fırsat eşitsizliklerine yol açabilir.</p>
<p><strong>Rekabet önemi</strong></p>
<p>Piyasa ekonomisinin en önemli unsurlarından biri rekabettir. Rekabet sayesinde firmalar daha kaliteli ürün üretmeye çalışır, maliyetlerini düşürür ve müşterilerine daha iyi hizmet sunar.</p>
<p>Ancak rekabet ortamı zayıfladığında bu teşvikler de azalabilir.</p>
<p>Bir sektörde çok sayıda oyuncunun bulunması yalnızca şirketler açısından değil, tüketiciler açısından da faydalıdır. Çünkü seçeneklerin artması genellikle kaliteyi yükseltir ve fiyatların dengelenmesine katkı sağlar.</p>
<p>Bu nedenle birçok ülkede rekabet kurumları piyasaları yakından takip eder. Amaç büyük şirketleri cezalandırmak değil, piyasalarda adil rekabet ortamını korumaktır.</p>
<p><strong>Teknoloji Çağında yeni bir mesele</strong></p>
<p>Dijital ekonomi ekonomik güç yoğunlaşmasına yeni bir boyut kazandırdı.</p>
<p>Eskiden bir şirketin büyümesi için fabrika, mağaza veya fiziksel altyapı gerekiyordu. Günümüzde ise veri, yazılım ve dijital platformlar büyük bir ekonomik güç oluşturabiliyor.</p>
<p>Milyonlarca insanın kullandığı platformlar zamanla çok büyük ekonomik ve ticari etkiye sahip hale gelebiliyor. Bu nedenle yalnızca geleneksel sektörlerde değil, dijital dünyada da rekabet konusu önem kazanıyor.</p>
<p>Veriyi kontrol eden, kullanıcıya ulaşan ve dijital altyapıyı yöneten şirketler ekonominin geleceğinde belirleyici rol oynuyor.</p>
<p><strong>Dengeli bir ekonomi neden önemli?</strong></p>
<p>Ekonomik güç yoğunlaşmasının tamamen önlenmesi mümkün değildir. Başarılı şirketlerin büyümesi ve güçlenmesi ekonomik gelişmenin doğal sonucudur. Asıl önemli olan, büyümenin rekabeti ortadan kaldıracak boyuta ulaşmamasıdır.</p>
<p>Sağlıklı bir ekonomide büyük şirketler de bulunur, küçük işletmeler de. Yatırımcı da kazanır, çalışan da emeğinin karşılığını alır. Tüketici de seçenek sahibi olur.</p>
<p>Ekonomik güç birkaç elde toplandığında sistem kırılgan hale gelebilir. Buna karşılık ekonomik gücün daha dengeli dağıldığı toplumlarda fırsatlar daha geniş kesimlere yayılır.</p>
<p>Sonuç olarak ekonomik büyüklük kadar ekonomik çeşitlilik de önemlidir. Güçlü bir ekonomi yalnızca büyük şirketlerin varlığıyla değil, rekabetin korunmasıyla, girişimciliğin desteklenmesiyle ve herkesin ekonomik hayata katılabilmesiyle mümkün olur. Çünkü ekonomide asıl başarı, zenginliğin yalnızca büyümesi değil, toplumun geneline yayılabilmesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-guc-yogunlasmasi-86343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik güç yoğunlaşması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4857-sayili-is-kanunu-kapsaminda-ucret-kesme-cezasi-86342</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ücret kesme cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşverenin disiplin yetkisi kapsamında uygulayabildiği ücret kesme cezası, işçinin temel geçim kaynağı olan ücret nedeniyle sıkı kurallara bağlanıyor. Cezanın önceden belirlenmiş olması, işçiye gerekçeli bildirim yapılması ve kesintinin iki gündelik sınırını aşmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ücret kesme cezası, işverenin yönetim ve disiplin yetkisi kapsamında başvurabileceği, ancak işçinin temel geçim kaynağı olan ücrete doğrudan müdahale ettiği için bu yetkinin keyfi şekilde kullanılmasını önlemek amacıyla çeşitli şekil ve esas şartları öngörülmüştür.</p>
<p>İş ilişkisi, işçinin iş görme borcu ile işverenin ücret ödeme borcunun karşılıklılığına dayanmaktadır. Bununla birlikte işveren, iş organizasyonunu kurma ve işyerindeki düzeni sağlama amacıyla yönetim hakkına sahiptir. Disiplin yaptırımları bu hakkın görünüm biçimlerinden biri olmakla beraber, ücret kesme cezası diğer yaptırımlardan ayrılmaktadır.</p>
<p>Zira, ücret yalnızca yapılan işin karşılığı değil, işçinin ve ailesinin yaşamını sürdürmesini sağlayan temel ekonomik değerdir. Bu nedenle kanun koyucu, ücret üzerinde cezalandırma amacıyla tasarrufta bulunulmasını işverenin sınırsız takdirine bırakmamıştır.</p>
<p><strong>Ücret kesme cezasının dayanağı</strong></p>
<p>Ücret kesme cezasının temel dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 38’nci maddesi oluşturmaktadır. Düzenleme, disiplin amacıyla işçi ücretinden yapılan kesintiyi konu almaktadır. Vergi ve sosyal güvenlik primi gibi kanuni kesintiler, avans mahsubu, nafaka veya icra kesintileri ile işverene verilen zararın tazmini bu kurumla aynı nitelikte olmayıp, her birinin kendi hukuki dayanağı ve sınırları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle işçinin verdiği zararın veya sehven yapılan fazla ödemenin tek taraflı biçimde “ceza” adı altında ücretten düşülmesi, 38’nci madde kapsamına girmemektedir.</p>
<p><strong>Ücret kesme cezasının uygulanma şartları</strong></p>
<ol>
<li><strong> Cezanın sebebinin önceden belirlenmiş olması</strong></li>
</ol>
<p>İşveren, toplu iş sözleşmesi, iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya disiplin yönetmeliğinde gösterilmiş sebepler dışında ücret kesme cezası veremez.</p>
<p>Bu kural, “sözleşmesiz ceza olmaz” biçiminde ifade edilebilecek belirlilik ilkesini yansıtmaktadır. Bu nedenle, hangi davranışın hangi yaptırıma bağlandığı, işçinin önceden anlayabileceği açıklıkta düzenlenmesi ve kendisine bildirilmiş olması gerekmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Kusur, ölçülülük ve eşit davranma</strong></li>
</ol>
<p>Disiplin cezası, işyerinin düzeniyle bağlantılı ve kusurlu bir davranışa dayanmalıdır. Fiilin ağırlığı ile yaptırım arasında makul bir denge olmalı, aynı veya benzer durumdaki işçilere objektif bir neden olmaksızın farklı cezalar uygulanmamalıdır. Aynı fiil nedeniyle birden fazla ceza verilmemesi de önemlidir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İşçiye gerekçeli bildirim yapılması </strong></li>
</ol>
<p>Kesintinin işçiye sebepleriyle birlikte derhal bildirilmesi zorunludur. Bildirimde isnat edilen fiil, olayın tarihi, sözleşmesel dayanak, cezanın tutarı ve hesap yöntemi açıkça gösterilmelidir.</p>
<p>4857 sayılı Kanun’un 109’ncu maddesi uyarınca bildirimin işçiye yazılı ve imza karşılığında yapılması, işçinin imzadan kaçınması durumunda da durumun tutanakla tespit edilmesi gerekmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Savunma ve disiplin prosedürü</strong></li>
</ol>
<p>Kanun’un 38’nci maddesinde, ücret kesme cezasından önce savunma alınmasını açıkça zorunlu kılan özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte savunma hakkı, olayın doğru değerlendirilmesi, ölçülülüğün sağlanması ve işverenin ispat gücünün korunması bakımından önemlidir. İş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya disiplin yönetmeliği savunma alınmasını ya da disiplin kurulu kararı verilmesini öngörüyorsa bu usule uyulmalıdır. İşçiye isnadı öğrenmesi ve makul sürede açıklama yapması için fırsat tanınması, iyi uygulamanın temel unsurudur.</p>
<p><strong>Kesinti sınırı, bordro ve bakanlık hesabı</strong></p>
<p>Ceza olarak yapılacak kesintiler, bir ayda iki gündelikten; parça başına veya yapılan iş miktarına göre ücret alanlarda ise işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz. Bu sınır, yaptırımın geçim hakkını aşırı ölçüde zedelemesini önlemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Kesinti ücret hesap pusulasında ayrı ve anlaşılır biçimde gösterilmesi ve işveren tarafından da bu kesinti tutarları için ayrı hesap tutması gerekmektedir.</p>
<p>Kesilen para işverenin geliri değildir. İşçilerin eğitimi ve sosyal hizmetlerinde kullanılmak üzere, kesinti tarihinden itibaren bir ay içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının belirttiği banka hesabına yatırılması ve ödeme dekontunun bildirim, savunma, disiplin kararı ve bordro kaydı birlikte muhafaza edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Hukuka aykırılığın sonuçları ve yargı denetimi</strong></p>
<p>İş Kanunu’nun 102/b maddesi uyarınca 38. maddeye aykırı ücret kesme cezası verilmesi veya kesintinin sebebi ve hesabının bildirilmemesi idari para cezasına <strong>(9.943 TL/2026 yılı)</strong> tabidir.</p>
<p>İdari para cezası yaptırımı, işçinin özel hukuk taleplerinden bağımsızdır. İşçi, haksız kesilen tutarın ücret alacağı olarak iadesini ve koşulları varsa faizini isteyebilir. Ücretin kanun veya sözleşme şartlarına uygun hesaplanmaması ya da ödenmemesi, somut olayın özelliklerine göre İş Kanunu’nun 24/II-e maddesi kapsamında haklı fesih sebebi oluşturabileceğinden uygulamada bu hususa da dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ücret kesme cezası her durumda yargı denetimine açıktır. Bu çerçevede, mahkeme; düzenlemenin sözleşmesel dayanağını, fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğini, işçinin kusurunu, usule uyulup uyulmadığını, cezanın ölçülülüğünü ve kesinti sınırını incelemektedir.</p>
<p>Sonuç olarak; ücret kesme cezası, işverenin disiplin yetkisinin kanunla sınırlandırılmış özel bir aracıdır. Hukuka uygunluk yalnızca işçinin bir kuralı ihlal etmesine değil, ihlalin ve yaptırımın önceden belirlenmesine, kusur ve ölçülülük değerlendirmesine, usulüne uygun bildirime, aylık üst sınıra ve kesilen tutarın amacına uygun şekilde Bakanlık hesabına aktarılmasına bağlıdır. Bu nedenle işverenler bakımından güvenli yaklaşım, cezayı otomatik bir bordro işlemi olarak değil, her aşaması belgelenen bir disiplin süreci olarak yönetmeleri önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4857-sayili-is-kanunu-kapsaminda-ucret-kesme-cezasi-86342</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ücret kesme cezası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ana-temanin-ikinci-planda-kaldigi-jackson-hole-toplantilari-86341</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ana temanın ikinci planda kaldığı Jackson Hole Toplantıları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Jackson Hole Sempozyumu, bu yıl küresel tahvil piyasalarında uzun vadeli faizlerin aynı anda yükseldiği kritik bir dönemde toplanıyor. ABD’den Avrupa’ya tahvil getirilerindeki sert yükseliş ve ABD Hazinesi’nin piyasaya müdahalesi sonrasında gözler Fed Başkanı’nın vereceği mesajlara çevrilirken, sempozyumun bu yılki finansal inovasyon teması da dijital para ve bankacılığın geleceğine ilişkin önemli tartışmalara sahne olacak.</strong></p>
<p>Tıpkı her yıl olduğu gibi, Kansas City Fed’in ev sahipliğinde düzenlenen Jackson Hole Ekonomik Politika Sempozyumu, bu yıl 27-29 Ağustos 2026 tarihleri arasında Wyoming'deki Grand Teton Ulusal Parkı'ndaki Jackson Lake Lodge'da gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Yazılı ve görsel basın tarafından sıklıkla <strong>'merkez bankacılarının Davos'u'</strong> ya da <strong>'dünyanın en özel ekonomi buluşması' </strong>olarak adlandırılmasına karşın, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 120-150 seçkin merkez bankası başkanını, maliye bakanını, akademisyeni ve finansal piyasa liderini bir araya getiren; o dönemin Fed Başkanı kimse, ondan gelecek yönlendirme beklenen; belirlenen tema çerçevesinde oluşturulan ara oturumlarda, dünyanın pek çok saygın akademisyenin görüşlerini paylaştığı bir akademik etkinlik aslında.</p>
<p><strong>Merkez bankacılar açısından Jackson Hole, resmi politika kurullarının katı bağlayıcılığından ve bürokratik kısıtlamalarından uzakta, daha esnek bir düşünce ortamı sunması ve sınırlı katılımcı profili nedeniyle politika yapıcıların uzun vadeli yapısal ekonomik dönüşümleri rahatça tartışabilmelerine olanak tanıması nedeniyle çok mu iddialı olur bilemem, ama belki de yılın en özlenen, beklenen toplantısı diyebiliriz. </strong></p>
<p>Finansal piyasalar açısından ise Jackson Hole, yılın en yüksek oynaklık (volatilite) potansiyeline sahip etkinliklerinden biri.</p>
<p><strong>Jackson Hole Sempozyumları’nda, 1989 yılında Alan Greenspan'in resmi sunum yapmasıyla birlikte, Fed başkanlarının her yıl açılış konuşması yapması gelenekselleşti.</strong> Fed Başkanı’nın açılış konuşması ve diğer büyük merkez bankası başkanlarının (ECB, BoE, BoJ gibi) konuşmaları, önümüzdeki 6-12 aylık dönemde uygulanacak faiz politikaları ile parasal sıkılaşma veya genişleme adımlarına ilişkin doğrudan ipuçları verebiliyor. <strong>Örneğin Ben Bernanke, 2010 yılındaki toplantının açılış konuşmasında; Büyük Resesyon sonrasında ekonomiyi desteklemek amacıyla 2. Parasal Genişleme paketi sinyalini vererek piyasaları kökten değiştirmişti.</strong> 2020 yılında bu kez Jerome Powell, Fed'in tarihi politika değişikliğini açıklayarak yüzde 2 ortalama enflasyon hedeflemesine geçildiğini duyurmuştu.</p>
<p><strong>Özellikle Fed Başkanı’nın konuşması ve konuşma içeriğinde verdiği mesaj, piyasalar tarafından anında 'şahin' (hawkish) veya 'güvercin' (dovish) olarak tanımlanır.</strong> Konuşma sonucunda tahvil faizlerinin, özellikle dolar endeksi, hisse senedi piyasaları ve emtia fiyatları üzerinde anında sert dalgalanmalara yol açtığını geçmişte gördük ve tecrübe ettik.</p>
<p><strong>Jackson Hole Sempozyumu’nun </strong><strong>Ağustos ayı sonuna denk gelmesi, şimdiye kadar Eylül ayındaki kritik merkez bankası faiz kararlarından önce en önemli yön gösterici olmasını sağladı. Bu kez de öyle mi olacak diye herkes beklenti içinde. </strong></p>
<p><strong>Sempozyum öncesinde; uzun vadeli devlet tahvili getirileri neredeyse dünyanın her yerinde aynı anda zirvelere ulaşmış durumda. </strong>Getiri eğrisinin uzun tarafı son dönemlerde çokça dikkat çekmeye başladı.</p>
<p>ABD'de, İran savaşının getireceği enflasyon ve harcama endişeleriyle tetiklenen 30 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 5,33'ü aşarak 19 yılın en yüksek seviyesine ulaşırken, 10 yıllık getiri yüzde 4,7 civarında seyrediyor. <strong>Durum Avrupa’ya da sirayet edince daha da dikkat çekici hâle geldi.</strong> Zira Avrupa'da, en büyük ekonomilerdeki uzun vadeli getiriler çok yıllık zirvelere ulaşmış durumda. Fransa'nın 10 yıllık tahvili yüzde 4,10'a <strong>(Haziran 2009'dan bu yana en yüksek seviye)</strong>, Almanya'nın 10 yıllık Bund tahvili yüzde 3,25'in üzerine <strong>(Mart 2011'den bu yana en yüksek seviye)</strong>, İngiltere'nin 30 yıllık devlet tahvili yüzde 5,85'e ve Almanya'nın 30 yıllık tahvili yüzde 3,78'e ulaşarak 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı. <strong>Almanya, 2011'den bu yana en yüksek getiriyle yeni 30 yıllık borçlanmaya hazırlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Bu, tek bir ülkede yaşanan münferit bir olay değil. Uzun vadeli devlet tahvillerinde eşzamanlı, küresel bir satış dalgası yaşanıyor. </strong></p>
<p>Getiri eğrisinin kısa vadeli ucu Merkez Bankası politikalarıyla bir şekilde kontrol edilirken, uzun vadeli ucu politikadan bağımsız olarak, tabiri caizse, özgürce hareket ediyor.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz hafta ABD Hazine Bakanlığı, uzun vadeli ABD Hazine tahvillerinin planlanan geri alım işlemlerini ikiye katlayarak ABD devlet tahvil piyasasına doğrudan müdahalede bulundu.</strong></p>
<p><strong>Bu hamle, yükselen uzun vadeli getirileri dizginlemeyi ve değişken, likiditesi düşük ikincil piyasaya likidite sağlamayı amaçlıyordu.</strong> Müdahale, enflasyonun sürekli olacağına yönelik endişeler, büyük federal bütçe açıkları ve yoğun kurumsal tahvil ihracı nedeniyle 30 yıllık Hazine tahvil getirilerinin yüzde 5,33'e (2007'den beri görülmeyen bir seviye) doğru yükseldiği keskin bir satış dalgasının ardından geldi. <strong>Açıklama başlangıçta uzun vadeli getirilerin yaklaşık 10 baz puan düşmesine neden oldu, ancak yatırımcılar açık risklerine odaklanmaya devam ettikçe getiriler sonraki işlem seanslarında büyük ölçüde geri döndü.</strong> Hazine’nin müdahalesi teknik olarak bağımsız bir hamle olsa da, Fed ile Hazine arasında bir politika uyuşmazlığı olup olmadığı da akıllara geliyor.</p>
<p><strong>Hazine'nin bu hamlesi, hızla yükselen uzun vadeli tahvil getirileri karşısında yalnızca kısa süreli ve geçici bir rahatlama sağladığından; yatırımcılar, Fed Başkanı'nın Hazine'nin piyasa müdahalesini destekleyip desteklemeyeceğini, görmezden mi geleceğini yoksa buna örtülü bir şekilde karşı mı çıkacağını görmek için Jackson Hole’da yapacağı konuşmaya odaklanmış durumdaydı. </strong></p>
<p><strong><em>Siz bu satırları okurken, muhtemelen bu sorunun cevabını da almış olacağız. </em></strong></p>
<p><strong>Öte yandan tahvillere ilişkin yaşanan gelişmeler, yeni Fed Başkanı’nın iletişim beceri noksanlığının yarattığı piyasa dalgalanmaları bir yana konulduğunda, bu yılın temasının yaşanan son gelişmeler sonrasında biraz göz ardı edildiğini düşünüyorum. </strong></p>
<p>Bu yılın teması <strong>"Finansal İnovasyon: Ödemeler ve Politikalar Üzerine Etkileri"</strong>. Bence çok önemli bir konu olarak tema seçilmiş. Açıkçası, Fed Başkanı’nın yapacağı açıklamalardan ziyade bu tema altında yapılacak konuşmalar benim daha çok ilgimi çekiyor.</p>
<p>Bu yılın teması olan <strong>"Finansal İnovasyon: Ödemeler ve Politikalar İçin Etkileri"</strong>, demografi, verimlilik ve makroekonomik politikalar, işgücü piyasalarının irdelenmesi gibi geleneksel temalardan bir sapma olarak görülüyor.</p>
<p>Sempozyum tarihinde ilk kez, <strong>‘dijital ödeme sistemleri ve finansal teknolojiler’</strong>, dünyanın pek çok ülkesinden merkez bankacıların katılımıyla gerçekleştirilen böylesine büyük bir akademik toplantının merkezine <strong>resmi akademik tema aracılığıyla</strong> yerleşmiş durumda.</p>
<p><strong>Nelerin ön plana çıktığını görüp ilerleyen haftalarda mutlaka sizlerle paylaşacağım. Bu alandaki ilerlemeler çok hızlı ve bambaşka bir boyutta. </strong></p>
<p>Sempozyumun hemen öncesinde Dallas Fed araştırmacıları Rosie Levy ve Srini Ramaswamy (25.08.2026) tarafından kaleme alınmış <strong>“Tokenlaştırılmış Mevduatlar, Banka Likiditesini ve Vade Dönüşümünü Etkileyebilir”</strong> başlıklı araştırma makalesi çok ilgi çekici.</p>
<p><strong>Levy ve Ramaswamy; tokenlaştırılmış mevduatların geleneksel bankacılık sistemi üzerindeki olası etkilerini ve finansal risklerini inceliyorlar.</strong> Mevduatların dijitalleşmesiyle artan likidite hızının, bankaların uzun vadeli kredileri fonlama yeteneğini zayıflatarak vade dönüşümü kapasitesini olumsuz yönde etkileyeceğini söylüyorlar. Özellikle faiz hassasiyeti yüksek olan bu yeni dijital varlıklar, bankaların daha fazla yüksek kaliteli likit varlık tutma zorunluluğunu artırıyor. <strong>Makale, Brezilya’daki PIX sistemi gibi küresel örneklerden yola çıkarak, anlık ödemelerin kredi aracılığını azaltabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.</strong></p>
<p>Makaleye göre; stablecoinlerin aksine tokenize mevduatlar, mevcut ve yıllardır olgunlaşmış <strong>bankacılık düzenleme ve denetim yapıları</strong> içinde faaliyet gösterdikleri için merkez bankaları tarafından daha çok tercih ediliyor. <strong>Sahiplerine faiz ödemesi yaptıkları için tokenize mevduatlar, bu yönleriyle stablecoinlere kıyasla önemli bir finansal avantaj sunuyorlar.</strong></p>
<p><strong>Bunların yanında; tokenlaştırılmış mevduatlar, akıllı sözleşmeler (smart contracts) ve yapay zekâ ajanları ile programlanabilir hale gelerek, mevduat sahibinin doğrudan müdahalesi olmadan en yüksek getiriyi sunan bankalar arasında anında transfer edilebilirlik özelliğine sahip olması nedeniyle bankaların faiz yarışına girmesine sebep olabilir.</strong> Bu durum; bankaların en temel işlevlerinden biri olan kısa vadeli mevduatları uzun vadeli kredilere dönüştürme işlevini sekteye uğratabilir. <strong>Tokenizasyon; mevduatların bankada kalma süresini kısaltma ve mevduatları faiz oranlarına karşı daha duyarlı (yüksek beta) hale getirme riski taşır.</strong></p>
<p><strong>Sonuç olarak, makalede bu teknolojik dönüşümün para politikası aktarımı ve finansal istikrar açısından dikkatle izlenmesi gerektiği vurgulanıyor. </strong></p>
<p>Yeni nesil finansal varlıklar, bir yandan finansal süreçlerde inovasyon yaratırken, diğer yandan geleneksel bankacılık faaliyetlerinin de yeniden tasarlanmasını zorunlu kılacak gibi gözüküyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ana-temanin-ikinci-planda-kaldigi-jackson-hole-toplantilari-86341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/7547-1787893496.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ana temanın ikinci planda kaldığı Jackson Hole Toplantıları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-uzun-surer-86340</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelecek uzun sürer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Türkiye ekonomisi açısından çok önemli. 26 milyondan fazla insan oraya prim ödüyor ve 17 milyondan fazla insan da oradan maaş alıyor. Geçim açısından bundan daha önemli bir kuruluş biliyor musunuz? Devletin diğer bütün kurumlarını topladığınızda bile maaş alan insan sayısı ancak 5 milyon kişi civarında. Yani SGK’dan maaş alanların üçte birinden daha az.  </p>
<p>SGK gelecekte daha da önemli ve maalesef daha kırılgan olacak. Eğer teknolojik gelişimin işgücü üzerindeki etkisi beklendiği gibi net olarak olumsuz olursa, SGK her türlü tahminin ötesinde önem kazanabilir. Buyurun beraber SGK’ya ve onun olası geleceğine bakalım.</p>
<p>Önce aşağıdaki grafik 1’le başlayalım. Burada son 25 yılda SGK’ya prim ödeyen ve ondan maaş alanların sayısını görüyorsunuz. 2001’de yaklaşık 12 milyon kişi prim ödüyor ve 6 milyon kişi maaş alıyor. 2025’te ise prim ödeyenler 26 milyon kişiye yükselirken, maaş alanlar 17 milyon kişiye yükseliyor. İlk soru şu o zaman. Nasıl olur da 25 yıl kadar kısa sürede prim ödeyenler neredeyse iki katına, maaş alanlar ise 3 katına çıkıyor? İki yanıtımız var. İlki Türkiye nüfusunun büyük oranda çalışma çağındaki orta yaşlarda yoğunlaşmış olması, diğeri de EYT.</p>
<p><strong> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a91165ec5226-1787893342.png" alt="" width="659" height="310" /></strong></p>
<p><strong>- SGK altın çağını yaşıyor:</strong> Türkiye nüfusunun yaş gruplarına göre kırılımına bakıldığında, önümüzdeki 15 yıl boyunca prim ödemek için sisteme girecek ve maaşa hak kazanacak insan sayısının aşağı yukarı aynı olacağını görüyoruz. 15 yıl boyunca çalışan sayısı yaklaşık aynı kalırken, emekli sayısı birikimli olarak artacak. 15 yıl sonra çalışan sayısı hızla düşmeye başlarken, emekli sayısı da önemli oranda artacak. Yani aslında son 15-20 yıldır demografik yapı açısından SGK altın çağını yaşıyor ve gelecekte demografik yapı giderek daha olumsuz hale gelecek.</p>
<p>Tam bu noktada ikinci grafiğe bakabiliriz. Bu grafik ise Türkiye’de doğan bebek sayısını gösteriyor. Yani potansiyel işgücünü… 2000’lerde her yıl 1,3 milyon civarında bebek doğarken, 2015’ten sonra doğum sayısı hızla düşüyor ve 2025’te 800 bin düzeyine geriliyor. Yani 2040’dan itibaren iş hayatına girecek insan sayısı önemli ölçüde düşmeye başlayacak. 2001’de 2 olan çalışan/emekli oranı 2040’lı yıllarda 1’in altına, sürdürülemez bir düzeye inecek.</p>
<p>SGK’nın geleceğine demografik verilerle bir göz attık ama henüz dikkate almadığımız 2 faktör daha var. Öncelikle bugün doğan herkesin 20-25 yıl sonra iş hayatına gireceğini varsaydık şu ana kadar. Halbuki ülkemizde her üç kişiden biri ancak iş hayatına girebiliyor. İşsizlik sorunumuz küçük ama bunun nedeni “iş dışı olma” sorunumuzun büyük olması.</p>
<p><strong>- Genç işsizliği demografik sorunları daha da ağırlaştırıyor:</strong> Üstelik genç işsizliği gibi bir derdimiz var ki, SGK’nın mali dengelerine etkisi açısından yetişkin işsizliğinden daha kötü bir dert bu. Şöyle bir veriyle durumu netleştirelim mi? 2025 yılında ne eğitimde ne de istihdamda olan 2,7 milyon genç (toplam gençlerin dörtte biri) çalışıp, SGK’ya prim ödeseydi, SGK’ya yapılan bütçe desteğinin (devletin kendi prim yükümlülüğü değil, ekstra destek) çoğu karşılanırdı. Bu gençlerin para kazanamaması, istediği hayatı kuramaması, emeklilik için hak biriktirememesi, SGK’nın zararları dışında diğer önemli kayıplarımız.  </p>
<p><strong>- Teknolojik gelişmenin işgücü piyasasına etkisi önemli:</strong> Dikkate almamız gereken bir diğer faktör teknolojinin işgücü üzerindeki etkisi. Bu etkiyi bilmiyoruz ama bence kötümser olmak için sebeplerimiz, iyimser olmak için sebeplerimizden çok daha fazla. Eğer Elon Musk’un çizdiği “2036’dan sonra tüm dünyada ekonomik cennet” resmini ciddiye alıyorsanız, bu yazıya, hatta tüm ekonomi yazılarına gerek kalmayacak ama bence Musk’ın bu argümanının ciddiye alınacak tarafı yok. Bu yüzden teknolojinin işgücüne etkileri konusunda kötümser ve tedbirli olmak daha makul bir tavır.</p>
<p>Murathan Mungan’ın dediği gibi gelecek uzun sürer. 15 yıl öncesini düşünün lütfen. O 15 yıl ne kadar hızlı geçtiyse, önümüzdeki 15 yıl da aynı hızla geçecek. O yüzden bu 15 yıllık konu gayet acil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-uzun-surer-86340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelecek uzun sürer ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-7-ayda-605-yeni-sirket-kuruldu-86383</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da 7 ayda 605 yeni şirket kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ, 2026 yılının ilk 7 ayında Sakarya’da 605 yeni şirket kuruluşunun geçekleştirildiğini söyledi. Altuğ, bu sayının geçen yılın aynı döneminde 544 olduğunu ve yüzde 11’lik bir artış kaydedildiğini belirtti. Altuğ, aynı dönemde kapanan şirket sayısının 107’den 96’ya gerilemesini de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiklerini belirtti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a913da0f1be4-1787903392.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Altuğ, gerçek kişi ticari işletmelerinde de benzer bir hareketlilik görüldüğünü, ilk 7 ayda 180 yeni işletme kurulurken, geçen yıl bu sayının 152 olduğunu ifade etti.</p>
<p>Başkan Altuğ, Sakarya’nın istihdam sayılarında da bir artış olduğunu, 2026 yılının ilk 7 ayında İŞKUR aracılığıyla 17 bin 37 kişinin işe yerleştirildiğini söyledi. Bu sayının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 arttığını, kadınların işe yerleştirilmesinde %7,3, gençlerin işe yerleştirilmesinde %2,5, engellilerin işe yerleştirmesinde ise %8,6 oranında bir artışın olduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-7-ayda-605-yeni-sirket-kuruldu-86383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/3/1280x720/sakaryada-7-ayda-605-yeni-sirket-kuruldu-1787903415.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ, kentte yılın 7 ayında yüzde 11 artışla 605 yeni şirket kurulduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yatirimci-artik-gayrimenkulun-gelecegini-satin-aliyor-86359</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yatırımcı artık gayrimenkulün geleceğini satın alıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞENAY ZEREN</strong></p>
<p>ARGE Gayrimenkul Değerleme Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cem Gel, gayrimenkul değerleme sektöründeki güncel gelişmeler, dijital dönüşüm ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini değerlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a91242ef1383-1787896878.png" alt="" width="700" height="496" />2026'nın ilk yarısını veriye dayalı karar alma süreçlerinin önem kazandığı bir dönem olarak nitelendiren Gel; konutun yanı sıra ticari gayrimenkul, lojistik depo, sanayi yapıları, arsa ve kentsel dönüşüm projelerine yönelik değerleme taleplerinde hareketlilik gözlemlediklerini belirtti. Gel, yatırımcıların artık yalnız mevcut piyasa değerine değil, taşınmazların gelecekteki gelir potansiyeline odaklandığını söyledi.</p>
<h2>SADES ile süreçler dijitalleşiyor </h2>
<p>Emsal satış verileri, bölgesel gelişmeler, ulaşım yatırımları, ekonomik göstergeler, imar durumu ve taşınmazın fiziki özelliklerinin birlikte ele alındığını belirten ARGE Gayrimenkul Değerleme Yönetim Kurulu Başkanı Gel, artan veri hacmiyle yapay zekânın sektörün doğal parçası haline geldiğini bildirdi. Yapay zekâ destekli süreç yönetim platformu SADES'i aktif kullandıklarını kaydeden Gel, “Belge yönetimi, veri doğrulama, analiz ve iş akışını dijitalleştirerek süreçlerimizi daha standart, hızlı ve verimli hale getiriyor. Böylece uzman ekiplerimiz rutin operasyonlar yerine analiz, yorumlama ve mesleki değerlendirmeye daha fazla zaman ayırabiliyor” dedi. Ahmet Cem Gel, yapay zekâyı uzman deneyimini güçlendiren hibrit modelin tamamlayıcı unsuru olarak gördüklerini söyledi. Türkiye'de sektörün dijitalleşme konusunda belirgin ilerleme kaydettiğini ifade eden Gel; dünyada büyük veri, coğrafi bilgi sistemleri ve ESG kriterlerinin değerlemenin parçası olduğunu, uluslararası standartları takip ettiklerini dile getirdi.</p>
<h2>Ofisten konuta dönüşüm </h2>
<p>ARGE Gayrimenkul Değerleme Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cem Gel, yılın ikinci yarısında faiz görünümü ve finansmana erişimin ana gündem maddeleri olacağını belirterek, faizlerdeki olası bir iyileşmenin ertelenmiş talebi yeniden canlandırabileceğini vurguladı. Ofisten konuta dönüşüme izin veren düzenlemenin özellikle ofis arzının yüksek olduğu lokasyonlarda pazar hareketliliği yaratacağını kaydeden Gel, lojistik depolar ile kentsel dönüşüm alanlarının da stratejik önemini koruyacağını ifade etti.</p>
<p>Önümüzdeki beş yıla ilişkin büyüme hedeflerini paylaşan Ahmet Cem Gel; dijitalleşme, veri analitiği ve yapay zekâ odaklı sistemlerle ilerleyeceklerini açıkladı. Gel, temel amaçlarının hazırlanan değerleme raporlarını yatırımcılar, bankalar, finans kuruluşları ve sigorta şirketleri için stratejik karar süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası haline getirmek olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yatirimci-artik-gayrimenkulun-gelecegini-satin-aliyor-86359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/gayrimenkul-ticari-is-yeri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ARGE Gayrimenkul Değerleme Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cem Gel, yatırım kararlarında gelecekteki değer potansiyelinin öne çıktığını, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli çözümlerin sektörü dönüştürdüğünü ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-ve-yeni-parti-86339</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa ve YENİ Parti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Malum her şey bir altüst oluş içerisinde…</p>
<p>Bir yanda ekonomik kriz, diğer yanda jeopolitik krizler var. Bir yanda muhalefet partileri içinde tartışma, diğer yanda iktidar cephesindeki iç çekişmeler var. Bir yanda “Terörsüz Türkiye” süreci diğer yanda “Ülke Bölünüyor” cephesi var. Bir yanda tutulmamış “tutanaklar” diğer yanda tutulmuş ama açıklanmamış “tutanaklar”… Bir yanda rüşvet, yolsuzluk, irtikap iddiaları havalarda uçuşuyor diğer yanda ahali çocuğun okul masraflarını nasıl karşılayacağını düşünüyor…</p>
<p>Listeyi böyle uzatıp gitmek mümkün... Kısa keseyim.</p>
<p>Bütün bu alt üst oluş içerisinde “ahali ne düşünüyor” diye sorarsanız, size AREA Araştırma’nın “Türkiye’de Siyasi Durum - Ağustos 2026” başlıklı raporundan bazı rakamlar vereyim.</p>
<p>Ben iki konu ile ilgili rakamların üzerinde duracağım: Yeni Parti ve Çerçeve Yasa…(Meraklısı, raporun tamamına AREA’nın web sitesinden ve sosyal medya mecralarından ulaşabilir.)</p>
<p>“Özgür Özel başkanlığındaki Yeni Parti’ye oy verme davranışınız nasıl olur?” Sorusunun yanıtları ilginç…</p>
<p>Bu soruya yanıt veren AK Parti’li seçmenin yüzde 85’i; MHP’li seçmenin yüzde 82’si; DEM Parti’li seçmenin yüzde 58’i; İYİ Partili seçmenin yüzde 54’ü “oy vermem” diyor. Toplam seçmende “oy vermem” diyenlerin oranı yüzde 56. Kararsızların oy oranı ise yüzde 18.</p>
<p>“Mansur Yavaş (Ankara), Vahap Seçer (Mersin), Zeydan Karalar (Adana) Belediye</p>
<p>Başkanlarının, YENİ Parti’ye geçmeyerek CHP’de kalmasını nasıl karşılıyorsunuz?” Sorusunun yanıtlarının üzerinde de durmakta fayda var.</p>
<p>Buna göre toplam seçmenin yüzde 45’i belediye başkanlarının bu tavrını olumlu buluyor. İlginçtir, YENİ Parti’li seçmenin yüzde 27’si bu belediye başkanlarının partilerine geçmemesini olumlu buluyorlar. Aynı soruya “Fikrim yok” diyenlerin oranı ise yüzde 20’de. Olumsuz bulan seçmen oranı yüzde 34’de…</p>
<p>Eğer sorulara verilen yanıtları çaprazlayarak okursanız YENİ Parti’nin durumu yarın iktidar olacakmış havasından uzakta. Bir örnek de Terörsüz Türkiye ve Çerçeve Yasa’dan vereyim:</p>
<p>“Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili TBMM’de 467 oyla geçen Çerçeve Yasa hakkındaki kanaatiniz nedir?” Sorusunun yanıtlayan seçmenlerin yüzde 45’i “desteklemiyorum” derken yüzde 42’si “destekliyorum” yanıtını veriyor. Bu soru ve yanıttan, “Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili TBMM’de kabul edilen çerçeve yasa tasarısında, YENİ Parti milletvekillerinin 35 kabul, 54 ret oy vermesini nasıl karşıladınız?” Sorusuna geçildiğinde bu tavrı olumsuz bulanların oranı yüzde 45, olumlu bulanların oranı ise yüzde 35.</p>
<p>Bu rakamları diğer soruların yanıtları ile birlikte okumaya çalıştığımızda muhalefet ya da iktidar cephesinde ki kesin ayrışmanın devam ettiğini, Yeni Parti’nin bu ayrışmayı aşacak ya da başka bir deyişle her iki mahalleden de oy alacak deyim yerindeyse “mahalleler üstü” bir konuma erişemediği görünüyor. Bu noktada özelikle Çerçeve Yasa konusundaki “ikircikli tavır”ın hayli etkili olduğu da görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-ve-yeni-parti-86339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa ve YENİ Parti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-vp-bu-vp-su-vp-86338</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> O-VP, Bu-VP, Şu-VP</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herkesin yaz tatili yaptığı dönemde, kamudaki meslektaşlarımız Orta Vadeli Program (OVP) için yoğun bir mesai içinde. Geçen sene 5 Eylül’de açıklanmıştı. Yine eylülün ilk haftası yayımlanırsa, 10 Eylül’deki TCMB Para Politikası Kurulu toplantısıyla birleştiğinde, piyasa ekonomistlerinin ajandası da epey yoğun olacak.</p>
<p>OVP, yakından izlediğimiz ve benim de hep çok önemsediğim bir metin. Ancak son Enflasyon Raporu (ER) sunumunun ardından piyasa gündeminde daha fazla öne çıktı. Bunun nedeni de sunum sonrasındaki soru-cevap bölümünde TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2027 enflasyon görünümünü etkileyebilecek başlıca unsurlar arasında iki konuya özellikle işaret etmesiydi: Savaş kaynaklı belirsizliğin sürmesi ve OVP süreci.</p>
<p>Sayın Başkan’ın OVP özelindeki sözlerinden, belirlenecek makro çerçeveyi beklediklerini ve hedeflerin OVP sürecinde tekrar gözden geçirilebileceğini anlıyoruz. Ben de merak edip geçmiş yıllarda OVP’deki rakam TCMB rakamından ayrıştığında ne olduğuna baktım. OVP’ler çoğunlukla TCMB’nin üçüncü ve dördüncü Enflasyon Raporu arasında yayımlandığı için iki rapor arasındaki öngörüleri kıyaslamak OVP etkisi hakkında fikir verebilir.</p>
<p>Genellikle OVP’ler, TCMB’nin yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda bir sonraki yıl için tahmin ettiği orta nokta enflasyon rakamına uygun rakamlar içeriyor. En büyük sapma 6,6 yüzde puan ile 2018, sonra da 5,7 yüzde puan ile 2022’de.</p>
<p>Peki, OVP’deki değişiklik TCMB’yi etkilemiş mi? Farklı yılları incelemeye 2018’le başlayalım: 2019 için TCMB’nin orta nokta tahmini %9,3 iken OVP’deki öngörü %15,9. OVP’den sonraki Enflasyon Raporu’nda TCMB de orta nokta tahminini %15,2’ye çekmiş. 2024’te OVP’nin enflasyon öngörüsü TCMB’nin üçüncü Enflasyon Raporu’na göre 3,5 puan yukarıdayken, bir sonraki Enflasyon Raporu’nda TCMB 7 puan güncelleme yaparak, OVP rakamının da üstüne çıkmış. Zaman serisini gösteren Grafik-1, aslında OVP’den bağımsız olarak, piyasa oyuncularının <strong><em>TCMB’nin bir sonraki yıl güncellemesi için yılın son Enflasyon Raporu’nu tercih ettiği </em></strong>gözlemini yansıtıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9115830968d-1787893123.png" alt="" width="650" height="266" />Ama konunun daha önemli bir boyutu var. Para politikası duruşunun belli bir sıkılığa ulaştığı konusunda emin olan TCMB, hedefe giden yolda artan önemde olduğunu düşündüğü iki noktaya işaret ediyor: İlk sırada gıda fiyatları var ikinci sırada da (ekonomi politikaları arasındaki) eşgüdüm. Gıda fiyatları, ağırlıklı olarak TCMB’nin kontrolü dışında bir arz gelişimi olarak kabul ediliyor. Ancak OVP için de bunu söyleyebilir miyiz? <strong><em>Yani OVP’deki çerçeve, TCMB’nin denklemine, aynı gıda fiyatları gibi, sabit terim olarak girecek bir dışsal faktör mü? Yoksa TCMB’nin ara hedefinden ve ara hedefe ulaşılması için gereken para politikası duruşuna destek verme görevinden etkilenen bir yapı mı?</em></strong> Soru önemli.</p>
<p>Bütçe dengesinin sene başında öngörülene göre daha iyi geleceği tahmin ediliyor ve kamu borç oranları da oldukça sağlıklı seviyelerde. Diğer tarafta yüksek enflasyon problemi ile kıyaslandığında, para politikası <em>“destek alması gereken”</em>, maliye politikası da <em>“destek vermesi gereken”</em> yapı olarak ortaya çıkıyor. Bu perspektiften bakıldığında, <strong><em>TCMB’nin 2027 ara hedefinin OVP’ye göre güncellenmesi değil de açıklanacak olan OVP’nin, 2027 enflasyon ara hedefine ulaşmayı sağlayacak şekilde planlanması daha makul görünüyor.</em></strong></p>
<p>Yoksa piyasada “TCMB ne bekliyor, OVP ne bekliyor?” diye bir ayrım oluşur ki, beklentiler böl-parçala-yönet sisteminin işlemeyeceği bir yerdir. Kaldı ki, yılsonu enflasyon gerçekleşmeleri özellikle son yıllarda OVP’deki öngörülerin belirgin bir biçimde üzerinde kaldığı için OVP’nin de beklentileri çıpalama özelliği istenen seviyede olmayabilir (Grafik-2).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a91159582664-1787893141.png" alt="" width="652" height="259" />OVP’deki üçer yıllık enflasyon öngörülerinin genellikle yukarı yönlü hareket etmesi (Grafik-3), biraz önce işaret ettiğim zayıf isabet performansı ile birleştiğinde, OVP’deki öngörünün de güven açığı riskiyle karşı karşıya olduğu görülecektir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9115a64d8e0-1787893158.png" alt="" width="666" height="267" />Bu nedenle benim önerim, 2027 öngörülerini “TCMB hedefi – OVP rakamı” ayrışması yaratmayacak şekilde gerçekçi belirlemek ve burada da OVP’yi, para politikasını destekleyecek konumda kurgulamak. Fiyatlama davranışlarındaki bozulma ve beklentilerdeki katılık o vade, bu vade, şu vade ayrımı yapmadan, öncelikleri belirleyip tereddütsüz bir görev paylaşımı oluşturmanın bizim için gerekli olduğuna işaret ediyor. Fonlama maliyetinin yeniden bir haftalık repo faizine döndüğü günlerde, OVP’yi bu gözle yazmak ve okumak gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-vp-bu-vp-su-vp-86338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O-VP, Bu-VP, Şu-VP ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-donemine-kalici-olarak-mi-takildik-86337</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek faiz dönemine kalıcı olarak mı takıldık?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisinde enflasyon ve faiz baskısı sürerken, küresel enerji fiyatları, ticaret savaşları ve gelişmiş ülkelerde yükselen uzun vadeli faizler dezenflasyon sürecini daha da zorlaştırıyor. Aylık enflasyonun yüzde 2 bandına sıkışması, yüksek beklentiler ve yüzde 50'ye yaklaşan ticari kredi faizleri, “Türkiye yüksek faiz dönemine kalıcı olarak mı takıldı?” sorusunu gündeme getiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde son üç yıldır gündemin merkezinde iki konu var: enflasyon ve faiz. Üstelik artık sorun yalnızca yurt içinden kaynaklanmıyor. İran savaşıyla yükselen enerji fiyatları, ABD öncülüğünde artan korumacılık ve gelişmiş ülkelerde yükselen uzun vadeli faizler de Türkiye'deki dezenflasyon sürecini zorlaştırıyor.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzde önemli bir soru var: <strong>Yüksek faiz dönemine kalıcı olarak mı takıldık?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9114b48f5a1-1787892916.png" alt="" width="430" height="571" /></strong><strong>Önce enflasyon: ana eğilim yüksek</strong></p>
<p>Temmuz ayında tüketici fiyatları aylık %1,78 arttı. Yıllık enflasyon ise %31,8 oldu. Sınırlı da olsa yıllık enflasyondaki düşüş olumlu; ancak enflasyonun nereye gittiğini görmek açısından mevsimsellikten arındırılmış aylık göstergeler daha da önemli.</p>
<p>Burada tablo daha az iyimser. Temmuz ayında mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon %2; çekirdek (enerji, gıda, alkollü içecekler, tütün ve altın hariç) göstergenin aylık eğilimi ise %2,2 seviyesinde gerçekleşti. Yazımdaki grafik 1’de de gösterdiğim üzere, son bir yıllık gerçekleşmelere baktığımızda yıllık enflasyonun %32, aylık enflasyonun %2 bandına yapışmış olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Sorunun bir diğer ayağı beklentiler. Enflasyona ilişkine beklentiler hala çok yüksek. TCMB’nin en son anketinde, piyasa katılımcılarının yılsonu enflasyon beklentisi %29,4 oldu. 12 ay sonrası için beklentiler ise enflasyondaki ataleti daha net sergiliyor. Önümüzdeki yıl ağustos ayı için piyasa katılımcılarının enflasyon beklentisi %24 iken, bu oran reel sektörde %33, hane halkında ise %46 oldu. Mevcut enflasyonun %32 civarında olduğunu düşünürsek, piyasa enflasyonda sınırlı iyileşme beklerken, reel sektör atalet, hane halkı ise artış bekliyor.</p>
<p>Beklentilerin bu kadar yüksek olması fiyatlama davranışlarını da etkiliyor. Şirket fiyatını, çalışan ücret talebini, ev sahibi kirasını gelecekte beklediği enflasyona göre belirliyor. Böylece geçmiş enflasyon geleceğe taşınıyor ve enflasyonda atalet oluşuyor.</p>
<p><strong>Küresel enflasyon yeniden kapıda mı?</strong></p>
<p>Yurt içinde enflasyonu düşürmeye çalışırken küresel koşullar da işi zorlaştırıyor. Bunun yakın dönemdeki ana nedeni ABD-İsrail-İran savaşı oldu. Orta Doğu'daki çatışmalar enerji arzına ilişkin riskleri artırırken petrol fiyatlarını Brent başına 80-90 doların üzerine taşıdı. Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin normale dönmemesi enerji fiyatlarında riskin devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>İkinci küresel risk ise ABD'de başlayan yeni gümrük vergisi dalgası. Gümrük vergileri ithal ürünlerin fiyatını yükseltirken şirketlerin kullandığı ara mallarını da pahalılaştırıyor. Diğer ülkelerin misillemeleriyle birlikte dünya ticaretinin maliyeti artıyor.</p>
<p><strong>Yurt içinde yüksek faiz ve finansmana erişim sorunları</strong></p>
<p>Şimdi faiz ve finansmana erişim tarafına bakalım. Merkez Bankası politika faizini uzunca bir süre boyunca %40 olan gecelik borç verme faizinde tutarken, piyasayı bu hafta başında %37 olan para politikası faiz oranından fonlama kararı aldı. Temmuz ayındaki %32'lik yıllık enflasyona göre politika faizi yaklaşık 5 puan pozitif reel faize işaret ediyor.</p>
<p>Ancak şirketlerin ve tüketicilerin karşılaştığı faiz bunun çok üzerinde. Ticari kredi faizleri %50'ye yakın seyrederken tüketici kredilerinde maliyet daha da yukarı çıkıyor. Kredi kartlarında ise azami aylık akdi faiz oranları bakiyeye göre %3,11 ile %4,55 arasında değişiyor.</p>
<p>Bunun sonucu kredi büyümesinde görülüyor. Toplam kredi büyümesi yılın başındaki yüksek seviyelerden %25 civarına geriledi. TL ticari ve bireysel kredi büyümelerinde de belirgin bir yavaşlama var. Kredi kartı harcamalarındaki artış da önceki dönemlere göre ivme kaybediyor.</p>
<p><strong>Küresel çerçevede faizler artıyor</strong></p>
<p>Türkiye açısından bir başka sorun küresel faizlerin seyri.</p>
<p>Küresek enflasyon üzerindeki artış kaynaklı olarak birçok gelişmiş ülke merkez bankası faiz artışına gitti. Eylül ayında Avrupa Merkez Bankası’nın yeniden bir faiz artışına gitmesine kesin gözüyle bakılırken, Fed’den de benzer bir hamle olası görünüyor.</p>
<p>Bunların yanı sıra gelişmiş ülkelerin kamu borçları rekor seviyelere ulaştı. Artan bütçe açıkları daha fazla tahvil ihracı gerektiriyor. Tahvil arzındaki artış ise uzun vadeli faizlerin yüksek kalmasına neden oluyor.</p>
<p>ABD bunun en önemli örneği. Yükselen borçlanma ihtiyacı uzun vadeli ABD tahvil faizleri üzerinde baskı yaratırken Hazine, borçlanma maliyetini kontrol altında tutabilmek amacıyla borcun vade yapısı ve uzun vadeli tahvil geri alımları üzerinden yeni bir finansman stratejisi yürütüyor.</p>
<p>Bunların Türkiye'ye yansıması önemli. ABD veya diğer gelişmiş ülkelerde risksiz faiz yükseldiğinde uluslararası yatırımcı Türkiye'ye gelmek için daha yüksek getiri talep ediyor. Türkiye'nin risk primi de bunun üzerine ekleniyor. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde faizlerin yüksek kalması Türkiye'nin dış finansman maliyetini artırırken yurt içindeki faiz indirim alanını da daraltıyor.</p>
<p><strong>İç talep yavaşlıyor ama ne kadar?</strong></p>
<p>Peki, yüksek faiz ekonomiyi ne kadar soğuttu? Merkez Bankası’nın üçüncü Enflasyon Raporu bu konuda önemli göstergeler sunuyor. Tüketim tarafında belirgin bir ivme kaybı var. Altın hariç perakende satışların artış hızı ikinci çeyrekte yavaşladı. Kart harcamaları da reel olarak geriledi.</p>
<p>Üretim tarafında ise daha karmaşık bir görünüm var. Sanayi üretimi ihracatın katkısıyla sınırlı artış gösterirken hizmet üretimi yataya yakın seyrediyor. Kapasite kullanım oranının tarihsel ortalamasının altında olması da üretim tarafındaki zayıflığı gösteriyor.</p>
<p>Yatırım göstergelerinde yüksek finansman maliyetleri şirketlerin yeni yatırım kararlarını zorlaştırıyor. Özellikle uzun vadeli ve krediye bağımlı yatırımlar açısından mevcut faiz seviyeleri önemli bir maliyet oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yüksek faiz politikasına mı takıldık?</strong></p>
<p>Bütün bu göstergeleri bir araya getirdiğimizde faizlerin hızlı biçimde düşürülmesinin neden zor olduğu daha net ortaya çıkıyor.</p>
<p>Birincisi, enflasyonda güçlü bir atalet var. Yıllık enflasyon gerilese de aylık ana eğilim %2 civarında ve hane halkı ile reel sektörün beklentileri halen oldukça yüksek.</p>
<p>İkincisi, yurt dışından gelecek finansmana ilişkin alan sınırlı. Gelişmiş ülkelerde faizler yüksek kaldıkça Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere sermaye girişini sağlamak daha yüksek reel getiri gerektiriyor.</p>
<p>Üçüncüsü, küresel riskler yüksek seyrediyor. İran savaşı, enerji fiyatları, korumacı politikalar ve yüksek kamu borçları küresel risk primini yukarıda tutuyor.</p>
<p>Bu üç unsur birlikte değerlendirildiğinde Merkez Bankası’nın faiz indirim alanı da daralıyor.</p>
<p><strong>Enflasyon ve faiz nasıl kalıcı olarak düşer?</strong></p>
<p>Enflasyonun kalıcı olarak düşmesi için öncelikle onu besleyen yapısal sorunların ele alınması gerekiyor. Güven ortamını iyileştirecek hukuki ve kurumsal düzenleme ve uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Tarım ve gıda piyasalarında arz sorunlarının azaltılması, enerji bağımlılığının düşürülmesi, kamu maliyesinde disiplinin güçlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi bunların başında geliyor.</p>
<p>Özetle Türkiye'nin ihtiyacı düşük faizi sürdürülebilir kılacak düşük ve kalıcı enflasyonu sağlayabilmek. Bunun yolu da para politikasına daha fazla yük bindirmekten değil, yüksek enflasyonu kalıcı hale getiren yapısal sorunları çözmekten geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-donemine-kalici-olarak-mi-takildik-86337</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/545-1787892937.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz dönemine kalıcı olarak mı takıldık? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kars-kendini-unuturken-86336</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kars kendini unuturken…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yazları, vargit çiçeği çıkana dek yaylada yaşayan biri olarak, Bayburt, Erzurum ve Kars’ı ziyareti; ihmal etmem. Ancak Kars her geçen yıl kendini daha da unutturuyor.</strong></p>
<p>Kars’a girince <strong>önce rüzgâr</strong> karşılar insanı. <strong>Sonra taş</strong>. Daha sonra da, taşın yanında duran, ona hiç benzemeyen <strong>binalar</strong>. Şehir, bir zamanlar kimliğini; <strong>bazaltın soğuk</strong> ve <strong>disiplinli dilinde</strong> kurmuştu. Bugün aynı sokaklarda o dilin yerini<strong>, sıradan beton</strong> cepheler, <strong>camlı</strong> balkon, <strong>zemin kat kafeler</strong> alıyor.</p>
<p><strong>Peynir şehri Kars</strong>’ta marka değeri taşıyan eski kaşar, tezgâhlarda <strong>taze kaşara</strong> yeniliyor. <strong>Malakan</strong> <strong>geleneğinden</strong> süzülüp gelen peynircilik <strong>zamana yenik</strong> düşmüş. <strong>Kaz eti</strong> hâlâ Kars’la anılıyor; fakat soframıza gelen her “<strong>Kars kazı</strong>” artık Kars kazı değil. Merkezde <strong>kafe</strong> çok, bacası görünen <strong>fabrika</strong> az.</p>
<p><strong>KARIŞTIR ÇAYINI ZAMAN ERİSİN AMA KARS ERİMESİN</strong></p>
<p>Oysa kentin çeperinde bir <strong>organize sanayi bölgesi</strong> duruyor; <strong>şeker fabrikası</strong> hâlâ pancar alıyor. Kars’ın asıl gerilimi burada: <strong>Görünen şehir</strong> ile <strong>üreten şehir</strong> birbirinden kopuyor. <strong>Kimlik</strong>, vitrinde incelirken <strong>üretim</strong> de ya sahteleşiyor ya da <strong>kentin gündelik yüzünden</strong> siliniyor. Kars, asla kendini unutmamalı…</p>
<p>Düzgün kesme <strong>bazalt</strong>, yalancı sütunlar, <strong>kabartmalı bordürler</strong>, uzun koridorlu iç mekânlar ve “<strong>peç</strong>” denen <strong>şömine</strong> <strong>biçimli</strong> ısıtma sistemi... Bu yapı stoku bugün <strong>190 tescilli örnekle</strong> ayakta. <strong>Vali Konağı</strong>, konsolosluk, <strong>ticaret odası</strong>, konservatuvar, <strong>vergi dairesi</strong>, otel: Şehir resmi yüzü hâlâ bu taşlarla bezeli.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kars tarihi kimliğine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kars deyince akla ilk gelen?</em></strong></p>
<p><strong>Peynir</strong>. Bu tesadüf değil. <strong>Yüksek rakım</strong>, geç ısınan yaz, <strong>binlerce bitki </strong>türünün otladığı meralar ve uzun kış, sütü <strong>karakterli</strong> kılar. Kars kaşarı <strong>coğrafi işaretli</strong> bir üründür; menşe adı, üretim yöntemini anlatır.</p>
<p><strong><em>Peki, Malakan geleneği?</em></strong></p>
<p><strong>Süt içen</strong> anlamına gelen <strong>Malakan</strong>, buraya yerleşen Rusların adı. Malakan peynirciliği <strong>zamana yenik</strong> düştü çünkü bilgi aileden aileye, <strong>köyden kente</strong>, <strong>kaptan etikete</strong> geçerken inceldi. <strong>Gravyer</strong> hâlâ canlı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SAHİP OLDUKLARIYLA MARKALAŞAN KARS, SAHİP OLMA BİÇİMİNİ KAYBEDİYOR</strong></p>
<p><strong>Baltık ev</strong> markadır, ama evin yanına yükselen <strong>bina o markayı</strong> yutar. <strong>Eski kaşar</strong> markadır, ama <strong>taze</strong> <strong>kaşar</strong> o markanın üzerine oturur. <strong>Kars kazı</strong> markadır, ama dışarıdan gelen <strong>karkas</strong> o markayı kiraya verir. <strong>OSB</strong> ve <strong>şeker fabrikası</strong> gerçektir, ama kentin görünen hayatını <strong>kafe</strong> belirler. <strong>Kars’ı harcamayın</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KARS LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kars kaşarı</strong>: Kendine has aromasıyla inek sütünden üretilen, kentin en çok bilinen marka ürünü</p>
<p><strong>Kars kazı</strong>: Bölgesinin sert kış ikliminde beslenen ve Kars mutfağının simgesi haline gelen ürün</p>
<p><strong>Ani ören yeri</strong>: UNESCO dünya mirası listesinde yer alan, kentin tarihi ve turistik marka merkezi</p>
<p><strong>Sarıkamış kayak merkezi</strong>:  Kristal kar özellikleri ile kış turizminin ülkemizdeki önemi merkezi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kars-kendini-unuturken-86336</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/6/1280x720/kars-1787897982.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kars kendini unuturken… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklari-gercekten-nasil-motive-ederiz-86335</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukları gerçekten nasıl motive ederiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EĞİTİM </strong>bilimci ve yazar Doç. <strong>Öz</strong><strong>g</strong><strong>ür Bolat, “Çocuk eğitim anlayışını değiştiren kitap” </strong>olarak tanınan 400 bin dolayında ulaşan ilk eserini 10 yıl önce yayınladı:</p>
<ul>
<li><strong>Beni Ö</strong><strong>d</strong><strong>ülle Cezalandırma</strong></li>
</ul>
<p>İlk günlerden itibaren şu hayali kurdu:</p>
<p>-          <strong>Kitabım İngilizce’ye çevrilip dünyada da yayınlansa…</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a91129418d93-1787892372.png" alt="" width="297" height="402" /></strong>Bu hayalini gerçekleştirmek için epey çaba harcadı, ilk dönemlerde sonuç alamadı. Babasının vefatı üzerine bir süre o çabalara ara verdi.</p>
<p>Derken konferans için gittiği Adana’da akşam içkisini yudumlarken chatgpt’ye sordu:</p>
<p>-          “Beni Ödülle Cezalandırma” <strong>kitabımı basabilecek yabancı yayınevlerini sıralar mısın?</strong></p>
<p>Chatgpt hemen listeledi, ilk sıradaki yayınevine baktı:</p>
<ul>
<li><strong>Familius</strong></li>
</ul>
<p>Hemen Familius’un yönetimine bir mail yazdı. Kendini ve kitabını anlattı. Çok sürmeden Familius yönetiminden yanıt geldi:</p>
<p>-          <strong>Kitabınızı bizim yayın takvimimize almak istiyoruz. Ancak, 2027 yılında basabiliriz.</strong></p>
<p>Doç. <strong>Özgür Bolat, </strong>yayınevi yönetimiyle yazışmalarını sürdürdü, kitabının basım tarihinin bu yıla çekilmesini sağladı.</p>
<p>Dr. <strong>Bolat, </strong>kitabının <strong>“Ödül çocukları nasıl etkiler?” </strong>başlıklı bölümünde bu soruya yanıtlarını şöyle özetlemişti:</p>
<ul>
<li><strong>Ödül vererek bir</strong><strong>çocuğu motive edebilirsiniz. Çocuk o işi yapar, hatta heyecanla yapar ama ödül vermeyi bırakınca, çocuk da o işi yapmayı bırakır.</strong></li>
<li><strong>Çocuğun o davranışı bırakmaması için sürekli ödül vermeniz gerekir. Bir süre sonr</strong><strong>a</strong><strong>hedonistic adaptasyondan dolayı çocuk o ödüle alıştığından ödül de işe yaramaz hale gelir.</strong></li>
<li><strong>Ödüle alışan çocuğun beyni dopamine salgılamayı bırakır. Yani, o ödülden zevk almamaya başlar.</strong></li>
<li><strong>Çocuğu tekrar motive etmeniz için de ödülü değiştirmeniz ya da daha büyük bir ödül vermeniz gerekir ki bu da sürdürülebilir bir motivasyon aracı değildir. Bir noktadan sonra tıkanırsınız. Çocuk da ödül olmayınca, o işi yapmayı bırakır.</strong></li>
<li><strong>Çocuk ödülle iş yapmaya alışırsa, kendi sorumluluğunda olan işler için bile sizden ödül talep eder. Sorumsuzluk bilinci gelişir.</strong></li>
</ul>
<p>Doç. <strong>Özgür Bolat, </strong>Familius’tan <strong>“The Reward Trap” </strong>başlığıyla çıkan kitabı için başta Nobel Ödüllü Prof. <strong>Aziz Sancar </strong>olmak üzere 7 önemli isimden önsöz desteği aldı:</p>
<ul>
<li><strong>Prof. Aziz Sancar: </strong>Dr. <strong>Özgür Bolat, </strong>ebeveynlik ve eğitimin en önemli sorularından biri olan, <strong>“Çocukları gerçekten nasıl motive ederiz?” </strong>sorusunu, bilimsel titizlik ve olağanüstü bir açıklıkla ele alıyor.</li>
<li><strong>Prof. Richard M. Ryan (Australian Catholic University</strong><strong>-</strong>Google Scholar’a göre 785 bin 828, Research.com’a göre 554 bin 555 atıfla, yaşayan psikologlar arasında dünyada en çok atıf alan isim):<strong> </strong>Çoğumuz ödüllerin öğrencileri motive ettiğini varsayarız. Oysa gerçek çok daha karmaşıktır. <strong>Özgür Bolat, </strong>ödüllerin bazen işe yarayabildiğini ancak çoğu zaman motivasyonu zayıflattığını bizlere açık ve ikna edici bilimsel bulgularla gösteriyor. Bunun yerine, hem sınıfta hem de evde öğrenme isteğini neyin artırdığını ortaya koyuyor. Anne babalar ve eğitimciler için mutlaka okunması gereken bir kitap.</li>
<li><strong>Prof. Mehmet Toner (Harvard Medical School, MIT): Özgür, </strong>psikoloji ve eğitim araştırmalarını gündelik ebeveynlik deneyimiyle ustalıkla buluşturuyor ve ödüllerin, geliştirmeyi amaçladıkları motivasyonu neden çoğu zaman tam tersine zayıflattığını ortaya koyuyor.</li>
<li><strong>Prof. Andrew J. Elliot (University of Rochester, Psikoloji Bölümü): Bolat, </strong>kendi bilimsel çalışmalarının da dahil olduğu onlarca yıllık araştırmadan yararlanarak, ödüllerin çocukları istemeden de olsa gerçek öğrenme sevgisinden uzaklaştırıp baskı altında hissetmeye ve başkalarının onayını aramaya nasıl yönlendirdiğini gösteriyor.</li>
<li><strong>Dr. Scott Barry Kaufman (Psikolog): </strong>Bu ufuk açıcı ve önemli kitap yaratıcılığı ve iyi oluşu gerçekten neyin geliştirdiğini gösteriyor.</li>
<li><strong>Dr. David Frost (University of Cambridge, Eğitim Fakültesi): </strong>Son derece etkileyici bir kitap. Özerkliği ve içsel motivasyonu desteklemenin önemini böylesine güçlü ve ikna edici biçimde ortaya koyan, aynı zamanda herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir kitap.</li>
</ul>
<p><strong>“Beni Ödülle Cezalandırma” </strong>kitabının Familius’tan İngilizce’sinin dünyada yayınlanması vesilesiyle buluştuğumuz Doç. <strong>Özgür Bolat, </strong>ödül konusunda şu örneği anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Bir arkadaşım kızına, </strong>“Takdirname alırsan seni Paris’teki Disney World’e götüreceğim” <strong>demiş. Çocuk arkadaşlarına bun</strong><strong>u</strong><strong>anlatmış. Notları nispeten vasat olan bir arkadaşı, </strong>“Biz de tatilde Disney World’e gideceğiz” <strong>diye cevap vermi</strong><strong>ş</strong><strong>.</strong></li>
<li>“Takdirname” <strong>şartıyla </strong>“Disney World” <strong>sözü verilen çocukta şüphe oluşmuş, </strong>“Acaba babam beni sevmiyor mu? Karşılık beklemeksizin neden Disney World’e götürmüyor?” <strong>diye düşünmeye başlamış.</strong></li>
</ul>
<p>Bu örneği anlattıktan sonra ekledi:</p>
<p>-          “Takdirname” <strong>şartıyla </strong>“Disney World” <strong>sözü verilen çocukta özgüven sarsılması olur…</strong></p>
<p>Doç. <strong>Özgür Bolat</strong>’ın 10 yıllık hayali, sonunda bu yıl gerçekleşti… 7 önemli ismin önsöz desteği, kitabının İngilizcesinin de dünyada ilgi çekmesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diploma enflasyonu var, ayırt edici özelliği giderek kayboluyor</span></h2>
<p><strong>EĞİTİM </strong>bilimci ve yazar Doç. <strong>Özgür Bolat, </strong>gelecekte üniversite diplomasının önemini koruyacağını ancak tek başına bir yetkinlik belgesi olmaktan çıkacağını savundu:</p>
<p>-          <strong>Diploma kapıyı açabilir, ancak o kapıdan girdikten son</strong><strong>ra</strong><strong> ilerlemeyi insanların becerileri belirleyecek.</strong></p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun <strong>“Geleceğin Meslekleri Raporu 2025”</strong>e değindi:</p>
<p>-          <strong>Rapora göre çalışanların mevcut becerilerinin yüzde 39’u 2030’a kadar dönüşecek ya da geçerliliğini yitirecek. Her 100 çalışandan 59’unun yeniden eğitilmesi gerekecek. Bunların yüzde 11’</strong><strong>i</strong><strong> bu eğitimi de alamayacak.</strong></p>
<p>İşverenlerin artık insanlara gerçek becerilerinin ne olduğunu sormaya başladığını, bunun birkaç nedeninin olduğunu belirtip sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Birincisi, üniversite mezunlarının sayısı arttıkça diploma kişileri birbirinden ayıran daha zayıf bir göstergeye dönüşüyor.</strong></li>
<li><strong>İkincisi, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceriler üniversite programlarından çok daha hızlı değişiyor.</strong></li>
<li><strong>Üçüncüsü, yapay zeka öğrencilerin ödev, proje ve sınav performanslarının ne kadarının gerçekten kendi bilgi ve becerilerini yansıttığını belirsizleştirebiliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Bir öğrencinin yapay zekanın desteğiyle başarılı görünen işler üretebileceğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, aynı problem tek başına çözmesi gerektiğinde zorlanabilir. Bu nedenle işverenler mezun</strong><strong>i</strong><strong>yet belgesinin arkasındaki gerçek yetkinlikten eskisi kadar emin olamıyor. Diploma giderek bir katılım belgesine dönüşüyor.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle gençler</strong><strong>in</strong><strong> mezun olduklarında yalnızca hangi üniversiteyi bitirdiklerini değil, hengi problemleri çözdüklerini, hangi projeleri gerçekleştirdiklerini ve hangi becerileri gerçek hayatta kullanabildiklerini gösterebilmeleri önemli.</strong></p>
<p>Yapay zeka çağında şirketlerin çalışanlarında üç temel özelliği daha fazla arayacağını belirtti:</p>
<ul>
<li><strong>Öğrenme çevikliği</strong></li>
<li><strong>Muhakeme</strong></li>
<li><strong>Güvenilir işbirliği</strong></li>
</ul>
<p>Dr. <strong>Özgür Bolat, </strong>yapay zekanın ürettiği bilgi ve önerileri de sorgulayabilmenin kritik hale geleceğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka çok sayıda bilgi üretecek. Değerli insan, bu bilgiyi bir araya getirip </strong>‘Bütün bunlar bizim problemimiz açısından ne anlama geliyor?’ <strong>diyebilen kişi olacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zeka ile yarışmayın, düşünmeyi devretmeyin, yoksa işsiz kalabilirsiniz</span></h2>
<p><strong>DOÇ. Özgür Bolat, </strong>gençlere yapay zeka ile rekabet etmeye çalışmak yerine kendi yetkinliklerini artırmak için kullanmalarını önerdi:</p>
<p>-          <strong>Fark, yapay zekayı kullananlarla kullanmayanlar arasında olmayacak. Fark, yapay zekayla düşünenlerle</strong><strong>,</strong><strong> düşünmeyi yapay zekaya devredenler arasında olacak. Yapay zeka kimseyi tek başına işsiz bırakmayacak ama düşünmeyi yapay zekaya devreden işsiz kalabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İtaatkar çocuklarla yenilikçi bir ekonomi kurulamaz</span></h2>
<p><strong>DOÇ. Özgür Bolat, </strong>çalışma hayatındaki dönüşümün yalnızca şirketlerde ve üniversitelerde değil, çocuk yetiştirme biçiminden itibaren başladığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Çocuk yetiştirme biçimimiz, Türkiye’nin 20 yıl sonraki rekabet gücünü belirliyor. Sürekli kontrol edilen, hata yapmasına izin verilmeyen ve yalnızca ödülle yönlendirilen çocuklar ileride risk almaktan kaçınan ve talimat bekleyen çalışana dönüşebilir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Buna karşılık merakı desteklenen, karar vermesine izin verilen, sorumluluk alan ve hatalarından öğrenen çocukların gelecekte girişimci, araştırmacı, yaratıcı çalışan ve lider olma potansiyelleri güçlenir.</strong></p>
<p>Noktayı şu mesajla koydu:</p>
<p>-          <strong>İtaatkar çocuklarla yenilikçi bir ekonomi kurulamaz. Sınavda birinci olan çocuk, iş hayatında talimat bekleyen bir çalışana dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklari-gercekten-nasil-motive-ederiz-86335</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/5/1280x720/ozgur-b-1787892359.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukları gerçekten nasıl motive ederiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tedarik-sikisti-hurda-ve-demir-fiyati-yukseldi-86353</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tedarik sıkıştı, hurda ve demir fiyatı yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Küresel talepteki zayıflama nedeniyle mayıs, haziran ve temmuzda düşüş eğiliminde olan hurda demir fiyatlarında ibre yukarı yöne döndü. </p>
<p>Mayısta 18 bin 600 liraya kadar çıkan ardından temmuzda 17 bin 700 liraya kadar gerileyen fiyatlar tekrar yükselişe geçti. Tedarik zincirinde yaşanan aksamalar ve artan navlun maliyetleri tetikledi, demir çelik üreticilerinin hurda maliyetini yükseltti, yurt içi hurda demir fiyatları ton başına ortalama 200 ila 400 lira arttı. Türkiye’nin önemli demir çelik üreticilerinden Kardemir tüm ürün gruplarında alım fiyatlarını ton başına 200 lira, Erdemir de 400 lira artırdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a911f7fc9278-1787895679.png" alt="" width="631" height="266" />Hurda fiyatlarındaki fiyat artışı nihai ürün fiyatlarına da yansıdı. Kardemir 12-32 mm nervürlü inşaat demirinin tonunu son 1 ayda 2 bin 325 lira artırdı. 7 Temmuz’da tonu 26 bin 500 liraya kadar gerileyen 12-32 mm nervürlü inşaat demirinin tonu 22 Temmuz’da 22 bin 295 liraya, 25 Ağustos’ta da 28 bin 825 liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tedarik-sikisti-hurda-ve-demir-fiyati-yukseldi-86353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tedarik zincirinde yaşanan aksamalar ve artan navlun maliyetleri etkisiyle demir çelik üreticilerinin hurda maliyetini yükseltti. Yurt içi hurda demir fiyatları ton başına ortalama 200 ila 400 lira arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86333</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 28 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/jaQbZh5o5Jw" width="760" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bu-faiz-yuku-uzun-sure-tasinmaz-86334</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bu faiz yükü uzun süre taşınmaz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Diyarbakır Ticaret Borsası ve Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nin ortaklığıyla “İş Dünyası Finans Buluşması Diyarbakır” programı dün gerçekleştirildi. Programa Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Engin Yeşil, OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Alican Ebedinoğlu, Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, Halk Bankası Genel Müdür Recep Süleyman Özdil, Kredi Garanti Fonu (KGF) Başkanı Erdoğan Özegen, Diyarbakır iş dünyası temsilcileri ve Oda/ Borsa başkanları katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a910fc8d0018-1787891656.jpg" alt="" width="700" height="386" /><strong>BU YÜK UZUN SÜRE TAŞINMAZ </strong></p>
<p>TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, toplantıda finansmana erişim sorununa dikkat çekerek, yüksek kredi faizleri, komisyonlar ve teminat taleplerinin reel sektör üzerindeki yükü artırdığını söyledi. Hisarcıklıoğlu, bankaları ticari kredi faizlerindeki makası daraltmaya ve KOBİ’lere yönelik finansman imkânlarını artırmaya çağırdı. Ekonominin sağlıklı işlemesi için reel sektör ile finans sektörünün birlikte ve güçlü olması gerektiğini belirten Hisarcıklıoğlu, finansmana erişimin Anadolu’daki iş dünyasının en önemli sorunlarından biri olduğunu ifade ederek yüksek faizlerin yanı sıra komisyon ve masrafların da işletmelerin finansman maliyetini artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>EKONOMİNİN KAN AKIŞI GİBİDİR </strong></p>
<p>Finansmanı ekonomideki kan akışına benzeten Hisarcıklıoğlu, kredi akışının daralmasının üretim, yatırım ve istihdamı olumsuz etkilediğini belirtti. Finansmana erişimde yaşanan sorunların yalnızca bankalardan kaynaklanmadığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, makroekonomik koşullar ve kredi büyüme sınırlarının bankaların hareket alanını da daralttığına dikkat çekti.</p>
<p>TOBB olarak yüksek faizler, daralan kredi limitleri ve teminat talepleri başta olmak üzere iş dünyasının sorunlarını hükümete ve ilgili kurumlara aktardıklarını belirten Hisarcıklıoğlu, ticari kredilerde büyüme sınırlarının gevşetilmesini ve KOBİ kredilerindeki kısıtların kaldırılmasını talep ettiklerini söyledi. İhracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak için reeskont kredilerinin artırılması gerektiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, TOBB Nefes Kredisi’nin yeniden başlatıldığını ancak mevcut kaynağın talebi karşılamaktan uzak olduğunu belirtti. Hisarcıklıoğlu, KGF destekli kredilerin artırılmasını ve TOBB Nefes Kredisi limitinin artırılmasını beklediklerini söyledi.</p>
<p><strong>KAMU BANKALARI ÖRNEK OLMALI </strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın faiz indiriminin piyasalar açısından olumlu bir başlangıç olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, bu gelişmenin ticari kredi faizlerine de yansıması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ticari kredi faizlerinin yüzde 50-55 seviyelerinde olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, “Bileşiğe vurduğunuzda yüzde 60’a ulaşıyor. Böyle yüksek bir faiz maliyeti uzun süre taşınmaz” dedi. Bankacılık sektörüne, politika faizi ile ticari kredi faizleri arasındaki makasın daraltılması çağrısında bulunan Hisarcıklıoğlu, kamu bankalarının özel bankalara da bu konuda örnek olmasını istedi.</p>
<p><strong>KOBİ’LERİN BAŞKA ÇALACAK KAPISI YOK </strong></p>
<p>Kredi ücretleri ve komisyonlarda da sadeleşme ve şeffaflık talep eden Hisarcıklıoğlu; dosya, tahsis, erken kapama, EFT-havale, teminat mektubu ve POS komisyonlarının işletmeler üzerinde ikinci bir maliyet oluşturduğunu söyledi. Kredi tahsisinde KOBİ’lere öncelik verilmesi gerektiğini belirten Hisarcıklıoğlu, “Kaynak kıtsa, öncelik en çok ihtiyacı olana verilmeli. Büyükler bir şekilde kaynak bulabiliyor. Ama KOBİ’lerimizin sizden başka çalacak kapısı yok” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teminat politikalarının da gözden geçirilmesini isteyen Hisarcıklıoğlu, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gayrimenkullerin düşük ekspertiz değeri veya likidite gerekçesiyle teminat olarak kabul edilmemesinin bölgedeki işletmelerin finansmana erişimini zorlaştırdığını söyledi.</p>
<p><strong>ANADOLU’DAKİ ŞUBE AĞLARINIZI KORUYUN </strong></p>
<p>Bankaların Anadolu’daki şube ağlarını koruması gerektiğini de vurgulayan Hisarcıklıoğlu, KOBİ bankacılığında yüz yüze iletişimin önemine dikkat çekti. Kamu bankalarının reel sektörün sorunlarına daha hızlı yanıt verdiğini belirten Hisarcıklıoğlu, Ziraat Bankası, VakıfBank ve Halkbank yöneticilerine teşekkür etti. Konuşmasının sonunda umutlu olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, toplantının yalnızca sorunların konuşulduğu bir buluşma olmayacağını, iş dünyası ile bankalar arasında gerçekleştirilecek birebir görüşmelerle somut çözüm üretileceğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, “Bugün burada sadece konuşmayacağız; sahanın sesini doğrudan muhatabına ulaştıracağız, sorun çözeceğiz” dedi.</p>
<p><strong>DİYARBAKIR’IN EKONOMİK POTANSİYELİ </strong></p>
<p>Diyarbakır Ticaret Borsası (DTB) Yönetim Kurulu Başkanı Engin Yeşil, İş Dünyası Finans Buluşması’nda Diyarbakır’ın tarım, sanayi, turizm, lojistik ve ihracat alanlarındaki potansiyeline dikkat çekerek, iş dünyasının en önemli gündemlerinden birinin finansmana erişim olduğunu söyledi. Engin Yeşil, toplantının iş dünyası ile finans sektörünü aynı masa etrafında buluşturması açısından önemli olduğunu belirtti. Kentin güçlü bir tarım ve hayvancılık potansiyeline sahip olduğunu ifade eden Yeşil, özellikle sulama yatırımlarının tamamlanmasıyla tarımsal üretimin daha da güçleneceğini söyledi. Yeşil, hedefin yalnızca tarımsal ürün üretmek değil, ürünleri kentte işlemek, paketlemek, markalaştırmak ve Türkiye ile dünya pazarlarına sunmak olduğunu vurguladı. Diyarbakır’ın genç nüfusu, girişimci yapısı ve yatırım potansiyeline dikkat çeken Yeşil, bunun hayata geçirilmesi için finansmana erişimin kritik olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>POZİTİF AYRIMA GEREK YOK</strong></p>
<p>Kredi maliyetlerinin yüksek, vadelerin kısa ve teminat şartlarının işletmeler açısından zorlayıcı olduğunu dile getiren Yeşil, özellikle KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacının arttığını söyledi. Tarım sektöründe finansmanın üretim ve hasat takvimine uygun olması gerektiğini belirten Yeşil, sanayicilerin ise uzun vadeli ve uygun maliyetli yatırım finansmanına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Yeşil, “Pozitif ayrımcılık istemiyoruz. Potansiyelimizin görülmesini istiyoruz. Üretene kaynak verilsin, istihdam sağlayana destek verilsin, ihracat yapana yol açılsın” dedi. </p>
<p><strong>EN BÜYÜK TEŞVİK, HUZURDUR </strong></p>
<p>Son dönemde hayata geçirilen düzenlemelerin bölgenin geleceği açısından önemli olduğunu belirten Yeşil, huzur ve güven ortamının yatırım, turizm, ticaret ve istihdamın gelişmesinin temel şartlarından biri olduğunu vurguladı. Diyarbakır’ın artık geçmişin sorunlarıyla değil, geleceğin yatırımlarıyla anılması gerektiğini söyleyen Yeşil, “Diyarbakır üretimiyle, ihracatıyla, tarımıyla, sanayisiyle ve turizmiyle konuşulsun istiyoruz” ifadelerini kullandı. Yeşil, bu hedeflerin hayata geçirilmesi için kamu, finans sektörü ve iş dünyasının birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, toplantının somut sonuçlara dönüşmesi temennisinde bulundu.</p>
<p><strong>KALICI BARIŞ KRİTİK ÖNEMDE </strong></p>
<p>Daha sonra konuşan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, bölgenin ekonomik kalkınması ve finansmana erişim konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu. Kaya, çatışmalı sürecin sona ermesinin ardından bölgenin ekonomik olarak güçlendirilmesinin kalıcı barış açısından kritik önemde olduğunu söyledi. Diyarbakır’ın genç nüfusu, tarım arazileri, su kaynakları ve bölgesel ticaret potansiyeline dikkat çeken Kaya, kentin mevcut ekonomik kapasitesinin bu potansiyeli yeterince yansıtmadığını belirtti. Finansmana erişim sorununa da değinen Kaya, özellikle şirketlerin kentten ayrılmaya başlamasının ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>ŞİRKETLER GÖÇ ETMEYE BAŞLADI</strong></p>
<p>2025 yılında Diyarbakır’dan yaklaşık 120 şirket merkezinin başka illere taşındığını belirten Kaya, “Şirket göçünün istihdam, katma değer ve ihracat açısından ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Firmalarımız merkezlerini taşımadan önce onlarla birebir görüşerek doğru finansmana ulaşmalarını ve kentte kalmalarını sağlamamız gerekiyor” dedi. Toplantı öncesinde iş dünyasından birebir görüşme talepleri aldıklarını belirten Kaya, 250 firmanın görüşme talebinde bulunmasının bölgedeki finansman ihtiyacının boyutunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Kaya, kamu bankalarından bölgenin ihtiyaçlarına daha hızlı ve esnek yanıt verilmesini isterken, özellikle ekspertiz sorunlarının çözülmesi, bölge müdürlüklerinin yetkilerinin artırılması ve kredi süreçlerinde daha esnek uygulamalara gidilmesi çağrısında bulundu. Kadın girişimcilerin desteklenmesi gerektiğini de vurgulayan Kaya, bölgedeki kadın işletmelerin büyümesinin ekonomik ve sosyal açıdan önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.</p>
<p><strong>TARIM VE HAYVANCILIK İÇİN ÇAĞRI </strong></p>
<p>Diyarbakır’ın tarım ve hayvancılıkta büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirten Kaya, bu alanlarda kredi limitlerinin artırılmasını ve üreticilerin finansmana daha kolay erişebilmesini istedi. Kaya ayrıca yeni sanayi alanları, lojistik merkezler ve kentte gerçekleştirilecek büyük ölçekli yatırımlar için yerel sermaye ile kamu finansmanının bir araya getirildiği uzun vadeli finansman modellerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Konuşmasının sonunda kamu bankalarına çağrıda bulunan Kaya, “Biz kamu bankalarımızdan yalnızca kredi vermelerini istemiyoruz. Bölgenin geleceğine ortak olmalarını istiyoruz” dedi. Kaya, finansmana erişimin kolaylaştırılmasının yalnızca şirketleri ayakta tutmak anlamına gelmediğini belirterek, “Bir şirketin burada kalması; istihdamın, ailelerin, ihracatın ve sermayenin burada kalması demektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sanayicilerin yatırım ve üretim iradesi güçlü, en önemli engel finansa erişim</strong></span></p>
<p>Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan, toplantıda yaptığı konuşmada sanayicilerin finansmana erişimde yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, bölgenin gerçeklerini dikkate alan ve üretimi önceleyen bir finansman modeli çağrısında bulundu. Diyarbakır’ın son yıllarda sanayi ve üretim kapasitesini önemli ölçüde geliştirdiğini belirten Fidan, OSB’de yatırım yapan, üretimini büyüten, istihdam sağlayan ve ihracatını artırmaya çalışan çok sayıda işletme bulunduğunu söyledi. Sanayicinin üretme ve yatırım yapma iradesinin güçlü olduğunu vurgulayan Fidan, bu iradenin önündeki en önemli engellerden birinin finansmana erişim olduğunu ifade etti. </p>
<p><strong>Sadece bilançoya bakılmamalı </strong></p>
<p>Finansmana erişimde yalnızca kredi bulmanın değil, doğru zamanda, yeterli miktarda ve uygun koşullarda finansmana ulaşmanın önemli olduğunu belirten Fidan, özellikle kredi limitleri ve teminat koşullarının sanayicileri zorladığını söyledi. Bankaların kredi değerlendirmelerinde yalnızca bilançoya odaklanmaması gerektiğini ifade eden Fidan, işletmelerin fabrika ve makine yatırımları, üretim kapasitesi, istihdamı, ihracatı, siparişleri ve nakit akışının da dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Fidan, “Geçmiş bilançoya bakarak geleceğin üretimini finanse edemeyiz” dedi. Teminat sorununun yatırımların önünde engel oluşturduğunu belirten Fidan, bölgedeki işletmelerin sahip oldukları teminatların değerlemesinde yaşanan sorunların finansmana erişimi zorlaştırdığını söyledi. Ticari krediler konusunda bankaların kendi yetki alanları içerisinde daha fazla esneklik gösterebileceğini belirten Fidan, üretim yapan işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasını istedi.</p>
<p><strong>Bölge gerçekleri göz önüne alınsın </strong></p>
<p>Kamu bankalarından özel bir ayrıcalık talep etmediklerini belirten Fidan, “Bölgenin gerçeklerini dikkate alan, üretimi ve yatırımı önceleyen bir finansman modeli istiyoruz” dedi.</p>
<p>Yatırımların ertelenmesinin yalnızca işletmeleri değil, istihdamı ve bölgenin ekonomik gelişimini de olumsuz etkilediğini ifade eden Fidan, “Bugün OSB’mizde birinci kuşak sanayicilerimiz var diyoruz. Ancak durum böyle devam ederse maalesef ikinci kuşak sanayicileri göremeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Fidan ayrıca VakıfBank ve Ziraat Bankası genel müdürlerine, OSB’de şube açılması yönündeki taleplerinin hızlı şekilde hayata geçirilmesi nedeniyle teşekkür ederek, aynı yaklaşımın sanayicilerin finansman sorunlarının çözümünde de gösterilmesini istedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bu-faiz-yuku-uzun-sure-tasinmaz-86334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/hisarciklioglu-1758549685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır&#039;da düzenlenen “İş Dünyası Finans Buluşması”nda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yüksek kredi faizleri, komisyonlar ve teminat taleplerinin reel sektör üzerindeki yükü artırdığını söyledi. Bankaları ticari kredi faizlerindeki makası daraltmaya ve KOBİ’lere yönelik finansman imkânlarını artırmaya çağıran Hisarcıklıoğlu, “Bileşiğe vurduğunuzda faiz yüzde 60’a ulaşıyor. Bu yük uzun süre taşınmaz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandas-dovizi-unuttu-altina-sigindi-86332</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaş dövizi unuttu altına sığındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşla birlikte altın fiyatlarındaki sert kayıp yurtiçi yerleşiklerin tercihini çok değiştirmedi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre parite etkisinden arındırılmış olarak bu yıl yabancı para mevduatlar 13 miyar 249 milyon dolar arttı. Dolar ve Euro hesaplarında aynı dönemde parite etkisinden arındırılmış olarak ise 1 milyar 437,7 milyon dolarlık düşüş gerçekleşirken kıymetli maden depo hesapları 14 milyar 546,3 milyon dolar yükseldi. Dolar ve Euro hesapları gerileyen yurtiçi yerleşiklerin parite etkisinden arındırılmış olarak tek tercihleri kıymetli maden depo hesapları oldu. Geçen yıl aynı dönemde dolar ve Euro hesapları 13 milyar dolar yükselmişti.</p>
<h2>Savaş yavaşlatsa da artış sürdü </h2>
<p>Altın fiyatlarındaki sert düşüşü dönem dönem alım fırsatı olarak değerlendiren yurtiçi yerleşikler TCMB haftalık para ve banka verilerine göre savaş öncesinde de yüksek fiyatlara rağmen parite etkisinden arındırılmış kıymetli maden depo hesaplarını artırdı. Verilere göre bu yıl kıymetli maden depo hesaplarında en güçlü artışların ilki savaş öncesi 30 Ocak haftasında parite etkisinden arındırılmış olarak 4.24 miyar dolar ve savaş sonrası 27 Mart haftasında 2.39 milyar dolar ile gerçekleşti. Bu iki haftada da kıymetli maden depo hesaplarında artışın büyük çoğunluğunu gerçek kişiler gerçekleştirdi. 30 Ocak haftasında 3.72 milyar dolar, 27 Mart haftasında 1.86 milyar dolar gerçek kişilerin kıymetli maden depo hesapları pariteden arındırılmış olarak büyüdü. Zaten bu yıl kıymetli maden depo hesaplarında parite etkisinden arındırılmış 14.55 milyar dolarlık büyümenin de 12.98 milyar dolara gerçek kişilerin hesaplarındaki artıştan kaynaklandı.</p>
<p>TCMB verilerine göre 21 Ağustos ile biten geçen hafta da gerçek kişilerin kıymetli maden hesapları parite etkisinden arındırılmış olarak 190 milyon dolar arttı. Geçen hafta altının ons fiyatındaki artış yüzde 5,26 seviyesinde gerçekleşti. Bu artışın kıymetli maden depo hesaplarına parite etkisi yaklaşık 3.8 milyar dolar oldu. Son 1 yılda ise kıymetli maden depo hesapları parite etkisinden arındırılmış olarak 25 milyar 355,5 milyon dolar artarken, dolar ve Euro hesapları yine arındırılmış olarak 7 milyar 365,1 milyon dolar azaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a910bc5b7df5-1787890629.png" alt="" width="493" height="236" /></p>
<h2>Geçen yıl artışta ağırlık dolar ve eurodaydı </h2>
<p>Geçen yıl aynı dönemde yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatındaki eğilim bu yıldan oldukça farklı gerçekleşti. TCMB verilerine göre 2025 yılında ilk 34 haftada parite etkisinden arındırılmış olarak yabancı para mevduatı 16 milyar 122 milyon dolar arttı. Bu artışın yine parite etkisinden arındırılmış 13 milyar 14 milyon doları dolar ve Euro hesaplarındaki yükselişten, 3 milyar 373 milyon doları ise kıymetli maden depo hesaplarındaki büyümeden kaynaklandı.</p>
<p>Geçen yıl altın fiyatları çok daha hızlı artış göstermişti. 2024 sonunda geçen yıl 22 Ağustos ile biten haftaya kadar altının ons fiyatı yüzde 28,56 artmış servet etkisi çok daha güçlü gerçekleşmişti. Bu yıl ise yılbaşından bu yana altının ons fiyatındaki artış sadece yüzde 6,52 seviyesinde ve geçen yılın aynı döneminin oldukça altında kaldı. Öyle ki savaş öncesinde altın fiyatlarının etkisi nedeniyle TL mevduatın toplam mevduat içindeki payındaki gerileme EKONOMİ Gazetesi'nde yer almış, TCMB'de şubatta açıkladığı enflasyon raporunda bu etkiye yer vermişti.</p>
<h2>Kıymetli maden hesapları 98.9 milyar dolar</h2>
<p>Altın fiyatlarındaki artış geçen yılın altında kalsa da son haftalarda yaşanan yükselişin TL mevduat payına etkisi sınırlı da olsa yansıdı. BDDK haftalık verilerine göre sektörde TL mevduatın payı 21 Ağustos itibariyle yüzde 61,10’a geldi bir önceki hafta bu oran yüzde 61,53 seviyesinde bulunuyordu. TCMB verilerine göre parite etkisinden arındırılmamış olarak yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden depo hesapları 98 milyar 941 milyon dolarla 100 milyar dolara yaklaşmış durumda. Toplam yabancı para mevduatı ise yine parite etkisinden arındırılmamış olarak 234 milyar 27 milyon dolar seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KKM'de perde kapandı</span></h2>
<p>Türkiye’de yüksek enflasyon düşük faiz döneminde 2021 yılında devreye alınan TCMB’nin geçen yıl yeni girişleri kapattığı kur korumalı mevduatta tüm hesaplar kapandı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) haftalık verilerine göre 21 Ağustos itibariyle kur korumalı mevduat hesapları sıfır oldu. Kur korumalı mevduat sistemi ya da kısa adıyla KKM, Türkiye'de 2021- 2025 yılları arasında 44 ay boyunca devrede kaldı. Dövizdeki yükselişi kontrol altına almak için getirilen KKM ile mevduat sahipleri döviz bozdurarak veya mevcut TL mevduatlarını dövize karşı korumaya almışlar TCMB ve Hazine bu kur farklarını karşılamıştı. TCMB 23 Ağustos 2025’te yayımladığı duyuruyla KKM açma ve yenileme işlemlerini sonlandırdığını duyurmuştu böylece 1 yıl içinde tüm hesaplar sona erdirilmiş oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yaptığı açıklamada ekonomi programının önemli hedeflerinden birinin daha hayata geçirildiğini belirterek önümüzdeki dönemde de makro finansal istikrarı güçlendiren ve Türk lirasına güveni artıran politikaların sürdürüleceğinin altını çizdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rezerv 188.4 milyar dolar</span></h2>
<p>Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 21 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 949 milyon dolar artarak 188 milyar 449 milyon dolara çıktı. Verilere göre, 21 Ağustos itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 938 milyon dolar azalarak 74 milyar 228 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 14 Ağustos'ta 75 milyar 166 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 5 milyar 886 milyon dolar artışla 108 milyar 334 milyon dolardan 114 milyar 221 milyon dolara çıktı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı, tahvilde satıcı</span></h2>
<p>Yabancı yatırımcılar, geçen hafta 150.2 milyon dolarlık hisse senedi ve 146 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) alırken, 1.2 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) sattı. Bir önceki hafta da yabancı tahvilde net satıcı pozisyonundaydı. TCMB menkul kıymet istatistiklerine göre 21 Ağustos haftasında yabancıların hisse senedi stoku 41 milyar 721,6 milyon dolardan 43 milyar 109,4 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde DİBS stoku 17 milyar 796 milyon dolardan 17 milyar 788,7 milyon dolara düşerken ÖST stoku da 4 milyar 503,7 milyon dolardan 4 milyar 632,8 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandas-dovizi-unuttu-altina-sigindi-86332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/kapali-carsida-altin-krizi-1759940747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl geçen yıldan farklı olarak yurtiçi yerleşikler dolar ve Euro cinsi yabancı para mevduatlarını parite etkisinden arındırılmış olarak azaltırken kıymetli maden depo hesaplarını arttırdı. Yabancı para mevduatı pariteden arındırılmış 13.25 milyar dolar arttı, kıymetli maden hesaplarında arındırılmış artış 14.55 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/9-sirketin-basvurulari-onaylandi-86389</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 şirketin başvuruları onaylandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre Kurul, 7 şirketin toplam 25 milyar 498 milyon lira, 650 milyon dolar ve 50 milyon avro tutarındaki borçlanma aracı ihraç başvurularını uygun buldu.</p>
<p>Kurul ayrıca, 2 şirketin toplam 150 milyar liralık kira sertifikası ihracına onay verdi.</p>
<p>SPK, Etiler Gıda ve Ticari Yatırımlar Sanayi ve Ticaret AŞ ile Kalyon Güneş Teknolojileri Üretim AŞ’nin tahsisli sermaye artırımlarına ilişkin ihraç belgelerini onayladı.</p>
<p>Ral Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ’nin 100 milyon lira olan çıkarılmış sermayesinin, mevcut ortakların yeni pay alma hakları tamamen kısıtlanarak halka arz edilmeksizin 200 milyon lira artırılarak 300 milyon liraya çıkarılmasına ilişkin ihraç belgesi de kurul tarafından onaylandı.</p>
<p>Aksu Enerji ve Ticaret AŞ’nin sermaye artırımı ve ihraç edilecek payların tahsisli olarak satılmasına ilişkin ihraç belgesinin onaylanması talebi ise olumsuz karşılandı.</p>
<p>Kurul, Çelik Halat ve Tel Sanayii AŞ’de yönetim kontrolünün el değiştirmesi nedeniyle ortaya çıkan zorunlu pay alım teklifi kapsamında hazırlanan pay alım teklifi bilgi formuna da onay verdi.</p>
<p>SPK, 1 gayrimenkul yatırım fonu ile 1 şemsiye fonun kuruluşuna izin verdi.</p>
<p>SPK, ayrıca, 6 yatırım fonunun katılma paylarının, 2 gayrimenkul yatırım fonunun ve 3 girişim sermayesi yatırım fonunun katılma paylarının ihracına onay verdi.</p>
<p>Kurul, 1 yatırım fonunun dönüşümüne ve 2 gayrimenkul yatırım fonunun tasfiyesine onay verirken, bir portföy yönetim şirketinin sermaye artırımına ilişkin başvurusunu da olumlu karşıladı.</p>
<p>İki şirketin tahsisli sermaye artırımı için düzenlenen ihraç belgelerinin onaylanmasına ilişkin başvuruları şartlı olarak olumlu karşılanırken, bir şirketin sermaye artırımı ve ihraç edilecek paylarının tahsisli olarak satılmasına ilişkin ihraç belgesi başvurusu olumsuz sonuçlandı.</p>
<p><strong>26,9 milyon liralık idari para cezası</strong></p>
<p>Kurul, yaptığı incelemeler sonucunda 2 gerçek ve 4 tüzel kişiye toplam 26 milyon 970 bin 197 lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>SPK, Payların İlk Halka Arzına İlişkin Başvuruların Sonuçlandırılmasında Öncelik Verilecek Kriterlere İlişkin Kurul İlke Kararı'nı da yayımladı.</p>
<p>Karara göre, halka açık olmayan ortaklıkların paylarının ilk halka arzına ilişkin başvurularında belirlenen kriterlerden en az birinin sağlanması ve şirket tarafından talepte bulunulması halinde başvuru, Kurulun internet sitesinde ilan edilen başvuru sıralamasına tabi olmaksızın öncelikli olarak sonuçlandırılabilecek.</p>
<p>Bu kapsamda şirketin merkezinin bulunduğu ve son 5 yıl içinde hasılatının yüzde 50'den fazlasını elde ettiği fabrika, üretim tesisi veya hizmet ofislerinin yer aldığı şehirde halka açılarak borsada işlem görecek ilk şirket olması öncelik kriterleri arasında yer aldı.</p>
<p>Şirketin yönetim hakimiyetinin Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi AŞ veya kamu kurumlarında bulunması da öncelik kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Ayrıca halka arz edilecek payların piyasa değerinin 15 milyar liradan fazla olması ve yurt dışı yatırımcı grubuna asgari yüzde 50 tahsisat öngörülmesi kaydıyla uluslararası mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilecek halka arzlara ilişkin başvurular da öncelikli sonuçlandırılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/9-sirketin-basvurulari-onaylandi-86389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, 7 şirketin borçlanma aracı, 2 şirketin ise kira sertifikası ihracını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antob-baskani-ozel-basit-konaklama-tesislerinde-devir-yasagi-sektorun-onunu-tikamamalidir-86380</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANTOB Başkanı Özel: Basit konaklama tesislerinde devir yasağı sektörün önünü tıkamamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Otelciler Pansiyoncular Birliği (ANTOB) Başkanı Alp Özel, 26 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme ile basit konaklama turizm işletme belgelerinin, ölüme bağlı tasarruf veya miras yoluyla intikal dışında devredilemeyeceğinin hüküm altına alındığını anımsattı.</p>
<p>Yapılan düzenlemenin bir bölümünün, basit konaklama tesislerinde daha önce uygulanan devir ve belge işlemlerinin sınırlarını netleştirdiği anlaşıldığını ifade eden Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ancak ‘belgenin devredilememesi’ ile işletmenin veya şirketin devredilebilmesi arasındaki hukuki ilişkinin açık biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle tüzel kişiliğe sahip işletmeler açısından ciddi bir soru ortaya çıkmaktadır. Basit konaklama belgeli bir otelin sahibi bir şirket ise, şirketin tüzel kişiliği devam ettiği sürece şirket ortaklarının pay devri Türk Ticaret Kanunu’nda belirlenen usullere tabidir. Örneğin Limited şirketlerde esas sermaye payının devri TTK’nın 595. maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla burada cevaplanması gereken temel soru şudur: Belge devredilemiyorsa, belge sahibi tüzel kişinin ortaklık yapısındaki değişiklik hangi kapsamda değerlendirilecektir? Şirket aynı şirket olarak kalırken ortakların paylarını devretmesi ile turizm işletme belgesinin doğrudan başka bir kişi veya şirkete devredilmesi aynı hukuki işlem değildir.’’</p>
<p>Bu ayrımın yönetmelik uygulamasında nasıl değerlendirileceği konusunda sektörün açık ve bağlayıcı bir açıklamaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Özel, ‘’Gerçek kişi işletmeler açısından ise durum daha da farklıdır. Yıllardır emek verilerek oluşturulmuş, ekonomik bir değere dönüşmüş bir otelin veya pansiyonun sahibinin işletmesini hayatının herhangi bir döneminde satabilmesi, devredebilmesi veya ekonomik değerini değerlendirebilmesi ticari hayatın doğal bir parçasıdır. Bugünkü düzenleme bu imkânı önemli ölçüde sınırlandırmaktadır’’ dedi.</p>
<p><strong>"Sektör temsilcilerinin görüşü alınmalı"</strong></p>
<p>Küçük ve orta ölçekli işletmelerin geleceğini doğrudan etkileyen böyle bir düzenlemenin sektörün temsilcileriyle yeterli istişare yapılmadan hayata geçirilmesine ve uygulamada ortaya çıkabilecek hukuki belirsizliklere itiraz ettiklerini dile getiren Alp Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Basit konaklama tesisleri Antalya turizminin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu işletmeler yalnızca birer belge numarasından ibaret değildir. Ailelerin yıllarca biriktirdiği sermaye, emek, istihdam ve işletme değeridir. Bir işletmenin ekonomik değerini ortadan kaldıracak veya sahibinin gelecekte işletmesini devretmesini imkânsız hâle getirecek düzenlemeler yapılırken, sektörün temsilcilerinin görüşünün alınması gerekir. ‘’</p>
<p>Düzenlemenin uygulama esaslarının sektör temsilcileriyle birlikte yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Tüzel kişiliğe sahip şirketlerde ortaklık ve hisse devirleri nasıl değerlendirilecek. Gerçek kişi işletmelerinin ekonomik değerinin nasıl korunacağı, belge devri ile işletme veya şirket devri arasındaki hukuki ayrımı nasıl uygulanacak. Mevcut basit konaklama belgeli işletmelerin kazanılmış hakları nasıl korunacak. Bu konularda açık, net ve hukuken tartışmaya yer bırakmayacak bir uygulama ortaya konulmalıdır. Küçük otelci ve pansiyoncu, yıllardır turizmin yükünü omuzlarında taşıyor. Onların önüne yeni ve belirsiz duvarlar örmek yerine, işletmelerinin sürdürülebilirliğini sağlayacak çözümler üretmeliyiz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antob-baskani-ozel-basit-konaklama-tesislerinde-devir-yasagi-sektorun-onunu-tikamamalidir-86380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/0/1280x720/antob-baskani-ozel-basit-konaklama-tesislerinde-devir-yasagi-sektorun-onunu-tikamamalidir-1787901415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Otelciler Pansiyoncular Birliği Başkanı Alp Özel, basit konaklama turizm işletme belgelerinin, ölüme bağlı tasarruf veya miras yoluyla intikal dışında devredilemeyeceğinin hüküm altına alındığını belirterek, bu düzenlemenin sektörün önünü tıkayabileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyner-vakfinin-yeni-etki-pusulasi-insani-guclendirmek-86362</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boyner Vakfı’nın yeni etki pusulası: İnsanı güçlendirmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Boyner, uzun yıllara yayılan toplumsal fayda yaklaşımını Boyner Vakfı çatısı altında yeni bir aşamaya taşıyor. Yeni dönemin odağında kaç kişiye ulaşıldığından çok, insanların hayatında neyin değiştiği var. İlk Sosyal Etki Raporu’na hazırlanan Vakıf, iyi çalışan modelleri büyütmeyi, bireyi güçlendirmeyi ve sosyal faydayı kalıcı, yapısal bir dönüşüme taşımayı hedefliyor. </strong></p>
<p>Sosyal etkiyi nasıl ölçersiniz? Kaç kişiye ulaştığınızla mı, yoksa dokunduğunuz insanların hayatında siz çekildikten sonra neyin değişmeye devam ettiğine bakarak mı? Aslında bu iki ölçüm arasındaki fark, sosyal sorumluluk ile gerçek etki arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor. Boyner’de toplumsal fayda meselesi yeni değil. Eşitlik, kadınların güçlenmesi, gençlerin önündeki fırsatların artırılması, girişimcilik ve çocukların korunması uzun yıllardır grubun farklı çalışmalarında karşımıza çıkıyor. Yeni olan, Boyner’in uzun yıllara yayılan toplumsal fayda yaklaşımının, Boyner Vakfı çatısı altında daha sistematik, sürdürülebilir ve etkisi ölçülebilir bir yapıya taşınıyor olması. Yeni dönemde Vakfın odağındaki temel soru yalnızca “Kaç kişiye ulaştık?” değil, “Bir insanın hayatında neyi değiştirdik?” olacak. Boyner Vakfı bu yaklaşım doğrultusunda ilk Sosyal Etki Raporu’nu yayımlamaya hazırlanırken, önümüzdeki beş yılda yalnızca proje yürüten değil; sosyal etki alanında bilgi üreten, deneyimini paylaşan ve alana katkı sağlayan bir kurum olmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>İyi niyetten ölçülebilir etkiye</strong></p>
<p>Bir proje bittiğinde geride ne kalıyor? Desteklenen kişi kendi yoluna devam edebiliyor mu? Bir model büyütülebiliyor mu? Ortaya çıkan değişim proje sona erdikten sonra da devam ediyor mu? Tüm bu sorulara cevap vermek ve kalıcı bir dönüşüm olup olmadığını anlamak daha uzun soluklu bir iş. Boyner Vakfı bu nedenle ilk Sosyal Etki Raporu kapsamında, yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını yalnızca faaliyet ve erişim rakamları üzerinden değil, yarattığı dönüşüm üzerinden değerlendirecek. Sadece “Ne yaptık?” değil, “Yaptığımız şey neye dönüştü?” diye soracak</p>
<p><strong>Sosyal etki kendi evinden başlamalı</strong></p>
<p>Şirketlerin toplumsal meselelerde söyledikleriyle kendi kurumlarının içinde yaptıkları arasındaki mesafe bugün giderek daha görünür hale geliyor. Kadınların ekonomik hayata katılımını savunan bir şirketin kendi yönetiminde kadınların ne kadar yer aldığı da, aynı resmin parçası. Boyner Grup CFO’su Özgür Tokgöz Altun’un, “Sosyal etki kendi evinden başlamalı” sözleri bu nedenle önemli. Şöyle diyor Tokgöz Altun: Yarım asrı aşan yolculuğumuzda başarıyı hiçbir zaman yalnızca mağaza sayısı, çalışan sayısı ya da finansal sonuçlarla tarif etmedik. Nasıl bir kurum olduğumuz, çalışanlarımıza nasıl bir ortam sunduğumuz ve içinde yaşadığımız topluma nasıl katkıda bulunduğumuz da bunun bir parçası oldu. Boyner Grup Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu’nun yüzde 50’sinin kadın olması; Grup genelinde kadın çalışan oranının yüzde 46’ya, Boyner Büyük Mağazacılık’ta ise yüzde 50,5’e ulaşması bizim için yalnızca rakam değil; nasıl bir kurum ve nasıl bir gelecek istediğimizi gösteren bir pusula. Başkalarına söylediğiniz bir şeyi önce kendi kurumunuzda yapmanız gerekiyor. Kadınların ekonomik hayata katılımını savunuyorsak kendi istihdam politikalarımızda bunun karşılığını yaratmalıyız. Kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen Seninle Tamam modelini yalnızca bir işe alım projesi olarak görmüyoruz. Kadınların çalışma hayatından neden uzaklaştığını anlamaya ve bu engellere uygun bir model yaratmaya çalışıyoruz. Esnek çalışma, oryantasyon ve mesleki gelişim bu modelin parçaları. Önümüzdeki üç yıl içinde 5 binden fazla kadının yeniden iş hayatına katılması hedefleniyor.”</p>
<p><strong>Artık yalnızca kaç kişiye ulaştığımızı değil, neyi değiştirdiğimizi ölçeceğiz</strong></p>
<p>Tokgöz Altun’un anlattığı tablo, sosyal etkinin kurumun kendi içinden başlaması gerektiğini ortaya koyuyor. Etkinin kalıcı hale gelmesi için ise, kurum içinde yaratılan yaklaşımı toplumla buluşturmak, doğru ortaklıklarla büyütmek ve sonuçlarını ölçmek gerekiyor. Boyner Vakfı’nın yeni dönemde üstlendiği rol de tam bu noktada başlıyor. Vakfın Genel Sekreteri Cihan Alpay, yeni dönemi şu cümleyle özetliyor: “Artık yalnızca kaç kişiye ulaştığımızı değil, neyi değiştirdiğimizi ölçeceğiz.” Alpay şu bilgileri veriyor: “Bugün Boyner Vakfı yalnızca burs veren, bağış yapan ya da tek tek sosyal sorumluluk projeleri yürüten bir yapı olarak konumlanmıyor. Eğitim, girişimcilik, kadınların ekonomik güçlenmesi, sosyal inovasyon ve çocukların korunması alanlarında çok paydaşlı projeler geliştiren bir sosyal etki kuruluşu olmayı hedefliyor. Vakfın yaklaşımında her işi doğrudan kendisinin yürütmesi gerekmiyor. Doğru fikri ve doğru paydaşları bulmak, iyi bir fikrin büyümesine alan açmak da sosyal etkinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Önümüzdeki dönemin temel kelimesi ‘etki’. Program sayısından çok, bir insanın hayatında neyin değiştiğine bakılacak. İlk Sosyal Etki Raporu ile yalnızca ulaşılan kişi sayısı değil; yaratılan değişim, bu etkinin devam edip etmediği ve desteklenen kişilerin daha sonra başkalarının hayatında bir değişim yaratıp yaratmadığı da takip edilecek.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"İyi geleceği birlikte inşa ediyoruz"</strong></span></p>
<p>Eşitlik, birkaç iyi uygulama ya da sosyal sorumluluk projesiyle sağlanmıyor. Boyner Vakfı’nın yaklaşımını farklılaştıran konu da bu: Sosyal faydayı tek tek projelerin toplamı olmaktan çıkarıp, kalıcı ve yapısal bir değişime dönüştürmek. Çıkış noktası ise çok net: Potansiyel eşit, fırsatlar değil. Bir çocuğun güvenli bir ortamda büyümesi, bir gencin potansiyelini gerçekleştirecek fırsatlara ulaşması ya da bir kadının ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesi birbirinden bağımsız meseleler değil. Hepsinin temelinde bireyin önündeki engelleri kaldırmak ve “Ben değerliyim, yapabilirim, burada benim için de bir alan var” duygusunu güçlendirmek yatıyor. Boyner Vakfı için sosyal etki de bir projeyi başlatıp bitirmekten ibaret değil. Amaç, iyi çalışan modelleri büyütmek, kaynakları çoğaltmak ve bunları zaman içinde kalıcı, yapısal bir dönüşüme taşımak. Bunun yolu da, iş dünyasının, sivil toplumun, uluslararası kuruluşların, mentorların, gönüllülerin ve program mezunlarının birbirinden öğrendiği ve birbirine alan açtığı bir topluluk oluşturmaktan geçiyor. Ve Vakıf bu yüzden: “İyi geleceği birlikte inşa ediyoruz” diyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Etkiyi hayata taşıyan programlar</strong></span></p>
<p>SHE LAB: UNDP Türkiye ve Boyner Grup iş birliğiyle genç kadınları sürdürülebilirlik, liderlik ve kariyer alanlarında güçlendiriyor. İlk yılında 35 şehirden 6 binden fazla başvuru alan programdan 291 genç kadın mezun oldu.</p>
<p>İyi İşler: Kadın girişimcilere eğitim, mentorluk, görünürlük ve pazar erişimi desteği sağlıyor. Bugüne kadar 220 kadın girişimci mezun oldu; ürünleri Boyner.com ve İyi İşler Festivali aracılığıyla tüketiciyle buluşuyor.</p>
<p>Dönüşümü Başlat!: TÜSİAD ve Boyner Vakfı iş birliğiyle gençlerin yenilikçi ve sürdürülebilir iş fikirlerini eğitim ve mentorlukla destekliyor.</p>
<p>Zamanında Yanında: UNICEF iş birliğiyle çocuklar için koruyucu ortamların güçlendirilmesine odaklanıyor; ebeveyn danışmanlığı, eğitim ve saha çalışmalarıyla çocuklara yönelik şiddetin azaltılmasını hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyner-vakfinin-yeni-etki-pusulasi-insani-guclendirmek-86362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/2/1280x720/663-1787897531.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Boyner Vakfı’nın yeni etki pusulası: İnsanı güçlendirmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/badem-pinari-ambalajli-suda-plastik-oranini-yuzde-20-azaltacak-86357</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Badem Pınarı, ambalajlı suda plastik oranını yüzde 20 azaltmayı planlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de giderek büyüyen ambalajlı su pazarında dev sermayeli yabancı şirketlerle yarışan Kırşehir merkezli Badem Pınarı, iç pazarda büyüme sürecinin yanı sıra 5 ülkeye de ihracat gerçekleştiriyor. Yıllık 30 milyon koli üretim hacmine ulaşan şirket çevreci üretim konseptinde su ambalajında kullanılan plastik miktarını rakiplerine göre yüzde 20 civarında azaltmayı planlıyor. Lojistik maliyetleri de göz önünde bulunduran Badem Pınarı, teknolojik dönüşümü de içeren toplam 50 milyon euro yatırıma hazırlanıyor.</p>
<p>Bundan 75 yıl önce kurulan ve 17 yıldır doğal kaynak suyu alanında aynı markayla faaliyet gösteren Badem Pınarı’nın 4’üncü kuşak yöneticisi Kaan Badem, şirketin yatırım sürecini EKONOMİ’ye anlattı.</p>
<p>Kırşehir’in Mucur ilçesinde saatte 135 bin şişe, yıllık 30 milyon kolu üretim hacmine ulaştıklarını belirten Badem, üretim yanı sıra lojistik süreçleri de kendi bünyelerinde yürüttüklerini söyledi. Ankara yanı sıra Türkiye’nin birçok ilinde güçlü bayi yapılanmasına sahip olduklarını ifade eden Kaan Badem, büyüme stratejisini iç pazarla sınırlamadıklarını, KKTC pazarında lider olduklarını, ayrıca 5 ülkeye daha ihracat yaptıklarını bildirdi.</p>
<h2>Yeni nesil üretim teknolojisi </h2>
<p>Kuruluşundan bu yana sürekli büyüyen Badem Pınarı’nın 5 litre üretim hattını milyon euro yatırımla yeni nesil üretim teknolojisine dönüştüreceklerini dile getiren Kaan Badem, bununla birlikte hâlen 8.5 gram olan şişe ağırlığını yüzde 20 civarında azaltarak 7 grama düşürmeyi planladıklarını aktardı. Badem, önümüzdeki dönemde dijital üretim yönetimi, enerji izleme ve bakım süreçlerinde veri kullanımını daha ileri bir seviyeye taşımayı hedeflediklerini kaydederek, “Geleceğin fabrikalarının yalnızca daha hızlı üretim yapan değil, kendi verisini okuyabilen ve kaynaklarını daha verimli yönetebilen tesisler olacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Üst segmentte büyüme stratejisinin bir parçası olarak premium seriyi pazara sundukları bilgisini veren Kaan Badem, “Amacımız mevcut ürünlerimizin yerine yeni bir ürün koymak değil; değişen tüketici beklentilerini okuyarak portföyümüzü yeni kullanım alışkanlıklarına ve ihtiyaçlara göre genişletmek” diye konuştu. Sponsorluk faaliyetlerinden de söz eden Badem, Gençlerbirliği futbol takımı, Türkiye Su Topu Federasyonu ve Kırşehir Mucurgücü Spor’un resmi sponsoru olduklarını kaydetti.</p>
<h2>Yatırım ve dönüşüm dönemi </h2>
<p>2026–2027 dönemini Badem Pınarı açısından önemli bir yatırım ve dönüşüm dönemi olarak gördüklerinin altını çizen Kaan Badem, “Yaklaşık 50 milyon euroluk yatırım planımız kapsamında üretim kapasitemizi, teknoloji altyapımızı ve bölgesel üretim gücümüzü geliştirmeye yönelik çalışmalarımız bulunuyor” dedi. Badem, önümüzdeki yıl Kırşehir’in dışında başka bir bölgeye daha yeni üretim tesisi kurmayı planladıklarını kaydetti. Yeni yatırım döneminin en önemli başlıklarından birisinin sürdürülebilir üretim olacağını söyleyen Kaan Badem, kullandıkları enerjinin yüzde 30’unu GES’ten karşıladıklarını, bu oranı daha da artıracaklarını vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"DOA sistemi, Türkiye'ye dışa bağımlı alanda önemli bir kazanım sağlayacak"</span></h2>
<p>Kaynakların sürdürülebilirliğinin sadece kaynak suyu sektörünün değil, dünyanın en önemli gündemlerinden olduğunu belirten Kaan Badem, yağışların miktarı kadar yıl içindeki dağılımının da önem kazandığını vurguladı. Badem Pınarı olarak havzaların korunması noktasında yaptıkları çalışmalarla birlikte, düşük plastik kullanımı, ambalaj yapılarının optimize edilmesi, enerji tüketiminin azaltılması gibi konulara da önem Kaynakların sürdürülebilirliğinin sadece kaynak suyu sektörünün değil, dünyanın en önemli gündemlerinden olduğunu belirten Kaan Badem, yağışların miktarı kadar yıl içindeki dağılımının da önem kazandığını vurguladı. Badem Pınarı olarak havzaların korunması noktasında yaptıkları çalışmalarla birlikte, düşük plastik kullanımı, ambalaj yapılarının optimize edilmesi, enerji tüketiminin azaltılması gibi konulara da önem</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/badem-pinari-ambalajli-suda-plastik-oranini-yuzde-20-azaltacak-86357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/7/1280x720/kaan-badem-1787896520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ambalajlı su pazarında faaliyet gösteren Badem Pınarı, yıllık 30 milyon koli üretim hacmine ulaştı. Şirket hâlen 8.5 gram olan şişe ağırlığını yüzde 20 civarında azaltarak 7 grama düşürmeyi planlıyor. Şirket Yöneticisi Kaan Badem, “Geleceğin fabrikalarının yalnızca daha hızlı üretim yapan değil, kendi verisini okuyabilen ve kaynaklarını daha verimli yönetebilen tesisler olacağına inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomiye-en-cok-hangi-renk-yakisir-mor-yesil-gri-86348</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomiye en çok hangi renk yakışır; Mor, yeşil, gri?...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye büyüme ve istihdam için yıllardır bildiği kaldıraç olan inşaata başvuruyor. Büyüme lazım: inşaat… İstihdam lazım: inşaat… Ekonominin çarklarını hızla döndürmek lazım, inşaat...</p>
<p>“Beton ekonomisi” hızlı harekete geçtiğinden kaderimiz, düşük nitelikli işgücünü istihdama çekebildiğinden adeta kurtarıcımız. Arkasında geniş bir tedarik zincirini sürükleyebilmesi de herkesin ortak sus payı…</p>
<p>Dünya değişir Türkiye değişmez de ayrı bir gerçeğimiz. Oysa ülkemizde toplumsal ve demografik değerlerimiz dönüştü, değişimini sürdürecek, farklı kaldıraçların kullanılması kaçınılmaz. Yaratıcı düşünce pratiğimizi beton bariyerle kapamış olamayız.</p>
<p>Dünyada gerçekleri değişen tek ülke değiliz. Dönüşümü ve çözümleri yeniden keşfetmeye gerek yok, kaldı ki birazdan söz edeceğim ekonomik alternatifler yıllar önce Türkiye’den çıkmış ve Türkiye’de yeşerecek iklim bulamadıklarından farklı coğrafyalarda test edilmişler.</p>
<p>Revize edilen makroekonomi tanımından söz ediyorum.“Bakım Ekonomisi”, “Mor Ekonomi”, “Yeşil Ekonomi”, “Dijital Ekonomi”,  “Zaman Ekonomisi” literatürde yerlerini alıyor.</p>
<p>Bu yazıyı, Prof. Dr. İpek İlkkaracan'la söyleşimdeki temel fikir üzerine inşa ettim;  geleceğin makroekonomisini daha ne kadar eski araçlarla tarif edeceğiz?</p>
<p>Şu kadarını söylemek bile betonla ilişkimize mesafe koymak için sanırım yeterince sağlam bir gerekçe; bakım ekonomisine yatırım yapmak inşaata yapılan yatırımla kıyaslanacak olursa tam 3 kat daha fazla istihdam yaratıyor.</p>
<p>İlkkaracan, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi; feminist iktisat, çalışma ekonomisi, bakım ekonomisi ve zaman kullanımı alanlarında uluslararası çalışmalarıyla tanınan bir iktisatçı<strong>. </strong>Mor Ekonomi yaklaşımının öncü isimlerinden ve International Association for Feminist Economics’in geçmiş dönembaşkanlarından.</p>
<p><strong>Beton deyince “yatırım” oluyor, bakım deyince “harcama” </strong></p>
<p>Kelimelerimiz, ekonomik tercihlerimizi ele veriyor. Köprü yapınca “yatırım” diyoruz. Kreş açınca “sosyal harcama”. Otoyol, ekonomik “altyapı” oluyor. Yaşlı bakım merkezi “sosyal hizmet” tanımının altına giriyor.</p>
<p>Türkiye'de ILO öncülüğünde, kamu kurumlarının da katıldığı bakım ekonomisinin dönüştürücü büyümesine ilişkin bir yol haritası ve yatırım politika çalışması 2025 sonunda yayımlandı. (<u>International Labour Organization</u>)</p>
<p>Bozulan demografik yapımız bakım için hızla büyüyen talep yaratıyor. Bakım yatırımı neler yapıyor:</p>
<p>- İstihdam yaratıyor.</p>
<p>- Gelir yaratıyor.</p>
<p>- Kadınların ücretli çalışmasının önündeki engellerden birini kaldırıyor.</p>
<p>- Yeni meslekler yaratıyor.</p>
<p>- Vergi tabanını genişletiyor.</p>
<p>- Çocuğun gelişimine, yaşlının yaşam kalitesine, çalışan ailelerin üretkenliğine dokunuyor.</p>
<p><strong>Bütçe açığı yerine “bakım açığı”</strong></p>
<p>Karşı karşıya kaldığımız gerçekler, hepimizin hane içinde deneyimlediği konular; yaşlanan toplum bakım talebini büyütüyor, kadınlar destek vermek üzere çalışma hayatının dışında kalmaya zorlanıyor, nufüsumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın yıkıcı bir bölümü ücretten yoksun, paradoksal şekilde de zaman yoksulu bireyler oluyor.</p>
<p>Bir taraftan genç kuşakların daha az çocuk doğurduğunu tartışıyoruz. Diğer yandan en hızlı yaşlanan nüfuslardan birine sahibiz. Hastalık-savaş ya da farklı nedenlerden engelli doğan ve koşullar yüzünden yaşamı süresinde engelli olan ciddi bir nüfus var.</p>
<p>Ülkemizde ağırlıklı merdiven altı – kayıtsız bir sektör. Bakım bir endüstri ve şekil değiştirmek zorunda. Bebek bakımı, okul öncesi kreş, Alzheimer, Demans, Parkinson ve diğer kronik hastalıklarla yaşayan milyonlarca yaşlı insan için profesyonel bakım hizmetine ve daha sayamadığım nicelerine ulaşmaya çalışanlar elleri boş dönüyor. Profesyonel hizmet veren yapıların hizmetleri o kadar pahalı ki, yük büyük ölçüde ailelerin içinde çözülüyor.</p>
<p><strong>Her aile mikrokozmosunda “Bakım Ekonomisi” kuruyor </strong></p>
<p>- Kim işten ayrılacak?</p>
<p>- Anneye kim bakacak?</p>
<p>- Bakıcı bulunabilecek mi?</p>
<p>- Ücreti kim ödeyecek?</p>
<p>- Çocuk nereye bırakılacak?</p>
<p>- Hastaneye kim götürecek?</p>
<p>Karşımızda devasa bir ekonomik faaliyet var. Ve devasa bir işgücü talebi. Bakım endüstrisi; sağlık, rehabilitasyon, psikoloji, fizyoterapi, evde bakım, beslenme, sosyal hizmet, bakım koordinasyonu ve giderek dijital destek hizmetlerinden oluşan yeni bir meslek ekosistem ihtiyacı yaratıyor.</p>
<p>Bakım yatırımlarının istihdam yaratma kapasitesi fiziksel altyapı yatırımlarıyla yarışabiliyor, hatta bazı simülasyonlarda onları aşıyor. (<u>Istanbul Technical University</u>)</p>
<p>Bir başka yönüne daha dikkat çekmeden geçemeyeceğim; bakım “emek yoğun” ve “sürdürülebilir” bir emek türü. Meslek vaadi var! Harcanan para makineye, ithal girdiye ya da betona değil, insana yapılıyor. Bakım ekonomisi kadın erkek eşitliği olan bir alan.</p>
<p><strong>10 çalışan kadından 7'si zaman yoksulu</strong></p>
<p>Paradan daha kıt tek kaynak zaman. Herkes güne eşit koşullarla; 24 saatle başlıyor. Doğa adil, ama biz değiliz. Türkiye’de zaman eşitsizliği görünmeyen en büyük sorun.</p>
<p>TÜİK'in 2 ay önce yayımladığı “2025 Zaman Kullanım Araştırması”na göre Türkiye'de kadınlar hane ve aile bakımına günde 4 saat 3 dakika, erkekler 58 dakika ayırıyor. Çalışan kadınlarda süre 2 saat 38 dakika; çalışan erkeklerde 47 dakika. (<u>Veri Portalı</u>)</p>
<p>TÜİK'in araştırmasındaki rakamlardan yola çıkarak bir haftalık emeği hesaplayalım mı; kadının görünmeyen mesaisi yaklaşık 28,5 saat. Neredeyse 3,5 iş günü. İlkkaracan'ın Türkiye araştırmalarından çıkardığı daha sarsıcı bir sonuç: tam zamanlı çalışan kadınlarda zaman yoksulluğu yüzde 65-70 düzeyinde. Erkeklerde yüzde 10'un altında.</p>
<p>Türkiye’de çalışan kadın olmak zor. Sabah ücretli işe gidip, akşam evde ikinci vardiyasına başlayan çalışan kadın görünürde şanslı çünkü geliri artıyor. Maalesef refahı artmıyor. Gelir yoksulluğunu azaltırken, zaman yoksulluğunu artırmak mümkün. Ne tuhaf bir ekonomik başarı ölçüsü değil mi?</p>
<p><strong>Yapay zekanın vaadi</strong></p>
<p>Yapay zekânın vaatlerinden biri üretkenlik. Az zamana çok iş sığdırmak, az iş gücüyle büyük işler yapmak… İşi daha kısa zamanda yapabilmek. Otomasyon yaratmak. Kendimizden klonlamak… Güzelleme uzayıp gider. Neden olduğu korku da ayrı bir akıl tutulması yarattı; işimizi elimizden alıyor.</p>
<p>Bu efsane, geçtiğimiz hafta Nobelli ekonomistimiz Daron Acemoğlu ile önemli yayın kuruluşlarından The Economist arasında “ansızın” çıkan tartışma konusunun da temeli. The Economist’in yaklaşımına şüpheyle baktığımı saklayamayacağım. Bu tartışmayı yayın ve yazılarımda iletişim, zamanlama yönleriyle işledim.</p>
<p>Şu saptamayla toparlayayım; yapay zeka, bazı işleri azaltırken, insan emeği gerektiren bakım talebine dokunamıyor. Çocuğunuza, anne babanıza baksın diye robot tutamıyorsunuz, insan – empati – el mahareti – yaratıcı zeka lazım. Yapay zekânın hangi meslekleri yok edeceğini tartışmakla  geçirdiğimiz zaman kadar hangi işleri çoğaltmak zorunda olduğumuzu düşünmeye biran önce başlamalıyız.</p>
<p><strong>Yeşilin yanına mor çok yakışır</strong></p>
<p>Kasım ayında Antalya'da COP31 iklim konferansında neredeyse ilgili tüm dünya buluşacak. Ülkemizde gelecek konuşulacak. Enerji, karbon hesaplama yöntemleri tartışılacak. Finansman, sanayi, ulaşım, su, tarım yanında bakım ekonomisi de umarım ajanda da yer alacak<strong>.</strong></p>
<p>İlkkaracan'ın, meslektaşları Caren Grown ve Jerome De Henau ile Brookings Enstitüsü için gerçekleştirdiği güncel araştırmasına göre bakım altyapısının iklim adaptasyonu planlamasının ve finansmanının parçası haline gelmesi gerekiyor.</p>
<p>Aşırı sıcaklar, seller, yangın ve hastalıklar... göç, fiziksel hasar bakım talebini artırıyor. Bakım işleri önemli ölçüde yerel, emek yoğun ve görece düşük karbonlu işler. İlkkaracan'ın söyleşide kullandığı ifade şöyle: “Mor işler aynı zamanda yeşil işler.”</p>
<p><strong>“Demografi + Dijitalleşme + İklim + Bakım + Zaman”</strong></p>
<p>Yeşil ekonomi doğayla kurduğumuz ekonomik ilişkiyi değiştirmeye çalışıyor. Mor ekonomi insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken bakım emeğini ve sosyal altyapıyı görünür kılmaya çalışıyor. Dijital ekonomi üretimin insan emeğiyle ilişkisini değiştiriyor. Demografi ise birbirimize bakmak zorunda olduğumuzu söylüyor</p>
<p>Bir ülkenin ekonomik altyapısı yalnız yolları, köprüleri, fabrikaları ve veri merkezlerinden oluşamaz. Çocuklarına, hastalarına, engellilerine ve yaşlılarına nasıl baktığı da ekonomik altyapı değil mi. En kıt girdi para değil, zaman. Zamanı daha iyi kullanmalıyız.</p>
<p><em>Prof. Dr. İpek İlkkaracan'la söyleşimizin tamamına</em> <em>Yaprak Özer YouTube</em><em> – Fikir Buluşmaları kanalından, söyleşinin </em>full deşifresi ve notlarına <em>yaprakozer.com</em><em> adresinden ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomiye-en-cok-hangi-renk-yakisir-mor-yesil-gri-86348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomiye en çok hangi renk yakışır; Mor, yeşil, gri?... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genel-mudurler-86345</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genel müdürler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN ADANALI - Adisa Danışmanlık Kurucusu</strong></p>
<p>Günümüzde Genel Müdür olmak kolay mı? Belki de soruyu şöyle soralım: Görevini hakkıyla yapan bir Genel Müdür olmak kolay mı?</p>
<p>İsterseniz önce genel müdürden ne bekleniyor, ona bakalım... Şirketin hedef ve stratejileri doğrultusunda icra ekibine liderlik yaparak sonuç alan, icranın başındaki kişi olarak düşünebiliriz.</p>
<p><strong>Bu görev tanımını yerine getirmek için bence iki konuda kişinin yetkin olması gerekiyor:</strong></p>
<p><strong>- İçinde bulunduğumuz döneme uyum:</strong> Darlık dönemindeyiz. Satmak zor, rekabetçi ve katma değerli üretim yapmak ondan da zor. Böyle bir ortamda kendini ve ekibini motive etmek, işe odaklamak ve Yönetim Kurulu ile sağlıklı bir ilişki kurmak müthiş bir dirayet ve yılmazlık gerektiriyor.</p>
<p><strong>- Çoklu fonksiyon yetkinliği:</strong> Temel fonksiyonlarda bilgi sahibi olmak ve bu fonksiyonları yönlendirecek, kontrol edecek kadar bilmek gerekiyor. Bu, ilk maddeden biraz daha zor bir konu olabilir. Çünkü fonksiyonel bölünmenin ve uzmanlaşmanın bu kadar kesinleştiği bir ortamda, bu kadar çoklu fonksiyon bakış açısına ve becerisine sahip olmak hiç de kolay değil.</p>
<p>Eskiden potansiyelli kişilere daha çok rol ve sorumluluk verilen bir dönemden; herkese “kaşığın ucuyla” uzmanlık verilen bir döneme geçildi. Bu dar sorumluluk alanlarında maalesef Genel Müdür adayları yetişmiyor. Bu dar sorumluluk alanları fonksiyonlar arası düşünmeyi tam olarak desteklemezken, aynı zamanda şirket genelini etkileyen problemleri çözme becerisini de geliştirmiyor.</p>
<p>Hal böyle olunca, yukarıdaki iki madde yüzünden Yönetim Kurullarının; Genel Müdürü ve icra ekiplerini fonksiyonlar ile fonksiyonlar arası beceriler konusunda ciddi bir şekilde desteklemesi ve yönlendirmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu durum bazı durumlarda kurumsal yönetim ilkeleriyle çelişiyor. Ancak kurumsallaşma bunu gerektiriyor; <strong>“Genel Müdürün işine karışmayalım”</strong> denilecek bir dönemden de geçmiyoruz. Neredeyse tüm şirketler bıçak sırtında. Diğer bir deyişle, Yönetim Kurullarının bu müdahalesi bir tercih değil, bir gereklilik.</p>
<p>Nitekim yukarıdaki iki maddede Genel Müdür ve icra ekipleri gelişimlerini tamamlarsa, Yönetim Kurulları da kendi asli görevlerine dönme imkânı bulacaklardır.</p>
<p>Özetle...</p>
<p>Bu konu tam bir <strong>tavuk-yumurta hikâyesi</strong>. Her zamanki gibi “yumurta” hedefte olan, sorumluluk yüklenen taraf. Ancak yumurtanın gelişmesinde tavuğa da ciddi iş düşüyor. Genel Müdür adaylarını zamanında belirlemek; onlara yapısal eğitimler ve yaparak öğrenme olanakları sağlayarak yatırım yapmak, bu gelişim sürecinin adım adım ilerlemesini garanti altına alacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genel-mudurler-86345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genel müdürler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-ikincil-halka-arz-icin-basvuru-86387</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 06:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank&#039;tan ikincil halka arz için başvuru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yapılan açıklamalarda, bankanın 7 Ağustos 2026 tarihli Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda gerçekleştirilmesi planlanan ikincil halka arza ilişkin 27 Ağustos 2026'da Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) başvuru yapıldığı bildirildi.</p>
<p>Sermaye artırımı kapsamında bankanın mevcut 7 milyar 184 milyon 778 bin 41,963 lira olan çıkarılmış sermayesinin, 1 milyar 796 milyon 194 bin 510,491 lira artırılarak 8 milyar 980 milyon 972 bin 552,454 liraya çıkarılması planlanıyor.</p>
<p>Artırılacak sermayeyi temsil eden payların, mevcut ortakların rüçhan hakları kullandırılmadan borsada halka arz yöntemiyle satışa sunulması öngörülüyor. Sermaye artırımında kaydi ve nama yazılı HALKB payları ihraç edilecek.</p>
<p>Bankanın KAP'ta yayımladığı bir diğer açıklamada, ikincil halka arza ilişkin izahnamenin SPK'nin onayına sunulduğu belirtildi. İncelemeye sunulan izahnamenin aynı zamanda Halkbank'ın internet sitesindeki Yatırımcı İlişkileri Bölümü'nde yayımlandığı kaydedildi.</p>
<p>Halkbank ayrıca sermaye artırımı sonucunda elde edilecek fonun kullanımına ilişkin raporunu da KAP'ta yayımladı.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu raporun Sermaye Piyasası Kurulunun VII-128.1 sayılı Pay Tebliği'nin 33'üncü maddesi uyarınca hazırlandığı ve KAP bildirimine ek olarak sunulduğu ifade edildi.</p>
<p>Böylece Halkbank, ikincil halka arz sürecine ilişkin sermaye artırımı başvurusu, SPK onayına sunulan izahname ve sermaye artırımından sağlanacak fonun kullanımına ilişkin raporu eş zamanlı olarak kamuoyuyla paylaşmış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-ikincil-halka-arz-icin-basvuru-86387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/halkbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halkbank, sermayesinin yüzde 25 artırılmasını öngören ikincil halka arz kapsamında SPK&#039;ye başvurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-ali-candir-buyuk-zaferin-bize-yukledigi-sorumluluk-ulkemizi-her-alanda-daha-guclu-yarinlara-tasimaktir-86388</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Büyük Zafer’in bize yüklediği sorumluluk, ülkemizi her alanda daha güçlü yarınlara taşımaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümü nedeniyle mesaj yayımladı. Büyük Zafer’in Türk milletinin bağımsızlık iradesini bütün dünyaya ilan eden ve Cumhuriyet’e giden yolu açan eşsiz bir zafer olduğunu belirten Çandır, mesajında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zafere ulaşmıştır. Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlılığı ve askeri dehası, milletimizin eşsiz fedakârlığıyla birleşmiş; esareti kabul etmeyen bir millet kendi kaderine sahip çıkmıştır. 30 Ağustos, birlik ve beraberlik içinde nelerin başarılabileceğinin en güçlü göstergesidir.”</p>
<p><strong>"Bağımsızlık güçlü ekonomiyle korunabilir"</strong></p>
<p>Bağımsızlığın güçlü bir ekonomiyle korunabileceğini vurgulayan Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>“Büyük Zafer’in bize yüklediği sorumluluk, ülkemizi her alanda daha güçlü yarınlara taşımaktır. İş dünyası olarak daha çok üretmek, yatırım ve istihdamı artırmak; tarımımızı, ticaretimizi ve sanayimizi güçlendirmek en önemli sorumluluğumuzdur. Ekonomik bağımsızlığımızı güçlendiren her adım, Büyük Zafer’in emanetine sahip çıkmanın da bir gereğidir. 30 Ağustos Büyük Zaferi’nin 104’üncü yıl dönümünde, Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun. Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atb-baskani-ali-candir-buyuk-zaferin-bize-yukledigi-sorumluluk-ulkemizi-her-alanda-daha-guclu-yarinlara-tasimaktir-86388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/atb-baskani-ali-candir-buyuk-zaferin-bize-yukledigi-sorumluluk-ulkemizi-her-alanda-daha-guclu-yarinlara-tasimaktir-1787905392.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Ali Çandır, bağımsızlığın güçlü bir ekonomiyle korunabileceğini belirterek, “Büyük Zafer’in bize yüklediği sorumluluk, ülkemizi her alanda daha güçlü yarınlara taşımaktır. İş dünyası olarak daha çok üretmek, yatırım ve istihdamı artırmak; tarımımızı, ticaretimizi ve sanayimizi güçlendirmek en önemli sorumluluğumuzdur’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-suriyenin-en-buyuk-dis-ticaret-ortagi-86386</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Türkiye, Suriye&#039;nin en büyük dış ticaret ortağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı organizasyonunda MÜSİAD Suriye, Suriye Türkiye Ortak İş Kurulu (STIK), Suriye Yatırım Ofisi (SIA) ve Halep Valiliği toplantı düzenledi.</p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın başkanlığında düzenlenen toplantıya, Halep Başkonsolosu Muammer Hakan Cengiz, AK Parti milletvekilleri Arslan Tatar, Abdurrahim Dusak, Ahmet Salih Dal’ın yanı sıra Suriyeli yetkililer ile Türk ve Suriyeli iş insanları katıldı.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, Halep'e 22,5 yıl sonra yeniden geldiğini belirterek, "En son Aralık 2004'te o zaman Başbakanımız olan Sayın Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) gezisine iştirak etmiştim. Ağustos 2001'de de MÜSİAD'ın Şam-Halep gezisi vardı, ona iştirak etmiştim ve hamdolsun, yıllar sonra Rabbilalemin burada sizlerle buluşmayı tekrar nasip etti." dedi.</p>
<p>Suriyeli bakanlarla son bir ayda üç kez görüşme gerçekleştirdiğini kaydeden Bolat, "Her iki ülke meseleleri hakkında olumlu ilerlemeler sağladık. Devrim başarıldı, yeni Suriye yoluna devam edecek. Allah'a ne kadar şükretsek azdır ki devrim 8 Aralık 2024'te başarıldı. Despot bir rejim devrildi. Ve yeni Suriye, bağımsız, hür, müstakil olarak inşallah yoluna devam edecek." diye konuştu.</p>
<p>Devrimin ilk gününden itibaren Suriye halkının yanında yer aldıklarını vurgulayan Bakan Bolat, "Sayın Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan), Suriye'nin yeniden inşası ve imar sürecinde, istikrara kavuşmasında, ekonomik gücünün artmasında her bakanlığın kendi faaliyet alanında yapabileceklerine azami katkı göstermesi talimatıyla çalışıyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>Suriye devriminden bu yana 20 ay geçtiğini anımsatan Bolat, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"20 ayda Suriye'nin yeni devlet yapısı, kurumları, ordusu, eğitimden sağlığa, adaletten savunmaya, içişlerine, adliyeye bütün alanlarda Suriye yeniden yapılanıyor, devlet yeniden kuruluyor. Ve bunlar olurken Batı ambargoları devam ettiği halde ve İsrail, Suriye'deki bu başarılı geçiş sürecini sabote etmek için her türlü askeri baskılar ve sıkıştırmaları yaptığı halde başarıldı. Bu hafta Suriye için adeta bayram müjdeleriyle doluydu. ABD'nin en önemli ambargoları kaldırması, SDG ismiyle bilinen kuzeydoğudaki yapılanmanın silahlarını bırakarak hükümete ve Suriye ordusu saflarında yer almaya karar alması."</p>
<p>Türkiye ile Suriye'nin "ayrılmaz bir bütünün iki parçası gibi, etle tırnak gibi ayrılmaz iki ülke" olduğunu dile getiren Bolat, "Suriye çok ağır bir 14 yıllık iç savaştan yeni çıktı. Bu travmayı atlatmak, bu geçiş sürecini başarmak, bu geçiş sürecini yönetmek gerçekten çok zor işlerdi. Suriye Cumhurbaşkanlığı'nı, hükümetini, yönetimini, gerçekten Suriye halkını gönülden tebrik ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İkili ticaret 3 milyar 750 milyon dolara yükseldi</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye ve Suriye arasındaki ikili ticaretin de her geçen yıl giderek arttığına dikkati çekerek, “İkili ticaretimiz (geçen yıl) 3 milyar 750 milyon dolara yükseldi, % 42'lik bir artış gerçekleşti. Türkiye, Suriye'nin en büyük dış ticaret ortağı.” dedi.</p>
<p>Türkiye ile Suriye arasında 6 gümrük kapısının faal olduğunu kaydeden Bolat, şunları söyledi:</p>
<p>"6 tane gümrük kapısı faal işliyor. Memnuniyetle görüyoruz ki Suriye tarafı da yatırım yapıyor şimdi. Bunları genişletme, büyütme ve Kamışlı kapısını yıl sonuna kadar açmayı bize taahhüt ettiler. Bizim taraf hazır bekliyor. Suriye tarafı kısa bir yatırım yapacak ve ondan sonra inşallah açacağız.”</p>
<p>Suriye’de bu önemli gelişmeler yaşanırken İsrail’in bu ülkede istikrarı bozup istikrarsızlaştırma çabalarında bulunduğuna dikkat çeken Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>“Tabii İsrail'in Suriye'deki bu başarıları engellemeye çalışması, Suriye'deki istikrarı bozup istikrarsızlaştırma çabaları, Suriye'deki güven ortamını tehdit ederek yatırımcıları korkutma, ürkütme planları var. Ama Allah'ın da bir hesabı var. Ve Türkiye bu konuda çok kararlı. Gördüğüm kadarıyla Suudi Arabistan, Katar da çok kararlı. Avrupa Birliği de bu devrim sürecinde en azından karşıt bir pozisyona geçmedi, bu da olumlu bir şey. Amerika Birleşik Devletleri de önce Sezar Yasası'nı, sonra da bu SST denilen devlet destekli terör yaptırımlarını kaldırma kararı alarak sürece katkı sundu."</p>
<p><strong>“Türkçe, Suriye'de ikinci lisan konumunda”</strong></p>
<p>Ülkedeki iç savaş döneminde yaklaşık 4 milyon Suriyeli mültecinin Türkiye’ye sığındığını anımsatan Bolat, bunların 1 milyon 800 bininin son 7-8 yılda Türkiye’nin düzenlediği operasyonlardan sonra vatanlarına döndüğünü belirtti.</p>
<p>Türkiye’ye sığındıkları sırada Türkçe öğrenen ve ülkelerine dönen Suriyelilerin Türkçe bildiklerini dile getiren Bolat, “Bugün Suriye'de Türkçeyi çok iyi konuşan 3,5 milyon Suriyeli var​​​​​​​. Biz bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Türkçe, Suriye'de ikinci lisan konumunda. İnanıyorum ki bu kültürel ve sosyal entegrasyon ekonomiye de, yatırımlara da, ticarete de olumlu etkiler yapacak.” dedi.</p>
<p>"İnşallah Türkiye-Suriye kardeşliği ve birliği, yani vahdet ve uhuvvet kıyamete kadar başarıyla devam edecek" ifadelerini kullanan Bolat, Halep'i İstanbul'a, Şam'ı Ankara'ya benzeterek, İsrail'in Suriye'deki istikrarı bozma çabalarına karşı Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın kararlı olduğunu, ABD ve AB'nin de sürece katkı sunduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Bakan Bolat Halep Kalesi'ni ziyaret etti</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türk ve Suriyeli iş adamlarıyla bir araya geldiği toplantının ardından beraberindeki heyetle Halep Kalesi'ni de ziyaret etti.</p>
<p>Kaleyi gezen Bolat, heyetle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi, Suriyelilerle sohbet etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-suriyenin-en-buyuk-dis-ticaret-ortagi-86386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/6/1280x720/6858-1787905118.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halep’te Türk ve Suriyeli iş insanlarıyla bir araya gelen Ticaret Bakanı Bolat, &quot;İkili ticaret %42&#039;lik artışla 3 milyar 750 milyon dolara yükseldi. Türkiye, Suriye&#039;nin en büyük dış ticaret ortağı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-esnaf-kredisi-hakkinda-aciklama-86385</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank&#039;tan esnaf kredisi hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank, Resmi Gazete'de yayımlanan 11648 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ilgili açıklama yaptı. </p>
<p>Halkbank tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada, esnaf ve sanatkarlara Hazine faiz destekli esnaf kredisi kullandırımlarında, vadesi geçmiş borç ile sosyal güvenlik prim borcunun bulunmaması, borç bulunması halinde ise söz konusu borcun yeniden yapılandırılmış ve yapılandırmanın bozulmamış olması şartının arandığı hatırlatıldı.</p>
<p>Açıklamada, bugün Resmi Gazete'de yayımlanan 11648 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca söz konusu şart aranmaksızın, esnaf ve sanatkarlara Karar'da belirtilen şartlarda Hazine faiz destekli esnaf kredisi kullanma imkanı getirildiği belirtildi.</p>
<p>Ayrıca, vadesi geçmiş vergi borcu ile sosyal güvenlik prim borcunun ödenmesi amacıyla mevcut kredi limitlerine ilave olarak, Karar'da belirtilen şartlarda Hazine faiz destekli esnaf kredisi kullanma imkanının da sağlandığı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Yayımlanan Karar ile Hazine faiz destekli esnaf kredisinden çok daha geniş kesimdeki esnaf ve sanatkarlarımız yararlanabilecektir. Halkbank olarak her zaman olduğu gibi esnaf ve sanatkarlarımızın finansmana erişimlerine destek olmaya ve ülke ekonomisinin büyümesine katkı sağlamaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-esnaf-kredisi-hakkinda-aciklama-86385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/halk-katilim-bankasi-as-halkbank-1749032373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halkbank&#039;tan yapılan açıklamada, &quot;Yayımlanan Karar ile Hazine faiz destekli esnaf kredisinden çok daha geniş kesimdeki esnaf ve sanatkarlarımız yararlanabilecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/etsde-isleyis-esaslari-belirlendi-86384</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ETS’de işleyiş esasları belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması ile Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS) uygulanmasına dair usul ve esasları düzenleyen yönetmelik yayımlandı.</p>
<p>ETS öncelikli olarak pilot bölgede uygulanacak. Bunun detayları Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenecek. Emisyon Ticaret Sistemi kapsamına giren şirketlerin sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmeleri içi sera gazı emisyon izni alacaklar. Bu izin belgesi 5 yıl süreyle geçerli olacak. Şirket süre dolmadan yeniden izin alacak. Başvurular 60 gün içinde değerlendirilecek. Kasıtlı olarak yanlış bilgi verdiği tespit edilen firmaların belgeleri iptal edilecek. ETS üst sınırı, doğrulanmış sera gazı emisyon raporunun tesliminden itibaren 60 gün içinde Ulusal Tahsisat Planı kapsamında açıklanacak.</p>
<p><strong>ETS üst sınırı kapsamında tahsisatlar </strong></p>
<p>İşlem Kayıt Sistemi üzerinden ve/veya birincil piyasa üzerinden piyasaya sunulacak. Tahsisat ihraçlarına ilişkin esaslar EPDK tarafından belirlenecek. Ücretsiz tahsisatların dağıtımında alt tesislere göre kıyas yöntemi esas alınacak. Alt tesisler ve sektörler özelinde kıyas değeri hesabına dahil edilecek işletme sayısını, sektörel faaliyet katsayısını ve ücretsiz tahsisat oranını belirlemeye Karbon Piyasası Kurulu yetkili olacak.</p>
<p>Yönetmelikte öngörülen yaptırımlara uymayan şirketlere idari para cezaları uygulanacak. buna göre doğrulanmış sera gazı emisyon raporunu sunmayan şirketlere, 627 bin liradan 6.2 milyon liraya kadar para cezası verilecek. ETS kapsamına dahil olup, sera gazı emisyon izni almadan faaliyet gösteren şirketlere ise faaliyet kategorilerine göre 12.5 milyon liraya kadar idari para cezası uygulanabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/etsde-isleyis-esaslari-belirlendi-86384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre Emisyon Ticaret Sistemi&#039;ne katılacak şirketler 5 yıl geçerli sera gazı emisyon izni alacak. Emisyon üst limiti kapsamında tahsisatlar piyasaya sunulurken, ücretsiz tahsisatta kıyas yöntemi esas alınacak. Fiyat istikrarı için da rezerv mekanizması kurulacak. Doğrulanmış emisyon raporu sunmayanlara 6,2 milyon, izinsiz faaliyet gösterenlere ise 12,5 milyon liraya kadar ceza uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/astor-enerjinin-yatirim-rotasinda-ispanya-ve-abd-var-86361</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor Enerji’nin yatırım rotasında İspanya ve ABD var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen transformatör ve anahtarlama ürünleri sanayicisi Astor Enerji, 2026 yılının ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını ve yılın geri kalanına ilişkin beklentilerini paylaştı.</p>
<p>Şirket, 2026’nın ilk yarısında net karını yüzde 88 artırarak 4,6 milyar TL’ye yükseltti. 1,93 milyar dolarlık bekleyen sipariş portföyü bulunan firmanın, yılsonu ciro hedefi 1,1 milyar dolar olarak korunuyor. Astor Enerji, yeni fabrika yatırımlarının tamamlanmasıyla önümüzdeki üç yıllık dönemde yaklaşık 3 milyar dolarlık ciroya ulaşma potansiyeli öngörüyor.</p>
<h2>2035’e kadar sipariş yoğunluğunun devam edeceği öngörülüyor </h2>
<p>Şirket, yılın ilk altı ayında net dönem karını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 88 artırarak 4 milyar 646 milyon TL’ye yükseltirken, hasılatını yüzde 7,5, esas faaliyet karını ise yüzde 26 artırdı. Astor Enerji, yılın ikinci yarısında özellikle ABD siparişlerinin üretim ve teslimatlarının ciroya yansımasıyla büyümenin hız kazanmasını bekliyor. Astor Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Feridun Geçgel, yatırım yapmaya devam edeceklerinin altını çizerek, “Özellikle ABD’li firmalar Çin’in ürünlerini kullanmak istemiyor. Yanı sıra ABD’de Çin’e karşı güç sistemleri ve transformatör alanında yeni bir yaptırım hazırlığı var bu bizim için iyi haber. Çin’e yaptırım uygulanan pazarlarda yatırımlarımıza devam edeceğiz” dedi. Türkiye’deki tesis yatırımının yılsonunda tam kapasiteyle devreye gireceğini ön gördüklerini kaydeden Geçgel, “Türkiye’den sonra İspanya ve ABD yatırımlarımız olacak. Özellikle ABD’de ilk etapta bir montaj hattı kurmayı planlıyoruz. Buradaki yatırımımızın bedeli 150-200 milyon dolar olacak. 2035’e kadar buradaki sipariş yoğunluğunun devam edeceğini öngörüyoruz” ifadelerini kullandı. Yeni yatırımların tamamlanmasına bağlı olarak personel istihdamını da artıracaklarını kaydeden Geçgel, “Hali hazırda 3 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Yeni yatırımlarla bu sayıyı 5 bine çıkarmayı hedefliyoruz ancak Avrupa ile işçilik maliyetlerinde başa baş noktasına gelmiş durumdayız” diye konuştu.</p>
<h2>İhracatın toplam satıştaki payının %52’ye çıkarılması hedefleniyor</h2>
<p>Astor Enerji Genel Müdürü Hakan Ünsal, şirketin ihracat odaklı büyüme stratejisinin devam ettiğini belirterek, “Yılsonu hedefimiz 1,1 milyar dolar ciroya ulaşmak. İhracatın toplam satışlarımız içerisindeki payını da yılsonunda yüzde 52 seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. Güç ve dağıtım trafoları ile anahtarlama ürünlerindeki büyümemizi sürdürürken, uluslararası pazarlardaki konumumuzu da güçlendirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Yeni tesis yatırımlarının toplam maliyetinin 500 milyon dolar olduğunu kaydeden Ünsal, “ABD’den gelen iş talepleri bizim yeni yatırımlar konusunda heveslendiriyor" dedi. ABD’den gelen talebin ana etmenlerinden birisinin de bu ülkedeki data center yatırımlarındaki artış olduğunu kaydeden Ünsal, bu pazarda derinleşmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<h2>Büyüme ivmesi korunuyor </h2>
<p>Astor Enerji CFO’su Olcay Doğan, ilk yarı sonuçlarının şirketin büyüme ivmesini koruduğunu gösterdiğini belirterek, yılın ikinci yarısında özellikle ABD siparişlerinin etkisiyle daha güçlü bir performans beklediklerini söyledi. Astor, ilk 6 ayda yüzde 7’lik bir büyüme gerçekleştirdi. Geçen sene ilk 6 ayı 384 milyon dolar ciro ile kapatan şirket, bu sene aynı dönemde yaklaşık 413 milyon dolarlık bir ciro rakamına ulaştı. Doğan Türkiye güç sistemleri, transformatör ve anahtarlama ürünlerinde Türkiye’deki pazar paylarının %35’lerden yüzde 50’lere yaklaştığını kaydederek, “Yeni yatırımlarla pazar payımızın daha fazla artacağını öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Kendi enerjisini de üretecek </h2>
<p>Sene sonunda bitmesi planlanan tesislerinde kendi enerjilerini de üreteceklerini ifade eden Doğan, böylece enerji maliyetlerinde de tasarruf sağlayarak yeni yatırımlar hususunda kendilerine ek sermaye oluşturabileceklerini kaydetti. Olcay, ABD’nin yanı sıra Orta Doğu, Avrupa bölgesi ve Ukrayna’nın öne çıkan pazarlar arasında yer aldığını söyledi. Astor Enerji, artan sipariş hacmine paralel olarak üretim kapasitesini ve teknolojik odaklı üretim altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlarını sürdürüyor. Şirketin 2026 yılının ilk yarısında maddi ve maddi olmayan duran varlık alımından kaynaklanan nakit çıkışları 3,7 milyar TL olurken, yapılmakta olan yatırımların tutarı 6,49 milyar TL seviyesine ulaştı. Üretim kapasitesini artırmaya yönelik yatırımlarda birinci ve ikinci faz tamamlanırken, üçüncü ve dördüncü faz yatırımlarına da başlandı. Bu yatırımların da yıl sonu itibarıyla tamamlanarak,2027 yılı başında üretime geçilmesi planlanıyor.</p>
<p>Astor Enerji’nin toplam özkaynakları, 31 Aralık 2025’ teki 39,2 milyar TL seviyesinden 4,6 milyar TL artışla 30 Haziran 2026 itibarıyla 43,8 milyar TL’ye ulaştı. Şirketin finansal borçları 5,9 milyar TL, nakit ve finansal yatırımlarının toplamı ise 17,5 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Böylece şirketin net nakit pozisyonu 11,5 milyar TL oldu. Yüksek ihracat ağırlıklı sipariş portföyü, ABD pazarındaki büyüme ve devam eden kapasite yatırımlarının şirketin orta vadeli büyümesini desteklemesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/astor-enerjinin-yatirim-rotasinda-ispanya-ve-abd-var-86361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/astor-enerji-1771415914.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Astor Enerji, Ankara’da devam eden tesis yatırımını 2026 sonunda tamamlamayı planlıyor. Yatırım projelerini sürdüreceklerinin belirten Astor Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Feridun Geçgel, “Türkiye’den sonra İspanya ve ABD’ye de yatırım yapacağız. ABD yatırımımızın 150-200 milyon dolar olmasını öngörüyoruz” dedi. Şirketin yıl sonunda toplam satışlarda ihracatın yüzde 52 seviyesine çıkması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-is-dunyasi-1-ekimde-sandiga-gidiyor-86331</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 20:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa iş dünyası 1 Ekim’de sandığa gidiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay, seçimlere ilişkin merakla beklenen tarih ve yer bilgisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın da katıldığı BTSO Meclis Toplantısı’nda kamuoyuyla paylaştı. Buna göre BTSO üyeleri, 1 Ekim Perşembe günü Bursa Fuar Alanı’nda sandık başına gidecek. Böylece bir süredir Bursa iş dünyasında tartışılan seçim takvimi kadar, seçimlerin hangi alanda gerçekleştirileceğine ilişkin belirsizlik de sona ermiş oldu. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, konuşmasında BTSO seçimlerinin tarihini duyurdu. Burkay, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası organ seçimlerimizi inşallah hayırlısıyla 1 Ekim Perşembe günü Bursa Fuar Merkezimizde gerçekleştireceğiz” dedi.</p>
<h2>“1 Ekim ayrışma günü değil”</h2>
<p>Seçimlerin demokratik bir yarış olduğunu vurgulayan Burkay, adayların sektörünü bilen, güvenilir ve vizyoner kişiler olması gerektiğini belirtti. Burkay, “1 Ekim’i ayrışma günü olarak ben asla görmüyorum. 1 Ekim bizim birlik ve beraberlik günümüz. Allah’ın izniyle bu birlik ve beraberlik bizi güçlü bir şehirden çıkartacak” ifadelerini kullandı. Burkay konuşmasında TEKNOSAB KOBİ OSB projesine ilişkin de bilgi verdi. Bursa’da 8 binden fazla imalatçının şehir içerisindeki dar ve lojistik imkanları yetersiz alanlarda üretim yaptığını belirten Burkay, KOBİ OSB ile üreticilerin modern ve planlı üretim alanlarına kavuşacağını söyledi. Lansmanın üzerinden iki haftadan fazla süre geçmesine rağmen 2 bin 500’ün üzerinde KOBİ’nin projeye yönelik talepte bulunduğunu açıklayan Burkay, bunun projenin ihtiyaca karşılık geldiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<h2>“Bursa’nın vizyonu kaybolursa Türkiye kaybeder”</h2>
<p>Bursa’nın Türkiye ekonomisindeki rolüne dikkat çeken Burkay, “Bursa’nın vizyonu kaybettiği anda Türkiye kaybeder. Biz burada kişilere değil, bir anlayışa, ideallere sahip çıkıyoruz” dedi. Burkay, BTSO’nun yeni dönemde de Bursa’nın üretim, sanayi ve ihracat kapasitesini artıracak projeleri hayata geçirmeyi sürdüreceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-is-dunyasi-1-ekimde-sandiga-gidiyor-86331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/1/1280x720/bursa-is-dunyasi-1-ekimde-sandiga-gidiyor-1787852088.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa iş dünyasının uzun süredir yakından takip ettiği Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde takvim netleşti. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Meslek Komitesi ve Meclis Üyeleri Seçimleri’nin 1 Ekim 2026 Perşembe günü BUTTİM’de bulunan Bursa Fuar Alanı’nda gerçekleştirileceğini açıkladı. Burkay, seçimlerin ayrışma değil, birlik ve beraberlik günü olması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezervleri-49-milyar-dolar-artti-86326</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in rezervleri 4,9 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 21 Ağustos itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 938 milyon dolar azalarak 74 milyar 228 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Brüt döviz rezervleri, 14 Ağustos'ta 75 milyar 166 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 5 milyar 886 milyon dolar artışla 108 milyar 334 milyon dolardan 114 milyar 221 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 21 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 949 milyon dolar artarak 183 milyar 500 milyon dolardan 188 milyar 449 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>03.07.2026</td>
<td>97.742</td>
<td>61.952</td>
<td>159.694</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>07.08.2026</td>
<td>107.345</td>
<td>71.022</td>
<td>178.366</td>
</tr>
<tr>
<td>14.08.2026</td>
<td>108.335</td>
<td>75.166</td>
<td>183.500</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.449</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezervleri-49-milyar-dolar-artti-86326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 4,9 milyar dolar artarak 188,5 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4063-milyar-lira-artti-86325</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 406,3 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 21 Ağustos ile biten haftada yüzde 1,22 artarak 33 trilyon 243 milyar 290 milyon 650 bin liradan 33 trilyon 649 milyar 628 milyon 251 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,51 artarak 18 trilyon 307 milyar 405 milyon 591 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 2,95 artışla 11 trilyon 182 milyar 942 milyon 316 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 273 milyar 772 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 234 milyar 27 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 21 Ağustos itibarıyla 1 milyar 136 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,46 azalışla 6 trilyon 769 milyar 295 milyon 940 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 822 milyar 322 milyon 150 bin lirası konut, 41 milyar 275 milyon 636 bin lirası taşıt, 2 trilyon 552 milyar 704 milyon 339 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 352 milyar 993 milyon 815 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 21 Ağustos ile biten haftada 569 milyon 418 bin lira artarak 26 trilyon 961 milyar 79 milyon 366 bin liradan, 26 trilyon 961 milyar 648 milyon 784 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4063-milyar-lira-artti-86325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 406,3 milyar lira artarak 33,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-150-milyon-dolarlik-hisse-aldi-86323</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, 150 milyon dolarlık hisse aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 150,2 milyon dolarlık hisse senedi ve 146 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) alırken, 1,2 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 21 Ağustos haftasında 41 milyar 721,6 milyon dolardan 43 milyar 109,4 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 796 milyon dolardan 17 milyar 788,7 milyon dolara düşerken ÖST stoku da 4 milyar 503,7 milyon dolardan 4 milyar 632,8 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-150-milyon-dolarlik-hisse-aldi-86323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 150,2 milyon dolarlık hisse senedi alırken, 1,2 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-sifirlandi-86322</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM sıfırlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 21 Ağustos itibarıyla 50 milyar 984 milyon lira artarak 27 trilyon 683 milyar 273 milyon liradan 27 trilyon 734 milyar 257 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 506 milyar 469 milyon lira artarak 31 trilyon 810 milyar 6 milyon liradan 32 trilyon 316 milyar 474 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 23 milyar 33 milyon lira azalarak 3 trilyon 423 milyar 504 milyon liraya geriledi. Söz konusu tutarın 823 milyar 76 milyon lirası konut, 41 milyar 412 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 559 milyar 16 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 9 milyar 340 milyon lira artarak 4 trilyon 230 milyar 331 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2 azalışla 3 trilyon 353 milyar 271 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 287 milyar 249 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 66 milyar 23 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 21 Ağustos itibarıyla önceki haftaya göre 5 milyar 663 milyon lira artışla 838 milyar 968 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 623 milyar 576 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 47 milyar 505 milyon lira artarak 5 trilyon 983 milyar 438 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 4 milyon lira azalarak 4 milyon liradan sıfıra indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-sifirlandi-86322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM, geçen hafta 4 milyon lira azalarak sıfıra indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-kredi-kosullarini-karsilayamayan-esnafimizin-da-finansmana-erisimini-kolaylastiriyoruz-86321</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Kredi koşullarını karşılayamayan esnafımızın da finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi ve prim borcu bulunan esnafa yönelik kredi düzenlemesini içeren Cumhurbaşkanı Kararı'nı değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, esnafın finansmana erişimini güçlendirmeyi sürdürdüklerini belirten Şimşek, "Hazine destekli yatırım ve işletme kredilerinde faiz yükünün önemli kısmını karşılıyoruz. Yaptığımız yeni düzenlemeyle, kredi koşullarını tam olarak karşılayamayan esnafımızın da finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz. Üreten, yatırım yapan ve istihdam sağlayan esnafımızın her zaman yanında olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-kredi-kosullarini-karsilayamayan-esnafimizin-da-finansmana-erisimini-kolaylastiriyoruz-86321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/simsekten-enflasyon-tahmini-petrol-65-dolarin-altinda-kalirsa-hedefin-1-ile-16-puan-altinda-olur-1744291508.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Şimşek, &quot;Hazine destekli yatırım ve işletme kredilerinde faiz yükünün önemli kısmını karşılıyoruz. Yaptığımız yeni düzenlemeyle, kredi koşullarını tam olarak karşılayamayan esnafımızın da finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yilmaz-tesisimiz-5-yilda-17-tona-yakin-altin-uretmis-olacak-86320</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Tesisimiz 5 yılda 17 tona yakın altın üretmiş olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Altın İşletmeleri tarafından Diyadin ilçesinde faaliyete geçirilen "Ağrı Mollakara Altın Madeni"nin açılışı yapıldı.</p>
<p>Programda, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Türk Altın İşletmeleri ile Mollakara Altın Madeni tanıtım videosu izletildi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, Ağrı'nın sahip olduğu potansiyeli harekete geçirecek, bölgede üretime ve istihdama yeni mkanlar sağlayacak kıymetli yatırımın ülke ve millet için hayırlı olmasını diledi.</p>
<p>Dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiği, ekonomik ve jeopolitik rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde özellikle bölgede savaş ve çatışmaların arttığı bir süreçte, ülkelerin gücünü belirleyen faktörlerin yeniden şekillendiğini ifade eden Yılmaz, "Enerji kaynaklarından kritik minerallere, üretim kapasitesinden teknolojiye kadar sahip olunan her stratejik imkan ülkelerin geleceği üzerinde doğrudan söz sahibi oluyor. Bu nedenle kendi kaynaklarımızı yüksek katma değerle ekonomimize kazandırmak ve ülkemizin ihtiyaçlarını mümkün olan en yüksek ölçüde kendi imkanlarımızla karşılamak zorundayız. Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son çeyrek asırda inşa ettiğimiz büyük dönüşümün temelinde de bu irade bulunmaktadır." dedi.</p>
<p><strong>"Madencilikte katma değer çok daha yüksek"</strong></p>
<p>Üretimin önemine dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Aramadan üretime, işletmeden ileri teknolojiye uzanan bütün değer zincirini ülkemizde güçlendirmeyi, yer altındaki zenginliğimizi, sanayimizin, ihracatımızın ve kalkınmamızın hizmetine sunmayı stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Kendi topraklarımızdaki kaynakları ekonomiye kazandırdığımız her yeni yatırım, ithalata bağımlılığı azaltmakta, dış dengemizi güçlendirmekte ve milli servetimizi büyütme hedefimize katkı sağlamaktadır. Diğer birçok sektörde elbette üretim, ihracat yapıyoruz ama şunu bilmemiz lazım. Birçok sektörde ihracatını yaptığımız ürünlerin üretim maliyeti içinde ithalatın da ciddi bir payı var. İthal girdiler oluyor, sonra bunları işleyip tekrar ihraç ediyoruz. Madencilik öyle değil. Madencilikte katma değer çok daha yüksek. Tamamen kendi taşımız, toprağımız. Dolayısıyla burada yaptığımız ihracat katma değeri en yüksek ihracat. Ülkemizde net etkide bulunan bir ihracat. Bu yönüyle madencilik sektörünün ayrı bir önemli olduğunun altını çizmek isterim."</p>
<p>Yılmaz, hedefleri doğrultusunda önemli bir sorumluluk üstlenen Türk Altın İşletmelerinin bugün ülkenin altın madenciliğindeki köklü birikimini yeni bir döneme taşıdığını, Türkiye Varlık Fonu bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Türk Altın İşletmelerinin 6 işletmesi, 4 projesi ve 2 bin 643 doğrudan çalışanıyla ülkenin madencilik alanındaki önemli öncü kuruluşları arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Yaklaşık 18 yıllık arama, etüt, fizibilite ve mühendislik çalışmalarının ardından üretim aşamasına ulaşan Mollakara'nın 16 Haziran itibarıyla açık ocak üretimine başladığını, 16 Temmuz'da ilk altın dökümü gerçekleştirdiğini dile getiren Yılmaz, "Aramakla bulamayabilirsiniz ama bulanlar hep arayanlardır. Dolayısıyla bu felsefeyle, bu anlayışla biz de hareket ediyoruz. Ülkemizde özellikle AK Parti, Cumhur İttifakı döneminde arama faaliyetlerine apayrı bir hız kattık." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl üretimin 1 ton civarında olmasını bekliyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Varlık Fonu bünyesine katılmasının ardından Türk Altın'ın üretime kazandırdığı ilk altın madeni olması bakımından Mollakara'nın ayrı bir anlam taşıdığını belirten Yılmaz, şunları söyledi:</p>
<p>"Mollakara'da yapılan yatırımın tutarı 250 milyon dolardır. Bu yıl üretimin 1 ton civarında olmasını bekliyoruz ve şu anda planlanan 5 yıllık süreçte 17 tona yakın altın üretilecektir. Yeni aramalar devam ediyor. Biz altına biraz meraklı bir milletiz. Türkiye, her sene 150 tondan fazla altın ithal ediyor. Altın ithalatı geçen sene olmasaydı, cari açığımız neredeyse olmayacaktı. Yani petrolden, enerjiden sonra en önemli cari açık kalemimiz altın ithalatı. Ziynet eşyalarını kastetmiyorum yanlış anlaşılmasın. O bizim kültürümüz. O elbette devam edecek ama ülkemizde altınla tasarruf yapma anlayışı da maalesef biraz fazla güçlü. En azından bu altınların sisteme daha fazla girmesi, üretime, yatırıma dönüşmesi beklentimiz."</p>
<p>Cevdet Yılmaz, "Merkez Bankamızın rezervinden kat kat fazla milletimizin rezervi var ama bunu uluslararası kurallar gereği bilançolara pek yansıtamıyoruz. Bu da risk birimlerimizi daha fazla aşağıya düşürmemize engel oluyor. İnşallah bu daha fazla yansır ve Türkiye'nin gücü daha fazla görülür. Her yıl 150 tondan fazla altın ithal ediyoruz. Şu anda kendi üretimimiz ise Türkiye olarak 30 ton civarında. İşte bunu ne kadar artırabilirsek, cari açığımızı o kadar aşağıya çekmiş oluruz. Doğrudan cari açığı azaltıcı makroekonomik istikrarımıza da katkıda bulunan bir yatırım olduğunu ifade etmek isterim." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin altın üretimini yüzde 10 artıracak"</strong></p>
<p>Yılmaz, tesiste gelecek yıl 3 ton altın üretileceğini ve sonraki yıllarda daha fazla üretim yapılacağını söyledi.</p>
<p>Tesisin, Türkiye'nin altın üretimini tek başına yüzde 10 artıracağına dikkati çeken Yılmaz, "30 tonu 33 tona çıkarmış olacak. Bu gerçekten çok sevindirici. Bu tesisimiz 5 yıllık dönemde 17 tona yakın altın üretmiş olacak ve bunun bugünkü fiyatlarla baktığımızda 2,5 milyar dolar gibi bir rakama tekabül ettiğini görüyoruz. Yani bu tesisin, ülkemizin 5 yıllık süreçte cari dengesinin iyileşmesine, cari açığın düşmesine 2,5 milyar dolarlık bir katkısı olacak. Emeği geçenleri tekrar tekrar tebrik ediyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Ekonomi kavramının insana yansımasının istihdamla gerçekleştiğine işaret eden Yılmaz, "İstihdam sadece ekonomik bir kavram değil, aynı zamanda sosyal bir kavramdır. İstihdam, sosyal refah demek. Dolayısıyla şu anda bu işletmemizde tek başına 265 kişi istihdam ediliyor. Tam kapasiteye çıkınca 337'ye yükselecek. Bu doğrudan istihdam. Çarpan etkisiyle baktığınızda en az 1500-2000 istihdamdan bahsediyoruz. Bu gerçekten bu işin en sevindirici tarafı. Burada çalışanların en az yüzde 81'i bu bölgedeki insanlarımız olacak. Bu da bölgesel ve yerel kalkınma bakımından çok kıymetli." dedi.</p>
<p><strong>"En büyük bedeli de Doğu-Güneydoğu'da yaşayan insanlarımız ödediler"</strong></p>
<p>Yılmaz, Ağrı'nın bugün ulaştığı huzur ve güven ortamının yatırımlar açısından da çok kıymetli olduğunu söyledi.</p>
<p>Güvenliğin ve huzurun olmadığı yerde yatırım olmadığına dikkati çeken Yılmaz, "Kamu yatırımlarını her halükarda yapabilirsiniz. Terör, kavga, şiddet de olsa yapabilirsiniz ama özellikle özel sektör huzurun, güvenin olmadığı bir yere gelip yatırım yapmıyor. Tam aksine o yörelerdeki özel sektör sermayesini başka bölgelere taşıyıp oralara yatırım yapmaya başlıyor." diye konuştu.</p>
<p>Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin uzun yıllar terör nedeniyle potansiyelini yeterince harekete geçiremediğini ve özel yatırımı cezbedemediğini dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bunun bedelini de burada yaşayan insanlarımız ödediler. Özellikle de gençler iş bulamadılar, sıkıntılar yaşadılar. Bugün geldiğimiz noktada çok farklı bir atmosferdeyiz. Geçmişte bir hesaba göre Türkiye'nin 2,3 trilyon dolar kaybı oldu. Bu terör meselesinden, güvenlik meselesinden yıllar yılı baktığınız zaman yeterince tarım ve hayvancılık yapılamadı, turist gelmedi, bölgeye nitelikli eleman gelmedi. Sermaye kaçışı oldu, ticaret yapılamadı. Bütün bunları değerlendirdiğinizde tüm Türkiye'de tabii ki kayıplar oldu. En büyük bedeli de Doğu-Güneydoğu'da yaşayan insanlarımız ödediler. Şimdi tam tersine bir süreç var. Şimdi Türkiye Yüzyılı'nda terörden uzak, terörün artık gündem olmadığı bir Türkiye'ye doğru gidiyoruz ve bu ortamdan da tüm Türkiye istifade edecek, tüm Türkiye kazanacak, 86 milyon kazanacak ama en çok da Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan insanlar kazanacak. İşte bu yatırım ortamıyla, ekonomik gelişmeyle, kalkınmayla çok farklı bir dönem oluşmuş olacak."</p>
<p>Yılmaz, TBMM'den 467 evet oyuyla 7595 sayılı kanunun (Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun) çıktığını hatırlatarak, kanundan sonra başkanlığını yaptığı Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu'nu topladıklarını ve çok önemli kararlar aldıklarını belirtti.</p>
<p><strong>"Önce silahlar bırakılacak, tasfiye süreci bitecek, bu, sahada tespit edilecek"</strong></p>
<p>Yol haritası oluşturduklarını söyleyen Yılmaz, şunları ifade etti:</p>
<p>"Önümüzdeki süreçte sahayı çok dikkatli bir şekilde değerlendireceğiz, izleyeceğiz. Bu konuda ilgili kurumlarımız tespitler yapacak, sahadaki gelişme, somut gelişmeler konusunda güvenlik kurullarımız, ilgili kuruluşlarımız çok net tespit yapacaklar. Bu tespitlerin Milli Güvenlik Kurulu'muzda teyidi ile birlikte bu süreç başlamış olacak. Kanun da Meclisimizden böyle çıktı. Bütün diğer maddelerin hayata geçmesi silahların bırakılması ve tasfiye süreçlerinin tamamlanmasıyla bağlantılı. İlk maddede bu yazıyor. Önce silahlar bırakılacak, tasfiye süreci bitecek, bu, sahada tespit edilecek, Milli Güvenlik Kurulu'muzca teyit edilecek. Daha sonra diğer maddeler işler hale gelmiş olacak. Bizim hedefimiz bu hayırlı süreci en hızlı şekilde tamamlamaktır. Bunu en hızlı, en etkili bir şekilde bu süreci hayata geçirmektir. Bu yönde de gayretlerimizi yoğunlaştırmış durumdayız. Bütün ilgili kurumlarımız üzerlerine düşen görevi bir hakkın yapıyorlar, çalışmalarını yürütüyorlar."</p>
<p>Bölgeden güzel haberler aldıklarını söyleyen Yılmaz, "Dün Suriye'de SDG, YPG kendisini feshettiğini ilan etti. Şam'da çok önemli bir toplantı oldu. Bundan dolayı da büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek isterim. Biz kendi birliğimizi, istikrarımızı istediğimiz gibi bölgedeki komşu, dost ülkelerin de birlik, beraberlik içinde olmasını istiyoruz. Toprak bütünlüğünün, egemenliğinin, milli birliğinin sağlanmasını, devam etmesini istiyoruz, istikrarlı bir Suriye istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Farklı kimlikleri kucaklayan bir ve bütün bir Suriye'den yanayız"</strong></p>
<p>Yılmaz, bu istikrar içinde elbette kapsayıcı bir yönetim anlayışını savunduklarını vurgulayarak şöyle konuştu:</p>
<p>"Arabıyla, Kürt'üyle, Türkmen'iyle, Alevisi'yle, Nusayris'iyle, Sünnisi'yle bütün farklı kimlikleri kucaklayan bir ve bütün bir Suriye'den yanayız. Farklılıklarını insanların rahatça yaşadığı ama tek bir devlet çatısı altında, tek bir ordu bünyesi içinde ülkelerini korudukları, istikrarlarını korudukları bir yapılanma. Bu çok önemli. Suriye'de bu yönde gelişmeler sağlanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. İnşallah sahada bu işlerin çok daha hızlı bir şekilde geliştiğini görürüz. Bundan birkaç yıl önceki Suriye ile bugünkü Suriye'yi mukayese ederseniz bölgemizdeki gelişmeyi görmüş olursunuz. O yüzden diyoruz ki Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge. Hem Terörsüz Türkiye hem terörsüz bölge. Bölgemizin istikrarı, refahı, huzur ortamıyla çok yakından ilgili. Yine son dönemde Mekke Anlaşması ile Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan arasında varılan ittifaklık anlaşması da çok önemli. Burada da biliyorsunuz, bu üç ülkenin üçü de çok önemli ülke. Güçlerini bir araya getiren caydırıcı bir savunma anlaşması yapmış durumdayız. İleride inşallah buna başka ülkeler de dahil olacaktır. Buna inanıyoruz. Türkiye olarak da bunu savunuyoruz. Tabii ki bu üç ülke ülkenin belirleyeceği şartlarla, uzlaşmayla daha da genişleyecektir bu yapılanma ve bölgemiz çok daha istikrarlı hale gelecektir."</p>
<p><strong>"Bölgemizin huzuru, istikrarı bizim istikrarımızdır"</strong></p>
<p>Suriye'nin, Irak'ın istikrarının, Türkiye'nin istikrarı olduğunu vurgulayan Yılmaz, bölgenin huzurunun, istikrarının, Türkiye'nin istikrarı olduğunu belirtti.</p>
<p>Tüm bunları yaşayarak gördüklerini ifade eden Yılmaz, "Suriye'de o zor dönemlerde, o yangının olduğu dönemlerde bize, bölgeye, dünyaya yansımalarını hep birlikte gördük. Dolayısıyla huzurlu bir Suriye aynı zamanda bölgesel istikrara ve refaha da büyük katkı sağlayacaktır. Ben bu vesileyle dirayetli yönetimi için Cumhurbaşkanı Şara'nın yönetimini buradan tebrik etmek istiyorum. Kardeşliğimiz daha da güçlenecek. Milletimizin terörü artık konuşmadığı bir Türkiye'de huzurun kalıcı, refahın, güvenin, yatırıma, istikrara, üretime dönüştüğü bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz." dedi.</p>
<p>Dünyada kritik minerallere yönelik rekabet hız kazanırken, yapay zeka, otonom sistemler, ileri arama ve işleme teknolojilerinin madenciliğin bütün çehresini değiştirdiğine işaret eden Yılmaz, şunları söyledi:</p>
<p>"Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde Milli Teknoloji Hamlemiz ile yakaladığımız ivmeyi madencilik dahil ekonomimizin bütün stratejik alanlarına taşımaya kararlıyız. Teknolojide belli bir yere gelmeyen bir ülkenin bağımsız olması mümkün değil. Savunma sanayi başta olmak üzere kendi teknolojinizi üretemiyorsanız, bağımsızlık bir slogandan ibaret kalır. Dolayısıyla bu alanda atılan adımların çok çok kıymetli olduğunu vurgulamak isterim. Bugün Mollakara'da üretime kazandırdığımız her bir gram altının arkasında yıllara yayılan bir arama ve mühendislik emeği, büyük bir yatırım iradesi ve Türkiye'nin kendi kaynaklarına duyduğu güven vardır. Ülkemizin yer altı zenginliklerini milletimizin refahına kazandırmaya, madencilikte teknolojik kabiliyetimizi geliştirmeye, nitelikli insan kaynağımızı güçlendirmeye ve yeni yatırımlarla şehirlerimizin kalkınmasına katkı sunmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı'nı ülkemizin bütün imkanlarını harekete geçirerek ve milletimizin ortak geleceğine yeni eserler kazandırarak adım adım inşa edeceğiz."</p>
<p>Konuşmaların ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı Fatin Rüştü Karakaş, Yılmaz'a hediye takdim etti.</p>
<p>Dua okunmasının ardından açılış butonuna basılmasıyla cevher sahasında patlatma gerçekleştirildi, altın dökümü başlatıldı.</p>
<p>Yılmaz ve beraberindekiler, daha sonra altın döküm tesisini ziyaret etti.</p>
<p>Programa, Vali Önder Bozkurt, AK Parti Ağrı Milletvekili Ruken Kilerci, Türk Altın İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Tokmak, Diyadin Kaymakamı Furkan Korkusuz, AK Parti İl Başkanı İlhami Yıldız, MHP İl Başkanı Selahattin Aktaş ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yilmaz-tesisimiz-5-yilda-17-tona-yakin-altin-uretmis-olacak-86320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/0/1280x720/754-1787835899.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Ağrı Mollakara Altın Madeni&quot;nin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, &quot;Bu tesisimiz 5 yıllık dönemde 17 tona yakın altın üretmiş olacak ve bunun bugünkü fiyatlarla baktığımızda 2,5 milyar dolar gibi bir rakama tekabül ettiğini görüyoruz. Yani bu tesisin, ülkemizin 5 yıllık süreçte cari dengesinin iyileşmesine, cari açığın düşmesine 2,5 milyar dolarlık katkısı olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-su-kullanim-hakki-duzenlemesi-86319</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretiminde &#039;su kullanım hakkı&#039; düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı elektrik üretiminde su kullanım hakkıyla ilgili değişiklik Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, ortak tesis bedellerinin ödeme başlangıcında yaşanan belirsizlikler giderildi.</p>
<p>Kısmi geçici kabul yapılan santrallerde diğer ünitelerin gecikmesi nedeniyle oluşan belirsizlikler için tanınan 5 tam yıllık süreye ek olarak en fazla 2 tam yıl sınır getirilmesi hükme bağlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-su-kullanim-hakki-duzenlemesi-86319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeyle, kısmi geçici kabul yapılan santrallerde diğer ünitelerin gecikmesi nedeniyle oluşan belirsizlikler için tanınan 5 tam yıllık süreye ek olarak en fazla 2 tam yıl sınır getirilmesi hükme bağlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-emeklilikin-bes-buyuklugu-3748-milyar-tlye-ulasti-86318</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Emeklilik&#039;in BES büyüklüğü 374,8 milyar TL&#039;ye ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA Emeklilik'in 2026'nın ilk yarısında bireysel emeklilik ve hayat sigortası alanlarında büyümesini sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre fon büyüklüğü, katkı payı ve prim üretimi başta olmak üzere birçok göstergede sektör ortalamasının üzerinde büyüme kaydeden şirket, yılın ilk yarısını ürün çeşitliliğini artıran yeni adımlarla tamamladı.</p>
<p>Yılın ilk yarısında gönüllü Bireysel Emeklilik Sistemi'nde (BES) 1 milyon 641 bin katılımcıya ulaşan şirketin gönüllü BES fon büyüklüğü yıllık bazda yüzde 17,9 artışla 353,1 milyar lira olurken, aynı dönemde sektör büyümesi yüzde 10,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam BES fon büyüklüğü ise 374,8 milyar liraya yükselirken yıllık bazda yüzde 11'lik sektör büyümesinin üzerinde artış göstererek yüzde 18,2 oldu.</p>
<p>Katkı payı tarafında da büyümesini sürdüren şirketin gönüllü BES katkı payı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38, ek katkı payı ise yüzde 51,2 arttı.</p>
<p>Şirket, yılın ilk yarısında Otomatik Katılım Sistemi'nde (OKS) 1 milyon 956 bin 159 katılımcıya ulaştı. Şirketin OKS katılımcı sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,4 artarken, sektör büyümesi yüzde 0,1 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Aynı dönemde şirketin OKS fon büyüklüğü 21,7 milyar liraya ulaşırken, yıllık büyüme yüzde 23 oldu. Sektörün OKS fon büyüklüğündeki büyümesi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18,6 oldu.</p>
<p>Şirketin 18 yaş altı BES'teki katılımcı sayısı 374 bin 840'a ulaşarak yüzde 9,8 büyüdü. Haziran sonu itibarıyla 18 yaş altı BES fon büyüklüğü yaklaşık 22 milyar lirayla yüzde 22,1 artış gösterdi.</p>
<p>Birikimli hayat ürünleri ve geçen yıl hayata geçirdiği diğer hayat sigortası ürünleriyle şirket, büyümeyi sürdürdü. 2026 Haziran sonu itibarıyla hayat sigortacılığında farklı ürün gruplarındaki güçlü performansını sürdürerek 11,4 milyar lira prim üretimine ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde kredi bağlantılı hayat sigortalarında 6,8 milyar lira, birikimli ve prim iadeli hayat sigortalarında 2,9 milyar lira, ihtiyaca yönelik hayat sigortalarında ise 1,6 milyar lira prim üretimi gerçekleştirdi. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası prim üretimi de geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 47 büyüdü.</p>
<p>Grup sigortaları tarafında şirketin Grup Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Grup Hayat Sigortası, Grup Ameliyat Sigortası ve Grup Kritik Hastalıkları Sigortası ürünlerindeki prim üretimi 197 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Haziran sonu itibarıyla yaklaşık 29 milyar lira büyüklüğe ulaşan dijital fon danışmanlık hizmeti Otomatik Fon Koçu, 133 bin sözleşmenin fon dağılımlarını yönetirken, 125 bini aşkın katılımcıya hizmet verdi.</p>
<p>Şirketin gönüllü BES fonları ortalama getirisi yüzde 8,2 ile sektör ortalaması olan yüzde 6,2'nin, OKS fonları ortalama getirisi ise yüzde 18 ile sektör ortalaması olan yüzde 16,2'nin üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevcut faizsiz Altın Katılım Fonu'na ek olarak şirket, faizli Altın Emeklilik Yatırım fonu ve Temiz Enerji Sektörü Hisse Senedi fonlarını yılın ilk yarısında yatırımcılara sundu. 1 milyar lira fon büyüklüğünü aşan faizli Altın Emeklilik Yatırım Fonu yatırımcılardan ilgi görürken, BEFAS platformu üzerinden şirketin fonlarına yönelik talep de artış gösterdi.</p>
<p><strong>"Müşterilerin birikim ve güvence ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Emeklilik Genel Müdürü Nurdan Tunay Günaylı, yılın ilk yarısında müşterilerin birikim ve güvence ihtiyaçlarına yönelik çözümlerini geliştirmeyi sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Bireysel emeklilikten hayat sigortasına, fon yönetiminden ürünlerin uçtan uca mobilden erişimine kadar birçok alanda müşterilerin farklı ihtiyaçlarına uygun seçenekler sunmaya devam ettiklerini aktaran Günaylı, "Gelecek dönemde de müşterilerimizin emeklilik ve sigorta ihtiyaçlarını tek bir dijital ekosistem içinde kolay, güvenli ve kişiselleştirilmiş şekilde yönetmek ve fon yönetimi alanındaki yetkinliklerimizi geliştirerek müşterilerimizin birikim yolculuğuna değer katmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-emeklilikin-bes-buyuklugu-3748-milyar-tlye-ulasti-86318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/8/1280x720/nurdan-tunay-gunayli-1787835295.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Emeklilik&#039;in Bireysel Emeklilik Sistemi fon büyüklüğünün ilk yarıda 374,8 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Nurdan Tunay Günaylı, &quot;Müşterilerimizin emeklilik ve sigorta ihtiyaçlarını tek bir dijital ekosistem içinde kolay, güvenli ve kişiselleştirilmiş şekilde yönetmek ve fon yönetimi alanındaki yetkinliklerimizi geliştirerek müşterilerimizin birikim yolculuğuna değer katmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025te-faal-girisimlerin-yariya-yakini-hizmet-sektorunde-86301</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faal girişimlerin yarıya yakını hizmet sektöründe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait hizmet ve sanayi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Geçici sonuçlara göre 2025'te faal girişimlerin yüzde 48,4'ü hizmet, yüzde 31,6'sı ticaret ve yüzde 12,4’ü sanayi sektöründe yer aldı.</p>
<p>Hizmet sektörü toplam istihdamın yüzde 41,2'sini oluştururken sanayi sektörünün istihdamdaki payı yüzde 26,1 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ticaret sektörü, ciroda yüzde 46,8'lik payla ilk sırada yer buldu. Girişimlerin en fazla yer aldığı ve istihdam payı en yüksek olan hizmet sektörünün ciro payı yüzde 17,8 iken sanayi sektörünün ciro payı yüzde 28,5 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>En yüksek üretim değeri imalatta</strong></p>
<p>Geçen yıl üretim değeri, imalatta 27 trilyon 886 milyar lira, ticarette 9 trilyon 134 milyar lira, inşaatta 7 trilyon 976 milyar lira, ulaştırma ve depolamada 6 trilyon 801 milyar lira, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımında 4 trilyon 422 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ciro payının yüzde 34,3'ünü 250 ve üzeri büyüklük grubu, yüzde 25,8'ini 1-9, yüzde 19,8'ini 10-49 ve yüzde 20,1'ini 50-249 büyüklük grupları oluşturdu. İstihdamın ise yüzde 36,4'ünü 1-9 büyüklük grubu, yüzde 27'sini 250 ve üzeri, yüzde 19,6'sını 10-49 ve yüzde 17'sini 50-249 büyüklük grupları teşkil etti.</p>
<p>Geçen yıl aktif girişim sayısı 4 milyon 16 bin 59 olarak gerçekleşti. Geçici sonuçlara göre 2025'te ciro 124 trilyon 816 milyar lira, üretim değeri 71 trilyon 351 milyar lira, faktör maliyetiyle katma değer 22 trilyon 201 milyar lira olurken mal ve hizmetlerin toplam satın alışları 108 trilyon 507 milyar lira olarak belirlendi. İstihdam ise 20 milyon 122 bin 817 kişi olarak kaydedildi.</p>
<p>İmalat sanayisindeki girişimlerin yüzde 54,4'ü düşük teknoloji faaliyetlerinde yer aldı. Bu faaliyetlerdeki girişimler istihdamın yüzde 47,9'unu, cironun yüzde 35,8'ini oluşturdu.</p>
<p>Öte yandan, TÜİK 2009-2024 dönemindeki bazı geriye dönük seriler ile 2025 yılı kesin sonuçlarını aralıkta yayımlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025te-faal-girisimlerin-yariya-yakini-hizmet-sektorunde-86301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/otel-resepsiyon-hizmet-1765786581.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, faal girişimlerin yüzde 48,4&#039;ü hizmet, yüzde 31,6&#039;sı ticaret, yüzde 12,4&#039;ü sanayi sektörlerinde faaliyet gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnaf-ve-sanatkar-kredi-faizlerine-duzenleme-86299</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnaf ve sanatkâr kredi faizlerine düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkarlara belirli şartlar altında kullandırılan Hazine destekli yatırım ve işletme kredilerinde uygulanan faiz indirimi oranlarına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Kararla, Hazine destekli yatırım ve işletme kredisi kullandırımı sırasında kriterleri tam olarak karşılayamayan esnaf ve sanatkârlara uygulanacak faiz indirim oranları düzenlendi.</p>
<p>İlgili kanun kapsamında esnaf ve sanatkarların, en fazla 15 gün öncesine kadar alınmış belgeyle vergi dairelerine Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un ilgili maddesi kapsamında vadesi geçmiş ve sosyal güvenlik prim borçlarının bulunmaması veya varsa yeniden yapılandırılarak yapılandırmayı bozmamış olmaları gerekiyor.</p>
<p>Kararla, söz konusu koşulun sağlanamaması durumunda esnaf ve sanatkarların Halk Bankası tarafından verilen kredi imkanından yararlanabilmesi için iki alternatif sunuluyor.</p>
<p>İlk olarak, borcun Hazine faiz desteği ile sağlanan kredinin azami yüzde 25'ine karşılık gelen kısmının kişi adına ilgili dairelere yatırılması gerekiyor. Bu kapsamda tahsil edilecek tutar yıllık 300 bin lirayı aşamıyor. Borcun faizine ilişkin Hazinece sağlanacak indirim oranı da yüzde 25 olarak uygulanıyor. Borç ödemesinin ardından kredi, esnaf ve sanatkara kullandırılıyor. Ödemeye ilişkin kullandırım ve Hazine faiz desteği tutarları, krediden bağımsız olarak ayrıca kayıt altına alınıyor ve takip ediliyor.</p>
<p>İkinci olarak, yatırım ve işletme kredi faizlerindeki Hazine faiz indirim oranı, belirlenen kriterleri tam karşılayamayan söz konusu esnaf ve sanatkarlar için bazı gruplarda yüzde 50 yerine yüzde 40, bazı gruplarda yüzde 100 yerine yüzde 80 ve yüzde 60 yerine yüzde 48 olarak uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca, karar kapsamında, aralarında el dokuma işlerinden bakır işlemeciliğine, çini ve çömlek yapımından sedef kakma ve ahşap oymaya, kaşıkçılıktan yorgancılığa kadar bazı geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan ve kaybolmaya yüz tutan meslek kollarına kullandırılan kredilerde söz konusu şartların da 31 Aralık 2027'ye kadar aranmaması kararlaştırıldı. Daha önce sürenin 31 Aralık 2026'da sona ermesi düzenlenmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnaf-ve-sanatkar-kredi-faizlerine-duzenleme-86299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/para-money-lira-tl5-1766305528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine destekli yatırım ve işletme kredisi kullandırımı sırasında kriterleri tam olarak karşılayamayan esnaf ve sanatkârlara uygulanacak faiz indirim oranları düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epdk-dogal-gaz-dagitimiyla-ilgili-taslagi-goruse-acti-86298</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz dağıtımıyla ilgili taslak görüşe açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), doğal gaz dağıtımında güvenli işletmecilik uygulaması, hizmet kalitesi ve uygulama birliğinin güçlendirilmesine yönelik yeni düzenleme taslağını ilgili kurum, kuruluşlar ve kamuoyunun görüşüne açtı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kurum tarafından düzenlenen ihaleler ve dağıtım bölgesi genişletme işlemleri sonucunda Türkiye'de 81 il merkezinin tamamı, 853 ilçe ve 140 beldede doğal gaz dağıtım hizmeti veriliyor. Doğal gaz dağıtım sektöründe imalatı yapılan boru hattı uzunluğu ise 230 bin kilometreyi aştı.</p>
<p>Doğal gaz dağıtım faaliyetleri, EPDK tarafından lisanslandırılan 73 dağıtım şirketi aracılığıyla yürütülüyor. Doğal gaz şebekesinin ülke genelinde yaygınlaşmasıyla güvenli işletmeciliğe yönelik çalışmalar da sürüyor.</p>
<p>Bu kapsamda EPDK, etkin işletmecilik, tüketici memnuniyeti, hizmet kalitesi ve sistem güvenliği gibi alanlarda dağıtım şirketleri arasında uygulama birliğinin sağlanması amacıyla "Doğal Gaz Dağıtım Şirketlerinin Teknik İşletmecilik Faaliyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı"nı hazırladı.</p>
<p>Taslakla, acil müdahale süreçlerinden bakım ve onarıma, kaçak taramalarından afet sonrası şebekenin yeniden devreye alınmasına kadar teknik işletmeciliğin birçok alanında uygulanacak usul ve esasların ayrıntılı şekilde belirlenmesi öngörülüyor.</p>
<p><strong>Acil müdahale hizmetlerinde ortak uygulama</strong></p>
<p>Taslağa göre, acil müdahale merkezlerine gelen ihbarların sınıflandırılması, ihbarlara göre talimatların hazırlanması, ihbarda bulunan kişinin yönlendirilmesi ve ihbarın alınmasından sahadaki müdahalenin gerçekleştirilmesine kadar geçen süreçlerde tüm dağıtım şirketleri için azami düzeyde verimli ve tek tip hizmet sunulması sağlanacak.</p>
<p>Acil müdahale ile bakım-onarım araçlarının tasarımları ve taşıması gereken nitelikler de belirlenecek. Böylece Türkiye genelinde hizmet verecek doğal gaz acil müdahale araçları tek tip tasarıma kavuşacak. Araçların vatandaşlar tarafından kolayca tanınması ve acil müdahalelerde zaman kaybının önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Sahada görev yapan acil müdahale ve bakım-onarım personelinin alması gereken asgari eğitimler de söz konusu düzenlemeyle belirlenecek. Personelin sahada etkin müdahalede bulunabilmesi ve özellikle güvenlik konusunda yetkin nitelikte yetiştirilmesi amacıyla eğitim süreçleri uygulanacak.</p>
<p><strong>Afetlerde dağıtım şirketleri arasında destek mekanizması</strong></p>
<p>Acil durumlar ve afet durumlarında acil durum kriz merkezinin ivedilikle aktif hale getirilmesi de taslakta düzenlenen başlıklar arasında bulunuyor.</p>
<p>Gerektiğinde diğer doğal gaz dağıtım şirketlerinden personel, araç, ekipman ve malzeme desteği sağlanabilecek. Böylece afet durumu ve acil durumlarda farklı bölgelerde görev yapan dağıtım şirketleri arasında daha etkin ve verimli işbirliği yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Dağıtım şebekesi ve işletme ekipmanlarına ilişkin bakım programlarının belirlenmesi ile şebekeye yönelik stok takiplerinin etkin şekilde yürütülmesine yönelik hükümler de getirilecek.</p>
<p>Vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla yürütülen doğal gaz kaçak tarama faaliyetlerinin periyotları da daha net hale getirilecek.</p>
<p>Afet, acil durum veya şebekede hasar meydana gelmesi halinde söz konusu bölgelerde ivedilikle kaçak taraması yapılması öncelikli olacak. Taslakta, vatandaşların kaçak doğal gazı hissedebilmesi amacıyla şebekedeki koku malzemesi miktarının azami düzeye çıkarılması da öngörülüyor.</p>
<p>Öte yandan, sanayi üretim hatlarında doğal gazı kokulandırılmadan kullanmak isteyen serbest tüketicilere kokusuz gaz sağlanmasına yönelik imkan da getirilecek.</p>
<p><strong>Şebeke hasarlarında müdahale ve bilgilendirme süreçleri netleşecek</strong></p>
<p>Şebekede hasar meydana gelmesi durumunda hasarın oluştuğu alanın emniyete alınması, müşterilerin bilgilendirilmesi, hasarlara müdahale usulleri ve hasarların maliyetlendirilmesine ilişkin detaylar netleştirilecek.</p>
<p>Olay yerinin hızlıca güvenli hale getirilmesi ve gerektiğinde emniyet birimlerinden destek alınması sağlanacak. Gaz kesintisinin yaşanması veya yaşanacak olması halinde kesintiden etkilenecek müşteriler bilgilendirilecek.</p>
<p>Hasara ilişkin tutanaklar tek tip hale getirilecek. Hasar sonrasında çağrı merkezi ve acil müdahale merkezine gelebilecek çağrıların karşılanmasına yönelik önlemler alınacak. Hasar sonrası hızla onarım yapılacak ve onarıma yönelik maliyet kalemlerinin, atık gaz bedeli dahil nasıl hesaplanacağı belirlenecek. Söz konusu bedel, hasara neden olan kurum veya kuruluşa yansıtılacak.</p>
<p>Çelik hatlarda korozyon meydana gelmemesine yönelik katodik koruma uygulamaları ile elektrik arkı oluşmamasına yönelik topraklama uygulamalarında standartlara uyum sağlanması, yerinde gerekli kontrollerin yapılması ve bu faaliyetleri gerçekleştirebilecek firmalara ilişkin hususlar da detaylandırılacak.</p>
<p><strong>İşaret direkleri ve uyarı levhaları da tek tip olacak</strong></p>
<p>Sokak ve kırsal alanlarda doğal gaz dağıtım şebekesi veya istasyonu bulunduğuna ve bölgede şebeke çalışması yapıldığına ilişkin vatandaşların bilgilendirilmesinde kullanılan işaret direkleri ve uyarı levhalarının tasarımları ile montaj yerlerine yönelik detaylar tek tip hale getirilecek.</p>
<p>Taslakla ayrıca doğal gaz dağıtım şebekesinin ilk kez devreye alınması ile afet veya hasar onarımının ardından yeniden işletmeye alınmasına ilişkin uyulması gereken asgari kurallar belirlenecek.</p>
<p>Şebekenin ilk kez devreye alınması durumunda yapılacak hazırlık çalışmaları ve işletmeye alınmasına yönelik asgari prosedürler düzenlenecek. Afet veya hasar sonrasında şebekenin yeniden devreye alınması halinde ise istasyonların, hatların ve gerektiğinde iç tesisatların nasıl kontrol altına alınacağı ve yeniden işletmeye alınacağına ilişkin prosedür belirlenecek. Binalara yeniden doğal gaz verilmeden önce daireler tek tek ziyaret edilerek aboneler bilgilendirilecek.</p>
<p>Taslak, özellikle 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası elde edilen tecrübeler ve son yıllarda uygulamada karşılaşılan bazı sorunlar dikkate alınarak hazırlandı. İlgili kurum ve kuruluşlar ile sektör paydaşlarından alınacak görüşlerin değerlendirilmesinin ardından nihai hali verilecek taslak, onaylanmak üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna sunulacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epdk-dogal-gaz-dagitimiyla-ilgili-taslagi-goruse-acti-86298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/dogal-gaz-sayac.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK tarafından ilgili kurum, kuruluşlar ile kamuoyunun görüşüne açılan taslakta göre, acil müdahale hizmetlerinden kaçak taramalarına, afet sonrası şebekelerin yeniden devreye alınmasından personel eğitimlerine kadar doğal gaz dağıtımında güvenlik uygulamalarının ülke genelinde ortak standartlara bağlanması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-isci-meslek-liseleri-ise-ogrenci-ariyor-86294</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici işçi, meslek liseleri ise öğrenci arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kayseri’ye son dönemde Afganistan, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerden, yasal çalışma izni bulunan göçmen işçiler gelmeye başladı. Hatta emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren bazı büyük firmaların fabrika bahçelerindeki konteynerlerde bu işçilerin yaşadığına dair bilgiler geliyor.</p>
<p>Son dönemde gittikçe artan işçi problemiyle ilgili bende geçmiş haberlerimizi taradım. Meslek liselerinin öğrenciler ve ebeveynler için daha cazip hale getirilmesine yönelik yapılan çalışmalara, Merkez Endüstri Meslek Lisesi’nin Kayseri için önemine ve Kayseri OSB Teknik Koleji’ne yönelik haberlerimize yeniden baktım.</p>
<p>Merkez Endüstri Meslek Lisesi’nin Kayseri sanayisinin bugünlere gelmesinde önemli bir yeri var. Bugün Kayseri OSB’de üretim yapan ve yolu bu okuldan geçen sanayicilerden biri ise Kar-as Yay’ın kurucusu Erdoğan Aslan.</p>
<p>Erdoğan Aslan, Merkez Endüstri Meslek Lisesi Metal Bölümünden mezun. Ancak Aslan, endüstri meslek lisesi mezunu ve sanayici olmasının dışında eğitimci bir kimliğe de sahip. Aslan, Kar-as Yay’ı, Kayseri OSB’de 1995 yılında kurdu ancak profesyonel çalışma hayatına 1980 yılında Bitlis Hizan Lisesi’nde Almanca öğretmeni olarak başladı. Sanayiciliği ve meslek liseli olmanın yanı sıra eğitimci kimliğine de sahip olduğu için şu anda Kayseri OSB Teknik Koleji’nin de eğitim danışmanlığını yapıyor.</p>
<p>Bende sanayideki yabancı işçi konusunu ve meslek liseleriyle ilgili son durumu kendisiyle görüşmek için firmasına ziyarete gittim. Gitmeden önce yaptığım küçük bir araştırmada ise gördüm ki, Erdoğan hocanın da mezun olduğu Merkez Endüstri Meslek Lisesi’nin metal bölümünden geçtiğimiz yıl sadece 6 öğrenci mezun olmuş…</p>
<p>Erdoğan hoca, meslek liselerinin daha cazip hale getirilmesi için hem üniversiteye girişlerinin kolaylaştırılması hem de sanayicilerin maaş ve diğer haklar kısmında meslek lisesi çıkışlı gençlere ayrıcalıklı davranması gerektiğini söyledi. Şu anda nüfus artışının da gelecek için riskli bir tablo ortaya koyduğunun altını çizen Erdoğan hoca, gençlerin sanayiye yönelmesi için en önemli faktörün ise aileler olduğunu belirtti: “Çocukları çok rahat, sorumluluk vermeden yetiştiren aileler bugünkü durumun aslında en önemli sebebi. Elbette milli eğitim ve işverenlere düşen önemli sorumluluklar da var ancak bir çocuk evde yatağını toplama alışkanlığı dahi kazanmadan hayata karıştığında zorlanıyor. İş hayatına adapte olamıyor, uyum sağlayamıyor. Bu yüzden çocuklara yaşlarına uygun sorumluluklar vermeliyiz. Şu anda aslında çok tehlikeli bir tabloyla karşı karşıyayız. Önümüzdeki yıllarda sanayide çalışacak kalifiye eleman bulmayı geçtim, evlerdeki basit elektrik ve su işlerinden anlayan ustalar bile olmayabilir. Terzi, ayakkabı tamircisi, kuaförler olmayabilir. Buna önlem almak gerek.” Şu anda Merkez Endüstri Meslek Lisesi Mezunlar Derneği’nin de başkanlığını yürüten Erdoğan hoca, aileleri bilinçlendirmek ve gençleri meslek liselerine yönlendirmek için bireysel olarak çaba harcıyor ancak sanayideki işçi sorununu çözmek ve meslek liseleriyle ilgili kalıcı çözümler getirilmesi için toplumun tüm dinamiklerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-isci-meslek-liseleri-ise-ogrenci-ariyor-86294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayi-1530611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayici işçi, meslek liseleri ise öğrenci arıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihracat-temmuz-ayinda-yuzde-28-artisla-28-milyara-yaklasti-86277</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> E-İhracat temmuzda 28 milyar liraya yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Kartlı online alışveriş verileri, temmuz ayında hem e-ithalat hem de e-ihracat tarafında hareketliliğin hızlandığını ortaya koydu. Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre yerli kartlarla yurt dışından yapılan alışverişlerde, yani e-ithalat tarafında işlem adedi hazirandaki 33 milyon 743 bin seviyesinden temmuzda 35 milyon 476 bine yükseldi. Böylece işlem sayısında aylık artış yüzde 5,1 oldu. Aynı dönemde işlem tutarı 42 milyar 492 milyon TL’den 45 milyar 447 milyon TL’ye çıkarak yüzde 7 arttı. Geçen yılın temmuz ayıyla karşılaştırıldığında ise e-ithalattaki artış daha belirgin oldu. Temmuz 2025’te 31 milyon 229 bin olan işlem adedi, bu yılın aynı ayında yüzde 13,6 artış gösterdi. İşlem tutarı ise 33 milyar 629 milyon TL’den 45 milyar 447 milyon TL’ye çıkarak yıllık bazda yüzde 35,1 yükseldi ve artış oranı enflasyonun üzerinde gerçekleşti. Tutar artışının işlem adedindeki yükselişin yaklaşık üç katına ulaşması, yurt dışından yapılan alışverişlerde işlem başına harcamanın da arttığına işaret etti.</p>
<h2>İlk 7 ayda 288 milyar TL’yi geçti </h2>
<p>2026’nın ocak-temmuz döneminde yerli kartlarla yurt dışında toplam 232 milyon 400 bine yakın işlem gerçekleştirildi. Bu işlemlerin toplam tutarı 288 milyar 294 milyon TL oldu. İlk 7 ayda aylık ortalama e-ithalat tutarı yaklaşık 41,2 milyar TL olarak hesaplandı. Temmuzdaki 45,4 milyar TL’lik harcama, yılın ilk yedi ayındaki en yüksek aylık tutar oldu.</p>
<p>E-ihracat olarak değerlendirilen yabancı kartlarla Türkiye’de yapılan alışverişlerde ise temmuz ayında daha hızlı bir yükseliş görüldü. Söz konusu alanda son aylarda atılan önemli projelerin de etkisi ile Haziranda 2 milyon 226 bin olan işlem sayısı temmuzda yüzde 15 artarak 2 milyon 559 bine çıktı. İşlem tutarındaki yükseliş ise çok daha güçlü gerçekleşti. Haziranda 21 milyar 677 milyon TL olan yabancı kartlarla yurt içi alışveriş tutarı, temmuzda yüzde 28,3 artışla 27 milyar 801 milyon TL’ye ulaştı. Böylece 2026’nın ilk yedi ayının en yüksek aylık e-ihracat tutarı temmuzda kaydedildi.</p>
<h2>Yıllık tutarı yüzde 24,4 arttı </h2>
<p>E-ihracatta temmuzdaki işlem sayısı geçen yılın aynı ayının altında kalmasına rağmen, işlem tutarı güçlü artış gösterdi. Temmuz 2025’te yabancı kartlarla Türkiye’de 2 milyon 828 bin işlem yapılırken, bu yıl işlem sayısı yüzde 9,5 düşüşle 2 milyon 559 bine geriledi. Buna karşılık işlem tutarı 22 milyar 346 milyon TL’den 27 milyar 801 milyon TL’ye çıkarak yüzde 24,4 arttı. Böylece daha az sayıda işlemle daha yüksek tutarlı alışveriş gerçekleştirildi. Yılın ilk 7 ayının tamamında ise yabancı kartlarla Türkiye’de toplam 15 milyon 271 bin işlem yapıldı. Bu işlemlerin parasal büyüklüğü 132 milyar 163 milyon TL’ye ulaştı. Aylık ortalama e-ihracat tutarı yaklaşık 18,9 milyar TL olurken, mayıs ayından itibaren belirgin bir hızlanma yaşandı. E-ihracat tutarı mayısta 19,5 milyar TL, haziranda 21,7 milyar TL ve temmuzda 27,8 milyar TL olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fc64de3ad4-1787807309.png" alt="" width="628" height="387" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">E-ihracat işlem başına tutar e-ithalatın 7 katına ulaştı</span></h2>
<p>Tutar ile işlem adedi arasındaki fark, e-ihracat ve e-ithalatın işlem başına büyüklüğünde de dikkat çekici bir tablo ortaya çıkardı. Temmuz ayında yerli kartlarla yurt dışından yapılan alışverişlerde işlem başına ortalama tutar yaklaşık 1.281 TL oldu. Yabancı kartlarla Türkiye’de yapılan alışverişlerde ise işlem başına tutar yaklaşık 10 bin 863 TL olarak hesaplandı. 2026’nın ilk 7 ayının tamamında e-ithalatta işlem başına ortalama harcama yaklaşık 1.241 TL, e-ihracatta ise 8 bin 655 TL oldu. Buna göre e-ihracatta işlem başına yaratılan tutar, e-ithalatın yaklaşık 7 katına ulaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihracat-temmuz-ayinda-yuzde-28-artisla-28-milyara-yaklasti-86277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/e-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli kartlarla yurt dışından yapılan alışverişler ile yabancı kartlarla Türkiye’den yapılan alışverişlerde temmuz ayında güçlü bir artış yaşandı. E-ihracat yüzde 28,3 artarak 27,8 milyar TL’ye ulaştı ancak buna rağmen değer olarak e-ithalatın gerisinde kalmaya devam etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-baskanligi-mesaji-hedeften-uygulamaya-ortak-bir-yol-haritasi-olusturalim-86287</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Başkanlığı mesajı: Hedeften uygulamaya ortak bir yol haritası oluşturalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 Başkanlığı’nın Taraflara gönderdiği üçüncü mektup, Antalya’da yapılacak zirvenin rotasını netleştirdi. Temiz enerjiden yeşil sanayileşmeye, gıda güvenliğinden dirençli kentlere 10 öncelik belirlenirken, COP31’in ana mesajı öne çıktı: İklim diplomasisinde artık hedef koymaktan uygulamaya geçme zamanı.</strong></p>
<p>Küresel iklim diplomasisinde uzun süredir aynı soru masada: Hedefleri biliyoruz, peki bunları nasıl hayata geçireceğiz? Paris Anlaşması’nın ikinci on yılında asıl sorun, verilen taahhütlerle sahadaki dönüşüm arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağı. COP31 Başkanlığı’nın Taraflara gönderdiği üçüncü mektup, Antalya’da düzenlenecek zirvenin bu soruya vereceği yanıtın ipuçlarını taşıyor. Bonn’daki BM İklim Değişikliği Yardımcı Organları toplantılarının ardından yayımlanan mektupta, COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli teması açıklanıyor. Başkanlık bunu finansman ve yatırımı harekete geçiren bir “pratik uygulama platformu” olarak tanımlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fd1700cae8-1787810160.png" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">COP31’in 10 önceliği</span></strong></p>
<p>Eylem Gündemi; Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon, Sıfır Atık ve Metan Azaltımı, İklime Dirençli Kentler, Yeşil Sanayileşme, Gençlik ve Eğitim, Gıda Güvenliği, Okyanuslar ve Denizler, Dinamik ve Dirençli Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjileri ve İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE) olmak üzere 10 tema üzerine kuruluyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme bütün başlıkları kesen ortak koşullar. Başkanlık, 2035 hedeflerinin yeni bağlayıcı yükümlülükler değil, uygulamayı hızlandırmaya yönelik bir çağrı olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Enerjide hedef elektrifikasyon</span></strong></p>
<p>İlk öncelik temiz enerji dönüşümü ve elektrifikasyon. Elektrik bugün küresel nihai enerji tüketiminin yüzde 23’ünü oluşturuyor. Küresel elektrik talebinin 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yüzde 3,6 büyümesi bekleniyor. COP31 Başkanlığı, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılmasını hedefliyor. Bu yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmek anlamına gelmiyor. Modern elektrik şebekelerinin geliştirilmesi, enerji verimliliğinin artırılması ve ulaştırmadan sanayiye, binalardan üretime ekonominin elektrifikasyonu gerekiyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Atık ve kentler için ölçülebilir hedefler</span></strong></p>
<p>İkinci önemli alan sıfır atık ve metan azaltımı. Metan, mevcut küresel ısınmanın yaklaşık yüzde 30’undan sorumlu. Özellikle organik atıklardan kaynaklanan emisyonlar, atık yönetimini doğrudan iklim politikasının merkezine taşıyor. COP31’in bu alandaki hedefi, küresel yıllık belediye katı atık üretiminde öngörülen artışın 2035’e kadar en az yüzde 50 azaltılması. İklime dirençli kentlerde ise binalar öne çıkıyor. Binalar ve inşaat sektörü küresel CO2 emisyonlarının üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Başkanlık, bina sektöründe enerji kullanım yoğunluğunun 2035’e kadar en az yüzde 25 azaltılmasını hedefliyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeşil sanayi artık rekabet meselesi</span></strong></p>
<p>Mektubun iş dünyası açısından en dikkat çekici bölümlerinden biri Yeşil Sanayileşme. Zor azaltım sektörleri küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 34’ünü oluştururken sanayi, küresel nihai enerjinin yaklaşık yüzde 40’ını tüketiyor. COP31 Başkanlığı sanayinin karbonsuzlaşmasını yalnızca emisyon azaltımı üzerinden değil; rekabet gücü, dayanıklı değer zincirleri, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi üzerinden tanımlıyor. Bugün küresel döngüsel malzeme kullanım oranı yalnızca yüzde 6,9. COP31’in hedefi bu oranı 2035’e kadar en az yüzde 15’e çıkarmak. Döngüsellik böylece çevre politikasının ötesinde sanayi ve rekabet politikasının konusu haline geliyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Su, tarım ve gıda birlikte ele alınıyor</span></strong></p>
<p>Gıda güvenliği de öncelikler arasında. Burada dikkat çeken nokta tarımın tek başına ele alınmaması. COP31 yaklaşımı iklim-su-gıda bağlantısını merkeze alıyor; iklime dirençli tarım, daha iyi su yönetimi ve sürdürülebilir arazi kullanımını birlikte değerlendiriyor. Bu yaklaşım, su güvenliğinin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve stratejik bir mesele haline geldiğini gösteriyor. Gençlik ve eğitim, okyanuslar ve denizler ile iklime dirençli sağlık sistemleri de gündemin diğer ayakları. Rio Sinerjileri ise iklim, biyolojik çeşitlilik ve arazi gündemlerini birbirine yaklaştırmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Antalya’nın sınavı uygulama</span></strong></p>
<p>COP31 yalnızca resmi müzakerelerden oluşmayacak. Antalya’daki Tematik Günler kamu, özel sektör, finans kuruluşları, sivil toplum, akademi ve gençleri uygulama çözümleri etrafında buluşturacak. Liderler Zirvesi devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirirken, COP31 İş Dünyası Forumu özel sektör liderliği, finansman ve inovasyonu uygulama gündemiyle buluşturmayı hedefliyor. </p>
<p>Mektubun bütünü okunduğunda COP31’in ana mesajı tek kelimede özetlenebilir: Uygulama</p>
<p>Yeni hedefler ilan etmekten çok mevcut hedefleri yatırım planlarına dönüştürmek; finansmanı uygulanabilir projelerle buluşturmak; enerji dönüşümünü şebekelerle, sanayi dönüşümünü döngüsellikle, gıda güvenliğini suyla, kentleri enerji verimliliği ve dayanıklılıkla birlikte ele almak…</p>
<p><span style="color: #e03e2d; font-size: 18pt;"><strong>Hedef koymak yetmiyor: BRIDGE</strong></span></p>
<p>-Eylem Gündemi’nin belki de en kritik başlığı Climate Implementation Bridgeİklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE). Çünkü temel sorun ülkelerin iklim hedefi belirlememesinin ötesinde, hedeflerin uygulanabilir ve finanse edilebilir projelere dönüşememesi. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde iklim finansmanına erişim, bankalanabilir proje hazırlama ve kurumsal kapasite sorunları sürüyor. BRIDGE’in amacı bu boşluğu kapatmak: Ulusal iklim hedeflerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-baskanligi-mesaji-hedeften-uygulamaya-ortak-bir-yol-haritasi-olusturalim-86287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 Başkanlığı mesajı: Hedeften uygulamaya ortak bir yol haritası oluşturalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/okul-ve-ibadethane-bagislarinin-kazanctan-ve-kdvden-indirimi-86285</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Okul ve ibadethane bağışlarının kazançtan ve KDV’den indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu İdarelerine ve Belediyelere yapılacak Okul ve İbadethane bağışları, öngörülen şartlarla, kurum kazancından indirilebilir. Bağışlanan söz konusu okul ve ibadethanelerin inşası nedeniyle yüklenilen KDV’lerin, hesaplanan KDV’den indirilmesi mümkündür. </strong></p>
<p>Bugünkü vergilendirmeye ilişkin yazımızda; Genel ve Özel Bütçeli Kamu İdareleri ile Belediyelere bağışlanan okul ve ibadethane harcamalarının, Kurumlar Vergisi (KV) ve Katma Değer Vergisi (KDV) yönünden indirimini ele aldık.</p>
<p><strong>Kurumlar Vergisi yönünden</strong></p>
<p>KVK’nın 10’uncu maddesinde, kurumlar vergisi mükelleflerince beyannamede bildirilecek kurum kazancından indirim konusu yapılabilecek bağış ve yardımlar düzenlenmiştir. Buna göre bağışların bir kısmı tamamen, bir kısmı ise beyan edilen yıllık kurum kazancının %5’i ile sınırlı olmak üzere kurum kazancından indirilebilmektedir. (İlgili Tebliğ: 1 Seri No.lu KV GT.)</p>
<p>Bağışlar, kurumlar vergisi matrahının tespitinde beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla ve KVK’daki sıraya göre kurum kazancından indirilir. Bağışlar, esasen kazancın bulunması hâlinde beyanname üzerinden indirim konusu yapılabilen, ancak kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki yıllara devredilemeyen indirimler niteliğindedir. Zira bağışlar, gelirin elde edilmesine veya idame ettirilmesine yönelik bir gider değil; gelirin harcanması mahiyetindedir. İndirilebilecek bağış tutarının tespitine esas kurum kazancından; iştirak kazançları istisnası ve geçmiş yıl zararları düşüldükten sonra, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki [Ticari bilanço kârı – (iştirak kazançları istisnası + geçmiş yıl zararları)] tutarıdır.</p>
<p>Kurumlarca yapılan bağışlar, bağışın yapıldığı tarihte kayıtlara gider olarak intikal ettirildiğinden; söz konusu bağışın kurum kazancının tespitinde öncelikle kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması, ardından kurum kazancının yeterli olması hâlinde beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurumlar vergisi matrahından indirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Genel ve özel bütçeli kamu idareleri ile belediyelere yapılan ayni bağışların kurumlar vergisi matrahından indirilebilmesi için; makbuz karşılığı olması, karşılıksız (bedelsiz-ivazsız) yapılması, yalnızca ilgili dönem kazancından indirilmesi ve beyannamede ayrıca gösterilmesi şarttır.*** Kurumlar vergisi mükelleflerince yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlara bağışlanan okul ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethanelerin inşası için yapılan harcamaların tamamı, kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilir. Düzenlemede geçen “okul” ifadesinden; “doğrudan eğitim-öğretim hizmetlerinin verildiği temel birimler ile rehberlik ve araştırma merkezi, mesleki eğitim merkezi, iş eğitim merkezi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve akşam sanat okullarının” ve “ibadethane” ifadesinden ise “Diyanet İşleri Başkanlığınca ibadethane sayılan yerlerin” anlaşılması gerekmektedir. </p>
<p>Yukarıda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan okul ve ibadethane bağışlarının kurumlar vergisi mükellefl erince indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması gerekli ve yeterlidir. Ayni bağışın, işletmenin aktifinden veya stokundan çekilerek bağışlanmış olması durumunda, mükellefl erin işletmeden çekip bağışladıkları değerler için fatura düzenlemesi gerekir. Düzenlenen faturanın arka yüzüne, faturada belirtilen değerlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından bağış olarak alındığına ilişkin şerh konulması ve bu şerhin yetkili kimselerce imzalanmış olması yeterlidir.</p>
<p>Sözü edilen kamu kurum ve kuruluşları ile imzalanan protokol gereğince kamu arazisi üzerine okul veya ibadethane yaptırılması hâlinde, söz konusu okul veya ibadethanenin inşasına ilişkin olarak yapılan harcamalar, harcamanın yapıldığı yıla ait kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Söz konusu düzenlemenin temel gerekçesi; kamu arazisi üzerine yapılan okul veya ibadethanenin bağışlanacağının önceden kesin olmasıdır. Düzenleme, bu kesinlik sebebiyle harcamanın yapıldığı yılda indirim konusu yapılmasına cevaz verilmiştir.</p>
<p><strong>Katma Değer Vergisi yönünden</strong></p>
<p>Katma Değer Vergisi (“KDV”) Kanunu’nun “İndirilemeyecek Katma Değer Vergisi” kenar başlıklı 30’uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca; “vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası (Bu Kanun’un 17’nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri ile (4) numaralı fıkrasının (ı) ve (ö) bentleri uyarınca katma değer vergisinden istisna edilen işlemler hariç) ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan katma değer vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez.</p>
<p>KDV, vergi indirimi mekanizmasına dayalı bir vergidir. Vergi indirimi yapılabilmesi için bu indirimle ilgili vergiye tabi bir işlemin yapılmış olması şarttır. Bu nedenle ilke olarak; vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmetin ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan KDV indirim konusu yapılamaz. Ancak; KDV Kanunu’nun 17’nci maddesinin (1) fıkrasında sayılan genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri ve belediyelere, aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifaları KDV’den müstesna olmasına rağmen; bu teslim ve hizmetler için yüklenilen veya maliyetleri içinde yer alan KDV’nin, aynı Kanunu’nun 30’uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan parantez içi hüküm delaletiyle indirim konusu yapılması mümkündür (KDV Genel Uygulama Tebliği; Bölüm III/C-2.1.)</p>
<p>Dolayısıyla yukarıda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan okul ve ibadethanelerin yapımına ilişkin yüklenilen KDV, genel esaslar çerçevesinde indirim konusu yapılabilir; bağışın fiilen gerçekleştiği vergilendirme döneminde ise herhangi bir KDV düzeltmesi yapılmasına veya bir başka ifadeyle indirim hesaplarından çıkarılmasına gerek bulunmamaktadır.</p>
<p>Konuyu “Adi Ortaklık” bağlamında ele alırsak; adi ortaklık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca (Md.620- 645), bir sözleşmeye dayandığı ve tüzel kişiliği bulunmadığı için kurumlar vergisi mükellefi değildir (ihtiyarî olarak iş ortaklığı olarak kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesi hâli hariç). Bu doğrultuda, adi ortaklığı oluşturan ortakların kurumlar vergisi mükellefi olması ve KVK’nın 10’uncu maddesindeki sayılan indirimlerin yalnızca bu mükellefler tarafından uygulanabilmesi nedeniyle; adi ortaklık bünyesinde gerçekleştirilen okul ve ibadethane bağışları, ortakların kâr veya zarara katılım payları oranında, her bir ortağın kendi vereceği yıllık kurumlar vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılabilir. Ayrıca yukarıda yer verilen açıklama ve belirlemeler adi ortaklıklar için de aynen geçerlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/okul-ve-ibadethane-bagislarinin-kazanctan-ve-kdvden-indirimi-86285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Okul ve ibadethane bağışlarının kazançtan ve KDV’den indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislarini-117-milyara-dusurdu-kar-hedefini-15-milyara-cikardi-86281</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satışlarını 117 milyara düşürdü kâr hedefini 15 milyara çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık bilançolara göre elektrik sektöründeki 10 şirket satışını %8’in üzerinde büyüttü. Enerjisa, 117 milyar TL gelirle liderliğini korurken, borsanın yeni firması Masfen Enerji satışını ikiye katladı. Peki gelirdeki artış her zaman sağlıklı büyümenin garantisi anlamına gelir mi?</strong></p>
<p>Elektrik sektörünün ilk yarı verileri, firmalar arası performans farkını gösteriyor. Enerjisa, 117 milyar TL’yi aşan satış hacmiyle pazarda ağırlığını hissettirirken, Ahlatcı Doğalgaz 32,7 milyar TL ile onu izliyor. Geçtiğimiz ay borsaya gelen Masfen Enerji’nin satışlarını %100 artırması ise dikkat çekiyor. Artan cirolar cazip görünümleriyle kimi yatırımcıyı heyecanlandırıyor olabilir. Ancak sadece satış büyümesine bakarak yatırım kararı almak yanıltıcı sonuçlar doğurabilir. Büyümenin artan maliyetlerle mi yoksa kârlı yatırımlarla mı finanse edildiği, göz ardı edilmemesi gereken bir ayrıntı.</p>
<h2>Ciro artışıyla geldi</h2>
<p>Satışlarını %100 artırarak 2,53 milyar TL’ye çıkaran Masfen Enerji, büyüme oranıyla ilk sırada yer aldı. Gelir artışının yanında kârını da %107 yükselterek 1,05 milyar TL’ye taşıdı. Büyüme yönelimini koruyan firma, Romanya’daki 25 milyon euro tutarındaki enerji depolama tesisi yatırımıyla pazardaki konumunu güçlendirmek istiyor. Çates Elektrik satışını %36 artırıp 4,67 milyar TL’ye çıkarmasına rağmen yılın ilk yarısını zararla kapattı. Gelirdeki artışa karşılık 262,4 milyon TL dönem zararı yazmasında üretim santralindeki planlı bakım çalışmalarının etkili olduğunu açıkladı. Gelir tablosunda ise %67 artış ile 5,47 milyar TL’ye çıkan maliyet kalemi zararda belirleyici oldu.</p>
<h2>Ağırlığını koruyor</h2>
<p>Sektörün en büyük satış hacmine sahip şirketi Enerjisa, satışlarını %7 düşürse de 117,08 milyar TL ile pazardaki ağırlığını koruyor. Firma, enfl asyon beklentilerindeki yükselişin finansal gelirleri destekleyeceğini öngörürken yıl sonu faaliyet geliri tahminini 80-85 milyar TL bandına çekti. Baz aldığı kâr hedefini de iyileşen tahsilat performansı ile 13-15 milyar TL’ye çıkardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fcbaa13a9a-1787808682.png" alt="" width="999" height="543" />ZEYNEP'E SOR</p>
<p><strong>FAALİYET KÂRI MI, NET KÂR MI?</strong></p>
<p><strong>Faaliyet kârı</strong>; gerçek performans, sürdürülebilirlik, başarı, karşılaştırma kolaylığı. Finansman körlüğü, fırsat kaybı, nakit sapması, sonuç sorunu. <br /><strong>Net kâr</strong>; nihai kazanç, temettü kaynağı, büyüme gücü, genel gösterge, cazibe. Makyajlama riski, sürdürülebilirlik sorunu, enflasyon yanılması.</p>
<p><strong>Tarsus’taki cam hattını haziranda devreye aldı. Küresel çapta kapasitesi %17 büyüdü</strong></p>
<p>Şişecam’ın Tarsus’ta biten yatırımı ile birlikte kapasitesi ne kadar arttı? ● Ümit Bulut</p>
<p>Ümit, Şişecam’ın Tarsus’ta 25 milyon euro yatırımla hayata geçirdiği yeni kaplamalı cam hattı projesi haziranda tamamlanarak devreye alındı. Tesis, şirketin brüt üretim kapasitesine yıllık 7 milyon metrekarelik önemli bir ek katkı sağlayacak. Söz konusu yatırımla birlikte Şişecam’ın Türkiye’deki toplam kaplamalı cam kapasitesi 21 milyon metrekareye yükselirken, global çaptaki üretim kapasitesi de %17 artarak 48,1 milyon metrekareye ulaştı. Ürün hacmini genişleten yatırım, rekabetçi konumunu güçlendirerek kârlılığına destek olması beklenmeli.</p>
<p><strong>Emisyonu düşüren çözelti olan AdBlue ile kendisine yeni bir gelir kanalı oluşturuyor</strong></p>
<p>Efor Yatırım’ın ürettiği Blue hakkında bilgi verebilir misiniz? ● Reşit Yüksel</p>
<p>Reşit, Efor Yatırım’ın iştiraki Efor Gübre’nin üretimine başladığı AdBlue, dizel araçlarda azot oksit emisyonunu düşüren üre bazlı bir çözelti olarak tanımlanıyor. Sıkılaşan çevre mevzuatları, dizel yakıtın alanını ilerleyen süreçte daraltan bir yapıya sahip. Bu çerçevede ürüne yönelik talep, ürünün kullanım alanlarına bağlı olarak büyüme olasılığını gündeme getirecektir. Şirketin mevcut altyapısı ve üre tedarik avantajının yaratacağı sinerjiyle yıllık 20 milyon litre üretime ulaşmayı planlarken, pazarın potansiyeline dair ek bilgi vermedi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MKA hisse fonu yatırımcısına faizsiz alternatifle bir yılda %15 kazandırdı</strong></p>
<p>Marmara Capital’in idaresindeki Katılım Hisse Senedi (TL) Fonu (MKA), Ocak 2025’ten bu yana işlem görüyor. Bu yılın ilk beş ayında yükselen bir ivme ile hareket eden fon, mayısta en yüksek 1,45 TL’ye kadar yükseldi. Sonrasında düşen eğilim gözlendi. Büyüklüğü benzer şekilde hareket ederken mayısta en yüksek 111,2 milyon TL’yi buldu. Şimdilerde hacmi 88,32 milyon TL seviyesinde. Hazirandan bu yana para çıkışının gözlendiği fondan ağustosta giden tutar 3,02 milyon TL. Yatırımcı sayısı ağustosun son haftasında 1.736 kişiye indi ve doluluk oranı %68,54 seviyesinde bulunuyor. Fonun stratejisi, katılım finans ilkelerine uygun hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %95’i hisse senedi ve %45’i katılma hesabından oluşuyor. Son bir yılda %14,81 getiri sağlarken endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, piyasadan %33,8 bileşik faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 25.08.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %33,80 olarak belirlendi. 729 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %78,89 düzeyinde olurken itfa tarihi 23.08.2028 olarak açıklandı. 25 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,9 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %39,5 basit faiz oranı, TLREF’in 2,6 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRSAKYB82822 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fcb76c2c4a-1787808630.png" alt="" width="960" height="238" /><strong>ÇAĞDAŞ CAM</strong></p>
<p><strong>Yurt içi müşterisinden 105 milyon liralık sipariş alsa da gelirde düşüş yaşıyor</strong></p>
<p>Çağdaş Cam, yurt içinde yerleşik bir müşterisinden 104,5 milyon TL tutarında yeni sipariş aldı. Tutar yıllık gelirinin %3,62’si düzeyinde bulunuyor. Firmanın yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı ise sadece %8,42 seviyesinde. Alınan siparişlerin teslimatı eylül ayı sonuna kadar tamamlanacak. Şirketin açıkladığı altı aylık mali tablolardaysa gelirinin %14 azalarak 1,3 milyar TL’ye indiği gözleniyor. Gerileyen satışlar esas faaliyet kârının %80 düşerek 41,4 milyon TL’ye kadar inmesine sebep oldu. Şirket, dönem sonundaysa 191 milyon TL zarar açıkladı.</p>
<p><strong>ÖZAK GYO</strong></p>
<p><strong>İngiltere'de proje geliştirmek için şirket kuruyor. Gelir çeşitliliği sağlayacak</strong></p>
<p>Özak GYO, iş geliştirme hedefi doğrultusunda İngiltere’deki yatırım fırsatlarını değerlendirmek amacıyla harekete geçiyor. Bu çerçevede Ozak Real Estate Development ünvanlı bir bağlı ortaklık kuracak. Şirket, Türkiye sınırlarının dışına çıkarak dünyanın prestijli gayrimenkul pazarlarından biri olan İngiltere’de doğrudan proje geliştirmeyi hedefliyor. Varlıklarını sadece Türkiye pazarına bağlamak yerine, İngiltere gibi küresel bir pazara yönelerek coğrafi riskini çeşitlendirmek istiyor. Özak GYO, altı aylıkta gelirini %17 düşürürken 1,67 milyar TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>BERA HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Grup şirketi ve aynı zamanda bağlı iştiraki, savunma sektöründen sipariş aldı</strong></p>
<p>Bera Holding, %90,71 doğrudan iştiraki olan grup şirketi MPG Makine Prodüksiyon’un, savunma sanayii sektöründe faaliyet gösteren iki ayrı şirketten toplam 19,35 milyon dolar tutarında sipariş aldığını duyurdu. Sipariş kapsamındaki teslimatların 2028 yılı içerisinde tamamlanacağını belirtti. İştiraki daha önce de enerji sektöründe faaliyet gösteren, petrol ve doğal gaz alanında sondaj, kuyu hizmetleri ve sismik faaliyetlere yönelik teknik hizmet veren bir kuruluşla 1,96 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştı. Söz konusu işin teslimi ise 2027 yılı içinde tamamlanacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Altınay Savunma bir yıldır dalgalı hareket ederken son bir haftada hareket arttı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fcb5fd77de-1787808607.png" alt="" width="297" height="236" /></strong>Altınay Savunma’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,06 ile toplamda 1,62 milyon lot artarak 41,57 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 61’den 68’e yükseldi. KPC fonu 2 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, IJC 754 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Altınay için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede güçlü alım Kuveyt Türk Portföy’ün yönettiği KPC fonundan gelirken, Tacirler’in DNK fonu 1,18 milyon ile ikinci sırada yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislarini-117-milyara-dusurdu-kar-hedefini-15-milyara-cikardi-86281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satışlarını 117 milyara düşürdü kâr hedefini 15 milyara çıkardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sinif-buyudukce-cantayi-doldurma-maliyeti-artiyor-86276</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sınıf büyüdükçe çantayı doldurma maliyeti artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye kırtasiye sektörü yeni eğitim-öğretim yılına hareketli giriyor. 14 Eylül'de başlayacak eğitim dönemi öncesinde başlayan alışveriş yoğunluğunun önümüzdeki haftalarda daha da artması beklenirken, sektörün perakende satış fiyatları üzerinden hesaplanan pazar büyüklüğü de 2026 yılında 100 milyar TL'nin üzerine çıktı. Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Başkanı Taha Keresteci EKONOMİ’ye yaptığı açıklamada sektörün 2025 yılında yaklaşık 80 milyar TL olan pazar büyüklüğünün 2026'da 100 milyar TL'yi aştığını söyledi. Keresteci, ancak bu büyümenin tamamının adet bazındaki artıştan kaynaklanmadığını, fiyat güncellemeleri ve maliyet artışlarının cirodaki yükselişte önemli payı bulunduğunu kaydetti.</p>
<h2>Okul listeleri harcamayı belirliyor </h2>
<p>Son yıllarda tüketicinin alışveriş alışkanlıklarının da değiştirdiğini kaydeden Keresteci, “Veliler artık yalnızca en düşük fiyatı aramıyor. Fiyat-performans dengesine daha fazla önem veriyor. İhtiyaçlarını önceliğine göre belirliyor. Bazı ürünleri zamana yayarak alıyorlar. Alışverişini daha planlı gerçekleştiriyor” diye konuştu. Yeni eğitim döneminde ailelerin toplam harcamasını belirleyen önemli unsurlardan birinin de okulların hazırladığı kırtasiye listeleri olduğunu kaydeden Keresteci, listelerde öğrencilerin gerçekten kullanacağı ürünlere yer verilmesinin hem aile bütçesi hem de kaynakların verimli kullanılması açısından önem taşıdığını söyledi. Gereğinden fazla ürün alınmasının aile bütçesine ek yük getirdiğini belirten Keresteci, velilerin alışveriş öncesinde evde bulunan ve kullanılabilecek ürünleri kontrol etmelerini önerdi. Özellikle okul açılışına yaklaşıldıkça son dakika alışverişlerinin hızlanacağını belirten Keresteci, velilerin alışverişlerini son haftaya bırakmamalarının bütçenin daha doğru yönetilmesi açısından önemli olduğunu kaydetti.</p>
<h2>E-ticaret rekabeti artırıyor </h2>
<p>Kırtasiye sektöründe internet satışlarının giderek daha önemli bir kanal haline geldiğini belirten Keresteci, “Buna karşın fiziksel mağazalar da önemini koruyor. Fiyat karşılaştırması internet sayesinde kolaylaştı. Bu da sektörde rekabeti artırıyor.</p>
<p>Tüketiciler internet üzerindeki fiyatlarla fiziksel mağazalardaki fiyatları karşılaştırırken ürünlerin aynı özellik, kalite ve güvenlik standartlarına sahip olup olmadığını da değerlendirmeli” diye konuştu.</p>
<h2>"Üretim ve ihracat kapasitemiz yüksek" </h2>
<p>Türkiye kırtasiye sektörünün yalnızca iç pazara yönelik olmadığını, önemli bir üretim ve ihracat kapasitesine sahip bulunduğunu belirten Keresteci, Avrupa ülkeleri, Orta Doğu, Amerika, Afrika ve komşu ülkelerin önemli ihracat pazarları arasında yer aldığını söyledi. Bazı ürün gruplarında ithalatın ağırlığının daha yüksek olduğunu ifade eden Keresteci, kur, gümrük, navlun ve diğer ithalat maliyetlerinin bu ürünlerin fiyatlarına doğrudan yansıyabildiğini kaydetti. Yerli üretimin güçlendirilmesinin fiyat istikrarının yanı sıra sektörün rekabetçiliği ve ihracat kapasitesi açısından da stratejik öneme sahip olduğunu belirten Keresteci, önümüzdeki dönemde sektörün büyüme alanlarından birinin ihracat olacağını ifade etti.</p>
<h2>"Ciro 100 milyar liranın üstüne çıktı" </h2>
<p>Sektörün 2025-2026 eğitim dönemini ciro bazında büyümeyle tamamladığını kaydeden Keresteci, "Perakende satış fiyatları üzerinden hesaplanan pazar büyüklüğü 2025 yılında yaklaşık 80 milyar TL seviyesindeyken, 2026 yılında 100 milyar TL'nin üzerine çıktı. Cirodaki yükselişin önemli bölümünün maliyet ve raf fiyatlarındaki artışlardan kaynaklandı. Adet bazında ise tüketici daha temkinli davrandı" dedi. 2026-2027 döneminde de ciro bazında büyümenin sürmesini beklediklerini belirten Keresteci, hedefin yalnızca ciroyu artırmak olmadığını vurgulayarak, “Yerli üretimin güçlendirilmesi, ihracatın artırılması, e-ticaret ve dijitalleşmenin geliştirilmesi ile ürün güvenliğinin korunması önceliklerimiz arasında. Kırtasiye sektörünün yalnızca okul dönemine bağlı değil, yılın tamamına yayılan sürdürülebilir bir ekonomik yapıya kavuşmasını hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk, orta ve lisedeki tahmini sepet tutarları</span></h2>
<p>İlkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki öğrencilerin ihtiyaçları farklılaştığı için çanta doldurma maliyetleri de kademelere göre değişiklik gösteriyor. TÜKİD verilerine göre, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı için kademe bazlı tahmini sepet tutarları ve gereken temel malzeme listeleri şöyle: </p>
<p>■ İlkokul: 2.500 -3.500 TL İlkokulda görsel ve motor becerileri geliştiren çok sayıda el işi ve boyama malzemesi listeye eklenmekte. En büyük harcama kalemi genellikle bu boya çeşitleri ve lisanslı ürün tercihleri. </p>
<p>■ Ortaokul: 3.500-4.500 TL Ortaokulda branş derslerinin (matematik, fen bilgisi vb.) başlamasıyla birlikte teknik ve düzenleyici malzemeler ön plana çıkmakta. </p>
<p>■ Lise: 4.000 TL- 5.500 TL Lise düzeyinde hacimli boyama ürünlerine ihtiyaç kalmazken, akademik yoğunluk ve dayanıklılık odaklı ürün maliyetleri sepeti yukarı taşımakta.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sinif-buyudukce-cantayi-doldurma-maliyeti-artiyor-86276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/taha-keresteci-1774329113.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Okul sezonu hazırlıkları kırtasiye alışverişlerini canlandırırken sektörün 2026 yılı pazar büyüklüğünün 20 milyar artışla 100 milyarı aşması bekleniyor. Tüm Kırtasiyeciler Derneği Başkanı Taha Keresteci, tüketicinin artık yalnızca fiyata değil, fiyat-performans dengesine daha fazla önem verdiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ardic-dezenflasyon-sanayisizlesmeye-donmesin-86275</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Dezenflasyon, sanayisizleşmeye dönmesin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini sanayicilerin ödediğini belirterek, “Enflasyonla mücadeleden vazgeçmek elbette mümkün değildir. Ancak dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine de izin veremeyiz. Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor” dedi.</p>
<p>ASO Ağustos ayı Meclis toplantısında konuşan Ardıç, 2023 yılının ortasından bu yana sıkı para politikası ağırlıklı bir dezenflasyon programı uygulandığını Mayıs 2024'te yüzde 75'e kadar çıkan yıllık enflasyonun yüzde 30'lar seviyesine gerilemesinin önemli bir kazanım olduğunu belirterek, “Ancak bugün geldiğimiz nokta, yılın ilk ayındaki seviyenin bile hâlâ bir miktar üzerindedir. Son bir yıldaki düşüş iki puanın altında kalmıştır. Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz. Bu tablonun sanayiciyi ilgilendiren bir yönü daha var. Mal enflasyonu yüzde 27 bandına inerken hizmet enflasyonu yüzde 40'a yakın seyrediyor. Oysa; kira, lojistik, sigorta, danışmanlık gibi hizmet kalemleri bizim de maliyetimizin içindedir. Makas buradan açılıyor” dedi.</p>
<h2>“Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz”</h2>
<p>“Enflasyonla mücadeleden vazgeçmek elbette mümkün değildir. Ancak dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine de izin veremeyiz” diyen Ardıç, şöyle devam etti: “Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken, üretim istikrarını kaybetmemeliyiz. İhtiyacımız olan, enflasyonla mücadeleyi üretimi ve ihracatı gözeterek önceleyen daha dengeli bir politika bileşimidir. Bu mücadele Merkez Bankası'nın faiz politikasıyla sınırlı kalamaz. Kamu harcamaları, vergi politikası, yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ve beklenti yönetimi; para politikası ile güçlü bir eş güdüm içinde yürütülmelidir. Ayrıca para politikasının daha sade, öngörülebilir bir yapıya kavuşturulması ve parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.”</p>
<h2>“Veriler yarınki kapasitenin de yavaşladığını söylüyor” </h2>
<p>Haziran ayı verilerinin sanayinin ana eğilimindeki zayıflığın sürdüğünü gösterdiğini, imalat sanayii üretiminin yüzde 1.5 gerilediğine, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış üretimdeki aylık artış ise yüzde 0.1'de kaldığına dikkat çeken Ardıç, “Verilerin en dikkat çekici yönü, gelecekteki üretim gücümüz açısından önem taşıyan alanlardaki gerilemedir. Makine, teçhizat ve yeni üretim kapasitesiyle doğrudan ilişkili sermaye malı üretimi yıllık yüzde 4.8 geriledi. Bu tablo yalnızca bugünkü üretimin değil, yarınki kapasitenin de yavaşladığını söylüyor. İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçları, bu baskının bilançolara nasıl yansıdığını gösteriyor. Üretimden satışlar yüzde 25.7 artmış görünse de fiyat artışlarının etkisini çıkardığımızda reel büyüme binde 2 ile sınırlı kalıyor. Üç yıllık reel daralmanın ardından sanayicimiz, büyümek bir yana, mevcut üretim düzeyini koruma mücadelesi veriyor. Araştırmanın en çarpıcı sonucu ise finansman yüküdür. Finansman giderleri yüzde 45 artarak 138 milyar liraya ulaşmış, faaliyet kârının yüzde 87'sini tüketmiştir. Sanayicimiz, faaliyetinden kazandığı her 100 liranın 87 lirasını finansman giderine ayırmak zorunda kalmıştır. Aynı oran İlk 500'de 85'tir. Yani yük, ölçek küçüldükçe hafiflemiyor. Bu tablo, ateşi olmayan bir hastalığa benziyor. Bacalar tütüyor, vardiyalar devam ediyor, siparişler geliyor; ancak üretim yapısının dayanıklılığı giderek zayıflıyor. Sorun ani bir duruş değil, sanayinin yatırım kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü zaman içinde aşındıran sessiz bir güç kaybıdır” değerlendirmesi yaptı. Sanayisizleşme riskine de değinen Ardıç, “Mevcut göstergeler, gerekli politika değişiklikleri yapılmadığı takdirde bu tehlikenin artık teorik bir ihtimal olmaktan çıktığını gösteriyor. Ülkemizin sanayiden uzaklaşması kalkınma modelimizi doğrudan ilgilendiren bir risktir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Destek sistemi yeniden kurgulanmalı”</span></h2>
<p>Ülkelerin sanayi politikalarında yeni bir faza geçtiğini, devletlerin teşvik sistemleri daha seçici ve proaktif hale geldiğini de anlatan Ardıç, Türkiye’nin de kendi üretim yapısına, finansman imkânları ve dış ticaret ilişkilerine uygun özgün bir model kurmak zorunda olduğunu kaydetti. “Destek sistemini yeniden kurarken artık “ne kadar veriyoruz?” sorusundan önce, “nereye veriyoruz?” sorusunu sormalıyız” diyen Ardıç, şunları söyledi: </p>
<p>“Bugün destekler çok geniş bir alana yayılıyor; ancak hiçbir sektörde yeterli ağırlığı oluşturamıyor. Oysa başarı, tek tek firmaların maliyetini düşürmekten çok, belirli alanlarda üretim gücü ve ölçek biriktirerek sektörün tamamını rekabetçi hâle getirmektir. Sistemimizin temel çelişkisi de işte tam burada. Firmayı büyümeye teşvik ediyoruz; firma ölçek kazandığında ise desteği kesiyoruz. Tam güç birikmeye başladığı anda sistem elini çekiyor. Stratejik alanları kamu ve özel sektör birlikte belirlemeli; o alanlarda hangi firmanın destekleneceğine performans karar vermelidir. Büyüyen, yatırım yapan ve ihracatını artıran işletmenin desteği kesilmemeli; büyüme ve ihracat taahhüdü karşılığında devam etmelidir. Önce nefes sonra yön değil; nefes verirken yönü de kurmalıyız.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ardic-dezenflasyon-sanayisizlesmeye-donmesin-86275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/aso-baskani-ardic-en-tehlikeli-cari-acik-insan-kaynaginda-muhendis-ihrac-edip-coban-ithal-ediyoruz-1744787656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, sanayicilerin gelinen ortamda yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yaptığını belirtirken “Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken, üretim istikrarını kaybetmemeliyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrol-edilen-yabanci-kurum-kazanclari-ve-vergileme-86271</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kontrol edilen yabancı kurum kazançları ve vergileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, vergi kaybını önlemek ve kazançların düşük vergili ülkelere kaydırılmasını engellemek amacıyla “kontrol edilen yabancı kurum” düzenlemesini uyguluyor. Belirli şartları taşıyan yurt dışı iştiraklerin dağıtılmamış kazançları dahi Türkiye’de kurumlar vergisi matrahına dahil edilebiliyor.</strong></p>
<p>Devlet bütçesinin en önemli kaynağı hiç şüphesiz vergilerdir. Bu nedenle vergi gelirlerinin en az kayıpla tarh ve tahsili önem taşımaktadır. Bununla ilgili olarak gelişen ve değişen ekonomik koşullara ve yeni gelişen faaliyetlere uygun, çeşitli düzenlemeler yapılması gerekli olmaktadır.</p>
<p>Yatırımcı ve sermaye sahibi en çok karı hedefleyerek istisna, indirim, teşvik gibi çeşitli vergi avantajlarından yararlanmak maksadıyla yurtdışına yönelmektedir. Bazı ülkeler de yatırım çekmek amacıyla özel teşvikler sağlamaktadır. Bunu küresel rekabetin doğal bir sonucu olarak kabul etmek gerekir. Doğası gereği yatırımcı, daha düşük hatta vergiden arınmış alanlara kaymak eğilimindedir.</p>
<p>Buna karşılık mali idareler ülke sermayesinin çıkışını kontrol etmek, vergi kaybını ortadan kaldırmak için bazı vergi emniyet mekanizmalarını devreye sokabilmektedir. Kontrol edilen yabancı kurum düzenlemesi gibi uygulamalar buna örnek gösterilebilir.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurum kazançlarının vergilendirilmesi, uluslararası vergi planlaması yoluyla kazançların düşük vergili veya vergisiz ülkelere kaydırılmasının önlenmesi amacıyla geliştirilen önemli bir vergi güvenlik müessesesidir. Bu düzenlemeler ile yurt dışında kurulan veya iştirak edilen şirketler aracılığıyla elde edilen kazançların, fiilen dağıtılmamış olsa dahi <strong>belirli şartların</strong> varlığı hâlinde Türkiye’de vergilendirilmesi amaçlanmaktadır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’muzun 7’nci maddesinin ilk fıkrasında;’ Tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak ayrı ayrı ya da birlikte sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50'sine sahip olmak suretiyle kontrol ettikleri yurt dışı iştiraklerinin kurum kazançları, dağıtılsın veya dağıtılmasın, maddede belirlenen şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, Türkiye'de kurumlar vergisine tâbidir’’ denilmektedir.</p>
<p><strong>Kontrol edilen yabancı kurum kazancı</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesiyle belli şartlar altında yurt dışı iştiraklere yatırım yapan mükelleflere bu iştiraklerinden fiilen kâr payı dağıtılmasa bile vergi uygulamaları açısından kâr payı dağıtılmış olduğu kabul edilmekte ve bu suretle bu iştiraklerin <strong>Kontrol edilen yabancı kurum kavramı</strong>; tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak ayrı ayrı ya da birlikte sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50’sine sahip olmak suretiyle kontrol ettikleri yurt dışı iştirakleri ifade etmektedir.</p>
<p> Maddede sözü edilen “ ve” “<strong>doğrudan veya dolaylı ayrı ayrı ya da birlikte</strong>” ifadeleri ile yurt dışındaki iştirakin ortaklık paylarının grup şirketleri veya gerçek kişiler arasında paylaştırılıp, maddede belirtilen kontrol oranının altında kalınarak kapsam dışına çıkılması engellenmektedir.</p>
<p>Yurt dışındaki bir kurumun kontrol edilen yabancı kurum sayılabilmesi için bu kurumun sermayesinin, kâr payının veya oy kullanma hakkının en az %50’sinin doğrudan veya dolaylı olarak, ayrı ayrı ya da birlikte tam mükellef gerçek kişi ve kurumlara ait olması gerekmektedir. Yurt dışı iştirakin kontrol edilen yabancı kurum olup olmadığının tespitinde, kontrol oranı olarak ilgili hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte sahip olunan en yüksek oran dikkate alınacaktır. Yurt dışı iştirake ilişkin iştirak payının (sermaye, kâr payı veya oy kullanma hakkının) tamamının, yurt dışı iştirakin hesap döneminin kapanmasından önce herhangi bir tarihte muvazaa olmaksızın elden çıkartılmış olması halinde, ilgili yurt dışı iştirak hakkında bu madde hükümleri uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>Yurt dışı iştirakin kurum kazancının Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulabilmesine şartları</strong></p>
<p>Anılan kontrol oranının sağlandığı yurt dışı iştiraklerin, Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasında “kontrol edilen yabancı kurum” olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla kontrol edilen yurt dışı iştiraklerin kurum kazançlarının, dağıtılsın veya dağıtılmasın Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>- Yurt dışı iştirakin ilgili yıldaki toplam gayri safi hasılatının %25 veya fazlasının pasif nitelikli gelirlerden oluşması </strong></p>
<p>Yurt dışı iştirakin ilgili yıldaki toplam gayri safi hasılatının %25 veya fazlasının pasif nitelikli gelirlerden oluşması gerekmektedir. <strong>Pasif nitelikli gelirler</strong>; yurt dışı iştirakin faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve eleman istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetlerinden elde edilen gelirler dışındaki <strong>faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi gelirlerden oluşmaktadır</strong>. Yurt dışı iştirakin faaliyeti ile orantılı olmayan sermaye, organizasyon ve eleman istihdamı suretiyle elde edilen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyetlerinden elde edilen gelirler de pasif nitelikli gelir sayılacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun pasif nitelikli gayrisafi hasılatının niteliğinin belirlenmesinde, söz konusu şirketin iştiraklerinden elde edeceği kâr paylarının pasif nitelikli gelir vasfı değişmeyeceğinden, kontrol edilen yabancı kurumun iştiraklerinin aktif ticari faaliyetle uğraşmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>
<p>- <strong>Yurt dışı iştirakin taşıması gereken vergi yükü</strong></p>
<p>Yurt dışında kurulu iştirakin kurum kazancının %10’dan az oranda gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması gerekmektedir. Vergi yükü, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki tanıma göre tespit edilecektir</p>
<p>- <strong>Yurt dışı iştirakin asgari gayrisafi hasılat tutarı</strong></p>
<p> Yurt dışındaki iştirakin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun uygulamasında “kontrol edilen yabancı kurum” olarak değerlendirilebilmesi için ilgili yıldaki gayrisafi hasılat tutarının 100 bin TL karşılığı yabancı paranın üzerinde olması gerekmektedir. İlgili yıldaki toplam gayrisafi hasılatı bu tutarın altında kalan iştirakler, diğer tüm koşullar bulunsa dahi kontrol edilen yabancı kurum olarak değerlendirilmeyecektir. Yurt dışındaki iştirakin hasılatının TL karşılığının tespitinde, ilgili iştirakin hesap döneminin son gününde geçerli olan T.C. Merkez Bankası’nca açıklanan döviz alış kuru esas alınacaktır.</p>
<p><strong>Tam mükellef kurumların Kurumlar Vergisi matrahına dahil edilecek kontrol edilen yabancı kurum kazancı </strong></p>
<p>Madde kapsamına giren kontrol edilen yabancı kurumların Türkiye’de vergiye tabi tutulacak kazancı, zarar mahsubu dahil giderler düşüldükten istisnalar düşülmeden önceki, vergi öncesi kurum kazançları olacaktır. Kontrol edilen yabancı kurumun geçmiş yıl zararları nedeniyle dağıtılabilir kârının olmaması durumunda Türkiye’de vergilendirilecek bir kazançtan söz edilemeyecektir.</p>
<p>Yurt dışı iştirakten elde edilmiş sayılan kazancın hesaplanmasında, yurt dışı iştirakin ilgili hesap döneminin kapandığı tarihte sahip olunan iştirak oranı (sermaye, kâr payı veya oy kullanma hakkı oranı) dikkate alınacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun kârının sermayeye eklenmesi durumunda da söz konusu kazanç anılan madde hükümleri çerçevesinde vergilendirilecektir. Tam mükellef kurumlar ile birlikte tam mükellef gerçek kişilerin de kontrol edilen yabancı kuruma ortak olmaları halinde, gerçek kişilerin elinde bulunan hisse senetleri ve iştirak hisseleri yurt dışında kurulu şirketin kontrol edilen yabancı kurum olup olmadığının tespitinde dikkate alınacaktır. Bununla birlikte; söz konusu gerçek kişilerin kontrol edilen yabancı kurum üzerinden elde edecekleri kazançlar, bu madde kapsamında değerlendirilmeyecek, sadece tam mükellef kurum tarafından elde edilen kazançlar bu madde kapsamında kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurum şartlarının gerçekleşmesi halinde yurt dışında kurulu iştirakin elde etmiş olduğu kâr, söz konusu iştirakin hesap döneminin kapandığı ayı içeren hesap dönemi itibarıyla tam mükellef kurumların kurumlar vergisi matrahlarına (ve geçici vergi dönemleri itibarıyla da geçici vergi matrahlarına) hisseleri oranında dahil edilecektir.</p>
<p>Kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülkede <strong>on iki ayı aşan bir hesap döneminin</strong> <strong>bulunmas</strong>ı halinde, kazancın elde edilme tarihinin belirlenmesinde yurt dışındaki şirketin hesap dönemi takvim yılı olarak dikkate alınacaktır. Öte yandan, kontrol edilen yabancı kurumun zararlarının söz konusu kuruma iştirak eden tam mükellef kurumların kazançlarının tespitinde dikkate alınabilmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>
<p>Tam mükellef kurumların dolaylı iştirak ettiği kontrol edilen yabancı kurum kazançları da doğrudan iştirak ettiği yabancı kurum kazançları gibi tespit edilecek olup, her iki şirketin kazancı da Türkiye’de vergiye tabi tutulacaktır. Her iki şirketin kazancının da Türkiye’de vergiye tabi tutulmasından sonra, şirketler arasında kâr dağıtımı olması durumunda; daha önce vergilenen kârın tekrar Türkiye’de vergiye tabi tutulması söz konusu olmayacaktır.</p>
<p><strong>İştirakin yurt dışında ödediği vergilerin mahsubu</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33’üncü maddesine göre, yurt dışındaki iştirakin bulunduğu ülkede ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler kontrol edilen yabancı kurumun Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilecektir. Ancak, kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülke dışındaki ülkelerde ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin, söz konusu kurumun Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>İştirakin kâr paylarını dağıtması durumunda vergileme</strong></p>
<p>Yurt dışı iştirakin kontrol edilen yabancı kurum kazancı kapsamında Türkiye’de vergilendirilmiş kazancının yurt dışındaki kurum tarafından sonradan dağıtılması halinde, elde edilen kâr paylarının daha önce Türkiye’de vergilendirilmiş kısmı ayrıca vergilendirilmeyecektir.</p>
<p>Ancak, daha sonraki yıllarda, kontrol edilen yabancı kurumun Türkiye’de vergiye tabi tutulmuş kazancından daha fazla kâr payı dağıtılması halinde, aşan kısım kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.</p>
<p><strong>Kontrol edilen yabancı kurum müessesesi ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme anlaşmaları </strong></p>
<p> Yürürlükte bulunan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, Türkiye’nin Kurumlar Vergisi Kanununun 7 inci maddesinde yer alan “Kontrol edilen yabancı kurum kazancı” hükümlerine göre kendi mukimlerini vergileme hakkını sınırlandırmamaktadır. Diğer bir anlatımla, diğer devlet mukimi bir kurum tarafından Türkiye’de mukim bir kuruma kâr payı dağıtılsın ya da dağıtılmasın Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Kontrol edilen yabancı kurum kazancı” hükümleri uygulanacaktır. Ancak, diğer bir devlette mukim olan kurum tarafından kontrol edilen yabancı kurum kazancı olarak Türkiye’de vergiye tabi tutulmuş olan kazancın, kâr payı olarak Türkiye’de mukim bir kuruma dağıtıldığı durumlarda, Anlaşmalarda yer alan “Temettüler” in vergilendirilmesi ve “Çifte vergilemenin önlenmesi” ile ilgili hükümler normal şekilde uygulanacaktır. Kaynak ülke tarafından dağıtılan kâr payları üzerinden bir vergileme yapılması ve bu kâr paylarının Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna edilmemiş olması durumunda, kâr payının, elde edildiği yıl kurum kazancına eklenerek üzerinden kurumlar vergisinin hesaplanması ve bu kâr payı ile ilgili olarak diğer ülkede ödenen vergilerin anlaşma ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yurt dışında ödenen vergilerin mahsubuyla ilgili hükümleri çerçevesinde mahsup edilmesi, bu mahsup sonrasında arta kalan bir tutarın mevcut olması halinde, daha önce kontrol edilen yabancı kurum kazancı olarak vergiye tabi tutulmuş bulunan kazanç üzerinden hesaplanıp ödenen kurumlar vergisinin söz konusu kâr payına atfedilen kısmının da kalan tutar üzerinden mahsup edilmesi gerekmektedir. Mahsup edilemeyen kısım, kâr payının Türkiye’ye getirilmiş olması kaydıyla iade edilebilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrol-edilen-yabanci-kurum-kazanclari-ve-vergileme-86271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrol edilen yabancı kurum kazançları ve vergileme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-ve-sosyal-alanda-yapay-zekanin-elli-tonu-86270</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi ve sosyal alanda yapay zekânın elli tonu...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji dünyasının konusu değil; ekonomiden eğitime, sağlıktan istihdama, üretimden kültüre kadar hayatın her alanını dönüştürüyor. Stanford HAI’nin 2026 AI Index verileri de teknolojinin gelişme hızının, toplumların ve kurumların bu dönüşüme uyum sağlama hızını geride bıraktığına işaret ediyor.</strong></p>
<p><em>Gerek Stanford HAI'nin 2026 AI Index raporunda yer alan gerekse bu alanda uzmanların hatta otoritelerin görüş ve değerlendirmelerinden yararlandığım yazımı bilginize sunuyorum.</em></p>
<p><em>Yapay zekâ artık yalnızca bilgisayarların, yazılımcıların ve teknoloji şirketlerinin konusu değil.</em></p>
<p><em>O, hayatın hemen her alanına dokunan yeni bir çağın adı. </em></p>
<p><em>Fakat yapay zekânın tek bir rengi yok. </em></p>
<p><em>Onun ekonomik, sosyal, kültürel, etik, insani ve hatta siyasi olmak üzere birbirinden farklı elli tonu var.</em></p>
<p><em>Bir zamanlar yapay zekâ denildiğinde akla bilim kurgu filmleri, insana benzeyen robotlar ve uzak bir gelecek gelirdi.</em></p>
<p><em>Bugün ise durum tamamen farklı…</em></p>
<p><em>Yapay zekâ bir araştırma laboratuvarından çıkıp cebimizdeki telefona, ofisimizdeki bilgisayara, fabrikadaki üretim hattına, hastanelere, üniversitelere, bankalara ve medya dünyasına kadar girdi.</em></p>
<p><em>Üstelik bu giriş sessiz ve yavaş olmadı.</em></p>
<p><em>Yapay zekânın gelişme hızı, toplumların ona uyum sağlama hızını geride bırakmaya başladı. </em></p>
<p><em>Stanford HAI'nin 2026 AI Index raporuna göre yapay zekâ modellerinin teknik kapasitesi hızla yükselirken, kurumların bu teknolojiyi yönetme, ölçme ve güvenli biçimde kullanma kapasitesi aynı ölçüde ilerlemiyor.</em></p>
<p><em>İşte tam da bu nedenle yapay zekâyı tek bir pencereden değerlendirmek artık mümkün değil.</em></p>
<p><em>Yapay zekâ, bir zamanlar bilim kurgu filmlerinin konusu olan uzak bir gelecek teknolojisiydi.</em></p>
<p><em>Bugün ise cep telefonlarımızdan iş dünyasına, eğitimden sağlığa, üretimden sanata kadar hayatın hemen her alanına girmiş durumda.</em></p>
<p><em>Üstelik yapay zekânın etkisi yalnızca teknolojik gelişmelerle sınırlı değil; ekonomik, sosyal, kültürel ve etik sonuçlarıyla insanlığın geleceğini de şekillendiriyor.</em></p>
<p><em>Bu nedenle yapay zekâyı tek bir pencereden değerlendirmek mümkün değil.</em></p>
<p><em>Onun ekonomik büyümeden istihdama, yaratıcılıktan güvenliğe kadar çok sayıda tonu bulunuyor.</em></p>
<p><em>Yapay zekânın en güçlü tonlarından biri verimlilik…</em></p>
<p><em>İnsanların saatlerce yaptığı araştırma, veri analizi, raporlama ve içerik hazırlama gibi işler çok daha kısa sürede gerçekleştirilebiliyor.</em></p>
<p><em>Bu durum şirketlere zaman ve maliyet avantajı sağlarken, çalışanların iş yapma biçimlerini de değiştiriyor.</em></p>
<p><em>Gelecekte rekabet yalnızca yapay zekâya sahip olmakla değil, onu iş süreçlerine doğru biçimde entegre etmekle belirlenecek.</em></p>
<p><strong><em>KOBİ’ler açısından büyük fırsatlar taşıyor.</em></strong></p>
<p><em>Bu dönüşüm özellikle KOBİ’ler açısından büyük fırsatlar taşıyor.</em></p>
<p><em>Büyük şirketlerin sahip olduğu araştırma, pazarlama ve analiz ekiplerine küçük işletmelerin aynı ölçekte sahip olması mümkün değil. </em></p>
<p>Yapay zekâ ise KOBİ’lere pazar araştırması yapma, rakipleri analiz etme, müşteri taleplerini değerlendirme, yabancı dillerde iletişim kurma, satış tahminleri hazırlama ve yeni ürün fikirleri geliştirme imkânı sunuyor.</p>
<p> Böylece teknoloji, büyük şirketlerle küçük işletmeler arasındaki rekabet farkını azaltabilecek önemli bir araç haline geliyor.</p>
<p><strong>İstihdam ve insan emeği</strong></p>
<p>Ancak yapay zekânın bir başka tonu da istihdam ve insan emeği…</p>
<p>Bazı görevlerin otomatikleşmesi, bazı mesleklerin küçülmesine veya yeniden tanımlanmasına yol açabilir.</p>
<p>Buna karşılık yeni meslekler ve uzmanlık alanları da ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla temel mesele “Yapay zekâ insanların işlerini tamamen ortadan kaldıracak mı?” sorusundan çok, “İnsanlar yapay zekâ ile birlikte çalışmaya nasıl hazırlanacak?” sorusudur.</p>
<p>Geleceğin çalışanı için teknolojiyi kullanabilme, doğru soru sorabilme, eleştirel düşünebilme ve sonuçları değerlendirebilme becerileri büyük önem kazanacaktır.</p>
<p><strong>Eğitim</strong></p>
<p>Eğitim de bu dönüşümün merkezindedir. Bilgiye ulaşmanın artık çok kolay olduğu bir dünyada asıl değer, doğru bilgiyi seçmek ve yorumlamaktır. Yapay zekâ öğrenciler için kişisel bir yardımcı ve öğretmen gibi kullanılabilir. Fakat öğretmenin rolü ortadan kalkmayacak; aksine rehberlik, değerlendirme, motivasyon ve insan ilişkileri açısından daha önemli hale gelecektir.</p>
<p><strong>Sağlık alanında ise yapay zekâ büyük umutlar taşıyor</strong></p>
<p>Tıbbi görüntülerin değerlendirilmesi, hastalıkların erken fark edilmesi, bilimsel verilerin analiz edilmesi ve ilaç geliştirme gibi alanlarda yapay zekâdan yararlanılıyor.</p>
<p>Ancak sağlık gibi kritik alanlarda teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan uzmanlığının ve hasta güvenliğinin merkezde tutulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ gerçekten yaratıcı olabilir mi?</strong></p>
<p>Yapay zekânın yaratıcılık üzerindeki etkisi de dikkat çekici.</p>
<p>Artık metin yazabiliyor, müzik ve görsel oluşturabiliyor, video hazırlayabiliyor ve yazılım geliştirebiliyor. Bu durum “Yapay zekâ gerçekten yaratıcı olabilir mi?” sorusunu gündeme getiriyor.</p>
<p>Belki de gelecekte insan ile yapay zekâ arasında bir rekabetten çok, yeni bir ortak yaratıcılık anlayışı gelişecek.</p>
<p><strong>Yapay zekânın riskli tonları da bulunuyor</strong></p>
<p>Bununla birlikte yapay zekânın riskli tonları da bulunuyor.</p>
<p>Yanlış veya uydurma bilgilerin gerçekmiş gibi sunulması, kişisel verilerin korunması, mahremiyet, sahte görüntü ve seslerin yayılması, algoritmik ayrımcılık ve sorumluluğun kime ait olacağı gibi sorunlar giderek önem kazanıyor.</p>
<p>Yapay zekâya güvenmek ile onu sorgulamadan kabul etmek aynı şey değildir.</p>
<p>İnsanların yapay zekânın ürettiği bilgileri kontrol etme alışkanlığı kazanması gerekiyor.</p>
<p><strong>Bir başka önemli konu enerji ve çevre</strong></p>
<p>Büyük yapay zekâ sistemlerinin çalışması için güçlü veri merkezlerine, elektrik ve soğutma altyapısına ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin yapay zekâsının yalnızca daha güçlü ve akıllı olması değil, aynı zamanda daha az enerji tüketen ve çevreye daha az yük getiren teknolojiler geliştirmesi gerekiyor.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler yapay zekânın artık yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu olmadığını gösteriyor. Devletler, eğitim kurumları, işletmeler, çalışanlar ve toplumun tamamı bu dönüşümün parçası olmak zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ konusunda geride kalmak ekonomik ve sosyal açıdan önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Ancak teknolojiyi sorgulamadan kabul etmek de aynı derecede tehlikelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak yapay zekânın tek bir tonu yoktur.</strong></p>
<p>O; verimliliğin, rekabetin, yeniliğin, yaratıcılığın, eğitimin ve sağlıkta ilerlemenin tonu olduğu kadar; iş dönüşümünün, mahremiyetin, yanlış bilginin, güvenliğin ve etik sorumluluğun da tonudur.</p>
<p>Belki gelecekte bu elli ton yüzlerce tona dönüşecek.</p>
<p>Fakat hangi tonun baskın olacağına yalnızca makineler karar vermeyecek.</p>
<p>Kararı insanlar verecek.</p>
<p>Bu nedenle yapay zekâ çağının en önemli sorusu <strong>“Yapay zekâ ne kadar akıllı olacak?” değil, “İnsanlık sahip olduğu bu büyük gücü ne kadar akıllıca kullanabilecek?” </strong>sorusudur.</p>
<p><strong>Çünkü yapay zekânın geleceği, aslında insanlığın geleceğidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-ve-sosyal-alanda-yapay-zekanin-elli-tonu-86270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi ve sosyal alanda yapay zekânın elli tonu... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jackson-hole-toplantisinda-ne-fiyatlanacak-86269</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jackson Hole Toplantısı’nda ne fiyatlanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Jackson Hole Sempozyumu, FED Başkanı Kevin Warsh’ın başkan olarak yapacağı ilk konuşma nedeniyle küresel piyasaların odağına yerleşiyor. Enflasyon, faizlerin seyri ve yükselen tahvil getirileriyle birlikte enerji fiyatlarından ticaret politikalarına kadar uzanan risklerin gölgesinde, Warsh’ın vereceği mesajlar piyasaların kısa vadeli yönünde belirleyici olabilir.</strong></p>
<p>27-29 Ağustos tarihleri arasında FED’in Kansas City departmanı sponsorluğunda gerçekleşecek olan geleneksel ekonomik politikalar sempozyumu önem arz edecek açıklamalara sahne olabilir. Her yıl FED guvernörleri, üst düzey finans yöneticileri, küresel merkez bankası başkanları, akademisyenler ve gazeteciler şeklinde geniş katılımlı bir şekilde gerçekleşen sempozyumun bu sene için belirlenen başlığı <strong>“Finansal İnovasyon: Ödemeler ve Politika Etkileri”</strong> şeklinde belirlenmiştir.</p>
<p>FED Başkanı Kevin Warsh, Wyoming'de düzenlenecek Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu'nda başkan olarak ilk konuşmasını yapacak. Geçtiğimiz ay içerisinde açıklanan makroekonomik veriler neticesinde Warsh, piyasalara yönelik olarak ileriye dönük bir yönlendirmeyi henüz yapmayı tercih etmedi. Powell sonrasında farklı bir çizgi izleyeceğinin sinyalleri de Verdi. Ancak piyasalar ABD Merkez Bankası’nın (FED) enflasyon ile mücadelede faiz politikası açısından gerekli sıkılığı göstermediğini düşünerek uzun vadeli 10 yıllık tahvil faizlerinde <strong>%4.75 </strong>ile 30 yıllık tahvil faizlerinde de <strong>%5.34</strong> seviyelerine kadar bir yükseliş gerçekleşmesine neden oldu.</p>
<p>Son dönemde açıklanan veriler ertesinde FED’in yılsonuna kadar faiz artırım ihtimalini hızla geriye çekmesi ile birlikte piyasalarda 2027 yılına ilişkin olarak tekrar faiz indirim politikasının devreye girip girmeyeceği fiyatlanmaya başlandı. Bu noktada özellikle uzun vadeli ABD tahvil faizlerinin FED’in gösterge faizini sabit tutmasının, enflasyonun <strong>%2’lik</strong> uzun vadeli hedef seviyenin üzerinde kalma süresini de uzatacağı (65 aydır) görüşünü desteklemesiyle son yılların en yüksek seviyelerine tırmandı. Bu gelişme aynı zamanda 1990'ların başından bu yana görülen en uzun süreli hedef aşımını ifade etmektedir.</p>
<p>ABD-İran arasında yaşanan sıcak savaş durumunun Mart-Mayıs döneminde petrol fiyatı ortalamasını 100 doların üzerinde kalmasını sağlarken, Haziran ayında 82 dolar ortalama, Temmuz ayı da 84 dolar ortalama ile tamamlamasına yol açtı. Ağustos ayı sonuna gelirken bölgede beklenen rahatlamanın henüz sağlanmamış olması nedeniyle enerji kaynaklı enflasyonist baskının bir süre daha devam edebileceğini gözükmektedir.</p>
<p>Diğer taraftan ABD Hazine Bakanlığı’nın genişletilen tahvil geri alım programını finanse etmek için yaklaşık <strong>1 trilyon dolarlık</strong> Hazine Genel Hesabı'ndaki kaynakların bir bölümünü kullanmayı değerlendirdiği haberinin gündeme gelmesi ile birlikte tahvil faizlerinde kısmi bir gerilemenin yaşandığını da görmekteyiz.</p>
<p>Piyasalarda daha önce tahvil geri alımlarının yeni kısa vadeli hazine bonosu satışlarıyla finanse edilmesi bekleniyordu. Bessent bu yaklaşımı <strong>"Treasury Twist"</strong> olarak tanımlamıştı. Hazine geçen hafta, uzun vadeli tahvillerde işlem başına uygulanacak geri alım miktarını <strong>en az iki katına</strong> çıkaracağını açıklamıştı.</p>
<p>Buna göre 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli tahvillerde işlem başına üst <strong>sınır 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara</strong> yükseltilecektir. Daha büyük ölçekli operasyonların 9 Eylül'de başlaması ve 4 Kasım'da sona ermesi planlanıyor.<sup>(1)</sup></p>
<p>Neticede piyasalar açısından konuya baktığımızda FED’in faiz indirimi beklentileri piyasaların risk iştahını ayakta tutuyor olsa da özellikle gelen ÜFE verisinden sonra, yükselen gümrük vergileri (en son Kanada’ya tekrar ilave gümrük vergisi geldi) ve enflasyon riskinin tam anlamıyla fiyatlanmadığı görüşü öne çıkmaktadır. Tüm bu belirsizlikler içerisinde Jackson Hole Sempozyumunun kısa vadede piyasalara yön vermesi beklenmektedir.</p>
<p><strong>Jackson Hole 2026’da ne farklı olabilir?</strong></p>
<p>Bu yılki en büyük değişiklik, 2026'nın başlarında Jerome Powell'ın yerine Federal Rezerv Başkanı olarak görev yapan Kevin Warsh başkanlığı olacaktır. Bu toplantı FED Başkanı olarak Jackson Hole'daki ilk toplantısı olacak, bu yüzden yatırımcılar başkanın para politikası yaklaşımını yakından takip edecekler.</p>
<p>Bu güne kadar Warsh, ileriye dönük faiz kararları hakkında Powell'a kıyasla daha az net sinyaller verdi. Bu durum, konuşmasını da tahmin etmeyi daha zor ve piyasalar için potansiyel olarak daha önemli hale getirmektedir. Yatırımcılar, onun hâlâ enflasyondan endişe edip etmediğine ya da faiz oranlarının enflasyonu FED'in %2'lik hedefine geri getirecek kadar yüksek olduğunu düşündüğüne dair ipuçlarını arayacaktır. Özellikle faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması gerektiği veya tekrar yükselebileceği önerisi piyasalar üzerinde büyük bir etki yaratabilir.</p>
<p><strong>Yatırımcıların dikkat edeceği noktalar</strong></p>
<p><strong>- Enflasyon:</strong> Mevcut durumda FED yüksek enflasyondan mı endişe ediyor, yoksa enflasyonun %2'ye doğru geri döndüğünü mü düşünüyor?</p>
<p><strong>- Faiz oranları:</strong> FED faizlerin yüksek kalması mı yoksa daha da yükselmesi gerektiğini mi düşünüyor?</p>
<p><strong>- FED iletişimi:</strong> Toplantıda FED'in bundan sonra ne yapabileceği konusunda net ipuçları verilecek mi? Enflasyona daha güçlü bir odaklanma ABD dolarını destekleyebilirken, ekonomik büyüme konusunda daha fazla endişe onu zayıflatabilir.</p>
<p>Sonuç olarak toplantıların genel konseptinin akademik yönden zengin içerikli sunumlar, tartışmalar ve paneller ile destekleniyor olması göz önüne alındığında, FED başkanının piyasa odaklı kapsamlı net bir açıklama yapmasından ziyade ABD ekonomisindeki daha uzun vadeli yapısal ekonomik sorunlara dikkat çekmesinin muhtemel bir gelişme olmasını bekliyorum.</p>
<p>--</p>
<p>(1)  https://www.ekonomim.com/kuresel-ekonomi/abd-hazinesi-1-trilyon-dolarlik-hesabi-tahvil-geri-alimlarinda-kullanabilir-haberi-913972</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jackson-hole-toplantisinda-ne-fiyatlanacak-86269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jackson Hole Toplantısı’nda ne fiyatlanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-tahvil-faizlerindeki-yukselis-86268</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD tahvil faizlerindeki yükseliş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftanın konusu ABD tahvil faizlerinin sene başından beri hızlı sayılabilecek bir şekilde yükselmesi karşısında ABD Hazinesi’nin aldığı önlemler, ve buna karşı da son dönemlerin en başarılı makro yatırımcılarından, bir zamanlar ünlü spekülatör Soros’un yardımcısı olan Stanley Druckenmiller’ın 24 Ağustos’ta WSJ’de yayınlanan “Bırakın Tahvil Piyasası Konuşsun” (Let the Bond Market Speak) başlıklı yazısı ve bu yazı üzerinden alevlenen tartışmalar. (Yazısında karşı çıktığı operasyonları yöneten ABD Hazine bakanı Bessent’in, ve de Fed Başkanı Warsh’un kendi yanında yetişmiş olmaları da ilginç bir ayrıntı.)</p>
<p>Sene başından beri (ABD-İran savaşının başladığı kısa bir dönem dışında) ABD 10 ve 30 yıllıklarda daimi bir artış görülüyor. Son Hazine operasyonundan önce de 10 yıllıklar %4.7, 30 yıllıklar ise %5.3 ile son 29 yılın en yüksek seviyelerine çıktılar. 19 Ağustos'ta Hazine Bakanı Scott Bessent, özellikle 10-30 yıl vadeli tahvillerdeki geri alım operasyonlarının büyüklüğünü 2 milyar dolardan 4 milyar dolara çıkardı. Hazine bu operasyonu eski ve daha az likit Treasury'leri piyasadan alarak piyasanın likiditesini artıran bir likidite desteği olarak açıklamasına rağmen piyasa bunu kısmen uzun vadeli faizleri aşağı çekme operasyonu olarak yorumladı. Ancak bu yorum bence baştan yanlıştı çünkü bu şekilde programın sonu olan 4 Kasım’a kadar 69 milyar dolardan 83 milyara çıkmakta. Halbuki, aynı dönemde Hazine’nin net tahvil ihracı 700 milyardan fazla olacak. Yani devede kulak diyebiliriz. Nitekim ilk olumlu etki çok kısa sürdü.</p>
<p>Peki ABD tahvil faizleri neden yükseliyor? Bunun nedeni konusunda farklı görüşler söz konusu:</p>
<p>- En çok ortaya atılan sebep ABD kamu borcunun %100’ü aşmış olması ve ABD bütçesinin de halihazırda %6 civarında açık vermesi. Bunu finanse edebilmek için yatırımcılar her sene artan miktarda ABD tahvili almak durumundalar.</p>
<p>- Uzun bir zaman yapılan miktarsal genişleme (QE) operasyonlarıyla faizler çok düşük tutuldu. (2010-2022 arasında 10-yıllıklar %2.5-3.0 arasındaydı.) Şimdi yatırımcı yeniden bir vade primi görmek istiyor.</p>
<p>- Piyasa Fed’in faiz indireceğinden emin değil. Her ne kadar enflasyon rakamları iyi geliyorsa da, Fed’in en çok baktığı gösterge olan Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) artışı halen %3.6.</p>
<p>- Özel sektör sermaye çekmek için kamu ile büyük bir yarışa girmiş durumda. Şöyle ki, son dönemde Aİ ve onunla bağlantılı şirketlerin sermaye ihtiyaçları ve bunun için ihraç ettikleri ve edecekleri menkul değerler rekor seviyelere çıktı.</p>
<p>- Daha önce ABD tahvillerinin alıcısı olan pek çok ülke artık nette satıcı, veya en azından yeni ihraçlarda alıcı konumunda değil. Bu da yapılacak ihraçların pazarını oldukça daraltıyor.</p>
<p>Bir “makro” yatırımcısı olarak Druckenmiller birinci görüşü savunuyor, ve yatırımcıların ABD’nin borç sürdürebilirliğinden endişe duydukları için yüksek faiz istediklerini, ve bunun çözümünün de sıkı bir maliye politikası ile bütçe açığının küçültülmesinden geçtiğini savunuyor.</p>
<p>Ben ise son iki görüşe daha meyilliyim. Hatta, Bessent’in bu hamlelerinin yüksek borçlanmanın arifesinde olan bu şirketlere arka çıkmak için yapıldığını düşünüyorum. Uzun vadeli faizlerin düşürülmesi hem şirket değerlemelerini yükseltecek, hem de borçlanma maliyetlerini düşürecek. Ancak yapılan operasyonun (hele bu kadar küçük miktarlarla) başarılı olacağını da düşünmüyorum.</p>
<p>Nedense piyasalar tarafından görmezlikten gelinen diğer nokta ise Dünyada merkez bankaları genelinde ABD tahvil alıcılarının ortadan kalkmış olması. Sene başından beri Japonya, Türkiye, Hindistan, Kore, Tayvan başta olmak üzere pek çok ülke ABD tahvillerinde nette satıcı oldu. Japonya rakamlarını yayınlamıyor ama satışların 100 milyar doları geçtiği söyleniyor. Türkiye’nin 14 milyar dolar civarında olduğunu biliyoruz. Belki bunlar ABD’nin 40 trilyon dolara varan toplam kamu borcu içerisinde çok büyük rakamlar değil, ama unutmayalım ki piyasadaki fiyatlamaları yönlendiren olgu akımlardır, stoklar değil. ABD’nin gelecek olan borçlanmalarını karşılayacak akımlar ise son derece azalmış durumda.</p>
<p>Druckenmiller’in WSJ yazısını yazarken yapay zekadan yararlandığını kabul etmiş olması da bir başka tartışma alanı yaratmış durumda. Açıkçası bu “ifşaat” çok mu şaşırtıcı, bence değil. Yakında “bu yiyeceğin içinde domuz eti yoktur” gibi “bu yazının yazımında Aİ kullanılmamıştır” şeklinde bir açıklama gerekecek galiba. Bence esas tartışılması gereken Druckenmiller’in Aİ kullanıp kullanmadığı değil, ortaya attığı fikirlerin geçerli olup olmadığı olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-tahvil-faizlerindeki-yukselis-86268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-goz-gore-gore-geliyor-86279</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı Pazartesi göz göre göre geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi: İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü romanı, daha ilk cümleden sonu belli olan bir cinayeti anlatır. Kasabadaki herkes Santiago Nasar’ın öldürüleceğini bilir. Katiller bunu gizlemez, hatta bağıra çağıra ilan eder. Buna rağmen herkes, “Nasıl olsa biri engeller” diye düşünür. Sonunda cinayet, herkesin gözü önünde işlenir.</p>
<p>Sermaye piyasamızın bugün geldiği noktaya baktığımda, nedense kendimi o kasabada hissediyorum.</p>
<p>Borsamızda uzun süredir manipülatörler at koşturuyor. Bazı hisselerin değeri akıl almaz biçimde şişiriliyor, ardından küçük yatırımcının parası pul ediliyor. Fiyatların gerçeklikten koptuğu görülüyor ama nedense herkes biraz daha bekliyor. Birilerinin çıkıp müdahale edeceğine inanılıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fc8d3aa1c3-1787807955.jpg" alt="" width="700" height="383" />
<figcaption><strong>MSCI, kasım ayında Türkiye piyasasının durumuna ilişkin değerlendirmesini yapacak. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Daha da vahimi, piyasayı denetlemekle görevli kurumların da uzun süre olup biteni seyrettiği düşüncesinin yaygınlaşması. Kasabanın sakinleri olarak bizler de çok masum değiliz. Balonları gördük, fısıltıları duyduk, fiyatların nereye gittiğini izledik. Ama çoğu zaman sesimizi yeterince çıkarmadık. Çünkü fiyat yükselirken kimse sorgulamak istemedi; kazanan tarafta kalmak, haklı çıkmaktan daha cazip geldi.</p>
<p>Şimdi önümüzde önemli bir eşik var. MSCI, kasım ayında Türkiye piyasasının durumuna ilişkin değerlendirmesini yapacak. Yapısal sorunların giderildiğine kanaat getirirse mevcut konumumuzu koruyabiliriz. Aksi halde daha alt bir kümeye düşürülmemiz gündeme gelebilir.</p>
<p>SPK’nın yeni yönetiminin sorunun farkında olduğu ve son dönemde bazı adımlar attığı görülüyor. Ancak yıllardır biriken güven kaybını birkaç operasyonla gidermek kolay değil. Çünkü sorun yalnızca kötü niyetlileri, manipülatörleri yakalamaktan ibaret değil. Kurallara uyan yatırımcının “Ben bu piyasada güvendeyim” diyebilmesini sağlamak şart.</p>
<p>MSCI’nın vereceği karar bu nedenle önemli. Mesele birkaç kademe aşağı ya da yukarı gitmekten ibaret değil; Türkiye borsasının itibarı tartışılacak. Bu sınavı geçemezsek bedeli yalnızca birkaç yatırımcı değil, piyasanın tamamı ve ülke öder.</p>
<p>Kırmızı Pazartesi’de herkes cinayetin işleneceğini biliyordu. Bizim hikâyemizde de tehlikeyi görmeyen pek kimse yok. Geri dönüşü olmayan çizgi henüz geçilmedi. Ama daha ne kadar beklenecek?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazartesi-goz-gore-gore-geliyor-86279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MSCI, kasım ayında Türkiye piyasasının durumuna ilişkin değerlendirmesini yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cia-baskanindan-rusyaya-kritik-ziyaret-mesaj-ukrayna-mi-iran-mi-86267</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> CIA Başkanı’ndan Rusya’ya kritik ziyaret: Mesaj Ukrayna mı, İran mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CIA Başkanı John Ratcliffe’in 2021’den bu yana bir CIA başkanının Rusya’ya yaptığı ilk bilinen ziyareti gerçekleştirmesi, Washington-Moskova hattında yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor. Rusya’nın Kaliningrad’daki askeri hareketliliği ve NATO’yu “test etme” ihtimali tartışılırken, ziyaretin Ukrayna savaşının yanı sıra İran dosyasına ilişkin kritik mesajlar da taşıdığı değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>CIA Başkanı John Ratcliffe, tam da ABD'nin İran'a tam teşekküllü bir "ekonomik savaş" açtığı, Rusya'nın ise Ukrayna'ya geniş çaplı bir saldırı için hareketlendiği dönemde, Salı günü Moskova’ya bir kaç saatlik kısa ancak çok kritik bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>
<p>Ratcliffe’in Moskova ziyareti 2021’den bu yana bir CIA Başkanı’nın Rusya’ya yaptığı ilk bilinen ziyaret. Kasım 2021’de dönemin CIA Başkanı William Burns Moskova’ya gitmiş ve Rus Lider Vladimir Putin ile görüşerek ABD’nin Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı hazırlıklarından haberdar olduğunu bildirmişti. Bu görüşmeden yaklaşık üç ay sonra Rusya, Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgali başlatmıştı.</p>
<p>Şimdi yeniden bir CİA Başkanı'nın Moskova'ya gitmesini, Ukrayna savaşında "yeni bir dönüm noktasının" işareti olarak yorumlamak mümkün. Nitekim, Wall Street Journal gazetesi de ziyareti, ABD istihbaratının Rusya’nın yeni bir askeri seferberlik için hazırlık yaptığını değerlendirmesine bağladı.</p>
<p><strong>Rusya’nın NATO’yu “test etme” ihtimali…</strong></p>
<p>WSJ haberinde özellikle Rusya'nın Kaliningrad’daki hareketliliğinin Batı istihbarat teşkilatlarının dikkatini çektiği bilgisine yer verildi.</p>
<p>Rusya’nın Baltık Denizi kıyısında bulunan ve NATO ülkeleriyle çevrili durumdaki Kaliningrad'daki askeri hareketlilik, Rusya’nın yalnızca Ukrayna cephesini değil, NATO ile olası bir çatışma senaryosunu da hesaba kattığı yönündeki kaygıları artırıyor.</p>
<p>Estonya, Letonya ve Litvanya’nın Kaliningrad üzerinden Rusya ile sınırı bulunuyor. Bu ülkeler NATO üyesi oldukları için herhangi bir askeri saldırı doğrudan ittifakın kolektif savunma mekanizmasını gündeme getirebilir. Nitekim ABD yönetimi de, CIA Başkanı üzerinden Moskova'yı "NATO'yu test edecek bir operasyona kalkışmaması" konusunda uyarmış olabilir.</p>
<p>Rusya’nın NATO'yu "test etmek" için doğrudan büyük bir saldırı yerine daha düşük yoğunluklu bir yöntem seçmesi de mümkün; Siber saldırılar, sabotaj, kritik altyapı müdahaleleri, sınır ihlalleri ya da kaynağı kolayca tespit edilemeyen hibrit operasyonların da gündeme gelme ihtimali de son dönemde akademik çevrelerde ve uluslararası basındaki tartışmalarda görünür hale gelmiş durumda. Yorumlar,  Rusya'nın NATO ile savaşa girmek yerine, NATO’nun 5. maddeyi ne kadar hızlı ve kararlı biçimde uygulayacağını görmek isteyebileceği yönünde ağırlık kazanıyor.</p>
<p>Washington'un Moskova'ya kritik mesajı CIA Başkanı üzerinden vermek istemesinin nedeni de, bu beklentilerin ağırlık kazanması ile açıklanabilir. Washington, tıpkı 2021 yılında yine bir CIA Başkanı ziyareti ile yaptığı gibi, bu kez de "erken uyarı ve caydırıcılık" mesajı veriyor olabilir.</p>
<p><strong>İngiltere’de “olağanüstü durum” hazırlıkları</strong></p>
<p>Ratcliffe’in Moskova ziyaretiyle aynı dönemde İngiltere'deki "olağanüstü duruma hazırlık" hareketliliği de dikkat çekici. Basına sızan haberler, İngiliz hükümetinin de tam bu dönemde "Home Defence Programme" (Yurt Savunması Programı) kapsamında devlet kurumları ve toplum genelinde dayanıklılığı artırmaya yöneldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İkinci olası mesaj; İran’a yönelik ABD ekonomik baskısı</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelir gelmez Moskova'yla "gerginlik" değil, "çözüm ve işbirliği" arayan politikaları düşünüldüğünde, CIA Başkanı'nın ziyaretinin Washington açısından bir başka çok kritik dosya, İran meselesi konusunda olabileceğini de hesaba katmak mümkün.</p>
<p>24 Ağustos’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran’la ekonomik ilişkileri sürdüren ülke ve şirketlere yönelik yaptırım baskısını arttırılacağını açıklaması ile Washington Tahran’a karşı yeni bir ekonomik kuşatma başlatmıştı.</p>
<p>İran’ın en önemli ticaret ortakları arasında Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Körfez ülkeleri bulunuyor. Dolayısıyla Washington’ın İran’a ekonomik baskı uygulayabilmesi, sadece Tahran’ı değil, İran’la iş yapan ülkeleri de etkileme kapasitesine bağlı.</p>
<p>Dünya enerji ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de yaşanacak uzun süreli bir kriz, Avrupa’dan Asya’ya kadar enerji piyasalarını etkileyebilir. Bu nedenle Washington’ın İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırdığı bir dönemde Moskova ile bu konuyu görüşmek istemesi şaşırtıcı olmaz. CIA Başkanı'nın ziyaretinin zamanlaması, Ratcliffe’in Moskova’ya, “İran üzerindeki etkinizi kullanın” mesajı götürmüş olması ihtimalini de güçlendirir nitelikte.</p>
<p><strong>Kasım’a kadar İran’a “füze yerine yaptırım”</strong></p>
<p>Kasım ayındaki ara seçimler yaklaştıkça, ABD yönetiminde de İran meselesini "yönetilebilir" hale getirme telaşı dikkat çekici şekilde artmaya başladı.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bazı yabancı mevkidaşlarına, “şimdilik” İran’a yönelik yeni bir Amerikan saldırısı beklenmediğini ilettiği bilgisi uluslararası basına sızmış durumda. Belli ki Washington yönetimi Kasım'daki ara seçimlere kadar askeri operasyon yerine yaptırımlar, deniz ablukası ve ekonomik baskı araçlarını öne çıkaracak.</p>
<p>ABD'nin füzeler yerine ekonomik yaptırımları tercih ettiğine ilişkin bir başka gösterge ise, İran savaşı sırasında tahliye edilen ABD'nin Ortadoğu büyükelçiliklerindeki diplomatlarını yeniden bölgeye gönderme hazırlığı. New York Times'ın haberine göre ilk dönüşlerin bu hafta Beyrut’ta başlaması bekleniyor. Ancak temsilciliklerde personel kapasitesi ülkelere göre kademeli olarak belirlenecek. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve Lübnan’daki diplomatik misyonlarda personelin yüzde 85’ine kadar dönüşüne izin verilirken, Irak, Kuveyt ve Bahreyn’de bu oran yüzde 75 ile sınırlandırılacak. İsrail, Ürdün ve Umman’da ise tam kadro çalışmaya dönülmesi planlanıyor.</p>
<p>Amerikan kamuoyunda İran savaşına ilişkin desteğin düşük seyretmesi ve enerji fiyatlarındaki artış, Washington’ın neden kasım seçimlerine kadar daha kontrollü bir strateji tercih ettiğini açıklıyor.</p>
<p>Ancak işin bir de diğer tarafı var elbette; ABD'nin seçimler için sıcak çatışma sürecinde frene basmasının İran'ın elini güçlendirme ihtimali büyük. Eğer İran yönetimi ABD’nin kasıma kadar askeri seçeneği kullanmak istemediği sonucuna varırsa, bu dönemi baskıyı artırmak için fırsat olarak değerlendirebilir.</p>
<p>CIA Başkanı'nın ziyaretinde de Moskova aracılığıyla İran'a "böyle bir hesap hatasına düşmemesi" mesajı gönderilmiş olabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Barrack’ın koltuğu tehlikede mi?</strong></span></p>
<p>ABD yönetimi içindeki izlenecek İsrail politikası konusundaki tartışma, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geleceğini de tehdit eder seviyeye geldi.</p>
<p>Trump yönetiminde İsrail yanlısı tutumu ile öne çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Barrack'ı  "istişareler için Washington'a çağırdığı" iddia edildi. Trump’a yakın Amerikalı gazeteci Laura Loomer işi bir adım daha ileri götürerek, Washington'un Golan Tepeleri konusundaki açıklamalarının ardından Barrack’ı Türkiye’den geri çekmeyi değerlendirmeye başladığını ileri sürdü.</p>
<p>Barrack’ın Suriye’deki gelişmeler ve İsrail’in saldırısı sonrasında yaptığı açıklamalar, hem İsrail yönetiminin, hem de ABD'deki İsrail yanlısı çevrelerin tepkisini çekmişti. Büyükelçi'nin Golan Tepeleri konusunda Trump yönetiminin çizgisiyle çeliştiği değerlendirilen sözlerini geri almak zorunda kalması da baskının boyutunu gösterdi.</p>
<p>Tam bu tartışma sürerken Trump’ın, Barrack’ın tartışmalı röportajının sahibi Mario Nawfal’ın “ABD Orta Doğu’da servet kazanmak üzere” başlıklı yazısını Truth Social hesabından paylaşması da ayrıca dikkat çekti.</p>
<p>Trump'ın böyle bir haberi paylaşması doğrudan Barrack’a destek mesajı olmasa da, ABD Başkanı'nın Ortadoğu politikasında savaş kadar ekonomik kazancı da merkeze aldığını göstermesi açısından önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cia-baskanindan-rusyaya-kritik-ziyaret-mesaj-ukrayna-mi-iran-mi-86267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/554-1787805239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CIA Başkanı’ndan Rusya’ya kritik ziyaret: Mesaj Ukrayna mı, İran mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huyundan-vazgecer-mi-86266</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Huyundan vazgeçer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın ana nedeni para politikası değil, programın eksik olması. Çok sayıda eksiklik var, Bu eksikliklerin büyük kısmını tamamlamak ise ne ekonomiden sorumlu bakanın ne de TCMB’nin yetki alanı içinde. Başta da adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi, sonra düzgün bir sanayi politikası ve düzgün bir ihale yasası geliyor.</strong></p>
<p>Bürokratların (TCMB’nin yetkili kurulunun) belirlediği fiili politika faizi üç puan düşürülerek yüzde 37’ye çekildi. Bu çerçevede, kredi ve mevduat faizlerinin asıl belirleyicisi olan ve bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz (kısa vadeli piyasa faizi) de yüzde 37’ye çok yakın bir düzeyde seyrediyor: Pazartesi yüzde 36,93, Salı ise yüzde 36,9 oldu. Kısa vadeli piyasa faizinin TCMB’ce belirlenen faize çok yakın bir düzeyde neden gerçekleşeceğini bir hafta önceki yazımda (konuya uzak olanlar için) açıklamıştım. Ne anlama geliyor bunlar?</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a Şubat 2026 sonunda saldırmalarından önce zaten fiili politika faizi yüzde 37’ydi. O zaman bilinen en son tüketici enflasyonu yüzde 30,7 ve TCMB’nin 2026 sonu enflasyon tahmininin üst sınırı ise yüzde 21 düzeyindeydi. 2026 sonu için (ara) hedefi yüzde 16 olarak belirlenmişti. Yıllık enflasyon şimdi de benzer bir düzeyde: Yüzde 31,8. TCMB’nin yılsonu enflasyon tahmini ve ara hedefi ise daha yüksek: Sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 24. 2027 sonu ara hedefi de daha yüksek. Şubat ayında yüzde 9’ken, şimdi yüzde 15.</p>
<p>Savaşın getirdiği belirsizlikleri bir tarafa bırakacak olursak, bu değerler bize politika faizinin yüzde 37 olmasının, hatta yüzde 37’nin de altında kalmasının bir sorun olmayacağını anlatıyor. Öyle ya, savaş öncesi 2026 ve 2027 sonu hedefleri çok daha düşükken, şimdi daha yüksek. Fark az değil: 2026 sonu için 8 puan, 2027 sonu için 6 puan. Demek ki politika faizi daha düşük olabilir çıkarsaması yapılabilir.</p>
<p>Bu sava karşı söylenecek “savaşın belirsizliği nedeniyle faiz 37’den 40’a yükseltilmişti, bu belirsizlikler ortadan kalkmadı ki…” olabilir. Ama dikkat: Faiz yüzde 37 iken aniden savaş nedeniyle ortaya çıkan belirsizlikler şimdi aynen sürüyor olsa bile yüzde 37 ihtiyacı artık ortada yok. Yani, yüzde 37 artı (savaş nedeniyle) x faiz ‘gerekiyorsa’, şimdi (mesela) yüzde 35 artı x faiz yeterli olabilir.</p>
<p>Tekrar okuduğumda, satırları yazan bana bile garip gelen bu basit bakış açısı size çok daha garip gelebilir. Ama okudukça garip olmadığına ikna olduğum için devam ediyorum. Konuyu böyle ele alınca, ortadaki temel sorun başka bir bakış açısıyla tekrar karşımıza çıkıyor. Enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın ana nedeni para politikası değil. Programın eksik olması. Çok sayıda eksiklik var. Bu eksikliklerin büyük kısmını tamamlamak ise ne ekonomiden sorumlu bakanın ne de TCMB’nin yetki alanı içinde. Başta da adil ve hızlı çalışan bir yargı sisteminin kurulması geliyor. Sonra düzgün bir sanayi politikası ve düzgün bir ihale yasası. Ek olarak bağımsız kurumların bağımsızlığını güçlendirici adımlar. Bunlar olsa, “enflasyonu düşürmeye niyet var” kanısı (büyük ihtimalle) hakim olacak, programa ve liraya duyulan güven keskin biçimde artacak. ‘Büyük ihtimalle’ diyorum çünkü ‘huylu huyundan vazgeçer mi” diye de bir atasözümüz var. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huyundan-vazgecer-mi-86266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Huyundan vazgeçer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-2-500de-buyumenin-bedeli-finansman-yuku-agirlasiyor-86283</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 2. 500&#039;de büyümenin bedeli: Finansman yükü ağırlaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fce213a8ac-1787809313.png" alt="" width="999" height="137" />İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu- 2025 araştırması, sanayide büyüme görüntüsünün arkasındaki tabloyu okumak açısından önemli ipuçları veriyor. Üretimden satışlar 2024’teki 1 trilyon 393 milyar liradan 2025’te yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya çıktı. Ancak aynı dönemde Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi’nin (Yİ-Ü- FE) yüzde 25,4 olması, bu büyümenin reel karşılığının yalnızca binde 2 olduğunu gösteriyor. Böylece İkinci 500’de üç yıl süren reel gerileme sonrasında büyüme yeniden pozitife dönmüş olsa da sanayinin henüz güçlü bir toparlanmadan söz edebileceği noktaya gelmediği görülüyor.</p>
<p>Üstelik bu sonuç yalnızca satış tarafındaki zayıflığa işaret etmiyor. 2025’te dış talebin de sanayiciye beklenen desteği vermediği görülüyor. Türkiye’nin toplam ihracatı yüzde 4,4 artarken, İSO İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 gerileyerek 15,9 milyar dolar seviyesinde kaldı. Böylece bu grubun Türkiye sanayi ihracatındaki payı yüzde 6’ya indi. İSO 500 şirketlerinin ihracatının yüzde 8,4 arttığı düşünüldüğünde, büyük ölçekli şirketlerle ikinci 500 arasındaki dış pazar performansı farkı dikkat çekiyor.</p>
<h2>Kâr artıyor ama finansmana gidiyor </h2>
<p>İkinci 500’ün kârlılık göstergelerinde ilk bakışta olumlu bir tablo var. Faaliyet kârı yüzde 35,4 artarak 160 milyar liraya yükseldi; faaliyet kârlılığı oranı da yüzde 7,3’ten yüzde 7,7’ye çıktı. Ancak bu oran son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında. Vergi öncesi kârlılık ise yüzde 2,2’de kaldı ve yine yüzde 6,6’lık uzun dönem ortalamasının çok gerisinde gerçekleşti.</p>
<p>Asıl dikkat çekici gelişme ise kârın ne kadarının finansman maliyetlerine gittiğinde ortaya çıkıyor. İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,2 artarak 138 milyar liraya ulaştı. Faaliyet kârı 160 milyar lira civarında kalırken finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 86,7’ye çıktı. Başka bir ifadeyle sanayicinin üretim faaliyetinden elde ettiği kârın neredeyse tamamı finansman maliyetleri tarafından emiliyor. Üstelik bu oran 2015-2024 dönemindeki yüzde 47,3’lük ortalamanın çok üzerinde.</p>
<p>Bu nedenle 2025’te görülen kâr artışını tek başına bir toparlanma göstergesi olarak okumak yanıltıcı olabilir. 2024’te kârlılık zaten oldukça düşük bir seviyeye gerilemişti. Dolayısıyla 2025’teki nominal sıçramada baz etkisinin önemli payı bulunuyor. Nitekim zarar eden şirket sayısı 159’dan 155’e inse de bu sayı 2008 küresel krizinden bu yana ikinci en yüksek seviyede.</p>
<h2>Bilançoda yön yeniden borca dönüyor </h2>
<p>İSO İkinci 500 araştırmasının en güçlü uyarılarından biri bilanço tarafında ortaya çıkıyor. Şirketlerin aktif toplamı yüzde 29,9 büyürken özkaynaklardaki artış yüzde 13,3 ile sınırlı kaldı. Buna karşılık toplam borçlar yüzde 50,2 arttı. Böylece borçların aktifler içindeki payı 7 puan yükselerek yüzde 51,8’e çıktı; özkaynakların payı ise yüzde 48,2’ye geriledi.</p>
<p>Daha da önemlisi, mali borçlardaki artış yüzde 52,1’e ulaştı. Şirketler yüksek kredi maliyetlerine rağmen işletme sermayesi ve finansman ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldı. Uzun vadeli borçların payının artması olumlu bir unsur olsa da kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı hâlâ yüzde 54 düzeyinde. Bu da faiz ve likidite koşullarındaki değişimlerin İkinci 500 şirketleri üzerindeki etkisinin devam edeceğini gösteriyor.</p>
<p>Bu noktada devreden KDV de sanayicinin işletme sermayesi sorununu büyüten başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. İkinci 500 şirketlerinin devreden KDV yükü yüzde 25,2 artarak 22 milyar liraya yaklaştı. Finansmana erişimin pahalılaştığı bir ortamda bilançoda kullanılabilir kaynağın KDV alacağı olarak beklemesi, şirketlerin dış finansmana daha fazla yönelmesine neden olan unsurlardan biri.</p>
<h2>Sanayicinin asıl sınavı rekabet gücü </h2>
<p>Tablonun belki de en kritik tarafı, finansman baskısının yalnızca bugünkü kârlılığı değil, geleceğin üretim kapasitesini de etkileme ihtimali. İSO İkinci 500’de Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı 238’den 229’a geriledi. Toplam Ar- Ge harcaması yüzde 16 artarak 10 milyar liraya çıkmasına karşın, Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye indi. Buna karşın teknoloji yoğunluğunda olumlu bir hareket de var. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin yarattığı katma değer içindeki payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek 2015 sonrası dönemin en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknoloji gruplarının toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor seviyeye ulaştı. Ancak düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin yüzde 40,8’lik payla hâlâ ilk sırada bulunması, dönüşüm ihtiyacının sürdüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye sanayisinin önündeki temel sorunun yalnızca üretimi sürdürmek olmadığını ortaya koyuyor. Daha yüksek katma değerli üretime geçmek, verimliliği artırmak, dijitalleşmek ve yeşil dönüşüme yatırım yapmak gerekiyor. Fakat şirketlerin finansman giderleri bu kadar yüksekken Ar-Ge ve dönüşüm yatırımlarına kaynak ayırmak da zorlaşıyor. Dolayısıyla finansman maliyetinin düşürülmesi, yalnızca şirketlerin bugünkü bilançolarını rahatlatacak bir adım değil; aynı zamanda sanayinin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek bir politika alanı olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>İstihdam büyümenin gerisinde kaldı</h2>
<p>İkinci 500’ün istihdam verileri de 2025’te sanayinin ne kadar sıkışık bir ortamda faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor. Çalışan sayısı yüzde 2,2 azalarak 285 bine geriledi. Buna karşılık toplam brüt maaş ve ücret ödemeleri yüzde 37,3 arttı. Çalışan başına düşen brüt ücret artışı ise yüzde 40,4 oldu. Bu gelişme, şirketlerin yüksek maliyetler karşısında istihdamı artırmak yerine verimlilik ve maliyet kontrolüne daha fazla yöneldiğinin işareti olarak okunabilir. Önümüzdeki dönemde sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi için ücretleri baskılamak yerine teknoloji, otomasyon ve verimlilik yatırımlarıyla çalışan başına yaratılan katma değeri artırması daha kritik hale geliyor.</p>
<h2>Anadolu’nun ağırlığı artıyor </h2>
<p>Araştırmanın bir başka önemli mesajı, sanayi üretiminin coğrafi dağılımında Anadolu lehine gelişimin sürmesi. İstanbul 144 kuruluşla ilk sıradaki yerini korurken, Ege Bölgesi Sanayi Odası 36, Kocaeli 34, Gaziantep 33, Bursa 23 ve Ankara 20 kuruluşla onu izledi. Konya, Kayseri ve Adana Sanayi Odası’nın üye sayısındaki artış da Anadolu’daki sanayi merkezlerinin ağırlığının güçlendiğine işaret ediyor.</p>
<h2>Sektörlerde gıda başı çekti </h2>
<p>Sektörel dağılımda ise gıda 107 kuruluşla ilk sırada bulunuyor. Kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk 76; ana metaller ve makine imalatı 70; tekstil ise 56 kuruluşla onu takip ediyor. Özellikle ana metal ve makine imalatında şirket sayısının artması dikkat çekilirken, tekstil şirketlerinin sayısının 12 azalması emek yoğun geleneksel sektörlerdeki rekabet baskısının boyutunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-2-500de-buyumenin-bedeli-finansman-yuku-agirlasiyor-86283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/sanayi-1787809400.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası&#039;nın İkinci 500 2025 sonuçları, sanayicinin zorlu koşullara rağmen üretim ve karlılıkta büyümeyi sürdürdüğünü, ancak bu büyümenin henüz güçlü bir toparlanmaya işaret etmediğini gösteriyor. En yüksek iki sorun olarak enflasyonist ortamın etkisi ile yüksek maliyet ve finansa erişim ortaya konuyor. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin katma değer içindeki payının yüzde 4,9’a, orta-yüksek ve yüksek teknoloji gruplarının payının yüzde 32,1’e çıkması dönüşüm açısından umut verici. Reel büyümenin binde 2’de kalması, ihracatın yüzde 0,3 gerilemesi ve finansman giderlerinin büyümesi, sanayicinin ne kadar yüksek bir maliyet taşıdığını da ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-az-ama-pahali-borclaniyoruz-86265</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borcumuz az ama pahalı borçlanıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin kamu borcu milli gelire oranla düşük olsa da yüksek ülke riski, enflasyon ve kur belirsizliği nedeniyle Hazine borçlanırken benzer ekonomilerden çok daha yüksek faiz ödüyor. Sorun borcun miktarından çok, güven eksikliği nedeniyle borcun pahalı koşullarda çevrilmesi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranı birçok ülkeye göre düşük. Buna rağmen devletin borçlanma maliyeti oldukça yüksek. Geçen hafta Mahfi Eğilmez bloğunda ülkeleri sıralamış. Bizim 10 yıllık tahvil faizimiz yüzde 35 civarında, 2 yıllık faizimiz ise yüzde 40'ın üzerinde.</p>
<p>Oysa bizim aynı havuzdan borçlandığımız benzer ekonomilerin hiçbiri borçlanırken bu kadar yüksek faiz ödemiyor.</p>
<p><strong>Borç miktarı değil, borcun güvenilirliği önemli</strong></p>
<p>Peki, borcu Türkiye'den çok daha yüksek olan ülkeler, mesela Yunanistan, neden bizden daha ucuza borçlanabiliyor?</p>
<p>Piyasalar ve kreditörler sadece “Ne kadar borcun var?” diye bakmıyor. “Bu borcu ne kadar güvenli ve istikrarlı biçimde çevirebilirsin?” diye soruyorlar. Borcun vadesine, faiz yapısına, hangi para biriminde olduğuna, enflasyona, kur riskine, bütçe dengesine, dış finansman ihtiyacına, merkez bankasının rezervlerine ve ekonomik kurumlara duyulan güvene bakıyorlar.</p>
<p>Türkiye'nin yüksek faizle borçlanmasının en önemli nedenlerinden biri ülke riskinin yüksek olması. Bunun önemli göstergelerinden biri CDS (Credit Default Swap), yani Türkçesiyle “Kredi Temerrüt Takası” ya da daha yaygın kullanımla “Kredi Temerrüt Riski Primi”.</p>
<p><strong>CDS neden önemli?</strong></p>
<p>CDS bir tür sigorta mekanizmasıdır. Bir kreditörün, verdiği borcun vade sonunda tahsil edilememesi riskini ortadan kaldırmaya yarar. Bu sigorta karşılığında risk üstlenen CDS satıcısına bir prim ödenir. Söz konusu prim, borçlunun finansal durumuna, itibarına ve piyasa koşullarına göre değişir.</p>
<p>Bir ülkeye borç veren yatırımcı, “Paramı geri alamama ihtimalim nedir?” diye bakıyor. Risk arttıkça daha yüksek bir getiri istiyor. İşte CDS budur. Türkiye'nin 5 yıllık CDS'i yaklaşık 220 baz puan seviyesinde. Bu oran Brezilya ve Güney Afrika'nın yaklaşık iki katı, Almanya'nın ise 30 katı. </p>
<p>Yüksek risk yüksek CDS'i doğuruyor. Bu da yatırımcının borç verirken yüksek faiz istemesine neden oluyor. Sonuçta bizim Hazine pahalı borçlanıyor. İşte zincir böyle işliyor.</p>
<p><strong>Yunanistan neden daha ucuza borçlanıyor?</strong></p>
<p>Burada Yunanistan çarpıcı bir örnek...</p>
<p>2009'da yüksek kamu borçları ve mali açıkları nedeniyle derin bir borç krizine giren Yunanistan'ın kamu borcu milli gelirinin yaklaşık yüzde 137'si. Türkiye'ninki ise yüzde 26-27 dolayında. Buna rağmen Yunanistan çok daha düşük faizle borçlanabiliyor. Kamu borcu bu kadar yüksek olmasına rağmen CDS'i 30'larda. Üstelik geçmişte alacaklılara borç takıp "ödemiyorum" demiş bir ülke.</p>
<p>Kredi notu da bu tablonun önemli bir parçası, Türkiye'nin yatırım yapılabilir seviyenin altında kalan kredi notu, uluslararası yatırımcı havuzunu daraltıyor ve Türkiye tahvillerinin daha yüksek getiriyle fiyatlanmasına neden oluyor. Yunanistan'ın borcu GSYH'sinin çok üzerinde olduğu halde kredi notu da bizden yüksek.</p>
<p>Çünkü Yunanistan'ın hikâyesi farklı… IMF, Yunanistan'ın kamu borcunun 2026'da GSYH'nin yüzde 136,6'sı olacağını öngörürken, aynı yıl bütçesinde yüzde 3,6'lık faiz dışı fazla vermesini bekliyor. Enflasyon beklentisi ise yüzde 3,5 civarında. Bize göre çok daha dengeli bir ekonomik tablosu var.</p>
<p>Yunanistan'ın Euro kullanması da kritik bir avantaj. Yunan tahviline yatırım yapan yatırımcı, TL'deki değer kaybı riskinin benzerini taşımıyor. Türkiye'de ise yatırımcı yüzde 35-40 nominal faiz elde etse bile TL'nin gelecekteki değer kaybı bu getiriyi döviz bazında önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle yüksek enflasyon ve kur riski, TL cinsi uzun vadeli tahvil faizinin üzerinde ayrıca bir prim yaratıyor.</p>
<p>Türkiye'nin borç yapısı da bu açıdan önem taşıyor. Döviz cinsi borç, kur hareketlerine karşı kamu maliyesini daha hassas hale getirirken; TL cinsi borcun yüksek faizle çevrilmesi de bütçenin faiz yükünü artırıyor.</p>
<p><strong>Asıl sorun borcun maliyeti</strong></p>
<p>Türkiye'nin temel problemi “borç stokunun çok büyük olması” değil, borcun yüksek risk primiyle ve daha yüksek maliyetle çevrilmesi. Yüksek enflasyon, enflasyon beklentileri, TL'deki değer kaybı riski, dış finansman ihtiyacı, bütçe açığı, borç yenileme ihtiyacı ve ekonomik politikanın sürekliliğine ilişkin soru işaretleri aynı anda fiyatlandığında, borçlanırken ödememiz gereken maliyet yükseliyor.</p>
<p>Üstelik yüksek faiz kendi kendisini besleyebilen bir mekanizma yaratıyor. Faiz yükseldikçe Hazine'nin faiz giderleri artıyor. Faiz giderleri arttıkça bütçenin finansman ihtiyacı büyüyor. Finansman ihtiyacı büyüdükçe daha fazla borçlanma gerekiyor. Piyasa da borçlanma ihtiyacının arttığını gördüğünde daha yüksek faiz talep edebiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından mesele yalnızca kamu maliyesiyle de sınırlı değil. Cari açık ve dış finansman ihtiyacı yüksek olduğunda ekonomi, yurtdışından sermaye girişlerine daha fazla bağımlı hale geliyor. Küresel risk iştahının azalması veya yabancı yatırımcının Türkiye'den çıkması halinde hem kur hem de tahvil piyasası daha sert hareket edebiliyor. Rezervlerin yeterliliğine ilişkin endişeler de ülke riskinin fiyatlanmasına ekleniyor.</p>
<p><strong>Amaç daha az değil, daha ucuz borçlanmak olmalı</strong></p>
<p>Buradan çıkarılacak sonuç, Türkiye'nin daha fazla borçlanmaktan kaçınması değil; daha düşük maliyetle, daha uzun vadeyle ve daha güvenilir koşullarda borçlanabilecek bir ekonomi yaratmasıdır. Çünkü bütçe ve dış denge açıklarını finanse etmek, vadesi gelen borçları çevirmek ve ekonomik faaliyetlerin finansmanını sürdürmek için borçlanma gerekiyor. Önemli olan bu ihtiyacın piyasa tarafından kriz riski olarak görülmemesi.</p>
<p>ABD örneği de aslında bu tartışmanın yalnızca borç miktarından ibaret olmadığını gösteriyor. ABD'nin kamu borcu 40 trilyon doları aşmış durumda. Buna rağmen ABD Hazine tahvilleri küresel finans sisteminin temel güvenli varlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak ABD'de de artan bütçe açıkları ve faiz giderleri uzun vadeli tahvil getirileri üzerinde baskı yaratıyor. Yani büyük ekonomi olmak risksiz borçlanma garantisi vermiyor; fakat güçlü para birimi, derin finansal piyasalar, rezerv para statüsü ve yüksek kurumsal güven çok büyük bir avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Hatırlarsınız; 1993’te Tansu Çiller hükümeti, faizleri düşürmek amacıyla Hazine tahvil ihalelerini iptal ederek piyasa faizlerini baskılamaya çalıştı. Ancak kamu açıkları ve borçlanma ihtiyacının sürmesi, piyasalarda güven kaybına ve TL’den dövize kaçışa yol açtı. Ocak 1994’te başlayan döviz ve faiz şoku, Hazine’nin borçlanmasını zorlaştırarak ekonomik krize dönüştü. TL hızla değer kaybetti ve sonunda 5 Nisan 1994 İstikrar Programı uygulamaya konuldu. Dolayısıyla bu tür müdahalelerin sonuç vermeyeceğini yüksek bir maliyet ödeyerek öğrenmiştik.</p>
<p>Mesele “daha az borçlanmak” değil. Türkiye'nin borçlanmaya devam etmesi gerekecek. Önemli olan daha düşük maliyetle ve daha uzun vadeyle borçlanabilmek.</p>
<p>Bunun için ilk şart enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek. Yüksek enflasyon yüksek faiz ve yüksek borçlanma maliyeti demektir. Bir borç krizine girmemek için bütçe açığını kontrol altında tutmak ve maliye politikasına güven vermek gerekiyor. Diğer bir adım borcun vadesini mümkün olduğunca uzatmak, böylece yüksek faizlerin bütçeye etkisini azaltmak önemli.</p>
<p>Bunların yanında dış finansman ihtiyacını azaltacak güçlü bir ihracat yapısı ve daha fazla doğrudan yabancı yatırım gerekli. Merkez Bankası rezervlerine, ekonomi politikalarına ve kurumlara duyulan güvenin artırılması ülke risk primini düşürecek, uluslararası para ve sermaye piyasalarında hayatı bize kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Sonuçta Türkiye'nin sorunu “çok borçlu olmak” değil, borcu pahalı koşullarda çevirmek. Türkiye'nin daha düşük maliyetle borçlanmasının yolu daha düşük enflasyondan, daha güçlü mali dengeden, daha sağlam dış dengeden ve daha yüksek ekonomik güvenden geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-az-ama-pahali-borclaniyoruz-86265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borcumuz az ama pahalı borçlanıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinin-verimliligini-dusunmeliyiz-86264</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimlerinin verimliliğini düşünmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hepimiz son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde, iş dünyasının kalbini oluşturan oda ve borsa seçimlerinde söylem içeriğine özen göstermeliyiz. Eğer bu seçimler iş dünyasına “yön göstermeyecekse” anlamlı olabilir mi? Oda ve borsa seçimlerinin söylem kalitesi çok önemli bir göstergedir.</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde gözle görülür bir hareketlilik var. İş dünyamızın bu önemli örgütlerini yönetmeye aday olanlar geleneksel yöntemlere başvurdukları kadar azınlıkta da olsa ülkemizin geleceğini güven altına alacak sorunları da gündeme taşıyorlar.</p>
<p>Ülkemizin değişik yerleşim yerlerinde aday olmayan, ama gelişmeleri yakından izleyen tanıdık ve bildik insanlara sordum: Adayların ve seçimde oy verecek olanların ağırlıklı söylemleri, “<em>dedim-dedi sığlığında, belden aşağı vurma odaklı mı, yoksa küresel ölçekte öne çıkan eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini analiz eden, iş dünyasını ve toplumumuzun uzun dönemli geleceğini güven altına alacak kök nedenleri ve dip dalgaları mı sorguluyor</em>? <em>Söylemler, ‘ivedi güncel sorulara’ mı, ‘dönemsel orta dönemli oluşumlara’ mı, ‘kurumsal dönüşümlere dayalı yeni yapılanma ihtiyaçlarına’ mı odaklanıyor?”</em></p>
<p>Yaptığımız sorgulamanın bilimsel ölçülere dayandığını söyleyemeyiz. Saha içinde eli taşın altında olan insanların gözlemleriyle sınırlı; yanılma olasılığı var. Yine de, tek kişinin gözlemine dayalı öznel bir değerlendirme yapma yerine, sahada yaşayan çok sayıda aktörün gözlemlerine dayalı bir genelleme yaşamın öz gerçeğine daha yakın duracaktır.</p>
<p>Sorgulamamız, seçimlerde büyük çoğunluğun yıllardır tekrarlanan ve üretken olmayan bir söylem üzerinde ilerlediğine; azınlıkta olan bir kesimin ise hizmet yarışını küresel ölçekte ve ülkemizdeki temel sorunlara odakladığına işaret ediyor.</p>
<p>Ülkemizdeki oda ve borsalar bağlı oldukları yasal düzenlemeler nedeniyle değişik özellikleri olan sivil toplum örgütlenmeleridir. Oda ve borsaların kurumsal mimarilerini, işlevlerini ve oluşturdukları ve çoğalttıkları kültürü sorgulamak önemlidir; ama gün o gün değildir. Gün seçim sürecini, ülkemiz geleceği açısından ne kadar verimli değerlendirdiğimizi sorgulama, anlama ve anlamlandırma günüdür.</p>
<p><strong>Temel değişkenler</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçim sürecinin önemini birkaç temel değişken bağlamında tartışmaya açalım:</p>
<p><strong>Birincis</strong>i, ülkemizin bu köklü ve güçlü sivil inisiyatiflerini yönetmeye aday olanların küresel ölçekte yaşanmakta olan “büyük değişim ve dönüşüm”ü kavrama ve alternatif çözüm önerileri sunma sorumlulukları olduğu üzerinde anlaşalım. Adaylar ve oylarıyla yöneticileri seçecek olanlar da net bilgiye, bilgiye dayalı fikirlere, uygulanabilir projelere, uzun dönemli geleceği güven altına alma iddiası taşıyan uygulama programlarına sahip olmalıdır. Dünyanın ve ülkemizin yaşadığı köklü dönüşüm süreci, iş dünyasının sahada eli taşın altında olan “uç beyleri” olarak meslek komitelerinde oy veren ve yöneticiliğe aday olanların sorumluluklarını bambaşka boyutlara taşımaktadır.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>, adayların, temel üretim gücü hâline gelen veri konusunda son iki yılda gündeme yerleşen bir gerçeği gözden ırak tutmamaları gerekir: Yapay zekâ modelleriyle birlikte veri işleme kapasitesi, veri üretim kapasitesini aşmıştır. Bu yeni oluşum, otomasyon ve otonom uygulamalarını hızlandırmaktadır. Teknoloji, insanın performansını artırmanın yanında yerini alma yolunda hızla ilerlemektedir. Seçimle göreve talip olanların sorunlar ve çözümlerle ilgili açık, net, yazılı bilgi ve belgeye dayalı bilgi üretmesi hayati önemdedir. Seçim süreci, bilgili ve temas hâlinde bir iş dünyası yaratma iddiası olmayanların konumlarını gözden geçirmeleri zamanıdır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> sosyolojide “<em>farklı dönemlere ait olanların eş zamanlılığı ilkesi” uyarınca,</em> buharlı makinelerden, içten patlamalı motorlara, oradan elektrikli motorlar ve elektronik odaklı güç oluşturmaya geçişin yarattığı yeni mekân örgütlenmelerini öngörmek ve alternatif çözümler önermek de ivedi bir görev. Üretim ve ticarette ulus-devlet sorumluluğu, şirket ve platform düzenlemelerinde yeni oluşumlar iş dünyasının varlığını ilk elden etkilemektedir. Dönüşümlerin gerektirdiği yatırımlar tutarlı bir zihinsel modelle sorgulanarak geleceğe hazırlanmak gerekir. Elektrik gücüne erişimin yarattığı toplumsal değişim ve dönüşüm konusunda ülkemizin son yarım yüzyılı çok elverişli bir laboratuvar oluşturmuştur. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların nasıl karşılanacağını ve güven altına alınacağını zihinlerimizde berraklaştırmak önemlidir. Buharlı makine, içten patlamalı motor gücü, elektrik gücü ve elektronik uygulamaların yarattığı “<em>güç geçişlerini</em>” kavramadan endüstri ve ticaret kesiminin taleplerini güçlü bir biçimde karşılamak zordur. Daha da önemlisi, güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri konusunda fikir üretmeden, siyasi irade ve bürokrasiyi ikna etmede zorlanabiliriz. Oda ve borsa yönetimine aday olanların dip dalgaları yaratan kök sorunları kendi iç kamuoyları kadar, geniş kamuoyunda da tartışması gerekir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü</strong>, yaşanan hızlı değişme iş süreçleri ve iş gücü profillerinde altüst oluşlara yol açıyor. İş süreçleri ve iş gücü profillerindeki değişmelerin ileriye ve geriye etkilerini kavramadan, temsil ettiğimiz kesimin hak ve çıkarlarını gerektiği gibi savunmamız mümkün değildir.</p>
<p><strong>Beşincisi,</strong> iş dünyası hız, esneklik ve dayanıklılık gerektiren bir rekabet ortamıyla yüzleşiyor. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların öncelikleri belirlenmeden, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri ile kendi olanaklarımız ve kısıtlarımız arasında denge kurmadan “<em>hizmet yarışına</em>” değer katılamayacağını da kendi iç dünyamızda netleştirelim.</p>
<p><strong>Genel eğilimi kavramalıyız</strong></p>
<p>Seçimlerde yönetime aday olanların bilgiye dayalı fikir üretimiyle ilgili sorumluluklarını anımsatırken, en üst örgütlenme düzeyinden bir örnek verelim: Dünya düzenini yeniden kurma örgütlenmesinin öncü göstergeleri üzerinde duralım: Harvard tarih profesörü Jill Lepore’nin “The Rise and Fall of the Artificial State” kitabına henüz ulaşamadık, ama Uğur Koçbaş’ın kapsamlı tanıtım yazısında, yeni oluşumu kavramak için çarpıcı saptamalar var:</p>
<p>- Liberal ulus-devlet işlevleri özel şirketlere, platformlara, veri merkezlerine, algoritmik karar merkezlerine kayıyor.</p>
<p>- Siyasi söylem yeniden oluşuyor, otomatikleşiyor ve yurttaşlıktan “<em>trollere”</em> geçiş söz konusu.</p>
<p>- Demokrasilerde yurttaşların bilgiye eriştikleri, sorguladıkları, örgütledikleri ve karar verdikleri <em>“kamusal alanda” medya</em> kanalları, üniversiteler, mahalle örgütlenmeleri, siyasi kampanyalar, mahkemeler ve parlamentolar gibi bileşenler “platformların egemenliğine” giriyor.</p>
<p>- İnsanların doğru anlama ve karar verebilmeleri için kullandıkları “<em>bilgi kanalları</em>” dijital platformlar tarafından kontrol ediliyor.</p>
<p>- Geleneksel kitle etkileşiminin yerini kamuoyu araştırmaları, seçmen katmanları, veri analizleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşmalar gibi etkileşimleri “ölçme ve hedefleme” yönetiyor.</p>
<p>- Siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor.</p>
<p>- “<em>Tüketim kültürü</em>” yükselirken, “<strong>yurttaşlık kimliği</strong>” zayıflıyor.</p>
<p>- İnternet ve platform ekonomilerinin yeni eğilimlerinin “<em>tek bir dijital yapıda</em>” birleştirilmesi zorlanıyor.</p>
<p>- Alışveriş haberleri, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel verilerin aynı şirket yapısı içinde toplanması “<em>rıza olmadan yönetme</em>” ya da “<em>insansız yönetme</em>” eğilimlerini güçlendiriyor.</p>
<p>- Demokratik devletin meşruiyeti, yurttaş rızası, temsil mekanizması, hukuk ve kamusal tartışmadan; yapay devlet süreçlerinin otomatikleştirilmesine, temsilin yerini kullanıcının ve veri profilinin almasına, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşimin almasına geçiş hızlanıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Eğri oturup doğru konuşalım!</strong></span></p>
<p>Hepimiz son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde, iş dünyasının kalbini oluşturan oda ve borsa seçimlerinde söylem içeriğine özen göstermeliyiz. Eğer bu seçimler iş dünyasına <em>“yön göstermeyecekse</em>” anlamlı olabilir mi? Yapılmaması gerekenler ile yapılması gerekenlerle ilgili net bir plan ve program ortaya koyamayacaksak, siyasi partilerden ve genel olarak siyasi iradeden çözüm bekleme hakkımız aşınmaz mı? Sahada eli taşın altındaki iş dünyası kendi “<em>programını tanımlayamıyorsa</em>” siyasi irade ve bürokrasi etkili bir yönlendirme yapabilir mi?</p>
<p>Nereden bakarsak bakalım, ister bireysel kaygı ve korkularımızdan hareket edelim, dilersek iş dünyasının ihtiyaçlarını göz önüne alalım, daha da geniş düşünerek bir toplumsal gelişme yönü belirlemeyi hedefleyelim; oda ve borsa seçimlerinin söylem kalitesi çok önemli bir göstergedir.</p>
<p>Eğri oturup doğru konuşalım: Kendi içimizde yaratacağımız güç egemen olmazsa, dışarıdaki gücün dümen suyuna girme olasılığı yükselir. Yeni oluşumun değer zincirinde nasıl konumlanacağımız hem güncel hem dönemsel hem de kurumsal dönüşüme dayalı yapısal değişimin özüdür.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinin-verimliligini-dusunmeliyiz-86264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/787-1787805330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimlerinin verimliliğini düşünmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazanci-gorunur-kaynagi-karanlik-86263</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazancı görünür, kaynağı karanlık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gösterilmeyen üretim kıymetlidir. Zenginlik, görünürlükle değil, güvenilirlikle ölçülmeli. YZ çağında ahlakı kodlamadan ekonomik düzen kurulamaz. Dijital itibar yönetimi, fenomen olmamaktır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Yüksek enflasyonun kalıcı tahribatı</strong>, yalnızca fiyatlar üzerinden okunamaz. Tahribatın asıl etkisi; <strong>etik zemin</strong>, çalışma kültürü ve <strong>toplumsal denge</strong> üzerindedir. <strong>Endeksler çıkar, iner</strong>. Ama bir kez <strong>yitirilen ahlak</strong>, hızla geri dönmez. <strong>Enflasyon düzelebilir</strong> ama <strong>etik çöküntünün restoresi</strong> on yılları alır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Üstelik bu yıkımı hızlandıran bir unsur daha var: <strong>dijital görünürlük odaklı sahte başarılar</strong>. Bugün yaşadığımız şey; <strong>zenginliğin değil</strong>, <strong>gösterilmesinin değerli olduğu</strong> bir çağ. Sosyal medya artık <strong>yeni bir ekonomik vitrin</strong>... Ve bu vitrinle yükselen, <strong>veriyle şişirilmiş</strong> bir “<strong>dijital refah illüzyonu</strong>” var.</p>
<p><strong>DİJİTAL İTİBAR ÇÖKÜŞÜNE DİKKAT</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Kazancı sorgulanamayan, <strong>görünürlüğü ödüllendirilen</strong> bir kesim, <strong>sistemin dengesini</strong> bozuyor. Adı konmamış ama <strong>çokça maruz kalınan</strong> bir durum; <strong>algoritmik gösteriş</strong>. Sosyal medya üzerinden yayılan <strong>lüküs hayatlar</strong>, toplumun <strong>gelir adaletine</strong> değil, <strong>güven sistemine</strong> de zarar veriyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Zira kazanç <strong>kayıtlı</strong> değil, <strong>sergilenen</strong> ise sınırsız. Bu da beraberinde <strong>kodlu gölgeleme</strong> getiriyor. Yani: “<strong>sistemde görünürüm ama sistem dışından kazanırım</strong>.” Burası artık <strong>dijital bir arka sokak ekonomisine </strong>dönüştü. Giriş kolay, denetim zayıf. <strong>Etik dışı zenginliğe algoritmik meşruiyet</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Algoritmik İtibar stratejisine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Algoritmalar neden sahte başarıyı ödüllendiriyor?</em></strong></p>
<p>Çünkü algoritmalar, <strong>içeriğin değerine</strong> değil, <strong>etkileşimine</strong> bakıyor. <strong>İlgi madenciliği</strong>, bu çağın <strong>yeni para basma biçimi.</strong> Ne söylediğin değil, <strong>kaç kişi tarafından izlendiğin</strong> önemli. manipülasyon ödül getiriyor.</p>
<p><strong><em>Dijital yeniden itibarı kazanmak için ne yapmalı?</em></strong></p>
<p>İlk adım: <strong>görünürlükle güvenilirliği karıştırmamak</strong>. Yüksek erişim, <strong>yüksek doğruluk</strong> anlamına gelmez. İkinci adım: dijital denetimi sadece <strong>içerik üzerinden</strong> değil, <strong>kazanç modeli üzerinden</strong> kurgulamalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÇALIŞARAK ZENGİNLEŞMEK YERİNE İZLENEREK ZENGİNLEŞMEK…</strong></p>
<p>Sistemin en büyük çöküşü; <strong>üretenin değil, görünür olanın ödüllendirilmesi </strong>yanılgısından kaynaklanıyor. Eskiden “<strong>çalışarak zenginleşmek</strong>” vardı, bugün “<strong>izlenerek zenginleşmek</strong>” var. Oysa <strong>izlenme, üretim değildir</strong>. Gerçek üretim yerine dijital rant peşinde koşarsan kayaya toslayacaksın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALGORİTMİK İTİBAR LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik gösteriş</strong>; Etkileşim odaklı sahte başarı. İtibarı matematik ilişkilerden temin etme gayreti</p>
<p><strong>Etik çöküntü</strong>; Kazançta ahlaki aşınma, görünür olup sistem dışı kalma, olumsuzları sinsice gizleme</p>
<p><strong>Dijital rant</strong>; Üretimsiz dijital kazanç, ilgi madenciliği ile dikkatten para kazanma kolaylığı, kurnazlığı</p>
<p><strong>Algoritmik meşruiyet</strong>; Görünürlüğün hak yerine geçmesi ve böylece yinelenen günahın aklanması</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazanci-gorunur-kaynagi-karanlik-86263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/algoritma-yapay-zeka-1755238995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazancı görünür, kaynağı karanlık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vicdanli-kapitalizme-donulemedi-isci-sinifi-liberalizmi-benimsenir-mi-86261</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vicdanlı kapitalizm’e dönülemedi, ‘işçi sınıfı liberalizmi’ benimsenir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2011 </strong>yılı Ekim ayıydı. Dönemin PepsiCo Başkan ve CEO’su Hint asıllı <strong>Indra Nooyi </strong>İstanbul’a gelmiş, görüşme fırsatı bulmuştuk.</p>
<p>O günlerde Wall Street’te (New York) başlayıp dünyanın diğer noktalarına yayılan protestolar, eylemler gündemdeydi. <strong>Indra Nooyi</strong>’ye sormuştuk:</p>
<p>-          <strong>Gösterileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Kapitalizme neler oluyor?</strong></p>
<p>Yanıta şöyle girmişti:</p>
<p>-          <strong>Kapitalizm aslında iyi bir şey. İnsanların yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağlayan bir araç. Ancak, kapitalizmin </strong>“vicdanlı” <strong>olması lazım. </strong>“Vicdan”<strong>ını kaybeden kapitalizm felaket getirir. Wall Street’te protesto edilen kapitalizm değil, </strong>“vicdanını kaybetmiş kapitalizm”<strong>dir.</strong></p>
<p><strong>Nooyi</strong>’ye ek soru yöneltmiştik:</p>
<p>-          <strong>Bu durumda ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Yanıtı şöyle olmuştu:</p>
<p>-          <strong>Kapitalizmin yeniden doğru yöne dönmesi, </strong>“vicdanlı” <strong>hale gelmesi gerekiyor?</strong></p>
<p>Bunun nasıl olacağını anlatmasını istemiştik, açıklamaya çalışmıştı:</p>
<p>-          <strong>Ben de bilmiyorum. Ancak, kapitalizm insanlar için oluşan bir düzen. Kapitalizmi de yaratan insanlar. Özellikle iş dünyasının liderleri, şirketleri yönetenler </strong>“vicdanlı kapitalizm” <strong>için çalışmalı. Bunu onların dışında kimse yapamaz.</strong></p>
<p>İş dünyasının liderlerine düşen rolü merak etmiştik, şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Şirketlerini </strong>“vicdanlı kapitalizm”<strong>e göre yönetmeli. Yani, çalışanların, müşterisinin, toplumun mutluluğunu dikkate alarak işi yönetmeli.</strong></p>
<p>2024 yılında Nobel Ekonomi Ödülü alan MIT öğretim üyesi Prof. <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun Doğan Kitap’tan yeni çıkan <strong>“Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>önerisini ortaya koyduğu bölümü okurken, <strong>Indra Nooyi</strong>’nin Ekim 2011’deki <strong>“vicdanlı kapitalizm” </strong>çağrısını anımsadım.</p>
<p>Prof. <strong>Daron Acemoğlu, </strong>kitabın <strong>“Krizdeki Liberal Demokrasi” </strong>başlıklı ilk bölümünde <strong>“Liberalizmin anlamı” </strong>üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Gündelik dilde </strong>“liberalizm”<strong>in anlamı muğlaktır. Bağlamına göre sol veya sağ eğilimli çağrışımlarla kullanılabilir, sosyal (ilerici) liberalizm veya klasik liberalizm gibi.</strong></li>
<li><strong>Anlamı coğrafyaya göre de değişir. Liberalizm, ABD’de sol eğilimli ideolojiyi ifade ederken Avrupa’da genellikle sağ eğilimli, serbest piyasa yanlısı bir duruşu tanımlar.</strong></li>
<li><strong>Liberalizm aynı zamanda bir siyasi felsefeyi, bu felsefe üzerine inşa edilmiş kurumları ve kimi zaman gevşek bir bağla da olsa bu felsefenin ideallerinden beslenen aktivistlerin uygulamalarını ifade eder.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>kitabının temel tezlerinden birinin <strong>“liberalizmin aslında güçlü bir başlangıç yaptığı”</strong>nı kabul etmesi olduğunun altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Önce liberal hedeflere yönelik tepkiler üzerinden dolaylı bir biçimde, ardından da iktidara gelindiğinde liberal demokratik kurumların kurulması yoluyla doğrudan doğruya ideallerini hayata geçirmeyi başardı. Ve somut sonuçlar ortaya koydu.</strong></li>
<li><strong>Sonradan da çoğu siyasetçi, bürokrat ve eylemci tarafından benimsenerek yerleşik düzenin kendisi haline geldi ancak yeni gerçekliklere uyum sağlayamadı. Daha da kötüsü, liberaller asıl meseleden koptu ve liberalizmin bazı değerleri de bu süreçte kaybolup gitti.</strong></li>
<li><strong>Liberal demokrasinin başarısızlığının başlıca nedeni, Fransız düşünür Alain Touraine ve Amerikalı sosyolog Daniel Bell tarafından ortaya konulan terimden yola çıkarak benim </strong>“sanayi sonrası çağ” <strong>dönemde yatıyor.</strong></li>
<li><strong>Bu terimle kastettiğim yalnızca ekonominin dijital teknolojilerle dönüşümü, imalatın azalan rolü ve sağlık, eğitim ve yönetimin artan önemi değil.</strong></li>
<li><strong>Aynı zamanda hem çalışma hayatında hem de toplumsal ve siyasi yaşamda bilişsel becerilere ve üniversite eğitimine verilen ağırlığın artmasıdır.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>liberalizmle ilgili yorumunu şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Liberalizm, bireylere ve topluluklara yeni yollar deneyebilmeleri için mümkün olan en geniş alanın ve kaynakların sağlanmasını öngörür.</strong></li>
<li><strong>Umudum yalnızca bir siyaset felsefesi olarak liberalizme yeni bir soluk getirmek değil, aynı zamanda pratikte, bir siyasi hareket olarak da ona etki etmek.</strong></li>
<li><strong>Liberalizmin benim yorumladığım biçiminin günümüzde pratik uygulamasına, </strong>“işçi sınıfı liberalizmi” <strong>diyorum.</strong></li>
<li><strong>İşçi sınıfına yapılan vurgu, liberalizmin günümüzdeki başarısızlıklarının, işçi sınıfını ve önceliklerini terk etmiş olmasına dayanır.</strong></li>
</ul>
<p>The Economist dergisi hedef tahtasına koymuş olsa da Prof. <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>çağrısına kulak verilmesi gerektiği er geç anlaşılacak.</p>
<p>Belki de <strong>“işçi sınıfı liberalizmi” </strong>kapitalizme yeniden <strong>“vicdanlı”</strong>ya dönüş yolunu açar değil mi?</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fbbd6bc983-1787804630.png" alt="" width="318" height="489" /><span style="color: #e03e2d;">‘İşçi sınıfı liberalizmi’ni taviz gibi sunmuyorum</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“İşçi sınıfı liberalizmi”</strong>ni, liberal demokrasinin tepki görmemesi veya destek toplaması için vermesi gereken bir taviz olarak sunmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm bu işçi sınıfı karakterini benimsediğinde daha güçlü ve temel gerekçelerine daha sadık olacaktır.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm başarısız olduğunda liberal olmayan rakipler hızla sahneye çıkar. Liberal düzene ve liberal demokrasinin yumuşak karnına yönelik bu özgürlükçü olmayan hareketlerin giderek cüretkar hale gelen saldırılarına tanık oluyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>ABD dahil birçok ülkede bu saldırılar belli ölçüde başarıya ulaştı. Yükselişe geçen antiliberal güçler ifade özgürlüğünü kısıtlamaya, hukukun üstünlüğü ihlallerine, gücün kötüye kullanılmasını engelleyen denetimi tasfiyeye, eşitsizlikleri yeniden tesis etmeye başladı.</strong></p>
<p>Kitabın içeriği ile ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Bu kitapta, antiliberal güçlerin pespaye fikirleri ve stratejileri yerine liberalizmin krizine odaklanıyorum. Çünkü bu zararlı akımların yalnızca liberalizmin krizi ve zayıflığı sonucunda var olduğuna inanıyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başarılı toplumun tek kriteri ekonomik büyüme olmamalı</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, </strong>başarılı bir toplumun tek kriterinin <strong>“ekonomik büyüme olmaması”</strong>nın önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Öyle olsaydı, büyük eşitsizlikler yaratan büyüme ve hatta nüfusun yalnızca çok küçük bir kesiminin gelirini artıran büyüme bile affedilebilirdi.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ekonomik büyüme büyük eşitsizlikler yaratırsa, ortaya çıkan güç dengesizliklerini kontrol altına almak giderek zorlaşır.</strong></p>
<p>Buna ABD’yi örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Amerikan liberal demokrasisinin başarısızlığının bir boyutu da, ülke genelinde refah düzeyi artarken, ekonomik büyümeden çok daha az faydalanan ya da hiç faydalanmayan birçok grubun kendini güçsüzleşmiş hissetmesidir.</strong></p>
<p>Liberalizme vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Benim liberalizm savunmam, paylaşılma kapasitesine sahip </strong>“doğru türde büyümeyi” <strong>güçlü şekilde destekler.</strong></p>
<p>Sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Özetle, ekonomik değişim sürecinin yarattığı bazı gerilimlere rağmen, büyümenin liberal ideallerdeki kritik rolünü gözardı etmemek gerek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Liberalizm alçakgönüllü olmalıdır</span></h2>
<p><strong>PROF. Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” </strong>kitabında <strong>“liberalizmin alçakgönüllü olması ve sürekli gelişen bir süreç olarak düşünülmesi” </strong>gereği üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla dış etkenlerin yanı sıra kendi yarattığı sebeplerden kaynaklanan çalkantılı dönemlerde yeniden tasarlanıp inşa edilmesi, liberalizmin doğasına aykırı değildir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Liberalizm, dengelerin ideal olarak müzakere yoluyla oluşturulması gereken bir çerçevedir…</strong></p>
<p>Prof. <strong>Acemoğlu, </strong>kitabın <strong>“Gelecek için bir işçi sınıfı liberalizmi” </strong>başlıklı bölümünde şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Geleceğin liberalizmi, yenilenmiş taahhütlerde bulunmak zorundadır. Bu taahhütler hem yeni ideolojileri hem de özgün politika gündemlerini kapsamalıdır. Bunlar liberalizmi daha iyi ve daha güçlü hale getirir.</strong></p>
<p>Liberalizm tökezlediği an düşmanlarının hiç vakit kaybetmeden devreye girdiğinin geçmiş örneklerden bilindiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz bu çöküşün henüz başındayız. Uluslar genelinde, illiberal güçler hızla hareket ederek ifade özgürlüğünü kısıtlıyor, yasaları çarpıtıyor ve ortadan kalktığı düşünülen hiyerarşileri yeniden dayatıyor.</strong></p>
<p>Savunmasız olana şiddetin artık gerçekleşmesi uzak bir ihtimal olmadığını, kapının eşiğindeki bir gölge olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İlliberal ikiyüzlülüğü açığa çıkarmak yeterli değildir. Antidemokratik hareketlerin kendi kendilerine tükenmesini beklemek akıl karı değildir. Liberalizmin varlığını sürdürebilmesi için yeniden inşa edilmesi şarttır.</strong></p>
<p>Bunun formülünü de şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Liberalizmin ifade özgürlüğü, topluluk ve ortak refaha olan güçlü bağlılık gibi temel değerlerine geri döndürülmesiyle ortaya çıkabilir. Yani, </strong>“işçi sınıfı liberalizmi” <strong>ile ortaya çıkabilir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vicdanli-kapitalizme-donulemedi-isci-sinifi-liberalizmi-benimsenir-mi-86261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/1/1280x720/daron-acemoglu-1787811215.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Vicdanlı kapitalizm’e dönülemedi, ‘işçi sınıfı liberalizmi’ benimsenir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminde-koklu-revizyon-86260</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi&#039;nde köklü revizyon!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’de yeni anayasa çalışmalarına hız verilirken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revize değişiklik masaya yatırılıyor. Bu çerçevede bazı AK Partili kurmaylar sistem değişikliği ile ilgili kendi raporunu hazırladılar. AK Partili kurmayların sistemle ilgili çalışmalarına EKONOMİ ulaştı.</p>
<p>Bu konuda hazırlanan raporlara göre sistemin revize edilmesi kapsamında öncelikle TBMM güçlendirilecek. Bakanlar artık Meclis içinden atanacaklar, milletvekillikleri devam edecek ama çalışmalarda oy kullanamayacaklar. Değişiklik kabul edilirse yeni dönemde Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, parlamenter sistemde olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na geçecek. Beklenen verimin alınamadığı Bakan Yardımcılığı sistemi ise kaldırılacak. Cumhurbaşkanı seçiminde iki tur arasında en az 10 puan fark aranacak. Ancak bu konuda kafaları karışık…</p>
<h2>"Yeni anayasa 400 oyla çıkar" </h2>
<p>AK Partili kurmaylar EKONOMİ’ye yaptıkları değerlendirmede “Terörsüz Türkiye hedefinde 467 gibi rekor bir oyla kabul edilen çerçeve yasanın ardından, Meclis’te yeni bir atmosfer ortaya çıktı. Yeni bir anayasa değişikliği 467 oy oranını yakalamasa da 400’ü aşkın bir oyla kabul edilir. Bu atmosferi değerlendirmeliyiz. Sistemi nasıl revize ederiz, onun üzerinde çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tamamen değişmeyecek ama özellikle Meclis’te gözle görülür bir revizyon söz konusu olacak. Sistemin revize edilmesini 25. Yılı Vizyon Belgemize de koyduk” açıklamasında bulundular.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sistem nasıl revize edilecek? </span></h2>
<p>Edinilen bilgilere göre sistemle ilgili yapılan çalışmada şu başlıklar öne çıktı: </p>
<p>■ Bakanlar parlamenter sistemde olduğu gibi milletvekilleri arasından atanacak, milletvekillikleri devam edecek. Ama komisyonlar ve genel kurulda görüşülen hiçbir teklif ve kararda oy hakları olmayacak. Bakanların kendi alanları ile ilgili yasa teklifl erinin görüşmelerine hem komisyonlar da hem de genel kuruldaki oturumlara katılmaları zorunlu olacak. </p>
<p>■ Parlamenter Sistem’de olduğu gibi bakanlar ayda iki kez genel kurulda milletvekillerinin sözlü soru önergelerine yanıt verecek. 15 günde bir salı günü bir saat denetim konuları görüşülecek. Her ay iki bakan genel kurulda sözlü soru yanıtlamak üzere denetim oturumlarına katılacak. Her yasama yılında tüm bakanların birer kez denetim oturumlarına katılmaları zorunlu olacak. </p>
<p>■ Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, bakanlar kuruluna aktarılacak. Bazı kararlar, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu kararı ile imzalanacak. Bazı kararlar ise sadece bakanlar kurulunun imzası ile yayımlanacak. </p>
<p>■ Bakan yardımcılıklarının beklenen performansı göstermediği eleştirileri de parti içinde yoğun… Bu gerekçelerle bakan yardımcılıkları kaldırılarak müsteşarlık sistemi yeniden getirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminde-koklu-revizyon-86260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/kabine-1787804280.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni anayasa çalışmalarına hız veren AK Parti Kurmayları bir yandan da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revizyona hazırlanıyor. EKONOMİ gazetesinin ulaştığı AK Parti raporuna göre sistemin revize edilmesi kapsamında öncelikle TBMM güçlendirilecek. Bakanlar artık Meclis içinden atanacak, milletvekillikleri devam edecek ama çalışmalarda oy kullanamayacak. Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri, parlamenter sistemde olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na geçecek. Bakan Yardımcılığı sistemi ise kaldırılıp müsteşarlığa dönülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimci-devleti-dusunme-zamani-86259</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Girişimci devleti düşünme zamanı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı “Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasının ardından düzenlenen panelde; Gazeteci ve Stratejist Güzem Yılmaz Ertem moderatörlüğünde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop, Aile Şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi A. Fatih Tamay, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın ile Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p>Açılışta konuşan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, üretimin ve günlük yaşamın hızla değiştiği Bilişim ve Yapay Zeka Çağı’nda ezberleri bozmanın hayati bir öneme sahip olduğunu belirterek “Bilişim ve Yapay Zeka Çağı’nda 'düşünsel konfor alanıma, rutinime ve alışkanlıklarıma dokunmayın' diyenleri çok zor günler bekliyor. Ezberleri bozmak, hiç sorgulanmayan kabulleri tartışmak artık hayati bir öneme sahip. Bu anlayıştan hareketle, ekonomi ve üretim hayatımızın geleceği açısından gerekli olan bir tartışmayı ülkemizin gündemine taşıyoruz” dedi.</p>
<h2>Pasif devletten girişimci devlete… </h2>
<p>Konuşmasında hiper küreselleşme ve devleti ekonomiden tamamen çeken anlayışın 2008 krizi, pandemi arz şokları ve jeopolitik riskler gibi etkenlerle son bulduğuna dikkat çeken Bahçıvan, şunları söyledi: “Elbette bu süreci hızlandıran bir diğer faktör de teknolojik gelişmeler oldu. Otomasyon ve robotik teknolojilerin üretimde giderek daha fazla kullanılması, işgücü maliyetlerinin rekabet gücü üzerindeki ağırlığını görece azaltırken, bu durum gelişmiş ülkelerde “içeride üretim” eğilimlerini güçlendirdi. Bugün yapay zekâ alanında yaşanan gelişmeler, sanayi üretiminin niceliksel büyümeden ziyade niteliksel bir sıçramanın eşiğinde olduğunu gösteriyor. Yaşanan dönüşüm, bir yandan ülkeler açısından bir ulusal güvenlik boyutu taşırken, öte yandan böyle bir ekosistemi kurmak için gereken devasa yatırımlar, devletlere planlama, yeni nesil finansman ve teşvik sistemlerinin geliştirilmesi gibi kritik görevler yüklüyor. Bugün geldiğimiz noktada daha korumacı, kuralların daha fazla güç ilişkileri tarafından şekillendiği ve jeopolitiğin gölgesinin tüm ekonomik süreçlere düştüğü bir ekonomik düzene doğru ilerliyoruz. Devletin ekonomideki rolü ve özel sektörle ilişkileri de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Sanayi ve dış ticaret politikaları yeniden önem kazanırken, sektörel önceliklendirme, stratejik yatırımlar ve kamu-özel iş birliği hem rekabet hem de güvenlik kaygılarıyla ekonomik gündemin üst sıralarına yükseliyor. Yani devletin ekonomide salt düzenleyici rolüyle, pasif bir oyuncu olarak kenarda durması gerektiği şeklindeki 1980 ve 90’ların egemen paradigmasından uzaklaşıyoruz. Bu süreç, İkinci Dünya Savaşı sonrasının katı devletçi ve merkezi planlama anlayışına dönüşü ifade etmiyor. Yaşanan değişim belki de en net ifadesini “girişimci devlet” kavramında buluyor: Kamunun proaktif bir role geçerek, piyasaların genişlemesini, tedarik zincirlerinin daha iyi çalışmasını, özel sektörün rekabet gücünü ve yenilik kapasitesini destekleyerek kalkınmayı hızlandırdığı bir yaklaşımdan bahsediyoruz.”</p>
<h2>"Mevcut program sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmeli"</h2>
<p>Geçen ayki meclis toplantısında gündeme taşınan “Erken Sanayisizleşme” riskine atıfta bulunan Bahçıvan, mevcut programın sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek “Mevcut ekonomik programın, sanayimizin üretken kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü destekleyecek bütüncül bir yol haritası ile güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Yapısal dönüşümün yalnızca kaynak aktarımıyla gerçekleşemeyeceğini, güçlü bir kurumsal koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, şunları söyledi: “Kamuözel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı. Planlama derken, 1960’lara, 70’lere özgü aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten, Geçen ayki meclis toplantısında gündeme taşınan “Erken Sanayisizleşme” riskine atıfta bulunan Bahçıvan, mevcut programın sanayiyi koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek “Mevcut ekonomik programın, sanayimizin üretken kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü destekleyecek bütüncül bir yol haritası ile güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Yapısal dönüşümün yalnızca kaynak aktarımıyla gerçekleşemeyeceğini, güçlü bir kurumsal koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, şunları söyledi: “Kamuözel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı. Planlama derken, 1960’lara, 70’lere özgü aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten,</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yılmaz: DPT eski yapısıyla yeniden oluşturulmalı</span></h2>
<p>İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, Türkiye’nin sanayide teknolojik dönüşümü yakalayabilmesi için yeni nesil bir planlama modeline ihtiyaç olduğunu belirterek, “Yeni nesil planlama şart ancak zihniyet ihtilali gerekiyor. Girişimci devlet piyasaya rakip değil, destekçi olmalı” dedi. Devletin yalnızca piyasa başarısızlıklarını düzelten bir aktör olarak kalamayacağını, stratejik alanlarda risk alan ve yeni pazarların oluşumunu destekleyen bir ortak olması gerektiğini ifade eden Yılmaz, özel sektörün uzun geri dönüş süreleri nedeniyle yüksek teknoloji ve katma değerli alanlarda yatırım yapmakta zorlandığına dikkat çekti. Kur, faiz ve finansman belirsizliklerinin de yatırım iştahını sınırladığını belirten Yılmaz, savunma sanayisindeki TUSAŞ ve ASELSAN ile Togg ekosistemini kamunun yönlendirici rolünün örnekleri arasında gösterdi. 2011’de kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) eski yapısıyla yeniden oluşturulmasını önermediklerinin altını çizen Yılmaz, yapay zeka ve kuantum teknolojileri gibi alanlarda yaşanan hızlı değişim karşısında beş yıllık katı planlar yerine daha çevik ve uygulanabilir stratejilere ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO ve İSO seçimleri artarda gerçekleşecek</span></h2>
<p>İSO’nun ağustos ayı meclis toplantısında seçim tarihi ile ilgili de bilgi paylaşıldı. Verilen bilgiye göre İstanbul Sanayi Odası Meclis ve Meslek Komiteleri Seçim tarihi 26 Ekim 2026 Pazartesi Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşecek. Bir gün sonra 27 Ekim tarihinde ise İstanbul Fuar İstanbul ticaret Odası’nın seçimleri olacak. Seçimden önceki meclis toplantısında İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, salonda meclis üyelerini dolaşarak teker teker tokalaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisimci-devleti-dusunme-zamani-86259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/erdal-bahcivan-1764172584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, hiper küreselleşme ve devleti ekonomiden çıkaran anlayışın, pandemi arz şokları, jeopolitik riskler, teknolojik gelişmeler ile korumacılık gibi etkenlerle son bulduğuna ve yapısal bir dönüşümü dayattığına dikkati çekti. Dönüşümün, güçlü bir kurumsal koordinasyon gerektirdiğini vurgulayan Bahçıvan, “Kamu-özel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması yapılmalı.” dedi. Bahçıvan, “Aşırı merkezileşme piyasa ekonomisinin prensiplerini geri plana atmaktan bahsetmiyoruz. Tümüyle piyasa güçlerine emanet edilmiş, kuralsız ve plan-programsız bir modelin sınırlarını da gördük. Kastettiğimiz planlama; uzun vadeli kalkınma hedefleri doğrultusunda daha proaktif bir rol almasına dayanıyor. Kamu ile özel sektör arasında yeni bir iş birliği kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Bu bağlamda, ‘girişimci devlet’ kavramını ülkemizde de yeniden düşünmek için doğru bir zamandayız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-yabanci-devlerin-hakim-oldugu-kola-pazarina-bursadan-girdi-86303</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma, kola pazarına Bursa’dan girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>1968 yılında Bursa’da kurulan Aroma, yaklaşık 60 yıllık içecek sektörü deneyimini yeni bir kategoriye taşıdı. Meyve suyu, nektar, meyveli içecek ve doğal kaynak suyu alanlarında faaliyet gösteren şirket, Aroma Kola ile gazlı içecek pazarında rekabete katıldı. Yapılan açıklamaya göre, iki Amerikan ve bir Japon sermayeli global oyuncunun ağırlığının hissedildiği kola pazarına Bursa’dan giren Aroma, yeni ürününü Türkiye genelindeki 100’ün üzerindeki bayiden oluşan dağıtım ağı üzerinden satışa sundu. Şirketin böylece yeni ürününü yalnızca belirli bir bölgede test etmek yerine mevcut ticari altyapısını kullanarak geniş bir pazara taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre "Aroma’nın yeni ürünü, yalnızca içeriğiyle değil, isim tercihiyle de markanın yaklaşımını ortaya koyuyor. Global pazarda yaygın olarak kullanılan “cola” yerine Türkçedeki “kola” ifadesini tercih eden şirket, ürünü “Aroma Kola” adıyla tüketiciyle buluşturdu. Bursa’da başlayan marka hikâyesinin yeni bir kategoride devamı olarak konumlandırılan ürünle Aroma'nın, yerli marka kimliğini korurken rekabeti yalnızca millilik üzerinden kurmaktan kaçındığı belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a9018a1708ea-1787828385.jpg" alt="" width="600" height="415" /></p>
<h2>“Asıl hedefimiz ikinci satın alma”</h2>
<p>Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk, kola kategorisine güçlü uluslararası oyuncuların bulunduğu bir pazarda iddialı bir giriş yaptıklarını belirterek, ürünün ilk tat testlerinden olumlu sonuçlar aldığını söyledi. Duruk, Aroma Kola’nın başarısını yalnızca ilk denemeyle ölçmeyeceklerini vurgulayarak, “İlk satın alma merakla olabilir. Asıl hedefimiz ikinci satın alma. Tüketici Aroma Kola’yı yeniden seçiyorsa, gerçek başarı orada başlıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“100’ün üzerinde bayiden Türkiye geneline”</h2>
<p>Şirket açıklamasına göre, Aroma Kola’nın lansmanla birlikte 100’ün üzerinde bayinin oluşturduğu dağıtım ağı üzerinden eş zamanlı olarak satışa çıkması, şirketin yeni kategoriye girişindeki önemli avantajlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, mevcut dağıtım altyapısını kullanarak ürünün satış noktalarındaki erişimini artırmayı ve tüketicilerden gelecek geri bildirimleri ürün geliştirme süreçlerine yansıtmayı planlıyor. Şirket açısından kola kategorisine giriş, yalnızca yeni bir ürün lansmanı değil, mevcut içecek portföyünün daha geniş bir kategoriye taşınması anlamına geliyor.</p>
<p>Aroma, kola kategorisindeki ürün gamını da genişletmeye hazırlanıyor. Tüketicilerden gelen talepler doğrultusunda geliştirilen Sıfır Şeker Aroma Kola’nın yakın dönemde satışa sunulması planlanıyor. Bu ürünle şirket, klasik kola tüketiminin yanı sıra şeker tüketimini sınırlamak isteyen tüketicilere de ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-yabanci-devlerin-hakim-oldugu-kola-pazarina-bursadan-girdi-86303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/aroma-yabanci-devlerin-hakim-oldugu-kola-pazarina-bursadan-girdi-1787821967.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 58 yıllık Bursalı içecek markası Aroma, gazlı içecek kategorisindeki ilk ürünü Aroma Kola ile güçlü uluslararası oyuncuların hakim olduğu pazara adım attı. 100’ün üzerinde bayiden oluşan dağıtım ağıyla Türkiye genelinde satışa sunulan ürünün odağında “yerli marka” vurgusunun yanı sıra, lezzet, fiyat-performans ve tekrar satın alma hedefinin de bulunduğu belirtildi. Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk, “İlk satın alma merakla olabilir. Asıl hedefimiz ikinci satın alma. Tüketici Aroma Kola’yı yeniden seçiyorsa, gerçek başarı orada başlıyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/orta-dogudaki-savas-turkiyenin-lojistikte-stratejik-onemini-artirdi-86280</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu’daki savaş Türkiye’nin lojistikte stratejik önemini artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fc9c280ad8-1787808194.png" alt="" width="999" height="154" />Orta Doğu’daki savaşın bölgedeki birçok ülkeye sıçraması Türkiye’nin Güney bölgesindeki limanlarında hareketliliğin artmasını sağladı. Özellikle Türkiye hariç birçok ülkenin lojistik altyapısının hasar görmesi, buralardaki yük akışlarının Türkiye’ye kaymasını sağladı. Bu kapsamda bazı limanlarda elleçlenen yük miktarı %30’lara kadar yükseldi. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği Başkanı Hamdi Erçelik, Türkiye’nin özellikle de güney bölgesindeki limanlarında yatırımların bu nedenle artış gösterdiğine dikkat çekerek, Mersin-İskenderun hattının öne çıktığına vurgu yaptı. Erçelik, kısa ve orta vadeli projeksiyonlarda Türkiye’nin lojistik konusundaki öneminin daha fazla artacağını söyledi.</p>
<h2>Karayolunda iki yönlü sonuç ortaya çıktı </h2>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras ise mevcut durumun karayolu taşımacılığını hem olumsuz etkileyen hem de stratejik önemini artıran iki yönlü bir sonuç doğurduğunu söyledi. Bir taraftan güvenlik riskleri, sınır kapılarındaki kapanmalar, konvoy uygulamaları, sigorta maliyetleri, sürücü vizesi problemleri ve güzergah değişikliklerinin taşımacılığı zorlaştırdığını kaydeden Aras, “Diğer taraftan Hürmüz Boğazı ve bölgedeki denizyolu güzergahlarına ilişkin riskler, karayolu taşımacılığını Avrupa, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki en hızlı alternatiflerden biri haline getirdi” dedi. Aras, krizler nedeniyle deniz ve hava taşımacılığının maliyet ve risklerinin artması nedeniyle taşımalarda Türkiye-Suriye- Ürdün-Suudi Arabistan ve Türkiye- Irak-Körfez koridorlarını yeniden stratejik gündemin merkezine taşıdığını söyledi.</p>
<h2>Türkiye’nin lojistik önemi ortaya çıktı </h2>
<p>Aras, yaşanan sürecin Türkiye’nin transit lojistikteki önemini ortaya çıkardığını kaydetti. Orta Doğu’daki gelişmelerin diğer taşıma modlarının aksine tamamıyla Türkiye ve güzergah ülkelerine milli gelir kazandıracağının da önemli bir bulgu olduğunu ifade eden Aras, “Normalleşme ilan edilse dahi sistemin hemen dengelenmesini beklemiyoruz. Çünkü taşımacılık firmalarının güzergah planlamalarını yeniden yapması, sigorta şirketlerinin risk değerlendirmelerini güncellemesi, sürücü ve araç kapasitesinin yeni güzergahlara aktarılması, sınır kapılarındaki yığılmaların eritilmesi ve ticaretin yeniden güven oluşturması zaman alacaktır” dedi.</p>
<h2>“Politik istikrar en az pazara yakınlık kadar önemli” </h2>
<p>Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşümle birlikte Türkiye’nin alternatif üretim ve dağıtım merkezi arayışında olan uluslararası şirketler için daha fazla öne çıktığını kaydeden Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Bilgehan Engin, “Şirketler artık tedarik kararlarını yalnızca en düşük maliyet üzerinden vermiyor, üretim ve dağıtım ağlarının dayanıklılığı, alternatif rotalara erişim, politik istikrar, teslim süresi ve pazara yakınlık gibi kriterler de en az maliyet kadar önem kazanıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımlarda yeni yaklaşımlar öne çıkıyor</span></h2>
<p>Jeopolitik riskler ve belirsizlikler de yatırımların yönünü ve niteliğini değiştiren dinamikler arasında yer alıyor. Bu dönemde birçok firma kontrolsüz kapasite artışı yerine rasyonel ve odaklı adımlar atıyor. Rhenus Lojistik Türkiye ve Orta Asya Direktörü Christoph Dullaert, bu değişimin temelinde, küresel tedarik zincirlerinin giderek daha karmaşık, kırılgan ve öngörülemez hale gelmesinin yattığını ifade ediyor. Şirketlerin yalnızca “daha fazla taşımak” için yatırım yapmadığını, riskleri çeşitlendirmek, alternatif güzergahlar sunmak ve kritik transit noktalar üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak için yatırım yaptığına dikkat çeken Dullaert, “Tam da bu nedenle multimodal çözümlere, stratejik konumlandırılmış hub’lara ve süreçleri basitleştiren altyapılara yönelik talepler artıyor. Özetle, günümüzde lojistik yatırımlarının temel itici gücü; belirsizlik çağında müşterilere öngörülebilirlik, hız ve esneklik sunabilme ihtiyacı” ifadelerini kullandı. Türkiye, Latin Amerika ve Orta Koridor üzerinde büyümeyi hedeflediklerini kaydeden Dullaert, “Özellikle küresel ticarette hızla ivmelenen yakın ülkelerdeki üretim ve tedarik süreçleriyle ilgili eğilimler yatırım eğilimlerinin bu hususta şekillenmesini sağlıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/orta-dogudaki-savas-turkiyenin-lojistikte-stratejik-onemini-artirdi-86280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/lojistik-kargo-ucak-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’da meydana gelen riskler bölgede güvenli rotaları yeniden şekillendirmeye başladı. Türkiye hariç hemen hemen bölgedeki birçok ülkenin lojistik altyapısı savaş nedeniyle hasar görürken, lojistik sektöründeki oyuncular Türkiye’nin bu dönemde stratejik öneminin daha fazla öne çıktığına vurgu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-e-ticaretin-devleri-eylulde-istanbula-gelecek-86278</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel e-ticaretin devleri eylülde İstanbul&#039;a gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Pandemi sonrası atak yapan küresel e-ticaret hacmi, 2019’da 3,2 trilyon dolar iken 2026 yılında 7 trilyon dolara ulaşarak iki kattan fazla büyüme göstermesi bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda bu hacmin daha da yükselmesi bekleniyor. Çin’in ana oyuncu olduğu alanda dünyanın gelişmiş ülkeleri ve önemli oyuncuları da yerel üreticileri korumak için bir yandan korumacılık önlemlerini artırırken diğer yandan pastadaki payını da artırmak için projeler geliştiriyor. Söz konusu alanda önemli oyuncular arasında yer alan Türkiye’de yıllık 10 bin doların üzerinde e-ihracat yapan tüzel firma sayısı 2022 yılında 8 bin 132 iken 2025 yılında yüzde 40,4 artışla 11 bin 420’ye yükseldi ve dünyanın dört bir yanına satış yapmaya devam ediyor. Bu alanda firmaları desteklemek ve küresel e-ihracat pastasındaki payı artırmak için Türkiye, İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi (IGEXX 2026) düzenliyor. Ticaret Bakanlığı himayesinde, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonunda ve Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) iş birliğiyle 3-5 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek zirve öncesinde Ticaret Bakanlığı E-İhracat Daire Başkanı Hasan Önal, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Çetin Tecdelioğlu, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Erbülent Kurşun ve ETİD Genel Sekreteri Ömer Gürkan bir araya gelerek zirve hakkında bilgi verdi.</p>
<h2>E-ihracatta hedef yüzde 10 </h2>
<p>Tanıtım toplantısında konuşan Çetin Tecdelioğlu, küresel ticarette rekabetin fabrikalar ve limanlardan dijital platformlara, algoritmalara ve sınır ötesi lojistiğe kaydığına dikkat çekerek, Türkiye'nin bu dönüşümde oyunun kurallarını belirleyen ülkeler arasında yer alması gerektiğini söyledi. Türkiye menşeli ürünlere yönelik talebin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini belirten Tecdelioğlu, sanayinin üretim ve tasarım gücünün dijital ticaretin imkanlarıyla buluşturulacağını kaydetti. 2025'te Türkiye'nin e-ticaret hacminin 4,5 trilyon lirayı, dolar bazında ise 115 milyar doları aştığını, e-ticarette faaliyet gösteren işletme sayısının 634 bini geçtiğini aktaran Tecdelioğlu, bundan sonraki temel hedefin bu gücü e-ihracata taşımak olduğunu vurguladı. Tecdelioğlu, “E-ihracatın toplam ihracatımız içindeki payını orta vadede yüzde 10 seviyesine çıkarmakta kararlıyız” dedi. Tecdelioğlu, 3-5 Eylül'de Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenecek IGEXX 2026 ile İstanbul'u küresel pazaryerleri, lojistik şirketleri ve yerli üreticilerin buluştuğu bir dijital ticaret merkezine dönüştürmeyi ve Türk markalarını dünya ligine taşımayı amaçladıklarını ifade etti. Önceki IGEXX'te 30 ülkeden 3 binin üzerinde katılımcının ağırlandığını, 900 firmanın 33 pazaryeriyle 2 binden fazla ikili görüşme gerçekleştirdiğini ve 1 milyar doların üzerinde ticaret hacmi oluştuğunu aktardı.</p>
<h2>En büyük 50 pazar yeri zirvede</h2>
<p>Hasan Önal ise toplantıda yaptığı konuşmada IGEXX 2026'ya katılacak küresel pazaryerlerinin toplam e-ticaret hacminin 2,75 trilyon dolara ulaştığını belirterek, bunun küresel e-ticaretin yaklaşık yüzde 40'ına karşılık geldiğini söyledi. Zirveye katılan pazaryeri sayısının 50'ye, konuşmacı sayısının 108'e, uluslararası konuşmacı sayısının 36'ya ve panel sayısının 28'e çıktığını aktaran Önal, Çin'den Alibaba bünyesindeki platformların yanı sıra Shein ve Temu, Hindistan ve Latin Amerika'dan da büyük pazaryerlerinin İstanbul'a geleceğini kaydetti. Çin'in dijital ticarette ulaştığı konuma dikkat çeken Önal, “E-ticareti anlamak için Amerika'ya değil, Çin'e bakmamız gerekir” dedi. Önal, e-ihracat zirvesinin bu yıl da 1 milyar doların üzerinde işlem hacmine ulaşmasını beklediklerini açıkladı. ABD’de B2B modelinin öne çıktığını, Avrupa Birliği’nde ise B2C kanalının hala güçlü olduğunu ifade etti. </p>
<p>E-ithalatın yerel üreticilere verdiği zararı bertaraf etmek için önemli bölgelerde artan korumacılık önlemlerinin e-ihracata etkisi konusunda ise Önal, e-ihracatta ürünlerin Türkiye’den müşteriye gönderilmesi yerine, hedef ülkelerdeki depo alanlarında hazır tutulmasına odaklandıklarını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu yılki hedef 6 milyar dolar </span></h2>
<p>Firmalara pazar yeri komisyon desteğinin yanı sıra yerel danışmanlık hizmetleri de sağlanarak hedef ülkelerde kalıcı hale gelmelerinin desteklendiğini belirten Önal, e-ihracatta gelinen nokta ve hedef ile ilgili de, “Mevcut verilere göre Türkiye’nin e-ihracatının 2026’yı yaklaşık 6 milyar dolarla tamamlamasını bekliyoruz. Geçen sene bu değer 5,2 milyar dolar, 2024’te ise 6,4 milyar dolardı. Ancak kayıt dışı kalan ve depo alanları üzerinden gerçekleşen işlemler nedeniyle rakamların gerçeği tam yansıtmıyor. E-ihracat verilerinde beyan eksiklikleri ve farklı gümrük uygulamaları nedeniyle sorun yaşanıyor. Kirli bir veriyle karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-e-ticaretin-devleri-eylulde-istanbula-gelecek-86278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/8/1280x720/654-1787807711.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya e-ticaret hacminin bu yıl 7 trilyon dolara ulaşacağını belirten Ticaret Bakanlığı E-İhracat Daire Başkanı Hasan Önal, bu hacmin yüzde 40’ını temsil eden 50 büyük pazaryerinin 3-5 Eylül&#039;deki İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi’ne katılacağını söyledi. Önal, zirvede 1 milyar dolarlık iş hacmi beklediklerini, Türkiye’nin 2026 e-ihracat hedefinin ise 6 milyar dolar olduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suriyede-sdgypg-kendini-feshetti-yasada-belirtilen-ilk-sart-yerine-getirildi-86274</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suriye’de SDG/YPG kendini feshetti, yasada belirtilen ilk şart yerine getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terör örgütü SDG/YPG, kendini feshettiğini açıkladı. Örgütün aldığı karar, Suriye’de terör yapılanmasına karşı yürütülen mücadelede kritik bir gelişme olarak değerlendirilirken, Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan çerçeve yasanın ilerlemesinde ise önemli bir adım olarak görülüyor. Süreçte, terör örgütü üyelerinin yasadan yararlanması için öngörülen, “PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve elindeki tüm silah ile mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu durumun Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasıdır” düzenlemenin ilk adımı Suriye’den geldi. Sırada silahların bırakılmasına ilişkin teyit-tespit raporu ile kamp ve mağaraların boşatılması var. Bu iki koşulda yerine getirildiği an çerçeve yasanın 3. Maddesini düzenleyen, “terör örgütü üyelerinin dönüş için yapacakları başvuru” MGK kararı ile hayata geçmeye başlayacak.</p>
<p><strong>Fesih kararına tepkiler </strong></p>
<p>Suriye'de terör örgütü YPG kendini feshetmesini açıklaması ile birlikte yorumlar da peş peşe geldi. Erdoğan ilk değerlendirmelerini Malazgirt’ten vererek, “Bir sefere çıktığımız zaman, bir yola baş koyduğumuz, bir işe giriştiğimiz zaman atımızın kuyruğunu bağlarız. Bunu, ne olursa olsun geri dönmeyeceğimizi, sonuna kadar gideceğimizi anlatmak için yaparız. İşte biz de Türkiye Yüzyılı'nı inşa etmek için atımızın kuyruğunu bağladık. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık” dedi.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, “Suriye Kürtlerinin kimliklerinin, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu; bütün etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarınadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, kararı Suriye’de iç savaşın sona ermesi ve bölgede kalıcı barış için umut olarak değerlendirdi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise SDG'nin feshedilmesinden sonra Suriye'nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşiğin geçilmiş olduğunu belirtti. Çelik, “ Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suriyede-sdgypg-kendini-feshetti-yasada-belirtilen-ilk-sart-yerine-getirildi-86274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/colani-mazlum-abdi-1787806370.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye’de SDG/YPG kendini feshetti, yasada belirtilen ilk şart yerine getirildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhakkak-okumalisin-yavrum-eger-vaktin-varsa-86273</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhakkak okumalısın yavrum; eğer vaktin varsa…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rahmetli babam başlıktaki sözü bu uzun şekliyle kullanırdı. Okumayı öven çok söz dinlediğim çocukluğumda bunun ne anlama geldiğini anlamadan kulak aşinalığı edinmiştim. Çocukluk, hayatımızın, ne olduğunu daha sonra anlayacağımız şeylerini depoladığımız bir dönemidir. Bu sözün, zaman yönetiminin okumaktan daha önemli olduğunu anlattığını çok daha sonra anladım. Bir şeyi anlamanın onu yapabilmek demek olmadığını anlamam da bugünlere denk geliyor.</p>
<p>Biz toplum olarak oldum olası, koşullu önermeleri kısaltmayı seviyoruz. Böylece hiçbir şeyi tam olarak anlamadan genel bir bakış kazanıyoruz. Charlie Wilson’ın Savaşı filmindeki Zen ustası anekdotu bizim durumumuzu çok iyi açıklıyor. Derli toplu aktarmak için Gemini’dan destek alıyorum.</p>
<p>Charlie Wilson'ın Savaşı (Charlie Wilson's War) filminde, Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı CIA ajanı Gust Avrakotos tarafından Kongre üyesi Charlie Wilson'a anlatılan ünlü Zen ustası anekdotu (hikayesi) özetle şöyle geçer:</p>
<p>Hikaye: Küçük bir köyde yaşayan bir Zen ustası vardır. Köy halkı her olay karşısında hemen paniğe kapılır veya aşırı sevinir, ustaya gelip durumun ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olduğunu söyler. Usta ise her defasında sakin bir şekilde “Bakalım” (“We'll see”) der.</p>
<p>- At hediyesi: Bir gün çocuğa hediye olarak güzel bir at verirler. Köylüler koşup gelir: "Ne kadar harika! Ne kadar şanslı çocuk, müthiş bir at!" derler. Zen ustası cevap verir: "Bakalım."</p>
<p>- Bacak kırılması: Birkaç gün sonra çocuk attan düşer ve bacağını kırar. Köylüler üzüntüyle gelir: "Ne büyük felaket! Çocuğun bacağı kırıldı, çok kötü!" Usta yine sakin kalır: "Bakalım."</p>
<p>- Savaş çıkması: Kısa süre sonra ülkede büyük bir savaş çıkar ve hükümet köydeki tüm gençleri zorunlu askerliğe alıp cepheye gönderir. Ancak çocuğun bacağı kırık ve sakat olduğu için orduya alınmaz, köyde kalır. Köylüler sevinçle koşar: “Ne büyük şans! Çocuk savaştan kurtuldu, hayatta kaldı!” Zen ustası yine aynı cevabı verir: “Bakalım.”</p>
<p>Filmin bağlamı ve anlamı: Filmde bu anekdot, Sovyetler Birliği'nin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında büyük bir zafer kutlanırken anlatılır. Gust Avrakotos, Charlie Wilson’a erken sevinmemeleri gerektiğini hatırlatmak ve dış politikadaki hamlelerin uzun vadede ne tür öngörülemeyen sonuçlar doğuracağını (örneğin Afganistan'da bırakılan boşluğun radikal gruplara ve gelecekteki krizlere zemin hazırlamasını) vurgulamak için bu hikâyeyi kullanır.</p>
<p>Tarihsel olayların iyi ya da kötü olarak anlık etiketlenemeyeceğini, her sonucun aslında yeni bir sürecin başlangıcı olabileceğini ifade eden derin bir metafordur.</p>
<p>Bunları, edebiyat olarak değil, iş yönetiminin tam da kendisi olarak anlatıyorum. Yıllar sonra Ethemefendi’de otururken Sahrayicedid’deki çeşmeden su almaya gittiğimde beklerken okumak için yanıma kitap alıyordum. Bir gün Leopold Infeld’in Einstein üzerine yazdığı bir kitabı okurken “sosyal” bir adam geldi ve selam verdi. Sonra da başladı konuşmaya: “Siz gençlerin okuması ülkenin geleceğinin güvencesi”nden girdi, bir sürü toplumsal mesaj verdi. Ben zaten okuyor olduğum için, bana okuma bilincimi artırmak da dâhil, sağladığı herhangi bir fayda yoktu. Üstelik de okumama engel oluyordu. Ben kısa cevaplarla sohbete son vermeye çalışıyordum ama ne mümkün. En sonunda konuları bitince, “ne okuyorsun?” diye sordu. “Einstein ve İzafiyet Teorisi” diye yanıt verdim. Sustu. Konuyla hiç ilgisi yoktu ve bu konuda onunla konuşacak bir şey de yoktu. Yanlış anlaşılmasın, ben bütün toplumun izafiyet teorisini öğrenmesi gerektiği düşüncesinde değilim. Ancak bu örnek, bana “eğer vaktin varsa” sözünün ne anlama geldiğini öğretti. Şehirdeki köylülük, hiçbir şeye zaman kalmamasını sağlayan bir temel altyapıydı. Dikkat ederseniz, Zen ustası sadece süreci izlerken hikâyenin oluşmasını sağlayan köylülerin yaptığı yorumlardır ancak bu yorumların hakikatin akışına herhangi bir etkisi yoktur ve yanıltıcıdır. Bu, benim için ilgi çekici bir ikilemdir ve sosyal medyayı takip etmeme nedenimi oluşturuyor ama bildirimlerim açık. Bir mesajı beğendikten sonra aşağı yukarı biraz hareket ediyorum. Bazen benim için yararlı olabilecek bir yorum ya da videoyu kendime e-postalıyorum. Sonra da çıkıyorum. Türkiye’nin köylüleşmesini sosyal medyayı takip ederek analiz edebilirsiniz. Zamanını bu şekilde harcayan bir toplumun, dünyada bir şey olmasını mümkün görmüyorum. Bunun tam tersi de geçerli.</p>
<p><strong>Büyük Taarruz emri gece 4.30’da verildi</strong></p>
<p>Bu yazı 26 Ağustos’ta yazılıyor. Bir önceki günün gecesinde yatmadan önce cep telefonumun alarmını gece 4:30’a kurdum ve o saatte kalkıp ekran görüntüsü aldım. iPhone’larda alarmı kapatmadan ekran görüntüsü alınmıyor herhalde; epey sorun oldu. Alarmı kapatınca ekran görüntüsünü alabildim. Sorun oldu diyorum ama her şey bir dakikadan kısa sürmüş olmalı ki 04:30’lu ekran görüntüm var ve bunu paylaşmayacağım. Sadece o saatte uyanık olmak istedim; Büyük Taarruz’un emrinin verildiği o dakikada. Sonra da yattım çünkü o sürecin bir parçası değildim ve bugün de öyle bir şey yok zaten ama yatmadan önce o gün o dakikada ne olduğunu biraz düşündüm. İnsanlar cep telefonlarında sosyal medyaya bakarken gelen emirle harekete geçmemişlerdi ya da “anne beni 4:30’da uyandır, işim var” diye yatmamışlardı. Müthiş bir hazırlık ile müthiş bir gizlilik bir arada hayata geçirilmiş ve zamanı geldiğinde tek tek askerler değil, koca bir ordu bir anda harekete geçmişti.</p>
<p>Buna günümüzden örnek vermeye kalkarsak, maçı kazandıran son dakika gol ya da basketten bahsedebiliriz. Başka örneği olan var mı? Bilmiyorum. Herkes zaten uyanıktır ve o an geldiğinde bitirici bir hareket yapılır. Bunu sağlayan ise zamanı yöneterek zamanlamayı yapmaktır. Agentic AI ya da yapay zekâ ajanlarına dayanan yeni ekonominin en önemli bileşeni bu yetenektir ve buna sahip olan insandır. Bazı insanlardır demek daha doğru.</p>
<p>Buna geçmeden önce Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya muharebeleri sırasındaki bir anekdotunu aktarmam gerekiyor. Cepheden gelen raporları inceleyen İsmet İnönü savaşın kaybedildiğini düşünürken ve Fevzi Çakmak da Mustafa Kemal’e bir şey olmaması için dua ederken Mustafa Kemal, raporu tekrar ettirdikten sonra düşmanın korkarak asker kaydırdığını ve son yedek güçlerini de savaşa soktuğunu belirtiyor ve savaşın kazanıldığını söyleyerek hücum emri verdiriyor. Matematik zekâ ile stratejik zekâ arasındaki bu fark, Agentic AI çağında en önemli başarı faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Bugün insanlarla konuşurken tartışma sürekli yapay zekânın güvenilir olup olmadığına geliyor. Bu soruyu ortadan kaldırmak, daha güvenilir, etik ve sorumlu yapay zekâ geliştirmeye çalışmakla değil; Mustafa Kemal gibi kumanda ettiği gücü hizalayan ve resmi doğru okuyarak doğru kararlar alan liderler ile mümkün olabilir.</p>
<p>Ben üniversitede okurken aritmetik işlemciler ve lojik işlemciler olmak üzere iki tür işlemciden bahsediyorduk. Bu anekdottan yola çıkarak aynı ayrımın 1922’de insanlar bazında geçerli olduğunu da anlayabiliyoruz ancak yapay zekâ tasarımında büyük önem taşıyan bu ayrımın kökleri çok daha derine uzanıyor. Bunu anlamak için önce Mustafa Kemal’in taarruz planını yapay zekâ ile özetleyelim:</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz'u düşmanın beklemediği bir noktadan vurarak tam bir baskın gerçekleştirmek ve Yunan ordusunu çember içine alıp imha etmek üzere planlamıştır.</p>
<p><strong>Gizlilik ve aldatma planı</strong></p>
<p>- Sessiz Sevkıyat: Türk ordusunun ana kuvvetleri, büyük bir gizlilikle üzerinden Afyon'un güneyine kaydırılmıştır.</p>
<p>- Gizli Toplantı: Komutanlar, Atatürk Ansiklopedisi verilerine göre Akşehir'de bir futbol maçı vesilesiyle bir araya gelerek planı son haline getirmiştir.</p>
<p>- Yanlış İzlenim: Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'dan ayrıldığı gizlenmiş, başkentte kalmaya devam ettiği yönünde gazete ilanları verilmiştir.</p>
<p><strong>Askeri strateji ve taktik</strong></p>
<p>- Güneyden Taarruz: Yunan ordusu asıl saldırıyı doğudan beklerken, Türk kuvvetleri güneyden Şuhut dağları arasından taarruza geçmiştir.</p>
<p>- Kurt Kapanı: Geçilemez denilen Kocatepe'deki siperler kısa sürede düşürülmüş, düşman kuvvetleri çember içine alınarak imha edilmiştir.</p>
<p>Bu noktada Mustafa Kemal’in askeri dehası ile Fatih Sultan Mehmet’inkini karşılaştırmasını istediğim yapay zekâ ikisi arasında benzerlik var mı soruma şu yanıtı veriyor:  </p>
<p>Evet, Büyük Taarruz planı ile Fatih Sultan Mehmet’in savaş stratejileri arasında askeri deha açısından çok büyük benzerlikler vardır. Her iki lider de askeri literatürde “baskın” ve “şaşırtma” unsurlarını en üst seviyede kullanmıştır.</p>
<p><strong>1. Beklenmeyen yön ve coğrafyayı zorlama</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmet: İstanbul'un fethinde Bizans zincirlerle Haliç’i kapatınca, gemileri karadan yürüterek düşmanın hiç beklemediği bir yönden Haliç’e indirmiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa: Yunan ordusu asıl saldırıyı Eskişehir yönünden beklerken, Türk ordusunu sarp Şuhut dağlarından aşırarak düşmanın imkânsız gördüğü güney cephesinden vurmuştur.</p>
<p><strong>2. Kusursuz stratejik gizlilik</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmet: "Sırrımı sakalımın bir kılı bilse koparırdım" sözüyle bilinir. Yapacağı seferlerin yönünü son ana kadar en yakınlarından bile gizlemiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa: Büyük Taarruz öncesi ordu sevkiyatını gece yapmış, komutanları futbol maçı bahanesiyle toplamış ve Ankara’da çay partisi vereceği haberini yayarak taarruzu gizlemiştir.</p>
<p><strong>3. Kuşatma ve imha taktiği (Kurt Kapanı)</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmet: Belgrad ve İstanbul kuşatmalarında düşmanı merkezde sabitleyip yanlardan sararak lojistik bağlarını koparmıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa: Afyon'un güneyinden girerek Yunan ordusunun İzmir ve lojistik hatlarıyla olan bağını kesmiş, düşmanı Dumlupınar’da çembere alarak imha etmiştir.</p>
<p>Her iki liderde de büyük resmi görmek ve hesaplanabilir riskleri alarak sonuca ulaşmak dikkat çekici özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Bir önemli özellik daha var: bu resme uymak değil, kendi resmini yapma isteği. Mustafa Kemal Paşa özelinde bunu, İttihat Terakki’yi yöneten troikanın başında yer alan Enver Paşa’nın genelkurmay başkanı olarak saraya katılmasından farklı olarak annesinin kendisini evlendirerek benzer bir kadere sürüklemesi planından kopmasıyla anlatabiliriz. Geleceği hayal etme, planlama ve oraya ulaşma pratiğinin yakın geçmişteki bir örneği de Steve Jobs ve benzer bir karaktere sahip olduğunu görüyoruz.</p>
<p><strong>Steve Jobs’ın 1983 vizyonu </strong></p>
<p>Apple’ın kurucusu Steve Jobs 1983’te Aspen’de yaptığı konuşmada, geçmişin birikimine hakim olduğunu, yeni teknolojileri kullanmaya başlarken eski alışkanlıklardan kopmamanın performansı düşürdüğünü ve ortalama işler yapmak yerine iyisini yapmak isteyen bir ekiple çalıştığını anlatıyor. 60 dolar aldığını söylediği 55 dakikalık konuşma biter bitmez de kesip sahneden iniyor. Yine babamın deyimiyle “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” yapıyor. Jobs’ın beni etkileyen yanı, yeni vizyonu ortaya koyarken bunun gerçekleşmesinin önündeki teknik yetersizlik engellerini de belirtmesi ve gerçekleşeceği koşullara işaret etmesi.</p>
<p>Daha çok gündemde olmayan yazılımın dağıtımı konusunda radyoda dinlediği şarkının albümünü almaya giden plak alıcısının ne alacağını bilmesi örneğini verip yazılımı deneyip bilgisayara indirme modelini anlatması, geçmiş-gelecek köprüsünü nasıl kurduğunu gösteriyor. 55 dakikalık konuşmayı internette https://www.youtube.com/watch?v=t9HmOz8H0qI adresinde buldum. Ben o sürede şu kadar tweet okur, şu kadar yorum yazarım ve şu kadar dönüş hesabı yapmak yerine bunu dinlemenizin faydalı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Ben de bu örnekte sıradan noktaları yakalamanın ötesine geçemeyen Google AI Modu’nun yaptığı çalışmayı bir öncel olarak burada aktarayım. Konuyu anlamanızı sağlıyor ama dehayı görmenizi sağlamaktan uzak. Önce konuşmanın ana başlıklarını ardından da gerçekleşme analizini aktarmak istiyorum.</p>
<p>Steve Jobs'ın 1983 yılında Aspen'deki Uluslararası Tasarım Konferansı'nda (IDCA) yaptığı bu ünlü konuşma, geleceğin mobil ve kablosuz teknolojilerine dair şaşırtıcı derecede doğru öngörüler barındırmaktadır.</p>
<p><strong>Konuşmanın Özü ve Öngörüler</strong></p>
<p>- Kitap Gibi Taşınabilir Bilgisayar (iPad): Jobs, gelecekteki en büyük amaçlarından birinin "bir kitabı andıran, yanınızda taşıyabileceğiniz ve kullanımı 20 dakikada öğrenilebilen inanılmaz derecede harika bir bilgisayar üretmek" olduğunu belirtmiştir. [2, 3]</p>
<p>- Kablosuz Ağ ve Radyo Bağlantıları: Bu taşınabilir cihazların bir kabloya ihtiyaç duymadan, radyo bağlantıları (radyo linkleri) sayesinde büyük veri tabanlarına ve diğer bilgisayarlara bağlanabileceğini öngörmüştür. [2]</p>
<p>- E-posta ve Mobil İletişim: İnsanların her yerden yürüyerek e-postalarına erişebileceğini ve iletişim biçiminin kökten değişeceğini ifade etmiştir. [4, 5]</p>
<p>- Dijital Mağzacılık (App Store Benzeri Sistem): Yazılımların ve programların telefon hatları üzerinden, uzaktan kredi kartıyla test edilerek veya satın alınarak cihaza yüklenebileceği bir sistemden bahsetmiştir. [1, 6]</p>
<p>- Google Street View / Dijital Haritalar: MIT'in Aspen'deki sokakları adım adım fotoğrafladığı bir deneyi örnek göstererek, gelecekte sokakların bilgisayarlar üzerinden ekranlarda gezilebileceğini anlatmıştır. [4]</p>
<p>- Ağ Teknolojileri Zaman Çizelgesi: Ofis içi ağların 5 yıl, evlere kadar giren ağların ise 10-15 yıl içinde yaygınlaşacağını tahmin etmiştir. [7]</p>
<p>Gerçekleşme analiz ise şu şekilde:</p>
<p>Steve Jobs'ın 1983 yılında ortaya koyduğu bu vizyonlar tek bir günde değil, yaklaşık 15 ila 30 yıllık bir süreçte ve farklı aşamalarla gerçeğe dönüştü: </p>
<p><strong>1. Ofis ve Ev Ağları (İnternet)</strong></p>
<p>- Jobs'ın Tahmini: Ofis ağlarının 5 yıl (1988), ev ağlarının ise 10-15 yıl (1993-1998) içinde yaygınlaşacağını söylemişti.</p>
<p>- Gerçekleşme Zamanı: 1990'ların ortasından sonuna kadar. Tim Berners-Lee 1989'da World Wide Web'i (WWW) icat etti. Çevirmeli ağlar (Dial-up) ve erken dönem geniş bant internet, tam da Jobs'ın işaret ettiği gibi 1995-2000 yılları arasında evlerin vazgeçilmezi oldu.</p>
<p><strong>2. Taşınabilir "Kitap Gibi" Bilgisayarlar (iPad ve Laptop)</strong></p>
<p>- Jobs'ın Tahmini: Yanınızda taşıyabileceğiniz kitap boyutunda bir bilgisayar vizyonu.</p>
<p>- Gerçekleşme Zamanı: 2010. Apple, Jobs'ın bu tarifine kelimesi kelimesine uyan ilk iPad modelini 2010 yılında piyasaya sürdü. Daha öncesinde, 2008 yılında bir zarfın içinden çıkararak tanıttığı MacBook Air de bu taşınabilir bilgisayar felsefesinin (tasarım ve hafiflik anlamında) ilk somut adımlarından biriydi.</p>
<p><strong>3. Kablosuz ağlar ve mobil iletişim (Wi-Fi ve hücresel veri)</strong></p>
<p>- Jobs'ın Tahmini: Kablolara ihtiyaç duymadan radyo sinyalleriyle veri tabanlarına bağlanmak ve yürürken e-posta okumak.</p>
<p>- Gerçekleşme Zamanı: 1999-2007 arası. Apple, 1999 yılında iBook bilgisayarlarıyla birlikte AirPort (Wi-Fi) teknolojisini tüketiciyle buluşturarak kablosuz interneti standartlaştırdı. İnsanların sokakta yürürken e-postalarına ve internete rahatça erişmesi ise 2007 yılında iPhone'un tanıtılması ve 3G teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla ana akım haline geldi.</p>
<p><strong>4. Dijital yazılım mağazası (App Store)</strong></p>
<p>- Jobs'ın Tahmini: Yazılımların telefon hatları üzerinden uzaktan kredi kartıyla satın alınması.</p>
<p>- Gerçekleşme Zamanı: 2008. Apple, iPhone'un çıkışından bir yıl sonra App Store'u açtı. Bu sistem, Jobs'ın 25 yıl önce kurguladığı "aracıları ortadan kaldıran ve doğrudan cihaza yükleme yapan" dijital dağıtım modelinin tam karşılığı oldu.</p>
<p><strong>5. Dijital sokak haritaları (Google Street View)</strong></p>
<p>- Jobs'ın Tahmini: Bir aracın tüm sokakları fotoğraflaması ve bilgisayardan bu sokaklarda gezilebilmesi.</p>
<p>- Gerçekleşme Zamanı: 2007. Google, kameralı araçlarla dünyayı sokak sokak fotoğrafladığı Google Street View hizmetini tam olarak Jobs'ın tarif ettiği yöntemle 2007 yılında kullanıma sundu.</p>
<p>Özetle Jobs, 1983 yılında henüz kişisel bilgisayarlar bile evlerin yüzde 10'una girmemişken, bugün cebimizde taşıdığımız ve hayatımızı yönettiğimiz akıllı telefon ekosistemini 25 yıl önceden neredeyse kusursuz bir kronolojiyle tahmin etmiştir.</p>
<p>Buna eklenmesi gereken, Jobs’ın bunları yapma konusunda sağladığı katkı; daha doğrusu bunların birçoğunu yapması. Bu da vizyon, planlama ve zaman yaratmanın birlikte bulunması ile sağlanan bir başarı.</p>
<p>Hepsinin iktisadını ele aldığımızda ise, “muhakkak okumalısın yavrum” tavsiyesinin sonuna “eğer vaktin varsa” ifadesinin eklenmesi ile mümkün olduğunun altını çizmeliyim. Bunu, stratejik başarı koşulu olan “önceliklendirme” ya da kaynak yönetimi olarak ele alabiliriz ama ekmek ile köfte arasındaki ilişki olarak tanımlamak daha halka yakın bir anlatım olacaktır. Yazı uzadığı için şimdilik sadece refere etmekle yetiniyorum ama belirli koşulları yerine getirince başarıya ulaşmak rastlantı değildir. Bizde Steve Jobs’ın muadili bir kişi Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Kendisini inceleyerek 45 eser veren bu kişinin iş modeli ile Jobs’ın kendi hayatına yaklaşımı arasındaki benzerliği yakalamanızı tavsiye ederim; edebi kaygılarla değil, iş modeli ve zamanın iktisadı boyutlarıyla.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhakkak-okumalisin-yavrum-eger-vaktin-varsa-86273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhakkak okumalısın yavrum; eğer vaktin varsa… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/restoran-sektorunde-maliyet-baskisina-karsi-cozum-surdurulebilirlikte-86272</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Restoran sektöründe maliyet baskısına karşı çözüm sürdürülebilirlikte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde Yeme içme sektöründeki fiyat artışları tüketici tercihlerinde gerilemeye neden oluyor. Bu da artan maliyetler ve kârlılığı koruma mücadelesi veren kuruluşların dayanma gücünü daha da azaltıyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) 17. Restoran ve Yiyecek-İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Ebru Koralı, maliyet baskısının özellikle küçük işletmeler açısından giderek katlanamaz olduğunu ifade ediyor. </p>
<p>Koralı, yaşanan sorunların özellikle mahalle restoranları ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri daha yoğun şekilde etkilediğini, kira, enerji, personel ve gıda maliyetlerindeki yükselişin birçok işletmenin faaliyetlerini sürdürmesini zorlaştırdığını belirterek;  sektörün sürdürülebilirliği için destekleyici adımların çok önemli olduğuna dikkat çekiyor.<strong> </strong></p>
<p>Resmi verilerin işletmelerin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Ebru Koralı durumu şu cümlelerle değerlendiriyor. </p>
<p><strong>Restoranların maliyetlerini etkileyen veriler ne durumda?</strong></p>
<p>TÜİK verilerine göre Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşirken, Haziran ayında Hizmet Üretici Fiyat Endeksi yıllık yüzde 31,84 arttı. Tarımsal girdi maliyetlerindeki yıllık artış ise Haziran ayında yüzde 32,06 olarak gerçekleşti. İşletmeler artan maliyetleri menü fiyatlarına birebir yansıtamıyor; yansıttıkları noktada yerli tüketici dışarıda yeme-içmeyi kesiyor ya da yurt dışı alternatiflerine yöneliyor, bunu bu yaz sezonunda çok net gördük.</p>
<p><strong>Turizmdeki trendler nasıl?</strong></p>
<p>Turizm verileri de yaz sezonunda yaşanan tabloyu ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre 2026 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye'nin turizm geliri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 azalarak yaklaşık 15,9 milyar dolar oldu.  Çıkış yapan ziyaretçi sayısı yüzde 5,1 geriledi. İlk altı aylık dönemde ise turizm geliri yaklaşık 25,7 milyar dolar, çıkış yapan ziyaretçi sayısı 24,8 milyon kişi olarak gerçekleşti. Ziyaretçi başına ortalama harcamada artış görülse de yükselen işletme maliyetleri dikkate alındığında bu artışın sektör üzerindeki maliyet baskısını tek başına ortadan kaldırması mümkün görünmüyor.</p>
<p><strong>Maliyet baskısı istihdam politikalarına nasıl yansıyor? </strong></p>
<p>Sektörde 2 milyona yakın çalışan var. Ancak, artan yaşam maliyetleri, çalışma koşulları ve sektördeki kırılganlık nedeniyle yetişmiş personel kaybı had safhada. Çalışanların gelirlerinde ciddi anlamda azalma var. Ekonomik daralma ile gelen iş kaybı cirolara yansıdığı gibi, çalışanların gelirlerine de aynı oranda yansıyor.  Ayrıca bahşişin kartla alınmasını engelleyen uygulama da çalışanların gelirlerinde ciddi bir kayba neden oluyor.</p>
<p><strong>Çalışan maliyetlerindeki artış ne kadar?</strong></p>
<p>İşgücü maliyetlerindeki değişim  sektörün üzerindeki baskının bir diğer göstergesi. TÜİK’in 2026 yılı ikinci çeyrek İşgücü Girdi Endeksleri’ne göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında brüt ücret-maaş endeksi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 35,8 arttı. Artan yaşam maliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde yetişmiş insan kaynağını sektörde tutabilmek giderek daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>İşgücünde kayıpların sonuçları ne oluyor?</strong></p>
<p>Bu dönemde  özellikle deneyimli personelimizi kaybettik, sektörden uzaklaştılar. Bu usta çırak ilişkisinde bir kırılma yarattı. Gençleri sisteme hazırlayan ustalar artık salonda yok. Restoranın hafızası, servis kültürü ve gastronomi mirasını geleceğe taşıyacak insan kaynağı zinciri de maalesef koptu.</p>
<p><strong>Üretici tarafı bu dönemi nasıl yönetiyor?</strong></p>
<p>Diğer bir "sürdürülebilirlik" noktamız olan ve gastronomi ekosisteminde var olan herkesin desteklediği, üzerine titrediği yerel, nitelikli gıda üretimini destekleyen tedarik anlayışı erozyona uğradı. Restoranların küçülmesi veya kapanması yerel üreticiyi, coğrafi işaretli ürün pazarını ve sürdürülebilir tarımı doğrudan vuruyor. Tarladan sofraya döngüsel sistemlerin kurulması ekonomik güvence gerektirir; sermayesi eriyen mutfak, onarıcı değil tüketici bir forma geri dönüyor.</p>
<p><strong>Tarımsal üretimde maliyet artışı da yüksek…</strong></p>
<p>Üretici tarafındaki maliyet baskısı da bu zincirin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. TÜİK’in Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verilerine göre tarımsal girdi maliyetleri Haziran 2026’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,06 arttı. Üretim maliyetlerindeki yükseliş, restoranların tedarik maliyetlerindeki artışla birleştiğinde yerel üreticiden mutfağa uzanan ekonomik zincirin her halkasını etkiliyor.</p>
<p><strong>Bu durum tedarik kararlarına nasıl yansıyor?</strong></p>
<p>İşletmeler ayakta kalabilmek için yerel, temiz, coğrafi işaretli veya iyi tarım uygulamalarıyla üretilmiş özel hammaddeler yerine endüstriyel, tek tip ve fiyat avantajlı ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Günlük nakit akışını ve kirayı denkleştiremeyen bir işletmenin odağı karbon ayak izinden mecburen günü kurtarmaya kayıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik nasıl sağlanacak?</strong></p>
<p>Finansal sürdürülebilirlik olmadan ekolojik sürdürülebilirlik sadece iyi niyetli bir temenni olarak kalır. Yeşil dönüşüm, temiz gıda ve yerel üreticiyi koruma misyonu, ancak ekonomik olarak nefes alan işletmelerin sırtlayabileceği bir sorumluluktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/restoran-sektorunde-maliyet-baskisina-karsi-cozum-surdurulebilirlikte-86272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/ebru-korali-1787805809.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Restoran sektöründe maliyet baskısına karşı çözüm sürdürülebilirlikte ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86262</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Türkiye’nin CDS’inde Dikkat Çeken Düşüş! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 27 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/yRsCukUNsQI" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkuaz-seramik-seramik-saglik-gereclerinde-dorduncu-buyuk-ihracatci-86296</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkuaz Seramik, seramik sağlık gereçlerinde dördüncü büyük ihracatçı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Turkuaz Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Özkaya, elde edilen sonucun uzun yıllardır üretim, teknoloji, kalite ve ihracata yapılan yatırımların bir sonucu olduğunu belirterek, “Bu sonucu bir varış noktası değil, daha ileri hedeflerimiz için önemli bir motivasyon olarak görüyoruz” dedi. 2025’in zorlu piyasa koşullarına rağmen üretim gücünü ve uluslararası pazarlardaki konumunu koruduklarını ifade eden Özkaya, üretimde kapasite artışından ziyade verimlilik, kalite ve katma değerli ürün yapısına odaklandıklarını söyledi. CeraStyle markasıyla seramik sağlık gereçleri kategorisinde Türkiye’nin en fazla ihracat yapan dördüncü firması olduklarını belirten Özkaya, sektör ihracatının değer bazında yüzde 5,6 daraldığı bir yılda bu konumun korunmasının önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kayseri OSB ve İncesu OSB’deki iki üretim tesisinde teknolojik altyapı, otomasyon ve enerji verimliliğine yönelik çalışmaların sürdüğünü aktaran Özkaya, “Turkuaz GES yatırımımızın yanı sıra her iki üretim tesisimizin çatılarında da güneş enerjisi santrallerimiz bulunuyor. Tükettiğimiz elektriğin tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayabilecek üretim kapasitesine ulaştık” diye konuştu. Şirketin üretim hatlarında otomasyon, geri kazanım ve Ar-Ge çalışmalarının da devam ettiğini belirtti.</p>
<p><strong>İhracatta pazar çeşitliliği hedefi</strong></p>
<p>Turkuaz Seramik ve CeraStyle markalarıyla başta Avrupa ve Balkanlar olmak üzere geniş bir coğrafyaya ihracat yaptıklarını ifade eden Özkaya, 2026’da mevcut pazarlardaki etkinliği artırmanın yanı sıra yeni pazarlarda distribütör ve bayi yapılanmasını genişletmeyi hedeflediklerini kaydetti. Katma değerli, tasarım ve kalite odaklı ürünlerin ihracattaki payını artırmak istediklerini belirten Özkaya, “İhracat bizim için yalnızca ürün satışı değil, uzun vadeli marka ve pazar yatırımı anlamına geliyor” dedi.</p>
<p><strong>Atıklar yeniden üretime kazandırılıyor</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade eden Özkaya, ham madde atıkları ve suyun yeniden üretime kazandırılması için filtre pres sistemi kullandıklarını söyledi. Ar-Ge çalışmalarıyla ham madde atıklarını ürün gruplarına göre yüzde 20 ila yüzde 100 arasında değişen oranlarda reçetelere dahil ederek prototip ürünler geliştirdiklerini aktaran Özkaya, pişmiş seramik atıklarının da yeniden üretimde kullanıldığını belirtti. Bu uygulamayla ilgili ithal hammadde kullanımının yüzde 25 azaltıldığını kaydeden Özkaya, temel hedeflerinin ise sıfır atık yaklaşımına mümkün olduğunca yaklaşan bir üretim modeli oluşturmak olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>51 Ar-Ge projesi gerçekleştirildi</strong></p>
<p>Dijital dönüşüm çalışmalarının üretimden satışa kadar bütün süreçleri kapsadığını belirten Özkaya, 2018’de kurulan Bakanlık onaylı Ar-Ge Merkezi’nde bugüne kadar 51 proje gerçekleştirdiklerini ve bunların 27’sini ticarileştirdiklerini kaydetti. Özkaya, yeni dönemde su, enerji ve kaynak verimliliğini destekleyen ürünler, alternatif ham madde kullanımı, antibakteriyel yüzey teknolojileri ve yeni nesil banyo çözümlerine odaklanacaklarını aktardı.</p>
<p><strong>Sektörde maliyet ve ithalat baskısı</strong></p>
<p>Seramik sektörünün enerji ve emek yoğun yapısına dikkat çeken Özkaya, enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişim, döviz kuru hareketleri ve küresel talep daralmasının sektörün rekabet gücünü etkilediğini söyledi. Türkiye’nin seramik sağlık gereçleri ihracatının 2025’te değer bazında yüzde 5,6 gerilediğini belirten Özkaya, ucuz ve kalitesiz ithalatın da yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti. Özkaya, standartlara uygunluk, ürün güvenliği ve piyasa denetimlerinin güçlendirilmesini isterken, yeşil ve dijital dönüşüm yatırımları için erişilebilir finansman mekanizmalarının ve ihracat desteklerinin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Şirketin büyüme stratejisinin yalnızca üretim hacmini artırmaya değil, verimlilik, katma değer, inovasyon ve sürdürülebilirliğe dayanacağını söyleyen Özkaya, önümüzdeki dönemde ürün portföyünü armatür, sensörlü musluk, duş sistemleri ve bağlantı elemanları gibi tamamlayıcı ürünlerle genişletmeye devam edeceklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkuaz-seramik-seramik-saglik-gereclerinde-dorduncu-buyuk-ihracatci-86296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/6/1280x720/turkuaz-seramik-seramik-saglik-gereclerinde-dorduncu-buyuk-ihracatci-1787815889.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkuaz Seramik, İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda 410. sırada yer aldı. Şirket, 2025’te üretimde verimlilik ve katma değerli ürünlere odaklanırken, CeraStyle markasıyla seramik sağlık gereçleri ihracatında Türkiye’nin dördüncü büyük ihracatçısı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-yem-2025te-240-bin-ton-yem-ve-190-milyon-yumurta-uretti-86295</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Yem, 2025’te 240 bin ton yem ve 190 milyon yumurta üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 2025 yılı Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında yer alan Kayseri Yem, üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve sürdürülebilirlik çalışmalarıyla büyümesini sürdürüyor. Türkiye’nin ilk karma yem fabrikalarından biri olan şirket, yem ve yumurta üretimini entegre bir yapı içerisinde yürütüyor.</p>
<p>Kayseri Yem Genel Müdürü Şükrü Başyazıcıoğlu, İSO araştırmasına ilk kez 2020 yılında katıldıklarını belirterek, “2024 yılı hariç her yıl bu sıralamada yer aldık. Bu sene tekrar Türkiye’nin üretimden satışlara göre ilk 1000 firması arasında yer almaktan gurur duyuyoruz” dedi. Başyazıcıoğlu, şirketin bu başarısının arkasında uzun yıllara dayanan deneyim, takım çalışması ve müşteri memnuniyetinin bulunduğunu söyledi. “Yılların verdiği bilgi birikimi, tecrübe, takım çalışması ve en önemlisi müşteri memnuniyeti bu başarıda önemli rol oynuyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a8fe75edcfb5-1787815774.jpg" alt="" width="845" height="613" /></p>
<p><strong>2025’te 240 bin ton yem üretimi</strong></p>
<p>Kayseri Yem’in Kayseri’deki yem fabrikasında büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı yem gruplarının tamamı üretilebiliyor. 45 bin ton hammadde depolama kapasitesine sahip tesis, üretim hacmi bakımından Türkiye’nin en yüksek üretim yapan ilk 5 yem fabrikası arasında bulunuyor. Şirketin yumurta üretimi ise 1992 yılında BirlikYum markasıyla Beydeğirmeni bölgesinde başladı. 255 bin metrekarelik tesis, bölgenin tek çatı altındaki en yüksek üretim hacmine sahip yumurta üretim tesisi olma özelliğini taşıyor. 2025 yılında yaklaşık 240 bin ton yem ve 190 milyon yumurta ürettiklerini belirten Başyazıcıoğlu, şirketin aynı dönemde 3 milyar 416 milyon TL ciroya ulaştığını açıkladı. Yem üretiminin iç piyasadaki talebi karşılamaya ancak yettiğini ifade eden Başyazıcıoğlu, ihracatta ise yumurtaya odaklandıklarını söyledi. Ancak 2025’te yaşanan arz sıkıntısı nedeniyle ihracat yerine iç piyasanın ihtiyaçlarını karşılamayı tercih ettiklerini kaydeden Başyazıcıoğlu, “Piyasadaki yumurta arzının darlığı nedeniyle ihracat yapmak yerine ülkemizin ihtiyacını karşıladık. İhracatımız yok denecek kadar azdı” dedi.</p>
<p><strong>Depolama ve üretim kapasitesi artırılıyor</strong></p>
<p>Kayseri Yem, üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla yatırımlarına da devam ediyor. Şirket geçen yıl yem hammaddesi depolama kapasitesini artırmak üzere 5 bin metrekarelik kapalı yatay depo yatırımını hayata geçirdi. Yumurta üretim tesisinde modernizasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten Başyazıcıoğlu, kümeslerdeki deforme olmuş kafeslerin hayvan refahına uygun şekilde yenilendiğini söyledi. Şirket ayrıca iki yeni kümes yatırımıyla kapasitesini artırmayı planlıyor. Başyazıcıoğlu, “Bütün bu yatırımlar sayesinde istihdamımızı artırarak daha fazla katma değer sağlamayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8fe5b840a6d-1787815352.jpg" alt="" width="502" height="282" /></p>
<p><strong>Üretimin tamamında otomasyon var</strong></p>
<p>Kayseri Yem’in üretim süreçlerinde dijitalleşme ve otomasyon da önemli yer tutuyor. Yem fabrikasında hammadde depolamasından üretim ve paketlemeye kadar tüm süreçler kapalı devre otomasyon sistemiyle yürütülüyor. Yapay zekâ destekli uygulamalarla farklı hammaddeler özgül ağırlıklarına göre dozajlanırken, bekleme sürelerinin azaltılmasıyla verimlilik artırılıyor.</p>
<p>Yumurta üretim tesislerinde de otomasyon sistemlerinden yararlanılıyor. Kümeslerin sıcaklık ve karbondioksit seviyeleri çevrim içi izlenirken fanların hızları otomatik olarak ayarlanıyor. Tavukların yem tüketimi ve yumurta üretim miktarı da sistem üzerinden takip ediliyor. Yumurtaların el değmeden toplanarak konveyör hatlarla depoya taşındığını anlatan Başyazıcıoğlu, ürünlerin tasnif makinelerinde gramajlarına göre otomatik olarak sınıflandırılıp ambalajlandığını belirtti.</p>
<p><strong>Enerjisini kendi üretiyor</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik çalışmalarına da ağırlık veren Kayseri Yem, yem üretim tesisinin enerji ihtiyacını 10 yıl önce devreye aldığı 3 MW’lık GES santralinden karşılıyor. Yumurta üretim tesislerinin çatılarına kurulan güneş panelleriyle de elektrik üretimi gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Şirket, yeşil dönüşüm kapsamında forklift ve loader gibi taşıyıcı iş makinelerini elektrikli modellerle değiştirdi. Geçen yıl Erciyes Üniversitesi ile yürütülen çalışma kapsamında şirketin karbon ayak izi de hesaplandı.</p>
<p><strong>“Tarımsal istihdam azalıyor”</strong></p>
<p>Sektörün en önemli sorunlarından birinin tarımsal istihdamdaki gerileme olduğunu vurgulayan Başyazıcıoğlu, gıda arz güvenliği açısından tarım ve hayvancılığın stratejik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>“Pandemi günlerinde gördük ki zor günlerde gıdaya ulaşılabilirlik hayati önem taşımaktadır” diyen Başyazıcıoğlu, Türkiye’de köyden kente göçün tersine çevrilmesi gerektiğini belirtti. Çiftçiliğin özendirilmesi ve hayvancılığın desteklenmesi için kamu ve özel sektörün birlikte projeler geliştirmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Kayseri Yem’in Ar-Ge çalışmalarının da devam ettiğini belirten Başyazıcıoğlu, şirketin tam teşekküllü laboratuvarında farklı yemlerin analizlerinin yapıldığını ve daha verimli besleme yöntemleri üzerinde araştırmalar yürütüldüğünü söyledi. Başyazıcıoğlu, “Kayseri Yem olarak 1968’den beri ‘Yemde Kalite, Kalitede İstikrar’ vizyonumuzla üreticilerimize, taze ve doğal yumurtalarımız ile de tüketicilerimize hizmet etmeye devam ediyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-yem-2025te-240-bin-ton-yem-ve-190-milyon-yumurta-uretti-86295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/5/1280x720/kayseri-yem-2025te-240-bin-ton-yem-ve-190-milyon-yumurta-uretti-1787815263.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörde 58 yıldır faaliyetlerini sürdüren Kayseri Yem, 2025’te 240 bin ton yem ve 190 milyon yumurta üretirken, 3,4 milyar TL ciroya ulaştı. Kayseri Yem, 45 bin ton hammadde depolama kapasitesine sahip tesis, üretim hacmi bakımından Türkiye’nin en yüksek üretim yapan ilk 5 yem fabrikası arasında bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-ab-fonlari-ve-ufuk-avrupa-projeleri-icin-buyuk-bulusma-86253</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 17:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duygu Yalnızoğlu: AB projelerinde her 6 başvurudan yalnızca biri kabul görüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<div class="ds-virtual-list-items _6f2c522">
<div class="ds-virtual-list-visible-items">
<div class="_4f9bf79 d7dc56a8 _43c05b5" data-virtual-list-item-key="12">
<div class="ds-message _63c77b1">
<div class="ds-markdown ds-assistant-message-main-content">
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi ve ATAP A.Ş. iş birliğiyle düzenlenen "AB Programları ve Ufuk Avrupa Projeleri Bilgilendirme Günü ve Tecrübe Paylaşımı Etkinliği", Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde bölgenin sanayici, akademisyen ve girişimcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Avrupa Birliği fonlarına erişim, uluslararası konsorsiyum kurma süreçleri ve proje yürütme tecrübeleri kapsamlı şekilde ele alındı.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (ETGB) çatısı altında faaliyet gösteren ATAP AŞ ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik, bölgedeki Ar-Ge ve inovasyon ekosistemini uluslararası fonlarla buluşturmayı hedefliyor. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ATAP AŞ Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, AB projelerindeki başarı oranlarına dikkat çekerek, 2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarının yüzde 16 seviyesinde kaldığını, bunun da sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğü ve fonlandığı anlamına geldiğini belirtti.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Doğru çağrıyı bulmak, güçlü bir konsorsiyuma girmek, rekabetçi bir proje hazırlamak ve onay sonrasında projeyi kurallara uygun şekilde yürütmenin firmalar için oldukça zorlayıcı olabildiğini ifade eden Yalnızoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">"2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarına baktığımızda, bu oranın %16 seviyesinde kaldığını görüyoruz. Bu durum, sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğünü ve fonlandığını gösteriyor. Doğru çağrıyı bulmak, güçlü bir konsorsiyuma girmek, rekabetçi bir proje hazırlamak ve onay sonrasında projeyi kurallara uygun şekilde yürütmek firmalarımız için oldukça zorlayıcı olabiliyor. ATAP olarak girişimcilerimizin ve firmalarımızın bu fonlardan daha fazla yararlanabilmeleri için kapasitelerini geliştirmeyi ana görevlerimizden biri olarak görüyoruz."</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">ATAP AŞ'nin bünyesinde kurulan Uluslararası Projeler Birimi'nin çalışmalarına ve hayata geçirilen projelere de değinen Yalnızoğlu, IPA desteğiyle kurulan Eskişehir Tasarım ve İnovasyon Merkezi'nin (ETİM) bölge için kalıcı bir kapasiteye dönüştüğünü vurguladı. MAPIT ve SensorOP projelerinin yanı sıra son olarak Driving Urban Transitions (DUT) çağrısı kapsamında EcoPark projesinin de fonlanmaya hak kazandığını müjdeleyen Yalnızoğlu, uluslararası fonlara erişimde ATAP'ın bölge firmalarına sağladığı teknik destek ve rehberlik hizmetlerinin giderek önem kazandığını dile getirdi.</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Programın ilk bölümünde TÜBİTAK Ulusal İrtibat Noktaları Temsilcisi Burcu Bahar Göğüş Doğan'ın, Ufuk Avrupa Programı 2027 Dönemi Çağrıları ve FP10 süreci hakkında katılımcılara sunum yaptı, ardından gerçekleşen IMs Club Oturumu'nda Doğan'ın moderatörlüğünde; Anadolu Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Gör. Rabia Taş, Eskişehir Teknik Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Murat Ayar ve ATAP A.Ş.'den İpek Aslı Tiryaki'nin panelist olarak yer aldı. Panelde, İrtibat Noktası Temsilcilerinin görevleri, uluslararası ağ kurma yöntemleri ile TÜBİTAK'ın koordinatörlük ve B2B desteklerinin detaylandırıldı</span></p>
<p class="ds-markdown-paragraph"><span class="">Öğleden sonraki oturumda kendi moderatörlüğünde düzenlenen Pre/Post Award Tecrübe Paylaşımı panelinde MAPIT, SENSORHUB, AI4GTECH ve IPA projelerinin yürütücülerinin; proje yazımı, çağrı araştırması ve karşılaşılan zorluklar üzerine saha tecrübelerini paylaştığını belirten Yalnızoğlu, etkinlik kapsamında ayrıca PA-YE AI AB Projeleri Eşleşme Yapay Zekâ aracının tanıtımının gerçekleştirildiğini ifade etti. Programın, bölge aktörlerinin bir araya geldiği ikili iş birliği ve networking görüşmeleriyle sona erdiğini sözlerine ekleyen Yalnızoğlu, Eskişehir'in uluslararası projelerde daha görünür hale gelmesi için çalışmalarını aralıksız sürdüreceklerini vurguladı.</span></p>
</div>
</div>
<div class="ds-flex _0a3d93b">
<div> </div>
</div>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirde-ab-fonlari-ve-ufuk-avrupa-projeleri-icin-buyuk-bulusma-86253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/atap-genel-muduru-duygu-yalnizoglu-ab-projelerinde-her-6-basvurudan-yalnizca-biri-kabul-goruyor-1787754744.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB projelerindeki başarı oranlarına dikkat çeken ATAP AŞ Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, 2021-2027 döneminde şu ana kadar gerçekleşen proje başarı oranlarının yüzde 16 seviyesinde kaldığını, bunun da sunulan her 6 projeden yalnızca birinin kabul gördüğü ve fonlandığı anlamına geldiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-86246</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTB Başkanı Işınsu Kestelli, kuru incirde kalite uyarısında bulundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Borsası (İTB) ağustos ayı meclis toplantısında, yeni kuru incir sezonuna girerken sektörde sevindirici bir rekolte artışı öngörüldüğünü söyleyen İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, geçtiğimiz sezona kıyasla yaklaşık yüzde 20 oranında bir artışla, üretimin bu yıl 90 bin tonun üzerine çıkmasının beklendiğini söyledi.</p>
<p>Bu yüksek rekolte potansiyelinin başarıya ulaşması için gıda güvenliği ve kalitenin korunmasının şart olduğunu vurgulayan Kestelli, “Avrupa Birliği pazarındaki sıkılaşan denetimler, Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) bildirimlerine de yansıdı. 2024/25 sezonunda 155 olan bildirim sayısı geçtiğimiz sezon 248’e yükseldi. Bu süreçte, aflatoksin bildirimlerinde yüzde 50'ye varan bir düşüş elde edildi. Bu düşüş, doğru yöntemler uygulandığında ve sahadaki farkındalık artırıldığında başarı kazanılabileceğini kanıtlıyor. Okratoksin kaynaklı bildirimlerde ise yaklaşık yüzde 280 oranında büyük bir artış yaşandı. Hasat öncesinden başlayarak toplama, kurutma, ayıklama ve depolama süreçlerinin tamamında aynı aflatoksindeki kararlılıkla mücadele edilmeli. İklim değişikliğinin de bu riskleri tetiklediği göz önüne alınarak üreticiler, ihracatçılar, kamu kurumları, borsalar, araştırma enstitüleri ve üniversiteler ortak hareket etmeli” diye konuştu.</p>
<p>Kestelli, İzmir tarımı için belirlenen 5 temel gelecek vizyonunu şöyle sıraladı: “Teknoloji ve sürdürülebilirlik, tedarik zinciri ve Yeşil Mutabakat uyumlu ihracat, genç kuşakların sektöre kazandırılması, modern ve şeffaf tarımsal ticaret, lisanslı depoculuğun tam kapasite çalışması, güçlü iş birliği ve ortak akıl.”</p>
<h2>“İzmir Ticaret Borsası’nı gerçek tüccarlar yönetmeli”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8edf3f49fe6-1787748159.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Ekim ayında yapılacak olan seçimlerle ilgili söz alan Meclis Üyesi Bülent Arman, İTB’nin gerçek tüccarlar tarafından yönetilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak, “Sayın Ercan Korkmaz, Başkan Yardımcılığına aday olduğunu açıkladı. Bu daha önce TOBB’da duyulmuş bir şey değil. Yarım kalmış projelerin bitirilmesi için bir dönem daha dedi. Ercan Bey yarım kalan projeleri açıklamalı. Yarım kalması için bir proje olması lazım” dedi.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanlığı’na aday olan Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer’in, Kestelli’nin şirketinde müdür olduğunu ve İTB’nin emanetçiler tarafından yönetemeyeceğini dile getiren Arman, “İzmir Ticaret Borsası gerçek tüccarların olduğu bir kurumdur. Emanetçilerin yönettiği, emeklilerin hobi bahçesi değildir” dedi.</p>
<p>Arman’ın konuşmalarının ardından söz alan Kestelli ise, "Cevap vermeye gerek görmüyorum. 135 yıllık kurumun seçim mezesi olmasına izin vermeyeceğiz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-86246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/itb-baskani-isinsu-kestelli-kuru-incirde-90-bin-tonluk-rekolte-mujdesi-verirken-kalite-uyarisinda-bulundu-1787748142.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, İzmir tarımı için belirlenen 5 temel gelecek vizyonunu, teknoloji ve sürdürülebilirlik, tedarik zinciri ve Yeşil Mutabakat uyumlu ihracat, genç kuşakların sektöre kazandırılması, modern ve şeffaf tarımsal ticaret, lisanslı depoculuğun tam kapasite çalışması, güçlü iş birliği ve ortak akıl olarak sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-86245</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 15:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Acilen sanayi ile eğitimi entegre eden formüllere dönülmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>İş dünyasının günümüzde finansa erişimde yaşanan büyük zorluklar, kredi yetersizliği, yüksek faiz oranları, ihracatçıları baskılayan döviz kuru istikrarı ve devam eden enflasyonist ortam nedeniyle ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, ekonomideki bu finansal baskılara ek olarak, istihdam piyasasında nitelikli insan gücü ve uzmanlaşmış kadro eksikliğinin temel bir yapısal kriz olarak öne çıktığını vurguladı. Güneş, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) desteğiyle BASİFED’in hayata geçirdiği Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi’nin, bu alanda önemli bir adım olacağını kaydetti.</p>
<p>Günümüzde eğitim sisteminin herkesi üniversite mezunu yaptığını, geçmişte meslek ve sanat okullarından yetişen ve sanayiye büyük katkı sunan ara eleman gücünün kaybedildiğini vurgulayan Güneş, “Bu sorunun aşılması için tıpkı Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sanayi ile eğitimi entegre eden formüllere acilen geri dönülmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>Önceki dönemde İZKA ile 1-3 yıllık iş yeri olan 31 kadın mimar, şehir plancısı ve heykeltıraşa yönelik yürütülen Tasarımcı Kadınlar projesinin başarısının, bu projenin de ilham kaynağı olduğunu belirten Güneş, “BASİFED üyelerinden gelen servis ve hizmet sektöründeki nitelikli personel açığı talepleri doğrultusunda şekillenen Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi, turizm sektöründe kariyerine yeni bir başlangıç yapmak isteyen gençleri hedefliyor. Üniversite mezuniyeti şartı aranmayan bu program, iş bulmakta zorlanan ve kendini çalışma hayatında konumlandıramamış gençlere yönelik olacak. Ayrıca, projede kadın istihdamı öncelikli tutuldu ve kadın kursiyerlerde yaş sınırı normalde 18-30 iken 30'un biraz üzerine esnetildi. Temel felsefemiz, katılımcıların kendi ayakları üzerinde durabilen üretken bireyler haline gelmelerini sağlamak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Projeye can veren ‘yeşil yakalı’ kavramının, turizmin sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm ihtiyacından doğduğunu dile getiren Güneş, “Kursiyerler, otellerdeki enerji, su verimliliği, ısıtma-soğutma yönetimi ile katı ve sıvı atıkların kontrolü gibi konularda teknolojik araçları doğru kullanacak yeşil yakalı bilinçli çalışanlar olarak yetiştirilecekler” dedi.</p>
<h2>Yaşar Üniversitesi ve İŞKUR ortaklığa dahil edildi</h2>
<p>BASİFED'in çatı kuruluş olarak tüm paydaşları bir araya getirdiği bu projenin, çok güçlü bir kurumlar arası sinerjiyle yürütüldüğünü vurgulayan Güneş, “Yaşar Üniversitesi Turizm Bölümü öğretim üyeleri tarafından BASİFED eğitim salonlarında verilecek olan dersler oldukça kapsamlı bir içeriğe sahip. Bu içerikler; ağırlama kültürü, hizmet kalitesi ve müşteri deneyimi, profesyonel davranış biçimleri, serviste iletişim kuralları ve beden dili, mülakat teknikleri ve kendini doğru ifade etme yöntemleri, hijyen standartları, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir turizm, enerji/su verimliliği ve atık yönetimi, 18 saatlik temel mesleki İngilizce olacak” bilgilerini aktardı.</p>
<p>Eğitimlerin ardından başlayacak olan staj döneminde İŞKUR’un, stajyer kursiyerlere belirli bir maaş ve sigorta desteği sağlayarak projeyi finansal olarak destekleyeceğini dile getiren Güneş, “Ayrıca, kursiyerlerin otellerde çalışmaya başlamasıyla birlikte iş yerinde kendilerine rehberlik edecek birer mentör atanacak, böylece eğitimleri sahada da devam edecek. Başarıyla tamamlayan kursiyerlere Yaşar Üniversitesi onaylı katılım sertifikası takdim edilecek” diye konuştu.</p>
<p>Eğitimlere 30 ila 40 arasında kursiyer kabul edilmesinin ve bu kursiyerlerden asgari 10 kişiye kesin istihdam garantisi verilmesinin planlandığını söyleyen Güneş, “BASİFED'in girişimleriyle şimdiden 18 kişilik kesin istihdam garantisi sağlandı. Kursiyerlerin, istihdam edildikleri işletmelerde en az 1 yıl çalışma zorunluluğu bulunuyor. Hilton Canopy 3 kişi, Mövenpick 3 kişi, Boyalık Otel 3 kişi, Ontur Otel 3 kişi olmak üzere, Astur Turizm İşletmeleri, üye İşletmelerin restoranları da güncel olarak istihdam taahhüdünde bulundular. Eğitime katılan ve süreç boyunca direnç gösteren tüm gençlerin bu proje vesilesiyle kalıcı iş sahibi olacağı öngörülüyor” dedi.</p>
<h2>"Uzmanlaşın ve İzmir'de kalın"</h2>
<p>Kariyer yolculuğunun başındaki gençlere seslenen Güneş, gençlerin hızlı zenginleşme hayalleri kurmak yerine öncelikle uzmanlaşmayı ve çok çalışmayı hedeflemelerini, adım adım ilerleyerek kendilerini yetiştirmelerini ve her şeyden önemlisi İzmir'de kalmalarını ve kente değer katmalarını tavsiye ederek, “İzmir'in geleceği, sanayinin yanı sıra özellikle yaratıcı endüstriler yani resim, heykel, tasarım, dijital dönüşüm ve yazılım gibi fiziki güç yerine beyin gücüyle çalışan, dünyayla entegre alanlar, turizm ve sağlık sektörlerinde yatıyor. Bu doğrultuda kentin sadece kendi gençlerini İzmir'de tutması yetmemeli, İstanbul, Ankara ve hatta yurt dışındaki nitelikli genç beyinlerin de İzmir'e çekilmesi hedeflenmeli” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-86245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/basifedin-turizmde-genc-yesil-yakalilar-istihdam-projesi-basliyor-acilen-sanayi-ile-egitimi-entegre-eden-formullere-donulmeli-1787748011.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, iş dünyasındaki finansal baskıların yanında nitelikli insan gücü eksikliğinin yapısal bir krize dönüştüğünü vurgulayarak, İZKA desteği, Yaşar Üniversitesi ve İŞKUR ortaklığıyla hayata geçirilen &quot;Turizmde Genç Yeşil Yakalılar İstihdam Projesi&quot; ile gençlerin sürdürülebilir turizm odağında yetiştirilip kalıcı istihdama kazandırılmasını hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
