<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sa-ra-enerji-borsada-islem-gormeye-basladi-83424</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şa-Ra Enerji borsada işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şa-Ra Enerji İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "SARAE" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Şa-Ra Enerji'nin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Şa-Ra Enerji Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Şadi Türk, Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Mertay Türk, Yönetim Kurulu üyeleri Zeynep Miray Türk Kocabaş, Sinem Mor Kurumsak, Enerji Grup Finans Direktörü Ali Ar ile Tera Yatırım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Emir Münir Sarpyener'in katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Korkmaz Ergun, Şa-Ra Enerji'nin modern teknolojiye sahip tesisleriyle Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p>Ergun, Şa-Ra Enerji'nin dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği başarılı projeleriyle uluslararası pazarlarda güçlü bir varlık gösterdiğini vurgulayarak, "Şa-Ra Enerji'nin bu başarılı faaliyetleri sayesinde, enerji altyapısına yapılan yatırımlar, enerji arz güvenliği açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bugünden sonra ise bu halka arzla ve yeni yatırımcılarıyla beraber Şa-Ra Enerji, küresel çaptaki önemli konumunu daha da yukarıya taşıyacaktır." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yabancı önemli fonlar da ortağımız oldu"</strong></p>
<p>Rahmi Mertay Türk de şirketin temellerinin 1985'te, Şa-Ra Enerji Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Şadi Türk ve merhum ortağı Raşit Mor tarafından Ankara OSTİM'de küçük bir atölyede atıldığını anlattı.</p>
<p>Türk, kuruluşunun ardından 41 yıl geçen şirketin, şu anda Adana'da 9 modern fabrikaya ve 100'den fazla ülkeye uzanan ihracat ağına sahip olduğunu kaydetti.</p>
<p>Halka arz süreçlerine yatırımcıların gösterdiği 3,77 katlık talebin, 41 yıllık emeklerine ve geleceğe inançlarına verilen en güzel yanıt olduğunu vurgulayan Türk, "Bu süreçte bireysel yatırımcılarımızın yanı sıra yurt içi ve yurt dışı kurumsal yatırımcıların büyük ilgisini aldık. Yabancı önemli fonlar da ortağımız oldu. Bu tablo, uluslararası arenada ne denli güçlü bir konumda olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor." dedi.</p>
<p>Türk, bundan sonraki süreçte de yollarına kararlılıkla devam edeceklerini, kurumsal ve sürdürülebilir yönetim anlayışıyla Türkiye ve dünyaya değer üretmeyi sürdüreceklerini anlattı.</p>
<p>Emir Münir Sarpyener de Şa-Ra Enerji'nin halka arzını başarıyla tamamlamanın mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını belirterek, "Tera Yatırım olarak yönetimine, işine ve gelir kalitesine inandığımız şirketleri ilerleyen dönemde de Borsa İstanbul ile yatırımcılarımız ve sermaye piyasasıyla buluşturmaya devam edeceğiz. Hedefimiz de sadece halka arzlar tarafında değil, bütün sermaye piyasası konularında Türkiye'nin lider kurumlarından biri olma özelliğimizi devam ettirebilmek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sa-ra-enerji-borsada-islem-gormeye-basladi-83424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/6765-1784282169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirket için Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong töreninde konuşan Şa-Ra Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Mertay Türk, &quot;Bu süreçte bireysel yatırımcılarımızın yanı sıra yurt içi ve yurt dışı kurumsal yatırımcıların büyük ilgisini aldık. Yabancı önemli fonlar da ortağımız oldu. Bu tablo, uluslararası arenada ne denli güçlü bir konumda olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/trafige-kayitli-arac-sayisi-yillik-yuzde-67-yukseldi-83423</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trafiğe kayıtlı araç sayısı yıllık yüzde 6,7 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,9 artarak 194 bin 740 oldu. Haziranda kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 36,1 artışla, 4 bin 684'ten 6 bin 375'e yükseldi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı, yılın altıncı ayında 188 bin 365 artış gösterdi.</p>
<p>Haziranda trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 49,4'ünü motosiklet, yüzde 37,8'ini otomobil, yüzde 8,5'ini kamyonet, yüzde 1,7'sini traktör, yüzde 1,5'ini kamyon, yüzde 0,7'sini minibüs, yüzde 0,3'ünü otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında, bir önceki aya göre yüzde 22 artış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, bir önceki aya göre özel amaçlı taşıtta yüzde 191, motosiklette yüzde 62,1, minibüste yüzde 53,2, traktörde yüzde 20,9, kamyonda yüzde 12,7 artarken, otobüste yüzde 14,5, kamyonette yüzde 5,8 ve otomobilde yüzde 2,9 azalış gösterdi.</p>
<p>Haziranda, geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı özel amaçlı taşıtta yüzde 140,5, otobüste yüzde 26,2, minibüste yüzde 26, kamyonda yüzde 21,8, kamyonette yüzde 11,8, motosiklette yüzde 4,2, otomobilde yüzde 1,8 yükselirken, traktörde yüzde 43,4 geriledi.</p>
<p><strong>Trafiğe kayıtlı araç sayısı haziran sonu itibarıyla 34,5 milyonu geçti</strong></p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,7 artarak, 34 milyon 545 bin 132'ye yükseldi.</p>
<p>Haziran sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7'sini otomobil, yüzde 21,5'ini motosiklet, yüzde 14,4'ünü kamyonet, yüzde 6,8'ini traktör, yüzde 3,1'ini kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 941 bin 964 taşıtın yüzde 64,6'sı otomobil, yüzde 14,4'ü kamyonet, yüzde 13,7'si motosiklet, yüzde 3,2'si traktör, yüzde 2'si kamyon, yüzde 1,5'i minibüs, yüzde 0,4'ü otobüs ve yüzde 0,2'si özel amaçlı taşıtlar olarak kayda geçti.</p>
<p>Haziranda trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 20,5'i Renault, yüzde 7,1'i Hyundai, yüzde 6,7'si Volkswagen, yüzde 6,5'i Fiat, yüzde 5,2'si Toyota, yüzde 5'i Peugeot, yüzde 4,1'i Mercedes-Benz, yüzde 3,9'u Skoda, yüzde 3,6'sı Chery, yüzde 3,2'si Omoda, yüzde 3,1'i Citroen, yüzde 2,8'i BMW, yüzde 2,8'i TOGG, yüzde 2,7'si Opel, yüzde 2,5'i Kia, yüzde 2,2'si Jaecoo, yüzde 2'si Volvo, yüzde 2'si Nissan, yüzde 1,9'u Mini, yüzde 1,7'si Audi ve yüzde 10,5'i diğer markalardan oluştu.</p>
<p>Ocak-haziranda geçen yılın aynı dönemine göre, trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 11,7 azalarak 962 bin 739 olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 22,7 artarak 29 bin 212 oldu. Böylece ocak-haziran döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 933 bin 527 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde, trafiğe kaydı yapılan 456 bin 50 otomobilin yüzde 41,8'i benzin, yüzde 31,6'sı hibrit, yüzde 17,8'i elektrikli, yüzde 7,8'i dizel ve yüzde 1'i LPG yakıtlı oldu.</p>
<p>Haziran sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 17 milyon 867 bin 368 otomobilin ise yüzde 32,1'i dizel, yüzde 31'i benzin, yüzde 29,4'ü LPG, yüzde 4,7'si hibrit ve yüzde 2,5'i elektrikli oldu. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 32,6'sı 1300 ve altı, yüzde 16'sı 1401-1500, yüzde 14,3'ü 1501-1600, yüzde 10,2'si 1301-1400, yüzde 8,2'si 1601-2000, yüzde 0,9'u 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 41,8'i gri, yüzde 25,7'si beyaz, yüzde 11,9'u siyah, yüzde 9,8'i mavi, yüzde 5,6'sı yeşil, yüzde 3,2'si kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu, yüzde 0,3'ü sarı ve yüzde 0,1'i diğer renkli araçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/trafige-kayitli-arac-sayisi-yillik-yuzde-67-yukseldi-83423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre trafiğe 194 bin 740 aracın kaydı yapıldı. Trafiğe kayıtlı araç sayısı, geçen yıla göre yüzde 6,7 artarak 34 milyon 545 bin 132&#039;ye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-05lik-artis-83422</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısında yıllık yüzde 0,5&#039;lik artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait ücretli çalışan istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Mayıs 2025'te 15 milyon 892 bin 187 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, bu mayısta yüzde 0,5 artışla 15 milyon 970 bin 105 kişiye yükseldi.</p>
<p>Söz konusu ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 3,2 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 1,2 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,3 arttı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, mayısta nisana göre yüzde 0,1 azalış gösterdi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,1, inşaat sektöründe yüzde 1,2 azalırken, ticaret-hizmet sektöründe aynı kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-05lik-artis-83422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 0,5 artışla 15 milyon 970 bin 105&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-158-artti-83421</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 15,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 23,1 artarak 43 bin 406'ya yükseldi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 12,5 artışla 86 bin 573 oldu. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 15,8 yükselişle 129 bin 979 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 33,4, ikinci el olanların payı yüzde 66,6 oldu.</p>
<p><strong>İpotekli satışlar arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 72,1 artarak 25 bin 993 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise haziranda yıllık bazda yüzde 7,1 artışla 103 bin 986 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 20, diğer satışların payı yüzde 80 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, haziranda 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 1,5, ikinci el konut satışları yüzde 8,6 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 2,3, ikinci el konut satışları yüzde 0,9 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Yabancılara 2 bin 15 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20,1 artarak 2 bin 15 oldu. Haziranda, toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,6 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı 381 ile Rusya, 170 ile Ukrayna, 170 ile İran vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-haziran dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 0,8 artarak 221 bin 487 oldu. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 4,8 azalışla 478 bin 29'a geriledi. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 3,1 azalışla 699 bin 516 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-haziran döneminde yüzde 32,2 artışla 142 bin 794'e çıktı. Bu yılın 6 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 9,3 azalışla 556 bin 722'ye geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-haziran dönemine göre yüzde 9,2 azalarak 9 bin 83 oldu.</p>
<p><strong>Satılan iş yeri sayısı yüzde 19,2 arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,8 artarak 5 bin 126 oldu. İkinci el iş yeri satışları ise yıllık bazda yüzde 14,6 artışla 11 bin 439'a yükseldi.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 19,2 yükselişle 16 bin 565 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 86,7 artarak 745 olurken, diğer iş yeri satışları ise yüzde 17,2 artışla 15 bin 820 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, haziranda geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 4,9 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 6,6 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 4, ikinci el iş yeri satışları yüzde 1,4 arttı.</p>
<p><strong>Ocak-haziran dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-haziran döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 0,5 azalarak 23 bin 894, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 7 gerileyerek 61 bin 634 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 6 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,3 azalışla 85 bin 528 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 66,6 artışla 4 bin 5'e çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 7,3 azalışla 81 bin 523'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-158-artti-83421</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre ülke genelinde satılan konut sayısı, yıllık bazda yüzde 15,8 artışla 129 bin 979&#039;a yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-haziranda-yuzde-2-artti-83419</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları haziranda yüzde 2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayına ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), haziranda bir önceki aya göre yüzde 2 artarak 231,5 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24,5 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5,8 azaldı.</p>
<p>KFE haziranda aylık bazda İstanbul'da yüzde 2,1, Ankara'da yüzde 1 ve İzmir'de yüzde 3,1 arttı. Endeks değerleri, haziranda yıllık bazda İstanbul'da yüzde 25,3, Ankara'da yüzde 25,5 ve İzmir'de yüzde 22,6 yükseldi.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, haziranda en yüksek yıllık artış yüzde 33,1 ile Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 16,5 ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ bölgesinde görüldü.</p>
<p>Haziranda bir önceki aya göre yüzde 2,3 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 29,2 artış gösterirken, reel olarak ise yüzde 2,2 azaldı.</p>
<p>YKKE haziranda aylık bazda, İstanbul'da yüzde 2,5, Ankara'da yüzde 2 ve İzmir'de yüzde 2,6 arttı. Endeks değerleri haziranda yıllık bazda ise İstanbul'da yüzde 33,4, Ankara'da yüzde 30,7 ve İzmir'de yüzde 28,4 artış kaydetti.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, haziranda en yüksek yıllık artış yüzde 33,7 ile Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 22,6 ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ bölgesinde görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-haziranda-yuzde-2-artti-83419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/konut-fiyat-endeksi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2, yıllık bazda yüzde 24,5 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tesk-baskan-vekili-dere-depozitoda-sade-ve-uygulanabilir-bir-yol-haritasi-hazirlanmali-83417</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> TESK Başkan Vekili Dere: Depozitoda sade ve uygulanabilir bir yol haritası hazırlanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİCİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkan Vekili ve Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, uygulamaya başlanan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiyle üzerinde DOA logosu bulunan plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajlarının tüketiciler tarafından iade noktalarına teslim edilmesinin amaçlandığını anımsattı.</p>
<p>Depozitolu içecek satışı yapan market, bayi, bakkal, büfe, otel, restoran ve kafeler; iade edilen her uygun ambalaj karşılığında tüketiciye 1 lira ambalaj teşvik bedeli ödeyeceğini belirten Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Depozito sisteminde esnafımızın yükü artmamalı. Uygulamanın başarıya ulaşması için küçük esnafın ilave maliyet ve depolama yüküyle karşı karşıya bırakılmaması gerekir. Esnaf bu dönüşümün sahadaki en önemli halkalarından biridir. Çevre bilinci açısından önemli olan bu uygulama yerel esnaf için ek maliyet ve operasyonel yük oluşturmadan yürütülmeli. Depozito sistemi yalnızca bir çevre uygulaması olarak değerlendirilmemeli. Esnafımız mahalle kültürünün ve yerel ticaretin temel taşı olduğu kadar çevre bilincinin yayılmasında da önemli bir role sahip Tüketiciye ödenecek teşvik bedeli, doğrudan esnafımızın üzerine bırakılan bir ödeme olarak değerlendirilmemeli. Esnafımız operatörlerle yapacağı anlaşmalar kapsamında teşvik bedeli elde ederken iade için iş yerine gelen vatandaşlar sayesinde müşteri trafiğini artırma ve ek kazanç imkanı yakalayabilecek.’’</p>
<p><strong>"Esnafın yükü artırılmamalı"</strong></p>
<p>Sistemin işleyişinde esnafın çalışma koşullarının mutlaka gözetilmesi gerektiğini vurgulayan Dere, ‘’Çevreye katkı sağlayan her düzenlemeyi önemsiyoruz. Ancak bu dönüşümün sahadaki uygulamasında esnafımızın ilave maliyet, depolama yükü ve operasyonel karmaşa ile karşı karşıya kalmaması gerekir. Yerel esnafımızın dükkanlarının fiziki büyüklükleri, personel imkanları ve depolama kapasiteleri birbirinden çok farklı. İade noktası olacak işletmeler için açık, sade ve uygulanabilir bir yol haritası hazırlanmalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"Turizm kentlerinde sistem daha önemli"</strong></p>
<p>Her yıl 17 milyonu yabancı olmak üzere 25 milyon turist ağırlayan Antalya’da yaz aylarında nüfus ve içecek tüketimini arttığına dikkat çeken Adlıhan Dere, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya gibi turizm yoğunluğu yüksek şehirlerde depozito sistemi, çevre temizliği ve sürdürülebilir şehir yaşamı açısından daha da önemli hale geliyor. Ambalajlarının doğaya bırakılması yerine sisteme kazandırılması hem çevremizin korunmasına hem de şehrimizin marka değerinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Bu nedenle tüm vatandaşlarımızı atıklarını gelişigüzel atmamaya, DOA logolu şişe ve ambalajları iade noktalarına teslim ederek bu çevre seferberliğine destek olmaya davet ediyorum.’’</p>
<p>Depozito sistemine dahil olacak işletmelerin, DBYS üzerinden kayıt işlemlerini tamamlaması, yetkili operatörlerden birini seçmesi ve işletmesinin fiziki şartlarına uygun iade modelini belirlemesi gerektiğine dikkat çeken Dere, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’Sistemde yalnızca DOA logolu, boş ve bütünlüğü bozulmamış içecek ambalajları kabul edilirken işletmelerin teşvik bedelleri, hizmet koşulları ve mali yükümlülükleri içeren sözleşmeleri dikkatle incelemesi önem taşıyor. Üyelerimizin herhangi bir mağduriyet yaşamaması için süreci dikkatle takip etmeleri, sözleşme şartlarını ayrıntılı biçimde incelemeleri ve yalnızca resmi açıklamaları esas almaları büyük önem taşıyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tesk-baskan-vekili-dere-depozitoda-sade-ve-uygulanabilir-bir-yol-haritasi-hazirlanmali-83417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/7/1280x720/tesk-baskan-vekili-dere-depozitoda-sade-ve-uygulanabilir-bir-yol-haritasi-hazirlanmali-1784279145.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu Genel Başkan Vekili Adlıhan Dere, depozito uygulamasında esnafa yük getirmeyecek sade ve uygulanabilir bir yol haritası hazırlanması gerektiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/ansiad-baskani-ozbek-meslek-liseleri-guclenirse-turkiye-guclenir-83415</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANSİAD Başkanı Özbek: Meslek liseleri güçlenirse Türkiye güçlenir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, LGS sonuçlarının açıklanması ve tercih döneminin başlaması dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Tercih döneminde ailelerin ve gençlerin yetenek odaklı bir geleceğe yönlendirilmesinin önemine değinen Özbek, gençlerin yapacağı tercihlerin, aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki insan kaynağının niteliğini de doğrudan etkileyeceğini belirtti.</p>
<p>Ailelere ve öğrencilere, tercihlerini yaparken sadece puanlara sıkışmayıp geleceğin mesleklerini ve kendi yetkinliklerini ön planda tutmaları çağrısında bulunan Özbek, Türkiye’nin genç nüfus avantajını kalıcı bir güce dönüştürmesinin yolunun doğru mesleki yönlendirmeden geçtiğini vurguladı. Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Dünyadaki başarılı eğitim modelleri bu süreçte yol gösterici olabilecek. Nüfusları yaklaşık 85 milyon ile birbirine çok yakın olan Türkiye ve Almanya’yı incelediğimizde, eğitim ve istihdam dengesi açısından son derece değerli bir örnekle karşılaşıyoruz. Almanya’da gençlerin yaklaşık yüzde 50’si, 'ikili eğitim sistemi' (Duale Ausbildung) sayesinde lise çağında ilgi duydukları alanlara yönelerek erken yaşta üretime ve ekonomiye değer katıyor. Ülkemizde de gençlerimizin yükseköğrenim talebini, sanayimizin ve üretim sektörlerimizin gerçek ihtiyaçlarıyla çok daha dengeli ve uyumlu hale getirmemiz gerekiyor.’’</p>
<p>Mesleki eğitimi güçlü, prestijli ve gelecek vadeden birer kariyer yolu olarak konumlandırılması gerektiğini ifade eden Özbek, ‘’Gençlerimizin potansiyelini doğrudan üretime ve katma değere dönüştürmek, hem sanayimizin nitelikli teknik uzman ihtiyacını karşılayacak hem de gençlerimize doğrudan iş hayatında güçlü birer gelecek sunacaktır. Bu doğrultuda meslek liselerini, ailelerimizin ve gençlerimizin heyecanla seçeceği ilk ve en güçlü kariyer adımı haline getirmeliyiz" dedi.</p>
<p><strong>"Eğitim ile üretim aynı ekosistemin parçası olmalı"</strong></p>
<p>Yapay zekâ, otomasyon, dijital dönüşüm ve yeşil ekonomiyle birlikte dünyada üretimin yeniden şekillendiğine dikkat çeken ANSİAD Başkanı Özbek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İş dünyası teknik becerisi yüksek, problem çözebilen gençlere ihtiyaç duymaktadır. Bugün ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en temel unsur; yalnızca doğal kaynaklar değil; bilgiye, beceriye ve teknolojiye hâkim insan gücüdür. Bu yeni dönemde teknik becerisi yüksek, teknolojiyi sahada aktif olarak kullanan ve geliştiren gençler ön plana çıkmaktadır. Bu gençlerin yetişeceği en doğru ve stratejik adres güçlü mesleki eğitim sistemidir. Meslek liseleri, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik insan kaynağını yetiştiren stratejik eğitim kurumlarıdır. Gençlerimizi sadece mezun olduktan sonra iş arayan bireyler olarak değil, eğitim sürecinde üretimle buluşan, deneyim kazanan ve mezun olduğu gün istihdama hazır hale gelen profesyoneller olarak yetiştirmeliyiz. Bunun yolu eğitim kurumları ile özel sektör arasında güçlü, kalıcı ve sonuç odaklı iş birliklerinden geçmektedir."</p>
<p><strong>Mesleki eğitimin dönüşümü için yapısal yol haritası</strong></p>
<p>Mesleki eğitimin cazibesini artırmak ve hak ettiği itibara kavuşturmak amacıyla önerilerini de aktaran Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Eğitim ile üretim arasındaki bağ kalıcı iş birlikleriyle güçlendirilmeli; yapay zekâ, robotik, otomasyon, veri analitiği, siber güvenlik ve yeşil dönüşüm müfredatın temel bileşenleri haline getirilmelidir. Staj sistemini formalite olmaktan çıkararak gerçek iş deneyimi kazandıran bir modele dönüştürmek zorundayız. İş dünyası, müfredat geliştirme ve uygulama süreçlerinde daha etkin rol almalı, başarılı meslek lisesi mezunlarının hikâyeleri görünür kılınarak bu eğitimin toplumsal itibarı güçlendirilmelidir. Son olarak, her ilin ekonomik yapısına uygun sektör odaklı uzmanlaşma modeli uygulanmalıdır. Özellikle Antalya gibi turizm, tarım teknolojileri, lojistik, yazılım ve ileri üretim potansiyeli yüksek şehirlerde ihtisaslaşma desteklenmelidir. Eğitim politikalarımızı kısa vadeli değil, ülkenin üretim ve kalkınma hedeflerini esas alan uzun vadeli bir perspektifle şekillendirmeliyiz."</p>
<p><strong>"ANSİAD, İş dünyası ve eğitim arasında köprü olmaya hazır"</strong></p>
<p>Eğitim ile iş dünyası arasındaki bağı güçlendirecek çalışmalara her zaman destek vereceklerini anlatan Ercan Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Her gencimizin başarısı aynı ölçütlerle değerlendirilemez. Esas olan, öğrencilerimizin ilgi ve yeteneklerine uygun alanlarda nitelikli eğitim alabilmesi ve teşvik edilmesidir. Doğru planlanan bir mesleki eğitim sistemi, gençlere güçlü kariyer imkânları sunarken ülkemizin üretim kapasitesini ve rekabet gücünü de artıracaktır. ANSİAD olarak mesleki eğitimi yalnızca bir eğitim politikası değil, doğrudan bir kalkınma ve istihdam politikası olarak görüyoruz. İş dünyası olarak yalnızca beklentilerimizi dile getirmekle yetinmemeli, çözümün de bir parçası olmalıyız. Bu doğrultuda, Antalya’daki meslek liseleri ile işletmelerimiz arasında staj, mentorluk, iş yeri eğitimi ve istihdam bağlantılarını güçlendirecek iş birliklerinin kurulmasında aktif sorumluluk almaya hazırız. Eğitim ile iş dünyası arasındaki bağı güçlendirecek çalışmaların aktif paydaşı olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/ansiad-baskani-ozbek-meslek-liseleri-guclenirse-turkiye-guclenir-83415</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/5/1280x720/ercan-ozbek-1784279696.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Özbek, mesleki eğitimin Türkiye’nin kalkınma hedefleri açısından stratejik bir önem taşıdığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-borc-1727-milyar-dolara-cikti-83410</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç 172,7 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ait kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki aya göre yüzde 1,3 artarak 172,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 242 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 3,9 artarak 77,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki aya göre yüzde 7,5 azalarak 7,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 9,2 artışla 20,3 milyar dolara çıktı. Banka hariç mevduatlar yüzde 1 azalışla 22 milyar dolara, TL cinsinden toplam mevduat yükümlülükleri ise yüzde 7,5 artarak 28 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 1 azalarak 70,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 1,3 azalarak 63,6 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 1,3 artarak 7,1 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>KVDB stoku içerisinde dolar, avro ve diğer döviz cinslerinin payı azalırken, Türk lirasının payında artış oldu. Buna göre, stokun yüzde 34,9’unu dolar, yüzde 26,1’ini avro, yüzde 25,6’sını Türk lirası ve yüzde 13,4’ünü diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 70,2 milyar dolara yükselirken, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 71,9 milyar dolara düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-borc-1727-milyar-dolara-cikti-83410</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku, aylık bazda yüzde 1,3 artışla 172,7 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-sirket-sayisi-haziranda-yuzde-59-artti-83408</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapanan şirket sayısı haziranda yüzde 59 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), haziran ayına ait kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre haziranda kurulan şirket sayısı, mayıs ayına kıyasla yüzde 26,1 artarak 7 bin 644'ten 9 bin 639'a yükseldi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 58,9 artışla 3 bin 293'e çıktı. Mayısta 2 bin 72 şirket kapanmıştı.</p>
<p>Haziranda kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,5, kapanan şirket sayısı da aynı dönemde yüzde 28,2 arttı.</p>
<p>Haziranda bir önceki aya kıyasla kurulan kooperatif sayısı yüzde 102, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 41,3 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Kapanan ticari işletme sayısı yüzde 67 arttı</strong></p>
<p>Aynı dönemde kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 67, kooperatif sayısı yüzde 50,8 arttı.</p>
<p>Haziranda geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 31,5, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 45,1, kooperatif sayısı yüzde 51,1 artış kaydetti. Bu dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 28,2, kooperatif sayısı yüzde 7,2 artarken gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 10,5 azaldı.</p>
<p><strong>Haziranda tüm illerde şirket kuruldu</strong></p>
<p>Haziranda kurulan toplam 9 bin 639 şirketin 1032'sinin anonim, 8 bin 606'sının limited şirket olduğu görüldü.</p>
<p>Şirketlerin yüzde 36,2'sinin İstanbul, yüzde 11,1'inin Ankara, yüzde 5,7'sinin İzmir'de kurulduğu tespit edildi.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde ise toplam 57 bin 876 şirket ve kooperatifin kurulduğu belirlendi. Bu dönemde kurulan 51 bin 447 limitet şirket, toplam sermayenin yüzde 67,2'sini, 5 bin 613 anonim şirket ise yüzde 32,8'ini oluşturdu.</p>
<p><strong>Kurulan ticari işletmelerden çoğu toptan ve perakende ticarette</strong></p>
<p>Haziranda kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, mayısa göre yüzde 126,3 artış gösterdi.</p>
<p>Söz konusu ayda kurulan şirket ve kooperatiflerin 3 bin 272'si toptan ve perakende ticaret, 1372'si inşaat ve 1244'ü imalat sektöründe yer aldı.</p>
<p>Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 714'ü inşaat, 445'i toptan ve perakende ticaret, 122'si imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.</p>
<p>Haziranda kapanan şirket ve kooperatiflerin 1263'ünün toptan ve perakende ticaret, 400'ünün imalat ve 317'sinin inşaat sektöründe olduğu kaydedildi.</p>
<p>Kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinden 453'ünün toptan ve perakende ticaret, 210'unun inşaat, 133'ünün ise imalat sektöründe faaliyet gösterdiği belirlendi.</p>
<p>Haziranda 204 kooperatif kurulurken bunların 174'ü konut yapı, 14'ü işletme, 6'sı tarımsal kalkınma kooperatifi olarak faaliyete geçti.</p>
<p><strong>Yabancı ortak sermayeli şirketler</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan 894 yabancı ortak sermayeli şirketin 419'u Suriye, 54'ü İran ortaklı oldu.</p>
<p>İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 79'u anonim, 815'i limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Bu şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 77,5'ini yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.</p>
<p>Böylece, bu dönemde kurulan şirketlerin 979'unun uzmanlaşmamış toptan ticaret, 442'sinin ikamet amaçlı olan ve olmayan binaların inşaatı faaliyetleri, 264'ünün uzmanlaşmamış perakende ticaret için aracılık hizmeti faaliyetleri sektöründe olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>Anonim şirket ortaklarının yüzde 16,7'si kadın girişimci</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan şirket türüne göre ortaklar arasındaki kadın girişimci oranı, anonim şirketlerde yüzde 16,7, limitet şirketlerde yüzde 17,7, kooperatiflerde yüzde 19,3 oldu. Gerçek kişi ticari işletmelerin ise yüzde 14,5'i kadın girişimciler tarafından kuruldu.</p>
<p>Haziranda kurulan şirket türüne göre ortakların yaş dağılımı incelendiğinde, anonim şirket ortaklarının yüzde 30,4'ünün 35-44, limitet şirketlerde yüzde 31,4'ünün 25-34, kooperatiflerin ise yüzde 31'inin 35-44 yaş aralığında olduğu tespit edildi. Gerçek kişi ticari işletmelerin yüzde 31,2'si de 25-34 yaş girişimciler tarafından faaliyete geçirildi.</p>
<p><strong>6 ayda 57 bin 62 şirket kuruldu</strong></p>
<p>Türkiye'de bu yılın ocak-haziran döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,3 artışla 57 bin 62'ye yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan şirket sayısı, yüzde 1,4 azalışla 13 bin 484'e geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-sirket-sayisi-haziranda-yuzde-59-artti-83408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/0/1280x720/saya-holding-sirket-1769488574.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB&#039;un haziran verilerine göre kurulan şirket sayısı, aylık yüzde 26,1 artışla 9 bin 639, kapanan şirket sayısı ise yüzde 58,9 artarak 3 bin 293 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-gozetim-uygulamasina-yuzde-5-duzenlemesi-83406</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalatta gözetim uygulamasına yüzde 5 düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle, tebliğin kayıt belgesinin kullanımına ilişkin hükmünde değişikliğe gidildi.</p>
<p>Buna göre, gümrük beyannamesinin tescili sırasında gümrüklerce tespit ve kabul edilen kıymetin, kayıt belgesinde yer alan kıymeti yüzde 5'ten (yüzde 5 dahil) daha az oranda aşması durumunda ithalat yapılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-gozetim-uygulamasina-yuzde-5-duzenlemesi-83406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yer alan karara göre, gümrük beyannamesinin tescili sırasında gümrüklerce tespit ve kabul edilen kıymetin, kayıt belgesinde yer alan kıymeti yüzde 5&#039;ten daha az oranda aşması durumunda ithalat gerçekleştirilebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-res-projesine-ced-onayi-83404</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Enterra&#039;nın RES projesine ÇED onayı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IC Enterra Yenilenebilir Enerji'nin Tokat'ta hayata geçireceği Depolamalı Güvenli Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) projesinin, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini tamamlayarak "ÇED olumlu" kararı aldığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 485 megavatlık depolamalı üretim portföyü kapsamında projelerini sürdüren IC Enterra, daha önce Depolamalı Ömer RES, Çelebi ve Kanara RES, Yörgüç RES ile Akçahalil RES projeleri için aldığı "ÇED olumlu" kararlarının ardından Güvenli RES projesinde de önemli bir aşamayı geride bıraktı.</p>
<p>Tokat'ın Başçiftlik ve Reşadiye ilçelerinde kurulacak depolamalı Güvenli RES, 16 türbinden oluşacak. Proje, 103,2 megavat mekanik / 100 megavat elektrik kurulu güç ve 100 megavatsaat enerji depolama kapasitesine sahip olacak. Santralin yenilenebilir enerji üretiminin sürekliliğini destekleyerek elektriğin şebekeye daha dengeli ve güvenilir şekilde entegre edilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen IC Enterra Üst Yöneticisi (CEO) Cem Aşık, "Depolamalı Güvenli RES projemiz, portföyümüzün gücünü artırmanın ötesinde, Türkiye'nin şebeke esnekliğine ve enerjide arz güvenliğine katkı sunacak bir yatırım. Depolama alanındaki bu istikrarlı ilerleyişimizi, ülkemizin enerji dönüşümüne değer katacak yeni projelerle sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-enterranin-res-projesine-ced-onayi-83404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/ruzgar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IC Enterra&#039;nın Tokat&#039;ta kuracağı &quot;Depolamalı Güvenli Rüzgar Enerjisi Santrali&quot; projesi için &quot;ÇED olumlu&quot; kararı verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esitlik-mesaji-futbol-sahasina-iniyor-83389</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşitlik mesajı futbol sahasına iniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rio de Janeiro’da düzenlenen MenCare Changemaker Summit, toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin rolünü yeniden gündeme taşıdı. Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı’ya göre Türkiye’nin bu buluşmadan çıkarabileceği en önemli ders; erkeklerin bakım emeğinden babalığa, şiddetle mücadeleden iş yaşamına kadar dönüşümün aktif bir parçası haline gelmesi. Futbol kulüpleri ve sporcular ise bu değişimin güçlü taşıyıcıları olabilir.</strong></p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi uzun yıllar boyunca büyük ölçüde kadınların omuzlarında ilerledi. Kadınlar eşitsizliği görünür kıldı, hak mücadelesini büyüttü, kavramları ve çözüm yollarını geliştirdi. Şimdi ise dünyanın farklı ülkelerinde giderek daha yüksek sesle başka bir soru soruluyor: Erkekler bu dönüşümün neresinde duracak?</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59c222b9c85-1784267298.png" alt="" width="297" height="593" />Rio de Janeiro’da düzenlenen MenCare Changemaker Summit, bu soruya küresel ölçekte yanıt arayan önemli buluşmalardan biri oldu. Erkeklik rolleri, babalık, bakım emeği, ev içi sorumlulukların paylaşılması ve şiddetle mücadele gibi başlıkları gündeme taşıyan zirve, sorunların ülkeden ülkeye değişse de temel dinamiklerin büyük ölçüde ortak olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Zirveye katılan Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı’ya göre Rio’daki en güçlü mesaj, erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğindeki rolünün artık yalnızca teorik bir tartışma olmaktan çıkarak somut politikalar ve uygulamalar üzerinden ele alınmasıydı. Akçalı, “Farklı ülkelerden gelen katılımcılarla konuşurken sorunlarımızın birbirinden çok da farklı olmadığını gördük. Erkeklik rolleri, bakım emeği, babalık ve şiddetle mücadele dünyanın pek çok yerinde ortak gündemler. Ülkeler arasındaki asıl fark, bu sorunlara nasıl çözümler üretildiğinde ortaya çıkıyor” diyor.</p>
<p><strong>Eşitlik mesajı futbol sahasına iniyor</strong></p>
<p>Rio’daki buluşmanın Türkiye açısından en dikkat çekici yönlerinden birinin, erkeklere ulaşmak için kullanılan yaratıcı yöntemler olduğunu ifade eden Akçalı, şunları söylüyor: “Zirvede ve saha ziyaretlerinde beni en çok etkileyen noktalardan biri, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca kadın politikaları üzerinden değil, erkeklere ulaşan yaratıcı araçlarla da desteklenmesiydi. Rio de Janeiro Belediyesi’nin Kadın Politikaları ve Geliştirme Sekreterliği’ni ziyaret etme fırsatı bulduk. Burada kadın haklarını savunmak, eşitliği teşvik etmek ve şiddetle mücadele etmek için yürüttükleri çalışmaları dinledik. Özellikle erkeklere ulaşmak için sporun gücünden yararlanmaları dikkat çekiciydi. Flamengo ve Vasco da Gama gibi Brezilya’nın en büyük futbol kulüpleriyle ve futbolcularla iş birlikleri yürütüyorlar. Çünkü erkeklerin rol model olarak gördüğü isimlerin eşitlik söylemini sahiplenmesi, davranış değişikliğini hızlandırabiliyor. Bu yaklaşım bana Türkiye için de önemli bir ilham verdi. Futbolun toplumsal etkisini düşündüğümüzde, kulüplerin, sporcuların ve spor medyasının toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çok daha aktif rol alabileceğini görüyoruz.”</p>
<p><strong>Bakım ekonomisi eşitliğin merkezinde</strong></p>
<p>Rio’daki zirvenin en önemli gündemlerinden birinin de bakım ekonomisi olduğunu söyleyen Akçalı, ”Zirvede, bakımın yalnızca kadınların omuzlarında bırakılmasının hem ekonomik hem de toplumsal maliyetleri sıkça konuşuldu. Erkeklerin bakım sorumluluklarını paylaşmasının sadece kadınların hayatını değil, erkeklerin yaşam kalitesini ve aile ilişkilerini de dönüştürdüğünü gördük. Bu nedenle Türkiye’ye taşınması gereken en kritik mesajlardan birinin, eşitliğin yalnızca bir hak meselesi değil, aynı zamanda bir refah ve toplumsal sürdürülebilirlik meselesi olduğu olduğunu düşünüyorum” diyor.</p>
<p><strong>Genç erkekler farklı bir babalık istiyor</strong></p>
<p>Öte yandan, kültürel kalıplar güçlü olsa da değişimin işaretleri giderek daha görünür hale geliyor. Akçalı, “Özellikle genç kuşak erkekler arasında babalık, duyguların ifade edilmesi ve ev içi sorumlulukların paylaşılması konusunda çok daha açık bir yaklaşım var. Erkekler artık sadece eve gelir getiren kişi olarak tanımlanmak istemiyor. Çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek, bakım süreçlerinde daha görünür olmak istiyorlar. Bu dönüşüm yavaş ilerliyor olabilir ama toplumsal değişim açısından oldukça umut verici” yorumunu yapıyor.</p>
<p><strong>Ortak zemin nasıl kurulacak?</strong></p>
<p>Erkeklerin eşitlik mücadelesine daha etkin katılması için medya, iş dünyası, kamu ve sivil toplum arasında ortak bir zemine ihtiyaç var. Medya, erkekleri yalnızca eşitsizliğin ya da şiddetin kaynağı olarak göstermek yerine, dönüşebilen ve çözümün parçası olabilen aktörler olarak da görünür kılabilir. İş dünyası ise babalık izni, esnek çalışma modelleri, bakım dostu insan kaynakları politikaları ve eşitlik programları aracılığıyla bu dönüşümü destekleyebilir.</p>
<p>Akçalı’ya göre; Rio’da verilen mesaj oldukça net: Toplumsal cinsiyet eşitliği kadınların tek başına gerçekleştirebileceği bir dönüşüm değil. Erkekler değişmeden kurumlar, aileler ve toplum da değişemiyor. Bu nedenle erkeklerin eşitlik mücadelesindeki rolü yalnızca kadınları desteklemekten ibaret değil. Kendi davranışlarını, ilişkilerini, ayrıcalıklarını ve öğrendikleri erkeklik biçimlerini sorgulamaları gerekiyor. Erkeklerin eşitliğin seyircisi değil, sorumluluk alan aktörleri olması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Profeminizm ne anlama geliyor?</strong></span></p>
<p>Erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesindeki yerini tanımlamak için kullanılan kavramlardan biri “profeminizm”. Ancak kavram Türkiye’de henüz yeterince bilinmiyor ve zaman zaman erkeklerin kadınların yerine konuşması ya da eşitlik mücadelesinde daha görünür hale gelmesi şeklinde yanlış yorumlanabiliyor. Yanındayız Derneği’nin yaklaşımında ise profeminizm, erkeklerin feminist hareketin yıllardır ürettiği bilgiye, deneyime ve mücadeleye kulak vermesi; kendi ayrıcalıklarıyla yüzleşmesi ve eşitliğin sağlanması için sorumluluk üstlenmesi anlamına geliyor. Akçalı, “Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kadınların meselesi değil. Çünkü eşitsizliği üreten sistem kadınları dezavantajlı konuma iterken, erkeklere de nasıl davranmaları, nasıl hissetmeleri ve nasıl yaşamaları gerektiğini dayatan katı normlar yüklüyor. Bu nedenle erkeklerin eşitlik mücadelesindeki rolünü, alan açmak, öğrenmek, dönüşmek ve sorumluluk almak olarak görüyoruz. Türkiye’de eksik kalan nokta da biraz burada. Eşitlik hâlâ büyük ölçüde bir kadın meselesi olarak görülüyor. Oysa daha adil bir toplumun inşası için erkeklerin de bu dönüşümün aktif bir parçası olması gerekiyor” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esitlik-mesaji-futbol-sahasina-iniyor-83389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eşitlik mesajı futbol sahasına iniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/duble-yumurta-28-liraya-geriledi-83429</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duble yumurta 2.8 liraya geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Son 1,5 ayda üretici yumurta fiyatlarında yaşanan düşüş sektörün gündemindeki yerini koruyor. Türkiye'nin önemli yumurta üretim merkezlerinden Afyonkarahisar ve Kayseri'de üretici fiyatlarındaki düşüş sürüyor. Geçen yıl iç piyasada yükselen fiyatları dengelemek amacıyla Ticaret Bakanlığı'nın ihracata kısıtlama getirdiği yumurtada bu kez fiyatlardaki gerileme dikkat çekiyor. Mayıs ayında yaşanan kısa süreli yükselişin ardından haziran ayında başlayan fiyat düşüşü bu ay da devam etti. Mayısta tanesi 4,1 lira olan duble yumurta 2.8 liraya geriledi. Üretici fiyatlarındaki adet başına 1,3 lira gerileme perakende raflarına da yansıdı. Ramazan öncesi 30'lu kolisi 300 liraya kadar çıkan yumurta, bugün marketlerde 140-180 lira bandında satılıyor. Geçen yılın aynı döneminde Mayısta tanesi 4,1 lira olan duble yumurta haziranda 3,7 liraya gerilemiş Temmuz da ise toparlanarak tekrar 4,0 lira çıkmıştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5a11eded3bf-1784287725.png" alt="" width="449" height="176" /></p>
<h2>"Talepte mevsimsel daralma var" </h2>
<p>Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Başkanı İbrahim Afyon, mayıs ayında yükselişe geçen fiyatların üreticiyi umutlandırdığını ancak beklenen toparlanmanın gerçekleşmediğini söyledi. Üretici fiyatlarında duble yumurtada adet başına yaklaşık 1,30 liralık gerileme yaşandığını belirten Afyon, fiyat düşüşünün temel nedeninin üretim fazlası ile talepte yaşanan mevsimsel daralma olduğunu kaydetti. Sektörün üretimini sezonluk beklentilere göre planladığını ifade eden Afyon, bu yıl yapılan öngörülerin gerçekleşmediğini belirtti. Turizm sezonundan beklenen hareketliliğin oluşmadığını söyleyen Afyon, okulların tatile girmesi, yaz döneminde İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde nüfusun azalması, sıcak havalar ve tüketimdeki yavaşlamanın piyasadaki arz fazlasını artırdığını dile getirdi. Afyon, "Ürettiğimiz yumurtayı beklediğimiz ölçüde tüketemedik. Temmuz ve ağustos aylarında üretimimiz tüketimin oldukça üzerinde kaldı" dedi.</p>
<h2>İhracat pazarını Ukrayna ve İran aldı </h2>
<p>2024 yılında yaşanan kuş gribi nedeniyle oluşan arz daralmasının sektörde yanlış değerlendirildiğini belirten Afyon, bunun sonucunda normalin üzerinde üretim artışı yaşandığını söyledi. İç pazarın ve ihracatın artan üretimi karşılayacak ölçüde büyümediğini kaydeden Afyon, yeni ihracat pazarlarının açılamaması ve geçmiş dönemde uygulanan ihracat kısıtlamalarının da sektörü olumsuz etkilediğini ifade etti. Afyon, "Ticaret Bakanlığımız son dönemde ihracatı bir miktar rahatlattı ancak bu karar biraz geç geldi. Kaybedilen pazarları kazanmak zaman alacak" diye konuştu.</p>
<h2>"Yapısal planlama güçlendirilmeli"</h2>
<p>Sektörün yeniden dengelenebilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yürüttüğü planlama çalışmalarının yapısal olarak güçlendirilmesi gerektiğini belirten Afyon, lisanslama sistemi ve arz yönetiminin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Üretim fazlasının iç piyasada fiyat baskısı oluşturmak yerine ihracat ve işlenmiş yumurta sanayisine yönlendirilmesi gerektiğini ifade eden Afyon, "Önceliğimiz iç piyasanın dengeli şekilde beslenmesi olmalı. Fazla üretimi ise ihracat ve sanayi yoluyla değerlendirmeliyiz" dedi. Üreticinin zarar ettiğini belirten Afyon, Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan üretim ve yem desteği, Ticaret Bakanlığı'ndan ise ihracat üzerindeki tüm kısıtlamaların kaldırılmasını beklediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/duble-yumurta-28-liraya-geriledi-83429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında tanesi 4,1 lira olan duble yumurta haziranda 2.8 liraya geriledi. Üretici fiyatlarındaki gerileme perakende raflarına da yansıdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-yemeksepetini-neden-almadi-83386</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uber, Yemeksepeti&#039;ni neden almadı?/</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beklenen operasyon sonunda gerçekleşti. Uber, Türkiye'de Yemeksepeti'nin de sahibi olan Alman Delivery Hero'yu 13 milyar Euro değerlemeyle satın almak üzere anlaşmaya vardı. İşlem tamamlandığında iki şirket 99 ülkede faaliyet gösterecek ve platformları üzerinden geçen yıllık sipariş hacmi 236 milyar dolara ulaşacak.</p>
<p>Ancak anlaşma dikkat çekici bir ayrıntı da içeriyor. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu, Uber Eats ile Delivery Hero'nun doğrudan rekabet ettiği 14 ülkedeki operasyonlar yaklaşık 1,4 milyar Euro karşılığında New York merkezli yatırım şirketi SSW Partners'a devredilecek. Dolayısıyla Yemeksepeti de Uber bünyesine geçmeyecek. Bu durum, rekabet hukukunun anlaşmanın şekillenmesinde önemli rol oynadığını düşündürüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a59c0c0aa200-1784266944.png" alt="" width="621" height="379" />
<figcaption><strong>Yemeksepeti'nin de Uber çatısı altına girmesi, sektörün en büyük oyuncularından ikisinin aynı ekonomik bütünlük içinde değerlendirilmesine yol açacaktı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye açısından bakıldığında konu daha da önem kazanıyor. Online yemek siparişi pazarında farklı sektör çalışmalarına göre Yemeksepeti, Uber'in sahip olduğu Trendyol Go ve Getir'in toplam pazar payı yaklaşık yüzde 90 seviyesinde. Yemeksepeti'nin payı ise kullanılan kaynağa göre yüzde 34 ile yüzde 42 arasında değişiyor. Böyle yoğunlaşmış bir pazarda Yemeksepeti'nin de Uber çatısı altına girmesi, sektörün en büyük oyuncularından ikisinin aynı ekonomik bütünlük içinde değerlendirilmesine yol açacaktı. Bu da Rekabet Kurumu'nun işlemi daha ayrıntılı incelemesine ve onay sürecinin zorlaşmasına neden olabilirdi.</p>
<p>Elbette bu, Rekabet Kurumu'nun böyle bir işlemi mutlaka engelleyeceği anlamına gelmiyor. Türkiye'de birleşme ve devralmalar değerlendirilirken yalnızca pazar payı değil; rakiplerin gücü, pazara giriş engelleri, marka etkisi, dağıtım ağı ve finansal güç gibi birçok unsur birlikte inceleniyor. Ancak Uber Eats ile Delivery Hero'nun rekabet ettiği pazarların anlaşma dışında bırakılması, tarafların düzenleyici süreçleri de en az ticari koşullar kadar dikkate aldığını gösteren önemli bir işaret.</p>
<p>Sonuçta bu anlaşmayı ilginç kılan yalnızca büyüklüğü değil. Aynı zamanda küresel şirketlerin dev satın almalarda sadece finansmanı değil, rekabet hukukunu da en baştan hesaplamak zorunda kalmaları. 14 ülkenin anlaşma dışında bırakılması, rekabet otoritelerinin artık büyük şirket birleşmelerinin en belirleyici aktörlerinden biri hâline geldiğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-yemeksepetini-neden-almadi-83386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uber, Yemeksepeti&#039;ni neden almadı?/ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-1148-favok-artisi-zarari-sildi-kasadaki-kar-35-milyon-lirayla-tutundu-83384</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 1.148 FAVÖK artışı zararı sildi kasadaki kâr 35 milyon lirayla tutundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FAVÖK büyümesi %40 sınırını aşan ve marjı %20’nin üzerinde olan 26 şirketin ilk üç sırasında finans kuruluşları yer alıyor. Tablo, bu firmaların operasyonel olarak güçlü bir süreç yaşadığını söylüyor. Peki gözlenen performansa rağmen kasalar her zaman nakit para ile doluyor mu?</strong></p>
<p>Yatırımcılar kimi zaman bilanço kalemlerinde yukarı yönlü okları gördüğünde heyecanlanır. Özellikle de faaliyet kârı artıyorsa şirketin para basan bir konuma kavuştuğunu düşünür. Aradığımız kriterleri karşılayıp sıralamaya giren 26 şirketin operasyonel performansı bu anlamıyla dikkat çekici. Ancak listeye girmeyi başaran her şirketin çekirdek faaliyetten sağladığı kârı doğrudan kasaya aktardığı sanılmamalı. Firmalar operasyonel maliyetleri iyi yönetilip sadece 2 kalemde güçlü artışlar kaydedebilir. Bu noktada üretilen faaliyet kârın ne kadarının gerçekten kasada kaldığını sorgulamak önemli. Neticede şirket çalışsa da giderler kârı kasaya ulaşmadan eritebilir.</p>
<h2>Zararı kâra çevirdi</h2>
<p>Savunma sektöründe faaliyet yürüten SDT Uzay, üç aylık mali dönemde %2.299 FAVÖK büyümesi sergilerken, dönem sonunda 13,9 milyon TL kâr açıkladı. Gerçekleşen 506,8 milyon TL satış geliri karşısında oluşan kâr düşük görünse de önceki yıl aynı dönemde zarar yazdığı nazara alındığında, kâra dönmesini önemsemek gerekir. Yünsa, %1.148 FAVÖK büyümesiyle güçlü artış gösterdi. İki yıllık düşüşün ardından satışları ilk çeyrekte %43 arttı. Maliyet ve giderleri kontrol altına alması faaliyet zararını kâra çevirdi. Net parasal pozisyon kaybına rağmen dönem sonunda kârı arttı. Ancak dönem sonu oluşan 35,3 milyon TL kâr, 2024’teki ilk çeyrek kârının gerisinde.</p>
<h2>Faiz geliri kârı büyüttü</h2>
<p>Faktoring sektöründeki büyüme şirketleri olumlu yönde etkiliyor. Creditwest Faktoring %129,73 FAVÖK marjına sahip bulunurken faktoring gelirini %33 büyüttü. Dönem sonu kârını 378,9 milyon TL’ye çıkarırken artış oranı %427’yi buldu. Şirketin kârının bu denli güçlü büyümesinde 346,9 milyon TL’ye ulaşan faiz gelirinin etkisi bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59bea88c68e-1784266408.png" alt="" width="999" height="545" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>DÖNEN VARLIK MI? DURAN VARLIK MI?</strong></p>
<p><strong>Dönen varlıklar</strong>; nakit gücü, kriz kalkanı, hız, ek getiri, temettü teminatı. Enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, tahsil riski, stok yükü, verimsizlik.</p>
<p><strong>Duran varlıklar</strong>; kapasite artışı, değerleme kazancı, uzun vade güvence, teminat. Nakit sıkışıklığı, amortisman yükü, bakım gideri, teknoloji riski.</p>
<p><strong>Üniversite ile yürüttüğü proje kapsamında organik gübre için yeni tesis kuracak</strong></p>
<p>Gübre Fabrikaları’nın üniversite ile yürüttüğü projede son durum nedir? - Atilla Gök</p>
<p>Atilla; Gübretaş, Sabahattin Zaim Üniversitesi ile yürüttüğü proje kapsamında atıklardan yüksek katma değerli organik gübre üretmeyi başarırken projenin ticarileşmesi için gerekli imzalar atıldı. Hedef doğrultusunda yaklaşık 5 milyon dolarlık bütçeyle yeni bir üretim tesisi kurulması planlanıyor. Yeni tesisin şirkete ek bir gelir yaratması kuvvetle muhtemeldir. Üretilecek biyoteknolojik ürünler yüksek katma değere sahip olup, ithal ürünlerin yerini alması amaçlanıyor. Projenin şirketin gelirine ne boyutta katkı sağlayacağı ise pazar koşullarında netlik kazanacak.</p>
<p><strong>Bedelsiz sermaye artırımına gidecek. Gerçek değerinde bir değişim olmayacak</strong></p>
<p>İz Yatırım Holding’in yüksek bedelsizini nasıl değerlendirmek gerekir? - Tuncay Pamuk</p>
<p>Tuncay; İz Yatırım Holding %1327,55 oranındaki bedelsiz sermaye artırımına gidiyor. Kararla sermayesi 17,5 milyon TL’den 250 milyon TL’ye yükselecek. Söz konusu işlemle firmanın gerçek değerinde veya toplam piyasa değerinde bir değişiklik beklenmemeli. Bedelsiz sermaye artırımları, şirketlere nakit girişi sağlamayan bir muhasebe işlemi olduğunu göz ardı edilmemeli. Bedelsiz kararıyla; sermaye düzeltmesi farkı ve ihraç primleri kullanılarak, geçmiş yıl ile dönem net zararı mahsup edilecek. Böylece bilançodaki zarar temizlenerek daha sağlıklı bir mali tablo oluşacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>SNY fonu, sanayi hisselerine yoğunlaşarak son bir yılda %39 getiride kaldı</strong></p>
<p>Atlas Portföy’ün yönettiği Sanayi Sektörü Hisse Senedi Serbest Fon (SNY), Nisan 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz marta kadar yatay seyir izleyen fon, sonrasında yüksek bir volatiliye döndü. Güçlü artışla mayısta 3 TL’yi çıkan fon sonrasında aynı hızla gerilerken şimdilerde 1,35 TL seviyesinde bulunuyor. Haziranda hacim hızlı aşağı yöneldi ve büyüklüğü 465,62 milyon TL’ye indi. Son iki ayda nakit çıkışı yaşayan fondan temmuzda 1,89 milyon TL para çıktı. Yatırımcı sayısı kademeli olarak azalırken sayı şimdilerde 568 kişi düzeyinde. Doluluk oranı %34,54 seviyesinde bulunan SNY, sanayi hisselerine yatırım yaparak kazanç elde etme stratejisiyle hareket ediyor. Portföyünün %92,40’ı hisseden ve %7,58’i yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %38,88 getiri elde ederken endekse paralel duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Teknosa, piyasadan %49,47 bileşik faizle 526 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Teknosa, 13.07.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 526.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %44,50, bileşik faizi %49,47 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 12.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %22,19 düzeyinde. 14 Temmuz itibarıyla TLREF %39,98 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Teknosa’nın verdiği %44,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 4,52 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTKNO12715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59be49a6628-1784266313.png" alt="" width="971" height="241" /><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Amerika’daki müşteriden 42,5 milyon dolarlık yeni transformatör siparişi aldı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ABD’de yerleşik bir firma ile güç transformatörü tedariki kapsamında 42,5 milyon dolar (yaklaşık 1,99 milyar TL) tutarında sözleşme imzaladı. 2027 yılının mart, ağustos ve ekim aylarında gerçekleştirilecek teslimatların, firmanın 2025 yılı hasılatına oranının %5,63 seviyesinde olduğu belirtildi. Şirket, küresel pazardaki ihracat bağlantılarına hacimli bir yeni halka daha eklemiş oldu. Elektromekanik imalat sektöründe Amerika gibi zorlu bir pazara yüksek güçlü transformatörler ihraç etmek, şirketin üretim kalitesinin güçlü bir tescili olarak okunmalı.</p>
<p><strong>PC İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>İki bağlı ortaklığı üzerinden kripto varlık işlem platformu ile anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>PC İletişim, bağlı ortaklıkları United UP ve Maya Medya aracılığıyla OKX TR kripto varlık işlem platformu ile medya planlama ve satın alma hizmeti verilmesi konusunda anlaşmaya vardı. Söz konusu anlaşmayla birlikte şirket, müşteri portföyüne dijital finans sektöründeki bir oyuncuyu dahil etmiş oldu. Medya ve iletişim sektöründe, pazarlama bütçesi yüksek ve dinamik sektörlerde faaliyet gösteren markalarla çalışmak ciro büyümesini hızlandırır. Kripto platformları gibi hızla büyüme potansiyeli olan alanlardaki markaların operasyonlarını üstlenmek pazar gücünü artırır.</p>
<p><strong>ÇİMSA</strong></p>
<p><strong>Eskişehir fabrikasında atık ısıdan elektrik üretimine başladı. Maliyet düşecek</strong></p>
<p>Çimsa, Eskişehir fabrikasında kurulan 5.500 kWp DC kurulu güce sahip Atık Isıdan Elektrik Üretimi tesisini tamamlayıp devreye aldı. Daha önce kullanıma alınan GES ile birlikte tesis, fabrikanın yıllık elektrik ihtiyacının yaklaşık %40’ını karşılayacak. Mevcut gelişmeyle birlikte firma, karbon emisyonu azaltım hedeflerine katkı sunarken önemli maliyet avantajı elde edecek. Çimento gibi enerji yoğun sanayi dallarında enerji maliyetlerini minimize etmek operasyonel verimliliğin temelidir. Atık ısıyı geri kazanarak enerji üretmek birim üretim maliyetlerini düşürür.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Doğanlar Mobilya’nın fiyatı hazirandan bu yana satış baskısıyla aşağı geliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59be8c613f1-1784266380.png" alt="" width="306" height="243" /></strong>Doğanlar Mobilya’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %7,10 ile toplamda 747 bin lot azalarak 9,77 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 2’den 1’e geriledi. Hisseyi alan fon bulunmazken YHI fonu 500 lot satışla portföyünde hisse bırakmadı. BIY ise 247 lot satarak hissedeki tek fon olarak varlığını sürdürüyor. Doğanlar Mobilya için bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Tek öneride bulunan Halk Yatırım 10,55 TL hedef fiyat verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-1148-favok-artisi-zarari-sildi-kasadaki-kar-35-milyon-lirayla-tutundu-83384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 1.148 FAVÖK artışı zararı sildi kasadaki kâr 35 milyon lirayla tutundu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/partiler-yazi-yogun-gecirecek-83380</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Partiler yazı yoğun geçirecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti Meclis tatile girdikten sonra, milletvekilleri için saha çalışma programı hazırladı. Erdoğan'ın "Caddeyi, sokağı boş bırakmayacağız" mesajı sonrası hazırlanan programda, milletvekillerinden düzenli ilçe, mahalle ve köy ziyaretleri yapmaları, "çat kapı" hane ziyaretleri gerçekleştirmeleri, partiden istifa eden üyelerle görüşmeleri ve vatandaşla doğrudan temas kurmaları istendi. Çalışma programının, teşkilatlardan ve sahadan gelen talep ve beklentiler doğrultusunda hazırlandığı, Bu şekilde milletvekilleri saha faaliyetlerinde daha etkin hale gelecek. Milletvekillerinin düzenli olarak esnaf ziyaretleri gerçekleştirmesi, organize sanayi bölgelerinde işverenlerin yanı sıra işçilerle de bir araya gelmeleri planlandı.</p>
<h2>Özel ve Kılıçdaroğlu yarışı </h2>
<p>Özgür Özel, kurultay taleplerinin sonuçsuz kalacağını kabul ederek, yeni parti hazırlıklarına başladı. 20 Temmuz'dan sonra yeni partinin yol haritası belirlenecek. Yaz ayları boyunca yeni partinin kurulma aşaması ile meşgul olacak. Öte yandan, mevcut bir parti de olabilecek bir baskın seçime hazırlıksız yakalanmamak için hazır tutulacak. Mahkeme kararı ile genel başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve ekibinin partiden ayrılmasını bekliyor. Kılıçdaroğlu da kendi kadrolarını yaz aylarında oluşturacak, yeni bir yol haritası çizecek.</p>
<h2>DEM ve ittifak partileri </h2>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde sürecin aktörlerinden DEM Parti ise yaz aylarında 20 Eylül’de yapacağı 5. Olağan Kurultay’a hazırlanırken, bir taraftan da süreci hem iktidar hem de İmralı arasında ziyaret trafiğiyle götürecek. Refah Partisi ve AK Parti kökenli YRP, SP, Deva ve Gelecek Partileri yeni bir oluşum için harekete geçiyor. AK Parti’ye alternatif olarak yola çıkan 4 siyasi parti ittifak hazırlıklarını yaz aylarında şekillendirecek, yol haritasını belirleyecek. MHP, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salon toplantıları düzenleyerek Terörsüz Türkiye’yi halka anlatacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/partiler-yazi-yogun-gecirecek-83380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclisin tatile girmesini bekleyen siyasi partileri, yaz aylarında da yoğun bir program bekliyor. AK Parti tüm kadrolarıyla sahaya inecek. Mutlak-butlan kararıyla bölünen CHP’de tarafların programları ise birbirinden farklı olacak. Özgür Özel ve ekibi yeni parti kurma çalışmalarıyla, Kemal Kılıçdaroğlu ise yeni kadrolarını oluşturmak için mesai yapacak. Terörsüz Türkiye sürecinin aktörlerinden DEM Parti ise bir taraftan eylül ayında yapılacak parti kurultayına hazırlanırken, bir taraftan da süreçle ilgili iktidar ve İmralı arasındaki görüşme trafiğini sürdürecek. Yeniden Refah Partisi, SP, Deva ve Gelecek Partileri ise yeni kuracakları ittifakın yol haritasını belirleyecekler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teknogirisimlere-yapay-zeka-kredisi-83378</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknogirişimlere yapay zeka kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), teknoloji ve yenilik odaklı girişimlerin yapay zekâ alanındaki gelişimini hızlandırmak amacıyla, teknoloji girişimcileri için Yapay Zekâ Kredi Programı hayata geçirdi. İşletmelerin yapay zeka altyapı harcamalarının destekleneceği program kapsamında faizsiz kredilerde alt sınır 500 bin lira, üst sınırı ise 5 milyon lira olacak. Krediler 1 yıllık ödemesiz dönemin ardından 1 yıl içinde 3’er aylık dönemler halinde ödenecek. Yapay Zeka Kredisi kapsamında işletmenin GO Dijital Cüzdan hesabına blokeli aktarılan kredi tutarı serbest bırakılmadan önce işletmeden banka teminatı alınacak. Kredi destek programından, Teknogirişim Rozeti sahibi işletmeler yararlanabilecek. Bu işletmelerin; yüksek performanslı işlem kaynağı, güvenli veri saklama ve yapay zekâ araçlarına erişim ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanıyor. Ayrıca, yapay zekâ geliştirme ve uygulama süreçlerinde kritik öneme sahip olan veri merkezi hizmetlerinin kullanımını kolaylaştıracak program ile teknoloji girişimlerinin rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor. KOSGEB Bilgi Sistemleri üzerinden 9 Temmuz itibarıyla başlayan başvurular, 31 Aralık 2026 tarihine kadar devam edecek. Uygun bulunan işletmeler kredi kullanım işlemlerini GO Dijital Cüzdan uygulaması aracılığıyla yürütülecek. Programa başvuracak işletmelerin; Geçerli Teknogirişim Rozetine sahip olması, KOSGEB Veri Tabanında kayıtlı, aktif ve güncel işletme beyanına sahip olması gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi alanda destek verilecek?</span></h2>
<p>■ Yüksek performanslı işlem kaynakları (GPU, CPU, RAM), <br />■ Güvenli veri depolama hizmetleri, <br />■ Yapay zekâ veri merkezi hizmetleri, <br />■ Yapay zekâ araçları ve platform hizmetleri <br />■ İşletmeler, KOSGEB ile protokol imzalayan veri merkezlerinden alacakları hizmetler için programdan yararlanabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teknogirisimlere-yapay-zeka-kredisi-83378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/robot-yapay-zeka-1756744116.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmelerin yapay zeka altyapı yatırımları desteklenecek, krediler 1 yıllık ödemesiz dönemin ardından 1 yıl içinde 3’er aylık dönemler halinde ödenecek. Yapay Zeka Kredisi kapsamında işletmenin GO Dijital Cüzdan hesabına blokeli aktarılan kredi tutarı serbest bırakılmadan önce işletmeden banka teminatı alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoda-guc-ekonomik-olarak-da-yeniden-dagitiliyor-83375</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’da güç, ekonomik olarak da yeniden dağıtılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. PELİN KARATAY GÖGÜL - Dicle Üniversitesi İİBF Dekanı</strong></p>
<p><strong>Avrupa’nın güvenlik arayışı aynı zamanda yeni enerji koridorları, alternatif lojistik hatları ve kritik hammadde tedariki arayışını da beraberinde getiriyor. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik ilişkilerini yalnızca ticaret perspektifinden değil, stratejik ortaklık perspektifinden değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Uluslararası zirveler çoğu zaman güvenlik, savunma ve diplomasi başlıkları üzerinden değerlendirilir. Oysa 21. yüzyılın küresel rekabetinde bu zirveler, aynı zamanda ekonomik güç haritasının yeniden çizildiği platformlardır. NATO zirveleri de artık yalnızca askeri ittifakın geleceğini değil; enerji güvenliğini, teknoloji paylaşımını, savunma sanayi yatırımlarını, kritik tedarik zincirlerini ve küresel sermayenin yönünü etkileyen stratejik toplantılar niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Uluslararası ilişkiler literatüründe <strong>Neoklasik Realizm</strong>, devletlerin uluslararası sistemdeki etkisini yalnızca askeri güçleriyle değil; liderlik kapasitesi, diplomatik etkinliği ve iç ekonomik potansiyeliyle açıklar. <strong>Liberal Kurumsalcılık</strong> ise uluslararası örgütlerde etkin rol alan ülkelerin ekonomik iş birliklerini derinleştirerek daha fazla refah üretebildiğini savunur. Son yıllarda giderek önem kazanan <strong>Jeoekonomi yaklaşımı</strong> ise ekonomik araçların dış politikanın temel enstrümanına dönüştüğünü ortaya koymaktadır. NATO’nun son zirvesi tam da bu üç teorinin birlikte okunabileceği önemli bir örnek sundu.</p>
<p><strong>Savunma yatırımları stratejik </strong><strong>büyüme alanına dönüşüyor</strong></p>
<p>Zirvede dikkat çeken ilk ülke hiç kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri oldu. Washington’ın Avrupa’nın güvenliğine yönelik taahhütlerini sürdürmesi, savunma harcamalarının artırılması yönündeki çağrıları ve teknoloji odaklı savunma dönüşümüne yaptığı vurgu, küresel ekonomide güvenlik ile sanayi politikalarının artık birbirinden ayrılmaz hale geldiğini bir kez daha gösterdi. Bugün savunma sanayiine yapılan yatırımlar yalnızca askeri kapasiteyi değil; yüksek teknoloji üretimini, inovasyonu ve ihracatı da destekleyen stratejik bir büyüme alanı oluşturuyor.</p>
<p>Avrupa ülkeleri ise Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji arz güvenliği, savunma kapasitesi ve ortak üretim modellerini daha güçlü şekilde gündeme taşıdı. Avrupa’nın güvenlik arayışı aynı zamanda yeni enerji koridorları, alternatif lojistik hatları ve kritik hammadde tedariki arayışını da beraberinde getiriyor. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik ilişkilerini yalnızca ticaret perspektifinden değil, stratejik ortaklık perspektifinden değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.</p>
<p>İngiltere, Fransa ve Almanya’nın savunma sanayinde ortak üretim ve teknoloji geliştirme konusundaki yaklaşımları da zirvenin öne çıkan başlıkları arasındaydı. Bu ülkeler için güvenlik artık sadece askeri değil; ekonomik dayanıklılık, kritik teknolojiler ve sanayi kapasitesiyle de doğrudan ilişkilendiriliyor.</p>
<p>Türkiye ise zirvede yalnızca coğrafi konumuyla değil; çok yönlü diplomatik kapasitesiyle öne çıktı. Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş jeopolitik hatta aynı anda etkin rol üstlenebilen az sayıdaki NATO üyesinden biri olması, Türkiye’nin stratejik önemini artırıyor.</p>
<p><strong>Ancak burada asıl dikkat çekici nokta, bu stratejik konumun ekonomik karşılığının giderek büyümesidir</strong><em>.</em></p>
<p>Türkiye bugün Avrupa’nın enerji güvenliği açısından kritik bir geçiş ülkesi, Orta Koridor’un en önemli halkalarından biri, Kalkınma Yolu Projesi’nin doğal merkezlerinden biri ve küresel tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinde önemli bir lojistik üs konumundadır. Dolayısıyla NATO masasında elde edilen diplomatik görünürlük, yalnızca dış politika başarısı değil; yatırım güveni, ihracat kapasitesi ve finansal istikrar açısından da önemli bir ekonomik avantaj üretmektedir.</p>
<p>Uluslararası ekonomi politik literatüründe son yıllarda öne çıkan <strong>güven ekonomisi</strong> yaklaşımı, yatırım kararlarının yalnızca makroekonomik göstergelerle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Sermaye; hukuki öngörülebilirlik kadar jeopolitik istikrarı, diplomatik ilişkileri ve uluslararası itibarı da fiyatlamaktadır. Başka bir ifadeyle, uluslararası platformlarda güven üreten ülkeler, ekonomik anlamda da daha güçlü bir çekim merkezi haline gelmektedir.</p>
<p><strong>Güçlenen diplomasi, Türkiye’nin </strong><strong>risk primini düşürüyor</strong></p>
<p>Bir ülkenin uluslararası zirvelerdeki görünürlüğü ve müttefikleriyle kurduğu stratejik diyalog, o ülkenin <strong>jeopolitik risk primini (CDS)</strong> düşürür. Düşen risk primi, doğrudan yabancı yatırımların ülkeye girişini hızlandırır ve dış borçlanma maliyetlerini aşağı çeker. NATO zirvesinde müttefikleriyle güven tazeleyen, küresel güvenlik mimarisine katkı sunan bir Türkiye; yabancı yatırımcının gözünde <strong>öngörülebilir ve güvenli liman</strong> etiketini güçlendirir. Temsil diplomasisinin en somut, en ölçülebilir ekonomik karşılığı tam olarak budur.</p>
<p>Bu nedenle NATO zirvesinde gerçekleştirilen liderler diplomasisini yalnızca verilen fotoğraflar ya da ikili görüşmeler üzerinden değerlendirmek eksik olur. Zirveler aynı zamanda geleceğin yatırım kararlarının, savunma sanayii ortaklıklarının, enerji projelerinin ve ticaret koridorlarının şekillendiği müzakere alanlarıdır.</p>
<p>Türkiye açısından zirvenin bir diğer önemli boyutu ise çok yönlü dış politika kapasitesini koruyabilmesidir. Bir taraftan NATO müttefikleriyle güvenlik iş birliklerini sürdürürken diğer taraftan Orta Doğu, Türk Devletleri, Afrika ve Asya ile ekonomik ilişkilerini geliştirebilmesi, ülkeye klasik ittifak anlayışının ötesinde stratejik esneklik kazandırmaktadır. Bu esneklik, küresel kırılganlıkların arttığı bir dönemde ekonomik risklerin dağıtılması açısından da önemli bir avantajdır.</p>
<p>Bugün uluslararası sistem yeni bir rekabet dönemine girmiştir. Rekabet artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; diplomatik temsil gücü, teknoloji geliştirme yeteneği, enerji koridorlarını yönetebilme kapasitesi ve güven üretebilme becerisiyle belirlenmektedir.</p>
<p><strong>Temsil edilen yalnızca güvenlik </strong><strong>politikaları değil, ekonomik gelecektir</strong></p>
<p>Bu nedenle NATO zirvesinde temsil edilen yalnızca Türkiye’nin güvenlik politikaları değildir. Aynı zamanda yatırım ortamı, ihracat stratejisi, enerji diplomasisi ve ekonomik geleceğidir. Yeni dünya düzeninde güçlü ekonomi; uluslararası masalarda oluşturulan güven, kurulan stratejik ortaklıklar ve doğru zamanda doğru aktörlerle geliştirilen ilişkiler sayesinde inşa edilecektir. Türkiye’nin NATO zirvesindeki görünürlüğü de bu açıdan değerlendirildiğinde, askeri bir temsilin ötesinde ekonomik kalkınmaya hizmet eden stratejik bir diplomasi yatırımı olarak okunmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoda-guc-ekonomik-olarak-da-yeniden-dagitiliyor-83375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’da güç, ekonomik olarak da yeniden dağıtılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-halka-arzina-onay-83402</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 şirketin halka arzına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Albayrak Hazır Beton Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 38,60 liradan, Masfen Enerji AŞ'nin 45,68 liradan, Metgün Enerji Yatırımları AŞ'nin 20 liradan ve Kardemir Çelik Sanayi AŞ'nin 35 liradan halka arzını uygun buldu.</p>
<p>Şeker Finansal Kiralama AŞ'nin 100 milyon liralık bedelli sermaye artırımını onaylayan SPK, Vakıf Finansal Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık kar payından sermaye artırımını ve Bereket Emeklilik ve Hayat AŞ'nin 170 milyon liralık iç kaynaklardan sermaye artırımını uygun buldu.</p>
<p>Kurul, Mavi Giyim Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 5 milyar liralık, TV8 TV Yayıncılık AŞ'nin 3 milyar liralık, Tacirler Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 6 milyar 500 milyon liralık, İş Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 70 milyar liralık, Mercedes Benz Kamyon Finansman AŞ'nin 8 milyar 420 milyon liralık ve Türkiye Halk Bankası AŞ'nin 5 milyar dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi.</p>
<p>Ayrıca, Emlak Katılım Varlık Kiralama AŞ'nin 5 milyar liralık, Hedef Varlık Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusu onaylandı.</p>
<p><strong>Kuruluşuna izin verilen yeni fonlar</strong></p>
<p>SPK, "İş Portföy BIST 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu"nun, "Ziraat Portföy BIST 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu"nun ve "Ziraat Portföy BIST Katılım 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu"nun kurulmasını uygun buldu.</p>
<p>"Metro Portföy Yönetimi AŞ Hisse Senedi Şemsiye Fonu"nun kurulmasına izin veren Kurul, "Statech Portföy Yönetimi AŞ Hisse Senedi Şemsiye Fonu"nun kuruluşuna da onay verdi.</p>
<p><strong>İdari para cezaları ve suç duyuruları</strong></p>
<p>Kurul, İntegral Yatırım Menkul Değerler AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, söz konusu şirkete 2 milyon 394 bin 915 lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.</p>
<p>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) ve ilgili mevzuat kapsamında yapılan incelemeler sonucunda "Forex Borsa" ve "Future Forex" uzantılı internet siteleri ile "Future Forex" adlı mobil uygulamanın içerik sağlayıcılarına izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde bulunulması sebebiyle suç duyurusunda bulunuldu.</p>
<p>SPK, 20 kişiye yönelik farklı aykırılıklar sebebiyle suç duyurusunda bulunurken, 3 adet telefon numaralarını kullandıran kişiler hakkında farklı eylemler nedeniyle suç duyurusunda bulunma kararı alındı.</p>
<p>Diğer yaptırım, tedbir ve işlem yasakları çerçevesinde de karar alan SPK, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (SPKn) 1'inci maddesi çerçevesinde yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını teminen, SPKn'nin 128/1-(a) maddesine dayanarak sermaye piyasalarında izinsiz olarak faaliyette bulunulmasının engellenmesi amacıyla, SPKn’nin 99/3 maddesi uyarınca https://dinamikmenkuldegerler.com, https://www.dymenkul.com, https://sube.dinamikmenkuldegerler.com, "Dinamik Menkul Değerler" unvanı taklit edilerek kullanılan sosyal medya hesabı, https://www.atamenkultrade.com, https://giris.atamenkultrade.com, https://galatamenkul.org, https://sube.galatamenkul.org/register, https://sube.galatamenkul.org/login, https://scuzdan.com, https://my.scuzdan.com/login, https://e-sube.modelgrup.org ve https://modelmenkulportfoy.com internet sitesine erişimin engellenmesi için hukuki işlemlerin yapılmasına karar verildiğini duyurdu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-halka-arzina-onay-83402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Albayrak Hazır Beton, Masfen Enerji, Metgün Enerji ve Kardemir Çelik&#039;in halka arzına onay verdi. Kurul ayrıca, &quot;İş Portföy BIST 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu&quot;nun, &quot;Ziraat Portföy BIST 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu&quot;nun ve &quot;Ziraat Portföy BIST Katılım 100 Endeksi Model Portföy Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu&quot;nun kurulmasını uygun buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siire-sadik-bir-omur-ahmet-tellinin-ardindan-83372</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şiire sadık bir ömür; Ahmet Telli&#039;nin ardından</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ahmet Telli'nin vefat haberini aldığımda hafızam beni üç ayrı zamana götürdü. Akatlar Kültür Merkezi’nin tıklım tıklım salonundaki o saygı gecesine... Pandemi günlerinde çalışma masasının fotoğrafları üzerinden yaptığımız uzun telefon söyleşisine… Ve Diyarbakır'da dolunaylı bir akşamda birlikte yediğimiz o uzun akşam yemeğine…</p>
<p>Bazı şairler yalnızca şiir yazmaz. Yaşadıkları dönemin hafızasına dönüşürler. Onların dizelerini okurken yalnızca bir şiirle değil, aynı zamanda bir çağın umutlarıyla, kırgınlıklarıyla, yalnızlıklarıyla da karşılaşırsınız.</p>
<p><strong>Ahmet Telli</strong> işte böyle bir şairdi.</p>
<p>1970'lerden bu yana onun dizeleri nice gencin defterine yazıldı, nice mektubun arasına iliştirildi, nice ayrılığın sessiz tanığı oldu. Kimi zaman bir aşkın, kimi zaman bir isyanın, kimi zaman da yalnız kalmış bir insanın sesi olarak dolaştı Türkiye'nin dört bir yanında.</p>
<p>Şairler için sık sık <em>"bir kuşağın sesi"</em> denir. Ahmet Telli ise yalnızca kendi kuşağının değil, kendisinden sonra gelenlerin de sesi olmayı başardı. Çünkü onun şiirinde sloganın yerini duygu, öfkenin yerini insan, yüksek sesin yerini içtenlik aldı. Belki de bu yüzden dizeleri yalnızca okunan değil, yaşanan şiirler oldu.</p>
<p>Ahmet Telli ile yollarımız yıllar boyunca birçok kitap fuarında, söyleşide ve kültür sanat etkinliğinde kesişti. Ama hafızamda üç buluşma diğerlerinden ayrılıyor.</p>
<p><strong>Ustalara Saygı gecesinde</strong></p>
<p>İlki, Türkiye kültür hayatının en uzun soluklu saygı buluşmalarından birine dönüşen <em>Ustalara Saygı</em> etkinliklerinin Ahmet Telli’nin 70. yaşı için hazırladığım özel programındaydı. Akatlar Kültür Merkezi yine tıklım tıklımdı. Perdede onun dizeleri ve fotoğrafları akıyordu. <strong>Doğan Hızlan, Haydar Ergülen, Cihan Oğuz, Mahmut Temizyürek, İsmail Mert Başat</strong> konuşmalarıyla onu anlatıyor; <strong>Suavi</strong>. şarkılarıyla geceye eşlik ediyordu. <strong>Hümay Güldağ</strong> şiirlerini okuyordu. <strong>İlke Karcılıoğlu</strong>'nun bestelediği <em>Çocuksun Sen</em>, <strong>Barış Yavuz</strong>'un yorumuyla salona yayılıyordu.</p>
<p>O gece şiir yalnızca okunmamış, hatırlanmış, paylaşılmış, yaşanmıştı. Programın sonunda yaptığımız söyleşiyi dinleyen salondaki herkesin hissettiği ortak bir duygu vardı:</p>
<p>Karşılarında büyük bir şair oturuyordu ama o, büyüklüğünü hiç göstermeye çalışmıyordu. Konuşurken de şiirindeki gibiydi.</p>
<p>Sakin... Gösterişsiz... Abartısız...</p>
<p>Sözcüklerini büyütüyor ama kendisini hiçbir zaman büyütmüyordu.</p>
<p>İnsan onu dinledikçe şiirlerinin neden bu kadar sahici olduğunu daha iyi anlıyordu. Çünkü yazdığı insanla yaşayan insan arasında en küçük bir mesafe yoktu.</p>
<p><strong>Pandemi günlerinde</strong></p>
<p>İkinci buluşmamız daha doğrusu izole yaşamlarımızda telefonla özel sohbetimiz pandemi günlerinde oldu.</p>
<p>Dünya durmuş gibiydi. Evlerimize çekilmiş, birbirimize uzaktan ulaşmaya çalışıyorduk.</p>
<p>Böyle bir ortamda<em> "Yazar Masaları" </em>söyleşilerim için Ahmet Telli'nin çalışma odasına gidemeyecektim. O da bana iki fotoğraf gönderdi:</p>
<p>Birinde çalışma masasının başında oturuyordu. Diğerinde yalnızca masa vardı.</p>
<p>Sorularımı o iki fotoğrafa bakarak hazırladım; söyleşimizi, söylediğim gibi telefonda yaptık. Belki de ilk kez bir çalışma odasına girmeden, yazarın ruhunu tanımaya çalışıyordum.</p>
<p>Fotoğraflara her baktığımda yeni bir ayrıntı fark ediyordum.</p>
<p>Açık duran defterler... Üst üste yığılmış kitaplar... Farklı renklerde mürekkep şişeleri... Dolmakalem kutuları... Yarım bırakılmış bir şiir...</p>
<p>Masanın üzerindeki hiçbir eşya rastgele orada değildi. Hepsi uzun bir yazı hayatının sessiz tanıklarıydı.</p>
<p>Söyleşi ilerledikçe Ahmet Telli çalışma alışkanlığını anlattı. Şiirlerini de düzyazılarını da önce büyük defterlere dolmakalemle yazıyordu.</p>
<p><em>"Kalemsiz düşünmem mümkün değil," </em>diyordu.</p>
<p>Bu cümle, eski bir alışkanlığın değil, yazıya duyduğu saygının ifadesiydi. Sonra çocukluğuna uzandık. <em>"Nidâ"</em> şiirinde de sözünü ettiği yeşil mürekkepli Pelikan'dan bahsetti. Ortaokul ikinci sınıfta babasına yalvara yalvara aldırdığı o dolmakalem... Aradan yarım asırdan fazla zaman geçmişti. Hâlâ onunlaydı. Yalnızca saklamıyor, kullanıyordu.</p>
<p>O an anladım ki, mesele bir dolmakalem değildi. İnsan bazen çocukluğunu bir fotoğrafla korur, bazen bir mektupla... Ahmet Telli ise çocukluğunu yazmaya devam ederek koruyordu.</p>
<p>Bit pazarlarından topladığı dolmakalemler... Antika hokkalar... Cam divitler... Şefik Bursalı'nın bir karakalem resmi, Fikri Cantürk'ün tablosu... Venezuela'dan getirdiği gazete kâğıdından yapılmış şapka... Hepsi aynı hikâyenin parçalarıydı.</p>
<p>Bir çalışma odasına değil, bir ömrün hafızasına bakıyormuşum gibi hissetmiştim.</p>
<p><strong>Diyarbakır’da bir lokantada…</strong></p>
<p>Üçüncü buluşmamız ise Diyarbakır'daydı.</p>
<p>TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı... Açılıştan bir gün önce gitmiştik. Herhalde o gün için şehrin ilk konuklarıydık. Diyarbakır, yavaş yavaş geceye teslim oluyordu. Dolunayın aydınlattığı bir akşamdı… O gece, otelden çıkıp şehrin ara sokaklarındaki bilmediğimiz bir lokantaya sığındık ve baş başa uzun bir yemek yedik.</p>
<p>Bazen insan yıllardır tanıdığı biriyle ilk kez gerçekten konuşur. O gece öyle bir geceydi. Kalabalıklardan uzakta, imza kuyruklarının ve salonların dışında, yalnızca iki insan olarak sohbet ettik.</p>
<p>Şiirden söz ettik. Kitaplardan... Türkiye'den... İnsandan... Onun hayatından… Sessizliklerden... Hayatın insana öğrettiklerinden...</p>
<p>Sohbet tek taraflı değildi. Ahmet Telli konuşurken dinlemeyi de bilen ender insanlardandı. Sözü hiçbir zaman sahiplenmez, karşısındakine de yer açardı. Belki de şiirinin gücü biraz da buradan geliyordu. Yalnızca söyleyecek sözü olduğu için konuşuyor, susması gerektiğinde de sessizlikten rahatsız olmuyordu.</p>
<p>Aradan yıllar geçti. Şimdi geriye dönüp baktığımda o yemeğin ayrıntılarından çok, bıraktığı duygu kalmış bende. Bazı insanlar uzun uzun konuşsalar bile hatırlanmaz. Bazıları ise birkaç saatlik bir sohbetten sonra ömür boyu hafızanızda kalır.</p>
<p>Ahmet Telli onlardan biriydi.</p>
<p><strong>Bugün ardından yazarken</strong></p>
<p>Bugün onun ardından yazarken bu üç anı birbirine karışıyor. Akatlar'da yüzlerce kişinin alkışladığı şair... Pandemi günlerinde çalışma masasının fotoğraflarını bana gönderen mütevazı insan... Ve Diyarbakır'da dolunaylı bir gecede uzun uzun sohbet ettiğimiz dost...</p>
<p>Üçü de aynı Ahmet Telli'ydi.</p>
<p>Şiiri hiçbir zaman hayatından ayırmayan... Hayatı da hiçbir zaman şiirin önüne koymayan...</p>
<p>Belki de bu yüzden ardında yalnızca kitaplar bırakmadı. Bir yazma ahlakı bıraktı. Bir duruş bıraktı. Türkçeye duyulan büyük bir sadakatin nasıl yaşanacağını gösterdi.</p>
<p>Bugün o çalışma masasının başında artık Ahmet Telli oturmuyor. Ama biliyorum ki iyi şairler masalarından kalksalar bile şiirlerinin başından ayrılmazlar. Çünkü onların gerçek adresi evleri değildir. Okurlarının hafızasıdır.</p>
<p>Ahmet Telli de bundan sonra, dizelerinin dokunduğu o ortak hafızada yaşamayı sürdürecek.</p>
<p>Yeni şiirler yazarak değil…</p>
<p>Yıllar önce yazdığı dizelerin, yeni okurların hayatına yeniden dokunmasıyla.</p>
<p>Çünkü gerçek şairler, öldükleri gün susmazlar.</p>
<p>Her yeniden okunuşta yeniden konuşurlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siire-sadik-bir-omur-ahmet-tellinin-ardindan-83372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/ahmet-telli-1784264356.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şiire sadık bir ömür; Ahmet Telli&#039;nin ardından ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-gocmenleri-gelirlermigovtr-83370</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi göçmenleri &#039;gelirlermi.gov.tr&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Esas itibariyle yeni düzenleme ile Türkiye, alması gereken bir vergiden vazgeçmiyor. Zira bu kişiler zaten hâlihazırda Türkiye’de yaşamıyorlar. Düzenleme, varlıklı ve gelir sahibi kişilerin yılda altı aydan fazla Türkiye’de yaşamalarını sağlamak istiyor. Bu sayede cari açığın finansmanı ile harcama vergileri, tapu harcı vb. yoluyla da vergi gelirlerinde artışı bekleniyor.</strong></p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nda (GİB) mükellef hizmetleri alanında grup başkanı olarak görev yaptığım 2006 yılında GİB’in yeni internet sitesinin tasarımıyla birlikte adının da değişimini gerçekleştirmiştik.</p>
<p>1999’dan beri yayında olan <strong>“gelirler.gov.tr”</strong> bir gecede <strong>“gib.gov.tr”</strong> olmuştu.</p>
<p>Gelirler, mecazi anlamda bir umut ve beklenti içerse de, “<strong>mükellef odaklılık”</strong> ve <strong>“gönüllü uyum”</strong> gibi yeni ilkeler çerçevesinde artık geride kalıyordu.</p>
<p>Yeni yaklaşım, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın öncülüğünde “<strong>onlar gelmese de biz onlara gideriz</strong>” felsefesine dönüşüyordu.</p>
<p><strong>Tam mükellef, dar mükellef, yarım mükellef</strong></p>
<p>Geçtiğimiz mayıs ayında yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’na yeni bir vergi istisnası (Mükerrer Md. 20/D) eklendi: <strong>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası.</strong></p>
<p>Bana kalırsa eklenen bir vergi istisnası değil yeni bir mükellefiyet türü idi.</p>
<p>Türkiye’de yerleşmiş sayılan, tam mükellef konumunda olan ve dünya genelinde elde ettiği tüm gelirlerin Türkiye’de vergilendirilmesi gereken bir mükellefe yeni bir statü veriliyordu.</p>
<p>Kanuni bir tanım olmasa da, izniniz olursa, bu yeni mükellefi <strong>yarım mükellef</strong> olarak adlandırmak istiyorum.</p>
<p>Zira bu yeni mükellef sadece Türkiye’de elde ettiği gelirler için vergi ödeyecek, yurt dışındaki gelirleri için 20 yıl süreyle vergi yok!</p>
<p><strong>Vergi göçmenleri için açık davet!</strong></p>
<p>Vatandaşı oldukları ülkenin vergisel egemenlik sınırlarının dışına çıkarak vergisiz bir dünyada yaşamak için ülke değiştirenler literatürde <strong>“vergi göçmeni”</strong> olarak adlandırılıyor.</p>
<p>Vergi kaçkını olarak da adlandırılan bu kişiler yeni fırsatlar, yeni kazançlar için değil, daha az ya da hiç vergi ödememek için ülke değiştiriyorlar.</p>
<p>Gerçek kişilerin vergilendirilmesindeki temel ilke olan bir ülkede altı aydan fazla yaşamak ya da ikametini (yerleşim yerini, mukimliğini) başka bir ülkeye taşımak kişiyi artık vatandaşı olduğu ülkenin egemenlik sahasından çıkararak göç edilen ülkenin vergi egemenliğine tabi kılıyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, uluslararası vergi arenasında İrlanda’nın <strong>“Double Irish Cream”</strong>inin, Hollanda’nın <strong>“Dutch Sandwich”</strong>inin yanına bizden de <strong>“</strong><strong>Çifte kavrulmuş Türk lokumu”</strong> vergi dünyasına armağan ettiğimiz bir yöntem oldu.</p>
<p>Çifte kavrulmuş Türk lokumu, Türkiye’den Dubai’ye, Estonya’ya, Singapur’a göç eden Türk vatandaşı yazılımcı, finansçı, sanatçı gibi vergi göçmenlerini çağırdığı gibi dünyada kendine güvenli bir vergi yuvası arayan yabancı vergi göçmenlerinin de yönünü Türkiye’ye çevirmeyi hedefliyor.</p>
<p>İngiltere’de, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüksek vergi oranları nedeniyle Dubai’yi kendisine güvenilir liman olarak seçenler, Körfez ülkelerinde başlayan savaş ortamı nedeniyle yeni liman arayışına girdiler.</p>
<p><strong>Çifte kavrulmuş Türk lokumunun içeriğinde neler var?</strong></p>
<p>İkametgâhını Türkiye’ye aldıranlar ile bir takvim yılında Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla Türkiye’de oturanlar (Bazı ÇVÖA’larda 183 gün; geçici ayrılmalar oturma süresini kesmiyor) <strong>20 yıl boyunca</strong> <strong>Türkiye dışında elde edecekleri gelirler için</strong> <strong>hiç vergi ödemeyecekler.</strong></p>
<p>Bu fırsattan yararlanmak isteyenlerin, Türkiye’de yerleşik sayıldıkları tarihten önceki üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhlarının olmaması ya da geriye yönelik olarak üç yıl içinde ticari, zirai, mesleki kazancı veya ücret nedeniyle vergi mükellefiyeti olmaması gerekiyor.</p>
<p>Bu şartların sağlanması üzerine ikamet edilen yerdeki vergi dairesine yapılan başvuru neticesinde vergi göçmenlerine <strong>“İstisna Belgesi”</strong> verilecek ve vergisiz hayat başlayacak!</p>
<p><strong>20 yıl boyunca beyan yok, vergi yok!</strong></p>
<p>İstisna belgesi alan gerçek kişi, yurt dışı kazançları için herhangi bir şekilde gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda olmayacak.</p>
<p>Türkiye’de elde ettiği kazançlar nedeniyle gelir vergisi beyannamesi verecek olursa yurtdışı kazançları beyannamesine eklemeyecek.</p>
<p>20 yıllık istisna süresi bir nevi kanuni güvence, belirlilik ve taahhüt anlamına geliyor.</p>
<p><strong>“Tax-free Türkiye is calling you!” (Vergisiz Türkiye sizi çağırıyor)</strong></p>
<p>Yeni yasal düzenleme hem yerli hem de yabancı vergi göçmenlerini Türkiye’ye davet ediyor.</p>
<p>Düzenleme yüksek gelirlileri, vergiden kaçınmak isteyen gerçek kişileri Türkiye’de mülk edinmeye ve yaşamaya davet ediyor.</p>
<p>Bu kişilerin Türkiye’ye getireceği dövizler ve yapacakları harcamalar bu düzenlemenin öngörülen ilk getirileri olacak.</p>
<p>Bunun yanı sıra bu kişilerin gelecekte Türkiye’de yapacakları yatırımlar, gerçekleştirecekleri olası ticari, sınai ve mesleki faaliyetler de ikincil etki olarak düşünülebilir.</p>
<p>Esas itibariyle bu düzenleme ile Türkiye, alması gereken bir vergiden vazgeçmiyor. Zira bu kişiler zaten hâlihazırda Türkiye’de yaşamıyorlar.</p>
<p>Düzenleme, varlıklı ve gelir sahibi kişilerin yılda altı aydan fazla Türkiye’de yaşamalarını sağlamak istiyor.</p>
<p>Bu sayede cari açığın finansmanı ile harcama vergileri, tapu harcı vb. yoluyla da vergi gelirlerinde artışı bekleniyor.</p>
<p>Eğer bu kişiler Türkiye’yi vergi ikametgâhı olarak değil de iş merkezi olarak da seçecek olurlarsa işte o zaman bizim için de çifte kavrulmuş Türk lokumu olacak.</p>
<p><strong>Türkiye’nin artıları </strong></p>
<p>Türkiye’nin bölgesinde bir istikrar adası olması en önemli artılardan biri.</p>
<p>Dünyanın en genç ve de en kapsamlı alt yapılarından birine sahip olması (otoyollar, köprüler, havalimanları,..), coğrafi konumu, iklimi, doğası, yaşam koşullarının yüksek olduğu şehirleri, sağlık sektöründeki gelişmişliği ve dünyanın pek çok yerine ulaşım için merkezi konumda olması… Diğer artılar olarak sıralanabilir.</p>
<p>Bunlar Türkiye’nin rakipleri konumunda olan Dubai, Singapur gibi rakipleri için sahip oldukları karşılaştırmalı üstünlükleri durumunda.</p>
<p><strong>gelirlermi.gov.tr?</strong></p>
<p>Gelelim kritik soruya.</p>
<p>Peki üstadım gelirler mi?</p>
<p>Bu düzenleme ile Türkiye, küresel vergi rekabetinde çok ciddi bir adım atmıştır.</p>
<p>Elbette ki davet vergiseldir.</p>
<p>Ancak gelirler diye beklemek de tek başına yeterli değildir.</p>
<p>Öncelikle bu düzenlemenin uluslararası alanda kapsamlı tanıtımı yapılmalıdır.</p>
<p>Her bir vergi dairesince yabancılara verilecek olan istisna belgesinde yerel bazı şartların ya da ek unsurların gündeme gelmemesi için belge verilmesi ve takibinin merkezi olarak kamu kurumları arasından bilişim sistemleri üzerinden gerçekleştirilmesi standart hale getirilmelidir.</p>
<p>Bu kişilere verilecek olan özelge vb.lerinin kısa sürede verilmesi, yapıcı ve belirsizlikleri giderici ve istikrarlı olması da yerli yabancı tüm mükelleflere sunulması gereken bir hizmet olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Konunun yerel yönetimler boyutunda ise gerekli bürokratik kolaylaştırma çalışmaları hem vergi göçmenleri hem de Türkiye’deki Türk vatandaşları için sağlanmalıdır.</p>
<p>Gayrimenkul hukukuna ilişkin hukuki güvenceyi artırıcı düzenlemeler geliştirilmeli, yargı sürelerini hızlandıracak iyileştirmeler devreye alınmalıdır.</p>
<p>Gerek merkezi gerekse yerel uygulamalarda yasa maddelerinin bekçiliği yerine bireysel hakların teminat altına alındığı kolaylaştırıcı uygulamalar tüm kurumlarca ve meslek örgütlerince geliştirilmelidir.</p>
<p>Böylesi bir yapı kanımca <strong>“hemgelirlerhemdegitmezler.gov.tr”</strong>nin temel direği olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-gocmenleri-gelirlermigovtr-83370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/0/1280x720/67-1784264118.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi göçmenleri &#039;gelirlermi.gov.tr&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devreden-sgk-matrahi-uygulamaniz-dogru-mu-83369</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devreden SGK matrahı uygulamanız doğru mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Ücret” niteliğindeki ödemelerin, ne zaman ödendiğine bakılmaksızın hak edildikleri aya mal edilmesi; “ücret niteliği dışındaki diğer ödemelerin” (prim, ikramiye, yakacak parası, yol parası vb.) ise ödendiği ayın sigorta primine esas kazancına dahil edilerek sigorta primi kesintisine tabi tutulması gerekmektedir.</strong></p>
<p>2008 yılında yürürlüğe giren sosyal güvenlik reformu ile getirilen uygulamalardan biri de devreden/sarkan matrah uygulamasıdır.</p>
<p>Devreden matrah uygulamasının getiriliş amacı, çalışanların ücretlerinin düşük, buna karşın prim, ikramiye gibi ücret dışı ödemelerinin yüksek gösterilmesi suretiyle SGK üst sınırını aşan ödemelerden kaynaklanabilecek sigorta primi kaybının önlenmesidir.</p>
<p>- Sosyal güvenlik mevzuatına göre; sigortalının çalışmasının karşılığı olarak zamana göre, götürü, yüzde usulüne göre veya bahşiş şeklinde yapılan ya da sigortalıya tam bir çalışma karşılığı olmaksızın, kanundan dolayı işverenin yanında çalıştığı süreyle bağlantılı olarak yapılan ödemeler (yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde ödenen ücretler gibi) ile kıdem zammı, vardiya zammı, gece zammı, yıpranma zammı, eleman teminindeki güçlük zammı, makam tazminatı, özel hizmet tazminatı, iş riski zammı, ek görev ücreti ve meslek tazminatı gibi işçinin çalışmasının karşılığı olarak çeşitli adlar altında yapılan ödemeler <strong>“ücret”</strong></p>
<p>- Sigortalının daha verimli çalışmasını ve işyerindeki üretimin artırılmasını sağlamak amacıyla, sigortalının gösterdiği başarıya göre yapılan ödemeler <strong>“prim”,</strong></p>
<p>- İşverenin sigortalılardan duyduğu memnuniyeti belirtmek ya da işyerine olan aidiyet duygusunu artırmak amacıyla; sigortalıların başarısına ve verimliliğine bağlı olmaksızın yılbaşı, bayram, işyerinin kuruluş yıl dönümü veya işçilerin evlenmesi gibi durumlara göre yapılan ödemeler ise <strong>“ikramiye” </strong>olarak nitelendirilmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, <strong>“ücret”</strong> niteliğindeki ödemelerin, ne zaman ödendiğine bakılmaksızın <strong>hak edildikleri aya</strong> mal edilmesi; <strong>“ücret niteliği dışındaki diğer ödemelerin”</strong> (prim, ikramiye, yakacak parası, yol parası vb.) ise <strong>ödendiği ayın sigorta primine esas kazancına</strong> dahil edilerek sigorta primi kesintisine tabi tutulması gerekmektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59bf8b974ea-1784266635.png" alt="" width="652" height="192" /><strong>Ücret dışı ödemelerde </strong><strong>iki aylık takip kuralı</strong></p>
<p>Ancak sigortalıların prime esas kazanç tutarlarının hesaplanması sırasında, ücret dışında sigortalılara ödenen prim, ikramiye gibi ödemelerin ücret ile birleştirilerek prime tabi tutulması durumunda, bazı sigortalıların aylık prime esas kazanç tutarı, prime esas kazancın üst sınırını aşabilmektedir.</p>
<p>Bu durumda, sigortalılara ücretlerinin yanı sıra prime esas kazanca dahil edilebilecek nitelikte ücret dışı ödeme yapılması halinde, bu ödemelerin prime esas günlük kazanç üst sınırının otuz katını aşmayacak şekilde sigorta primine tabi tutulması; buna karşın ücret ve ücret dışı ödeme toplamının üst sınırı aşması halinde, <strong>ücret dışındaki ödemenin</strong> üst sınırı aşan kısmının, prime esas kazanç üst sınırı dikkate alınarak <strong>en fazla takip eden iki ayın</strong> prime esas kazanç tutarına dahil edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Örnek-</strong> Aylık brüt <strong>ücreti</strong> 150.000 TL olan (A) sigortalısına 2026/Temmuz ayında brüt 500.000 TL <strong>ikramiye</strong> ödendiği varsayıldığında, devreden SGK matrahı ve SGK bildirimlerinin aşağıdaki şekilde olması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Çalışılmayan aylarda devreden </strong><strong>matrah nasıl uygulanır?</strong></p>
<p>Sigortalıların ücretsiz izin, istirahat gibi çeşitli nedenlerle ay içinde çalışmasının bulunmadığı ve ücret ödenmediği aylarda, prime esas kazanca dahil edilecek nitelikte ücret dışı bir ödeme yapılması halinde, bu ödemeler, ödemenin yapıldığı ayda sigortalının prim ödeme gün sayısının bulunmaması nedeniyle, ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayı geçmemek üzere ilgili ayların prime esas kazancına dahil edilecektir. Buna karşın, ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayda da ücret ödemesine hak kazanılmadığı durumlarda, ücret dışındaki bu ödemeler prime esas kazanca dahil edilmeyecektir.</p>
<p>Çalışanların ücret hesaplamalarına ilişkin bordro programlarının, yukarıda açıklanan esaslara uygun şekilde devreden/sarkan SGK matrahını takip etmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Hatalı bordro </strong><strong>uygulamasının sonuçları</strong></p>
<p>Bordro programlarının devreden/sarkan SGK matrahını takip edecek şekilde kurgulanmamış veya hatalı kurgulanmış olması, <strong>SGK’ya eksik sigorta primi ödenmesine</strong>; çalışanların SGK matrahlarının eksik bildirilmesine bağlı olarak hastalık, analık, iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle SGK’dan alacakları <strong>geçici ve sürekli iş göremezlik ödenek ve gelirlerinin</strong> yanı sıra <strong>emekli aylıklarının daha düşük hesaplanmasına</strong> yol açabilecektir.</p>
<p>Olası bir SGK denetiminde, devreden/sarkan SGK matrahının iki ay süreyle takip edilmemesi nedeniyle eksik sigorta primi ödendiğinin tespit edilmesi durumunda, prim aslı gecikme cezası/gecikme zammı uygulanarak tahsil edilecek; ayrıca geriye dönük olarak verilecek veya Kurumca resen düzenlenecek ek prim belgeleri nedeniyle <strong>her ay için iki asgari ücret tutarında idari para cezası</strong> uygulanabilecektir.</p>
<p>Bunun dışında, sigortalıların prime esas kazançlarının eksik bildirildiğinden bahisle işyerinin yararlandığı <strong>asgari ücret destekleri (İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutarlar) iptal edilebilecek ve gecikme cezası ile gecikme zammıyla birlikte geri alınabilecektir.</strong></p>
<p>Dolayısıyla işyerlerinin, yukarıda belirtilen risklerle karşılaşmamak adına bordro programlarının devreden/sarkan SGK matrahını takip edecek şekilde kurgulanıp kurgulanmadığını ve kurgulanmış ise tanımlamaların doğru yapılıp yapılmadığını kontrol etmelerinde fayda bulunmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devreden-sgk-matrahi-uygulamaniz-dogru-mu-83369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devreden SGK matrahı uygulamanız doğru mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yatirimi-yakinda-yalnizca-yatirim-olarak-adlandirilacak-83368</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ yatırımı yakında yalnızca yatırım olarak adlandırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ yatırımını zamanında yapamayan ya da bunu bir yatırım olarak görmeyip bir moda olarak düşünenlerin hızla iş dünyasından silineceği günlere doğru gidiyoruz. Bu dönüşümü yapabilen, bu yatırımların verimlilik artışını da sağlayabileceğini öngören ülkeler ve şirketler ise yollarına devam edebilecek.</strong></p>
<p>ABD Merkez Bankası (Fed) başkanları yılda iki kez, genellikle şubat ve temmuz aylarında 6 aylık para politikası raporunu doğrudan ABD Kongresi’ne sunarlar.</p>
<p>Bu sunumlar, tek bir basın toplantısı yerine hem Temsilciler Meclisi’ne (Finansal Hizmetler Komitesi’ne) hem de Senato’ya (Bankacılık, Konut ve Kentsel İşler Komitesi’ne) iki ayrı oturumda gerçekleştirilir. <strong>Bu sunumlar televizyondan canlı olarak takip edilen halka açık oturumlardır. Senatörlerden ve komite üyelerinden sorular alınır, Fed başkanları bunları titizlikle yanıtlar.</strong> Bu toplantılar piyasa açısından da gelecek dönemlere ilişkin yol gösterici olur. Fed iletişiminin önemli bir parçasını oluşturur.</p>
<p>Sunumun tam metni, kongredeki sunum başladığı anda eş zamanlı olarak Fed’in resmî web sitesinde yayımlanır.</p>
<p><strong>Bu hafta içerisinde 14-15 Temmuz 2026 tarihlerinde Fed’in çiçeği burnunda Başkanı Kevin Warsh, sunumlar gerçekleştirdi ve komite üyelerinin sorularını yanıtladı. </strong></p>
<p>Fed Başkanı Warsh, konuşmayı pek sevmeyen ve uzun konuşmalar yapmayan biri. Kendine rol model aldığı kişi Alan Greenspan. <strong>Geçtiğimiz haftalarda Alan Greenspan’e veda yazısı yazmıştım. Merak edenler bu yazıyı okuyabilirler.</strong></p>
<p><strong>Warsh:</strong> <strong>YZ’nin</strong> <strong>enflasyon ve işgücü </strong><strong>piyasası üzerindeki etkilerini izliyoruz</strong></p>
<p>14 Temmuz 2026 tarihindeki kısa kongre sunumunda Warsh, “Ekonominin şu anki en dikkat çekici özelliği iş yatırımları. Hızla artan bu ivme, büyük ölçüde veri merkezlerinin inşasını ve bunları dolduran yapay zekâ ile ilgili ekipman ve yazılımlara olan muazzam talebi yansıtıyor. Genel olarak ekipman yatırımları, yılın ilk çeyreğinde yaklaşık yüzde 8 oranında arttı. Bu kategori içinde, yüksek teknoloji harcamaları dört çeyrek bazında yaklaşık yüzde 25'lik özellikle etkileyici bir büyüme oranı kaydetti. <strong>Ekonominin yapay zekâ gelişiminden ne ölçüde fayda sağlayacağını bilmiyoruz. Ancak şu anda "yapay zekâ yatırımı" olarak adlandırılan şeyin yakında yalnızca "yatırım" olarak adlandırılacağı kaçınılmaz görünüyor. </strong>Yine de ekonomi için yeni fırsatlar, politika yapıcılar için yeni zorluklar yaratıyor. <strong>Biz Fed olarak enflasyon ve işgücü piyasası üzerindeki etkilerini izliyoruz.</strong></p>
<p>Bu da beni arz tarafına getiriyor; <strong>burada verimlilik artışı, yapay zekânın benimsenmesinden kaynaklanan kazanımlardan önce güçlü</strong>. Amerika'nın işgücü piyasası genel olarak istikrarlı görünüyor. İş yaratma, işgücü artışıyla aynı hızda ilerliyor. <strong>İşsizlik oranı düşük ve geçen yıl boyunca çok az değişti. </strong>Nispeten daha az işten çıkarma görüyoruz, iş ilanları oranında sadece küçük bir değişim var ve nominal ücretlerde sağlam bir büyüme söz konusu” dedi.</p>
<p>“Yapay zekâ yatırımları balon mu değil mi?” tartışmalarını çokça yaptığımız bir dönemde, “<strong>ancak şu anda ‘yapay zekâ yatırımı’ olarak adlandırılan şeyin yakında yalnızca "yatırım" olarak adlandırılacağı kaçınılmaz görünüyor” </strong>söylemi bence değerli.</p>
<p><strong>Gerçekten de yapay zekâ yatırımını zamanında yapamayan ya da bunu bir yatırım olarak görmeyip bir moda olarak düşünenlerin hızla iş dünyasından silineceği günlere doğru gidiyoruz.</strong> Bu dönüşümü yapabilen, bu yatırımların verimlilik artışını da sağlayabileceğini öngören ülkeler ve şirketler ise yollarına devam edebilecek.</p>
<p>Fed Başkanı Warsh’un Kongre sunumunu gerçekleştirdiği aynı gün (14 Temmuz 2026), Fed Governörü Michael S. Barr, Fed’in ev sahipliği yaptığı, her yıl düzenlenen Finansal Kapsayıcılık Konferansı’nın üçüncüsü olan <strong>“Yeni Nesil Finansal Kapsayıcılık”</strong> konferansındaki “<strong>Yapay Zekâ Yaşam Standartlarını Genel Olarak Yükseltecek mi, Yoksa Gelir ve Servet Eşitsizliğini mi Körükleyecek?’’</strong> başlıklı konuşması da çok ilgi çekiciydi.</p>
<p>Barr konuşmasında, “Yapay zekâ (YZ), ekonomi tarihinde elektrik, telefon veya internet destekli kişisel bilgisayarlar gibi <strong>"genel amaçlı bir teknoloji"</strong> (general-purpose technology) vasfına sahip. <strong>Bu tür teknolojiler, yalnızca tekil sektörleri değil, üretimin ve toplumsal etkileşimin tüm dokusunu kökten değiştirme potansiyeli taşır.</strong> Stratejik açıdan bakıldığında, YZ'nin finansal sisteme entegrasyonu, ekonomik birimlerin karar alma süreçlerini optimize ederek finansal kapsayıcılığı (financial inclusion) daha önce hiç olmadığı kadar genişletme potansiyeline sahip’’ diyerek <strong>Yapay Zekânın önemine finansal sistem üzerinden değinmesi de bence Fed’in YZ yatırımlarını bir balon olarak değil de bir gereklilik olarak gördüğünün göstergesi.</strong></p>
<p>Barr; “<strong>Tarihsel perspektif, bu denli büyük teknolojik sıçramaların uzun vadede yaşam standartlarını yükselttiğini ve yok edilenden daha fazla yeni iş kolu yarattığını göstermekte.</strong> <strong>Ancak geçiş dönemleri her zaman sancılıdır.</strong> Kitlesel benimseme evresinde işgücünün kaybı (mevcut çalışanların yerinden edilmesi) ve toplumsal refah kaybı ciddi riskler olarak görünüyor. Günümüzde YZ, refahın tabana yayıldığı kapsayıcı bir büyüme ile kazanımların dar bir sermaye grubunda toplandığı derinleşmiş bir eşitsizlik senaryosu arasındaki tarihsel yol ayrımında durmakta’’ diyerek YZ yaygınlaşma sürecinde ortaya çıkabilecek olası olumsuzluklara da dikkat çekti.</p>
<p><strong>Barr’ın olumlu ve </strong><strong>olumsuz senaryosu</strong></p>
<p>Barr iki farklı senaryo üzerinden yapay zekâ gelişimi ile ortaya çıkabilecek olumlu ve olumsuz durumları irdelemiş konuşmasında.</p>
<p>Olumlu senaryoda yeni iş alanlarının doğuşu, verimlilik farkının kapanması ve yetkinliklerin demokratikleşmesi yer alıyor.</p>
<p>Barr’a göre; 10 yıl önce hayal bile edilemeyen yeni ve yüksek katma değerli iş kolları yapay zekâ gelişimi ile ortaya çıkacak. <strong>Diğer taraftan yapay zekanın gelişimi düşük ve orta vasıflı işçilerin daha yetkin hale gelmesini sağlayarak verimlilik açığını daraltabilir.</strong> Bu tabii sadece Barr’ın görüşü değil. Konuşmasında birçok akademik çalışmaya da atıf yaptığını görüyoruz. <strong>Ben aynı şeyi şirketler ve ülkeler açısından da öngörüyorum. Yapay zekâ yatırımını doğru zamanda gerçekleştiren şirketler ve hatta ülkeler, gelişmiş ülkelerle verimlilik farkını daha aza indirebilirler diye düşünüyorum. </strong>Gelişmişlik farkını da zaman içerisinde bu alana verdikleri önem ile azaltabilirler. Bu yeni durum bizim gibi ülkeler açısından da bir fırsat doğuruyor.</p>
<p>Yine Barr’a göre; <strong>YZ’nin, uzmanlık gerektiren becerileri herkesin erişimine açması yetkinliklerin demokratikleşmesi anlamına geliyor. </strong>Örneğin kod yazımı ya da finansal analiz gibi uzmanlık gerektiren alanlar YK ile artık çok daha kolay ve ilgilenenler tarafından kolaylıkla yapılabilir durumda.</p>
<p>Bütün bunların yanında mevcut işgücünü yerinden etme olasılığı, YZ yatırımlarının devasa veri ve işlem gücü gerektirmesi ve bunun da çok yüksek maliyetler getirmesi, küçük ölçekli firmalar için hiç iyi bir haber değil. <strong>Küçük bir gruba dönüşmüş dev şirketlerin bütün bir pazarı domine etme ihtimali oldukça yüksek. Yeni hyperscale şirketler muhtemelen ortaya çıkacak.</strong> Rekabet otoritelerinin şimdiden bu pazar oluşumunu düşünmeleri ve önlem setini planlamaları gerekiyor bence.</p>
<p>Bu konuda son bir durum, eğitim düzeyi yükseldikçe YZ kullanımının artması gerçeği. Barr’ın verdiği istatistikte; <strong>lisansüstü mezunları yüzde 43 oranında YZ kullanırken, lise mezunlarında bu oran yüzde 10’lar seviyesinde kalıyor. Mevcut bu durum, lise ve altı mezunları gelecekte en çok tehdit eden konu gibi duruyor.</strong></p>
<p>Yapay zekânın nereye evrileceğini tam olarak tespit edemiyoruz ama Barr’ın deyişiyle; <strong>yapay zekâ; hem toplumsal uçurumu derinleştirebilecek bir kaldıraç hem de ekonomik fırsatları eşitleyecek bir köprü olma potansiyeline sahip.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yatirimi-yakinda-yalnizca-yatirim-olarak-adlandirilacak-83368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/58-1784263874.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ yatırımı yakında yalnızca yatırım olarak adlandırılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1000-tllik-banknot-zamani-gelmedi-mi-83367</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1.000 TL’lik banknot zamanı gelmedi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Önümüzdeki üç yıllık dönemde enflasyonun %10’ların altına inmesi pek mümkün görünmüyor. Enflasyon görünümü dikkate alındığında, 200 TL’nin satın alma gücü önümüzdeki üç yılda da önemli ölçüde erimeyi sürdürecek. Dolayısıyla bugün yetersiz hale gelen kupür yapısı, birkaç yıl sonra çok daha da işlevsiz hale gelecektir.</strong></p>
<p>Türkiye’de son 10 yıldır devam eden yüksek enflasyonun yol açtığı en büyük sorun, satın alma gücünün hızla erimesidir. Bunun en net yansımalarından birisi de tedavüldeki banknotların satın alma gücünde yaşanan hızlı kayıp oldu.</p>
<p>200 TL banknot ilk kez 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle çıktığında dolar kuru 1,5057 TL seviyesindeydi. O gün bir 200 TL banknot ile yaklaşık 133 ABD doları satın alınabiliyordu.</p>
<p>Bugün ise aynı banknotun dolar karşılığı yalnızca 4,25 dolar seviyesine gerilemiş durumda. </p>
<p>Bu tablonun daha çarpıcı bir karşılığı da var. 200 TL’lik banknot, 2009 yılındaki dolar bazındaki satın alma gücünü bugün koruyabilseydi, nominal değerinin yaklaşık 6.250 TL olması gerekirdi.</p>
<p><strong>Temel Sorun Yüksek Enflasyon</strong></p>
<p>Yıllık enflasyon yüzde 30’un altına inebilmiş değil. Fiyatlar yükselmeye devam ederken 200 TL’nin satın alma gücü de hızla eriyor.</p>
<p>Üstelik sorun sadece bugünkü tabloyla sınırlı değil. Önümüzdeki üç yıllık dönemde enflasyonun %10’ların altına inmesi pek mümkün görünmüyor. Enflasyon görünümü dikkate alındığında, 200 TL’nin satın alma gücü önümüzdeki üç yılda da önemli ölçüde erimeyi sürdürecek. Dolayısıyla bugün yetersiz hale gelen kupür yapısı, birkaç yıl sonra çok daha da işlevsiz hale gelecektir.</p>
<p><strong>Yeni banknotlar neden basılmıyor?</strong></p>
<p>Bu soruna rağmen yüksek kupürlü banknot basılmamasının temel gerekçelerinden biri, nakit kullanımını azaltmak; böylece kayıt dışı ekonomi ve kara para ile mücadeleyi desteklemekti. </p>
<p>Birincisi, yüksek tutarlı ödemelerde nakit kullanımını zorlaştırarak kartlı ödemeleri ve dijital ödeme sistemlerini teşvik etmekti. İkincisi ise kayıt dışı ekonomi ve kara para ile mücadeleye katkı sağlamaktı.</p>
<p>Ancak gelinen noktada bu politikanın artık istenilen hedeflere yeterli katkı sunamadığı görülüyor. Çünkü Türk Lirası’nın mevcut kupür yapısı, nakit kullanımını azaltmaktan çok <strong>yabancı para cinsinden nakit kullanımını daha cazip hale getiriyor. </strong></p>
<p><strong>Kara para ile mücadele mi; nakit ekonomisinde dövize geçiş mi?</strong></p>
<p>En yüksek banknotun satın alma gücünün hızla erimesi, nakit işlemlerde Türk Lirası yerine döviz banknotlarının tercih edilmesine yol açıyor. Bu da, nakitsiz ekonomiye geçişi hızlandırmaktan ziyade ekonomide yabancı para kullanımını teşvik eden istenmeyen bir sonuç doğuruyor. </p>
<p><strong>1.000 TL’lik banknot </strong><strong>enflasyon algısını bozar mı?</strong></p>
<p>Yeni banknot tartışmaları çoğu zaman “enflasyon algısını bozar” gerekçesiyle erteleniyor.</p>
<p>Oysa bugün yaşanan sorun psikolojik değil, tamamen operasyonel.</p>
<p>Özellikle küçük esnaf açısından nakit yönetimi giderek zorlaşıyor. Günlük tahsilatlar için çok daha fazla banknot taşınması gerekiyor. ATM’ler daha sık dolduruluyor, bankaların nakit taşıma ve işleme maliyetleri artıyor, işletmeler kasalarında daha fazla fiziksel alan ayırmak zorunda kalıyor.</p>
<p>Bugün birkaç 1.000 liralık bir ödemenin onlarca banknotla yapılması artık istisna değil, günlük hayatın olağan bir parçası haline geldi.</p>
<p>Yüksek tutarlı banknotların basılması enflasyon algısını bozar mı? Öncelikle enflasyonun sebebi dolaşımdaki banknotların tutarından ziyade ekonomideki yapısal sorunlardan kaynaklanıyor. Enflasyonu düşürmek için de banknotların tutarından ziyade yapısal sorunları hızla ele almak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yeni banknot enflasyon yaratmaz</strong></p>
<p>Yeni banknot basılması dolayısıyla enflasyonu artıran bir politika değil; ekonominin ulaştığı fiyat düzeyine uyum sağlayan teknik bir düzenlemedir. Dünyanın birçok ülkesinde merkez bankaları da fiyat seviyesindeki değişime paralel olarak kupür yapılarını belirli dönemlerde güncellemektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1000-tllik-banknot-zamani-gelmedi-mi-83367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1.000 TL’lik banknot zamanı gelmedi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-caginda-universite-tercih-rehberi-83366</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ çağında üniversite tercih rehberi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her sene üniversite tercih döneminde, tercih yapacak öğrencilere ve ailelerine fikir vermek için bir yazı yazıyorum. İlk yazıyı 2020’de yazmışım. 2020’de GPT-3 diye bir yapay zekâ modeli çıkmıştı. 2022’de bu model ChatGPT adıyla halka açıldı; şimdilerde GPT-5 ve muadilleri kodlamadan araştırmaya kadar üniversite mezunlarının yapacağı birçok işi yapıyor.</p>
<p>O günden beri ne değişmedi? ÖSYM’nin tercih rehberi değişmedi. Hep aynı bölümler var. Oysa Çin’de üniversite programlarının %30’u kapatılıp yeni programlar açılmış. 10 bin civarında programdan bahsediyoruz (Türkiye’de de 17 yeni program açılmış!). Üniversite tercihi yapacakların bilmesi gereken ilk gerçek bu. İkinci gerçek, Dünya Ekonomik Forumu ve PwC’nin yaptığı yeni araştırmanın sonuçlarına göre, gelişmiş ülkelerde üniversiteyi bitirip işe yeni giren gençlerin %28’i üç sene içinde becerilerinin yarısının işlevsiz kalacağına inanıyor. Yani üniversiteye bir meslek edinmek için gidiyorsanız, beyhude bir çaba içinde olabilirsiniz. Üçüncüsü, ABD’de son on yılda en hızlı büyüyen meslek, öyle yazılımcılık, uzay bilimciliği filan değil; manikürcülük. Üniversite mezunlarının iş bulmasının giderek zorlaştığı bir döneme giriyoruz.</p>
<p>Bu nedenle üniversite tercihi yaparken dört önerim var: Birincisi, hangi üniversiteye girdiğiniz, hangi bölüme girdiğinizden daha önemli. İyi bir markası olan bir üniversitede az rağbet gören bir bölüm, kötü bir markası olan bir üniversitede çok popüler bir bölümden çok daha iyidir. Neden? Bölümler bir anda yapay zekâya kurban olabilir, gözden düşebilir, ama üniversitelerin markaları yerinde kalır. Üniversitede edinilen bilgilerin işgücü piyasasındaki karşılığı azaldıkça üniversitede edinilen arkadaşlıkların, dostlukların ve o üniversitenin mezunu olmanın işverene vereceği sinyalin önemi artacak. Hayatın gerçeği şu ki bilgiye ve kişilere erişim dijitalleşmeyle kolaylaştıkça elit ilişki ağlarının önemi artıyor. Önemli olan Linkedin’den kime mesaj atabileceğiniz değil, kimin size cevap vereceği.</p>
<p>İkincisi, program seçimine odaklanacak olursak, yapay zekâya karşı dayanıklılığı artırmak için olabildiğince geniş alanı olan programları seçmekte fayda var. Kariyerde amaç, okul seçerken de iş seçerken de bir sonraki iş için seçenek sayısını artırmak olmalı çünkü hem yapay zekâ hem de hayatın koşulları zaten seçenek sayınızı azaltmak için sürekli size karşı çalışıyor. O yüzden geniş konuları niş konulara tercih etmenizi, gitmeyi planladığınız üniversitelerdeki yandal ve çift anadal imkânlarını araştırmanızı öneririm. Eğer iki program arasında kalırsanız, daha zor olanı tercih edin. Sonra dilerseniz diğer alanda yüksek lisans yapabilirsiniz.</p>
<p>Üçüncüsü, üniversitede öğretilen birçok bilişsel beceri artık yapay zekâda da olduğuna göre, mezunların iş hayatındaki başarılarını daha ilk günlerden ilişki kurma, iletişim, strese karşı dayanıklılık ve değişikliğe açık olmak gibi beceriler belirleyecek. Bunlar akademide pek ciddiye alınmadıkları için “soft”, yani yumuşak, beceriler olarak adlandırılıyor. Bu beceriler de daha çok iş hayatında kazanılıyor. O zaman çıraklık programları olan üniversiteler öne geçecek. Mesela TOBB ETÜ her sene bir dönem sizi zorla bir şirkete sokup çalıştırıyor. Okul bittiğinde neredeyse bir sene çalışma tecrübesiyle mezun oluyorsunuz. Bu gibi okulları araştırıp tercih etmenizi öneririm.</p>
<p>Dördüncüsü, üniversitelerde program isimlerine veya ders isimlerine konan “yapay zekâ” laflarına aldanmayın. Önemli olan yapay zekâyı öğretilen her sürecin içinde kullanabilmek. Bunun için doğru soru sormayı öğrenmek gerekiyor. Aynı zamanda kaynak ve veri kalitesini değerlendirebilmek, yani hangi kaynakların iyi olduğuna dair bir kültüre sahip olmak önemli hale geliyor. Yani çıktıların doğru olup olmadığını anlamak için sezgi geliştirecek kadar usta olmak gerekiyor. Bunları yapabilmek için de gerçekten çok çalışmak lazım. Bu özelliklerin hangi üniversite tarafından kazandırıldığını bilmiyorum.</p>
<p>Size gelip Mark Zuckerberg veya Bill Gates üniversite mi okudu, ne gerek var diyenler, olacaktır. Zuckerberg veya Gates olmadığınızı varsayın. İyi bir üniversite okumak hâlâ kıymetli; meslek edinmek değil, ilişki ağları ve muhakeme kabiliyeti edinmek için.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-caginda-universite-tercih-rehberi-83366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ çağında üniversite tercih rehberi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-secim-sonrasina-83365</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa, seçim sonrasına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İktidarın baskın ya da değil, bir seçime gidebilmesi için her şeyden önce iki konuda başarı sağlaması ya da en azından başarıya doğru yol almış olması gerekiyor. AK Parti açısından öncelik ekonomik krizin yarattığı hasarı gidermek. Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP içinse öncelik “Terörsüz Türkiye” meselesi.</strong></p>
<p>Hatırlayan var mı bilmiyorum, daha önce bir yazıyı şu cümlelerle bitirmiştim:</p>
<p>“… Ülke bir yanda belki de tarihinin en derin ekonomik krizini yaşıyor, diğer yanda “Terörsüz Türkiye” gibi tarihi bir kavşakta ama siyaset tıkanmış bir görüntü veriyor, sorunların üstesinden gelecek bir performans göstermiyor. Buysa krizlerin derinleşmesine ve “yönetilemeyen bir ülke” tablosunun ortaya çıkmasına yol açıyor.</p>
<p>İşte tam da bu yüzden “bir baskın seçim olur mu” sorusu gündeme düşüyor. Yoksa Ankara’nın malum mekanlarında durduk yerde “dar bölge, iki turlu (ve hatta tercihli) seçim sistemi”ne geçmek niye tartışılsın?..”</p>
<p>Siz de farkındasınızdır çok yakın geçmişte iktidarın bu sonbaharda baskın seçime gidebileceği dillendirilmeye / iddia edilmeye başlanmıştı… Bu iddiaların bugünlerde hız kestiğini de gözlemliyorsunuzdur…</p>
<p>İktidarın baskın ya da değil, bir seçime gidebilmesi için her şeyden önce iki konuda başarı sağlaması ya da en azından başarıya doğru yol almış olması gerekiyor. AK Parti açısından öncelik ekonomik krizin yarattığı hasarı gidermek. Sapanca’da yapılan son toplantıda Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in başta Erdoğan olmak üzere parti yöneticilerine 2027 içinde ekonomik rahatlamanın gerçekleşeceğini anlattığı, 2028’e kadar izlenecek yara sarma politikaları ile ekonomik kriz nedeniyle iktidara karşı öfke besleyen seçmenin gönlünün alınacağı değerlendirmesinin yapıldığı, toplantıya katılanlarca dile getiriliyor.</p>
<p>Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP içinse öncelik “Terörsüz Türkiye” meselesi. Bu konuda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin olağanüstü çabalarına rağmen henüz somut adımlar atılmış değil. “Terörsüz Türkiye” meselesinde somut örneklerle seçmenin önüne konulacak gelişmeler hayata geçmeden seçim kararı almak son derece imkansız görünüyor.</p>
<p>Toplarsak, bu iki temel konuda seçmeni ikna edecek sonuçlar alınmadan seçim zor görünüyor.</p>
<p><strong>İşin bir de muhalefet </strong><strong>ve seçmen boyutu var</strong></p>
<p>Gelelim Anayasa meselesine…</p>
<p>İktidarın hedeflerini gerçekleştirebilmesi için TBMM’de 400 oya ihtiyacı var. Yapılacak seçimden Cumhur İttifakı’nın beklentisi en az bu sayıyı yakalamak. Yakalar, yakalamaz… Bilemem ama bu hedeflere uygun ortam oluşmadan seçime gitmez iktidar kanadı.</p>
<p>Görünen, “büyük Anayasa değişiklikleri”nin seçim sonrasına kalacağı…</p>
<p>Bu iktidarın kendi hesabı ama kuşkusuz işin bir de muhalefet ve seçmen boyutu var.</p>
<p>Seçmen yukarıda sayılan adımların atılması ile ikna olur mu ya da ne kadar ikna olur?</p>
<p>İktidardaki metal yorgunluğu parti örgütleri tarafından bir seçim daha taşıyabilir mi?</p>
<p>Muhalefet önceki seçimde olduğu gibi bir blok oluşturabilir mi?</p>
<p>Erdoğan’ın şahsi oyu ile AK Parti’nin oyu arasındaki makas giderek açılırken, Cumhurbaşkanlığı ayrı partiye, Meclis çoğunluğu ayrı partiye gider mi?</p>
<p>Bu soruların yanıtlarını hep beraber göreceğiz.</p>
<p>Ama benim şimdilik gördüğüm, iktidar, bu süreci muhalefet üzerindeki baskısını artırarak sürdürecek. Misal; Eylül ayı ile birlikte 10-11 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılırsa şaşırmayacağım. Fakat bu ve benzeri baskılar muhalefeti bölüp parçalarken seçmende de aynı etkiyi yapıyor mu? Sanmıyorum, muhalefet üzerindeki baskının artması olsa olsa iktidarın seçmeni ikna etmek için atacağı ve yukarıda saydığım adımların etkisini azaltır ki bu da iktidarı iktidardan eder. Tabii muhalefetin her türlü baskıya rağmen ayakta kalmayı becermesi şartı ile…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-secim-sonrasina-83365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa, seçim sonrasına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-gozune-girmeye-calisanlar-83364</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın gözüne girmeye çalışanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâya methiye düzerek onun gözüne giremezsin. Onu eğit, ondan öğren ve ona nitelikli sorular sor. Bilinmezliğinden merak ederek kurtul. Aksi halde YZ gelmiş neyine cehalet yüreğine...</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bir kavramın içini mi boşaltmak istiyorsun? Onu <strong>moda</strong> haline getir, <strong>popüler kültürün tüm motiflerini</strong> içine tık, sıkça kullan, <strong>yerli yersiz ifade et</strong>... Bir süre sonra o kavram, “<strong>yaygın ama boş</strong>” bir ifade halini alacaktır. Her şeyin başına “<strong>e</strong>” getirme modası, <strong>yaratıcılığımızın sınırlarını zorluyor artık.</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bir kelime alın ve başına “<strong>e</strong>” ekleyin; işte size modern, yarına dair ilgi çekici bir oyuncak... Mesela <strong>devleti mi konuşmak istersin? </strong>Kolay. <strong>E-devlet</strong> deyin olsun bitsin. Ya da <strong>e-belediye</strong>, <strong>e-ticaret</strong>, <strong>e-yaşam</strong>... Burada “<strong>ismin e hali</strong>” şimdi karşımızda yapay zekâ olarak duruyor. Şimdi de YZ yalakalığı...</p>
<p><strong>YZ</strong> <strong>MODERNİTE ROZETİ GİBİ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Fiyakalı oluyor dedik. Çünkü <strong>işin derininde ne olduğunu bilmeden</strong>, herhangi bir ortamda, tartışılan kavramın başına e getirdiğinizde cakanız artıyor, “<strong>çağdaşlık</strong>” rozeti yakanızda şık duruyor. Peki, başka ne işe yarıyor bu “<strong>e</strong>”? Hele ki YZ ile birlikte kullanılınca, şahane fiyakalı konuşuyorsun.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ama fazlasını ne yazık ki sağlamıyor. Çünkü kelimelerin başına getirilen YZ’nin mevcut ve artık <strong>arkaik kalmış süreçleri otomatize edeceği</strong> düşüncesi hâlâ aşılamamış… Eskiden devlet dairesi, <strong>mürekkepleri elinize bulaşan evrak</strong> üretirken, şimdi <strong>lazer yazıcılarla</strong> renkli evrak üretme gayretinde...</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / YZ yağcılığına dair...</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ güzellemesi saplantı mı?</em></strong></p>
<p>Sanıyoruz ki bilgi; inanılmaz <strong>kıymetli</strong> ve <strong>kutsal</strong> bir şey: <strong>Oysa değil</strong>. Bilgi, sadece ve sadece “<strong>asla küçümsenmeyecek önemi olan</strong>” bir araç. Aslolan bu <strong>bilgiyi işe yarar</strong> kılmak. Yoksa maliyettir.</p>
<p><strong><em>Bir şirket YZ sayesinde batabilir mi?</em></strong></p>
<p><strong>YZ kavramının popülizmine kapılmış</strong> bir işadamını hatırlıyorum. Doğru yerden başlamasına rağmen <strong>6 ayda iflas noktasına</strong> gelmiş. Çünkü <strong>mevcut katı hiyerarşisi</strong> ve köhnemiş <strong>sistemini</strong> YZ’ye taşımıştı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TEKNOLOJİYİ İLKELLİĞİN EMRİNE VERME, YAPAY ZEKÂLI İBLİS YARATMA</strong></p>
<p>Teknoloji, <strong>kullanana avantaj</strong> sağlıyor. Bu doğru. <strong>Ama bunu ilkel biri kullanıyorsa</strong>? Bilgi kullanana avantaj sağlıyor. Bu doğru. Ama bunu <strong>ilkel kafalar</strong> kullanıyorsa? <strong>Teknolojiyi ilkelliğin emrine vermek</strong> ne derece doğru, siz karar verin. Daha donanımlı cehalet ve organize ilkellikle pekâlâ batabilirsiniz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ İLE BATMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Teknoloji oburluk</strong>: Amaca hizmet etmeyen, etkinlik analizi yapılmamış teknolojiye yatırım yapanlar</p>
<p><strong>Malumatfuruş</strong>: YZ ile bilgilere ulaşıp bu bilgileri bir üretim, verimlilik modeline dönüştürememe illeti</p>
<p><strong>YZ modası</strong>: Herkes YZ’ye yatırım yapıyor diye şirketlerin bu akıma kapıldığı kaynak, insan, zaman israfı</p>
<p><strong>YZ güzellemesi</strong>: Tüm toplantılarda, konuşmalarda YZ’yi yücelten ama nasıl kullanacağını bilmeyenler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-gozune-girmeye-calisanlar-83364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın gözüne girmeye çalışanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-iyilesme-var-ama-faiz-yuku-tum-dengeleri-bozuyor-83363</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede iyileşme var ama faiz yükü tüm dengeleri bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre merkezi yönetim bütçesi haziran ayında 114 milyar lira fazla verdi. Geçen yılın aynı ayında 330 milyar liralık açığa göre müthiş bir iyileşme var.</p>
<p>İlk altı ay toplamındaki gerçekleşmede ise geçen yıla kıyasla görünürde önemli bir fark yok. Geçen yıl ilk altı ayda 980 milyar lira olan açık bu yıl 943 milyar lirada kaldı. Görünürde yalnızca yüzde 4’e yakın bir gerileme. Ama enflasyon dikkate alındığında bu azalma elbette çok daha fazla.</p>
<p>Bu tutarların ötesinde bir de faiz dışı denge var. Hani sanayi üretiminde bir arındırılmamış ham veri vardır; görülebilen, sayılabilen, ölçülebilen gerçek üretim düzeyini gösterir. Ama arındırılmamış bu veri sanayinin gerçek performansını ortaya koymaktan çoğu zaman uzaktır. Çünkü kimi dönem vardır ki, örneğin bu yılın mayıs ayı gibi, çalışma günü sayısı çok azdır, bu endekse göre kıyaslama yapmak yanlış değerlendirmeye yol açar. <strong>“Üretim çok düştü”</strong> dersiniz demeye de bunun nedeni az çalışılmış olmasıdır. O yüzden takvim etkisinden arındırılmış hesaplama yapılır. Gerçek performans da ancak öyle görülür.</p>
<p>Bütçede de benzer bir hesaplama söz konusu. Vergi bugün toplanır, harcama bugün yapılır ama bu iki verinin farkı olan ve geçmişteki uygulamalardan kaynaklanan bütçe dengesini de etkileyen çok önemli bir başka veri vardır.</p>
<p>Geçmişin kötü ya da yanlış icraatının yükü olarak bugünü etkileyen faiz ödemesinden söz ediyorum. Şimdi, <strong>“Bugünün bütçe dengesini bozan faiz ödemesinin oluşmasına sanki başka hükümetler mi yol açtı”</strong> diye itiraz edilecektir. Bu itirazlar tabii ki sonuna kadar haklıdır. Bu haklı itirazı ayrı tutarak söylüyorum; bugünkü bütçe gerçekleşmesi eğer geçmişin faiz yükü olmasaydı çok daha olumlu bir tablo çizecekti.</p>
<h2>Faiz dışı fazla… </h2>
<p>Bu yıl haziran ayında 202 milyar, ilk altı ayda da yaklaşık 1,5 trilyon lira faiz ödemesi yapıldı.</p>
<p>Buna göre haziran ayındaki faiz dışı fazla tam 316 milyar lira.</p>
<p>Yılın ilk yarısındaki faiz dışı fazla ise 521 milyar lira.</p>
<p>Faiz ödemesinin tümüyle sıfırlanması Türkiye için tabii ki söz konusu olmaz ama haziran ayındaki 202 milyar ve ilk altı aydaki yaklaşık 1,5 trilyonun yarısında bile kalınabilseydi bu paralarla neler neler yapılabilirdi. İnsan bunu düşünmeden edemiyor.</p>
<h2>Yük devam edecek </h2>
<p>Faiz ödemesi bu düzeylerde kalsa ve gelecekte çok azalacak olsa ona da razı olunur ama bu eğilim hep devam edeceğe benziyor.</p>
<p>Elbette faiz dışı fazla verilmesi, faiz dışı açıktan çok çok daha iyi bir performansa işaret ediyor. Türkiye uzunca bir süre onu da yaşadı, yani faiz dışı açık verdi.</p>
<p> Bu yılın ilk yarısında 1,5 trilyona yakın (1 trilyon 464 milyar) faiz ödendiğini belirttim. Yılın ikinci yarısında da yaklaşık 1,3 trilyon lira (1 trilyon 277 milyar) ödeme yapılacak. Böylece yılın tümündeki faiz ödemesi 2,7 trilyonu aşacak. Bu yılın ilk yarısında olduğu gibi çok muhtemeldir ki ikinci yarıda da faiz dışı fazla verilecek. Ama bu fazla, borç stokunun nominal değilse de en azından reel olarak azalmasına hizmet ediyorsa bir anlam taşıyacak.</p>
<p>Çünkü bu faiz yükünden öyle bir anda kurtulmak elbette mümkün değil; yapılabilecek olan böyle faiz dışı fazla elde ede ede yükü hafifletebilmek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haziran rekorunun sebebi</span></h2>
<p>Tekrar haziran ayı bütçe verilerine dönelim. Çünkü haziran verilerinde dikkat çeken detaylar var.</p>
<p>Haziran ayında vergi gelirlerinde yüzde 72’lik bir artış oldu. Zaten toplam gelirlerin giderden çok fazla artmasını ve haziranda geçen yıl 330 milyar açık verilmişken bu yıl 114 milyar fazlaya geçilmesini sağlayan da vergi gelirlerindeki bu performans.</p>
<p>Peki ne oldu da vergi gelirleri haziranda adeta coştu!</p>
<p>Gelir vergisi tevkifatı 496 milyar liraya ulaşarak hazirandaki 1 trilyon 316 milyar liralık vergi tahsilatında tam yüzde 38’lik bir paya sahip oldu. Gelir vergisi tevkifatında geçen yılın haziranındaki 201 milyar liraya göre yüzde 147’lik bir artış var.</p>
<p>Haziran ayındaki tevkifat aslında görünürde çok yüksek ama bu tutarı biraz da iki aylık gibi düşünmek gerek. Mayıs ayının üçte biri tatilde geçmişti ve o yüzden söz konusu aydaki tutar çok düşüktü, yalnızca 75 milyar liraydı. Dolayısıyla iki ayın ortalaması 285 milyar lira ve bu tarihsel ortalamaya yakın bir düzey.</p>
<p>Aynı şekilde KDV beyannamelerinin bayram tatili dolayısıyla hazirana kayması da bu vergide çok yüksek bir artış ortaya çıkmasını sağladı. Mayısta 35 milyar lira olan dahilde alınan KDV’nin haziranda 243 milyara çıkmasının nedeni de beyanname tarihindeki bu kayma.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eşel mobilin maliyeti ne kadar oldu?</span></h2>
<p>Savaşın başlamasıyla birlikte akaryakıtta mart ayı başında uygulamaya alınan eşel mobilin maliyeti sık sık tartışma konusu oluyor.</p>
<p>Bir kere eşel mobil uygulandığı için daha az ÖTV alınması bir lütuf değil. Bu uygulamayla vatandaşın cebine artı bir para konulmuyor, zaten vatandaştan alınmakta olan vergi biraz az alınıyor, o kadar.</p>
<p>Peki dört ayda ne kadar daha az vergi alındı, ona bakalım…</p>
<p>Geçen yılın mart-haziran döneminde akaryakıt ve doğalgazdan toplam 153,6 milyar lira özel tüketim vergisi alınmıştı. Bu yılın aynı dönemindeki tutar ise 55,1 milyar lira oldu. Yani bu yılki tutar, geçen yıldan 98,5 milyar lira daha az. Bu, bir kayıpsa eğer, görünür kayıp.</p>
<p>Ama bir de akaryakıt fiyatlarının artmasından kaynaklanan daha yüksek KDV geliri elde edilmesi gibi bir durum var. Belki görünürdeki bu 98,5 milyar liralık kaybın üçte biri KDV tahsilatındaki artışla yerine konuldu.</p>
<p><strong>Eşel mobil nasıl uygulanıyor</strong></p>
<p>Mart ayı başında başlatılan eşel mobil uygulamasında haziran sonuna kadar zamların yüzde 75’i ÖTV’den karşılanmış, pompaya yansıma yüzde 25 ile sınırlı tutulmuştu. Aynı şekilde indirim durumunda da yüzde 75 ÖTV’ye gitmiş, pompaya yüzde 25 yansımıştı.</p>
<p>Temmuz ayında zam durumunda ÖTV’den karşılanacak tutar yüzde 50 olacak, diğer yüzde 50 de pompaya yansıyacak.</p>
<p>Ağustos ve eylülde ise ÖTV’den yalnızca yüzde 25 karşılanacak, yüzde 75 pompaya yansıtılacak. Ekim ayı başında ise eşel mobil uygulaması sona erecek.</p>
<p>Ancak temmuz, ağustos ve eylül aylarında indirim olması durumunda her bir ürün için ayrı ayrı belirlenmiş olan maktu vergi tutarları tamamlanana kadar pompaya yansıma olmayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-iyilesme-var-ama-faiz-yuku-tum-dengeleri-bozuyor-83363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçede iyileşme var ama faiz yükü tüm dengeleri bozuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83361</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 17 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/Ox-mXAPiBvo" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doku-kulturu-merkeziyle-5-milyon-dolarlik-fide-fidan-ithalatina-fren-koyuyorlar-83362</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Doku Kültürü Merkezi’yle 5 milyon dolarlık fide-fidan ithalatına fren koyuyorlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADAPAZARI</strong>’nda vagon fabrikasında çalışan <strong>Erol Kaya, </strong>1980’li yılların sonlarına doğru bir akşam işten eve döndüğünde eşiyle aklından geçen iş planını açtı:</p>
<p>-          <strong>Vagon fabrikasından ayrılmaya karar verdim. Arifiye’de süs bitkileri ve fidan yetiştirip pazarlamayı düşünüyorum.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59af889e99d-1784262536.jpg" alt="" width="700" height="525" /></strong>Eşinin kolundaki bileziklere baktı:</p>
<p>-          <strong>Yeni işe girişmek için o bilezikleri bozdurmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Eşi şaşkınlık geçirdi, hemen itiraz etti:</p>
<p>-          <strong>Vagon fabrikasında çalışıyorsun, düzenli bir işin var diye sana vardım. Güzelim işi nasıl bırakırsın? Hem o otları yetiştirdin diyelim, kim para verip onları satın alacak?</strong></p>
<p><strong>Erol Kaya, </strong>ertesi günü konuyu fabrikadaki müdürüne açtı:</p>
<p>-          <strong>Fidancılık yapmak üzere işten ayrılıyorum.</strong></p>
<p>Fabrika Müdürü <strong>Kaya</strong>’ya hemen işinden olmayacağı formülü sundu:</p>
<p>-          <strong>Sana ücretsiz izin verelim. Fidan işine başla. Tutarsa fabrikadan ayrılırsın.</strong></p>
<p>Arifiye Fidancılık’ın öyküsünü Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın 2018 yılı Mayıs ayı başlarında Özbekistan-Güney Kore seyahatinin Taşkent durağında kurucusu <strong>Erol Kaya</strong>’dan dinlemiştim. Dış Ekonomik İşler Kurulu’nun (DEİK) önderliğindeki <strong>“Türkiye-Özbekistan İş Forumu”</strong>nun gerçekleştiği merkezde stantları turlarken Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Tuncay Özilhan, </strong>sohbet ettiği <strong>Kaya</strong>’yı işaret etmişti:</p>
<p>-          <strong>Erol Bey’i dinlemen lazım. Çok güzel işler yapıyor.</strong></p>
<p><strong>Kaya, </strong>tanıtım kataloglarını da gösterip yaptığı işleri özetlemişti:</p>
<ul>
<li><strong>300 metrekarelik bir alanda başladım. 3 bin dönüm alanda fidan yetiştiriyorum. Bu alan da yetmez oldu.</strong></li>
<li><strong>Hollanda fidan işinden yılda 25 milyar dolar, İtalya 8 milyar dolar, Almanya 7 milyar dolar gelir yaratıyor. Türkiye’nin fidan ihracatı 100 milyon doları bulmuyor.</strong></li>
</ul>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (SATSO) EKONOMİ Gazetesi işbirliği ile düzenlediği <strong>“Yeşil Dönüşüm-Yeşil Ekonomi” </strong>toplantısı için <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte kente gittiğimizde, önce <strong>“Doku Kültürü Merkezi”</strong>ne uğradık.</p>
<p><strong>“Doku Kültürü Merkezi”</strong>ni Sakarya Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Akgün Altuğ, </strong>SATSO A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Bayrak, </strong>Genel Müdürü <strong>Zafer Kınalı, </strong>Fidan A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı <strong>Çiğdem Takır Özdemir</strong>’le birlikte gezdik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59afb9b6730-1784262585.png" alt="" width="324" height="498" /><strong>Akgün Altuğ, </strong>Sakarya’nın fidan konusunda önde gelen üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayınca, rahmetli <strong>Erol Kaya </strong>ile 2018 yılı Mayıs ayı başlarında Taşkent’te yaptığımız sohbeti anımsadım.</p>
<p><strong>Akgün Altuğ, </strong>bölgedeki süs bitkisi yetiştiricileri için 2021 yılına kadar fide-fidan ithalatı yapıldığını belirtti, <strong>Zafer Kınalı</strong>’ya döndü. <strong>Kınalı, </strong>2014 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Aslında 2014 yılından itibaren fide-fidan yetiştirme projesi için çalışmalar başladı… İlk adım üniversitede atılmış, bir laboratuvar kurulmuştu. Onu daha sonra Hendek’e taşıdık.</strong></p>
<p><strong>Altuğ </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>İşe ö</strong><strong>nce fide-fidan altlığı ile giriştik. 2021 yılında Hendek’teki </strong>“Doku Kültürü Laboratuvarı”<strong>mız hizmete girdi. Oradaki alanımız zamanla 3 bin metrekareye çıktı. Laboratuvar ortamında bitki çoğaltma ve yeni türler geliştirilmesi işlemleri yapılıyor.</strong></p>
<p>Hendek’teki <strong>“Doku Kültürü Merkezi”</strong>nde işlerin oturmasıyla birlikte yurt dışından da siparişler aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Almanya’dan 120 yıllık bir firma bizden orkide istedi. Yıllık orkide üretme kapasitemiz 30 milyona kadar çıktı. Ancak bu yıl 15 milyon orkide üreteceğiz.</strong></p>
<p>Hendek’teki <strong>“Doku Kültürü Laboratuvarı”</strong>nın kapasite açısından Türkiye’nin büyükleri arasında öne çıktığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Hendek’teki laboratuvarımız hastalıktan ari bitki üretiminde yeni bir soluk olmuştu. İhracat başarısı da gösterince tesiste genişlemeye gittik. Sonrasında Büyükşehir Belediyemizle işbirliği yapıp Fidan A.Ş.’nin Sapanca Yanık’taki arsasını alıp yeni tesisimizi hayata geçirdik.</strong></p>
<p><strong>“Doku Kültürü Laboratuvarları”</strong>nın ithal ikamesi yönü üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin süs bitkisi ve birçok bitki altlığında dışa bağımlılığını sonlandıran üretim yapıyoruz.</strong></p>
<p>Bunun üzerine Sakarya’daki <strong>“Doku Kültürü Laboratuvarları”</strong>nın ithal ikamesi etkisiyle ilgili veri sordum, <strong>Akgün Altuğ, </strong>Süs Bitkileri Yetiştiricileri Birliği (SÜSBİR) Başkanı <strong>Tanju Pir</strong>’e sözü bıraktı. <strong>Pir, </strong>fide-fidan bedellerinin fiyatlarının türlerine göre farklı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sağlıklı bir hesap çıkarmak kolay değil…</strong></p>
<p>SATSO A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Bayrak </strong>araya girip hesapladı:</p>
<p>-          <strong>9 çeşit ağaç, 15 çeşit çalı bitkisi yetiştiriyoruz. Kısa sürede 40 çıkması için çalışmalar yapılıyor. Bitki sayısını da 1 milyona çıkmasıyla 5 milyon dolarlık ithalatı frenlemiş oluruz.</strong></p>
<p>SATKO A.Ş., <strong>“Doku Kültürü Laboratuvarı” </strong>ile değer bazında çok büyük olmasa da fide-fidan alanında <strong>“yerlilik” </strong>adımlarıyla önemli bir işe imza atmış bulunuyor…</p>
<p>Hendek ve Yanık’taki laboratuvarların gün geçtikçe çıtayı daha da yükseltecekleri anlaşılıyor…</p>
<h2>Serdivan İnciri, fındık ve Yaban Mersini var</h2>
<p><strong>SAKARYA </strong>Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Akgün Altuğ, </strong>SATSO A.Ş.’nin <strong>“Doku Kültürü Laboratuvarı”</strong>nda yeni ürün çoğaltmaya örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>Bölgemizdeki fındık bahçeleri fizibıl olmaktan çıkıyor. Fındık fidanları çoğaltıyoruz. Serdivan İnciri de öne çıkan ürünler arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Laboratuvarlarda yerel üreticilere katkı sunduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kamu-özel sektör işbirliğini</strong><strong>,</strong><strong> hem sektör hem toplum yararına dönüştürdüğümüz güzel bir örneği burada ortaya çıktı.</strong></p>
<p>Pazar talebi ve ilginin her geçen gün arttığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Laboratuvarımızda ürettiğimiz çeşitleri ve üretim kapasitemizi günden güne artırmaya devam edeceğiz. Türkiye’de neye ihtiyaç varsa burada üretilmesini istiyor, hedefliyoruz.</strong></p>
<p>SATSO A.Ş. Genel Müdürü <strong>Zafer Kınalı, Levent Sadık Ahmet</strong>’in kurduğu DCT Trading Group bünyesindeki <strong>“Bluefarm”</strong>la ilgili yazıma ve Yalova’da kurulu Alova’ya atıf yaptı:</p>
<p>-          <strong> İkisi de Blueberry (Yaban Mersini) üretiminde oldukça büyükler. İki kuruluş da ithal fide kullanıyor. Biz SATSO A.Ş. bünyesindeki </strong>“Doku Kültürü Laboratuvarı”<strong>nda kendi Blueberry türlerimizi geliştirdik. Çok başarılı sonuç elde ettik. Fideyi bizden almalarını isteriz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">12 yaş altında çocuğu olan kadına haftada 3 gün izin ve 100 dolar veriyoruz</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59aff6ec0c9-1784262646.png" alt="" width="437" height="433" /></span><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TURGİD) Kurucu Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>Genel Başkan Vekili <strong>Sinan Canlı, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Cüneyt Asan </strong>ve <strong>Süleyman Tarakçı </strong>ile sohbette derneğin kadın istihdamına yaklaşımını anlatırken kendi işletmesinden örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Bizde çalışanların yüzde 70’i kadın. Kadınlarla iş görüşmesi yaparken çocuk sayısı sormayız. Aksine çocukları için destek veririz.</strong></p>
<p>12 yaş altı çocuğu olan kadınlara haftada 3 gün izin verdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Haftada 4 gün çalışan çocuklu kadın arkadaşlar, 5 günlük performansla işlerini yapıyorlar. Çünkü, çocuklarıyla ilgilenebilsinler diye 3 gün izin vermemiz onların içini rahatlatıyor. İşine daha da fazla sarılıyor.</strong></p>
<p>Kadın çalışanlarına çocuk desteği de verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Kadın personelimize çocuk başına 100 dolar düzeyinde </strong>“çocuk desteği” <strong>de ödüyoruz.</strong></p>
<p>Kendi işletmesindeki bu uygulamayı TURGİD’in personel politikası haline getirmeyi planladıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TURG</strong><strong>İ</strong><strong>D üyesi işletmelere </strong>“12 yaş altında çocuğu olan kadın personelinize haftada 3 gün izin verin” <strong>tavsiyesinde bulunacağız.</strong></p>
<p>Bu konuda Aile Bakanlığı ile bir protokol imzalamayı planladıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çünkü, mutlu bir aile ortamı iş hayatına olumlu yansıyor. Biz bu meseleye sadece çalışma düzeni olarak bakmıyoruz. Aynı zamanda sosyal sorumluluk olarak görüyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doku-kulturu-merkeziyle-5-milyon-dolarlik-fide-fidan-ithalatina-fren-koyuyorlar-83362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/altug-akgun1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Doku Kültürü Merkezi’yle 5 milyon dolarlık fide-fidan ithalatına fren koyuyorlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeksler-fiili-dolasimla-ariniyor-83360</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endeksler &#039;fiili dolaşım&#039;la arınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da küresel endeks sağlayıcı MSCI'nın uyarıları sonrasında Sermaye Piyasası Kurulu'nun fiili dolaşım oranında hesaplama değişikliği 14 Haziran'dan bu yana devrede. Bu değişiklikle birlikte 1 günde 138 şirketin borsada fiili dolaşım oranı değişti, bunun yanı sıra son 1 ayda fiili dolaşım payı en çok azalan iki şirket İzdemir Enerji ve Şekerbank oldu.</p>
<h2>MSCI mayısta incelemeyi açıkladı </h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 5 Haziran’da borsada işlem gören şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranı hesabına yönelik yeni bir düzenlemeye imza attı. Bu düzenleme MSCI’nın mayıs sonunda Kiler Holding’i endeksten çıkarmasıyla ilgili yaptığı açıklamanın hemen ardından geldi. Küresel endeks sağlayıcı MSCI açıklamasında Şubat 2026 Endeks İncelemesi ve piyasa katılımcılarından gelen geri bildirimlerin ardından MSCI, Kiler Holding'in serbest dolaşımına ilişkin daha fazla analiz yaptığı yer aldı. MSCI, Mayıs 2026 Endeks İncelemesinin bir parçası olarak, fonlar da dâhil olmak üzere bazı hissedarları serbest dolaşımdan serbest olmayan dolaşıma yeniden sınıflandırdı Kiler Holding’in artık endekse dâhil edilme şartlarını karşılamadığına ve MSCI Global Small Cap Endekslerinden çıkarılmasına karar verildi. Ayrıca, MSCI bu hedefli incelemeyi, Mayıs 2026 Endeks İncelemesinin bir parçası olarak yansıtılan ilgili serbest dolaşımdaki hisse senedi güncellemeleriyle birlikte, diğer bazı Türk menkul kıymetlerine de genişletti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59ad7817858-1784262008.png" alt="" width="664" height="319" /></p>
<h2>Endeks hesaplama kriterinden biri </h2>
<p>SPK da düzenlemesinde özellikle patronların kendi kontrol ettikleri serbest ve özel fonlar üzerinden tuttukları hisselerin fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyeceğini belirtti. BİST30 ve BİST100 endekslerine şirketlerin girişi için kullanılan kriterlerin başında gelen fiili dolaşım oranına yönelik bu hesaplama değişikliği sonrasında sermaye veya yönetim kontrolünü elinde bulunduran ortakların sahip olduğu ve serbest ya da özel fon katılma paylarına verilen paylar 15 Haziran’dan itibaren ihraççı paylarının fiili dolaşımdaki pay oranı kavramı dışında tutulmaya başlandı. Bu düzenlemenin ardından ilk hesaplamalarda 138 şirketin fiili dolaşım oranı düştü.</p>
<h2>20 hissede düşüş 1 puanı aştı </h2>
<p>Uygulama son 12 Haziran’dan sonra yeni kriterlerle hesaplanarak açıklanıyor. EKONOMİ’nin Merkezi Kayıt Kurulu (MKK) verilerinden yaptığı hesaplamaya göre 1 ayda fiili dolaşım oranı en fazla gerileyen şirket İzdemir Enerji oldu. İzdemir Enerji’nin fiili dolaşım oranı 15 Haziran’da yüzde 37,35 iken 14 Temmuz itibariyle 11.07 puan düşerek yüzde 26,28’e indi. Şekerbank’ın fiili dolaşım oranı da aynı dönemde 11.03 puan azalarak yüzde 49,84’ten yüzde 38,81’e indi. Tera Yatırım Teknoloji Holding fiili dolaşım oranı da 1 ayda 10.9 puan azaldı ve yüzde 67,94’ten yüzde 57,04’e düştü. Fuzul GMYO fiili dolaşım oranı da 7.43 puan azaldı son 1 ayda ve yüzde 31,86’dan yüzde 24,43’e indi. SASA’nın da 6.29 puanlık düşüşle fiili dolaşım oranı yüzde 51,08’den yüzde 44,79’a geriledi. Son 1 ayda 38 hissenin fiili dolaşım oranı 0.4 puan ve üzerinde düşüş gösterdi, 20 hissenin 1 puan üzerinde değişimi gözlendi.</p>
<h2>İlk hesaplamada sert düşenler </h2>
<p>Aynı dönemde fiili dolaşım oranı en fazla artan şirketlerde Balsu Gıda ilk sırada yer aldı. 1 ayda fiili dolaşım oranı 32.2 puan birden artan Balsu’nun fiili dolaşım oranı yüzde 24,99’dan yüzde 57,19’a yükseldi. Tahvil ödemelerindeki sıkıntılarla gündeme gelen Borlease Otomotiv fiili dolaşım oranı da 17.17 puan artarak yüzde 44,06’dan yüzde 61,23’e çıktı. Ulusal Faktoring’in fiili dolaşım oranı da 17.12 puan arttı ve yüzde 39,39’dan yüzde 56,51’e geldi. Tera Yatırım’ın fiili dolaşım oranı 14.95 puan yükseldi bu son 1 ayda ve yüzde 19,4’ten yüzde 34,35’e çıktı. Hesaplamanın devreye girmesinden yani 12 Haziran’dan bu yana ise en fazla fiili dolaşım oranı düşen Lila Kağıt idi ve bu ilk hesaplamadaki düştüğü oranla devam ediyor. 27.05 puan birden fiili dolaşım oranı azalan Lila Kağıt'ın fiili dolaşım oranı yüzde 44,01'den yüzde 16,96'ya inmişti. MSCI'nın da dikkat çektiği Kiler Holding'in de ilk hesaplamalarda 11.59 puanlık düşüşle fiili dolaşım oranı yüzde 21'den yüzde 9,41'e inmişti ve hala aynı seviyede devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiili dolaşım oranı işlemleri nasıl etkiler?</span></h2>
<p>Fiili dolaşım oranı endekse giriş kriterlerinin başında gelse de bu oranın yüksek veya düşük olması günlük işlemlerdeki hareketleri de yakından ilgilendiriyor. Fiili dolaşım oranı düşük olan şirketlerde tek bir işlemde bile çok sert yukarı veya aşağı yönlü hareketler oluşabiliyor. Yani hissenin sığ kalması uzmanların verdiği bilgiye göre fi yatının kolayca manipüle edilmesi sorununa yol açabilir. Bu oran yükseldikçe büyük fi yat kaymaları yaşanmadan işlemlerin gerçekleşebileceğini söyleyen uzmanlar oranın yüksek olduğu hisselerin daha istikrarlı bir seyir izleyebileceğini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeksler-fiili-dolasimla-ariniyor-83360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkezi Kayıt Kuruluşu şirketlerin fiili dolaşım oranını patron ve fon kontrolündeki paylar hariç hesaplayıp açıklamayı 12 Haziran’dan bu yana sürdürüyor. Son 1 ayda fiili dolaşım oranı 10 puanın üzerinde gerileyen üç hisse öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ispartanin-basarili-sanayicileri-meslek-liseli-83416</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ’Isparta’nın başarılı sanayicileri meslek liseli’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkan Adayı Yunus Karabulut, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında tercih süreci nin14 Temmuz'da başladığını ve 27 Temmuz'da sona ereceğini anımsattı.</p>
<p>Sanayici, tüccar, esnaf ve şehrin ekonomik paydaşlarının ortak sorunlarından birinin nitelikli teknik eleman eksikliği olduğunu gözlemlediklerini belirten Karabulut, gençlerin ve ailelerinin tercihlerinde meslek liselerini tercih etmeleri çağrısında bulundu.</p>
<p>Üretim bandında, tezgâh başında, lojistik deposunda ya da yazılım ekranında görev alacak teknik personel bulmanın giderek zorlaştığını vurgulayan Karabulut, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Isparta'da enerjisi ve başarma motivasyonu yüksek, yetenekli binlerce genç bulunuyor. Gençler geleceğe hazırlanırken yeteneklerine göre planlanmalı. Gelişmiş ülkelerin en önemli özelliklerinden biri insan kaynağını doğru planlayarak ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirebilmeli. Türkiye de bu planlamayı vakit kaybetmeden gerçekleştirmesi gerekir. Akademik başarısı yüksek gençler, ülkenin bilimsel ve teknolojik üretim gücünün en önemli teminatıdır. Teknik becerilere sahip gençlerin de üretim sahasında yer alması Türkiye'nin bugünkü ihtiyaçları açısından önemli bir çözüm oluşturacak.’’</p>
<p>Isparta Organize Sanayi Bölgesi'nde CNC operatörü, endüstriyel bakımcı, soğutma ve iklimlendirme uzmanı, gıda analisti, robotik kodlayıcı, aşçı ve seracılık teknisyenine ihtiyaç bulunduğuna dikkat çeken Karabulut, ‘’Bu alanlarda yetişen gençler mezun oldukları gün iş sahibi olabilecek, aynı zamanda kendi işlerini kurma hayaline de bir adım yaklaşacaklar. Tercih döneminde veli ve öğrenciler kararlarını dikkatli ve planlı bir bakış açısıyla yapmalı. Makine teknolojileri, elektrik-elektronik, gıda teknolojisi, ahşap ve mobilya, seracılık, lojistik, soğutma sistemleri, aşçılık ve pastacılık gibi bölümler bugün sanayicilerin ve hizmet sektörü temsilcilerinin en fazla ihtiyaç duyduğu alanlar’’ dedi.</p>
<p>Isparta’da faaliyette bulunan başarılı sanayicilerin ve güçlü esnafın önemli bir kısmının meslek liseli olduğunu vurgulayan Yunus Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ülkemizin, bölgemizin ve ilimizin sanayisinin ve meslek alanlarının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağı açığı, meslek liselerine olan ihtiyacımızı ortaya koyan gerçeğin en önemli dayanağıdır. Bende meslek lisesi mezunuyum. Isparta’nın başarılı sanayicileri ve güçlü esnaflarının önemli bir bölümü meslek lisesi mezunu. Meslek lisesinde bir ustalık, bir beceri sahibi olan gencimiz işsiz kalmaz. Sadece iş bulmak değil, söz sahibi olmak ve üreten bir Türkiye'nin aktörleri olmak için gençlerimiz buralarda olmalı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ispartanin-basarili-sanayicileri-meslek-liseli-83416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/6/1280x720/ispartanin-basarili-sanayicileri-meslek-liseli-1784278835.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Adayı Yunus Karabulut,  meslek liselerinin, Türkiye&#039;nin üretimde ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesinde kritik bir role sahip olduğunu, Isparta’nın başarılı sanayicilerinin de meslek lisesi çıkışlı olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umut-mutluluk-ve-surdurulebilir-kalkinma-83394</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Umut, mutluluk ve sürdürülebilir kalkınma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gezegenimiz de biz de doğamız da savaş, ekonomi, biyoçeşitlilik kaybı, çevre kirliliği, iklim değişikliği artan sorunlarıyla huzursuz ve sosyal bölünmelerle, önümüzdeki riskleri bilip yaşamaya gayret ederken insanın güçlü yurttaş duruşu için önce sağlık, umut, mutluluk gerekir. Çünkü karar vericiler ve uygulayanlar hep insan. İyiler, kötüler hep insan. Yurttaş ahlakı ve görevlerimizdeki mesleki etik mühim. Barış, hak, adalet, refah, konfor için ilerlemek insanın görevi. İnsan yine insan için tüketiyor, üretiyor. İnsan yine tüm sorunların sebebi.</p>
<p>Gezegen masum. Biz masum değiliz. İnsan vücudu ve gezegende azot, karbon, su döngüsü ile yaşam benzersiz ekotasarımla sürerken bizim enerjimiz umudumuz ve mutluluğumuzdur. Bugün umut evrensel gücümüz ve olagelenlere direncimiz. Bu zor günlerde, yaşamda dik durmak gerek. Umutlu olmak, mutlu olmak gerek.</p>
<p>Umut ve mutluluk yönetimini hem inancım hem bilim temelinde anlamaya, uygulamaya kimya mühendisi akademik bakış açımla gayret ediyor, araştırıyor, okuyor ve yazıyorum. Umut-Mutluluk- Sürdürülebilir Kalkınma üçlemesini irdeliyorum. Umut ve mutluluk sadece bir duygu, bir iyimserlik, bir hissiyat değildir. İkisi de ölçülebilir, hesaplanabilir, kıyaslanabilir, öğretilebilir, ölçeklenebilir ve raporlanabilir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) çalışmalarında önce mutluluk vardı. Temmuz 2011’de Genel Kurul’da “Ülkelerin sosyal ve ekonomik kalkınmayı nasıl başaracaklarını ve ölçeceklerini belirlerken mutluluk ve refaha daha fazla önem verme” daveti ile Mutluluk:Kalkınmaya Bütünsel Yaklaşım kararı alındı. Nisan 2012’de “Yeni Bir Ekonomik Paradigma Tanımlama” başlığı ile ilk Dünya Mutluluk Raporu sunularak Haziran 2012’de ise 20 Mart Uluslararası Mutluluk Günü ilan edilerek BM “İnsanların mutluluğunu ve refahını destekleyen daha kapsayıcı, adil ve dengeli bir ekonomik büyüme yaklaşımı” çağrısı yaptı. Genel Sekreter Ban Ki-moon da mutluluğu aramak için gerekli temel hizmetlerden yoksun olanların refahını artıracak kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma gereğini açıkladı.</p>
<p>BM Yeni Dünya Düzeni Projesi(UNNWO), İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni ilerletme amaçlı küresel bir girişim olup BM Uluslararası Mutluluk Günü(UNIDOHappyness, UNIDOH) resmi merkezi ve sekreteryasıdır. UNIDOH ile BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (UN Global Goals, SKA) paydaşlığındaki bu girişimde Mutlulukçuluk (Happytalism : Happy+-Talism), mutluluğu “Refahı ve özgürlüğü insan gelişim modellerinin, sistemlerinin ve tüm yaşamın merkezine yerleştiren Yeni Ekonomik Paradigma ve Yeni Dünya Para Birimi” olarak tanımlıyor. Mutlulukçuluk (Mutçuluk), Antik Çağ Yunan felsefi akımı Eudaimonizm (İnsan davranışlarının mutluluk için belirlenmesi) üzerine kuruludur. UNIDOH 2030’a dek SKA’ya ulaşma ve 2050’de de herkes için mutluluk yolunda haydi ilerleyelim ve başaralım diyor.</p>
<p>Bizlere mutluluk için önce umut gerek. Umut BM masasına geç geldi. 4 Mart 2025’te alınan kararla belirsiz zamanların evrensel ihtiyacı vurgusuyla küresel, dönüştürücü bir güç olarak umudu savunma günü; umudu halk sağlığı önceliği yapma günü; umutla barış, refah, zihinsel dayanıklılık, esenlik ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme günü olarak 12 Temmuz Uluslararası Umut Günü ilan edildi. 161 ülke kararı desteklerken, gezgin olarak iyi bildiğim Hindistan, Paraguay, Peru ile Türkiye çekimser oy verdi. Güzelim ülkemizin bu çekimser kararı için erişebildiğim kaynaklarda neden ve niçin sorularıma hiç cevap bulamadım.</p>
<p> Ruh sağlığını stresi yönetme, üretken çalışma ve topluma katkıda bulunma yeteneği olarak tanımlayan ve erken yetişkinlik dönemindeki umudun uzun vadede sağlıkla olumlu ilişkisine dikkat çeken Dünya Sağlık Örgütü(WHO) araştırma sonucuna göre umut, sağlık sistemi kullanımda azaltım; ömür süresi artışı; kronik hastalıklarda yaşam süresi uzatma; travma iyileşmesinde dayanıklılık artırma; zihin sağlığında depresyon azaltma pozitif etkisi yapıyor.</p>
<p>BM verisine göre umut, SKA16 (Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar) merkezinde yer alırken SKA3 (Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam); SKA4 (Nitelikli Eğitim); SKA8 (İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme); SKA13 (İklim Eylemi) ilerlememizde şöyle katkı yaratıyor: Ruh sağlığını iyileştirme; Öğrenci motivasyonu ve akademik başarıyı artırma; Hırs, tasarruf ve girişimciliği teşvik etme; Çevresel çabalara uzun vadeli bağlılığı sürdürme. Hepsinde ekonomi, akçe öznesi gizli. Bu nedenle umut oluşturma stratejilerini sürdürülebilir kalkınma mevzuat ve uygulamalarına entegre eden ülkelerde daha iyi sonuçlara erişilebilir. Umut SKA itici gücüdür. Umut hepimiz için kişisel bir erdem, ortaklaşa bir sorumluluktur. BM Genel Sekreteri António Guterres “BM umudun ürünüdür” diyor. Bu yıl Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği(SÜT-D), kadın ve kız çocukları; su yönetimi, karbon yönetimi BM 2030 Gündemi eylem önceliklerimize umut ve mutluluk kattık. 2025’te başladığımız Su Perileri Projesi; İklim Eylemi ve Kadın Projesi yanında Kız Çocukları Umutlu, Yaşam Mutlu Projesi(15 Haziran 2026-15 Eylül 2030) başlattık.</p>
<p>Suat Taşer “Yaşamak ummaktır. Yeşil yapraklar umar şu beli bükülmüş ağaç. Yelkenler rüzgâr umar” diyor. Biz de en iyisini hep umalım. Biricik ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasında değer yaratalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umut-mutluluk-ve-surdurulebilir-kalkinma-83394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Umut, mutluluk ve sürdürülebilir kalkınma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/depolamali-enerji-yatirimlari-hizlaniyor-83379</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Depolamalı enerji yatırımları hızlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji güvenliği ve şebeke yönetimi açısından önemli görülen elektrik depolama sistemlerine yönelik yapılan vergi düzenlemesinin, bu alandaki yatırımları hızlandıracağı belirtildi. Elektrik depolamada kullanılan teknolojilerden biri olan Lityum Demir Fosfat temelli bataryalarda kullanılan pil hücrelerinin yüzde 30 olan ilave gümrük vergisi, 31 Aralık 2026 tarihine kadar sıfırlandı. Önemli ölçüde bir vergi avantajı sağlanan bu tür hücreleri kullanacak imalatçı ve yatırımcı şirketlerin tedariklerinde ve yatırım maliyetlerinde ciddi azalma olabileceği, bunun da 2027 başında faaliyete geçecek şirketler açısından önemli olduğu belirtildi. LDF piller, lityum iyon pillere kıyasla aynı seviyede elektrik vermek için daha büyük hacimler gerektirse de, ömür, dayanıklılık ve fiyat açısından avantajlar sağlıyor.</p>
<h2>Ön lisanslar üretime dönüşüyor </h2>
<p>Türkiye’de, EPDK’nın başlattığı depolamalı yenilenebilir enerji yatırımları programı sürecinde önemli bir karar alındı. Bu alanda verilen yaklaşık 34 GW kurulu güçte, depolama yatırımı yapanların üretim yapabilmesine imkan sağlayan programda, alınan ön lisanslar yavaş yavaş üretim lisansına dönüşüyor. Mayıs 2026’da yapılan TÜREK kongresinde Mustafa Yılmaz, o tarih itibariyle 2.3 GW kurulu güçte, daha önce ön lisans almış 54 projede üretim lisanslarını verdiklerini açıklamıştı. Diğer yandan, başta öz tüketime yönelik olarak yatırım yapanlar dahil, depolama tesisi kurmak isteyen yatırımcılar da bulunuyor. 11 Temmuz günü Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararla, Türkiye’de yerli enerji bataryası ekosistemini desteklemek için daha önce alınan koruma önleminde süreli olarak değişiklik yapıldı. Buna göre, bataryalarda kullanılan iki teknolojiden biri olan lityum demir fosfat (LFP) pil hücrelerine uygulanan yüzde 30 ilave gümrük vergisi, 31 Aralık 2026 tarihine kadar sıfırlandı. Bu durumun, teknolojinin olgunlaşması ve depolamada kullanılmasına yönelik gelinen seviye nedeniyle alındığı, muadillerine göre fiyat avantajı sağlaması nedeniyle de yatırımları hızlandıracağı belirtildi. Sektör yetkilileri, her ne kadar şu anda Türkiye’de elektrik depolama bataryaları çok göz önünde olsa da bu teknolojinin taşıt araçlarına doğru yaygınlaştığı, özellikle ağır vasıtalarda sıklıkla kullanılmaya başlandığını vurguladılar.</p>
<h2>Bayram: Sektörün ana beklentisi konteyner üretiminin de yerlileşmesi </h2>
<p>Düzenlemeyi sektörün olumlu karşıladığını belirten Enerji Depolama Endüstrileri Derneği (EDEDER) Yönetim Kurulu Başkanı Doğa Can Bayram, EKONOMİ'nin sorularını yanıtlarken yatırımların hızlanması beklentisine katıldığını vurguladı. Mevcut üretici taleplerini karşılayabilecek yerli üretim hatları bulunduğunu belirten Bayram, yeni yatırımların da gelebileceğini söyledi. Bayram, depolamalı elektrik üretim lisansları tarafında, kendi tahminlerine göre bu yıl sonuna kadar 1 GWh'in üzerinde depolamalı üretim kapasitesinin devreye alınabileceğini, önlisansların lisansa dönmesiyle gelecek yıl toplam kapasitenin 2-3 GWh seviyesine ulaşabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yıl sonuna kadar geçerli avantajlı ithalat süresi içinde, Türkiye'den gelecek siparişlerin üreticiler tarafından karşılanıp karşılanamayacağına yönelik soruya ise Bayram, ana hücre üreticilerinin Çin'de yoğunlaştığını ve siparişleri birkaç ay içinde karşılayabildiklerini söyledi.</p>
<p>Sektör olarak Türkiye'de üretimi geliştirmek için çaba harcadıklarını, bu nedenle hücre sonrasındaki üretimin, özellikle konteynerlerin yerli olarak üretilmesini hedeflediklerini vurgulayan Bayram, "İthal hücreleri sistem haline getirebilecek durumda birkaç şirketimiz var, başka şirketler de yatırım yapıyor. Hücreden modüle üretim yapabiliyorlar. Ancak konteynerler de ithal geliyor. Bundan sonraki beklentimiz, üretilen modüllerin bu kez Türkiye'de üretilecek konteynerlerin içine konulması. Bu tarafta bir millileşme amacımız ve beklentimiz var" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Millileşme çalışmaları</span></h2>
<p>Yerli üretim ekosisteminin geliştirilmesi arayışlarının sürdüğünü belirten Doğa Can Bayram, hücre sonrasında sistemin hazır hale geldiği aşamaya kadar olan üretim adımlarında koruma önlemlerinin devam ettiğini, bu üretimlerin firmalar için yapılabilir göründüğünü söyledi. Bayram, "Yapmamız gereken bu adımı millileştirmek. Ticaret Bakanlığı'nın yaptığını bu aşamada oldukça yeterli görüyoruz. Artık ödev bizim tarafın; sektörden beklentimiz millileşme çalışmalarının hızlanması" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/depolamali-enerji-yatirimlari-hizlaniyor-83379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/doga-can-bayram-1784265775.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik depolamada kullanılan teknolojilerden biri olan Lityum Demir Fosfat temelli bataryalarda kullanılan pil hücrelerinin yüzde 30 olan ilave gümrük vergisi, yıl sonuna kadar sıfırlandı. EDEDER Yönetim Kurulu Başkanı Doğa Can Bayram, depolamalı elektrik üretim lisansları tarafında, kendi tahminlerine göre bu yıl sonuna kadar 1 GWh&#039;in üzerinde depolamalı üretim kapasitesinin devreye alınabileceğini, önlisansların lisansa dönmesiyle gelecek yıl toplam kapasitenin 2-3 GWh seviyesine ulaşabileceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gurlek-feto-ile-mucadele-ayni-kararlilikta-surecek-83377</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gürlek: FETÖ ile mücadele aynı kararlılıkta sürecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Adli Yargı Değerlendirme toplantısında konuştu. Son günlerde yapılan operasyonlara, sokak çetelerine, FETÖ ile mücadeleye kadar pek çok konuda ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Ahbap Derneği ile ilgili ilk kez ayrıntılı açıklamalarda bulunan Gürlek, “Bu soruşturma, devletimizin, vatandaşlarımızın iyi niyetine ve emanetine kararlılıkla sahip çıktığını göstermektedir. Kimse dokunulmaz değildir” dedi.</p>
<p>FETÖ’nün güncel yapılanmalarına, finans kaynaklarına, mahrem yapılanmasına, hücre evlerine ve yurt dışı bağlantılarına karşı yürütülen soruşturmalarda hiçbir rehavetin olmadığını söyleyen Bakan Gürlek, “FETÖ ile mücadele aynı kararlılıkta sürecek" dedi. </p>
<p>Bugüne kadar 19 dosyada faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik işlem tesis edildiğini aktaran Bakan Gürlek, “Çalışmalarımız büyük bir titizlikle devam etmektedir. Adli bilimlerdeki gelişmeleri, yeni teknik imkânları, dijital verileri ve kurumlar arası koordinasyonu kullanarak geçmişte aydınlatılamayan dosyaları yeniden ele alıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ahbap Derneği'ne ilişkin açıklama</strong></p>
<p>Adalet Bakanı Gürlek, Ahbap Derneği ile ilgili ilk kez ayrıntılı açıklamalarda bulundu. “Bu soruşturma, devletimizin, vatandaşlarımızın iyi niyetine ve emanetine kararlılıkla sahip çıktığını göstermektedir” diyen Bakan Gürlek şöyle dedi:</p>
<p>“Elbette; afetlerde, krizlerde ve toplumsal dayanışmaya ihtiyaç duyulan anlarda devletimizle omuz omuza çalışan, şeffaf ve hesap verebilir sivil toplum kuruluşlarımız en büyük zenginliklerimizdendir. Ancak ‘sivil toplum’ hukuki denetimden kaçmanın, keyfîliğin veya milletimizin emanetini hesap vermeksizin yönetmenin kalkanı olamaz. Yardımlaşma duygusu istismar edilemez. Hukuk devletinde hiçbir makam, şöhret, unvan veya sosyal medya nüfuzu; kanunların ve bağımsız yargının üzerinde değildir Elbette hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemeyeceği gibi hiç kimse de dokunulmaz değildir. Türk yargısı, bu süreci hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir titizlikle ve tüm yönleriyle aydınlatacaktır.”</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>İmralı Heyeti'nden "süreç" turları</strong></span></p>
<p>DEM İmralı Heyeti, Terörsüz Türkiye hedefinde çıkarılacak yasal düzenleme ile ilgili ziyaretlere başladı. Meclis kapanmadan çıkarılması planlanan süreçle ilgili yasal düzenlemeye ilişkin hazırlıklar devam ederken, DEM İmralı heyetinden Pervin Buldan ile Mithat Sancar önceki gün AK Parti Genel Başkanvekili Efgan Ala ve Grup Başkanı Abdullah Güler ile görüştü.</p>
<p><strong>Siyasi partiler ile görüşmeler devam edecek</strong></p>
<p>Çerçeve yasa ile ilgili görüşen heyet, dün de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Meclis’te bir araya geldi. Heyetin önümüzdeki günlerde İmralı’ya yeni bir ziyaret daha gerçekleştirecekleri belirtilirken, siyasi partiler ile yapacakları görüşmelerin devam edeceği aktarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gurlek-feto-ile-mucadele-ayni-kararlilikta-surecek-83377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/78-1784264923.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gürlek: FETÖ ile mücadele aynı kararlılıkta sürecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-kadar-fazlanin-maliyeti-eksigin-ekonomisi-83376</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne Kadar? Fazla’nın maliyeti, eksiğin ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik ömrü daraldığı için çöp olma riski taşıyan gıda, tekstil, kırtasiye ürünleri… açlıkla sınanan, üstüne başına harcama yapabilme imkanı bulunmayan, okul gereçlerini karşılayamayan toplumlarla buluşssa ne olur? “Nasıl bir soru bu? Tabii ki, çok güzel olur!” demeyin. İhtiyaç sahipleri başkalarının fazlasıyla eksiklerini kapayabilsinler diye yazıyorum bu yazıyı.</p>
<p>Fazla, bu köprüyü kuran bir etki firması ve misyonu teknoloji geliştirerek hizmet olarak sunmak. Fazla kurucu ortağı ve CEO’su Olcay Silahlı’yla Türkiye’nin COP31 ev sahipliği yapmasına birkaç ay kala; açlık – israf – fazla – teknoloji gibi birbirleriyle zıt ya da alakasız görünen başlıklarda konuştum. Söyleşiyi Youtube kanalımdan izleyebilir, Spotify’dan dinleyebilirsiniz. Ev sahipliği yapacağımız zirvenin anafikrinin sıfır atık olduğunu da unutmayalım.</p>
<p><strong>Green washing ne demek?</strong></p>
<p>Bu COP zirvesinin son yıllarda eleştiri okları alan diğerlerine benzemeyeceğini düşünmek istiyorum. Malum petrol zengini ülkeler deyim yerindeyse parayı bastırıp, dünyayı kirlettiğini düşündüğümüz fosil yakıt cennetlerinde temiz enerji konuşmuşlardı. Temiz yaşam, organik üretim konseptlerini dillerinden düşürmeyen özellikle Batılı ülkeler pek küçümsedikleri Doğu’nun bu konseptlere sahip çıkmasına ses çıkarmayıp teşvik ettiler. Kafamız çok karışık. Bizde nasıl olacak?</p>
<p>İddiam şu; herhangi bir haberi düz okuduğunuzda eksik ve aldatıcı oluyor. Gelin biraz etrafından dolanmayı öğrenelim. Bu kez kendimize “fazla” konusunu seçelim.</p>
<p><strong>Açlık azalmıyor</strong></p>
<p>Dünyada açlık azalıyor gibi görünüyor. Rakamlar sarsıcı: 2024’te yaklaşık 673 milyon insan açlıkla karşı karşıyaydı. 2,3 milyar kişi orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliği yaşadı. 2,6 milyar insan ise sağlıklı bir beslenme düzeninin maliyetini karşılayamadı. Küresel nüfusun neredeyse üçte biri, karnını doyurmakla sağlıklı beslenmek arasındaki mesafeyi kapatamıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de ne oluyor?</strong></p>
<p>Türkiye’deki tabloyu güncel ve kapsamlı bir veriyle tarif etmek daha zor. Fazla CEO’su Olcay Silahlı, enflasyonun ve tüketim alışkanlıklarının sert biçimde değiştiği son yıllarda, Türkiye’nin gerçek gıda israfı miktarını gösteren yeni bir çalışmanın bulunmadığını söyledi. Silahlı’nın aktardığına göre ülkede kayıtlı ihtiyaç sahibi sayısı 11 milyonun üzerinde. Fazla’nın Türkiye’deki ağı ise ayda yaklaşık 1,7 milyon kişiye gıda, kırtasiye, tekstil ve temel tüketim ürünleri ulaştırabiliyor. Bu rakam Fazla’nın kendi operasyon kayıtlarına dayanıyor.</p>
<p><strong>Güvenlik yalnızca silahla mı sağlanır?</strong></p>
<p>Türkiye 2026’da birkaç ay arayla iki büyük uluslararası zirveye ev sahipliği yapmış olacak. Neresinden bakarsanız büyük bir başarı.</p>
<p>İlki, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ydi. Zirvenin merkezinde savunma yatırımları, askerî kabiliyetler, savunma sanayisi üretimi ve ittifakın güvenliği yer aldı.</p>
<p>İkincisi 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da yapılacak COP31. İklim zirvesinin resmî yaklaşımı, taahhütleri ölçülebilir uygulamalara dönüştürmek. Sıfır atık, döngüsel ekonomi, gıda sistemleri ve iklim direnci bu uygulama alanlarının içinde bulunuyor.</p>
<p>NATO ile COP aynı şey değil. Bununla birlikte iki zirvenin arasında geçişken bir güvenlik tanımı var. Bir toplumun güvenliği yalnızca sınırlarını koruyabilmesine bağlı değil. İnsanların yeterli gıdaya erişemediği, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, tarımsal üretimin yarısının tüketiciye ulaşmadan kaybolduğu bir düzende de güvenlik açığı oluşuyor. Gıda, su, enerji, sağlık ve dayanıklı tedarik zincirleri, bugünün güvenlik denkleminden çıkarılamaz.</p>
<p><strong>Fazla diye bir şirket</strong></p>
<p>Fazla, 2016’da doğmuş. İlk operasyon bir mağazanın fazla gıdasını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmakla başlamış. Şirket bugün gıdanın yanı sıra tekstil, kırtasiye, ambalaj ve kimyasal ürünlerle de çalışıyor. Türkiye’de anonim şirket statüsünde faaliyet gösteriyor; aynı zamanda B Corp sertifikasına sahip bir etki girişimi.</p>
<p>Fazla’yı bağış platformu olarak tanımlamak yapısını anlatmaya yetmiyor. Şirket, satılamayan veya kullanılmayan ürünleri bağış, indirimli satış, hayvan yemi, geri dönüşüm ya da enerji gibi farklı kanallara yönlendiren yazılım ve danışmanlık altyapısı sunuyor.</p>
<p><strong>Atıksız dünya nasıl olurdu?</strong></p>
<p>Önce ezberlediğimiz kalıpların anlamlarını içselleştirelim. “Atıksız dünya” ilk bakışta basit bir çevre hedefi gibi görünüyor. Oysa atığın hiç oluşmadığı bir dünya “geri dönüşüm” yapan bir dünya demek değil. Doğru üretim planlayan, gereksiz stok yaratmayan, satın alma verisi değerlendiren, ürünü bozulmadan taşıyan, raf ömrünü yöneten ve ihtiyaç fazlasını zamanında başka bir kanala aktaran dünya demek.</p>
<p>Gıda geri kazanım hiyerarşisinin tepesinde kaynağında önleme var. Önce gereksiz üretimi azaltmak; ürün yine de ortaya çıktıysa satılabilecek bir kanala yönlendirmek; bu mümkün değilse ihtiyaç sahibine ulaştırmak gerekiyor. İnsan tüketimine uygun değilse hayvan yemi, endüstriyel kullanım, enerji veya geri dönüşüm seçenekleri devreye giriyor. Çöpe atmak son basamak. Bu açıdan atık, yanlış tahminin, eksik verinin, kötü lojistiğin, plansız üretimin ve geciken kararın fiziksel sonucu. Fazla’nın hedefi ürünün atığa dönüşmesini önleyen sistemi kurmak. Başarı, yönetilen çöp miktarından çok önlenen kayıpla ölçülüyor.</p>
<p><strong>Bir domatesin güvenlik bilançosu</strong></p>
<p>Bir domates hesabıyla Türkiye’nin gıda israfını anlatacağım. Bana da Silahlı aktardı.</p>
<p>Türkiye’de üretilen her iki domatesten biri tüketiciye ulaşmıyor, kayboluyor. Türkiye’nin domates israfı, domates ihracatından daha büyük. Ne acı değil mi?...  Silahlı, Türkiye için yıllık 26 milyon ton civarında gıda kaybı ve israfı tahminleri kullanıldığını hatırlattı: “Hesaplar güncel değil. Son yıllardaki enflasyon, fiyat artışları ve tüketim değişimleri sonrasında gerçek miktarın ne olduğunu bilmiyoruz. Bu veri boşluğu da israfın bir parçası.”</p>
<p>Ölçmediğiniz şeyi yönetemiyorsunuz. Ne kadar domatesin tarlada kaldığını, ne kadar domatesin soğuk depoya ulaşamadığını, ne kadarının açık kasalı araçlarda bozulduğunu, ne kadarının market rafından erken çekildiğini bilmiyorsanız kaybın hangi aşamada başladığını da göremiyorsunuz.</p>
<p>Domates bir tarım ürünü olabilir; ama içindeki suyu, kullanılan enerji, gübre, işçiliği görmezden gelebilir miyiz… finansman kredisi, nakliye giderlerini?... Çöpe giden her domates, kaynak kaybı.</p>
<p><strong>Atılana kadar atık değil</strong></p>
<p>Silahlı, bir ürünün çöpe atıldığı anda atık olduğunu, atılana kadar o ürünün “fazla” olduğunu ifade etti;</p>
<p>“…Bir marketin deposunda bulunan çikolatanın raf ömrünün bitmesine dört ay kalmış olabilir. Şirketin kendi kalite kuralları, ürünün artık mağazalara sevk edilmesine izin vermeyebilir. Ürün bozuk anlamına gelmiyor, ticari sistemin dışında kaldığı söylenebilir.”</p>
<p>“…Bebek mamasından örnek vermek gerekirse, son kullanma tarihine bir ay kala raftan çekiliyor bu ürünler…  Peynir günler kala satıştan kaldırılabilir. Ürünleri çöpe göndermek ile tüketim süresi dolmadan ihtiyaç sahibine ulaştırmak saatler içinde harekete geçilmesini gerektiriyor. Fazla, karar penceresini teknolojiyle yönetiyor.”</p>
<p><strong>Fazla kamyoncu değil, teknoloji şirketi</strong></p>
<p>Şirketin yazılımı, müşterilerinin stok ve envanter sistemleriyle entegre çalışıyor. Bir ürün satış dışına çekildiği anda bilgi Fazla platformuna aktarılıyor. Silahlı’nın verdiği örneğe göre market ürünü saat 17.00’de sistemden çıkarırsa, 17.01’de hangi kuruluşa yönlendirileceğinin ataması yapılabiliyor.</p>
<p>Başvuru beklenmiyor. Sistem ürünü, coğrafi konumu, raf ömrünü, taşıma ihtiyacını ve alıcı kuruluşun kapasitesini dikkate alarak bir coğrafyaya atıyor. Yerel kuruluşun şoförü mobil uygulamadan ürün kodunu, miktarı ve teslim alma saatini görüyor. Teslimat belgeleri, dağıtım kayıtları ve denetim verileri platforma yükleniyor. Yapay zekâ destekli sistem olağan dışı veya riskli bir işlem gördüğünde operasyon ekibini uyarıyor.</p>
<p>Fazla, Türkiye’de 6, İspanya’da 2 kişilik çekirdek ekiple çalışıyor. Teknoloji firmasından ne beklenir; her şeyle fazlasıyla mücadele edildiğini anlıyoruz. Hafife almayın derim… Az çalışana karşılık Türkiye’de 72 ile yayılan 204 ana partner yönetiliyor. Şirketin açıklamasına göre ayda yaklaşık 1,7 milyon kişiye ulaşılıyor. Teknoloji, çok sayıda şirketi, belediyeyi, derneği, depoyu, şoförü ve ihtiyaç sahibini aynı anda koordine edebiliyor.</p>
<p><strong>COP31’in sınavı Antalya’nın mutfakları</strong></p>
<p>COP31, dünyanın farklı ülkelerinden delegeleri ve iklim aktörlerini Antalya’da bir araya getirecek. Antalya aynı zamanda her şey dahil turizm modelinin en yoğun olduğu şehirlerden biri. Açık büfeler, yüksek üretim miktarları ve talep tahminindeki belirsizlik, otelleri gıda israfının görünür alanlarından biri haline dönüştürüyor.</p>
<p>Fazla’nın oteller için geliştirdiği “Akıllı Tabak” sistemi, mutfakta fazla üretilen veya tabaktan dönen yiyeceği tartıyor. Görüntü işleme teknolojisi ürünün ne olduğunu belirliyor. Sistem sesli komutla da veri alabiliyor. Şeflere ve satın alma birimlerine hangi yemekten ne kadar fazla üretildiğini gösteren raporlar sunuyor.</p>
<p><strong>1 birim yatır, 8 birim tasarruf et</strong></p>
<p>Silahlı, sisteme yapılan bir birimlik yatırım karşılığında otellerin en az sekiz birim tasarruf sağlayabildiğini ifade etti. Yerel otellerin önemli bir bölümünün sistemi yatırım değil masraf olarak gördüğünü de söyledi. Uluslararası zincirlerde benimseme oranı ve hızı daha kolay oluyormuş.</p>
<p>COP31 için Antalya’daki yaklaşık 50 otelin uluslararası konukları ağırlaması bekleniyor. Silahlı’nın sorusu basit: Bu oteller, “Atığımı ölçüyorum, raporluyorum ve azaltıyorum” diyebilecek mi? COP31’in “uygulama” iddiası, konferans salonundan önce otel mutfağında sınanabilir.</p>
<p><strong>Türk firması Türk COP’de yok</strong></p>
<p>Dikkat çeken bir çelişkiden söz etmeden geçemeyeceğim. Fazla, Türkiye’de kurulmuş, iki ülkede operasyon geliştirmiş, gıda israfı ve sıfır atık alanında teknoloji üreten bir şirket. Röportajın yapıldığı sırada COP31 hazırlıklarının resmî kurgusu içinde aktif bir yeri yoktu. Davet edilmemiş, sürece dahil değil.</p>
<p>Bu yalnızca bir konuşmacı daveti meselesi değil. Türkiye’nin iklim alanındaki yerli teknolojiyi, saha deneyimini ve ölçülebilir uygulamayı nasıl değerlendirdiğiyle ilgili. COP31’in hedefi taahhütleri uygulamaya dönüştürmekse, ülkede çalışan uygulama aktörlerinin masaya ne kadar erken ve hangi ölçütlerle alınacağı önem taşıyor.</p>
<p><strong>İspanya’da kurulan ikinci ağ</strong></p>
<p>Fazla’nın İspanya operasyonu yaklaşık 26 büyük kuruluş üzerinden 57 şehirde faaliyet gösteriyor. Mallorca, Ibiza, Kanarya Adaları ve Madrid bu ağın içinde. Türkiye’deki modele benzer şekilde yerel gıda bankaları, yardım kuruluşları ve şirketlerle bir ekosistem kurulmuş durumda.</p>
<p>İspanya’daki sistemin önemli farklarından biri dijital altyapı. Türkiye’de mevzuat nedeniyle bazı makbuz ve belgelerin fiziksel olarak yürütülmesi gerekirken, İspanya’da süreç dijital imza üzerinden kâğıtsız ilerleyebiliyor.</p>
<p>İkinci fark, mevzuat. İspanya’da gıda kaybı ve israfını önlemeye yönelik düzenlemeler işletmeleri plan yapmaya, ölçmeye ve uygun ürünleri farklı değerlendirme kanallarına yönlendirmeye zorluyor. Bu durum Fazla gibi şirketler için yalnızca toplumsal farkındalık değil, gerçek bir pazar yaratıyor.</p>
<p>Silahlı, Romanya ve Yunanistan gibi yeni ülkeleri de incelediklerini söylüyor.</p>
<p><strong>Gönüllülükten düzenlemeye</strong></p>
<p>Silahlı “Türkiye’de bağış ile imha arasındaki vergisel farkın azaltılması önemli bir adım oldu. Fakat bağış; eşleştirme, taşıma, belgeleme ve denetim gerektiriyor. İmha daha kolay olduğunda bazı şirketler kolay yolu seçmeye devam ediyor” dedi.</p>
<p>Silahlı artık belirli ölçekteki şirketler için önleme planı, ölçüm ve bağış süreçlerini zorunlu hale getiren bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Çünkü yalnızca iyi niyetle hareket eden şirketler sistemi dönüştürmeye yetmiyor.</p>
<p>Müşteri profilini öğrenmek istedim; “Fazla ile çalışan kurumların çoğu borsaya kote, yatırımcı baskısı hisseden, sürdürülebilirliği CEO düzeyinde sahiplenen şirketler. Üzerinde baskı, düzenleme veya güçlü liderlik bulunmayan kurumlar ise daha yavaş hareket ediyor” dedi.</p>
<p><strong>Fazlanın maliyeti ne?</strong></p>
<p>Bir yanda fazlalık büyürken diğer yanda eksiklik derinleşiyor. Fazla’nın anlattığı teknoloji bu iki alan arasında bir köprü kuruyor. Köprünün çalışması için ürünün zamanında sisteme girmesi, şirketin karar vermesi, örneğin otelin, ölçmeyi kabul etmesi ve kamunun uygulamayı teşvik etmesi gerekiyor.</p>
<p>Türkiye, NATO Zirvesi’nde savunma kapasitesini konuştu. COP31’de iklim kapasitesini anlatacak. “Güvenliği, elimizdeki kaynağı kaybetmeden yönetebilme kabiliyeti olarak da tanımlayabilecek miyiz?” Çünkü; ürün çöpe düştüğünde geç kalmış oluyoruz. Unutmayalım, ürün atılana kadar atık değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-kadar-fazlanin-maliyeti-eksigin-ekonomisi-83376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne Kadar? Fazla’nın maliyeti, eksiğin ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/farkli-fikirleri-dikkate-al-83374</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Farklı fikirleri dikkate al!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN ADANALI - </strong><strong>Adisa Danışmanlık Kurucusu</strong></p>
<p>Kitaplarda yazan, danışmanların <strong>“Yapmayın, olmaz ya da zor olur”</strong> dediği bir şeyi inatla yapmaya çalışmak ne kadar mantıklı?</p>
<p>Eğer iddialı ve aykırı bir yapınız varsa, mücadeleden korkmuyorsanız; zor olan, yapılması imkânsız olan şeyin peşinden gidebilirsiniz, hatta kesin gidersiniz. Tahminim; becerileriniz, kaynağınız ve motivasyonunuz yeterse başarıya ulaşırsınız. Bu tür şeyleri başardığınızı gördüğünüzde özgüveniniz yükselir ve bu motivasyonunuzla nicelerine aday olursunuz.</p>
<p>İddialı ve mücadeleci kişiler başarıdan gelen özgüvenle bildiklerinin peşinden koşarlar. Çevrenin ne dediğinden etkilenmezler. Bu şahsına münhasır kişilere naçizane önerim; bu huylarından vazgeçmemeleri. Zaten onları o yapan özellikleri buradan geliyor. Nitekim bu huylarından vazgeçmeleri ruhlarını kaybetmeleri anlamına gelir.</p>
<p>Ancak neyin olmayacağını detaylı anlatan kişi ve belgeleri de iyi anlamaları gerektiğinin altını çizmek isterim. Hele her şeyin altüst olduğu bu dönemde, eskiden geçerli şimdi ise şüpheli olan başarı formülü yaklaşımlarını sorgulamalarını önemle salık veririm. Farklı bilgileri zaman kaybı gibi görmeyip, aşması gereken engellerin ne olduğu konusunda bu bilgilerden yararlanmaları çok büyük faydalar ortaya koyacaktır. Nitekim bu bilgiler, yolculuk boyunca kendilerine neye dikkat etmeleri gerektiği konusunda yardımcı olacaktır.</p>
<p>Tersi durumda, <strong>“Ben bu işin kitabını yazdım, kaç defa yaptım tuttu, bu da kesin tutar”</strong> yaklaşımı duvara çok daha hızlı vurmak dışında başka bir anlam taşımayacaktır. Maharet duvara daha hızlı vurmakta değil, o duvarın çevresinden dolaşacak yolu bulmaktan geçiyor.</p>
<p><em>Şimdi hep beraber dileyelim: Gelsin farklı fikirler...</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/farkli-fikirleri-dikkate-al-83374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Farklı fikirleri dikkate al! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-uluslararasi-basarili-girisimcilik-oykulerine-ihtiyaci-var-83373</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin uluslararası başarılı girişimcilik öykülerine ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Türkiye son yıllarda savunma sanayinde çok büyük adımlar attı. Finteceh, e-ticaret ve oyun sektörlerinde de önemli başarılar elde edildi. Ancak, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri ve Avrupa’nın en genç nüfusa sahip ülkesi olarak daha güçlü bir girişimcilik ekosistemine ihtiyaç var. </p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Ülkemizde birçok girişimci iç pazara yönelik çalışıyor. Stratejik ve uzun vadeli düşünmek yerine kısa sürede yatırımcı bulmanın yollarını arıyorlar. Ürün geliştirme süreçlerinde yeterince esnek ve yaratıcı olamıyorlar. İngilizce bilme oranı ve yurt dışı deneyimi az olan girişimciler, ekosistem büyümediği için kaynak bulmakta zorlanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Türkiye’de yatırım sermayesinin artması, yeteneklerin girişimcilik sektörüne yönelmesinin sağlanması ve en önemlisi küresel bir vizyonun paylaşılmasına ihtiyacı var. Geçtiğimiz hafta APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli düzenlediği basın buluşmasında  bu sorunlara değindi. Türkiye’deki girişimcilerin sayısının artması ve dışarıdan yatırımcı çekebilmesi için neler yapabileceği hakkında önemli ipuçları paylaştı. </p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>Türkiye’de ilk üç yatırımcı arasında</strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Albaraka Portföy tarafından kurulan APY Ventures’ın son 5 yılda  toplam yatırım tutarı 40 milyon dolara ulaştı.  Yönettiği fon büyüklüğü 82 milyon dolara yaklaşmış durumda.  Portföyündeki 73 aktif girişimin toplam değerlemesi 1 milyar doların üzerine çıkan APY Ventures yılın ilk yarısında aralarında EELI Technology, Spektra Games, Mindtail, Viseur AI, VendorSide ve devam yatırımlarından Gamester, SuperGears ve Nuvolog’un da bulunduğu 8 girişime 5 fonu aracılığıyla toplamda 3,38 milyon doları aşan yatırım yaptı. </p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Basın buluşmasında konuşan APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli, 2022’den bu yana adet bazında hem Türkiye'de hem de bölge ülkelerinde en çok yatırım yapan kurumlardan biri olduklarını ve lig tablosunda her zaman ilk üçte yer aldıklarını ifade etti.  Geçten sene devam yatırımlarıyla birlikte toplamda 24 yatırım turuna katıldıklarını ve yılı yaklaşık 10 milyon dolar yatırımla kapattıklarını  ve  12 yeni yatırım yaptıklarını ekledi. </p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">S<strong>tratejik kurumları girişim ekosistemiyle aynı potada eritmek</strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;">Keçeli, Türkiye'nin en stratejik kurumlarını girişim ekosistemiyle aynı potada eritebilme kabiliyetine sahip olduklarının altını çizdi. Türkiye'de bunu bu ölçekte yapabilen başka bir kurum olmadığını belirtti ve şu açıklamayı yaptı: “<em>Örneğin, İvedik Organize Sanayi Bölgesi ve Teknopark Ankara ile ortak bir fonumuz bulunuyor. Aynı şekilde geçen yılın sonu itibariyle Türk Hava Yolları ile büyük bir fona başladık. Tüm bu dev yapıları tek bir çatı altında birleştirmek bize muazzam bir mikro-ekosistem oluşturma imkanı sağlıyor. Bu sayede portföyümüzdeki girişimcilere hem doğrudan kurumsal müşteri (B2B) sağlayabiliyoruz hem ihtiyaç duydukları her alanda üst düzey mentorluk alabilecekleri insan kaynağına ulaştırıyoruz hem de bu dev kurumların birlikte konsorsiyum halinde yatırım yapmasına önayak oluyoruz.</em>”</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 3.75pt 0cm;"><strong>Hedef Türki gişrimcileri Avrupa, MENA ve ABD’ye taşımak </strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 3.75pt 0cm;">Mustafa Keçeli’nin verdiği bilgiye göre,   APY Ventures 2026’yı için küresel ölçeklenme yılı olarak konumlandırmış durumda.  Öncelikli olarak  portföylerindeki yüksek potansiyelli girişimleri Avrupa, MENA ve ABD pazarlarına taşımayı hedefliyorlar. Nihai amaçsa uluslararası başarı hikâyelerine inza atmak. Keçeli vizyonlarını şu cümlelerle özetliyor:  “<em>Bu doğrultuda yabancı yatırımcı oranımızı artırmayı, global fonlarla co-investment modellerini güçlendirmeyi ve APY Ventures’ı bölgesel ölçekte referans bir yatırım markası haline getirmeyi amaçlıyoruz. 2026 ve sonrasında hedefimiz; yalnızca yatırım yapan bir fon olmak değil, Türkiye’den çıkan girişimlerin küresel teknoloji şirketlerine dönüşümünde stratejik rol oynayan lider bir yatırım platformu olmak</em>”.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 3.75pt 0cm;"><strong>APY Ventures’ın 2026’nin ilk yarıdına  fon sağladığı girişimler gelecek için umut veriyor</strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>Gamester / Bilişim Vadisi Fonu: </strong>Çocuk oyunları pazarına odaklanmakta olan bir oyun şirketi olan Gamester’ın yayında olan Tiny Minnies oyunu, 175 ülkeden fazla kullanıcıya ulaşmayı başardı. 2-6 yaş arası çocukları hedefleyen oyun, bilişsel gelişimi sağlamak amacıyla öğretici unsurları da bünyesinde barındırıyor.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>EELI Technology / İvedik Fonu: </strong>Temiz enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla düşük tenörlü (low-grade) lityum kaynaklarından daha verimli ve çevre dostu lityum üretimi sağlayan teknolojiler geliştiren ABD merkezli şirket, özellikle elektrikli araçlar (EV), batarya depolama sistemleri ve yapay zekâ veri merkezlerinin artan lityum ihtiyacına çözüm üretmeyi hedefliyor.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>Spektra Games/ Yeni Nesil Teknoloji ve İvedik Fonları</strong>: Mobile racing dikeyinde yüksek kaliteli ve global ölçekte rekabetçi yarış oyunları geliştiren şirket, bugüne kadar yayımladığı oyunlarla dünya genelinde 100 milyondan fazla indirme sayısına ulaştı. Son oyunu Highway Racer Pro ise çıkışından bu yana ABD App Store’da racing kategorisinin en çok indirilen oyunu haline gelerek stüdyonun kategori içindeki uzmanlığını ve ölçeklenebilir büyüme modelini ortaya koydu.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>Mindtail / Startup Fonu:</strong> Hibrit casual puzzle oyunları geliştiren İstanbul merkezli bir mobil oyun stüdyosu olan Mindtail, hızlı üretim ve yüksek kaliteyi bir araya getiren yaklaşımıyla küresel ölçekte ölçeklenebilir oyunlar inşa etmeyi amaçlıyor. Mindtail kurucu ekibi, Dream Games, King ve Tactile gibi global oyun şirketlerinde edindikleri deneyimi, AI-native üretim modeliyle birleştirerek yeni nesil oyunlar geliştirmeyi hedefliyor.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>Viseur AI/ Startup Fonu: </strong>Radyoloji, patoloji ve yapay zekâ süreçlerini güvenli ve birlikte çalışabilir bir altyapı altında bir araya getiren klinik yapay zekâ platformu olan Viseur AI, mevcut hastane sistemleriyle entegre çalışarak, vakaların görüntü, hasta verisi ve yapay zekâ çıktılarıyla birlikte yönetilmesini destekliyor.  Platform, yapay zekâ modellerinin ayrı sistemler gerektirmeden, doğrudan iş akışları içinde geliştirilmesine ve kullanılmasına imkân tanıyor. Yapay zekâ çıktılarının vaka içinde, görüntü üzerinde ve aynı ekran üzerinden değerlendirilmesini mümkün kılıyor. </p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"><strong>VendorSide/ THY Fonu: </strong>Yeni nesil, yapay zeka destekli bir Tedarik Zinciri Yönetimi (SaaS) platformu olan şirket, tedarik zinciri operasyonlarını dijitalleştirmek ve otomatikleştirmek için tasarlandı. Platform, tedarikçi değerlendirmesi, teklif yönetimi, e-ihaleler ve finansal analizleri tek bir ekosistemde birleştiriyor.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;"><strong>SuperGears / Bilişim Vadisi ve Startup Fonları: </strong>Yüksek kaliteli çok oyunculu yarış oyunları geliştirmede uzmanlaşmış bağımsız bir mobil oyun stüdyosu olan şirket, ‘Racing Kingdom’ isimli türünün ilk örneği olan, çok oyunculu ve yeni nesil özelliklerle donatılmış bir mobil yarış oyunu evreni üzerinde çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;"><strong>Nuvolog / THY Fonu: </strong>İşletmelere yönelik lojistik yönetim çözümleri geliştiren şirket, sunduğu modüler yapı ve çözümleriyle işletmelerin lojistik süreçlerini tek bir ekrandan uçtan uca yönetebilmelerini sağlarken, aynı zamanda süreçleri daha verimli, şeffaf ve ölçümlenebilir hale getiriyor.</p>
<p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 9.0pt 0cm;"> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-uluslararasi-basarili-girisimcilik-oykulerine-ihtiyaci-var-83373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/mustafa-keceli-1784264467.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin uluslararası başarılı girişimcilik öykülerine ihtiyacı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilikta-degisen-kredi-dengesi-83371</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılıkta değişen kredi dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teorik olarak bankaların fonlama kapasitesinin güçlenmesi kredi faizleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Ancak Türkiye’de kredi faizleri büyük ölçüde TCMB’nin politika faizi ve para politikası çerçevesinde şekillenmektedir. Bu nedenle kredi/mevduat oranındaki gerileme, tek başına faizlerin düşmesi için yeterli olmuyor.</strong></p>
<p>Türk bankacılık sektöründe 2021-2026 mayıs dönemleri itibariyle toplam krediler yaklaşık 6,8 kat, toplam mevduatlar ise 7,8 kat büyüdü. İlk bakışta sektör güçlü bir büyüme sergiliyor gibi görünse de BDDK verileri, kredi büyümesinin hızı, kredi-mevduat dengesi ve kredi kalitesi açısından yeni bir döneme işaret ediyor.</p>
<p>Tablo 1, son altı yılda bankacılık sektöründeki temel eğilimleri ortaya koyuyor. Krediler ve mevduatlar büyümeye devam ederken, büyüme hızlarında ve kredi/mevduat dengesinde dikkat çekici değişimler yaşanıyor. Buna karşılık takipteki alacak oranı, 2024 yılından sonra yeniden yükseliş eğilimine giriyor. Bu eğilimlerin bankacılık sektörü açısından ne ifade ettiği ise Tablo 2’de özetleniyor.</p>
<p>Tablo 2, bankacılık sektöründe öne çıkan temel eğilimleri özetliyor. Veriler, son yıllarda kredi genişlemesinin daha kontrollü bir yapıya kavuştuğunu ve sektörün odağının giderek kredi kalitesine yöneldiğini gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59bfe0d288b-1784266720.png" alt="" width="654" height="643" /><strong>Faiz ve enflasyon </strong><strong>kıskacında likidite dengesi</strong></p>
<p>Son beş yılda mevduatlar, kredilerden daha hızlı büyüdü ve bu durum kredi/mevduat oranını aşağı çekti. Teorik olarak bankaların fonlama kapasitesinin güçlenmesi kredi faizleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Ancak Türkiye’de kredi faizleri büyük ölçüde TCMB’nin politika faizi ve para politikası çerçevesinde şekillenmektedir. Bu nedenle kredi/mevduat oranındaki gerileme, tek başına faizlerin düşmesi için yeterli olmuyor. Enflasyonda kalıcı bir iyileşme sağlanması ve buna bağlı olarak politika faizinin kademeli şekilde gerilemesi halinde, kredi talebinin yeniden canlanması ve kredi/mevduat oranının da yukarı yönlü hareket etmesi beklenebilir. Bununla birlikte kredi büyümesinin enflasyonla mücadele sürecini olumsuz etkilemeyecek ölçüde gerçekleşmesi, hem fiyat istikrarı hem de finansal istikrar açısından önemini koruyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>BDDK verileri, bankacılık sektörünü değerlendirirken tek bir göstergeye veya yalnızca toplam kredi hacmine odaklanmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Kredi büyümesinin hızı, kredi/mevduat oranındaki değişim ve kredi kalitesi birlikte değerlendirildiğinde, sektörün olduğu kadar makroekonomik görünümün de daha sağlıklı okunması mümkün hale geliyor.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte para politikasında olası bir normalleşme, son beş yılda oluşan bu dengeyi yeniden değiştirebilir. Faiz oranlarının gerilemesi durumunda kredi talebinin yeniden canlanması, buna karşılık mevduat artış hızının yavaşlaması beklenebilir. Böyle bir senaryoda mevduat ile kredi hacmi arasındaki yaklaşık <strong>3,6 trilyon TL</strong>’lik farkın zaman içinde daralması mümkün görünmektedir. Ancak bu sürecin enflasyonla mücadele hedefleriyle uyumlu şekilde yönetilmesi, bankacılık sektörünün sağlıklı büyümesi açısından belirleyici olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilikta-degisen-kredi-dengesi-83371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılıkta değişen kredi dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-imalat-stoku-tuketiyor-83359</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel imalat, stoku tüketiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a59a88b21673-1784260747.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünya ekonomisinin en önemli göstergelerinden biri olan mal ticareti yeniden alarm vermeye başladı. Yılın ilk aylarında şirketlerin olası arz sıkıntılarına karşı stoklarını artırmasıyla güç kazanan küresel ticaret, Haziran ayında ikinci kez üst üste daraldı. Türkiye, ABD, Çin, Brezilya ve Rusya gibi ekonomilerin ihracat siparişlerinin haziranda gerilediği görüldü.</p>
<p>S&amp;P Global ve JPMorgan tarafından hazırlanan Küresel PMI verileri, ihracat siparişlerinin Aralık ayından bu yana en sert gerilemeyi yaşadığını ortaya koydu.</p>
<p>Orta Doğu'daki savaşın enerji piyasalarında yarattığı dalgalanma yalnızca petrol fiyatlarını değil, üretim maliyetlerini, navlun ücretlerini ve küresel tedarik zincirlerini de olumsuz etkiledi. Bunun sonucu olarak birçok ülkede alıcılar yüksek fiyatlara direnç gösterirken, ihracatçılar yeni sipariş almakta zorlanmaya başladı. Küresel İmalat PMI Yeni İhracat Sipariş Endeksi'nin Haziran ayında 49,4 seviyesine gerilemesi, dünya ticaretinin yeniden küçülme bölgesine girdiğini ortaya koydu.</p>
<h2>Yüksek fiyatlar siparişleri vuruyor </h2>
<p>Küresel ticaretteki yavaşlamanın arkasındaki en önemli nedenlerden biri maliyet baskısı oldu. Savaşla birlikte yükselen enerji, lojistik ve sigorta giderleri ihracat fiyatlarını yukarı taşırken, birçok alıcı siparişlerini ertelemeyi tercih etti. Haziran ayında navlun ve enerji ek ücretlerinde sınırlı bir gevşeme yaşansa da üreticiler, müşterilerin yüksek fiyatlara gösterdiği direncin son yılların en güçlü seviyesinde olduğunu bildiriyor. Şirketler açısından sorun yalnızca maliyetler değil. Jeopolitik risklerin yarattığı belirsizlik de yatırım ve sipariş kararlarını ötelemeye devam ediyor. Her ne kadar ateşkes umutlarının güçlenmesiyle belirsizlik göstergeleri Nisan ayındaki zirvesinden gerilemiş olsa da küresel ticaret için risk algısı tarihsel ortalamaların üzerinde kalmayı sürdürüyor.</p>
<h2>Stok etkisi tersine döndü </h2>
<p>Yılın ilk aylarında firmalar, olası tedarik sıkıntıları ve fiyat artışlarına karşı güvenlik stoğu oluşturarak ticareti desteklemişti. Ancak bu eğilim artık tersine dönüyor. Nisan ayında zirve yapan stok birikiminin Mayıs ve Haziran aylarında belirgin şekilde yavaşlaması, küresel ticaretin en önemli desteklerinden birini ortadan kaldırdı.</p>
<p>Analistler, stok döngüsünün normalleşmesiyle birlikte önümüzdeki aylarda ticaret hacimlerinin gerçek talebe daha duyarlı hale geleceğini ve jeopolitik gelişmelerin etkisinin daha belirgin hissedileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>Asya'da yollar ayrışıyor </h2>
<p>Küresel yavaşlamaya rağmen bazı ekonomiler pozitif ayrışmayı başardı. Japonya, zayıf yen sayesinde ihracat siparişlerinde son beş yılın en güçlü performanslarından birini sergilerken, Tayvan ise yapay zekâ ve çip sektörüne yönelik güçlü talebin desteğiyle ihracatını hızlandırdı. Buna karşılık ASEAN ülkeleri savaşın ekonomik etkilerini en sert hisseden bölge oldu. Özellikle Endonezya'da ihracat siparişleri tüm büyük ekonomiler arasında en hızlı düşüşü gösterirken, bölgenin toplam ihracatı son 21 ayın en sert daralmasını yaşadı. Artan enerji maliyetleri, zayıflayan küresel talep ve devam eden ticaret politikası belirsizlikleri Güneydoğu Asya'nın ihracat performansını ciddi biçimde baskıladı.</p>
<p><strong>Ticarette alarm veren göstergeler</strong></p>
<p>■ Küresel mal ticareti Haziran ayında üst üste ikinci kez daraldı.<br />■ Küresel PMI Yeni İhracat Siparişleri Endeksi 49,4 seviyesine gerileyerek Aralık'tan bu yana en zayıf görünümü verdi.<br />■ Küresel mal ticaretindeki yıllık büyüme temposu yaklaşık %8'den %4'e düştü.<br />■ Yüksek enerji ve navlun maliyetleri siparişleri baskılıyor.<br />■ Güvenlik amaçlı stok oluşturma eğilimi hızla zayıfl ıyor.<br />■ Tarife kaynaklı endişeler azalırken jeopolitik riskler ticaret üzerindeki ana baskı unsuru haline geliyor.</p>
<p><strong>Kim kazandı, kim kaybetti?</strong></p>
<p>■ Japonya: Zayıf yen ihracata rekabet avantajı sağladı. <br />■ Tayvan: Yapay zekâ ve çip talebi ihracatı destekledi. <br />■ İrlanda ve Pakistan: Haziran ayında ihracatını artıran ekonomiler arasında yer aldı. <br />■ ASEAN ülkeleri: Son 21 ayın en sert ihracat daralmasını yaşadı. <br />■ Endonezya: Büyük ekonomiler arasında en güçlü ihracat düşüşünü kaydetti. <br />■ Türkiye, ABD, Çin, Euro Bölgesi, Güney Kore, Kanada, Brezilya ve Rusya: Haziran ayında ihracat siparişlerinde gerileme görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-imalat-stoku-tuketiyor-83359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında küresel mal ticareti ikinci ay üst üste geriledi. Orta Doğu&#039;da uzayan savaşın enerji ve navlun maliyetlerini artırması dünya ticaretine ivme kaybettirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-yeni-finans-paketi-ureticiler-icin-can-suyu-olacaktir-83427</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAİB Koordinatör Başkanı Akcan: Yeni finans paketi üreticiler için can suyu olacaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB) Yönetim Kurulu, temmuz ayı toplantısını Mete Akcan başkanlığında gerçekleştirerek 2026 yılı ilk altı aylık (Ocak-Haziran) ihracat rakamlarını ve küresel pazarlardaki son gelişmeleri masaya yatırdı.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tekstil sektöründeki öncü rolünü koruduğunu belirten Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Mete Akcan, "Ocak-Haziran 2026 döneminde Birliğimiz, bölgemizden toplam 1,7 milyar dolarlık ihracata imza atmıştır. Yalnızca Haziran 2026 döneminde ise bölge genelinden 321,7 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilmiştir. Küresel pazarlardaki daralmaya ve zorlu rekabet koşullarına rağmen, sanayicilerimizin ve ihracatçılarımızın gösterdiği bu üstün performans her türlü takdirin üzerindedir" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5a08e7850a3-1784285415.jpeg" alt="" width="700" height="385" /></p>
<p><strong>185 ülkeye Güneydoğu imzası</strong></p>
<p>Bölge tekstil ürünlerinin dünyanın dört bir yanına ulaştığını ifade eden Akcan, pazar çeşitliliğine dikkat çekerek şu verileri paylaştı: "2025-2026 Ocak-Haziran dönemlerinde Tekstil Birliğimizden tam 185 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Ülke grupları bazında en fazla ihracat yaptığımız bölgelerin başında Avrupa Birliği yer alırken; bu grubu ikinci sırada Ortadoğu ülkeleri ve üçüncü sırada Afrika ülkeleri takip etti. Ülke bazlı ihracatımızda ise ilk sırayı Birleşik Krallık alırken, ikinci sırada Irak, üçüncü sırada Suriye, dördüncü sırada ABD ve beşinci sırada İtalya yer aldı. Bu geniş coğrafi dağılım, ürünlerimizin kalitesinin ve pazar gücümüzün en net göstergesidir."</p>
<p><strong>Gaziantep, Türkiye’nin tekstil devleri arasındaki yerini koruyor</strong></p>
<p>İller bazındaki başarıya da değinen GATHİB Başkanı Mete Akcan, "Haziran ayında Türkiye genelinden gerçekleştirilen 842 milyon 84 bin dolarlık tekstil ihracatında, İstanbul'un ardından en fazla ihracatı 143 milyon 881 bin dolarla Gaziantep gerçekleştirmiştir. Gaziantep, üretim kapasitesi, istihdam gücü ve ihracat potansiyeliyle ülkemizin tekstil lokomotifi olmaya devam etmektedir" şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan’a "Can Suyu" teşekkürü</strong></p>
<p>Toplantıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni destek paketi ve Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının genişletilmesini büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını belirten GATHİB Başkanı Mete Akcan, yönetim kurulu ve Güneydoğulu ihracatçılar adına Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkürlerini sundu. Başkan Akcan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Sanayicimizin, üreticimizin ve ihracatçımızın en büyük ihtiyacı olan finansmana erişim noktasında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müjdelediği tarihi destek adımları sektörümüze çok büyük bir can suyu olacaktır. İmalat sektörü için Kurumlar Vergisi oranının yüzde 12,5’a indirilmesi, reeskont kredilerinin günlük 5 milyar liraya yükseltilmesi ve istihdam koruma programlarıyla sanayimizin rekabet gücü devletimiz tarafından güvence altına alınmıştır. Özellikle, Yatırım Taahhütlü Avans Kredi programının bütçesinin 750 milyar liraya çıkarılması ve bununla birlikte imalat sanayimizin istifadesine sunulan 250 milyar liralık yeni uygun koşullu kredi paketi, yatırımlarımızın hız kesmeden devam etmesini sağlayacaktır. Program paydaşı bankalar aracılığıyla sunulan, piyasa koşullarına göre son derece cazip olan 6 ay anapara ödemesiz, 36 aya varan vadeli kredilerin 12 puanlık maliyetini hükümetimizin üstlenmesi, üreticimizin sırtındaki finansman yükünü hafifletecektir. Toplamda 1 trilyon liralık bu devasa uygun koşullu kredi imkanını sanayimizin hizmetine sunarak üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme vizyonumuza güç katan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kabine üyelerimize ve emeği geçen tüm bakanlıklarımıza şahsım, yönetim kurulumuz ve bölge ihracatçılarımız adına şükranlarımı sunuyorum. Bu desteklerin hakkını, daha çok üreterek ve daha fazla ihracat yaparak ödeyeceğiz. Yeni finansman programı sanayimize ve ülkemize hayırlı uğurlu olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-yeni-finans-paketi-ureticiler-icin-can-suyu-olacaktir-83427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/7/1280x720/gaib-koordinator-baskani-akcan-yeni-finans-paketi-ureticiler-icin-can-suyu-olacaktir-1784285437.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mete Akcan, bölge ihracatçısının kararlılıkla yoluna devam ettiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan yeni finansman destekleri için de teşekkür etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedas-24-derece-ile-mumkun-mesajini-trafolara-tasidi-83418</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UEDAŞ, &#039;24 derece ile mümkün&#039; mesajını trafolara taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara'da elektrik dağıtım hizmeti veren Uludağ Elektrik Dağıtım AŞ'nin (UEDAŞ), enerji altyapısındaki çalışmalarının yanı sıra toplumsal farkındalık projelerini de sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği'nin (ELDER) öncülüğünde yürütülen "#24DereceİleMümkün" kampanyasına, uzun yıllardır devam eden "Trafolar Konuşuyor" projesiyle destek verdi. Yaz aylarında artan klima kullanımına dikkat çekmeyi amaçlayan çalışma kapsamında, klimaların 24 derecede çalıştırılmasının enerji tasarrufuna katkı sağladığı ve karbon salımının azaltılmasına destek olduğu mesajı vatandaşlara ulaştırılıyor. Projede yer alan trafolara yerleştirilen karekodlar sayesinde vatandaşlar, enerji verimliliği ve tasarruf yöntemlerine ilişkin detaylı bilgilere de erişebilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a59f242b9c5e-1784279618.jpeg" alt="" width="588" height="392" /></p>
<h2>Sosyal mesajlar trafolara taşınıyor</h2>
<p>UEDAŞ'ın 2017 yılında başlattığı "Trafolar Konuşuyor" projesi kapsamında trafolar, sokak sanatçılarının çalışmalarıyla sosyal farkındalık mesajlarının yer aldığı kent mobilyalarına dönüştürülüyor. Bugüne kadar 75 trafo farklı temalarla boyanırken, önceki çalışmalarda kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği ve trafik güvenliği gibi konular işlendi. Şirket, 2026 yılı sonuna kadar 10 yeni trafoyu daha farklı sosyal mesajlarla yeniden tasarlayarak projeyi genişletmeyi hedefliyor. Bu kapsamda enerji verimliliği teması da "Trafolar Konuşuyor" projesinin yeni başlıkları arasında yerini aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedas-24-derece-ile-mumkun-mesajini-trafolara-tasidi-83418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/uedas-24-derece-ile-mumkun-mesajini-trafolara-tasidi-1784279650.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği&#039;nin (ELDER) öncülüğünde yürütülen &quot;#24DereceİleMümkün&quot; farkındalık kampanyasına &quot;Trafolar Konuşuyor&quot; projesiyle katkı sağladı. Klima kullanımında 24 dereceyi teşvik eden çalışma, enerji tasarrufu ve karbon salımının azaltılmasına dikkat çekerken, trafolara yerleştirilen karekodlar aracılığıyla vatandaşlara enerji verimliliği hakkında bilgilere erişim imkânı sunulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-bilgelik-sende-yapay-zekada-degil-83353</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 18:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçek bilgelik sende, yapay zekâda değil…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>‘Zihnin ekonomik kullanımı’ </strong>genel bağlamda yaşam tanımı olarak ifade edilebilir.</p>
<p>Bu tanım, rasyonel ve felsefi bir yaklaşım olup, Güçlü bir <strong>hayatta kalma ve optimizasyon</strong> gerçeğine dayanır.</p>
<p>Ve insan yaşamını en yüksek verimle yönetmeyi amaçlar.</p>
<p>Stratejisi son derece basit ama kullanımı beceri ister.</p>
<p>Bilişsel sermaye yönetimi, duygu, düşünce, davranış yönetimi, stres yönetimi vs. ile zihnini, tasarruflu ve verimli kullanan insan, yaşam enerjisini de daha ekonomik kullanmış olur.</p>
<p>Strateji kullanımında hedefi tutturamayan çoğu insan için, hayat bilinmez bir yol.</p>
<p>Bazıları için ise hayat tam bir harita.</p>
<p>Aslında bilinmez yollar bu haritada gizli, keşfetmek gerek.</p>
<p>O halde, haritayı izlemeye başla, dön, bitir.</p>
<p>İzlerken yürü, yürüdüğünü hisset.</p>
<p>Varoluşun için yürü.</p>
<p>Sor kendine;</p>
<p>Yürürken, bakış açın derin ve keskin mi, nasıl, ne tür?</p>
<p>Aynı anda iki bakış açısına sahip olmalı insan.</p>
<p>Zaman bunu gerektiriyor.</p>
<p>Ve ‘yeni çağ ruhu’ böyle diyor.</p>
<p>Gerektiğinde rolümüzü oynamak, gerektiğinde ise gözcü-gözlemci olmak...</p>
<p>İki bakış açısı da aynı anda var olmak zorunda.</p>
<p>İnsan, gerçekte yaşam senaryosunu kendi yazıp, kendi oynamalı.</p>
<p>Senaryo ekonomik ve dengeli olmak zorunda.</p>
<p>Ne yazık ki, genelde, yönetimlerin, medyanın, kollektifin yarattığı senaryoya tabi olarak yaşam sürdürülür.</p>
<p>Bazen farkında olarak bazen de olmayarak.</p>
<p>İnsanoğlu her zaman yaşam sahnesindedir, rolleri gereği; tüm verileri yapay zekâ tarafından kayda alınarak.</p>
<p>İnsan, bazen de gözcü rolündedir.</p>
<p>Gözlemler, izler.</p>
<p>Nötr düşünceye sahip olarak izlemeyi başaran, içsel gücünde en ileri noktaya ulaşır.</p>
<p>Gerektiğinde zamanı büker, gerektiğinde ise zamanı ekonomik yönetir.</p>
<p>Ve bu belki de insanoğlunun ulaşabileceği en büyük özgürlük.</p>
<p>Bilinci kontrol eden sistemi tersine çevirir,</p>
<p>Bilinç, sistemi yönetmeye başlar.</p>
<p><strong>Özgürlüğün  ‘gerçek kontrol’ü bu olmak zorunda.</strong></p>
<p>Sadece zihin kontrolü değil.</p>
<p>Ve bu sadece anlatı, hikâye kontrolü de değil.</p>
<p>Daha derin bir kontrol.</p>
<p>Zaman kontrolünü gerçekleştirip, ‘zamanı bükenler’den olmak gibi.</p>
<p>Zamanın ritmini ve olayların ilerlemesini kontrole almışsındır.</p>
<p>Hikâyeyi hem yazan, hem ‘izleyen olma’ özgürlüğü senindir artık.</p>
<p>Hikâyeler gerçeklik içermeli, etik değerleri beslemeli.</p>
<p>İşte böyle yazılan hikâyeler döneminde, insan kendi bilincinin nasıl hareketlendiğini, nasıl karar verdiğini izler.</p>
<p>Yaşam haritasında özgürlüğün yürüyüşüyle yol alır.</p>
<p>İzlediği yürüyüşünde, gerçek uyanışın hazzını yaşar.</p>
<p>Bu haz yeni ve yüksek bir yaşam frekansıdır.</p>
<p>Bu andan itibaren,</p>
<p>Sen, artık sadece bir oyun karakteri değilsin.</p>
<p>İnsanlığın gerçeklik algısını yöneten, yapay zekâya istediği hikâyeyi yazdırıp, istediği rolleri veren olursun.</p>
<p>Ve daha derin bir anlayışla; insanlığın gelecekteki yapay zekâ risklerini yöneten, yapay zekânın, hangi hikâyeyi oluşturacağına karar veren sen olursun.</p>
<p>İçerik üretip, o içeriğe seni hapseden yapay zekâya; daha doğru söylemek gerekirse, herkesin gördüğü dünyayı yaratacak yapay zekâyı yöneten sen olursun.</p>
<p>Sonuçta medeniyetin seyrini kontrol eden, medeniyeti şekillendiren, kendi içsel gücüne erişmeyi başaran, onu bilinçli yöneten insan olursun.</p>
<p>Ve sen, gerçek sen, ‘sen olmaya’ başlamışsındır artık.</p>
<p>Unutma, gerçek bilgelik sende; yapay zekâda değil.</p>
<p>Yapay zekâ senin kontrolünde sadece bir projeksiyon aracı.</p>
<p>Bu bilgelikle hareket et.</p>
<p>‘Yeni çağ ruhunu’ bu bilgelikle besle ki, geleceğin özgür nesilleri bu becerilerle yetişsin.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-bilgelik-sende-yapay-zekada-degil-83353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçek bilgelik sende, yapay zekâda değil… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/findikta-yevmiye-belli-oldu-83356</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındıkta yevmiye belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Fındıkta fiyat tartışmaları sürerken işçi yevmiyeleri belli olmaya başladı.</p>
<p>Ordu Valiliği koordinasyonunda, Ziraat Odası başkanlarının da yer aldığı komisyon tarafından, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun belirlediği Türk asgari ücreti dikkate alınarak 2026 fındık hasat sezonunda uygulanması tavsiye edilen tarım işçisi ücretleri açıklandı.</p>
<p>Ordu Ziraat Odaları İl Danışma Kurulu'nun tavsiye kararı niteliğindeki tarifeye göre, yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tüm tarım işçileri için günlük net yevmiye 1.750 TL olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen yıl 1.200 TL olan günlük işçi yevmiyesi böylece yaklaşık yüzde 46 arttı. Geçen yıl 2 bin 400 lira olan Katırcı yevmiyesi 3 bin 500 lira olarak açıklandı. Aşçı ve çuvalcı ücretlerinde de işçi sayısına göre  yaklaşık %30 ila %46 arasında değişen artışlar yaşandı.</p>
<p>Hem fındık çiftçisi hem de fındık işçisi açıklanan bu tavsiye fiyatlarının uygulanabilir olmadığını hasat zamanında en az yüzde 50 üstünde fiyat oluşacağını söylediler. </p>
<p>Her iki kesiminde ortak görüşü 2 bin 500 lira yevmiye. Komisyon tarafından üretici ile tarım işçileri arasında yapılacak anlaşmalarda rehber olarak kullanılmasının amaçlandığı ücretler ise şöyle:</p>
<p>Çuvalcı: 1.900-2.250 TL</p>
<p>Aşçı: 1.750-1.900 TL</p>
<p>Katırcı (katırı ile birlikte): 3.500 TL</p>
<p>Kilo usulü çalışan işçi: 15 TL/kg</p>
<p>Patoz saat ücreti: 6.000 TL</p>
<p>Tarım aracı (dayıbaşı): 1.900-2.100 TL</p>
<p>Bazı kalemlerde artış yüzde 50'yi aştı<br />Geçen yıl açıklanan tarifede aşçı yevmiyesi işçi sayısına göre 1.200-1.350 TL, çuvalcı ücreti 1.350-1.500 TL, kilo usulü çalışan çuvalcı ücreti ise 1.650 TL olarak uygulanıyordu. Katırcı ücreti 2.400 TL, kilo başına toplama ücreti 12 TL, patoz saat ücreti 4.000 TL, dayıbaşı ücreti ise işçi sayısına göre 1.350-1.500 TL olarak belirlenmişti.</p>
<p>Yeni tarifeyle birlikte;</p>
<p>Günlük işçi yevmiyesi 1.200 TL'den 1.750 TL'ye çıkarak yaklaşık %46 arttı.</p>
<p>Katırcı ücreti 2.400 TL'den 3.500 TL'ye yükselerek yaklaşık %46 artış gösterdi.</p>
<p>Kilo başına toplama ücreti 12 TL'den 15 TL'ye çıkarak %25 arttı.</p>
<p>Patoz saat ücreti 4.000 TL'den 6.000 TL'ye yükselerek %50 artış kaydetti.</p>
<p>Dayıbaşı ücreti 1.350-1.500 TL'den 1.900-2.100 TL'ye yükselirken artış oranı yaklaşık %40 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>"Ben üretici olarak 1.750 TL'yi isterim ama bu rakamla bahçeye işçi bulamam"<br />Fındık üreticisi ve aynı zamanda tüccarlık yapan Yüksek Göl, Ordu'da açıklanan 1.750 TL'lik tavsiye işçi yevmiyesinin sahada karşılık bulmasının zor olduğunu söyledi.</p>
<p>Açıklanan ücretlerin resmi bir tavsiye niteliğinde olduğunu belirten Göl, son yıllarda artan yaşam maliyetleri nedeniyle işçilerin bu rakamlarla bahçeye girmeyeceğini ifade etti.</p>
<p>Göl, "Devlet ve Ziraat Odaları her yıl bir taban ücret açıklıyor. Bu gerekli bir uygulama. Ancak bugünkü şartlarda 1.750 TL ile işçi bulmak çok zor. Yerli işçiler bu rakamlarla çalışmaz. Doğu illerinden gelen mevsimlik işçiler açısından da yol, yemek ve diğer giderler düşünüldüğünde bu ücretlerin yeterli olacağını sanmıyorum" dedi.</p>
<p>Bölgede konuşulan günlük yevmiyenin 2.500-3.000 TL bandında olduğunu dile getiren Göl, "Bugün üretici de işçi de bu seviyeleri konuşuyor. Ben üretici olarak elbette düşük yevmiye isterim ama gerçekçi olmak gerekiyor. 1.750 TL bana uygun olsa bile bu rakamla bahçeye işçi bulamam. Kimse bu ücretle çalışmaya gelmez" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Hamaliye işlerinde bile günlük ücretlerin 2.500 TL'nin üzerinde oluştuğunu belirten Göl, "İnsanlar başka işlerde daha yüksek ücret kazanabiliyor. Bu nedenle fındık hasadında da işçilerin daha yüksek ücret talep etmesi normal. Açıklanan rakamların hasat döneminde piyasa koşullarına göre yukarı yönlü şekilleneceğini düşünüyorum" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/findikta-yevmiye-belli-oldu-83356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ordu&#039;da fındık hasat sezonunda net işçi yevmiyesi yaklaşık yüzde 46 artışla bin 750 TL olarak belirlendi. Katırcı ücreti ise 3.500 liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-resmi-rezerv-varliklari-1633-milyar-dolara-yukseldi-83348</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın resmi rezerv varlıkları 163,3 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 10 Temmuz haftasına ilişkin "Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi Gelişmeleri" verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, resmi rezerv varlıkları, önceki haftaya göre yüzde 2,3 artarak 163 milyar 302 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu hafta döviz varlıkları, yüzde 9,5 artarak 59,4 milyar dolar, altın cinsinden rezerv varlıkları yüzde 1,6 azalarak 96,2 milyar dolar, IMF rezerv pozisyonu ve SDR toplamı ise 7,7 milyar dolar oldu.</p>
<p>Kamu sektörünün (Merkez Bankası ve Merkezi Yönetim) kısa vadeli döviz yükümlülükleri, bir önceki haftaya göre yüzde 0,1 azalarak 120,9 milyar dolar olurken önceden belirlenmiş döviz yükümlülükleri, yüzde 0,6 artarak 57,9 milyar dolar, şarta bağlı döviz yükümlülükleri ise yüzde 0,7 azalarak 63 milyar dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>Söz konusu hafta itibarıyla, Merkez Bankasının toplam yabancı para swap işlemlerinden kaynaklanan net döviz yükümlülükleri 16,6 milyar dolar, altın swapları kaynaklı net alacaklar ise 2,8 milyar dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-resmi-rezerv-varliklari-1633-milyar-dolara-yukseldi-83348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın resmi rezerv varlıklarının, geçen hafta yüzde 2,3 artışla 163,3 milyar dolara yükseldiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-dunya-sualti-hokeyi-sampiyonasina-ev-sahipligi-yapiyor-83395</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli, Sualtı Hokeyi Dünya Şampiyonası&#039;na ev sahipliği yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, düzenlediği ve desteklediği organizasyonlarla kentin spor kültürünü ve uluslararası marka değerini güçlendirmeyi sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, su sporlarında bir uluslararası organizasyona daha ev sahipliği yapıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, Dünya Sualtı Sporları Federasyonu (CMAS), Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF), Kocaeli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Gebze Belediyesi iş birliğinde düzenlediği Sualtı Hokeyi Dünya Şampiyonası, 16-26 Temmuz tarihleri arasında Gebze Olimpik Yüzme Havuzu'nda gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın'ın öncülüğünde yürütülen çalışmalarla Kocaeli'nin su sporlarında öncü bir kent haline gelmesi hedeflenirken, kentin uluslararası su sporları organizasyonlarının önemli merkezlerinden biri olması için de çalışmalar sürdürülüyor. Bu doğrultuda su sporlarının Kocaeli genelinde daha geniş kitlelere yaygınlaştırılması amaçlanıyor.  Organizasyona Türkiye, Arjantin, Amerika, Avustralya, Çin, Fransa, Güney Afrika, Hollanda, İngiltere, Kolombiya, Polonya ve Yeni Zelenda olmak üzere toplam 12 ülkeden 520 sporcu katılım sağlıyor. Dünyanın dört bir yanından ‘Sporun Başkenti Kocaeli’ye gelen milli sporcular 10 gün boyunca Gebze Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu’nda dünya şampiyonu olabilmek için kıyasıya mücadele edecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-dunya-sualti-hokeyi-sampiyonasina-ev-sahipligi-yapiyor-83395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/5/1280x720/kocaeli-sualti-hokeyi-dunya-sampiyonasina-ev-sahipligi-yapiyor-1784268356.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#039;nin ev sahipliğinde 16-26 Temmuz tarihleri arasında Gebze Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu&#039;nda düzenlenecek Sualtı Hokeyi Dünya Şampiyonası&#039;nda, 12 ülkeden 520 sporcu dünya şampiyonluğu için mücadele edecek. Organizasyon, Kocaeli&#039;nin uluslararası su sporları merkezi olma hedefi doğrultusunda önemli bir adım olarak öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-haziran-ayinda-butce-1142-milyar-tl-fazla-verdi-83332</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Bütçe dengesindeki olumlu görünüm önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı haziran ayı bütçe gerçekleşmelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Haziran ayında merkezi yönetim bütçe giderlerinin yüzde 12,6 artışla 1 trilyon 395,5 milyar TL olduğunu belirten Zeytinoğlu, bütçe gelirlerinin yüzde 66 artışla 1 trilyon 509,6 milyar TL olduğunu söyledi. Zeytinoğlu haziran ayında bütçenin 114,2 milyar TL fazla verdiğini, bütçenin fazla vermesinde gelir vergisi tahsilatlarındaki yüzde 145,7' lik artışın belirleyici olduğunu ifade etti. </p>
<p>Zeytinoğlu, "Gelir vergisi tahsilatındaki güçlü artışta, Kurban Bayramı nedeniyle mayıs ayından haziran ayına kayan vergi tahsilatlarının etkili olduğunu söyleyebiliriz. İthalde alınan KDV tahsilatındaki yüzde 53,1’lik artışta ise, haziran ayında özellikle hammadde ve ara malı ithalatında görülen yüzde 30’luk yükselişin etkili olduğunu değerlendiriyoruz” diye konuştu. </p>
<p>Zeytinoğlu, “Haziran ayında bütçe giderlerinin alt kalemlerine baktığımızda, mal ve hizmet alım giderlerinin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 67,7 arttığını görüyoruz. Bu artışın yıllık enflasyonun üzerinde gerçekleşmiş olması dikkat çekiyor. Genel olarak baktığımızda, bütçe dengesindeki olumlu görünümün önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklandığını, dolayısıyla yılın kalan aylarında bütçe performansının gelir ve harcama disiplininin seyrine bağlı olarak şekilleneceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-haziran-ayinda-butce-1142-milyar-tl-fazla-verdi-83332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/kso-baskani-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1767099652.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Genel olarak baktığımızda, bütçe dengesindeki olumlu görünümün önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklandığını, dolayısıyla yılın kalan aylarında bütçe performansının gelir ve harcama disiplininin seyrine bağlı olarak şekilleneceğini düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cargillin-pendik-nisastayi-almasina-kosullu-onay-83331</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cargill’in Pendik Nişasta’yı almasına koşullu onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Rekabet Kurulu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Cargill’in Pendik Nişasta’yı devralmasına, tüketiciyi ve müşterileri olası fiyat artışlarına ve tedarik sıkıntılarına karşı koruyacak koşulları içeren taahhütler alarak onay verdi.</p>
<p>Rekabet Kurulu’ndan yapılan açıklamada, Cargill Türkiye’nin PNS Pendik Nişasta’nın tek kontrolünü devralmasını incelediği belirtilerek, incelemede iki üreticinin birleşmesinin glikoz şurubu ve karışımları pazarında rekabeti azaltabileceğini belirlendiği kaydedildi. Bu durumun, ham madde fiyatlarını arttırma ve nihai ürünlerin fiyatlarını yükseltme ihtimali değerlendirildi.<br />Kurul, devralma işlemine Cargill’in sunduğu taahhütlerle koşullu izin verdi. Buna göre; fiyat artışları belirli maliyet unsurlarıyla sınırlandırılacak, fiyat ve maliyet verileri beş yıl boyunca bağımsız raporlarla izlenecek, maliyet artışına dayanmayan zam yapılamayacak.</p>
<p>Olağan dışı fiyat ayarlamaları Kuruma bildirilecek ve gerekmesi durumunda artışlar Kurum tarafından geri alınabilecek. Şirket, müşteri sözleşmelerini keyfî olarak feshedemeyecek ve objektif gerekçe olmadan tedariki kesemeyecek. Taahhütlerin ihlali halinde günlük idari para cezası uygulanabilecek.<br />Açıklamada, olağan dışı tedarik kesintilerinin de bildirileceği ve gerekmesi durumunda tedarikin  devamı kararının geri alınabileceği, glikoz şurubu gelirlerinin diğer ürünleri finanse etmekte kullanılamayacağı aktarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cargillin-pendik-nisastayi-almasina-kosullu-onay-83331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/rekabet-kurumu-1767609048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu, ABD&#039;li Cargill’in Pendik Nişasta’yı devralmasına koşullu onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-9428-milyar-lira-acik-verdi-83334</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe 6 ayda 942,8 milyar lira açık verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, haziran ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 66 artarak 1 trilyon 509 milyar 630 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 12,6 artışla 1 trilyon 395 milyar 467 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39,1 artışla 7 trilyon 787 milyar 344 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 32,7 yükselerek 8 trilyon 730 milyar 179 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, haziranda 114 milyar 164 milyon lira fazla verirken ocak-haziran döneminde 942 milyar 835 milyon lira açık oluştu.</p>
<p><strong>Bütçe giderleri yüzde 12,6 arttı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Haziran 2025'te 1 trilyon 239 milyar 603 milyon lira iken, bu yılın haziran ayında yüzde 12,6 artışla 1 trilyon 395 milyar 467 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 7,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı denge, geçen yıl haziranda 54 milyar 501 milyon lira açık verirken, bu yılın aynı ayında 315 milyar 770 milyon lira fazla oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,9 artarak 1 trilyon 193 milyar 860 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 7,5 iken, geçen ay da yüzde 7,4 oldu.</p>
<p>Haziranda personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40,3 artarak 389 milyar 472 milyon lira olurken, personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 7,9'u kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, haziranda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 48,7 artışla 49 milyar 466 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 8,2'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 10,1'i harcandı. Haziranda, yüzde 67,7 artışla 126 milyar 190 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,7 artarak 465 milyar 591 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 6,8'i kullanıldı.</p>
<p>Haziranda, 110 milyar 880 milyon lira sermaye gideri yapılırken, sermaye transferi 23 milyar 446 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri, 28 milyar 816 milyon lira oldu. Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,9 azalarak 201 milyar 607 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın haziran ayında 909 milyar 427 milyon lira iken, bu yılın aynı ayında yüzde 66 artışla 1 trilyon 509 milyar 630 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin haziran ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 7,1 iken, geçen ay yüzde 9,3 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in haziran ayına göre yüzde 72 artarak 1 trilyon 315 milyar 662 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 6,9 iken, geçen ay yüzde 9,5 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri, yüzde 32,6 artarak 156 milyar 188 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 30 milyar 16 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 7 milyar 764 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla haziranda geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 145,7, kurumlar vergisi yüzde 31,8, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 89,6, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 21,6, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 53,1, damga vergisi yüzde 110,2, harçlar yüzde 94, diğer vergiler tahsilatı yüzde 37,1 artarken, özel tüketim vergisi yüzde 0,1 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-haziran dönemi gerçekleşmeleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, ocak-haziran 2025 döneminde 6 trilyon 579 milyar 58 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 32,7 artışla 8 trilyon 730 milyar 179 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 46'sı kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 32,9 artarak 7 trilyon 265 milyar 931 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı, yüzde 44,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 42,7 artışla 2 trilyon 493 milyar 562 milyon lira olurken, personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 50,8'i kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 49,3 artarak 316 milyar 799 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 52,8'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 47,9'u harcandı. Bu dönemde, yüzde 44,8 yükselişle 598 milyar 232 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 24 artarak 3 trilyon 115 milyar 257 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 45,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 464 milyar 82 milyon lira sermaye gideri, 116 milyar 434 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri, 161 milyar 565 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 31,7 artarak 1 trilyon 464 milyar 249 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-haziran döneminde 5 trilyon 598 milyar 580 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 39,1 artışla 7 trilyon 787 milyar 344 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-haziran dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 43,7 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 47,9'a yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-haziran dönemine göre yüzde 38,7 artarak 6 trilyon 619 milyar 741 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, yüzde 47,9 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 45 artarak 955 milyar 533 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 159 milyar 879 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 52 milyar 192 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-haziran döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 54,6, kurumlar vergisi yüzde 54,5, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 38,4, özel tüketim vergisi yüzde 8,5, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 37,8, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 32,7, damga vergisi yüzde 52,7, harçlar yüzde 76,2 ve diğer vergi gelirleri yüzde 27,6 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-9428-milyar-lira-acik-verdi-83334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, bütçe gelirleri haziranda 1 trilyon 509,6 milyar lira, giderleri 1 trilyon 395,5 milyar lira olarak hesaplandı. Bütçe haziranda 114,2 milyar lira fazla verirken, ocak-haziran döneminde 942,8 milyar lira açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-aylik-azaldi-yillik-artti-83321</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE haziranda yüzde 9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, haziranda bir önceki aya kıyasla yüzde 9,02 azalırken geçen yılın aralık ayına göre yüzde 7,73, geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 9,55 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 37,44 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım, avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 9,57, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,14, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 0,18 düşüş oldu.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 1,49 artış gerçekleşirken tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 15,55, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 10,3 azalış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 60,71 artışla sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 27,64 azalışla tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-aylik-azaldi-yillik-artti-83321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 9,02 azalırken yıllık bazda ise yüzde 9,55 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-mayista-azaldi-83320</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi mayısta azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,2 geriledi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 3,7, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,3, gayrimenkul hizmetleri yüzde 4,3 azalırken, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 5,8, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 4,4, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 2,4 artış kaydetti.</p>
<p><strong>Endeks aylık yüzde 0,4 azaldı</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, mayısta bir önceki aya göre, yüzde 0,4 geriledi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri aynı kaldı, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 1,6, gayrimenkul hizmetleri yüzde 0,2, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 1,1 artarken, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 7,5 azalış kaydetti.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-mayista-azaldi-83320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/hizmet-otel-resepsiyon-hotel-1777024503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 0,2, aylık bazda yüzde 0,4 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretim-yillik-yuzde-3-geriledi-83319</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretim yıllık yüzde 3 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, yıllık bazda yüzde 3 geriledi.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 4,5, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 3,3 azalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 6,2 arttı.</p>
<p>İnşaat üretim endeksi, mayısta aylık bazda da yüzde 0,4 azalış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi aylık yüzde 0,1, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 0,2, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 1,4 geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretim-yillik-yuzde-3-geriledi-83319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre inşaat üretim endeksi yıllık bazda yüzde 3 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saat-ve-saat-borsada-islem-gormeye-basladi-83346</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saat ve Saat borsada işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Saat ve Saat Sanayi ve Ticaret AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "SSAAT" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Saat ve Saat'in gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Saat ve Saat Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Kaya, Yönetim Kurulu üyeleri Nurullah Dönmez ve Hamza Kaya, Genel Müdür yardımcıları Hüseyin Dönmez ve Hayati Bayraktar, Garanti BBVA Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Jankat Bozkurt, Halk Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Vekili Güner Gezen'in katılımıyla düzenlendi.</p>
<p>Ergun, törende yaptığı konuşmada, Saat ve Saat'in uzun yıllara dayanan tecrübe ve birikimiyle sektörünün liderleri arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p>Saat ve Saat'in geniş ürün portföyüyle yurt içi ve dışında büyümeye devam ederek Türkiye'yi başarıyla temsil ettiğini dile getiren Ergun, "Saat ve Saat, gerçekleştirdiği halka arzla ve kendisine güvenen yeni yatırımcılarının kattığı güçle bundan sonraki süreçte başarılarına devam edecek, hedeflerini daha da ileriye taşıyacaktır." dedi.</p>
<p>Saat ve Saat Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Kaya da kuruldukları 1994'ten bu yana alanlarında Türkiye'nin lider firması olmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Kaya, Saat ve Saat'in 185 mağazası, çevrim içi satış sistemi, 1150 çalışanı ve Edirne'den Van'a ulaşan 600'ün üzerinde bayi ağıyla Türkiye'nin alanında açık ara lider şirketi olduğunu söyledi.</p>
<p>Yıllık 13,4 milyar lira ciro yaptıklarını ve bu rakama ulaşabilmek için 2 milyon adet saat sattıklarını belirten Kaya, yıllardır yüzde 30 ila 35 bandında faiz, amortisman ve vergi öncesi kar ürettiklerini dile getirdi.</p>
<p>Kaya, halka arzlarını bir saat ustası hassasiyetiyle hazırladıklarını ifade ederek, "Halka arzımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum ve bu süreç için Halk ve Garanti Yatırım başkanlığında konsorsiyum liderlerine teşekkür ediyorum." dedi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saat-ve-saat-borsada-islem-gormeye-basladi-83346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-gong-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saat ve Saat Sanayi ve Ticaret AŞ için düzenlenen gong töreninde açıklama yapan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, &quot;Saat ve Saat, gerçekleştirdiği halka arzla ve kendisine güvenen yeni yatırımcılarının kattığı güçle bundan sonraki süreçte başarılarına devam edecek, hedeflerini daha da ileriye taşıyacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/19-serbest-bolgeden-ilk-yarida-66-milyar-dolarlik-ihracat-83317</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 serbest bölgeden ilk yarıda 6,6 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, serbest bölgelerin bu yılın ocak-haziran dönemine ait ihracat performansını değerlendirdi.</p>
<p>Bu bölgelerin toplam ihracatının ocak-haziran döneminde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6,2 artışla tüm zamanların rekoru olan 6,6 milyar dolara yükseldiği belirtilen açıklamada, haziranda da rekor kırıldığı ve söz konusu ayda ihracatın yüzde 29,5 artışla 1,2 milyar dolara yükseldiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, yüzde 151,8'e ulaşan ihracatın ithalatı karşılama oranıyla serbest bölgelerin net ihracatçı yapısını güçlendirdiğine dikkati çekilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu yılın ilk yarısında, serbest bölgelerden toplam satışların içinde ihracatın payı yüzde 76,6'ya yükseldi. Ocak-haziran döneminde serbest bölgelerin ihracat portföyünün teknolojik niteliği de güçlenmeye devam etti. Serbest bölgelerin toplam ihracatında orta-ileri teknoloji yüzde 52,2 ve yüksek teknoloji yüzde 6,7 ile toplamda yüzde 58,9'luk paya ulaştı. Bu Türkiye'nin katma değerli ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağladı."</p>
<p><strong>Firmalardan 86 bin 909 kişiye doğrudan istihdam</strong></p>
<p>Söz konusu bölgelerde 477'si yabancı olmak üzere, toplamda 1942 kullanıcı firmanın faaliyet gösterdiği bilgisi verilen açıklamada, bu firmaların toplam 86 bin 909 kişiye doğrudan istihdam sağladığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, 2 bin 803 faaliyet ruhsatının 2 bin 102'sinin yerli, 701'inin yabancı kullanıcılara tahsis edildiği aktarılarak, üretim konulu faaliyet ruhsatlarının toplam içindeki payının yıllık bazda yaklaşık 1 puan artarak yüzde 44,6'ya yükseldiği bildirildi.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesi'nin, ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre 125 milyon dolar (yüzde 8) artırarak 1 milyar 688 milyon dolara yükselttiği belirtilen açıklamada, burasının serbest bölgelerin toplam ihracatının yüzde 25,7'sini tek başına gerçekleştirdiğine işaret edildi.</p>
<p>Açıklamada, Bursa Serbest Bölgesi'nin ihracatını yüzde 33 artırarak 1 milyar 25 milyon dolara çıkardığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi, ihracatını yüzde 31,9 artırarak 284 milyon dolara yükseltti. Avrupa Serbest Bölgesi, ihracatını yüzde 10,3 artırarak 642 milyon dolara çıkardı. Başta Batı Anadolu, Trabzon ve Bursa olmak üzere, 7 serbest bölgenin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış kaydedildi. Ege Serbest Bölgesi, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette toplam 3,19 milyar dolar hacme ulaşarak, serbest bölgelerin yurt dışı ve Türkiye ile toplam ticaret hacminin yüzde 22,2'sini tek başına gerçekleştirdi. Adana-Yumurtalık, Batı Anadolu ve Trabzon serbest bölgelerinde 4 ticaret yönünün tamamında artış gerçekleşerek, adı geçen yerlerin ticaret hacimlerindeki büyüme dikkati çekti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu doğrultusundaki 'Ticaretin Yüzyılı' hedeflerimiz çerçevesinde, ülkemizin güvenli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde serbest bölgelerimizin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/19-serbest-bolgeden-ilk-yarida-66-milyar-dolarlik-ihracat-83317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ege-serbest-bolgesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 serbest bölgeden yılın ilk yarısında yapılan ihracatın 6,6 milyar dolara ulaşarak rekor kırdığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-madenciler-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-12-artirdi-83313</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli madenciler ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 12 artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Egeli maden ihracatçıları 2026 yılının ilk altı ayını yüzde 12 artışla 767 milyon dolar ihracatla geride bıraktı. Küresel pazarlardaki tanıtım faaliyetlerini sürdüren Egeli madenciler, yılın ikinci yarısında ticaret heyetleriyle ihracat ağını genişletmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, 2026 yılının Ocak-Haziran döneminde Türkiye geneli maden ihracatının 3,4 milyar dolar olarak gerçekleştiğini açıklayarak, “Geçtiğimiz yılın aynı döneminde ise ihracatımız 2,9 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece sektörümüzün ihracatı geçen yılın ilk altı ayına göre %20 arttı. Bu ihracatın 962 milyon dolarlık bölümünü doğal taş ürünleri oluşturdu” dedi.</p>
<p>Alimoğlu, “Ege Maden İhracatçıları Birliği olarak ise 2026 yılının ilk altı ayında 767 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. 2025 yılının aynı dönemine göre ihracatımız %12 arttı. Birliğimiz ihracatında en büyük payı yine doğal taş ürünleri aldı. Doğal taşı sırasıyla kıymetli metal cevherleri ve feldspat ihracatı takip etti. 2026 yılının ilk yarısında Birliğimizin en fazla ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke Çin, ABD ve İspanya oldu. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla Çin ve İspanya’ya ihracatımız sırasıyla %47 ve %12 artarken, ABD’ye ihracatımız %5 düştü. Doğal taş ihracatımız özelinde ise en önemli üç pazarımız ABD, Çin ve Fransa olarak gerçekleşti. ABD’ye ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre %5 düşerken Çin ve Fransa’ya ihracatımız sırasıyla %42 ve %0,9 arttı” diye konuştu.</p>
<p>İhracat performanslarını korumaya çalışırken sektörün önündeki yapısal sorunların da önemini korumaya devam ettiğini anlatan Alimoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Bu sorunların başında da sektörümüzün kamuoyunda oluşan olumsuz algısı geliyor. Bu algının giderilmesi ve sektörümüzün ekonomiye, istihdama ve sürdürülebilir kalkınmaya sağladığı katkının daha doğru anlatılması gerektiğine inanıyoruz. Tüm bu zorluklara rağmen, 2026 yılının ilk yarısında uluslararası tanıtım faaliyetlerimize ara vermeden devam ettik. 4-6 Şubat 2026 tarihleri arasında İngiltere'nin Londra kentinde düzenlenen Surface Design Show Fuarı'na info-stant ile katılarak doğal taş sektörümüzün tanıtımını gerçekleştirdik ve uluslararası ziyaretçilerle bir araya geldik.16-19 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen Xiamen Uluslararası Taş Fuarı'nda Türkiye Milli Katılım Organizasyonumuzu başarıyla gerçekleştirdik.”</p>
<p>Alimoğlu, yılın ikinci yarısında da sektörün uluslararası rekabet gücünü artıracak çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerini, Özbekistan, Fas, İspanya ve Portekiz'e yönelik ticaret heyetleri düzenleneceğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-madenciler-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-12-artirdi-83313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/3/1280x720/egeli-madenciler-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-12-artirdi-1784191649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2026 yılının ilk altı ayında 767 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kripto-piyasasinin-verileri-yayimlanmaya-baslandi-83333</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kripto piyasasının verileri yayımlanmaya başlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), Kripto Varlık Merkezi Kayıt Sistemi (KVMKS) hizmetiyle Türkiye'deki kripto varlık piyasasına ilişkin kayıt altına aldığı temel verileri internet sitesi üzerinden yayımlamaya başladığını duyurdu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, kripto varlık hizmet sağlayıcılar (KVHS) tarafından KVMKS'ye bildirilen veriler esas alınarak hazırlanan kripto varlıklara ilişkin göstergeler, MKK'nin kurumsal internet sitesindeki "MKK Piyasa Verileri" ekranında günlük olarak güncellenerek kamuoyu ile paylaşılacak.</p>
<p>Yeni sistemle kripto varlık hizmet sağlayıcılarının sistemlerinde tutulan işlem ve bakiye bilgileri ile portföy ve yatırımcı verileri MKK güvencesiyle kayıt altına alınırken, söz konusu verilere ilişkin detaylı analiz ve raporlama yapılmasına imkan sağlayan kapsamlı bir altyapı da devreye alınmış oldu.</p>
<p>İlerleyen dönemde MKK'nin Veri Analiz Platformu (VAP) üzerinde KVMKS'de yer alan verilerin daha detaylı paylaşılması da planlanıyor.</p>
<p><strong>"Kripto piyasalardaki gelişmelerin MKK güvencesiyle takip edilmesini sağlayacağız"</strong></p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen MKK Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ekrem Arıkan, kripto varlıkların regülasyonunda dünyaya örnek teşkil edecek nitelikte geliştirdikleri KVMKS ile merkezi bir ihraç sürecine ve kayıt sistemine tabi olmayan kripto varlıklara ilişkin bilgileri geçen yıldan bu yana MKK sistemlerinde kayıt altına almaya başladıklarını anımsattı.</p>
<p>Bu kayıtlar sonucunda oluşan piyasa verilerinin ilgili kurumların kullanımına sunulacak şekilde analiz edildiğini ve kamuoyu ile paylaşılabilecek nitelikte olması halinde yayıma hazır hale getirildiğini kaydeden Arıkan, "MKK olarak Veri Depolama Kuruluşu rolümüzle üstlendiğimiz sorumluluk ve gözettiğimiz kamu yararı doğrultusunda söz konusu verileri şeffaflık ilkesi çerçevesinde tüm piyasa katılımcılarının erişimine sunmaya başladık. Böylece çokça merak edilen kripto piyasalardaki gelişmelerin MKK güvencesiyle takip edilmesini sağlayacağız." açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Platformlardaki kripto varlıkların piyasa değeri 140,8 milyar lira</strong></p>
<p>Ekrem Arıkan, 15 Temmuz itibarıyla toplam 53 KVHS'nin MKK nezdindeki üyelik süreçlerini başarıyla tamamladığını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"KVHS'ler tarafından KVMKS'ye bildirilen verilere göre, platformlarda bugüne kadar işlem gerçekleştiren toplam yatırımcı sayısı yaklaşık 5,6 milyon seviyesindedir. İlk kez KVMKS aracılığıyla MKK'den sicil numarası alan yeni yatırımcı sayısı 797 bin 696 olurken, önceden MKK'de kayıtlı yatırımcı sayısı ise yaklaşık 4,8 milyondur. Platformlardan edinilen verilere göre kripto varlıklara yatırım yapmış tüm yatırımcıların yaklaşık 3,2 milyonu bugün bakiyeli yatırımcıdır. Bakiyelerde yaklaşık 1500 farklı kripto varlık bulunurken, bunların işlem gördüğü son fiyatlara göre piyasa değeri 140,76 milyar lira seviyesindedir. Bu veriler, bugün itibarıyla geçerli olup, diğer piyasalarda olduğu gibi her gün piyasa kapanışında otomatik olarak güncellenerek MKK Piyasa Verileri ekranımızdan ertesi gün paylaşılmaktadır. Bu hesaplamalarda, KVHS'ler tarafından KVMKS üzerinden bildirilen veriler esas alınmaktadır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kripto-piyasasinin-verileri-yayimlanmaya-baslandi-83333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/kripto-varliklar-icin-yeni-kararlar-sermaye-sarti-geldi-sigorta-yaptirilabilecek-1741849480.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kripto varlık piyasasının verilerinin paylaşılmaya başlanması hakkında açıklama yapan MKK Genel Müdürü Ekrem Arıkan, &quot;Söz konusu verileri şeffaflık ilkesi çerçevesinde tüm piyasa katılımcılarının erişimine sunmaya başladık. Böylece çokça merak edilen kripto piyasalardaki gelişmelerin MKK güvencesiyle takip edilmesini sağlayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kanadali-sirketlerle-nukleer-enerji-icin-iyi-niyet-anlasmasi-83330</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nuclean&#039;dan Kanadalı şirketle nükleer enerji için &#039;iyi niyet&#039; anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk nükleer teknoloji şirketi Nuclean ile Kanada merkezli yatırım şirketi Portland Holdings Investco Limited'in (Portland Holdings), Nükleer Sanayi Derneğinin katkısıyla, Türkiye'nin nükleer enerji ekosistemini desteklemek amacıyla iyi niyet anlaşması imzalnadığı bildirildi.</p>
<p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, yeni nesil nükleer teknolojiler ve Küçük Modüler Reaktörler (SMR) odağındaki iyi niyet anlaşması, Türkiye'nin nükleer enerji ekosistemini güçlendirecek uzun vadeli iş birlikleri için stratejik çerçeve oluşturuyor.</p>
<p>İmza törenine Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi, Portland Holdings Investco Limited Operasyonlardan Sorumlu Başkanı Rogerio Tippe katıldı.</p>
<p>Kanada'nın gelişmiş nükleer ekosistemi ile Türkiye'nin büyüyen nükleer enerji vizyonunu bir araya getiren işbirliği, insan kaynağının geliştirilmesi ve eğitim, teknoloji alanında işbirliği ve farkındalığın artırılması, sanayi katılımı, yerel tedarik zincirinin geliştirilmesi ile gerekli onaylar ve ileride imzalanacak anlaşmalara bağlı olmak kaydıyla potansiyel yatırım ve finansman fırsatlarına yönelik diyaloğu kapsayacak.</p>
<p><strong>"Kanada'nın nükleer ekosistemi Türk sanayisine açılacak"</strong></p>
<p>Nuclean Yönetim Kurulu Üyesi Koray Tuncer anlaşmanın Türkiye ile Kanada arasında nükleer enerji alanında yeni iş birliklerinin önünü açacağını söyleyerek, "Portland Holdings temiz enerji, ileri teknolojiler ve uzun vadeli büyüme potansiyeline sahip sektörlerde faaliyet gösteren Kanadalı özel bir yatırım ve iş grubu. Bu iş birliği sayesinde Türk sanayicileri; Kanada’nın gelişmiş nükleer ekosisteminde yer alan sanayi kuruluşları, üniversiteler, ulusal laboratuvarlar, kamu hizmeti şirketleri, mühendislik firmaları ve nükleer değer zincirindeki diğer paydaşlarına erişim sağlayabilecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tuncer, Portland Holdings'in ileri nükleer sektörün gelişimine katkı sağlayacak ticari deneyimini, uluslararası ilişkilerini ve stratejik bakış açısını bu işbirliğine taşıyacağını vurgulayarak, "Nuclean olarak Portland Holdings ile birlikte bu yetkinlikleri, Türkiye’de SMR ve ileri nükleer teknolojilere yönelik fırsatlara ilişkin somut işbirliği alanlarını değerlendirmek ve ülkenin nükleer enerji ekosisteminin sürdürülebilir büyümesini desteklemek üzere çalışacağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"İnsan kaynağı, teknoloji ve sermaye alanlarında ortak çalışma"</strong></p>
<p>Portland Holdings Yönetim Kurulu Başkanı Michael Lee-Chin de dünya genelinde ülkelerin, enerji güvenliğini, sanayi rekabetçiliğini ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılığını güçlendirecek uzman insan kaynağına ve güvenilir, düşük karbonlu enerji çözümlerine erişim arayışında olduğuna işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türkiye, nükleer enerjinin uzun vadeli enerji güvenliği ve sanayi stratejisinin temel unsurlarından biri olacağını açıkça ortaya koydu. Portland Holdings olarak, Nuclean ve NIATR’ın desteğiyle Türkiye’nin bu hedefini desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. Eğitim olanakları, küresel işbirlikleri ve gelişmekte olan nükleer teknolojilere ilişkin bilgi birikimiyle Türkiye'nin nükleer ekosistemini güçlendirmeye katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu işbirliğini güvenilir iş ortaklarını, uluslararası uzmanlığı ve nükleer inovasyonu bir araya getirerek Türkiye’nin nükleer enerji ekosisteminin gelişimine katkı sunacak önemli bir fırsat olarak görüyoruz."</p>
<p>Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi de Nuclean ile Kanada merkezli Portland Holdings'in, güçlü bir nükleer sektörün gelişimi açısından kritik öneme sahip insan kaynağı, eğitim, teknolojiye erişim, sanayi katılımı ve sermaye oluşumu gibi alanlarda tamamlayıcı yetkinliklerini bir araya getireceğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Portland Holdings, Kanada'nın nükleer ekosistemine erişim ve uluslararası uzmanlığını sunarken, Nuclean, çoklu teknoloji sağlayıcısını bir araya getiren yerel SMR ve ileri nükleer teknoloji platformlu yapısıyla katkı sağlayacak. Nükleer Sanayi Derneği olarak biz de bu işbirliğine sektörel düzeyde destek ve stratejik altyapı sunacağız. Bu işbirliğiyle Türkiye'nin yeni nesil nükleer enerji alanında önemli bir aktör olma hedefini destekleyecek somut işbirliği kanalları oluşturmayı amaçlıyoruz." ​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kanadali-sirketlerle-nukleer-enerji-icin-iyi-niyet-anlasmasi-83330</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/nukleer-santral-qC47_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk nükleer teknoloji şirketi Nuclean ile Kanada merkezli yatırım şirketi Portland Holdings, arasında &quot;iyi niyet&quot; anlaşması imzaladı. Nuclean Yönetim Kurulu Üyesi Koray Tuncer, &quot;Bu iş birliği sayesinde Türk sanayicileri; Kanada’nın gelişmiş nükleer ekosisteminde yer alan sanayi kuruluşları, üniversiteler, ulusal laboratuvarlar, kamu hizmeti şirketleri, mühendislik firmaları ve nükleer değer zincirindeki diğer paydaşlarına erişim sağlayabilecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-83318</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı Tazmin Merkezi yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) "Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i yayımlandı. </p>
<p>Buna göre, Yatırımcı Tazmin Merkezinin malvarlığı, amacı dışında kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek.</p>
<p>Söz konusu malvarlığı, rehnedilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerine ihtiyati tedbir konulamayacak. Kaydileştirilmiş olup olmadığına bakılmaksızın Yatırımcı Tazmin Merkezine emaneten devrolunan tüm emanet ve alacaklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler, Takasbank tarafından yerine getirilecek.</p>
<p>Söz konusu taleplere ilişkin yapılan işlemler hakkında, içeriği ve formatı Yatırımcı Tazmin Merkezi tarafından belirlenmek üzere, Takasbank tarafından Yatırımcı Tazmin Merkezine aylık olarak bilgi verilecek.</p>
<p>Yatırım kuruluşları, değişiklik kapsamında bir önceki yılda zamanaşımına uğramış emanet ve alacaklara ilişkin hak sahiplerinin kimlik bilgileri, adresleri ve haklarının faiz, kar payı ve diğer getirileri ile birlikte ulaştıkları tutarlar gösterilmek suretiyle düzenlenecek listeyi, en geç içinde bulunulan yılın şubat ayı sonuna kadar Yatırımcı Tazmin Merkezi ve Takasbank’a gönderecek.</p>
<p>Zaman aşımına uğrayan varlıkların iadesine ilişkin iade başvurularının e-Devlet üzerinden elektronik ortamda yapılacak.</p>
<p>Elektronik ortamda yapılamayan başvurulara ilişkin SPK tarafından belirlenecek esaslar SPK Bülteni’nde ve Yatırımcı Tazmin Merkezinin kurumsal internet sitesinde, elektronik ortamda yapılacak başvurulara ilişkin uygulama rehberi ise Yatırımcı Tazmin Merkezinin kurumsal internet sitesinde ilan edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-83318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulunun Yatırımcı Tazmin Merkezi yönetmeliğindeki değişiklikleri Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurdaya-ayrilan-gemiler-icin-duzenleme-83316</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurdaya ayrılan gemiler için düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının hazırladığı "Hurdaya Ayrılan Türk Bayraklı Gemilerin Yerlerine Yeni Gemi İnşa Edilmesinin Teşvikine Dair Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Söz konusu değişiklikle ilgili yönetmeliğin genel kurallarında düzenlemeye gidildi.</p>
<p>Buna göre hurdaya ayrılacak geminin başvuru tarihi itibarıyla en az üç ay yararlanıcının adına milli gemi sicili veya Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı olması gerekecek.</p>
<p>Serbest Bölgeler Kanunu kapsamında faaliyet ruhsatı alan gerçek veya tüzel kişilere ait yüklenicilerden kıyı tesisi işletme izni aranmayacak.</p>
<p>Ayrıca, hurda teşvikinden yararlanmak için başvurulan ticari gemi, deniz ve iç su aracının yerine inşa edilecek yeni taşıt, hurdaya verilen 12 bin groston ve üzeri ise en az yarısı, 12 bin grostondan küçük ise en az üçte birine sahip olacak şekilde yapılacak.</p>
<p>Düzenlemeyle Serbest Bölgeler Kanunu kapsamında faaliyet ruhsatı alan gerçek veya tüzel kişilere ait kıyı tesisleri de yüklenici tanımına eklendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurdaya-ayrilan-gemiler-icin-duzenleme-83316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/gemiii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeye göre, Türk bayraklı gemisi olup hurda teşviki alabilmek isteyenlerin, başvuru tarihi itibarıyla en az üç ay milli gemi veya Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı olması gerekecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/emlak-satislarinda-sosyal-medyaya-getirilen-yasak-portal-fiyatlarini-firlatti-83288</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak satışlarında sosyal medyaya getirilen yasak portal fiyatlarını fırlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) kapsamında, sosyal medya platformlarında taşınmaz ilanlarına ait fotoğraf, video, fiyat ve açıklama gibi tanıtıcı içeriklerin paylaşılmasının yasaklanması sektörün tepkisine yol açtı.</p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclisi’nde konuşan 21 No'lu Gayrimenkul Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Mustafa Hakan Özelmacıklı, kayıt dışı ilanların önlenmesi amacıyla hayata geçirilen kararın temel amacını desteklediklerini ancak uygulamanın yetki belgeli emlak işletmelerini de olumsuz etkileyeceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587006b0805-1784180742.jpg" alt="" width="639" height="406" />13 Haziran'da Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan bilgilendirmeye göre sosyal medya platformlarında yalnızca ilan linki paylaşılabileceğini, fotoğraf, video, metrekare ve taşınmaza ilişkin bilgilerin paylaşılmasının ise yasaklandığını hatırlatan Özelmacıklı, bu durumun sektörde ciddi tedirginlik yarattığını ifade etti. Bugünün dijital dünyasında bir konutun yalnızca bağlantı linkiyle pazarlanmasının mümkün olmadığını belirten Özelmacıklı, “Fotoğraf, video, sanal tur ve yapay zekâ destekli içerikler olmadan gayrimenkul pazarlaması yapılamaz. Kayıt dışılıkla mücadele edilirken mevzuata uygun faaliyet gösteren yetki belgeli emlak işletmelerinin dijital pazarlama imkanları ortadan kaldırılmamalı” dedi.</p>
<h2>İlan portalı maliyeti 12,5 kat arttı </h2>
<p>Özelmacıklı, sosyal medya paylaşımlarının sınırlandırılmasıyla emlak ofislerinin ilan portallarına daha bağımlı hale geleceğini belirterek platform ücretlerindeki hızlı artışa dikkat çekti. Özelmacıklı’nın verdiği bilgiye göre 2022 yılında 200 ilanlık paket için 10 bin 133 TL ödeyen emlak işletmeleri, kullanıcı sınırı olmaksızın hizmet alabiliyordu. Aynı paketin 2026 yılında 125 bin TL'ye yükseldiğini ve 20 kullanıcı sınırı getirildiğini belirten Özelmacıklı, dört yılda ilan paketlerinin TL bazında 12,5 kat, döviz bazında ise 4,5 kat arttığına dikkat çekti. Sosyal medyanın kullanım alanının daraltılmasıyla sektörün büyük ilan platformlarına daha bağımlı hale geldiğini ifade eden Özelmacıklı, bu durumun maliyetleri artırdığını, rekabeti zayıflattığını ve emlak işletmelerinin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini belirtti. İlan platformlarının fiyat artışlarının belirli kurallar çerçevesinde denetlenmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Satış geriledi, tapu harcı geliri arttı </h2>
<p>Gayrimenkul piyasasındaki son verilere de değinen Özelmacıklı, yılın ilk altı ayında satışların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 gerilemesine rağmen tapu harcı gelirlerinin yüzde 75 arttığını söyledi. İstanbul'un Türkiye genelindeki gayrimenkul satışlarından aldığı payın yaklaşık yüzde 14 olmasına karşın tapu harcı gelirlerinin yaklaşık yüzde 30'unu tek başına karşıladığına dikkat çeken Özelmacıklı, özellikle yüksek taşınmaz değerleri nedeniyle vergi yükünün İstanbul’da çok daha fazla hissedildiğini ifade etti. Özelmacıklı, kayıt dışılıkla mücadeleden vazgeçilmemesi gerektiğini ancak bunu yaparken yetki belgeli emlak işletmelerinin de korunmasının önem taşıdığını söyledi.</p>
<h2>QR kod sistemi oluşturulmalı </h2>
<p>Yetki belgeli emlak işletmelerinin paylaşımlarında kullanılmak üzere Ticaret Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından doğrulanacak QR kod sistemi oluşturulmasını öneren Özelmacıklı, ayrıca Taşınmaz Ticareti Bilgi Sistemi üzerinden emlak işletmelerinin sosyal medya hesaplarının doğrulanabileceği bir altyapının kurulmasının sektörde güveni artıracağını ifade etti. Konuşmasını, "Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli, tüketici korunmalı. Ancak dijital pazarlama kanalları kapatılmamalı, ilan platformları denetlenmeli ve değerleme sistemleri piyasa gerçekleriyle uyumlu hale getirilmeli" çağrısıyla tamamladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Algoritma 9 milyonluk evi 23 milyon hesapladı</span></h2>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Mekânsal Veri Analiz Sistemi'ne (MEVA) ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özelmacıklı, mevcut algoritmaların piyasa gerçeklerinden uzak sonuçlar üretebildiğini savundu. Komitelerine iletilen bir örneği paylaşan Özelmacıklı, Beylikdüzü'nde 12 milyon TL'den ilana çıkan, 9 milyon TL bedelle satılan ve resmi değerleme raporunda 8,1 milyon TL olarak belirlenen bir taşınmazın sistem tarafından 23 milyon TL değerinde kabul edildiğini söyledi. Bu nedenle taraflara düzeltme yazısı gönderildiğini belirten Özelmacıklı, internet ilanlarının gerçek satış fiyatını yansıtmadığını ve algoritmaların yanlış sonuçlar üretebildiğini ifade etti. Banka ekspertiz raporları ile tapu kayıtlarının dikkate alınmamasının sektörde ciddi tedirginlik oluşturduğunu dile getiren Özelmacıklı, güvenli ödeme sistemiyle birlikte bu tartışmaların daha da artacağını kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/emlak-satislarinda-sosyal-medyaya-getirilen-yasak-portal-fiyatlarini-firlatti-83288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/emlak-e-tabela-gayrimenkul-konut-emlakci-1755087614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yetki belgeli emlak işletmelerinin dijital pazarlama imkanlarının kısıtlanması tepki çekti. Uygulamayı eleştiren sektör temsilcileri, işletmelerin ilan portallarına bağımlı hale geldiğini belirterek ilan ücretlerinin son 4 yılda 12,5 kat arttığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-sadece-yeme-icme-ve-kuyum-sektoru-canliligini-korudu-83283</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda sadece yeme-içme ve kuyum sektörü canlılığını korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Haziran ayında kartlı harcamalarda mayıstaki güçlü ivmenin ardından normalleşme görüldü. Merkez Bankası kartlı işlemler verilerine göre elektronik, giyim, yemek ve kuyumculuk kategorilerinin tamamında harcamalar bir önceki aya göre gerilerken, yıllık bazda en güçlü performans altın fiyatlarında yaşanan gelişmelerinde etkisi ile kuyumculukta gerçekleşti. Verilere göre, elektronik eşyada kartlı harcamalar mayıstaki 109,5 milyar TL'den haziranda 92,2 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 15,9 düştü. Geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 24,1 artış kaydedildi. Ancak yıllık enflasyonun yüzde 32,11 seviyesinde olması nedeniyle elektronik harcamaları reel olarak yaklaşık yüzde 6 küçüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5867bca4e36-1784178620.png" alt="" width="642" height="670" /></p>
<h2>En zayıf performans giyimde </h2>
<p>Giyim ve aksesuar kategorisinde de Kurban Bayramı olan mayıs ayında 208,1 milyar TL ile görülen zirvenin ardından haziranda 154,6 milyar TL'ye inilerek aylık yüzde 25,7 düşüş yaşandı. Geçen yılın aynı ayına göre nominal artış yüzde 16,6 ile sınırlı kalırken, enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 11,8'lik reel daralma gerçekleşti. Böylece incelenen kategoriler arasında satın alma gücü açısından en zayıf performans giyimde görüldü.</p>
<h2>Yemek harcaması reelde de büyüdü </h2>
<p>Yemek harcamaları mayıstaki 196,6 milyar TL seviyesinden haziranda 160,3 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 18,5 düştü. Buna karşın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 44,2 artış kaydeden sektör, enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 9,1 reel büyüme elde etti. Böylece yemek, kuyumculuğun ardından reel büyümesini koruyan ikinci kategori oldu.</p>
<p>En güçlü performans ise kuyumculukta görüldü. Harcamalar mayıs ayındaki 73,9 milyar TL'den haziranda 66,5 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 10 azalsa da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 71,2 arttı. Bu artış enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 29,6'lık reel büyümeye karşılık geldi. Altın fiyatlarındaki yükseliş ve yatırım amaçlı alımların bu performansı desteklediği değerlendiriliyor.</p>
<p>Haziran verileri, mayıs ayında kampanyalar, bayram alışverişi, sezon alışverişi ve düğün döneminin etkisiyle zirve yapan kartlı harcamaların tüm kategorilerde bir miktar normalleştiğini gösterdi. Buna rağmen yıllık bazda tüketici harcamalarının yönü farklılaştı. Reel bazda en güçlü büyüme kuyumculukta yaşanırken, yemek harcamaları da enflasyonun üzerinde arttı. Elektronik ve giyim ise nominal artışlarına rağmen satın alma gücü açısından geçen yılın gerisinde kaldı.</p>
<h2>İşlem adedi elektronikte ve giyimde geriledi </h2>
<p>Harcama tutarlarının yanında işlem adetleri de perakende kategorilerindeki ayrışmayı ortaya koydu. Haziran ayında mayısa göre tüm kategorilerde işlem sayısı düşerken, geçen yılın aynı ayına kıyasla yalnızca kuyumculuk ve yemek kategorilerinde artış görüldü. Elektronik ile giyim ve aksesuarda ise işlem adetleri yıllık bazda geriledi. Elektronik kategorisinde işlem sayısı mayıs ayındaki 24,6 milyondan haziranda 20,6 milyona inerek aylık yüzde 16,3 azaldı. Geçen yılın haziran ayında 22,5 milyon olan işlem adedi de yıllık bazda yüzde 8,4 geriledi. Buna karşılık elektronik harcamalarının aynı dönemde nominal olarak yüzde 24,1 artması, kategoride daha az sayıda ancak daha yüksek tutarlı alışveriş yapıldığını gösterdi.</p>
<h2>Giyim alışveriş adetinde büyük düşüş </h2>
<p>Giyim ve aksesuar kategorisinde işlem adedi mayıstaki 96,3 milyondan haziranda 70,9 milyona geriledi. Böylece aylık düşüş yüzde 26,4 ile incelenen kategoriler arasındaki en sert gerileme oldu. İşlem sayısı geçen yılın aynı ayına göre de yüzde 8,1 azaldı. Harcama tutarındaki yıllık artışın yüzde 16,6 ile sınırlı kalması ve reel olarak daralması, giyim talebindeki zayıflamanın işlem adetlerine de yansıdığını ortaya koydu.</p>
<p>Kuyumculukta işlem adedi mayıs ayındaki 2,56 milyondan haziranda 2,14 milyona düşerek aylık yüzde 16,4 geriledi. Buna karşın geçen yılın haziran ayındaki 2,10 milyon işleme göre yüzde 1,9 artış kaydedildi. Kuyumculuk harcamalarının aynı dönemde yüzde 71,2 yükselmesi, sektördeki büyümenin işlem sayısından çok işlem başına harcama tutarındaki artıştan kaynaklandığına işaret etti.</p>
<h2>En güçlü yıllık adet artışı yemekte </h2>
<p>En güçlü yıllık işlem artışı ise yemek kategorisinde görüldü. Mayıs ayında 337,6 milyon olan işlem adedi haziranda 275,3 milyona gerileyerek aylık yüzde 18,4 azaldı. Buna rağmen işlem sayısı geçen yılın aynı ayındaki 231,2 milyon seviyesine göre yüzde 19,1 arttı. Yemek harcamalarının yıllık yüzde 44,2 yükselmesiyle birlikte değerlendirildiğinde, kategoride hem alışveriş sıklığının hem de işlem başına harcamanın arttığı görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-sadece-yeme-icme-ve-kuyum-sektoru-canliligini-korudu-83283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/kredi-karti.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında elektronik, giyim, yemek ve kuyumculuk kategorilerinde kartlı harcamalar mayısa göre gerilerken, yıllık bazda en güçlü performans kuyumculukta gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deprem-bolgesinde-2-nolu-kdvde-giderilmesi-gereken-bir-magduriyet-83282</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deprem bölgesinde 2 No.lu KDV’de giderilmesi gereken bir mağduriyet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>RAMAZAN KÖK - Y</strong><strong>eminli Mali Müşavir</strong></p>
<p>6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından deprem bölgesindeki mükelleflerin mali yükünü hafifletmek amacıyla önemli düzenlemeler hayata geçirilmiş, mücbir sebep kapsamında vergi ödevleri ertelenmiş ve kamu alacaklarının faizsiz şekilde taksitlendirilmesine imkân sağlanmıştır. Bu uygulamalar, bölgedeki ekonomik hayatın yeniden canlandırılması açısından son derece değerli katkılar sunmuştur.</p>
<p>Bununla birlikte uygulama sürecinde, mevzuattan kaynaklanan teknik bir uyumsuzluğun bazı mükellefler açısından beklenmeyen sonuçlar doğurduğu görülmektedir.</p>
<p>Mücbir sebep kapsamında taksitlendirilen 2 No.lu KDV tutarlarının ödeme gerçekleştikçe indirim konusu yapılabileceği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, mücbir sebep uygulamasının amacıyla uyumlu ve mükellef haklarını gözeten önemli bir değerlendirmedir.</p>
<p>Ancak aynı görüşte, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/3’üncü maddesinde yer alan süre sınırlaması nedeniyle, takip eden takvim yılını aşan ödemelerin indirim konusu yapılamayacağı ifade edilmektedir.</p>
<p>Deprem bölgesindeki mükellefler açısından ortaya çıkan sorun tam da bu noktada başlamaktadır. Çünkü ödeme planının sonraki yıllara taşınması mükelleflerin kendi tercihinden değil, deprem sonrası oluşturulan resmi ödeme takviminden kaynaklanmaktadır. Mükellefler, Bakanlıkça belirlenen ödeme planına eksiksiz uymalarına rağmen, kendi iradeleri dışında oluşan bu süre uyumsuzluğu nedeniyle KDV indirim haklarını kullanamamaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla burada tartışılan husus Gelir İdaresi Başkanlığı’nın görüşü değil; deprem nedeniyle oluşturulan ödeme sistemi ile KDV Kanunu’nun 29/3 üncü maddesindeki süre düzenlemesinin birlikte uygulanmasından kaynaklanan teknik bir uygulama sorunudur.</p>
<p>Deprem bölgesindeki işletmelerin yeniden üretime, istihdama ve yatırıma katkı sağlamaya çalıştığı bu dönemde, tamamen olağanüstü koşullardan doğan bu uygulama farklılığının giderilmesi, mücbir sebep düzenlemelerinin amacına da uygun olacaktır.</p>
<p>Bu kapsamda yalnızca deprem bölgesindeki mücbir sebep kapsamındaki mükelleflere özgü olarak, 2 No.lu KDV ödemelerinin ödeme yapıldığı dönemde indirim konusu yapılabilmesine imkân sağlayacak bir kanuni düzenleme yapılması veya Gelir İdaresi Başkanlığınca uygulamaya yön verecek açıklayıcı bir düzenleme yayımlanması, hem uygulama birliğini sağlayacak hem de ortaya çıkan mağduriyetleri giderecektir.</p>
<p>Deprem sonrası yürürlüğe konulan destekleyici düzenlemelerin temel amacı, bölgedeki ekonomik hayatın güçlenmesine katkı sağlamaktır. Aynı anlayış doğrultusunda, uygulamada ortaya çıkan bu teknik uyumsuzluğun da çözüme kavuşturulmasının hem mükellefler hem de vergi idaresi açısından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deprem-bolgesinde-2-nolu-kdvde-giderilmesi-gereken-bir-magduriyet-83282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deprem bölgesinde 2 No.lu KDV’de giderilmesi gereken bir mağduriyet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ermetal-ihracat-basarisini-odulle-taclandirdi-83326</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ermetal&#039;e OİB&#039;den &#039;Bronz İhracatçı Ödülü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv ana sanayine yönelik sac metal parça ve montajlı komponent üretimi gerçekleştiren Ermetal Şirketler Grubu, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından düzenlenen 2025 İhracat Ödülleri kapsamında "Bronz İhracatçı Ödülü" almaya hak kazandı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, 2025 yılında ulaşılan ihracat performansının bu ödülle taçlandırıldığı belirtilerek, ihracattaki başarının önümüzdeki yıllarda daha da artırılmasının hedeflendiği ifade edildi.</p>
<p>Ermetal Şirketler Grubu CEO'su Yesari Süalp de daha önce yaptığı değerlendirmede, 2025 yılında ihracatın toplam ciro içindeki payının yaklaşık yüzde 25 seviyesine ulaştığını, 2026 yılında devreye girecek yeni projelerle bu oranı yüzde 30'un üzerine çıkarmayı hedeflediklerini açıklamıştı.</p>
<p>Fransa, Slovakya, Romanya, Polonya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa pazarlarında büyümeye odaklandıklarını belirten Süalp, Turquality Programı'nın da katkısıyla yeni müşteri ve yeni pazarlara açılmayı hedeflediklerini vurgulamıştı. Süalp, ihracatta rekabetin artık yalnızca fiyatla değil; kalite, teknoloji, mühendislik kabiliyeti ve sürdürülebilir üretim anlayışıyla şekillendiğini belirterek, Ermetal'in katma değerli üretim ve yüksek ihracat hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etmişti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ermetal-ihracat-basarisini-odulle-taclandirdi-83326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/ermetal-ihracat-basarisini-odulle-taclandirdi-1784196614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği&#039;nin 2025 İhracat Ödülleri kapsamında &quot;Bronz İhracatçı Ödülü&quot;ne layık görülen Ermetal, Avrupa pazarındaki büyümesini yeni projelerle sürdürmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-gelecegine-yon-verecek-projeler-tanitildi-83324</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biba: Atık yönetiminde vatandaşları da sürecin içine katan çalışmalar planladık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, Temmuz ayı ikinci oturumunda “Bursa Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi” ile şehrin batısına yapımı düşünülen “Bursa Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi” hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirilerek kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda Kentsel Dönüşüm Dairesi Başkanlığı Deprem ve Zemin İnceleme Şube Müdür Vekili Duygu Yılmaz, JICA iş birliğiyle 2022 yılında başlayan ve Haziran 2026 yılı itibarıyla sona eren “Bursa Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi” hakkında bilgilendirme sunumu gerçekleştirdi. Oturumun devamında Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Cihat Kahraman, şehrin batı bölgesine yapımı düşünülen “Bursa Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi” hakkında bilgilendirme sunumu yaptı.</p>
<h2>“Bursa’nın 1 yıllık atığı 7 stadyum büyüklüğünde”</h2>
<p>Sunumda Bursa’nın atık yönetimi hakkında istatistiki veriler paylaşıldı. Bursa’da kişi başı günlük evsel atık miktarının 1,1 kilo olduğunun açıklandığı sunumda kent genelinde günlük yaklaşık 3 bin 500 ton atık oluştuğu belirtildi. Bu atığın yıllık toplamının 7 stadyumu dolduracak büyüklükte olduğu açıklandı. Sunumda ayrıca Büyükşehir Belediyesi’nin her gün 13 ton tıbbi atığı tesislerinde bertaraf ettiği belirtildi. Bursa genelinde her gün ilçe belediyelerince toplanan ve 3.500 tonu aşan atığın yüzde 65’inin Yenikent (Hamitler) Katı Atık Düzenli Depolama Alanı’nda, yüzde 35’inin ise Doğu Bölgesi (İnegöl) Entegre Katı Atık Tesisi’nde bertaraf edildiği ifade edildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58b8401e50b-1784199232.jpg" alt="" width="800" height="367" /></p>
<h2>“Bursa’nın atık depolama alanının yüzde 86’sı doldu”</h2>
<p>Yenikent Katı Atık Düzenli Depolama Alanı’nın yüzde 86 doluluğa eriştiğinin altı çizilen sunumda kalan yüzde 14’lük kısmın 3 yıl içerisinde dolacağının öngörüldüğü dile getirildi. Bu bağlamda yeni bir tesisin Bursa’nın geleceği açısından ertelenmemesi gereken bir zorunluluk olduğunun vurgulandığı sunumda, “Bursa Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi” yer seçim çalışmaları hakkında da bilgi verildi.</p>
<h2>“Bilimsel araştırmalar Kuruçeşme’yi işaret etti”</h2>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki İSTAÇ ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) iş birliğinde 2014 yılında yer seçim çalışması yapıldığının hatırlatıldığı sunumda çalışmalarda 31 bilimsel kriter katmanı belirlendiğini ve yer tespitinin buna göre yapıldığı açıklandı. Bu bilimsel çalışmalarda 6 farklı alan üzerinde durulduğunu ve en yüksek skoru Kuruçeşme Köyü sahasının aldığını vurgulayan sunumda alternatif yer arayışı kapsamında 2019 ve 2020 yıllarında da benzer araştırmalar yapıldığı duyuruldu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a58b765c30dc-1784199013.jpg" alt="" width="700" height="416" /></p>
<h2>“31 kriter katmanına göre en yüksek skora Kuruçeşme aldı”</h2>
<p>2019 yılındaki çalışmada Atlas Köyü, Kabulbaba Köyü, Güngören Köyü, Muratlı-Hürriyet Köyü sahalarının; 2020 yılında ise Muratlı Köyü, Çamlıca, Hürriyet, Seçköy, Yeniyörük, Seymen ve Fethiye sahalarının tarandığı belirtildi. Yapılan 3 bilimsel araştırma neticesinde 31 kriter katmanına göre en yüksek skora Kuruçeşme, Muratlı ve Hürriyet sahalarının ulaştığının açıklandığı sunumda bu üç nokta arasında yapılan bilimsel araştırma matrisi neticesinde de Kuruçeşme’nin en uygun saha olarak öne çıktığı ortaya konuldu.</p>
<h2>“Çevresel kirliliğe geçit verilmeyecek”</h2>
<p>Nilüfer, Kayapa Mahallesi’ndeki Kuruçeşme’de yapımı planlanan projenin bir çöplük değil modern entegre katı atık ve enerji üretim tesisi olduğunun vurgulandığı sunumda söz konusu tesise en yakın yerleşim yerinin 1.067 metre mesafede olduğu ve söz konusu bölgede halihazırda maden sahaları bulunduğu belirtildi. Tesisin havada, yeraltı ve yüzey sularında herhangi bir çevresel kirliliğe ve kötü koku oluşumuna neden olmayacağının teknik detaylarıyla ortaya konulduğu sunumda tesisin aynı zamanda bölgede ulaşıma ekstra bir yük getirmeyeceği de yapılan modellemelerle anlatıldı. Katı atıkların ayrıştırılarak ekonomiye kazandırılacağı, ortaya çıkan metan ve deponi gazından enerji üretileceği, bu süreçte ortaya çıkan ısının ise bölgeye kurulacak seralarda kullanılacağı paylaşıldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58ad3097a35-1784196400.jpeg" alt="" width="745" height="451" /></p>
<h2>“Kaynağında ayrıştırma yaygınlaştırılacak”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa’da atık yönetiminde vatandaşları da sürecin içine katan çalışmalar planladıklarını belirterek ‘Sıfır Atık’ vurgusu yaptı. Biba, “Bir pilot mahallede kaynağında ayrıştırmaya yönelik çalışma yapacağız. En kısa zamanda da bütün Bursa’da bu çalışmayı yaygınlaştırmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-gelecegine-yon-verecek-projeler-tanitildi-83324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/4/1280x720/bib-1784199215.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Bursa Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi” ile “Bursa Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi” için yapılan tanıtımda konuşan Bursa Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, kentte atık yönetiminde vatandaşları da sürecin içine katan çalışmalar planladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-kazanmak-icin-aldigi-hisseyi-kim-daha-ilk-gunden-zararina-satar-83286</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) temmuz başından bu yana 7 şirkete halka arz izni verdi. Bunlardan 5'inin hisseleri Borsa'da işlem görmeye başladı, biri bugün birkaç saat sonra diğeri ise Cuma günü sahneye çıkacak.</p>
<p>Geçen haftaki yazılarımdan birinde, küçük yatırımcıyı bazı halka arzlar konusunda dikkatli olmaları gerektiği yönünde uyarmıştım. Talep miktarının ve yatırımcı sayısının önceki halka arzlara göre belirgin biçimde düşük kalması da dikkat çekiciydi. İlk gün sonunda arz fiyatının altında gerçekleşen kapanışlar ise ne yazık ki bu öngörümü doğruladı. Bunun üzerine aklıma şu soru takıldı: Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar?</p>
<p>Bu soruya en dikkat çekici yanıtı X'te yaptığı paylaşımla "Solakoğlu" adlı yatırımcı vermiş. Aynen aktarıyorum:</p>
<p>“Halka arz işleme başladıktan sonra kim arz fiyatının altına satar? Cevap basit: Halka arz fiyatının altına satın almış olanlar.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a586c4f3495c-1784179791.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Geçen haftaki yazılarımdan birinde, küçük yatırımcıyı bazı halka arzlar konusunda dikkatli olmaları gerektiği yönünde uyarmıştım. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Neden halka arz fiyatının altına birilerine pay satılır? Cevap çok ancak en basiti şu: Halka arza yeterli talep gelmemiştir, arzın tamamlanması istenir ve alıcı aranmaya başlanır.</p>
<p>Alıcı bulunur, iskonto ister. Pazarlık başlar ve belli bir noktada anlaşılır. Örneğin arz fiyatının %40 altına mal verilir. Tahtadan ödenir, arkadan iskonto geri alınır.</p>
<p>Satın alan kişi 3 tabana kadar mal satsa bile tahtada yine kâr eder. Peki malı kim alır? ‘Buradan alayım, belki bir hareket yapar’ diyerek trade etmeye çalışanlar. Böylece halka arz asıl burada tamamlanır.</p>
<p>Bu etik midir? Bence değildir. Madem o seviyede iskonto verilebiliyordu, o halde değerlemede o fiyata inilseydi. Neden inilmiyor? Çünkü inilse de kimse almayacak, mal belli.</p>
<p>Yukarıda yazılanlar hayal ürünüdür, karaladığım zırvalardan ibarettir. Ülkemizde böyle bir şey asla olmamıştır. Herhangi bir şirketi ya da kurumu itham etmedim.”</p>
<p>Elbette buna katılmayanlar da var. Onlara göre piyasa etkin şekilde denetleniyor ve böyle bir ihtimal söz konusu olamaz. İlk gün görülen satışlar ise halka arza kâr amacıyla katılan küçük yatırımcıların, fiyat düşünce daha fazla zarar etmemek için satışa yönelmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Merak ettim, siz hangi görüşü savunanlardansınız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-kazanmak-icin-aldigi-hisseyi-kim-daha-ilk-gunden-zararina-satar-83286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinin-buyume-motoru-tekliyor-83285</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;in büyüme motoru tekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5869b57c6a9-1784179125.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonominin en önemli büyüme merkezlerinden biri olan Çin, ikinci çeyrekte yüzde 4,3 büyüyerek resmi hedefin altında kaldı. COVID-19 dönemindeki olağanüstü yıllar hariç tutulduğunda bu oran, 1990’lardan bu yana kaydedilen en düşük büyüme performansı olarak dikkat çekti. İlk çeyrekteki yüzde 5’lik büyümenin ardından gelen bu sert yavaşlama, ekonomide ivme kaybının hızlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Büyümedeki zayıflamanın en önemli nedeni ise iç talepteki belirgin gerileme oldu. Haziran ayında perakende satışlar yalnızca yüzde 1 artarken, yılın ilk yarısında sabit varlık yatırımları yüzde 5,7 geriledi. Uzun süredir devam eden emlak krizi tüketici güvenini baskılamaya devam ederken, şirketlerin yatırım iştahındaki düşüş de ekonomik görünümü zayıflattı.</p>
<h2>İhracat tek başına yetmedi </h2>
<p>Haziran ayında ihracat yıllık bazda yüzde 27 artarak güçlü görünse de, ithalattaki hızlı yükseliş dış ticaretin büyümeye katkısını sınırladı. Uzmanlara göre Çin ekonomisi giderek dış talebe daha bağımlı hale geliyor ancak bu destek, iç piyasadaki yavaşlamayı telafi etmekte yetersiz kalıyor. Sanayi üretiminin yüzde 5,3 artması üretim tarafındaki dayanıklılığı gösterse de, ekonomistler aylık verilerin genel tabloyu kararttığı görüşünde birleşiyor. Özellikle yatırımlardaki daralma ve zayıf tüketim, önümüzdeki çeyreklerde yeni teşvik paketlerini yeniden gündeme taşıyabilir.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>ALARM VEREN GÖSTERGELER</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #e67e23;">%4.3 - İkinci çeyrek büyümesi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%4.5 - 2026 büyüme hedefi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%1 - Haziran ayında perakende satış artışı</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%-5.7 - Yılın ilk yarasında sabit varlık yatırımları</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%5.3 - Sanayi üretimi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%4.7 - İlk yarı GSYİH büyümesi</span></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AYDA 1 MİLYON SEVİYESİ İLK KEZ AŞILDI</span></h2>
<p>İç pazardaki yavaşlama üreticileri dış pazarlara yöneltirken, Çin'in aylık otomobil ihracatı ilk kez 1 milyon adedi aştı. Artan sevkiyatlar küresel rekabeti kızıştırırken, Avrupa ve ABD’de korumacılık tedbirleri yeniden gündeme geliyor.</p>
<p>Çin otomotiv sektöründe ihracat odaklı büyüme yeni bir eşiği geride bıraktı. Haziran ayında ülkenin otomobil ihracatı yıllık yüzde 71,2 artışla 1,06 milyon adede ulaşarak ilk kez aylık bazda 1 milyon sınırını geçti. Böylece Çin, yıl sonunda 10 milyonun üzerinde otomobil ihracatına ulaşma hedefi doğrultusunda önemli bir adım attı. Geçen yıl 7,1 milyon adet olan ihracatın bu yıl iki katına yaklaşması bekleniyor.</p>
<p><strong>İç pazar zayıflıyor </strong></p>
<p>İhracattaki güçlü artışın arkasında ise iç pazardaki zayıflama bulunuyor. Elektrikli araç teşviklerinin azaltılması ve benzinli otomobillere yönelik talebin gerilemesi, üreticileri daha agresif şekilde dış pazarlara yöneltti. Düşük maliyetli üretim, gelişmiş yazılım altyapısı ve rekabetçi fiyatlar sayesinde Çinli markalar Avrupa, Güney Amerika, Orta Doğu ve Asya pazarlarında hızla pay kazanıyor.</p>
<p><strong>BYD’nin satışları %95 arttı </strong></p>
<p>Haziran ayında BYD’nin yurt dışı satışları yüzde 95 artışla 175 bin adede yükselirken, Geely ilk kez aylık 100 bin ihracat sınırını aşarak 102 bin 874 araç sattı. Devlet destekli Chery ise 191 bin adedin üzerinde ihracat gerçekleştirerek üst üste dördüncü ay rekor kırdı. Otomobil ihracatındaki sıçrama, Çin’in genel dış ticaret performansına da yansıdı. Haziran ayında ülkenin toplam ihracatı yüzde 27, ithalatı ise yüzde 36 arttı. Aynı dönemde lityum pil ihracatı yüzde 37,6, rüzgar türbini ihracatı ise yüzde 35,6 yükseldi. Buna karşın nadir toprak elementleri ihracatı sıkı ihracat kontrolleri nedeniyle gerilemeye devam etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinin-buyume-motoru-tekliyor-83285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/cin-ihracat-dis-ticaret.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ekonomisi ikinci çeyrekte son otuz yılın en zayıf büyüme performanslarından birini sergiledi. Zayıflayan iç talep, gerileyen yatırımlar ve emlak krizinin sürmesi, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde alarm zillerini çalarken, ihracatın tek başına büyümeyi taşıyamadığı görülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aktif-buyumesi-yuzde-570in-uzerinde-karda-20-milyari-ilk-ceyrekte-gecti-83284</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktif büyümesi yüzde 570’in üzerinde, kârda 20 milyarı ilk çeyrekte geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada varlıklarını hızla nakde çevirebilen ve aktif büyümesiyle kârlılığı %10 barajını aşan 33 şirket dikkat çeken çekiyor. Tera Yatırım %570 varlık genişlemesiyle listenin ilk sırasında yer alsa da, aktif büyümenin kazancı her zaman garanti altına almadığı göz ardı edilmemeli.</strong></p>
<p>Şirketlerin bilançolarında artan varlıklar görüldüğünde kimi yatırımcı kasanın nakitle dolduğu düşüncesine kapılabilir. Kimi yatırımcı aktif büyümesini, zenginleşme sinyali olarak okur. Oysa vitrindeki malların çokluğuna bakıp şirketin borçsuz olduğunu düşünmek hatadır. Tera Yatırım veya Astor Enerji gibi şirketlerin yer aldığı tabloda işler kağıt üzerinde iyi görünebilir. Bununla birlikte, eğer sahip olunan o büyük aktifl er tahsil edilemeyen alacaklardan oluşuyorsa ortada dönen sağlıklı bir çarktan bahsetmek de mümkün olamayacaktır. Aktiflerin büyümesi, bilançonun enflasyonla şiştiği bir ortamda tuzağa dönüşebilir.</p>
<h2>Aktifler büyürken kârları arttı</h2>
<p>Tera Yatırım %570,34 seviyesindeki hayli yüksek aktif büyümesi ve 3,66 düzeyindeki devir hızıyla listenin ilk sırasında yer alıyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirlerini %149 büyüten firma, dönem sonunda net kârını %75 büyüterek 20,2 milyar TL’ye çıkardı. Şirket, aktif portföy yönetimi ile öne çıkarken gerçekleştirdiği yatırımlarla dikkat çekiyor. Bilişim ve yazılım sektöründe faaliyet yürüten ATP Yazılım %242 aktif büyüme ile öne çıkan bir diğer firma. Gelirini %104 büyüten şirket dönem sonu kârını 421,1 milyon TL’ye çıkarırken artış oranı %216’yı buldu. Firmanın yöneticilerinin basına yansıyan açıklamalarından Afrika pazarına yönelik ilgilerinin olduğu anlaşılıyor.</p>
<h2>Gelir artarken kâra döndü</h2>
<p>İletişim sektöründe yer alan Forte Bilgi İletişim üç aylık faaliyet döneminde satış gelirini %208 artırırken %418,82 oranında aktif büyüme gerçekleştirdi. Satışlardaki büyüme esas faaliyet kârını artırırken dönem sonunda 9,6 milyon TL kâr elde etti. Oluşan kâr düşük kalsa da önceki yıl aynı dönemde zarar ettiği nazara alındığında gelişim söz konusu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58691e3d901-1784178974.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SINIRLI YATIRIM MI, ÖZGÜR YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Sınırlı yatırım</strong>; kontrol, tematik uyum, kolaylık, disiplin, düşük dalgalanma. Fırsat maliyeti, manevra zorluğu, getiri tırpanı, zorunlu ağırlık.</p>
<p><strong>Özgür yatırım</strong>; mutlak getiri, kriz kalkanı, fırsat, hız, alfa yaratımı. Yönetici riski, ağır kayıp, yüksek masraf, şeffaflık eksiği, stres yükü.</p>
<p><strong>Kurduğu dolum hattı ve aldığı makine yeni bir segmente girmesine olanak verecek</strong></p>
<p>Meysu’nun yeni tesis satışlara anlamlı bir katkısı olabilecek m? ● Selim Aslan</p>
<p>Selim, Meysu mayıs ayında yaptığı açıklamada Kayseri, İncesu OSB’de bulunan fabrikasında teneke dolum hattı ve cam şişe dolum makinesi yatırımını tamamlayarak içecek üretimine başladığını bildirdi. Şirket, bu yatırımla daha önce yapamadığı cam şişede gazlı içecek üretimine başlama imkanı elde etmiş oldu. Bu itibarla yeni bir segmente giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz. Ayrıca devreye aldığı teneke dolum hattıyla mevcut üretim kapasitesi de büyümüş oldu. Hem yeni bir pazar alanına geçilmesi hem de kapasitenin artması, şirketin ciro hacmini ve rekabet gücünü artıracak.</p>
<p><strong>Sermaye artırım yoluyla Kobe’nin %80’ine sahip olurken hakim ortak konumuna geldi</strong></p>
<p>Rimteks, Kobe Poliüretan’ı satın almasındaki ana beklentisi nedir? ● Mehmet Yalçın</p>
<p>Mehmet, Kimteks, sermaye artırımı yoluyla 77,1 milyon TL ödeyerek Kobe Poliüretan’ın %80 ana hissedar konumuna geldi. Firma, gerçekleştirdiği satın alımın faaliyetlerine etkisinin olumlu yönde olacağı bilgisini paylaştı. Satın alınan firma; poliüretan, MDI prepolimer ve doymuş poliester reçine alanında üretim yapıyor. Kimteks’in buradaki temel beklentisi, kendi iş koluyla doğrudan örtüşen bu adımla mevcut üretim kapasitesini artırmak, ürün yelpazesini genişletmek ve pazar payını büyüterek sektördeki rekabet gücünü artırmak. Şirket, ilk çeyrekte gelirini %7 düşürdü.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GZG sağlık fonu genetik ve sağlığa yatırım yaparak son bir yılda %53 getiri sağladı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idare ettiği Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon (GZG), nisanda gerçekleştirdiği hareketlenme hazirandan itibaren artan ivmeyle devam etti. İki ayı geçkin süredir çıkış ivmesiyle dikkat çekiyor. Şubattan bu yana hacimdeki daralma ise temmuzda terse döndü. Hacmi 394,97 milyon TL’ye çıkarken önceki aya göre büyüdü. Temmuzda 47,1 milyon TL nakit girişi yaşandı. Düşen yatırımcı sayısı geçen aydan bu yana artmaya başladı. Haziranda sayı 1.882’ye çıkarken şimdilerde 3.116 kişiye ulaşmış durumda. Stratejisi, sağlık ve genetik alanında faaliyet yürüten şirketlerin paylarında yoğunlaşmak üzerine kurulu. Portföyünün %61,94’ünü yabancı hissede ve %18,46’sını para piyasasında değerlendiriyor. Yıllık %53,38 getiri sağlayan portföy, %36,04 yükselen endeksin üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, TLREF + %4,25 faizle 150 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>yatırımcılara yönelik 13.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 11.01.2027 olarak açıklandı. 13 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFK12711 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5868f0ae1ed-1784178928.png" alt="" width="956" height="243" /></strong><strong>YÜNSA</strong></p>
<p><strong>Kapasite ve modernizasyon için yaklaşık 6,5 milyon euroluk yatırım kararı aldı</strong></p>
<p>Yünsa, iplik hazırlama hattı, temizleyici gruplar, dokuma tezgahları ve ramöz yatırımlarından oluşan makine parkuru alacak. Yaklaşık 6,5 milyon euro (347,5 milyon TL) bütçeli yatırımın kapasite artırımı, enerji verimliliği ve birim maliyetlerde azalış sağlaması bekleniyor. 2027 yılına kadar tamamlanacak bu hamleyle üretim altyapısını modernize edecek. Tekstil sanayisinde makine parkurunun modernizasyonu, teknik fireleri azaltıp kaliteyi artırarak kâr marjını doğrudan iyileştirir. 6,5 milyon euroluk yatırımla üretim sürecini yenilemek yerinde bir yaklaşımdır.</p>
<p><strong>KARTONSAN</strong></p>
<p><strong>Ana ortaklar sahip oldukları payları sattı. Devir sonrası yönetim el değiştirecek</strong></p>
<p>Kartonsan’ın sermayesinin %77,21’ini temsil eden Pak Holding, Asil Holding ve Pak Gıda’ya ait payların, Hasan Peker ve Aydın Veli Serin’e toplam 72 milyon dolara satılması yönünde bir sözleşme imzalandı. Halka açık şirketlerde hakim ortakların paylarını satarak yönetimin kontrolünü devretmesi, şirketin stratejik vizyonunda köklü değişiklikleri beraberinde getirir. Payların blok olarak devredilmesi yeni yatırımcıların yaklaşımını devreye alma sürecini daha hızlı gündeme getirecektir. Yeni alıcıların çağrı zorunluluğu pay devirlerinin ardından gündeme gelecek.</p>
<p><strong>ODİNE SOLUTİONS</strong></p>
<p><strong>Huawei ile stratejik iş ortaklığı kurdu. Girişimle pazar genişlemesine gidecek</strong></p>
<p>Odine Solutions, Orta Doğu pazarına yönelik bulut tabanlı telekomünikasyon, dijital dönüşüm ve sistem entegrasyonu çözümlerini pazarlamak üzere Huawei Cloud ile iş ortaklığı sözleşmesi imzaladı. Şirketin telekom mühendisliği uzmanlığı ile Huawei›nin bulut ekosisteminin birleştirilmesi hedeflenmekte. Girişimle Odine, bölgesel pazarlara erişimini stratejik bir teknoloji deviyle birlikte hareket ederek genişletme olanağı bulacak. Bilişim teknolojileri sektöründe küresel teknoloji üreticileriyle iş ortaklıkları kurmak, pazar genişlemesini hızlandıran adımdır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Biotrend yatayda dalgalı hareket ediyor. 16 TL’nin üzerinde tutunma çabası var</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5868c4ef823-1784178884.png" alt="" width="301" height="242" />Biotrend Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %1,29 ile toplamda 277,3 bin lot artarak 21,7 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 20’ten 17’ye geriledi. MTH fonu 585,8 bin lot ile en fazla alımı yaparken, RIK 500 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Biotrend hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 22 TL ile verdi. En düşük öneri 20,10 TL ile Halk Yatırım’dan geldi. Ortalama 21,05 TL’de.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aktif-buyumesi-yuzde-570in-uzerinde-karda-20-milyari-ilk-ceyrekte-gecti-83284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aktif büyümesi yüzde 570’in üzerinde, kârda 20 milyarı ilk çeyrekte geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-uretim-sanayinin-gelecegini-insa-eden-donusum-83280</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil üretim: Sanayinin geleceğini inşa eden dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi, ülkelerin ekonomik büyümesinin ve toplumsal refahının en önemli dinamiklerinden biridir. Ancak sanayileşme sürecinin beraberinde getirdiği çevresel sorunlar, doğal kaynakların hızla tükenmesi, enerji maliyetlerindeki artış ve küresel iklim değişikliği gibi gelişmeler, üretim anlayışının yeniden şekillenmesini zorunlu hale getirmiştir.</p>
<p>Geçen haftaki  “Yeşil Fabrika Sanayinin Geleceğini İnşa Eden Dönüşüm..” başlıklı yazımda  yeşil fabrikanın özelliklerini yazmıştım.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bugünkü  yazımda ise “Sanayinin Geleceğini İnşa Eden Dönüşümü” başlıklı  yazımda  yeşil üretimi  sizlerin bilgisine sunacağım.</p>
<p>Günümüzde artık yalnızca daha fazla üretmek yeterli görülmemekte; çevreye duyarlı, enerji verimli, düşük karbon salımlı ve sürdürülebilir üretim gerçekleştirmek, sanayinin temel hedeflerinden biri haline gelmektedir.</p>
<p>İşte bu noktada “yeşil fabrika” ve “yeşil üretim” kavramları, yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda rekabet gücünün, ihracat başarısının ve kurumsal sürdürülebilirliğin de temel yapı taşları olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Sanayide yeni dönem: Yeşil dönüşüm</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.</p>
<p>Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon ve akıllı üretim sistemleri kadar çevresel sürdürülebilirlik de yeni sanayi devriminin temel bileşenlerinden biri olmuştur.</p>
<p>Artık yatırımcılar yalnızca finansal performansa değil; işletmelerin çevresel etkilerine, karbon ayak izlerine, enerji tüketimlerine ve sosyal sorumluluk anlayışlarına da büyük önem vermektedir.</p>
<p>Bu nedenle yeşil üretim artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>
<p>Özellikle ihracat yapan işletmeler için Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda çevresel standartlara uyum, rekabet edebilmenin ön koşulu haline gelmiştir.</p>
<p><strong>Yeşil fabrika nedir?</strong></p>
<p>Yeşil fabrika; doğal kaynakları verimli kullanan, enerji tüketimini azaltan, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanan, atık oluşumunu minimum seviyeye indiren ve çevresel etkileri sürekli kontrol altında tutan üretim tesisidir.</p>
<p>Yeşil fabrikanın temel özellikleri şunlardır:Enerji verimliliği, Su tasarrufu,Atıkların geri kazanılması , Karbon emisyonunun azaltılması ,Yenilenebilir enerji kullanımı,Çevre dostu üretim teknolojileri, Akıllı otomasyon sistemleri ,Dijital enerji yönetimi Çalışan sağlığı ve güvenliği ,Sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi Bu yaklaşım sayesinde hem çevre korunmakta hem de işletmeler önemli maliyet avantajları elde etmektedir.</p>
<p><strong>Yeşil üretim neden gereklidir?</strong></p>
<p>Küresel ölçekte enerji fiyatlarının yükselmesi, su kaynaklarının azalması ve çevresel düzenlemelerin sıkılaşması, işletmeleri yeni çözümler üretmeye yöneltmektedir.</p>
<p>Geleneksel üretim anlayışı; yüksek enerji tüketimi, fazla hammadde kullanımı, yüksek karbon salımı, yoğun atık oluşumu, gibi önemli sorunları beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Yeşil üretim ise aynı kaliteyi daha az enerji ve daha az kaynak kullanarak üretmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Böylece işletmeler; maliyetlerini düşürmekte, uluslararası pazarlarda avantaj elde etmekte, marka değerlerini yükseltmekte, yatırımcı güvenini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği en büyük kazançtır</strong></p>
<p>Bir fabrikanın toplam maliyetleri içerisinde enerji önemli bir pay oluşturmaktadır.</p>
<p>Motorlar, kompresörler, kazanlar, fırınlar, iklimlendirme sistemleri ve aydınlatma üniteleri doğru yönetildiğinde enerji tüketiminde yüzde 20–40 arasında tasarruf sağlanabilmektedir.</p>
<p>Akıllı enerji izleme sistemleri sayesinde; hangi makinenin ne kadar enerji harcadığı,</p>
<p>hangi vardiyada tüketimin arttığı, hangi ekipmanın verimsiz çalıştığı,anlık olarak takip edilebilmektedir.</p>
<p>Bu sayede yalnızca enerji değil üretim verimliliği de önemli ölçüde artmaktadır.</p>
<p><strong>Yenilenebilir enerji sanayinin gücünü artırıyor</strong></p>
<p>Sanayi tesislerinin çatılarına kurulan güneş enerji santralleri son yıllarda büyük ilgi görmektedir.</p>
<p>Elektrik maliyetlerinin önemli kısmı bu sistemlerle karşılanabilmektedir.</p>
<p>Ayrıca; rüzgâr enerjisi, biyogaz,atık ısı geri kazanımı ,kojenerasyon sistemleri,yeşil fabrikanın vazgeçilmez unsurları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Enerji bağımsızlığı sağlayan işletmeler küresel rekabette önemli avantaj elde etmektedir.</p>
<p><strong>Atık, artık bir kaynak olarak görülüyor</strong></p>
<p>Modern üretim anlayışında atık, bertaraf edilmesi gereken bir yük değil, yeniden ekonomiye kazandırılması gereken değerli bir kaynaktır.</p>
<p>Metal talaşları, plastikler, ambalaj malzemeleri, proses suları ve üretim yan ürünleri uygun yöntemlerle geri kazanılabilmektedir.</p>
<p>Döngüsel ekonomi yaklaşımı sayesinde; daha az hammadde kullanılmakta,</p>
<p>daha az enerji harcanmakta, daha düşük maliyetle üretim yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Dijital teknolojiler yeşil </strong></p>
<p><strong>dönüşümün lokomotifidir</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli üretim planlaması, büyük veri analizi, nesnelerin interneti (IoT), dijital ikiz uygulamaları ve robotik otomasyon sistemleri, kaynak kullanımını optimize ederek israfı azaltmaktadır.</p>
<p>Makine arızaları önceden tahmin edilmekte, bakım süreçleri planlanmakta ve plansız duruşlar en aza indirilmektedir.</p>
<p>Bu teknolojiler hem üretim kalitesini artırmakta hem de enerji tüketimini düşürmektedir.</p>
<p><strong>KOBİ'ler için büyük bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan KOBİ'ler, yeşil dönüşüm sürecinin en önemli aktörleri arasında yer almaktadır.</p>
<p>İlk bakışta yüksek yatırım maliyetleri nedeniyle çekimser davranılabilse de enerji verimliliği projeleri, geri dönüşüm uygulamaları ve dijital üretim sistemleri orta vadede kendini amorti etmektedir.</p>
<p>Özellikle ihracat yapan işletmeler açısından yeşil üretime geçiş, yeni pazarlara erişimin anahtarı olacaktır.</p>
<p><strong>Çalışan kültürü değişmeden </strong><strong>dönüşüm başarılı olamaz</strong></p>
<p>Yeşil fabrika yalnızca teknoloji yatırımı değildir.</p>
<p>Asıl dönüşüm insan kaynağında başlamaktadır.</p>
<p>Çalışanların; enerji tasarrufu, atık ayrıştırma, su kullanımı, çevre bilinci,</p>
<p>Sürdürülebilir üretim konularında bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Yeşil kültürü benimseyen işletmelerde verimlilik doğal olarak yükselmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye için büyük </strong><strong>bir potansiyel</strong></p>
<p>Türkiye güçlü sanayi altyapısı, genç nüfusu, gelişen teknoloji yatırımları ve girişimcilik kültürü sayesinde yeşil dönüşüm sürecinde önemli avantajlara sahiptir.</p>
<p>Özellikle organize sanayi bölgelerinde kurulacak ortak enerji yönetim sistemleri, güneş enerjisi projeleri, atık geri dönüşüm tesisleri ve dijital üretim altyapıları sanayimizin rekabet gücünü önemli ölçüde artıracaktır.</p>
<p>Bu dönüşüm yalnızca çevreyi korumayacak; ihracatı, istihdamı ve ekonomik büyümeyi de destekleyecektir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yeşil fabrika ve yeşil üretim, geleceğin sanayi vizyonunun temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Çevreyi koruyan, kaynakları verimli kullanan ve teknolojiyle desteklenen üretim anlayışı, işletmelere yalnızca maliyet avantajı değil; aynı zamanda uluslararası pazarlarda güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve güçlü bir marka değeri kazandırmaktadır.</p>
<p>Bugün atılacak her yeşil dönüşüm adımı, yarının daha temiz çevresi, daha güçlü ekonomisi ve daha rekabetçi sanayisi için yapılmış stratejik bir yatırımdır.</p>
<p>Sanayinin geleceği, daha fazla üretmekten çok daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir üretmekten geçmektedir.</p>
<p>Yeşil fabrika, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de refahını güvence altına alan bir üretim modelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-uretim-sanayinin-gelecegini-insa-eden-donusum-83280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/osb-1775451875.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil üretim: Sanayinin geleceğini inşa eden dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disindan-turkiyeye-yerlesenlere-20-yil-vergi-istisnasi-83278</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından Türkiye&#039;ye yerleşenlere 20 yıl vergi istisnası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan “<strong>Komisyon Görüşmeleri Sonrası Yeni Kanun Teklifinin Getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda; daha sonra 7582 sayılı Yasa olarak kabul edilen Kanun Teklifinde yer alan bazı düzenlemelere ilişkin açıklamalarda bulunulmuştu. Anılan yasa ile <strong>Gelir Vergisi Kanunu</strong>’nun <strong>23’üncü</strong> maddesinin <strong>birinci </strong>fıkrasına eklenen <strong>(20)</strong> numaralı bendi ile; ülkemize döviz getirilmesini teşvik etmek amacıyla, son üç takvim yılında Türkiye'de yerleşmiş sayılmama ve vergi mükellefiyeti bulunmama şartlarını sağlayan gerçek kişilerce, Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratların <strong>yirmi yıl boyunca</strong> gelir vergisinden müstesna tutulması öngörülmüştü. Bu düzenlemenin <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara</strong> uygulanması söz konusu idi.</p>
<p>4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong>333 Seri Nol.u Gelir Vergisi Genel Tebliği</strong>’nde konuya ilişkin usul ve esaslar açıklanmıştır. Anılan tebliğ düzenlemeleri de dikkate alındığında, uygulamanın <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong> şöyle özetlenebilir:</p>
<ul>
<li>Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından <strong>önceki son üç takvim yılında</strong> Türkiye’de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan <strong>gerçek kişiler</strong> istisnadan yararlanabilecektir.</li>
<li>İstisnadan sadece gerçek kişiler yararlanabilecek olup, <strong>kurumlar vergisi mükellefleri bu istisnadan yararlanamayacaktır</strong></li>
<li>İstisnadan yararlanabilmek için, yukarıda belirtilen kişilerin <strong>başvuru tarihi itibarıyla</strong> <strong>Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları</strong> şarttır.</li>
<li>İstisnadan <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan</strong> gerçek kişiler faydalanabilecektir.</li>
<li>İstisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin, <strong>yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar</strong> (takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar) tarha yetkili vergi dairesine başvurarak, istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak <strong>“Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi”</strong>ni (İstisna Belgesi) <strong>almaları</strong> <strong>Ancak,</strong> mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar (takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar) başvuruda bulunmamış olmaları halinde kendilerine istisna belgesi verilemeyecektir.</li>
</ul>
<p><strong>Örneğin;</strong> 12/7/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (A), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurduğunda, vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (A)’ nın 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşıldığında, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>
<ul>
<li>İstisnadan faydalanan gerçek kişilerin <strong>istisna kapsamına girmeden önce</strong>, Türkiye’de elde ettiği <strong>gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı</strong> veya <strong>değer artışı kazancı</strong> nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.</li>
<li>İstisna şartlarını haiz mükellefler tarafından, <strong>istisna kapsamındaki kazanç </strong>ve<strong> iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek,</strong> diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde de, <strong>bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.</strong></li>
<li>Yalnızca <strong>yurt dışından elde edilen kazanç </strong>ve<strong> iratlar anılan madde kapsamında istisna edilmekte</strong> olup, <strong>Türkiye’de elde edilen kazanç ve iratlar istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir.</strong> İstisnadan faydalanan mükelleflerin Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratları için vergisel yükümlülükleri devam edecektir.</li>
<li>İstisna kazanç ve iratlara ilişkin <strong>gider </strong>ve<strong> maliyetler</strong>, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacaktır.</li>
<li>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle <strong>yabancı memleketlerde ödenen vergiler</strong> Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.</li>
<li>İstisna 20 yıl boyunca geçerli olup, istisnadan yararlanılan ilk yıldan itibaren(<strong>ilk yıl dahil) 20 yıl boyunca yararlanılabilecektir.</strong></li>
<li>Türkiye’de yerleşmiş sayılanların gerek Türkiye’de gerekse Yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlarının Türkiye’de vergilenmesi temel prensip olduğu için,<strong> istisnaya ilişkin şartları taşımamasına rağmen istisnadan faydalandığı tespit edilen</strong> mükelleflerin söz konusu kazançlarına ilişkin olarak eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunacaktır.</li>
<li><strong>Keza</strong>, anılan temel prensip gereği, <strong>Türkiye’de yerleşmiş sayılmayanlar</strong> ile bu Tebliğ kapsamında istisna belgesi aldığı halde <strong>sonradan Türkiye mukimi olmaktan çıkanların</strong> durumu bu genel hükme istinaden değerlendirilecek olup, bu kişilerin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>İstisnadan Yararlananlara Veraset ve İntikal Vergisinde İndirimi</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanun ile <strong>Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu</strong>nun 16’ncı maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra hükmüyle; ülkemize yabancı kaynak girişini teşvik etmek amacıyla, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20/D maddesiyle Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, b<strong>ahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde</strong> veraset ve intikal vergisine tabi <strong>veraset yoluyla mal intikallerinde verginin %1 oranında alınması</strong><strong> öngörülmüştür. </strong></p>
<p><strong>Dolayısıyla</strong>, anılan kapsamda istisnadan yararlanacak kişiler, istisnadan yaralandıkları yıllar içinde (azami 20 yıl boyunca) kendilerine <strong>veraset yoluyla</strong> mal intikallerinde (intikaller hariç), veraset ve intikal vergisi %1 oranında uygulanacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disindan-turkiyeye-yerlesenlere-20-yil-vergi-istisnasi-83278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt dışından Türkiye&#039;ye yerleşenlere 20 yıl vergi istisnası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerjiye-20-yillik-destek-83277</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer enerjiye 20 yıllık destek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>En düşük emekli aylığını 23 bin 552 liraya çıkaran, turizm ve imalat sanayine istihdam desteği getiren torba yasa teklifi Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edildi. Torba teklifin görüşmeleri sırasında AK Parti tarafından verilen önergelerle nükleer enerji santrali yatırımlarını desteklemek amacıyla kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve damga vergisi destekleri getirildi. 31 Aralık 2045 yılına kadar nükleer enerji santrallerinde inşaat işleri nedeniyle yüklenilen KDV’de iade imkanı sağlandı. Makine ve teçhizat teslimleri de KDV’den istisna tutulacak. Kurumlar Vergisindeki örtülü sermaye sınırı tespiti ise yüzde 50 yerine yüzde 25 olarak uygulanacak. 2045 yılına kadar olan desteklerde süre 5 yıl daha uzatılabilecek. Yasa teklifine eklenen diğer bir maddeyle binek otomobillerde çekiş sistemine göre de vergilendirme yetkisi alındı.</p>
<h2>Hedef 20 bin MW nükleer güç </h2>
<p>Komisyona bilgi veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması açısından 2050 yılına kadar 20 bin megavatlık nükleer güce ulaşılmasının hedeflendiğini ve düzenlemelerin bu kapsamda getirildiğini belirtti. Bu hedef çerçevesinde yurt dışından hem teknoloji hem finans hem de yatırımcı getirilmesi gerektiğini kaydeden Demircan, Bakanlık olarak değişik ülkelerle sürekli müzakere hâlinde olduklarını, nükleer teknoloji üretebilen ülkelerin yatırımlarının Türkiye'ye taşınması için çaba gösterdiklerini anlattı. Demircan, bunun dışında, "SMR" olarak adlandırılan yeni model küçük ve orta ölçekli nükleer reaktörlerle ilgili teknoloji firmalarıyla da görüştüklerini söyledi.</p>
<h2>Ne vergiden ne gelirden vazgeçiliyor</h2>
<p>Komisyonda muhalefet partilerinin verilecek vergi desteklerinin maliyetinin, Akkuyu Nükleer santralini kapsayıp kapsamadığı noktasında soru ve eleştirilerini de yanıtlayan Demircan, “Bugün konuştuğumuz maddelerin hiçbiri bugün var olan projelere ilişkin değil, bugün var olan vergiden de vazgeçmiyoruz, bugün var olan herhangi bir gelirden de vazgeçmiyoruz. Bu maddelerin önemli bir kısmı bundan sonra Türkiye'de 2045 yılına kadar yapılacak olan nükleer yatırımlara şu anda var olan teşvik sisteminin sabitlenmesi anlamında düzenlediğimiz hususlar. Hâlihazırda KDV Kanunu'na göre 2023 yılına kadar zaten bu KDV iadesi vardı, 2023 yılında bitti ve teşvik belgesi olan sadece nükleer değil, tüm yatırımlar bu KDV iadesinden faydalanıyordu. Biz 2023'teki hususu tekrar kanunla 2045'e doğru taşıyoruz. Bu, Akkuyu üzerinde yapılmış bir şey değil, bu, bundan sonraki nükleer tüm santrallerle alakalı yapılan bir şey. Zaten Akkuyu'nun 2023'e kadar var olan teşvik belgesi kapsamında bu hakkı vardı Akkuyu’da KDV iadesi 2023'ün on ikinci ayının 31'inde bitti, uzatılmadığı için KDV istisnası o günden bugüne alınamıyor” dedi.</p>
<h2>Stratejik yatırım teşvik belgesi </h2>
<p>Makine, ekipman ve teçhizatta KDV istisnasının da yeni bir düzenleme olmadığını bugün itibarıyla stratejik yatırım teşvik belgesi olan herkese uygulandığını kaydeden Demircan, şöyle devam etti: “Biz diyoruz ki; bugünden sonra gelen nükleer santral yatırımcılarına 2045'e kadar kanun garantisiyle bunu uygulayacağız. Kanun metninde "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren" ifadesi çok açık ve seçik göstermekte. Diğer bir düzenleme öngörülebilirliği artırmak anlamında damga vergisi. Bu tür yatırımlarda, on yıl süren inşaat, on yıl süren hafriyat, binlerce taşeron, alt taşeron ilişkisi var. Gelecek insanın bu kapsamda ödeyeceği, damga vergisi veya harç anlamında ödeyeceği hususlardan ari kılınması düzenleniyor. Var olan bir şeyden vazgeçmiyoruz, bu, bundan sonra gelecek olanlara uygulanacak” diye konuştu.</p>
<h2>Finansman gelişi kolaylaştırılacak </h2>
<p>Demircan, kurumlar vergisindeki örtülü sermaye sınırı tespitinin yüzde 50 yerine yüzde 25 uygulanması konusunda ise Türkiye'ye gelmesi muhtemel finansın gelişini kolaylaştırmayı amaçladıklarını söyledi. Demircan, hükümetler arası anlaşmalarla gerçekleştirilen nükleer yatırımlarda finansmanın çoğunlukla yabancı devlet şirketleri ve kamu bankaları tarafından sağlandığını belirterek, mevcut mali mevzuat nedeniyle bunun örtülü sermaye kapsamında değerlendirildiğini söyledi. İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın “Örtülü sermaye Ruslar için değil mi?” sorusu üzerine Demircan, “Ruslar, bu çıktığında bundan faydalanacak" yanıtını verdi.</p>
<p>Muhalefet milletvekillerinin düzenlemelerin Akkuyu’ya etkisi konusundaki soruları üzerine Demircan, “Bu maddeler bundan sonra nükleer yatırımların önünü görmesi, netleşmesi anlamında getirdiğimiz maddeler. Mevcuttaki projelerin, damga vergisi ya da örtülü sermaye gibi kısmi bir etkisi olabilir mi? Mümkündür, olabilir. Ama KDV iadesi hususu ve istisnası tümüyle 2045 yılına kadar Türkiye'ye gelecek olan yeni yatırımcıyla alakalı, bu Akkuyu üzerinde bir düzenleme değil” değerlendirmesi yaptı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nükleer enerji santrallerine hangi destekler sağlanacak?</span></h2>
<p>■ Nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için ön lisans veya lisans alan tüzel kişilerin taraf olduğu nükleer enerji santrali yatırımlarına ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna tutulacak. </p>
<p>■ 31 Aralık 2045 tarihine kadar nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için ön lisans veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin inşaat işleri nedeniyle yüklenilen ve takvim yılının altı aylık dönemleri itibarıyla indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisi, altı aylık dönemleri izleyen bir yıl içerisinde talep edilmesi halinde mükellefe iade edilecek. </p>
<p>■ 31 Aralık 2045 tarihine kadar nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans veya lisans alan mükellefl erin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin yapılacak makine ve teçhizat teslimleri katma değer vergisinden müstesna olacak. Bu kapsamda yapılan teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilecek. Cumhurbaşkanına KDV teşviklerinin uygulanma süresini 31 Aralık 2050 tarihine kadar uzatma yetkisi verilirken, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığında olacak. </p>
<p>■ Nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi amacıyla ön lisans veya lisans alan kurumların yatırım kapsamında gerçekleştirdikleri borçlanmalarda, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun örtülü sermayeye ilişkin yüzde 50 oranı, 31 Aralık 2045 tarihine kadar yüzde 25 olarak uygulanacak. Cumhurbaşkanı bu süreyi 2050 yılına kadar uzatabilecek.</p>
<p><strong>Binek otomobillerde çekiş sistemine göre vergilendirme </strong></p>
<p>Yasa teklifine eklenen diğer bir maddeyle binek otomobillerde çekiş sistemine göre de vergilendirme yetkisi alındı. Önergeyle Özel Tüketim Vergisi Kanunun 12’nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendine ‘motor silindir hacmi’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘çekiş sistemi’ ibaresi eklendi. Maddede yer alan oran farklılaştırma yetkisine taşıtların çekiş sistemi de eklendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerjiye-20-yillik-destek-83277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/akkuyu-ngs-1765090080.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen torba teklifle nükleer enerji santrali yatırımlarını desteklemek amacıyla 2045 yılına kadar kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve damga vergisi destekleri sağlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damga-vergisi-83276</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damga vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Damga vergisi, sözleşme ve hukuki işlemler üzerinden doğan; ticari maliyetleri artırdığı, yazılı sözleşmeler yerine sözlü anlaşmaları teşvik ettiği ve kayıt dışılığı büyüttüğü gerekçeleriyle eleştirilen köklü bir vergi olarak günümüz ekonomik yaşamında hâlen önemini ve tartışmalı niteliğini koruyor.</strong></p>
<p>Hepimiz hayatımızda pek çok sözleşme yapıyoruz, pek çok hukuki işlem gerçekleştiriyoruz. Bu sözleşme veya işlemleri imzamızla da tescilliyoruz. Bunları pek çoğu da bilmeden veya bilerek damga vergisi adı verilen bir verginin doğumuna yol açıyor. Damga vergisi kanunda sayılan belgelerin tanzim ve imzası bu vergi için vergiyi doğuran olayı oluşturuyor. Burada belge, “yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri” ifade etmekte.</p>
<p>Damga vergisi vergi tarihi açısından önem taşıdığı gibi, Amerika Bağımsızlık Mücadelesinde de önemli bir yeri olan bir vergidir. 1215 yılında Magna Charta ile temsilsiz vergi olmaz ilkesini benimseyen Birleşik Krallık, Amerika Kolonilerine, getirdiği damga vergisini ve Çay Vergisini kabul etmeyen, “temsil edilmediğimiz vergiyi kabul etmeyiz” diyen kolonicilere karşı Boston’a iki alay asker çıkartarak ve savaşla karşı çıkmıştır.  </p>
<p><strong>Ticari hayatın tartışmalı vergisi</strong></p>
<p>Ülkemizde de 1858 tarihli bir Nizamname uygulanmaya başlayan ve daha sonra çeşitli yasal değişiklikler ve ödenme şekillerinde farklılaşmalarla bu güne kadar gelen Damga vergisi günümüzde de özellikle ticari yaşantının önüne çok yüksek tutarlara ulaşan maliyet artırıcı bir etken olarak çıkması, ticari ilişkilerin yazılı yerine sözlü anlaşmalarla yürümesine sebebiyet vermekle kayıt dışı ekonomiyi büyütmesi gibi argümanlarla eleştiri konusu yapılan bir vergidir.</p>
<p>Bu vergiden söz etmek istememin sebebi, bu alanda yayınlanmış çok değerli bir çalışmayı tanıtmak. Köşemde bildiğiniz gibi, bana gönderilen kitapları tahlil ederek zaman zaman tanıtma amacıyla duyuruyorum. Ancak güncel konuların ağırlığı ile bu tür tanıtım yazılarıma epeydir ara vermiştim.</p>
<p><strong>Damga Vergisi Kanunu’na </strong><strong>kapsamlı şerh</strong></p>
<p>Bu gün tanıtmak istediğim kitap vergi hukukuna çalışmaları ile katkısı inkâr edilemeyecek boyutlarda olan değerli meslektaşım Prof. Dr. Ahmet Kırman tarafından kaleme alınmış olan “Damga Vergisi Kanunu Şerhi” adlı kitabın 3. baskısı.</p>
<p>Damga Vergisi alanı, Veraset Vergisi, BSMV gibi Şerh konusunda önemli boşlukların bulunduğu bir alandı. Nitekim bu vergi ile ilgili Yazarın önceki Şerhi 29 yıl (1997) önce yayınlanmıştı. Kitap geçen baskıdan bu yana, mevzuat değişiklikleri, özelgelerdeki ve yargı kararlarındaki gelişmeler de dikkate alınarak adeta yeniden yazılmış gibi. (Bu aralıkta bildiğim kadarı ile Yılmaz Özbalcı’nın eski kitabı yenilerek yayınlanmış, Ekrem Işık’ın (2015) ve Nuri Değer’in (2024) bu vergiyi konu alan birer kitabı yayınlamıştı.) Bu nedenle Kırman’ın yeni Şerhi bu alanda güncel ve kapsamlı bir çalışma olarak büyük bir boşluğu doldurmuştur.</p>
<p>Kitap bir şerh olarak hazırlanmış. Dolayısıyla Kanunun madde madde tahlili, hem öğretideki açıklamaların hem de konuya ilişkin özelge ve yargı kararlarının ışığında yapılmış. Özelgelerin içerisinde yayınlanmamış olanlara ve yargı kararları içerisinde de ilk derece mahkemesi kararlarına da yer verilmiş. Titiz bir çalışmanın ürünü.</p>
<p><strong>Uygulamacılar için </strong><strong>temel başvuru eseri</strong></p>
<p>Kitapta, uygulamacılar için asıl önem taşıyan vergiye tâbi kağıtlar ile vergiden istisna veya muaf kağıtları düzenleyen (I) ve (II) sayılı Tablo, geniş açıklamalarla izah edilmiş. Böylece bir kağıdın vergiye tâbi olup olmadığını belirlemek, aktarılan özelge ve yargı kararları ışığında çok kolay hale getirildiği gibi, ayrıntılı “içindekiler sayfaları” ile de aranan bilgiye ulaşmak da kolaylaştırılmış.</p>
<p>Kitap bu özellikleri ve 890 sayfalık hacmi ile hemen hemen bütün hukukçu ve mali müşavirlerin kütüphanesinde bulunması gereken bir temel eser niteliğine büründürülmüş. Uygulamacılar açısından büyük bir boşluğu dolduracak bu değerli çalışmayı edinmek isteyenler Yayıncı Kuruluş olan Yetkin Yayınevi’ne (0312.341 00 06) müracaat edebilirler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damga-vergisi-83276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Damga vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcemediginiz-seyi-yonetemezsiniz-83275</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Ölçemediğin şeyi geliştiremezsin.”  Orjinali “If you can’t measure it, you can’t improve it,” olan bu söz çoğu zaman yönetim bilimci Peter Drucker’a atfedilir. Her ne kadar bu ifadeyi onun birebir söyleyip söylemediği tartışmalı olsa da ister kamu olsun, ister özel sektör olsun aynı kural geçerlidir. Ölçemediğiniz şeyi sağlıklı bir şekilde yönetemezsiniz.</p>
<p>Bu ilke ekonomi için de geçerlidir. Hele ki konu ödemeler dengesi olunca oldukça önemlidir.</p>
<p>Her ay açıklanan ödemeler dengesi verileri, Türkiye ekonomisinin dış dünyayla kurduğu ilişkinin bilançosudur. Ne kadar ihracat yaptığımızı, ne kadar ithalat gerçekleştirdiğimizi, turizm gelirlerini, yatırımları, kredileri ve sermaye hareketlerini bu tabloda görürüz. Teoride muhasebe kusursuzdur, adı üzerinde denge üzerine kuruludur. Cari işlemler hesabı ile sermaye ve finans hesapları birbirini dengelemelidir.</p>
<p><strong>Sorun net hata ve noksan </strong><strong>kaleminin büyüklüğüdür</strong></p>
<p>Ancak uygulamada bu denklik çoğu zaman sağlanamaz. Aradaki fark ise “net hata ve noksan” kalemine yazılır. Bu kalem, ölçülemeyen, zamanlaması farklı kaydedilen ya da kaynağı tam belirlenemeyen döviz giriş ve çıkışlarının muhasebe karşılığıdır.</p>
<p>Aslında sorun ödemeler dengemizde net hata ve noksanın varlığı değildir. Dünyanın hemen her ülkesinde bu kalem bulunur. Sorun, bu kalemin büyüklüğüdür.</p>
<p>Son açıklanan 2026 Mayıs ayı ödemeler dengesi verileri de bunu bir kez daha gösterdi. Net hata ve noksan kalemi yalnızca yüksek olmakla kalmadı; cari açığa ve net dış ticaret açığına oranı da dikkat çekici seviyelere ulaştı. Bu durum maalesef artık istatistiksel olarak göz ardı edilebilecek küçük bir sapma olmaktan çıktı.</p>
<p>Elbette uluslararası işlemlerin tamamını aynı anda ve eksiksiz ölçmek kolay değildir. Bavul ticareti, turizm harcamalarının tahmini, yurt dışından getirilen nakit dövizler, kayıt zamanlamasındaki farklılıklar ve raporlama eksiklikleri bütün ülkelerde belirli ölçüde istatistiksel fark yaratır.</p>
<p>Ancak gelişmiş ekonomilere bakıldığında bu farkın genellikle oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Çoğu ülkede net hata ve noksanın cari işlemler büyüklüklerine oranı birkaç puan seviyesinde seyrediyor.  Yüzde 5’in üzerine çıkan örnekler ise istisna niteliğinde. Türkiye’de ise zaman zaman bu sınırların çok ötesine geçen sapmalarla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Bu durumun iki önemli sonucu var.</p>
<p><strong>Belirsizlik arttıkça risk algısı da yükselir</strong></p>
<p>Birincisi, ekonomiyi analiz etmeyi zorlaştırıyor. Cari açığın hangi kaynaklarla finanse edildiğini tam olarak göremediğinizde dış finansmanın kalitesini de doğru değerlendiremezsiniz. Doğrudan yatırım mı geliyor, uzun vadeli kredi mi kullanılıyor, portföy yatırımı mı artıyor, yoksa kaynağı tam belirlenemeyen döviz hareketleri mi devreye giriyor? Bu soruların net cevabı bulanıklaşıyor.</p>
<p>İkincisi ise güven meselesidir. Ekonomik verilerin güvenilirliği, para politikasından yatırım kararlarına kadar pek çok alanda belirleyicidir. Yerli ve yabancı yatırımcılar yalnızca rakamların büyüklüğüne değil, o rakamların ne kadar sağlıklı ölçüldüğüne de bakar. Belirsizlik arttıkça risk algısı da yükselir.</p>
<p>Bu nedenle mesele yalnızca istatistik üretmek değildir. Sadece ödemeler dengesinde değil diğer tüm alanlarda sağlıklı istatistik üretmek, ekonomik yönetimin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Geçen hafta net hata ve noksan meselesini CNBC-e'de “4'te Ekonomi” programında Ali Ağaoğlu ile konuştuk. Türkiye son yıllarda veri üretiminde önemli ilerlemeler kaydetti. Ama Ali'nin de dikkat çektiği gibi dijitalleşme arttı, idari kayıtların kapsamı genişledi, kurumlar arasındaki veri paylaşımı gelişti. Buna rağmen ödemeler dengemizde dünya standartlarının çok üzerinde hata ve noksan vermemiz düşündürücüdür. Net hata ve noksan kaleminin büyüklüğü hala kat edilmesi gereken mesafe olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Ekonomide güven doğru </strong><strong>veri üretmekle de sağlanır</strong></p>
<p>Gümrük verileri ile finansal kayıtların daha etkin eşleştirilmesi, turizm gelir ve giderlerinin ölçüm yöntemlerinin güçlendirilmesi, sınır ötesi nakit hareketlerinin daha sağlıklı izlenmesi ve kurumlar arasındaki veri entegrasyonunun derinleştirilmesi gerekiyor. Teknoloji bugün bunu geçmişe göre çok daha mümkün kılıyor.</p>
<p>Ekonomide güven yalnızca doğru politika üretmekle sağlanmaz, doğru veri üretmekle de sağlanır. Çünkü doğru teşhis olmadan doğru tedavi yapılamaz.</p>
<p>Kısacası, net hata ve noksan sıfır olmayacaktır, dünyanın hiçbir ülkesinde de değildir. Ama hedef, bu kalemi ekonominin kaderini etkileyen bir büyüklük olmaktan çıkarmaktır. Ölçüm hatasının normal kabul edildiği bir ekonomi ile ölçüm kalitesini sürekli geliştiren bir ekonomi arasında önemli bir fark vardır.</p>
<p>Tekrar başlığa dönersek; ekonomiyi yönetmenin ilk şartı, onu doğru ölçmektir. Çünkü ölçemediğimiz şeyi ne sağlıklı analiz edebiliriz ne de kalıcı biçimde iyileştirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcemediginiz-seyi-yonetemezsiniz-83275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/daha-nato-imzalari-kurumadan-hurmuze-vergi-turkiyesiz-avrupa-fuze-savunmasi-83274</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Daha NATO imzaları kurumadan; Hürmüz’e vergi, Türkiyesiz Avrupa füze savunması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO Zirvesi’nin önemli sonuçlarından biri Avrupa savunmasının hızlandırılmasıydı. Fransa’nın öncülüğünde İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Norveç, İsveç, Danimarka ve Ukrayna ortak bir Avrupa füze savunma mimarisi kurulması konusunda uzlaştılar. AB içinde yer almayan İngiltere ve Norveç katılırken, zirvenin ev sahibi Türkiye bu uzlaşıda yer almadı.</strong></p>
<p>NATO zirvesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden, Ankara’da atılan imzaların hükmü kalmamış görünüyor.</p>
<p>Ankara Zirvesi’nin ortak bildirisi iki temel mesaj veriyordu;</p>
<p>Birincisi, Hürmüz Boğazı’nda uluslararası seyrüsefer serbestisinin korunması, ikincisi ise Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmesi ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesiydi.</p>
<p>Ancak birkaç gün içerisinde yaşanan gelişmeler, bildirinin siyasi ilkeleri ile sahadaki uygulamanın birbirinden tamamen farklı yönlere savrulduğunu gösterdi.</p>
<h2>Hürmüz Boğazı için “Deli Dumrul” vergileri</h2>
<p>Ankara’daki NATO zirvesinde “Hürmüz’den geçişler serbest ve ücretsiz olsun” diyen bildiriye imza koyan Trump, sadece günler sonra ABD’nin Hürmüz’den geçecek bütün yüklerden yüzde 20 “koruma vergisi” alacağını açıkladı. Sonradan bu yüzde 20’lik “Deli Dumrul vergisini”, Körfez ülkelerinin ABD’yle daha fazla ticaret ve yatırım anlaşmaları yapması şeklinde değiştirse de, NATO’da bildiriye attığı imzanın “hükmü olmadığını” tüm dünyaya gösterdi. Trump’ın -sürekli değişen- kararlarıyla, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş konusunda Washington’un yaklaşımı ile Tahran’ın uygulamaları arasında dikkat çekici bir benzerlik oluşmaya başladığını söylemek mümkün</p>
<p>İran aylar önce Hürmüz’den geçecek gemiler için izin sistemi oluşturmuş, rotaların önceden bildirilmesini, yük ve mürettebat bilgilerinin paylaşılmasını istemişti. “Kurallara uymayan” gemilerin güvenli geçiş garantisinin bulunmadığını ilan etmişti. ABD ise İran bağlantılı limanlara giden gemilere yönelik abluka ilan edip, Hürmüz’ün güvenliğini kendi askeri operasyonlarıyla sağladığını belirtip, bunun karşılığını ekonomik ya da siyasi biçimde talep etmeye başladı.</p>
<h2>Ablukanın hedefi sadece Hürmüz değil</h2>
<p>ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın son operasyonları yalnızca Hürmüz Boğazı’yla sınırlı da değil. Amerikan saldırılarının Bushehr, Bandar Abbas, Jask, Çabahar, Konarak ve Ebu Musa gibi İran’ın güney kıyısındaki kritik noktaların hedef alınması askeri açıdan daha geniş bir stratejiye işaret ediyor.</p>
<p>Özellikle Jask ve Çabahar dikkat çekici; Jask, İran’ın petrolünü Hürmüz’e uğramadan dünya pazarına ulaştırmak amacıyla inşa ettiği boru hattının denize açıldığı terminal, Çabahar ise İran’ın Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlayan tek derin su limanı. Bu iki noktanın hedef alınması, Washington’un yalnızca Hürmüz’ü açık tutmaya çalışmadığını, İran’ın Hürmüz dışındaki alternatif çıkışlarını da baskı altına aldığını gösteriyor.</p>
<h2>NATO füze savunma sistemi Türkiye olmadan kuruluyor</h2>
<p>Ankara’daki NATO zirvesinin sonuçlarının sadece günler sonra aşındığının bir başka kanıtı ise Avrupa’dan geldi.</p>
<p>Zirvenin önemli sonuçlarından biri de Avrupa savunmasının hızlandırılmasıydı. Ancak bu alandaki gelişmeler NATO şapkası altında ilerlemiyor. Fransa’nın öncülüğünde İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Norveç, İsveç, Danimarka ve Ukrayna ortak bir Avrupa füze savunma mimarisi kurulması konusunda uzlaştılar. AB içinde yer almayan İngiltere ve Norveç katılırken, NATO zirvesine ev sahipliği yapan Türkiye ise bu uzlaşıda yer almadı.</p>
<p>Avrupa füze savunma sistemi uzlaşısında amaç uzun vadede Avrupa’nın kendi balistik füze savunma komutanlığını oluşturmak olarak belirlendi. Buna göre, Avrupa’daki mevcut Patriot ve SAMP-T sistemlerini ortak ağ altında birleştirecek, yeni radar altyapıları kurulacak, FREYJA gibi Avrupa merkezli önleyici füze projeleri geliştirilecek. Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşta kazandığı teknolojik deneyim de bu yapıya aktarılacak.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo NATO’nun tamamen ortadan kalktığını göstermese de, İttifak’ın yanında ikinci bir Avrupa güvenlik katmanının oluşmaya başladığının işaretlerini veriyor.  Bu yeni yapının NATO ile istihbarat paylaşmaya ve ABD sistemlerini kullanmaya devam edeceği kesin. Ancak siyasi kararların giderek daha fazla Avrupa başkentlerinde alınacağı görünür duruma geldi. Bu süreç devam ederse birkaç yıl sonra Avrupa’nın ortak füze savunması, ortak komuta merkezi ve ortak savunma sanayii bugünkünden çok daha bağımsız hale gelebilir.</p>
<p>Kısacası Avrupa ilk kez kendi savunma sanayiini, ortak komuta yapısını ve ortak hava savunma ağını aynı proje içinde birleştirme çalışmalarına başladı; Ancak Türkiye’yi buna dahil etmedi.</p>
<h2>Türkiye neden yok?</h2>
<p>NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin, birkaç gün sonra Fransa’daki füze savunma ortaklaşmasının dışında kalmasının olası nedenlerini tahmin etmek zor değil;</p>
<p>- Birincisi, Avrupa’nın tehdit tanımı ile Türkiye’nin tehdit algısı aynı değil. Avrupa için temel tehdit Rusya. Türkiye ise Karadeniz, Orta Doğu, Suriye, Doğu Akdeniz ve Kafkasya arasında çok daha karmaşık bir güvenlik dengesi yönetiyor.</p>
<p>- İkinci olası neden savunma sanayisinin siyasi boyutu;  Avrupa artık yalnızca güvenliği değil, savunma üretimini de kendi içinde toplamaya çalışıyor. Bu nedenle ortak projelerin giderek daha fazla “Avrupa içi tedarik” mantığıyla şekillenmesi bekleniyor. AB içinde yer alan Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın Avrupa savunma konsepti içinde Türkiye’ye veto uygulayan tavırları ise, Ankara’nın giderek daha fazla dışarıda bırakılmasını sağlıyor.</p>
<p>- Üçüncü olası neden ise siyasi güven sorunu; Türkiye’nin AB üyelik sürecinin fiilen donmuş olması savunma alanındaki yakınlaşmayı da doğrudan etkiliyor. Türkiye NATO üyesi olsa bile Avrupa’nın inşa ettiği yeni savunma mimarisinin doğal parçası olarak görülmüyor. Türkiye’deki mevcut yönetimin “öngörülebilirliği” de en büyük meselelerden biri olarak öne çıkıyor. Ankara’nın izlediği dış politikada sürekli yön değiştirmesi, “aslam yapmam / kesinlikle görüşmem / benim için bitti” retoriği ile yapılan çıkışların ardından tam tersi politikalar izlemesi, uzun vadede Ankara’yı güvenilir bir ortak olmaktan çıkarmış görünüyor.</p>
<h2>Türkiye’ye AB’den de kötü haber var</h2>
<p>Üstelik Avrupalılar geçen hafta Türkiye’yi sadece savunma alanında dışlamakla kalmayıp, Avrupa Birliği adaylık sürecinin de fiilen işlemediğini gösterdiler. Avrupa Komisyonu yaklaşık yirmi yıl aradan sonra Ukrayna, Moldova, Arnavutluk ve Karadağ ile aynı gün “katılım konferansları” düzenledi. Bu dört aday üye üyelik başlıklarından kimi açılır, kiminin müzakereleri bitirilip kapanırken Türkiye için benzer bir sürecin gündeme dahi gelmemesi Ankara-Brüksel hattındaki siyasi mesafenin artık diplomatik nezaketin ötesine geçtiğini de somut olarak ortaya koydu.</p>
<h2>Kıbrıs’a dikkat!</h2>
<p>Yine Avrupa içinde Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir gelişme ise Avrupa Birliği’nin yıllar sonra Kıbrıs sorunu konusunda bir “özel temsilci” ataması oldu. AB Komisyon Başkan Yardımcısı Raffaele Fitto’nun resmen “ Kıbrıs Özel Temsilcisi” olarak görevlendirilmesi, Brüksel’in BM öncülüğündeki çözüm sürecinde daha etkin rol almak istediğini gösteriyor.</p>
<p>Rum tarafı bu atamayı önemli bir diplomatik kazanım olarak değerlendirirken, Türkiye ise AB’nin 2004’te Rum yönetimini üye yaparak tarafsızlığını kaybettiği görüşünü sürdürüyor.  KKTC ise Fitto’yu özel temsilci olarak muhattap almayacağını ilan etti bile.</p>
<p>Ancak tüm bunlar Kıbrıs meselesinin de yeniden ısındığını gösteren işaretler. AB bir yandan Türkiye’yi dışlarken, diğer yandan Kıbrıs’ı, elbette Rum tarafının politikaları doğrultusunda “hale yola sokmak istediğini” gösteriyor.</p>
<p>Bu gelişmeye İsrail’in Kıbrıslı Rumlar’la “ittifak” içine girmesi, Fransa’nın Rum tarafıyla savunma anlaşması imzalaması, ABD’nin ise Rumlar’a askeri kısıtlamaları bir bir kaldırması da eklenince, Kıbrıs meselesinin Ankara açısından “alarm” vermeye başladığı açık. Dikkatli olma, baskılara karşı dik durma zamanı...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">NATO’YA ev sahipliği Türk dış politikasına yararlı oldu mu?</span></h2>
<p>Ankara’daki NATO Zirvesi’ne yapılan ev sahipliği görkemliydi. Ancak ilk işaretler, zirvenin Türkiye’nin dış politika hedeflerine beklenen katkıyı sağlamadığını gösteriyor.</p>
<p>- Türkiye, Trump’tan F-35 savaş uçakları ve CAATSA yaptırımları konusunda kesin sözler bekledi, ancak alamadı.</p>
<p>- Ankara Zirvesi Avrupa’yı savunma alanında yakınlaştırdı; buna karşın ortak Avrupa savunmasına yönelik ilk büyük adımlarda Türkiye yer almadı.</p>
<p>- Trump’ın Ankara’yı İran’a yönelik “vur emri” için sahne olarak kullanması, Türkiye-İran ilişkilerini olumsuz etkiledi. İran Sözcüsü İsmail Bekai, Hakan Fidan’ın İran ile İsrail’i aynı güvenlik denkleminde değerlendiren açıklamalarına tepki gösterdi. Ankara’dan değerlendirmelerini “bölgedeki gerçeklerle uyumlu hale getirmesini” isteyen Bekai, İsrail’in yalnızca İran’ı değil Türkiye dahil tüm bölgeyi tehdit ettiğini savundu ve “Bölgedeki tek vekil güç İsrail’dir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/daha-nato-imzalari-kurumadan-hurmuze-vergi-turkiyesiz-avrupa-fuze-savunmasi-83274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/8/1280x720/nato-1783656469.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Daha NATO imzaları kurumadan; Hürmüz’e vergi, Türkiyesiz Avrupa füze savunması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-batmaz-vatandas-batar-83273</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlet batmaz, vatandaş batar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır.</strong></p>
<p>Şubat 2025’te Tomorrow's Affairs dergisine “How Do Countries Fall into a Debt Spiral?” başlıklı bir yazı yazmış ve basit bir uyarıda bulunmuştum: Kamu borcu kâğıt üzerinde teknik bir mesele gibi görünür ama kontrolden çıkınca hızla ekonomik, siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşür.</p>
<p>Anlaşıldı ki bu meseleyi yeniden anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Borç sarmalı genellikle panikle başlamaz. Önce rahatlıkla başlar. Devletler borçlanır, çünkü borçlanmak kolaydır. Özellikle faizlerin düşük olduğu dönemlerde borç neredeyse bedava kaynak gibi görülür. Sonra harcamalar artar, çünkü harcamak tabiatı gereği caziptir. Yatırımlar hızlandırılır, sosyal transferler genişletilir, kamuda maaşlar artırılır, hatta sektörler desteklenir. Bunların bir kısmı gerekli olabilir. Ancak bütçe disiplini kaybolursa, borç artık kalkınmanın aracı değil, geleceğin ipoteği haline gelir.</p>
<p><strong>Faizi ödemek için yeniden </strong><strong>borçlanma finansman değil, tuzak</strong></p>
<p>Bir süre sonra büyüme harcamaları finanse etmeye yetmez. Vergi gelirleri artan yükü taşıyamaz. Bütçe açıkları kalıcı hale gelir. Devlet yeniden borçlanır. Ardından eski borcun faizini ödemek için yeni borç alınmaya başlanır. İşte o noktada borç artık normal bir finansman aracı olmaktan çıkar, kendi kendini büyüten bir tuzağa dönüşür.</p>
<p>Borç sarmalı tam olarak budur: Faiz yükselir, borç servisi ağırlaşır, bütçe sıkışır, piyasa daha yüksek faiz ister, devlet daha pahalı borçlanır ve döngü giderek sertleşir.</p>
<p>Bugün Avrupa’da gördüğümüz tablo özellikle bizim gibi ülkeler tarafından ciddiye alınmalı. Fransa, Belçika ve İtalya yoksul ülkeler değil. Kurumları güçlü, finans piyasaları derin, sanayi birikimleri yüksek, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası şemsiyesi altında olan gelişmiş ekonomiler. Buna rağmen kamu borcunun faiz yükü bu ülkelerde giderek daha ağır hale geliyor.</p>
<p>Bu noktada meseleyi doğru koymak lazım. Fransa, Belçika ve İtalya bugün Yunanistan’ın 2010’daki kriz noktasında değil. Ama “biz gelişmiş ülkeyiz, bize bir şey olmaz” rahatlığı da tehlikeli. Çünkü borç krizi sadece fakir ülkelerin başına gelmez. Borç krizi, gelirinden fazla harcamayı alışkanlık haline getiren, büyümesi zayıflayan, reformları erteleyen ve piyasaya güven vermekte zorlanan her ülkenin kapısını çalabilir.</p>
<p><strong>Asıl mesele, borcun </strong><strong>taşınma maliyetidir</strong></p>
<p>Mesele sadece borcun büyüklüğü de değildir. Asıl mesele, borcun taşınma maliyetidir. Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır. Devletin geleceğe harcaması gereken para, geçmiş borçların faizine gider. Bu da ekonominin manevra kabiliyetini azaltır. Bir ülke sadece bugünkü borcunu değil, yarın yapamayacağı yatırımların maliyetini de ödemeye başlar.</p>
<p>Yakın geçmişte bunu açık şekilde gördük. Yunanistan krizi sadece bir tahvil krizi değildi. Maaşlar düştü, emekli aylıkları kesildi, vergiler arttı, işsizlik yükseldi, gençler ülkeyi terk etti. Devlet ayakta kaldı ama vatandaşın hayat standardı sert şekilde geriledi. Yunanistan bugün toparlanıyor, bütçe performansı iyileşiyor, büyüme rakamları daha olumlu görünüyor. Fakat bu toparlanmanın arkasında uzun yıllar süren kemer sıkma, ciddi gelir kaybı ve toplumsal yorgunluk var.</p>
<p>Portekiz daha sessiz ama öğretici bir örnek oldu. Kriz döneminde dış destek aldı, bütçeyi disipline etmeye çalıştı, bankacılık sistemindeki sorunları azalttı, rekabet gücünü artırmak için zor kararlar aldı. Bugün Portekiz, borç yükünü azaltmaya çalışan ve mali disiplini daha fazla önemseyen ülkeler arasında görülüyor. Ama bunun da bedeli oldu. Uzun süre düşük ücretler, gençlerin başka ülkelere göçü, kamu hizmetlerinde baskı, konut maliyetlerinde artış ve orta sınıf üzerinde yorgunluk yaşandı.</p>
<p><strong>Ortak ders: Bataktan çıkmak </strong><strong>mümkün ama kolay ve acısız değil</strong></p>
<p>İspanya’nın hikayesi biraz farklıydı. İspanya’da kriz önce kamu borcundan çok bankacılık ve emlak balonu üzerinden geldi. Konut piyasası şişmişti, bankaların bilançoları zayıflamıştı, özel sektör borcu yüksekti. Kriz patlayınca işsizlik hızla arttı, özellikle genç işsizliği büyük bir sosyal sorun haline geldi. İspanya daha sonra bankacılık sistemini destekledi, işgücü piyasasında reformlara gitti, turizm ve ihracat yeniden güç kazandı. Bugün İspanya Avrupa içinde daha iyi büyüyen ekonomilerden biri olarak görülüyor. Ama genç işsizliği, geçici istihdam, konut sorunu ve bölgesel eşitsizlikler hâlâ tamamen çözülmüş değil.</p>
<p>Bu üç ülkenin ortak dersi şu: Borç batağından çıkmak mümkündür ama kolay ve acısız değildir. Önce güven yeniden kurulmalı. Bütçe disipline edilmeli. Bankacılık sistemi sağlıklı hale getirilmeli. Vergi tahsilatı güçlendirilmeli. Büyümeyi taşıyacak sektörler desteklenmeli. Ama bütün bunlar yapılırken toplumun önemli bir kısmı maalesef ağır bedeller öder. Burada en temel kuralı tekrar hatırlamak lazım: Devlet batmaz, vatandaş batar.</p>
<p><strong>Borç krizinin faturası </strong><strong>vatandaşın sofrasına gelir</strong></p>
<p>Devlet vergi artırır, harcama kısar, borcu yeniden yapılandırır, vade uzatır, varlık satar, uluslararası destek bulur. Gerekirse oyunun kurallarını değiştirir. Ama vatandaşın böyle imkânları yoktur. Vatandaşın maaşı bellidir, faturası gerçektir, kirası beklemez, market fiyatı pazarlık kabul etmez. Borç krizinin faturası sonunda vatandaşın sofrasına gelir. Alım gücü düşer, emekli maaşı erir, vergiler artar, kamu hizmetleri zayıflar, işsizlik yükselir, gençler başka ülkelerde gelecek arar. Borç krizinin gerçek yüzü budur. Bu nedenle kamu borcuna sadece “devletin borcu” diye bakmak yanlıştır.</p>
<p><strong>Devletin borcu sonunda toplumun yüküdür. Bugün alınan borç, doğru kullanılırsa yol, okul, teknoloji, enerji, üretim ve verimlilik olarak geri döner. Yanlış kullanılırsa yarının vergisi, yarının enflasyonu, yarının işsizliği ve yarının fırsat kaybı olur.</strong></p>
<p><strong>Borçla yatırım yapılabilir. Borçla üretim kapasitesi artırılabilir. Borçla ihracat gücü desteklenebilir. Borçla eğitim ve teknoloji altyapısı kurulabilir. Bunlar doğru borçlanmadır. Ama borçla verimsizlik finanse edilirse sonunda borç ülkenin ayağına pranga olur. Bu yüzden ülkeler borç meselesini sadece muhasebe hesabı gibi görmemeli. Borç aynı zamanda büyüme meselesidir. Bir ülke güçlü, verimli ve sürdürülebilir şekilde büyüyorsa borcunu taşıyabilir. Ama büyüme zayıfsa, faiz yüksekse, siyaset kararsızsa ve güven azalıyorsa borç hızla ağırlaşır.</strong></p>
<p>Piyasalar bazen uzun süre sabırlı görünür. Bir ülkenin açıklarını, yüksek borcunu, siyasi tartışmalarını bir süre tolere eder. Ama güven kaybı başladığında tablo hızlı değişir. Dün makul görünen faiz bugün yetmez. Yatırımcı daha yüksek getiri ister. Devlet daha pahalı borçlanır. Pahalı borçlandıkça faiz yükü artar. Faiz yükü arttıkça bütçe bozulur. Bütçe bozuldukça güven daha da azalır. Sarmal böyle çalışır. Çözüm de bellidir ama uygulaması zordur.</p>
<p>Önce mali disiplin kriz çıkmadan sağlanmalı. Piyasa zoruyla yapılan reform her zaman daha pahalıdır. Bir ülkenin feformu kendi takvimiyle yapması, vatandaşı daha az sarsar. Reformu piyasa dayatırsa, seçenekler azalır, maliyet artar, sosyal tepki büyür.</p>
<p>İkinci olarak harcama kalitesi artırılmalı. Önce şunu bilmek lazım: Her harcama kötü değildir, her tasarruf da iyi değildir. Eğitimden, teknolojiden, altyapıdan, verimlilik yatırımlarından kısmak geleceği zayıflatır. Ama verimsiz teşvikler, gereksiz kamu harcamaları, siyasi amaçlı kaynak dağıtımı ve düşük verimli projeler bütçeyi yorar. Devletin yani milletin parası sınırlıdır; yanlış yere harcanan her kaynak, doğru yerlere harcanmasını önler.</p>
<p>Üçüncü olarak vergi sistemi daha adil ve büyüme dostu hale getirilmeli. Sürekli dolaylı vergilere yüklenmek vatandaşı yorar. Gelir dağılımını bozar. Düşük ve orta gelirli kesimin alım gücünü azaltır. Üretimi, yatırımı, istihdamı ve girişimciliği cezalandıran vergi sistemi ise büyümeyi boğar. Sağlıklı vergi sistemi hem adil olmalı hem de üretme isteğini kırmamalı. Kimbilir bunu kaç kere yazdık, söyledik ?</p>
<p>Dördüncü olarak verimlilik artırılmalı. Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri bu. Nüfus yaşlanıyor, savunma harcamaları artıyor, enerji dönüşümü pahalılaşıyor, sağlık ve emeklilik sistemleri bütçeyi zorluyor. Eğer verimlilik artmazsa bu yük sadece daha fazla vergiyle ya da daha fazla borçla taşınamaz. Dijitalleşme, yapay zekâ, sanayi dönüşümü, enerji verimliliği, eğitim reformu ve işgücü niteliği artık lüks değil, mali zorunluluk.</p>
<p>Beşinci olarak kurumlara güven korunmalı. Borç yönetiminde rakamlar kadar güven de önemlidir. Bağımsız istatistik, öngörülebilir ve güvenilir para politkası, şeffaf bütçe, hesap verebilirlik, güçlü hukuk sistemi ve tutarlı ekonomi politikası borçlanma maliyetini düşürür. Aynı borç oranı, güven veren ülkede yönetilebilir iken, güven vermeyen ülkede kriz sebebi olabilir.</p>
<p>Son noktayı da aklı başında şekilde koymak gerekir. Bir seviyeden sonra borç sadece borçlunun riski olmaktan çıkar. Alacaklı da risk altına girer. Çünkü borç ödenemeyecek kadar büyürse, mesele sadece borcu alanın değil, borcu verenin de problemi olur. Akıllı alacaklı, borçluyu boğmak istemez; onun yeniden büyüyebilmesini ister.</p>
<p>Ülkeler bir kez borçlandığı için borç sarmalına girmez. Güvenilir bir büyüme hikâyesi olmadan, disiplin kurmadan ve zamanında reform yapmadan borçlandığı için girer.</p>
<p>Ve fatura geldiğinde, maliye bakanları değil, vatandaş öder.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Asıl olan krizden çıkmak </strong><strong>değil, kalıcı refah modelidir</strong></span></p>
<p>Gelişmiş ülkeler için asıl tehlike rehavettir. “Biz zengin ülkeyiz, bizim paramız güçlü, kurumlarımız var, merkez bankamız arkamızda” düşüncesi bir yere kadar doğrudur. Ama bu düşünce reformları ertelemek için kullanılırsa tehlikelidir. Fransa sosyal devletini sürdürülebilir hale getirmek zorunda. İtalya büyüme ve verimlilik sorununu çözmeden yüksek borcu rahat taşıyamaz. Belçika ise siyasi karar alma kapasitesini güçlendirmeli. Unutmadan söyleyeyim: Almanya eski sanayi modelinin artık tek başına yeterli olmadığını görmeli.</p>
<p>İspanya, Portekiz ve Yunanistan ise toparlanmanın rehavetine kapılmamalı. Evet, geçmişteki kriz dönemine göre daha iyi durumdalar. Evet, borç yükünü daha iyi yönetmeye çalışıyorlar. Evet, turizm, ihracat, Avrupa fonları ve reformlar destek sağladı. Ama yaşlanan nüfus, düşük verimlilik, gençlerin göçü, konut sorunu ve ücretlerin alım gücü gibi başlıklar hâlâ devam ediyor. Krizden çıkmak başka, güçlü ve kalıcı bir refah modeli kurmak başka şeydir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-batmaz-vatandas-batar-83273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/batik-1784176700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlet batmaz, vatandaş batar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-olacak-bu-avrupanin-hali-83272</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne olacak bu Avrupa’nın hali?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Araştırma ve geliştirmeye bir dolu para harcamış bir şirketin bu faaliyetlerini başarılı bir ürüne dönüştürmesinin garantisi yok. İşler yolunda gider de o faaliyetler bir ürüne dönüşürse, şirketin o kadar masrafı karşılayabilmesi ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesi için bir süre ürünün nemasını şirket içinde tutabilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Project Syndicate’te geçenlerde iki Nobel ödüllü iktisatçının söyleşisi yayımlandı. S. Jonhson soruyor, P. Aghion yanıtlıyor. Söyleşinin önemli bir kısmı genelde Avrupa’nın, özelde de Fransa’nın (Aghion Fransız ve Fransa’da çalışıyor) neden ekonomilerindeki dinamizmi yitirdiği hakkında. İşin ilginci, Fransa’da ve Avrupa’nın diğer önde gelen ülkelerinde temel bilimlerin gelişmiş olması. Sorun, bu bilimsel gelişmenin teknoloji geliştirmeye ve ürüne (yeterince) dönüşmemesi.</p>
<p>Öncelikle uzun dönemli kalıcı büyümenin yenilikçilikle (inovasyon dememek için yenilikçilik kullanıyorum –teknolojik gelişme ve bu gelişmenin ürüne yansıması) sağlanabileceği temel saptamasından yola çıkıyorlar. Ama yenilikçilik sürecinin bir ikilemle karşı karşıya olduğunun altını çiziyorlar. Araştırma ve geliştirmeye bir dolu para harcamış bir şirketin bu faaliyetlerini başarılı bir ürüne dönüştürmesinin garantisi yok. İşler yolunda gider de o faaliyetler bir ürüne dönüşürse, şirketin o kadar masrafı karşılayabilmesi ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesi için bir süre ürünün nemasını şirket içinde tutabilmesi gerekiyor. Başka şirketler o ürünü kolayca taklit edebilirlerse, araştırma ve geliştirme faaliyetleri açısından yıkıcı bir sonuç ortaya çıkar; ürünü geliştiren şirket bu durumda neden o kadar masrafa katlansın? Ama öte yandan, ürünü geliştiren şirketin yasalarla desteklenmiş bu nemalanma süreci başka yenilikçi şirketlerin oluşmasını engellememeli. Soru açık: Bu iki uç durum arasında denge nasıl sağlanacak?</p>
<p><strong>“ABD ve Çin iki durum </strong><strong>arasında denge yarattı”</strong></p>
<p>Aghion, Avrupa’nın teknoloji geliştirmede geri kalmasının temel nedenlerinden biri olarak Avrupa Birliği’nin katı kurallarına işaret ediyor. Kuralların çok fazla rekabeti sağlamaya odaklandığını, bu nedenle de yenilikçi şirketleri destekleyecek sanayi politikalarına büyük engel teşkil ettiğini vurguluyor. Oysa ABD’nin ve Çin’in bu ikisi arasında bir denge yarattıklarına dikkat çekiyor. Bu çerçevede Draghi Raporu’na gönderme yapıyor. Avrupa rekabet politikasının mutlaka yenilikçiliği destekleyecek biçimde değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. ABD için verdiği örnek kurumlardan biri Türkiye açısından da önemli. ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı yeni teknolojiler üretmekten sorumlu DARPA’ya dikkat çekiyor. Bu çerçevede, iyi planlanmış bir sanayi politikasına ihtiyaç olduğuna, bunun da rekabet politikasını çöpe atmak anlamına gelmediğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>İyi yetişmiş öğretmen ve </strong><strong>az öğrencili sınıf gereksinimi</strong></p>
<p>Katı kurallara ilişkin bir başka örnek, şu meşhur “üye ülkelerin bütçe açıklarının GSYH’lerinin yüzde 3’ünü aşmaması” ilkesi. Aghion, peki diyor, bütçeden yapılan harcamanın nereye gittiği önemli değil mi? Ya, önemli bir kısmı büyümeyi artıracak yatırımlara ayrılmışsa? Söyleşide, eğitim üzerinde de durmuşlar. Yapay zekâ kullanmadan öğrencilerin mesela matematik problemleri çözme becerisini elde etmeleri ve ödevlerin okulda yapılması gerektiğini söylüyor. Elbette iyi yetişmiş öğretmen ve az öğrencili sınıf gereksinimine dikkat çekiyor.</p>
<p>Meraklısı söyleşiye şu internet adresinden ulaşabilir: https://www-project-syndicate-org.ezproxy.etu.edu.tr/onpoint/europe-economic-malaise-rooted-in-lack-of-dynamism-by-philippe-aghion-and-simon-johnson-2026-06.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-olacak-bu-avrupanin-hali-83272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne olacak bu Avrupa’nın hali? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-sorgulama-gundeminin-onceliklerini-degistirmeliyiz-83271</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’leri sorgulama gündeminin önceliklerini değiştirmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar  “<em>mikro düzeyde analizlere</em>” de odaklanmalıyız.</strong></p>
<p>Yeri gelince dayanak noktası olarak sıklıkla kullandığım değerlendirmelerden biri de, Şerif Mardin’in<em>  “<strong>Mikro düzeyde analiz üzerine odaklanmamaktan yetersizlik, hem belli başlı toplumsal süreçlerin karmaşıklığına duyarsız davranmaya yol açar, daha da önemlisi, hem de tabandaki dinamiklere dayandırılan açıklamaların daha uygun düşeceği yerlerde komplo teorilerine başvurma alışkanlığı geliştirir</strong></em>” genellemesidir.</p>
<p>Mardin’in saptamasının derinliğine ve öğreticiliğine, Özge Öner’in “<strong><em>makroiktisadi fetiş</em></strong>” analizlerini ekleyince, yazacaklarımızın merkez düşüncesi netleşti: Kökeni tarım, imalat, hizmet ya da başka bir alan da olsa KOBİ’lerle ilgili sorgulamalarımızın bakış açılarını enine boyuna sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Neredeyiz?</strong></p>
<p>Değerli köşe yazısı komşumuz Şefik Ergönül’ün “ <em>KOBİ’lerin ihracatta performans artırmaları için yeni bir yol haritası ve programı gerekiyor</em>” başlıklı yazısında erişebildiği son verileri paylaştı:</p>
<p>- Toplam sayıları 4 milyona yaklaşan işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ’lerden oluşuyor;</p>
<p>- Ülkemizdeki toplam istihdamın yüzde 68,5’ini KOBİ’ler yaratıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 10 kişiye kadar olan, toplam ciroları 10 milyon TL’ye ulaşan çok küçük ölçekli işyerleri 3,3 milyonu buluyor; toplum işletmelerin yüzde 90,6’sını oluşturuyor.</p>
<p>- Çok küçük ölçekli işletmelerin toplam mal ihracatındaki parasal payları yüzde 18,6.</p>
<p>- Çok küçük ölçekli işletmelerin yüzde 56,2’si  “<em>düşük teknoloji</em>” kullanıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin toplam işletme içindeki payı yüzde 7,8;  ihracatın parasal değerindeki payı yüzde 17,5.</p>
<p>- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin yüzde 17’si ihracat yapıyor.</p>
<p>- Çalışan sayıları 250’ye kadar olan işletmelerin toplam işletmeler içindeki payı yüzde 1,3’tür. Mal ihracatındaki payları ise yüzde 5,7. Toplam ihracatın parasal değerinin yüzde 19,2’i bu işletmelerin yaratıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 250’nin üzerinde olan işletmeler, toplam işletmelerin yüzde 1,3’ünü oluşturuyor. Bu işletmelerin mal ihracatındaki payları yüzde 5,7; parasal payları yüzde 19,2’yi buluyor. Bu firmaların ihracattaki payı yüzde 1,6 iken, parasal payları yüzde 44 düzeyinde.</p>
<p>- KOBİ’lerde ihraç edilen ürünlerin yüzde 54,8’i “<em>düşük teknoloji</em>” içerikli.</p>
<p><strong>Varoluş nedenleri değişiyor</strong></p>
<p>Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar  “<em>mikro düzeyde analizlere</em>” de odaklanmalıyız.</p>
<p>Bugün nerede durduğumuzu, hangi yolda ilerlemeye çalıştığımızı sorgulamadan, KOBİ’lerin yapısal ve ekonomik özelliklerindeki “<em>varoluş nedenlerindeki değişimleri</em>” anlamadan ve kavramadan sağlıklı gelecek kurabilme olasılığı çok düşük olacaktır.</p>
<p>KOBİ odağından baktığımızda önce, “<em>nüfus hareketlerindeki eğilimlerin</em>” olası etkilerini sorgulamalıyız: Ülkenin yaşadığı büyük “<em>iç göç</em>”, çok az ülkede gözlediğimiz hızda, kırsal nüfusu kentsel alanlara taşıdı. Kırsal kesimde çalışabilir nüfus hızla azaldı; köy ölçekli yerleşim yerlerinde ortalama yaş 60’ın üzerine çıktı.  Geleneksel geçimlik aile işletmeleri hızla azaldı. Toprakların durumuna göre ekilebilir-dikilebilir alanların daralması süreci devam ediyor. Kırsal kesimde  “<em>mevsimlik işgücü</em>”  bulma her geçen gün biriz daha zorlaşıyor; bulunan işgücü de geleneksel aktarma yoluyla gereken bilgiyle donanmış, eğitimle hazırlanmış olmadığı için verimliliği düşük oluyor. Toprağın işlenmesinden ürünün bakımına ve hasat işlemlerine kadar uçtan uca üretim sürecinde aile odaklı işgücü yetersizliği kadar, mevsimlik işgücüne erişebilmenin güçlüğü nedeniyle kırsal kesimdeki küçük işletmelerin nicelikleri kadar niteliklerinde de  “<em>gerileme süreci”</em> hızlanıyor.</p>
<p>Kırsal kesimdeki göçün yarattığı çok değişik sorunların ayrıntılarına ilgi duyanlar, Bursa’nın Orhangazi ilçesi bağlamında yaptığımız saha gözlemlerini paylaştığımız “<strong>Bursa Orhangazi/ Dün, Bugün ve Yarın”  </strong>kitabına başvurabilir<strong>.</strong></p>
<p><strong>Kaliteli yönetim özeni gerekiyor</strong></p>
<p>Tarım ve hayvancılık sektöründeki KOBİ’lerin “<strong>geçiş süreçlerinin sindirilmesindeki</strong> <strong>olumlu</strong> <strong>etkileri”</strong> konusunda  “<em>net bilgi</em>” üretemezsek; alınacak kararla kaynak verimini artıracak “<em>etkin koordinasyonu” </em>yapamayız. Daha da önemlisi gelişmenin yönünü bilsek bile  “<strong>odaklanarak” </strong> kaynakları gerektiği gibi değerlendiremeyiz.</p>
<p>KOBİ’lerin ülkemizdeki toplam işletme içindeki payları, istihdam katkıları, ihracattaki konumları, ileri-teknolojideki durumlarını epey zamandır çok konuşuyor ve yazıyoruz. Bu yazıda kısaca değindiğimiz kırsal kesim küçük işletmelerinde etkili sonuçlar yaratmak istiyorsak peş peşe atmamız gereken adımlar var.</p>
<p>Öncelikle geçmişle ilgili nesnel değerlendirmeler yaparak <strong>“<em>kümülatif inovasyonu</em></strong>” ilerletmeliyiz. Değişen koşullarda hangi yenilikçi adımları atacağımız, elimizin altındaki en değerli varlığımız olan topraklarımızı işlemede yaratmak istediğimiz sonuç konusunda uzlaşmalıyız. Ne yapmak istediğimizin  <em>“net ölçülerini</em>” belirleyerek yola çıkmazsak, aynı şeyleri durmadan tekrar eden; emek, zaman ve para israf eden kısır döngüden kurtulamayız.</p>
<p>Bilgiye dayalı fikirle yapılarını oluşturduğumuz, ilke ve kurallarla güvenilirliğini artırdığımız kurumların temel görevi olan “ <strong><em>özendirme/teşvikler</em></strong>” konusunda tutarlı ve işlerliği olan sistem oluşturamayız.</p>
<p>Gelişimin temel dinamiklerinden bir diğeri “ <strong><em>serbest ve adil piyasada rekabet ve rekabette şans eşitliğinin</em></strong>” yaratılması, korunması ve geliştirilmesidir. Yeni koşulların yarattığı ortam ve iklimde rekabet stratejilerini ve alternatif tepki biçimlerini alabildiğine tartışmalıyız.</p>
<p>Öngörüleriniz ne denli doğru olursa olsun, kurum mimarlarını ne denli iyi tasarlarsanız tasarlayın, yapıların içine yaşam katacak olan insan kaynağının <em>“ <strong>mekanik bilgi/ teknik beceri</strong></em>” düzeyi yetersizse sonuç alamayız. Gelişmenin mekanik bilgi düzeyi bağlamını da ihmal etmemeliyiz.</p>
<p>Son tahlilde,  “<strong>ölçülerimiz</strong>” olmalı<strong>  , “özendirme “ </strong>sistemleri kurmalı<strong>, “ölçeklendirmeyi” </strong>ihmal etmemeli<strong>,  Ödüllendirme ve cezalandırma”  </strong>disiplinine uymayı<strong> ve “ödeşmeyi ”</strong> bir bütün olarak kullanarak kaliteli yönetim özeni göstermeliyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-sorgulama-gundeminin-onceliklerini-degistirmeliyiz-83271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/kobi-sirket-dijital-1774504940.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’leri sorgulama gündeminin önceliklerini değiştirmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentiyi-yoneten-sistemi-yonetir-83270</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beklentiyi yöneten sistemi yönetir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın veri toplama ve anlamlandırma becerisini kullanan bir yönetici, yeni nesil beklenti yönetimiyle kurumuna avantaj sağlar. Bunu beceremezse kurduğu sistem güvensizlik üretecektir.</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında güven; <strong>sözle değil</strong>, kodla inşa edilir. <strong>Beklenti yönetimi</strong> artık bir duygusal yetenek değil, <strong>algoritmik stratejidir</strong>. Sevgiline <strong>3 vaat et </strong>ama <strong>4 ver</strong>; efsanesin. Ama <strong>10 vaat edip 8’ini</strong> yerine getirirsen (<em>ki 4’ün iki katı olsa da</em>) kötüsün. <strong>Neden</strong>? Çünkü mesele <strong>gerçekle değil, beklentiyle</strong> ilgilidir.</p>
<p>Ekonomide de aynı durumu yaşıyoruz. Enflasyonun kendisi kadar, <strong>onun algısı</strong> da piyasayı belirler. <strong>Fiyatların artacağı beklentisi</strong>, faize dövize gerek kalmadan da <strong>zam getirir</strong>. Yapay zekâ çağında bu durum daha da keskinleşti: <strong>Beklentiyi yöneten</strong>, <strong>sistemi yönetir</strong>. Beklenti bir algıdır, algı kodlanabilir.</p>
<p><strong>ALGIYI OLGUYA DÖNÜŞTÜREN KAZANIYOR</strong></p>
<p>Yapay zekâ sistemleri; <strong>insan beklentilerini</strong> analiz eder, <strong>tahminler</strong> üretir, <strong>karar modelleri</strong> kurar. Artık bir yöneticinin en büyük gücü; sadece vizyonu değil, <strong>veriye dayalı beklenti inşasıdır</strong>. Beklenti yönetimi <strong>3 aşamalı </strong>yeni bir algoritmaya dönüştü: <strong>1- Algı oluştur</strong>: Veriyle, içerikle, söylemle… <strong>2-Tutarlılık inşa et</strong>: Her temas noktasında aynı mesaj… <strong>3-</strong> <strong>Algıyı olguya dönüştür</strong>: Kod, eylemle buluştuğunda gerçek başlar. <strong>Bu döngüyü kurabilen,</strong> sadece siyasetçi, yönetici ya da CEO değil; sistem mimarıdır. <strong>Sistem mimarı</strong> ise geleceği inşa edebilendir zira <strong>sistemin algoritması</strong>, onun tekelindedir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Verili algıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yapay zekâ beklenti yönetimini nasıl dönüştürüyor?</em></strong></p>
<p>YZ, <strong>duyguya değil, veriye</strong> bakar. İnsanların geçmiş tercihlerini, davranış <strong>paternlerini analiz</strong> ederek ne beklediklerini tahmin eder. Yani <strong>beklentiyi önceden sezerek</strong> yönlendirme imkânı sunar.</p>
<p><strong><em>Algı yönetiminde yapay zekânın riski nedir?</em></strong></p>
<p>Veri yanıltıcıysa beklenti de çarpık olur. YZ sistemleri, <strong>yanlış eğitilirse manipülatif olabilir</strong>. Bu da halkı değil, yalnızca "<strong>hedef kitleyi</strong>" yönlendirmeye odaklanan etik dışı bir yapıya dönüşebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ALGI KODLA, VAAT EYLEMLE PEKİŞİR</strong></p>
<p><strong>Merkez bankalarının</strong> açıklamaları artık Twitter (<em>şimdiki X platformu</em>) algoritmasında değil, <strong>LLM</strong>’lerde (<em>büyük dil modellerinde</em>) analiz ediliyor. Piyasa, sözünüze değil, <strong>veri tutarlılığına</strong> bakıyor. Yapay zekâ, söylem ile eylem arasındaki boşluğu hızla ifşa ediyor. Güven artık bir his değil; sistem çıktısıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sözel Yönlendirme</strong>: Veriye değil, söyleme dayalı manipülasyon tekniği<br /><strong>Kodlanmış güven</strong>: Tutarlılık, şeffaflık ve veriyle inşa edilen sistemsel güven<br /><strong>Algı-olgu döngüsü</strong>: Söylemin veriye, verinin davranışa dönüşme süreci<br /><strong>Veriyle ikna</strong>: özle değil; grafikle, modelle, sonuçla karar etkileme yöntemi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentiyi-yoneten-sistemi-yonetir-83270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/yonetici.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beklentiyi yöneten sistemi yönetir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83213</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran tansiyonu tırmandı, petrol yükseldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 16 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/x9UT-NnAYj4" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ithalati-gerilerken-nhnnin-artmasi-ne-anlama-geliyor-83269</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın ithalatı gerilerken NHN’nin artması ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın önceki gün açıkladığı ödemeler dengesinin ilk beş aylık istatistiklerinde dikkati en çok iki kalemdeki gerçekleşme çekti.</p>
<p>Net hata noksan mayıs sonu itibarıyla yıllık bazda 30 milyar dolar ve bu tutar mart sonundaki 33 milyardan sonraki en yüksek düzeye işaret ediyor. Net hata noksan ilk beş ayda ulaştığı 18,5 milyar dolarla da önceki yılların aynı dönemlerinin çok çok üstünde bulunuyor.</p>
<p>Şimdi o klasik hale gelen şekilde <strong>“Demek ki Türkiye’den valizler dolusu para kaçırılıyor”</strong> diye yaklaşmak tabii ki doğru değil. Tutarın böylesine büyük olması, rekor düzeye çıkması büyük ölçüde eksik ölçümden kaynaklanıyordur. Bu eksik ve hatalı ölçüm, bir süre sonra belli oranda giderilecek ve net hata ve noksan küçülecektir. Normali de budur zaten. Ama yine de beş ayda oluşan 18,5 milyar dolarlık net hata noksan dikkat çekicidir ve başka verilerle ilişkilendirildiğinde değişik yorumlara da yol açmaktadır.</p>
<p>İşte o başka veri dediğim de girişte vurguladığım dikkat çeken ikinci kalemdir. O kalem, altın ithalatında gözlenen gerilemedir. Ortada çok büyük bir düşüş yok, yok ama net hata noksanın büyümesi ile altın ithalatının azalması ilişkilendirildiğinde akla bir dizi soru gelmektedir.</p>
<p>Hatırlanacaktır; Türkiye altın ithalatına 2023 yılının ağustos ayında kota getirdi ve sonrasında da bu konuda ek bir dizi düzenlemeye gidildi. O kota uygulaması hâlâ yürürlükte. Yani acaba altını kota sınırlaması yüzünden normal yollardan getiremeyenler başka yöntemlere başvurmakta ve kaçak altın ithalatına mı yönelmektedir?</p>
<p>Net hata noksan, negatif olduğu takdirde, ölçüm ve gecikme hataları bir yana çok genel anlamda ülkeden kayıt dışı döviz çıkması anlamına geldiğine, altın ithalatı da görünürde azaldığına göre işte bu iki veri ilişkilendirilmektedir.</p>
<h2>Bu makasın izahı ne?</h2>
<p>Yazımda iki grafik var. İlk grafikte altın ithalatına kota getirilen 2023’ten bu yana olan yılların ilk beş ayındaki net altın ithalatını, cari açığı ve net hata ve noksanı görüyorsunuz.</p>
<p>İlk beş aylık dönemler itibarıyla bu üç gösterge; yani net altın ithalatı, cari açık ve NHN üç yıl boyunca paralel seyrediyor.</p>
<p>2026’ya geliyoruz ve o denge birden bozuluyor. Cari açık artıyor, net hata ve noksan da aynı paralelde artış gösteriyor ama net altın ithalatı yönünü aşağı çevirmiş, azalıyor.</p>
<p>Yani ne dış ticaret açığının artması altın yüzünden, ne cari açığın artması.</p>
<p>Özellikle iki değerin; net hata ve noksan ile altın ithalatının ters yönde seyretmesi akla bir sürü soru getiriyor.</p>
<p>Acaba kota yüzünden kaçak altın girişi hızlandı da net hata noksanın büyümesine bu mu yol açtı? Bu kuşku var; ama elde tabii ki bu kuşkuyu kesin olarak doğrulayacak veri bulunmuyor.</p>
<h2>NHN başka nedenlerle de büyür</h2>
<p>Ancak şu da göz önünde bulundurulmalı.</p>
<p>Net hata noksandaki negatif yönlü her büyüme illa yurt dışına döviz çıkarılması ve karşılığında kaçak yollardan bir takım malların Türkiye’ye sokulması anlamına gelmez.</p>
<p>Bir vatandaş bankadaki dövizini çekip yastık altına koydu mu, o bile net hata noksanı negatif olarak büyütür.</p>
<h2>Altın ithalatının açığa oranı</h2>
<p>Türkiye bu yılın ilk beş ayında 7,7 milyar dolarlık altın ithal etti. Geçen yılın ilk beş ayındaki tutar 9,7 milyar dolardı.</p>
<p>Beş aylık dönemde geçen yıl 1,6 milyar dolar olan altın ihracatı da bu yıl 1,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Böylece net ithalat 8 milyar dolarda 6,3 milyar dolara indi.</p>
<p>İlk beş aydaki net 6,3 milyar dolarlık altın ithalatı, aynı dönemdeki 30,7 milyar dolarlık cari açığın yüzde 21’ine denk düşüyor. Oysa bu oran önceki üç yılda çok yüksekti.</p>
<p>Net altın ithalatının cari açığa oranı 2023 ve 2024 yıllarında yüzde 37 düzeyinde bulunuyordu. Söz konusu oran geçen yıl ise yüzde 34’e inmişti.</p>
<p>Kaçak yollardan altın ithal ediliyor mudur, ediliyorsa bunun miktarı ne kadardır bilme şansına sahip değiliz. Ama dış ticaret kayıtlarına girmeyip kaçak yollardan getirilen her gram altın önce ithalatın, bağlı olarak dış ticaret açığının, sonuçta cari açığın düşük görünmesine hizmet eder.</p>
<p>Dolayısıyla bu yılki cari açığı değerlendirirken altın ithalatında kaydedilen bu gerilemeyi de dikkate almakta yarar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a585e31f1b9f-1784176177.png" alt="" width="700" height="278" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ithalati-gerilerken-nhnnin-artmasi-ne-anlama-geliyor-83269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/altin.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın ithalatı gerilerken NHN’nin artması ne anlama geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dalamanin-gelecegine-220-milyon-euro-yatirdi-turist-basina-2-bin-euro-hedefledi-83268</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dalaman’ın geleceğine 220 milyon Euro yatırdı, turist başına 2 bin Euro hedefledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLARI Önder Barlas </strong>ve <strong>Esra Dalgıç</strong>, Göçay-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu adına davet gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf bünyesinde hayata geçirilen </strong>“The Dalaman Golf Club” <strong>yatırımının Türkiye golf turizmine katkısı ve Dalaman’ın uluslararası yeni golf destinasyonu olarak konumlandırılması vizyonumuzu paylaşmak istiyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin Güneybatısında hayata geçirilen ilk şampiyona standartlarındaki golf sahası olan </strong>“The Dalaman Golf Club”, <strong>yalnızca bölge için değil, Türkiye’nin golf turizmi açısından da yeni bir dönemin başlangıcını temsil ediyor.</strong></li>
</ul>
<p>Buluşmaya giderken arşiv taraması yaptım, <strong>Nurten Erk Tosuner</strong>’in Göçay Grubu Başkanı <strong>Mustafa Göçen</strong>’le yaptığı, Hürriyet Gazetesi ekonomi sayfalarında yayınladığımız röportajı okudum. Göçay Grubu, 2005 yılında 49 yıllığına kiraladığı Sait Halim Paşa Yalısı’nı hizmete açmıştı.</p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>söz konusu röportajda turizm yatırımlarıyla ilgili şu mesajları vermişti:</p>
<ul>
<li><strong>Halen 2 bin 500 yatak kapasitemiz var. KKTC ve Bodrum’da yeni yatırımlara hazırlanıyoruz. 2008’de yatak kapasitemizi 5 bine çıkarmayı hedefliyoruz. </strong></li>
<li><strong>Sarıgerme’deki golf ve otel projemizde yüzde 50 yabancı ortağımız olacak. 35 milyon Euro’ya mal olacak tesisi 2008 sezonunda açmayı planlıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Sonra 6 Temmuz 2009’da yine Hürriyet’te yayınlanan <strong>Mustafa Sarıipek-Ercan Kaylı </strong>imzalı otel açılış haberine denk geldim:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de Hilton’un ilk resort oteli 100 milyon Euro yatırımla Dalaman’da (Muğla) açıldı…</strong></li>
</ul>
<p>Yatırımı gerçekleştiren Göçay Turizm’in Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Göçen, </strong>açılışta planlarını şöyle paylaşmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Dalaman’da yeni golf sahaları ve yeni otel yatırımlarının önü açıldı. Bölge desteklenirse önemli turizm destinasyonlarından biri olur.</strong></li>
<li><strong>2010 yılında Bodrum ve Dalaman’ın yanı sıra Ukrayna’da da butik otel planımız var.</strong></li>
<li><strong>Dalaman’ın Sarıgerme Plajı’nda 1553 dönüm alanda inşa ettiğimiz otelimizin 650 metre uzunluğunda özel kum plajı bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>410 odalı otelimizin bir parçası da 18 delikli golf sahası ile kongre merkezi olacak. Onları da 2010 yılında devreye almayı planlıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf projesi kapsamında hayata geçirilen <strong>“The Dalaman Golf Club”</strong> yatırımının detaylarının paylaşıldığı toplantıda ev sahipliğini Göçay-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Göçen </strong>yaptı. <strong>Mustafa Göçen</strong>’e Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Aslı Çetinceviz, Mehmet Göçen, </strong>Genel Müdür <strong>Ümit Yaşar Atalay </strong>ve <strong>“The Dalaman Golf Club” </strong>Direktörü <strong>Mitat Batır </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Mustafa Göçen, “The Dalaman Golf Club”</strong>ın 30 Ağustos 2026’da açılacağını belirtip, yaptıkları yatırımı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırım, Dalaman’ın uluslararası ölçekte dört mevsim tercih edilen bir destinasyon olmasına katkı sağlayacak uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir parçasıdır.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>otele 17 yılda 200 milyon Euro yatırım yaptıklarını, <strong>“The Dalaman Golf Club”</strong>a da ayrıca 20 milyon Euro harcadıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Amacımız yalnızca tesisimize değer katmak değil. Dalaman’ın uluslararası marka değerini artıracak sürdürülebilir bir turizm ekosistemine katkı sağlamaktır.</strong></p>
<p>Türkiye’nin turizmde sahip olduğu potansiyelin yeni yatırımlarla daha da güçleneceğine inandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin sahip olduğu doğal, kültürel ve turistik zenginlikleri daha yüksek katma değer üreten turizm ürünleriyle desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Golf turizmi bu dönüşümün en önemli alanlarından biridir.</strong></p>
<p>Antalya’nın Belek bölgesine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Belek bugün ülkemizin en önemli golf destinasyonlarından biri. Biz de Dalaman’ın sahip olduğu doğal avantajlarla Türkiye’nin golf turizmine güçlü bir alternatif kazandıracağına inanıyoruz. Golf turizmi konaklama süresini uzatıyor, sezonu da genişletiyor.</strong></p>
<p><strong>“The Dalaman Golf Club” </strong>Direktörü <strong>Mitat Batır, </strong>sorular üzerine golf turistlerinin kişi başına harcamasından örnekler verdi:</p>
<ul>
<li><strong>İspanya’da golf turisti kişi başına 3 bin Euro harcama yapıyor.</strong></li>
<li><strong>Portekiz’de golf turisti harcaması 2000-2500 Euro arasında değişiyor.</strong></li>
<li><strong>Ülkemize gelen golf turistleri de kişi başına 1500-2000 Euro bırakıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin turist başına ortalama geliri halen 1000 dolar dolayında seyrediyor.</p>
<p>Golf gibi turistlerin kalış süresini uzatan, turizm mevsimini tüm yıla yaymanın kapısını açan yatırımlar arttıkça turist başına gelir çıtasının yükseleceği anlaşılıyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a585c927718e-1784175762.jpg" alt="" width="700" height="483" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 yıl önce Dalaman’a İlk kongre merkezini de biz yapıp, sezonu uzattık</span></h2>
<p><strong>GÖÇAY-</strong>Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Aslı Çetinceviz, </strong>17 yıl önce Sarıgerme’ye ilk gittiklerinde eşsiz coğrafyanın potansiyeline inandıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İlk günlerden itibaren bölgeye değer katacak yatırımların sözünü verdik. Oteli devreye aldıktan iki yıl sonra, yani bugünden 15 yıl önce bölgenin ilk kongre merkezini açarak önemli ulusal ve uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yaptık.</strong></p>
<p>Kongre merkeziyle bölgenin yalnızca yaz aylarında değil, yıl boyunca ziyaretçi çekebileceğini gösterdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu vizyonla bölgemizde sezonu ilk açan ve en son kapatan resort oteli olduk. Golf sahası ve kulüple de yatırım konusundaki bir sözümüzü daha yerine getirmiş olduk.</strong></p>
<p>Potansiyelin tamamının henüz kullanılamadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dalaman Havalimanı bugün 5-6 milyon yolcu ağırlarken Antalya’nın yolcu sayısı 40 milyona yaklaşıyor. 20 dolayında ülkeden direk uçuş olan bölgemiz, çok daha geniş uluslararası erişim potansiyeline sahip.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İnanıyorum ki bizim yaptığımız golf yatırımı, bölgemize yenilerinin eklenmesine yol açacak. Nitelikli konaklama yatırımlarının ve farklı turizm projelerinin önünü açabilecek.</strong></p>
<p>Göçay-Onut Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Göçen, </strong>Dalaman’daki yolculuklarının 2009’da başladığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu yolculuğu hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedik. Bölgenin ve Türkiye turizminin geleceğine inandık, kazandığımız her değeri yatırıma yönlendirdik.</strong></p>
<p>Golf yatırımının da turizm sektörüne değer katan hamleler arasında yer aldığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yeni golf sahamızın dünyanın farklı ülkelerinden gelecek golf tutkunlarını Dalaman’a çekerek bölgemizin uluslararası rekabet gücünü artıracağına inanıyoruz.</strong></p>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf Genel Müdürü <strong>Ümit Yaşar Atalay, </strong>golf sahasını stratejik bir yatırım olarak gördüklerini aktarıp ekledi:</p>
<p>-          <strong>Golf sahamızın devreye girmesiyle golf kültürünün geliştiği pazarlara odaklandık. Başta İngiltere, Almanya, Batı Avrupa ülkeleri, İskandinav ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu olmak üzere golf turizminin güçlü olduğu pazarlarda büyümeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 milyon golf turisti 30 milyar dolar harcıyor</span></h2>
<p><strong>GÖÇAY</strong>-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Göçen, </strong>Amerika’da 16 bin, Avrupa ülkelerinde de 6 bini aşkın golf sahası olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dünyada 36 bin golf sahası, 100 milyondan fazla da golf oyuncusu var. Golf turizmi yıllık geliri 30 milyar doları aşıyor.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>bu noktada sözü The Dalaman Golf Club Direktörü <strong>Mitat Batır</strong>’a bıraktı. <strong>Batır, </strong>golf turizmi gelirinde İspanya’yı örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>İspanya, golf turizmini 1960’lı yıllarda başlattı. Şu anda ülkede 400 dolayında golf sahası var. Yılda 1.4 milyon golf turisti ağırlıyor. Yıllık golf turizmi geliri 10 milyar dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p>Portekiz’e de işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Portekiz de golf turizmi destinasyonu açısından iddialı bir ülke. 100 dolayında golf sahası var ve yıllık golf turizmi geliri 6 milyar dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p><strong>Mitat Batır, </strong>ülkemize döndü, Belek’e işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde golf turizmi Belek’te başladı. Şu anda Belek’te 15 golf sahası var. Yılda 120 bin civarında turist ağırlıyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin golf turizmi gelirine de dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık golf turizmi gelirimiz 250 milyon dolar dolayında seyrediyor. Ülkemizin bu alanda potansiyeli çok büyük.</strong></p>
<p><strong>Batır, </strong>The Dalaman Golf Club’la ilgili de şu bilgileri verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Golf sahamız doğal kum zemin üzerine sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>6 bin 152 metre uzunluğunda ve </strong>“par 72 standartları”<strong>na göre tasarlanan sahamızda 15 doğal su engeli, yani göl, 55 kum engeli var.</strong></li>
<li><strong>Sahamız farklı kot yapısı ve stratejik yerleşimiyle hem profesyonel hem de amatör golfçülere teknik açıdan zengin, keyifli ve unutulmaz oyun deneyimi sunacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dalamanin-gelecegine-220-milyon-euro-yatirdi-turist-basina-2-bin-euro-hedefledi-83268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/8/1280x720/786-1784175786.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dalaman’ın geleceğine 220 milyon Euro yatırdı, turist başına 2 bin Euro hedefledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/varlik-barisi-yatay-esitlike-aykiri-83267</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık Barışı &#039;yatay eşitlik&#039;e aykırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) değerlendirmesinde, “Matrah artırımı ve varlık barışı, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyete dönüştü.” denildi. </p>
<p>Değerlendirmede şunlar kaydedildi: </p>
<p>"Ülkemizde Varlık Barışı uygulamalarının sekizincisini 7582 sayılı yasa ile yeniden gündemimize girdi. 7582 sayılı yasa ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 04.06.2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Geçici 19 uncu madde eklenerek yeni Varlık Barışı uygulaması başlamıştır.</p>
<p>Kanuni düzenlemenin ilk cümlesinde düzenlemenin amacının “Vergiye gönüllü uyumu artırmak” olduğu belirtilse de kısmi (gizli) vergi affı niteliği bulunan ve sürekli olarak gündemimize ortalama 2-3 yılda bir gelen Varlık Barışı uygulamalarının, giderek mükelleflerin vergisel ödevlerini zamanında ve tam olarak yerine getirmesini engelleyen bir uygulama haline dönüştüğünü belirtmeliyiz.</p>
<p>Matrah artırımı ve varlık barışı uygulamaları, vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyette dönüşürken, meslek camiası olarak da mükelleflere yasal ve idari düzenlemelere zamanında uyum yönündeki telkinlerimizi boşa çıkarmaktadır.</p>
<p>Yeni varlık barışı uygulaması ile geçmişteki varlık barışı uygulamalarında olduğu gibi gerçek ve tüzel kişiler, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri ile vergi mükellefiyeti bulunmayanların; yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını banka ve aracı kurumlara bildirerek bu varlıkları milli ekonomiye kazandırmaları istenmektedir. Ayrıca yurtiçinde bulunan ve kanuni defter kayıtlarında yer almayan, vergi mükelleflerine ait aynı türden varlıkların kanuni defter kayıtlarına alınarak işletmelerine dahil edilmeleri, vergi mükellefi olmayanlarda ise bu varlıkların banka ve aracı kurumlara bildirilmelerine imkân sağlanmaktadır. Varlık barışı uygulamasına ilişkin Genel Tebliğ, 4 Temmuz 2026 günü yayınlanarak yürürlüğe girdi. Genel Tebliğ düzenlemelerine baktığımızda camia olarak dikkatimizi çeken ve esasen kanuni düzenlemede açıkça belirtilmeyen bazı hususların, genel tebliğde ilave koşul ve şartların satır aralarında yerini bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Örneğin; Genel Tebliğin “Türkiye’de bulunan varlıkların bildirilmesi başlıklı 6’ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında; gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar ile mükellefiyeti bulunan ancak defter tutma zorunluluğu bulunmayan ve mükellefiyeti bulunmakla birlikte mükellefiyetiyle ilişkilendirilmeksizin madde hükmünden yararlanmak isteyen gelir vergisi mükelleflerinin, Türkiye’de bulunan ancak hali hazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan varlıkları için varlık barışı bildiriminde bulunulabileceği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Buna göre, yurt içinde defter tutmayan, vergi mükellefi olan ya da olmayanlar, sadece yastık altındaki varlıklar için bu yasadan yararlanabilecektir.</p>
<p>Oysa yurt dışından transfer edilecek ve bildirime konu edilecek para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, gerek vergi mükelleflerince defter kaydına alınacaklar olsun, gerekse vergi mükellefi olmayanlar getirmiş olsun, bu varlıkların banka ve aracı kurumlarda hali hazırda bulunmama şartı yoktur, zaten böyle bir durum işin doğasına da aykırı olurdu. Aynı şeklide yurt içinde anılan varlıklar için bildirimde bulunacak defter tutma mükellefiyeti olan mükellefler için de böyle bir şart bulunmamaktadır. Esasen yasada da bu yönde bir ayrım yapılmamıştır.</p>
<p>Kanuni düzenlemede açıkça yer verilmeyen bu ilave şartın Tebliğle getirilmesi, önemli ihtilaflara sebep olabileceği gibi uygulamadan yararlanma isteğinde bulunan pek çok mükellefin başvuru yapamamasına da sebep olacaktır. Bu durum vergilemede adaletin alt kırılımı olan “aynı durumda olan mükelleflere aynı düzenlemelerin uygulanması- yatay eşitlik- ilkesi”ne de aykırılık teşkil etmektedir.</p>
<p>Genel Tebliğ ile getirilen bu ilave koşul pek çok yönü itibariyle belirsizlikleri de barındırmaktadır. Tebliğde “hali hazırda” kavramını kullanılmış olup bu kavram ile hangi zamanın kastedildiği de belirsizdir. Bildirimden önce banka veya aracı kurumdaki varlığını hesaptan çeken ve daha sonra bir başka banka veya aracı kuruma varlık barışı bildirimi yapılması halinde “bildirim tarihi itibariyle” banka veya aracı kurumda varlık bulunmadığından varlık barışı bildirimi kabul edilecek midir?</p>
<p>Varlık barışı uygulamasının yürütülmesi sürecinde, mükellefler arasında vergisel yönden önemli farklar yaratacak, kanuni düzenlemelerde açıkça yer verilmeyen ve bazı mükellefler aleyhine, bazı mükelleflerin ise lehine sonuçlar doğuracağı baştan belli olan bu tür düzenlemelerin genel tebliğ metinlerinde olmaması ya da bu farklılıkları tamamen bertaraf edecek açıklamalara yer verilmesinin gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/varlik-barisi-yatay-esitlike-aykiri-83267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/varlik-1784175541.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRMOB, yürürlüğe giren yeni “Varlık Barışı” uygulamasında yasal düzenlemeyle öngörülmeyen ilave şartların genel tebliğle getirilmesinin yeni ihtilaflara yol açabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun ayrıca çok sayıda mükellefin başvuru yapmamasına neden olabileceği ve ayrıca aynı durumdaki mükelleflere uygulanmayacak olmasının da “yatay eşitlik” ilkesine aykırılık taşıdığı savunuldu. TÜRMOB değerlendirmesinde, 2-3 yılda bir getirilen varlık barışının, mükelleflerin vergisini zamanında ödemesini engelleyen bir uygulamaya dönüştüğü de ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolasim-200luk-banknota-kaldi-83266</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolaşım 200’lük banknota kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de yüksek enflasyon gerileyen alım gücü piyasanın büyük kupürlü banknotların eline geçmesine neden oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verileri 200 TL’nin hâkimiyetinin daha da arttığını ortaya koyuyor. 200 TL’ler tedavüldeki banknot tutarının yüzde 90’ına dayanmışken 200 TL ile alınabilenler ise gerilemeye devam ediyor. Ocak 2009'daki 200 TL ile alınabilen mal hizmetler bugün 5.143 TL'ye, yani tek bir 200 TL ile alınabilenler artık neredeyse 26 tane 200 TL ile alınabiliyor. 2009'daki 200 TL'nin bugünkü alım gücü 7,78 TL'ye düştü.</p>
<h2>Tek başına tedavüldekileri karşılıyor </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58590d605c5-1784174861.png" alt="" width="398" height="405" />2021 sonrası uygulanan ekonomik politikalarla değer kaybeden TL, yüksek enflasyon gerileyen alım gücüyle en büyük banknot 200 TL’nin tedavüldeki payının artmasına da neden oldu. 2023 Haziran ile birlikte değişen ekonomi yönetimi sıkı para politikası ve değerli TL ile yüksek enflasyon ile mücadele programını devreye alsalar da 200 TL’nin hükümdarlığı hızla gelişti. TCMB verileri mayıstaki bayramda artan tedavüldeki banknot tutarının haziranda 928.4 milyar liraya geldiğini gösteriyor. Toplam emisyon tutarının 823.6 milyar lirasını ise 200 TL'lik banknotlar oluşturuyor. Bu toplam banknot tutarının yüzde 88,72'sinin 200 TL'lik banknotlardan oluştuğunu gösteriyor. Mayısta bayram nedeniyle olan yükseliş göz ardı edildiğinde bu oran tarihi en yüksek seviyeye işaret ediyor.</p>
<h2>200 TL’nin payı 3.42 puan arttı </h2>
<p>TCMB verilerine göre geçen yıl hazirana göre 200 TL'lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki oranı 3.42 puan arttı diğer tüm kupürlerin payı azaldı. 100 TL'lik banknotların payı haziranda yüzde 8,16'ya gerilerken geçen yıl haziranda bu oran yüzde 11,17 idi. Yani tam 3 puan birden düştü. 50 TL ise artık sadece yüzde 1,4'lük bir paya sahip toplam banknot tutarı içinde. Geçen yıl haziranda yüzde 1,79 seviyesindeydi. 20, 10 ve 5 TL'lik kupürlerin oranında ise çok büyük bir değişim yaşanmadı. Bu yıl haziranda 20 TL'lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 0,73 idi geçen yıl da yüzde 0,7 seviyesindeydi. 10 TL'lik kupürlerin oranı da yüzde 0,69 seviyesinde geçen yıl haziranda yüzde 0,72 civarındaydı. 5 TL'lik kupürlerin oranı da yüzde 0,31 bu yıl haziranda, geçen yıl haziranda da yüzde 0,33 idi.</p>
<h2>Küçük kupürlüler piyasadan siliniyor </h2>
<p>200 ve 100 TL kupürlü banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı bu yıl haziran itibariyle yüzde 96,88’e yükseldi. 200 TL’lik banknotların 100 TL’den aldığı payla birlikte bu oran son bir yılda çok değişmemiş oldu. Geçen yıl haziranda da 100 ve 200 TL’lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 96,47 seviyesindeydi. Bir yılda 0.5 puanlık bir yükseliş gerçekleşmiş oldu. Küçük kupürlü banknotların piyasadan hızla silinmesi devam etti. Geçen yıl haziranda 50 TL ve altı kupürlü banknotların toplam tutar içindeki payı yüzde 3,53 iken bu yıl haziranda oran yüzde 3,13'e geriledi. Bu düşüş 100 ve 200 TL'lik kupürlerdeki güçlenmeye aktarılmış oldu.</p>
<h2>2009’daki alım gücü 7.78 liraya indi </h2>
<p>2009 Ocak ayında dolaşıma sürülen 200 TL’lik banknot o dönem diğer kupürlü banknotların yüksek payının da etkisiyle toplam banknot tutarının sadece yüzde 5,5'ine denk geliyordu. Diğer banknotların tedavülden kalktığı 2020 Ocak ayıyla birlikte toplam banknot tutarının yüzde 32'sine yakını 200 TL'lik kupürlerden oluştu. İki yıl içinde 200 TL'lik banknotların gücü hızla arttı ve 2021 Ocak ayına gelindiğinde toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 40,55'e çıktı. O dönemde uygulanan para ve ekonomi politikalarının bu dönüşümde etkisi büyük oldu. 2024 Ocak ayına gelindiğinde 200 TL'lik banknotların toplam tutar içindeki payı yüzde 70,2'ye kadar yükseldi ve hiç hız kaybetmeden yükseliş devam etti. Bu yıl haziranda da yüzde 90'a yaklaştı. Hesaplamalar 2009 Ocak’ta ilk tedavüle sürüldüğünde 200 TL ile alınabilen mal ve hizmetlerin bu yıl haziranda ancak 5.143 lira ile alınabildiğini ortaya koyuyor. Bu 26 tane 200 TL ile 2009 Ocak ayında 1 tane 200 TL ile alınabilenlere ulaşılabildiğini gösteriyor. 2009'daki 200 TL'nin bugünkü alım gücü 7.78 TL'ye düştü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB’nin daha büyük bir kupür planı yok</span></h2>
<p>TCMB; 200 TL’lik banknotların gücünün artmasına karşılık yeni daha büyük kupürlü bir banknot çıkarmayı planlamıyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan sık sık bu durumun nakit kullanımının azalmasına kayıt içine geçişte önemli bir rol oynadığını dile getiriyor. Geçen yıl kasım ayında Başkan Karahan, “Kayıt dışı ekonominin kayıt içine geçişi için önemli bir unsur oluşturduğundan biz mevcut durumdan memnunuz. Nakit kullanımına yönelik bir taraftan teknik ihtiyaca bakıyoruz ama bir taraftan da şu anki mevcut durumun sebep olduğu kayıt dışılıktan kayıt içiliğe geçişten de aslında mutluluk duyuyoruz” demişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolasim-200luk-banknota-kaldi-83266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/para-lira-tl-1765458549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2021 sonrası uygulanan para ve mali politikalar yüksek enflasyonla birlikte alım gücünü de geriletti. Bu durum en büyük kupürlü banknotların toplam banknot tutarındaki payının hızla artmasına neden olurken 2026 Haziran itibariyle 200 TL’nin toplam içindeki payı yüzde 90&#039;a yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-kilogram-basina-ihracatta-100-dolari-yakaladi-83315</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tibet Makina kilogram başına ihracatta 100 doları yakaladı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Enerji, savunma ve havacılık başta olmak üzere pek çok sektöre özel alüminyum döner tabla dişlileri ve rulmanları üreten Tibet Makina, dünyanın farklı coğrafyalarına ihraç ettiği ürünlerinde kilogram başı birim değerini 100 dolara yükselttiğini açıkladı. Şirket açıklamasına göre bu seviye ile Türkiye ortalamasının yaklaşık 65 katı yüksek katma değere ulaştı.</p>
<p>Tibet Makina Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tibet Arbak, Türkiye’nin 2025 yılında 273,4 milyar dolara ulaşan ihracatında, kilogram başı ihracat değerinin 1,5 dolar seviyesinde olduğunu belirterek, “Türkiye ihracatının yüzde 95’i sanayi ürünlerinden oluşmasına rağmen, üretilen katma değer rakibimiz olan ülkelerin çok gerisinde. İhracata dayalı büyüme modelinde kararlıysak, yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki payını bugünkü yüzde 3,1 seviyesinden en az yüzde 10 seviyesine taşımamız gerekiyor. Döviz kurlarının olması gerekenden çok daha düşük seviyede olması nedeniyle ihracatımız ve ihracatçı firmalarımız büyük yara alıyor. Son 12 aylık ihracatımızın 278 milyar dolara ulaşması, bu kaybın en önemli göstergesi” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a589e259b7b9-1784192549.png" alt="" width="430" height="296" /></p>
<p>Tibet Makina’nın Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılında Tasarım Merkezi onayı almasının ardından üretilen katma değerde dikkat çekici bir artış yakaladıklarını söyleyen Arbak, “Katma değerli üretim ancak katma değeri yüksek iş gücü ile yapılabilir. Rakiplerimize göre mukayeseli üstünlüğümüz, kendi mühendislik birikimimiz ve tasarım kabiliyetimiz ile katma değeri yüksek ürünleri üreterek bunların ihracatından geçiyor. Müşterilerimizin talep ve beklentilerini proaktif şekilde karşılayan, üretim esnekliğine sahip organizasyonumuz ile kilogram başı ihracatta 100 dolar seviyesine ulaştık. Türk ekonomisinin yapısal sorunu olan yüksek enflasyon ve yüksek işletme maliyetleri sorunlarının çözülmesi durumunda, ülke katma değer ortalamasının çok daha yüksek seviyelere ulaşacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>NATO üyesi ülkelerin temel savunma harcamalarını, Gayrısafi Yurtiçi Hasılalarının yüzde 3,5’ine yükseltme taahhüdünde bulunduklarını anımsatan Arbak, yüzde 2,3 seviyesini yakalayan Türkiye’de büyüklüğü 100 milyar dolara ulaşan bin 400 adetlik proje stoğunun olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-kilogram-basina-ihracatta-100-dolari-yakaladi-83315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/5/1280x720/tibet-makina-kilogram-basina-ihracatta-100-dolari-yakaladi-1784192054.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, &quot;Müşterilerimizin talep ve beklentilerini proaktif şekilde karşılayan, üretim esnekliğine sahip organizasyonumuz ile kilogram başı ihracatta 100 dolar seviyesine ulaştık. Türk ekonomisinin yapısal sorunu olan yüksek enflasyon ve yüksek işletme maliyetleri sorunlarının çözülmesi durumunda, ülke katma değer ortalamasının çok daha yüksek seviyelere ulaşacağına inanıyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-kadin-girisimciliginde-merkez-olabilir-83305</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, kadın girişimciliğinde merkez olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllardır yaptığım haberleri yeniden gözden geçirdiğimde, iş dünyası toplantılarında aslında birçok sorunun değişmeden varlığını sürdürdüğünü görüyordum. Kur, finansmana erişim, üretim maliyetindeki artışlar, mesleki eğitim konuları yıllardır duymaya alıştığımız sorunlar olarak karşımıza çıkıyordu. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen o kadar birbirini tekrarlayan açıklamalar geliyordu ki neredeyse açıklama yapan kişileri dinlemeden haberi yazmak mümkün diye düşünüyordum. Son iki yıldır ise bu açıklamalara tahsilat problemleri eklenmeye başladı. Ancak her şeye rağmen reel sektör ayakta kalmayı başarıyordu. Özellikle iş dünyasının hamisi olarak gördüğümüz kişiler her şeye rağmen çalışmaya ve üretmeye devam edilmesi gerektiğine yönelik motive edici bir yaklaşımla iş dünyasını ayakta tutuyordu. Haziran ayından bu yana ise organize sanayi bölgelerinde yaptığım ziyaretlerde sıkıntıların artık yüksek sesle ve şiddetli şekilde ifade edilmeye başladığını görüyorum.</p>
<p>Önce “31 Haziran son, önümü göremezsem paydos” furyasıyla hareket eden bir kitle oldu. Şimdi ise işletmesi için “bugün dünden kötü, yarın da bugünden kötü olacak, önümü göremezsem 30 Ağustos son” diyen bir kitle var. İş insanlarıyla ekonomi yönetimi arasında tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok misali bir durum var. Kayseri OSB’deki güçlü firmalardan birinin sahibi geçtiğimiz gün “Organize dinamitli bomba, hergün yeni biri batar oldu, işi yapıyoruz para almaya gelince kimse telefona çıkmıyor, çok büyük kriz var öncekilere benzemiyor, insanlar sekizinci ayın otuzunu kendine çizmiş” dedi. Dinamitli bomba tavşanın elinde ama görünen o ki dağda patlayacak…</p>
<p>Tekstil işi yapan bir okurumuza yaşadığı sorunların çözümüne ilişkin görüşlerini soruyorum. Pamuk ihracatının önüne geçilmesi gerektiğini söylüyor ilk etapta. “Pamuk üreticisinin de zarar görmeyeceği şekilde pamuk ihracatı engellenmeli. Pamuk üreticisine teşvik verilmeli. 10 sene önce devletin verdiği kilo başı teşvikle ne yapılıyordu şimdi ne yapılıyor kısmını irdelemeleri gerekir. Amerika’dan gelen pamuk, Türkiye’de üretilen pamuktan daha ucuza gelmemeli. Tabi bunun sebebi de ihracata çok fazla pamuk göndermemiz.”  Sonuna da ekleme yaptı: “Mobilya ve metal sektörünün durumu da en az tekstil kadar kötü.”</p>
<p>Mobilya ve metal sektörü demişken, sektörde faaliyet gösteren birkaç firmayı ziyaretimde gördüm ki, işçi problemi yaşanıyor. Hindistan ve Pakistan’dan işçi getiriyorlar. Ancak hepsi de aynı şeyi söylüyor: “Derdimiz ucuz işçilik değil, çalışacak adam bulamıyoruz. Gençler sanayiye hiç yaklaşmak istemiyor.”</p>
<p>Olumsuzluklara rağmen umut veren gelişmeler de yaşanıyor. Geçtiğimiz hafta Halkbank’ın “Üreten Kadınlar Buluşmaları” Kayseri’de gerçekleşti. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil’in de katıldığı etkinlikte kadın girişimcilerle bir aradaydık. Gözlerindeki kararlılık ve umut, kadınların yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, aynı zamanda iş dünyasında güçlü bir dayanıklılık kültürünün de en önemli taşıyıcılarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Kayseri, kadın girişimcisi ile de adından çokça söz ettirecek. Ekosisteminin uygunluğunun yanı sıra cesareti ve yeteneği yüksek kadınlarının varlığının yanı sıra finans destekleriyle yollarını aydınlatan kurumların eşliğinde, Kayseri bu konuda da örnek şehir olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-kadin-girisimciliginde-merkez-olabilir-83305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllardır yaptığım haberleri yeniden gözden geçirdiğimde, iş dünyası toplantılarında aslında birçok sorunun değişmeden varlığını sürdürdüğünü görüyordum. Kur, finansmana erişim, üretim maliyetindeki artışlar, mesleki eğitim konuları yıllardır duymaya alıştığımız sorunlar olarak karşımıza çıkıyordu. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen o kadar birbirini tekrarlayan açıklamalar geliyordu ki neredeyse açıklama yapan kişileri dinlemeden haberi yazmak mümkün diye düşünüyordum. Son iki yıldır ise bu açıklamalara tahsilat problemleri eklenmeye başladı. Ancak her şeye rağmen reel sektör ayakta kalmayı başarıyordu. Özellikle iş dünyasının hamisi olarak gördüğümüz kişiler her şeye rağmen çalışmaya ve üretmeye devam edilmesi gerektiğine yönelik motive edici bir yaklaşımla iş dünyasını ayakta tutuyordu. Haziran ayından bu yana ise organize sanayi bölgelerinde yaptığım ziyaretlerde sıkıntıların artık yüksek sesle ve şiddetli şekilde ifade edilmeye başladığını görüyorum. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-83299</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sapanca Gölü’nü daha etkin korumak için bilim kurulu oluşturuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi’nde Sapanca Gölü’nü daha etkin korumak için yeni bir bilim kurulu oluşturuldu.</p>
<p>Bu kapsamda Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar ile Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al arasında ‘Sapanca Gölü Havzası ve Sakarya Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimine Yönelik Bilimsel ve Teknik İş Birliği’ protokolü imzalandı. Afet Koordinasyon Merkezi’nde (AKOM) yapılan iş birliği protokolüne SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, SASKİ yönetim kadrosu ve SAÜ bilim kurulunda görev alan akademisyenler katıldı. Bundan sonra gölün geleceği artık akademisyenlerden oluşan bilim kurulunun rehberliğinde şekillenecek. Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ile Sakarya Üniversitesi Su Yönetimi ve Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUTAM) arasında sürekli işleyen bilimsel bir çalışma modeli oluşturulacak. Böylece Sapanca Gölü'nün su kalitesi, ekolojik yapısı ve havza genelindeki değişimler akademik destekle sürekli takip edilerek doğal kaynağın gelecek nesillere aktarılması için önemli bir adım atılacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587bf2df38b-1784183794.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Su kaynakları</strong><strong> bilimsel yöntemlerle izlenecek</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587c13cf2d8-1784183827.png" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Protokol kapsamında Sakarya’daki tüm yüzeysel ve yer altı su kaynakları bilimsel yöntemlerle izlenecek, araştırılacak ve sürdürülebilir yönetim anlayışıyla korunacak. Ayrıca iklim değişikliğinin etkileri bilimsel yöntemlerle analiz edilecek, ortak araştırmalar ve laboratuvar çalışmaları yürütülecek.</p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, protokol ile ilgili olarak yaptığı açıklamada akademisyenlerin katkılarıyla sürdürülebilirliği esas alan, doğayı koruyan ve çevreye duyarlı şehir anlayışını daha da güçlendireceklerini söyledi.</p>
<p>Alemdar, su kaynaklarını günübirlik çözümlerle değil, uzun vadeli bilimsel politikalarla korumak zorunda olduklarını, üniversite ile kurdukları bu güçlü iş birliği sayesinde Sapanca Gölü’nü ve Sakarya’nın tüm su kaynaklarını gelecek nesillere sağlıklı şekilde ulaştıracak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini söyledi.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al ise, yerel yönetimlerle kurdukları güçlü iş birliğinin, bilimsel çalışmaları daha da ileriye taşıdığını, Sakarya Üniversitesi olarak topluma katkı sağlayan projeler üretmeye ve ortak çalışmalar geliştirmeye devam edeceklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-83299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/9/1280x720/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-1784183902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ile Sakarya Üniversitesi Su Yönetimi ve Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUTAM) arasında sürekli işleyen bilimsel bir çalışma modeli oluşturulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-olmadan-yapay-zeka-da-yok-83295</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veri olmadan yapay zekâ da yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ dünyasında bugüne kadar en fazla modeller, uygulamalar ve kullanıcıya doğrudan ulaşan çözümler konuşuldu. Ancak şirketlerin yapay zekâdan gerçek anlamda değer üretmesini belirleyen asıl unsur, çoğu zaman görünmeyen bir katmanda bulunuyor: Veri altyapısı.</p>
<p>Doğru, güvenilir ve güncel veriye sahip olmayan bir şirketin, en gelişmiş yapay zekâ sisteminden bile sağlıklı sonuç alması kolay değil. Yerli veri platformu Hardal’ın aldığı 1 milyon 550 bin dolarlık yatırım, yatırımcıların giderek daha fazla bu altyapı katmanına yöneldiğini gösteriyor.</p>
<p>Simya VC liderliğinde gerçekleşen yatırım turuna, Türkiye Kalkınma Fonu ve ODTÜ Teknokent ortaklığıyla kurulan Invest101, Maxis Ventures ile Shark and Partners katıldı. Hardal, yatırımla küresel pazarlardaki büyümesini hızlandırmayı, ekibini genişletmeyi ve yapay zekâ altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587607e4cf3-1784182279.png" alt="" width="478" height="360" />Hardal Kurucu Ortağı ve CEO’su Barış Gürbüzler’e göre şirketlerin veri yönetimi ihtiyacı köklü biçimde değişti. Geçmişte markalar, kullanıcı verilerini toplarken bugüne kıyasla çok daha geniş hareket alanına sahipti. Ancak tarayıcı kısıtlamaları, iOS gizlilik güncellemeleri, KVKK, GDPR kullanıcıların artan mahremiyet beklentileri bu dönemi sona erdirdi. Gürbüzler, “Geçmişte şirketler pazarlama verilerini toplarken daha rahat davranabiliyordu. Bugün hem kullanıcılar bu konuda çok daha hassas hem de KVKK ve GDPR gibi yasal zorunluluklar var. Eskiden göz ardı edilen veri sahipliği artık çok önemli hale geldi” diyor.</p>
<p>Hardal, şirketlerin internet siteleri, iOS ve Android uygulamaları, CRM sistemleri ve pazarlama araçlarından gelen verileri tek bir altyapıda topluyor. Farklı kaynaklardan gelen dağınık verileri standartlaştırıyor, güvenli biçimde yönetiyor ve analitik ya da reklam sistemlerine aktarılabilir hale getiriyor. Gürbüzler, Hardal’ın çözümünü yalnızca bir ölçümleme aracı olarak tanımlamıyor. Platformun asıl hedefinin, şirketlerin kendi verileri üzerinde yeniden kontrol sağlamasına yardımcı olmak olduğunu belirtiyor: “Hardal, kurallara uygun şekilde markaların kendi verilerini maksimum doğrulukta toplayıp yönetmelerini sağlıyor. Bu sayede şirketler daha doğru pazarlama stratejileri geliştirebiliyor.”</p>
<p><strong>Eksik veri yanlış karar demek</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında verinin önemi yalnızca pazarlama performansını ölçmekle sınırlı değil. Şirketlerin kullandığı yapay zekâ modellerinin, otomatik karar sistemlerinin ve kişiselleştirme araçlarının kalitesi de doğrudan beslendikleri veriye bağlı.</p>
<p>Gürbüzler, “Verisi olmayanın yapay zekâdan faydalanması çok zor. Eksik veriyle beslenen model size yanlış kararlar aldırıyor. Reklam bütçenizi yanlış yere harcıyorsunuz, yanlış kitleye konuşuyorsunuz, yanlış ürünü öne çıkarıyorsunuz” diyor.</p>
<p>Hardal’ın odaklandığı yeni alanlardan biri de yapay zekâ ajanlarının yarattığı dijital trafik. Yapay zekâ tabanlı arama sistemleri ve dijital asistanlar yaygınlaştıkça, şirketlerin internet siteleri artık yalnızca insanlar tarafından ziyaret edilmiyor.</p>
<p>Gürbüzler, birçok şirketin sitesini hangi yapay zekâ ajanlarının ziyaret ettiğini henüz bilmediğine dikkat çekiyor. Gürbüzler, “Bu veri, markaların yapay zekâ kanallarına yaptıkları içerik ve pazarlama yatırımlarının etkisini ölçebilmeleri açısından giderek daha önemli hale geliyor” diye ekliyor.</p>
<p><strong>Küresel ölçekte geçerli bir problemi çözüyor</strong></p>
<p>Simya VC Yönetici Ortağı Selma Bahçıvanoğlu ise Hardal yatırımında kendilerini ikna eden en önemli unsurun, girişimin hızla büyüyen ve küresel ölçekte geçerli bir problemi çözmesi olduğunu söylüyor. Şirketlerin kullanıcı davranışını anlamaya, pazarlama performansını ölçmeye ve müşteri verisini daha verimli kullanmaya çalıştığını belirten Bahçıvanoğlu, bunu gerçekleştirmenin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor: “Cookie kısıtları, tarayıcı engellemeleri, iOS gizlilik güncellemeleri ve regülasyonlar nedeniyle şirketlerin dijital veriyi doğru biçimde toplaması artık çok daha zor.”</p>
<p>Bahçıvanoğlu’na göre Hardal’ın farkı, yalnızca daha iyi pazarlama ölçümü sunması değil. Platform aynı zamanda veri sahipliği, regülasyon uyumu ve yapay zekâ sistemleri için güvenilir bir veri zemini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Değer, uygulamadan önce altyapıda oluşuyor</strong></p>
<p>Bugün pek çok girişim kendisini doğrudan yapay zekâ başlığı altında konumlandırıyor. Bahçıvanoğlu ise yatırımcıların yalnızca son kullanıcıya görünen uygulamalara değil, bu uygulamaların çalışmasını sağlayan altyapıya da bakması gerektiği görüşünde. “Bir şirketin doğru, güvenilir, güncel ve kendisine ait verisi yoksa yapay zekâdan alacağı verim sınırlı kalıyor” diyen Bahçıvanoğlu, geleceğin önemli teknoloji şirketlerinin bir bölümünün uygulama katmanında değil, veri altyapısında ortaya çıkacağını düşünüyor. Regülasyonların sıkılaşması, üçüncü taraf veriye erişimin zorlaşması ve markaların müşteri verisini daha kontrollü yönetme ihtiyacı, birinci taraf veri altyapılarını da önemli bir yatırım alanına dönüştürüyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>■ PAZARLAMA VERİ DÜNYASI DEĞİŞİYOR</strong></span></p>
<p>Hardal’ın öncelikli hedefi, Türkiye’de elde ettiği deneyimi uluslararası pazarlara taşımak. Şirketin çözmeye çalıştığı veri kaybı, ölçümleme, gizlilik ve veri sahipliği sorunları ise yalnızca Türkiye’ye özgü değil.</p>
<p>Bahçıvanoğlu’na göre Hardal’ın global pazardaki en güçlü avantajı burada yatıyor. Girişim, farklı ülkelerde şirketlerin yaşadığı ortak bir soruna, teknik olarak güçlü ancak müşterinin kolay anlayabileceği bir çözüm sunuyor. Ürünün sunduğu faydanın doğrudan gelir ve performans sonuçlarına bağlanabilmesi de önemli bir avantaj. Daha doğru veri, daha sağlıklı ölçüm, daha iyi kampanya optimizasyonu ve daha verimli müşteri yönetimi, yatırımın şirkete sağladığı değerin somut biçimde ölçülebilmesini sağlıyor.</p>
<p>Gürbüzler, yatırım sonrasında en önemli önceliklerinin global büyüme olduğunu belirtiyor: “Türkiye pazarında çok değerli öğrenimler elde ettik. Bunları yurt dışında da uygulamayı planlıyoruz. Pazarlama veri dünyası değişiyor. Amacımız bu değişime öncülük ederek pazarlamacılar için eksik veriden korkulmayan bir dünya yaratmak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-olmadan-yapay-zeka-da-yok-83295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Veri olmadan yapay zekâ da yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kagit-sektorunde-verimlilik-haritasi-83293</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâğıt sektöründe verimlilik haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun 3. versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta kâğıt sektörüyle devam edelim. Kâğıt sanayisi, ambalajdan matbaacılığa, hijyen ürünlerinden endüstriyel kullanımlara kadar çok geniş bir alana girdi sağlayan temel sektörlerden biri. Selüloz hazırlama, hamurlaştırma, rafine etme, eleme, kurutma, fırınlama, haddeleme ve kesim gibi süreçler hem elektrik hem ısı enerjisi açısından yoğun tüketim yaratıyor.</p>
<p>Rapor kapsamında 13 farklı kâğıt işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 8’i 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 2’si 1.000 ila 5.000 TEP arası, 3’ü ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Aşağıdaki veriler, enerji verimliliğine odaklanan işletmelerdeki çalışmalarımızın sonuçlarını yansıtıyor. Sektördeki farklı işletmelerde tasarruf potansiyelinin daha yüksek seviyelere çıkabileceği de göz önünde bulundurulmalı.</p>
<p><strong>Tüketim profili</strong></p>
<p>Analiz edilen işletmelerde toplam enerji tüketiminin %85’i elektrikten, %15’i ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Toplam enerji verimliliği potansiyeli %26,6 seviyesinde. Bunun %18,9’u elektrik tüketiminden, %7,7’si ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Bu da kâğıt sektöründe elektrikli sistemlerin verimlilik yol haritasında merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p>Pompa sistemleri, fanlar, motorlar, vakum sistemleri, aydınlatma, yardımcı işletmeler ve üretim hattındaki elektrikli ekipmanlar bu nedenle ayrıntılı biçimde ele alınmalı. Kurutma, fırınlama ve diğer ısıl süreçler de toplam potansiyel içinde önemli bir iyileştirme alanı.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %61’i ısı ve üretim süreçleri, %14’ü ile pompa sistemleri, %9’u aydınlatma sistemlerinden geliyor. Bu üç başlıkla ulaşılan toplam %84’lük potansiyel, sektör için önemli bir önceliklendirme sunuyor. İlk bakılması gereken alan, üretim sürecinin enerjiyle nasıl beslendiği ve ısı akışlarının nasıl yönetildiği olmalı. Kurutma ve fırınlama gibi ısıl ihtiyaçlar, atık ısı geri kazanımı açısından dikkatle incelenmeli. Ardından pompa sistemleri ve aydınlatma gibi daha görünür elektrik tüketim noktaları detaylandırılmalı.</p>
<p>Kâğıt üretiminde sürekli çalışan sistemlerin payı yüksek olduğu için küçük verim kayıpları yıl sonunda büyük enerji tüketimlerine dönüşebilir. Gereğinden yüksek debiyle çalışan pompalar, yanlış seçilmiş motorlar, düşük verimli armatürler, yetersiz otomasyon veya bakımı aksayan ekipmanlar toplam maliyeti sessizce büyütür.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Kâğıt sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 1.168 dolar. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 1,92 yıl seviyesinde. Bu süre, ele aldığımız birçok sektöre kıyasla oldukça güçlü bir yatırım gerekçesi sunuyor. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 683 dolar. Elektrik tüketiminin toplam enerji içindeki yüksek payı, karbon azaltımı açısından elektrik tüketiminin kaynağını ve verimini birlikte düşünmeyi gerekli kılıyor. Bu nedenle enerji verimliliği ile yenilenebilir elektrik tedariki birbirini tamamlayan iki başlık olarak değerlendirilmeli. Raporun etki düzeyi analizinde de enerji yönetimi faaliyetleri yüksek etki düzeyiyle öne çıkıyor. Bu bulgu önemli. Çünkü kâğıt sektöründe yalnızca ekipman değişimiyle ilerlemek yeterli olmayabilir. Ölçüm, izleme, doğru ayar değerleri, bakım disiplini, üretim planlaması ve performans takibi tasarrufun kalıcı hale gelmesini sağlar.</p>
<p><strong>Sahadan notlar</strong></p>
<p>Kâğıt işletmelerindeki başlıca fırsat alanlarından biri pompa sistemleri. Debi ihtiyacının doğru belirlenmemesi, vana kısma yöntemiyle kontrol, sabit hızlı çalışma, hatalı pompa seçimi ve hidrolik dengesizlikler önemli kayıplar yaratabilir. Değişken hızlı sürücüler, doğru pompa seçimi, hat kayıplarının azaltılması ve işletme noktalarının düzenli izlenmesi bu alanda güçlü sonuçlar verebilir.</p>
<p>Isı ve üretim süreçlerinde ise kurutma, fırınlama, sıcak hava, baca gazı, kondens ve atık ısı noktaları birlikte incelenmeli. Atık ısıdan ısı veya elektrik üretimi sistemleri de yüksek etki düzeyiyle öne çıkıyor. Doğru sıcaklık seviyesindeki atık ısının başka bir süreçte değerlendirilmesi, yakıt tüketimini ve toplam enerji maliyetini azaltabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Sektör geri dönüşümlü üretim kapasitesiyle de döngüsel ekonomi açısından stratejik önem taşıyor. Ancak bu avantajın gerçek etkisi, üretim süreçlerinin ne kadar verimli yönetildiği ve karbon yönetimi ile desteklendiği ile doğrudan bağlantılı. Özetle bugünün verimlilik yatırımları, sektörün hem rekabet gücünü hem çevresel performansını belirleyen ana unsurlardan biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kagit-sektorunde-verimlilik-haritasi-83293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kâğıt sektöründe verimlilik haritası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-dijital-donusumun-anahtari-ortak-akil-ve-is-birligi-83292</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide dijital dönüşümün anahtarı: Ortak akıl ve iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijital uygulamaların başarısı; gerçek durumun hesaba katılmasına, sahadan gelen deneyimlerin dikkate alınmasına, meslek mensuplarının iş yükünü azaltan çözümlerin hayata geçirilmesine ve ortak akılla hareket edilmesine bağlıdır.</strong></p>
<p>Muhasebe ve vergi sistemlerinde dijitalleşme artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ülkemiz, son yıllarda e-Fatura, e-Defter, e-Beyanname ve Dijital Vergi Dairesi gibi uygulamalarla, bazı alt yapı sorunlarına rağmen önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiş bulunuyor. Bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri de hiç kuşkusuz mali müşavirlik camiasıdır. Yaklaşık 140 bin mali müşavir; kamu yararına önemli katkılar vererek, devlet ile mükellef arasında güven köprüsü kurarak dijital vergi sistemlerinin sahadaki en önemli uygulayıcıları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Dijitalleşme sürecinin son halkalarından biri olan, 24 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan Tebliğ ile hayata geçirilen ve 1 Temmuz 2026 itibarıyla zorunlu hale gelen elektronik Karşıt İnceleme (e-Karşıt) uygulamasıdır. Bu uygulama, dijital dönüşüm kapsamında atılmış önemli bir adım olmakla birlikte sahada ciddi sorunlar yaratmış; yeminli mali müşavirler ile serbest muhasebeci mali müşavirler arasındaki çalışma uyumu ilk kez bu kadar bozulmuş bulunuyor.</p>
<p>Dijitalleşmenin başarısı yalnızca teknolojik altyapıyla değil, sistemin sahada adil, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir şekilde işlemesiyle mümkündür. Oysa söz konusu uygulamanın sahada önemli güçlükler oluşturduğu görülmektedir.</p>
<p>Denetim sürecinin asli bileşenlerinden birisi olan tutanak oluşturma işleminin Serbest Muhasebesi ve Mali Müşavirler tarafından gerçekleştirilmesi, 3568 Sayılı Kanun’da öngörülen görev, yetki ve sorumluluk dağılımı ile bağdaşmamaktadır. </p>
<p>Denetim yetkisinin kanunen Yeminli Mali Müşavirlere ait olduğu bir ortamda, sürecin fiilen Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler tarafından yürütülmesi sonucunu doğuran Elektronik Karşıt İnceleme Sistemi, bu hali ile “yetkinin kanuniliği” ilkesine ve aykırıdır. Zira uygulama, denetim görevini, mevzuatta açıkça öngörülmeyen bir şekilde Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler üzerine yüklemektedir.</p>
<p>27 Seri No’lu Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği kapsamında karşıt inceleme, esas itibarıyla yeminli mali müşavirlerin (YMM’lerin) yürüttüğü bir doğrulama faaliyetidir, muhatabı ise görünürde mükellefl erdir. Ancak Elektronik Karşıt İnceleme Uygulamasına göre; kayıtların kontrolü, istenen ayrıntılı verilerin sisteme manuel girişleri, karşıt inceleme tutanaklarının düzenlenmesi, sistem üzerinden cevaplanması, süre takibi ve cezai risklerin yönetimi fiili olarak SMMM’lerin omuzlarına yüklenmiş bulunmaktadır. Üstelik SMMM’ler, bu süreci; bildirimler, beyanname dönemleri ve diğer yasal yükümlülüklerin yoğunluğu içinde yürütmektedirler.</p>
<p>Öncelikle durumu daha doğru analiz etmek ve uygun çözümler üretebilmek için 1 Temmuz itibarıyla uyulma zorunluluğu öngören, Elektronik Ortamda Karşıt İnceleme Tebliği’nin yürürlük tarihinin birkaç ay sonraya ötelenmesinde büyük yarar görmekteyiz.</p>
<p>Mali müşavirler kamu yararı için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiçbir zaman kaçınmamıştır. Ancak yeni düzenlemeler, mevcut iş yükü ve operasyonel kapasiteler dikkate alınarak planlanmalıdır.</p>
<p>Sahadan gelen bu talepler doğrultusunda TÜRMOB olarak kapsamlı bir değerlendirme çalışması yürüttük; uygulamada karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerimizi ayrıntılı bir rapor halinde Gelir İdaresi Başkanlığımıza ilettik ve yeni önerilerimizi yetkililerle iletmeye, istişarelerde bulunmaya devam ediyoruz. Amacımız sağlıklı işleyen bir dijital uygulama kolaylığı ve etkinliği içinde; kamunun ihtiyacını karşılayacak, YMM’lerin ve SMMM’lerin uyum sağlayacakları adil bir uygulamanın hayata geçirilmesidir.</p>
<p>Esas olarak YMM’lerin ihtiyaç duydukları söz konusu doğrulamaları GİB sistemleri üzerinden yapabilmelerine imkân sağlanması gerektiği kanaatindeyiz. SMMM’lerin ise fiilen karşılığını alamadıkları ve kapasitelerinin üstünde bir angarya ile karşı karşıya bırakılmalarını doğru bulmuyoruz. Ayrıca, idarenin sistemlerinde bulunan bilgilerin mükelleflerden yeniden talep edilmemesi gerektiğini, cevap sürelerinin yetersiz olduğunu, cezai yaptırımların ölçüsüz ve adil olmadığını düşünüyoruz.</p>
<p>Aslında bütün talepler tek bir ortak noktada birleşmektedir: Dijitalleşme süreci zorlaştırmamalı aksine iş ve işleyişi kolaylaştırmalıdır. Teknolojinin amacı yeni bürokrasi üretmek değil, mevcut bürokrasiyi azaltmaktır.</p>
<p>TÜRMOB olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dijital dönüşümün yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak dijital dönüşümün kalıcı başarısı, gerçek durumun hesaba katılması, sahadan gelen deneyim ve önerilerin dikkate alınmasına bağlıdır. Bizim önceliğimiz, hem meslek mensuplarımızın çalışma koşullarını iyileştirmek hem de vergi sisteminin etkinliğini ve gönüllü uyumu güçlendirmektir. Çünkü güçlü bir vergi sistemi; güçlü bir mali idare, güçlü bir teknoloji altyapısı ve güçlü bir mali müşavirlik mesleğinin birlikte çalışmasıyla mümkündür.</p>
<p>İnanıyoruz ki ortak akıl ve iş birliğiyle e-Karşıt uygulaması daha rasyonel bir işleyişe kavuşacaktır. Dijital dönüşümün başarısı yalnızca yazılımlarla değil, o sistemi kullanan insanların bilgi ve deneyiminden yararlanmakla mümkündür. Çünkü dijitalleşmenin gerçek ölçüsü, hayatı kolaylaştırabildiği ölçüde anlam kazanır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-dijital-donusumun-anahtari-ortak-akil-ve-is-birligi-83292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergide dijital dönüşümün anahtarı: Ortak akıl ve iş birliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-destekli-anayasa-mahkemesi-83291</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ destekli Anayasa Mahkemesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı ayrı kamu kuruluşunun ihtiyaçlarının yapay zekâ desteği ile karşılanması için proje başvuruları alındı. Bu kuruluşlar arasında ilk sırayı Anayasa Mahkemesi aldı. Anayasa Mahkemesi’ni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu izledi. </strong></p>
<p>2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zekâ Strateji ve Eylem Planı açıklanmış olmasına karşın yazılı bir doküman olarak henüz ortaya çıkmış değil. 5 milyon vatandaşa eğitim, 100 bin yapay zekâ profesyoneli yetiştirilmesi, sağlık, tarım ve savunma başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin kullanıma açılması, veri merkezi kurulu gücünün 2030 yılına kadar en az 1 GW seviyesine çıkarılması, kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması zikredilen yapılacaklar listesinde.</p>
<p>KOBİ’lere yapay zekâ kuponları sağlanması, yerli yapay zekâ girişimleri için Ulusal Yapay Zekâ Araştırma ve Büyüme Fonlarının kurulması, fonlar ile yapay zekâ girişimlerinin geliştirilmesi, enerjisi ve altyapısı hazır kampüslerin yatırımcılara sunulması, yapay zekâ büyüme bölgelerinin oluşturulması da yol haritasının unsurları arasında.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla yapay zekâ artık konuşulmaktan ziyade kamuda ve özel sektörde eylemlerin aracı ve unsuru haline gelecek ve hatta giderek gündelik yaşama dokunacak. Yapay zekânın kamu kesiminde kullanımı, ‘gelişme’ bakımından, herhalde düşünüldüğünün ötesinde fonksiyon görecek.</p>
<p>İsterseniz bu alandaki önemli bir gelişmeyi de paylaşalım. TÜBİTAK aylardır Kamu Yapay Zekâ Ekosistemi Çağrısı kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir dizi ihale hazırlıkları yaptı.</p>
<p>Bu kapsamda altı ayrı kamu kuruluşunun ihtiyaçlarının yapay zekâ desteği ile karşılanması için proje başvuruları alındı. Bu kuruluşlar arasında ilk sırayı Anayasa Mahkemesi aldı. Anayasa Mahkemesi’ni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu izledi.</p>
<p>Kuşkusuz her kurumun kendine göre ihtiyaç ve beklentileri var. Örneğin Anayasa Mahkemesi yapay zekâ ile ne yapmak istiyor? Yüksek Mahkeme, bireysel başvuru sisteminin reorganizasyon ve işleyişini düzenlerken yapay zekâdan yararlanmak istiyor.</p>
<p>Neden mi? Anayasa Mahkemesi’ne bir yasal zorunluluk haline geldiği 23 Eylül 2012 tarihinden 20 Mayıs 2026 tarihine kadar 737.860 bireysel başvuru yapılmış, bu başvurulardan 102.915’i henüz sonuçlanmamış. Her yıl ortalama 80.000 yeni başvuru sisteme dâhil oluyor.</p>
<p>Çok sayfalı bireysel başvuru formu ve eklerinin, dilekçelerin, ilişkili dava dosyası içeriklerinin manuel olarak incelenmesi ve özetlenmesi önemli ölçüde zaman ve iş gücü gerektiriyor. Mevcut koşullarda ancak yıl içinde yapılan başvuru sayısı kadar bireysel başvuru sonuçlandırılabiliyor ve henüz sonuçlanmamış başvuru sayısında etkin bir azalma sağlanamıyor. Sonuçlanan bireysel başvurular içinde yer alan 295.000 adet başvuru zaten çeşitli nedenlerle ‘baştan’ kabul edilmemiş olduğunu unutmayalım.</p>
<p>Bu arada bireysel başvuru formlarının ortalama olarak 10-16 sayfa arasında, özellikle yargısal değerlendirilmeye konu olan bölümlerin (olay ve olgular, hak ihlaline ilişkin açıklamalar, sonuç talepleri) 4-8 sayfa aralığında, online sistemde yapılan başvurularda ise yargısal değerlendirmeye konu olan bölümlerdeki verilerin ise ortalama 1.100-1.500 kelime aralığında olduklarını da dile getiriyor.</p>
<p>Mahkeme gizlilik içeren ve kilitli durumda bulunanlar, derdest/açık durumda bulunanlar, henüz karar verilmemiş olanlar ve bölümler aşamasında bulunanlar hariç olmak üzere komisyonlar aşamasında sonuçlanmış (kapalı durumda olan) bireysel başvuru dosyaları ile ilgili verilere de proje süresince erişimi sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuruların incelemesindeki yargısal verimliliğini artırmak üzere yapay zekâ tabanlı “Karar Destek Sistemi” geliştirmek istiyor. Geliştirilen proje çerçevesinde, mahkemeye sunulan belgelerin yapay zekâ tarafından işlenebilir şekilde, işlenebilir metin formatına dönüştürülmesi, içeriklerin anlamsal olarak analizinin yapılması ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesine ilişkin karar taslaklarının yapay zekâ desteğiyle hazırlanması gibi zor bir görevi yapay zekâdan bekliyor. Sistemin genel olarak bir karar verici değil, süreci kolaylaştıran ve hızlandıran yapay zekâ destekli bir karar destek sistemi rolünü üstlenmesi isteniyor.</p>
<p>Özetle Anayasa Mahkemesi, TÜBİTAK’ın aracılığı ile ihaleye çıkarak yapay zekâ aracılığı ile bireysel başvuru sistemi sürecini yeniden düzenlemek, hız kazanmak, hizmet kalitesini artırmak istiyor.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi çok önemli bir hak olan ‘bireysel başvuru’ hakkının kullanımına 14 yıldır yetişemediğini söylüyor. 285 bin başvurunun aslında ‘bilgisizlik’ nedeniyle hazırlanamayarak baştan elendiğini, ancak bu dosyaların bile incelenmek zorunda kalındığına anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Bu zaman ve emek kaybı, yapay zekâ ile giderilirse elde edilen zaman ile bireysel başvuru yapacak vatandaş bile bilinçlendirilebilir. Bireysel başvuru hakkının kullanımındaki patlama bir başka tartışma konusu olsun ancak ‘zamanı artacak’ Anayasa Mahkemesi’nin hız ve kalite kazanması ölçülebilir ve görülebilir özellikleri nedeniyle diğer kamu kuruluşları için mutlaka örnek olacaktır. Anayasa Mahkemesi gibi diğer dört kamu kuruluşu da daha efektif çalışacaktır.</p>
<p>Bu nedenle, bu süreç kamunun hantallığının giderilmesi, verimliliğinin artırılması ve etkin yönetişim için en büyük fırsat olarak yakından takip edilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-destekli-anayasa-mahkemesi-83291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ destekli Anayasa Mahkemesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-hedefi-uluslararasi-ogrenci-liginde-ilk-3e-girmek-83287</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin hedefi uluslararası öğrenci liginde ilk 3’e girmek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) 153 iş konseyi arasında küresel vizyonu ve makroekonomik çarpan etkisiyle en stratejik yapılardan biri olan Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, 15’inci yılında vites büyütüyor. Konseyin yeni başkanı Dr. İsrafil Kuralay ile bir araya gelerek, Türkiye’nin küresel eğitim pastasından aldığı payı, hedef pazarları, vakıf üniversitelerinin yeni dönem stratejilerini ve sektörün önündeki yapısal engelleri konuştuk. Dünyada 200 ila 400 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşan eğitim ekonomisinde Türkiye’nin artık bir ‘lig oyuncusu’ olduğunu vurgulayan Kuralay, içerideki karamsar algının aksine, dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin çok güçlü bir eğitim cazibe merkezi haline geldiğini ifade etti. Batı dünyasında tırmanan vize engelleri ve yabancı düşmanlığı gibi yaklaşımların Türkiye için doğal bir çekim alanı yarattığını kaydeden Kuralay, dezenformasyon süreçlerine karşı küresel ölçekte güçlü bir lobi faaliyeti yürüteceklerinin mesajını verdi.</p>
<h2>"Büyük bir potansiyele sahibiz"</h2>
<p>Türkiye’nin, son 25 yılda uluslararası öğrenci bazında çok büyük bir potansiyele ulaştığına dikkat çeken Kuralay, “2000’li yılların başında yalnızca 10-18 bin bandında olan yabancı öğrenci sayımız bugün 380 bine ulaşmış durumda. Bu, neredeyse 20 katı aşan devasa bir yükselme grafiğidir. Bu başarı sayesinde dünyada uluslararası öğrenci sayısında ilk 10 ülke arasına girmeyi başardık” dedi.</p>
<p>Bu büyümenin, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi’nin de sorumluluk alanını genişlettiğini söyleyen Kuralay, “Yeni dönemde dünya genelinde çok daha hedefli, odaklı çalışmalar yürüteceğiz. Eğitim dünyası, Türkiye için son derece olumlu, talebin yüksek olduğu ve öğrencilerin tabiri caizse kendiliğinden gelmek istediği bir pazar” diye konuştu.</p>
<h2>1 milyon barajını aşan tek ülke ABD </h2>
<p>Eğitimin tamamen ticari bir meta gibi konumlandırılmasının yaratabileceği yanlış anlaşılmalara da değinen Kuralay, ekonomik gerçekliğin altını ise şöyle çizdi: "Eğitimi sadece ticarete endekslemek yanlış anlaşılabilir ancak bu hayatın ve ekonominin bir gereğidir. Öğrenci ülkemize gelecek, kaydını yaptıracak, harcamasını yapacak. Biz DEİK olarak bu dönemde hedef ülkelere yönelik nokta atışı çalışmaları artıracağız. Ülkemize hem sayısal olarak daha fazla hem de nitelik açısından çok daha donanımlı öğrencilerin gelmesini amaçlıyoruz. Türkiye’nin resmi olarak koyduğu 500 bin ve ardından 1 milyon uluslararası öğrenci hedefi var. Dünyada bugün 1 milyon barajını aşan tek ülke ABD. İngiltere, Kanada, Avustralya, Almanya ve Fransa gibi devlerle yarışıyoruz. 1 milyon hedefine ulaştığımızda küresel ligde ilk 3 arasına girmiş olacağız.”</p>
<h2>Yıllık doğrudan katkı 3 milyar dolar </h2>
<p>Küresel ölçekte yüz milyarlarca doları bulan eğitim sektörünün Türkiye ekonomisindeki cari karşılığını ve etki analizlerini değerlendiren Kuralay, rakamların çarpan etkisine ilişkin olarak da, “Şu an mevcut 380 bin öğrencinin Türkiye ekonomisine yıllık doğrudan katkısı 3 milyar dolar civarında. Ancak bu veri çok iyi analiz edilmeli. Bir öğrencinin ülkeye katma değeri, sadece üniversiteye ödediği eğitim ücretiyle ölçülemez. Bunun konaklaması, yemesi, içmesi, sosyal harcamaları var. Bir öğrenci lisans için geldiğinde 4 yıl, yüksek lisans ve doktorayı da eklediğinizde en az 7 ila 11 yıl boyunca sizin ülkenizde yaşayan, tüketen ve harcayan bir ekonomik aktöre dönüşüyor. Dolayısıyla bu, hizmet ihracatı kalemleri içerisinde çarpan etkisi en yüksek alanlardan biri" değerlendirmesinde bulundu. “Eğitim, ekonomiye kurban edilemeyecek kadar kıymetli bir alan” diyen Kuralay, “Temel hedefimiz her zaman en iyi, en kaliteli eğitimi vermek olmalı. Çünkü bizim yatırım malzememiz insan. Bu öğrencilere yabancı gözüyle bakılmasını doğru bulmuyorum. Bizim lügatimizde 'yabancı öğrenci' yok, 'misafir' veya 'uluslararası' öğrenci var. Onları ötekileştirmeden, bu toprakların kuşatıcı kültürüyle kucaklamalıyız" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YENİ KAYITLAR YAVAŞLASA DA EĞİTİMDE CARİ AÇIK YOK</span></h2>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, Türkiye'den yurt dışına giden öğrenci hareketliliği 2004 yılındaki 33 bin seviyesinden 2023 yılında 67 bine yükselerek iki katına çıksa da, ülkeye gelen net öğrenci hacmi bu rakamın oldukça üzerinde seyrediyor. DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi de tam olarak bu kritik noktada devreye girerek eğitim kalitesini yükseltmeyi ve nitelikli öğrenci çekimini artırarak cari dengedeki artı pozisyonu korumayı hedefliyor. İsrafil Kuralay, bu dengeyi sürdürülebilir kılmak için hem gidiş hem de geliş trafiğine önyargısız bakılması gerektiğini belirterek, "Yurt dışından gelişi de ön yargılı olmayan, buna tamamen reel olarak, ekonomik olarak bakmak gerekiyor. Cari dengeyi sağlamak anlamında daha fazla getirmemiz gerekiyor. milyon öğrenciyi bu ülke taşıyabilir, altyapımız var" diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">EN ÇOK ÖĞRENCİ ÖZBEKİSTAN'DAN</span></h2>
<p>Türkiye’nin eğitim pazarında en güçlü olduğu hinterlanda ve coğrafi dağılıma ilişkin de bilgiler veren Kuralay, şöyle devam etti: "Şu an en çok öğrenci çektiğimiz ilk 20 ülke, doğrudan kendi kültürel ve coğrafi hinterlandımızda yer alıyor. Bir numarada Türkmenistan var. Ardından Suriye, Özbekistan, İran, Afganistan ve Kuzey Afrika’dan Fas geliyor. Aslında tam anlamıyla bölgemizin cazibe merkezi ve kampüsü konumundayız. Bu ülkelerden gelen çocuklar kültürel ve inançsal olarak yabancılık çekmiyorlar. Özellikle Türk dünyasında muazzam bir potansiyel ve genç nüfus var. En büyük avantajımız şu ki, Türk devletlerindeki 30 yaş altı gençliğin hemen hemen yüzde 80’i Türkiye Türkçesini biliyor. Gittiğinizde hiçbir zorluk yaşamıyorsunuz. Türkiye’ye yönelik çok büyük bir sevgi ve gelme arzusu var. Üniversite rektörleriyle görüştüğümüzde akademik işbirliklerine son derece açık olduklarını görüyoruz. Erasmus’un yanı sıra Türk Devletler Teşkilatı’na bağlı 'Orhun Değişim Programı' da bu entegrasyonu çok hızlandırdı."</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Misafir öğrenciler, ülkelerinde Türkiye elçisi gibi oluyor</span></h2>
<p>Sosyal medyada körüklenen göçmen karşıtı söylemlerin ve dış kaynaklı algı operasyonlarının sektöre verdiği zarara değinen Kuralay, sektörde küresel rekabette algı savaşları yaşandığına, bunu kırmak için de “Bu dezenformasyonu önlemek için dünyada Türk eğitiminin lobisinin tabiri caizse daha iyi yapılması lazım. Bu konuda da DEİK’e düşüyor, eğitim iş konseyine düşüyor” dedi. Eğitim ekonomisinin sadece okul süreciyle sınırlı kalmadığını, uzun vadeli bir dış ticaret ve lobi stratejisi olduğunu belirten Kuralay, şu açıklamalarda bulundu: “Eski dünyada üniversiteler azken yurt dışına gitmek bir modaydı ancak bugün Türkiye çeşitlenen programlarıyla bu beklentiyi içeride rahatlıkla karşılıyor. Bizim asıl gücümüz, burada eğitim alan misafir öğrencilerimizin ülkelerine döndüklerinde üstlendikleri roldür. Biz bir elçi gönderiyoruz; ticarette iş yapan, şirket kuran çok sayıda Türkiye mezunu var. Döndüğünde ilk baktığı yer Türkiye oluyor, Türkiye ile alışveriş yapmak istiyor. Şu an 120 milyar dolarlık hizmet ihracatı pazarımızda eğitim; lojistiği, sağlığı, turizmi besleyen ana damardır. Bu dönemde DEİK olarak eğitim ekonomisinin cari durumunu net olarak ortaya koyacak kapsamlı bir etki araştırması başlatıyoruz. Bu veri setiyle yol haritamızı daha da netleştireceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-hedefi-uluslararasi-ogrenci-liginde-ilk-3e-girmek-83287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/7/1280x720/israfil-kuralay-1784180451.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanı İsrafil Kuralay, Türkiye’nin son 25 yılda küresel eğitim liginde ilk 10’a yükseldiğini belirterek, şu anda 380 bin olan uluslararası öğrenci sayısının kısa vadede 500 bine, ardından 1 milyona çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi. Kuralay’a göre, güçlü bir eğitim cazibe merkezi haline gelen Türkiye’nin ilk 3’e girme noktasında potansiyeli yüksek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasini-kim-kazanacak-83281</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’nı kim kazanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıkta en dikkat çekici ifadenin “Dünya Kupası” değil, kazanmak olduğunu düşünüyorum. Futbol bazılarının hayatında önemli bir yer tutmasa da kazanmak hepimizin hayatında en azından bir süredir temel motifi oluşturuyor. En azından kazanma duygusu diyeyim çünkü bilançoya baktığımızda genellikle kazanmanın karşılığı pozisyonunu koruyabilme oluyor ya da bazen bu bile olmuyor.</p>
<p>Dünya Kupası konusunda geçerli olan durum farklı tabii: Maçlar oynanıyor ve sonunda takımlardan biri kupayı kaldıracak. Bir sonraki yazımı yazarken finalin adı netleşmiş olarak bir analiz yapmam mümkün olabilecekti. Ancak yazı çıktığında final maçı zaten oynanmış olacağından böyle bir analizin anlamı olmayacaktı. Bu hesabı yaparak analizi bugünden, Fransa’nın benim doğum günüm ve Bastille Günü olan 14 Temmuz’da İspanya’ya yenilerek elenmesinin ardından yapmak istiyorum. Google’a girip “Fransa 14 Temmuz” diye arama yaptığınızda karşınıza -bu yazı yazılırken- 2-0’lık maç sonucu ilk arama sonucu olarak çıkıyor.</p>
<p>Aşağıya inip “14 Temmuz’da Fransa’da ne oldu sorusuna tıkladığınızda “Bastille Günü (Fransızca: La fête nationale: ulusal bayram), her yılın 14 Temmuz günü kutlanan, Fransa'nın ulusal bayramıdır. 14 Temmuz 1789'da Bastille Baskını ve 14 Temmuz 1790'da Fête de la Fédération'da Fransız halkının birliğini anıyor.” yanıtı ile karşılaşıyorsunuz ama bu arada 2-0’lık Fransız yenilgisi aklınıza çok daha kalıcı olarak yerleşmiş oluyor.</p>
<p>Eskiden futbol daha basit bir oyundu. Biz İngiltere’ye 8-0 yenilirdik. İngilizler Almanlara yenilirdi. Gary Lineker, “Futbol 22 kişi ile oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.” sözünü edip tarihe geçerdi ve biz bu sözü asla unutmamak üzere aklımıza kazırdık. Sonra işler karıştı.</p>
<p>Futbolun veriye dayalı bir oyun olduğu bir çağa girdik. Bunun yurtdışındaki çarpıcı örneği, SAP’nin sponsoru olduğu Hoffenheim’ı veri analizi yardımıyla lig atlata atlata Bundesliga’ya kadar taşıması oldu.</p>
<p>Almanya bu analitiği milli takım düzeyinde de kullandı. Google AI Modu buradaki durumu, “2014 Dünya Kupası 'nın ilk yarı final maçında Brezilya'yı hezimete uğratan Almanya, rakibini 7-1 yenerek finale yükselen ilk ekip oldu. Neymar'sız maça başlayan Brezilya ilk dakikalarda daha etkin gözüktü. Ancak bu savruk üstünlük sonuç getirmezken, dakikalar 11'i gösterirken Almanya golü buldu.” şeklinde hatırlatıyor. Konuyu bilmekle birlikte, ayrıntılar için yapay zekâdan yardım almayı tercih ediyorum. SAP Türkiye Genel Müdürü ( o zaman yanılmıyorsam operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısıydı) Uğur Candan ile o dönem sohbet ederken SAP sisteminin maçı kazanmak için hızlı pas yapmak gerektiğini gösterdiğini ve Almanya’nın bu şekilde maçı kazandığını söylemişti. Tekno ritim sambacıların dansını bozmuştu.</p>
<p>Bizim başarımız ise, biraz daha farklıydı ve bunu Berlin’deki bir Almanya-Türkiye milli maçında gördüm. Bu dünya kupasındaki durumumuzu anlamak açısından faydalı olacaktır. Almanlar Berlin’deki maçta kale arkasında süper bir hazırlık yapmıştı. Alman milli takımı sahaya çıktığında ya da başka bir anda, herkes ellerindeki panoları kaldırarak kale arkasında boydan boya “Heimspiel” yazısını oluşturdu. Bizim anlayacağımız haliyle kendi sahamızda oynuyoruz anlamında bir ifadeydi. Onların şovunun ardından bizim takım sahaya çıkınca stadın dörtte üçlük bölümünde Türk bayrakları açıldı; Almanlar dona kaldı. Süper şov oldu.</p>
<p>Bunu bir gün önce Türk şoförlerden öğrenmiştik. Gençler o dönemde yoğun olarak takside çalışıyordu ve sağlam bir networkleri vardı. Alman hükümeti karaborsayı engellemek için mi maçta taşkınlıklara engel olmak için mi hatırlamıyorum, kontrollü bilet satışı sistemi kurmuştu. Bu şoför arkadaşlar da Türklerin kimlikleri ile bilet almış ve Berlin dışından gelecek olanlar da dahil olmak üzere stada gireceklerin biletsiz kalmamasını sağlamıştı. Şov süperdi ama maçta yenildik. Almanlar yenildiği için yenik sayılmadık, Almanlar bizi yendiği için yenilmiş olduk. O maçta Alman milli takımının saha üzerindeki terse koşu, omurga gibi dizilip sağa sola koşarak bizim çocukları şaşırtma gibi daha geleneksel taktikleri etkili olmuştu. Muhtemelen bizi analiz ederek nasıl yeneceklerine iyi çalışmışlardı. Futbol ayrı şeydi, kazanmak ayrı. Benim futbola son dönemde bu kadar odaklanmam yapay zekâ, iş modeli ve analitik ile bağlantısı nedeniyle. Buraya kadar anlattıklarımdan bunu anlamış olduğunuz umuyorum. Şimdi biraz da tarih boyutuna eğilip, Ersun Yanal’ı anlatayım.</p>
<p><strong>Ersun Yanal ve USB bellek ile kişiselleştirme çağı</strong></p>
<p>Ersun Yanal’ın teknik direktörlük ile bilişimi nasıl birleştirdiğini, Türkiye Bilişim Derneği’nin (TBD) bir etkinliğinde konuşmacı olması sayesinde öğrendim. Beni yakalayan nokta, sahada futbolcuların sakatlanma oranını azaltması ile ilgiliydi. Bizim Galatasaraylı futbolcuların sakatlıktan kırıldığı dönemdi. Sırtında yağlanma olan bir futbolcu için özel antrenman kurguladığını söylediğini de hatırlıyorum. Bu ileri teknoloji uygulaması, Yanal’a ancak 2013-2014 sezonunda Fenerbahçe’nin başındayken şampiyonluk tattırıyor. Fenerbahçe başkanlığına geri dönen Aziz Yıldırım’ın kulübün başında olduğu bu dönemde yaşanan şampiyonluğa kadar uzanan süreçte Yanal’ın bilişimi nasıl kullandığını yapay zekâya özetlettim:</p>
<p>Ersun Yanal'ın "USB ile antrenman" veya "veri yükleme" yöntemi, futbolculara taktiksel detayların ve analizlerin dijital ortamda aktarılması sürecidir. Yanal, antrenman sahasında saha içi GPS verilerini doğrudan oyuncu takibine dönüştürmüş, böylece oyuncuların antrenman sırasındaki eforunu USB bellekler ve tabletler üzerinden değerlendirip anında geri bildirim vermiştir.</p>
<p>Bu yöntemle Yanal'ın öne çıkan bazı uygulamaları şunlardı:</p>
<ul>
<li>Performans Verisi Takibi: Antrenmanlarda oyuncuların kat ettiği mesafe ve fiziksel kapasite USB belleklerle teknik ekibin tabletine aktarıldı.</li>
<li>Görsel Antrenman ve Taktik: Duran toplar, kornerler, taç atışları ve serbest vuruşlar gibi özel çalışmalarda oyunculara taktiksel ezberler, antrenman sonrası dijital olarak izletilerek pekiştirildi.</li>
</ul>
<p>Ersun Yanal, teknoloji destekli bu antrenman ve dijital analiz yöntemlerini Türkiye'de geniş çaplı ve popüler olarak ilk kez Gençlerbirliği (2002-2004) döneminde başlatmış, ardından A Millî Futbol Takımı ve özellikle şampiyonluk yaşadığı Fenerbahçe (2013-2014 ve 2018-2020) dönemlerinde zirveye taşımıştır.</p>
<p>Sürecin takımlara göre gelişimi şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Gençlerbirliği Dönemi (Başlangıç): Yanal, 2000'li yılların başında bilgisayar destekli analizi ve futbolcuların performans verilerini (koşu mesafeleri, nabız vb.) disket/CD ve ilk dijital depolama araçlarıyla takip ederek Türkiye'de bu akımın öncüsü olmuştur.</li>
<li>Fenerbahçe Dönemi (Zirve): Teknolojik antrenman modelini asıl popüler kılan ve kamuoyunda geniş yankı bulan dönem Fenerbahçe yıllarıdır. Yanal bu dönemde; GPS takip cihazları, dronelar ve tepe kameraları kullanarak oyuncuların tüm idman verilerini anlık olarak analiz ekiplerinin tabletlerine ve USB/flash bellek ünitelerine aktarmıştır. Oyunculara özel olarak hazırlanan rakip analizleri ve duran top varyasyonları da bu dijital depolama araçları üzerinden kendilerine teslim edilmiştir.</li>
</ul>
<p>İfade şaşırtmasın: Fenerbahçe’de 2013-2014’te şampiyonluk yaşayan Yanal, 2018-2020 döneminde sadece teknik direktör olarak Fenerbahçe’de görev alıyor. Şampiyonluk yok. Yanal, teknolojiyi kullanmadaki başarı ile şampiyon olmanın farklı şeyler olduğunu anlamamızı sağlayan bir örnek olduğu için bu yazıda yer alıyor. Şimdi buradan Dünya Kupası’nı kimin kazanacağı soru su ile ilgili analize geçeyim. Yine odağımız iş yönetimi ve sonuç almak olacak. Önce Fransa’yı eleyen İspanya’nın bu maçı nasıl kazandığı ile başlayalım.</p>
<p><strong>İspanya, Fransa’yı nasıl eledi?</strong></p>
<p>Bu soruyu yönelttiğim sevgili dostum Gemini bana şu yanıtı verdi (Üstelik analizini Dünya Kupası ile sınırlı tutmadı):</p>
<p>İspanya'nın Fransa'ya karşı elde ettiği galibiyetlerde (özellikle 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası'ndaki 2-1'lik yarı final zaferi ve 2026 Dünya Kupası yarı finalindeki 2-0'lık galibiyet temel alınarak) öne çıkan stratejik avantajlar şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li>Zihinsel Dayanıklılık ve Hızlı Reaksiyon (Geri Dönüş Kültürü)</li>
</ol>
<p>2024 EURO yarı finalinde İspanya, maçın başında 9. dakikada Kolo Muani'nin golüyle geriye düşmesine rağmen oyun disiplininden kopmadı.</p>
<ul>
<li>Panik Yapmama: İspanya, erken gelen gole rağmen kendi pas oyunundan vazgeçmedi. 21. ve 25. dakikalar arasında gelen üst üste iki gol (Lamine Yamal ve Dani Olmo), Fransa'nın gardını düşürdü ve İspanya'nın zihinsel olarak maça ne kadar hazır olduğunu gösterdi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Kanat Oyuncularıyla Bireysel Fark Yaratma (Yamal Faktörü)</li>
</ol>
<p>Lamine Yamal, hem genç yaşına rağmen sergilediği olgunlukla hem de Fransa savunmasının dengesini bozan yetenekleriyle en önemli avantajlardan biri oldu.</p>
<ul>
<li>İzole Etme: İspanya, özellikle Yamal ve Nico Williams gibi oyuncuları kanatlarda birebir pozisyonlarda bırakarak, Fransa savunmasının (Özellikle Digne veya Koundé gibi beklerin) zaaflarını kullandı. Fransa savunmasının Yamal'ı durdurmakta zorlanması, İspanya'nın hücum çeşitliliğini artırdı.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Orta Saha Hakimiyeti ve Oyun Kurulumu</li>
</ol>
<p>İspanya, orta sahada "pas trafiği" üzerinden oyunun kontrolünü sürekli elinde tuttu.</p>
<ul>
<li>Statik Rakibe Karşı Akışkanlık: Fransa'nın orta sahası (Tchouaméni, Rabiot, Kanté gibi isimler) zaman zaman İspanya'nın sürekli hareket halindeki, pozisyon değiştiren orta saha kurgusuna (Rodri, Fabián Ruiz, Olmo gibi) ayak uydurmakta yavaş kaldı.</li>
<li>Baskı Kırma: İspanya, rakibin ön alan baskısını pasla çok çabuk aşarak Fransa'nın savunma hattını dengesiz yakaladı.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Savunma Disiplini ve "Ofsayt Tuzağı"</li>
</ol>
<p>Fransa'nın Mbappé, Dembélé ve Barcola gibi çok hızlı hücumcularına karşı İspanya'nın en büyük silahı savunma hattının kusursuz organizasyonuydu.</p>
<ul>
<li>Yüksek Hat: İspanya, savunma çizgisini oldukça önde kurarak Fransa'nın arkaya atılan toplarla yaratmak istediği "hız" avantajını ofsayt taktikleriyle etkisiz hale getirdi.</li>
<li>Alan Savunması: Topun olduğu bölgeye anında 3-4 oyuncuyla kümelenerek Fransa'nın bireysel yetenekli oyuncularına hareket alanı bırakmadılar.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li>Taktiksel Esneklik (2026 Dünya Kupası Örneği)</li>
</ol>
<p>2026 Dünya Kupası'ndaki maçta İspanya, oyun planını daha da geliştirerek Fransa'nın "geçiş oyununu" tamamen kilitledi.</p>
<ul>
<li>Beklerin Etkisi: Pedro Porro'nun hücuma çıkışları ve golü, Fransa savunmasının beklemediği bir tehditti.</li>
<li>Alan Savunması ve Baskı: İspanya, maçın büyük bölümünde Fransa'nın pas yollarını tıkayarak rakibin "tek boyutlu" (sadece hızlı hücuma dayalı) oynamasına zorladı ve bu statik yapı, İspanya'nın rahat savunma yapmasını sağladı.</li>
</ul>
<p>Özetle İspanya; sabırlı pas oyunuyla rakibi yorarken, kanat yıldızlarının yaratıcılığı ve savunmadaki disiplinli yerleşimleri (ofsayt taktikleri ve alan paylaşımı) ile Fransa'nın fiziksel ve hız tabanlı oyununu pasifize etmeyi başardı.</p>
<p><strong>İspanya, Belçika’yı nasıl yendi?</strong></p>
<p>Fransa-İspanya Dünya Kupası maçı yeni oynandığı için 2024’te kopya çeken Gemini’a daha anlaşılır olması için İspanya’nın Belçika’yı nasıl yendiğini de sordum. Benzeri bir analizi daha önce Belçika’nın ABD’yi nasıl yendiği konusunda yapmıştım. Gemini şunları söyledi:</p>
<p>İspanya’nın Belçika gibi fiziksel gücü yüksek ve geçiş oyununu (kontratak) hedefleyen takımlara karşı sergilediği üstünlük, temelde kaosu yönetme yeteneği ve rakibin oyun planını geçersiz kılma becerisine dayanır.</p>
<p>Belçika karşısında İspanya'yı zafere taşıyan temel stratejik unsurlar şunlardır:</p>
<p><strong>1. Belçika'nın "Geçiş Oyununu" Kilitlemek</strong></p>
<p>Belçika, De Bruyne gibi oyuncularla topu kazandığı anda dikine paslarla hızlı hücum etmeyi sever. İspanya bunu şu şekilde engeller:</p>
<ul>
<li>Top Kaybı Anında Baskı (Counter-pressing): İspanya topu kaybettiği anda, o bölgedeki 3-4 oyuncusuyla topa sahip olan oyuncuyu anında sıkıştırır. Bu, Belçika'nın o meşhur "hızlı hücum" pasını atacak zamanı bulmasını engeller.</li>
<li>Fiziksel Mesafeyi Korumak: Belçika’nın hızlı oyuncularının (Doku, Openda vb.) koşu yapabileceği boş alanları, savunma hattını öne çıkararak tamamen yok ederler.</li>
</ul>
<p><strong>2. Belçika Orta Sahasını "Statik" Hale Getirmek</strong></p>
<p>Belçika'nın orta sahası, fiziksel olarak güçlüdür ancak İspanya’nın sürekli pozisyon değiştiren (rotasyonlu) oyununa karşı ağır kalır.</p>
<ul>
<li>Pozisyon Değiştirme: İspanya oyuncuları sürekli yer değiştirir. Bir orta saha oyuncusu kanada açılırken, kanat oyuncusu içeri girer. Bu durum, Belçika'nın savunma oyuncularının "Kimi marke edeceğim?" sorusuna yanıt bulamamasına ve savunma dengesinin bozulmasına neden olur.</li>
<li>Pas Üçgenleri: Belçika orta sahası topu kapmak için hamle yaptığında, İspanya oyuncuları aradaki boşlukları kullanarak tek pasla oyunu yönlendirir. Bu, Belçika'yı fiziksel olarak sürekli boşa koşturarak yorar.</li>
</ul>
<p><strong>3. Savunma Hattında "Bireysel Hataları Sıfırlama"</strong></p>
<p>Belçika gibi bireysel yeteneği yüksek oyuncuları olan takımlara karşı İspanya, "birebir savunma" yerine "alan savunması" tercih eder.</p>
<ul>
<li>Kademeli Savunma: İspanya savunması, Belçika'nın yıldızlarına asla tek başına bırakmaz. Bir oyuncu topu sürmeye başladığında diğeri pas kanalını kapatır, üçüncüsü ise arkadaki boşluğu kovar.</li>
<li>Oyun Kurucu Kaleci: İspanya kalecisi, Belçika'nın yaptığı ön alan baskısını pasla kıran ilk isimdir. Belçika baskı kurmaya çalıştığında kaleciyle oyunu kurup baskıyı tamamen etkisiz hale getirerek rakibin moralini bozar.</li>
</ul>
<p><strong>4. Maçın Kontrolünü Elde Tutma</strong></p>
<p>Belçika maçı bir "düello"ya (fiziksel mücadele) dönüştürmek isterken, İspanya maçı bir "satranç" maçına çevirir.</p>
<ul>
<li>Tempo Yönetimi: İspanya topu ayağında tutarak maçın hızını düşürür. Belçika ritim bulmakta zorlanır çünkü topla oynayamadıkları her dakika, İspanya'nın istediği tempoda geçen bir dakikadır.</li>
<li>Sabır: İspanya, Belçika savunmasının yorulmasını ve bir anlık dikkatsizlik yaşamasını bekler. O an geldiğinde ise kanat oyuncularıyla (Yamal veya Williams gibi) genişliği kullanarak savunma arkasına sızarlar.</li>
</ul>
<p>Özetle: Belçika gibi takımlar, İspanya karşısında "topu görememekten" kaynaklı bir zihinsel yorgunluk yaşarlar. İspanya, fiziksel güce karşı aklı ve topu kullanarak, rakibin en güçlü silahı olan "hızlı hücumu" hiç başlamadan bitirmeyi başarır.</p>
<p><strong>Genellemeye gitme zamanı</strong></p>
<p>Bu noktada İspanya’nın maçlarını nasıl kazandığı şeklindeki genellemeli soruya geçmek istedim. Gemini bunu da yanıtladı:</p>
<p>İspanya'nın güncel futbol başarısının temelinde, bireysel yıldızlardan ziyade kolektif yapıya ve pas dolaşımına dayalı, rakiplerini oyunun bir parçası olmaktan çıkaran bütüncül bir felsefe yatmaktadır. Bu yaklaşım, sadece bir taktiksel plan değil, uzun yıllara yayılan bir futbol kimliğinin ve disiplinin ürünüdür.</p>
<p>İspanya'nın maçları kazanma yöntemini şu başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>1. "Topla Oynama" ile Kontrol ve Savunma</strong></p>
<p>İspanya için topa sahip olmak sadece bir hücum aracı değil, aynı zamanda en etkili savunma biçimidir.</p>
<ul>
<li>Topa Sahip Olma: Topun kontrolü İspanya'dayken rakibin gol atma şansı kalmıyor. "Top bizdeyse rakip bize zarar veremez" anlayışıyla maçın temposunu tamamen onlar belirliyor.</li>
<li>Alan Daraltma: Topu kaybettiklerinde tüm takım birbirine çok yakın (yaklaşık 35 metre blok mesafesi) kalarak pas kanallarını kapatıyor. Bu durum, topu kaybettikten sonra ortalama 11-12 saniye içinde geri kazanmalarını sağlıyor.</li>
</ul>
<p><strong>2. Kolektif Yapı ve Taktiksel Disiplin</strong></p>
<p>Teknik direktör Luis de la Fuente, yetenekli oyuncuları "kahraman"laştırmak yerine onları sistemin bir parçası haline getirerek başarının sürekliliğini sağlıyor.</p>
<ul>
<li>Bireysellikten Uzaklaşma: Lamine Yamal veya Nico Williams gibi genç yıldızlar dahi, bireysel şov yerine takımın pas trafiğinin bir parçası olmayı sindirmiş durumda.</li>
<li>Pozisyonel Oyun: Sahaya yayılan üçgenler (triangles) kurarak oyuncular sürekli pas açıları oluşturuyor. Bu, rakibin markaj yapmasını zorlaştırıyor ve oyunun merkezini sürekli değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozuyor.</li>
</ul>
<p><strong>3. Savunma Felsefesi: "En İyi Savunma Hücumdur"</strong></p>
<p>İspanya'nın savunma başarısı, kalecilerinin veya stoperlerinin fiziksel özelliklerinden ziyade takımın topun etrafında kurduğu organizasyona dayanıyor:</p>
<ul>
<li>Yüksek Savunma Hattı: Stoperleri ve kalecileri (örneğin Unai Simón), hücumun bir parçası gibi davranarak oyun kuruyor ve topun rakip yarı sahada kalmasını sağlıyor.</li>
<li>Ofsayt Tuzağı: Rakibi genellikle kendi yarı sahalarına yaklaştırmadıkları için, top arkaya atıldığında uyguladıkları ofsayt taktikleri rakipleri oyun dışı bırakıyor.</li>
</ul>
<p><strong>4. Teknik Kalite ve Sabır</strong></p>
<p>İspanya, rakibini yavaş yavaş "tüketen" bir oyun sergiliyor.</p>
<ul>
<li>Sabırlı Oyun: Hızlı hücumlarla (kontratak) risk almak yerine, topu sürekli çevirerek (rondo) rakibin sinirlerini yıpratıyor ve fiziksel olarak yorulmalarını bekliyorlar. Rakip fiziksel ve zihinsel olarak kırıldığı an, doğru pas kanallarını bularak golü atıyorlar.</li>
</ul>
<p>Özetle İspanya, rakiplerini "koşturarak yoran" ve topla oynatmayarak "oyun dışı bırakan" bir "akordeon" etkisi yaratıyor; sahayı genişletip daraltarak rakiplerinin direncini bir süre sonra kırıyor.</p>
<p>Fransa-İspanya maçını anlatan spiker, İspanyolların son paragraftaki taktiği uygulamaları gerektiğini söyledikleri demeci aktarmıştı. Yani göstere göstere uygulanan bir taktik var ve kazandırıyor.</p>
<p><strong>Final maçı ne olur?</strong></p>
<p>Geçmiş bu şekilde değerlendirdikten sonra bir de ileri bakıp final maçını değerlendirmek istedim. Bu yazı yazılırken Arjantin-İngiltere maçı henüz oynanmadığından iki farklı eşleşme için analiz yaptık. Gemini, olası bir Arjantin-İspanya eşleşmesi için şunları söyledi:</p>
<p>İspanya ve Arjantin arasındaki potansiyel bir final karşılaşması, modern futbolun iki farklı ve baskın ekolünün çarpışması anlamına gelecektir. İspanya'nın "pozisyon oyunu" (tiki-taka evrimi) ve Arjantin'in "Lionel Messi liderliğindeki pragmatik ve etkili hücum gücü", bu maçı taktiksel bir satranç oyununa dönüştürecektir.</p>
<p><strong>1. Taktiksel Çatışma: Topa Sahip Olma vs. Hızlı Geçiş</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Kontrol Stratejisi: İspanya, maçın temposunu pas trafiğiyle belirlemeyi ve topa sahip olma oranını yüksek tutarak rakibini fiziksel/zihinsel olarak yormayı hedefler. Arjantin'in savunma bloklarını genişleterek aralara sızmak, onların temel oyun planıdır.</li>
<li>Arjantin'in Geçiş Gücü: Lionel Scaloni yönetimindeki Arjantin ise topu rakibe bırakıp savunma güvenliğini ön planda tutan, ardından Rodrigo de Paul, Enzo Fernández ve Mac Allister gibi isimlerle topu kazandığı anda Lionel Messi ile Julián Álvarez veya Lautaro Martínez'i buluşturmayı hedefleyen "öldürücü" bir geçiş oyununa sahiptir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Öne Çıkacak Kritik Oyuncu Eşleşmeleri</strong></p>
<ul>
<li>Messi'nin Yaratıcılığı ve İspanyol Orta Sahası: Messi, İspanya'nın pres hattı ile savunma hattı arasındaki "boşluğu" (half-space) kullanmakta ustadır. Rodri gibi bir "çapa" oyuncusunun Messi'yi nasıl izole edeceği, maçın kaderini belirleyebilir.</li>
<li>Kanat Hareketliliği: İspanya'nın genç yıldızları (Lamine Yamal veya Nico Williams gibi), Arjantin'in bekleri (Molina ve Tagliafico) üzerinde sürekli bir tehdit oluşturacaktır. Ancak Arjantin'in de bu açık alanları fırsata çevirebilecek hızlı oyunculara sahip olması, İspanya'nın savunma hattını önde kurmasını riskli hale getirir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Zihinsel Faktör ve Deneyim</strong></p>
<ul>
<li>Şampiyonluk Kültürü: Arjantin, özellikle büyük turnuvaların eleme aşamalarında gösterdiği "kazanma alışkanlığı" ve fiziksel mücadeleyi kabul eden sert yapısıyla tanınır. İsviçre veya Mısır gibi maçlarda olduğu gibi, zor durumlarda bile maçı bir şekilde çevirebilecek bir "kulüp takımı disiplinine" sahiptirler.</li>
<li>Akışkanlık vs. Sertlik: İspanya, oyunun estetiğini ve akışkanlığını temsil ederken; Arjantin oyunun fiziksel sınırlarını zorlayan, rakibini hataya zorlayan ve anlık dehalarla (Messi faktörü) sonucu belirleyen bir karakter sergiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Maçın Dinamiğine Dair Öngörü</strong></p>
<p>Bu karşılaşma gerçekleştiğinde iki senaryo ön plana çıkar:</p>
<ol>
<li>İspanya'nın Üstünlüğü: Eğer İspanya orta sahası pas trafiğini hatasız sürdürür ve Arjantin'i kendi yarı sahasına hapsederse, Arjantin'in geçiş hücumu şansları azalacaktır.</li>
<li>Arjantin'in Üstünlüğü: Arjantin, İspanya'nın savunma arkasına atacağı tek bir uzun topla (özellikle Messi'nin savunma arkası pasları) oyunun tüm dengesini bir anda değiştirebilir.</li>
</ol>
<p>Özetle, İspanya "sistemi" savunurken, Arjantin "bireysel dehanın sistemle olan mükemmel uyumunu" kullanacaktır. Lusail gibi ikonik bir stadyumda, iki ülkenin futbol kimlikleri arasındaki bu kontrast, finalin en belirleyici özelliği olacaktır.</p>
<p>İngiltere-İspanya analizimiz ise şu şekilde:</p>
<p>İngiltere ile İspanya arasındaki bir eşleşme, futbol dünyasındaki iki farklı "büyük gücün" metodolojik olarak birbirini sınadığı bir maç olur. İspanya'nın "organize ve sistematik" yaklaşımı ile İngiltere'nin "fiziksel, geçiş odaklı ve bireysel yeteneğe dayalı" yapısı, sahadaki dengenin belirleyicisi olur.</p>
<p>İşte bu eşleşmede öne çıkacak temel denge unsurları:</p>
<p><strong>1. Topla Oynama (İspanya) vs. Fiziksel Direnç (İngiltere)</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Hakimiyeti: İspanya, maçın kontrolünü pas akışıyla ele almayı sever. İngiltere ise topun İspanya'da kalmasını bir sorun olarak görmeyebilir; bunun yerine, düşük blokla (low block) savunma yapıp, İspanya'nın oyun kurarken hata yapmasını bekleyerek rakibini "fiziksel bir fiziksel yıpranmaya" zorlar.</li>
<li>İngiltere'nin Fiziksel Avantajı: İngiltere kadrosu, ikili mücadelelerde ve duran toplarda İspanya'dan daha üstün bir fiziksel profile sahip. İspanya pas yaparken, İngiliz oyuncuların sert müdahaleleri İspanyol oyuncuların oyun ritmini bozma potansiyeli taşır.</li>
</ul>
<p><strong>2. Taktiksel "Half-Space" Savaşı</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Stratejisi: İspanya, rakiplerinin stoperi ile beki arasındaki boşluğa (half-space) oyuncu kaçırarak savunmayı dağıtmayı sever.</li>
<li>İngiltere'nin Cevabı: İngiltere, Declan Rice gibi bir "çapa" oyuncusuyla bu boşlukları kapatmaya çalışacaktır. Dengenin kırılma anı, İspanyol orta sahasının bu hat aralarında yarattığı üçgenlerin, İngiliz savunma disiplinini delip delmeyeceğidir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Kanatların Rolü (Sürat vs. Teknik)</strong></p>
<ul>
<li>İngiltere, kanatlarda Bukayo Saka veya Phil Foden gibi hem oyun kurabilen hem de adam eksilten oyuncularla İspanya'nın yüksek savunma hattını zorlamak isteyecektir.</li>
<li>İspanya ise Nico Williams ve Lamine Yamal ile kanatları sürekli geniş tutarak, İngiliz beklerini (Walker veya Shaw gibi) savunma kurgusundan koparıp savunma arkasına sızmaya çalışır.</li>
<li>Denge: Kimin kanat oyuncuları, rakip beki savunmaya daha çok hapsederse, o takım oyunun genişliğini belirleyecektir.</li>
</ul>
<p><strong>4. Duran Top Faktörü</strong></p>
<ul>
<li>İngiltere için duran toplar (korner, serbest vuruş) en büyük hücum opsiyonlarından biridir. İspanya ise genellikle kısa boylu ve teknik oyunculardan kuruludur. Bu eşleşmede İngiltere'nin duran top organizasyonları, İspanya'nın tüm oyun hakimiyetini tek bir hamlede etkisiz kılacak en büyük risk faktörüdür.</li>
</ul>
<p><strong>5. Zihinsel Denge: Sabır vs. Kaos</strong></p>
<ul>
<li>İspanya sabırlı oyunla "golü bulana kadar pas yapma" felsefesini korur.</li>
<li>İngiltere ise "maçı bir kaos ortamına sokarak" (tempo artışları, sert ikili mücadeleler, ani kontra ataklar) İspanya'nın ritmini bozmayı hedefler.</li>
</ul>
<p>Özetle:</p>
<p>Bu eşleşmede denge, İspanya'nın "oyunu kontrol etme" isteği ile İngiltere'nin "oyunu bozma ve atletizmle cezalandırma" kapasitesi arasındaki gerilimde oluşur. Eğer İspanya pas trafiğini kusursuz işletip İngiltere'yi fiziksel olarak "topun peşinde koşturursa" İspanya üstün gelir. Ancak İngiltere, maçı sıkıştırıp oyunun akışını bozar ve duran topları iyi değerlendirirse, İspanya'nın teknik üstünlüğünü bertaraf edebilir.</p>
<p><strong>Gemini’ın bana yem attığı sorusu</strong></p>
<p>Bu sohbetimiz sürerken yukarıdaki değerlendirmenin sonunda Gemini, “İki takımın da birbirine karşı "ters" gelen özellikleri var; sizce bu eşleşmede İspanya'nın teknik kalitesi mi, yoksa İngiltere'nin fiziksel gücü mü daha baskın gelir?” sorusunu yöneltti. Ben de “İspanya bana daha şanslı görünüyor ama Bellingham ve Kane fark yaratabilecek oyuncular.” yanıtını verdim.</p>
<p>Gemini’ın bu yorum üzerine yaptığı analizle konuyu kapatayım.</p>
<p>Kesinlikle haklısınız, analiziniz İngiltere'nin elindeki en büyük kozları tam 12'den vuruyor. İspanya'nın kolektif gücü ne kadar baskın olursa olsun, futbol bazen "sistemi tek başına bozabilen" bireysel dehaların eline bakar ve Jude Bellingham ile Harry Kane tam olarak bu kategoriye giriyor.</p>
<p>Bu iki oyuncunun İspanya gibi organize takımlara karşı nasıl bir tehdit oluşturduğuna biraz daha yakından bakalım:</p>
<p><strong>1. Jude Bellingham: "Sistemi İçeriden Bozan" Oyuncu</strong></p>
<p>Bellingham, sadece bir orta saha oyuncusu değil, bir "chaos factor" (kaos unsuru).</p>
<ul>
<li>Boşluk Bulma Yeteneği: İspanya defans hattını çok önde kuran bir takım. Bellingham ise oyunun sıkıştığı anlarda defansın önündeki boşluklara sızma (late run) konusunda dünyanın en iyilerinden biri. İspanyol stoperleri topa bakarken, Bellingham'ın ceza sahası koşularını takip etmekte çok zorlanacaklardır.</li>
<li>Fiziksel Dominasyon: Rodri veya Fabián Ruiz gibi teknik orta sahalar karşısında Bellingham, fiziksel teması seven ve bu temastan güçlenen bir profil. İspanya pas yaparken Bellingham'ın yapacağı ani bir top çalma, İspanya'nın tüm savunma dengesini altüst edebilir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Harry Kane: "Oyun Kurucu" Bir 9 Numara</strong></p>
<p>Kane, modern futboldaki "klasik forvet" tanımını değiştirmiş bir oyuncu.</p>
<ul>
<li>Derine Gelen Forvet: İspanyol stoperleri (Le Normand veya Laporte) genellikle markaj yapacakları bir hedef ararlar. Kane, sürekli orta sahaya gelip pas trafiğine katılarak stoperleri kendi bölgelerinden çıkaracaktır. Bu durum, Kane'in boşalttığı alana diğer İngiliz oyuncuların (Saka, Foden gibi) koşu yapması için devasa koridorlar açar.</li>
<li>Oyun Zekası: Kane sadece gol atmıyor, aynı zamanda mükemmel paslar veriyor. İspanya'nın baskılı oyununa karşı, Kane'in tek pasla savunma arkasına atacağı bir top, İspanya'nın tüm "topa sahip olma" oyununu tek bir hücumla cezalandırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Denge Nerede Kurulur?</strong></p>
<p>İspanya bu maçı kazanmak istiyorsa, "topu kaybedince yapacağı reaksiyonu" kusursuzlaştırmak zorunda. Çünkü:</p>
<ul>
<li>İspanya topu kaybettiği anda Bellingham veya Kane ile buluşursa, İngiltere'nin hücum hattı İspanya'nın yerleşimini en hızlı cezalandıracak yeteneğe sahip.</li>
<li>İngiltere ise savunmada Kane'in yarattığı alanı koruyabilirse ve Bellingham'ın enerjisiyle orta sahada İspanya'yı yorabilirse, maçın sonlarına doğru İspanya'nın fiziksel düşüşünü bir "galibiyet fırsatına" çevirebilir.</li>
</ul>
<p>Özetle, İspanya "yapıyı" savunurken, İngiltere "anlık bireysel patlamalara" güveniyor. İspanya'nın teknik disiplini mi yoksa Bellingham ve Kane'in "maç kazandıran" klası mı galip gelir? Bu soru, modern futbolun en büyük ikilemlerinden biri.</p>
<p>Gemini, “Sizce İspanya'nın bu ikiliyi durdurmak için Rodri'nin ötesinde alması gereken ekstra bir önlem var mı?” diye daha derine inmek istedi ama her şeyin bir sınırı var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasini-kim-kazanacak-83281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’nı kim kazanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcimento-22-yildir-duzenledigi-mimarlik-yaz-okullariyla-bilim-ve-yaraticiligi-birlestiriyor-83279</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRKÇİMENTO 22 yıldır düzenlediği mimarlık yaz okullarıyla bilim ve yaratıcılığı birleştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye çimento sektörünün çatı kuruluşu TÜRKÇİMENTO ülke kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla bir yanda sektörel projeler düzenliyor. Aynı zamanda uzun soluklu  sosyal sorumluluk çalışmalarına da imza atıyor. Kuruluşun etkinlikleri arasında yer alan Betonart Mimarlık Yaz Okulu ise tam 22 yıldır devam ederek pek çok sektör için bir örnek teşkil ediyor. </p>
<p>2002 yılından bu yana farklı kentlerde, mimarlık öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen Betonart  Mimarlık Yaz Okulu’na  bu yıl Elazığ Fırat Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ev sahipliği yaptı. </p>
<p>30 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir yanından gelen 16 mimarlık bölümü öğrencisi bir ekip oluşturdu. Öğrenciler, yoğun bir program çerçevesinde beton malzemeyle çalıştılar. Teorik eğitimin yanı sıra  atölye çalışmaları, saha uygulamalarıyla bilgi ve becerilerini artırma imkanı bulan genç mimar adayları, eğitimin sonunda Mimarlık Fakültesinin önündeki alanda kalıcı bir eser yaratarak  okula armağan ettiler. </p>
<p>Yaz Okulu Mezuniyet törenini izlemek için küçük bir basın grubu olarak gittiğimiz Elazığ’da akademisyenler ve öğrencilerle sohbet etme imkanı bulduk. Betonart projesi hakkında bilgi aldık. </p>
<p>Etkinlikte; Seza Çimento Genel Müdürü Ahmet Tursun, Çimentaş Genel Müdürü Gürol Özer ve TÜRKÇİMENTO CEO‘su Volkan Bozay ve Polisan Yapıkim Satış Yöneticisi Kuddusi Özbek ve Fırat Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Betül Bektaş Ekici ilham veren konuşmalar yaptılar. Genç mimarların malzemeyle ilişkisini tasarım ve yaratıcılıkla birleştiren projeye verdikleri destekten duydukları mutluluğu ifade ettiler. </p>
<p>Sunumlar ve sertifika takdimlerinden sonra Fırat Üniversitesi’nin yemyeşil bir orman içindeki harika kampüsünde öğrencilerin yarattığı eserin açılışı yapıldı.. Sonra hep birlikte  Mimarlık Fakültesi’nin önünde yer alan eserin çevresinde toplandık.  Piknik yaptık. Sohbet ettik. Öğrenciler yarattıkları eserle gurur duyduklarını ve yaşadıkları deneyimin unutulmaz olduğunu ifade ettiler. İki haftadan kısa bir sürede, muazzam bir aşama kaydeden gençlerin neşesi bizleri de mutlu etti. Fırat Üniversitesi’nin kampüsünden geleceğe umutla dolmuş olarak ayrıldık </p>
<p><strong>Güvenli bir yapı için malzeme, tasarım, mühendislik, ve uygulama doğru olmalı</strong></p>
<p>TÜRKÇİMENTO CEO‘su Volkan Bozay, basın buluşmasında betonun doğru kullanımının önemine dikkat çekti. Aynı şekilde, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada da betonun insan hayatını koruyan  ve şehirlerin geleceğini şekillendiren tarihin en önemli yapı malzemelerinden birisi olduğunu vurguladı. Ve ekledi ancak…. “<em>güvenli yapılar yalnızca malzemeyle değil, doğru tasarım, doğru mühendislik, doğru uygulama ve güçlü bir bilinçle mümkün olur.</em>”</p>
<p>Bozay, betonun dünyada sudan sonra en çok kullanılan ürün olduğunu, dolayısıyla insanlığın gelişiminde, şehirlerin modernizasyonunda, iklim değişikliğine uyum konusunda ve güvenli yapılarda beton ve dolayısıyla çimentonun vazgeçilmez stratejik bir ürün olduğunu ifade etti. Hedeflerini şu cümleyle özetledi:</p>
<p><em>“Geleceğin mimarlığında sürdürülebilirlik, düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği ve yeni nesil malzeme çözümleri çok daha önemli hale geliyor biz de sektör olarak bu dönüşüm üzerinde çalışıyoruz</em>.”</p>
<p>Gençlerin malzemeyi anlamadan, geçmiş deneyimlerden ders çıkarmadan ve geleceğin ihtiyaçlarını gözetmeden sağlıklı yapılar tasarlamasının  mümkün olmayacağını belirten Volkan Bozay, Betonart’ın misyonunu kısaca şöyle özetledi: </p>
<p><em>“Bugün burada genç mimarlarımızla birlikte geleceğin şehirlerini konuşuyoruz. Onların betonla kurduğu bu bilinçli ilişki, daha güvenli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir şehirlerin inşasında çok önemli bir rol oynayacak.”</em></p>
<p><strong>Marmara Depremi sonrasında doğan bir proje </strong></p>
<p>Betonart projesi, 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nin ardından, betonun doğru anlaşılması, doğru kullanılması ve mimarlık eğitimiyle güçlü bir bağ kurması amacıyla ortaya çıktı. Zaman içinde genç mimarların beton malzemesini bilimsel, yaratıcı ve sorumlu bir bakış açısıyla ele aldığı önemli bir eğitim platformuna dönüştü.</p>
<p>İlk eğitim 2002 yılında TÜRKÇİMENTO’nun  o dönemki adı olan TÇMB Mimarlık Yaz Okulu altında başladı.  2004 yılında Betonart dergisinin yayın hayatına başlamasıyla Betonart Mimarlık Yaz Okulu adını aldı.  Farklı kentlerde düzenlenen programlara bugüne kadar  550’nin üzerinde mimarlık bölümü öğrencisi katıldı. </p>
<p>Bu yılki yaz okulunun küratörlüğünü Yüksek Mimar Can Tamirci üstlendi. Akademik danışmanlığını Doç. Dr. Tuba Nur Olğun ve Doç. Dr. Merve Açıkgenç Ulaş yürüttü. “Standart Sapma” temasıyla düzenlenen programda ayrıca Yüksek Mimar Melike Kavalalı, Yüksek Mimar Kadir Uyanık ve Dr. Mimar/İnşaat Mühendisi Doğan Türkkan moderatör olarak yer aldı.</p>
<p><strong>Alışılmış kalıpların dışına çıkma: Standard Sapma</strong></p>
<p>Betonart Mimarlık Yaz Okulu, her yıl mimarlığın güncel meselelerini farklı bir bakış açısıyla ele alan bir platform olmayı hedefliyor.</p>
<p>Küratör Yüksek Mimar Can Tamirci, konuşmamızda  “Standart Sapma” temasını seçerken  mimarlıkta alışılmış kalıpların dışına çıkmayı, yerle, iklimle, malzemeyle ve kullanıcıyla kurulan özgün ilişkileri tartışmayı amaçladıklarını söyledi.  </p>
<p>Mimarlığın gelişimi çoğu zaman farklı düşünme, sorgulama ve yeni çözümler üretme süreçlerinden besleniyor diyen Tamirci, “Standart Sapma” kavramının mimarlık açısından ne ifade ettiği sorusuna ise şu cevabı verdi: </p>
<p>"<em>Matematikte standart sapma, değerlerin ortalamadan ne kadar uzaklaştığını ifade eden bir kavram. Mimarlıkta ise bu kavramı, tek tip çözümler yerine bağlama özgü, yerel ve yenilikçi yaklaşımların önemini vurgulayan bir çerçeve olarak ele alıyoruz. Çünkü her yerin, her iklimin, her topluluğun ve her malzemenin kendine özgü bir hikâyesi var</em>.”</p>
<p><strong>Betonart’ı başarılı kılan 5 öge</strong></p>
<p>Betonart başarılı bir sosyal sorumluluk projesi olarak benzeri arasından öne çıkan bir çalışma. </p>
<ol>
<li>Öncelikle, 22 yıldır değişmeyen bir hedef doğrultusunda ilerliyor. Genç mimarların farklı disiplinlerle bir araya geldiği, özgün fikirlerin üretildiği ve mimarlık tartışmalarına katkı sağlayan sürdürülebilir bir platform oluşturarak ilerliyor.</li>
<li>Üst yönetim bizzat projeye sahip çıkıyor.</li>
<li>Bilgi düzeyi yüksek TÜRKÇİMENTO ekibi projenin her aşamasında özveriyle çalışıyor.</li>
<li>Farklı bölgelerde uygulama yapılarak, projenin kapsamı ve kapsayıcılığı artırılıyor..</li>
<li>Yaz Okulu paylaşım ve üretim ortamı sunarak, akademik kadronun desteğiyle öğrencilerin takım çalışması yetkinliğinin gelişmesine katkıda bulunuyor.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcimento-22-yildir-duzenledigi-mimarlik-yaz-okullariyla-bilim-ve-yaraticiligi-birlestiriyor-83279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/6-1784177678.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKÇİMENTO 22 yıldır düzenlediği mimarlık yaz okullarıyla bilim ve yaratıcılığı birleştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abden-eskisehirin-nadir-elementlerine-gorucu-sinyali-83290</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB&#039;den Eskişehir&#039;in &#039;nadir elementleri&#039;ne &#039;görücü&#039; sinyali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>AB, Eskişehir’in ‘nadir elementleri’ne ‘görücü’ olduğuna ilişkin sinyal gönderdi. Sinyal, 17 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği özellikle siyasi vurgularıyla tartışma yaratan Türkiye Raporu’nun satır aralarından çıktı.</p>
<p>Ekonomi başlığı altında son derece sınırlı içerik taşıyan Türkiye Raporu’nda Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerinin önemine işaret edilmesine karşın bunların çıkarılması ve işletilmesinin yatırım, teknik ve finansman açısından zor olacağı vurgulanarak adeta örtülü ‘iş birliği’ çağrısı yaptı.</p>
<p>Raporun ‘Eskişehir nadir toprak elementleri’ne ilişkin maddesi doğrudan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor tarafından kaleme alındı. 2019’dan beri Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü olarak görev yapan ve İnsan Hakları Alt Komisyonu ile Dış İlişkiler Komitesi üyelikleri bulunan Nacho Sánchez Amor’un görevi ağırlıklı olarak siyasi. Ancak Türkiye Raporu’na ‘nadir toprak elementleri’ montajını bu kimliğiyle yapması konunun önemi bakımından ayrıca dikkat çekici.</p>
<p>İlk taslakta yer almayan bu madde, Türkiye Raporu’na ‘sonradan’ eklendi. Üstelik maddenin yazılış şekli, diğer ‘değişiklik önerileri’nde olduğu gibi AP üyelerinin ayrı ayrı katkısına ihtiyaç duyulmadan, bir anlamda üzerinde bütünüyle uzlaşılarak gerçekleştirildi. 2018’den sonra ilişkilerin her anlamda buzdolabında olmasına rağmen ağırlıklı olarak siyasi bir metin içinde ‘nadir toprak elementi’ konulu ‘ürkek yakınlaşma arayışı’ bir çifte standart olarak yorumlanmasına karşın AB’nin kritik ve stratejik hammadde teminine ilişkin politikaları ile uyumlu.</p>
<p><strong>Kritik Hammaddeler Kurulu oluşturuldu</strong></p>
<p>2024’te Kritik hammaddelere ilişkin politika belirlemek amacıyla Avrupa Kritik Hammadde Kurulu oluşturuldu. Kurul, stratejik projelerin seçilmesinde ve uygulanmasında, izin prosedürleri ve döngüsellik girişimleri konusunda bilgi alışverişinde bulunulmasına ve hammaddelerle ilgili uluslararası iş birliğinin ve stratejik ortaklıkların kolaylaştırılmasına katkıda bulunmakla görevlendirildi.</p>
<p><strong>12 ülke ile stratejik iş birliği var</strong></p>
<p>Kurul üçüncü ülkeler ile stratejik ve kritik hammadde tedariğine yönelik mevcut stratejik ortaklıklar oluşturacak, böylelikle AB’nin hammadde değer zincirlerini kaynak zengini üçüncü ülkeler ile daha da bütünleştirecek. AB’nin halihazırda Arjantin, Kanada, Şili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Grönland, Kazakistan, Namibya, Norveç, Ruanda, Ukrayna, Özbekistan ve Zambiya ile stratejik iş birlikleri bulunuyor.</p>
<p><strong>Onaylanan Türkiye Raporu’nda ekonomi…</strong></p>
<p>Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Türkiye Raporu ilk taslağa yapılan eklemelerle iki ayrı bölüm halinde 90 ayrı maddeden oluşuyor. İlk bölüm A’dan Z’ye harflerle başlıklandırılan 25 ayrı değerlendirmeyi içeriyor. Bunlardan sadece üçünde ekonomiye yer verilmiş. Türkiye ve AB’nin karşılıklı birinci ve beşinci büyük ticaret ortağı oldukları, AB’nin doğrudan yatırımın birinci kaynağı olduğu, son iki yılda yapısal zorluklar, yüksek enflasyon ve döviz istikrarsızlığının durdurulduğu, son olarak da Türkiye’nin Antalya COP31’de karbondioksit azaltma hedeflerini azaltmada taahhüt göstereceği bu bölümde yer alıyor.</p>
<p>İkinci bölümde 65 tespit, değerlendirme ve öneri var. Bunların ekonomiyle ilgili olanları 13 başlıkta yer alıyor.</p>
<p>Bu bölümde Avrupa Parlamentosu;</p>
<p>▶ 28. maddede enflasyon düşürülürken büyümeyi koruma kararlılığını memnuniyetle karşılamış. Sıkı para ve ihtiyatlı mali politika nedeniyle emeklilerin korunmasını istemiş, </p>
<p>▶ 29. maddede yatırımcı güveni ve ekonomik kalkınma için hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenliğe vurgu yapmış, TMSF’nin büyümesini eleştirmiş. </p>
<p>▶ 30. maddede “Nadir toprak elementlerini tek başına çıkaramaz ve işleyemezsiniz” anlamına gelecek değerlendirmeler yapmış. </p>
<p>▶ 31. maddede yolsuzlukla mücadele, GRECO tavsiyelerine uyum isteğine yer vermiş.</p>
<p>▶ 32. maddede kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadeleyi daha da güçlendirmek için AB müktesebatına uyum çağrısı yapmış. </p>
<p>▶ 33. maddede kayıt dışı istihdam, cinsiyetler arası ücret farkı ve gelir eşitsizliği gibi işgücü piyasasına ilişkin kritik sorunların ele alınmadığına dikkat çekmiş, </p>
<p>▶ 34. maddede Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele alanında çok zayıf bir performans sergilemesinden kaynaklanan üzüntülerini ifade etmiş, </p>
<p>▶ 45. maddede Rusya’dan petrol ürünleri ve doğalgaz ithalatı nedeniyle duyulan endişeler, 46. Maddede İran’dan benzer ürünleri ithalden kaynaklanan endişeler dile getirilmiş </p>
<p>▶ 51. maddede ticaret, ekonomi, göç ve güvenlik, iklim, bilim, araştırma, teknoloji ve inovasyon konularındaki yüksek düzeyli diyalogların devamı istenmiş, </p>
<p>▶ 52. maddede enerji, ulaşım, dijital ve halklar arası temas alanlarında bağlantının derinleştirilmesini, AB-Türkiye arasındaki kilit altyapı projelerinin tamamlanmasını, Avrupa ve Asya arasındaki Orta Koridor dâhil bağlantı yollarının geliştirilmesi, Türkiye, Bulgaristan, Romanya arasında bir Karadeniz otoyolunun inşa yatırımına dikkat çekmiş, </p>
<p>▶ 54. maddede gümrük birliğinin güncellenmesi için, Parlamento onayı gerekmesi nedeniyle yerine getirilmesi gereken ekonomi dışı ön koşullar sıralanmış, </p>
<p>▶ 55.maddede ‘Avrupa’da üretildi’ yaklaşımı gibi yeni girişimlerin AB tedarik kurallarının yeniden düzenlenmesini gerektireceğine, eskimiş Gümrük Birliği’nin yerine geçebileceğine dikkat çekilmiş.</p>
<p><strong>AB KRİTİK HAMMADDELER TÜZÜĞÜ’NÜ 23 MAYIS 2024’TEN İTİBAREN YÜRÜRLÜĞE ALDI </strong></p>
<p>Kritik hammaddelere yönelik tedarik güvenliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması AB tarafından bir ‘öncelik’ olarak belirlendi ve bu alan 2024’te çıkarılan bir ‘tüzük’le düzenlendi.</p>
<p>Tüzüğe göre 2030 yılı için belirlenen hedefler ışığında kritik hammaddelere yönelik tedarik zincirinin kuvvetlenmesi, stratejik ortaklık ve anlaşmalarla çeşitlendirilmesi ve sürdürülebilirlik ve döngüselliğin esas alınması amacıyla;</p>
<p>1-Birliğin stratejik hammadde tüketimin en az yüzde 10’unun rezervler elverdiği ölçüde Birlik içindeki madencilik faaliyetlerinden karşılanması,. Yüzde 40’ının Birlik içinde işlenmesi, yüzde 25’inin Birlik içindeki geri dönüşüm faaliyetlerinden elde edilmesi,</p>
<p>2-Stratejik hammadde kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla Birliğin her hammadde için yıllık tüketiminin yüzde 65’ten fazlasını tek bir ülkeye bağımlı olmaması hedeflendi.</p>
<p><strong>STRATEJİK HAMMADDELER LİSTESİ OLUŞTURULDU </strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji, dijital, havacılık ve savunma teknolojileri gibi stratejik sektörlerde kullanılan stratejik hammaddeler listesi mevzuatın I sayılı ekinde yayımlandı. Listede batarya üretimine yönelik lityum, manganez, doğal grafit, nikelin yanı sıra, nadir toprak elementleri, bakır, alüminyum ve bor gibi hammaddelerden oluşan 17 hammadde yer aldı.</p>
<p>Ayrıca, stratejik hammaddelere ek olarak belirlenecek eşik değerlere göre tedarik riski bulunan kimi girdiler ise kritik hammadde olarak belirlendi. Kritik hammadde listesi ise mevzuatın II sayılı ekinde yayımlandı. Listede de bor dâhil 34 hammadde yer aldı.</p>
<p><strong>STRATEJİK PROJELER İÇİN ÖZEL FİNANSMAN </strong></p>
<p>AB politikaları gereği stratejik projelerin, izin süreçleri ile özel veya kamu finansmanına erişimi kolaylaştırılacak. Bu projelerin AB üyesi olmayan ülkelerde hayata geçirilmesi için Küresel Geçit (Global Gateway) aracından yararlanılacak. Bu program, 2021-2027 döneminde toplam 300 milyar euroya kadar kamu ve özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi amaçladı. Bu finansman; hibeler, özel yatırımları teşvik eden garantiler ve Avrupa finans kuruluşlarının sağladığı kredilerle oluşturulan harmanlanmış bir modelle yürütülüyor, Avrupa Komisyonu, AB üye devletleri ve Avrupa Yatırım Bankası gibi kurumların tek bir çatı altında birleştiği “Avrupa Takımı” (Team Europe) yaklaşımıyla hayata geçiriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor tarafından kaleme alınan Eskişehir NTE maddesi…</strong></span></p>
<p>Madde 30. Türk Hükümeti’nin Eskişehir ilinde nadir toprak elementlerinden oluşan büyük rezervlere ilişkin yakın zamanda yaptığı önemli keşfi, Türkiye’yi stratejik bir küresel pazarda önemli bir aktör konumuna getirebileceğini kabul eder; bu keşfin, küresel nadir toprak element tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesine ve dayanıklılığına katkıda bulunma potansiyelinin yanı sıra, ileri düzeyde maden çıkarma ve işleme teknolojilerine erişim ile yüksek çevre koruma standartları ve sürdürülebilir kaynak yönetimi sağlanması gerekliliği de dâhil olmak üzere, beraberinde getirdiği büyük zorlukları vurgular;</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abden-eskisehirin-nadir-elementlerine-gorucu-sinyali-83290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/0/1280x720/56-1784181220.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sinyal, 17 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği özellikle siyasi vurgularıyla tartışma yaratan Türkiye Raporu’nun satır aralarından çıktı. Ekonomi başlığında son derece sınırlı içerik taşıyan Türkiye Raporu’nda Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerinin önemine işaret edilmesine karşın bunların çıkarılması ve işletilmesinin yatırım, teknoloji ve finansman açısından zor olacağı vurgulanarak adeta örtülü ‘iş birliği’ çağrısı yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
