<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cinarcikin-suyu-sisteme-entegre-ediliyor-82844</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çınarcık’ın suyu sisteme entegre ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ (BURSA) -</strong> Bursa Büyükşehir Belediyesi BUSKİ Genel Müdürlüğü, şehrin içme suyu ihtiyacını uzun yıllar boyunca güvence altına alacak olan Çınarcık İçme Suyu Arıtma Tesisi’ni tamamladı. Çınarcık İçme Suyu Arıtma Tesisi, mayıs sonu itibarıyla su arıtımına başladı. Tesise ham su alınarak tüm arıtma ünitelerinde biyolojik, kimyasal ve proses performans testleri gerçekleştirildi ve çıkış suyu kalitesinin ilgili standartlara uygunluğu doğrulandı. Böylece tesis, Bursa’ya sağlıklı ve güvenli içme suyu vermeye hazır hale getirildi. BUSKİ Ekipleri, tesisin kullanıma hazır hale getirdiği suyun sisteme entegre edilmesi için mevcut içme suyu hatlarında bağlantı imalatına başladı. Ana İsale Hattı Bağlantısı ile tesis çıkışındaki isale hattı, Nilüfer Kurtuluş Mahallesi güzergâhındaki çelik ana isale hattına bağlanacak. Bu bağlantı ile şehrin doğusundan batısına kadar uzanan ve 125 metre kotu ve altındaki yerleşim alanlarını besleyen ana isale hattına günlük yaklaşık 120.000 m³ ilave içme suyu sağlanacak.</p>
<h2><strong>Basınç ve su temini sorunları sona eriyor</strong></h2>
<p>Ekiplerin çalıştığı bir diğer noktada ise Çınarcık İçme Suyu Arıtma Tesisi çıkışındaki temiz su iletim hattından, Kayapa 30 Ağustos Mahallesi Nasrettin Hoca Bulvarı güzergahında branşman bağlantısı alınarak mevcut içme suyu şebekesine entegrasyon sağlanacak. Bu çalışma ile Kayapa 30 Ağustos Mahallesi ve Çamlık Bulvarı çevresinde uzun süredir yaşanan basınç yetersizliği ve içme suyu temin sorunları çözüme kavuşacak.</p>
<p>Çalışmaların tamamlanmasının ardından hatlara yeniden su verilmesiyle birlikte, bağlantı imalatlarından kaynaklanabilecek kum ve benzeri ince malzemelerin hatlara karışmış olma ihtimaline karşı, ilk saatlerde suyun kontrollü kullanılması tavsiye edildi. Ayrıca özellikle Kayapa 30 Ağustos Mahallesi ve Atlıçayır Bulvarı çevresinde yeni basınç rejimi devreye alınacağından, olası yüksek basınçtan bina bağlantıları ve bina içi tesisatların etkilenmemesi için vatandaşların tesisatlarını kontrol ettirmeleri gerektiği belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cinarcikin-suyu-sisteme-entegre-ediliyor-82844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/4/1280x720/cinarcikin-suyu-sisteme-entegre-ediliyor-1783581810.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Buski Genel Müdürlüğü, yapımı tamamlanan Çınarcık İçme Suyu Arıtma Tesisi’nin mevcut içme suyu şebekesine entegre edilmesi için çalışma başlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baran-celik-tim-baskan-vekilligi-gorevine-secildi-82840</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baran Çelik, TİM Başkan Vekilliği görevine seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkan Yardımcısı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Konseyi Otomotiv Sektörü Temsilcisi Baran Çelik, TİM Yönetim Kurulu'nun gerçekleştirdiği toplantıda TİM Başkan Vekilliği görevine seçildi.</p>
<p>Uludağ İhracatçı Birlikleri'nden yapılan açıklamada, Baran Çelik'in yeni görevine ilişkin tebrik mesajı paylaşılırken, Çelik'e görevinde başarı dileğinde bulunuldu.</p>
<p>Baran Çelik, Türkiye'nin ihracatında lokomotif sektör konumundaki otomotiv endüstrisini uzun yıllardır farklı platformlarda temsil ediyor. Çelik'in yeni görevinin otomotiv sektörünün Türkiye ihracatındaki güçlü temsilinin daha da pekişmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baran-celik-tim-baskan-vekilligi-gorevine-secildi-82840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/0/1280x720/baran-celik-tim-baskan-vekilligi-gorevine-secildi-1783580594.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OİB Başkan Yardımcısı ve TİM Sektörler Konseyi Otomotiv Sektörü Temsilcisi Baran Çelik, Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetim Kurulu&#039;nda alınan kararla TİM Başkan Vekilliği görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalati-son-uc-yilin-en-dip-seviyesinde-82827</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabı ithalatı son üç yılın en dip seviyesinde!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>2023 yılından bu yana hızla artan ithalat ve düşen ihracatın etkisi ile dış ticaret açığı veren ayakkabı sektöründe ithalat mayıs ayında sert fren yaptı. TÜİK genel ticaret sistemi verilerine göre mayıs ayında ayakkabı ithalatı bir önceki aya göre yüzde 36, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 40 düşerek 75 milyon dolara kadar düştü. Böylece aylık ayakkabı ithalatı, 2022 Temmuz ayından bu yana en düşük seviyeye indi. İthalattaki düşüşle birlikte sektörün dış ticaret açığı da geçen yıl mayıstaki 43,1 milyon dolardan 9,7 milyon dolara gerileyerek son yılların en düşük aylık seviyesini gördü. 5 aylık dış ticaret açığı ise bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 453 milyon dolardan 179 milyon dolara geriledi.</p>
<h2>İthalatta düşüş sürecek </h2>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, ithalattaki sert düşüşün alınan önlemlerin sonucu olduğunu belirterek, bu eğilimin bir süre daha devam edeceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f36206e347-1783576096.jpg" alt="" width="700" height="394" />Ticaret Bakanlığı ile yaptıkları değerlendirmelerde, ithalatı yavaşlatmaya yönelik tedbirlerin, kotaların ve geçen yıl devreye alınan ilave önlemlerin etkili olduğunun görüldüğünü ifade eden İçten, uygulamaların kısa vadede korunmasını beklediklerini dile getirdi. İthalatın hemen hemen tüm tedarikçi ülkelerden gerilediğini kaydeden İçten, en dikkat çekici düşüşün Çin'de yaşandığını söyledi. Çin'e yönelik vergi ve kota uygulamalarının yanı sıra Uzak Doğu'daki e-ticaret sitelerine yönelik alınan önlemlerin etkisiyle bu ülkeden yapılan ithalatın sert şekilde azaldığını belirten İçten, bu nedenle Çin'in Türkiye'nin ayakkabı ithalatındaki ikinci sıraya gerilediğini, Vietnam'ın ise ilk sıraya yükseldiğini ifade etti.</p>
<h2>İtalya transit ticaretle yükseldi </h2>
<p>İçten, genel düşüş eğilimine rağmen İtalya ve Mısır'dan yapılan ithalatta artış görüldüğüne dikkat çekerek, özellikle İtalya kaynaklı artışın büyük ölçüde transit ticaretten kaynaklandığını söyledi. Rusya'ya doğrudan gönderilemeyen bazı ürünlerin Türkiye üzerinden sevk edildiğini belirten İçten, bu nedenle ithalat verilerinde artış yaşandığını dile getirdi. TUİK verilerine göre bu yıl hemen hemen tüm tedarikçi ülkelerden yapılan ithalat düşüş eğilimi gösterirken İtalya’dan yapılan ithalat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artarak 107 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde Türk ayakkabı sektörünün Rusya’ya gerçekleştirdiği ihracat ise 21,6 milyon dolara yükseldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mısır ilk 5 arasına girdi</span></h2>
<p>Mısır’dan yapılan ithalat ise yüzde 236 oranında artarak 15,8 milyon dolara çıktı. Böylece Mısır Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında 5. sıraya çıktı. Sektörün asıl sorununun ise ihracattaki zayıf seyir olduğunu vurgulayan İçten, yılın ikinci yarısında ihracatın yeniden ivme kazanmasının kritik önem taşıdığını söyledi. İçten, yerli üretim açısından makroekonomik gelişmelerden çok yan sanayi ürünlerine uygulanan vergilerin sorun oluşturduğunu belirterek, "Bu iki başlıkta çözüm sağlanması halinde sektörün sorunlarının önemli bölümü ortadan kalkacaktır" dedi. Yıl sonuna doğru dış ticaret açığında dengelenme beklediklerini ifade eden İçten, bunun kalıcı hale gelebilmesi için ihracat performansının da güçlenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalati-son-uc-yilin-en-dip-seviyesinde-82827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre ayakkabı ithalatı aylık bazda yüzde 36, yıllık bazda ise yüzde 40 düşüşle 75 milyon dolara indi. TASD Başkanı Berke İçten, ithalattaki sert düşüşün alınan önlemlerin sonucu olduğunu, bu eğilimin bir süre daha devam edeceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-fiyat-savaslari-ile-son-dakika-hareketlendi-82820</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde fiyat savaşları ile ‘son dakika’ hareketlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle tüm dünyada seyahat harcamaları ve maliyetlerin artması Avrupa ülkeleri turizmini de olumsuz etkilerken, Türkiye ise sezona beklentilerin altında başlamıştı.</p>
<p>Tarafların barış görüşmelerine başlamasıyla turizm sektöründe de hareketlilik başladı. Avrupa ve Türkiye’de fiyat savaşlarında bazı tur operatörleri ve bazı otellerin yüzde 50’ye kadar indirime gitmesi ‘son dakika’ satışları artırırken, Türkiye’ye olan ilgi de artmaya başladı.</p>
<p>Avrupa’nın önemli tur operatörlerinden TUİ gibi bazı firmaların indirime gitmesi ve havayollarının bilet desteği ile Avrupalı turistin rotasını yeniden Türkiye'ye çevirmesine katkı sağladı. Böylece Türkiye turizminde temmuz ve ağustos aylarına dair endişeli bekleyiş, yerini hareketli bir "son dakika" trafiğine bıraktı.</p>
<p>Avrupa ülkelerinde ‘Türkiye çok pahalı’ algısı yaratılması, ve maliyetlerin artması nedeniyle sezon başında yavaşlayan Avrupa pazarı, dev tur operatörlerinin ve havayolu şirketlerinin agresif indirim kampanyalarıyla yeniden canlanmış oldu.</p>
<p><strong>"Talepler arttı"</strong></p>
<p>Alman sermayeli Dünyanın önde gelen turizm şirketi All Tour Ceo’su  Dennis Schrahe yaptığı açıklamada, savaş nedeniyle Avrupa’da turizmde yaşanan belirsizliğin yerini seyahat tutkusuna bıraktığını belirtti. Avrupa’da ‘son dakika’ taleplerinin arttığını vurgulayan Schrahe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘Belirsizlik yerini seyahat artışlarına bıraktı. Haziran ayında bir önceki aya göre rezervasyonlarda önemli çift haneli artış yaşandı. Türkiye için son dakika rezervasyonlarında yüzde 50'den fazla artış yaşanıyor. Bu büyümenin en önemli itici gücü Türkiye olup, rezervasyonlar yüzde 50'den fazla arttı. Mısır, Yunanistan ve İspanya da ortalamanın üzerinde talep görüyor. Birçok tatilci, ekonomik ve siyasi belirsizlikler nedeniyle rezervasyon kararlarını erteledi. Yaz tatillerinin yaklaşmasıyla birlikte, birçok kişi şimdi bu açığı kapatıyor. Seyahat etme isteği güçlü kalmaya devam ediyor.’’</p>
<p><strong>"Yüzde 50 indirime rağmen oteller dolmuyor"</strong></p>
<p>Aralarında Türkiye’nin önde gelen turizm firma temsilcilerinin yer aldığı Turizm Düşünce Platformu üyeleri de sektörün içinde bulunduğu krizi tartıştı. Fiyatlarda yüzde 50 indirime rağmen otellerin dolmadığını, Türkiye'de fiyat-hizmet dengesinin bittiğini belirten, turizmciler, özetle şunları kaydetti:</p>
<p>"Savaş bitti, şu anda fiyat savaşı başladı. Oteller ile acenteler arasında ciddi bir mücadele yaşanıyor. Otelciler 'Maliyetlerim kurtarmıyor' derken, hâlâ yüzde 50’ye varan büyük indirimlere devam ediliyor. Fakat bu radikal indirimlere rağmen oteller şu anda yine de dolmuyor. Sektörde ciddi bir sıkıntı var."</p>
<p><strong>"Fiyat indirimleri geçici olarak karşılık buldu"</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, Jeopolitik gelişmelerden ekonomik göstergelere, ulaşım maliyetlerinden tüketici psikolojisine kadar birçok unsurun aynı anda turizm sektörünü etkilediğini belirtti.</p>
<p>Sezona istenilen başlangıcı yapamadıklarını, özellikle İsrail-İran geriliminin yarattığı belirsizliğin, bölgesel uçuşların iptal edilmesi ve bazı rezervasyonların beklemeye alınmasının önemli bir etki oluşturduğunu anlayan Girgin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İşletmelerin hızla artan maliyetleri, döviz kurunun enflasyonun gerisinde kalması ve yüksek uçak bileti fiyatları da eklenince talep beklediğimiz ivmeye ulaşamadı. Bu süreçte birçok tesis fiyat politikasını yeniden gözden geçirmek durumunda kaldı. Özellikle Avrupa pazarında yapılan fiyat düzenlemeleri belirli ölçüde karşılık buldu ancak bunun tam anlamıyla güçlü bir rezervasyon performansına dönüştüğünü söylemek zor.’’</p>
<p>Fiyat indirimlerinin otomatik olarak rezervasyona dönüşmediğini ifade eden Girgin, ‘’Misafir yalnızca fiyat kıyaslamıyor; güvenliği, ulaşımı, iptal koşullarını ve alternatif destinasyonları aynı anda değerlendiriyor. Dolayısıyla fiyat indirimi tek başına sürdürülebilir bir çözüm değil. Sürekli fiyat kırarak rekabet etmek kısa vadede dolulukları artırabilir. Ancak uzun vadede hem işletmelerin kârlılığını hem de destinasyonun marka değerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz’’ dedi.</p>
<p>Türk turizmcisinin kriz yönetme konusunda dünyanın en tecrübeli sektörlerinden biri haline geldiğini vurgulayan Girgin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ancak bugün yaşadığımız ekonomik parametreler, geçmiş krizlerden farklı olarak hareket alanımızı ciddi şekilde daraltıyor. Turizm ihracat yapan bir sektör olmasına rağmen maliyetlerimiz döviz gelirimizin çok üzerinde arttı. Bu nedenle fiyat indirimi yapabilecek alanımız da her geçen gün daralıyor.’’</p>
<p><strong>İç pazar umut mu?</strong></p>
<p>İç pazarın her zaman bölge için önemli bir denge unsuru olduğuna dikkat çeken Yiğit Girgin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’ Özellikle okulların kapanmasıyla birlikte Bodrum'da yerli turist hareketliliği arttı. Şu anda yukarı yönlü bir ivme var. Ancak tatmin edici değil.  Son dönemde Bodrum hakkında yapılan bazı haberleri de dikkatle takip ediyoruz. Elbette eleştiri olacaktır ve olması da gerekir. İç pazar sezonun ikinci yarısında önemli katkı sunuyor. Özellikle kısa tatiller ve hafta sonlarında ciddi bir hareketlilik oluşturuyor. Ancak Bodrum gibi uluslararası bir destinasyonun yalnızca iç pazarla hedeflerine ulaşması mümkün değil. Bizim en büyük gücümüz yerli ve yabancı misafirin oluşturduğu dengeli yapı. Avrupa, İngiltere, Rusya ve diğer dış pazarlardaki hareketlilik sektörün genel başarısını belirlemeye devam ediyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-fiyat-savaslari-ile-son-dakika-hareketlendi-82820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/antalya-turist-turizm.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’ndaki savaş, yüksek maliyet artışları, döviz kurunun baskılanması gibi nedenlerden dolayı sezona iyi başlayamayan turizm sektörü, Avrupa’da fiyat indirimine yönelince ‘son dakika’ satışlarında yükseliş başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026da-uretimden-elde-edilen-kazanclara-1-puanlik-indirim-uygulanabilecek-82812</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026’da üretimden elde edilen kazançlara 1 puanlık indirim uygulanabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ gazetesinin 25 Haziran 2026 tarihli sayısında yayınlanan <strong>“Üretimden ve İhracattan Elde Edilecek Kazançlarda İndirimli Kurumlar vergisi Uygulaması”</strong> başlıklı yazımızda; 4 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7582 Sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunun 32. Maddesinin 7. Ve 8.fıkrasında yapılan değişikliklere ilişkin açıklamalar yapılmıştı.</p>
<p>Anılan yazımızda açıklandığı üzere; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinin 7. fıkrasında yer alan ve ‘<strong>ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranının 5 puan indirimli uygulanması’</strong>nı öngören hükümde bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle 2026 yılında anılan hükümden yararlanılmaya devam edileceği, aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına da bu indirimin uygulanmaya devam edeceği belirtilmişti.</p>
<p>Keza, anılan yazımızda; 7582 sayılı yasanın 8. maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun <strong>32</strong>. maddesinin <strong>8.</strong> fıkrasında değişiklik yapıldığı ve bu hükme göre<strong>; sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> <strong>kurumlar</strong> ile <strong>zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>kurumlar vergisi oranının</strong> 12,5 puan indirimli <strong>yüzde 12,5 olarak uygulanmasına imkân sağlandığı,</strong> söz konusu düzenlemenin <strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanacağı belirtilmişti.</p>
<p>Henüz Resmi Gazete’de yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan ve <strong>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Seri No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair 26 Seri No.lu Tebliğ’</strong>in de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde duyurulduğu ifade edilerek, anılan tebliğ taslağındaki hususları da dikkate alarak, bu, oranla ilgili düzenlemeler özetlenmişti.</p>
<p>Söz konusu yazımızda; KVK 32. Maddesinin 8. fıkra hükmü için, her ne kadar, “2027 yılından itibaren elde edilecek kazançlara uygulanacaktır” dense de fıkra hükmünün, Kanunun yayımlandığı tarihte (<strong>4 Haziran2026 tarihinde</strong>) yürürlüğe girer dendiği ve o tarih itibariyle fıkra değiştiği için, önceki fıkra hükmünün o tarihten sonra uygulanamayacağı görüşlerinin savunulduğu. bu nedenle, <strong>2026 yılında</strong> sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için 1 puanlık kurumlar vergisi oran indiriminin uygulanıp uygulanamayacağının tartışılır hale geldiği </strong>belirtilmiş ve k<strong>anımızca,</strong> Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların <strong>2026 yılında, münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanmaya devam etmesi gerektiği ve tartışmaların sonlandırılması ve uygulamanın nasıl olacağının açıklığa kavuşturulmasının zorunlu olup, Tebliğle bu konuda da belirleme yapılması gerektiği vurgulanmıştı.</p>
<p>Söz konusu düzenlemeleri içeren <strong>26 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği</strong> (1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapan Tebliğ) 4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anılan Tebliğde yapılan açıklamayla; <em>“KVK 32. Maddenin 8. fıkrasında yapılan düzenlemenin 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yürürlüğe girdiğinden, <strong>2026 vergilendirme döneminde elde edilen</strong> ve <strong>sanayi sicil belgesini haiz</strong> olup fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların <strong>münhasıran</strong> <strong>üretim faaliyetlerinden kaynaklanan kazançlar bakımından</strong>, <strong>kurumlar vergisi oranının 1 puan indirimli uygulanmasına devam olunacağı” </strong></em>açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, teorik olarak tartışmalar devam etse bile,2026 yılında anılan kapsamda elde edilen kazançlar için kurumlar vergisi 1 puan indirimli uygulanmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>2027 Yılından İtibaren Üretimden Elde Edilecek Kazançlarda Uygulama</strong></p>
<p>Üretimden 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına;</p>
<p><strong>i- Sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> kurumların <strong>münhasıran</strong> bu faaliyetlerinden elde ettikleri <strong>kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>% 12,5</strong> olarak uygulanacak (bu kazançları içinde ihracattan elde ettikleri kazanç bulunursa bunun için ayrıca oran indirimi yapılmayacak ve bu kazancın tamamına % 12,5 oran uygulanacaktır),</p>
<p><strong>ii-</strong> Birden fazla konuda üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin üretimden elde ettikleri kazancın tespitinde, üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar (varsa üretimden doğan zararlarla) bir bütün olarak değerlendirilecektir.</p>
<p><strong>iii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz olan ve münhasıran bu belge kapsamında <strong>yazılım, bilişim </strong>ve <strong>benzeri hususlarda gerçekleştirilen üretim faaliyeti</strong> sonucu elde edilen kazançlara da kurumlar vergisi oranı 12,5 puan indirimli uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>iv-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerin üretim faaliyetlerinin yanı sıra diğer faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar bulunması halinde, üretim faaliyetinden elde edilen ve 12,5 puan indirim uygulanacak matrah, <strong>fiilen yapılan üretimden elde edilen kazancın ticari bilanço karına oranlanması suretiyle</strong> tespit edilecektir.</p>
<p>Mükelleflerin üretim faaliyetinden elde ettiği kazancın ticari bilanço karından fazla olması halinde <strong>safi kurum kazancını aşmamak kaydıyla</strong> üretim faaliyetinden elde edilen kazancın <strong>tamamına</strong> 12,5 puan indirim uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>v-</strong> Üretim faaliyetinin belirli safhalarında dışarıdan <strong>fason</strong> hizmet satın alınarak üretilen ürünlerden elde edilen kazançlar için de kurumlar vergisi oranının <strong>aşağıdaki şartlarla</strong> indirimli uygulanması mümkündür:</p>
<p>- Fason imalatın sadece, sanayi sicil belgesi veya faaliyet ruhsatında yazılı üretim kapsamında yaptırılması,</p>
<p>- Söz konusu imalatın fason imalattan çok işletmenin kendi imalatından oluşması,</p>
<p>- İmalat faaliyetiyle ilgili olarak istisnadan yararlanacak kazanç tutarının fiili kapasite ile sınırlı olması,</p>
<p>- İş riskinin ve organizasyonunun üstlenilmesi,</p>
<p>- Hammadde ve yardımcı maddelerin temin edilmesi.</p>
<p><em>(Yukarıda belirtilen şartları haiz olarak <strong>2026 </strong>yılında elde edilen kazançlar için de <strong>1</strong> puanlık indirim yapılabilecektir.)</em></p>
<p><strong>vi-</strong> <strong>Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı % 12,5 olarak uygulanacaktır.</p>
<p><strong>vii-</strong> Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu hükümden yararlanabilmeleri için Tarım ve Orman Bakanlığından alınmış <strong>çiftçi kayıt belgesi</strong>, <strong>gıda işletmesi kayıt belgesi</strong> ve <strong>işletme onay belgeleri</strong>nden <strong>(üretici belgesi)</strong> herhangi <strong>birine sahip olması</strong> ve <strong>fiilen üretim faaliyetiyle iştigal etmesi</strong> şartlarını birlikte sağlamaları gerekmektedir.</p>
<p><strong>viii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ve zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ile <strong>ihracat faaliyetinden elde edilen</strong> kazançları, <strong>matrah</strong>ı (safi Kurum kazancını) aşsa bile <strong>safi kurum kazancı</strong> kadar tutar üzerinden %12,5 oranında kurumlar vergisi hesaplanacaktır.</p>
<p><strong>ix-</strong> İlk defa halka arz edilen kurumlarda üretim ve ihracat faaliyetiyle iştigal edilerek Kanunun 32 nci maddesinin yedinci ve/veya sekizinci fıkrası kapsamında bir kazanç elde edilmesi halinde, bu kurumların tüm matrahları için önce 2 puan indirim hesaplandıktan sonra, üretim faaliyetleri ile ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için (Kanunun 32 nci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında hesaplanan 2 puanlık indirime ilave olarak) 12,5 veya 5 puan indirim daha uygulanacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026da-uretimden-elde-edilen-kazanclara-1-puanlik-indirim-uygulanabilecek-82812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026’da üretimden elde edilen kazançlara 1 puanlık indirim uygulanabilecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerin-donusum-anahtari-girisimcilik-olacak-82826</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KOBİ’lerin dönüşüm anahtarı girişimcilik olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya, Türkiye’nin yeni unicorn’larını yapay zekâ, fintech ve sürdürülebilirlik alanlarından beklediklerini belirtti. Kaya, girişimlerin yalnızca finansmana değil küresel ağlara erişim ve iş birliklerine ihtiyaç duyduğunu anlatarak, “Türkiye’nin ve KOBİ’lerin dönüşümünü girişimcilik sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk unicorn’unu 2018 yılında çıkarttığını söyleyen Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya, “Türkiye’de KOBİ’lerin yeni ekonomiye uymaları için gereken dönüşümlerinin anahtarı girişimcilik olacak. Girişimlerin başarılı olması için sadece finansman yetmiyor. Bu alanı desteklemek için desteklediğimiz girişimlere ekosistem sunuyoruz” dedi. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya, EKONOMİ Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede, girişimciliğin artık ekonomik büyümenin tamamlayıcı unsuru değil, doğrudan belirleyicisi haline geldiğini söyledi. Kaya’ya göre özellikle yapay zekâ, daha önce büyük ekipler ve yüksek bütçeler gerektiren süreçleri birkaç kişilik ekiplerin yönetebileceği hale getirerek girişimcilikte yeni bir çağ başlattı. Kaya, “McKinsey’nin 2025 araştırmasına göre dünyadaki kuruluşların yüzde 88’i en az bir iş fonksiyonunda yapay zekâ kullanıyor. Stanford Üniversitesi AI Index Report ise yapay zekâ girişimlerine yapılan küresel yatırımın son beş yılda üç katın üzerine çıkarak 252 milyar doları aştığını ortaya koyuyor. Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji trendi değil. Şirketlerin büyüme stratejisinin ve yeni girişimlerin temel yapı taşı haline geldi” dedi.</p>
<h2>ARTIK İLK HEDEF DÜNYA PAZARI</h2>
<p>Türkiye’nin girişimcilik yolculuğunun özellikle 2015 sonrasında hız kazandığını belirten Kaya, yapay zekâ yatırımlarının etkisiyle ekosistemin son iki yılda çok daha güçlü bir ivme yakaladığını anlattı. 2015’li yıllarda Türkiye’de girişim yatırımlarının yaklaşık 20 milyon dolar seviyesinde bulunduğunu hatırlatan Kaya, 2024 yılında bunun milyar dolar seviyesine ulaştığını söyledi. Türkiye’nin 2018’e kadar unicorn’u bulunmadığını hatırlatan Kaya, bugün ise küresel ölçekte başarı hikâyelerinin ortaya çıktığını belirtti. Garanti BBVA’nın 2017 yılı Kadın Girişimci Yarışması kazananlarından Insider’ın bugün unicorn değerlemesine ulaşmasının ekosistemin geldiği noktayı gösterdiğini söyleyen Kaya, aynı şekilde kadın girişimcilik programlarından çıkan başarılı isimlerin yeni girişimcilere cesaret verdiğini vurguladı. Kaya’ya göre yeni nesil girişimcileri önceki kuşaktan ayıran en önemli özellik küresel düşünmeleri. Geçmişte şirketlerin önce Türkiye’de büyümeyi, ardından yurt dışına açılmayı planladığını hatırlatan Kaya, bugün ise girişimlerin kuruluş aşamasından itibaren uluslararası pazarlara uygun ürün geliştirdiğini söyledi.</p>
<h2>“FİNANSMAN TEK BAŞINA YETMİYOR”</h2>
<p>Garanti BBVA’nın girişimcilik yaklaşımını yalnızca kredi vermek üzerine kurmadığını belirten Kaya, girişimlerin asıl ihtiyacının bilgi, mentorluk ve doğru bağlantılar olduğunu söyledi. “Girişimciler için finansman tek başına yetmiyor” diyen Kaya, “Bu nedenle girişimcilik stratejilerini dört temel başlık üzerine inşa ettik. Bunlar girişim bankacılığı, stratejik iş birlikleri, ekosistem ortaklıkları ile yatırım hazırlığı ve büyüme desteği” diye konuştu. Ankara Bilkent ve İstanbul İstinye Park’ta girişimcilere özel hizmet veren ekipler oluşturduklarını anlatan Kaya, teknoloji girişimlerinin klasik şirketlerden tamamen farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu belirtti. Bilkent Cyberpark, ODTÜ Teknokent, İTÜ ARI Teknokent ve Techstars İstanbul ortaklığını girişimcilik ekosisteminin önemli yapı taşları olarak gördüklerini dile getirdi.</p>
<h2>“KOBİ’LERİN FİNANS DİREKTÖRÜYÜZ</h2>
<p>Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ’lerin önünde ikiz dönüşüm süreci bulunduğunu belirten Kaya, “Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ. Bu işletmelerin toplam istihdamın yüzde 69’unu, katma değerin ise yüzde 41’ini sağlıyor” diye konuştu. KOBİ’lerin dönüşümünde finansmanın önemli olduğunu ancak asıl ihtiyacın finansal danışmanlık olduğunu söyleyen Kaya, “Birçok KOBİ’nin CFO’su yok. Biz kendimizi yalnızca kredi veren banka olarak değil, KOBİ’nin finans direktörü gibi konumlandırıyoruz” dedi. Garanti BBVA’nın bugün 1,6 milyondan fazla esnaf, KOBİ ve ticari müşteriyle çalıştığını belirten Kaya, müşterilerin yüzde 89’unun dijital kanalları aktif kullandığını, işlemlerin ise yüzde 99’unun mobil ve internet bankacılığı üzerinden gerçekleştiğini söyledi. Bugün bir KOBİ’nin şubeye gitmeden yaklaşık 1.000 bankacılık hizmetine dijital kanallar üzerinden erişebildiğini ifade eden Kaya, dijitalleşmenin yalnızca zaman kazandırmadığını, şirketlerin rekabet gücünü de artırdığını kaydetti.</p>
<h2>“DÖNÜŞMEYEN YÜZDE 20 GERİLER"</h2>
<p>"TÜRKONFED araştırması KOBİ’lerin yalnızca yüzde 13’ünün karbon hesaplaması yaptığını ortaya koyuyor" diyen Kaya, Garanti BBVA’nın 2018-2029 dönemini kapsayan 3,5 trilyon TL sürdürülebilir finansman hedefinde Ocak 2026 itibarıyla 1 trilyon TL’yi aştığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Partners Tech 60 teknoloji girişimine destek verdi</span></h2>
<p>Garanti BBVA’nın teknoloji odaklı hızlandırma programı Partners Tech’in bu yıl 10’uncu dönemine girdiğini anlatan Sibel Kaya, “Program bugüne kadar yaklaşık 60 teknoloji girişimine destek verdi. Üretken yapay zeka, ödeme teknolojileri, siber güvenlik ve sürdürülebilirlik alanlarına odaklanıyoruz. Her girişime Garanti BBVA’nın kurumsal ağı girişimcilere açılıyor. Bu programda her girişime ayrı reçete uyguluyoruz. Bir girişimin ofise ihtiyacı olurken diğerinin mentora, yatırımcıya ya da iş geliştirmeye ihtiyacı olabiliyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNDE 20 YILLIK DENEYİM</span></h2>
<p>Garanti BBVA’nın girişimcilik alanındaki en uzun soluklu çalışmalarından biri kadın girişimciliği programı. Yaklaşık 20 yıldır sürdürülen programın bugün girişimcilik ekosistemine de yön verdiğini belirten Kaya, programın ilk yıllarında Türkiye’de kadın girişimci oranının yüzde 5 seviyesinde bulunduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 12’ye ulaştığını söyledi. Son 5 yılda kadın girişimcilere sağlanan finansmanın 350 milyar TL’yi aştığını belirten Kaya, finansmanın tek başına yeterli olmadığını, eğitim, görünürlük ve pazara erişimin de aynı ölçüde önemli olduğunu vurguladı. Kaya, bu kapsamda Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi iş birliğiyle yürütülen Türkiye Kadın Girişimci Akademisi ile yaklaşık 6 bin kadın girişimciye ulaşıldığını anlattı. Araştırmalara göre akademiye katılan girişimcilerde iş süreçlerinde yüzde 72’ye varan iyileşme sağlanırken, verimlilik yüzde 23, kârlılık yüzde 18 arttı. Maliyetler yüzde 15 azalırken müşteri tabanı ise yüzde 45 büyüdü. Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nın ise yalnızca ödül programı olmadığını vurgulayan Kaya, bugüne kadar 50 bini aşkın başvuru alan yarışmanın en büyük katkısının rol modeller oluşturması olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobilerin-donusum-anahtari-girisimcilik-olacak-82826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/sibel-kaya-1783575779.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;KOBİ’lerin dönüşüm anahtarı girişimcilik olacak&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinin-bir-sonraki-adimi-yatirim-olacak-82822</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Terörsüz Türkiye sürecinin bir sonraki adımı ‘yatırım’ olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde yeni bir eşik daha aşılıyor. Süreçte silahların bırakılması, mağaraların boşaltılması devam ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisi 14 Temmuz’dan itibaren yasal adımları için harekete geçiyor. Bugüne kadar terörle mücadeleye yaklaşık 700 milyar dolar harcandığını aktaran kaynaklar, “Doğu ve Güneydoğu’da ciddi bir ekonomi sıçrama yaşanacak. Güvenlik nedeniyle çekimser kalan yerli ve yabancı yatırımcı için bölge cazibe merkezi olacak” yorumunda bulundular.</p>
<p>Hükümet bu adımların ardından yeni bir süreç daha başlatacak. Terör örgütünün finansal kaynakları kurutulacak. Yıllardır devam eden insan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ve illegal yollardan elde edilen para kaynakları da sonlandırılmış olacak. Güvenlik kaynakları, terörsüz Türkiye sürecinde terörün finansal kaynaklarının kurutulması, insan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığına da kontrol altına alıyor.</p>
<p>AK Parti kaynakları, bundan sonra ekonomide özellikle bölgede yeni bir ekonomi sıçramanın yaşanacağını belirterek, “Bugüne kadar yaşanan ekonomik kayıplar yerini yatırımlara bırakacak. Güvenlik nedeniyle bölgeye gelmek istemeyen yerli ve yabancı yatırımcıların cazibe merkezi olacak” değerlendirmesinde bulundular.</p>
<h2>Terörün bitmesiyle birlikte bölgede neler olacak? </h2>
<p>■ Türkiye'nin yıllık milyarlarca doları bulan güvenlik harcamalarında ciddi bir azalma sağlanacak. Bu kaynaklar eğitim, sağlık, altyapı ve üretim gibi alanlara yönlendirilecek. </p>
<p>■ Hükümet tarafından ekonomik büyüme desteklenecek. Tarım, sanayi, enerji alanlarında yeni teşvik programları hazırlanacak. Bölgesel kalkınma hız kazanacak. </p>
<p>■ Yatırım ortamı iyileştirilecek. </p>
<p>■ Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hem sanayi hem de turizm ciddi şekilde gelişecek. Hükümet bu konuda ciddi projeler hazırlıyor. </p>
<p>■ Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere yakın ve uzak komşularla yatırımlar hızlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinin-bir-sonraki-adimi-yatirim-olacak-82822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye süreci hakkında açıklama yapan AK Parti kaynakları, bundan sonra ekonomide özellikle bölgede yeni bir ekonomi sıçramanın yaşanacağını belirterek, “Bugüne kadar yaşanan ekonomik kayıplar yerini yatırımlara bırakacak. Güvenlik nedeniyle bölgeye gelmek istemeyen yerli ve yabancı yatırımcıların cazibe merkezi olacak” değerlendirmesinde bulundular. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-enflasyon-ve-yuksek-refahin-anahtari-enerji-bagimsizligidir-82811</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düşük enflasyon ve yüksek refahın anahtarı enerji bağımsızlığıdır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYDIN UÇAR - </strong><strong>Finansal ve Kurumsal Yönetim Danışmanı</strong></p>
<p>Enerji ithalatını azaltmak yalnızca enerji politikası değildir; cari açığın düşmesi, enflasyonun kalıcı olarak gerilemesi ve refahın artması için stratejik bir ekonomik dönüşümdür.</p>
<p>Ülkemizin uzun yıllardır çözmeye çalıştığı en önemli ekonomik sorunlardan biri enflasyondur.</p>
<p>Enflasyonun birçok nedeni vardır; para politikası, döviz kuru, beklentiler, mali disiplin ve küresel gelişmeler bunlardan bazılarıdır. Ancak bana göre enflasyonun kalıcı olarak düşmesini zorlaştıran en önemli <strong>yapısal sorunlardan biri</strong>, enerji ithalatına olan bağımlılığımızdır.</p>
<p>Türkiye her yıl petrol, doğal gaz ve diğer enerji ürünleri için milyarlarca dolar döviz ödemektedir. Bu durum yalnızca dış ticaret açığını büyütmekle kalmıyor; aynı zamanda döviz ihtiyacını artırıyor, kur üzerinde baskı oluşturuyor ve üretim maliyetlerini yükseltiyor.</p>
<p>Enerji maliyetleri arttığında yalnızca akaryakıt fiyatları yükselmiyor. Fabrikaların üretim maliyetleri artıyor. Çiftçinin maliyeti artıyor. Nakliye maliyetleri yükseliyor. Sonuç olarak market rafındaki hemen her ürün bu maliyet artışlarından etkileniyor. Bu nedenle enerji politikaları yalnızca enerji sektörünü ilgilendiren bir konu değildir. Aynı zamanda enflasyon, cari açık, rekabet gücü ve ülkemizin refahı açısından da stratejik öneme sahiptir.</p>
<p>Elbette enflasyonla mücadelede para politikası ve mali disiplin büyük önem taşımaktadır. Ancak bunlar daha çok mevcut enflasyonu kontrol altına almaya yönelik araçlardır. Kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerini azaltacak yapısal dönüşümlerden geçmektedir. Enerji bağımlılığının azaltılması da bu dönüşümün en önemli parçalarından biridir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f328173be7-1783575169.png" alt="" width="655" height="173" /><strong>Resmi veriler ne söylüyor?</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın yayımladığı <strong>Ulusal Enerji Denge Tabloları</strong>, son yıllarda enerji alanında önemli bir dönüşüm yaşandığını gösteriyor.</p>
<p>2019 yılında Türkiye'nin yerli enerji üretimi <strong>44,8 milyon TEP</strong> seviyesindeyken, 2024 yılında bu rakam <strong>55 milyon TEP'e</strong> yükseldi. Böylece son beş yılda yerli enerji üretimimiz <strong>10,2 milyon TEP</strong> artmış oldu.</p>
<p>Tablo incelendiğinde dikkat çeken en önemli nokta, son beş yılda yerli enerji üretimindeki artışın büyük bölümünün <strong>yenilenebilir enerji kaynaklarından</strong> gelmiş olmasıdır.</p>
<p>Yerli fosil enerji üretimi <strong>3,3 milyon TEP</strong> artarken, yenilenebilir enerji üretimi <strong>6,8 milyon TEP</strong> artmıştır.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, son beş yılda yerli enerji üretimindeki artışın yaklaşık <strong>üçte ikisi yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde</strong> gerçekleşmiştir.</p>
<p>Bu gelişme sayesinde Türkiye'nin net enerji ithalat bağımlılığı da <strong>%68,92'den %66,70'e</strong> gerilemiştir.</p>
<p>Yapılan hesaplamalara göre, yalnızca 2024 yılında yerli üretimde sağlanan bu artış sayesinde yaklaşık <strong>5,5 milyar dolarlık enerji ithalatının önüne geçilmiş olabileceği</strong> değerlendirilmektedir.</p>
<p>Bu yalnızca enerji sektörüne ait bir başarı değildir.</p>
<p>Aynı zamanda cari açığın azalmasına, döviz ihtiyacının düşmesine ve kur baskısının hafiflemesine katkı sağlayabilecek önemli bir yapısal gelişmedir.</p>
<p><strong>Dünyada enerji dönüşümü neden hızlandı?</strong></p>
<p>Bu gerçeği gören ülkeler uzun yıllardır enerji bağımlılıklarını azaltacak yatırımlara hız veriyor.</p>
<p>Çin bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir.</p>
<p>Çin de petrol ve doğal gaz açısından dışa bağımlı bir ülke olmasına rağmen güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, batarya teknolojileri ve elektrikli araçlarda dünyanın en büyük yatırımlarını gerçekleştirdi.</p>
<p>Bugün Çin;</p>
<p>- Dünyanın en büyük güneş paneli üreticilerinden,</p>
<p>- En büyük batarya üreticilerinden,</p>
<p>- En büyük elektrikli araç üreticilerinden biri konumundadır.</p>
<p>Bu yatırımlar yalnızca çevreyi korumak amacıyla yapılmıyor.</p>
<p>Aynı zamanda enerji güvenliğini artırmayı, ithalat bağımlılığını azaltmayı, yüksek katma değerli sanayi oluşturmayı ve ekonomik kırılganlığı azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Nitekim son yıllarda yaşanan jeopolitik gerilimlerde petrol fiyatları yükselirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık veren ülkeler bu dalgalanmaların ekonomileri üzerindeki etkisini daha sınırlı hissetti.</p>
<p><strong>Petrolü tamamen bırakmak mümkün mü?</strong></p>
<p>Elbette bugün için petrol kullanımını tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi değildir.</p>
<p>Havacılık, deniz taşımacılığı, ağır sanayi ve petrokimya gibi birçok alanda petrol uzun yıllar daha kullanılmaya devam edecektir.</p>
<p>Ancak hedef, petrolden tamamen vazgeçmek değil, <strong>petrol bağımlılığını kademeli olarak azaltmak</strong> olmalıdır.</p>
<p>Türkiye önümüzdeki yıllarda petrol tüketimini önemli ölçüde azaltabilirse;</p>
<p>- Enerji ithalatı azalacak,</p>
<p>- Cari açık düşecek,</p>
<p>- Dövize olan ihtiyaç azalacak,</p>
<p>- Üretim maliyetleri gerileyecek</p>
<p>- Enflasyonla mücadeleye önemli katkılar sağlanacaktır.</p>
<p><strong>Bunu nasıl başarabiliriz?</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, elektrikli araçların yaygınlaşması, toplu ulaşımın elektrifikasyonu, sanayide enerji verimliliğinin yükseltilmesi, batarya teknolojilerine yatırım yapılması ve enerji ekipmanlarında yerli üretimin geliştirilmesi bu dönüşümün temel adımlarıdır.</p>
<p>Ancak burada yalnızca elektriği üretmek yeterli değildir.</p>
<p>Asıl hedef; güneş paneli hücresi, batarya teknolojileri, güç elektroniği ve diğer yüksek katma değerli enerji teknolojilerini de ülkemizde geliştirebilmektir.</p>
<p>Çünkü yüksek katma değerli üretim arttıkça yalnızca enerji ithalatı azalmaz; aynı zamanda ihracat gelirleri de artar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Enerji bağımsızlığı bir günde sağlanacak bir hedef değildir.</p>
<p>Ancak enerji ithalatını her yıl biraz daha azaltabilen ülkeler zamanla cari açıklarını düşürür, dövize olan ihtiyaçlarını azaltır ve ekonomik kırılganlıklarını da önemli ölçüde azaltırlar.</p>
<p>Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.</p>
<p><strong>“Faizi nasıl düşüreceğiz?” </strong>yerine, <strong>“Enerjiye ödediğimiz milyarlarca dolarlık faturayı nasıl azaltacağız?” </strong>sorusuna daha fazla odaklanmalıyız.</p>
<p>Çünkü mesele petrolden tamamen vazgeçmek değildir.</p>
<p><strong>Mesele; enerjiye olan dışa bağımlılığı azaltmak, yüksek katma değerli enerji teknolojileri geliştirmek ve her yıl yurt dışına ödediğimiz milyarlarca doları ülkemizde tutabilmektir.</strong></p>
<p><strong>Enerji bağımsızlığı yalnızca bir enerji politikası değildir; enflasyonla mücadelenin, cari açığın azaltılmasının, sanayileşmenin ve sürdürülebilir refahın en önemli yapı taşlarından biridir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-enflasyon-ve-yuksek-refahin-anahtari-enerji-bagimsizligidir-82811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük enflasyon ve yüksek refahın anahtarı enerji bağımsızlığıdır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yari-tam-mukellefiyette-bir-sorun-82810</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarı-tam mükellefiyette bir sorun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni istisna düzenlemesi, Türkiye’ye yerleşen bazı gerçek kişilere yurt dışı kazançları için 20 yıl gelir vergisi muafiyeti sağlıyor. Ancak tebliğle getirilen başvuru süresi ve istisna belgesi şartı, kanunda yer almayan yeni bir yükümlülük yaratması nedeniyle “verginin yasallığı” ilkesi açısından tartışma konusu oluyor.</strong></p>
<p>7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’na mükerrer 20/D maddesi eklenmiş ve 1.1.2026 tarihinden sonra Türkiye’ye yerleşen gerçek kişilerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti getirilmişti. Ayrıca Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, bahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde vefatı halinde veraset yoluyla mal intikallerinde mirasçıların veraset ve intikal vergisi oranının %1 oranında uygulanması da öngörülmüştü. Düzenleme 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmişti. Bütün bunları daha önce zaten yazmış ve getirilen düzenlemeyi tam ve dar mükellefler arasında bir de “yarı-tam mükellefler” statüsünün yaratılması dolayısıyla eleştirmiştim.</p>
<p>Mali idare maddenin uygulamasına ilişkin idari anlayışı 4 Temmuz 2026 tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 333 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile açıklamıştır. Şimdi bu koşullara bir bakalım:</p>
<p>1- İstisnadan Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler yararlanabilecektir.</p>
<p>2- İstisnadan yararlanmak isteyenlerin başvuru tarihi itibarıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları gerekmektedir.</p>
<p>3- İstisnadan 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişiler faydalanabilecektir.</p>
<p>4- İstisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar, takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak Tebliğ eki (EK-1)’de yer alan “Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi”ni (İstisna Belgesi) almaları gerekmektedir.</p>
<p>5- Vergi dairelerince, başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, şartların sağlandığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir.</p>
<p><strong>Tartışılması gereken koşullar</strong></p>
<p>Burada tartışılması gereken 4 ve 5 numaralı koşullardır. Bakanlık burada yerleşmeden itibaren belli süreler içerisinde vergi dairesine müracaat ve istisna belgesi alma koşuları ihdas etmiştir. (Bu arada, bu belge için bir harç öngörülmemiş olmasına da galiba şükretmek gerekmektedir). Her ne kadar istisnayı düzenleyen maddenin sonuna, -adetten olsa gerek birçok madde de olduğu gibi- bakanlığın usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğuna dair bir fıkra eklenmişse de bu fıkra bakanlığa Kanunda yazılı olmayan süreleri ve koşulları ihdas veya yeni yükümlülükler ihdas yetkisi vermemektedir.</p>
<p>Bence bu süreler içerisinde vergi dairesine müracaat edilip edilmemesinin ve/veya söz konusu istisna belgesi alınıp alınmamasının istisnadan yararlanma hakkı üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Çünkü Kanunda böyle koşullar aranmamıştır ve bakanlığın bu koşulları ihdas yetkisi de yoktur.</p>
<p>Kanun koyucu bu tür istisna/muafiyet belgelerinin alınması koşulunu elbette ki getirebilir. Nitekim GVK md. 9’da “esnaf muafiyeti belgesi” alma koşulunu getirmiştir. Ancak orada bu yükümlülüğü getiren Kanun Koyucu burada getirmemekle söz konusu belgeyi Türkiye’de yerleşenler için aramamıştır.</p>
<p><strong>Verginin yasallığı ilkesi </strong><strong>göz ardı edilemez</strong></p>
<p>Şimdi burada belge yükümlülüğünün ihdas edilmesinin amacının, istisnadan yararlanabilecekleri kolaylıkla belirleme, izleme ve denetleme amacını taşıdığı, vergi düzenini sağlamaya yönelik olduğu düşünülebilir. Ancak bütün bu iyi niyetli savunmalar “verginin yasallığı” ilkesi karşısında bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>İleride ihtilaf yaratması pek olası bu durumun, istisna belgesi alma koşulunun kanuna eklenmesi suretiyle giderilmesinde yarar vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yari-tam-mukellefiyette-bir-sorun-82810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarı-tam mükellefiyette bir sorun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-programi-neden-hedefleri-tutturamiyor-82809</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dezenflasyon programı neden hedefleri tutturamıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin süper-dolarize bir ekonomi olduğu bir yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz, herkes gider dolar alır. Hele bir de döviz rezervleri durumu biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur kayıpları yaşanmış ise, kimseyi tutamazsınız.</strong></p>
<p>Dezenflasyon konusunda Merkez Bankası’nın en önemli silahı kur artışını TL faizlerin önemli ölçüde altında tutmak. Bu ölçü nedir diye sorarsak, ölçü hem yerli hem de yabancı yatırımcıların TL’den dövize dönmelerini önleyecek kadar bir aralık diyebiliriz. Son bir seneye baktığımızda bu aralık aylık %2’nin üzerinde. Merkez’in borç verme faizinin aylık bileşiğini alırsak, bu dönemde ortalama aylık %3.4 gibi bir faiz söz konusu. Buna karşılık aylık ortalama kur artışı ise ortalama %1.35 olmuş. Kümülatif olarak baktığımızda ise son bir senede kur artışı %17.5 civarında gerçekleşirken, politika faizinin getirisi %40’ın üzerinde gerçekleşmiş. Bu çok geniş bir makas ki, unutmayalım bu makas aslında 2023’ün Ağustos’undan beri devam etmekte.</p>
<p><strong>Hedeflenen sonuçların </strong><strong>çok gerisindeyiz</strong></p>
<p>Peki, bu süreçte enflasyonda anlamlı bir düşüş kaydedebildik mi? 2025 Haziran’ında TÜFE %35 civarındaydı, bugün ise %32. Arada beklenmeyen ve enflasyonu menfi yönde etkileyecek bazı olaylar olduğunu kabul etsek bile hedeflenen sonuçların çok gerisindeyiz. Bu arada şunu da teslim etmek gerek ki, eşel mobil fiyatlaması devreye konarak son dönemdeki Dünya petrol fiyatlarındaki artışın etkisi büyük ölçüde nötralize edildi. Ancak tabii ki, ithal edilen diğer petro-kimyasal ürünler ve gübre gibi hammaddelerde yüksek fiyat artışları oldu.</p>
<p>Enflasyonun bugüne kadar istenen düşüşü göstermemesinin daha temel sebepleri de var. Birincisi, Türkiye’nin süper-dolarize (bunu söylerken altın hesaplarını, yastık-altı altın ve dövizleri ve yurtdışında tutulan dövizleri de katıyorum) bir ekonomi olması. Böyle bir yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz, herkes gider dolar alır. Hele bir de döviz rezervleri durumu biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur kayıpları yaşanmış ise, kimseyi tutamazsınız. Bu nedenle de nominal olarak da kurları artırmak durumundasınız. Nitekim kurlarda 12 ayda %17.5 bir artış yapılmış. Herkes bu oranı bir “taban” görüp onun üzerine risk primlerini koyduktan sonra fiyat artışlarını belirler.</p>
<p>İkinci faktör yeni “rasyonel” ekonomi yönetimiyle güven tesis edilmeye çalışılırken, diğer taraftan güvenin yıpratılıyor olması. İlk güven yıpranması tabii ki TÜİK’in enflasyon rakamları ile oldu. Her ne kadar yeni yönetim geldikten sonra hesaplamalar düzeltildiyse de yaratılan izlenimlerin silinmesi kolay değil. (Hâlâ da TÜFE sepetindeki maddelerin fiyatları açıklanmıyor!) Siyasi alanda meydana gelen güven zedeleyici hareketler de dövize talebi ve dolayısıyla kur artışlarını hızlandırdığı gibi artan risk primini dengelemek için faizlerin de öngörülenin üzerine çıkması maliyetleri ve dolayısıyla fiyat artışlarını artıran bir unsur oldu.</p>
<p>Ancak güven kaybı sadece burada değil. Örneğin kira artışlarına sınırlama getirilmesi mülkiyet güvenini sarsan bir uygulama oldu. İlk başta belki endeks üzerinde kira artışlarının düşük kalması sağlandı, ancak tabii ki sonrasında ev sahipleri gerçekleşen enflasyonun üzerinde kira artışları talep etmeye başladılar, bu da kiralardaki dezenflasyon sürecini geciktirmekte.</p>
<p><strong>Altının anflasyon üzerindeki </strong><strong>sayısal etkisini hesaplamak zor</strong></p>
<p>Dezenflasyonu geciktiren bir başka faktör de Türk tasarrufçusu için önemli bir yatırım aracı olan altında görülen fiyat artışlarının önemli bir servet etkisi yaratarak talep tarafını fazlasıyla canlı tutmuş olması görülebilir. Bunun enflasyon üzerindeki sayısal etkisini hesaplamak oldukça zor. Ancak son dönemde altın fiyatlarının hızla gerilemekte olması, bu etkinin terse dönmesine sebep olabilir.</p>
<p>Son olarak da mutlaka eğilmesi gerekilen gıda arzı ve fiyatları konusunda bugüne kadar yeterli planlama ve düzenleme yapılmadığı gerçeği yatıyor. Nitekim, bu sene mahsül daha bol olmasına rağmen halen gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatlarındaki %35.45’lik artış %32.11 olan TÜFE’nin oldukça üzerinde.  Bu konuda mutlaka çok şey yazılabilir ama biraz kuraklık olunca üretimin çok düşmesi, yağışlar olunca da artması bile, tarımın en basit düzeyde eksiklikleri (damla sulama, açık sulama kanalları yerine borular gibi) olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Bugüne kadar dezenflasyon programının neden hedefleri ıskaladığı konusunda önemli bulduğum nedenleri sıraladım. Bundan sonra gidişatın nasıl olacağını görmek için tek tek bu nedenlerin önümüzdeki dönemde ne yönde hareket edeceğini tahmin etmek lazım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-programi-neden-hedefleri-tutturamiyor-82809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dezenflasyon programı neden hedefleri tutturamıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-borclanma-piyasasindaki-gorunum-82808</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektör borçlanma piyasasındaki görünüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özel sektör borçlanma araçları piyasası, son 12 yılda 10 misli, son 5 yılda ise 5 misli bir büyüme gerçekleştirmiştir. 2009 yılından bugüne kadar 458 farklı şirketin bu piyasa üzerinden borçlanma imkanını kullandığını görüyoruz.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul (BİST) bünyesinde yoğun bir şekilde gerçekleşen halka arz furyasının içerisinden geçtiğimiz sıcak yaz günlerinde sizlere Ak Yatırım tarafından hazırlanan “<strong>Türk Lirası Özel Sektör Borçlanma Araçları Piyasası</strong>” raporu içeriğinden kısaca bahsetmek istiyorum.</p>
<p>2016-2026 arasında geçen 10 yıllık zaman zarfında, TL cinsi özel sektör borçlanma araçlarında ihraç tutarı, <strong>2016</strong> yılındaki <strong>89 milyar TL’den</strong> <strong>2025</strong> sonunda <strong>957 milyar TL’ye</strong> doğru çok ciddi bir yükseliş kaydetmiştir. Borç stok miktarı da aynı yönde bir büyüme sergileyerek 2016 yılında <strong>54 milyar TL’den</strong> 2025 yılı sonunda <strong>668 milyar TL’ye</strong> çıkmıştır.</p>
<p>Böylece özel sektör borçlanma araçları (ÖSBA) piyasası son <strong>12 yılda 10 misli, son 5 yılda</strong> ise <strong>5 misli</strong> bir büyüme gerçekleştirmiştir. 2009 yılından bugüne kadar 458 farklı şirketin bu piyasa üzerinden borçlanma imkanını kullandığını görüyoruz. Bu şirketlerin 238’inin reel sektör firması, 175’inin banka dışı finans şirketi olduğunu 45’inin ise banka olduğunu görüyoruz.</p>
<p><strong>Bu piyasa çok daha </strong><strong>fazla gelişmeye açık</strong></p>
<p>Piyasasının gelişmeye muhtaç olduğu ilk yıllarda, banka ve banka dışı finans kuruluşlarının ihraçlarının yoğun olarak gerçekleştiğini gördükten sonra son yıllarda reel sektör kesiminden gelmekte olan ihraçların banka ihraçlarını aştığını tecrübe ediyoruz.</p>
<p>Geçen 10 yıllık tecrübeye rağmen bu piyasanın çok daha fazla gelişmeye açık olduğunu söyleyebilirim. Gelişmekte olan ülkelerin mevcut <strong>ÖSBA Stok/Devlet İç Borç</strong> rasyosunun <strong>%63</strong> olduğunu, Türkiye’de ise aynı oranın <strong>%10</strong> olduğunu görmekteyiz. Benzer bir şekilde <strong>ÖSBA Stok/GSYİH</strong> oranının gelişmekte olan ülkelerde <strong>%26</strong> iken Türkiye’de <strong>%1</strong> olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda kalıcı bir şekilde tek hanelerde sürdürülebilir düşük enflasyon ortamına geçmesi durumunda bu piyasadaki gelişmenin çok daha hızlanarak devam edeceğini ifade edebilirim. O durumda bankacılık kesiminde reel sektöre yönelik TL ticari kredi payının düşüklüğü ÖSBA piyasasının gelişmesinin önündeki en önemli itici güç olacaktır.</p>
<p><strong>Bankaların</strong> yapmakta oldukları ÖSBA ihraçlarının ortalama vadesi <strong>172 gün</strong> şeklindedir. Ortalama ihraç büyüklüğü <strong>1 milyar TL</strong> tutarında gerçekleşmiştir. Son 1 yıldır yapılan ihraçların büyük bir kesimi sabit getirili faiz ödemesi şeklinde olmaktadır.</p>
<p>Reel sektörün yapmakta olduğu ÖSBA ihraçların ise sabit ve değişken faizli payı hemen hemen yarı yarıya yakın bir şekilde ilerlemektedir. Reel sektör ihraçlarında ortalama vade <strong>324 gün</strong> şeklinde olurken ortalama ihraç büyüklüğü <strong>353 milyon TL</strong> tutarındadır. İhraççı şirketlerde ilk sırayı enerji ikinci sırayı otomotiv ve üçüncü sırayı da gıda şirketleri almaktadır.</p>
<p>ÖSBA piyasasına alıcıların stok dağılımı yönünden göz attığımızda ilk sırayı <strong>%39 ile yatırım fonlarının</strong> aldığını görmekteyiz. Daha sonra bankalar, emeklilik yatırım fonları, hanehalkı ve sigorta şirketleri şeklinde bir dağılımın olduğunu görmekteyiz.</p>
<p><strong>12 trilyon TL’ye</strong> yakın miktarda portföy yönetmekte olan portföy yönetimi şirketlerinin bu piyasada aktif olarak yer aldıklarını söyleyebilirim. Ancak bankacılık sistemi içerisinde <strong>8,7 trilyon TL</strong> mevduatı bulunan gerçek bireysel yatırımcıların sadece <strong>51 milyar TL</strong> tutarında stok ÖSBA portföyü taşımaları üzerinde iyice düşünmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Bu kadar düşük bir oranda bir portföy payı bulunduran bireysel yatırımcıların çekindikleri en önemli riskler <strong>kredi ve likidite</strong> şeklinde olduğunu düşünüyorum. Özel sektör borçlanma piyasasındaki kredi riski konusuna 15 Ocak 2026 tarihli ekonomim gazetesi yazımda detaylı bir şekilde incelemiştim. Konuya ilgi duymakta olan okuyucuların o yazımı okumalarını tavsiye ederim.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p><strong>Bir kredi risk vakası</strong></p>
<p>Nitelikli bireysel yatırımcıların bu piyasaya yeterince teveccüh göstermemesine yönelik bir sebebe örnek olarak yakın zamanda yaşanmış olan bir kredi risk vakası verilebilir.</p>
<p>BİST pazarında halka da açık bir firma olan Kontrolmatik Teknoloji (KONTR), 15 Mayıs 2026 tarihinde vadesi gelen iki farklı özel sektör borçlanma aracına (tahvil ve finansman bonosu) ait anapara/kupon ödemelerini finansal koşullar sebebiyle gerçekleştirememiştir. Şirket toplam 850 milyon TL'yi bulan ÖSBA piyasasındaki anapara ve kupon borç ödemelerini gerçekleştirememiştir.</p>
<p>Şirket, mayıs ayındaki tahvil ve finansman bonosu ödemelerini yapamamış ve Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından temerrüde düştüğü açıklanmıştır. Temerrüt durumunun ardından şirket, mevcut banka kredileri ve borçlarının yapılandırılması amacıyla Halkbank ve Vakıfbank'a başvuruda bulunmuştur. Borç yapılandırma görüşmeleri devam ederken, yaşanan finansal problem şirketin borç yükünün yönetilebilirliği hakkında çok ciddi soru işaretleri yaratmıştır.</p>
<p>Borsa İstanbul, şirketin borç geri ödeme sorunları ve yapılandırma süreci nedeniyle KONTR paylarını Yıldız Pazar statüsünden çıkarmıştır. Hisseler, 18 Haziran 2026 tarihi itibarıyla riskli şirketlerin takip edildiği Yakın İzleme Pazarı'na (Gözaltı Pazarı) dahil edilmiştir.</p>
<p>Geçmişte GÇS Metal, Bimeks, Aynes Gıda gibi şirketler de bu piyasada temerrüt riski ile karşı karşıya kalmışlardı. Dolayısı ile nitelikli yatırımcıların bu alanda yapacakları doğrudan tahvil yatırımlarında şirketlere yönelik olarak kredi analizlerini, kredi derecelendirme raporlarını ve risk değerlendirmelerini şahsen yapabilecek yetkinlikte olmaları büyük zaruriyet arz etmektedir.</p>
<p>Öncelikle ihracı olacak firmanın faaliyet gösterdiği sektörün yapısı, sektörel rekabeti, makroekonomik eğilimler ve şirketin bu sektördeki pazar payı analiz edilmelidir. Şirket yönetiminin kalitesi, stratejik vizyonu, risk yönetim politikaları, ortaklık yapısı ve şeffaflık seviyesi değerlendirilmelidir. Tüm bu veriler sonucunda şirketin finansal sağlığını özetleyen ve genellikle AAA ile D (veya türevleri) arasında değişen uluslararası veya yerel bir kredi notunu içeren kredi derecelendirme raporu incelenmelidir. (uygulamada reel sektör firmalarının çoğunluğuna ilişkin rapor bulunamayacaktır) Daha sonra şirketin finansal taahhütlerini yerine getirme kabiliyeti hakkında ileriye dönük senaryolar ve finansal görünümü değerlendirilmelidir.</p>
<p>Tüm bu kapsamlı çalışmaları nitelikli yatırımcıların gerçekleştirmesinin mümkün olamayacağı için bu alanda risk almak isteyen yatırımcıların özel sektör borçlanma araçları yatırım fonları üzerinden yatırım yapmaları en isabetli seçenek olacaktır.</p>
<p>[1] <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-borclanma-piyasasindaki-kredi-riski-69911" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-borclanma-piyasasindaki-kredi-riski-69911</a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-borclanma-piyasasindaki-gorunum-82808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel sektör borçlanma piyasasındaki görünüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-surdurulebilir-sanayinin-gelecegi-82807</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil fabrika: Sürdürülebilir sanayinin geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de de organize sanayi bölgelerinde kurulan güneş enerji santralleri, atık su geri kazanım tesisleri, enerji izleme sistemleri ve çevre dostu üretim projeleri giderek yaygınlaşmaktadır.</p>
<p>Bu yatırımlar, hem işletmelerin rekabet gücünü artırmakta hem de ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaktadır.</p>
<p>Karbon ayak izinin azaltılması, döngüsel ekonominin benimsenmesi, yeşil finansman kaynaklarının etkin kullanılması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlanması, Türk sanayisinin geleceğini şekillendirecek en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.</p>
<p>Dünya sanayisi tarihinin en büyük dönüşüm süreçlerinden birini yaşamaktadır.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda bu sürecin önemini vurgulamak istiyorum.</p>
<p>Geçmişte üretimin temel amacı daha fazla üretmek ve daha fazla kâr elde etmek iken, günümüzde çevresel sorumluluk, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirlik en az ekonomik başarı kadar önemli hale gelmiştir.</p>
<p>İklim değişikliği, enerji krizleri, doğal kaynakların azalması ve çevre kirliliği, sanayi kuruluşlarını üretim anlayışlarını yeniden gözden geçirmeye zorlamaktadır.</p>
<p>Bu yeni dönemin en önemli kavramları ise yeşil fabrika ve yeşil üretimdir.</p>
<p>Bu yaklaşım, yalnızca çevreyi korumayı değil; enerji verimliliğini artırmayı, maliyetleri azaltmayı, uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazanmayı ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>Yeşil fabrika nedir?</strong></p>
<p>Yeşil fabrika; enerji, su ve hammaddeleri en verimli şekilde kullanan, atıkları en aza indiren, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanan ve çevresel etkilerini sürekli izleyen üretim tesisidir.</p>
<p>Bu fabrikalar, çevre dostu teknolojileri dijital dönüşüm uygulamalarıyla birleştirerek hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliği sağlar.</p>
<p><strong>Yeşil fabrikaların temel özellikleri şunlardır:</strong></p>
<p>- Enerji verimliliği</p>
<p>- Yenilenebilir enerji kullanımı</p>
<p>- Düşük karbon emisyonu</p>
<p>- Atıkların geri kazanımı</p>
<p>- Su tasarrufu</p>
<p>- Akıllı üretim sistemleri</p>
<p>- Çevre dostu tedarik zinciri</p>
<p>- Çalışanların çevre bilinci</p>
<p>- Karbon ayak izinin azaltılması</p>
<p>Sanayi sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumludur.</p>
<p>Bu nedenle işletmeler artık karbon ayak izlerini ölçmek ve azaltmak zorundadır.</p>
<p>Karbon ayak izinin azaltılması için uygulanabilecek başlıca yöntemler şunlardır:</p>
<p>Enerji verimli makinelerin kullanılması,</p>
<p>Fosil yakıt yerine yenilenebilir enerjiye geçiş,</p>
<p>Elektrikli taşıma sistemlerinin yaygınlaştırılması,</p>
<p>Atık ısının geri kazanılması,</p>
<p>Üretim süreçlerinin dijital olarak optimize edilmesi.</p>
<p>Karbon emisyonunu azaltan işletmeler yalnızca çevreye katkı sağlamaz; aynı zamanda uluslararası pazarlarda daha güçlü bir rekabet avantajı elde eder.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi: </strong>Atığın değere dönüştüğü model</p>
<p>Geleneksel ekonomi anlayışı “üret-kullan-at” modeli üzerine kuruludur.</p>
<p>Döngüsel ekonomi ise kaynakların mümkün olduğunca uzun süre ekonomide kalmasını hedefler.</p>
<p>Bu modelde:</p>
<p>Atıklar yeniden hammaddeye dönüştürülür.</p>
<p>Ürünler tamir edilerek tekrar kullanılır.</p>
<p>Geri dönüşüm süreçleri üretimin ayrılmaz parçası olur.</p>
<p>Kaynak tüketimi azaltılır.</p>
<p>Böylece hem doğal kaynaklar korunur hem de işletmelerin üretim maliyetleri düşer.</p>
<p><strong>Yeşil Finansman:</strong> Dönüşümün güçlü destekçisi</p>
<p>Yeşil dönüşüm yatırımları başlangıçta belirli bir finansman gerektirse de, günümüzde birçok kamu kurumu, kalkınma bankası ve uluslararası finans kuruluşu çevre dostu yatırımları desteklemektedir.</p>
<p><strong>Yeşil finansman kapsamında; </strong>enerji verimliliği projeleri, güneş enerjisi yatırımları, atık geri kazanım tesisleri, su tasarrufu projeleri, karbon azaltım çalışmaları, uygun koşullu kredi ve teşviklerle desteklenmektedir. Bu destekler özellikle KOBİ’lerin yeşil dönüşümünü hızlandırmaktadır.</p>
<p><strong>Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Türkiye sanayisi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Avrupa Yeşil Mutabakatı, ekonomik büyümenin çevresel sürdürülebilirlikle birlikte yürütülmesini hedeflemektedir.</p>
<p>Bu kapsamda; karbon emisyonlarının azaltılması, enerji verimliliğinin artırılması, döngüsel ekonominin yaygınlaştırılması, temiz üretim teknolojilerinin kullanılması öncelikli hedefler arasında yer almaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin ihracatının önemli bir bölümü Avrupa pazarına yöneldiğinden, Türk sanayisinin bu dönüşüme uyum sağlaması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Çevresel standartlara uyum sağlayan işletmeler, dış pazarlarda rekabet avantajı elde ederken sürdürülebilir büyüme açısından da güçlü bir konuma ulaşacaktır.</p>
<p><strong>KOBİ’ler için yeşil dönüşüm stratejileri</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin temelini oluşturan KOBİ’ler, yeşil dönüşümün başarısında kritik bir role sahiptir.</p>
<p><em>KOBİ’lerin öncelik vermesi gereken stratejiler şunlardır</em><strong>:</strong></p>
<p>Enerji tüketimini düzenli olarak analiz etmek, verimsiz makineleri modern ekipmanlarla değiştirmek,</p>
<p>Çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinden yararlanmak, Dijital üretim sistemlerine yatırım yapmak,</p>
<p>Atıkları kaynağında ayrıştırmak, Çalışanlara sürdürülebilirlik eğitimleri vermek, Çevre yönetim sistemlerini kurumsal kültürün parçası haline getirmek…</p>
<p>Bu adımlar yalnızca çevresel fayda sağlamakla kalmaz; işletmelerin maliyetlerini düşürür ve uzun vadeli rekabet gücünü artırır.</p>
<p><strong>Türkiye’den ve dünyadan başarılı uygulamalar</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen sanayi kuruluşları, enerji yönetim sistemleri, akıllı üretim teknolojileri, güneş enerjisi yatırımları ve sıfır atık uygulamaları sayesinde üretim maliyetlerini düşürürken karbon emisyonlarını da önemli ölçüde azaltmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de de organize sanayi bölgelerinde kurulan güneş enerji santralleri, atık su geri kazanım tesisleri, enerji izleme sistemleri ve çevre dostu üretim projeleri giderek yaygınlaşmaktadır.</p>
<p>Bu yatırımlar, hem işletmelerin rekabet gücünü artırmakta hem de ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yeşil fabrika ve yeşil üretim anlayışı, yalnızca çevreyi koruyan bir yaklaşım değil; aynı zamanda ekonomik büyümenin, teknolojik gelişmenin ve uluslararası rekabet gücünün de temelidir.</p>
<p>Bir  başka ifade ile Yeşil fabrika, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de refahını güvence altına alan bir üretim modelidir.</p>
<p>Karbon ayak izinin azaltılması, döngüsel ekonominin benimsenmesi, yeşil finansman kaynaklarının etkin kullanılması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlanması, Türk sanayisinin geleceğini şekillendirecek en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-surdurulebilir-sanayinin-gelecegi-82807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/6/1280x720/yesil-surdurulebilir-ekonomi-cevre-dostu-1770098423.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil fabrika: Sürdürülebilir sanayinin geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-konusuluyor-ekonomi-sekilleniyor-82806</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenlik konuşuluyor, ekonomi şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, yeni döneme birçok ülkeye kıyasla önemli avantajlarla giriyor. Son yıllarda savunma sanayiinde oluşturulan üretim kapasitesi, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, mühimmat, deniz platformları ve kara araçlarında elde edilen başarılar askeri olduğu kadar sanayi politikası açısından da stratejik bir değer taşıyor.</strong></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi ilk bakışta güvenlik gündemiyle öne çıktı. İki gün boyunca başkentten savunma harcamaları, silah anlaşmaları, yeni askeri iş birlikleri yapıldı, jeopolitik riskler ile ilgili birçok haber ve değerlendirme geldi. Ancak biraz daha yakından bakıldığında, zirvenin asıl hikayesinin ekonomi olduğu görülüyor.</p>
<p>Çünkü dünya artık güvenliği yalnızca askeri güç üzerinden tanımlamıyor. Üretim kapasitesi, teknoloji geliştirme kabiliyeti, enerji arz güvenliği, kritik madenlere erişim, yapay zeka, yarı iletkenler, siber güvenlik ve tedarik zincirleri de en az tanklar, toplar ve savaş uçakları kadar stratejik hale geldi.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, ekonomik güç yeniden güvenliğin temel bileşeni oldu.</p>
<p><strong>Küreselleşmeden ekonomik güvenliğe</strong></p>
<p>Galiba tüm bu gelişmeler, küreselleşmenin en iyimser döneminin sona erdiğini gösteren yeni bir dönemin işareti. Küresel ekonomi uzun yıllar boyunca verimlilik üzerine kuruldu. Üretim en ucuz nerede yapılıyorsa oraya taşındı, tedarik zincirleri küreselleşti, maliyet avantajı en önemli kriter haline geldi.</p>
<p>Şimdi ise öncelik değişti. Artık düşük maliyet kadar güvenilir tedarik, teknolojik bağımsızlık ve stratejik dayanıklılık da belirleyici.</p>
<p>Bu nedenle son yıllarda sıkça duyduğumuz "friend-shoring", "near-shoring", "stratejik özerklik" ve "ekonomik güvenlik" kavramları tesadüf değil. Ben bunlara artık "NATO-shoring" kavramını da ekliyorum.</p>
<p>Küresel ekonomi, serbest ticaret mantığından tamamen kopmasa da neo-merkantalist bir anlayışa doğru ilerliyor. Devletler artık yalnızca piyasaların düzenleyicisi değil, aynı zamanda sanayi politikalarının, teknoloji yatırımlarının ve stratejik sektörlerin yönlendiricisi konumunda.</p>
<p><strong>NATO'nun yeni rolü</strong></p>
<p>NATO'daki dönüşüm de tam bu değişimin güvenlik alanındaki yansıması. Son dönemde dile getirilen "NATO 3.0" yaklaşımı, ittifakın yalnızca askeri caydırıcılığa değil, üretim kapasitesine, teknolojik üstünlüğe ve krizlere dayanıklılığa odaklanacağını gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle savunma harcamalarının artırılması sadece daha fazla silah alınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda milyarlarca dolarlık yeni yatırımlar, yeni üretim tesisleri, ortak teknoloji projeleri ve genişleyen sanayi ekosistemleri anlamına geliyor.</p>
<p>Ankara Zirvesi'nde açıklanan gelişmeler de bu tabloyu doğruluyor.</p>
<p>- İki gün boyunca Ankara'da NATO üyeleri savunma harcamalarını artırma taahhütlerini yineledi, yeni silah anlaşmaları duyurdu.</p>
<p>- Kanada merkezli kurulacak Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası'nın müttefik ülkelerin savunma yatırımlarını finanse edecek olması dikkat çekiyor.</p>
<p>- Ukrayna'nın Avrupa ülkeleriyle imzaladığı insansız hava aracı iş birlikleri savaş tecrübesinin teknoloji ihracatına dönüşebileceğini gösteriyor.</p>
<p>- ABD, Japonya ve Güney Kore'nin küçük modüler nükleer reaktörler konusunda kurduğu ortaklık ise güvenlik ile enerji teknolojilerinin artık aynı stratejik çerçevede değerlendirildiğinin başka bir göstergesi.</p>
<p><strong>Savunma sanayii artık </strong><strong>büyümenin de motoru</strong></p>
<p>Bütün bunlar, önümüzdeki yıllarda savunma sanayiinin yalnızca askeri değil ekonomik büyümenin de lokomotif sektörlerinden biri olacağını gösteriyor. Çelikten elektroniğe, yazılımdan yarı iletkenlere, yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar uzanan geniş bir üretim zinciri bu dönüşümden doğrudan etkilenecek.</p>
<p>Artık savunma yatırımları yalnızca güvenlik harcaması olarak görülmüyor. Aynı zamanda yüksek teknoloji üretimi, nitelikli istihdam, ihracat ve inovasyon kapasitesini artıran bir sanayi politikası aracına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Türkiye için ortaya çıkan fırsat</strong></p>
<p>Peki bu tablo Türkiye için ne ifade ediyor?</p>
<p>Aslında Türkiye, bu yeni döneme birçok ülkeye kıyasla önemli avantajlarla giriyor. Son yıllarda savunma sanayiinde oluşturulan üretim kapasitesi, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, mühimmat, deniz platformları ve kara araçlarında elde edilen başarılar askeri olduğu kadar sanayi politikası açısından da stratejik bir değer taşıyor. İstanbul Sanayi Odası'nın son 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde ilk 10'da iki savunma sanayii şirketinin yer alması da sektörün ulaştığı ölçeği gösteriyor.</p>
<p>Son bir yılda savunma sanayi kaynaklı ihracatımızın 11 milyar dolara ulaşmış olması da önemli bir gelişme. Toplam ihracatta payı yüzde 4 civarında ama artış ivmesi dikkat çekici.</p>
<p>Asıl fırsat ise bundan sonra başlayabilir.</p>
<p>Avrupa'nın savunma kapasitesini büyütme kararı, ortak üretim ve ortak tedarik projelerini hızlandırabilir. Türkiye, NATO'nun üretim üssü ve teknoloji ortağı haline gelebilirse yalnızca savunma ihracatını artırmakla kalmayacak. Yüksek katma değerli üretim, nitelikli istihdam ve teknoloji transferi açısından da önemli kazanımlar elde edebilecek.</p>
<p><strong>Jeopolitik avantaj </strong><strong>yetmez, teknoloji gerekir</strong></p>
<p>Bununla birlikte jeopolitik avantaj tek başına yeterli değil. Coğrafya bizden yana deyip oturmakla olmuyor. Yeni dünya düzeninde ülkeler yalnızca bulundukları coğrafyayla değil, ürettikleri teknolojiyle rekabet ediyor. Hukuki öngörülebilirlik, güçlü kurumlar, eğitim kalitesi, araştırma-geliştirme yatırımları, fikri mülkiyet hakları ve yatırım ortamı en az askeri kapasite kadar önem taşıyor.</p>
<p>Savunma sanayiinde yakalanan başarıyı sivil teknolojilere taşıyabilen ülkeler küresel değer zincirlerinde üst sıralara çıkabilecek.</p>
<p><strong>Asıl sınav ekonomi olacak</strong></p>
<p>Bu nedenle Ankara Zirvesi'ni yalnızca diplomatik bir buluşma olarak görmek eksik olur. Zirve, güvenlik ile ekonominin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren yeni dönemin önemli işaretlerinden biri. Savunma harcamaları, teknoloji politikaları, enerji güvenliği ve sanayi stratejileri aynı denklem içinde şekilleniyor.</p>
<p>Eğer bu dönüşüm doğru okunur, savunma sanayiinde kazanılan teknolojik birikim sivil sektörlere yayılır ve yatırım iklimi güçlendirilirse, Türkiye yeni güvenlik mimarisinin sadece önemli bir üyesi değil, aynı zamanda yeni ekonomik düzenin kazanan ülkelerinden biri olabilir.</p>
<p>Bunu yapabilirsek, işte o zaman Ankara Zirvesi'nin en kalıcı etkisi üretim, teknoloji ve ihracat üzerinden şekillenen yeni bir büyüme hikayesi olacaktır. Aksi takdirde diplomatik bildiriler ile yetinmek zorunda kalırız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-konusuluyor-ekonomi-sekilleniyor-82806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güvenlik konuşuluyor, ekonomi şekilleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakirin-birikimleri-heba-edilmemeli-82805</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır’ın birikimleri heba edilmemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mikrocoğrafya dinamiklerini anlamadan, mikrocoğrafya ritmini yakalamadan bir şehrin günün koşullarına uygun gelişme yaratması güçtür. Yiwu’da olduğu gibi, pazar-şehir, fabrika-şehir, dünya-şehir, ülke-şehir bağlamı karar süreçlerinde değerlendirilmeli.</strong></p>
<p>Bir önceki yazıda Diyarbakır’ı değerlendirirken dayanak noktası olarak Çin’de Yiwu uygulamalarını seçtiğimizi paylaştık. Burada anlatılanlardan  “<em>anlamlı sonuçlara</em>” ulaşmak isteyenler Yiwu uygulamalarına orijinal metinden ve paylaştığımız özetten bir kez daha bakarak zihinlerinde diri tutmalı, dayanak noktası yaparak saptamalarımızı eleştirel akıldan geçirmeli.</p>
<p><strong>Fiziki sermaye stoku</strong></p>
<p>Diyarbakır’da tekstil ve hazır giyim alanında bir merkez oluşturmak amacıyla, bir dizi destek sağlanarak önemli bir fiziki sermaye stoku yaratıldı. Özel İhtisas OSB yatırımı yapılarak, sektörün uygun ölçekte ve etkili akış yaratabileceği yer tahsisleri yapıldı.</p>
<p>OSB’de inşaatı tamamlanan yapılar, sektörde uygulanan son teknolojilere göre uygun hatlar ve çalışma koşulları dikkate alınarak tasarlandı. Çok yakın zamanlarda yapılmış olan yer tahsisleri ve uygun yapıların kısa zaman sonra işlevsiz kalması yöre insanında ve gelişmeleri yakından izleyen herkeste hayal kırıklığı yarattı. Daha uzun dönemli bir gelecek yaratma motivasyonuyla yörede yatırım yapanların “<em>belirsizlik koşullarında</em>” önlerini göremez hale geldi.</p>
<p>Bir günah keçisi aramak için değil, nerede ve niçin yanlış yaptığımızı anlamak ve aynı yanlışları tekrarlamamak için oluşturulan fiziki sermaye stokunun bugünkü durumunu değerlendirmeli, birikimleri heba etmemeliyiz.</p>
<p><strong>Yatırım motivasyonları</strong></p>
<p>Diyarbakır’da oluşturulan OSB’de kısa zamanda “<em>yatırım ve üretim kültüründeki</em>” kazanımlar önemli. Başlangıçta yörede küçük atölye denemeleri vardı. Teşviklerle fiziki sermaye stoku oluşunca diğer üretim merkezlerinden yöreye gelen yatırımcılar atölyelerin iyi yetişmiş işgücünü transfer etti.  Ayrıca, kırsal kesimden gelen birçok insan istihdam edilerek, tarla düzeninden fabrika düzenine geçiş için ciddi eğitimler yapıldı. İnsan-makine,  insan-zaman, insan-iş özeni gibi daha bir dizi alanda yöre insanı gelişti: Belli bir işgücü kalitesi düzeyine erişildi.</p>
<p>Yöreye gelen iş insanlarını motive eden üç etken vardı: Birincisi, işgücü maliyetlerinde Diyarbakır bir geçiş bölgesi olarak görüldü. İkincisi, verilen teşvikler fiziki koşulları uygun işyerine sahip olma imkanı yaratıyordu. Üçüncüsü, “<em>hemşehrilik etkisi</em>” dediğimiz duygusal kendini kanıtlamanın yönlendiriciliği de etkili oluyordu. Diyarbakır’daki oluşum, duygusal içeriği kadar rasyonel hesaplamalarla uygun bir geçişe uygun gözüküyordu.</p>
<p>Yatırımlarda sadece arsa ve bina bedellerini değil, işinin asgari koşullarını bilen işgücü yetiştirilmesinin bedellerini de hesaplamak gerekiyor. Fiziki sermaye stoku kadar insan kaynağındaki kazanımlar da dikkate alınmalı.</p>
<p><strong>Merkezi ve yerel yönetim birimleri</strong></p>
<p>Yiwu örneğinde merkezi ve yerel yönetimlerin bir ortak stratejiyi uygulamada işbirliği yaptıkları görülüyor.  Diyarbakır’da tekstil ve hazır giyim alanında kendi içinde farklı aşama yaratmak istiyorsak, merkezi ve yerel yönetim birimlerinin işbirliği konusunu enine boyuna değerlendirmeliyiz.</p>
<p>Merkezi yönetim ve yerel yönetim birimlerinin, sektörde yaşanan krizi atlatmada, sektörde çekilme ya da odak değiştirme gibi konularda rehberlik etmeleri gerekiyor. Altyapıların oluşturulması, kiraların düzenlenmesi, anlaşmazlıklarda arabuluculuk,  hakemlik gibi alanlarda merkezi yönetim ve yerel yönetim birimlerinin üreticinin işini kolaylaştırıcı adımlar atabilmesi için düzenlemelerde boşlukların doldurulması ilk adım olmamalı. Bu alanda da “<em>iç dinamiklerin güçlendirilmesi</em>” çok önemli.</p>
<p><strong>Mikrocoğrafya dinamikleri</strong></p>
<p>Mikrocoğrafya dinamiklerini anlamadan ve ritmini yakalamadan bir şehrin günün koşullarına uygun gelişme yaratması güçtür. Yiwu’da olduğu gibi, pazar-şehir, fabrika-şehir, dünya-şehir, ülke-şehir bağlamı karar süreçlerinde değerlendirilmeli.</p>
<p>Mikrocoğrafyanın yarattığı lojistik sorunlar Diyarbakır’da ilk sıralardaki yerini alıyor. Diyarbakır çok hızlı göç alan yerlerimizden biri. Yerel yönetimlerin konut arzını artırarak kira konusunda dengeleyici etki yaratması ciddi biçimde planlanmalı. Ayrıca, işyerlerinin genel anlamda teknik eleman yetiştirilmesinde merkezi-yerel yönetim birimlerinin işbirliği ve diğer toplum kesimlerinin katılımı, faydalı bilginin çoğalmasını da hızlandıracaktır.</p>
<p>Bir başka sorun “<em>risk algısı ve banka sisteminin işleyişinde</em>”  mikrocoğrafyanın yarattığı ek maliyetler... Yörede sermaye birikimindeki yetersizlik ve özkaynak yaratma zorlukları, özel borçlanma ve özellikle kriz dönemlerinde işyerleri üzerinde yarattığı baskıyı artırması gibi sorunlar da yerel düzlemde, ülkesel ve küresel ölçekte dengelenmesi gereken sorunlar.  Lojistik erişilebilirlik konusu da bölgenin ivedi sorunlarından biri. Ülke ölçeğinde gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerin uzaklığı, İskenderun ve Mersin Limanı’na erişim,  hızlı trenle Doğu Akdeniz Havzası ile Güneydoğu bağlantısı üzerinde kafa yorarak ivedi çözümler üretilmesi gereken alanlar.</p>
<p><strong>İşgücü profillerindeki değişme</strong></p>
<p>Diyarbakır’da gelişme yaratmak için işgücü profilinde değişmeler de karar süreçlerinde çok temel değişken. Topraktan gelen, küçük atölyelerde mekanik beceriler kazanan önemli bir gelişme var. Yöre dışından getirilen teknik ve sosyal becerili işgücünün öğrenme eğrilerini hızla olumluya kaydırdığı da günün gerçekliği. İşyeri ihtiyaçlarına göre eğitimlerin kararlılıkla sürdürülmesi “<em>işgücü profilinde</em>” yaratıcı yıkım koşullarına uyumun temel sorunlarından bir başkası.</p>
<p>İş süreçlerinde değişmelerin sürekliliği, işgücü profilinin de sürekli değişmesini gerektiriyor. Bu konuya sistemlerin işleyişi ve rekabet gücü yaratma odağından bakıldığı kadar, mikrocoğrafyanın yarattığı sosyolojiye uygun çözümleri açısından da bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Destek hizmetler ekosistemi</strong></p>
<p>Mikrocografyanın bir başka boyutu,  daha önce Altın Hilal’in şimdi de İstanbul-odaklı gelişmenin yarattığı mekânsal uzaklık konusunun özenle ve önemle ele alınması. Yiwu örneğinde gördüğümüz gibi özel uygulamalar yörenin özelliklerini dikkate alarak gerçekleştirilirse gelişme beklenen hıza erişebilir.</p>
<p>“<em>Destek hizmetlerin</em>”  yörede yeterince gelişmesi de önemli.  Destek hizmet arzında Gaziantep, Adana, Ankara ve İstanbul odaklı bağımlılık da sorgulanan ve çözüm aranan sorunlar.</p>
<p>Bakım-onarım altyapısı, yedek parça arzı, tedarik zincirinde ana sanayi ve yan sanayinin birbirlerini bütünlememesi de sorun alanı. Ayrıca, OSB’lere “<em>özel ulaşım</em>” ile işgücü taşınması bir ek maliyet. Bu sorunun  “ <em>kent içi hafif raylı sistemle</em>”  çözülmesi gibi bir dizi destek hizmetinin kapsamlı planlanmasına, özenli fikr-i takibe ihtiyacı var.</p>
<p><strong>Finansal araçlar ve erişilebilirlik</strong></p>
<p>Ülkemizin her yerinde olduğu gibi Diyarbakır özelinde de finansal araç yeterliliği ve erişilebilirlik sorunları aşılabilmiş değil.</p>
<p>Bölge riski, banka sistemine erişilebilirlik ve ek maliyetler yüklenmesi önemli yakınma konuları arasında.</p>
<p>Belli bir ülke stratejisine dayalı yerel bir gelişme stratejisi bağlamı da değerlendirilmesi gereken sorun. Diğer sorunlar gibi finansman sorunlarında da Yiwu örneğinde olduğu gibi “<em>dinamik özel çözüm üretimi mekanizmaları</em>” oluşturulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Faydalı bilgi üretilmesi ve çoğaltılması</strong></p>
<p>Diyarbakır’da tekstil ve hazır giyim, taş-toprak ürünleri, metal işleme, ambalaj ve kimyasallarda gelişme var. Ekonomik büyümeyi destekleyecek faydalı bilgi düzeyi hakkında net bilgi ihtiyacının farkında olmalıyız. Net bilgiye erişilemezse, etkin koordinasyonla kaynak verimliliği artırılamaz. Ayrıca, bölgenin bugünü ve yarınını düşünerek  “<em>odaklanma</em>” da etkin koordinasyon olmaksızın başarılamaz.</p>
<p><strong>Makro iktisadi istikrar bağlamı</strong></p>
<p>Başta hukuk sistemi ve güven sorunu olmak üzere çok değişik makro sorunlar gündemde: Kur politikasının etkisi güncel sıkıntılardan biri. Satın alma gücünün azalması ve iç talebin daralması bir başka sorun. Dış rekabette serbest ve adil piyasa koşullarında rekabette şans eşitliğinin sağlanması, korunması ve sürdürülmesi de önemli. Yerli ve ithal girdi konusunun kısa ve uzun dönemli etkileri ele alınması gereken bir başka konu. İş yasaları ve kontrollü esnek çalışma taleplerine küresel bağlamda bakılması gerekiyor. Vergi düzenlemeleri kadar iç barışın güçlendirilmesi de dile getirilen konular.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakirin-birikimleri-heba-edilmemeli-82805</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/5/1280x720/676-1783575046.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır’ın birikimleri heba edilmemeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-daha-mi-az-yakiyor-82804</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçi daha mı az yakıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gelir adaletsizliğini, asgari ücret ve asgari maaş üzerinden okuyunca aradaki farkın açıldığını görüyoruz. Memurun gelirinde gözümüz yok ama neden işçiler daha az kazanıyor?</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Araçlardan mı söz ediyoruz? Hani diyoruz ya “<em>mazotlu, benzinliden az yakıyor</em>” diye. Bahis konusu olan insan ve iş <strong>ücretlendirmeye</strong> gelince memur, <strong>neden işçiden daha az kazanıyor</strong>? İşçinin de memurun da <strong>kromozom</strong> sayısı eşit, harcadığı <strong>kalori</strong> birbirine denk, <strong>gayretleri</strong> de… <strong>Peki, bu fark niye?</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Arkadaşımız <strong>Özlem Karahan</strong> yazdı; “<strong>Memur ile işçinin ücret-maaş farkı insani mi</strong>?” diye. <strong>Elbette insani değil</strong> zira <strong>bakkal</strong>, <strong>manav</strong> onlara daha ucuza satmıyor, <strong>kiraları</strong> da denk, <strong>harcamaları</strong> da… <strong>Çocuklarının iştahları</strong> daha düşük değil, <strong>okul ücretleri</strong> aynı. O halde bu <strong>farkın sebebi nedir</strong>?</p>
<p><strong>İŞÇİ-MEMUR GELİR MAKASI GİDEREK AÇILIYOR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Memurun asgari maaşı <strong>70.224</strong> lira iken işçinin asgari ücreti neden <strong>28.075</strong> lirada? En düşük memur emeklisi <strong>31.527</strong> lira alırken en düşük işçi emeklisi <strong>23.552</strong> lira? Bazı durumlarda işçilerin <strong>sendikal marifetle</strong> kazanımları, memurların da üzerinde olabiliyor. <strong>Neticede makas giderek açılıyor</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bu fark <strong>tesadüf</strong> değil, sistematik nedenleri var; <strong>1</strong>-Sistem farklı, <strong>2</strong>-Tarihi ve yasal yapı farklı, <strong>3</strong>- Siyasi ve ekonomik tercihler farklı… Ancak acı gerçek şu ki memur da olsan işçi de olsan; <strong>yoksulluk</strong> <strong>sınırı </strong>Temmuz 2026 için: <strong>116.478</strong> lira, <strong>açlık sınırı</strong> da <strong>35.759</strong> lira. <strong>Geçinebilene aşk olsun efendim</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Memur-işçi farkına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hükümet bu farkı kapatamaz mı?</em></strong></p>
<p>Aksine daha da açıyor. <strong>5,5 milyon</strong> memurun geliri, <strong>yıl ortasında</strong> dahi artarken işçinin asgari ücreti <strong>yılsonunu</strong> bekliyor. Misal 2026 <strong>6 aylık enflasyonu %17,76</strong> olurken asgari ücret; <strong>28,076 </strong>lirada kaldı.</p>
<p><strong><em>Seçim ekonomisi etkisi ne olur?</em></strong></p>
<p>Sandık ufukta görülünce hükümet <strong>asgari ücrete</strong>, <strong>emekli aylıklarına</strong> olağanüstü zam yapmak zorunda kalacak. Bu sürede geçici de olsa <strong>memur-işçi gelir farkı azalacak</strong> ama sonra enflasyon <strong>herkesi ezecek</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL DEDİLER AMA FENA HALDE MEMUR OLASIM GELDİ</strong></p>
<p><strong>Mutlak iş ve gelir güvencesi</strong>, <strong>aşırı sosyal haklar</strong> ve <strong>izinler</strong>, tembelliği koruyan düzen, <strong>bürokrasi</strong> ve <strong>kırtasiyecilik</strong>, verimsizlik yükü… <strong>9 gün bayram tatili</strong>, katsayısı, <strong>zammı</strong>, mesaisi, <strong>yeşil pasaportu</strong> vardır hele ki tembel memursa <strong>acıması</strong> da yoktur, “<strong>bugün git yarın gel</strong>’i vardır. <strong>Peki ya işçinin nesi var ki</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÜCRET ADALETSİZLİĞİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ücret adaleti: </strong>Çalışanların yaptıkları işin değeri, harcadıkları emek ve birikimlerinin tam karşılığı</p>
<p><strong>Ücret adaletsizliği</strong>: Aynı veya benzer iş yapan, eşit sorumluluk taşıyanlara farklı ücret-maaş ödenmesi</p>
<p><strong>Seyyanen ücret</strong>: Kıdem, liyakat, beceri farkı gözetilmeksizin herkese aynı geliri aktarma kurnazlığı</p>
<p><strong>Memur-işçi farkı</strong>: Kamu kurumlarındakilere memur, özel sektörde çalışanlara işçi diyoruz kabaca</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-daha-mi-az-yakiyor-82804</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/sanayi-isci-1753477049.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçi daha mı az yakıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-30-yilda-ve-10ar-yillik-donemlerde-hangi-arac-ne-kazandirdi-82803</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son 30 yılda ve 10’ar yıllık dönemlerde hangi araç ne kazandırdı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal tasarruf araçlarının getirisine aylık, üç beş aylık ya da hadi en fazla bir yıllık dönem için bakılır bakılmaya da çok uzun dönemde neler olduğu üstünde pek durulmaz.</p>
<p>Aslında uzun dönemli değerlendirmelerde finansal araçların yalnızca ne kadar kazandırdığı ya da kaybettirdiği görülmez, ekonomik tercihin bir yansıması da ortaya çıkar.</p>
<p>Sonuçta bu araçların getirisini belirleyen büyük ölçüde ekonomik tercihlerdir. Ekonomiyi şekillendiren de siyasi tercihlerdir.</p>
<p>İşte 1997 yılının başından bu yılın haziran ayı sonuna kadar olan yaklaşık otuz yıllık dönemi onar yıllık dilimler halinde inceleyince ortaya epeyce ilginç bir tablo çıkıyor.</p>
<p>Grafiklerde her bir dönemde ne olduğunu görüyorsunuz. Son grafik ise otuz yılın toplamındaki durumu ortaya koyuyor.</p>
<p>Grafikleri oluşturduğum bu verilerin kaynağının TÜİK olduğunu belirteyim.</p>
<h2>TL’nin getirisine dikkat</h2>
<p>İlk dönem; yani 1997-2006 arası. Bu on yıllık dönemde bir daha hiç rastlanılmayan bir gelişme yaşanmış ve reel getiride ilk sıraya yüzde 99’luk oranla mevduat yerleşmiş. Bir önceki cümlede geçiyor ama bu oranın enflasyondan arındırılmış reel getiri olduğu gerçeğini bir kez daha vurgulayayım. Yani <strong>“Ama enflasyon”</strong> itirazı doğru değil.</p>
<p>Türk parasını tercih edenler o dönem daha sonraki dönemlerin aksine ekonomik anlamda cezalandırılmıyormuş!</p>
<p>Sonraki dönemlere bakıyoruz; mevduat giderek gözden düşüyor. İkinci on yıllık dönemde, 2007-2016 döneminde mevduat yine reel kazanç sağlamış ama oran yüzde 36’ya inmiş. Bu da iyi, iyi çünkü sonraki on yılda reel getiriyi ara ki bulasın!</p>
<p>2017’den bu yılın haziranına kadar olan dönemde tasarrufunu TL cinsi mevduatta tutanlar reel anlamda tam 60 kayba uğradı. Korkunç bir oran bu! 2016 sonunda 100 lira düzeyindeki bir birikim, bu yılın haziranında reel olarak 40 liraya indi.</p>
<p>Ekonomi yönetimi bu dönemde vatandaşın elindeki Türk parasının yarıdan fazlasını yüksek enflasyon ve bu enflasyonla bağı tümüyle kopmuş düşük faizle alıverdi. Hatırlıyoruz değil mi, 2021’de Merkez Bankası faizi indirildikten sonra mevduat faizinin de diplerde süründüğünü, oysa bu dönemde enflasyonun başını alıp gittiğini… Sonuç ortada işte.</p>
<p>Bu arada şunu da vurgulamak gerek; bu oranlar brüt faiz üzerinden hesaplanan oranlar. Faiz getirisinden elde edilen kazançtan stopaj düşüldükten sonra tabii ki kazanç daha da azalıyor ya da bir başka ifadeyle aktardığım negatif oranlar daha da büyüyor.</p>
<h2>Dövizin adı var</h2>
<p>Vatandaşta yıllar yılı pek de değişmeyen şöyle bir algı var:</p>
<p><strong>“Döviz her zaman kazandırır, hele hele enflasyonu mutlaka yener.”</strong> Ama gerçek tümüyle başka. İşte otuz yılın oranları bu algının pek de doğru olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu otuz yıllık dönemde dolar reel olarak yüzde 44, euro ise yüzde 51 değer yitirdi. Otuz yıl önce tabii ki euro yoktu, hesaplamada 2002’den önceki dönem için Alman Markı kullanıldı.</p>
<p>Şimdi dolar ve eurodaki reel değer kaybından söz ettim diye bu veriyle Türk parasının reel değeri arasında bağ kurulamaz. Bu hesaplama yalnızca döviz kurunun nominal artışı ve bu artışın Türkiye’deki enflasyondan arındırılmış halini gösteriyor. Reel efektif döviz kuru endeksinde ise karşı ülkelerin enflasyonu da dikkate alınıyor. Yani iki hesaplamanın karşılaştırılması doğru değil.</p>
<h2>Altın, her zaman altın! </h2>
<p>Altında bu otuz yıllık dönemin yalnızca ilk on yıllık döneminde reel bir kayıp var. Ancak altın ilk dönemdeki yüzde 15’lik bu kaybı sonraki dönemlerde fazlasıyla telafi etti.</p>
<p>İkinci on yıldaki yüzde 108’lik ve üçüncü on yıldaki yüzde 246’lık reel getiriyle altının son otuz yıldaki reel getirisi tam yüzde 515’e ulaştı.</p>
<h2>Borsa ikinci sırada </h2>
<p>Reel getiride bu otuz yıllık dönemde altını yüzde 91 ile Borsa İstanbul izliyor.</p>
<p>Ancak bu oranın endeks bazında hesaplanan oran olduğunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Böylesine uzun dönemde borsada sabreden için öylesine büyük kazançlar oluştu ki, yüzde 91 adeta çerez kalır. Ama diğer yandan kayıplar da var elbette. Dolayısıyla bu oranın çok genel bir ortalama olarak okunması ve hisse bazlı değerlendirmeler yapılırken ölçü alınmaması gerektiği çok açık.</p>
<h2>Çeşitlendirme gerekli </h2>
<p>Öncelikle şunu vurgulamak isterim. Bu yazıda konu edilen getiriler, finansal yatırım araçlarının getirileri. <strong>“Bu dönemde ev, arsa çok daha fazla kazandırdı”</strong> şeklinde itirazlar geleceğini tahmin ettiğim için bunu söylemek istedim.</p>
<p>Ayrıca finansal araçlar da giderek çeşitleniyor. Örneğin bu grafiklerde 2007’den sonraki dönem için devlet iç borçlanma senedi var. Son yıllarda özellikle fonlar çok büyük bir tutara ulaştı ve bunların da bir şekilde izlenmesi gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f271daf431-1783572253.png" alt="" width="900" height="229" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-30-yilda-ve-10ar-yillik-donemlerde-hangi-arac-ne-kazandirdi-82803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kdv-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son 30 yılda ve 10’ar yıllık dönemlerde hangi araç ne kazandırdı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yatirimlarinin-yeni-motivasyonu-rekabet-82832</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim yatırımlarının yeni motivasyonu: Rekabet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>WBCSD’nin 2026 Business Breakthrough Barometer araştırmasına bu yıl ilk kez Türkiye de dahil edildi. Sonuçlar, Türk şirketleri için sürdürülebilirliğin artık bir imaj ya da uyum başlığı olmaktan çıktığını; rekabet gücü, ihracat devamlılığı, finansmana erişim ve risk yönetimi açısından stratejik bir zorunluluğa dönüştüğünü gösteriyor. Küresel iş dünyası jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizliklere rağmen iklim yatırımlarından geri adım atmazken, Türkiye’de şirketlerin tamamı sürdürülebiliriliği rekabet avantajı olarak görüyor.</strong></p>
<p>Türkiye iş dünyasının küresel sürdürülebilirlik yarışındaki yeri artık daha görünür. Bir yanda COP31’e ev sahipliği hazırlıkları, diğer yanda uluslararası alanda giderek daha fazla karşılık bulan Sıfır Atık yaklaşımı… Bu tabloya şimdi bir gösterge daha eklendi. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD) her yıl yayımladığı ve küresel şirketlerin net sıfır dönüşümü, yatırım tercihleri ve rekabetçilik stratejilerini analiz eden Business Breakthrough Barometer araştırmasında bu yıl ilk kez Türkiye’ye özel kapsamlı bir değerlendirme yapıldı.. Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Türkiye’nin, PwC Türkiye ev sahipliğinde gerçekleştirdiği Türkiye lansmanı, Türk iş dünyasının küresel dönüşümde kendisini nasıl konumlandırdığına ilişkin önemli bir fotoğraf sundu. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, sürdürülebilirliğin artık şirketler açısından yalnızca bir uyum başlığı değil, rekabet gücü ve uzun vadeli büyümenin temel belirleyicilerinden biri haline geldiğine dikkat çekti. Toplantının konuk konuşmacısı olan COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise Türkiye’nin COP31 sürecini yalnızca bir iklim zirvesi olarak değil, iş dünyasının dönüşümünü hızlandıracak stratejik bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) 2026 Business Breakthrough Barometer raporu, sürdürülebilirliğin artık sadece çevresel bir konu olmaktan çıkıp, rekabet avantajı ve dayanıklılık stratejisi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Şirketlerin yüzde 92’si sürdürülebilirliği rekabet avantajı olarak görüyor</strong></p>
<p>Bu yıl 50 ekonomiden 500’ün üzerinde üst düzey yöneticinin görüşleriyle hazırlanan araştırmaya göre şirketlerin yüzde 89’u iklim dönüşümüne yönelik yatırımlarını artırıyor ya da mevcut seviyesini koruyor. En dikkat çekici sonuçlardan biri ise şirketlerin yüzde 92’sinin sürdürülebilirliği doğrudan rekabet avantajı olarak görmesi.  Bu tablo, son yıllarda özellikle bazı ülkelerde sürdürülebilirlik politikalarına yönelik siyasi tartışmalara rağmen reel ekonomide farklı bir dinamik yaşandığını gösteriyor. Şirketler için sürdürülebilirlik artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik bir uyum süreci değil; tedarik zinciri güvenliği, enerji maliyetleri, yatırımcı beklentileri ve yeni pazarlara erişim açısından stratejik bir rekabet unsuru haline geliyor.</p>
<p><strong>Belirsizlik yatırım iştahını azaltmadı</strong></p>
<p>Raporun dikkat çektiği bir diğer nokta küresel belirsizlik ortamı. Jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki değişimler ve finansman maliyetlerindeki artışa rağmen şirketlerin büyük bölümü uzun vadeli iklim yatırımlarını durdurmuyor. Çünkü yöneticilere göre dönüşümü ertelemenin maliyeti, dönüşüm yatırımının maliyetinden daha yüksek. Özellikle enerji verimliliği, temiz enerji, dijitalleşme ve düşük karbonlu teknolojiler şirketlerin öncelikli yatırım alanları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Yeni rekabet tanımı</strong></p>
<p>Araştırmanın verdiği ikinci önemli mesaj ise iş dünyasının devletten beklentisi. Şirketler teknolojiye yatırım yapmaya istekli. Ancak yatırım kararlarının hızlanabilmesi için uzun vadeli ve öngörülebilir politika çerçeveleri, finansman mekanizmaları ve net düzenleyici sinyaller talep ediyor. Rapor, özel sektörün dönüşüm iradesinin tek başına yeterli olmadığını; kamu politikalarının da aynı hızda ilerlemesi gerektiğini vurguluyor.  Business Breakthrough Barometer’ın ortaya koyduğu tablo, küresel ekonomide yeni rekabet tanımını ortaya koyuyor. Şirketler artık yalnızca fiyat, kalite veya verimlilik üzerinden yarışmıyor. Karbon yoğunluğu, enerji güvenliği, iklim dayanıklılığı ve sürdürülebilir tedarik zinciri de rekabetçiliğin temel göstergeleri arasına girmiş durumda. Bu nedenle sürdürülebilirlik artık CEO’nun ana gündemi.</p>
<p><strong>Kurumsal imaj için değil, geleceğin pazarlarında yer almak için</strong></p>
<p>Araştırmanın Türkiye için en çarpıcı sonucu, Türkiye’de sürdürülebilirliğin artık bir “itibar projesi” olmaktan çıkması. Türk şirketlerinin tamamı (yüzde 100), sürdürülebilirlik çalışmalarının temel motivasyonunu rekabet avantajı olarak tanımlıyor. Bu oran küresel ortalamanın (yüzde 92) üzerinde. Benzer şekilde dayanıklılık ve risk yönetimi motivasyonu Türkiye’de yüzde 74’e ulaşırken, küresel ortalama yüzde 50’de kalıyor. Bu da Türk şirketlerinin jeopolitik riskler, iklim krizi, tedarik zinciri kırılmaları ve AB düzenlemeleri nedeniyle sürdürülebilirliği artık doğrudan iş sürekliliğinin bir parçası olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Negatif görünen ama aslında önemli olan iki veri daha dikkat çekici. Türkiye’de; müşteri talebi (yüzde 26) ve itibar (yüzde 19) küresel ortalamanın oldukça altında. Bu şu anlama geliyor: Türk şirketleri sürdürülebilirliği tüketici baskısı ya da kurumsal imaj için değil; rekabetçi kalabilmek, ihracatını sürdürebilmek, finansmana erişebilmek ve geleceğin pazarlarında yer alabilmek için yapıyor. Yani Türkiye’de sürdürülebilirlik artık ‘iyi görünmenin’ değil, oyunda kalmanın şartı olarak görülüyor.”</p>
<p><strong>HÜKÜMETLERE 5 TEMEL MESAJ </strong></p>
<p>WBCSD Business Breakthrough Barometer 2026, şirketlerin iklim dönüşümünü hızlandırmak için politika yapıcılara verdiği beş temel mesajı ortaya koyuyor.</p>
<p>1-Geri adım atmayın:  Şirketler, sürdürülebilirlik yatırımlarının ekonomik belirsizlik dönemlerinde bile korunması gerektiğini vurguluyor. Çünkü yeşil dönüşüm artık maliyet değil, rekabet gücü ve dayanıklılık yatırımı olarak görülüyor.</p>
<p>2-Düşük karbonlu ürünler için Pazar oluşturun: En büyük ihtiyaç yeni hedefler açıklamak değil; düşük karbonlu ürünler için pazar oluşturacak mekanizmalar geliştirmek. Talep yaratacak düzenlemeler ve ortak standartlar yatırımların önünü açıyor.</p>
<p>3-Değer zincirini birlikte dönüştürün: Tek bir şirketin dönüşmesi yeterli değil. Üreticiden tedarikçiye, finansmandan son kullanıcıya kadar tüm değer zincirinin aynı yönde hareket etmesi gerekiyor.</p>
<p>4-Kamu ile birlikte yatırım yapın: Şirketler, büyük ölçekli dönüşüm projelerinde kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesini; sermaye, altyapı ve finansman modellerinin ortak geliştirilmesini öneriyor.</p>
<p>5-Sürdürülebilirliği ekonomi diliyle anlatın: Rapora göre iklim politikalarının başarısı; karbon yerine rekabetçilik, istihdam, dayanıklılık ve satın alınabilirlik üzerinden anlatılmasına bağlı. İş dünyası artık çevresel faydanın yanında ekonomik değerin de görünür olmasını istiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Rapordan önemli rakamlar</strong></span></p>
<p>● Şirketlerin yüzde 92’si sürdürülebilirlik stratejisinin önümüzdeki 5-10 yılda rekabet avantajı yaratacağını düşünüyor.<br />● Yüzde 89’u iklim, uyum ve dayanıklılık yatırımlarını son bir yılda korudu ya da artırdı. Yüzde 38’i iklim hedeflerini güçlendirdi; sadece yüzde 4 hedeflerini zayıflattı.<br />● Küresel sürdürülebilirlik yatırımlarındaki artışının başlıca nedenleri: müşteri talebi (yüzde 59), daha net/güçlü politika desteği (yüzde 42), düşük karbon teknolojilerinde maliyet düşüşü (yüzde 38).<br />● Yüzde 98’i düzensiz geçişi risk olarak görüyor. Düzensiz geçişin en büyük riskleri: Tedarik zinciri kesintisi (yüzde 42), ani politika değişimleri (yüzde 41), enerji/girdi maliyet oynaklığı (yüzde 38), enflasyon ve tüketici fiyat baskısı (yüzde 22.)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yatirimlarinin-yeni-motivasyonu-rekabet-82832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/2/1280x720/ediz-gursel-1783577331.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim yatırımlarının yeni motivasyonu: Rekabet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82801</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi&#039;nin ardından piyasada son fiyatlamalar nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump: İran’la Ateşkes Bitti! NATO’nun Ardından Piyasada Son Fiyatlamalar Nasıl? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/lb9e4SvcGEI" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-cocugum-gibi-buyutmusum-halka-acmakta-zorlandim-82802</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketi çocuğum gibi büyütmüşüm, halka açmakta zorlandım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>6.2 MİLYAR </strong>lira ile bu yılın ilk 7 ayının en büyük halka arzını gerçekleştiren ŞA-RA Enerji’nin Kurucusu <strong>Şadi Türk</strong>’ün yönetimi devrettiği çocuklarıyla birlikte düzenlediği toplantıdayız.</p>
<p>Masada ŞA-RA Şirketler Grubu Kurucusu, ŞA-RA Enerji Yönetim Kurulu Başkanvekili, Onursal Başkan <strong>Şadi Türk, </strong>ŞA-RA Enerji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mertay Türk, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Zeynep Miray Türk Kocabaş, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sinem Mor Kurumsak, </strong>Grup Finans Direktörü <strong>Ali Ar, </strong>halka arz konsorsiyum lideri Tera Yatırım Genel Müdür Yardımcısı <strong>Furkan Gün </strong>var.</p>
<p><strong>Şadi Türk, </strong>1985 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>ŞA-RA Şirketler Grubu’nun temellerini 1985 yılında Raşit Mor ile birlikte Ankara’da bir atölye ile attık. 1990’da atölye seviyesinden fabrikaya geçtik.</strong></p>
<p>İlk yıllarındaki büyüme tempolarını ve iş modellerini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çek, senet ve ipoteğe girmeden, bankalar ve tedarik zinciri dahil güvene dayalı bir ilişki yürüterek, kazandığımız paraları üretime yönlendirip hızla büyüdük.</strong></p>
<p>1990’lı yıllarda müteahhitliğe de soyunduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Grubumuz bünyesindeki müteahhitlik firması ile tek çatı altında projeler geliştirip uygulamaya başladık.</strong></p>
<p>Ana faaliyet alanlarını şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>ŞA-RA Enerji İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş., enerji iletim ve dağıtım tesisleri, enerji nakil hatları, şalt ve trafo merkezleri ile telekomünikasyon sistemleri alanında projelendirme, imalat, taahhüt ve montaj hizmetleri sunuyor.</strong></p>
<p>2000 yılında turizm ve diğer alanlara da girmeye başladıklarını kaydedip, ihracata ilk başladıkları günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ihracatın yeni yeni konuşulduğu dönemde OSTİM’deki atölyelerimizden Endonezya’ya, Tayland’a ihracat yapmaya başladık. O günlerden itibaren ihracatımız kesintisiz sürüyor. Şu anda 100’ü aşkın ülkeye ihracatımız var.</strong></p>
<p>Bugün Adana ve Ankara’daki 9 ana fabrikalarında yıllık toplam 200 bin ton çelik imalat kapasitesine sahip olduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>250 bin ton kapasiteli 3 adet tam otomatik sıcak daldırma galvaniz tesisi ve 70 bin ton tonluk cıvata-somun üretim kapasitesiyle sektörümüzde liderler arasında yer alıyoruz.</strong></p>
<p>ŞA-RA Enerji’nin İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) <strong>“500 Büyük Sanayi Kuruluşu” </strong>listesinde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar yurt içinde 6 bin 881 kilometrelik enerji nakil hattı projesini başarıyla tamamladık. Kendi ürettiğimiz ürünlerde iç pazarda yüzde 50’ye yakın paya sahibiz.</strong></p>
<p>Üretimlerinden bazı örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>Enerji nakil hattı kafes ve monopol direklerinden güneş enerjisi sistemleri çelik yapılarına, kompozit çekirdekli silikon izolatörlerden yüksek gerilim hat hırdavatlarına kadar oldukça geniş ve entegre bir üretim yelpazemiz var.</strong></p>
<p><strong>Şadi Türk, </strong>grubun kurucusu olarak hisselerin halka arzına ikna sürecinin sorulması üzerine şunları anlattı:</p>
<p>-          <strong>ŞA-RA Enerji’nin Yönetim Kurulu Başkanlığını oğlum Mertay’a devretmiştim. Halka arz konusunu o gündeme getirdi. Şirketi çocuğum gibi büyütmüştüm. O nedenle benim için paha biçilmez bir şirket. Halka arz kararına kendi adıma onay vermekte çok zorlandım.</strong></p>
<p>Yıllık ihracat büyüklüğünü sorduk, <strong>Şadi Türk, </strong>Grup Finans Direktörü <strong>Ali Ar</strong>’dan aldığı veriyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 185-200 milyon dolarlık ihracat geliri beklentimiz var.</strong></p>
<p>ŞA-RA Enerji’nin cirosunu da <strong>Ali Ar </strong>paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2026 ciro hedefimiz 300 milyon dolar civarında. Bunun yüzde 65-70’i ihracattan sağlanacak. İhracatımızın da yüzde 70’i Avrupa ülkeleri ve ABD’ye gerçekleşiyor. İhracattaki gücümüz uzun soluklu anlaşmalardan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p><strong>Şadi Türk</strong>’ün <strong>Raşit Mor</strong>’la birlikte Ankara’da 1985 yılında kurduğu ŞA-RA Enerji, 41 yıl sonra yüzde 20’sini halka arz ederek 6.2 milyar liralık kaynak toplayacak noktaya gelmiş bulunuyor…</p>
<p>ŞA-RA Enerji’nin 8 Temmuz’da başlayan talep toplama süreci yarın tamamlanıyor…</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f25015ded0-1783571713.jpg" alt="" width="700" height="466" />
<figcaption><strong>Mertay Türk - Sinem Mor Kurumsak - Zeynep Miray Türk Kocabaş - Şadi Türk</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Halka arz geliri sürdürülebilir büyüme ve yatırıma gidecek</span></h2>
<p><strong>ŞA-RA </strong>Enerji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mertay Türk, </strong>halka arzdan elde edilecek geliri, şirketin sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda stratejik alanlara yönlendireceklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Kaynağın yüzde 55’lik en büyük dilimi, artan satış hacminin desteklenmesi ve operasyonel gücün garanti altına alınması amacıyla işletme sermayesinin finansmanında kullanılacak. Yüzde 30’u da borçların ödenmesine yönlendirilecek.</strong></p>
<p>Borçların ödenmesiyle bilançonun daha sağlam bir yapıya kavuşacağını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Geriye kalan yüzde 15’lik kaynak ise fabrikalarımızda makine ve teçhizatın yenilenmesi, kapasite artırıcı yeni teknolojilerin üretim hatlarına entegrasyonu gibi yatırımlara aktarılacak.</strong></p>
<p>ŞA-RA Enerji Onursal Başkanı <strong>Şadi Türk </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bütün veri merkezleri devreye girmiş ve enerji ihtiyacının maksimum kapasitede talep edildiği bir an düşünün. Enerji sistemlerinde de buna göre yatırım yapmak gerekiyor. Biz de aynı mantıkla fabrika kapasitelerini geliştirdik.</strong></p>
<p>Şu anda fabrikalarının kapasitesinin tamamını kullanma şanslarının olmadığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ama biz yüzde 100 kapasite ile çalışacak şekilde hazırlandık. Şu anda yüzde 50 kapasiteyle çalışıyoruz ama doluluğumuz giderek artıyor. Mevcut kapasitemiz 5-10 yılda bizi çok fazla yatırım yapmadan çok daha büyük rakamlara ulaşma şansı verecek.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f254a76af0-1783571786.jpg" alt="" width="700" height="524" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Halka arz büyümeyi hızlandıracak</span></h2>
<p><strong>ŞA-RA </strong>Enerji’nin halka arz sürecinin konsorsiyum lideri Tera Yatırım’ın Genel Müdür Yardımcısı <strong>Furkan Gün, </strong>halka arzla elde edilecek kaynakla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Halka arz geliri ikiye bölünüyor. Yarısı şirketin içine girecek. Yarısı da şirket ortaklarına gidecek. Şadi Bey (Türk) SPK ile görüşürken diğer grup şirketlerini de detaylı anlattı. Ortaklar o parayı orada kullanmayı planlıyor.</strong></p>
<p>ŞA-RA Enerji’nin büyüme potansiyeline değindi:</p>
<p>-          <strong>ŞA-RA Enerji, büyüme potansiyeli olan bir şirket. Bugüne kadar ciddi büyümüş, devam da edecek. Ancak, o büyümeyi finanse edecek işletme sermayesi gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Şadi Türk</strong>’ün vurguladığı bir ayrıntıya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Şirket halka arz olmasa da yine büyüyecekti. Bu konuda bir sorunu yok. Banka kanalları sonuna kadar açık. Tedarikçi kanalları da sonuna kadar açık. Ancak, bu yolla yüzde 3’er</strong><strong>,</strong><strong> 5’er büyüyebilecekti. Halka arz, büyümeyi yüzde 10-20’lere çıkaracak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kanada’da ilk 10’da yer alan 5 projede nakil tedarikini biz sağladık</span></h2>
<p><strong>ŞA-RA </strong>Enerji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mertay Türk, </strong>dünya çapında öne çıkan projeler konsundaki soruya Kanada’dan örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Kanada’da ilk 10’da yer alan enerji projelerinden 5’ine nakil tarafında tedariki biz sağladık.</strong></p>
<p>Mısır’a uzandı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl Mısır’da </strong>“Giza Cable” <strong>adlı kablo üreticisi ile iş yaptık. Aynı zamanda müteahhit. Onların yaptığı Mısır-Suudi Arabistan enterkonnekte enerji nakil hattı projesinin ürünlerini biz sağladık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ar-Ge merkezinin 7 projesi ticarileşti</span></h2>
<p><strong>ŞA-RA </strong>Enerji Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sinem Mor Kurumsak, </strong>şirketin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı Ar-Ge ve Tasarım Merkezi’nin önemli geliştirmelere imza attığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge’de biraz daha dijitalleşmeye odaklandık. Enerji iletim hattındaki direklerin prosesleri gibi birçok alanda projeler yaptık. 7 proje ticarileşti. Geri kalanları da onay aşamasında.</strong></p>
<p>Karbon ayak izini azaltmada da önemli yol aldıklarını iddia etti:</p>
<p>-          <strong>Şu anda karbon ayak izi değerlerimiz Avrupa’nın belirlemiş olduğu değerlerin altında. Bu da bizi Avrupalı müşterilerimiz nezdinde önemli bir iş ortağı noktasına taşıdı. Şu andaki verilerimize göre 2027’de Avrupa’da herhangi bir vergiye tabi olmayacağız.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-cocugum-gibi-buyutmusum-halka-acmakta-zorlandim-82802</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/2/1280x720/sadi-turk-1783571819.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketi çocuğum gibi büyütmüşüm, halka açmakta zorlandım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/japonya-3-trilyon-dolarlik-rotasyonu-tetikleyebilir-82800</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Japonya ‘3 trilyon dolarlık rotasyonu’ tetikleyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f210ae4a9a-1783570698.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Japonya’da düşük faiz dönemi sona erebileceğine dair sinyaller sonrasında, dünyanın en büyük sermaye ihracatçısının rotasını değiştirebileceği beklentisi uluslararası piyasalarda yeni bir risk başlığı olarak görülmeye başladı. Ülkenin 10 yıllık devlet tahvili faizinin 1996'dan bu yana en yüksek seviye olan yüzde 2,87’ye, 30 yıllık tahvil getirisinin ise yüzde 4’ün üzerine çıkması, yalnızca Japon ekonomisine ilişkin kaygıları değil, küresel sermaye akımlarının yönüne ilişkin beklentileri de değiştirmeye başladı.</p>
<p>Yıllarca sıfıra yakın faiz politikası sayesinde yatırımcılar için ucuz fonlama kaynağı olan Japonya, bugün yükselen tahvil getirileriyle kendi sermayesini yeniden ülke içine çekebilecek bir döneme giriyor. Yaklaşık 3 trilyon dolarlık yurt dışı yatırımı bulunan Japon yatırımcıların ABD ve Avrupa tahvilleri başta olmak üzere küresel varlıklardaki pozisyonlarını azaltarak yeniden iç piyasaya yönelmesi ihtimali, uluslararası finans çevrelerinde yakından izleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f22429e39b-1783571010.png" alt="" width="600" height="338" /></p>
<h2>30 yıllık zirvenin kaynağı yüksek kamu harcamaları</h2>
<p>Tahvil piyasasındaki satış baskısının arkasında birden fazla neden bulunuyor. Başbakan Sanae Takaichi’nin 14 yıla yayılacak 2,3 trilyon dolarlık kamu harcama programı, zaten milli gelirin yüzde 200’ünü aşan kamu borcu üzerindeki baskıyı artıracağı endişesini doğurdu. Buna bir de Japon yenindeki zayıflık ve enflasyonun kalıcı hale gelmeye başlaması eklenince yatırımcılar uzun vadeli Japon tahvillerinden çıkışa yöneldi.</p>
<p>Piyasalarda ayrıca Japonya Merkez Bankası’nın enflasyon karşısında yeterince hızlı hareket edemediği görüşü güç kazanıyor. Banka geçen ay politika faizini yüzde 1’e yükselterek son otuz yılın en yüksek seviyesine çıkarsa da, yatırımcıların önemli bir bölümü mevcut sıkılaşmanın enflasyonu kontrol altına almak için yeterli olmayabileceğini düşünüyor.</p>
<h2>Küresel rotasyon ihtimali güçleniyor </h2>
<p>Uzmanlara göre, Japon tahvillerindeki yükselişin küresel sermaye hareketlerini değiştirme potansiyeli taşıması. Japon tahvillerinin yeniden cazip hale gelmesi halinde bu fonların bir bölümünün ülkeye geri dönebileceği belirtiliyor. Böyle bir senaryo yalnızca Japon piyasalarını değil, ABD ve Avrupa tahvil piyasalarında da satış baskısını artırabilir. Küresel tahvil faizlerinde yaşanabilecek yükseliş, hisse senetlerinden gelişmekte olan ülke varlıklarına kadar geniş bir yelpazede yeniden fiyatlamaları beraberinde getirebilir.</p>
<h2>Carry trade çözülürse dalga büyüyebilir </h2>
<p>Piyasaların yakından takip ettiği bir diğer başlık ise “yen carry trade” işlemleri. Uzun yıllar boyunca yatırımcılar düşük faizli Japon yeni cinsinden borçlanarak daha yüksek getirili ABD tahvilleri, teknoloji hisseleri, gelişmekte olan ülke varlıkları ve dijital varlıklara yatırım yaptı. Küresel ölçekte bu işlemlerin büyüklüğünün 1,2 trilyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Japonya neden küresel piyasalar için kritik?</span></h2>
<p>Japonya, yalnızca dünyanın en büyük ekonomilerinden biri değil, aynı zamanda yaklaşık 3 trilyon dolarlık yurt dışı yatırımıyla dünyanın en büyük sermaye ihracatçısı konumunda bulunuyor. Japon yatırımcılar; ABD Hazine tahvilleri, Avrupa devlet tahvilleri, şirket tahvilleri ve küresel hisse senedi piyasalarında önemli büyüklükte varlık tutuyor. Bu nedenle Japon tahvil faizlerindeki yükselişin sermayeyi yeniden ülke içine çekebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi piyasalar etkilenebilir?</span></h2>
<p>Japon sermayesinin yurt dışındaki varlıklarını azaltarak iç piyasaya yönelmesi halinde ilk etki küresel tahvil piyasalarında görülebilir. ABD ve Avrupa tahvillerinde satış baskısı faizleri yukarı çekebilir. Bunun yanı sıra teknoloji hisseleri, gelişmekte olan ülke piyasaları ve yenle finanse edilen carry trade işlemlerinin yoğun olduğu varlıklarda oynaklık artabilir. Güvenli liman talebinin güçlenmesi ise altın fi yatlarını destekleyebilecek unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/japonya-3-trilyon-dolarlik-rotasyonu-tetikleyebilir-82800</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/japon-yeni-1771220406.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük sermaye ihracatçısı Japonya’da 30 yılın zirvesine çıkan tahvil faizleri, 3 trilyon dolarlık Japon sermayesinin yön değiştirebileceği endişesi yarattı. Ülkedeki yüksek faizlerin küresel tahvil, hisse senedi ve emtia piyasalarında yeniden fiyatlama dalgasını tetikleyebileceği uyarısı yapılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portfoyune-alan-fon-sayisi-36-fiyattaki-artis-devam-edecek-mi-82831</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Portföyüne alan fon sayısı 36 fiyattaki artış devam edecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 Endeksi’nde özsermaye kârlılığı %2’yi, aktif kârlılığı %1’i aşan 29 şirketin yer aldığı tablo yatırımcıların dikkatini çekiyor. Gösterişli oranlar ilgi çekse de her yüksek oranın şirketin kasasını dolduran gerçek bir nakit akışı anlamına gelmeyeceğini göz ardı etmemek gerekiyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, şirketlerin özsermayelerini ve yatırılan sermayeyi yüksek oranlarda kâra dönüştürmesini ilgiyle takip eder. Katılımevim veya Ral Yatırım Holding gibi firmalar, tablonun üst sırasında yer alırken faaliyetlerini hayli kârlı yürüttükleri mesajını veriyor. Ancak sadece bu oranlara bakarak hareket etmek yanılgıya götürebilir. Tablodaki 29 şirketi incelerken oluşan kârın ne kadarının sürdürülebilir operasyonlardan geldiğini araştırmak gerekir. Kâr marjları enfl asyonist dönemlerde geçici değerlemelerle veya stok kârlarıyla şişebilir. Hissenin fiyatı ile yetinmeyip bilançonun satır aralarını da okumayı unutmamalı.</p>
<h2>İkisinin özsermaye kârlılığı yüksek</h2>
<p>İlk çeyrek verilere göre %35,80 özsermaye kârlılığına sahip olan Katılımevim, listenin ilk sırasında yer alıyor. Finansman gelirini %40 büyüten şirket, dönem sonunda %203 artışla kârını 3,36 milyar TL’ye çıkardı. Güçlü performansı ilgiyi canlı tutuyor. Pozisyon alan fon sayısı 30’dan 36’ya çıkarken fiyatı yılbaşından bu yana yükseliyor. Özsermaye kârlılığı %20,47 ile sıralamada ikinci gelen Ral Yatırım Holding, yılın ilk çeyreğinde %286’lık gelir sağladı. Esas faaliyet kârını %59 düşürerek 100,2 milyon TL’ye geriletse de dönem sonunda kârını %145 artırarak 1,2 milyar TL’ye çıkardı. Gerçekleşen artışta gayrimenkul değer artışı ve hisse devrinden sağlanan kâr etkili oldu.</p>
<h2>Listeye sondan girdi</h2>
<p>Aksa Kimya, %2,25 özsermaye kârlılığı ile sıralamaya sondan girdi. Haziranda iki büyük ortağın zaman zaman gerçekleştirdiği alımlar dikkat çekti. Bu alımlar hisseyi desteklerken fiyatı Kasım 2025’te test ettiği 12 TL bölgesine çıkmasını sağladı. Üç aylık dönem sonunda kârını %133 büyüttü. Bunda net parasal pozisyon kazancı etkili oldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f39529ca72-1783576914.png" alt="" width="999" height="544" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>NET SERMAYE Mİ, BRÜT SERMAYE Mİ?</strong></p>
<p><strong>Net sermaye</strong>; analiz, kriz kalkanı, temettü işareti, yatırım bütçesi, koruma. Daraltılmış vizyon, yanılgı, fırsat maliyeti, tahsilat riski, atıl kaynak.</p>
<p><strong>Brüt sermaye</strong>; operasyonel hacim, potansiyel, hakimiyet, büyüme algısı, esnek faaliyet. Borç körlüğü, likidite tuzağı, yanılgı, temerrüt riski, stok yükü.</p>
<p><strong>Faaliyette bulunduğu mağazayı satın alarak düzenli kira giderinden kurtulacak</strong></p>
<p>Kütahya Porselen’in kiracı olduğu mağazayı satın alması ne gibi avantaj sağlayacak? ● Kamil Tuğ</p>
<p>Kamil, Kütahya Porselen, İstanbul Mahmutbey’de kiracı statüsünde kullandığı 1300 metrekarelik showroomu 247 milyon TL bedelle satın alarak kendi mülküne dönüştürdü. İlişkili taraf olan NG Lojistik’ten vadeli koşullarla gerçekleştirilen bu alımın şirkete en büyük katkısı, sürekli devam eden kira gideri yükünden tamamen kurtulması olacak. Düzenli kira ödemelerinin son bulması şirketin nakit akışını rahatlatacaktır. Ayrıca, 247 milyon TL değerindeki iş yeri bilançosuna maddi duran varlık olarak eklendiği için firmanın aktif büyüklüğü de güçlenecek.</p>
<p><strong>Kapatılan tesisinin satışlar içindeki payı düşük olduğundan etkisi sınırlı olacak</strong></p>
<p>Limak’ın hazır beton tesisini kapatması gelirlerini ne düzeyde geriletecek? ● Metin Kurtuluş</p>
<p>Metin, Limak Doğu Anadolu Çimento’nun Başpınar Hazır Beton Tesisi’ni kapatmasının toplam gelirlerinde ciddi bir düşüşe yol açmayacağı söylenebilir. Tesisin 2025 yılındaki toplam üretim içindeki payı %1, satış hasılatı içindeki payı da yalnızca %2,1 seviyesinde bulunuyor. Limak, bu kararı küçülmekten ziyade, üretim portföyünü optimize etmek ve kaynakları verimli kullanmak amacıyla aldığını duyurdu. Çalışanlar ise tazminat yükü doğmadan ana şirkete geçti. Ana faaliyet çimento üretimi olağan seyrinde devam ettiğinden bilançoda kayıp beklenmemeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KSR sürdürülebilirlik katılım fonu küresel yaklaşımla yıllık %44 kazandırdı</strong></p>
<p>Kuveyt Türk Portföy idaresindeki Sürdürülebilirlik Katılım Fonu (KSR), dalgalı bir seyir izlemekle birlikte Nisan 2025’ten bu yana yükselen ivmesiyle öne çıkıyor. Mayısta 4,95 TL seviyesini test ederken sonrasında yataya döndü. Haziranda hacmi daralırken temmuzun ikinci haftası büyüklüğü 239,4 milyon TL’ye indi. Son iki ayda nakit çıkışı yaşanıyor. Temmuzda 10,2 milyon TL para çıktı. Yatırımcı sayısı 3.809 kişiye inerken zayıf eğilim öne çıkıyor. Temel stratejisi, varlıklarını katılım esaslarına uygun sürdürülebilirlik temalı hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %55,16’sı yabancı hisse ve %29,42’si yerli hisseden oluşuyor. Çevresel hassasiyetle katılım ilkelerini arayan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %44,2 getiriyle endeksin %41,1’lik çıkışının üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Coca-Cola İçecek, piyasadan TLREF - %6 faizle 4 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Coca-Cola İçecek, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 4.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF’in %6 altında bir düzeyde bulunuyor. 90 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 05.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 7 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Coca-Cola İçecek’in vereceği faiz oranı TLREF’in%6 aşağısında yer alıyor. Finansman bonosu, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında firma için oldukça uygun bir alternatif olarak değerlendirilmeli. Gerçekleştirilen ihraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılarken, piyasada TRFCOLAE2612 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f391d02aa0-1783576861.png" alt="" width="964" height="242" /></strong><strong>TRABZON LİMAN İŞLETMECİLİĞİ</strong></p>
<p><strong>Makine ve teçhizat alımını içeren yatırımı için bakanlıktan teşvik belgesi aldı</strong></p>
<p>Trabzon Liman İşletmeciliği, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yatırım teşvik belgesi aldı. Yerli makine ve teçhizat alımlarını içeren toplam 249,8 milyon TL tutarındaki yatırım kapsamında; KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, vergi indirimi ve iki yıl süreli SGK işveren hissesi desteği gibi unsurlardan faydalanılacak. Şirket, geçekleştirmeyi hedeflediği liman altyapısını güçlendirecek maliyetli yatırım hamlesini devlet desteğiyle güvence altına almış oldu. Makine ve teçhizat yenileme yatırımını devlet teşviğiyle finanse etmek özkaynağı koruyan bir yoldur.</p>
<p><strong>ALTINAY SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Hem doğrudan hem de iştirakleri üzerinden ihracat bağlantıları geçekleştirdi</strong></p>
<p>Altınay Savunma, bağlı ortaklıkları vasıtasıyla askeri ve sivil pazarlara yönelik önemli siparişler aldı. Şirketin %100 bağlı ortaklığı Dasal Havacılık, sürü yetenekli insansız hava aracı teknolojileri için 580 bin dolar; Taac Havacılık, kritik havacılık ekipmanları tedariki için 13,2 milyon dolar tutarında yurt dışı bağlantısı gerçekleştirdi. Diğer taraftan kara araçlarına yönelik kritik bileşen üretim sistemleri kapsamında bir yurt dışı müşteriyle 1,54 milyon dolarlık anlaşmaya imza attı. Şirketin yılbaşından bu yana aldığı işler yıllık gelirinin %62’sini geçti.</p>
<p><strong>GÖKNUR GIDA</strong></p>
<p><strong>Yatırıma giderek Afyonkarahisar’daki soğuk depolama kapasitesini genişletecek</strong></p>
<p>Göknur Gıda, Afyonkarahisar’daki üretim kampüsünde artan depolama ihtiyacını karşılamak amacıyla 6.840 metrekare kapalı alana sahip ilave soğuk hava deposu yatırımına gidiyor. Tamamı şirketin özkaynaklarıyla finanse edilecek olan 342,5 milyon TL bütçeli yatırımın eylülde tamamlanması planlanıyor. Alınan yatırım teşviği kapsamında vergi indirimi ve KDV istisnası gibi desteklerden yararlanacak olan projeyle, şirketin mevcut 2.000 ton olan soğuk hava depolama kapasitesi 15.000 tona yükselecek. Şirket kaliteyi bozmadan daha fazla ürünü uzun süre muhafaza edebilecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Bizim Mağazaları mayıstaki atağın ardından gerilerken fonların payı azalıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f38fb24f27-1783576827.png" alt="" width="306" height="244" />Bizim Mağazaları’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %6,94 ile toplamda 8,47 bin lot azalarak 113,49 bine indi. Hisseyi bulunduran iki fonun sayısında değişiklik olmadı. PSH fonu 8.470 lot ile en fazla satışı yaparken alım yönlü işlem yapan fon bulunmuyor. Bizim Mağazaları hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulundu. Model portföyüne alan kurum ise bulunmuyor. En yüksek hedef önerisini Ata Yatırım 38,00 TL ile verdi. En düşük öneri 34 TL ile Vakıf Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portfoyune-alan-fon-sayisi-36-fiyattaki-artis-devam-edecek-mi-82831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Portföyüne alan fon sayısı 36 fiyattaki artış devam edecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-donusum-amacli-donusu-seyredilecek-mi-82830</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin dönüşüm amaçlı dönüşü seyredilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Soğuk Savaş Dönemi'nin Batı Avrupa ülkelerini birleştirmek amacıyla kurulmuş altı üyeli bir örgüt. Amaç üye ülkelerin kömür ya da çelikten doğabilecek bir savaşın önlenmesi olarak belirlenmiş. 6 yıl sonra yine aynı üyeler arasında 25 Mart 1957’de Roma Anlaşması imzalanmış ve Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) oluşturulmuş. Demek ki savaş gerekçeleri arasına ‘atom’ da eklenmiş. 1965’te bu üç kurum aynı çatı altında birleşmiş. Doğan Avrupa Toplulukları bugünkü Avrupa Birliği’nin üç sütunundan biri olmuş. AKÇT anlaşmasının süresi 2002’de bitmiş. Görev alanları Roma Antlaşması’na aktarılmış. 23 Temmuz 2002’de antlaşma resmen yürürlükten kalkmış.</p>
<p>AB kömür ve çeliğe dayalı örgütü yok ederken, atoma dayalı örgütü bugün de koruyor olmasının bir anlamı olmalı. 50 yıllık ömrü boyunca Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun tek pazar yaratmada başarılı olmasına karşın kömür ve çelik sanayisinin gerilemesine engel olunamaması bu tercihin bir sonucu olabilir mi? AB’nin bugün özellikle çelik için agresif tavırlar alması geçmişte yaptığı strateji hatalarına mı işaret?</p>
<p>AB, Türkiye ile Gümrük Birliği dışında, bir serbest ticaret anlaşması ile sürdürülen çelik ticaretinde fazlasıyla ‘korumacı’ bir pozisyon aldı. Oysa AB ve Türkiye, imzaladıkları 25 Temmuz 1996 tarihli anlaşma uyarınca kömür ve çelik ürünleri için bir serbest ticaret alanı kuracaklardı.</p>
<p>Bu serbest ticaret alanını kurabilmek için karşılıklı ticarette yeni hiçbir gümrük vergisi koymayacaklardı.(madde 3) Miktar kısıtlamaları veya eş etkili tedbirler hemen kaldırılacaktı. (madde 4) Varsa aykırılık ‘Ortak Komite’ye getirilecek ve 45 gün içinde uygun tedbirler alınacaktı. (madde5) Rekabetin önlenmesi, hakim durumun kötüye kullanılması, derogasyon harici kamu yardımları önlenecekti. (Madde 7) Sektördeki dönüşüm yatırımları bir tür izin ve onay süreçleri ile yürütülecekti. (Madde 8) Olası damping ve dampinge karşı korunma önlemleri de düzenlenmişti. (Madde 10)</p>
<p><strong>Serbest alan yerine korunaklı alan</strong></p>
<p>1996 sonrasında köprülerin altından çok sular aktı. AB, o günlerde güçlü olduğu için inşa etmek istediği serbest alan yerine bugün anlaşma hükümlerinin adeta unutulduğu, kendisi açısından fazlasıyla korunaklı bir çelik alanı inşa etmeye çalışıyor. Böylelikle çelik sanayinin kapasitesini yüzde 65’ten yüzde 80’e çıkaracağını ilan ediyor. Üstelik yapacaklarını saklamıyor da. Sanayi Hızlandırma Yasası ile imalat sanayinin GSYH içindeki payını 2024’teki yüzde 14 seviyesinden 2035’e kadar yüzde 20’ye çıkarmayı hedeflediğini açıklayarak yasal zemin oluşturuyor. Aslında ‘çelik üstü’ bir korumacılık peşinde koşuyor. Bunun için Made ın Europe ve SKDM gibi araçları da sahaya sürüyor.</p>
<p>Bu hırsla çelik sektörüne yönelik olarak ‘serbest alan’ ile bağdaşmayacak şekilde, ‘kota düşürme’den yeni vergiye her türlü önlemi alabiliyor. “Aman gözden kaçan bir şey olmasın!” diyerek ‘eritme ve dökme’ kuralları getirebiliyor.</p>
<p>Şaka gibi ama 1996’da imzalanan o antlaşma yürürlükte mi diye baktığınızda halen yürürlükte olduğunu görebiliyorsunuz.</p>
<p>Tamam, üçüncü ülkelerce imzalanan AB serbest ticaret anlaşmaları nedeniyle gümrük birliğinden dayak yemeyi herhangi bir anlaşma olmadığı için sineye çektiğimizi varsayalım.</p>
<p>Ancak AB’nin sanayide dönüşüm amaçlı dönüşünün Türkiye’nin çelik sanayine vereceği zararı ne güncellenmesi tartışılan gümrük birliği, ne sadece bu alanı düzenleyen anlaşma önleyebiliyorsa, ‘karşılıklı gelişme’yi hedefleyen bu anlaşmaların ‘fren olmanın ötesinde’ ne anlamı kalıyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-donusum-amacli-donusu-seyredilecek-mi-82830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin dönüşüm amaçlı dönüşü seyredilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-mali-tesviginde-kara-delik-kuskusu-82828</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli malı teşviğinde ‘kara delik’ kuşkusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Yerli malı belgesi alan bazı firmaların ucuz ithalata devam ediyor olması bu teşvikte ‘kara delik’ kuşkusu uyandırdı. Kara delik, yerli malı belgesi düzenlenmesinde yerlilik oranının hesaplanılmasına odaklanılması ve küçük miktarda yerli girdi ile ‘yerli malı’ belgesi alarak teşviklerden yararlanan kimi kuruluşların aynı ürünün yüklü miktardaki asıl girdisini Çin ve Hindistan gibi ülkelerden düşük fiyatla almaya devam etmelerinden kaynaklandı. Girdi hareketlerini takip eden bir kontrol yöntemi olmadığı için yerli malı üretimini baltalayan bu yöntemin hangi ürün gruplarında uygulandığı, dolayısıyla genel olarak verdiği zarar belli olmadı. 1 Ocak 2026’dan itibaren sanayiyi daha fazla kapsayarak, yazılım dahil yerli üretim teşvikini daha çok yaygınlaştıracak şekilde geliştirilen ve yeni şekliyle 6 aydır uygulamada olan yerli malı teşviğinde kara delik kuşkusu, belge almak için miktar koşulu getirilmemesi nedeniyle ortaya çıktı. Yerli malı teşviğinden yararlanan bazı firmaların düşük fiyatla ithalat yapmaları önlenemedi. Bu şekilde teşvik mevzuatı dolanılmış oldu.</p>
<p><strong>Olay nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Sektöre girdi sağlayan bir büyük tedarikçinin ‘yerli’ ürünlerini kullanan firmaların yurt dışında kalite güvence sertifikasyonunu yaptıran bir denetim kuruluşu, onlarca kuruluşa girdi sağladığı gerekçesiyle ana üreticiyi tebrik etmek için bağlantı kurdu. Ancak ana üretici onlarca üreticiye girdi sağlayacak kapasiteyi ve kimlere satış yaptığını sorgulama gereğini duyarak süreci incelemeye aldı. Sonuçta satış yapılan firma sayısının doğru, ancak satılan girdi miktarlarının oldukça düşük olduğu ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Hem yerli malı, hem ithal malı…</strong></p>
<p>■ Böylelikle düşük miktarlarda yerli girdiyle, ‘yerli malı’ belgesi edindikleri, bu şirketlerin üretimlerinin tamamı için girdi ithalatı yapmaya devam ettikleri, bu yöntemle hem ithalat avantajından hem yerli girdi kullanımına getirilen avantajlardan yararlandıkları belirlendi.</p>
<p>Girdi tedariği sağlayan büyük üreticinin uygulamayı sürdüren Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı da haberdar ettiği, sorunun çözülmesi ve kaçağın önlenmesi için ‘dahilde işleme izin belgesi’ benzeri bir ürün takip sistemin kurulmasının gündeme gelebileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Gerçek fatura ne kadar?</strong></p>
<p>■ Sadece bir ürün grubunda ortaya çıkan bu kara deliğin diğer ürün gruplarında da benzer bir yöntem uygulanması halinde çok daha büyük olacağı gelen bilgiler arasında yer aldı.</p>
<p>‘Ekonomi’ye bilgi veren kaynaklar şöyle konuştular: “Firmalar değişik miktarlarda girdi almışlar. “Ben yerli malı kullanıyorum” diyerek teşviklerden yararlanmak üzere faturalarını bakanlığa da ibraz etmişler. Ancak yaptıkları tüm imalatlarda hepsini sizden alıyormuş gibi gösteriyorlar. Bu gerçekten kara bir delik. Diğer taraftan bakiye girdi ihtiyacını, Çin ve Hindistan gibi ülkelerden, kimden ucuzu alıyorsa oradan getirmişler. Yani ön cephede sizin adınız var. Arka cephede maalesef ithalat devam etmiş. Yerli teşvikten amaçlanan bu olmamalı.”</p>
<p><strong>Yeni sistemde bir dizi kolaylık getirilmişti…</strong></p>
<p>■ Yerli Malı Belgesi yüzde 51 ve üzeri yerli katkı oranına sahip ürünler için odalar ve borsalar tarafından düzenlendikten sonra TOBB tarafından kontrol edilerek sonuçlandırılıyor. 1 Ocak 2026’dan itibaren yeni sistemde uygulama korundu. Belge kamu ihalelerinde yüzde 15 fiyat avantajı sağlıyor. Yeni sistem isteyen firmaların yerlilik oranı yüzde 51’den az olan ürün ve girdileri için ‘Yerli Katkı Oranı Raporu’ düzenlenemesine imkân tanındı. Oda-borsa seviyesinde düzenlenen bu rapor kamu ihalelerinde kullanılamıyor. Bu kapsamda yerlilik için de önümüzdeki dönemde teşvik uygulanması bekleniyor.</p>
<p>Ürün ya da mal menşei kontrolü için sanayi sicil belgesi ve fatura ile yüzde 100 yerlilik tescil edilirken artık menşei kontrolü için sanayi sicil belgesi, faturanın yanı sıra yerli katkı oranı raporu ya da yerli malı belgesi olması aranıyor.</p>
<p><strong>Yerlilikte yüzde 10’a kadar büyük kolaylık</strong></p>
<p>■ Yerli katkı oranı hesabında girdinin nihai ürün maliyet tutarı içindeki payının binde beşinin altında olması halinde, yerli fatura ibrazı ile girdi yüzde 100 yerli ürün olarak değerlendiriliyor. Bu kapsamdaki ürünlerin maliyet tutarı içindeki payının yüzde 10’u aşmaması gerekiyor.</p>
<p>Binde 5 oranına sahip girdiler toplamda yüzde 10’u geçtiği takdirde, yerliliği kanıtlanamayan bölüm için sanayi sicil belgesi, kapasite raporu, fatura olması şartıyla Bakanlığın belirlemiş olduğu yüzde 40 oranındaki yerli kategorisine dahil edilebiliyor. Ya da yerli katkı oranı raporu, yerli malı belgesi ile sanayi sicil belgesi ibrazı ile bu belgelerde yazılı oran kadar yerlilik uygulanıyor.</p>
<p><strong>İthal malda fiyat ağırlığı düşürüldü</strong></p>
<p>■ Yurt içinden tedariki mümkün olmayan örneğin kauçuk gibi ham ve ara mamüller yüzde 100 ithal girdi kabulünden vazgeçildi. Yurt içinden tedariki mümkün olmayan ham ve ara mamüllere ilişkin iki mal listesi oluşturuldu. Bu mallar için 0,1 ve 0,6 katsayılar uygulanarak fiyatta ithal ağırlığı düşürüldü. Bakanlık talep oldukça bu listeyi sürekli güncelleme kararı aldı. Listede yer almayan ithal girdiler yüzde 100 ithal girdi olarak kabul edildi.</p>
<p>İthal girdilerde girdi maliyeti binde beş’ten büyükse ve listede GTİP kodu varsa sanayi sicil belgesine bakılmaksızın mal direkt ithal kabul edilerek GTİP oranı uygulanıyor. Kalan kısım yerli kabul edilmeyerek oran sıfır olarak uygulanıyor.</p>
<p><strong>Yazılım destek kapsamına alındı</strong></p>
<p>■ Yazılım sektörünün yerliliğinde artık Teknolojik Ürün Belgesi (TÜR) belgesi şartı aranıyor. Ürünün, TÜR Belgesi olması halinde yüzde 100 yerli, yoksa ithal ürün kabul ediliyor.</p>
<p>Daha önce Ar-Ge maliyetleri varsa sadece hesaplama anında uygulanırken, yeni mevzuatta bu maliyetler üretim devam ettiği sürece, yasal amortisman süresi çerçevesinde belirlenen oranda hesaplamaya dahil ediliyor.</p>
<p><strong>Enerji gideri de yerli kabul ediliyor</strong></p>
<p>■ Eskiden enerji maliyetleri ithal doğalgaz nedeniyle kısmen yerli olurken, 2026’dan itibaren elektrik, su ve doğalgaz maliyetleri artık yerli olarak hesap cetveline dahil edildi. Denetim arttı, ara kontrol ve inceleme uygulaması başlatıldı. Bir önceki yıl düzenlenen belge sayısının yüzde beş’ini geçmemek üzere farklı bir heyetle oda/borsalar tarafından ara kontrol yapılabilecek.</p>
<p>Bakanlık resen veya şikayet üzerine inceleme yapabilecek. İnceleme ile belge iptali yapılabilecek. Üretici, oda-borsa ve mali uzmana çeşitli sürelerde belge düzenlememe cezası verilebilecek.</p>
<p><strong>Geri dönüşüme de destek geldi</strong></p>
<p>■ Geri dönüşüm faaliyetlerinde Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği çerçevesinde lisans sahibi bir işletme faaliyeti sonucu elde edilen girdiler ‘yerli katkı oranı’ hesabına yüzde 100 yerli girdi olarak dâhil edilecek. Yeni uygulamada üretimde kullanılmak üzere Zorunlu Yerli Girdi Listesi oluşturuldu ve üretimde kullanılması şart koşuldu.</p>
<p><strong>Fikri haklar yüzde 100 yerli</strong></p>
<p>■ Eski uygulamada yurt dışından temin edilen lisans, patent, royalty vb. giderler ile yurt dışından alınan danışmanlık hizmetlerinin ithal girdi maliyetleri kısmında değerlendirilmesinden vazgeçildi. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının ilk tescilinin Türkiye’de yerleşik bir firma adına Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yapılmış olması koşuluyla giderler yüzde 100 yerli girdi olarak kabul edildi.</p>
<p><strong>Fasonda da yerlilik tercihi</strong></p>
<p>■ Yeni uygulamada yurt dışında üretim durumunda yerli malı belgesi/yerli katkı oranı raporu düzenlenmiyor. Ancak yurt içinde fason üretimde üretici belge alabiliyor. Yüksek ve orta yüksek teknoloji düzeyine sahip ürünler için ayrı ayrı yerli malı belgeleri düzenleniyor. Yurt dışından parça olarak ithal edilen ve yurt içinde montaj yolu ile seri üretilen ürünler hariç, basit birleştirme ile oluşturulan ürünler için yerli malı belgesi/yerli katkı oranı raporu düzenlenmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-mali-tesviginde-kara-delik-kuskusu-82828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Kara delik&#039;, &quot;yerli malı&quot; belgesi düzenlenmesinde ana kriterin yerlilik oranının hesaplanmasıyla sınırlı tutulması, küçük miktarda yerli girdi ile &quot;yerli malı&quot; belgesi alarak teşviklerden yararlanan bazı firmaların, aynı ürünün yüklü miktardaki asıl girdisini Çin ve Hindistan gibi ülkelerden düşük fiyatla almaya devam etmelerinden kaynaklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-tahsilat-ofisi-degildir-82824</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Borsa tahsilat ofisi değildir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yeni yönetimi ayağının tozuyla halka arz vanalarını açtı. Bugüne kadar halka arz izni verilen şirketlerin büyük kısmı Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladı, birkaçının ise eli kulağında. Öyle görünüyor ki SPK önümüzdeki günlerde halka arz izinlerini belki de artan bir hızla vermeye devam edecek. Ancak borsa bir ülke ekonomisinin vitrinidir. Vitrine iyi ve kaliteli ürün koyarsanız müşteri yani yatırımcı çekersiniz.</p>
<p>Vitrine son konanların bir kısmı için aklımıza soru işaretleri gelmiyor değil. Halka arzların izahnamelerine bakın. Kiminde gelirin önemli bölümü patronların cebine gidiyor, kiminde ise borç kapatmaya. Yeni yatırımı düşünenler çok az. Bu durumu Mad Men mahlaslı bir yatırımcı X’te yaptığı paylaşımla çok iyi özetlemiş:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f337d110f1-1783575421.jpg" alt="" width="600" height="354" />
<figcaption><strong>MSCI’nin "şişirilmiş şirket istemiyoruz" uyarısının ardından bu kez de S&amp;P Dow Jones Indices’den uyarı geldi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>“Küçük yatırımcı kimsenin can simidi veya borç ödeme merkezi değildir!</p>
<p>Yurt dışındaki (özellikle ABD) halka arz mantığına bakın: Şirketler yeni projeler üretmek, globale açılmak, inovasyon yapmak ve pazar payını büyütmek için borsaya gelir.</p>
<p>Bizde ise durum bambaşka: "Mevcut durumu nasıl kurtarırız?"</p>
<p>Geçmişte bankaya rehin verdiği malını, mülkünü kurtarmak için halka arz olan şirketi bile gördü bu gözler! </p>
<p>Peki sonuç ne oluyor?</p>
<p>Yıllarca halka arz fiyatının bile altında sürünen tahtalar,<br />Ne olduğu belirsiz sıfır temettü politikaları,</p>
<p>Sadece halka arza katılanı değil, sonradan güvenip yatırım yapanı bile yıllarca zararda bekleten şirketler…</p>
<p>Bu zihniyetin acilen değişmesi şart. Borsaya "batan gemiyi kurtarmak" için değil; vizyonunu globale taşımak, yeni bir ürün geliştirmek ve ortak olduğu yatırımcısını da mutlu etmek için gelen şirketlere ihtiyacımız var. Borsa bir tahsilat ofisi değildir.”</p>
<p><strong>Ayak sürümenin anlamı yok</strong></p>
<p>Mad Men gibi, bizim gibi kuruntulu (!) kişiler bunlara kafa yorarken MSCI’nin "şişirilmiş şirket istemiyoruz" uyarısının ardından bu kez de S&amp;P Dow Jones Indices’den uyarı geldi. Türkiye 2027 ülke sınıflandırması kapsamında "izleme listesine" alındı. Bu, "gelişmekte olan piyasa" statümüzün yine bilinen gerekçelerle gözden geçirileceği anlamına geliyor.</p>
<p>Aylardır aynı uyarıları yapıyoruz. Artık uluslararası endeks kuruluşları da aynı tabloya dikkat çekiyor. "Mıntıka temizliği" için daha fazla ayak sürümenin anlamı yok. Bu işin ilgilileri kimse (!) artık harekete geçsin.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-tahsilat-ofisi-degildir-82824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Borsa tahsilat ofisi değildir&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bedeli-aciklanan-5-projenin-buyuklugu-75-milyar-dolar-82819</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bedeli açıklanan 5 projenin büyüklüğü 75 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de düzenlenen NATO Zirvesi kapsamındaki NATO Savunma Sanayii Forumunda, Avrupa merkezli devam eden projeler için yeni sözleşmeler ilan edildi. Bunlardan bazılarında Türk şirketleri de yer alacak. Projeler için 7 sözleşme imzalandı, bedeli açıklanan 5’inin tutarı 75 milyar dolar olacak. Forumun sonunda, tanıtılan projeler ve sağlanan ilerlemelere yönelik bilgi verildi, yeni siparişlerin sözleşmeleri için sembolik imza töreni yapıldı. İlan edilen 7 yeni sözleşmeden bazılarında Türk şirketleri de rol alacak. Bu sözleşmeler Avrupa merkezli 4 ana programın içindeki çeşitli aşamaları oluşturuyor.</p>
<h2>Erken ihbar-gözetleme uçakları</h2>
<p>Forumda ilan edilen ve ana program dahilindeki projelerden ikisi Genel Sekreter Mark Rutte tarafından, 5 proje ise Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska tarafından açıklandı. NATO Genel Sekreter Mark Rutte Airbus A330 MRTT ve Saab 10 GlobalEye havadan erken ihbar-gözetleme uçaklarının yeni üretimlerinin başladığını, Belçika, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç, Kanada, Letonya, Litvanya ve Romanya’nın görev aldığını duyurdu.</p>
<p>Yine Rutte tarafından duyurulan Avrupa’nın ABD’ye “iyilikleri”, ABD’li Northrop Grumman üretimi MQ-4C Triton insansız hava aracı (İHA) alımı ilan edildi. Bu alımda, bu uçakların yer ve komuta kontrol sistemleri Avrupalı şirketlerce üretilecek. Bu kısımda, Danimarka, Finlandiya, Almanya ve Norveç katılacak. Bu İHA’lar İtalya'daki Sigonella Hava Üssü'nde konuşlanacak.</p>
<p>Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska ise NATO 3.0 olarak adlandırılan yeni konseptin silah-savunma tarafını oluşturan, 1-Yeni mühimmatlar ve üretim ile lojistik, 2-Uzayın kullanımı, 3-Taarruz gücünün artırılması ile 4-Entegre hava ve füze savunması başlıklarına ilişkin projeleri duyurdu. Buna göre başlıklar şöyle:</p>
<p>Yeni mühimmatlar ve üretimi: Genel Maksatlı Endirekt Atış Mühimmatı (GENIFR) projesinde yeni standard 155 mm top mühimmatlarında Türkiye, Kanada, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, Norveç, Slovakya ve İsveç çalışacak. Ayrıca lojistik ve istikrarlı tedarik kapsamında hammadde temini, depolama, taşıma, yönetimde Türkiye, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya ve İsveç yer alacak.</p>
<p>Uzay ve Gözetleme: Uzayın kullanımı, hızlı iletişim, füze takip ve istihbarata yönelik uydular ve uzay sensör füzyonu, füze erken uyarı sistemleri projesi yer alıyor. Bu kapsamda HALO projesiyle iletişim-uzaydan gözetim-füze takibinde “büyük bir uydu takımı” kurulacak. Bu uydular APSS (Uzaydan İttifak İstikrarının Gözetimi) projesiyle istihbarat-gözetleme ağı oluşturulacak. Bu projede Türkiye dahil, İspanya’nın da katılımıyla 19 ülke yer alıyor.</p>
<p>Taarruz Yeteneğinin Artırılması: Bu kapsamda yeni uzun menzilli akıllı füzelerin geliştirilmesiyle mühimmat başlığındaki unsurlar yer alıyor. Ayrıca bu başlık, akıllı füzelere karşı savunmayı da içeriyor. Ortak mühimmat üretiminde sözü geçen 155 mm top mühimmat ve sistemi yanında KAMİKAZE İHA projeleri de yürütülecek.</p>
<p>Entegre Hava ve Füze Savunması: Bu başlıkta, balistik füzelerden, insansız hava araçlarından ve alçak irtifa seyir füzelerinden koruma amacıyla radar, radar, komuta kontrol ve saldırılara karşı koyacak füze önleyici hava savunma sistemleri geliştirilecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sözleşmelerde Türkiye'nin rolü</span></h2>
<p>Bazılarında Türkiye’nin de dahil olduğu, dahil olan ülkelerin üstlendiği işlerin ilan edilmediği projeler şöyle sıralanıyor: </p>
<p>■ Transatlantik savunma işbirliği: Hava-kara, hava-deniz ve küçük bomba tedariki. Adı geçen ürünler, Abrams tankı, AMRAAM, ATACMS, Barracuda-500M, SDB ve Stinger vb. ABD ürünleri ile bunların Avrupa’da üretimi. Türkiye, Belçika, Kanada, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Almanya, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Polonya, Romanya, İspanya, İsveç, Birleşik Krallık, ABD (19 ülke) *Yüklenici firmalar: Anduril, Boeing, Diehl, General Dynamics, Kongsberg, Lockheed Martin, PGZ, Raytheon, Rheinmetall, WZM. Tutar 2.8 milyar dolar. </p>
<p>■ Kritik hammaddeler: Tedarik ve yönetimi. Türkiye, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya, İsveç (12 ülke). </p>
<p>■ NATO dron ve dron karşıtı sistem tedariki-geliştirilmesi: 2027 yılı sonuna kadar NATO ülkeleri İHA operatörü de yetiştirecek. Türkiye, Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Kanada, Hırvatistan, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Karadağ, Hollanda, Makedonya, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, Birleşik Krallık, ABD (32 ülkenin tamamı). Tutar 40 milyar dolar. </p>
<p>■ Uzayın kullanımı: Türkiye, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç Aselsan, Roketsan, Tübitak, Isar Aerospace, MLS. Tutar 4 milyar dolar.</p>
<p>■ Taarruz gücü Türkiye, Kanada, Çekya, Danimarka, Fransa, Yunanistan, İtalya, Norveç, Slovakya, İsveç, Birleşik Krallık (11 ülke) (Katılanlar arasında Roketsan’ın bulunduğu Genel Müdür Murat İkinci tarafından duyuruldu). Tutar 1.6 milyar dolar. </p>
<p>■ Entegre Hava ve Füze Savunması- Türkiye, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, Norveç, Romanya, İsveç, Aselsan, Roketsan, Anduril BK, Athea, Palantir, Raytheon, Rheinmetall. Tutar 26.3 milyar dolar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bedeli-aciklanan-5-projenin-buyuklugu-75-milyar-dolar-82819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/kaan-1783574463.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO Savunma Sanayii Forumu&#039;nda Avrupa merkezli devam eden projeler için 7 yeni sözleşme imzalandı. Bedeli açıklanan 5 projenin yatırım tutarı 75 milyar dolar olacak, Türk şirketleri de katkı sağlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-9-temmuz-senaryolari-82815</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de 9 Temmuz senaryoları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel ve ekibine yönelik başlattığı operasyonlar devam ederken, Ankara’da günlerdir 9 Temmuz senaryoları konuşuluyor. Ortada net bir bilgi yok ancak iddialara göre; Özgür Özel ve ekibinde yer alan bazı isimlerin gözaltına alınıp Temmuz ayında da dokunulmazlıklarının kaldırılacağı öne sürülüyor. Ancak mevzuata göre teknik olarak Temmuz ayında zor görünüyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması için gerek anayasa gerekse TBMM İçtüzüğü işleyişine göre iddia edildiği gibi 15 günde dokunulmazlıkların kaldırılması mümkün değil… Gelenek olarak dönem sonuna bırakılan milletvekili dokunulmazlıkları bugüne kadar olağanüstü hallerde kalktı. Suçu kesinleşmiş terör suçu, yüz kızartıcı suçlar ve suçüstü hallerde işlem yapıldı. Geçmişte de anayasanın ilgili maddesi kapsamında terör suçu nedeniyle pek çok HDP’li milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldı.</p>
<p><strong>Süreç nasıl işliyor? </strong></p>
<p>TBMM'de milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci, Anayasa'nın 83'üncü maddesi ve TBMM İç Tüzüğü'nün 131-134'üncü maddeleriyle sıkı kurallara bağlanmış durumda. Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Buna göre, bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca "Gelen Kağıtlar" listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.</p>
<p><strong>Hazırlık Komisyonu kuruluyor </strong></p>
<p>Karma komisyon 5 üyeden oluşan bir ya da bir kaç tane hazırlık komisyonu kuruluyor. Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Karma Komisyon milletvekili için rapor hazırlayarak ya dokunulmazlığın kaldırılmasını ya da kovuşturmanın milletvekilliği sıfatı sona erene kadar ertelenmesini talep ediyor. Dokunulmazlığın kaldırılması talep edilmişse ilgili rapor Genel Kurula geliyor. Genel Kurul’da yapılan konuşmaların ve savunmaların ardından, oturuma katılan milletvekillerinin yarısından bir fazlasının oyu dokunulmazlığın kaldırılması için yeterli oluyor. Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor. Dokunulmazlığı kalkıyor ama milletvekilliği devam ediyor. Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor. İddialar doğru çıkarsa, Adalet-Anayasa komisyonundan oluşan karma komisyonun yaz aylarında çalışması için karar alması gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-9-temmuz-senaryolari-82815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/kilicdaroglu-ozgur-ozel-1781039633.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de 9 Temmuz senaryoları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-abdnin-elmas-presini-nasil-kirdi-82814</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belçika, ABD’nin elmas presini nasıl kırdı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Belçika’nın 2026 Dünya Kupası’ndaki maçları, tam da Ankara’daki NATO Zirvesi’nin öncesine gelmesiyle enteresan bir rastlantıya imza attı. NATO Genel Merkezi’nin bulunduğu Belçika ile NATO’nun yönlendirici gücü ABD’nin maçını Belçika 4-1 kazandı. Açıkçası ben ABD’nin kazanma ihtimalini yüksek görüyordum. Bize yenilmelerini bir kenara bırakırsak fiziksel güce dayalı futbolları ile, Amerikan futbolunu geleneksel futbola uyarlayan yenilikçi bir model yarattıklarını ve bunu bir rekabet avantajı olarak ortaya çıkardıklarını düşünüyordum.</p>
<p>FIFA’nın ne olduğunu bir türlü anlamadığım ama özetle “hakemin müdahale etmesine neden olmadan istediğini yapabilirsin” şeklinde özetleyebileceğim futbol kuralları da bu oyun tarzına daha büyük şans tanıyor.</p>
<p>Bir de kırmızı karta getirilen şartlı tahliye var. Objektif olmak adına Gemini’a konuyu özetlettirdim; ama ayrıntılara girmesini istemedim. Konu şöyle:</p>
<p>ABD Milli Futbol Takımı'nın 25 yaşındaki forveti Folarin Balogun’un cezası ertelenmiştir.</p>
<p>2026 FIFA Dünya Kupası son 32 turunda Bosna-Hersek ile oynanan maçta doğrudan kırmızı kart gören Balogun'un bir maçlık men cezası, FIFA Disiplin Kurulu tarafından FIFA disiplin talimatının 27. maddesi uyarınca bir yıl süreyle ertelenmiştir. Bu karar, Balogun'un son 16 turundaki Belçika maçında forma giyebilmesine olanak tanımıştır. Kararın, ABD Başkanı Donald Trump'ın FIFA Başkanı Gianni Infantino ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gelmesi uluslararası düzeyde geniş çaplı tartışmalara ve tepkilere yol açmıştır.</p>
<p>Gemini saniyeler içinde bu metni bana aktararak bilgilerimi kontrol etmem ve yazıya dökmem için gereken süreyi bana bağışlamış oldu. Bir anlamda ömrümü uzattı. Allah razı olsun.</p>
<p>Biz yapay zekâyı kendi ömrümüzde yaptığımız hatalara bakıp etik ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda “iyi” kimliği ile yetiştirmeye çalıyoruz ama “çocuktan al haberi” şeklindeki bir sözü barındıran özümüze ihanet ediyoruz. Hem sohbet ihtiyacı hem de ona sorular sorup düşünce tarzını geliştirme isteğiyle yazı konumu değiştirdim ve bu iyiliği ile gevezeliğimi tetikleyen Gemini ile sohbet etmeye karar verdim. Ona ilk olarak 2026 Dünya Kupası’nı kimin kazanacağını sordum. Ben çocukken insanlar veri odaklı düşünmekten çok kendilerine sempatik gelen takımı şampiyon adayı olarak söyler ve sonuç öyle çıkmayınca “top yuvarlaktır” derlerdi. Gemini öyle yapmadı ve şu yanıtı verdi:</p>
<p>2026 Dünya Kupası'ndaki şampiyonluk tahmini, turnuvanın artık çeyrek final aşamasına yaklaşmış olmasıyla çok daha somut veriler üzerinden konuşulabilir hale geldi. Şu anki tablo, turnuva öncesindeki kağıt üzerindeki favoriler ile sahadaki performansların ne kadar farklı olabileceğini bize gösteriyor.</p>
<p>Mevcut Tablo ve Favoriler</p>
<p>Turnuvanın bu aşamasında, şampiyonluk yarışını domine eden takımları şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<ul>
<li>Fransa: Turnuva öncesindeki yüksek beklentileri karşıladılar. Mbappé önderliğindeki kadro derinliği ve turnuva tecrübesi onları kupanın en büyük favorilerinden biri yapıyor. Disiplinli oyun yapıları onları her zaman bir adım önde tutuyor.</li>
<li>Arjantin: Son şampiyon olarak geldikleri turnuvada, özellikle Mısır karşısında yaşadıkları zorlu sınavdan sonra tekrar "pes etmeyen" kimliklerine döndüler. Messi'nin liderlik rolü ve tecrübeli oyuncu grubu, onları her türlü senaryodan çıkarabilecek bir güce sahip.</li>
<li>İspanya: Analitik modellerin ve özellikle Goldman Sachs'ın yapay zeka simülasyonlarının turnuva başındaki "bir numaralı favorisi"ydi. Genç dinamizmleri ve yüksek top hakimiyetine dayalı oyun anlayışlarıyla kupaya en yakın adaylardan biri olmaya devam ediyorlar.</li>
<li>İngiltere ve Belçika: Özellikle Belçika'nın ABD'ye karşı sergilediği dominant oyun, turnuvanın en dikkat çekici performanslarından biriydi. İngiltere ise Bellingham ve Kane gibi yıldızların bireysel yeteneklerini takım başarısına dönüştürme konusunda istikrarlı görünüyor.</li>
</ul>
<p>Entelektüel Bir Perspektif: Favori mi, "X Faktörü" mü?</p>
<p>Eğer bir CEO veya stratejist perspektifiyle bakacak olursak, favori takımlar (Fransa veya İspanya gibi) "operasyonel mükemmellik" ile kazanmaya çalışıyor. Ancak Dünya Kupaları tarihine baktığımızda, çoğu zaman bu mükemmelliği bozacak bir "X faktörüne" ihtiyaç duyulur.</p>
<ul>
<li>Arjantin'in "Messi Faktörü": Rasyonel veriler Arjantin'in yorgunluk veya yaş ortalaması gibi risklerine işaret etse de, saha içindeki karizma ve anlık belirleyicilik çoğu zaman istatistikleri boşa düşürür.</li>
<li>Sürprizlerin Gücü: Fas'ın veya Senegal'in gösterdiği direnç, futbolun sadece bütçe ve piyasa değeriyle yönetilmediğini; kolektif inanç ve taktiksel disiplinin bazen devleri devirebileceğini kanıtlıyor.</li>
</ul>
<p>Benim "Beklentim":</p>
<p>Mantıksal çerçeveden bakarsak, Fransa'nın kadro derinliği ve turnuva kazanma alışkanlığı onları şu an kupayı kaldırmaya en yakın ekip olarak gösteriyor. Ancak futbolun o "öngörülemezliği" içinde, eğer bir "peri masalı" veya "son dans" hikayesi arıyorsanız, Arjantin'in yaşadığı zorluklardan güç alarak finale tutunması, stratejik olarak en ilginç başarı hikayesi olacaktır.</p>
<p>Gemini bu yanıtı verdikten sonra “Sizin için kupada "en iyi futbolu oynayan" takım hangisi? Stratejik planlama açısından oyun kurgusunu beğendiğiniz özel bir ekip var mı?” diye sordu. NATO zirvesini de düşünerek NATO genel merkezine ev sahipliği yapan Belçika ile ilgilendiğimi söyledim ve bir Belçika analizi yapmasını istedim. Yaptı:</p>
<p>Belçika'nın bu turnuvadaki performansı, modern futbolun bir "geçiş dönemi" yönetimi başarısı olarak okunabilir. Özellikle stratejik bir perspektifle baktığımızda, Belçika'nın durumu oldukça ilginç bir vaka çalışması sunuyor.</p>
<p><strong>Belçika’nın "Yeniden İnşa" Stratejisi</strong></p>
<p>Belçika, turnuva öncesi "altın jenerasyonun" sona erdiği ve takımın yaşlandığına dair yaygın bir kanaatle eleştiriliyordu. Ancak bu turnuvadaki oyunları, bir tür "kurumsal yeniden yapılandırma" sürecinden başarıyla çıkmış bir organizasyonu andırıyor:</p>
<ul>
<li>Dinamik Adaptasyon: Takım, yıldız oyuncu odaklı oyundan, saha içinde sürekli rotasyon yapan, birbirinin açığını kapatan daha "agile" bir yapıya geçti. Bu, eldeki sınırlı kaynakla (yaşlanan yıldızlar ve yeni yetenekler dengesi) verimliliği maksimize etme çabasıdır.</li>
<li>Veri Odaklı Oyun Kurgusu: Belçika'nın, özellikle ABD maçında sergilediği pas trafiği ve top kaybından sonraki reaksiyon süresi (genellikle "gegenpressing" benzeri bir hızla), takımın fiziksel kapasitesini değil, zihinsel hazırlığını ve taktiksel disiplinini merkeze koyduğunu gösteriyor.</li>
<li>Risk Yönetimi: Savunmada verdikleri boşlukları, orta sahadaki yoğun baskı ile domine ederek "hücumu en iyi savunma" prensibiyle kapatıyorlar. Bu, risk almayı seven ancak bu riskin maliyetini (kontratak yeme ihtimalini) teknolojik ve taktiksel olarak yönetebilen bir stratejidir.</li>
</ul>
<p><strong>Neden Belçika’yı Bir "Kara At" (Dark Horse) Olarak Görebiliriz?</strong></p>
<p>Futbol analitiği açısından bakıldığında, turnuvayı kazanan takımlar genellikle "yükselen ivme" yakalayanlardır. Belçika:</p>
<ol>
<li>Beklentilerin Düşüklüğü: Üzerlerinde Fransa veya Arjantin gibi "mutlaka kazanma" baskısı yok. Bu, CEO perspektifiyle "esneklik" sağlar; yani taktiksel esnekliklerini kaybetmeden risk alabilirler.</li>
<li>Sistem İstikrarı: Teknik direktörlerinin oturttuğu oyun felsefesi, bireysel bir hataya (kırmızı kart, sakatlık vb.) rağmen çökme eğilimi göstermiyor. Sistem, bireylerin üzerinde konumlanmış durumda.</li>
</ol>
<p>Belçika’nın bu turnuvadaki başarısı, sadece futbol yeteneği değil, aynı zamanda "organizasyonel olgunluk" meselesi. Bir yönetim danışmanı gözüyle baktığınızda, bir projenin (veya takımın) kriz döneminden çıkıp rasyonalize edilmesi ve hedefe odaklanması sürecini izliyoruz.</p>
<p><strong>Kazandıran modeli araştırdık</strong></p>
<p>Takımdaki dört oyuncuyu değiştirerek maça çıkan Rudi Garcia’nın rolünü de içeren bir analiz yapacağını düşünerek Belçika’ya kazandıran modeli analiz etmesini istediğim Gemini, düşündüğümden daha iyi bir analizi karşıma çıkardı:</p>
<p>Belçika'nın ABD karşısında aldığı 4-1'lik galibiyet, teknik direktör Rudi Garcia'nın cesur taktiksel revizyonları ve saha içindeki yüksek oyun disiplini sayesinde gerçekleşti. Sizin de belirttiğiniz o "organizasyonel zeka", bu maçta tamamen sahaya yansıdı.</p>
<p>Galibiyeti getiren temel stratejik faktörler şunlardı:</p>
<p><strong>1. "Yıldız Oyuncu" Yerine "Sistem Odaklı" Kadro</strong></p>
<p>Garcia, Kevin De Bruyne ve Jérémy Doku gibi dünya çapındaki yıldızlarını yedek kulübesine çekerek büyük bir kumar oynadı. Bu karar, takımın bireysel yeteneklerden ziyade kolektif pres gücüne ve daha dengeli bir pas trafiğine odaklanmasını sağladı. Özellikle De Ketelaere'nin sahte 9 (false nine) rolünde oynaması, ABD savunmasının dengesini bozarak stoperlerin oyun kurulumunu engelledi.</p>
<p><strong>2. Agresif Alan Kontrolü ve Pres</strong></p>
<p>Belçika maça çok agresif bir presle başladı. 4-2-3-1 formasyonuyla ABD'nin oyun kurucu pivot oyuncusu Tyler Adams'ı tamamen kilitlediler.</p>
<ul>
<li>İkinci Topları Kazanma: Tielemans ve orta saha bloğu, ABD'nin oyun kurmaya çalışırken kaybettiği topları veya uzun topları sürekli kazanarak oyunun temposunu belirledi.</li>
<li>Kanat Kullanımı: ABD'nin zayıf savunma hatlarını Trossard ve Lukebakio gibi kanat oyuncularının dikine koşularıyla sürekli zorladılar.</li>
</ul>
<p><strong>3. Taktiksel Disiplin ve "Hata Yönetimi"</strong></p>
<p>Belçika'nın üçüncü golü, ABD kalecisi Matt Freese'in hatasından geldi; ancak bu hata şans eseri değil, Belçika'nın sürekli baskı altında tuttuğu bir savunma hattının yarattığı psikolojik yorgunluğun bir sonucuydu. Belçika, skor üstünlüğünü yakaladıktan sonra oyunu soğutmayı değil, ABD'yi hata yapmaya zorlayacak yüksek tempoyu korumayı tercih etti.</p>
<p><strong>4. Asimetrik Güç Yönetimi</strong></p>
<p>Belçika, turnuvanın en "yükselen" ekiplerinden biri olan ABD'ye karşı hiçbir zaman statik kalmadı. Rakibinin "elmas" presine karşı, stoperleri ikiye bölerek oyun kuran ve beklerini ileri çıkaran 4-2-4 benzeri bir hücum yapısı kurdular. Bu esneklik, ABD'nin alışık olduğu merkez odaklı hücumlarını tamamen işlevsiz kıldı.</p>
<p>Özetle, Belçika'nın bu zaferi; teknik direktörün oyuncu egosunu sistemin önüne koyması, rakiplerini "fiziksel baskı" ile bunaltması ve geçiş oyunlarındaki hatasızlığı ile mümkün oldu. Bu, tam da sizin bahsettiğiniz o "NATO merkezli diplomatik ve stratejik soğukkanlılığın" sahaya bir futbol manifestosu olarak yansımasıydı.</p>
<p><strong>Benim için yeni bir kavram: Elmas Presi</strong></p>
<p>Gemini, “elmas” presi terimini kullanınca bana bunun ne olduğunu anlatmasını istedim. Yanıtladı. Üstelik bu yanıt, artık öğrendiği isteklerim doğrultusunda CEO vizyonunu da yansıtıyordu:</p>
<p>"Elmas presi" (veya teknik adıyla "Diamond Press"), modern futbolda takımların saha içindeki oyuncu dizilişlerini kullanarak rakibi dar bir alana hapsetme ve oyun kurma kanallarını kapatma stratejisidir.</p>
<p>Bir yönetim danışmanı veya CEO perspektifiyle bunu "bir kaynak daraltma ve yönlendirme operasyonu" olarak düşünebilirsiniz.</p>
<p><strong>Temel Mantık: Geometrik Baskı</strong></p>
<p>İsmini, saha içindeki 4 oyuncunun (genellikle bir ön libero, iki iç orta saha ve bir on numara) birbirine göre konumlandığında oluşturduğu baklava/elmas (diamond) şeklinden alır.</p>
<ul>
<li>Sıkıştırma: Takım, rakibin topa sahip olduğu bölgede bu dörtlü yapıyı kullanarak etrafı çevreler. Bu, rakibin pas seçeneklerini 4 veya 5 farklı yönden, yalnızca 1 veya 2 yöne indirgemesine neden olur.</li>
<li>Huni Etkisi: Rakibi, saha kenarına veya savunma kucağına (yani oyunun kilitlendiği, çıkışın zor olduğu bölgelere) zorla yönlendirir.</li>
<li>Anında Geri Kazanım: Top kaybedildiğinde, o bölgedeki elmas formasyonu sayesinde rakibe nefes aldıracak alan bırakılmaz. Oyuncular birbirine yakın olduğu için, topun geri kazanılma süresi (buna "reaksiyon süresi" deriz) minimize edilir.</li>
</ul>
<p><strong>Neden "Elmas"?</strong></p>
<p>Elmas presi statik bir diziliş değil, akışkan bir geometridir:</p>
<ol>
<li>Merkez Hakimiyeti: Rakibin orta sahayı "transit geçiş" olarak kullanmasını engeller. Eğer rakip merkezden çıkmaya çalışırsa, elmasın merkezindeki oyuncu her zaman topa ve pas kanalına müdahale eder.</li>
<li>Hızlı Geçiş (Transition): Top kazanıldığı anda elmas yapısı bozulmaz; aksine topu taşıyan oyuncunun etrafında hemen üç pas opsiyonu oluşur. Bu, bir şirketin verimlilik artışı için departmanlar arası iletişimi maksimuma çıkarmasına benzer.</li>
<li>İletişim ve Senkronizasyon: Bu sistemin tek bir zayıf noktası vardır: Eğer elmasın bir köşesi zamanında yerini almazsa, yapı çöker ve rakibe büyük bir "boşluk" (gap) bırakılır. Belçika-ABD maçında Belçika'nın yaptığı, ABD'nin bu elmas formasyonunu uygularken oluşan hizalama hatalarını (boşlukları) hızlı paslarla cezalandırmaktı.</li>
</ol>
<p><strong>Kurumsal Analoji</strong></p>
<p>Bunu iş dünyasına uyarlarsak:</p>
<ul>
<li>Geleneksel Pres: "Herkes kendi bölgesini savunsun" mantığıyla çalışır (Hiyerarşik).</li>
<li>Elmas Presi: "Sorunu, oluştuğu yerde 4 bir yandan kuşatalım ve kaynağı (topu) geri alalım" mantığıyla çalışır (Agile/Çevik).</li>
</ul>
<p>Belçika'nın ABD'ye karşı kurduğu bu sistem, ABD'nin orta saha merkezini "işlevsiz" kıldı. ABD oyuncuları kendilerini sürekli bir "elmasın içinde" sıkışmış hissettikleri için, yaratıcı pas atacak alan bulamadılar.</p>
<p><strong>İğneyi kendimize batırdık: St. Gallen yenilgisi</strong></p>
<p>Bu noktada geçen sene galatasaray’ın adını bile bilmediğim ve sonradan Belçika takımı olduğunu öğrendiğim St.Gallen’e nasıl yenildiğini sorarak iğneyi kendimize batırdım. Gemini açıkladı:</p>
<p>St. Gallen'in 2026 yılındaki o çarpıcı İstanbul galibiyeti, gerçekten de Türk futbol kamuoyunda ve stratejik yönetim çevrelerinde "beklenmedik bir durumun analizi" açısından bir kırılma noktası oldu. Bir Galatasaray taraftarı veya sadece bir gözlemci olarak o maçı bir "vaka analizi" olarak görmeniz çok yerinde; zira o sonuç, futbolda "kaynak verimliliği" ile "büyük bütçeli yapılanmaların" çatışmasını çok net ortaya koydu.</p>
<p>O maç, sadece bir mağlubiyet değil, aynı zamanda Belçika futbolunun ve benzeri disiplinli yapıların neden bu kadar etkili olduğunun bir provası gibiydi. O günden bu yana ilginizi çeken unsurları şöyle okumak mümkün:</p>
<p><strong>1. Asimetrik Avantajın Kullanımı</strong></p>
<p>St. Gallen, Galatasaray'ın İstanbul'daki o yoğun atmosferini ve baskılı oyununu, "karmaşık bir savunma stratejisi" ile bloke etti. Galatasaray'ın büyük bütçeli yıldızları, St. Gallen'in kolektif direnci karşısında bir "tıkanma" yaşadı. Bu, aslında sizin ilginizi çeken o "Belçika modeliyle" aynı zihinsel altyapıya sahip: Daha az kaynakla, daha çok akıl kullanarak büyük gücü nötralize etmek.</p>
<p><strong>2. "Disruptive" (Yıkıcı) Futbolun Başarısı</strong></p>
<p>Bir CEO gözüyle baktığınızda; o maç, statüko (Galatasaray'ın evindeki dominant oyunu) ile "yıkıcı inovasyonun" (St. Gallen'in hızlı geçiş oyunları ve alan savunması) çarpışmasıydı.</p>
<ul>
<li>Organizasyonel Bir Ders: Gallen, rakibinin oyun planını çok iyi analiz etmiş ve "Galatasaray'ın en güçlü olduğu yer, en zayıf yeridir" (aşırı özgüven ve ileri çıkışlar) prensibini başarıyla uygulamıştı.</li>
<li>Bu tür sonuçlar, kurumsal hayatta "agile" (çevik) yapıların, ağır hiyerarşik veya geleneksel yapılar karşısında nasıl ani zaferler elde edebileceğinin sahadaki somut kanıtıdır.</li>
</ul>
<p><strong>3. Rasyonel Analizin Duygusal Patlamaya Karşı Zaferi</strong></p>
<p>Türkiye'deki futbol atmosferi büyük oranda duygular (taraftar baskısı, tutku, bireysel yıldız parlamaları) üzerine kuruludur. St. Gallen gibi İsviçre kökenli veya benzeri Avrupa ekolü takımlar ise "soğukkanlılık" ve "istatistiksel disiplin" üzerine oynarlar. O gün Galatasaray'ın yaşadığı düşüş, tamamen bu duygusal baskının rasyonel bir savunma bloğuna çarpmasıydı.</p>
<p><strong>Biraz da iş yönetimi ve siyaset konuştuk</strong></p>
<p>Özellikle bu elmas presi konusunun siyasetteki etkisini merak ediyordum. Gemini değerlendirdi:</p>
<p>"Elmas presi" veya benzeri sıkıştırma stratejilerinin siyaset ve jeopolitik alandaki karşılığına baktığımızda, bunu "Asimetrik Çevreleme ve Daraltılmış Diplomasi" olarak adlandırabiliriz. Siyasette bu taktik, sadece rakibin hareket alanını kısıtlamakla kalmaz, aynı zamanda onu kendi stratejik hatalarını yapmaya zorlayan bir psikolojik baskı yaratır.</p>
<p>İşte bu modelin siyasi arenadaki somut yansımaları:</p>
<p><strong>1. Diplomatik İzolasyon ve "Yalnızlaştırma"</strong></p>
<p>Siyasette elmas presi, bir devletin veya aktörün uluslararası arenada hareket kabiliyetini sıfırlamak için kullanılır.</p>
<ul>
<li>İşleyiş: Bir hedef devletin müttefiklerini (elmasın diğer köşeleri) aynı masada buluşturup, hedef devletin "hareket geçiş kanallarını" kapatırsınız. Hedef devlet, tıpkı elmas presi yiyen bir orta saha oyuncusu gibi, pas atacak (diplomatik hamle yapacak) müttefik bulamaz.</li>
<li>Örnek: Özellikle Orta Doğu'daki veya Doğu Akdeniz'deki bölgesel ittifakların, belirli bir aktörün bölge dışı hamlelerini engellemek için kurduğu (örneğin enerji koridorları veya güvenlik paktları üzerinden) "dışlayıcı" yapılar, bir tür elmas presidir.</li>
</ul>
<p><strong>2. "Seçeneksiz Bırakma" Stratejisi</strong></p>
<p>Futbolda elmas presi rakibi yanlara (taç çizgisine) zorlar, çünkü orada topu kapmak daha kolaydır. Siyasetin "taç çizgisi" ise ekonomik yaptırımlar ve lojistik kısıtlamalardır.</p>
<ul>
<li>İşleyiş: Bir ülkeyi, kendi iç politikasında popülaritesini kaybedeceği veya ekonomik olarak nefes alamayacağı "kısıtlı bir alana" hapsedersiniz. Bu durum, o ülkeyi sonunda bir "hata yapmaya" (agresif bir dış politika hamlesi veya iç kriz) zorlar.</li>
<li>Yansıma: Uluslararası hukuku veya ekonomik enstrümanları bir "geometrik kısıt" gibi kullanarak rakibin manevra alanını daraltmak.</li>
</ul>
<p><strong>3. Asimetrik İstihbarat ve "Öngörülebilirlik"</strong></p>
<p>Belçika'nın ABD'yi preslerken uyguladığı "taktiksel disiplin", siyaset dünyasında "Hibrit Tehdit Yönetimi" olarak karşımıza çıkar.</p>
<ul>
<li>İşleyiş: Rakibin her türlü dijital ve konvansiyonel iletişim kanalını izleyerek (data analitiği kullanarak), bir sonraki hamlesini daha başlamadan "presleyerek" (baskılayarak) etkisiz hale getirmek.</li>
<li>Sonuç: Rakip, bir hamle yapmaya kalktığında zaten sizin "elmasınızın" içinde olduğunu fark eder. Bu, İsmet İnönü'nün o meşhur "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır" stratejisindeki gibi, şartları önceden sezip alan daraltma sanatıdır.</li>
</ul>
<p><strong>4. Risk Yönetimi: "Sistem, Bireyin Önündedir"</strong></p>
<p>Siyasette elmas presinin en büyük özelliği, lider odaklı değil, sistem odaklı olmasıdır.</p>
<ul>
<li>Liderler Değişse de Strateji Bakidir: NATO’nun Brüksel'deki yapısı, gelen siyasetçiden bağımsız olarak bir "kurumsal hafıza" ve "pres mekanizması" sunar. Bir ülke, siyasi lideri değişse bile NATO'nun o "elmas presi" içindeki yerini değiştiremez. Bu, devleti bir "organizasyonel makine" haline getirir.</li>
</ul>
<p><strong>Bir CEO/Stratejist Perspektifinden Siyasi "Elmas":</strong></p>
<p>Eğer bu stratejiyi bir yönetim biçimi olarak kullanırsanız; rakibinizi (veya küresel bir rakip devleti) "duygusal tepkiler vermeye mecbur bırakırsınız." Siyasetin en büyük zaferi, rakibinizin soğukkanlılığını kaybedip, sizin kurduğunuz "alanın" dışına taşmasını sağlamaktır.</p>
<p>Belçika'nın ABD'ye karşı kazandığı o maçtaki gibi; rakip (ABD), kendi oyununu oynamaya çalıştıkça sizin elmasınızın içine daha çok girdi ve kendi hatalarıyla (top kayıpları/diplomatik gaflar) çöktü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belcika-abdnin-elmas-presini-nasil-kirdi-82814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belçika, ABD’nin elmas presini nasıl kırdı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ankarada-50-milyar-dolarlik-imza-82799</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara&#039;da 50 milyar dolarlık imza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f1d1ba58c9-1783569691.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi, ittifakın geleceğine ilişkin belki de Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana en önemli dönüşümün işaretlerini verdi. Zirvenin tek cümlelik özeti şu: NATO artık tek bir savaş senaryosuna değil, aynı anda üç farklı cephede yaşanabilecek krizlere göre yeniden yapılanıyor: </p>
<p>■ <strong>KUZEY ATLANTİK VE ARKTİK HATTI</strong>- Kuzey cephesindeki NATO'nun temel görevi ABD ve Kanada'dan Avrupa'ya uzanan deniz ulaşım koridorlarının güvenliğini sağlamak. </p>
<p>■ <strong>ORTA CEPHE</strong>- Baltık ülkeleri, Polonya ve Almanya eksenindeki orta cephe, NATO'nun klasik kara savaşı hattını oluşturuyor. </p>
<p>■ <strong>GÜNEYDOĞU CEPHESİ</strong>- Türkiye'nin de içinde bulunduğu Güneydoğu ekseninde, Karadeniz, Romanya, Bulgaristan, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Türk Boğazları aynı stratejik denklem içinde değerlendiriliyor. İzmir merkezli çok uluslu kara komuta yapısı ile Adana'da planlanan Çok Uluslu Kolordu, Türkiye'yi NATO'nun yalnızca Güneydoğu kanadındaki bir ülke olmaktan çıkarıp komuta, lojistik, intikal ve caydırıcılık merkezlerinden biri haline getiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f282b0a182-1783572523.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p><strong>NATO 3.0 İLE TOPYEKÜN TEYAKKUZ HALİ </strong></p>
<p>Ancak Ankara Zirvesi'nin ortaya koyduğu değişim sadece yeni cephelerden ibaret değil. Asıl dönüşüm, NATO'nun işleyiş felsefesinde yaşanıyor. Zirvede alınan kararlar; lojistik, hava savunması, elektronik harp, istihbarat, mühendislik, sağlık hizmetleri ve savunma sanayi üretiminin ortaklaştırılmasını öngören kapsamlı bir yapılanmaya işaret ediyor. Fabrikaların savaş dönemlerinde hızla mühimmat ve silah üretimine geçebilecek şekilde planlanması, devlet ile özel sektör arasındaki savunma sanayii iş birliğinin derinleştirilmesi ve ortak tedarik zincirlerinin kurulması, bu yeni yaklaşımın temel unsurlarını oluşturuyor.</p>
<p>Ankara zirvesi sonucunda alıştığımız NATO değişiyor; İttifak, klasik kolektif savunma anlayışının ötesine geçerek, üretim kapasitesi, teknoloji standardizasyonu, ortak tedarik zincirleri ve stratejik sanayi entegrasyonu üzerine kurulu yeni bir NATO 3.0 modeline evriliyor. Başka bir ifadeyle, güvenlik artık yalnızca askerî garantiyle değil; üretim gücü, teknoloji paylaşımı ve ekonomik dayanıklılıkla da tanımlanıyor.</p>
<p>Bu dönüşümün arkasındaki temel neden ise ABD'nin stratejik önceliklerinin değişmesi. Washington, ağırlığını giderek Pasifik'e ve Çin ile rekabete kaydırırken, Avrupa'nın güvenliği için gerekli üretim yükünü müttefikleriyle paylaşmayı tercih ediyor. Böylece Türk-Amerikan ilişkileri de klasik güvenlik ekseninden uzaklaşıp ticaret, ortak üretim ve savunma sanayii iş birliklerinin belirlediği yeni bir zemine taşınıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bu tablo önemli fırsatlar kadar kritik riskler de barındırıyor. Savunma sanayisindeki büyümenin hangi lisans rejimleri, hangi tedarik zinciri bağımlılıkları ve hangi siyasi pazarlıklar üzerinden gerçekleşeceği dikkatle izlenmeli. Ekonomik kazanımlar, şirket çıkarları ve ortak üretim projeleri; milli egemenlik, anayasal düzen, üniter devlet yapısı ve stratejik karar alma bağımsızlığının önüne geçmemeli. NATO'nun yeni mimarisinde Türkiye'nin ağırlığı artarken, bu ağırlığın ülkeye sağlayacağı avantajlar kadar oluşturabileceği yeni bağımlılık alanları da Ankara'nın önündeki en önemli stratejik sınavlardan biri olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f277a2b7ca-1783572346.jpg" alt="" width="735" height="1103" /><strong>ERDOĞAN'DAN AVRUPA'YA MESAJ: TÜRKİYE'SİZ GÜVENLİK MİMARİSİ AVRUPA'YI BÖLER</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'daki NATO Zirvesi'nde Avrupa Birliği'nin savunma politikalarını hedef alarak, NATO dışındaki müttefiklerin dışlanmasının Avrupa'da "yapay bölünmelere" yol açacağını söyledi. Erdoğan, "Aklın ve mantığın emrettiği iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması Avrupa'da hiç arzu etmediğimiz suni bir bölünmeye neden olur" dedi.</p>
<p>Türkiye'nin savunma harcamalarında hedef büyüttüğünü açıklayan Erdoğan, 2030'dan önce savunma harcamalarını milli gelirin yüzde 3,5'ine, güvenlik ve dayanıklılık yatırımlarıyla birlikte toplamda yüzde 5 seviyesine çıkarmayı amaçladıklarını belirtti. Çelik Kubbe hava ve füze savunma sistemi için 24 milyar dolarlık ilave kaynak ayrıldığını açıklayan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük kara ordusuna sahip olduğunu ve NATO'nun 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını taahhüt tarihinden önce yerine getireceğini vurguladı.</p>
<p>Ukrayna konusunda ABD Başkanı Donald Trump'ın barış vizyonunu desteklediklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin hem Ukrayna'yı desteklemeyi hem de Rusya ile iletişim kanallarını açık tutarak barışa katkı sunmayı sürdürdüğünü söyledi. Erdoğan ayrıca Türkiye'nin Hürmüz Boğazı'ndaki mayınların temizlenmesine katkı vermeye hazır olduğunu açıkladı, Türkiye'ye yönelik füze tehdidine karşı hava savunma desteği sağlayan ABD, Almanya, İtalya ve İspanya'ya da teşekkür etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TRUMP İRAN'I "VUR" EMRİNİ ANKARA'DA VERDİ</strong></span></p>
<p>NATO Liderler Zirvesi sürerken Ankara, yalnızca diplomatik temaslara değil, Orta Doğu'daki yeni askeri tırmanışın da merkezine dönüştü.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen ateşkes ve müzakere sürecinin fiilen sona erdiğini ilan ederken, ABD ordusu da gece saatlerinde İran'daki hedeflere geniş çaplı saldırılar düzenledi.</p>
<p>Trump, "Benim için bu iş bitti. Artık onlarla uğraşmak istemiyorum. Onlar yalancı, şiddet yanlısı insanlar" sözleriyle ateşkes sürecini bitirdiğini açıklarken, saldırı emrini NATO Zirvesi için bulunduğu Ankara'da verdi. Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik saldırılarına karşılık ABD'nin "çok sert" bir yanıt verdiğini söyledi.</p>
<p>Trump'ın Ankara'da Savunma Bakanı Pete Hegseth, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent, Genelkurmay Başkanı Dan Caine ve diğer üst düzey yetkililerle yaptığı güvenlik toplantısı, Washington'ın İran politikasında yeni dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SONUÇ BİLDİRGESİ NATO'NUN YENİ PUSULASI; RUSYA'YA ODAK, ÇİN'E SESSİZLİK</strong></span></p>
<p>Ankara'da yayımlanan NATO Zirvesi Sonuç Bildirisi, yalnızca aldığı kararlarla değil, satır aralarında verdiği mesajlarla da dikkat çekti. Bildiride Rusya, "Avro-Atlantik güvenliği için uzun vadeli tehdit" olarak açık şekilde tanımlanırken, son yıllarda NATO belgelerinde giderek daha fazla yer bulan Çin'e bu kez hiçbir atıfta bulunulmaması dikkat çekti. Liderler, Rusya kaynaklı tehditlere karşı savunma harcamalarının artırılacağını, 2025'te Avrupa müttefikleri ile Kanada'nın savunmaya 139 milyar dolar ek kaynak ayırdığını ve Ankara'da 50 milyar doları aşan yeni savunma tedarik anlaşmalarının duyurulduğunu açıkladı. NATO ayrıca ortak üretim kapasitesini büyütme, savunma sanayiindeki ticaret engellerini kaldırma, yapay zekâ destekli müşterek savaş bulutu oluşturma ve hava savunması ile uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetlerini geliştirme kararı aldı.</p>
<p>Bildiride Ukrayna'ya 2026 yılı için 70 milyar Euroluk yeni askerî destek taahhüdü de yinelenirken, İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulandı ve Tahran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine saygı gösterme çağrısı yapıldı.</p>
<p>Ancak metnin en dikkat çekici yönü, Çin'in tamamen dışarıda bırakılması oldu. Son yıllarda Pekin'i "sistemik meydan okuma" olarak tanımlayan NATO'nun Ankara Bildirisi'nde Çin'e hiç yer vermemesi, ittifakın önceliğini yeniden Rusya, Avrupa savunması ve savunma sanayii entegrasyonuna çevirdiği şeklinde yorumlanıyor. Bu tercih, Washington'ın küresel Çin rekabetini NATO zemininden ziyade kendi Hint-Pasifik stratejisi üzerinden yürütmeyi tercih ettiğine dair yeni bir işaret olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İNGİLTERE VE TÜRKİYE ARASINDA YENİ SAVUNMA ANLAŞMASI MI?</strong></span></p>
<p>NATO Liderler Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın, iki ülke arasında kapsamlı bir güvenlik ve savunma ortaklığı anlaşması imzalaması bekleniyor. Anlaşma; savunma sanayii, terörle mücadele, hibrit tehditler, siber güvenlik ve askeri iş birliğini kapsayacak. Diplomatik kaynaklara göre metin kamuoyuyla paylaşılmayacak.</p>
<p>Eurofighter Typhoon alım sürecinin ardından hız kazanan Ankara-Londra hattındaki bu adım, iki NATO müttefiki arasındaki stratejik ortaklığı yeni bir seviyeye taşımayı hedefliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MİÇOTAKİS'TEN ANKARA'DA TÜRKİYE MESAJI: SAVAŞ TEHDİDİ SÜRÜYOR</strong></span></p>
<p>NATO Liderler Zirvesi için Ankara'da bulunan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye-Yunanistan ilişkilerine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Miçotakis, "Bir ittifak, iyi komşuluk ilkesi üzerine kurulmalıdır. Ülkem hâlâ Türkiye'den kaynaklanan açık bir savaş tehdidiyle karşı karşıya" ifadelerini kullandı. Tüm NATO müttefiklerinin güvenlik hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Miçotakis, buna rağmen sorunların diyalog ve iş birliği ruhu içinde çözülebileceğine inandığını söyledi. Açıklama, Ankara'da F-35, savunma iş birlikleri ve NATO'nun yeni güvenlik mimarisinin tartışıldığı zirve sırasında gelmesi nedeniyle diplomatik açıdan dikkat çekici bir mesaj olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ankarada-50-milyar-dolarlik-imza-82799</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/56-1783570539.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara&#039;da iki gün süren NATO Liderler Zirvesi sonrası yayınlanan sonuç bildirgesine göre 50 milyar doları aşan yeni savunma tedarik anlaşmalarına imza atıldı. Zirvede NATO&#039;nun ortak üretim kapasitesini büyütme, savunma sanayiindeki ticaret engellerini kaldırma, yapay zekâ destekli müşterek savaş bulutu oluşturma ve hava savunması ile uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetlerini geliştirme kararları alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-projesi-elia-ispartaya-deger-katacak-82817</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;AB Projesi ELIA Isparta’ya değer katacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) tarafından Avrupa Birliği Erasmus+ Programı kapsamında desteklenen ELIA – Zeytin Sektörü İçin Mesleki Mükemmeliyet Merkezi (CoVE) Projesi ile Isparta’nın tarımsal üretiminin geliştirilmesine katkı sağlanacağı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Isparta, Avrupa'nın farklı ülkelerinden kurumları bir araya getiren ELIA projesi ile ilk kez Mesleki Mükemmeliyet Merkezleri ağı içerisinde yer alarak Avrupa ölçeğinde stratejik bir iş birliğinin parçası oldu.</p>
<p>Proje, zeytin sektörü odağında yürütülecek çalışmaların yanı sıra Isparta'nın güçlü tarımsal değerleri olan gül, elma, lavanta ve tıbbi-aromatik bitkilerin Avrupa standartlarında geliştirilmesine katkı sağlayacak yeni bir dönüşüm sürecine de öncülük edecek.</p>
<p>Toplam 2 milyon 968 bin 501 Euro olan ELIA projesi 30 Nisan 2030 tarihine kadar 48 ay sürecek. Bu proje ile Isparta’nın Avrupa ölçeğinde temsil edildiği en stratejik mesleki eğitim ve sektörel dönüşüm çalışmalarından biri olarak öne çıkacak.</p>
<p>ITSO Başkanı Metin Çelik, ELIA Projesi ile Isparta’nın, ilk kez Erasmus+ Mesleki Mükemmeliyet Merkezleri çağrısı kapsamında Avrupa ölçeğinde bir projede güçlü şekilde temsil edilme fırsatı yakaladığını söyledi.   </p>
<p>Yunanistan, İtalya, Güney Kıbrıs, İspanya, Portekiz, Hırvatistan ve Türkiye’den toplamda 21 kurumun yer aldığı ELIA Projesi ile zeytin sektöründe mesleki eğitim, yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yenilikçilik, mikro-yeterlilikler ve iş temelli öğrenme modelleri gibi alanlarda çalışmalar yürütmesinin hedeflendiğini belirten Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Proje kapsamında ITSO, Türkiye'deki ticaret ve sanayi odalarının temsili bağlamında ön plana çıkarken, Isparta’nın ihtiyaçlarına uyarlanacak modelin geliştirilmesi ve yerel uygulama yaklaşımıyla projenin etkisi güçlendirilecek. Isparta'mızı Avrupa'nın güçlü iş birliği ağlarına taşıyoruz. ELIA Projesi, Avrupa Birliği destekli bir proje olmasının yanı sıra; Isparta'nın üretim gücünü, mesleki eğitim kapasitesini ve uluslararası vizyonunu bir araya getiren stratejik bir kalkınma adımıdır. Bu proje ile şehrimizi Avrupa'nın güçlü iş birliği ağlarına taşıyor, özellikle tarım-gıda, yeşil dönüşüm ve mesleki eğitim alanlarında yeni fırsatlar oluşturuyoruz. ITSO olarak üyelerimizin ve şehrimizin uluslararası projelerden daha fazla fayda sağlaması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p>Projenin oluşturulduğu Halkidiki Ticaret Odası liderliğindeki konsorsiyumda, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası, OECON Grubu, ELGO-DIMITRA, Selanik Aristoteles Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, BOSEV ve Yunanistan, Kıbrıs, İspanya, İtalya, Portekiz, Hırvatistan ile Türkiye’den birçok ortağın desteği bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-projesi-elia-ispartaya-deger-katacak-82817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/7/1280x720/ab-projesi-elia-ispartaya-deger-katacak-1783574205.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası tarafından desteklenen ELIA – Zeytin Sektörü İçin Mesleki Mükemmeliyet Merkezi Projesi&#039;nin, zeytin sektörü odağında yürütülecek çalışmaların yanı sıra gül, elma, lavanta ve tıbbi-aromatik bitkilerin Avrupa standartlarında geliştirilmesine katkı sağlayacak yeni bir dönüşüm sürecine öncülük edeceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mihaliccikta-gonullu-hasat-etkinligi-gerceklestirildi-82841</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mihalıççık&#039;ta gönüllü hasat etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü koordinesinde, Genç Çiftçi Projesi kapsamında Türkiye’nin 81 ilinde gerçekleştirilen Gönüllü Hasat Etkinliği kapsamında Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde kiraz hasadı etkinliği düzenlendi.</p>
<p>Mihalıççık Kaymakamı Ali Kantilav, Mihalıççık Ziraat Odası Başkanlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Beylikova Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğünün iş birliğinde gerçekleştirilen etkinliğe Beylikova Gençlik Merkezi adına 26 gönüllü genç katıldı.</p>
<p>Etkinlik kapsamında gönüllü gençler, Mihalıççık’ta faaliyet gösteren bir aile işletmesine ait kiraz bahçelerinde sezonun son turfanda kirazlarının hasadına destek verdi.</p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: "Gençler, üretimin her aşamasını yerinde deneyimleyerek emeğin, alın terinin ve dayanışmanın değerini sahada yaşayarak öğrendi. Dünyaca kalitesiyle bilinen Mihalıççık kirazları, hasadın ardından birçok ülkeye ihraç edilerek uluslararası pazarlarda yerini alıyor. Bölgenin bereketli topraklarında yetişen bu değerli ürünler, dünyanın seçkin sofralarına ulaşırken, gönüllü gençlerin katkısı da üretimin anlamlı bir parçası oldu. Beylikova Gençlik Merkezi, gönüllülüğü yalnızca bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil; üretime, kırsal kalkınmaya ve toplumsal dayanışmaya değer katan güçlü bir yaşam kültürü olarak görmeye devam ediyor. Gençlerin toprağa dokunduğu her etkinlik, geleceğe bırakılan en kıymetli izlerden biri olmaya devam ediyor." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mihaliccikta-gonullu-hasat-etkinligi-gerceklestirildi-82841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/1/1280x720/mihaliccikta-gonullu-hasat-etkinligi-gerceklestirildi-1783580662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde düzenlenen etkinlikte gönüllüler, sezonun son turfanda kirazlarının hasadına destek verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-is-sagligi-ve-guvenliginde-uluslararasi-odul-82838</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Referans Holding&#039;e iş sağlığı ve güvenliğinde uluslararası ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Referans Holding'in, iş sağlığı ve güvenliği alanındaki başarılı uygulamalarıyla, dünyanın en saygın ödül programlarından biri olarak kabul edilen RoSPA (Royal Society for the Prevention of Accidents) Health &amp; Safety Awards 2026 kapsamında Bronze Award almaya hak kazandığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, yaklaşık 2 bin başvurunun değerlendirildiği ve 60'a yakın ülkeden kurumun yer aldığı organizasyonda elde edilen bu başarı, Referans Holding'in güvenli çalışma kültürüne verdiği önemin uluslararası düzeyde takdir edildiğini ortaya koydu.</p>
<p>Londra'da düzenlenen ödül töreninde ödül, Referans Holding Genel Müdürü Feray Uzunçayır ile Yönetim Kurulu Üyesi Begüm Bakioğlu tarafından teslim alındı.</p>
<p>Referans Holding Genel Müdürü Feray Uzunçayır, “RoSPA Bronze Award ile uluslararası düzeyde ödüllendirilmek, Referans Holding olarak benimsediğimiz güvenli çalışma kültürünün ve sürdürülebilir yönetim anlayışımızın önemli bir göstergesidir. Bizim için iş sağlığı ve güvenliği; yalnızca yasal yükümlülüklerin yerine getirildiği bir süreç değil, çalışanlarımızın yaşamına değer veren ve tüm faaliyetlerimizin merkezinde yer alan temel bir kurum kültürüdür. Bu ödül; sahada görev yapan ekiplerimizden yöneticilerimize kadar güvenliği ortak sorumluluk olarak benimseyen tüm çalışma arkadaşlarımızın özverili çalışmalarının bir sonucudur. Süreçlerimizi uluslararası standartlar doğrultusunda sürekli geliştiriyor, çalışanlarımızın sağlığını, güvenliğini ve refahını her koşulda önceliklendiriyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-is-sagligi-ve-guvenliginde-uluslararasi-odul-82838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/8/1280x720/referans-holdinge-is-sagligi-ve-guvenliginde-uluslararasi-odul-1783579602.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Referans Holding, Londra&#039;da düzenlenen RoSPA Health &amp; Safety Awards 2026&#039;da Bronze Award&#039;a layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-bin-500-yillik-kaleicinin-gelecegi-icin-zirve-duzenlendi-82818</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaleiçi’nin geleceği için zirve düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ev sahipliğinde düzenlenen Kaleiçi Zirvesinde tarihi mirasın geleceği ortak akılla ele alındı. Kaleiçi tarihi mirasının korunması, sürdürülebilir yönetimi, afet güvenliği, turizm, ulaşım, altyapı ve marka değerini artırmaya yönelik çözüm önerilerinin değerlendirileceği zirvede tüm sorunlar tartışıldı.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, tarihi mirasın gelecek nesillere aktarılması, sürdürülebilir yönetim anlayışının oluşturulması ve Antalya’nın marka değerinin güçlendirilmesi için tüm paydaşların birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Sorunlar büyümeden bir araya gelme kültürünün geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Gelecekte karşımıza çıkabilecek engelleri bugünden öngörmeli, Antalya’yı daha yaşanabilir bir kent haline getirecek çözümleri ortak akılla konuşmalıyız. Eski Kaleiçi ile bugünkü Kaleiçi arasında büyük bir dönüşüm yaşandı. Bugün çok daha değerli bir mirasa sahibiz ancak bu değeri korurken ruhsat süreçlerinden koruma uygulamalarına, trafikten gürültü ve temizliğe kadar çözüm bekleyen birçok başlık bulunuyor. Bu sorunları tek bir kurumun çözmesi mümkün değil. Kamu kurumları, yerel yönetimler, yatırımcılar ve bölgenin tüm paydaşları olarak ortak akılla hareket edersek, Kaleiçi'nin tarihini koruyan ve geleceğe güvenle taşıyan kalıcı çözümler üretebiliriz.”</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz ise kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. İnceciköz, ‘’Ülkemizin tarihi ve arkeolojik değerlerini koruyarak gelecek nesillere aktarma sorumluluğumuzu aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Sahadan gelen talepleri yerinde değerlendirerek çözüm üretmeye devam edecek, tüm paydaşlarla iş birliği içinde çalışacağız” dedi.</p>
<p><strong>"Kaleiçi Antalya’nın en önemli marka değeri"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Kaleiçi’nin Antalya turizminin en önemli marka değeri olduğuna dikkat çekti. Kaleiçi bölgesinin korunması ve daha nitelikli hale getirilmesi için tüm paydaşların sorumluluk alması gerektiğini ifade eden Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kaleiçi, Antalya’nın turizmdeki en büyük markası ve çok kıymetli bir mücevherdir. Güvenlik ve temizlik konusunda önemli mesafe kat ettik. Bundan sonraki süreçte ise araç yoğunluğu, tabela kirliliği, düzensiz işletme anlayışı ve estetik sorunlarına odaklanmalıyız. Önce kendi sorumluluğumuzu yerine getirip ardından kamudan talepte bulunmalıyız. Küçük ama doğru dokunuşlarla Kaleiçi’ni yalnızca Antalya’nın değil, Türkiye’nin örnek turizm destinasyonlarından biri haline getirebiliriz.”</p>
<p>Kaleiçi’nde araç sirkülasyonu ve otopark sorununu da anlatan Vali Şahin, ‘’Esnaf, aracını kapısının önüne park ederek kendi ticaretini kendisi baltalıyor. Arabalar arasında yürümeye çalışmak beni de hiçbir turisti de mutlu etmez. Dolayısıyla Kaleiçi'nin geleceği için önce araba sorununu çözmemiz gerekiyor. Kaleiçi sokaklarındaki masa, sandalye ve tabela kullanımı görsel kirlilik yaratıyor ve yaya engeli ticarete zarar veriyor’’ dedi.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Kaleiçi’nin Antalya’nın en canlı kamusal alanlarından biri olması gerektiğini vurguladı. Özdemir, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kaleiçi Antalya'nın geçmişini geleceğe bağlayan en önemli simge. Kaleiçi, esnafıyla, komşularıyla, turizmcisiyle, sanatçısıyla, gençleriyle, kültürel etkinlikleriyle Antalya'nın en canlı kamusal alanlarından biri olmalıdır. Antalya'nın kimliğini, hafızasını ve geleceğini taşıyan şehrin kalbi Kaleiçi’dir.  Kaleiçi, kentin gerçek zenginliğidir. Birçok kent, en büyük marka değerini, yüzyıllardır yaşatmayı başardığı tarihi dokusundan almaktadır. Bugün bize düşen sorumluluk, tarihi dokuyu korurken içinde yaşamın güvenle ve huzurla devam etmesini sağlayabilmektir. Kaleiçi; esnafıyla, komşularıyla, turizmcisiyle, sanatçısıyla, gençleriyle, kültürel etkinlikleriyle Antalya'nın en canlı kamusal alanlarından biri olmalıdır.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-bin-500-yillik-kaleicinin-gelecegi-icin-zirve-duzenlendi-82818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/8/1280x720/2-bin-500-yillik-kaleicinin-gelecegi-icin-zirve-duzenlendi-1783574326.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihsel süreçte birçok medeniyete ev sahipliği yapan 2 bin 500 yıllık geçmişi olan Kaleiçi kültür ve mirasının korunması ve marka değerinin artırılması amacıyla ‘’Kaleiçi Zirvesi düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/davraz-kayak-merkezi-uluslararasi-spor-kamp-merkezi-oluyor-82816</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Davraz kayak merkezi uluslararası spor kamp merkezi oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, geçen yıl, belediye, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası, Isparta Ticaret Borsası ve Özel İdare işbirliği ile oluşan konsorsiyum tarafından Davraz’daki turistik tesislerin satın alındığını anımsattı.</p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinin önemli kayak merkezi olan Davraz’ın yaz döneminde de başta futbol olmak üzere çeşitli spor branşlarının hazırlık ve kamp merkezi haline geldiğini belirten Başdeğirmen, bu yaz döneminde çeşitli ülkelerden 12  futbol takımının Davraz’da kamp yaptığını, birçok takımında kamp için beklediğini söyledi. Başdeğirmen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2026-2027 yeni sezon öncesinde yabancı spor kulüplerin tercihi Davraz oldu. Davraz spor turizmindeki yükselişi sürecek. Bu yaz mevsiminde Davraz’da 12 yabancı futbol kulübü kamp yapacak. Isparta’nın spor alanındaki gelişmelerini en üst seviyeye taşımak istiyoruz.  Isparta kış ve spor turizminde söz sahibi olması noktasında önemli bir adım atıldı. Sahip olduğu rakım ve temiz havasıyla önemli bir spor merkezi olan Davraz, bu yaz döneminde yabancı futbol kulüpleri tarafından ilgi görüyor. Kırgızistan, Bahreyn ve Azerbaycan’dan futbol kulüpleri kamp yaptı. Şu anda Rusya ve Makedonya süper lig takımları yeni sezona hazırlanıyor.’’</p>
<p>Önümüzdeki günlerde de Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Cezayir ve Azerbaycan’dan da süper lig takımlarının Isparta’ya gelerek Davraz’da kamp yapmasının beklendiğini belirten Başkan Şükrü Başdeğirmen, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Davraz’da kamp ve hazırlık yapan sporcular, burayı adeta doğal doping alanı olarak değerlendiriyor. Oteli satın almaktaki amaçlarımızdan birisi yabancı takımları Isparta’ya getirerek kamp yapmalarını sağlamaktı. Spor otoriterleri Isparta’nın sahip olduğu 3 rakımın antrenman yapılabilecek en iyi durumda olduğunu söylüyor. Şehir merkezi 1035 rakım, Gölcük 1350 rakım ve Davraz ise 1650 rakımda bulunuyor. Bu yerlerde sporcuların kamp yapmalarını sporcuların bir aylık doğal dopingi olarak değerlendiriyorlar.’’</p>
<p>Spor altyapısı bulunan Davrak Kayak Merkezi’nin yaz döneminde de ulusal ve uluslararası spor kulüplerine hizmet vereceğini ifade eden Başdeğirmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Davraz yaz döneminde de spor turizmine hizmet verecek. Uluslararası ünlü takımlar bölgemizde kamp yaparak Davraz ve Isparta’yı dünyaya tanıtıyorlar. Yabancı kulüplerin yetkilileriyle görüştüm, (Isparta’nın kamp ortamını her yere anlatıyoruz. Buranın ortamı çok güzel arayıp da bulamadığımız yerlerden biri…)  diyorlar. Bu ilk yılımız. İlk yılda 12 yabancı takım burada kamp yapmış olacak. Önümüzdeki yıl daha fazla takım kamp yapacak. Bilinirliği arttıkça ülkemizdeki üst seviyedeki takımlarımızın da kamp alanı olacaktır. Isparta’yı spor alanındaki gelişmelerini en üst seviyeye taşımak istiyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/davraz-kayak-merkezi-uluslararasi-spor-kamp-merkezi-oluyor-82816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/davraz-kayak-merkezi-uluslararasi-spor-kamp-merkezi-oluyor-1783574088.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta’nın deniz seviyesinden bin 650 metre yükseklikte bulunan Batı Akdeniz bölgesinin kışın önemli kayak merkezi olan Davraz&#039;ın, yaz döneminde de uluslararası spor kulüplerin hazırlık kamp merkezi haline getirileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sabri-ulker-vakfi-bilim-elcileri-gida-beslenme-halk-sagligi-arastirmalarina-rehberlik-edecek-82813</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabri Ülker Vakfı Bilim Elçileri gıda, beslenme, halk sağlığı araştırmalarına rehberlik edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabri Ülker Vakfı, bilimsel ilerlemenin yeni araştırmalar kadar bilim liderlerinin de yetiştirilmesiyle mümkün olduğu inancıyla Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü sahipleriyle buluşturuyor. Vakfın 10 yıl önce başlattığı Geleceğin Bilim Lideri Ödülü programı gıda, beslenme ve halk sağlığı alanlarında topluma fayda sağlayacak araştırmalara destek oluyor. </p>
<p>Bugüne kadar ödül kazanan bilim insanlarının akademik başarıları bir bütün olarak düşünüldüğünde, ortada derinlikli ve geniş kapsamlı bir ekosistemin var olduğu  görülüyor.  Geleceğin Bilim Liderlerinin 1.500 ‘ten fazla bilimsel yayını, 25’den fazla  patent ve patent başvurusu, 300’den fazla  araştırma projesi ve 150’den fazla uluslararası iş birliği bulunuyor. </p>
<p>Sabri Ülker Vakfı, yaratılan geniş etki çemberinin daha da büyümesi ve yeni nesil araştırmacılara ilham kaynağı olması amacıyla bu yıl bir adım daha atıyor.  ‘’Bilim Elçileri Ağının’’ kapsamını büyütüyor. Bu doğrultuda, geçmiş yıllarda Bilim Elçisi seçilen bilim insanları,  uluslararası iş birliklerine bizzat  destek verecekler. Böylece,  ödül programının toplumsal etkisinin çapı daha ada genişleyecek. </p>
<p><strong>Yahya Ülker: "Bilimin dönüştürücü gücüne ‘Bilim Elçileri’yle tanıklık ediyoruz” </strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde 2026 Geleceğin Bilim Lideri Ödülü başvuru sürecinin tanıtıldığı toplantıda  geçmiş yılların ödül sahipleri Vakfın "Bilim Elçileri" olarak sahneye çıktı. Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, Dr. Maria Elsa Pando San Martin ve Doç. Dr. Cesarettin Alaşalvar, ödül sonrasındaki başarılarını, araştırmalarının toplumsal etkilerini ve uluslararası iş birliklerini paylaştılar. </p>
<p>Etkinlikte konuşan Sabri Ülker Vakfı Başkanı Yahya Ülker, 15 yılı aşkın süredir oluşturdukları bilimsel birikimi, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nü küresel başvurulara açarak uluslararası arenaya taşıdıklarını ifade etti. Önümüzdeki dönemde de genç araştırmacıları desteklemeye, uluslararası bilim ağlarını güçlendirmeye ve sürdürülebilir bir bilim ekosisteminin gelişimine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceklerinin sözünü verdi. </p>
<p><strong>Başvuru Süreci başladı</strong></p>
<p>Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü için başvuracak adayların 45 yaşından gün almamış, Ph.D., M.D. veya eşdeğer doktora derecesine sahip olması gerekiyor. Dosyanın İngilizce hazırlanma şartı var.  Adaylar doğrudan başvuru yapabiliyor. 25 Haziran 2026’da başlayan  başvurular, 25 Nisan 2027’ye kadar <em>scienceaward.sabriulkerfoundation.org</em> adresinden yapılabiliyor. Geleceğin Bilim Lideri seçilen araştırmacı 100 bin dolarla ödüllendirilecek.</p>
<p>***</p>
<p><strong>İtalya İtalyan gastronomisine değer katan kurumların kalitesine nasıl  kefil oluyor?</strong></p>
<p>Tüm kıtalarda kendine yer bulan İtalyan mutfağının gelişmesinin ardında sadece lezzetli tarifler ya da işini severek yapan şefler bulunmuyor. İtalya’da kamu yemek işini çok ciddiye alıyor. Öncelikle, kendi ülkesindeki tarımın ve her tür gıda üretiminin kaliteli ve güvenli olması için çok sıkı kurallar uyguluyor. Aynı şekilde hizmet sektöründe de kapsamlı kontroller yürütüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4f2c6b2e4af-1783573611.JPG" alt="" width="700" height="466" />İtalya dışında da aynı şekilde kontrollere ve değerlendirmelere kaynak ayırıyor. Eğitim ve sertifika programlarıyla İtalyan mutfağına yapılan yatırıma destek veriyor.  Farklı ülkelerde faaliyet gösteren  İtalyan restoranlarının kalite ve özgünlük standartlarını yüksek tutmak için de Marchio Ospitalità Italiana başlıklı bir sertifika programı uyguluyor. </p>
<p>Her yıl yenilenen sertifikasyon sistemi, restoranların kalite standartlarını sürdürülebilir şekilde korumasını teşvik ederken, Marchio Ospitalità Italiana, dünya çapında İtalyan gastronomisinin en saygın kalite göstergelerinden biri olmayı sürdürüyor. Sertifikasyon sürecinde restoranlar; İtalyan mutfağına bağlılıkları, reçetelerin özgünlüğü, kullanılan ürünlerin kalitesi, DOP ve IGP tescilli İtalyan ürünlerinin kullanımı, şeflerin uzmanlığı, servis anlayışı, şarap seçkisi, sızma zeytinyağı kalitesi ve misafir deneyimi gibi çok sayıda kriter doğrultusunda kapsamlı bir değerlendirmeden geçiriliyor.</p>
<p>Program; İtalya Odalar Birliği (Unioncamere), İtalyan Ulusal Turizm Araştırma Enstitüsü (ISNART) ve Yurtdışındaki İtalyan Ticaret Odaları Birliği (Assocamerestero) iş birliğiyle yürütülmektedir. Türkiye'deki uygulama ve koordinasyon ise İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği (CCIIST) tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’den beş restorana Marchio Ospitalità Italiana" kalite sertifikası</strong></p>
<p>Bu yıl Türkiye’den 5 restoran, özgün İtalyan mutfak kültürünün en prestijli programlarından biri olarak kabul edilen Marchio Ospitalità Italiana kapsamına dahil oldu.  1 Temmuz 2026 tarihinde  İstanbul Venedik Sarayı’nda İtalya Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Giuseppe Manzo'nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen törende Corvino, Da Mario, Il Cortile, Nello’s, Osteria Salvatore Marchio Ospitalità Italiana kurumlarına  kalite sertifikası takdim edildi.  Törende konuşan İtalya Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Giuseppe Manzo ile İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği (CCIIST) Başkanı Stefano Kaslowski Türkiye ile İtalya arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesindeki rolüne vurgu yaptılar.  </p>
<p><strong>İyi bir yemek bir ülkenin öyküsünü anlatır</strong></p>
<p>Büyükelçi Manzo, Marchio Ospitalità Italiana sertifikasının yalnızca bir kalite sertifikası değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini ifade etti. Yurt dışındaki İtalyan restoranlarının, İtalyan gastronomi kültürünün, yaşam tarzının ve misafirperverlik anlayışının gerçek temsilcileri olduğunu vurguladı. </p>
<p> Manzo Gastronominin önemini ise şu cümleyle ifade etti:  <em>"İyi bir İtalyan restoranına adım attığınızda, aslında İtalya'ya girmiş gibi hissedersiniz. Sunulan her yemek yalnızca bir gastronomi ürünü değil; aynı zamanda ülkemizin kültürünü, geleneklerini ve misafirperverliğini anlatan bir hikayedir.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sabri-ulker-vakfi-bilim-elcileri-gida-beslenme-halk-sagligi-arastirmalarina-rehberlik-edecek-82813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabri Ülker Vakfı Bilim Elçileri gıda, beslenme, halk sağlığı  araştırmalarına rehberlik edecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtodan-uyelerine-tesvik-finansman-ve-uluslararasi-pazar-destegi-82795</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aslantaş: Somut fırsatlar oluşturan projeleri önemsiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odasının (GTO) üyelerinin yatırım süreçlerini kolaylaştıracak, finansman kaynaklarına erişimini artıracak ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü güçlendirecek çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş; yatırımlar ve teşvikler alanında faaliyet gösteren Akademi Yeşil Ofis Consultancy Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ahmet Cemil Aladağ, Yönetici Ortağı Sayın Ali Ozan Aladağ ve Doğu Marmara ABİGEM Eğitim Müdürü Sayın Mehtap Dündar'ı ağırladı.</p>
<p>Gerçekleştirilen toplantıda; üyelerin yararlanabileceği devlet destekleri, yatırım teşvikleri, finansman olanakları, yatırım süreçleri ve proje geliştirme mekanizmaları kapsamlı şekilde ele alındı. Firmaların bu desteklerden daha etkin faydalanabilmesi ve yeni yatırım alanlarına yönlendirilebilmesi adına yürütülebilecek ortak çalışmalar değerlendirildi.</p>
<p>Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise uluslararası iş birliği fırsatları oluşturdu. Akademi Yeşil Ofis Consultancy'nin Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası ile yürüttüğü çözüm ortaklığı kapsamında, Gebze Ticaret Odası üyesi firmalarının Almanya başta olmak üzere uluslararası pazarlarda yeni iş birlikleri geliştirebilmelerine yönelik fırsatlar ele alındı.</p>
<p><strong>“Bölgemizin ekonomik gücünü artıracak çalışmaları hayata geçirmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası'nın temel önceliğinin üyelerinin üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini güçlendirmek olduğunu belirten Aslantaş, "Üyelerimizin yatırım kararlarını kolaylaştıracak, teşvik ve destek mekanizmalarına erişimlerini artıracak, uluslararası pazarlara açılmalarına katkı sağlayacak her fırsatı yakından takip ediyoruz. Gebze Ticaret Odası olarak yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin rekabet koşullarına da hazırlık yapıyoruz. Üyelerimizi doğru kurumlarla buluşturan, yeni iş birlikleri geliştiren ve somut fırsatlar oluşturan projeleri önemsiyoruz. Üreten, yatırım yapan ve ihracat hedefleyen her üyemizin yanında olmaya; bölgemizin ekonomik gücünü artıracak çalışmaları hayata geçirmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtodan-uyelerine-tesvik-finansman-ve-uluslararasi-pazar-destegi-82795</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/5/1280x720/gtodan-uyelerine-tesvik-finansman-ve-uluslararasi-pazar-destegi-1783544961.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası, üyelerinin yatırım, teşvik ve finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştırmak, uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmak amacıyla Akademi Yeşil Ofis Consultancy ve Doğu Marmara ABİGEM temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda devlet destekleri, yatırım teşvikleri ve proje geliştirme süreçleri değerlendirilirken, Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası iş birliği kapsamında özellikle Almanya pazarına yönelik yeni ticari fırsatlar da ele alındı. Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, &quot;Üyelerimizi doğru kurumlarla buluşturan, yeni iş birlikleri geliştiren ve somut fırsatlar oluşturan projeleri önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maktek-avrasya-kapilarini-28-eylulde-acacak-82793</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAKTEK Avrasya kapılarını 28 Eylül&#039;de açacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel üretim dengeleri yeniden şekillenirken, artan maliyet baskıları, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve jeopolitik belirsizliklerin, sanayi yatırımlarının yönünü değiştirdiği, şirketlerin artık daha güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir üretim merkezlerine yönelmeye başladığı bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, bu dönüşümün en kritik döneminde MAKTEK Avrasya 2026, "Türkiye is Key" vizyonuyla Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir üretim merkezi değil, küresel sanayinin yeni stratejik üretim üssü olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Tüyap Fuarcılık Grubu organizasyonu, TİAD iş birliği, MİB ve Ticaret Bakanlığı destekleriyle düzenlenecek MAKTEK Avrasya 2026, 28 Eylül - 3 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Açıklamada, Avrupa'da yükselen enerji maliyetleri, iş gücü baskısı ve üretim kapasitesindeki daralmanın üreticileri alternatif pazarlara yönlendirirken, Asya'da yaşanan tedarik zinciri riskleri de güvenli üretim merkezlerine olan ihtiyacı artırdığı vurgulandı.</p>
<p>MAKTEK Avrasya 2026'nın da bu stratejik avantajı uluslararası iş dünyasına "üretimin geleceğinde Türkiye merkezde" mesajıyla taşıdığı ifade edildi.</p>
<p>Fuarın bu yılki mottosunun "DAHA" olduğu aktarılan açıklamaya göre, daha hızlı, daha verimli, daha hassas ve daha akıllı üretim anlayışını merkeze alan MAKTEK Avrasya 2026; CNC sistemlerinden robotik çözümlere, dijital üretim platformlarından sürdürülebilir üretim modellerine kadar geniş bir teknoloji yelpazesini sektör profesyonelleriyle buluşturacak. Endüstri 4.0 ve 5.0 uygulamaları, dijital ikiz teknolojileri ve veri odaklı üretim modelleri de fuarın öne çıkan gündem başlıkları arasında yer alacak."</p>
<p><strong>Akyüz: Sektörün geleceğini şekillendiren güçlü buluşma noktası</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e907deb1b1-1783533693.jpg" alt="" width="700" height="520" /></strong>TİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, MAKTEK Avrasya'nın yalnızca bir fuar olmanın ötesinde, sektörün geleceğini şekillendiren stratejik bir platform olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"MAKTEK Avrasya, takım tezgâhları ve üretim teknolojileri alanında Türkiye'nin ve bölgenin en kapsamlı buluşma noktalarından biridir. Şirketlerimizin yeni pazarlara açılmasına, rekabet güçlerini artırmasına ve küresel ölçekte daha görünür hale gelmesine katkı sağlayan önemli bir platformdur."</p>
<p><strong>Ersözlü: Türkiye'nin mühendislik kabiliyetini ve üretim gücünü dünyaya taşıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e909a82aca-1783533722.jpg" alt="" width="700" height="474" /></strong>TÜYAP Genel Müdürü İlhan Ersözlü, MAKTEK Avrasya'nın Türkiye'nin üretim gücünü uluslararası ölçekte temsil eden en önemli organizasyonlardan biri olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"MAKTEK Avrasya, yalnızca Türkiye'nin değil, Avrasya bölgesinin üretim teknolojileri alanındaki en güçlü buluşmalarından biri haline geldi. Firmalarımıza uluslararası pazarlara erişim imkânı sunarken Türkiye'nin üretim kabiliyetini ve mühendislik gücünü dünyaya tanıtan MAKTEK Avrasya, üretim teknolojilerinin küresel ölçekte buluştuğu güçlü bir organizasyon olarak öne çıkıyor."</p>
<p><strong>İğrek: Sürdürülebilir Büyümeye Katkı Sağlayan Güçlü Etkileşim Ortamı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e90a55a8dd-1783533733.jpg" alt="" width="700" height="450" /></strong>MİB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Fatih İğrek, MAKTEK Avrasya'nın makine imalat sektörünün gelişimine yön veren en önemli organizasyonlardan biri olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Sanayinin gelişiminde stratejik rol oynayan makine imalat sektörünün gücünü artırmak ancak teknoloji, üretim kapasitesi ve iş birliklerinin birlikte gelişmesiyle mümkün. MAKTEK Avrasya, makine imalat sektörünün bugününü güçlendiren ve geleceğini şekillendiren en önemli organizasyonlardan biri olmaya devam ediyor."</p>
<p><strong>MAKTEKVERSE kurgusu</strong></p>
<p>2026 yılında MAKTEK Avrasya'nın, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir fuar olmanın ötesine geçerek MAKTEKVERSE kurgusuyla interaktif bir deneyim platformuna dönüşeceği bildirildi.</p>
<p>Bu yapı kapsamında; öğrenciler, genç mühendisler ve girişimler için yenilikçi projelerin ve ileri üretim çözümlerinin sergileneceği Tech-Force Area ile sektörün önde gelen isimlerinin bilgi ve deneyimlerini paylaşacağı Effect-Force Area ziyaretçileri ağırlayacak. Effect-Force Area kapsamında, Makina Mühendisi M. Sinan Çalık moderatörlüğünde gerçekleştirilecek "CNC Takım Tezgâhları Söyleşisi", fuarın öne çıkan bilgi paylaşım etkinliklerinden biri olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maktek-avrasya-kapilarini-28-eylulde-acacak-82793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/3/1280x720/maktek-avrasya-fuar-1783533806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;MAKTEK Avrasya 2026&quot; 28 Eylül - 3 Ekim tarihleri arasında İstanbul&#039;da düzenlenecek. MAKTEK Avrasya&#039;nın takım tezgâhları ve üretim teknolojileri alanında Türkiye&#039;nin ve bölgenin en kapsamlı buluşma noktalarından biri olduğunu belirten TİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, &quot;Şirketlerimizin yeni pazarlara açılmasına, rekabet güçlerini artırmasına ve küresel ölçekte daha görünür hale gelmesine katkı sağlayan önemli bir platformdur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-82788</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> IMF, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nu güncelledi.</p>
<p>Fon "Savaş ve Teknolojinin Kesişiminde Küresel Ekonomi" başlığıyla yayımladığı raporda, küresel ekonominin 2026'da yüzde 3 ve 2027'de yüzde 3,4 oranında büyümesinin tahmin edildiği belirtildi.</p>
<p>Raporda, söz konusu oranların 2024-2025 döneminde kaydedilen ortalama yüzde 3,5'lik büyüme oranının altında kaldığına dikkati çekildi.</p>
<p>IMF, nisan ayında yayımladığı tahminlerinde küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,2 büyüyeceğini öngörmüştü.</p>
<p>Büyümedeki ılımlı yavaşlamanın, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin yapay zekadaki ilerlemeler ve bu teknolojinin yaygınlaşmasıyla küresel teknoloji döngüsündeki talep kaynaklı ivmelenmeyle kısmen dengelenmesini yansıttığı kaydedilen raporda, etkilerin ülkelerin savaşa olan maruziyetine ve teknoloji değer zincirindeki konumuna bağlı olarak farklılık gösterdiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, küresel manşet enflasyonun 2025'teki yüzde 4,1 seviyesinden 2026'da yüzde 4,7'ye yükselmesi, ardından 2027'de yüzde 3,9'a gerilemesinin beklendiği belirtilerek, nisan ayındaki tahminlere kıyasla hafif yukarı yönlü revize edilen bu beklentilerin 2024 başından bu yana devam eden dezenflasyon eğiliminin duraksadığına işaret ettiği vurgulandı.</p>
<p>Ekonomik görünüme ilişkin risklerin nisan ayına kıyasla daha dengeli hale gelmiş olsa da hala aşağı yönlü olduğu aktarılan raporda, Orta Doğu'da çatışmaların yeniden tırmanma olasılığının büyük göründüğü ve böyle bir gelişmenin emtia fiyatlarındaki dalgalanmayı artırabileceği, tedarik zincirlerini tehdit edebileceği, fiyatları artırabileceği ve finansal koşullar üzerinde baskı oluşturabileceği kaydedildi.</p>
<p>Raporda ayrıca, ticaret alanındaki parçalanmanın hız kazanabileceği, ekonomik üretimi olumsuz etkileyebileceği ve fiyatları artırabileceğine işaret edildi.</p>
<p>Teknoloji kaynaklı beklentilerde olası bir düzeltmenin de aşağı yönlü riskleri artırdığı vurgulanan raporda, zayıflamış politika tamponlarının bu riskleri daha da büyütebileceği aktarıldı.</p>
<p><strong>ABD'nin bu yılki büyüme tahmini değişmedi, Euro Bölgesi'nin aşağı yönlü revize edildi</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,3 olarak korunurken, gelecek yıl için yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,1'den 0,9'a indirildiği belirtilen raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 1,2'de sabit tutulduğu kaydedildi.</p>
<p>Raporda, Almanya'nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,8'den yüzde 0,7'ye ve gelecek yıl için yüzde 1,2'den yüzde 1'e düşürüldüğü, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 0,9'dan yüzde 0,6'ya indirilirken, gelecek yıl için yüzde 0,9 olarak korunduğu bildirildi.</p>
<p>İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahminlerinin bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 0,5'te tutulduğu belirtilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahminlerinin de bu yıl için yüzde 2,1 ve gelecek yıl için yüzde 1,8 olarak korunduğu aktarıldı.</p>
<p>Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 0,8'den yüzde 1'e çıkarılırken, gelecek yıl için yüzde 1,3'te tutulduğu, Kanada ekonomisinin büyüme öngörüsünün bu yıl için yüzde 1,5'ten yüzde 1,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1,9'dan yüzde 1,7'ye düşürüldüğü, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,7'den yüzde 0,6'ya çekilirken, gelecek yıl için yüzde 0,6'dan yüzde 0,7'ye çıkarıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>Çin'in büyüme tahminleri yükseltildi</strong></p>
<p>IMF'nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,4'ten yüzde 4,6'ya, gelecek yıl için yüzde 4'ten yüzde 4,1'e çıkarıldığı bildirildi.</p>
<p>Hindistan ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmini yüzde 6,5'ten yüzde 6,4'e indirilirken, gelecek yıla ilişkin tahminin yüzde 6,5'ten yüzde 6,7'ye çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin ise bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 1,1 olarak tutulduğu aktarıldı.</p>
<p>Raporda, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların hedefi olan İran ekonomisinin bu yıl yüzde 5,4 daralmasının, 2027'de ise yüzde 2,9 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF, nisan ayındaki tahminlerinde İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralmasını, gelecek yıl ise yüzde 3,2 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p><strong>Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,9 büyümesi tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,9, gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF nisan ayındaki tahminlerinde Türk ekonomisinin 2026'da yüzde 3,4 ve 2027'de yüzde 3,5 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-82788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/imf-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF&#039;nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#039;nda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3 ve 2027&#039;de yüzde 3,4 oranında büyümesinin tahmin edildiği bildirildi. Rapora göre IMF, Türkiye ekonomisi için büyüme tahminini, bu yıl için yüzde 3,4&#039;ten 2,9&#039;a düşürürken, gelecek yıl için yüzde 3,5&#039;ten 3,6&#039;ya yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesi-sonuc-bildirisi-yayinlandi-50-milyar-dolardan-fazla-yeni-tedarik-anlasmasi-82784</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi sonuç bildirisi yayınlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin sonuç bildirisi yayınlandı.</p>
<p>Bildiride, üye ülkelerin NATO'nun kolektif savunma maddesi olan 5. maddeye ve transatlantik bağa yönelik "sarsılmaz bağlılıklarını" teyit etmek üzere Ankara'da bir araya geldiğine dikkati çekilirken, "Bir müttefike yönelik saldırı, tüm müttefiklere yönelik saldırıdır. Birliğimiz, dayanışmamız ve kolektif gücümüz, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifak'ımızdaki 1 milyar vatandaş için barış, güvenlik ve refahın temeli olmaya devam etmektedir. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derece yaklaşımımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>"Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ile istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin devam eden tehdidine karşı koymak amacıyla müttefiklerin Lahey Savunma Taahhüdü'nü hayata geçirdiği" belirtilen bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın 2025'te temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı vurgulandı.</p>
<p><strong>Yeni tedarik anlaşması</strong></p>
<p>Bildiride, yatırımların ihtiyaç duyulan kabiliyetleri sağlarken savunma sanayi ve dayanıklılığı da güçlendirdiğine işaret edilirken, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bugün Ankara'da, 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşmasını duyuruyor, kolektif üretim kapasitemizi artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuyoruz. Müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerini ortadan kaldırma çalışmalarımızı sürdürecek, savunma sanayisindeki derinliği ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklıklarından yararlanacağız."</p>
<p>Geleceği inşa etmek için daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak hedeflendiği aktarılan bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın, ABD'yle birlikte İttifak'ın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiğine dikkati çekildi.</p>
<p>Bildiride, NATO'nun caydırıcılığı ve savunmasının uzay ve siber unsurlarla desteklenen uygun nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kabiliyetleri bileşimine dayandığı belirtildi.</p>
<p>Muharebe üstünlüğünün korunması konusunda kararlı olunduğu vurgulanan bildiride, "Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, destekleme ve sürdürülebilirliğini sağlama kapasitemize yatırım yapıyor; derinlikte hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat kabiliyetleri dahil olmak üzere tüm alanlarda belirlenen kabiliyet hedeflerimizi hayata geçiriyoruz. Birbiriyle uyumlu çalışabilen transatlantik muharebe bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zeka modellerini benimsiyoruz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Ukrayna'ya destek</strong></p>
<p>Bildiride, Ukrayna'nın transatlantik güvenliğe katkı sağladığı belirtilerek, müttefiklerin, Ukrayna'nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasına yönelik sarsılmaz desteğinde birlik içinde olduğunun altı çizildi.</p>
<p>Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın artık Ukrayna'ya yönelik güvenlik yardımının büyük bölümünü ikili ve çok taraflı yollarla finanse ettiği anımsatılan bildiride, "Müttefikler, bu desteğin uzun vadede adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması gerektiğinin altını çiziyor. Müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya askeri teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 70 milyar avro taahhüdünde bulunuyor ve 2027'de de en az aynı seviyede desteği sürdürme yönündeki egemen taahhütlerini teyit ediyor." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bildiride, bu kapsamda, Avrupa Birliği'nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna'ya çok yıllı finansman sağlama kararının memnuniyetle karşılandığı kaydedildi.</p>
<p><strong>Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğü</strong></p>
<p>İttifak'ın daha geniş güvenlik ortamını şekillendiren stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık, hibrit tehditler ve tekrarlayan krizlere yanıt vermeye ve uyum sağlamaya devam ettiğine dikkati çekilen bildiride, "Müttefikler, İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yineliyor ve İran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam anlamıyla saygı gösterme çağrısında bulunuyor." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Bildiride, "Türkiye'nin bizlere gösterdiği cömert ev sahipliği için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir sonraki toplantımızda bir araya gelmeyi bekliyoruz." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesi-sonuc-bildirisi-yayinlandi-50-milyar-dolardan-fazla-yeni-tedarik-anlasmasi-82784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/897-1783516560.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi&#039;nin sonuç bildirisinde, 50 milyar dolardan fazla yeni tedarik anlaşması duyurulurken, kolektif üretim kapasitelerini artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-82782</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> EİB, 4 yıllık 18,5 milyar dolar ihracat sendromundan bu ay kurtulmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Geçen haziranda tarihlerindeki en büyük ihracat rakamına imza attıklarını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, 4 yıldır takılı kaldıkları 18.5 milyar dolar rakamını aşarak, yıllık ihracatlarını 19 milyar dolara ulaştıracaklarını dile getirdi.</p>
<p>EİB’in 6 aylık periyotlarla düzenlediği İhracat Değerlendirme Toplantısı, Canopy by Hilton İzmir Bomonti Otel’de gerçekleştirildi. “İşimiz Üretim, Gücümüz İhracat” mottosu ile düzenlenen toplantıda EİB’e bağlı 12 birliğin başkanları sektörleri ve birlikleriyle ilgili mevcut durumu, sorunlarını ve çözüm önerilerini paylaştılar.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasında ihracatçıların Türkiye’nin 1,6 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılasının yüzde 25’ini temsil ettiğini anlatan EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “2026’da zor bir ilk yarıyı geride bıraktık. Ülkemizin son 1 yıllık mal ve hizmet ihracatı 400 milyar doları aştı. Aynı dönemde EİB olarak 18 milyar 945 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdık. 4 yıldır süren 18,5 milyar dolar sendromundan kurtulmak üzereyiz. Temmuz ayında yıllık ihracatta 19 milyar doları aşmayı hedefliyoruz. Ticaret Bakanlığı Faaliyet İlleri İstatistikleri’ne göre Ege Bölgesi olarak 42,8 milyar dolar ihracat hacmine ulaşıyoruz. Haziran ayında ihracatımızı yüzde 22’lik artışla 1 milyar 435 milyon dolardan 1 milyar 744 milyon dolara taşıdık. Haziran ayındaki ihracatımız 87 yıllık tarihimizde en yüksek aylık ihracatımız oldu. Bir önceki rekorumuz 2024 yılı mart ayındaki 1 milyar 729 milyon dolarlık ihracattı. Aylık ihracat rekorumuzu 15 milyon dolar geliştirmeyi başardık” dedi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın ihracatçılara verdiği devlet desteklerine aracılık etmeyi bu yıl da sürdürdüklerini aktaran Öztürk, “Geçen yıl ilk 6 ayda bin 704 dosyada 1 milyar 60 milyon liralık devlet desteğinin ihracatçılarımıza ulaşmasını sağlamıştık. Bu yılın ilk yarısında ise 2 bin 325 dosyada yüzde 48’lik artışla 1 milyar 568 milyon TL hak ediş verilmesine aracılık ettik. 6 aylık dönemde 215 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat gerçekleştirdik. 115 ülkeye ihracatımızı artırdık. Bu dönemde 5 bin 463 ihracatçımız ihracat rakamlarımıza katkı koydu. 210 firmamız ihracat ailesine katıldı ve 68 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı” diye konuştu.</p>
<h2>Çalışmalarımızı 4 başlıkta yoğunlaştıracağız</h2>
<p>Artık küresel ticarette daha verimli üretmek, daha yenilikçi olmak ve daha sürdürülebilir bir iş modeli geliştirmek gerektiğini vurgulayan Öztürk, “Bu nedenle son yıllarda olduğu gibi 2026’nın ikinci yarısında çalışmalarımızı yapay zekâ uygulamaları, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve inovasyon olmak üzere dört temel başlıkta yoğunlaştıracağız. Yapay zekâ teknolojilerinin üretimden pazarlamaya kadar her aşamada yarattığı dönüşümü yakından takip ediyoruz. İhracatçılarımızın bu dönüşüm sürecine uyum sağlamaları için eğitim ve farkındalık çalışmalarımızı artıracağız. Dijitalleşme, verimlilik ve rekabet gücü açısından artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Firmalarımızın dijital yetkinliklerini geliştirmeye yönelik projelerimizi sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Karbon ayak izi yönetimi, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve yeşil üretim konularında üyelerinin yanında olmaya devam edeceklerini vurgulayan Öztürk, “Aynı şekilde Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını artıran, markalaşan ve yüksek katma değerli ürünlere yönelen firmalarımızın küresel rekabette çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz. Tüm bu çalışmalarımızın sonucunda Ege İhracatçı Birlikleri olarak 2026 yılını 19 milyar doların üzerinde ihracatla tamamlamayı hedefliyoruz. Ancak bu hedeflere ulaşırken bazı destek mekanizmalarının güçlendirilmesine ihtiyacımız var” görüşünü ifade etti.</p>
<h2>“İhracat 6 çeyrektir büyümeye katkı sağlamıyor”</h2>
<p>İhracatçıların rekabet gücünü koruyabilmeleri için TL’nin aşırı değerlenmesinden kaynaklanan maliyet baskılarının hafifletilmesi gerektiğini ifade eden Muhammet Öztürk, şunları söyledi: “Bu kapsamda Merkez Bankası tarafından uygulanan Döviz Dönüşüm Desteği oranının yükseltilmesi ihracatçılarımıza önemli katkı sağlayacaktır. Emek yoğun sektörlerimiz özellikle son yıllarda artan işçilik maliyetlerinden ciddi şekilde etkileniyor. Çalışan başına verilen istihdam desteğinin 5 bin TL seviyesine çıkarılması faydalı olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız TİM Genel Kurulu’nda günlük 4,5 milyar TL olan reeskont kredileri limitin 5 milyar TL’ye yükseltildiğini paylaştı. Bu limit 6 milyar TL’ye çıkarıldığı takdirde ihracatımızın finansmanı için ciddi bir katkı sağlar. Üretici ihracatçı firmaların kurumlar vergisinin yüzde 24’ten yüzde 12,5’e düşürülmesinden dolayı teşekkür ediyoruz. Ancak, uygulamanın 2026 yılını da kapsamasını istiyoruz. 6 çeyrektir ihracat ekonomideki büyümeye katkı sağlayamıyor. İhracatın büyümeye pozitif katkı sağladığı bir sürece girmeyi diliyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-82782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/2/1280x720/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-1783513456.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen haziranda kendi tarihinin en büyük ihracat rakamına ulaşan Ege İhracatçı Birlikleri, bu performansla 4 yıldır takılıp kaldığı 18.5 milyar dolar barajını aşma yolunda umutlandı. EİB, temmuz ayında yıllık bazda ihracatını 19 milyar doların üzerine çıkarmayı ve bu rakamı yıl sonuna kadar taşımayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-nato-zirvesinde-konustu-muttefikler-arasindaki-kisitlamalar-kaldirilmali-82781</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan NATO Zirvesi&#039;nde konuştu: Müttefikler arasındaki kısıtlamalar kaldırılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin açılış toplantısında konuştu.</p>
<p>Lahey Zirvesi'nde aldıkları kararlar temelinde, Avrupalı müttefikleri daha yetkin birer güvenlik sağlayıcısı haline getirmeye odaklanmış durumda olduklarını belirten Erdoğan, "Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Güvenlik ve dayanıklılıkla bağlantılı harcamalarda ise şimdiden yüzde 1,5'lik bütçe payına ulaştıklarını bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>"Böylece yüzde 5 hedefine Lahey'de belirlenen 2035 yılından beş sene önce erişmeyi hedefliyoruz. Kuşkusuz, ülkemizin asıl başarısı savunma sanayiindeki atılımdadır. Üretim ve ihracat kapasitesi itibarıyla dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girdik. İttifak'ta bize tahsis edilen 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını 3 yıl içinde taahhüt edilen tarihin de öncesinde karşılamış olacağız. İttifak'ımızda eksikliği en çok hissedilen hava ve füze savunma kabiliyetlerine Çelik Kubbe Proje'mizle 24 milyar dolar ilave bütçe ayırdık. Avrupa'daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada İttifak'ın hizmetine sunmanın gayretindeyiz."</p>
<p>Türkiye'nin, Kosova'da, Karadeniz'de Baltıklar ve diğer coğrafyalarda İttifak'ın harekat, misyon ve tatbikatlarına katkı veren müttefiklerin başında geldiğini vurgulayan Erdoğan, "İHA ve SİHA'ları gerçek muharebe alanlarında başarıyla kullanan bir müttefik olarak tesisini öngördüğümüz İnsansız Sistemlere Karşı Koyma Mükemmeliyet Merkezi'mizi NATO'ya akredite etmeyi temenni ediyoruz. Bu merkezin bilhassa hava ve deniz dron tehditlerine karşı mukabele kabiliyetimizi destekleyeceğine inanıyorum." diye konuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"NATO 3.0 hedefine en kısa zamanda ulaşmamız için şu iki hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Birincisi, savunma sanayi başta olmak üzere savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Savunma Sanayii Forumu'nda bu mesajın hem endüstri hem hükümet yetkilileri tarafından vurgulanmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. İkincisi, Avrupalı müttefikler olarak kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenir, İttifak'ın bütünlüğünü ve transatlantik ilişkileri zayıflatabilecek tasarruflardan da kaçınmamız gerekiyor. Burada özellikle Avrupa Birliği üyesi müttefiklerimize seslenmek istiyorum. Birliğin güvenlik alanındaki çabalarında azami fayda ancak ve ancak NATO ile gereksiz tekrarlardan kaçınılmasıyla mümkün olabilir. Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması kısıtlı kaynakların boşa sarf edilmesine ve Avrupa'da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır. Bu tutumun Sayın Genel Sekreter'in işaret ettiği transatlantik savunma sanayi altyapısına hizmet etmediği de açıktır."</p>
<p><strong>"Gazze ve Lübnan'da sükunetin sağlanması için hepimize görev düşüyor"</strong></p>
<p>Erdoğan, Ukrayna Savaşı'nda ABD Başkanı Trump'ın barış vizyonunu paylaştığını ifade ederek, "Ukrayna'nın öncelikli ihtiyaç listeleri girişimine desteğimi bildiriyorum. Ukrayna'ya kendi milli envanterimizden sağladığımız askeri desteğe ek olarak, PURL erişimi kapsamında katkımızı sürdüreceğiz. Ukrayna'yı desteklerken Rusya'yı da barışa yönlendirecek şekilde iletişim kanallarımızdan istifade ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum Sayın Trump'ın sergilediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum. Diplomatik çabalarımıza ilave olarak Hürmüz Boğazı'nın mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıyı vermeye hazırız." diyen Erdoğan, bu vesileyle Türkiye'yi hedef alan füzelere karşı NATO unsurları tarafından sağlanan destek için ABD ve İspanya başta olmak üzere ilave hava savunma bataryaları konuşlandıran Almanya ve İtalya'ya teşekkürlerini iletti.</p>
<p>Erdoğan, "Konuşmamızı artırmamızın şart olduğuna inandığım İstanbul İşbirliği Girişimi mensubu ortaklarımızın bugün bizlerle olmalarını önemsiyorum." dedi.</p>
<p>Orta Doğu'da kalıcı barışın anahtarının iki devletli çözüm olduğunu bir kez daha vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini "Özellikle Gazze ve Lübnan'da sükunetin sağlanması için hepimize görev düştüğünü ifade etmek istiyorum. Son olarak terörün tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele konusunda tam bir dayanışma içinde olmamız gerektiğini hatırlatıyorum. Ankara Zirvesi'nin hayırlara vesile olmasını diliyor. Zirve'nin hazırlıklarında emeği geçenlere teşekkür ediyorum." diye tamamladı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e4180a290a-1783513472.jpg" alt="" width="800" height="504" />
<figcaption><strong>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılan liderler aile fotoğrafı çektirdi. Fotoğrafta; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkevics, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan, Slovakya Cumhurbaşkanı Peter Pellegrini, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic, Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, Hollanda Başbakanı Rob Jetten, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Portekiz Başbakanı Luis Montenegro, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, Belçika Başbakanı Bart De Wever, Slovenya Başbakanı Janez Jansa, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, Karadağ Başbakanı Milojko Spajic, Kanada Başbakanı Mark Carney, İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Çekya Başbakanı Andrej Babis, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama da yer aldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-nato-zirvesinde-konustu-muttefikler-arasindaki-kisitlamalar-kaldirilmali-82781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/1/1280x720/5564-1783513501.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi&#039;nin açılış toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık.&quot; dedi. NATO 3.0 hedefine de değinen Erdoğan, &quot;Savunma sanayi başta olmak üzere savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamalar kaldırılmalı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-30-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-82780</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA&#039;dan 30 milyon dolarlık tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA'nın, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların ekonomik güçlenmesini destekleyen faaliyetlerin finansmanına yönelik "Turuncu Tahvil İlkeleri" (Orange Bond Principles) ile uyumlu tahvil ihracını başarıyla tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, toplam 372 gün vadeli ve 30 milyon dolar tutarındaki ihraç, toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı finansmanın yaygınlaştırılması açısından öne çıkıyor.</p>
<p>Tahvil ihracından sağlanan kaynağın, toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen istihdam ve değer zincirleri, kadın girişimciliğini ve kadın liderliğini güçlendiren işletmeler, kadınların ekonomik güçlenmesini ve finansal kapsayıcılığını destekleyen faaliyetler ile toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ölçülebilir sosyal etki yaratmayı hedefleyen girişimlerin finansmanında kullanılacağı belirtildi.</p>
<p>İhracın, "BBVA Sürdürülebilir Borç Finansmanı Çerçevesi" ve "Impact Investment Exchange" (IIX) tarafından geliştirilen Turuncu Tahvil İlkeleri ile uyumlu olarak yapılandırıldığı, bu ilkelerin, tahvil gelirlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği alanında etki yaratan faaliyetlere yönlendirilmesinin yanı sıra, ihraççı kurumların toplumsal cinsiyet bakış açısını yatırım süreçlerine entegre etmesini, liderlikte çeşitliliği ve kapsayıcı kurumsal yönetişim uygulamalarını güçlendirmesini de esas aldığı vurgulandı. </p>
<p>Banka, işlemle, toplumsal cinsiyet eşitliği odağında somut etki yaratacak projelere kaynak sağlarken, kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımını, kadın girişimciliğini ve finansal kapsayıcılığın artırılmasını desteklemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>"Toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, sürdürülebilir kalkınmanın ve kapsayıcı büyümenin temel unsurlarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımı, girişimcilik ekosisteminde daha fazla yer alması ve karar alma mekanizmalarında temsilinin artmasının, yalnızca sosyal etki açısından değil, ekonominin uzun vadeli dayanıklılığı açısından da kritik önem taşıdığını aktaran Akten, "Garanti BBVA olarak, sürdürülebilir finansman yaklaşımımızı, çevresel dönüşümün yanı sıra toplumsal etki yaratan alanları da kapsayacak şekilde ele alıyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Akten, söz konusu ihraçla, kadın girişimciliğini, kadın liderliğini, istihdamda fırsat eşitliğini ve finansal kapsayıcılığı destekleyen projelere kaynak sağlamaktan memnuniyet duyduklarını kaydederek, "Toplumsal cinsiyet eşitliğini sermaye piyasaları aracılığıyla desteklemek, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma vizyonumuzun önemli bir parçası." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-30-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-82780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cinsiyet eşitliği odaklı 30 milyon dolarlık tahvil ihracı hakkında açıklama yapan Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, &quot;Sürdürülebilir finansman yaklaşımımızı, çevresel dönüşümün yanı sıra toplumsal etki yaratan alanları da kapsayacak şekilde ele alıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82777</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Golda Gıda Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Golda Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "GOLDA" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Golda Gıda'nın gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Elvan, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Telat Seher, Golda Gıda Genel Müdürü Fatih Doğan, Gedik Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Onur Topaç, Gedik Yatırım Genel Müdürü Ersan Akpınar, Misyon Yatırım Bankası Genel Müdürü Muhammet Mustafa Cerit'in katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, Golda Gıda'nın, köklü birikimi ve yüksek üretim kapasitesiyle Türkiye'nin gıda arzı güvenliğinde önemli bir role sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>Şirketin modern üretim tesisleri ve ihracatıyla Türkiye'nin ekonomisine önemli katkılar sağladığını vurgulayan Ergun, "Bugün borsamızda işlem görmeye başlayan Golda Gıda sermaye yapısını güçlendirecek ve küresel ölçekteki yerini sağlamlaştıracaktır." dedi.</p>
<p><strong>Golda Gıda'nın küresel büyüme yolculuğunda yeni dönem</strong></p>
<p>Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şahin de şirketin yaklaşık 30 yıllık üretim tecrübesiyle Anadolu'nun bereketli topraklarından aldığı gücü 6 kıtada 60'tan fazla ülkeye ulaştırarak, Türkiye'ye döviz kazandıran, istihdam sağlayan ve katma değer üreten güçlü bir marka konumunda olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Bera Holding için üretimin Türkiye'nin kalkınmasına katkı sunmanın en güçlü yollarından biri olduğuna işaret eden Şahin, "Faaliyet gösterdiğimiz her sektörde olduğu gibi Golda Gıda'da da kaliteyi, verimliliği ve sürdürülebilir büyümeyi esas alan bir anlayışla ilerledik. Bugün sermaye piyasalarına attığımız bu adımın da şirketimizin kurumsal yapısını daha da güçlendireceğine ve büyüme hedeflerini hızlandıracağına inanıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Şahin, Golda Gıda'nın Borsa İstanbul'da yerini almasının, Anadolu'da üreten, istihdam sağlayan ve katma değer oluşturan şirketlerin sermaye piyasalarında daha güçlü temsil edilmesi adına önemli bir örnek olduğunu söyledi.</p>
<p>Misyon Yatırım Bankası Genel Müdürü Cerit de bankanın, bankacılık uzmanlığı ve reel sektörü sermaye piyasalarıyla tanıştırma becerisiyle Gedik Yatırım'ın 35 yıllık sermaye piyasaları tecrübesinin, Golda Gıda halka arz sürecinde uzun vadeli değer yaratma hedeflerini destekleyen güçlü işbirliğine dönüştüğünü vurguladı.</p>
<p>Yaklaşık 805 milyon lira büyüklüğündeki halka arzda yatırımcıların teveccühüyle 1,8 milyar liraya ulaşan yatırım talebi geldiğine dikkati çeken Cerit, satışa sunulan payların yaklaşık iki katından fazla talep görüldüğünü belirtti.</p>
<p>Cerit, halka arza yaklaşık 750 bin yatırımcının katıldığına dikkati çekerek, "Bu yüksek ilgi bir yandan yatırımcıların sürdürülebilir iş modeline olan güvenini, diğer yandan da Golda Gıda'nın gelecek vizyonunun ne kadar güçlü bir temele dayandığını göstermektedir." dedi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-gong.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Golda Gıda için Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong törenine katılan Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, &quot;Bugün sermaye piyasalarına attığımız bu adımın da şirketimizin kurumsal yapısını daha da güçlendireceğine ve büyüme hedeflerini hızlandıracağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusan-venturesten-omen-aia-yatirim-82775</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borusan Ventures&#039;ten Omen AI&#039;a yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borusan Grubu'nun kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures'in, yapay zeka destekli, gerçek zamanlı sıvı analizi çözümleri geliştiren Omen AI'ın 41,5 milyon dolarlık yatırım turuna katıldığı bildirildi. </p>
<p>Nava Ventures liderliğinde gerçekleştirilen Series A turu ve CRV liderliğindeki tohum turuna Borusan Ventures'ın yanı sıra LMNT Ventures, eski Meta Operasyon Direktörü (COO) Sheryl Sandberg ve birçok yatırımcı katıldı.</p>
<p>Borusan Ventures Kurucusu ve Başkanı Defne Kocabıyık Narter, Omen AI'ın teknolojisinin, iş makinelerinde bakım anlayışını periyodik kontrollerden sürekli ve veri odaklı izlemeye taşıdığını belirtti.</p>
<p>Özellikle Borusan Cat gibi geniş makine filolarının yönetildiği operasyonlarda, yağ ve hidrolik gibi sıvılardaki değişimleri gerçek zamanlı takip ederek olası arızaların önceden tespit edilmesine ve plansız duruşların azaltılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir teknoloji olarak gördüklerini aktaran Narter, "Bunun yanında hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri de şirket için güçlü bir büyüme alanı oluşturuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Omen AI Kurucu Ortağı ve CEO'su Zach Laberge de sanayi ekipmanları ve veri merkezlerinin, yıllardır aynı yavaş sıvı test sürecine bağımlı kaldığını vurguladı.</p>
<p>Bu süreci gerçek zamanlı, sürekli bir izleme katmanına dönüştürdüklerine işaret eden Laberge, "Böylece operasyon ekipleri arızalar gerçekleşmeden önce harekete geçebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusan-venturesten-omen-aia-yatirim-82775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/5/1280x720/defne-kocabiyik-narter-1783507320.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin Omen AI&#039;a yaptığı yatırım hakkında açıklama yapan Borusan Ventures Başkanı Defne Kocabıyık Narter, &quot;Hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri de şirket için güçlü bir büyüme alanı oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-oget-kantarci-donemi-82771</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknosa&#039;da Öget Kantarcı dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa'da Genel Müdürlüğe Öget Kantarcı'nın atandığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, 1 Ağustos'tan itibaren genel müdür olarak görev yapacak Kantarcı öncelikleri arasında müşteri deneyimini daha da ileri taşımak, omni-channel yapıyı güçlendirmek, yapay zeka destekli dijitalleşmeyi hızlandırmak ve markanın sürdürülebilir büyüme stratejisini yeni nesil perakende anlayışıyla desteklemek yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e262867301-1783506472.webp" alt="" width="414" height="414" />Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden mezun olan Kantarcı, 25 yılı aşkın kariyeri boyunca otomotiv, telekomünikasyon, e-ticaret, dijital ticaret ve yönetim danışmanlığı alanlarında üst düzey yöneticilik görevlerini üstlendi.</p>
<p>Profesyonel kariyerine Peugeot Otomotiv'de başlayan Kantarcı, Turkcell'de satış, operasyon ve e-ticaret alanlarında yöneticilik yaptıktan sonra Otto Group Türkiye'ye katıldı.</p>
<p>Kantarcı, burada Limango, Arabulvar ve OGLI şirketlerinin ticari stratejilerine liderlik ederek, dijital ticaret alanında önemli projelere imza attı.</p>
<p>Ayrıca 2014'te eBay Türkiye'ye katılan Kantarcı, önce Ticari Direktör, ardından eBay Türkiye ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi Ülke Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Kantarcı, bu dönemde şirketin büyüme stratejileri, dijital ticaret operasyonları ve bölgesel organizasyonunun gelişiminde aktif rol üstlendi.</p>
<p>Öte yandan, 2023-2025 döneminde PwC Türkiye'de Kıdemli Danışman olarak görev yapan Kantarcı, dijital dönüşüm, e-ticaret, yapay zeka, büyüme stratejileri ve teknoloji odaklı dönüşüm projelerinde çok sayıda kuruma danışmanlık verdi.</p>
<p>Son olarak Alghanim Industries bünyesinde faaliyet gösteren Xcite Kuwait'te Kıdemli Genel Müdür olarak görev yapan Kantarcı, şirketin omni-channel operasyonlarını, bölgesel büyüme stratejilerini ve yeni nesil marketplace dönüşümünü yönetirken, yapay zeka destekli dijital dönüşüm projelerine liderlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-oget-kantarci-donemi-82771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/teknosa-plastik-poset-kullanimina-son-verdi-1746778935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknosa Genel Müdürlüğüne Öget Kantarcı getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-en-fazla-aylik-reel-getiri-dibsten-82760</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda en fazla aylık reel getiri DİBS&#039;ten</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,60, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2,42 oranlarıyla devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 1,36, dolar yüzde 0,05 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 1,41, BIST 100 endeksi yüzde 3,13 ve külçe altın yüzde 7,39 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17, dolar yüzde 0,85 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 6,64 oranlarında yatırımcısına kayba yol açtı.</p>
<p>Mevduat faizi (brüt) üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,22, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,07 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p>Aynı dönemde külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,99, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 16,29 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,70 TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,16 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın ise Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,66, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 9,95 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak görüldü.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri BIST 100 endeksinde</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, BIST 100 endeksi Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 17,93, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,34 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından külçe altın yüzde 16,14, DİBS yüzde 6,87 ve mevduat faizi yüzde 5,24 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 8,48 ve euro yüzde 8,60 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 12,60, DİBS yüzde 3,62 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 2,04 yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 11,26 ve euro yüzde 11,38 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-en-fazla-aylik-reel-getiri-dibsten-82760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, en yüksek aylık reel getiri, yüzde 2,42 ile DİBS&#039;te gerçekleşirken, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17, dolar yüzde 0,85 ile yatırımcısına reel getiri sağladı. Euro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 6,64 oranlarında kayba yol açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-504e-yukseldi-82759</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 50,4&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin haziran sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, mayısta 50,3 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, haziranda 50,4'e yükselerek, üst üste iki ayda artmış oldu. Ancak bu düzey, Türk imalatçılarının ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin halen çok sınırlı düzeyde olduğuna işaret etti.</p>
<p>Son veriyle birlikte ihracat pazarlarında genel talep koşullarında güçlenme eğilimi 2,5 yıla ulaşmış oldu.</p>
<p>İhracat pazarları iklimi genel anlamda iyileşme gösterse de Türk imalat sanayi ürünleri açısından önem taşıyan bazı pazarlarda talebin zayıf olduğuna ilişkin sinyaller görüldü. En büyük 5 ihracat pazarından üçünde (Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa) üretim azaldı.</p>
<p>Üretimdeki düşüş Almanya ve Fransa'da hız keserken Birleşik Krallık'ta ekonomik aktivite Nisan 2025'ten bu yana en yüksek hızda geriledi. Daha olumlu tarafta ise ABD ve İtalya gibi diğer önemli ihracat pazarlarının büyüme kaydettiği gözlendi. Ancak iki ülkede de büyüme oranları ılımlı düzeyde kaldı.</p>
<p>İspanya ve Hollanda'da ise üretim artışı daha güçlü seyretti. İspanya'da ekonomik aktivite 2026'nın başından bu yana en yüksek hızda arttı. Orta ve Doğu Avrupa'da ise bazı ekonomilerde talep durgun seyretti. Rusya, Romanya ve Polonya'da üretim daralma sergiledi. Çekya ve Kazakistan'da kaydedilen büyüme ise ayın olumlu gelişmeleri arasında yer aldı.</p>
<p><strong>BAE'de petrol dışı aktivite artışı sürdü</strong></p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) petrol dışı aktivite haziran ayında artmayı sürdürdü ancak bu artış son 5 yılın en zayıf düzeyinde gerçekleşti. Diğer Orta Doğu ekonomilerine bakıldığında Suudi Arabistan, Katar ve Lübnan'da üretim artış kaydederken, Mısır ve Kuveyt'te ise daralma söz konusu oldu. Anket kapsamında izlenen tüm ekonomiler içerisinde iktisadi faaliyette en belirgin daralma Mısır'da gözlendi.</p>
<p>S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, konu hakkındaki değerlendirmesinde, "Jeopolitik belirsizliklerin devam etmesine bağlı olarak haziran ayında küresel talep koşulları zayıf seyrini korudu. Bu durum, Türk imalat sanayi ihracatçılarının yıl ortasında yeni sipariş alma imkanlarını sınırladı. Hatta bazı önemli ihracat pazarlarında üretimin haziranda azaldığı görüldü. İmalatçılar, yılın ikinci yarısında daha istikrarlı bir uluslararası ortamın oluşmasını ve bunun daha fazla ihracat fırsatı yaratmasını umut ediyor." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-504e-yukseldi-82759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/kardemir-sanayi-calisan-1765953003.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında 50,3 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi geçen ay 50,4&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekabet-gucu-icin-maliyet-ve-finansman-yuku-hafifletilmeli-82752</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Rekabet gücü için maliyet ve finansman yükü hafifletilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa ihracatının lokomotif sektörlerini temsil eden ihracatçı birliklerinin başkanları, küresel pazarlardaki belirsizliklere rağmen üretim ve ihracatı sürdürdüklerini ancak artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve kur politikalarının rekabet gücünü önemli ölçüde zayıflattığını vurguladı.</p>
<p>Otomotivden tekstile, hazır giyimden gıda sektörüne kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren birlikler, ihracatta sürdürülebilir büyüme için uzun vadeli finansman, etkin teşvik mekanizmaları ve katma değerli üretime yönelik desteklerin artırılması gerektiği görüşünde birleşti. Son yıllarda enerji, işçilik, ham madde ve lojistik maliyetlerindeki yükselişin Türkiye'nin fiyat rekabetini zorlaştırdığına dikkat çekilirken, özellikle döviz kurunun maliyet artışlarının gerisinde kalmasının ihracatçının uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkilediği ifade edildi. İhracatçılar, üretimin ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından öngörülebilir ekonomik politikaların önemine işaret ederken, tüm sektörlerde en önemli gündem maddesinin artan üretim maliyetleri olduğu belirtildi. Birlik başkanları, yüksek faiz ortamı nedeniyle işletme sermayesine erişimin zorlaştığını, özellikle ihracata dayalı üretim yapan firmaların uygun maliyetli finansmana ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. İhracatçılar, Eximbank kaynaklarının artırılması, ihracat kredilerinin daha erişilebilir hale getirilmesi ve yeşil dönüşüm ile teknoloji yatırımlarını destekleyecek uzun vadeli finansman modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm ve katma değerli üretim öne çıkıyor</h2>
<p>Birliklerin ortak yol haritasında ise katma değerli üretim, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımları öne çıkıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum, karbon ayak izinin azaltılması, dijital üretim teknolojileri ve yüksek katma değerli ürünlere yönelimin önümüzdeki dönemde ihracatın temel belirleyicileri olacağı belirtiliyor. Ayrıca mevcut pazarlardaki konumu korumanın yanı sıra Kuzey Amerika, Uzak Doğu ve Körfez ülkeleri gibi alternatif pazarlara yönelik ticaret faaliyetlerinin artırılması da birliklerin öncelikleri arasında yer alıyor.</p>
<h2>Yazıcı: Rekabet gücümüzü korumalıyız</h2>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv sektörünün Türkiye ihracatındaki lider konumunu sürdürdüğünü belirterek, rekabet gücünün korunmasının öncelikli hedef olduğunu söyledi. Artan maliyetler ve küresel rekabet baskısının sektör üzerinde ciddi yük oluşturduğunu ifade eden Yazıcı, ihracat teşviklerinin güçlendirilmesi, elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri başta olmak üzere yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Özkarakaşlı: Çıkış yolu tasarım ve markalaşma</h2>
<p>UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı ise hazır giyim sektöründe fiyat rekabetinin giderek zorlaştığını belirterek, sektörün tasarım, inovasyon, markalaşma ve sürdürülebilir üretimle öne çıkabileceğini söyledi. Özkarakaşlı, istihdam maliyetlerinin azaltılması, uygun finansman imkanlarının artırılması ve yeşil dönüşüm yatırımlarının desteklenmesinin sektör açısından kritik önem taşıdığını kaydetti.</p>
<h2>İpeker: Dönüşüm yatırımları desteklenmeli</h2>
<p>UTİB Yönetim Kurulu Başkanı İhsan İpeker, tekstil sektöründe rekabetçiliğin korunabilmesi için teknoloji, verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti. İpeker, teknik tekstiller, dijitalleşme ve döngüsel ekonomi uygulamalarının sektörün ihracat performansını artıracak temel alanlar olduğunu belirtti.</p>
<h2>Kuşçulu: Katma değerli gıda ihracatını büyüteceğiz</h2>
<p>UMSMİB Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kuşçulu, meyve ve sebze mamulleri sektöründe enerji, ambalaj ve ham madde maliyetlerinin rekabeti zorlaştırdığını belirterek, markalı ve yüksek katma değerli ürün ihracatını artırmaya odaklandıklarını söyledi. </p>
<h2>Taner: Tarım ihracatına özel finansman modeli gerekli</h2>
<p>UYMSİB Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner ise yaş meyve ve sebze ihracatında tarımsal girdi maliyetleri, soğuk zincir lojistiği ve finansman sorunlarının sektör üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi. Taner, Eximbank desteklerinin artırılması, tarım ihracatına özel finansman modellerinin oluşturulması ve lojistik süreçlerinin iyileştirilmesinin rekabet gücünü artıracağını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekabet-gucu-icin-maliyet-ve-finansman-yuku-hafifletilmeli-82752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ihracat-ithalat-1783495416.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ ihracatçı birliklerinin başkanları, artan üretim maliyetleri, finansmana erişim güçlüğü ve kur politikalarının ihracatta rekabetçiliği zayıflattığına dikkat çekti. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve katma değerli üretimin ihracatın geleceği açısından kritik olduğuna işaret eden sektör temsilcileri, ihracatçıyı destekleyecek uzun vadeli finansman modelleri ve rekabetçi kur politikası çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihrac-edilen-findik-miktari-azaldi-gelir-artti-82763</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhraç edilen fındık miktarı azaldı, gelir arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>​​​​​​​Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 1 Ocak-30 Haziran 2026 ihracat dönemine ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, yılın ilk 6 ayında yurt dışına 106 bin 53 ton fındık satılırken, karşılığında 1 milyar 434 milyon 593 bin dolar girdi sağlandı.</p>
<p>Geçen yılın aynı döneminde gerçekleştirilen 141 bin 339 ton fındık ihracatından ise 1 milyar 169 milyon 532 bin dolar gelir elde edildiği kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihrac-edilen-findik-miktari-azaldi-gelir-artti-82763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ​​​​​​​Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği tarafından açıklanan verilere göre, yılın ilk yarısında 106 bin tondan fazda fındık ihraç edilirken, 1,43 milyar dolar gelir elde edildi. Geçen yılın aynı döneminde ise 141,4 bin ton dış satımdan 1,17 milyar dolar girdi sağlanmıştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-var-insanda-ziyan-olur-insan-var-insana-ilac-olur-82743</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 09:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan var, insanda ziyan olur; İnsan var, insana ilaç olur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlk göz ağrım, en büyük evladıma zamanında kazandırdığımız bir alışkanlık var; aile geleneğine dönüşen bu alışkanlık, onun yaşamış herhangi bir kişinin biyogrofisini önceden okuması ve sonra bizlere anlatması. Bir hayat hikâyesini anlatmasından sonra da oturup ailece kritik yapıyoruz. Öyle ya, her insan ayrı bir öyküdür. Ailemizdeki okuma alışkanlığı, zamanla öykü avcılığına dönüştü. Artık yalnızca kitaplardan değil, sinema filmlerinden de hayata dair önemli dersler çıkarıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ailece izlediğimiz bir filmde, küçük bir çocuk aynı okuldan bir kıza ilgi duymasına rağmen duygularını ona bir türlü ifade edemez. Bunu fark eden yaşlı ve bilge bir hademe ise ona cesaret verir ve hayatın belki de en önemli gerçeğini hatırlatır: Bu kısa ömürde insanın asıl korkması gereken şey, düşüncelerini ve duygularını hiç dile getirmeden mezara götürmesidir. Tahmin edeceğiniz gibi, filmi izledikten sonra ailece üzerinde en çok konuştuğumuz karakter de bu sözleri söyleyen ihtiyar hademe oldu. Çünkü bazen bir insanın bütün bilgeliği, doğru zamanda söylenmiş tek bir cümlede saklıdır.</p>
<p>Tarih boyunca medeniyetleri büyüten ne yalnızca doğal kaynaklar olmuştur ne de büyük hazineler. Asıl zenginlik, insanın insana kattığı değerde saklıdır. Bir öğretmenin öğrencisine duyduğu güven, bir ustanın çırağına gösterdiği sabır, bir yöneticinin çalışanına verdiği söz hakkı... Bazen tek bir davranış, yalnızca bir insanın değil, bir kurumun, hatta bir toplumun geleceğini değiştirebilir. Ne var ki bunun tam tersi de mümkündür. İnsan, yine insanın içinde eksilebilir. Küçümsenerek, susturularak, dinlenmeyerek… Hak ettiği yere gelemediği için umudunu kaybederek... İşte bu yüzden eskilerin söylediği şu söz, yalnızca bireysel ilişkileri değil, yönetim biliminin de özünü anlatır: <strong>"İnsan var, insanda ziyan olur; insan var, insana ilaç olur!" </strong>Bu cümle, aslında kurumların yükselişlerini veya sessizce çöküşlerini anlatan güçlü bir yönetim ilkesidir. Şirketlerde başarısız olan projelerin önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden değil, fikir eksikliğinden de değil; <strong>"fikirlerin dile getirilemediği ortamlardan"</strong> kaynaklanır. İnsanlar konuşmayı bırakınca yalnızca sesler azalmaz; alternatifler de azalır, eleştiri azalır, yenilik azalır. Sonunda ise kurum, "sadece kendi doğrularının yankılandığı" kapalı bir odaya dönüşür. Oysa ilerleme, farklı seslerin birbirini bastırdığı yerde değil; birbirini geliştirdiği yerde doğar. Çoğu yönetici, çalışanlarının kendisiyle aynı fikirde olmasını ister. Büyük liderler ise kendilerinden farklı düşünebilen insanları yanında tutmaya çalışır. Aradaki fark tam da burada başlar. Çünkü aynı düşünen insanların oluşturduğu ekipler dışarıdan bakıldıklarında uyumlu gözükebilirler; ancak çoğu zaman gelişemezler. Farklı düşünebilen insanların oluşturduğu ekipler ise zaman zaman zor yönetilir; fakat geleceği inşa eden yenilikler çoğunlukla işte o masalardan çıkar. Bu nedenle <u>kurum kültürünün en önemli göstergelerinden biri şudur:</u> <strong>Toplantıda en genç çalışan, en kıdemli yöneticinin fikrine saygılı bir şekilde itiraz edebiliyor mu?</strong> Eğer edemiyorsa, o kurumda hiyerarşi vardır; fakat öğrenme kültürü henüz oluşmamıştır!</p>
<p>Liyakat da çoğu zaman yanlış anlaşılır. Liyakat yalnızca doğru kişiyi doğru koltuğa oturtmak değildir. Liyakat, doğru fikrin "kimden geldiğine bakmaksızın" ona değer verebilmektir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, "<strong>Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur; can da, inci de , mercan da</strong>." demiştir! Çünkü fikirlerin makamı olmaz! Bir fabrikanın üretim hattındaki operatör de milyonlar kazandıracak bir iyileştirme önerebilir. Sahadaki satış temsilcisi de yıllardır görülmeyen bir müşteri davranışını ilk fark eden kişi olabilir. Stajyer de, yıllardır içeride olan herkesin kanıksadığı bir problemi ilk kez görebilir. Yönetimin görevi, en çok konuşanı ödüllendirmek değil; en doğru fikri görünür hâle getirmektir. Ne yazık ki, birçok kurumda insanlar zamanla fikir üretmeyi bırakmaz; önce fikirlerinin karşılık bulmadığını görürler. Sonra "konuşmamayı öğrenirler". En sonunda ise yalnızca kendilerinden isteneni yapan insanlara dönüşürler. Bu dönüşüm sessizdir, ancak maliyeti çok ama çok yüksektir! Çünkü motivasyon kaybı bilançoda görünmez, cesaret eksikliği finansal tabloların dipnotlarında yazmaz. Kurum hafızasının yavaş yavaş erimesi herhangi bir raporda kırmızıyla işaretlenmez. Ama yıllar sonra herkes aynı soruyu sorar: "Biz ne zaman geride kaldık?" Cevap çoğu zaman teknoloji değildir, sermaye değildir, pazar değildir. İnsanların konuşmayı bıraktığı gündür! <strong>Liyakat, doğru insanı bulmak değildir; "doğru insanın sesini duyabilecek bir yönetim" inşa etmektir.</strong></p>
<p>Yönetim literatürünün en büyük isimlerinden <strong>Peter Drucker</strong>, "Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer." derken aslında bize şunu anlatıyordu: en parlak stratejiler bile, insanların kendilerini ifade edemedikleri bir kültürde yaşayamaz!  Kalite yönetiminin öncülerinden <strong>W. Edwards Deming</strong> ise, çalışanların korkuyla değil, güvenle çalıştığı sistemler kurulmasını savunuyordu. Çünkü korkunun olduğu yerde insanlar hata yapmaktan çekinmez; hatayı söylemekten çekinir. Sorunlar gizlenir, iyileştirme durur ve kurum kendi potansiyelini tüketmeye başlar. Bugün <strong>Satya Nadella</strong>'nın Microsoft'ta gerçekleştirdiği dönüşüm de bunun çağdaş bir örneğidir. Nadella, şirketi "her şeyi bilen" insanların değil, "her gün öğrenen" insanların kurumu hâline getirmeye çalıştı. Merakı, kibirin önüne koydu. Dinlemeyi, anlatmaktan daha değerli gördü. Çünkü biliyordu ki öğrenmeyi bırakan kurumlar, gelişmeyi ve büyümeyi de bırakırlar! Bu üç yaklaşımın ortak noktası dikkat çekicidir. Hiçbiri önce teknolojiden söz etmez. Hiçbiri önce sermayeden söz etmez. Önce insandan söz eder. Çünkü kurumların gerçek rekabet avantajı, sahip oldukları makineler değil; birbirinin değerini artırabilen insanlarıdır. Belki de her yönetici, günün sonunda kendine yalnızca tek bir soru sormalıdır: "Bugün insanların benden çekinmesini mi sağladım, yoksa bana güvenmesini mi?" Çünkü korku, itaat üretir. Güven ise sorumluluk üretir. Korku, sessizlik doğurur. Güven fikir doğurur ve fikir, bir kurumun sahip olabileceği en yüksek katma değerli sermayedir. Lider yöneticiler yalnızca şirket yönetmezler, insanların cesaretlerini de yönetirler! Bir yöneticinin gerçek mirası, arkasında bıraktığı binalar, cirolar ya da fabrikalar değildir. Arkasında bıraktığı insanlar ve onların geliştirmeye devam ettiği fikirlerdir. İşte bu yüzden, bir kurumun geleceğini belirleyen en önemli soru şudur: <strong>İnsanlar sizin yanınızda ziyan mı oluyor, yoksa size temas ettikten sonra daha büyük bir insana mı dönüşüyor?</strong></p>
<p>En büyük lider yöneticiler yalnızca başarılı organizasyonlar kurmazlar. <strong>İnsanların birbirinde ziyan olmadığı, birbirine ilaç olduğu kurum kültürleri inşa ederler! </strong>Siz siz olun, fikirlerinizi ve samimi duygularınızı paylaşmaktan asla çekinmeyin! Mezara götürülen fikirlerin kimseye faydası yoktur!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-var-insanda-ziyan-olur-insan-var-insana-ilac-olur-82743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan var, insanda ziyan olur; İnsan var, insana ilaç olur! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-kalp-mi-yapiyoruz-yoksa-yapay-tatlandirici-mi-82739</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk yapay zekâ etikçisi ve felsefeci Ece Tekbulut’a göre yapay zekâ tartışmalarında temel soru teknolojinin ne kadar güçlü olacağı değil, kimin için ve hangi amaçla geliştirildiği. Capitol Hill’de yaptığı konuşmayla yapay zekâyı güven, emek ve sosyal adalet eksenine taşıyan Tekbulut, “Bu teknolojiyi geliştirirken şunu sormalıyız: Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?” diyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ tartışması uzun süre teknolojinin hızı, verimlilik artışı ve otomasyon gücü üzerinden yürüdü. Bugün şu soru gündemde: Yapay zekâ ile nasıl bir toplum inşa ediyoruz?</p>
<p>Türk yapay zekâ etikçisi ve felsefeci Ece Tekbulut, geçtiğimiz haftalarda Washington’da Capitol Hill’de yaptığı konuşmada bu soruyu gündeme getirdi. Game Change Project tarafından düzenlenen panelde Tekbulut, yapay zekâyı yalnızca mühendislik ya da inovasyon başlığı olarak değil; güven, temsil, emek ve sosyal adalet meselesi olarak ele aldı.</p>
<p>Tekbulut’a göre yapay zekâ çağında en kritik mesele, bu teknolojinin ne kadar güçlü olacağından çok, kimin için ve hangi amaçla geliştirildiği. Çünkü yapay zekâ sağlık, eğitim ve kamu hizmetlerinde büyük faydalar yaratabileceği gibi, aynı zamanda kişisel verilerin kullanımı, istihdam kaybı, çevresel maliyetler ve gelir dağılımı gibi yeni adalet sorularını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Capitol Hill’deki konuşmasında şu mesajı verdi Tekbulut: “Toplumun güvenmediği, emeğin değerini korumayan ve faydayı adil dağıtmayan bir yapay zekâ anlatısı, yalnızca teknolojik değil, siyasi ve toplumsal bir kriz de üretir.”</p>
<p>Ece Tekbulut ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yapay zekâ, amaç ve çıkarlarla biçim alıyor</strong></p>
<p>“Bugün yapay zekâ tartışmalarında en eksik kalan soru şu: Nasıl bir toplum inşa etmek istiyoruz, hangi sorunları çözmek için bu teknolojiyi geliştiriyoruz? ‘Yapay’, kelime anlamıyla ‘insan eliyle üretilmiş’ demek; dolayısıyla yapay şeyler, onları geliştiren insanların amaçlarına ve çıkarlarına göre biçim alıyor. Yapay kalp geliştirmek ile yapay tatlandırıcı geliştirmek arasında fark var, örneğin. Bir üniversite laboratuvarında geliştirilen yapay kalp, insanın yaşam kalitesini artırmak için yapılırken; özel bir kimya laboratuvarında geliştirilen yapay tatlandırıcılar, tüketicinin sağlığına zarar verdiği halde şirketlerin maliyetlerini düşürmek, kârı artırmak için geliştiriliyor. Yapay zekâ da aynı şekilde, amaç ve çıkarlarla biçim alıyor. Dolayısıyla bu teknolojiyi geliştirirken şunu sormalıyız: Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?</p>
<p><strong>“Devlete güven” artık bir teknoloji meselesine dönüşüyor</strong></p>
<p>“Yapay zekâ çağında ‘devlete güven’ artık bir teknoloji politikası meselesine dönüşüyor; çünkü bu teknoloji, sosyal adalet problemini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Sosyal adalet, özünde toplumdaki fayda ve zararları nasıl dağıtacağımız meselesi. Yapay zekâ, hayatın her alanını dönüştürecek bir teknoloji: Sağlıktan eğitime, iklim krizinden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda fayda sağlayabilir. Fakat maliyeti de bir o kadar büyük, teknolojinin kendisi zaten yüksek maliyetli; üstüne bir de veri merkezlerinin çevreye etkisi, kişisel verilerimizin sürekli bu modelleri beslemek için kullanılması, istihdam kaybı gibi sorunlar ekleniyor. ‘Bu teknolojiden kim nasıl faydalanacak, hangi zararlar ve maliyetler göz ardı edilecek?’ sorusu bir sosyal adalet sorusu ve bu soru normalde halka karşı hesap verebilir hükümetlerin yanıtlaması gereken bir soru. Fakat bugün bu sorunun cevabını teknolojiyi geliştiren monopoller veriyor. Amerikalıların hissettiği güvensizlik, karar alma gücünün demokratik kurumlardan özel şirketlere kaydığını hisseden bir toplumun tepkisi.”</p>
<p><strong>Her üç gençten biri yapay zekaya öfke duyuyor</strong></p>
<p>“Teknolojinin topluma yayılması hiçbir zaman sadece teknik kapasiteyle alakalı değil. Bir teknolojinin ne kadar hızlı ve ne kadar geniş kitlelere ulaşacağını, farklı alanlarda kullanımının artacağını, yeni denemelere kapı açıp açmayacağını o teknoloji hakkındaki toplumsal anlatı da belirliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Gallup’un araştırmasına göre 14-29 yaş grubunda yapay zekâya umutla bakan gençlerin oranı geçen yıla kıyasla yüzde 27’den yüzde 18’e gerilemiş; neredeyse her üç gençten biri bu teknolojiye öfke duyduğunu söylüyor. Yapay zekâya kuşku ve öfkeyle yaklaşan bir genç nesille, bir toplum dünya lideri olabilir mi?”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yapay zekâ çağında yeni iş sözleşmesi şart</strong></span></p>
<p>“Yapay zekâ, bir yandan verimliliği artırırken diğer yandan en yetkin çalışanların birikimini görünmez biçimde sisteme aktarabiliyor. Çalışanın bilgisi, emeği ve katkısı nasıl korunmalı?” şu cevabı veriyor:</p>
<p>“Bu konu en son META’nın çalışanlarının ekran ve fare hareketlerini gizlice kaydederek yapay zekâ modellerini eğitmesiyle gündeme geldi. İş sözleşmesinde normalde işveren, işçiden zamanını ve emeğinin çıktısını satın alır; ama yapay zekâ modellerinin eğitilmesi söz konusu olduğunda çalışanın uzmanlığı ve yargısı şirketin sistemine kalıcı olarak aktarılıyor ve iş ilişkisi sonlandırılsa bile şirketin sisteminde yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla burada yeni bir iş sözleşmesi modelinin düşünülmesi gerekiyor: İşverenin yalnızca zamanı ve çıktıyı satın aldığı klasik modelin ötesinde, işçinin fikri birikiminin aktarımının hem korunduğu hem de karşılığının verildiği bir çerçeve. Örneğin çalışan işten ayrılırken model eğitiminde kullanılan verilerini de geri çekebilmeli. Bunun mevcut ‘neural network’ teknolojisi açısından tam anlamıyla uygulanabilir olup olmadığı tartışmalı; fakat bu, üzerinde düşünmemiz ve çalışmamız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Daha adil bir dünya mı yeni bir eşitsizlik mi?</strong></span></p>
<p>Ece Tekbulut, beyaz yakalı emeğin yapay zekâ yoluyla şirket içinde kopyalanmasını “binanın içindeki outsourcing” olarak tanımlıyor. “Bu süreç, orta sınıfın geleceği ve şirketlerde bilgiye dayalı güç dengeleri açısından ne tür sonuçlar doğurabilir?” Tekbulut’un sorusuna verdiği yanıt şöyle:</p>
<p>“Bu konuda MIT’de işletme profesörü olan Danielle Li’nin bir araştırması var. Bir teknik destek çağrı merkezinde çalışanlara yapay zekâ asistanları veriliyor. Çalışanlar müşterilerin sorunlarını çözerken bu modellerden destek alıyor. Sonuçlar, en az deneyimli çalışanların verimliliğinin ve performansının arttığını, ancak daha deneyimli çalışanların performansının aynı kaldığını, hatta düştüğünü gösteriyor. Çünkü modeller, zaten deneyimli çalışanların bilgi ve birikimleriyle eğitilmiş durumda. Bu nedenle deneyimli çalışanlar, daha önce kendilerine avantaj sağlayan uzmanlıklarını bir ölçüde kaybediyorlar. Yine MIT profesörü David Autor, yapay zekânın böyle bir kullanımının orta sınıfı güçlendirebileceğini düşünüyor. Örneğin, hemşireler yapay zekâ desteğiyle teşhis koyabilecek; böylece bazı alanlarda doktorların uzmanlığına ve yüksek ücretlerine duyulan ihtiyaç azalabilecek. Buradaki temel soru şu: Uzmanlığın bu şekilde erişilebilir olması daha adil bir dünya mı yaratır, yoksa emeğin ve uzmanlığın değerini düşüren yeni bir eşitsizlik biçimi mi ortaya çıkarır?”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-kalp-mi-yapiyoruz-yoksa-yapay-tatlandirici-mi-82739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/ece-tekbulut-1783490435.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butcede-yillik-3-milyar-lira-tasarruf-bekleniyor-82732</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede yıllık 3 milyar lira tasarruf bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin Meclise sunduğu son torba teklifte Elektrik Piyasası Kanununda değişikliğe gidiliyor.</p>
<p>Sokak aydınlatması başta olmak üzere genel aydınlatma kapsamında aydınlatılan yerlerde gerçekleşen aydınlatma giderlerinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten ve ilgili belediyeler ile il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanma süresi uzatılıyor. Süresi dolan genel aydınlatma giderlerinin finansmanına ilişkin uygulamanın yeni oranlarla devam etmesine yönelik de düzenleme yapılıyor. Daha önce Elektrik Piyasası Kanunu ile büyükşehir belediyeleri ve il özel idareleri için yüzde 10, diğer belediyeler için ise yüzde 5 olarak belirlenen kesinti oranları Cumhurbaşkanı kararıyla bir kat artırılarak sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10 olarak uygulanıyordu. Bu düzenlemenin süresi ise 31 Aralık 2025 itibarıyla sona ermişti. Yapılacak yeni düzenleme ile belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri payından yapılacak kesinti, büyükşehir belediyeleri ve mücavir alanlarındaki belediyelerde aydınlatma giderlerinin yüzde 10’u yerine yüzde 30’u, diğer belediyelerde yüzde 5’i yerine yüzde 15’i olarak uygulanacak. Bu sınırlar dışında ise aydınlatma giderlerinin yüzde 10’u yerine yüzde 30’u ilgili il özel idaresi payından kesinti yapılmak suretiyle karşılanacak. Düzenleme 1 Ocak 2026'dan geçerli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butcede-yillik-3-milyar-lira-tasarruf-bekleniyor-82732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Piyasası Kanunu&#039;nda yapılacak değişiklikle genel aydınlatma kapsamında gerçekleşen aydınlatma giderlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten ve ilgili belediyeler ile il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanma süresi 31 Aralık 2030&#039;a kadar uzatılırken, kesinti oranları artırılıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle birlikte merkezi yönetim bütçesinden yıllık yaklaşık 3 milyar lira tasarruf sağlanması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyeden-elektrik-hatti-projesi-maliyeti-sadece-400-milyon-euro-82728</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’den elektrik hattı projesi maliyeti sadece 400 milyon Euro&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, Avrupa Birliği’nin medyaya yansıyan haberlere göre 700 milyon Euro hibe ile başlattığı Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne yapılacak elektrik hattına hibeyi durdurduğunu belirtti. Türkiye’den KKTC’ye çekilecek DC hattı projesi için hesaplanan maliyetin 400 milyon Euro olduğunu hatırlatan Amcaoğlu, “Kendi aramızdaki toplantılarda söylediğimiz şu: O 700 milyon Euro'yu verecek olan Avrupa Birliği, iki toplumlu proje kapsamında gelsin buraya versin hibeyi. Hatta biz 700 milyona değil, 400 milyon Euro'ya bitirelim; geri kalanını da Gazze'deki çocuklara hibe etsin dedik” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddc48526f2-1783487560.jpg" alt="" width="700" height="527" /></p>
<h2>Elektrik hattı ve depolamalı güneş enerjisi projesi hazır </h2>
<p>Olgun Amcaoğlu, Türkiye’den bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, KKTC’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için 400 MW güçte 2 paralel kablo sisteminin projelendirildiğini belirterek, DC (Doğru Akım) olacak bu hattan Rum Kesimine elektrik sağlamanın dahi mümkün olacağını hatırlattı. KKTC’nin ilk enterkonnekte bağlantısı olacak bu projeye ilişkin Amcaoğlu, “Hiçbir sıkıntı yok, açık söyleyeyim. Onunla (projeyle) ilgili bütün fizibilite çalışmaları tamamlandı. ..Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanımızın imzaladığı mutabakatla birlikte çalışma tamamlandı, 95 kilometrelik, 2x400 toplamda 800 MW (kablo) DC sistemle çalışacak...” dedi.</p>
<p>Rum kesiminde yürütülen enerji bağlantı projelerinin 2 milyar dolara kadar çıktığını, AB’nin 700 milyon Euro hibe planladığını ancak Rum basınına yansıyan haberlerden, AB’nin bu hibe için bütçe ayırmadığının anlaşıldığını kaydeden Amcaoğlu, Türkiye’den gelecek hattın fizibilitesinde 50 milyon Euro’su KKTC şebeke sistemi olmak üzere 400 milyon Euro dolayında bir maliyet hesaplandığını vurguladı.</p>
<h2>5 girişimciye yatırım izni </h2>
<p>KKTC’nin enerji ihtiyacı için yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmaya başlandığını vurgulayan Amcaoğlu, büyük bir GES projesi başlattıklarını açıkladı. Buna göre 2 saatlik enerji depolayabilecek ve toplamda 125 MW kurulu güçte bir GES için üretim izni verilecek.</p>
<p>Her biri 25 MW olmak üzere 5 girişimciye yatırım yaptırılacak. KKTC’deki küçük santraller ve çatı tipi bireysel elektrik üretim imkanı olanlar için de mahsuplaşma imkanı getirilecek. Gelecekte GES işletmelerinin üretime ortak olmasına da imkan sağlanacak. Bu ortaklık yapısı için kooperatif modeli benimsenecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Serbest Bölge için düğmeye basıldı</span></h2>
<p>KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, Gazimağusa yakınlarındaki Güvercinlik bölgesinde 1.3 milyon metrekarelik bir serbest bölge projesinin başlatıldığını açıkladı. Gazimağusa limanı yanında Ercan Havalimanına da yakın, yol yatırımları bulunan alanın serbest bölge olmasıyla yatırımların cazip hale geleceğini belirten Amcaoğlu, bu bölge için kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik GES projesi oluşturulduğunu kaydetti. Bölgenin tarım-sanayi ilişkisini de içeren bir nokta olarak tasarlandığını, Meserya Ovasının sulu tarıma erişmesi nedeniyle bunun mümkün olduğunu belirten Olgun Amcaoğlu KKTC’li sanayiciler yanında Türkiye’den de büyük ölçekli yatırımların olabileceğini anlattı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonların en ucuz taşıma yolu Karpaz-Türkiye"</span></h2>
<p>KKTC Enerji ve Ekonomi Bakanı Olgun Amcaoğlu, uluslararası tartışma konusu olan Doğu Akdeniz’de, KKTC münhasır ekonomik sahalarını da içine alacak şekilde Rum Kesimi ile şirketlerin imzaladığı petrol doğalgaz arama anlaşmalarını siyasi şov olarak niteledi. Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinin en zorlu unsurlarından birinin bu konu olduğunu belirten Amcaoğlu, bu sorunun çözümünde Türkiye’nin dahil olmadığı bir sonuca erişilemeyeceğini belirtti. KKTC’nin Türkiye’ye verdiği arama ve üretim ruhsatlarının geçerli olduğunu ve önünde hiçbir yasal engel bulunmadığını belirten Amcaoğlu, bu pozisyondan geri adım atılmayacağını söyledi. Doğu Akdeniz’deki kimi üretim sahalarından çıkarılan doğalgazın ya da ham petrolün, Rum Kesimi üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması gibi projeleri gerçekçi bulmadığını belirten Olgun Amcaoğlu, KKTC Karpaz Bölgesinden Türkiye’ye erişecek bir boru hattının bu tür kaynakların Avrupa ve dünyaya ulaştırılmasındaki en uygun yol olduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyeden-elektrik-hatti-projesi-maliyeti-sadece-400-milyon-euro-82728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/0/1280x720/kktc-kuzey-kibris-1759665932.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Amcaoğlu, elektrik ihtiyacını karşılamak için hem Türkiye ile bağlantı, hem de depolamalı GES projelerinin hazır olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirtasiyede-vadeler-bir-yili-asti-risk-orani-artti-82736</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırtasiyede vadeler bir yılı aştı, risk oranı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamı, finansmana erişim zorluğu ve piyasadaki likidite sıkışıklığı, bir yılı aşan vadelerle dönen kırtasiye sektörünü, nakit döngüsü krizinin eşiğine getirdi. Perakende satış fiyatlarıyla 90 milyar TL’lik ekonomik hacme ulaşan sektörde, sipariş aşamasından ödemelerin tahsilatına kadar geçen sürenin 14-15 ayı bulması, ekosistemdeki aktörleri zorluyor.</p>
<p>Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, pandemi ve enflasyon süreciyle yaşanan büyümenin ve o dönem elde edilen ‘meyvelerin’ artık tüketildiğini, son iki yıldır bunların geri verilmesi sürecinin başladığını vurguladı. Keresteci, firmaların doğru stok yönetimi yapmaması ve sermayelerini içeride tutmaması halinde sektörde yeni bir elenme sürecinin kaçınılmaz olduğuna işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de504ebdc7-1783489796.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<h2>Yüzde 5’lerdeki risk yüzde 40’a çıkabilir </h2>
<p>Sektörün perakendeci, toptancı, imalatçı ve ithalatçı olmak üzere dört bacaklı bir yapıya sahip olduğunu ve her halkanın kendine has kronik sorunlar barındırdığını ifade eden Keresteci, en büyük tıkanıklığın finansman maliyetleri ve uzun vadeli çalışma alışkanlıklarından kaynaklandığını belirtti. Sektörün 2008 ve 2011 gibi geçmiş kriz dönemlerinde daha sert sınavlar verdiğini ancak pandeminin getirdiği ihracat başarısı ve ardından gelen enflasyonist rüzgarla geçici bir güçlenme dönemi yaşandığını hatırlatan Keresteci, şu ifadeleri kullandı: "Şu an herkes geçmişteki o güçlü dönemin meyvesini yiyor ancak son 2 yıldır pandeminin kazandırdıklarının geriye verilmesi, yani cepten yeme süreci başladı. Sektörümüzde siparişin verildiği günden ödemenin alındığı güne kadar geçen süre 14-15 ayı buluyor. Bu süreç distribütör ve toptancıların üzerinde ciddi bir garantörlük yükü oluştururken, stok maliyetlerini de katlıyor. Kazandığı parayı içeride tutmayıp dışarı çıkaran, öz sermayesi yerine tamamen dış kaynakla dönmeye çalışan işletmeler için çember daralıyor. Buradaki en büyük hata doğru sermaye yönetimi yapamamak. Şirketler kazandım zannettikleri parayı içeride tutmayıp dışarıya, gayrimenkule, farklı alanlara çıkardılar. Oysa o paranın yarısı dönen sistemin içindeki paraydı, kendilerinin değildi. Şimdi o para geri dönmüyor ve finansman pahalı. Sektörde yüzde 5’lerde olan genel risk oranının bu yıl yüzde 25’lere, 2027’de ise yüzde 40’lara tırmanacağını düşünüyorum. Bu oran ekosistemin neredeyse yarısının güçsüzleştiğini gösterir. Sistem bu tıkanıklığa geldiğinde maalesef piyasada 'Evimi, arabamı satmayayım, onun yerine çekimi yazdırayım' mantığı başlıyor. Sonuç olarak imalatçı ve ithalatçı kadrosunun yüzde 10’u doğrudan kapanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün 200 olan ithalatçı sayısından 60 ila 80 arasındaki firma sistemden elenebilir."</p>
<h2>TAREKS testleri enflasyonu tetikliyor </h2>
<p>Sektörün ithalat ve imalat bacağındaki ikinci büyük operasyonel darboğazı ise piyasa denetimleri ve gümrüklerdeki bürokratik TAREKS süreçleri oluşturuyor. Kırtasiye sektörünün ürün güvenliği denetimlerinde yüzde 99,33 gibi çok yüksek bir başarı oranına sahip olduğunun altını çizen Keresteci, buna karşın her yıl tekrarlanan test zorunluluğunun maliyetleri yukarı çektiğini dile getirdi. Keresteci, şöyle devam etti: "Dünya genelinde ve Avrupa mevzuatlarında bu ürün güvenliği testleri 3 yılda bir talep ediliyor. Ancak Türkiye'deki mevzuat gereği biz bu testleri her yıl sil baştan yaptırmak zorundayız. Zaten küresel standartlara uygun, güvenli ürün getiriyoruz. Her yıl aynı ürünün her rengi, her çeşidi için yeniden test açılması; antrepo, navlun, ardiye maliyetlerini ve test firmalarına ödenen paraları katlıyor. Üstelik bu ürünlerin tamamını tüm dünyaya satamadığımız için, Türkiye nüfusu ölçeğinde testlerin birim maliyeti çok yüksek kalıyor. Bu durum kırtasiye ürünlerindeki enflasyonu doğrudan tetikliyor ve fiyat artışlarına neden oluyor. Eğer bu test zorunluluğu Avrupa'daki gibi 3 yıllık periyotlara çekilirse, maliyetler düşer ve Türk halkı nitelikli kırtasiye ürününe çok daha uygun fiyatla ulaşabilir."</p>
<h2>Kaçak ürün payı yüzde 10’a çıktı </h2>
<p>Sektörün önündeki üçüncü büyük tehdit ise piyasayı hem ciro hem de güvenilirlik açısından baltalayan merdiven altı yapılar. Kağıt ürünleri dışarıda tutulduğunda, özellikle kırtasiye materyalleri ve oyuncak grubunda denetimsiz ürünlerin payının hızla arttığının altını çizen Keresteci, kamunun denetim stratejisini değiştirmesi gerektiğini söyledi. Geçmiş yıllarda yüzde 5 civarında seyreden sahte, merdiven altı ve kaçak ürünlerin toplam pazar içindeki payının yüzde 10’lara yaklaştığına dikkat çeken Keresteci, “Bu ürünler tamamen kimliksiz… Ne ithalatçı bilgisi var ne imalatçı bilgisi. Bu durum yasal çalışan sektörü vurduğu gibi kamuda ciddi bir vergi kaybı yaratıyor, en önemlisi de çocuk sağlığını tehlikeye atıyor. Biz her platformda ve devlet kademelerindeki görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Bakanlığın piyasa denetimlerinde zaten rüştünü ispatlamış, kimlikli ve kurumsal firmaları incelemek yerine; doğrudan bu merdiven altı, kaçak ve kimliksiz yapıların üzerine operasyonel olarak gidilmesini talep ediyoruz. Gerçek savaşın buralarda verilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MODERNLEŞMİŞ KIRTASİYELER YAYGINLAŞIYOR</span></h2>
<p>Zincir marketlerin ve online kanalların dönemsel baskısına karşı perakende ayağında radikal bir dönüşüm planını devreye aldıklarını kaydeden Taha Keresteci, geleneksel sokak kırtasiyelerinin artık kitap, oyuncak, hediyelik eşya ve kafe konseptli modern yaşam alanlarına dönüştüğünü aktardı. Türkiye genelindeki 5 bin profesyonel kırtasiye noktasının yüzde 15'inin modernize edildiğini ve kafesiz ama tamamen modernleşmiş 500'ün üzerinde mağaza sayısına ulaşıldığını dile getiren Keresteci, "Şu an dönüşümün lokomotifliğini İstanbul yapıyor. Anadolu’da da bu hıza ayak uyduran çok güçlü şehirlerimiz var. Örneğin Trabzon’da 12 modern kırtasiyemiz bulunuyor ve bunların 2 tanesi kafe konseptli. Keza Samsun’da 10 modern noktanın 2’si kafeli modele geçti. Deprem bölgesi Malatya’da 5 modern kırtasiyemizin 1 tanesi, Ordu’da ise 4 modern noktamızın 1 tanesi kafe konseptiyle tüketicilere güvenli birer yaşam alanı sunuyor. Konsept mağaza yapısında dünya genelinde birinci sırada olduğumuzu düşünüyoruz" değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirtasiyede-vadeler-bir-yili-asti-risk-orani-artti-82736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/kirtasiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜKİD Başkanı Taha Keresteci, 90 milyar TL’lik hacme sahip kırtasiye sektöründe pandemi ve enflasyonla gelen güçlenme döneminin bittiğini vurgulayarak, &quot;15 ayı bulan uzun vadeler artık taşınamaz noktada. Doğru stok yönetemeyen ve sermayesini dışarı çıkaran imalatçı ve ithalatçıların yüzde 10&#039;u doğrudan risk altında. Sektördeki risk oranı 2027&#039;de yüzde 40&#039;a çıkabilir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-geliri-yuzde-2377-buyudu-zarardaki-sirket-holdinglesiyor-82734</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat geliri yüzde 2.377 büyüdü, zarardaki şirket holdingleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada ihracat oranı %20 barajını aşan, yurt dışı satışları büyüyen ve son bir yılda yatırımcısına %30’un üzerinde kazandıran 27 şirket bulunuyor. Özata Denizcilik 1.044 ve Burçelik Vana %877’lik yıllık fiyat artışıyla listedeki diğer şirketlere açık ara fark attı.</strong></p>
<p>Piyasa, döviz girdisi olan şirketleri önemsiyor. Yüzünü yurt dışına çeviren firmaların, artan kurlarla birlikte birer nakit makinesine dönüşeceği düşüncesi hakimdir. Ulusoy Elektrik veya Borusan Boru gibi yüksek döviz girdisi olan şirketlerin yer aldığı bu tablo, özellikle enflasyonist ortamda yatırımcıya güvenli liman imajı çiziyor olabilir. Döviz girdisi artıyorsa şirketin kasasının dolduğu varsayılır. Ancak cironun sınır ötesinden gelmesi operasyonel riskleri tek başına sıfırlamaz. Rakamların arkasındaki nakit akışı kontrol edilmeden hareket edildiğinde risk de beraberinde gelir.</p>
<p>Burçelik Vana, yurt dışı satışlarını %2.377 büyüterek yüksek bir artış oranına imza atarken güçlü bir gelir büyümesi izlenimi veriyor olabilir. Ancak ilk çeyrek dönemde geliri sadece 91,1 milyon TL düzeyinde. Esas faaliyetlerden zarar eden şirketin net dönem zararı 1,9 milyon TL. Hisseyi yukarı yönlü destekleyen motivasyon holdinge dönüşüm kararı.</p>
<p>Otomotiv sektöründe yer alan Karsan, %514,19’luk ihracat artış hızıyla dikkat çeken bir diğer şirket. Bu performans ilk çeyrekte gelirinin %140 artarak 4,78 milyar TL’ye ulaşmasını sağladı. Ancak yüksek maliyet ve giderleri dönem sonunda sadece 65,5 milyon TL kâr etmesine yol açtı. Kârı düşük olsa da zarardan dönmesi olumlu olarak değerlendirilmeli.</p>
<h2>Hikayesi olan kazandırıyor</h2>
<p>Özata Denizcilik yurt dışı gelirini %18 büyütmesine rağmen üç aylık dönemde 288,8 milyon TL zarar yazdı. Ancak fiyatı son iki ayda güçlü bir çıkış sergiledi. Bunda Özata Tersanecilik’i bünyesine katacak olmasının etkisi bulunuyor. Özata Tersanecilik, Pasifik Teknoloji ile deniz ve savunma alanında platformlar üretmek amacıyla iş birliği anlaşması imzaladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de1af432c5-1783488943.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİDİTE ORANI MI, ASİT TESTİ ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Likidite oranı</strong>; potansiyel, kredi ölçümü, kolay hesaplama, kıyaslama. Stok yanılgısı, tahsilat gecikmesi, şişkin bilanço, anlık kriz, yanıltıcı güven.</p>
<p><strong>Asit testi oranı</strong>; gerçeklik, stoksuz test, kriz kalkanı, şeffaflık, güvence. Dar kapsam, sektörel uyumsuzluk, alacak riski, yanılgı, muhafazakarlık.</p>
<p><strong>İştirakin satışından gelecek nakit holdinge gidecek. Kendisi dolaylı istifade edecek</strong></p>
<p>Sanipak’ın satışından gelecek para ne zaman Eczacıbaşı İlaç’ın kasasına girer? ● Orhan Yıldızer</p>
<p>Orhan, Sanipak’ın 600 milyon dolar şirket değeri üzerinden satışında hem yurt içinde Rekabet Kurulundan hem de yurt dışı rekabet kurulundan gerekli onay alındı. Diğer süreçlerin tamamlanmasının ardından kapanış günündeki borç ve işletme sermayesi düzeltmesiyle birlikte nihai devir bedeli tahsil edilerek süreç tamamlanacak. Satışı yapan asıl taraf Eczacıbaşı Holding olup Eczacıbaşı İlaç, Holding’in %37,28 ortağı konumunda. Nakit girişi de Holding’e gidecek. Şirket ise ancak değer artışı veya ilerideki temettü dağıtımı üzerinden fayda sağlayacak.</p>
<p><strong>Yılın ilk yarısında gelirinin %64’ünün üzerinde yeni iş bağlantıları gerçekleştirdi</strong></p>
<p>Altınay Savunma’nın aldığı işler ciroyu büyütecek bir hacme sahip mi? ● Mustafa Aygün</p>
<p>Mustafa, Altınay Savunma son dönemde önemli bağlantılar gerçekleştirirken, siparişler cirosunu anlamlı bir büyüklüğe çıkarıyor. Yılbaşından bu yana aldığı işlerin toplam büyüklüğü 2,2 milyar TL’yi geçti. Söz konusu tutar, şirketin 2025’teki 3,46 milyar TL’lik toplam satış hasılatının %64,42’sine denk geliyor. Döviz bazlı yerli havacılık sistem ve ekipmanlarının yanı sıra, Nijerya ile imzalanan büyük çaplı İHA sözleşmesi ivmeyi desteklemekte. Yıl sonu için 100 milyon dolar satış ve 300 milyon dolarlık iş stoku hedefi şirketin iddiasını gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FBC kâr payı ödeyen katılım fonu yıllık %36 getiriyle endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>One Portföy’ün idare ettiği Kar Payı Ödeyen Katılım Fonu (FBC), yıl başından itibaren yükselen bir ivmeyle hareket etti. Haziranın ilk haftası 2,39 TL’ye kadar çıktıktan sonra düşen bir eğilim sergiliyor. Büyüklüğü mayıstan bu yana belirgin bir değişiklik yaşamazken şimdilerde 193,4 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Hacmi önceki aya göre bir miktar azaldı. Geçen ay para girişi, şimdilerde ise para çıkışı söz konusu. Yatırımcısı temmuzda bir miktar azalarak 6.180 kişiye indi. Temel stratejisi, fon değerini katılım esaslarına uygun para ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %67,13’u hisse ve %12,75’i BYF paylarından oluşuyor. Orta düzey risk alarak faizsiz getiri arayanlara hitap ediyor. Son bir yılda %36,07 getiriyle endeksin %40,37’lik çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çağdaş Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çağdaş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 06.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 183 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 05.01.2027 olarak açıklandı. 6 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çağdaş Faktoring’in verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCGDF12726 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de1812d273-1783488897.png" alt="" width="968" height="243" /></strong><strong>ASELSAN</strong></p>
<p><strong>Gerçekleştirdiği 40 milyon dolarlık harcamayla test merkezlerini devreye aldı</strong></p>
<p>Aselsan, artan sipariş hacmini karşılamak ve üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla stratejik yatırımlarda bulunuyor. Bu kapsamda, 40 milyon dolar harcamayla tamamladığı 17.360 metrekare kapalı alana sahip akıllı mühimmat ve sualtı sistemleri ilave üretim ve test merkezlerini devreye aldı. Yeni merkezlerle birlikte hava ve deniz savunma sistemleri üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı güçlenmiş oldu. Söz konusu yatırımla, siparişlerin teslimat hızını artırırken operasyonel verimliliğini büyütme imkanı elde edecek. Aselsan ilk çeyrekte kârını %86 büyüttü.</p>
<p><strong>AVRUPAKENT GYO</strong></p>
<p><strong>Geliştireceği yeni projeyle Forum Trabzon AVM’yi büyüterek gelirini artıracak</strong></p>
<p>Avrupakent GYO, portföyünde yer alan Forum Trabzon AVM’nin kiralanabilir alanını ve gayrimenkul değerini artırma yoluna gidiyor. Bu amaçla AVM’nin dışında yeni bir proje geliştirecek. Şirket, hedeflediği yatırımın proje geliştirme ve yapım süreçlerinin yürütülmesi amacıyla bir müteahhitlik firmasıyla anlaşmaya vardı. Girişimle birlikte ticari potansiyelini yükseltme olanağına kavuşacak. Firmanın arsa potansiyelini yeni projelerle desteklemesi bilançosundaki toplam aktifini büyütmesini sağlayacak. Üç aylık bilançosunda 48,4 milyar TL duran varlığı bulunuyor.</p>
<p><strong>BESLER GIDA</strong></p>
<p><strong>Büyüme hedeflerini hayata geçirebilmek gayesiyle yurt dışından kredi temin etti</strong></p>
<p>Besler Gıda, üretim kapasitesini artırmak, ürün çeşitliliğini genişletmek ve operasyonel verimliliğini güçlendirmek amacıyla Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile 25 milyon euroluk kredi sözleşmesi imzaladı. Kredinin, ilk 2 yılı anapara geri ödemesiz olmak üzere toplam 7 yıl vadeli olduğu belirtildi. Sağlanan fonun ayrıca şirketin enerji dönüşümü ve modern gıda teknolojileri yatırımlarına yönlendirilerek ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) performansını destekleyeceği bildirildi. Uzun vadeli ve iki yıl ödemesiz kredi nakit akış baskısını ortadan kaldıracaktır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aydem mayıstan bu yana yatayda dalgalı hareket ederken fonlar ağırlıklı alıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de15a036d1-1783488858.png" alt="" width="293" height="241" /></strong>Aydem’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %43,11 ile toplamda 2,71 milyon lot artarak 9,01 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı değişmezken 24’te kaldı. NNF fonu 3,19 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, BID 230 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aydem için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 45 TL ile verdi. En düşük öneri 40,30 TL ile İş Yatırım’dan gelirken ortalama öneri 42,47 TL.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-geliri-yuzde-2377-buyudu-zarardaki-sirket-holdinglesiyor-82734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat geliri yüzde 2.377 büyüdü, zarardaki şirket holdingleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-talep-zayifladi-hurda-demir-fi-yatlari-geriledi-82731</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel talep zayıfladı, hurda demir fiyatları geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Uluslararası piyasada geçen hafta ortalama 410,5 dolar olan hurdanın tonu son bir haftada 9 dolar düşerek hafta başı 401,5 dolara geriledi. Uluslararası piyasada gerileyen cevher fiyatları iç piyasada hurda fiyatlarını da aşağı çekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen demir-çelik üreticilerinden Erdemir, Kardemir ve Çolakoğlu Metalurji, hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize etti. Bu kapsamda, iç piyasada hurda fiyatları ton başına yaklaşık son bir ayda 600 lira geriledi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddf515363b-1783488337.png" alt="" width="559" height="213" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddf5ba1742-1783488347.png" alt="" width="287" height="366" /></p>
<p>Son 2 aydır küreselde arz fazlası algısının güçlendiğini kaydeden sektör temsilcileri, bu gelişmelerin etkisiyle, zayıflayan talebin uluslararası piyasalarda demir cevherini ucuzlattığını bununda hurda fiyatlarını gerilettiğini söylediler.</p>
<p>Üretim ve tedarik zincirinde yaşanabilecek olası aksaklıkların fiyatlardaki düşüşü sınırlayabileceğine dikkat çeken sektör temsilcileri, Çin’de inşaat ve altyapı talebine yönelik toparlanma sinyalleri netleşmedikçe, demir cevheri ve hurda fiyatlarında kalıcı bir iyileşme beklenmediği ifade ettiler.</p>
<p>Talep zayıflığı hurda ithalatında da hissedildi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre hurda ithalatı mayıs ayında aylık bazda yüzde 20,2, yıllık bazda ise yüzde 7 düşüşle 1.49 milyon metrik ton seviyelerine geriledi. Değer bazında ise aylık bazda yüzde 18 ve yıllık yüzde 5.6 düşüşle 593,95 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-talep-zayifladi-hurda-demir-fi-yatlari-geriledi-82731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası çelik üreticilerinin zayıf talebi ve yüksek stok seviyeleri, fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Küresel piyasalarda talep zayıflaması, demir cevheri ve hurda fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-nedeniyle-kapatilan-esnafin-zarari-siyasetin-gundeminde-82727</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi nedeniyle kapatılan esnafın zararı siyasetin gündeminde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NATO Zirvesini nedeniyle alınan güvenlik önlemleri çerçevesinde yolların hatta bazı bölgelerde dükkanların da kapatılması üzerine DEVA Partili İdris Şahin’den NATO Zirvesi’nde dükkanları fiilen kapattırılan esnaf için zararının vergi borçlarından mahsup edilmesi önerisi geldi. DEVA Partisi Ankara Milletvekili Şahin, NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek başta Çukurambar olmak üzere birçok bölgede esnafın dükkanlarının hiçbir hukuki tebligat ve resmi yazı olmaksızın fiilen kapattırılmasına sert tepki gösterdi. Hukuksuz ve yasal dayanaktan yoksun bu uygulamalar nedeniyle esnafın ve çalışanların büyük bir mağduriyet yaşadığını belirten Şahin, iktidara esnafın uğradığı zararı vergi borçlarından mahsup edilmesi çağrısında bulundu. Şahin, “Ankaralı esnaflarımızdan, hakları gasbedilen vatandaşlarımızdan feryat dolu mesajlar alıyoruz.</p>
<p>Ankara’da, Çukurambar başta olmak üzere birçok bölgede esnafımızın iş yerleri NATO toplantısı gerekçe gösterilerek fiilen kapatılıyor. İşin en vahim tarafı ne biliyor musunuz? Ortada tek bir resmi yazı yok, hukuki bir tebligat yok. Güvenlik görevlileri esnafa gidip şifahi olarak ‘kapatacaksınız’ diyor. Bu yapılan apaçık bir hukuksuzluktur, esnafın ve o dükkanlardan evine ekmek götüren yüzlerce çalışanın mağdur edilmesidir. Yasal dayanaktan yoksun bu ‘ben yaptım oldu’ zihniyetini asla kabul etmiyoruz” dedi.</p>
<p>Uluslararası zirvelerin yerelde oluşturduğu ekonomik kayıplar için kurumsal fonlar bulunduğunu ancak iktidarın bunu esnaftan gizlediğini ifade eden Şahin, “NATO’nun kurumsal yapısında, bu tür güvenlik endişeleri sebebiyle yerelde doğacak ekonomik mağduriyetlerin giderilmesi için ayrılan özel bir ödenek mevcuttur” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-nedeniyle-kapatilan-esnafin-zarari-siyasetin-gundeminde-82727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/7/1280x720/ankara-1783487170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO Zirvesi nedeniyle kapatılan esnafın zararı siyasetin gündeminde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-yapisinin-ithalata-bagimliligi-82726</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim yapısının ithalata bağımlılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülke düşünelim… Fabrikaları çalışıyor, ihracat rakamları artıyor, sanayi üretimi büyüyor. İlk bakışta ekonomi güçlü görünüyor. Ancak bu üretimin arkasına dikkatlice bakıldığında başka bir gerçek ortaya çıkıyor: Üretmek için önce dışarıdan mal almak gerekiyor. Yani çarklar dönüyor ama o çarkların önemli parçaları başka ülkelerden geliyor. İşte buna “üretim yapısının ithalata bağımlılığı” deniliyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de budur. Çünkü birçok sektörde üretim yapılabilmesi için gerekli olan ham madde, ara malı, enerji, makine ve teknoloji büyük ölçüde ithal edilmektedir. Bu durum ilk etapta sıradan bir ticaret ilişkisi gibi görünse de aslında ekonominin kırılganlığını artıran çok önemli bir yapısal sorundur.</p>
<p>Bugün Türkiye’de otomotivden elektroniğe, tekstilden kimyaya kadar pek çok sektör üretim yaparken dışarıdan gelen ürünlere ihtiyaç duyuyor. Bir fabrikada üretilen ürün “yerli” olarak görülse bile onun içindeki parçaların önemli kısmı başka ülkelerden geliyor olabiliyor. Örneğin bir otomobil Türkiye’de monte ediliyor olabilir ama elektronik sistemi, çipleri, motor parçaları veya özel alaşımları ithal edilmiş olabilir. Bu nedenle ihracat artsa bile ithalat da aynı hızla artıyor.</p>
<p>Aslında mesele sadece dışarıdan ürün almak değildir. Sorun, üretimin dış kaynak olmadan sürdürülememesidir. Çünkü ekonomide gerçek güç, ihtiyaç duyduğu temel girdileri kendi içinde üretebilme kapasitesidir. Eğer üretim zinciri dışarıya aşırı bağımlıysa, küresel dalgalanmalar ülke ekonomisini doğrudan etkiler.</p>
<p>Son yıllarda döviz kurlarındaki yükselişin üretim maliyetlerini hızla artırmasının temel nedenlerinden biri de budur. Çünkü ithalata bağımlı üretim yapısında dolar yükseldiğinde sadece ithal ürünler değil, yerli üretim de pahalanır. Fabrikalar daha yüksek maliyetle üretim yapar. Bu maliyetler zamanla market raflarına, enerji faturalarına ve günlük yaşam giderlerine yansır. Sonuçta vatandaş daha pahalı bir hayatla karşı karşıya kalır.</p>
<p>Bir başka önemli sorun ise dış ticaret açığıdır. Türkiye ihracat yapan bir ülke olmasına rağmen aynı zamanda çok büyük miktarda ithalat yapmak zorunda kalmaktadır. Çünkü ihracat için bile ithal girdiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum “kazanırken harcamak” gibi bir ekonomik tablo ortaya çıkarıyor. Ülke ihracat yapıyor ama o ihracatı gerçekleştirmek için önce döviz harcıyor.</p>
<p>Bu yapı özellikle küresel kriz dönemlerinde daha büyük risk oluşturuyor. Pandemi döneminde dünya genelinde tedarik zincirleri bozulduğunda birçok ülke üretim sıkıntısı yaşadı. Çip krizinden enerji krizine kadar pek çok sorun, ithalata bağımlı ekonomilerin ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Bir ürünün ham maddesi başka ülkeden geliyorsa ve o ülkede kriz çıkarsa üretim zinciri bir anda durabiliyor.</p>
<p>Enerji alanındaki dışa bağımlılık da üretim maliyetlerini artıran en önemli faktörlerden biridir. Türkiye enerji ihtiyacının büyük kısmını dışarıdan karşılıyor. Doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki artış sanayiyi doğrudan etkiliyor. Enerji pahalandıkça fabrikaların üretim maliyeti yükseliyor. Bu da enflasyon baskısını artırıyor.</p>
<p>Üretimde ithalata bağımlılık sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir meseledir. Çünkü teknoloji çağında ülkelerin gücü artık yalnızca nüfus veya doğal kaynakla ölçülmüyor. Yüksek teknoloji üretme kapasitesi belirleyici hale geliyor. Eğer bir ülke ileri teknoloji ürünlerinde dışa bağımlıysa ekonomik bağımsızlığı da sınırlı hale gelir.</p>
<p>Bugün dünyada gelişmiş ekonomilere bakıldığında ortak bir özellik görülüyor: Güçlü yerli üretim zinciri. Almanya makine üretiminde, Güney Kore elektronikte, Japonya teknolojide kendi altyapısını yıllar içinde geliştirdi. Bu ülkeler yalnızca ürün üretmedi; aynı zamanda bilgi, teknoloji ve marka gücü oluşturdu.</p>
<p>Türkiye’nin de uzun vadede daha dayanıklı bir ekonomik yapıya ulaşabilmesi için üretimde yerlilik oranını artırması gerekiyor. Ancak bu yalnızca sloganlarla başarılabilecek bir süreç değildir. Eğitimden sanayi politikasına, teknolojiden tarıma kadar geniş kapsamlı bir dönüşüm gerektirir.</p>
<p>Öncelikle ara malı üretiminin güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye birçok ürünü monte edebiliyor ama o ürünün temel bileşenlerini dışarıdan almak zorunda kalıyor. Oysa asıl katma değer çoğu zaman o parçaların üretiminde oluşuyor. Eğer ülke kendi ara malını üretebilirse hem maliyet baskısı azalır hem de döviz ihtiyacı düşer.</p>
<p>Bunun yanında teknoloji yatırımları büyük önem taşıyor. Yüksek teknoloji üretmeyen ülkeler düşük kâr marjına sıkışır. Sürekli ucuz iş gücüyle rekabet etmeye çalışmak uzun vadede sürdürülebilir değildir. Kalıcı refah için bilimsel üretim kapasitesinin artması gerekir.</p>
<p>Tarım sektörü de bu bağımlılık tartışmasının önemli parçalarından biridir. Bir dönem kendi kendine yetebilen ülkeler arasında gösterilen Türkiye’nin bugün yemden gübreye, tohumdan tarım ilacına kadar birçok alanda dışa bağımlı hale gelmesi dikkat çekiyor. Tarımsal üretimdeki maliyet artışlarının önemli kısmı da buradan kaynaklanıyor.</p>
<p>Aslında mesele yalnızca ekonomi politikası değildir; aynı zamanda bir planlama meselesidir. Uzun yıllar boyunca kısa vadeli büyüme hedefleri ön planda tutulduğunda yapısal dönüşüm geri planda kalabiliyor. Oysa güçlü ekonomi, yalnızca hızlı büyüyen değil, krizlere dayanıklı olan ekonomidir.</p>
<p>İthalata bağımlı üretim modeli ilk yıllarda hızlı büyüme sağlayabilir. Çünkü dışarıdan gelen ucuz ham madde ve krediyle üretim artar. Ancak zaman içinde bu model ekonomiyi döviz baskısına açık hale getirir. Kur yükseldiğinde dengeler bozulur. Enflasyon artar, maliyetler yükselir ve ekonomik istikrar zayıflar.</p>
<p>Bu nedenle artık yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusunu değil, “neyi nasıl üretiyoruz?” sorusunu da sormak gerekiyor. Eğer üretimin temelinde dışa bağımlılık varsa büyüme rakamları tek başına yeterli olmayabilir.</p>
<p>Türkiye genç nüfusu, sanayi deneyimi ve girişimcilik kapasitesiyle aslında önemli avantajlara sahip bir ülke. Ancak bu potansiyelin kalıcı ekonomik güce dönüşebilmesi için üretim yapısının daha bağımsız hale gelmesi gerekiyor. Yerli teknoloji, güçlü eğitim sistemi, nitelikli iş gücü ve stratejik sanayi yatırımları bu dönüşümün temel taşları olacaktır.</p>
<p>Çünkü gerçek ekonomik güç, sadece üretmek değil; ihtiyaç duyduğu üretim araçlarını da üretebilmektir. Ekonomik bağımsızlığın yolu da tam olarak buradan geçmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-yapisinin-ithalata-bagimliligi-82726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim yapısının ithalata bağımlılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-kisiler-varlik-barisindan-yararlanmak-zorunda-mi-82725</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Non-dom kişiler varlık barışından yararlanmak zorunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Non-dom şartlarını sağlayan kişi, yurt dışındaki mevcut ve belgelenebilir varlıklarını Türkiye’ye serbestçe getirebilmelidir. Bu transfer tek başına gelir vergisi doğurmaz. Varlık barışı burada zorunlu bir yol değil, yalnızca riskli veya belirsiz dosyalarda tercih edilebilecek ihtiyari bir güvenlik mekanizmasıdır.</strong></p>
<p>Yurt dışından Türkiye’ye yerleşmeyi düşünenlerin son dönemde en çok sorduğu sorulardan biri şu: <strong>Non-dom şartlarını sağlayan bir kişi, yurt dışındaki parasını, dövizini, menkul kıymetini veya diğer sermaye unsurlarını Türkiye’ye getirirken ayrıca varlık barışından yararlanmak zorunda mıdır?</strong></p>
<p>Kanaatimce cevap <strong>hayırdır</strong>.</p>
<p>Türkiye’ye yerleşecek kişinin, yurt dışında elde edilmiş ve yurt dışı kaynaklı olduğu tevsik edilebilen mevcut varlıklarını Türkiye’ye transfer edebilmesi için varlık barışına başvurması zorunlu değildir. Çünkü tartışma, paranın Türkiye’ye getirilip getirilemeyeceği değil; bu transfer için ayrıca vergisel koruma rejimine ihtiyaç olup olmadığıdır.</p>
<p><strong>Sermaye transferi zaten serbesttir</strong></p>
<p>Öncelikle unutulmamalıdır ki varlık barışı, kişiye parayı Türkiye’ye getirme izni veren bir düzenleme değildir. Türkiye’de kambiyo rejiminin genel yaklaşımı sermaye hareketlerinde serbestliktir. 32 Sayılı Karar uyarınca yurda döviz ithali ve yurttan döviz ihracı serbesttir. Türkiye’de ve dışarıda yerleşik gerçek kişilerin bankalar aracılığıyla kişisel sermaye hareketlerine ilişkin yurt dışından yurt içine ve yurt içinden yurt dışına yapacakları transferler de serbesttir. Menkul kıymetlerin ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda girişi ve çıkışı bakımından da temel ilke serbestliktir.</p>
<p>Dolayısıyla non-dom kişi bakımından ilk cevap şudur: <strong>Kişi parasını Türkiye’ye getirmek için varlık barışına muhtaç değildir.</strong> Varlık barışının fonksiyonu transfer izni vermek değil, şartları sağlanırsa bildirilen varlıklar bakımından vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması koruması sağlamaktır.</p>
<p><strong>Non-dom düzenlemesinin amacı</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi, Türkiye’de yerleşik sayılmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna ediyor. Devlet burada esasen şunu söylüyor: <strong>“Türkiye’ye yerleşirsen yurt dışı kazanç ve iratlarını 20 yıl vergilemeyeceğim.”</strong></p>
<p>Böyle bir düzenlemenin, kişiyi Türkiye’ye çağırıp yurt dışındaki ekonomik varlığını dışarıda bırakmayı amaçladığı söylenemez. Aksine doğal sonucu, kişinin yurt dışındaki birikimini, sermayesini ve yatırım kapasitesini Türkiye’ye getirebilmesidir. Bu kişiye “gel, yurt dışı gelirini vergilemeyeceğim; ama o gelirlerden oluşan parayı getirirsen varlık barışına gir” demek, düzenlemenin amacıyla bağdaşmaz.</p>
<p><strong>Para transferi yeni gelir değildir</strong></p>
<p>Temel ayrım burada ortaya çıkar: <strong>Gelirin elde edilmesi başka, elde edilmiş servetin transferi başkadır.</strong></p>
<p>Kişi Türkiye’ye yerleşmeden önce yurt dışında çalışmış, ticaret yapmış, şirket satmış, temettü, faiz veya kira geliri elde etmiş olabilir. Bu gelirler kişinin Türkiye’de yerleşik olmadığı dönemde ve yurt dışında oluşmuşsa, paranın sonradan Türkiye’deki hesaba aktarılması yeni bir gelir yaratmaz; yalnızca mevcut servetin yer değiştirmesidir.</p>
<p>333 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’ndeki 13 No.lu örnek de bu yaklaşımı destekler. Örnekte, BAE’de ikamet eden ve Türkiye’de yerleşik olmayan kişinin Türkiye’deki banka hesabına yurt dışından para transfer etmesi ve Fransa’daki gayrimenkulünün kira gelirini bu hesaba göndermesi, Türkiye’de vergilendirilecek bir işlem sayılmamıştır. Bu doğrudan bir non-dom örneği değildir; ancak mantığı önemlidir. Yerleşik değilken yurt dışında oluşan gelirin Türkiye’ye transferi tek başına vergi doğurmuyorsa, non-dom şartlarını sağlayarak Türkiye’ye yerleşen kişinin mevcut varlığını Türkiye’ye getirmesi de tek başına gelir vergisi doğurmamalıdır.</p>
<p><strong>Varlık barışı ne işe yarar?</strong></p>
<p>Varlık barışı ayrı bir müessesedir. 7582 sayılı Kanun’la Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19. madde, yurt dışındaki para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 31 Temmuz 2027’ye kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesine imkân tanıyor. Bildirilen varlıkların iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor. Genel oran %5; belirli sürelerle vadeli hesap, devlet iç borçlanma senedi, kira sertifikası veya girişim sermayesi yatırım fonunda tutma taahhüdü verilirse oran %0 ile %4 arasına iniyor. 1 Ocak 2027’den sonraki bildirimlerde bu oranlara yarım puan ekleniyor.</p>
<p>Varlık barışının asıl işlevi, şartlara uyulduğunda bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar için vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmamasıdır. Yani varlık barışı bir <strong>bildirim ve koruma rejimidir</strong>; non-dom ise bir <strong>gelir vergisi istisnasıdır</strong>. Bu nedenle iki düzenlemeyi aynı kefeye koymamak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman varlık barışı düşünülebilir?</strong></p>
<p>Non-dom şartlarını temiz biçimde sağlayan kişi için varlık barışı çoğu durumda gereksiz bir maliyet ve prosedürdür. Buna karşılık bazı dosyalarda ihtiyari bir güvenli alan olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Örneğin son üç yıl şartı tartışmalıysa, varlığın yurt dışı kaynağı yeterince belgelenemiyorsa, paranın bir kısmının Türkiye kaynaklı gelirlerden oluşma ihtimali varsa, geçmişte ticari veya serbest meslek kazancı yönünden mükellefiyet riski bulunuyorsa, varlıklar kişi adına değil şirket veya üçüncü kişiler adına görünüyorsa ya da kişi açık bir inceleme koruması istiyorsa varlık barışı ayrıca gündeme gelebilir.</p>
<p>Ancak bunlar dışında, şartları temiz bir non-dom kişinin sırf parasını Türkiye’ye getirdiği için varlık barışına girmesi gerektiği söylenemez.</p>
<p>Burada önemli olan, kişinin gerektiğinde paranın yurt dışı kaynaklı olduğunu, Türkiye’de yerleşik olunmayan dönemde veya istisna kapsamındaki yurt dışı kazançlardan oluştuğunu ve non-dom şartlarını taşıdığını belgeleyebilmesidir. Bankaların MASAK ve uyum süreçleri kapsamında kaynak ve işlem amacı sorabilmesi de bu sonucu değiştirmez; bu, transferin vergilendirilmesi değil, finansal sistemin uyum denetimidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Non-dom şartlarını sağlayan kişi, yurt dışındaki mevcut ve belgelenebilir varlıklarını Türkiye’ye serbestçe getirebilmelidir. Bu transfer tek başına gelir vergisi doğurmaz.</p>
<p>Varlık barışı burada zorunlu bir yol değil, yalnızca riskli veya belirsiz dosyalarda tercih edilebilecek ihtiyari bir güvenlik mekanizmasıdır.</p>
<p>Aksi yorum, yani “yurt dışı gelirini vergilemeyeceğim ama o gelirlerden oluşan paranı getirirken varlık barışına gir” demek, hem sermaye transfer serbestisiyle hem de non-dom düzenlemesinin ekonomik amacıyla bağdaşmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-kisiler-varlik-barisindan-yararlanmak-zorunda-mi-82725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Non-dom kişiler varlık barışından yararlanmak zorunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-sektorunde-her-ay-20-bin-is-kaybediyoruz-82722</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi sektöründe her ay 20 bin iş kaybediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bütün dünya Çin’e karşı strateji üretmeye çalışırken, bizim hiçbir şey olmamış gibi davranma lüksümüz yok. Eski ezberlerin artık işe yaramadığı, belirsizliklerle dolu bir küresel rekabet ortamında olduğumuzun farkında olmalıyız.</strong></p>
<p>3 Temmuz’da The Wall Street Journal gazetesinde, Tom Fairless imzalı bir makale yayınlandı. Yazıda, Çin’in Alman sanayisini nasıl tahrip ettiğiyle ilgili kapsamlı değerlendirmelere yer verilirken, özellikle Alman ekonomisinin bel kemiği olarak değerlendirilen orta ölçekli ve çoğunluğu aile şirketi olan kesimde, Çin rekabetinin artık dayanılamaz boyutlara vardığından bahsediliyor. Yazıyı okuduğumda, Alman sanayisinin son bir yılda, aylık ortalama 10 bin adet iş kaybettiğini öğrenmek bana çok çarpıcı geldi. Merak bu ya, Türkiye’de acaba durum nasıl diye bakınca, bizim çok daha ağır bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu fark ettim.</p>
<p>Geçen haftaki yazımda, Türkiye’nin küresel rekabetçiliğinde yaşadığımız kan kaybının, ihracat hacimlerimizde ciddi bir düşüşe yol açtığından zaten bahsetmiştim. Dolar cinsinden ihracat rakamlarımız sınırlı bir şekilde artıyor olsa da bunun tamamen ihracat fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığını, fiziksel olarak ise ihraç ettiğimiz mal miktarlarının ve adetlerinin gerilediğini vurgulamıştım. Daha az mal ihraç ediyor olmanın doğal sonucu, daha az üretim yapılması. Daha az üretim ise, daha az çalışan demek.</p>
<p><strong>Hizmet sektörleri dışında, yaygın </strong><strong>istihdam kaybı dikkat çekiyor</strong></p>
<p>TÜİK’in çeyreklik bazda açıkladığı işgücü istatistiklerinde, sektörel bazda istihdamın gelişimine ait veriler yayınlanıyor. Buna göre, 2026’nın ilk çeyreğinde toplam istihdam 31 milyon 480 bin kişi olarak hesaplanmış. Geçen senenin ilk çeyreğine göre, istihdamda 449 bin kişilik bir düşüş olmuş. Bu dönemde, hizmet sektörleri dışında yaygın bir istihdam kaybı dikkati çekiyor. 2026 Mart sonunda 4 milyon 20 bin kişinin çalıştığı tarım sektöründe son bir yılda 158 bin adet iş kaybı yaşanmış. 1 milyon 999 bin kişinin çalıştığı inşaat sektöründeki istihdam kaybı 86 bin adet. Şimdi gelelim bu yazının konusu olan sanayi sektörüne: 2026’nın ilk çeyreği itibariyle, son bir yıllık dönemde, sanayi sektörü istihdamı tam 238 bin kişi azalmış. Yani, son bir yılda, sanayi sektöründe aylık ortalama 20 bine yakın iş kaybetmişiz. Almanya’ya üzülerek başladığım yazıda, geldiğimiz noktaya bakın!</p>
<p>Almanya’da aylık ortalama 10 bin istihdam kaybıyla kıyaslandığında, bizdeki sorun çok daha büyük gözüküyor. Bunun nedeni, Almanya’da sanayide çalışanların sayısı 10,2 milyon kişiden, bir yılda 9 milyon 900 bine düşmüş ve sanayide çalışanların yüzdesi olarak baktığımızda kaybedilen iş, toplamın %1,8’i olmuş. Bizde ise, sanayide kaybedilen istihdamın, toplam sanayi istihdamı içindeki payı tam %3,5’e ulaşmış!</p>
<p>Aslında sanayi sektöründeki zayıflık sadece son bir yılın konusu değil. Yine TÜİK verilerine göre, sanayi sektöründeki istihdam zirve seviyesini 6 milyon 824 bin kişi ile, 2023 yılının ilk çeyreğinde görmüş. O tarihten itibaren bakarsak, sanayide istihdam kaybı 314 bin kişi olarak hesaplanıyor. Her ne kadar yeni bir sorun değilse de, sanayi sektöründeki kan kaybının özellikle son bir sene içinde daha da hızlandığını verilerle teyit edebiliyoruz.</p>
<p>The Wall Street Journal makalesine görüş veren, uzun yıllar Siemens yöneticiliği yapmış olan ve şu anda İsviçreli kaplama üreticisi Oerlikon'un yönetim kurulu başkanı olan Michael Suess, Çin’in daha rekabetçi hale geldiğine dikkat çekerken, "Almanya'nın gerçek reformlara ihtiyacı var, konfor alanımızdan çıkmalıyız" diye de ekliyor. Reform ihtiyacından bahsettiğimiz ülke, yıllık 1,8 trilyon dolar ihracat yapan bir sanayi devi. Ne var ki, Çin dalgası öylesine büyük ki, Almanya gibi bir sanayi devi bile baş etmekte zorlanıyor.</p>
<p><strong>Küresel rekabetçiliği artıracak </strong><strong>reformlara acilen ihtiyaç var</strong></p>
<p>Almanya’ya göre Türkiye’nin kırılganlıkları çok daha fazla. Yukarıda gösterdiğim gibi, sanayi sektörümüzün sorunları, daha şimdiden göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Bu nedenle, Türkiye’nin de küresel rekabetçiliğini artıracak reformlara acilen ihtiyacı var. Bütün dünya Çin’e karşı strateji üretmeye çalışırken, bizim hiçbir şey olmamış gibi davranma lüksümüz yok. Eski ezberlerin artık işe yaramadığı, belirsizliklerle dolu bir küresel rekabet ortamında olduğumuzun farkında olmalıyız. Hem işçilerin hem de işverenlerin aylardır süren feryatlarını dikkate almıyorsak bile, ayda 20 bine varan istihdam kaybının, sanayi sektöründeki durumun vahametini bize çok net gösteriyor olması lazım. Bu durumun farkına daha erken varan ülkelerin, kendi sanayilerini korumak için agresif önlemler almaya başladıklarını da biliyoruz. Eğer Türkiye olarak biz bu konuda daha da gecikirsek, sadece Çin değil daha birçok başka ülkenin de bizden pazar çalmaya başladığını görmemiz çok şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p>   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-sektorunde-her-ay-20-bin-is-kaybediyoruz-82722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi sektöründe her ay 20 bin iş kaybediyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-sanayisizlesme-zirvasi-aradan-kardelen-gibi-yukselen-umutlar-82721</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesi, sanayisizleşme zırvası… Aradan kardelen gibi yükselen umutlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TGSD’nin raporunda; 2026-2030 dönemi kanamayı durdurma, 2020-2040 orta vadede değerine taşıma ve 2040-2050 arası uzun vadede de liderliğe ulaşma olarak hedeflenmiş. Özellikle ekosistemin parçalarını oluşturan fikri mülkiyet güvencesi, adil rekabet koşulları, değişen tüketici profili gibi alt unsurlar üzerinde de durulmuş.</strong></p>
<p>Bu hafta NATO zirvesi var. 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları Ankara’da.</p>
<p>Aslında neredeyse son bir aydır gündemimiz bu. Bu gündemin keyfini kaçıran da Ankara’da devreye sokulan olağanüstü güvenlik önlemleri. Baskınlar, tutuklamalar, çevre temizliği, terörist temizliği, potansiyel suçlu aramaları... Bir yandan da işin gereği...</p>
<p>ABD Başkanı Trump da baş konuğumuz! Heyecanla müjdelerini bekliyoruz. Açıkçası kaybettiklerimizi geri alabilmenin umudunu taşıyoruz.</p>
<p>İşte böyle bir olağandışılıkta olağan bir şey yazmak çok da kolay değil. Örneğin bu yazımızı kaç kişinin okuyabileceğini ve hatta göz atabileceğini açıkçası merak etmiyor değiliz.</p>
<p>Aslında dünyanın jeopolitiği ve yaşananlar bu NATO zirvesini gerçekten çok önemli hale getirmiş durumda. Zira dünyada öncekilerden farklı bir ortam var. Şubat ayından beri süregelen ve geçici bir ateşkes ile ateşi durdurulmuş bir ABD ve İsrail ile İran’ın savaşı, dördüncü yılına giren ve yılan hikayesine dönüşen Ukrayna ile Rusya’nın yoğunlukla tuzaklara dayalı savaşı, İsrail’in bitmeyen zorbalığı ve Lübnan üzerinden savaş çılgınlığı, Suriye’nin henüz sönmeyen potansiyel savaş ihtimali, vekaletler ve dronlar üzerinden bölgesel çatışmalar…</p>
<p>NATO için çok daha önemli olan, bir yandan Avrupa’nın güvenliği meselesi ve bir yandan da ABD’nin Çin’i ezeli rakip konumuna getirerek her türlü çatışma zemini hazırlama ortamı. Elbette ABD’nin kendi iç ve dış gündemi…</p>
<p>Gerçekten de bu gelişmeler Ankara NATO zirvesini çok önemli hale getirmiş durumda.</p>
<p>Ancak bir yandan da ekonomimizin ve özellikle sanayimizin içinde bulunduğu daha doğrusu uzun bir süredir içine düştüğü, göz ardı edemeyeceğimiz durum var. Gerçekten çok ciddi kan kaybı yaşayan bir sanayi kesimimiz var.</p>
<p>İşte böyle gündemlerin birbirini izlediği veya üstünü kapattığı ortamda “<em>kardelen çiçeği” </em>gibi aradan yükselen umutlar da var.  </p>
<p>Bu umudun önemli bir adresi, hazır giyim ve tekstil sektöründeki derin açmazdan çıkışın yollarını ortaya koyan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD). Derneğin Başkanı Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren tarafından kaleme alınan ve tarafları sektör ile Ticaret Bakanlığı’nın olduğu muhteşem bir çalışma.</p>
<p>Çalışmaya, girişte çok güzel ve bir o kadar da anlamlı Türk atasözü konulmuş: <em>“Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile”…</em></p>
<p>Çalışmanın başlığı “<em>Vizyon 2050 Stratejik Uzgörü”. </em>Çeyrek yüzyıllık kısa, orta ve uzun vadeyi içeren  bir strateji belgesi. Çalışmanın özgünlüğü veya zenginliği; hem tarifeler gibi ticaret politikaları, hem yapay zeka gibi teknolojik gelişmeler ve hem de tercihleri değişen tüketici profilini içermesi. Açıkçası üç boyutlu olması.</p>
<p>Çalışmada Türk hazır giyim ve tekstil sektörünün rakamları da yer almış. Şöyle ki;</p>
<p>- Dünya ticaretinde tekstilin payı yüzde 4.35 artarken Türkiye’nin payı yüzde 5.58 daralmış,</p>
<p>- Hazır giyim ve tekstil ihracımız yüzde 6.3 düşerek 16.8 milyar dolara gerilemiş,</p>
<p>- Hazır giyim sektörümüzün dünya ticaretindeki yapı 35 yıl sonra ilk kez yüzde 3’ün altına inmiş,</p>
<p>- AB ticaretindeki payımız da yüzde 5’in altına gerilemiş.</p>
<p>2022-2025 döneminde;</p>
<p>- Asgari ücret yüzde 351 artmış,</p>
<p>- Enflasyon yüzde 216 yükselmiş,</p>
<p>- Politika faizi yüzde 241 artış kaydetmiş,</p>
<p>- Oysa kur sepetindeki artış sadece yüzde 144’de kalmış.</p>
<p>Dolayısıyla son 3 yılda sektörde yaklaşık 400 bin kişiye yakın işsiz artışı olmuş ve 10 bin firma da kepenklerini kapatmış.</p>
<p>Zaten sanayi kesiminin genelinde de bu gidişatı görmek mümkün. Nisan ayı verilerine göre Ocak ayında sanayi üretim endeksi bir önceki yıla göre yüzde 1,8 ve Mart ayında yüzde 1.1düşmüş. Bu düşüş aylık değişimde de aynen kendisini göstermiş. Nisan ayında toplam sanayi biraz toparlamış ve artışa geçmiş.</p>
<p>Aynı şekilde İSO’nun yayımladığı PMI verisi de 2026 Nazıran ayında 50’nin altına düşerek 47,1’e gerilemiş. Sektördeki performans gerilemesi son 27 aydan beri üst üste zayıflama eğilimi göstermiş.</p>
<p>TGSD’nin raporunda; 2026-2030 dönemi kanamayı durdurma, 2020-2040 orta vadede değerine taşıma ve 2040-2050 arası uzun vadede de liderliğe ulaşma olarak hedeflenmiş. Özellikle ekosistemin parçalarını oluşturan fikri mülkiyet güvencesi, adil rekabet koşulları, değişen tüketici profili gibi alt unsurlar üzerinde de durulmuş.</p>
<p>En iyisi, yürekten tebrik ettiğimiz TGSD yönetiminin bu raporunu satır satır okumak ve tüm yandaşlar olarak çözümün bir parçası haline gelmek. Böylece asıl gündemimizden kopmamak!..</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-sanayisizlesme-zirvasi-aradan-kardelen-gibi-yukselen-umutlar-82721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesi, sanayisizleşme zırvası… Aradan kardelen gibi yükselen umutlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuzda-portfoylere-hisse-ve-tahvil-ayari-82720</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuzda portföylere hisse ve tahvil ayarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Portföy yönetim şirketlerinin temmuz dağılımlarına baktığımızda ortak mesaj oldukça net. Para piyasası fonları hâlâ portföylerde önemli yer tutuyor ancak hazirana göre ağırlığı azaltılıyor. Buna karşılık hisse senedi ve borçlanma araçları fonlarında artış var. Altın ve yabancı hisse tarafında ise genel olarak pozisyonlar korunuyor.</strong></p>
<p>Haziran ayı piyasalarda temkinli duruşun ağır bastığı bir dönemdi. ABD-İran hattındaki gerilim, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve küresel enflasyon kaygıları, yatırımcıların daha çok likit ve korumacı portföylere yönelmesine neden olmuştu. Ancak Temmuz ayına girerken tablo bir miktar değişiyor. ABD-İran gelişmelerinde daha olumlu bir haber akışı oluşması, petrol fiyatlarında savaş primi kaynaklı baskının azalması, küresel enflasyonda yavaşlama ihtimali ve Fed yönetiminden gelen daha ılımlı mesajlar risk iştahını yeniden desteklemeye başladı.</p>
<p><strong>MSCI’ın uyarısı, hâlâ rezervde </strong><strong>tutulması gereken önemli bir başlık</strong></p>
<p>Euro Bölgesi’nde enflasyonun beklentilerin altında kalması ve içeride de enflasyon görünümünün yumuşama sinyalleri vermesi, özellikle borçlanma araçları ve hisse senedi fonları için daha olumlu bir zemin oluşturuyor. Buna karşılık riskler tamamen ortadan kalkmış değil. MSCI’ın Türkiye piyasasına yönelik serbest dolaşım payı ve fiyat oluşumu konusundaki uyarısı hâlâ rezervde tutulması gereken önemli bir başlık. Bu nedenle hisse senedi tarafında daha seçici olmak; özellikle BIST30, banka ve holding ağırlıklı fonlara odaklanmak daha sağlıklı görünüyor.</p>
<p>Portföy yönetim şirketlerinin temmuz dağılımlarına baktığımızda ortak mesaj oldukça net. Para piyasası fonları hâlâ portföylerde önemli yer tutuyor ancak Haziran’a göre ağırlığı azaltılıyor. Buna karşılık hisse senedi ve borçlanma araçları fonlarında artış var. Altın ve yabancı hisse tarafında ise genel olarak pozisyonlar korunuyor.</p>
<p>İş Portföy’ün orta riskli dağılımı bu değişimi en net gösteren örneklerden biri. Haziran ayında TBV kodlu özel sektör borçlanma araçları fonunun ağırlığı %40 iken Temmuz’da %30’a indiriliyor. TI4 kodlu temkinli değişken fon da %20’den %10’a düşürülüyor. Buna karşılık TI2 kodlu hisse senedi fonunun ağırlığı %15’ten %25’e çıkarılıyor. En dikkat çekici değişiklik ise TI6 kodlu borçlanma araçları fonunda. Haziran’da portföyde yer almayan bu fon, Temmuz’da %15 ağırlıkla dağılıma ekleniyor. Bu tablo, İş Portföy’ün hem hisse senedi tarafında hem de faiz düşüşü senaryosundan faydalanabilecek tahvil tarafında daha yapıcı bir pozisyon aldığını gösteriyor.</p>
<p>Burada ana beklenti oldukça net. Enflasyon eğilimi aşağı gelir, jeopolitik riskler petrol üzerinden yeniden baskı yaratmaz ve faiz indirim beklentisi güçlenirse, orta vadeli tahvil fonları ve banka ağırlıklı hisse fonları daha iyi performans gösterebilir. Ancak borçlanma araçları fonlarının iki yönlü çalıştığını unutmamak gerekiyor. Faiz düşüşü bu fonları desteklerken, jeopolitik veya siyasi risklerle faizlerin yeniden yükselmesi negatif etki yaratabilir.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy daha dengeli ve görece temkinli bir dağılım sunuyor. YPT kodlu para piyasası fonunun ağırlığı %40 ile korunuyor. YKT kodlu altın fonu da %25 seviyesinde portföyde kalmaya devam ediyor. Buna karşılık YAY kodlu yabancı hisse fonunun ağırlığı %15’ten %10’a indirilirken, YOT kodlu borçlanma araçları fonu %10 ağırlıkla portföye ekleniyor. KMN kodlu kıymetli maden fonu ise dağılımdan çıkarılıyor.</p>
<p>Bu yapı, Yapı Kredi Portföy’ün hisse senedi tarafında çok agresif bir pozisyon almadığını, ancak faiz düşüşü senaryosunu borçlanma araçları fonu üzerinden portföye eklediğini gösteriyor. Bana göre burada altın payı biraz yüksek görünse de, Fed’in tonundaki değişim altın tarafında kısa vadeli toparlanma ihtimalini canlı tuttuğu için bu tercih tamamen anlaşılmaz değil.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy’ün faizsiz dengeli portföyünde ise ana omurga yine para piyasası katılım fonu. KLU kodlu para piyasası katılım fonu %60 ağırlıkla korunuyor. KPC kodlu hisse fonu %13’ten %10’a, KUT kodlu altın/gümüş fonu da %13’ten %10’a düşürülüyor. Buna karşılık KU3 kodlu değişken fon %10’dan %15’e yükseltiliyor. KTJ kodlu teknoloji katılım fonu portföyden çıkarılırken, KIK kodlu değişken fon %5 ağırlıkla ekleniyor.</p>
<p>Bu dağılım, faizsiz yatırımcı tarafında da daha aktif yönetilen fonlara geçişin öne çıktığını gösteriyor. Teknoloji tarafında kısa vadeli soluklanma beklentisi nedeniyle doğrudan teknoloji pozisyonu azaltılırken, değişken fonlarla daha esnek bir yapı kuruluyor.</p>
<p><strong>Para piyasası fonları tek </strong><strong>başına yeterli olmayabilir</strong></p>
<p>Benim dengeli portföyümde de temmuz ayında genel eğilime paralel bir değişim var. Para piyasası fonlarının ağırlığını %40’tan %30’a indiriyorum. Hisse senedi fonlarını %15’ten %20’ye çıkarırken, yabancı hisse fonlarını %15 seviyesinde koruyorum. Altın/gümüş tarafındaki %10’luk ağırlığı değiştirmiyorum. Haziran’da portföyde yer almayan borçlanma araçlarına %5, arbitraj fonlarına da %5 pay veriyorum. Değişken fonları ise %20’den %15’e indiriyorum.</p>
<p>Burada temel düşüncem şu: Para piyasası fonları hâlâ vazgeçilmez ancak tek başına yeterli olmayabilir. Enflasyonda yumuşama ve faiz indirimi beklentisi güçlenirse borçlanma araçları fonları ikinci yarıda daha fazla konuşulabilir. Hisse tarafında ise BIST30, banka ve holding ağırlıklı fonların öne çıkma ihtimali artıyor. Ancak MSCI uyarısı ve içerideki siyasi başlıklar nedeniyle bu tarafta seçici olmak gerekiyor.</p>
<p>Yabancı hisse tarafında teknolojiyi tamamen bırakmak doğru olmaz. Yapay zekâ, veri merkezleri ve yarı iletken yatırımları uzun vadeli hikâyeyi desteklemeye devam ediyor. Fakat son dönemdeki güçlü yükselişin ardından sadece teknolojiye odaklanmak yerine sağlık, tarım, finans ve gelişmekte olan ülke temalarıyla çeşitlendirme yapmak daha sağlıklı görünüyor. Özellikle sağlık sektörü hem defansif yapısı hem de yapay zekâdan faydalanabilecek uzun vadeli potansiyeliyle ön plana çıkabilir.</p>
<p>Altın tarafında ise eski güçlü momentum yok ama pozisyon tamamen terk edilmemeli. Fed’in daha ılımlı söylemleri altını destekleyebilir. Buna karşılık dolar, ABD tahvil faizleri ve ETF akımları yakından izlenmeli. Bu nedenle altın ve gümüşü portföyün ana taşıyıcısı değil, dengeleyici unsuru olarak görmek daha doğru.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuzda-portfoylere-hisse-ve-tahvil-ayari-82720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/altin-dollar-1771911133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda portföylere hisse ve tahvil ayarı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-stratejisi-ne-diyor-82719</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Finans Stratejisi ne diyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yayımlanan strateji ve eylem belgesinin, İklim Kanunu ile omuz omuza COP31 açısından kritik önemi burada. Ev sahibinin elindeki en güçlü diplomatik enstrüman bu. Belgenin vizyon cümlesindeki <em>"model ülke olmak"</em> iddiası ancak bu somutlukla taşınabilir. Aksi halde broşür cümlesi olarak kalır.</strong></p>
<p>Türkiye’nin Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı (2026-2029), geçen hafta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kritik konu, haberlere üç rakamla yansıdı: 3 amaç, 11 hedef, 45 eylem. Oysa, planı anlamak için satır aralarını okumak gerekiyor. Bana göre, öne çıkan <strong>6 kritik nokta</strong> var.</p>
<p><strong>Birincisi, mimari ve yasal güvence.</strong> 45 eylemin her biri <em>beş sütunla</em> yazılmış. Eylemler, hedef yılı, çıktılar ve performans göstergeleri, sorumlu ve ilgili kurum. <em>"Taksonomi çalışmaları tamamlanacak"</em> gibi genel geçer bir vaat yok. <em>"Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği 2026’da yayımlanacak, sorumlusu İklim Değişikliği Başkanlığı’dır"</em> var. Belge, kendi karnesinin şablonunu kendisi teslim ediyor. Daha da önemlisi, bu eylemler sadece bir <em>niyet </em>olmaktan çıkıp, yürürlüğe giren <strong>İklim Kanunu</strong> ile yasal bir zemine kavuşmuş durumda.</p>
<p><strong>İkincisi, rakamın itirafı.</strong> Giriş bölümü, Dünya Bankası’nın hesabını sahipleniyor. Türkiye’nin net sıfır patikası için 2030’a kadar yaklaşık 68 milyar dolarlık ek yatırım gerekiyor ve bunun yarısının özel sektörden gelmesi bekleniyor. Kamu kaynağı tek başına bu ölçeği taşıyamaz. Özel sermaye ise ancak kural netliği, veri ve güven gördüğü yere akar. 45 eylemin önemli bir kısmı bu altyapıyı kurmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>Üçüncüsü yeşil boyama <em>(greenwashing).</em></strong> Benim için belgenin en dikkat çekici bölümlerinden biri. Yeşil boyama, devlet strateji belgesine müstakil hedef olarak girmiş durumda. BDDK, SEDDK ve SPK’ya sektörlere özgü yeşil ürün tanımları ve yeşile boyamadan kaçınma rehberleri hazırlama görevi verilmiş. Yıllardır savunduğumuz kritik bir konu. Ve bunun devlet aklında da karşılık görmesi kayda değer. Çünkü yeşil finansın en yumuşak karnı, güven kaybı. Belgenin bunu görmüş olması önemli. Sadece, 2028 gibi geç bir vade sorgulanmaya açık.</p>
<p><strong>Dördüncüsü, insan kaynağı ve kurumsal kapasite. </strong>Belgenin sacayaklarından biri tamamen insan kaynağının ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine ayrılmış. Sistem ne kadar iyi kurulursa kurulsun, bu süreci yönetecek nitelikli insan kaynağı olmadığı sürece eksik kalacaktır.</p>
<p><strong>Beşincisi, 2026 vadeli eylemler kümesi.</strong> Yeşil Taksonomi Yönetmeliği, Emisyon Ticaret Sistemi’nin ikincil düzenlemelerinin tamamlanıp uygulamaya alınması, finansal ve sürdürülebilirlik raporlamasını birleştiren ortak şablon, Sürdürülebilirlik Güvence Denetimi Standardı, sigorta şirketlerini yeşil varlıklara yönlendirecek mevzuat. Belge, bu dosyaları bu yıl içinde kapatmayı taahhüt ediyor.</p>
<p><strong>Altıncısı, sessiz ama stratejik satırlar.</strong> İklim bağlantılı riskler için doğal afet tahvillerinin sistematik ihracına yönelik fizibilite, bankacılık sektörü için iklim ve çevre riskleri stres testi altyapısı, İstanbul Finans Merkezi’nin sürdürülebilir finansta uluslararası cazibe merkezi yapılması. Bunlar, iklim krizinin sıcak noktasında duran bir ekonomi için önemli yapısal hamleler.</p>
<p><strong>COP31 için </strong><strong>kritik altyapı</strong></p>
<p>Şimdi bu belgeyi asıl bağlamına oturtalım. Dört ay sonra, 9-20 Kasım’da Türkiye, 196 ülkeden 80 bini aşkın kişinin katılacağı COP31’e ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Bu zirvenin ana konularından biri <strong>iklim finansmanı</strong> olacak. Belgenin tarihçe bölümü, hikâyeyi dürüstçe anlatıyor. 2009’da Kopenhag’da gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020’ye kadar yılda 100 milyar dolara ulaşacak finansman sözü verdi. Ama bu söz zamanında ve yeterli ölçekte tutulmadı. Bakü’de kararlaştırılan yeni hedef ve Belem’de yayımlanan yol haritası ile mesele artık hedefin büyüklüğü değil, sözün nasıl operasyonel plana çevrileceği. COP31, <em>"finansman taahhüdü nasıl yerine getirilir"</em> sorusunun zirvesi olacak.</p>
<p>İşte, yayımlanan strateji ve eylem belgesinin, İklim Kanunu ile omuz omuza COP31 açısından kritik önemi burada. Ev sahibinin elindeki en güçlü diplomatik enstrüman bu. Belgenin vizyon cümlesindeki <em>"model ülke olmak"</em> iddiası ancak bu somutlukla taşınabilir. Aksi halde broşür cümlesi olarak kalır.</p>
<p>İkinci konu, <strong>uyum finansmanı.</strong> Belge, Akdeniz Havzası’nın küresel ortalamanın yüzde 20 üzerinde ısındığını ve bu artışın 2040’a kadar 2,2 dereceye ulaşacağı öngörüsünü girişine yazmış. Gelişmekte olan ülkelerin Antalya’da yüksek sesle dile getireceği uyum finansmanının, azaltım finansmanının gölgesinden çıkarılması talebi, Türkiye’nin kendi coğrafyasında da yaşadığı bir gerçeklik. CAT tahvilleri, afet sigortacılığı, iklim stres testleri gibi eylemler bu yüzden yalnızca iç piyasa düzenlemesi değil, <em>"kırılgan coğrafyaların finansman mimarisi"</em> tartışmasına ev sahibinin taşıyabileceği somut ajanda maddeleri.</p>
<p>Üçüncü konu, <strong>zamanlama</strong>. Taksonominin ve ETS ikincil mevzuatının hedef yılı 2026. Ama belge, yılın hangi ayında sorusuna cevap vermiyor. Oysa fark hayati. Kasımdan önce tamamlanmış bir taksonomi ve işleyen bir emisyon ticaret sistemi, zirvede onlarca oturumdan daha güçlü konuşur. Aralık ayına sarkarsa, açık kalmış bir borç kalemine dönüşür.</p>
<p>Toparlarsak. Bu belge; vadesi, sorumlusu ve göstergesi yazılı, gerçek bir amortisman planı. Ama planının değeri, taksitlerin gününde ödenmesiyle belli olur. İlk taksitler de çok yakın.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-stratejisi-ne-diyor-82719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Finans Stratejisi ne diyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-dogrudan-yatirim-egilimleri-ve-sanayi-politikalari-82718</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel doğrudan yatırım eğilimleri ve sanayi politikaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel yatırımcıların, son yıllarda yaşanan yüksek belirsizlik ortamında yatırımlarını azalttıktan sonra yeniden yatırım yapmaya başladıkları, ancak bu kez çok daha seçici davrandıkları görülüyor. Geçtiğimiz yılki yatırım artışının büyük ölçüde sınırlı sayıdaki mega projelerden ve özellikle yapay zekâ altyapısına yönelik yatırımlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü'nün (UNCTAD) 2026 Dünya Yatırım Raporu dün yayımlandı. Küresel doğrudan yatırımları veri, nitelik ve eğilim açısından en kapsamlı biçimde analiz eden bu raporlar, yalnızca dünya ekonomisinin gidişatını anlamak açısından değil, aynı zamanda ülkemiz ekonomisi için de yatırımcıların eğilimlerini, önceliklerini ve yatırım çekme konusunda rekabet ettiğimiz ülkelerin hangi politikaları izlediğini görmek bakımından son derece önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl küresel doğrudan yatırımların %6 artarak 1,6 trilyon dolara ulaştığını görüyoruz. Bu rakam, 2021 yılındaki 1,8 trilyon dolarlık seviyenin hâlâ altında olmakla birlikte, son iki yılda yeniden yukarı yönlü bir eğilime işaret ediyor. Küresel doğrudan yatırımlar 2023 yılında yaklaşık 1,3 trilyon dolara kadar gerilemişti. Bununla birlikte, 2025 yılında görülen bu artışın homojen bir yapıya sahip olmadığını; oldukça kırılgan olduğunu ve bölgeler ile sektörler arasında önemli farklılıklar gösterdiğini de izliyoruz.</p>
<p>Küresel yatırımcıların, son yıllarda yaşanan yüksek belirsizlik ortamında yatırımlarını azalttıktan sonra yeniden yatırım yapmaya başladıkları, ancak bu kez çok daha seçici davrandıkları görülüyor. Geçtiğimiz yılki yatırım artışının büyük ölçüde sınırlı sayıdaki mega projelerden ve özellikle yapay zekâ altyapısına yönelik yatırımlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Dikkat çeken bir diğer unsur ise toplam doğrudan yatırımlar %6 büyürken gelişmiş ülkelere yönelen yatırımların %11 artmasına karşılık, gelişmekte olan ülkelere yönelik artışın yalnızca %2 seviyesinde kalmasıdır.</p>
<p>Bilindiği gibi doğrudan yatırımlar temel olarak satın almalar ve sıfırdan yapılan yatırımlar olmak üzere ikiye ayrılır. Ülke ekonomileri açısından en fazla arzu edilen yatırım türü ise sıfırdan yapılan, diğer adıyla yeşil alan yatırımlarıdır. Bu yatırımların büyük ölçüde yapay zekâ altyapısı, yeşil enerji, kritik mineraller ve yarı iletken sektörlerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Ancak bu yatırımların yalnızca yaklaşık %10'unun gelişmekte olan ülkelere yönelmiş olması dikkat çekici. Başka bir ifadeyle, geleceğin teknolojilerini şekillendirecek sektörlerde yatırımlar ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerde toplanıyor. Bu durum da gelişmiş ekonomilerin teknolojik üstünlüklerini daha da artırabilecekleri bir tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p>Rakamlara baktığımızda toplam doğrudan yatırımlardan en büyük payı yine Avrupa ve Kuzey Amerika başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin aldığını görüyoruz. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkeler arasında Asya açık ara öne çıkıyor. Toplam 1,6 trilyon dolarlık doğrudan yatırım içerisinde gelişmekte olan Asya ekonomilerinin aldığı pay 644 milyar dolara ulaşmış durumda.</p>
<p>Doğrudan yatırımlar toplamda %6 büyümüş olsa da şirket satın almalarının %7 azaldığını, buna karşılık yeşil alan yatırımlarının yalnızca %1 arttığını görüyoruz. Bu artış olumlu olmakla birlikte proje sayısının %10 azalması ve yeni yatırımların büyük ölçüde gelişmiş ülkelere yönelmesi, küresel yatırımlardaki kırılganlığın ve ayrışmanın farklı bir göstergesi niteliğinde. Uluslararası proje finansmanında %3'lük bir büyüme yaşanmasına rağmen yapılan anlaşmaların sayısının %11 azalması da aynı tabloyu destekliyor.</p>
<p><strong>Dijital ekonomiye yönelik </strong><strong>yatırımlar açık ara önde</strong></p>
<p>Sektörel dağılıma baktığımızda dijital ekonomiye yönelik yatırımların %47 gibi son derece güçlü bir artış gösterdiğini görüyoruz. Yarı iletken sektöründeki yatırım artışı %11 olurken altyapı yatırımlarındaki artış da yine %11 seviyesinde gerçekleşmiş durumda.</p>
<p>Bu rakamlar yatırımcıların neden dijital ekonomiye yöneldiğini ve bu alanın yatırımlardan açık ara en büyük payı aldığını net biçimde ortaya koyuyor. Dijital ekonominin günümüzde verimlilik artışının en önemli belirleyicilerinden biri olduğu dikkate alındığında ve bu yatırımların ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelere yöneldiği düşünüldüğünde, içinde bulunduğumuz teknolojik devrimin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı daha da açma potansiyeline sahip olduğu görülüyor. Aynı zamanda bu dönüşümün ülkelerin kendi içinde sektörler ve gelir grupları arasındaki dağılımı da ciddi biçimde etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Ülke bazındaki örnekler de bu tabloyu doğruluyor. Türkiye'nin son yıllarda yıllık yaklaşık 12 milyar dolar doğrudan yatırım çektiğini ve bunun önemli bölümünün şirket satın almalarından oluştuğunu görüyoruz. Sıkça karşılaştırıldığımız ülkelerden Arjantin yıllık 8-9 milyar dolar civarında yatırım çekerken, Brezilya'nın 76 milyar dolarlık yatırım çekiyor. Üstelik Brezilya'nın birkaç yıl önce 60-65 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünüldüğünde yükseliş eğilimi daha net görülüyor.</p>
<p>Asya'nın ne kadar güçlü bir performans sergilediğini ise Singapur örneğinde açıkça izleyebiliyoruz. Singapur yaklaşık 150 milyar dolarlık doğrudan yatırım çekerken Malezya ve Tayvan sırasıyla 15 ve 20 milyar dolar yatırım çekiyor. Her ne kadar bu rakamlar Singapur'un gerisinde kalsa da özellikle Malezya'nın 470 milyar dolarlık Türkiye'den çok daha küçük bir ekonomi olduğu dikkate alındığında, oransal olarak oldukça başarılı bir performans sergilediğini söylemek mümkün.</p>
<p>Dikkat çeken bir diğer gelişme ise Çin ve ABD'nin yatırım performansındaki değişim. Çin'in birkaç yıl önce yaklaşık 180 milyar dolar düzeyinde olan doğrudan yatırım girişinin bugün 100 milyar dolar civarına gerilemesi,  ABD'nin ise yaklaşık 380 milyar dolardan 270 milyar dolara düşmesi dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle dünyanın en büyük iki ekonomisi de yatırım çekmekte önceki yıllara göre zorlanıyor.</p>
<p><strong>Gelişmiş ülkeler çok daha aktif </strong><strong>sanayi politikalarına yöneliyor </strong></p>
<p>Yatırım çekme yarışında öne çıkan bir diğer unsur ise sanayi politikaları. Bugün bütün dünyada sanayi politikalarının yeniden ön plana çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Devletlerin yatırım çekme ve yatırımları yönlendirme konusundaki müdahaleleri belirgin biçimde artıyor. Korumacılığa yönelik politika uygulamalarının 2016-2020 dönemine göre son beş yılda %93 arttığını, yatırım cazibesini artırmaya yönelik önlemlerin ise %49 yükseldiğini görüyoruz. Özetle, küresel ekonomide daha korumacı bir yapı giderek güç kazanıyor.</p>
<p>Sanayi politikalarında dikkat çeken bir başka gelişme ise firma bazlı teşviklerin hızla artması. 2020 öncesindeki beş yıllık dönemle karşılaştırıldığında, son beş yılda firma bazlı teşviklerin gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık üç katına, gelişmiş ülkelerde ise yaklaşık iki katına çıktığını görüyoruz. Özellikle Asya ülkeleri şirket bazlı destekleri çok daha agresif biçimde kullanan ekonomiler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak dünya yatırım eğilimleri, sermayenin geleceğe ilişkin beklentilerini de açık biçimde yansıtıyor. Yaşadığımız teknolojik dönüşüm çağında yatırımların ağırlıklı olarak dijital ekonomi, yenilenebilir enerji, yapay zekâ altyapısı, kritik mineraller ve yarı iletken sektörlerine yöneldiğini görüyoruz. Gelişmiş ülkeler hem yatırım yapma hem de yatırımları kendi aralarında yönlendirme konusunda güçlü konumlarını koruyor.</p>
<p>Buna karşılık geleneksel imalat sanayilerinin yatırım çekmekte giderek daha fazla zorlandığı görülüyor. Teknolojik dönüşümü yakalamaya çalışan gelişmiş ülkeler, son derece korumacı ancak aynı zamanda güçlü teşvik mekanizmalarıyla yeni sanayi kompozisyonunda liderliklerini sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Son olarak dikkat çekilmesi gereken bir nokta da Avrupa'nın performansı. Zaman zaman geri kaldığı yönünde değerlendirmeler yapılsa da Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri hâlâ önemli miktarda doğrudan yatırım çekmeye devam ediyor. Latin Amerika'da özellikle Brezilya'nın güçlü performansı dikkat çekerken, gelişmekte olan ülkeler arasında yatırım çekme yarışının açık ara liderinin Asya olduğu gerçeği bir kez daha karşımıza çıkıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Gelişmekte olan ülkeler, sanayi </strong><strong>rekabetinde yeterince yön çizemiyor</strong></span></p>
<p>Sanayi politikalarında gelişmiş ekonomilerin belirleyici konumda olduğunu söylemek mümkün. Korumacı ya da yatırım teşvik edici politikaların ağırlıklı olarak Avrupa, ABD, Çin ve diğer büyük ekonomiler tarafından uygulandığını görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin sanayi politikalarındaki payı ise %20-25 seviyelerinde kalıyor. Başka bir ifadeyle gelişmiş ülkeler hem teknoloji yarışında hem de sanayi politikalarında kendilerini korurken, gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilerin bu rekabette yeterince yön çizemediğini de izliyoruz. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-dogrudan-yatirim-egilimleri-ve-sanayi-politikalari-82718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/kuresel-1783485869.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel doğrudan yatırım eğilimleri ve sanayi politikaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenilige-ve-dusunceye-karsi-ofkenin-temeli-82717</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniliğe ve düşünceye karşı öfkenin temeli </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piazzolla ile Mualla’yı yan yana koyunca ortak bir gerçek ortaya çıkıyor: Ekonomik şartlar sertleşince toplumun psikolojisi de sertleşir. İnsanlar daha çabuk yargılar. Devletler daha çok kontrol etmek ister. Kültür “doğru çizgiye” çekilir. Sanatçıdan da fazla soru sormaması, fazla taşmaması, fazla rahatsız etmemesi beklenir.</strong></p>
<p>İktisat teorisi kadar iktisat tarihine de eğildiğim için, dönemleri incelerken sadece krizler ya da darboğazlara bakmıyorum. Hangi dönemi inceliyorsam, o zamanın sanatçıları, fikir insanları hatta sporcuları üzerinden de çıkarımlar yapıyorum.</p>
<p>Bağnazlığı veya tutuculuğu karakteri sebebiyle geride bırakamayan ve teknoloji geliştirse de medenileşemeyen insanoğlunun radikal düşünmeyi ve yenilik getirmeyi cezalandırma biçimi değişti. Ancak siyasetin grupları kitlelere çevirme hevesi hiç değişmedi. Gruptan farklı olarak kitle, gerçeğin değil hoşuna giden hikayenin peşinde koşar. Hoşuna gitmeyen ne varsa yok etmeye çalışır. Eğer yok etmeye çalıştığı yeterince güçlü ise sonunda benimser. İşin özü şu ki, düşünce evrenin en önemli güç birimidir. Bu sebeple dünyanın her yerinde siyaset silahlardan değil daha çok düşünceden korkar. Şimdi meselenin özüne gelip işi sanata bağlayalım.</p>
<p><strong>Ekonomi bozulduğunda yalnızca cüzdanlar küçülmez</strong></p>
<p>Bazı sanatçıları sadece eserleriyle anlatmak yetmez. Onları anlamak için yaşadıkları ülkenin ekonomisine, siyasetinin sertliğine ve toplumun ruh hâline de bakmak gerekir. Çünkü ekonomi bozulduğunda yalnızca cüzdanlar küçülmez; sabır azalır, öfke büyür, farklı olana tahammül de zayıflar.</p>
<p>Astor Piazzolla ile Fikret Mualla bu yüzden sadece iki büyük sanatçı değil, iki ayrı toplum psikolojisinin aynasıdır. Piazzolla Arjantin’de tangoyu özgür bırakmak istedi. Fikret Mualla ise Türkiye’den Paris’e uzanan kırık hayatında, hiçbir kalıba sığmayan bir resim dili kurdu. Biri bandoneonla isyan etti, öteki renkle.</p>
<p>Piazzolla’nın Paris’e gidişi doğrudan Libertango yüzünden olmadı. Paris onun hayatına daha önce, 1954’te Nadia Boulanger ile çalıştığı dönemde girdi. O günlerde klasik besteci olmak istiyor, tangoyu biraz geride bırakmaya çalışıyordu. Boulanger ise ona kendi sesini gösterdi. Piazzolla tangolarından birini çalınca “işte sen busun” der gibi onu kendi köklerine geri çevirdi.</p>
<p>Arjantin’e döndüğünde artık eski tango kalıplarına sığmadı. Cazı, klasik müziği, kontrpuanı, şehrin gürültüsünü ve modern hayatın huzursuz ritmini tangoya kattı. Gelenekçiler bunu affetmedi. Ona “tangonun katili” diyenler çıktı. Çünkü Arjantin’de tango sadece müzik değildi; yoksulluğun, göçmenliğin, liman mahallelerinin, kayıp aşkların ve ulusal kimliğin sesiydi.</p>
<p>Bu tepkiyi Arjantin’in siyasal ve ekonomik çalkantısından ayrı düşünemeyiz. Darbeler, Peronizm tartışmaları, enflasyon, gelir kavgası ve sokak gerilimiyle yaşayan bir toplumda insanlar değişimden değil, kaybetmekten korkar. Gelecek güvensizleşince geçmişe daha sıkı sarılırlar. “Ekonomi zaten bozuluyor, bari tango değişmesin” duygusu biraz da buradan doğar.</p>
<p>Oysa Piazzolla tangoyu öldürmüyordu; onu yaşatmaya çalışıyordu. Çünkü yaşayan her şey değişir. Değişmeyen şey gelenek değil, vitrin süsü olur. 1974’te kaydedilen Libertango bu yüzden sadece bir beste değil, bir manifesto gibidir: Özgürlük ve tango. Piazzolla aslında “tangoyu seviyorsanız onu hapsetmeyin, bırakın nefes alsın” diyordu.</p>
<p>Fikret Mualla’nın hikâyesi başka bir coğrafyada, ama benzer bir sıkışmanın içinde ilerledi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye yoksulluktan çıkmaya, devletçilikle sanayileşmeye ve tek parti düzeni içinde modernleşmeye çalışıyordu. Ekonomi dar, imkânlar sınırlı, sanat piyasası zayıf, devletin kültür üzerindeki etkisi güçlüydü.</p>
<p>Böyle bir ortamda sanatçıdan çoğu zaman “terbiyeli modernlik” bekleniyordu. Cumhuriyet’i anlatacak, toplumu eğitecek, ölçülü olacak, fazla taşmayacaktı. Fikret Mualla gibi huzursuz, alaycı, kırılgan, öfkeli ve bohem bir insan için bu alan çok dardı.</p>
<p>Mualla sadece resim yapmıyordu; sinirlerini, yalnızlığını, öfkesini, parasızlığını ve içindeki çocuk tarafı kâğıda geçiriyordu. Paris kafelerini, sokakları, sirkleri, içenleri, eğlenenleri ve yalnız kalanları çizdi. Ama onun Paris’i turistik bir Paris değildi. Biraz sarhoş, biraz kırgın, biraz yoksul ve ayakta kalmaya çalışan bir Paris’ti.</p>
<p>Türkiye’de huzur bulamadı. Ruhsal sıkıntılar yaşadı, hastane günleri oldu, geçim derdi çekti, çevresiyle çatıştı. 1939’da Paris’e gittiğinde sadece başka bir şehre gitmedi; onu daraltan iklimden de uzaklaşmaya çalıştı. Ama Paris de onu tamamen kurtarmadı. Orada da yoksulluk, yalnızlık ve resimlerini değerinin çok altında satmanın acısı vardı.</p>
<p>Piazzolla ile Mualla’yı yan yana koyunca ortak bir gerçek ortaya çıkıyor: Ekonomik şartlar sertleşince toplumun psikolojisi de sertleşir. İnsanlar daha çabuk yargılar. Devletler daha çok kontrol etmek ister. Kültür “doğru çizgiye” çekilir. Sanatçıdan da fazla soru sormaması, fazla taşmaması, fazla rahatsız etmemesi beklenir.</p>
<p>Oysa büyük sanat çoğu zaman tam da bu rahatsızlıktan doğar.</p>
<p>Piazzolla, Arjantin’in “tango böyle kalmalı” diyen ruhuna karşı çıktı. Fikret Mualla ise Türkiye’nin ve sonra Paris’in “sanatçı dediğin biraz derli toplu olur” beklentisine sığmadı. Biri geleneğin bağnazlığıyla, öteki toplumun düzgünlük takıntısıyla kavga etti.</p>
<p>Bu yalnızca onların hikâyesi değil. Stravinsky’nin Bahar Ayini ilk sahnelendiğinde seyirci ayaklandı. Bob Dylan elektrik gitarla sahneye çıkınca folk müziğin bekçileri onu yuhaladı. Miles Davis cazı elektrikli döneme taşıyınca “cazı bozuyor” dediler. Her dönemde birileri sanatın kapısına dikilip “buradan öteye geçilmez” dedi. Sonra biri geldi ve geçti.</p>
<p><strong>Çizgi dışı olmak hâlâ pahalı</strong></p>
<p>Bugün de çok farklı değil. Sosyal medya çizgi dışı insanlara görünürlük sağlıyor, ama aynı hızla dışlama da üretiyor. Bir sporcu fazla politik konuştu diye, bir sanatçı piyasanın beklentisine uymadığı için, bir müzisyen türlerin sınırını bozduğu için kolayca hedef olabiliyor. Eskiden dışlama kurumların kapısında yaşanırdı; bugün bazen kalabalıkların öfkesinde, algoritmaların sessizliğinde, sponsorların korkusunda yaşanıyor.</p>
<p>Demek ki çizgi dışı olmak hâlâ pahalı. Sadece bedeli değişti.</p>
<p>Piazzolla yaşarken çok hırpalandı ama bugün tango onun açtığı kapıdan dünyaya konuşuyor. Fikret Mualla yoksulluk ve yalnızlık içinde yaşadı ama bugün Türk resminin en özgün seslerinden biri olarak anılıyor. İkisinin hikâyesinde insanın içini burkan taraf şu: Haklı çıktılar, ama haklı çıktıklarını huzurla görecek kadar rahat yaşayamadılar.</p>
<p>Ekonomi ve siyaset meraklıları için bu iki hikâye çok öğretici. Krizler sadece piyasaları bozmaz, toplumun ruhunu da gerer. Siyasal baskılar sadece kurumları değil, hayal gücünü de daraltır. Hayal gücü daralan toplumlar farklı insanları daha kolay dışlar. Oysa geleceği çoğu zaman tam da o dışlananlar taşır.</p>
<p>Piazzolla tangoyu özgür bıraktı. Fikret Mualla resmi kendi yarasının rengine boyadı. Biri bandoneonla, öteki fırçayla aynı şeyi söyledi: "Beni kalıba sokmayın."</p>
<p>Bugün hâlâ aynı soruyla karşı karşıyayız: Çizgi dışı insanları sorun olarak mı göreceğiz, yoksa toplumun kendini yenileme ihtimali olarak mı? Çünkü ilerleme çoğu zaman uslu insanların değil, huzursuz insanların omzunda yürür.</p>
<p>Belki de bize düşen, o huzursuz insanları yaşarken anlamaya biraz daha erken başlamak. Bu da sade vatandaşı daha fazla eğitimle tanıştırarak olur. Zaten demokrasi de ancak ve ancak bu şekilde daha verimli olur. Çünkü avantajlı kesimlerin kendi istek ve arzularını hatta zevklerini topluma dayatmaları böylelikle engellenmiş olur. Gerçekten demokrasi o zaman tecelli eder.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenilige-ve-dusunceye-karsi-ofkenin-temeli-82717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/56-1783485635.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniliğe ve düşünceye karşı öfkenin temeli  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaytarmak-mi-hadi-toplanti-yapalim-82716</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaytarmak mı? Hadi toplantı yapalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Arkadaşlar, dostlar, yurttaşlar, değer üretmeyeceksek, hadi toplanıp kaytaralım… Üstelik bunun için bize para ödüyorlar. Başkasının zamanını da çalmış oluyoruz. Değer üretmiyor,  kaytarıyoruz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: </strong>Şu bizim toplantı merakımız, bir tür <strong>sosyal fetişizme</strong> dönüşmeye başladı… Ancak <strong>binlerce insan/saat zaman</strong>, <strong>yüzbinlerce lira</strong> ve <strong>emek</strong> harcanarak yaptığımız toplantıların verimini sorgulamıyor, “<strong>sahi burada neden toplandık</strong>?” demediğimiz için <strong>zamanı, insanı, mekânı</strong> harcıyoruz.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: <strong>3 bin 500 kişinin katıldığı</strong> toplantı sonrası düşündüm; <strong>3,500 kişi</strong>, ortalama <strong>20 yıldan</strong>, toplamda <strong>70 bin yıllık</strong> <strong>tecrübeyi</strong> aynı çatı altında toplamışız. Peki, ne yapmışız? Protokoldekiler, <strong>çeneleri getirdiler</strong> ve konuşmalar bitince <strong>kulaklarını beraberinde götürdüler</strong>. Yazık ki ne yazık…</p>
<p><strong>DEĞER ÜRETMEYEN TOPLANTILAR KURUMA ŞİRKETE ÜLKEYE ZİYAN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Fakat toplantının “<strong>yüce amacını</strong>” gölgede bırakıp, beylik bir iki lafı manşetlere çakıp, salonun en az <strong>%20</strong>’sini de yanlarına alıp gidiverdiler. Biz bize kaldık; (<strong>arada nitelikli birkaç sunum, konuşmayı ve konuşmacılarını özenle ayrı tutarak</strong>) her sunum sonrası daha da azalan salonda, <strong>değer üretmeyen</strong> anlatımlar, <strong>yeni olmayan</strong> beylik klişeler, lafı bir şekilde <strong>yapay zekâya bağlayıp</strong> kaytardık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>:<strong> Toplantı fetişizmi</strong> sadece bize has bir şey değil. Ama bizim abarttığımız kesin… <strong>Wall Street Journal</strong>’da yayınlanan bir rapora göre tecrübeli ve tecrübeli olmayan yöneticilerin toplantı yaparak geçirdikleri zaman <strong>normal çalışma saatlerinin yarısıymış</strong>. Bizde durum nedir, biri araştırsa…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Toplantıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Toplantı bahanemiz nedir?</em></strong></p>
<p>İnsanlar çözüme ulaşmak için toplanıyorlar<strong>, iletişim kuramadıkları için tekrar toplanıyorlar</strong>, çözüm üretemedikleri için bu sefer “<strong>nerede hata yaptık</strong>?” bahanesiyle <strong>tekrar</strong>, <strong>tekrar</strong>, <strong>tekrar</strong> toplanıyorlar.</p>
<p><strong><em>Hiç mi faydası yok?</em></strong></p>
<p>İnsanları, en rahat toplantıda tanırsın. Sunacağınız bir konunuz yoksa sadece <strong>susun</strong> ve <strong>gözlemleyin</strong>. “<strong>Neyi söylediklerine</strong>” değil de “<strong>neden söylediklerine</strong>” bakın. Çoğu, “<strong>ben de varım</strong>” ispatındadır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TOPLANTI YAPMADAN ÇÖZÜM ÜRETMEYİ DENEYİN</strong></p>
<p>Amaca hizmet etmeyen toplantıların diğer bir sorunu da katılımcıların, bu toplantılara <strong>elini kolunu sallayarak</strong> gelmesi… <strong>Hazırlık yok</strong>. Ev ödevi yok. Toplantının gidişatına göre, “<strong>durumu idare etme</strong>” var yalnızca. Bu tabloya bir de <strong>kifayetsiz muhteris birilerini</strong> ekleyin, o zaman toplantı, tam felaket oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TOPLANTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Toplantı</strong>: Birden fazla kişinin belirli bir amaç, konu, gündem doğrultusunda bir araya gelmesi</p>
<p><strong>Konferans</strong>: Alanında uzman kişilerin bilgi vermek veya tezi savunmak için hazırlıklı konuşması</p>
<p><strong>Panel</strong>: Uzmanların topluluk önünde bir konu etrafında tartışması, sorulara cevap vermesi</p>
<p><strong>Sempozyum</strong>: (<em>Bilgi şöleni</em>) Uzmanlık gerektiren bir konunun yetkin kişilerce detaylandırılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaytarmak-mi-hadi-toplanti-yapalim-82716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/toplanti-kurumsal-kaytarma-1745564462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaytarmak mı? Hadi toplantı yapalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82714</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan-Trump görüşmesini piyasa nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump: CAATSA Yaptırımları Kaldırılacak! Erdoğan-Trump Görüşmesini Piyasa Nasıl Fiyatladı?" src="https://www.youtube.com/embed/FbihEc0tjkM" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-82715</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL’nin değeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şimdi <strong>“Galiba Merkez Bankası’nın da kafası karışık; TL için hem değerli, hem değersiz şeklinde yorum yapıyor”</strong> desem; eminim <strong>“Olur mu öyle şey, Merkez Bankası bu konuda net duruşa sahiptir”</strong> diye karşı çıkarsınız.</p>
<p>Ama ne benim aktardığım bilgi tam doğru, ne karşı görüş olarak dile getirilmesi muhtemel olan.</p>
<p>Çünkü Merkez Bankası’nın Türk parasının değerinin gerçek anlamda düşük ya da yüksek olduğuna ilişkin somut bir değerlendirmesi yok, olamaz da zaten.</p>
<p>Ama Merkez Bankası reel efektif döviz kuru hesaplaması yoluyla Türk parasının diğer paralar karşısındaki değerine ilişkin bilimsel bir veri koyuyor ortaya.</p>
<p>İşte bu veri de Türk parasının reel olarak hem çok değerli olduğu sonucunu da veriyor, hem de değersiz olduğu sonucunu.</p>
<p>Daha önce de kaç kez vurgulandı kim bilir; hangi tarihin esas alındığına ve hangi fiyat endeksinin kullanıldığına bağlı olarak Türk parası için değerli sonucuna varmak da mümkün, değersiz sonucuna varmak da. Ayrıca değerli ya da değersiz, çok farklı oranlar ortaya çıkacağı da bir gerçek.</p>
<p>Peki doğru ne, doğru oran ne?</p>
<p>Yok, Türk parası için böyle bir oran vermek mümkün değil.</p>
<p>Hatta biraz önce de ifade ettiğim gibi <strong>“Türk parası reel olarak çok değerlidir ya da değersizdir”</strong> demek bile mümkün değil.</p>
<p>Tekrar edeyim; nereden baktığınıza, yani hangi tarihi baz aldığınıza ve hangi fiyat endeksini kullandığınıza bağlı olarak çok farklı yönler ve çok farklı oranlar bulabilirsiniz.</p>
<h2>Fiyat endeksinin önemi </h2>
<p>Reel değer hesaplamasında değişik sonuçlar elde edilmesinde en büyük etkenlerden biri hiç kuşku yok ki kullanılan fiyat endeksi.</p>
<p>Öncelikli soru şu; bu hesaplamada hangi fiyat endeksini kullanmak daha doğru? Tüketici fiyat endeksini mi, yurt içi üretici fiyat endeksini mi?</p>
<p>Bir başka soru da şu; hangi endeksle yapılan hesaplama, hangi kesimler için doğru sonuç verir?</p>
<p>Fiyat endeksleriyle ilgili en temel soru başka aslında; acaba endeksler fiyat artış hızını doğru ölçüyor mu?</p>
<p>Herhangi bir ayda gerçek fiyat artışı örneğin yüzde 5 düzeyindeyken endeks bunu bir şekilde yüzde 3 ölçmüşse ve o ay nominal kur da yüzde 3 artmışsa Türk parasının değerinde reel anlamda değişiklik olmamış görünür. Oysa gerçek enflasyon daha yüksek olduğu için Türk parası reel anlamda değer kazanmaya devam eder.</p>
<p>Türkiye belki de uzun yıllardır zaten bunu yaşıyor.</p>
<h2>Hangi endeks ve kime göre?</h2>
<p>Gerçi Türkiye’de herkes değilse de büyük çoğunluk <strong>“Şu kur bir artsa da rahatlasak”</strong> havasında ama bunu en çok isteyen kesim hiç kuşku yok ki dövizle işi olanlar, yani dış ticaretle uğraşanlar.</p>
<p>Bir ihracatçı düşünün, tedariki ya da üretimi büyük ölçüde yurt içinden ise kur artışını gözü kapalı ister.</p>
<p>Kimi ihracatçı o kadar emin değildir; çünkü üretimde ithalata bağımlılığı ölçüsünde kur artışından daha fazla etkilenecektir.</p>
<p>Ağırlıkla iç piyasaya üretim yapan ve bu üretimi için yoğun ithal girdi kullanan bir sanayici tabii ki kur çok az artsın ister.</p>
<p>Ama şurası kesin; imalat sanayi ağırlıklı olmak üzere sanayici için Yİ-ÜFE’ye göre hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksini izlemek gerekir. Çünkü imalattaki enflasyon bir anlamda Yİ-ÜFE’dir.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 2025 yılını baz alan kur endeksine göre bu yılın altı ayının ortalaması Yİ-ÜFE’ye göre 99,68 düzeyinde. Yani değişiklik yok sayılır. TL reel olarak çok az değer kaybına uğramış.</p>
<p>Ama örneğin 2020 yılı baz alınırsa TL aradan geçen sürede yüzde 24’ten fazla değerlenmiş. Ama 2016 ve öncesi esas alınırsa TL hâlâ değersiz. Doğrusu hangisi, yok ki!</p>
<h2>Turizm sektörü TÜFE’ye bakar </h2>
<p>Geliri büyük ölçüde döviz cinsinden olan turizm sektörü ise doğal olarak TÜFE’ye göre oluşan değerlerle daha yakından ilgili. Bu kesim için daha geçerli olan fiyat hareketi TÜFE ile ölçülen oran. Dolayısıyla reel kurda da TÜFE bazlı olan önemli.</p>
<p>TÜFE bazlı reel kur endeksindeki gelişmeye ilişkin örnekleri tablonun yanındaki açıklama bölümünde de aktardım; zaten Yİ-ÜFE bazlı endekse benzeyen bir durum var. Oranlar tabii ki çok farklı ama sonuç temelde değişmiyor.</p>
<h2>Vatandaş hiçbir endekse bakmıyor! </h2>
<p>İş alemi için hangi endeksle oluşan reel kurun önemli olabileceği iyi kötü tahmin edilebilir.</p>
<p>Ama kur artışı olması gerektiğine inanan vatandaş için reel kur endeksinin hiç önemi yok. Vatandaş tabii ki TÜFE’yi izlediği için bu endekse bakar ama özünde herhangi bir kıyaslamaya da fazla gerek duymaz.</p>
<p>Hele hele reel kur gibi teknik bir hesaplama pek göz önünde bulundurulmaz. <strong>“Fiyatlar ne kadar arttı, kur ne kadar arttı, arada ne kadar fark var, demek ki dolar ya da euro en az o kadar artmalı”</strong>; söylenen, dile getirilen budur.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd3978f7d3-1783485335.png" alt="" width="747" height="495" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd3ab821f5-1783485355.png" alt="" width="410" height="319" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-82715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL’nin değeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergisini-biz-ustlenecegiz-neden-hala-gonullu-dijital-bahsis-yasaya-kavusmuyor-82713</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergisini biz üstleneceğiz, neden hâlâ ‘gönüllü dijital bahşiş’ yasaya kavuşmuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TURİZM, </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TÜRYİD) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kaya Demirer </strong>aradı, sektörün kanayan yarası konusunda dert yandı:</p>
<p>-           <strong>2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektörümüz bugün çalışanından işverenine, misafirinden kamuya kadar tüm tarafları etkileyen önemli bir hukuki belirsizlik yaşıyor.</strong></p>
<p><strong>“Servis ücreti” </strong>uygulamasının 30 Ocak 2026 tarihi itibariyle kaldırıldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>O günden beri </strong>“servis ücreti”<strong>nin yerini alması beklenen </strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş Sistemi” <strong>henüz yasal zemine kavuşmamıştır. Turizm sezonu başlamış olmasına rağmen sektör halen bir geçiş dönemi içindedir.</strong></p>
<p>Yeme-içme sektörünün 1 trilyon liralık büyüklüğü aştığını, tarımdan turizme, gıdadan lojistiğe kadar onlarca sektörü besleyen bir ekosistem olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çalışanlar gelirlerinin nasıl şekilleneceğini bilemezken, işletmeler ücret politikalarını ve operasyonel planlamalarını sağlıklı şekilde oluşturamamaktadır.</strong></p>
<p>Bu belirsizliğin yalnızca işletmeleri değil, 2 milyon hizmet sektörü çalışanını doğrudan etkilediğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>150 bin işyerindeki ve oteller içindeki yeme-içme noktalarındaki çalışma barışını ciddi şekilde hasara uğratmış ve sadece çalışan tarafında değil, işletmecisinden misafirine, nihayetinde yatırımcısına kadar sektörün dengelerini bozmuştur.</strong></p>
<p>Emek yoğun hizmet sektörünün tam da turizm sezonunun en yoğun aylarına girildiği bu günlerde moral ve motivasyon kaybı yaşadığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Burada altını özellikle çizmek isteriz ki, tartışılan konu </strong>“servis ücreti”<strong>nin yeniden yaygınlaştırılması değildir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Asıl konu, misafirlerin tamamen kendi iradeleriyle bırakmak istedikleri bahşişlerin dijital ortamda güvenli, şeffaf ve kayıtlı şekilde çalışanlara ulaştırılmasını sağlayacak modern bir sistemin yasal zemininin oluşturulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>TURYİD olarak savundukları modelin dünyanın gelişmiş turizm ülkelerinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan, gönüllülük esasına dayalı <strong>“Dijital Bahşiş Sistemi” </strong>olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sadece turistlerin değil, kendi vatandaşlarımızın dahi nakit taşımadığı bir dönemde çalışan arkadaşlarımızın bahşiş gelirleri yüzde 10-15 arasındaki bir orandan yüzde 2-3’lük nakit bahşiş seviyesine gerilemiştir.</strong></p>
<p>Bahşişin yeme-içme sektöründe çalışanlar için önemini şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bahşiş, emek yoğun sektörlerin maaş kadar önemli bir geliridir. Diğer bir ifadeyle toplam geliri oluşturan bir yan gelir değil, neredeyse eşit iki ana gelir kapısından biridir.</strong></p>
<p>Konunun bir diğer önemli boyutunun kamu maliyesi olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte </strong>“servis ücreti” <strong>uygulaması üzerinden KDV, Gelir Vergisi stopajı ve SGK primleri gibi önemli kamu gelirleri elde edilmekteydi. Mevcut durumda bu gelirlerin tamamı ortadan kalkmıştır.</strong></p>
<p><strong>“Dijital” </strong>sistemin bu konudaki önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dijital ve kayıtlı bir bahşiş sistemi sayesinde tüm ödemeler elektronik ortamda izlenebilir hale gelecek, kayıt dışılık azalacak ve kamu da sürdürülebilir bir gelir yapısına kavuşacaktır. Dolayısıyla önerilen sistem aynı zamanda kayıtlı ekonomi ve kamu maliyesi lehinedir.</strong></p>
<p>Bu konuda daha önce önemli mesafe alındığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yaklaşık 2 yıl önce hazırlanan düzenleme yasalaşmanın son aşamasına kadar gelmiş, ancak çalışanların bahşişlerinden gelir vergisi stopajı kesileceği yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda eleştirilere neden olduğu için süreç tamamlanamamıştı.</strong></p>
<p>Sektör yatırımcıları, özel sektör olarak çok daha dengeli ve adil bir model önerdiklerine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Yeni öneride gönüllü olarak bırakılan bahşişin tamamının çalışana eksiksiz ulaşması, çalışandan herhangi bir vergi kesintisi yapılmaması ve yüzde 10 oranında hesaplanacak vergisel yükümlülüğün işveren tarafında üstlenilmesi öngörülüyor.</strong></p>
<p>Böylece hem çalışanın korunacağını hem de devletin kayıtlı ekonomi içinde gelir elde etmeye devam edeceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Geldiğimiz noktada mesele yalnızca bahşiş değildir. Mesele, dijital ekonomiye uygun, teknolojiyi kullanan, kayıtlı sistemi güçlendiren ve tüm tarafların kazandığı çağdaş bir ödeme modelinin oluşturulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş Sistemi” </strong>mevzuatının sektör için artık ertelenemez bir ihtiyaç halini aldığını ısrarla vurgulayıp, noktayı şu mesajla koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Gönüllülük esasına dayalı, dijital, şeffaf ve kayıtlı bahşiş sisteminin en kısa sürede yasal zemine kavuşturulması çalışanlarımız ve misafirlerimiz adına en büyük arzumuzdur.</strong></li>
<li><strong>Bunun için yüzde 10 olarak uygulanacak stopajı da üstlenmeye ve çalışanlarımıza kesintisiz şekilde misafirlerimizin takdirlerinin karşılığı olarak bıraktıkları bahşişleri aynen aktarmaya hazırız.</strong></li>
<li><strong>Bu düzenleme yalnızca yeme-içme sektörünün değil, Türkiye turizminin rekabet gücünü artıracak, hizmet kalitesini destekleyecek, kayıtlı ekonomiyi büyütecek ve milyonlarca çalışanın emeğini koruyacak önemli bir reform olacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Yeme-içme sektörü işverenleri bahşişin yüzde 10’luk stopajını karşılamaya hazır olduğuna göre, <strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş” </strong>mevzuatı için daha neyi bekliyoruz?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Otel dışı yeme-içme işletmelerinin turist geliri 5.4 milyar dolar</span></h2>
<p><strong>TURİZM, </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TÜRYİD) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kaya Demirer, </strong>Türkiye’nin 2025 yılı turizm gelirlerinin içindeki yeme-içme cirosuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, 2025 yılında yaklaşık 65 milyar dolar turizm geliri elde etmiş, bunun yaklaşık yüzde 21’i, yani yaklaşık 13.5 milyar doları yeme-içme harcamalarından oluşmuştur.</strong></p>
<p>Şu hesabı ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Yaptığımız hesaplamalara göre, </strong>“her şey dahil” <strong>sistemi için ayrılan gastronomi gelirleri payı dışında kalan yaklaşık 5.4 milyar dolarlık bölümü otel dışındaki restoran, kafe ve diğer yeme-içme işletmelerinde gerçekleşmektedir.</strong></p>
<p>Bu rakamın gastronominin artık yalnızca turizmi destekleyen bir unsur değil, turizm gelirlerinin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin önemli bir kısmı Avrupa başta olmak üzere servis ücreti ve gönüllü bahşiş uygulamalarının uzun yıllardır hayatın doğal bir parçası olduğu ülkelerden geliyor.</strong></p>
<p>Söz konusu turistlerin kendi ülkelerinde <strong>“dijital olarak bahşiş bırakmaya” </strong>alışkın olduğunu, bunu hizmet kalitesinin doğal bir karşılığı gördüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ise yasal altyapının eksikliği nedeniyle bu talep çoğu zaman karşılık bulamamakta, bunun sonucunda hem çalışanlarımız hem de ülkemiz önemli bir gelir fırsatını kaybetmektedir.</strong></p>
<p>Bu yılki turizm geliri beklentileri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İlk 6 ayın rakamlarını incelediğimiz zaman geçtiğimiz yıla nazaran turizm gelirleri artış gösterememekte, bir miktar azalma eğilimi de göstermektedir.</strong></p>
<p>Bunun nedenlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Küresel ekonomik yavaşlama, bölgesel jeopolitik gelişmeler ve çevremizde yaşanan güvenlik kaynaklı olumsuzluklar nedeniyle turizm gelirlerinde beklenen artışın sınırlı kalabileceği ya da gerçekleşmeyebileceği değerlendirilmektedir.</strong></p>
<p>Ardından şunu ekledi:</p>
<p>-          <strong>Böyle bir dönemde sektör çalışanlarının zaten azalmış olan ek gelir kaynaklarının daha da gerilemesi, hizmet kalitesinden çalışan bağlılığına kadar birçok alanda yeni sorunlar doğurabilecektir.</strong></p>
<p><strong>“Gönüllü Dijital Bahşiş”</strong>e döndü:</p>
<p>-          <strong>Tam da bu nedenle, </strong>“Gönüllü Dijital Bahşiş Sistemi”<strong>nin yasal güvenceye kavuşması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.</strong></p>
<p>Oluşan mevzuat boşluğunun turistlerden elde edilen gelirler üzerinde yol açtığı kayba da dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>5.5 milyar dolarlık otel dışı yeme-içme sektörünün 2025 yılı gelirleri içinde yüzde 10-12 oranında servis payı bulunmaktadır. Bu gelir, 2026 yılına baktığımız zaman ilk 6 ay sonunda sıfır olarak gerçekleşmiş vaziyettedir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergisini-biz-ustlenecegiz-neden-hala-gonullu-dijital-bahsis-yasaya-kavusmuyor-82713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/kaya-demirer-1783484698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergisini biz üstleneceğiz, neden hâlâ ‘gönüllü dijital bahşiş’ yasaya kavuşmuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-petrolunde-fiyat-kirma-savasi-82712</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez petrolünde ‘fiyat kırma’ savaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dce7162a78-1783484017.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran ile ABD arasında sağlanan ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nda trafiğin yeniden canlanması, küresel petrol piyasasında dengeleri kısa sürede değiştirdi. Savaş boyunca arz kesintisi endişesiyle 118 doların üzerine çıkan Brent petrol, bugün tamamen farklı bir riskle karşı karşıya. Artık piyasaların gündeminde Körfez üreticilerinin aynı müşteriler için girdiği sert fiyat rekabeti bulunuyor.</p>
<p>Savaş sırasında depolarda biriken milyonlarca varillik petrolü hızla piyasaya sürmek isteyen üreticiler, Asyalı rafinerileri yeniden kazanabilmek için peş peşe indirim açıklıyor. Böylece yıllardır OPEC'in üretim disipliniyle şekillenen piyasa, yeniden pazar payı mücadelesinin belirleyici olduğu bir döneme girmiş durumda.</p>
<h2>Suudi Arabistan fiyatları aşağı çekti </h2>
<p>Bu yarışın en dikkat çekici adımı Suudi Arabistan'dan geldi. Riyad yönetimi, Asyalı alıcılar için Arab Light ham petrolünün resmi satış fiyatını varil başına 11 dolar indirerek son yılların en sert fiyat revizyonlarından birini gerçekleştirdi. Ancak piyasa bunun da yeterli olmayabileceğini düşünüyor.</p>
<h2>BAE petrolünde lojistik avantaj </h2>
<p>Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri'nin Upper Zakum ve Das tipi petrolleri çok daha derin iskontolarla satılıyor. Bazı sevkiyatlarda Dubai referans fiyatının 6-8 dolar altına kadar inen teklifl er görülürken, depolarda bekleyen varilleri hızla eritmek isteyen üreticiler arasında adeta görünmeyen bir fiyat savaşı yaşanıyor. Umman'ın Sohar Limanı üzerinden gerçekleştirilen gemiden gemiye transferler sayesinde lojistik maliyetlerin daha düşük olması, Emirlik petrolünü Suudi varillerine karşı daha cazip hale getiriyor.</p>
<p>Üstelik İran petrolünün yaptırımların gevşetilmesiyle yeniden uluslararası pazara dönmesi de rekabeti daha da sertleştiriyor. Çin başta olmak üzere Asya'da talebin beklenenden zayıf seyretmesi ise satıcıların elini zayıflatırken pazarlık gücünü tamamen alıcılara geçiriyor.</p>
<h2>Pazar payı fiyatın önüne geçti </h2>
<p>Körfez ülkeleri için bugün en önemli hedef yüksek fiyat değil, kaybedilen müşterileri geri kazanmak. Birleşik Arap Emirlikleri, OPEC'ten ayrılmasının ardından üretimini hızla artırırken, Haziran ayında günlük 3,8 milyon varille tarihinin en yüksek ihracat seviyesine ulaştı. Suudi Arabistan'ın ihracatının da savaş öncesi seviyelere yaklaşması bekleniyor. Irak ve Kuveyt de yeniden Hürmüz üzerinden sevkiyatlarını artırıyor.</p>
<p>Bu arada, Çinli bağımsız rafinerilerin düşük fiyatlı Körfez petrolüne yeniden yönelmesi, rekabeti daha da kızıştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">OPEC'in sınavı büyüyor</span></h2>
<p>Fiyat rekabetinin en önemli sonucu ise OPEC üzerindeki baskının artması olacak. Birleşik Arap Emirlikleri'nin organizasyondan ayrılması sonrasında üretim koordinasyonunun zayıflaması, diğer üyelerin de gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla daha fazla ihracata yönelmesi ihtimalini güçlendiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın gelecek yıl küresel petrol arzının talebi yaklaşık 5 milyon varil aşacağını öngörmesi de piyasadaki endişeleri artırıyor. Eğer Körfez ülkeleri üretim ve ihracat artışını sürdürürse petrol fi yatları üzerindeki aşağı yönlü baskının uzun süre devam edebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir senaryoda enerji ithalatçısı ülkeler düşük fi yatlardan fayda sağlarken, bütçeleri büyük ölçüde petrol gelirlerine bağlı üretici ülkeler daha düşük gelirlerle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyat savaşını büyüten 5 gelişme</span></h2>
<p>■ İran petrolü geri döndü: Yaptırımların gevşemesiyle İran milyonlarca varili yeniden pazara sundu. <br />■ Stoklar eritiliyor: Savaş boyunca depolanan petrol hızla satışa çıkarılıyor. <br />■ Asya talebi zayıf: Özellikle Çin'de rafineri talebinin beklenenden düşük kalması satıcıları fiyat indirimine zorluyor. <br />■ OPEC'in etkisi azalıyor: BAE'nin ayrılığı sonrası üretim disiplini sorgulanırken ülkeler ulusal çıkarlarını ön plana çıkarıyor. <br />■ Alıcı piyasası oluştu: Arzın talebi aşmasıyla pazarlık gücü üreticilerden rafinerilere geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-petrolunde-fiyat-kirma-savasi-82712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/korfez-petrol-1783484387.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşının ardından yeniden açılan ihracat yolları, Körfez&#039;de arz sıkışıklığının yerini pazar payı yarışına bıraktı. Suudi Arabistan, BAE, Irak ve Kuveyt milyonlarca varillik stoklarını eritmek için fiyat kırarken, alıcıların pazarlık gücü artıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuata-ragmen-binalardaki-potansiyel-neden-hala-yuksek-82740</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mevzuata rağmen binalardaki potansiyel neden hâlâ yüksek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta ticari binalarda enerji verimliliği potansiyelini ele almıştım. 31 farklı ticari binada yaptığımız etütlerde toplam potansiyelin %55,3 seviyesinde olduğunu gördük. Bu hafta temel soruya odaklanmak istiyorum. Yeni binalar için mevzuat önemli şartlar getirirken binalarda verimlilik potansiyeli neden hâlâ bu kadar yüksek?</p>
<p>Türkiye’de yeni binaların asgari enerji performansı Enerji Kimlik Belgesi ile tanımlanıyor ve en az C sınıfı performansa ulaşması bekleniyor. 2025 itibarıyla 2 bin metrekare ve üzerindeki yeni binaların Neredeyse Sıfır Enerjili Bina anlayışıyla en az B sınıfı enerji performansında ve birincil enerji ihtiyacının en az %10’unu yenilenebilir kaynaklardan karşılayacak şekilde tasarlanması gerekiyor.</p>
<p>Isı yalıtımı tarafında da önemli bir güncelleme var. TS 825 Isı Yalıtım Standardı yenilendi, iklim bölgesi sayısı 4’ten 6’ya çıkarıldı ve soğutma ihtiyacının hesaplamaya dahil edilmesinin önü açıldı. Bina kabuğu artık kışın ısı kaybı kadar yaz aylarında soğutma yükünü de belirleyen bir unsur.</p>
<p><strong>Asgari şartta kalma eğilimi</strong></p>
<p>Mevzuat önemli bir zemin oluşturuyor. Ancak sorun çoğu zaman bu zeminin üzerine daha iyi bir performans hedefi konulmamasında ortaya çıkıyor. Yeni bina geliştirme süreçlerinde kararlar genellikle ilk yatırım maliyeti üzerinden veriliyor. Daha iyi yalıtım, daha verimli cam, yüksek verimli soğutma grubu veya gelişmiş otomasyon işletme döneminde tasarruf sağlasa da proje aşamasında ek maliyet olarak görülüyor ve yapılmıyor.</p>
<p>Oysa binanın gerçek maliyeti inşaat tamamlandığında bitmiyor. Enerji tüketimi, bakım maliyeti, arıza riski, kullanıcı konforu, karbon etkisi ve varlık değeri ekonomik ömür boyunca devam ediyor. İlk yatırım bedelini düşüren ama işletme maliyetini artıran kararlar, uzun vadede daha pahalı bir bina ortaya çıkarabiliyor. Verilerle konuşacak olursak, enerji verimliliği yüksek bir bina yapmak, ilk yatırım bedelini yalnızca %2-3 artırıyor. Sağlanan enerji maliyeti tasarrufu ise %20-30’ları buluyor.</p>
<p><strong>Yatırım yapan ile faydayı gören taraf farklı </strong></p>
<p>Ticari binalarda temel sorunlardan biri, yatırım yapan taraf ile tasarruftan faydalanan tarafın ayrışması. Bina sahibi veya yatırımcı verimli sistem için ek yatırımı üstlenirken enerji faturasındaki azalış çoğu zaman kiracıya veya kullanıcıya yansır. Enerji performansı kira ilişkisine ve işletme modeline yansımıyorsa bina sahibi yatırımda isteksiz kalabilir. Kiracı ise ana sistemlere müdahale edemeyebilir. Böylece herkesin fayda göreceği bir iyileştirme ertelenir.</p>
<p><strong>En ucuz satın alma alışkanlığı </strong></p>
<p>Bir diğer sorun satın alma kültüründe ortaya çıkıyor. Bina ekipmanları seçilirken karar çoğu zaman ilk satın alma bedeline göre veriliyor. Ekipmanın sezonluk verimi, kısmi yük performansı, gerçek işletme koşullarındaki tüketimi, bakım ihtiyacı ve ömür boyu maliyeti yeterince değerlendirilmediğinde, düşük yatırım bedelli ancak yüksek işletme maliyetli sistemler tercih edilebiliyor.</p>
<p>Soğutma grupları, pompalar ve havalandırma sistemleri yıl boyunca farklı yüklerde çalışıyor. Bu nedenle katalogdaki en yüksek verim değeri kadar, sistemin gerçek çalışma aralığındaki performansı da önemli.</p>
<p><strong>Performans ölçülmezse tasarım kâğıtta kalır </strong></p>
<p>Enerji performansı proje dosyasında veya katalog değerinde kalmamalı. Bir ekipman devreye alındıktan sonra gerçek işletme şartlarında nasıl çalıştığı ölçülmeli. Soğutma grubunun kısmi yük performansı, pompanın gerçek çalışma noktası, kazanın yanma verimi ve otomasyon senaryoları izlenmeli.</p>
<p>Binalarda yüksek potansiyelin önemli nedenlerinden biri, tasarım performansı ile işletme performansı arasındaki farktır. Otomasyon devre dışı kalabilir, ayar değerleri yanlış belirlenebilir, filtreler tıkanabilir, pompalar sabit debide çalışabilir, fanlar gereğinden yüksek kapasitede işletilebilir. Bu nedenle iyi tasarım kadar iyi işletme disiplini de gereklidir.</p>
<p><strong>Kentsel dönüşüm fırsatı </strong></p>
<p>Türkiye’de kentsel dönüşüm öncelikle deprem güvenliği ihtiyacıyla gündeme geliyor. Bu ihtiyaç tartışmasız biçimde öncelikli. Ancak aynı süreç enerji performansı açısından da büyük bir fırsat sunuyor. Eski ve verimsiz bina stokunun yenilenmesi, depreme dayanıklı yapılar üretmenin yanında enerji tüketimi düşük yeni bir bina stoku oluşturma imkânı da sağlıyor.</p>
<p>Bu fırsat kaçırılırsa bugünün yeni binaları önümüzdeki 50-60 yılın verimsiz bina stokuna dönüşebilir. Doğru tasarım ve satın alma kararlarıyla kentsel dönüşüm, aynı anda hem deprem güvenliğini hem enerji verimliliğini hem de karbon azaltımını destekleyen tarihi bir dönüşüm aracı haline gelebilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Ticari binalarda bugünün satın alma ve tasarım kararları, onlarca yıl sürecek enerji tüketimini belirliyor. Bu nedenle verimli bina yapmak daha iyi mühendislik kadar, daha doğru yatırım ve işletme modeli kurma meselesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuata-ragmen-binalardaki-potansiyel-neden-hala-yuksek-82740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevzuata rağmen binalardaki potansiyel neden hâlâ yüksek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-100-kobiden-70i-sigorta-guvencesinden-yoksun-82738</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her 100 KOBİ&#039;den 70&#039;i sigorta güvencesinden yoksun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in iş yerleri sayımına göre Türkiye genelinde 4,3 milyon işyeri bulunuyor. Bunların 1,4 milyonu toptan ve perakende ticaret sektöründe, 650 bini ulaştırma ve depolama, 480 bini imalat, 330 bini konaklama ve yeme içme işletmeciliği, 320 bini de inşaat alanında yer alıyor. İmalat sanayi açısından baktığımızda 480 bin girişim arasında ilk üç; yüzde 18,7 ile tekstil ve giyim, yüzde 14,4 ile fabrikasyon metal ürün imalatçıları, yüzde 12,7 ile gıda imalatçılarından oluşuyor.</p>
<p>Türkiye ekonomik faaliyetlerinin yüzde 98’ini oluşturan KOBİ’lerin özellikle verimlilikleri ve bir üst lige çıkabilme kabiliyetleri çok yüksek değil. KOBİ’lerin performanslarının artırılmasında sigorta sektörüne de önemli görevler düşüyor. Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Aydın Bozdemir, konuya ilişkin görüşlerini, “KOBİ’lerde sigortalılık oranlarının halen düşük seviyede olması ise bu alandaki koruma açığını ortaya koyuyor. Büyük ölçekli sınai ve ticari iş yerlerinde sigortalılık oranı yüzde 90’ın üzerinde seyrederken, KOBİ’lerde bu oran yüzde 25-30 bandında bulunuyor. Bu tablo, her 100 KOBİ’nin yaklaşık 70’inin sigorta güvencesinden yoksun olduğunu gösteriyor” diye açıkladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de68897a29-1783490184.jpg" alt="" width="700" height="516" />Anadolu Sigorta’nın 2026 yılında Türkiye ekonomisinin üretim, istihdam ve bölgesel kalkınma gücünü oluşturan KOBİ’leri odağına alarak ilerlediğini kaydeden Bozdemir şunları kaydetti:</p>
<p>“Değişen ekonomik koşullar, doğal afetler, iklim değişikliği, siber riskler, tedarik zinciri kesintileri ve iş sürekliliği riskleri, KOBİ’lerin daha korunaklı, sistematik ve çevik hareket etmesini zorunlu kılıyor. Bu yeni dönemde Anadolu Sigorta, KOBİ’lere yönelik ürün ve hizmetlerini, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini, faaliyet sürekliliğini ve finansal dayanıklılığını destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı olarak konumlandırıyor. Sigortacılığı işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı olarak değerlendiriyoruz”.</p>
<p>Aydın Bozdemir, Anadolu Sigorta’nın KOBİ segmentine yaklaşımını şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün KOBİ’ler, yalnızca bir poliçe ya da güvence ürünü değil; faaliyet gösterdikleri sektöre, ölçeklerine, risk profillerine ve büyüme hedeflerine uygun çözümler bekliyor. Biz sigortacılığı teminat sağlamanın ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı ve bununla bütünleşik bir hizmet ekosistemi olarak değerlendiriyoruz.”</p>
<p>Anadolu Sigorta’nın KOBİ segmentine yaklaşımını, “Bugün KOBİ’ler, yalnızca bir poliçe ya da güvence ürünü değil; faaliyet gösterdikleri sektöre, ölçeklerine, risk profillerine ve büyüme hedeflerine uygun çözümler bekliyor. Biz sigortacılığı teminat sağlamanın ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı ve bununla bütünleşik bir hizmet ekosistemi olarak değerlendiriyoruz” diye açıklayan Aydın Bozdemir, "Anadolu Sigorta, KOBİ’lerin ihtiyaçlarına yönelik farklı branşlarda geniş bir ürün ve hizmet yelpazesi sunuyor. İşletme çalışanlarının, iş yerinin, araçların, makinelerin, sorumluluk risklerinin ve dijital varlıkların birlikte ele alındığı kapsamlı güvence modelleriyle KOBİ’lerin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştiriliyor" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-100-kobiden-70i-sigorta-guvencesinden-yoksun-82738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/calisan-isci-fabrika-1755787858.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de KOBİ&#039;lerin verimlilik sorunu ve rekabetçi yönlerinin zayıflığı üzerine çok neden gösterilebilir. Sigortalılık oranlarındaki düşüklük de bu nedenler arasında. Anadolu Sigorta GMY Bozdemir, KOBİ&#039;lerin sigortalılık rasyosunun yüzde 25-30 bandında kaldığını ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/255-milyar-dolarlik-bilmece-82735</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25,5 milyar dolarlık bilmece</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın halka açık en değerli faktoring şirketi Destek Finans Faktoring, Borsa İstanbul'da işlem gören birçok banka ve sanayi devini piyasa değerinde bir kez daha geride bıraktı(!). Ekonomi Gazetesi'nden Şebnem Turhan'ın haberine göre yaklaşık 200 kişinin çalıştığı, yılı 3,5 milyar lira net kârla kapatan şirketin piyasa değeri 25,5 milyar dolara ulaştı. Halka arzdan bu yana hissedeki yükseliş yüzde 7.164, yılbaşından bu yana ise yüzde 575,7.</p>
<p>Hisselerin yaklaşık yüzde 73,8'i patronun şirketi Destek Holding'in elinde. Yaklaşık yüzde 20'lik bölüm çeşitli yatırım fonları, kurumsal yatırımcılar ve küçük yatırımcıların portföylerinde. Destek Finans hisselerinin yüzde 5'i aşkın bölümü de şirketin halka arzını yapan Tera Yatırım'ın dört fonunda bulunuyor. En yüksek ağırlık ise Tera Portföy Birinci Serbest Fon'da.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de33631f26-1783489334.jpg" alt="" width="700" height="393" />
<figcaption><strong>MSCI, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) fiili dolaşımdaki pay oranlarına ilişkin son düzenlemelerinin piyasaya gerçekten yansıyıp yansımadığı yakından izliyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Satan az olunca fiyat yükseliyor, fiyat yükseldikçe hisseyi portföyünde taşıyan yatırım fonlarının değeri de"- bal tutan parmağını yalar" atasözümüze uygun şekilde artıyor. Küçük yatırımcılar da kağıt üzerinde kâr ettikleri için sevinçli. Yani bizim gibi "Olur mu böyle iş?" diyen kuruntulu adamlar dışında herkes memnun (!).</p>
<p>İşin ilginç tarafı burada bitmiyor. Destek Finans BIST30'da yer almasına rağmen pay vadeli işlem sözleşmesi bulunmuyor. Bunun özel bir nedeni var mı doğrusu merak ediyorum. Üstelik yüksek ağırlığıyla BIST100'ün hareketini de ciddi biçimde etkiliyor. Buna karşılık MSCI, 30 Mayıs 2025'te Small Cap Endeksi'ne aldığı şirketi değerini anlayamadığı (!) İçin bir yıl sonra endeksten çıkardı. Resmî gerekçe açıklamadı. Ama nedenlerine ilişkin kimsenin kafası da çok karışık değil.</p>
<p>Son haber ise dün geldi. MSCI, Türk hisselerinin fiili dolaşım oranlarını yeniden değerlendirebileceğini ve böyle bir adım atmadan önce müşterilerini önceden bilgilendireceğini açıkladı. Demek ki Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) fiili dolaşımdaki pay oranlarına ilişkin son düzenlemelerinin piyasaya gerçekten yansıyıp yansımadığı yakından izliyor. MSCI geçen ay verdiği mesajını tekrarlıyor ve “Kendinize gelin” diyor. Bizim de SPK ile Borsa İstanbul yönetimine bir çift lafımız var: “Sermaye piyasalarında ayrık otlarının çoğalmasına izin verirseniz, zararını eninde sonunda bütün tarla çeker.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/255-milyar-dolarlik-bilmece-82735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 25,5 milyar dolarlık bilmece ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dostlara-yaptirim-istemiyoruz-82729</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dostlara yaptırım istemiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dddf476b5c-1783487988.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump Türkiye'nin yıllardır beklediği F-35 dosyasında yeni bir dönemin kapısını araladı. NATO zirvesi için Ankara'ya gelen ve havaalanında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından karşılanan Trump, Cumhurbaşkanlığı'ndaki ikili görüşme öncesinde "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz" diyerek, Türkiye'ye yönelik Amerikan CAATSA yasası çerçevesindeki savunma sanayi yaptırımlarının kaldırılacağı mesajını verdi. "Eğer Türkiye'ye yapılmıyor olsaydı, NATO zirvesine katılmayacaktım" diyen Trump, Erdoğan'dan yine övgülerle bahsetti. Amerikan Başkanı, Türkiye'ye F-35 satışı konusunda ise net açıklamalar yapmaktan kaçındı. Kendisine F-35 uçaklarının Türkiye'ye satılıp satılmayacağı sorulan Trump, şöyle yanıt verdi: "Bu bizim vereceğimiz bir karar. Çok iyi ilişkilerimiz var. Pek çok kişi, —beraberindeki Amerikan heyetini işaret ederek— burada oturan kişiler de dahil olmak üzere, neden olmasın ki diye düşünüyor. Türkiye, pek çok konuda diğer ülkelere oranla çok daha sadık. Dolayısıyla bu kesinlikle dikkate almamız gereken bir şey. Uçaklar gerçekten iyi uçaklar. Şu ana kadar açık ara yapılmış en iyi uçaklar. Kesinlikle üzerinde durmamız gereken bir şey."</p>
<p><strong>"Verdiği sözü her zaman tutan lider"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan basın açıklaması sırasında, Trump için "Verdiği sözü her zaman tutan bir lider" dedi. Ancak Trump yine F-35'ler konusunda net bir yanıt vermedi. Erdoğan, yine F-35'ler konusunda sorulan bir başka soru üzerine bu kez "Bize verdiği sözü de umarım burada tekrar edecektir" dedi. Ancak "ABD'nin sattığı uçakların bakımından" bahsetti, soruya yine net yanıt vermekten kaçındı. Bunun üzerine bu kez bizzat Trump'a CAATSA yaptırımlarının kaldırılıp kaldırılmayacağı soruldu. ABD Başkanı bunun üzerine "Yaptırımları kaldıracağız" dedi ve ekledi: "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz..." Ancak Trump'ın bu cümleden sonra konuyu Suriye'ye ve Devlet Başkanı Şara'ya getirmesi de dikkat çekti. ABD, Şara'nın devlet başkanlığı görevine gelmesinden önce Suriye'ye de yaptırım uyguluyordu ve yaptırımlar Trump'ın direktifleriyle peyderpey kaldırılmaya başlandı. Trump, geçen hafta Beyaz Saray'da bir gazetecinin, "Türkiye'ye büyük bir hediye çantasıyla mı gidiyorsunuz?" sorusuna, "Sanırım öyle. O güçlü bir NATO müttefiki. Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım" yanıtını vermişti.</p>
<p><strong>Trump'ın desteği tek başına yeterli olur mu?</strong></p>
<p>Ancak Trump'ın ABD Başkanı olarak verdiği destek Türkiye'nin F-35 satın alması için tek başına yeterli değil. ABD'deki CAATSA yasasına göre Türkiye'nin savaş uçaklarını alabilmek için envanterindeki Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini devre dışı bırakması, Rusya'ya geri vermesi ya da üçüncü bir ülkeye göndermesi gerekiyor. Kaynaklar, S-400 konusunda çözüm arayışının sürdüğünü ancak satışın önünde Kongre kaynaklı hukuki engellerin de bulunduğunu belirtiyorlar.</p>
<p>S-400'lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi konusunda, silahları Türkiye'ye satan Moskova'nın tavrı da önemli olacak. Rusya'nın onayı olmadan silahların farklı bir ülkeye gönderilmesi pek mümkün görünmüyor. S-400'lerin etkisiz hale getirilmesi konusunda ise ABD'nin buna onay vermesi gerekiyor. Bu onayın nasıl verileceği, Türkiye'nin sahip olduğu silah sistemlerinin Amerikan yetkililerinin gözetimine nasıl açılacağı meselesi Türk kamuoyunda egemenlik çerçevesinde büyük tartışmaları beraberinde getirebilir.</p>
<p>Meselenin bir de ABD iç politikası ve uluslararası boyutu var: Yunan lobisi, ABD'nin 50 eyaletindeki Yunan kökenli vatandaşlara çağrı yaparak, kendi seçim bölgelerindeki Kongre üyelerine ulaşmalarını ve Türkiye'ye F-35 satışının engellenmesi için baskı kurmalarını istedi. İsrail basınında yer alan iddialara göre ise Başbakan Binyamin Netanyahu, Trump'la görüşerek Türkiye'ye F-35 satışının durdurulmasını talep etti. Netanyahu'nun, Trump'ın sürekli izlediği program olan Fox News sabah haberlerine konuk olarak bu konuyu gündeme taşıması da Washington kulislerinde dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. İsrail ve Yunanistan, Türkiye'nin yeniden beşinci nesil savaş uçağına sahip olmasının Doğu Akdeniz'deki askeri dengeleri değiştireceği görüşünü savunuyor.</p>
<p>Türkiye, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemimi satın almasının ardından 2019 yılında F-35 programından çıkarılmış, 2021 yılında ise ortak üretim programından resmen ayrılmıştı. Washington, S-400 radarlarının F-35'in görünmezlik teknolojisiyle ilgili kritik verileri Rusya'ya aktarabileceği endişesini gerekçe göstermişti.</p>
<p><strong>NATO'DA HÜRMÜZ GÜNDEMİ</strong></p>
<p>Ankara'daki NATO Zirvesi, bu kez yalnızca Avrupa güvenliğini değil, Orta Doğu'daki gerilimi de gündemine taşıdı. NATO Dışişleri Bakanları, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik krizini ele almak üzere Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarıyla bir araya geldi. Toplantının ana gündemini, Fransa ve İngiltere'nin Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımını sağlamak amacıyla önerdiği çok uluslu deniz misyonu oluşturdu. Paris ve Londra'nın, yaklaşık 12 ülkeden oluşacak koalisyonla ilk görevi kısa süre içinde Umman Körfezi'nde başlatmayı planladığı belirtiliyor.</p>
<p>Zirve, bölgedeki gerilimin yeniden yükseldiği bir dönemde gerçekleştirildi. Son olarak Umman açıklarında bir tanker vurulurken, ABD basını İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere füze fırlattığını duyurdu. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, Körfez'deki istikrarsızlığın yalnızca bölgeyi değil Avrupa'nın enerji güvenliğini de doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>
<p>İran ise yabancı askeri varlığa karşı olduğunu yineleyerek Fransa ve İngiltere'nin deniz misyonu planına bir kez daha karşı çıktı. Diplomatik kaynaklar, Hürmüz Boğazı'nda kalıcı bir güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilebilmesi için Tahran'ın onayının kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Körfez ülkelerinin dışişleri bakanlarının NATO Zirvesi kapsamında Ankara'da bulunması ise, ittifakın Orta Doğu güvenliğinde daha görünür bir rol üstlenmeye hazırlandığının yeni işareti olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>ANKARA'DA TARİHİ İMZA: 5. MADDEYE TAM DESTEK</strong></p>
<p>Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en kritik sonucu, ittifakın temelini oluşturan 5. maddeye bağlılığın ortak bildirgede güçlü şekilde yeniden teyit edilmesi oldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın da bildirgeye imza atması, Washington'ın kolektif savunma taahhüdünü resmen yeniden sahiplenmesi açısından zirvenin en önemli siyasi mesajı olarak öne çıktı.</p>
<p>Trump, hem ilk başkanlık döneminde hem de yeniden göreve geldikten sonra NATO'yu savunma harcamaları nedeniyle sert şekilde eleştirmiş, Avrupalı müttefiklerin daha fazla yük üstlenmemesi halinde ABD'nin güvenlik taahhütlerinin sorgulanabileceği yönünde açıklamalar yapmıştı. Bu nedenle Ankara Bildirgesi'nde "Bir üyeye yapılan saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılacağı" ilkesini içeren 5. maddeye açık destek vermesi, NATO içinde güven tazeleyen kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bildirgede ayrıca Rusya ve terörizm, ittifakın başlıca tehditleri arasında gösterildi. NATO 3.0 vizyonuna atıf yapılarak Avrupa müttefiklerinin savunmada daha fazla sorumluluk üstleneceği vurgulanırken, müttefiklerin savunma harcamalarının düzenli olarak izlenmesi kararlaştırıldı. Metinde ayrıca İran'ın nükleer silah edinmemesi gerektiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğinin korunması çağrısı da yer aldı.</p>
<p>Ancak Ankara Zirvesi yalnızca yayımlanan bildirgeyle değil, NATO'nun geçirdiği yapısal dönüşümle de dikkat çekti. İttifak, klasik bir askeri organizasyondan; devletleri, orduları, savunma sanayiini ve dijital altyapıları ortak standartlar altında buluşturan bir güvenlik platformuna evriliyor. Yapay zekâ destekli komuta sistemleri, ortak veri altyapısı, dijital entegrasyon ve çok alanlı harekât kabiliyetini esas alan bu yeni model, NATO'nun sadece askeri bir ittifak değil, teknoloji ve savunma sanayiini de kapsayan geniş bir güvenlik ekosistemi olma hedefini ortaya koyuyor. Ankara'da düzenlenen Savunma Sanayii Forumu ile Körfez ve Asya-Pasifik ortaklarıyla gerçekleştirilen temaslar da bu dönüşümün ilk somut adımları arasında gösteriliyor.</p>
<p><strong>NATO SAVUNMA FORUMUNDA PEŞ PEŞE DEV ANLAŞMALAR</strong></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Savunma Sanayii Forumu, milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarına sahne oldu. NATO liderleri ve savunma şirketleri, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmaya yönelik on milyarlarca dolarlık yeni projeleri peş peşe açıkladı.</p>
<p>Forum kapsamında Avrupa ülkeleri, ABD'li Northrop Grumman'dan gözetleme İHA'ları satın alma kararı alırken, NATO da İsveçli Saab üretimi erken ihbar ve gözetleme uçakları için anlaşmaya imza attı. ABD'nin ayrıca Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleriyle, Ukrayna'nın ihtiyaç duyduğu füzelerin Avrupa'da ortak üretimi için görüşmeler yürüttüğü bildirildi.</p>
<p>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de müttefiklerin önümüzdeki beş yıl içinde İHA ve kamikaze drone tehditlerine karşı 40 milyar doların üzerinde yatırım yapacağını açıkladı. Açıklanan projeler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa ülkelerine yönelik "Daha fazla savunma harcaması yapın" çağrısının somut karşılığı olarak değerlendirildi.</p>
<p>Forumda uzay alanındaki yatırımlar da dikkat çekti. NATO'nun uzay gözetleme ve erken uyarı projelerinde Türkiye ile Kanada'nın öne çıkan iki müttefik olduğu değerlendirilirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney arasında gerçekleştirilen görüşmenin de bu stratejik iş birliği açısından önem taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Öte yandan Finlandiya Savunma Bakanlığı verileri de Avrupa'daki yeni savunma eğilimini ortaya koydu. 2008-2026 döneminde ABD'den 42,3 milyar dolarlık savunma ekipmanı tedarik eden Finlandiya'nın, F-35 savaş uçakları başta olmak üzere ABD silah sistemlerine en fazla yatırım yapan Avrupa ülkeleri arasına girdiği açıklandı. Verilere göre yalnızca Almanya, Polonya ve Türkiye, ABD'den Finlandiya'dan daha fazla savunma alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Ankara'daki forumda açıklanan yeni yatırımlar, NATO'nun yalnızca savunma harcamalarını artırmayı değil, ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve savunma sanayiinde entegrasyonu da yeni dönemin temel öncelikleri arasına aldığını gösterdi. Bu tablo, NATO 3.0 vizyonunun en somut yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>ANKARA ZİRVESİ'NDE TARİHİ KARAR: KİEV ARTIK NATO GÜVENLİĞİNİN PARÇASI</strong></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nde Ukrayna'ya yönelik iki yıllık dev askeri destek paketi kabul edildi. NATO liderlerinin bugün resmen kabul edecekleri zirve bildirgesine göre NATO müttefikleri, 2026 ve 2027 yıllarında Ukrayna'ya her yıl 70 milyar avro (yaklaşık 80 milyar dolar) askeri destek sağlayacak.</p>
<p>Karar, ABD'nin Donald Trump'ın göreve dönmesinin ardından doğrudan askeri yardımlarını durdurması nedeniyle 31 NATO üyesinin katkısıyla uygulanacak. Paketin önemli bölümünü Avrupa Birliği'nin destek fonları ile müttefik ülkelerin açıkladığı ikili askeri yardım programları oluşturuyor.</p>
<p>Ankara Zirvesi'nde alınan bir diğer dikkat çekici karar ise Ukrayna'nın statüsüne ilişkin oldu. NATO, Ukrayna'yı ilk kez yalnızca destek alan bir ülke olarak değil, "İttifak güvenliğine katkı sağlayan ortak" olarak tanımladı. Böylece Kiev'in özellikle insansız hava araçları, savunma sanayii üretimi ve savaş sahasında geliştirdiği teknolojik kabiliyetlerin NATO'nun caydırıcılığına doğrudan katkı sağladığı resmen kabul edildi.</p>
<p>Zirve kapsamında düzenlenen NATO Savunma Sanayii Forumu da Ukrayna'nın savunma sanayii kapasitesini öne çıkardı. Kiev yönetimi ile NATO ülkeleri arasında insansız hava araçları başta olmak üzere ortak üretim, teknoloji transferi ve savunma sanayii iş birliklerini kapsayan milyarlarca avroluk mutabakatlar imzalandı.</p>
<p>Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de zirve marjında ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. Liderler, hafta sonundaki telefon görüşmelerinin ardından Ankara'da savaşın seyri, hava savunmasının güçlendirilmesi ve Ukrayna'ya uzun vadeli askeri desteğin sürdürülmesini ele aldı.</p>
<p>Ankara Zirvesi'nde alınan kararlar, NATO'nun Ukrayna'ya verdiği desteğin kısa vadeli yardımların ötesine taşındığını ve Kiev'in Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin kalıcı unsurlarından biri olarak konumlandırıldığını ortaya koydu.</p>
<p><strong>FİDAN'DAN AVRUPA'YA SAVUNMA SANAYİİ MESAJI</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'daki NATO Zirvesi başlamadan hemen önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Avrupa ülkelerine savunma sanayii alanında kapsayıcı iş birliği çağrısında bulundu.</p>
<p>Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin, NATO'nun geleceğini şekillendirecek kritik kararların alınacağı zirveye ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirtti. Zirvede alınacak kararların yalnızca mevcut tehditlere değil, gelecek yılların Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisine yön vereceğini vurgulayan Fidan, NATO'nun yeni dönemde yalnızca savunma harcamalarına değil, operasyonel hazırlık, savunma sanayii kapasitesi ve sahaya sürülebilir askeri güce odaklanması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Avrupa'nın savunmaya daha fazla katkı sunmasının önemine dikkat çeken Fidan, savunma sanayii alanındaki kısıtlamaların ittifakın etkinliğini zayıflattığını belirterek, Avrupa savunma girişimlerinin tüm NATO müttefiklerini kapsayacak şekilde yürütülmesi gerektiği mesajını verdi. Fidan, Türkiye'nin hedefinin ise "Daha uyumlu, daha güçlü ve daha dayanıklı bir NATO" olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dostlara-yaptirim-istemiyoruz-82729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/erdogan-trump-1783488119.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO toplantısı için Ankara&#039;ya gelen ABD Başkanı Trump Türkiye&#039;nin yıllardır beklediği F-35 dosyasında yeni bir dönemin kapısını araladı. Trump, Erdoğan&#039;la görüşmesinin ardından Türkiye ile birçok konuyu ele aldıklarını belirterek &quot;Dostlarımıza yaptırımı kaldıracağız&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-alacagi-ve-borcunun-es-zamanli-varliginda-mahsuplasma-ve-gecikme-faizi-82724</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi alacağı ve borcunun eş zamanlı varlığında mahsuplaşma ve gecikme faizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de29541648-1783489173.png" alt="" width="658" height="145" /></strong><strong>Yorum ilkeleri çerçevesinde gerçek mahiyet ilkesi de göz önüne alındığında, mükellefin aynı vergi türünde bir dönemde alacaklı, diğer dönemde borçlu olduğu durumda, gerçek vergi borcu, alacak ve borcun mahsubu sonrasında ortaya çıkan net tutar olacaktır. Gecikme faizi de mahsuptan sonra kalan net borç tutarı baz alınarak hesaplanmalıdır.</strong></p>
<p>Bugünkü yazımızda, Mali İdare’nin geçmişte verdiği bazı muktezalar da göz önünde bulundurularak, hem vergi alacağının hem de vergi borcunun olduğu durumlarda, mahsuplaşma işlemi ve gecikme faizi hesabı hususu gündeme alınmıştır.</p>
<p>Aynı mükellefin aynı vergi türü bakımından herhangi bir dönemde vergi alacağı, başka bir dönemde ise vergi borcu  bulunması halinde gecikme faizinin nasıl hesaplanacağına yönelik hep tartışılagelen tereddütlü hususlar olmuştur. Yani faiz hesabında hangi tutar dikkate alınacak, hangi dönem aralığı için faiz hesabı yapılacak her daim soru işareti konulardan olmuştur. Bu noktada Mali idare, bu tereddütlü hususlara mevzuat kapsamında yanıt aramış ve borç alacak arasındaki mahsup işlemi sonrası kalan borç tutarı üzerinden, hazine parasının mükellef nezdinde kaldığı süre için gecikme faizinin hesaplanması gerektiği yönünde görüşler verilmiştir. Söz konusu muktezalarda, gecikme faizinin amacının hazine parasının mükellef nezdinde kaldığı süreyi telafi etmek olduğu ve hazine parasının mükellef nezdinde kalmadığı, mükellef tarafından kullanılmadığı süre için faiz istenemeyeceği hususları önemle vurgulanmıştır.</p>
<p><strong>Mahsupta esas olan net borçtur</strong></p>
<p>Mali idarenin muktezalarındaki bu yaklaşımı değerlendirmek bakımından öncelikle VUK md. 3 ve md.134 hükümlerine bakmak önem arzedecektir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesi, vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceğini, lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağını düzenlemiştir. Yine aynı maddede, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 134. maddesi ise, vergi incelemesinin amacının "ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak" olduğunu düzenlemiştir. Buna göre, mükellefin eksik ödediği vergi ve ilgili dönemi tespit edilirken fazla vergi ödediği dönemlerin de göz önünde bulundurulup bu tutarların vergi borcundan mahsup edilmesi gerektiği ve gecikme faizinin de mahsup sonrası ulaşılan gerçek vergi borcu üzerinden hesaplanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>
<p><strong>Faiz, Hazine parasının </strong><strong>kullanıldığı süreyle sınırlıdır</strong></p>
<p>Anılan yorum ilkeleri çerçevesinde, VUK md.112’de düzenlenen gecikme faizi hükmü de gerek lafzı gerek konuluş amacı da dikkate alınarak birlikte uygulanmalıdır. Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesi uyarınca ikmalen, re'sen ve idarece yapılan tarhiyatlarda gecikme faizi, verginin ait olduğu dönemin normal vade tarihinden verginin kesinleştiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanır. Bu maddenin genel amacı, verginin ait olduğu dönemin normal vadesine göre ödenmesinde gecikilen süreyi telafi etmektir. Dolayısıyla verginin önceden ödenmiş olması halinde gecikme faizi de yalnızca Hazine parasının mükellefçe kullanıldığı süre için hesaplanabilir olacaktır. Bu noktada, yorum ilkeleri çerçevesinde gerçek mahiyet ilkesi de göz önüne alındığında, mükellefin aynı vergi türünde bir dönemde alacaklı, diğer dönemde borçlu olduğu durumda, gerçek vergi borcu, alacak ve borcun mahsubu sonrasında ortaya çıkan net tutar olacaktır. Gecikme faizi de mahsuptan sonra kalan net borç tutarı baz alınarak hesaplanmalıdır. Faizin hesaplanacağı dönem de verginin normal vade tarihinden mahsubun yapıldığı tarihe (Hazine parasının fiilen kullanıldığı süreye) kadar olan dönemle sınırlı tutulmalıdır. Şayet mahsup sonrasında ödenmesi gereken bir vergi borcu kalmıyorsa bu süreler için ayrıca gecikme faizi hesaplanmamalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak Mali idarenin muktezalarında ve Vergi Usul Kanunu'nun temel hükümlerinde açıkça ifade edildiği üzere, gecikme faizi hesabında mahsuplaşma ilkesinin uygulanması yasal zorunluluk olup, mükellefin Hazine parasını fiilen kullanmadığı dönem ve tutarlar için de gecikme faizi talep edilmesi hukuken mümkün değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-alacagi-ve-borcunun-es-zamanli-varliginda-mahsuplasma-ve-gecikme-faizi-82724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi alacağı ve borcunun eş zamanlı varlığında mahsuplaşma ve gecikme faizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ibrahim-bodur-sosyal-girisimcilik-programi-bu-yil-girisimcilik-ekosistemine-odaklaniyor-82723</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı  bu yıl girişimcilik ekosistemine odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı 10. Yıldır sosyal girişimleri destekliyor. Onların yarattıkları etkinin büyümesi ve örnek olması için çalışıyor. 2026 yılında programa 500’ün üzerinde başvuru geldi. Erken Aşama kategorisinde Palgae, İleri Aşama kategorisinde SoilBiom, İş Birliği kategorisinde Öğrenme Tasarımları ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü iş birliği, Gençlik kategorisinde ise Hempact ödüle layık görüldü.</p>
<p>Erken Aşama, İleri Aşama ve İş Birliği kategorilerinde birinci olan sosyal girişim, 500.000 TL’lik maddi ödülün yanı sıra Kale Grubu ve Impact Hub Istanbul tarafından ekibe özel iş geliştirme desteği almaya hak kazandı. Gençlik Kategorisi kazananı ise 150.000 TL desteğin yanında Impact Hub Istanbul’un uygun kuluçka programlarına geçiş ve 3 aylık yoğun mentorluk desteği alacak.</p>
<p>Ödül töreni öncesinde düzenlenen basın buluşmasında konuşan Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay, günümüzde sorunların çok paydaşlı olduğuna ve  dolayısıyla çözümün de çok paydaşlı olması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd8759f454-1783486581.jpeg" alt="" width="500" height="750" /> Sosyal girişimcilerin yalnızca bir soruna çözüm geliştirmekle kalmadığını, farklı dünyalar arasında bağlantılar kurduklarını, yeni iş birliği modelleri geliştirdiklerini ve toplumun çözüm üretme kapasitesini artırdıklarını ekledi. İBSG'nin ilk 10 yılında sosyal girişimcileri desteklemeye odaklandıklarını belirten Zeynep Bodur Okyay, ikinci 10 yılda odağın daha güçlü bir ekosistem oluşturmak olacağını ifade etti. </p>
<p><strong>Etki araştırması: İBSG bir ödül programının ötesine geçti</strong></p>
<p>İBSG'nin 10. yılı kapsamında gerçekleştirilen etki araştırmasının sonuçları da basın buluşmasında paylaşıldı. Sosyal girişimciler, yatırımcılar, jüri üyeleri, iş dünyası temsilcileri ve program paydaşlarıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre,  İBSG görünürlük sağlayan, güven oluşturan, yeni ilişkiler ve iş birlikleri geliştiren, sosyal girişimcilik ekosistemini güçlendiren bir yapı olarak görülüyor.</p>
<p>Kale Grubu Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Bölüm Başkanı ve Kaleseramik Vakfı Genel Müdürü Rana Birden İBSG'nin en önemli katkılarından birinin ilişki sermayesi üretmek olduğuna dikkat çekerek şu yorumu yapıyor:  “<em>Program, sosyal girişimlerin görünürlük kazanmasına katkı sunarken aynı zamanda yeni fırsatlara erişmelerine, doğru paydaşlarla buluşmalarına ve farklı iş birlikleri geliştirmelerine de alan açtı. Pek çok girişim için bu bağlantılar, en az sağlanan destekler kadar belirleyici old</em>u.”</p>
<p><strong>Hedef: Türkiye’de etki odaklı girişimciliğin gelişebileceği daha güçlü bir zemin oluşturmak</strong></p>
<p>İBSG, ikinci 10 yılında yalnızca başarılı sosyal girişimleri görünür kılan bir program olmanın ötesine geçerek; sosyal girişimcilik ekosisteminin gelişimine katkı sunan, farklı aktörleri bir araya getiren ve yeni iş birliklerini teşvik eden bir rol üstlenmeyi hedefliyor.</p>
<p>Programın yeni dönem vizyonu; topluluk içindeki ilişkileri güçlendirmek, sosyal ekonominin gelişimine katkı sunmak, farklı sektörler arasında iş birliklerini artırmak ve Türkiye'de etki odaklı girişimciliğin gelişebileceği daha güçlü bir zemin oluşturmak olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>10. yılın kazananları</strong></p>
<p><strong>Erken Aşama Kategorisi: PALGAE</strong></p>
<p>Palgae, biyobozunur olup doğada çözünürken toprağı destekleyerek çevresel etkiyi tersine çevirmeyi hedefliyor ve B2B modelle üreticilere biyoplastik hammaddesi sağlayarak mevcut üretim hatlarına entegre edilebilen çözümler sunuyor. </p>
<p>https://palgae.earth/</p>
<p><strong>İleri Aşama Kategorisi: SOILBIOM</strong></p>
<p>SoilBiom, toprak ve ekosistem sağlığını veriye dayalı yöntemlerle izleyerek sürdürülebilir tarım çözümleri geliştiren bir girişim. Toprak ve su analizlerinden elde edilen veriler doğrultusunda üreticilere çevresel etkileri azaltan ve verimliliği artıran uygulamalar sunmayı hedefliyor.</p>
<p><em>soilbiom.com</em></p>
<p><strong>İş Birliği kategorisi: ÖĞRENME TASARIMLARI X GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI GENÇLİK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</strong></p>
<p>Öğrenme Tasarımları, gençlik çalışanlarının mesleki gelişimini destekleyen eğitim ve metodolojiler geliştiren bir sosyal girişim. Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile hayata geçirilen iş birliği sayesinde, gençlik çalışmalarında standartların yükseltilmesine, gençlik çalışanlarının yetkinliklerinin geliştirilmesine ve daha katılımcı, veri odaklı uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sunuluyor.</p>
<p><em>ogrenmetasarimlari.com</em></p>
<p><strong>Gençlik kategorisi: HEMPACT</strong></p>
<p>Hempact, kenevir lifinden üretilen biyobozunur regl ürünleri geliştirerek, kadınlar için daha sağlıklı ve sürdürülebilir alternatifler sunan bir girişim. Çevresel etkisi düşük ürünleriyle regl kaynaklı atıkların azaltılmasına katkı sağlamayı hedefleyen girişim, aynı zamanda güvenli regl ürünlerine erişimi artırarak regl yoksulluğuyla mücadele etmeyi amaçlıyor.</p>
<p><em>hempactly.com</em></p>
<p><strong>Sosyal girişimcilik ekosistemine yön veren jüri üyeleri</strong></p>
<p>İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı'nda bu yıl başvurular, Kale Grubu ve proje ortağı Impact Hub İstanbul'un ön değerlendirmesinin ardından sosyal girişimcilik, iş dünyası, etki yatırımı, akademi ve sivil toplum alanlarından uzman isimlerin yer aldığı Seçici Kurul tarafından değerlendirildi. Seçici Kurul'da; Esas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, Fiba Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayşecan Özyeğin Oktay, FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, Alethina Impact Kurucusu Can Atacık, sosyal girişimci Toyi Kurucusu Elif Atmaca, sosyal girişimci ve akademisyen Prof. Dr. Itır Erhart ve Kale Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Esra Yazıcı Tözge yer aldı.</p>
<p><strong>Dünyasına İyi Bakanlar Akademisi ile geleceğin etki liderlerine yatırım</strong></p>
<p>Kale Grubu'nun 'İyi Bak Dünyana' yaklaşımıyla hayata geçirilen Dünyasına İyi Bakanlar Akademisi, İBSG'nin ikinci 10 yılına yönelik vizyonunun önemli bileşenlerinden biri olarak gençleri sosyal girişimcilik ekosistemiyle buluşturmayı sürdürüyor. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen eğitim programına Türkiye’nin dört bir yanından 67 öğrenci kabul edildi. Katılımcılar program boyunca sosyal girişimcilik, liderlik ve proje geliştirme alanlarında eğitimler alırken; ideathon ve ön kuluçka süreçleriyle fikirlerini geliştirme imkânı bulacak. Belirli bir olgunluk seviyesine ulaşan ekipler ise kuluçka desteğiyle projelerini bir sonraki aşamaya taşıyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ibrahim-bodur-sosyal-girisimcilik-programi-bu-yil-girisimcilik-ekosistemine-odaklaniyor-82723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/5467-1783486351.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı  bu yıl girişimcilik ekosistemine odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mscidan-ucuncu-bir-uyari-daha-geldi-82711</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MSCI’dan üçüncü bir uyarı daha geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında uyarılarla düzenlemeler üst üste gelmeye devam ediyor. Küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın (Morgan Stanley Capital International) haziran ortasından beri devam eden Türkiye piyasalarına yönelik uyarılarının ardından Sermaye Piyasası Kurulu’ndan sonra Takasbank’tan da bir hamle geldi. Bu hamle dünkü MSCI’nın fiili dolaşımı gözden geçirme uyarısının hemen öncesinde atıldı. Şimdi geçen yıl son çeyreğinden bu yana uygulamaya girmesi beklenen yatırım fonlarına yönelik düzenlemeye ilişkin SPK’dan adım bekleniyor.</p>
<h2>Artık borç alacak fonlar fon bazında takip edilecek </h2>
<p>Takasbank dün TEFAS uygulama esaslarına ilişkin bir değişiklik yayımladı. Tebliğe göre bundan sonra üyelerin nakit, borç ve alacak durumları ayrı ayrı fonlar bazında görülecek ve fon bazında takip edilecek. Ayrıca yine fonların borç ve alacak tutarları netleştirilmeyecek yine fon talimat bazında takibi sağlanacak. Üyeler yatırımcıları adına platforma ilettikleri fon alış talimatında üyenin nakit borç yükümlülüğü görülecek ve fonlara gelen satış talimatları ise fon bazında raporlanarak üyenin yükümlülükleri ortaya çıkacak. Yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini ise portföy yönetim şirketleri takip edecek. Üye bazında nakit borç kapama hesabı korunurken teminat hesapları ayrıştırıldı ve operasyonel takibi kolaylaştırmak için TEFAS teminat hesabı ile nakit alacak dağıtım hesabı açıldı.</p>
<h2>Otomatik kredi yok teminat var</h2>
<p>En önemli değişiklik teminat tarafında. Artık fon alım talimatlarında uygulanana işlem, fonlama limiti, teminat bulundurma yükümlülüğü ve buna bağlı otomatik kullandırılan kredi uygulaması tamamen kaldırıldı. Bunun yerine TEFAS limiti uygulamasına geçildi ve fon alım talimatlarında TEFAS limitinin yüzde 25'i kadar teminat bulundurma şartı getirildi. Bunun yanı sıra limit üzerindeki tutarlar için yüzde 100 teminat şartı aranacağı açıklandı. Üyelerin temerrüt durumları için de fon fon görülmesine olanak sağlandı, temerrütlerde ödeme yapılan fon bazında sıradaki satış talimatı için kısmi ödeme kabul edilebilecekken nakdi yükümlülük tamamlanana kadar fon payları yatırımcı hesabında blokede kalacak. Temerrüt faiz borcunu kapatmasına rağmen faizi 3 iş gününde ödemeyen üyelere ise yüzde 10 günlük ödenmeyen tutar üzerinden gecikme cezası uygulanacak.</p>
<h2>Büyük işlem için yüksek teminat </h2>
<p>Bu yeni uygulama piyasa uzmanları tarafından olumlu karşılanırken bundan sonra her fonun parasının ayrı takibinin yapılacak olması, nakit akışının fon bazında izlenebilecek olması en önemli değişiklik olarak öne çıkarıldı. Hangi yatırımcının emrinin tamamlandığı ve ödemesinin yapıldığı da sistem tarafından görülebilecekken işlemlerin takibinde daha fazla şeff afl ık sağlanacağı vurgulandı. Uzmanlara göre otomatik kredi sisteminin kalkması portföy yönetim şirketlerinin de ayrışmasını sağlayacak. Yeterli parası olmasa da önceden Takasbank'tan otomatik kredi kullanabilen şirketler artık yeterli teminat bulundurmadan işlemlerini yapamayacaklar. Büyük işlem yapmak isteyen portföy yönetim şirketleri çok daha fazla teminat tutmak zorunda kalacak. Fonların ayrı ayrı görülmesi ve işlemlerini kapatması kötü fonun sorununun aynı şirketin iyi fonuyla kapatılmasının da artık yapılamayacağı anlamına geliyor piyasa uzmanlarınca. Ve bu durumun sistemik risk ihtimalini azaltmayı hedeflediği de vurgulanıyor.</p>
<h2>Şirket şirket fiili dolaşım hesaplayabilir </h2>
<p>SPK’nın fiili dolaşım payı hesabı üzerine fonlara yönelik işlemleri şeffafl aştırmayı hedefleyen değişiklikleri piyasa uzmanlarınca endeks sağlayıcı MSCI’nın hem endişelerini gidermeyi hem de sermaye piyasalarında riski azaltmayı öngörüyor. Uzmanlar SPK’nın geçen yılın son çeyreğinde dikkat çektiği yatırım fonlarında manipülasyonu önlemeye yönelik düzenlemesinin de gecikmeden açıklanmasını beklediklerini vurguladılar.</p>
<p>Öte yandan Takasbank’ın hamlesinin hemen üzerine MSCI’nın son bir ayda Borsa İstanbul için yaptığı üçüncü uyarı dün geldi. Endeks sağlayıcısı MSCI, bireysel hisselerin serbest dolaşımdaki pay oranını gözden geçirebileceğini ve belirli fonların elindeki paylar da dahil olmak üzere bazı hissedarları serbest dolaşımdaki pay kapsamından çıkararak “fiili dolaşım dışı” olarak yeniden sınıflandırabileceğini belirtti. Haziran ortasında Kasım 2026’ya kadar yeterli, somut ve güvenilir ilerleme görülmezse, MSCI Türkiye endeksi ve ilgili hisseler için yeni bir danışma süreci başlatabileceğini açıklamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MSCI’ın uyarıları neden önemli?</span></h2>
<p>Küresel endeks sağlayıcı MSCI, MSCI World, MSCI Emerging Markets (Gelişen Piyasalar), MSCI Türkiye gibi pek çok endeks üretiyor. Bu endeksler ise kurumsal yatırımcılar (fonlar, ETF'ler, hedge fonlar), analistler ve hükümetler tarafından referans olarak kullanılıyor. Bir hisse veya ülke MSCI endeksine dahil edilirse genellikle yabancı sermaye girişi artabilir, çıkarıldığında çıkış yaşanabilir. MSCI endeksine giren ve çıkan şirketler tıpkı Borsa İstanbul’daki gibi fiili dolaşımdaki piyasa değeri ağırlığıyla hesaplanıyor. Piyasa değeri büyük şirketler daha fazla ağırlığa sahip oluyor. MSCI’nın Borsa İstanbul’a yönelik uyarıları da yabancı yatırımcı ve fonların hareketi açısından önem taşıyor ve hızlı bir yabancı çıkışı riski nedeniyle dikkate alınması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mscidan-ucuncu-bir-uyari-daha-geldi-82711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeks sağlayıcı MSCI’nın Türkiye piyasalarına yönelik son bir ayda yaptığı uyarı üçe çıktı. Bu uyarılara karşılık regülatörler de hamle üzerine hamle yapıyor. SPK’nın fiili dolaşım payı hesabının ardından dün de Takasbank fonların teminat yapısı ve fon bazında işlemlerin görülmesine yönelik değişikliğe gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskurdan-diyarbakira-yeni-nesil-uretim-ussu-82755</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSKUR Tekstil&#039;den Diyarbakır’a 80 milyon euroluk fabrika yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş merkezli İSKUR Tekstil, Diyarbakır’da yeni nesil open-end iplik üretim tesisi devreye aldı. </p>
<p>1990 yılında A. Kadir Kurtul tarafından kurulan İSKUR Holding, tekstil, tarım, enerji, otomotiv, havacılık, otelcilik ve geri dönüşüm gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Şirket açıklamasına göre, her bir alanda sahip olduğu uzmanlık ve deneyimle fark yaratan İSKUR, yüksek kalite standartları doğrultusunda hizmet sunarak büyümesini kararlılıkla sürdürüyor. Kurulduğu tarihten bu yana üretim faaliyetlerini aralıksız sürdüren ve uluslararası pazarlarda güçlü bir konuma sahip olan İSKUR Tekstil'in, yatırım vizyonunu farklı bölgelere taşımaya devam ettiği bildirildi. Bu kapsamda Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yeni tesis, hem kapasitesi hem de teknolojik altyapısıyla öne çıkıyor.</p>
<p>Toplam 14 bin 688 rotor kapasitesine sahip fabrikada yatırım sürecinde sona yaklaşılırken, tam kapasiteye 2026 yılının son çeyreğinde ulaşılması hedefleniyor. Günlük 150 ton üretim kapasitesiyle faaliyet göstermesi planlanan tesis, bu özelliğiyle dünya genelinde tek çatı altında en yüksek open-end üretim kapasitesine sahip tesislerden biri olacak. Yatırımın tamamlanmasıyla birlikte İSKUR bünyesindeki toplam günlük iplik üretim kapasitesi 300 tona yükselecek.</p>
<p><strong>Akıllı fabrika modeliyle ‘karanlık fabrika’ hedefi</strong></p>
<p>İSKUR Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Kurtul, Diyarbakır’ın yatırım için tercih edilme nedenlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bölgeyle uzun yıllara dayanan ticari bağlara dikkat çekti. Kurtul, “Yaklaşık 50 yıldır bu bölge ile pamuk elyaf ticareti yapıyoruz. Güçlü ilişkilerimiz, hammaddeye yakınlık ve iş gücü potansiyeli bizim için önemli avantajlar sundu. Devlet teşvikleri ve Diyarbakır’ın ulaşım olanakları da yatırım kararımızda etkili oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dfedf4d672-1783496415.jpeg" alt="" width="555" height="445" />258 dönümlük alan üzerine kurulan tesis, ileri teknoloji altyapısıyla dikkat çekiyor. Üretimden lojistiğe kadar tüm süreçlerin otomasyon sistemleriyle yönetildiği fabrikada; otomatik kova taşıma sistemleri, open-end şerit bağlama robotları, tam otomatik paketleme hatları ve akıllı depo çözümleri entegre şekilde çalışıyor.</p>
<p>Yüksek otomasyon seviyesi sayesinde üretim süreçlerinin dijital olarak yönetildiği tesisin, verimlilik, kalite ve izlenebilirlik açısından sektöre yeni bir standart getirmesi hedefleniyor. Bu yönüyle yatırım, Türkiye tekstil sanayisinde “karanlık fabrika” modeline geçişin önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, tesis, üretim teknolojilerinin yanı sıra güvenlik altyapısıyla da öne çıkarken, yapay zekâ destekli analiz sistemleri, akıllı kamera çözümleri ve alan tarama teknolojileri sayesinde fabrikanın güvenliği dijital olarak yönetiliyor. </p>
<p><strong>Sürdürülebilir üretim vurgusu</strong></p>
<p>Açıklamada, "İSKUR Holding, tüm yatırımlarında 'Doğaya ve çevreye saygı, insana saygıdır' anlayışını merkezine alıyor. Yeni tesiste enerji verimliliği yüksek teknolojiler tercih edilirken, yenilenebilir enerji yatırımları da hız kesmeden sürdürülüyor. Diyarbakır’da yükselen bu yeni yatırım; yüksek teknoloji, dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilirlik unsurlarını bir araya getirerek, Türkiye tekstil sektörünün geleceğine yön verecek projeler arasında yerini alıyor." denildi. </p>
<p><strong>Yenilenebilir enerjide büyümesini yeni yatırımlarla sürdürüyor</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İSKUR Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Kurtul, grubun enerji yatırımlarını uzun vadeli bir vizyonla şekillendirdiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"İSKUR olarak kurulduğumuz günden bu yana tekstil ve enerjiyi birbirini tamamlayan iki stratejik alan olarak görüyoruz. Enerji yatırımlarımıza ilk yıllarda otoprodüktör lisansıyla başladık. Daha sonra hidroelektrik santralleriyle üretim kapasitemizi artırdık. Son on yılda ise odağımızı güneş ve rüzgâr enerjisine yönelterek yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlarımızı önemli ölçüde büyüttük."</p>
<p>Kurtul, grubun bugün itibarıyla 35 MW arazi tipi ve 25 MW çatı tipi olmak üzere toplam 60 MW kurulu güce sahip güneş enerji santralini işletmeye devam ettiğini belirterek, "Şanlıurfa'nın Hilvan ve Viranşehir ilçelerinde toplam 45 MW kapasiteli öz tüketim amaçlı güneş enerji santrallerimizin inşası da hızla devam ediyor. Bu projeler tamamlandığında güneş enerjisi yatırımlarımızın kapladığı alan bin dekarın üzerine çıkacak. Tarımsal üretime uygun olmayan kıraç ve marjinal arazileri temiz enerji üreten alanlara dönüştürerek hem ülkemizin enerji arzına katkı sağlıyor hem de kaynaklarımızı daha verimli değerlendiriyoruz." dedi.</p>
<p>Yenilenebilir enerjinin yalnızca güneş ve hidroelektrikten ibaret olmadığını vurgulayan Kurtul, biyokütle yatırımlarına da dikkat çekerek şöyle konuştu:</p>
<p>"Yaklaşık üç yıldır başarıyla işlettiğimiz biyokütle enerji tesislerimizde tekstil ve tarımsal atıkları enerjiye dönüştürüyoruz. Böylece hem atıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlıyor hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunuyoruz. Döngüsel ekonomi anlayışını üretim süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz."</p>
<p>Enerji sektöründeki yeni yatırım hedeflerine de değinen İsmail Kurtul, "Önümüzdeki dönemde büyük kapasiteli enerji depolama tesislerini hayata geçirerek yenilenebilir enerji yatırımlarımızı daha güçlü bir altyapıyla desteklemeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilirlik, teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlarımızla ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sunmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskurdan-diyarbakira-yeni-nesil-uretim-ussu-82755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/iskur-teks-1783496076.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSKUR Tekstil, Diyarbakır’da 80 milyon euroya mal olan ileri teknoloji tekstil yatırımı için gün sayıyor. Günlük 150 ton open-end iplik üretimi gerçekleştirecek olan fabrikada, tam kapasiteye geçildiğinde üretim 300 tona çıkacak. İSKUR Tekstil, yenilenebilir enerji yatırımlarına da devam edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-82753</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye&#039;de sektörün rekabet gücü nitelikli insan kaynağıyla artacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli tasarımcı ve model geliştirme uzmanlarının yetiştirilmesine yönelik çalışmalarını sürdüren Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB), üniversite-sektör iş birliğine dayalı eğitim projelerine bir yenisini daha ekledi.</p>
<p>UHKİB koordinasyonunda, Bursa Uludağ Üniversitesi ile İstanbul Moda Akademisi (İMA) iş birliğiyle gerçekleştirilen “Moda Tasarımında Kalıp ve Model Geliştirme Programı” kapsamında düzenlenen sertifika töreninde, eğitimlerini başarıyla tamamlayan 16 öğrenci sertifikalarını aldı. Eğitim sürecinde üstün performans gösteren 5 öğrenciye ise başarı belgesi verildi. </p>
<p>Sertifika töreninde konuşan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, hazır giyim sektörünün küresel rekabet koşullarında tasarım odaklı üretim ve nitelikli insan kaynağıyla öne çıkabileceğini belirtti. Eğitim programının öğrencilerin yalnızca teknik becerilerini geliştirmekle kalmadığını, aynı zamanda üretim süreçlerini okuyabilen ve sektörün beklentilerini karşılayabilecek donanım kazandırdığını ifade eden Özkarakaşlı, “Bugün verilen sertifikalar gençlerimizin mesleki kariyerlerinde önemli bir başlangıç niteliği taşıyor. Tasarım ile üretilebilirliği birlikte değerlendirebilen, yenilikçi bakış açısına sahip tasarımcılar sektörümüzün uluslararası rekabet gücüne önemli katkılar sağlayacaktır” dedi. İstanbul Moda Akademisi Direktörü Cemal Bayazıt ise moda sektöründe başarının sürekli gelişim ve yenilikçi bakış açısıyla mümkün olduğunu belirterek, sertifika alan öğrencilerin model geliştirme ve moda tasarımı alanlarında sektöre değer katacak projelere imza atacaklarına inandığını söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-82753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/3/1280x720/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-1783494956.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Uludağ Üniversitesi ve İstanbul Moda Akademisi iş birliğiyle düzenlenen “Moda Tasarımında Kalıp ve Model Geliştirme Programı”nın üçüncü dönem mezunlarını verdi. Programı tamamlayan 16 öğrenci sertifika alırken, başarılı bulunan 5 öğrenci başarı belgesiyle ödüllendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-82749</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beylikova Belediyesi hububat hasadına başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Beylikova Belediyesi tarafından belediyeye ait tarım arazilerinde yetiştirilen hububat ürünlerinin hasadına başlandı. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, geniş tarım arazilerinde özenle sürdürülen üretim çalışmaları sonucunda bu yıl da yüksek verim elde edildi</p>
<p>Hasat çalışmaları kapsamında dekar başına 500 kilogramın üzerinde arpa ve buğday verimi alınırken, elde edilen ürünlerin belediye bütçesine önemli ölçüde ek kaynak sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Tarımsal üretime verdiği önem doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Beylikova Belediyesinin, üretim odaklı belediyecilik anlayışıyla hem ilçe ekonomisine hem de belediye kaynaklarına katkı sunmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak, “Belediyemize ait tarım arazilerinde yürüttüğümüz planlı ve özverili çalışmaların karşılığını yüksek verimle almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dekar başına 500 kilogramın üzerinde arpa ve buğday elde ederek hem üretime katkı sağlıyor hem de belediyemize ek gelir oluşturuyoruz. Üreten belediyecilik anlayışıyla kaynaklarımızı en verimli şekilde değerlendirmeye devam edeceğiz. Hasat döneminin ilçemize ve üreticilerimize bereket getirmesini diliyor, emeği geçen tüm personelimize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-82749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-1783493739.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beylikova Belediyesine ait tarım arazilerinde yetiştirilen hububat ürünlerinin hasadına başlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurun-ihracati-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-82748</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur&#039;un ihracatı yüzde 75 ile rekor kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik yaptığı açıklamada, Haziran ayında Burdur’dan yapılan ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 75,7’lik rekor bir artışla 29 milyon 867 bin 310 dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Geçen Haziran ayında Serbest Bölgeler hariç 57 ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Keyik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’En fazla ihracatımızı yine ilimizin en çok dış ticaret yaptığı Çin Halk Cumhuriyeti’ne 10 milyon 290 Bin 540 dolar ile gerçekleştirdik. İlimizin 2025 yılı Haziran ayı ihracatı 17 milyon 002 bin 010 dolarken, bu yılın Haziran ayı ihracatı yüzde 75,7’lik rekor bir yükselişle 29 milyon 867 bin 310 dolara yükseldi.  Geçen yılın aynı ayına göre 12 milyon 865 bin 300 dolarlık daha fazla ihracat gerçekleştirdik. İhracat artışımız Ocak ayından genel itibarıyla bir önceki dönemlere göre artış göstermeye devam ediyor.’’</p>
<p><strong>"Burdur cari fazlası olan bir il"</strong></p>
<p>Burdur’un cari fazlası olan bir il olduğunu vurgulayan Keyik, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Haziran ayı dahil olmak üzere açıkladığımız bu rakamlar ihracatımızın asgari rakamlarıdır. Çünkü özellikle en hareketli sektörümüz olan madencilik ürünlerinde şubesi ilimizde faaliyet gösterdiği halde muhasebeleri başka illere kayıtlı firmalar bulunuyor. Ayrıca Serbest Bölgeler’den yapılan ihracatlar da bulunuyor.’’</p>
<p> Geçen yılın ilk yarısında Burdur’dan 106 milyon 061 bin 210 dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini ifade eden Yusuf Keyik, ‘’2026 yılı ilk altı aylık dönemde Burdur’dan 122 milyon 596 bin 970 dolarlık ihracat yapıldı. Hedefimiz, Burdur ve ülkemizin kalkınması yolundaki en büyük ihtiyaçlardan biri olan ihracatın sürdürülebilir olması ve artırılmasıdır’’ dedi.</p>
<p>BUTSO üyelerinin değişime ayak uydurabilmeleri için ihtiyaç duydukları yenilikçi bilgilere ulaşmasına, ara eleman ihtiyacının karşılanmasına ve yeni nesil ihracatçıların yetiştirilmesine rehberlik ettiklerini anlatan Keyik, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’50’den fazla ülkeye ihracat yapan bir il olarak Burdur’da 2026 yılı hedeflerimize katkı sağlamak için var gücümüzle çalışıp, tüm deneyim ve olanaklarımızı ilimizin ihracatçılarının gelişimi ve dış ticaretteki süreklilik için seferber etmektedir. Küresel ekonomideki finansal dalgalanmalardan, akaryakıt, altın ve döviz kurlarındaki değişimlerden, girdi- üretim maliyetlerindeki stabil olmayan durumlardan ve bazı ülkelerin yaşadıkları savaş ve ekonomik çıkmazlardan kaynaklanan tüm zorluklara rağmen 2026 yılı haziran ayı ihracatımız yüzde 75 gibi rekor bir artışla gerçekleşti. Zorlu koşullarda ulaştığımız bu rakam gelecek aylardaki ve yıllardaki hedeflerimiz için bizlere güç verdi. İnanıyorum ki hep birlikte önemli başarılara imza atacağız ve ihracatımızı arttırarak ülkemize ve bölgemize katma değer sağlamaya devam edeceğiz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurun-ihracati-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-82748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/burdur-ihracatta-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-1783493686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur&#039;un ihracatı yüzde 75,7 ile rekor kırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basdec-uyeleri-tusas-ve-ssb-ile-110u-askin-is-gorusmesi-gerceklestirdi-82839</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BASDEC üyeleri TUSAŞ ve SSB ile 110’u aşkın iş görüşmesi gerçekleştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa sanayisinin savunma ve havacılık sektöründeki tedarik zincirine entegrasyonunu hızlandırmayı hedefleyen Bursa Uzay Havacılık Savunma Kümelenmesi, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ile Savunma Sanayii Başkanlığı temsilcilerini Bursalı sanayicilerle buluşturdu. </p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Ana Hizmet Binası'nda düzenlenen organizasyonda firmalar, SSB ve TUSAŞ’ın satın alma ve teknik ekipleriyle bir araya gelirken, üretim kabiliyetleri, kalite standartları, sertifikasyon süreçleri ve savunma-havacılık projelerine yönelik tedarik imkanları masaya yatırıldı. Etkinlik, Bursa'nın güçlü makine ve otomotiv yan sanayi altyapısının, yüksek katma değerli savunma ve havacılık üretimine yönlendirilmesine yönelik önemli bir platform oluşturdu. BTSO Savunma Sanayi ve Havacılık Konsey Başkanı Aptullah Saner, organizasyonda TUSAŞ'ın 2035 vizyonu, gelecek dönem üretim planları ve tedarikçi geliştirme programları hakkında firmalara kapsamlı bilgi verdiğini söyledi. TUSAŞ’ın halen Bursa’da 35 firmayla çalıştığını belirten Saner, bu sayının artırılmasının temel hedeflerden biri olduğunu ifade etti. “Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde firmalarımız yalnızca mevcut ihtiyaçları değil, TUSAŞ’ın orta ve uzun vadeli üretim planlarını da yakından görme fırsatı buldu” diyen Saner, Bursa’nın otomotiv ve makine sektörlerinde sahip olduğu üretim tecrübesinin savunma ve havacılık sanayisine aktarılmasıyla hem sektör cirosunun hem de yüksek katma değerli üretimin artırılabileceğini kaydetti. Saner, küresel ölçekte savunma ve havacılık sektörünün büyümesini sürdürdüğünü belirterek, Bursa’nın sahip olduğu üretim kabiliyeti, kalite kültürü ve ihracat deneyimiyle bu büyümeden daha fazla pay alabilecek şehirlerden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2><strong>“Ana yüklenicilerle doğrudan temas kritik önem taşıyor”</strong></h2>
<p>BASDEC Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Hatipoğlu da kümelenme modelinin temel hedeflerinden birinin Bursa sanayisinin savunma sanayii ana yüklenicileriyle daha güçlü iş ilişkileri kurmasını sağlamak olduğunu belirtti. Hatipoğlu, Tedarikçi Günleri’nin firmaların yalnızca yeni sipariş imkanlarına ulaşmasını değil, aynı zamanda sektörün beklentilerini yerinde görerek üretim altyapılarını bu doğrultuda geliştirmelerini sağladığını ifade etti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basdec-uyeleri-tusas-ve-ssb-ile-110u-askin-is-gorusmesi-gerceklestirdi-82839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/9/1280x720/basdec-uyeleri-tusas-ve-ssb-ile-110u-askin-is-gorusmesi-gerceklestirdi-1783579818.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen TUSAŞ-SSB Tedarikçi Günleri kapsamında 90 BASDEC üyesi firma, 110’un üzerinde ikili iş görüşmesi yaparak yeni tedarik ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-82794</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir&#039;den Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kandıra'da üreticilerin yıllardır yaşadığı depolama ve kurutma sorununa çözüm olacak Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi'nin hasat sezonu öncesi hizmete hazır hale getirildiğini bildirdi.</p>
<p>Çalköy'de inşa edilen tesisin tanıtımı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Yapılan açıklamaya göre, özellikle fındık ve mısır üreticilerinin hasat döneminde yaşadığı depolama sorununu ortadan kaldıracak tesis, üreticilerin ürünlerini sağlıklı koşullarda muhafaza ederek değer kaybını önleyecek. Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen yatırımın, üreticiye yalnızca depolama imkânı değil, ürününü doğru zamanda ve değerinde pazarlayabileceği önemli bir güvence de sağlayacağı belirtildi. Toplam 2 bin 98 metrekare kapalı alana sahip Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi, 1.110, 660 ve 328 metrekare olmak üzere üç ayrı bölümden oluşuyor. Üreticilerin ihtiyaçları dikkate alınarak planlanan tesiste, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından buğday, arpa, mısır ve fındık alımlarının gerçekleştirileceği, böylece ürünlerin modern ve güvenli şartlarda teslim edebileceği ifade edildi.</p>
<p>Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi'nin tanıtım törenine Başkan Büyükakın’ın yanı sıra, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kandıra Kaymakamı Ömer Lütfi Yaran, Kandıra Belediye Başkanı Erol Ölmez, MHP Kocaeli İl Başkanı Enes Emengen, AK Parti Kandıra İlçe Başkanı Sertan Kulaç, Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürü Ali Nuri Özerdem, Toprak Mahsulleri Ofisi Kocaeli Başmüdürü Serkan Karakuş, Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin'in yanı sıra ziraat odaları, kooperatif ve birliklerin başkanları, muhtarlar, çiftçiler ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<h2>“Yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik”</h2>
<p>Tanıtım programında göreve geldikleri günden bu yana üreticiyi güçlendiren projeleri hayata geçirdiklerini belirterek, bunların tarımsal kalkınmanın geleceği açısından büyük önem taşıdığını söyleyen. Büyükakın, “Son 7 yılda tarımla ilgili 98 projeyi hayata geçirdik. Yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik. Bu yatırımlar sayesinde üreticimizin maliyetini azaltıyor, gelirini artırıyoruz. Biz destek vereceğiz, çiftçi kazanacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/08/1-lmh7.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Yeni tesisin de bölge için çok önemli olduğunun altını çizen Büyükakın, "Bu tesis sadece bir depo değil. Çiftçimizin emeğini koruyacak, ürününü değerinde satmasına katkı sağlayacak önemli bir yatırım. Burada çok ciddi bir yatırım var ve çok sayıda iş üretiliyor. Para, çiftçimizin cebinde kalacak. Nakliye maliyetinden dolayı çoğu zaman çiftçimiz Kaynarca’ya gitmiyordu; aradaki fark cebinden çıkıyordu. Şimdi kendi cebinde kalacak. Tesiste mısır ve fındık kurutma makinesi de var” bilgilerini verdi.</p>
<h2>"Üretimin yalnızca hasatla sınırlı kalmamalı"</h2>
<p>Üretimin yalnızca hasatla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Büyükakın, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve markalaştırılmasının üreticiye daha fazla kazanç sağlayacağını ifade etti. Kandıra'nın güçlü tarımsal potansiyeline dikkat çeken Büyükakın, "Fındığı sadece üretmek yetmez, onu işleyip katma değer oluşturmalıyız. Manda yoğurdumuz var, bunu güçlü bir marka haline getirebiliriz. Çiftçimizin tek başına yapmasının zor olduğu bu çalışmalarda belediye olarak üzerimize düşeni yapacağız. Katma değeri artıracak işleri birlikte başaracağız. Üreticimizin daha fazla kazanması için her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-82794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesinden-tarimsal-uretime-guc-katacak-yeni-merkez-1783543814.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi&#039;ni tanıttı. Toprak Mahsulleri Ofisi&#039;nin alım yapacağı tesiste ürünlerin modern koşullarda muhafaza edileceği, kurutulacak ve üreticilerin ürünlerini değerinde pazarlamasına katkı sağlanacağı belirtildi. Başkan Tahir Büyükakın, son 7 yılda tarıma yönelik 98 projeye yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım yaptıklarını belirterek, üreticiyi desteklemeye devam edeceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-insaat-dunyasindan-diyarbakira-yatirim-82747</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul inşaat dünyasından Diyarbakır’a yatırım ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>İstanbul'da inşaat sektöründe faaliyet gösteren ve büyük bölümü Doğu ile Güneydoğu Anadolu kökenli iş insanlarından oluşan Dostlar Grubu, yatırım fırsatlarını yerinde incelemek amacıyla PERA Kalıp-İskele firmasının ev sahipliğinde Diyarbakır'da kapsamlı bir ziyaret programı gerçekleştirdi. Bölgenin üretim, istihdam ve kalkınma potansiyelini yakından görmek isteyen heyet, ziyaret kapsamında Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren PERA İskele ve Kalıp Sistemleri'nin üretim tesislerinde incelemelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4df5247ebb8-1783493924.jpg" alt="" width="700" height="700" />İstanbul'da 25 yılı aşkın süredir inşaat sektöründe faaliyet gösteren iş insanları, gerçekleştirdikleri teknik incelemeler ve görüşmeler sonucunda Diyarbakır'ın yatırım açısından son yıllarda yakaladığı gelişim ivmesinden büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. Heyet, geçmiş yıllarda bölgeye ilişkin oluşan birçok önyargının artık geride kaldığını, Diyarbakır'ın üretim ve sanayi yatırımları açısından Türkiye'nin yükselen merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Ziyarete, AK Parti İstanbul Milletvekili ve iş insanı Seyithan İzsiz, iş insanları Fevzi Donat, Sadullah Eravcı, Kemal Ayaz, Muharrem Ercan, Cengiz Gelal, Fikret Aygün, Sait Akgün Orhan Öztürk ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, katıldı.</p>
<p>İş insanları, PERA Kalıp-İskele Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Denizci'nin, yıllar içerisinde İstanbul'da edindiği bilgi birikimi ve sanayi tecrübesini doğup büyüdüğü topraklara taşımasının örnek bir girişimcilik modeli olduğunu ifade ederek, bu yatırım anlayışının kendilerine ilham verdiğini söyledi. Bölgenin kalkınmasının ancak üretim yapan, istihdam oluşturan ve katma değer sağlayan yatırımlarla mümkün olacağına dikkat çeken heyet üyeleri, Kamuran Denizci'nin ortaya koyduğu vizyonun birçok yatırımcı için cesaret verici bir örnek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Heyet adına yapılan değerlendirmede, İstanbul'daki birçok müteahhit ve yatırımcının artık Diyarbakır'ı yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olarak gördüğü ifade edildi. Özellikle inşaat, tarım, hayvancılık ve sanayi alanlarında önemli yatırım fırsatlarının bulunduğu belirtilirken, bölgenin kalkınmasında öncelikle bölge insanının sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4df53462e09-1783493940.jpg" alt="" width="700" height="700" />Türkiye'de kalıcı huzur ve güven ortamının yatırımın temel şartı olduğuna işaret eden heyet, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin de bölgenin ekonomik geleceği açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Açıklamada, "Dostlar Grubu olarak bölgemizde öncü rol üstlenmek istiyoruz. Avrupa başta olmak üzere bu coğrafyaya yatırım yapmayı bekleyen çok sayıda yatırımcı bulunuyor. Oluşacak güven ortamıyla birlikte Diyarbakır ve çevresinin çok daha büyük yatırımlara ev sahipliği yapacağına inanıyoruz. Hedefimiz; üretime, istihdama ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak kalıcı projeleri hayata geçirmektir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>PERA Kalıp-İskele Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Denizci ise, böylesine değerli bir iş insanları heyetini Diyarbakır'da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, "Doğup büyüdüğümüz topraklara yatırım yapmak bizim için sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda bir vefa borcudur. İstanbul'da kazandığımız tecrübeyi memleketimizle buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Bölgemize yatırım yapmayı düşünen her girişimcinin yanında olmaya ve bilgi birikimimizi paylaşmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-insaat-dunyasindan-diyarbakira-yatirim-82747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/565-1783493914.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul&#039;da inşaat sektöründe faaliyet gösteren iş insanlarından oluşan heyet, yatırım fırsatlarını yerinde incelemek amacıyla Diyarbakır&#039;ı ziyaret etti. Heyet tarafından yapılan açıklamada, &quot;Dostlar Grubu olarak bölgemizde öncü rol üstlenmek istiyoruz. Avrupa başta olmak üzere bu coğrafyaya yatırım yapmayı bekleyen çok sayıda yatırımcı bulunuyor. Oluşacak güven ortamıyla birlikte Diyarbakır ve çevresinin çok daha büyük yatırımlara ev sahipliği yapacağına inanıyoruz. Hedefimiz; üretime, istihdama ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak kalıcı projeleri hayata geçirmektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurda-gida-fiyatlari-haziranda-yuzde-106-artti-82746</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur’da gıda fiyatları haziranda yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası tarafından hazırlanan haziran ayı Yerel Tüketici Gıda Fiyat Endeksi açıklandı. Buna göre, Haziran ayında gıda fiyatları yüzde 1,06 oranında artarken, bir önceki yılın Aralık ayı sonuna göre Burdur’da gıda fiyatları yüzde 13,02 arttığı tespit edildi. Bir önceki yılın aynı ayına göre gıda fiyatları yüzde 37,03 artış gösterdi.</p>
<p>Haziran ayında gıda fiyatlarında en dikkat çekici artış unlu mamuller grubunda yaşandı. Bir önceki aya göre unlu mamullerde yüzde 4,99, et ve et ürünlerinde yüzde 2,31, bakliyat ve yağ grubunda yüzde 2,42, ambalajlı gıda ürünlerinde yüzde 1,65 artış gerçekleşti. Aynı dönemde kuruyemiş grubunda yüzde 1,11 düşüş yaşanırken, meyve-sebze, süt ve süt ürünleri ile su ürünleri gruplarında ise bir önceki aya göre herhangi bir değişim yaşanmadı.</p>
<p>Endekse göre, 2025 yılının Aralık ayına göre genel fiyat değişimlerinde yüzde 13,02 artış hesaplanırken, grup bazında en yüksek artış yüzde 17,13 ile süt ve süt ürünleri grubunda gerçekleşti. Bu grubu yüzde 15,66 ile et ve et ürünleri, yüzde 15,35 ile meyve-sebze, yüzde 12,62 ile bakliyat ve yağ, yüzde 12,54 ile ambalajlı gıda ürünleri izledi. Aynı dönemde unlu mamullerde yüzde 12,08, kuruyemişte yüzde 8,04 ve su ürünlerinde yüzde 6,06 oranında fiyat artışı kaydedildi.</p>
<p>Son 12 aylık değişim e göre de Burdur'da gıda fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,03 arttı. Yıllık en yüksek fiyat artışı yüzde 46,08 ile ambalajlı gıda ürünlerinde gerçekleşti. Kuruyemişte yüzde 41,60, bakliyat ve yağ grubunda yüzde 38,23, et ve et ürünlerinde yüzde 35,35, süt ve süt ürünlerinde yüzde 30,60, meyve-sebzede yüzde 30,27, su ürünlerinde yüzde 29,63 ve unlu mamullerde yüzde 28,22 artış kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurda-gida-fiyatlari-haziranda-yuzde-106-artti-82746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur’da haziran ayında gıda fiyatlarının yüzde 1,06 oranında arttığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sivas-ve-nevsehirde-adaylar-oda-secimleri-icin-start-verdi-82709</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 20:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de adaylar oda seçimleri için start verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta sizlerle çalışma alanım olan üç şehirde, yaklaşan oda borsa seçimleri için mevcut durumu ve resmi olarak adaylıklarını açıklayan isimleri paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta önce Kayseri Sanayi Odası (KAYSO), ardından da Kayseri Ticaret Odası (KTO) meclis toplantılarını gerçekleştirdi. KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, mecliste yaptıkları konuşmada yaklaşan oda seçimlerinde tekrar aday olduklarını kamuoyu ile paylaştı. Ardından da Kayseri Ticaret Borsası (KTB) Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, paylaştığı basın bülteniyle yeniden aday olduğunu duyurdu. </p>
<p>Nevşehir’de ise Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası (NTSO) Yönetim Kurulu Başkanı M. Arif Parmaksız yeni dönem için aday olmayacağını açıkladı. Şu anda Nevşehir iş dünyasından üç isim NTSO yönetimine aday. Ertaş Grup’tan Mustafa Ertaş, Nevsac Boru’dan Mehmet Ali Öbekli ve Babaoğlu Elektrik’ten Yüksel Babaoğlu seçim için saha çalışmalarını sürdürüyorlar.  </p>
<p>Sivas’ta ise Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Özdemir, gelecek dönem için de yeniden aday. Ayrıca Sivas TSO’da geçmiş dönem başkanlık koltuğunda da oturan, şu anda ise meclis üyesi olarak yine oda çatısı altında çalışmalarda bulunan Mustafa Eken’de yeni dönem için aday olduğunu duyurdu.</p>
<p>Üç şehirdeki oda borsa seçimlerinden bahsetmişken, geçtiğimiz haftalarda Sivas’tan yaptığım bir haberden de kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Sivas OSB Sanayicileri Derneği (SOSAD) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Timuçin, büyükşehir dışında kalan illerde ayrı bir sanayi odası olmadan sanayi ve ticaret odası olarak tek çatıda yürütülen faaliyetlerde sanayicilerin yeterince sesini duyuramadığını belirtmişti. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na da şu sözlerle çağrıda bulunmuştu: “Mevcut ticaret ve sanayi odası yapıları içinde sanayicilerin temsili ne yazık ki oldukça sınırlı. Binlerce kişiye istihdam sağlayan, üretim ve ihracat yapan büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının meclis temsili, çoğu zaman birkaç üyeyi geçmiyor. Buna karşılık, çok daha küçük ölçekli işletmelerle aynı düzeyde temsil edilmeleri, temsilde adalet ilkesini zedeleyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuda irade gösterilmesi ve gerekli teşviklerin sağlanması artık bir zorunluluk haline geldi.”  </p>
<p><strong>Bölge turizmi uluslararası düğün organizasyonları ile çeşitlenebilir</strong></p>
<p>Odalardaki seçim süreciyle beraber sizlere aktarmak istediğim farklı konularda var. Tüm Etkinlik Sektörü İşveren Sendikası olan Etkinlik- Sen Genel Başkanı Ali Koray Özandaç ve ekibiyle birlikte Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ı ziyaret ettik. Özandaç, hayata geçirebilecekleri projelerle ilgili hazırladığı dosya üzerine Başkan Büyükkılıç ile istişarelerde bulundu. Benim adıma dosyadaki en dikkat çekici madde “uluslararası düğün organizasyonları” oldu. Bu alanda oluşturulacak bir yapıyla bölgenin turizm gelirleri ciddi artış gösterecektir.</p>
<p>Diğer taraftan cumartesi günü Kumsmall AVM’de 24 yeni mağaza açıldı. Açılışa Kayseri Mobilyacılar Odası ve Kumsmall AVM Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Türkiye Ağaç İşleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Başkanvekili Ercan Sarıkaya ile birlikte AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ve çok sayıda isim katıldı.</p>
<p>Reel sektördeki sıkıntıları görmekle beraber, turizm ve hizmet tarafında ise bölgede büyük bir potansiyel var. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sivas-ve-nevsehirde-adaylar-oda-secimleri-icin-start-verdi-82709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de adaylar oda seçimleri için start verdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-ile-bir-araya-geldi-5-ucagin-da-sozunu-aldik-82703</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan, Trump ile bir araya geldi: 5 uçağın sözünü aldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi kapsamında Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya geldi.</p>
<p>Basın mensuplarına açıklamada bulunan ve soruları yanıtlayan Erdoğan, "Dostumla Ankara'da bir arada olmak bizlere ayrı bir güç katmıştır. Kendilerine hoş geldiniz diyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bu ziyaretin önemli olduğunu özellikle ifade etmek istediğini vurgulayan Erdoğan, "NATO Liderler Zirvesi'nin bugün Ankara'da yapılıyor olması ve tüm liderlerin şu anda ülkemizde bir araya gelmesi, yarın değerli dostum Sayın Trump'la birlikte olması bizlere ayrı bir güç katacaktır. Kendilerine tekrar hoş geldiniz diyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>İran-ABD müzakere süreci</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "İran'daki savaşın sona erdirilmesi için çaba sarf ettiniz. Müzakere süreci devam ediyor, ancak nihai anlaşma olmadı. Bundan sonraki süreçte müzakere sürecinin olumlu neticelenmesi için Türkiye nasıl adım atacak?" sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Bu süreçte, yine aynı şekilde bizler, İran-Amerika ilişkilerini nasıl bir düzleme kavuştururuz onun gayreti içerisindeyiz. Elimizden geleni yapmak suretiyle dünya barışına bir adım atalım diye gerek şahsım gerek arkadaşlarım hep birlikte çalışıyoruz, çalışacağız."</p>
<p><strong>Gazze'deki ateşkes ihlalleri</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gazze'de 80 bine yakın insan hayatını kaybetti. Çok büyük bir yıkım var. Ateşkes sağlandı ama yer yer ihlaller devam ediyor. İhlallerin önlenmesi ve insani yardımların Gazze'ye girmesi ve Gazze'nin yeniden inşası için ortak atılabilecek adımları değerlendirecek misiniz?" sorusu üzerine, şunları söyledi:</p>
<p>"Gazze konusunda, tabii değerli dostumla bunları da konuşarak özellikle bu bölgedeki barışı sağlamak için bu Liderler Zirvesi'ni çok çok önemsiyoruz. Bu Liderler Zirvesi'nden aynı şekilde bir kararın çıkmasını da hayra yorumluyoruz. Bunun olabileceğine de ihtimal veriyorum."</p>
<p><strong>"Sayın Trump her zaman sözünün arkasındadır"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, F-35, KAAN savaş uçaklarının motorlarının teslimatıyla ilgili bir soruya, şu yanıtı verdi:</p>
<p>"F-35 konusu bizim için yeni bir konu değil. Bunu Amerika ile daha önce de görüştük. Biz 5 uçağın da sözünü aldık. Sayın Trump'ın bu konuda bize ayrıca sözü var. Şimdi Liderler Zirvesi'nde yapacağımız görüşmelerde F-35 ile ilgili kendilerinden bu daha önce aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum. Sayın Trump her zaman sözünün arkasındadır. Burada yine F-35 konusunda bu Liderler Zirvesi'nden hayırlı bir karar çıkacağına inanıyorum."</p>
<p><strong>"Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri görüşeceğiz"</strong></p>
<p>Küresel sisteme dair eleştirilerinin hatırlatılıp bu konuda ABD ile ortak bir adımın atılmasının söz konusu olup olmadığı sorusuna Erdoğan, "NATO'da iki önemli ülke olarak bizler, bu Liderler Zirvesi'nde de dayanışma içerisinde güçlü bir çıkışı sağlayacağız, bunu da başaracağımıza inanıyorum." karşılığını verdi.</p>
<p>Arabuluculuk çalışmaları anımsatılıp Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sonlanmasıyla ilgili hangi aşamada olunduğunun sorulması üzerine Erdoğan, "Biz Rusya-Ukrayna arasındaki bu gelişmeleri de yine değerli dostumla burada görüşeceğiz. Ona göre de adımları atacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bize verdiği müjdeyi, burada tekrar edecektir"</strong></p>
<p>"F-35 ve KAAN savaş uçaklarının motorlarının teslimi konusunda görüşmeden bir sonuç bekleyebilir miyiz?" sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Ben bunu daha önce değerli dostumla görüştüm ve KAAN ile ilgili, onun motorları noktasında bu Liderler Zirvesi'nde değerli dostumla tekrar görüşeceğiz. İnanıyorum ki bize verdiği müjdeyi, burada da tekrar edecektir. Bu müjdeyle de herhalde Liderler Zirvesi'nde kendisine teşekkür edeceğiz."</p>
<p><strong>Trump: Yaptırımları kaldırabileceğimizi söyleyebilirim</strong></p>
<p>Trump da, "Herkesin bildiği gibi, bu konu hakkında pek çok haber yapıldı. Biz çok iyi arkadaşız." dedi.</p>
<p>Trump, böylesine güzel bir havalimanı görmenin "çok güzel" olduğunu dile getirerek "Havalimanı gerçekten çok güzel. Havalimanına giden yollar yepyeni ve çok güzeldi." şeklinde konuştu.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde askeri açıdan çok güçlü bir ülke olduğunun bilindiğini vurgulayarak, "Çok sayıda teçhizatımıza sahipler ve çok sayıda harika askerleri var. Türkiye hafife alınmaması gereken bir ülke. En güzel yanı ise aramızdaki ilişkiler sayesinde her şeyin çok iyi gitmiş olması." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile "güzel kimyaları" ve "harika ilişkileri" olduğuna dikkati çeken Trump, görüşmelerinde ticareti, askeri meseleleri ve İran dahil olmak üzere pek çok konuyu ele alacaklarını dile getirdi.</p>
<p>Trump, Türkiye ile çok yoğun ticaret ve harika üretim yaptıklarını, bu durumun iki ülke üzerinde çok büyük bir etki yarattığını dile getirerek, "Dolayısıyla bu kesinlikle dikkate alacağımız bir konu. Bu harika bir uçak, en iyisi, şu anda açık ara en iyi uçak ve bu kesinlikle dikkate alacağımız bir seçenek." dedi.</p>
<p><strong>"Türkiye ile daha iyi bir ilişkimiz var"</strong></p>
<p>F-35 savaş uçakları konusundaki bir soruya Trump, Türkiye ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"Sanırım pek çok kişi, size şunu söyleyebilirim ki pek çok kişi, burada oturanlar da dahil olmak üzere, 'Neden bunu yapmayalım ki?' diye düşünüyor. Türkiye ile daha iyi bir ilişkimiz var. Türkiye, vefalı olacağını düşündüğümüz diğer ortaklardan pek çok açıdan çok daha vefakar davrandı. Bu yüzden bu kesinlikle dikkate alınması gereken bir konu. Bu harika bir uçak, en iyisi, şu anda açık ara en iyi uçak ve kesinlikle dikkate alacağımız bir seçenek."</p>
<p>Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO zirvesi için elinden geleni yapmasından ötürü buna katılmak zorunda hissettiğini belirterek "Türkiye'ye ya da başka herhangi bir yere gelmek büyük bir olay." şeklinde konuştu.</p>
<p>ABD'nin ekonomik faaliyetlerinden de bahseden Trump, ticaret konusunda bazı ülkelerle "harika ilişkilere" sahip olduklarının, Türkiye'nin de bunlardan biri olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Trump, Türkiye'nin ABD'den aldığı uçakların motorlarının bakımını yapma konusunda "yükümlülükleri olduğunu" söyleyerek, bu konuyla ilgileneceğini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin ABD için "harika bir müttefik" olduğunu dile getiren Trump, ABD/İsrail-İran Savaşı'na ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, diğer tarafta yer alabilirdi; İran'ı çok iyi tanıyorlar ve İran'la ilgili sorunların farkındalar, ancak (Türkiye) ve diğer birkaç ülke yardım konusunda çok önemli rol oynadı. Çatışmaya girebilirlerdi; kimilerinin İsrail ile ilişkilerinden bahsettiğini duyuyorum. Çatışmaya girmiş olabilirlerdi. Askeri açıdan çok güçlü bir ülkeler. Ama bunu yapmadılar. Bu çatışmaya diğer tarafta katılabilirlerdi ama belki de benim sayemde yapmadılar."</p>
<p>Trump, Türkiye'nin "çok iyi" bir ulus olduğunu yineleyerek, "İlişkimiz açısından, İran ile savaşı sona erdirmeye çalışmak da dahil olmak üzere pek çok açıdan olağanüstü bir tutum sergilediler." dedi.</p>
<p><strong>⁠"Putin, Erdoğan'a çok saygı duyuyor"</strong></p>
<p>Trump, dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüştüğünü belirterek, ikisinin de anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.</p>
<p>Putin'in Erdoğan'a "çok saygı duyduğunu" vurgulayan Trump, "Bu kadar uzun sürmesi çok yazık, ama sanırım bir şeyler ortaya çıkacak ve Cumhurbaşkanı da bu konuda bize yardımcı oluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Trump, Putin ile görüşmesinin çok iyi geçtiğini kaydederek, bu konunun "yakın zamanda" çözüme kavuşmasını beklediğini ifade etti.</p>
<p>Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ABD'den çok Avrupa'nın sorunu olduğunu, sadece hayat kurtarmak istediğini belirten Trump, "Bu konuyu çözeceğiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran konusunda yardım ettiği gibi bunu çözme konusunda da bize yardım ediyor." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz"</strong></p>
<p>Trump, Türkiye'nin, "ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası" (CAATSA) yaptırımlarının dışına çıkarılması konusunda ilgili bakanlarla çalışmalar yürüttüklerini belirterek, "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz. Durum çok basit. Yaptırım uygulayabileceğimiz pek çok kişi var ve uyguluyoruz da. Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz." dedi.</p>
<p>Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de çok iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, bir buçuk yıl gibi bir sürede "tüm ülkeyi bir araya getirerek harika iş çıkardığı" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İtalya Başbakanı Giorgia Meloni hakkında "Uzaklaştırma kararı gerekiyor." dediği sosyal medya paylaşımına ilişkin soru sorulan Trump, ilişkilerinin halihazırda kötü olduğunu ve İtalya'nın ABD'ye İran ve Hürmüz Boğazı konusunda yardım etmeyi reddetmesiyle daha kötüye gittiğini söyledi.</p>
<p>Trump, Grönland'ın ise Danimarka değil ABD tarafından kontrol edilmesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Onlar buna razı olmazlarsa, Rusya konusunda onlara yardım etmek için harcadığımız ve harcamak zorunda olmadığımız onca paraya rağmen, tüm askerlerimizi Avrupa'dan çekebiliriz; çünkü, muhtemelen fark etmişsinizdir ki Avrupa 20 yıl öncesine kıyasla çok farklı bir yer haline geldi, çok ama çok farklı. Göç ve enerji konularında dikkatli olmaları gerekiyor. Eğer bu iki konuda dikkatli olmazlarsa, artık bir Avrupa kalmayacak."</p>
<p>Erdoğan'a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın eşlik etti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump, daha sonra baş başa görüşmeye geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-ile-bir-araya-geldi-5-ucagin-da-sozunu-aldik-82703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/erdogan-trump-1783435426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Başkanı Trump ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;F-35 konusu bizim için yeni bir konu değil. Bunu Amerika ile daha önce de görüştük. Biz 5 uçağın da sözünü aldık. Sayın Trump&#039;ın bu konuda bize ayrıca sözü var. Şimdi Liderler Zirvesi&#039;nde yapacağımız görüşmelerde F-35 ile ilgili kendilerinden daha önce aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum.&quot; ifadelerini kullandı. Trump da CAATSA yaptırımları hakkında, &quot;Yaptırımları kaldırabileceğimizi söyleyebilirim.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akil-sagligi-82691</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıl sağlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Katlanmak zorunda olduğum tüm kederin üçte biri kaçınılmazdır. Bu, insanlık durumunun doğasında var olan; hisseden ve öz bilince sahip organizmalar olmanın, özgürlüğe talipken doğa yasalarına tabi kalmanın ve esenliğimize bütünüyle kayıtsız bir dünyada, geri döndürülemez bir zaman akışı içinde, çöküşe ve ölümün kesinliğine doğru yürümeye devam etme zorunluluğunun bedeli olan o kederdir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Aldous Huxley, Island</strong></p>
<p><em>“Sıradan bir insan artık kahramanlıklarını inandırıcı bir şekilde sergileyemediğinde ya da kendi kendisinin kahramanı olamayışını gizleyemediğinde, depresyonun başarısızlığına ve onun o korkunç suçluluk duygusuna saplanıp kalır… İnsan, kendi küçüklüğünü mümkün olan en geniş ölçekte bir anlamlılığa dönüştüremediği sürece, bu küçüklüğe katlanamaz.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Ernest Becker, The Denial of Death</strong></p>
<p><em>“Düşünen bir insan için en ciddi akıl hastalığı, kim olduğundan emin olamamaktır.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Benoit B. Mandelbrot, The Fractalist: Memoir of a Scientific Maverick</strong></p>
<p>Acı çektiğimizde, sıkıntımızın kaynağının hayat hikâyemizde yattığına inanmak yaygın bir durum olarak karşımıza çıkar. Çocukluk yaraları, yıkıcı alışkanlıklar, çözülmemiş çatışmalar, pişmanlıklar veya acı verici anılar, kederimizden sorumlu tuttuğumuz başlıca etkenler arasında yer alır. Oysa yaşanan acıların bir kısmı geçmişteki olaylardan değil; insanın varoluşsal doğasında yer alan temel sorunlarla barışamama ve bu sorunlarla cesurca yüzleşememe halinden kaynaklanır.</p>
<p>Piyasalarda da durum benzerdir, bazen her şeyi doğru yapsanız dahi zarar edebilirsiniz. Kendinizi, başkalarını suçlayabilir ve çaresiz hissedebilirsiniz ama bu piyasaların doğasında var ve her yatırımcının yüzleşmesi gereken bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Hem küresel hem de yerel piyasa görünümüne ilişkin taktiksel açıdan iyimser duruşumuzu koruyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta birkaç haftalık bir fırsat penceresi gördüğümüzü ve zirvelerin tekrar test edilebileceğini ifade etmiştik. Nitekim, eşit ağırlıklı S&amp;P 500 (SPW), Russell 2000 ve Dow endekslerinin tamamı yeni zirveleri gördü. Yurt içi piyasalar olumlu seyretse de ABD borsalarının gerisinde kaldı. Ayrıca, ABD’de daha önce işaret ettiğimiz mega-cap şirketlere rotasyon da oldu. Yarı iletkenler ve bellek sektörü değer kaybederken, mega sermayeli şirketler sert bir yükseliş kaydetti.</p>
<p>3. çeyrek, takvim açısından avantajlı bir şekilde açılıyor. 1964'ten bu yana, Temmuz ayı S&amp;P 500 için ortalama yüzde 0,8'lik bir kazanç sağladı. Bu, dört yaz ayının en güçlü getirisi olarak görülüyor.</p>
<p>Bu yıl ki durum daha da önemli çünkü Haziran ayı çeyrek sonuna doğru geriledi; bu dönemde emeklilik fonları ve dengeli stratejiler, tahvillere doğru yeniden dengelemek için hisse senetlerini satıyor. Bu satış baskısı, yeni çeyrek açıldığında genellikle ortadan kalkıyor. Haziran sonlarında kalan para, genellikle Temmuz ayının ilk iki haftasında geri dönüyor.</p>
<p>Ayrıca, kar büyüme tahminleri, en azından endeks düzeyinde iyimserliği güçlendiriyor. Temmuz ayında başlayacak olan ikinci çeyrek raporlama sezonu, S&amp;P 500 hisse başına kazanç (büyümesinin yıllık bazda yüzde 20'nin üzerinde olmasını, Finans ve Kamu Hizmetleri sektörleri hariç tutulduğunda ise yüzde 27'ye çıkmasını bekleyen tabandan yukarıya doğru bir konsensusla geliyor. Bunun güçlü bir rakam olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Mevsimsel olumlu rüzgâr ve yeniden dengelemenin tersine dönmesi, mevcut duruşumuzun Ağustos ayına kadar korunmasının makul olacağına işaret ediyor. Ağustos ayından Ekim ayına kadar olan zaman diliminin daha zorlu geçeceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Türkiye’de Haziran ayı TÜFE verisi, ağırlıklı olarak enerji ve gıda fiyatlarının etkisiyle, yüzde 1 civarındaki piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde aylık bazda yüzde 0,99'luk ılımlı bir artış kaydetti. Manşet TÜFE, Mayıs ayındaki yüzde 32,6 seviyesinden Haziran ayında yıllık bazda yüzde 32,11'e geriledi.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki seyir ve elverişli hava koşulları, akaryakıt ve gıda fiyatlarında düşüşe yol açtı. Bununla birlikte, B ve C grubu çekirdek enflasyon göstergelerinin aylık bazda sırasıyla yüzde 1,66 ve yüzde 1,46 oranında artmasıyla, çekirdek enflasyonun temel eğilimi Haziran ayında nispeten güçlü kalmaya devam etse de C endeksi beklentilerin altında geldi. Dolayısıyla enflasyon verilerinin olumsuz olmadığını düşünüyoruz.</p>
<p>Temmuz ve Ağustos aylarına ilişkin TÜFE görünümü, Haziran ayına kıyasla daha az olumlu sinyaller veriyor. Manşet TÜFE'nin Haziran ayı seviyesinin üzerine çıkması muhtemel görünüyor; bunda sağlık hizmetlerine yapılan zamlar, mevsimsel kira sözleşmesi yenileme döneminin başlamasıyla kiraların arttığına dair ilk işaretler ve gözlemler, turizm sezonunun zirve yapmasıyla restoran ve otel fiyatlarındaki artışlar ve daha sınırlı ölçüde de olsa otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yapılan son zamlar etkili olabilir.</p>
<p>Yine de enflasyon görünümünün, TCMB'ye para politikasını gevşetme imkânı tanıması muhtemel olabilir. TCMB'nin Temmuz ayında bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlamasını ve böylece efektif fonlama faizini yüzde 40'tan yüzde 37'ye çekerek örtülü bir faiz indirimine gitmesini; ardından yıl sonuna kadar (muhtemelen Eylül ve Ekim aylarındaki toplantılarda olmak üzere) iki ayrı toplantıda bir hafta vadeli repo faizini 100 baz puan indirmesini bekliyoruz.</p>
<p>Hem yerel hem de küresel riskli varlıklara yönelik taktiksel olarak iyimser duruşumuzu koruyor, ancak rehavete kapılmıyoruz. Artan faiz indirimi beklentileri, gerileyen DXY ve petrol fiyatları, mevsimsel olumlu etkiler ve Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi, mevcut iyimser pozisyonların Temmuz ayında da korunması gerektiğini destekleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akil-sagligi-82691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıl sağlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ambalajli-icecekler-icin-denetim-baslatti-82701</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan ambalajlı içecekler için &#039;fahiş fiyat&#039; denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, plastik, cam ve metal ambalajlı içeceklerde uygulanan depozito katılım payının güncellenmesinin ardından, bu ürünlerde haksız fiyat artışlarına karşı denetimlerin başlatıldığını duyurdu. </p>
<p>Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Türkiye'de geri dönüşümün desteklenmesi ve kaynakların verimli kullanılması amacıyla plastik, cam ve metal ambalajlı içeceklerde uygulanan depozito katılım payının güncellendiği belirtildi.</p>
<p>Güncellemenin ardından, bazı üretici ve satıcıların maliyet artışının üzerinde fiyat artışlarını tüketicilere yansıttığına işaret edilen paylaşımda, konunun Bakanlıkça incelemeye alındığı aktarıldı.</p>
<p>Paylaşımda, ulusal ve yerel marketlerle ilgili sektör temsilcilerinin, maliyet artışı dışında yapılacak fiyat yükselişlerinin, haksız fiyat uygulaması olarak değerlendirileceği konusunda uyarıldığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlığımızca, ambalajlı su başta olmak üzere, ilgili içecek ürünlerinde üretici, tedarikçi ve perakende satış noktalarına yönelik denetimler başlatılmıştır. Maliyet artışını aşarak tüketiciyi mağdur eden her türlü fiyat artışı, haksız fiyat kapsamında değerlendirilecek ve gerekli idari yaptırımlar kararlılıkla uygulanacaktır. Çevre politikalarımızla uyum içinde, tüketicilerimizin haklarını, piyasa düzenini ve adil rekabet koşullarını korumak için gerekli tüm idari ve hukuki tedbirleri almaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ambalajli-icecekler-icin-denetim-baslatti-82701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/geri-donusum-1783432156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı açıklamasında, &quot;Ambalajlı su başta olmak üzere, ilgili içecek ürünlerinde üretici, tedarikçi ve perakende satış noktalarına yönelik denetimler başlatılmıştır.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-natonun-ekonomik-dayanikliligina-katki-saglayan-baslica-ulkeler-arasinda-82695</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Türkiye, NATO&#039;nun ekonomik dayanıklılığına katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle Türkiye-NATO ticari ve ekonomik ilişkilerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde uygulanan üretim, yatırım, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarıyla Türkiye'nin son çeyrek yüzyılda küresel ekonomi ve ticarette dikkate şayan bir başarı hikayesi yazdığına işaret eden Bolat, ülkenin jeo-stratejik konumunun yanında güçlenen ekonomisi, artan dış ticareti ve yükselen savunma sanayisiyle NATO müttefikleri arasında güçlü bir konumda olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, geçen yıl itibarıyla NATO ülkelerinin 59,2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklükle dünyanın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) içerisinde yüzde 50,1'lik bir paya sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında cari fiyatlarla yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık büyüklüğüyle NATO ülkeleri arasında en büyük 8. ekonomi konumunda yer aldığını vurgulayan Bolat, satın alma gücü paritesine göre de 3,8 trilyon dolarla söz konusu ülkeler arasında 5. sırada bulunduğunun altını çizdi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin 2002-2025 döneminde NATO ülkeleri arasında gerek ekonomik büyüklük gerekse kişi başına gelir artışında ilk sıralarda yer aldığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Özellikle bu dönemde sergilediği yüksek büyüme performansıyla Türkiye, NATO ülkeleri arasında ekonomik büyüklüğünü en hızlı artıran ekonomilerden biri olmuş, üretim gücü, ihracat kapasitesi ve uluslararası ticaretteki etkinliğiyle küresel değer zincirlerindeki konumunu önemli ölçüde güçlendirmiştir. Türkiye'de 2002 yılında 238,7 milyar dolar olan GSYH, 2025 yılına gelindiğinde 6,7 katına çıkarak 1 trilyon 596,3 milyar dolara, kişi başına geliri ise 3 bin 616 dolardan 5,2 katına çıkarak 18 bin 40 dolara yükselmiştir. 2025 yılı itibarıyla 23 trilyon dolarlık dış ticaret hacmi ile NATO ülkeleri, dünya ticaret hacminde yüzde 44,7'lik bir paya sahiptir. Bu dönemde NATO ülkeleri, toplam ihracatlarının yüzde 60,7'sini ve toplam ithalatlarının yüzde 56,7'sini NATO üyesi ülkelerle gerçekleştirmiştir. Türkiye'nin geçen yıl söz konusu ülkelere ihracatı 150,3 milyar dolar, bu ülkelerden ithalatı ise 139,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Böylece NATO ülkeleri ile dış ticaret hacmimiz 289,7 milyar dolara çıkmıştır, dış ticaretimiz 11 milyar dolar fazla vermiştir. NATO ülkelerinin toplam ihracatımızdaki payı yüzde 55,9, ithalatımızdaki payı ise yüzde 35,9 olarak gerçekleşmiştir."</p>
<p><strong>"Türkiye, NATO ülkeleriyle ilişkilerinde net yatırım alan ülke konumundadır"</strong></p>
<p>Bolat, geçen yıl itibarıyla Türkiye'nin NATO ülkelerindeki doğrudan yabancı yatırım stokunun 42,6 milyar dolar iken, bunların ülkedeki doğrudan yabancı yatırım stokunun ise 150,6 milyar dolar seviyesine çıktığını bildirdi.</p>
<p>NATO ülkelerinin Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırım stokunun, Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım stokunun yüzde 67,5'ine karşılık geldiğini belirten Bolat, "Böylece Türkiye, NATO ülkeleriyle yatırım ilişkilerinde net yatırım alan ülke konumundadır. NATO ülkelerinin Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırım stokunda Hollanda, Almanya, İspanya, Birleşik Krallık ve Fransa ilk sıralarda yer alan ülkelerdir." bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, NATO ülkelerinin 988 milyonluk nüfusuyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 12'sini oluştururken, 86,1 milyonluk nüfusuyla söz konusu ülkeler arasında ABD'den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye'nin, NATO ülkeleri arasında genç ve nitelikli nüfusuyla öne çıktığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin savunma harcamaları geçen yıl 36,4 milyar dolara yükseldi"</strong></p>
<p>Türkiye'nin son çeyrek asırda üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdığının altını çizen Bolat, otomotivden makineye, kimyadan elektroniğe, savunma ve havacılık sanayisinden yüksek teknolojili üretime kadar birçok alanda rekabet gücünü yükselterek küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaştığını vurguladı.</p>
<p>Bolat, geçen yıl NATO ülkelerinin toplam savunma sanayisi harcamalarının 1,64 trilyon dolara ulaştığının tahmin edildiğini, Türkiye'nin savunma harcamalarının bu dönemde 36,4 milyar dolara yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin savunma harcamalarının GSYH'ye oranının ise yüzde 2,3 olarak gerçekleştiğini, bunun NATO'nun yüzde 2'lik hedefinin üzerinde olduğunu ifade eden Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Özellikle savunma sanayisi ve yüksek katma değerli sektörlerde kaydedilen gelişmeler, Türkiye'nin NATO'nun üretim ve tedarik ekosistemindeki stratejik rolünü daha da güçlendirmektedir. Türkiye, savunma sanayisindeki harcamalarının yanında dünya savunma sanayisi ihracatında da önemli bir pozisyona yükselmiştir. 2025 yılı itibarıyla 10 milyar doları aşan savunma ve havacılık sanayisi ihracatıyla Türkiye, dünya savunma ihracatında aldığı yüzde 1,8'lik payla dünyada 11. sırada yer almaktadır. Türkiye aynı dünya ölçeğinde bir savunma sanayisine sahiptir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan 'dünyanın en büyük 100 silah ve askeri hizmet şirketi' raporunda Türk savunma sanayisi şirketlerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. 2024 yılı itibarıyla dünyadaki ilk 100 şirket arasında 5 Türk şirketi (ASELSAN, TUSAŞ, BAYKAR, ROKETSAN, MKE) bulunmaktadır."</p>
<p><strong>"NATO ülkelerinin Türkiye için önemli ticaret ortakları"</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'nin NATO ülkeleri içerisindeki en önemli ticaret ortağının Almanya olduğunu, bu ülkeyle dış ticaret hacminin geçen yıl itibarıyla 52,3 milyar dolara ulaştığını belirtti.</p>
<p>Almanya'yı sırasıyla 34,4 milyar dolarla ABD'nin, 28,9 milyar dolarla İtalya'nın, 24,1 milyar dolarla Fransa'nın ve 24 milyar dolarla Birleşik Krallık'ın takip ettiğini bildiren Bolat, bu yılın ocak-haziran döneminde Türkiye'nin 136,1 milyar dolarlık ihracat, 89,2 milyar dolarlık ithalat yaptığını, toplam dış ticaret hacminin 325,2 milyar dolara ulaştığını anımsattı.</p>
<p>Bolat, NATO ülkelerinin Türkiye'nin önemli ticaret ortakları olmayı sürdürdüğüne dikkati çekerek, bu yılın ilk 6 ayında NATO ülkelerine gerçekleştirilen ihracatın 75,9 milyar dolar, bu ülkelerden yapılan ithalatın ise 68,3 milyar dolar olduğunu aktardı.</p>
<p>Böylece yılın ilk yarısında Türkiye'nin NATO ülkeleriyle toplam dış ticaret hacminin 144,2 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, bu ülkelerle ticarette 7,5 milyar dolar fazla elde edildiğini vurguladı.</p>
<p>Bolat, geçen ay itibarıyla NATO ülkelerine yıllıklandırılmış ihracatın 152,4 milyar dolar, ithalatın ise 140,1 milyar dolar olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu tablo, NATO ülkelerinin Türkiye açısından yalnızca bir güvenlik ittifakı değil, aynı zamanda önemli ticaret ortaklarından biri olduğunu göstermektedir. Türkiye, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika'nın kesişim noktasındaki stratejik konumu, gelişmiş lojistik altyapısı, güçlü sanayi kapasitesi ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle NATO'nun ekonomik dayanıklılığına ve tedarik zincirlerinin güvenliğine katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında yer almaktadır. Bakanlık olarak ihracatımızı artırmaya, yüksek katma değerli üretimi desteklemeye, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü geliştirmeye ve ülkemizin uluslararası ticaretteki konumunu daha da güçlendirmeye yönelik politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu istikametinde, sürdürülebilir büyüme ve ihracat odaklı kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda çalışmalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Bu vesileyle, ülkemizdeki NATO Zirvesi'nin hem ülkemiz hem de dünya barışı ve refahı açısından başarılı geçmesini temenni ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-natonun-ekonomik-dayanikliligina-katki-saglayan-baslica-ulkeler-arasinda-82695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Bolat, &quot;Türkiye, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika&#039;nın kesişim noktasındaki stratejik konumu, gelişmiş lojistik altyapısı, güçlü sanayi kapasitesi ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle NATO&#039;nun ekonomik dayanıklılığına ve tedarik zincirlerinin güvenliğine katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında yer almaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-turkiyenin-uretim-abdnin-teknoloji-tedarik-ekosistemi-is-birligi-deger-olusturur-82689</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olpak: Türkiye’nin üretim, ABD’nin teknoloji-tedarik ekosistemi iş birliği değer oluşturur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>NATO Ankara Zirvesi’nde öne çıkan konulardan biri olan savunma sanayii alanında etkinlikler yapıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ceaa7b8326-1783425703.jpg" alt="" width="700" height="466" />Bunlar arasında bulunan Türkiye-ABD Savunma Sanayii İş Birliği Yuvarlak Masa toplantısını değerlendiren Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak toplantıdan sonra yaptığı yazılı değerlendirmede, savunma sanayiinde, tedarik, üretim kapasitesi, idamede derin iş birlikleri gerekliliğine işaret etti. Olpak, Türkiye ve ABD iş birliği bağlamında, “Türkiye'nin gelişmiş üretim kabiliyetlerini, çevik üretim tabanını ve kanıtlanmış savunma sanayi uzmanlığını; Amerikan savunma ekosisteminin teknolojik liderliği ve tedarik ihtiyaçları ile bir araya getirmenin büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz. Türk savunma firmaları; üretimi hızla ölçeklendirme, güvenilir tedarik zinciri çözümleri sunma, zorlu askeri standartlarda üretim yapma ve operasyonel gereksinimlere özel ürünler geliştirme yeteneklerini kanıtlamış durumda” yorumunu yaptı. </p>
<p>Nail Olpak, ABD’nin 8, Türkiye’nin 12 savunma sanayii şirketinin katıldığı, özel sektör talep ve önerilerinin tartışıldığı bölümü işbirliği olanaklarını ele alma, küresel tedarik zinciri sorunlarını aşma ve engelleri kaldırma yönünde somut önerilerin de yer aldığı tartışmaları önemli gördüğünü vurguladı. </p>
<p>Yazılı açıklamasında NATO Zirvesine yönelik değerlendirme de yapan Nail Olpak, <br />“Türk savunma sanayii, NATO ülkeleriyle ortak üretim, teknoloji geliştirme ve tedarik zinciri entegrasyonu açısından önemli bir kapasiteye ulaşmış durumda. NATO'nun son dönemde savunma üretim kapasitesini artırma politikalarının, Türk şirketleri açısından yeni fırsatlar sunduğunu ve Türk firmalarının görünürlüğünün artırılması açısından büyük önem taşıdığı kanaatindeyiz” ifadelerine yer verdi. </p>
<p>DEİK’in organize ettiği NATO Zirvesi kapsamında, Türkiye-ABD Savunma Sanayii İş Birliği Yuvarlak Masa Toplantısına Milli Savunma Bakan Yardımcısı Salih Ayhan, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Michael Duffey, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Murat Özyeğin, ATBR Başkanı General James Jones, AmCham Türkiye Başkanı Emre Karter ile şirketler ve kurum temsilcileri katıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-turkiyenin-uretim-abdnin-teknoloji-tedarik-ekosistemi-is-birligi-deger-olusturur-82689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/nail-olpak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-AB Savunma Sanayii Yuvarlak Masası toplantısının ardından açıklama yapan DEİK Başkanı Olpak, &quot;Türkiye&#039;nin gelişmiş üretim kabiliyetlerini, çevik üretim tabanını ve kanıtlanmış savunma sanayi uzmanlığını; Amerikan savunma ekosisteminin teknolojik liderliği ve tedarik ihtiyaçları ile bir araya getirmenin büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/orzaks-ilac-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82696</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orzaks İlaç, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halka arz sürecini tamamlayan Orzaks İlaç ve Kimya Sanayi Ticaret AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "ORZAX" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Orzaks'ın gong töreni Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Orzaks Üst Yöneticisi (CEO) Yunus Emre Alimoğlu, İnfo Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Güler, şirket yetkilileri ve davetlilerin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, Orzaks'ın girişimcilik ruhuyla kurulduğunu ve çok güçlü bir marka haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Orzaks'ın, AR-GE merkezi, ürün portföyünü çeşitlendiren faaliyetleri, genişleyen pazar ağı ve güçlü ihracatıyla büyümesine devam ettiğini dile getiren Ergun, "Orzaks borsamızda işlem görmeye başlayarak, halka arzdan elde ettiği gelirle yatırımlarını gerçekleştirecek, üretim kapasitesini artıracak ve böylece bu büyüme yolculuğunda emin adımlarla yürümeye devam edecektir." diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni ortaklarla küresel büyüme vizyonu</strong></p>
<p>Orzaks CEO'su Alimoğlu da 22 yıl önce kurulan şirketin şu ana kadar çok önemli yatırımlar gerçekleştirdiğini ve cesur kararlara imza attığını ifade ederek, emek, disiplin ve geliştirdikleri stratejiler sayesinde 2019'da ulaştıkları Türkiye pazar liderliğini sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>"İnsanların yaşam kalitesini artıran, önleyici ve koruyucu sağlığa katkı sağlayacak ürünler geliştirme" hedefiyle yola çıktıklarını aktaran Alimoğlu, halka arzla yeni bir dönemin kapısını araladıklarını kaydetti.</p>
<p>Alimoğlu, Orzaks'ın şeffaf, hesap verebilir ve güçlü kurumsal yönetim anlayışıyla faaliyet gösteren bir şirket olduğunu vurgulayarak, "Bu son attığımız adım bizim için yıllardır inşa ettiğimiz bu yapıyı sermaye piyasalarıyla buluşturmak, büyüme yolculuğumuzda yeni ortaklar kazanmak ve 'yerelden globale' vizyonumuzu daha güçlü şekilde hayata geçirmek anlamına geliyor." diye konuştu.</p>
<p>Bu süreçte şirkete güvenerek ortak olan yatırımcıların güvenini en değerli sermayeleri olarak gördüklerinin altını çizen Alimoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Onların güvenine, aynı titizlikle çalışarak, sürdürülebilir büyüme sağlayarak ve uzun vadeli değer üreterek karşılık vermeye devam edeceğiz. Takviye edici gıdalarla başlayan yolculuğumuzu, dermokozmetik, sporcu beslenmesi, biyoteknolojik yöntemlerle ham madde evresi ve ilaç alanındaki yatırımlarımızla derinleştireceğiz. Tüm bu alanlarda ürettiğimiz katma değeri dünya pazarlarına sunarak ülkemize daha fazla değer kazandırmaya devam edeceğiz."</p>
<p>İnfo Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Güler de şirketin halka arzına yoğun ilgiyle katılan yaklaşık 1 milyon yatırımcının, Orzaks'ın güçlü potansiyeline ve sermaye piyasalarına olan güvenin önemli bir işareti olduğunu kaydetti.</p>
<p>Son 5 yılda gerçekleştirdikleri 29 halka arzla şirketlerin finansmana erişimine, güçlü ve sürdürülebilir büyümelerine sermaye piyasaları kanalıyla katkı sağlamaktan gurur duyduklarını vurgulayan Güler, "Halka arzların sermaye tabanına yayılmasına ve ülkemiz sermaye piyasalarının gelişmesine gösterdiği katkının bir parçası olmaktan da gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/orzaks-ilac-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/776-1783427868.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde açıklama yapan Orzaks CEO&#039;su Yunus Emre Alimoğlu, &quot;Takviye edici gıdalarla başlayan yolculuğumuzu, dermokozmetik, sporcu beslenmesi, biyoteknolojik yöntemlerle ham madde evresi ve ilaç alanındaki yatırımlarımızla derinleştireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasinin-turkiye-direktorlugune-carret-atandi-82694</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası&#039;nın Türkiye Direktörlüğüne Carret atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Jean-Christophe Carret, 1 Temmuz tarihi itibarıyla Dünya Bankası Türkiye Cumhuriyeti Ülke Direktörü olarak getirildi. </p>
<p>Dünya Bankasından yapılan açıklamaya göre, Jean-Christophe Carret bu görev kapsamında Dünya Bankasının Türkiye'deki faaliyetlerine liderlik ederek hükümet ve diğer paydaşlarla yürütülen stratejik diyaloğu, operasyonları ve işbirliklerini yönetecek. Carret, bu görevde Humberto Lopez'in yerini aldı.</p>
<p>Farklı bölgeler ve sektörlerde edinilmiş kapsamlı operasyonel ve teknik deneyime sahip olan Carret, bu atamasından önce Dünya Bankasında İran, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suriye'yi kapsayan bölüm direktörü olarak görev yaptı.</p>
<p>Daha önce Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Angola, Burundi ile Sao Tome ve Principe'den sorumlu ülke direktörü olarak görev yapan Carret, bu ülkelerde büyük ve karmaşık ülke programlarına liderlik etti.</p>
<p>Dünya Bankası Grubuna 2002 yılında Afrika Bölgesi'nde çevre ve doğal kaynaklar ekonomisti olarak katılan Carret, o tarihten bu yana, kırılgan ve farklı kalkınma bağlamlarında programların tasarlanması ve uygulanmasına katkıda bulunarak çeşitli liderlik pozisyonlarında görev aldı.</p>
<p>Fransa vatandaşı olan Carret, ekonomi alanında doktora derecesini MINES ParisTech'ten aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasinin-turkiye-direktorlugune-carret-atandi-82694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-icin-buyume-tahminini-yukseltti-1745477314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası&#039;nın Türkiye Cumhuriyeti Ülke Direktörlüğüne Jean-Christophe Carret atandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbnin-yeni-genel-sekreteri-selahattin-suleymanoglu-82693</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> FKB&#039;nin yeni genel sekreteri Selahattin Süleymanoğlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliğinin (FKB) genel sekreterlik görevine bankacılık ve finans sektörünün deneyimli yöneticilerinden Selahattin Süleymanoğlu getirildiği duyuruldu.</p>
<p>FKD'den yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 35 yıllık mesleki kariyeri boyunca banka, faktoring ve finansal kuruluşlarda üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan ve Türkiye'nin ilk katılım esaslı faaliyet gösteren faktoring şirketinin kurucu genel müdürü olan Süleymanoğlu, FKB çatısı altında banka dışı finans sektörünün gelişimine yönelik çalışmalara liderlik edecek.</p>
<p>Süleymanoğlu'nun, FKB'nin temsil ettiği finansal kiralama, faktoring, finansman, varlık yönetim ve tasarruf finansman sektörlerinin gelişimine yönelik çalışmalara katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Selahattin Süleymanoğlu kimdir?</strong></p>
<p>Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu olan Selahattin Süleymanoğlu, yüksek lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Finans Bölümünde tamamladı. 1990'da bankacılık kariyerine müfettiş yardımcısı olarak başlayan Süleymanoğlu, Türkiye Emlak Bankasının çeşitli şubelerinde müdürlük yaptıktan sonra Karadeniz Bölge Baş Müdürlüğü görevini yürüttü.</p>
<p>2001'de Türkiye Halk Bankasına geçen Süleymanoğlu, kurumsal bankacılık, risk takip tasfiye, operasyon, risk yönetimi, iç kontrol, hazine yönetimi, uluslararası bankacılık ve insan kaynakları alanlarında genel müdür yardımcılığı görevlerini üstlendi.</p>
<p>Görev süresi boyunca Halkbank’ın yurt dışındaki iştiraklerinden Halkbank Beograd'da yönetim kurulu başkanı ve yurt içi iştiraklerinde yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Süleymanoğlu, aynı zamanda bir dönem İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyeliği ve 12 yıl boyunca da Halkbank Spor Kulübü Başkanlığını yürüttü.</p>
<p>2019 yılında Halk Faktoring AŞ'nin genel müdürü olarak görev yapan Süleymanoğlu, daha sonra Ortak Finans Katılım Faktoring AŞ'de kurucu genel müdür ve yönetim kurulu üyesi olarak çalışmalarını sürdürdü. Bu süreçte Bankalar Birliği Risk Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği ile Finansal Kurumlar Birliği Başkan Vekilliği görevlerini de üstlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbnin-yeni-genel-sekreteri-selahattin-suleymanoglu-82693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/selahattin-suleymanoglu-1783427317.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal Kurumlar Birliğinde genel sekreterlik görevine Selahattin Süleymanoğlu getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-taha-koc-dunya-gsm-birligi-teknoloji-grubu-baskani-oldu-82692</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Taha Koç, Dünya GSM Birliği Teknoloji Grubu Başkanı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, dünya genelinde 1000'den fazla operatör ve şirketi bir araya getiren Dünya GSM Birliğinin (GSMA) Teknoloji Grubu Başkanlığı'na getirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, ürün ve teknoloji mimarisi, şebeke evrimi, iş birliklerinin genişletilmesi, küresel standartlar ve çalışma gruplarının koordinasyonu gibi başlıklarda çalışmalar yürüterek birliğin yönetim kuruluna destek veren GSMA Teknoloji Grubu, birlik bünyesinde önemli bir görev üstleniyor.</p>
<p>Birliğin Yönetim Kurulu Üyesi de olan Koç'un GSMA Teknoloji Grubu Başkanı seçilmesiyle, Turkcell'in küresel temsilinin de daha stratejik bir boyut kazandığı belirtildi. Yeni görevin aynı zamanda, Türkiye'nin mobil iletişim, dijital altyapı, yapay zeka ve siber güvenlik alanlarında sektöre daha etkin katkı sunması bekleniyor.</p>
<p>Koç, yeni görevi kapsamında 5 Ekim'de Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenecek GSMA Teknoloji Grubu toplantılarına da başkanlık edecek. Toplantıda mobil iletişim sektörünün teknoloji yol haritası, güvenli ve sürdürülebilir dijital altyapılar, operatörler arası ortak çalışma alanları ve küresel ölçekte birlikte çalışabilirliği güçlendirecek başlıkların ele alınması planlanıyor.</p>
<p>GSMA Teknoloji Grubu, yeni nesil şebeke mimarileri, ağ dilimleme (network slicing) ve bulut tabanlı teknoloji uygulamaları gibi alanlarda sektörün ortak standartlarını belirliyor.</p>
<p>Grup ayrıca siber güvenlik, kullanıcı rızası yönetimi, kritik acil çağrı servisleri ve küresel ağ sertifikasyon süreçlerinde de bu standardizasyon çalışmalarını yürütüyor.</p>
<p>Şirket tarafından verilen bilgilere göre, yapay zeka odaklı otonom ağ yönetimi, gelişmiş bulut altyapıları ve büyük teknoloji şirketleriyle yürütülen teknoloji işbirlikleriyle mobil ekosistemin teknolojik dönüşümüne ve geleceğin dijital altyapı gündemine yön veriyor. Bu çalışmalar, 5G'nin yaygınlaşması ve 6G'ye hazırlık sürecinde mobil operatörlerin eşgüdüm içinde hareket etmesi açısından yol gösterici bir rol oynuyor.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin ve Turkcell'in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil ediyoruz"</strong></p>
<p>Turkcell Genel Müdürü Koç, GSMA gibi dünya mobil iletişim sektörüne yön veren kuruluşta önemli bir görev daha üstlenmekten gurur duyduğunu ifade etti. </p>
<p>Birliğin, mobil iletişim sektörünün ortak aklı, ortak sesi ve en güçlü küresel buluşma platformu konumunda olduğunu belirten Koç, "Turkcell olarak GSMA ile 25 yılı aşkın süredir devam eden köklü bir iş birliğimiz var. Bu görevi hem Türkiye'nin hem de Turkcell'in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil etmek adına çok önemli bir fırsat ve sorumluluk olarak görüyoruz. Turkcell'in 32 yıllık liderlik birikimini, güçlü saha deneyimini, dijital servislerdeki uzmanlığını ve insan odaklı teknoloji yaklaşımını global ekosistemle paylaşmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, amaçlarının, yapay zeka, güvenlik, otonom şebekeler ve yeni nesil bağlantı teknolojileri gibi alanlarda sektörün daha somut, uygulanabilir ve ortak fayda üreten sonuçlara ulaşmasını sağlamak olduğunu belirtti.</p>
<p>Turkcell'in GSMA çatısı altında politika, teknoloji ve strateji gibi çok geniş yelpazede aktif rol üstlendiğine de işaret eden Koç, "Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki köprü konumuyla ve genç nüfusuyla küresel teknoloji ekosistemi içinde çok özel bir yere sahip. Bu yeni dönemde de GSMA gündemine ve ülkemizin dijitalleşmesine ciddi katkılar sunmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle beni bu göreve layık gören GSMA yönetimine ve üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-taha-koc-dunya-gsm-birligi-teknoloji-grubu-baskani-oldu-82692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ali-taha-koc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya GSM Birliğinin Teknoloji Grubu Başkanlığı&#039;na seçilen Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, &quot;Bu görevi hem Türkiye&#039;nin hem de Turkcell&#039;in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil etmek adına çok önemli bir fırsat ve sorumluluk olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-82680</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kınık OSB’de 2027&#039;de 17 yeni fabrika üretime geçecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kınık Organize Sanayi Bölgesi’nde altyapı yatırımları hızla ilerlerken, arıtma tesisi kurulması için de çalışmalar son aşamaya geldi.</p>
<p>Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, arıtma tesisi ihalesinin bu ay içinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılmasının beklendiğini belirtirken, yüzde 70 seviyesinde olan altyapı çalışmalarını yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini söyledi. Ekmekçioğlu, Kınık OSB’de şu anda 15 fabrikanın üretimde olduğuna dikkat çekerek, yıl sonuna kadar 17 fabrikanın daha faaliyete geçmesini beklediklerini kaydetti.</p>
<p>Kurulacak arıtma tesisinin kapalı paket arıtma modeliyle hayata geçirileceğini dile getiren Ekmekçioğlu, mevcut ihtiyacın ötesinde, bölgenin gelecekteki kapasitesini de karşılayacak bir yatırım planladıklarını ifade etti. Ekmekçioğlu, “Bugünün değil, geleceğin ihtiyacını da düşünerek hareket ediyoruz. İleride yeniden büyük bir yenileme ihtiyacı doğmasın diye talebimizin üzerinde bir model seçtik. Bu yaklaşım hem çevre duyarlılığımızın hem de uzun vadeli sanayi planlamamızın bir sonucu” diye konuştu.</p>
<h2>“17 fabrika daha faaliyete geçecek”</h2>
<p>Kınık OSB’de şu anda 15 fabrikanın bulunduğunu açıklayan Ekmekçioğlu, yıl sonuna kadar 17 fabrikanın daha faaliyete geçmesini beklediklerini söyledi. Toplam 42 parseli bulunan bölgede, yıl sonu itibariyle faal fabrika sayısının 32’ye ulaşmasının hedeflendiğini belirten Ekmekçioğlu, ekonomik şartların zorluğuna rağmen yatırımcı ilgisinin sürdüğünü ifade etti.</p>
<p>Kınık OSB’nin İzmir’deki arsa fiyatlarıyla karşılaştırıldığında yatırımcıya önemli bir fiyat avantajı sunduğunu dile getiren Ekmekçioğlu, lokasyonun da bölgenin cazibesini artırdığını söyledi. Ekmekçioğlu, “Kınık OSB, parsel fiyatları açısından İzmir’deki en avantajlı organize sanayi bölgelerinden biri oldu. Bunun yanında İzmir ve İstanbul aksındaki konumu, lojistik imkânları ve yatırımcıya sunduğu düzenli yapı ile öne çıkıyor. Ekonomik şartlar zorlu olsa da yatırımcılar bu avantajları görüyor ve yatırımlarını sürdürüyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-82680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/0/1280x720/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-1783416275.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kınık Organize Sanayi Bölgesi&#039;nde altyapı yatırımların yıl sonuna kadar tamamlanması, arıtma tesisi ihalesinin de temmuz ayında yapılması bekleniyor. Bölgede halen üretimde olan 15 fabrikaya ek olarak 17 yeni fabrikanın 2027 yılı başında faaliyete geçmesiyle üretimdeki fabrika sayısı 32&#039;ye ulaşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
