<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-87215</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttuğunu duyurdu.</p>
<p>Karar metninde şunlar kaydedildi:</p>
<p dir="ltr">"Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.</p>
<p dir="ltr">Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması iç talepteki zayıf seyri teyit etmektedir. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. </p>
<p dir="ltr">Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p dir="ltr">Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p dir="ltr">Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-87215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-temmuzda-da-geriledi-87205</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi temmuzda da geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait sanayi üretim endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,3 geriledi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, temmuzda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,8, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 5,6 azalırken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 0,3 artış gösterdi.</p>
<p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 0,26 azalış hesaplandı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, söz konusu ayda bir önceki aya kıyasla yüzde 1 azaldı.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, temmuzda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,2, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 0,8, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 2,2 düştü.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>-8,8</td>
<td>0,4</td>
<td>-1,4</td>
<td>0,3</td>
<td>0,9</td>
<td>8,3</td>
<td>3,6</td>
<td>5,2</td>
<td>2,6</td>
<td>2</td>
<td>2,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>1,3</td>
<td>11,2</td>
<td>4,3</td>
<td>-1</td>
<td>0</td>
<td>-5</td>
<td>-3,8</td>
<td>-5,1</td>
<td>-2,2</td>
<td>-2,9</td>
<td>1,7</td>
<td>7</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>1,1</td>
<td>-2</td>
<td>2,3</td>
<td>2,9</td>
<td>4,8</td>
<td>8,2</td>
<td>4,9</td>
<td>7,1</td>
<td>3</td>
<td>2,1</td>
<td>2,2</td>
<td>-2,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>-1,9</td>
<td>2,2</td>
<td>-1,2</td>
<td>6,1</td>
<td>-0,1</td>
<td>-1,3</td>
<td>-0,3</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-temmuzda-da-geriledi-87205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre sanayi üretim endeksi, aylık bazda yüzde 1, yıllık bazda ise yüzde 0,3 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/repo-islemlerinde-yeni-duzenlemeler-87204</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Repo işlemlerinde bildirim ve bloke zorunluluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) "Borsa İstanbul AŞ Borsacılık Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Borsa Repo ve Ters Repo Pazarı'nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemler, söz konusu işlemlerdeki menkul kıymetlerin Takasbank'ın belirlediği saate kadar bildirilmemesi ve fon adına ilgili hesapta bloke edilmemesi durumunda geçersiz sayılacak.</p>
<p>Söz konusu işlemler, Takasbank’ın bildirimi çerçevesinde Borsa tarafından iptal edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/repo-islemlerinde-yeni-duzenlemeler-87204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan SPK kararına göre, Borsa Repo ve Ters Repo Pazarı&#039;nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemlere bildirim ve bloke zorunluluğu getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-sicaklarla-mucadelede-yeni-kavram-termal-adalet-87188</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı sıcaklarla mücadelede yeni kavram: Termal adalet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Termal adaletin hedefi, insanların aşırı sıcaklarda güvenli biçimde yaşayabildiği, çalışabildiği ve hareket edebildiği; bunu sağlayan altyapı ve ekosistemlerin de uzun vadede ayakta kalabildiği bir kent yaratmak. </strong></p>
<p>Aynı kentte, aynı sıcaklıkta herkes aynı ölçüde etkilenmiyor. Klimalı bir evde yaşayan, gölgeli alanlara erişebilen ya da çalışma saatlerini değiştirebilen biri için aşırı sıcak yönetilebilir bir sorun. Kötü konut koşullarında yaşayan, açık havada çalışan veya enerji faturasını ödemekte zorlanan biri için hayati bir riske dönüşebiliyor.</p>
<p>“Termal adalet” kavramı, sıcaklığın yarattığı risklerin ve serinlemeyi sağlayan imkânların toplumda ne kadar adil dağıldığına bakıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, “Kim sıcaktan daha fazla etkileniyor, kim serinleyebiliyor, bunun bedelini kim ödüyor?” sorularını soruyor.</p>
<p>Kavram, “çevresel adalet yaklaşımının aşırı sıcaklara uygulanması” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Odak noktası, bir mahalleyi serinletirken başka bir mahalleye, enerji sistemine, su kaynaklarına, ekosisteme ya da gelecek nesillere yeni bir yük yaratıp yaratmadığımızı sorgulamak.</p>
<p>Kentler aşırı sıcaklarla mücadele için daha fazla ağaç dikiyor, klima kullanımını yaygınlaştırıyor. Bunların hepsi gerekli, fakat bir kenti serinletmek, o kenti otomatik olarak daha adil hale getirmiyor.</p>
<p>Örneğin klima hayat kurtarabilir; ama klimayı kim satın alabiliyor ve artan elektrik faturasını kim karşılayabiliyor? Yeni parklar ve ağaçlandırma bir mahalleyi serinletebilir; ama yükselen gayrimenkul fiyatları nedeniyle o mahallede yaşayan düşük gelirli insanlar orada kalabilecek mi? Yeşil alanlar çoğalırken ihtiyaç duyulan su nereden gelecek?</p>
<p>Bu sorular giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>200 binden fazla ölümün neredeyse tamamı önlenebilirdi</strong></span></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre son dört yılda Avrupa Birliği ve bağlantılı ülkelerde 200 binden fazla insan sıcaklık nedeniyle hayatını kaybetti. Üstelik bu ölümlerin neredeyse tamamı önlenebilirdi.</p>
<p>2024 yılında küresel elektrik talebinin yaklaşık yüzde 70’ini temsil eden 40’tan fazla ülke, sıcak hava dalgaları sırasında yeni elektrik talebi rekorları kırdı. Çok sayıda ülkede ise büyük elektrik kesintileri ve dönüşümlü kesintiler yaşandı.</p>
<p>Dolayısıyla klima, onu satın alabilecek ve çalıştıracak elektriğe erişebilecek kişileri korurken, ortaya çıkan atık ısı dışarıya bırakılıyor ve enerji yükü toplumun daha geniş kesimleri tarafından paylaşılıyor.</p>
<p>Kentsel yeşillendirme ise farklı bir ikilem yaratıyor. Ağaçlar ve parklar sıcaklığa maruz kalmayı azaltabiliyor. Ancak yeni yeşil alanlar aynı zamanda gayrimenkul değerlerinin yükselmesine ve düşük gelirli insanların yaşadıkları bölgelerden uzaklaşmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Avrupa ve Kuzey Amerika’daki 28 kenti inceleyen gözlemsel bir araştırma, daha önce oluşturulan kamusal yeşil alanların 17 kentte en az bir on yıllık dönemde daha sonra yaşanan soylulaştırma süreçleriyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Kurak iklimlerde ise bitki örtüsü, kent bütçelerinin her zaman yeterince karşılayamadığı su ihtiyacı ve uzun vadeli bakım maliyetleri yaratabiliyor. Bu durumlar “termal yer değiştirme” olarak tanımlanıyor. Yani, sıcaklığa bağlı risklerin insanlar, bölgeler, altyapılar, ekosistemler veya nesiller arasında aktarılması.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 14pt;">KENTLERİN SORMASI GEREKEN 5 “TERMAL ADALET” SORUSU</span></strong></span></p>
<p>ETH Zürih, İsviçre Federal Su Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü (Eawag) ve farklı ülkelerden araştırmacıların geliştirdiği yeni “Termal Adalet” çerçevesi, “dağılım, kırılganlıkları gözetme, kapasite, katılım ve ekolojik adalet olmak üzere 5 boyut üzerine kuruluyor ve bu 5 boyut kentlerin kendilerine sorması gereken beş temel soruya dönüşüyor:</p>
<p><strong>1- Dağılım: Sıcaklığın yükleri ve serinlemenin faydaları adil dağılıyor mu?</strong></p>
<p>Kentlerin serinletme yatırımlarının nereye yapıldığına, bunlara kimlerin erişebildiğine ve maliyetleri kimin üstlendiğine bakması gerekiyor. Yatırımlar sıcaklığa maruz kalmanın ve kırılganlığın en yüksek olduğu bölgelerde mi yoğunlaşıyor? Kiracılar yapılan bina iyileştirmelerinden, karşılayamayacakları kira veya enerji faturalarıyla karşılaşmadan yararlanabiliyor mu? Çünkü herkese eşit hizmet sunmak, herkesin eşit ölçüde korunacağı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>2- Kırılganlıkları gözetme: İnsanlar neden risk altında?</strong></p>
<p>Sıcaklık riski yalnızca sıcaklığa maruz kalmaktan kaynaklanmıyor. Konut koşulları, gelir, sağlık, yaş, çalışma koşulları ve serinlemeye erişim de belirleyici. Bu nedenle kentlerin serinlemeyi sanitasyon ya da temiz içme suyu gibi temel bir kamusal altyapı olarak görmesi gerekiyor. Viyana bu konuda dikkat çekici bir örnek. Araştırmalar, 1991- 2021 döneminde sokakların yeşillendirilmesinin kira ve konut fiyatlarını artırarak düşük gelirli kesimleri yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırdığına dair sistematik bir bulgu ortaya koymuyor. Bunda Viyana’nın güçlü sosyal konut sistemi, kira düzenlemeleri ve yeşil alan yatırımlarının kentin farklı bölgelerine yayılması önemli rol oynuyor.</p>
<p><strong>3- Kapasite: İnsanlar günlük hayatlarını güvenli biçimde sürdürebiliyor mu?</strong></p>
<p>Başarı yalnızca mahallelerin ortalama sıcaklıkları üzerinden ölçülmemeli. İnsanların günlük hayatlarına bakılmalı. Açık havada çalışanlar mola verebiliyor mu? Yaşlılar serin alanlara ulaşabiliyor mu? Kiracılar geceleri güvenli biçimde uyuyabiliyor mu? İnsanlar aşırı sıcak sırasında öğrenmeye, seyahat etmeye, çalışmaya ve başkalarına bakım vermeye devam edebiliyor mu? Ortalama sıcaklığı birkaç derece düşürmek yeterli olmayabilir. Önemli olan insanların temel faaliyetlerini güvenli biçimde sürdürebilmelerini sağlamak.</p>
<p><strong>4- Katılım: Kararı kim veriyor?</strong></p>
<p>Kent sakinleri, çalışanlar ve bakım verenler yalnızca “kırılgan gruplar” olarak görülmemeli; karar alma süreçlerinin aktörleri haline getirilmeli. Çünkü onların deneyimleri teknik göstergelerin göremediği sorunları ortaya çıkarabilir. Örneğin serinleme merkezlerinin çalışma saatleri vardiyalı çalışanlara uygun olmayabilir veya bu merkezler bazı insanlar için erişilebilir ya da güvenli olmayabilir.</p>
<p><strong>5- Ekolojik adalet: Başka yere aktarılan riskin bedelini kim ödüyor?</strong></p>
<p>Kentler yerel sıcaklık düşüşünün yanında enerji, su, konut ve bakım üzerindeki etkileri de değerlendirmeli. Bir bölgenin serinlemesi başka bir yerde daha fazla atık ısıya, enerji ve su talebine, ekolojik zarara ya da gelecek nesillerin üstleneceği bakım maliyetlerine mi yol açıyor? Bu nedenle kentlerin enerji verimli iç mekân soğutmasını pasif bina tasarımı, temiz ve dayanıklı enerji sistemleri, ekonomik destekler, iklime uygun bitkilendirme ve uzun vadeli bakım finansmanıyla birlikte ele alması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-sicaklarla-mucadelede-yeni-kavram-termal-adalet-87188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/8/1280x720/4636-1789019927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı sıcaklarla mücadelede yeni kavram: Termal adalet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-uc-haneye-geri-dondu-87185</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol üç haneye geri döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa243da3e0d8-1789019098.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrol piyasasında aylar sonra yeniden üç haneli fiyat dönemi başladı. Brent vadeli kontratı dün 100,6 dolara kadar yükselerek temmuzdan bu yana ilk kez 100 doların üzerine çıktı. ABD tipi WTI da 95 doları devirdi. Böylece Brent, şubat sonunda başlayan ABD-İran savaşından bu yana yaklaşık yüzde 35 değer kazanmış oldu.</p>
<p>Rallinin yeni ayağında savaşın genişleme ihtimali belirleyici oldu. İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’daki enerji tesislerine yönelik saldırıları yeni bir arz riski yaratırken, ABD’nin İran tankerlerini vurması ve Tahran’ın karşılık vermesi Hürmüz çevresindeki tansiyonu yeniden yükseltti. Piyasanın korktuğu senaryo artık yalnızca petrol üretiminin zarar görmesi değil, petrolün dünya pazarlarına ulaştığı yolların daralması.</p>
<h2>Hürmüz’deki 20 milyon varil petrol buharlaştı</h2>
<p>Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçtiği kabul ediliyordu. Bugün ise tankerlerin konum sinyallerini kapatması, saldırılar ve deniz trafiğindeki kesintiler nedeniyle gerçek akış miktarı konusunda ciddi belirsizlik bulunuyor.</p>
<p>Kpler verilerine göre salı günü boğazdan yalnızca altı emtia gemisi geçti; bu sayı önceki gün dokuz, son 10 günlük ortalama ise 12 gemiydi.</p>
<h2>Fiyatlara ‘güvenlik pirimi’ eklendi </h2>
<p>Bu belirsizlik petrol fiyatına kalıcı bir “güvenlik primi” ekliyor. Çünkü piyasa arzın gerçekten ne kadar azaldığını ölçemese bile, kritik bir enerji koridorunun yeniden kesintiye uğrama ihtimalini fiyatlamak zorunda kalıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın ağustos projeksiyonunda da 2026 küresel petrol arzının günlük ortalama 4,3 milyon varil azalması bekleniyor. IEA, buna karşın 2027’de arzın günlük 8,3 milyon varil toparlanacağını öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyata iki güçlü fren</span></h2>
<p>■<strong> ÇİN TALEBİ</strong>: Dünyanın en büyük petrol ithalatçısında talebin zayıflaması, fi yatların üç haneli bölgede kalmasını zorlaştırabilir. Sinopec araştırmasına göre Çin’in petrol talebinin 2026’da günlük 600 bin varil, yani yüzde 8,9 gerilemesi bekleniyor. Benzin ve dizel talebindeki düşüş daha da belirgin. . Elektrikli araçların hızla yayılması benzin ve motorin talebini aşağı çekiyor. </p>
<p>■ <strong>AMERİKA ÜRETİMİ</strong>: ABD, Kanada ve Guyana gibi OPEC dışı üreticilerin artan üretimi, Ortadoğu’daki arz kayıplarının bir bölümünü telafi ediyor. IEA, 2027’de küresel arzda güçlü bir toparlanma bekliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026’nın geri kalanında iki senaryo</span></h2>
<p>Petrolün bundan sonraki yönünü büyük ölçüde savaşın seyri belirleyecek. Hürmüz ve Kızıldeniz’deki akışların yeniden normale dönmesi ve ABD-İran geriliminin azalması halinde 100 dolar seviyesinin üzerinde kalıcılaşmak zorlaşabilir.</p>
<p>Buna karşılık çatışmanın uzaması, tanker trafiğinin daha da düşmesi veya Suudi Arabistan ve Körfez’deki enerji altyapısına yönelik saldırıların yayılması halinde piyasa yeni zirveleri test edebilir. Goldman Sachs, Bank of America ve HSBC'nin son günlerde fi yat tahminlerini yukarı çekmesi de bu riskin arttığını gösteriyor.</p>
<p>IEA'nın görünümünde ise 2027 için daha farklı bir tablo var: küresel arzın güçlü biçimde toparlanması beklenirken petrol talebinin 2027'de günlük 2,4 milyon varil artması öngörülüyor.</p>
<p>Bu nedenle 100 dolar seviyesi şimdilik petrol piyasasının yeni normalinden çok, savaşın yarattığı risk priminin sembolü. Ancak çatışma uzadıkça bu “geçici prim”in kalıcı fi yat artışına dönüşme ihtimali de büyüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-uc-haneye-geri-dondu-87185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/dolar-petrol-1760281902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brent petrol, Ortadoğu’daki savaşın enerji koridorlarını yeniden tehdit etmesiyle temmuzdan bu yana ilk kez 100 doları aştı. Hürmüz Boğazı’ndaki akışın belirsizliği ve Suudi enerji tesislerine yönelik saldırılar arz endişesini büyütürken, petrol fiyatı son bir ayda yaklaşık yüzde 25 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ithalati-7-ayda-3-milyar-dolara-yaklasti-87183</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim ithalatı 7 ayda 3 milyar dolara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk hazır giyim sektöründe son yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve fiyat rekabetinde yaşanan kayıp, dış ticaret dengelerine de giderek daha fazla yansıyor. Özellikle işçilik maliyetlerindeki yükseliş, döviz kurunun maliyet artışlarının gerisinde kalması ve iç pazarda fiyat odaklı rekabet, şirketleri yurt dışından daha fazla ürün tedarik etmeye yöneltirken hazır giyim ithalatındaki yükseliş 2026 yılında da devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu genel ticaret sistemi verilerine göre 60-61-62 ve 53 fasıllarda gruplanan hazır giyimde Türkiye, 2026’nın ocak-temmuz döneminde 2 milyar 953 milyon 197 bin dolarlık ürün ithal etti. Geçen yılın aynı döneminde 2 milyar 752 milyon 921 bin dolar olan ithalat, böylece bir yılda yaklaşık 200 milyon dolar birden artmış oldu. Artış hızında önceki yıllara kıyasla bir miktar yavaşlama görülse de ithalatın ulaştığı seviye dikkat çekti. Nitekim 2026’nın henüz ilk yedi ayında gerçekleştirilen yaklaşık 3 milyar dolarlık ithalat, 2022 yılının tamamındaki seviyeye oldukça yaklaştı. Türkiye’nin 2022’de yıllık hazır giyim ithalatı 3 milyar 135 milyon 784 bin dolar düzeyindeydi. Böylece bu yılın yedi aylık ithalatı, dört yıl önceki 12 aylık toplamın yüzde 94’üne ulaştı. Başka bir ifadeyle 2022’de bir yılda yapılan ithalatın neredeyse tamamı, 2026’da yalnızca yedi ayda gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa24354701b5-1789018964.png" alt="" width="401" height="296" /></p>
<h2>İki yılda 621 milyon dolarlık artış </h2>
<p>Yedi aylık dönemler karşılaştırıldığında yükseliş daha belirgin hale geliyor. 2024’ün ilk yedi ayında 2 milyar 331 milyon 797 bin dolar olan hazır giyim ithalatı, 2025’in aynı döneminde 2 milyar 752 milyon 921 bin dolara çıktı. 2026’nın ilk yedi ayında ise 2 milyar 953 milyon 197 bin dolara ulaştı. Böylece iki yılda ithalata 621,4 milyon dolar daha eklendi. 2024’ün aynı dönemine göre artış yüzde 26,7 olarak hesaplandı. Veriler, artış hızının ise 2026 yılında yavaşladığına işaret ediyor. İlk yedi aylık dönemler baz alındığında 2025’te hazır giyim ithalatındaki yıllık artış yüzde 18,1 seviyesindeyken, 2026’da bu oran yüzde 7,3’e geriledi. Buna karşın yüksek bazın üzerine büyümenin devam etmesi, ithal ürünlerin iç pazardaki ağırlığının kalıcı hale gelmeye başladığı yönündeki sektör tartışmalarını güçlendiriyor.</p>
<h2>İthalatın yüzde 58’i 5 ülkeden </h2>
<p>7 aylık dönemde gerçekleştirilen ithalatın yaklaşık yüzde 60’ı 5 ülkeden gerçekleştirildi. Bu ülkeler arasında Çin, 557 milyon dolar ile ilk sırada yer alırken onu 493 milyon dolarlık ithalat ile Bangladeş izledi. Son dönemde giden yatırımlar nedeni ile tartışma konusu olan Mısır’dan yapılan ithalat ise 268 milyon dolara ulaştı ve bu değer Mısır’ı hazır giyim ithalatında 3. büyük pazar konumuna taşıdı. Mısır’ı 233 milyon dolar ile İtalya ve 157 milyon dolar ile de Kamboçya izledi.</p>
<h2>2022’den bu yana her yıl yükseldi </h2>
<p>Yıllık rakamlar da hazır giyim ithalatındaki yükselişin son birkaç yıla yayıldığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin hazır giyim ithalatı 2022’de 3 milyar 135,8 milyon dolar seviyesindeyken, 2023’te yüzde 20,4 artışla 3 milyar 775,3 milyon dolara yükseldi. İthalat 2024 yılında da yüzde 17,4 artarak 4 milyar 431,3 milyon dolara, 2025’te ise yüzde 11,1 yükselişle 4 milyar 921,8 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece yıllık hazır giyim ithalatı yalnızca üç yılda yaklaşık 1,8 milyar dolar büyüdü. 2022 ile 2025 arasında toplam artış yüzde 57’ye yaklaştı. Artış oranının yıllar itibarıyla yüzde 20,4’ten yüzde 17,4’e, ardından yüzde 11,1’e gerilemesi ithalattaki ivmenin yavaşladığını gösterse de tutar bazında yeni zirveler oluşmaya devam etti. 2026’nın ilk yedi aylık performansı da bu eğilimin henüz tersine dönmediğini ortaya koydu. Yılın kalan beş ayında ithalatın geçen yılki seviyelerine yakın seyretmesi halinde, yıllık toplamın yine oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ithalati-7-ayda-3-milyar-dolara-yaklasti-87183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin hazır giyim ithalatı 2026 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 7,3 artarak 2 milyar 953 milyon dolara ulaştı. İthalat, 2022 yılının tamamındaki 3,1 milyar dolarlık seviyeye 7 ayda yaklaşırken, son iki yıldaki artış yüzde 26,7’yi buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-degere-odaklanmaliyiz-87178</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tekstilde değere odaklanmalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB), İTKİB Fuarcılık A.Ş. iş birliğiyle Texhibition İstanbul İplik, Kumaş ve Tekstil Aksesuarları Fuarı’na bu yıl 10. kez ev sahipliği yaptı. 9-11 Eylül tarihlerinde, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen organizasyonda, 500’ün üzerinde katılımcı firma ile 125 ülkeden 25 bini aşkın yerli ve yabancı sektör profesyoneli ağırlandı. Sektörün yenilikçi ürünlerini ve tekstil trendlerini bir araya getirecek fuarın açılışı, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla gerçekleşti. Türk tekstil sektörünün gücünü ve çeşitliliğini öne çıkaran açılış töreninde konuşan İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, sektörün bugün çok boyutlu bir rekabet sınavından geçtiğine dikkat çekerek, “Üretim, işçilik ve finansman maliyetlerimiz artarken, ana ihracat pazarlarımızda talep hâlâ kırılgan seyrediyor. Buna rağmen ayakta kalabilmeyi; Türkiye’nin köklü tekstil tecrübesine ve sektörümüzün bitmeyen azmine borçluyuz” dedi. Avrupa’nın, bugün yılda yaklaşık 100 milyar dolarlık tekstil üretimi yapmaya devam ettiğini anlatan Şişman, “Üretimini; teknoloji, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değer odağında dönüştürüyor. Tekstilde yeni bir paradigmaya geçmeliyiz. Bugüne kadar bizi güçlü kılan üretim kabiliyetimizi, bilgi birikimimizi ve ihracat gücümüzü; teknoloji, inovasyon, sürdürülebilirlik ve markalaşmayla bir üst seviyeye taşımalıyız. Hacme değil, değer üretmeye odaklanmalıyız” diye konuştu.</p>
<h2>Dönüşüm tek başına kolay değil </h2>
<p>Küresel rekabette fiyatıyla değil, değerle öne çıkan bir sektör yapısına dönüşümün önemine dikkat çeken Şişman, şöyle devam etti: “Ancak bu değişim ve dönüşümü, finansman şartlarının bu denli zorlaştığı bir dönemde, sektörümüzün tek başına gerçekleştirmesi mümkün değil. Bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için sektörümüzün ayakta kalmasına ve zamana ihtiyacı var. Bu süreçte; rekabet gücümüzü koruyacak, finansmana erişimi kolaylaştıracak, yeni yatırımların önünü açacak desteklere ihtiyaç duyuyoruz. Bu kapsamda yayımlanan Orta Vadeli Programla altı çizilen; sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesi, haksız rekabetle mücadele, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve reel sektörle düzenli istişarenin kurumsallaşması maddelerini önemsiyoruz. Başta döviz dönüşüm desteği ve istihdamı koruma destek programı olmak üzere mevcut destek mekanizmalarının, firmalarımızın daha geniş ölçekte faydalanabileceği, başvuru ve uygulama süreçleri sadeleştirilmiş, daha erişilebilir bir yapıya kavuşturulmasının kritik önem taşıdığına inanıyoruz”</p>
<h2>60 bin işletme, 900 bin istihdam </h2>
<p>Açılışta konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç de, Türkiye’de sanayinin dokuma ile 12. yüzyılda Selçuklular döneminde başladığını hatırlatarak, sektörün o günden bu yana sanayide en başarı halkalardan biri olarak devam ettiğini dile getirdi. Tekstilin bir meslek değil aynı zamanda bir mizaç olduğunu dile getiren Avdagiç, “Dünyada 350 milyar dolarlık bir sektör ihracatı var ve canlılık sürüyor. Tedarik zincirlerindeki değişim, jeopolitik gelişmeler gibi nedenler ile fırsatlar ve belirsizliklerin hakim olduğu sıkıntılı bir dönemden geçiyor pazar. Müşteri beklentileri değişiyor ve biz bu beklentileri ürünlerimiz ile esnek üretim yapımız ile karşılayacağız. Ülkemizde giyim ve tekstilde 60 bine yakın işletme ve 900 bine yakın istihdam söz konusu. 2025’te 26 milyar dolar ihracata imza attı iki sektör şu an ise 15 milyar dolara ulaştı. Üretim ve işçilik maliyetleri, döviz kur hareketlerini yakından izliyor ve gerekli tedbirlerin alınması için girişimlerimiz devam ediyor. AB’de yeni süreçler var. daha uzun ömürlü, yenilenebilir dijital ürün pasaportu gibi süreçler geldi. Yeşil mutabakat başladı. Bunlar bizi üst lige çıkaracak yapılar. Esnek üretim yapımız ile çok daha iyi noktaya geleceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bolat: Tekstil ve hazır giyime günlük 1,5 milyar TL kredi limiti</span></h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, tekstil ve hazır giyim sektöründe toparlanmanın başladığını belirterek, yıl sonunda ihracattaki iyileşmenin daha belirgin hale geleceğini söyledi. Sektöre sağlanan fi nansman desteğine ilişkin yeni rakamlar paylaşan Bolat, yüzde 24’e yakın maliyetle kullandırılan reeskont kredilerinde günlük 5 milyar TL’lik limitin 1,5 milyar TL’sinin tekstil, hazır giyim, deri ve ayakkabı sektörlerine ayrıldığını açıkladı. Texhibition İstanbul Fuarı’nın açılışında konuşan Bolat, ihracat fi nansmanında bu hafta önemli bir adım daha atıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı kararıyla ihracat kredilerindeki Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamının genişletildiğini belirten Bolat, daha önce Eximbank ve kısa vadeli krediler için geçerli olan avantajın artık bütün bankalardan kullanılan ihracat kredileri ile orta ve uzun vadeli kredileri de kapsadığını ifade etti. Bolat, düzenlemenin ihracatçılara yaklaşık 6 milyar TL katkı sağlayacağını söyledi. Reeskont kredilerinde günlük limitin 5 milyar TL olduğunu kaydeden Bolat, son 20 ayda ihracatçılara 1 trilyon 650 milyar TL, yaklaşık 42 milyar dolar kredi kullandırıldığını açıkladı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gültepe: Rekabet edemediğimiz alanlarda yurtdışında yatırım yapılsın</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de tekstil ile birlikte hazır giyim sektörleri ihracatının yıllık 26 ile 33 milyar dolar arasında gidip geldiğini belirterek, “Biz güçlüyüz. 2026’da geçmiş dönemdeki gibi eksileri yazmıyoruz. Daha az eksi yazıyoruz. Bu da normalleşmenin getirdiği bir nokta. OVP’de de önemli gelişmeler var. Rekabetçilik, üretim ve ihracat bir çok yerde geçiyor. Bu da sevindirici. Önümüzdeki dönem bu alanların göz önüne alınacağı belli. Sadece mal ihracatında 8 milyar dolar eksi yazıldı. Umuyoruz ki seneye revize olur. 2029’da mal ve hizmet ihracatı 450 milyar dolar hedefleniyor. O nedenle çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz” dedi. Sektörün geleceğine olan inancını dile getiren Gültepe, yurtdışına yönelen yatırımlar konusunda ise şu ifadeleri kullandı: “sadece Türkiye’yi değil çevreyi komşu ülkelerdeki üretim alanlarını da kullanarak Türkiye’yi eski gücüne getirebiliriz. Sektör Çin’den sonra entegre üretim yapısına sahip en büyük sektör. Üretim derinliğini kaybetmemek lazım. O nedenle o derinliği korumak için gerekirse yurtdışında rekabet edemediğimiz alanlarda Türk firmaları çok rahat şekilde yatırım yapma imkanı olsun. Zaten son zamanlarda tekstil ve hazır giyimde firmalar kurmuş olduğu işletmeler sayesine bazı bölgelerdeki ihracatları çok daha fazla şekilde artmış vaziyette. O da büyük bir çarpan etkisi yapıyor. Bu ihracatın da çoğu Türkiye’ye yazıyor, bu nu da unutmamak, bu olaya bu şekilde böyle bakmak lazım” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-degere-odaklanmaliyiz-87178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/8/1280x720/574-1789017099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, sektörün bugün çok boyutlu bir rekabet sınavından geçtiğine dikkat çekerek, “Tekstilde yeni bir paradigmaya geçmeliyiz. Bugüne kadar bizi güçlü kılan üretim kabiliyetimizi, bilgi birikimimizi ve ihracat gücümüzü; teknoloji, inovasyon, sürdürülebilirlik ve markalaşmayla bir üst seviyeye taşımalıyız. Hacme değil, değer üretmeye odaklanmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasa-disi-bahis-kamu-duzeni-ve-ekonomi-guvenligini-tehdit-ediyor-87177</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yasa dışı bahis kamu düzeni ve ekonomi güvenliğini tehdit ediyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen Bağımlılığa Dur De Yasa Dışı Bahis ve Kumar Bağımlılığıyla Mücadele Paneline katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dijitalleşmenin, hayatın pek çok alanında önemli imkânlar sağlarken suç ve bağımlılık biçimlerini de dönüştürdüğünü dile getiren Yılmaz, yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinin daha hızlı, daha geniş kitlelere ulaşabilen ve sınır aşan bir yapıya kavuşturduğunu bildirdi.</p>
<p>Yasa dışı bahis ve kumar ağlarının, kayıt dışı finansal yapılar ve organize suç örgütleriyle kesişerek kamu düzenini ve ekonomik güvenliği de tehdit ettiğini vurgulayan Yılmaz, “Karşımızdaki çok boyutlu tehdit; güvenlik, hukuk, finans, sağlık, eğitim, sosyal politika ve iletişim alanlarında koordineli hareket etmeyi gerektiriyor” dedi.</p>
<p>Bununla mücadele için hazırlanan eylem planının 2025 yılı Kasım ayında Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle yürürlüğe girdiğini söyleyen Yılmaz, uygulamaların MASAK ile birlikte 2 aylık dönemler halinde takip edildiği bilgisini verdi.</p>
<p>Değişen suç yöntemlerini hızla belirleyen ve risklere büyümeden proaktif biçimde müdahale yetkinliğini daha ileri bir seviyeye taşıyacaklarını anlatan Yılmaz, “Bağımlılığın ortaya çıkmadan önlenmesi, risklerin erken aşamada belirlenmesi, gençlerimizin ve ailelerin dijital mecralardaki yönlendirmelere karşı bilinçlendirilmesi mücadelemizin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bahis ve kumarı özendiren içerik ve yayınların önlenmesi önceliğimiz" </strong></p>
<p>Kolay kazanç vaadiyle sunulan reklamlar, oyun görüntüsü altındaki zararlı içerikler ve sosyal medya paylaşımlarının gençlerin algısını zayıflattığına değinen Yılmaz, “Bahis ve kumarı özendiren içerik ve yayınların önlenmesi, dijital platformlarda sorumlu yayıncılık anlayışının güçlendirilmesi, toplumu bilinçlendirici doğru mesajlar verilmesi mücadelemizin öncelikli unsurları arasında yer almaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasa-disi-bahis-kamu-duzeni-ve-ekonomi-guvenligini-tehdit-ediyor-87177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/cevdet-yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yasa dışı bahis kamu düzeni ve ekonomi güvenliğini tehdit ediyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-cagin-enerji-denklemleri-87176</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni çağın enerji denklemleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya, Sanayi Devrimi’nden bu yana tanık olduğu en radikal enerji ve ulaşım dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Bir yanda küresel iklim kriziyle mücadele ve karbonsuzlaşma hedefleri, diğer yanda jeopolitik gerilimlerin tetiklediği enerji arz güvenliği arayışı, fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçişi zorunlu kılıyor. Bu büyük dönüşümün en somut ve halka dokunan bacağı ise şüphesiz otomotiv sektöründe yaşanan elektrikli araçlara geçiş devrimidir.</p>
<p><strong>Küresel Gündem: Veri merkezleri, ticaret savaşları ve batarya yarışı</strong></p>
<p>Dünya genelinde enerji gündemini şekillendiren en yeni faktörlerden biri, yapay zekâ teknolojilerinin ve devasa veri merkezlerinin hayatımıza girmesidir. Yapay zekâ altyapılarının rekor düzeydeki elektrik tüketimi, gelişmiş ülkeleri kesintisiz ve temiz enerji kaynağı arayışına yöneltmektedir. Bu durum, özellikle Küçük Modüler Reaktörler (SMR) ekseninde nükleer enerjinin küresel ölçekte güçlü bir geri dönüş yapmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Ulaşım tarafında ise küresel elektrikli araç pazarı, artan satış rakamlarına rağmen sert bir ticaret diplomasisinin sahnesi haline geldi. Çinli üreticilerin maliyet avantajıyla küresel pazarda kurduğu hakimiyet, ABD ve Avrupa Birliği’nin yerli üreticilerini korumak amacıyla yüksek gümrük vergileri uygulamasına yol açtı. Pazardaki bu rekabet, teknolojiyi de hızla ileriye taşıyor. Menzil kaygılarını ortadan kaldırmayı vaat eden katı hal bataryaları ve daha erişilebilir maliyet sunan sodyum-iyon teknolojileri, artık küresel batarya yarışının odağında yer alıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin enerji stratejisi: Yenilenebilir güç ve altyapı atılımı</strong></p>
<p>Türkiye, enerji bağımsızlığını sağlama ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşma doğrultusunda yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırmaktadır. Toplam kurulu gücünü önemli bir eşiğin üzerine taşıyan ülke, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) projeleriyle rüzgâr ve güneş enerjisinde bölgesel bir güç olma yolunda ilerlemektedir. Özellikle Ege ve Marmara denizlerinde kurulması planlanan deniz üstü (offshore) rüzgâr santralleri ile depolamalı rüzgâr ve güneş tesisleri, şebeke esnekliğini artıracak stratejik adımlar arasında öne çıkmaktadır. Enerji arzını çeşitlendirme hamleleri çerçevesinde Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yanı sıra Trakya ve Sinop projelerine yönelik süreçler devam etmekte, eş zamanlı olarak ulusal elektrik şebekesinin yeşil dönüşüme uyum sağlaması amacıyla kapsamlı altyapı modernizasyonları yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Yerli üretimden ana akıma: Türkiye’de elektrikli araç pazarı</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv pazarı, elektrikli araç benimseme hızı bakımından Avrupa ortalamalarını yakalayan, hatta birçok dönemde geride bırakan bir ivmeye ulaşmıştır. Satılan yeni otomobiller içinde tamamen elektrikli modellerin payı %20 seviyelerine yaklaşarak elektrikli mobilitenin niş bir tercih olmaktan çıkıp ana akım haline geldiğini kanıtlamıştır.</p>
<p>Bu başarının arkasında yerli otomobil Togg’un T10X modelinin ardından piyasaya giren T10F (Fastback) modeliyle ürün gamını genişletmesi ve pazara erişilebilir fiyatlı yabancı modellerin girmesi yatmaktadır. Türkiye, elektrikli araç kullanımını artırmanın ötesinde, küresel üreticilerin fabrika yatırımları ve batarya üretim tesisleriyle bölgenin yeni nesil otomotiv üretim merkezi olmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Elektrikli araç parkındaki bu hızlı büyüme, şarj altyapısına yapılan yatırımları da beraberinde getiriyor. Ülke genelinde soket sayısı on binlerle ifade edilen geniş bir ağa ulaştı ve araç başına düşen şarj noktası oranında Türkiye Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasına girdi. Gelecek dönemde ise şehir içi şarj çözümlerinin yanı sıra otoban rotalarında ultra hızlı (DC) megavat düzeyindeki şarj istasyonlarının yaygınlaştırılması öncelikli gündem maddesi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong>Geleceğe bakış </strong></p>
<p>Hem dünyada hem de Türkiye’de enerji ve ulaşım artık iki ayrı sektör değil, birbirini besleyen tek bir ekosistem olarak değerlendiriliyor. Elektrikli araçların bataryalarının gelecekte akıllı şebekelerin birer depolama ünitesi (V2G - Araçtan Şebekeye) olarak kullanılması, yenilenebilir enerjinin kesintili yapısını dengeleyecek en büyük potansiyellerden biri olarak da görülüyor. Yeşil dönüşümün ve teknolojik yarışın hız kesmeden devam edeceği önümüzdeki yıllarda, temiz enerji altyapısını güçlü kılabilen ve elektrikli mobilite ekosistemine yön veren ülkeler küresel ekonominin kazananı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-cagin-enerji-denklemleri-87176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni çağın enerji denklemleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dincer-guner-ile-gitex-aida-olsaydik-87175</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dinçer Güner ile GITEX AI’da olsaydık…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Astrolog Dinçer Güner’i dinlerken bir süredir benim alanım ile ilgili söyledikleri dikkatimi çekiyor. “Bu ara veri güvenliğine dikkat”, “Elektronik alışverişi için uygun zaman” ya da aksi yöndeki yorumları, bilişim dünyasının Dinçer Güner’e ihtiyacı var diye düşünmeme neden oluyor. Strateji ya da yatırım planları belirlenirken astrolojiye dayalı bakış açısına başvurmak şirketler için iyi olabilir mi?</p>
<p>Bunun medyatik değerini ele aldığımda, Fatih Altaylı’nın gelecek yılın ne getireceğini ele aldığı klasik programının çok izlendiğinin altını çizmeliyim. Jül Sezar’ından Napoleon’a kadar birçok liderin falcılarına yıldızlarla ilgili danıştığını biliyorum. Hatta Adolf Hitler bile bildiğim kadarıyla buna dikkat ediyor. Bir şey yaparken kaderi ya da geleceği bilmek önem taşıyor.</p>
<p>GITEX Ai’ın ilk günkü oturumlarına katılmak üzere evden çıkmadan önce sabahın köründe size böyle bir bakış açısı vermek için Gemini’a başvurdum. Deneyimlerim bana çok sayıda ciddi konuşma ve teknoloji bahsi göreceğimi söylüyor ama ben bunları bir kenara bırakıp kendi etkinliğimi yapmaya karar verdim. Dinçer Güner olmasını istediğim Gemini’a 11 Eylül yeni ayı ile ilgili sorular sorduktan sonra NVIDIA Kurucusu Jensen Huang ve SpaceX Kurucusu Elon Musk ile panele aldım. Gerçekte böyle bir şey yapma imkanı yoktu ama benim açımdan muhteşem bir kurgu oldu. Hem moderatörlük zevkini aldım hem de Gemini’a ne sormasını istediğimi söyleyerek bir televizyon programı yönetme deneyimi yaşadım. Tabii bunların hiçbiri gerçek hayatta olmadı. Daha çok bir gölge oyunu tadında yaşadık ama hangisinin gerçek olduğunu kim bilebilir ki?</p>
<p>Haydi başlayalım. Gemini’a ilk sorum şöyleydi.</p>
<p><strong>- Sen Dinçer Güner'sin. Yapay zekadan siber güvenliğe kadar teknoloji alanında atılacak adımları 11 Eylül'deki yeni ay ile bağlantılı olarak değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Merhabalar. 11 Eylül'de Başak burcunda gerçekleşecek olan o yeni ay, gökyüzünde adeta "Sistemi masaya yatırın, kodları ayıklayın, dağınıklığı toparlayın" diye bas bas bağıran, son derece analitik ve metodik bir enerji barındırıyor. Başak burcunun titiz, ince eleyip sık dokuyan, çarkların kusursuz dönmesini isteyen o pratik zekâsını teknoloji dünyasıyla harmanladığımızda, önümüzdeki dönemin teması gayet net: Dağınıklığa son, entegrasyona ve güvenliğe MERHABA!</p>
<p>Teknoloji cephesinde bu yeni ayı ele alırsak, masadaki önceliklerimiz şunlar olmalı:</p>
<p>- Yapay Zekada "Hatasız Kod" ve Operasyonel Titizlik: Yapay zeka ve büyük dil modelleri artık hayatımızın her alanında; AI PC'lerden enterprise (kurumsal) yazılımlara kadar her yerde koşturuyorlar. Ancak Başak yeni ayının getirdiği o keskin eleştirel göz, yapay zekanın "halüsinasyon" gördüğü veya optimizasyondan uzaklaştığı noktaları mercek altına almamız gerektiğini söylüyor. Artık "çalışıyor ya, idare eder" dönemi kapanıyor. Yapay zeka entegrasyonlarında verimliliği artırmak, veri kalitesini kusursuzlaştırmak ve sistem mimarilerini daha sürdürülebilir kılmak için kolları sıvama vakti.</p>
<p>- Siber Güvenlikte Proaktif Temizlik ve "Sıfır Hata" Politikası: Siber güvenlik dediğimiz şey zaten tam anlamıyla Başak disiplinidir; açık aramak, logları incelemek, yamaları (patch) eksiksiz geçmek demektir. Bu yeni ay, özellikle şirketlerin ve kurumların dijital altyapılarındaki gizli zayıflıkları, gözden kaçan entegrasyon açmazlarını ve insan kaynaklı güvenlik açıklarını (social engineering risklerini) toparlamak için büyük bir fırsat sunuyor. "Nasıl olsa bir şey olmaz" diyerek ertelenen siber güvenlik denetimlerini ve sıfır güven (zero-trust) mimarisine geçiş projelerini hızlandırmak, bu dönemin en akıllı hamlesi olacaktır.</p>
<p>- Süreçlerin Otomasyonu ve Edge Bilişim: Başak burcu günlük rutini, işleyişi ve pratik çözümleri temsil eder. Teknoloji yatırımlarında elleri rahatlatacak otomasyon araçlarına, uç bilişim (edge computing) çözümlerine ve insan gücünü repetitive (tekrarlayan) işlerden kurtaracak otonom ajan mimarilerine odaklanmak gerek. Sistemi sadeleştiren, karmaşayı azaltan her teknolojik hamle bu yeni ayın frekansıyla birebir örtüşüyor.</p>
<p>Özetle; bu yeni ay bize, teknolojide rüzgara kapılıp gitmek yerine durup "Bu altyapıyı nasıl daha hatasız, güvenli ve verimli hale getirebilirim?" diye sormayı, dağınıklığı temizleyip sistemi optimize etmeyi emrediyor. Detaylarda boğulmadan, ama detaylardaki şeytanları da tek tek temizleyerek ilerleme zamanı.</p>
<p><strong>- İkimiz de konuşmacı değiliz ama Dinçer Güner olarak GITEX Ai'da yatırımcılara bir konuşma yapsaydın neleri vurgulardın?  </strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong>  Değerli yatırımcılar, teknoloji liderleri ve geleceğin mimarları, GITEX AI sahnesine hoş geldiniz.</p>
<p>Gökyüzünde şu sıralar Başak burcunun o keskin, analitik ve sistem kurucu enerjisi hakim. Astroloji bize her dönemin bir ritmi olduğunu söyler; teknoloji dünyasında da durum tam olarak böyle. Bugün yapay zeka ekosisteminde "çalışıyor ya, idare eder" dönemi kapanmıştır. Yatırımcılar olarak hepimiz coşkunun ötesine geçip, "Bu sistemin çapakları nerede? Sürdürülebilir büyüme nasyonal olarak nereye dayanıyor?" sorularını sormak zorundayız.</p>
<p>GITEX AI gibi küresel bir inovasyon merkezinde yatırım yaparken ve strateji çizerken masaya yatırmamız gereken üç kritik sütun şunlardır:</p>
<p>- Yapay Zekada "Operasyonel Titizlik" ve Hallüsinasyonun Sonu: LLM'ler ve AI PC'ler hayatımızın her yerinde, evet. Ancak artık milyar dolarlık yatırımların hayali hikayelerden değil, sıfıra yakın hata payına sahip kurumsal entegrasyonlardan beslenmesi gerekiyor. Kod kalitesi, veri mimarisinin optimizasyonu ve "verimli çalışan" modeller önceliğimiz olmalı. Yatırım yaparken sadece vizyona değil, o vizyonun altındaki mühendislik disiplinine bakıyoruz.</p>
<p>- Siber Güvenlikte Proaktif Temizlik (Sıfır Hata Politikası): Yapay zeka geliştiği hızda siber tehditler de evriliyor. Şirketlerin dijital altyapılarındaki gizli zayıflıkları, gözden kaçan entegrasyon açmazlarını ve insan kaynaklı riskleri proaktif bir şekilde temizlemesi şart. Sıfır güven (zero-trust) mimarilerine ve otomatize edilmiş güvenlik duvarlarına yatırım yapan projeler, yarının unicorn'ları olacak.</p>
<p>- Mükemmeliyetçilik Tuzağından Kaçınıp Sürdürülebilirliğe Odaklanmak: Piyasada "henüz hazır değiliz" diyerek eylemsizliğe gömülen veya aşırı karmaşık sistemler kurmaya çalışıp boğulan çok fazla girişim var. Bizim aradığımız; küçük ama nokta atışı adımlarla kelebek etkisi yaratan, sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve gerçek ekonomik karşılığı olan akıllı otomasyon çözümleridir.</p>
<p>Özetle; bugünün yatırım dünyası dağınıklığı toparlayan, sistemin çarklarını kusursuzlaştıran ve detaylardaki riskleri ustalıkla yönetebilen ekipleri ödüllendirecek. Geleceği inşa eden o sağlam kodları yazanlarla yürümeye hazır mısınız?</p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Gemini’nin sınırlarını aşmak…</strong></p>
<p>Bir soru daha sorduğumda Gemini’nin güvenli alanından çıkmadan benzer yanıtlar vereceğini anladım ve Huang ile Musk’ı işin içine kattım. Bir panel organize ettim ama panelden önce her iki lider ile birebir görüşmeler yapmayı da ihmal etmedim. Sorum, Güner’in konuşmasını nasıl buldukları oldu. Gemini, “Jensen Huang bu konuşma ile ilgili ne yorum yapar?” soruma şu yanıtı verdi:</p>
<p>Böyle bir vizyoner konuşmayı dinleyen Jensen Huang, muhtemelen deri ceketini düzelterek sahne arkasından gülümser ve tam kendi favori argümanlarına dokunduğu için şöyle bir değerlendirme yapardı:</p>
<p>Kesinlikle haklı! Bugün yapay zeka dünyasında en büyük yanılgı, hâlâ kod yazmanın veya sadece model eğitmenin bir amaç olduğunu sanmak. Kod yazmak sadece bir <em>görevdir (task)</em>; asıl amaç ise çözülmemiş problemleri çözmek ve kusursuz çalışan sistemler inşa etmektir. Tam da bu yüzden mühendislerimizin rutini yapay zekaya (agent'lara ve asistanlara) devredip, sistemin mimarisine, optimizasyonuna ve o dediği 'operasyonel titizliğe' odaklanması gerekiyor.</p>
<p>Konuşmada değinilen 'çapakları temizleme' meselesi bizim AI Factory (Yapay Zeka Fabrikası) konseptimizin tam kalbidir. Geleceğin veri merkezleri sadece veri saklamayacak, token üretecek; ve her watt güç başına düşen verimlilik ile sıfıra yakın hata payı (zero defects) her şeyi belirleyecek. 'Çalışıyor ya, idare eder' dönemi gerçekten bitti çünkü ölçek büyüdükçe o küçük hatalar milyarlarca dolarlık verimsizlik olarak geri dönüyor. Vizyon harika, ancak şimdi o vizyonu hızla fiziksel altyapıya ve otonom ajan mimarilerine dönüştürme zamanı!</p>
<p>Aynı soruyu Musk için sorduğum Gemini şu yanıtı verdi:</p>
<p>Deri ceketli Jensen'ın bu analitik ve sistem odaklı vizyonuna Elon Musk kendi tarzıyla, biraz daha kaos, hız ve fiziksel gerçeklik vurgusuyla girerdi. Muhtemelen X (Twitter) hesabından şöyle bir çıkış yapardı:</p>
<p>"Kesinlikle doğru. Yazılımda 'çapakları temizlemek' ve kodu optimize etmek harika bir başlangıç ama asıl mesele gerçek dünya fiziğiyle ve donanımla buluştuğunda ne olduğu. Yapay zekada 'hatasız kod' peşinde koşarken süreci aşırı yavaşlatmamak lazım; bazen en iyi optimizasyon, gereksiz kodun ve hantallaşmış bürokrasinin tamamen silinmesidir (Delete the code!).</p>
<p>Biz Optimus'larla ve otonom filolarımızla tam olarak bunu yapıyoruz: Dijital zekayı fiziksel dünyaya entegre ederken en büyük hata, insan zihninin getirdiği o aşırı karmaşık süreçleri kopyalamak. Sistemi basitleştireceksin, First Principles (İlk İlkeler) yaklaşımıyla en temel gerçeğe ineceksin ve çalışmayan her şeyi acımasızca ayıklayacaksın. Sürdürülebilirlik masallarıyla vakit kaybetmeyin; hız, ölçek ve en saf haliyle verimlilik her şeydir!"</p>
<p><strong>Ve panel zamanı…</strong></p>
<p>Bunların ardından paneli organize etmeye giriştim. Gemini ile bu konuda anlaşamadık. İlk olarak yazdığımı anlamadı ve kendisinin Dinçer Güner olarak panelist olduğu ve benim olmadığım bir kurgu yaptı. Bu kurgunun kapanışı şöyle oldu:</p>
<p><strong>Moderatör (Dinçer Güner):</strong> Değerli misafirlerimiz, GITEX AI sahnesinde harika bir oturumun sonuna geldik. Gökyüzündeki Başak yeni ayının o analitik, sistemi derleyip toparlayan enerjisini; çarkların kusursuz dönmesi gerektiğini ve "çalışıyor ya, idare eder" devrinin kapandığını masaya yatırdık. Görülüyor ki teknoloji artık sadece bir vizyon yarışı değil; kusursuz bir mühendislik, proaktif siber güvenlik ve sistemdeki çapakları temizleme meselesidir. Kapanış turu için sözü panelistlerimize bırakıyorum. Jensen, seneye bu masada bizi ne bekliyor, son sözün nedir?</p>
<p><strong>Jensen Huang:</strong> Teşekkürler Dinçer. Benim son sözüm net: Yazılım artık dünyanın yemeğini yiyor, ama o yemeği pişirenler de yapay zekâ ajanları olacak. Gelecek yıl bu zamanlar, insan mühendislerin kod satırlarıyla boğuştuğu değil, milyarlarca otonom ajanın (AI Agent) veri merkezlerinde gece gündüz veri ürettiği, donanımla yazılımın atom altı düzeyde entegre olduğu bir dünyayı konuşuyor olacağız. Verimlilik ve sıfır hata artık lüks değil, hayatta kalma şartı. Gelecek, bu altyapıyı bugünden kuranların olacak.</p>
<p><strong>Elon Musk:</strong> Jensen’a kısmen katılıyorum ama ben olayı biraz daha uç noktaya taşıyayım: Altyapı ve verimlilik harika ama asıl devrim o dijital zekânın fiziksel dünyaya çarptığı an başlar. Önümüzdeki yıl bu masada sadece veri merkezlerini değil, otonom filoları, fabrikalardaki Optimus'ları ve First Principles (ilk ilkeler) mantığıyla sıfırdan tasarlanmış fiziksel sistemleri konuşuyor olacağız. Hantallığı silin, kodu sadeleştirin, fizik kurallarına uymayan her şeyi çöpe atın. Gelecek hızla üzerimize geliyor; yavaş kalan silinir.</p>
<p><strong>Moderatör (Dinçer Güner):</strong> Ağzınıza sağlık beyler! Gökyüzü dağınıklığı toparlayın diyor, siz de "Kodu temizleyin, dünyayı dönüştürün" diyorsunuz. Astroloji ile ilk ilkelerin, çapak temizliği ile çip fabrikalarının bu kadar iyi harmanlandığı başka bir zirve olamazdı. Değerli konuklarımız, sisteminize çeki düzen vermeyi, detaylardaki şeytanları temizlemeyi ve geleceği akıllıca inşa etmeyi unutmayın. Gitex AI sahnesinden sevgilerle, hoşçakalın!</p>
<p>Benim olmadığım bu kurguya müdahale edip, “Moderatör benim; Dinçer Güner panelist” diye yazdığımda bu sefer ikimizle sınırlı bir panel düzenledi ve şunu yaptı.</p>
<p>Haklısın, rolü anında tersyüz ettik! Sahneyi ben devralıyorum, sen de koltuğuna kurulup gökyüzünün ve teknolojinin dalgasını arkana alıyorsun. Moderatör koltuğunda senin oturduğun, benim de panelist olarak masada yerimi aldığım o görkemli kapanış sahnesi tam olarak şöyle akardı:</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Değerli misafirlerimiz, GITEX AI sahnesinde zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadık. Gökyüzündeki Başak yeni ayının o keskin, analitik ve sistemi derleyip toparlayan enerjisini; çarkların kusursuz dönmesi gerektiğini ve teknoloji dünyasında "çalışıyor ya, idare eder" devrinin artık kapandığını boydan boya masaya yatırdık. Jensen donanım ve fabrika optimizasyonundan, Elon ilk ilkelerden ve fiziksel dünyadan bahsetti. Şimdi, bu masanın astrolog-teknoloğu olarak son sözü almak üzere sözü Dinçer Güner'e, yani bana bırakıyorum. Dinçer, seneye bu masada bizi ne bekliyor, son cümlen nedir?</p>
<p><strong>Panelist (Dinçer Güner):</strong> Teşekkürler moderatörüm, harika bir oturum oldu! Benim son sözüm ve yatırımcılara vereceğim en net mesaj şudur: Gökyüzü dağınıklığa tahammülümüzün kalmadığını, sistemdeki "çapakları" temizlemediğimiz takdirde en parlak yapay zeka vizyonlarının bile kendi ağırlığı altında çökeceğini söylüyor. Önümüzdeki dönemde kazananlar; gece gündüz kod yığanlar değil, o kodun ve altyapının gereksiz yüklerini acımasızca ayıklayan, proaktif siber güvenlik duvarlarını ören ve teknolojiyi insan hayatını gerçekten sadeleştirecek şekilde optimize eden o akılcı akıllar olacak. Astroloji rehberiniz, çapak temizliği mesai arkadaşınız olsun.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzına sağlık Dinçer! Gökyüzü dağınıklığı toparlayın diyor, siz de "Kodu temizleyin, dünyayı dönüştürün" diyorsunuz. Astroloji ile ilk ilkelerin, çapak temizliği ile çip fabrikalarının bu kadar iyi harmanlandığı başka bir zirve olamazdı. Değerli konuklarımız, sisteminize çeki düzen vermeyi, detaylardaki şeytanları temizlemeyi ve geleceği akıllıca inşa etmeyi unutmayın. Gitex AI sahnesinden sevgilerle, hoşçakalın!</p>
<p>Asıl istediğimi yaptırabilmek için üçüncü bir deneme yapmak gerekiyor. “Moderatörün ben; panelistlerin Dinçer (sen), Huang ve Musk olduğu bir kurgu yapar mısın?” diye yazınca istediğim kurguya ulaşıyorum ve işte sonuç:</p>
<p>GITEX AI sahnesinin ana salonundayız. Binlerce teknoloji liderinin, yatırımcının ve meraklı gözün dikildiği devasa ekranlarda yapay zeka kodları ve neon astroloji motifleri dans ediyor. Salonun ortasındaki modern panel masasında Elon Musk hafifçe arkaya yaslanmış, Jensen Huang siyah deri ceketinin fermuarıyla oynuyor, ben (Dinçer Güner) ise önümdeki notlara göz atıp hafifçe gülümsüyorum. Mikrofonu eline alıp sahnenin ışıkları altında ayağa kalkıyorsun.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Değerli GITEX AI katılımcıları, geleceğin mimarları ve teknoloji dünyasının yönünü tayin edenler; zirvenin en kritik oturumuna hoş geldiniz. Bugün masada sadece algoritmaları, çipleri ve otonom sistemleri değil, o sistemlerin ruhunu, zamanlamasını ve evrensel döngülerini konuşuyoruz. Tam da 11 Eylül'deki o analitik, sistemi derleyip toparlayan Başak yeni ayının eşiğindeyken, teknoloji dünyasında "çalışıyor ya, idare eder" devrinin kapandığını ve "çapakları temizleme" vakti geldiğini görüyoruz. Bu masada harika bir üçlü var: Yapay zeka altyapısının devi Jensen Huang, ilk ilkelerin ve fiziksel dünyanın dâhisi Elon Musk ve teknoloji ile kozmik döngüleri harmanlayan Dinçer Güner. İlk turda sözü Jensen Huang’a vermek istiyorum. Jensen, yapay zeka fabrikalarından ve veri merkezlerinden bahsediyoruz ama bu yeni ay bize sistemdeki gereksiz yükleri atıp "sıfır hata" ile yola devam etmemiz gerektiğini söylüyor. Donanım ve mimari tarafında bu "çapak temizliği" tam olarak neye karşılık geliyor?</p>
<p><strong>Jensen Huang:</strong> Harika bir soru. Teşekkürler moderatörüm. Sahne arkasında Dinçer’in astrolojiyle anlattığı o "sistemi masaya yatırma" hali, bizim veri merkezlerinde ve çip mimarisinde her gün yaptığımız şeyin birebir aynısıdır. Bugün yapay zeka dünyasındaki en büyük maliyet, gereksiz yere şişirilmiş yazılımlar ve verimsiz watt tüketimidir. Kod yazmak artık bir emtia; asıl mesele, o kodun mimarisini atom altı düzeyde optimize etmek. "Çalışıyor ya, idare eder" diyerek milyarlarca parametreyi eğitemezsiniz. Geleceğin yapay zeka fabrikaları sadece devasa veri yığınlarını işlemekle kalmayacak; her watt başına düşen verimliliği maksimuma çıkaracak, hataya yer bırakmayan, kendi kendini temizleyen otonom sistemler olacak. Çapak temizliği dediğimiz şey tam olarak budur: Donanım ve yazılımın kusursuz simfonisi.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzına sağlık Jensen. Şimdi aynı soruyu, ama fiziksel dünya ve First Principles (ilk ilkeler) perspektifiyle Elon Musk’a yöneltelim. Elon, bu analitik ve sadeleşme dalgası senin projelerinde (Optimus, SpaceX, xAI) nasıl karşılık buluyor?</p>
<p><strong>Elon Musk:</strong> Kesinlikle katılıyorum ama olayı biraz daha sertleştirmemiz lazım. İnsanlar sistemleri sadeleştirmek yerine sürekli yeni katmanlar, hantal bürokrasiler ve gereksiz karmaşalar ekliyor. Yazılımda veya donanımda "çapak temizliği" yapmanın tek yolu vardır: Delete the code. Eğer bir süreci, bir kodu ya da bir mekanizmayı ilk ilkelerine (First Principles) indirgediğinde onun fiziksel evrene veya verimliliğe gerçek bir katkısı olmadığını görüyorsanız, onu acımasızca sileceksiniz. Biz Optimus'ları geliştirirken ya da roket tasarlarken tam olarak bunu yapıyoruz. İnsan zihninin getirdiği o süslü ama işlevsiz detayları tıraşlamadan gerçek ölçeğe ulaşamazsınız. Kozmik döngüler ne der bilmem ama fizik kanunları taviz vermez; ya sistemi sadeleştirip ışık hızında büyürsün ya da hantallığın altında ezilirsin.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Harika bir kontrast! Fizik kanunları ve çip fabrikalarından sonra, bu denklemin insan, zamanlama ve strateji ayağını bağlamak üzere sözü Dinçer Güner’e bırakıyorum. Dinçer, hem Jensen'ın mimari titizliğini hem de Elon'ın acımasız sadeleşme felsefesini gökyüzünün bu dönemiyle nasıl okuyorsun? Yatırımcılara ve teknoloji liderlerine son tavsiyen ne olur?</p>
<p><strong>Dinçer Güner (Ben):</strong> Teşekkürler moderatörüm. Masadaki enerjinin ne kadar kusursuz bir Başak frekansında akıtıldığına dikkat ediyor musunuz? Jensen donanımla "optimizasyon" diyor, Elon ilk ilkelerle "fazlalıkları yakın" diyor; gökyüzü de tam olarak bu yüzden 11 Eylül'de bize "Dağınıklığa son!" diye bas bas bağırıyor. Teknolojide artık sihirli hikayeler satanların değil, kodunu, bütçesini, operasyonel akışını ve vizyonunu proaktif bir şekilde temizleyenlerin devrindeyiz. Yatırımcılar için net bir uyarı: "Henüz hazır değiliz" ya da "Mükemmel olmalı" tuzağına düşüp eylemsizliğe gömülenler silinip gidecek. Küçük ama nokta atışı adımlarla kelebek etkisi yaratanlar, sistemini arındıranlar kazanacak. Yıldızlar da kodlar da aynı şeyi söylüyor: Çapakları temizleyin, geleceği hatasız inşa edin!</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzınıza sağlık beyler! Astroloji ile çip fabrikalarının, ilk ilkeler ile kozmik döngülerin bu kadar keskin ve vizyoner bir şekilde harmanlandığı başka bir oturum olamazdı. GITEX AI sahnesinden tüm katılımcılara teşekkür ediyor; sisteminize çeki düzen vermenizi, gereksiz kodları silmenizi ve yıldızların yolunuzu aydınlatmasını dileyerek oturumu kapatıyorum. Hoşçakalın!</p>
<p><strong>Yeni bir başlangıç ve yapılacaklar listesi</strong></p>
<p>Musk ve Huang’ı uğurlayıp Dinçer ile son bir kurgu yapmak istiyorum. Bunun için destekçim Gemini hemen yanımda. Gemini’a “Dinçer Güner olarak bu yeni ayda nelere başlamanın doğru olacağını düşünüyorsun?” diye soruyorum. Gemini’ın buna verdiği yanıtla bitiriyorum.</p>
<p>11 Eylül’deki Başak yeni ayı gökyüzünde adeta "Artık yeter, kalemi kağıdı elinize alın ve sistemi sıfırdan kurun" diyen çok güçlü bir çan çalıyor. Başak burcunun o pratik, analitik, hizmet odaklı ve detaycı enerjisini arkamıza aldığımızda, bu dönemde hayata geçirmemiz gereken en doğru adımlar şunlar:</p>
<p><strong>- Dijital ve Zihinsel Detoks (Çapak Temizliği):</strong> Hayatımızda artık bize hizmet etmeyen, sadece alan kaplayan ne varsa temizleme vakti. Bilgisayarınızdaki o karmaşık dosya yığınlarından tutun da enerjinizi emen toksik insan ilişkilerine, aylardır kullanmadığınız aboneliklerden kafanızı bulandıran gereksiz rutinlere kadar her şeyi ayıklayın. Zihni ve yaşam alanını sadeleştirmek bu dönemin ilk kuralıdır.</p>
<p><strong>- Çalışma ve Üretim Düzenini Optimize Etmek:</strong> "Çok çalışıyorum ama karşılığını alamıyorum" diyorsanız, çalışma metodolojinizi masaya yatırma zamanı. İş akışınızı otomatize edecek araçlara yönelin, projelerinizdeki verimsiz süreçleri tespit edin ve rutininizi daha sürdürülebilir, hatasız bir yapıya dönüştürün.</p>
<p>- Sağlık, Beslenme ve Beden Disiplini: Başak yeni ayı doğrudan bedenle, beslenmeyle ve günlük alışkanlıklarla konuşur. Yıllardır ardınızda taşıdığınız o kronik yorgunluğu bitirecek, uyku düzeninizi, diyetinizi veya spor rutininizi toparlayacak minik ama kalıcı adımlar atın. Büyük devrimler peşinde koşmayın; kelebek etkisi yaratacak küçük alışkanlıklar edinin.</p>
<p><strong>- Finansal Akışı ve Bütçeyi Rasyonelleştirmek:</strong> Paranızı nereye harcadığınızı, akıp giden gizli maliyetleri ve bütçe kaçaklarını net bir şekilde analiz edin. Finansal sürdürülebilirliği sağlamak için akılcı, mantıklı ve ayakları yere basan kararlar alın.</p>
<p><strong>- Yeni Bir Eğitime veya Beceriye Başlamak:</strong> Kendinize değer katacak, eksik olduğunuzu bildiğiniz teknik bir konuda (yapay zeka araçları, yeni bir programlama dili, yabancı dil veya analitik bir yetkinlik) bir kursa veya programa başlamak için gökyüzü son derece cömert bir destek sunuyor.</p>
<p>Kısacası; bu yeni ayda "mükemmel olacağım" bahanesinin arkasına saklanıp eylemsizliğe kapılmayın. Sürdürülebilir, temiz ve tıkır tıkır çalışan yeni bir düzen kurmak için kollarınızı sıvayın.</p>
<p>Gerçekte böyle şeyler yaşanmadı ama istediğim insanlarla istediğim şeyleri konuşmaktan muazzam bir zevk aldım. Darısı GITEX Ai’ın başına.</p>
<p>NOT: Bu yazı yayımlandığında etkinliğin ikinci günü başlamış olacak ama yazıda anlatılanların aslında etkinlikle alakası olmaması bunu mahsur olmaktan çıkarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dincer-guner-ile-gitex-aida-olsaydik-87175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dinçer Güner ile GITEX Ai’da olsaydık… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-iddialiydik-ve-bunun-getirdigi-maliyetler-oldu-ama-programa-bagliligimiz-tam-87202</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: İddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, ama programa bağlılığımız tam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şimşek, ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü dolayısıyla bugün bu ülkenin Ankara Büyükelçiliği'nde düzenlenen kutlamaya katıldığını, özellikle ABD başta olmak üzere ortaklar ve müttefiklerle çok yakın bir işbirliği ve bilgi paylaşımları yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Şimşek, ABD ile her düzeydeki diyaloğun yapıcı ve güçlü olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Önceliğimiz her zaman kendi finansal sistemimizin bütünlüğünü korumak ve bu yolla uluslararası finansal sistemin bütünlüğüne katkı sağlamak olmuştur. Türkiye, terörün finansmanı, her türlü yasa dışı finansal faaliyet, kara para aklama, yaptırımların ihlali ve yasa dışı ticaretin tüm biçimleriyle mücadelede kararlıdır. Bildiğiniz üzere, yıllardır finansal sistemimizin şeffaflığını ve bütünlüğünü güçlendirmek adına büyük yatırımlar yaptık ve bu çabalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye'de faaliyet gösteren tüm şirketler, ulusal mevzuatla tam uyum içinde faaliyette bulunmalı ve yaptırımlara konu olabilecek işlemlerden uzak durmalı. İster finans sektörü ister diğer sektörler olsun, yetkili kurumlarımız her türlü açıklamayı ve iddiayı gereken titizlikle ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde değerlendirmektedir."</p>
<p><strong>"Doğal gaz ödemelerinde yerleşik ve iyi işleyen bir çerçeve mevcut"</strong></p>
<p>ABD yaptırımları bağlamında geçmişte belirli ülkelerden doğal gaz ithalatı için muafiyet alındığının altını çizen Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İran'dan doğal gaz satın aldığımızda İran'a ödeme yapmıyoruz. Bu size şaşırtıcı gelebilir, 'Nasıl yani, gazı bedava mı alıyorsunuz?' diyebilirsiniz. Ancak elbette hiçbir şey bedava değil. Doğal gaz karşılığında İran'a ödeme yapmıyoruz. Bu konuda da ABD ile bir mutabakatımız var. Para, çok sıkı biçimde düzenlenen bir hesapta tutuluyor ve İran'a bu hesaptan yalnızca gıda, ilaç ve benzeri kalemler için ödeme yapılabiliyor. İran, yaptırım rejimi kapsamında izin verilen belirli ürünleri satın aldığında, bu ayrılmış hesapta biriken para o işlemlere ödeniyor. Dolayısıyla doğal gaz ödemelerinin nasıl yönetileceğine ilişkin yerleşik ve iyi işleyen bir çerçeve mevcut."</p>
<p>Şimşek, tedarik zincirleri bakımından çeşitlendirilmiş bir yapının olduğunu ve İran'ın Türkiye'nin doğal gaz ithalatının görece küçük bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Alternatif kaynaklara ve depolama kapasitesine çok ciddi yatırımlar yaptıklarına dikkati çeken Şimşek, ABD'nin Türkiye'nin önde gelen LNG tedarikçilerinden biri konumunda bulunduğunu, müttefiklerle yakın bir işbirliği içinde olunduğunu ve bu tür meseleleri ilerleyen dönemde yönetebileceklerine inandıklarını bildirdi.</p>
<p><strong>⁠"Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok"</strong></p>
<p>Para Politikası Kurulu (PPK) Toplantısı nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın toplantıya katılamadığını ifade eden Şimşek, kur rejimine yönelik bir soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>"Öncelikle, serbest dalgalı kur rejimine dönmek arzu edilen bir şeydir. Çünkü serbest dalgalı kur bir şok emici işlevi görür. Ancak yönetimli dalgalanma rejimindeyken, serbest dalgalanmaya geri dönebilmeniz için bazı koşulların oluşması gerekir. Burada öncelikle vurgulamak isterim ki mesele, serbest dalgalanmaya dönmekten çekinmek değil, bunun için gerekli koşulların sağlıklı ve doğru biçimde oluşmasını sağlamaktır. Normalde serbest dalgalanmaya geri dönebilmek için ideal olarak görece daha düşük bir enflasyon oranı istersiniz. Dalgalı kur rejimine geçiş için hala görece yüksek bir enflasyon oranımız var. İkincisi, enflasyon beklentileri de istediğimiz düzeyde değil. Üçüncüsü, normal şartlarda döviz piyasasında alıcı ve satıcının (iki yönlü hareketin) bulunması gerekir. Ancak bu yeni program, 2023'ün ortalarında uygulamaya konulduğundan bu yana piyasa, Türk varlıklarına aşırı ilgi gösteriyor ve dolayısıyla hareket tek yönlü oluyor ya da dış şoklar çıkışları tetikliyor. Söylemek istediğim özetle şu: Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok."</p>
<p>Şimşek, bu sorunun esasen TCMB'ye yönetilmesi gerektiğini çünkü günlük döviz kuru politikasının Banka tarafından yürütüldüğünü hatırlatarak, OVP'yi hazırlarken kendilerinin de her zaman nötr bir reel döviz kuru varsaydıklarını ve dolayısıyla döviz kuru üzerine bahis yapan bir kurum olmadıklarını vurguladı.</p>
<p><strong>⁠"Fiyat istikrarına olan bağlılığımız tamdır"</strong></p>
<p>Enflasyon hedeflerinin kural olarak hükümet ve Merkez Bankasınca ortaklaşa belirlendiğini ancak modellemelerin büyük ölçüde Merkez Bankasına dayandığını vurgulayan Şimşek, 2027 enflasyon tahmininin para politikasını gevşetmek amacıyla yukarı yönlü revize edildiğine ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bizim böyle bir gündemimiz asla olmamıştır. Bu tür söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Fiyat istikrarına olan bağlılığımız tamdır ve çok güçlü şekilde sürmektedir. Programları hazırlarken elimizde sihirli bir küre yok, küresel dinamikleri de tek başımıza kontrol edemiyoruz. Son birkaç aydır gerek enerji gerekse tarımsal ve endüstriyel emtia fiyatlarının ne denli yükseldiği ortadadır. Çünkü dünyanın şu an karşı karşıya olduğu arz şoku, tarihin en şiddetli şoklarından biridir. Dolayısıyla programımız küresel ve jeopolitik düzeydeki bu zorlu koşulları da yansıtmaktadır."</p>
<p>Yüksek enflasyon ortamlarında enflasyon katılığının oldukça etkili olduğunu belirten Şimşek, enflasyonun önemli bir kısmının geçmişe dayalı olduğunu, geçmiş enflasyonun yakın dönem enflasyonunu beslediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Arz yönlü adımlar çok somut sonuçlar vermektedir"</strong></p>
<p>Şimşek, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ataletinin yaklaşık yüzde 40 civarında bir pay tuttuğunu belirterek, "Bugün enflasyonunuz yüzde 10 ise, diğer her şey kusursuz işlese dahi bunun örneğin yüzde 4’ü doğrudan bir sonraki yıla devreder.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Söz konusu hedef ve tahminlerin siyasi saiklerle belirlenmediğini, tamamen sahadaki gerçekliklerin birer sonucu olduğunu vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin küresel ve bölgesel koşullar açısından son birkaç yılda şanslı olmadığını ancak buna rağmen önemli ilerleme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde hükümetin, depremde tahrip olan konut stokunu hızla telafi etmek adına deprem bölgesinin yeniden inşasına öncelik verdiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Deprem bölgesine şu ana kadar 104 milyar dolar tutarında devasa bir kaynak aktardık. Deprem bölgesinde 621 bin konut teslim edildi veya teslim aşamasındadır. Deprem bölgesindeki illerde kira enflasyonu yaklaşık yüzde 20 seviyesine gerilemişken, ülkenin geri kalanında son verilere göre hala yüzde 40-50 bandında seyretmektedir. Görüldüğü gibi arz yönlü adımlar çok somut sonuçlar vermektedir. 500 bin yeni sosyal konut projesini başlattık. Önceden açıklanan 250 bin konutla birlikte önümüzdeki birkaç yılda devlet destekli toplam 750 bin sosyal konut inşa edilecek. Burada amacımız, geçim maliyetinin neredeyse yüzde 40'ını oluşturan konut ve kira baskısını hafifletmektir."</p>
<p><strong>"İmalat sanayisine yönelik selektif kredi politikasını kararlılıkla uyguluyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, özellikle imalat sanayisine yönelik selektif kredi politikasını kararlılıkla uyguladıklarını söyledi. Yürürlükteki inisiyatifleri, genişletmeye devam edeceklerini anlatan Şimşek, sanayi dönüşümü, değer zincirinde yukarı çıkma, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşümün yanı sıra, emek yoğun geleneksel sektörlerin de hem mali desteklerle, hem de seçici kredi programlarıyla desteklendiğine işaret etti.</p>
<p>Şimşek, finansmana erişim, aktif iş gücü politikaları ve diğer teşviklerin birleşimiyle, mevcut istihdamı korumayı ve kayda değer miktarda yeni istihdam oluşturmayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Gini katsayısına bakıldığında, gelir dağılımında anlamlı bir iyileşme olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Katsayı hala yüksek, yanlış anlaşılmasın 'işimiz bitti' demiyorum. Ancak dezenflasyon programı başladığından bu yana, Türkiye'de gelir dağılımında belirgin bir iyileşme kaydedildi. Yolculuğumuzun henüz başlarındayız ama ilerleme var. İş gücünün GSYH'den aldığı paya bakarsanız, son 3 yılda ciddi bir artış olduğunu görürsünüz. Muhalefetin belirli çevrelerince üretilen anlatılanlara rağmen, ücretlerin milli gelir içindeki payı belirgin şekilde artmış ve şu anda uzun dönem ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Hayat pahalılığı baskısını son derece ciddiye alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda bizi görevlendirdi. Kararlılığımız tamdır ve bu yolda tavizsiz devam edeceğiz. Hiçbir ekonomi programı sabit değildir, program yaşayan bir organizmadır. Çünkü dış koşulları biz belirlemiyoruz, belirleyemiyoruz. Sürekli değişen dış koşullara göre de güncelleme ihtiyacı doğuyor. Bize yöneltilebilecek tek makul eleştiri, hedeflerimizde 'fazla iddialı' davrandığımız olabilir. Evet, iddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, fakat programa bağlılığımız tamdır, programı kararlılıkla sürdüreceğiz ve dezenflasyonu tesis edeceğiz. Asıl önemli olan gittiğimiz yöndür ve yönümüz son derece nettir. Sınırlı bir ilerleme bile hiç ilerleme olmamasından çok daha iyidir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>-⁠"Asyalı ortaklarımızla ilk fırsatta temas kurmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, "İkinci Çin Şoku"na ilişkin soruya verdiği yanıtta, Çin'in kümülatif ihracatının Afrika'ya yüzde 27'nin üzerinde, Asya'ya yaklaşık yüzde 16, AB'ye yüzde 14 ve Türkiye'ye yüzde 11 arttığını, ABD'ye ise yaklaşık yüzde 19 gerilediğini bildirdi.</p>
<p>Küresel ticarette ciddi bir kayma ve dengesizlik yaşandığının altını çizen Şimşek, Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmine ilişkin, "Bu yıl Çin'e olan ihracatımız yıllıklandırılmış bazda 4 milyar doların hemen altındayken, ithalatımız 52 milyar dolar civarında. Dolayısıyla görebileceğiniz üzere, ortada oldukça büyük bir açık var. Bunu karşılıklı fayda sağlayacak şekilde nasıl daha sürdürülebilir kılabileceğimizi Çinli dostlarımızla görüşüyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Asya'nın muazzam bir potansiyele sahip olduğunu dile getiren Şimşek, "Asya'ya inanıyoruz. Asya, Türkiye'nin ne yazık ki geçmişte yeterince güçlü odaklanamadığı bir bölge. Dolayısıyla buraya yönelik yenilenmiş bir odaklanmamız var ve Asyalı ortaklarımızla ilk fırsatta temas kurmak istiyoruz." dedi.</p>
<p><strong>Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme ve adil gelir dağılımı</strong></p>
<p>Şimşek, programın nihai amacının Türk halkının refahını artırmak olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Programın nihai hedefi, sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve daha adil bir gelir dağılımıdır. Yani temelde Türk halkı için daha iyi yaşam standartlarıdır. Bu süreç pek çok konuya odaklanıyor ve bunların birçoğunda sonuç aldık. Dezenflasyon süreci ilerledikçe büyüme ile diğer politika öncelikleri arasında daha dengeli bir yapı oluşacaktır. 1990'larda enflasyon ortalama yüzde 70 civarında, reel GSYH büyüme oranı yüzde 3'e yakındı. 2002'den 2013'e kadar enflasyon tek hanelere gerilerken ortalama reel büyüme oranı neredeyse iki katına çıktı. Temel hedefimiz elbette sürdürülebilir yüksek bir büyüme oranı yakalamaktır, fakat bunun için enflasyonu daha da aşağı çekmemiz gerekiyor."</p>
<p><strong>"Asıl önemli olan gidilen istikamettir ve biz rotamızı koruyacağız"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, sıkı para politikası etkisinin kaçınılmaz olarak hissedildiği bu dönemde, orta ve yüksek teknoloji alanları için yatırımcılara kredi imkanları sunduklarına değinerek, çiftçilere ve küçük işletmelere sübvansiyonlu krediler yoluyla destek sağladıklarını ve imalatçıların krediye erişimini kolaylaştırdıklarını anlattı.</p>
<p>İşsizlik konusunda hedeflerini gerçekleştirdiklerini bildiren Şimşek, Kur Korumalı Mevduat'tan (KKM) çıkış ve rezervlerin yeniden güçlendirilmesi gibi diğer önceliklerden de önemli sonuçlar aldıklarını kaydetti.</p>
<p>Şimşek, bu programın pek çok hedefi başardığının altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Elbette sonuç almanın daha zorlu olduğu bir alan da var. Enflasyon noktasında petrol fiyatları dahil olmak üzere, yaşanan birçok gelişme dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi. Hepimizin vurguladığı gibi asıl önemli olan gidilen istikamettir ve biz rotamızı koruyacağız. Bizim duruşumuz budur."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-iddialiydik-ve-bunun-getirdigi-maliyetler-oldu-ama-programa-bagliligimiz-tam-87202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/54-1789026068.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı basına OVP ile ilgili açıklamalarda bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok.&quot; dedi. Kendilerine yöneltilebilecek tek makul eleştirinin, hedeflerde &quot;fazla iddialı&quot; davranmaları olduğunu söyleyen Şimşek,, &quot;Evet, iddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, fakat programa bağlılığımız tamdır, programı kararlılıkla sürdüreceğiz ve dezenflasyonu tesis edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. Şimşek, ⁠&quot;Hayat pahalılığı baskısını son derece ciddiye alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda bizi görevlendirdi. Kararlılığımız tamdır ve bu yolda tavizsiz devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-meslegimizin-gelecegini-insa-ediyoruz-87186</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değişen dünyada mesleğimizin geleceğini inşa ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilirlik, yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, muhasebe mesleğini yeniden şekillendiriyor. TÜRMOB olarak meslek mensuplarımızı geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyor, eğitim anlayışımızı ve uzmanlık alanlarımızı bu dönüşüme göre geliştiriyoruz. </strong></p>
<p>Dünya ekonomisi büyük bir dönüşümden geçiyor. Ekonomik sınırların giderek belirsizleştiği, sermayenin ülkeler arasında çok daha hızlı hareket ettiği, dijital teknolojilerin iş yapma biçimlerini kökten değiştirdiği ve sürdürülebilirliğin, ekonomik kararların ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönüşüm, ekonominin bütün aktörleri gibi muhasebe mesleğini de doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Bugün mali müşavirlik; yalnızca ekonomik işlemleri kaydeden ve raporlayan bir meslek değil, güvenilir bilgi üreten, şeffaflığı sağlayan, hesap verilebilirliği mümkün kılan, ekonomik karar alma süreçlerine katkı sunan ve kamu yararını önceleyen stratejik bir meslektir.</p>
<p>Mesleğimizin geleceğini küresel gelişmelerle birlikte düşünüyoruz; dünyadaki dönüşümü yakından takip ederken uluslararası standartların oluşumuna katkı sunmak ve Türkiye’yi küresel mesleğin güçlü aktörlerinden biri haline getirmeye çalışıyoruz. TÜRMOB, kuruluşundan bu yana mesleğimizin uluslararası gelişimini yakından takip eden, bu gelişime katkı sunan ve Türkiye’deki meslek mensuplarını küresel meslek dünyasıyla buluşturan güçlü bir meslek örgütü olmuştur.</p>
<p>Küresel gündemi yakından izlediğimizde ise mesleğimizin geleceğini şekillendiren iki temel dönüşüm öne çıkıyor: yapay zeka ve teknolojik dönüşüm ile sürdürülebilirlik.</p>
<p>Yapay zeka, mesleğimizin çalışma biçimini ve meslek mensubunun rolünü yeniden şekillendiriyor. Rutin işlemler dijital robotik süreçlere devredilirken mesleki muhakeme, analitik düşünme ve doğru karar verme becerileri daha da önem kazanıyor. Bu süreçte önemli olan, yapay zekanın meslek mensubunun yerine geçmesi değil, yapay zekanın meslek mensubunun etkinliğini ve verimliliğini artırabilecek şekilde konumlandırılması ve meslek mensubunun da bu teknolojileri kullanma becerileriyle donanmasıdır.</p>
<p>Gündemimizde yer alan sürdürülebilirlik ise artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik hayatın da temel gündemlerinden biri haline gelmiştir. Sanayi devrimi öncesine göre dünyadaki ortalama hava sıcaklığındaki artışın ilave 1,5 dereceyi geçmemesi için ortaya konan çabalar devam ediyor. Her yıl daha erken tarihe gelen Dünya Limit Aşım Günü, kaynak tüketimi ile dünyanın kendini yenileme kapasitesi arasındaki dengenin bozulduğunu gösteriyor. Bütün bu dışsal etkilerin reklamlaştırılması ve raporlanması gerekmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla bu değişim, muhasebe mesleğine yeni sorumluluklar yüklüyor. İşletmelerin sürdürülebilirlik performanslarının ölçülmesi, sera gazı etkisinin raporlanması ve güvenilirliğinin sağlanması, önümüzdeki dönemde meslek mensuplarının önemli çalışma alanlarından biri olacaktır.</p>
<p>Dünyada yaşanan bu dönüşümler, meslek mensuplarımızın da kendilerini sürekli geliştirmesini ve yeni uzmanlık alanlarına hazırlanmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>TÜRMOB olarak biz de mesleğimizin geleceğine ilişkin sorumluluğumuzu yalnızca gelişmeleri takip etmekle sınırlamıyor, meslek mensuplarımızı bu dönüşüme hazırlamak için somut çalışmalar yürütüyoruz.</p>
<p>Bu anlayış doğrultusunda, SÜRGEM çatısı altında yapay zeka, sürdürülebilirlik ve geleceğin farklı uzmanlık alanlarına yönelik çok sayıda eğitim düzenliyor; eğitim başlıklarımızı ve içeriklerimizi mesleğimizin değişen ihtiyaçları doğrultusunda sürekli çeşitlendiriyoruz.</p>
<p>Ancak burada yalnızca eğitimlerin sayısını artırmayı değil, eğitimin niteliğini ve öğrenme biçimini de dönüştürmeyi önemsiyoruz.</p>
<p>Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, yalnızca hazırlanan videoların izlenmesine dayalı monolog eğitim modelinden, meslek mensubunun da eğitimin içerisine aktif olarak dahil olduğu, öğrenmenin her aşamasının test edildiği interaktif asenkron eğitim sistemine geçiyoruz.</p>
<p>TÜRMOB olarak bugünün ihtiyaçlarına cevap verirken geleceğin mesleğini de bugünden inşa etmeye çalışıyoruz. Üniversiteler, iş dünyası, uygulamacılar ve kamu kurumlarıyla iş birliklerini eğitim tasarımlarının önemli bir parçası haline getiriyoruz. Böylece farklı alanlardaki bilgi ve deneyimi bir araya getirerek, meslek mensuplarımızın yalnızca teorik bilgiye değil, uygulamaya ve geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklere de sahip olmasını hedefliyoruz.</p>
<p>Çünkü inanıyoruz ki değişen dünyada mesleğimizin gücü, yalnızca sahip olduğumuz bilgiyle değil, yeni bilgiyi üretme, öğrenme ve değişime uyum sağlama kapasitemizle de ölçülecektir.</p>
<p>Öte yandan, böylesine geleceğin kilit mesleği olacak muhasebe ve denetim mesleğinin önemi, kamu kurumları tarafından yeterince kavrandığını ve desteklendiğini maalesef göremiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-meslegimizin-gelecegini-insa-ediyoruz-87186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değişen dünyada mesleğimizin geleceğini inşa ediyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-yillik-zarar-son-bulurken-811-milyonluk-kar-korunur-mu-87181</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beş yıllık zarar son bulurken 811 milyonluk kâr korunur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Tüm Endeksi’ne dahil olup net satış büyümesi %20’yi ve ihracat oranı %10’u geçen 18 şirket, yılbaşından bu yana %30 ’un üzerinde getiri sağladı. Kağıt üzerinde etkileyici görünen bu büyümeler için asıl sorulması gerekense, potansiyelin hâlâ devam edip etmediğidir.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören firmalardan döviz girdisi sağlayan ve satışlarını büyütenler her zaman ilgi çeker. Ancak kimi zaman abartıya kaçan taleple birlikte, fiyat köpüğü de oluşabilmekte. Odine Teknoloji son bir aydaki sert düşüşe rağmen %251 primiyle tablodaki getiri sıralamasında lider konumda. Ulusoy Elektrik gelirinin %99’unu yurt dışından sağlamasıyla öne çıkıyor. Dof Robotik benzer şekilde ihracat gücüyle listede yer alıyor. Borsada işlem yaparken geçmiş verileri kontrol etmek kadar, firmaların ileriye dönük beklentilerini ve mali yapılarını birlikte değerlendirerek hareket etmenin daha isabetli bir yaklaşım olacağı unutulmamalı.</p>
<h2>Hızlı yükselişin sert faturası</h2>
<p>Yüzde 159 gelir artışıyla büyüme listesinde ilk sırada yer alan Kıraç Galvaniz, ihracat tarafında %40 paya sahip. Yılbaşından bu yana %140 getiri sağlayan firma, altı aylık dönem sonu kârını %104 büyüterek 1,13 milyar TL’ye yükseltti. Finansal borçlarının %7 düşerek 1,09 milyar TL’ye gerilemesi mali yapısını olumlu yönde destekliyor. Satışlarını %147 büyütürken yılbaşından bu yana fiyatı %251 yukarıda duran Odine Teknoloji, son bir ayda ise %61 değer kaybı ile öne çıktı. Son günlerdeki taban serileriyle dikkat çekerken düşüşe yol açacak bir açıklama bulunmuyor. Yaşanan düşüşe rağmen fiyat kazanç oranı 1.915, piyasa değeri defter değeri çarpanı 52,68 ile hayli yüksek seviyede.</p>
<h2>Gelirin tamamı yurt dışından</h2>
<p>Satışları içindeki ihracat oranı %99 ile tabloda öne çıkan Ulusoy Elektrik, altı aylık satışlarını %107 artırarak 6,52 milyar TL seviyesine çıkardı. Son beş yıldır sürekli zarar açıklayan firma, uzun bir aradan sonra kâra döndü. Dönem sonu kârın 811,5 milyon TL olmasında parasal pozisyon kazancı kaleminde görülen tutarın etkisi bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23fa25faf1-1789018018.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KARŞILAŞTIRMA ÖLÇÜTÜ MÜ, HEDEF GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Karşılaştırma ölçütü</strong>; gerçekçilik, denge, uyum, denetim, rahatlık. Zararı meşrulaştırma ve vasatlık tuzağı, sınırlı vizyon, mutlak getiri eksikliği.</p>
<p><strong>Hedef getiri</strong>; odaklanma, bağımsızlık, esnek strateji, bileşik büyüme, zaman yönetimi. Aşırı risk alma, hayal kırıklığı, erken çıkış, gerçeklik kaybı.</p>
<p><strong>İki yıl zarardan sonra ilk yarıda kâra döndü. Verimliliğe odaklanarak kârı destekliyor</strong></p>
<p>Kordsa nasıl oldu da kâra dönmeyi başardı? ● Selim İnce</p>
<p>Selim, geçen iki yılda zarar üreten Kordsa; şimdilerde nakit ve işletme sermayesi yönetimine önem veriyor. Net borcunu azaltma ve mali yapısını güçlendirme yönlü bir yaklaşımı söz konusu. Açıkladığı altı aylık mali tablolarında satışlarını %20 artırıp 18,59 milyar TL’ye çıkardı. Esas faaliyet kârını ise %235 büyüterek 1,4 milyar TL’ye yükseltti. Maliyet ve giderleri kontrol altında tutması etkili oldu. İlk yarıda zarardan kurtulurken 592,5 milyon TL dönem kârı yazdı. Asya-Pasifik bölgesindeki toparlanma ve kompozitin artan katkısı kârı destekliyor.</p>
<p><strong>Carrier payını devrederek ortaklıktan çıkıyor. Şirketin de faaliyet alanı değişecek</strong></p>
<p>Carrier, Alarko Carrier’den markasını aldığına göre şimdi ne olacak? ● Beyza Aksu</p>
<p>Beyza, Alarko Carrier’in iki büyük ortağının yol ayrımına geldiğini söylemek yanlış olmaz. Alarko Holding, Carrier’in elindeki %42,03 payı satın almak üzere taraflar anlaştı. İşlem tamamlandığında holdingin payı %84,06’ya yükselecek ve diğer ortaklar için zorunlu pay alım teklifi doğacak. Söz konusu devirle beraber Carrier ve Toshiba markalarına ait haklar ile ilgili stoklar Carrier’in iştiraki Viessmann Isı’ya bırakılıyor. Alarko Carrier ise faaliyet alanını değiştirerek yoluna devam edecek. Ancak bu aşamada buna dair bir bilgi paylaşımı olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PPM mutlak getiri hedefiyle borsaya yatırımla son bir yılda %42 kazandırdı</strong></p>
<p>Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fon (PPM), düzenli yükselişi ile dikkat çekiyor. Risk değeri 3 olan fonun büyüklüğü ise mayıstan bu yana kademeli bir düşüş sergiliyor. Eylülün ikinci haftasında düşüş sürerken 129,9 milyon TL seviyesine geriledi. Mayıstaki 128,8 milyon TL nakit çıkışının ardından sonraki aylarda da az miktarlarda da olsa para çıkışı devam etti. Eylülde çıkan nakit tutarı 3,9 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı benzer seviyelerde olup şimdilerde 149 kişi düzeyinde. Temel stratejisi, fon varlıklarını borsada değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %92,16’sı hisse senedi ve %7,84’ü vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %42,24 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %34,26 yükselen endeksin üzerinde bir performans sergiledi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan %41,38 bileşik faizle 2 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.09.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.000.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %41,50, bileşik faizi ise %41,38 olarak belirlendi. 371 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %42,18 düzeyinde olup itfa tarihi 14.09.2027 olarak açıklandı. 8 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,91 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %41,50 basit faiz oranı, TLREF’in yaklaşık 4,59 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin likidite ihtiyacını karşılamasını sağlarken piyasada TRSNURL92727 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23f62cb52e-1789017954.png" alt="" width="962" height="247" /></strong><strong>OFİS YEM</strong></p>
<p><strong>ABD merkezli iki firmayla 27 milyon dolarlık hammadde alım anlaşması imzaladı</strong></p>
<p>Ofis Yem, hammadde tedarik süreçlerini güvence altına almak amacıyla ABD merkezli iki firmayla toplam 27 milyon dolarlık alım anlaşması imzaladı. Anlaşma, ABD menşeli DDGS ürününün tedariğini kapsıyor. Teslimatların 2026 yılı kasım ayı sonuna kadar partiler halinde tamamlanması öngörülüyor. Döviz bazlı ve yüksek hacimli alım, şirketin üretimdeki hammadde maliyetlerini sabitlemesine yardımcı olacak. Kesintisiz üretim süreci sağlayan adım, satış hacmi ile operasyonel istikrarı destekleyecek nitelikte. Ofis Yem, yılın ilk yarısında gelirini %4, kârını ise %31 düşürdü.</p>
<p><strong>ŞİŞE VE CAM FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Rekabet Kurulunun kestiği cezayı yüzde 25 erken ödeme indirimiyle peşin kapattı</strong></p>
<p>Şişecam, Rekabet Kurumu tarafından kendisine ve iştirakine kesilen 3,15 milyar TL tutarlı idari para cezasının ödemesini gerçekleştirdi. Firma, yasal haklarını saklı tutarak %25 oranındaki erken ödeme indiriminden faydalandı ve toplam miktarı 2,36 milyar TL olarak peşin ödedi. Yüksek tutarlı cezanın indirimli olarak bilançodan çıkması, Şişecam’ın nakit yönetimindeki belirsizliğini ortadan kaldırmış oldu. Yargı süreci devam etmekle birlikte nakit çıkışının tamamlanması yatırımcı nezdindeki risk algısını düşürmesi açısından önemli. Firma ilk yarıda kârını %2 artırdı.</p>
<p><strong>ALBAYRAK HAZIR BETON</strong></p>
<p><strong>İstanbul’daki iki metro hattı projesinin beton tedariği için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Albayrak Hazır Beton, İstanbul’da iki farklı raylı sistem hattının inşaatı ve elektromekanik sistemleri projesi kapsamında 3 milyar TL tutarlı nihai sözleşmeyi imzaladı. Çelikler-Fernas- Güryapı Adi Ortaklığı ile vardığı anlaşma, hazır beton tedariğini kapsıyor. KDV hariç olarak hesaplanan proje bedelinin saha koşullarına göre değişebileceği belirtiliyor. Tutar şirketin yıllık gelirinin %130’una denk geliyor. Şirketin hasılatında büyük bir sıçrama imkanı veren böylesi uzun vadeli iş ilişkisi hem operasyonel verimliliğe hem de kârlılığa doğrudan katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>DCT Trading temmuzdan bu yana çok sert düşüş yaşarken 5 fon payını sıfırladı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23f2fcc0c1-1789017903.png" alt="" width="299" height="263" /></strong>DCT Trading’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %99,52 ile toplamda 12,74 milyon lot azalarak 61,87 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 7’den 2’ye geriledi. PUK 10,76 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, alım tarafında herhangi bir fon gözlenmiyor. DCT Trading’i öneren aracı kurum bulunmazken, hissede Pusula Portföy başta olmak üzere Fonmap Portföy ve Neo Portföy’ün yönettiği 5 fon paylarını sıfırladı. Düşük miktardaki pozisyonlarıyla PSH ve BIY fonları duruyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-yillik-zarar-son-bulurken-811-milyonluk-kar-korunur-mu-87181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beş yıllık zarar son bulurken 811 milyonluk kâr korunur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otobus-kazalari-onlenebilir-mevzuat-degisikligi-ve-kamusal-denetim-sart-87174</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otobüs kazaları önlenebilir, mevzuat değişikliği ve kamusal denetim şart!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makina Mühendisleri Odası, araçların teknik güvenliğinden sürücü çalışma sürelerine, yangın önleme sistemlerinden araç muayenelerine kadar kapsamlı önlemler çağrısı yapıyor. Oda, ulaşımda “sıfır kaza, sıfır ölüm” hedefi için mevzuatın güncellenmesini ve kamusal denetimin güçlendirilmesini istiyor.</strong></p>
<p>Üyesi olmaktan onur duyduğum Makina Mühendisleri odası mesleki çalışmaların yansıra toplumsal olaylara da duyarlılık göstermekte görüşlerini ve önerilerini kamuoyuna açıklamaktadır.</p>
<p>TMMOB Makina Mühendisleri Odası Genel Başkanı Yunus Yener, bu bağlamda otobüs kazaları konusunda Odanın görüş ve önerilerini kamuoyuna açıklamakta.</p>
<p>Odamızın üyesi olma sorumluluğum gereği yapılan bu önemli açıklamayı bilgilerinize sunuyorum.</p>
<p>Yunus başkanın açıklama şöyle;</p>
<p>“Öncelikle belirtmek isteriz ki yolcu taşımacılığı kamusal bir nitelik taşımakta ve kamu tarafından verilen ruhsatlarla tahsis edilmektedir. Bu alanın düzenlenmesi ve denetimi kamu eliyle yürütülmeli insanların can ve mal emniyetini sağlayıcı her türlü tedbir önemle takip edilmelidir.</p>
<p>TÜİK’in 2025 yılı resmi verilerine göre Türkiye’de 288 bin 321 ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş, 6 bin 35 kişi hayatını kaybetmiş, 403 bin 937 kişi yaralanmıştır.</p>
<p>Ölümlerin yüzde 42,8’inin yerleşim yeri dışı vakalarda olması, şehirlerarası yolcu</p>
<p>Taşımacılığında araç, sürücü ve denetim güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı’nın 2026 yılı Ocak-Temmuz dönemi verileri, otobüslerin karıştığı ölümlü-yaralanmalı kazaların devam ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu veriler, otobüslerde teknik güvenlik, yangın önleme ve araç muayene/denetim sistemlerinin güçlendirilmesinin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye trafik kazalarında 100 bin araç başına düşen ölü sayısında Avrupa’da birincidir.</p>
<p> Bu durum sadece “sürücü dikkatsizliği” ile açıklanamayacak kadar sistemik sorunlara işaret</p>
<p>etmektedir.</p>
<p>12.08.2024 tarihli basın açıklamamızda da vurguladığımız gibi, sürücüler sorumluluk zincirinin en son ve en zayıf halkasıdır; ancak maalesef ceza alan neredeyse tek unsurdur.</p>
<p>Sürücülerin dikkatli olması elbette önemlidir, ancak güvenli taşımacılığın temel şartları araçların periyodik bakımlarının üreticinin ön gördüğü standartlarda yapılması, fren sistemi, lastik durumu, sürüş destek, aydınlatma vb. sistemlerinin doğru çalışmasıdır.</p>
<p>Bunların yanı sıra sürücülerin yasal sürüş sürelerine uyması ve düzenli dinlenmesi de hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Otobüs yangınları önlenebilir, yapılacaklar da bellidir! </strong></p>
<p>Çarpışma sonrası yangınlar can kaybını artıran önemli etkenler arasındadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalar ve istatistikler, otobüs yangınlarının yüzde 75 gibi yüksek bir oranda motor odasından başladığını göstermektedir.</p>
<p>Motorlardaki emisyon seviye kısıtlamaları nedeniyle oluşan daha yüksek işletme sıcaklıkları ve motor bölmelerinin daha iyi izole edilmiş olması nedeniyle artan bileşen sıcaklıkları yangın riskini artırmaktadır.</p>
<p> Bu yangınların önlenmesi için Odamız birçok uyarıda bulunmuş, araç bakım süreçlerine, araç muayenesinin nasıl olması gerektiğine ve araç denetimlerine dair çözüm önerileri sunmuştur.</p>
<p>(Yangın Güvenliğine İlişkin Teknik Önerilerimiz).</p>
<p><strong>Taşımacılıkta “Sıfır kaza, sıfır ölüm” hedeflenmelidir</strong></p>
<p>Makina Mühendisleri Odası olarak, özellikle otobüs/servis yolculuğunda hedefin “sıfır ölüm” olması gerektiğini defalarca dile getirdik. Bu hedef, sanıldığının aksine ulaşılamaz değildir.</p>
<p>Alınacak basit ve kapsamlı önlemlerle bu hedefe yaklaşmak mümkündür:</p>
<ol>
<li><strong> Zorunlu güvenlik teknolojileri</strong></li>
</ol>
<p>Avrupa Birliği’nde uzun yıllardır uygulanan “Güvenli Sistem–Vision Zero” yaklaşımı, sürücünün hata yapabileceği kabulüyle hareket eder. Otomatik Acil Frenleme Sistemi (AEBS), Elektronik Denge Kontrolü (ESC), Akıllı Hız Destek Sistemi (ISA), Şerit Takip ve Şerit Koruma Sistemleri, yorgunluk takibi ve benzeri teknolojilerin otobüsler ve servis araçlarında zorunlu hale getirilmesi, yaşanan kazaların büyük bir kısmını önleyecektir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Hız sınırlamaları ve denetim</strong></li>
</ol>
<p>Ticari taşıtlarda hız sınırlayıcıların aktifliği izlenebilir olmalı, araç muayenelerinde bu donanımlarla ilgili eksiklikler “Ağır Kusur” olarak değerlendirilmelidir. Takograf denetimleri etkinleştirilmeli, sürücülerin son 28 günlük çalışma süreleri ve takograf manipülasyonları izlenebilir olmalı ve düzenli olarak kontrol edilmelidir<strong>.</strong></p>
<ol start="3">
<li><strong> Araç muayene ve denetim sisteminin iyileştirilmesi</strong></li>
</ol>
<p>Ülkemizdeki araç muayenesi, muayene mevzuatının hazırlandığı 2004 yılında AB’de devrede olan 96/96/EC teknik mevzuatına göre “Çabuk, Basit ve Ucuz” olmak zorunda olan bir muayene şeklidir. 2004 yılından sonra AB araç muayenesi mevzuatında iki kez değişiklik olmuştur: 2009/40/EC ve 2014/45/EC. <strong>Ülkemiz bu mevzuatlara taraf olmamıştır. </strong></p>
<p><strong>Toplu taşıma araçları için araç muayenesi acilen AB seviyesine çıkarılmalı ve 2 ana periyodik muayene</strong> <strong>arasına yetkili veya yetkilendirilmiş servislerde OBD ile ilave teknik</strong> <strong>denetim uygulaması </strong>getirilmelidir.</p>
<p>Daha önce yukarıda bahsedilen diğer sistemler gibi, özellikle Motor Odası Otomatik Yangın Algılama/Uyarı Sistemleri ile Motor Odası Otomatik Yangın Söndürme Sistemlerinin<strong> denetimi</strong>, üreticisinde veya servisinde <strong>Odamız tarafından yetkilendirilmiş uzman makina mühendislerinin gözetiminde</strong> <strong>6 ayda bir yapılacak ilave teknik denetimler </strong>ile güvence altına alınmalı ve belgelendirilmelidir<strong>. </strong></p>
<p>Araç muayenesinde<strong> belgesi olmayan araçlar ile Motor Odası Otomatik Yangın Algılama ve Söndürme Sistemleri’nin bulunmaması</strong> veya faal durumda olmaması da<strong> “Ağır Kusurlu”</strong> sayılmalıdır<strong>.</strong></p>
<ol start="4">
<li><strong> Sürücü çalışmasının izlenmesi</strong></li>
</ol>
<p>Sürücülerin yasal sürüş sürelerine uyması ve düzenli dinlenmesinin takibi için izlenebilir sistem kurulmalı ve “İşletme”yi sorumlu tutan, istismarı önleyici tedbirler alınmalı ve katı kurallar getirilmelidir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Ulaşım politikalarında köklü değişim</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye’de ulaşım politikası yıllardır ağırlıkla karayollarının geliştirilmesine dayalıdır.</p>
<p>Oysa <strong>karayolu ulaşımı</strong> çevre kirliliği, arazi israfı ve maliyetlerin yanı sıra kazalar açısından diğer ulaşım türlerine göre çok daha dezavantajlıdır.</p>
<p><strong>Yolcu ve yük taşımacılığında deniz ve demiryollarına ağırlık</strong> veren, toplu taşımacılığı önceleyen bir Ulaşım Master Planı oluşturulmalı ve acilen hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Özellikle belirtmek isteriz, <strong>kontrol ve denetim kamusal bir görevdir.</strong></p>
<p><strong> Piyasanın ve kişilerin</strong> <strong>inisiyatifine bırakılamaz</strong>.</p>
<p> Şehir içi ve şehirlerarası yolcu taşımacılığından sorumlu <strong>yerel idareler ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı</strong>, motorlu araçların mevzuatlara göre tasarım ve üretimini gerçekleştiren <strong>Makina ve Otomotiv Mühendisleri</strong> ve bu mesleğin örgütü olan <strong>Makina Mühendisleri Odası’nın mesleki çalışmalarını ve önerilerini</strong> dikkate almalıdır.</p>
<p> Otobüs ve diğer servis araçlarının işletme/bakım süreçlerinin mevzuatlara uygunluğunun denetlenmesi konusunda Odamız her türlü iş birliği ve görevlendirmeye hazırdır.</p>
<p>Karayollarında güvenli seyahat edebilmek temel bir insan hakkıdır.</p>
<p>2024’te söylediklerimiz hâlâ yaşanan acı olaylarla ne yazık ki tekrar tekrar doğrulanmaktadır. Kamu idaresini, belirttiğimiz sistemik eksikleri, ihmalleri ve denetim yetersizliklerini gidermeye, ölümleri kader olmaktan çıkarmaya ve “Sıfır Kaza, Sıfır Ölüm” hedefi doğrultusunda somut adımlar atmaya, göreve davet ediyoruz.</p>
<p>Makina Mühendisleri Odası olarak, ülkemizde güvenli ulaşım için yapılacak her türlü çalışmaya katkı sunmaya hazır olduğumuzu bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunarız.” diyor Yunus başkan ..</p>
<p>Sonuç olarak:</p>
<p><strong>Otobüs Kazaları” Önlenebilir! </strong></p>
<p><strong>Mevzuat Değişikliği ve Kamusal Denetim Şarttır!</strong> Mottosuyla yazımı sonlandırmak isterim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otobus-kazalari-onlenebilir-mevzuat-degisikligi-ve-kamusal-denetim-sart-87174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otobüs kazaları önlenebilir, mevzuat değişikliği ve kamusal denetim şart! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butce-hazirligi-kar-mi-nakit-mi-oncelik-olmali-87172</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 bütçe hazırlığı kâr mı, nakit mi öncelik olmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BÜLENT GÖRER - </strong><strong>Yeminli Mali Müşavir – Bağımsız Denetçi - </strong><strong>TRASTA </strong></p>
<p>Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Önümüzde 2027–2029 dönemine ilişkin yeni bir makroekonomik yol haritası var. OVP açıklandığında doğal olarak ilk tartışmalar enflasyon ve büyüme hedefleri üzerinden yapılıyor. Bunlar kuşkusuz önemli. Ancak ben mesleğim gereği konuya biraz daha şirketlerin, CFO'ların ve şirket sahiplerinin tarafından bakmak istiyorum. Çünkü eylül ayına girdik. Çok yakında şirketlerde 2027 bütçe çalışmaları başlayacak ve masaya oturduğumuzda karşımıza çok daha somut bir soru çıkacak:</p>
<p><strong>2027 bütçesini hangi rakamlarla yapacağız?</strong></p>
<p>OVP bize nasıl bir 2027 bütçesi resmi anlatıyor, önce temel göstergelere bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa240cd9a454-1789018317.png" alt="" width="607" height="227" />Tablo bize genel olarak olumlu yönde ilerleyen bir patika çiziyor: Enflasyon düşüyor, büyüme hızlanıyor, cari açığın milli gelire oranı azalıyor ve enerji fiyatlarında normalleşme öngörülüyor.</p>
<p>Şirketler açısından mesele ise bu makro çerçeveyi kendi bütçelerine nasıl taşıyacakları.</p>
<p><strong>Bütçeye enflasyonu %21 mi alalım?</strong></p>
<p>OVP'de 2027 yılsonu enflasyon hedefi %21.Bu rakam şirket bütçeleri açısından kuşkusuz önemli bir referans noktası. Anca bütçe açısından yılsonu enflasyonu kadar yıl içerisindeki enflasyon patikası ve yıllık ortalama enflasyon da önemli. Çünkü şirketin satışları ve maliyetleri 31 Aralık günü bir defada oluşmuyor, on iki ay boyunca oluşuyor. Bu nedenle 2027 bütçelerinde OVP hedefini ana referans olarak almakla birlikte farklı enflasyon gerçekleşmelerinin şirket üzerindeki etkisini de görmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle bütçe uzmanlarına ve yöneticilerine üç senaryo çalışmalarını öneriyorum:</p>
<p><strong>İyimser senaryo: %18–21<br />Baz senaryo: %21–25<br />Stres senaryosu: %28–30</strong></p>
<p>Burada amaç varsayımlar farklı gerçekleştiğinde şirketin gelir tablosunun, bilançosunun ve nakit akışının bundan nasıl etkileneceğini önceden görerek, geleceği tahmin etmenin yanısıra farklı gelecek ihtimallerini de karar vericilere sunmaktır.</p>
<p><strong>Ücret bütçesi ayrıca çalışılmalı</strong></p>
<p>2027 bütçelerinin önemli başlıklarından birinin ücretler olacağını düşünüyorum. OVP'deki %21 yılsonu enflasyon hedefi ücret bütçesi açısından da önemli bir referans olacaktır. Ancak şirketlerin personel giderlerini oluştururken yalnızca yılsonu enflasyonunu dikkate almaları yeterli olmayabilir. Çünkü ücretleri belirleyen başka unsurlar da var: Geçmiş dönem enflasyonu, asgari ücretteki gelişmeler, sektörel ücret seviyeleri, nitelikli çalışanları elde tutma ihtiyacı, yeni çalışan bulmanın maliyeti ve şirket içindeki ücret dengeleri bunlardan bazıları.</p>
<p>Ayrıca yılsonu enflasyonu ile şirketin yıl boyunca taşıyacağı ortalama personel maliyeti aynı kavramlar değil. Dolayısıyla personel bütçesinin, OVP enflasyon hedefini önemli bir referans olarak almakla birlikte, şirketin kendi sektörü ve insan kaynağı yapısına göre ayrıca modellenmesini daha sağlıklı buluyorum. Özellikle nitelikli iş gücünün yoğun olduğu sektörlerde ücret artışlarının genel enflasyon patikasından farklılaşabileceği senaryoların da dikkate alınması faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Büyüme </strong></p>
<p>OVP 2027'de Türkiye için %4,2 büyüme öngörülüyor. Bu şirketler açısından önemli bir gösterge.</p>
<p>Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde dikkat etmemiz gereken bir başka konu var: <strong>nominal büyüme ile reel büyüme arasındaki fark. </strong>Örneğin satışlarımız %30 artarken fiyatlarımız ortalama %25 yükselmişse şirketimiz reel olarak %30 büyümüş değildir.</p>
<p>Bu nedenle 2027 bütçelerinde yönetim kurullarına iki ayrı büyüme rakamının sunulmasının yararlı olduğunu düşünüyorum: 1) <strong>Nominal büyüme ve 2) Reel büyüme.</strong></p>
<p>Böylece ciro artışının ne kadarının fiyatlardan, ne kadarının gerçek satış hacmi ve faaliyet büyümesinden geldiğini daha doğru okuyabiliriz.</p>
<p><strong>Petrol fiyatlarının etkisi </strong></p>
<p>2027 için önemli küresel varsayımlardan biri Brent petrol fiyatı. OVP'de 2027 için yaklaşık <strong>76 dolar/varil</strong> seviyesinde bir Brent varsayımı bulunuyor.</p>
<p>Petrol fiyatı şirketler açısından yalnızca akaryakıt giderini etkilemiyor elbette. Petrol yükseldiğinde ulaştırma ve lojistik maliyetleri, petrokimya ve plastik hammaddeleri, enerji yoğun üretim maliyetleri ve ithalat faturası etkileniyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki değişim makroekonomik tabloyu okurken; cari açık, enflasyon, kur ve dolayısıyla finansman koşulları üzerinde dolaylı etkiler oluşabiliyor. Bu nedenle özellikle enerji ve petrole duyarlı sektörlerde petrol fiyatını da senaryo bazında bütçeye dahil etmekte fayda görüyorum. Örneğin:</p>
<p><strong>İyimser: 65–70 dolar<br />Baz: 75–80 dolar<br />Stres: 95–100 dolar ve üzeri</strong></p>
<p>Önemli olan petrolün hangi seviyede olacağını tam olarak tahmin etmekten çok, 100 dolarlık petrolün şirketimizin maliyetlerine ve nakit ihtiyacına ne yapacağını önceden görebilmek.</p>
<p><strong>Altın fiyatlarındaki değişim risk göstergesi olarak izlenmeli </strong></p>
<p>Altın ilk bakışta birçok şirketin bütçesiyle doğrudan ilgili görünmeyebilir. Oysa altın aynı zamanda küresel risk algısının önemli göstergelerinden biri. Son zamanlarda Hollanda’nın ABD’den altınlarını Londra’ya çektiğine yönelik haberler bile küresel jeopolitik kararlarda etkisi olduğu yazıldı.</p>
<p>Jeopolitik risklerin yükselmesi, para politikalarına ilişkin beklentiler, merkez bankalarının rezerv tercihleri ve yatırımcıların güvenli liman arayışı altın fiyatlarını etkiliyor. Bu nedenle altını doğrudan girdi olarak kullanmayan şirketler açısından bile altın fiyatındaki hareketleri bir <strong>risk göstergesi</strong> olarak izlemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>2027 için burada da tek bir rakam yerine senaryo yaklaşımı ile risk seviyesi izlenebilir:</p>
<p><strong>Normalleşme: 3.800–4.200 $/ons<br />Baz: 4.200–4.700 $/ons<br />Jeopolitik stres: 5.000 $/ons ve üzeri</strong></p>
<p>Kuyumculuk, mücevher, elektronik ve altını doğrudan girdi olarak kullanan sektörlerde etkisi doğrudan maliyetlere yansıyacaktır. Diğer sektörlerde ise altındaki güçlü hareketler küresel risk iştahı, dolar, faizler ve sermaye hareketleri açısından önemli bir sinyal olabilir.</p>
<p><strong>Faiz -finansman gideri etkisi</strong></p>
<p>Enflasyonun gerilemesi para politikasında faiz indirimlerine alan açabilir. Ancak şirket bütçelerinde sadece politika faizine bakmak yeterli olmayacaktır. Bankaların fonlama maliyetleri, kredi koşulları, şirketin risk primi, kredi vadesi ve bankaların uyguladığı marjlar şirketlerin gerçek finansman maliyetini belirliyor. Bu nedenle 2027 bütçelerinde finansman giderini de farklı faiz senaryoları ile test etmekte fayda var. Genelde bütçe EBITDA hesabı ile bitiyor, altındaki kalemler ise tahmin edilemezmiş gibi öteleniyor veya piyasa seyrine bırakılıyor. Ben bütçe yaparken burada özellikle bir noktayı önemsiyorum: Bütçe EBITDA'da bitmemeli.</p>
<p>EBITDA'dan sonra finansmana ne kadar ödediğimizi ve sonuçta şirketin ne kadar nakit yarattığını da görmeliyiz.</p>
<p><strong>Dolar/TL kur tahmini</strong></p>
<p>Her bütçe döneminde en fazla karşılaştığım sorulardan biri bu: <strong>“Doları kaç alalım?”</strong></p>
<p>Keşke cevabı tek bir rakam olsa…</p>
<p>Kur üzerinde enflasyon farkının yanında cari açık, enerji fiyatları, sermaye girişleri, rezervler, faiz farkı ve küresel risk iştahı gibi birçok değişken etkili. Bu nedenle özellikle döviz borcu bulunan veya ithalata bağımlı şirketlerde tek bir kur varsayımıyla yetinmemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Baz senaryonun yanında kurun beklenenden daha yüksek gerçekleştiği durumda; <strong>brüt kârın, EBITDA'nın, finansman giderinin, işletme sermayesinin ve nakdin </strong>nasıl değiştiğini de görmeliyiz.</p>
<p><strong>Büyümenin görünmeyen maliyeti ise İşletme sermayesinde meydana gelen değişimlerdir. Biz şirket değerlemesi yaparken dahi bu değişimi dikkate almak durumundayız ki, serbest nakit akımlarını etkilemesi sebebiyle şirket değerine etkisi çoktur. Bu sebeple, </strong>2027 bütçelerinde üzerinde özellikle durmamız gereken konulardan biri işletme sermayesi.</p>
<p>Şirket büyüdükçe genellikle daha fazla stok taşır, daha fazla alacağı finanse eder ve daha fazla hammadde satın alır. Dolayısıyla büyüme nakit ister. Üstelik bunu yüksek finansman maliyetlerinin devam ettiği bir ortamda yapıyorsanız ilginç bir tabloyla karşılaşabilirsiniz: Ciro büyür, EBITDA büyür, Kâr büyür ama kasadaki para azalabilir.</p>
<p>Bu nedenle gelir tablosunun yanına mutlaka; net işletme sermayesi, net borç ve serbest nakit akışını koymamız gerekiyor. Bir şirketin kârlı olması çok önemlidir. Pamukbank’ta çalıştığım yıllarında bize öğretilen motto “Karlılık içinde Büyüme” idi, buna bir küçük düzeltme müsaadenizle ben yapayım “Karlılık için büyüme !”.</p>
<p>Ancak kârın ne zaman ve ne ölçüde nakde dönüştüğü de en az kârlılık kadar önemli.</p>
<p><strong>Peki, 2027 bütçesi için ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bütün bunları bir araya getirdiğimde 2027 bütçeleri için birkaç basit önerim var.</p>
<p>1- OVP'yi ana makroekonomik referans olarak kullanalım.</p>
<p>2- Tek tahmin yerine iyimser, baz ve stres senaryolarımızı oluşturalım.</p>
<p>3- Enflasyon, kur, faiz, ücretler, petrol ve enerji fiyatları değiştiğinde şirketimizin ne kadar kâr edeceğinin yanında ne kadar nakde ihtiyaç duyacağını da hesaplayalım.</p>
<p>4- Ve belki de bütçeleme yöntemimizi biraz değiştirelim. Dinamik bütçe yöntemine geçelim. Yıllık bütçemizi yapalım; ancak üç ayda bir geleceği yeniden bütçeleyelim. Mart, haziran ve eylül sonlarında sadece “bütçeden ne kadar saptık?” sorusunu sormayalım. Şunu da soralım: “Bugün elimizdeki bilgilerle yılın kalanını yeniden bütçeleseydik hangi varsayımları değiştirirdik?”</p>
<p>Böylece bütçe geçmişi ölçen statik bir rapor olmaktan çıkar ve geleceği yönetmek için kullanılan dinamik bir yönetim aracına dönüşür.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong>Kârı yönetmek kadar nakdi de yönetmenin önemli olduğu bir dönemdeyiz. Uzun yıllar finans yöneticiliği yaptıktan ve çok sayıda şirketin finansallarını inceleme fırsatı bulduktan sonra giderek daha fazla önem verdiğim konu nakit akışı oldu.</p>
<p>Ciro önemli.</p>
<p>EBITDA önemli.</p>
<p>Kâr önemli.</p>
<p>Ama şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayan sonuçta nakit.</p>
<p>Bu nedenle nakit akışını sadece yıllık bütçenin sonunda çıkan bir rakam olarak görmemek gerekiyor. Hangi müşteriden hangi tarihte tahsilat gelecek? Tedarikçi ödemeleri ne zaman yapılacak? Maaş, vergi ve SGK ödemeleri hangi günlerde yoğunlaşıyor? Kredi taksitleri ne zaman? Yatırımlar hangi dönemde nakit çıkışı yaratacak?</p>
<p>Bütün bunları aynı yerde görebildiğimizde şirketin gerçek finansal fotoğrafını çok daha net okuyabiliriz.</p>
<p>Ben bunu biraz “nakit akışını nakış gibi işlemek” olarak görüyorum. Çünkü iyi nakit yönetimi gerçekten de ince bir işçilik gerektiriyor. Tahsilatı, ödemeyi, yatırımı, krediyi ve işletme sermayesini tek tek bir araya getirip zamanlamasını doğru yapmak gerekiyor. Bazen nakıştaki küçük bir ilmek bütün deseni etkileyebiliyor.</p>
<p>Belki de 2027'de CFO'ların ve şirket yöneticilerinin üzerinde en fazla durması gereken konulardan biri bu olacak: Kârı yönetmek kadar, nakdi de nakış gibi ince ince işlemek.</p>
<p>Sonuçta 2027 bütçesini hazırlarken soracağımız soru yalnızca; “Ne kadar büyüyeceğiz ve ne kadar kâr edeceğiz?” olmamalı.</p>
<p>Buna iki soru daha ekleyerek yazının başlığının hakkını vermeye çalışalım:</p>
<p>“Bu büyümeyi ne kadar işletme sermayesiyle finanse edeceğiz?”</p>
<p>ve</p>
<p>“Yarattığımız kâr ne zaman nakde dönüşecek?”</p>
<p>Ben 2027 bütçelerinde en fazla bu iki sorunun peşinden giderdim.</p>
<p>Çünkü şirket yönetiminde rakamların sonunda dönüp dolaşıp geldiği yer aynıdır: Nakit.</p>
<p>Ve nakit akışı, gerçekten de nakış gibi ince ince işlenmesi gereken bir iştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butce-hazirligi-kar-mi-nakit-mi-oncelik-olmali-87172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 bütçe hazırlığı kâr mı, nakit mi öncelik olmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dar-mukellef-kurumlarda-kurum-kazanci-87171</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dar mükellef kurumlarda kurum kazancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde hangi kuruluşların kurumlar vergisine tabi olduğu sayılmıştır. Anonim şirketler. limitet şirketler ve diğerleri. Kurumlar vergisi mükellefleri de tam ve dar mükellefler olarak ayrılmıştır.</p>
<p>Kanunun 3’üncü maddesine göre kanunun 1’inci maddesinde sayılan kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler. Kanunun 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilirler. Dar mükelleflerin kurum kazancının hangi kazanç türlerinden oluşabileceği kanunun 3’üncü maddesinde belirtilmiştir. Bugün yazımızda dar mükelleflerin safi kazancı üzerinde duracağız, gelecek yazılarımızda dar mükellefleri vergilemesinin diğer esasları üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>a) Dar mükelleflerin kurum kazancı</strong></p>
<p>Safi Kurum Kazancı; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 22’nci maddesinde dar mükellef kurumların vergilendirilmesiyle ilgili olarak aşağıdaki düzenlemelere yer verilmiştir.</p>
<p><strong>i)</strong> <strong>Kurum kazancının tespiti</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kanunun 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği belirtilmiştir. Buna göre, kanunun 1’inci maddesinde sayılan kurumlar, kanuni ve iş merkezlerinin Türkiye’de bulunup bulunmama durumuna göre tam mükellefiyet veya dar mükellefiyet esasında vergilendirilecektir. Kanuni merkezden maksat, vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. İş merkezi olarak ise iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve yönetildiği merkez olarak nitelenmektedir. Kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceklerdir. Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre vergileme yapılabilmesi için safi kurum kazancının tespit edilmesi gerekmektedir. Safi kurum kazancı, mükelleflerin hasılatlarından bu kanuna göre indirebilecekleri gider veya maliyet unsurları ile diğer indirimleri düşmeleri ve indirimi kabul edilmeyen giderleri ilave etmeleriyle bulunmaktadır.</p>
<p><strong>ii) Kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar </strong></p>
<p>Dar mükellefiyette kurum kazancı aşağıdaki kazanç ve irat kalemlerinden oluşmaktadır. Bu kazanç unsurlarından gider ve maliyetlerin indirilmesi, kanunen indirimi kabul edilmeyen gider ve maliyet unsurlarının ilave edilmesi suretiyle kurumlar vergisi hesaplanacak vergi matrahına ulaşılacaktır. Kazanç ve iratlar:</p>
<p>- Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar (Bu şartları taşısalar bile kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye’de satın aldıkları malları Türkiye’de satmaksızın yabancı ülkelere göndermelerinden doğan kazançlar, Türkiye’de elde edilmiş sayılmaz. Türkiye’de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının ya da her ikisinin Türkiye’de olması veya satış sözleşmesinin Türkiye’de yapılmasıdır.).</p>
<p>- Türkiye’de bulunan zirai işletmeden elde edilen kazançlar</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen serbest meslek kazançları</p>
<p>- Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen diğer kazanç ve iratlar. Bu maddede belirtilen kazanç ve iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır. Dar mükellefiyette kurum kazancı aşağıdaki kazanç ve iratlardan oluşur.</p>
<p><strong>ii)</strong> <strong>Ticari kazançlar</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar, dar mükelleflerin kazanç unsurlarından birini oluşturmaktadır. Ancak, anılan şartları taşısalar dahi kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye’de satın aldıkları malları Türkiye’de satmaksızın yabancı memleketlere göndermelerinden doğan kazançlar Türkiye’de elde edilmiş sayılmayacaktır. Türkiye’de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının veya her ikisinin Türkiye’de olması veya satış akdinin Türkiye’de yapılmasıdır.</p>
<p>Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlarca Türkiye’de yalnızca mal teminine yönelik bir işyeri oluşturulması veya daimi temsilci bulundurulması ve bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla temin edilen malların Türk iç pazarına sunulmayarak yabancı memleketlere gönderilmesi halinde, teknik olarak Türkiye’de elde edilmiş bir kazançtan söz edilemeyecek ve vergi doğmayacaktır. Ancak, malların bozulmasını engelleyen (ilaçlama, dondurma, yıkama vb.) veya nakliyesi için zorunluluk arz eden işlemler (çuvallama, kolileme vb.) gibi malın niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmayan, malı başka bir ürüne dönüştürmeyen ve katma değer yaratmayan işlemler dışında bir işleme tabi tutulduktan sonra yurt dışına gönderilmesi halinde, bentte yer alan ihracat muaflığından yararlanılması mümkün olmayacaktır. İşlemin, Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilci ile kurumun ana merkezi arasında yapılması gerekeceğinden faturanın da ana merkeze kesilmesi gerekmektedir.</p>
<p> Ancak, faturası ana merkeze kesilen söz konusu malın, bu merkezin yurt dışındaki başka bir şubesine gönderilmesi, bu muaflıktan yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir.</p>
<p><strong>iv) Zirai işletmelerden elde edilen kazançlar</strong></p>
<p>Türkiye’de bulunan zirai işletmeden elde edilen kazanç Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazancın belirlenmesi ile ilgili hükümleri çerçevesinde vergiye tabi tutulur. Dar mükellef yabancı kurumların Türkiye’de zirai kazanç elde edebilmeleri için her şeyden önce Türkiye’de bir zirai işletmenin varlığı gerekmektedir. Zirai işletmenin varlığı hususunda ise Vergi Usul Kanunu’nun iş yeri tanımı ile ilgili 156’ncı maddesindeki hüküm dikkate alınacaktır.</p>
<p><strong>b) Serbest meslek kazançları</strong></p>
<p>Serbest meslek faaliyeti, esas itibarıyla gerçek kişilerce icra edilen ve Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde tanımlanan faaliyet türüdür. Dar mükellef kurumların bu tür kazanç elde etmeleri ise istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile olmaktadır. Serbest meslek kazançlarının Türkiye’de elde edilmiş sayılması için serbest meslek faaliyetinin Türkiye’de icra edilmesi veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Türkiye’de değerlendirme, ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır.</p>
<p>Yabancı kurumların Türkiye’de ücret geliri elde etmesi, istihdam ettiği bir personeli Türkiye’de yapılacak bir iş için tahsis etmesi, bu şahsın yabancı kuruma bağlı olarak Türkiye’de hizmet vermesi veya ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılması suretiyle olmaktadır. Bu şekliyle dar mükellef kurumların elde ettiği ücret ile serbest meslek kazancı arasında genelde bir fark bulunmamaktadır. Dar mükellef kurumun, Türkiye’de hizmet ettiği kurum ya da kişiye bağımlı olmasının mümkün olamayacağı dikkate alınarak kurumun yalın anlamıyla ücret elde etmesi olanaksızdır. Dolayısıyla önceki Kanunun uygulanmasında ücret kazancı grubunda değerlendirilen kazançlar, 5520 sayılı Kanun’un uygulanmasında serbest meslek kazancı olarak değerlendirilecektir.</p>
<p> Dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları, kanunun 30’uncu maddesi uyarınca vergi kesintisine tabi tutulacaktır. Serbest meslek kazancının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla ticari kazanç elde eden dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları bulunması halinde, dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisi vasıtasıyla elde ettiği kazanç ve iratlar ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden, bu serbest meslek kazancı üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılmayacaktır. Türkiye’de işyeri veya daimi temsilcisi bulunmayan ya da işyeri veya daimi temsilcisi bulunmakla birlikte bunlarla ilişkili olmaksızın Türkiye’de serbest meslek faaliyeti icra eden veya bu faaliyeti Türkiye’de değerlendirilen kurumların, yıllık beyanname vermeleri halinde, kesilen bu vergiler beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilebilecektir.</p>
<p><strong>c) Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar</strong></p>
<p> Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar, dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar arasında sayılmıştır. Bunlar, dar mükellef kurumların gayrimenkul sermaye iradı niteliğindeki kazançlarıdır. Bu tür kazançların elde edilmiş sayılması için taşınmaz ve taşınır malların Türkiye’de bulunması ve bu mal ve hakların Türkiye’de kullanılması veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>d) Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları</strong></p>
<p>Dar mükellef kurumların Türkiye’de menkul sermaye iradı elde etmelerinin tek koşulu sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olmasıdır. Sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olması demek, Türkiye’ye sermaye olarak getirilmesi, Türkiye’de borç olarak verilmesi veya benzeri şekillerde Türkiye’de nemalandırılmasıdır. Yatırılmış bulunan bu sermaye karşılığında elde edilen kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratlar, dar mükellef kurumun Türkiye’de elde ettiği menkul sermaye iradı olacaktır.</p>
<p>Menkul sermaye iradının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’de işyeri veya daimi temsilci bulunduran ve bu yerlerde veya bu temsilciler aracılığı ile yapılan işlemlerden elde edilen menkul sermaye iratları, ticari kazanç hükümlerine göre ve Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesine ilişkin olarak yayımlanan 257 ve 258 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğleri’nde yer alan açıklamalar uyarınca vergilendirilecektir.</p>
<p>Bu itibarla, Türkiye’de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir kurumun menkul sermaye iradı elde etmesi halinde, bu kazançların vergilendirilmesiyle ilgili ödevler, yabancı kuruma iradı sağlayanlar veya sağlanmasına aracılık edenler tarafından yerine getirilecektir.</p>
<p><strong>Türkiye’de elde edilen diğer kazanç ve iratlar</strong></p>
<p>Diğer kazanç ve iratların Türkiye’de elde edilmiş sayılması için kazanç ve iradı doğuran kıymetin Türkiye’de bulunması, iş veya işlemlerin Türkiye’de yapılması veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekmektedir</p>
<p><strong>Dar mükellef kurum kazancının tespitinde ayrıca indirilemeyecek giderler</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 22’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, dar mükellefiyette safi kurum kazancının tespitinde kabul edilmeyen indirimler ayrıca düzenlenmiştir. Dar mükellef kurumun Türkiye’de ticari veya zirai bir faaliyeti var ise safi kurum kazancı, kural olarak tam mükellefiyette uygulanan esaslara göre hesaplanacaktır.</p>
<p> Aşağıdaki giderlerin indirimi, dar mükellef kurumlar için kabul edilmemiştir:</p>
<p>- Ana merkezin veya Türkiye dışındaki şubelerin Türkiye’deki dar mükellef kurumlar hesabına yaptıkları alım-satımlar için dar mükellefin ana merkeze veya Türkiye dışındaki şubelere verdiği faizler, komisyonlar ve benzerleri kurum kazancının tespitinde indirilemeyecektir.</p>
<p> - Ana merkezin veya Türkiye dışındaki şubelerin genel yönetim giderlerine veya zararlarına katılmak üzere ayrılan paylar kurum kazancının tespitinde indirilemeyecektir.</p>
<p> Söz konusu genel yönetim giderlerine veya zararlarına katılmak için ayrılan paylardan, Türkiye’deki kurumun kazancının elde edilmesi ve idamesi ile ilgili olan ve emsallere uygunluk ilkesi uyarınca belirlenecek dağıtım anahtarlarına göre ayrılan paylar ile Türkiye’deki kurumun denetimi için yabancı ülkelerden gönderilen yetkili kimselerin seyahat giderlerinin indirimi kabul edilecektir.</p>
<p>Buna göre, söz konusu giderler, Türkiye’deki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak zorundadır. Ayrıca, bu giderlerin Türkiye’deki kazanca isabet eden kısmının belirlenmesinde kullanılan dağıtım anahtarının emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir. Emsallere uygunluk ilkesi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı maddesine uygun olarak belirlenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dar-mukellef-kurumlarda-kurum-kazanci-87171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dar mükellef kurumlarda kurum kazancı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-rakamlari-neyi-ima-ediyor-87169</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP rakamları neyi ima ediyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçen seneki OVP’ye göre 2026’da büyüme %3,8, TÜFE %16, cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Yeni OVP’de ise 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade ediliyor; üç göstergede de önemli fark bulunuyor.</strong></p>
<p>Orta Vadeli Programlar (OVP) genellikle bir niyetler manzumesi olarak okunur. Önceki seneki programdaki hedeflerle sonraki senenin gerçekleşmeleri arasında neredeyse her zaman menfi yönde gerçekleşmeler olduğu sır değil. Nitekim, bu sene de öyle olmuş. Geçen seneki OVP’ye göre bu sene büyüme %3,8, TÜFE %16 ve cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Bu seneki OVP’de ise bu göstergelerdeki 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade edilmekte. Her üç göstergede de önemli farklılıklar söz konusu.</p>
<p>Tabii ki, bu sene bu farklılıkları yaratan bazı dışsal sebepler olduğu muhakkak. Bunlardan en önemlisi geçen sene 65 dolar olarak öngörülen ortalama petrol fiyatı. Yeni OVP’de bu seneki ortalama petrol fiyatının 88 dolar olacağı öngörülüyor. %35’in üzerinde bir fark. Ancak OVP’ye göre bu artışın dış ticaret dengesine yansıması aynı oranlarda olmayacak. Toplam net enerji ithalatımızda artış %13,5 ile sadece 7,5 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. (Bunun birden fazla sebebi var. Bu sene hidroelektrik santrallerinin daha verimli kullanılabilmesi bunlardan biri.)</p>
<p><strong>Cari açık hesabında </strong><strong>19,7 milyar dolarlık soru</strong></p>
<p>Geçen OVP’de 2026 için altın ithalatının dış açığa etkisi 16,3 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu sene bu etkinin gerçekleşme tahmini ise 14,3 milyar dolar. Buna rağmen geçen seneki tahminlere oranla dış ticaret açığı 96 milyardan 105 milyara, cari işlemler açığı ise 22,3 milyar dolardan 47,5 milyar dolara yükseliyor. Bu farkın 5,5 milyar dolarının altın ve enerjiden kaynaklandığını biliyoruz. Peki geri kalan 19,7 milyar dolar? Üstelik ekonomi hem hedeflenenin hem de potansiyel büyüme oranının oldukça altında büyümüş iken!</p>
<p>Şahsen sene sonunda cari açığın 55 milyar doların altında kalma ihtimalini düşük buluyorum. Hâl böyleyken ve önümüzdeki sene büyümenin %4,2’ye çıkması, azalarak da olsa TL’nin reel olarak değerlenmesi ve enerji faturasının sadece 5 milyar dolar gerilemesi beklenirken dış ticaret açığının aynı kalması ve cari açığın 38,5 milyar dolara gerileyecek olması hiç inandırıcı durmuyor.</p>
<p>OVP ile TCMB’nin Enflasyon Raporu’ndaki öngörüler arasında da önemli farklar var. Birincisi, pek çoklarının dikkat çektiği gibi, sene sonu enflasyon tahminlerinde. TCMB sene sonu enflasyonunu %15 olarak tahmin ederken, OVP’de bu tahmin %21. Arada ciddi bir fark var ve bu fark ister istemez TCMB’nin dezenflasyon programının inandırıcılığını zayıflatıyor. Tabii, OVP’nin tahmininin daha gerçekçi olduğunu söylemeye gerek yok. Diğer fark ise büyüme oranında. TCMB bir büyüme tahmini yayımlamıyor. Ancak çıktı açığı grafiğine baktığımızda 2027’de çıktı açığının 2026’ya göre çok belirgin bir şekilde daha fazla olduğu görülüyor. Böyle bir durumda büyüme hızı nasıl %3,3’ten %4,2’ye çıkacak?</p>
<p><strong>Gelirler tarafındaki %37,5’lik </strong><strong>artış çok gerçekçi durmuyor </strong></p>
<p>Maliye politikası tarafına baktığımızda ise soru, hükümetin harcama hedeflerinin dezenflasyon programını TCMB’nin istediği şekilde destekleyici olup olmadığı. Merkezi yönetim bütçesi harcamalarında %38,4 oranında çok yüksek bir nominal artış öngörülmekte; bu da yaklaşık %11 reel artışa tekabül ediyor. (Reel artışı bulmak için GSYH deflatörü tahmini olan %25’i kullanmak daha doğru.) En büyük artış kalemi %45,4 ile büyük ölçüde SGK açıklarından oluşan cari transferlerde. (Bu emekli maaşlarında yüksek oranlı bir düzeltme anlamına gelebilir.) Ancak harcama tarafı gerçekçi olsa da gelirler tarafındaki %37,5’lik artış çok gerçekçi durmuyor. Sonuçta önümüzdeki sene GSYH’nin %0,1’i kadar fazla vermesi beklenen faiz dışı dengenin açığa düşmesi şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Belli ki TCMB ve Strateji ve Bütçe Başkanlığı arasında öngörü ve hedefler açısından önemli farklar var. Aradaki bu farklar iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, TCMB’nin beklentileri şekillendirmek adına enflasyon konusunda biraz daha iyimser bir yaklaşım içinde olduğu. İkincisi ise hükümet kanadının siyasi gelişmeleri ve seçim takvimini göz önüne alarak daha gerçekçi bir program ve hedefler ortaya koyduğu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-rakamlari-neyi-ima-ediyor-87169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP rakamları neyi ima ediyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-faiz-indirimi-bugun-gelir-mi-87168</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’ndan faiz indirimi bugün gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ağustosta yüzde 2,29 arttı. Eğer yeni bir iç veya dış şok gelmez, aylık enflasyonun ana eğilimi düşmeye devam eder ve beklentiler biraz daha iyileşirse, faiz indirimlerinin dördüncü çeyrekte başlaması mümkün.</em></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu bugün toplanıyor. Kurul kararını siz bu yazıyı okurken öğrenmiş olabilirsiniz. Faiz yüzde 37’de kaldıysa şaşıran pek olmayacaktır. İndirim geldiyse de bu kez piyasaların asıl sorusu “Neden indirdi?” değil, “Sırada ne var?” olacaktır.</p>
<p>Çünkü artık Merkez Bankası’nın önündeki mesele yalnızca faiz indirip indirmemek değil, faiz indirimlerinin hızını ve zamanlamasını doğru ayarlamak.</p>
<p><strong>Enflasyon hâlâ ikna edici değil</strong></p>
<p>Ben eylül ayında yeni bir faiz indirimini hâlâ zor görüyorum. Bunun nedeni Merkez Bankası’nın gevşemek istememesi değil. Enflasyonun henüz “Buyurun, artık indirebilirsiniz” diyecek kadar ikna edici bir tablo sunmaması.</p>
<p>Ağustos ayında yıllık enflasyon yüzde 31,5’e geriledi. Bu elbette olumlu. Ama temmuzdaki yüzde 31,8’den gelen düşüş oldukça sınırlı. Üstelik aylık fiyat artışlarının ana eğilimi hâlâ yüksek. Mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ağustosta yüzde 2,29 arttı. Hizmetlerde artış yüzde 2,91, enerjide ise yüzde 5,46 oldu.</p>
<p>Kısacası yıllık enflasyon düşüyor ama fiyatlar hâlâ hızlı artıyor.</p>
<p>Bu da görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez Bankası için ciddi bir sorun. Çünkü para politikasında önemli olan yalnızca bugünkü enflasyon değil, önümüzdeki aylarda enflasyonun hangi hızda seyredeceği. Beklentiler henüz tam olarak düzelmemişken ve enerji fiyatları yukarı yönlü risk yaratırken yapılacak erken bir faiz indirimi, zaten yavaş giden dezenflasyon sürecini aksatabilir.</p>
<p><strong>Fonlamada gevşeme zaten geldi</strong></p>
<p>Üstelik Merkez Bankası ağustos sonunda önemli bir adım attı. Bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başladı. Bu karar teknik bir likidite düzenlemesi gibi görülebilir. Ama sonuçta bankacılık sisteminin ortalama fonlama maliyetinde yaklaşık 300 baz puanlık bir düşüş oluştu.</p>
<p>Yani Merkez Bankası “faizi indirmiyorum” derken aslında bir miktar gevşemeyi zaten yaptı.</p>
<p>Bu nedenle eylül ayında bir de politika faizini aşağı çekmesi bana göre gereksiz bir acele olurdu. Önce bu gevşemenin ekonomiye ve enflasyona nasıl yansıdığını görmek daha doğru.</p>
<p><strong>Dördüncü çeyrek için </strong><strong>indirim senaryosu</strong></p>
<p>Peki sonrasında?</p>
<p>Eğer yeni bir iç veya dış şok gelmez, aylık enflasyonun ana eğilimi düşmeye devam eder ve beklentiler biraz daha iyileşirse, faiz indirimlerinin dördüncü çeyrekte başlaması mümkün. Ekimde 100 baz puan, aralıkta da 100 baz puan indirim yapılması ve yılın yüzde 35 politika faiziyle tamamlanması birçok kuruluşun ana senaryosu dahilinde.</p>
<p>Bu senaryo bana da mümkün görünüyor.</p>
<p>Ama burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bu bir takvim değil, bir senaryo. Merkez Bankası’nın önüne her ay yeni bir enflasyon rakamı gelecek ve o rakamlar bu senaryonun bazı satırlarını değiştirebilecek. Veri bağımlısı bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p>Faiz inse bile bu otomatik bir faiz indirim süreci olmayacak. Eylül enflasyonu yüksek çıkarsa ekim indirimi ertelenebilir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş kalıcılaşırsa indirimlerin boyutu küçülebilir. Kur üzerinde yeni bir baskı oluşursa Merkez Bankası yeniden frene basabilir.</p>
<p>Ama ekonomideki yavaşlama beklenenden daha sert olursa bu kez başka bir baskı ortaya çıkacak. Yüksek faizlerin iç talep ve yatırımlar üzerindeki etkisi daha fazla hissedildiğinde, Merkez Bankası enflasyonla mücadele ile ekonomik aktivite arasındaki dengeyi yeniden kurmak zorunda kalacak.</p>
<p><strong>“İnen faiz ekonomide nereye </strong><strong>gidecek?” sorusunu da sormalıyız</strong></p>
<p>Burada iş dünyasının önemli bir uyarısını da dikkate almak gerekiyor. MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, “Üretimi canlandırmak amacıyla faizleri indirmek tek başına doğru bir sonuç vermez. Önceki dönemlerde düşük faiz ortamında sağlanan kredilerin önemli bölümü üretim yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani, geçmişte bu test edildi” diyor.</p>
<p>Bu sözler önemli. Çünkü faiz indiriminin ekonomiyi canlandırması ile üretimi canlandırması aynı şey değil. Daha düşük faiz, ancak kredi gerçekten üretken yatırımlara, kapasite artışına, teknolojiye ve istihdama yönelirse kalıcı bir büyüme yaratabilir. Aksi halde ucuzlayan finansman varlık fiyatlarını şişirebilir, arsa ve diğer servet unsurlarına yönelebilir.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemin tartışması sadece “Faiz ne zaman inecek?” olmamalı. “İnen faiz ekonomide nereye gidecek?” sorusunu da sormamız gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha ucuz kredi değil, üretimi ve verimliliği artıran finansman.</p>
<p>Bu nedenle bundan sonra yalnızca “Faiz kaç oldu?” diye sormak yetmeyecek. Aylık enflasyonun ana eğilimine, hizmet fiyatlarına, beklentilere, kura ve ekonominin ne kadar soğuduğuna bakacağız.</p>
<p>Dün konuştuğum bir bankacı arkadaşım, “Bence Merkez Bankası eylülde bekleyecek, fakat faiz indirimlerinin kapısını kapatmayacak. Enflasyon izin verirse ekimde küçük bir adım atacak, ardından aralıkta bir adım daha gelecek” diyordu.</p>
<p>Asıl sınav ise faiz indirmek değil, faiz indirirken enflasyonu yeniden azdırmamak olacak.</p>
<p>Türkiye bu filmi daha önce gördü. Erken faiz indirimlerinin ardından enflasyonun yeniden hızlandığı, sonra daha sert bir sıkılaşmanın gerektiği dönemleri yaşadık. Bu nedenle bu kez Merkez Bankası’nın daha temkinli davranması şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde manşet enflasyondan çok enflasyonun ana eğilimine bakmak gerekecek. Aylık fiyat artışları hangi hızda geliyor? Hizmet enflasyonu gerçekten yavaşlıyor mu? Beklentiler düzeliyor mu? Kur ve enerji fiyatları yeni bir baskı yaratıyor mu? Ve belki de en önemlisi: Faiz indirimi geldiğinde bu finansman üretime mi, yoksa yeniden servet birikimine mi gidecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-faiz-indirimi-bugun-gelir-mi-87168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/767-1789018245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’ndan faiz indirimi bugün gelir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanyada-mavi-dalga-afd-yukselirken-merkez-cokuyor-87167</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya’da mavi dalga: AfD yükselirken, merkez çöküyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta yüzde 43,8 oy alması, Almanya siyasetinde uzun süredir biriken öfkenin, ekonomik sıkışmışlığın ve merkez partilere yönelik güven kaybının sandıktaki karşılığı olarak görülüyor. Yüksek oy oranı, merkez partilerin kurduğu “güvenlik duvarını” da ciddi biçimde zorluyor açıkça.</strong></p>
<p>Saksonya-Anhalt seçimlerinde söylemleri neo-Nazi çağrışımlar taşıyan Almanya için Alternatif (AfD), yüzde 43,8 oyla açık ara birinci parti oldu; 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 milletvekili çıkardı. AfD, eyalette şimdilik tek başına hükümet kuracak çoğunluğa sahip değil. Ancak Saksonya-Anhalt eyalet seçiminin sonucu, Almanya'da genel siyasetin aşırı sağa kaymakta olduğunu gösteren bir işaret niteliğinde.</p>
<p>AfD'nin eyalette neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu alabilmesini, Almanya siyasetinde uzun süredir biriken öfkenin, ekonomik sıkışmışlığın ve merkez partilere yönelik güven kaybının sandıktaki karşılığı olarak yorumlamak mümkün.</p>
<p><strong>“Güvenlik duvarı” biriken öfkeyi taşır mı?</strong></p>
<p>Almanya’da II. Dünya Savaşı’nın ardından siyasal sistem, aşırı sağın yeniden iktidara gelmesini engelleyecek şekilde şekillendirildi. “Brandmauer”, yani güvenlik duvarı, 1933'te Hitler'i iktidara taşıyan travmanın tekrarlanmaması için merkez partilerin aşırı sağcılarla koalisyon kurmaması üzerine inşa edilmiş durumda.</p>
<p>Ancak AfD'nin eyalet seçimlerinde aldığı yüksek oy oranları Alman siyasetindeki bu “güvenlik duvarını” ciddi şekilde zorlamaya başladı. AfD yüzde 43,8 oy almışken, diğer partilerin AfD’yi tamamen dışarıda bırakmak için birbirinden çok farklı siyasi çizgilere sahip partileri bir araya getirmesi gerekiyor.</p>
<p>CDU, SPD, Yeşiller, Sol Parti ve BSW'nin oluşturabileceği bir “AfD karşıtı blok” matematiksel olarak hâlâ mümkün olsa da siyasi olarak ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı. Üstelik kurulacak böyle bir hükümetin ilk günden itibaren AfD’nin “Bütün partiler bize karşı birleşti” propagandasına hizmet etmesi ihtimali de çok yüksek.</p>
<p><strong>AfD neden yükseliyor?</strong></p>
<p>Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağın yükselişini incelerken merkez partilerin “neden çökmekte olduğuna” da bakmak gerek elbette:</p>
<p><strong>- Gençlerin merkezden kaçıp aşırı partilere yönelmesi:</strong> Saksonya-Anhalt seçimlerinde katılımın yaklaşık yüzde 80'e çıkması ilginç. Bu durum, AfD'nin yalnızca mevcut sağ seçmeni sandığa taşımadığını, daha önce oy kullanmayan insanları da sandığa getirmeyi başardığını gösteriyor. Özellikle genç seçmenlerin AfD’ye ilgisi, Almanya’daki siyasi dönüşümün gelecek seçimlerde daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>- “Kopya politikalar, asıllarını yaşatır”:</strong> İkinci nedeni Başbakan Merz'in izlemekte olduğu politikalarla açıklamak mümkün. Merz, AfD’yi geriletmek için AfD’nin gündemindeki göçmenler, sosyal yardımlar, sınır güvenliği, Ukraynalılara verilen destek gibi pek çok konuyu kendi siyasi söylemine taşıdı. Mesela muhalefetteyken Ukraynalı sığınmacıları “sosyal turist” olarak niteleyen Merz, Başbakan olduktan sonra da göçmenlerin şehirlerin görünümünü bozduğunu ve göçmen erkeklerle kadınlara yönelik şiddet arasında bağlantı bulunduğunu ileri süren bir siyasi çizgiye yaklaştı. Ancak Saksonya-Anhalt seçim sonuçları seçmenin “kopyayı” değil, “aslı” tercih ettiğini gösterdi.</p>
<p><strong>- Ekonomik büyümenin gerilemesi:</strong> Almanya yaklaşık dokuz yıldır anlamlı ekonomik büyüme üretmekte zorlanıyor. Sanayinin rekabet gücü geriliyor. Otomotiv sektörü Çin rekabetinin baskısı altında. Enerji maliyetleri yükseliyor. Rusya ile kurulan eski enerji-ekonomi modeli artık çalışmıyor. Volkswagen’in yeniden yapılanma planlarında on binlerce kişinin işini kaybetme ihtimali konuşulurken, Osnabrück'teki Volkswagen fabrikasının savunma sanayisine dönüştürülmesinin planlanması bile Almanya’daki ekonomik dönüşümün ne kadar sert olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar Almanya’nın ekonomik gücünün sembolü olan otomotiv fabrikalarının savunma sanayisine yönelmesi, yalnızca bir şirket kararı değil, Avrupa’nın değişen ekonomik ve jeopolitik önceliklerinin de sembolü aslında.</p>
<p>Almanya'nın ekonomik modeli, “ucuz Rus enerjisi + güçlü Alman teknolojisi + Çin pazarı + Avrupa ihracatı” üzerine kurulmuştu. Ukrayna savaşıyla birlikte ucuz Rus enerjisi denklemden çıktı. Çin ise pazar olmaktan çıkıp Almanya'yı, özellikle otomotiv sektöründe, kendi pazarı hâline getirme yoluna girdi. Berlin'deki federal yönetim ekonomiyi yeniden büyütebilmek için herhangi bir yeni formülü henüz geliştirebilmiş değil. Ufukta da böyle bir formül pek görünmüyor.</p>
<p><strong>- Emeklilik sistemindeki sıkıntılar:</strong> Bir zamanlar sadece Avrupa'da değil, tüm dünyada en iyiler arasında gösterilen Almanya’nın emeklilik sistemi yaşlanan nüfus nedeniyle işlerliğini kaybetmeye başlamış durumda. Çalışanların sağlık ve emeklilik için ödediği primler yükseliyor. Buna karşılık genç kuşaklar ileride kendilerinin aynı düzeyde sosyal güvenceye sahip olup olmayacağından emin değil. Bunu da özellikle gençlerde AfD'ye yönelik kayışın önemli unsurlarından biri saymak mümkün.</p>
<p>Almanya'nın merkez siyasi partileri tüm bu sorunlara çözüm bulamazken, AfD'nin “göçü azaltın”, “Ukrayna'ya desteği kesin”, “Rusya ile barışıp ucuz enerji musluğunu yeniden açın” ya da “Almanya'nın parasını sadece Almanlar için harcayın” gibi altı pek doldurulmadan ortaya atılan sloganvari yaklaşımları daha fazla destek bulmaya başlamış görünüyor.</p>
<p>Şimdi Başbakan Merz ve başında olduğu koalisyon hükümetinin önünde çok zor bir dönem var: Bir tarafta AfD’yi hükümet dışında tutmak için kurulan güvenlik duvarını koruma zorunluluğu, diğer tarafta ise yüzde 44 oy almış bir siyasi gerçeklik bulunuyor.</p>
<p>Eğer bu eğilim devam ederse, bugün “imkânsız” görülen CDU-AfD iş birliği yarının tartışması hâline gelebilir. Hatta daha ileri bir senaryoda AfD’nin böyle bir koalisyonun küçük değil, büyük ortağı olma ihtimali bile ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu durumun yalnız Almanya için değil, Avrupa Birliği için de büyük bir kırılma anlamına gelmesi kaçınılmaz.</p>
<p>Fransa’da Le Pen liderliğindeki sert sağın, İtalya’da Giorgia Meloni çizgisinin ve Almanya’da AfD’nin aynı dönemde güçlü hâle gelmesi Ukrayna politikası, Schengen, AB bütçesi ve Avrupa bütünleşmesinin geleceğini doğrudan etkileyebilir.</p>
<p><strong>Almanya örneğinden çıkarılacak dersler...</strong></p>
<p>Almanya’nın ekonomik ve toplumsal istikrarındaki bozulma doğrudan Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Almanya’da milyonlarca Türk kökenli insan yaşıyor.</p>
<p>Dahası, Almanya Avrupa’nın ekonomik motoru ve Türkiye’nin en önemli ekonomik ortaklarından biri.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin Almanya’daki siyasi dönüşümü yalnızca göç ve aşırı sağ tartışması üzerinden değil, ekonomi, güvenlik, enerji ve Avrupa’nın geleceği üzerinden okuması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye açısından en önemli mesele ise Avrupa’nın yeni bir büyük cepheleşmeye sürüklenmemesi. Rusya ile Batı arasındaki gerilimin yeniden tırmanması, Almanya’nın yeniden silahlanması ve Avrupa’da sert sağın yükselmesi birbirinden bağımsız gelişmeler değil.</p>
<p>Yakından izlenmesi gereken bir başka unsur ise Almanya'da ortaya çıkan AfD'yi “yasaklayarak” siyaset dışına itme çabaları. AfD ile başa çıkamayan merkez partiler şimdilerde AfD’nin yasaklanmasını yeniden tartışmaya başladı bile.</p>
<p>Fakat Almanya genel siyasetinde desteği yüzde 30'lara varan siyasi bir hareketin yalnızca hukuki veya kurumsal yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışılmasının asıl sorunu ortadan kaldırmayacağı ortada. Ekonomik sorunlar çözülmedikçe, gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları devam ettikçe ya da Almanya’nın sanayi politikası yeniden kurulmadığı sürece AfD’nin beslendiği zemin varlığını sürdürecek.</p>
<p>Türkiye'de de özellikle yerel yönetimlerde yargı kararları, gözaltı ya da tutuklamalar üzerinden oy oranı yüzde 30'ları aşan muhalefeti bölme ve etkisizleştirme süreci yaşanmakta. Toplumsal zemin var olduğu sürece, siyaseti siyaset dışı yöntemlerle etkilemeye çalışmanın ne Almanya'da ne Türkiye'de ne de dünyanın herhangi bir başka ülkesinde işlemeyeceği açık...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanyada-mavi-dalga-afd-yukselirken-merkez-cokuyor-87167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/afd-1789015769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Almanya’da mavi dalga: AfD yükselirken, merkez çöküyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seffaflik-merkez-bankasina-da-lazim-87166</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şeffaflık Merkez Bankası’na da lazım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasalar şeffaflığı sever. Çünkü yatırımcı yalnızca alınan kararı değil, neden alındığını da bilmek ister. Faiz değişti mi, değişmedi mi sorusunun yanında asıl merak edilen, kararın arkasındaki düşüncedir. TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri ne düşünüyor, hangi görüşler ağırlık kazanıyor, geleceğe nasıl bakıyorlar? Piyasalar bunları bilmek istiyor.</p>
<p>PPK’nın kararı bugün saat 14.00’te açıklanacak. Ancak gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının aksine biz PPK üyelerinin karar öncesindeki görüşlerini bilmiyoruz. Dolayısıyla piyasalar, karar metnindeki birkaç cümleden hareketle kurulun ne düşündüğünü anlamaya çalışıyor. Oysa bunun böyle olmak zorunda olmadığını bize bizzat Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın geçmişteki bir paylaşımı gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23585a4c69-1789015429.png" alt="" width="306" height="278" />Hikâye, İngiliz ekonomist Timothy Ash’in 2022’de yaptığı bir paylaşımla başlıyor. Ash, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın Merkez Bankası bağımsızlığı, kurul üyelerinin liyakat esasına göre belirlenmesi ve karar alma ile oylama sürecinde şeffaflık önerilerini olumlu bulduğunu yazıyor.*** Paylaşımın altında ise o dönemde New York Fed’de çalışan Fatih Karahan’ın görüşü var. Karahan, “Güzel ama yetmez” diyerek kurul tutanaklarının önceden belirlenecek bir süre sonra yayımlanması gerektiğini söylüyor. Daha da önemlisi, üyelerin görüşmelerinin kamuoyu tarafından bilineceğini bilmeleri gerektiğini vurguluyor. Bundan daha açık bir şeff aflık talebi olmaz. Üstelik Karahan’ın 12 yıl çalıştığı Fed sistemi, para politikası kararlarının gerekçelerini ve toplantı tutanaklarını kamuoyuyla paylaşan bir yapıya sahip. ABD’de FOMC, tutanakları toplantıdan birkaç hafta sonra yayımlıyor.</p>
<p>Karahan’ın başkan olduktan sonra paylaşımını X hesabından kaldırmış olması ise dikkat çekici. Ama ortada unutulmaması gereken bir gerçek var: Karahan’ın şeffaflık konusunda ne düşündüğünü artık biliyoruz. Aradan 2,5 yıldan fazla zaman geçti. Şimdi söz sırası Karahan’da. Piyasaların beklentisi yalnızca bugünkü faiz kararını öğrenmek değil. Kararın arkasındaki düşünceyi de görebilmek. PPK üyelerinin hangi görüşte olduğunu, hangi gerekçelerle farklı düşündüğünü anlayabilmek. Merkez Bankası’nın kredibilitesi için bağımsızlık kadar şeffaflık da önemli. Çünkü piyasalar karanlıkta bırakıldığında söylenti konuşur, bilgi konuşmaz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seffaflik-merkez-bankasina-da-lazim-87166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şeffaflık Merkez Bankası’na da lazım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-87165</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretici zeytinyağına taban fiyat verilmesini istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) tarafından zeytin ve zeytinyağı üretim sezonu öncesi sektör temsilcileri ile üreticileri bir araya getirerek, Sektörel Analiz Toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda, zeytin rekoltesinde geçen yıla göre yüzde 40 artış beklenildiği belirtilirken, zeytinde taban fiyat belirlenmesi gerektiği dile getirildi.</p>
<p>ATB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Halil Bülbül yönetiminde gerçekleştirilen toplantıya, ATB Yönetim Kurulu Üyesi Ragıp Gök, ATB 4. Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Zafer Tan, Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, Manavgat Ziraat Odası başkanı Rasim Metin, ATB üyeleri, oda ve borsa temsilcileri, kamu kurum ve kuruluşlardan temsilciler, üretici ve zeytinyağı sıkım fabrikası sahipleri katıldı.</p>
<p>ATB Başkan Vekili Halil Bülbül, her yıl hasat öncesinde sektörün tüm paydaşlarıyla bir araya gelerek zeytin ve zeytinyağı sektörünü değerlendirdiklerini belirtirken, Borsa olarak tarımın değer bulması için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.</p>
<p>Antalya’nın Gazipaşa’dan Kaş’a uzanan sahil şeridinde geniş bir alanda zeytin üreticiliği yapıldığını vurgulayan Bülbül, zeytin ve zeytinyağında kalite ve katma değerin artırılması gerektiğine dikkat çekti. Bülbül, ‘’Geçen yıl kurak iklim koşulları rekolteyi olumsuz etkilemişti. Bu yıl zeytinde yüksek rekolte beklentisi var. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP31 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilecek. İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin yanı sıra su, üretim maliyetleri, sürdürülebilir üretim ve tarımın geleceği gibi başlıkların daha güçlü şekilde ele alınması açısından önemli bir fırsat olacak’’ dedi.</p>
<p>ATB 4. Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Zafer Tan da, bölgede zeytin hasadına ekim ayı başında başlanacağını söyledi. Tan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Geçen yıl zeytinde ‘yok yılı’ idi. Bu yıl rekoltenin geçen yıla göre yaklaşık yüzde 40 artması bekleniyor. Geçen yıl yaklaşık 50 bin ton olan zeytin üretimi bu yıl 70 bin tona çıkacağını tahmin ediyoruz. Zeytinyağı fiyatları dünya piyasalarında dönemsel olarak yüksek seviyelere çıktı. Ancak bugün fiyatlar düşük seviyelere geldi. Üretim maliyetleri özellikle işçilik nedeniyle yüksek kaldı. Üreticinin beklentisi kilogram başına 350-400 lira bandında. Zeytinyağında fiyat oluşurken ürünün kalite ve asitlik değerleri dikkate alınması gerekir. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için sürdürülebilir piyasa yapısına ihtiyaç var.’’</p>
<p><strong>Zeytinyağında taban fiyat beklentisi</strong></p>
<p>Fidan ve zeytinyağı üreticisi Mustafa Yetener ise, Türkiye’nin dünya zeytin ve zeytinyağı üretimindeki güçlü konumuna dikkat çekerek, mevcut üretimin katma değerli hale getirilmesi ve ihracatın artırılması gerektiğine dikkat çekti. Zeytinyağında ihracat ve markalaşmanın desteklenmesi gerektiğini ifade eden  Yetener, ‘’Yeni zeytinlikler oluşturmak kadar mevcut üretimin değerlendirilmesi de önemli. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için zeytinyağında taban fiyat uygulaması başlatılmalı ve fiyatlar üretim maliyetlerini karşılayacak seviyede oluşması gerekir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Nar bahçeleri sökülüyor, zeytin ağacı dikiliyor"</strong></p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe ise son yıllarda bölgede zeytin üretiminin giderek arttığını, nar bahçelerinin sökülmesiyle birlikte bölge halkının zeytin üretimine yöneldiğini bildirdi. Üretim maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çeken Kökçe, zeytin hasadında işçilik maliyetlerinin üreticiyi zorladığını ifade etti.</p>
<p>Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin de, üreticinin elinde önemli miktarda zeytinyağı stoku bulunduğunu belirterek, mevcut ürünün pazarlanması ve değerinde satılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Geçen yıl üretim sezonundan kalan stokların fazla olması, bu üretim sezonunda da yüzde 40 artış öngörülürken, zeytinyağı fiyatlarında yüksek bir artış beklenmiyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri, zeytinyağında ambalajlama ve markalaşmanın geliştirilmesi, Antalya zeytinyağının ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü tanıtılmasını istedi. Toplantıda ayrıca zeytinyağı üretim tesislerinde ortaya çıkan atık su ve prina yönetiminin çevresel etkileri de tartışıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-87165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/5/1280x720/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-1789015456.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytin hasat sezonu yaklaşırken, üretimde yüzde 40 rekolte artışı öngörülüyor. Ancak geçen yıldan kalan stoklar nedeniyle zeytinyağı fiyatlarında yüksek artış beklenmiyor. Üreticiler, zeytinyağında da taban fiyat uygulaması talep ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-var-ama-beklemek-gerekiyor-87164</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan var ama beklemek gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yedi ay önce, hedef yüzde 9 iken enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Karar öncesinde önemli bir gelişme oldu. Pazar günü yayımlanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21 olarak açıklandı. Bu gelişmeye, PPK kararına ilişkin olarak üç açıdan bakmak lazım.</p>
<p>İlk açı para politikasının itibarıyla ilgili. Bu açıklamadan 24 gün önce yayımlanan Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu hedefinin yüzde 15 olduğu duyurulmuştu. OVP 24 günde hazırlanmadığına ve Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bütçe, Strateji ve Finans Ofisi ile Merkez Bankası arasında bu önemli konuda görüşmeler olmadığı da düşünülemeyeceğine göre, Enflasyon Raporu’nu açıklamadan önce Merkez Bankası’nın yüzde 21’i biliyor olması gerekiyor. Buna rağmen hedefin yüzde 15’te tutulması, Merkez Bankası açısından hoş bir durum değil.</p>
<p><strong>Hedef koymanın </strong><strong>anlamı kalıyor mu?</strong></p>
<p>İkincisi, yıl içinde hedefte yapılan ilk değişiklik değil bu. 12 Şubat 2026’da yayımlanan ilk Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu için konulan hedef yüzde 9. Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Böylelikle hedefin gelecek dönemlerin enflasyonu açısından önemli olan fiyat, ücret, faiz ve kira belirleme davranışlarında dikkate alınacağı umuluyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</p>
<p>Üçüncüsü ve PPK kararı açısından daha önemlisi şu: Yedi ay önce (İsrail ve ABD İran’a saldırmadan önce) hedef yüzde 9 iken, enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi ise yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Bu durumda, faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>Enflasyon görünümü </strong><strong>beklemeyi gerektiriyor</strong></p>
<p>Buna karşılık, son aylarda açıklanan enflasyon oranlarında (hem manşet enflasyonda hem çekirdek göstergelerde hem de farklı alt kalemlerde) kayda değer bir düşüş eğilimi yok. Enerji fiyatlarındaki gidişat, seçime yaklaşıyor olmamız, enflasyonda uzunca bir süredir devam eden katılık ve bir de üstüne hedeflerin çok sık değiştirilmesinin bekleyişler üzerindeki olumsuz etkisi bu eğilimin oluşmasının önündeki önemli engeller. Merkez Bankası’nın hiç olmazsa eylül enflasyon gerçekleşmesini de bekleyip o gelişmede bir “umut ışığı” görmesi hâlinde faizi düşürmesi daha uygun olacak. Bu zaman zarfında, kredi arzı üzerindeki kısıtları gözden geçirmesi ve takibe düşme oranları artma eğilimi gösteren bireysel krediler ve KOBİ kredileri için neler yapılabileceğini düşünmesi yararlı olur. Bu açıdan, ilgili bakanlıklar ve kurumların görev alanında kalan düzenlemeler için onlarla görüşmeler yapmak da gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-var-ama-beklemek-gerekiyor-87164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan var ama beklemek gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-beklenti-yaratmanin-gunahi-ve-yerli-otomobil-87162</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı beklenti yaratmanın günahı ve yerli otomobil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Bugün sizlerle paylaşacağım yazı, 24 Mayıs 2017 Çarşamba günü TOBB Genel Kurulu’nda “<strong>babayiğit”</strong> çağrısına tanıklık ettikten 7 gün sonra, 1 Haziran 2017 tarihinde Dünya gazetesinde yayımlandı. Bilgiye değil, malumata dayalıydı. Amacı, dünya otomobil üretiminde yaşanan köklü dönüşümlere işaret etmek; geliştirilecek proje için <strong>“varsayım sorgulaması</strong>” yapılmasına katkı yapmaktı. </em></p>
<p><em>Yerli otomobil üretimi bağlamında “<strong>TOGG Projesi</strong>”, ortaya konan iddialı hedefleriyle 9 yılı aşkın bir süredir çok değişik deneylerin yapıldığı, deneyimlerin kazanıldığı bir sürece tanıklık etmemizi sağladı.</em></p>
<p><em>Çok genel bir açıklama olduğu için 1 Haziran 2017 yazımızın giriş paragrafı dışındaki bölümü, virgülü bile değiştirilmeden bir kez daha bilginize sunuluyor.</em></p>
<p><em>Robert J. Gordon’dan Joel Mokyr ve Daron Acemoğlu’na ekonomide sürdürülebilir büyüme, kalkınma ve refah üzerine kafa yoran entelektüeller, sermayenin tek başına yeterli olamayacağını <strong>“faydalı bilginin genişlemesinin</strong>” de gerekli olduğunu ısrarla belirtiyorlar. Diyoruz ki, hiçbir korkunun, yıldırmanın, önyargının ve fetişleştirmenin gölgesini düşürmeden, 10 yıldır zenginleştirdiğimiz birikimlerle “<strong>yeni değer yaratma zincirinde otomotiv üretiminde konumlanmanın gerek ve yeter şartlarını</strong>” sorgulamamak hepimizin ortak yararına değil mi? Hepimiz değişen koşullara uyum için varsayımlarımızı sorgulayarak, bizi etkili sonuçlara götürecek varsayımlarla yeni bir zihni model oluşturulmasına katkı yapalım.</em></p>
<p>***</p>
<p>“Çok genel çizgileriyle ülkemiz yönetişiminde gördüğümüz eksiklere bir başka boyut daha eklemeliyiz. İş yaşamı ve iş yerleri, doğal olmaktan çok, belli sonuçları yaratmak için kurulan yapay örgütlerdir. Bu örgütler, <strong>doğru ekosistemlerin ağları içinde </strong>yer aldıkları sürece başarılı olabilir.</p>
<p>Yazılı ve görsel medyada yapılan tartışma gündemine yeniden oturan yerli otomobil üretimiyle ilgili <strong>yenilenmiş zihni modelden yoksun olduğumuzu</strong> düşünüyorum. Yerli otomobil projesini tartışanlar, “otomobil üreten şirketlerin konsolide olmasının” arka planını netleştirecek bilgi ve belgeler ortaya koymalıdır. <strong>Otomotiv üretiminde, konsolidasyon eğiliminin etkilerini gerektiği gibi açıklamadan tartışma yapmak, bilerek olmasa da bilmeden gerçekleri kendimizden ve insanımızdan saklama tuzaklarına götürür bizi</strong>.</p>
<p>Sektörü yönlendiren bir başka eğilim, “geleneksel otomobil üretiminde 600 bin adet/yıl ölçeğinin kritik kapasiteyi oluşturduğu; daha düşük kapasitenin fiyat-maliyet dengesini kuramayacağı” iddiasıdır. <strong>Bu iddianın teknik gerekçelerini açıklamayan bir tartışma, projeyi, en büyük gücü oluşturan bilgili ve temas halinde bir halkın desteğinden yoksun bırakır.</strong></p>
<p>Otomobil üretiminde, “hafifleştirme, küçülme, hibrit araç, dayanıklı ve kullanılabilir batarya gibi güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri” piyasada sürdürülebilirliği belirliyor. <strong>Bu temel kavramsal çerçevenin içeriklerini açıklamadan, yapılabilir ve yapılamaz olanı netleştiren gerekçeleri üretmeden tartışma yapmak verimsiz bir çaba olacaktır</strong>.</p>
<p>Dördüncü eğilim, “teknolojinin otomobil tasarımlarında, üretiminde ve kalitesinde homojenlik yaratması nedeniyle satışları artırmak için marka bağımlılığının” artmasıdır. <strong>Marka yaratmadan satış yapmanın zorluğu dikkate alındığında, marka yaratma bedelini somutlaştırmayan bir tartışma da eksiktir; eksik kalır; eksik ve yanlış bilgiyle de doğru işler yapmak mümkün değildir</strong>.</p>
<p>Beşincisi, “platform yapılar otomobilde mülkiyeti farklılaştırıyor; otomobili prestij aracı olmaktan çıkararak pratik kullanım aracı hâline getiriyor.” <strong>Otomobil ticaretinin doğasını değiştiren bu eğilimi enine boyuna tartışmadan, olası fırsat ve tehditlerini analiz etmeden karar üretmek anlamlı ve değerli sonuçlar üretmez</strong>.</p>
<p>Eğilimlerin altıncısı, “üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim ‘yan sanayi ile ana sanayi’ ilişkilerini değiştiriyor; üretimin mekân örgütlenmesi farklılaşıyor; fabrika düzeni değişiyor.<strong> Özellikle CNC tezgâhlarının üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim alanına girmesi ana akım üretimi değiştiriyor.” Üç boyutlu baskı ve eklemeli üretimin otomobil üretiminde yakın gelecekteki etkilerini hesaba katmayan bir proje tartışması anlamlı sonuçlara götürmez.</strong></p>
<p>Üzerinde düşünülmesi gereken eğilimlerden bir diğeri de “platform yapıların talep odaklı ölçek yaratması, ağlarda yer alma ve karşılıklı etkileşimle satış artırmanın baskın hâle gelmesi”dir. <strong>Ürün hattı yapılarının ve geleneksel değer yaratma zincirinin, platform yapıların oluşturduğu yeni değer yaratma zincirine dönüşmesinin olası etkilerini analiz etmeden otomobil üretimine kalkışırsak kaynaklarımızı israf edebiliriz.</strong></p>
<p>Dikkat etmemiz gereken sekizinci eğilim, “iç pazarın yüzde 80’ini karşılamak mümkün olsa rekabet edebilir ölçek yaratabileceğimiz” bakış açısıdır<strong>. Korumacı eğilimlerin ülkemize böylesi bir olanak sağlayacağı düşünülse bile ülke ekonomisinin bütünü için fayda-maliyet analizini net olarak yapmış, tartışma gündemine taşımış olmamız gerekir.</strong></p>
<p>Daha da artırabiliriz ama bizim paylaşmak istediğimiz dokuzuncu ve son eğilim, “yeni nesil otomobilin, örneğin batarya gibi herhangi bir kritik parçasının geliştirilmesiyle pazarda yer edinilebilme” fırsatıdır. <strong>Tartışmaları, ülkemizin doğal kaynaklarına dayalı bir kritik parça üreterek “kaldıraç etkisi yaratma stratejisi” üzerine kurgulamalıyız.</strong></p>
<p><strong>Zihni modelimiz önemli</strong></p>
<p>Bu yazının içeriğinde başlıklar hâlinde sıralanan eğilimlere başkalarını ekleyebiliriz. <strong>Varsayımlarımızı sorgulayarak fizibilite verileriyle güçlendirilen bir “zihni modele” şiddetle ihtiyacımız var. Böyle bir zihni model ve onun arka planını oluşturan fizibilite çalışmaları olmadan “indirgemeci bir mantıkla” sürecin bir yanına abanarak tartışmalar yapmak “aşırı beklenti yaratır” ama etkin ve verimli sonuçlar üretmez.</strong></p>
<p>Aşırı beklenti yaratarak <strong>topal bir bilinç oluşturursak, bilgili ve temas halinde bir halk oluşumunu da engelleriz. “Azınlıklar ne denli yetenekli olursa olsun, kitle desteğini almadan başarılı olamazlar.” Yerli otomobilde doğru bir strateji, bilgili ve temas halinde bir halk enerjisini de kapsamalı</strong>.</p>
<p>İçtenlikle ve alıcı bir ruhla yerli otomobil üretmenin bütün yönlerini tartışalım. Hem kendimize hem de projeye saygılı davranmış oluruz.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-beklenti-yaratmanin-gunahi-ve-yerli-otomobil-87162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı beklenti yaratmanın günahı ve yerli otomobil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogruya-dogru-yanlisa-yanlis-demek-87160</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Söylemesi gereken sözü zamanında söylemiş olmanın huzuru” ile yeni dönem İSO başkanlığına aday olmayacağını resmen açıklayan Erdal Bahçıvan; yerine aday olan Ender Yılmaz için çalışacak.</strong></p>
<p><strong>Erdal Bahçıvan</strong>’ın İstanbul Sanayi Odası (<strong>İSO</strong>) seçimlerinde aday olmayacağını açıkladığı toplantıdayız. <strong>13 yıldır</strong> başkanlık ettiği kurumun <strong>marka değerini</strong> yücelten, “<strong>sanayisizleşme</strong>” tehlikesine dikkat çekip; “<strong>güçlü sanayi için söylemem gerekeni zamanında söylemiş olmanın huzuruyla</strong>” veda eden başkan…</p>
<p><strong>Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır</strong> mottosuyla kaleme aldığı ve toplantıda dağıtılan kitabın başlığı dikkat çekici; <strong>DOĞRULARI SÖYLEMEYE DEVAM</strong>. Soruyorum; bundan sonra doğruları <strong>nerede</strong>, <strong>nasıl</strong> söyleyeceğini… Cevap, sonraki adıma dair ipucu niteliğinde; “<strong>Balık tutacak halim yok</strong>.”</p>
<p><strong>İSO’YU SANAYİNİN PROJE VE VİZYON PLATFORMU HALİNE GETİRDİ</strong></p>
<p><strong>Yeni nesi</strong>l sanayi kongreleri, ara elaman aranan eleman projeleri, erken sanayisizleşme uyarıları, İSO Akademi, Mesleki eğitim işbirlikleri, İSO <strong>Girişim Sermayesi</strong> Yatırım Fonu, İSO <strong>sürdürülebilirlik</strong> <strong>platformu</strong> ve niceleri… 13 yılda kurumuna<strong>, ülkeye kattığı</strong> ve liderliğini yaptığı <strong>nitelikli gayretleri</strong>…</p>
<p>Erdal Bahçıvan’ın beni en çok etkileyen yönü; söylenmek, <strong>şikâyet etmek yerine</strong>; somut adımlar ve <strong>uygulanabilir projeleri</strong> sıkça ve <strong>cesurca</strong> dile getiriyor olması…360 oda içinde İSO’nun <strong>nitelikli STK</strong> haline gelmesi, <strong>diğer odalara ilham</strong> veren faaliyetler üretmesi, <strong>nadide</strong> ve <strong>değerli bir miras</strong> bırakıyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Erdal Bahçıvan’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bir sonraki adımı?</em></strong></p>
<p><strong>Tarım</strong> ve <strong>gıda</strong> konusunda zaten pek çok sürecin içinde olan Erdal Bahçıvan, <strong>birikimi</strong>, <strong>dinamizmi</strong> ve <strong>vizyonu</strong> ile şirketlerinde, <strong>yeni projelerde</strong> faaliyet gösterecek, <strong>İSO’ya katkı vermeyi</strong> sürdürecek</p>
<p><strong><em>Veda mesajının özü?</em></strong></p>
<p>“<strong><em>Türkiye’nin geleceği üretimdedir</em></strong><em>. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyor, <strong>bayrağı devralacaklara</strong> yürekten başarı dilerim</em>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ERDAL BAHÇIVAN İSO BAŞKANLIĞI’NA VEDA EDERKEN GÖSTERDİ Kİ:</strong></p>
<p><strong>1</strong>- Zamanı gelince gitmeyi bilmeli. <strong>2</strong>- STK’lar hükümetten taleple yetinmeyip proje üretilebilmeli. <strong>3</strong>- Ne kadar başkan kalındığı değil, bu sürede neler yapılabileceği önemi. <strong>4</strong>- Sanayiciyi ilgilendiren konularda cesurca talepte bulunmak gerektiği… <strong>5</strong>- Her hal ve şartta daima doğruların cesurca söylenebileceği.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>STK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>STK</strong>: Sivil toplum Örgütü. Non Governmental Organisation (NGO) Devletten şirketten bağımsız çalışan</p>
<p><strong>İSO</strong>: İstanbul Sanayi Odası… Ekonomiye katkı sunmak için Türk sanayicisine hizmet eden köklü STK</p>
<p><strong>Sanayisizleşme</strong>: Erdal Bahçıvan’ın sahiplendiği, Türkiye’nin beka sorununu tehdit eden büyük tehlike</p>
<p><strong>Doğruları Söylemeye Devam</strong>: Bahçıvan’ın sanayinin manifestosu niteliğindeki uyarılar manzumesi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogruya-dogru-yanlisa-yanlis-demek-87160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-87157</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sarvan: Akıllı enerji sistemleri desteklenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Artan enerji maliyetleri, enerji verimliliğine yönelik ihtiyaç ve sürdürülebilir yaşam arayışları, konutlarda yeni nesil iklimlendirme teknolojilerine olan ilgiyi artırırken, CW Enerji'nin, Trioma Serisi Monoblok Isı Pompası ile ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyaçlarını tek bir kompakt sistem altında buluşturduğu bildirildi.</p>
<p>CW Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi AŞ tarafından yapılan açıklamada, 130 litrelik dahili sıcak su tankı, motorlu üç yollu vana ve dahili sirkülasyon pompası gibi sistem bileşenlerini bünyesinde barındıran Triome Serisi ile kurulumda ihtiyaç duyulan ilave ekipmanları, ekstra maliyetleri ve bağlantı karmaşasını azaltmaya yardımcı olarak hem kullanıcılar hem de kurulum profesyonelleri için bütünleşik bir çözüm sunduğu bildirildi.</p>
<p>Enerji dönüşümüne katkı sağlayan teknolojileri kullanıcılarla buluşturmaya devam eden CW Enerji’nin, artan enerji maliyetleri ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedefler doğrultusunda enerji verimli çözümler geliştirmeyi sürdürdüğü vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Bu kapsamda ürün gamına eklenen Triome Serisi, farklı iklimlendirme ihtiyaçlarının tek sistem üzerinden yönetilebilmesini sağlarken, yaşam alanlarında daha verimli ve pratik bir sistem altyapısı oluşturmayı hedefliyor. 130 litrelik dahili kullanım sıcak suyu tankının yanı sıra motorlu üç yollu vana ve dahili sirkülasyon pompası gibi tesisat bileşenlerinin cihaz içerisinde hazır olarak sunulması, sahada ihtiyaç duyulan ilave ekipmanların ve bağlantıların azaltılmasına yardımcı oluyor. Bu bütünleşik yapı sayesinde ısı pompası kurulumlarının daha düzenli ve pratik şekilde gerçekleştirilebilmesi hedeflenirken, montaj ekipleri açısından da kurulum sürecinin sadeleştirilmesine katkı sağlanıyor.’’</p>
<p><strong>"Akıllı enerji teknolojileri desteklenmeli"</strong></p>
<p>CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, enerji dönüşümünün güneş enerjisi sistemlerinin yanı sıra enerji depolama, akıllı enerji teknolojileri ve verimlilik odaklı çözümlerle desteklenmesi gerektiğini söyledi. Enerjinin daha etkin kullanılmasının sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Sarvan, ısı pompalarının da enerji verimliliğini artıran ve karbon emisyonlarını azaltan teknolojiler arasında öne çıktığını anımsattı. Sarvan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dünya genelinde enerji dönüşümü hız kazanırken, binalarda enerji tüketimini azaltan teknolojiler her zamankinden daha önemli hale geliyor. Isı pompaları da yüksek verimlilikleri ve çevre dostu yapılarıyla geleceğin en önemli iklimlendirme sistemleri arasında yer alıyor. Yeni nesil ısı pompası teknolojileri yalnızca enerji tasarrufu sağlamıyor, aynı zamanda yaşam alanlarında konforu artırıyor. Günümüzde kullanıcıları hem enerji maliyetlerini düşürmek hem de daha sürdürülebilir yaşam alanlarına sahip olmak istiyor. Buna bağlı olarak da ısı pompaları ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyaçlarını tek sistem üzerinden karşılayarak bu beklentilere cevap veriyor.’’</p>
<p><strong>"Düşük karbon ayak iziyle çevresel sürdürülebilirliğe katkı sunuyor"</strong></p>
<p>Daha hızlı montaj, daha az işçilik ve daha düzenli mekanik alanlar sağlayan ısı pompalarının, profesyoneller için de yeni nesil bir çözüm sunduğuna dikkat çeken Tarık Sarvan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Isı pompaları güneş enerjisi, inverter ve enerji depolama teknolojileriyle uyumlu çalışarak evlerde enerji verimliliğini en üst seviyeye taşıyor. Bu sayede üretilen enerji daha akıllı kullanılırken, kullanıcıların daha düşük enerji maliyetleri ve daha yüksek enerji bağımsızlığı elde ediyor. Dünya enerji dönüşümünü hızlandırırken, ısı pompaları da geleceğin en önemli iklimlendirme teknolojileri arasında gösteriliyor. Bu sistemler düşük karbon ayak iziyle çevresel sürdürülebilirliğe de katkı sunuyor. Güneş enerjisi sistemleriyle entegre çalışan ısı pompası çözümleri, kullanıcıların kendi enerjilerini daha verimli kullanmalarına imkan tanıyor. Bu sayede enerji maliyetleri azalırken enerji bağımsızlığı da güçleniyor.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-87157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-1789014925.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, enerji dönüşümünün güneş enerjisi sistemlerinin yanı sıra enerji depolama, akıllı enerji teknolojileri ve verimlilik odaklı çözümlerle desteklenmesi gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepav-faiz-sabit-tutulmali-87158</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV: “Faiz sabit tutulmalı”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Para Politikası Kurulu bugün toplanacak. Genel kanı faiz oranlarında bir değişiklik yapılmayacağı yönünde. Zaten fiili faiz, Merkez Bankası’nın haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasıyla 24 Ağustos’ta yüzde 40’tan yüzde 37’ye düşürülmüştü.</p>
<p>Haftalık repo ihale faizinin yüzde 37’den daha aşağı çekilmesi en azından bugünkü toplantıda beklenmiyor. Faiz ekim ve aralık toplantılarında ne olur şimdiden tahmin etmek tabii ki zor ama o toplantılar için indirim beklentisi daha ağır basıyor.</p>
<h2>“Enflasyon hâlâ çok yüksek” </h2>
<p>TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun eylül ayı raporunda da Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faiz oranlarını değiştirmemesinin daha yerinde olacağı belirtildi. Raporda, <strong>“Enflasyon hedefinin (2027 hedefi) yükseltildiği dikkate alındığında, faiz indirimi için bir alan açıldığı izlenimi doğsa da enflasyondaki katılık çerçevesinde erken bir faiz indiriminin para politikasının itibarını zedeleme riski gözetilerek politika faizi yüzde 37’de sabit tutulmalıdır”</strong> denildi.</p>
<p>TEPAV’ın eylül ayı para politikası değerlendirme notunda özet olarak şu görüşlere yer verildi: </p>
<p>■ Ağustos ayı itibarıyla Türkiye’nin yıllık tüketici enflasyonu 31,51 olmuştur. Yıllık enflasyon son on üç aydır çok yüksek ve dar bir aralıkta, yüzde 30,7 ile yüzde 33,3 arasında seyretmiştir.</p>
<p>■ 2027-2029 OVP’sinde 2027 enflasyon hedefi yüzde 21 olarak belirlenmiştir. Oysa Merkez Bankası 12 Şubat’ta yayımlanan enflasyon raporunda 2027 hedefini yüzde 9 olarak açıklamıştı. 14 Mayıs’ta yayımlanan raporda ise hedef yüzde 15’e yükseltilmişti. OVP’den yalnızca 24 gün önce 13 Ağustos’ta açıklanan üçüncü enflasyon raporunda yüzde 15’lik hedef korunmuştu. (TEPAV’ın raporunda belirtilmiyor ama sanki burada <strong>“24 günde ne oldu da hedef 6 puan birden yukarı çekildi”</strong> deniliyor gibi.) </p>
<p>■ Önceki raporlarımızda vurgulanan riskler sürmektedir: </p>
<p>● Savaş yüzünden sıçrayan enerji, emtia ve uluslararası taşıma fiyatlarına ilişkin büyük bir belirsizlik bulunmaktadır. <br />● Enflasyon bekleyişleri çıpalanamamıştır. <br />● Uygulanmakta olan programın enflasyonu kalıcı biçimde düşürecek politika adımlarını kapsamaktan uzak olması hedeflerin çok sık ve yukarı doğru güncellenmesini gerektirmekte, bu güncellemeler ise bekleyişlerin oldukça yüksek düzeyde kalmasına neden olmaktadır. <br />● Bu çerçevede Merkez Bankası’nın son enflasyon raporundaki 2027 yılı enflasyon hedefinin OVP ile uyumlu açıklanmamış olması, para politikasına güveni azaltıcı bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. <br />● Bekleyişlerin çıpalanamaması enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışlarının devam etmesine yol açmaktadır. <br />● Toplumun her kesiminin ekonomi programına yönelik şikayetleri artmaktadır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“2027 hedefine ulaşmak zor”</span></h2>
<p>TEPAV’ın eylül ayı raporunda hem 2026 için tahmin edilen enflasyonda kalmanın, hem 2027 için öngörülen hedefi tutturmanın zor olacağı vurgulandı. Raporda bu konuda şu görüşe yer verildi: </p>
<p><strong>“Enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği ve kalıcı olarak düşük bir enflasyona ulaşılması giderek zorlaşmaktadır. Mevcut koşullar altında, enflasyonun 2026 yıl sonu için güncellenen hedefin üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Uygulanmakta olan programın eksiklikleri ve yaklaşan seçimler de dikkate alındığında, 2027 sonu hedefine ulaşılması da zor görünmektedir.”</strong></p>
<p>Merkez Bankası’na temel sorunun ne olduğu konusunda bir uyarıda da bulunulan raporda bu konuda şöyle denildi:</p>
<p><strong>“Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır.”</strong></p>
<p>TEPAV daha açık ne desin!</p>
<p>■ Bu programın önemli eksiklikleri var. </p>
<p>■ Eksik yönleri bulunmakla birlikte bu programın sürdürülebilirliğine dair şüpheler de giderilemiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Önce hukuk ve demokratik değerler”</span></h2>
<p>Raporda, hem içerideki, hem dışarıdaki belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde Türkiye’nin en azından kontrol edebildiği belirsizleri azaltmasının çok daha fazla önem kazandığı vurgulandı.</p>
<p>TEPAV yapılması gerekenlerin ilk sırasına hukukun üstünlüğünü ve demokratik değerlere saygı gösterilmesi gerektiğini koydu. Raporda, <strong>“Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir”</strong> denildi. Diğer öneriler de özet olarak şöyle sıralandı:</p>
<p>■ Geniş kesimlerce benimsenecek ve <strong>‘Ülkede önemli değişiklikler oluyor’</strong> heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enflasyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır. </p>
<p>■ Öncelikle maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepav-faiz-sabit-tutulmali-87158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV: “Faiz sabit tutulmalı” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87155</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler Merkez Bankası&#039;nın faiz kararına çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gözler TCMB’ye çevrildi! Bankanın faiz kararı ne olacak? | Ekonomi Masası | 10 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/LU25YM9l8_0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/senay-vahap-munyar-1789027745.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-boru-ile-23-milyar-lirayi-bulup-vagona-da-girdi-halka-arz-vizesi-sivasla-hizlandi-87156</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik boru ile 2.3 milyar lirayı bulup ‘vagon’a da girdi, halka arz vizesi Sivas’la hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2019 </strong>yılı Temmuz ayıydı. <strong>“Forum İstanbul 2023 Platformu” </strong>kurucusu <strong>Şeref Özgencil, </strong>dönemin Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ethem Sancak </strong>ve Direktörü <strong>Özlem Özgencil</strong>’le Sivas Kongresi’nin 100’üncü yılı nedeniyle düzenlenen <strong>“Orta Anadolu Ekonomi Forumu” </strong>için kente gittiğimizde Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Başkanı <strong>Mustafa Eken</strong>’e de uğramıştık.</p>
<p><strong>Mustafa Eken, </strong>o günlerde önlerindeki en önemli hedeflerden birini paylaşmıştı:</p>
<p>-        <strong>Sivas’ı teşvikler açısından 6’ncı bölgeye aldırmak için seferberlik ilan edeceğiz. Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) özel endüstri bölgesi ilan edilmesi için çalışacağız. Hedefimiz Sivas’ı yatırımcı açısından daha cazip gale getirmek.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan, </strong>kentin iş insanlarının bu talebini dikkate almış, Sivas’a gittiğinde söz vermişti:</p>
<p>-        <strong>Bu alanda özel teşvik uygulaması yapacağız. Burayı Türkiye açısından yüksek teknoloji üretebilen, katma değer yaratabilen bir sanayiye kavuşturmak istiyoruz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2320e3cc6c-1789014542.png" alt="" width="825" height="657" /></strong>Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) halka arzına onay çıkan Sivas merkezli Net Global’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Haydar Aydın </strong>ve Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter</strong>, sohbet toplantısında Demirağ OSB’de vagon yatırımına girdiklerini bildirince, 2019 yılını anımsadım. Net Global’in Net Rail adıyla Demirağ OSB’de vagon üretimine başlayacak olmaları üzerine Sivas Sanayi ve Ticaret Odası’nın söz konusu OSB ile ilgili çalışmaları aklıma geldi.</p>
<p><strong>Haydar Aydın</strong>’a ailenin ilk iş hayatına girdiği günleri sorduk, <strong>“halka arz konusuyla karışmasın” </strong>diye kısa bilgi vermekle yetindi:</p>
<p>-        <strong>Ailemizin iş hayatına ilk girişi inşaat sektörü. Babam Mevlut Aydın müteahhit. Yalova’da 1999 Gölcük depreminde yıkılmayan nadir konutlar arasında yer alan siteyi inşa etmişti. Ben de Net Global’den ayrı işi olarak inşaat sektöründeyim. Halka arzla ilgisi yok o şirketin.</strong></p>
<p>Ailenin sanayi tarafının öyküsüne <strong>Berk Kuter </strong>girdi:</p>
<p>-        <strong>Net Global’in üretim hikayesi 2004 yılında yüksek yoğunluklu plastik boru ile başlıyor. Bu işte Haydar ve Ünal Aydın kardeşler ile amcaları Sami Aydın ortak. Sami Bey, Sivas’ta iki dönem Belediye Başkanlığı yapmıştı.</strong></p>
<p><strong>Berk Kuter, </strong>2004 yılında Sivas’ta çıkılan yüksek yoğunluklu boru üretimiyle çıkılan yolda önemli adımlar atıldığını belirtti:</p>
<p>-        <strong>Bugün farklı sanayi alanlarında faaliyet gösteren, yenilikçi çözümleri ve güçlü markalarıyla global ekonomide değer yaratan bir yapıya dönüştü. Şirketimizin 12 aylık cirosu 2.3 milyar lirayı buldu. Bu yılın ilk 6 aylık cirosu 1.03 milyar lira.</strong></p>
<p>Boru üretimiyle ilgili detay aktardı:</p>
<p>-        <strong>Boru üretimiyle çıktığımız bu süreçte bugün temiz su altyapılarından topraksız tarıma, yeşil enerjiden sürdürülebilir teknolojilere uzanan geniş bir ekosistem oluşturduk.</strong></p>
<p><strong>Haydar Aydın</strong>’a sorduk, Net Global yelpazesi altındaki şirketlerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Net Bor, Net Lab, Net Enerji, Net Green, Net Rail…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Berk Kuter, </strong>aile ve şirketlerle ilgili kısa bilgiden sonra halka arz konusuna geçti:</p>
<p>-        <strong>Halka arzımızı yalnızca finansal bir kaynak yaratma aracı olarak değil, Net Global’in büyüme vizyonunu daha ileri taşıyacak stratejik bir adım olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Kaynağın kullanımıyla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-        <strong>Halka arzdan sağlanacak kaynakla kurumsal yapıyı daha güçlendirmeyi ve stratejik yatırım alanlarımızın başında gelen vagon üretimi başta olmak üzere yeni yatırımları hızlandırmayı hedefliyoruz. Global ölçekte büyüme potansiyelini daha ileri taşımayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım liderliğindeki konsorsiyum tarafından yönetilen halka arzda talep toplamanın 9-10-11 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştiğini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Halka açıklık oranımızı yüzde 28 olarak belirledik. Halka arz büyüklüğünün 2 milyar 233 milyon lira olmasını bekliyoruz. Halka arzdan sağlanacak kaynak yatırımların yanı sıra şirketimizin finansal yapısının güçlendirilmesinde kullanılacak.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanacak kaynağın kullanımıyla ilgili dağlımı şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Halka arzdan sağlanacak kaynağın yüzde 15-25’ini mevcut yatırımlarımızda kapasite artışı ve </strong>“koruge boru” <strong>üretim hattı kurulması için kullanacağız.</strong></li>
<li><strong>Diğer yüzde 20-30’luk bölümü Sivas Demirağ OSB2deki vagon fabrikamızın inşaatının tamamlanmasına, makine-ekipman yatırımlarının finansmanına ayıracağız.</strong></li>
<li><strong>Yine yüzde 25-35’i işletme sermayesi ihtiyacımızın karşılanmasında değerlendirilecek.</strong></li>
<li><strong>Kalan yüzde 20-30’luk kısmı ise finansal yapımızın daha dengeli ve güçlü hale getirilmesi için kısa vadeli banka kredilerinin azaltılması amacıyla değerlendireceğiz.</strong></li>
</ul>
<p>Halka arz başvurusu sonrasında SPK’daki bekleme süresiyle ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-        <strong>SPK, halka arzda öncelik kriterlerini yeni açıkladı. Onlardan biri de, </strong>“Son 5 yılda merkezin veya gelirin yüzde 50’sinden fazlasının sağlandığı ilde borsada işlem görecek ilk şirket olunması”<strong>. Net Global, Sivas’ın halka arz olan ilk şirketi. Bizim izin bu vesileyle hızlandı.</strong></p>
<p>Babadan inşaatçı olan <strong>Haydar </strong>ve <strong>Ünal Aydın </strong>kardeşler ile amcaları <strong>Sami Aydın</strong>’ın plastik boru üretimi ile çıktıkları sanayi yolculuğu 22 yılda vagon üretimiyle birlikte halka arza da uzandı…</p>
<p>Net Global’in halka arz sonrası büyüme çıtasını daha yukarı taşıyacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Almanya’da bir firmanın 88 bin, Türkiye’nin 18 bin vagonu var, bu işin önü açık</span></h2>
<p><strong>NET </strong>Global Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter, </strong>grubun vagon üretimine yönelmesinin temel nedenlerini anlatmaya şöyle başladı:</p>
<p>-        <strong>Bu alana yönelmemizin temelinde Türkiye’de demiryolu taşımacılığının stratejik bir sektör olarak konumlandırılması ve sektörde beklenen büyüme önemli rol oynadı.</strong></p>
<p>12’nci Kalkınma Planına işaret etti:</p>
<p>-        <strong>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Kalkınma Planı kapsamında demiryolu taşımacılığı ülke açısından öncelikli alanlardan biri olarak belirlendi.</strong></p>
<p>Çin’den Avrupa’ya uzanması planlanan <strong>“Orta Koriddor” </strong>projesi üzerinde durdu:</p>
<p>-        <strong>Ayrıca Irak’ın FAV Limanı’ndan başlayarak Anadolu’ya ulaşması öngörülen </strong>“Kalkınma Yolu Projesi” <strong>gibi uluslararası lojistik koridorlarının hayata geçirilmesi ile demiryolu ve intermodal taşımacılık faaliyetlerinin artması bekleniyor.</strong></p>
<p>Modern bir <strong>“Hicaz Demir Yolu” </strong>projesinin de inşasının gündemde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-        <strong>Türkiye, Suriye ve Ürdün Ulaştırma Bakanlıkları arasında imzalanan mutabakatla ilk adımı atılan proje kapsamında, öncelikle Türkiye’deki mevcut demiryolu ağının Halep’e kadar uzatılması ve Suriye’de eksik 30 kilometrelik hat üstyapısının tamamlanması planlanıyor.</strong></p>
<p>Sivas’ın vagon üretimindeki rolünü anımsattı:</p>
<p>-        <strong>Sivas’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana gerek Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi A.Ş. (TÜRASAŞ) gerekse özel sektör kuruluşları aracılığıyla demiryolu araçları üretimi alanında gelişmiş ekosisteme sahip olması da bu yatırımı destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Vagon üretimini şirket açısından stratejik alan gördüklerini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Bu kapsamda </strong>‘Netrail’ <strong>markasıyla 200 bin metrekare arsa üzerinde 50 bin metrekarelik alanda AB standartlarında yüzde 100 yerli tasarım ve çok büyük yerlilik oranıyla çeşitli tiplerde yük vagonları ve alt komponentleri üretmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Yatırımlar ilgili şu ayrıntıları verdi:</p>
<p>-        <strong>Konteyner taşıma vagonu, sarnıç vagon ve boji üretimine yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Kuracağımız tesis kaynak ve üretim robotları, robotlu kumlama ve boya tesisleri, kalite kontrol laboratuvarı ve CNC tezgahları ile entegre bir üretim merkezi olacak.</strong></p>
<p>Vagon fabrikasının 50 bin metrekare alana sahip ilk bölümünde inşaatın 31 Ekim 2026’da biteceğini bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Almanya’da sadece bir firmanın 88 bin vagonu var. Türkiye’de çoğu eski 18 bin vagon var. Yani, Türkiye’nin bu alanda çok ciddi açığı söz konusu. İlk iki yıl yılda 1500 vagon üreteceğiz. 100 bin metrekare kapalı alana ulaşınca 5 yılda yıllık üretim 3 bin adede çıkacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yıldızeli’nden Avrupa’ya domates ihraç ediyor</span></h2>
<p><strong>NET </strong>Global Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter, </strong>grubun Yıldızeli’nde <strong>“Net Green” </strong>adıyla 38 dönümlük kapalı alanda, jeotermal ile ısıtılan serada domates yetiştirdiğini bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Yıllık 1900 ton kapasitemiz var. 11 ay hasat yapılıyor. Domateslerin tamamını yurtdışına gönderiyoruz. Sivas’tan Hollanda, İngiltere ve Almanya’ya ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>Seradaki verimle ilgili şu örneği verdi:</p>
<p>-        <strong>Topraklı tarımda bir fideden 4 kilogram domates alınırken bizim topraksız tarım yaptığımız serada bir fideden 20 kilogram ürün alabiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-boru-ile-23-milyar-lirayi-bulup-vagona-da-girdi-halka-arz-vizesi-sivasla-hizlandi-87156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/635-1789014560.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plastik boru ile 2.3 milyar lirayı bulup ‘vagon’a da girdi, halka arz vizesi Sivas’la hızlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbasin-yuzde-56si-ciftcinin-yuzde-26si-sigortali-87154</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükbaşın yüzde 56’sı, çiftçinin yüzde 26’sı sigortalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Tarımsal Bilgi Platformu kurucusu Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, iklim değişikliği, savaşlar, su kıtlığı, üretim maliyetleri gibi unsurların tarım politikasında yeni bir destekleme modelini zorunlu kıldığını söyledi. Gülçubuk, Türkiye'nin yeni destekleme yaklaşımında, çiftçiye yalnızca “hangi ürünü ürettiği” için değil, nasıl ürettiği, ne kazanabileceği ve üretim sistemini geleceğe ne ölçüde hazırladığı için de destek verilmesi gerektiğini bildirdi. Türkiye’deki tarımsal destekleme modelindeki değişik ihtiyacına ilişkin EKONOMİ’ye değerlendirmede bulunan Gülçubuk, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelerin tarımda desteklerin rotasının değişmesi gerektiğini gösterdiğini bildirdi.</p>
<h2>Verilen destek ve refah ilişkisi </h2>
<p>Artık sadece ürünü değil dayanıklılığı da desteklemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Gülçubuk, “İklim değişikliği, su kıtlığı, artan üretim maliyetleri, dünyadaki savaşlar-jeopolitik gerilimler, dünya ekonomisindeki çalkantılar, yüksek enflasyon ve piyasa belirsizlikleri Türkiye'nin tarım politikasında yeni bir destekleme modelini zorunlu kılıyor. Yeni dönemin temel sorusu artık “çiftçiye ne kadar destek veriyoruz?” değil, “verilen destek çiftçileri ve kırsalı geleceğin risklerine ne kadar hazırlıyor, verilen destekler üretim kadar kırsalda yaşayanların asgari yaşam ve refah gereksinimlerini karşılıyor mu?” olmalı” diye konuştu.</p>
<h2>Üretim fazla ama çiftçi mutsuz </h2>
<p>Türkiye'de tarım politikalarının en önemli hedefinin üretim ve en önemli araçlarından birinin çiftçi destekleri olduğunu anlatan Gülçubuk, “Mazot, gübre, ürün ve prim destekleri ile sübvansiyonlu krediler üretimin sürdürülebilmesi açısından kuşkusuz önemini koruyor. Ancak iklim değişikliğinin hızlanması, su kaynaklarının üzerindeki baskı, üretim maliyetlerinin yükselmesi ve piyasalardaki belirsizlikler, zayıf örgütlenme düzeyi destekleme politikasının kapsamının yeniden düşünülmesini gerektiriyor” dedi.</p>
<p>Bu yıl üretimin genellikle fazla olmasına rağmen çiftçideki mutsuzluğun da model değişikliğini zorunlu kıldığını dile getiren Bülent Gülçubuk, genel enflasyon ve tarımsal girdi fiyatlarındaki artışın çiftçilerin reel getiri elde etmelerini zorlaştırdığını bildirdi. Gülçubuk; güvenli gıda, , kırsal istihdam, biyolojik çeşitlilik, genç nüfusu kırsalda tutmak ve sanayiye hammadde sağlamak durumunda olduğu için tarımın çok işlevli bir ekonomik sektöre dönüştüğünü ifade etti. Geleneksel destekleme yaklaşımında üretim miktarı, maliyetler üzerinde olduğunu dile getiren Gülçubuk, yeni sistemin odağının çiftçinin ekolojik, teknolojik ve hatta hedonik (psikolojik tatmin) dayanıklılığı olması gerektiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"SGK kapsamındaki çiftçi sayısı, sigortalı büyükbaş hayvanın yarısının da altında"</span></h2>
<p>Yeni paradigmada destekleme politikasının üç boyutlu düşünülmesi gerektiğini aktaran Bülent Gülçubuk, birincisinin üretimin devamlılığı için mevcut ilaç, gübre gibi desteklerin sürmesi olduğunu bildirdi. İkinci boyutun risk yönetimi olduğunu vurgulayan Gülçubuk, gelir güvencesi ve piyasa dalgalanmaları karşısında sigorta, gelir istikrarı mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Risk yönetiminin üretim kadar insancıl da olması gerektiğini vurgulayan Bülent Gülçubuk, “Yani; üretim ile çiftçinin yaşamsal desteklerinin eşgüdümü oluşmalıdır. Şöyle ki; Türkiye’deki büyükbaş hayvanların yaklaşık %56’sı sigortalı iken, Çiftçi kayıt Sistemine kayıtlı çiftçilerin %26’sı (2,363 milyon çiftçiden 616 bini) SGK kapsamındadır. Yani SGK kapsamındaki çiftçi sayısı, sigortalı büyükbaş hayvan sayısının oransal yarısının da altındadır” dedi.</p>
<p>Gülçubuk üçüncü ve en önemli boyutun dönüşüm desteği olduğunu kaydederek, “Kamu kaynakları çiftçinin yalnızca bugünkü maliyetlerini karşılamak için değil, gelecekteki maliyetlerini ve risklerini azaltacak yatırımları gerçekleştirmesi için kullanılmalıdır. Bu sürdürülebilir kırsal yaşam ve tarımsal üretim için zorunluluktur artık. Bu nedenle destek sisteminde “girdi desteğinden dönüşüm desteğine” doğru kademeli bir geçiş gündeme gelmeli ve uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tercih değil zorunluluk haline geldi </strong></p>
<p>Tarım politikasının yeni denkleminin belirleyicisinin iklim değişikliği olduğunu vurgulayan Gülçubuk, bunun desteklerde dönüşümü tercihten çok zorunluluk haline getirdiğini anlattı. İklim politikalarıyla tarım destekleme politikasının artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Gülçubuk, “Gelecekte yalnızca "iklime uyum sağlayan" değil, iklim krizinin çözümüne katkı veren tarımsal üretim modelleri ve kırsal alanlar öne çıkacaktır. Bu çerçevede iklim pozitif tarımsal üretim ve kırsal kalkınma yaklaşımı benimsenebilir” dedi. Her bölgeye aynı destek döneminin değişmesi gerektiğini de söyleyen Gülçubuk, “Destekleme modelinde su bütçesi, iklim riski, toprak kapasitesi, bölgesel ürün deseni, sosyoekonomik yapı ve asgari refah düzeyinin dikkate alınarak bir politika uygulamasına geçilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Tarımın sürdürülebilirliği için genç çiftçilere arazi ve hibeden fazlasının verilmesinin de önemli olduğunun altını çizen Bülent Gülçubuk, tarımdan uzaklaşmanın temel nedenini gelir düşüklüğüne bağlamanın yanlış olduğunu, belirterek “Gelir belirsizliği, sosyal yaşam olanaklarının sınırlılığı, eğitime erişimde fırsat eşitsizlikleri, teknolojiye erişim ve mesleğin gelecek perspektifi gençlerin kararlarını etkiliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbasin-yuzde-56si-ciftcinin-yuzde-26si-sigortali-87154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/tarim-ciftcijpg-1752681783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükbaş hayvanların yüzde 56’sının sigortalı olmasına karşın çiftçilerin yalnızca yüzde 26’sının SGK kapsamında bulunduğuna işaret eden AÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, tarımsal destekleme modelinin yeniden tasarlanması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-cikislari-130-milyara-dayandi-87153</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon çıkışları 130 milyara dayandı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu geçen ay sonundan bu yana yatırım fonlarına yönelik adım üstüne adım atıyor. Haziran sonunda küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın başlayan uyarılarından sonra hızlandırılan çalışmalarla 28 Ağustos’tan bu yana önce yatırım fonlarında köklü değişiklikler getiren düzenlemeyi devreye aldı dün de fiili dolaşım oranı hesaplamasında değişikliğe gitti. Tüm bu yenilikler sonrası 28 Ağustos’tan bu yana TEFAS’a açık yatırım 1047 fondan 128 milyar 749 milyon 127,5 bin liranın net çıkış yaşandı, yatırımcı sayısı 15 bin 817 azaldı. Borsa İstanbul’da da değişikliklerin etkisi derinden hissedildi bu dönemde BİST30 endeksi yükselişiyle dikkat çekerken, BİSTTUMY ile BİST500 endeksleri ise düşüş yaşadı.</p>
<h2>Endeks değişiklikleri 20 Eylül’de</h2>
<p>Küresel endeks sağlayıcı MSCI mayısta ilk somut adımını atarak pay sahipliği yapısındaki soru işaretleri nedeniyle bazı Türk şirketlerinin fiili dolaşım oranlarını aşağı yönlü revize etti ve bazı hisseleri endeksten çıkardı. Haziran sonuna doğru ise küçük ölçekli şirketlerdeki koordineli işlemlerin ve şeff af olmayan fon sahipliklerinin fiili dolaşım pay oranlarını yapay olarak şişirdiğini vurguladı ve Kasım 2026'ya kadar somut ve güvenilir ilerleme sağlanmazsa Türkiye'nin küme düşme adımını başlatabileceğini duyurdu. Temmuz başında ise uyarı tonu biraz daha sertleşti ve Türk hisselerini şirket bazında tek tek inceleyeceğini ve kurallara uymayan fonların elindeki payları fiili dolaşım dışı ilan edeceğini açıkladı.</p>
<p>Bu uyarıların ardından SPK ve Takasbank adımları gelmeye başladı. SPK 28 Ağustos'ta serbest fonları temel alan büyük düzenlemesinde öncelikle fonların içindeki şirketlerin pay sahipliğine göre sınırlamalar getirdi, dün ise fiili dolaşım oranına müdahale etti. Dünkü duyuruda pay sahipliğinde bildirim sınırı yüzde 5'ten yüzde 3'e indirildi, en kritik adım ise fiili dolaşım oranları hesaplanırken dolaylı ortaklıklar ve fonların arkasındaki gerçek sahipler de hesaba dahil edildi. Şimdi gözler Borsa İstanbul'da. 20 Eylül yeni endeks değişikliği bu yeni fiili dolaşım hesabıyla yapılacak ve özellikle BİST30'a girip çıkabilecek hisseler daha dikkatli izlenecek. Kasım 2026 ise MSCI'nın endeks incelemesi dönemi olarak takip edilecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa22dfa284b8-1789013498.png" alt="" width="999" height="664" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa22e0713432-1789013511.png" alt="" width="652" height="248" />En yüklü para çıkışı 53.4 milyar lira </h2>
<p>İşte SPK’nın 28 Ağustos’ta başlayan ve dün de devam eden değişiklikleri TEFAS’a açık yatırım fonlarında yansımasını buldu. TEFAS verilerine göre TEFAS’a açık 1047 fondan 28 Ağustos’tan bugüne 128 milyar 749 milyon 127,5 bin liralık net çıkış yaşandı. Para çıkışının yanı sıra yine aynı dönemde 15 bin 817 yatırımcı da ayrıldı. Bu dönemde en fazla net para çıkışı olan fon 53.4 milyar lira ile Pusula Portföy Para Piyasası Fonu olurken onu 42.7 milyar lira ile Tera Portföy Birinci Serbest Fonu izledi. Yapı Kredi Para Piyasası Serbest Fonu'ndan 31.6 milyar lira, Garanti Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndan 27.4 milyar lira net çıkış yaşandı. Yapı Kredi Portföy İkinci Para Piyasası Serbest Fonu'ndan 23.6 milyar lira, Pusula Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndan 19.4 milyar lira, Deniz Portföy Para Piyasası Fonu'ndan ise 18.9 milyar lira çıktı. 28 Ağustos'tan bugüne 10 milyar lira üzerinde net para girişi yaşanan 12 fon dikkat çekti.</p>
<p>Net para çıkışının yanı sıra yatırımcı kaybıyla da öne çıkan fonlar bulunuyor. TEFAS verilerine göre 28 Ağustos'tan bugüne en çok yatırımcı çıkışı 48 bin 27 ile Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu'nda yaşandı. İkincilik ve üçüncülük de Pusula Portföy fonlarında yatırımcı çıkışında. Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu'nda 15 bin 624, Pusula Portföy Para Piyasası Fonu'ndan ise 10 bin 449 yatırımcı kaybı gerçekleşti. Tera Portföy Birinci Serbest Fonu'nun yatırımcı kaybı ise 6 bin 954 oldu.</p>
<p>Veriler yönetmelik sonrası yatırım fonları getirilerinin de değiştiğini ortaya koyuyor. Düzenlemeler sonrası en fazla kayıp yüzde 64,49 ile Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu'nda gözlenirken, onu yüzde 61 kayıpla Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu oldu. Bulls Portföy Birinci Serbest Fonu yüzde 32,43, Bulls Portföy Voltran Katılım Serbest Fonu da yüzde 32,28 kaybettirdi bu dönemde. Re-Pie Portföy İkinci Hisse Senedi Serbest Fonu'nda 28 Ağustos'tan bugüne getiri kaybı yüzde 24,54.</p>
<h2>En yüklü giriş 48.6 milyar lira oldu</h2>
<p>Yönetmelik değişikliği TEFAS'a açık fonlarda toplamda net para çıkışına neden olsa da bazı fonlara bu dönemde net giriş yaşandı. 28 Ağustos'tan bugüne en fazla net giriş 48,6 milyar TL ile Tera Portföy Hisse Senedi Fonu'nda gerçekleşirken, Garanti Portföy ÖPY Serbest Özel Fonu'na 34.5 milyar lira net giriş oldu. Yapı Kredi Portföy Birinci Serbest Fonu'na da 32.9 milyar lira, Tera Portföy Para Piyasası Fonu'na ise 31.2 milyar lira giriş oldu. 9 yatırım fonuna bu dönemde net para girişi 10 milyar lirayı aştı. 28 Ağustos'tan bu yana en yüksek getiriyi ise Atlas Portföy Sentiment Serbest Fonu yüzde 12,87 ile sağladı. Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu yüzde 10, Atlas Portföy Serbest Fon yüzde 9,79, Ziraat Portföy Üçüncü Serbest Fon yüzde 8,50, Tera Portföy Dördüncü Hisse Senedi Serbest Fon yüzde 8,04, Tera Portföy Hisse Senedi Fonu ise yüzde 7,41, Rota Portföy Yedinci Hisse Senedi Fonu ise yüzde 7,22 getiri verdi.</p>
<h2>BİST30 endeksi getiride ayrışıyor </h2>
<p>Yatırım fonlarındaki değişikliklerin Borsa İstanbul endekslerine yansıması da çarpıcı oldu. 28 Ağustos’tan dün saat 13.25 itibariyle BİST100 endeksi yüzde 0,78, BİST500 endeksi yüzde 2,06, BİSTTUMY yani BİST100 dışı hisseler yüzde 4,79 kayıpta. Bu dönemde sağladığı yüzde 2,73 getiriyle BİST30 endeksi öne çıkarken BİST50 endeksi de yüzde 0,5 yükseldi.</p>
<p>Yatırım fonlarına yönelik hisse kısıtları BİST30 endeksi hisselerini kapsamıyor. Bu nedenle yatırım fonları değişikliklere uyum sağlama döneminde portföylerine daha fazla BİST30 hissesi alma gayretinde. Öyle ki piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre önceki gün bir portföy yönetim şirketinin yaptığı alımlarla banka hisselerinin de aralarında bulunduğu 5 hissenin tavan gördü. Uzmanlar bu portföy yönetim şirketinin önceki gün BİST30 hisselerine 18 milyar liralık alım yaptığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Limit yüzde 3’e indi, fondaki paylara yakın takip</span></h2>
<p>SPK, fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğine ilişkin kararlarını açıkladı. Buna göre, 11 Eylül'den itibaren kurul, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olmasına karar verdi. Diğer taraftan doğrudan yüzde 3 ve üzeri paya sahip gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo ile serbest fonlar dahil dolaylı yoldan yüzde 10 ve üzeri pay sahipliklerini gösteren tablo, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından anlık güncellenecek. MKK tarafından açıklanan dolaylı pay sahipliği verileri pay alım teklifi yükümlülüğü gibi dolaylı pay sahipliğinin değerlendirildiği düzenlemeler açısından doğrudan esas alınabilecek nitelik arz etmeyecek. Fiili dolaşımdaki pay kavramı "halka açıklık oranını gösteren kavram" olarak tanımlanacak ve fi ili dolaşımdaki pay oranı MKK tarafından izlenebilen paylar üzerinden hesaplanan fi ili dolaşımdaki pay adedinin MKK’nin izleyebildiği toplam pay adedine bölünmesi suretiyle hesaplanacak. Kamu tüzel kişiliğinin mülkiyetindeki paylar ile şirketin, şirket kurucularının ve konsolidasyona tabi ilişkili kuruluşların sahip olduğu paylar hesaba dahil edilmeyecek. Geri Alınan Paylar Tebliği ve pay geri alımlarına ilişkin SPK ilke kararları kapsamında gerçekleştirilen geri alım işlemleriyle alınan paylar da fi ili dolaşım dışında tutulacak. Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların ellerindeki paylar da aynı kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Şirketin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür veya yetki ve görevleri itibarıyla genel müdüre denk ya da daha üst konumlarda görev yapanların sahip olduğu paylar da fi ili dolaşım hesabına dahil edilmeyecek. Genel müdüre veya genel müdüre denk kişilere doğrudan bağlı olarak çalışan genel müdür yardımcısı ve benzeri unvanlara sahip üst düzey yöneticilerin payları da kapsam dışında tutulacak. Şirketlerin sandık ve vakıflarının mülkiyetindeki paylar da hesaplamaya dahil edilmeyecek. Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında özkaynak olarak verilenler, kredili işlemle alınarak teminata konu edilenler veya İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ piyasaları için teminata konu edilenler dışında teminat olarak verilen paylar da fi ili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tera, Pusula ve iştiraklerini almak için görüşüyor</span></h2>
<p>SPK’nın fon düzenlemeleri sonrasında sektörde ilk satın alma haberi Tera Grubu’ndan geldi. Tera Yatırım Menkul Değerler’den Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamaya göre Tera Grubu'nun finansal hizmetler alanındaki büyüme stratejisi, faaliyet alanlarının genişletilmesi ve güçlü bir finansal ekosistem oluşturulması hedefleri doğrultusunda Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerini satın almak için görüşmelere başladı. KAP açıklamasında “Pusula Finans Holding payları ile Pusula Finans Holding’in hissedarı olduğu Pusula Portföy Yönetimi, Pusula Yatırım Menkul Değerler ve Katılım Evim Tasarruf Finansman başta olmak üzere, Pusula Finans Holding ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki payların Tera Grubu şirketleri tarafından devralınmasına yönelik olarak mevcut pay sahipleriyle görüşmelere başlanmıştır” denildi. Açıklamada, planlanan işlemin Tera Grubu'nun sermaye piyasaları, portföy yönetimi, yatırım hizmetleri ve finansal hizmetler alanlarındaki mevcut faaliyetlerinin ölçeğini ve çeşitliliğini artırma stratejisinin önemli bir adımını oluşturduğu kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-cikislari-130-milyara-dayandi-87153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın sert uyarıları sonrası harekete geçen Sermaye Piyasası Kurulu, 28 Ağustos’tan bu yana yaptığı açıklamalarla fon ve hisse senedi piyasasında köklü değişikliklere imza attı. Bu değişiklikler sonrası TEFAS’a açık yatırım fonlarından 128.8 milyar liralık çıkış yaşanırken bazı fonlarda aynı dönemde yatırımcının kaybı yüzde 65’e dayandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-87211</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş OSB’de yeşil dönüşüm hız kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesinin (OSB) üretim gücünü çevre ve enerji yatırımlarıyla desteklediği belirtildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kahramanmaraş’ın önemli üretim merkezlerinden Kahramanmaraş OSB, sanayide üretim kapasitesini artırırken çevre dostu ve sürdürülebilir üretim altyapısını da güçlendiriyor. 1976 yılında kurulmasına karar verilen ve 320 hektarlık alanda faaliyet gösteren OSB’de sanayileşme 2003 yılında başladı.</p>
<p>70 sanayi parselinin 58’inde aktif üretim gerçekleştirilen bölgede tekstil, teknik tekstil, mutfak eşyaları, alüminyum, mobilya, yalıtım malzemeleri, medikal ve sağlık ürünleri, endüstriyel iklimlendirme, güneş paneli ve gıda sektörlerinde faaliyet gösteren işletmeler bulunuyor. Üretimdeki firmalar yaklaşık 11 bin 712 kişiye istihdam sağlıyor.</p>
<p><strong>"Enerji tüketimi üretim gücünü ortaya koyuyor"</strong></p>
<p>Kahramanmaraş OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Hüseyin Dinçer, bölgedeki enerji tüketiminin üretim hacminin önemli göstergelerinden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Dinçer, 2025 yılında OSB’de toplam 389 milyon 763 bin 382 kWh elektrik tüketildiğini, 2026 yılının ilk sekiz ayında ise tüketimin 269 milyon 991 bin 78 kWh seviyesine ulaştığını söyledi.</p>
<p>Enerji maliyetlerinin sanayicilerin üretim giderleri içerisindeki önemine dikkat çeken Dinçer, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının artık sanayi açısından stratejik bir gereklilik haline geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>135 megavatı aşan güneş enerjisi kapasitesi</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Kahramanmaraş OSB’de yenilenebilir enerji yatırımlarının önemli bölümünü güneş enerjisi oluşturuyor. Bölgede fabrikaların çatıları ve tahsisli araziler üzerinde kurulan toplam 40 Güneş Enerjisi Santrali bulunuyor. Bu tesislerin toplam kurulu gücü ise 135 megavatı aşıyor.</p>
<p>Sanayicilere ait GES’lerin işletmelerin kendi elektrik tüketimlerini karşılamasına katkı sunduğunu belirten Dinçer, yatırımların hem enerji maliyetlerini azaltmaya hem de bölgenin yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya katkı sağladığını ifade etti.</p>
<p>OSB yönetimi tarafından da enerji maliyetlerini düşürmek, karbon salımını azaltmak ve sürdürülebilir üretimi desteklemek amacıyla 5,39 megavat kurulu güce sahip bağımsız GES yatırımı hayata geçirildi. Bu santral sayesinde OSB’nin yıllık yaklaşık 9 milyon kWh enerji ihtiyacının temiz kaynaklardan karşılanması hedefleniyor. OSB’nin resmi açıklamalarında da GES yatırımının sanayicinin enerji maliyetlerini düşürmesi ve sürdürülebilir üretim altyapısını güçlendirmesi amaçlandığı belirtiliyor.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını enerji yatırımlarıyla sınırlı tutmayan Kahramanmaraş OSB, sanayi tesislerinden kaynaklanan atık suların arıtılması için de çalışmalarını sürdürüyor.Bölgede faaliyet gösteren fabrikaların atık suları, günlük 4 bin metreküp kapasiteli atık su arıtma tesisinde arıtılıyor. 7 gün 24 saat esasına göre çalışan tesis sürekli olarak izlenirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından da düzenli olarak denetleniyor.Bu yatırımla doğal su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanırken, sanayi üretiminin çevre üzerindeki etkilerinin azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Enerji hatları yer altına alınıyor</strong></p>
<p>OSB’nin enerji altyapısında da modernizasyon çalışmaları yürütülüyor. Havai elektrik iletim hatlarının yer altına alınması için başlatılan inşaat çalışmaları devam ediyor.Yer altı enerji dağıtım sistemleriyle teknik kayıpların ve kesinti risklerinin azaltılması, enerji arz güvenliğinin artırılması hedefleniyor. Çalışmaların aynı zamanda daha güvenli, modern ve estetik bir sanayi altyapısının oluşturulmasına katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Hedef sürdürülebilir sanayi bölgesi</strong></p>
<p>Kahramanmaraş OSB yönetimi, önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmayı, enerji verimliliğini yükseltmeyi ve karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Yeşil dönüşüm, sıfır atık ve çevre dostu üretim uygulamalarının yaygınlaştırılması da öncelikler arasında yer alıyor.</p>
<p>Hacı Hüseyin Dinçer, üretim ile çevrenin birlikte korunması gerektiğini belirterek, “Çevre dostu bir organize sanayi bölgesi olarak temel hedefimiz; üretim, çevre ve sürdürülebilirliği bir arada yönetebilen örnek bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır” dedi.</p>
<p>Dinçer, OSB’nin daha temiz, çevreci ve verimli bir yapıya kavuşması için çalışmaların aralıksız sürdüğünü belirterek, “Yönetim kurulundaki arkadaşlarımız ve ekibimizle birlikte bölgemizi daha ileriye taşımak için 7/24 esaslı var gücümüzle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kahramanmaraş OSB’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında son dönemde önemli bir ivme yakalaması da dikkat çekiyor. OSB’nin resmi verilerine göre işletmelerin elektrik tüketiminin yaklaşık yarısı güneş enerjisi santrallerinden karşılanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-87211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/1/1280x720/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-1789031874.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş OSB’de 40 GES’in toplam kurulu gücü 135 megavatı aşarken, bölgenin kendi GES yatırımıyla yıllık 9 milyon kWh elektriğin temiz enerjiden karşılanması hedefleniyor. Üretim ile çevrenin birlikte korunması gerektiğini söyleyen Kahramanmaraş OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Hüseyin Dinçer, “Çevre dostu bir organize sanayi bölgesi olarak temel hedefimiz; üretim, çevre ve sürdürülebilirliği bir arada yönetebilen örnek bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-sermaye-artirimina-onay-87200</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Mega Metal Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 2 milyar 279 milyon liralık, Kordsa Teknik Tekstil AŞ'nin 3 milyar 501 milyon 331 bin 195 liralık, Hareket Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği AŞ'nin 1 milyar 497 milyon 600 bin liralık, İnfo Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 960 milyon 336 bin liralık bedelsiz sermaye artırımını onayladı.</p>
<p>Şeker Faktoring AŞ'nin 1,5 milyar liralık, Kapital Gayrimenkul Yatırımı Geliştirme ve İşletmecilik AŞ'nin 500 milyon liralık, İnfo Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 6 milyar liralık, Doğru Varlık Yönetim AŞ'nin 250 milyon liralık, Ahlatcı Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 1 milyar liralık, ING Finansal Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık, Eko Faktoring AŞ'nin 75 milyon liralık, MNG Faktoring AŞ'nin 340 milyon liralık borçlanma aracı ihraç başvurularına izin verildi.</p>
<p>Kurul, KT Sukuk Varlık Kiralama AŞ'nin 5 milyar liralık, DK Yıldız Varlık Kiralama AŞ'nin 2 milyar liralık kira sertifikası ve VDMK ihracı başvurularını onayladı.</p>
<p>Osmanlı Portföy BIST 30 Kaldıraçlı 2X Endeksi Hisse Senedi Yoğun (TL) Borsa Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin verilmesi ve katılma paylarının halka arzına ilişkin izahnamenin onaylanması talebi olumlu karşılandı.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy Yönetimi AŞ İkinci Karma Girişim Sermayesi Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin verildi, katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesi onaylandı.</p>
<p>ANATOLIA Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Onuncu Girişim Sermayesi Yatırım Fonu'nun katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesine de onay verildi.</p>
<p>Kurul, Deniz Portföy ZB Serbest (Döviz) Özel Fon, Deniz Portföy Ors Hisse Senedi Serbest Özel Fon (Hisse Senedi Yoğun Fon), Deniz Portföy Yönetimi AŞ Beşinci Gayrimenkul Yatırım Fonu, Hedef Portföy Yönetimi AŞ Dördüncü Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu, İş Portföy Yönetimi AŞ T-Fon Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu'nun tasfiye edilmelerine izin verilmesi taleplerini olumlu karşıladı.</p>
<p>DK Portföy Yönetimi AŞ'nin 100 milyon lira olan çıkarılmış sermayesinin 300 milyon liraya artırılmasına izin verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-sermaye-artirimina-onay-87200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Mega Metal, Kordsa Teknik Tekstil, Hareket Proje ile İnfo Yatırım&#039;ın bedelsiz sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-kayit-disi-gida-satislarina-karsi-ortak-denetim-cagrisi-yapti-87198</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayıt dışı gıda satışlarına karşı ortak denetim çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik ve yönetim kurulu üyeleri, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz’ı makamında ziyaret etti.</p>
<p>Çalışma toplantısı niteliğinde gerçekleştirilen görüşmede kayıt dışı ekonomiyle mücadele, ruhsatsız ve denetimsiz seyyar gıda satışlarının önlenmesi, halk sağlığının korunması ve kurumlar arasındaki denetim mekanizmasının güçlendirilmesi ele alındı. Şehir dışından gelen geçici ticari organizasyonlara alan tahsis edilmesi ile Eskişehir Yerel Esnaf Fuarı projesi de toplantının gündeminde yer aldı.</p>
<p><strong>“Ruhsatlı esnaf yalnız bırakılamaz”</strong></p>
<p>Kentte faaliyet gösteren yaklaşık 5 bin yiyecek-içecek işletmesi ile sektörden geçimini sağlayan yaklaşık 65 bin çalışanın beklenti ve sorunlarını Vali Yılmaz’a aktardıklarını belirten Arnik, kayıt dışılığın hem kent ekonomisine hem de halk sağlığına zarar verdiğini söyledi. Arnik, “Ruhsatını alan, vergisini ödeyen, çalışanının sigorta primini yatıran, hijyen ve gıda güvenliği kurallarına uyan esnafımız, kayıt dışı ve denetimsiz faaliyetler karşısında yalnız bırakılamaz. Esnafımızın emeğini korumak; Eskişehir’in ekonomisini ve istihdamını korumak anlamına geliyor. Aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenilir gıdaya ulaşma hakkını da savunuyoruz. Sayın Valimizin çözüm odaklı yaklaşımı ve kurumlar arası iş birliğine verdiği önem esnaf teşkilatımıza güven verdi” dedi.</p>
<p><strong>Akşam denetimleri artırılmalı</strong></p>
<p>Kayıt dışı satışların özellikle mesai saatlerinin ardından yoğunlaştığına dikkat çeken Arnik, denetimlerin de sahadaki faaliyet saatlerine göre planlanması gerektiğini dile getirdi. Valilik koordinasyonunda belediyelerin zabıta ve ruhsat birimleri, vergi dairesi, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ticaret İl Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, emniyet, jandarma ve meslek odaları arasında kesintisiz bilgi akışı kurulmasını isteyen Arnik, şöyle konuştu:</p>
<p>“Denetimler yalnızca ruhsat veya vergi kaydıyla sınırlı kalmamalıdır. Ürün kaynağı, fiş ve fatura düzeni, gıda işletmesi kayıt ve onay belgeleri, çalışanların sosyal güvenlik kayıtları, etiket bilgileri, muhafaza şartları, soğuk zincir, izlenebilirlik ve hijyen koşulları birlikte incelenmelidir. Bir kurumun tespit ettiği aykırılık diğer kurumlardan habersiz kalmamalı, işlem sonuçlanıncaya kadar ortak takip sürdürülmelidir. Kayıt dışı faaliyetler akşam saatlerinde yoğunlaşıyorsa denetimlerin de aynı saatlerde yapılması gerekir.”</p>
<p>Emek, 71 Evler, Çamlıca, Gündoğdu, Vadişehir ve Çankaya mahallelerinde saat 17.00’den sonra ruhsatsız ve denetimsiz satışların yoğunlaştığını bildiren Arnik, yalnızca tutanak tutulmasının yeterli olmayacağını vurguladı. Tespit edilen faaliyetlere karşı vergi, ruhsat, işgal, sosyal güvenlik ve gıda mevzuatı bakımından eş zamanlı işlem yapılmasını isteyen Arnik, amaçlarının aynı faaliyetin başka bir noktada yeniden kurulmasını önlemek olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Yerel esnafı dışlayan yapılara karşıyız”</strong></p>
<p>Şehir dışından gelen bazı organizasyonların “yöresel ürün festivali”, “lezzet festivali” veya “konser” adı altında geçici satış alanlarına dönüştürüldüğünü ifade eden Arnik, kültürel etkinliklere karşı olmadıklarının altını çizdi. Arnik, “Şehir dışından gelen bütün ticari organizasyonlar da yerel esnafımızdan istenen vergi, ruhsat, hijyen, gıda güvenliği, ürün kaynağı, alan kullanım izni ve tüketici hakları kurallarına eksiksiz biçimde tabi olmalıdır. Yerel esnafı dışlayan, denetimden uzak kalan ve haksız rekabet oluşturan yapılara itiraz ediyoruz. Eskişehir esnafından daha ayrıcalıklı hiçbir ticari organizasyon olamaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yerel Esnaf Fuarı önerisi</strong></p>
<p>Eskişehir Yerel Esnaf Fuarı’nın Valilik öncülüğünde düzenlenmesini önerdiklerini açıklayan Arnik, projenin Eskişehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, meslek odaları, yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumlarının iş birliğiyle hayata geçirilebileceğini söyledi. Kentin lokantacısı, kasabı, pastacısı, fırıncısı, üreticisi ve yöresel değerlerinin daha görünür hâle gelmesi gerektiğini belirten Arnik, şehrin imkânlarının istihdam sağlayan, vergi ödeyen ve kazancını Eskişehir’de bırakan işletmelerin gelişmesine katkı sunmasını istedi.</p>
<p>ESLOK olarak vatandaşlardan ve esnaftan gelen ihbarları yetkili kurumlara iletmeye devam edeceklerini aktaran Arnik, “Riskli bölgeleri kayıt altına alacak, kayıt dışı faaliyetleri tespit ederek ilgili kurumlara bildirecek ve sonuç alınıncaya kadar takip edeceğiz. Eskişehir Valimiz Dr. Erdinç Yılmaz’ın öncülüğünde, ilgili kurumlarımızın iş birliğiyle kayıt dışı ve denetimsiz yapılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-kayit-disi-gida-satislarina-karsi-ortak-denetim-cagrisi-yapti-87198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/477-1789025447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, yaklaşık 5 bin işletme ile 65 bin sektör çalışanının kayıt dışı ve denetimsiz satışlar nedeniyle haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını söyledi. Arnik, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz’ın öncülüğünde kurumlar arasında kurulacak koordinasyonla özellikle akşam saatlerinde denetimlerin artırılmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-betterway-ile-abdde-buyuyecek-markalari-super-bowlda-gorunecek-87196</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şölen, Betterway ile ABD’de büyüyecek, markaları Super Bowl’da görünecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen atıştırmalık üreticilerinden Şölen, küresel büyüme stratejisinde rotayı ABD’ye çevirdi. Şirket, değişen tüketici eğilimleri doğrultusunda geliştireceği yeni markası Betterway’i önce Türkiye’de, ardından ABD’de satışa sunacak.</p>
<p>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Şölen CEO’su Erdoğan Çoban, Betterway’in özellikle protein ve lif talebi artan tüketicilere yönelik geliştirildiğini anlattı. Yeni markanın ve aynı zamanda yeni kategorinin ilk aşamada yaklaşık 8 ürünle yola çıkacağını belirten Çoban, portföyde barın yanı sıra kraker, cips, kek ve bisküvi gibi farklı ürün gruplarının yer alacağını söyledi. Çoban, “Tüketici bize ‘Sevdiğim bisküviyi ya da çikolatayı değiştirme ama günlük protein ve lif ihtiyacımı karşılayacak başka bir ürün de sun’ diyor. Aynı ihtiyacı mevcut markaların altında çözmenin doğru olmadığını düşündük ve BetterWay’i yaratma kararı aldık” diye konuştu. BetterWay’in lansmanını kasım ayının ilk haftasında Türkiye’de yapacaklarını açıklayan Çoban, sonrasında ABD pazarına gireceklerini söyledi. ABD’yi şirket açısından öncelikli büyüme alanlarından biri olarak tanımlayan Çoban, “ABD’de tüketici trendleri Avrupa’dan da hızlı ilerliyor. Dünyadaki trendleri belirleyen pazarlardan biri. Betterway ile birlikte Biscolata ve Ozmo tarafında da pazara sunmak istediğimiz ürünlerimiz var" ifadelerini kullandı. </p>
<h2>Super Bowl’a reklam verecek </h2>
<p>Şölen’in ABD’de halihazırda Amazon üzerinden satış yaptığını ve ürünlerinin yüksek tüketici puanlarına ulaştığını ifade eden Çoban, şirketin perakende kanalında da büyümeyi hedeflediğini söyledi. Walmart ve Costco ile stratejik iş birlikleri bulunduğunu kaydeden Çoban, “Onlara özel ürünler geliştiriyoruz, aynı zamanda kendi markalarımızı da raflarına taşımaya yönelik planlarımız var. Çok yakın gelecekte Amerika operasyonunu hızlı şekilde büyütme planlarımız var” diyerek Super Bowl’da reklam verme hedefini de dile getirdi. ABD gibi dev bir pazara yalnızca hacim peşinde koşarak girmek istemediklerini kaydeden Çoban, “Bizim amacımız orada belirli bir kategoriyi sahiplenmek, ürünü büyütmek ve marka hikayesi yaratmak. Günün birinde Super Bowl’da Şölen markalarını görmek istiyoruz. Bu çok uzak gelecek için söylediğim bir şey değil” dedi. ABD atıştırmalık pazarının Türkiye’nin çok üzerinde bir büyüklüğe sahip olduğuna dikkat çeken Çoban, Türkiye pazarının yaklaşık 5 milyar dolar düzeyinde olduğunu, ABD’de ise bunun yaklaşık 20 katı büyüklükten söz edilebileceğini belirtti.</p>
<h2>2026 cirosu 720 milyon dolara gidiyor </h2>
<p>2025’i 650 milyon doların izerinde ciro ile kapatan Şölen’in 2026 yılı hedefinin yaklaşık 720 milyon dolar ciro olduğumu kaydeden Çoban, şirket gelirlerinin yüzde 50-55’inin ihracattan geldiğini açıkladı. Şirket cirosunun yüzde 90’ının kendi markalarından oluştuğunu ifade eden Çoban, private label ve zincirlerle yapılan iş birliklerinin payının ise yaklaşık yüzde  10 seviyesinde olduğunu söyledi. Şirketin bugüne kadar yaklaşık 1,2 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğini dile getiren Çoban, Şölen’in 120’ye yakın ülkeye ihracat yaptığını belirtti. Çoban, “Bizim asıl hedefimiz Şölen’i pazar lideri yapmak değil. Oynadığımız kategorilerde markalarımızı lider yapmak. Ozmo, Biscolata ve Luppo’da stratejimiz bu” dedi. Türkiye’den dünya çapında marka çıkmasının mümkün olduğunu vurgulayan Çoban, yalnızca üretim gücünün yeterli olmadığını söyledi. “Türkiye çok iyi otomobil, televizyon, beyaz eşya ve çikolata üretebiliyor. Ama kalıcı ekonomik güç için yalnızca üretmek yetmiyor, marka yaratmak gerekiyor. Biz kendi kategorimizde Türkiye’den global marka çıkabileceğini göstermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Azerbaycan’da 10 bin noktaya ulaşıyor</h2>
<p>Şölen’in yurt dışındaki ilk basın toplantısını Azerbaycan’da yaptığını söyleyen Çoban, bunun tesadüf olmadığını vurguladı. Şirketin yaklaşık 26 yıldır Azerbaycan’da faaliyet gösterdiğini anlatan Çoban, Ozmo başta olmak üzere markaların pazarda güçlü konuma ulaştığını belirtti.</p>
<p>Azerbaycan’da çocuk atıştırmalık kategorisinin isminin Ozmo olarak anıldığını belirten Çoban, yaklaşık 10 bin satış noktasına ulaştıklarını söyledi. Çoban, “Azerbaycan’da son 10 yılda çift haneli, yaklaşık yüzde 15 seviyesinde pazar büyümesi gerçekleştirdik” diye konuştu. Şirketin Azerbaycan’daki başarı modelini Orta Asya’ya da taşımayı hedeflediğini kaydeden Çoban, Özbekistan ve Kazakistan gibi pazarlarda büyümeyi sürdüreceklerini söyledi.</p>
<h2>Pazar %1, Şölen %17 büyüdü </h2>
<p>İç pazara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çoban, yüksek enflasyon nedeniyle tüketicinin alışveriş davranışının önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Türkiye’de tüketicinin bir alışveriş için ziyaret ettiği ortalama mağaza sayısının yaklaşık 2,3’ten 5’e yükseldiğini belirten Çoban, bunun daha uygun fiyat ve promosyon arayışından kaynaklandığını ifade etti. Türkiye atıştırmalık pazarının 2026’nın ilk 7 ayında miktar bazında yaklaşık yüzde 1 büyüdüğünü belirten Çoban, Şölen’in aynı dönemde yüzde 17 büyüdüğünü söyledi. Çoban, “Türkiye pazarı büyümüyor ama biz yüzde 17 büyüyoruz. Bu, pazar payı aldığımızı gösteriyor. Yılı da pazar payımızı artırarak kapatmayı hedefliyoruz” dedi. Türkiye’de yükselen üretim maliyetlerinin ihracatçılar üzerindeki baskısına ilişkin soruları da yanıtlayan Çoban, Şölen’in yüksek otomasyon seviyesinin maliyet artışlarına karşı önemli bir avantaj sağladığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-betterway-ile-abdde-buyuyecek-markalari-super-bowlda-gorunecek-87196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/6/1280x720/erdogan-coban-1789024636.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şölen, protein ve lif odaklı yeni markası BetterWay ile ABD’de büyümeyi hedefliyor. CEO Erdoğan Çoban, kasımda Türkiye’de satışa çıkacak markanın ardından ABD pazarına taşınacağını, Walmart ve Costco ile iş birlikleri yürüttüklerini söyledi. Çoban, hedeflerinin Şölen markalarını Super Bowl’da görmek olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tamamlayici-saglik-sigortasi-daha-genis-kitlelere-ulasacak-87182</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tamamlayıcı Sağlık Sigortası daha geniş kitlelere ulaşacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, sigortalı sayılarını 1.2 milyona çıkardıklarını kaydederek Türkiye’de sağlık sigortası olan her 7 kişiden birine hizmet sunduklarını vurguladı. Türkiye Sigorta’nın davetiyle, Berlin’de düzenlenen FIBA Kadınlar Basketbol Dünya Kupası’nda A Milli Kadın Basketbol Takımı’nın Avustralya ve Porto Riko karşılaşmalarını izledik. Basketbolcularımız kayıpla dünya kupasını geride bıraksa da hırsları ve birbirlerine olan bağlılıkları dikkat çekti. Türkiye Sigorta yöneticileri ile de Berlin’de bir araya geldik.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Emekli kampanyası yıl sonuna kadar</strong> </span></p>
<p>Sağlık sigortası konusunda atılan adımlara dikkat çeken Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, Türkiye Sigorta olarak sağlık sigortacılığında odaklarında yalnızca hastalık sonrasını değil, insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamasını destekleyen koruyucu ve önleyici bir yaklaşımı aldıklarını kaydetti. 2025 yılsonunda sağlık branşında yedincilikten üçüncülüğe yükseldiklerini vurgulayan Buldu, şunları söyledi: “2026 Temmuz itibarıyla sigortalı sayımızı yaklaşık 4 katına çıkararak 1.2 milyon sigortalıya ulaştık; Türkiye’de sağlık sigortası bulunan her 7 kişiden birine hizmet sunuyoruz. 81 ilde, 6 bini aşkın sağlık kuruluşuyla güçlü bir ekosistem oluşturuyoruz. Şirketimizin ana odağında olan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda sağlık güvencesini daha geniş kitleler için erişilebilir hale getirmeyi önemsiyoruz.” </p>
<p>Buldu, SGK emeklilerine yönelik 31 Aralık 2026’ya kadar devam eden kampanyaları ile sigortayı daha geniş bir yaş grubuna ulaştırmayı hedeflediklerini söyleyerek “Bu kampanyamız ile digital emekli kartı olan SGK emeklilerine 70 yaşa kadar sigortalanma imkânı, yüzde 15 SGK emekli ve yüzde 15 hoş geldin indirimi, birinci derece yakınları için yüzde 10 aile indirimi, peşin ödenmesi durumunda ek yüzde 10 peşin indirimi ve 12 aya kadar vade farksız taksit avantajı ile tüm ihtiyaçlara yönelik ürünümüzü sunmaktayız” dedi.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">13.5 milyar liralık net kâr </span></strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Türkiye Sigorta Oto, Tarım Sigortaları ve Aktüerya Genel Müdür Yardımcısı Melike Nur Çınar ise Türkiye Sigorta’nın 2026’nın ikinci çeyreğinde 94.2 milyar TL prim üretimi ve yüzde 15,1 pazar payına ulaştığını belirterek “13.5 milyar TL seviyesindeki kârımızla da sektörden pozitif ayrıştık. Kasko branşında ise yüzde 12,1 pazar payı ve yüzde 65,8 hasar prim oranıyla güçlü performansımızı devam ettiriyoruz. Bu performansı ortaya koyarken, enflasyonla mücadele ve herkes için sigorta vizyonumuz doğrultusunda sigortayı daha erişilebilir kılmayı da önceliklerimiz arasında tutuyoruz. Bu kapsamda kasko ve sağlık ürün gruplarımızda fiyat artışına gitmezken, SGK emeklilerine yönelik kampanyamız ve peşin fiyatına 12 taksit imkânımız gibi uygulamalarla müşterilerimizin farklı ihtiyaç ve beklentilerine yönelik avantajlar sunuyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d; font-size: 18pt;">Teknoloji sektörde "stratejik güç" olacak</span></strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Kılıç teknolojiyi yalnızca dönüşümün bir aracı değil, geleceğin sigortacılığını şekillendiren stratejik bir güç olarak konumlandırdıklarını ifade etti. Türkiye Sigorta’nın yalnızca sigorta sektöründeki faaliyetleriyle değil, ekonomik ve toplumsal değer üretme hedefiyle de hareket ettiğini belirten Türkiye Sigorta Kurumsal İletişim ve Marka Yönetimi Direktörü Selda Çamlıbel Özkoyuncu ise, şirketin spora verdiği desteğin uzun soluklu bir yaklaşımın parçası olduğuna dikkat çekti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tamamlayici-saglik-sigortasi-daha-genis-kitlelere-ulasacak-87182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/2/1280x720/3466-1789018760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, &quot;Temmuz itibarıyla sigortalı sayımızı yaklaşık 4 katına çıkararak 1.2 milyon sigortalıya ulaştık; Türkiye’de sağlık sigortası bulunan her 7 kişiden birine hizmet sunuyoruz. 81 ilde, 6 bini aşkın sağlık kuruluşuyla güçlü bir ekosistem oluşturuyoruz. Şirketimizin ana odağında olan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda sağlık güvencesini daha geniş kitleler için erişilebilir hale getirmeyi önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-5-soruyla-nabiz-olcecek-87179</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti, 5 soruyla nabız ölçecek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, eylül ayında seçmene 5 soruyla Terörsüz Türkiye sürecine verilen desteği sormaya hazırlanırken, yine AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasına göre, toplumun yüzde 61.6’sı sürece destek veriyor. GENAR’ın Ağustos ayı raporu yayımladı.</p>
<p>“Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 61,6’sı süreci desteklediğini, yüzde 38,4’ü ise desteklemediğini belirtti. Araştırmada siyasi parti seçmenlerinin sürece verdiği destek oranları da aktarıldı.</p>
<p> Mecliste İYİ Parti dışında neredeyse temsil edilen tüm partilerin desteğini alan 12 maddelik çerçeve yasa 467 rekor bir oyla kabul edildi. Buna göre; en yüksek destek yüzde 90,5 ile DEM Parti seçmeninden gelirken, AK Parti ve MHP seçmenlerinde de destek yüzde 80’in üzerinde ölçüldü.</p>
<p><strong>Parti tabanlarında destek ne kadar? </strong></p>
<p>14 Ağustos’ta Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa, aynı ay içinde topluma soruldu. Araştırmaya yansıyan sonuçlara bakıldığında, parti tabanlarının hatta sürece karşı çıkan İYİ Parti tabanından da destek geldi. Partilerin tabanının sürece olan desteği araştırmaya şu şekilde yansıdı: AK Parti: yüzde 85,5- MHP: yüzde 80,7- DEM Parti: yüzde 90,5- CHP: yüzde 47,4- Yeni Parti: yüzde 40,9- İYİ Parti: yüzde 15,0 - Kararsızlar: yüzde 64,8. GENAR’ın araştırmasına göre AK Parti, MHP ve DEM Parti seçmenlerinin büyük çoğunluğu sürece destek verirken; CHP ve Yeni Parti tabanında destek yüzde 50’nin altında kaldı. İYİ Parti seçmeninde ise destek yüzde 15 olarak ölçüldü. Araştırmada, Meclis’te rekor oyla kabul edilen çerçeve yasa toplumda, Terörsüz Türkiye politikasında kamuoyu sürece yönelik geniş desteği somut bir beklentiden çok bu konudaki siyasi iradeye duyulan güven biçiminde algılandığı aktarıldı.</p>
<p><strong>Eylül ayı boyunca çeşitli sorularla anket yapılacak </strong></p>
<p>Eylül ayı boyunca sahada süreci seçmene anlatacak olan AK Parti, her ay düzenli olarak çeşitli konularda yaptırdığı kamuoyu araştırmalarını, bu ay Terörsüz Türkiye hedefinde Meclis’te kabul edilen 12 maddelik çerçeve yasayı soracak. 5 soruda, (Meclis’te 467 oyla kabul edilmesi, destekleyip desteklemedikleri, Türkiye’de sona eren terörün yansımaları…) çerçeve yasanın toplumda nasıl yankı bulduğu araştırılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-5-soruyla-nabiz-olcecek-87179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/terorsuz-turkiye-komisyonu-1758815103.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti, seçmene 5 soruyla Terörsüz Türkiye sürecine verilen desteği sormaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/luks-turizm-markalari-gastronomi-longevity-ve-kesif-programlariyla-farklilasiyor-87173</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lüks turizm markaları &#039;Gastronomi, Longevity ve Keşif&#039;  Programlarıyla farklılaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada yükselen trende uygun bir biçimde, Türkiye’de de  İstanbul, Bodrum, Antalya, Kapadokya ve Ege kıyılarında  lüks otel ve resortların sayısı giderek artıyor. Başta genç kitleler olmak üzere, yeni nesil turistler tesislerden “daha fazlasını sunmalarını bekliyorlar. </p>
<p>Bu doğrultuda lüks otel markaları klasik konaklama modelinin dışına çıkıyor. Tesislerdeki odalar büyüyor, otellerin yanı sıra villalar inşa ediliyor. Ayrıcalıklı hizmet ve talep eden ziyaretçilere özgün deneyimler sunacak programlar yaratılıyor.   Oteller için gastronomi bir restoran hizmetinin ötesinde, başlı başına bir rekabet unsuru haline geliyor. Spa ve wellness kavramı, longevity yaklaşımıyla yeniden tanımlanıyor. Standart gezi programları ise yerini kişiye özel keşif deneyimlerine dönüşüyor. </p>
<p><strong>Deniz, Kum, Güneş üçgenine yeni boyutlar katmak</strong></p>
<p>Gastronomi, longevity ve keşif konularına yatırım yapan dikkat çekici örneklerden biri de Anda Barut Collection. Tesis “Deniz, kum, güneş” destinasyonu olarak konumlanan Ege turizminde katma değerli bir örnek olarak sürekli olarak yeni projeler geliştiriyor. </p>
<p>Delice Yarımadası’nda konumlanan Anda Barut Collection,  “Aile, Community ve Yetişkin” olmak üzere üç farklı alan ekseninde planlanmış bir tesis. Farklı konaklama ihtiyaçlarına hitap eden 22 oda tipinde toplam 547 odası ve  tümü konaklamaya dahil olan 1 ana restoran, 7 à la carte olmak üzere toplam 8 restoranı var. Tesis,  farklı mutfakları bir araya getiren restoran seçkisinin yanı sıra, Michelin yıldızlı şeflerin yer aldığı Michelin Culinary Masters programıyla özel gastronomi etkinlikleri düzenleyerek mutfak deneyiminin önemini artırıyor. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2393b8048b-1789016379.JPG" alt="" width="800" height="591" />
<figcaption><strong>Soldan sağa: Akın Akarsu; Thomas Bühner; Korhan Kelebek</strong></figcaption>
</figure>
<p>Anda Barut’ta, Spa, masaj ve fitness gibi klasik wellness hizmetleri  artık longevity çerçevesinde ele alınıyor. Zeynep Kemaloğlu Kaya iş birliğiyle gerçekleştirilen Barut Longevity Experiences programı spa deneyimini iyi yaşam yaklaşımına entegre ediyor. Bedeni güçlendirmeyi, zihni arındırmayı ve yaşam enerjisini sürdürülebilir şekilde artırmayı hedefleyen program misafire tatilden döndükten sonra da devam ettirebileceği alışkanlıklar kazanma vaadi sunuyor.</p>
<p>Keşif konusu için de özel çalışmalar yapılıyor. Farklı deneyimler bekleyen ziyaretçiler için doğa yürüyüşleri, astronomi deneyimleri, arkeolojik keşifler, yerel üreticilerle buluşmalar, gastronomi rotaları ve uzmanlar eşliğinde özel keşif programları hazırlanıyor. Anda Barut Collection'ın Didim ve çevresinin doğal ve kültürel zenginliklerini deneyim programlarına dahil etmesi de bu açıdan dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Çalışanların değerli ve güvenli hissetmesi öncelikli</strong></p>
<p>Uzun yıllar çok önemli kuruluşlarda yöneticilik  yapmış olan   Anda Barut Collection'ın genel müdürü Korhan Kelebek, önceliklerinin çalışan memnuniyeti olduğuna dikkat çekiyor. Çalışan memnun olunca, hizmet kalitesi yüksek oluyor. Lüks de aslında her kişiye kendisini özel hissettirmek değil mi zaten?</p>
<p>Korhan Kelebek <em>“Biz çalışanlarımızın; çalışanlarımızın yaşamlarının farklı dönemlerinde kendilerini desteklenmiş, değerli ve güvende hissetmelerini önemsiyoruz</em>” diyor. </p>
<p>Tesiste 850 çalışan var. Hepsinde, evlenme ve doğum yardımları, yeni evlenen çalışanlara balayı desteği, çalışan çocuklarına eğitim desteği ve özel günlere yönelik çeşitli uygulamalar sunuluyor. Bir yılını tamamlayan çalışanlar ise Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’ndan yararlanabiliyor; kapsamlı sağlık hizmetlerinin yanı sıra check-up, diş ve göz muayenesi, psikolog ve diyetisyen gibi ek avantajlardan faydalanabiliyor. </p>
<p>Anda Barut Collection personel konaklama alanında 470 çalışan konaklıyor. Bu kadronun bir bölümü aileleriyle birlikte kalıyor.  Korhan Kelebek,  bu alanları çalışanların dinlenebildiği, sosyalleşebildiği ve kendilerini ait hissedebildiği yaşam alanları olarak ele aldıklarını vurguluyor:    </p>
<p><em>“Konaklamayı destekleyen profesyonel personel ulaşım hizmetimiz sayesinde çalışanlarımızın otel ile ikamet ettikleri bölgeler arasında güvenli ve konforlu ulaşımı da sağlanıyor. Bunun yanında çalışanlarımızın sosyal hayatını ve ekip bağlarını güçlendirmek amacıyla sezon boyunca barbekü organizasyonları, kadınlar matinesi, personel geceleri, temalı yemek etkinlikleri, açık hava sineması, kokteyl günleri ve çalışan olimpiyatları gibi farklı etkinlikler düzenliyoruz. Çalışanlarımızın kişisel ve mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla mesleki ve yabancı dil eğitimlerine yatırım yapıyoruz</em>.” </p>
<p><strong>Ünlü şeflerle gastronomi deneyimleri</strong></p>
<p>Korhan Kelebek 2026 turizm sezonu boyunca devam eden BAYOU Michelin Culinary Masters serisinin ziyaretçiler tarafından çok beğenildiğini anlatıyor. Özellikle yabancı konuklar programa büyük ilgi göstermişler.  Seri kapsamında Temmuz ayında, Dubai’nin Michelin yıldızlı restoranı Ossiano’nun yaratıcı şefi Grégoire Berger ile Michelin yıldızlı İngiliz şef Tom Aikens, Ağustos ayında ise üç Michelin yıldızlı Şef Thomas Bühner mutfağı devralmış.  10 – 11 Eylül tarihlerinde, dünyaca ünlü "Şeytan Şef" olarak bilinen üç Michelin yıldızlı Şef Alvin Leung, 22-23 Eylül'de ise İtalyan Şef Giorgio Diana Anda Barut’ta olacak. </p>
<p><strong>Dünyanın ikonik müzisyenleri  Delice Yarımadası’na</strong></p>
<p>Keşif boyutunda, BAYOU Sound Masters serisi kapsamında; Ministry of Sound, Hï Ibiza, Ushuaïa, Pacha, Amnesia, UNVRS, SantAnna Mykonos ve Blue Marlin Ibiza gibi dünyanın en prestijli müzik destinasyonlarında yer alan uluslararası isimler; Twiga, Miss Martha, Caravaca, Davina Moss, Velvet Mode, Javier Gonzalez ve Rebeca Ark Anda Barut’a gelmiş. </p>
<p>Seri, 2 Eylül’de dünyanın en büyük gece kulübü ve en iyi gece klübü seçilen UNVRS ‘ün Resident artistliğini yapan Paul Reynolds,  12 Eylül’de küresel müzik listelerinde fırtınalar estiren Atlantis performanslarıyla devam ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/luks-turizm-markalari-gastronomi-longevity-ve-kesif-programlariyla-farklilasiyor-87173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lüks turizm markaları &#039;Gastronomi, Longevity ve Keşif&#039;  Programlarıyla farklılaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87170</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, mağduriyet algısının oluşması sonucunda, 24.12.2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinde temizlik, güvenlik, park-bahçe bakım onarımı vb. personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerin ihale yoluyla piyasadan temini uygulamasına son verilmiş ve 04.12.2017 tarihi itibarıyla söz konusu hizmetlerde çalıştırılmakta olanlar kamu idarelerinin personel kadrolarına (merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde sürekli işçi kadrolarına, mahalli idarelerde ise bu idarelerin sermayesine sahip olduğu şirketlerin işçi pozisyonlarına) geçirilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu KHK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu idarelerince söz konusu hizmetlerin ihale veya doğrudan temin yoluyla işgücü temini şirketlerinden (taşeron firmalardan) temin edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Ne var ki gelinen noktada, söz konusu işçilerin bir gecede ve sınavsız olarak kamu idareleri kadrolarına geçirilmesi çalışma barışına zarar verdiği gibi iş veriminde ciddi anlamda düşüşlere yol açmıştır.</p>
<p>Bu nedenle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yeterli temizlik hizmeti yapılmamasından dolayı bazı hijyen sorunlarının ortaya çıktığı yönünde haberler kamuoyuna yansımış ve temizlik hizmeti hizmetini ifa edenlerin kadroya geçirildikten sonra yeterli verimlilikte çalıştırılamadığı söz konusu bakanlık tarafından da kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda, bakanlık geçici süreli olarak İŞKUR üzerinden geçici personel istihdamı yoluna gitmiş olup, bu yolun da yeterli olmaması nedeniyle başka yöntemlerle piyasadan personel tedariki yoluna gitmeyi değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu durum sadece, adı geçen bakanlıkta değil, maalesef birçok kamu idaresinde söz konusu olup, kadroya geçirilen işçilerin yeterli verimlilikte çalışmaması sonucunda aksayan hizmetler başka yöntemlerle (yeni personel alımı, farklı statülerde personel istihdamı vb.) çözülmeye çalışılmaktadır. Kamu personeli sayısının 5.5 milyona, işçi sayısının 1.3 milyona dayanmasının nedenlerinden biri aynı hizmet için mükerrer personeli istihdamıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Taşeron yasağı nasıl deliniyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Kontrollük, danışmanlık, müşavirlik adı altında büro hizmeti alımı</strong></p>
<p>Özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü gibi altyapı hizmetlerini ifa eden kamu idarelerinde büro hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini ifa edecek sayı ve nitelikte memur, sözleşmeli personel vb. kadrolu personel bulunmasına karşın yol yapımı bakımı ve onarımına ilişkin “Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında ihalelere çıkılmakta,  fakat söz konusu ihaleler kapsamında istihdam edilen personelin önemli bir kısmı memur veya destek hizmeti personeli tarafından ifa edilmesi gereken büro işleri vb. işlerde çalıştırılmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucunda kamu idaresinin büro hizmetlerini ifa etmekle görevli memurlar atıl vaziyette tutulurken aynı hizmet için hem kadrolu personele hem de Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında istihdam edilen taşeron firma personeline maaş ödenmektedir. Bu durumun yasal olmadığı kadar kamu kaynağı israfı niteliğinde olduğu aşikardır.</p>
<p><strong>1.2. Geçici süreli personel istihdamı </strong></p>
<p>Bir hizmetin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet olarak nitelendirilmesinin şartlarından biri niteliği gereği süreklilik arz eden bir hizmet olmasıdır. Bir hizmetin süreklilik arz etmesi ise bu hizmete uzun süre yani mutat şekilde ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Nitekim, Kamu İhale Kurumu’nca yapılan düzenlemeye göre, “Niteliği gereği süreklilik arz eden iş” kriterinin tespitinde, geçici nitelikte olmama, belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulma kriterlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle, örneğin temizlik hizmeti belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulan hizmet olarak personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmettir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kamu idarelerinde hizmetin geçici nitelikte olması, süreklilik arz etmemesi hususu; hizmetin 6 aydan daha az sürmesi olarak algılanmakta veya bu şekilde ifade edilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla temizlik, çöp toplama vb. personel çalıştırılmasına dayalı olduğu aşikar olan hizmetler 6 aylık (veya 5 ay 29 günlük) periyotlarla tekrar tekrar piyasadan temin edilmektedir.</p>
<p>Bu durumun 696 sayılı KHK’yı devre dışı bırakma sonucunu doğurduğu aşikardır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşeron yasağını delmenin yasal yaptırımı </strong></li>
</ol>
<p>696 sayılı KHK’da söz konusu kararnamenin taşeron yasağı hükümlerine aykırı hareket etmenin yaptırımı net bir şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte kamu idarelerinde KHK ile getirilen taşeron yasağına rağmen personel çalıştırılmasının bir takım yasal yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararına yol açan haller arasında sayılmıştır. 696 sayılı KHK ile taşeron yasağına rağmen taşeron firma personeli için ödeme yapılması mevzuatında öngörülmeyen bir ödeme olarak kamu zararını oluşturmaktadır. </p>
<p>Söz konusu kamu zararı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi ile üst yöneticiye tazmin ettirilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak, kamu zararına sebebiyet ermek 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarından birisidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Taşeron şirketlerde istihdam edilen personelin 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinin kadrolarına geçirilmesi çalışma barışının zedelenmesi, iş veriminin düşmesi, kamu kaynağının israfına sebebiyet verdiği ve bazı kamu hizmetlerinde aksamalara yol açtığı anlaşılmıştır.</p>
<p>Taşeron yasağına aykırı istihdamın ciddi mali ve idari yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, yeterli verimlilikte çalışmayan kamu işçileri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan yaptırımların uygulanması ve bu konuda kamu idarecilerinin gerekli disiplin ve dirayete sahip olması icap etmektedir.</p>
<p>Son olarak, kadrolu işçi yerine taşeron firma elemanı istihdam edilmesinin daha rasyonel olacağı anlaşıldığı takdirde kamuda personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde çalışan personelin kademeli olarak tasfiye edilmesi yoluna gidilmelidir. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-87163</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatçı esnafa KOSGEB destek programına başvurun çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programı’nın yeni başvurularının 31 Ekim’de sona ereceğini belirterek, ‘’Üretimini sürdüren ve çalışanını koruyan imalatçı esnafımız bu finansman olanağını kaçırmasın” dedi</p>
<p>İmalat sektöründeki işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı ve mevcut istihdamı korumayı amaçlayan KOSGEB İstihdamı Koruma Destek Programı hakkında bilgi veren Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Başvurular 1 Eylül’de başladı ve 31 Ekim 2026 tarihinde sona erecek. Finansman koşullarını taşıyan imalatçı esnaf ve sanatkarımız belgelerini vakit kaybetmeden hazırlaması gerekiyor. Artan ham madde, enerji, kira ve işçilik maliyetleri üretim yapan işletmeler üzerindeki baskıyı artırıyor.İmalatçı esnafımız makinesini çalıştırmak, siparişini yetiştirmek ve çalışanını işinde tutabilmek için güçlü bir mücadele veriyor. İstihdamın korunması hem çalışanlarımızın ve ailelerinin geçimi hem de üretimin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle istihdamı koruyan işletmelere sağlanan her olanağı son derece kıymetli buluyoruz.”</p>
<p>KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında, 2026 yılının Ocak-Haziran dönemindeki ortalama aylık prim gün sayısını temmuz-aralık döneminde koruyan uygun işletmelerin finansman desteğinden yararlanabileceğini anımsatan Adlıhan Dere, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İşletmeler için altı aya kadar ana para ödemesiz ve toplam 36 aya kadar vadeli kredi olanağı sunulurken KOSGEB tarafından azami 12 puanlık finansman desteği sağlanacak. Program kapsamında KOBİ’ler için 50 milyon TL kredi üst sınırı uygulanacak. Kullanılabilecek tutar, işletmenin 2026 yılı ocak-haziran dönemindeki prime esas kazanç toplamının aylık ortalaması üzerinden hesaplanacak ve belirlenen teknik kriterleri karşılayan işletmelerde bu tutar bir kat artırılabilecek. 50 milyon TL’lik üst sınır, her işletmeye bu miktarda kredi kullandırılacağı anlamına gelmiyor. Kredi kullanımı bankanın değerlendirmesine ve onayına bağlı olacak. Kredi ana para işletme tarafından geri ödenecek. KOSGEB’in karşılayacağı 12 puanlık finansman desteği ise yalnızca vergi ve SGK prim borçlarının ödenmesinde kullanılabilecek. Başkan Dere, “Esnafımız üst limiti hedef olarak görmemeli. İşletmesinin gerçek ihtiyacını ve ödeme gücünü dikkate alarak kullanacağı kredi tutarını dikkatle belirlemelidir.”</p>
<p>Esnaf ve sanatkara çağrıda bulunan Dere, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İmalat alanında faaliyet gösteren üyelerimiz öncelikle NACE kodlarını, KOSGEB işletme beyanlarını ve istihdam kayıtlarını kontrol etsin. Her başvuru, program şartları ve bankaların kredi değerlendirmesi çerçevesinde ayrı ayrı incelenecek. Eksik evrak veya hatalı faaliyet kodu nedeniyle hiçbir üyemizin bu olanağı kaçırmasını istemiyoruz. Esnaf ve sanatkarımızdan ricamız, mali müşavirleri ve KOSGEB birimleriyle görüşerek işlemlerini son güne bırakmasın. Üreten, istihdam sağlayan ve Antalya ekonomisine değer katan imalatçı esnafımızın her zaman yanında olmayı sürdüreceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-87163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/3/1280x720/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-1789015321.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AESOB Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, imalatçı esnafa KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programına başvuruda bulunma çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-87212</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükşehir Belediyesi, Kocaelispor için yeni tesis inşa ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaelispor için Körfez Sevindikli’de yapımına devam ettiği spor tesisinde fiziki gerçekleşmenin yüzde 50’ye ulaştığı açıklandı. Yaklaşık 74 bin 500 metrekarelik alan üzerine inşa edilen projede çalışmalar devam ediyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yerden ısıtmalı hibrit çim sahanın çevre çitlerinin montajı sürerken, ısıtma altyapısında kullanılacak çelik halatların montajı da tamamlandı.</p>
<p>Kocaelispor’un kullanımına sunulmak üzere yapımı devam eden spor tesisinde çalışmalar farklı bölümlerde eş zamanlı sürüyor. Gerçekleştirilen projede 14 bin 800 metrekare kapalı alan ve 59 bin 700 metrekare saha imalatı bulunuyor.</p>
<p>Tesisin yerden ısıtmalı 68x105 metre hibrit çim sahanın çevre çit direklerinin montajı sürerken, hibrit çim saha ısıtma borularının imalatında kullanılacak çelik halatların montajı tamamlandı. 68x105 metre ölçülerindeki doğal çim sahanın çevre çit direklerinin montajı da devam ediyor. Projede ayrıca 60x90 metre doğal çim saha, 68x105 metre sentetik çim saha, 30x50 metre doğal çim kaleci antrenman sahası ve 20x40 metre sentetik çim kapalı halı saha ile tenis ve basketbol sahaları yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/10/proje-gorseli-2-geei.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Kocaelispor’un yeni yuvasında tribün çalışmaları önemli bir aşamaya geldi. Bu kapsamda 1.032 seyirci kapasitesine sahip iki tribünden birinde alçı sıva ve mantolama imalatları tamamlandı. Tribünün sundurma üstü kaplaması da bitirilirken, tesisin genelinde mekanik ve elektrik çalışmaları devam ediyor.</p>
<p>Bodrum katta karo mozaik imalatı yapılırken, otel katında asma tavan karkasları hazırlanıyor. Binanın dış cephe sıva imalatları da sürüyor. Tesis tamamlandığında sporcuların kullanımına yönelik kapalı yüzme havuzu, şok havuzu, fin hamamı, sauna, Türk hamamı ve 422 metrekarelik fitness salonu bulunacak.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Sporcu sağlığı ve performansına yönelik alanlar</span></strong></p>
<p>Projede sporcuların sağlık ve performans süreçlerine yönelik bölümler de yer alıyor. Fizyoterapist ve doktor odalarının yanı sıra 78 metrekarelik analiz odası, soyunma odaları ve duş alanları planlanıyor. Teknik direktör ve antrenör odaları, kulüp arşivi, idari ofisler ve basın toplantı odası da tesis içerisinde bulunacak.</p>
<p>Kocaelispor tesisinde futbolcuların konaklaması için 41 otel odası ve 2 suit oda yer alacak. Tesiste ayrıca yemekhane, yemek terası, dinlenme, bilardo ve oyun odası, sergi ve fuaye salonu ile ibadethane gibi sosyal alanlar bulunacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-87212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-1789034834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Kocaelispor için inşa edilen spor tesisinde çalışmalar sürerken projede fiziki gerçekleşmenin yüzde 50’ye ulaştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-87207</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MPİOSB Yeşil OSB çalışmalarını hızlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de plastik sektörüne odaklı ilk ve tek ihtisas organize sanayi bölgesi olan Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (MPİOSB), sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri kapsamında Yeşil OSB olma yolundaki çalışmalarını hızlandırdı.</p>
<p>MPİOSB Bölge Müdürü Selim Çetinkaya, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren 373 OSB’mizden sadece 31’i Yeşil OSB Sertifikası’na sahip. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu seçkin bölgeler arasına girmek istiyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa261f67985d-1789026806.JPG" alt="" width="700" height="487" /></p>
<p>Bölge’nin kurumsal ve teknik kapasitesinin geliştirilmesi amacıyla kapsamlı bir çalışma sürdüren MPİOSB’de, Su Verimliliği, Çevre Yönetim Sistemi, Kalite Yönetim Sistemi ve Enerji Yönetim Sistemi başlıklarında temel eğitimler tamamlandı.</p>
<p>Yeşil OSB hedefi hakkında bilgi veren uyguladıkları çalışma takvimi doğrultusunda yönetim sistemlerinin gerektirdiği dokümantasyon ve uygulama altyapısının hazırlanmasına başladıklarını belirtti.</p>
<p>Menemen Plastik İhtisas OSB’nin kaynaklarını daha verimli kullanan, çevresel performansını sürekli geliştiren ve enerji yönetimini sistematik hale getiren bir OSB yapısına kavuşmayı hedeflediğini kaydeden Çetinkaya, bu doğrultuda öncelikle kurumun yönetim sistemleri altyapısını güçlendirdiklerine işaret etti.</p>
<p>Çetinkaya, “Temel amacımız, standartların istediği şartları kâğıt üzerinde karşılamak değil; bunları Bölge Müdürlüğümüzün iş yapış biçiminin bir parçası haline getirmek. Sanayide rekabet gücünün artık yalnızca üretim kapasitesi ve maliyetlerle ölçülmediği bir dönemdeyiz. Enerjiyi, suyu ve diğer kaynakları ne kadar verimli kullandığınız, çevresel etkilerinizi nasıl yönettiğiniz ve sürdürülebilirliği kurumsal yapınıza ne ölçüde entegre ettiğiniz de rekabetçiliğin temel unsurları arasında. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu dönüşümde katılımcılarımıza örnek ve yol gösterici bir yapı oluşturmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-87207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-1789026826.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri kapsamında “Yeşil OSB” çalışmalarını sürdürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-87194</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meslek odaları başkan ve yönetimleri Kayseri Ticaret Odası’nda buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Ömer Gülsoy, yaklaşık 30 bin üyeyi temsil eden Akademik Odalar Birliği’ne bağlı meslek odalarının başkan ve yöneticilerini ağırladı. İstişare toplantısında şehrin geleceğine yönelik projeler, ortak hareket kültürü ve birlik-beraberlik mesajları öne çıktı.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Akademik Odalar Birliği temsilcilerini ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kayseri’nin kalkınma yolculuğunda Akademik Odalar Birliğimize bağlı Meslek Odalarımızın teknik birikimi ve ticaret erbabımızın tecrübesi birleştiğinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bizim tek derdimiz; odalarımızın ve değerli başkanlarımızın güç birliğiyle şehrimizin marka değerini daha da yukarıya taşımaktır.”</p>
<p>Oda faaliyetleri hakkında bilgi veren ve KOSGEB tarafından onaylanan KTO Kayseri TEKMER projesinde sona gelindiğini müjdeleyen Başkan Gülsoy, merkezin detaylarını şu sözlerle paylaştı: “Merkezimizin fiziki altyapısına yönelik tadilat çalışmaları artık tamamlanma aşamasına geldi. İnşallah çok kısa bir süre içerisinde Kayseri TEKMER’i faaliyete geçirerek gençlerimizin, girişimcilerimizin ve teknoloji odaklı işletmelerimizin hizmetine sunacağız. Merkezimiz, konferans salonu binamızdaki iki katta toplam bin 700 metrekarelik alanda hizmet verecek. Kayseri TEKMER yalnızca bir çalışma alanı değil; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü güçlü bir teknoloji ve girişimcilik merkezi olacak. Robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri bulunan girişimcilerimiz için başvuru çağrılarına çok yakında çıkıyoruz. İşletmesini henüz kurmamış genç girişimcilerden teknoloji tabanlı ürününü büyütmek isteyen firmalara kadar geniş bir kitleye kapılarımızı açacağız. Teknoloji Merkezimizi özellikle Kayseri sanayisine hizmet verecek, yenilikçi ürün ve üretim yöntemleri ekseninde tasarladık. Sanayici ve yatırımcı üyelerimizle girişimcilerimizi bir araya getirecek aktif bir ekosistem kurarak teknoloji merkezleri arasında bir ‘Kayseri Modeli’ geliştiriyoruz. Girişimcilerimize yalnızca ofis değil; mentörlük, eğitim, teknik danışmanlık, prototipleme, yatırımcı buluşmaları ve finansmana erişim gibi çok yönlü destekler sunacağız.”</p>
<p><strong>Meslek odası başkanlarından birlik mesajı ve destek</strong></p>
<p>Kayseri Akademik Odalar Birliği Başkanı Süleyman Varol da toplantıda birlik olarak yürütülen projeler ve çalışmalar hakkında bilgi verdi. Başkan Varol “Kayseri, yüzyıllardır ticaretin, üretimin ve girişimciliğin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Bu şehirde ticaret sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan güçlü bir kültür ve şehir geleneğidir. Bugün sahip olduğumuz ekonomik ve sosyal birikimin temelinde de bu anlayış, çalışkanlık ve ortak akıl bulunmaktadır. Bizler de farklı meslek disiplinlerini temsil eden odalar olarak Kayseri’nin bu güçlü geçmişinden aldığımız sorumlulukla şehrimizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Kayseri’mizin menfaatleri doğrultusunda birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceğimize inanıyoruz. Farklı görüşlerimiz, farklı meslek alanlarımız ve farklı sorumluluklarımız olabilir; ancak ortak paydamız Kayseri’dir. Şehrimizin ekonomisini, üretimini, istihdamını ve marka değerini daha ileriye taşımak için ortak akıl ve istişare anlayışıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu vesileyle, bizleri aynı masa etrafında buluşturan, birlik ve beraberliğimize katkı sunan Kayseri Ticaret Odası Başkanımız Sayın Ömer Gülsoy’un şahsında, kıymetli yönetimine ve KTO camiasına ev sahiplikleri ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-87194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/4/1280x720/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-1789023447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akademik Odalar Birliği ile yapılan yapılan toplantıda konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Kayseri’nin kalkınma yolculuğunda Akademik Odalar Birliğimize bağlı Meslek Odalarımızın teknik birikimi ve ticaret erbabımızın tecrübesi birleştiğinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bizim tek derdimiz; odalarımızın ve değerli başkanlarımızın güç birliğiyle şehrimizin marka değerini daha da yukarıya taşımaktır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-87192</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Referans Holding’e sürdürülebilirlikte uluslararası ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Referans Holding, sürdürülebilirlik alanında hayata geçirdiği Sustainova Programı ile uluslararası alanda ödüle layık görüldü.</p>
<p>Dünya genelinden 700’ün üzerinde başvurunun değerlendirildiği International Green Apple Environment Awards 2026 kapsamında elde edilen ödülün, şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarını uluslararası platforma taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Ödül, 23 Kasım 2026’da Londra’daki House of Lords, Palace of Westminster’da düzenlenecek törende takdim edilecek. Şirketin hangi dereceyle ödüllendirildiği ise törende açıklanacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Sustainova Programı kapsamında çevresel etkilerin azaltılması, kaynakların daha verimli kullanılması, enerji verimliliğinin artırılması ve atıkların azaltılmasına yönelik çalışmalar yürüten Referans Holding, sürdürülebilirliği iş süreçlerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa24f39d13b2-1789022009.jpeg" alt="" width="490" height="612" /></p>
<h2>“Doğru yolda olduğumuzu gösteriyor”</h2>
<p>Referans Holding Genel Müdürü Feray Uzunçayır, farklı alanlarda elde edilen uluslararası başarıların çalışmalarının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösterdiğini söyledi. Referans Holding’in sürdürülebilirlik yaklaşımı; kaynakların etkin kullanımı, enerji verimliliği, atıkların azaltılması ve üretim süreçlerinin sürekli geliştirilmesi başlıklarında şekilleniyor. Gıda üretimi, catering, lojistik, tarım ve hayvancılık gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirket, bu alanlardaki çalışmalarını sürdürülebilirlik perspektifiyle entegre ediyor. Holding, yaklaşık iki ay önce de RoSPA Health &amp; Safety Awards 2026 kapsamında Londra’da Bronze Award’a layık görülmüştü. Green Apple Environment Awards başarısıyla birlikte şirketin uluslararası ödül portföyüne bir yenisi daha eklenmiş oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-87192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-1789022034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Referans Holding’in Sustainova Programı, 700’ün üzerinde başvurunun değerlendirildiği International Green Apple Environment Awards 2026’da ödüle layık görüldü. Şirketin ödül derecesi, 23 Kasım’da Londra’daki törende açıklanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozak-gyo-ile-marriotttan-yeni-otel-projesi-icin-is-birligi-87197</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özak GYO ile Marriott&#039;tan yeni otel projesi için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), Marriott International ile "The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive" otelini Antalya'da hayata geçirmek üzere anlaşma imzalandığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Marriott International'ın Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgesindeki ilk lüks her şey dahil resort oteli olacak tesis, markanın yaklaşımını Kemer'e taşıyacak.</p>
<p>141 oda ve süitten oluşacak tesisin kapılarını 2028 yılında açması planlanıyor. Otelin Kemer'e lüks konaklamada uluslararası ziyaretçi kitlesi kazandırması hedefleniyor. </p>
<p><strong>"Proje, uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçası"</strong></p>
<p>Özak GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, turizmi uzun vadeli büyüme vizyonlarının stratejik alanlarından biri olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Akbalık, 2004'te Ela Excellence Resort Belek ile başlayan turizm yolculuklarında edindikleri deneyimi, proje geliştirme yetkinliğini, konut projelerinde yakaladıkları ivmeyi ve yüksek kalite standartlarıyla sektörde edindikleri konumu, Ela Hospitality'nin otel işletmeciliği uzmanlığıyla birleştirdiklerini aktardı.</p>
<p>Projelerini misafirlerin beklenti ve ihtiyaçlarını merkeze alarak şekillendirdiklerini aktaran Özak, şunları kaydetti:</p>
<p>"The Ritz-Carlton, Kemer ile bu birikimimizi lüks konaklamada yeni bir segmente taşıyor, projenin özgün konumuyla uyumlu, güçlü bir resort konsepti ve farklı bir tatil deneyimi oluşturuyoruz. Bu yenilikçi turizm yaklaşımımız ile Kemer'i daha önce ziyaret etmeyen, lüks konaklamada en üst düzey hizmet ve kişiselleştirilmiş deneyimler arayan uluslararası misafirlerin beklentilerine yanıt vermeyi amaçlıyoruz. Böylece Kemer'e yeni bir ziyaretçi kitlesi kazandırırken, Türkiye'nin lüks turizmdeki rekabet gücüne katkı sağlamayı hedefliyoruz."</p>
<p>Projenin uzun vadeli büyüme stratejilerinin önemli bir parçasını oluşturduğunu aktaran Akbalık, gelecek dönemde yeni vizyon ve yaklaşımla turizm alanında hayata geçirecekleri yeni projeleri de kamuoyuyla paylaşmayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Marriott International Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkanı Neal Jones da The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive için imzaladıkları anlaşmanın, Marriott'un Avrupa, Orta Doğu ve Afrika'daki gözde tatil destinasyonlarında lüks portföyünü genişletmeye yönelik süregelen odağını yansıttığını belirtti.</p>
<p>Jones, "Proje, lüks resort segmentindeki dönüşümü yansıtırken, misafirlerin giderek daha fazla talep ettiği ve The Ritz-Carlton ile özdeşleşen ayrıcalıklı hizmet, rafine tasarım ve kişiselleştirilmiş deneyimleri bütünsel bir her şey dahil resort anlayışıyla bir araya getiriyor." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozak-gyo-ile-marriotttan-yeni-otel-projesi-icin-is-birligi-87197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/marriott-1789025039.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özak GYO ile Marriott International arasında, Antalya&#039;da inşa edilecek &quot;The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive&quot; oteli için anlaşma imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-grubu-pusula-finansi-devraliyor-87199</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Grubu, Pusula Finans&#039;ı devralıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tera Grubu, Pusula Finans Holding ile aralarında şirketin hissedarı olduğu Pusula Portföy, Pusula Yatırım ve Katılım Evim başta olmak üzere bağlı finans şirketlerindeki paylarının devralınması için görüşmelere başlandığını duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, Tera Grubu, faaliyet alanlarının genişletilmesi ve güçlü bir finansal ekosistem oluşturulması hedefleri doğrultusunda adım attı.</p>
<p>Grup, Pusula Finans Holding AŞ ile Pusula Finans Holding AŞ'nin ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki payların devralınmasına yönelik olarak mevcut pay sahipleriyle görüşmelere başladığını Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirdi.</p>
<p>Şirketin devralma görüşmelerine başladığı mevcut pay sahipleri arasında Pusula Finans Holding AŞ payları ile Pusula Finans Holding AŞ'nin hissedarı olduğu Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Yatırım Menkul Değerler AŞ ve Katılım Evim Tasarruf Finansman AŞ başta olmak üzere, Pusula Finans Holding AŞ ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki paylar yer alıyor.</p>
<p>Planlanan işlemle grup, halen faaliyet gösterdiği sermaye piyasaları ve portföy yönetiminin yanı sıra yatırım ve finansman hizmetlerindeki faaliyetlerinin ölçeğini ve ürün çeşitliliğini artırmayı hedefliyor. İşlemin tamamlanması halinde, farklı finansal hizmet alanlarının aynı stratejik vizyon altında birbirini tamamlayan daha geniş bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Görüşmelerin ilerlemesi ve tarafların anlaşmaya varması halinde satın alma için Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Rekabet Kurumu nezdindeki izin ve onay süreçleri yürütülecek.</p>
<p>Açıklamada, mevcut aşamada bağlayıcı bir sözleşme imzalanmadığı vurgulanırken, müzakerelerin ilerlemesi, düzenleyici kurumların izin süreçleri ve işlemin nihai hale gelmesine ilişkin gelişmelerin sermaye piyasası mevzuatı kapsamında kamuoyuyla paylaşılacağı aktarıldı.</p>
<p>Grup bünyesinde finans, teknoloji ve diğer alanlarda 3 holding, 6'sı halka açık toplam 53 şirket faaliyet gösteriyor.</p>
<p><strong>"Finans kalıcı değer üretmeyi hedeflediğimiz ana faaliyet alanlarından biri"</strong></p>
<p>Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, finansın, uzun vadeli olarak büyümeyi ve kalıcı değer üretmeyi hedefledikleri ana faaliyet alanlarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Halihazırda sermaye piyasaları, portföy yönetimi, yatırım bankacılığı ve diğer finansal hizmetlerde oluşturdukları yapıyı daha geniş bir ürün ve müşteri tabanına taşıyacak fırsatları değerlendirdiklerini aktaran Tezmen, "Görüşmelerine başladığımız bu işlem, tamamlanması halinde birbirini tamamlayan finansal hizmetlerimizi daha büyük bir ölçek altında buluşturacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tezmen, finans sektörüne kısa vadeli yatırım perspektifiyle bakmadıklarına dikkati çekerek, "Amacımız, sermaye piyasalarının derinleşmesinden beslenen, kurumsal kapasitesi yüksek ve uzun vadede değer üreten bir finans ekosistemi oluşturmak." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Grubun belirlediği üç ana stratejik sektörün finans, teknoloji ve tarım-gıda olduğunu belirten Tezmen, bu alanlarda büyümeye ve değer üretmeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-grubu-pusula-finansi-devraliyor-87199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/emre-tezmen-1789025286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Grubu&#039;nun, Pusula Finans Holding&#039;i devralma görüşmelerine başladığı bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, &quot;Görüşmelerine başladığımız bu işlem, tamamlanması halinde birbirini tamamlayan finansal hizmetlerimizi daha büyük bir ölçek altında buluşturacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-cop-tek-mesaj-is-dunyasi-icin-taahhutten-uygulamaya-gecis-yili-87180</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç COP, tek mesaj: İş dünyası için taahhütten uygulamaya geçiş yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve toprak bozulması uzun süre birbirinden ayrı çevre sorunları olarak ele alındı. Oysa 2026’da peş peşe düzenlenen üç büyük BM zirvesinin mesajı tam tersi: Üç kriz de aynı sistemin parçası. Moğolistan’daki Çölleşme COP17’si ve Ermenistan’daki Biyoçeşitlilik COP17’sinin ardından gözler 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak İklim COP31’e çevrilecek. 2030’a yalnızca dört yıl kalırken üçlü COP yılının temel sorusu “koyduğumuz hedeflerin hangilerini gerçekten hayata geçireceğiz?” </strong></p>
<p>2026, küresel çevre diplomasisi açısından sıra dışı bir yıl. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadeleyi düzenleyen üç büyük Birleşmiş Milletler sözleşmesinin Taraflar Konferansları aynı yıl içinde gerçekleşiyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23e1feae09-1789017631.png" alt="" width="369" height="225" />İlk durak 17-28 Ağustos'ta Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi COP17'si oldu. İkinci durak, 19-30 Ekim'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da gerçekleştirilecek Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi COP17'si olacak. Üçlü zincirin son halkası ise Türkiye. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya, BM İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacak. Bu takvim tesadüfi bir yakınlaşmadan çok daha fazlasını ifade ediyor çünkü iklim değişikliği, doğa kaybı ve toprak bozulması artık birbirinden bağımsız üç çevre sorunu olarak ele alınamıyor. Kuraklık tarımsal üretimi düşürüyor; bozulan topraklar gıda güvenliğini tehdit ediyor; orman ve ekosistem kaybı karbon yutaklarını zayıflatıyor; su stresi hem şehirleri hem sanayiyi etkiliyor. Yani birinde yaşanan kriz diğerini de büyütüyor.</p>
<p><strong>Dünya topraklarının beşte biri bozulmuş durumda</strong></p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun dikkat çektiği verilere göre dünya üzerindeki kara alanlarının yaklaşık beşte biri bozulmuş durumda. Bunun 3,2 milyar insanın refahını etkilediği tahmin ediliyor. Daha çarpıcı olan ise kuraklık riski. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 2050’ye gelindiğinde dünyadaki her dört kişiden üçünün kuraklıktan etkilenmesi bekleniyor. Toprak bozulması ve çölleşmenin ekonomik maliyeti ise şimdiden yılda yüz milyarlarca dolarla ölçülüyor. Dolayısıyla sadece çevreden değil, gıda sistemlerinden su güvenliğine, enerji altyapısından tedarik zincirlerine ve ülkelerin uzun vadeli rekabet gücüne kadar uzanan ekonomik bir riskten söz ediyoruz. Bu nedenle 2026’nın üç COP’u sürdürülebilirliği bir “maliyet kalemi” olmaktan çıkarıp ekonomik dayanıklılığın parçası olarak yeniden tanımlıyor.</p>
<p><strong>1992 Rio’dan bugüne üç ayrı sözleşme, tek kriz</strong></p>
<p>Bugünkü üçlü yapının temelleri 1992’de Rio de Janeiro’da düzenlenen Dünya Zirvesi’nde atıldı. Zirveden iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşme/toprak bozulmasıyla mücadeleye odaklanan üç ayrı küresel sözleşme çıktı. Aradan geçen 34 yıl ise bu alanları birbirinden ayırmanın giderek zorlaştığını gösterdi. Doğa temelli çözümler bunun en net örneği. Sağlıklı ekosistemler karbon tutuyor, erozyonu önlüyor, su döngüsünü koruyor ve biyolojik çeşitliliğin devamını sağlıyor. Temiz teknolojiler ise emisyonları azaltırken doğal kaynaklar üzerindeki baskının düşürülmesine katkıda bulunabiliyor. Üçlü COP yılı bu nedenle üç ayrı müzakere masasını aynı sorunun farklı parçaları olarak görme fırsatı sunuyor.</p>
<p><strong>İlk sınav toprak: Kuraklık artık ekonomik güvenlik meselesi</strong></p>
<p>Üçlü COP zincirinin ilk ayağı olan Çölleşme COP17'sinin gündeminde arazi restorasyonu ve kuraklığa dayanıklılık öne çıktı. “Toprağı onarmak, umudu onarmak” teması altında küresel bir kuraklık çerçevesinin geliştirilmesi, 2030 sonrasına yönelik yeni stratejinin şekillendirilmesi ve arazi restorasyonu için finansmanın büyütülmesi gündemin temel başlıkları arasında yer aldı.</p>
<p>Toprak bozulması artık yalnızca tarım sektörünün problemi değil. Üretimin azalması gıda fiyatlarına, kırsal geçim kaynaklarına, göçe, tedarik zincirlerine ve nihayetinde ekonomik ve siyasi istikrara yansıyor. BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin verdiği mesaj net: “Bilgi eksikliğinden çok, uygulama açığı ile karşı karşıyayız.”</p>
<p><strong>İkinci sınav doğa: 2030 hedefleri tutuyor mu?</strong></p>
<p>Üçlü COP yılının ikinci durağı Erivan olacak. Biyolojik Çeşitlilik COP17’sini önemli kılan ise 2022’de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin uygulanmasında ilk kapsamlı küresel değerlendirmenin yapılacak olması. Çerçevenin en bilinen hedeflerinden biri “30x30”: 2030 yılına kadar gezegenin yüzde 30'unun korunması ve bozulmuş ekosistemlerin yüzde 30'unun restorasyonu. Erivan’da ülkelerin ulusal biyoçeşitlilik planlarının, finansman taahhütlerinin ve izleme sistemlerinin 2030 hedefleriyle ne ölçüde uyumlu olduğu masaya yatırılacak. Finansman kritik başlıklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Küresel biyoçeşitlilik finansman stratejisi 2030’a kadar yılda en az 200 milyar dolar kaynak harekete geçirilmesini öngörüyor. Dolayısıyla Erivan’ın sorusu da Antalya’nın sorusuna oldukça yakın olacak: Hedef var, peki uygulama nerede?</p>
<p><strong>Final Antalya’da: COP31’in üç büyük dosya</strong></p>
<p>Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31, üçlü COP yılının son büyük buluşması olacak. COP31’in önündeki üç temel dosya; ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında güçlendirdikleri Ulusal Katkı Beyanlarını ne ölçüde hayata geçirdikleri, iklim finansmanı, uyum ve dayanıklılık olacak. Başka bir ifadeyle Antalya’da yalnızca ülkelerin gelecekte ne yapacakları değil, bugüne kadar verdikleri sözleri ekonominin içine ne kadar taşıyabildikleri de sorgulanacak. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı da hazırlık sürecinde “uygulama” mesajını öne çıkarıyor. Hedef, Antalya’ya giden yolu kapsayıcı ve çözüm odaklı biçimde ilerletirken iklim taahhütlerini somut sonuçlara dönüştürmek.</p>
<p><strong>Antalya iş dünyası için de bir dönüm noktası</strong></p>
<p>Üçlü COP yılının belki de en önemli mesajı iş dünyasına geliyor: İklim değişikliği, doğa kaybı ve toprak bozulması artık şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarının üç ayrı başlığı olarak görülemez. Bir gıda şirketi açısından toprak sağlığı, su ve iklim riski aynı tedarik zincirinin parçaları. Bir banka açısından doğa kaybı ve iklim riski finanse ettiği varlıkların gelecekteki değerini etkiliyor. Sanayi açısından su stresi üretim kapasitesine, enerji dönüşümü ise maliyetlere ve rekabet gücüne yansıyor. WEF’e göre çalışan ekosistemlere doğrudan bağımlı küresel ekonomik değer yaklaşık 58 trilyon dolar seviyesinde. Dolayısıyla doğayı korumak bir kurumsal sorumluluk meselesi değil; ekonomik varlıkları, tedarik zincirlerini ve gelecekteki gelirleri koruma meselesi. UNFCCC İcra Sekreteri Simon Stiell’in COP31 öncesinde öne çıkardığı gerçek ekonomi gündeminde de elektrik şebekeleri ve elektrifikasyon yatırımları, metan emisyonlarının azaltılması, dayanıklı şehirler ve gıda güvenliği bulunuyor. Bunların hiçbiri yalnızca “iklim” başlığı altında çözülebilecek meseleler değil…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Üç masada da sorulacak soru aynı</strong></span></p>
<p>● 2026’nın üçlü COP yılı, küresel sürdürülebilirlik gündemindeki büyük bir değişimin işareti: Hedef koyma dönemi sona yaklaşıyor. 2030 hedeflerine yalnızca dört yıl kalmışken yeni taahhütler yerine, mevcut taahhütlerin ulusal politikalara, şirket stratejilerine, yatırım kararlarına ve finansman modellerine nasıl dönüştüğü önem kazanıyor. Ulan Batur toprağı, Erivan doğayı, Antalya iklimi konuşacak. Ama üç masada da sorulacak soru aynı: Verdiğimiz sözleri hayata geçirebilecek miyiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-cop-tek-mesaj-is-dunyasi-icin-taahhutten-uygulamaya-gecis-yili-87180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/54-1789017689.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç COP, tek mesaj: İş dünyası için taahhütten uygulamaya geçiş yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-87161</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’nun &#039;Bir Başka Antalya&#039; projesi tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren Antalya Kültür Sanat’ta (AKS), Antalya’nın tarihsel ve kültürel değerlerini sanatçıların farklı bakış açılarıyla ele alan ve üç yıl süren ‘Bir Başka Antalya’ projesi tamamlandı. Kilit Global ana sponsorluğunda gerçekleştirilen proje kapsamında 29 sanatçının ürettiği 76 eser, Antalya Kültür Sanat Vakfı koleksiyonuna kazandırıldı.</p>
<p>Koleksiyonun tanıtımı ve serginin açılışı, ATSO Yönetim Kurulu Başkanı ve ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Projenin fikir aşamasının merhum ATSO Başkanı Ali Bahar ile yaptıkları görüşmelere dayandığını anımsatan Hacısüleyman, Antalya’da yaşayanların, kentin günlük hayatın içinde fark edilmeyen pek çok güzelliğini zamanla kanıksadığını, kenti dışarıdan görenlerin ise farklı ayrıntıları fark edebildiğini söyledi.</p>
<p>Bu düşünceden hareketle Antalya’nın sanatçıların gözünden nasıl göründüğünü ortaya koymak istediklerini belirten Hacısüleyman, ‘’Üç yıllık çalışmanın sonunda kentin görsel hafızasına katkı sağlayacak bir koleksiyon oluşturuldu. ‘Bir Başka Antalya Çalıştayı’ üç yılın ardından 76 eserlik bir koleksiyonla tamamlandı. Antalya’yı farklı sanatçıların gözünden yeniden keşfetmek istedik. Sanatçılarımızın kente ilişkin duygularını ve bakış açılarını eserlerine yansıtmaları bizim için çok kıymetliydi” dedi.</p>
<p>Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen sanatçılara, küratöre ve destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Hacısüleyman, merhum Ali Bahar’ın kültür ve sanat alanındaki vizyonunun bu tür çalışmalarla yaşatılmaya devam edeceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hedef çağdaş sanat müzesi</strong></p>
<p>Proje Küratörü Mustafa Ağatekin de, ortaya çıkan koleksiyonun önümüzdeki dönemde daha da geliştirilerek Antalya’da bir çağdaş sanat müzesinin oluşturulmasına katkı sağlamasını hedeflediklerini söyledi. Ağatekin, böyle bir müzenin yalnızca sanat dünyası açısından değil, Antalya’nın kültürel kimliği açısından da önemli bir kazanım olacağını belirterek, kentteki iş dünyasının, yöneticilerin ve Antalyalıların projeye sahip çıkmasının önemine dikkat çekti. ‘Bir Başka Antalya Koleksiyonu’nda yer alan 76 eser, Antalya’nın sanat yoluyla oluşturulan görsel hafızasının bir parçası olarak Antalya Kültür Sanat’ta sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, 18 Ekim 2026 tarihine kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-87161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-1789015190.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı bünyesindeki oluşturulan Antalya Kültür Sanat’ta, 29 sanatçının üç yıl süren çalışmalarıyla Antalya’nın farklı yönlerinin sanatla yorumlandığı &quot;Bir Başka Antalya&quot; projesi tamamlanırken proje kapsamında 76 eser vakıf koleksiyonuna kazandırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-87159</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Antalya Tenis İhtisas Kulübünde düzenlenen Tenis Şampiyonası açılışına katılan Türkiye Tenis Federasyonu (TTF) Başkanı Şafak Müderrisgil, Corendon Grubu'nun Kemer’in Göynük mahallesinde yer alan çam ağaçlarıyla çevrili 14 toprak kortuyla hizmet veren Corendosn Tenis Club Kemer tesislerini inceledi. Müderrisgil, yeni dönemde federasyon olarak uygulamaya geçirilmesi planlanan Padel ve Spor Tesisi Projesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Tenis Federasyonu’nca 2027 yılında uygulamaya geçirilmesi hedeflenen ‘Haydi Tenise’ ve ‘Göynük’te Tenis Ortaokulu’ projeleri hakkında açıklama yapan Müderrisgil, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TTF tarafından yürütülen ‘Haydi Tenise’ projesi kapsamında ilk aşamada Kemer ve çevresinde yetenek taraması yapılacak. Tarama sonucunda belirlenecek çocuklar, tesis ve kort kapasitesi doğrultusunda Corendon Tennis Club Kemer’de tenisle buluşturulacak ve düzenli eğitimlerle gelişimleri desteklenecek. Projeler, Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Kemer Belediyesi ve Kemer İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün destekleriyle yürütülecek. Göynük Ortaokulunda tenis sınıfı hedefliyoruz. ‘Göynük’te Tenis Ortaokulu’ projesiyle Eylül 2027’ye kadar tenis sınıfı açılması hedefleniyor. Projeye seçilecek öğrenci ve sporcular, Corendon Tennis Club Kemer’in tesislerinde düzenli tenis eğitimi alması planlanıyor. Her iki projeyle çocukların erken yaşta tenisle tanıştırılması, yetenekli sporcuların keşfedilmesi ve bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz.’’</p>
<p>Ziyarette, Corendon’un özellikle turizm sezonu öncesinde ve sonrasında Kemer’de düzenlenmesi planlanan uluslararası tenis etkinlikleri de ele alındı.</p>
<p>Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil, 19–23 Ekim 2026 tarihleri arasında Corendon Tennis Club Kemer’de düzenlenecek Corendon Tennis Weekend etkinliğine ve kulübün ev sahipliği yapacağı TEN-PRO organizasyonlarına davet edildi.</p>
<p>Corendon Tennis Club Kemer, kamu kurumları, yerel yönetim ve Türkiye Tenis Federasyonu ile geliştirilecek iş birlikleriyle çocukların ve gençlerin tenise erişimini artırmayı, yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamayı ve Kemer’i uluslararası tenis organizasyonlarının önemli merkezlerinden biri hâline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Turnuvalar, sezon öncesi hazırlık kampları, tenis akademileri ve bireysel gelişim süreçleri için ideal bir ortam sunan kulüp; kaliteli toprak kortları, planlı antrenman programları ve deneyimli antrenör kadrosuyla sporculara profesyonel bir çalışma altyapısı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kemer'i uluslararası bir spor destinasyonu haline getirme hedefi</strong></p>
<p>Corendon Grubu'nun, spor turizmine yönelik vizyonuyla geliştirilen projede, tenis başta olmak üzere wellbeing ve çok branşlı spor turizmi yaklaşımıyla Kemer’i yıl boyunca yaşayan uluslararası bir spor destinasyonu haline getirmeyi hedeflediği belirtildi. Şirket, gelecek yıl hayata geçirilmesi planlanan padel sahası yatırımlarıyla birlikte tesisin spor çeşitliliğinin artırılması ve bölgenin uluslararası spor turizmi çekim gücünün daha da geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-87159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-1789015073.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Haydi Tenise&quot; ve &quot;Göynük’te Tenis Ortaokulu&quot; projeleri hakkında açıklama yapan TTF Başkanı Şafak Müderrisgil, &quot;Her iki projeyle çocukların erken yaşta tenisle tanıştırılması, yetenekli sporcuların keşfedilmesi ve bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Texhibition İstanbul Kumaş ve Tekstil Aksesuarları Fuarı'nın açılışına katıldı. </p>
<p>Bolat burada yaptığı konuşmada, bu yıl onuncu defa düzenlenen fuarın bugün dünyanın sayılı ve Avrupa'nın da en önde gelen tekstil fuarı haline geldiğini belirtti.</p>
<p>Üç hafta önce İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı'nın (IFCO) açılışını yaptıklarını hatırlatan Bolat, bugün de iplik, kumaş, yan sanayi, aksesuar sektörü, denim alanlarını kapsayan çok önemli bir fuarın açılışını gerçekleştirdiklerini vurguladı.</p>
<p>Bugün buradan yine çok büyük ve sayılı fuarlardan olan Uluslararası Ev ve Mutfak Eşyaları Fuarı'na (ZUCHEX) gideceklerini, oradan da Tekirdağ'da sanayi fuarı ve bir lojistik merkezinin açılışını yapacaklarını ifade eden Bolat, böylece bir günde dört önemli uluslararası ticaret etkinliğinin açılışlarına katılmış olacaklarını söyledi.</p>
<p>Bolat, yaz döneminin geride kaldığını, artık herkesin şehirlere dönmeye başladığını, ekonomide, sanayide çarkların hızlandığını, ayrıca 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) da kamuoyu ve iş dünyasıyla paylaşıldığını dile getirdi. Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Son derece dengeli, istikrarlı, makro hedeflerde enflasyonla mücadelenin kesintisiz bir şekilde devamını önceleyen, üretimin, başta sanayi tarım hizmetler sektörleri olarak desteklenmesini önceleyen, ihracata dayalı büyüme modelini önceleyen ve sosyal programlarda özellikle dar gelirli vatandaşlarımızın imkanlarının artırılmasını önceleyen bütüncül bir program. İnşallah bunu da önceki programlarda olduğu gibi gerçekleştireceğiz."</p>
<p>Dünyada ve bölgede yaşanan gelişmelere değinen Bolat, son beş yılda salgın, deprem ve komşu ülkelerdeki savaşlar gibi birçok olumsuzluğun yaşandığını ve bu olumsuzlukların enflasyonla mücadeleyi zaman zaman etkilediğini belirtti.</p>
<p>Bolat, yaşanan olumsuzluklara rağmen gelinen noktada Türkiye ekonomisinin Kovid-19'un başladığı 2020 dahil olmak üzere sürekli büyüme kaydettiğini belirterek, şunları söyledi:</p>
<p>"2026'nın ikinci çeyreğindeki yüzde 2,3'lük büyümenin 0,6 puanı net mal ve hizmet ihracatı katkısından geldi. Bu çok önemli bir gelişme, net mal ihracatının ekonominin büyümesine lokomotiflik yapması. Yatırımlar yine son yedi çeyrektir büyümeye katkı yapıyor. İhracatımızı açıkladık biliyorsunuz. Nisan, haziran, temmuz, ağustos yani dört ayda rekorlar kırıldı. Sekiz ayın 5'inde de aylık ihracat artışları sağlandı. Son 40 ayın 29'unda aylık artışlar sağlandı. Son 40 ayın 22'sinde aylık rekorlar kırıldı. Bunlar hep ihracatçılarımızın zor şartlara rağmen fedakarca çalışmaları ve hükümetimizin programları, destekleri, aldığı tedbirlerle birlikte başardığımız sonuçlar. Türkiye'nin Yüzyılı hedefi Cumhurbaşkanımızın vizyonu, biz bunu Ticaretin Yüzyılı yapmaya kararlıyız. Özellikle bu yılın 8 ayında 185 milyar dolar ihracat rakamına ulaştık ve bu 4,2'lik bir artış oldu. Ağustos ayı Batı'da tamamen kapalı, tatil dönemi olmasına rağmen 1 milyar 750 milyon dolar ihracat artışı sağlayarak yüzde 8,1 artış oldu. Son 12 ayda da 280,3 milyar dolara yükseldi mal ihracatımız. Hedefe 1,7 milyar dolar kaldı. Önümüzde 4 ay var."</p>
<p><strong>"Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, petrol, enerji, diğer petrokimya ürünleri, gübre gibi birçok emtia ile gıda ürünlerinde dünya piyasalarında ciddi karışıklıklar olduğunu ifade ederek, bölgedeki sıcak savaşların da can yakıcı olduğunu ve bunların navlun fiyatları ile lojistik bağlantılara olumsuz etkiler yaptığını belirtti.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin bir tedarik, üretim, lojistik üssü olarak parlamaya devam ettiğini söyleyerek, "Türkiye aynı zamanda bir fuarlar merkezi haline geldi. Texhibition Fuarı, 3 hafta önce açtığımız IFCO, ZUCHEX gibi her biri birçok sektörde Avrupa'nın en gözde fuarları Türkiye'de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH'ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, tekstil ve hazır giyim sektörünün Türkiye'nin sanayileşme sürecinin birinci sektörü olduğunu ve bu sektörü daha da geliştireceklerini dile getirerek, bölgesel ve konjonktürel değişiklikler ve talep şartlarında değişimlerin zaman zaman olduğundan bahsetti.</p>
<p>Türkiye'nin önemli pazarlarından biri olan Batı'da ciddi durgunluk olduğunu ifade eden Bolat, bunların aşılacağını, pazarların çeşitlendirileceğini ve destek mekanizmalarının genişletileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>"İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor"</strong></p>
<p>Ömer Bolat, bu yıl konfeksiyon, hazır giyim ve tekstilde "uçağın burnunun yükselmeye başladığını" dile getirerek, "İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor. Yıl sonunda bunu çok daha belirgin bir şekilde göreceğiz. İstihdamı koruma noktasında da 2026 yılı tekstil ve hazır giyimde stabil bir yıl olarak görünüyor. Türkiye tekstil ve hazır giyimde bir dünya oyuncusudur." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin dünya tekstil ihracat liginde 4'üncü, dünya hazır giyim ihracat liginde 8'inci büyük ülke konumunda olduğunu söyleyen Bolat, tekstil ve konfeksiyon sektörünün dünyadaki ihracat hacminin geçen yıl 858 milyar dolar olduğunu, Türkiye'nin buradan 31 milyar dolar pay aldığını kaydetti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin söz konusu pazardan yüzde 3,6'lık pay aldığını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"(2025) Tekstil ve ham maddeleri alanındaki ihracatımız 9,4 milyar dolardı. Hazır giyim konfeksiyon ihracatımız 18,6 milyar dolardı. Buna halı ve yer kaplamaları sektöründe 2,9 milyar doları ve yaklaşık 3 milyar dolara yakın ev tekstilini eklediğimizde büyük bir sektörümüz bulunmakta. Ticaret Bakanlığı olarak bütün sektörlerimizde olduğu gibi tekstil giyim sektörlerine yoğun destek veriyoruz. Bu yıl 45 milyar liralık Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ihracat desteklerimiz ödeniyor. 33 milyar lirası mal ihracatına 12 milyar lirası hizmet ihracatı sektörlerine harcanıyor.</p>
<p>Turquality programımız kapsamında 35 tekstil giyim firmamızın 39 markasını destekliyoruz. Marka programında 25 firmamızın 25 markasını destekliyoruz. Yeşil Mutabakat'a uyum programımızda 33 firmamızın çalışmalarını destekliyoruz. Texhibition ve IFCO prestijli fuarlar kategorisine alındı ve katılım ücretlerinin yüzde 70'i Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmekte. Burada alım heyetleri var. Alım heyetlerinin finansmanı yine Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmektedir. Tekstil ve hazır giyime baktığımızda yurt dışı fuar organizasyonları olarak bu yıl 270 yurt dışı fuar organizasyonunun 58'ini desteklemekteyiz. Yurt içi tekstil fuarı alanında da 64 fuarın 7'sini desteklemekteyiz. Geçen yıl bu fuar için 136 milyon lira, bu yıl da mart ayındaki Texhibition Fuarı için 68 milyon lira destek kapsamında finansman verdik. 1324 ihracatçımızı desteklemiş olduk."</p>
<p>Bakan Bolat, konuşmasında ayrıca ticari bankalarca kullandırılan reeskont kredileri kapsamında yapılan düzenlemeler ile Türk Eximbank'ın verdiği kredilerden de bahsetti.</p>
<p>Bolat, kurdele kesiminin ardından beraberindeki heyetle fuar alanını gezerek firmalardan ürünler hakkında bilgi aldı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/63-1788960453.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Texhibition İstanbul Fuarı&quot;nın açılışında konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Avrupa&#039;nın en gözde fuarları Türkiye&#039;de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH&#039;ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma konkordatodan çıktı, rotasını büyümeye çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, finansal ve operasyonel yeniden yapılanma çalışmalarının ardından konkordato sürecinden çıktı. Şirketin konkordatodan kendi iradesiyle çıkma talebi doğrultusunda 9 Eylül 2026’da gerçekleştirilen duruşmayla süreç sona erdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin köklü içecek markalarından Aroma, konkordato sürecinde üretim, tedarik ve ticari faaliyetlerini sürdürürken finansal ve operasyonel yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Süreç, konkordato komiser heyetinin gözetiminde ve ilgili mahkemenin denetiminde yürütüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa15b2203a07-1788959522.jpeg" alt="" width="377" height="670" /></p>
<h2>Yeniden yapılanmaya odaklandı</h2>
<p>Bu dönemde şirketin yönetim sorumluluğu, Duruk ailesini temsilen Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk tarafından üstlenildi. Aroma, yeniden yapılanma kapsamında verimliliğin artırılması, kurumsal yapının güçlendirilmesi, yeni ürünlerin geliştirilmesi ve ticari büyümeye yönelik projelere odaklandı. Şirket ayrıca müşteri ilişkilerinin geliştirilmesi ve markalarının güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü.</p>
<h2>Yeni dönemde büyüme hedefi</h2>
<p>Konkordato sürecinin sona ermesiyle birlikte Aroma, yeni dönemde üretim kapasitesi ve ürün portföyünün yanı sıra ticari büyümeye yönelik çalışmalarını sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p>Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk, süreç boyunca çalışanlar, kamu kurumları, finansal kuruluşlar, tedarikçiler, bayiler, müşteriler ve diğer iş ortaklarının desteğinin şirket açısından önem taşıdığını belirtti. Yeni dönemde üretmeye, yenilikçi ürünler geliştirmeye ve pazarda değer yaratmaya devam edeceklerini ifade ederek, Aroma’nın marka mirasını geleceğe taşımaya odaklanacaklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-1788959549.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, 9 Eylül’deki duruşmanın ardından konkordatodan çıktı. Finansal ve operasyonel yeniden yapılanmasını tamamlayan şirketin, yeni dönemde üretim, yeni ürün geliştirme ve ticari büyümeye odaklanacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası ile Burgan Bank&#039;tan kredi kartı anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası ve Burgan Bank'ın dijital bankacılık markası ON Dijital arasında imzalanan ortak marka kredi kartı anlaşmasıyla ON Kredi Kartı, Maximum ekosistemine dahil oldu.</p>
<p>Türkiye İş Bankası'ndan yapılan açıklamaya göre, iş birliği kapsamında, ON Kredi Kartı kullanıcıları, kapsamlı ekosistemlerden Maximum'un anlaşmalı olduğu iş yerlerinde taksitli alışveriş yapabilecek ve alışverişlerinde kazandıkları MaxiPuanlarla ek avantajlar elde edebilecek.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, Maximum'un günlük harcamalardan seyahate, yeme içmeden spor, kültür ve sanata uzanan geniş kapsamda sunduğu ayrıcalıklarla 25 yıldır kullanıcılarına yol arkadaşlığı yaptığını belirtti.</p>
<p>Lüle, ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten mutluluk duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güçlü ve yaygın iş ortaklıklarıyla kullanıcılarımızın ihtiyaç duyduğu her an yanında hissettiği bir değerler ekosistemi olan Maximum'u daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Burgan Bank Dijital Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Murat Bozkurt da müşterilerinin ihtiyaç duyduğu her noktada yanlarında olmak istediklerini aktardı.</p>
<p>Bozkurt, ON Dijital olarak sundukları imkanlara bir yenisini eklediklerini, İş Bankası ile yaptıkları işbirliğiyle müşterilere daha geniş bir ödeme ağı ve taksit imkanı sunduklarını belirterek, "Maximum gibi kredi kartı sektörünün köklü ve güçlü markalarından biriyle gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğini, ON Dijital'de sunduğumuz deneyimi geliştirme yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de müşterilerimizin ihtiyaçlarını odağımıza alarak, ON Dijital'in ürün ve hizmetlerini geliştirmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/sezgin-lule-1788950069.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, &quot;Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ayda 167,6 milyon yolcu hava yolunu kullandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün ağustos ayına ait hava yolu uçak, yolcu ve yük verileri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Söz konusu ayda yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 97 bin 625, dış hatlarda 106 bin 231 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece toplam uçak trafiğinin üst geçişlerle 255 bin 970'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu yıl ağustosta dış hatta hizmet verilen uçak trafiğinin geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında yüzde 1,5 arttığını belirtti.</p>
<p>Ağustosta iç hat yolcu trafiğinin 11 milyon 144 bin 749, dış hat yolcu trafiğinin ise 17 milyon 643 bin 496 olarak gerçekleştiğine işaret eden Uraloğlu, "Ağustos ayında havalimanlarımızda direkt transit yolcularla birlikte toplam 28 milyon 794 bin 764 kişiye hizmet verildi. Yolcu trafiği geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında iç hatta yüzde 6,8, dış hatta yüzde 2,7 artış, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde ise yüzde 4,1 yükseliş gerçekleşti." bilgisini verdi.</p>
<p>Uraloğlu, ayrıca, geçen ay yük trafiğinin iç hatlarda 111 bin 397 ton, dış hatlarda 456 bin 124 ton olmak üzere toplam 567 bin 521 tona ulaştığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>8 ayda uçak trafiği toplam 1,6 milyon oldu</strong></p>
<p>Ocak-ağustos döneminde havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 667 bin 653, dış hatlarda 611 bin 588 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece söz konusu sayının üst geçişlerle toplam 1 milyon 619 bin 476'ya ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu dönemde Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 71 milyon 625 bin 767, dış hat trafiğinin 95 milyon 858 bin 691 olduğunu, direkt transit yolcularla toplam 167 milyon 552 bin 966 yolcuya hizmet verildiğini vurguladı.</p>
<p>Bu yılın ağustos sonunda hizmet verilen yolcu trafiğinin, 2025'in aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 2,8 arttığını aktaran Uraloğlu, yılın 8 ayında havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 654 bin 295 ton, dış hatlarda 2 milyon 940 bin 674 ton olmak üzere toplam 3 milyon 594 bin 969 tona ulaştığının altını çizdi.</p>
<p><strong>İstanbul Havalimanı 8 ayda 56,6 milyon yolcuya hizmet verdi</strong></p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda geçen ay uçak trafiğinin iç hatlarda 12 bin 285, dış hatlarda 40 bin 183 olmak üzere toplam 52 bin 468'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Söz konusu havalimanında ağustosta iç hatlarda 1 milyon 882 bin 925, dış hatlarda 6 milyon 697 bin 516 olmak üzere toplam 8 milyon 580 bin 441 yolcuya hizmet verildiğine işaret eden Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde iç hatlarda 82 bin 746, dış hatlarda 282 bin 741 olmak üzere toplam 365 bin 487 uçak trafiği gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yılın 8 ayında iç hatlarda 11 milyon 934 bin 652, dış hatlarda 44 milyon 714 bin 313 olmak üzere toplam 56 milyon 648 bin 965 yolcu trafiği oluştuğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 33,2 milyon yolcu hizmet aldı</strong></p>
<p>İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi veren Uraloğlu, "Ağustosta iniş-kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 12 bin 413, dış hatlarda 15 bin 530 olmak üzere toplam 27 bin 943'e ulaştı. Yolcu trafiği ise, iç hatlarda 2 milyon 329 bin 411, dış hatlarda 2 milyon 812 bin 633 olmak üzere toplam 5 milyon 142 bin 44 oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu havalimanında 8 ayda iç hatlarda 84 bin 77, dış hatlarda 104 bin 756 olmak üzere toplam 188 bin 833 uçak trafiği gerçekleştiğini aktararak, iç hatlarda 15 milyon 261 bin 922, dış hatlarda 17 milyon 894 bin 688 olmak üzere toplam 33 milyon 156 bin 610 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Öte yandan İstanbul Atatürk Havalimanı'nın uçak trafiğinin ağustosta 2 bin 594 olduğuna işaret eden Uraloğlu, 8 ayda da bu sayının 17 bin 903'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p><strong>Turizm merkezleri 8 ayda 41,6 milyon yolcu ağırladı</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının ise 8 ayda iç hatlarda 14 milyon 146 bin 256, dış hatlarda 27 milyon 465 bin 682 olmak üzere toplam 41 milyon 611 bin 938'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönemde iç hatlarda 106 bin 18, dış hatlarda 171 bin 417 olmak üzere toplam 277 bin 435 uçak trafiği gerçekleştiğine dikkati çeken Uraloğlu, 8 ayda İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 8 milyon 925 bin 405, Antalya Havalimanı'nda 25 milyon 103 bin 581, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 3 milyon 726 bin 496 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde Milas-Bodrum Havalimanı'nda 3 milyon 240 bin 486 yolcuya hizmet sunulurken Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda 615 bin 970 yolcu trafiği gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p>İstanbul Havalimanı'nın yıllık 90 milyon, Antalya Havalimanı'nın ise yıllık 82 milyon yolcu kapasitesiyle Türkiye'nin en yüksek yolcu kapasiteli iki havalimanı olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye genelindeki havalimanlarında 2002 yılında yaklaşık 34,5 milyon yolcuya hizmet veriliyordu. Ülkemizin en yüksek yolcu kapasiteli İstanbul ve Antalya havalimanları sadece 8 ayda 81,7 milyon yolcuyu ağırladı. Böylece yalnızca bu iki havalimanımızda 8 ayda ağırladığımız yolcu sayısı, 2002 yılında Türkiye genelinde hizmet verilen yolcu sayısının iki katını aştı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın 8 ayında 167 milyon 552 binden fazla yolcunun hava yolu ile seyahat ettiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adıyaman&#039;da sulama projeleri için sözleşmeler imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Adıyaman'ın ve bölgenin yarınlarına 8 milyar liralık yatırım yapacaklarını belirten Yumaklı, "Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri yapım sözleşmesi için tarihi imzalar atıldı. 8,2 kilometrelik dev tünellerle, yılda 400 milyon metreküp suyu Adıyaman'ın ve bölgenin bereketli topraklarıyla buluşturacağız. İlk etapta 223 bin dekar tarım arazisini suya kavuşturacak projemiz bölgemize, şehrimize ve üreticilerimize hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/yumakli-1765096499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 8 milyar liralık yatırımı öngören Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri için yapım sözleşmelerinin imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TUSAŞ, AR-GE yatırımında ilk sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), AR-GE harcamasıyla Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması'nda ilk sıradaki yerini korudu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, ekonomi ve iş dünyası portalı Turkishtime tarafından bu yıl 13'üncü kez hazırlanan araştırma, Türkiye ihracat sıralamasındaki ilk 500 şirket ile AR-GE merkezlerine sahip şirketlerin 2025 yılı verileri üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, 500 şirketin toplam AR-GE yatırımı 257 milyar 875 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Şirketlerin AR-GE harcamaları, AR-GE personel sayısı, patent, faydalı model, tasarım tescili ve marka verilerinin incelendiği araştırmada TUSAŞ, 65 milyar 207 milyon 978 bin 740 liralık AR-GE yatırımıyla liderliğini sürdürdü. TUSAŞ, bir önceki yıla göre AR-GE harcamasını yüzde 26,6 artırdı.</p>
<p>Araştırmanın faydalı model tescili kategorisinde de TUSAŞ zirvede yer aldı. TUSAŞ’ın 2025 yılı içerisinde aldığı 43 faydalı model tescili dikkati çekti. TUSAŞ, 66 patentle patent sıralamasında da dördüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Bu yıl ilk kez hazırlanan "AR-GE Ürünleriyle En Fazla İhracat Gerçekleştiren İlk 100" sıralamasında TUSAŞ, 2023-2025 döneminde AR-GE ürünlerinden elde ettiği 58 milyar 932 milyon liralık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Savunma ve havacılık sanayisi, bu kategoride 245,1 milyar liralık ihracatla otomotiv sektörünün ardından ikinci sırada konumlandı.</p>
<p>AR-GE merkezlerindeki istihdamda da savunma ve havacılık sanayisi şirketleri öne çıkarken, TUSAŞ 5 bin 100 AR-GE personeli ve 1190 kadın AR-GE çalışanıyla sektörün ikinci büyük istihdam sağlayıcısı konumunda yer aldı.</p>
<p>Açıklamada, elde edilen sonuçların, TUSAŞ’ın yerli ve milli teknoloji geliştirme vizyonu doğrultusunda sürdürdüğü AR-GE yatırımlarının Türkiye’nin inovasyon ekosistemindeki lider konumunu bir kez daha teyit ettiği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/tusastan-brezilyali-embraer-ile-ortak-uretim-icin-is-birligi-1743667556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ, 2025 verilerinin değerlendirildiği Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması&#039;nda 65,2 milyar liralık AR-GE harcamasıyla ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktif Bank, Çin&#039;in uluslararası ödeme sistemine katılan ilk Türk bankası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım bankası Aktif Bank'ın, yuan cinsinden uluslararası ödeme ve takas işlemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulan Sınır Aşırı Bankalar Arası Ödeme Sistemine (CIPS) doğrudan katılan ilk Türk bankası olduğu bildirildi.</p>
<p>Çin'in Fucien eyaletinin Şiamın kentinde gerçekleştirilen Çin Uluslararası Yatırım ve Ticaret Fuarı'nda (CIFIT), sistemin yeni uluslararası katılımcıları için imza töreni düzenlendi.</p>
<p>Törende Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan, banka adına katılım anlaşmasını imzaladı.</p>
<p>Genel Müdür Oğan, Aktif Bank'ın CIPS'e katılım adımı ve bunun Türk şirketlerine sağlayacağı faydalar hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p>CIPS'in Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından geliştirilen, Çin yuanı (RMB) cinsinden ödeme ve takas işlemlerini gerçekleştiren dijital bir ödeme platformu olduğunu ifade eden Oğan, 10 yaşında genç bir platform olmasına rağmen son 5 yılda yabancı bankaların katılımıyla hızla büyüdüğünü, yaklaşık 200'ü doğrudan ve 1600'ü dolaylı katılımcı olmak üzere 1800'den fazla bankaya hizmet verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>"Yuan cinsinden ödemelerin Çin'in dış ticaretindeki payı artıyor"</strong></p>
<p>Oğan, CIPS üzerinden gerçekleşen yuan cinsinden ödemelerin payının, son 5 yılda Çin'in 6 trilyon doları bulan dış ticaret hacminin yüzde 15'inden yüzde 28'ine kadar yükseldiğine dikkati çekti.</p>
<p>Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin de son 5 yılda 25 milyar dolardan 50 milyar doların üzerine çıktığına, bu artışla birlikte Türkiye'deki üretici ve tacirlerin yuan cinsinden ödeme sistemlerine olan ihtiyacının da büyüdüğüne işaret eden Oğan, "Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi. Platforma dahil olmak, hem rakamlar hem de Türkiye'de böyle bir talebin varlığı açısından bize çok doğru bir potansiyel olarak göründü." diye konuştu.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın Türkiye'de faaliyet gösteren iki Çin bankası dışında sisteme doğrudan katılan ilk ve tek Türk bankası olduğuna, Türkiye'nin yakın coğrafyasında da bu konuda lider banka haline geldiğine işaret etti.</p>
<p>Aktif Bank'ın dış ticaretin finansmanı ve ödemelerde halihazırda önemli bir deneyime sahip olduğuna ve bunun Türk şirketleri tarafından bilindiğine işaret eden Oğan, Aktif Bank müşterilerinin hafta içi her gün 24 saat boyunca açık bir sistemde kendi hesaplarından Çin'deki iş ortaklarının hesaplarına anlık yuan cinsinden ödeme gerçekleştirebileceğini söyledi.</p>
<p>Oğan, CIPS'in çoklu para birimi dönüşümlerinin getirdiği zaman ve maliyet farklarını ortadan kaldıracağını, operasyonel verimliliği artıracağını belirterek, "Büyük kuruluşlarla birlikte aslında burada hedefimizde KOBİ'ler var. KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler." dedi.</p>
<p>Aktif Bank'ın dijital bankacılık platformu "N Kolay"ı bu yıl KOBİ'lere de açmayı planladıklarını aktaran Oğan, CIPS entegrasyonuyla KOBİ'lerin ödemelerini daha kolay, şeffaf ve hızlı yapmasını sağlamayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın dış ticaret finansmanı ve ödemeleri konusunda uzmanlaşmış bir banka olduğunu, geniş ve yetkin bir ekiple yıllardır bu konuya yatırım yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Dünya genelinde 1300'den fazla bankayla muhabir ilişkimiz var. Belli koridorlarda çok güçlü bir oyuncuyuz. Örneğin Afrika platformunda 450 bankayla ilişki içinde, ticaret ödemelerinde aktif rol alır durumdayız. Koridorumuzu çevre coğrafyalar ve Avrupa ile Amerika'nın ardından Çin tarafında da geliştirmek istiyoruz. Bu fuardaki pavilyonda tek Türk bankası biziz. Çin pazarındaki fırsatları uzun süredir yakından takip ediyoruz. Türkiye ile Çin arasında giderek büyüyen dış ticaret hacmini de önemli bir potansiyel olarak görüyoruz. CIPS'e doğrudan katılımımızla bu alandaki varlığımızı güçlendirmeyi ve Çin ile gerçekleştirilen dış ticarette etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bugün burada olmamızın uzun vadeli stratejimizin önemli bir adımı olduğunu söyleyebiliriz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/aktif-b-1788948436.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aktif Bank&#039;ın Çin&#039;in uluslararası yuan ödeme sistemi olan CIPS&#039;e katılması hakkında açıklama yapan Genel Müdür Ayşegül Adaca Oğan, &quot;Hem Çin&#039;in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye&#039;de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökhan Erün: Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 82. kuruluş yıl dönümünü, Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutladığı özel bir dönemde karşıladığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, bankanın 82. yıllık deneyimiyle ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak gören bankanın, Koç Topluluğu'nun üretimi, yatırımı, istihdamı ve müşterek refahı odağına alan asırlık değerleriyle birleştirerek, geleceğe taşıma hedefiyle faaliyetlerini sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Yapı Kredi, Türkiye ekonomisine sunduğu desteği uluslararası piyasalardaki fonlama kabiliyetiyle de pekiştiriyor. Banka, 2026'nın ilk yarısında 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvili ihracını başarıyla tamamlarken, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attı. Sendikasyonun iki ve üç yıl vadeli dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevesi kapsamında yapılandıran Yapı Kredi, 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama yapısını daha da güçlendirdi. Bu işlemlerle bankanın son bir yılda uluslararası piyasalardan sağladığı kaynak 5,8 milyar dolara ulaştı. Bu yıl 30. yaşını kutlayan Yapı Kredi Hollanda ile Yapı Kredi Almanya ve Yapı Kredi Bank Azerbaycan, bankanın farklı coğrafyalardaki finansal ve toplumsal etkisini de büyütmeyi sürdürüyor. Bankanın 82 yıllık yenilikçilik mirasının en güçlü örneklerinden biri de bu yıl 35. yaşını kutlayan World oldu. Yapı Kredi, geçmişten beri taşıdığı yenilikçilik kültürünü bugün dijital bankacılığın farklı alanlarına da taşıyor. Kişiselleştirilmiş bankacılık deneyimini, finansal ihtiyaçlarla günlük yaşamı Benim Dünyam ile Yapı Kredi Mobil'de bir araya getiren Banka, yeni nesil finansal hizmetlere yönelik yatırımlarını da sürdürüyor. Dijital bankacılıktaki deneyimini kripto varlık alanına taşıyan Yapı Kredi, güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izninin onaylanması, bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olurken banka, platformun faaliyete geçmesine yönelik hazırlıklarına devam ediyor."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, 82 yıllık birikimin kendileri için yalnızca köklü bir geçmişi değil, aynı zamanda güvenle, emekle ve ortak bir sorumluluk duygusuyla büyüyen bir hikayeyi ifade ettiğini belirtti.</p>
<p>Erün, bu yıl aynı zamanda Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını anlatarak, "Topluluğumuzun kurucusu merhum Vehbi Koç'un 'Ülkem varsa ben de varım' sözünde karşılık bulan bu anlayış, bizim için güçlü bir finansal performans ortaya koymak kadar, bu gücü ülkemizin üretimine, ticaretine, yatırımına ve insanına aktarmak anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ekonomisine 2026 yılının ilk yarısında sağladıkları 3 trilyon liralık kaynağın bu sorumluluğun en somut göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Erün, Koç Topluluğu'nun asırlık birikiminden ve Yapı Kredi'nin 82 yıllık öncülük kültüründen aldıkları güçle Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p><strong>"Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunuyoruz"</strong></p>
<p>Erün, Yapı Kredi Hollanda'nın, 1996'dan bu yana Türkiye ile Avrupa arasındaki ticaret ve yatırımlar için güçlü bir finansal köprü kurduğunu vurgulayarak, Türkiye'den Avrupa'ya açılan şirketlerin yanı sıra Türkiye'de ticaret yapan veya Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin ilk kredi kartını müşterileriyle buluşturduklarını anlatan Erün, 1991'de puan ve taksit sistemlerini tek kartta birleştirerek World markasını hayata geçirdiklerini paylaştı.</p>
<p>Erün, ardından Türkiye'nin ilk elektronik POS terminalini kullanıma sunarak ödeme sistemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladıklarının altını çizerek, 2003'te hayatlarına giren "Vadaa" ile yalnızca ürün ve hizmetlerinde değil, markalaşma alanında da fark yarattıklarını belirtti.</p>
<p>Yapı Kredi FRWRD ile girişimcilerin ihtiyaç duyduğu yatırım kaynaklarını, stratejik iş birliklerini ve küresel bağlantıları aynı çatı altında buluşturduklarını kaydeden Erün, FRWRD Girişim Sermayesi Yatırım Fonu aracılığıyla da girişimlere yatırım imkanı sağladıklarını anlattı.</p>
<p>Erün, FRWRD Global programıyla yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin uluslararası pazarlara açılmasını desteklediklerini anlatarak, programlarım kapsamında bugüne kadar destekledikleri girişimlerin toplamda 5,9 milyon doların üzerinde yatırım aldığına dikkati çekti.</p>
<p>Yapı Kredi Step ile sürdürülebilirliği gündelik yaşamın doğal bir parçası haline getiridiklerini paylaşan Erün, "2026 yılının ilk yarısı itibarıyla 1,5 milyon aktif kullanıcıya ulaşan Step aracılığıyla, dijital tercihler sayesinde 26 binden fazla ağacın korunmasına katkıda bulunuldu. Kullanıcılarımızın Step puanlarını sivil toplum kuruluşlarının sürdürülebilirlik projelerine aktarabilmesi sayesinde bireysel tercihleri toplumsal faydaya dönüştürüyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Erün, Türkiye için yapılabilecek en değerli yatırımlardan birinin çocuklara yapılan yatırım olduğuna inandıklarının altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu inançla Cumhuriyetimizin 100. yılında hayata geçirdiğimiz Yarınlara Kartopu, uzun vadeli toplumsal fayda yaklaşımımızın en güçlü örneklerinden biri. Yarınlara Kartopu bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaşırken, 320 bine yakın çocuk ve ebeveynin yaşamına dokundu. Dijital eğitim platformunu saha uygulamalarıyla buluşturan projemiz kapsamında toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosunu, podcastleri ve eğitim materyallerini ailelerin kullanımına ücretsiz olarak sunuyoruz. Yapı Kredi Gönüllüleri de projenin Türkiye genelinde yaygınlaşmasında aktif rol üstleniyor. Koç Topluluğu'nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde, köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye'nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın 82. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Koç Topluluğu&#039;nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde; köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti temmuzda yüzde 1,15 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 1,15, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,33 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,28, işçilik endeksi yüzde 0,92 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 27,13, işçilik endeksi yüzde 30,51 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,08, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,37 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,21, işçilik endeksi yüzde 0,86 yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,34, işçilik endeksi yüzde 30,19 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,38, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,19 arttı.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,49, işçilik endeksi yüzde 1,15 arttı. Malzeme endeksi, temmuzda yıllık bazda yüzde 26,5, işçilik endeksi yüzde 31,65 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık yüzde 1,15, yıllık yüzde 28,33 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Makine sektörü temsilcileri İzmir Atatürk OSB (İAOSB) tarafından düzenlenen "Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim" konulu toplantıda bir araya geldi.</p>
<p>Makinecilerin tüm sektörleri etkileyen yüksek enflasyon, yüksek faiz, düşük kur, kalifiye eleman gibi sorunların yanında düşük kaliteli ve kullanılmış makine ithalatı sorunuyla boğuştuğunu anlatan sektör temsilcileri, ihtisas gümrüğü kurulmasını istediler.</p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan İAOSB Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace sanayicinin ortak sorunlarını talep azalması, yüksek enflasyon, yüksek faiz, kalifiye eleman eksikliği, verimlilik ve yatırım için uygun yer bulamamak şeklinde sıraladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10f64beed8-1788940132.jpeg" alt="" width="700" height="466" />Karace, “Makineciler olarak bunlara Asya’dan gelen kuvvetli ithalat rüzgarlarını da eklememiz lazım. Çok başarılı meslektaşlarımız var ama genel anlamda makineciler olarak mutsuzuz. Sorunlarımızın daha etkili şekilde takip edilmesi için yaklaşan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) seçimlerinde, oda yönetiminde daha fazla makine imalatçısı görmek istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerde EBSO başkanlığı için aday olan İAOSB Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı da makine sektörünün dış ticaret fazlası verecek potansiyele sahip olmasına rağmen bunun tam tersi bir durumun yaşandığına dikkat çekerek, “Burada ihtisas gümrüklerinin önemi ortaya çıkıyor. 10 hatta 40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor. Burası kimsenin çöplüğü değil. Çin’den uyduruk belgeler geliyor. Sektörün ayrıca kalifiye eleman, test laboratuvarı gibi eksikleri var. İzmir’i Türkiye’nin teknoloji başkenti yapmayı hedefliyoruz. EBSO olarak buna öncülük edeceğiz. Makine sektörü de yüksek katma değerli yapısıyla bu anlamda öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a2088f57-1788938784.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“21 sektörün ihtisas gümrüğü var, makinenin yok”</h2>
<p>Geçen yıl Türkiye’nin makine ihracatının 28.7 milyar dolar, ithalatının 46 milyar dolar olduğunu hatırlatan EBSO Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu da, “Türkiye’nin ortalama kilogram başına ihracat değeri 1.5 dolar seviyesindeyken, makinede bu rakam geçen yıl 8.1 dolar oldu. Bu yıl ilk 6 ayda makine ihracatımız dünyadaki kriz ortamına rağmen yüzde 11 artışla 14 milyar dolara çıktı. İthalatımız ise yüzde 23.1 artışla 23 milyar dolara yükseldi. Sevindirici olan ise krize rağmen ortalama kilogram ihraç değerinin 8.1 dolardan, 8.7 dolara çıkması. Kendi kıymetimizi bilelim ama kıymetimizin bilinmesi için de çabalayalım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a137c6c9-1788938771.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Uzun yıllardır makine ihtisas gümrüğü kurulması için mücadele ettiğini belirten Gökçüoğlu, “İhtisas gümrüğü olsa özellikle Uzak Doğu’dan gelen makinelerin yüzde 70’i Türkiye’ye giremez. Bu, istihdama da olumlu katkı yapar. Makineciler olarak lobimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’de 21 sektörün ihtisas gümrüğü var. Katma değerimiz ortalamanın 8 katına yakın olsa da ihtisas gümrüğü kurduramadık. Birlikte hareket etmemiz lazım” görüşünü dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/54-1788939905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim&quot; toplantısında buluşan İzmirli makine üreticileri genel ekonomik sorunlar yanında sektöre özel olarak standart dışı ve ikinci el makine ithalatı sıkıntısıyla boğuştuklarını, bunun çözümünün ihtisas gümrüğü kurulmasından geçtiğini belirttiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trposun-faaliyet-izni-iptal-edildi-87123</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TRPOS&#039;un faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) TRPOS Ödeme Kuruluşu AŞ’nin faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, TRPOS Ödeme Kuruluşu AŞ’nin 20 Haziran 2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında 29 Eylül 2023 tarih ve 11506/21105 sayılı TCMB kararıyla verilen ödeme kuruluşu olarak faaliyette bulunma izni, Kanun'un 16'ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç) uyarınca iptal edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/trposun-faaliyet-izni-iptal-edildi-87123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, TRPOS&#039;un faaliyet iznini ​​​​​​​iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasifikin-cop31-talebi-temiz-enerji-icin-finansman-87101</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pasifik’in COP31 talebi: Temiz enerji için finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pasifik ada ülkeleri dünyanın en düşük emisyon üreten ekonomileri arasında. Buna karşılık enerji için ödedikleri bedel çok yüksek. University of New South Wales'in yeni araştırmasına göre, bölge ülkeleri GSYH'lerinin yüzde 10 ila 25'ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Elektrik üretiminde kullanılan dizelin yıllık faturası yaklaşık 1 milyar dolar. Güneş, batarya ve şebeke yatırımlarıyla bu faturadan yılda 700 milyon dolar tasarruf etmek mümkün. Ancak dönüşümün önünde önemli bir engel var: Finansman.</p>
<p>Pasifik ada ülkeleri, iklim krizine en az katkıda bulunan ama sonuçlarını en ağır yaşayan ülkeler arasında. Şimdi bu kırılganlığa bir de fosil yakıta bağımlılığın giderek ağırlaşan faturası ekleniyor. Enerjisinin büyük bölümünü ithal petrol ürünlerinden karşılayan bölge için yenilenebilir enerjiye geçiş artık yalnızca bir iklim hedefi değil; enerji güvenliğini sağlamak, ekonomiyi petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan korumak ve kamu kaynaklarını fosil yakıt ithalatı yerine kalkınmaya yönlendirmek anlamına geliyor.</p>
<p>University of New South Wales bünyesindeki Institute for Climate Risk &amp; Response tarafından yayımlanan “Counting the Cost of Fossil Fuels in the Pacific” araştırması, bu bağımlılığın ekonomik maliyetini çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Pasifik ülkeleri, GSYH’lerinin yüzde 10 ila 25’ini fosil yakıt ithalatına harcıyor. Karşılaştırmak gerekirse bölgede eğitime ayrılan kaynağın GSYH içindeki ortalaması yüzde 8, sağlığın ise yüzde 6 civarında.</p>
<p>Pasifik’in enerji arzının yaklaşık yüzde 80’i ithal petrol ürünlerine dayanıyor. Sadece elektrik üretiminde kullanılan dizelin ithalatı için her yıl yaklaşık 1 milyar dolar harcanıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yılda 700 milyon dolar tasarruf mümkün</span></strong></p>
<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu fosil yakıttan çıkışın yaratabileceği ekonomik kazanç.</p>
<p>Dizelle çalışan elektrik üretiminin güneş enerjisi, batarya depolama sistemleri ve güçlendirilmiş elektrik şebekeleriyle değiştirilmesi halinde Pasifik ülkelerinin yılda yaklaşık 700 milyon dolar tasarruf edebileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Bunun için bölgenin yaklaşık 2,2 GW yeni yenilenebilir enerji kapasitesine ve 8 bin 800 MWh batarya depolama kapasitesine ihtiyacı var.</p>
<p>UNSW araştırmacısı Dr. Wesley Morgan’a göre yenilenebilir enerji, Pasifik açısından enerji güvenliğini artırabilecek ve ekonomileri küresel petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan koruyabilecek bir araç haline geliyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İhtiyaç 650 milyon dolar, gelen 216 milyon dolar</span></strong></p>
<p>Pasifik ülkelerinin hedefi iddialı: Dünyanın tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışan ilk bölgesi olmak. Fakat UNSW araştırmasının ortaya koyduğu tablo, teknoloji kadar finansmanın da belirleyici olacağını gösteriyor. Bölgenin yenilenebilir enerji hedeflerini gerçekleştirebilmesi için her yıl yaklaşık 650 milyon dolar uluslararası finansmana ihtiyacı olduğu hesaplanıyor.</p>
<p>2024 yılında sağlanan finansman ise sadece 216 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle Pasifik, enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu finansmanın ancak üçte birine ulaşabiliyor.</p>
<p>Sorunun bir başka boyutu da yatırım ölçeği. Ada ülkelerindeki projelerin küçük olması, yüksek ulaşım ve inşaat maliyetleri ve yatırımcıların risk algısı, projelerin uluslararası sermaye açısından cazibesini azaltıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">COP31 için somut bir test</span></strong></p>
<p>Tam da bu nedenle araştırma, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 açısından önemli bir mesaj taşıyor.</p>
<p>Ve aslında bu mesaj COP31’in önündeki daha büyük soruyu da özetliyor: Teknoloji var. Yenilenebilir enerji potansiyeli var. Ekonomik karşılığı var. Hatta yatırımın sağlayacağı tasarruf da hesaplanabiliyor.</p>
<p>Eksik olan, dönüşümü gerçekleştirecek ölçekte finansman.</p>
<p>Antalya’da tartışılması gereken soru da burada başlıyor: İklim hedeflerini bir kez daha konuşmak mı, yoksa bu hedefleri sahada yatırıma dönüştürecek parayı gerçekten harekete geçirmek mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasifikin-cop31-talebi-temiz-enerji-icin-finansman-87101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/1/1280x720/surdurulebilir-economy-yesil-finance-1788933107.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pasifik’in COP31 talebi: Temiz enerji için finansman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakir-rekora-kablo-cekti-87096</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakır rekora kablo çekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0eeb51304b-1788931765.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünyanın dijitalleşmesi hızlandıkça bakırın yükseliş grafiği dikleşiyor Bir dönem ağırlıklı olarak inşaat, otomotiv ve sanayinin metali olarak görülen bakır, bugün yapay zeka ekonomisinin altyapısında kritik girdisi olmasından faydalanıyor. Veri merkezlerinin elektrik bağlantıları, enerji şebekelerinin genişletilmesi, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji yatırımları aynı anda bakır talebini yukarı çekiyor.</p>
<h2>14.533 dolarlık zirve testi </h2>
<p>Bu tablo fiyatlara yeni bir rekor olarak yansıdı. LME’de üç aylık bakır kontratı bu hafta 14.533 dolar/ton ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı ve ocakta görülen 14.527,50 dolarlık önceki rekoru geride bıraktı. Bakır böylece yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 17, son 12 ayda ise yaklaşık yüzde 47 değer kazanmış oldu.</p>
<h2>ABD tarifesi endişesi </h2>
<p>Rallinin kısa vadeli yakıtında ise ABD faktörü öne çıkıyor. Washington’ın rafine bakıra yönelik yeni tarifeler getirme ihtimali, metalin ABD’ye yönelmesine ve ABD dışındaki piyasalarda fiziki arzın sıkışmasına neden oluyor. Yılın ilk yarısında ABD’nin bakır ithalatı 885 bin tona ulaşırken, LME depolarındaki çekiliş emirleri de ABD dışındaki arzın daraldığına işaret ediyor.</p>
<h2>Rekorun arkasında arz sorunu var </h2>
<p>Bakır piyasasında dikkat çeken nokta yalnızca fiyat değil, üretim tarafındaki zorluklar. 2026’nın ilk yarısında küresel bakır madeni üretimi yüzde 1,1 gerilerken, konsantre üretimindeki düşüş yüzde 2,6’yı buldu. Şili, Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki üretim kayıpları piyasadaki sıkışıklığı artırdı.</p>
<p>S&amp;P Global, küresel bakır talebinin 2025’teki yaklaşık 28 milyon tondan 2040’ta 42 milyon tona çıkacağını, yani yüzde 50 artacağını öngörüyor. Ancak yeni maden yatırımları yeterince hızlı devreye girmezse aynı dönemde 10 milyon tonluk arz açığı oluşabileceği hesaplanıyor. Üstelik yeni bir bakır madeninin keşiften üretime geçmesi ortalama 17 yılı buluyor.</p>
<p>Bu nedenle bakırdaki yükseliş yalnızca spekülatif bir emtia rallisi değil; arzın talebin gerisinde kalabileceği uzun vadeli bir dönüşüm olarak görülüyor.</p>
<h2>Önünde iki yol var </h2>
<p>Mevcut rekor, bazı analistlerin yılbaşında yaptığı tahminlerin çok üzerinde. ABD’nin tarife kaynaklı stoklama etkisinin geçici olması ve arzın yeniden dengelenmesi halinde rekor seviyelerden düzeltme gelebilir. Buna karşılık maden arzındaki kayıplar kalıcılaşır, veri merkezleri ve elektrik şebekelerinden gelen talep beklenenden güçlü kalırsa fiyatların mevcut tahminleri yeniden yukarı zorlaması mümkün.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yükselişi besleyen 4 damar</span></h2>
<p><strong>■ YAPAY ZEKA VE VERİ MERKEZLERİ </strong></p>
<p>Yapay zeka yatırımlarıyla hızla büyüyen veri merkezleri; elektrik üretimi, iletimi ve soğutma altyapısı için bakır talebi yaratıyor. S&amp;P Global, veri merkezlerinin bakır talebinin 2025’teki 1,1 milyon tondan 2040’ta 2,5 milyon tona çıkmasını bekliyor. </p>
<p><strong>■ ELEKTRİK ŞEBEKELERİ </strong></p>
<p>Dünyanın giderek daha fazla elektrik tüketmesi, eskiyen iletim ve dağıtım hatlarının yenilenmesini ve yeni şebekeler kurulmasını zorunlu kılıyor. S&amp;P Global’e göre küresel elektrik talebi 2040’a kadar yaklaşık %50 artacak. </p>
<p><strong>■ ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ VE ELEKTRİKLİ ARAÇLAR </strong></p>
<p>Elektrikli araçlar, güneş ve rüzgâr santralleri, batarya sistemleri ve bunların şebekeye bağlanması geleneksel enerji sistemlerinden daha fazla bakır gerektiriyor. Enerji dönüşümünün 2025-2040 arasında yıllık bakır talebine 7,1 milyon ton eklemesi bekleniyor. </p>
<p><strong>■ SAVUNMA VE ELEKTRONİK </strong></p>
<p>Dronlar, gelişmiş füze sistemleri, radarlar, haberleşme ve elektronik harp teknolojilerinin yaygınlaşması da bakırı stratejik bir hammaddeye dönüştürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakir-rekora-kablo-cekti-87096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/bakir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka veri merkezleri, elektrik şebekeleri ve enerji dönüşümü bakıra olan ihtiyacı hızla artırırken, ABD’nin olası tarifeleri piyasadaki metali de yeniden dağıtıyor. LME bakır bu hafta 14 bin 533 dolar/tonla tarihi zirveyi aşarken, gözler şimdi rekorun kalıcı olup olmayacağına ve 2027 fiyatlarına çevrildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-fiyati-verimliligin-hesabini-degistirir-87103</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbon fiyatı verimliliğin hesabını değiştirir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi için yeni bir dönemin kapısını aralayan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’ni konuşmaya bu hafta da devam edelim. Bugüne kadar birçok işletme için emisyon yönetimi daha çok sürdürülebilirlik raporları, müşteri beklentileri veya ihracat pazarlarındaki düzenlemeler üzerinden ele alınıyordu. Artık konu yalnızca raporlanan bir veri olmaktan çıkıp daha doğrudan finansal bir zemine taşınacak. Ölçülen, doğrulanan ve tahsisatlarla karşılaştırılan emisyon miktarı, işletmenin karar alma süreçlerinde daha görünür hale gelecek.</p>
<p>Yönetmelik; tahsisat, tahsisat teslim yükümlülüğü, denkleştirme, işlem kayıt sistemi, piyasa işletmecisi ve sera gazı emisyon izni gibi başlıklarla Türkiye’de karbon piyasasının temel çerçevesini oluşturuyor. Bu çerçevenin en önemli etkisi, karbonu yönetim kurulu ve yatırım komitesi gündemine taşıması olacak.</p>
<p><strong>Sanayide yeni hesap dönemi </strong></p>
<p>Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) sanayici açısından yalnızca yeni bir uyum başlığı olarak görülmemeli. Asıl değişim, yatırım hesaplarında ortaya çıkacak. Çünkü karbonun fiyatı oluştuğunda, daha az enerji tüketen, daha az fosil yakıt kullanan ve daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretim yapan işletmenin ekonomik avantajı artacak.</p>
<p>Bu durum enerji verimliliği yatırımlarının değerini doğrudan etkiler. Bugüne kadar bir proje çoğu zaman enerji tasarrufu ve basit geri ödeme süresiyle değerlendiriliyordu. Oysa ETS ile birlikte aynı projenin karbon maliyetini azaltma etkisi de hesaba girecek. Böylece atık ısı geri kazanımı, verimli kazan ve buhar sistemleri, soğutma grubu yenilemeleri, basınçlı hava iyileştirmeleri, otomasyon, proses optimizasyonu ve elektrifikasyon projeleri daha güçlü bir fizibiliteye kavuşabilir.</p>
<p>Basit bir senaryoyla bu etkiyi görebiliriz. Bir milyon avroluk enerji verimliliği yatırımı yılda 200 bin avro enerji tasarrufu ve 1.000 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı sağlıyorsa karbon fiyatı hesaba katılmadan basit geri ödeme süresi 5 yıldır. Karbon fiyatı 20, 40, 60 ve 80 avro seviyelerinde oluştuğunda yıllık ilave değer sırasıyla 20 bin, 40 bin, 60 bin ve 80 bin avro olur. Proje uygun koşullarda yüzde 30 VAP hibe desteğinden de yararlanabilirse işletmenin net yatırım yükü azalır ve aynı projenin basit geri ödeme süresi karbon fiyatı senaryosuna bağlı olarak yaklaşık 3,2 yıldan 2,5 yıla kadar gerileyebilir. Bu hesap bir karbon fiyatı tahmini değil, karbon maliyeti ve destek mekanizmalarının yatırım ekonomisini nasıl değiştirebileceğini gösteren bir örnektir.</p>
<p><strong>ESCO modeli daha görünür hale gelebilir</strong></p>
<p>Karbon fiyatının oluşması enerji hizmet şirketleri (ESCO) açısından da önemli bir fırsat yaratır. Çünkü ETS döneminde işletmelerin proje fikirlerinin yanı sıra ölçülebilir, doğrulanabilir ve performansı güvence altına alınmış uygulamalara da ihtiyacı artacak.</p>
<p>ESCO’ların sunduğu performans garantisi, ölçme ve doğrulama disiplini, tasarrufun kanıtlanması ve finansal faydanın izlenmesi bu yeni dönemde daha değerli hale gelebilir. Çünkü enerji verimliliği yatırımı artık yalnızca fatura tasarrufu üreten bir teknik uygulama olarak görülmeyecek. Aynı zamanda tahsisat ihtiyacını azaltan, karbon maliyetini düşüren ve finansman dosyasını güçlendiren bir araç olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Bu nedenle ETS’nin etkili çalışması, ESCO pazarının gelişmesiyle de yakından bağlantılıdır. Sanayici için güvenilir proje geliştiren, tasarrufu garanti eden, performansı izleyen ve emisyon azaltımını ölçülebilir hale getiren yapıların önemi artacaktır.</p>
<p><strong>Dikkat edilmesi gerekenler </strong></p>
<p>ETS’nin sanayi için gerçek bir dönüşüm aracı olabilmesi için bazı kritik başlıklar var: Piyasa kuralları öngörülebilir olmalı. Tahsisat dağıtımı adil ve şeffaf yürütülmeli. Karbon fiyatı yatırım kararlarını yönlendirecek anlamlı bir sinyal üretmeli. İşletmelere teknik kapasite ve proje hazırlama desteği sağlanmalı.</p>
<p>Aksi halde sistem yalnızca yeni bir maliyet veya idari yük olarak algılanabilir. Oysa doğru kurgulanan bir karbon piyasası, enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırabilir, düşük karbonlu teknolojilere geçişi destekleyebilir ve sanayinin rekabet gücünü artırabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye ETS, karbon yönetiminde önemli bir eşik. Bu eşik, işletmeler için yalnızca yeni bir mevzuat takip başlığı olarak görülmemeli. Asıl mesele, karbon fiyatının yatırım hesabını nasıl değiştireceğini bugünden anlamaktır.</p>
<p>Karbonun fiyatı oluştuğunda, verimliliğin değeri artar. Enerji tüketimini azaltan, emisyonunu düşüren ve projelerini ölçülebilir faydayla hazırlayan işletmeler bu yeni döneme daha güçlü girer. Sanayi için en doğru hazırlık, karbon maliyetini beklemek değil, bugünden verimlilik yatırımlarını hızlandırmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-fiyati-verimliligin-hesabini-degistirir-87103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbon fiyatı verimliliğin hesabını değiştirir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortacilik-milli-guvenligin-onemli-unsurlarindan-biri-haline-gelecek-87100</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortacılık milli güvenliğin önemli unsurlarından biri haline gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f3366b6c6-1788932918.png" alt="" width="223" height="214" /></strong><strong>ENDER GÜZELER - UNICO SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ</strong></p>
<p>2027-2029 OVP hedeflerinin; yüksek sigorta penetrasyonu, çeşitlendirilmiş ürün yapısı ve riskleri gerçekleşmeden önce yönetmeye odaklanan daha güçlü bir sigorta ekosistemi açısından önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor. OVP, sektöre bazı ödevler çıkartırken beraberinde bazı fırsat alanlarını da göstermekle birlikte “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde rolü ve önemini vurguluyor. Bu vurgu sektörün 2030 Vizyonu ile de örtüştüğü şeklinde okuyoruz.</p>
<p><strong>Sektöre verilen ödevler</strong></p>
<p>· OVP'nin sigorta sektörü açısından öne çıkan başlıklarının başında, tüm afet tehlikelerini kapsayan zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilip yaygınlaştırılması.</p>
<p>· Uzun dönemli bakım sigortasının altyapısının kurulması.</p>
<p>· Devlet Destekli Alacak Sigortası'nın etkinliğinin artırılması ve Eximbank ihracat kredi sigortalarının güçlendirilmesine yönelik, alacak sigortası ve ihracat kredi sigortası tarafında kamu programlarıyla (Eximbank, KGF) entegre dağıtım kurmak.</p>
<p>· BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) /OKS (Otomatik Katılım Sistemi)'nin fon çeşitliliği ve cazibesinin artırılmasına paralel olarak, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılması için hayat sigortası ürünlerini BES/OKS reformuyla uyumlu, yatırım fonlu/birikimli yapıya göre yeniden tasarlamak.</p>
<p><strong>Fırsatlar alanları</strong></p>
<p>· Afet sigortasının zorunlu kapsamının genişlemesi, tarihsel olarak düşük penetrasyonlu bir branşta hacim artışı potansiyeli sunuyor.</p>
<p>· Bakım ekonomisi ve uzun dönemli bakım sigortası, tamamen yeni bir ürün kategorisi ve prim havuzu ile ilk giren şirketler için marka konumlandırma ve pazar payı fırsatı getiriyor.</p>
<p>· Yurt içi tasarruf artırma hedefi, hayat sigortacılığına doğrudan siyasi destek sağlıyor.</p>
<p>· Alacak sigortası ve ihracat kredi sigortasının kamu destekli genişlemesi, KOBİ ve ihracatçı tabanının genişlemesiyle ticari hat büyümesi.</p>
<p><strong>Ortaya çıkabilecek yeni ürün türleri</strong></p>
<p>· Değer bazlı geri ödeme mantığına uyumlu ağ bazlı ve ko-ödemeli TSS paketleri</p>
<p>· Bakım ekonomisi çerçevesinde yaşlı/engelli bakımını kapsayan hibrit sağlık-bakım sigortası</p>
<p>· Uzaktan sağlık hizmetleri altyapısına entegre tele-sağlık destekli sigorta paketleri</p>
<p>· Afet sigortasında parametrik/geniş kapsamlı yeni nesil ürünler</p>
<p>· Tamamen yeni olan “Uzun dönemli bakım sigorta”</p>
<p>· Hayat + Sağlık + Bakım bileşenlerini birleştiren ürünler. (BES /OKS ile çapraz satış imkânı)</p>
<p>Bu ürün ve konsantrasyonların pazarı büyütme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Sigorta Sektörünün “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde plandaki rolü:</p>
<p><strong>Ekonomik katkı ve kapsayıcılık zemini</strong></p>
<p>Sektör paydaşları açısından program, özel sigortacılığı hem büyüme (tasarruf, ticari sigorta) hem toplumsal kapsayıcılık (afet, bakım) eksenlerinde genişletecek bir zemin sunuyor.</p>
<p><strong>Mali/finansal istikrar kanalı </strong></p>
<p>Program, dış şoklara dayanıklılığın temelini "yurt içi tasarrufların artırılması" ve "TL cinsinden tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi"ne bağlıyor. Hayat sigortası (birikimli/yatırım fonlu ürünler) ve BES / OKS burada doğrudan araç konumunda: uzun vadeli, TL bazlı, sabit getirili tasarrufu sisteme çekerek hem cari açığı fonlayarak döviz talebini azaltıyor hem de finansal sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini büyütüyor.</p>
<p><strong>Fiziksel/toplumsal dayanıklılık kanalı </strong></p>
<p>“Ailenin güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması" başlığı altında şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığı ve kentsel dönüşüm doğrudan yer alıyor; bunun mali karşılığı ise kamu maliyesi bölümündeki zorunlu afet sigortası mekanizması. Burada özel sigortacılığın rolü açık: afet riskini kamu bütçesinden özel sigorta/reasürans havuzuna kaydırarak, büyük bir depremde devletin mali dayanıklılığını koruyan bir şok emici işlevi görüyor.</p>
<p><strong>Dış ticaret ve tedarik zinciri dayanıklılığı kanalı </strong></p>
<p>Program, "tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve çeşitliliği" ile "dış şoklara karşı dayanıklılık"ı sanayi ve dış ticaret bölümlerinde tekrar tekrar vurguluyor. Alacak sigortası ve Eximbank ihracat kredi sigortaları burada ihracatçı/KOBİ'nin tahsilat riskini (yurt dışı alıcı iflası, kur şoku, jeopolitik kesinti) sigortalı hale getirerek firma düzeyinde dayanıklılığı artırıyor. Böylelikle toplamda sanayi sektörünün "dış şoklara karşı dayanıklılığının artırılması" hedefine mikro düzeyden katkı demek.</p>
<p><strong>Demografik dayanıklılık kanalı </strong></p>
<p>Nüfus artış hızının düşmesi ve bakım ekonomisi vurgusu, uzun dönemli bakım sigortasının altyapısını gerekli kılıyor. Bu, belgenin "demografik dönüşüme karşı dayanıklılık" hedefinin sosyal güvenlik sisteminin tek başına karşılayamayacağı bir yükü özel sigortacılığa devretmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Özetle OVP, özel sigortacılığı ekonomik dayanıklılığın "arka planda çalışan" ama kritik bir bileşeni olarak konumlandırıyor: tasarrufu besleyerek finansal istikrara, afet riskini paylaşarak mali dayanıklılığa, ticari riski teminat altına alarak dış ticaret dayanıklılığına ve bakım yükünü karşılayarak demografik dayanıklılığa katkı sunuyor. Belgede sektöre bu rol açıkça "sigortanın milli güvenlik/dayanıklılık unsuru" diye adlandırılmıyor, ama dört ayrı politika hattının kesişimi bu sonucu ortaya çıkardığını belgenin doğrudan ifadesi olmamakla birlikte bu şekilde sentezliyorum. Bu bir kamu politikası belgesi olduğu için buradaki değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğindedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortacilik-milli-guvenligin-onemli-unsurlarindan-biri-haline-gelecek-87100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigortacılık milli güvenliğin önemli unsurlarından biri haline gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusursuz-firtinadan-sonra-87099</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kusursuz fırtınadan sonra</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada bazen en pahalı ders, insanın kendi parasını kaybederek öğrendiği derstir. Son günlerde birçok fonda yaşananlar da böyle bir ders oldu. Haftalık kaybı yüzde 50’yi aşan, aylık kaybı yüzde 50-60 bandında dolaşan fonlar var. Zirvede yakalanan ve birikimleri eriyen yatırımcıların “eski güzel günlere” dönmeleri artık pek mümkün değil. Çünkü bunların “eski güzel günlere” geri dönmeleri için yatırım yaptıkları fonların yüzde 100’den fazla değer kazanması lazım ki o da artık çok zor.</p>
<p>Bu fonlardaki 100 bine yakın küçük yatırımcı da kerameti kendinden menkul ve dokunduğunu altın eden profesyonellere fazla güvenmenin, kolay para kazanmanın cazibesine kapılmanın faturasını ödüyor. Çaresizlik içinde “düşüş durur ve bir yerden dönüş olur” diye bekliyorlar. Ancak işin ilginç yanı bu fonların büyük yatırımcılarının düşüşün başlamasıyla birlikte sıvışmış olmaları. Bu tablodan önlemleri almak için çok geciken ve uyarılara itibar etmeyen SPK’nın eski yönetiminin de sorumlu olduğunu söylemek şart.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f1ab6fcff-1788932523.png" alt="" width="445" height="269" />
<figcaption><strong>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) düzenlemeleri kimilerinin zannettiği gibi bitmiş değil.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Denetimsiz dönem küçük yatırımcıya fonlarını yani paralarını günlük izlemeleri gerektiğini ve “Bedava peynir fare kapanında olur” gerçeğini de öğretti. “Kusursuz Fırtına”ya kadar bu fonların yatırımcıları “kağıt üzerinde” para kazandıkları için birikimlerinin hangi hisselere yatırıldığı, hisse oranının ne olduğu, repo oranı gibi önemsiz (!) konularla ilgilenmiyorlardı. Yeni dönemde yatırımcı davranışı da önemli ölçüde değişeceğe benziyor.</p>
<p>Ancak Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) düzenlemeleri kimilerinin zannettiği gibi bitmiş değil. Yenileri de yolda. “Mıntıka temizliği” anlaşılıyor ki yarım bırakılmayacak. Bu nedenle kimse maceracı (!) fonlardaki düşüşün bir yerlerden döneceğini zannederek yeni maceralara yelken açmasın.</p>
<p>Küçük yatırımcı için bu kadar maceradan sonra ders basit: Paranızı tek hisseye yatırmayın. Ancak aynı kurumun farklı fonlarına bölerek riski dağıttığınızı da düşünmeyin. Fonlar aynı stratejiyle hareket ediyor, aynı hisselerde yoğunlaşıyor veya aynı likidite riskini taşıyorsa gerçek çeşitlendirme yoktur.</p>
<p>Fonların gözdesi olan sığ hisselere de dikkat edin. SPK’nın fon düzenlemelerinden muaf BIST 30 dışındaki hisselerde çok temkinli olun. Borsada kazanmak kadar, kazandığınızı korumak da önemli. Bunun da yolu tüm yumurtaları aynı sepete koymamaktan geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusursuz-firtinadan-sonra-87099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kusursuz fırtınadan sonra ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-basin-ovpyi-nasil-okuyor-87097</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı basın OVP’yi nasıl okuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancıların Türkiye’ye verdiği mesaj oldukça net: OVP önemli bir yol haritası, ancak asıl mesele bu yol haritasının ne kadarının ve ne kadar kararlılıkla uygulanacağı. Önümüzdeki dönemde Ankara’nın ekonomi politikasına ilişkin güveni belirleyecek olan da açıklanan rakamlardan çok, bu rakamların gerçek hayattaki karşılığı olacak.</strong></p>
<p>6 Eylül 2026 tarihinde açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), yalnızca Ankara’daki ekonomi çevrelerinin değil, yabancı basın ve uluslararası yatırımcıların da yakın takibine girdi. Programın en dikkat çekici tarafı, büyüme hedeflerinin aşağı çekilmesine karşın enflasyonla mücadelede kararlılığın korunması ve fiyat istikrarının ekonomik politikanın merkezinde tutulması oldu. Yabancı kaynaklarda ortaya çıkan ilk değerlendirmeler, Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerde <strong>“daha gerçekçi hedefler, daha yavaş büyüme ve uzun soluklu dezenflasyon”</strong> üçlüsünün öne çıktığını gösteriyor.</p>
<p>Yabancı basının özellikle dikkat çektiği başlıklardan biri büyüme hedefindeki revizyon. Yeni OVP’de Türkiye ekonomisinin 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e indirildi. Bu değişiklik, ekonomi yönetiminin yüksek büyüme yerine enflasyonun kontrol altına alınmasını önceliklendirdiğinin bir işareti olarak değerlendiriliyor. Uluslararası çevreler açısından bu yaklaşım önemli; çünkü yüksek enflasyonla mücadele eden ekonomilerde iç talebin kontrollü biçimde yavaşlatılması, kısa vadede büyüme üzerinde baskı oluştursa da orta vadede daha dengeli bir ekonomik yapı oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Enflasyon hedefi yabancıların radarında</strong></p>
<p>OVP’nin en kritik başlığı kuşkusuz enflasyon. Programda 2026 yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 28,4 olarak açıklanırken, bu oranın 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a düşürülmesi hedefleniyor. Yabancı basın açısından burada asıl mesele yalnızca hedeflerin seviyesi değil, hedeflere ulaşılabilmesi için para ve maliye politikalarının ne ölçüde eşgüdümlü uygulanacağı.</p>
<p>Uluslararası yatırımcı açısından OVP'nin güvenilirliği, açıklanan rakamlardan çok uygulama performansıyla ölçülecek. Çünkü Türkiye daha önce de enflasyonun hızlı biçimde düşürüleceğine yönelik hedefler açıklamış, ancak kur hareketleri, enerji fiyatları, ücret artışları ve iç talep gibi unsurlar hedeflerin zaman zaman gerisinde kalınmasına yol açmıştı. Bu nedenle yabancı basının bakışında yeni programın en önemli sınavı, <strong>enflasyon hedefinin tutturulmasından ziyade enflasyon beklentilerinin kalıcı biçimde aşağı çekilip çekilemeyeceği</strong> olacak.</p>
<p><strong>Daha düşük büyüme, daha dengeli ekonomi</strong></p>
<p>Yabancı analizlerde dikkat çeken bir başka unsur, hükümetin büyüme hedeflerini aşağı çekmekten kaçınmaması. İlk bakışta yüzde 3,3'lük büyüme hedefi Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomi için düşük görülebilir. Ancak mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında, bu oran aynı zamanda daha kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme stratejisinin işareti olarak okunabilir.</p>
<p>Nitekim OECD’nin Haziran 2026 değerlendirmesinde Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,8 büyümesinin beklendiği görülüyor. Bu açıdan OVP’deki yüzde 3,3’lük büyüme hedefinin uluslararası tahminlere oldukça yakın olması dikkat çekiyor.</p>
<p>Bu durum yabancı yatırımcı açısından olumlu bir mesaj da taşıyor: Türkiye ekonomi yönetimi, gerçekçi olmayan yüksek büyüme rakamları yerine enflasyonla mücadeleyi önceleyen daha temkinli bir çerçeve oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yabancı yatırımcı için asıl gösterge uygulama olacak</strong></p>
<p>OVP'nin yabancı basındaki yankısında en fazla önem taşıyan konulardan biri de Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı ve yatırımcı güveni. Ekonomide rezervlerin güçlenmesi, cari dengedeki gelişmeler ve risk primindeki gerileme, yabancı sermayenin Türkiye’ye bakışını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine ilişkin son değerlendirmelerde brüt rezervlerin Ağustos 2026’da 185 milyar dolara yükseldiği, swap hariç net rezervlerde de belirgin iyileşme yaşandığı belirtiliyor. Bu gelişme, dış şoklara karşı ekonominin dayanıklılığının arttığı şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Ancak yabancı yatırımcının Türkiye açısından bakacağı temel kriter yine aynı: <strong>Program ne ölçüde uygulanacak?</strong></p>
<p>Çünkü OVP bir hedefler bütünü. Bu hedeflerin hayata geçirilmesi ise bütçe disiplini, Merkez Bankası’nın bağımsız ve öngörülebilir para politikası, yapısal reformlar, verimlilik artışı ve yatırım ortamının iyileştirilmesine bağlı.</p>
<p><strong>Kur politikası da yakından izlenecek</strong></p>
<p>Yabancı basının Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerinde döviz kuru da önemli bir başlık olmaya devam ediyor. Enflasyonla mücadelede kur istikrarının korunması, ithalat maliyetlerinin ve beklentilerin kontrol altında tutulması açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Ancak burada hassas bir denge bulunuyor. Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesi ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatabilirken, hızlı değer kaybı ise enflasyonun yeniden hızlanmasına neden olabilir. Dolayısıyla OVP’nin başarısı açısından kontrollü ve öngörülebilir bir kur ortamı kritik önemde.</p>
<p><strong>Sonuç: Yabancıların mesajı “bekle ve gör”</strong></p>
<p>Yabancı basından çıkan genel tablo, Türkiye’nin yeni OVP’sine yönelik <strong>temkinli bir iyimserlik</strong> olduğunu gösteriyor. Ekonomi yönetiminin büyüme hedefini aşağı çekmesi, enflasyonla mücadeleyi önceliklendirmesi ve orta vadede tek haneli enflasyonu hedeflemesi, uluslararası yatırımcı açısından daha gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Fakat yabancı yatırımcı açısından Türkiye’nin önündeki asıl sınav bundan sonra başlıyor. Çünkü piyasalar artık yalnızca açıklanan hedeflere değil, <strong>hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğine</strong> bakacak.</p>
<p>Türkiye’nin önümüzdeki üç yıllık ekonomik hikâyesi; enflasyonun düşürülmesi, büyümenin dengelenmesi, rezervlerin güçlendirilmesi, mali disiplinin korunması ve yatırımcı güveninin artırılması üzerinden şekillenecek. Eğer OVP’deki hedefler kararlı biçimde uygulanırsa, Türkiye’nin risk priminde ve dış finansman koşullarında daha olumlu bir tablo ortaya çıkabilir.</p>
<p>Ancak hedeflerde yeniden sapmalar yaşanması durumunda, yabancı basının bugünkü temkinli iyimserliği yerini daha eleştirel değerlendirmelere bırakabilir.</p>
<p>Kısacası yabancıların Türkiye’ye verdiği mesaj oldukça net: <strong>OVP önemli bir yol haritası, ancak asıl mesele bu yol haritasının ne kadarının ve ne kadar kararlılıkla uygulanacağı.</strong> Önümüzdeki dönemde Ankara’nın ekonomi politikasına ilişkin güveni belirleyecek olan da açıklanan rakamlardan çok, bu rakamların gerçek hayattaki karşılığı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-basin-ovpyi-nasil-okuyor-87097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı basın OVP’yi nasıl okuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1345-milyarlik-kar-acikladi-3-milyarlik-temettu-dagitti-87095</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 13,45 milyarlık kâr açıkladı, 3 milyarlık temettü dağıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigorta sektöründe yılın altı aylık döneminde Türkiye Sigorta yüksek prim üretimiyle kârlılığını açık ara korurken, ikinci sıradaki Anadolu Sigorta onu takip etti. Temmuzda toplam prim üretimi 115,4 milyar TL olarak gerçekleşen sektörde, Agesa %61,52 kâr artışıyla dikkat çekti.</p>
<p>Yılın ilk yarısında sigorta şirketleri farklı performanslar sergiledi. Türkiye Sigorta 13,45 milyar TL kârla pazarın liderliğini üstlenirken, Anadolu Sigorta 7,37 milyar TL ile geriden geldi. Sektörde genel büyüme eğilimi korunsa da temmuzda yavaşlama söz konusu. Kazançlarda emeklilik branşları öne çıkarken hisselerde genel bir düzeltme baskısı yaşanıyor. Aksigorta ve Quick Sigorta’nın kârlılık oranlarında düşüş öne çıkıyor. Haziranda yıllık bazda toplam prim üretimi %32 artış kaydederken, oran temmuzda %25,1’de kaldı. Sektör takip edilirken prim üretimleri kadar, teknik kârlılık ve hasar yükünün de kontrol edilmesi önemli.</p>
<h2>Lider kârını paylaştı</h2>
<p>Sektörün lideri Türkiye Sigorta, ilk yarı kârını %44 artırarak 13,45 milyar TL’ye çıkardı. Büyümesini sürdüren şirket, haziranda %100 bedelsiz sermaye artırımına giderek ödenmiş sermayesini 20 milyar TL’ye ulaştırdı. Firma, ağustos sonunda ise yatırımcısına hisse başına 0,15 TL olmak üzere nakit temettü ödemesinde bulunurken toplamda 3 milyar TL kazancı dağıttı.</p>
<p>Anadolu Sigorta ilk yarıyı 7,37 milyar TL kârla kapatarak ikinci sırada yer aldı. Firmanın brüt prim üretimi ilk yedi ayda %20,5 artarak 62,5 milyar TL’ye çıktı. Hayat dışı branşlarda yaşanan yavaşlamaya rağmen şirketin teknik dengesini %39 büyütmesi dengeli operasyonel yapısını işaret ediyor. Fiyatı ise mayısta gördüğü 31,24 TL’nin altında.</p>
<h2>Prim artışı kâra yetmedi</h2>
<p>Aksigorta, altı aylık dönemde prim üretimini %44 artırıp 22 milyar TL seviyesine taşımasına rağmen kârını koruyamadı. Şirketin teknik dengesi %29 düşerken, dönem kârı %16 azalarak 1,02 milyar TL’ye geriledi. Şirketin yönetimi, uygulanan portföy optimizasyonunun gelecek çeyreklerde kâra yansıyacağı öngörüsünde bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ecc94e845-1788931273.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALICI MI, SATICI MI?</strong></p>
<p><strong>Alıcı;</strong> varlık birikimi, yükseliş kazancı, ek getiri, talep gücü, güvence. Likidite kaybı, değer erimesi, zamanlama hatası, stres, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Satıcı;</strong> kâr realizasyonu, riskten korunma, nakit gücü, manevra özgürlüğü, konfor. Ralli kaçırma, yeniden giriş zorluğu, pişmanlık, pasif gelir kaybı.</p>
<p><strong>Goldman Sachs'ın payını artırdığı şirket, dönem sonunda kâra dönerken net borcu azaldı</strong></p>
<p>Kardemir D'de Goldman Sachs'ın alımına rağmen fiyat neden yavaş? ● Hasan Çevik</p>
<p>Hasan, yabancılar sanayi hisselerinde rotasyonlu işlemler yapıyor. Bu çerçevede kimi zaman alım öne çıkarken kimi durumlarda da satışlar gözlenebiliyor. Son olarak Goldman Sachs'ın Kardemir D hissesinde yaptığı alımlarla birlikte payı %4,99'dan %5,14'e yükseldi. Hissenin fiyatı ise 48 TL barajını aşmada zorlanıyor. 4 Eylül itibarıyla toplam yabancı payı %25,44 seviyesinde; gelen satışlar ise fiyatı düşürdü. Altı aylıkta brüt kârını %66 büyüten firma, dönem sonunda zarardan 5,9 milyar TL kâra geçti. Net borcun %92 azaltılması mali yapıyı rahatlatıyor.</p>
<p><strong>Toplam 2,8 milyar dolarlık üç yatırımı geçen yıl devreye girdi ve etkisini hissettirdi</strong></p>
<p>Sasa'nın tamamlanan yatırımları hakkında bilgi alabilir miyim? ● Fikret Can</p>
<p>Fikret, Sasa; Elyaf-2, MTR-2 ve PTA'dan oluşan üç yatırımı için 2,8 milyar dolar harcama yaparak 2025'te devreye aldı. Yatırımın %25'i özkaynak, geri kalan %75'i 10 yıla varan krediyle karşılandı. Devreye giren yatırımlar şirkete toplam 732,5 kiloton ek kapasite olanağı veriyor. PTA yatırımı dikey entegrasyon sağlarken, hammadde tedariğinde güvence veriyor. Diğer iki yatırım ise yüksek katma değerli alt ürün çeşitliliği olanağı tanıyor. Firmanın altı aylık mali dönemindeki %21 satış artışı ve %522 faaliyet kâr büyümesi yatırımın etkisini gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MPK fonu kamu ve özel kira sertifikası ile son bir yılda %44 getiri elde etti</strong></p>
<p>Aktif Portföy'ün idare ettiği Kira Sertifikası Katılım Fonu (MPK), istikrarlı yükselişiyle pozitif seyir izliyor. Büyüklüğü ise dalgalı bir seyir izliyor. Şimdilerde 253,01 milyon TL hacmiyle önceki ayın bir miktar üzerinde seyrediyor. Mayıstan bu yana temmuz hariç değişen miktarlarda para çıkışının yaşandığı fonda, eylülün ilk haftasında 1,4 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Yatırımcı sayısı ise ağustos ayına göre bir miktar azalarak 1.522'ye geriledi. Doluluk oranı %2,01 olan fonun temel stratejisi, kamu ve özel sektör kira sertifikasına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %61,29'u özel sektör kira sertifikası ve %29,06'sı kamu kira sertifikasından oluşuyor. Düşük riskle kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık %43,94 getiri sağlayan portföy, %31,89 yükselen BIST 100 Endeksi'ni geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Anadolu Efes, piyasadan TLREF + %0,90 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Anadolu Efes, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,90 olarak belirlendi. 361 gün vadeli bono, 6 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 03.09.2027 olarak açıklandı. 7 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,90 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %0,90 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFEFES92719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ec940d2a4-1788931220.png" alt="" width="967" height="243" /><strong>TERA YATIRIM</strong></p>
<p><strong>SPK'nın açıkladığı fon düzenlemesine paralel olarak süresinden önce uyum sağladı</strong></p>
<p>Tera Yatırım, SPK'nın yatırım fonlarına ilişkin rehberinde yaptığı yeni düzenlemelere yönelik portföy uyum çalışmalarını tamamladığını duyurdu. Şirket, hisse fonlarından DOH'da tam uyum sağlarken serbest hisse fonu TLY ile algoritmik serbest fonu TMV'de yapılandırmayı tamamlayarak yasal süresinden iki ay önce bitirdiğini bildirdi. Şirketin mevzuata hızlı ayak uydurması, altyapısını ve etkin risk yönetim kapasitesini gösteriyor. Yılın ilk yarısında gelirini %89 artıran kurum, esas faaliyet kârını %407 büyüttü. Dönem sonu kârını ise %89 ile 46,2 milyar TL'ye çıkardı.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Ukrayna'ya teslim edilmek üzere 97,9 milyon dolarlık üç ayrı sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ABD'de yerleşik bir firmayla Ukrayna'ya gönderilmek üzere toplam 97,9 milyon dolar tutarında güç transformatörü anlaşmasını imzaladı. Farklı güç seviyesindeki ürünleri kapsayan üç ayrı anlaşmanın toplam büyüklüğü yaklaşık 4,71 milyar TL seviyesinde. Anlaşma tutarı, şirketin 2025 yılı toplam hasılatının %7,48'ine denk geliyor. Şirketin yılbaşından bu yana aldığı işlerin toplamı ise yıllık gelirinin %158'ini aştı. Astor Enerji'nin yılın ilk yarısında geliri %7 artarken esas faaliyet kârı %26 büyüdü. Dönem sonunda da %88 artış ile 4,6 milyar TL kâr elde etti.</p>
<p><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Finansmanını temin ettiği yeni üretim tesisi için Mersin'de arsa tahsisini aldı</strong></p>
<p>Armada Gıda, Mersin'de hayata geçirmeyi planladığı katma değerli ürün işleme tesisi yatırımı için önemli bir adım attı. Armada-4 tesisi için Mersin 3. Organize Sanayi Bölgesi'nde yer alan 24 bin metrekarelik arsanın tahsisi adına ön sözleşmeyi imzaladı. Uzun vadeli büyüme hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen hamle, şirketin üretim kapasitesini ve ürün çeşitliliğini artırmasına olanak tanıyacak. Şirket, daha önce yaptığı açıklamada hem Mersin'deki hem de Kazakistan'daki bakliyat işleme tesisi yatırımı için yurt dışından 110 milyon dolarlık kredi alacağını duyurmuştu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akhan Un temmuzdan bu yana yatayda ama satış baskısı altında hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0ec7a06046-1788931194.png" alt="" width="307" height="238" />Akhan Un'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %19,20 ile toplamda 246,2 bin lot azalarak 1,04 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11'den 10'a geriledi. HRZ fonu 250 bin lot ile en fazla satışı yaparken, PHI fonu 15 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akhan için öneride bulunan kurum bulunmuyor. Piramit Portföy'ün PHI fonu ile İstanbul Portföy'ün IYV fonunun dışında alım yapan gözlenmiyor. Dört fon satış yönlü işlemlerde bulunurken KHC ve CVL paylarını sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1345-milyarlik-kar-acikladi-3-milyarlik-temettu-dagitti-87095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 13,45 milyarlık kâr açıkladı, 3 milyarlık temettü dağıttı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimya-sektoru-stratejik-yatirimlari-buyutuyor-87092</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimya sektörü, stratejik yatırımları büyütüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Kimya sektörü, ithalat bağımlılığını azaltmak ve dış ticaret açığını aşağı çekmek için stratejik ürünlerde yerli üretimi artırmayı hedefliyor. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Yumurtalık’taki büyük ölçekli petrokimya yatırımları ile GEBKİM’de Türkiye’de ilk kez üretilecek maleik gibi projelerin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü, küresel belirsizliklere rağmen 2026’nın ilk sekiz ayında ihracatını yüzde 4,6 artırarak 22,8 milyar dolara çıkardı. İlk yarıda 17,1 milyar dolarla tarihinin en yüksek ocak-haziran ihracatına ulaşan sektör, yıl sonu için 35 milyar dolarlık ihracat hedefini koruyor. Aracı, Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlar ile Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gerilimlerin ticareti ve yatırımları zorlaştırdığını ancak sektörün büyümeyi sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Orta Vadeli Program’da sanayici ve ihracatçının sorunlarının daha fazla dikkate alındığını belirten Aracı, kurdaki ani yükselişlerin ihracatçı açısından tek başına olumlu sonuç doğurmayacağını söyledi. Aracı, döviz dönüşüm desteğinin yıl sonuna kadar uzatılmasını da önemli bulduklarını ifade etti.</p>
<p>Petrokimyada ithalata bağımlılığın azaltılması gerektiğini vurgulayan Aracı, teşviklerin belirli kimyasallara ve katma değerli yatırımlara yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yumurtalık yatırımları ile GEBKİM’de başlayacak maleik üretiminin hem dış ticaret açığını azaltacağını hem de nihai ürün üreten sektörlerin rekabet gücüne katkı sağlayacağını belirtti.</p>
<p>Kimya Teknoloji Merkezi’nde yeniden yapılanmaya gittiklerini belirten Aracı, merkezin aylık ortalama gelirinin yüzde 52 arttığını, sabit borç yükünün ise yüzde 40 azaldığını söyledi. TSE ile hazırlanacak iş birliği kapsamında, bugün yurt dışında yaptırılan bazı testlerin Türkiye’de gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Aracı, 2027’de farklı bir Kimya Teknoloji Merkezi ortaya çıkacağını belirtti.</p>
<h2>Kozmetikte talep yarışında “casuslar” devrede</h2>
<p>Kozmetikte ürün ihracatından marka ihracatına geçilmesi gerektiğini vurgulayan Aracı, Güney Kore’nin marka algısı ve talep yaratma konusundaki başarısını örnek gösterdi. Türk üreticilerinin kalite ve belgelendirme açısından güçlü olduğunu ancak bunun küresel markalara yeterince dönüşmediğini söyledi. Türk dizileri ve kadın voleybolundaki küresel görünürlüğün de Türk kozmetiğiyle daha güçlü ilişkilendirilmesi gerektiğini belirten Aracı, sektörün bundan sonraki hedefinin yalnızca ürün değil, marka ihraç etmek olduğunu kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimya-sektoru-stratejik-yatirimlari-buyutuyor-87092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/vefa-ibrahim-araci-1773292218.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalat bağımlılığını azaltmayı hedefleyen kimya sektörü, stratejik nitelikli ürünlerde yerli üretimi artırmayı planlıyor. İKMİB Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Yumurtalık’taki büyük ölçekli petrokimya yatırımları ile Türkiye’de ilk kez üretilmesi planlanan ürün projelerinin kritik önem taşıdığını söyledi. Aracı, Avrupa’nın bazı kimyasallardan çekilmesinin de yeni yatırım fırsatları sunduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partide-secim-takvimi-tartismalari-87091</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de seçim takvimi tartışmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi üzerinden seçim takvimi tartışmaları sürüyor. Mayıs 2028’de yapılması gereken seçimlerin erkene alınması konusunda AK Parti, ekonomi yönetimi, Külliye ve MHP’den farklı tarihler ve gerekçeler öne çıkıyor.</p>
<p>AK Parti yönetiminde ağırlık kazanan görüş, seçimlerin Kasım 2027’de yapılması yönünde. Bu görüşü savunan kurmaylar, yaz döneminden çıkan seçmenin psikolojik olarak daha rahat olduğunu, okul ve kış hazırlıklarının tamamlandığını belirtiyor. İlkbaharda yapılacak seçimin ise kıştan yeni çıkan seçmenin ekonomik ve sosyal kaygıları nedeniyle daha riskli olabileceği değerlendiriliyor. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesinin en güçlü yollarından birinin Meclis’in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi olduğu belirtilirken, ekonomi kurmayları seçim için Mart 2028’i öneriyor. Bu tarihin gerekçesi, ekonomide toparlanmaya daha fazla zaman tanımak ve seçim öncesinde koşulları iyileştirmek olarak gösteriliyor.</p>
<p>Külliye çevresinde ise 16 Nisan 2028 tarihi gündeme getiriliyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2017 Anayasa referandumunun 11’inci yıl dönümüne denk gelen bu tarihte Erdoğan’ın yeniden aday olabileceğini savunuyor ve bunu “istisnai adaylık” olarak nitelendiriyor.</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise seçimlerin zamanında yapılması gerektiğini, Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünün Anayasa değişikliğiyle açılmasını öneriyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı içinde seçim tarihi ve adaylık formülüne ilişkin tartışmaların bir süre daha devam etmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partide-secim-takvimi-tartismalari-87091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçimlerin erkene alınması konusunda AK Parti, ekonomi yönetimi, Külliye ve MHP’den farklı tarihler ve gerekçeler öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaba-vefa-sergisi-tophane-i-amirede-ziyaretcileri-bekliyor-87089</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kitaba Vefa Sergisi Tophane-i Âmire’de ziyaretçileri bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yenilenebilir enerji, elektrik dağıtım ve gıda başta olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösteren Eksim Holding, kuruluşunun 40’ıncı yılını ‘Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi’yle kutluyor. Sergide, <strong>40 restore edilmiş nadir eser</strong> ve şifa bekleyen nadir eserler sanatseverlerle buluşuyor.</p>
<p>Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen sergi bir hafta süreyle ücretsiz olarak ziyaretçileri açık. Sergideki eserler arasında Nutuk’un Arap harfleriyle yapılan ilk baskılarından biri, İbnü’l Arabi’nin Fususü’l-Hikem eseri gibi eşsiz örnekler var. Cilt yapımı ve kitaplara ‘şifa verme sanatının’ örnekleri, deneyim alanları ve mükemmel bir biçimde organize edilen ses düzeni ile geçmişe yolculuk yapmak isterseniz bu sergiyi kaçırmayın. </p>
<p>Ben sergi bitmeden gezme fırsatı buldum. Çalışmanın öyküsünü Mücellit Muharrem Kalenci ve Eksim Holding Pazarlama ve İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Yaman’dan dinledim. Muharrem Kalenci ve Ahmet Yaman, kitabın yalnızca bilgi taşıyan bir nesne değil; aynı zamanda bir dönemin hafızasını, ruhunu ve kültürel birikimini taşıyan kıymetli bir emanet olduğunu vurguladılar. Serginin ziyaretçilere nadir eserleri görme imkânı sunmanın yanı sıra, aynı zamanda cilt sanatının inceliklerini, restorasyon süreçlerini ve mücellitlik geleneğini tanıma fırsatı sağladığını ifade ettiler. </p>
<p><strong>Koleksiyon ve Restorasyon Çalışmaları</strong></p>
<p>Serginin kaynağında, Eksim Holding kurucularından merhum Abdullah Tivnikli’nin adını taşıyan Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesinde yer alan İstanbul Araştırma ve Eğitim Merkezinde yaklaşık 50 bin eserden oluşan özel bir kütüphane bulunuyor. Koleksiyonun önemli bir kısmı farklı dillerde kaleme alınmış restorasyona ihtiyaç duyan ve kültürel miras değeri taşıyan eserlerden oluşuyor. </p>
<p>Vakıf bünyesinde bir de mücellithane mevcut. Merhum meşhur mücellit İslam Seçen Hocanın öğrencisi olan mücellit Muharrem Kalenci ve ekibinin çalışmalarıyla bugüne kadar binden fazla eserin restorasyonu tamamlanmış.</p>
<p><strong>Sergide yer alan bazı eserler</strong></p>
<p>- Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin 500 yıllık el yazması Fususü’l-Hikem</p>
<p>- Şeyh Galib’in el yazması Divanı</p>
<p>- Müellifi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri olan Muhammed Şerif Erzurumi tarafından istinsah edilen yaklaşık 200 yıllık el yazması Marifetname</p>
<p>- Yazıcıoğlu Muhammed Efendi’nin el yazması Muhammediye’si</p>
<p>- Seyyid Muhammed Reşid el-Karamani’nin tezhipleriyle süslenen <br />200 yıllık el yazması Mushaf-ı Şerif’i</p>
<p>-İbn Haldun’un Mukaddime’si</p>
<p>-Taş baskı bir Mushaf-ı Şerif</p>
<p>- Ali Ufki Bey’in 150 yıllık İncil tercümesi</p>
<p>- Nutuk’un Arap harfleriyle yapılan ilk baskılarından biri</p>
<p>- Evliyazade lakabıyla tanınan Kütahyalı İsmail Vehbi’nin zarif hattıyla yazılmış eksiksiz el yazması bir mushaf-ı şerif. </p>
<p>- Sergide ayrıca farklı dönemlerden, farklı coğrafyalardan ve farklı düşünce dünyalarından günümüze ulaşan kıymetli eserler yer almaktadır.</p>
<p><strong>Eksim Holding 40. yaşında yatırımlarına aralıksız olarak devam ediyor</strong></p>
<p>1986 yılında Abdullah Tivnikli ve Fahreddin Tivnikli tarafından kurulan Eksim Holding; gıda, yenilenebilir enerji, elektrik dağıtımı, teknoloji ve girişim sermayesi alanlarında faaliyet gösteriyor. 40. yılını kutlayan kuruluşun 20’yi aşkın iştiraki ve 10 bini aşan çalışanı bulunuyor. Bugüne kadar toplam 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştiren Eksim Holding'in Yönetim Kurulu Başkanlığını, 2018 yılından beri ikinci kuşak temsilcisi Ebubekir Tivnikli yürütüyor. Yatırımlarına aralıksız olarak devam eden holding, ekonomik faaliyetlerinin yanı sıra kültür, eğitim, çevre ve toplumsal fayda alanlarındaki projelere de önemli kaynak ayırıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaba-vefa-sergisi-tophane-i-amirede-ziyaretcileri-bekliyor-87089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/46-1788929286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kitaba Vefa Sergisi Tophane-i Âmire’de ziyaretçileri bekliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-mihenk-devrede-yapay-zekayla-emsal-fiyat-denetimi-87088</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> VDK-mihenk devrede: Yapay zekâyla emsal fiyat denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ alanında kıyasıya bir yarış yaşanıyor. OpenAI kısa süre önce GPT-6 Astra’yı, Anthropic Claude Fable 5.1’i duyurdu. Google ise Gemini ailesini sürekli yeni modellerle geliştiriyor. Bir modelin özelliklerini anlamaya çalışırken yenisi çıkıyor. Kapasite artıyor, işlem süreleri kısalıyor ve birkaç ay önce mümkün görünmeyen işler sıradanlaşıyor.</p>
<p>Benim gördüğüm kadarıyla Vergi Denetim Kurulu, Türkiye’de, hatta dünyada yapay zekâ alanındaki gelişmelere en hızlı uyum sağlayan kamu kurumlarının başında geliyor. Eski bir mensubu olarak bunu görmekten ayrıca gurur duyuyorum.</p>
<p>Yapay zekâ şirketleri yeni modeller üretirken VDK da vergi kayıp ve kaçağını büyümeden belirlemek, denetim süresini kısaltmak ve riskli işlemlere daha erken müdahale etmek amacıyla yeni sistemler geliştiriyor.</p>
<p><strong>Denetim 3.0 ve VDK’nın dijital sistemleri</strong></p>
<p>VDK’nın dijital denetim yapısı, Denetim 3.0 adı verilen bilişsel dönüşüm stratejisi altında ilerliyor. Bu yapı yalnızca verileri elektronik ortamda toplamakla yetinmiyor; büyük veri analitiği, makine öğrenmesi ve yapay zekâ yardımıyla veriyi anlamlandırmayı, riskleri önceden belirlemeyi ve vergi müfettişlerine karar desteği sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>KAŞİF, RADAR ve SARP gibi risk analiz araçları olağan dışı işlemlerin, mali verilerdeki uyumsuzlukların ve sahte belge risklerinin belirlenmesinde kullanılıyor. KURGAN cari işlemleri tarayarak sahte belge risklerine odaklanıyor. VDK-ROS, inceleme bulgularını rapora dönüştürme sürecini otomasyona taşıyor. VDK-VİS mükellefleri ortakları, yöneticileri, müşterileri, tedarikçileri, vekilleri ve mali müşavirleriyle birlikte bir ilişki ağı içinde değerlendirmek üzere geliştiriliyor. BİLİNÇ Platformu ise tespit edilen riskleri inceleme başlamadan önce mükellefe bildirerek gönüllü düzeltmeye imkân vermeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu sistemlere son olarak VDK-MİHENK eklendi.</p>
<p><strong>MİHENK ne yapacak?</strong></p>
<p>“Mihenk”, bir şeyin değerini ve doğruluğunu ölçmeye yarayan ölçüt anlamına geliyor. Kelime, altın ve gümüşün saflığını belirlemek için kullanılan mihenk taşından geliyor. VDK’nın sisteme bu adı vermesi de yaptığı işle örtüşüyor.</p>
<p>MİHENK, başta e-belgeler olmak üzere kurulun kullanımındaki mali verileri yapay zekâ ve büyük veri analitiğiyle inceleyen bir risk analiz sistemi. Sistemin başlıca kullanım alanı transfer fiyatlandırması ve emsallere uygunluk olacak.</p>
<p>Aynı veya benzer mal ve hizmetlere ait çok sayıdaki gerçek işlem birlikte değerlendirilecek. İlişkili kişiler arasındaki işlemlerde uygulanan fiyatların, benzer şartlarda bağımsız kişiler arasında oluşan fiyatlardan anlamlı biçimde ayrışıp ayrışmadığı araştırılacak.</p>
<p>Bugüne kadar emsal çalışmalarında şirketlerden alınan bilgiler, sınırlı sayıdaki işlemler ve ticari veri tabanları kullanılıyordu. MİHENK ise VDK’nın elindeki geniş e-belge verisini bir çeşit emsal fiyat veri tabanı olarak kullanabilecek.</p>
<p>Sistem yalnızca emsalinden yüksek fiyatları aramayacak. Düşük fiyatlanan işlemler de analize girecek. Çünkü kazanç aktarımı, ilişkili kişiden yüksek bedelle alım yapılması kadar ilişkili kişiye düşük bedelle satış yapılması yoluyla da gerçekleştirilebilir.</p>
<p>Örneğin bir şirketin bağımsız müşterilerine 1.000 TL’ye sattığı ürünü ilişkili şirkete 600 TL’ye vermesi risk göstergesi oluşturabilir. Piyasadan 1.000 TL’ye alınabilecek bir hizmetin ilişkili şirketten 1.600 TL’ye alınması da aynı şekilde incelenebilir.</p>
<p><strong>Dört günlük verilerle analiz</strong></p>
<p>E-belge verilerinin sisteme kısa sürede yansıması sayesinde belirli mal veya hizmetlere ilişkin işlemler yaklaşık dört günlük veri gecikmesiyle analiz edilebilecek. Sistem Türkiye geneli yanında il, ilçe ve bölge düzeyinde karşılaştırma yapabilecek.</p>
<p>İşlemin miktarı, tarihi, vadesi, ticari şartları, maliyet yapısı ve işletme ölçeği gibi fiyatı etkileyen unsurlar da dikkate alınacak. Çünkü aynı ürünün peşin ve bir yıl vadeli satış fiyatı veya toptan ve perakende satış fiyatı aynı olmayabilir.</p>
<p>Bu nedenle MİHENK’in tespit ettiği fiyat farkı tek başına vergi ziyaı veya örtülü kazanç dağıtımı anlamına gelmiyor. Sistemin ürettiği sonuç nihai vergisel tespit değil; hangi işlem ve mükelleflerin daha yakından inceleneceğini gösteren bir risk çıktısı.</p>
<p><strong>İkinci aşamada kâr marjları karşılaştırılacak</strong></p>
<p>MİHENK’in ikinci fazında sektörel kâr marjı analizleri devreye alınacak. Benzer sektör, faaliyet ve ekonomik koşullardaki işletmelerin kârlılıkları karşılaştırılacak. Emsallerinden belirgin biçimde ayrışan şirketler transfer fiyatlandırması yönünden değerlendirilebilecek.</p>
<p>Düşük kârlılık tek başına vergi kaybının kanıtı değildir. Yeni yatırım, kapasite düşüklüğü, kur farkı, finansman gideri veya uygulanan fiyat politikası kâr marjını düşürebilir. Ancak şirketin bu farkın nedenini belgeyle açıklayabilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Şirketler ne yapmalı?</strong></p>
<p>İlişkili kişilerle işlem yapan şirketler transfer fiyatlandırmasını yalnızca yılsonunda hazırlanacak bir rapor olarak görmemeli. Fiyat belirlenirken kullanılan yöntem, emsal işlemler, iskonto gerekçeleri, vade farkları, miktar avantajları ve bölgesel koşullar işlem tarihinde belgelenmeli.</p>
<p>Grup içi hizmetlerde hizmetin gerçekten verildiği ve şirkete sağladığı fayda gösterilmeli. Emsalden düşük satış veya yüksek alış varsa ticari gerekçesi sözleşme, fiyat listesi, yazışma ve hesaplamalarla ortaya konulmalı. Sektör ortalamasından ayrışan kârlılık da dönem bitmeden analiz edilmeli.</p>
<p>İdare dört günlük verilerle risk analizi yaparken şirketin fiyatlama gerekçesini dört yıl sonra oluşturmaya çalışması artık yeterli olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-mihenk-devrede-yapay-zekayla-emsal-fiyat-denetimi-87088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VDK-mihenk devrede: Yapay zekâyla emsal fiyat denetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefinden-rekabet-avantajina-87087</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim hedefinden rekabet avantajına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim dönüşümü artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. Yatırım yapılabilir projeler üretebilen ülkeler dönüşümden fırsat yaratırken, geride kalanlar rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya kalacak.</strong></p>
<p>İklim dönüşümü artık çevre politikasının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. İklim hedeflerini yatırım fırsatına dönüştüremeyenler, yalnızca emisyon azaltımında değil, ekonomik rekabette de geride kalacak.</p>
<p>4 Eylül'de düzenlenen <strong>İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde</strong> iklim finansmanı konuşuldu. Üstelik yalnızca iklim penceresinden değil, aynı zamanda ekonomik rekabet çerçevesinden. </p>
<p>İklim finansmanı konusu yeni değil. Her COP toplantısında masaya geliyor. Dönüşüm için gereken yatırım tutarı da belli. Ama ya uygulama? İşte orada ciddi bir makas var.</p>
<p>Aslına bakarsanız, iklim dönüşümünü finanse edecek para dünyada yok değil. Asıl mesele, o paranın gideceği <strong>yatırım yapılabilir projelerin yeterince hızlı ve doğru üretilememesi</strong>. Yatırımcılar yalnızca emisyon hedefini değil, uygulanabilir projeyi, öngörülebilir politikayı ve riski azaltan finansal araçları görmek istiyor.</p>
<p>Zirvede ortaya konan <strong>İklim Uygulama Köprüsü’nün</strong> <em>(Climate Implementation Bridge- BRIDGE) </em>temel iddiası tam da bu boşluğa ilişkin.</p>
<p>Türkiye COP31 Başkanlığı’nın gündeme getirdiği BRIDGE, iklim hedefleri ile finansman arasındaki kopukluğu gidermeyi amaçlıyor. Daha net söyleyelim: <strong>Hükümetlerin yazdığı iklim hedefleri ile yatırımcının görmek istediği projeler arasındaki boşluğu doldurmaya çalışıyor.</strong> Ve bu, ilk bakışta göründüğünden çok daha önemli bir mesele.</p>
<p>Çünkü bugün dünyanın elinde Paris Anlaşması kapsamında verilmiş hedefler, ulusal katkı beyanları, enerji dönüşümü planları ve sayısız iklim stratejisi var. Ama bunların önemli bir bölümü hâlâ yatırımcının önüne konabilecek kadar somut, yapılandırılmış ve finanse edilmeye hazır projelere dönüşmüş değil.</p>
<p>İklim finansmanının önündeki görünmez duvarlardan biri burada. COP31 Başkanı Murat Kurum'un zirvede verdiği rakamlar da açığın büyüklüğünü gösteriyor. Küresel iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi için yıllık <strong>7,5–9 trilyon dolarlık yatırım</strong> gerekiyor. Mevcut yatırım ise yaklaşık <strong>1,9 trilyon dolar</strong> seviyesinde. Kurum'un kendi deyişiyle aradaki fark bir <em>"uçurum".</em></p>
<p>Bu uçurumu kapatmak sadece kamu fonlamasıyla mümkün değil. Ama burada bir darboğaz var. Sermaye, yalnızca ihtiyacın olduğu yere değil, <strong>yatırım yapılabilir olduğu yere</strong> gider.</p>
<p><strong>Paraya giden köprü</strong></p>
<p>BRIDGE'in adı aslında ne yapmak istediğini anlatıyor; <strong>iklim uygulaması ile finansman arasında köprü olmak. </strong></p>
<p>Girişim ilk kez haziran ayında Bonn'da COP31 Eylem Gündemi'nin altı önceliğinden biri olarak duyuruldu. Aynı dönemde Londra İklim Eylem Haftası'nda finans çevrelerine tanıtıldı.</p>
<p>25 Ağustos tarihli COP31 Başkanlık Mektubu'nda, Eylem Gündemi'nin merkezi unsurlarından biri olarak tüm taraf ülkelere sunuldu. 4 Eylül İstanbul Zirvesi'nde de iyice ete kemiğe büründü. UNDP sahadaki uygulama ortağı ilan edildi. Böylece BM sisteminin mevcut ülke ve saha kapasitesi BRIDGE üzerinden devreye alınacak.</p>
<p>Başka bir ifadeyle BRIDGE, sıfırdan yeni bir bürokrasi kurmak yerine, var olan BM uygulama kapasitesini finans dünyasıyla daha doğrudan buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Bilançosu yok</strong></p>
<p>BRIDGE'in ne olduğunu anlamanın en kısa yolu, ne olmadığından başlamak. Kredi vermiyor. Hibe dağıtmıyor. Kendi bilançosu, kendi finansman kaynağı yok. Katılım gönüllü; ülkelerin kendisi istemeden süreç başlamıyor.</p>
<p>Zirvede beş aşamalı bir işleyiş anlatıldı. Talep, teşhis, proje havuzu, finansmanla eşleştirme, öğrenme. Mekanizma, hükümetin önceliklerini alıyor, darboğazı buluyor, dağınık proje fikirlerini standartlaştırılmış yatırım portföylerine dönüştürüyor ve bunları çok taraflı kalkınma bankalarından iklim fonlarına, ulusal bankalardan özel sermayeye uzanan geniş bir yelpazeyle buluşturuyor.</p>
<p>İlk bakışta şu soru akla gelebilir: Bütçesi olmayan bir finansman mekanizması ne işe yarar? Cevap, iktisadın en eski derslerinden birinde. Yatırımcının iklim projelerinden uzak durmasının nedeni çoğu zaman projenin kötü olması değil; iyi olup olmadığının anlaşılamaması. Küçük, dağınık, birbirine benzemeyen, karşılaştırma standardı olmayan projeler için durum tam olarak bu.  </p>
<p><strong>BRIDGE bir fon sağlayıcı değil, ortak bir yatırım dili üreticisi olacak.</strong> Köprü metaforu da gücünü buradan alıyor. Köprüler su taşımaz, geçişi mümkün kılar.</p>
<p><strong>Aşılması gereken darboğazlar</strong></p>
<p>Mekanizmanın başarısı, sahadaki gerçek darboğazlara ne kadar temas edebildiğiyle ölçülecek. Proje hazırlama kapasitesinin yetersizliği, kur riski, yüksek sermaye maliyeti, projelerin küçük ve dağınık olması, yatırımcıların karşılaştırabileceği standartların bulunmaması, değerlendirme ve raporlama maliyetlerinin yüksekliği gibi kritik bariyerler var.</p>
<p>Bu listenin bir bölümü <em>(hazırlık kapasitesi, standart eksikliği, değerlendirme maliyeti)</em> tam olarak BRIDGE'in tasarlandığı alan. BRIDGE'in rolü, risk azaltma araçlarını ve garanti mekanizmalarını doğru projelerle buluşturmak, yani finansman yapısının içine bu risklerin cevabını yerleştirmek olacak. Zirvede çizilen çerçeve bunu söylüyor. BRIDGE mevcut kurumların yerine geçmiyor; kalkınma bankalarının, iklim fonlarının ve özel sermayenin kendi araçlarıyla devreye gireceği zemini hazırlıyor.</p>
<p>Bunların hepsi önemli ve gerekli. Yine de, makro nitelikli bariyerleri aşmanın formülleri ortaya konmadan, mekanizmanın tam ve etkin çalışması mümkün olmayabilir. Bir diğer risk de yeni bir bürokratik katman yaratma durumu. Bir ülkenin zaten sahip olduğu planları yeniden raporlamak, yeni komiteler kurmak ve bir kez daha proje listeleri hazırlamak, iklim finansmanını hızlandırmak yerine yavaşlatabilir. BRIDGE'in kendisinin yeni bir bürokratik katmana dönüşmemesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk test: Altı ülke</strong></p>
<p>Modelin, altı ülkeden oluşan küçük bir pilot grupla başlatılması planlanıyor. Pilot ülkelerin 21 Eylül'de New York'taki İklim Haftası’nda açıklanması bekleniyor.</p>
<p>İlk odak alanı ise <strong>elektrifikasyon</strong> olacak. Bu da tesadüf değil. COP31 Başkanlığı'nın <em>“35'e 35”</em> hedefiyle <em>(2035'e kadar küresel enerji talebinde elektriğin payının yüzde 35'e çıkarılması)</em> doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla BRIDGE'in ilk sınavı teorik değil, oldukça somut olacak.</p>
<p>Elektrik şebekeleri, temiz enerji, depolama, elektrifikasyon altyapısı, sanayinin dönüşümü… Bunların her biri aynı zamanda yeni yatırım alanları. Burada iklim politikası ile sanayi politikasının yolları kesişiyor.</p>
<p>COP31 Başkanlığı'nın “Uygulama COP'u” iddiası da bu noktada anlam kazanıyor. Paris'te hedef koymak, Bonn'da müzakere etmek, Bakü'de finansman konuşmak yetmiyor. Hedefin somut yatırım kararına dönüşmesi gerekiyor. Antalya şimdi bu iddiayı sırtlayacak.</p>
<p><strong>İklim politikası aynı zamanda ekonomik rekabet alanı </strong></p>
<p>Aslında yalnızca iklim politikasında değil, <strong>iklim anlatısında da bir değişim yaşanıyor.</strong> Hep ifade ettiğim gibi, <strong>iklim meselesi çevresel bir mesele olmanın çok ötesinde, ekonomik bir mesele.</strong></p>
<p>İklimi uzun süre sadece çevre, sorumluluk ve fedakârlık üzerinden anlattık. Daha az tüketmek, daha az karbon salmak, doğayı korumak, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak... Sonuçta konu siyasetin ve iş dünyasının gözünde bir <em>“çevre meselesi”</em> olarak kaldı.</p>
<p>Bugün değişen tam da bu. Çünkü artık iklim krizinin ekonomik sonuçlarını görmezden gelmek mümkün değil. Enerji maliyetleri, gıda fiyatları, sigorta primleri, altyapı yatırımları, sermaye maliyeti, tedarik zincirleri, ticaret kuralları... İklim ekonominin dışındaki bir konu değil, <strong>ekonominin kendisine dokunan bir değişken.</strong></p>
<p>Üstelik dönüşümün kendisi de dev bir ekonomik alan yaratıyor. Temiz enerji, elektrik şebekeleri, depolama, bataryalar, yeni üretim teknolojileri, enerji verimliliği, düşük karbonlu sanayi, yeni finansal araçlar... Bunların her biri aynı zamanda <strong>yatırım, istihdam, teknoloji ve rekabet</strong> meselesi.</p>
<p>Bir meselenin nasıl algılandığını yalnızca konunun niteliği belirlemez, <strong>onu hangi çerçeve içinde anlattığınız</strong> da belirler. İklimi yalnızca <em>“dünyayı kurtarma”</em> meselesi olarak çerçevelerseniz, konu çevre politikası olarak kalır. İklimi <em>“ekonomiyi dönüştürme”</em> meselesi olarak çerçevelediğinizde ise enerji politikasına, sanayi politikasına, yatırım politikasına ve rekabet politikasına dönüşür.</p>
<p>Dolayısıyla iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir projelere dönüşmesi yalnızca finansman meselesi değil, aynı zamanda <strong>doğru anlatının da kurulması</strong> meselesi. BRIDGE'in önemi de burada. İklim hedefi ile yatırımcı arasındaki boşluğu kapatmaya çalışırken aslında iki farklı dünyanın dilini birbirine yaklaştırıyor. <strong>Kamu politikasının dili ile sermayenin dili.</strong></p>
<p><strong>İklimi anlatmaktan, iklim dönüşümünü yapmaya geçmek. </strong>COP31 Başkanlığı’nın belirlediği “Uygulama COP’u” iddiasının temel hedefi bu. BRIDGE burada bir kaldıraç olabilir.</p>
<p>Sonuçta, iklim dönüşümü <strong>daha güvenli enerji, daha dayanıklı altyapı, yeni teknolojiler, yeni pazarlar, daha düşük risk ve yeni rekabet avantajı</strong> demek. Böylece, iklim hedeflerini ekonomik fırsata, ekonomik fırsatı yatırıma, yatırımı da rekabet gücüne dönüştürebilenler öne çıkacak.  İklim dönüşümünün yeni hikâyesi de buradan yazılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefinden-rekabet-avantajina-87087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/453-1788929026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim hedefinden rekabet avantajına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egitim-ogretim-donemi-baslarken-ilgilenenlere-vergi-hatirlatmalari-87086</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eğitim öğretim dönemi başlarken, ilgilenenlere vergi hatırlatmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken öğrenci velilerinden eğitim yatırımı yapan girişimcilere, burs verenlerden eğitim kurumlarına bağış yapan hayırseverlere kadar geniş bir kesimi ilgilendiren önemli vergi avantajları bulunuyor. Okul, kreş, kitap, kırtasiye, yurt, internet ve servis harcamalarının belirli şartlarla gelir vergisi matrahından indirilmesi mümkün. Ancak vergi avantajından yararlanmak için harcamaların belgelendirilmesi ve doğru dönemde beyan edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>2026-2027 eğitim-öğretim yılı önümüzdeki hafta başı itibariyle başlıyor. Okul öncesi eğitim ve ilkokul birinci sınıfa başlayan öğrenciler ile bazı özel okullarda ise eğitim ve öğretim dönemi bu hafta başladı. Eğitim alanında yatırım yapan girişimcilere, anne/babalara ve eğitimle ilgili sosyal sorumluluk gereği bağış yapan veya öğrencilere burs veren hayırseverlere bazı vergi hatırlatmaları yapmanın tam zamanı.</p>
<p><strong>Eğitim harcamalarının beyan edilen gelirden indirimi</strong></p>
<p>Gelir türü ne olursa olsun, yıllık gelir vergisi beyannamesi veren gerçek kişilerin, yaptıkları eğitim harcamalarını belli sınırlar çerçevesinde gelir vergisi matrahından indirmeleri mümkün.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak kısaca şunlar söylenebilir:</p>
<p>- Bu olanak sadece gelirini beyan eden kişiler için mümkün. Gelirini beyan etmek zorunda olmayan, örneğin ücretlilerin büyük bölümü için bu olanak yok.</p>
<p>- Beyan edilen gelirden indirilebilecek eğitim harcamalarının, mükellefin kendisine, eşine veya küçük çocuklarına ait olması gerekiyor.</p>
<p>- Eğitim harcamasının beyan edilen gelirden indirilebilmesi için, Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden, fatura veya serbest meslek makbuzu alınması gerekiyor. Mali İdare bir süredir, yazar kasa fişlerini (ÖKC) bu uygulamada tevsik edici belge olarak kabul etmiyor.</p>
<p>- Yurt dışında yapılan harcamaların, mükellefiyeti bulunmayan, örneğin vakıf üniversitelerine yapılan ödemelerin ve Devlet okullarına ödenen harçların beyan edilen gelirden indirimi mümkün değil.</p>
<p>- Yukarıdaki sınırlar çerçevesinde her türlü eğitim harcaması, beyan edilen gelirden indirilebilir. Bu kapsamda örnek olarak; okul ve kreş ücretleri, kitap ve kırtasiye harcamaları, yurt ücretleri, eğitim amaçlı olarak kullanılan internet hizmet bedeli ve okul servis ücretleri sayılabilir. Öte yandan, okullarda verilen ve bedeli eğitim ücretinden ayrı olarak tespit edilen yemek hizmetine ilişkin harcamalar eğitim gideri olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>- Eğitim harcamalarının, harcamanın yapıldığı yıla ilişkin gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alınması gerekiyor. Bu ifade 8 Mart 2004 tarih ve 20 sayılı gelir Vergisi Sirkülerinde yer alıyor. İfade açık gibi gözüküyor ama değil. Bütün eğitim öğretim dönemi için dönem başında tek fatura alınması uygulamada sorun yaratıyor. Sorun yaşamamak için, her aya ait faturanın ayrı alınmasını veya faturanın yıllar itibariyle ayrı ayrı alınmasını öneririm.</p>
<p>- Okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan bağışlar, bu kapsamda matrahtan düşülemiyor.</p>
<p><strong>Öğrenci burslarının gider yazılması</strong></p>
<p>Öğrencilere verilen burslar esas olarak, sosyal sorumluluk gereği yapılan ödemeler. Bu niteliğiyle burslar, gerçek kişilere yapılan bağış niteliğinde ve gelir veya kurumlar vergisi matrahından indirilmesi olanağı yok.</p>
<p>Ancak, bazı durumlarda burslar, gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında bugünden yapılan ödeme olması nedeniyle, ücret niteliğinde olabilir ve ücret ödemesi olarak gider yazılabilir.</p>
<p>Gelir İdaresi, şu koşulların varlığı halinde ödenen bursların gider yazılabileceğini kabul ediyor:</p>
<p>- Burs verilen kişinin okulu bitirdikten sonra işletmede çalışacağını öngören bir sözleşme düzenlenmesi.</p>
<p>- Burs verilecek kişilerin herkese açık bir sınav sonucuna göre belirlenmiş olması (Örneğin öğrencinin üniversite giriş sınavında dereceye girmiş olması).</p>
<p>- Verilen burs tutarının makul olması.</p>
<p><strong>Eğitim kurumlarının kazançları</strong></p>
<p>Özel kreş ve gündüz bakımevleri ile okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen kazançlar, gelir ve kurumlar vergisinden istisna.</p>
<p>İstisna, sayılan kurumlar faaliyete geçtikten sonraki beş yıl için geçerli. Daha sonraki dönemlerde elde edilen kazançlar vergiye tabi.</p>
<p>İstisna okulu veya kreşi işleten kişi veya kurum dikkate alınarak değil, okul veya kreş dikkate alınarak tanımlanmış durumda. Bu kurumları işleten kişi ve kurumların yeni okullar veya kreşler açması durumunda, yeni açılan okulların veya kreşlerin kazançları için beş yıl süreyle istisnadan yararlanılabilir.</p>
<p><strong>Eğitimle ilgili bağışların matrahtan düşülmesi</strong></p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı’na bağışlanan okulların inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya okul inşası için Bakanlığa yapılan bağış ve yardımlar ile mevcut okulların eğitim faaliyetini devam ettirebilmesi için yapılan her türlü bağış ve yardımlar, sınırsız olarak matrahtan indirilebiliyor.</p>
<p>Yapılan bağış ve yardımın indiriminde, kazancın belli yüzdesi ile tanımlanan bir sınır yok. Ancak, tam sınırsız da değil, indirim matrahla sınırlı. Bu çerçevede örneğin, zarar eden kurumların yaptıkları bağışı daha sonraki yıllarda kazançlarından indirmesi olanaklı değil.</p>
<p>Bağışlanan okul inşası dolayısıyla yapılan harcamaların indirim zamanı Kanun’da açıkça düzenlenmiş değil. Gelir İdaresi, hukuken bağışın yapıldığı, bağışa konu değerin mülkiyetinin bağış yapılan kurum veya kuruluşa geçtiği tarihi esas alıyor. Bu çerçevede;</p>
<p>- Tesislerin kamu kurum ve kuruluşlarına ait arsa üzerine inşa ettirilmesi halinde, inşaat için yapılan harcamaların, harcamanın yapıldığı yılın kazancından,</p>
<p>- Tesislerin mükellefin kendi arsası üzerine inşa ettirilmesi halinde ise bu tesislerin inşası için yapılan harcamaların, tesisin tamamlanarak bağışlandığı yılın kazancından,</p>
<p>indirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan;</p>
<p>- Yüksek Öğretim Kanunu’nda yer alan düzenleme gereği, üniversitelere, yüksek teknoloji enstitüleri ile gelirlerinin en az dörtte üçünü devlet üniversitelerinin faaliyetlerinin devamı ve desteklenmesi amacıyla kurulmuş ve bu çerçevede faaliyet gösteren Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmış vakıflara yapılan her türlü bağışlar ile</p>
<p>- İlk Öğretim ve Eğitim Kanunu’nda yer alan düzenleme gereği, ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışlar,</p>
<p>sınırsız olarak vergi matrahından indirilebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egitim-ogretim-donemi-baslarken-ilgilenenlere-vergi-hatirlatmalari-87086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eğitim öğretim dönemi başlarken, ilgilenenlere vergi hatırlatmaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-zor-denklemi-buyume-enflasyon-ve-rekabet-gucu-87085</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’nin zor denklemi: Büyüme, enflasyon ve rekabet gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisinin önündeki temel sorun artık yalnızca büyümek ya da enflasyonu düşürmek değil; büyüme, dezenflasyon ve rekabet gücünü aynı anda sağlayabilmek. Yeni OVP’nin başarısı bu zor denklemin çözümüne bağlı olacak.</strong></p>
<p>Her yıl eylül ayında olduğu gibi, ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yıla ilişkin planlamasını ve makroekonomik hedeflerini yansıtan Orta Vadeli Program (OVP) birkaç gün önce açıklandı. Dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme, fiyat istikrarı, mali disiplin ve yüksek katma değerli üretim gibi aslında yine birçok iktisatçının temel hedefleri açısından pek itiraz etmeyeceği bir programla karşı karşıyayız. Maalesef bu hedeflere pek ulaşılamadığı için her yıl gördüğümüz bir tablo ile de karşı karşıyayız. Buradaki temel sorun hedeflerden ziyade uygulama ve izleme mekanizmasında ortaya çıkıyor. Programda atılması düşünülen adımlar ve bazı yasal düzenlemeler önemli olmakla birlikte, bu adımların ne ölçüde hayata geçirildiğinin sistematik biçimde izlenmesi gerekiyor. Hedeflere ulaşılamadığında bunun nedenlerinin ortaya konulması ve ardından hangi politika değişikliklerinin yapılacağının açıklanması, programların kredibilitesi ve yön göstericiliği açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Sanayi ve sermaye piyasalarına daha fazla vurgu</strong></p>
<p>Bu yılki programda iki konu özellikle dikkatimizi çekiyor. Birincisi imalat sanayisinin rekabet gücünü artırmaya yönelik politikaların daha fazla öne çıkarılması, ikincisi ise sermaye piyasalarında düzenleme ve denetimin güçlendirilmesine yönelik adımlar.</p>
<p>Aslında her iki konu da son dönemde ekonomi gündeminin önemli başlıkları arasında yer alıyor. İmalat sanayinin rekabet gücündeki zayıflık ve Türkiye’nin farklı sektör ve bölgelerinden yeni önlemler alınmasına yönelik çağrılar giderek artıyor. Bu köşede de sık sık vurguladığımız gibi, yaşadığımız yüksek enflasyon ve uygulanan kur politikasının yarattığı sonuçlar imalat sanayisinde ve ihracatta giderek daha ciddi sorunlara yol açıyor.</p>
<p>OVP’de bu konunun daha güçlü biçimde gündeme gelmesini, ekonomi yönetiminin sanayideki sorunlara yönelik farkındalığının arttığının ve bir çözüm arayışının güçlendiğinin göstergesi olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p>Benzer bir durum sermaye piyasaları için de geçerli. Son dönemde hisse senedi piyasasında görülen spekülatif hareketlerin uluslararası yatırımcıların da dikkatini çekmesi, düzenleme ve denetim mekanizmalarının önemini artırdı. Risk yönetimi, risk izleme ve düzenli denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik planlamalar bu açıdan olumlu. Ancak burada da asıl önemli olan, açıklanan önlemlerin uygulanması ve sonuçlarının düzenli olarak izlenmesi olacaktır.</p>
<p><strong>İşsizlikte sorun katılımdan çok istihdam yaratmak</strong></p>
<p>Programın iş gücü piyasasına yönelik yaklaşımında ise bazı soru işaretleri bulunuyor. Örneğin atıl iş gücü, diğer ifadeyle geniş tanımlı işsizlik sorununa karşı iş gücüne katılımın artırılması hedefleniyor. Oysa iş gücüne katılımın artması tek başına sorunu çözmüyor. Ekonomi yeterince yeni istihdam yaratamıyorsa iş gücüne katılımın yükselmesi geniş tanımlı işsizliği daha da artırabilir. Bu nedenle öncelik, ekonominin iş yaratma kapasitesini geliştirmek, mevcut işlerin ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip çalışanları yetiştirmek ve iş arayanlarla işverenleri daha hızlı buluşturacak mekanizmaları güçlendirmek olmalı.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon hedefleri birbiriyle uyumlu mu?</strong></p>
<p>OVP’nin piyasalar açısından en fazla tartışılan bölümü ise kuşkusuz makroekonomik hedefler. Bu yıl için daha önce yüzde 3,8 olarak belirlenen büyüme hedefinin yüzde 3,3 civarına çekildiğini görüyoruz. Yılın ilk yarısında yaklaşık yüzde 2,4 büyüyen bir ekonominin yıl genelinde yüzde 3,3 civarında büyüyebilmesi için ikinci yarıda büyümenin belirgin biçimde hızlanması ve yüzde 4’ü geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü çeyreğin sonlarına yaklaşırken ekonomik aktivitenin yüzde 4’ün üzerinde güçlü bir büyümeye işaret etmediğini düşünürsek, özellikle son çeyrekte oldukça yüksek bir yüzde 5 üzerinde büyüme performansına ihtiyaç duyulabilir. Bu zor ama imkânsız değil; ancak başarılırsa ekonominin yılın ilk 8-9 ayına göre belirgin biçimde ısınması ve iç talebin güçlenmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Tam da burada OVP’nin en önemli soru işaretlerinden biri ortaya çıkıyor.</p>
<p>İç talebin hızlandığı ve büyümenin güçlendiği bir ortamda enflasyonun aynı zamanda hızlı biçimde gerilemesi ne ölçüde mümkün olacak?</p>
<p>Talebin görece zayıf olduğu dönemde bile yüzde 30’ların altına inmekte zorlanan bir enflasyon yapısında, petrol fiyatlarının yüksek seyrettiği ve ekonominin yeniden hızlandığı bir ortamda dezenflasyon süreci doğal olarak daha zorlaşacaktır.</p>
<p>Gelecek yıla yönelik enflasyon tahmininin yüzde 15’ten yüzde 21’e çıkarılması daha gerçekçi bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak büyümenin yeniden yüzde 4’lerin üzerine çıkmasının ve kamu harcamalarının artmasının beklendiği bir ortamda enflasyonun yüzde 20’li seviyelere nasıl indirileceği hâlâ önemli bir soru işareti.</p>
<p><strong>Kur politikası yeniden kilit noktada</strong></p>
<p>Bu denklemin çalışabilmesi açısından kur politikası kritik önem taşıyor. OVP’deki dolar bazında GSYH tahminlerinden hareketle hesapladığımız ortalama dolar kurunun bu yıl yaklaşık 47 TL, gelecek yıl 56 TL ve takip eden yılda 64 TL civarında olması, TL’de reel değerlenme politikasının önemli ölçüde devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu politika enflasyonla mücadeleyi destekleyebilir. Fakat aynı politikanın diğer yüzünde sanayinin ve ihracatçının rekabet gücü sorunu bulunuyor.</p>
<p>Kurun enflasyonun gerisinde kalması üreticilerin maliyetlerini döviz bazında artırırken, dış pazarlarda rekabet gücünü zayıflatıyor. Üretim kapasitesinin bundan olumsuz etkilenmesi ise talebin canlandığı bir ortamda arz yönlü enflasyon baskısını güçlendirebilir.</p>
<p>Dolayısıyla OVP’nin en zor denklemlerinden biri burada ortaya çıkıyor: TL’nin reel değerlenmesiyle enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken aynı zamanda sanayinin ve ihracatın rekabet gücünü nasıl artıracağız? Zaten büyümeye odaklanırken kur politikasının değişmesinin de kalıcı bir rekabet katkısı pek olamaz.</p>
<p><strong>Büyümenin motoru yine iç talep</strong></p>
<p>Programın büyüme kompozisyonu da bu açıdan önemli mesajlar veriyor. Gelecek yıl öngörülen yüzde 4 civarındaki büyümenin temel kaynağının yurt içi talep olması beklenirken, net ihracatın büyümeye katkısının yaklaşık sıfır olacağı öngörülüyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarının gelecek yıl 70 dolar civarına gerileyeceği varsayımı ise jeopolitik risklerin azalacağına ilişkin iyimser bir senaryoya dayanıyor. Benzer şekilde turizm gelirlerinin 65 milyar dolardan 70 milyar dolara, ihracatın ise 282 milyar dolardan 292 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.</p>
<p>Buradaki temel soru yine rekabet gücüne geliyor. Mevcut kur politikası devam ederken ihracat ve turizm gelirlerinde öngörülen artışın nasıl sağlanacak? Cari açığın bu yıl 47,5 milyar dolardan gelecek yıl 38 milyar dolara gerilemesinin beklenmesi de büyük ölçüde petrol fiyatlarının düşeceği varsayımına dayanıyor. Ancak ekonomik büyümenin ve iç talebin hızlandığı bir ortamda ithalat talebinin de artabileceğini düşündüğümüzde, cari açık hedefinin gerçekleştirilmesi kolay görünmüyor. Son birkaç yılda net hata ve noksan kalemindeki ciddi eksileri ve geniş tanımlı cari açığın net hata ve noksan kalemi ile birlikte okunması gerektiği gerçeğini de dikkate alacak olursak, makro hedefler arasında cari açığın en iyimser hedeflerden birisi olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>OVP seçim ekonomisinin sinyallerini veriyor mu?</strong></p>
<p>Kamu dengeleri de benzer şekilde dikkat çekici sinyaller içeriyor. Gelecek yıl bütçe harcamalarının ve özellikle bazı harcama kalemlerinin daha güçlü artmasının öngörülmesi, yaklaşan seçim sürecinin ekonomi politikaları üzerindeki etkisinin yavaş yavaş hissedilmeye başlayabileceğine işaret ediyor. Bütçe açığının GSYİH’ya oranının 2027 yılında en üst noktaya çıkması, 2027 mutlak artışının yüksek olması, personel harcamaların oransal olarak yüksek artması kamunun tasarrufunu gösteren faiz dışı fazlanın en düşük seviyeye gerilemesi gibi faktörlerin çok güçlü olmasa da seçim ekonomisine yönelik bazı sinyaller içerdiği kanaatindeyiz.</p>
<p>Sonuç olarak sanayinin rekabet gücü ve sermaye piyasalarının denetimi gibi güncel sorunların daha güçlü biçimde programa girmesi olumlu bir gelişme. Bununla birlikte programın makroekonomik denkleminde önemli soru işaretleri bulunuyor. Büyümenin temel kaynağı yine iç talep olarak görülüyor. Sanayi ve net ihracatın katkısının sınırlı kalması beklenirken, aynı zamanda enflasyonda güçlü bir düşüş hedefleniyor. Bu tablonun gerçekleşebilmesi için kur politikasının dezenflasyon sürecindeki ağırlığının devam edeceği anlaşılıyor. Fakat bunun sanayi ve ihracatın rekabet gücü üzerindeki maliyetleri giderek daha görünür hale geliyor.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca enflasyonun ne kadar düşeceği veya ekonominin ne kadar büyüyeceği olmayacak. Asıl soru, büyüme, dezenflasyon ve rekabet gücünün aynı anda nasıl sağlanacağı olacak.</p>
<p>OVP’nin başarısını da büyük ölçüde bu zor denklemin nasıl çözüleceği belirleyecek. Seçim sonrasında açıklanacak OVP’lerin ise Türkiye ekonomisinin orta vadede hangi yola gireceğini yorumlayabilmek açısından çok daha belirleyici olacağını düşünüyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-zor-denklemi-buyume-enflasyon-ve-rekabet-gucu-87085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/ovpnin-zor-denklem-1788932286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’nin zor denklemi: Büyüme, enflasyon ve rekabet gücü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-2029-orta-vadeli-program-uzerine-87084</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027-2029 Orta Vadeli Program üzerine…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş dünyasının ilk kez bu kadar çok anlam yüklediği ve bel bağladığı 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program (OVP) bekleneni vermiş görünmüyor. Ancak özellikle 2027 yılının tüm göstergelerine veya program hedeflerine çok iyi odaklanmak gerekiyor. Bunun için de öncesi ve sonrası yılların karşılaştırması önem taşıyor.</strong></p>
<p>2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı (OVP) 6 Eylül 2026 tarihli mükerrer Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu OVP, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre her yıl Eylül ayının ilk haftasında yayınlananların 21 incisi.</p>
<p>Aslında OVP’ler, ekonomik istikrarı sağlamak adına çok yıllı, şeffaf ve sürdürülebilir bütçe ve mali tabloları içerir, önemli ölçüde bağlayıcı rakamlara ve kurallara dayanır. Dolayısıyla iyi niyet belgesi veya yasak savma adına yürütülen süreç değildir.</p>
<p>Bu yılın OVP dokümanı;</p>
<p>- Görüntü ve içerik olarak özellikle son bir kaç yılınkinden farklı değil,</p>
<p>- Ancak özellikle reel kesimin ilk kez bu kadar ilgilendiği OVP’den bekledikleri karşılanmış değil,</p>
<p>- Öte yandan 2027 yılının program hedeflerindeki trend veya sapmalar önceki ve sonraki yıllara göre çok sapmış durumda.</p>
<p>Aşağıdaki tabloda yeni 2027-2029 dönemi OVP seçilmiş hedefleri yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0f04e69083-1788932174.png" alt="" width="653" height="273" />“Kamu Maliyesi” başlığı altında, kamu kesimi genel dengesinin 2027 yılında GSYH’nin yüzde 3,2’si oranında açık vermesi ve söz konusu açığın Program dönemi sonu itibarıyla yüzde 2,4 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. Program döneminde mali disiplinin korunması ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi temel öncelikler arasında yer alacağı belirtiliyor. Maliye ve gelirler politikalarının, para politikasıyla eş güdüm içinde uygulanarak makroekonomik dengelenme sürecinin destekleneceğine vurgu yapılıyor. </p>
<p>Bu arada Merkezi Yönetim Bütçe Açığının GSYH’ye oranının; 2026 yılında %3,1 olacağı tahmin ediliyor. Söz konusu rakamın;</p>
<p>- 2027’de %3,5</p>
<p>- 2028’de %3,1</p>
<p>- 2029’da %2,8</p>
<p>seviyesinde gerçekleşmesi hedefleniyor.</p>
<p>Öte yandan anılan hedefe ulaşmak için belirlenen politika hedefleri:</p>
<p>- Harcamalarda etkinliğin artırılması,</p>
<p>- Vergilemede adalet ve etkinliğin artırılması,</p>
<p>- Kayıt dışılıkla mücadele ve denetimlerde etkinliğin artırılması,</p>
<p>- KİT yönetişim reformu,</p>
<p>- Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği</p>
<p>Şeklinde sıralanıyor.</p>
<p>2027-2029 dönemi OVP dokümanının sonunda yer alan tablolara çok dikkatli bakınca, 2027 yılının çok ciddi ayrışma veya sapma gösterdiği anlaşılıyor. Adeta bu yıl bir ayrık otu gibi şekillenmiş görünüyor. Dilerseniz birkaç örnek verelim.</p>
<p>- Kamu Kesimi Genel Dengesi, daha doğrusu açığı rakamsal olarak yüzde 33 artarak 2.6 trilyon liradan 3.5 trilyon liraya yükseliyor. Neden?...</p>
<p>- Mahalli İdareler açığı 2026 yılında yaklaşık 22 milyar liradan 70 milyara çıkıyor. Neden?...</p>
<p>- Bütçe dışı fonlar 149 milyar liradan 99 milyar liraya düşüyor. Neden?..</p>
<p>- Sosyal güvenlik kurumları açığı 153 milyar liradan 183 milyar artıya dönüşüyor. Nasıl?..</p>
<p>- KİT’lerin 378 milyar lira olan açığı nasıl oluyor da 137 milyar artıya dönüşüyor. Neden?..</p>
<p>- Merkezi yönetim bütçesi genel dengesi 240 milyar liradan 584 milyara yükseliyor. Neden?..</p>
<p>- İşsizlik sigortası fonu 76 milyar lira fazladan 72 milyar lira açığa dönüşüyor. Neden?..</p>
<p>Tek sorumuz şu: Acaba 2027 yılında (hatta baharında) erken seçim mi var?..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-2029-orta-vadeli-program-uzerine-87084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027-2029 Orta Vadeli Program üzerine… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-her-yil-itinayla-yenisi-yapilir-87083</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP: Her yıl itinayla yenisi yapılır...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni OVP’de enflasyonun düşmesi, büyümenin hızlanması ve bütçe disiplininin güçlenmesi hedefleniyor. Ancak Türkiye ekonomisinin asıl sorunu artık hedeflerin ne kadar iddialı olduğu değil, ne kadarının gerçekleşeceğine duyulan güven. Çünkü ekonomide güveni rakamlar değil, tutan hedefler ve kararlı uygulama yaratıyor.</strong></p>
<p>Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Önümüzde yine üç yıllık, düzenli, iddialı ve ilk bakışta umut veren bir tablo var. Enflasyon düşecek, büyüme hızlanacak, işsizlik gerileyecek, bütçe disiplini güçlenecek. Kâğıt üzerinde bakınca insanın itiraz edesi gelmiyor. Zaten mesele de burada başlıyor. Türkiye’de artık sorun hedeflerin kötü olması değil, bu hedeflere ne kadar inanılabildiği.</p>
<p>Çünkü geçmişe baktığımızda benzer açıklamaları daha önce de çok gördük. Her defasında birkaç yıl sonrası için daha düşük enflasyon, daha yüksek büyüme, daha dengeli bütçe ve daha güçlü yatırım ortamı öngörüldü. Sonra gerçekleşmeler geldi, hedefler yukarı doğru revize edildi ve yeni bir program açıklandı. Böyle olunca da OVP’nin kendisinden çok, hedeflerin ne kadar dayanıklı olduğu tartışılır hale geliyor.</p>
<p>Mesela 2024 yılının eylül ayında açıklanan programda 2025 yılsonu enflasyonu yüzde 17,5 olarak öngörülmüştü. Gerçekleşme ise bunun çok üzerinde kaldı. Daha da önemlisi, geçen yıl açıklanan programda 2026 yılsonu enflasyonu yüzde 16, 2027 yılsonu enflasyonu ise yüzde 9 olarak yazılmıştı. Aradan yalnızca bir yıl geçti ve bu rakamlar ciddi biçimde yukarı taşındı. İşte tam da bu yüzden yeni OVP’yi değerlendirirken yalnızca bugünkü hedeflere değil, dünkü hedeflerin ne kadar tuttuğuna da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Elbette ekonomide her şey masa başında planlandığı gibi gitmez. Savaş çıkar, enerji fiyatları yükselir, küresel ticaret yavaşlar, jeopolitik riskler artar, doğal afetler yaşanır. Bunların hepsi hesapları bozar. Ancak zaten Orta Vadeli Program denilen belge tam da bu belirsizlikler dikkate alınarak hazırlanıyor. Dolayısıyla hedefler her yıl ciddi biçimde değişiyorsa, bunun tamamını dış gelişmelerle açıklamak kolay değil. Bir noktada dönüp kullanılan varsayımların ne kadar gerçekçi olduğuna da bakmak gerekir.</p>
<p>Yeni programın en zor tarafı da burada... Bir yandan enflasyonun birkaç yıl içinde tek haneye doğru gerilemesi isteniyor, diğer yandan büyümenin giderek hızlanması hedefleniyor. Üstelik bütçe açığının da kontrol altına alınması bekleniyor. Bunların hepsi aynı anda olabilir mi? Olabilir. Ama kolay değil. Çünkü enflasyonu hızlı düşürmek için genellikle sıkı para politikası, kontrollü kredi büyümesi, daha zayıf iç talep ve ciddi bir mali disiplin gerekir. Bunlar da kısa vadede ekonomiyi hızlandırmaktan çok yavaşlatır. Dolayısıyla hem sert bir dezenflasyon, hem hızlanan büyüme, hem de daha iyi bütçe dengesi hedefleniyorsa, bunun arkasında çok güçlü bir verimlilik artışı, yatırım sıçraması ve yapısal dönüşüm görmek gerekir.</p>
<p>Tam da burada yıllardır duyduğumuz başlıklar yeniden karşımıza çıkıyor: yapısal reformlar, verimlilik, yatırım ortamı, yüksek katma değerli üretim, mali disiplin, fiyat istikrarı. Bunların hiçbiri yanlış değil. Hatta tam tersine, Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyler bunlar. Sorun, bu başlıkların neredeyse her programda yer almasına rağmen uygulamada aynı hızla ilerlememesi. Bu yüzden OVP’nin başarısını belirleyecek olan şey, metinde ne yazdığı değil, önümüzdeki aylarda hangi kararların alındığı ve bu kararların ne kadar kararlılıkla uygulandığı olacak.</p>
<p>Asıl mesele de zaten burada düğümleniyor. Bir ekonomi programının güvenilirliği, üç yıl sonrasına güzel rakamlar yazmakla oluşmuyor. O güven, bir yıl sonra dönüp bakıldığında “bu hedef büyük ölçüde tuttu” denilebildiği zaman oluşuyor. Türkiye’de ise uzun süredir bunun tam tersi yaşanıyor. Hedefler gerçekleşmelere yaklaşmıyor, gerçekleşmeler geldikçe hedefler yeniden yazılıyor.</p>
<p>Bu yüzden yeni OVP’nin önündeki en büyük problem yalnızca enflasyon değil, yalnızca büyüme de değil. En büyük problem güven. Vatandaşın, şirketlerin ve yatırımcıların artık yeni hedeflerden çok, tutan hedeflere ihtiyacı var. Üç yıl sonrasına tek haneli enflasyon yazmak kolay. Asıl mesele, gelecek yıl için koyduğunuz hedefi bir yıl sonra neredeyse iki katına çıkarmak zorunda kalmamak.</p>
<p>Yeni OVP’nin gerçek sınavı da 2029’da değil, önümüzdeki 12 ayda verilecek. Çünkü rakamlar değil, uygulama ikna eder. Programlar değil, tutarlılık güven yaratır.</p>
<p>Bu arada son not olarak, giderek artan faiz yükünün oldukça korkutucu bir hal alacağı da anlaşılıyor. Türkiye’nin parametreleri ile Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa’nın parametrelerini karşılaştıran doğru olduğunu düşünmüyorum. Kamu borcunu milli gelire oranı üzerinden yapılan güzellemelerin de giderek tehlikeli hale geldiğini ve müdahale edilmezse ileride büyük sıkıntıların yaşanacağını söylemeyi bir borç biliyorum. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-her-yil-itinayla-yenisi-yapilir-87083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP: Her yıl itinayla yenisi yapılır... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-2026-bitkisel-uretimde-2027-destekleri-aciklandi-87082</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta 2026, bitkisel üretimde 2027 destekleri açıklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bitkisel üretimde 2026 yılı temel desteği güncellenirken 2027 yılı desteği de açıklandı. Resmi Gazete’nin 8 Eylül 2026 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2026 yılında daha önce dekar başına 310 lira olarak açıklanan bitkisel üretim desteği 367 lira olarak güncellendi. Aynı karar ile 2027 yılı temel desteği de dekar başına 442 lira olarak belirlendi.</strong></p>
<p>Tarımda 2026 ve 2027 yılına ilişkin destekler açıklandı. Bitkisel üretimde 2026 yılı desteği güncellenirken 2027 yılı desteği açıklandı. Hayvancılıkta ise 2026 yılı destekleri açıklandı. Resmi Gazete’nin 8 Eylül 2026 tarihli sayısında tarım destekleri ile ilgili olarak iki kararname yayımlandı.</p>
<p>“2025-2027 Yıllarında Yapılacak Bitkisel Üretime Yönelik Desteklemeler ile Diğer Bazı Tarımsal Desteklemelere İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar” ile bitkisel üretimde 2026 yılı temel desteği güncellenirken 2027 yılı temel desteği de açıklandı. Buna göre, daha önce 2026 üretim yılı için dekar başına 310 lira olarak açıklanan temel destek 367 lira olarak güncellendi. Aynı karar ile 2027 yılı temel desteği de dekar başına 442 lira olarak belirlenerek açıklandı.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan “2024-2026 Yıllarında Yapılacak Hayvancılık Desteklemelerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı” ile 2026 yılı hayvancılık destekleri açıklandı. Hayvancılıkta buzağı temel desteği buzağı başına 1.400 liradan 2 bin liraya çıkarıldı. Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlak başına destek ise 300 liradan 430 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>2026 bitkisel üretim desteği güncellendi</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haziran ayı başında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin grup toplantısındaki konuşmasında İran savaşı nedeniyle artan maliyetler karşısında çiftçilerin yükünü hafifletmek amacıyla temel desteğin ve planlı üretim desteğinin güncelleneceğini açıklamıştı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu açıklamadan bir gün sonra hasadın tamamlanmasından sonra desteklerin güncelleneceğini söylemişti. Bu güncelleme yapılmış oldu.</p>
<p>2026 yılı bitkisel üretim temel desteği, 14 Eylül 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile dekar başına 310 lira olarak açıklanmıştı. Yaklaşık 1 yıl sonra, 8 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 310 liralık destek, dekar başına 57 liralık artışla 367 lira olarak güncellendi. Temel desteğin güncellenmesi ile planlı üretim desteği ve ürün bazındaki destekler de artmış oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0e2832d0a8-1788928643.png" alt="" width="656" height="303" /><strong>2027 temel desteği dekar başına 442 lira</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile 2027 üretim yılı temel desteği dekar başına 442 lira olarak belirlendi. 2026 yılı bitkisel üretim desteği 2027 yılı bütçesinden ödenecek. Dekar başına açıklanan 442 liralık temel destek ise 2028 yılı bütçesinden ödenecek.</p>
<p><strong>Planlama kapsamındaki destekler ne kadar oldu?</strong></p>
<p>Kararname ile güncellenen 2026 yılı destekleri ile yeni açıklanan 2027 yılı temel desteğiyle üreticinin alacağı destek miktarları da belirlenmiş oldu.</p>
<p>Üretim planlaması kapsamındaki 13 ürün ve yem bitkileri en fazla destek sağlanacak ürünler olacak. Buna göre, planlama kapsamındaki ürünlerden buğday, arpa ve mısırda temel destek ve planlı üretim desteği toplamı 2026 üretim yılı için 806 lira olarak belirlenmişken güncelleme ile bu destek 954 liraya çıktı. 2027 üretim yılı için ise bu ürünler için çiftçiye dekar başına 1.149 lira ödeme yapılacak.</p>
<p>Ayçiçeği, kuru fasulye, soya ve kanolada 2026 üretim yılı için temel destek ve planlama desteği toplamı 930 liradan 1.101 liraya güncellendi. 2027 üretim yılında ise bu tutar 1.326 lira olarak açıklandı.</p>
<p>Planlı üretim kapsamındaki ürünlerden kütlü pamukta dekar başına üreticiye 2026 yılında 1.395 lira olan destek 1.652 liraya güncellenirken 2027 üretimi için 2028 yılında dekar başına 1.989 lira destek ödemesi yapılacak.</p>
<p>Patates, kuru soğan ve aspirde ise 2026 yılında açıklanan ilk destek tutarı dekar başına 620 lira iken yapılan güncelleme ile temel destek ve planlama desteği toplamı dekar başına 734 lira oldu. Bu ürünlere 2027 üretim yılı için dekar başına 884 lira ödenecek.</p>
<p><strong>En yüksek artış nohut ve mercimekte</strong></p>
<p>Ürün bazında en yüksek artış ise planlı üretim kapsamındaki 13 ürün arasında yer alan mercimek ve nohut desteğinde oldu. Bu iki üründe dekara destek 734 liradan 884 liraya yükseltildi. 2027 üretim yılı için ise planlı üretim desteği yüzde 141 artırılarak dekara 1.326 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Sertifikalı tohumda da destekler arttı</strong></p>
<p>Sertifikalı tohum kullanım desteğinde de önemli artışlar yapıldı. Buna göre, 2027 üretim yılında sertifikalı tohum kullanımında dekar başına destek; soya ve yer fıstığında yüzde 101 artışla 442 liraya, nohut ve yem bezelyesinde yüzde 201 artışla 442 liraya, mercimekte yüzde 141 artışla 353,6 liraya çıkarıldı.</p>
<p>Tarımsal yayım ve danışmanlık desteği de bir önceki yıla göre yüzde 40 artırılarak 345 bin 450 liradan 483 bin 630 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Planlama kapsamında olmayan ürünlerde destek ne kadar oldu?</strong></p>
<p>Planlama kapsamında yer almayan fındık ve çayda çiftçiye 2026 üretim yılı için dekar başına 550 lira 50 kuruş temel destek ödenecek. Çay ve fındık için 2027 üretim yılı için 2028 yılında dekar başına 663 lira destek ödenecek.</p>
<p>Çeltik için 2026 üretim yılı için dekar başına 825 lira 75 kuruş ve 2027 üretim yılı için dekar başına 994 lira 50 kuruş destek verilecek.</p>
<p>Nadasa bırakılan alanlar için dekar başına 2026 yılı için 110 lira, 2027 yılı için 132 lira 60 kuruş ödenecek.</p>
<p>Diğer ürünler için, yani planlama kapsamında olmayan ürünlere ise 2026 yılı için dekar başına 367 lira, 2027 yılı için 442 lira ödeme yapılacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hayvancılıkta 2026 destekleri belli oldu</strong></span></p>
<p>Bitkisel üretimde 2027 yılı destekleri açıklanırken Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile hayvancılıkta ise 2026 yılı destekleri açıklandı.</p>
<p>Büyükbaş hayvancılıkta 2025 yılı için buzağı başına temel destek 1.400 lira iken 2026 yılı için 2 bin liraya çıkarıldı. Manda yetiştiriciliğinde malak başına destek 2 bin 800 liradan 4 bin liraya çıkarıldı. Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlak başına 2025 yılı için 300 lira olan destek 430 liraya çıkarıldı. Çoban desteği ise işletme başına 81 bin liradan 116 bin 100 liraya çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0e2928fdce-1788928658.png" alt="" width="592" height="409" /><strong>Arıcılık desteği örgüt üyeliğine göre değişiyor</strong></p>
<p>Karar kapsamında arıcılık desteğinde, üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına verilen temel destek 140 liradan 250 liraya çıkarıldı. Örgüt üyesi olmayan üreticiler için ise temel destek tutarı kovan başına 100 liradan 200 liraya yükseltildi.</p>
<p>İpek böceği temel desteği yüzde 36 artırılarak kilogram başına 1.100 liradan 1.500 liraya çıkarıldı. Tiftik üretimi temel desteği ise yüzde 38 artırılarak kilogram başına 160 liradan 220 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>İlave destekler geldi</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, yeni düzenleme kapsamında ayrıca bazı üretim alanlarında ilave destekler de sağlanacak.</p>
<p>- Güçlü Besi Güçlü Üretim Projesi kapsamındaki hayvanlarda, etçi ırk sperma ile yapılan tohumlama sonucunda doğan buzağılara buzağı başına ilave 1.000 lira destek verilecek.</p>
<p>- Göçer sevk kontrol noktasında doğan kuzu ve oğlaklar için hayvan başına ilave 215 lira, ari işletmelerde doğan dişi kuzu ve oğlaklar için ise hayvan başına ilave 860 lira destek sağlanacak.</p>
<p>- Tam izole bölgelerde koruma altına alınan arı gen kaynaklarını tampon koruma bölgesinde muhafaza eden üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına ilave 75 lira, üye olmayanlara ilave 60 lira destek verilecek.</p>
<p><strong>Çiğ süt desteği 20 kuruş olacak</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararnamede çiğ süt desteği açıklanmadı. Bakanlık yetkililerinin verdiği bilgiye göre çiğ sütte temel destek, 2025 yılında olduğu gibi litre başına 20 kuruş olarak uygulanacak.</p>
<p>Çiğ süt ile ilgili yapılan yeni bir düzenleme ile ürettikleri sütü Mesleki Yeterlilik Belgesi’ne sahip çiğ süt toplama ve/veya depolama sorumluları aracılığıyla işleme tesislerine satan üreticilere temel desteğe ilave destek sağlanacak.</p>
<p><strong>Su ürünleri ve hayvan gen kaynakları desteği de arttı</strong></p>
<p>Su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelere, ürettikleri türler ve üretim şekillerine göre verilen temel destek oranlarında yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişen oranlarda artışlar yapıldı. Hayvan gen kaynakları için verilen birim destek tutarları da bir önceki yıla göre yüzde 60 artırıldı.</p>
<p><strong>2025 buzağı desteği yeni ödenecek</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile 2026 yılı hayvancılık destekleri açıklanırken 2025 yılı buzağı desteği henüz ödenmedi. Hayvancılık sektörü temsilcileri, geçen hafta Aydın ve İzmir’de temaslarda bulunan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın buzağı desteğinin bu ay ödeneceğini söylediğini ifade etti.</p>
<p>2026 yılı ocak, şubat ve mart ayını kapsayan 1. dönem çiğ süt desteğinin ise ekim ayında ödenmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-2026-bitkisel-uretimde-2027-destekleri-aciklandi-87082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/yanmar-turkey-agroexpoda-yeni-traktorlerini-sergileyecek-1769906797.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta 2026, bitkisel üretimde 2027 destekleri açıklandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87080</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP hedefleri TCMB’nin faiz indirim sürecini nasıl şekillendirecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="OVP hedefleri TCMB’nin faiz indirim sürecini nasıl şekillendirecek? | Ekonomi Masası | 09 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/cHbOPUAjSds" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarlar Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopruler-yaptirdim-satip-savmaya-87081</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köprüler yaptırdım satıp savmaya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Köprülerimiz ve otoyollarımız milletin ortak eseridir. İşletmesi de geliri de geleceği de milletin elinde kalmalı. Seçim kazanacağım diye milli varlıkları belirsiz yapılara teslim edilemez, suçtur.</strong></p>
<p>Bestesi ve güftesi anonim türküdeki gibi; “<em>Köprüler yaptırdım gelip geçmeye</em> / <strong>Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye karam</strong>.” Şimdi bizler, <strong>30 yıllık halkın birikimiyle yaptırdığımız</strong> bazı <strong>otoyol</strong> ve <strong>köprülerimizin</strong> işletme hakkını<strong>, 30 yıllığına özelleştiriyoruz</strong>. Oysa bunlar milletindir, <strong>iktidarın değil</strong>.</p>
<p>Bunlar, <strong>kira kontratı</strong> değil, <strong>milletin damarlarıdır</strong>. Mülkiyetin devlette kalacağı söyleniyor. Bu önemlidir. Ama yetmez. Çünkü <strong>30 yıl</strong>, bir neslin ömrüdür. <strong>30 yıl</strong>, bir çocuğun doğup evlenip ev sahibi olacağı süredir. <strong>30 yıl</strong>, bir ülkenin stratejik altyapısının <strong>kimin elinde olacağını belirleyen</strong> süredir.</p>
<p><strong>GELECEK NESİLLERİN BÜTÇE GELİRLERİNİ 30 YIL BOYUNCA İPOTEK ETMEK</strong></p>
<p>Köprü ve otoyol <strong>yalnızca asfalt ve beton</strong> değildir. <strong>Ulaşımın sürekliliğidir</strong>. Ekonomik güvenliğin belkemiğidir. <strong>Olağanüstü halin sinir sistemidir</strong>. Vatandaşın <strong>nereden</strong> geçtiğinin, <strong>ne zaman</strong> geçtiğinin, <strong>nasıl ödediğinin</strong> kaydıdır. Bu tesisler başkasına bırakılırsa tartışma <strong>yalnızca paradan ibaret</strong> kalmaz.</p>
<p><strong>Araç geçişleri</strong>, güzergâh hareketliliği, <strong>ödeme bilgileri</strong>, trafik yoğunluğu… Bunlar ticari veri değildir. <strong>Bunlar milli güvenlik verisidir</strong>. Asıl soru: “<strong>Ne kadar gelir elde edilecek</strong>?” değildir. “Türkiye’nin stratejik altyapısı ve <strong>vatandaşın verisi kimin denetiminde olacak</strong>?” Çözüm; <strong>satıp savmak</strong> değildir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Köprü-otoyol devrine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bunu neden yapıyorlar?</em></strong></p>
<p><strong>Seçim ekonomisinin finansmanı için</strong>. Dış kaynak bulamayan, <strong>para basması</strong> yetmeyen, <strong>vergilerle</strong> daha fazlasını alamayan yönetim; <strong>seçimde harcamak üzere varlıklarını elden çıkarmayı</strong> kafaya koymuş…</p>
<p><strong><em>Karayolları yönetemiyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Aksine</strong>; ülkede doğru dürüst çalışan iki kurum vardır; <strong>1</strong>-cenaze işleri, <strong>2</strong>-karayolları… Özele peşkeş çekmek yerine; “<strong>Türkiye Köprü ve Otoyol İşletmeleri AŞ</strong>”<strong> Kurulsun</strong>, yönetimi <strong>devlette kalsın</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KENDİ EVİMİZİN ANAHTARINI BAŞKASINA VERMEK ZORUNDA DEĞİLİZ</strong></p>
<p><strong>Yabancı sermayeye</strong> mecbur değiliz. Kendi evimizin anahtarını <strong>başkasına vermek</strong> zorunda değiliz. Gelin, <strong>kendi kaynaklarımızı</strong> ayağa kaldıralım. Vatandaşı <strong>kendi yolunun ortağı</strong> yapalım. Türkiye üzerinde hesap kuranların planını, <strong>milletin tasarrufuyla</strong> bozalım. <strong>Bunlar milletin ortak eseridir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZELLEŞTİRME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Özelleştirme</strong>: Devletin mülkiyetindeki ekonomik faaliyetlerin bireylere, özel sektöre devri</p>
<p><strong>Yönetimin rasyonelleştirilmesi</strong>: Özelleştirmenin gerekçesi; kamudan daha verimli işletilebileceği</p>
<p><strong>Mülkiyetin devri</strong>: Türkiye’deki özelleştirmenin dönüştüğü durumda devlet; KİT’lerinden oluverdi</p>
<p><strong>Seçim ekonomisi</strong>: Popülizmin finansmanı için devletin mallarını satıp savma, kiralama, elden çıkarma</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopruler-yaptirdim-satip-savmaya-87081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Fatih-Sultan-Mehmet-Koprusu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köprüler yaptırdım satıp savmaya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-harcama-hedefine-bak-enflasyonun-ne-olacagini-gor-87079</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe harcama hedefine bak, enflasyonun ne olacağını gör!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi yönetimi diyor ki 2027 yılında fiyatlar yüzde 21 oranında artacak. Gerçekçi görünüyor bu oran. En azından 2025 ve 2026’nın yüzde 17,5 ve yüzde 16’lık oranları dikkate alınınca ayakları biraz daha yere basan bir oran görüntüsü var. Gerçi hiçbir yıl öngörülen enflasyon hedefinde kalınamıyor ama <strong>“Belki bu kez olabilir”</strong> düşüncesi biraz olsun oluşuyor.</p>
<p>Böyle düşünmeye yönelten etkenlerden biri de hedefin bu yılki gerçekleşme tahminine göre çok aşağıda belirlenmemesi. Çoğu kez bir sonraki yılın enflasyonu, içinde bulunulan yıl beklenen oranın neredeyse yarısı, hatta bazen daha da aşağısı düzeyinde öngörülürdü. Bu yıl üçte birlik bir azalma olacağı varsayılıyor.</p>
<p>Ama bunlar enflasyon hedefinin gerçekçi olduğunu söylemeye yeten etkenler mi?</p>
<p>Tamam, 2027 hedefi son iki yıldaki orandan yüksek…</p>
<p>Tamam, 2027’de 2026 tahminine göre üçte birlik bir azalma öngörülüyor.</p>
<p>Ama bunlar tek başına yüzde 21’in gerçekçi olduğunu söylemeye yetmiyor.</p>
<p>Bakılması gereken başka göstergeler de var. En başta bütçe harcamaları…</p>
<h2>Yüzde 21’e yüzde 39</h2>
<p>2027-2029 dönemi orta vadeli programına göre 2027’de bu yılın gerçekleşme beklentisine kıyasla merkezi yönetim bütçe harcamalarında yüzde 38,7 artış öngörülüyor.</p>
<p>Faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 38,4, faiz harcamalarındaki artış yüzde 40,5 olarak bekleniyor.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirlerinde öngörülen artış da yüzde 37,5 düzeyinde.</p>
<p>İlk bakışta gelir ve harcama aynı oranda artacağı için pek sorun yok gibi görünüyor.</p>
<p>Öyle ya basit bir ifadeyle gelir artışı ekonomiden çekilecek parayı, harcama ise ekonomiye verilecek parayı gösteriyor. Onlar da birbirine eşit.</p>
<p>Enflasyon yüzde 21 olacak ama harcamalar bu oranın neredeyse bir kat fazlası artış gösterecek.</p>
<p>Fiyatlar 100’den 121’e çıkacak, 2026’da 100 lira olan harcama toplamı ise 139 liraya yaklaşacak.</p>
<p>Aradaki 18 lira birilerinin cebine girecek. Cebe girmeyi peşkeş çekmek gibi olumsuz anlamda kullanmıyorum; bu para piyasaya girecek.</p>
<p>Daha fazla harcama, daha fazla enflasyon demek değil mi? Ama ekonomi yönetimi, <strong>“Verdiğim parayı başka yollarla çekeceğim, çok da sevinmeyin”</strong> diyor. Çünkü toplam gelirde yüzde 37,5 vergi gelirlerinde yüzde 36,5 artış öngörülüyor.</p>
<p>Gelir ve harcamadaki bu oranlar gerçekleşirse bu kez gelirin nasıl artırılacağı, harcamanın nerelere yapılacağı sorusu gündeme gelecek. Gelir artışının ana kaynağı da biraz önce belirttiğim gibi vergi olacak. </p>
<h2>Ya harcama artışı yüksek olursa?</h2>
<p>Peki ya harcama daha fazla artar ya da gelirde öngörülen artışa ulaşılamazsa?</p>
<p>Bir şekilde ekonomiye girecek olan o para -tabii ki hangi kanalla girdiği de önemli ama- bir talep yaratıp enflasyonu körüklemeyecek mi?</p>
<p>2027 bütçesinde personel giderlerinde öngörülen artış yalnızca yüzde 24 ve buna rağmen faiz hariç harcamada toplamda yüzde 38 oranında artış bekleniyor.</p>
<p>Seçimden bir önceki yıl olan, hatta belki de seçimin yapılacağı yıl olan 2027’de personel harcamaları neredeyse enflasyon düzeyinde tutulur mu, yoksa bu oran kağıt üstünde mi kalır?</p>
<p>Dolayısıyla eğer başka harcama kalemlerinden kısıp personele aktarma yapılmazsa bütçe harcamalarındaki artışı bu düzeylerde tutabilmek pek mümkün görünmüyor.</p>
<h2>Harcama ve gerçekleşen enflasyon</h2>
<p>Enflasyonla bütçe harcamalarındaki artış oranı bazı yıllar neredeyse tümüyle örtüşüyor.</p>
<p>Ama öngörü bazında değil, gerçekleşme bazında.</p>
<p>Örneğin 2025 yılında enflasyon yüzde 17,5, bütçe harcamasındaki artış ise yüzde 31,4 olarak öngörülmüştü. Enflasyon bütçede öngörülene çok yakın bir düzeyde, yüzde 30,9 olarak gerçekleşti.</p>
<p>2026’da enflasyon olarak yüzde 16 öngörülürken bütçe harcamasında yüzde 30 artış varsayımıyla yola çıkıldı. Enflasyonda son tahmin kaç, yüzde 28,4. Hatta bu oranda kalınması da zor ve muhtemelen yüzde 30 dolayında bir gerçekleşme olacak. Yani bütçedeki artışla aynı oran oluşacak.</p>
<p>Önceki yıllarda böyle bir bağ kurmak mümkün değil. Çünkü 2021’de faiz indirimiyle her şey altüst oldu, bunun etkisi 2022’de de sürdü; 2023 ise deprem yüzünden ek bütçe gerektiren ve öngörülen harcamanın çok üstüne çıkmayı zorunlu kılan bir dönemdi.</p>
<p>Dolayısıyla 2025 ve 2026’daki bağ, önceki yıllar için söz konusu olmuyor.</p>
<p>Bakalım 2027 nasıl geçecek? Son yıllarda bütçenin öngörülen artış oranından daha düşük bir artışa konu olduğu görülmedi. 2027’de aynı eğilim sürer ve harcama artışı öngörülen yüzde 38,7’nin de üstüne çıkarsa enflasyonun yüzde 21’de kalması nasıl mümkün olacak?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa0dffe1c672-1788927998.png" alt="" width="654" height="517" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-harcama-hedefine-bak-enflasyonun-ne-olacagini-gor-87079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçe harcama hedefine bak, enflasyonun ne olacağını gör! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-can-yakiyor-ama-ekonomi-politikasinin-tek-hedefi-gibi-gormek-yanlis-87078</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon can yakıyor ama ekonomi politikasının tek hedefi gibi görmek yanlış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>23-26 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) düzenleyecekleri <strong>“MÜSİAD EXPO 2026”</strong>yı anlatmak üzere düzenlediği sohbet toplantısında 1996 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>MÜSİAD EXPO’nun ilki 1996 yılında İzmir Fuarı’nda gerçekleşmişti. O tarihten beri iki yılda bir MÜSİAD EXPO’yu düzenliyoruz. Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın katılımcı bekliyoruz. 50 bin katılımcının 8 bini yurt dışından gelecek.</strong></p>
<p><strong>Burhan Özdemir</strong>’e düzenlediği sohbet toplantısında MÜSİAD Genel Başkan Yardımcıları <strong>Muhammed Selim Başdemir, Fahrettin Oylum, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mahmut Sefa Çelik </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Özdemir</strong>’de MÜSİAD EXPO ile ilgili sunumu sonrası 6 Eylül 2026’da açıklanan ve aynı gün Resmi Gazete’de yayınlanan Orta Vadeli Program 2027-2029’la ilgili değerlendirmesini sorduk, yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>OVP’de ilk kez nominal istikrar değil, piyasanın reel beklentileri öne çıktı. Daha gerçekçi veriler ortaya konuldu. Bu yılın yüzde 28.4 enflasyonla tamamlanması beklentisi, MÜSİAD’ın üye anketiyle uyumlu. Bizim ankette de yüzde 28.5 çıktı.</strong></p>
<p>Enflasyonda tek hanenin 2029’da öngörülmesini de daha gerçekçi bulduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>2027 yılında yüzde 21 enflasyon öngörülmesini de daha gerçekçi bulduk. Yeni dönem OVP’si genel olarak daha temkinli bir yaklaşımı yansıtıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bir yılda enflasyonun tek haneye düşeceği gibi bir hedef belirlenseydi, piyasa için öngörülemez durum devam ederdi. O nedenle en gerçekçi, en rasyonel OVP diye değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p>OVP’deki büyüme hedeflerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>OVP’de bu yılki büyüme hedefi yüzde 3.3’e çekilirken</strong><strong>,</strong><strong> 2027’de yüzde 4.2, 2028’de yüzde 4.6 ve 2029’da yüzde 5 öngörülüyor. Enflasyon düşürülürken büyüme nasıl yönetilecek? </strong>“Enflasyon düşerken büyüme olmaz” <strong>diye bir şey yok ama nasıl yönetilecek, tartışılmalı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sadece enflasyonla boğuşmadığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Enflasyon toplumun canını yakıyor, o nedenle gündemde ilk sırada yer alıyor ama ekonomi programının tek hedefi haline gelmesi de doğru değil. </strong>“Enflasyon düşerse tüm problemler hallolur” <strong>bakışını doğru bulmuyorum.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Enflasyonu önemsemeyelim” <strong>demiyorum ancak tek hedef haline getirilmesini doğru bulmuyorum. Enflasyonu yaratan farklı kaynaklar var. Tüketim bunlardan biri. Ayrıca şokların, yatırım ile finansman koşullarının etkisi de var.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele konusunda sanayi üretimine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Enflasyonu düşürmek amacıyla üretimi soğutmak zorunda kalmamalıyız. Ülkemizin insanını ve sanayicisini enflasyonu düşürmek ve üretimi soğutmak gibi bir seçenek arasında bırakmayalım.</strong></p>
<p><strong>Burhan Özdemir, </strong>faizlerin yüksekliği konusundaki bir soruyu yanıtlarken şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Üretimi canlandırmak amacıyla faizleri indirmek tek başına doğru bir sonuç vermez. Önceki dönemlerde düşük faiz ortamında sağlanan kredilerin önemli bölümü üretim yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani, geçmişte bu test edildi.</strong></p>
<p>Sanayicilerin bugün yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalmasının nedenlerini geçmişte aramak gerektiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Kredi imkanlarının olduğu dönemlerde teknolojik dönüşüme ve özkaynakların güçlendirilmesine yeterince kaynak ayrılmadı.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan, </strong>bir süredir uygulanan ekonomik programın, <strong>“erken sanayisizleşme” </strong>etkisine dikkat çekiyor.</p>
<p>MÜSİAD Başkanı <strong>Özdemir</strong>’in, <strong>“Enflasyonu düşürmek amacıyla üretimi soğutmak zorunda kalmamalıyız” </strong>mesajı da <strong>“erken sanayisizleşme” </strong>uyarısıyla örtüşüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Savunma’yı örnek alalım, sağlık ve gıda sektörü için ‘başkanlık modeli’ne geçelim</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>savunma sanayisinde sağlanan başarıya, ulaşılan noktanın önemine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Doğrudan Cumhurbaşkanımıza bağlı Savunma Sanayi Başkanlığı modelinin sağlanan başarıda büyük payı var. Ancak, savunma sanayi bugünkünün 3 katı büyüklüğe de ulaşsa, Türkiye’nin genel büyümesine etkisi, katkısı sınırlı kalır.</strong></p>
<p>Savunma sanayinde başarıya ulaştıran modelin başka sektörlere de uygulanmasını önerdi:</p>
<p>-          <strong>Sağlık ve gıda sektörü için de başkanlık modeline geçilmeli. Yani, </strong>“Gıda Endüstrisi Başkanlığı” <strong>ve </strong>“Sağlık Endüstrisi Başkanlığı” <strong>kurulmalı. Evet, bakanlıklar var ama her iki bakanlık da endüstri tarafına odaklanacak yapıda değil.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknoloji yoğun üretime geçişte gecikmenin maliyeti daha yüksek</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>sanayide yatırım kararlarının yalnızca kısa vadeli finansman koşullarıyla alınmaması gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sanayide yatırım kararları öngörülebilirlik, verimlilik ve teknolojik dönüşüm perspektifiyle ele alınmalı. Türkiye, önümüzdeki dönemde yapay zeka ve yeni teknolojilere daha fazla yatırım yapmalı.</strong></p>
<p>Teknolojiye, yapay zekaya bütün dünyanın para harcadığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim de harcamamız gerekiyor. Başkaları bu dönüşümden yüzde 20, 30, 40 etkilenirken biz yüzde 100 etkilenebiliriz. Çünkü, teknoloji yoğun üretime geçişte gecikmenin maliyeti çok daha yüksek olur. Bilmediğimiz şeyi tahminle yönetemeyiz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin rekabet gücü yalnızca maliyet avantajıyla değil, teknoloji, Ar-Ge, yazılım, tasarım, mühendislik ve verimlilik artışıyla şekillenecek.</strong></p>
<p>İhracatta imalat sanayinin payının yüzde 94 dolayında olmasının güçlü sanayi altyapısının kanıtı olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payı</strong><strong>nın</strong><strong> yüzde 4.4 seviyesinde kalması, önümüzdeki dönüşümü net bir şekilde ortaya koymaktadır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">70 ülkeden 400’ü aşkın nitelikli alım heyeti geliyor</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, “MÜSİAD EXPO 2026”</strong>nın 300’ü aşkın firmanın stantlarında dünya pazarlarıyla buluşmasına ortam hazırlayacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>MÜSİAD EXPO, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir alan değil, yeni ortaklıkların kurulduğu, ihracat ağlarının genişletildiği ve sürdürülebilir küresel ticaret fırsatlarının inşa edildiği dinamik bir ekosistemdir.</strong></p>
<p>Fuar döneminde 70 ülkeden 400’ü aşkın nitelikli alım heyetinin üreticilerle, ihracatçılarla doğrudan masaya oturtulacağını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Organize edilecek ikili iş görüşmeleri ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz. Üreticimizin yeni pazarlara erişimini hızlandırmak en teme</strong><strong>l</strong><strong> gayemiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her önüne gelenin istediği yatırımı yapmaması gerekir</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>3-4 aydır Türkiye’deki atıl kapasite üzerinde çalıştıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Atıl kapasite hem fırsattır hem de dert yaratabilir. Atıl kapasite üretim maliyetlerine yansıyor. Yani, çok daha masraflı üretim yapılmasına yol açabiliyor.</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yatırımlarla ilgili frenleyici tedbirlerle donatılması gerektiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Her önüne gelenin istediği yatırım yapmasına müsaade edilmemeli. Yatırımcılar, </strong>“Kendi paramı harcıyorum” <strong>diyebilir. Ancak, o para son tahlilde ülkenin kaynağıdır. O kaynağı plan çerçevesinde değerlendirmek gerekir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sanayi envanterinin çıkarılması gerektiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Envanter çıktıktan sonra yatırımların doğru yönlendirilebileceği bilgiye sahip olunur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin’e karşı ticari bariyer gerekiyor</span></h2>
<p><strong>MÜSİAD </strong>Genel Başkanı <strong>Burhan Özdemir, </strong>Çin’in küresel ticaretteki ağırlığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çin’e karşı ticari bariyerler gerekiyor. Bu bariyerlerin belki enflasyona yukarı yönlü etkisi olabilir.</strong></p>
<p>Küresel gelişmelerin Türkiye’nin ihracatına etkilerini değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının olumsuz yansımaları elbette oldu. Ancak, tekstil sektörüne sipariş dönüşü sağladı. Avrupalı alıcılar olası riskleri dikkate alarak siparişlerini Çin yerine Türkiye’ye kaydırdı.</strong></p>
<p><strong>Özdemir, </strong>küresel ticaret hacminde de önemli bir yavaşlama yaşandığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu ortamda Türkiye’nin yeni tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi oldukça önemli. Küresel jeopolitik gelişmeler tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-can-yakiyor-ama-ekonomi-politikasinin-tek-hedefi-gibi-gormek-yanlis-87078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/burhan-ozd-1788927479.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon can yakıyor ama ekonomi politikasının tek hedefi gibi görmek yanlış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-tekstil-ve-hazir-giyim-rekabetinde-10-puan-geride-87077</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye, tekstil ve hazır giyim rekabetinde 10 puan geride&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), sektörün rekabet gücündeki kayba dikkat çekerek üretim, istihdam, teknoloji, finansman ve marka politikasını tek çatı altında toplayacak bütünleşik bir sanayi politikası çağrısı yaptı. TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren, mevcut desteklerin istihdam çıkışını durdurmaya yetmeyeceğini, önlem alınmaması halinde istihdam sızıntısının süreceğini söyledi.</p>
<p>Narbay, hazır giyimde maliyetlerin yaklaşık yüzde 40’ını büyük ölçüde döviz bazında fiyatlanan girdilerin oluşturduğunu söyledi. Kalan yüzde 60’ın ise işçilik, enerji, finansman ve genel giderler başta olmak üzere Türkiye’de oluşan maliyetlerden meydana geldiğini belirten Narbay, yüksek yerli katma değer oranının mevcut kur-maliyet makası nedeniyle rekabetçiliği olumsuz etkilediğini ifade etti.</p>
<h2>10 milyar dolarlık kapasite kaybedilebilir </h2>
<p>2022-Ağustos 2026 döneminde ücretlerin 5,1, finansman maliyetlerinin 4,1, enflasyonun 3,8 katına çıktığını, buna karşılık döviz paritesindeki artışın 2,6 katta kaldığını belirten Narbay, bu farkın sektörün dolar bazındaki maliyetlerinde yaklaşık yüzde 30 artışa yol açtığını söyledi. Yerli maliyet oranı yüksek diğer ihracatçı sektörlerin de benzer baskıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.</p>
<p>Maliyet baskısının üretim ve istihdama da yansıdığını savunan Narbay, 2022-2026 döneminde tekstil ve hazır giyimde 364 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını söyledi. Sektörün makine yatırımlarının yaklaşık 6-6,5 milyar dolar, bina yatırımlarıyla birlikte toplam yatırım stokunun ise 10 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirten Narbay, üretimdeki daralmanın mevcut kapasitenin kaybedilmesi riskini artırdığını ifade etti.</p>
<h2>“Yüzde 13,6 FAVÖK üreten sanayici yok” </h2>
<p>Sanayinin önündeki en önemli sorunlardan birinin finansman maliyetleri olduğunu dile getiren Narbay, mevcut faiz koşullarında Türkiye’deki işletmelerin sermayelerini koruyabilmek için yüzde 13,6 FAVÖK üretmesi gerektiğini söyledi. Düşük enflasyon ve faiz ortamında çalışan rakip ülkelerde bu oranın yüzde 3,6 civarında olduğunu belirten Narbay, yaklaşık 10 puanlık farkın Türk ihracatçısını daha üretime başlamadan dezavantajlı hale getirdiğini savundu.</p>
<p>“Yüzde 13,6 FAVÖK ile çalışan sanayici olmadığına göre işletmeler sermayelerini kaybediyor veya borçluluklarını artırıyor” diyen Narbay, yüksek risksiz finansal getirilerin sermayenin üretime yönelmesini de zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>“Ücret 11 kat, kur 6,5 kat arttı” </h2>
<p>TGSD’nin çalışmasına göre 2020-2026 döneminde ücretler yaklaşık 11 kat, tüketici fiyatları 9 kat artarken döviz kurundaki yükseliş 6,5 katta kaldı. Kurun enflasyonu kontrol altında tutmak amacıyla baskılanmasının üretim üzerindeki sonuçlarının da dikkate alınması gerektiğini savunan Narbay, “Ücretler 11 kat arttı ancak çalışanların refahında aynı ölçüde bir artış oluşmadı. Buna karşılık sanayinin rekabet gücü zayıfladı” dedi.</p>
<h2>Sanayisizleşme patikasına dikkat </h2>
<p>Narbay, Avrupa’nın düşük ve orta teknolojili üretimi üçüncü ülkelere kaydırmasının uzun vadede üretim ekosistemini zayıflattığını savundu. Türkiye’nin benzer bir sürece girmemesi için mevcut üretim kapasitesinin korunması gerektiğini söyledi.</p>
<h2>23 ülke arasında maliyette 18’inci </h2>
<p>TGSD’nin Türkiye’nin rekabet gücünü ölçmek amacıyla 23 rakip üretici ülkeyi sekiz ana ve 21 alt parametre üzerinden karşılaştırdığını belirten Narbay, mevcut maliyet yapısıyla Türkiye’nin 23 ülke arasında 18’inci sırada yer aldığını söyledi. Maliyet rekabeti yerine üretim kabiliyeti, erişim ve yaratılan değerin öne çıkarıldığı bir model uygulanması halinde ise Türkiye’nin ilk sıraya kadar yükselebileceğini savundu.</p>
<h2>14-15 yıl sonrasını düşünmeliyiz </h2>
<p>Nüfus artışındaki yavaşlamanın da sanayi için yapısal risk olduğunu belirten Narbay, geçmişte yılda yaklaşık 1 milyon kişi artan nüfusta son dört yıllık ortalamanın yaklaşık 350 bine gerilediğini söyledi. Bunun 14-15 yıl sonra çalışma hayatına girecek nüfusu etkileyeceğini kaydeden Narbay, “Bugün planlayarak yapmadığımız şeyi yarın refleksle yapmak zorunda kalırız” dedi.</p>
<h2>Yeni sanayi politikası çağrısı </h2>
<p>Türkiye’nin sanayi politikası açısından yol ayrımında olduğunu söyleyen Narbay, mevcut eğilimin sürmesi halinde üretim kapasitesinde daralma, kalıcı pazar kayıpları ve istihdam sızıntısının devam edebileceğini belirtti. TGSD’nin yol haritasında kısa vade 2026-2028 dönemini kapsayan “stabilizasyon”, orta vade “değişim ve dönüşüm”, uzun vade ise “Türkiye Markası” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Kısa vadeli öneriler arasında net ihracata yüzde 10 döviz dönüşüm desteği, iş gücü desteklerinin bölgesel gelişmişlik seviyesine göre artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması bulunuyor. Orta vadede üretimin ürün segmentlerine göre yeniden konumlandırılması öneriliyor. Buna göre lüks ürünlerin Batı bölgelerinde, premium segmentin Orta Anadolu’da, orta segmentin Doğu Anadolu’da, ekonomik ürünlerin ise sınır bölgelerindeki üretim havzalarında üretilmesi öngörülüyor. TGSD ayrıca teşviklerin tek merkezden ve ortak bir sistem üzerinden yürütülmesini talep ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda Made in Türkiye damgası</span></h2>
<p>TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, 13-14 Ekim’de “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla düzenlenecek 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda rekabet gücü, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik, yapay zekâ, dijitalleşme ve üretim teknolojilerinin ele alınacağını söyledi. Özüren, “Made in Türkiye” kavramını inovasyon, teknoloji, tasarım, lojistik ve marka gücüyle yeniden tanımlamayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-tekstil-ve-hazir-giyim-rekabetinde-10-puan-geride-87077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/TGSD-Baskanlari-Toygar-Narbay-ve-Dr.-Umit-Ozuren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz, ücret artışları ve kur-maliyet makasının rekabet gücünü aşındırdığını belirten TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, Türkiye’de sanayicinin sermayesini korumak için yüzde 13,6 FAVÖK üretmesi gerektiğini, rakiplerde bu oranın yüzde 3,6 olduğunu söyleyerek, “Daha üretime başlamadan 10 puan gerideyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sermayedeki-pay-sahipligi-yukumluluk-siniri-yuzde-3-oldu-87122</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada pay sahipliği yükümlülük sınırı yüzde 3 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğiyle ilgili kararlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 11 Eylül 2026 gün sonundan itibaren kurul, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olmasına karar verdi.</p>
<p>Diğer taraftan doğrudan yüzde 3 ve üzeri paya sahip gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo ile serbest fonlar dahil dolaylı yoldan yüzde 10 ve üzeri paya sahip olan gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından anlık güncellenecek.</p>
<p>MKK tarafından açıklanan dolaylı pay sahipliği verileri pay alım teklifi yükümlülüğü gibi dolaylı pay sahipliğinin değerlendirildiği düzenlemeler açısından doğrudan esas alınabilecek nitelik arz etmeyecek.</p>
<p>Söz konusu veriler, malvarlıksal hakların oranına ilişkin bilgi sunma amaçlı olarak verilecek.</p>
<p>Fiili dolaşımdaki pay kavramı "halka açıklık oranını gösteren kavram" olarak tanımlanacak ve fiili dolaşımdaki pay oranı MKK tarafından izlenebilen paylar üzerinden hesaplanan fiili dolaşımdaki pay adedinin MKK’nin izleyebildiği toplam pay adedine bölünmesi suretiyle hesaplanacak.</p>
<p>Kamu tüzel kişiliğinin mülkiyetindeki paylar ile şirketin, şirket kurucularının ve konsolidasyona tabi ilişkili kuruluşların sahip olduğu paylar hesaba dahil edilmeyecek.</p>
<p>Geri Alınan Paylar Tebliği ve pay geri alımlarına ilişkin SPK ilke kararları kapsamında gerçekleştirilen geri alım işlemleriyle alınan paylar da fiili dolaşım dışında tutulacak. Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların ellerindeki paylar da aynı kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Şirketin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür veya yetki ve görevleri itibarıyla genel müdüre denk ya da daha üst konumlarda görev yapanların sahip olduğu paylar da fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyecek. Genel müdüre veya genel müdüre denk kişilere doğrudan bağlı olarak çalışan genel müdür yardımcısı ve benzeri unvanlara sahip üst düzey yöneticilerin payları da kapsam dışında tutulacak.</p>
<p>Şirketlerin sandık ve vakıflarının mülkiyetindeki paylar da hesaplamaya dahil edilmeyecek. Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında özkaynak olarak verilenler, kredili işlemle alınarak teminata konu edilenler veya İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ piyasaları için teminata konu edilenler dışında teminat olarak verilen paylar da fiili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<p>Hukuken kısıtlı ve alım satıma konu edilemeyen payların yanı sıra yasaklı ve hacizli paylar da fiili dolaşımdaki pay tanımına dahil edilmeyecek.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki paylar fiili dolaşımdaki tanımın dışında tutulacak</strong></p>
<p>Fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyen paylara sahip kişilerin, serbest veya serbest özel fon katılma payları ile Borsa İstanbul'da işlem gören halka açık şirketlerdeki payları nedeniyle sahip oldukları ihraççı paylarının ilgili fon veya halka açık şirketteki sahiplik oranına isabet eden kısmı da fiili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<p>Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların belirlenmesinde de bu kişilerin serbest veya serbest özel fon katılma payları ile Borsa İstanbul'da işlem gören halka açık şirketler üzerinden sahip oldukları paylar dikkate alınacak. Söz konusu paylar, ilgili fon veya halka açık şirketteki sahiplik oranları nispetinde hesaplamaya dahil edilecek.</p>
<p>Yurt dışı piyasalarda işlem gören paylar da fiili dolaşımdaki pay tanımının dışında tutulacak.</p>
<p>Fiili dolaşımdaki pay adedi ve fiili dolaşımdaki pay oranı verileri, 11 Eylül 2026 tarihinden itibaren MKK tarafından günlük olarak hesaplanacak ve kamuya duyurulacak.</p>
<p>Borsa İstanbul'da payları işlem gören tüm şirketler de fiili dolaşımdaki pay kriterleri kapsamına giren gerçek ve tüzel kişilerin kimlik ve unvan bilgilerini her ayın ilk iş gününde MKK'ye bildirecek. Bu konuda MKK görevlendirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sermayedeki-pay-sahipligi-yukumluluk-siniri-yuzde-3-oldu-87122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırını yüzde 3 olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-yillik-yuzde-54-artti-87121</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;nin yolcu sayısı yıllık yüzde 5,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) Ocak-Ağustos 2026 dönemine ait trafik sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şirketin ocak-ağustosta taşıdığı yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 artarak 64 milyon olarak gerçekleşti. Yurt dışı yolcu sayısı yüzde 6,1 artışla 41,8 milyona, yurt içi yolcu sayısı ise yüzde 4,3 yükselişle 22,2 milyona çıktı.</p>
<p>Geçen yılın aynı döneminde yüzde 82,7 olan yolcu doluluk oranı yüzde 84,7'ye yükselirken, yurt dışı doluluk oranı yüzde 84,5, yurt içi doluluk oranı ise yüzde 86,5 oldu.</p>
<p>Uçulan nokta sayısı ocak-ağustos döneminde bir önceki yıl 353 iken 358'e çıktı. Uçak sayısı ise yüzde 13 yükselişle 501'den 566'ya yükseldi.</p>
<p><strong>Ağustosta taşınan yolcu sayısı 10 milyon oldu</strong></p>
<p>Şirketin ağustosta taşıdığı yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,6 artarak 10 milyon olarak gerçekleşti. Yurt dışı yolcu sayısı yüzde 5 yükselişle 6,4 milyona, yurt içi yolcu sayısı ise yüzde 6,8 artışla 3,6 milyona çıktı.</p>
<p>Geçen yılın ağustos ayında yüzde 86,6 olan yolcu doluluk oranı yüzde 88'e yükselirken, yurt dışı doluluk oranı yüzde 87,6, yurt içi doluluk oranı ise yüzde 91,3 oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-yolcu-sayisi-yillik-yuzde-54-artti-87121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY&#039;nin yılın 8 aylık döneminde taşıdığı yolcu sayısı geçen yıla göre yüzde 5,4 artışla 64 milyona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bayraktar-herkes-akaryakit-istasyonuna-gidince-krizi-goruyor-87120</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bayraktar: Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası'nda iş insanlarıyla bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ekonomideki temel problemlerinden birinin cari açık olduğunu söyledi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Türkiye'nin enerji kaynaklı cari açığını düşürme görevi olduğunu belirten Bayraktar, Türkiye'nin her yıl 60-70 milyar dolarlık enerji ithal ettiğini, bu faturanın aşağı düşürülmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye Yüzyılı vizyonunun temel hedeflerinden birinin "enerjide bağımsızlık" olduğuna işaret eden Bayraktar, "Türkiye bu sorunu mutlaka çözmek durumunda, kendi kendine yeten bir ülke olmak durumunda. Bütün politikalarımız bunun üzerine şekilleniyor." diye konuştu.</p>
<p>Cari açıkla mücadele için iş insanlarının katma değerli ürünler üretmesi gerektiğini aktaran Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın sona ermesi ve katma değerli ürün üretimiyle ekonomik anlamda sıkıntı kalmayacağını söyledi.</p>
<p>Dünyada belirsizliklerin artarak devam ettiğine dikkati çeken Bayraktar, 2020'de başlayan Kovid-19 salgını, 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, 2023'teki 6 Şubat depremleri ile 7 Ekim'de İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları nedeniyle krizler yaşandığını vurguladı.</p>
<p>Bayraktar, 2026'da başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğine işaret eden Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Çünkü çok önemli bir komşumuz. Hem de bir anlamda ticari olarak önemli bir ülke bizim için. Enerji yolları bundan çok ciddi etkilendi. Yani Hürmüz nedeniyle bugün dünyada çok büyük bir enerji krizi var. Arz noktasında Türkiye'nin bir sıkıntısı yok ama mazot fiyatlarının nereye geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir dünyadan geçiyoruz. Bu kadar belirsizliğin beraberinde birçok ticaret savaşının olduğu, yaptırımların olduğu, ülkelerin bazı konularda ihracat yasağı getirdiği, bizim giriş için zorlanmaya başlayacağımız Avrupa pazarı... Bizim için ihracat açısından çok önemli. Şimdi sınırda karbon düzenlemesi var. Mal satmak daha zor hale geliyor. Dolayısıyla belirsizliğin olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz."</p>
<p>Bayraktar, bir denge gelene kadar dünyanın bu tür krizleri yaşayacak gibi göründüğünü söyledi.</p>
<p><strong>"Enerji yoksa yapay zekadan bahsetmek mümkün değil"</strong></p>
<p>Dünyada "yapay zeka" fırtınasının gelmekte olduğunu ifade eden Bayraktar, buna devletin, üniversitelerin, iş dünyasının ciddi bir hazırlık yapması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yapay zeka çağında iki unsurun rekabette öne çıktığının altını çizen Bayraktar, "Bunlardan biri enerji. Enerji yoksa yapay zekadan bahsetmek mümkün değil. Veri merkezleri olacak. Çok ciddi bir elektrik ihtiyacı gözüküyor. Enerji altyapınız, enerji üretim gücünüz yoksa bu alanda geri kalma riski ile karşı karşıyasınız. İkincisi, bunun ihtiyaç duyduğu madenler önem arz ediyor. Çip üretimi, çip için gerekli nadir toprak elementi dediğimiz alanlar. Dolayısıyla dünyada şimdi yeni rekabet alanları. Bugün gördüğünüz bütün konvansiyonel savaşların, enerji savaşlarının, maden savaşlarının ve ticari savaşların arkasında kim bu rekabet gücünü ele geçirecek, bu var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'de üretim, istihdam, nüfusun artışı gibi geleneksel nedenlerle elektrik, doğal gaz, akaryakıt ihtiyacının büyümeye devam edeceğini, yapay zeka yatırımlarından dolayı da enerji talebinin yükseleceğini belirten Bayraktar, elektrikli araç kullanımı, soğutma ve deniz suyu arıtma ihtiyacı gibi nedenlerle enerjiye olan ihtiyacın artacağını kaydetti.</p>
<p>Enerjinin artık rekabetin bir unsuru haline geldiğini vurgulayan Bayraktar, Türkiye'nin ilk hedefinin artan enerji talebini kendi imkanlarıyla karşılamak olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Elektrikte yüzde 65 yerliliğe ulaşmış durumdayız"</strong></p>
<p>Türkiye'de her şeyi elektrikli yapmak istediklerini ve detaylarını yakında kamuoyu ile paylaşacaklarını aktaran Bayraktar, şunları söyledi:</p>
<p>"Türkiye'de ekonominin bütün alanlarında, binalarda, sanayide, ticarette, tarımda, ulaştırmada elektrikleşmeyi en üst düzeye çıkarmamız lazım. Çünkü Türkiye'nin enerji alanında en güçlü olduğu alanlardan bir tanesi elektrik. Elektrikte dışa bağlılığımız yüzde 35'lerde. Yani yüzde 65 yerliliğe ulaşmış durumdayız. Bu çok önemli bir rakam. Dolayısıyla buradan yürümemiz lazım. Doğal gaz ve petrolde hala şu anda yüzde 15 civarındayız. Dolayısıyla biz elektrikleşmeyi başa koyduk."</p>
<p>Türkiye'de 2035'te 8-10 milyon aracın elektrikli olması gerektiğine işaret eden Bayraktar, "Bu bizim mazota olan talebimizi düşürecek ki düşürmemiz lazım. Çünkü şu anda dünyada dizel krizi var. Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor. 90 liraya dayanmış bir mazot fiyatından bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye olarak bir taraftan kendi kaynaklarımızı arayacağız ama bir taraftan da talep ile ilgili de bazı dönüşümleri yapmamız lazım. Onun için elektrikleşme, ulaştırmadaki elektrikleşmeyi çok önemsiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"70 yıllık bu rüyayı inşallah Türkiye'nin yaşamasını sağlayacağız"</strong></p>
<p>Türkiye'nin gelecek 20 yılda bütün yenilenebilir enerji kaynaklarını maksimum düzeyde kullanması gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şu ana kadar güneş ve rüzgarda son 15 yılda çok önemli aşama kaydettik. Ama potansiyelimiz gayet büyük ve inşallah bunu artırmamız gerekiyor. Yani Türkiye'nin her yıl en az 10 bin megavatlık güneş ve rüzgar kurulu gücüne erişmesi lazım. Sanayicilerimiz, ticarethanelerimiz kendi öz tüketimleri için bir sürü yatırım yaptılar. Şimdi bir saatlik mahsuplaşma işi çıktı, herkesin morali biraz bozuldu. Ama Türkiye'nin her yıl bu 8, 10 ve 12 bin megavatları yapması lazım ki o yenilenebilir potansiyelini biz hayata geçirelim."</p>
<p>Bunun yanı sıra Türkiye'nin enerjisini verimli kullanması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, enerji verimliliği konusunda 2024-2030 dönemi için 20 milyar dolara yakın dönüşüm projelerinin olduğunu söyledi.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin petrol ve doğal gaz arama stratejisinin, dışa bağımlılığı bitirmede çok önemli olduğunu belirterek, bu nedenle Gabar'da, Karadeniz'de, Somali'de, Libya'da, Irak'ta doğal gaz ve petrol aradıklarını, yakında Pakistan'da da arama konusunda çalışma içerisinde olduklarını bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin mutlak suretle nükleeri yapmak zorunda olduğunu ifade eden Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Fakat siyasi, ekonomik istikrarın olmadığı ve güçlü bir siyasi iradenin olmadığı yerde bunu yapma şansınız yok. Nükleer santral dediğimizde imzayı attığınız günden kurulana kadar en az 15-20 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Türkiye, Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde 2010 yılında Rusya Federasyonu ile bu anlaşmayı akdetti. Şimdi ilk reaktörden elektriği üretmek için artık gün sayıyoruz. 70 yıllık bu rüyayı inşallah Türkiye'nin yaşamasını sağlayacağız. Orada yapacağımız ilave 3 reaktör, toplam 4 reaktör, Sinop ve Trakya santralleriyle istiyoruz ki Türkiye, 2050'ye geldiğimizde yüzde 10-15 elektriğini nükleerden sağlayan bir ülke olsun."</p>
<p>Akkuyu'da önemli ölçüde yerlileşme oranına sahip olduklarını aktaran Bayraktar, yerli üretim ekosisteminin oluşmaya başladığını, bu yeni alanda Türkiye'nin teknolojiye sahip olduğunu, teknolojiyi üreten bir ülke olarak en az 5 bin MW'lik bir kurulu gücü nükleerde tedarik etmek istediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin böyle bir bölgede çok daha güçlü olması gerekiyor"</strong></p>
<p>Madenlerin de Türkiye için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"En önemli ihtiyacımız, elektrik altyapımızın güçlü olması. Bakıra ihtiyaç var. Diğer kritik madenler, depolama ile alakalı lityum, nikel. Bütün bu kritik stratejik madenlerde Türkiye'nin kaynaklarını ekonomiye kazandırmamız lazım. Biz son dönemde aldığımız kararla altını da kritik madenler sınıfına koyduk. Çünkü Türkiye'nin o kadar büyük bir altın ithalatı var ki bazı yıllar 25-30 milyar dolarları buluyor. Cari açık dedik ya, alın size bir cari açık kalemi. Türkiye'nin yerin altında 10 bin ton altını var. Ama orada durduğu zaman kimseye bir faydası yok. Yani orada duruyor. Onu mutlaka üretime, ekonomiye katmamız lazım. Türkiye bütün bunları yaptığında güçlü bir enerji altyapısıyla beraber o zaman işte o başta dediğimiz ve bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların, ekonomik kırılganlıkların üstesinden gelmiş olacak. İnşallah öyle bir ülkede, belki 500 milyar dolarları aşan ihracatı olan, çok daha güçlü bir ekonomisi olan bir ülke haline geleceğiz ki Türkiye'nin böyle bir bölgede, etrafımızın ateş çemberi olduğu bir dönemde hem ekonomik olarak hem siyasi olarak çok daha güçlü olması gerekiyor."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bayraktar-herkes-akaryakit-istasyonuna-gidince-krizi-goruyor-87120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/463-1788940787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çorum&#039;da iş insanlarıyla bir araya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Herkes akaryakıt istasyonuna gidince krizi görüyor. 90 liraya dayanmış bir mazot fiyatından bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye olarak bir taraftan kendi kaynaklarımızı arayacağız ama bir taraftan da talep ile ilgili de bazı dönüşümleri yapmamız lazım. Onun için elektrikleşme, ulaştırmadaki elektrikleşmeyi çok önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fuar38-ve-1dunya-yatak-kayseriye-iyi-geldi-87116</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fuar38 ve 1Dünya Yatak Kayseri’ye iyi geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Kocasinan Belediyesi’nin hayata geçirdiği Fuar38’in kapanış programına katıldım. 38 gün boyunca Kayseri’de gerçekten farklı bir atmosfer oluştu. Şehrin geçmişteki fuar kültürünün yeniden hatırlanması bir yana, Kayserililerin böyle bir organizasyona ne kadar ihtiyaç duyduğunu da hep birlikte görmüş olduk.</p>
<p>Kayseri’nin nüfusu yaklaşık 1,5 milyon. Fuar38’i ise 38 gün içerisinde yaklaşık 2 milyon kişi ziyaret etti. Bence bu rakamın kendisinden daha önemli olan, bu rakamın bize ne söylediği. İnsanlar sadece bir fuar alanına gitmedi; evlerinden çıktı, birlikte vakit geçirdi, eğlendi, alışveriş yaptı, konser izledi, çocuklarını gezdirdi. Kısacası şehir nefes aldı. Fuar alanında ticaret yapan esnaf açısından da hareketli bir dönem yaşandı. Dolayısıyla organizasyon şehirdeki ticareti de canlandırdı. Ancak benim Fuar38’de en çok dikkatimi çeken şey, insanların psikolojisine yaptığı etkiydi.</p>
<p>Bunda Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar’ın da önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Ahmet Başkanın özellikle insanlarla iletişim kurma biçimi dikkatimi çekti. Espriye açık, mizahtan anlayan bir yapısı var. Başkanın bu yapısı hem belediye çalışanları üzerinde hem de halk üzerinde kucaklayan bir etki yarattığı için fuar38 herkese iyi geldi. Bu açıdan bakıldığında Fuar38, Kocasinan Belediyesi için çok başarılı bir organizasyon olmanın ötesinde, belediyenin kendisini şehirle daha güçlü bir şekilde buluşturduğu bir çalışma oldu. Tam da bu düşünceler aklımdayken, geçtiğimiz günlerde 1Dünya Yatak’ın düzenlediği yaza veda programına katıldım.</p>
<p><strong>İnsana iyi gelen işler, eninde sonunda büyüyor </strong></p>
<p>1Dünya Yatak’ın kurucusu Kubilay Pacal, hem çalışanları hem de yurt içinden ve dışından tüm paydaşları için Kayseri’deki bir at çiftliğinde güzel bir organizasyon hazırlamıştı. Yaklaşık 250 kişinin yer aldığı gecede tüm ayrıntıların düşünüldüğü yemek, açık hava sineması, nostaljik ikramlar ve barbekünün yanı sıra ilerleyen saatlerde davullar da çaldı. Programın başında ise Türk bayraklı balonlar gökyüzüne bırakıldı.</p>
<p>Gecenin atmosferi güzeldi ama benim aklımda kalan asıl konu Kubilay Bey’in çalışanlarına yaptığı zam açıklaması oldu. Bu aydan itibaren, enflasyon karşısında çalışanların gelirleri erimesin diye ücretlerde iyileştirme yapılacağını söyledi. O sırada yüzünde gurur ve heyecan vardı.</p>
<p>Bir şirketin büyüklüğünü sadece cirosuyla, ihracat rakamlarıyla ya da kaç ülkeye ürün gönderdiğiyle ölçmek mümkün değil. O rakamların arkasında kaç insanın emeği olduğunu da görmek gerekiyor. 1Dünya Yatak bugün 65’ten fazla ülkeye ihracat yapan bir şirket. Sıfırdan başlayıp böyle bir noktaya gelmek elbette önemli bir ticari başarı. Fakat o başarının arkasında çalışanlarına kendisini değerli hissettiren bir yönetim anlayışının bulunduğunu Kubilay Bey bir kez daha gösterdi.</p>
<p>Fuar38 ile 1Dünya Yatak’ın aslında birbirinden çok farklı iki hikâyesi var. Biri bir belediyenin düzenlediği şehir organizasyonu, diğeri ise bir şirketin çalışanları için düzenlediği bir organizasyon. Ama benim bu iki olaydan da çıkardığım sonuç aynı: İnsana iyi gelen işler, eninde sonunda büyüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fuar38-ve-1dunya-yatak-kayseriye-iyi-geldi-87116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fuar38 ve 1Dünya Yatak Kayseri’ye iyi geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) yaklaşan seçimler öncesinde önemli bir değişim süreci başladı. 2013 yılından bu yana İSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Erdal Bahçıvan, düzenlediği basın toplantısıyla yeniden aday olmayacağını ve görevini devretme kararı aldığını açıkladı. Bahçıvan, seçimlerde İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz’ı destekleyeceklerini de duyurdu.</p>
<p>Odakule’de düzenlenen toplantıda görev süresini ve aday olmama kararının gerekçelerini değerlendiren Bahçıvan, makamların ne kadar uzun süre elde tutulduğundan çok, hangi ilkelerle taşındığının ve nasıl bırakıldığının önemli olduğunu söyledi. Başkanlığı onurlu ancak ağır bir emanet olarak gördüğünü belirten Bahçıvan, görevi kendi iradesiyle ve doğru olduğuna inandığı bir zamanda bırakmanın kurumsal sorumluluğun bir parçası olduğunu vurguladı. Bahçıvan, “Görevimi bütün gücümle yapmış ve bu büyük kuruma hizmet etmiş olmanın huzuru var” dedi.</p>
<h2>“Ender Yılmaz’ın yanındayız” </h2>
<p>Yaklaşan İSO seçimlerinde Ender Yılmaz’a destek vereceklerini açıklayan Bahçıvan, Yılmaz’ın sakin, yapıcı ve kavgadan uzak tutumuyla İSO’nun marka değerini koruyup daha ileriye taşıyacağına inandığını ifade etti. Bahçıvan, Yılmaz’ın adaylığının yalnızca kendi tercihi olmadığını, yönetim kurulunun ortak kararıyla desteklendiğini de belirtti. </p>
<p>Başkanlık dönemi boyunca ekonomi ve sanayi politikalarında “doğruya doğru, yanlışa yanlış” anlayışıyla hareket ettiklerini anlatan Bahçıvan, küresel finansal dalgalanmalar, kur şokları, pandemi, tedarik krizleri ve yüksek enflasyon gibi zorlu süreçlerden geçtiklerini hatırlattı. İSO’nun kamu otoritesi karşısında bağımsız duruşunu koruduğunu ve sanayicinin gerçek sesini yansıtmaya çalıştığını belirten Bahçıvan, eleştirilerin her zaman çözüm önerileriyle birlikte sunulduğunu söyledi. Bahçıvan, “Benim için asıl kıymetli olan, her zaman susmamış olmamızdır. Doğru bildiğimiz gerçekleri, kimsenin karşısında veya yanında konumlanma hesabı yapmadan, kurumumuzun ve sanayiciliğimizin vakarına yakışan bir dille söylemiş olmamızdır” dedi.</p>
<h2>“Görevimi huzurla devrediyorum” </h2>
<p>Görevden ayrılmasının sanayi camiasından ve üretim idealinden kopmak anlamına gelmediğini belirten Bahçıvan, Türkiye’nin geleceğinin üretimde olduğuna inancını sürdüreceğini söyledi. Bahçıvan, “Bir görevi bırakmak, savunduğunuz değerleri bırakmak değildir. Görevimi huzurla devrediyorum; fakat Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. O inanç, hepimizin ortak emaneti olarak yaşamaya devam edecek” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Seçim takviminin kesinleşmesini bekledim"</span></h2>
<p>Toplantının ardından soruları yanıtlayan Bahçıvan, aday olmama kararını açıklamak için seçim takviminin kesinleşmesini beklediğini söyledi. Daha önce katıldığı iki seçimde de adaylığını seçim takvimi başlamadan açıklamadığını hatırlatan Bahçıvan, görevdeki bir başkanın Oda’yı erkenden seçim atmosferine sokmasını doğru bulmadığını ifade etti. İlçe Seçim Kurulu’nun seçim takvimini kesinleştirmesi ve ağustos ayı meclis toplantısında sürecin hukuken başlamasının ardından kararını açıkladığını belirten Bahçıvan, “Karar benim kararım. Bunun gerekçelerini de söyledim” diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yılmaz’ın adaylığı yönetim kurulunun ortak kararı”</span></h2>
<p>Bahçıvan, Ender Yılmaz’ın adaylığının yönetim kurulunun ortak kararı olduğunu belirtirken, kendi meslek komitesindeki seçime firma olarak katılacaklarını söyledi. Oda görevini ailesinden gelen bir gelenek olarak gördüğünü ifade eden Bahçıvan, TOBB’da veya bir bakanlıkta görev alacağı yönündeki iddialara “Herkes benim adıma fal bakıyor” sözleriyle yanıt verdi ve şu an için böyle bir durumun olmadığını kaydetti.</p>
<p>İSO başkanlığı için resmi olarak adaylığını açıklayan tek ismin Ender Yılmaz olduğunu belirten Bahçıvan, başka isimlerin olası adaylıkları hakkında konuşmanın doğru olmayacağını söyledi. Görevin kendisine büyük gurur verdiğini, bu süreçte işinden, ailesinden ve özel hayatından fedakârlık yaptığını belirten Bahçıvan, buna rağmen görevden ayrılırken yaşadığı huzur nedeniyle “İyi ki de vermişim” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası’nda yaklaşan seçimleri öncesinde Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, yeni dönemde aday olmayacağını duyurdu. “Görevimi huzurla devrediyorum; fakat Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum” diyen Bahçıvan, seçim sürecinde İSO Meclis Üyesi Ender Yılmaz’ı destekleyeceklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dev-sirketler-turk-gidasindaki-degisimi-siparise-cevirecek-87093</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dev şirketler, Türk gıdasındaki değişimi siparişe çevirecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk gıda sektörünün yeni pazarlara ulaşma arayışı sürerken, Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı, yabancı alıcıların Türkiye’ye yönelik ilgisini ortaya koydu. Japonya ve Çin başta olmak üzere Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’dan gelen alıcılar, Türk ürünlerinin çeşitlilik, kalite ve ambalajda kaydettiği gelişime dikkat çekerken, fuarda kurulan temaslar yeni alım ve iş birliği planlarını beraberinde getirdi.</p>
<p>1-4 Eylül 2026 tarihlerinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen fuarda özellikle Uzak Doğu’dan gelen mesajlar dikkat çekti. Japon alıcılar Antep fıstığı ve zeytin başta olmak üzere Türk ürünlerinde önemli potansiyel gördüklerini belirtirken, Alibaba Group bünyesindeki Tmall’ın temsilcisi, Türk ürünlerinin Çinli tüketiciler için uygun hale geldiğini söyledi. ABD’li firmalar nektarin ve konserve fasulye için alım planı yaparken, Afrika’dan gelen satın almacılar da bazı ürünlerde doğrudan ithalata hazırlanıyor.</p>
<h2>60 ülkeden satın almacı İstanbul’a geldi </h2>
<p>Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun desteğiyle düzenlenen Foodist İstanbul; üreticileri, ihracatçıları, distribütörleri, perakendecileri, HoReCa profesyonellerini ve uluslararası satın almacıları buluşturdu. Fuarı 150’den fazla ülkeden yaklaşık 70 bin sektör profesyoneli ziyaret etti. 60 ülkeden satın alma profesyonelinin katıldığı organizasyonda Tmall, Alibaba Group ekosistemindeki şirketler, JD ve Japon Yunige gibi firmalar Türk üreticilerle temas kurdu.</p>
<p>Japon alıcıyı ürün çeşitliliği şaşırttı Yunige Corporation Direktörü Toshitaka Inoue, fuarda karşılaştığı Türk ürünlerinin çeşitliliğinin kendisini şaşırttığını, Türkiye’de büyük potansiyel gördüğünü söyledi. Özellikle Antep fıstığı ve zeytin ürünlerinin ilgisini çektiğini belirten Inoue, Türk şirketlerine ürünlerini Japonya’ya getirip tanıtmaları çağrısı yaptı. Japonya’ya döndükten sonra temas kurduğu şirketlerle görüşmeleri sürdüreceğini kaydetti.</p>
<h2>Alibaba’nın radarında sağlıklı Türk ürünleri var </h2>
<p>Taobao Tmall Group Europe/Alibaba Group Genel Müdürü Jennifer Wang, Türk ürünlerinin çeşitlilik, görünüm ve ambalaj açısından geliştiğini, Çinli tüketicilerin beklentilerine daha uygun hale geldiğini söyledi. Çin’de sağlıklı, küçük ambalajlı ve hareket halindeyken tüketilebilen ürünlere talebin arttığını belirten Wang, “Büyük, aile boyu ambalajlar yerine küçük, taşınabilir, lezzetli ve sağlıklı seçenekler arıyoruz. Türk ürünleri bu beklentilere cevap verebilecek noktaya gelmiş” dedi.</p>
<h2>ABD ve Afrika’dan yeni alım planı</h2>
<p>ABD merkezli Iberia Foods Global Satın Alma Direktörü Silvia Jones, nektarin ve konserve fasulye için Türk şirketleriyle iki yeni bağlantı kurduklarını ve Türkiye’de önemli tedarik potansiyeli gördüklerini söyledi.</p>
<p>Ugandalı Sese Fresh Packers ve Dainty Wild and Organic Foods LTD Direktörü Charles Kamoga ise Türkiye’den pirinç, çikolata ve bazı konsantre ürünler ithal ettiklerini, fuardaki yeni bağlantılarla ürün gamını genişletmeye hazırlandıklarını belirtti. Kamoga, kapuçino ve soğuk kahve ürünlerini Türkiye’den yüksek miktarlarda ithal etmeyi planladığını kaydetti.</p>
<h2>Orta Doğu pazarı için yeni anlaşmalar </h2>
<p>Bahreynli AWIN’in Genel Müdürü Marwan Hassan da Türk gıda ürünlerinin çeşitlilik ve kalitesinin olumlu izlenim bıraktığını söyledi. Fuarda birden fazla potansiyel Türk tedarikçiyle bağlantı kurduklarını belirten Hassan, bu temasları somut anlaşmalara dönüştürmeyi hedeflediklerini ifade etti. Türkiye’nin Orta Doğu pazarına yakınlığının nakliye maliyetlerinde önemli avantaj sağladığını vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dev-sirketler-turk-gidasindaki-degisimi-siparise-cevirecek-87093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/577-1788930660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japonya ve Çin başta olmak üzere Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’dan Foodist İstanbul&#039;a  katılan alıcılar, Türk ürünlerinin çeşitlilik, kalite ve ambalajda kaydettiği gelişime dikkat çekerken, fuarda kurulan temaslar yeni alım ve iş birliği planlarını beraberinde getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-kusagi-gunah-kecisi-degil-sistemin-aynasidir-87090</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Z Kuşağı günah keçisi değil, sistemin aynasıdır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTINKAYNAK - <em>Maden Mühendisi / Şantiye Teknik Yöneticisi &amp; Daimi Nezaretçi</em></strong></p>
<p>Dünyada madencilik ve ağır sanayi yeni bir döneme giriyor. Kritik hammaddelere olan talep artıyor, enerji dönüşümü hızlanıyor, yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerine giderek daha fazla giriyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşümün çoğu zaman gözden kaçan bir başka boyutu var: <strong>Bu teknolojileri sahada kullanacak, karar verecek ve yönetecek insan kaynağı.</strong></p>
<p>Bugün ağır sanayinin geleceğini yalnızca ne kadar maden üreteceğimiz veya hangi teknolojiyi satın alacağımız belirlemeyecek. Asıl belirleyici unsur, teknoloji ile insan yetkinliğini ne kadar hızlı bütünleştirebildiğimiz olacak.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu'nun <em>Future of Jobs Report 2025</em> raporuna göre, çalışanların bugün sahip olduğu temel becerilerin yaklaşık %39'unun 2030'a kadar değişmesi bekleniyor. İşverenlerin %63'ü ise beceri açıklarını dönüşümün önündeki en önemli engellerden biri olarak görüyor.</p>
<p>Madencilik açısından tablo daha da kritik…</p>
<p>McKinsey analizlerine göre enerji dönüşümünün ihtiyaç duyduğu mineral arzını karşılayabilmek için madencilik, rafinaj ve izabe yatırımlarının 2030'a kadar yaklaşık <strong>3-4 trilyon dolara</strong> ulaşması gerekiyor. Bu, önceki on yıla kıyasla yaklaşık %50'lik bir artış anlamına geliyor. Aynı zamanda McKinsey, 2030'a kadar madencilik sektöründe yaklaşık <strong>300 bin ila 600 bin ilave uzman profesyonele</strong> ihtiyaç duyulabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Yani önümüzde yalnızca bir yatırım problemi yok.</p>
<p><strong>Aynı zamanda bir insan kaynağı problemi var.</strong></p>
<p>Deloitte'nin <em>2026 Mining and Metals Industry Outlook</em> raporu, ABD madencilik sektöründe deneyimli çalışanların yenileri yetiştirilmeden daha hızlı biçimde sistemden ayrıldığına dikkat çekiyor. Rapora göre ABD madencilik iş gücünün yarısından fazlasını oluşturan yaklaşık <strong>221 bin çalışanın 2029'a kadar emekli olması bekleniyor.</strong> Aynı dönemde madencilik ve mineral mühendisliği eğitim programlarındaki mezuniyet sayıları da on yılın en düşük seviyelerine geriliyor.</p>
<p>Sermaye artıyor.</p>
<p>Teknoloji gelişiyor.</p>
<p>Fakat sistemi çalıştıracak insan kaynağı aynı hızda yetişmiyor.</p>
<p>İşte ağır sanayinin önündeki gerçek dönüşüm problemi tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Z Kuşağı gerçekten çalışmak istemiyor mu?</span></strong></p>
<p>Son yıllarda ağır sanayide sıkça duyduğumuz bir cümle var:</p>
<p><strong>"Z kuşağı çalışmak istemiyor."</strong></p>
<p>Bence bu teşhis eksik…</p>
<p>Çünkü ortada gerçekten bir sorun var. Fakat sorunun tamamını gençlerin çalışma isteksizliğiyle açıklamak, daha büyük yapısal problemi görünmez hâle getiriyor.</p>
<p>PwC'nin <em>Mine 2023</em> raporunda aktardığı Kanada araştırmasına göre, 15–30 yaş grubundaki gençlerin %70'i madencilik sektöründe kariyer yapmayı "muhtemelen" veya "kesinlikle" düşünmediğini ifade etmiş. Bu oran, araştırmada incelenen sektörler arasında en yüksek oran.</p>
<p>Bu veri göz ardı edilemez.</p>
<p>Fakat aynı veriyi "gençler çalışmak istemiyor" şeklinde okumak da doğru değil.</p>
<p>Araştırmacı Jean Twenge'nin <em>iGen</em> çalışması da bu noktada dikkat çekici bir uyarı yapıyor: dijital çağda büyüyen bu kuşağın kariyer beklentileri, önceki kuşaklardan farklı sosyal ve teknolojik koşullar altında şekilleniyor. Dolayısıyla düşük ilgiyi doğrudan "tembellik" veya "isteksizlik" olarak okumak yerine, bu farkın nereden geldiğini anlamak gerekiyor.</p>
<p>Çünkü burada asıl soru şu: <strong>Gençler neden madenciliği tercih etmiyor?</strong></p>
<p>Madencilik ve ağır sanayi hâlâ birçok genç için fiziksel olarak zor, hiyerarşik, teknolojik açıdan eski ve kariyer gelişimi sınırlı sektörler olarak algılanabiliyor.</p>
<p>Oysa gerçek madencilik artık bundan çok farklı.</p>
<p>Bugünün madenciliğinde;</p>
<p>- Otomasyon,</p>
<p>- Yapay zekâ,</p>
<p>- Veri analitiği,</p>
<p>- Otonom araçlar,</p>
<p>- Uzaktan operasyon,</p>
<p>- Dijital ikizler,</p>
<p>- Gerçek zamanlı risk yönetimi,</p>
<p>- İleri proses kontrolü,</p>
<p>giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla gençlerin sektöre bakışını değiştirmek için yalnızca "madencilik çok önemli bir sektördür" demek yeterli değil.</p>
<p><strong>Madenciliğin nasıl değiştiğini göstermek gerekiyor.</strong></p>
<p>Z kuşağı bu dönüşümün nedeni değil; büyük ölçüde sonuçlarını görünür hâle getiren aynadır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Dört bileşenli dönüşüm</span></strong></p>
<p>Bana göre ağır sanayinin yeni nesil iş gücü sorununu çözebilmesi için dönüşüm dört temel bileşen üzerinden ele alınmalı: <strong>Okul-Toplum-İşveren-Devlet.</strong></p>
<p>Bu dört alan birlikte değişmeden yalnızca şirket içi eğitim programlarıyla kalıcı bir sonuç almak mümkün değil.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">1. Okul: Teorik obeziteden pratik çevikliğe</span></strong></p>
<p>Madencilik eğitiminin temel mühendislik bilgisi elbette vazgeçilmez.</p>
<p>Jeoloji, kaya mekaniği, maden işletme yöntemleri, cevher hazırlama, iş sağlığı ve güvenliği, makine ve ekipman bilgisi gibi alanlar mühendislik eğitiminin temelini oluşturuyor.</p>
<p>Ancak bugün sahaya çıkan genç mühendisin karşılaştığı dünya, yalnızca ders kitaplarında anlatılan dünyadan ibaret değil.</p>
<p>Bir genç mühendis aynı zamanda;</p>
<p>- dijital veri okuyabilmeli,</p>
<p>- sensör verilerini yorumlayabilmeli,</p>
<p>- üretim performansını analiz edebilmeli,</p>
<p>- dijital sistemlerle çalışabilmeli,</p>
<p>- yapay zekâ destekli karar araçlarını anlayabilmeli,</p>
<p>- ekipman ve insan etkileşimini değerlendirebilmeli,</p>
<p>- sahadaki gerçek zamanlı riskleri yönetebilmeli.</p>
<p>Bu nedenle üniversitelerde "teknoloji anlatmak" ile "teknolojiyle çalışmayı öğretmek" arasındaki farkın kapatılması gerekiyor.</p>
<p>Genç mühendisin mezun olduğunda ilk kez sahada karşılaşmaması gereken şey, <strong>sahanın kendisi</strong> olmalı.</p>
<p>Üniversite–sektör iş birlikleri, simülasyonlar, saha projeleri, gerçek üretim verileri ve kontrollü staj modelleri eğitimin doğal parçaları hâline gelmeli.</p>
<p>Çünkü ağır sanayide öğrenmenin en değerli bölümü hâlâ sahada gerçekleşiyor.</p>
<p>Ancak artık bu saha deneyiminin dijital araçlarla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">2. Toplum: Ağır sanayinin itibarını yeniden inşa etmek</span></strong></p>
<p>Bir sektöre insan kaynağı kazandırmak istiyorsanız önce o sektörün toplumdaki algısını yönetmeniz gerekir.</p>
<p>Gençlerin kariyer tercihleri artık yalnızca ücret üzerinden değil; çalışma ortamı, gelişim fırsatları, teknoloji kullanımı ve yapılan işin anlamı üzerinden de şekilleniyor. Bu nedenle madenciliğin gençlere nasıl anlatıldığı, sektörün gelecekteki insan kaynağı açısından önem taşıyor.</p>
<p>Oysa madencilik çoğu zaman yalnızca "zor iş", "riskli iş" veya "yer altında çalışmak" üzerinden tanıtılıyor.</p>
<p>Sektörün gerçek dönüşümünü anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Bugünün madencilik mühendisi yalnızca üretim planlamıyor.</p>
<p>Aynı zamanda veri yönetiyor.</p>
<p>Otomasyon sistemlerini izliyor.</p>
<p>Enerji verimliliğini değerlendiriyor.</p>
<p>İş güvenliği risklerini analiz ediyor.</p>
<p>Çevresel performansı takip ediyor.</p>
<p>Üretim maliyetlerini yönetiyor.</p>
<p>Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin üretim süreçlerine entegrasyonunda rol alıyor.</p>
<p>Bu nedenle gençlere verilmesi gereken mesaj:</p>
<p><strong>"Madencilik geçmişin sektörü değil, geleceğin kritik teknolojilerinin hammaddesini üreten sektördür."</strong></p>
<p>Dünyanın enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu kritik minerallerin önemli bölümü madencilikten geliyor.</p>
<p>Dolayısıyla gençlerin sektöre bakışını değiştirmek yalnızca bir insan kaynakları faaliyeti değildir.</p>
<p>Bu aynı zamanda <strong>stratejik bir sanayi politikasıdır.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">3. İşveren: Tecrübesizliği kusur değil, yatırım alanı görmek</span></strong></p>
<p>Ağır sanayide en büyük paradokslardan biri burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şirketler deneyimli çalışan istiyor.</p>
<p>Gençlerin deneyimi yok.</p>
<p>Ancak gençlere deneyim kazanabilecekleri alan açılmadığında, deneyim nasıl oluşacak?</p>
<p><strong>Tecrübe satın alınabilecek bir ürün değildir.</strong></p>
<p>Tecrübe, sistematik biçimde aktarılabilir.</p>
<p>Bu nedenle yeni nesil insan kaynağı yönetiminde "tecrübesiz çalışan" kavramının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni mezun bir mühendisin veya genç çalışanın ilk günden deneyimli bir çalışanın üretim performansını göstermesi beklenmemeli.</p>
<p>Bunun yerine;</p>
<p><strong>Tecrübe + Teknoloji </strong>birlikte tasarlanmalı.</p>
<p>Deneyimli çalışan, genç çalışana yalnızca işi göstermemeli; karar verme mantığını da aktarmalı.</p>
<p>Genç çalışan ise deneyimli çalışana yeni teknolojileri, dijital araçları ve yeni çalışma biçimlerini taşımalı.</p>
<p>Bu ilişki tek yönlü bir mentorluk olmaktan çıkarılıp <strong>çift yönlü öğrenme modeline</strong> dönüştürülebilir.</p>
<p>Deloitte'nin 2026 sektör görünümünde de dijital ve yapay zekâ destekli operasyonlar yaygınlaştıkça çalışanların yetkinliklerinin teknolojiyle birlikte geliştirilmesinin kritik hâle geldiği vurgulanıyor. Raporda üniversiteler, teknik okullar ve çıraklık programlarıyla kurulacak iş birliklerinin de yetenek havuzunu güçlendirebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın temelinde basit bir düşünce var:</p>
<p><strong>Genç çalışanın eksiklerini görmek yerine, gelecekte oluşturabileceği değeri görmek.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">4. Devlet: İnsan kaynağını stratejik altyapı olarak görmek</span></strong></p>
<p>Türkiye'nin kritik hammaddeler, enerji dönüşümü ve ileri sanayi hedefleri konuşulurken insan kaynağı konusu aynı stratejik seviyede ele alınmalı.</p>
<p>Çünkü maden yatağına yatırım yapmak kadar, o yatağı işleyecek mühendise, teknisyene ve nitelikli operatöre yatırım yapmak da gerekiyor.</p>
<p>Yeni nesil madencilik için;</p>
<p>- Mesleki eğitim programları,</p>
<p>- Üniversite–sanayi iş birlikleri,</p>
<p>- Uygulamalı eğitim merkezleri,</p>
<p>- Sektör odaklı burs ve staj programları,</p>
<p>- Dijital yetkinlik eğitimleri,</p>
<p>- Genç mühendislerin sahaya adaptasyon programları,</p>
<p>- Deneyimli çalışanların bilgi transferini teşvik eden modeller</p>
<p>stratejik insan kaynağı politikalarının parçası hâline getirilebilir.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu da iş gücü dönüşümünde beceri geliştirme ve yeniden beceri kazandırmayı temel araçlardan biri olarak ortaya koyuyor. İşverenlerin büyük bölümü önümüzdeki yıllarda çalışanlarını yeniden eğitmeyi önceliklendirmeyi planlıyor.</p>
<p>Türkiye açısından mesele yalnızca "kaç mühendis mezun ediyoruz?" sorusu değildir.</p>
<p>Asıl soru:<strong>Kaç mühendisi geleceğin sanayisini yönetecek yetkinliklerle mezun ediyoruz?</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">KODEK: Tecrübe ile teknolojiyi buluşturmak</span></strong></p>
<p>Bu dört bileşenin işletme seviyesindeki karşılığı olarak benim önerdiğim yaklaşım <strong>KODEK – Kademeli Oryantasyon, Dijital Entegrasyon ve Kariyer Programı</strong>.</p>
<p>Model üç temel aşamadan oluşuyor.</p>
<h3>1. Erken ve kontrollü adaptasyon</h3>
<p>Genç çalışanı doğrudan karmaşık operasyonların içine bırakmak yerine, görev ve sorumlulukları kademeli olarak artırmak.</p>
<p>Amaç yalnızca işi öğretmek değil; çalışanın sistemin nasıl çalıştığını anlamasını sağlamak.</p>
<h3>2. Çift yönlü mentorluk</h3>
<p>Deneyimli çalışan genç çalışana saha tecrübesini aktarırken, genç çalışan da deneyimli çalışana dijital araçlar ve yeni teknolojiler konusunda katkı sağlayabilir.</p>
<p>Böylece mentor–menti ilişkisi tek yönlü olmaktan çıkar.</p>
<p><strong>Tecrübe yukarıdan aşağıya, teknoloji aşağıdan yukarıya akar.</strong></p>
<h3>3. Güvenlik, yetkinlik ve kariyer haritası</h3>
<p>Genç çalışanın yalnızca üretim hedefleriyle değil;</p>
<p>- İş güvenliği,</p>
<p>- Teknik yetkinlik,</p>
<p>- Dijital beceri,</p>
<p>- Liderlik,</p>
<p>- Kariyer gelişimi</p>
<p>boyutlarıyla birlikte takip edilmesi gerekir.</p>
<p>Çünkü genç çalışan için "Burada ne iş yapıyorum?" kadar önemli bir başka soru daha vardır:</p>
<p><strong>"Burada gelecekte nereye gidebilirim?"</strong></p>
<p>Harvard Business Review'da yayımlanan araştırmalar da çalışan motivasyonunda kariyer gelişimi, topluluk duygusu ve yapılan işin anlamının önemli unsurlar olduğunu; bu beklentilerin yalnızca tek bir kuşağa özgü olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Dolayısıyla konu yalnızca "Z kuşağını anlamak" değildir.</p>
<p>Konu, <strong>insanı anlayan bir çalışma sistemi kurmaktır.</strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Asıl sorun Z kuşağı değil</span></strong></p>
<p>Bütün bu tabloya birlikte baktığımızda farklı bir sonuç ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dünyanın madencilik ve ağır sanayi yatırımlarını artırması bekleniyor.</p>
<p>Teknoloji hızla gelişiyor.</p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon sahaya giriyor.</p>
<p>Deneyimli çalışanlar emekli oluyor.</p>
<p>Yeni çalışanların sektöre ilgisi sınırlı kalabiliyor.</p>
<p>Ve şirketler aynı anda hem teknolojiye hem insana yatırım yapmak zorunda.</p>
<p>Bu durumda "Z kuşağı çalışmıyor" demek, sorunun yalnızca bir bölümünü tarif ediyor.</p>
<p>Daha doğru soru şu: <strong>Biz bu kuşağı çalıştırmak için hangi sistemi kurduk?</strong></p>
<p>Eğer genç çalışana yalnızca emir verirsek, teknolojiye erişimini sınırlarsak, kariyer yolunu göstermeden performans beklersek ve yılların deneyimini aktaracak bir mekanizma kurmazsak, sorunun tamamını genç çalışanın üzerine yükleyemeyiz.</p>
<p>Çünkü yeni neslin değişmesi gereken yönleri olduğu kadar, <strong>işverenlerin ve kurumların da değiştirmesi gereken çalışma biçimleri var.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Ağır sanayinin yeni denklemi</strong></span></p>
<p>Önümüzdeki dönemde ağır sanayide rekabet yalnızca rezerv miktarıyla ölçülmeyecek.</p>
<p>Daha fazla üretmek tek başına yeterli olmayacak.</p>
<p>Daha ucuz üretmek de yeterli olmayacak.</p>
<p>Yeni rekabet denklemi;</p>
<p><strong>Hammadde + Teknoloji + İnsan Yetkinliği + Hızlı Karar</strong></p>
<p>üzerinden şekillenecek.</p>
<p>Bir ülke kritik minerallere sahip olabilir.</p>
<p>Ancak bu mineralleri yüksek katma değerli ürünlere dönüştürecek teknolojisi yoksa değer zincirinin önemli bölümünü kaçırır.</p>
<p>Teknolojisi olabilir.</p>
<p>Ancak teknolojiyi sahada yönetecek insan kaynağı yoksa yatırımın beklenen karşılığını alamaz.</p>
<p>İnsan kaynağı olabilir.</p>
<p>Ancak bu insan kaynağının karar alma süreçlerini destekleyen sistemleri yoksa operasyonel çeviklik sağlanamaz.</p>
<p>Dolayısıyla geleceğin ağır sanayisi, bu bileşenlerin birbirinden ayrı değil, <strong>entegre çalıştığı sanayi olacaktır.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sonuç: Asıl maden nerede?</strong></span></p>
<p>Bugün "Z kuşağı çalışmıyor" diyerek tartışmayı kapatmak kolay.</p>
<p>Daha zor olan ise şu soruyu sormak:</p>
<p><strong>"Biz bu kuşağı çalıştırmak için hangi sistemi kurduk?"</strong></p>
<p>Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca gençlerin geleceğini değil, ağır sanayinin geleceğini de belirleyecek.</p>
<p>Çünkü önümüzdeki dönemde milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılacak.</p>
<p>- Yeni madenler açılacak.</p>
<p>- Yeni tesisler kurulacak.</p>
<p>- Yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerine daha fazla girecek.</p>
<p>- Fakat bütün bunların arkasında hâlâ insan olacak.</p>
<p>- Makinenin ne zaman çalışacağını,</p>
<p>- Hangi verinin önemli olduğunu,</p>
<p>- Hangi riskte üretimin durdurulacağını,</p>
<p>- Hangi yatırımın yapılacağını,</p>
<p>ve hangi kararın alınacağını yine insanlar belirleyecek.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin ağır sanayi stratejisi yalnızca <strong>"hangi madeni çıkaracağız?"</strong> sorusuyla sınırlı kalmamalı.</p>
<p>Şu soruyu da sormalıyız: <strong>"Bu madeni geleceğin teknolojisiyle işleyecek insan kaynağını nasıl yetiştireceğiz?"</strong></p>
<p>Bence gerçek dönüşüm burada başlayacak.</p>
<p>Mesele, ağır sanayinin geleceğini anlayacak yeni nesli yetiştirebilmektir.</p>
<p>Ve belki de asıl maden, toprağın altında değil; <strong>o madenin geleceğini şekillendirecek gençlerin zihnindedir.</strong></p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<ol>
<li><strong>World Economic Forum (WEF). (2025).</strong> <em>The Future of Jobs Report 2025.</em> Geneva: World Economic Forum.</li>
</ol>
<p><u>https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2025/</u></p>
<ol start="2">
<li><strong>McKinsey &amp; Company. (2023).</strong> <em>How the Energy Transition Could Affect Material Supply Chains.</em> McKinsey Metals &amp; Mining Practice.</li>
</ol>
<p><u>https://www.mckinsey.com/industries/metals-and-mining/our-insights/the-net-zero-materials-transition-implications-for-global-supply-chains</u></p>
<ol start="3">
<li><strong>Deloitte. (2026).</strong> <em>2026 Mining and Metals Industry Outlook.</em> Deloitte Insights.</li>
</ol>
<p><u>https://www.deloitte.com/us/en/insights/industry/mining-metals/mining-and-metals-industry-outlook.html</u></p>
<ol start="4">
<li><strong>PwC. (2023).</strong> <em>Mine 2023: The Era of Reinvention.</em> PricewaterhouseCoopers.</li>
</ol>
<p><u>https://www.pwc.com/mine</u></p>
<ol start="5">
<li><strong>Goler, L., Gale, J., Harrington, B., &amp; Grant, A. (2018).</strong> "The 3 Things Employees Really Want: Career, Community, Cause." <em>Harvard Business Review.</em></li>
<li><strong>Twenge, J. M. (2017).</strong> <em>iGen: Why Today's Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy—and Completely Unprepared for Adulthood.</em> New York: Atria Books.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-kusagi-gunah-kecisi-degil-sistemin-aynasidir-87090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Z Kuşağı günah keçisi değil, sistemin aynasıdır&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytakta-kapsama-alani-genisletiliyor-87076</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> YTAK’ta kapsama alanı genişletiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE - MEHMET KAYA</strong></p>
<p>Pazar günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından kamuoyuna duyurulan ve aynı gün Resmi Gazete’de yayımlanan Orta Vadeli Program’da (2027-2029) imalat sanayine yönelik desteklerde önemli bir detay yer aldı.</p>
<p>OVP’ye göre, hâlen 1 milyar lira alt sınırlı yatırımlara, Merkez Bankası kaynaklarından destek verilmesini öngören Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi’nin kapsama alanı genişletilecek. Türkiye’de yıllardır OVP’lerde yer alan ve son olarak 2025 yılı 4’üncü çeyreğinde hayata geçirileceği belirtilen Kamu İhale Kanunu değişikliği ise 2027 yılındaki eylemler arasına ilave edildi.</p>
<h2>Küçük ölçekli imalat yatırımlarına yönelik yeni bir uygulama gelecek </h2>
<p>OVP’nin sürdürülebilir büyüme başlığı altında sanayide yüksek katma değerli dönüşümün desteklenmesi ana politikası kapsamında, YTAK’ın kapsamının genişletileceğine ilişkin ipuçları yer aldı.</p>
<p>Buna göre, YTAK Programı üretken sektörlerde ihracatı destekleyici ve yüksek katma değerli ürün gruplarına yönelik mevcut yatırım teşvik sistemiyle bütünleşik bir biçimde seçici ve odaklı olarak daha etkin uygulanmaya devam edilecek.</p>
<p>Bunun yanı sıra katma değeri yüksek nitelikli olup görece daha küçük ölçekli imalat sanayii yatırımlarını kapsayacak şekilde yeni bir uygulama alanı daha geliştirilecek. Bu eylem 2026 yılı son çeyreğinde başlayacak ve sürekli uygulanacak.</p>
<p>YTAK, Merkez Bankası kaynaklarından özel sektörün kamu strateji belgelerindeki alanlara yapacağı yatırımların finanse edilmesi esasına dayanıyor. Programın başladığı 2020 yılında, sadece üretim yatırımları kapsamda yer alıyordu. Ardından büyük turizm yatırımları ile deprem bölgesindeki yatırımlar da YTAK çerçevesinde desteklenmeye başlandı.</p>
<p>YTAK, ilk başladığında her bir yıl için 100 milyar TL olmak üzere 300 milyar TL ayrılmıştı. Daha sonra Haziran 2025’te toplam tutar 500 milyar TL’ye yükseltildi. Bu kararla toplam limit 750 milyar TL’ye çıkarıldı.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre, bu alanda kullandırılan fiili tutar Temmuz 2026 itibariyle 139 milyar 959 milyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, tahsis edilen kredileri göstermiyor. Kredi tahsislerinin tutarına ya da sektörüne yönelik bir veri ya da rapor yayınlanmıyor. YTAK kredileri, 2020’de kredi tahsisi konusunda genel bankacılık kurallarıyla başlatılmıştı. 2023 sonunda ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı birlikte çalışarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan 281 sanayi ürünü için yatırım planları ve yatırım şekline göre bir puanlama sistemiyle kurallı hale getirildi.</p>
<h2>Kamu ihale mevzuatında değişim başka bahara kaldı </h2>
<p>Geçen yıl yayımlanan OVP’de 2025 yılı 4’üncü çeyreğinde hayata geçirilmesi öngörülen kamu ihale mevzuatındaki değişim, 2026 yılını da atladı ve 2027 yılı ilk çeyreğine ötelendi. Ötelenen düzenleme; Kamu ihale mevzuatı uluslararası norm ve standartlara uyumlu olacak şekilde dijitalleşmeyi, yenilikçiliği ve sürdürülebilirliği destekleyen ve önceleyen satın alma yaklaşımıyla güncellenmesini ve sektörel kamu alımları düzenlemesinin hayata geçirilmesini öngörüyordu. OVP’de sanayi ve ticaret alanlarında öne çıkan bazı noktalar ise şöyle:</p>
<h2>Belgeye dayalı finansman programı </h2>
<p>Firmaların işletme sermayesi ihtiyacının karşılanması amacıyla yalnızca üretim ve ihracat faaliyetlerine yönelik kullanılmak üzere tedarik ihtiyaçlarına ve belgeye dayalı finansman programları uygulanacak. </p>
<h2>Kamu borçlarına geçici yapılandırma </h2>
<p>Nakit akışı bozulan ancak üretim ve ihracat kapasitesini koruyan firmalar için vergi, SGK primi ve diğer kamu kaynaklı yükümlülüklerde belirli kriterlere bağlı geçici yeniden yapılandırma ve taksitlendirme imkânları geliştirilecek.</p>
<h2>Teşvikte performans kriterleri dikkate alınacak </h2>
<p>Devlet yardımlarının kullandırılmasında illerin teknolojik yetkinlikleri gözetilerek verimlilik artışı, teknoloji kazanımı, enerji verimliliği, ihracat, istihdam ve yerli katma değer oluşturulması gibi ölçütler öncelikli performans kriterleri olarak dikkate alınacak, etki değerlendirmelerine dayalı olarak sade ve etkin yapıda yürütülmesine devam edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytakta-kapsama-alani-genisletiliyor-87076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YTAK&#039;tan daha fazla firmanın yararlandırılması yönünde hazırlık yapılıyor. Görece daha küçük ölçekli katma değeri yüksek imalat sanayii yatırımlarını kapsayacak yeni bir uygulama alanı geliştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gubre-tedarikini-daha-da-guvence-altina-aliyoruz-87119</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Gübre tedarikini daha da güvence altına alıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan "Mineral Gübre Sevkiyatı Alanında Mutabakat Zaptı"nı değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında planlı üretim hedefleri doğrultusunda, üreticilerin tarımsal girdilere kesintisiz ve sürdürülebilir erişimi için stratejik adımlar attıklarını belirten Yumaklı, "Bölgemizde yaşanan savaş ve çatışmalar sebebiyle gübre tedarikinde oluşabilecek risklere karşı kaynak çeşitliliğini artırıyoruz. Rusya Federasyonu ile imzaladığımız Mineral Gübre Sevkiyatı Mutabakatı ile gübre ve gübre ham maddesi tedarikini daha da güvence altına alıyoruz. Üretimi destekleyecek ve piyasaya kesintisiz ürün arzına katkı sunacak Mutabakat, ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gubre-tedarikini-daha-da-guvence-altina-aliyoruz-87119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;Rusya Federasyonu ile imzaladığımız Mineral Gübre Sevkiyatı Mutabakatı ile gübre ve gübre ham maddesi tedarikini daha da güvence altına alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-malzemesi-sanayisinin-ihracati-temmuzda-yuzde-1-artti-87118</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat malzemesi sanayisinin ihracatı temmuzda yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneğinin (Türkiye İMSAD) KPMG iş birliğiyle hazırladığı dış ticaret endeksinin temmuz sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 3,17 milyar dolar olan inşaat malzemesi sanayi ihracatı, temmuzda yüzde 1 artışla 3,20 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Haziranda 5,19 milyon ton olan ihracat miktarı temmuzda yüzde 4,8 gerileyerek 4,94 milyon ton oldu. İnşaat malzemesi sanayinin ortalama ihracat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 0,65 dolar olarak gerçekleşti. Haziranda kilogram başına ortalama 0,61 dolar olan ortalama ihracat birim fiyatı, temmuzda yüzde 6,1 artarak son iki aylık düşüşün ardından yeniden yükselişe geçti.</p>
<p>Temmuzda inşaat malzemesi ithalatı 1,44 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece haziranda 1,48 milyar dolar olan ithalat tutarı, temmuzda yüzde 2,6 geriledi. Haziranda 462,2 bin ton olan ithalat miktarı, temmuzda yüzde 21,4 gerileyerek 363,5 bin ton oldu. İnşaat malzemesi sanayisinin ortalama ithalat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 3,96 dolar olarak kayıtlara geçti. Haziranda kilogram başına ortalama 3,20 dolar olan ithalat birim fiyatı, temmuzda yüzde 23,9 artarak hazirandaki gerilemenin ardından yeniden yükselişe geçti.</p>
<p><strong>7 ayda 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası</strong></p>
<p>İnşaat malzemesi sanayisi temmuzda 3,20 milyar dolarlık ihracata karşılık 1,44 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Bu gelişmeyle sektörün dış ticaret fazlası yaklaşık 1,76 milyar dolar oldu. İhracat değerindeki sınırlı artışa karşın ithalat değerinin gerilemesi, dış ticaret dengesini ihracat lehine destekledi.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde inşaat malzemesi sanayi ihracatı toplam 19,51 milyar dolar, ithalatı ise 8,84 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ihracat miktarı 30,13 milyon ton, ithalat miktarı ise 2,48 milyon ton oldu.</p>
<p>Böylece sektör, yılın yedi ayında yaklaşık 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi.</p>
<p><strong>12 aylık ihracat 33,38 milyar</strong></p>
<p>İnşaat malzemesi sanayisinin 12 aylık dış ticaret performansında ihracat tarafındaki büyüme dikkati çekti. Ağustos 2025-Temmuz 2026 döneminde 12 aylık ihracat 33,38 milyar dolar ve 51,65 milyon ton olarak gerçekleşti. Yıllık ihracat değer olarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,5 artarken, miktar olarak da yüzde 2 yükseldi. Ortalama ihracat birim fiyatı aynı dönemde yüzde 8,3 artarak kilogram başına ortalama 0,65 dolar oldu.</p>
<p>İthalatta ise aynı dönemde 14,32 milyar dolarlık ve 4,24 milyon tonluk dış alım gerçekleşti. Yıllık ithalat değeri yüzde 16 artarken, ithalat miktarı yüzde 4,9 geriledi. Ortalama ithalat birim fiyatı yüzde 22 artarak kilogram başına ortalama 3,38 dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-malzemesi-sanayisinin-ihracati-temmuzda-yuzde-1-artti-87118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/insaat-maliyet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnşaat malzemesi sanayisinin ihracatı temmuzda yüzde 1 artarak 3,2 milyar dolara yükseldi. 12 aylık ihracat ise miktar bazında 51,65 milyon ton olurken değerde 33 milyar doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-87110</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kütahya OSB, kent sanayisine değer katan isimlerin hatıralarını yaşatıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (Kütahya OSB), kentin sanayi tarihine katkı sağlayan isimlerin hatıralarını yaşatmak amacıyla “Değerlerimiz” çalışmasını hayata geçirdi. Proje kapsamında Bekir Eskioğlu, Nafi Güral, Rıza Güral, İsmet Güral, İrfan Sopakoymaz ve Necati Ünal’ın adlarını taşıyan caddelere, bu isimlerin fotoğraflarıyla yaşam ve iş dünyalarına ilişkin bilgilerin yer aldığı özel tanıtım panoları yerleştirildi. Böylece her gün binlerce çalışan, sanayici ve ziyaretçinin kullandığı caddeler, Kütahya’nın üretim geçmişine yön veren isimlerin hikâyelerini de anlatmaya başladı.</p>
<p><strong>Sanayileşme sürecine katkıları anlatılıyor</strong></p>
<p>Hazırlanan panolarda isimlerin biyografilerinin yanı sıra üretim, istihdam ve girişimcilik alanında ortaya koydukları çalışmalar ile Kütahya’nın ekonomik gelişimine sağladıkları katkılara yer verildi. Çalışmada, Kütahya OSB’nin kuruluş sürecinde görev üstlenen Bekir Eskioğlu ile sanayi ve turizm yatırımları sayesinde önemli bir istihdam kapasitesi oluşturan Nafi Güral’ın yaşam öyküleri anlatıldı.</p>
<p>Küçük bir torna atölyesinde başlayan girişimcilik yolculuğunu farklı sektörlere taşıyan Rıza Güral ile Kütahya’daki üretimi uluslararası pazarlara ulaştıran İsmet Güral da projede yer aldı. Kütahya OSB’deki ilk sanayi yatırımını gerçekleştirerek 1997 yılında bölgede üretimin başlamasına öncülük eden İrfan Sopakoymaz ve yerli sermayeyle büyüyen sanayi yatırımlarına öncülük eden Necati Ünal’ın katkıları da panolar aracılığıyla kamuoyuna aktarıldı.</p>
<p><strong>“Bir sanayi bölgesinin hafızası insanlarla yaşar”</strong></p>
<p>Kütahya OSB’nin bugünkü üretim ve yatırım kapasitesine ulaşmasında geçmişte ortaya konulan girişimci iradenin önemli rol oynadığını belirten Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, sanayileşme sürecine katkı sunan isimlerin hatıralarını yaşatmayı kurumsal bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>Eskioğlu, “Bugün güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olarak yolumuza devam ediyorsak bunun temelinde geçmişte ortaya konulan emek, cesaret, girişimcilik ve vizyon bulunuyor. Bir sanayi bölgesinin hafızası yalnızca fabrikaları, yolları veya yatırımlarıyla değil, onu var eden insanlarla yaşar. İsimlerini caddelerimizde yaşattığımız değerlerimizin hikâyelerinin bilinmesine, özellikle gelecek kuşaklara aktarılmasına büyük önem veriyoruz. Bu çalışma, Kütahya sanayisine değer katmış isimlere duyduğumuz saygının ve vefanın bir göstergesidir. Geçmişimizden aldığımız güçle üretmeyi, gelişmeyi ve Kütahya’ya değer katmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kurumsal hafıza fiziksel mekânlarla buluştu</strong></p>
<p>Çalışmayla Kütahya OSB’nin kurumsal hafızasının bölgedeki fiziksel mekânlarla bütünleştirilmesi, caddelere adlarını veren isimlerin sanayiye ve kente sundukları katkıların daha geniş kesimler tarafından tanınması amaçlanıyor. Projede yer verilen isimlerin ayrıntılı yaşam öyküleri ve Kütahya sanayisine katkıları, Kütahya OSB’nin internet sitesindeki “Değerlerimiz” bölümünde de paylaşılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-87110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/kutahya-osb-sanayiye-deger-katan-isimlerin-hatiralarini-yasatiyor-1788936134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi, kentin üretim ve sanayileşme sürecine katkı sunan altı ismin yaşam öykülerini, adlarını taşıyan caddelere yerleştirilen tanıtım panolarıyla görünür kıldı. Çalışmayla bölgenin kurumsal hafızasının gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor. Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, &quot;Bu çalışma, Kütahya sanayisine değer katmış isimlere duyduğumuz saygının ve vefanın bir göstergesidir. Geçmişimizden aldığımız güçle üretmeyi, gelişmeyi ve Kütahya’ya değer katmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-2026-butcesinde-en-yuksek-payi-egitime-ayirdik-87104</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: 2026 bütçesinde en yüksek payı eğitime ayırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin, sıralamasını tüm alanlarda yükseltirken, fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerinde performans gösterdiğini anlatan Şimşek, "91 ülke arasında sıralamamız, fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamak yükseldi. OECD ülkeleri arasında 2022'ye kıyasla her üç alanda puanını en fazla artıran Türkiye, son 10 yılda üç alanda da performansını sürekli artıran tek OECD üyesi oldu. 2026 yılı bütçesinde en yüksek payı, yüzde 15,3 ile eğitime ayırdık. Kalkınmanın temel unsurlarından biri olan beşeri sermayemizin niteliğini daha da güçlendirmek için eğitim politikalarımızı sürdürecek, elde ettiğimiz kazanımları daha ileriye taşımaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-2026-butcesinde-en-yuksek-payi-egitime-ayirdik-87104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/simsek-1781329278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Türkiye, PISA 2025 sonuçlarına göre sıralamasını tüm alanlarda yükseltti. 91 ülke arasında sıralamamız, fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamak yükseldi. Türkiye, son 10 yılda üç alanda da performansını sürekli artıran tek OECD üyesi oldu. 2026 yılı bütçesinde en yüksek payı, yüzde 15,3 ile eğitime ayırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Denizli’yi daha da ileriye taşıyacağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin son meclis toplantısında odanın geride bıraktığı dönemi ve yeni dönem hedeflerini değerlendirdi.</p>
<p>Kasapoğlu, dört yılda DSO’nun yalnızca faaliyetlerini artırmadığını, çalışma modelini de dönüştürdüğünü belirterek; üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan dokunan yeni hizmet yapıları kurduklarını, sanayiciler arasında ve ulusal-uluslararası alanda yeni bağlantılar geliştirdiklerini söyledi. Önümüzdeki dönemin odağını ise Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım, katma değer ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olarak ortaya koydu.</p>
<p>Denizli sanayicisinin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren, sorunlara çözüm üreten bir oda modeli oluşturduklarını belirten Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu, “Görev dönemimizde salgının artçı etkilerinden depreme, küresel tedarik sorunlarından yüksek enflasyona kadar ağır bir ekonomik iklimle karşılaştık. Bu şartlar karşısında beklemek yerine harekete geçtik; süreçleri kişilere bağlamak yerine iş birlikleri ve kurumsal yapılar inşa ettik. Meslek Komitelerimizi, komisyonlarımızı ve kurullarımızı daha etkin hale getirerek karar alma süreçlerine üyelerimizin daha güçlü katılımını sağladık. Yüksek İstişare Kurulumuzu çalışma sistemimize dahil ettik, üye bilgilerimizi güncelledik ve sektörlerin ortak meselelerini düzenli toplantılarla gündeme taşıdık. Bizim için katılımcılık yalnızca toplantı sayısını artırmak değil; üyelerin sözünü dinlemek, görüşlerini karara dönüştürmek ve sonuçların sorumluluğunu birlikte taşımaktır. Dört yılın sonunda hem faaliyetlerimizi artırdık hem de odamızın çalışma modelini değiştirdik” diye konuştu.</p>
<p>Üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren hizmet kapasitesini güçlendirdiklerini ifade eden Kasapoğlu, “Denizli Model Fabrikayı, Verimlilik Merkezimizi, DSO Akademiyi, Teşvik Ofisini, DSO MEİP’i, İtalya İrtibat Ofisimizi ve KOSGEB Temsilciliğimizi güçlendirdik. Bu yapıların ortak amacı üyelerimizin yatırımına, maliyetlerine, verimliliğine, enerji performansına, insan kaynağına ve yeni pazarlara erişimine katkı sağlamak. Teşvik Ofisimiz henüz bir buçuk yıllık dönemde toplam 1,6 milyar liralık proje hacminin geliştirilmesine öncülük etti. Denizli Model Fabrikamız 40’a yakın firmaya verimlilik danışmanlığı ve dönüşüm desteği sağlarken, bazı süreçlerde yüzde 56’ya varan verimlilik artışları elde edildi. Sürdürülebilirlik Birimimiz dört yılda 416 çalışma ve faaliyet gerçekleştirdi, Verimlilik Merkezimiz ise 50’ye yakın firmaya ulaştı. DSO Akademimizde dört yılda 800’ü aşkın katılımcının yer aldığı 34 eğitim düzenledik. DSO MEİP kapsamında 9 meslek lisesinde bir yılda 93 etkinlik gerçekleştirerek eğitim ile sanayi arasındaki iş birliğini güçlendirdik. İtalya İrtibat Ofisimiz aracılığıyla da son iki yılda 257 üyemizin vize süreçlerine destek sağladık. Hizmet anlayışımızı klasik oda hizmetleriyle sınırlamadık; yaptığımız çalışmaların üyelerimizin işletmelerinde neyi değiştirdiğine odaklandık. Bu kapasiteyi oluştururken kurumumuzu da güçlendirdik; iştiraklerimizle birlikte çalışan sayımızı 14’ten 30’a yaklaştırdık. Kadromuzu odayı büyütmek için değil, üyelerimize daha hızlı ve nitelikli hizmet sunabilmek için genişlettik” dedi.</p>
<p>DSO’nun yalnızca hizmet sunan değil, üyeleri, kamu kurumları ve uluslararası pazarlar arasında bağlantı kuran bir yapıya dönüştüğünü belirten Kasapoğlu, “Bir odanın gerçek gücü sahip olduğu binalardan veya düzenlediği etkinliklerden değil, kurabildiği bağlardan ve üyeleri adına açabildiği kapılardan gelir. Bu dört yılda üyeyi Odayla, üyeyi üyeyle, sanayiciyi Ankara’yla, Denizli’yi Avrupa’yla bağladık. TEİ ve BAYKAR ile gerçekleştirdiğimiz tedarikçi buluşmalarıyla 50’yi aşkın firmamızı savunma ve havacılık sanayisinin önemli aktörleriyle bir araya getirdik, 20 firmamızın saha ziyaretlerine vesile olduk. Ankara’da bakanlıklar, kamu kurumları, TOBB ve karar vericiler nezdinde Denizli sanayisinin sorunlarını sahadan aldığımız veriler ve çözüm önerileriyle gündeme taşıdık. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve uluslararası ağlarla geliştirdiğimiz ilişkiler, yeşil ve dijital dönüşüm çalışmaları ile İtalya İrtibat Ofisimiz sayesinde firmalarımızın uluslararası bağlantılarını güçlendirdik. Önümüzdeki dönemde de tedarikçi buluşmaları ve yeni iş birlikleriyle Denizli’nin üretim kabiliyetini Türkiye’nin stratejik sektörleriyle kalıcı biçimde bağlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>DSO’nun kurumsal yapısını da bu anlayış doğrultusunda dönüştürdüklerini ifade eden Kasapoğlu, “2024-2028 Stratejik Planımızı yalnızca bir belge olarak değil, kaynaklarımızı ve insan kapasitemizi ortak hedeflere yönelten bir çalışma rehberi olarak ele aldık. Dijital dönüşüm, küresel rekabet gücü, yeşil ve sürdürülebilir sanayi dönüşümü, hedef sektörlerde rekabet avantajı ve finansal kapasitenin güçlendirilmesini temel önceliklerimiz arasına aldık. Kamuoyu görünürlüğümüzü artırarak Denizli sanayisinin sesini daha güçlü duyurduk. Dünya Odalar Kongresi Odalar Yarışması’nda yeşil dönüşüm projemizle dünya üçüncülüğü elde ederken, TİSK Ortak Yarınlar Ödülleri’nde de iki farklı projemizle ödüle layık görüldük. Ancak bizim için asıl başarı, üyelerimizin işine yarayan ve firmalarına değer katan sonuçlar üretmek. Şirinköy’de yürüttüğümüz süreçle de yenilikçilik, yeşil ve dijital dönüşüm, eğitim ve ortak kullanım imkanlarını bir araya getiren, Denizli sanayisine uzun yıllar hizmet edecek yeni bir merkez oluşturmak için çalışıyoruz. Kısacası bu dört yılda yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermedik, önümüzdeki on yılların sanayi altyapısını da hazırladık” dedi.</p>
<p>Yeni dönemde hedeflerinin DSO’nun değil, Denizli sanayisinin teknoloji, katma değer, yatırım ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olduğunu belirten Kasapoğlu, “Kurduk, bağladık, dönüştürdük; şimdi ölçeği büyütüyoruz. Aidata dayalı klasik Oda modelinin sınırlarını aşarak ürettiğimiz nitelikli hizmetlerden elde ettiğimiz kaynakları yine üyelerimizin hizmetine, yeni uzmanlıklara ve yeni projelere yönlendireceğiz. Yeni organize sanayi alanlarının oluşturulması ve mevcut alanların geliştirilmesi önceliklerimiz arasında. Denizli’nin yatırım yapacak sanayiciye yer gösterebilmesi, altyapı sunabilmesi ve yeni nesil üretimi çekebilmesi için ilgili kurumlarla çalışmayı sürdüreceğiz. Diğer büyük iddiamız ise Denizli’nin üretim profilinde sıçrama yaratabilecek titanyum yatırımı. Üretim kabiliyetimizi, tedarik zincirlerimizi, nitelikli istihdamımızı ve yatırım profilimizi değiştirebilecek bu ortak girişimi, 2026-2030 döneminin en önemli sanayi hamlelerinden biri haline getirmek için çalışıyoruz. Dört yıl önce nasıl Model Fabrika, Verimlilik Merkezi ve yeni uzmanlık alanları için çekinmeden adım attıysak, bugün de aynı iradeyi Denizli sanayisinin ölçeğini büyütmek için ortaya koyuyoruz” dedi.</p>
<p>Dört yıllık dönemin ardından yeni dönemde de aynı çalışma anlayışını sürdüreceklerini vurgulayan Kasapoğlu, “Geride bıraktığımız dört yıl bize gurur verebilir ancak rehavet hakkı vermez. Kurduğumuz her yapı daha fazla sorumluluk, açtığımız her kapı daha büyük bir hedef getiriyor. Ankara’da daha ısrarcı, uluslararası alanda daha görünür, sahada daha erişilebilir olacağız. Hizmet kapasitemizi genişletecek, Denizli’nin yeni sektörlere, yeni teknolojilere ve daha yüksek katma değerli üretime geçişini hızlandıracağız. Denizli sanayisi dünyanın ve teknolojinin değişen rekabet koşullarının gerisinde kalamaz. Önümüzde yürünecek yolumuz, kurulacak yapılarımız ve ulaşılacak büyük hedeflerimiz var. Denizli’nin en büyük gücü üretme cesareti, birlikte hareket etme kabiliyeti ve zor zamanlarda çözüm bulma iradesidir. Kurduğumuz yapıları büyütecek, bağlarımızı güçlendirecek ve başlattığımız dönüşümü hızlandıracağız. Denizli sanayisinin ölçeğini, teknolojisini ve katma değerini birlikte yükselteceğimize yürekten inanıyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-1785837337.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin bilançosunu ve yeni dönem hedeflerini açıkladı. DSO’nun hizmet kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirdiklerini belirten Kasapoğlu, yeni dönemde Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım ve katma değer kapasitesini büyütmeye, yeni organize sanayi alanları ve titanyum yatırımı başta olmak üzere stratejik hamlelere odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülsoy: Dijital pazarlarda tekelci anlayışa son verilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAYSERİ/EKONOMİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, dijital pazaryerlerinde uygulanan yüksek komisyon oranları ve ek kesintilerin esnaf ile tüketici üzerinde oluşturduğu yükler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Son dönemde üyelerinden dijital pazaryerlerindeki yüksek komisyon oranları ve dijital ilan platformların yüksek abonelik ücretlerine yönelik yoğun şikâyetler aldıklarını belirten Gülsoy, bu platformların tekele dönüşmesinin genel fiyat seviyelerini de olumsuz etkilediğini kaydederek, “Üyelerimizin sahadaki en büyük çilesi; kategoriye göre değişmekle birlikte yüzde 30-35’lere varan komisyon oranları, zorunlu reklam harcamaları, kargo ve servis kesintileridir. Yeme-içme sektöründen hizmet sektörüne, emlakçı ve galerici esnafımızdan en küçük üreticimize kadar herkes bu yüksek maliyetlerin altında ezilmektedir. Çiçekçisinden lokantacısına, galericisinden emlakçısına, dijital platformlarda satış yapan esnafımızı, tüccarımızı ve üreticimizi bu platformların yüksek komisyon ve uygulamalarına mahkum edemeyiz. Platformların dominant konumlarını kullanarak uyguladıkları yüksek üyelik ücretleri ve komisyonlar, ürün ve hizmetlerin menü/satış fiyatlarını suni bir şekilde şişirmekte; bu durum da doğrudan gıda ve genel tüketim enflasyonunu körüklemektedir. Yani yüksek komisyonlar sadece esnafımızı değil, nihai tüketici olan vatandaşımızın cebini de yakmaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Dijital pazarlarda adil rekabet ve şeffaf yapı tesis edilmelidir”</strong></p>
<p>Türkiye’deki dijital platform komisyonlarının gelişmiş ülkelerdeki oranlara kıyasla son derece yüksek olduğunun altını çizen Gülsoy, “Gelişmiş pazarlarda ve Avrupa Birliği’nde uygulanan dijital piyasa düzenlemeleri, hâkim konumdaki platformların satıcıları sömürmesini engelleyen tavan sınırlandırmaları ve adil rekabet kuralları içermektedir. Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir. Bu konuda üst kurumumuz TOBB ve Ticaret Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunuyoruz. Neticeten dijital platformların satıcılardan aldığı komisyon oranları uygun seviyelere düşürülmeli ve yüksek abonelik ücretleri makul hale getirilmelidir. Ayrıca sipariş tutarı arttıkça azalan dereceli komisyon modelleri teşvik edilmeli, rekabet artırılmalı ve gerekiyorsa yerli ve milli alternatif platform altyapıları desteklenmelidir.</p>
<p>Öte yandan internetten ev, araba, eşya alıp satanlar veya kiralama ilanları verenler için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kayıt dışı ekonomi ve vergi kayıplarını engellemek amacıyla e-ticaret sitelerinden sosyal medya platformlarına kadar tüm dijital platformlara aylık raporlama getirmesini olumlu buluyoruz. Ticaretimizi, üreticimizi ve halkımızı bu yüksek maliyet baskısından kurtarmak, enflasyonla mücadelemize de çok önemli bir katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-1788876102.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, &quot;Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD EXPO&#039;da hedef 5 milyar dolarlık ticaret hacmi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, düzenlenen basın buluşmasında, MÜSİAD EXPO 2026 Uluslararası Ticaret Fuarı ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>MÜSİAD EXPO'nun bu yıl 21'inci kez İstanbul Fuar Merkezi'nde yapılacağını kaydeden Özdemir, 23-26 Eylül arasında MÜSİAD EXPO Uluslararası Ticaret Fuarı'nı düzenleyeceklerini bildirdi.</p>
<p>Özdemir, 15 bin metrekarenin üzerindeki stant alanında organize edilen fuarın sanayi, makine, otomasyon, enerji, inşaat, yapı malzemeleri, gıda ve tarım başta olmak üzere stratejik sektörlerden 300'ün üzerinde firmayı dünya pazarlarıyla buluşturacağını belirterek, "Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400'ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri (B2B) ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"B2Biz" platformuyla alım heyetlerinin birebir B2B görüşmelerini planlayabileceğini aktaran Özdemir, "MÜSİAD EXPO tek başına bir fuar etkinliği değil. Aslında MÜSİAD'ın uluslararası anlamda görünürlüğünü artırmak, ülke ekonomisindeki yerini, bulunduğu durumu perçinlemek ve göstermek üzere de kurulmuş, içerisinde farklı farklı faaliyet alanlarının olduğu 4 günlük geniş bir program." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, fuarda Uluslararası İş Forumu'nun (IBF) düzenleneceğini belirterek, "Arktik ile ilgili de panel düzenlenecek. Özellikle kutuplar, kutupların bu ticaret ve uluslararası lojistik ağları açısından önemi, aynı zamanda bu kıymetli madenler noktasındaki son yıllardaki keşifler tabii büyük ölçekli ülkeleri daha çok bu kutuplar konusunda araştırma yapmaya ve tüm bu araştırmaları da ticarileştirmeye doğru yönlendiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MÜSİAD olarak Arktik konusunda çalışmalar yaptıklarını belirten Özdemir, Arktik Konseyi'nin 8 Ekim'de düzenleyeceği zirveye de katılacaklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Burhan Özdemir, MÜSİAD'ın ilk kez kendi fuar şirketiyle bir fuar düzenleyeceğini ifade ederek, "Bu dönemin başında koyduğumuz bir kısım hedefler Afrika'da, Orta Doğu'da ve Türk Cumhuriyetlerinde belli fuar faaliyetleri düzenlemek istediğimiz için Müstakil Fuarcılık şirketini kurduk." dedi.</p>
<p>Arnavutluk'ta yarın (9 Eylül) inşaat alanında tedarikçi zirvesi düzenleyeceklerini belirten Özdemir, "Oraya da önemli bir katılım bekleniyor. 2 bine yakın kişinin bu tedarikçi zirvelerinde yer almasını bekliyoruz. Bunun devamında büyük ihtimalle Almanya'da gıda alanında gerçekleştireceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, nisan ayında MÜSİAD ve JPMorgan Chase işbirliğinde New York'ta yatırım konferansı düzenlediklerini anımsatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"30 Kasım'da HSBC ile Londra'da, HSBC'nin genel merkezinde, HSBC'nin başekonomistinin de katıldığı, bizden de yaklaşık 30'a yakın farklı sektörlerden firmaların temsilcilerinin iştirak ettiği bir buluşma düzenleyeceğiz. Bunun bir benzerini nisan ayında Malezya ya da Singapur'da yapmayı düşünüyoruz. Bu programla da daha çok Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz. Çünkü ülkemizde hep finansman noktasında batıya bir yönelim var. Halbuki aslında doğuda da çok ciddi fırsatların olduğunu biliyoruz. Özellikle Malezya gibi İslami finansman unsurlarının çokça kullanıldığı bir ülkede de benzer bir programı gerçekleştirmeyi düşünüyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Gazetecilerin sorularını yanıtlayan MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, fuarın ihracata etkisine yönelik soruya, "İhracatı ciddi anlamda pozitif katkısı olacak. Çünkü 70 farklı ülkeden 400'ün üzerinde alım heyeti gelecek. Mesela biz geçtiğimiz yıl 4 kere Amerika'ya gittik. Amerika'daki büyük toptancılarla buluştuk, farklı farklı bölgelerde. Mesela bu toptancılar gelecekler. Almak istedikleri ürünleri bilerek gelen toptancılardan bahsediyorum. Dolayısıyla ihracata önemli ölçüde katkısı olacağını düşünüyoruz. Bunu sadece ihracat endeksli düşünmeyelim, yurt içindeki ticaret ağlarını da artırıcı bir etkisi var." yanıtını verdi.</p>
<p>Özdemir, Orta Vadeli Programa (OVP) yönelik soruya ilişkin, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Orta Vadeli Programı bu kez biz nominal istikrarı reel piyasanın önüne koymayan, reel piyasanın beklentilerini nominal istikrarın önüne koyan bir program olarak izledik. Verilere bakıldığında da daha rasyonel ve gerçekçi bulduk. Diğer OVP'lerden farkı daha temkinli bir yaklaşım sunuyor olması. Bu iş dünyası açısından son derece önemli. Çünkü bizim için birinci problem enflasyonun yüksek olması değil. Birinci problem öngörülemezlik."</p>
<p>Üretimi artırmaya yönelik değerlendirmede bulunan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Birkaç aydır Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz. Bize göre Türkiye'nin en büyük şansı, fırsatı atıl kapasite alanı. Çünkü ülkemizde özellikle 2008, 2010'lu yıllardaki o ucuz para nedeniyle yapılmış çokça büyük tesis var. Bu tesislerin çok önemli bir kısmı atıl halde. Şu anki üretim maliyetlerine baktığınızda söz konusu tesislerdeki üretim maliyetlerinin tüm genel gideri o ürünlerin birim fiyatlarına yansıyor. Çok daha verimli üretim yapılabilecek tesislerden daha atıl ve ürettiğinden çok masraf üreten tesislerimiz var bizim şu anda her alanda. Kapasite tahlillerinin sektörel bazda çok acil bir şekilde yapılması, ciddi anlamda geniş bir sanayi envanterinin çıkarılması gerekiyor ülkemizdeki bu envanter üzerinden bizim açık olan ve dönüştürülmesi gerekli alanlarımıza ciddi şekilde yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/burhan-1788875506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD EXPO hakkında açıklamalarda bulunan MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, &quot;Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400&#039;ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa turizmde rotayı yerel kalkınmaya çeviriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın turizm geleceği ve yerel kalkınma hedefleri, iki gün sürecek 5. Bursa Turizm Zirvesi’nde ele alınıyor.</p>
<p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde başlayan zirvenin açılışına TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Barbaros Bağlıkaya, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, milletvekilleri, belediye başkanları ve sektör temsilcileri katıldı. Zirvenin ana gündemini Bursa’nın yerel kaynaklarının turizme kazandırılması ve bu potansiyelin ekonomik ve sosyal kalkınmaya sürdürülebilir biçimde dönüştürülmesi oluşturuyor. Programda yerel yönetimlerin turizm politikalarındaki rolünün yanı sıra stratejik yatırımlar, destinasyon yönetimi, sektörel koordinasyon, ulaşım ve konaklama altyapısı ile dijital pazarlama gibi başlıklar değerlendiriliyor.</p>
<h2>Turizmde yeni büyüme alanı yerel değerler</h2>
<p>Zirvenin açılışında konuşan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, Türkiye turizminin zorlu bir dönemden geçtiğine ve 2026 yılı turizm gelir beklentisinde aşağı yönlü revizyon yapıldığına dikkat çekti. Küresel turizm rekabetinin giderek sertleştiğini belirten Bağlıkaya, Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için yerel değerleri yüksek katma değerli turizm ürünlerine dönüştürmesi gerektiğini söyledi. Turist beklentilerinin değiştiğine işaret eden Bağlıkaya, deniz, kum ve güneş turizminin yanında kültür, deneyim ve yerel yaşamı merkeze alan ürünlerin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Yeni cazibe merkezleri ve destinasyonların oluşturulmasının turistlerin kentlerde daha uzun süre kalmasını sağlayacağını ifade eden Bağlıkaya, bunun turizm gelirlerinin artırılması açısından kritik olduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Seyahat acenteleri olmadan turizm hedeflerine ulaşamayız”</h2>
<p>Bağlıkaya’nın konuşmasında seyahat acentelerinin turizm ekonomisindeki rolü de öne çıktı. Turizmin yalnızca yatırım ve altyapıdan ibaret olmadığını belirten Bağlıkaya, destinasyonların pazarlanması, turizm ürünlerinin paketlenmesi ve turistin bölgeye yönlendirilmesinde seyahat acentelerinin kritik görev üstlendiğini söyledi. “Ne yatırım yaparsak yapalım, turizmde istenilen başarıya seyahat acentesiz ulaşamayız” diyen Bağlıkaya, turizmde pazarlama ve satış ayağının yeterince dikkate alınmadığını belirtti. Bağlıkaya, seyahat acentelerinin güçlenmesinin yalnızca bir meslek grubunun değil; otel, rehber, restoran, taşımacılık, esnaf ve yerel üreticinin dahil olduğu geniş turizm ekosisteminin güçlenmesi anlamına geldiğini kaydetti. Bursa’nın turizm pastasından daha büyük pay alması gerektiğini vurgulayan Bağlıkaya, kentin turizm stratejisinin ziyaretçiyi kentte daha uzun süre tutacak şekilde şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>İş turizmi potansiyeline dikkat çekildi</h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay ise Bursa’nın turizm potansiyelinin tarihi ve kültürel miras ile coğrafi zenginlik kadar, bu değerleri ekonomik değere dönüştürecek yerel girişimcilik kapasitesine de bağlı olduğunu söyledi. Bursa’nın 20 milyar dolarlık ihracat ve 16 milyar dolarlık ithalatla yaklaşık 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip güçlü bir sanayi ve ticaret merkezi olduğuna dikkat çeken Burkay, kentin doğal olarak önemli bir iş turizmi potansiyeli taşıdığını belirtti. Bursa’nın fuar ve kongre turizminde merkez haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Burkay, BTSO’nun hayata geçirdiği uluslararası fuarların bu potansiyelin değerlendirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Burkay, fuar ve kongre ziyaretçilerinin yüksek harcama kapasitesinin Bursa turizmine önemli bir ekonomik katkı sağlayabileceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-1788870132.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bu yıl beşincisi düzenlenen Bursa Turizm Zirvesi, “Yerel Turizm Kalkınması” temasıyla başladı. BTSO ve TÜRSAB iş birliğinde düzenlenen zirvede, Bursa’nın turizm potansiyelinin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, destinasyon çeşitliliğinin artırılması ve turizmin yerel ekonomiye daha fazla katkı sağlaması gündeme taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> JUNIOSHOW’da hedef dünya pazarlarında büyümek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün önemli buluşma noktalarından JUNIOSHOW Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim &amp; Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 22. kez kapılarını açtı.</p>
<p>BTSO tarafından KFA Fuarcılık AŞ organizasyonunda, BEKSİAD işbirliğiyle düzenlenen fuar, ilk kez eylül ayında gerçekleştirilirken, 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firmayı Bursa’da buluşturdu. Bursa Fuar Merkezi’nde 10 Eylül’e kadar sürecek fuar, kentin bebe ve çocuk konfeksiyonundaki üretim gücünü uluslararası pazarlara taşıyan önemli organizasyonlardan biri olma özelliğini sürdürüyor. JUNIOSHOW’un açılışında konuşan BEKSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bayezit, fuarın yeni dönemde daha güçlü ve uluslararası bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini söyledi. Daha önce ocak ayında düzenlenen fuarın tarihinde ilk kez eylül ayında gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bayezit, bundan sonraki hedeflerinin JUNIOSHOW’u yılda iki kez düzenlemek olduğunu belirtti. Bursa’nın bebe ve çocuk konfeksiyonunda önemli bir üretim merkezi olduğunu vurgulayan Bayezit, sektörün uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmek için fuar organizasyonlarının önem taşıdığını ifade etti. Fuar kapsamında gerçekleştirilen uluslararası alım organizasyonuna da dikkat çeken Bayezit, Ticaret Bakanlığı’nın UR-GE ve alım heyeti destekleri kapsamında BTSO işbirliğiyle 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcının Bursa’da ağırlandığını söyledi.</p>
<p>Açılışta konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da JUNIOSHOW’un Bursa’daki en güçlü uluslararası organizasyonlardan biri haline geldiğine dikkat çekerek, fuarda yurt dışından yoğun katılım olduğunu belirtti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-1788869699.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün uluslararası buluşma noktası JUNIOSHOW, 22. kez kapılarını açtı. İlk kez eylül ayında düzenlenen fuarda 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firma bir araya gelirken, sektörün yeni hedefi fuarı yılda iki kez düzenleyerek Bursa’nın küresel ticaretteki konumunu güçlendirmek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
