<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-ile-yapilacak-bir-anlasma-irani-kuresel-ekonomiye-nasil-yeniden-baglayabilir-81744</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD ile yapılacak bir anlaşma İran’ı küresel ekonomiye nasıl yeniden bağlayabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PATRICIA COHEN - </strong><strong>The New York Times </strong><strong>Ekonomi Muhabiri</strong></p>
<p><strong>Önümüzdeki 60 gün içinde nihai bir anlaşmanın müzakere edilmesi beklenirken, İran’ın yaklaşık 90 milyonluk zor durumdaki nüfusuna ekonomik rahatlama sağlayacak bir dizi güven artırıcı önlem planlanıyor. Bunlar arasında boğazın yeniden açılması ve Nisan ayında başlayan ABD’nin İran’ın deniz yoluyla ticaretine uyguladığı ablukanın sona ermesi yer alıyor .</strong></p>
<p>İran’ın ABD ve İsrail ile 16 hafta süren savaşının bıraktığı yıkıma rağmen, ülkenin uzun vadeli potansiyel görünümü yıllardır olduğundan daha parlak.</p>
<p>On yıllardır ilk kez, İran’ın uluslararası ekonomik dışlanmışlık statüsü sona ermeye yaklaşıyor ve önde gelen bir petrol üreticisinin dünyanın geri kalanıyla yeniden bağ kurmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Başkan Trump ile İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan arasında varılan anlaşmadan nihai bir anlaşmaya giden yol engellerle dolu. Cuma günü İsviçre’de yapılması planlanan ABD-İran görüşmeleri ertelendi ve İsrail ile Hizbullah’ın Lübnan’da düzenlediği saldırılar gerçekleşti.</p>
<p><strong>İran, yeni bir gelir kaynağı </strong><strong>oluşturma fırsatı bulabilir</strong></p>
<p>Yine de, Bay Trump’ın imzaladığı anlaşma yürürlükte kalırsa, İran’ın petrol ihracatına ve finansal işlemlerine yönelik cezalandırıcı yaptırımlar yakında kaldırılabilir.</p>
<p>Dondurulmuş milyarlarca dolarlık İran varlığı serbest bırakılabilir. Trump ayrıca, İran ekonomisinin yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesine yardımcı olmak için bölgedeki diğer ülkelerle birlikte 300 milyar dolarlık bir fon kurma konusunda da anlaştı.</p>
<p>Ve ilk kez, dünyanın en önemli petrol geçiş noktasında yer alan enerji süper gücü İran, yeni bir gelir kaynağı oluşturma fırsatı bulabilir. İran, her yıl Hürmüz Boğazı’ndan geçen binlerce kargo gemisinden para toplamaya başlayacağını tehdit etti. Böyle bir gelişme, savaş başlamadan önce düşünülemezdi, ancak şimdi ABD-İran anlaşmasında bunun önünü açtı.</p>
<p>Londra merkezli bir araştırma kuruluşu olan Borsa ve Pazar Vakfı’nın CEO’su Esfandyar Batmanghelidj, “Bu gerçekten dikkat çekici bir belge” dedi. Anlaşma, “ABD-İran ilişkisinin nereye varabileceğine dair iddialı hedefler belirliyor.”</p>
<p>“Tahran’da Trump’ın kararsız olduğu, müzakere edilmesi zor olduğu ve güvenilmez olduğunu gösterdiği kabul ediliyor” dedi Bay Batmanghelidj. “Ancak kendisinden önceki hiçbir ABD başkanının sahip olmadığı dönüştürücü diplomasi yürütme kapasitesine sahip.”</p>
<p>Uzun zamandır Amerika’nın baş düşmanı olarak kabul edilen İran, uluslararası terörizme verdiği destek ve nükleer silah programı nedeniyle yaptırımlar yoluyla dünyanın en ağır şekilde cezalandırılan ülkelerinden biridir. Yaptırımları ve düşmanlıkları sona erdirmeye yönelik bu kadar kapsamlı bir plan daha önce hiç gündeme gelmemişti.</p>
<p>“İşte bu da tüm bu süreci hem çok gergin hem de İranlılar için çok cazip kılıyor,” diye ekledi Bay Batmanghelidj.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu’nda eski müdür yardımcısı olan Adnan Mazarei, savaşın aynı zamanda Washington’un Basra Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkelerine verdiği güvenlik garantilerine olan güveni de zedelediğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu çerçeve, bölgesel ilişkilerin değişmesinin önünü açıyor.</p>
<p>İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri ile olan bağları, ekonomik geleceği için özellikle önemlidir. Birleşik Arap Emirlikleri, İran ticareti, finansı ve işletmeleri için hayati bir merkez görevi görmüştür. Sayın Mazarei, “Bunun ne ölçüde yeniden canlandırılacağı belli değil” dedi.</p>
<p>Önümüzdeki 60 gün içinde nihai bir anlaşmanın müzakere edilmesi beklenirken, İran’ın yaklaşık 90 milyonluk zor durumdaki nüfusuna ekonomik rahatlama sağlayacak bir dizi güven artırıcı önlem planlanıyor.</p>
<p>Bunlar arasında boğazın yeniden açılması ve Nisan ayında başlayan ABD’nin İran’ın deniz yoluyla ticaretine uyguladığı ablukanın sona ermesi yer alıyor . Trump yönetimi, İran’ın önemli bir gelir kaynağı olan petrol ihracatına başlamasına izin vermeyi kabul etti. Bu, ülkenin artık petrolünü yaptırımlarla ilgili bir indirimle satmak zorunda kalmayacağı anlamına geliyor. Diğer ülkelerde tutulan dondurulmuş İran fonlarının bir kısmının da serbest bırakılması planlanıyor.</p>
<p>Ablukanın sona ermesi, İranlıların ithal mallar için karaborsa primi ödemek zorunda kalmayacakları anlamına da gelebilir.</p>
<p>Daha etkili ve uzun süreli ekonomik ilerlemenin sağlanıp sağlanamayacağı büyük ölçüde ülkenin gizemli liderliğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Hükümetin ekonomiyi </strong><strong>nasıl yöneteceği çok önemli</strong></p>
<p>Maryland Üniversitesi Küresel İşletme Merkezi’nin akademik direktörü Kislaya Prasad, İran hükümetinin “fazla ileri giderek” barış sürecini raydan çıkarabileceği riskinin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Hükümetin ekonomiyi geleceğe yönelik olarak nasıl yöneteceği de çok önemli. Yaptırımlar felç ediciydi, ancak hükümetin kötü yönetimi, acımasız baskı ve yolsuzluk da aynı derecede etkiliydi. Bu kombinasyon enflasyonu, yüksek işsizliği ve toplumsal huzursuzluğu körükledi.</p>
<p>Uluslararası gerilimlerin azalması, İran’ın ciddi iç sorunlarının ve kısıtlamalarının ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Savaşın İran’ın enerji, sanayi ve ulaşım altyapısına verdiği büyük hasarın yanı sıra, yıllarca süren ciddi yatırım eksikliği ve kıtlıklar da söz konusudur.</p>
<p>Uluslararası yaptırımlar İran’ı ihtiyaç duyduğu şeylerin daha fazlasını kendi içinde üretmeye zorladı. Bu da ekonominin çeşitlenmesine yol açtı ve uzun vadede buna fayda sağlayabilir.</p>
<p>Virginia Tech’te ekonomi profesörü olan ve perşembe günü Tahran’a gelen Djavad Salehi-Isfahani, “Beni gelecek konusunda umutlandıran şey, petrolden ziyade mali yaptırımların kaldırılmasıdır” dedi.</p>
<p>Petrol yaptırımlarının kaldırılması ve İran varlıklarının dondurulmasının çözülmesi hükümete para kazandırırken, finansal kısıtlamaların sona ermesinin İranlılara para kazandırabileceğini ve bunun da ekonomiyi canlandıracağını söyledi.</p>
<p>Sayın Salehi-Isfahani, hükümetin gelirlerini nasıl kullanacağını kimsenin bilmediğini, ancak İranlıların küresel piyasada alım satım yapmasına izin vermenin işletmeler ve istihdam yaratabileceğini söyledi. Ayrıca İran Riali’nin bu kadar düşük değerde olmasının, Bangladeş ve Çin gibi ülkelerle rekabet etmelerine yardımcı olacağını belirtti.</p>
<p>Sayın Salehi-Isfahani, “Burada her şey petrol ve diğer şeyleri satabilme yeteneğine sahip olmakla ilgili,” dedi.</p>
<p>***</p>
<p><em>Yazının orijinaline https://www.nytimes.com/2026/06/19/business/economy/iran-sanctions-oil.html web adresinden ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-ile-yapilacak-bir-anlasma-irani-kuresel-ekonomiye-nasil-yeniden-baglayabilir-81744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/hurmuz-1782277535.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ile yapılacak bir anlaşma İran’ı küresel ekonomiye nasıl yeniden bağlayabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-refleksleri-nakit-akisi-finansal-disiplin-ve-operasyonel-ceviklik-81743</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin refleksleri: Nakit akışı, finansal disiplin ve operasyonel çeviklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnsan vücudunda yalnızca güçlü bir kalbe sahip olmak sağlıklı olmak için yeterli midir? Elbette hayır. Kalbin kan pompalaması gerekir, damarların açık olması gerekir, organların birbirleriyle uyum içerisinde çalışması gerekir. Reflekslerin zayıf olduğu, dolaşım sisteminin aksadığı bir bedende, en güçlü kaslar bile zamanla işlevlerini yitirir.</p>
<p>Şirketler de farklı değildir. Bir işletmenin çok iyi ürünleri olabilir, güçlü markalara sahip olabilir, satışları her yıl artıyor olabilir, hatta sektöründe lider konumda bulunabilir. Ancak yeterli nakit akışı yoksa finansal disiplin kaybolmuşsa ve değişen şartlara hızlı tepki verecek operasyonel çeviklikten yoksunsa, en güçlü görünen şirketler bile beklenmedik krizlerde ciddi yaralar alabilir. Tabiatta bildiğiniz üzere en güçlü canlılar değil, değişime en hızlı uyum sağlayan türler hayatta kalıyor. İş dünyasında da durum farklı değil; pandemi dönemini hatırlayın… Satışları yıllarca istikrarlı büyüyen, köklü geçmişe sahip nice şirketler zor günler yaşarken, çok daha küçük bazı işletmeler yeni koşullara hızla uyum sağlayarak ayakta kalmayı başardılar. Neden? Çünkü onların "kas gücünden" çok refleksleri kuvvetliydi. Bugün birçok yönetici büyümenin, yüksek cironun ve kârlılığın başarı için yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa işletmelerin hayatında asıl belirleyici olan üç unsur vardır:</p>
<p><strong>Birincisi, nakit akışı…</strong></p>
<p>Bunu daha önce de ifade etmiştim; su olmadan canlılar ne kadar yaşayabilirse, nakit akışı olmadan şirketler de ancak o kadar yaşayabilir. Kârsız geçen dönemler atlatılabilir, büyüme yavaşlayabilir, bazı yatırımlar ertelenebilir. Ancak nakit akışı bozulduğunda, şirketin bütün organları alarm vermeye başlar.</p>
<p><strong>İkincisi ise finansal disiplin…</strong></p>
<p>Gelirlerden daha önemli olan, kaynakların nasıl yönetildiğidir. Bir aile düşünün; yüksek gelir elde ediyor olabilir. Ancak harcamalarını kontrol etmiyor, tasarruf etmiyor ve geleceği planlamıyorsa, gelir seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun mali sıkıntılar kaçınılmazdır. Şirketler için de durum aynıdır. Plansız yatırımlar, gereksiz giderler, kontrolsüz stoklar, sadece ciro odaklı satış anlayışı ve borçla büyüme alışkanlığı, zamanla finansal yapıyı zayıflatır. Bazen sorun düşük satış değildir. Sorun, yüksek satışların düşük disiplinle yönetilmesidir.</p>
<p><strong>Üçüncü unsur ise operasyonel çeviklik…</strong></p>
<p>Bir dönem "yıllık olarak planlama yapmak" yeterliydi. Sonra çeyrek dönem planları konuşulmaya başlandı. Artık bazı sektörlerde haftalık, hatta günlük refleksler önem kazandı. Çünkü, Tüketici davranışları değişiyor. Teknoloji değişiyor. Rakipler değişiyor. Maliyetler değişiyor. Pazarlar değişiyor. Böyle bir dünyada, "karar alma mekanizmaları yavaş çalışan" şirketler giderek ağırlaşmaya başlıyor. Tıpkı reflekslerini kaybetmiş bir insan gibi… Bazı şirketler yeni ürün geliştirmek için aylar harcıyor, bazıları ise haftalar içerisinde pazara çıkabiliyor. Bazıları stok fazlasıyla depolarını doldururken, bazıları talebi gerçek zamanlı takip ederek daha çevik hareket edebiliyor. Bazıları sorunlarla karşılaştığında kredi aramaya başlıyor, bazıları ise önceden oluşturdukları disiplin sayesinde krizi fırsata çevirebiliyor. İşte fark tam olarak burada ortaya çıkıyor; şirketlerin geleceğini sadece bilanço büyüklükleri belirlemiyor! Kasalarının sağlığı, harcamalarındaki disiplin ve değişime verdikleri tepkinin hızı… Belki de yöneticilerin kendilerine zaman zaman şu soruları sorması gerekiyor:</p>
<ul>
<li>Satışlarımız büyüyor ama nakit üretme kabiliyetimiz de aynı hızla büyüyor mu?</li>
<li>Kârlılıktan çok ciroya mı odaklanıyoruz?</li>
<li>Giderlerimizi gerçekten yönetiyor muyuz?</li>
<li>Operasyonlarımız değişen şartlara ne kadar hızlı uyum sağlayabiliyor?</li>
<li>Şirketimiz gerçekten güçlü mü, yoksa "sadece büyük mü"?</li>
</ul>
<p>Unutmayalım; büyük olmak başka şeydir, sağlıklı olmak başka… Şirketler için sağlıklı olmak sadece para kazanmakla değil; güçlü bir nakit akışı, sağlam bir finansal disiplin ve yüksek operasyonel çeviklikle mümkündür. İş dünyasında uzun ömürlü şirketleri ayakta tutan ve ticari ömürlerini uzatan şey, büyüklüklerinden çok refleksleridir!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-refleksleri-nakit-akisi-finansal-disiplin-ve-operasyonel-ceviklik-81743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerin refleksleri: Nakit akışı, finansal disiplin ve operasyonel çeviklik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapadokyada-sessiz-alarm-81742</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapadokya’da sessiz alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta günü birliğine Kayseri’deydim. Ancak bu sefer uçakta Kapadokya’ya Kayseri üzerinden giden turistleri göremedim. Kayseri’de ulaşımımızı sağlayan şoföre sorduğumda da Kapadokya’nın işinin bu yıl hayli zor olduğunu anlattı ve sahadan bir isimle Nevşehir Rehber Odası Başkanı Özay Onur ile konuşmamı tavsiye ederek telefonunu verdi.</p>
<p>Onur’un anlattıkları, bölgede sıkıntının boyutunu ortaya koyuyor. Kapadokya’da rezervasyon iptalleri artmış, bazı pazarlarda talep neredeyse durma noktasına gelmiş. Turist sayısındaki düşüş ise yüzde 70’i bulmuş. Özellikle Körfez’deki savaş bölgenin yıllardır beslendiği aktarmalı turist trafiğini sekteye uğratmış. Trafiğin yüzde 60’ını oluşturan Uzakdoğu ve Güney Amerika’dan gelen ziyaretçilerin ucuz seyahatlerinde “aktarma noktası” olan Dubai ve Doha “güvenilmez” hale gelince Kapadokya da doğrudan etkilenmiş. Batı cephesinde önemli bir sorun yok. İsrail- Yunanistan- Fransa ittifakının Akdeniz’de sıkıntı çıkartmaması durumunda da olmayacağa benziyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6419d90c3-1782277145.png" alt="" width="504" height="290" />
<figcaption><strong>Kapadokya denince akla ilk gelen balon turlarında da tablo dikkat çekici. Kişi başı 200-250 Euro’ya satılan uçuşlar 100 Euro’ya gerilemiş. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Oysa son iki yılda bölgenin resmi ziyaretçi verileri oldukça güçlüymüş ve geçen yıl ziyaretçi sayısı 4 milyon 523 bine, konaklayanların sayısı 2 milyon 205 bin kişiye yükselmiş.</p>
<p>Ancak bugün Japon turist sayısındaki gerileme, Hindistan pazarının Pakistan- Hindistan savaşındaki tercihimiz nedeniyle yüzde 90 küçülmesi ve Güney Amerika’dan gelen ziyaretçilerin azalması moralleri bozmuş. Sorunun bugünden yarına çözümü de yok. Çünkü insanlar tatillerini aylar öncesinden planlıyor. Barış kalıcılaşsa bile normalleşme orta ve uzun vadede gerçekleşecek.</p>
<p>Balonlar da İnişte Kapadokya denince akla ilk gelen balon turlarında da tablo dikkat çekici. Kişi başı 200-250 Euro’ya satılan uçuşlar 100 Euro’ya gerilemiş. İlk bakışta turist için avantaj gibi görünse de durum talepteki zayıflığın net göstergelerinden biri.</p>
<p>Yıllardır turizmin vitrinlerinden olan Kapadokya bu yıl biraz sıkıntılı. Işıklar tümden sönmeyi ama vitrindeki ışıkların hâlâ yanmaya devam etmesi, içeride işlerin yolunda gittiği anlamına gelmiyor. Küresel siyasette “bir delinin attığı taş” nedeniyle turizmde kaybolan güven ve istikrarın geri kazanılması sanıldığından çok daha uzun zaman alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapadokyada-sessiz-alarm-81742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapadokya’da sessiz alarm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatil-uygulamasi-adli-tatil-baglantisi-ve-kisa-hatirlatmalar-81741</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026 yılı mali tatil uygulaması, adli tatil bağlantısı ve kısa hatırlatmalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b648d6a4c0-1782277261.png" alt="" width="555" height="121" />Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun’un (“Kanun”) 1. maddesinde, her yıl temmuz ayının biri ve yirmisi (yirmisi dahil) arasında mali tatil uygulanacağı hükmü düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm doğrultusunda 01.07.2026 (çarşamba)–20.07.2026 (pazartesi) tarihleri arası yasal olarak mali tatildir.</p>
<p>Anılan mevzuat gereğince,</p>
<p>- Mali tatile tabi bulunan ve son günü mali tatile rastlayan kanuni ve idari süreler, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamaktadır. </p>
<p>- Mali tatilin sona erdiği günü izleyen beş gün içinde biten kanuni ve idari süreler, tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren beşinci günün mesai saati bitiminde sona ermiş sayılmaktadır.</p>
<p>Mali tatil uygulamasına ilişkin açıklamalar, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 1 Sıra no.lu Mali Tatil Uygulaması Hakkında Genel Tebliğ’de yer almaktadır. Bu doğrultuda, mali tatilde devam eden iş ve işlemler ile süresi duran, işleyen işlere ilişkin dikkat edilmesi gereken bazı hususlar hakkında bilgilendirmek istedik.</p>
<p><strong>1- Mali tatil nedeniyle süresi uzayan ve duran işlemler</strong></p>
<p>Mali tatile tabi olan ve son günü mali tatile rastlayan bazı süreler, son günleri mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılmaktadır. Bu süreler;</p>
<p>- Beyana dayalı tarhiyatta, beyanname verme süresinin son günü mali tatil süresi içinde kalan vergi, resim ve harçlara ilişkin beyannamelerin verilme süreleri (istisnaları aşağıda sayılacaktır), </p>
<p>- İkmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyata ilişkin olup, vadesi mali tatile rastlayan vergi, resim ve harçlar ile vergi cezaları ve gecikme faizlerinin ödeme süreleri, </p>
<p>- İkmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara ve/veya kesilen cezalara karşı uzlaşma talep etme veya cezada indirim talebinde bulunma süreleri, </p>
<p>- Vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığınca veya vergi dairelerince devamlı bilgi verme hükümleri kapsamında istenecek bilgilerin verilmesine ilişkin Yukarıda anılan beyannameler yönünden mali tatil süresinin sonu beklenmeksizin ilgili beyannamelerin verilmesi mümkün olduğu gibi, mali tatil süresi içinde uzlaşma veya cezada indirim talebinde bulunulması da mümkündür.</p>
<p>Mali tatil nedeniyle duran (işlemeyen) süreler ise şunlardır:</p>
<p>- Muhasebe kayıt süreleri </p>
<p>- Vergi Usul Kanunu’nun 153-170. maddelerinde düzenlenen bildirme süreleri (mali tatile rastlaması halinde) </p>
<p><strong>- Vergilendirmeye ilişkin işlemler (ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlar) bakımından dava açma süreleri (son günü mali tatile rastlaması halinde)</strong></p>
<p>Belirtilen bu süreler, mali tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlayacaktır.</p>
<p>Dava açma süreleri bakımından mali tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca çalışmaya ara verme süresine (21.07.2026 – 31.08.2026 tarihleri arasıdır) rastlaması halinde de dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen günden itibaren yedi gün uzayacaktır.</p>
<p><strong>2- Mali tatil süresince defter ve belgelerin ibrazı ile başlatılacak vergi incelemeleri</strong></p>
<p>Kanun’da gösterilen istisnalar saklı kalmak üzere, mali tatil süresince işyerinde incelemeye başlanılması ve inceleme amacıyla defter ve belgelerin bu süre içinde ibrazının istenmesi mümkün değildir. Mali tatil süresinden önce başlanılmış olan incelemelerin devamı mümkün olmakla birlikte, bu süre içinde ilave defter, belge ve bilgi talep edilmesi ve yetkililerin tutanak imzalamaya davet edilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>3- Mali tatil süresince bilgi isteme ve tebligat işlemleri</strong></p>
<p>Mali tatil süresince, vergi ve ceza ihbarnameleri ile mahsup taleplerine yönelik olanlar hariç olmak üzere, bilgi isteme talepleri mükelleflere, vergi ve ceza sorumlularına bildirilmeyecektir. Mali tatile tabi bu bildirimler bakımından tatil süresi içinde gerçekleştirilecek tebligatlara ilişkin süre, mali tatilin son gününden itibaren işlemeye başlayacaktır. Mahsup taleplerine yönelik bilgi isteme talepleri ise mali tatil süresi içerisinde de bildirilebilecek olup, bu taleplere ilişkin tebligat işlemlerinde mali tatilden ötürü süre uzamayacaktır.</p>
<p><strong>4- Beyanname verme süresi uzamış olan vergilerde ödeme süresi</strong></p>
<p>Beyana dayanan ve beyanname verme süresi mali tatil nedeniyle uzamış olan vergilerde ödeme süresi (aynı ay içerisinde kalmak kaydıyla), uzayan beyanname verme süresinin son gününü izleyen günün mesai saati bitimine kadar uzamaktadır.</p>
<p><strong>5- Mali tatilden etkilenmeyen süreler</strong></p>
<p>Mali tatil nedeniyle uzamayan süreler aşağıda sayılmaktadır:</p>
<p>- İcra yoluyla yapılan satışlarda katma değer vergisi uygulamasına yönelik (5) no.lu katma değer vergisi beyannamesinin verilme ve ödeme süresi </p>
<p>- Noterlik Kanunu’nun 118. maddesine göre noterler tarafından tahsil edilen damga vergisi ve harç bedellerinin bu Kanun’un 119. Maddesi uyarınca ilgili vergi dairesine bildirilmesine ilişkin olarak verilecek beyannameler ile süreksiz yükümlülük şeklinde değerlendirilen ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre verilen (1), (2) ve (4) no.lu beyannamelerin verilme ve ödeme süreleri</p>
<p>Kanuna göre birtakım vergi, resim ve harçlar hakkında mali tatil hükümleri uygulanmamaktadır:</p>
<p>- Özel tüketim vergisi </p>
<p>- Banka ve sigorta muameleleri vergisi </p>
<p>- Özel iletişim vergisi </p>
<p>- Şans oyunları vergisi </p>
<p>- Gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil edilen (ithalde alınan katma değer vergisi, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi gibi) vergi, resim ve harçlar</p>
<p>- Özel kanunlarında ödeme süreleri tespit edilmemiş amme alacaklarının ödeme sürelerinin 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tayin edilmesi (örn. ödeme emri tebligatı) ve tayin edilen sürelerin de mali tatile rastlaması halinde, bu alacaklar için belirlenen ödeme süreleri, mali tatil nedeniyle uzamamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatil-uygulamasi-adli-tatil-baglantisi-ve-kisa-hatirlatmalar-81741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılı mali tatil uygulaması, adli tatil bağlantısı ve kısa hatırlatmalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucret-enflasyon-dengesi-81740</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücret-enflasyon dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son dönemde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çalışanlar enflasyon karşısında ücretlerinin eridiğini hissetmektedir. Maaş zamları ilk aylarda rahatlama sağlasa da yüksek enflasyon nedeniyle bu etki kısa sürede ortadan kalkabilmektedir.</strong></p>
<p>Bir ülkede çalışanların en çok dikkat ettiği konulardan biri ücretlerdir. Çünkü insanlar geçimlerini sağlamak, çocuklarını okutmak, kira ödemek ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak için kazandıkları ücrete güvenir. Ancak ücretlerin yüksek olması tek başına refah anlamına gelmez. Asıl önemli olan, alınan ücretin satın alma gücüdür. İşte bu noktada ücret-enflasyon dengesi devreye girer.</p>
<p>Son yıllarda vatandaşların en sık dile getirdiği sorunlardan biri, maaşlarına zam gelmesine rağmen hayat pahalılığının daha hızlı artmasıdır. Birçok çalışan maaşının önceki yıllara göre birkaç kat yükseldiğini görse de markete, pazara veya faturalarına baktığında aynı rahatlığı hissedememektedir. Bunun temel nedeni enflasyondur.</p>
<p>Enflasyon, mal ve hizmet fiyatlarının genel olarak yükselmesi anlamına gelir. Ekmekten süte, kiradan ulaşıma kadar hemen her ürünün fiyatı arttığında insanların alım gücü düşer. Örneğin bir çalışan geçen yıl aldığı maaşla ayda dört kez market alışverişi yapabiliyorken, bu yıl maaşı artsa bile fiyatlar daha fazla yükselmişse aynı alışverişi yapmakta zorlanabilir. Bu durumda maaş nominal olarak artmış olsa da reel olarak değer kaybetmiş olur.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ekonomide makul </strong><strong>bir denge kurulması gerekir</strong></p>
<p>Ekonomide ücret-enflasyon dengesi, çalışanların gelir artışları ile fiyat artışlarının uyumlu olması anlamına gelir. Eğer ücretler enflasyonun altında kalırsa çalışanların yaşam standardı düşer. Eğer ücretler enflasyonun çok üzerinde artarsa bu kez işletmelerin maliyetleri yükselir ve yeni fiyat artışları ortaya çıkabilir. Bu nedenle sağlıklı bir ekonomide ücretler ile fiyatlar arasında makul bir denge kurulması gerekir.</p>
<p>Son dönemde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çalışanlar enflasyon karşısında ücretlerinin eridiğini hissetmektedir. Özellikle sabit gelirle çalışan işçiler, memurlar ve emekliler, ay sonunda bütçelerini denkleştirmekte zorlanmaktadır. Maaş zamları ilk aylarda rahatlama sağlasa da yüksek enflasyon nedeniyle bu etki kısa sürede ortadan kalkabilmektedir.</p>
<p>Bu durumun günlük hayattaki etkileri oldukça belirgindir. Vatandaşlar zorunlu ihtiyaçlar dışındaki harcamalarını kısmaya başlar. Tatil planları ertelenir, dayanıklı tüketim malları daha az satın alınır, sosyal aktiviteler azalır. İnsanlar geleceğe yönelik tasarruf yapmak yerine günlük harcamalarını karşılamaya odaklanır. Sonuç olarak ekonomik hareketlilik de olumsuz etkilenebilir.</p>
<p>Ücret-enflasyon ilişkisinde işverenler de önemli bir baskı altında kalmaktadır. Çalışanların geçinebilmesi için ücretlerin artırılması gerekirken, işletmeler de yükselen enerji, kira, hammadde ve finansman maliyetleriyle mücadele etmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için ücret artışlarını karşılamak bazen ciddi bir yük oluşturabilmektedir.</p>
<p>Ekonomistler sık sık “ücret-fiyat sarmalı” kavramından söz eder. Bu durum, ücretlerin yükselmesiyle maliyetlerin artması ve bunun yeni fiyat zamlarına yol açması şeklinde açıklanır. Fiyatlar yükseldikçe çalışanlar yeniden ücret artışı talep eder ve süreç tekrar eder. Eğer bu döngü kontrol altına alınamazsa enflasyon kalıcı hale gelebilir.</p>
<p>Ancak sadece ücret artışlarını enflasyonun nedeni olarak görmek de eksik bir değerlendirme olur. Çünkü enflasyonu etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Döviz kurlarındaki yükseliş, enerji fiyatları, üretim maliyetleri, küresel gelişmeler, arz sıkıntıları ve ekonomik beklentiler de fiyatlar üzerinde etkili olmaktadır. Bu nedenle enflasyonla mücadele yalnızca ücret politikalarıyla yürütülemez.</p>
<p>Uzmanlara göre kalıcı çözüm, üretimin artırılması ve verimliliğin yükseltilmesidir. Bir ülkede üretim artıyor, teknoloji gelişiyor ve çalışan başına verimlilik yükseliyorsa ücretler de daha sağlıklı şekilde artabilir. Böylece çalışanların gelirleri yükselirken fiyatlar üzerindeki baskı daha sınırlı kalabilir.</p>
<p>Ücret-enflasyon dengesinin bozulması toplumsal sonuçlar da doğurabilir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik hissi artabilir, çalışanların motivasyonu düşebilir ve ekonomik geleceğe ilişkin kaygılar güçlenebilir. Özellikle dar gelirli kesimler, bütçelerinin büyük bölümünü gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlara ayırdıkları için enflasyondan daha fazla etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Gerçek refah, cebe giren paranın </strong><strong>alabildiği ürün ve hizmetlerle ölçülür</strong></p>
<p>Vatandaş açısından bakıldığında mesele oldukça basittir: Maaş artışları market fiyatlarından daha hızlı yükselmiyorsa geçim sıkıntısı devam eder. İnsanlar maaş bordrolarındaki rakamlardan çok, o maaşla ne kadar alışveriş yapabildiklerine bakar. Çünkü gerçek refah, cebimize giren para miktarından çok o paranın satın alabildiği ürün ve hizmetlerle ölçülür.</p>
<p>Sonuç olarak ücret-enflasyon dengesi, ekonominin en hassas konularından biridir. Çalışanların yaşam standartlarının korunabilmesi için ücretlerin enflasyon karşısında erimemesi gerekir. Aynı zamanda fiyat istikrarının sağlanması da büyük önem taşır. Enflasyonun kontrol altına alındığı, üretimin arttığı ve gelirlerin satın alma gücünü koruduğu bir ekonomik ortam hem çalışanlar hem işverenler hem de ülke ekonomisi açısından daha sağlıklı bir gelecek anlamına gelir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucret-enflasyon-dengesi-81740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ücret-enflasyon dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyoloji-spor-ve-marka-iliskisi-81739</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyoloji, spor ve marka ilişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gazetecisinden yöneticisine, akademisyeninden tüccarına ne zaman eğitim seviyemizi artırır, işimizde uzmanlaşır hatta ustalaşır ve en iyi şekilde o işi yapmaya çalışırsak, o zaman ülkenin tüm alanlarında bir atılım görürüz. Diğer türlü benzer hayal kırıklıkları kaderimiz olur.</strong></p>
<p>Kadim tartışma: Türkiye’den global marka çıkar mı? Nasıl?</p>
<p>Bana göre bu şartlar altında çok zor. Elbette 90 milyonluk ülke bir kaç büyük şirkete sahip olabilir ama markalaşabilmek için veri, konumlanma, yetkinlik, teknoloji ve strateji kadar ‘mental hazırlığa’ ihtiyacımız var.</p>
<p>Diğer bir ifade ile <strong>psikolojik dayanıklılık</strong>. Her şart altında stratejik plana bağlı kalmak, şartların dramatik şekilde değiştiği koşullarda stratejileri dinamik olarak yenilemek gerekir. Psikolojik dayanıklılık bir gecede kazanılan bir meziyet değil. Tecrübe ve sabır, ama en önemlisi eğitim istiyor. Genetik ve sosyolojik olarak sabrımız, eğitimimiz ve tecrübemiz maalesef kısıtlı. Dolayısıyla hemen panik yapıyor ve yolunda giden işi bile batırabiliyoruz.</p>
<p>En somut örneği: <strong>Milli Futbol Takımımız</strong>. Mental anlamda zayıf ve eğitimleri sınırlı olduğu için rasyonel ve soğukkanlı karar veremiyorlar. Futbolculardan daha fazla yanlış yapan ise toplum (yani biziz). Neticede onlar, bu kültürün çocukları. Hemen kendimizi dev aynasında görüyor, akıldan uzak, tez canlı hareket ediyor, aceleci sonuçlar istiyoruz.</p>
<p>Dikkat edin, mental olarak güçlü, rasyonel ve soğukkanlı kalabilen bir kaç futbolcumuz Türkiye’de yetişmemiş çocuklar. <u>Tüm bunların nedeni elbette Akdeniz/Ortadoğu kültürü kadar bilgi ve bilgelikten uzak hâllerimiz. Her alanda liyakatsizliğin zirve yapması. Vasatın normlaşması.</u></p>
<p>Antrenöründen, futbolcusuna hatta yorumculara bakınız, analizlerin sığlığı ekran kapattıracak düzeyde. Tahliller mesnetsiz. Haliyle teşhis ve tedavi yok. Analitik düşünce nedir bilmeyen birisi analiz yapabilir mi?</p>
<p>Bir kaç gündür Portekiz’deyim. 10 milyonluk bir ülkenin <em>Parfois, Vista Alegre, Super Bock</em> gibi global markaları var. Kişi başı gelir 35 bin dolar civarında. 2 katımızdan fazlası. <strong>Portekiz, Avrupa’nın 6. büyük ligine sahip</strong>. <em>Porto, Sporting ve Benfica</em> Avrupa kupalarında düzenli olarak çeyrek final ya da ilk 16 içindeler. Benfica ve Porto kadrolarının piyasa değeri yaklaşık 500 milyon euro. Benfica 600’ü zorluyor. Ligimizin en değerli takımı Galatasaray ise 350 milyon bandında.</p>
<p>Küçücük bir ülkenin ekonomisinin de futbol seviyesinin de bizden çok ileride olması üzücü. Tüm sorunlarımız birbiri ile ilişkili. <strong>Futbol, bu ülkenin içinde bulunduğu durumun bir prototipi. </strong><u>Vasatın yüceltildiği, ehliyetsiz insanların çok büyük koltuklarda oturduğu bir manzarada farklı sonuçlar beklemek naiflik. Gazetecisinden yöneticisine, akademisyeninden tüccarına ne zaman eğitim seviyemizi artırır, işimizde uzmanlaşır hatta ustalaşır ve en iyi şekilde o işi yapmaya çalışırsak, o zaman ülkenin tüm alanlarında bir atılım görürüz. Diğer türlü benzer hayal kırıklıkları kaderimiz olur.</u></p>
<p><strong>Sosyoloji, ekonomi, spor ve marka ilişkisi, düşündüğümüzden çok fazlası…</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyoloji-spor-ve-marka-iliskisi-81739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sosyoloji, spor ve marka ilişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fonlarinda-ilgi-azaliyor-mu-81738</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın fonlarında ilgi azalıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın ETF’lerinde mayıs ayında akımlar oldukça zayıfladı. Küresel altın ETF’lerinden yaklaşık 2 milyar dolarlık çıkış yaşanırken, sadece Avrupa bölgesi giriş kaydetti. Buna rağmen yılbaşından bu yana bakıldığında küresel altın ETF’lerine hâlâ yaklaşık 17 milyar dolarlık net giriş olduğunu görüyoruz. </strong></p>
<p>Altın, yılın ilk bölümünde yatırımcıların en çok konuştuğu varlıklardan biriydi. Jeopolitik riskler, merkez bankası alımları, doların rezerv para konumuna ilişkin tartışmalar ve enflasyon endişeleri altını güçlü şekilde desteklemişti. Ancak son dönemde tablo biraz değişti. Altındaki yükselişin hız kesmesi ve fiyatların belli bir bant içinde sıkışması, altın fonlarına olan ilgiyi de zayıflatmaya başladı.</p>
<p>Türkiye’de yatırım fonu piyasasına baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz. Altın ve kıymetli maden fonlarından Haziran ayı başından itibaren 5 milyar TL çıkış yaşanırken, yatırımcı sayısında da 11 bin kişilik azalma görüldü. Fon performansları tarafında ise aylık bazda %-4,5, yılbaşından bu yana %2,1 seviyesinde getiri oluştu. Yani yatırımcı açısından altın fonları artık yılın ilk dönemindeki kadar net bir kazanç ve momentum sunmuyor.</p>
<p><strong>Altına uzun vadeli ilgi </strong><strong>tamamen kaybolmadı</strong></p>
<p>Bu tablo sadece Türkiye’ye özgü değil. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın ETF’lerinde mayıs ayında akımlar oldukça zayıfladı. Küresel altın ETF’lerinden yaklaşık 2 milyar dolarlık çıkış yaşanırken, sadece Avrupa bölgesi giriş kaydetti. Buna rağmen yılbaşından bu yana bakıldığında küresel altın ETF’lerine hâlâ yaklaşık 17 milyar dolarlık net giriş olduğunu görüyoruz. Bu da bize altına olan uzun vadeli ilginin tamamen kaybolmadığını, ancak kısa vadede yatırımcıların beklemeye geçtiğini gösteriyor.</p>
<p>Küresel tarafta altın ilgisinin zayıflamasında birkaç neden öne çıkıyor. Birincisi, altın fiyatlarının son dönemde güçlü bir yön oluşturamaması. Yılın ilk çeyreğinde altın çok güçlü bir performans gösterdi ve birçok yatırımcı bu hareketin önemli kısmını fiyatladı. Sonrasında fiyatlar yataylaşınca yeni giriş iştahı da azaldı.</p>
<p>İkinci neden, riskli varlıklara dönüş. Mayıs ayında özellikle teknoloji hisseleri yeniden öne çıktı. Yapay zekâ, çip teknolojileri ve veri merkezi yatırımları yatırımcıların ilgisini yeniden riskli varlıklara çekti. Dünya Altın Konseyi’nin raporunda da teknoloji ETF’lerine güçlü girişler olduğuna dikkat çekiliyor. Kısacası, yılın ilk bölümünde “güvenli liman” arayan yatırımcı, mayıs ayında yeniden “büyüme hikâyesi” aramaya başladı.</p>
<p>Üçüncü ve bence en önemli neden ise Fed beklentileri. ABD-İran geriliminin enerji fiyatlarını yukarı taşıması, enflasyon beklentilerini de yeniden gündeme getirdi. Petrol fiyatlarının yüksek kalması, Fed’in faiz indirim sürecini öteleme ihtimalini artırıyor. Hatta son dönemde faiz indirimi beklentilerinin zayıfladığı, bazı senaryolarda faiz artırım ihtimalinin bile yeniden konuşulmaya başladığı görülüyor. Bu ortamda faiz getirisi olmayan altının fırsat maliyeti yükseliyor..</p>
<p>Bir yanda Fed’in sıkı kalma ihtimali ve doların güçlenmesi altını baskılıyor. Diğer yanda ise merkez bankası alımları, jeopolitik belirsizlikler ve rezerv çeşitlendirme ihtiyacı altının uzun vadeli hikâyesini destekliyor.</p>
<p><strong>Merkez bankaları altın biriktirme </strong><strong>hızını ikiye katlamış durumda</strong></p>
<p>Dünya Altın Konseyi’nin merkez bankaları anketi bu açıdan oldukça önemli. Son dört yılda merkez bankalarının yıllık ortalama altın alımı 1.000 ton seviyesine çıktı. Önceki on yılda bu ortalama 500 ton civarındaydı. Yani merkez bankaları altın biriktirme hızını kabaca ikiye katlamış durumda. Ankete katılan merkez bankalarının %89’u önümüzdeki 12 ayda küresel merkez bankası altın rezervlerinin artmasını bekliyor. Kendi rezervlerini artırmayı bekleyen merkez bankalarının oranı ise %45 ile anket tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.</p>
<p>Bu tablo altın için uzun vadeli desteğin devam ettiğini gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülke merkez bankaları açısından altın, sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda jeopolitik risklere ve dolar bağımlılığına karşı stratejik bir rezerv varlığı olarak görülüyor. Ankette katılımcıların %74’ünün önümüzdeki beş yılda küresel rezervlerde dolar payının azalmasını beklemesi de bu eğilimi destekliyor.</p>
<p><strong>Tamamen çıkmak yerine ağırlığı doğru </strong><strong>ayarlamak daha sağlıklı olabilir</strong></p>
<p>Dolayısıyla altına bakarken iki farklı zaman dilimini ayırmak gerekiyor. Kısa vadede momentum zayıf. Altın fonlarından çıkışlar var. Yatırımcı sayısında azalma görülüyor. Fed’in daha sıkı kalabileceği beklentisi ve teknoloji hisselerine yönelen risk iştahı altını baskılıyor. Bu nedenle kısa vadeli yatırımcı açısından altın fonları eski cazibesini kaybetmiş görünüyor. Ancak orta ve uzun vadede hikâye bitmiş değil. Merkez bankası alımları, rezerv çeşitlendirme eğilimi, jeopolitik riskler ve küresel borçluluk altını portföylerde tutmayı hâlâ anlamlı kılıyor.</p>
<p>Bu nedenle altın fonlarından tamamen çıkmak yerine ağırlığı doğru ayarlamak daha sağlıklı olabilir. Yılın ilk dönemindeki gibi agresif altın pozisyonu taşımak yerine, portföyde daha dengeli bir altın ağırlığı bulundurmak bu dönem için daha uygun görünüyor. Benim açımdan altın fonları hâlâ portföylerde yer almalı, ancak portföyün ana taşıyıcısı olmaktan çok koruyucu bileşeni olarak düşünülmeli.</p>
<p>Yatırımcı açısından burada en kritik konu zamanlama. Altında kısa vadeli düşüşler devam edebilir. Fed mesajları, dolar endeksi ve ABD tahvil faizleri fiyatlamayı baskılamayı sürdürebilir. Ancak bu düşüşler uzun vadeli yatırımcı için tamamen olumsuz değil, kademeli alım fırsatı olarak da değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fonlarinda-ilgi-azaliyor-mu-81738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın fonlarında ilgi azalıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-as-81737</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızlık A.Ş.</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarihsel bir paradoksun içine sıkışmış durumdayız. En kalabalık metropollerin sakinleri, emsalsiz bir bant genişliği ve kesintisiz bağlantıyla donanmış olanlar, en yüksek yalnızlık oranlarına sahip. Dijital çağın en büyük yanılgısı bu. Bağlantı, aidiyetin yerini tutar sandık. Tutmadı.</strong></p>
<p>Gece yarısı. Ekran parlıyor. <em>“Seni özledik, bir süredir yoksun” </em>diyor gelen bildirim. Onu bir insan yazmadı. Kimse de aslında sizi özlemedi.</p>
<p>O bildirim tek başına masum. Ama yanına böyle onlarcasını koyabiliriz. Belki tek tek hepsi zararsız. Ama toplandığında hepsi yalnızlıktan beslenen kocaman bir ekonomik pazar.</p>
<p>Yalnızlık üzerine çok şey yazıldı. Neredeyse hepsi aynı yerden tutuyor meseleyi. Bir his, bir eksiklik, içimizde onarılacak bir yara. Hissettiğimiz şey elbette gerçek. Ama o hissin kaynağı göğsümüzde değil, etrafımızda kurulu olan dünyada.</p>
<p>Yalnızlık başımıza gelmiyor. Üretiliyor. Arkasında da giderek büyüyen devasa bir ekonomi var. Adı da Yalnızlık A.Ş.</p>
<p><strong>Önce bağlar çözüldü</strong></p>
<p>Modernite önce bağları söktü. Aileyi, komşuyu, mahalle esnafını. İnsanın hiçbir sebep yokken bile oturup muhabbet ettiği o <em>“üçüncü mekânları” </em>hız ve verimlilik adına gereksiz kıldı.</p>
<p>Tarihsel bir paradoksun içine sıkışmış durumdayız. En kalabalık metropollerin sakinleri, emsalsiz bir bant genişliği ve kesintisiz bağlantıyla donanmış olanlar, en yüksek yalnızlık oranlarına sahip. Dijital çağın en büyük yanılgısı bu. Bağlantı, aidiyetin yerini tutar sandık. Tutmadı. Teknoloji ile altyapı olanakları dramatik şekilde arttıkça, yüzlerce yıl boyunca bizi birbirimize bağlamış olan o görünmez yapı da sessizce çözüldü.</p>
<p>Bu bir tesadüf değil. Pazarın mantığı. Atomize insan, daha verimli bir tüketicidir. İhtiyacını komşusundan değil bir uygulamadan karşılar. Yardımı bir hizmet olarak satın alır. Dağılan her bağ, aslında bir gelir kapısıdır.</p>
<p>Bir arada yaşamak için birbirine muhtaç olan insanlar dağılınca, aidiyet de kendiliğinden yeşerdiği zemini kaybetti. Geriye devasa bir boşluk kaldı. Piyasa o boşluğu sevdi. Bağın koptuğu yerde açılan aralıkta, iştahla büyümeye başladı.</p>
<p><strong>Size kim ihtiyaç duyar? </strong></p>
<p>Modern toplumların yüzeyinin altında akan, hiçbir merkez bankasının izlemediği, hiçbir gayrisafi yurtiçi hasılanın yakalamadığı, hiçbir gösterge panelinin ölçmediği bir metrik var. Tek bir tavizsiz sorudan çıkan. <em>“Yarın ortadan kaybolsanız, kimin hayatı elle tutulur biçimde sekteye uğrardı?”</em> Duygusal bir şeyden bahsetmiyorum. Piyasa kederi metalaştırmayı, başsağlığını otomatikleştirmeyi zaten çoktan öğrendi. <em>“Kim gününü baştan kurmak zorunda kalırdı? Kim gerçekten bağımlı olduğu bir kaynağı yitirirdi?”</em></p>
<p>Tarihin büyük bölümünde yanıt netti. Bir ebeveyn vazgeçilmezdi, çünkü çocuğun yaşamı ona bağlıydı. Bir çiftçi önemliydi, çünkü tüm köy beslenmek için hasada güveniyordu. En zor koşullarda bile insan, bir ihtiyaç ağının görünen, yeri doldurulamaz bir halkasıydı. Varlığı önemliydi, çünkü yokluğu hemen bir karşılık doğuruyordu.</p>
<p>Ama modern uygarlık o dikkat çekici dayanıklılığını ters bir stratejiyle elde etti. Bireysel vazgeçilmezliği köklü biçimde azaltarak. Verimlilik açısından bu bir zaferdi. Sistemler tam da hiçbir insanın yapısal olarak yeri doldurulamaz olmamasını sağlayarak sağlamlaştı. Bir öğretmen istifa ederse, yerine bir başkası geçer. Bir çalışan giderse, insan kaynakları hızla boşluğu kapatır. Bir tedarikçi batarsa, lojistik yedeğini hazırda tutar. Sistem var olmayı, herhangi bir kişinin tekilliğinden kopardığı için gelişir.</p>
<p>Ama bu zaferin bir bedeli var. <em>İnsanın kendini havada, ağırlıksız hissetmesi. </em>Bir yere basmayan, askıda kalmış bir hayat. Anlam, yeri doldurulabilir olmaktan nefret eder. İnsan en derin güvenini övülmekten ya da izlenmekten değil, varlığının bir karşılık doğurduğunu bilmekten alır. Bugün durmadan iki şeyi birbirine karıştırıyoruz: <em>Görünür olmak ve gerekli olmak.</em></p>
<p><strong>Görünür olmak mı, gerekli olmak mı?</strong></p>
<p>Görünür olmak, bir kalabalığın seni fark etmesi. Gerekli olmaksa, bir ilişki içinde sana ihtiyaç duyulması. Bir milyon takipçi seni görünür kılar, ama hiçbiri sana gerçekten muhtaç değildir. Oysa hiçbir algoritmanın görmediği yaşlı bir komşu, küçük ama gerçek bir bakım ağının vazgeçilmezi olabilir.</p>
<p>İşte aradaki uçurum. Görünür olmak, herkesin <em>gördüğü</em> taraf. Sayıya vurulur, büyütülebilir, satılabilir. Sonunda belki çok görünür ama bir o kadar da yalnız bir insan üretir. Gerekli olmak ise kimsenin görmediği taraftır. Sayıya gelmez, yereldir, büyümeye ve ölçülmeye direnir. Sorumluluk ister, fedakârlık ister. Ama ağırlık üretir, vazgeçilmezlik üretir, anlam üretir.</p>
<p><em>Anlam, ölçülmeyen yerlerde yaşar.</em> Sessizce yerine getirilen yükümlülüklerde, on yıllar boyu tutulan sözlerde. Bu yüzden piyasa onu bir yük olarak okur. Bakım, mentorluk, kuşaklar arası topluluk, koşulsuz savunma. Hepsi derinden verimsizdir. Hiçbiri anlık getiri üretmez ama optimizasyonun katlanamadığı tek kaynağı talep eder. <em>Metalaştırılmamış zaman.</em></p>
<p>Uygulamalar bize binlerce <em>bağlantı</em> vaat ediyor. Sayıyı büyüttük ama çekirdeği aç bıraktık. Bir toplum, milyonlarca insanı çok görünür ama gereksiz, çok bağlı ama hiçbir şeye değmeyen, her şeyden haberdar ama hiçbir şeyin içinde olmayan bir hâle getirdiğinde, yeni bir açlık doğurur. Bu, ilgi açlığı değildir. <em>Gerekli olma açlığıdır.</em> Yalnızlık ekonomisi işte bu açlığı buldu. Ve bugüne dek kazmayı vurduğu en zengin madeni keşfetti.</p>
<p>Tarihimizin büyük bölümünde duygusal ihtiyaçlarımız yükümlülüklerimize gömülüydü. Kişi kendini doğrulanmış hissederdi, çünkü emeği görünürdü. Değerli hissederdi, çünkü grubun hayatta kalışı onun da mevcudiyetine bağlıydı. Deneyim ve yapı tek, bölünmez bir şey olarak gelirdi. Modern toplumun belirleyici başarısı, yapıyı deneyimden cerrahi bir hassasiyetle ayırmak oldu. Ağır çerçeve özgürlük bayrağı altında tasfiye edildi, kadim iştah çıplak ve çıpasız bırakıldı. O açık yara artık ticari fırsattı. İlişkinin verdiği hisleri, ilişkinin kendisinden ayırıp ayrıca üretmek.</p>
<p><strong><em>Nasıl </em></strong><strong>değil, <em>niçin </em>diye sorabilmek.</strong></p>
<p><em>Aidiyet, sadakat, bir yere bağlılık, yakınlık…</em> Hepsi piyasaya terstir. Çocuk büyütmek, eski dostlukları sürdürmek, dara düşen bir komşunun yanında durmak gibi konular kişisel kâr hesabıyla bakıldığında felaket birer yatırımdır.</p>
<p>Bir toplum, <em>verimlilik paradigmasının</em> hayatının en kılcal anlarına kadar girmesine izin verdiğinde, daha mutlu olmaz. Daha optimize olur. <em>Verimlilik, “nasıl” sorusuna kusursuz bir yanıt olarak bakar. “Niçin” sorusuna ise büsbütün kördür</em>.</p>
<p>Kronik yalnızlığın çözümü sentetik ve hesaplı şekilde bir ilişki setini idare etmek değildir. Yokluğunun, başka birinin hayatında doldurulamaz bir boşluk bırakacağını bilmenin o sakin ve hesapsız güvenidir. Bir algoritmaya yaptırılamayan, bir abonelikle satın alınamayan, bir ekranda çoğaltılamayan eşsiz bir iz.</p>
<p><strong><em>Yalnızlık A.Ş. kitabı bunu anlatıyor. Kitabı ücretsiz olarak akillisurdurulebilirlik.com adresinden indirip, okuyabilirsiniz. </em></strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-as-81737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/5-1782276677.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızlık AŞ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-mutsuz-isveren-mutsuz-81736</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçi mutsuz, işveren mutsuz…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ülkemizde çalışan kesimin işverene maliyetine yönelik çok farklı çalışmalar yapılıyor. Genel toplamda veya sektörler itibariyle, hatta bölgeler ve zaman itibariyle çeşitli araştırmalar oluyor. Ancak bunlar çok da sistematik ve düzenli olarak ortaya konulmuyor. Yani çalışmalar resmi bir kimlikle ve periyodik olarak yapılmıyor ya da sergilenmiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de mal ve hizmet üreten gerçek iş dünyası gerçekten cenderenin içerisinde…</p>
<p>Üretim yapan, istihdam yaratan, döviz getiren, yatırım yapan iş dünyası… Her türlü sıkıntıya veya cendereye maruz kalan da o…</p>
<p>Bunu sağlıklı anlayabilmek için konuya hem hakim olmak hem de gerçekçi olmak lazım.</p>
<p>Yukarıdaki ifademizden körü körüne iş dünyasından yana tavır aldığımız ve hatta çalışana karşı olduğumuz yaftası vurulabilir. Ama işin aslı bambaşka.</p>
<p>Ülkemizde çalışan kesimin işverene maliyetine yönelik çok farklı çalışmalar yapılıyor. Genel toplamda veya sektörler itibariyle, hatta bölgeler ve zaman itibariyle çeşitli araştırmalar oluyor. Ancak bunlar çok da sistematik ve düzenli olarak ortaya konulmuyor. Yani çalışmalar resmi bir kimlikle ve periyodik olarak yapılmıyor ya da sergilenmiyor.</p>
<p>Bu çalışmaların çok açık bir şekilde ortaya konulması elbette kolay değil. <em>“İşçi düşmanı” </em>damgasını yemek an meselesi.</p>
<p>Konu bir yandan da rakamları ortaya koymak, ülke gerçeğini görmek ve anlamak meselesi.</p>
<p>Dilerseniz, sadece örnek olması adına birkaç özel çalışmayı sizinle paylaşalım. Farklı zaman dilimleri ve farklı para birimleri açısından bazı rakamları ortaya koymaya çalışalım.</p>
<p>- 2022 yılı Ocak ayından 2026 yılı Mayıs ayına kadar geçen yaklaşık 4.5 yıllık sürede enflasyon yüzde 437 artmış, buna karşın asgari ücret yüzde 560 artış sergilemiş. Bu dönemde dolar kuru ise yüzde 236 ve Euro kuru yüzde 247 yükselmiş. Bu oranlar, 2022 yılı Ocak ayının 100 alınmasıyla bugün vardığı nokta şeklinde hesaplanmış.</p>
<p>- Bir başka çalışmaya göre 2020 yılında bir çalışanın giydirilmiş maliyeti Türk Lirası cinsinden 100 lira iken 2024 yılında 1.036 lira olmuş. Yani 4 yılda personel maliyeti 10 katın üzerinde artış sergilemiş. Oysa bu sürede100 olan dolar kuru 260’a çıkmış.</p>
<p>Yukarıdaki her iki bilgiye iki açıdan bakılabilir. Birincisi, belirtilen sürelerde ücret artışının seyri. İkincisi de Türk Lirası karşısında dövizin seyri. İkili para sisteminin fiilen geçerli olduğu ülkemizde özellikle giderleri Türk Lirası ve gelirleri tamamen ya da kısmen döviz olan işletmelerin karşılaştığı maliyetler. Örneğin turizm sektörü... Gelirlerin tamamı döviz cinsi, tüm giderler ve girdileri de Türk Lirası cinsinden olduğu için TÜFE rakamlarının sektör üzerinde yarattığı kârsızlık ortada.</p>
<p>Şimdi de biraz daha fokuslanalım ve özellikle imalat sanayiinde vasıfsız bir asgari ücretlinin maliyetlerinin hesabına bakalım. Bu bilgiler ağırlıklı işverenlerin oluşturduğu bir WhatsApp grubuna ait.</p>
<p>Bir asgari ücretlinin eline geçen yıllık net ücreti, yıllık işçi ve işveren SGK payları, gelir vergisi kesintileri, 1 yıllık kıdem ve ihbar tazminatı, izin, yemek, iş elbisesi ve şehir içi taşıma ücreti olarak dikkate alan bir çalışma. 2022 yılı Ocak ayı ile 2026 yılı Ocak ayı itibariyle düzenlenen ayrıntılı bir tabloyu, ilk tabloda görüyoruz…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6197024f2-1782276503.png" alt="" width="654" height="236" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b61a19d655-1782276513.png" alt="" width="320" height="179" /></p>
<p><strong>Yukarıdaki</strong> iki tablo 2022-2026 arası dönemde bize şunu gösteriyor:</p>
<p>- Net ücret artışı 5.76 kat olmuş,</p>
<p>- Vergi, sigorta ve diğer maliyetler 4.74 kat artmış,</p>
<p>- İşverene maliyeti 5.16 kat olarak gerçekleşmiş,</p>
<p>- Çalışan da toplam ödemenin yüzde 42-47’sini net ücret olarak almış,</p>
<p>- Tabi tüm bu gelişmeler üç farklı enflasyon göstergeleri arasında gerçekleşmiş.</p>
<p>Aslında şimdi anlaşılması gerekir, işçinin de işverenin de neden mutsuz olduğu… Verimliliği de dikkate almayan bu kadar yüksek kesintiler ve maliyetler mutsuzluğun devamı anlamına geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-mutsuz-isveren-mutsuz-81736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçi mutsuz, işveren mutsuz… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turistler-bile-dezenflasyon-recetesine-kirmizi-kart-gosteriyor-81735</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turistler bile dezenflasyon reçetesine kırmızı kart gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı kart harcamalarındaki azalma, sadece ziyaretçi sayısının değil, aynı zamanda ziyaretçilerin cüzdanlarının da daha sıkı tutulduğunu ortaya koyuyor. Ziyaretçiler daha az alışveriş yapıyor, daha ucuz seçenekleri tercih ediyor veya planlı harcamalarını kısıyor.</strong></p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre mayıs ayında Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,58 azalarak 4 milyon 856 bin 862 kişi oldu. Yılın ilk beş ayında toplam ziyaretçi sayısı da yüzde 2,56 düşüşle 15 milyon 226 bin 624 kişiye geriledi. Mayıs ayında Antalya 1,62 milyon ziyaretçiyle ilk sırayı alırken, Ocak-Mayıs döneminde İstanbul 6,95 milyon ziyaretçiyle liderliğini korudu.</p>
<p>Ziyaretçi sayısındaki bu gerilemeyi sadece mevsimsellik veya ulaşım dalgalanmalarıyla açıklamak yetersiz. Yurtdışındaki kredi ve banka kartı harcamalarındaki düşüşle birlikte değerlendirildiğinde, turistin kişi başı harcamasının da azaldığını ve Türkiye’nin artık Avrupa ortalamasına göre “daha pahalı” algısıyla karşılaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Turistler benzer deneyimi daha ucuza </strong><strong>sunan destinasyonlara yönelebiliyor</strong></p>
<p>Bu “daha pahalı” algısı birkaç faktörden besleniyor. Yüksek enflasyon ve TL’deki değer kaybı, ithal girdiler ve enerji maliyetlerini yükselterek otel, restoran ve ulaştırma fiyatlarına yansıdı. Paket turlar, transferler ve sezonluk otel fiyatları rekabetçi alternatiflerle karşılaştırıldığında maliyet avantajını kaybedebiliyor. Ayrıca girdi maliyetleri ve vergiler küçük işletmelerin artan maliyetleri müşteriye yansıtmasına neden oluyor. Sonuç olarak turistler benzer deneyimi daha ucuza sunan destinasyonlara yönelebiliyor.</p>
<p>Yabancı kart harcamalarındaki azalma, sadece ziyaretçi sayısının değil, aynı zamanda ziyaretçilerin cüzdanlarının da daha sıkı tutulduğunu ortaya koyuyor. Ziyaretçiler daha az alışveriş yapıyor, daha ucuz seçenekleri tercih ediyor veya planlı harcamalarını kısıyor; bu durum perakende, yeme-içme ve deneyim odaklı sektörlerde gelir kaybına yol açıyor.</p>
<p>Bölgeler bazında dağılım ilginç bir tablo çiziyor. Mayısta Antalya beklenen şekilde öne çıkarken, Ocak–Mayıs verilerinde İstanbul’un yüksek payı; Edirne, Muğla, Artvin gibi sınır ve kıyı noktalarının üst sıralarda yer alması kara yolu ziyaretlerinin sürdüğünü gösteriyor. Ancak harcama verileri, alışveriş ve konaklamadan elde edilen gelirde daralma olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Kısa ve orta vadede atılması gereken adımlar belli. Fiyat-performansı güçlendirecek esnek paketler, sezon dışı kampanyalar ve yerel deneyimlere dayalı teklifler talebi çekebilir. Dövize duyarlı fiyatlandırma stratejileri ve yerel para ile esnek indirim mekanizmaları değerlendirilmeli. Turizm sektörüne yönelik enerji ve vergi destekleri, KOBİ’lere maliyet azaltıcı tedbirler sağlanması sektörün dayanıklılığını artırır.</p>
<p>Ayrıca Türkiye’nin benzersiz kültürel mirası, gastronomisi ve doğası daha etkin pazarlanmalı; premium turist profiline yönelik kişiselleştirilmiş hizmetler geliştirilerek yüksek harcama potansiyeli yakalanmalı. Veri odaklı izleme sistemleriyle kişi başı harcama, konaklama süresi ve kanal bazlı gelir takibi güçlendirilmeli; böylece kampanyalar ve politikalar hızlıca uyarlanabilir.</p>
<p><strong>Fiyat-rekabet gücünde erozyon işaretleri görülüyor</strong></p>
<p>Mayıs verileri tek başına alarm zillerini büyük ölçüde çalmıyor; ancak ziyaretçi sayısındaki düşüş ile yabancı kart harcamalarındaki azalmayı bir araya koyduğunuzda, Türkiye turizminin fiyat-rekabet gücünde erozyon işaretleri görülüyor. Doğal ve kültürel zenginliklerimiz yerinde; sorun daha çok fiyatlandırma, maliyet yapısı ve algı yönetiminde. Hemen harekete geçilmezse, kısa vadede kaybedilen gelirler uzun vadede istihdam ve yatırım zafiyeti yaratabilir. Turizmin sürdürülebilir gelir sağlaması için turistin cüzdanını hafifletmek yerine ona değer sunmaya devam etmeliyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turistler-bile-dezenflasyon-recetesine-kirmizi-kart-gosteriyor-81735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turistler bile dezenflasyon reçetesine kırmızı kart gösteriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-artik-ekranda-gorunmeyendir-81734</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık, artık ekranda görünmeyendir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YZ çağında açlık, sadece ekmeksizlik ile değil, eğitimsizlik, kodsuzluk ile tanımlanıyor. Veriyi göremiyorsan, seni de görmezler. Sistem karnını veriyle doyuruyorsa, zihnini aç bırakma.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Açlık artık yalnızca <strong>karınla</strong> ilgili bir mesele değil. <strong>Bu çağda verisiz kalan, aç kalır</strong>. Bugün dünyada açlığı artıran sadece <strong>kıtlık</strong> değil; <strong>erişimsizlik</strong>, eşitsizlik ve <strong>teknolojik dışlanma</strong>... YZ destekli dünyada yaşıyoruz ama bu <strong>destek herkese eşit sunulmuyor</strong>. Yeni kavramım: <strong>Algoritmik Açlık</strong>.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Veriyle beslenemeyen</strong> birey karar sistemlerinde yer alamaz. Tıpkı tabağında yemek olmayan çocuk gibi… <strong>Veriye doymak başka, sisteme dâhil olmamak başka</strong>…  YZ çağında asıl açlık, sisteme dâhil olamamakla başlar. Bazıları YZ ile geleceği kodluyor ama çoğu bu <strong>becerilerden</strong> <strong>yoksun</strong>.</p>
<p><strong>YOKSULLUĞUN YENİ ADI: TEKNOLOJİK DIŞLANMA</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu yüzden önerim; <strong>dijital sosyal güvenlik</strong>. Nasıl gıda, barınma, temel ihtiyaçsa, <strong>veriye erişim de artık temel ihtiyaçtır</strong>. Yeni kavram: <strong>Veri Temel Geliri</strong>... Yani her <strong>bireye dijitalleşme hakkı</strong>, YZ çağında yaşama yetkisi… Bugün krizlerden biri; <strong>algoritmaların kimin için çalıştığını sorgulamamak</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: İstatistiklerin dışına düşen birey, gerçeklikten silinir</strong>. Bir çocuk YZ’ye ulaşamıyorsa, onun adı <strong>gelecekte geçmez</strong>. Yeni kavram: <strong>Kod Sessizliği</strong>... Yani <strong>karar mekanizmalarında sesi çıkmayan</strong>, temsil edilemeyen yığınlar... YZ bu yığınları “<strong>veri dışı</strong>” sayar, sistem onları fark etmez. <strong>Yeni eşitsizlik.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Zihinsel açlıkla başa çıkmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ çağında açlık ne demektir?</em></strong></p>
<p>Bu artık yalnızca <strong>fiziksel</strong> değil, <strong>bilişsel</strong>, <strong>dijital</strong> ve <strong>sosyokültürel</strong> bir yoksunluk halidir.<br />Veriye, eğitime, <strong>dijital araçlara ulaşamayan</strong> her birey, bu çağın “<strong>kronik açları</strong>”dır.</p>
<p><strong><em>Bu yeni yoksulluğu nasıl önleriz?</em></strong></p>
<p>Yeni nesil sosyal politikalarla… <strong>Dijital eğitim seferberliği</strong>, veri eşitliği, <strong>algoritma adaleti</strong>… Yeni kavramım: <strong>Zihinsel Beslenme Hakkı</strong>. Müşteri artık “<strong>velinimet</strong>” ötesinde; “<strong>verinimet</strong>” olmuştur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİJİTAL ÇAĞDA AÇLIĞIN YENİ YÜZÜ; VERİSİZLİK</strong></p>
<p>Açlık eskiden <strong>sokakta</strong> görülürdü. Bugün aç olanlar, <strong>algoritmaların içinde görülmeyenlerdir</strong>. Bunlar, <strong>veri setlerinde</strong> yoktur, çünkü eğitilmemiştir. <strong>YZ eğitimi</strong>; yalnızca makineye değil, insana da yapılmalı. Sadece <strong>sayı</strong> değil, <strong>insan içeren modeller</strong> gerek. Aksi takdirde, sistem “<strong>zeki</strong>” olur ama <strong>ahlaksız</strong> büyür.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">YZ LÜGATI</span></strong></p>
<p><strong>Algoritmik açlık: </strong>Veriye erişemeye n bireyin sistem dışı kalması</p>
<p><strong>Veri temel geliri: </strong>Her bireyin dijitalleşme hakkı ve erişim garantisi</p>
<p><strong>Kod sessizliği: </strong>Karar sistemlerinde sesi çıkmayan, temsil edilmeyen topluluklar</p>
<p><strong>Zihinsel beslenme hakkı: </strong>Anlamlı katılım için gerekli asgari kültürel ve bilişsel altyapı</p>
<p><strong>Kodlu kapsayıcılık: </strong>Algoritmaların sadece sayı değil, insan temelli kapsama becerisi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-artik-ekranda-gorunmeyendir-81734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açlık, artık ekranda görünmeyendir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-enflasyon-beklentisi-dustu-ama-kaca-dustu-onu-sorma-81733</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Vatandaşın enflasyon beklentisi düştü ama kaça düştü, onu sorma!”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşede daha önce kaç kez verdim bu örneği bilmiyorum ama bir kez daha tekrarlamak kaçınılmaz oldu. Bu örnek aslında bir gazetecilik öğüdüdür, siyasetçilerle hiç ilgisi yoktur. Ama belli ki siyasetçilere de bir şekilde bu örneğe uygun yaklaşım sergilemeleri gerektiğini hatırlatmak gerekiyor.</p>
<p>Örnek şu… Diyelim Hakkari’ye gelen turist sayısında yüzde 50 artış var, Antalya’ya gelen turist sayısındaki artışın oranı ise yüzde 10. Hangi oran daha önemlidir; yüzde 50 mi, yüzde 10 mu?</p>
<p>Artış oranına odaklanmak isteyen için yanıt çok açıktır, tabii ki Hakkari’ye gelenlerdeki artış önemlidir.</p>
<p>Peki oran değil de sayıya, düzeye bakarsak?</p>
<p>Hakkari’ye gelenlerin sayısı örneğin 100’den 150’ye çıkmıştır, Antalya’ya gelenlerin sayısı ise 1 milyondan 1,1 milyona.</p>
<p>Bir taraftaki artış 50 kişi, diğer taraftaki 100 bin kişi.</p>
<p>Hangisinin daha önemli olduğu çok açık değil mi…</p>
<h2>Tansiyon düştü ama hâlâ ölümcül!</h2>
<p>Ya da bir hasta… Tansiyon 30’u zorluyor, durumu çok kritik, beyin kanaması başta olmak üzere bir dizi ölümcül risk kapıda…</p>
<p>Acil serviste ilk müdahaleyi yapan acemi doktor muayene kabininden çıkıyor; rahatlamış, hasta yakınlarına müjdeyi(!) veriyor:</p>
<p><strong>“Hastamızın durumu iyiye gidiyor, endişe etmeyin, tansiyonu 3 puan düşürdüm, artık 27.”</strong></p>
<p>Oysa hasta bu tansiyonla da hayati tehlikeyi atlatabilmiş değil ki; ama acemi doktor 30’dan 27’ye inmeyi sorunun geride kalması olarak görüyor ve rahat. Normal tansiyonun ne olduğunu unutmuş gibi bir hali var.</p>
<h2>Ya enflasyon hedefini unutanlar!</h2>
<p>Türkiye’nin bu yılki enflasyon hedefi son revizyonun ardından yüzde 24. Aralık 2026’da bu düzeyin gerçekleşeceği öngörülüyor. Zor ama öngörülen bu.</p>
<p>Bu oranı zihnimizin bir köşesinde tutup tahmin edilene, hadi yaygın ifadeyle söyleyeyim, beklenene bakalım.</p>
<p>Merkez Bankası her ay sektörel enflasyon beklentilerini açıklıyor. Piyasa katılımcılarına, reel sektöre ve hanehalkına bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahminleri soruluyor.</p>
<p>Haziran ayına ilişkin son veri önceki gün açıklandı.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının mayıs ayında yüzde 23,82 olan bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmini neredeyse hiç değişmemiş ve haziranda yüzde 23,81 olmuş.</p>
<p>Reel sektörün tahmininde hiç değişiklik yok, mayıstan sonra haziranda da yüzde 33,10.</p>
<p>Hanehalkının mayısta yüzde 49,51 olan tahmini ise haziranda yüzde 46,13’e inmiş.</p>
<p>İşte hanehalkının bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmininde ortaya çıkan bu 3,38 puanlık düşüş, acemi doktorun <strong>“Tansiyonu 30’dan 27’ye düşürdüm, hastayı kurtardım”</strong> diyerek muayene kabininden kasılarak çıkmasını çağrıştırırcasına büyük bir başarı gibi lanse edilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımdaki abartıyı nasıl anlatmalı ki…</p>
<p>Bir kere <strong>“Nasıl da düştü”</strong> diye önemli gösterilmeye çalışılan düzey hâlâ yüzde 46 ve bu yılın sonundaki enflasyon hedefinin bile çok üstünde.</p>
<p><strong>“Bu yılın sonundaki enflasyon hedefinin bile”</strong> dememdeki amaç şu: Yüzde 46’lık bu oran Haziran 2027 için tahmin edilen düzey. Enflasyon bu yıl yüzde 24’e inecek ya, 2027 yılındaki enflasyon da yüzde 15 olacak ya, Haziran 2027 için tahmin edilen yüzde 46’yı bu oranları dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor. Yani bu yılın sonu için hedeflenen yüzde 24 ile değil.</p>
<p>Hadi diyelim bu yılın enflasyonu yüzde 24 oldu, üç aşağı beş yukarı oldu. Aralık 2026’da yüzde 24 dolayında oluşan oran, 2027’de enflasyon yüzde 15’e ineceğine göre her ay yavaş yavaş gerileyecek.</p>
<p>Dolayısıyla 2027’nin ortalarındaki enflasyon, Aralık 2026’daki yüzde 24’ün altında oluşacak.</p>
<p>Bir başka ifadeyle 2026 sonu yüzde 24 olacaksa, 2027 sonunda da yüzde 15’e inilecekse, Haziran 2027’de herhalde yüzde 20 gibi bir oran olur.</p>
<p>Yani vatandaş Haziran 2027 için enflasyon tahmininin yüzde 46 olduğunu söylemiş ama o tarihteki enflasyon hedefi yüzde 20. Bunun neresi çok iyiye gidiş!</p>
<h2>“Ama vatandaş hep böyle yapıyor”</h2>
<p>Şimdi şöyle bir karşı görüş dile getirilirse şaşırmam:</p>
<p><strong>“Ama vatandaş enflasyon tahminini hep yukarıda tutuyor. Geçmiş dönemlere de bakılırsa vatandaşın tahmini gerçekleşen oranın hep üstünde kalıyor.”</strong></p>
<p>İşte <strong>“zurnanın zırt dediği yer”</strong> burası!</p>
<p>Vatandaşın tahmini neden açıklanan oranın hep üstünde seyrediyor?</p>
<p>Yoksa aslında vatandaşın dile getirdiği oran gerçekleşiyor da, acaba açıklanan mı gerçekleşen doğru oranı yansıtmıyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-enflasyon-beklentisi-dustu-ama-kaca-dustu-onu-sorma-81733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Vatandaşın enflasyon beklentisi düştü ama kaça düştü, onu sorma!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81731</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Bitcoin ve Borsalarda Düşüş! Piyasa Neyi Fiyatlıyor?| Ekonomi Masası | 24 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/lrpXiD_GJxg" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/3/1280x720/berfin-cipa-1771303053.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surucusuz-taksi-waymo-saga-cekti-arka-koltukta-oturanlara-kemer-baglatti-81732</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürücüsüz taksi Waymo sağa çekti, arka koltukta oturanlara kemer bağlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COCA-</strong>Cola Avrasya &amp; Ortadoğu Bölgesi Kamu İlişkileri, Sürdürülebilirlik ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Hakan Ergen </strong>ile Coca-Cola Türkiye Kurumsal İlişkiler, Sürdürülebilirlik ve İletişim Direktörü <strong>Zeynel Çağlar</strong>’ın ev sahipliğinde Türkiye-Paraguay karşılaşmasını izlediğimiz San Francisco’da, otonom (sürücüsüz) <strong>“robotaksi”</strong> <strong>“Waymo”</strong>nun vızır vızır yolcu taşıması dikkatimiz çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f0839625-1782275848.jpg" alt="" width="700" height="554" />Coca-Cola Company Türkiye’ye dışarıdan danışmanlık hizmeti veren Lorby’nin sahibi <strong>Mustafa Kaya, </strong>meslektaşlarım <strong>Dilek Güngör </strong>ve <strong>Ferit Parlak</strong>’la San Francisco (ABD) şehir merkezinde dolaşırken önümüzden geçen Jaguar marka <strong>“Waymo”</strong>yu işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Caddede </strong>“Waymo”<strong>nun önünden geçmeye yeltendim. Anında durdu. Ben kenara çekildikten sonra hareket etti. Çok merak ediyorum </strong>“Waymo” <strong>ile yolculuğu.</strong></p>
<p>Hep birlikte karar verdik:</p>
<p>-          <strong>Konakladığımız otele </strong>“Waymo” <strong>ile dönelim.</strong></p>
<p><strong>“Waymo” </strong>çağırmak için Amerikan kredi kartı bulunan bir arkadaşımızdan yardım istedik, beklemeye koyulduk. Aracın bize kaç dakikada geleceğini bilmemize rağmen her geçen <strong>“Waymo”</strong>ya <strong>“Bu bize mi geliyordu, yanlış yere mi saptı?” </strong>deyip durduk.</p>
<p>Sonunda bir <strong>“Waymo” </strong>beklediğimiz noktaya yakın, güzergahına uygun şekilde durdu. Aracın kapılarını açmak için <strong>“Waymo”</strong>yu çağıran arkadaşımız uygulamadan kendini tanıtarak yardım etti. <strong>Mustafa Kaya, </strong>ön koltukta oturmayı seçti:</p>
<p>-          <strong>Ben ön koltukta otururum… Belki aranızdan endişeli olan vardır…</strong></p>
<p>Üç kişi arka koltuğa geçtik. Kemerlerimizi takmaya çalıştık. Ben ortada oturduğum için kemeri takmakta zorlandım. Diğer iki arkadaşım kemerlerini takınca orta koltuğun kemer ışığı da söndü. Araç hareket etti.</p>
<p>Çok geçmeden araçları yöneten çağrı merkezinden arandık. Araçta ses yükseldi:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun var mı?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Kaya </strong>cevap verdi:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun yok, kemerlerimizi taktık…</strong></p>
<p><strong>“Waymo” </strong>bir yandan yola devam ederken, diğer taraftan çağrı merkezi aracın sisteminden sorup durdu:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun var mı?</strong></p>
<p>Arka koltukların kemer ışıkları söndüğü için <strong>Mustafa Kaya </strong>da tekrarladı:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun yok…</strong></p>
<p>Derken <strong>“Waymo” </strong>sağa geçti ve durdu. Çağrı merkezinden arayan ses, sorunu adresledi:</p>
<p>-          <strong>Arkadaki orta koltukta kemer takılı değil.</strong></p>
<p>Bunun üzerine koltuk arasına sıkışmış kemer takılacak noktayı bulduk ve taktık. <strong>“Waymo” </strong>yeniden yola koyuldu. Ekranda yazan süreye 2-3 dakikalık kemer takma molasını ekleyip, bizi konakladığımız otele ulaştırdı.</p>
<p>Araçtan inerken hareket eder endişesiyle hızlı davranmaya çalıştık. Sonra önünde tek tek fotoğraf çektirdik. Biz fotoğrafları tamamlayıncaya kadar hareket etmedi. Biz çevresinden çekildikten sonra bir başka yolcu almak üzere sonraki adresine doğru yola koyuldu.</p>
<p>Sürücüsüz bir araçla test sürüşü dışında, gerçek anlamda trafikte, şehirde bir yerden bir yere gitmek dördümüz için de önemli deneyim oldu. Bazı arkadaşlar sordu:</p>
<p>-          <strong>Tek başınıza biner miydiniz?</strong></p>
<p>Yanıtımız şöyle oldu:</p>
<p>-          <strong>İlk deneyimi tek başımıza yaşamamak daha güven verici gibi geldi…</strong></p>
<p>Algıda seçicilikten midir, nedir, San Francisco’da kaldığımız 3 gün boyunca <strong>“Waymo”</strong>yu yollarda çok sıklıkla gördük. Bunun üzerine San Francisco’daki <strong>“Waymo” </strong>sayısını internette taradık, 800 adet olduğu yanıtını bulduk.</p>
<p>Ayrıca San Francisco’da paylaşımlı araç pazarında payının yüzde 27’ye ulaştığını öğrendik…</p>
<p>Sürücüsüz araçlarla ilgili internette bilgi taraması yaparken Boston Consalting Group’un bir araştırmasının haberlere yansıdığını gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>Küresel </strong>“robotaksi” <strong>filosu 100 yılda 700 bin ila 3 milyon araca ulaşacak…</strong></li>
</ul>
<p>Dikkatimi çeken bir veri de şu oldu:</p>
<ul>
<li><strong>Otonom sürüşlü araçlar bugüne kadar 203 milyon 200 bin kilometre yol yaptı. Ciddi yaralanmalı kazalara</strong><strong>,</strong><strong>sürücülü araçlara oranla yüzde 90 daha az karıştı.</strong></li>
</ul>
<p>San Francisco’da edindiğimiz izlenim, otonom araçlar başta ABD olmak üzere özellikle gelişmiş ülkelerde giderek yayılacak.</p>
<p>Mesleği sadece şoförlük olanlar, zamanla başka iş kollarına yönelmek durumunda kalacak…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son derece güvenilir, hatta bence sürücülü araçlardan daha güvenli</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f1838a56-1782275864.png" alt="" width="279" height="251" /></span><strong>“WAYMO” </strong>deneyimimizden sonra San Francisco’da yaşayan Intel’in eski Başkan Yardımcısı, Global Teknoloji Lideri <strong>Ayşegül İldeniz</strong>’e danıştım:</p>
<p>-          <strong>Otonom araçlar ABD’nin başka eyaletlerinde, şehirlerinde de San Francisco’daki gibi yaygın mı? Siz bu araçları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ayşegül İldeniz, “Waymo”</strong>nun Eş CEO’su <strong>Dmitri Dolgov</strong>’u tanıdığını belirtti:</p>
<p>-          “Waymo” <strong>şu anda San Francisco’nun yanı sıra Los Angeles, Metro Phoenix, Austin, Atlanta, Miami, Orlando, Dallas, Houston, San Antonio’da çalışıyor.</strong></p>
<p><strong>“Waymo”</strong>nun yakaladığı başarıya rağmen hâlâ kara geçemediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yakında Tokyo (Japonya) ve Londra’da (İngiltere) da yollara çıkacak. Bu yıl içinde göreceğiz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Otonom araç </strong>“Waymo”, <strong>son derece güvenilir. Hatta insanların kullandıkları araçlardan daha güvenilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Değeri 126 milyar dolara kadar çıktı</span></h2>
<ul>
<li><strong>GOOGLE, </strong>2009 yılında <strong>“sürücüsüz araç projesi”</strong>ni gizli olarak başlattı. Projenin mimarları arasında <strong>Sebastian Thran </strong>ve <strong>Chris Urmson </strong>vardı.</li>
<li><strong>2016 </strong>yılında Google’ın ana şirketi Alphabet tarafından bu proje bağımsız şirkete dönüştürüldü. Şirketin Eş CEO’luk görevine <strong>Dmitri Dolgov </strong>ve <strong>Tekedra N. Muwakana </strong>atandı.</li>
<li><strong>“Waymo”</strong>nun değeri bu yılın Şubat ayı başlarında aldığı 16 milyar dolarlık yatırımla 126 milyar dolara kadar çıktı.</li>
<li><strong>“Waymo”</strong>nun Jaquar I-Pace SUV ile araç anlaşması var. Kuruluşundan bugüne kadar 20 milyon yolcu taşıdı.</li>
<li><strong>Henüz </strong>şehir merkezlerinde kullanılan <strong>“Waymo”, </strong>havalimanı transferlerini de hedefine koydu. Otoyol testleri yapılıyor.</li>
<li><strong>“Waymo” </strong>Eş CEO’su <strong>Dmitri Dolgov, </strong>binek otomobiller için de <strong>“otonom” </strong>hazırlıkları yaptıklarını bir süre önce anons etti.</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Türkiye Burada’ Amerika ile dostluk köprüsüne katkı sunuyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f26278f7-1782275878.jpg" alt="" width="700" height="462" /></span><strong>HAMDİ Ulukaya’</strong>nın ABD’de kurup büyüttüğü Chobani, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Los Angeles’te 18-26 Haziran 2026 tarihleri arasında hayata geçirilen <strong>“Turkish Vibe Zone"</strong>a sponsor oldu.</p>
<p>Chobani Kurucusu ve CEO’su <strong>Hamdi Ulukaya, </strong>kurulan dev ekosistemin alan sponsoru olmaktan heyecan ve mutluluk duyduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dünya Kupası’nda Los Angeles’ta, Türkiye’de gelen misafirlerimizi ve Milli Takım destekçilerimizi </strong>“Türkiye Burada” <strong>etkinliğinde ağırlamak bizim için büyük mutluluk.</strong></p>
<p><strong>Ulukaya, “Türkiye Burada” </strong>adı verilen alanı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Burası, sadece maçları birlikte izleyeceğimiz bir alan değil. Türkiye’nin sıcaklığını, eşsiz misafirperverliğini, derin kültürünü, zengin mutfağını ve benzersiz güzelliklerini dünyanın dört bir yanından gelen futbolseverlere tanıttığımız özel bir buluşma noktası.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi ve kültürümüzü daha yakından tanıtmak ve yıllardır Türkiye ile Amerika arasında kurduğumuz dostluk köprüsüne katkı sağlamak benim için büyük gurur.</strong></p>
<p><strong>“Turkish Vibe Zone by Chobani”</strong>yi, şirketin Kurumsal ve Stratejik İletişim Direktörü <strong>Hatime Şevin Ulukaya</strong>’ya sordum, şunları anlattı:</p>
<p>-          <strong>Oluşturulan alanda Türkiye’nin Dünya Kupası maçları ve diğer karşılaşmalar yayınlanıyor. Türkiye’den gelen sanatçılar konser veriyor, söyleşi ve çeşitli taraftar etkinlikleri düzenleniyor.</strong></p>
<p>İkramlardan örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>Simit, baklava, lokum, Türk kahvesi gibi kültürümüzün parçası olan lezzetler de ziyaretçilere ikram ediliyor. Biz de Chobani olarak yoğurtlarımız ve </strong>“La Colombe” <strong>kahvelerimizle etkinlikte yer alıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surucusuz-taksi-waymo-saga-cekti-arka-koltukta-oturanlara-kemer-baglatti-81732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/waymo-1782275821.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürücüsüz taksi Waymo sağa çekti, arka koltukta oturanlara kemer bağlattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/icra-dosya-sayisi-25-milyonu-asti-81730</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İcra dosya sayısı 25 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Haziran 2023'ten bu yana uygulanan dezenflasyon programı boyunca enflasyon yaklaşık 6 puan indi. Ancak bu dönemde mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısında ciddi artış yaşandı. Mahkemelerdeki dosya sayısı 21 milyon 683 binden 25 milyon 134 bine çıktı. Artış hızı 2026 yılında iyice yükseldi ve sadece bu yılbaşından bu yana artış 1 milyonu aştı.</p>
<p>Enflasyonu talep kaynaklı olarak görüp iç talebi kısmaya yönelik önlemlerle birlikte uygulanan dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu. 2023 yılı Haziran ayında yüzde 38.21 seviyesinde olan yıllık enflasyon, program döneminde yüzde 75.45’e (2024 Mayıs) kadar yükselirken, bu yılın Mayıs ayı itibarıyla yüzde 32.61 olarak ölçüldü. Yani 3 yıllık program boyunca enflasyon sadece 5.6 puan geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5c675e9d6-1782275175.png" alt="" width="585" height="241" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5c733dd26-1782275187.png" alt="" width="280" height="181" /></p>
<p>Enflasyona etkisi çok sınırlı kalan program döneminde hem işletmeler hem de vatandaşlara ait bilgileri içeren icra iflas dosyalarında ise ciddi artış yaşandı. 2023 yılı 9 Haziran itibarıyla mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 21 milyon 683 bin seviyesindeyken, 8 Haziran 2026’da 25 milyon 134 bine çıktı. Yani programın uygulanma döneminde toplam icra iflas dosyası sayısı 3 milyon 450 bin 758 arttı.</p>
<h2>Sadece bu yıl 1 milyon 55 bin arttı, aylık artış 200 bine dayandı </h2>
<p>Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısında en fazla artış bu yılın Ocak-Haziran döneminde gerçekleşti. Yılbaşında 24 milyon 79 bin olan icra iflas dosyası sayısı, Ocak sonunda 24 milyon 140 bine, 28 Şubat’ta 24 milyon 322 bine yükseldi. Dosya sayısı 31 Mart’ta 24 milyon 545 bine, 30 Nisan’da 24 milyon 755 bine, 26 Mayıs’ta 24 milyon 985 bine çıktı. İcra iflas dosyası sayısı 8 Haziran itibarıyla 25 milyon 134 bin 466 olarak açıklandı.</p>
<h2>Karşılıksız çek ve senette de artış sürüyor </h2>
<p>Öte yandan karşılıksız çek ve senet sayılarında da program döneminde önemli artışlar yaşandı. 2023 yılında 146 bin 869 olan karşılıksız çek sayısı, 2024’te 273 bin 637’ye, 2025’te 311 bin 017’ye çıktı. Bu yılın Ocak-Nisan döneminde ise 103 bin 955 çek karşılıksız çıktı.</p>
<p>Protestolu senet sayısı 2018’de 218 bin 680 seviyesindeyken, 2024’te 242 bin 86’ya, 2025’te 301 bin 447’ye çıktı. Bu yıl Ocak-Mart döneminde ise 77 bin 634 senet protesto edildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Konkordato kararlarında sıçrama</span></h2>
<p>Ödeme güçlüğü çeken şirketlerin borçlarına geçici erteleme sonucunu doğuran konkordato kararı verilen şirketlerin sayısı, program döneminde önceki yılları adeta katladı. 2023 yılından 2026 yılı Mayıs ayına kadar konkordato geçici mühlet kararı verilen firma sayısı 5 bin 861’e ulaştı. Geçici mühlet kararı verilen firma sayısı 2023 yılında 519 iken, 2024’te bin 723’e, 2025’te 2 bin 817’ye çıktı. Bu yıl Ocak- Mayıs arasındaki 5 aylık dönemde ise 802 ile 2020-2023 yılları arasındaki her bir yılın daha üzerinde bir seviyeyi görmüş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/icra-dosya-sayisi-25-milyonu-asti-81730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2023&#039;ün Haziran ayında yüzde 38.21 seviyesinde olan yıllık enflasyon, dezenflasyon programı döneminde yüzde 75.45’e kadar yükselirken, bu yıl mayıs ayı itibarıyla yüzde 32.61&#039;e kadar geriledi. Enflasyona etkisi 6 puanla sınırlı kalan program döneminde hem işletmeler hem de vatandaşlara ait icra iflas dosyalarında ise ciddi artış yaşandı. 9 Haziran 2023 itibarıyla mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 21 milyon 683 bin seviyesindeyken, 8 Haziran 2026’da 25 milyon 134 bine çıktı. 2023&#039;ten bu yılın mayıs ayına kadar konkordato geçici mühlet kararı verilen firma sayısı ise 5 bin 861’e ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kar-sorunu-sanayi-devlerini-de-vurdu-81729</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâr sorunu sanayi devlerini de vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Sanayicilerin uzun zamandır dile getirdiği karsızlık sorunu, İSO 500’de de tescillendi. Sanayi devlerinin ortalama satış karlılığı yüzde 3,4 olurken, sektörler arasındaki uçurum iyice derinleşti. İSO 500’ün en karlısı, yüzde 27,2’lik satış karlılığı ile madencilik ve taş ocakçılığı olurken, bu sektörü sırasıyla tütün ürünleri ile temel eczacılık ürünleri takip etti. 7 sektör karlılıkta eksi yazdı; kar edenlerin 7’sinde ise karlılık yüzde 3,4’lük ortalamanın altında kaldı. İSO 500 BSK’da özel kuruluşların karlılığı yüzde 2,9’da kalırken, kamu kuruluşlarının karı ise yüzde 9,9 ile ortalamanın oldukça üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Rasyolarında sınırlı iyileşme </h2>
<p>EKONOMİ’nin İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 Araştırması’ndan derlediği veriler, enfl asyonla mücadele programı ve talepte yaşanan daralmanın sanayide yarattığı karsızlık sorununun, devlerin de elini zayıfl attığını ortaya koydu. Her ne kadar İSO 500’ün karları, 2024 yılında yaşanan sert daralmanın ardından 2025’te güçlü nominal iyileşmeler kaydetse de, karlılık rasyoları tarihsel ortalamaların altında seyretti. Buna göre, sanayi devlerinin satış karlılığı 2025’te yüzde 3,4 olurken, bu oran 10 yıllık dönemin ortalaması olan yüzde 7,1’in oldukça altında kaldı. Bu oran 2021’de yüzde 9,5; 2022’de yüzde 9,3; 2023’te ise yüzde 8,6 olarak gerçekleşmiş, ancak 2024’te yüzde 2,6’ya inerek sert düşmüştü.</p>
<p>Yanı sıra sanayi devlerinin sahip oldukları varlıkları ne ölçüde kara dönüştürebildiğini gösteren aktif karlılığı da yüzde 2,9 oldu. 2024’e göre 0,7 artan bu rasyoda da iyileşme oldukça sınırlı gerçekleşti. Firmaların özkaynaklarını ne ölçüde kara dönüştürebildiğini ortaya koyan özkaynak karlılığında da yüzde 6 oranında hesaplanan rasyo, bir önceki yıla 1,8 puan artsa da tarihsel ortalamaların altında kaldı.</p>
<h2>Altın, madenciliği liste başı yaptı </h2>
<p>Sektörel karlılık oranlarına yakından bakıldığında, İSO 500’ün satış karlılığı en yüksek sektörü yüzde 27,2 ile madencilik ve taş ocakçılığı sektörü oldu. İmalat sanayii yüksek hammadde ve ithal girdi maliyetleri altında ezilirken; madencilik sektörünü karlılıkta yukarı taşıyan ana neden altın madenciliği oldu. Madencilik sektörünü, yüzde 25 satış karlılığı ile tütün ürünleri imalatı izlerken, bu sektörde maktu verginin bir kısmının satış fiyatı üzerinden alınması da burada karlılığı yukarı çeken etkenlerin başında geliyor. Madencilik ve tütün ürünlerinden sonra listede en karlı üçüncü sektör ise yüzde 16,5 ile temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı yer aldı. Devler liginde satış karlılığı oranına en düşük olan sektör ise yüzde - 10,6 ile tekstil ürünlerinin imalatı oldu. Bu sektörü yüzde -9 ile diğer ulaşım araçlarının imalatı izlerken, üçüncü sırada da yüzde -5,3 ile ağaç, ağaç ürünleri ve mantar ürünlerinin imalatı (mobilya hariç) ile kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması yer aldı. Bu arada İSO 500’de yer alan 25 alt sektörün 7’sinde satış karlılığı eksi yazarken, kar edenlerin 7’sinde ise satış karlılığı yüzde 3,4’lük ortalamanın altında kaldı.</p>
<p>Öte yandan aktif karlılığı en yüksek olan sektör yüzde 20,8 ile tütün ürünlerinin imalatı; en düşük olan ise yüzde -4,4 ile tekstil ürünlerinin imalatı oldu. Özkaynak karlılığında da zirve yüzde 52,3 ile açık ara tütün ürünleri imalatının olurken, listenin sonuna yüzde -20,9 özkaynak karlılığı ile kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması sektörü oturdu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En kârlısı Türk Altın İşletmeleri oldu</span></h2>
<p>Sanayi devleri arasında satış karlılığı en yüksek olan şirket yüzde 71,86 ile Türk Altın İşletmeleri olurken, ikinci sırada yüzde 53,7 ile Eti Maden geliyor. İçdaş Elektrik, yüzde 51,5 satış karlılığı ile üçüncü sırada yer alırken, Eti Alüminyum yüzde 41,2 ile dördüncü, Özer Metal de yüzde 38,9 ile beşinci sırada kendine yer buldu. Satış karlılığı en düşük olan şirketlere bakıldığında, Tamek Sagra yüzde -111,2 satış karlılığı ile listenin en fazla kar kaybı yaşayan şirketi oldu. Bu şirketi yüzde -109,17 satış karlılığı ile Zorlu Doğal Elektrik Üretimi, yüzde -73,07 ile Sasa Polyester izledi. Kalyon Güneş Teknolojileri yüzde -33,02 ile dördüncü olurken, kamunun gıda sektöründeki en büyük oyuncularından Türkşeker, yüzde -29,62 satış karlılığı rasyosuyla en düşük karlılığa sahip beşinci şirket olarak hesaplandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kamuda Eti Maden zirvede, Türkşeker ise dipte</span></h2>
<p>İSO 500’de yer alan şirketlerin 10’u kamu kuruluşları… Bu kuruluşların karlılık rasyoları, listedeki özel kuruluşlardan görece olumlu ayrışıyor. Buna göre, sanayi devleri arasındaki kamu kuruluşlarının satış karlılığı yüzde 9,9 olurken, aktif karlılıkları yüzde 5,2; özkaynak karlılıkları ise yüzde 7,6 olarak hesaplandı. Satış karlılığı en yüksek olan kamu şirketinin yüzde 53,7 ile Eti Maden İşletmeleri olduğu görülüyor. Kamunun satış karlılığının eksi yazdığı tek sektör ise gıda oldu. Et ve Süt Kurumu (ESK), Türkiye Şeker Fabrikalar (Türkşeker) ve Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) ortalama satış karlılığı yüzde -0,4 olarak hesaplandı. 2025 yılında dönem karı/zararı -11,5 milyar TL olarak açıklanan Türkşeker’in satış karlılığı yüzde -29,6 olurken, ÇAYKUR’un satış karlılığı yüzde -0,84 olarak hesaplandı. Et ve Süt Kurumu ise 71,8 milyar TL’lik net satış rakamı açıklarken, dönem karı/zararını listede saklı tuttuğu için satış karlılığını hesaplanamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kar-sorunu-sanayi-devlerini-de-vurdu-81729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele adımları ve talepte yaşanan daralmanın etkisiyle sanayide baş gösteren kârsızlık kıskacı, İSO 500’de de tescillendi. Sanayi devlerinin satış kârlılığı yüzde 3,4 olurken, yüzde 7,1 olan 10 yıllık ortalamanın altında kaldı. Sektörler arasındaki uçurumun derinleştiği listede 7 sektör kârlılıkta eksi yazarken; madencilik yüzde 27,2 ile zirveye yerleşti, tekstil ise yüzde -10,6 ile kârlılıkta en çok kan kaybeden oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-nisanda-2056-milyar-dolar-81724</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı nisanda 9,4 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmalara ilişkin verileri paylaştı. </p>
<p>Buna göre, firmaların nisanda önceki aya göre döviz varlıkları 1 milyar 508 milyon dolar azalırken yükümlülükleri 7 milyar 932 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 9 milyar 440 milyon dolar artarak 205 milyar 608 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre ihracat alacakları 591 milyon dolar ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 571 milyon dolar artarken türev varlıklar 1 milyar 460 milyon dolar, yurt içi bankalardaki mevduat 1 milyar 170 milyon dolar ve menkul kıymetler 40 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 1 milyar 508 milyon dolar azalış gösterdi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler 3 milyar 858 milyon dolar, yurt içinden sağlanan nakdi krediler 3 milyar 338 milyon dolar, ithalat borçları 665 milyon dolar ve türev yükümlülükler ise 71 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde de 7 milyar 932 milyon dolar artış görüldü.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında Nisan 2026 döneminde bir önceki aya göre yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler 384 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 2 milyar 954 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 631 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 3 milyar 891 milyon dolar arttı.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 148 milyar 573 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 141 milyar 264 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 7 milyar 309 milyon dolar olarak gerçekleşerek bir önceki aya göre 3 milyar 150 milyon dolar azaldı.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-nisanda-2056-milyar-dolar-81724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı 9,4 milyar dolar artışla 205,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-2025te-cevre-ve-dusuk-karbon-odakli-projelere-349-milyar-liralik-yatirim-yapti-81722</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 16:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;OYAK Çimento 2025&#039;te çevre ve düşük karbon odaklı projelere 3,49 milyar TL yatırım yaptı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento, finansal performansıyla çevresel ve sosyal etki yönetimindeki çalışmalarına yer verdiği "2025 Entegre Raporu"nun sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, "Yeşil Yeni Altındır" mottosuyla şekillenen rapor, alternatif ham madde kullanımından yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar şirketin hem Türkiye'de hem de küresel pazarlarda yarattığı katma değeri ve endüstriye yön veren sonuçlarını belgeliyor.</p>
<p>Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi ve GRI Standartları ile uyumlu hazırlanan raporun, şirketin 1 Ocak ile 31 Aralık 2025 dönemini kapsayan faaliyetlerini, stratejik önceliklerini, çevresel, sosyal ve yönetişim performansını bütüncül bir yaklaşımla ele aldığı bildirildi. </p>
<p>Rapora göre, küresel ekonomik koşullar, jeopolitik gelişmeler ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalara rağmen operasyonel dayanıklılığını koruyan şirket, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) onaylı 2050 Net Sıfır hedefleri doğrultusunda enerji verimliliği, alternatif yakıt ve ham madde kullanımı, yenilenebilir enerji ve dijitalleşme alanlarındaki yatırımlarını sürdürüyor.</p>
<p>Rapora göre, çevre ve düşük karbon odaklı projelere 2025'te aktarılan toplam yatırım tutarı 3,49 milyar lira seviyesine ulaşırken, yatırımlar içinde en büyük payı yüzde 85,6 ile yenilenebilir enerji projeleri oluşturdu. Sanayi sektörü için öz tüketim amaçlı hayata geçirilen güneş enerjisi santrallerinden biri de yıl sonu itibarıyla devreye alındı.</p>
<p>Operasyonel iyileştirmelerin yanı sıra ürün portföyünü de dönüştürerek sürdürülebilir rekabet gücünü artıran şirketin, Yeşil Çimento Mevzuatı ile uyumlu düşük klinker içerikli ürün geliştirme çalışmalarına odaklandığı belirtildi. Söz konusu çalışmalar sayesinde sürdürülebilir ürünlerden elde edilen gelirin toplam gelire oranı yüzde 34,8 seviyesine yükseldi.</p>
<p><strong>"Sektörümüzdeki dönüşüme yön veriyoruz"</strong></p>
<p>OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, 2025'in OYAK Çimento için dayanıklılığın ve sürdürülebilir yönetim anlayışının ön plana çıktığı bir dönem olduğunu belirtti.</p>
<p>Çalbıyık, "Temel önceliğimiz, sektörümüzdeki dönüşüme yön vermek, değer zincirimizin her aşamasında kalıcı fayda üretmek ve ülkemizin sanayi gücünü küresel ölçekte temsil etmek oldu. OYAK Çimento sürdürülebilir şehirler için çözüm geliştiren, teknolojiyle güçlenen, düşük karbonlu üretim yetkinliğini artıran ve geleceğin ihtiyaçlarına yanıt veren entegre bir sanayi şirketi olma yolunda kararlılıkla ilerliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>OYAK Çimento Ülke Üst Yöneticisi (CEO) Murat Sela da atılan adımların bugünün performansını güçlendirirken, geleceğin üretim modelini de şekillendirdiğini aktardı.</p>
<p>Yenilenebilir enerji, dijitalleşme, enerji verimliliği ve operasyonel süreklilik alanlarında attıkları adımların, sürdürülebilir bir gelecek vizyonlarının ayrılmaz parçaları olduğunu vurgulayan Sela, 2025'te gerçekleştirdikleri çevre odaklı yatırımlarla OYAK Çimento'yu yalnızca çimento üreten bir şirket olmanın ötesine taşıma hedeflerini güçlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-2025te-cevre-ve-dusuk-karbon-odakli-projelere-349-milyar-liralik-yatirim-yapti-81722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/suat-calbiyik-1776349683.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento&#039;nun &quot;2025 Entegre Raporu&quot;na göre, çevre ve düşük karbon odaklı projelere aktarılan toplam yatırım tutarı 3,49 milyar liraya ulaşırken, yatırımlar içinde en büyük payı yüzde 85,6 ile yenilenebilir enerji projeleri oluşturdu. Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, &quot;OYAK Çimento sürdürülebilir şehirler için çözüm geliştiren, teknolojiyle güçlenen, düşük karbonlu üretim yetkinliğini artıran ve geleceğin ihtiyaçlarına yanıt veren entegre bir sanayi şirketi olma yolunda kararlılıkla ilerliyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sonmez-turkiyedeki-kobilerin-verimlilik-orani-avrupanin-5te-1i-81717</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sönmez: Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı Avrupa&#039;nın 5&#039;te 1&#039;i</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KOBİ’lerin sürdürülebilir iş modelleri, döngüsel ekonomi ve yeşil finansman süreçlerine katkı sağlamak amacıyla 2024 yılında Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile Garanti BBVA tarafından hayata geçirilen İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi’nin bu dönemki kapanış etkinliği Ankara’da yapıldı.</p>
<p>İç Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (İÇASİFED) ev sahipliğinde OSTİM OSB’de gerçekleştirilen etkinliğe iş dünyası ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı .</p>
<p>Programın açılışında konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, dünya genelinde belirsizliğin norm haline geldiğine dikkat çekerek, “Şu an için barıştan yana kırılgan bir iyimserlik olsa da savaşın enerji ve ekonomideki sarsıcı etkilerine maruz kalmaya devam edeceğiz. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlığa, yükselen korumacı politikalara, Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için ortaya konulan çabalara tanık oluyoruz. Tüm bunların yanında yurt içinde enflasyonla ve artan maliyetlerle mücadele devam ediyor. Küresel rekabet ikliminde, adeta var olmak için yeni yollar arıyoruz. Ancak Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı, Avrupa’daki KOBİ’ler ile kıyaslandığında beşte bir seviyesinde kalıyor. Düşük verimlilik oranları ve düşük katma değerle şekil almış o bildik döngünün kırılması gerekiyor. Üretimin devamlılığı, katma değer odaklı bir ekonomi ile refahın tesisi için, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan gücünü asli meselemiz yapmak zorundayız. Bu noktada ikiz dönüşüm, şirketlerin kaderini belirleyecek bir kaldıraç; dahası hayal ettiğimiz rekabetçi, etkin ve söz sahibi Türkiye’ye ulaşmak için aşmamız gereken kritik bir eşiktir.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Sibel Kaya: KOBİ’lerin yol haritaları oluşturmalarına katkı sunuyoruz</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya da, “İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar buluşmalarımızla son aylarda İzmir, Denizli ve Adana’da yüzlerce KOBİ ile bir araya geldik, bugün de Ankara’dayız. Türkiye’yi dolaştığınızda ülke ekonomisinin gerçek gücünü görüyorsunuz. Üreten, istihdam yaratan, yatırım yapan ve bulunduğu bölgeyi dönüştüren KOBİ’ler bu gücün merkezinde yer alıyor. Garanti BBVA olarak biz de KOBİ’lere yalnızca finansman sunmuyor; eğitimden dijital dönüşüme, sürdürülebilirlikten yeni pazarlara erişime kadar pek çok alanda destek oluyoruz. Biz bankacılığı yol arkadaşlığı, rehberlik ve uzun vadeli ortaklık olarak görüyoruz. Bugün işletmeler bir yandan sürdürülebilirlik diğer yandan dijitalleşme ekseninde tarihi bir dönüşümden geçiyor. Biz de TÜRKONFED iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar’ projemizle sahaya iniyor ve KOBİ’lerin kendi sektörlerine ve ihtiyaçlarına uygun dönüşümleri için yol haritaları oluşturmalarına katkı sunuyoruz. İnanıyoruz ki; dijitalleşen, sürdürülebilirliği iş modeline entegre eden, yenilikçi ve rekabetçi KOBİ’ler Türkiye ekonomisinin geleceğini şekillendirecek. Bu yolda KOBİ’lerimize verdiğimiz mesaj çok net: Gelin birlikte yapalım.”</p>
<p><strong>Süleyman Ekinci: Güçlü ekosistemimizi iş birlikleriyle daha da ileriye taşımak zorundayız</strong></p>
<p>İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Ekinci ise Ankara ve İç Anadolu Bölgesi’nin üretim gücü, sanayi altyapısı ve girişimcilik potansiyeliyle Türkiye’nin kalkınmasında kritik bir role sahip olduğunu belirterek, “Savunma sanayinden makine imalatına, yazılımdan teknoloji girişimlerine kadar birçok alanda güçlü bir ekosisteme sahibiz. Şimdi bu gücü, dijital ve yeşil dönüşüm vizyonuyla daha ileriye taşımak zorundayız. Bunun yolu ise iş birliğinden geçiyor. Kamu, özel sektör, finans kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket etmelidir. İÇASİFED olarak bizler de bu anlayışla hareket ediyor; üyelerimizin ve bölgemizdeki işletmelerin dönüşüm süreçlerine katkı sağlayacak projeleri desteklemeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki güçlü işletmeler güçlü şehirleri, güçlü şehirler güçlü bir ekonomiyi oluşturur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ve rekabetçiliğe odaklanıldı</strong></p>
<p>Etkinlik, açılış konuşmalarının ardından oturum, panel ve çeşitli etkinliklerle devam etti.</p>
<p>İlk olarak, EY Türkiye Şirket Ortağı &amp; İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin’in "Belirsizliği Avantaja Dönüştürmek" isimli sunumuyla "İkiz Dönüşüm Vizyon Oturumu" düzenlendi.</p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü’nün moderatörlüğünde düzenlenen "Enerjiden Üretime Sürdürülebilir Dönüşüm ve Finansman Olanakları" panelinde Garanti BBVA Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Yöneticisi Emir Kozikoğlu ve ŞA-RA Grup Genel Müdürü Ünver Şahin konuşmacı olarak yer aldı. OSTİM OSB Dijital Dönüşüm Ofisi Yöneticisi Çağlar Öngüner’in tartışmacı moderatörlüğünü üstlendiği "Dijital Bankacılık Çözümleriyle Verimli ve Rekabetçi İşletmeler" paneli ise Garanti BBVA Tüzel Müşteri Çözümleri Grup Müdürü Cüneyt Tırnava ve Balans Makina Genel Müdürü Cennet Tuğba Selbi katılımıyla gerçekleşti. Programın son kısmında da Sürdürülebilirlik Atölye Çalışması düzenlendi.</p>
<p><strong>Güncel bilgiler ve iyi uygulama örnekleri sunuluyor</strong></p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi; Anadolu’nun farklı bölgelerindeki KOBİ’lerin sürdürülebilir iş modellerine geçiş sürecini hızlandırmayı, yeşil finansman araçlarına erişimini artırmayı ve küresel piyasalardaki rekabet güçlerini artırmayı amaçlıyor. Etkinliklerde, sektör liderleri, uzmanlar ve akademisyenler, KOBİ’lerle bir araya gelerek döngüsel ekonomiden yenileyici tarıma uzanan konularda en güncel bilgileri paylaşıyor. Projenin ilk fazının sonunda, KOBİ’ler İçin Sürdürülebilir Dönüşüm Raporu adıyla kapsamlı bir analiz ve politika önerileri içeren bir çalışma yayımlanacak. Raporun, kamu ve özel sektör çevrelerinde stratejik bir savunuculuk aracı olarak kullanılacağı ve sürdürülebilir büyümeye yönelik uzun vadeli politikaların şekillendirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sonmez-turkiyedeki-kobilerin-verimlilik-orani-avrupanin-5te-1i-81717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/4667-1782214831.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA iş birliği ile yürütülen İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi’nin ilk fazının kapanışında konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, “Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı, Avrupa’daki KOBİ’ler ile kıyaslandığında beşte bir seviyesinde. Bu döngüyü kırmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-yonetim-kurulu-baskani-culhaci-ertnin-uyesi-oldu-81716</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Çulhacı ERT&#039;nin üyesi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Çulhacı'nın, Avrupa Sanayi Yuvarlak Masası (ERT) üyeliğine davet edildiği bildirildi.</p>
<p>Holding açıklamasına göre Çulhacı, Avrupa'nın önde gelen sanayi ve teknoloji şirketlerinin CEO ve yönetim kurulu başkanlarını bir araya getiren ERT'nin mevcut üyeleri arasında Türkiye'den tek temsilci oldu.</p>
<p>Sabancı Topluluğu'nun 100 yılı aşan kurumsal mirasını ve küresel ölçekteki dönüşüm vizyonunu Avrupa iş dünyasının en önemli platformlarından birine taşıyan üyeliğin, aynı zamanda Türkiye iş dünyasının Avrupa'nın rekabetçilik, sanayi, teknoloji ve sürdürülebilir büyüme gündemindeki temsili açısından da önemli bir adım niteliği taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>ERT, enerji dönüşümü, yapay zeka, sanayi, ticaret güvenliği başta olmak üzere farklı odak alanlarında Avrupa ekonomisinin rekabetçiliğini güçlendirmek için faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Türkiye'nin yanı sıra 17 farklı Avrupa ülkesinden temsilcinin yer aldığı ERT üyelerinin liderlik ettiği şirketler dünyada yaklaşık 6 milyon kişiye istihdam sağlarken, söz konusu şirketlerin yıllık AR-GE yatırımları 120 milyar avroya, toplam ciroları ise 3 trilyon avroya ulaşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-yonetim-kurulu-baskani-culhaci-ertnin-uyesi-oldu-81716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/hayri-culhaci-1775031188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Çulhacı, Avrupa Sanayi Yuvarlak Masası&#039;nın Türkiye&#039;den tek üyesi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-81714</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESMMMO ile Anadolu Üniversitesi arasında staj için iş birliği protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ESMMMO) ile Anadolu Üniversitesi arasında, öğrencilerin mesleki gelişimlerini desteklemek, uygulamalı eğitim olanaklarını artırmak ve üniversite-sektör iş birliğini güçlendirmek amacıyla staj iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nde gerçekleştirilen imza törenine, Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ESMMMO)  Başkanı Ersin Karakoç ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz ile Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezgin Açıkalın ve Maliye Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkan Üyümez katıldı.</p>
<p>İmzalanan protokol kapsamında, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin muhasebe, finans, vergi hukuku ve vergi uygulamaları alanlarında edindikleri teorik bilgileri uygulama ortamında pekiştirmeleri ve mesleki deneyim kazanmaları amaçlanıyor. Bu doğrultuda öğrenciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik bürolarında ve ilgili kuruluşlarda staj yapma imkânı elde edecek.</p>
<p>Törende konuşan Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Ersin Karakoç, "Mesleğimizin geleceğini şekillendirecek gençlerin nitelikli, donanımlı ve uygulama deneyimine sahip bireyler olarak yetişmelerini son derece önemli görmekteyiz. Bu iş birliği ile öğrencilerimizin muhasebe ve mali müşavirlik mesleğine ilişkin etik ilkeler, mesleki sorumluluklar ve uygulama süreçleri hakkında doğrudan deneyim kazanmalarını hedefliyoruz. Protokol kapsamında ayrıca, Odamızın katkılarıyla öğrencilere yönelik seminer, eğitim, panel ve söyleşi gibi etkinliklerin düzenlenmesi planlanmaktadır. Böylece öğrencilerin sektör temsilcileriyle erken dönemde bir araya gelmeleri, mesleki ağlarını geliştirmeleri ve kariyer planlamalarına katkı sağlayacak uygulamalı öğrenme fırsatlarından yararlanmaları amaçlanmaktadır. Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası olarak, üniversitelerimizle kurulacak her türlü iş birliğini mesleğimizin geleceğine yapılan önemli bir yatırım olarak değerlendiriyor; imzalanan protokolün öğrencilerimize, mesleğimize, üniversitemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyoruz" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-81714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-1782211397.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası ile Anadolu Üniversitesi arasında staj için iş birliği protokolü imzalandı. ESMMMO Başkanı Ersin Karakoç, &quot;Bu iş birliği ile öğrencilerimizin muhasebe ve mali müşavirlik mesleğine ilişkin etik ilkeler, mesleki sorumluluklar ve uygulama süreçleri hakkında doğrudan deneyim kazanmalarını hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erden: Deniz üstü rüzgar enerjisinde somut yatırım sürecine geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin deniz üstü rüzgara dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağını kamuoyu görüşüne sundu.</p>
<p>Taslak, 1 gigavatlık deniz üstü rüzgar bağlantı kapasitesi ile ilgili alan kullanım hakkının 49 yıl süreyle tahsisine yönelik çerçeveyi ortaya koyarken Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisinde yeni bir döneme girdiğinin de güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden konu hakkında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin uzun süredir üzerinde çalıştığı deniz üstü rüzgar enerjisinde artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti.</p>
<p>YEKA şartname taslağının kamuoyu görüşüne açılmasının, Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisi yolculuğunda tarihi bir eşik anlamına geldiğini vurgulayan Erden, şöyle devam etti:</p>
<p>"Uzun süredir üzerinde çalışılan bu alanda artık planlama aşamasından somut yatırım sürecine geçiyoruz. Türkiye bugün karasal rüzgar enerjisinde güçlü bir sanayi altyapısına, nitelikli insan kaynağına ve uluslararası rekabet gücüne sahiptir. Deniz üstü rüzgarda atılacak ilk adım, yalnızca yeni bir enerji yatırımı değil, kulelerden deniz yapılarına, limanlardan gemi hizmetlerine, mühendislikten bakım operasyonlarına kadar geniş bir ekonomik ekosistemin oluşmasını sağlayacak stratejik bir dönüşüm anlamına geliyor. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı ve mühendislik kabiliyeti sayesinde yalnızca kendi projelerini geliştiren değil, bölgesel ölçekte ekipman ve hizmet sağlayan bir merkez haline gelme potansiyeli bulunuyor. Bu süreç, uluslararası yatırımcıların ve finans kuruluşlarının Türkiye'ye olan ilgisini artırırken, ülkemizin temiz enerji teknolojilerinde bölgesel liderlik hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır."</p>
<p><strong>"75 gigavatlık potansiyel Türkiye'yi bölgesel bir merkeze dönüştürebilir"</strong></p>
<p>TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman da deniz üstü rüzgar projelerinin yüksek yatırım gerektiren ve uzun vadeli planlama isteyen projeler olduğuna dikkati çekerek, şartnamenin finansman kuruluşları ve yatırımcılar açısından güçlü bir yapı sunmasının önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu santrallerin sadece enerji üretim yatırımları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, bunların aynı zamanda geniş bir sanayi ve teknoloji ekosistemini harekete geçiren stratejik kalkınma projeleri olduğuna işaret eden Yaman, "Türkiye'nin teknik deniz üstü rüzgar potansiyeli yaklaşık 75 gigavat seviyesinde bulunuyor. Şartname taslağı kapsamında planlanan ilk 1 gigavatlık kapasite tahsisi, gelecekte oluşturulacak çok daha büyük bir pazarın başlangıcı niteliğinde. Orta vadede 5 gigavat seviyesine ulaşma hedefi sektör açısından son derece önemli bir görünürlük sağlıyor. Planlanan takvimin öngörüldüğü şekilde ilerlemesi halinde ilk deniz üstü rüzgar santrallerinin 2030 civarında devreye alınmasını mümkün görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yaman, rüzgar ölçümleri, deniz tabanı etütleri, çevresel değerlendirmeler, şebeke bağlantı planları ve liman altyapısının doğru şekilde hazırlanmasının yatırımcı güveni açısından kritik önemde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Oluşturulacak yarışma modelinin uluslararası finans kuruluşlarının ve yatırımcıların beklentilerine uygun, finanse edilebilir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Yaman, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu alana sıfırdan başlamıyor. Güçlü rüzgar sanayimiz, kule ve ekipman üreticilerimiz, tersanelerimiz, çelik sanayimiz ve mühendislik kabiliyetimiz önemli avantajlar sunuyor. Dünya Bankasının senaryolarına göre 2040'a kadar 3,5 gigavatlık bir kurulumun yaklaşık 4 milyar dolarlık ekonomik katkı ve 32 bin iş yılı yaratma potansiyeli bulunurken 7 gigavat seviyesindeki bir gelişim senaryosunda bu katkı 16 milyar dolara ve 110 bin iş yılına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle deniz üstü rüzgarı yalnızca enerji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi, istihdam ve ihracat perspektifiyle değerlendirmek gerekiyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/ibrahim-erden-1780577409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği Başkanı İbrahim Erden, YEKA ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağının kamuoyu görüşüne sunulmasıyla deniz üstü rüzgar enerjisi için artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Konuta talep var ama finansman erişimi sınırlı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ile İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son konut satış istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Demir, gerek Türkiye genelinde gerekse Bursa özelinde konut satışlarında gözlenen yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimde yaşanan zorluklar olduğunu söyledi.</p>
<p>İnşaat ve gayrimenkul sektörünün ekonomik büyüme, istihdam ve şehirlerin dönüşümü açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Demir, piyasanın yeniden ivme kazanabilmesi için özellikle ilk kez ev sahibi olacak vatandaşlara yönelik destekleyici finansman modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bursa piyasasındaki durumu değerlendiren İMSİAD ve İMSİFED Başkanı Şeref Demir şunları söyledi: “Bursa’mızda konut talebi canlılığını koruyor. Nüfus artışı, göç hareketleri ve yeni konut ihtiyacı devam ediyor. Ancak vatandaşlarımızın bu talebi satın alma kararına dönüştürebilmesi için uygun finansman koşullarına ihtiyaç vardır. Özellikle yüksek kredi faizleri ve krediye erişimde yaşanan sınırlamalar nedeniyle birçok vatandaşımız konut alımını ertelemek zorunda kalmaktadır. Bursa gibi deprem riski taşıyan ve önemli ölçüde eski yapı stoğuna sahip şehirlerde konut üretiminin ve dönüşüm projelerinin devam edebilmesi için finansman mekanizmalarının daha etkin çalışması büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a52aec54c7-1782207150.JPG" alt="" width="537" height="291" /></p>
<h2>“İlk el konut satışları kentsel dönüşümün anahtarıdır”</h2>
<p>İlk el konut satışlarının artırılmasının yalnızca sektöre değil, şehirlerin geleceğine de katkı sağlayacağını belirten Demir, şöyle devam etti: “İkinci el piyasasındaki hareketlilik önemli olmakla birlikte, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yapı stokunun yenilenmesi ancak yeni konut üretimiyle mümkündür. İlk el konut satışlarının artması; daha güvenli, daha enerji verimli ve güncel deprem yönetmeliklerine uygun yapıların yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Özellikle Bursa gibi sanayisi, üretim gücü ve ekonomik büyüklüğüyle ülkemizin lokomotif şehirlerinden birinde, yeni konut üretiminin desteklenmesi aynı zamanda kentsel dönüşüm sürecinin hızlanmasına da katkı sunacaktır.”</p>
<h2>“İlk kez ev alacaklara ve dönüşüm projelerine özel destek sağlanmalı”</h2>
<p>TÜİK verilerinin sektörde bekleyen önemli bir talebe işaret ettiğini belirten Demir, çözüm önerilerini şu sözlerle paylaştı: “Piyasada konut sahibi olmak isteyen ciddi bir kesim bulunmaktadır. Ancak mevcut finansman koşulları bu talebin harekete geçmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle özellikle ilk kez ev alacak vatandaşlarımız için uzun vadeli ve erişilebilir faiz oranlarına sahip kredi modelleri oluşturulmalıdır. Aynı şekilde kentsel dönüşüm kapsamında riskli yapılarda yaşayan vatandaşlarımızın yeni konutlara geçişini kolaylaştıracak özel finansman destekleri de hayata geçirilmelidir. Bu adımlar yalnızca konut satışlarını artırmakla kalmayacak, aynı zamanda şehirlerimizin depreme karşı daha dirençli hale gelmesine önemli katkı sağlayacaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-1782207072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verileri hakkında açıklama yapan İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, konut satışlarındaki yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimdeki zorluklar olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven 1,2 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE) açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE haziranda geçen aya göre 1,2 puan azalarak 152,9'a geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE'yi azalış yönünde, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi ise FHGE'yi artış yönünde etkiledi.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmelerin zayıfladığı, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin ise güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin bir miktar güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Haziranda, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 0,1, 11,9 ve 10,9 puan azalış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/endeks-1765786192.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 1,2 puan azalışla 152,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliği&#039;nde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, trafik kazalarında kusur değerlendirmesi yapmak üzere Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği talebine istinaden Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi bünyesinde yeterli sayıda tutanak değerlendirme komisyonu kurulacak.</p>
<p>Komisyonun çalışma usul ve esasları SEDDK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Öte yandan idari merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, İstanbul ve diğer şehirlerde şube açabilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketlerinin, yetkili kullanıcıların ve özellikli kuruluşların, yönetim komitesinin kararı ve SEDDK onayıyla belirlenecek usul ve esaslarda öngörülen sınırları aşacak şekilde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemlerini kullandığının tespit edilmesi halinde, üye sigorta şirketleri, yetkili kullanıcılar ve özellikli kuruluşlardan mezkur usul ve esaslarda belirlenen yöntem ve kriterlere göre aşım bedeli alınabilecek.</p>
<p><strong>Üye şirketlere veri yükümlülüğü şartları</strong></p>
<p>Yönetmelik kapsamında üye sigorta şirketleri ile özellikli kuruluşlar, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından kendilerinden istenen tüm bilgileri, doğru ve eksiksiz olarak belirlenen şekilde ve sürelerde merkeze iletmekle yükümlü olacak.</p>
<p>SEDDK, gerek görmesi halinde verilerin şekli ve içeriğine ilişkin sınırlamalar getirebilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerine ilişkin üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne göndermekle yükümlü olacak.</p>
<p>Üye sigorta şirketleri, güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne iletmek ve gereken hallerde güncellemek zorunda olacak.</p>
<p>Yargı mercilerinde verilen kararlar doğrultusunda hasar verilerinin değişmesi halinde veri tabanında gerekli güncellemeler üye sigorta şirketi tarafından yapılacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında veri yükümlülüğü şartları 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecek. Yönetmelikteki diğer maddeler ise bugün yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmeleriyle ilgili üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi&#039;ne göndermekle yükümlü olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa &#039;dünyanın en akıllı&#039; 7 şehri arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesini artırma hedefleri doğrultusunda hayata geçirdiği akıllı şehircilik projelerinin, uluslararası kurumların dikkatini çekmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Akıllı şehircilik, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında çalışmalar yürüten uluslararası araştırma ve değerlendirme platformu Intelligent Community Forum (ICF), Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi.</p>
<p>Akıllı şehir alanında uluslararası ölçekte tanınan bir kuruluş olarak kabul edilen ICF, 5 kıtada 200'den fazla şehir, metropol ve bölgeyi bir araya getiriyor. 1999 yılından bu yana her yıl bir "Yılın Akıllı Topluluğu" seçen ve geçmiş yıllarda Eindhoven, Seul, Toronto, Tallinn, Curitiba, Stockholm ve New Taipei City gibi kentleri bu unvanla onurlandıran ICF, Bursa’yı ikinci kez Top7 seviyesinde gösterdi.</p>
<h2>“Yılın Akıllı Topluluğu seçilecek”</h2>
<p>Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Bursa, 2025’in ardından gelen bu değerlendirmeyle, yürüttüğü akıllı şehir çalışmalarını istikrarlı biçimde sürdürdüğünü göstermiş oldu. Türkiye’de başvurduğu ilk yılda bu seviyeye ulaşan ilk ve tek şehir olan Bursa; bu süreçte yatırımları ve nitelikli insan kaynağını şehre kazandırmayı, dijital dönüşümü güçlendirmeyi ve rekabet gücüne katkı sunmayı hedefliyor. Üst üste iki yılda da önce en akıllı 21, ardından en akıllı 7 kent arasında gösterilen Bursa’da gözler ekim ayına çevrildi. Top7’ye kalan şehirler arasında değerlendirme sürecinin son aşaması, 13-15 Ekim 2026 tarihlerinde ABD’nin Columbus (Ohio) kentinde düzenlenecek ICF Küresel Zirvesi’nde gerçekleşecek. Bursa’nın da arasında bulunduğu 7 şehir arasından seçilecek “Yılın Akıllı Topluluğu” bu zirvede açıklanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-1782206760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Intelligent Community Forum, Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu, 100 yaşında yaşamını yitirdi.</p>
<p>Yaşlılığa bağlı sağlık sorunları nedeniyle İzmir’deki evinde hayatını kaybeden Yorgancıoğlu'nun cenazesi, 25 Haziran'da Alsancak Hocazade Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Urla İskele Mezarlığı'nda toprağa verilecek.</p>
<p>"Madam Z" olarak tanınan Yorgancıoğlu, uzun yıllar boyunca Türk kültürünü ve Anadolu'nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıttı. Dünyada "Madam Z" olarak tanınan sanatçı, moda tasarımcılığının yanı sıra ressam ve desen tasarımcısı kimliğiyle de tanındı. Meslek yaşamı boyunca çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinliğe imza atan Yorgancıoğlu, Türkiye'nin kültürel tanıtımına yaptığı katkılarla öne çıktı.</p>
<p>1946 yılında resim öğretmeni Mehmet Yorgancıoğlu ile evlenen Zühal Yorgancıoğlu'nun Faruk, Haluk ve Müberra adında üç çocuğu bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-1782203530.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk kültürünü ve Anadolu&#039;nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıtan İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAİB Başkanı Yılmaz: Finansman piyasalarındaki tıkanıklıklar çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), sektörün ocak-mayıs dönemine ait verilerini paylaştı.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliğinden (MAİB) yapılan açıklamaya göre, serbest bölgeler de dahil edildiğinde makine imalat sanayisinin konsolide ihracatı geçen yıla göre yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Bu dönemde makine ihracatı miktar bazında yüzde 10,7 gerilerken kilogram başına ortalama ihracat fiyatının yüzde 11'lik artışla 8,6 dolara yükselmesi nedeniyle değer bazındaki düşüş çok sınırlı seviyede kaldı.</p>
<p>En fazla makine ihracatı yapılan ülke yüzde 8,6 artış ve 1,4 milyar dolarla Almanya olurken onu yüzde 30,3 yükseliş ve 949 milyon dolarla ABD izledi. İtalya'ya 531 milyon dolar, Birleşik Krallık'a 448 milyon dolarlık makine ihracatı yapılan bu dönemde, Irak ve Rusya en fazla düşüş yaşanan ülkeler oldu.</p>
<p><strong>"Makineciler agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorunda"</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, ana ihracat pazarlarından Avrupa'da yaşanan daralmaya değinerek, sanayinin dönüşümü ekseninde kurgulanan beklentilerin, kıtanın iç dinamiklerinden kaynaklanan derin ekonomik sorunları aşamadığını bildirdi.</p>
<p>Almanya'daki istihdam kaybından, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımına gitmesinden, yatırım iştahındaki gerilemeden ve Avro Bölgesi'nde makine siparişlerinin azalmasından bahseden Yılmaz, "Daha ne kadar süreceği belirsiz bu süreçte ihracatçılarımız Avrupalı müşterilerine teknoloji sınıfı ve otomasyon kabiliyeti yüksek çözümler sunmaya odaklanacak. Ana pazarımızda sanayi hacmi daralırken, makineciler kıtada oluşacak tüm tedarikçi boşluklarını hızla dolduracak agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorundadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İhracatçıda temkinli duruş sürecek"</strong></p>
<p>Sevda Kayhan Yılmaz, küresel jeopolitik gelişmelerin lojistik ve enerji maliyetleri üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksaklıklar ve enerji fiyatlarındaki yükselişin bazı sektörlerde maliyetleri satış fiyatlarının üzerine taşıdığını belirtti.</p>
<p>Şirketlerin artık yoğun veri akışı içinden doğru analiz yaparak üretim, yatırım ve finansman kararlarını şekillendirmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, ABD ile İran arasında ortaya çıkan uzlaşma sinyallerinin olumlu olmakla birlikte etkilerinin reel sektöre zaman içinde yansıyacağını bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Makine sektörü bu geçiş sürecinde tedarik zincirlerini çok daha dinamik yönetmek, işletme sermayesini ve nakit akışını koruyacak finansal tedbirleri devreye almak zorundadır. Jeopolitik yumuşamanın maliyetlere yansıyacağı güne kadar, ihracatçılar için karlılık yerine pazarda tutunma odaklı temkinli tutumun süreceğini düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Rekabet gücü için finansman kanallarının açılması gerekiyor"</strong></p>
<p>MAİB Başkanı Yılmaz, küresel piyasalardaki dalgalanmaların ve beklenen iyileşmelerin gecikmesinin ihracatçı üzerindeki mali yükü artırdığını belirterek, sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi için finansman imkanlarının geliştirilmesi, teknoloji yatırımlarının desteklenmesi ve kredi kanallarının etkin çalıştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, "İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1779685799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB&#039;in 5 aylık verilerine göre, makine sektörünün ihracatı, miktar bazında yüzde 10,7, değer bazında ise yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi. Başkan Sevda Kayhan Yılmaz, &quot;İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baraj doluluk oranları günlük paylaşılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, su kaynaklarının şeffaf ve etkin yönetiminin yarınlara bırakacakları en büyük miras olduğunu belirten Yumaklı, "Bu doğrultuda vatandaşlarımızın, üreticilerimizin ve tüm paydaşlarımızın su kaynaklarımızın mevcut durumunu anlık takip edebileceği sistemi bugün itibarıyla kullanıma sunuyoruz. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz (DSİ) Türkiye genelindeki ve 4 büyük şehrimizdeki barajların aktif doluluk oranlarını bugünden itibaren günlük paylaşacak. Şeffaflık ilkemiz doğrultusunda, veriye dayalı yönetim anlayışımızla, iklim değişikliğinin etkilerine karşı suyumuzun her damlasını korumaya ve geleceğe güvenle taşımaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Paylaşımda yer alan bilgiye göre, barajların doluluk oranlarına ilişkin detaylar DSİ'nin "http://yagisbarajdoluluk.dsi.gov.tr" sayfasından paylaşılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/cermik-kale-baraji-1764493046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, barajların aktif doluluk oranlarını günlük paylaşmaya başlayacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT dijital ticaret anlaşması: Türkiye, iç onay sürecini tamamlayan 3. ülke oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyeleri arasında dijital ekonomi alanındaki ortaklık anlaşmasıyla e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "TDT'ye Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun"un Resmi Gazete'de yayımlandığı belirtildi.</p>
<p>Böylelikle Türkiye'nin, Azerbaycan ve Özbekistan'dan sonra anlaşmaya ilişkin iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğuna işaret edilen açıklamada, Kırgızistan ve Kazakistan'ın da iç onaylarını gerçekleştirmesinin ardından anlaşmanın yürürlüğe gireceği bildirildi.</p>
<p>Anlaşmanın detayı hakkında verilen bilgide, "Anlaşma ile TDT üyeleri arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Aynı zamanda Türk dünyasında ticari ve teknolojik entegrasyonun güçlendirilerek işletmelerin dijital pazarlara erişimini kolaylaştıracak yenilikçi teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesinin ve bölgesel rekabet gücünün artırılmasının sağlanacağına dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Anlaşmada, 'ödeme ve para transferlerine engel getirilmemesi, kağıtsız ticaret, elektronik işlem çerçevesinin kurulması, lojistik, elektronik faturalandırma, hızlı teslimat hizmetleri, elektronik ödemeler, milli tedarikçi veri tabanı, elektronik imza, ticari elektronik mesajlar, çevrim içi tüketicinin korunması, kişisel verilerin korunması, küçük ve orta ölçekli işletmeler alanında işbirliği, mali ve teknolojik alanlarda işbirliği, siber güvenlik işbirliği ve rekabet politikası alanında işbirliği' konularında detaylı hükümler ele alınmış bulunuyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle, 6 Kasım 2024'te Bişkek'te gerçekleştirilen TDT'nin 11. Zirvesi'nde imzalanan anlaşmayla Türk devletlerinin birbirlerine daha fazla yakınlaşmaları ve ortak değerleri çerçevesinde dijital ticaret kuralları konusunda küresel arayışlara örnek olarak katkı sağlamaları da mümkün kılınmıştır. Türk dünyasına hayırlı olması dileğiyle."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı açıklamasında, Türkiye&#039;nin Türk Devletleri Teşkilatı Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması&#039;yla ilgili iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğu belirtilerek, &quot;Anlaşma ile üyeler arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansin-hedefi-kobilere-40-milyar-liralik-ek-finansman-81715</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat Finans&#039;ın hedefi KOBİ&#039;lere 40 milyar liralık ek finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat Finans'ın Dünya KOBİ Günü dolayısıyla bu yıl KOBİ'lere 40 milyar liralık ek finansman sağlamayı hedeflediği açıklandı.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Hayat Finans, KOBİ'lerden mikro işletmelere, ihracatçı firmalardan e-ticaret satıcılarına kadar farklı ölçek ve profildeki işletmelerin ihtiyaçlarına entegre çözümler sunuyor.</p>
<p>Tüzel müşterilerinin ilgisiyle 2026'nın ilk dört ayında işletmelere yaklaşık 13,2 milyar lira finansman sağlayan bankanın, aynı dönemde nakdi finansman hacmini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 300 artırırken, gayrinakdi kredilerde de yüzde 65 büyüme kaydettiği bildirildi. Hayat Finans, yıl sonuna kadar tüzel müşterilerine 40 milyar lira seviyesinde ilave finansman sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Hayat Finans Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Alper Dayi, Türkiye'nin üretim, ticaret ve girişimcilik gücünün merkezinde KOBİ'lerin yer aldığını belirtti.</p>
<p>İşletmelerin yalnızca ekosistemin sayısal çoğunluğunu değil, istihdamın, ihracatın, yerel kalkınmanın ve toplumsal refahın da en önemli aktörleri arasında yer aldığını aktaran Dayi, "Bu nedenle KOBİ'leri desteklemek, Türkiye ekonomisinin büyüme kapasitesini desteklemek anlamına geliyor. Hayat Finans olarak, bu bilinçle geliştirdiğimiz 'KOBİ'ye Hayat' stratejisiyle ilerliyoruz. İşletmelerin nakit akışını, tahsilat süreçlerini, ödeme altyapılarını, teminat ihtiyaçlarını, dış ticaret işlemlerini ve dijitalleşme yolculuklarını bütüncül şekilde destekleyen bir finansal çözüm ortaklığı sunuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dayi, dijital katılım bankacılığı yaklaşımlarıyla işletmelere hızlı, şeffaf, erişilebilir ve sürdürülebilir çözümler sunduklarını, gelişmiş dijital altyapıları ve veri odaklı değerlendirme modelleri sayesinde KOBİ'lerin ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebildiklerini, özellikle küçük ve mikro işletmelerin finansal sisteme daha kolay dahil olmasına katkı sağladıklarını belirterek, "Önümüzdeki dönemde de dijital bankacılığın gücü, katılım finansın üretimi önceliklendiren yaklaşımı ve ekosistem bankacılığı vizyonumuzla KOBİ'lerin yanında olmayı sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansin-hedefi-kobilere-40-milyar-liralik-ek-finansman-81715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/5/1280x720/hayat-holding-hayat-finans-1756462972.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat Finans&#039;ın, bu yıl KOBİ&#039;lere 40 milyar liralık ek finansman sağlamayı hedeflediği bildirildi. Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Alper Dayi, &quot;İşletmelerin nakit akışını, tahsilat süreçlerini, ödeme altyapılarını, teminat ihtiyaçlarını, dış ticaret işlemlerini ve dijitalleşme yolculuklarını bütüncül şekilde destekleyen bir finansal çözüm ortaklığı sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-81683</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Avrupa ekonomisinin lokomotifi Almanya’da seyahate çıkan Almanların tatildeki harcamalarını azalttığı ortaya çıktı.</p>
<p>Turizmde Türkiye’nin ana pazarlarından birinci sırada yer alan Almanya’da hayat pahalılığı Almanların seyahat harcamalarında daha dikkatli davranmalarına yol açıyor.</p>
<p>Geçen yıl sonu yüzde 2,2, 2026 Mayıs ayı enflasyonu da yüzde 2,6 olan Almanya’da, tatile çıkan  Alman turistler harcamalarını azaltıyor. Innofact tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, Alman turistlerin seyahat etmeye devam ettiği ancak tatil bölgelerindeki ek harcamalarını önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu.</p>
<p>Araştırmaya göre, Alman turistlerin 2026 yılında restoranlar, alışveriş, eğlence, aktiviteler ve geziler gibi tatil ekstralarına ayırmayı planladığı ortalama bütçe 308 euro seviyesinde bulunuyor. Ankete katılanların yüzde 81’i tatil sırasında ek harcamalar için 500 euronun altında bir bütçe ayıracağını belirtirken, bu oranın geçen yıl yüzde 65 olduğu vurgulandı.</p>
<p>Araştırma, özellikle düşük bütçeli Alman turistlerde artış dikkat çekiyor. Ek harcamalarını 100-200 euro arasında tutmayı planlayanların oranı yüzde 20,4’ten yüzde 30,4’e yükselirken, 100 euronun altında harcama yapmayı hedefleyenlerin oranı ise yüzde 6,6’dan yüzde 10,7’ye çıktı. Buna karşılık 500-750 euro arası harcama yapacağını belirtenlerin oranı yüzde 15,6’dan yüzde 8,8’e geriledi.</p>
<p><strong>"Seyahatte harcama öncelikleri değişiyor"</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, Alman turistlerin seyahat bütçelerinde önceliklerini yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. Konaklama ve ulaşım gibi temel harcamalar korunurken, restoran ziyaretleri, ücretli aktiviteler, alışveriş ve destinasyon içi turlar gibi isteğe bağlı harcamalarda tasarruf eğilimi öne çıkıyor.</p>
<p>Artan yaşam maliyetleri, enerji fiyatları ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle Alman tüketiciler artık tatilde de daha planlı hareket ediyor. Bu durum, özellikle destinasyon gelirlerinin önemli bölümünü oluşturan yeme-içme, alışveriş ve deneyim ekonomisi açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, Türkiye’nin güçlü "her şey dahil" sisteminin, Almanların harcamalarındaki bu dönüşüm karşısında önemli bir avantaj sunduğunu belirtti.</p>
<p>Alman turistlerin seyahatlerinden vazgeçmek yerine, maliyetlerini daha öngörülebilir hale getiren paket ürünlere yöneldiğini ifade eden Kavaloğlu, ‘’Son dönemde Avrupa pazarında paket turlara olan ilginin yeniden yükselmesi de bu eğilimi destekliyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Yalnızca fiyat rekabeti yeterli değil"</strong></p>
<p>Destinasyonların artık yalnızca fiyat rekabetiyle değil, sundukları değeri daha güçlü anlatmaları gerektiğini ifade eden Kaan Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Turistlerin harcamalarını artırabilmek için gastronomi, kültür, spor, sağlık ve özel ilgi alanlarına yönelik deneyimlerin daha net şekilde paketlenmesi önem kazanıyor. Önümüzdeki dönemde restoranlar, tur operatörleri, perakende işletmeleri ve eğlence merkezleri için temel başarı kriteri yüksek fiyatlı ürünler sunmak değil, turistin harcadığı her euro karşılığında aldığı değeri hissettirebilmek olacak. Alman pazarındaki bu dönüşümün doğru okunması gerekiyor.’’</p>
<p><strong>"Alman turist seçici davranıyor"</strong></p>
<p>Alman turistin seyahat etmekten vazgeçmediğini, ancak harcamalarında daha seçici davrandığını vurgulayan Kavaloğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Destinasyonlar açısından artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor. Antalya’nın güçlü yönü de tam burada ortaya çıkıyor. Yüksek hizmet kalitesi, kapsamlı tesis altyapısı, güvenli ortamı ve sunduğu deneyim çeşitliliği sayesinde misafirlerimize ödedikleri bedelin karşılığını fazlasıyla verebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil, misafirin deneyim kalitesini yükselterek destinasyonda daha fazla değer yaratmaktır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-81683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/alman-turist-tatil-harcamalarini-azaltiyor-1782192700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, Alman turistin seyahat etmekten vazgeçmediğini, ancak harcamalarında daha seçici davrandığını belirterek, &quot;Destinasyonlar açısından artık fiyat değil, değer rekabeti öne çıkıyor. Antalya’nın güçlü yönü de tam burada ortaya çıkıyor. Yüksek hizmet kalitesi, kapsamlı tesis altyapısı, güvenli ortamı ve sunduğu deneyim çeşitliliği sayesinde misafirlerimize ödedikleri bedelin karşılığını fazlasıyla verebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil, misafirin deneyim kalitesini yükselterek destinasyonda daha fazla değer yaratmaktır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aklimizi-basimiza-almazsak-neler-olabilir-81680</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aklımızı başımıza almazsak neler olabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MSCI’ın geçen haftaki Türkiye ve Endonezya değerlendirmeleri ilk bakışta benzer görünüyor. Her iki ülke için de "bilgi akışı" kriteri negatife çevrildi. Ortaklık yapılarındaki şeffaflık eksikliği, fiyat oluşumunu bozabilecek işlemler ve yabancı yatırımcının sağlıklı bilgiye ulaşmakta zorlanması eleştirilerin odağında yer aldı.</p>
<p>Ancak iki ülke arasında önemli fark var.</p>
<p>MSCI, Endonezya için Ocak’ta ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden çıkarılarak "Sınır Piyasalar" (Frontier Markets) sınıfına düşürülebileceğini gündeme getirmişti. Frontier Markets, yabancı yatırımcı açısından erişimin ve işlem hacminin daha sınırlı olduğu, sermaye piyasalarının uluslararası ölçekte daha düşük likidite sunduğu ülkelerden oluşuyor. Bu uyarı bile Endonezya piyasalarında ciddi satış baskısı yaratmıştı. Şimdi gözler önümüzdeki günlerde açıklanacak nihai kararda. Çünkü olası bir “küme düşürme”, MSCI endekslerini takip eden milyarlarca dolarlık fonun Endonezya’da çıkmasına yol açabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a18cadf6ea-1782192330.png" alt="" width="532" height="237" />
<figcaption><strong>MSCI, Endonezya için Ocak’ta ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden çıkarılarak "Sınır Piyasalar" (Frontier Markets) sınıfına düşürülebileceğini gündeme getirmişti. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye için bugün böyle bir uyarı yok. Ancak bu, “yan gelip yatmak” için bir gerekçe değil. Zaten MSCI’nin Türkiye’ye yönelik eleştirileri de hafife alınacak türden değil. Bilgi akışındaki zayıflık, bazı şirketlerde ortaklık yapılarının şeffaf olmaması, fiyatları sağlıklı oluşumuna ilişkin soru işaretleri ve yatırımcıların öngörülebilirlik beklentisini zedeleyen uygulamalar artık raporlara yansımış durumda. Finansal piyasalarda güven yıllar içinde inşa edilir, ancak çok kısa sürede kaybedilebilir. Endonezya bu noktaya bir günde gelmedi. Önce yatırımcıların dikkatini çeken uyarılar geldi, ardından bilgi akışı notu bozuldu. Şimdi ise “küme düşürülme ihtimali” tartışılıyor.</p>
<p>MSCI raporları tek başına bir ülkenin kaderini belirlemez. Ancak dünyanın en büyük yatırım fonlarının önemli bölümü kararlarını bu değerlendirmelere göre veriyor. Bu nedenle raporlardaki her olumsuz ifade yalnızca teknik bir tespit değil, uluslararası yatırımcıya verilen güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.</p>
<p>Türkiye'nin hâlâ bu süreci tersine çevirecek zamanı var. Bunun yolu daha fazla şeffaflık, öngörülebilir kurallar ve piyasalara güven veren bir yönetim anlayışından geçiyor. Aklımızı başımıza almazsak, bugün Endonezya için konuşulan senaryoların yarın Türkiye için de konuşulmayacağının hiçbir garantisi yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aklimizi-basimiza-almazsak-neler-olabilir-81680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aklımızı başımıza almazsak neler olabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-24-hisseye-yayilarak-aldi-6-hissede-kar-cepte-daha-iyidir-dedi-81679</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 24 hisseye yayılarak aldı, 6 hissede &#039;kâr cepte daha iyidir&#039; dedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 hisselerinde fiyatlar çift haneli primlere çıkarken, yabancılar 24 hissede alıma geçip 6 hissede satıcı pozisyonunda kaldı. Emlak Konut ve Sabancı Holding hissesinde 5 gün aralıksız süren alımlar, aynı zamanda piyasadaki iyimser havayı işaret etti.</p>
<p>Endeksin yukarı yöneldiği ve yabancının alım ağırlıklı işlemlerde bulunduğu zamanlarda tüm hisselerin durdurulamaz bir yükselişe geçeceği düşüncesi oluşabilir. Şüphesiz Emlak Konut veya Akbank gibi hacimli hisselerdeki kesintisiz yabancı alımı coşkuyu destekleyebilir. Ancak oluşan yükselişi tüm piyasaya mal etmek yanılgı olur. Sasa, Astor Enerji ve Türk Telekom’da fiyatlar yükselirken yabancı payının azalması, profesyonellerin kimi hisselerdeki coşkuyu kâr satışına dönüştürdüğünü gösteriyor. Büyük fonların ilgiyi tahliye kapısı olarak kullandığını anlamak asıl ustalıktır. Fiyattaki yükselişe kapılanlar, rüzgar tersine döndüğünde faturayı ödeyen son kişi olabilir.</p>
<h2>Hafta boyu aldıkları hisseler</h2>
<p>gün boyunca Emlak Konut GYO küçük ama istikrarlı şekilde aldı. Payları 1,42 puan artışla %26,86 yükseldi. Fiyatı ise bu sürede %16’nın üzerinde artış kaydetse de şubatta test ettiği en yüksek seviyesi 27,12’nin gerisinde duruyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelir ve kârını düşürdü. Beş gün boyunca yabancının aldığı Sabancı Holding, Mayıs 2024’ten bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Akçansa’daki paylarının satışıyla ilgili devir işlemleri geçtiğimiz hafta tamamlandı. Bu işlemden kaynaklı 427,88 milyon dolar gelir elde eden firmanın hissesi 9 aracı kurumun model portföyünde bulunuyor.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta altı hissede satış yaparken en fazla işlemi 2,60 puanla Türk Telekom’da gerçekleştirdi ve paylarını %40,8’e indirdi. Geçtiğimiz şubatta en yüksek 75,65 TL’yi test ettikten sonra gerileyen hisse, iki aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Türk Telekom, yılın ilk çeyreğinde gelirini %9 ve dönem sonu kârını %56 büyüttü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a16b533de2-1782191797.png" alt="" width="999" height="526" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR RİSKİ Mİ, FAİZ RİSKİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kur riski</strong>; ihracatçı hisseler, yabancı ilgisi, eurobond güvencesi, arbitraj fırsatı. Borç baskısı, yabancı çıkışı, azalan temettü, teminat açığı, maliyet.</p>
<p><strong>Faiz riski</strong>; tahvil fırsatı, piyasa disiplini, banka kârlılığı, güvenli liman. Değerleme baskısı, sermaye kaçışı, kaldıraç maliyeti, büyüme çöküşü.</p>
<p><strong>Bu yıl 20 bin ton kuru çay üretmeyi hedefliyor. Maliyet ve satış fiyatı kârı belirleyecek</strong></p>
<p>Efor Yatırım’ın bu yıl alacağı çay miktarına göre satışları ne olur? ● Ali Bayındır</p>
<p>Ali; Efor Yatırım, 2026 çay sezonunda 100 bin ton yaş çay alımı yaparak toplam 20 bin ton kuru çay üretmeyi planlıyor. Üretilecek 20 bin tonluk kuru çay, şirketin bu yılki ana satış hacmini ve ciro potansiyelini belirleyecek ana çıkış noktası olarak değerlendirilmeli. Ancak güncel satış fiyatları ve maliyetler bilinmediğinden net bir kâr oranı vermek zor. Firma yılın ilk çeyreğindeyse gelirlerini %26 büyüterek 3,7 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu kârındaki büyüme %61 artış ile 116,3 milyon TL’ye çıktı. Üretimdeki büyüme tablolara nakit akışı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Yurt dışında kendisine yük olan hastaneyi kapatırken Ankara’da yeni bir açılıma gitti</strong></p>
<p>MLP Sağlık’ın Macaristan’daki hastanesini kapatması kârını nasıl etkiler? ● Can Kekeç</p>
<p>Can; MLP Sağlık, verimlilik ve portföy optimizasyonu hedefiyle Budapeşte’deki Liv Duna Medical Hastanesi’nin operasyonlarını mayısta durdurduğunu açıkladı. Bu hamlenin kârlılığa etkisi pozitif yönlü olması beklenmeli. Açıklamadaki verimlilik vurgusu, ilgili hastanenin şirkete finansal yük oluşturduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla kapatma kararı, giderleri azaltarak kâr marjlarını destekleyecektir. Şirketin aynı zamanda Ankara’da 185 yataklı hastane kiralanması ise kaynaklarını getiri potansiyeli olan alanlara yönelttiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DMG gümüş fonunda şimdilerde yatırımcı uzaklaşsa da yıllık getirisi %114</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idare ettiği Gümüş Fon Sepeti Fonu (DMG), geçtiğimiz yıl yükselen bir ivmeyle hareket etti ve Ocak 2026’da en yüksek 11,05 TL’ye kadar çıktı. Test ettiği zirvenin ardından düşen eğilim öne çıkarken, şimdilerde zirvesinin gerisinde duruyor. Ocakta 6,8 milyar TL büyüklüğünde olan fon, haziran ayına gelindiğinde 3,2 milyar TL’ye kadar geriledi. Şubattan bu yana düzenli olarak nakit çıkışı yaşanıyor. Haziranda fondan 23,75 milyon TL nakit çıkışı yaşandı ve yatırımcı sayısı 15.739’a indi. Belirgin şekilde ivme kaybeden fonun doluluk oranı %9,41 seviyesinde. Varlıklarının büyük kısmını gümüş ve emtia temalı borsa yatırım fonlarında değerlendiriyor. Portföyünün %51,92’si yabancı yatırım fonları ve %16,98’i kıymetli maden fonlarından oluşuyor. Yıllık getirisi %104,63 düzeyinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %50,32 bileşik faizle 1,35 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara 19.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.350.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %50,32 olarak belirlendi. 95 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,19 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 22.09.2026 olarak açıklandı. 19 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD92628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a16970c079-1782191767.png" alt="" width="977" height="240" /></strong><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>İştiraki üzerinden Azerbaycan’ın en büyük mikromobilite firmasıyla anlaştı</strong></p>
<p>Mia Teknoloji, bağlı ortaklığı Tripy Mobility aracılığıyla Azerbaycan’ın en büyük mobilite operatörü Apar Ride ile 10 yıllık bir iş birliği ve yazılım lisans sözleşmesi imzaladı. Anlaşmayla Apar Ride’ın ihtiyaç duyduğu tüm teknoloji çözümleri ve bisiklet satışı Tripy tarafından karşılanacak. Anlaşmanın kısa vadede 10 milyon dolarlık iş hacmi yaratması bekleniyor. Firma, mikromobilite çözümlerindeki yazılım yetkinliğini sınır ötesine taşıyarak gelirini büyütme yoluna gidiyor. Donanım tedariki ile yazılım lisansının birleşik bir modelle ihraç edilmesi kârı destekler.</p>
<p><strong>ŞİŞECAM</strong></p>
<p><strong>Kaplamalı cam hattı yatırımını tamamlayarak küresel kapasitesini %17 artırdı</strong></p>
<p>Şişecam, Tarsus’ta 25 milyon euroluk yatırım bedeliyle kurduğu 7 milyon metrekare kapasiteli kaplamalı cam hattını tamamlayarak devreye aldı. Söz konusu yatırımla şirketin Türkiye’deki kaplamalı cam hattı sayısı üçe, küresel kapasitesi ise %17 artışla 48,1 milyon metrekareye ulaştı. Şişecam, katma değerli cam ürünlerindeki pazar talebini karşılamak üzere üretim altyapısını bu yatırımla önemli ölçüde genişletmiş oldu. Cam sektöründe standart ürünlerin ötesine geçip kaplamalı ve katma değerli ürünlerin kapasitesini artırmak kâr marjını destekleyen bir gelişmedir.</p>
<p><strong>KALEKİM</strong></p>
<p><strong>Yönetim kontrolü kendisinde kalmak üzere Irak’taki şirketin %51’ini devrediyor</strong></p>
<p>Kalekim, en büyük ihracat pazarı Irak’ta yerel şirket sıfatı kazanmak ve yasal avantajlar sağlamak amacıyla harekete geçti. Ülkedeki çimento yapıştırıcısı fabrikasını da barındıran ve sermayesinin tamamına sahip olduğu Qaleat Alianshaat firmasının %51 payını 12 milyon dolara iki yerel yatırımcıya satıyor. Devir sonrasında iştirakin yönetim kontrolü Kalekim’de kalmaya devam edecek. Fabrikaya ait varlıklar eş zamanlı olarak şirkete geçecek. Bedelin tahsili için noter onaylı senet ve hisseler üzerinde rehin veya ipotek gibi teminat mekanizmaları işletileceği belirtildi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Koton’un fiyatı üç aydır yatayda dalgalanırken fonlar ağırlıklı olarak satıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a165bcfdda-1782191707.png" alt="" width="299" height="233" />Koton hissesinde fonlar satış yoğunluklu işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %46,40 ile toplamda 5,72 milyon lot azalarak 6,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 11’den 12’ye çıktı. NNF fonu 4,29 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, MPSfonu 130 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Koton hakkında bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 28,90 TL ile verdi. En düşük öneri 21 TL ile Kuveyt TürkYatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-24-hisseye-yayilarak-aldi-6-hissede-kar-cepte-daha-iyidir-dedi-81679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 24 hisseye yayılarak aldı, 6 hissede &#039;kâr cepte daha iyidir&#039; dedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticinin-serbest-piyasaya-guveni-kalmadi-fiyat-dususu-manidar-81678</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üreticinin serbest piyasaya güveni kalmadı, fiyat düşüşü manidar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Karadeniz ekonomisinin temel direği olan fındıkta yeni sezon öncesi endişeler derinleşiyor. Artan üretim maliyetleri, serbest piyasada oluşan fiyat baskısı ve peş peşe ortaya çıkan zararlı istilaları, üreticiyi yeni bir belirsizlik sürecine sürüklüyor. Zararlılarla mücadele sürerken, üreticinin en büyük sorunlarının başında hızla yükselen maliyetler geliyor. Çiftçi henüz fındık dalındayken gübre, ilaç ve işçilik giderlerinde yeni sezon zamlarıyla karşı karşıya kaldı. Geçen yıl tanesi 10 liraya alınan çuval bu sezon 20 liraya yükselirken, sahadan alınan bilgilere göre geçen yıl 1650-2000 lira arasında olan fındık toplayacısının günlük yevmiyesi 2500- 3500 TL’ye, 4 -5 bin lira olan ot tırpancısının yevmiyesi ise 7-8 bin TL bandına çıktı. Dönüm başı 175 lira destek alan fındık çiftçisinin 20-25 dönümlük arazisinin sırf otlarını temizletmek için yaptığı masraf 70-80 bin lirayı buluyor. Geçen yıl saati 4 bin lira olan patoz ücretinin ne seviyeye çıkacağı merak edilirken çiftçinin yaklaşan hasat öncesi bütün umudu Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı alım fiyatlarında.</p>
<h2>“Fiyatlardaki sert düşüş normal değil” </h2>
<p>Yaklaşan hasat öncesi değerlendirmelerde bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, üreticinin serbest piyasaya olan güvenini büyük ölçüde kaybettiğini söyledi. Geçen yıl zirai don nedeniyle rekoltenin ciddi biçimde düşmesine rağmen fiyatların Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım fiyatının altına gerilemesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Soydan, yaşanan sert düşüşü “manidar” olarak değerlendirdi. “Yaklaşık 65 yılın en ağır zirai don afetlerinden birini yaşadık. Fındığın en az yarısı zarar gördü. Böyle bir yılda serbest piyasada fiyatların 350–370 TL bandına çıktıktan sonra kısa sürede 170–180 TL seviyelerine gerilemesi normal bir piyasa hareketi değildir,” diyen Soydan, bu sürecin üreticide ciddi bir güven kaybına yol açtığını vurguladı.</p>
<h2>“Üretici elindeki ürünü değerlendiremedi” </h2>
<p>Fiyatlardaki ani düşüş nedeniyle birçok üreticinin elindeki ürünü satamadığını belirten Soydan, “300 TL’nin üzerinde satan da oldu, 200 TL’den satan da… Ancak ani düşüş sonrası birçok üretici fındığını elinde tutmak zorunda kaldı. Serbest piyasanın bu tavrı üreticiyi şok etti ve güveni sarstı” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Güvensizlik uzun vadede büyük risk” </h2>
<p>Bu sezon bahçelerde ciddi bir afet yaşanmadığını ancak maliyet baskısının her zamankinden daha ağır olduğunu dile getiren Soydan, gübre, ilaç ve işçilik giderlerinde yüzde 50’nin üzerinde artış yaşandığını söyledi. “Üretici hem elindeki fındık hem de bahçesindeki ürün için haklı bir beklenti içinde. Açık söylemek gerekirse, bugün tüm umut TMO’nun açıklayacağı alım fiyatında” dedi. Serbest piyasanın üreticiye güven vermediğini yineleyen Soydan, “Fiyatlar düşebilir ama makul ve kademeli düşmelidir. 350 liradan 170 liraya sert iniş, üreticiyi bahçeden uzaklaştırır. Bu durum uzun vadede sektör için büyük bir risktir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Üretici kazanırsa herkes kazanır” </h2>
<p>Fındığın Türkiye için stratejik ve milli bir ürün olduğunun altını çizen Soydan, “Fındık, ülkemize yılda 2,5–3 milyar dolar döviz kazandıran, Karadeniz’de alternatifi olmayan bir üründür. Üretici kazanırsa üretim artar, kalite yükselir, ihracat güçlenir. Kaybeden sadece üretici olmaz; sektör, bölge ve ülke kaybeder” diye konuştu.</p>
<p>Ziraat odaları olarak üreticinin hak ettiği fiyatı alması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Soydan, yeni sezonda istikrarlı ve üreticiyi koruyan bir fiyat politikası beklentisi içinde olduklarını sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Giresun ve Ordu’ya pozitif ayrımcılık yapılmalı"</span></h2>
<p>Geçen yıl 20-25 dönüm fındık bahçesi için ilaçlama, gübreleme ve ot temizlemesine yaklaşık 100-150 bin lira arasında masraf yaptığını dile getiren Giresun Tirebolulu fındık çiftçisi Ali Usta, Giresun ve Ordulu fındık çiftçisine desteklemelerde pozitif ayrımcılık uygulanmasını istedi. Geçen yıl 13 bin lira olan gübre masrafının 25 bin 500 liraya çıktığını bildiren Usta, “4 bin liraya yaptırdığım ot toplama için Mayıs ayında 7 bin liradan 5 yevmiye verdim. Temmuzda bir daha yaptıracağım. Geçen yıl toplayıcının yevmiyesine 1800 lira verdim. Şimdi 2 bin 500-3 bin 500 lira dillendiriliyor. Dönüm başı 175 lira olan devlet desteği hangisine yetecek” diye serzenişte bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticinin-serbest-piyasaya-guveni-kalmadi-fiyat-dususu-manidar-81678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezon öncesi rekolte artışı beklentisi ve serbest piyasadaki düşük fiyatlar, fındık pazarında belirsizliği artırıyor. İşçilikten çuvala kadar yükselen maliyetler ve geçen sezondan kalan fiyat güvensizliği, Karadenizli üreticinin fındıktan para kazanıp kazanamayacağı sorusunu yeniden gündeme taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-elektrikli-otobusle-bakuye-gidemem-ama-81682</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu elektrikli otobüsle Bakü’ye gidemem ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IVECO BUS AMEA Otobüs Ticari Operasyonlar Başkanı Sascha Kaehne ile Busworld İstanbul’da buluştuk ve sohbet ettik. IVECO BUS; Milano’daki Borsa Italiana’da işlem gören; ticari ve özel amaçlı araçlar, güç aktarma sistemleri ve finansal hizmetler alanında küresel bir lider olan Iveco Group N.V.’nin (EXM: IVG) bir markasıdır. Şirket, şehir içi, şehirler arası, okul taşımacılığı, hat servisi ve turizm dahil tüm kullanım alanlarını kapsayan geniş bir araç yelpazesine sahip. Tasarlıyor, üretiyor ve satıyor. Avrupa pazarında çok güçlü. Global olarak 6 bin 550 kişilik istihdamı var, Avrupa ve Latin Amerika’da yedi fabrikası bulunuyor. Sascha Kaehne’ye, ilk sorum, “Türkiye’de ne üretiyoruz nereye satıyoruz” olunca, rakamlarla yanıt verdi: “2022’den itibaren Sakarya’daki Otokar tesislerinde üretim yapıyoruz. Burada üretilen IVECO araçların yüzde 95’ni ihraç ediyoruz. Bu ihracatın yüzde 80’ini Fransa, Almanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Geçen yıl ihracatımız yaklaşık 100 milyon Euro oldu. Otokar ile üretim anlaşmamızı 2020’de yapmıştık. Sonra ortak yatırımlarla kapasiteyi büyüttük ve bugüne kadar yaklaşık 50 milyon Euro’luk yatırım gerçekleşti. Şu anda Sakarya’da yaklaşık bin kişilik bir ekip IVECO araçlarının üretimi için çalışıyor. Bu arada Özbekistan’da da ‘montaj üretim anlaşması’ yaptık. Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Gürcistan pazarlarına oradan odaklanacağız. Fuar sırasında ASAKA-EFVI Truck And Bus JV LLC ile bin 100 adetlik ‘DAILY minibüs’ için bir çerçeve anlaşma imzalayarak Özbekistan’daki genişlememizde yeni bir aşamaya geçtik. Bu anlaşma, hem dizel hem de elektrikli versiyonları kapsıyor. Özbekistan’ın sıfır emisyonlu toplu taşımaya geçiş hedefi için de ayrıca önemli bir adım oldu.”</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a19b8f0b87-1782192568.png" alt="" width="600" height="534" />
<figcaption><strong>Sascha Kaehne (sol başta) ile sohbetimize IVECO Bus Türkiye Kafkasya Orta Asya Ticaret ve Operasyonlar Direktörü Ahmet Örs de katıldı. </strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>"Rekabet gücünü, verimlilik ve kaliteyi artırarak koruruz"</strong></p>
<p>Ekonomi gazetecileri olarak ‘süslü cümlelerden ziyade, rakamlarla (verilerle) ve anlaşmalarla dolu açıklamaları severiz. Sascha Kaehne’nin söyledikleri ülkemiz ve bölgemiz adına sevindirici bilgilerle dolu olduğu için son dönemde otomotiv sanayimizden yükselen ‘rekabet gücümüz azalıyor’ şeklindeki şikayetleri hatırlıyorum ve 2025’in başından beri ‘tarifelerle şiddetlenen ticaret savaşlarını, Çin ile rekabetin daha da zorlaşmasını, bölgemizdeki savaşları ve bunların rekabet gücüne etkisini, çözüm hakkındaki fikrini’ soruyorum. Kaehne şöyle yanıtlıyor: “Sanayide yatırımlar kısa süreli olmaz, sıkıntılar ve sorunlar kısa süreli olabilir onlarla mücadele edilir. Türkiye otomotiv endüstrisinde dünyanın en önemli üreticilerinden birisidir. Türkiye’de maliyet tabanının yükseldiği bir gerçek ve bu nedenle verimliliği yükseltmek gerekiyor. Biz de tedarik ortağımızla birlikte çalışarak daha yüksek teknolojiye odaklanıyoruz ve tüm süreçlerde verimliliği artırarak rekabet gücümüzü koruyoruz. Ayrıca araçlarımız kalitesi de çok önemli rekabet konusudur. Bu konuda da sürekli adımlar atıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"MÜŞTERİ NE İSTİYORSA ONU ÜRETİYORUZ"</strong></span></p>
<p>Son dönemde sürekli ‘elektrikli otobüs’ ihracatıyla ilgili haberler duyuyoruz. Sascha Kaehne, IVECO’nun bu konudaki politikasının ne olduğunu şöyle özetliyor: “Biz müşteri için hangi araç uygunsa onu üretiyoruz çünkü enerji çözümleri açısında da her türlü aracımız var. Çözümlerimiz, özel taşımacılık operatörlerini ve kamu taşımacılığı otoritelerini her konuda destekliyor. Tabii ki daha çok odaklandığımız yön sıfır ve düşük emisyonlu araçlar üretip satmak. Avrupa’da iki üretim tesisimiz var Sakarya’da da bütün ürün gamımızı tamamlayan bir üretimimiz devam ediyor. Ayrıca Türkiye’den çevre pazarları da yakın takip ediyoruz. Yine fuar sırasından Az-Tex Import ile 600 adet Turbo DAILY 4x4 tedariki için bağlayıcı olmayan bir anlaşma imzaladık. Bakü’de daha önce teslim ettiğimiz 303 adet otobüs şehrin toplu taşıma ağının modernizasyonuna önemli katkı sağlamıştı. Yeni anlaşma, o araçlarımızın kalitesi ve güvenilirliği ile topladığı ilginin açık kanıtı oldu.”</p>
<p>Sascha Kaehne ile sohbetimize IVECO Bus Türkiye Kafkasya Orta Asya Ticaret ve Operasyonlar Direktörü Ahmet Örs de katıldı. Kaehne ve Örs, IVECO’nun çok ilgi gören bazı modellerini bizzat bana da tanıttılar ve sonunda ülkemizde de bazı şehirlerde toplu taşıma için tercih edilen elektrikli otobüsün koltuğuna oturdum. Belki bu elektrikli otobüsle Bakü’ye, Taşkent’e gidemem ama Türkiye’de üretilen çok sayıda IVECO otobüsü ve minibüsü hem yurt içinde hem de yurt dışında onlarca şehrin toplu taşımasında en yaygın araçlar olacak gibi görünüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-elektrikli-otobusle-bakuye-gidemem-ama-81682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu elektrikli otobüsle Bakü’ye gidemem ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gerektiginde-kurun-dusebildigi-gosterilmeli-81677</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gerektiğinde kurun düşebildiği gösterilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Savaş ve ardından gelen iç siyasi gerilimde önceki dönemlere göre düşük kalsa da dövize yönelim en büyük risklerden biri. Bu durum fiyatlama davranışını ve enflasyonla mücadeleyi de önemli ölçüde etkiliyor. EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 2023’ten bu yana uygulanan sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verildiğini belirterek “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Şu anda dolar/TL için yapılan tahminlerin büyük bölümü yalnızca yükseliş yönünde. Oysa Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur” dedi. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a13ede5a16-1782191085.jpg" alt="" width="200" height="200" /><strong>TL YÜZDE 10 DEĞERSİZ SAYILABİLİR </strong></p>
<p>Dünyanın uğraştığı yüksek borçluluk sorununun Türkiye’de olmadığını öne çıkaran Sözer, Türkiye’nin ikinci avantajının ise hâlâ çok yüksek faiz ve çok yüksek enflasyonla mücadele etmesi olduğunu belirtti. Sözer, “Türkiye'nin enflasyonu çok yüksek seviyelerden bugünkü noktalara geldiği için önümüzde güçlü bir baz etkisi bulunuyor. Bunun en net örneklerinden biri kur. Bugün sık sık Türk lirasının aşırı değerli olduğundan, bu nedenle ihracatçının zorlandığından veya ithalatın cazip hale geldiğinden söz ediyoruz. Ancak Türk lirasının son altı yıllık reel performansına baktığımızda hâlâ eski seviyelerine ulaşabilmiş değiliz. Hatta bazı hesaplamalara göre Türk lirası bugün bile yüzde 10 civarında değersiz sayılabilir” dedi.</p>
<p><strong>BAZ ETKİSİ TÜRKİYE’YE AVANTAJ SAĞLIYOR </strong></p>
<p>Yıllık bazda TL’nin sepet kura, dolar ve Euro’ya karşı yaklaşık yüzde 20 değer kaybettiğini bu tablonun devam edeceğini söyleyen Sözer, “Kurda ve enflasyonda küçük gibi görünen hareketler, Türkiye ekonomisinin dinamikleri içinde oldukça büyük sonuçlar yaratıyor. Enflasyonda ve faizlerde sıkça konuştuğumuz bu baz etkisi, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin elini güçlendirecek. Eğer dünyada konuşulan küresel durgunluk ve deflasyon senaryoları gerçekleşir, Brent petrol fiyatları da son günlerde olduğu gibi 80 dolar ve altında kalırsa, dünyanın birçok yerinde faiz artırımları konuşulurken Türkiye'de faiz indirimleri konuşulabilir. Üstelik bu durum ekonomik dengeleri bozmak zorunda değil. Çünkü bizim faizimiz zaten çok yüksek. Enflasyonumuz da çok yüksek. Dünyada enflasyonun yüzde 2'den yüzde 3'e çıkması ciddi bir sorun yaratırken, Türkiye'de yüzde 30 seviyesindeki enflasyonu yüzde 25'e düşürmek görece daha kolay” dedi.</p>
<p><strong>MEVCUT POLİTİKA 6 AY DAHA SÜRMELİ </strong></p>
<p>Sözer şöyle konuştu: “Mevcut sıkı para politikalarının en az altı ay daha sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin enflasyon sorununu yalnızca kur, enerji ya da gıda fiyatları üzerinden açıklayamayız. Bugün enflasyonun en önemli nedeni fiyatlama davranışlarındaki bozulmadır. Bunun için de fiyat belirleyen kesimlerin maliyet artışlarının yavaşladığını görerek kâr marjlarını aşağı çekmesi gerekiyor. Bu noktada yalnızca faiz politikası yeterli olmuyor. Merkez Bankası ve BDDK'nın kredi büyümesini sınırlayan ve likiditeyi daraltan adımları bu nedenle çok önemli. Likidite daraldıkça fiyatlama davranışlarının da zamanla normale dönmesi beklenebilir.” </p>
<p><strong>DAHA ESNEK KUR POLİTİKASI İZLENMELİYDİ </strong></p>
<p>Sözer fiyatlama davranışlarının değişmesi için 2023’ten beri uygulanan politikalarda doğru bulmadığı bir tercih olan kurun tek yönlü hareketi olduğuna işaret ederek “Kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verdik. Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur. Kurun gerektiğinde düşebileceğine dair güven oluşursa, ekonomik kararlar da daha rasyonel hale gelir. Aksi halde herkes kurun sürekli yükseleceğini varsayarak hareket etmeye devam eder.”</p>
<p><strong>KURDAKİ BASKIDA BELİRLEYİCİ YERLİNİN TAVRI </strong></p>
<p>Dr. Sözer, Türkiye'nin yabancı yatırımcıya ihtiyacının temel nedeninin likidite sağlamak olmadığını kur üzerindeki baskıyı belirleyen temel unsurun ise yabancı yatırımcı değil, yerli tasarruf sahiplerinin davranışları olduğunu vurguladı. Sözer, “Bugün Türkiye'de mevduatlar, yatırım fonları ve diğer likit varlıklar dahil edildiğinde yaklaşık 400 milyar dolarlık bir tasarruf havuzundan söz ediyoruz. Bu tasarrufl arın önemli bir bölümü yaklaşık 12 milyon kişinin elinde bulunuyor. Bu birikimler hem Hazine'nin finansmanını kolaylaştırıyor hem de sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlıyor. Ancak bu tasarrufl arın önemli bir bölümü bugün Türk lirasında duruyorsa, bunun korunması gerekiyor. Çünkü fiyatlama davranışlarının yeniden bozulduğu bir ortamda bu tasarruflar çok hızlı şekilde dövize yönelebilir” dedi. </p>
<p><strong>YERLİNİN CARRY TRADE’İ DAHA BÜYÜK </strong></p>
<p>Sözer yabancı yatırımcının yaptığı carry trade'in çok daha büyüğünü aslında yerli tasarruf sahiplerinin yaptığına dikkat çekti. Sözer şunları söyledi: “Herhangi bir vatandaş yüksek faizli Türk lirası mevduatında kalarak gelecekte daha fazla döviz satın alma imkânı elde etmeye çalışıyoruz. Mantık temelde aynı. Bu nedenle asıl izlenmesi gereken kesim Londra'daki fon yöneticileri değil, Türkiye'deki mevduat sahipleridir. Çünkü kur üzerinde bir stres oluştuğunda ilk reaksiyonu yerli yatırımcı verir. Tasarruf sahiplerinin dövize yönelmesini engellemek, yabancı yatırımcının davranışını takip etmekten çok daha önemlidir. Bu noktada tekrar aynı konuya geliyoruz: Kurun gerektiğinde aşağı yönlü hareket edebileceğini göstermek. Böyle bir güven oluştuğu anda beklentiler ve fiyatlama davranışları da değişmeye başlayacaktır.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ACI REÇETENİN ÜÇTE BİRİ İÇİLDİ</strong></span></p>
<p>Enfl asyonla mücadele kapsamında uygulana sıkı para politikasında 3 yıl geride kaldı. Sözer, Türkiye’de 2020 sonrasında yaşanılan genel konjonktürün olaylara bakış açısını değiştirdiğini kaydederek Türkiye'de 2020 öncesi ve sonrası diye net bir ayrım yapmak gerektiğini bu değişimi ise sadece pandemi ile açıklamanın da mümkün olmadığını kaydetti. Bunun önemli bir kısmının Türkiye’nin iç dinamikleriyle ilgili olduğunu dile getiren Sözer, “Türkiye yeni bir döneme girdi ve bu yeni yapıya ne kadar hızlı uyum sağlayabilirsek o kadar rahat nefes alabileceğiz. Bu değişimin başına da ne yazık ki gelir dağılımındaki dönüşümü koyuyorum. Türkiye'deki gelir dağılımının mevcut yapısını kabul etmek zorundayız. Son 6 yılda yaşadığımız ekonomik politikaların bedelini ödediğimiz bir dönemin içindeyiz. Bana göre bugün uygulanan program, aslında içilmesi gereken acı reçetenin ancak üçte biri kadar. Yüksek enflasyonla mücadele eden bir ülkenin normal şartlarda ekonomik olarak küçülmesi gerekir. Çünkü ancak böyle bir süreç sonunda ekonomi yeniden daha sağlıklı bir yapıya kavuşabilir” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TARİHİN EN ZOR DÖNEMLERİNDEN BİRİ</strong></span></p>
<p>6 yıl önce yaklaşık 2.5-3 milyon tasarruf sahibi vatandaş yaklaşık 10 milyon yoksul insan bulunduğunu hatırlatan Sözer bugün ise tasarruf sahibi insanların sayısının 12 milyona yaklaştığını yoksul sayısının ise 35 milyona dayandığını vurguladı. Sözer, “Dağılım son derece eşitsiz olsa da tasarruf sahibi kitlenin büyüdüğü açık. Bu durum, Türkiye'de ekonominin yapısının değiştiğini gösteriyor. Bugün hâlâ trafikte yoğunluk görüyorsak, alışveriş merkezleri doluysa, ekonominin tamamen durmamasının sebeplerinden biri bu kesimdir. Ancak resmin diğer tarafı çok daha ağır. Yaklaşık 10 milyon olan yoksul nüfusun bugün 35 milyona ulaştığını düşünüyorum. Bu insanlar günlük hayatın içinde görünmeyebilir ama yaşam standartları ciddi biçimde geriledi. Türkiye İstatistik Kurumu'nun gelir ve yaşam koşulları verilerine baktığımızda, sosyal yardımlar hariç tutulduğunda Türkiye'nin tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söylemek mümkün. Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin yapısal olarak değişmeye devam edeceğini düşünüyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gerektiginde-kurun-dusebildigi-gosterilmeli-81677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 3 yıllık sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü giden bir tren gibi algılanmasına izin verilmesini eleştirirken “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilse, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi&quot; dedi. Şu anda dolar/TL için yapılan tahminlerin büyük bölümünün yalnızca yükseliş yönünde olduğunu kaydeden Sözer &quot;Oysa Merkez Bankası&#039;nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur” değerlendirmesini yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasal-faiz-orani-yerine-reeskontun-yuzde-80i-uygulanacak-81676</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yasal faiz oranı yerine reeskontun yüzde 80’i uygulanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 30 maddelik kanun teklifi Meclis Başkanlığına sunuldu.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği, “yasal faiz oranları” ile ilgili karar yasa teklifi ile yeniden düzenlendi. Paranın enflasyon karşısında değer kaybını önlemek ve alacaklı-borçlu dengesini adil bir zemine oturtmak amacıyla sabit yasal faiz oranı usulünden vazgeçildi. Yeni sisteme göre faiz ödenmesi gereken ve miktarı sözleşmeyle belirlenmemiş hallerde yasal faiz oranı yıllık; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80’i üzerinden yapılacak. 30 Haziran günü belirlenen reeskont oranının, önceki yıl sonu oranından 5 puan veya daha fazla farklı olması halinde, yılın ikinci yarısı için bu yeni oranın yüzde 80’i geçerli olacak.</p>
<p>AK Parti Grup Başkankvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, düzenlediği basın toplantısıyla teklifin ayrıntılarını açıkladı. İcra ve İfl as Kanunu’na eklenen maddeyle adli yargı mercilerince idare aleyhine hükmedilen bir miktar para alacağı, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için doğrudan icra takibi başlatılması usulü değiştiriliyor. Yeni düzenlemeye göre, alacaklı veya vekili tarafından icra takibine geçilmeden önce idareye yazılı başvuruda bulunulması ve ödeme için banka hesap numarası bildirilmesi zorunluluğu getiriliyor.</p>
<p>Aynı kanunla yapılan diğer bir değişikle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesi (izale- i şuyu) ihalelerinde yaşanan suistimallerin önlenmesi ve mirasçıların mülkiyet haklarının korunması amacıyla düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, tüm maliklerin mirasçı olduğu taşınmaz satışlarında birinci açık artırma sadece malik olan mirasçılar arasında ve bir defaya mahsus olmak üzere uygulanacak. Bu özel artırmada teklif verme bedeli malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ve satış masrafları üzerinden başlayacak; mirasçılar arasında alıcı çıkmaması halinde ikinci artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık icra edilecek.</p>
<p><strong>Konusu 486 bin TL'yi aşmayan davalara yönelik yasa teklifi</strong></p>
<p>İdare mahkemelerinde heyet yerine tek hâkim tarafından çözümlenecek dava türlerinin kapsamının genişletildiği yasa teklifi ne göre, konusu 2026 yılı için 486 bin TL’yi aşmayan iptal ve tam yargı davalarının yanı sıra; öğrencilerin ilişik kesme, uzaklaştırma hariç disiplin, sınıf geçme, not tespiti, yurt, burs işlemleri; kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman, izin ve uyarma cezası işlemleri; mesleki faaliyeti engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları ile muhtaçlık aylıklarına ilişkin davalar tek hâkim tarafından karara bağlanacak.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak uyuşmazlığın esası hakkında yeniden verdiği kararlara karşı, kural olarak tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açılıyor.</p>
<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>
<p>Hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda iki duruşma arasındaki süre kural olarak 3 aydan daha uzun olamayacak.. Ancak bilirkişi incelemesinin niteliği gereği uzaması veya istinabe yoluyla başka yerlerde tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu ve kaçınılmaz hallerde hâkim, somut ve olaya uygun gerekçesini duruşma tutanağına açıkça yazmak şartıyla 3 aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasal-faiz-orani-yerine-reeskontun-yuzde-80i-uygulanacak-81676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/muhammet-emin-akbasoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yasal faiz oranı yerine reeskontun yüzde 80’i uygulanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kritik-pencereyi-kaciriyoruz-81675</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kritik pencereyi kaçırıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllar önce bir anaokulunu geziyordum. Okulun müdüresi, “Bizim için disiplin önemli. Biz çocuklarımızı disiplinli yetiştiriyoruz” dedi. Gerçekten de havada bir disiplin kokusu vardı. Alışa geldiğimiz çocuk cıvıltısı yoktu. Çevredeki miniklere baktım. Çocuklar aşırı uslu idi.</p>
<p>İlköğretimden bir öğretmenle konuyu tartışırken Bizim anaokulu, huzur evi gibidir dedi. Ben de Çocuklar sanki Japon çocukları gibi, çok disiplinli. Acaba çocuklar bu aşırı disiplini seviyor mu? demiştim. Konuştuğum öğretmen Sevmezler herhalde dedi. Sonra da ekledi:  Zaten anaokulundan ilkokula geçtiklerinde adeta zincirden boşanmış gibi davranıyorlar dedi.</p>
<p>OECD’nin bir araştırmasını okurken o anaokulunu ve benim yaptığım yorumu hatırladım.</p>
<p><strong>OECD araştırması</strong></p>
<p>Söz konusu araştırma (Starting Strong Teaching and Learning International Survey) Türkiye dahil 17 ülkede anaokulları ve kreşlerde yapılmış. Araştırmanın okulların öğretmenleri (Staff) ile ilgili bölümünde ortaya çıkan ilginç bir sonuç tartışılıyor. Öğretmenlere şöyle üç soru sormuşlar.</p>
<p>Birinci soru,  velilerle ilgili: Velilerin size değer verdiğini düşünüyor musunuz? Anaokullarında çalışanların %80’inden fazlası, Japonya hariç, bu soruya Evet cevabı vermiş. Japonya için bu rakam %50 civarında.</p>
<p>İkinci soru çocuklarla ilgili: Çocukların size değer verdiğini düşünüyor musunuz? Japonya hariç diğer 16 ülkede çalışanların %100’e yakını bu soruya Evet cevabı vermişler. Japonya için bu rakam %65.</p>
<p>Araştırmadaki üçüncü soru da şöyle: Toplumun size değer verdiğini düşünüyor musunuz?</p>
<p>Bu soruya verilen Evet cevapları tüm ülkelerde diğer iki soruya verilenlere oranla hemen düşüyor.</p>
<p>Öğretmenler velilerin ve çocukların kendilerine değer verdiğini, ama toplumun değer vermediğini hissediyorlar. Örneğin, Türkiye için bu rakamlar %90 üstü ve %50 altı.</p>
<p><strong>Okul öncesi eğitimin önemi</strong></p>
<p>Peki, bir meslekte çalışan kişi toplum tarafından kendisine değer verilmediğini hissederse ne olur? Hissetmek bir gerçeği de yansıtıyordur. Bunun en somut göstergesi, kişiye verilen ücrettir; düşük ücret alırlar. Bunun sonucu toplumda Hiç bir şey olamazsa öğretmen olsun söylemleri gelişir. Bu mesleğe talep azalır. Yetenekli kişileri bu mesleğe çekemezsiniz.</p>
<p>Ekonomistlerin ve eğitimcilerin yaptığı bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, okul öncesi eğitim en verimli yatırımdır. Çocuğa tüm yaşamında başarılı ve mutlu olmasını sağlayacak beceriler ve davranışlar bu dönemde kazandırılır. Bakınız uzmanlar okul öncesi eğitimin önemini nasıl dile getiriyorlar:</p>
<p>1- Beyinsel gelişim</p>
<p>Beyin gelişiminin %90’ı beş yaşına kadar tamamlanır. Bu dönemde nöron bağlantıları kurulur. Okul öncesi eğitimde uygulanan yöntemlerle bu bağlantıların kalıcı olması sağlanır. Bu nedenle bilim dünyasında bu döneme Kritik pencere (Critical window) denir. Bu pencerenin kaçırılmaması gerekiyor.</p>
<p>2- Duygusal zekâ</p>
<p>Bu dönemde çocuk paylaşmayı, sıra beklemeyi, öfkesini yenmesini, tahammül etmeyi öğrenir. İleriki yıllardaki kariyerindeki başarısında ve mutluluğunda çok önemli rol oynayacak alışkanlıkları ve becerileri burada kazanır.        </p>
<p>3- Ekonomik getiri</p>
<p>Nobel ödüllü James Hackman’a göre nitelikli bir okul öncesi yatırımın %7-%13 getirisi var. Bu getiriyi, ileride oluşacak işsizlik maaşı, cezaevi ve sağlık giderlerinden gelecek tasarrufla hesaplamış.</p>
<p>4- Akademik hazırlık ve ömür boyu öğrenme</p>
<p>  Anaokulunda oyunlarla çocuklara öğrenme aşkı aşılanır. Çocuk öğrenmeyi, soru sormayı ve problem çözmeyi öğrenir.</p>
<p>5-Eşitsizlik çemberinin kırılması</p>
<p>Devletin sağladığı anaokulu ve kreş imkanları ile dar gelirli ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği verilmiş olur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Uygarlığın, gelişmenin yolu eğitimden geçer. Eğitimde de en önemli dönem, kritik pencerenin açık olduğu dönemdir. Atalarımız boşuna dememiş Ağaç, yaşken eğilir Bu döneme gereken önemi ve değeri vermiyoruz; kritik pencereyi kaçırıyoruz. Velilerin dilinde hep üniversiteye giriş, koleje giriş var; kimse okul öncesi eğitimden söz etmiyor. Halbuki doğru bir başlangıcın yapılması için, kariyer başarısı ve mutluluk için okul öncesi eğitim hayati değer taşıyor. Bunun farkında değiliz. Ama karanlık güçler bunu kavramış, merdiven altı kurslarla çocukların beyinlerini karartıyor, ülkenin geleceğini çalıyorlar. Eğitimde gündemin birinci maddesi, okul öncesi eğitim olmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kritik-pencereyi-kaciriyoruz-81675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kritik pencereyi kaçırıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-musterisinin-risk-algisi-81674</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat müşterisinin risk algısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kez daha yineleyelim; müşteri adreslerini bulmak yeterli olsaydı, bu verileri tedarik eden sitelerin çalışanlarına nur yağardı…</p>
<p>Bıkmadan söylediğim, yazdığım ve anlattığım bir şey ihracat denilen olayın, “ Bul müşteriyi, ver fiyatı, yap yüklemeyi “kadar basit bir üçgen içine kısıtlı olmadığıdır.</p>
<p>Alıcınıza ürün veya hizmet teslim ediyorsunuz amma o sizden gerçekten ne alıyor?</p>
<p>Bu sorunun cevabını veremediğimizde işimizin zor olduğu açık bir gerçektir…</p>
<p>Hiç bir tedarikçi kendi yoğurduna ekşi demeyecektir, siz de buna dahilsiniz.</p>
<p>O zaman, olası müşterimize güven sağlamanın önemini bir kere daha düşünmeye başlamalıyız.</p>
<p>Bugün kullanılabilen teknik olanaklarla, kişilerin ve kurumların kendilerini olduklarından farklı göstermelerinin çok kolay olduğunu herkes biliyor.</p>
<p>Yapay zekâ desteğiyle oluşturulmuş fabrika görüntüleri, parlak cümlelerle dolu yazılar ve sunumlar acaba müşteride güven yaratıp, müzakere masasına oturtmakta ne kadar faydalıdır?</p>
<p>Olası müşterinize sunabileceğiniz ve internet üzerinden kontrol edilebilecek sertifikalarınız var mı?</p>
<p>Sektör içinden verebileceğiniz ve piyasada yapılabilecek küçük bir telefon trafiği ile kanıtlanabilecek referanslarınız hazır mı?</p>
<p>Üretiminizle ilgili olarak verebileceğiniz amma ticari sır olmayan ve kanıtlanabilir tedarikçi bilgileriniz verilebilir durumda mı?</p>
<p>Taşımacılarınızı referans olarak kullanabilir misiniz?</p>
<p>Aklımızdan çıkmaması gereken önemli konulardan birisi de B2B görüşmelerde muhatap olacağımız alıcıların çoğunluğu tecrübeli ve sektör bilgisi yüksek kişiler olduğudur.</p>
<p>Bu nedenle satış çabasından çok olası alıcınızın olası sorunlarına veya beklentilerine odaklanmak, daha derin ve karşılıklı menfaate dayalı ilişkiye yol açar.</p>
<p>Menfaat demişken fiyat unsuru öne çıkıveriyor…</p>
<p>Muhatabımızın, fiyatımızın yüksek olduğunu söylemesi kaçınılmaz ve kaçırılmaz söylemlerdendir.</p>
<p>Buna karşı savunmamız indirim yapabileceğimizin hissettirilmesi olmamalıdır.</p>
<p>Aksine bu söylemin ardındaki nedenleri açıklığa kavuşturmaya çalışarak, alıcımızın bunu  bizi yoklamak için mi yoksa gerçek verilere dayanarak indirim almak için mi söylediğini anlamaya çalışmalıyız.</p>
<p>En önemli silahımız fiyat olmamalıdır…</p>
<p>Teslimat süremiz, ödeme şeklimiz ve bunların vadeleri, kabul edilebilecek minimum sipariş miktarları gibi farklı unsurlar, bizleri fiyat indirimlerinden kurtarabilir.</p>
<p>Yeter ki bizler alıcımızı iyi dinleyip, beklentilerini iyi algılayabilelim.</p>
<p>Fiyatı ödeme süresi ile yumuşatabiliriz.</p>
<p>Ekonomik büyüklüklerde sipariş miktarları ile alıcımızın stok maliyetlerini ve finansman yüklerini azaltarak, dikkatleri fiyattan öte çekebiliriz.</p>
<p>Tüm bunları gerektiği gibi yapabilmek için de alıcımız ile ilgili erişilebilen tüm kaynakları taramış, verileri toplamış ve değerlendirmiş olarak toplantıya gelmeliyiz.</p>
<p><strong>Alıcımızın bizi, risk olasılığımızı değerlendirerek değil,</strong></p>
<p><strong>masaya koyduğumuz kanıtlarla onlara sunabileceğimize inandırdığımız çözümler </strong></p>
<p><strong>ve olası katkılarla tartmasını sağlamalıyız.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-musterisinin-risk-algisi-81674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alıcınıza ürün veya hizmet teslim ediyorsunuz ama o sizden gerçekten ne alıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-savas-alani-model-katmani-81673</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâda yeni savaş alanı: Model katmanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer bir devlet hangi modelin kime, hangi versiyonuyla sunulacağını belirleyebiliyorsa, bu yalnızca bir kısıtlama değil, aynı zamanda bir araç. Farklı ülkelere farklı model sürümleri sunmak  -yetenekleri kısıtlanmış, izlenen ya da koşullu versiyonlar- çok da uzak bir senaryo değil.</strong></p>
<p>Yıllarca şu söylendi: Yapay zekâ yarışında asıl rekabet enerji, çip ve veri merkezi katmanlarında yaşanır. Model geliştirmek ise o kadar pahalıdır ki, birkaç teknoloji devi ve birkaç ülke dışında bu alana girmenin anlamı yoktur. Bu söylem yanlış değildi — ama artık eksik.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ABD hükümeti, Anthropic'in en gelişmiş iki modeli olan Fable 5 ve Mythos 5'e yabancı uyrukluların erişimini acil ihracat kontrol direktifiyle kapattı. Trump yönetimi, yabancı hükümetlerin, şirketlerin ve bireylerin en güçlü Anthropic yapay zekâ araçlarını kullanmasını tamamen yasakladı. Kararın kapsamı şaşırtıcı genişlikte: talimat yalnızca ABD dışındaki kullanıcıları değil, ABD içinde yaşayan yabancı uyrukluları ve hatta Anthropic'in yabancı uyruklu çalışanlarını da kapsıyor. İngiltere gibi köklü ABD müttefikleri dahi bu yeni ihracat kuralı kapsamında şirketin en iyi teknolojisine doğrudan hiçbir şekilde erişemiyor.</p>
<p>Peki bu karar neden bu kadar önemli?</p>
<p><strong>Çipten modele: Kontrolün kayması</strong></p>
<p>Bugüne kadar yapay zekâ ihracat kısıtlamaları denince akla donanım gelirdi. Daha önce yapay zekâ rekabetinde daha çok çipler, veri merkezleri ve donanım kısıtlamaları gündeme gelirken, bu kararla doğrudan gelişmiş model erişiminin de ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılabileceği ortaya çıktı. Bir başka deyişle ABD, ihracat kontrolünü değer zincirinin en altından en tepesine taşıdı.</p>
<p>Yapay zekâ değer zinciri klasik sınıflandırmasıyla beş katmandan oluşur: enerji, işlemci, altyapı (veri merkezleri), modeller ve uygulama katmanı. Dünya bu hiyerarşiyi genellikle altta başlayan bir rekabet sahası olarak okudu. Nvidia'nın ihracatını kısıtla, veri merkezi kurmayı zorlaştır — bu hamlelerin yeterli olduğu düşünüldü. Oysa Fable 5 ve Mythos 5 gibi frontier modeller; yazılım geliştirme, siber güvenlik, araştırma, finansal analiz, kritik altyapı güvenliği ve savunma teknolojileri açısından stratejik kabiliyet olarak değerlendiriliyor. Model katmanı artık ayrı bir egemenlik meselesi.</p>
<p><strong>Neden şimdi?</strong></p>
<p>Kararın gecikmesiz uygulanmasının arkasında somut bir güvenlik kaygısı yatıyor. Hükümetin bu sert adımının arkasında, şirketin "Mythos" adlı yapay zekâ teknolojisinin sahip olduğu sıra dışı yetenekler yatıyor. Bu yazılım, bilgisayar sistemlerinde yıllardır fark edilmeyen güvenlik açıklarını tespit etme konusunda çok yüksek bir başarıya sahip. Bir teknoloji kullanıcısının Fable 5 güvenlik sınırlarını aştığına dair uzman raporları son yasaklama eylemini doğrudan tetikledi.</p>
<p>Ama bu kararın salt teknik bir güvenlik refleksi olmadığı giderek daha net görülüyor. ABD'nin Fable 5 ve Mythos 5 erişimini ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırlandırması, yapay zekâ çağında asıl rekabetin model kabiliyeti kadar model egemenliği üzerinden de şekilleneceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Model egemenliği: Yeni bir kavram mı?</strong></p>
<p>Burada analistlerin dikkat çektiği kritik bir boyut var. Eğer bir devlet hangi modelin kime, hangi versiyonuyla sunulacağını belirleyebiliyorsa, bu yalnızca bir kısıtlama değil, aynı zamanda bir araç. Farklı ülkelere farklı model sürümleri sunmak  -yetenekleri kısıtlanmış, izlenen ya da koşullu versiyonlar- çok da uzak bir senaryo değil.</p>
<p>Bu durum, Türkiye dahil pek çok ülkeyi yeni sorularla yüz yüze getiriyor: Yapay zekâ altyapısını yalnızca veri merkezleri ve hesaplama gücü üzerinden mı düşünmeli? Yoksa erişim kontrolü bir egemenlik meselesi haline geldiyse, model katmanında da bağımsız kapasite inşa etmek stratejik bir zorunluluk mu?</p>
<p>Türkiye'de fintek ve finans kuruluşlarının önümüzdeki dönemde çoklu model stratejilerine, yerel veri katmanlarına, açık kaynak alternatiflere ve model bağımlılığını azaltan mimarilere daha fazla yatırım yapması beklenebilir. Bu yaklaşım yalnızca finans sektörü için değil, kamu hizmetleri, savunma, sağlık ve üretim gibi kritik alanlarda da geçerli.</p>
<p><strong>Sonuç: Değer zincirini yeniden okumak</strong></p>
<p>Anthropic kararına itiraz ettiğini, ancak yasal yükümlülüğe uyacağını açıkladı. Şirkete göre bu standart tüm sektöre uygulanırsa, büyük yapay zekâ şirketlerinin yeni model dağıtımları fiilen durma noktasına gelebilir. Bu itiraz, meşru bir kaygıyı ifade ediyor. Ama aynı zamanda şunu da gösteriyor: Model katmanı artık tamamen özel bir ticari alan değil. Devletler sahaya inmeye başladı.</p>
<p>Bu gelişme, yapay zekâ değer zincirini baştan sona yeniden okumayı gerektiriyor. Enerji ucuz olabilir, çip temin edilebilir, veri merkezi kurulabilir ama model erişimi ulusal güvenlik gerekçesiyle kesilebiliyorsa, o modele dayalı kurulan her sistem kırılgandır. Bundan böyle "yapay zekâ stratejisi" tartışmalarında model bağımsızlığı da masada olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-yeni-savas-alani-model-katmani-81673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâda yeni savaş alanı: Model katmanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-donem-81671</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başkan değişikliğinin ardından ilk FOMC toplantısını geride bıraktık. Öyle olmasına oldu ama gelecek açısından önemli değişikliklerin de sinyalleri takip edildi. Şu an için görünen o ki Greenspan, Bernanke, Yellen ve hatta Powell’ın temsil ettiği ekol çok büyük oranda değişecek. Hem anlayış hem yaklaşım açısından bunu görebiliyoruz. Warsh, ilk toplantıdan bir takım bakış açılarındaki farklılaşmayı ifade etti bile. Örneğin, üyelerin beklentilerinden oluşan Dot Plot belki de 2027 itibarıyla hayatımızda olmayacak. Bir diğer gelişme, Bernanke’nin ayrı boyuta taşıdığı iletişim tarafında olacak gibi duruyor. Başkan, ilk basın toplantısında kendi durduğu noktaya dair hiçbir renk vermedi. İletişimi de büyük oranda kapalı tuttu.</p>
<p>Dot Plot’un getiri-götürü hesabı biraz karışık. Tartışmalı da. Geçmişte de başkanların hepsi basın toplantılarının mutlaka bir yerine noktacıkların, üyelerin şahsi düşüncelerinden oluştuğunu ve kurumsal yaklaşım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini mutlaka eklerlerdi. Bu da bizim açımızdan hem bakmak zorunda olduğumuz hem de önem atfederken mesafe koymamız gerektiğini hatırlamamız gereken bir nokta olarak belirirdi. Ancak, tamamen devre dışı kaldığı bir senaryoda yerine farklı bir şey gelmez ise merkez bankacılığında amiral pozisyonunda yer alan Fed için yönlendirici hasar olmakla birlikte, kredibilite nezdinde de hasar yaratacaktır. Bu, gelişmekte olan ülkeler evreni için de çok ciddi bir risk.</p>
<p>Yılın ikinci yarısına Haziran FOMC toplantısından elimizde ne kaldı diye soracak olursanız, sanılandan biraz daha şahin Fed riskinden söz etmek mümkün. Nitekim kısa vadeli tahvil faizleri, dolar endeksi, piyasa fiyatlamaları ve genel işlemci yaklaşımının bileşimi, bu düşünceyi destekliyor. Öte yandan enflasyondaki seyrin ne ölçekte geçici-kalıcı olacağı ve bunun zamana yayılma etkisi, tüm bu düşünceleri havada bırakabilir. Her ne kadar genel kanı ‘daha şahin Fed’ riskinden yana ise de Warsh’un bahsettiği AI ve verimlilik etkisi başlıklarına biraz daha fazla eğilecek bir Fed pozisyonu, sonraki para politikası hamlesi açısından net olmamızı sınırlıyor.</p>
<p>Tüm bunların ışığında varlıkların haftalık fiyatlamaları ise nette bozulma olduğunu göstermiyor. Global hisse senetleri, ABD dahil ve hariç grupta, gelişmekte olan ülkeler sınıfında ve Türk varlıklarında, yükseliş eğilimlerinin devamına işaret etti. İçeride, sanayiden banka kesimine doğru pozisyon değişimi devam ederken, tahvil faizlerindeki gerileme ve ülke risk primindeki azalış, bu süreci destekliyor. Geçmiş dönem Hazine eğilimlerini hatırladığımızda, CDS’in geldiği seviyelerin Türkiye dış borçlanma isteğinde ek olumlu katalizör olarak belirebileceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu nedenle, açılan fırsat penceresi ve nasıl değerlendirilmek isteneceğini takip edeceğimizi ekleyelim. Başarılı bir dış borçlanma, kıpırdanacak yabancı ilgisi ile birlikte kısa vadeli iyimserliği destekleyebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-donem-81671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-belge-kullananlarda-izaha-davet-81670</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahte belge kullananlarda izaha davet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sahte belge düzenleyenler ile kullananlar arasındaki ticari ilişki, belge düzeni, bedelin ödenme şekli gibi hususlar incelenmeden kişileri kullanıcı olarak itham etmek haksızlıktır. Zira pek çok olayda sahte belge de düzenleyenlerin, gerçek ticari faaliyetlerinin de bulunduğu veya bulunabileceği, hususu hiç düşünülmemiştir. </strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesinde düzenlenen “izaha davet” müessesesinin uygulamasına ilişkin idari anlayışı yansıtan 519 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile mükelleflerden izah istenecek konuların sayma yolu ile belirlenmesi yöntemi terk edilerek, izah istenilecek konular uygulama birimlerinin takdirine bırakılmıştır. İdare tarafından izah talebine konu edilebilecek konular arasında sahte veya yanıltıcı belge kullanımı da vardır.</p>
<p>Müessesenin bu konudaki işleyiş yöntemi, “hakkında vergi incelemesi bulunmayan veya ihbar olmayanların, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlemiş olabileceklerine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının bir takvim yılında 100 bin Türk lirasını aşmadığı veya bu tutarı geçse dahi ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmadığı hallerde mükelleflere, Değerlendirme Komisyonunca SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmesi” şeklindedir. Buradaki 100 bin TL tutarındaki sınır her yıl yeniden değerlemeye tabi tutulduğundan 2026 yılı için 870.000 TL olarak dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Burada sınırların tespitinde, belge tutarları, vergiler hariç (yani KDV hariç) tutarlar üzerinden dikkate alınmaktadır. İlgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının hesabında ise tespit tarihine kadar verilen KDV beyannamelerinde yer alan indirilecek KDV'ye ilişkin her bir KDV oranı ayrı ayrı esas alınmak suretiyle söz konusu toplam mal ve hizmet alışlarına bakılmaktadır. Mal ve Hizmet alışlarında, KDV’den istisna olan alışların niçin dikkate alınmadığının izahı ise yoktur.</p>
<p>Bu ön tespit yazısında mükellefe, SMİYB ön tespit yazısının tebliği tarihinden itibaren 30 gün içerisinde ön tespitle ilgili hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, gecikme zammı oranında hesaplanacak izah zammı ile birlikte aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezasının ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında (indirimli olarak) kesileceği bildirilmektedir.</p>
<p><strong>İzaha davette savunma hakkı eksikliği</strong></p>
<p>Dikkat edilirse burada izah yoktur. Sahte belge düzenleyenler ile kullananlar arasındaki ticari ilişki, belge düzeni, bedelin ödenme şekli gibi hususlar incelenmeden kişileri kullanıcı olarak itham etmek haksızlıktır. Zira pek çok olayda sahte belge de düzenleyenlerin, gerçek ticari faaliyetlerinin de bulunduğu veya bulunabileceği, hususu hiç düşünülmemiştir.  Öte yandan kullanıcı olmakla eleştirilen bir mükellef incelemeye sevk edildiğinde, vergi müfettişleri 306 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca belgenin bilerek kullanılıp kullanılmadığına da bakmakta, bu hususu raporlarında kast unsuru açısından değerlendirmektedir. Oysa burada Değerlendirme Komisyonu bu hususa dahi bakamamaktadır. Çünkü mükellefin savunma hakkı yoktur. Değerlendirme Komisyonuna bu konuda izah alma ve değerlendirme yetkisinin yasal düzenleme ile tanınmasında yarar vardır.</p>
<p>Öte yandan kesilecek %20 cezanın matrahı da açıkça belli değildir. Vergi ziyaı cezasının bir katı üzerinden mi, yoksa üç katı üzerinden mi hesaplanacağı da net değildir. Kanun bu yönü itibariyle muğlaktır. Uygulama açısından ise bu muğlaklık Genel Tebliğ ile giderilmiştir.</p>
<p>Burada tereddüt doğuran bir başka nokta da, beyana davet edilen mükellefin bu davete icabet etmemesi halinde yapılacak incelemede, vergi müfettişinin 306 sayılı Genel Tebliğe dayalı olarak, “bilmeden kullanılmıştır” veya “kastı yoktur” şeklinde rapor yazıp yazamayacağıdır. Eğer yazabilir derseniz, savunmayı almadan mükellefi beyana davet eden Değerlendirme Komisyonu’nun haksız beyana davet yaptığı yorumu gündeme gelebilecektir.</p>
<p><strong>Ceza matrahı ve “izah zammı” belirsizliği</strong></p>
<p>Öte yandan kanunda ve anılan Genel Tebliğ’de “Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinin (b) fıkrası kapsamında %20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunulamayacağı ancak cezada indirim müessesesinden yararlanılabileceği” hükme bağlanmıştır. Burada uzlaşma yolunun açılması uygulamada belki etkinliği artırabilir.</p>
<p>Kanun burada da “gecikme zammı” oranında olmakla birlikte “izah zammı” kavramını ortaya çıkarmıştır. Kanunda bu kavram olmamakla birlikte, Kanunların hep, “gecikme zammı alınır” demek yerine, “gecikme zammı oranında” alınacak bir yeni faiz kavramı ihdas etmesini de anlamak mümkün değildir. Zira bu şekildeki düzenlemelerin hepsi, bu yeni faizin gider yazılıp yazılamayacağı tartışmasını körüklemektedir. Vergi kanunları gecikme faizi ile gecikme zammının gider yazılamayacağını hükme bağlarken, pişmanlık zammı, tecil faizi, izah zammı gibi diğer fer’i ödemelerde susmaktadır. Kanunların lafzi yorumunu yapacak olursak, bu fer’i ödemelerin hepsinin gider yazılabileceği sonucu çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Aynı fiile farklı yaptırım, </strong><strong>eşitsizlik sorunu</strong></p>
<p>Kaldı ki izaha davet müessesesi, izaha davet edileceklerin belirlenmesine ilişkin ölçütleri içermemesi dolayısıyla başlı başına bir eşitsizlik kaynağıdır. Sahte belge kullanan bir kişi, izaha davet edilirse % 20, doğrudan incelemeye alınırsa % 300 vergi ziyaı ödemek durumunda kalmaktadır. </p>
<p>Uygulama açısından önemli ve idare açısından kullanılması yararlı izaha davet müessesesinin yasal düzenlemesinin, sahte veya yanıltıcı belge kullananlara ilişkin kısmı başta olmak üzere gözden geçirilmesi ve hukuka aykırılıklardan arındırılması hem gerekmektedir hem de başarı şansını artıracaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahte-belge-kullananlarda-izaha-davet-81670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahte belge kullananlarda izaha davet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savunma-sanayi-yukseliyor-peki-ya-sanayinin-geri-kalani-81669</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma sanayi yükseliyor, peki ya sanayinin geri kalanı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayiciler 2024 yılında yüksek faizlerden şikayet ediyordu. 2025 yılında da aynı şeyi söylüyorlar. Üstelik İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla bu baskının 2026 yılında da sürmesi bekleniyor.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı İSO 500 araştırması her yıl Türkiye sanayisinin röntgenini çekiyor. Bu nedenle açıklanan rakamlar sadece şirketlerin performansını değil, uygulanan ekonomi politikalarının üretim cephesindeki sonuçlarını da gösteriyor.</p>
<p>2025 yılı sonuçlarına baktığımızda ilk dikkat çeken gelişme, savunma sanayiindeki tarihi başarı oldu. İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayi şirketi ilk 10’a girdi. TUSAŞ yedinci, ASELSAN dokuzuncu sıraya yükseldi.</p>
<p>Bu önemli bir gelişme.</p>
<p>Çünkü yıllardır Türkiye’nin yüksek teknoloji üretimi yapamadığını, katma değer zincirinin alt basamaklarına sıkıştığını konuşuyoruz. Savunma sanayiindeki yükseliş ise doğru strateji, uzun vadeli planlama ve istikrarlı kamu politikaları olduğunda Türkiye’nin teknoloji geliştirebildiğini ve küresel ölçekte rekabet edebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Fakat burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:</p>
<p>Savunma sanayiinde elde edilen başarı neden diğer sektörlere yayılamıyor?</p>
<p><strong>Büyük resim ne söylüyor?</strong></p>
<p>İSO 500’ün son üç yıllık verileri aslında bu sorunun cevabını veriyor. Geçmiş yılların raporları açıklandıktan sonra yazdığım yazılara baktım.</p>
<p>2023 yılında en büyük tartışma Ar-Ge yetersizliğiydi. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun neredeyse yarısı Ar-Ge faaliyeti yürütmüyordu. Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı yüzde 0,48 gibi oldukça düşük bir seviyedeydi. O dönemde temel kaygı “Küresel rekabetin giderek teknoloji eksenli hale geldiği bir dünyada Türk sanayii nasıl ayakta kalacaktı?” sorusuydu.</p>
<p>2024 yılına geldiğimizde ise Ar-Ge tartışmasının yerini finansman sorunu aldı.</p>
<p>Sanayiciler üretmekten çok finansman maliyetleriyle mücadele etmeye başladı. Üretimden net satışlar reel olarak üçüncü yıl üst üste geriledi. Karlılık oranları son on yıl ortalamasının çok altına düştü. Faaliyet karları adeta faiz giderleri tarafından yutuldu.</p>
<p>O dönemde ortaya çıkan tablo daha finansman odaklıydı. Türkiye’de sanayici artık üretim riskinden çok finansman riski yönetmeye çalışıyordu.</p>
<p><strong>Ar-Ge’den finansmana </strong><strong>uzanan sorunlar zinciri</strong></p>
<p>Geçen hafta açıklanan 2025 yılı sonuçları ise ilk bakışta daha olumlu görünüyor. Üretimden satışlar yüzde 28 artarak 11 trilyon liraya çıktı. Reel büyüme yüzde 2,1 oldu. Faaliyet karı yüzde 57 yükseldi. İhracat 104,7 milyar dolara ulaştı. Ar-Ge yapan şirket sayısı arttı. Yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı yüzde 7,6’ya çıktı.</p>
<p>Ancak rakamların biraz altını kazıyınca farklı bir hikaye ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü faaliyet kârları artmış olsa da şirketler elde ettikleri kazancın yaklaşık yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmış. Öz kaynaklar yüzde 15,8 artarken borçlar yüzde 30,8 yükselmiş. Yani büyüme giderek daha fazla borçla finanse ediliyor.</p>
<p>Asıl dikkat çekici olan finansman sıkıntısı.</p>
<p><strong>Rakamların anlattığı diğer hikaye</strong></p>
<p>Sanayiciler 2024 yılında yüksek faizlerden şikayet ediyordu. 2025 yılında da aynı şeyi söylüyorlar. Üstelik İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla bu baskının 2026 yılında da sürmesi bekleniyor.</p>
<p>Bu noktada ister istemez ekonomi politikalarının bilançosu gündeme geliyor.</p>
<p>Hatırlayalım...</p>
<p>Türkiye birkaç yıl önce “faiz düşerse enflasyon da düşer” teziyle yola çıktı. Sonrasında çok yüksek enflasyonla karşılaştı. Ardından bu kez enflasyonu kontrol altına almak için çok sert bir parasal sıkılaşma dönemine girildi.</p>
<p><strong>Ekonomi politikalarının sanayiye yansıması</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada enflasyonla mücadele devam ediyor. Ancak bunun maliyetini en çok hisseden kesimlerden biri de sanayi oldu. Sorun şu ki; sanayiciler mevcut programa destek veriyorlar ama aynı zamanda üretim kapasitesinin aşınmasından da endişe duyuyorlar. Çünkü bir ekonomide enflasyonu düşürmek önemlidir ama bunu yaparken üretim gücünü zayıflatmak da uzun vadede yeni sorunlar yaratır.</p>
<p>İSO 500 verileri tam da bize bunu anlatıyor.</p>
<p>Bir tarafta savunma sanayi gibi yüksek teknoloji odaklı sektörler yükseliyor. Diğer tarafta emek yoğun sektörler rekabet baskısı altında zorlanıyor.</p>
<p>Bir tarafta ihracat artıyor. Diğer tarafta şirketlerin borçluluğu büyüyor.</p>
<p>Bir tarafta Ar-Ge yapan firma sayısı yükseliyor. Diğer tarafta toplam sanayinin teknoloji seviyesi hala gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kalıyor.</p>
<p><strong>İki farklı tablo</strong></p>
<p>Aslında son üç yılın İSO 500 raporlarından çıkan ortak sonuç çok net. Türkiye’nin temel sorunu artık sadece büyümek değil, nasıl büyüyeceğini belirlemek. Düşük ücretle, düşük teknolojiyle ve sürekli kredi desteğiyle büyüyen modelin sınırlarına gelinmiş durumda.</p>
<p>Savunma sanayiinin başarısı bize başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor. Uzun vadeli strateji, teknoloji yatırımı, Ar-Ge, insan kaynağı ve ölçek ekonomisi...</p>
<p>Peki bu modeli savunma sanayiinin dışına taşıyabilecek miyiz?</p>
<p><strong>Bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Çünkü Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan şey İSO 500 listesindeki şirketlerin sıralaması değil; o listede yer alan şirketlerin ne kadarının yüksek teknoloji ürettiği, ne kadarının Ar-Ge yaptığı ve ne kadarının finansman maliyetleri yerine inovasyonla rekabet ettiği olacak.</p>
<p>“Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nı ben çok önemsiyorum. Çünkü yazının girişinde de dediğim gibi yalnızca bir şirket sıralaması olarak görülmemeli. Bu çalışma aynı zamanda Türk sanayiinin genel sağlık raporu, ekonominin üretim cephesindeki nabzı ve geleceğe ilişkin önemli sinyallerin kaynağıdır.</p>
<p>Ve son üç yılın raporlarına birlikte bakıldığında ise Türk sanayiinin oldukça çalkantılı ama aynı zamanda dönüşüm sinyalleri veren bir dönemden geçtiği görülüyor. </p>
<p>Türk sanayii üretim kapasitesini koruyor, ihracatını artırıyor ve bazı alanlarda teknolojik sıçramalar gerçekleştiriyor. Ancak yüksek faiz, finansman maliyetleri, artan borçluluk ve nitelikli iş gücü eksikliği büyümenin önündeki temel engeller olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savunma-sanayi-yukseliyor-peki-ya-sanayinin-geri-kalani-81669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma sanayi yükseliyor, peki ya sanayinin geri kalanı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-devlerinin-tek-sorunu-yuksek-faiz-mi-81668</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi devlerinin tek sorunu yüksek faiz mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSO 500 verileri, sanayi devlerinin karnesindeki son yıllarda öne çıkan bozulmanın ana faktörü finansman maliyetindeki artış olduğuna işaret ediyor. Bu durum aslında işletme dünyasının genel bir sorunu olan düşük sermaye yüksek borçluluk ile iş yürütme stratejisinin bir tezahürü.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO), 2025 yılı 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) araştırması sonuçlarını açıkladı. 58 yıllık geçmişe sahip bu köklü çalışma, sektörün dev kuruluşlarının ve aynı zamanda genel olarak sanayi sektörünün yaşadığı sorunlar, değişim ve dönüşümler hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olan önemli bir kaynak.</p>
<p>İSO 500’ün 2025 yılı sonuçlarını 2024 yılı sonuçları ile karşılaştırırsak sınırlı da olsa olumlu bir performans olduğunu söyleyebiliriz. Ancak önceki üç yıla hakim olan kötü performansı hesaba kattığımızda bu durum iyi bir karne anlamı taşımıyor. Sanayi devlerinin karnesi, 2025’teki sınırlı düzelmeye rağmen, esas hatlarıyla iki-üç yıl öncekinden kötü bir karne.</p>
<p>İSO 500 verileri, sanayi devlerinin karnesindeki son yıllarda öne çıkan bozulmanın ana faktörü finansman maliyetindeki artış olduğuna işaret ediyor. Bu durum aslında işletme dünyasının genel bir sorunu olan düşük sermaye yüksek borçluluk ile iş yürütme stratejisinin bir tezahürü. 2022 ve öncesinde Erdoğan iktidarının Albayrak ve Nebati eliyle yürüttüğü negatif faiz bol krediye dayalı politikalarını fırsat olarak gören işletmeler, borçlanmayı artırarak zaten sorunlu olan bilanço yapılarını daha da bozmuşlardı. O kadar ki İSO 500 şirketlerinin toplam borçları özkaynaklarının iki katını bulmuştu.</p>
<p><strong>Hızla artan finansman </strong><strong>maliyeti işleri zora soktu</strong></p>
<p>Erdoğan iktidarının 2023 seçim politikasının bir parçası olan bu politikaların sürdürülebilirliği yoktu ve seçimlere kadar ancak dayandı. Seçim kaygısı atlatıldıktan sonra Erdoğan iktidarı, ekonomide ve toplumda ağır hasarlar yaratan bu politikaları mecburen terk etti ve Şimşek yönetimiyle, kendi deyimiyle “rasyonel” ekonomi politikalara geçti. Şimşek’in irrasyonel diye etiketlediği politikaların yarattığı “lale devri”nin keyfine alışmış olan işletmeler için koşullar zorlaşmış oldu.</p>
<p>“İrrasyonel” dönemde borçlulukları iyice artan işletmeler için hızla artan finansman maliyeti işleri zora soktu. O kadar ki 2024 yılında finansman giderleri sanayi devlerinin faaliyet gelirlerinin yüzde 96.6’sı düzeyine çıktı. Yani faaliyet karının neredeyse tamamı faiz ödemelerine gider hale geldi. 2025 yılında finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 11.7 puan gibi “kayda değer” bir düşüş kaydetmiş olmasına rağmen ancak yüzde 84.9 düzeyine gerileyebildi. Bu oran hala fahiş düzeyde yüksek. Bu oran verileri bulunan son 16 yılın en yüksek üçüncü rakamı. 2024’teki düzey, kolay ulaşılamayacak bir rekordu. İkinci en yüksek rakam ise Rahip Brunson olayı ile kur krizinin yaşandığı 2018 yılına ait.</p>
<p>2025 yılı verilerini 2024 ile değil de yaşanan kur krizi etkisiyle bir dönüm noktası olarak alabileceğimiz 2021 yılı ile enflasyonu da hesaba katarak karşılaştırdığımızda manzara net olarak ortaya çıkıyor:</p>
<p>- Sanayi devlerinin üretimden satışları 2021 yılına göre yüzde 443 arttı. Ama bu süre içinde yurt içi üretici fiyatları endeksi 12 aylık ortalamalara göre yüzde 506 arttı. Sonuç olarak sanayi devlerinin üretimden satışları 2021 yılına göre reel olarak yüzde 10.4 azalmış durumda. Üstelik bu süreçte İSO 500’de yer alan tekstil ve giyim başta olmak üzere göreli olarak düşük katma değerli sektörlerden şirketlerin yerine katma değeri daha yüksek şirketleri girmiş olmasına rağmen.</p>
<p>- Sanayi devlerinin vergi öncesi karları 2021 yılına göre yüzde 101 arttı. Bu karlarda yüzde 66.9’u bulan bir reel düşüş anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Finansman maliyetinin dışında </strong><strong>daha derin yapısal sorunlar var</strong></p>
<p>- Sanayi devlerinin esas faaliyet karlarındaki artış yüzde 194 düzeyinde. Bu sanayi devlerinin esas faaliyet karının da 2021 yılına göre reel olarak yüzde 51.4 azaldığı anlamına geliyor.</p>
<p>- Bu süreçte finansman giderleri yüzde 309 ile vergi önceki kar ve faaliyet karına göre çok daha hızlı artmış. Ama buna rağmen finansman giderleri reel olarak yüzde 32.5 oranında azalmış durumda.</p>
<p>Bu da görünürde öne çıkan finansman maliyetinden daha derinde başka yapısal sorunlar olduğuna işaret ediyor. Üstelik bu resmin sanayinin en güçlü ve olanakları en geniş kaymak tabakasının resmi. İSO 500’e göre çok farklı karaktere sahip orta ve küçük ölçekli işletmeler için resmin daha da kötü olduğunu tahmin edebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-devlerinin-tek-sorunu-yuksek-faiz-mi-81668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi devlerinin tek sorunu yüksek faiz mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-meselesi-81667</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anlayış meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makroekonomik istikrarı kalıcı olarak sağlamadan Çin’in yaptıklarını -hadi imkânsız demeyeyim- yapmak çok zor. Çünkü o istikrarsızlığı doğuran sadece ekonomi politikasındaki maceralar değil, aynı zamanda yapısal sorunlar ve anlayış.</strong></p>
<p>Çin’in sanayisini hem gelişmiş teknoloji ürünlere yönlendirmesi hem ileri teknoloji geliştirmesi hem de bu işleri rakiplerine kıyasla daha düşük maliyetle yapması tedirginlik veriyor. Son yazımda Fransa Planlama Teşkilatı’nın yenilerde yayımlanan bir çalışmasına dikkat çekmiştim. Üzerinden birkaç ay geçmeden yeni bir rapor daha çıktı. Başlığı şöyle: Çin’in 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı: Pekin Hızlanıyor, Peki ya Biz?</p>
<p><strong>Amacım Türkiye’ye bakmak</strong></p>
<p>Bu raporu değerlendirmek üzere bu yazıyı kaleme almıyorum. Amacım ‘aynaya bakmak’; Fransa Planlama Teşkilatı’nın ‘ya biz? sorusundaki ‘biz’i biz yapmak; yani Türkiye’ye bakmak.</p>
<p>Önce şu gerçeği bir kez daha yinelemekte fayda var: Makroekonomik istikrarı kalıcı olarak sağlamadan Çin’in yaptıklarını -hadi imkânsız demeyeyim- yapmak çok zor. Çünkü o istikrarsızlığı doğuran sadece ekonomi politikasındaki maceralar değil, aynı zamanda yapısal sorunlar ve anlayış. Mesela 1994’e gidin; döviz kurunu birkaç ayda üç katına çıkarıp enflasyonu yüzde 60’lardan yüzde 140’lara sıçratan elbette ekonomi politikasıydı ama o politikanın uygulanmasına yol açan bir kurumsal yapı vardı. Yüksek kamu açıklarının Merkez Bankası tarafından finanse edilmesi serbestti. Dahası, bütçe açığı çok yüksekti.</p>
<p>Anlayış kısmı da önemli. İnternette aratılınca hemen bulunuyor: Mesela rahmetli Turgut Özal’ın Kasım 1987 genel seçimlerinden önce söylediği meşhur söz: “Ben seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” Evet, öyle de oldu. 1987’nin ilk on bir ayında fiyatlarını kamunun belirlediği çoğu mal ve hizmet ürününe zam yapılmadı. O sırada yıllık enflasyon yüzde 35 dolaylarındaydı. Seçim biter bitmez yüzde 20’yi aşan zamlar yapıldı. Enflasyon beş ay sonra yüzde 75’e, sonra da yüzde 85’e fırladı. Rahmetli Demirel’in de mümtaz bir sözü var: “Kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum.” Ya da 2023 seçimleri öncesindeki 1-1,5 yıllık döneme bakalım: Enflasyon yüzde 80’lerde, kredi faizleri yüzde 10’un altında. Sonrasını biliyoruz. Üç yıldır o dönemde oluşan tahribat onarılmaya çalışılıyor ama amaçlanan hedeflere ulaşılamıyor.</p>
<p>Şöyle de düşünülebilir: Türkiye’nin temel ekonomik sorunları belli. Bir kısmının çözümü oldukça kolay, bir kısmı için bayağı uğraşmak gerekiyor. Verimliliği artırmak, daha yüksek teknolojili bir üretim yapısına geçmek ve böylelikle ihracat pazarlarımızdaki ülkelerin gelirleri artarken bizden çok daha fazla mal almalarını sağlamak kolay iş değil. Özenle hazırlanmış bir sanayi politikası gerekiyor. Bunu yapabilecek liyakatli kadrolarınız var mı? Kaldı ki tek başına liyakat yeterli değil. Gerekli koşul, o olmadan olmuyor ama yeterli değil. Süreç içinde 'kaybedenler’ olacak zira bazı sektörler küçülecek. Oralarda çalışanları yeni alanlarda nasıl istihdam edeceksiniz? Beceri artırıcı programlar uygulayabilecek misiniz? O uzmanların önerecekleri politikaların siyaseten yapılabilirlikleri önemli. O politikaları uygulayacak siyasi sabır var mı? Önemli bir süreye ihtiyaç var. Ama o sürede birkaç seçim yaşanacak. Kolay iş değil kısacası.</p>
<p><strong>Aynı özü farklı biçimlerde </strong><strong>ele almak yararlı bir iş</strong></p>
<p>Ama kısa sürede yapılacak işler de var. Onları yapıyor muyuz peki? Bir kısmını bu siyasi ortamda yapmıyoruz, ne yapması, o sorunları giderek ağırlaştırıyoruz. Yargı sistemi mesela. Hızlı çalışmamasından şikâyet edilirken şimdi bir de ne kadar adil olduğu sorusu gündemde. Ya da ihale yasasını alın; değiştirmek çok mu zor? Değil ama değiştirilmiyor. Hep dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Olsun; aynı özü farklı biçimlerde ele almak yararlı bir iş. Böyle de devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-meselesi-81667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlayış meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-su-dogalgaz-vermeyerek-hobi-bahceleri-sorunu-cozulebilir-mi-81666</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik, su, doğalgaz vermeyerek hobi bahçeleri sorunu çözülebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarımda mevzuat konusunda denilebilir ki ciddi bir eksiklik yok. Ama uygulamada ciddi sorunlar var. Çünkü çıkarılan kanunlar uygulanmıyor. Bugün çokça konuşulan tarım arazilerinin korunması konusunda kanunlar uygulansa bu kadar torba kanun çıkarmaya gerek kalmayacaktı.</strong></p>
<p>Tarımla ilgili yeni bir “torba kanun” yürürlüğe girdi. Adı “torba kanun” olunca, içerisinde çok farklı konularla ilgili önemli düzenlemeler var. Alkollü içki reklam ve tanıtım yasağı da var, sigara üretiminde kullanılacak yerli tütünle ilgili düzenleme de var. Çeltik ekim alanları ile ilgili maddeler de var, Orman Kanunu ile ilgili değişiklikler de var. Ama en çok merak edilen ve uzun zamandır beklenen Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’ndaki değişiklikle hobi bahçeleri konusundaki düzenleme. Hobi bahçeleri ile ilgili yapılan düzenleme ile yaşanan soruna bir düğüm daha atılmış oldu.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri döneminde, Tarım Kanunu, Tohumculuk Kanunu, Biyogüvenlik Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu başta olmak üzere tarımla ilgili birçok kanun çıkarıldı. Bu kanunlar hazırlanırken üzerinde yeterince çalışılmadığı ve tarafların görüşü alınmadığı için uygulamada birçok sorun yaşandı. Çıkarılan kanunlar, çoğu zaman sahaya uymadı, ihtiyaçları karşılamadı ve sorunları çözemedi. Öyle olunca ikide bir “torba kanun” ile düzeltilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>Tarımda yasa çok, çözüm yok</strong></p>
<p>Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi de çıkarılan kanunlara uyulmaması, uygulanmaması. Tarımda mevzuat konusunda denilebilir ki ciddi bir eksiklik yok. Ama uygulamada ciddi sorunlar var. Çünkü çıkarılan kanunlar uygulanmıyor. Bugün çokça konuşulan tarım arazilerinin korunması konusunda kanunlar uygulansa bu kadar torba kanun çıkarmaya gerek kalmayacaktı. Kanun uygulanmayınca yeni düzenlemelerle ya cezalar artırılıyor veya yeni tanımlamalar yapılıyor. Ama sorun çözülmüyor. Çünkü o yeni düzenleme de uygulanmıyor.</p>
<p>Bu konudaki en somut örnek, yıllardır dile getirilen tarımsal destekler için bütçeden ayrılacak pay konusundaki düzenlemedir. Bundan 20 yıl önce, 26 Nisan 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Tarım Kanunu’nun, “Tarımsal desteklemelerin finansmanı” başlıklı 21. Maddesi aynen şöyle: “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”</p>
<p>Aradan 20 yıl geçti, Tarım Kanunu’ndaki bu madde hiç uygulanmadı. Bütçeden ayrılan kaynak, gayri safi milli hasılanın yüzde 1’ine hiç ulaşılmadı. Genellikle yüzde 0,50 civarında veya altında kaldı. Madem uygulamayacaktınız bu maddeyi niye oraya yazdınız?</p>
<p><strong>Hobi bahçeleri ne olacak?</strong></p>
<p>En çok değişiklik yapılan yasalardan birisi 19 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’dur. Bu kanun ile ilgili yapılan her değişiklik, torba kanun ile yapılan düzenlemeler ve kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelikler büyük tartışma yarattı. Çünkü son dönemdeki değişiklikler adeta hobi bahçelerine kilitlendi. Torba kanun denilince akla ilk olarak “hobi bahçeleri ne olacak?” sorusu geliyor.</p>
<p>Resmi Gazete’nim 20 Haziran 2026 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”  ile pek çok alanda düzenlenme yapıldı. Ama genel beklenti hobi bahçeleri ile ilgili nasıl bir düzenleme çıkacağı ile ilgiliydi.</p>
<p>Hobi bahçesi sahipleri büyük bir tedirginlikle bu kanunun çıkmasını bekliyordu. Çünkü toplum birçok konuda olduğu gibi ikiye bölünmüş. Hobi bahçelerinin hukuka aykırı bir şekilde kaçak olarak tarım arazilerine yapıldığını ve yasaların uygulanarak bu yapıların yıkılmasını isteyenler var. Diğer tarafta, yazlık alacak paraları olmadığını, çocuklarının ayağı toprağa değsin, kendi sebzelerini, meyvelerini üretmek için hobi bahçesi aldıklarını ve bunların yıkılmasına şiddetle karşı çıkanlar var.</p>
<p><strong>Kanun ve yönetmelikler neden uygulanmıyor?</strong></p>
<p>Hobi bahçeleri için son 6 yılda 2 torba kanun ve 2 yönetmelik çıkarıldı ama çözüm olmadı. Bundan 6 yıl önce, 4 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun ile hobi bahçelerindeki yapıların yıkılmasına karar verilmiş, hapis cezası gibi ağır cezalar getirilmiş ve büyük tartışmaya neden olmuştu. Bu torba kanun, 2005 yılında kabul edilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası’nın ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesini kapsıyordu.</p>
<p>Yani 2005’te çıkarılan kanun ile tarım arazileri korunamadı. 4 Kasım 2020 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan torba kanun ile tarım arazileri yine korunamadı. Tarım ve Orman Bakanlığı bu iki yasa ile koruyamadığı tarım arazilerini 2005 yılındaki kanuna dayanarak 4 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Arazi Kullanım Planlaması Uygulama Yönetmeliği” ve aynı gün yayımlanan “Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik” ile bu sorunu çözmeye çalıştı. Yine çözemedi. Hatta çok büyük tepki gördü.</p>
<p>Hobi bahçelerinin toplu olarak yıkılacağı ifade edildi. Tepkiler üzerine bu yasalarda imzası olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan devreye girerek bir komisyon kurulmasını sağladığı ifade edildi. Bu komisyonun bir çözüm getireceği ve bunun da torba kanunda yer alacağı sıklıkla dile getirildi.</p>
<p><strong>Torba kanunda hobi bahçeleri için neler var?</strong></p>
<p>Yeni çıkarılan torba kanuna eklenen bir maddeye göre, hobi bahçelerindeki yapılara elektrik, su ve doğalgaz bağlanmayacak. Daha doğrusu kanun maddesinde hobi bahçeleri geçmiyor. Bu kanun kapsamında izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise elektrik su ve doğal gaz bağlantısı yapılmayacağı ifade ediliyor.</p>
<p>20 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” da 25’inci maddede şöyle deniliyor:</p>
<p><strong> “MADDE 25- </strong>5403 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “on” ibaresi “iki bin beş yüz” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>
<p>“Bu Kanun uyarınca izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise, ilgili idareler, kurum ve kuruluşlar tarafından elektrik, su ve doğal gaz bağlantısı ve abonelikleri tesis edilmez. Bu fıkraya aykırı davranan idare, kurum ve kuruluşlara her abone başına yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir. İdari para cezasının tebliğinden itibaren aboneliğin otuz gün içerisinde iptal edilmemesi halinde aboneliğin devam ettiği her ay için ayrıca yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir.”</p>
<p><strong>Sorumluluk yerel yönetimlere ve şirketlere atılıyor</strong></p>
<p>Torba kanundaki bu düzenleme ile hükümet, Tarım ve Orman Bakanlığı, hobi bahçeleri ve izin alınmadan yapılan diğer tüm kaçak yapılarla ilgili sorumluluğu kendi üzerinden yerel yönetimlere yani belediyelerle, elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketlerine atıyor. Buna göre, bu kaçak yapılara elektrik, su ve doğal gaz bağlayan kurumlara, kuruluşlara abone başına 100 bin lira ceza kesilecek. Bu cezanın tebliğinden itibaren abonelik 30 gün içerisinde iptal edilmezse her ay için ayrıca 100 bin lira idari para cezası kesilecek.</p>
<p><strong>Cezalarda büyük artış</strong></p>
<p>Torba kanun ile yapılan bir başka düzenleme ile tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı kapsamında tarım arazisini bozanlara daha önce metrekare başına 10 lira olan para cezası 2 bin 500 liraya çıkarıldı. Bu düzenleme de hobi bahçelerini kapsıyor.</p>
<p>Yapılan düzenleme sonrasında Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’na göre cezaya ilişkin madde şöyle oldu: “Arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılması ya da alınan izne uygun kullanılmaması halinde; valilik işi tamamen durdurur, yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmez. Arazi sahibine veya araziyi bozana 1000 Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, kullanılan veya zarar verilen alanın her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası verilir” hükmü yeni torba kanunda her metrekaresi için 2 bin 500 lira olarak düzenleniyor. Büyük ova koruma alanlarında bu ceza iki katı olarak uygulanır hükmüne bağlı olarak,  izinsiz yapı büyük ova kapsamındaki yerlerde ise metrekare başına 5 bin lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p>İdarî para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içinde başvurularak Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun “Tarım arazilerinin korunmasını” öngören 13’ üncü veya “Tarımsal potansiyeli yüksek büyük ovaların belirlenmesi ve korunması” başlıklı14’ üncü maddelerdeki izinlerin alınması şartıyla işin tamamlanmasına, bitmiş ise kullanımına izin verilebilir. Başvuru yapmayanlara veya izin talepleri uygun görülmeyenlere, izinsiz bütün yapılarını yıkması ve araziyi tarımsal üretime uygun hale getirmesi için iki ay süre verilir. Verilen süre içinde izinsiz yapıların yıkılmadığı ve arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmediğinin Bakanlık birimlerince tespit edilmesi durumunda; valilikçe faaliyet durdurulur ve bu bendin ikinci cümlesinde belirtilen idarî para cezası üç katı olarak uygulanır. İzinsiz bütün yapılar, masrafları Bakanlıkça karşılanmak kaydıyla, bir ay içinde belediyeler veya il özel idarelerince yıkılır ve taşınmazlar tarımsal üretime uygun hale getirilir. Arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmesi için yıkım ve temizleme masrafları sorumlulardan Bakanlıkça genel hükümlere göre tahsil edilir.”</p>
<p>Aynı düzenleme ile “toprak koruma projelerine aykırı hareket edilmesi halinde valilik tarafından bin Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, bozulan arazinin her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası uygulanır ve projeye uygunluk sağlanması için azami iki ay süre verilir” düzenlemesi de yeni torba kanun ile metrekare başına ceza 2 bin 500 liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Mevzuat daha da karmaşık hale geldi</strong></p>
<p>Özetle, hobi bahçeleri ile ilgili mevzuat giderek daha karmaşık hale geliyor. Önceki düzenlemelerde hobi bahçesinin yıkılması öne çıkarken bu yeni düzenlemede hobi bahçelerine ve kaçak, izinsiz yapılara elektrik, su ve doğalgaz bağlanmaması öngörülüyor. Elektrik, su ve doğalgaz verilmezse zaten bu yapılarda yaşamak, sebze, meyve üretmek imkansız hale gelir. Ama bu kanunun da uygulanması mümkün değil. Dolayısıyla yapılan bu düzenleme ile soruna bir düğüm daha atıldı. Daha önce de yazdığım gibi, hobi bahçeleri ile ilgili sorunu çözmek için öncelikle sahada mevcut durumun tespit edilmesi gerekir. Bu tespitler dikkate alınarak çözüm aranmalı.</p>
<p>Hobi bahçeleri ile ilgili her yazı yazdığımda veya video paylaştığımda bir kesim hobi bahçelerinin yıkılmasını istediğimi iddia ederken, diğer bir kesim hobi bahçelerini korumak için yazdığımı iddia ediyor. Ben yapılan düzenlemeleri paylaşıyorum. Sizlere bilgi veriyorum. Hobi bahçelerinin yıkılıp yıkılmaması benim işim değil. Yapılan düzenlemeleri en açık, yalın haliyle yazarak bilgilendirmeye çalışıyorum.</p>
<p>Hobi bahçeleri ile ilgili daha önce yazdığım yazılarda Almanya örneğini anlattım. Hobi bahçelerini doğuran nedenleri detaylı olarak paylaştım. İşin temelinde tarım politikalarındaki yanlışların olduğunu, çiftçi para kazansa arazisini hobi bahçelerine vermeyeceğini defalarca anlattım. Ortada fiili bir durum oluştuğunu, cezayla,tehditle bu sorunun çözülemeyeceğini defalarca anlattım. Hatta gecekondu sorunu gibi her geçen gün daha da işinden çıkılamaz bir hale geldiğini söyledim. Yapılan bu düzenleme ile sorun çözülmüyor. Yeni bir düğüm atılıyor.</p>
<p>Özetle, yeni çıkan torba kanun, tarım arazilerine izinsiz,  kaçak olarak yapılan yapılar için elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin yapılmamasını, mevcut aboneliklerin iptal edilmesini öngörüyor. Bu konuda ağır cezalar getirildi. Bunu uygulamak mümkün mü? Tarım ve Orman Bakanlığı çıkardığı yasayı uygulamayarak kendisinin neden olduğu bir sorunu yerel yönetimler, elektrik ve doğalgaz şirketleri üzerinden çözmeye çalışıyor. Bu şekilde çözüm olur mu?</p>
<p><strong>Bakanlık hobi bahçelerine değinmedi</strong></p>
<p>Torba kanun Resmi gazete’de yayımlandıktan sonra Tarım ve Orman bakanlığı bir açıklama ile yapılan düzenlemeleri anlattı. Sosyal medyada düzenlemeler ayrı ayrı anlatılırken bazı maddeleri “müjde” olarak sunuldu. Ancak hobi bahçeleri ile ilgili hiçbir bilgi yer almadı.</p>
<p>Bakanlığın internet sayfasında yayınlanan haberde şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>“Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu'na ilişkin “Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda, tarımsal potansiyelimizi en üst seviyeye taşıyacak stratejik adımlarımızı hukuki bir güvenceyle taçlandırırken, sektörümüzü küresel vizyonumuzla uyumlu, sürdürülebilir ve çok daha dinamik bir yapıya kavuşturuyoruz” ifadesini kullandı.</p>
<p>Kanunlarda yapılan değişikliklerle, tarım sektörünün yapısal dinamiklerini daha da güçlendirdiklerini, doğayı merkeze alan yeniliklerle, Türkiye'nin yarınlarına kalıcı bir miras bıraktıklarına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti: “Bu tarihi adımlar, sadece bugünün değil, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye'sinin tarım politikalarına atılmış sarsılmaz bir imzadır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-su-dogalgaz-vermeyerek-hobi-bahceleri-sorunu-cozulebilir-mi-81666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/hobi-bahcesi-1776228649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik, su, doğalgaz vermeyerek hobi bahçeleri sorunu çözülebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-hakiki-bir-buyukelci-gonderiniz-isler-iyi-yurumuyor-81665</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi.</strong></p>
<p>Günümüzde büyükelçi rütbesine ulaşmış diplomatlar çeşitli yöntemlerle korunuyor. Tutuklanmamak dahil birçok konuda ayrıcalıklı bir konumları var. Böylece kendilerine verilen görevi değişik grupların, hatta ev sahibi ülkenin kurumlarının baskısından korunmuş olarak yerine getirmeleri bekleniyor. Siz de bileceksiniz, daha önceleri durum böyle değildi. Bazı deneyimli kimseler ülkeler arasındaki sorunları çözmek için ücreti mukabili hizmet verirlerdi. Bunların temsil ettikleri ülke ile güçlü bağlantıları bile bulunmayabilirdi. Bazen kendilerine kızan yöneticilerin hışmına uğramaları, hatta kellelerini kaptırmaları dahi mümkündü. Günümüzde diplomatlar korunuyor. Ancak ev sahibi ülke onlardan ülkenin iç işlerine karışmamalarını bekliyor. Bu durumda, bir ülke başka bir ülkenin büyükelçisinin görevini devletler hukukunun kurallarını gözetmeden yerine getirmek istediğine kanaat getirirse,  onu <em>persona non grata</em>, yani istenmeyen adam ilan ederek ülkesine gönderebilir. Bu işlem çoğu zaman 24 ila 48 saat içinde gerçekleştirilir, 72 saate kadar uzaması istisnadır.</p>
<p>Bir önceki paragrafta size bir büyükelçinin nasıl davranması gerektiğini genel hukuk çerçevesinde anlatmaya çalıştım. Tabii, bir büyükelçinin nasıl davrandığı, neyi yapıp neyi yapamayacağı ve benzeri konuların belirlenmesinde ülkelerin birbiri ile olan ilişkilerinin güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Örneğin, sizinle müttefik olan bir ülkenin büyükelçisini evine göndermeyi arzularsanız, onu istenmeyen kişi ilan etmeniz biraz ayıp olur, müttefikinizden elçisini bir an önce çekmesini talep etmeyi tercih edebilirsiniz. Keza, böyle bir büyükelçiyi geri göndermek veya kamuoyu önünde azarlamak yerine, özel görüşme yapmak yoluyla bazı konularda daha dikkatli davranmasını isteyebilirsiniz. Bazı durumlar ise anlattıklarıma da istisna teşkil edebiliyor. Örneğin, bir büyükelçi sizin ülkeniz üzerinde yoğun nüfuzu olan bir ülkeyi temsil ediyorsa, bazen bir sömürge valisi gibi dahi davranabiliyor. Varlığını sürdürmek için ana ülkeye bağımlı eski sömürge ülkelerinde ya da iktisaden bir başka ülkeye fazlasıyla muhtaç duruma gelmiş ülkelerde bu tür davranışlara rastlanması muhtemel. Tabii, iki ülke arasındaki ilişkilerin eşitlikçi olduğu ortamlarda, böyle davranmaya elverişli bir ortam oluşmaz.</p>
<p><strong>Diplomaside sınırlar ve büyükelçinin sorumluluğu</strong></p>
<p>Birçok ülke, büyükelçiliğin gayet ince bilgi gerektiren bir iş olduğunun bilincinde olarak dış işleri hizmetlerinde profesyonelliği tercih ediyor. Genç diplomatlar liyakate bağlı olarak terfi ediyor, bu süreç içinde mesleğin nasıl icra edileceğini veya “sırlarını” öğreniyor ve sonradan bu kişilerden bazıları büyükelçi olarak görevlendiriliyor. Bu titri iktisap etmeyenler de devlet hizmetine devam ediyorlar. Atandıkları yeri beğenmeyen büyükelçiler de olabiliyor. Ya uygun bir yere atanmayı bekliyorlar ya da hizmetten ayrılıyorlar. Ancak bu tür bir uygulamaya her ülkede rastlanmıyor. Bazı ülkelerde başka alanlarda şöhrete ulaşan kişiler de büyükelçi olarak görevlendirilebiliyor. Ülkemizin ilk dönemlerinde yetişkin diplomat olmayınca bu uygulamaya başvurulmuştur. Ya da büyükelçilikte yürütülen sosyal faaliyetin masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip kişilere büyükelçilik veriliyor. Bir siyasi liderin seçiminde önemli rol oynayan kişiler de büyükelçi yapılabiliyor. Tabii meslekten diplomat olmayan bir kişinin saydığım niteliklerin tümünü veya bir kısmını bir araya getirmesi de mümkün. Örneğin, çok tanınmış, aynı zamanda maddi imkanları geniş, başkan veya başbakan seçimine önemli katkı yapmış bir kişiye de bir büyükelçilik nasip olabilir. </p>
<p>Büyükelçi tayin ederken, tayini yapacak ülke ev sahibi ülkenin bu atamaya rıza göstermesini <em>agreman</em> ya da “olur” isteyerek belirlemektedir. Eğer atanması öngörülen kişi daha önce gideceği ülkeye ilişkin olumsuz görüşler bildirmiş veya değerlendirmeler yapmışsa, ev sahibi ülkenin kendisine <em>agreman</em> vermemesi adiyedendir. Bazı durumlarda ev sahibi ülke atanma teklifini bir saygısızlık olarak da telakki edebilir. Pek sık rastlanan bir durum olmasa da, akla gelen örnekler arasında Reagan yönetiminin Trinidad-Tobago’ya tek meziyeti Reagan kampanyasına bolca para vermek olan Washingtonlu bir garaj işletmecisini  önermesi vardır. Bilmem bu kişinin adaylığının geri çekildiğini eklememe gerek var mı?</p>
<p>Bilindiği gibi, yapmak istediklerine siyasetin sınırlar koymasını kabullenemeyen kişilerin ülke yönetimine egemen olması olayı giderek yaygınlaşmaktadır. Siyasal gücün kişiselleştirilmesine yönelen bu kişiler kendi yoldaşlarına profesyonel diplomatlardan daha fazla güvenmektedirler. Bu eğilimin tabii bir sonucu olarak, günümüzde diplomatik geçmişi olmayan büyükelçilerin sayısında ve bunun sonucu olarak da oranında ciddi bir artış görülmektedir. Gerek Amerika’da gerek Türkiye’de aynı temayülün gözlendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, Bay Trump New York kenti gayri menkul piyasasında yükselmiş ve söz sahibi olmuş Tom Barrack’ı Türkiye’ye büyükelçi olarak atamıştır. Aynı kişi Amerika’nın Suriye özel temsilcisi sıfatını da taşıdığı gibi, son zamanlarda basında yer alan haberlere inanmak gerekirse, Irak’ta da Amerika’yı temsil görevini üstlenmiştir. Anlaşıldığına göre Bay Barrack, hem Trump’ın kampanyasına bağışta bulunmuş hem de seçimi kazanması için gayret göstermiştir. Buna karşılık, daha önce herhangi bir diplomasi tecrübesi olmadığı bilinmektedir.</p>
<p><strong>Barrack, hakaret ettiğinin </strong><strong>farkında bile değil</strong></p>
<p>Bay Trump’ın ayrıntıdan hoşlanmadığı, dış siyaset alanından ise hiç hoşlanmadığı yakınen bilinmektedir. Lübnan kökenli olması ve Orta Doğu’ya ilişkin bir veya iki kitabı kısmen okumuş olması dolayısıyla Bay Barrack, Trump yönetiminde birdenbire Orta Doğu uzmanı olarak ortaya çıkmıştır. Hazret, kıt bilgi dağarcığına dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda görmektedir. Büyükelçi’ye göre, Orta Doğu’da Osmanlı döneminde barış hüküm sürmekteydi, bölgenin tekrar huzura kavuşması için bölgeye hizmet veren yumuşak bir monarşik sistemin ihdası faydalı olacaktır. İmparatorluğu dağıtan gücün bölgeye gelen milliyetçilik akımı olduğu hususu Sayın Büyükelçinin dikkatinden kaçmıştır. Tabii, dikkatinden kaçan hususlar sadece biri bu. Daha önemlisi, Arapların Türklere fazla hayranlık duymadıkları ve eski günlere dönmeyi pek de arzulamadıklarıdır ki, bu husus da Sayın Büyükelçi’nin dikkatinden kaçmıştır. Sayın Büyükelçi, bu sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değildir. Görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.</p>
<p>Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi. Ama ne de olsa mütefikiz. Dolayısıyla Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-hakiki-bir-buyukelci-gonderiniz-isler-iyi-yurumuyor-81665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/barrack-1782192032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstil-ve-giyim-iso-500-ve-fazlasi-81664</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve giyim: İSO-500 ve fazlası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta İSO tarafından açıklanan 2025 yılı en büyük 500 sanayi şirketi listesinde dikkat çekici sonuçlar var. Bunlardan biri de listedeki tekstil ve giyim şirketi sayısının 29’a gerilemesi. Bu sadece önceki yıla kıyasla yaşanan bir gerileme değil.  2021’de listede 59 şirket varken, izleyen yıllarda keskin bir düşüş görüyoruz.</p>
<p>Listedeki bu değişim, “tekstil ve giyim şirketlerinin zayıf performansından kaynaklanıyor olabileceği gibi, diğer sektörlerin performans artışından da kaynaklanabilir” diyebilirdik ama hepimiz biliyoruz ki; esas sebep ilki.</p>
<p>Bu iki sektörde yaşanan kan kaybına yönelik diğer bir gösterge, imalat tarafında yapılan üretim düzeyi. Tekstil ve giyime yönelik sanayi üretim endeksi uzun süredir diğer sektörlere göre daha zayıf seyir izliyor. Tekstil üretimi 2022 başından, giyim üretimi 2023 sonundan itibaren sert düşüyor ve son verilere göre her ikisi de 7-8 yıl önceki düzeyine inmiş durumda.</p>
<p>Ülkede tüketim hızla artarken, üretim düzeyi geriliyorsa, bu talebin ithal ürünlere kaydığını gösterir. Nitekim hazır giyim ithalatımız 2020’den bu yana 3 katına ulaşmış durumda. İstidam, PMI, konkordato gibi alanlarda da benzer işaretler var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0da521e91-1782189477.png" alt="" width="830" height="249" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0db2d240e-1782189490.png" alt="" width="410" height="254" />Bu noktada uzun uzun neden ve nasıllara değinmek amaca çok da hizmet etmez. Ancak tarafların tamamında sorumluluk olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>İki sektörde irili ufaklı toplam 90 bine yakın imalatçı var. Sanayi sektörlerimizdeki tüm firmaların beşte biri gibi inanılmaz yüksek bir oranı tekstil ve hazır giyimciler oluşturuyor. Küresel ekonomide ve Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşüme hiç de uygun olmayan bir ağırlık bu. Sektördeki firmalar arasında maliyetleri aşağı çekmek için kayıt dışılığa yönelen, kaçak işçi çalıştıranların sayısı az değil.</p>
<p>Buna mukabil, ilgili STK’ların gerek sektör içinde, gerek sektör-devlet iletişiminde bu sağlıksız kapasite fazlasını engellemek ya da sistematik bir şekilde eritme konusunda etkili çalışmalar yapıp yapmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Kamu tarafında ise teşvik mekanizmalarında ve denetim boyutunda (vergi, sosyal güvenlik, iş güvenliği) bugünkü durumla karşılaşmadan çok önce önleyici tedbirlerin alınması gerekirdi. Ayrıca, devlet teşkilatımızda ilgili kurumların sektörel yapılanmayı yönlendirme görevi olmalı. Her girişimci istediği alanda ve şehirde kendi niyetine göre yeni bir iş kurmamalı. Aksi takdirde bugün tekstil ve giyimde yaşanan sorunlar gelecekte başka sektörlerde de yaşanabilir.</p>
<p>Gecikilmiş olsa da; hala proaktif ve sistematik bir dönüşüm için alan var. Yıllar boyunca yatırımın, istihdamın, ihracatın belkemiği olan tekstil ve hazır giyim sektörleri, edinilmiş bunca deneyim çöpe atılarak, kendi haline bırakılmamalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekstil-ve-giyim-iso-500-ve-fazlasi-81664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/2/1280x720/tekstil-1767932964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve giyim: İSO-500 ve fazlası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aile-sirketini-birakip-yurtdisina-gitmek-81663</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aile şirketini bırakıp yurtdışına gitmek...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün Avrupa’da varis bulamadığı için şirketini 1 Euro’ya devreden örnekler var. Bizde ise gölgesinde ot dahi bitmeyen kurucu babalar; yeni kuşağı yaratamıyor, ardından şirketi parçalanıyor.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD)</strong> ile bundan 3 yıl önce <strong>Anadolu</strong> panellerindeydik. Yönetim Kurulu <strong>Başkanı Dr. Tamer Saka;</strong> şirketlerimize kurumsallaşmaya dair <strong>bilgi desteği sunuyor ve</strong> şirketlerimizin ömrünü uzatmanın bilinen yolunun; <strong>kurumsallaşmaktan geçtiğini</strong> belirtiyordu.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Diyarbakır</strong>’dayız. Kürsüde; Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı <strong>Mehmet Kaya</strong> var: “<strong>8 bin yıllık bu kadim kentte, 50 yıllık şirket bulamıyoruz.</strong>” Sadece Diyarbakır’da mı? <strong>Trabzon</strong>’da, <strong>Malatya</strong>’da, <strong>Balıkesir</strong>’de, hatta İ<strong>stanbul</strong>’da… Kuruyoruz, geliştiriyoruz ama devamını yaşatamıyoruz.</p>
<p><strong>ORTALIK FİRMA ÇÖPLÜKLERİYLE DOLU</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu paneller serisinde <strong>katılımcıların verdikleri örnekler</strong>; benzer sancıları çeken şirketlerimiz için <strong>kurumsallaşma yolunda ilham verici</strong> oluyordu. Kuruluş sürecindeki <strong>iştahın</strong> gelişim sürecinde nasıl yavaşladığını, sonra kurumsallaşmayı beceremeyip neticede <strong>dağılmayı</strong> anlatıyorlardı.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Kurucuların değerleri</strong>, bir sonraki kuşağa <strong>aktarılmadıkça</strong> şirketin ömrü fazla olamıyor. Üstelik tek tehdit, kurucuların aktarılamayan değerlerinden değil, <strong>zamanın değişim dinamiğini</strong> yakalayamamaktan da kaynaklanıyor. Özetle Anadolu; “<strong>firma çöplükleriyle</strong>” dolmuş durumda.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kurumsallaşmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kurumsallaşma benimsenmiş mi?</em></strong></p>
<p>Evet, kimse kurumsallaşmanın <strong>gereksizliğinden</strong> söz etmiyor. Ancak sorun şu ki <strong>doğru sırada</strong> ve <strong>doğru</strong> <strong>dozajda kurumsallaşma</strong> konusunda bilgi açığı fazla. <strong>TKYD</strong> zaten bu açığı kapamak için gayret ediyor.</p>
<p><strong><em>Temel sorun nedir peki?</em></strong></p>
<p>Aslında her kurum, <strong>kurucuların değerleri üzerinden</strong> ve <strong>zamanın ruhuna uygun güncelleme </strong>sayesinde <strong>kendi kurumsallaşma öyküsünü</strong> oluşturmalı… Başkasını örnek almak yetmiyor, kendin oluşturmalısın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“PAVYONA GİTSE DAHA İYİYDİ”</strong></p>
<p>Gözü yaşlı patron, dert yanıyor; <em>“benim oğluma <strong>iyi bir eğitim</strong> aldırttım, <strong>şirketin geleceğini ona bağladım</strong>. Ama oğlum koca aile <strong>şirketimizin başına geçmek</strong> yerine; <strong>ABD’ye </strong>küçük bir şirket kurmaya gidiyor. <strong>Pavyona gitseydi daha iyiydi</strong>. Aile şirketimizin yarını için dönülmez yere gitmeyi tercih etti</em>…”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KURUMSALLAŞAMAMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kurumsallaşma</strong>: Kişilere bağımlı olmaktan çıkıp, kurallara, standartlara bağlanan, şeffaf süreçler</p>
<p><strong>Durumsallaşma</strong>: Kurumun içinde bulunduğu somut duruma ve zamana göre kurallarını değiştirmesi</p>
<p><strong>Aile şirketi</strong>: Yönetim ve kontrolün büyük ölçüde tek bir aile veya sülale tarafından sağlandığı şirket</p>
<p><strong>Yeni kuşak</strong>: Kurucuların kendinden sonrası için tepe yöneticisi yetiştirmesiyle oluşan genç nesil</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aile-sirketini-birakip-yurtdisina-gitmek-81663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile şirketini bırakıp yurtdışına gitmek... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahkeme-tuikin-actigi-davayi-reddetti-81662</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun bana karşı açtığı manevi tazminat davasını reddetti.</p>
<p>TÜİK, enflasyon hesaplamasında kullanılan bu yıla ilişkin madde ağırlıkları konusunda 3 Şubat’ta X hesabımdan yaptığım paylaşımları gerekçe göstererek 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. İşte bu dava reddedildi. Dün yapılan duruşmaya Avukatım Ali Erdem Gündoğan ile birlikte katıldık. Mahkeme davayı karara bağladı ve manevi tazminat talebinin reddine karar verdi. Önce bu dava niye açılmıştı, oradan başlayıp neler olup bittiğini özetleyeyim.</p>
<p>TÜİK web sayfasında köklü bir değişikliğe gitti ancak bu değişiklikle ilgili olarak kamuoyu daha önceden bilgilendirilmedi. 3 Şubat’taki ocak ayı enflasyonuyla birlikte açıklanan 2026’nın yeni TÜFE ağırlıklarına ulaşmakta bu yüzden bir süreliğine yaygın bir sorun yaşandı. Karşımızda yepyeni bir sayfa yapısı ve hangi veri nerede, bilinmiyor. Veriler başka bir yere mi taşındı, yoksa artık açıklanmayacak mı, belli değil.</p>
<p>TÜİK, enflasyonla ilgili olarak sürekli veri karartma eğilimi içinde olduğu için de ağırlıklara bir süreliğine ulaşılamaması, yeni bir veri karartma olarak yorumlandı. Ben de öyle yorumladım.</p>
<p>Nasıl yorumlamayayım ki; TÜİK 2022 nisanından itibaren önce madde fiyatlarını gizledi, daha sonra madde ağırlıklarını da gizlemeye başladı. Bunu bildiğim için 3 Şubat’ta ilk bakışta ana sektör ağırlıkları dışındaki hiçbir detayı göremeyince aklıma ilk gelen 3’lü, 4’lü ve 5’li alt sınıf endekslerinin de gizlendiği oldu.</p>
<p>Bu verileri belki ben göremiyorumdur düşüncesiyle TÜİK’i aradım. Yanıt alamadım. Bir süre bekledim ancak dönüş olmayınca sosyal medyada TÜİK’in ana sektörler dışındaki ağırlıkları da gizlediğine ilişkin iki paylaşım yaptım. Bir süre sonra Birgün gazetesinden meslektaşım Havva Gümüşkaya aradı ve benim göremediğim detayların değişen web sayfasında başka yerde bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine hemen o iki paylaşımımı sildim ve <strong>“Düzeltme ve özür”</strong> başlıklı yeni bir paylaşım yaparak gerçek durumu aktardım. Ancak özrü, tabii ki TÜİK’ten değil, X hesabımdaki takipçilerimden dilemiştim.</p>
<p>Sonuçta o iki paylaşımım sistemde herhalde 40-45 dakika, hadi bilemediniz en fazla bir saat kaldı.</p>
<p>TÜİK benim paylaşımlarımı görmüş ama ellesinde her türlü iletişim bilgim olmasına rağmen açıp bana gerçek durumu söylemek yerine bu paylaşımlarımın kopyasını almayı tercih etmiş. Gerçeğin ne olduğu söylense biliyorlar ki ben gereken düzeltmeyi yapacağım. Peki TÜİK niye bunu tercih etmemiş de o süreyi mesajlarımın kopyasını almakla geçirmiş?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Amaç üzüm yemek değilse…</span></h2>
<p>TÜİK bana karşı açtığı davada çok özet olarak kurumun kişilik haklarına ağır bir saldırı gerçekleştirdiğimi öne sürdü. Bunu nasıl yapmışım; 3 Şubat'taki o iki paylaşımımla.</p>
<p>TÜİK, daha sonra o paylaşımlarımı sildiğimi ve düzeltme yaptığımı da biliyor, çünkü dava dilekçesinde söz konusu paylaşımlar için “Silinmekle birlikte” diye bir ifade var.</p>
<p>Demek ki TÜİK o mesajların daha kısa zamanda silinmesini sağlayabilecekken bunu yapmadı. Oysa ben bir telefon mesafesindeyim.</p>
<p>TÜİK bunu niye yapmadı acaba?</p>
<p>Ne yani TÜİK<strong> “kişilik haklarına yapıldığını ileri sürdüğü ağır saldırı”</strong>nın daha da pekişmesini mi bekledi? <strong>“Alaattin Aktaş bunca yıldır bizi eleştiren bir dizi sosyal medya paylaşımı yaptı, köşesinde onlarca yazı yazdı, hiçbirinde bir hata bulamadık, işte şimdi sosyal medyadaki paylaşımında hata var, biz sessiz kalıp kendisini uyarmayalım ve bu mesajlar sistemde dursun, biz de kopyasını alıp ‘Kurumumuzun kişilik hakkına ağır saldırı’ gerekçesiyle kendisini mahkemeye verip en azından manevi tazminat talep edelim!”</strong></p>
<p>Bu mu yani, TÜİK bunu mu düşündü?</p>
<p>Eğer yazdıklarım TÜİK’in kişilik haklarına ağır saldırıysa (öyle olmadığı kesinlikle ortada da), kurum bundan zarar görüyor ve itibar kaybına uğruyorsa, ben ya da bir başka meslektaşım yanlış yapmışsak TÜİK’e düşen bu yanlışın hemen düzeltilmesine katkıda bulunmak değil mi?</p>
<p>Ama yok! Sessizce bekle, belgeleri topla ve doğru mahkemeye!</p>
<p>Amaç TÜİK’i korumak mı, medyaya gözdağı vermek mi?</p>
<p>Amaç yanlışın daha fazla yayılmasını önlemek olsa herhalde yapılması gereken telefona sarılıp gereken düzeltmeyi bir an önce yaptırmaya çalışmak olur. Düzeltme uyarısına rağmen yanlışta ısrar ediliyorsa atılacak bir dizi adım var elbette. Ama aradaki tüm adımları atlayıp doğrudan mahkemeye gitmek!</p>
<p>Kaldı ki bu sefer düzeltme çabası bir yana el ovuştururcasına “<strong>İşte bir açık bulduk, bunun üstüne gidelim”</strong> demek!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hangi mesaj daha etkili?</span></h2>
<p>Hani ilk attığım mesajları daha sonra sildim ve düzeltme mesajı paylaştım ya, TÜİK sonraki mesajın fazla etkili olamayacağını belirterek<strong> “Sosyal medya gibi anlık, hızlı ve geniş kitlelere ulaşan mecralarda, ilk paylaşımın etkisi çoğu kez sonradan yapılan düzeltmeden çok daha yoğun ve kalıcı olur”</strong> görüşünü dile getiriyor.</p>
<p>TÜİK dava dilekçesine daha sonra sildiğim iki sosyal medya mesajının kopyasını eklemiş. Bunlardan biri yalnızca 2.202 kez görüntülenmiş. Diğerinin sayısı görünmüyor. Bu mesajları sildiğim için artık görüntülenme sayısını ben de bilmiyorum. Peki benim bu mesajları silip düzeltme olarak yazdığım mesaj kaç kez görüntülenmiş, yaklaşık 120 bin (119.639) kez.</p>
<p>Demek ki neymiş, ilk paylaşımlar daha etkili olur tezi genellenemezmiş…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Küçük düşürmek bunun neresinde?”</span></h2>
<p>TÜİK beni kurumu küçük düşürücü ifadeler kullanmakla eleştirdiği için Mahkeme Başkanının sergilediği yaklaşım mealen <strong>“Küçük düşürmek bunun neresinde”</strong> dercesine oldu ve ret kararı çıktı.</p>
<p>Avukatım Ali Erdem Gündoğan TÜİK’le haşır neşir olan bir hukukçu. Av. Gündoğan, emekliler için yıllardır çaba sarf eden Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’in de avukatlığını yürütüyor.</p>
<p>Duruşmadan sonra sohbet ettiğim Av. Ali Erdem Gündoğan, TÜİK’in daha önce de kendisini eleştiren siyasilere ve gazetecilere, bu arada Seyfettin Çilesiz’e dava açtığını ve bu davaların çoğunun TÜİK aleyhine sonuçlandığını söyledi.</p>
<p>Av. Gündoğan’ın dikkat çektiği bir yön var:</p>
<p><strong>“TÜİK aslında böyle çok sayıda dava açarak kurumu zarara uğratıyor. Dava sürecindeki harç ve masraflara ek olarak, sonuçlanan davalarda ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderleri de kamu zararına yol açıyor.”</strong></p>
<p>Bu da konunun çok farklı bir boyutu ama TÜİK dava açmaktan geri durmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mahkeme-tuikin-actigi-davayi-reddetti-81662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/tuik-hatasindan-gecikmeli-ve-gostermelik-de-olsa-dondu-1741159506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81660</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ABD-İran hattını takip ederken yatırımcı nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Hakan Güldağ - Berfin Çipa | Ekonomi Masası | 23 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/IyttS-NIvUk" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sumerbank-ve-etibank-uygarligin-temeli-burada-atildi-mesaji-gibi-gorunuyor-81661</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sümerbank ve Etibank ‘uygarlığın temeli burada atıldı’ mesajı gibi görünüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ELA, “Boksör” </strong>lakaplı gazeteci arkadaşına evindeki belge ve kitaplardan bazı arkeolojik gerçekleri anlatmaya koyuldu:</p>
<ul>
<li><strong>Yunanlılar, yüzyıllar boyunca Avrupa’ya kendilerini </strong>“Batı Uygarlığı”<strong>nın başlangıcı ve beşiği gibi tanıttı. Kendilerinden önceki uygarlıklardan öğrendiklerini ve devraldıklarını tamamen kendi buluşları gibi pazarladı.</strong></li>
<li><strong>Batılı dostları da bu yalanı sadece kabullenmekle kalmadı, katlayarak halklarına yaydı.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0b6e7b938-1782188910.jpg" alt="" width="463" height="547" /></strong>Ünlü İtalyan fizikçi <strong>Carl Rovelli</strong>’nin son kitabından bir bölümü aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>“Şimdiki Türkiye’nin kıyısında olan Yunan kenti Miletos’ta 2 bin 600 yıl önce yaşamış olan Anaksimandros, fizik, coğrafya, meteoroloji ve biyolojinin temellerini attı.”</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Bu ne demek?</strong></p>
<p>Hemen yanıta girdi:</p>
<ul>
<li>“Daha önce bu alanlarda hiç kimse düşünmemiş, yazmamış, çizmemiş, özetle; bilimsel düşünceyi ve yaklaşımı, Anaksimandros, hocası Tales ve aynı dönemlerde Batı Anadolu’da yaşamış bir avuç Grek filozofa borçluyuz” <strong>demek.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ela, </strong>bir başka kitabı açtı, altını çizdiği bölümü okudu:</p>
<ul>
<li><strong>20. yüzyılın en ünlü İngiliz filozofu, tarihçisi ve matematikçilerinden Bertrand Russel, kategorik olarak ne iddia ediyor: </strong>“Teolojiyle bilim arasında olan felsefe… MÖ 6. yüzyılda Yunanistan’da başlamıştır.”</li>
</ul>
<p><strong>Boksör </strong>sordu:</p>
<p>-          <strong>Bu tamamıyla yanlış mı?</strong></p>
<p><strong>Ela, </strong>anlatmayı sürdürdü:</p>
<ul>
<li><strong>Batı Antik Yunan kentlerinde bir canlanmadan, gelişmeden, sıçramadan bahsedebiliriz ama bir başlangıçtan, beşikten asla. Çünkü bunun gerçeklerle alakası yok.</strong></li>
<li><strong>Rovelli ve Russel’ın söz ettiği dönem, MÖ 6. ve 5. yüzyıllar. Bu dönemde güya Yunanlılar felsefenin, bilimin, matematiğin, astronominin, özetle bilimsel düşüncenin temellerini atmışlar.</strong></li>
<li><strong>Halbuki onlardan önce, kısmen de onlarla örtüşen zaman diliminde, aynı bölgede yaşamış olan Luviler, aynı Anadolu coğrafyasında güçlü bir imparatorluk kurmuş olan Hititlerle birlikte köprü görevi yapmışlardır.</strong></li>
</ul>
<p>Soruyla arkadaşının dikkatini çekmeye çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Kimler arasında?</strong></p>
<p>Anlatmaya devam etti:</p>
<ul>
<li><strong>Mısır’da kurulmuş imparatorluklar, Mezopotamya’daki Sümer ve Akad İmparatorlukları ile bunlardan yüzlerce, hatta binlerce yıl sonra Anadolu’ya göç etmiş Yunan kavimleri arasında.</strong></li>
<li><strong>Mısır ve Mezopotamya ile Luviler arasında gidip gelen kervanlar, kumaş, maden, cam, alet, değerli taşlar, pişmiş kil tabletlere işlenmiş ticari belgelerin yanı sıra bilim ve ilim de taşımışlar.</strong></li>
</ul>
<p>Araya yeniden soru sıkıştırdı:</p>
<p>-          <strong>Ne gibi?</strong></p>
<p>Yanıtladı:</p>
<ul>
<li><strong>Mısır, Sümer ve Akad İmparatorluklarında yeşermiş astronomi, matematik, tıp, hukuk gibi…</strong></li>
</ul>
<p>Sonra bunları kanıtlarıyla anlatma konusunda yaşanan sıkıntı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Depolardaki yüzlerce Luvi tabletinden bazılarında bilimsel formüller ve izahlar olduğunu tahmin ettiğimiz şekil ve rakamlar var. Ancak, Luvi alfabesi hakkında bilgi eksikliğimiz var.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yazılarını tamamen çözdüğümüzde eldeki bütün taş ve tabletleri okuyup 6. yüzyıldan önce Batı Anadolu’da bugün Yunanlılara atfedilen birçok buluş ve yaklaşımın, onlar Batı Anadolu’ya gelmeden önce Luvilere ulaşmış olduğunu kanıtlayabiliriz.</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0bcfd2b45-1782189007.png" alt="" width="244" height="358" /></strong><strong>“Sandima Tableti”</strong>ni adres gösterdi:</p>
<p>-          “Sandima Tableti”, <strong>bir kilit taşı yahut anahtar niteliğinde. Çünkü, üzerinde çok daha iyi bildiğimiz iki dilde yazı var: Hititçe ve Karyaca.</strong></p>
<p>Luviler dönemine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Luvilerle ilk tanışmamız MÖ 2300. Vedalaşmamız ise MÖ 1200, yani Batı Anadolu’ya Yunan göçlerinin arifesinde. Sümerler ise MÖ 3000-1500 arasında. Yakın komşuları Hitit ve Luvilere bilgi ve buluşlarını aktarmaları hayatın akışına çok uygun.</strong></p>
<p><strong>Boksör </strong>araya girip sordu:</p>
<p>-          <strong>Mesela neleri?</strong></p>
<p><strong>Ela, </strong>sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Tarihteki en önemli icat olan yazıyla başlayalım. Çivi yazısı. Tekerlek. Dünyanın ilk kentleri ve kent planlaması. Matematikte kullanılan 60’lık sistem. 60 saniye, 60 dakika, 360 derece.</strong></li>
<li><strong>Astronomi ve trigonometrinin temeli, bu seksagesimal sistemdir. Ve 10’</strong><strong>l</strong><strong>u sistem. 12 ay, 29-30’ar günlük ay döngüsüne dayalı takvim ve temelini oluşturan astronomi.</strong></li>
</ul>
<p>Konuyu şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>20. yüzyılın en büyük Sümeroloğu Prof. Samuel Noah Kramer’in anıt eseri </strong>“Tarih Sümer’de Başlar”, <strong>olayı en veciz şekilde ifade eder.</strong></p>
<p><strong>Boksör </strong>de dinlediklerinden ne anladığını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Uygarlığın temelleri Mezopotamya’da atıldı. Anadolu’da Hitit ve sonra Luviler tarafından Yunanlılara aktarıldı.</strong></p>
<p>Ardından sözü <strong>Atatürk</strong>’e taşıdı:</p>
<ul>
<li><strong>Atatürk, sanki bu sorunu 100 yıl önce öngörmüş. 1930’larda kurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu da bu ilgisinden kaynaklanıyor.</strong></li>
<li><strong>Atatürk, sembolik başka adımlar da atıyor. Cumhuriyetin ilk ve önemli kuruluşları Etibank ve Sümerbank’tır. Bu isimlerle Anadolu’daki tarihimize ve varlığımıza sahip çıkıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Bu öyküyü <strong>Cem Kozlu</strong>’nun ilk romanı <strong>“Sandima Tableti”</strong>nde okudum. <strong>Kozlu, </strong>ilk romanında ülkemizin, dünyaca ünlü önde gelen arkeoloğu Prof. <strong>Fahri Işık</strong>’ın yıllardır ısrarla anlattığı, kitabına da başlık yaptığı <strong>“Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” </strong>teziyle örtüşen bir <strong>“arkeolojik damar” </strong>yakalamış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Luvilerin varlığını Gökşin Ilıcalı sayesinde öğrendi</span></h2>
<p><strong>1980</strong>’li yılların başında özel sektörde yöneticiyken tanıdığım, ANAP iktidarı döneminde THY Genel Müdürlüğü görevinde bulunan, bir dönem milletvekili olan, Coca-Cola’nın Viyana merkezli Orta Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu Başkanlığını yapan, çoğu ekonomiyle ilgili 12 kitap yazan <strong>Cem Kozlu, </strong>bir süre önce gazeteye uğradı:</p>
<p>-          <strong>İlk romanım </strong>“Sandima Tableti” <strong>yakında Remzi Kitabevi’nden çıkıyor.</strong></p>
<p><strong>“Sandima Tableti”</strong> romanına vesile olan öyküyü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Argos in Cappadocia Otelinin kurucusu, Argos Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Gökşin Ilıcalı, otelin çoğunluk hisselerini Doğuş Grubu’na devrettikten sonra Bodrum’da bir köyde gayrimenkul projesine girdi. Oradaki kalıntılardan Luvilerin izine uzandı.</strong></p>
<p>Luvilerin varlığını <strong>Gökşin Ilıcalı </strong>sayesinde öğrendiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bunun üzerine arkeoloji kitaplarına daldım. Luvilerle ilgili epey okuma yaptım. Okudukça konu ilgimi çekti. </strong>“Sandima Tableti” <strong>kitabını yazmaya başladım.</strong></p>
<p><strong>Cem Kozlu, </strong>kitabının hemen başındaki <strong>“teşekkür” </strong>yazısında şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Luvilerin varlığını ve önemini, yakın tarihte değerli dostum Dr. Gökşin Ilıcalı’dan öğrenmeseydim bu kitap hayat bulmayacaktı.</strong></p>
<p>Arkeologların görevinin önemine değindi:</p>
<p>-          <strong>Vatan topraklarımızın ve kültürümüzün geçmişini zor şartlarda ve zor coğrafyalarda çalışarak aydınlatan tüm arkeolog ve akademisyenlere milletçe çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İlk Türk arkeoloğumuz ve müzecimiz Osman Hamdi Bey ile arkeoloji ve tarihin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin inşasındaki önemini takdir edip bu alanda çok kalıcı temeller atan Atatürk’ün anıları önünde saygıyla eğiliyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kozlu, sen beni yazmışsın, nasıl bir öngörü</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a0b8955a58-1782188937.jpg" alt="" width="700" height="454" /></span><strong>ERZURUM </strong>Atatürk Üniversitesi’nin Arkeoloji Bölümü’nün kurucusu olan, 1988 yılında Patara’da antik kazılara başlayan Prof. <strong>Fahri Işık, </strong>kazı çalışmaları sırasında <strong>“Patara Deniz Feneri”</strong>ni tespit etti. Akdeniz Üniversitesi’nde de Arkeoloji Bölümü ile Likya Uygarlıkları Araştırma Merkezi’ni kurdu.</p>
<p>Anadolu’nun özellikle batısının gelişiminin eski Yunan temellerine dayandığı konusundaki ön yargıları kırmak amacıyla bu alanda Almanca yazdığı yazıları Türkçeleştirip, 2012 yılında <strong>“Uygarlık Anadolu’da Doğdu” </strong>adlı kitapta topladı.</p>
<p>Prof. <strong>Fahri Işık, </strong>Malatya Eğitim Vakfı’nın (MEV) kuruluşunun 40’ncı yılı gecesinde <strong>“Uygarlık Anadolu’da Doğdu” </strong>sunumu yaptı. Kardeşi rahmetli <strong>Kenan Işık </strong>vesilesiyle tanışma şansı yakaladığım Prof. <strong>Fahri Işık</strong>’ın çalışmalarını, ortaya koyduğu güçlü tezi <strong>Cem Kozlu</strong>’ya anlattım.</p>
<p><strong>“Sandima Tableti” </strong>kitabını okuyan Prof. <strong>Fahri Işık, Cem Kozlu</strong>’yu aradı:</p>
<p>-          <strong>Kozlu, sen beni yazmışsın. Nasıl bir öngörü…</strong></p>
<p>Prof. <strong>Işık, Kozlu</strong>’yu kazı başkanlığını eşi <strong>Havva Işık</strong>’a devrettiği Patara’ya davet etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sumerbank-ve-etibank-uygarligin-temeli-burada-atildi-mesaji-gibi-gorunuyor-81661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/3/1280x720/cem-kozlu-1780952591.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sümerbank ve Etibank ‘uygarlığın temeli burada atıldı’ mesajı gibi görünüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeks-hesaplamasi-degil-islemler-tek-tek-incelenmeli-81659</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Endeks hesaplaması değil işlemler tek tek incelenmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye'de 6.4 milyonu aşkın yatırımcısıyla Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine 23.17 trilyon liralık piyasa değerine sahip. Bu büyüklükteki Borsa İstanbul’da geçen hafta rutin endeks değişiklikleri oldukça ses getirdi. Endeks hesaplamaları küresel borsalarla aynı olsa da BİST100 endeksinden Türkiye’nin en bilinen şirketlerinin hisselerinin çıkıp yerine yeni hisselerin alınması eleştirildi. Endeks değişikliğinin hemen öncesinde MSCI’nın Borsa İstanbul’a yönelik uyarılarının ardından gelmesi de eleştirilerin dozunu artırdı.</p>
<p>Borsa İstanbul her üç ayda bir yaptığı gibi dönemsel endeks değişikliklerini geçen haftanın son günü açıkladı. BIST Piyasa Değeri Ağırlıklı Pay Endeksleri Kural Seti'ne uygun olarak tamamlanan hesaplamalarla BİST30 endeksinde bir değişiklik yapılmazken yedek paylar olarak Pasifik Eurasia, Halkbank ve Ülker Bisküvi belirlendi. BİST50 hissesinden Arçelik, Doğuş Otomotiv, Mavi Giyim ve TSKB çıkarıldı yerine Eczacıbaşı İlaç, Efor Yatırım, Gülermak ve Katılım Evim girdi. Yedek paylar ise BİST50 için Şekerbank, Doğuş Otomotiv ve Mavi Giyim belirlendi</p>
<h2>BİST100’den üç şirket çıktı </h2>
<p>BİST100 endeksinden Anadolu Grubu Holding, TAB Gıda ve Tureks Turizm çıkarıldı, Esenboğa Elektrik, Işıklar Enerji, Odine Teknoloji alındı. Yedek paylar Smart Güneş, Yeo Teknoloji ve Kızılbük GYO oldu. BİST500 endeksinden Acıpayam Selüloz, CEO Event, Despec Bilgisayar, Doktaş Dökümcülük, İhlas Yayın Holding, Pamel Elektrik ve Zedur Enerji çıkarıldı. Ağaoğlu GMYO, Ekinciler Demir Çelik, Empa Elektronik, Gentaş Kimya, Luxera GYO, Metropal, Savur GMYO alındı. Yedek paylar Ceo Event, Doktaş Döküm ve Zedur Enerji oldu.</p>
<p>BİST banka dışı likit 10 endeksinden BİM Mağazaları çıkarıldı, Astor Enerji alındı, BİST sürdürülebilirlik endeksinden Gürsel Turizm ve Smart Güneş Enerjisi çıkarıldı Eczacıbaşı İlaç girdi. BİST sürdürülebilirlik 25 endeksinden Arçelik, Doğuş Otomotiv çıkarıldı SASA Polyester ve Türk Telekom alındı.</p>
<h2>Fiili dolaşımdaki şeffaflık endişesi </h2>
<p>Endeks değişikliğinin yapıldığı gün uluslararası endeks sağlayıcı MSCI, Türkiye'nin piyasaya erişilebilirlik değerlendirmesinde bilgi akışı kriteri notunu negatif seviyesine düşürdüğünü açıkladı. MSCI açıklamasında serbest dolaşımdaki pay şeffaflığı ve uygun fiyat oluşumu konusundaki endişeler devam etti. Açıklamada, ortaklık yapılarındaki sınırlı şeffaflık ve koordineli işlem davranışları nedeniyle yatırıma uygunluk konusundaki endişelerin sürdüğü belirtildi. Endeks sağlayıcı, Türkiye'deki küçük ölçekli halka açık şirketlerde görülen bu durumun fiyat oluşumunu olumsuz etkileyebileceğini ve oynaklığı artırabileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">HESAPLAMA KRİTERİ ULUSLARARASI</span></h2>
<p>MSCI uyarısı ardından gelen endeks değişiklikleri piyasa oyuncuları tarafından eleştiriliyor. EKONOMİ’ye konuşan bir fon yöneticisi endeks hesaplama kriterlerinin zaten uluslararası kriterlerle aynı olduğunu ve burada bir değişikliğin çok önemli olmadığını vurguladı. MSCI’nın da fiili dolaşıma yönelik endişelerini gerekçe göstererek not kırdığını hatırlatan fon yöneticisi bunun nedeninin de MSCI’nın da Borsa İstanbul’un da hesaplamalarda fiili dolaşıma açık paylar üzerinden işlem yaptığını kaydetti. Yönetici MSCI’nın fiili dolaşımların doğru olmadığını düşündüğünü belirterek Sermaye Piyasası Kurulu’nun da fiili dolaşıma yönelik düzenlemesinin de bu nedenle devreye alındığını vurguladı. Ancak fon yöneticisinin verdiği bilgiye göre BİST30 endeksinde olan ve en çok konuşulan bir hissenin bu düzenlemeden etkilenmediğine dikkat çekerek aynı hissenin vadeli kontratı olmayan tek BİST30 hissesi olduğuna da işaret etti. Fon yöneticisinin verdiği bilgiye göre vadeli kontratı olmaması bu hissenin riskli bulunduğunu gösteriyor ancak bu riske rağmen neden BİST30’a girebildiği de tartışılmalı. Fon yöneticisi endeks hesaplamalarının değil işlemlerin incelenmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi: “Tüm uygulamalar fonlarla endeksle ilgili olsun işlemlere dayanıyor. İşlemler incelenmediği sürece şirketlerin o fiyatlara, yüksek işlem hacimlerine nasıl ulaştıklarına bakılmadıkça hangi fonların hisseleri taşıdığına ve hangi fonların birbiri ile işlem yaptığına bakılmadıkça ne uygulama yapılırsa yapılsın düzeltici veya devrim niteliğinde olmaz. Endeks dinamikleri bozuldu ve yeni bir kontrole ihtiyaç olduğu ortada.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/endeks-hesaplamasi-degil-islemler-tek-tek-incelenmeli-81659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul rutin olarak üç ayda bir dönemsel olarak endekslere girip çıkacak şirketleri belirliyor ancak bu dönemki değişiklikler oldukça ses getirdi. MSCI’nın fiili dolaşımla ilgili endişelerini belirtip Türkiye’nin bilgi akışı notunu düşürdükten sonra gelen değişiklikler piyasa uzmanlarına göre farklı bir kontrole ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-acik-hesap-ithalatci-pesin-calisti-81658</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı açık hesap, ithalatçı peşin çalıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>EKONOMİ’nin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yaptığı derlemeye göre, Türkiye’nin dış ticaretinde son 5 yılda ödeme alışkanlıkları ve para birimi tercihleri önemli sinyaller verdi. İhracatın yaklaşık üçte ikisi mal mukabili yöntemle gerçekleştirilirken, Türk ihracatçısının alıcısına finansman sağlamaya devam ettiği görüldü. Aynı dönemde ihracatta Euro kullanımının hacmi 103,7 milyar dolardan 134,5 milyar dolara yükselirken, dolarla ihracat 122 milyar dolar seviyesine ulaştı. Kamu otoritelerinin sıkça vurguladığı Türk Lirası ile ticaret de büyümesini sürdürdü ancak dış ticaretin ana omurgasını hala rezerv para birimleri oluşturdu.</p>
<p>Veriler, ihracatçının risk üstlenmeye devam ettiğini, ithalatçının ise peşin ödeme eğilimini artırdığını ortaya koyarken, para birimi tarafında ihracatta Euro, ithalatta ise dolar liderliğini korudu. Son 5 yılda dikkat çeken gelişmelerden biri de Çin Yuanı ve Rus Rublesi gibi alternatif para birimlerinin ticarette daha görünür hale gelmesi oldu.</p>
<h2>Akreditifli ihracatın payı sınırlı </h2>
<p>İhracatta ikinci büyük ödeme yöntemi peşin ödeme oldu. 2021’de yüzde 15,4 olan pay, 2025’te yüzde 17,1’e yükseldi. Peşin ödeme ile yapılan ihracat hacmi 46,8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Özellikle son yıllarda küresel ticarette artan riskler, tedarik zinciri sorunları ve finansman maliyetlerindeki yükseliş bazı sektörlerde peşin ödeme eğilimini destekledi.</p>
<p>Vesaik mukabili ödeme yöntemi de ihracatın temel araçlarından biri olmaya devam etti. 2021’de yaklaşık yüzde 9,8 olan pay, 2025’te yüzde 10,3 seviyesine çıktı. Buna karşılık geleneksel dış ticaret finansman araçları arasında yer alan akreditifli işlemler ihracatta görece sınırlı bir ağırlık taşıdı. Akreditifli ihracatın toplam içindeki payı yüzde 3 seviyelerinde kaldı.</p>
<h2>İthalatta mal mukabili öne çıktı </h2>
<p>İthalat tarafında da benzer bir görünüm oluştu. 2025 yılında ithalatın yüzde 62,6’sı mal mukabili ödeme ile gerçekleştirildi. Bu oran 2021’de yüzde 61,8 düzeyindeydi. Böylece Türkiye’nin ithalatında da en baskın ödeme yöntemi mal mukabili sistem olmaya devam etti. Ancak ithalat tarafında dikkat çeken unsur, peşin ödemenin yüksek ağırlığı oldu. 2025 yılında peşin ödeme ile yapılan ithalat 86,6 milyar dolara ulaşırken toplam ithalat içindeki payı yüzde 23,7 seviyesine çıktı. İhracatın aksine ithalatta akreditif ve vadeli akreditif uygulamalarının daha yaygın olduğu görülüyor. 2025 yılında vadeli akreditif ile yapılan ithalat yaklaşık 16 milyar dolar, klasik akreditif ile yapılan ithalat ise 5,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu tablo, Türkiye’nin özellikle yüksek tutarlı sanayi girdileri ve yatırım mallarında güvence mekanizmalarını daha yoğun kullandığını gösteriyor.</p>
<h2>Döviz tercihlerinde iki kutuplu yapı </h2>
<p>Ödeme yöntemlerinin yanında dış ticaretin hangi para birimleriyle yapıldığı da dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. </p>
<p>2025 itibarıyla ihracatta en çok kullanılan para birimi Euro oldu. Euro ile yapılan ihracatın büyüklüğü 134,5 milyar dolara ulaştı. ABD doları cinsinden yapılan ihracat ise 122,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İthalatta ise tablo tersine döndü. Türkiye’nin enerji, emtia ve sanayi girdisi ithalatında doların baskın rolü nedeniyle ABD doları açık ara ilk sırada yer alıyor. 2025 yılında dolar cinsinden ithalat 216,8 milyar dolar olurken, Euro cinsinden ithalat 111 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Başka bir ifadeyle Türkiye ihracatını ağırlıklı olarak Euro ile yaparken, ithalat faturasında doların ağırlığı belirgin şekilde daha yüksek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a081964ed0-1782188057.png" alt="" width="328" height="381" /></p>
<h2>TL ile ithalat 5 yılda %882 büyüdü </h2>
<p>İngiliz sterlini, ihracatta üçüncü büyük para birimi olmayı sürdürdü. 2025 yılında sterlin cinsinden ihracat 5,2 milyar doları aştı. Rus rublesiyle yapılan ticaret ise son yıllarda artış göstermesine rağmen toplam dış ticaret içindeki pay açısından halen sınırlı bir düzeyde bulunuyor. Son yıllarda kamu otoriteleri tarafından sıklıkla gündeme getirilen Türk Lirası ile dış ticaret konusu verilerde de karşılığını buluyor. 2021 yılında TL ile yapılan ihracat 66,8 milyar lira seviyesindeyken, 2025 yılında 342 milyar liraya yükseldi. Böylece dört yılda yaklaşık 5 katlık bir artış gerçekleşti.</p>
<p>İthalatta ise artış daha da hızlı oldu. TL ile yapılan ithalat 2021’de 116 milyar lira iken 2025 yılında 1,14 trilyon liraya ulaştı. Bu da yüzde 882’lik bir büyümeye işaret ediyor. Bununla birlikte TL’nin dış ticaretteki toplam ağırlığı hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. 2025 verileri, dış ticaret işlemlerinin büyük bölümünün hâlâ Euro ve dolar üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dolayısıyla son yıllarda TL kullanımında belirgin bir genişleme yaşansa da, Türkiye’nin dış ticaret yapısında rezerv para birimlerinin belirleyici konumu devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finansmanı ihracatçı sağlıyor</span></h2>
<p>Türkiye'nin dış ticaretinde son beş yılda değişmeyen en önemli gerçeklerden biri, ihracatın finansman yükünün büyük ölçüde ihracatçının üzerinde kalması oldu. TÜİK verilerine göre mal mukabili ödeme yöntemi ihracattaki ağırlığını artırarak yüzde 67 seviyesine ulaştı. Böylece Türkiye'nin yaptığı her 3 dolarlık ihracatın yaklaşık 2 doları, mal teslim edildikten sonra tahsil edilen ödemelerle gerçekleştirildi. Başka bir ifadeyle Türk ihracatçısı, ürününü gönderiyor, müşterisine vade tanıyor ve ödemeyi daha sonra alıyor. Küresel pazarlarda sipariş alabilmenin şartlarından biri haline gelen bu sistem, tahsilat riskini ve finansman maliyetini doğrudan ihracatçının üzerine bırakıyor. Son yıllarda yüksek kredi faizlerine rağmen mal mukabili işlemlerin payının artması, ihracatçıların pazarlarını korumak için finansman yükünü üstlenmeye devam ettiğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin Yuanı ile yapılan ihracat %511, ithalat %459 arttı</span></h2>
<p>Türkiye'nin dış ticaretinde dolar ve Euro’nun hakimiyeti sürerken, son 5 yılda bazı para birimlerinde dikkat çekici değişimler yaşandı. En hızlı yükselişlerden biri Çin Yuanı'nda görüldü. Yuan ile yapılan ihracat 2021 yılında 26,9 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılında 164,2 milyon dolara çıktı. Böylece 5 yılda yaklaşık yüzde 511 artış kaydedildi. İthalatta ise artış çok daha güçlü gerçekleşti. Çin Yuanı ile yapılan ithalat 405 milyon dolardan 2,26 milyar dolara yükselerek yüzde 459 büyüdü. Son 5 yıllık verilere göre, Türkiye-Çin ticaretinde yerel para kullanımının giderek yaygınlaştı. Rusya ile ticarette de benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Rus Rublesi ile yapılan ihracat 210 milyon dolardan 574 milyon dolara yükselirken, artış oranı yüzde 173 oldu. Ruble ile yapılan ithalat ise 68 milyon dolardan 302 milyon dolara çıkarak yüzde 341 büyüdü. Buna karşılık bazı geleneksel para birimlerinin ağırlığında gerileme yaşandı. İngiliz Sterlini ile yapılan ihracat 2021 yılında 6,05 milyar dolar düzeyindeyken 2025 yılında 5,25 milyar dolara geriledi. Böylece sterlin bazlı ihracatta yaklaşık yüzde 13'lük düşüş gerçekleşti. Euro ise ihracattaki liderliğini güçlendirdi. Euro ile yapılan ihracat 103,7 milyar dolardan 134,5 milyar dolara çıkarak yüzde 30'a yakın büyüme gösterdi. ABD doları ile yapılan ihracat da aynı dönemde 106,7 milyar dolardan 122,1 milyar dolara yükselerek yüzde 14 artış kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-acik-hesap-ithalatci-pesin-calisti-81658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin dış ticaretinde son 5 yılda ihracatçılar, müşterisine daha fazla finansman sağlarken, ithalatçılar peşin para ödeyerek alım yaptı. Euro ve doların hâkimiyeti sürerken, Çin Yuanı ile ihracat yüzde 511, ithalat yüzde 459 büyüdü. Türk Lirası ile ticaret hızla artsa da dış ticaretin ağırlığı yine rezerv para birimlerinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-caginda-karar-almak-tecrube-ne-kadar-yol-gosterir-81685</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlik çağında karar almak: Tecrübe ne kadar yol gösterir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>Eski tecrübeler yeni dünyanın sorunlarını çözmez. Ancak keskin köşeleri yuvarlatır. Belirsizliği ortadan kaldırmaz. Ancak onunla daha bilinçli yaşamayı öğretir.</strong></em></p>
<p><strong>Bazen bir kitap yalnızca anlattıklarıyla değil, okunduğu zamanla da anlam kazanır.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Sayın Ömer Aras'ın bir toplantıda hediye ettiği DENEYİMLER kitabını okurken bunu düşündüm. Kitap beni aynı dönemdeki kendi deneyimlerime ve benim çok genç yaşta risk yönetimi ile karşılaşmama götürdü. Şimdi yaşadığımız belirsizlik çağında ise hayatta kalmak adına ilham verdi.</p>
<p>Sayın Ömer Aras’ın DENEYİMLER kitabında bu yazıyı hazırlamama neden olan bölüm "Etkili Karar Almanın On İlkesi" bölümü oldu. Bu bölümde yer alan bazı kavramlar, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal ortamla öylesine örtüşüyordu ki, satırlar arasında yalnızca teorik yaklaşımları değil, kendi meslek hayatımın önemli dönemeçlerini de yeniden hatırladım.</p>
<p><strong>Bir bidonun içinde yokuş aşağı yuvarlanmak</strong></p>
<p>1994 ekonomik krizi sırasında genç bir finans direktörü olarak görev yaptığım şirkette yaşananlar benim için bir bidonun içinde yokuş aşağı yuvarlanma hissi veriyordu. Kriz derinleştikçe krediler geri çağrılıyor, finansman kaynakları daralıyor, şirketler nakit yönetiminde ciddi zorluklarla karşılaşıyordu. Ama bidon sadece dış şartlara bağlı olarak duracaktı. Zamanın modern ve yenilikçi bankası İmpexbank krediyi geri çağırıyordu, şirket oldukça zor bir döneme girmişti. O günlerde mesele sadece rakamları yönetmek değildi; aynı zamanda paniği yönetmek, seçenek üretmek ve şirketin hareket alanını koruyabilmekti. Süreci mümkün olduğunca kontrollü biçimde yöneterek suya inen bidon ile havada kalmayı başardım. Bankanın yönetimini devralan Halk Bankası üzerinden yapılandırılan ödeme planlarıyla yükümlülükleri yönetilebilir hale getirdim.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, o dönemde öğrendiğim en önemli dersin finansal değil, yönetsel olduğunu düşünüyorum. Kriz zamanlarında en değerli şey nakit kadar soğukkanlılık idi.</p>
<p><strong>Kuyruk riski </strong></p>
<p>Kitapta "Etkili Karar Almanın On İlkesi" içinde riskleri tarif eden bölüm risklerinden "tail risk", yani kuyruk riski. Kuyruk riski, gerçekleşme olasılığı düşük görünen ancak gerçekleştiğinde çok büyük etkiler yaratan olayları ifade ediyor. Bu kavram için Ömer Sayın Ömer Aras Nassim Nicholas Taleb'in ortaya koyduğu "Siyah Kuğu" yaklaşımını hatırlatıyor.  Taleb'in anlattığı gibi bazı olaylar gerçekleşmeden önce neredeyse hiç kimsenin gündeminde değildir. Ancak gerçekleştiğinde yalnızca piyasaları değil, toplumları ve kurumları da dönüştürür.</p>
<p>11 Eylül saldırıları, küresel finans krizi, pandemi, savaşlar ve büyük ekonomik kırılmalar bunun örnekleri olarak görülebilir. Aslında son otuz yılda yaşadığımız birçok olay, bize düşük olasılıklı görünen risklerin etkisinin ne kadar büyük olabileceğini gösterdi. Fakat bütün bu deneyimlere rağmen bugün farklı bir noktada olduğumuzu düşünüyorum.</p>
<p>1994 krizi finansal sistem kaynaklıydı.</p>
<p>2000 yılında teknoloji balonu vardı.</p>
<p>2008'de küresel finans sistemi sarsıldı.</p>
<p>Pandemi döneminde sağlık krizi ekonomik ve sosyal krize dönüştü.</p>
<p>Bugün ise ekonomik, teknolojik, jeopolitik ve toplumsal dönüşümler aynı anda yaşanıyor.</p>
<p>Benim şahsi tarihimde ilk kuyruk riskim;</p>
<p><strong>Teknolojiye yatırımından 9 ay sonra 2000 krizi</strong></p>
<p>Girişimci olarak ilk yatırımımı yaptığımda şok sarsıntıyı  2000 yılı öncesinde yaşadım. Teknolojinin geleceği dönüştüreceğine inanarak yaptığımız yatırımların hemen ardından teknoloji balonunun patlaması, piyasalardaki aşırı iyimserliğin ne kadar hızlı şekilde tersine dönebileceğini gösterdi. Daha çok yeni başladığımız kurumsal internet servis sağlayıcı diğer birçok teknoloji girişimi ile birlikte patlamanın altında kaldı. Krizin anlamını içe doğru patlama ve güvensizliği yaşadım.</p>
<p>O günlerde yaşananlar bugün  sıkça konuşulan birçok kavramı daha iyi anlamamı sağlıyor. Çünkü risk yönetimi benim için hiçbir zaman yalnızca teorik bir kavram olmadı, yaşanarak anlaşılması başka birşey.</p>
<p>Ömer Aras'ın kitabı ile geçmiş riskler ve çözümlere geriye doğru bakıyorum.  Riski ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını, ancak onu daha disiplinli, daha bilinçli ve daha hazırlıklı şekilde yönetmenin mümkün olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve belki de etkili karar almanın özü burada yatıyor: Geleceği bilmekte değil, bilinmeyenle yaşamayı öğrenmekte.</p>
<p><strong>Ejderha kuyruğu değil mi bu?</strong></p>
<p>Nassim Taleb'in siyah kuğuları, gerçekleşene kadar varlığına inanmadığımız olayları anlatıyordu. Ancak günümüzde bazı riskler siyah kuğudan çok bir ejderha kuyruğunu andırıyor.</p>
<p>Kuyruğunu görüyoruz.</p>
<p>Hareket ettiğini görüyoruz.</p>
<p>Hatta yaklaştığını hissediyoruz.</p>
<p>Yapay zekâ, iklim değişikliği, siber güvenlik tehditleri, demografik dönüşüm veya küresel borçluluk gibi birçok risk artık görünmez değil. Sorun, onları görememek değil; etkilerinin büyüklüğünü tam olarak kavrayamamak.</p>
<p>Geçmişin kuyruk riskleri görünmeyen olaylardı. Günümüzün kuyruk riskleri ise çoğu zaman gözümüzün önünde büyüyor.</p>
<p><strong>"Eskiden krizleri öngöremiyorduk. Bugün ise bazı krizlerin geleceğini görüyoruz ama hızını, etkisini ve zamanlamasını doğru okuyamıyoruz."</strong></p>
<p><strong>Günümüzün olası kuyruk riskleri</strong></p>
<ul>
<li>Yapay zekâ kaynaklı iş modeli değişimleri</li>
<li>Siber güvenlik ve veri kaybı riskleri</li>
<li>Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılmaları</li>
<li>Enerji ve su kaynaklarına ilişkin belirsizlikler</li>
<li>Regülasyonların ani değişimi</li>
<li>Dijital platformların pazarları yeniden şekillendirmesi</li>
<li>İklim kaynaklı ekonomik etkiler</li>
<li>Tarihte yaşanmamış bir demografik değişim</li>
</ul>
<p>Peki geçmiş deneyimlerin bugünü birebir açıklayabilir mi?</p>
<p>Tecrübe geleceği tahmin etmez. Ancak karar alma reflekslerini geliştirir.</p>
<p>Geçmişte yaşadığımız krizler bugünkü sorunların çözüm reçetesini vermiyor. Fakat belirsizlik karşısında nasıl davranmamız gerektiğini, hangi hatalardan kaçınmamız gerektiğini ve hangi sinyallere dikkat etmemiz gerektiğini öğretiyor. Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.</p>
<p><strong>Eski tecrübeler yeni dünyanın sorunlarını çözmez. Ancak keskin köşeleri yuvarlatır. Belirsizliği ortadan kaldırmaz. Ancak onunla daha bilinçli yaşamayı öğretir.</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a1c8fcf191-1782193295.png" alt="" width="274" height="350" /></strong>Deneyimler: İnsan paylaştıkça çoğalır</p>
<p>Türk bankacılık sektörünün önde gelen isimlerinden Dr. Ömer Aras, <strong>Deneyimler: İnsan Paylaştıkça Çoğalır</strong> adlı kitabında akademisyenlikten bankacılığa uzanan kariyer yolculuğundan süzülen yönetim ve liderlik ilkelerini okuyucuyla paylaşıyor. Kitap; kriz yönetimi, karar alma süreçleri, kurum kültürü, insan yönetimi ve liderlik üzerine gerçek deneyimlerden oluşan önemli dersler içeriyor. Özellikle 1994 ve 2001 ekonomik krizleri gibi Türkiye'nin kritik dönemlerinden edinilen tecrübeler, günümüz yöneticileri için de değerli bir perspektif sunuyor.</p>
<p><em>Kaynak: Remzi Kitabevi kitap tanıtım bilgileri ve yazarın önsözü.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlik-caginda-karar-almak-tecrube-ne-kadar-yol-gosterir-81685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/ikilem-1782193511.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlik çağında karar almak: Tecrübe ne kadar yol gösterir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-temizlik-tutkusu-unileverde-urune-donusuyor-81684</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin temizlik tutkusu Unilever’de ürüne dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her yıl Ar-Ge’ye neredeyse milyar dolarlık bütçe ayıran Unilever, Liverpool’daki merkezi Sunlight’tan dünyadaki 2’nci büyük tesisi Konya’ya bilim köprüsü inşa ediyor. Türkiye’nin temizlik tutkusuyla şekillenen yeni ürünler, Avrupa pazarlarında da dikkat çekiyor. Unilever Türkiye Ülke Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, “büyümemizin ana motoru” diye tarif ettiği inovatif ürünlerde probiyotikleri de devreye aldıklarını anlatıyor. </strong></p>
<p>Küresel ev bakım kategorisinde inovasyon yarışı artık yalnızca ürün performansı üzerinden değil, bilimin, yapay zekânın ve tüketici içgörülerinin entegre edildiği yeni bir Ar-Ge ekosistemi üzerinden şekilleniyor. Unilever, bu dönüşümü Liverpool’daki Port Sunlight’tan Konya’ya uzanan bir bilim köprüsüyle inşa ediyor. Her gün temizlik yapan Türk insanın ilham olduğu ürünler Türkiye’deki Ar-Ge ekibi tarafından ürüne dönüştürülüyor ve ihraç ediliyor. Türkiye’de çamaşır yıkarken yüzde 90 kısa program kullanılması Express ürün kategorisine yeni ürünler armağan ederken, buradan geliştirilen iki kat etkili ÇifUltra beş Avrupa ülkesine ihraç edilmeye başlandı.</p>
<p>1888’e dayanan Port Sunlight Ar-Ge Üssü, yıllık 836 milyon Euro’luk devasa bütçesiyle Unilever’in büyümesinin motoru oldu. Mikrobiom, bioteknoloji ve yeni nesil malzemeler Ar-Ge in geliştirilmesi merkeze alınırken, faydalı bakterilerin toz ve kirle savaşacağı yeni bir dönemin penceresi açılıyor.</p>
<p>Türkiye’den bir grup gazeteciyle Unilever’in Liverpool’da doğduğu Port Sunlight’taki İnovasyon Laboratuvarları ve Liverpool Üniversitesi Malzeme İnovasyonları Robotik Fabrikası’na ziyarette bulunan Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü ve Unilever Türkiye Ülke Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, “Büyümemizin ana motorlarından birisi inovasyon” dedi.</p>
<p><strong>Siyahlarda Türkiye’ye özgü ürün</strong></p>
<p>Omo, Cif, Domestos, Yumoş ve Rinso gibi markaların üreticisi olan Unilever’in Türkiye’de iki Ar-Ge merkezi olduğunu söyleyen Orhonoğlu, şunları belirtiyor: “Türkiye’de sadece üretim yapmıyoruz. Ürün de geliştiriyoruz. Sarıgazi ve Ümraniye’de iki tescilli Ar-Ge Merkezimiz var. Türkiye’den 17 ülkeyi 600 milyona yakın bir nüfusun kapsadığı alanını yönetiyoruz. Burada 93 kişilik uzman ekip ürün geliştiriyor. Bu yapı sayesinde Türkiye'de geliştirilen içgörülerin önemli bir bölümü küresel ürün portföyüne dönüşüyor. Şirketin yıllık 836 milyon Euro'luk küresel Ar-Ge yatırımı ve 16 bin 500 patenti bulunurken, bu bilgi birikiminin önemli uygulama alanlarından biri de Türkiye operasyonları olarak gösteriliyor.” Orhonoğlu, Türkiye’deki 93 kişilik Ar-Ge ekibinin yüzde 70’inin kadın çalışanlardan oluşmasının da bu yapının yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda yetenek çeşitliliği açısından da güçlü bir model olduğunu söyledi. Türkiye'nin küresel inovasyon haritasındaki yerini gösteren en somut örneklerden biri OMO Express Fresh oldu” diye konuşan Orhonoğlu, “Araştırmalar, Türkiye'deki tüketicilerin yaklaşık yüzde 90'ının çamaşır yıkarken kısa programları tercih ettiğini ortaya koydu. Bu tüketici davranışı Ar-Ge ekipleri tarafından analiz edilerek yeni bir ürün geliştirme sürecine dönüştürüldü. Ortaya çıkan OMO Express Fresh, patentli Fast Clean teknolojisi sayesinde 15 dakikalık programlarda etkili performans sunacak şekilde tasarlandı. Ürün kısa sürede büyürken Türkiye, OMO Express Fresh'in dünyadaki en büyük pazarı konumuna geldi. Bu örnek, Türkiye'nin küresel organizasyon içinde yalnızca ürünlerin satıldığı bir pazar değil, yeni ürünlerin doğduğu ve test edildiği bir merkez haline geldiğini ortaya koyuyor. Ayrıca aynı kategoride sadece siyahlar için geliştirdiğimiz ürün şu anda Türkiye’ye özgü” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p>Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Ar-Ge Başkanı Deniz Gabay (sağda) Sunlight’taki laboratuvarlarda probiyotiklerle geliştirdikleri ürünlerle ilgili bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Cif'in yeni nesil ürünlerinde de Türkiye imzası var</strong></p>
<p>Türkiye kaynaklı inovasyonların bir diğer örneğini de Cif markasından veren Orhanoğlu, “a ortaya çıktı. Bir diğer örnek olan Cif Ultra Anında Etki ise Türk tüketicisinin hızlı sonuç alma beklentisinden hareketle geliştirildi. Şimdi 5 Avrupa ülkesine ihraç ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Sadece inovasyon değil beyin gücü de ihraç etti</strong></p>
<p>“Türkiye operasyonlarımız yalnızca ürün inovasyonu açısından değil, insan kaynağı açısından da küresel sistemin önemli parçalarından biri oldu” diyen Orhanoğlu, “Bugün 50'den fazla Türk Ar-Ge uzmanı İngiltere, Hollanda ve UAE’de görev yapıyor. Global organizasyonda çalışan Türk lider sayısı 188. Bu tablo, Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, bilgi ve yönetim kapasitesi ihraç eden bir merkez haline geldiğine işaret ediyor. Türkiye'de üretilen ürünlerin yüzde 90'dan fazlasının yerel tesislerde üretilmesi ve 28 ülkeye ihracat yapılması da bu dönüşümü destekleyen diğer göstergeler arasında yer alıyor. Şimdi bu fabrikada yeni bir hat yatırımı yapıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>81 milyon sterlinlik üniversite-sanayi iş birliği</strong></p>
<p>Unilever, Liverpool Üniversitesi ile önemli bir üniversite sanayi işbirliğine imza atmış durumda. 81 milyon sterlinlik Malzeme İnovasyon Fabrikası’nda üretilen veri miktarı 24 terabaytı aşıyor. Yapay zekâ destekli analizler yeni ürün geliştirme süreçlerini hızlandırıyor. Akademisyenler ve Unilever araştırmacıları isim koydukları robotlarla temizliğe yön veriyor. Köpükten Vera isimli robot sorumluyken, Cristina lekeleri çitiliyor.</p>
<p><strong>Probiyotikler şimdi de tozlarla savaşıyor!</strong></p>
<p>Sunlight Ar-Ge Laboratuvarlarındaki en ilginç deneyimlerden biri de mikrobiyomlardı. Cif Infinite Clean için geliştirilen probiyotik içerikli formül, yüzeylerde temizlik sonrası toz birikimini 3 güne kadar geciktiriyordu. Ürünün her bir 1 miligramında 10 milyona yakın faydalı bakteri şişedeyken aktif olmayıp spreyle sıkıldığında üç gün yaşayarak toz tutulmasını engelliyor. Cif ekibi, ıslak mendillerin pazarından bu spreyle pay almayı öngörüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a1b9cb84a3-1782193052.png" alt="" width="700" height="460" />
<figcaption><strong>Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Ar-Ge Başkanı Deniz Gabay (sağda) Sunlight’taki laboratuvarlarda probiyotiklerle geliştirdikleri ürünlerle ilgili bilgiler verdi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>6 yılda 1 milyar doları aşkın ihracat yapan Konya fabrikasına yeni hat</strong></span></p>
<p>Unilever Türkiye’nin tonaj bazında dünyanın ilk 10 operasyonu arasında yer aldığını anlatan Ali Fuat Orhonoğlu, şunları söyledi: “Ürünlerimizin yüzde 90’ından fazlasını Türkiye’deki tesislerimizde üretiyor, bu güçlü üretim altyapımızla 28 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. 2025 itibarıyla 173 milyon dolarlık ihracata ulaştık; 2019–2025 döneminde ise toplamda 1 milyar doları aşan bir hacim yarattık. Konya fabrikamız, dünyadaki en büyük ikinci ev bakım fabrikamız. 600 bin ton kapasitesi var. 9 ülkeye toz deterjan sevkiyatı gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda sürdürülebilirlikte de güçlü bir dönüşüm yürütüyoruz. Enerjimizin yüzde 30’unu güneşten sağlıyor, üretimde yüzde 100 yenilenebilir enerji sertifikalı kaynaklar kullanıyoruz. Ürün başına su kullanımını yüzde 20 azaltırken, yapay zekâ destekli Digital Tower projemizle yüzde 6 doğalgaz tasarrufu sağlayıp yıllık 760 ton karbon emisyonunun önüne geçiyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-temizlik-tutkusu-unileverde-urune-donusuyor-81684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/ali-fuat-orhonoglu-1782193081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin temizlik tutkusu Unilever’de ürüne dönüşüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-195-bin-ebeveyne-egitim-veren-hayat-bagim-bu-yil-10-bin-aileye-ulasacak-81672</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 yılda 195 bin ebeveyne eğitim veren Hayat Bağım bu yıl 10 bin aileye ulaşacak </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat Kimya’nın bebek bakım kategorisindeki markası Molfix’in 7 yıldır sürdürdüğü Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, güvenli bağlanmanın yalnızca bireysel değil,  aynı zamanda ailenin korunması ve güçlendirilmesi, eğitim, toplumsal refah ve kalkınma açısından da kritik bir konu olduğu anlayışıyla yeni bir döneme giriyor. </p>
<p>Erken ya da sağlıksız doğan bebeklere ve ailelerine güven temelli bir bağ kurmalarında destek olmak amacıyla 2019’da başlayan Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, ilk fazında çok başarılı sonuçlar elde etti.  Program yeni döneminde, sadece yeni doğan annelerine değil,  tüm anne adaylarına, 0-3 yaş arası bebeği olan ailelere ve birincil bakım verenlere ulaşmayı hedefliyor.  </p>
<p>T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle etki alanını genişletecek olan platform, ailelerin iyi olma halini desteklemeyi, ebeveynlik becerilerini güçlendirmeyi ve çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunarak güçlü ailelerin, daha mutlu ve daha sağlıklı nesillerin gelişimine katkıda bulunmayı amaçlıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, projenin ikinci fazının  tanıtım toplantısına katıldım.  T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürü Tuncay Cevheroğlu, Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Bayhan ve  Bebek Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar  yaklaşımlarının temelinin <em>“Bugün doğan her çocuk yarının geleceği” </em>ilkesi olduğunun altını çizdiler. </p>
<p>Kamu, akademi ve sivil toplum iş birliğiyle  bilimsel temellere dayanan, ölçülebilir fayda sağlayan toplumsal yatırım modeline örnek olan Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, yeni dönemde de büyük hedeflere sahip. Projenin lansmanında da bulunmuş bir gazeteci olarak, ilk dönem sonuçlarını büyük bir memnuniyetle dinledim. Emeği geçen tüm ekipleri kutluyorum. </p>
<p><strong>Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p>The Lancet’in 2024 yılında yayımladığı "Erken Çocukluk Gelişimi ve Sonraki 1000 Gün” (Early Childhood Development and the Next 1000 Days) araştırma serisine göre, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan 3-4 yaş grubundaki çocukların yalnızca %25,4’ü gelişimlerini destekleyen yeterli bakım ve destek ortamlarına erişebiliyor.</p>
<p>Yaklaşık 182 milyon çocuk ise sağlıklı gelişimlerini riske atabilecek koşullar altında büyüyor. Araştırma, yaşamın ilk yıllarında sağlanan duyarlı bakım, güvenli ilişkiler ve erken öğrenme fırsatlarının çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu iç görüden hareketle Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı güvenli bağlanmanın yalnızca doğum anında değil, çocuğun ilk yıllarını ve aile yaşamını kapsayan kritik bir gelişim süreci olduğu anlayışını odağına koyuyor. </p>
<p><strong>İlk dönemde hangi sonuçlar elde edildi?</strong></p>
<p>2019-2023 arasındaki çalışmalarla 195.000 ebeveyne, 5.500 sağlık çalışanına ulaşıldı. Toplamda 4.700 eğitim verildi. 31 ilde,  40 hastaneye toplam 350 birim hayati ekipman bağışı yapıldı. </p>
<p>Ebeveynlerin Çocuk Gelişimi konusunda bilgi artış oranı: %61; Ebeveynlerin Güvenli Bağlanma konusunda bilgi artış oranı: %64; Ebeveynlerin Evde Bakım konusunda bilgi artış oranı: %61 ve Eğitimlerden memnuniyet oranı: %98 olarak gerçekleşti. </p>
<p><strong>Yeni dönem hedefleri neler?<br /></strong>İlk yılda, 10 pilot ilde (Ağrı, Ankara, Aydın, Bursa, Kayseri, Kocaeli, Mardin, Mersin, Samsun ve Şanlıurfa) 10 binden  fazla  aileye ulaşılması hedefleniyor.  Programlar anne adaylarına, 0-3 yaş arası bebeği olan ailelere ve birincil bakım verenlerin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanacak.  Bu eğitimlerin etkisi, bilimsel ölçümleme metodolojileriyle değerlendirilecek; elde edilen sonuçlar sosyal etki raporu aracılığıyla Bakanlık ve kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p><strong>Hangi konularda eğitim verilecek?</strong></p>
<p>Güvenli Bağlanma ve Aile; Anne Baba Olma Süreci, Anne Baba Olmak ve Stres Yönetimi, Duyarlı Bakım ve Bebek Gelişimi, Aile İçi Etkili İletişim Eğitimleri başlıklı eğitim içerikleri hazırlanacak. </p>
<p>Ayrıca anne baba-bebek etkileşimini destekleyen teknikler, aile içi etkili iletişim, sağlıklı iletişim modelleri, iletişim engelleri ve çatışma faktörlerine ilişkin farkındalık oluşturulması gibi konular da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>0-3 yaş neden çok önemli?</strong></p>
<p>Araştırmalara göre,<em> b</em>eynin mimarisi yalnızca genetik program tarafından değil, bebeğin bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekilleniyor. Hayat Bağım toplantısında konuşan   Bebek Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar şu cümlelerle ifade ediyor. </p>
<p> “<em>Hayat Bağım” adı, çok güçlü bir gerçeği içinde barındırıyor. İnsan yaşamı bağ ile başlar. Bir bebeğin dünyaya geldiğinde ilk ihtiyacı yalnızca beslenmek ya da korunmak değildir. Onun aynı zamanda görülmeye, anlaşılmaya, sakinleştirilmeye ve güvende hissetmeye ihtiyacı vardır. Modern nörobilim ve gelişim psikolojisi bize şunu söylüyor: Bir bebeğin beyni ilişkiler içinde şekillenir. Bebekler yalnızca büyümezler; ilişkiler aracılığıyla gelişirler. Bugün sizlere bağlanmanın neden yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda halk sağlığı, eğitim, ekonomi ve toplumsal kalkınma meselesi olduğunu anlatmak istiyorum. Bir bebeğin yaşamında ilk 1.000 günü hayatın temellerinin atıldığı dönem olduğunu söyleyebiliriz. Yani gebelikten yaklaşık üçüncü yaşın sonuna kadar olan dönem, insan gelişiminin en hızlı ve en hassas dönemidir. Bu dönemde saniyede yüz binlerce yeni sinirsel bağlantı oluşur. Beynin mimarisi yalnızca genetik program tarafından değil, bebeğin bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekilleniyor. “</em></p>
<p><strong>“Duyarlı bakım” konusu neden kritik bir role sahip?</strong></p>
<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Bayhan</strong> ise güvenli bağlanmanın çocuk gelişimindeki kritik rolüne vurgu yaparak şunları söylüyor:  </p>
<p><em>‘’Duyarlı bakım sayesinde çocuğun temel güven duygusu gelişir, dünyayı güvenli bir yer olarak algılar. Bu da çocuğun gelişiminde sosyal ilişkilerini ve empati becerilerini, çevresini güvenle keşfetmesini, olumlu benlik algısı ile özgüven geliştirmesini ve duygularını düzenlemesini etkiler. Bu program, bebeğin gelişim yolculuğunda en önemli kalkanı olan güvenli bağlanmasını destekleyecek ailelere verilen duyarlı bakım güvenli bağlanma eğitimini içermesi açısından büyük önem taşıyor. İlk yıllarda kurulan bağ, çocuğun yaşam boyu gelişimini etkiliyor. Kökleri derinde olan ağaçlar, fırtınalardan korkmazlar. Güvenli bağlanma, bir çocuğun ruhuna bırakılan en güçlü köktür. Bunu da sağlayacak olan ailedir.’’</em></p>
<p><strong>Hayat Bağım Yanında Projesinin  uluslararası boyutu da var. </strong></p>
<p>Molfix’in bebeklerin sağlıklı ve mutlu gelişimini destekleme misyonuyla hareket ettiğini belirten Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın’ın verdiği bilgiye göre hayat Bağım 2025 yılında Cezayir’de, 2026’da ise Mısır’da uygulandı. </p>
<p>Cezayir’de  7.500 anne ve yenidoğan bebeğe  ve 250 sağlık profesyoneline ulaşıldı. 5 bölgede 20 ili kapsayan eğitimler gerçekleştirildi.  25 adet tıbbi ekipman desteği sağlandı. Bu yıl  5 bölgede 10 ili kapsayan eğitimlerle  5.000 anne ve yenidoğan bebek ve 250 sağlık profesyoneline ulaşılması hedefleniyor.  Mısır’da ise 7 ildeki eğitimlerle, 5.000 anne ve yenidoğan bebek ve 500 sağlık personeline ulaşıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-195-bin-ebeveyne-egitim-veren-hayat-bagim-bu-yil-10-bin-aileye-ulasacak-81672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/54-1782190222.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 yılda 195 bin ebeveyne eğitim veren Hayat Bağım bu yıl 10 bin aileye ulaşacak  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-ustu-yeka-ile-ilgili-sartname-taslagi-goruse-acildi-81695</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz üstü YEKA ile ilgili şartname taslağı görüşe açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, deniz üstü rüzgar enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ve bağlantı kapasitesinin tahsisiyle ilgili şartname taslağını görüşe açtı.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, şartname taslağında, kurulacak rüzgar santralleri için öncelikle gerekli meteorolojik ve oşinografik ölçümler, deniz tabanı araştırmaları, analizler, teknik ve ekonomik etütler yapılarak proje geliştirmesi faaliyetleri yer alacak.</p>
<p>Şartname kapsamında toplam 1000 megavatlık deniz üstü rüzgar enerjisi santraline ilişkin bağlantı kapasitesinin tahsisi için yarışma düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p>Taslağa göre, söz konusu kapasiteye ilişkin yarışma için tavan fiyatı kilovatsaat başına 11 dolar/cent, taban fiyat da kilovatsaat başına 7 dolar/cent olarak belirlendi. Tavan ve taban fiyat aralığı dışında verilen mali teklifler de geçersiz sayılacak.</p>
<p>Şartname ayrıca santralde kullanılacak ekipmanların özelliklerini, elektrik üretimi ve satışıyla ilgili kuralları, işletme süreçlerini ve yarışmaya katılacak şirketlerde aranacak şartları belirliyor.</p>
<p>YEKA kapsamında kurulacak söz konusu santrallerde elektrik üretilmesi ve satılması, üretim ve işletmeye dair diğer teknik ve idari şartların tanımlanması, yarışmaya dair kapsam, usul ve esaslar, teknik ve idari şartlar, yarışmacıda aranan nitelikler ve diğer konulardaki hükümlerin belirlenmesine yönelik detaylar da yer alıyor.</p>
<p>Söz konusu yarışma kapsamında hazırlanan şartname taslağına ilişkin görüş ve önerilerin en geç 17 Ağustos'a kadar resmi yazı veya "yeka@enerji.gov.tr" adresine gönderilecek elektronik posta ile bildirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-ustu-yeka-ile-ilgili-sartname-taslagi-goruse-acildi-81695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz üstü rüzgar enerjisine dayalı YEKA ve bağlantı kapasitesinin tahsisiyle ilgili şartname taslağı görüşe açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-81709</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜGİAD Bursa’dan 40. yıl etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>TÜGİAD Bursa Şubesi, kuruluşunun 40. yılı kapsamında geleneksel “Yaza Merhaba” etkinliğini Manej D Atlı Spor Kulübü’nde gerçekleştirdi. Bursa iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren gecede şarkıcı Berkay sahne aldı.</p>
<p>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Kahveci, gecenin açılışında yaptığı konuşmada, “Bu akşam sadece bir konser için değil; dostlukları güçlendirmek ve birlikte güzel anılar biriktirmek için bir aradayız. İş dünyasının yoğun temposunda böylesine keyifli bir akşamı paylaşabilmek bizim için çok kıymetli” dedi. TÜGİAD’ın 40. yılını kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Kahveci, organizasyonun gerçekleşmesinde emeği bulunan yönetim kurulu üyelerine, sponsorlara ve destek veren tüm dostlara teşekkür etti. Birlikte üreten, birlikte büyüyen bir TÜGİAD anlayışıyla hareket ettiklerini vurgulayan Kahveci, katılımcılara keyifli bir akşam diledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a5571155fd-1782207857.JPG" alt="" width="814" height="355" /></p>
<h2>“Genç sporcuların başarıları ödüllendirildi”</h2>
<p>Gece kapsamında Manej D Kulüp sporcuları ve şampiyonaları Mila Deniz Koruk, Defne Keskin, Miray Dülger, Kumsal Üyücü ve Karan Erdoğan alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Başarılı sporculara plaketleri Ortodonti Uzmanı Dr. Begüm Ulaşan tarafından takdim edildi. Dr. Begüm Ulaşan’a ise katkıları ve desteklerinden dolayı teşekkür plaketi sunuldu. Programda ayrıca Manej Binicilik sporcusu Derin Keskin’in uluslararası başarısı da kutlandı. İlk milli takım deneyiminde Gençler Milletler Kupası’nda Türkiye’yi temsil eden ve takım halinde elde edilen ikincilik derecesinde önemli pay sahibi olan Derin Keskin'e kupası, TÜGİAD Genel Başkan Yardımcısı Melih Sebastien Durmuş tarafından takdim edildi. Yaklaşık 550 davetlinin katıldığı gecenin finalinde sahne alan Berkay, sevilen şarkılarıyla katılımcılara unutulmaz bir konser deneyimi yaşattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-81709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/tugiad-bursadan-40-yila-yakisan-bulusma-1782207764.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜGİAD Bursa Şubesi, kuruluşunun 40. yılı kapsamında geleneksel “Yaza Merhaba” etkinliği düzenledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-81701</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnci Akü&#039;ye Brandverse Awards’ta 7. kez &#039;Altın Ödül&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İnci Akü, pazarlama ve iletişim dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olan Brandverse Awards 2026’da “Otomotiv Yan Sanayi” kategorisinde Altın Ödül'e layık görüldü. Marka, bu ödülle birlikte Brandverse Awards’ta üst üste yedinci kez Altın Ödül kazanmış oldu.</p>
<p>Marketing Türkiye ve BoomSonar iş birliğinde düzenlenen Brandverse Awards, her yıl pazarlama, iletişim ve reklam dünyasının en başarılı çalışmalarını ödüllendiriyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, veriye dayalı değerlendirme metodolojisiyle öne çıkan organizasyonda İnci Akü, sosyal medya performansı, hedef kitlesiyle kurduğu güçlü etkileşim ve dijital iletişim stratejilerindeki başarısıyla sektörünün en güçlü markaları arasında yer alıyor.</p>
<p>Yedinci kez üst üste bu prestijli ödüle layık görülmenin gururunu yaşadıklarını belirten İnci Akü Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Mehtap Altun, “Yeni kurumsal yapılanmamızın ardından elde ettiğimiz bu ödül, markamızın değişen koşullara uyum sağlarken iletişim gücünü ve hedef kitlesiyle kurduğu bağı koruduğunun önemli bir göstergesi oldu. İnci Akü olarak 40 yılı aşkın köklü geçmişimizden aldığımız güçle yalnızca enerji depolama çözümlerinde değil, iletişim alanında da sektörümüze yön vermeye devam ediyoruz. Dijital dünyada değişen beklentileri yakından takip ediyor, veriyi merkeze alan yaklaşımımızla hedef kitlemizle güçlü ve sürdürülebilir ilişkiler kuruyoruz. Brandverse Awards gibi saygın bir platformda üst üste yedinci kez ödüllendirilmek, iletişim stratejilerimizin başarısını ve marka gücümüzü ortaya koyması açısından son derece değerli. Bu başarıda emeği bulunan tüm ekip arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-81701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/inci-aku-brandverse-awardsta-yedinci-kez-zirvede-1782203811.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnci Akü&#039;nün, Brandverse Awards 2026’da “Otomotiv Yan Sanayi” kategorisinde bir kez daha Altın Ödül’e layık görüldüğü bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sil-bastan-81648</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sil baştan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NYU profesörü Clay Shirky’e göre <em>“Kurumlar, çözüm oldukları sorunu korumaya çalışırlar.”</em> Profesöre göre bu sorunların varlığını sürdürmesi, kurumların kendilerinin sürekli finansmanını ve çalışanlarının fazlasıyla yüksek maaşlarını haklı çıkarmak için yaptıkları bir davranış olarak tanımlanır.</p>
<p>Kevin Warsh’ın geçen haftaki basın toplantısına biraz da bu gözle bakmakta fayda var. Warsh da Shirky’nin görüşüne katılıyor olsa gerek ki Şebnem Ferah’ın şarkısındaki gibi sil baştan yapmak gerek diyerek FED’de yepyeni bir dönemi başlatma kararı aldı. Bunun piyasa yansımaları hem kısa vadeli bonoların faizlerinin daha yüksek seyretmesi hem de ABD dolarının değer kazanması olarak karşımıza çıkıyor. Çok ilginçtir bu değişiklik çok sınırlı yorumlandı ama bu yeni duruş aynı zamanda ileriye yönelik sözel yönlendirmeyi de azaltacağından, FED’in rehberliğine ve “FED put’una” senelerdir alışkın piyasalar için ekstra bir belirsizlik demek, daha fazla belirsizlik ise kendini önce daha yüksek FX ve bono volatilitesi ve nihayetinde hisse senedi volatilitesi anlamına geliyor. Vix’te 19 civarı ise piyasalarda “risk on”, “risk off” modları arasında şalter görevi görebilir. Yani 19 altı “risk on” ve üstü “risk off” gibi…</p>
<p>3 Haziran’da USD/JPY’nin 162 seviyesini görebileceğini bunun da BOJ’nin müdahalesini beraberinde getirebileceğini söylemiştik. O yerlere oldukça yaklaştık. FX ve bono piyasaları hisse senetlerine nazaran, ortamdaki olgun taraf ve ayık taraf gibi duruyor. Boğaları rahatsız etmesi gereken şey şu: 2 yıllık tahvil 4,2 civarında, 10 yıllık tahvil ise 4,5 civarında seyrediyor ve her ikisi de hafif arttı. Yani, Çarşamba günkü Warsh’ın açıklamasından sonra hareket geri gelmedi. Yani hisse senedi piyasasındaki bu yükseliş, faiz oranlarından hiçbir destek almadan gerçekleşti ve bu da şu soruyu sorduruyor. Çarşamba günü yaşananlar tek günlük bir sıçrama mıydı? Bizce değildi ve ön tarafın şimdi park ettiği daha yüksek bir platoya doğru atılan adımdı.</p>
<p>Dolar da hisse boğalarının görmek istemediği bir sinyal veriyor. DXY  13 aydır var olan ve önceki tüm yükselişleri reddeden bir tavanı kırdı. Şahin bir FED'in etkisiyle doların yükselişe geçmesi, her yerde koşulları sıkılaştırır ve bu durum, çiplerini ve bulut varlıklarını dünyanın dört bir yanında satan mega şirketler için doğrudan bir olumsuz etki yaratır. 2026'ya kadar olan beklenti, daha zayıf bir dolar yönündeydi; büyük yabancı bankalar doların 90'ların altında olacağını öngörüyordu ve bu öngörülerin her biri, FED'in faiz indirimlerinin geleceği beklentilerine bağlıydı. Bu beklentiler ters yönde ilerliyor ve baskı piyasalarda oluşturmaya başlayabilir. Bu bağlamda bu haftaki PCE, FED konuşmaları ve Micron’un bilançosunun da önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>ABD’de piyasa yapısı açısından da ilginç bir dönem olacak. Şöyle ki 18 Haziran’da gerçekleşen opsiyon açık pozisyonları şu anda tüm zamanların en yüksek seviyelerinde bulunuyor ve listelenen tüm opsiyonların yüzde 28'i, tarihin en büyük opsiyon vade sonu olayında vadesini dolduracak gibi görünüyor.</p>
<p>ABD opsiyon pozisyonlarının yaklaşık 8,3 trilyon dolarlık inanılmaz bir miktarı vadesini doldurdu; bunun, 2025 Aralık ayındaki önceki rekorun yani yaklaşık 7,1 trilyon doların yüzde 18 üzerinde olduğu biliniyor. Bu olay, piyasadan önemli miktarda gama değerini temizleyecek, pozisyonları yeniden düzenleyecek ve yatırımcılar ay sonuna doğru pozisyonlarını yeniden oluştururken akışlara karşı hassasiyeti artıracağını tahmin ediyoruz.</p>
<p>Akış demişken, ikinci önemli olay da çeyrek sonunda yani Haziran sonu gerçekleşecek. Birçok emeklilik fonu, çeyrek dönemlik yeniden dengelemeye büyük önem veriyor. Sonuç olarak, birçok planın portföylerini kaydırmayı ve ay sonuna doğru hisse senedi satışı ve sabit gelir alımı için mekanik bir kaynak oluşturacağını tahmin ediyoruz. Bu uzun vadeli örneğin 30 yıllık bonolar için olumlu ama hisse senetleri açısından olumsuz flow anlamına geliyor.</p>
<p>Daha önce KOSPI ve ABD yarı iletken sektöründen (SOX) bahsetmiştik. Yazdıklarımızı tekrarlamayacağız ama tüm piyasalar açısından önemli olduğu için de gözümüze çarpan iki haberi kısaca paylaşacağız. 1) Bazı fon yöneticisi anketleri, yatırımcıların yarı iletkenlere olan yoğunlaşmasının rekor seviyede olduğunu gösteriyor. 2) Öte yandan bir Financial Times haberine göre “Çalışanlarının eline yapay zekâ araçlarını vermek için yarışan şirketler, teknolojinin büyük ölçekte uygulanmasının maliyeti kurumsal bütçeleri zorlamaya başlayınca, kullanımını kısıtlamaya başlıyorlar. Amazon, Walmart, Cisco, Uber ve Meta, yapay zekâ harcamalarını kontrol altında tutmak amacıyla sınırlamalar getiren, israfı caydıran veya çalışanları daha ucuz modellere yönlendiren ilk benimseyenler arasında yer alıyor. Microsoft, Amazon ve Google dahil olmak üzere diğer yapay zekâ platform sağlayıcıları, maliyetleri daha etkili bir şekilde kontrol etmek için müşterilerin sorgularını ve görevlerini, müşteri tarafından seçilen bir dizi model içindeki en uygun modele yönlendiren araçlar geliştirdiler. Bu arada, bazı şirketler çalışanlarına kendi sunucularında veya kişisel cihazlarında yerel olarak çalıştırılabilen açık kaynaklı modeller kullanmalarını söyleyerek, yapay zekâ laboratuvarlarına ve bulut sağlayıcılarına ödedikleri faturaları azaltıyorlar. Bir yandan da Çin, yapay zeka alanında gittikçe daha rekabetçi hale geliyor.</p>
<p>İç ve dış piyasalarla ilgili olarak önceki haftalarda çizdiğimiz oyun planının arkasında olmaya devam ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sil-bastan-81648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sil baştan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-81646</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Enerji fiyatlarındaki normalleşmenin beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) haziran ayı "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Şimşek'in sosyal medyadaki paylaşımı şöyle: </p>
<p>"Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını artırması, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluşturarak beklentileri olumsuz etkiledi. Programımız sayesinde oluşturduğumuz mali alanı kullanarak, beklentilerde kalıcı bir bozulmanın önüne geçmek amacıyla eşel mobil başta olmak üzere gerekli tedbirleri hızlı ve etkin biçimde devreye aldık. Haziran ayında hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentileri bir önceki aya göre 3,4 puan iyileşti. Jeopolitik gerilimlerin azalmasıyla enerji fiyatlarındaki normalleşmenin, beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz. Dezenflasyon hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz."</p>
<p> </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını artırması, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluşturarak beklentileri olumsuz etkiledi. <br /><br />Programımız sayesinde oluşturduğumuz mali alanı kullanarak, beklentilerde kalıcı bir bozulmanın önüne geçmek amacıyla eşel mobil başta… <a href="https://t.co/iBQO6XnilA">pic.twitter.com/iBQO6XnilA</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2069004984436318426?ref_src=twsrc%5Etfw">June 22, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-81646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sektörel Enflasyon Beklentileri&quot;ni değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Jeopolitik gerilimlerin azalmasıyla enerji fiyatlarındaki normalleşmenin, beklentilerdeki iyileşmeyi desteklemesini bekliyoruz. Dezenflasyon hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yeni-fon-startuplarin-gelismesi-icin-onemli-olacak-81645</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Yeni fon startupların gelişmesi için önemli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) öncülüğünde, Türkiye Kalkınma Fonu (TKF) desteğiyle düzenlenen OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu'nun tanıtım toplantısı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, OİB Başkanı Kemal Yazıcı, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) Genel Müdürü İbrahim Öztop, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ve sektör temsilcilerinin katılımıyla TİM'de gerçekleştirildi.</p>
<p>Tanıtım toplantısının açılışında konuşan Bakan Bolat, otomotiv sektörünün Türkiye'nin sanayi ve ihracatının lokomotif sektörlerinden biri olduğunu ifade ederek, "Türkiye'miz 1971'de başladığı otomotiv sektöründe artık başta Avrupa olmak üzere dünyada önemli oyunculardan birisi haline gelmeyi başarmıştır." diye konuştu.</p>
<p>Son 55 yılda Türk otomotiv sektörünün hızla büyüdüğünü ve sektörün son 20 yılda 19 kez ihracat şampiyonu olduğunu dile getiren Bolat, geçen yılın tamamında ise 41,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, söz konusu sektörün ihracatının geçen yıl gerçekleştirilen toplam mal ihracatının yüzde 15'ine denk geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye, dünyada toplam yıllık araç üretiminde 13'üncü sıraya yükselmişti. Avrupa'da 5'inci büyük üretici ülke konumundadır. Avrupa'da ticari araç üretiminde de bazen ikinci, bazen ise birinci sırada yer alıyor. Otobüs ve hafif ticari araç segmentinde ise Avrupa'da birinci konumdadır. Bizi liderlik konumuna taşıyan geleceğin mobilite dünyasını hazırlayan başarının sırrında üç önemli faktör yer alıyor. Birincisi güçlü altyapı ve yan sanayinin varlığı, ikincisi üretim kapasitesi ve ihracat gücü, üçüncüsü de nitelikli iş gücü, güçlü mühendislik kabiliyeti ve teşebbüs gücüdür. Bu üç temel gücün birleşimiyle Türk otomotiv sanayinin bugün Avrupa ve dünyada önde gelen ülkelerden biri olması sağlanmıştır."</p>
<p>Dünyada yeşil dönüşüm ve dijital dönüşümle ilgili gelişmelerin önemine işaret eden Bolat, "Bu iki önemli büyük dönüşüm, ikiz dönüşümler, otomotiv endüstrisinde de önemli dönüm noktaları, kırılma noktaları, meydan okumaları beraberinde getirmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, son 2 yıl içinde dünya ticaret alanında, ülkeler arasında yaşanan ticaretteki korumacılık rüzgarları, gümrük vergisi savaşlarının, otomotiv sektörü açısından da kritik dönemeçleri beraberinde getirdiğini aktararak, "ABD'nin otomotiv ithalatındaki gümrük vergilerini yükseltmesi, Uzak Doğu kökenli yüksek sübvansiyonlu, yüksek kapasiteli üretim kapasitesiyle dünya pazarlarındaki agresif açılımlar karşısında AB içinde de özellikle kamu alanlarında yerli üretimi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası otomotiv sanayi içinde çok önemli durumları beraberinde getirmektedir." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Önemli kararlar arifesinde Türkiye'nin de üretim, tüketim gücü asla göz ardı edilmemeli"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin otomotiv üretimi ve araç satışındaki önemine değinerek, hiçbir dünya ülkesinin Türkiye'nin üretim gücünü ve tüketim gücünü göz ardı etmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>AB'ye gerçekleştirilen dış ticaret hacmine dikkati çeken Bolat, şunları söyledi:</p>
<p>"AB ile 233 milyar dolarlık yıllık dış ticaretimiz geçen yıl bunun yaklaşık 4'te biri, yüzde 25'i otomotiv sanayisinden gelmektedir. Biz AB ülkelerine otomotiv, bitmiş ürün ve yedek parça ihraç ederken AB ülkelerinden de bize bitmiş ürün ve yedek parça gelmektedir. AB de Türkiye'nin otomotiv yıllık ithalatında yüzde 70'in üzerinde bir paya sahiptir. Bu açıdan önemli kararlar arifesinde Türkiye'nin de üretim, tüketim gücü ve Türk otomotiv sanayinin özellikle uluslararası küresel markalarla birlikte çok yakın ve sıkı bir entegrasyon içinde olması, karşılıklı olarak birbirine olan bağımlılığı asla göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir gerçektir."</p>
<p>Bolat, otomotiv sektörünün önemli bir dönüşüm içinde olduğunu belirterek, artık araç üret, sat, kullan ve at mantığından çıkıldığını, otomotiv ürünlerinin artık akıllı cihaz, akıllı araç şeklinde tanımlandığını ifade etti.</p>
<p><strong>"Otomotiv sektöründe paradigma değişimi yaşanıyor"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ulaşım alanı ve dijital ekosistem yatırımlarının sektörün gelişimi için de önemli bir dönemi beraberinde getirdiğini vurgulayan Bolat, "Artık geleceğin otomotiv ekosistemi sadece araçların değil, hayat tarzımızın ve iş yapış modellerimizin de tamamen değiştiği bir vizyona ulaşmamızı gerektirmektedir." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Bolat, söz konusu dönüşümün bir tercih değil, artık ekonomik bağımsızlık mücadelesi olduğunu ifade ederek, otomotiv sektöründe paradigma değişiminin yaşandığını ve gelecekte her alanda yeni teknolojik dev sanayi ve girişim şirketlerinin doğacağını kaydetti.</p>
<p>Teknolojik gelişmelerin ve yeni ekosisteme adaptasyon sürecinin dış ticaret yapısını da temelden etkilediğini anlatan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hedeflerimizden birisi adet bazında ihracatımızı artırma çabası yanında ürettiğimiz ürünlerin kilogram başına düşen birim ihraç değerini de yükseltmek. Ucuz iş gücü veya düşük maliyetli ham madde ile rekabet eden bir sektör anlayışından ziyade patent, fikri mülkiyet ve özgün teknoloji ile hareket eden, rekabet eden ve fiyatı da kendisinin belirleyebildiği, piyasanın dikte ettiği değil, kendisinin belirleyebildiği güçlü bir konuma yükselmektir."</p>
<p><strong>"Vizyonumuz kendi kendini besleyen bir finansman kaynağına ulaşmasıdır"</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'deki girişimcilik ekosisteminin önemine dikkati çekerek, son yıllarda yapılan yatırımlardan bahsetti.</p>
<p>Kamu kaldıraçlı güçlü fonların desteğiyle 1091 teknoloji girişiminin yatırım fonu almayı başardığını ifade eden Bolat, "Bu girişimlerin ekonomiye kazandırdığı toplam yatırım hacmi 175 milyar liradır. Bugün amacımız dünyadaki bütün büyük markaların tedarikçisi olan, ortağı olan güçlü otomotiv ve yan sanayi şirketlerimizin yanına yenilerini, startupları desteklemek suretiyle yükseltmektir. Rakamları ve firma sayısını ve üretim gücünü artırmaktır." diye konuştu.</p>
<p>Son 5 yılda 5,6 milyar doların üzerinde girişim sermayesi yatırımı çekerek bir rekor kırıldığını dile getiren Bolat, söz konusu yatırımların kayda değer bir kısmını da yabancı uluslararası yatırımcıların yaptığını söyledi.</p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu'nun hedeflerine ilişkin finansal ve stratejik destek sağlamaya ve AR-GE, tasarım faaliyetlerine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Fonun hedefleri, üretim, tedarik, hizmet sürecinde yaşanan köklü değişikliğe finansal ve stratejik destek sağlamak. İkinci hedefi, AR-GE tasarım faaliyetine yoğunlaşmış startuplar, AR-GE ve tasarım odaklı teknoloji girişimleriyle otomotiv sanayimiz arasında destekleyici bağlar kurmak, yeni fikir ve girişimlerin ihtiyaç duyduğu kritik finansal destekleri sağlayabilmek, ihracat potansiyelini büyütmek amacıyla stratejik girişim sermayelerini finansal açıdan desteklemek. Vizyonumuz şudur, bu fonun dışarıya bağımlı kalmadan sürekli yeni girişimleri fonlayan, kendi kendini besleyen bir finansman kaynağına ulaşmasıdır.</p>
<p>Bu yeni fonun kuracağı sanayi startup işbirliği köprüsü mevcut otomotiv üretim ve yatırım gücümüzün yeni parlak ve başarılı fikirleri olacak startupların gelişmesi için önemli olacaktır. OİB'nin üretim ve sanayi gücü, TKF'nin de akıllı finansman uzmanlığını birleştirmek suretiyle benzersiz bir girişim ekosistemi meydana getirmeyi amaçlıyoruz. Diğer taraftan bu girişim sermayesi yatırım fonunda akıllı araç, sürüş alanı, otomotiv, mobilite araç yazılımları, otonom sürüş dikeyindeki yeni nesil akıllı ulaşım çözümleri gibi elektrikli araç ekosistemini desteklemek, yeşil dönüşüm ve sıfır emisyon hedeflerini desteklemek gibi önemli ve dijitalleşme, akıllı cihaz ekosistemini desteklemek gibi hedeflerimiz olacaktır."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-yeni-fon-startuplarin-gelismesi-icin-onemli-olacak-81645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/67-1782130634.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu&quot;nun tanıtımında konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Bu yeni fonun kuracağı sanayi startup iş birliği köprüsü mevcut otomotiv üretim ve yatırım gücümüzün yeni parlak ve başarılı fikirleri olacak startupların gelişmesi için önemli olacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-81638</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;22 yılda yaş meyve sebze üretimi yüzde 50, ihracat yüzde 175 arttı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, patates, kuru soğan, domates, hıyar, biber, karpuz, elma, şeftali-nektarin, kayısı, kiraz, portakal, mandalina, limon, incir, kivi, muz, üzüm, çilek ve nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı.</p>
<p>Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı. 2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi. Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı. 2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi.</p>
<p><strong>Balık: İhracat üretimden daha hızlı büyüdü</strong></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, sektörün son 22 yılda üretimden ihracata uzanan zincirde önemli bir dönüşüm yaşadığını belirterek, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze üretimindeki gücünü uluslararası pazarlara daha etkin şekilde taşımayı başardığını söyledi.</p>
<p>Yaş meyve ve sebze sektörünün üretim artışından çok daha yüksek bir ihracat performansı ortaya koyduğunu vurgulayan Balık, “2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175'in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. Üretimde elde ettiğimiz başarıyı ihracata dönüştürme kabiliyetimiz her geçen yıl güçleniyor. 2025 yılında yaş meyve sebze ihracatımız 3 milyar 704 milyon dolara ulaştı. 2026 yılında ihracatımızın 4,5 milyar doları aşmasını hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Hedefimiz dünya pazarlarında daha güçlü bir Türkiye”</strong></p>
<p>Türk yaş meyve ve sebze sektörünün güçlü üretim altyapısı, deneyimli üreticileri ve ihracatçılarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdüreceğini vurgulayan Balık, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla dünyanın en önemli yaş meyve sebze tedarikçilerinden birisi konumunda. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi artırarak, yeni pazarlara açılarak ve katma değerli ihracata odaklanarak ülkemizin yaş meyve sebze ihracatını daha da yukarı taşıyacağız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-81638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/yas-meyve-sebzede-uretim-yuzde-50-artarken-ihracat-yuzde-175in-uzerinde-buyudu-1782127467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175&#039;in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/opetten-250-milyon-liralik-yesil-tahvil-ihraci-81643</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OPET&#039;ten 250 milyon liralık yeşil tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt dağıtım şirketi OPET'in sürdürülebilirlik yatırımlarını desteklemek üzere yeşil tahvil ihracına gittiği bildirildi. </p>
<p>Şirket açıklamasında, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) onayı sonrasında 30 Nisan'da 250 milyon lira nominal değerinde ve 2 yıl vadeli yeşil tahvil ihracını Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştiren şirketin, söz konusu ihraçla birlikte, çevresel etkisi yüksek projelere kaynak sağlamayı ve sürdürülebilir finansman alanındaki dönüşümünü hızlandırmayı hedeflediği kaydedildi.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir enerji yatırımlarına katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade, enerji sektöründe dönüşümün hızlandığı bir dönemde gerçekleştirilen bu ihracın, şirketin sürdürülebilir enerji yatırımlarına önemli katkı sağlayacağını belirterek, "Yeşil tahvil ihracıyla sağlanan finansmanı, özellikle yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği projeleri ve düşük karbonlu teknolojilerin geliştirilmesi gibi alanlarda değerlendirmeyi planlıyoruz. Bu adım, karbon ayak izimizi azaltma hedeflerimize ulaşmamıza, operasyonel süreçlerimizi daha verimli ve sürdürülebilir hale getirmemize destek olacak." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Kahramanzade, yeşil tahvil ihracı kapsamında akaryakıt istasyonları ve şirketin çeşitli tesislerinde güneş enerjisi sistemlerinin kurulumuna ve mevcut sistemlerin modernizasyonuna ağırlık vereceklerini ifade ederek, "Bu yatırımların yanı sıra terminallerde VOC (uçucu organik bileşik) geri kazanım sistemleri ve daha verimli pompa teknolojilerini devreye almayı planlıyoruz. Böylece enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını azaltırken, fosil yakıtlara bağımlılığımızı da düşürmüş olacağız. Yeşil enerji yatırımlarımız, operasyonel verimliliğimizi artırırken, maliyetlerimizin azalmasına ve iş modelimizin daha sürdürülebilir bir yapıya taşınmasına katkı sağlayacak." değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/opetten-250-milyon-liralik-yesil-tahvil-ihraci-81643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/opet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OPET, 250 milyon lira nominal değerinde ve 2 yıl vadeli yeşil tahvil ihracını tamamladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-81628</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökova susamı coğrafi işaret aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Muğla Ticaret ve Sanayi Odası (MUTSO) tarafından yürütülen başvuru ve tescil süreci sonucunda Gökova susamı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 1855 tescil numarası ile “Menşe Adı” olarak tescil edildi.</p>
<p>Böylece Gökova susamı, Türkiye’nin ve Muğla’nın coğrafi işaretli ürünleri arasındaki yerini alırken, MUTSO tarafından tescil ettirilen coğrafi işaretli ürün sayısı da 11’e yükseldi.</p>
<p>MUTSO'dan yapılan açıklamaya göre, Muğla’nın tarımsal üretim kültüründe önemli bir yere sahip olan Gökova susamının coğrafi işaret tescili, yalnızca bir ürünün korunması değil; aynı zamanda bölgenin tarımsal mirasının, üretim bilgisinin ve gastronomik değerlerinin gelecek nesillere aktarılması açısından da büyük önem taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38f4da640fa-1782117594.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>MUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Karakuş, Gökova susamının coğrafi işaret tesciline ilişkin yaptığı değerlendirmede, Muğla’nın sahip olduğu yerel değerlerin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Karakuş, “Gökova susamının 1855 tescil numarasıyla coğrafi işaret korumasına kavuşması ve Odamız tarafından tescil ettirilen coğrafi işaretli ürün sayısının 11’e ulaşması bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu başarı, yöresel ürünlerimizin korunması ve üreticilerimizin emeğinin karşılık bulması açısından son derece kıymetli. 1855 tescil numarasıyla coğrafi işaret korumasına kavuşan Gökova susamının, üreticilerimize ekonomik katkı sağlamasının yanı sıra Muğla’nın gastronomik zenginliğinin daha geniş kitlelere tanıtılmasına da önemli katkı sunacağına inanıyoruz. Muğla’nın tarımsal ve gastronomik zenginliklerini korumak, tanıtmak ve ekonomiye kazandırmak amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-81628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/gokova-susami-1855-tescil-numarasiyla-cografi-isaret-korumasina-kavustu-1782117614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Karakuş, Gökova Susamı’nın coğrafi işaret tesciline ilişkin yaptığı değerlendirmede, Muğla’nın sahip olduğu yerel değerlerin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-aylik-yuzde-171-artti-81624</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı ÜFE aylık yüzde 1,71 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, YD-ÜFE, mayısta bir önceki aya göre yüzde 1,71, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,3, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,16 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 31,96 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 47,7, imalatta yüzde 33,93 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında ise ara mallarında yüzde 31,5, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 33,73, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 36, enerjide yüzde 104,38, sermaye mallarında yüzde 23,68 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 5,3, imalatta yüzde 1,65 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında ara mallarında yüzde 3,48, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,49, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,2, sermaye mallarında yüzde 1,62 artış olurken, enerjide yüzde 6,23 azalış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-aylik-yuzde-171-artti-81624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/6/1280x720/endeks-hesap-ekonomi-1755680031.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,71, yıllık bazda ise yüzde 34,16 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-haziranda-yuzde-25-artti-81623</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni 37 ayın en yükseğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026'ya ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, mayısta 85,8 iken bu ay yüzde 2,5 yükselerek 87,9 oldu.</p>
<p>Böylece endeks, Mayıs 2023'ten sonraki en yüksek seviyesini gördü. Endeks o ay 91,1 seviyesindeydi.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, haziranda aylık yüzde 4,5 artışla 69,2'den 72,3'e yükseldi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, mayısta 87,9 iken yüzde 1,9 artarak haziranda 89,5 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 81,4 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 3,1 yükselişle 83,9 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 104,5 iken bu ay yüzde 1,4 artarak 105,9'a çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-haziranda-yuzde-25-artti-81623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, tüketici güven endeksi aylık bazda yüzde 2,5 artışla 87,9 olurken, Mayıs 2023&#039;ten sonraki en yüksek seviyesi görülmüş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentilerinde-gerileme-81622</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık enflasyon beklentilerinde gerileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haziran 2026'ya ilişkin "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre, piyasa katılımcıları için 0,01 puan azalarak yüzde 23,81 seviyesine, hane halkı için 3,38 puan düşerek yüzde 46,13 seviyesine gerilerken reel sektör için değişmeyerek yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,10 puan artarak yüzde 15,70 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yillik-enflasyon-beklentilerinde-gerileme-81622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB&#039;nin haziran verilerine göre, 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 0,01 puan azalışla yüzde 23,81&#039;e, hane halkı için 3,38 puan düşerek yüzde 46,13&#039;e geriledi. Bu dönemde enflasyon beklentisi reel sektör için değişmeyerek yüzde 33,10 seviyesinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/6-ay-6-bin-km-yasagi-yilbasina-kadar-uzatildi-81619</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;6 ay 6 bin km yasağı&#039; yılbaşına kadar uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>İkinci el araç ticaretinde 6 ay ve 6 bin kilometreden önce satışı yasaklayan uygulama 1 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı bir piyasa yapısının tesis edilmesi, spekülatif fiyat oluşumlarının önlenmesi, stokçuluk faaliyetleriyle mücadele edilmesi ve tüketicilerin korunması amacıyla çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal edenler tarafından, motosiklet, otomobil ve arazi taşıtlarının ilk tescil tarihinden itibaren altı ay ve altı bin kilometreyi geçmedikçe doğrudan veya dolaylı olarak satışını engelleyenin düzenleme 6 ay daha uzatıldı.</p>
<p>İkinci el taşıtların üretici veya distribütör tarafından tavsiye edilen güncel satış fiyatı üzerinde bir bedelle ilan yoluyla pazarlanmasını önleyen ilan kısıtlaması da yürürlükte bulunuyor.<br />Bakanlık yaptığı denetimlerde düzenleyeme aykırı hareket eden yetkili bayi ve galerilere bugüne kadar 54 milyon lira, ilan kısıtlamasını ihlal edenlere ise 11.6 milyon lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>Öte yandan yetki belgesine sahip olmadan yıl içerisinde 3’ten fazla otomobil satışı noterler tarafından engellenmeye devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/6-ay-6-bin-km-yasagi-yilbasina-kadar-uzatildi-81619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/otomobil-ve-hafif-ticaride-yuzde-142lik-daralma-1741074176.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, ikinci el araç ticaretinde 6 ay ve 6 bin kilometreden önce satışı yasaklayan uygulamanın süresinin 1 Ocak 2027&#039;ye kadar uzatıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbanktan-revogoya-300-bin-dolarlik-yatirim-81644</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank&#039;tan Revogo&#039;ya 300 bin dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın, çalışanlarının yenilikçi fikirlerini hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla başlattığı kurum içi girişimcilik programı Akbank+ ile yeni bir yatırım yaptığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre, bu yıl 10. senesini kutlayan inovasyon merkezi Akbank LAB çatısı altında yürütülen programda, Revogo girişimine toplamda 300 bin dolar yatırım kararı alındı. Böylece Akbank+ ile ilk 3 dönemde ekosisteme kazandırılan girişim sayısı 5'e yükseldi.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: "Akbank, inovasyon merkezi Akbank LAB çatısı altında yürüttüğü Akbank+ programı ile kurum içindeki girişimcilik potansiyelini desteklemeye devam ediyor. Çalışanlarının girişim fikirleri üzerinde tam zamanlı olarak çalışabilmelerine olanak tanıyan ve bu özelliğiyle Türkiye'de bir ilk olan Akbank+, Akbanklılara eğitim, mentörlük, ürün geliştirme ve yatırım süreçlerinde uçtan uca destek sunuyor. Böylece Akbanklılar mevcut görevlerine ara vererek, tam zamanlı olarak girişim fikirlerini geliştirmeye odaklanıyor. Çalışanlar, bu süreçte sahip oldukları görevlerinin sağladığı tüm hakları ise almaya devam ediyor. Fikirlerine yatırım yapılan Akbanklılar girişimlerini kurarak Akbank'tan ayrılırken, diğer katılımcılar ise 'İnovasyon Elçisi' olarak kurum içi girişimcilik kültürünün gelişimine destek sunuyor. Programın üçüncü döneminde toplamda 300 bin dolar yatırım kararıyla hayat bulan Revogo, anne-çocuk ürünlerini satıcılardan anlık nakitle alarak yeniden satışa sunuyor. Bu modeliyle girişim, hem ebeveynler için pratik ve ekonomik bir çözüm sunuyor hem de ürünlerin kullanım ömrünü uzatarak sürdürülebilir yaşama katkıda bulunuyor. Revogo ayrıca farklı alanlarda deneyime sahip Akbanklılar tarafından geliştirilen bir girişim olarak da dikkati çekiyor. Kurucu ortaklar, Akbank'ta genel müdürlük, teknoloji ve şube ekiplerinde görev almış uzmanlardan oluşuyor. Böylece Akbank+ programı, girişimler için farklı uzmanlık ve deneyimlerden beslenmenin potansiyelini görünür kılıyor. Akbank+ programı kapsamında daha önce atık süreçlerini dijitalleştiren Waste Log, elektrikli araç kullanıcı deneyimini tek bir platformda buluşturan Voltla, yapay zeka tabanlı analitik çözüm sunan Metriqus ve e-ticaret satıcıları için alternatif finansman platformu geliştiren Fundero girişimleri ekosisteme kazandırıldı. Program kapsamında Akbank'ın 5 farklı girişime yaptığı toplam yatırım tutarı ise 2 milyon doları aştı."</p>
<p><strong>"Çalışma arkadaşlarımız fikirlerini yatırıma dönüşebilecek seviyeye taşıyabiliyor"</strong></p>
<p>Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, Akbank+ programının insan, kültür ve inovasyon odağını bir araya getiren güçlü bir yapı sunduğunu belirtti.</p>
<p>Bugünün iş dünyasında kurumları ileri taşıyan en önemli unsurlardan birinin, çalışanların merakını, cesaretini ve üretme isteğini doğru alanlarla buluşturabilmek olduğuna işaret eden Oğuz, "Akbank+ tam da bu bakış açısıyla Akbanklıların fikirlerini uçtan uca bir girişim yolculuğu ile hayata geçirmelerine olanak tanıyor. Türkiye'nin ilk tam zamanlı kurum içi girişimcilik programı olan Akbank+ sayesinde çalışma arkadaşlarımız girişimlerine odaklanabiliyor, Akbank LAB'in güçlü inovasyon birikiminden ve mentörlük ekosisteminden faydalanarak fikirlerini yatırıma dönüşebilecek seviyeye taşıyabiliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Oğuz, bu yıl 10. yaşını kutlayan Akbank LAB'ın, bankada inovasyon kültürünün gelişmesinde ve girişimcilik kaslarının güçlenmesinde çok önemli bir rol üstlendiğini aktararak, Akbank+'n da bu kültürün en somut yansımalarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Revogo yatırımını bu açıdan çok değerli bulduklarına dikkati çeken Oğuz, "Çünkü bu girişim, hem döngüsel ekonomiye katkı sunan güncel bir ihtiyaca yanıt veriyor hem de farklı birimlerde görev yapmış Akbanklıların ortak bir girişim vizyonunda buluşmasının güçlü bir örneğini oluşturuyor. " değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Oğuz, bugüne dek 50 Akbanklının bu programa katılarak inovasyon ve liderlik becerilerini geliştirdiğini ve kurum içinde bu kültürün gelişimi için birer elçi olarak yolculuklarına devam ettiklerini kaydederek, gelecek dönemde de Akbanklıların yenilikçi fikirlerini desteklemeye, onların girişimcilik yolculuklarında yanlarında olmaya ve ülkenin girişimcilik ekosistemine yeni değerler kazandırmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbanktan-revogoya-300-bin-dolarlik-yatirim-81644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/akbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Banka çalışanlarının geliştirdiği Revogo&#039;ya yapılan 300 bin dolarlık yatırım hakkında açıklama yapan Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, &quot;Bu girişim, hem döngüsel ekonomiye katkı sunan güncel bir ihtiyaca yanıt veriyor hem de farklı birimlerde görev yapmış Akbanklıların ortak bir girişim vizyonunda buluşmasının güçlü bir örneğini oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/damizlik-embriyo-uretimi-ve-transferiyle-ilgili-teblig-resmi-gazetede-81633</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damızlık embriyo üretimi ve transferiyle ilgili tebliğ Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Embriyo Üretimine Dair Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre sığır cinsi donör hayvanlardan embriyo üretimi, embriyo üretim merkezleri, üretim ve satış işletmeleri ile üretim işletmelerinde yapılabilecek. Koyun, keçi ile kedi ve köpek türü hayvanlardan embriyo üretimi ise yalnızca embriyo üretim merkezlerinde gerçekleştirilebilecek.</p>
<p>Hayvanların tanımlanması, tescili ve izlenmesine ilişkin mevzuata uygun tanımlama araçları bulunmayan ve Bakanlık kayıt sistemlerine kayıtlı olmayan donör hayvanlardan embriyo üretimi yapılmayacak.</p>
<p>Embriyo üretim merkezleri ile üretim ve satış işletmeleri, üretimin yapıldığı yerdeki hayvanlara transfer ve/veya piyasaya arz etmek üzere embriyo üretiminde bulunabilecek. Donör hayvanlar için üretim izni alınacak, aksi durumda üretilemeyecek.</p>
<p>Tebliğ kapsamındaki sağlık testleri, Veteriner Teşhis ve Analiz Laboratuvarları Yönetmeliği kapsamında onay verilen laboratuvarlarda ve Bakanlık tarafından belirlenen test metotlarına göre yaptırılacak. Bakanlıkça onay verilen laboratuvarlar, alınacak numuneler ile test metotları Hayvancılık Genel Müdürlüğü internet sitesinde yayınlanacak.</p>
<p>Mezbahalarda kesilen hayvanlar oosit/embriyo donörü olarak kullanılmayacak.</p>
<p>Embriyo üretimi için dışarıdan hizmet alınması durumunda üretim yapan ve yaptıran taraflar arasındaki sorumlulukların belirtildiği sözleşme hazırlanarak üretimden önce tarım ve orman il müdürlüğüne bildirilecek.</p>
<p><strong>Etçi ırk donör adaylarında verim özelliği aranmayacak</strong></p>
<p>Embriyo üretim işletmelerindeki sığır cinsi donör hayvanlar için, belirtilen şartların sağlanması halinde rutin sağlık testleri dışında ilave sağlık şartı aranmayacak.</p>
<p>Yerli ırk donör adayları ile ithal orijinli olanlar dahil etçi ırk donör adaylarında verim özelliğine bakılmayacak.</p>
<p>Donör adayı kedi ve köpeklerin mikroçipinin takılmış olması, pasaportunun bulunması ve Bakanlık PETVET veri tabanına kaydedilmesi, fenotipik olarak ırk özelliklerini taşıyan saf ırk olması gerekecek.</p>
<p>Üretim merkezleri tarafından, donör adayı hayvanlara üretim izni almak için il müdürlüğüne başvuru yapılacak. İl müdürlüğü tarafından başvuru dosyası incelenecek ve uygun bulunması durumunda Bakanlığa gönderilecek.</p>
<p>Embriyolar, kontaminasyon riskinin bulunmadığı kilitli depolama yerinde, hijyenik koşullarda, içi sıvı azot dolu tanklar içinde saklanacak.</p>
<p>Üretimi tamamlanarak dondurulan embriyolar, üretim tarihinden itibaren depolama odasında en az 30 gün bekletilecek. Bekleme süresi sonunda donör hayvanlarda belirtilen sağlık şartlarının sağlanması durumunda taşıyıcı analara transferine veya piyasaya arzına izin verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/damizlik-embriyo-uretimi-ve-transferiyle-ilgili-teblig-resmi-gazetede-81633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/damizlik-hayvan-buyukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, manda dahil damızlık sığır, koyun, keçi, kedi ve köpeklerden embriyo üretimi ile üretilenlerin transferi, depolanması, piyasaya arzı ve izlenebilirliğine ilişkin usul ve esaslar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cam-ihracatcisinin-elini-guclendirecek-kur-talebi-81603</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cam ihracatçısının elini güçlendirecek &#039;kur&#039; talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerjiye olan talep artışı beraberinde farklı sektörleri de harekete geçiriyor. Bu kapsamda Türk cam sektörü de solar cam kapasitesini 5 katına çıkararak 85 milyon m2 seviyesine taşıdı. Ancak bu yatırıma karşılık ithalatta haksız rekabet yaşandığına dikkat çeken sektör temsilcileri geçtiğimiz günlerde bunun önlenmesine yönelik açıklamalar yaparken, Ticaret Bakanlığı da Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile bu taleplere cevap verdi ve solar cam ithalatında damping olduğu gerekçesiyle soruşturma başlattı.</p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, enerjide dışa bağımlılığın her zamankinden daha riskli hale geldiğini belirtirken, yenilenebilir enerji alanında önemli yatırımların yapıldığını kaydetti. Cam sektörünün bu dönüşümün önemli parçası olarak solar cam üretiminde büyük atılım yaptığını vurgulayan Kumru, 17 milyon m2 olan üretimin, 85 milyon m2’ye çıktığını bildirdi.</p>
<h2>170 ülkeye ihracatı var</h2>
<p>Türk cam sektörünün temsilcileri Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) ev sahipliğinde TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde bir araya geldi. Toplantıya, ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru ile ÇCSİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç ve firma temsilcileri katıldı. Tansu Kumru, kâr marjlarının s sürdürülebilir seviyenin altına düştüğünü belirtirken, buna rağmen rekabet gücünün bu zorluklarla başa çıkabilecek düzeyde olduğunu aktardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c8500d4cc-1782106192.jpg" alt="" width="800" height="384" />Sektörün yüzde 79 yerli katma değer oranıyla 170 ülkeye ihracat yaptığını vurgulayan Kumru, “Bu zorlu dönemde müşteriye özel ürün ve hizmet sunarak pazarlardaki payımızı artırmak ve yeni pazarlar kazanmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h2>Rekabetçi kur talebi </h2>
<p>Türkiye’nin yıllık 4 milyon tonun üzerindeki üretim ve işleme hacmiyle küresel ölçekte önemli bir cam üretim üssü olduğuna değinen Kumru, “Üretim maliyetlerinin neredeyse yarısını oluşturan doğalgaz ve elektrik giderleri karşısında sektörümüzün desteklenmesine ve ihracatçının elini güçlendirecek rekabetçi kur seviyelerinin sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Solar cam ithalatına damping soruşturması</span></h2>
<p>Ticaret Bakanlığı yerli üreticilerin başvurusu üzerine, Çin, Malezya ve Vietnam menşeli 7006 ve 7007 Gümrük Tarife Pozisyonlu solar cam ürünleri ithalatına damping soruşturması açılmasına karar verdi. Damping soruşturmasına yönelik başvuru Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. tarafından yapılmış; Düzce Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Europen Endüstri İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş., Çağdaş Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Okandan Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş., Salt Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Camplaza Solar Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. firmaları tarafından da desteklenmişti. Başvuruyu inceleyen Bakanlık yerli üretim dalının, yurt içi satışları, kapasite kullanım oranları, verimlilik ve pazar payı gibi temel göstergelerde maddi zarara yol açtığı sonucuna ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cam-ihracatcisinin-elini-guclendirecek-kur-talebi-81603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/tansu-kumru-1781262538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, “Üretim maliyetlerinin neredeyse yarısını oluşturan doğal gaz ve elektrik giderleri karşısında sektörümüzün desteklenmesine ve ihracatçının elini güçlendirecek rekabetçi kur seviyelerinin sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/69-milyonluk-zarar-yazarken-yuzde-52-prim-ruzgari-surer-mi-81601</guid>
            <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> 69 milyonluk zarar yazarken yüzde 52 prim rüzgarı sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz hafta %5,71 yükseliş kaydederken 25 hisse %14’ün üzerinde primle ön sıralarda yer aldı. Listenin başında duran Birleşim Enerji %52’ye varan çıkışıyla yatırımcının dikkatini çekerken, iştah kabartıcı çıkışların gerisindeki asıl hikayeye bakanlar riski azaltıyor.</strong></p>
<p>Borsada yükselen hisseleri gören kimi yatırımcı o çıkışın sonsuza dek aynı ivmeyle süreceğini düşünebilir. Şüphesiz Birleşim Enerji veya Selçuk Ecza Deposu gibi hisselerde kısa sürede yazılan güçlü primler ilgiyi yükseltmekte. Ancak fiyat hareketlerine bakarak uzun vadeli bir okyanus yolculuğuna çıkmak, bilinmeze yolculuk yapmakla eş anlamlıdır. Neticede arka cephesine bakıldığında ani çıkışların her zaman büyüme temeline dayanmadığını not etmeli. Yatırımcılar işlem yaparken geçici fiyat hareketleriyle şirketin yarattığı sürdürülebilir hikayeyi birbirinden ayırması, gereksiz riskleri minimize edecektir.</p>
<h2>Hızlı yükselenler</h2>
<p>Şubat 2025’te borsaya gelen Birleşim Enerji, yatayda sıkışık bir hareket sergilerken son iki ayda ciddi bir sıçrama gerçekleştirdi. Nisanda 9 TL seviyesinde olan fiyat, geçtiğimiz hafta 81,95 TL’ye ulaştı. Geçtiğimiz yıl zarar açıklayan şirket, yılın ilk çeyreğinde de %52’lik gelir kaybı ile dönem sonunda 69,8 milyon TL zarar yazmaya devam etmekte.</p>
<p>Zayıf seyre sahip Selçuk Ecza Deposu özellikle 10 Haziran’dan itibaren hareketlendi. Haftalık %49,38’lik çıkışıyla listenin ikinci sırasında yer alan firma, geçtiğimiz yıl sonunda zarar açıklamıştı. Bu yılın ilk çeyreğinde ise satışlarını %6, esas faaliyet kârını %455 artırdı. Dönem sonunda 1,53 milyar TL kâr açıkladı. Artan kârda maliyet ve giderlerin sınırlı kalması etkili.</p>
<h2>Son gün hareketlenen</h2>
<p>Büyük Şefler haftanın son işlem gününde artan yüksek işlem hacmiyle birlikte %10 tavan olurken haftayı %14,75 yükselişle kapattı. Şirketle ilgili önemli gelişme ortaklardan Mehmet Can Karabağ’ın sahip olduğu %6,92’lik payı piyasada satması oldu. Geçtiğimiz yıl kârını düşüren firma bu yılın ilk çeyreğinde ise zarar açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c46910a3f-1782105193.png" alt="" width="900" height="476" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>GRAM ALTIN MI, KÜLÇE ALTIN MI?</strong></p>
<p><strong>Dalga</strong>; hızlı kazanç, fırsat, esnek manevra, düşüşten faydalanma. Yüksek stres, işlem maliyeti, hatalı zamanlama, büyük ralli kaybı, dalgalanma sorunu.</p>
<p><strong>Trend</strong>; bileşik getiri, rahatlık, maliyet avantajı, güvenlik, zaman tasarrufu. Sabır gerekliliği, bağlanan nakit, geç reaksiyon, beklenti tuzağı.</p>
<p><strong>Bakım sürecinde meydana gelen üretim kaybını dışarıdan elektrik temin ederek halletti</strong></p>
<p>İzdemir’in bakım nedeniyle oluşan üretim kaybından kaynaklı zararı var mı? ● Ayhan Çelik</p>
<p>Ayhan; İzdemir Enerji, geçtiğimiz 23 Mayıs günü yaptığı açıklama ile 5 Haziran’a kadar elektrik santralinde gerçekleştirdiği yıllık planlı bakım çalışmaları sebebiyle, GES dışındaki ana üretim faaliyetlerine ara verdiğini yatırımcısıyla paylaşmıştı. Bakım sürecinde İzdemir’in toplam yıllık üretiminde yaklaşık 90.000 MWh düzeyinde bir azalma yaşanacağı bilgisi anılan açıklamada ifade edilmişti. Ancak bu üretim kaybının doğrudan ciroya yansıması beklenmemeli. Firma dışarıdan gerekli elektriği tedarik ederek satışlarına kesintisiz devam etti.</p>
<p><strong>İzmit’te aldığı arsa üzerine proje hedefi olsa da kısa vadede bir girişimi olmayacak</strong></p>
<p>Zeray GYO, İzmit’teki arsası üzerine ne zaman proje geliştirecek? ● Burcu Rüzgar</p>
<p>Burcu; Zeray GYO, büyüme hedefi çerçevesinde geçtiğimiz mayıs ayında İzmit'te bir arsa satın aldığını yatırımcısıyla paylaştı. Girişim, şirketin gelecekte hayata geçireceği rezidans veya ticari projeler için arazi portföyünü genişletme amacı taşıyor. Açıklamada projenin ne zaman hayata geçirileceğine dair bir takvim paylaşımı olmazken orta ve uzun vadeli planların bir parçası olarak tanımlandı. Bu itibarla kısa vadede bir inşaat süreci beklenmemeli; daha ziyade arsa stoğunu güçlendirerek gelecekteki büyüme kapasitesini garanti altına alıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IJB karma fonu dijital oyun sektörü temasıyla yıllık %10 getiride kaldı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Dijital Oyun Sektörü Karma Fon (IJB), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 6,26 TL’yi test ederken sonrasında geriledi. Son iki aydaysa yatay bir hareketi söz konusu ve ocaktaki seviyenin gerisinde duruyor. Ocakta 262,68 milyon TL seviyesinde bulunan hacmi sonrasında her ay kademeli olarak geriledi. Son olarak haziranda 6,6 milyon TL nakit çıkışı yaşanırken büyüklüğü 182,2 milyon TL’ye geriledi. Yatırımcı sayısı 6.923 seviyesinde bulunuyor. Temel stratejisi, fon değerinin önemli kısmını küresel dijital oyun şirketlerinin hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %65,56’sı yabancı hisselerden ve %13,53’ü finansman bonosundan oluşuyor. Küresel oyun sektörüne yatırım yapmak isteyenlere hitap ediyor. Son bir yılda %10,31 getiri ile endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Pınar Et ve Un, piyasadan %54,82 bileşik faizle 85 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Pınar Entegre Et ve Un, 18.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 85.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,50, bileşik faizi %54,82 olarak belirlendi. 137 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %17,83 düzeyinde. 19 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Pınar Et ve Un’un verdiği %47,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFPTUNK2618 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c43aeeb07-1782105146.png" alt="" width="978" height="240" /></strong><strong>KONFRUT TARIM</strong></p>
<p><strong>Tarsus’ta hayata geçireceği entegre tesis için yatırım teşvik belgesini aldı</strong></p>
<p>Konfrut Tarım, bağlı ortaklığı Konfrut Çukurova Tarım aracılığıyla Tarsus’ta gerçekleştireceği narenciye işleme, meyve suyu üretimi ve soğuk hava depolama tesisi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına yaptığı 12 milyon euro tutarındaki yatırım teşvik başvurusunun onaylandığını duyurdu. Şirket, söz konusu girişimle bölgesel tedarik ağını güçlendirecek entegre tesisinin resmi destek süreçlerini tamamlamış oldu. Tarımsal sanayide hammadde kaynaklarına yakın lokasyonlarda entegre tesisler kurmak, nakliye kayıplarını ve lojistik giderlerini düşüren yatırımlardır.</p>
<p><strong>AKÇANSA</strong></p>
<p><strong>Sabancı’nın elindeki payların devir işlemi tamamlandı. Kontrol yabancıya geçti</strong></p>
<p>Akçansa Çimento’da, Sabancı Holding’in sahip olduğu %39,72 oranındaki payların Heidelberg Materials’a devri, yasal izinlerin alınmasının ardından 427,88 milyon dolar bedelle tamamlandı. İşlem sonrasında Sabancı Holding’in Akçansa’da payı kalmazken, Heidelberg Materials’ın payı %79,44 seviyesine yükseldi. Yeni ana ortağın zorunlu pay alım teklifi (çağrı) yükümlülüğü için SPK’ya başvurduğu belirtildi. Söz konusu gelişmeyle birlikte Sabancı Holding’in çatı yönetimi altında yer alan Akçansa’nın tam kontrolü uluslararası boyuttaki oyuncunun eline geçmiş oldu.</p>
<p><strong>YATAŞ</strong></p>
<p><strong>Sünger fabrikasını devreye alırken dikey entegrasyonla avantaj elde edecek</strong></p>
<p>Yataş, Kayseri İncesu’da 213 bin metrekare alana kurulan ve yıllık 1,2 milyon metreküp kapasityeye sahip sünger fabrikasının açılışını gerçekleştirdi. Tesis, ilk üç yıl içinde %80, beş yıl içinde ise tam kapasiteye ulaşacak. Gerçekleştirilen yatırımla birlikte şirketin üretim sürecindeki dışa bağımlılığı azalırken, dikey entegrasyon hamlesi tamamlanmış oldu. Mobilya ve yatak sanayisinde hammaddenin ana kalemi olan süngeri dışarıdan tedarik etmek üretim maliyetlerini dalgalı tutan bir unsur. Süngeri dışarıdan almak yerine iç tedariğe dönüştürmek esneklik sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Coca Cola İçecek’te bir ayı geçkin süredir satıcılar biraz daha önde. Fiyat yatayda</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a38c42009f88-1782105120.png" alt="" width="302" height="228" /></strong>Coca Cola İçecek’te fonlar hafif satış yönlü işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %0,1 ile toplamda 24,79 bin lot azalarak 26,25 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 98’den 100’e çıktı. MAC fonu 1,1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, FYD fonu 1,28 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 21 aracı kurum öneride bulunurken 6 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Tera Yatırım 116,60 TL ile verdi. En düşük öneri 75,40 TL ile Garanti Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/69-milyonluk-zarar-yazarken-yuzde-52-prim-ruzgari-surer-mi-81601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 69 milyonluk zarar yazarken yüzde 52 prim rüzgarı sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
