<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-90793</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep sanayisi için ‘Endüstriyel Gelişim Üssü’nde yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) bünyesinde faaliyet gösteren Endüstriyel Gelişim Üssü (EGÜ) Yönetim Kurulu, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Süreçlerin daha entegre, koordineli ve ortak bir yönetim anlayışıyla yürütülmesi amacıyla Endüstriyel Gelişim Üssü’nde (EGÜ) yeni bir yapılanmaya gidildi. Bu kapsamda, EGÜ bünyesindeki tüm yapıların yönetimi tek çatı altında bir araya getirilerek daha etkin, verimli ve bütüncül bir yönetim modelinin uygulanması hedefleniyor.</p>
<p>GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bora Tezel, EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı olurken, Yiğitcan Konukoğlu’nun Başkan Yardımcısı olarak görev üstlendiği yönetim kurulunda Yunus Kara, Barış Cem Özpolat, Turgay Eren, Sezen Akınal Bulut, Ömer Çakmak, Abdullah Dabanıyastı, Didem Büyükbeşe, Hakan Yusufoğlu, Nejmettin Memiş, İsa Üzümcü, Barış Özbiçki, Ahmet Fatih Sarı ve Seçkin Yıldırımdemir yer aldı. Yönetim kurulu ilk toplantısında, Gaziantep sanayisinin rekabet gücünü artırmaya yönelik çalışmaların yanı sıra dijital ve yeşil dönüşüm, yalın üretim, verimlilik, enerji yönetimi, karbon ayak izi, mesleki eğitim ve mesleki yeterlilik belgelendirme konuları ile gelecek planlamalarını değerlendirdi. Gaziantep sanayisinin gelişimine, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine ve işletmelerin dönüşüm süreçlerine katkı sağlamak amacıyla faaliyet gösteren EGÜ, GSO Mesleki Eğitim Merkezi (GSOMEM), Gaziantep Mesleki Yeterlilik Sınav ve Belgelendirme ve Danışmanlık A.Ş. (GASBEM) ile Gaziantep Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi’ni (Gaziantep Model Fabrika) kapsıyor.</p>
<p><strong>“Sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz” </strong></p>
<p>EGÜ Yönetim Kurulu Toplantısı’na katılan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Gaziantep sanayisinin geleceğe hazırlanmasında dijitalleşme, yeşil dönüşüm, verimlilik ve nitelikli insan kaynağının önemine dikkat çekti. Gaziantep’in üretim kapasitesi, girişimcilik kültürü ve ihracat potansiyeliyle Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Ünverdi, mevcut sanayi birikiminin geleceğe taşınması için üretim kapasitesini artırmanın tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Ünverdi, “Teknolojiyi daha etkin kullanan, kaynaklarını verimli değerlendiren, çevresel etkilerini azaltan ve nitelikli insan kaynağıyla öne çıkan bir sanayi yapısını geliştirmemiz gerekiyor” dedi. EGÜ’nün mesleki eğitimden yeterliliklerin belgelendirilmesine, dijital ve yeşil dönüşümden yalın üretim uygulamalarına kadar sanayinin farklı ihtiyaçlarına yönelik çalışmaları bir araya getirdiğini ifade eden Ünverdi, Gaziantep Model Fabrika aracılığıyla işletmelerin verimliliklerini artırmalarının ve yalın üretim anlayışını benimsemelerinin desteklendiğini kaydetti. Ünverdi, GSOMEM ve GASBEM aracılığıyla da nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine ve çalışanların mesleki yetkinliklerinin belgelendirilmesine katkı sunulduğunu belirtti. Önümüzdeki dönemde dijitalleşme, yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve karbon ayak izinin azaltılmasının sanayinin rekabet gücü üzerinde belirleyici olacağına işaret eden Ünverdi, “Gaziantep Sanayi Odası olarak Endüstriyel Gelişim Üssü ile sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. İşletmelerimizin ihtiyaçlarına cevap veren, ölçülebilir sonuçlar ortaya koyan ve sahada karşılık bulan çalışmalar, sanayimizin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Ünverdi, EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı Bora Tezel ve yönetim kurulu üyelerine görevlerinde başarılar dileyerek, hayata geçirilecek çalışmaların Gaziantep sanayisinin gelişimine katkı sağlamasını temenni etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1f31c772cd-1793192732.jpeg" alt="" width="800" height="365" /></p>
<p><strong>“EGÜ’yü sanayimizin dönüşümüne daha fazla katkı sunan bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz” </strong></p>
<p>EGÜ Yönetim Kurulu Başkanı Bora Tezel, Endüstriyel Gelişim Üssü’nün mesleki eğitim, mesleki yeterlilik, dijital ve yeşil dönüşüm ile yalın üretim alanlarını aynı çatı altında buluşturan yapısına dikkati çekti. Tezel, EGÜ’nün yeni dönemde mevcut sanayi ihtiyaçlarına cevap vermenin yanı sıra Gaziantep sanayisinin dönüşümüne yön veren ve geleceğin üretim anlayışına ilişkin yeni yaklaşımlar geliştiren bir düşünce kuruluşu gibi işlev görmesini hedeflediklerini belirtti. İşletmelerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmalara öncelik vereceklerini belirten Tezel, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi, kaynakların etkin kullanılması ve enerji verimliliğinin artırılmasının sanayinin rekabet gücü açısından önem taşıdığını vurguladı. Nitelikli iş gücünün ve mesleki becerilerin geliştirilmesinin üretim kalitesi ile verimlilik açısından önemine işaret eden Tezel, “Gaziantep Sanayi Odamızın desteğiyle, EGÜ’nün kurumsal kapasitesini daha etkin kullanarak sanayicilerimizin ihtiyaçlarına cevap veren ve üretim gücümüzü ileriye taşıyan projeler geliştirmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu. Tezel, EGÜ Yönetim Kurulunun hayırlı olmasını dileyerek yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Gaziantep sanayisinin gelişimine yönelik çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Sanayinin ihtiyaçlarına bütüncül yaklaşım</strong></p>
<p>EGÜ bünyesinde faaliyet gösteren üç yapı, sanayinin farklı ihtiyaçlarına yönelik birbirini tamamlayan hizmetler sunuyor. Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi (GSOMEM), sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve çalışanların mesleki becerilerinin geliştirilmesine odaklanıyor. GSOMEM ayrıca yeşil dönüşüm ve karbon ayak izi gibi üretim ve ihracat süreçlerinde firmaları yakından ilgilendiren kritik konularda da öncü bir rol üstlenen bir yapı haline geldi. GASBEM, mesleki yeterlilik sınav ve belgelendirme hizmetleriyle çalışanların bilgi ve becerilerinin ulusal yeterlilikler çerçevesinde değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Gaziantep Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi (Gaziantep Model Fabrika), işletmelerin yalın üretim ve dijital dönüşüm süreçlerini destekleyerek üretim verimliliğinin artırılmasına, kaynakların etkin kullanılmasına ve işletmelerde sürekli iyileştirme kültürünün yaygınlaşmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Bu bütünleşik yapıyla EGÜ’nün, işletmelerin verimliliklerini artıran, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerini destekleyen, enerji ve kaynak kullanımını iyileştiren ve mesleki yetkinlikleri geliştiren çalışmalar aracılığıyla Gaziantep sanayisinin sürdürülebilir gelişimine katkı sunması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-90793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/3/1280x720/gaziantep-sanayisi-icin-endustriyel-gelisim-ussunde-yeni-bir-donem-basliyor-1793192754.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası bünyesinde faaliyet gösteren Endüstriyel Gelişim Üssü bünyesindeki tüm yapılar tek çatı altında toplandı. GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, “Gaziantep Sanayi Odası olarak Endüstriyel Gelişim Üssü ile sanayimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. İşletmelerimizin ihtiyaçlarına cevap veren, ölçülebilir sonuçlar ortaya koyan ve sahada karşılık bulan çalışmalar, sanayimizin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük önem taşıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-90780</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya TSO başkanlık seçimleri iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Meclis Üyesi Murat Ekşi'nin, seçimlere 6 başlıkta yaptığı itiraz ilgili İl Seçim Kurulu kararını verdi.</p>
<p>24 Ekim’de yapılan yönetim kurulu başkanlığı seçimiyle ilgili itirazı değerlendiren İl Seçim Kurulu iptal kararı verdi. Mevcut başkan Akgün Altuğ’un 45, Yılmaz Dünya’nın 43 oy aldığı seçime ilişkin kararın, mevzuata aykırılık gerekçesiyle alındığı belirtildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1cfe852772-1793183720.jpg" alt="" width="800" height="452" /></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda seçimlerin ardından Murat Ekşi avukatı aracılığıyla seçimlerin iptal edilmesi isteğiyle Arifiye İlçe Seçim Kurulu’na itirazda bulundu. 6 başlıkta yapılan itirazda zarfların ağızlarının açık olması, pusulalarda matbaa baskısı dışındaki işaretler, seçmen üzerinde psikolojik baskı, iki kişinin 5 yıldan fazla hapis yatması gibi nedenler gerekçe gösterildi.</p>
<p>2026-2030 dönemi yönetiminin belirlendiği seçimlerde mevcut SATSO Başkanı Akgün Altuğ ile Yılmaz Dünya yarışmıştı. SATSO Hizmet Binası'nda gerçekleştirilen seçimde 88 meclis üyesi oy kullanırken Akgün Altuğ 45, Yılmaz Dünya ise 43 oy almıştı.</p>
<p>Arifiye İlçe Seçim Kurulu oy pusulalarında işaretlemeyi gösterecek delil olmadığını, seçim kurulunun adayların yeterlilik incelemesi gibi bir görevinin olmadığına atıfta bulunarak SATSO veya üst birlik olan TOBB'un bu konuda yetkili olduğunu belirterek itirazları reddetti. Murat Ekşi’nin avukatı itirazı İl Seçim Kuruluna taşıdı.</p>
<p>İl Seçim Kurulu, Murat Ekşi’nin avukatı aracılığıyla yaptığı itirazı inceleyerek seçimlerin iptaline karar verdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-90780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/0/1280x720/sakarya-tso-baskanlik-secimleri-iptal-edildi-1793183750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SATSO&#039;da 24 Ekim’de yapılan yönetim kurulu başkanlığı seçimiyle ilgili itirazı değerlendiren İl Seçim Kurulu iptal kararı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozkaynak-buyuklugumuzu-87-milyar-lira-seviyesine-ulastirdik-90790</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf Faktoring, 2026'nın 9 ayına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre yılın 9 ayında dengeli ve sürdürülebilir büyüme grafiğini koruyan şirket, sağlam bilanço yapısıyla piyasaya kesintisiz nakit akışı sunmayı sürdürdü.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla aktif büyüklüğünü geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 78 oranında artıran Vakıf Faktoring, toplam aktiflerini 53,6 milyar lira seviyesine taşıdı.</p>
<p>Operasyonel performansını finansal göstergelerine de yansıtan şirket, net dönem kârını ise yıllık bazda yüzde 25 artışla 1,76 milyar liraya ulaştırdı.</p>
<p>Vakıf Faktoring Genel Müdürü Akgün Koç, piyasa dinamiklerine doğru zamanda, doğru çözümlerle yanıt verdiklerini belirtti.</p>
<p>Koç, 53,6 milyar liralık aktif büyüklüklerinin, reel sektörün ihtiyaçlarına dinamik bir şekilde cevap verme kararlılıklarının en somut göstergesi olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Özellikle bankacılık sektöründe kredi koşullarının sıkılaşması ve ticari kredi büyümesine yönelik sınırlamaların öne çıktığı dönemlerde, işletmeler için finansmana hızlı ve güvenli erişim hayati bir önem taşıdığına dikkati çeken Koç, "Biz de Vakıf Faktoring olarak, tüm ticari paydaşlarımızın yanında yer alıyor; sağladığımız likiditeyle üretimin, ihracatın ve istihdam zincirinin aksamadan devam etmesine katkı sunuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, gelecek dönemde de sağlıklı bilanço yapısını koruyarak büyümeye odaklanacaklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026'nın 9 ayında toplam işlem hacmimizi 142 milyar liraya, faktoring alacaklarımızı 52,8 milyar liraya ve özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık. Net dönem karımızın 1,76 milyar lira olarak kayıtlara geçtiği bu başarılı sürecin ardından, yılın son çeyreğinde de disiplinli yönetim stratejimiz ve müşteri odaklı vizyonumuzla Türkiye ekonomisine değer katmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozkaynak-buyuklugumuzu-87-milyar-lira-seviyesine-ulastirdik-90790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/akgun-koc-1793187126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf Faktoring Genel Müdürü Akgün Koç, &quot;2026&#039;nın 9 ayında toplam işlem hacmimizi 142 milyar liraya, faktoring alacaklarımızı 52,8 milyar liraya ve özkaynak büyüklüğümüzü 8,7 milyar lira seviyesine ulaştırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enparanin-aktif-buyuklugu-yuzde-25-artti-90785</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara&#039;nın aktif büyüklüğü yüzde 25 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank, 2026'nın ocak-eylül dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankanın toplam aktif büyüklüğü bu dönemde 2025 yıl sonuna göre yüzde 25 artarak 311,5 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde Bankanın müşteri mevduatları yüzde 17 artarak 240,6 milyar liraya, öz kaynakları ise yüzde 33 artışla 25,1 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Banka, 2026'nın ocak-eylül döneminde 18,6 milyar lira net faiz geliri ve 25,5 milyar lira faaliyet brüt kârı elde ederken, vergi öncesi kârı 8,8 milyar lira, net dönem kârı ise 6,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Öz sermaye karlılık oranı söz konusu dönemde yüzde 38,6, üçüncü çeyrekte ise yüzde 40,4 olan bankanın toplam müşteri sayısı da 9,5 milyon olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Enpara Bank Genel Müdürü Cumhur Türkmen, 2012'den bu yana yenilikçi bankacılık anlayışıyla müşterilerine fayda sağlayarak hayatlarını kolaylaştırmaya çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Yılın 9 ayında sundukları yeni ürün ve hizmetlerin de desteğiyle hem müşteri memnuniyetini artırmayı hem de verimli bir şekilde büyümeyi başardıklarını vurgulayan Türkmen, yıl içinde sundukları yatırım ve sigorta ürünlerinin, KOBİ müşterilerine sundukları taksitli kredi ürününün ve 10-17 yaş aralığına yönelik Encard Genç harçlık kartı ürününün büyük ilgi görmesinin, planladıkları yeni ürün ve hizmetler için motivasyonlarını artırdığını ifade etti.</p>
<p>Enpara Bank'ın sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam edebilmesi için Bankanın yenilikçi ruhu ve müşteri odağıyla beraber verimli çalışma kültürüne de sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğine inandıklarını belirten Türkmen, "Bütün çalışmalarımızı da bu prensip çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Yılın 9 ayına ait öz sermaye karlılık oranımızın yüzde 38,6, toplam maliyetlerimizin toplam gelirlerimize oranının da yüzde 37 olarak gerçekleşmesini de prensiplerimize bağlılığımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkmen, ilerleyen dönemde de önceliklerinin mutlu müşterilerin sayısını artırmak ve yenilikçi ürünler sunarak büyümek olacağını vurgulayarak, "'Dijitaliz ama insansız değiliz' mottomuzdan yola çıkarak özverili çalışmalarıyla bu başarıyı elde etmemizi sağlayan tüm çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor, Enpara Bank'a güvenen tüm müşterilerimize şükranlarımı sunuyorum." dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enparanin-aktif-buyuklugu-yuzde-25-artti-90785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/cumhur-turkmen-1793185843.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enpara Bank&#039;ın toplam aktif büyüklüğünün 9 aylık dönemde 2025 yıl sonuna göre yüzde 25 artarak 311,5 milyar liraya ulaştığı, net dönem kârının ise 6,3 milyar lira olarak gerçekleştiği bildirildi. Genel Müdür Cumhur Türkmen, &quot;Yılın 9 ayına ait öz sermaye kârlılık oranımızın yüzde 38,6, toplam maliyetlerimizin toplam gelirlerimize oranının da yüzde 37 olarak gerçekleşmesini prensiplerimize bağlılığımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-90779</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO’da yeni dönem, eski hesaplar ve şeffaflık tartışmasıyla başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO), Özer Matlı’nın Yönetim Kurulu Başkanı, Erol Dağlıoğlu’nun ise Meclis Başkanı seçilmesinin ardından yeni dönemin ilk meclis toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Yeni dönemdeki ilk meclis toplantısında, TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesi tartışmalara neden oldu. Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada seçim sürecinin geride kaldığını belirterek, Bursa iş dünyasının ortak hedefler doğrultusunda birlik ve beraberlik içinde çalışması gerektiğini söyledi. BTSO’nun 137 yıllık kurumsal geçmişine dikkat çeken Dağlıoğlu, meclis başkanlığını sorumluluk olarak gördüğünü ifade etti.</p>
<h2>“TEKNOSAB’da yatırımcı temsili tartışması”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesine itiraz eden Burkay, 12 kişilik asil listede yalnızca bir bölge yatırımcısının bulunduğunu, yedi yatırımcının ise yedek listede yer aldığını söyledi. Yatırımcıların karar mekanizmalarında doğrudan temsil edilmesini isteyen Burkay, yedek üyelerin asil listeye alınmasını talep etti. TEKNOSAB’da 30’dan fazla firmanın faaliyet gösterdiğini, 7 bin 500 kişinin istihdam edildiğini ve toplam yatırım tutarının 60 milyar liraya ulaştığını belirten Burkay, bölgenin 3 milyar 31 milyon liralık banka borcunun arazi varlığıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. BTSO’ya ait 1,7 milyon metrekarelik arazinin 1,4 milyon metrekarelik bölümünün sanayi, hizmet destek ve ticari alan olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d21f67173-1793184287.jpg" alt="" width="800" height="587" /></p>
<h2>“2 milyar liralık kaynak vurgusu”</h2>
<p>Geçmiş dönemde BTSO öz kaynaklarından 803 milyon lira, bakanlıklar ve dış kaynaklardan 1 milyar 250 milyon lira olmak üzere toplam 2 milyar 53 milyon liralık kaynağın projeler için kullanıldığını açıklayan Burkay; BUTEKOM, Model Fabrika, GUHEM, Bursa Business School ve UR-GE çalışmalarını örnek gösterdi. GUHEM ve Bursa Business School yatırımları için TEKNOSAB kaynaklarından toplam 484 milyon lira aktarıldığını da belirtti.</p>
<h2>“KOBİ OSB’de 3 bin 500’ü aşkın başvuru”</h2>
<p>Burkay, TEKNOSAB bünyesinde planlanan KOBİ Organize Sanayi Bölgesi’ne üç ayda 3 bin 500’ü aşkın başvuru yapıldığını açıkladı. Projede 450 bin metrekare sanayi, 550 bin metrekare hizmet destek ve 400 bin metrekare ticari alanın hazır olduğunu belirten Burkay, uygulama sürecinin başlatılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d23859752-1793184312.jpg" alt="" width="800" height="553" /></p>
<h2>“Meclisin iradesine saygı gösterilmeli”</h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı da, eski başkan İbrahim Burkay’ın TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti listesine yönelik eleştirilerine ve geçmiş dönem yatırımlarına ilişkin açıklamalarına yanıt verdi. Oda yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliği temel ilke olarak belirlediklerini söyleyen Matlı, geçmiş dönemde hayata geçirilen projelere karşı olmadıklarını ancak bu yatırımların finansmanı, maliyeti ve yönetim süreçleri hakkında meclisin yeterince bilgilendirilmediğini savundu. Göreve geldikleri günden itibaren oda iştiraklerinin mali tablolarını ve yönetim yapılarını incelemeye çalıştıklarını belirten Matlı, 34 başlıkta soru yönelttiklerini ancak bazı konularda gerekli bilgi ve belgelere henüz ulaşamadıklarını ifade etti. Matlı, “Biz adaylık sürecinden itibaren ne söyledik? Şeffaf olacağız, hesap verebilir bir oda olacağız ve sizlere sormadan hiçbir şey yapmayacağız. Geçmiş dönemde yapılan projelere teşekkür ediyoruz. Ancak yapılan işlerin uygulama biçimi, meclisle paylaşılması ve hesap verme süreci de önemli” diye konuştu. Meclis üyelerinin yaklaşık yüzde 75’inin değiştiğine dikkat çeken Matlı, yeni oluşan meclisin iradesine saygı duyulmasının önemini dikkat çekti. </p>
<h2>“500 milyon TL altyapıya harcanabilirdi”</h2>
<p>TEKNOSAB ve Bursa Business School yatırımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Matlı, Uludağ’da otel yatırımının niteliğine yönelik bir itirazlarının olmadığını, ancak yatırımın finansman ve kaynak kullanım modelini sorguladıklarını söyledi. TEKNOSAB’da yatırım yapan sanayicilerin ekonomik koşullar nedeniyle ciddi maliyet baskısı altında olduğunu vurgulayan Matlı, Bursa Business School’a aktarılan yaklaşık 500 milyon TL’lik kaynağın öncelikle bölgenin altyapı ihtiyaçlarının tamamlanmasında kullanılmasının daha doğru olacağını savundu. Matlı, “Zor ekonomik şartlarda yatırımını tamamlamaya, fabrikasını kurmaya ve üretime geçmeye çalışan sanayicimize ilk etapta ilave maliyet çıkarmak bizim ana işlevimiz olmamalıydı. O kaynakla TEKNOSAB’ın eksik yolları ve altyapısı tamamlanabilir, daha fazla fabrikanın bacası tütebilirdi” ifadelerini kullandı. Oda iştiraklerinin yönetim ve mali yapılarının da meclis tarafından bilinmesi gerektiğini belirten Matlı, bazı şirketlerin yönetim kurullarının oda yönetiminden farklı biçimde oluşturulduğunu, bu yapıların nasıl işlediğine ilişkin yeterli bilgi alamadıklarını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d24cc35bc-1793184332.jpg" alt="" width="800" height="482" /></p>
<h2>“Otelin 199 milyon TL zararını öğrenemedim”</h2>
<p>Bursa Business School bünyesindeki otel yatırımı ve oda kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretlerini de gündeme getiren Matlı, yaklaşık 199 milyon TL'lik zarar kaleminin gerekçesini henüz öğrenemediklerini söyledi. Oda bütçesine yansıtılan bazı faturaların vergi ve amortisman açısından da sorgulanması gerektiğini belirten Matlı, “Uludağ'daki otel güzel, işlevi konusunda kimsenin söyleyecek sözü yok. Ancak sağlıklı yaşam merkezi dediğimiz alanda 10 milyon TL'yi aşan bir faturanın neden oda bütçesine geldiğini kimse izah edemedi. Matlı, oda kaynaklarının kullanımında yalnızca projelerin vizyonuna değil, finansman yöntemlerine ve üyeye sağladığı ekonomik faydaya da bakılması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>“Yüzde 75'i değişen meclisin iradesine saygı gösterilmeli”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti tartışmasına da değinen Matlı, tartışmanın yalnızca isimler üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, yeni meclisin yetki ve sorumluluklarının da dikkate alınmasını istedi. TEKNOSAB ve diğer iştiraklerle ilgili kararların meclisin bilgisi ve denetimi dahilinde alınması gerektiğini belirten Matlı, “Biz hiçbir zaman bu meclisin üzerinde bir iş yapmayacağız. TEKNOSAB'da yatırım yapmaya çalışan, fabrikasını kurup üretim yapmak isteyen sanayicimize ilave maliyet yüklemeyeceğiz. Bu meclisin verdiği yetkinin hesabını yine bu meclise vereceğiz” dedi. Yeni dönemde meclis üyelerinin bilgi ve belgelere erişiminin öncelikli olduğunu vurgulayan Matlı, geçmiş dönemden devralınan projelerin ve iştiraklerin mali yapılarının bütün yönleriyle incelenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae1d2633e21b-1793184355.jpg" alt="" width="800" height="548" /></p>
<h2>“Amacımız Bursa iş dünyasının hakkını korumak”</h2>
<p>Yeni meclisin yaklaşık yüzde 75'inin değiştiğine dikkat çeken Matlı, seçilmiş meclisin iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi. TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti konusunda hukuki süreçler kadar etik ve kurumsal sorumlulukların da gözetilmesini isteyen Matlı, “Meclisin iradesinin üzerinde hiçbir şey yok. 60 bin üyenin seçtiği insanların kararlarına saygı gösterilmesi gerekiyor. Biz kimsenin hakkını yemek istemiyoruz. Amacımız Bursa iş dünyasının hakkını, üyelerimizin maliyetlerini ve ihracat gücünü korumak” ifadelerini kullandı. Matlı, yeni yönetim döneminde meclisin bilgisi dışında kaynak aktarımı ve karar alma süreçlerinin olmayacağını belirterek, “159 arkadaşımızla birlikte bu şehirde 60 bin üyeye hesap vermekten başka kimseden çekinecek bir şeyimiz yok” dedi. </p>
<h2>“Madde 83 kabul ve 40 ret oyuyla kabul edildi”</h2>
<p>TEKNOSAB Müteşebbis Heyeti’nin belirlenmesine ilişkin madde 83 kabul ve 40 ret oyuyla kabul edilirken, Barakfakih ve Kayapa Organize Sanayi Bölgelerinin Müteşebbis Heyetlerinin belirlenmesine ilişkin maddeler oy birliğiyle geçti. </p>
<h2>“BTSO meclisi devre dışı bırakılmış”</h2>
<p>Meclis gündeminin sonunda söz alan BTSO Meclis üyesi Önder Matlı da oda iştiraklerinin mali yapısı ve sermaye aktarım yöntemlerine ilişkin eleştirilerde bulundu. Matlı, Uludağ’da Swissotel işlettiği Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nin 30 Haziran 2023 itibarıyla 164 milyon TL zarar gösterdiğini, buna karşılık 199 milyon TL sermaye avansı aktarıldığını belirterek, bu tutarın neden sermaye artırımı yerine avans olarak verildiğini sorguladı. Sermaye avansının yönetim kurulu kararıyla, sermaye artırımının ise meclis kararıyla yapılabildiğini ifade eden Matlı, “Burada sermaye avansı aktararak BTSO meclisini devre dışı bırakmışız. Sermaye artırımı yapılsaydı meclis kararı gerekecekti. 2023 yılından bu yana süregelen süreçte meclisin karar mekanizması devre dışı bırakılmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Matlı, şirketlerin zarar etmesi veya kâr elde etmesinin ticari hayatın doğal bir parçası olduğunu, asıl meselenin mali işlemlerin hangi yöntemle ve hangi yetki çerçevesinde gerçekleştirilmiş olduğu vurgusunu yaptı. Matlı ayrıca, 9 yıldır düzenli olarak geldiği BTSO Meclis toplantılarında ilk defa gelir gider tablosu ve mali yapılara ilişkin rakamlar gördüğünü belirterek, yeni yönetimin şeffaflık anlayışına teşekkür etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-90779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/btsoda-yeni-donem-eski-hesaplar-ve-seffaflik-tartismasiyla-basladi-1793182328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni dönem ilk meclis toplantısı, geçmiş dönem yatırımlarının mali yapısı ve TEKNOSAB’ın yönetimi üzerinden sert tartışmalara sahne oldu. Eski Başkan İbrahim Burkay, 13 yıllık dönemde hayata geçirilen projeleri ve TEKNOSAB’ın varlıklarını savunurken, yeni Başkan Özer Matlı şeffaflık, hesap verebilirlik ve oda kaynaklarının kullanımında meclis denetimini öne çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-surucusuz-arac-projesini-tanitti-90784</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martı sürücüsüz araç projesini tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, şehir içi ulaşımda sürücü olmadan hareket edebilen yapay zeka destekli araçların kullanılmasını hedefleyen "RoboMartı" projesini tanıttı.</p>
<p>RoboMartı, yapay zeka destekli sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculuk modeliyle bir araya getirerek şehir içi ulaşımda yeni bir dönem başlatmayı hedefliyor.</p>
<p>Açıklamaya göre, daha çok ABD ve Çin gibi ülkelerle anılan otonom sürüş teknolojisi, Türkiye'de de gündeme gelirken, RoboMartı yüksek çözünürlüklü kameraları, lidar ve radar sensörleriyle çevresini 360 derece algılayabiliyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli sistemin, trafik ışıklarını, yayaları, diğer araçları ve yol koşullarını analiz ederek sürüş kararları verebilecek şekilde tasarlandığı belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1d6441328a-1793185348.jpg" alt="" width="600" height="556" />Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, RoboMartı ile Türkiye'de sürücüsüz ulaşımın geleceğine ilk adımı attıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'de ulaşımın geleceğini şekillendirmek için çalışmalarına devam edeceklerini vurgulayan Öktem şunları kaydetti: "Hedefimiz, yapay zeka ile çalışan sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculukla buluşturarak ulaşımda yeni bir dönem başlatmak. Test sürüşlerinin başarıyla tamamlanması, teknolojimizin geldiği noktayı ve Martı'nın bu alandaki öncülüğünü ortaya koyuyor." </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-surucusuz-arac-projesini-tanitti-90784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/robomarti-1793185332.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ RoboMartı&#039;yı tanıtan Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Hedefimiz, yapay zeka ile çalışan sürücüsüz araçları paylaşımlı yolculukla buluşturarak ulaşımda yeni bir dönem başlatmak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yuzde-493-artti-90774</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ithalatı faturası yüzde 49,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan geçici dış ticaret istatistikleri açıklandı. </p>
<p>Buna göre, eylülde Türkiye'nin toplam ithalatı 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 5,6 artarak 31 milyar 129 milyon 990 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu tutarın 6 milyar 775 milyon 23 bin dolarlık kısmı enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar"dan oluştu.</p>
<p>Geçen yıl eylülde bu tutar 4 milyar 539 milyon 5 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 49,3 arttı.</p>
<p>Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 14,4 artarak 3 milyon 133 bin 306 tona yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yuzde-493-artti-90774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/petrol-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı geçici dış ticaret istatistiklerine göre, enerji ithalatı için ödenen tutar, yıllık bazda yüzde 49,3 artışla 6,77 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-akademi-kuruldu-90783</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KARDEMİR Akademi&#039; kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları'nın (KARDEMİR), kuruluşundan bu yana yalnızca Türkiye'nin sanayileşmesine değil, nitelikli insan kaynağının yetişmesine de katkı sağladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamada, şirketin eğitim ve gelişim yaklaşımının kapsamını genişleterek KARDEMİR Akademi'yi hayata geçirdiği belirtilerek, "KARDEMİR'in eğitim ve öğrenme kültürünün temelleri, Türkiye'nin sanayileşme tarihinin ilk dönemlerine uzanıyor. Kuruluşunun ilk yıllarında yürüttüğü çıraklık ve mesleki eğitim çalışmaları, üretimin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesinde önemli rol oynadı. Teorik bilgi ile saha deneyimini buluşturan bu çalışmalar, KARDEMİR'in köklü eğitim ve öğrenme kültürünün temellerini oluşturdu." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Fabrikanın birikimini, çalışanlarının gelişimine, kurumsal bilgi ve tecrübenin yeni kuşaklara aktarılmasına, genç yeteneklerin yetiştirilmesine, üniversite-sanayi işbirliklerinin güçlendirilmesine ve yenilikçi fikirlerle girişimcilik kültürünün desteklenmesine yönelik çalışmalarla sürdürdüğü aktarılan açıklamada, teknik ve mesleki gelişimin yanı sıra mentörlük, iç eğitmenlik ve bilgi paylaşımını destekleyen uygulamalarla çalışanlarının yetkinliklerini güçlendirmeye, deneyimli çalışanlarının sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi yeni kuşaklara aktarmasına odaklanıldığı vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, KARDEMİR'in ve Türkiye Yüzyılı'nın gelecek vizyonuna katkı sağlayacak insan kaynağını yetiştirmek üzere ilk modülün hayata geçirildiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"ENTEGRE Aday Mühendis Programı, üniversitelerin mühendislik fakültelerinin son sınıf öğrencilerine teorik bilgilerini gerçek üretim ortamında uygulama fırsatı sunmak üzere tasarlandı. Üniversitelerle yürütülen işbirliği çalışmaları çerçevesinde geliştirilen program kapsamında öğrencilerin, eğitim aldıkları mühendislik bölümleri ve yetkinlikleri doğrultusunda uygun üretim ve destek birimleriyle eşleştirilmesi planlanıyor. Deneyimli teknik yöneticilerin mentörlüğünde gerçek iş süreçlerine katılacak adaylar, teknik eğitimler, saha uygulamaları ve proje çalışmalarıyla mesleki bilgi ve becerilerini geliştirme fırsatı bulacak."</p>
<p>Kok ve sinter tesislerinden yüksek fırınlara, çelikhaneden haddehanelere uzanan entegre üretim süreçlerinin genç mühendis adaylarına farklı alanlarda deneyim kazanma imkanı sunduğu bildirilen açıklamada, üretim, bakım, enerji, kalite, otomasyon, dijitalleşme ve yalın dönüşüm gibi alanlarda gerçekleştirilecek çalışmaların, öğrencilerin teknik yetkinliklerinin yanı sıra problem çözme, ekip çalışması ve iş disiplini becerilerini de destekleyeceği vurgulandı.</p>
<p>Programı başarıyla tamamlayan adayların, KARDEMİR'in gelecekteki insan kaynağı ihtiyaçları doğrultusunda yetenek havuzunda değerlendirilebileceğine değinilen açıklamada, "KARDEMİR, çelik üretimindeki gücünü insan kaynağının bilgi ve deneyimiyle bütünleştiriyor. KARDEMİR Akademi ile kurumsal hafızasını güçlendiren, bilgi paylaşımını teşvik eden ve genç yetenekleri geleceğe hazırlayan sürdürülebilir bir öğrenme kültürü oluşturmayı hedefliyor." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemir-akademi-kuruldu-90783</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/1/1280x720/kardemir-1754315160.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları, eğitim ve mesleki gelişim çalışmalarını &quot;KARDEMİR Akademi&quot; çatısı altında birleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/naksan-plastik-ile-ege-dunya-ticaret-merkezi-satisa-cikarildi-90773</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Naksan Plastik ile Ege Dünya Ticaret Merkezi satışa çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Gaziantep'teki beş ticari ve iktisadi bütünlük ile İzmir'deki bir ticari ve iktisadi bütünlüğü satışa çıkardı.</p>
<p>Satış ilanları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Gaziantep Şahinbey'de bulunan arsa nitelikli gayrimenkullerden oluşan Naksan Plastik Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile Şehitkamil OSB'de bulunan Naksan Plastik Gayrimenkulü Ticari ve İktisadi Bütünlüğü, dükkan nitelikli bağımsız bölümlerden oluşan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü, Burak'ta bulunan tarla vasfındaki gayrimenkullerden oluşan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ile Sam'da bulunan Naksan Plastik Şehitkamil Gayrimenkulü Ticari ve İktisadi Bütünlüğü ve İzmir'de bulunan Ege Dünya Ticaret Merkezi Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü satışa çıkardı. Söz konusu ihalelerde kapalı zarf ve açık artırma usulleri birlikte uygulanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/naksan-plastik-ile-ege-dunya-ticaret-merkezi-satisa-cikarildi-90773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMSF, arsa nitelikli gayrimenkullerden, Gaziantep&#039;te Naksan Plastik&#039;e ait beş ticari ve iktisadi bütünlük ile İzmir&#039;de bulunan Ege Dünya Ticaret Merkezi Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-3323-artti-90772</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları yıllık yüzde 33,23 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 0,17, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 32,88, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 33,23 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 34,31 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Eylül 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 39,99, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 28,09, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 28,03, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 21,93, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 32,44, idari ve destek hizmetlerinde yüzde 30,17 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de eylülde bir önceki aya kıyasla ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 1,78, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 0,37, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 0,84 artış olurken konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 1,16, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 2,51, idari ve destek hizmetlerde yüzde 2,53 azalış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyatlari-yillik-yuzde-3323-artti-90772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/esnaf-lokantasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,17, yıllık bazda yüzde 33,23 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-258-geriledi-90771</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı eylülde yüzde 25,8 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan eylül ayı geçici dış ticaret verileri açıklandı.</p>
<p>Buna göre, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kapsamında ihracat eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 15,3 artışla 25 milyar 967 milyon dolara, ithalat yüzde 5,6 yükselişle 31 milyar 130 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Dış ticaret açığı, eylülde yıllık bazda yüzde 25,8 azalarak 6 milyar 957 milyon dolardan 5 milyar 163 milyon dolara geriledi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı Eylül 2025'te yüzde 76,4 iken geçen ay yüzde 83,4 oldu.</p>
<p><strong>Ocak-eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 5,7 arttı</strong></p>
<p>Ocak-eylül döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artarak 210 milyar 952 milyon dolar, ithalat yüzde 5,3 yükselişle 281 milyar 919 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 5,7 artışla 67 milyar 163 milyon dolardan 70 milyar 967 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Eylül 2025 döneminde yüzde 74,9 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 74,8 oldu.</p>
<p><strong>Enerji ve altın hariç dış ticaret</strong></p>
<p>Geçen ay enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, yüzde 10,5 artarak 21 milyar 167 milyon dolardan 23 milyar 385 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat, yüzde 6,7 artışla 22 milyar 430 milyon dolardan 23 milyar 926 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı, eylülde 541 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi, yüzde 8,5 artışla 47 milyar 310 milyon dolar oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,7 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>İmalat sanayisinin payı yüzde 93,4</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyetler incelendiğinde, ihracatta eylülde imalat sanayisinin payı yüzde 93,4, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 2,2 oldu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ise ihracatta imalat sanayisinin payı yüzde 93,8, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,9 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre, ithalatta eylülde ara malların payı yüzde 69,9, sermaye mallarının payı yüzde 15,4 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>İthalatta, yılın 9 ayında ara malların payı yüzde 71, sermaye mallarının payı yüzde 14,1 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,5 oldu.</p>
<p><strong>Almanya ihracatta, Çin ithalatta ilk sırada</strong></p>
<p>Eylülde ülkeler özelinde ihracatta ilk sırayı 2 milyar 46 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi 1 milyar 913 milyon dolarla ABD, 1 milyar 442 milyon dolarla Birleşik Krallık, 1 milyar 186 milyon dolarla Irak, 1 milyar 128 milyon dolarla İtalya takip etti. Söz konusu ayda ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,7'sini oluşturdu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde de ihracatta ilk sıra 17 milyar 89 milyon dolarla Almanya'nın oldu. Bu ülkeyi 13 milyar 798 milyon dolarla ABD, 12 milyar 131 milyon dolarla Birleşik Krallık, 10 milyar 309 milyon dolarla İtalya ve 8 milyar 446 milyon dolarla İspanya takip etti. Bu dönemde ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,3'üne karşılık geldi.</p>
<p>Eylülde ithalatta ilk sırada Çin yer aldı. Bu ülkeden yapılan ithalatın tutarı 5 milyar 264 milyon dolar olarak hesaplandı. Çin'in ardından 2 milyar 246 milyon dolarla Almanya, 1 milyar 848 milyon dolarla Rusya, 1 milyar 776 milyon dolarla ABD, 1 milyar 136 milyon dolarla İtalya geldi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 39,4'ünü oluşturdu.</p>
<p>Ocak-eylül dönemi ithalatta da ilk sıra 41 milyar 319 milyon dolarla Çin'in oldu. Çin'i 27 milyar 956 milyon dolarla Rusya, 20 milyar 317 milyon dolarla Almanya, 15 milyar 147 milyon dolarla ABD, 11 milyar 313 milyon dolarla İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,2'sine tekabül etti.</p>
<p><strong>Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayisi ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 oldu</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, eylülde bir önceki aya göre ihracat yüzde 2,1, ithalat yüzde 2,8 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise eylülde geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 15,6, ithalat yüzde 5,6 artış gösterdi.</p>
<p>Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayisi ürünlerini kapsıyor. Eylülde bu sınıflamaya göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,4 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ISIC Rev.4'e göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,8, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,7 oldu.</p>
<p>Eylülde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82 olarak hesaplandı. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı, yüzde 12,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 80,3, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 12,1 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Özel Ticaret Sistemi verileri</strong></p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ise eylülde ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14,8 artarak 23 milyar 506 milyon dolara, ithalat yüzde 3 yükselerek 28 milyar 852 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Eylül ayında dış ticaret açığı yüzde 29,2 azalarak 7 milyar 552 milyon dolardan 5 milyar 347 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı Eylül 2025'te yüzde 73 iken, bu yılın aynı ayında yüzde 81,5'e yükseldi.</p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ihracat, ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,6 artarak 192 milyar 105 milyon dolar, ithalat yüzde 5,5 yükselişle 264 milyar 676 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 5,3 artarak, 68 milyar 893 milyon dolardan 72 milyar 571 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yılın 9 ayında yüzde 72,5 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 72,6'ya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-258-geriledi-90771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/dis-ticaret-ihracat-1772094861.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK ile Ticaret Bakanlığının eylül verilerine göre ihracat, yıllık bazda yüzde 15,3 artışla 25 milyar 967 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,6 yükselerek 31 milyar 130 milyon dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 25,8 azalarak 5 milyar 163 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-90767</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener: Tek başına faiz indirimi yetmez, destek ve güven şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Enflasyonda yıllık oran yaklaşık beş yıl sonra ilk kez %30’un altına gerileyerek %29,73’e düşerken, reel sektör yüksek finansman maliyetleri, likidite sıkışıklığı ve küresel risklerle mücadele etmeye devam ediyor.</p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, faiz kararının tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, güven ortamının güçlendirilmesi, fon soruşturmaları ve MSCI uyarıları gibi sermaye piyasası başlıklarında şeffaflığın artırılması ve ihracat desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Merkez Bankası’nın politika faizini %37’den %36’ya düşürmesini değerlendirirken, faiz kararlarındaki metin değişikliğine dikkat çekti. Karar metninde atılacak adımların büyüklüğü ve zamanlamasına vurgu yapılmasının önemli bir yönelim değişikliği olduğunu belirten Özgener, para politikasındaki gevşemenin üretim ve yatırım koşullarına yansıması için farklı politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Uluslararası endeks sağlayıcısı Morgan Stanley Capital International’ın (MSCI) Türkiye piyasalarına ilişkin uyarılarına dikkat çeken Özgener, “MSCI’nın gerekli iyileşmelerin sağlanmaması halinde Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar statüsünü yeniden değerlendirebileceğini ve Haziran 2027’ye kadar somut ilerleme arayacağını belirtmesi, yatırım ortamında güvenin ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Kısa vadede fon soruşturmasına ilişkin çalışmaların ve sermaye piyasalarına yönelik düzenleyici süreçlerin hukuki çerçeve içerisinde, belirsizliği azaltacak şekilde sonuçlandırılması ekonomik istikrar açısından kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Karbon maliyetleri rekabetin parçası”</strong></p>
<p>AB Gümrük Reformu ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi küresel düzenlemelerin ihracatçının rekabet gücünü doğrudan etkileyeceğini söyleyen Özgener, reel sektöre yönelik finansman taleplerini dile getirdi.</p>
<p>Karbon maliyetinin artık ihracatçının rekabette bir parçası olduğunu belirten Özgener, 2026 yılı ithalatına ilişkin ilk yıllık SKDM beyannamesi ve sertifika teslimi için son tarihin 30 Eylül 2027 olduğunu hatırlatarak firmaları yeşil dönüşüm kapasitelerini artırmaya çağırdı.</p>
<p>İmalat sanayisinde faaliyet gösteren işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, üretim kapasitelerinin ve mevcut istihdamın korunması amacıyla yürütülen İstihdamı Koruma Destek Programı’na ilişkin bilgi veren Özgener, “Gerekli şartları sağlayan işletmelerimize 6 aya kadar anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunuluyor. Krediler için 12 puan faiz veya kâr payı desteği sağlanıyor. Programdan yararlanabilmek için 2026 yılı Ocak-Haziran dönemindeki ortalama aylık prim gün sayısının, Temmuz-Aralık 2026 döneminde korunması önem taşıyor. Son başvuru tarihinin 31 Ekim” bilgilerini verdi.</p>
<p>Özgener, 1 Ekim’de yenilenen düzenlemeyle döviz almama taahhüdünün kaldırılmasını olumlu bulduklarını ancak %3’lük destek oranının artırılması, 100 milyon TL'lik üst sınırın esnetilmesi ve KOBİ'ler için karmaşık katma değer hesaplamalarının sadeleştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"K şeklinde büyüme riske işaret ediyor"</strong></p>
<p>IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel ekonomideki gelişmelerin "K şeklinde büyüme" görünümünü belirginleştirdiğini söyleyen Özgener, “Orta Doğu’da tırmanan gerilim nedeniyle Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıkarak Mayıs 2026’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yükselen enerji maliyetleri işletmelerin planlamalarında mutlaka dikkate alınmalı” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-90767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/izmir-ticaret-odasi-baskani-mahmut-ozgener-tek-basina-faiz-indirimi-yetmez-destek-ve-guven-sart-1793176184.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZTO Başkanı Mahmut Özgener, faiz indirimlerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak; ekonomide güven ortamının pekiştirilmesi, sermaye piyasalarında şeffaflığın artırılması ve ihracat desteklerinin esnetilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cumhuriyetimizin-2-yuzyilinda-da-ulkemize-katki-sunmaya-kararlilikla-devam-edecegiz-90796</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cumhuriyetimizin 2. yüzyılında da ülkemize katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü yayımladığı mesajla kutladı. </p>
<p>Işılay Reis Yorgun mesajında, "29 Ekim 1923, milletimizin bağımsızlık mücadelesini Cumhuriyet ile taçlandırdığı, geleceğini kendi iradesiyle şekillendirme kararlılığını ortaya koyduğu tarihtir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, büyük fedakarlıklarla kurulan Cumhuriyet, eğitimden tarıma, sanayiden toplumsal yaşama uzanan köklü bir dönüşümün ve ilerlemenin önünü açmıştır. Bugün bize düşen, bu kazanımları koruyarak çağın ihtiyaçlarına bilgi, dayanışma ve kararlılıkla yanıt vermektir. <strong>1981</strong> yılından bu yana, Cumhuriyetimizin açtığı yolda ülkemize değer katma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Toprağın bereketini emeğin gücüyle buluşturan üretim anlayışımızı, gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun önemli bir parçası olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bu topraklarda üretilen her değer, geleceğimize katkıdır"</strong></p>
<p>"Ülkemizin kalkınmasında her emeğin ayrı bir değeri olduğuna inanıyoruz." diyen Yorgun şunları kaydetti: "Tarlasında çalışan çiftçimizin, fabrikada emek veren işçimizin, çocuklarımızı yetiştiren öğretmenimizin ve ülkesine katkı sunmak için çalışan herkesin çabasını, birlikte ilerlemenin temel gücü olarak görüyoruz. Cumhuriyet, milletimizin cesaretinin, dayanışmasının ve geleceğe duyduğu sarsılmaz inancın eseridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bağımsızlık ve kurulan Cumhuriyet, bizlere kendi geleceğimizi inşa etme imkanı ve sorumluluğu vermiştir. Bu kıymetli mirası yaşatmak; çalışmayı, üretmeyi, öğrenmeyi ve ülkemize değer katmayı gerektiriyor. Bizim için toprağa atılan her tohum, yarınlara duyulan inancın bir ifadesidir. Çiftçimizin emeğine sahip çıkmak, yerli üretimi desteklemek, toprağımızı ve suyumuzu korumak; gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur. Çünkü güçlü bir geleceğin, üretmeye devam eden bir Türkiye ile mümkün olduğuna inanıyoruz."</p>
<p><strong>"Çocuklarımızın umuduna, ülkemizin yarınlarına sahip çıkıyoruz"</strong></p>
<p>"Cumhuriyetimizin bizlere açtığı ufku, çocuklarımızın hayallerinde ve öğrenme heyecanında görüyoruz. Çocuklarımızın eğitimle güçlendiği, gençlerimizin yeteneklerini geliştirebildiği ve kadınların hayatın her alanında eşit fırsatlarla yer alabildiği bir toplumu ortak hedefimiz olarak benimsiyoruz. Bilginin yol gösterdiği, emeğin karşılık bulduğu ve her bireyin katkısının değer gördüğü bir yaşamın, ülkemizi daha ileriye taşıyacağına inanıyoruz." diyen Işılay Reis Yorgun<strong>, "</strong>Gelecek nesillere bırakacağımız mirasın yalnızca ürettiklerimizden ibaret olmadığını biliyoruz. Dayanışma kültürümüzü, toprağımıza duyduğumuz saygıyı ve Cumhuriyetimize olan bağlılığımızı da bu mirasın önemli bir parçası olarak görüyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Işılay Reis Yorgun açıklamasını şöyle sonlandırdı:</p>
<p>"Reis Gıda olarak 45 yıllık yolculuğumuzda taşıdığımız çalışma azmini, bu ülkenin topraklarına ve insanına duyduğumuz bağlılıkla geleceğe taşıyoruz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da üretmeye, emeğe değer vermeye ve ülkemize katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. </p>
<p>Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cumhuriyetimizin-2-yuzyilinda-da-ulkemize-katki-sunmaya-kararlilikla-devam-edecegiz-90796</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/6/1280x720/isilay-reis-yorgun-1793194202.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, Cumhuriyet’in 103. yılını, bağımsızlığın temelini güçlendiren emek, üretim ve toplumsal kalkınma anlayışıyla kutladıklarını belirtti. Yorgun, Cumhuriyet’in kazanımlarını gelecek nesillere taşımanın ortak bir sorumluluk olduğu bilinciyle, toprağa sahip çıkmanın ve tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamanın Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-bugday-arpa-ve-narenciye-satacak-90769</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM, buğday, arpa ve narenciye satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM), Resmi Gazete'de yayımlanan ilanlarına göre, TİGEM Altınova Tarım İşletmesi Müdürlüğü 2026 yılı istihsali 6 bin 500 ton Bayraktar-2000, 6 bin 500 ton Kızıltan-91 olmak üzere toplam 13 bin ton buğday ile 1500 ton Tarım-92 çeşidi arpa partiler halinde açık artırma usulü ile satılacak.</p>
<p>İhale, 11 Kasım saat 13.30'da Konya Ticaret Borsası'nda yapılacak.</p>
<p>Bayraktar-2000 çeşidi buğday için muhammen bedel 117 milyon lira, Kızıltan-91 için 113 milyon 750 bin lira, Tarım-92 çeşidi arpa için tahmini bedel 21 milyon 300 bin lira olarak belirlendi. Böylelikle ihalede toplam muhammen bedel 252 milyon 50 bin lira olacak.</p>
<p>Şartname, "https://www.tigem.gov.tr" internet adresinde veya TİGEM Altınova Tarım İşletmesi Müdürlüğü'nde görülebilecek.</p>
<p>TİGEM Boztepe Tarım İşletmesi Müdürlüğü de 2026 yılı ürünü 790,1 ton Washington portakal, 256,5 ton Fremont mandarin, 674 ton kara limon olmak üzere toplam 1720,6 ton narenciyeyi 8 parti halinde açık artırma usulü ile satacak.</p>
<p>İhale, 10 Kasım saat 14.00'te İşletme'de yapılacak.</p>
<p>Narenciye için muhammen bedel 16 milyon 436 bin 500 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-bugday-arpa-ve-narenciye-satacak-90769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hububat-tarim-bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM, 14,5 bin ton buğday ve arpa ile 1720,6 ton narenciyeyi açık artırma ile satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlarda-1-milyon-liraya-kadar-odemeler-cuma-gunu-basliyor-90755</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fonlarda 1 milyon liraya kadar ödemeler cuma günü başlıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon tasfiye sürecinde olağanüstü tasfiye ile ilgili 1 milyon TL'ye kadar ödemelerin cuma günü itibariyle İş Bankası ve Ziraat Bankası kanalıyla başlayacağını açıkladı. Yılmaz, “En düşükten başlayıp en yükseğe doğru gidilecek. Tabii bir dağıtma durumunda oldukları nakitleri var. Onun dışında hızla nakde çevrilebilir kaynakları var. Cuma günü önemli oranda bir ödemenin yapılacağını söyleyebilirim” dedi.</p>
<p>Yılmaz, Olağanüstü tasfiye kapsamındaki ödemelerle ilgili bilgi verirken, “Geriye kalan 125 milyar TL net yatırım tutarı gözüküyor 1 milyona kadar. Dolayısıyla onun da bu geri ödemelerle birlikte rahatlıkla sağlanabileceği öngörülüyor” dedi. </p>
<p>Bunun üç kaynaktan finanse edileceğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: </p>
<p>“Birincisi bu fonlarda kalan tutarlar var. Kendi varlıkları var, nakdi varlıklar var veya nitekim hisseler var. Başka değerleri var. İkincisi bu geri ödemelerden, faiz kâr elde etmiş olanlardan veya haksız kazanç elde etmiş olanlardan geri kazanılan. Onun da  içini gün itibariyle söyleyebilirim size. Gün itibariyle 11 milyar lira bir geri ödeme söz konusu. Ama bu hızla yine artacaktır diye bekliyoruz. Oradan gelen kaynaklar da yine eğer bir fonla ilgiliyse o fona, değilse genel bir hesabımız var, oraya gelecek. SPK'nın belirlediği kriterlere göre onlara dağılımı yapılmış olacak. İkinci kaynağımız bu. Yani geri alınan kaynaklarla ödenecek. Üçüncüsü de varlıkları var bu yargı sürecinde olan kişilerin, tedbir kararı konmuş, varlıkları var, gayrimenkulleri var. Bunlar da TMSF'ye devrediliyor. TMSF de bunları sizin de onayladığınız, Meclisimizin onayladığı kanunla çok daha hızlı bir şekilde likit bir varlığa dönüştürme yetkisi verdi bu kanunla. O çerçevede TMSF de üzerine düşeni yapıp oradan da yine bu fonlara, yatırımcılara ödemeleri yapacağız.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlarda-1-milyon-liraya-kadar-odemeler-cuma-gunu-basliyor-90755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/para-tl-1780558831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, fonlardaki olağanüstü tasfiye ile ilgili 1 milyon liraya kadar olan ödemelerin cuma günü başlayacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sanayi-bolgeleri-ve-teknoloji-yatirimlari-elektrik-altyapisiyla-es-zamanli-planlanmali-90749</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni sanayi bölgeleri ve teknoloji yatırımları elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) Başkanı Barış Erdeniz Türkiye’nin elektrik ihtiyacının artmaya devam edeceğini, çeşitleneceğini belirterek, bu alanda şebekenin uyumu için yatırımların sürmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Yazılı bir değerlendirme yapan Barış Erdeniz, bunlar içinde başta veri merkezleri olmak üzere, büyük sanayi kuruluşları, endüstri bölgeleri ve veri merkezleri gibi yüksek elektrik çeken alanlar oluşacağını vurgulayan Erdeniz, “Yeni sanayi ve teknoloji yatırımlarının elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanması, OSB'lerin kendi dağıtım sorumlulukları da gözetilerek ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması önemli. Böylece sanayinin büyümesine uygun bağlantı ve dağıtım kapasitesiyle katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bugün ulaşımdan sanayiye, ısınma ve soğutmadan veri merkezlerine kadar hayatın her alanı hızla elektrikleşiyor ve elektrik tüketim alışkanlıklarımız kökten değişiyor. Artık petrol çağından elektrik çağına geçiyoruz” görüşünü öne çıkardı.</p>
<h2>50 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı var </h2>
<p>Barış Erdeniz sektörün yatırım ihtiyacını öne çıkardı. Dağıtım şebekelerine 2035 yılı sonuna kadar en az 50 milyar dolar yatırım ihtiyacı tahminine işaret eden Erdeniz, 2030 sonunda bitecek tarife döneminde 18,5 milyar dolarlık yatırım tavanı bulunduğunu hatırlattı. Bu planların gelecek 5 yılda 22 milyar dolarlık bir büyüklüğe karşılık geldiğini belirten Erdeniz finansman unsuruna dikkati çekerek, “2035 sonuna kadar uzanan yatırım vizyonumuzun hayata geçirilmesi için mevcut finansman kaynaklarının yanı sıra uzun vadeli, uygun maliyetli uluslararası finansman imkânlarına erişimi önemsiyoruz. Bu büyüklükler bize, yatırımın yalnızca miktarını değil niteliğini de düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Asıl mesele, her bir yatırımın oluşturduğu faydayı artırabilmek, tüketicilere kesintisiz, kaliteli hizmet sunma standardını yükseltebilmek” yorumunu yaptı.</p>
<h2>COP31 gündeminde ne olmalı? </h2>
<p>Yatırımların uzun vadeli finansman kullanmasının önemli unsur olarak ortaya çıktığını belirten Barış Erdeniz, bu amaçla COP31’de sektör olarak uluslararası finans kuruluşları, kalkınma bankaları ve yeşil finansman araçlarının dağıtım şebekelerinin enerji dönüşümünü destekleyecek şekilde gündeme etki etmek istediklerini kaydetti.</p>
<p>Türkiye açısından yatırım ihtiyacının çok yönlü olarak ilerlediğini- genişlediğini belirten Barış Erdeniz, 2035’te 510 teravatsaat elektrik talebi varsayımı altında, yakın zamanda açıklanacak 2040 vizyonunda yatırım ihtiyacı tutarlarının güncellenmesinin gerekebileceğini belirtti.</p>
<p>Elektrik bedellerinin seviyesine yönelik endişelere de değinen Barış Erdeniz, gelecek dönemin elektrikleşme temelli şekilleneceğine işaret ederek soruna sadece elektrik tüketiminde oluşan maliyet açısından bakılmaması gerektiğini, güçlü şebekelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme dahil edilmesine imkan verme unsuru dikkate alınarak, ithal fosil kaynaklara olan bağımlılığı azaltma yönünden de bir alternatif fayda sağlamasını dikkate almak gerektiğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknolojik zorluklara teknik çözümler</span></h2>
<p>Yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme dahil edilmesindeki teknolojik zorluklara değinen Elder Başkanı Barış Erdeniz, “Bütün bu kaynakları sağlıklı yönetebilmek için SCADA kapsama oranını yükseltmemiz, ring şebeke yapısını güçlendirmemiz ve büyük miktarda veriyi etkin biçimde işlememiz gerekiyor. İnvertörlerden reaktif güç desteği alınması gibi teknik çözümler de gerilim yönetimi açısından giderek önem kazanıyor. Dolayısıyla yalnızca yeni üretim tesislerine bağlantı sağlamak değil, sistemi güvenli ve esnek biçimde işletmek de temel önceliğimiz. Vatandaş artık sadece kullanan tarafta değil; hem tüketici, hem üretici, hem de depolayan konumunda olacak” yorumunu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sanayi-bolgeleri-ve-teknoloji-yatirimlari-elektrik-altyapisiyla-es-zamanli-planlanmali-90749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Baris-Erdeniz.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elder Başkanı Barış Erdeniz, “Yeni sanayi ve teknoloji yatırımlarının elektrik altyapısıyla eş zamanlı planlanması, OSB&#039;lerin kendi dağıtım sorumlulukları da gözetilerek ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması önemli. Böylece sanayinin büyümesine uygun bağlantı ve dağıtım kapasitesiyle katkı sağlamayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/havacilikta-maliyet-artiyor-bilet-ucuzlamiyor-90744</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Havacılıkta maliyet artıyor, bilet ucuzlamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="262" height="124" /></p>
<p>Havacılık sektörü, güçlü seyahat talebine rağmen artan maliyetler ve jeopolitik çalkantıların gölgesinde yeni bir büyüme dönemine hazırlanıyor. Orta Doğu’daki savaş, hava sahası kapanmaları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki tedarik aksaklıkları, 2026’da sektörün büyümesini frenlerken etkilerin 2027’ye taşınması bekleniyor. Küresel yolcu trafiğinin gelecek yıl yüzde 5 büyümesi öngörülse de havayollarının bu büyümeyi karlılığa dönüştürmekte zorlanacağı belirtiliyor.</p>
<h2>Uçak yakıtının maliyet içinde payı büyüyor</h2>
<p>Havayollarının en büyük maliyet kalemlerinden jet yakıtının toplam işletme giderlerindeki payının 2025’teki yüzde 27 seviyesinden 2026’da yüzde 35’e yaklaşabileceği hesaplanıyor. Orta Doğu kaynaklı arz kaybı, rafineri kapasitesindeki darlık ve düşük stoklar, petrol fiyatları gerilese bile jet yakıtını 2027’ye kadar pahalı tutabilir. Buna bakım, personel, kiralama ve finansman giderlerindeki artış da ekleniyor.</p>
<p>Yakıt maliyetlerindeki yükselişin bilet fiyatlarına yansıması ise bölgeler arasında farklılaşıyor. ABD’de yakıt fiyatlarındaki değişim ücretlere daha hızlı yansırken Avrupa’da şirketlerin daha önce yaptığı fiyat riskinden korunma işlemleri ilk aşamada artışları sınırladı. Ancak bu korumanın 2027 boyunca kademeli olarak sona ermesi, Avrupa’da yeni zamları gündeme getirebilir. ING tarafından yapılan analize göre, güçlü talep, sınırlı uçak arzı ve genel enflasyon, yakıt ucuzlasa dahi ücretlerin yüksek kalmasına yol açabilir. Sektör genelinde doluluk oranları yüzde 84 düzeyinde seyrediyor.</p>
<p>Karlılık baskısı, şirketleri kârsız rotaları kapatmaya ve kapasite artışlarını sınırlamaya yöneltiyor. Küresel havacılıkta ortalama faaliyet kâr marjının yüzde 5’in altına gerilemesi beklenirken, birleşme ve satın almaların hızlanması da olasılıklar arasında.</p>
<h2>Yeni uçaklar filoya girmiyor </h2>
<p>Öte yandan Airbus ve Boeing’in 2026 ortası itibarıyla yaklaşık 15 bin uçaklık sipariş birikimi bulunması, yeni kapasitenin devreye girmesini zorlaştırıyor. Havayolları daha eski ve yakıt tüketimi yüksek uçakları daha uzun süre kullanmak zorunda kalırken, uçak değerleri ve kiralama ücretleri de yüksek kalıyor.</p>
<h2>Jeopolitik harita yeniden çiziliyor </h2>
<p>Ortaooğu’daki aksaklıklar, küresel yolcu trafiğini durdurmasa da güzergâhları ve aktarma merkezlerinin rekabetini değiştirdi. Bölgeye yönelik trafik Mart ve Nisan 2026’da yarı yarıya gerilerken, ağustosta yıllık bazda yüzde 15 düşük kaldı. Savaş öncesinde küresel yolcu kilometre gelirlerinin yüzde 9,5’ini oluşturan bölgedeki daralmanın, küresel büyümeden yaklaşık 2-3 puan götürdüğü tahmin ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #34495e;">Kargo uçakları yüksek teknoloji talebiyle destekleniyor</span></h2>
<p>Hava kargo taşımacılığı, dijitalleşme, yapay zeka yatırımları ve e-ticaretin desteğiyle sektörün görece güçlü alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Kargo hacmindeki artış yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 5 düzeyinde kalırken, navlun fiyatları taşıyıcılar açısından cazibesini koruyor. Yüksek değerli teknoloji ürünlerinin hızlı sevkiyat ihtiyacı da hava kargoya talebi destekliyor. Pandemi döneminde yolcu uçaklarının kargo taşımacılığına dönüştürülmesiyle oluşan kapasite artışı ise büyük ölçüde sona erdi. Yeni nesil Airbus A350 ve Boeing 777 kargo uçaklarının önümüzdeki yıllarda filolara katılması bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Hindistan, havacılığın yeni büyüme merkezi</span></h2>
<p>Küresel havacılığın ağırlık merkezi Asya’ya kayarken Hindistan, nüfusu, ekonomik büyümesi ve genişleyen orta sınıfıyla öne çıkıyor. Gelir artışıyla birlikte daha fazla insanın uçakla seyahat etmeye başlaması, bölgedeki talebi önümüzdeki yirmi yıl boyunca destekleyecek. Asya’nın küresel uçak filosundaki payının yaklaşık yüzde 33’ten yüzde 45’e yükselmesi bekleniyor. Hindistan’da uçak filosunun önümüzdeki yirmi yılda yıllık ortalama yüzde 8 büyüyebileceği öngörülüyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/havacilikta-maliyet-artiyor-bilet-ucuzlamiyor-90744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/ucak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel hava yolculuğunda büyümenin 2027’de yüzde 5’e ulaşması beklenirken yüksek yakıt maliyetleri, uçak kıtlığı ve jeopolitik riskler havayollarının kârlılığını zorluyor. Bilet fiyatlarında düşüş beklenmezken, sektörün kazananlarını maliyet yönetimi ve fiyatlama gücü belirleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siskin-halka-arz-hisseleri-sondu-alti-haftada-12-trilyonlari-eridi-90742</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişkin halka arz hisseleri söndü, altı haftada 1,2 trilyonları eridi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsaya yeni gelen firmaları kapsayan Halka Arz Endeksi’nde, büyüklüğü 11 milyar TL’yi aşan 18 firma bulunuyor. Son altı haftada piyasa değeri 1,18 trilyon TL azalan bu şirketlerden sadece ikisinin büyüklüğü artış kaydetti. Kalan 16 firmanın piyasa değeri %95’i aşan erimeler yaşadı.</strong></p>
<p>Sorunlu fonların tasfiye kararıyla tetiklenen satış dalgası, aşırı primli halka arz hisselerinde ciddi düşüşlere yol açtı. Halka Arz Endeksi’ndeki 18 büyük şirketin ortalama piyasa değeri son altı haftada %74 eridi. Metgün Enerji ve Akfen İnşaat dışında kalan 16 firmada sert kayıplar yaşandı. Destek Finans ve Kardemir Çelik’te gözlenen ağır kayıplar balonun boyutunu gösteriyor. Borsada işlem yaparken güncel fiyat coşkusuna kapılarak hareket etmek yerine, şirketlerin özkaynak yapısını ve gerçek gelir akışını bilançolardan okumayı temel bir alışkanlık haline getirmek önemli.</p>
<h2>Abartılı büyümeler söndü</h2>
<p>Şubat 2025’te borsaya gelen ve halka arz rüzgarıyla abartılı şişen Destek Finans, 15 Eylül’den bu yana taban açılışlarla düşüşünü sürdürüyor. Geride kalan altı haftada piyasa değerinin %95,25’lik kısmını yitirerek 43,1 milyar TL’ye geriledi. Kayyım atamasıyla yönetimi TMSF bünyesine geçen şirketin kaynakları içinde özkaynakların oranı %24 düzeyinde. Geçtiğimiz temmuzda borsaya gelen Kardemir Çelik, tavan serisi ile 15 Eylül gününe kadar yükseldi. Sonrasındaysa tavan serilerinin yerini taban açılışları aldı. Gelinen aşamada %87,73 oranında erime söz konusu. Şirket, yaşadığı düşüşe karşılık ekimin ilk haftası destek amaçlı 100 milyon TL tutarlı geri alım programı açıklasa da, bugüne kadar işlem yapmadı.</p>
<h2>Geri alımlar korudu</h2>
<p>Halka arz endeksinde sıralamaya girenler arasında fark yaratan Metgün Enerji, geçen altı haftada %12,07 değerlenerek 12,74 milyar TL büyüklüğe ulaştı. Hem şirket hem de ortak alımıyla desteklenen şirket, rüzgar enerjisi yarışmalarında yedi ihaleye katılıyor. Yarışmalar 2 Kasım günü Enerji Bakanlığı tarafından yapılacak. Metgün altı aylıkta gelirini düşürürken kârını artırdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18acdc1162-1793166029.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN MI, KATILIM FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Altın</strong>; enflasyona dayanıklılık, kriz sigortası, evrensel geçerlilik, sistem bağımsızlığı. Pasif gelir yoksunluğu, yavaş büyüme, saklama riski.</p>
<p><strong>Katılım Fonu</strong>; profesyonel yönetim, çeşitlendirme, temettü ve kira geliri, etik uyum. Sektörel kısıtlama, piyasa riski, kontrol eksikliği.</p>
<p><strong>Ankara’daki hastaneyi satarak borçlarını azaltıp mali yapısını güçlendirmek istiyor</strong></p>
<p>Lokman Hekim’in hastanesini satmasının sebebini öğrenebilir miyim? ● Cüneyt Göçük</p>
<p>Cüneyt; Lokman Hekim, geçtiğimiz eylülde Ankara’daki hastane binasını 1,4 milyar TL bedelle Lokman Hekim Üniversitesi’ne sattı. Hastanedeki operasyonel süreç kesintisiz sürerken, satış sonrası sabit kıymetlerin kiralanması, bakım ve danışmanlık ile ilgili olarak üniversiteyle 5 yıl süreli bir sözleşme imzaladı. Satışın temel sebebi, şirketin kısa vadeli ve yüksek maliyetli finansal borçlarını azaltarak likidite yapısını güçlendirebilmek. Azalan finansman yükü ve operasyonel verimlilik odaklı adımlar, firmanın kârlılığını destekleyecek.</p>
<p><strong>Teslimatlarla kâr beklentisi dile getirilse de zayıf mali görüntü fiyatı baskılıyor</strong></p>
<p>Luxera GMYO’nun fiyatı neden halka arzın altına geriledi? ● Nihat Erdem</p>
<p>Nihat; Mart 2026’da borsaya gelen Luxera GMYO İlk günlerde yükselse de sonrasında sürekli geriledi. Yılın ilk yarısında satışlarını %51 azaltan firma, dönem sonunda 57,45 milyon TL zarar yazdı. Finansallardaki zayıf görünüm, hissenin fiyatında halka arzdan bugüne yüzde 50’yi aşan sert değer kaybı yaşamasında belirleyici olduğu anlaşılıyor. Yönetim asıl kârlılığın projeler teslim edildikten sonra bilançoya yansıyacağını söylüyor. Teslim edilecek projelerle gelirde artışın sağlayacağı beklentisi paylaşılsa da fiyatın yöneliminde değişim olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GNH fonu uyguladığı algoritmik modele rağmen bir yılda yüzde 19 kaybettirdi</strong></p>
<p>Global MD Portföy’ün idaresindeki Algoritmik Model Hisse Senedi Fonu (GNH), Mayıs 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz mayısta en yüksek 1,59 TL’yi gördükten sonra yatayda hareket etse de son iki aydır aşağı yönlü belirgin şekilde düşüş yaşıyor. Toplam piyasa değerinde azalma yaşayan fonun ekimde büyüklüğü 5,02 milyon TL’ye geriledi. Eylülden bu yana para çıkışı yaşanırken ekimde çıkan tutar 22 bin TL düzeyinde. Fondaki daralmaya ve fiyattaki düşüşe paralel, yatırımcı sayısında da son bir yıldır sürekli azalma yaşanıyor. Şimdilerde yatırımcı sayısı 133’e inmiş durumda. Fonun stratejisi, makroekonomik verilerle piyasa göstergelerini istatistiksel algoritmalarla sentezleyip ideal portföyü sağlamak üzerine kurulu. Portföyünün %89,65’i hisse senedinden oluşuyor. Bir yılda %19,18 değer kaybetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Anadolu Efes, piyasadan TLREF + %1 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Anadolu Efes, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 25.10.2027 olarak açıklandı. 26 Ekim itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %35,84 seviyesinde bulunuyor. Şirketin verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFEFESE2719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18a98f051f-1793165976.png" alt="" width="964" height="243" /><strong>ÇAĞDAŞ CAM</strong></p>
<p><strong>Amerika pazarında yerinde üretim yapmak için fizibilite çalışmalarına başladı</strong></p>
<p>Çağdaş Cam, cam işleme alanında dışarda büyüme hedefi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri pazarında üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak üzere gerçekleştireceği yatırımın düğmesine bastı. Alınan kararla, ABD’de doğrudan yatırım yapılmasına ilişkin fizibilite ve operasyonel planlama çalışmaları başlatıldı. Yatırımın büyüklüğü, lokasyonu ve ortaklık modeli henüz netleşmiş olmasa da, şirketin ihracat yapmak yerine hedef pazarda yerinde üretim stratejisini benimsediği anlaşılıyor. Bu yolla lojistik ve gümrük maliyetlerinde önemli avantajlar sağlayacak.</p>
<p><strong>VESTEL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Eurobond borcunu yeniden yapılandırmak için yatırımcılara iki ayrı teklif sundu</strong></p>
<p>Vestel, bankalarla yürüttüğü yeniden yapılandırma görüşmelerine paralel olarak yurt dışı borçları için de girişimde bulundu. 2029 vadeli ve %9,75 faizli 500 milyon dolarlık eurobondlar için; vade ve faiz şartlarını değiştiren iki farklı takas önerdi. İlk seçenek; anapara kesintisi olmadan vadenin 2035’e uzatılması ve faizin %4’e düşürülmesi. İkinci seçenek; anaparadan %45 kesinti yapılarak tutarın %55 seviyesine çekilmesi, vadenin 2032’ye alınarak faizin %6’ya güncellenmesi yönünde. Eurobondların yeniden yapılanması eurobond sahipleri toplantısındaki kabule bağlı.</p>
<p><strong>HAREKET PROJE</strong></p>
<p><strong>Orta Doğu’da üç farklı projede toplam 8,3 milyon dolarlık iş için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Hareket Proje Taşımacılığı, uluslararası taahhüt ve ağır kaldırma alanındaki faaliyetlerini genişleterek Katar ve BAE’de yüksek bütçeli üç anlaşmaya imza attı. Şirket, NFPS Comp-5 Offshore projesi kapsamında ekipmanların bir ayda Umman’dan Mina Limanı’na taşınması işi için 2,8 milyon dolara anlaştı. Aynı şekilde Ras Laffan bölgesinde LNG tesislerinin yenilenmesi projesinde üç aylık sürede ağır kaldırma işi için 2,1 milyon dolara anlaştı. BAE’de ise Dragados Projesinde 2 yıl sürecek mobil vinç ve paletli vinç hizmetlerinin sağlanması konusunda 3,4 milyon dolara anlaştı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>CVK Maden’in mayısta aşağı dönen fiyatı, ağustostan itibaren hızı artarak sürdü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae18a7a50260-1793165946.png" alt="" width="303" height="238" />CVK Maden’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,36 ile toplamda 381,9 bin lot azalarak 27,68 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 17’den 16’ya geriledi. PUK fonu 1,09 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, Z30KP.F fonu 2,02 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Pusula Portföy’ün PUH fonu satışla payını sıfırlarken Ziraat Portföy’e ait 2 fondan gelen alımlar yapılan satışı karşıladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siskin-halka-arz-hisseleri-sondu-alti-haftada-12-trilyonlari-eridi-90742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/borsa-istanbul-bist-halka-arz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişkin halka arz hisseleri söndü, altı haftada 1,2 trilyonları eridi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-liste-aciklansin-israri-suruyor-90740</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhalefetin &#039;liste açıklansın&#039; ısrarı sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 Yılı bütçesinin geneli üzerindeki görüşmeler fon krizi gölgesinde yapıldı. YENİ Parti Grubu, komisyon toplantısına "Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Fon Vurgununun Siyasi Sorumlusu" yazılı, isimlerin bulunduğu bir döviz getirdi. Dövizde, fon soruşturması kapsamında ilişkisi bulunduğu iddia edilen Türkiye Varlık Fonu, Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığı ile bazı bakanlıklarda yer alan isimlerin ilişkisine yer verildi. İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta fon krizine ilişkin sert eleştirilerde bulunduğu konuşmasında, “Siz bu işin açıklığa kavuşmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz? İstemiyorsunuz bana göre, 1-16 Eylül tarihleri arasında her şey ayyuka çıkmış, tasfiye gelmiş, 440 kişi Pusula ve Tera’dan 401 milyar lirayı çıkarmış. Bunların suçlu olduğu net ortada. Hep şafak operasyonları yapıyorsunuz, bir tanesinin ismini söylediniz mi bize? İstemiyorsunuz çünkü bu işin içerisinde herkes var” dedi. Usta, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ı istifaya davet ettiği konuşmasında, “Pusulacılarla açılış yapıyorsunuz, 14 Mart’ta. Emre Tezmen, o gün sizin söylediğiniz sözleri elleri yırtılırcasına alkışlıyor. Alkışlar tabi çünkü işine geliyor. O gün müdahale edilmiş olsaydı mağduriyet 297 milyar liraydı. Sizler bu işi teşvik ettiniz. Derhal istifa etmeniz lazım” dedi. </p>
<p><strong>Yılmaz'dan "iftiranın vebali boynunuza…" </strong></p>
<p>Usta'nın sözlerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "İftira etmenizin vebali boynunuza olacak. Siz iftira etmenizin vebalini boynunuzda taşıyacaksınız” diye yanıt verdi. YENİ Parti Antalya Milletvekili Cavit Arı, “1-16 Eylül arasında 17 Eylül’de işlem yasağı konuluncaya kadar 441 kişinin 441 milyar bir parayı çektiği fon işlemlerinde bu 441 kişi hâlâ neden açıklanmadı? Vatandaşımız bunu soruyor” diye konuştu. CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, fon soruşturmasının sermaye piyasası açısından çok büyük bir kriz olduğunu vurgulayarak, Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını çağrısını yeniledi. YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale ise Türkiye Sigorta Genel Müdürünü hatırlatarak, “Buranın Genel Müdürü hisse manipülasyonları yaparken Yönetim Kurulu üyelerini ne yapmış?” sözleriyle yönetim kuruluna da eleştiriler getirdi.</p>
<p>Öte yandan AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem ise emlak konusunda son dönemde ortaya çıkan sorunu “Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bu araziden satışların dikkate alınması gerekiyor, bir kanun teklifi de hazırlandı diye biliyorum; Çok cüzi fiyatlarla satışa çıkıp sonra inşaatı yapmayıp yüzde 10 kırarak parayı geri verme veya hiç vermeme gibi olayların tek tük oluştuğunu görüyoruz; buna da hızlıca önlem alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Erdoğan, Bahçeli ile görüştü</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae189570e2eb-1793165655.png" alt="" width="777" height="596" /></strong></span>En son ağustos ayında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir görüşme yaptılar. Her iki liderin de günlük programında sürpriz görüşme 1 saat sürdü. Görüşmenin ana gündem maddesini bir süre öne yasal düzenlemesi hayata geçirilen Terörsüz Türkiye süreci oldu. Görüşmede bu kapsamda önümüzdeki süreçte atılacak adımlara ilişkin değerlendirmeler yapıldığı kaydediliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-liste-aciklansin-israri-suruyor-90740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/plan-ve-butce-1793165277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhalefetin &#039;liste açıklansın&#039; ısrarı sürüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilk-15-yilindaki-gelisme-hizi-surseydi-abd-bile-kiskanirdi-90739</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki gelişme hızı sürseydi ABD bile kıskanırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. ALİ TOPÇUBAŞI</strong></p>
<p>Son 10 yıldır hormonlu kalkınma hızımızın bile beklentilerimizin altında kalması, Cumhuriyet’in ilk 15 yılında yüzde 5-6 okuma oranıyla ve Osmanlı borçlarını bile ödeyerek yüzde 8,5 kalkınma oranını tutturmuş olmamız, uygulanan sistemi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini anlatmaktadır. Program aşağıdaki gibi uygulanmıştır.</p>
<p><strong>Bileşik büyüme mucizesi: Dünyanın en büyük ekonomisi olmak</strong></p>
<p>Ekonomi biliminde bileşik büyüme etkisi, uzun vadede geometrik bir etki yaratarak küçük farkları devasa sonuçlara dönüştürür. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorunluluklar ve seferberlik harcamaları nedeniyle bu yüksek büyüme hızını sürdüremedi. Ancak bir senaryo analizi olarak, Türkiye’nin bugün küresel ekonomik sistemde nerede olabileceğini inceleyelim: 1923-1938 arasındaki yıllık ortalama %8,5’lik reel büyüme hızının kesintisiz sürdürülmesi hâlinde, günümüzde Türkiye’nin nominal millî gelirinin yaklaşık 38 trilyon dolar seviyesine ulaşması gerekirdi. Bu teorik büyüklük, ülkeyi günümüz küresel ekonomisinde şu konuma yükseltirdi:</p>
<p>Küresel liderlik: Bu senaryoda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî gelirini geride bırakır; Çin ve 18 trilyon dolar civarında olan Avrupa Birliği ekonomisini de geride bırakarak açık ara dünyanın en büyük ekonomik gücü hâline gelirdi. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da (1929-1936 döneminde ABD sanayi üretimi yüzde 46 oranında azalırken Almanya’da yüzde 41, Fransa’da yüzde 36, Birleşik Krallık’ta yüzde 11 azalmıştır), bugün küresel teknoloji ve finans merkezlerinin Türkiye’de konumlandığı bir 21. yüzyıl süper gücü olabilirdi.</p>
<p>Küresel liderlik (ABD ve Çin): Günümüzde dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî geliri 28 trilyon dolar, Çin’in ise 18 trilyon dolar civarındadır. Bu projeksiyon, Türkiye’nin hem ABD hem de Çin’i toplamda geride bırakan devasa bir ekonomik güç seviyesine ulaşabileceğini ortaya koymaktadır. Yine G. Kore, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’un da geriden gelerek bizi fersah fersah geçtiğini dikkate almamız gerekmektedir.</p>
<p>Finansal egemenlik: Bu ekonomik güç, küresel ticaret ve uluslararası finans piyasalarında Türk Lirası’nı temel rezerv para birimi yapardı. Türk şirketleri küresel teknoloji ve finans piyasalarına hâkim konumda olarak küresel GSYİH’nin en büyük payını ellerinde bulundururdu. Küresel refahın en temel belirleyicisi konumunda olurdu.</p>
<p><strong>2020’li yılların dünyasında erken Cumhuriyet modelini günümüze uydurmak</strong></p>
<p>Bugün, 2020’li yılların dünya ekonomisi, küresel tedarik zincirlerinin kırılması, bloklaşma eğilimleri ve teknolojik dönüşüm (yapay zekâ, yeşil enerji) ile yeniden şekillenmektedir. Erken Cumhuriyet dönemi modeli, günümüz dünyasının bu yeni gerçekliklerine uyarlanarak modern bir devlet stratejisine dönüştürülebilir. Bu doğrultuda, küresel rekabet ortamında yeni bir “Neo-Devletçilik” yaklaşımıyla ABD ve Avrupa Birliği, stratejik çip fabrikaları, batarya tesisleri ve yenilenebilir enerji altyapılarını devlet eliyle veya yoğun devlet yönlendirmesiyle kurmaktadır.</p>
<p>Bu durum, dünya genelinde potansiyel süper güçlerin büyük adımlar attığı kararlı bir zemine oturmaktadır. Türkiye’nin günümüz dünyasındaki konumunu büyük bir sıçramayla yeniden yükseltebilmesi için erken Cumhuriyet’in “Devletçi Sanayileşme” modeli modern ekonomik dinamiklerle birleştirilerek uygulanmalıdır:</p>
<p>Stratejik alanlarda kamu girişimciliği (dijital ve teknolojik devletçilik): 1930’larda tekstil, demir-çelik ve şeker fabrikaları neyse, bugün de yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, yarı iletken teknolojileri, biyoteknoloji ve uzay sanayii odur. Devlet, kritik teknolojilerde doğrudan yatırımcı ve sermaye sağlayıcı rolü üstlenerek yüksek teknoloji odaklı kalkınmayı hızlandırmalıdır.</p>
<p>Kurumsal itibar ve mali disiplin: Cumhuriyet’in ilk dönemindeki sıkı bütçe ve güçlü planlama vizyonu, günümüz maliye politikalarına rehberlik etmelidir. Merkez Bankası ve kamu mali kurumlarının kurumsal bağımsızlığı pekiştirilerek enflasyonist baskılar kontrol altına alınmalı ve Merkez Bankası’nın küresel güvenilirliği en üst düzeye çıkarılmalıdır. Türk Lirası’nın uluslararası alanda istikrarı yeniden tesis edilmelidir.</p>
<p>Üretim odaklı eğitim ve iş gücü mühendisliği: Erken Cumhuriyet’in en büyük başarılarından biri olan ve sanayinin ihtiyaç duyduğu teknik iş gücünü yetiştiren eğitim seferberliği modeli (Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri vb.), bugün yazılım mühendisliği, veri analitiği, robotik ve yapay zekâ gibi alanlarda “Nitelikli İş Gücü Seferberliği” olarak yeniden tasarlanmalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceği inşa etmek</strong></p>
<p>1923-1938 dönemi, Türkiye’nin genetik kodlarında büyük bir ekonomik güce dönüşme potansiyelinin ve zekâsının var olduğunu kanıtlayan tarihsel bir laboratuvardır. Kesintisiz %8,5’lik büyümenin sürdürülemediği tarihsel bir gerçekliktir. Ancak bu modelin modern dünya dinamiklerine tam uyumla aktarılması, geçmişte kaçırılan bu büyük fırsatı gelecekte yakalamamızı sağlayacaktır.</p>
<p>Türkiye, sahip olduğu jeopolitik avantaj, genç nüfus ve üretim deneyimiyle, 21. yüzyılın yeniden şekillenen küresel tedarik zincirinde ve teknoloji yarışında rol alan bir ülke olmanın ötesine geçerek tarihsel köklerinden aldığı güçle liderlik konumuna ulaşabilir. Unutulmamalıdır ki planlı, mali disipline ve stratejik devlet yatırımlarına dayalı büyüme modeli, Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç değil, küresel ölçekte en büyük ve en güçlü ekonomik aktörlerden biri yapmanın tek ve en büyük anahtarıdır.</p>
<p>Cumhuriyetimizin ilk 15 yılındaki yüzde 8,5’lik büyümemizin günümüze kadar sürdürülebilmesi zor da olsa, 45 yıl önce çok fakir bir ülke olan Çin’in 1980-2025 yılları arasında yüzde 7,8 büyüme ile gelirini 102 kat artırma başarısı göstermesi, bize yine aynı başarıyı gösterebileceğimizi göstermektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilk-15-yilindaki-gelisme-hizi-surseydi-abd-bile-kiskanirdi-90739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki gelişme hızı sürseydi ABD bile kıskanırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yazilim-amortismani-90738</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yazılım amortismanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi Usul Kanunu’nun 313. maddesi çerçevesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan sabit kıymetler, değeri belirlenen tutarı geçmeyenler hariç, amortisman yoluyla giderleştiriliyor.</p>
<p>Değeri Kanun’da belirlenen tutarı geçen yazılımlar da özetlenen düzenleme kapsamında, amortisman yoluyla giderleştiriliyor.</p>
<p>Bilgisayar yazılımlarının amortismanını, üç farklı başlık altında sınıflamak mümkün. İşletme bünyesinde yapılan Ar-Ge faaliyetleri sonucu oluşan yazılım nedeniyle iktisap edilen gayri maddi haklar, Ar-Ge faaliyeti olmaksızın işletme bünyesinde oluşan veya dışarıdan edinilen yazılıma bağlı gayri maddi haklar ve dışarıdan satın alma yoluyla iktisap edilen yazılımlar.</p>
<p>Bu ayrımlara göre, amortismana tabi yazılım veya gayri maddi hakkın ekonomik ömrü ve dolayısıyla amortisman oranı değişiyor.</p>
<p><strong>Genel olarak amortisman oranları</strong></p>
<p>Amortismana tabi varlıklar için dikkate alınacak faydalı ömür süreleri ve dolayısıyla amortisman oranları, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca belirleniyor. Belirleme halen 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yapılmış durumda.</p>
<p>Tebliğde yer alan belirlemelere göre, faydalı ömür süresi ve amortisman oranı;</p>
<p>-  Bilgisayar yazılımları için 3 yıl, yüzde 33,33</p>
<p>- Gayri maddi iktisadi kıymetler 15 yıl, yüzde 6,66</p>
<p>- Araştırma - geliştirme harcamaları 5 yıl, yüzde 20.</p>
<p>Araştırma-geliştirme harcamaları kavramını, Ar-Ge faaliyeti sonucu ortaya çıkan gayrimaddi hak olarak okumak gerekiyor. Amortismana tabi olan harcama değil harcama sonucu ortaya çıkan gayri maddi hak. Genel olarak, yazılım ve yazılıma bağlı gayrimaddi haklar için uygulanan amortisman oranları bu şekilde. Konunun biraz ayrıntısı var. Özetle bu ayrıntılara bakalım.</p>
<p><strong>Ar-Ge faaliyeti sonucu oluşan gayri maddi haklar</strong></p>
<p>Faydalı ömrü 5 yıl olarak belirlenen ve bu çerçevede yüzde 20 amortismana tabi olan gayri maddi haklar, işletme bünyesinde gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan gayri maddi hak niteliğindeki varlıklardan oluşuyor.</p>
<p>Gerek 333 sıra no.lu tebliğ eki amortisman listesinin dipnotunda, gerek de özelgelerde yer alan açıklamalara göre, şirket bünyesinde gerçekleştirilen; yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri neticesinde gayri maddi hak niteliğinde yazılımların üretilerek aktifleştirilmesi gereken bir kıymete ulaşılması halinde, gayri maddi hakka yönelik olarak yapılan bu harcamaların 5 yılda itfa edilmesi gerekiyor. (12.02.2013 tarih ve 108 sayılı özelge.)</p>
<p><strong>Yazılımlar</strong></p>
<p>Amortisman oran ve sürelerinin belirlendiği tebliğ eki listede bilgisayar yazılımları için amortisman süresi 3 yıl, amortisman oranı da yüzde 33,33 olarak ilan edilmiş durumda.</p>
<p>Tebliğde bilgisayar yazılımı tanımı yok. Hangi kıymetlerin bu kapsamda amortismana tabi olacağı açıklanmış da değil.</p>
<p>Gelir İdaresi’nce verilen özelgelerde bilgisayar yazılımı, hem bilgisayar sistemini oluşturan donanım birimlerinin yönetimini hem de kullanıcıların işlerini yapmak için gerekli olan programlar şeklinde tanımlanıyor. Ancak bu tanım kapsamındaki bütün kıymetlerin amortisman süresi 3 yıl olarak açıklanmıyor. Özelgelerde, lisans olarak satın alınan bilgisayar programlarının gayri maddi hak kapsamında 15 yılda, yazılım olarak satın alınan bilgisayar programlarının ise 3 yılda itfa edileceği belirtiliyor. (18.08.2011 tarih ve 94 sayılı; 24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı özelgeler.)</p>
<p>Bilgisayar yazılımının hangi durumda 3 yılda itfa edileceği konusunda özelgelerde, gayri maddi hak iktisabı mahiyeti taşımadan, sadece kullanma amaçlı olarak iktisap edilen bilgisayar yazılımlarının maliyet bedelinin amortisman listesinin, “ Bilgisayar Yazılımları” sınıflandırması uyarınca aktifleştirilerek 3 yılda ve yüzde 33,33 amortisman oranı ile itfa edilmesi gerektiği belirlenmiş. (24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı; 09.01.2017 tarih ve 7305 sayılı özelgeler.)</p>
<p>İdarenin, sadece kullanma olanağı veren, çoğaltma, uyarlama, geliştirme, güncelleme vb. haklar vermeyen sözleşmeler çerçevesinde edinilen yazılımların, bilgisayar yazılımı olarak 3 yılda itfa edileceği görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Gayri maddi hakların amortismanı</strong></p>
<p>Lisans olarak edinme ve yazılım olarak edinme ayırımına ilişkin ayrıntıya girmeden, gayrimaddi hak olarak aktifleştirilen yazılımlar konusuna da kısaca değineyim.</p>
<p>Gayrimaddi hak, açık olmamakla birlikte, işletme bünyesinde oluşan ve haklarına sahip olunan yazılımlar ile dışarıdan sağlanan ve sadece kullanma hakkına değil, değiştirme, geliştirme, çoğaltma, vb haklarına da sahip olunan yazılımlar için söz konusu olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>İşletme bünyesinde yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları kapsamında olmayan harcamalar neticesinde üretilerek gayri maddi hak niteliğinde aktifleştirilmesi gereken bir kıymete ulaşılması durumunda bu kıymetin 15 yılda itfa edilmesi gerektiği açık. (333 sıra no.lu tebliğ eki amortisman listesi tablosunun dipnotunda yer alan açıklama ve 12.02.2013 tarih ve 108 sayılı özelge.)</p>
<p>Dışarıdan edinilen yazılımlar için de benzer bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Edinilen sadece bir yazılımın kullanma hakkıysa, yani çoğaltma, geliştirme, yenileme vb haklara sahip olunmuyorsa, bu durumda bir gayri maddi haktan değil, yazılımdan bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Yazılımın amortisman süresinin 3 yıl olması da bu düşünceyi destekliyor zannediyorum. Geliştirme, değiştirme gibi hakları sahip olunması durumunda yazılımın daha uzun süre kullanılabileceği, bu hakların olmadığı bir durumda ise hızlı değişen uygulamalar nedeniyle yazılımın uzun ömürlü olmayacağını söylemek zor değil.</p>
<p><strong>Gayrimaddi hak / Lisans ve yazılım ayrımına ilişkin bir yargı kararı </strong></p>
<p>Yazılımlara ilişkin amortisman uygulamasıyla ilgili en önemli belirsizlik lisans-yazılım ayrımı. Bu iki kıymetten birisinin amortisman süresinin 3 yıl, diğerininki 15 yıl olunca, konu da önem kazanıyor.</p>
<p>Bu önemi nedeniyle, konuyla ilgili bir Danıştay karar özetini yorumsuz paylaşmak isterim. Kararın tam metnini Danıştay’ın resmi internet sitesinde bulabilirsiniz.</p>
<p>- Şirket kayıtlarında "SAP ERP Lisans, CRM çalışması, lisans güncelleme, lisans destek, ... mobil projesi, Itelligence-lisans, SAP lisanslar" gibi açıklamalara yer verilen kıymetin bir kısmının lisans bedeli olarak, kalan kısmının lisansa bağlı destek, güncelleme ve müşteri ilişkilerine yönelik (CRM) çalışmalara ilişkin olduğu, imzalanan "Sap Yazılımı Kullanma Lisans Sözleşmesi"nde yazılımı "süresiz kullanma lisansı" verildiği, danışmanlık ve destek sözleşmelerinin ana sözleşmeye bağlı olarak yapıldığı, daha sonra imzalanan "SAP Yazılım Kullanma Ek Lisans Sözleşmesi"nde ilave yeni modüller alındığı ve ana sözleşme ile aynı mahiyette olmasına rağmen, bedeli üzerinden 15 yıllık sürede yüzde 6,66 oranında amortisman ayrıldığı, şirket yetkilisinin de kendilerine özel yazılım olduğunu ifade ettiği dikkate alındığında, yazılımın, piyasada yaygın olarak kullanılan paket bilgisayar yazılımlarından olmadığı, süresiz kullanma lisansının davacıya devredildiği, şirketin kurumsal kaynak planlaması için özel olarak tasarlanarak lisanslandırılan ve ticari faaliyetin işletiminde kullanılan bilgisayar yazılım programlarına ilişkin lisans niteliğinde olduğu, uzun ömürlü bir yatırım olarak satın alındığı, ana lisansa bağlı danışmanlık ve destek paketlerinin de ana lisansla beraber değerlendirilmesi ve işlem görmesi gerektiği sonucuna varılarak, lisans ve kullanma hakkı gibi iktisadi kıymetlerin gayri maddi haklar olarak kabul edilmesi nedeniyle 15 yıl faydalı ömür üzerinden yüzde 6,66 oranında amortismana tabi tutularak itfa edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 13.03.2023 tarih ve E:2020/2231 K:2023/1344 sayılı kararı.)</p>
<p><strong>Yıllık kullanım ve bakım onarım bedelleri</strong></p>
<p>Bilgisayar yazılımı veya yazılıma bağlı gayri maddi hak edinimleri sonrasında, yazılımın kullanım süresi boyunca kullanım bedeli veya normal bakım ve onarım giderleri söz konusu olabiliyor.</p>
<p>Gelir İdaresi, bu giderleri dönem gideri olarak kabul ediyor ve yapıldığı yılda gider olarak dikkate alınabileceği yönünde görüşler veriyor. İlgilenenler ve özelgelerin tam metnini incelemek isteyenler için birkaç özelge özeti aşağıda.</p>
<p>- Yurt dışında mukim firma tarafından yazılımın kullanım süresi boyunca faturalandırılacak kullanım bedellerinin, dönem gideri olarak dikkate alınması mümkündür. (13.03.2012 tarih ve 82 sayılı özelge.)</p>
<p>- Bilgisayar programlarının aktifleştirilmesinden sonra ortaya çıkabilecek normal bakım ve onarım harcamalarının, bilgisayar programının maliyeti ile ilişkilendirilmeksizin, harcamanın yapıldığı dönemde doğrudan giderleştirilmesi gerekmektedir. (24.02.2016 tarih ve 3508 sayılı; 09.01.2017 tarih ve 7305 sayılı özelgeler.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yazilim-amortismani-90738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/yazilimci.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yazılım amortismanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-icin-teknoloji-surdurulebilirlik-yonetisiminde-teknolojinin-yeri-ve-onemi-90737</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır için teknoloji: Sürdürülebilirlik yönetişiminde teknolojinin yeri ve önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ZEKİ ÖNAL - </strong><strong>PwC Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Environmental, Social, Governance (ESG) yaklaşımı ve sürdürülebilirlik raporlaması; çevresel etkiyi, sosyal sorumluluğu ve kurumsal yönetim kalitesini finansal performans kadar görünür kılmayı hedefliyor. ESG’nin asıl gücü, rapor üretmekten çok, kurumun nasıl karar aldığını ve bu kararların hangi veriyle ve teknolojiyle desteklendiğini ortaya koymasında yatıyor. Daha geniş perspektifte sürdürülebilirlik gündemi ESG pratiğini hayata geçirirken teknolojiyi hem bir araç olarak kullanıyor hem de teknoloji kaynaklı ESG risklerini de yönetmeye çalışıyor.</p>
<p>COP31’in içinde bulunduğumuz Kasım ayında Antalya’da yapılacak olması, bu tartışmayı Türkiye açısından daha da güncel hale getiriyor. İklim gündeminin yeni odağı artık yalnızca hedef koymak değil; verilen taahhütlerin somut, izlenebilir ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürüldüğünü göstermek olacak. Bu da ESG’nin raporlanan bir performans alanı olmanın ötesine geçip; veriyle ve teknolojiyle yönetilen, denetlenebilen ve kurum kararlarına bağlanan stratejik bir yönetişim pratiğine dönüşmesini gerektiriyor.</p>
<p>Benzer şekilde hem yerel hem uluslararası çerçevelerle birlikte sürdürülebilirlik bilgisinin finansal bilgiye yakın bir disiplinle ele alınması artık ortak bir beklentiye dönüşmüş durumda. Bu beklenti ESG raporlamasını gönüllü iletişim faaliyeti olmaktan çıkarıp iç kontrol, veri kalitesi, denetim izi, sorumluluk matrisi ve yönetim gözetimi gerektiren kurumsal seviyede bir bilgi sistemleri yetkinliğine dönüştürüyor. Bu nedenle ESG verisinin farklı ortamlarda dağınık tutulması değil, kurumsal mimarinin parçası haline gelmesi ve teknolojiyle desteklenmesi gerekiyor. İşte teknoloji tam da bu noktada sürdürülebilirlik yönetişiminin merkezine yerleşiyor. Sürdürülebilirlik dahilinde ESG yaklaşımı kurumların stratejilerine dahil olurken, sürdürülebilirliğin teknoloji ile ilişkisi de yeniden tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Teknoloji: Hem kolaylaştırıcı araç hem risk alanı</strong></p>
<p>Yeni teknolojiler ESG gündeminde sağladıkları katkı ve oluşturdukları risk açısından iki yönlü etki yaratıyor. Bulut bilişim, veri analitiği, yapay zekâ, blokzincir, nesnelerin interneti ve süreç madenciliği gibi güncel teknolojiler, ESG verisinin toplanmasını, doğrulanmasını, analiz edilmesini ve raporlanmasını kolaylaştırıyor.</p>
<p>ESG raporlamasında teknolojinin ilk katkısı hız ve veriye erişilebilirlik. Bulut tabanlı araçlar farklı lokasyonlardan, iş birimlerinden ve tedarikçilerden gelen verileri ortak platformda toplayabilir. İkinci katkı güvenilirlik. Blokzincir tabanlı izleme çözümleri tedarik zinciri, karbon kredisi, atık yönetimi ve kaynak kullanımı gibi alanlarda izlenebilirliği artırabilir. Üçüncü katkı ise pratiklik. Yapay zekâ destekli analizler sürdürülebilirlik göstergelerindeki sapmaları erken aşamada görünür kılabilir.</p>
<p>Öte yandan aynı teknolojiler enerji tüketimi, veri merkezi karbon ayak izi, elektronik atık, algoritmik önyargı, merkezi olmayan yapıların güvenilirliği, dijital erişilebilirlik, siber güvenlik ve proje yönetişimi gibi yeni risk alanlarını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle teknoloji, ESG için sadece kolaylaştırıcı bir etken olmaktan çıkıp yönetilmesi gereken bir risk alanı haline geliyor ve ESG pratiğini desteklerken aynı zamanda yeni riskler de ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong>Yeşil bilgi teknolojilerinin yeni anlamı</strong></p>
<p>Yeşil bilgi teknolojileri (Green IT), teknolojinin kendi çevresel etkisini yönetmek için kritik bir çerçeve sunuyor. Bu bağlamda, donanım, yazılım, veri merkezi ve dijital servislerin tüm yaşam döngüsünde çevresel etkinin azaltılması hedefleniyor. Enerji verimli mimariler, karbon farkındalığı olan yazılım geliştirme, gereksiz veri depolamanın azaltılması, yenilenebilir enerji kullanan veri merkezleri ve elektronik atık yönetimi bu yaklaşımın temel unsurları olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Ancak Green IT’yi yalnızca enerji tasarrufu başlığına indirgemek eksik olacaktır. Hedefi belirsiz, faydası ölçülmeyen, veri mimarisi zayıf veya değişim yönetimi eksik teknoloji yatırımları; yalnızca bütçe israfı değil, aynı zamanda kaynak, zaman ve karbon israfıdır. Bu nedenle teknoloji projelerinde fayda gerçekleşmesi, tüm etki ve risk alanlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Ölçüm, analitik ve güvence</strong></p>
<p>ESG yönetişimi için teknolojinin en görünür fayda alanı ölçüm, analitik ve güvence başlıklarında veri yönetimidir diyebiliriz.</p>
<p>Ölçüm sürecinde ihtiyaç duyulan karbon emisyonu, enerji tüketimi, su kullanımı, çalışan verileri, iş sağlığı ve güvenliği göstergeleri, tedarikçi performansı ve uyum aksiyonları çoğu kurumda farklı sistemlerde dağınık halde bulunuyor. Bu verilerin aynı tanım, sahiplik ve kalite kurallarıyla yönetilmemesi ise genelde raporlamanın en zayıf halkasını oluşturuyor.</p>
<p>Bu bağlamda, nesnelerin interneti sensörleri enerji, ısı, su ve atık verisini gerçek zamanlı izleyebilir. Süreç madenciliği iş süreçlerindeki verimsizlikleri gösterebilir. Yapay zekâ anormal tüketim paternlerini tespit ederek erken uyarı mekanizması oluşturabilir. Böylece ESG performansı yılda bir hazırlanan raporun konusu olmaktan çıkacak, operasyonel yönetimin günlük göstergelerinden biri haline gelecektir.</p>
<p>Teknolojinin bir diğer katkısı karar destek ve senaryo analizi gibi analitik süreçlerdedir. Kurumlar iklim risklerini, tedarik zinciri kırılganlıklarını, enerji fiyatı dalgalanmalarını ve düzenleyici değişiklikleri yalnızca geçmiş veriye bakarak yönetemez. İleri analitik araçları farklı senaryolarda finansal ve operasyonel etkileri görünür kılacak; ESG’yi strateji, finans, risk ve teknoloji ekiplerinin ortak gündemine taşıyacaktır.</p>
<p>Güvence boyutu da en az ölçüm ve analitik kadar önemlidir. Sürdürülebilirlik raporlarının güvenilir olması için yalnızca nihai rakamların doğru olması yetmez; bu rakamların hangi kaynaktan geldiği, kim tarafından onaylandığı ve nasıl değiştirildiği de izlenebilir olmalıdır. Denetim izi, yetki matrisi, versiyon kontrolü ve otomatik kontroller ESG raporlamasını finansal raporlamaya yaklaştıran temel teknoloji bileşenleridir.</p>
<p><strong>İzlenebilir icraat dönemi</strong></p>
<p>Bu ihtiyaçları birlikte değerlendirdiğimizde, kurumlar için yol haritası da netleşiyor. ESG metrikleri teknoloji yatırım kararlarına entegre edilmeli ve ESG yönetişiminde teknoloji, planlamadan raporlamaya güçlü bir araç olarak konumlandırılmalıdır.</p>
<p>Teknolojiyi, net sıfır hedefine giderken bir kaldıraç olarak kullanmak, hem teknoloji kaynaklı ESG risklerini yerinde ve kaynağında yönetmek hem de teknolojinin kolaylaştıcılığını sürdürülebilirlik yönetişimine yansıtmak için önemli bir kurumsal hedef ve araç olmalıdır. Böylece, ölçülebilir, izlenebilir ve güven veren bir ESG altyapısı kurmak ve pratik, tutarlı ve katma değerli bir sürdürülebilirlik yönetişimi oluşturmak mümkün olacaktır.</p>
<p><strong>Sıfır için teknoloji</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde COP31’in uygulama vurgusu da aynı mesajı veriyor: ESG için gelecek, artık sadece niyet beyanı veya daha fazla rapor değil, ölçülebilir ve izlenebilir bir icraat alanı ve daha iyi kararlar üretme dönemidir. Teknoloji bu icraatın hem (kolaylaştırıcılığı itibarıyla) altyapısı hem de (oluşturduğu risk itibarıyla) sınavıdır.</p>
<p>Başarı, en gelişmiş aracı kullanmaktan değil; doğru veriyi, açık sorumlulukları ve ortak sahiplenmeyi aynı yönetişim modeli içinde buluşturmaktan geçecektir. Böylece “Sıfır için Teknoloji” net sıfır hedefine giderken her iki koldan ESG ve sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemek üzere bu icraatın en önemli bileşenlerinden biri haline gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-icin-teknoloji-surdurulebilirlik-yonetisiminde-teknolojinin-yeri-ve-onemi-90737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır için teknoloji: Sürdürülebilirlik yönetişiminde teknolojinin yeri ve önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-emekli-ayliklarinin-iyilestirilmesi-icin-teknik-calisma-suruyor-90754</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Emekli aylıklarının iyileştirilmesi için teknik çalışma sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesinde emeklileri önceliklendirdiklerini belirterek, emekli aylıklarının iyileştirilmesi için teknik çalışmanın devam ettiğini bütçe görüşmeleri sonrasında Meclise geleceğini açıkladı. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabine toplantısı sonrası emeklilerin durumlarının iyileştirileceğine ilişkin yaptığı açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bütçe görüşmelerinde yapılan çalışmaya ilişkin detayları anlattı.</p>
<p>Yılmaz, bütçe açığının bu yıl milli gelirin yüzde 3.1’ine denk gelirken, 2027 yılında yüzde 3.5 olarak planlandığını belirterek, “Bütçemiz içindeki bütün imkânları bu çerçevede değerlendireceğimizi ve yapabileceğimizin maksimumunu bu alanda yapmaya gayret edeceğimizi ifade etmek isterim. Bu sadece asgari emeklilerle ilgili bir çalışma değil, daha genel anlamda emeklilerimize dönük bir çalışma. Burada alternatifler üzerinde ilgili tüm kurumlarımızla teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Henüz tamamlamış değiliz” dedi. </p>
<p>Emekli aylıklarında otomatik artışlar dışındaki artışların kanunla düzenlendiğini hatırlatan Yılmaz, şöyle devam etti: </p>
<p>“O çerçevede alternatiflerimizi dikkatle çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dünkü beyanında vurguladığı üzere hakkaniyeti, adaleti gözeten bir yaklaşım içinde emeklilerimizin daha iyi koşullara kavuşması yönünde tüm gayretimizi sarf edeceğiz. İmkânlarımızı bu yönde kullanacağız. Ama bunun alternatifleri var. Teknik bir takım çalışmalar devam ediyor. Onlar tamamlandığında muhtemelen bütçe sürecinden sonra zaten Plan Bütçe’de bu işin öncelikle ele alınması gerekecek. Buradaki bütçe çalışmaları bittikten sonra teknik çalışmalarımızı olgunlaştırıp grubumuz, ittifakımız çerçevesinde Meclisimizin takdirine bu çalışmaları getireceğiz. Dolayısıyla bu konuda şu anda çok detaya girmeyi uygun görmüyorum. Çünkü alternatifler var. Bu alternatifleri sistemin geneli açısından, uzun vadeli gidişatı açısından çok dikkatli değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü sosyal güvenlik sistemi sıradan bir sistem değil. Tüm toplumu ilgilendiren, bütün milletimizi ilgilendiren bir sistem. Çok titiz bir çalışma sonrasında detaylı bir şekilde zaten Meclisimizin gündemine bu çalışmalar getirilecek.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-emekli-ayliklarinin-iyilestirilmesi-icin-teknik-calisma-suruyor-90754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emeklilerle ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, aylıkların iyileştirilmesi için teknik çalışmaların henüz tamamlanmadığını belirterek, ”2027 bütçesinde planladık, bütçeden sonra gündeme gelecek.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oz-elestirisiz-gelisebilir-miyiz-90736</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öz eleştirisiz gelişebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa neden bu kadar gelişti ve biz neden bu kadar geri kaldık? Bunun tek bir cevabı yok, elbette. Ama en önemli nedenlerden biri, <u>eleştiri /özeleştiri kültürünün eksikliği</u>… Yüzyıllar içinde oluşan, sorgulamayı ve yanılmayı öğrenmenin bir parçası olarak gören bir gelenek.</p>
<p>Descartes, 1637’de “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyerek şüpheyi düşüncenin merkezine koydu. Kant, 1781’de <em>Saf Aklın Eleştirisi</em> ile insan aklının sınırlarını sorguladı. Bu düşünsel geleneğin kökleri daha da eskiye, Aristoteles’e kadar uzanır. İslam dünyasında da eleştiri kültürü bir ara mevcuttu. 9. ve 12. yüzyıllar arasında bilimsel sorgulamanın ve felsefi tartışmaların merkezleri Batı'da değil, Doğu'da.</p>
<p>Ama artık nostalji oldu. En son ne zaman çevrenizde birinin “Yanılmışım”, “Bu benim hatam” ya da “Bilmiyorum” dediğini duydunuz? Bahaneler hazır, sorumluluk başkasında, başarısızlığın nedeni ise her zaman dışarıda. Özür dilemenin otoriteyi sarsacağı zannediliyor. Bahanelere sığınmadan hatasını kabul eden, sorumluluk alan, özür dileyen insan nesli maalesef buralarda tükenmek üzere.</p>
<p>Kolektif bilinç olayları nasıl değerlendireceğimizi belirler. Farklı kültürler ve gelenekler sosyal meselelere farklı yaklaşır. Öz eleştiri Türkiye’de eksiklik gibi algılanırken Avrupa’da bir erdemdir. Sıcak bir örnek verelim. Geçtiğimiz günlerde Trabzonspor-Beşiktaş maçı sonrasında iki yabancı teknik direktörün açıklamaları dikkat çekici.</p>
<p><em>“Daha karakterli olmalıyız, son paslar daha iyi olmalı, son vuruşlar daha iyi olmalı. Konsantrasyon daha yüksek olmalı. Deplasmanda kaybetmek beni sinirlendirmeye başladı, yormaya başladı. Buna çözüm bulacağız”</em> -Vincenzo Italiano</p>
<p><em>“Futbol da oynamalısınız, her zaman böyle kazanamazsınız. Hayatta çok başarılı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yaparsınız”-</em>Galip takımın antrenörü Thomas Reis</p>
<p>Peki, son zamanlarda Türk teknik direktörlerden, üst düzey yöneticilerden veya karar vericilerden benzer bir özeleştiri duydunuz mu? Elbette istisnalar vardır, ama gelişmek istiyorsak önce kendimize dürüst olmalıyız.</p>
<p>Geri kalmışlık bir kader değil, tercihtir.</p>
<p><strong>Başarısızlığı Japonlar harakiri ile sonlandırırken biz ödüllendiriyorsak farklı bir sonuç bekleyebilir miyiz?</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oz-elestirisiz-gelisebilir-miyiz-90736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Öz eleştirisiz gelişebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-yas-meyve-sebze-hallerinde-yeni-bir-donemin-zamani-geldi-geciyor-90735</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de yaş meyve-sebze hallerinde yeni bir dönemin zamanı geldi, geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TARIMSAL BİLGİ PLATFORMU</strong></p>
<p>Türkiye’de on yıllardır “yaş meyve-sebze halleri” konuşulur, tartışılır. Bazen enflasyonun baş sorumlusu, bazen piyasadaki tekelleşmenin ve aşırı kazancın adresi, bazen üreticinin (yani müstahsilin) emeğinin kayba uğradığı yerler ve bazen de insana yakışır iş ve çalışma ortamlarının olmadığı mekânlar ve kurumlar olarak bilinir, anılır. Haller mesainin gece yarısı başladığı ve gün ortasına kadar devam ettiği çalışma yerleridir. Nüfus uykuda iken toplumun meyve-sebze ihtiyacını gidermek için koşturmaca içinde çalışılır. Gıda enflasyonunun, haksız kazancın, spekülasyonların çok konuşulduğu ortamlarda hallerdeki iş ve çalışma koşulları gözden kaçmaktadır. Gece yarısı ile başlayan mesaide üretici, hal esnafı, çalışanlar ne yapar, ne eder, kâtipler nasıl bir kaygı taşır bunların da gündemde olması gerekir. Çalışanların “insana yakışır iş” ortamlarında çalışıp çalışmadığı, sosyal güvenlik kapsamında olup olmadığı, 6331 Sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği” ile ilgili düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığı gözden kaçar ve kaçırılır. Kayıtlı ve işini düzgün yapan esnaf ile yapmayanlar da birbirine karışır genelde.</p>
<p>Haller bugünlerde de aşırı fiyat oluşumlarının olduğu yerler olarak gündeme gelmiştir.  Türkiye’de yaş meyve-sebze ticaretinin ve hallerinin geleceği yeniden tartışılırken, temel sorun yalnızca ürün fiyatları veya aracıların sayısı değil. Üreticinin pazarlık gücünün zayıflığı, tüketicinin yüksek fiyatlarla karşılaşması, hal esnafının olumsuz algılanması ve binlerce çalışanın sosyal güvenceden çalışma koşullarına kadar uzanan sorunları, bütüncül bir dönüşümü zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Yeni bir hal yasası nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin temel yasal çerçevesini 5957 sayılı Kanun oluşturuyor. Bu kanun, üretici ve tüketici haklarının korunmasını, ticaretin rekabet koşullarında yürütülmesini ve toptancı hallerinin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor. Ancak mevcut sistemin uygulamada karşılaştığı sorunlar, yasal çerçevenin yalnızca ticaretin düzenlenmesi bakımından değil, ekonomik ve sosyal haklar açısından da geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Yeni bir hal yasası veya kapsamlı yasal reform, şu temel ilkeler üzerine kurulmalı:</p>
<p><strong>1-</strong> Müstahsil yani üretici hakları açıkça güvence altına alınmalı. Ürün bedelinin zamanında ödenmesi, kesintilerin şeffaflığı, ürünün doğru tartılması ve sınıflandırılması, üreticinin satış bilgilerine erişimi ve hızlı uyuşmazlık çözümü temel haklar olarak güçlendirilmeli.</p>
<p><strong>2-</strong> “İnsana yakışır iş” yasal düzenlemenin ayrılmaz parçası olmalı. Hal işletmelerinin ruhsatlandırılması ve denetlenmesinde sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, hamal-istifçi-katip gibi çalışanların ücret hakları, izin hakları, tazminatları, çalışma koşulları ve çalışan haklarına ilişkin ölçütler dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>3-</strong> Üretici örgütleri pazarlama sisteminde güçlendirilmeli. Kooperatiflerin ticaret alanlarına, depolama ve lojistik hizmetlerine, dijital pazarlama sistemlerine ve finansmana erişimi kolaylaştırılmalı.</p>
<p><strong>4-</strong> Dördüncüsü, fiyat oluşumu zincirin tamamında izlenebilir hale getirilmeli. Yalnızca haller değil, büyük alıcılar, dağıtıcılar ve perakende işletmeleri de piyasa şeffaflığının parçası olmalıdır.</p>
<p><strong>5-</strong> Ulusal Yaş Meyve-Sebze Fiyat ve Piyasa Bilgi Platformu oluşturulmalı. Üretici cep telefonundan; farklı şehirlerdeki fiyatları, işlem hacmini, ürün kalitesine göre fiyatları, günlük arz miktarını, talep eğilimlerini, hallerde kendi ürününden satılan ürünlerinin satış miktarını, ihracat hareketlerini görebilmelidir. Böylece bilgi, yalnızca tüccarın, hal esnafının sahip olduğu ticari avantaj olmaktan çıkarılarak üreticinin de pazarlık aracına dönüştürülmelidir.</p>
<p><strong>6-</strong> Altıncısı, aracılık faaliyetleri sundukları hizmet temelinde değerlendirilmeli. Ürüne değer katan, risk üstlenen ve lojistik hizmet sağlayan aracılarla yalnızca gereksiz maliyet yaratan işlemler birbirinden ayrılmalıdır.</p>
<p><strong>7-</strong> Yedincisi, hal yönetiminde katılımcılık ve şeffaflık güçlendirilmeli. Belediyeler, üretici örgütleri, ticaret erbabı ve çalışan temsilcilerinin görüşlerinin alındığı, hesap verebilir yönetim modelleri oluşturulmalıdır. Hal Dernek yönetimleri düzenleyici ve hak temelli çalışa ortamına azami özen göstermelidir.</p>
<p><strong>8-</strong> Sekizincisi, hallerin fiziksel ve teknolojik standartları yükseltilmeli. Soğuk zincir, depolama, kalite kontrol, atık yönetimi, hijyen ve dijital altyapı yatırımları desteklenmelidir.</p>
<p><strong>9-</strong> Gda kayıplarıyla mücadele edilmeli. Satılamayan ancak tüketilebilir durumdaki ürünlerin başta gıda bankacılığına olmak üzere farklı değerlendirme yollarına yönlendirilmesi, diğer uygun ürünlerin ise yem, kompost ve biyogaz gibi alanlarda değerlendirilmesi teşvik edilmelidir.</p>
<p><strong>10-</strong> Hal verileri tarımsal üretim planlamasında da kullanılmalı. Üretim miktarları, bölgesel arz, fiyat hareketleri ve tüketim eğilimleri birlikte analiz edilerek üreticiye yol gösteren bilgi sistemleri geliştirilmelidir.</p>
<p><strong>11-</strong> Yasal düzenleme ölçülebilir sonuçlara dayanmalı. Reformun başarısı yalnızca kayıtlı ticaret hacmiyle değil; üretici gelirleri, ödeme süreleri, ürün kayıpları, çalışanların sosyal güvenliği ve tüketiciye yansıyan fiyatlarla değerlendirilmelidir.</p>
<p>Bu önerilerin bir bölümü mevcut mevzuattaki ilkelerin güçlendirilmesini, bir bölümü ise yeni yasal ve kurumsal mekanizmalar geliştirilmesini gerektiriyor.</p>
<p><strong>Üretici ucuza satıyor, tüketici pahalı alıyor, hal esnafı suçlanıyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin yaş meyve-sebze piyasasında uzun yıllardır devam eden önemli bir çelişki bulunuyor. Üretici ürününü değerinde satamadığından yakınırken tüketici aynı ürüne yüksek fiyat ödemek zorunda kalıyor. Hal esnafı ise fiyat artışlarının başlıca sorumlusu olarak gösterilmekten şikâyet ediyor. Birbirinden farklı görünen bu üç yakınma aslında aynı yapısal sorunun farklı sonuçlarını oluşturuyor. Üretimden tüketime uzanan zincirde maliyetlerin, ticari marjların, risklerin ve yaratılan katma değerin nasıl paylaşıldığı yeterince görünür değil. Üretici, ürününün hangi aşamada ne kadar kazanç sağladığını bilemezken tüketici de tarlada düşük olan fiyatın neden satış tezgâhında katlandığını açıklıkla göremiyor. Tarımsal Bilgi Platformu’na öne çıkan temel yaklaşım, yaş meyve-sebze ticaretinin yalnızca fiyat üzerinden tartışılmasının eksik olduğuna işaret ediyor. Çünkü sorun yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda kurumsal, sosyal ve yapısal nitelik taşıyor. <strong>Bu nedenle Türkiye'nin önündeki temel soru, "halleri kaldıralım mı?" değil, "halleri üreticiye, tüketiciye, çalışanlara ve kayıtlı ticarete hizmet eden kurumlara nasıl dönüştürebiliriz?" olmalı.</strong> Hallerde çalışanların hakkının yenmediği, herkesin alın terinin karşılığının alındığı ve hal esnafının kayıtlılık ve ölçütlülük temelinde gelirini elde ettiği ve üretici-tüketici çıkarının oluştuğu ortamın gerçekleşmesine ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>Hallerde müstahsil emeği ve hakları merkezde olmalı</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze ticaretinde en zayıf halkalardan biri çoğu zaman üretici, yani müstahsil oluyor. Üretici; artan üretim maliyetleri, finansman ihtiyacı, ürünün çabuk bozulması, yetersiz depolama imkânları ve piyasa bilgisine sınırlı erişim nedeniyle ürününü istediği koşullarda pazarlayamıyor. Hasat edilmiş domatesin, çileğin, kirazın veya yeşilliğin uzun süre bekletilememesi, üreticiyi hızlı satış yapmaya zorluyor. Bu durum alıcı ile satıcı arasındaki pazarlık gücü dengesini üretici aleyhine değiştirebiliyor. Eğer yeni bir hal yasası üzerinde durulacaksa; yeni yasal düzenlemede müstahsil haklarının ayrı ve güçlü bir başlık altında ele alınması gerekir. Öncelikle üreticinin ürün bedelini zamanında ve eksiksiz alması, ürünün hangi fiyattan satıldığın şeffaf olduğu, getirdiği ürünün kayba uğramadığı bir sistem güvence altına alınmalıdır. Üretici; ürününün gerçek satış fiyatını ve kendisine ödenen tutarla bu fiyat arasındaki farkı görebilmeli. Ödemelerin gecikmesini önleyen, elektronik olarak izlenebilen ve gerektiğinde teminat mekanizmalarıyla desteklenen bir sistem kurulmalıdır. Üreticiden yapılabilecek kesintiler açıkça tanımlanmalı; komisyon, taşıma, depolama ve diğer hizmet bedelleri belgeli ve denetlenebilir olmalıdır. Haller üreticiye her an bilgi akışı sağlamalıdır. Üreticinin şüpheye düştüğü durumlarda “mesleki etik kurulları ve yaptırımları” devreye girmelidir. Ürünün; kalite sınıfı, ağırlığı, fiyatı, fireleri ve satış koşulları konusunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklarda bağımsız değerlendirme ve hızlı itiraz mekanizmaları işletilmelidir. Yani; <strong>Yeni bir hal yasası, üreticiyi yalnızca malını hale gönderen kişi olarak değil, ticari hakları güvence altında bulunan ekonomik aktör olarak tanımlamalıdır. </strong>Burada önemli bir ayrım da yapılmalı: Üreticinin korunması, piyasadaki bütün risklerin diğer aktörlere yüklenmesi anlamına gelmemeli. Ama üretici, zincirin en az bilgiye ve en düşük pazarlık gücüne sahip tarafı olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p><strong>Üretici örgütleri de ticaretin gerçek aktörü haline gelmeli</strong></p>
<p>Türkiye'de küçük üreticilerin pazarlama sorunlarının temel nedenlerinden biri örgütsüzlüktür.</p>
<p>Bireysel üretici, büyük alıcılar karşısında çoğu zaman sınırlı pazarlık gücüne sahiptir. Buna karşılık örgütlü üreticiler ürün toplama, sınıflandırma, paketleme, depolama, lojistik ve pazarlama faaliyetlerini birlikte gerçekleştirebilir. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesi kooperatifleri yalnızca desteklenen kuruluşlar olarak değil, piyasanın güçlü ekonomik aktörleri olarak değerlendirmelidir. Üretici kooperatiflerine hallerde uygun ticaret alanları, ortak soğuk depolama imkânları, dijital satış altyapısı ve lojistik hizmetlere erişim kolaylığı sağlanmalıdır. Tabi önce hallerin bu altyapıyı da oluşturmaları gerekmektedir. Ancak burada önemli olan yalnızca kooperatiflere yer tahsis etmek değil, onların kurumsal ve ekonomik kapasitelerini geliştirmek de dikkate alınmalıdır. Kooperatifler, üreticinin ürününü toplayan ve satan kuruluşların ötesine geçerek fiyat müzakeresi yapan, kalite standardı oluşturan, pazar geliştiren ve katma değerin üreticide kalmasına katkıda bulunan yapılar haline gelmelidir. Yani; <strong>küçük ölçekli üreticinin büyük alıcı karşısında güçlenmesinin en etkili yollarından biri, örgütlü ve profesyonel pazarlama kapasitesine sahip olmasıdır. </strong>Hallerde de kooperatiflerin güçlü olması aynı zamanda piyasa mekanizması ve denetlenebilirliği açsından önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hallerde İnsana Yakışır İş: Görünmeyen alın teri emeği görünür kılmak mutlak gerekliliktir</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze hallerine ilişkin tartışmalarda genellikle fiyatlar, komisyon oranları, ticaret hacmi ve kayıt dışılık öne çıkıyor. Oysa haller aynı zamanda binlerce insanın çalıştığı ekonomik ve sosyal yaşam alanlarıdır. <strong><em>Yükleme-boşaltma işçileri, kâtipler, kasa elemanları, hamallar, şoförler, tasnif ve paketleme çalışanları, temizlik personeli, depo çalışanları ve diğer emekçiler, ürünlerin tüketiciye ulaşmasında kritik roller üstleniyor. Ancak bu çalışanların istihdam biçimleri, sosyal güvenlik durumları, çalışma süreleri ve iş sağlığı koşulları her zaman yeterince görünür olmuyor. Haller şu anda “insana yakışır iş” koşullarının çok uzağındadır.</em></strong> Sosyal güvenceli çalışanların sayısı yüzdeye vurulamayacak kadar azdır. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) insana yakışır iş yaklaşımı, üretken istihdamın yanı sıra çalışma yaşamında hakları, sosyal korumayı ve sosyal diyaloğu esas alıyor. Bu yaklaşımın Türkiye'deki hal sistemine uyarlanması önemli bir dönüşüm sağlayabilir. Yeni düzenlemede hallerin yalnızca ticari ve fiziksel standartları değil, çalışma yaşamına ilişkin sosyal standartları da tanımlanmalıdır. Öncelikle kayıt dışı istihdamla mücadele edilmelidir. Düzenli çalışanların sosyal güvenlik hakları korunmalı, ücret ödemeleri kayıtlı hale getirilmeli, yasal izinleri ve özlük hakları korunmalı ve çalışma statülerindeki belirsizlikler giderilmelidir. Ağır yük kaldırma, kaygan zeminler, forklift ve kamyon trafiği, aşırı sıcak ve soğuk, gece çalışması ve uzun çalışma süreleri nedeniyle ortaya çıkan iş sağlığı ve güvenliği riskleri azaltılmalıdır. Mekanik taşıma sistemleri, ergonomik ekipmanlar, güvenli yükleme alanları ve mesleki eğitim uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır. Temiz tuvaletler, duşlar, soyunma odaları, içme suyu, yemek ve dinlenme alanları birer ayrıcalık değil, çalışma yaşamının temel gereklilikleri olarak görülmelidir. Kadın çalışanların ihtiyaçları, mevsimlik çalışanların koşulları ve göçmen işçilerin hakları da düzenlemenin kapsamına alınmalıdır. Çalışanların temsil edilmesi, örgütlenme haklarını kullanabilmesi ve şikâyetlerini güvenli biçimde iletebilmesi sağlanmalıdır. Hak arama hiçbir baskı altında kalmamalıdır. Tabi bu konularda öncelikle işverenlerin yani komisyoncuların, işyeri sahiplerinin, Hal Derneklerinin duyarlı ve farkındalığa sahip olmaları gerekiyor. Burada önemli bir görevde Belediyelere düşüyor. Hallerin bakımı, fiziki koşulların iyileştirilmesi, kayıtlılığın sağlanması, soğuk hava depolarının yapımı, “insanca yaşam koşullarının” oluşturulması, vd. konularda eksiksiz ve tavizsiz çalışmaları gerekmektedir. Yeni bir hal yasasında <strong>"İnsana Yakışır Hal Standardı"nın </strong>oluşturulması öncelik olmalıdır. Bu standart kapsamında her hal için bir <strong>"Sosyal Uygunluk Karnesi"</strong> hazırlanabilir. <strong><em>Bunun ile; kayıtlı istihdam, iş kazaları, çalışma süreleri, ücretlerin zamanında ödenmesi, sosyal güvenlik, hijyen, mesleki eğitim, çalışanların yönetime katılımı, mali sorumlulukta ağır sorumluluğu olan katiplerin haklarının korunması gibi göstergeler düzenli olarak izlenebilir.</em></strong> Bu sistem, belediyelerin ve hal işletmelerinin performansının yalnızca ticaret hacmiyle değil, sosyal sorumluluklarıyla da değerlendirilmesini sağlayabilir. <strong>Yani; modern bir hal, yalnızca modern binası bulunan hal değildir.</strong> <strong>Modern hal, teknolojinin geliştiği kadar insanın da korunduğu ve değer gördüğü haldir.</strong></p>
<p><strong>Katiplik-hamallık-taşıyıcılık-istifleme işleri sosyal güvence ve mesleki yeterlilik temelinde yeniden ele alınmalıdır.</strong></p>
<p>Hallerde insana yakışır iş tartışmasının en önemli alanlarından biri; yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme faaliyetleridir. Geleneksel sistemde ağır beden emeğine dayalı çalışma biçimleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından önemli riskler oluşturabiliyor. Bu nedenle ağır sorumluluk gerektiren katiplik, yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme hizmetlerinin organizasyonu, ücretlendirilmesi, sosyal güvenliği ve iş güvenliği koşulları bütüncül biçimde değerlendirilmek zorundadır. Mekanizasyon ve teknoloji, çalışanları sistemin dışına iten değil, ağır ve tehlikeli işleri azaltan bir dönüşüm aracı olarak kullanılmalıdır. Yük taşıma-istifleme çalışanlarının mesleki yeterlilikleri geliştirilmeli, güvenli ekipman kullanımı yaygınlaştırılmalı ve hizmet bedellerinin nasıl belirlendiği şeffaflaştırılmalıdır. Bu alanda mevcut düzenlemelerin de dikkate alınması gerekiyor. <strong>Ticaret Bakanlığının 2024 yılında yaptığı düzenlemelerle üreticiye ödenecek mal bedelinden hamaliye ücreti ve benzeri kesintilerin yapılamayacağı, halden ürün satın alanların ise hamaliye hizmeti almaya veya almadıkları hizmetin ücretini ödemeye zorlanamayacağı belirtilmişti.</strong> Dolayısıyla yeni düzenlemenin amacı yalnızca yeni kurallar koymak değil, mevcut hakların uygulanmasını ve çalışanların güvenceli istihdamını birlikte sağlamak olmalıdır. Bunu suiistimal edenler varsa da anında müdahale edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Fiyat şeffaflığı olmadan adil ticaret de çalışanların, üreticilerin hakları da olmaz</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze fiyatları tartışılırken çoğu zaman üretici fiyatı ile tüketici fiyatı karşılaştırılıyor. Ancak ürünün bu iki nokta arasında hangi işlemlerden geçtiği, ne kadar fire verdiği, hangi maliyetlere katlandığı ve her aşamada ne kadar ticari marj oluştuğu yeterince açıklıkla görülemiyor. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesinin temel araçlarından biri <strong>"Tarladan Rafa Fiyat İzleme Sistemi"</strong> olmalı. Sistem sayesinde ürünün üretici fiyatı, hal giriş ve çıkış fiyatları, lojistik giderleri ve perakende fiyatları karşılaştırılabilir hale getirilmeli. Ancak fiyat şeffaflığı yalnızca hal fiyatlarının ilan edilmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Ürün kalitesi, sınıfı, işlem miktarı, satış koşulları ve bölgesel fiyat farklılıkları da izlenebilmelidir. Böylece fiyat artışlarının nedenleri söylentilerle değil, doğrulanabilir verilerle tartışılabilir. Bu yaklaşımın önemli bir boyutu da perakende sektörünün de sistemin dışında bırakılmamasıdır. Çünkü yaş meyve-sebze fiyatları yalnızca hallerde oluşmuyor hatta çoğunluğu hal dışında oluşuyor. Büyük alıcıların satın alma koşulları, perakende işletmelerinin maliyetleri, fire oranları ve ticari marjları da nihai fiyat üzerinde etkili oluyor. Yani; adil bir sistem, üreticiden perakendeciye kadar bütün aktörlerin sorumluluklarını birlikte değerlendirmelidir. Çalışanların hakları da özel olarak izlenmelidir.</p>
<p><strong>Kayıt dışılıkla mücadele kayıtlı çalışanı cezalandırmamalı</strong></p>
<p>Yaş meyve-sebze ticaretindeki kayıt dışılık, yalnızca vergi kaybına neden olan bir sorun değil.</p>
<p>Aynı zamanda piyasa verilerinin güvenilirliğini azaltıyor, kayıtlı işletmeler açısından haksız rekabet yaratıyor ve ürün izlenebilirliğini zayıflatıyor. Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı bazı denetim bulgularında, Hal Kayıt Sistemi'ne gerçeğe aykırı fiyat girilmesi ve çifte fatura düzenlenmesi gibi uygulamaların tespit edildiği belirtilmişti. Bu durum, kayıt sistemlerinin varlığının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Yeni bir düzenleme, kayıtlı çalışan işletmelerin, işyerlerinin yükünü artıran bir bürokrasi yerine, doğru bildirim yapmayı kolaylaştıran ve kayıt dışılığı ekonomik açıdan dezavantajlı hale getiren bir model geliştirmelidir. Çünkü bu durumlarda hem üretici hem de tüketici kaybetmekte ve bazen çalışanlar da yasal olmayan uygulamalara zorlanmaktadır. Ürünlerin üretim yerinden son satış noktasına kadar izlenmesini sağlayan dijital ürün kimliği uygulamaları güçlendirilmelidir. Ancak dijitalleşme, küçük üreticileri ve teknolojiye erişimi sınırlı işletmeleri sistemin dışına itmemelidir. Üreticilere, kooperatiflere ve küçük ölçekli hal işletmelerine teknik destek sağlanmalıdır. <strong>Yani; kayıtlı ticaretin maliyeti değil, kayıt dışı ticaretin avantajı azaltılmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Belediyeler halleri kira geliri değil, kentin gıda güvencesi olarak görmeli</strong></p>
<p>Yeni hal sisteminde belediyelerin rolü de yeniden düşünülmelidir. Toptancı halleri yalnızca dükkânların kiralandığı, esnafın yüksek hava paralarıyla dükkânları alıp-sattığı, ürünlerin giriş çıkış yaptığı ticari tesisler olarak görülmemelidir. Haller aynı zamanda kentlerin gıda tedarikinin sürekliliği, gıda güvenilirliği, fiyat istikrarı ve krizlere dayanıklılığı açısından stratejik altyapılar olarak görülmelidir. Bu nedenle belediyelerin hal yatırımlarında yalnızca ekonomik getiri değil, kamusal yarar da belirleyici olmalıdır. Soğuk zincir altyapısı, enerji verimliliği, atıkların değerlendirilmesi, çalışanların sosyal koşulları ve üretici örgütlerine sağlanan hizmetler belediyelerin performans göstergeleri arasına alınmalıdır. Özellikle büyükşehir belediyeleri, hallerden elde edilen verileri kent gıda politikaları ve kırsal kalkınma programlarıyla bütünleştirmelidir. <strong>Yani; hal sistemi, kırsaldaki üretici ile kentteki tüketici arasında yalnızca ticari değil, ekonomik ve sosyal bir bağ kurabilmelidir.</strong></p>
<p><strong>Hal Esnafının da Hakları  Korunmalı</strong></p>
<p>Yeni düzenleme tartışmalarında gözden kaçırılmaması gereken bir başka konu, kayıtlı ve kurallara uygun çalışan hal esnafının karşılaştığı sorunlardır. Bu yüzde kaça denk gelir bilinmez. Komisyoncular ve tüccarlar; ürün toplama, finansman, depolama, taşıma, sınıflandırma ve pazar bulma gibi önemli ekonomik işlevler üstlenebiliyorlar. Bu hizmetlerin yok sayılması veya bütün aracıların fiyat artışlarından sorumlu tutulması, sağlıklı bir politika yaklaşımı değil. Esas mesele, aracılığın varlığı değil; sunulan hizmetin niteliği, maliyeti ve karşılığında elde edilen kazancın şeffaflığıdır. Yeni yasal düzenleme, kayıtlı ve dürüst çalışan, çalışanların kayıtlılığına ve haklarına önem veren, üreticiyi müşteri değil çözüm ortağı olarak gören ticaret erbabını (bu yüzde kaça denk gelir bilinmez) korurken haksız rekabet yaratan uygulamalara karşı etkili denetim sağlamalıdır. Yani; hedef <strong>"aracısız piyasa" değil, "etkin, rekabetçi ve hesap verebilir aracılık"</strong> olmalıdır.</p>
<p><strong>“Yeni nesil hal sistemi” kaçınılmaz: Ticaretin ötesinde bir dönüşüm gereklidir</strong></p>
<p>Türkiye'nin yaş meyve-sebze ticaretinde ihtiyaç duyduğu dönüşüm, yalnızca mevcut hallerin yenilenmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Uzun vadeli bir <strong>"Yeni Nesil Hal"</strong> programı geliştirilebilir. Bu modelde haller; dijital ticaretin, ürün izlenebilirliğinin, soğuk zincirin, kalite kontrolünün, lojistiğin, veri analizinin, çalışan haklarının, 6331 Sayılı Yasanın geçerlilik kazandığı ve üretici örgütlenmesinin buluştuğu merkezlere dönüştürülmeli. Yapay zekâ destekli arz-talep tahminleri, akıllı lojistik uygulamaları, elektronik ödeme sistemleri ve gerçek zamanlı piyasa bilgileri hem ticaretin etkinliğini artırabilir hem de üreticilerin karar alma kapasitesini geliştirebilir. Ancak teknolojik dönüşümün sosyal boyutu ihmal edilmemeli.</p>
<p>Çalışanların yeni teknolojilere uyumunu sağlayan mesleki eğitim programları geliştirilmeli, dijitalleşmenin kazanımları yalnızca büyük işletmelerde yoğunlaşmamalıdır. Küçük üreticilerin, kooperatiflerin ve küçük ölçekli ticaret erbabının da bu dönüşümden yararlanması sağlanmalıdır. Mevcut sistemde var olan hal hakem heyetlerinin erişilebilirliğinin ve etkinliğinin geliştirilmesi sağlanmalıdır ve bu konudaki hassasiyetlere kulak verilmelidir. <strong>"Hal yasası değişecekse ki değişmelidir. Yeni Nesil Hal Sistemi kimin hakkı korunacak: üreticinin mi, çalışanın mı, hal esnafının mı, tüketicinin mi?"</strong>, sorunlarına bütüncül çözüm olacak bir içerik ve kapsamda olmalıdır.</p>
<p><strong>Gelinen noktada</strong></p>
<p>Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin geleceği tartışılırken temel mesele yalnızca fiyatları düşürmek veya aracı sayısını azaltmak olarak görülmemelidir. Evet, bu en önemli boyut olabilir ama konuya emek ve çalışan hakları, üretici gelir temelinde de bakmak gerekir. Asıl mesele, üretimden tüketime kadar uzanan ekonomik ilişkilerin daha adil, şeffaf, verimli ve sosyal açıdan sürdürülebilir hale getirilmesidir. Üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir gıdaya ulaşabildiği, hal esnafının sunduğu hizmetin karşılığını aldığı ve çalışanların da insana yakışır koşullarda çalıştığı ve emeğinin karşılığını aldığı, hakkının yenmediği-sömürülmediği, tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilir bir biçimde oluşmasına katkıda bulunulduğu bir sistem oluşturulmalıdır. Bu yaklaşımda üretici yalnızca mal sağlayan, çalışan yalnızca yük taşıyan, tüketici yalnızca satın alan, kâtip sadece ürün satışını fişleyen-işvereni için bedelini alan ve hal esnafı yalnızca aracılık yapan kişi olarak görülmemelidir. Hepsi aynı gıda sisteminin hakları, sorumlulukları ve beklentileri bulunan aktörleri olarak değerlendirilmeli. Dolayısıyla yeni bir hal yasasının başarısı, kaç maddeden oluştuğuyla veya ne kadar ağır cezalar getirdiğiyle ölçülmemelidir. Başarı; üreticinin gelirinin ne kadar iyileştiği, ürün kayıplarının ne ölçüde azaldığı, çalışanların ne kadar güvenceye kavuştuğu-haklarının ne kadar korunduğu, kayıt dışılığın ne kadar gerilediği ve tüketicinin gıdaya erişiminin nasıl geliştiği, hal dışı piyasanın ne kadar kayıt altına alındığı üzerinden değerlendirilmelidir. <strong>Çünkü Ticaret Bakanlığı’nın da önerilerinde vurguladığı gibi, gerçek reform, yalnızca ürünün pazara ulaşmasını değil, ürünle birlikte emeğin, hakkın, gelirin ve güvenin de adil biçimde paylaşılmasını sağlamaktır. </strong>Türkiye'nin ihtiyacı, hallerin yalnızca ticaret yapılan yerler olmaktan çıkarılarak üreticinin hakkını koruyan, çalışanına değer veren, tüketiciye güven sağlayan ve ülkenin gıda ekonomisini güçlendiren kurumlara dönüştürülmesidir. Belki de <strong>yeni bir dönemin-sürecin temel ilkesi şu olabilir; "tarladan sofraya adil ve şeffaf ticaret, müstahsile hak, çalışana güvence, tüketiciye güven."</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-yas-meyve-sebze-hallerinde-yeni-bir-donemin-zamani-geldi-geciyor-90735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de yaş meyve-sebze hallerinde yeni bir dönemin zamanı geldi, geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-nesiller-beklemekten-vazgecti-90734</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gelecek nesiller&#039; beklemekten vazgeçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa’nın farklı ülkelerinde eğitim, gelir adaleti, demokrasi ve gelecek kaygısıyla yükselen seslere Sırbistan’dan yeni bir hikâye eklendi. Yıllardır sokaklarda mücadele eden öğrencilerin siyasette yarattığı değişim, önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Gençler artık kendileri adına verilen sözlerle yetinmiyor. Geleceklerine ilişkin kararlarda söz sahibi olmak istiyorlar.</p>
<p>“Gelecek nesiller için” ifadesi iklim müzakerelerinde yasaklanmalı! Çünkü o gelecek nesiller büyüdü. Kendilerine daha yaşanabilir bir dünya bırakılacağı söylenirken büyüdüler. İklim krizinin giderek ağırlaştığını, eşitsizliklerin derinleştiğini, eğitimli olmanın iyi bir işe ve insanca bir yaşama ulaşmak için giderek daha az güvence sunduğunu görerek büyüdüler. Şimdi sokaktalar. Fransa’da ve Avrupa’nın farklı kentlerinde...</p>
<p>Üstelik artık kendileri adına verilen sözleri dinlemekle yetinmiyor, hesap soruyorlar. Ekonomik ve toplumsal dönüşümün bedelinin, bu dönüşüm üzerinde en az söz sahibi olanların omuzlarına yüklenemeyeceğini hatırlatıyorlar. Sırbistan’da yaşananlar ise bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.</p>
<h2>Bir tren istasyonundan başlayan itiraz</h2>
<p>Her şey 1 Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunda yaşanan faciayla başladı. İstasyonun beton sundurmasının çökmesi, 16 kişinin ölümüne yol açtı. Olay, ülkede uzun süredir biriken yolsuzluk ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öğrenciler önce sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.</p>
<p>Ardından protestolar büyüdü. Üniversitelerde başlayan hareket, kentlere yayıldı. Öğrenciler yürüdü, meydanları doldurdu, yolları kapattı. Siyasi baskılara rağmen geri adım atmadı. Burada dikkat çekici olan, öğrencilerin ilk günden itibaren kendilerini geleneksel siyasi partilerin bir uzantısı olarak konumlandırmamalarıydı. Talepleri açıktı: Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü. Bir tren istasyonunda yaşanan facia, giderek ülkenin nasıl yönetildiğine ilişkin daha büyük bir sorgulamaya dönüştü. Ve iki yıl boyunca devam eden bu mücadele, sonunda sandığa taşındı.</p>
<h2>Dün dövüldükleri sokaklarda bugün kutlama yapıyorlar</h2>
<p>25 Ekim seçimlerinin ardından Belgrad sokaklarında yaşananlar, iki yıllık mücadelenin nasıl bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Aleksandar Vucic’in seçim yenilgisini kabul etmesinin ardından on binlerce kişi Belgrad’ın ana caddelerini doldurdu. Novi Sad’da da binlerce insan sokaklara çıktı. İlk sonuçlara göre öğrencilerin desteklediği liste, 250 sandalyeli parlamentoda 135 ila 140 sandalye kazanırken Vucic’in partisi 105 sandalyede kaldı.</p>
<p>Guardian’a açıklamada bulunan 24 yaşındaki Sara’nın anlattıkları ise gerçekten etkileyici…</p>
<p>Sara, daha önce polis tarafından dövüldükleri, güvenlik güçlerinin müdahaleleri karşısında defalarca geri çekildikleri sokaklarda şimdi kazanan taraf olarak bulunmanın tuhaflığını anlatıyor. Bir zamanlar korkuyla uzaklaştıkları sokaklarda şimdi arkadaşlarıyla kutlama yapıyor.</p>
<p>35 yaşındaki Tamara ise önlerinde zor bir dönem bulunduğunun farkında. Yine de bu sonucun kendilerine devam etmek için güç verdiğini söylüyor.</p>
<p>Belgrad’daki kutlamalar arasında Guardian’a konuşan 52 yaşındaki Dusko Suvajac da seçim sonucunu Avrupa ve dünya açısından sembolik buluyor.</p>
<p>Bence burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Sırbistan’daki öğrenciler iki yıl boyunca mücadele ederken, siyasetin bildik kalıplarının dışına çıktılar. Hareketin yarattığı toplumsal destek, sonunda seçim sonuçlarına yansıdı. Ama şimdi başka bir sınav başlıyor.</p>
<p>Yolsuzlukla mücadele, demokratik kurumların güçlendirilmesi, basın özgürlüğü, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve Kosova meselesi yeni dönemin zorlu başlıkları arasında. Sokakta değişim talep etmekle, o değişimi yönetmek farklı sorumluluklar gerektiriyor. Üstelik seçimi kazanmak, toplumun bütün sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmiyor.</p>
<p>Yine de Sırbistan’da yaşananlar, uzun yıllar değişmeyeceği düşünülen siyasi dengelerin değişebileceğini gösteriyor.</p>
<h2>İklim krizinden demokrasiye aynı kuşağın itirazı</h2>
<p>Fransa’daki gençlerin talepleriyle Sırbistan’daki öğrencilerin mücadelesini aynı siyasi hareketin parçaları olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ama Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen bu itirazlar arasında göz ardı edilmemesi gereken bir ilişki var. Eğitimli gençler, giderek daha belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıya. Konut fiyatları, yaşam maliyetleri, iş güvencesi, gelir dağılımı, iklim değişikliği... Bugün alınan kararların sonuçları, onların hayatını önümüzdeki onlarca yıl boyunca etkileyecek. Oysa bu kararların alındığı masalarda gençlerin temsili hâlâ sınırlı.</p>
<p>İklim politikaları açısından da benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yanda 2050, 2053, 2060 net sıfır hedefleri açıklanıyor. Diğer yanda bugünün yatırımları, enerji tercihleri, üretim ve tüketim modelleri bu hedeflere ulaşmayı giderek zorlaştırabiliyor.</p>
<p>Üstelik dönüşümün ekonomik ve toplumsal maliyetinin nasıl paylaşılacağı konusu yeterince tartışılmıyor. İklim politikalarının başarısı, toplumsal adaletten bağımsız düşünülemez. Bugün bu tartışmaya gençlerin gelecek hakkını da eklememiz gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #169179;">Antalya’da gençlere hangi söz verilecek?</span></h2>
<p>● Önümüzde COP31 var. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek iklim zirvesinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştüğü bir COP olması hedefleniyor.</p>
<p>Finansman, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, uyum politikaları... Bunların hepsi önemli. Ancak bence Antalya’da konuşmamız gereken bir başka konu daha var: Bugünün gençleri bu dönüşümün neresinde?</p>
<p>İklim politikalarının sonuçları uzun vadede ortaya çıkarken, kararları bugün alıyoruz. Bugün üniversitede okuyan bir genç, 2050 yılında çalışma hayatının en önemli dönemlerinden birini yaşayacak. Bugün doğan bir çocuk, 2060 yılında 34 yaşında olacak.</p>
<p>Biz ise hâlâ onlar adına konuşuyoruz. Gençlere daha yaşanabilir bir dünya bırakacağımızı söylüyoruz. Fakat o dünyanın nasıl şekilleneceğine ilişkin kararları alırken onları yeterince dinlemiyoruz.</p>
<p>Sırbistan’daki öğrencilerin hikâyesi, bu nedenle iklim müzakereleri açısından da düşündürücü.</p>
<p>İki yıl önce bir tren istasyonunda yaşanan facianın ardından hesap soran gençler, bugün ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Fransa’da gençler, ekonomik ve toplumsal tercihlerin hayatlarına etkisini sorguluyor. Bütün bunlar, gençlerin artık geleceği beklemek istemediğini gösteriyor.</p>
<p>Belki de Antalya’da “gelecek nesiller” ifadesini her kullandığımızda kendimize şunu hatırlatmalıyız: Gelecek dediğimiz zaman, aslında bugün yaşayan insanların hayatından söz ediyoruz. Ve onların, kendileri adına verilen sözlerden daha fazlasına ihtiyacı var.</p>
<p>Kararların alındığı masalarda yer almaya, taleplerinin duyulmasına, bugünden başlayan değişime ihtiyaçları var.</p>
<p>Sırbistan’da öğrenciler bunu kendi mücadeleleriyle gösterdi. Şimdi mesele, onların sesini duymak için her defasında sokaklara çıkmalarını beklememek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-nesiller-beklemekten-vazgecti-90734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/sirbistan-1793163458.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Gelecek nesiller” beklemekten vazgeçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/25-yilin-birikimi-gelecek-25-yilin-sinavi-90733</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25 yılın birikimi, gelecek 25 yılın sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliğiyle mücadelede geride bıraktığımız son 25 yıl önemli bir birikim yarattı. Emisyonları ölçmeyi öğrendik, uluslararası standartlar geliştirdik, şirketler hedefler açıkladı, yenilenebilir enerji teknolojileri olgunlaştı. Şimdi birçok ülkenin 2050, Türkiye’nin ise 2053 net sıfır hedefi önümüzde duruyor. Geçmiş çeyrek yüzyılın deneyiminden yararlanarak önümüzdeki çeyrek yüzyılda çok daha hızlı ilerlemek zorundayız. Bunun için başarının nasıl tanımlandığını da sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p>İngiltere merkezli Carbon Trust, 25 yıllık deneyiminden çıkardığı dersleri yakın zamanda yayımladı. Çalışma, insanların dönüşüme katılması, hedeflerin yatırıma çevrilmesi, mevcut çözümlerin yaygınlaştırılması, gelişmekte olan ekonomilerin desteklenmesi ve iş birliği üzerinde duruyor. Ortak mesaj açık: Elimizdeki birikimi sahada uygulanabilir sonuçlara dönüştürmeliyiz.</p>
<p><strong>Teknoloji ilerledi ama mesafe kapanmadı </strong></p>
<p>Son 15 yıldaki gelişme küçümsenemez. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı verilerine göre 2010-2024 arasında büyük ölçekli güneş santrallerinin kurulum maliyeti %87, batarya depolama sistemlerinin kurulu maliyeti %93 geriledi. 2024’te devreye alınan büyük ölçekli yenilenebilir elektrik kapasitesinin %91’i, en ucuz yeni fosil yakıtlı santral seçeneğinden daha düşük üretim maliyeti sağladı. Teknolojinin ekonomik gerekçesi güçlendi. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre dünya ekonomisinin enerji yoğunluğu da son 25 yılda yaklaşık %30 iyileşti. Ancak bu iyileşmenin yıllık hızı son dönemde yavaşladı.</p>
<p>Buna karşın Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2026 raporu, ülkelerin mevcut iklim taahhütlerinin eksiksiz uygulanması halinde bile bu yüzyıldaki sıcaklık artışının yaklaşık 2,6 dereceyle sınırlanabileceğini öngörüyor. Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle aramızdaki mesafe, taahhütlerin ve teknolojik ilerlemenin tek başına yeterli sonuç üretmediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Gövde gösterisinden uygulama bilançosuna </strong></p>
<p>COP toplantıları ülkeleri bir araya getirmek, ortak kurallar oluşturmak ve finansmanı harekete geçirmek için önemli. Ancak bu toplantıları başarılı kılan, katılımcı sayısı, duyurulan hedefl erin iddiası veya iletişim kampanyalarının görünürlüğüyle sınırlı kalmamalı. Her bildirinin ardından uygulanacak projeler, finansman sorumluları ve izleme takvimi açıklanırsa bu toplantıların değeri de artar. Asıl sorular toplantılar bittikten sonra sorulmalı: Hangi karar uygulandı, ne kadar yatırım gerçekleşti, kaç ton emisyon önlendi, hangi sektörün rekabet gücü arttı?</p>
<p>Şirketler açısından da benzer bir değerlendirme gerekli. Net sıfır taahhüdü açıklamak başlangıçtır. Hangi tesiste, hangi tarihte, hangi bütçeyle ve hangi teknolojiyle azaltım sağlanacağının ortaya konması ise yatırım yönetimidir. Hedeflerin yıllık yatırım programlarına, sorumlulara, finansman modellerine ve ölçülebilir performans göstergelerine bağlanması gerekiyor. Aksi halde kapsamlı raporlar hazırlanırken sahadaki uygulamalar sınırlı kalabiliyor.</p>
<p><strong>Sanayide doğru proje, doğru finansman </strong></p>
<p>Örneğin sıcak su ve buhar kullanan bir gıda tesisinde yalnızca yakıt tüketimini başka bir enerji kaynağına taşımak yeterli olmayabilir. Önce tüketimin ölçülmesi, kayıpların belirlenmesi, prosesin ihtiyaç duyduğu sıcaklığın analiz edilmesi, atık ısının geri kazanılması ve uygun yerde ısı pompasının değerlendirilmesi gerekiyor. Ardından yatırım maliyeti, nakit akışı, işletme riski ve doğrulanabilir tasarruf aynı dosyada buluşmalı. Bu sıra, yanlış teknolojiye bağlanan kaynakları ve beklenen faydanın gerçekleşmeme riskini azaltır.</p>
<p>Büyük işletmelerin teknik ve finansal ekipleri bu hazırlığı daha kolay yapabiliyor. KOBİ’lerin ise proje geliştirme desteğine, uygun vadeli finansmana ve uygulama güvencesine daha fazla ihtiyacı var. Enerji hizmet şirketleri ve enerji performans sözleşmeleri, ölçme ve doğrulama ile risk paylaşımını birleştirerek burada önemli rol üstlenebilir. Nitelikli mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi de aynı derecede kritik. Teknoloji yaygınlaşırken uygulama kalitesini korumamız şart.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Açıkçası önümüzdeki 25 yıla geçmişteki kadar iyimser bakmakta zorlanıyorum. Son çeyrek yüzyılda bilgi birikimi, teknoloji ve finansman araçları gelişmesine rağmen, emisyon azaltımında ihtiyaç duyulan hızın hâlâ gerisindeyiz. Jeopolitik gerilimler, kısa vadeli ekonomik öncelikler ve ertelenen yatırımlar bu açığı daha da büyütebilir.</p>
<p>COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da asıl başarı, açıklanan taahhütlerin sahadaki karşılığını oluşturmak olacak. Gerçekleşen yatırımları, azaltılan enerji tüketimini, önlenen emisyonları ve doğrulanan tasarrufları somut olarak ortaya koymalıyız. Aksi halde 25 yıl sonra yine aynı sorunları, gerçekleşmeyen hedefleri ve kaçırılmış fırsatları konuşuyor olabiliriz. En büyük endişemiz de bu olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/25-yilin-birikimi-gelecek-25-yilin-sinavi-90733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 25 yılın birikimi, gelecek 25 yılın sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesiyle-vazgecilen-vergi-49-trilyon-lira-90732</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 bütçesiyle vazgeçilen vergi 4,9 trilyon lira…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de vergi istisna ve muafiyetleriyle vazgeçilen vergi gelirleri hızla artarken, vergi harcamalarının kapsamı 700’ü aşkın düzenlemeye ulaştı. Son üç yılda vergi gelirlerinin yaklaşık dörtte birinden vazgeçildi.</strong></p>
<p>Vergi teorisinde ve buna bağlı olarak vergi uygulamasında <em>“Vergi harcamaları”</em> diye bilinen bir kavram var. Bu kavram; özel vergi muafiyetleri, istisnalar, kesintiler, tercihli vergi oranları, vergi farklılaştırmaları, vergi ertelemeleri, tahsil edilen vergilerin iadesi gibi ifadeleri karşılamaya yöneliktir. Bir başka ifade ile vazgeçilen vergileri açıklar.</p>
<p>Vergi harcamalarına ilişkin olarak çeşitli ülke ve uluslararası kuruluşların da tanımlamaları var. Örneğin;</p>
<p>- OECD, standart vergi gelirlerinden sapmaya neden olan uygulamalar,</p>
<p>- IMF, mevzuatlardaki seçici hükümlerden kaynaklı vazgeçilen gelirler,</p>
<p>- Dünya Bankası, karşılaştırma ve normlar dışında kalan uygulamalar,</p>
<p>- ABD Vergi Komitesi, normal yapıdan sapmalar,</p>
<p>- Kanada, karşılaştırma sisteminden sapmalar,</p>
<p>- Avustralya, var olan karşılaştırmalı sistemin dışına çıkma,</p>
<p>şeklinde tanımlanıyor. Türk bütçe sisteminde de “<em>devletlerin gelir toplamını azaltan, standart vergi sisteminden ayrılan ayrıcalıklar veya istisna ve muafiyetler”</em> olarak ifade ediliyor.</p>
<p>Ancak vergi harcamalarının dünyadaki uygulaması çok daha eskilere dayanıyor. Örneğin; Almanya 1959 yılında, ABD 1968 yılında, İngiltere ve İspanya 1979 yılında, Fransa 1980 yılında, Hollanda ve Kanada 1997 yılında vergi harcamalarının tahminine başlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17eed189ae-1793162989.png" alt="" width="653" height="186" />Türkiye, vergi harcamaları kavramıyla 2000’li yılların başında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile 2006 yılında tanışıyor. Yani vergi harcamaları ile ortaya çıkan vergi kayıpları 2006 yılından beri tahmin ve ilan ediliyor.</p>
<p>Türkiye uygulamasında vergi harcamaları; gelir vergisi kanunu, kurumlar vergisi kanunu, katma değer vergisi kanunu, özel tüketim vergisi kanunu, diğer kanunlar şeklinde 5 alt başlık halinde açıklanıyor. Her yıl için de ilgili bütçe yılı ve izleyen 2 yıl tablolara yansıtılıyor.</p>
<p>2006 yılında vergi harcamaları kapsamında vergi kanunları içerisinde toplam 72 madde yer almış. Yani çeşitli vergi kanunlarında vergi harcaması kapsamında 72 düzenlemeye yer verilmiş. Bu düzenleme sayısı 2013 yılına kadar en fazla 106 olmuş. Ancak 2014 yılında toplam 121 madde vergi harcaması kapsamına alınmış ve 2016 yılında da 132’ye çıkmış. Fakat 2017 sonrası ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle beraber vergi harcaması şeklindeki vergi istisna ve muafiyetleri 4-5 kat artarak 673’e kadar yükselmiş. Artık son yıllarda da bu sayı 700’ü aşkın hale gelmiş.</p>
<p>Ana vergi kanunlarında 700’ü aşkın düzenleme sayısı çok fazla. Vergi istisna ve muafiyetleri artık istisna olmak dışında genel kabul görür hale gelmiş durumda. Dolayısıyla öncelikle vergi kanunlarında yapılan vergi harcamaları ile ilgili düzenleme sayısı çok dikkat çekici.</p>
<p>Dikkat çeken bir diğer konu da bütçe kanunu ekinde yer alan vergi harcamaları listesinin yıllar itibariyle çok farklılıklar göstermesi. Örneğin; 2023 yılı bütçe kanunu ekinde 2025 yılına ait vergi harcamaları tahmini 1 trilyon 426 milyar lira olarak öngörülmüş iken; 2024 yılı bütçe kanunu ekinde 2025 yılına ait vergi harcamaları tahmini 2 trilyon 778 milyar liraya çıkarılmış. 2025 yılının vergi harcamaları da kendi yılı bütçe kanunu ekinde 3 trilyon 5 milyar lira olarak öngörülmüş. Yani 2025 yılı tahmini arka arkaya 3 yılda çok farklı tahmin edilmiş. Bu, ya frensiz ve hesapsız bir vergi harcaması hovardalığı ya da sağlıksız tahmin anlamına geliyor.  </p>
<p>Gelelim işin fiskal boyutuna…</p>
<p>2027-2029 Orta Vadeli Programındaki merkezi yönetim bütçesi vergi gelirleriyle 2025, 2026 ve 2027 yılları bütçe kanunları ekinde yer alan vergi harcamaları karşılaştırıldığında çok ciddi vergi erozyonunun olduğu, adeta bir kanamanın yaşandığı görülüyor. Şöyle ki; son üç yılda vergi gelirlerinin dörtte birinden vergi harcaması olarak vazgeçildiği anlaşılıyor. Bu tablonun sürdürülmesi mümkün değil?...</p>
<p>Aşağıdaki tablo, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dönemine ait bütçe kanunları B cetveli ekinde yer alan vergi harcamaları şeklindeki istisna, muafiyet ve indirimlerin rakamsal boyutunu gösteriyor. Ne garip bir durumdur ki bir yandan vergi denetimlerine sığınılarak ya da vergide gönüllü uyum gibi yumuşatıcılar kullanılarak vergi gelirleri artırılmak isteniyor. Bu arada özellikle 2027 yılında seçim ile ilgili harcamalar için kaynak aranacağına kesin gözüyle bakılıyor. Yine fon faciasının nasıl atlatılacağı konusu da yeni bir kaynak ihtiyacını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesiyle-vazgecilen-vergi-49-trilyon-lira-90732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 bütçesiyle vazgeçilen vergi 4,9 trilyon lira… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-kalkinma-idealinden-yeni-rekabet-gucune-90731</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet&#039;in kalkınma idealinden yeni rekabet gücüne</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Büyük ekonomiler sanayi politikasına döndü ve bu politikanın merkezinde enerji var. Temiz ve ucuz elektrik, yeni sanayi yatırımlarının nereye gideceğini belirleyen en önemli etken hâline geldi. Avrupa, sınırından giren ürünlerin artık karbon içeriğini fiyatlıyor. Ürünün değeri yalnızca maliyetiyle değil, üretildiği enerjinin kaynağıyla da belirleniyor.</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını büyük bir coşku ve gururla kutlayacağız. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir ideal olarak doğdu. Bu ülke kendi geleceğine kendisi karar verecek ve o kararı uygulayacak gücü kendi elleriyle kuracaktı.</p>
<p>Ve o idealin bugün bize yüklediği sorumluluk, 103 yıl önce olduğundan daha az değil.</p>
<h2>Siyasi ve ekonomik bağımsızlık</h2>
<p>Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasi ve askeri zaferlerin ekonomik başarılarla tamamlanması gerektiği yönündeki düşüncesi, bu ideali ifade ediyordu. Siyasi bağımsızlığın kalıcılığı; üretim yapabilmeye, bilgi biriktirmeye, insan yetiştirmeye ve bunları taşıyacak kurumlar oluşturmaya bağlıydı.</p>
<p>Lozan'da barış görüşmeleri henüz sürerken, Şubat 1923'te İzmir'de toplanan İktisat Kongresi, siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla tamamlanmadıkça eksik kalacağını ilan etti. Cumhuriyet henüz ilan bile edilmemişken, ekonomik egemenlik tartışmaları başlamıştı.</p>
<p>Bu nedenle, genç Cumhuriyet'in kalkınma hamlesini kurulan fabrikaların ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Üretim tesisleri, finansman kurumları, ulaşım altyapısı ve teknik eğitim birbirini tamamlayan tek bir kapasite oluşturma çabasının parçalarıydı.</p>
<p>1929 Büyük Buhranı bu çabanın değerini belirginleştirdi. Dünya ticaretindeki daralma, ihracat geliriyle sanayi ürünü satın almaya dayalı modelin sınırını gösterdi. Dışarıdan satın alınarak sürdürülen kapasite, dışarının koşulları değişince buharlaşıyordu.</p>
<p>1933'te Sümerbank'ın kurulması ve 1934'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, bu derse verilen cevaptı. Kayseri'deki bez fabrikası yalnızca kumaş üretmedi; etrafında pamuk tarımını, teknik okulu, lojmanı ve bir işçi kuşağını örgütledi. Plan, fabrikaların nerede kurulacağını hammaddenin, suyun ve demiryolunun bulunduğu yere göre belirliyordu. Yatırımın değerini tek başına tesis değil, tesisin oturduğu kaynak sistemi tayin ediyordu.</p>
<h2>Üretim kapasitesi, kaynak kapasitesi</h2>
<p>Türkiye bugün yılda 270 milyar doları aşan mal ihracatıyla küresel ekonomiye eklemlenmiş, dünyanın en büyük 16. ekonomisi. Buna karşılık küresel jeopolitik değişimler, mevcut üretim gücünü korumak için yeni yatırımları zorunlu kılıyor.</p>
<p>Rakamlar kırılganlığı gösteriyor. Türkiye enerji ihtiyacının üçte ikisini ithal ediyor; yalnızca 2025'te net enerji ithalatına 47 milyar dolar ödedi. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su 1.300 metreküp civarında ve resmi uyarılara göre 2030'da “su fakiri” eşiğinin altına inebiliriz. Tarımda hâlâ net ihracatçıyız; ama bu güç, hammaddesinin yüzde doksanı ithal olan gübreye ve azalan suya yaslanıyor. Akdeniz havzası dünya ortalamasından yüzde yirmi daha hızlı ısınıyor, yağışlar azalıyor. İklim krizinin baskısı artıyor.</p>
<p><em>Bir başka deyişle, ilk yüzyılın üretim kapasitesi, ikinci yüzyılda kaynak kapasitesi tarafından sınanıyor.</em></p>
<h2>Rekabetin yeni dili: Enerji</h2>
<p>Bunlar içinde enerji, bugün farklı bir yere oturuyor. Çünkü enerji artık yalnızca bir maliyet kalemi değil, uluslararası rekabetin ta kendisi.</p>
<p>Dünya, 40 yıllık serbest ticaret döneminden geri çekiliyor. Büyük ekonomiler sanayi politikasına döndü ve bu politikanın merkezinde enerji var. Temiz ve ucuz elektrik, yeni sanayi yatırımlarının nereye gideceğini belirleyen en önemli etken hâline geldi. Avrupa, sınırından giren ürünlerin artık karbon içeriğini fiyatlıyor. Ürünün değeri yalnızca maliyetiyle değil, üretildiği enerjinin kaynağıyla da belirleniyor.</p>
<p>Enerji güvenliğinin anlamı da bu nedenle değişiyor. Eskiden güvenlik, tedarikin kesilmemesi demekti. Bugün üç yeni darboğaz var.</p>
<p><strong>Birincisi jeopolitik kırılganlık.</strong> Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim, fiyatın tek bir geçitten ne kadar hızlı etkilendiğini gösterdi. Boru hatları, boğazlar ve denizaltı kabloları, enerji sisteminin en savunmasız noktaları ve bu noktalar artık pazarlık aracı olarak kullanılıyor. Enerjinin üçte ikisini dışarıdan alan bir ülke için her kriz, kırılganlık demek.</p>
<p><strong>İkincisi kritik mineraller.</strong> Fosil yakıttan çıkış bağımlılığı ortadan kaldırmıyor, sadece yerini değiştiriyor. Bataryanın lityumu, türbinin nadir toprak elementi, panelin silisyumu, şebekenin bakırı. Bu minerallerin çıkarılması dünyaya dağılmış olsa da işlenmesi büyük ölçüde tek bir ülkede yoğunlaşıyor. Son yıllarda bu işleme kapasitesi ihracat kısıtlamalarıyla stratejik koz hâline de getirildi.</p>
<p>Petrolde yüz yıl süren bağımlılık, minerallerde birkaç yılda kuruldu. 1929'un dersi burada da geçerli: <em>Mineral ihraç edip işlenmiş ürün ithal etmek, tarım ürünü ihraç edip sanayi ürünü almanın bugünkü karşılığıdır. Değer, madende değil, madenin işlendiği ve ürüne dönüştüğü yerde kalır.</em></p>
<p><strong>Üçüncüsü yapay zekâ.</strong> Yapay zekâ, çok yüksek enerji talebiyle bu yüzyılın yeni sanayisi. Veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030'a kadar ikiye katlanması bekleniyor. Bir veri merkezi kuran ülke, aynı zamanda elektrik üretim kapasitesi de kurmak zorunda.</p>
<p>Yapay zekâ hem yük hem de kaldıraç. Şebekeyi daha verimli yönetiyor, sulamanın ne zaman ve ne kadar yapılacağını hesaplıyor, bir fabrikanın enerji tüketimini saat saat düşürüyor. Ancak kaldıracın yönü, onu kimin elinde tuttuğuna bağlı. Yapay zekâyı dışarıdan hizmet olarak satın alan bir ekonomi, verimliliğini de dışarıdan kiralamış hale geliyor. Hesaplama gücünü, veriyi ve bu ikisini işleyen bilgiyi içeride tutmak, enerji güvenliğinin yeni bileşeni.</p>
<p>Üç darboğazın ortak noktası şu. Hiçbiri daha çok satın alarak aşılamıyor. Üçü için de içeride kapasite kurmak gerekiyor.</p>
<h2>Fırsat: Çözümün üreticisi olmak</h2>
<p>Türkiye açısından fırsat, bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojilerde üretici ve geliştirici kapasite kazanmak. Verimli sulama, su arıtma ve yeniden kullanım, şebeke yönetimi, depolama, güç elektroniği, mineral işleme, endüstriyel verimlilik ve gıda muhafaza; bunların her biri hem içerideki sorunu çözen hem dışarıya satılabilen alanlar.</p>
<p>Türkiye'nin güneyinde ve doğusunda, aynı iklim baskısını daha az sanayi birikimiyle yaşayan geniş bir coğrafya var. Kurak iklimde az suyla yüksek verim almayı bilmek, önümüzdeki yüzyılın en değerli ihracat kalemlerinden biri olacak.</p>
<p>Burada akış bağımlılığı ile stok bağımlılığı ayrımı önem kazanıyor. İthal gazın yerine ithal panel koymak, her ay yenilenen bir faturayı bir kez yapılan yatırıma çevirir. Ciddi bir ilerlemedir, ama son adım değildir. Panelin hücresi, bataryası, dönüştürücüsü ve yazılımı dışarıdan geliyorsa bağımlılık sadece yavaşlar ama bitmez. Üstelik katma değerin büyük payı tam da o parçalardadır.</p>
<p>Her alanda aynı anda kapasite kurmaya çalışmak da mümkün değil. Öncelikler, mevcut sanayi birikimi, mühendislik yeteneği, iç talep ve dış pazar imkânı birlikte değerlendirilerek seçilmeli. Desteklerin başarısı da kurulan tesis kadar, geliştirilen teknoloji, kazanılan uzmanlık ve oluşan ekonomik değer üzerinden ölçülmeli.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk sanayileşme hamlesiyle bugünün bağı burada güçleniyor: <em>Yapılan yatırımı, ülkede kalıcı bilgi ve üretim yeteneği oluşturan bir sürece çevirmek.</em></p>
<h2>COP31: Okumayı masaya taşımak</h2>
<p>Bu okumanın güncel bir sınavı var. İki hafta sonra dünya iklim için Antalya'da toplanacak.</p>
<p>İklim zirveleri, salt emisyon hedeflerinin konuşulduğu toplantılar değil. Bahsettiğimiz bu  erişim koşullarının yeni kurallarının yazıldığı yerler. Karbonun nasıl ölçüleceği, hangi yatırımın uygun finansman alacağı, karbon piyasalarının nasıl işleyeceği, temiz teknoloji ve mineral işleme kapasitesinin birkaç ülkede yoğunlaşmasına karşı orta gelirli ülkelerde üretimin nasıl finanse edileceği…</p>
<p>COP31 Başkanı olarak Türkiye'nin bu masada özgün bir konumu daha var: <em>Akdeniz havzasının en büyük ve en kalabalık ülkesi olarak enerji, su ve gıda baskısını aynı anda yaşayan bir ev sahibi. </em>Finansmanın üç bağa birden yönelmesini savunmak, bu muhasebeyi değiştirmeyi önermek, Türkiye'nin yapabileceği bir iş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kurucu düşüncenin bugünkü karşılığı</span></h2>
<p>Genç Cumhuriyet, kendi döneminin koşullarını değerlendirerek üretim altyapısını kurmaya yöneldi. <strong>Bugün görev, bu birikimi enerji, iklim ve teknolojinin değiştirdiği rekabete hazırlamak.</strong></p>
<p>Atatürk’ün kalkınma ve çağdaşlaşma hedefinden ilhamla, bugün yapmamız gereken bilimsel bilgiyi üretime dönüştürmek ve ülkenin ihtiyaç duyduğu becerileri zamanında geliştirmek olmalı. Bu; güvenilir enerji, kritik girdilere erişim ve yeni teknolojileri yalnızca kullanmak değil, geliştirebilmek anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye, bu alanda yaptığı her yatırımı daha güçlü bir sanayinin temeline dönüştürebilir. COP31 bunu hızlandıracak önemli bir fırsat. <strong>Cumhuriyet’in kalkınma idealinin ikinci yüzyıldaki karşılığı, ülkede biriken bilgi, artan üretim gücü ve toplumun yaşamına yansıyan refah olacaktır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-kalkinma-idealinden-yeni-rekabet-gucune-90731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/566-1793162854.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet&#039;in kalkınma idealinden yeni rekabet gücüne ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-tasfiyesinde-yeni-asama-simdi-sira-odemelerde-90730</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon tasfiyesinde yeni aşama: Şimdi sıra ödemelerde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında 17 Eylül’de başlayan tasfiye sürecinde ödeme aşamasına geçilirken, SPK’nın açıkladığı esaslarla para piyasası fonlarına öncelik verilecek. Yaklaşık 40 gündür birikimlerine ulaşmayı bekleyen yatırımcılar için şimdi gözler ödeme takviminin açıklanmasına ve alacakları tutarların netleşmesine çevrildi. Özel sektör borçlanma araçları, serbest fonlar ve hisse piyasasına yönelik yeni adımlar da piyasalardaki güven kaybını sınırlamayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında 17 Eylül'de başlayan tasfiye sürecinde önemli bir aşamaya geldik. 7596 sayılı Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ve ardından SPK'nın tasfiye ve ödemelere ilişkin usul ve esasları açıklaması olumlu gelişmeler. Yaklaşık 40 gündür birikimlerine ulaşmayı bekleyen yatırımcılar açısından artık beklenti, belirlenen kuralların hızlı ve şeffaf biçimde uygulanması.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle Tera, Pusula ve Atlas Portföy'ün 17 Eylül kararları kapsamında tasfiyesine hükmedilen fonları için süreç başlıyor. Atlas Portföy fonlarının olağan tasfiye kapsamına alınması bekleniyordu ama kanun kapsamında değerlendirilmesi bize sürecin olağanüstü tasfiye ile ilerleyeceğini gösteriyor. Bir diğer önemli konu da, Tera ve Pusula Portföy'ün faaliyetlerinin durdurulması sonrasında tasfiyesine karar verilen diğer fonlar ise 17 Eylül kararlarına dahil olmadıkları için bu kanunun ödeme mekanizmasının dışında kalıyor. Onlar için süreçte gelecek açıklamaları yatırımcı takip edecek.</p>
<h2>Ödemelerde öncelik para piyasası fonlarında</h2>
<p>SPK'nın açıkladığı esaslarda ilk dikkat çeken nokta, ödemelere para piyasası fonlarından başlanacak olması. Bir diğer önemli düzenleme ise yeterli nakdi bulunan fonlarda ara ödeme yerine doğrudan nihai ödeme yapılabilmesi. Fonun dağıtılabilir nakdi, 16 Eylül'deki fon fiyatıyla hesaplanan toplam tutarı karşılıyorsa tasfiye tamamlanabilecek. Bu duruma girebilecek fonlar sınırlı diye düşünüyorum, ancak bazı para piyasası fonları olabilir.</p>
<p>Ara ödemelerde ise fon bazında yatırımcı başına 1 milyon TL üst sınır bulunuyor. Ödeme, yatırımcının endeksleme uygulanmadan hesaplanan net yatırım tutarını da aşamayacak. Dağıtılabilir nakdin yetersiz olduğu fonlarda ise bu sınırlara ek olarak para piyasası fonlarında 16 Eylül'deki, diğer fonlarda ara ödemeden önceki gün hesaplanan fon değeri dikkate alınacak. Bu tutarlardan en düşük olanı ödeme sınırını belirleyecek.</p>
<p>Özellikle hisse ağırlıklı fonlarda son dönemde yaşanan sert değer kayıpları düşünüldüğünde, güncel fon değerinin dikkate alınması bazı yatırımcıların beklediğinden çok daha düşük ara ödeme almasına neden olabilir. Daha önce de dikkat çektiğim bu konu önemini koruyor. Ara ödeme nihai ödeme anlamına gelmiyor. Ancak yatırımcıların ne kadar ödeme alabileceklerini önceden öngörebilmeleri ve hesaplamanın nasıl yapıldığını anlayabilmeleri önemli.</p>
<p>Genel hisse iade hesabına aktarılacak kaynaklarda da para piyasası fonları öncelikli. Özellikle ara ödeme karşılama oranı düşük ve 1 milyon TL'nin altında net yatırımı bulunan yatırımcı sayısı fazla olan fonlara öncelik tanınacak. Kalan kaynak olması halinde diğer fonlara geçilecek.</p>
<p>Bütün bu düzenlemelerde temel yaklaşım açık: Öncelikle para piyasası fonlarında mümkün olan en fazla sayıda yatırımcıya ödeme yapabilmek. Bence doğru bir öncelik. Ancak artık yatırımcıların hangi tarihte, ne kadar ödeme alabileceklerini de öğrenmeleri gerekiyor.</p>
<h2>Özel sektör borçlanma araçlarında önemli adım</h2>
<p>Tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak açıklanan üç düzenlemeyi de önemli buluyorum. Bunlardan ilki TCMB'nin özel sektör borçlanma araçlarına yönelik kararı.</p>
<p>Merkez Bankası, yılsonuna kadar vadesi dolacak, bankalar dışındaki şirketlerin yurt içinde TL cinsinden ihraç ettiği borçlanma araçlarının itfası için kullandırılacak kredileri, kredi büyüme sınırından istisna tuttu.</p>
<p>Bu kararın önemini anlamak için son haftalarda yaşanan döngüye bakmak gerekiyor. Para piyasası fonlarından çıkışlar arttıkça özel sektör borçlanma araçlarına talep azalıyor. İhraççı şirketlerin vadesi gelen borçlarını yeni ihraçlarla çevirmesi zorlaşıyor. Şirketlerin ödeme güçlüğü yaşama ihtimali ise bu araçları taşıyan fonlarda endişeyi artırarak yeni çıkışlara neden olabiliyor.</p>
<p>TCMB'nin adımı, kredi değerliliği güçlü şirketlerin vadesi gelen borçlarını banka finansmanıyla karşılamasını kolaylaştırarak bu döngünün kırılmasına yardımcı olabilir. Elbette düzenleme bankalara kredi verme zorunluluğu getirmiyor. Şirketlerin kredi değerliliği ve bankaların değerlendirmesi belirleyici olmaya devam edecek.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in geçen hafta televizyon yayınında yaptığı açıklama da bu açıdan önemliydi. Şimşek, yılsonuna kadar vadesi gelecek özel sektör borçlanma araçlarının toplamını 26,5 milyar TL olarak belirtmiş, Kredi Garanti Fonu'nun piyasa manipülasyonuna bulaşmamış şirketler için kendi öz kaynaklarıyla bir kredi mekanizması oluşturabileceğini söylemişti. Henüz kesinleşmiş bir KGF paketi bulunmuyor. Ancak böyle bir mekanizma hayata geçirilirse TCMB'nin kararıyla birlikte özel sektör borçlanma araçlarındaki likidite sorununu hafifletebilir. Bu da hem ihraççı şirketler hem de bu kıymetleri taşıyan fonlar açısından olumlu olacaktır.</p>
<h2>Serbest fonlarda yeni dönem</h2>
<p>İkinci önemli karar nitelikli yatırımcı tanımına ilişkin. Finansal varlık kriteri 10 milyon TL'den 50 milyon TL'ye yükseltildi. Asıl önemli değişiklik ise daha önce nitelikli yatırımcı statüsü kazanmış olanlar açısından yeni alımlarda güncel koşulların aranması. Önceden nitelikli yatırımcı olarak tanımlanmış olmak, yeni serbest fon alımlarında tek başına yeterli olmayacak. Güncel koşulları karşılamayan yatırımcılar mevcut serbest fonlarını tutabilecek veya satabilecek ancak yeniden alım yapabilmek için yeni şartları sağlamaları gerekecek.</p>
<p>Bu değişiklik özellikle kısa vadeli birikimlerini serbest para piyasası fonlarında değerlendiren, döviz ve arbitraj fonlarını kullanan yatırımcıları etkileyecek.</p>
<p>Düzenlemenin iki yönlü etkisi olabilir. Bir taraftan yeni yatırımcı girişleri sınırlanırken diğer taraftan mevcut yatırımcıların satış kararlarında daha temkinli davranmasına neden olabilir. Çünkü sattığı fonu yeniden alamama ihtimali, yatırımcıyı mevcut pozisyonunu korumaya yöneltebilir. Bu durum çıkışları bir ölçüde yavaşlatabilir. Ancak yeni para girişlerinin azalmasının fonların likiditesi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü karar ise yatırım fonlarının 28 Ağustos’ta açıklanan rehberdeki portföy sınırlamalarına uyum süresinin 31 Ocak 2027'ye uzatılması. Daha önce öngörülen kademeli uyum takvimi kaldırılarak nihai tarih ertelendi.</p>
<p>Bu karar özellikle serbest fonlarda yoğunlaşma sınırları nedeniyle satılması gerekebilecek hisseler açısından önemli. Likiditenin ve işlem hacminin zayıfladığı bir dönemde fonların aynı anda belirli hisselerde satışa yönelmesinin yaratabileceği baskı bir süre ertelenmiş oldu. Borsa İstanbul açısından kısa vadede rahatlatıcı bir gelişme olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2>Ödemelerin başlaması ve takvim önemli</h2>
<p>Son iki gündeki kararları birlikte değerlendirdiğimizde ekonomi yönetiminin hem tasfiye kapsamındaki yatırımcıların mağduriyetini gidermeye hem de yaşananların diğer fonlara, özel sektör borçlanma araçlarına ve hisse senedi piyasasına etkisini sınırlamaya çalıştığını görüyoruz. Bu adımları olumlu buluyorum.</p>
<p>Bununla birlikte para piyasası fonlarında çıkışların tamamen durduğunu söylemek için erken. Serbest ve katılım para piyasası fonları dahil edildiğinde son bir haftada yaklaşık 50-60 milyar TL çıkış yaşandı. Yatırımcı güvenini yalnızca yeni düzenlemelerle geri kazanmak kolay değil. Somut sonuçların görülmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle bundan sonraki öncelik, ara ve nihai ödemelerin başlaması, fon bazında ödeme takviminin açıklanması ve yatırımcıların alacakları tutarların öngörülebilir hale gelmesi olmalı. Tasfiye kapsamına girmeyen ancak halen alım-satıma kapalı bulunan fonların da gerekli kontrollerin ardından bir an önce işleme açılması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca para piyasası fonlarından çıkışları yavaşlatmak amacıyla geçici ve hedefli bir stopaj indiriminin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu adım tek başına güveni geri getirmez ancak kısa vadeli TL birikimlerin mevduata ve diğer alternatiflere yöneldiği bir dönemde çıkış baskısını azaltabilecek tamamlayıcı bir araç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-tasfiyesinde-yeni-asama-simdi-sira-odemelerde-90730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon tasfiyesinde yeni aşama: Şimdi sıra ödemelerde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-yatirimlarda-yeni-donem-teknoloji-korumacilik-ve-artan-esitsizlikler-90729</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel yatırımlarda yeni dönem: Teknoloji, korumacılık ve artan eşitsizlikler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel doğrudan yatırımlar 2025’te yüzde 6 artışla 1,6 trilyon dolara ulaşırken, sermayenin yönü teknoloji ve veri merkezlerine çevrildi. Ancak stratejik sektör yatırımlarının büyük ölçüde gelişmiş ülkelerde yoğunlaşması, ülkeler arasındaki farkı derinleştirirken fosil yakıtlara yönelen enerji talebi sürdürülebilirlik tartışmalarını da büyütüyor.</strong></p>
<p>Küresel risk iştahının 2025 yılında Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte çok sert gerilediğini ve bunun arkasındaki en önemli nedenlerden birisinin ticaret savaşları, ardından da artan jeopolitik riskler olduğunu biliyoruz. Artan belirsizliğe ve öngörü yapmanın giderek zorlaşmasına rağmen, bir taraftan da değişen dünyanın gelişmelerine ayak uydurma zorunluluğunu hisseden dev firmaların yatırım kararlarını vermeye devam ettiğini görüyoruz. Cesaretle korku arasındaki dar koridorda yatırımcıların onca belirsizliğe rağmen ilerlemeye devam etmesi ve hangi alanlara yöneldiklerini izlemek, günümüz dünyasına ve geleceğe de ışık tutuyor.</p>
<p>Bu çerçevede, 2025 yılında küresel doğrudan yatırımların %6 artışla 1,6 trilyon dolara ulaştığını izliyoruz. Önceki iki yılda yaşanan düşüşün ardından önemli denilebilecek bir artış olduğu görülüyor. Gelir düzeyine baktığımızda, yüksek gelirli ülkelerin 1,6 trilyon dolarlık yatırımın yaklaşık 1,1 trilyon dolardan fazlasını çektiğini, yüksek orta gelirli ülkelerin 345 milyar dolarlık, düşük orta gelir grubundaki ülkelerin ise 140 milyar dolarlık yatırım aldığını izliyoruz. En düşük gelir grubundaki ülkelerin aldığı yatırımlar 20 milyar dolarla zaten oldukça sınırlı bir düzeyde kalmaya devam ediyor.</p>
<h2>ABD ilk sırada, Çin ve Avrupa'nın ağırlığı devam ediyor</h2>
<p>Yatırımların en çok gittiği ülke 277 milyar dolarla ABD. Bu anlamda Trump'ın yatırım çekme istekliliğinin bir karşılığı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat 2024 yılı, yani Trump öncesi dönemle karşılaştırdığımızda, Trump'ın onca çabasına rağmen fiilen bir azalış görüyoruz. Bir önceki yıl 284 milyar dolarlık yatırım çeken ABD, 2025 yılında 277 milyar dolarda kalmış görünüyor.</p>
<p>En güçlü artışın yaşandığı ülkelerden birisi Singapur. 151 milyar dolarlık yatırım çeken ülke, bir önceki yıl 136 milyar dolarlık yatırım çekmişti. Çin 105 milyar dolarla, Hong Kong ise 116 milyar dolarla üçüncü ve dördüncü sıralarda yer alıyor. İkisini birlikte Çin olarak değerlendirecek olursak, aslında Çin'in ABD'den sonra en çok yatırım çeken ikinci ülke olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Sıralamada bizim açımızdan da önemli olan bir başka gelişmenin Brezilya'nın 77 milyar dolarla altıncı sırada yer alması olduğunu söyleyebiliriz. Meksika da 41 milyar dolarla 11. sırada bulunuyor. Bu arada bize bul yılın ilk 9 ayında 6,5 milyar dolar, son 12 ayda ise 10 milyar dolar yatırım geldiğini, son yıllarda gerilediğini bu yıl az da olsa 12 aylık gelen – giden farkından hesaplanan net yatırımların negatife döndüğünü hatırlatalım.</p>
<p>Yatırımların kaynağına baktığımızda, en büyük kaynağın 263 milyar dolarla ABD olduğunu görüyoruz. Yani Trump'ın tüm korumacı çabalarına rağmen ABD'nin dış yatırımlarını artırdığı, buna karşılık ülkeye çektiği yatırımların azaldığı bir yıl olduğunu izliyoruz.</p>
<h2>Yatırımlar teknolojiye yönelirken enerjide çelişkiler artıyor</h2>
<p>Yatırımların sektörel dağılımına baktığımızda, yeşil alan yatırımlarında teknoloji ve veri merkezlerinin 235 milyar dolarla açık ara önde olduğunu görüyoruz. Petrol ve doğal gaz 38 milyar dolarla ikinci sırada yer alırken, yarı iletkenler 13 milyar dolarla üçüncü sırada bulunuyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarında ise bir önceki yıla göre 37 milyar dolarlık gerileme olduğunu izliyoruz. Gayrimenkul yatırımlarında da 31 milyar dolarlık bir gerileme göze çarpıyor.</p>
<p>Yarı iletkenlerin de teknolojiyle bağlantılı olduğunu düşünecek olursak, yatırımların büyük oranda teknolojiye ve veri merkezlerine kaydığı görülüyor. Bu yatırımların yarattığı enerji talebinin ise maalesef daha çok fosil yakıtlara yönelmesi, buna karşılık yenilenebilir enerjinin payının düşmesi işin başka bir çelişkisini ortaya koyuyor.</p>
<p>Bir taraftan yatırımların büyük oranda gelişmiş ülkelere gitmesi ve bunların teknoloji ağırlıklı olması, diğer taraftan fosil yakıt üreten ülkelerin avantajlarını koruması; enerji sorunu yaşayan ve teknoloji yatırımları çekemeyen ülkelerin sıkıntılarının çok daha arttığını ve artma eğiliminde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Aslında günümüzde yatırımların hangi alanlara ve ülkelere yöneldiğine ilişkin önemli bir başka göstergeyi ülkelerin yatırım politikalarında da izlemek mümkün. Yatırıma yönelik politika kararlarının ve önlemlerin son yıllarda hızla arttığını, geçen yıl ise güçlü bir yükselişle 192'den 229'a çıktığını görüyoruz. Çarpıcı olan bir başka nokta da yatırımcıları teşvik eden önlemlerdeki artışın, yatırımları kısıtlayan araçlardaki artışın gerisinde kalması... Genel korumacı eğilimlerle tutarlı olarak kısıtlayıcı önlemlerin çok daha fazla arttığı görülüyor. Kısıtlayıcı önlemlere rağmen yatırımların artması ve kararlı biçimde teknolojiye yönelmesi, yatırımcıların bu alandaki beklentilerinin ne kadar yüksek olduğunu bize bir kere daha gösteriyor.</p>
<h2>Stratejik Sektörlerde Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler Arasındaki Fark Açılıyor</h2>
<p>Teknoloji ağırlıklı yeşil alan yatırımlarının stratejik sektörlerde yoğunlaştığını görüyoruz. Stratejik sektörler temelde yapay zekâ ve veri merkezleri gibi ilintili alanlar, bioteknoloji, robotlarr, quantunm ve uzay teknolojileri gibi yüksek teknolojiler, kritik mineralleri, yarı iletkenler ve yenilenebilir enerji sektörlerinden oluşuyor. Stratejik sektör yatırımlarının %72'sinin yüksek gelir grubundaki ülkelerde, %18,5'inin ise yüksek orta gelir grubundaki ülkelerde olduğunu izliyoruz. Diğer ülkelerin toplam payı ise %10'u bile bulmuyor. Özetle, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki stratejik sektör yatırımları farkının ciddi biçimde açılmaya devam ettiğini görüyoruz.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin sanayi teşviklerini çok yoğun kullandığını, gelişmekte olan ülkelerin ise bu anlamda geride kaldığını izliyoruz. Finansman imkânları, gelişmiş ülkelere sanayilerini desteklemekte çok daha büyük avantaj sağlarken, gelişmekte olan ülkelerin bu anlamda giderek daha fazla zorlandığını söylemek mümkün oluyor.</p>
<h2>Yıkıcı değişim ve sürdürülebilirlik</h2>
<p>Sonuç olarak, belirsizliklerin çok yüksek olduğu dünyamızda stratejik sektörlere yatırımlar gelişmiş ülke ağırlıklı olarak artıyor ve gelişmiş, gelişmekte olan ülke farkını gittikçe daha çok açan, iklim krizini derinleştirebilecek dinamiklerle, özellikle yapay zekânın insanlığın geleceği konusundaki potansiyel tehditleri ile sürdürülebilirliği birçok soruyu barındıracak şekilde de ilerliyor.  Yaşadığımız yıkıcı değişimin nasıl ama aynı zamanda sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülebileceği yakın geleceğin en temel sorularından birisi olacak görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-yatirimlarda-yeni-donem-teknoloji-korumacilik-ve-artan-esitsizlikler-90729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/547-1793162584.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel yatırımlarda yeni dönem: Teknoloji, korumacılık ve artan eşitsizlikler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarima-2027de-235-milyar-lira-destek-90728</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarıma 2027’de 235 milyar lira destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarıma 2027 bütçesinden 235 milyar lira doğrudan destek ödemesi yapılması öngörülürken, Tarım Kanunu’ndaki milli gelirin en az yüzde 1’i oranında destek hedefi yine karşılanmıyor. Kanun uygulansaydı çiftçiye 235 milyar lira yerine 1 trilyon 112 milyar lira destek verilmesi gerekecekti.</strong>                      </p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı  “2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”,  27 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarım, gıda, su ürünleri,  ormancılık konusunda mevcut durumun değerlendirildiği yıllık programda, 2027 yılı hedeflerine de yer veriliyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda 2027 yılında yapılacak tarımsal desteklerle ilgili ayrıntılı bilgiler var. Programa göre, 2027 yılı bütçesinden tarıma toplamda 235 milyar lira doğrudan destek ödemesi yapılacak. Bütçenin ayrıntılarına geçmeden önce genel artış ve ödemelerle ilgili bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.</p>
<p>Programda yer alan verilere bakıldığında, tarımsal destekleme bütçesi, 2025 yılında 158 milyar 550 milyon lira iken, 2026 yılında yüzde 5,7 oranındaki artışla 167 milyar 634 milyon liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesi ise 2026 yılına göre yüzde 40,2 oranında artışla 235 milyar liraya çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17cafb80ab-1793162415.png" alt="" width="800" height="439" /><strong>2027 bütçesinden 2026 destekleri ödenecek</strong></p>
<p>Türkiye’de tarımsal destek ödemeleri büyük oranda bir yıl sonraki bütçeden yapılıyor. Yani 2027 yılındaki 235 milyar liralık bütçe ile 2026 yılında üretilen ürünlerin desteği ödenecek. 2026 yılı bütçesine göre 2027 bütçesinin yüzde 40,2 artmasının önemli nedenlerinden birisi desteklerin güncellenmesidir.</p>
<p>Daha önce hem bu köşede yazdım hem de YouTube kanalımdaki videolarda ve katıldığım televizyon programlarında ayrıntılı olarak anlatmıştım. Kısaca hatırlatmakta yarar var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Haziran ayında partisinin grup toplantısında, İran Savaşı nedeniyle artan mazot, gübre fiyatları nedeniyle çiftçinin maliyetlerinin arttığını ve çiftçileri artan maliyete karşı korumak amacıyla tarımsal desteklerin güncelleneceğini söyledi.</p>
<p><strong>2026 destekleri güncellenmiş olarak ödenecek</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamasından bir gün sonra Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı hasat bittikten sonra ortaya çıkacak maliyete göre güncelleme yapılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “destekleri güncelleyeceğiz” müjdesini verdikten yaklaşık 4 ay sonra, 8 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 2026 üretim yılı için daha önce dekar başına 310 lira olarak açıklanan temel destek, 57 liralık artışla dekar başına 367 liraya güncellendi. Güncellenen bu destek 2027 yılı bütçesinden ödenecek. Çiftçinin cebine 2027 yılı bahar aylarında girecek. İşte desteklerin 2026 yılına göre yüzde 40,2 oranında artmasının nedenlerinden birisi budur. Aynı kararda 2027 üretim yılı için temel destek dekar başına 442 lira olarak belirlendi. 2027 üretim yılının destekleri 2028 yılı bütçesinden yapılacak. 2028 yılı bütçesi henüz belli değil.</p>
<p><strong>Ürün bazlı olsa çiftçi daha çok destek alacaktı</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 22 Ekim 2026’da açıkladığı 2026 Yılı Bitkisel Üretim 2.Tahmini’ne göre, bu yıl 143 milyon tonluk üretimle bitkisel üretimde rekor seviyeye ulaşıldı. Destekleme sistemi değiştirilmese, çiftçiye dekar başına destek yerine ürün bazında destek verilse, kilo başına fark ödemesi yapılsa, tarım destek bütçesi çok daha yüksek olacaktı. Çiftçi daha fazla destek alacaktı. Bu yeni sistemde çiftçi dekar başına 200 kilo buğday alsa da, 500 kilo alsa da aynı destek veriliyor.</p>
<p><strong>Tarım Kanunu yine dikkate alınmadı</strong></p>
<p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na geri dönersek, 2026 yılı üretimi için 2027 yılı bütçesinden tarıma 235 milyar lira destek ödemesi yapılacak. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2006 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirerek çıkarttığı Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre, “tarımsal destekler gayri safi milli hasılanın en az yüzde 1’i olacak” hükmü, yani yasa uygulansaydı 2027 yılı bütçesinden tarıma 235 milyar lira yerine 1 trilyon 112 milyar lira ödeme yapılması gerekirdi.</p>
<p><strong>Desteklerde aslan payı bitkisel üretime</strong></p>
<p>Yıllık programa göre, 2027 yılında tarımsal destekleme bütçesinin yüzde 56,5’i bitkisel üretim destekleri olarak ödenecek. Bu oran, 2026’da yüzde 54,2 seviyesindeydi. 2026 yılında bitkisel üretim destekleri 90 milyar 889 milyon lira iken, 2027 yılı bütçesinde yüzde 46 artışla 132 milyar 730 milyon liraya çıkıyor.</p>
<p>Bitkisel üretim için kullanılan bir başka destek kalemi telafi edici ödemeler. Çay budama tazminat ve masrafları adı altında 2025 yılında 2 milyar 307 milyon lira olan ödemesinin 28 milyon lirası patates siliği desteği olarak ödenirken, 2 milyar 279 milyon lirası çay budama tazminat ve masrafları için ödendi. 2026 yılında 2 milyar 584 milyon liralık bütçesinin 44 milyon lirası patates siliği desteği olarak ödenirken kalan 2 milyar 540 milyon lirası yine çay budama tazminat ve masrafı için ödendi. 2027 yılı bütçesinden patates siliği destek ödemesi yok. Telafi edici ödeme kalemindeki 3 milyar 242 milyon liranın tamamı çay budama tazminat ve masrafına ödenecek.</p>
<p><strong>Hayvancılık desteklerinin bütçe payı sadece yüzde 0,5 arttı</strong></p>
<p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, hayvancılık desteklerinin payı 2026 destek bütçesine göre sadece yüzde 0,5 artışla yüzde 21,8’den yüzde 22,3’e çıktı. Programa göre, hayvancılık destekleri ödemesi 2025 yılında 27 milyar 950 milyon lira iken 2026 yılında yüzde 31 artışla 36 milyar 615 milyon liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesinden ise 2026 yılına göre yüzde 43,4 artışla 52 milyar 504 milyon lira oldu.</p>
<p>Hayvancılık desteklerinin toplam destekler içerisindeki payı 2024 yılında yüzde 23,3 iken 2025 yılında yeni destekleme modeline geçilince toplamdaki payı yüzde 17,6’ya geriledi. 2026 yılında yüzde 21,8’e çıkarken 2027 yılında yüzde 22,3 oldu.</p>
<p><strong>Kırsal kalkınma destekleri düşüyor </strong></p>
<p>Programa göre,  kırsal kalkınma amaçlı tarım desteklerinin payı düşüyor. Bitkisel üretim ve hayvancılık destekleri 2026 bütçesine göre yüzde 40’ın üzerinde artarken kırsal kalkınma amaçlı tarım desteklerindeki artış yüzde 12,7 oranında artırıldı. 2025 yılında 10 milyar 200 milyon lira olan kırsal kalkınma amaçlı tarım desteği bütçesi, 2026 yılında yüzde 39,2 artışla 14 milyar 200 milyon liraya çıkarılırken, 2027 yılında yüzde 12,7 artışla 16 milyar lira olarak belirlendi. Destekleme bütçesindeki payı 2025 yılında yüzde 6,4 iken 2026’da yüzde 8,5’a çıkarıldı. 2027 bütçesinde ise yüzde 6,8’e indirildi.</p>
<p><strong>Tarım sigortası desteği olarak 30 milyar lira ödenecek</strong></p>
<p>Yıllık Program’a göre, tarım sigortası destekleme hizmetleri kapsamında 2027 yılı bütçesinden 30 milyar lira ödeme yapılması öngörülüyor. 2025 yılında 19 milyar 200 milyon lira olan tarım sigortaları desteği yüzde 19,8 ile 2026’da 23 milyar liraya çıkarıldı. 2027 yılı bütçesinde ise yüzde 30,4 artışla 30 milyar lira oldu. Toplam destekler içerisindeki payı 2025 yılında yüzde 12,1 olan tarım sigortaları desteği 2026’da yüzde 13,7’ye yükselirken 2027’de yüzde 12,8’e düştü.</p>
<p><strong>Diğer tarımsal amaçlı destekler </strong></p>
<p>Sertifikalı tohum üretim, sertifikalı fidan üretim, tarımsal yayın danışmanlık, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı (ÇMVA), Ar-Ge, lisanslı depoculuk, tarımsal sulama elektrik desteği, tarımsal sulama amaçlı su kullanımı hizmet bedeli ve zirai don gibi diğer tarımsal amaçlı destekler 2026 yılında yüzde 98,6 düşüşle 25 milyar 414 milyon liradan 345 milyon liraya gerilemişti. 2027 yılında yüzde 51,7 artışla 523,5 milyon lira olarak öngörülüyor. 2025 yılında 25 milyar 414 milyon lira olmasının nedeni yaşanan zirai don nedeniyle çiftçilere yapılan ilave ödeme oldu.</p>
<p><strong>Fark ödemesi hiçbir ürüne ödenmiyor</strong></p>
<p>2026 yılında olduğu gibi 2027 yılı bütçesinden de hiçbir ürüne fark ödemesi yapılmayacak. Tarım ve Orman Bakanlığı bitkisel üretimde 1 Ocak 2025 itibariyle planlı üretim modeline geçince destekleme sistemi de değiştirildi. Ürün bazlı, kilo başına verilen destekler kaldırıldı. Bunun yerine dekar başına ödemeye geçildi. Bu değişiklikle birlikte 17 üründe verilen fark ödemesi(prim desteği) fiilen kaldırılmadı, destekleme kararnamesinde yer veriliyor. Kararnamede var ama 2026 yılında olduğu gibi 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da fark ödemesi için bir ödenek ayrılmadı.</p>
<p>Resmi Gazete’de 29 Ağustos 2024’te yayımlanan ve 2025-2027 dönemini kapsayan desteklerle ilgili kararnamede fark ödemesi ile ilgili şu bilgilere yer verildi: “Öncelikle arz açığı veya planlama kapsamındaki ürünler olmak üzere ilgili üretim yılındaki üretim maliyetleri ile iç ve dış fiyatlar dikkate alınarak çiftçilerin, tarım politikaları amaç ve ilkelerine uyumunu kolaylaştırmak, üretimde sürdürülebilirliği sağlamak ve gelir kayıplarını telafi edebilmek amacıyla fark ödemesi desteği verilir. Her yıl, fark ödemesi kapsamına alınacak ürünler ve ödeme miktarı Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ayrıca teklif edilir.”</p>
<p>Daha önce fark ödemesi yapılan pamukta, zeytin ve zeytinyağında, yağlık ayçiçeğinde ve diğer ürünlerde maliyetler artarken fiyatların düşmesine rağmen fark ödemesi yapılmadı. Üstelik pamukta, ayçiçeğinde ciddi olarak arz açığı da var.  Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı şimdiye kadar hiçbir üründe fark ödemesi ödenmesi için teklifte bulunmadı. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndaki verilere göre, 2024 yılı bütçesinden 2023 ürünü için 26 milyar 703 milyon liralık fark ödemesi desteği çiftçilere ödendi. 2024 ürünü için 2025 yılında bütçeden 41 milyar 301 milyon lira fark ödemesi yapıldı. 2026 yılı bütçesinde fark ödemesi ile ilgili herhangi bir ödenek ayrılmadı. 2027 bütçesinde de bu ödenek sıfır olarak görünüyor.</p>
<p>Özetle, 2026 üretim yılı desteklemeleri için 2027 yılı bütçesinden çiftçilere 235 milyar lira doğrudan destek ödenecek. Daha önce de defalarca söylediğim, yazdım; Türkiye’de tarım desteği bütçeye konulan paranın dağıtılması olarak görülüyor. Tarımsal destekler üretim planlamasının aracı olarak değerlendirilmiyor. Çiftçiye para dağıtmak olarak algılanıyor. Böyle olunca desteği veren de alan da memnun olmuyor. Tapuya değil, üretime destek verilmeli ve verilen desteğin de etki analizi yapılmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarima-2027de-235-milyar-lira-destek-90728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarıma 2027’de 235 milyar lira destek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadinin-oyun-sahasini-duzlestirmek-gerek-90727</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadının oyun sahasını düzleştirmek gerek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kadın çalışsın” demek işin kolayı… Zor olan, bu sloganı, hayatla ilişkilendirmek ve kadın gücünü samimiyetle yürekten benimsemek… Sahi, bu konuda samimi miyiz? Bunu kadınlar da düşünsün.</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Duygu Asena</strong>’yı hatırlıyorum. <strong>Milliyet</strong>’te birlikte çalıştık. Uzun yıllar en çok satan kitaplar arasında yer alan “<strong>Kadının Adı Yok</strong>” adlı eserinde, toplumdaki <strong>cinsiyet eşitsizliğine</strong> net bir şekilde işaret etmiş ve bu sayede konuyu <strong>kitlelerin gündemine</strong> getirmişti. <strong>Nur içinde yatsın Duygu Asena</strong>…</p>
<p>Kadın girişimciliğinde <strong>hayli yol</strong> aldık fakat gidilecek daha fersahlar var. <strong>Her kadının girişimci olması gerekmiyor</strong>, <strong>girişimci takımına girmek daha önemli</strong>… Kadının ekonomideki ağırlığını, yalnızca <strong>ücretsiz ev çalışanı</strong> veya <strong>kadın patron</strong> <strong>algısının ötesine</strong> taşımalıyız. Bunu da yolu yordamı var.</p>
<p>Tıpkı erkeklerin düz sahada top koşturması gibi, <strong>kadının oyun sahasını daha da düzleştirmek</strong>, hiç değilse yokuş yukarı top sürüşünü kolaylaştırmak… Erkekler <strong>düz halı sahada</strong> oynarken, kadınlar yokuş yukarı top sürüyor. İyi haber şu; kadının <strong>üretime daha çok katılımıyla </strong>oyun sahası giderek düzleşiyor.</p>
<p><strong>TÜRKONFED</strong> ile <strong>Daha İyi Yargı Derneği</strong>’nin düzenlediği yapısal reform çalıştaylarının İstanbul <strong>Raffles</strong> Oteli’ndeki bölümünde; <strong>Türkiye’nin gücüne kadının katkısını </strong>masaya yatırdık. Gördük ki 12 silindirli performans arabası gücündeki Türkiye’nin neredeyse 6 silindiri, <strong>avara kasnak</strong> gibi ihmal edilmiş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kadın gücüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Çalıştay neleri tartıştı?</em></strong></p>
<p><strong>Kadın istihdamı</strong>, insan kaynakları süreçleri ve liderlik, <strong>finansal okuryazarlık</strong> ve finansmana erişim, <strong>dış pazarlara açılım</strong>, yatırımcı ilişkileri, <strong>kurumsallaşma</strong>, markalaşma, <strong>yeni teknoloji</strong> kullanımı.</p>
<p><strong><em>Peki ya cinsiyet eşitliği?</em></strong></p>
<p>Çalıştayda bu konu da irdelendi ve <strong>ev içi ekonomisi</strong> tartışıldı. Ortaya çıkan somut neticeleri, gazetemizde yayınlayacağız. Son zamanlarda yönettiğim <strong>en verimli çalıştaylardan biri</strong> oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KADINI DIŞARIDA BIRAKAN HİÇ BİR SİSTEM, SÜRDÜRÜLEBİLİR OLAMAZ</strong></p>
<p>YÖNETİMDE KADIN FARKI <strong>1</strong>-Kadını dışlayan ekonomi başarılı olamıyor <strong>2</strong>-Yönetiminde %30 kadın olan batmıyor <strong>3</strong>-İflasla karşılaşma 5 kat düşüyor <strong>4</strong>-Riskli kararlar alırken 4 kat başarılı, <strong>5</strong>-Yönetimde kadın eşitliği dünya gelirine <strong>12 trilyon $</strong> katkı getirir. Kadının girdiği <strong>üretim denkleminin</strong> çarpıcı sonuçları…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KADIN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Mobbing</strong>: İş hayatında genelde kadın çalışanların ve kadın yöneticilerin maruz kaldığı bezdirim.</p>
<p><strong>Cinsel Ayrımcılık</strong>: Çalışma hayatında, terfilerde erkeğin öncelenmesi; kadın temsil adaletsizliği</p>
<p><strong>Kadın Eğitimi</strong>: "Bir erkeği eğitirsen bir insanı eğitirsin. Bir kadını eğitirsen bir kuşağı eğitirsin.</p>
<p><strong>"Kadının Adı Yok"</strong>: Duygu Asena'nın ünlü "Kadının Adı Yok" kitabında literatüre kazandırdığı tanım</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kadinin-oyun-sahasini-duzlestirmek-gerek-90727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/8/1280x720/kadin-calisan-yorgun-1749535331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadının oyun sahasını düzleştirmek gerek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/patronlar-borsayi-bizim-paramizla-ogrendi-faturayi-bize-kesti-90726</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patronlar borsayı bizim paramızla öğrendi, faturayı bize kesti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son üç yılda, halka arz başvurusu yapan neredeyse her şirketin borsaya açılmasına izin verildi. Halka arzlar peş peşe geldi, yatırımcılardan milyarlarca lira toplandı. Şirketler kaynak buldu, patronlar borsayla tanıştı. Ancak bu süreçte küçük yatırımcının ne kazandığı, ne kadar kaybettiği yeterince sorgulandı mı?</p>
<p>Aslında bu tehlikeye fon krizi patlamadan hayli önce dikkat çekilmişti. Sosyal medyadaki bir paylaşım, halka arzların yoğun olduğu dönemde önemli bir uyarıda bulunuyordu:</p>
<p>“Şirket patronları borsayı öğreniyor. Borsa sadece finansman aracı değil kısa vadeli kâr makinesi de olabiliyor. Şirketi yönetmek yerine hisseyi yönetmeyi tercih edenler artıyor. Bu da küçük yatırımcı için uzun vade de en tehlikeli gelişme.”</p>
<p>Bu sözler, sermaye piyasalarının temel sorunlarından birine işaret ediyordu. Bir şirketin borsaya açılması, patronunun şirketine yeni kaynak sağlaması demek. Yatırımcı ise para koyarak şirketin geleceğine ortak oluyor. Beklentisi de şirket büyüdükçe kendisinin de kazanması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17b3775f67-1793162039.jpg" alt="" width="600" height="338" />Ancak bazı halka arzlarda yatırım yapmak için toplanan paralar bu amaçla kullanılmadı. Bu durum ortaya çıkınca da patronlar ve yöneticiler komik para cezalarıyla paçayı kurtardılar. Hırsları akıllarının önünde giden bazı patronlar ise hisse fiyatlarını şişirmek için manipülatörlerle iş tuttular, yasal boşluklardan yararlandılar. Bunu herkes biliyordu. Ancak kimse harekete geçmedi ve söyleyenlere de kulak asılmadı. Fon skandalından sonra haklarında soruşturma başlatılan şirketlere baktığınızda bu patronların kimler olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Yani “Kırmızı Pazartesi” tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı romanındaki gibi göz göre göre geldi ve fatura ekonomiye, küçük yatırımcıya çıktı.. </p>
<p> Borsaya güvenini kaybeden yatırımcı, artık uzunca bir süre gerçekleşmeyecek olsa da bir sonraki halka arzlara da çok temkinli yaklaşır. Bunun bedelini, sermaye piyasasından gerçekten yararlanmak isteyen ve şirketini kaynak sağlayarak büyütmek isteyen patronlar da öder.</p>
<p>Fon kriziyle birlikte denetim ve şeffaflık tartışmaları daha da önem kazandı. Soruşturmaların sonuçlarını beklemek, iddialarla kanıtlanmış gerçekleri ayırmak gerekiyor. Ama yıllar önce yapılan uyarıyı da unutmamak lazım.</p>
<p>Bazı patronlar borsayı bizim paramızla öğrenirken, küçük yatırımcı onların ders ücretini birikiminden ödedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/patronlar-borsayi-bizim-paramizla-ogrendi-faturayi-bize-kesti-90726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Patronlar borsayı bizim paramızla öğrendi, faturayı bize kesti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90724</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’in faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Fed’e Çevrildi! Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 28 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/QcaEnFHHB_k" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-yapsak-da-kredi-acmasak-90725</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Nasıl yapsak da kredi açmasak!”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın önceki gün bankalara kredi artış sınırlamasından istisna tutulacak kredilerle ilgili olarak gönderdiği talimat, piyasalarda kısa süreli bir iyimserlik dalgası oluşmasını sağladı. Ne öngörüyordu bu talimat; banka dışı özel sektör kuruluşlarının yurt içinde Türk Lirası cinsinden ihraç ettiği borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası geleceklerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak krediler, kredi sınırlaması kapsamından dikkate alınmayacaktı. Yani bankalar özel sektöre borçlanma araçlarının ödenmesi amacıyla diledikleri kadar kredi açabileceklerdi.</p>
<p>Ama bankalar ya bu krediyi açmaya yanaşmazsa…</p>
<p>Öyle ya bu konuda bir zorlamada bulunmak söz konusu olamazdı ki…</p>
<p>Bankalar aylık sınırlamaya bağlı kalmaksızın kredi açma olanağına kavuşuyorlardı, o kadar.</p>
<p>Bu konudaki yaklaşımın ne olabileceğini dünkü yazımda şöyle ifade etmiştim:</p>
<p><strong>“Ama bu demek değil ki bankalar şirketlerin borçlanma araçları için talep edecekleri tüm krediyi karşılayacak. Burada yük büyük olasılıkla kamu bankalarına binecek.”</strong></p>
<p>Bankacılık çevrelerinin yaklaşımı neydi; dün bu konuda ne düşünüldüğünü öğrenmeye çalıştım. Tabii ki açık açık dile getirilmiyor, bu tür kredi taleplerinin karşılanmayacağı söylenmiyordu ama edindiğim izlenim başlıkta da yazdığım gibi şu oldu:</p>
<p><strong>“Nasıl yapsak da kredi açmasak, hangi gerekçeleri bulsak da kredi kullandırmasak!”</strong></p>
<p>Aslında pek gerekçe bulmaya ya da yaratmaya da gerek yok. Banka istemezse, geri dönüşünü riskli görürse tabii ki kredi kullandırmaz.</p>
<p>Kaldı ki tahvil borcunu ödemekte zorlandığı için kredi talebinde bulunan bir özel sektör kuruluşunun daha sonra bu amaçla kullandığı krediyi zamanında ödeyeceğinden kuşku duymak da gayet normaldi.</p>
<h2>Hiç alamamaktan iyi </h2>
<p>Ancak şöyle de bir gerçek var. Bazı bankalar bu istisna kapsamında özel sektöre kredi kullandırmayı özellikle tercih edebilir.</p>
<p>Bir şirketin vadesi dolacak olan tahvilinde alacaklı o banka ise alacağın ödenememesi tabii ki bankanın işine gelmez. Banka, alacağının donuk alacağa dönüşmesini elbette istemez. Bu yüzden de bazı bankalar alacaklarını döndürebilmek için geri dönüşü riskli de olsa bazı şirketlere kredi verme taraftarı olur. Yıl sonuna kadar vadesi dolacak bir alacak bankaya hiç dönmeyecekse, banka yeni kredi açmak suretiyle en azından süre kazanabilir.</p>
<h2>Bankalardaki tutar</h2>
<p>Bu aşamada bankaların elinde ne miktarda özel sektör borçlanma senedi bulunduğu sorusu önem kazanıyor.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre 16 Ekim itibarıyla finansal olmayan kuruluşlarca ihraç edilen borçlanma senedi tutarı 188 milyar lira. Bu tutarın 50 milyar liralık kısmı bankaların elinde.</p>
<p>Bir de bankalar dışındaki finansal aracılar tarafından ihraç edilen borçlanma senetleri var. Bu senetlerin tutarı 518 milyar lira ve bu tutarın 40 milyarı bankalarda.</p>
<p>Dolayısıyla bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının ihraç ettiği toplam borçlanma senedi 706 milyar lira düzeyinde ve bunun 90 milyarı bankaların elinde bulunuyor.</p>
<p>Bu 90 milyarlık tutarın ne kadarının vadesi yıl sonuna kadar gelecek, o ayrıntı yok, en azından kamuya açık verilerde yok. Ancak bu tutarın tümünün vadesi yıl sonuna kadar gelmeyecek, o belli. Nereden mi belli; Merkez Bankası verilerine biraz daha detaylı bakalım…</p>
<h2>En fazla 63 milyar</h2>
<p>Finansal kesim dışındaki kuruluşların ihraç ettiği 188 milyarlık borçlanma senedinin kısa vadeli olanları içinde bankaların elinde bulunan tutar 23,7 milyar liralık.</p>
<p>Diğer finansal aracıların ihraç ettiği 518 milyarlık borçlanma senedinin kısa vadede ödenmesi gerekenlerinin de 39,5 milyarı bankaların elinde bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla özel sektörün bankaların elinde bulunan kısa vadede, yani bir yıldan kısa sürede ödemesinin yapılması gereken borçlanma araçlarının toplamı 63,2 milyar.</p>
<p>Bunu da azaltmak gerekiyor ama o tutarı bilmiyoruz. Bu 63,2 milyar liralık banka alacağı, kısa vadeli sınıfına girmiş, yani orijinal vadesi daha farklı olmakla birlikte artık vadesine bir yıldan kısa bir zaman kalmış tüm alacağı gösteriyor. Dolayısıyla bu tutardan yıl sonuna kadar ödenmesi gereken kuşkusuz 63 milyarın çok altındadır.</p>
<p>Sonuçta bankaların, ellerinde bulunan, bir başka ifadeyle kendi alacaklarının kapatılmasında kullanılacak olan özel sektör borçlanma araçları için kredi kullandırmaları makuldür ve bu beklenir.</p>
<h2>Kısa vadeli toplamı </h2>
<p>Özel sektörün kısa vadede ödemesi gereken toplam borçlanma senedi tutarı 132 milyarı finansal olmayan kuruluşlara, 493 milyarı da bankalar dışındaki finansal aracı kuruluşlara ait olmak üzere toplam 625 milyar düzeyinde. Ancak bu tutar bir yıldan kısa vadede ödenmesi gereken tutar. 625 milyarın ne kadarının yıl sonuna kadar ödenmesi gerektiği belli değil.</p>
<p>Yıl sonunun önemi malum; bu ödemeler için kullandırılacak kredilerin istisnasının yıl sonuna kadar geçerli olması.</p>
<h2>İstikamet kamu bankaları</h2>
<p>Özel bankalar tabii ki kredi talebinin bir kısmını karşılayacaktır; özellikle kendi alacaklarının döndürülmesini sağlayacak talepleri.</p>
<p>Diğer talepler karşısında nasıl bir tutum takınılacağı da iyi kötü tahmin edilebilir. Bankalar kredi açmaya pek yanaşmayacaktır ve bunun için de bahane bulunmasına tabii ki gerek yok ama birtakım baskıların gündeme gelmesi de şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Sonuçta özel bankalardan umduğunu bulamayacakların gidecekleri adres belli; kamu bankaları.</p>
<p>Özel ve yabancı bankalardan eli boş dönecek özel sektör kuruluşlarının mecburi istikameti kamu bankaları olacak. Olacak da, kamu bankaları gözü kapalı bir şekilde her önüne gelene kredi açacak mı, tabii ki hayır.</p>
<p>İşte o aşamada devreye başka etkenler girecek. O etkenlerin neler olduğunu tahmin etmek de zor olmasa gerek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-yapsak-da-kredi-acmasak-90725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Nasıl yapsak da kredi açmasak!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kristale-aile-bagi-ile-girip-425-milyon-euro-yatirdi-ispanyada-uretime-yoneldi-90723</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kristal’e ‘aile bağı’ ile girip 42.5 milyon Euro yatırdı, İspanya’da üretime yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1860</strong>’larda Malta’dan İzmir’e gelip yerleşen <strong>Micaleff </strong>Ailesinin 1938’de Alsancak’ta üretime başladığı, 1945’te de etiketindeki vapurla bütünleşen Kristal markasına dönüştürdüğü zeytinyağı işinin ikinci kuşağı <strong>Noel Micaleff, </strong>2006 yılında Arkas Holding Kurucusu <strong>Lucien Arkas</strong>’ı aradı:</p>
<p>-          <strong>Geniş aileden hissedarlar aramıza katılıyor. Küçük hisse sahibi gençlerin bu işle pek ilgisi yok gibi. Sen ailemizi yakından tanıyorsun. Küçük hisseleri satmayı düşünenlerden toplasan, seninle ortak olsak. Bu markaya senin sahip çıkacağına inanıyorum.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas, </strong>oğlu <strong>Bernard Arkas</strong>’ın <strong>Noel Micaleff</strong>’in oğlu <strong>Christopher Dologh</strong>’la yakın arkadaşlığını bildiği için şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Kristal’i biz bir dönem Noel Bey’le birlikte yönetiriz. Daha sonra oğullarımız işi devralır.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas, </strong>başlangıçta çok yakın arkadaşının ricasıyla Kristal’e ortak olma adımı atarken şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Noel Bey, bu şirketi birlikte yönetiriz ama çoğunluk hisse bize geçse iyi olur. Piyasa bu markayı seninle biliyor. Zaten zeytinyağı sektöründe </strong>“patron” <strong>diye anılıyorsun. Biz senden işi öğreniriz, pazarlama tarafında da bizim katkımız olur.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae178284cfde-1793161256.png" alt="" width="828" height="415" /></strong>Arkas Holding, 2007 yılında Kristal’in yüzde 51’ini 22.5 milyon dolara satın aldı. Kristal, o günlere kadar çoğunlukla Anadolu’da <strong>“Vapurlu Yağ” </strong>adıyla tanınıyordu. Arkas Grubu’nun ilk işi Kristal’i başta Marmara Bölgesi olmak üzere Türkiye’nin Batı’sında da market raflarına koydurmak oldu:</p>
<p>-          <strong>Zeytinyağı başta İstanbul olmak üzere Batı’daki büyük kentlerimizde daha fazla tüketiliyor. Oralarda olmamız lazım.</strong></p>
<p>İzmir’deki mevcut yerindeki fabrikasının ilk yatırımını 1959 yılında yapan Kristal’in tesisleri, Arkas’ın ortaklığı sonrası 20 milyon dolarlık yatırımla adım adım modernize edildi. Eski dönemde teneke ambalaj ağırlıklı üretim yapan Kristal, zamanla yanına cam ambalajı, Arkas’la birlikte de pet ambalajı ekledi. Bu kararı <strong>Bernard Arkas </strong>şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>İç pazarda fiyata dayalı rekabette pet ambalajı da yelpazeye eklemek gerekiyordu.</strong></p>
<p>Geçen hafta Arkas Holding Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Berna Kumaş Sipahi</strong>’nin davetiyle Kristal Yağları’nın İzmir’deki fabrikasını gezdik, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Bernard Arkas, </strong>Arkas Holding CEO’su <strong>Önder Türkkanı </strong>ve Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç</strong>’le sohbet ettik.</p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>Kristal Yağları’nı başlangıçta asli iş kolu gibi görmediklerini, aile bağlarıyla girdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, çok para harcadık, artık ana iş kollarımızdan biri haline geldi. 2015 yılında babam bana, </strong>“Christopher ailesini temsilen devreye girdi, sen de artık Kristal ile ilgilen. Siz daha iyi anlaşırsınız” <strong>dedi. Ben de böylece zeytinyağcı oldum.</strong></p>
<p><strong>Noel Micaleff</strong>’in 91 yaşında vefat ettiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Christopher’u da bu yıl kaybettik. Şimdi ablası Kristal ile ilgileniyor. İyi ki ilgileniyor. Biz ortaklığımızın sürmesini istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>Vural Gözgeç </strong>araya girip Kristal’in zeytinyağı pazarındaki durumuna değindi:</p>
<p>-          <strong>Türk zeytinyağı pazarı 2025’te yüzde 100 büyürken Kristal, pazar ortalamasının üzerinde büyüdü. NielsenIQ’nun 2025 yılı perakende ölçümünde Kristal, indirim marketleri hariç zeytinyağı kategorisinde miktar bazında lider oldu.</strong></p>
<p><strong>Gözgeç, </strong>2026’da da dönemsel olarak ilk iki marka arasında yer aldıklarını ifade ederken, ihracata dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte Kristal’in sadece Almanya ve Norveç’e ihracatı vardı. O da iki ülkedeki Türklere yönelikti. Arkas’ın devreye girmesinin ardından ihracatta da atağa geçildi. Şu anda 36-37 ülkeye ihracat yapıyoruz.</strong></p>
<p>İhracat pazarlarının Güney Amerika’dan Japonya’ya uzandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İhracatımız 15 milyon dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>Avrupa’da ambalajlı zeytinyağı ihracatına sınır konulduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa ülkelerine 2 litrelik zeytinyağı gönderemez olduk. Biz de 2018 yılında İspanya’da şirket kurduk. Kristal markamızla İspanya’da fason üretim yaptırıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Gözgeç, </strong>şu ayrıntıyı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bizim İspanya’da şirketimizi kurma kararı verdiğimizde Christopher Bey orada yaşıyordu. Şirketimiz İspanya’nın Valencia kentinde. Orada bir firma ile işbirliğimiz var. İspanya’da üretime dönük yatırımı da belki gündeme alabiliriz.</strong></p>
<p><strong>Lucien Arkas</strong>’ın <strong>Micaleff </strong>Ailesiyle bağları vesilesiyle girdiği Kristal Yağları, yaptıkları yatırımların ardından ulaşılan üretim, pazar ve ihracat büyüklüğü ile birlikte Arkas Holding’in ana işleri arasında girmiş görünüyor…</p>
<p>İspanya’da giriştikleri fason üretimin, Avrupa Birliği’nin (AB) koyduğu engelleri aşmak açısından önemli adım olduğu anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Brezilya pazarı için Tunus’ta fason üretim yolunu seçti</span></h2>
<p><strong>KRİSTAL </strong>Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>Brezilya’nın Güney Amerika’da tutundukları pazarlar arasında yer aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, gün geldi, fiyat tutturamaz olduk. Çözüm aramaya başladık.</strong></p>
<p>Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Bernard Arkas, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Müşteriye bir yıl satıp, ertesi yıl </strong>“yok” <strong>demek istemiyoruz. Böyle bir tutum, pazarı kaybetme riski yaratıyor.</strong></p>
<p><strong>Vural Gözgeç </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Müşteriye, </strong>“Ülkemizde kur artışı enflasyonun çok altında seyrediyor. Bu nedenle fiyat tutturamıyoruz” <strong>demeye kalkınca randevu bile alamaz oluyoruz.</strong></p>
<p>Brezilya pazarına ihracatı sürdürmek için İspanya’daki fason ürettirme modelinin benzerini Tunus’ta oluşturduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tunus’ta fason ürettirdiğimiz Kristal Zeytinyağını oradan gümrük vergisine takılmadan Brezilya’ya gönderebiliyoruz. Böylece fiyat da tutturuyoruz.</strong></p>
<p><strong>Bernard Arkas, </strong>şu ayrıntıya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Faturayı Türkiye’deki şirketimiz kesiyor. Yani, kazanan Türkiye’deki şirketimiz oluyor.</strong></p>
<p>Bu noktada markalaşma vizyonunu paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri de Anadolu’nun zengin zeytin çeşitleri ve köklü üretim kültürü. Biz bu zenginliğin kendi markalarımızla dünya pazarlarında karşılık bulmasını istiyoruz.</strong></p>
<p>Kristal’in 88 yıldır tüketicinin hayatında yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, İspanya ve Tunus’taki üretim kabiliyetimiz, farklı koşullara uyum sağlarken Kristal markasının uluslararası pazarlardaki varlığını sürdürmemize imkan tanıyor. O pazarlarda uzun yıllar varlığını sürdüren bir Türk markası yaratmak istiyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’nin vergisi bizi nakavt etti, 150 bin ton ihracat olmazsa iki yılın hasadı olumsuz etkilenir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1784120b3a-1793161281.jpg" alt="" width="355" height="444" /></span><strong>EGE </strong>Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olan Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı gümrük vergisine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin zeytinyağına yüzde 12.5 oranında yansıyan gümrük vergisi uygulaması bizi ihracatta nakavt etti.</strong></p>
<p>Başta Türkiye olmak üzere Akdeniz havzasında zeytinyağı üretiminin bu yıl yüksek beklendiğini vurgulayıp sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İspanya: </strong>1.6 milyon ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
<li><strong>Türkiye: </strong>Bu yıl 400 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor. Geçen yıldan da 100 bin ton stok var.</li>
<li><strong>Tunus: </strong>Geçen yıl 400 bin ton zeytinyağı üretildi. Bu yıl 200 bin tona düşmesi bekleniyordu. 300 bin ton olacak gibi görünüyor.</li>
<li><strong>İtalya: </strong>300 bin ton zeytinyağı üretimi öngörülüyor.</li>
<li><strong>Yunanistan: </strong>300 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
<li><strong>Portekiz: </strong>200 bin ton zeytinyağı üretimi bekleniyor.</li>
</ul>
<p>Türkiye ile ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 150 bin </strong><strong>ton </strong><strong>ihracat yapamazsak, önümüzdeki iki yılın hasadı çok olumsuz etkilenir.</strong></p>
<p>Zeytinyağı ihracatının geçmişte Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) uygulamasıyla desteklendiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Önce TL’ye çevrildi, bir süre sonra da kaldırıldı. Sektörümüzde DFİF’i yeniden isteyenler var. Biz başka bir formül öneriyoruz.</strong></p>
<p>Formülü anlatmadan önce 150 bin ton zeytinyağı ile elde edilecek döviz gelirini hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilosu 5 dolardan ihraç edilse 750 milyon dolar ihracat geliri elde edilir.</strong></p>
<p>Sonra, bekledikleri destek rakamlarını ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Dökme zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 15 cent</li>
<li><strong>Private label (market markası) zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 0.50 dolar</li>
<li><strong>Markalı zeytinyağı ihracatına: </strong>Kilo başına 1 dolar</li>
</ul>
<p>Sözünü ettiği desteğin toplam maliyetinin hesabını da yaptı:</p>
<p>-          <strong>750 milyon dolarlık ihracatın 52 milyon dolarının desteğe ayrılması anlamına geliyor. Bunun da yarısı nakit ödenebilir, yarısı da Maliye’ye vergi ve SGK’ya prim borçlarına mahsup edilebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tahşişle mücadele için zeytinyağında da bandrole geçilsin</span></h2>
<p><strong>EGE </strong>Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, Kristal Yağları Genel Müdürü <strong>Vural Gözgeç, </strong>taklit ve tahşişin sektörün önemli sıkıntıları arasında yer aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bakanlık zincir marketlerle ilgili çok sıkı denetimler yapıyor. Oralarda taklit-tahşiş çok azaldı. E-ticarette sıkıntı yaşandı. Orada da önlemler alınıyor. Platformlara sorumluluk yükleniyor.</strong></p>
<p>Ev dışı tüketimde tahşişli ürüne çok rastlandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Rusya, zeytinyağına bandrol uyguluyor. Böylece ürünler izlenebilir hale geliyor. Bakanlığa bu modeli anlattık.</strong><strong> </strong><strong>Tahşiş ve taklitle mücadele için bandrol formülü benimsenebilir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kristale-aile-bagi-ile-girip-425-milyon-euro-yatirdi-ispanyada-uretime-yoneldi-90723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/kristal-turkiyede-buyurken-uretim-gucuyle-dunya-raflarindaki-yerini-koruyor-1792669524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kristal’e ‘aile bağı’ ile girip 42.5 milyon Euro yatırdı, İspanya’da üretime yöneldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapalicarsi-vitrini-renk-degistiriyor-90722</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalıçarşı vitrini renk değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin altın ve mücevherat ticaretinde yüzyıllardır önemli bir yere sahip olan Kapalıçarşı, sektörün içinden geçtiği ekonomik darboğazın etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Başta kota olmak üzere iç piyasada alım gücünün zayıflaması ve altın fiyatlarında son dönemde yaşanan düşüş, kuyumculuk faaliyetlerini sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırdı. Her ne kadar son dönemde kapansa da 2023 yılından bu yana uluslararası piyasa ile oluşan fiyat farkı, Türkiye’de üretilen altın takı ve mücevherlerin yurt dışındaki rakiplerine göre daha pahalı hale gelmesine yol açarken, hem ihracat hem de turistlere yönelik satışlar üzerinde baskı oluşturdu. Gelinen noktada özellikle işçilik yoğun takı satışları hem iç hem de dış pazarda düşerken gelişme sektörün kalbi olarak nitelendirilen Kapalıçarşı’ya da sirayet etti. Tarih boyunca altın, mücevher ve değerli taş ticaretinin merkezi olan çarşıda, satışların azalması ve artan işletme giderleri nedeniyle bazı kuyumcular faaliyetlerine son vermeye başladı. Uzun yıllardır aynı noktada hizmet veren işletmelerin yerini ise baharat, hediyelik eşya ve esnaf arasında “çakma” olarak tabir edilen taklit ürünleri satan işletmeler almaya başladı.</p>
<h2>İhracat zirveden dönüyor </h2>
<p>Önceki gün İstanbul Sanayi Odası seçimlerinde sorularımızı cevaplayan Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, her ne kadar son aylarda düşen talep nedeni ile uluslararası piyasa ile altının kg fiyatında oluşan farkın Türkiye’nin lehine dönse de bu farkın kapanmaya başladığını aktardı. Geride bıraktığımız aylarda bin 500 dolar eksilere kadar düşen farkın bu ara 300 dolar ile başa baş noktasına geldiğini dile getiren Özcan, “Bin 500 dolara kadar oluşan fiyat avantajı ihracata yansıdı. Yüksek ihracat rakamlarına ulaşıldı ancak şimdi zirveden düşüş başladı. Zira şu ara fiyat farkı kapandı. Zaten ihracatta da artan taraf külçe altın tarafı. İşçiliğin olduğu ve üreticileri ayakta tutan işlenmiş takı ihracatında düşüş var” diye konuştu. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevherat sektörü ihracatı bu yıl ocak-eylül arasında yüzde 10,8 artışla 6,86 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>Altındaki düşüş ve yüksek faiz etkisi</h2>
<p>Gelişmenin bir diğer negatif etkisini ise yine İstanbul Sanayi odası seçimlerinde bir araya geldiğimiz İstanbul Ticaret Odası Kuyumculuk Meslek Komitesi Başkanı Ercan Özboyacı anlattı. Altın fiyatlarında yaşanan düşüş ve faiz gelirindeki yüksek getirinin yatırımcıları altından uzaklaştırdığını anlatan Özboyacı, Kapalıçarşı’da da işlerin durma noktasına geldiğini anlattı. Kapalıçarşı, son dönemde maliyenin de üzerinde büyük baskı oluşturduğu ticaret merkezlerinin başında geliyor. Özboyacı, “Tüm bu gelişmeler, bölgede ticaret yapmayı zorlaştırdı. Satışlar durma noktasında. Kapanan kuyumcu sayısı oldukça fazla. Kuyumcular kapanıyor yerine ise baharatçılar, hediyelik eşya ve esnaf arasında çakma olarak tabir edilen taklit ürünleri satan işletmeler almaya başladı” diye konuştu. Altın fiyatlarında zirveden gerileme ons bazında yüzde 28’i, gram bazında ise yüzde 18’i aştı. Uluslararası piyasalarda 29 Ocak’ta yaklaşık 5 bin 595 dolarla tarihi zirvesini gören ons altın, 27 Ekim sabahı 4 bin 1 dolar seviyesine geriledi. Böylece ons başına kayıp yaklaşık 1.594 dolara, oransal olarak yüzde 28,5’e ulaştı. Aynı dönemde spot piyasada 7 bin 816 liraya kadar yükselen gram altın, 6 bin 403 liraya inerek zirvesinin yaklaşık 1.413 lira, yani yüzde 18,1 altında kaldı. Tüm bu düşüş de yatırımcıların altından uzaklaşmasına yol açtı. Özellikle yabancı turistlere yönelik satış yapan işletmelerin artması, çarşıdaki ürün çeşitliliğini değiştirirken, geleneksel kuyumculuğun kapladığı alanın daralması endişe yaratıyor. Altın ve mücevherat sektörünün yüksek sermaye gerektiren yapısı, fiyat farkı ve satışlardaki gerilemeyle birleştiğinde kuyumcular açısından faaliyetlerini sürdürmeyi zorlaştırıyor. Buna karşılık daha düşük sermayeyle faaliyet gösterebilen ve turistlere yönelik farklı ürün gruplarında satış yapan işletmeler, boşalan ticari alanlarda kendilerine yer buluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapalıçarşı’nın geleneksel yapısı değişiyor</span></h2>
<p>Kapalıçarşı’daki dönüşümün bir başka boyutu da yüzyıllardır devam eden kuyumculuk geleneğinin geleceği. Çarşı yalnızca altın ve mücevher satılan bir alışveriş merkezi değil, aynı zamanda değerli taş, tasarım, el işçiliği ve geleneksel zanaatların bir arada bulunduğu önemli bir ticaret ekosistemi niteliği taşıyor. Kuyumcu işletmelerinin kapanması, bu nedenle yalnızca dükkan sayısındaki azalmayla sınırlı bir sonuç doğurmuyor. Mücevherat ticaretinin çevresinde faaliyet gösteren tamirciler, ustalar, taş işleme ve tasarım atölyeleri ile diğer tedarikçiler de sektördeki daralmadan etkilenme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Zira geçmiş yıllarda yalnızca kuyumcu vitrinlerinin parladığı çarşının ana caddesinde, artık belirgin şekilde hediyelik eşya dükkanları ve baharatçılar boy gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapalicarsi-vitrini-renk-degistiriyor-90722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/kapalicarsi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyetler ve altın fiyatlarında yurtdışı piyasalarla oluşan makasın ihracatı; zayıf iç talebin de iç satışları baskılaması, kuyumculuk sektörünü kepenk kapatmaya zorluyor. Kapanan kuyumcu iş yerlerinin yerini baharat, hediyelik eşya ve taklit ürün satan dükkanlar alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-oranlarinda-kademeli-inis-var-90721</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz oranlarında kademeli iniş var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ekim ayı Para Politikası Kurulu’nda politika faizinde yaptığı 100 baz puan indirim bankalarda kredi faiz oranlarına sınırlı ve mevduat faizlerine ise daha güçlü yansıdı. TCMB’nın indiriminin daha öncesinden fiyatlandığını belirten bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre faiz oranları bu yıl kademeli bir iniş seyri izliyor. TCMB’nın kredi büyüme kısıtlarını düzenleyen makroihtiyati tedbirlerinde bir değişiklik yaşanmadığı için ihtiyaç kredi faiz oranları yüksek seyrini koruyor, ticari kredilerde ise en yüksek puanlı şirketlere kısa vadede kredi faiz oranı yüzde 38- 39’a kadar indi. Yılbaşında ticari kredi faiz oranları yüzde 50’ye yakındı.</p>
<h2>Yılbaşına göre 10 puana yakın düşüş </h2>
<p>Bankacılık sektörü ticari, ihtiyaç ve taşıt kredileri büyümesinde belli sınırlamalara tabi. Bu sınırlamaları aşması bankalara yük getiriyor ve büyüme sınırları enfl asyonla mücadelede TCMB’nin en önemli araçlarından biri. TCMB bu kısıtlarda belli istisnalar sağlasa da yaptığı politika faiz indirimi kredi faiz oranlarında birebir görmek mümkün olmuyor. EKONOMİ’nin bilgi aldığı bankacılık sektörü kaynaklarına göre PPK öncesinde sektör indirimi ticari kredi faizleri dahil fiyatladı. PPK öncesi yüzde 41-42 seviyesinde olan en kısa vadeli ticari kredi faizleri şimdi yüzde 40-41 seviyelerine indi. Ve çok yüksek kredi notu olan prestijli şirketlere bu oran yüzde 38-39 bandına çekildi. Yılbaşında en kısa vadede ortalama ticari kredi faiz oranları yüzde 49-50 seviyelerinde bulunuyordu. Bankacılık sektörü kaynağı kurumsal kredilerin kademeli olarak aşağıya geldiğine dikkat çekerek yavaş olsa da şimdi yüzde 30 sonu yüzde 40 başı faizler verildiğini ve neredeyse 10 puana yakın bir indirim yaşandığını vurguladı. Aynı kaynak 1 yıldan uzun vadelerde ise ticari kredide yüzde 30’lu rakamların konuşulduğuna dikkat çekti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae17573d1baa-1793160563.png" alt="" width="162" height="498" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1757bdbf23-1793160571.png" alt="" width="328" height="264" /></p>
<h2>İhtiyaç kredi faizinde hareket kısıtlı</h2>
<p>Ticari kredi faizlerinde kademeli indirim ihtiyaç kredi faizlerinde çok gözlenmedi. Büyüme sınırlamalarının yanı sıra bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak sorununda en büyük paylardan sahip olan ihtiyaç kredileri faizlerini sektör yüksek bırakmayı tercih etti. EKONOMİ’nin takip ettiği bir yerli özel bankanın 250 bin lira üzeri 12 ay vadeli ihtiyaç kredisi faiz oranı yıla yüzde 5,89 ile başladı. Bu hafta bu oran yüzde 5,49 seviyesinde. Yılbaşına göre sadece 0.4 puanlık bir düşüş var. İhtiyaç kredi faiz oranı bu yıl en düşük seviyesini martın üçüncü haftası yüzde 5,09 ile görürken en yüksek olduğu hafta ise yüzde 6,59 ile 7 Eylül haftası oldu. Bunu takip eden hafta 1 puanın üzerinde bir düşüş yaşandı ihtiyaç kredi faiz oranlarında ve PPK sonrası yüzde 5,49 seviyesine geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mevduat faizinde 3 puanlık düşüş</span></h2>
<p>TL mevduat ise TCMB hamlelerine en hızlı tepkiyi veren taraf olarak öne çıkıyor. PPK öncesinden başlayan indirim fiyatlamalarıyla sadece 4 ayda en kısa vadede TL mevduat faiz oranı 2.25 puan geriledi. En sert düşüş ise 46-60 gün arasındaki vadede 3 puan olarak yaşandı. EKONOMİ'nin takip ettiği yerli bir özel bankanın TL mevduat faiz oranları en kısa vadede yüzde 34,5 seviyesine geldi. BU oran temmuz başında yüzde 36,75, bu yıl başında ise yüzde 37 seviyelerinde bulunuyordu. 32-45 gün ile 46-60 gün vadeler ise en çok tercih edilen vadeler olarak önce çıkarken bankalarda da daha yüksek faiz oranlarının uygulandığı vadeler oldu. 250 bin liraya kadar TL mevduat faiz oranı temmuz başında yüzde 40 seviyesine gelmişti, nisan başında ise yüzde 41 seviyesi aşılmıştı. Öyle ki daha yüklü mevduat tutarlarına bankacılık sektöründe nisan ortasında yüzde 42 faiz oranı verildi. Ağustos ortasında da daha yüksek mevduatlara 3 ay ve üzerinde yüzde 42’yi aşan TL mevduat faiz oranı teklif etti bankacılık sektörü. Bireysel tarafta TL mevduata yönelimin sürdüğünü ifade eden bankacılık sektörü kaynakları ancak son dönemde yaşanan fon krizi sonrasında hızlı bir yükseliş gözlemlemediklerini kaydetti. Kurumsal tarafta ise son dönemde döviz mevduatının öne çıktığını dile getiren kaynaklar TL işlemleri yüksek olan şirketlerin ise TL mevduatı kullandıklarını kaydetti. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-oranlarinda-kademeli-inis-var-90721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektörü TCMB politika faiz indirimini erken fiyatladı ama indirim sonrası da kredi ve mevduat faiz oranlarında hareketlilik yaşandı. TL mevduat faiz oranı 1 aydan uzun vadede yüzde 37,25 seviyesine çekildi, ticari kredi faiz oranları ise yüzde 40’ın altına yöneldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nazar-tekstilden-dongusel-ekonomi-ve-surdurulebilir-uretim-vurgusu-90763</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nazar Tekstil’den döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, Türkiye’de tüm yönleriyle atık yönetimi (TÜRKTAY) tarafından düzenlenen 16. Döngüsel Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı değerlendirmelerde, tekstil sektöründe sürdürülebilir üretim ve sıfır atık hedeflerine yönelik çalışmaları paylaştı.</p>
<p>Döngüsel ekonominin ürünün tasarım aşamasından başlayarak ham maddenin seçimi, enerji ve su tüketimi, üretim kayıpları ve ürünün kullanım ömrü sonrasındaki süreçleri kapsadığını belirten Kurtul, kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılmasının önemini vurguladı.</p>
<p>Şirketin sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca üretim tesisleriyle sınırlı olmadığını ifade eden Kurtul, iştirakleriyle birlikte 225 MW yeşil enerji üretimi gerçekleştirdiklerini belirtti. Ana hammaddeleri olan pamuğun fiyatını öngörmek amacıyla yapay zekâ destekli bir modül kullandıklarını aktaran Kurtul, kendi geliştirdikleri yerli ekstra uzun elyaf pamuk tohumunu da akıllı tarım uygulamalarıyla yetiştirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Bu yöntemle üretilen pamuğun kendi iplik fabrikalarında katma değerli ürüne dönüştürüldüğünü belirten Kurtul, tarımdan sanayiye uzanan entegre üretim anlayışına dikkat çekti.</p>
<p><strong>"Tekstil atıkları yeniden ekonomiye kazandırılıyor"</strong></p>
<p>Nazar Tekstil’in üretimdeki temel hedeflerinden birinin sıfır atığa yaklaşmak olduğunu vurgulayan Kurtul, üretim sırasında ortaya çıkan küçük yan ürünlerin dahi değerlendirilmesi için çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>Tekstil teleflerinin yeniden ekonomiye kazandırıldığını, pamuk tozuna kadar farklı malzemeler için kullanım alanları geliştirildiğini belirten Kurtul, bazı yan ürünlerin yemlik olarak değerlendirildiğini, farklı malzemelerin ise tarımda gübre yerine kullanılabildiğini söyledi.</p>
<p>Kurtul, döngüsel ekonomi anlayışının temelinde atık olarak görülen malzemelere farklı bir gözle bakmanın bulunduğunu belirterek, üretim süreçlerinde ortaya çıkan her yan ürünün yeni bir ekonomik değere dönüşme potansiyeli taşıdığına işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae1ab30a5688-1793174320.JPG" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Şirketin döngüsel ekonomi alanındaki çalışmalarının bir diğer örneğini ise Oleatex yatırımı oluşturuyor. Kalkınma bankasının yönlendirmesiyle Oleatex şirketine ortak olduklarını belirten Kurtul, bu yatırımın Nazar Tekstil’in sıfır atık vizyonuyla örtüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Zeytinyağı üretiminden geriye kalan prinanın, doğru yönetilmediğinde çevresel yük oluşturabildiğini kaydeden Kurtul, zeytin yan ürünlerinden biyobazlı yeni nesil malzemeler üretilebildiğini anlattı. Tarımsal bir yan ürünün moda, tekstil ve otomotiv sektörlerinde kullanılabilecek katma değerli vegan deri malzemelerine dönüştürülmesini, sektörler arası iş birliğinin önemli bir örneği olarak değerlendirdi.</p>
<p><strong>"Yeşil dönüşüm için finansman ve öngörülebilirlik şart"</strong></p>
<p>Döngüsel ekonominin net sıfır hedeflerine ulaşmada önemli bir araç olduğunu belirten Kurtul, yalnızca enerji kaynaklarını değiştirmenin yeterli olmayacağını, üretim biçimlerinin de dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Daha az hammadde kullanılması, üretim kayıplarının azaltılması ve malzemelerin mümkün olduğunca yeniden değerlendirilmesinin emisyonların düşürülmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>Türkiye’de dönüşümün hızlanması için sanayicinin öngörülebilir bir mevzuat ortamına ve uygun maliyetli, uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyduğunu belirten Kurtul, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin teknik destekle güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kurtul’a göre kamu, sanayi ve finans sektörü ortak bir yol haritası etrafında buluşmalı, kamu uzun vadeli hedefleri ve teşvik mekanizmalarını oluştururken sanayi kaynak verimliliğini artırmalı, finans sektörü ise çevresel ve ekonomik faydası ölçülebilen yatırımlara erişilebilir kaynak sağlamalı.</p>
<p>Döngüsel ekonominin yalnızca büyük şirketlerle sınırlı kalmaması, tedarik zincirindeki KOBİ’leri de kapsaması gerektiğini vurgulayan Kurtul, ölçülebilir hedefler ile finansmanı bir araya getiren sektör bazlı bir dönüşüm programının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Kurtul, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısının teknoloji, verimlilik, doğru finansman ve teşviklerle desteklenmesi halinde döngüsel ekonominin sanayi için önemli bir rekabet avantajına dönüşebileceğini belirtti.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, temelleri 1950’li yıllarda pamuk tarımı ve ticaretiyle atılan Nazar Tekstil, 1960’lı yıllarda çırçır fabrikasıyla sanayi üretimine geçti. Bugün yaklaşık 500 kişiye istihdam sağlayan şirket, yüzde 100 pamuk ipliği üretimi gerçekleştiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nazar-tekstilden-dongusel-ekonomi-ve-surdurulebilir-uretim-vurgusu-90763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/nazar-tekstil-yonetim-kurulu-baskani-nazli-ceylan-balduk-kurtul-1793174398.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, 16. Döngüsel Ekonomi Zirvesi’nde tekstil sektöründe kaynak verimliliği, atıkların yeniden değerlendirilmesi ve yeşil dönüşüm çalışmalarını anlattı. Kurtul, döngüsel ekonominin yalnızca geri dönüşümden ibaret olmadığını belirterek üretimin her aşamasında kaynakların verimli kullanılmasının önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-90758</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret Borsası’nda İbrahim Özhan dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nda (Bursa TB) seçim heyecanı sona erdi. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen meslek komiteleri ile meclis üyeleri seçimlerinin ardından bu kez yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği delegelerini belirlemek için sandık başına gidildi. Osmangazi 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı gözetiminde yapılan seçimde 4 yıl boyunca görev yapacak yönetim kurulu belirlenirken; seçimlerin ardından ilk toplantısını yapan Bursa TB Meclisi’nde de meclis başkanı ve meclis başkanlık divanı üyeleri ile birlikte hesapları inceleme komisyonu üyeleri belli oldu. Tek liste ile yapılan seçimde meclis üyelerinin tamamının oyunu alan İbrahim Özhan Bursa Ticaret Borsası’nın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. İbrahim Özhan başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda Erdinç Bayrakçı, İsmail Aslım, İlker Birgül, Emrah Silmez, Mustafa Aksu, Cüneyt Soylu yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae19fb683dae-1793171382.jpg" alt="" width="631" height="397" /></p>
<h2><strong>“Bu güven bizim için büyük sorumluluk”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, seçim sonuçlarının ardından yaptığı değerlendirmede, kendisine güvenen tüm üyelere teşekkür etti. Yeni dönemin önemli bir sorumluluğu beraberinde getirdiğini belirten Özhan, “Borsamızın işlem hacminin büyümesinden tarım ve gıda sektörüne yönelik projelere kadar pek çok önemli çalışmayı kendisiyle birlikte hayata geçirdik. Yeni dönemde yönetim kurulumuz, meclisimiz ve meslek komitelerimizle beraber devraldığımız hizmet bayrağını çok daha ileriye taşımak için çalışacağız. Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve Karapınar Kentsel Dönüşüm Projesi, öncelikli hedeflerimiz arasında bulunuyor. Ayrıca proje okulumuz Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Amacımız, üyelerimizin beklentilerine karşılık veren ve Bursa’ya kalıcı değer kazandıran projelerle Borsamıza hizmet etmek” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae19fd815c35-1793171416.jpg" alt="" width="671" height="447" /></p>
<h2><strong>“Meclisimiz borsamızın aklı ve vicdanıdır”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası Meclis Başkanlığına seçilen Gökhan Onur ise bu görevin onurunu ve sorumluluğunu birlikte taşıdığını belirterek, kendisine destek veren meclis üyelerine teşekkür etti. Meclisin üreticinin, tüccarın ve sanayicinin sesinin duyulduğu, farklı fikirlerin özgürce konuşulduğu ve ortak aklın ortaya çıktığı yer olduğunu vurgulayan Onur, şunları söyledi: “Meclisimiz Borsamızın aklı ve vicdanıdır. Meclis Başkanı olarak önceliğim bu ortak aklı güçlendirmek, her üyemizin sözünü söyleyebildiği katılımcı ve istişareye dayalı bir çalışma ortamını korumak olacaktır. Bursa’nın tarımsal üretimini ve ticaretini güçlendirmek, üreticimizin emeğinin karşılığını almasına ve şehrimizin ekonomik gelişimine katkı sağlamak için yönetim kurulumuz ve tüm paydaşlarımızla iş birliği içinde çalışacağız.”</p>
<p>2026-2030 döneminde meclis başkanlığına seçilen Gökhan yardımcıları Hasan Çetin ve Mehmet Korkmaz olurken, Meclis Kâtip Üyeliğine ise Mehmet Edemen seçildi. Bursa Ticaret Borsası’nın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği delegeleri ise İbrahim Özhan, Cengiz Camcı, Hakan Kırmızıay, Hikmet Bosut ve Tamer Sertepe oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-90758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/bursa-ticaret-borsasinda-ibrahim-ozhan-donemi-basladi-1793171462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa TB’de 2026-2030 dönemi yönetim kurulu belli oldu. Tek liste ile yapılan seçimde meclis üyelerinin tamamının oyunu alan İbrahim Özhan Yönetim Kurulu Başkanı seçilirken, Meclis Başkanı ise Gökhan Onur oldu. Özhan, “Devraldığımız hizmet bayrağını yeni dönemde daha yukarı taşıyacak, üyelerimize ve Bursa’ya değer katacak projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-grubunda-ust-duzey-atamalar-90741</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası Grubu&#039;nda üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş Bankası Grubu üst yönetiminde yapılan değişikliklerle İcra Kuruluna dört yeni genel müdür yardımcısı atandı.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, bankanın Yönetim Kurulu toplantısında, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Ozan Uyar, İş Yatırım Genel Müdürü Kenan Ayvacı, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Zekai Mehmet Tuğtan ve İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü Murat Doğan'ın genel müdür yardımcılığına getirilmesine karar verildi.</p>
<p>Atamalar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna (BDDK) gerekli bildirimlerin yapılması ve izinlerin alınmasının ardından geçerlilik kazanacak.</p>
<p>Ayrıca İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz'ın Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle'nin ise TSKB Genel Müdürü olarak görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Söz konusu görevlendirmeler de gerekli başvuru ve izin süreçlerinin tamamlanmasının ardından yürürlüğe girecek.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gürler Özkök de görevine bankanın İç Sistemler Koordinatörü olarak devam edecek.</p>
<p><strong>Yeni atamalar</strong></p>
<p>İş Bankasının yeni genel müdür yardımcılarından Ozan Uyar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İşletme Bölümü'nden mezun oldu.</p>
<p>Kariyerine 1997'de İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığında müfettiş yardımcısı olarak başlayan Uyar, 2006-2015'te bankanın Ticari Krediler Tahsis Bölümü'nde Müdür Yardımcısı ve Birim Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Ardından Uyar, 2015'te Krediler Portföy Yönetimi Müdürü, 2017'de Kurumsal Bankacılık Pazarlama ve Satış Müdürü, 2020'de Kurumsal Krediler Tahsis Müdürü, 2021'de ise Proje Finansmanı Müdürü görevlerini üstlendi.</p>
<p>Ozan Uyar, 2022-2025'te Maslak Kurumsal ve İstanbul Kurumsal şubelerinde müdür olarak görev yaptıktan sonra Ocak 2025'te TSKB Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Son olarak Uyar, 1 Ağustos 2025'ten bu yana TSKB Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Kenan Ayvacı da ODTÜ İşletme Bölümü'nden mezun olduktan sonra Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde iktisat alanında yüksek lisansını tamamladı.</p>
<p>İş Bankasındaki kariyerine 1998'de müfettiş yardımcısı olarak başlayan Ayvacı, 2006-2019 döneminde Sermaye Piyasaları Bölümü'nde çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundu.</p>
<p>Mayıs 2019'da İş Yatırım Genel Müdür Yardımcılığına getirilen Ayvacı, Şubat 2024'ten bu yana İş Yatırım Genel Müdürü olarak görev yapıyordu.</p>
<p>Zekai Mehmet Tuğtan da eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Tuğtan, 2001'de İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığı'nda müfettiş yardımcısı olarak çalışma hayatına başladı.</p>
<p>Bankanın bireysel bankacılık satış, ürün ve pazarlama birimlerinde yöneticilik yapan Tuğtan, 2022'de Harvard Business School Advanced Management Programı'nı tamamladı. Tuğtan, Ocak 2023'ten bu yana Anadolu Sigorta Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu olan Murat Doğan da 2000'de İş Bankası İştirakler Bölümü'nde yatırım uzman yardımcısı olarak göreve başladı.</p>
<p>Aynı bölümde 2009'da müdür yardımcısı, 2014'te birim müdürü olarak görev alan Doğan, Kasım 2021'den bu yana İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü olarak görevini sürdürdü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-grubunda-ust-duzey-atamalar-90741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Yönetim Kurulu toplantısında, TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, İş Yatırım Genel Müdürü Kenan Ayvacı, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Zekai Mehmet Tuğtan ve İş Bankası İştirakler Bölümü Müdürü Murat Doğan&#039;ın genel müdür yardımcılığına getirilmesine karar verildi. Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle ise TSKB Genel Müdürü oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-90766</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Organik süt gıda güvenliği açısından da önemli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Yaşar Holding tarafından “Organik Sütün Dünü, Bugünü ve Geleceği” başlıklı panel düzenlendi.</p>
<p>Manisa’da gerçekleştirilen panelin açılışında konuşan Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, organik sütü sadece beslenme ve sağlık açısından ele almanın eksik kalacağını belirterek, bu ürünün sürdürülebilir tarım, iklim değişikliği ve geleceğin gıda güvenliği açısından da öneme sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>Organik tarımı ve sütün ham maddeden tüketiciye ulaşana kadarki sürecini üretimden sertifikasyona, tüketimden iklim değişikliğine uzanan geniş bir perspektifle ele almalarının önemine değinen Feyhan Yaşar, Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin öncüsü olan Yaşar Topluluğu’nun kurucusu Selçuk Yaşar’ın organik süt konusunda da ilklere imza attığını ifade etti. Tarımda gıda güvenliğinin temel öncelik olması gerektiğine dikkat çeken Yaşar, “Gıdanın üretiminden işlenmesine, taşınmasından saklanmasına kadar her aşamada güvenilirlik ve kalite esas alınmalı. Organik üretim standartlarının yanı sıra hijyen, doğru işleme ve güvenli saklama koşulları da büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir bir gıda sistemi hem çevreyi korumalı hem de toplumun yeterli ve dengeli beslenme ihtiyaçlarını karşılamalı” dedi.</p>
<p>Yaşar Topluluğu olarak yalnızca kaliteli ve güvenilir gıdalar sunmayı değil; sürdürülebilir tarımı desteklemeyi, hayvan refahını artırmayı, çevresel etkilerini azaltmayı ve gelecek nesillerin beslenme ihtiyaçlarına katkıda bulunmayı önceliklendirdiklerini hatırlatan Yaşar, “Gelecek, doğayı rehber alanların ve doğayla uyum içinde yaşayanların olacak. Bu dönüşüm; üreticilerin, sanayinin ve bilinçli tüketicilerin ortak sorumluluğudur. Tüm paydaşların bilgi ve yetkinliklerini geliştirerek birlikte değer daha fazla yaratacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Manisa Vali Yardımcısı Cemil Kılınç da konuşmasında tarımsal ve hayvansal üretimin ekonomik kazanç sağlamanın yanı sıra toplumun beslenmesi ve yaşamın sürmesi için yaşamsal önem taşıdığını belirtti. Kılınç, “Üretimi yalnızca ticari kaygılarla ele alamayız; toprağı, suyu ve havayı koruyarak üretim yapmak, gelecek kuşakların haklarını gözetmek ve sürdürülebilirliği sağlamak zorundayız. Organik üretim bu anlayışın önemli bir parçası. Hayvanların yaşam koşullarından yem ve ilaç kullanımına, paketlemeden tedarik zincirine kadar her aşamada organik standartların gözetilmesi gerekir. Büyük şirketlerin tarıma yatırım yapmasını ve organik üretimi teşvik etmesini değerli buluyorum. Çiftçi eğitimleri, finansmana erişim ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi de sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<h2>Organik sütün dünü, bugünü, geleceği tartışıldı</h2>
<p>“Organik Sütün Dünü ve Bugünü” başlığıyla yapılan panelin ilk bölümünü lusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Artık yönetti. Oturumda Tarım ve Orman Bakanlığı Ziraat Mühendisi Hülya Erdemir Yağlı, ECOCERT Kalite Müdürü Yasemin Özhan, Çamlı Yem Besicilik Beydere Organik Süt İşletmesi ve Yem Satış Direktörü Cihan Daştanbek ve Pınar Süt Kalite Müdürü Birol Delibaşı konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>İkinci oturumda ise “Organik Sütün Geleceği” konusu ele alındı. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümünden Prof. Dr. Harun Reşit Uysal’ın başkanlığındaki oturumda Ulusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gürsel Dellal, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Aslı Akpınar ile Tarımsal Ürün, Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Çevik yer aldı.</p>
<p>Panele Manisa Vali Yardımcısı Cemil Kılınç, Manisa Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Karayılan, Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Pınar Süt Yönetim Kurulu Başkanı İdil Yiğitbaşı, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Gökoğlu, Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş, Yaşar Holding Başkan Yardımcısı Turgut Sarıoğlu, Pınar Et Yönetim Kurulu Üyesi Tunç Tuncer, Pınar Et ve Çamlı Yem Besicilik Başkan Yardımcısı Hüseyin Demir ve Pınar Süt Genel Müdürü Serdar Türkmen’in yanı sıra, Yaşar Holding yöneticileri, çok sayıda sektör temsilcisi ve akademisyen katıldı.</p>
<p>Katılımcılar, programın ardından Çamlı Yem ve Besicilik’in organik süt çiftliğini ziyaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-90766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/organik-sut-gida-guvenligi-acisindan-da-onemli-1793176074.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manisa’da gerçekleştirilen “Organik Sütün Dünü, Bugünü ve Geleceği” panelinde konuşan Yaşar Holding ve Çamlı Yem Besicilik Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, organik sütün yalnızca temel bir gıda ürünü olarak değil, sürdürülebilir tarım, iklim değişikliği ve geleceğin gıda güvenliği açısından da önemli olduğunu dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun-90765</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırat Görgel&#039;den Cumhuriyet Bayramı mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla kutlama mesajı yayımladı.</p>
<p>Cumhuriyet’in milletimizin bağımsızlık iradesinin, birlik ve beraberliğinin, özgür yaşama kararlılığının en güçlü simgesi olduğunu belirten Başkan Görgel, Cumhuriyet’in kazanımlarını korumanın ve gelecek nesillere aktarmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Cumhuriyet’in, Türk milletinin tarih boyunca ortaya koyduğu bağımsızlık mücadelesinin en önemli kazanımlarından biri olduğunu ifade eden Başkan Fırat Görgel, 29 Ekim’in milletimizin kendi geleceğini belirleme iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktası olduğunu kaydetti. Başkan Fırat Görgel mesajında, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, aziz milletimizin büyük fedakârlıklar, eşsiz kahramanlıklar ve sarsılmaz bir inançla verdiği Kurtuluş Mücadelesi, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetimizin ilanıyla taçlanmıştır. Cumhuriyetimiz; bağımsızlığımızın, millî egemenliğimizin, özgürlük anlayışımızın ve ortak geleceğe duyduğumuz güvenin en güçlü nişanesidir. Milletimizin hiçbir şart altında bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini ortaya koyan bu büyük kazanım, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda milletimizin ortak değerler etrafında kenetlenmesinin, geleceğe umutla bakmasının ve kendi kaderini tayin etmesinin ifadesidir. 103 yıl önce yakılan bu meşale, bugün aynı inanç ve kararlılıkla yolumuzu aydınlatmaktadır. Bizlere düşen görev ise bu büyük emanete sahip çıkmak, Cumhuriyetimizin temel değerlerini yaşatmak ve ülkemizi her alanda daha ileriye taşımak için çalışmaktır” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın İstiklal Ruhu Cumhuriyet Değerleriyle Yaşamaya Devam Ediyor”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın tarih boyunca bağımsızlık ve özgürlük mücadelesindeki öncü rolüne dikkat çeken Başkan Görgel, şehrin köklü tarihinden ve kahramanlık mirasından aldığı güçle Türkiye’nin geleceğine katkı sunmayı sürdüreceğini belirtti. Kahramanmaraş’ın Millî Mücadele döneminde ortaya koyduğu direnişin, milletin bağımsızlık konusundaki kararlılığının önemli örneklerinden biri olduğunu ifade eden Görgel, mesajını, “Kahramanmaraş, istiklal ruhunu tarihinin her döneminde yaşatmış, bağımsızlık ve özgürlük söz konusu olduğunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış bir şehirdir. Sütçü İmam’dan Rıdvan Hoca’ya, Arslan Bey’den nice kahramanımıza uzanan bu kutlu miras, bugün de bizlere yol göstermektedir. Ecdadımızın bağımsızlık uğruna ortaya koyduğu mücadele, Cumhuriyetimizin hangi büyük fedakârlıklarla kurulduğunu anlamamız açısından son derece kıymetlidir. Büyükşehir Belediyesi olarak bu tarihî mirasa sahip çıkıyor; şehrimizin gelişmesi, hemşehrilerimizin refahının artırılması ve çocuklarımızın daha güçlü bir geleceğe hazırlanması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şehrimizin istiklal ruhunu, dayanışma kültürünü ve köklü medeniyet birikimini gelecek nesillere aktarmayı önemsiyoruz. Cumhuriyetimizin temel değerlerinden aldığımız güçle Kahramanmaraş’ımızı her alanda daha ileriye taşımak için gayret göstermeye devam edeceğiz” cümleleriyle sürdürdü.</p>
<p><strong>“Ecdadımızı Minnet ve Şükranla Anıyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, mesajının sonunda Cumhuriyet’in kuruluşunda emeği bulunan tüm kahramanları rahmet ve minnetle andı. Görgel, “Bu anlamlı günde, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele kahramanlarımızı, vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızı yürekten kutluyor; ülkemizin ve milletimizin birlik, beraberlik, huzur ve kardeşlik içerisinde nice bayramlara ulaşmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun-90765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-1779794328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in kuruluşunun 103’üncü yıl dönümü dolayısıyla kutlama mesajı yayımlayan Başkan Görgel, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarımızı, vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-faaliyet-izinleri-ile-yetki-belgesi-iptal-edldi-90764</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Yatırım&#039;ın faaliyet izinleri ile yetki belgesi iptal edldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bültenine göre, kurul sermaye piyasalarında izinsiz olarak faaliyette bulunulmasının engellenmesi amacıyla 5 internet sitesine erişim engeli getirilmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını kararlaştırdı.</p>
<p>50 gerçek kişi hakkında suç duyurusında bulunulmasına, 51 gerçek kişi ve Aura Portföy Yönetimi Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Tera Portföy Yönetimi AŞ ve MAG Tarımsal Ürünler Pazarlama ve Ticaret AŞ hakkında borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı getirilmesine hükmeden SPK, 31 gerçek kişi hakkında lisans iptali cezası uygulanmasına karar verdi.</p>
<p>Kurul, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin tüm faaliyet izinlerinin ve yetki belgesinin iptal edilmesine, yatırımcılarının tazminine ve şirketin tedrici tasfiyesine hükmetti.</p>
<p>SPK ayrıca Piramit Menkul Kıymetler AŞ’nin sermayesinin 300 milyon liradan 500 milyon liraya artırılmasına yönelik esas sözleşme değişikliğine izin verilmesi talebiyle yapmış olduğu başvurunun olumlu karşılanması yönünde karara vardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-faaliyet-izinleri-ile-yetki-belgesi-iptal-edldi-90764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tera-pusula-1789483293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Tera Yatırım&#039;ın tüm faaliyet izinlerinin ve yetki belgesinin iptal edilmesine, yatırımcılarının tazminine ve şirketin tedrici tasfiyesine hükmetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-9-aylik-cirosu-1515-milyar-lira-90761</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;ın 9 aylık cirosu 151,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yaptığı duyuruda, yılın 9 ayına ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirketin cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artışla 151,5 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde alınan yeni işler 14 milyar dolar oldu. İhracat odaklı büyüme stratejisini kararlılıkla sürdüren ASELSAN’ın imzaladığı yeni ihracat sözleşmeleri yüzde 34 artarak 1,9 milyar dolara çıktı. Şirket tarihinde bakiye siparişlerde ilk defa 30 milyar dolar seviyesi aşıldı.</p>
<p>Bu yılın 9 ayındaki yatırımlar yüzde 228 artarak 684 milyon dolara yükseldi. Açıklamaya göre, güçlü sipariş portföyü, üretim kapasitesini artıran yatırımlar ve AR-GE harcamalarındaki artış, ASELSAN’ın sürdürülebilir büyümesini destekleyen başlıca unsurlar olarak öne çıktı.</p>
<p>Açıklamada, "Yılın 9 ayında elde edilen hasılatta hava savunma, radar, elektronik harp sistemleri, su altı sistemleri, yapay zeka destekli kent güvenliği sistemleri, güdümlü mühimmat sistemleri, elektro-optik ve haberleşme teknolojileri belirleyici rol oynadı. Söz konusu büyümeyi ASELSAN’ın yüksek teknolojiye sahip ürünlerine yönelik artan talep destekledi. Alınan işlerin, satışlara oranı bu yılın 3. çeyreğinde 4,4’e yükseldi. ASELSAN’ı geleceğe hazırlayan tasarım ve üretim için gerekli kritik altyapı ve tesislere yönelik yatırımlar bu dönemde önemli ölçüde hız kazandı. Güçlü büyümesini operasyonel mükemmellik, yüksek teknoloji ve kurumsal dönüşüm odağıyla destekleyen ASELSAN, verimlilik göstergelerinde de güçlü bir performans sergiledi. Şirketin FAVÖK marjı, geçen yılın aynı dönemine göre 190 baz puan artarak yüzde 26,8 seviyesine yükseldi. 2025 yıl sonuna göre şirketin ticari alacakları yüzde 11 azaldı. Söz konusu alanlardaki iyileşmeler ASELSAN’ın güçlü bilanço yapısını destekledi. Aynı dönemde ASELSAN’ın FAVÖK tutarı da yüzde 38 artarak 40,6 milyar liraya ulaştı. Verimlilik artışı sağlayan uygulamaların kararlılıkla yürütülmesi, ürün portföyü içindeki kritik ve giriş bariyeri yüksek teknolojilere yönelik dönüşüm, ASELSAN’ın büyümesine ve operasyonel marjlarının korunmasına önemli katkı sağladı. Aynı dönemde ASELSAN’ın kişi başı hasılatında dolar bazında yüzde 4 artış görüldü." denildi. </p>
<p><strong>AR-GE harcamaları 1,3 milyar dolar seviyesine yükseldi</strong></p>
<p>Artan bakiye siparişlerle beraber yılın 9 ayında ASELSAN’a ilave üretim kabiliyeti ve ölçek kazandıracak yatırımların kesintisiz bir şekilde devam ettiği belirtildi. Oğulbey Teknoloji Üssü ve mevcut yerleşkelerde gerçekleştirilen yatırımlar arttığı ifade edilen açıklamaya göre, bu yatırımlar ASELSAN’ın büyüyen sipariş hacmini karşılamasına ve sürdürülebilir büyümesine destek oluyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "2025'te temeli atılan ve Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayii yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü’nün ilk fazı bu dönemde faaliyetlerine başladı. Benzer şekilde Güdümlü Mühimmat Sistemleri Üretim Merkezi gibi birçok yeni yatırım bu dönemde devreye alındı. Hava, deniz ve kara savunma sistemlerinin üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Devreye alınan ve devam eden yatırımlar ile birlikte ASELSAN'ın teslimat kapasitesi, hız ve kalite kabiliyeti artırıldı. ASELSAN’ın gerçekleştirdiği AR-GE harcamaları ilgili dönemde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artarak 1,3 milyar dolar seviyesine yükseldi. Özellikle uydu teknolojileri, kuantum hesaplama teknolojileri, su altı teknolojileri, yüksek güçlü mikrodalga teknolojileri, mikroelektronik sistem teknolojileri, akıllı mühimmat ve itki sistem teknolojileri gibi giriş bariyeri yüksek alanlara yönelik yatırımlar hız kazandı."</p>
<p><strong>ASELSAN’ın finansman giderleri yüzde 10,3 azaldı</strong></p>
<p>Şirketin operasyonel nakit akışı 2026 yılının 9 ayında 23 milyar lira olarak gerçekleşti. Söz konusu dönemde ASELSAN’ın finansal borçlarının aktifleri içerisindeki payı yüzde 14 oldu. Etkin finans yönetimi ve geliştirilen yeni stratejiler ile ASELSAN’ın finansman giderlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,3 azaldığı bildirildi.</p>
<p>Özkaynak oranı yüzde 55 seviyesinde olan ASELSAN, bu alanda sektör ortalamalarının üzerindeki konumunu sürdürdü. ASELSAN’ın bilanço büyüklüğü 2025 yıl sonuna göre yüzde 15 arttı. Güçlü bilanço yönetimi, verimlilik artışı sağlayan uygulamalar ve sürdürülen finansal disiplin ile yılın 9 ayında ASELSAN’ın özkaynak kârlılığının 400 baz puan artarak yüzde 16,6’ya yükseldiği, aktif kârlılığının ise yüzde 9’a yükselerek, sermaye ve varlık verimliliğinde önemli bir iyileşme kaydedildiği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Küresel rekabette daha güçlü bir ASELSAN hedefiyle ilerliyoruz"</strong></p>
<p>ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, 2026'nın, ASELSAN için yalnızca büyüdüğü değil, büyümenin ölçeğini değiştirdikleri bir yıl olduğunu söyledi.</p>
<p>aselsaneXt ile ortaya koydukları dönüşümün siparişlerden yatırımlara, üretim kapasitesinden teknolojik derinliğe kadar şirketin tamamında karşılık bulduğunu ifade eden Akyol, "Bugünün ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine geçtik. Yarının taleplerine cevap verecek kapasiteyi, bugünden oluşturuyoruz. Daha hızlı, daha verimli ve küresel rekabette daha güçlü bir ASELSAN hedefiyle ilerliyoruz." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Akyol, istikrarlı büyümenin yanı sıra büyüme hızının da arttığını belirterek, dolar bazında 3. çeyrek büyüme rakamlarına bakıldığında, 2024’te yüzde 18, 2025’te yüzde 29 ve bu yıl yüzde 42 büyüdüklerini açıkladı.</p>
<p>Büyümede ve birçok iş hacmi göstergesinde sektörün global ortalamalarının çok çok üstünde performans gösterdiklerini kaydeden Akyol, "Nitekim Ağustos ayında açıklanan Defense News Top 100 listesinde üç basamak yükselerek 40’ıncı sıraya yerleştik. Forbes Global 2000 listesine giren ilk Türk savunma sanayi şirketi olduk. Benzer şekilde, global yatırım kuruluşlarının raporlarında da şirketimizin başarılarına dikkat çekiliyor." açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>"Büyümenin yalnızca hacmine değil, niteliğine de bakıyoruz"</strong></p>
<p>ASELSAN Genel Müdürü Akyol, hasılat ve FAVÖK marjındaki iyileşmelerde yapay zekanın süreçlerde etkin kullanımı, dijital dönüşümün katkıları ve ürün portföyünde daha yüksek katma değerli ürünlerin payının artmasının etkili olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Ölçeğin büyürken operasyonel marjların gelişmesinin özellikle kıymetli olduğunu vurgulayan Akyol, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sonuçlar, daha fazla işi başarmanın yanında, yüksek katma değerli işleri daha verimli şekilde gerçekleştirdiğimizi de ortaya koyuyor. Biz büyümenin yalnızca hacmine değil, niteliğine de bakıyoruz. Daha büyük bir şirket olurken daha verimli bir yapıya ulaşmak, aselsaneXt ile hedeflediğimiz dönüşümün en önemli göstergelerinden biri. Sipariş tarafında ASELSAN tarihinde yeni rekorlara imza attık. Alınan işin satışlara oranımızın 4,4’e yükselmesi, önümüzdeki yıllara uzanan iş hacmimizin önemli göstergelerinden biri. Bu oran bize yalnızca bugünkü talebin gücünü değil, önümüzdeki dönemin büyüme potansiyelini de gösteriyor. Satışlarımızın çok üzerinde yeni iş alıyor olmamız, önümüzde uzun ve güçlü bir iş yükü bulunduğuna işaret ediyor. Bundan sonraki temel sorumluluğumuz, bu portföyü zamanında teslimata, yeni kapasiteye ve teknolojik üstünlüğe dönüştürmek.</p>
<p>Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayii yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü’nün ilk fazını faaliyete aldık. Güdümlü Mühimmat Sistemleri Üretim Merkezi gibi yeni tesislerimizi devreye sokarken robotik ve otomasyon altyapımızı da geliştiriyoruz. Buradaki yaklaşımımız çok net: Siparişlerin, kapasitemizin önüne geçmesini beklemiyoruz. Talebin geleceği noktayı öngörerek altyapımızı bugünden hazırlıyoruz. Siparişi kapasiteye, kapasiteyi geleceğe dönüştürüyoruz."</p>
<p>Akyol, uydu teknolojilerinden kuantum hesaplama teknolojilerine, su altı sistemlerinden yüksek güçlü mikrodalga ve mikroelektronik teknolojilerine kadar giriş bariyeri yüksek alanlara yatırım yaptıklarını, Antalya’da düzenlenen Uluslararası Uzay Kongresinde alçak yörünge uydu konseptini ilk defa tanıttıklarını belirtti.</p>
<p>Kuruluşundan bu yana TSK’nın karada, denizde ve havada haberleşmesini sağlayan ASELSAN'ın, bundan sonra uydu haberleşme hizmetini de sağlayacağını ifade ederek, "ASTRALINK adını verdiğimiz projemiz uluslararası camianın da yoğun ilgisini çekti. Teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecek, ihracatta bizi daha yukarı taşıyacak ve yeni kabiliyet alanları açacak bu tür yeni teknoloji alanlarına odaklanmayı sürdüreceğiz." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Akyol, yatırımları gerçekleştirirken finansal disiplinden taviz vermemeyi temel önceliklerden biri olarak gördüklerini ifade ederek, "Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yatırımın neredeyse iki katını bu yılın ilk üç çeyreğinde gerçekleştirmiş olduk. Yatırım temposunun bu ölçüde yükseldiği bir ortamda finansal istikrarımızı başarıyla sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bugün ASELSAN’a ve geliştirdikleri sistemlere hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda giderek artan bir ilgi olduğunu belirten Akyol, bu ilgiyi stratejik bir gelişme olarak gördüklerini ve savunma bütçelerinin arttığı, ülkelerin tedarik güvenliğini ve teknolojik egemenliği daha fazla önemsediği bir dönemde ASELSAN’ın geniş ürün portföyünün önemli bir avantaj sağladığını kaydetti.</p>
<p>Akyol, kurumsal yönetim anlayışı ve özveriyle çalışan nitelikli personellerle ASELSAN’ı bugünlere getirdiklerini ifade ederek, "Hedefimiz açık: ASELSAN’ı dünyanın önde gelen savunma teknolojisi şirketlerinden ve güçlü küresel teknoloji markalarından biri haline getirmek." açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-9-aylik-cirosu-1515-milyar-lira-90761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/ahmet-akyol-1772512731.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN&#039;ın cirosunun 9 ayda geçen yıla göre yüzde 28 artarak 151,5 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Ahmet Akyol, &quot;Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yatırımın neredeyse iki katını bu yılın ilk üç çeyreğinde gerçekleştirmiş olduk. Yatırım temposunun bu ölçüde yükseldiği bir ortamda finansal istikrarımızı başarıyla sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-gm-kaan-gur-9-ayda-kredi-destegini-3-trilyon-35-milyar-liraya-cikardik-90760</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank GM Kaan Gür: 9 ayda kredi desteğini 3 trilyon 35 milyar liraya çıkardık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Genel Müdür Kaan Gür, üçüncü çeyrekte artan jeopolitik belirsizliklere bağlı olarak enerji fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesinin, küresel ekonomi ve finansal piyasalar üzerinde etkili olmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Güçlenen enflasyon riskleri karşısında gelişmiş ülke merkez bankalarının daha sıkı bir parasal duruşa yöneldiğini aktaran Gür, "Küresel finansal koşulların sıkılaştığı bu ortamda, yurt içinde dezenflasyon sürecinde kaydedilen ilerleme ve makroekonomik dengelenmenin güçlenmesiyle ekonomi yönetimimiz tarafından kademeli normalleşme adımları atıldı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Gür, küresel belirsizliklerin yüksek seyrettiği söz konusu dönemde Türk ekonomisine ve müşterilerine desteklerini kararlılıkla sürdürmeye devam ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026 yılının 9 ayında ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 2 trilyon 334 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 3 trilyon 35 milyar lira seviyesine çıkardık. Toplam mevduatımız 2 trilyon 641 milyar liraya, aktiflerimiz ise 4 trilyon 198 milyar liraya ulaştı. Yüzde 16,7 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız, 2026 yılının 9 ayında 16 milyar 897 milyon lira vergi gideri sonrası 45 milyar 933 milyon lira konsolide net kâr elde etti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-gm-kaan-gur-9-ayda-kredi-destegini-3-trilyon-35-milyar-liraya-cikardik-90760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/kaan-gur-1763720927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın finansal sonuçları hakkında değerlendirmelerde bulunan Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, &quot;2026 yılının 9 ayında ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 2 trilyon 334 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 3 trilyon 35 milyar lira seviyesine çıkardık.&quot; dedi. Gür, bu dönemde 16,9 milyar lira vergi gideri sonrası 45,9 milyar lira konsolide net kâr elde ettiklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-avdagicin-rakibi-sandiga-takildi-90751</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO&#039;da Avdagiç&#039;in rakibi sandığa takıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’nin, 800 bini aşkın üyesiyle en büyük odası konumundaki İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO), gelecek dört yıl görev yapacak Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerini belirleyecek meslek komiteleri için dün seçim yapıldı.</p>
<p>Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılan seçimler, yağmurlu havaya rağmen yoğun katılıma sahne oldu. Toplam 303 sandıkta gerçekleştirilen oylama sonucunda 80 meslek komitesinin 270’i meclis üyesi olmak üzere toplam 620 üyesi belirlendi. Komitelerin 21’inde tek listeyle seçime gidilirken, kalan 59 komitede iki veya daha fazla liste yarıştı. Yaklaşık 50 bin oyun kullanıldığı seçimlerde mevcut İTO Başkanı Şekib Avdagiç, yarıştığı komitede açık farkla kazanırken başkanlık için adaylığını açıklayan Kaptan Mustafa Can, yaklaşık 100 oy farkla kaybetti. Seçimlerde en yoğun rekabetin yaşandığı komiteler arasında 16 No’lu Oteller, 17 No’lu Restoran ve Yiyecek-İçecek Hizmetleri, 24 No’lu Lojistik Hizmetleri, 37 No’lu Kumaş, 4 No’lu Altyapı ve İnşaat ile 45 No’lu Konut İnşaatı komiteleri yer aldı. </p>
<p>Günün ilerleyen saatlerinde Kumaş Meslek Komitesi’nde kısa süreli bir arbede yaşandı. Bunun dışında sakin geçen seçimler, saat 17.00 itibarıyla sona erdi. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, çift listenin yarıştığı 68 No’lu Plastik ve Kauçuk Meslek Komitesi’nde yer aldı. Başkanlık için aday olan Kaptan Mustafa Can ise yine çift listenin yarıştığı 24 No’lu Lojistik Hizmetleri Komitesi’nde mavi listeyle seçime girdi.</p>
<p>80 komite ve 303 sandıktaki oyların sayımı yaklaşık bir saat sürdü. Sonuçlara göre, önemli komitelerden 61 No’lu Teknik Hırdavat Komitesi’nde Dursun Topçu’nun listesi, 51 No’lu Ayakkabı ve Ayakkabı Yan Sanayi Komitesi’nde Sait Salıcı’nın yer aldığı liste kazandı. En büyük komiteler arasında bulunan 1 No’lu Perakende Ticaret Komitesi’nde Yavuz Altun’un listesi seçimi önde tamamlarken, 38 No’lu Hazır Giyim Komitesi’nde beyaz listeyle yarışan Gıyasettin Eyyüpkoca’nın listesi galip geldi. 69 No’lu Kimyevi Maddeler Komitesi’nde ise Tayfun Koçak’ın listesi kazandı.</p>
<h2>İTO başkanlığı 4 Kasım’da belirlenecek </h2>
<p>Meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin tamamlanmasının ardından gözler, İTO’nun yeni yönetimini belirleyecek ikinci aşamaya çevrildi. Seçim takvimine göre sandıklar, 4 Kasım 2026 Çarşamba günü 09.00- 12.00 saatleri arasında yeniden kurulacak. Mazbatalarını alan meclis üyeleri, İTO’nun gelecek dört yıllık döneminde görev yapacak Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerinin yanı sıra Disiplin Kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegelerini seçecek. Ardından yapılacak ayrı bir seçimle Oda’nın Meclis Başkanı ve Meclis Başkanlık Divanı da belirlenecek.</p>
<h2>Avdagiç’ten ilk mesaj</h2>
<p>İTO Başkanı Şekib Avdagiç, sabah saatlerinde oyunu kullandı. Avdagiç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 144 yıllık geçmişe sahip İTO’nun seçimlerinin demokratik temsilin güçlü biçimde ortaya çıktığı bir süreç olmasını temenni etti. Seçimlere katılarak iradelerini sandığa yansıtan üyelere teşekkür eden Avdagiç, seçimlerin İstanbul iş dünyası ve İTO camiası için hayırlı olmasını diledi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itoda-avdagicin-rakibi-sandiga-takildi-90751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/ito-1793168988.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;da Yaklaşık 50 bin oyun kullanıldığı Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerini belirleyecek meslek komiteleri seçimlerinde mevcut Başkanı Şekib Avdagiç, açık farkla kazanırken başkanlık için adaylığını açıklayan Kaptan Mustafa Can, yaklaşık 100 oy farkla kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-90746</guid>
            <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİSK Başkanı Çerkezoğlu: Emeklilerin sorunları pansuman tedbirlerle çözülemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Genel Başkan Yardımcısı, Genel İş Sendikası Genel Başkanı Remzi Çalışkan, Attalos Anıtı'nda vatandaşlara seslendi.</p>
<p>Antalya’da yaşanan hortum nedeniyle konteynerde hayatını kaybeden 4 işçinin ailesine başsağlığı dileyen Çerkezoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya'da, COP 31 zirvesi toplanacak. BM İklim Krizi Zirvesi öncesinde Antalya'da, Türkiye'nin dört bir yanında yaşadıklarımız kuşkusuz bir tesadüf değil. İklim krizi artık sadece geleceğe ilişkin bir tehdit değildir. İklim krizi bugün işçilerin yaşam hakkını doğrudan etkilemektedir. Bu aşırı hava olayları, aşırı sıcaklar, seller, fırtınalar, yangınlar özellikle açık havada şantiyelerde çalışan işçilerin sağlığını ve güvenliğini açıkça tehdit etmektedir. İklim krizi o nedenle sadece bir çevre sorunu değildir. Aynı zamanda bir emek sorunudur, işçi sorunudur ve bir bölüşüm meselesidir, bir adalet meselesidir.’’</p>
<p><strong> "Vergide, gelirde adalet istiyoruz"</strong></p>
<p>Çalışanlar olarak gelirde, vergide, ülkede adalet istediklerini ifade eden Çerkezoğlu, ‘’Çünkü bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini, üretenler olarak işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar, gençler olarak geçinemiyoruz. Bu ülkede temel mesele bölüşüm meselesidir. Ülkemiz yoksul olduğu için değil, ülkemiz fakir olduğu için değil, adaletin terazisi bozulduğu için geçinemiyoruz’’ dedi.</p>
<p>Çalışanların, hayat pahalılığı karşısında eriyen ücretlerle hayatta kalmaya çalıştığını dile getiren Arzu Çerkezoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu da yetmiyormuş gibi ağır vergi yükü nedeniyle Ocak ayında aldığımızı Mayıs'ta, Haziran'da, Haziran'da aldığımızı Kasım'da Aralık'ta alamıyorsak gelirde, vergide, ülkede adalet mücadelesi, ülkenin geleceğinin mücadelesidir. Vergide adalet istiyoruz. Türkiye'de öyle bir düzen kurdular ki bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. O kadar büyük bir adaletsizliğin yaşandığı bu ülkede evet biz diyoruz ki bu düzen böyle gitmez.’’</p>
<p> Çerkezoğlu, Türkiye'de 13 milyona yakın işsiz olduğunu, 4,5 milyon kişinin haftada 40 saatten daha az, yarı zamanlı, esnek, güvencesiz işlerde, çalıştığını, 5,5 milyon insanın da çalışmak istediği halde iş bulamadığı için çalışamadığını dile getirdi.</p>
<p>İşsizlik Sigortası Fonu’nun ‘İşveren Fonu’na dönüştüğünü anlatan Arzu Çerkezoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’13 milyona yakın işsizin olduğu bir ülkede, işsizler için yaratılmış en önemli sigortalardan birisi olan İşsizlik Sigortası Fonu, işveren fonuna dönüştürülmüş durumdadır. İşsizlik Sigortası Fonu işçilerindir, işsiz işçiler içindir.  İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere yapılan ödemeler son bulmalı, fonun amacı dışında kullanılmasına son verilmelidir.’’</p>
<p><strong>"2027 bütçesinde faize kaynak var"</strong></p>
<p>Türkiye’nin yoksul, fakir olduğu için değil, adaletle bölüşmediği için, gelirde, vergide adalet olmadığı için yoksullaştığını anlatan Çerkezoğlu, şöyle devam etti.</p>
<p> ‘’2027 bütçesi meclise sunuldu. Komisyonlarda görüşülmeye başlandı. Görüyoruz ki 2027 bütçesinde faize kaynak var, sermayeye kaynak var. 2027 bütçesinde sermayenin talepleri var. Ama işçiler yok, emekçiler yok, emekliler yok, kadınlar yok, gençler yok. Bu ülkede üretim var, bu ülkede kaynak var, bu ülkede birikim var. Gelirde, vergide, ülkede adalet diyoruz.’’</p>
<p><strong>"Emeklilerin sorunu üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez"</strong></p>
<p>Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin arttırılmasını, sendikalaşmanın, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istediklerini anlatan Çerkezoğlu, taleplerini şöyle dile getirdi:</p>
<p>‘’Biz vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi istiyoruz. Vergide adalet olmadan gelirde adalet olmaz. Bu politikaların, bu ağır tablonun bu kara tablonun en ağır bedellerinden birisini ödeyenler emekliler. Bu ülkede emekliler bir yük olarak görülüyor. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası emeklilerle ilgili bazı açıklamalar yapıldı. Emeklilere çeşitli müjdeler veriliyor. Emeklilerin sorunları birtakım pansuman tedbirlerle ya da emeklilere yapılacak üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez.’’</p>
<p>Emeklilik sistemin tepeden tırnağa yeniden kurulması gerektiğini ifade eden Çerkezoğlu, ‘’Bu pansuman tedbirlerle ya da üç beş bin liralık artışlarla değil emekli aylıklarındaki bu erimeyi yaratan sistem tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. Emekli aylıklarında aylık bağlama oranı yükseltilmelidir. Emekli aylıklarının milli gelirden aldığı pay arttırılmalıdır. İntibak yasası çıkartılmalı ve mevcut emekliler açısından da daha fazla prim ödeyenin daha az ücret aldığı, emekli aylıkları arasındaki dengesizlikler ortadan kaldırılmalıdır. Memur emeklilerine seyyanen zam yansıtılmalı ve bu konudaki mağduriyetlere son verilmelidir’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-90746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/disk-baskani-cerkezoglu-emeklilerin-sorunlari-bir-takim-pansuman-tedbirlerle-cozulemez-1793167085.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, &quot;Bu ülkede emekliler bir yük olarak görülüyor. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası emeklilerle ilgili bazı açıklamalar yapıldı. Emeklilere çeşitli müjdeler veriliyor. Emeklilerin sorunları birtakım pansuman tedbirlerle ya da emeklilere yapılacak üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-90710</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 17:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmaris, Eurasia Turizm Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA </strong></p>
<p>Marmaris’in turizm sezonunu yaz aylarının dışına taşıyarak dört mevsime yaymaya yönelik çalışmaları sürerken, kent ulusal ve uluslararası turizm profesyonellerini buluşturacak yeni bir organizasyona hazırlanıyor.</p>
<p>Dünya turizminin köklü meslek kuruluşlarından SKAL tarafından düzenlenen 1. Eurasia Turizm Zirvesi, SKAL Marmaris Kulübü ev sahipliğinde 20-22 Kasım 2026 tarihlerinde Marmaris’te gerçekleştirilecek. Elegance Otel’de “Yerel Değerlerde Markalaşma” temasıyla düzenlenecek zirve, Türkiye’nin farklı turizm destinasyonlarından kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, özel sektör temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve turizm profesyonellerini bir araya getirecek.</p>
<h2>“Marmaris’i 12 ay yaşayan bir kent haline getireceğiz”</h2>
<p>Marmaris’in turizm potansiyelini yılın tamamına yaymayı hedeflediklerini belirten Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, sonbahar ve kış aylarında düzenlenen organizasyonların kent ekonomisi ve turizmi açısından önem taşıdığını söyledi. Turizm paydaşlarıyla yürütülen ortak çalışmaların karşılığını almaya başladıklarını ifade eden Ünlü, “Marmaris’i yalnızca yaz aylarında değil, yılın 12 ayı yaşayan ve önemli organizasyonlara ev sahipliği yapan bir kent haline getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Belediyemizin ve turizm paydaşlarımızın ortak çabalarıyla Marmaris’in sonbahar ve kış aylarında da öne çıkması için attığımız adımların karşılığını görmekten mutluluk duyuyoruz. Turizmin geleceğinin, yerel değerlerin ve sürdürülebilir turizmin ele alınacağı bu önemli buluşmanın kentimize değer katacağına inanıyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b619137d9-1793111577.jpeg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<h2>“Yerel değerler markalaşmada güçlü bir potansiyele sahip”</h2>
<p>Zirvenin Türkiye’nin farklı turizm destinasyonları arasında bilgi ve deneyim paylaşımını artırmayı amaçladığını belirten Uluslararası SKAL Dernekleri Federasyonu Başkanı Emre Gezgin, “Yerel değerlerin turizm markalaşmasında son derece güçlü bir potansiyele sahip olduğu Marmaris’te bu önemli organizasyonu düzenliyoruz” dedi. SKAL Marmaris Kulübü Başkanı Süleyman Yıldız ise organizasyonun turizm sektörünün farklı paydaşlarını ortak bir vizyonda buluşturacağını belirterek, “Tüm turizm paydaşlarımızı bu ortak vizyonun bir parçası olmaya davet ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-90710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/marmaris-eurasia-turizm-zirvesine-ev-sahipligi-yapacak-1793111520.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmaris, turizm sezonunu 12 aya yayma hedefi doğrultusunda önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. SKAL tarafından 20-22 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek 1. Eurasia Turizm Zirvesi’nde yerel değerlerin markalaşması, sürdürülebilir turizm ve destinasyonların gelişimi ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;AB, korunma önlemleri çelik ihracatını düşürdü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 9 yıldır ihracat liderliğini sürdüren Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği (EDDMİB), 2026 yılının ocak-eylül döneminde 1 milyar 918 milyon dolarlık ihracata ulaştı. Demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracatı yüzde 23 artarken, Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının yarattığı fiyat baskısıyla çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. Demirdışı metallerdeki büyümenin çelikteki kaybı büyük ölçüde telafi ettiğini belirten EDDMİB Başkanı M. Fatih Uysal, Avrupa pazarındaki kısıtlamaların alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getirdiğini vurgulayarak, yıl sonunda 2,5 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşmayı öngördüklerini söyledi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının çelik ihracatçıları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Uysal, “Küresel pazarlardaki fiyat baskısına yurt içindeki yüksek üretim, enerji ve finansman maliyetleri de ekleniyor. Özellikle Avrupa pazarındaki kısıtlamalar, alternatif pazarlara yönelmeyi zorunlu hale getiriyor. 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni AB kota rejiminin etkilerini yılın kalan döneminde daha belirgin hissedeceğiz. Önceliğimiz, mevcut pazarlarımızı korurken yeni pazarlarda kalıcı iş bağlantıları kurmak ve katma değerli üretimle rekabet gücümüzü artırmak” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin kaliteli, rekabetçi ve esnek üretim gücüyle Fas’ın artan yatırım ve tedarik ihtiyaçlarına güçlü bir çözüm ortağı olabileceğine değinen Uysal, “Fas’ı, Afrika kıtasının istikrarlı büyüme gösteren ve bölgesel ticaret açısından stratejik konumunu güçlendiren ülkelerinden biri olarak hedef pazarlarımız arasında değerlendiriyoruz. Fas, aynı zamanda Batı Afrika’ya da giriş kapısı konumunda. Fas’a 10 firmamızla gittik. 13 Ekim 2026 Salı günü Türk ihracatçılarıyla Faslı ithalatçıların ikili iş görüşmeler gerçekleştirdik.”</p>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2026 yılı ocak – eylül döneminde ihracatında ürün kategorilerinde; demir-çelik inşaat aksamı 286 milyon dolarla ilk sırada yer alırken, demir-çelik profil ihracatı 202 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. İhracatını istikrarlı bir şekilde artıran bağlantı elemanları sektörü yüzde 6’lık artışla 194,3 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı.</p>
<p>Demirdışı metaller kategorisinde bakır ihracatı yüzde 28’lik artışla 284 milyon dolardan 365 milyon dolara sıçrarken, alüminyum ihracatı yüzde 15’lik yükselişle 111 milyon dolardan 127 milyon dolara ilerledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ab-korunma-onlemleri-celik-ihracatini-dusurdu-90707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/fatih-uysal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 9 aylık ihracatı 1 milyar 918 milyon dolara ulaşırken, çelik ihracatı yüzde 14 geriledi. EDDMİB Başkanı Fatih Uysal, AB’nin ithalat kotaları ve küresel rekabet baskısının sektörü zorladığını belirterek, yeni pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknopark İzmir&#039;de 1 milyar dolarlık ihracat hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), İzmir'in teknoloji geliştirme kapasitesini güçlendirmek ve üniversite-sanayi iş birliğini artırmak amacıyla İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ve Teknopark İzmir'i ziyaret etti.</p>
<p>ESİAD Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Yuvarlak Masası'nın katkılarıyla düzenlenen programda, teknoloji girişimlerinin büyüme potansiyeli, yüksek katma değerli üretim ve ihracat olanakları değerlendirildi.</p>
<h2>“Teknolojik birikim ekonomik değere dönüşmeli”</h2>
<p>Üniversitelerde üretilen bilginin ticarileştirilmesinin yüksek katma değerli üretim açısından önemine dikkat çeken ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, “İzmir, güçlü sanayi altyapısı, köklü üniversiteleri ve gelişen teknoloji ekosistemiyle önemli bir potansiyele sahip. Bu birikimi teknoloji geliştiren, geliştirdiği teknolojiyi ticarileştirebilen ve uluslararası pazarlarda büyüyebilen bir yapıya dönüştürmeliyiz. Özellikle yapay zekâ ve dijital teknolojilerde girişimlerin yenilikçi yaklaşımıyla sanayimizin üretim deneyimini bir araya getirebilirsek önemli bir rekabet üstünlüğü sağlayabiliriz. Üniversiteler, teknoloji geliştirme merkezleri ve iş dünyası arasında daha güçlü iş birlikleri kurarak bilimsel birikimi yüksek katma değerli üretime, nitelikli istihdama ve ihracata dönüştürmeliyiz” dedi.</p>
<h2>“Hedefimiz 1 milyar dolarlık ihracat”</h2>
<p>Teknopark İzmir'in son yıllarda yüksek teknoloji ihracatında önemli bir büyüme kaydettiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, “Teknoparkımızda faaliyet gösteren firma sayısı 140'tan 355'e, çalışan sayısı ise 800'den 3 bin 200'e yükseldi. 2018 yılında 1,5 milyon dolar olan yıllık ihracatımız, bu yıl 1 Ekim itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Hedefimiz, 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü haline gelmek. Teknoparkımızdan Ege Bölgesi'nin ilk unicorn girişiminin çıkması da oluşturduğumuz ekosistemin başarısını ortaya koyuyor. Yapay zekâyı stratejik bir alan olarak görüyor, bu nedenle bütün bölümlerimizde birinci sınıftan itibaren yapay zekâ ve girişimcilik derslerini zorunlu hale getiriyoruz. Öğrencilerimizin yüzde 37'si henüz eğitimleri sırasında teknopark firmalarında çalışarak veya staj yaparak iş hayatıyla buluşuyor. Bilimsel birikimimizi ekonomik değere dönüştürmek ve ülkemizin teknolojik bağımsızlığını güçlendirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-90705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/teknopark-izmirde-1-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-1793109286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknopark İzmir&#039;in yıllık ihracatı, 2018 yılındaki 1,5 milyon dolar seviyesinden 2026 yılının 1 Ekim tarihi itibarıyla 621,4 milyon dolara ulaştı. Teknopark bünyesindeki firma sayısının 355&#039;e, istihdamın ise 3 bin 200&#039;e yükseldiğini belirten İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, hedeflerinin 1 milyar dolar ihracat gerçekleştiren bir teknoloji kampüsü oluşturmak olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Selim Kasapoğlu: Denizli sanayisinde yeni yatırımların önünü açmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) öncülüğünde yaklaşık bir yıldır hazırlıkları sürdürülen 280 milyon dolarlık titanyum yatırımı, DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu’nun ev sahipliğinde, TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in teşrifleriyle Anemon Otel’de düzenlenen Titanyum Yatırımı İstişare Toplantısı’nda ele alındı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Denizli sanayisinin son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, mevcut sorunlarla mücadele ederken kentin geleceğini şekillendirecek yeni yatırımlar için de adım atılması gerektiğini vurguladı. Kasapoğlu, “Sanayimiz çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Üretmekte, maliyetlerimizi kontrol etmekte ve rekabet etmekte zorlanıyoruz. Hepimiz bu sorunları kendi işletmelerimizde yaşıyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zor olursa olsun, Denizli sanayisine yeni bir rota çizmek, yeni bir ufuk açmak zorundayız” dedi.</p>
<p>Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Çalışma grupları oluşturduk, teknik incelemeler yaptık, uzmanlarla bir araya geldik. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Bugün artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Denizli Sanayi Odası olarak bu yatırımın önünü açmak, gerekli araştırmaları yapmak ve sanayicilerin önüne değerlendirilebilir bir proje koymak için çalıştıklarını söyleyen Kasapoğlu, “Ancak bir şehrin sanayi geleceğini tek başına bir kurumun belirlemesi mümkün değil. Bundan sonraki kararı Denizli’nin reel sektörü, sanayicileri ve sermaye sahipleri verecek. Bu şehrin geleceğini ilgilendiren böyle bir adımın ortak bir iradeyle atılması gerektiğine inanıyorum. Biz üzerimize düşen hazırlığı yaptık. Şimdi bu yatırımın Denizli’de hayata geçirilip geçirilmeyeceğine hep birlikte karar vereceğiz” dedi.</p>
<p>Yatırımın büyüklüğü ve sermaye planına da değinen Kasapoğlu, “Toplam 280 milyon dolarlık bir yatırımdan söz ediyoruz. İlk aşamada 100 milyon dolarlık sermaye oluşturmayı ve asgari katılım tutarını 1 milyon dolar olarak belirlemeyi planlıyoruz. Katılımcılarımızla paylaşacağımız ön talep formlarının 6 Kasım akşamına kadar Odamıza ulaştırılmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-90704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/dso-baskani-selim-kasapoglu-denizli-sanayisinde-yeni-yatirimlarin-onunu-acmaliyiz-1793109104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Titanyum yatırımının hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Denizli Sanayi Odası Başkanı Kasapoğlu, “Bir yıldır bu yatırımın Denizli için ne kadar uygulanabilir olduğunu, şehrimize nasıl bir katkı sağlayabileceğini araştırıyoruz. Bu süreçte ciddi bir emek, zaman ve kaynak harcadık. Artık elimizde teknik ve finansal yönleriyle değerlendirebileceğimiz somut bir çalışma var. Bu çalışmanın Denizli sanayisi için bir umut olduğuna inanıyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> FED FOMC kararları açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda ana risk konuları; yüksek petrol fiyatları, tahvil faizleri ve kredi spread’lerindeki eğilim olmaya devam ediyor. Son haftalarda piyasada yapay zekâ sektöründe finansman endişeleri, büyüme riskleri ve Avrupa ile ABD’deki siyasi belirsizlikler nedeniyle güvenli varlıklara olan ilginin arttığını takip ettik.</p>
<p>Teknoloji hisselerindeki düzeltme öncülüğünde ABD endeksleri baskı altında kalırken yatırımcıların yapay zekâ yatırımlarının ne kadar sürede getiri sağlayacağına ve yüksek faiz ortamında harcamaların sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar ön plandaydı. Meta’nın son açıkladığı bilanço ile gündeme gelen, yapay zekâ harcama planlarını finanse etmek için şirketlerin yeterli sermayeye sahip olup olmadığı ise önemli bir tartışma konusu olarak gündemdeki yerini aldı.</p>
<p>Bu hafta başta FED olmak üzere merkez bankalarından gelecek mesajlarla birlikte teknoloji bilançoları takip edilecek. FED’in faizleri sabit bırakması beklenirken, ECB ve BOJ’un da faizleri değiştirmeyeceği öngörülüyor. Ayrıca ABD’de FED’in yakından izlediği enflasyon göstergesi çekirdek PCE verisi de önemli olabilir. Alphabet, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devleri bilançoları takip edilecek. Yapay zekâ sektöründe yüksek finansman ihtiyacı yakından izleniyor. Bu hafta Anthropic’in halka arz başvurusu öne çıkarken, son haftalarda zayıflayan yapay zekâ temasına yeniden ivme kazandırıp kazandırmayacağını izliyoruz.</p>
<p>FED’in bu hafta faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmesi beklenmiyor. Açıklama notlarında, faiz kararındaki oylama dağılımında ve FED Başkanı Warsh’un basın toplantısında ne derece şahin eğilimin öne çıkıp çıkmayacağı önemli olacak. Hatırlanacağı üzere güçlü Eylül TÜFE verisi Ekim ayı faiz artırımı beklentilerini güçlendirmişti ancak veri öncesinde New York FED Başkanı Williams’ın açıklamalarına benzer yönde diğer bazı FED Başkanlarından da faiz artırımı konusunda kısa vadede aceleci olunmaya gerek olmadığına dair mesajlar piyasaları sakinleştirmişti.</p>
<p>Bu haftaki toplantıda özellikle enflasyon konusunda şahin söylemler öne çıkabilir ve Aralık ayı beklentilerine destek olabilir. Ancak son haftalarda teknoloji hisselerinde yaşanan düzeltme, yavaşlama riskleri ve siyasi belirsizlikler eşliğinde FED’in yeniden faiz artıracağına yönelik beklentilerin zayıfladığını görüyoruz. Enflasyon hala hedefin üzerinde seyrediyor ve bu yıl Aralık ayı için faiz artırımı beklentileri korunsa da 2027 yılı için beklentilerin oldukça zayıfladığını, FED’in 2027 yılında faizleri sabit bırakacağına dair beklentilerin güçlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu haftaki açıklamalarda ileriye dönük yönlendirmeden uzak kalınarak gelecek verilerin izleneceğine işaret edileceğini düşünüyoruz.   </p>
<p>Tahvil piyasasına baktığımızda son haftalarda yapay zekâ kaynaklı büyüme endişelerine yönelik sinyaller görüyoruz ve tahvillere olan ilginin de arttığını görüyoruz. 3. çeyrek bilanço döneminin tam ortasında, diğer piyasalardan gelen baskı ile şirketlerin temel kazanç gücü arasındaki gerilim kritik bir rol oynayabilir. Piyasada sene başından bu yana Eylül ve Ekim aylarındaki satış baskısının yerini, Kasım ve Aralık aylarında güçlenme eğilimine bırakacağını düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fed-fomc-kararlari-aciklanacak-90701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FED FOMC kararları açıklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-eylul-ayinda-issizlik-orani-05-puan-artarak-yuzde-84e-yukseldi-90696</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 15:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üretim ve yatırım ortamı desteklenmeli, firmaların finansmana erişimi kolaylaştırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, TÜİK tarafından açıklanan eylül ayı iş gücü verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Eylül ayında işsizlik oranının 0,5 puan artarak yüzde 8,4’e yükseldiğini, istihdam edilenlerin sayısının ise 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bine gerilediğini görüyoruz. Özellikle sanayide çalışan sayısının 25 aydır kesintisiz düşmeye devam etmesi dikkat çekici bir husus.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Geçen yılın aynı ayına göre çalışabilir nüfus 667 bin kişi artarken, iş gücünün 126 bin kişi azalması ve işgücüne dahil olmayan nüfusun 793 bin kişi artması üzerinde durulması gereken bir gelişme. Bu tablo, iş gücüne katılımın artırılmasının önemini ortaya koyuyor. Üretim ve yatırım ortamının desteklenmesi, sanayimizin rekabet gücünün artırılması ve firmalarımızın finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının istihdam olanaklarının geliştirilmesi açısından önem taşıdığına inanıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-eylul-ayinda-issizlik-orani-05-puan-artarak-yuzde-84e-yukseldi-90696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/6/1280x720/baskan-zeytinoglu-trumpin-gumruk-artirimlarinin-turkiyeye-olasi-etkilerini-degerlendirdi-1744103724.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı iş gücü verileri ile ilgili değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Üretim ve yatırım ortamının desteklenmesi, sanayimizin rekabet gücünün artırılması ve firmalarımızın finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının istihdam olanaklarının geliştirilmesi açısından önem taşıdığına inanıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/usta-donerci-cin-pazarina-acildi-90691</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAB Gıda&#039;dan 9 ayda 2,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAB Gıda, 2026'nın üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre bu dönemde şirket, çok markalı yapısı, yaygın restoran ağı ve teknoloji odaklı iş modeliyle büyümesini sürdürdü.</p>
<p>TAB Gıda'nın, yeni restoran yatırımlarının yanı sıra mevcut operasyonlarının verimliliğini artırmaya ve uzun vadeli büyüme hedeflerini destekleyen adımlar atmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yılın 9 ayında, şirketin sistem genelindeki satışları yıllık bazda nominal yüzde 41 artışla 64 milyar liraya ulaşırken, toplam fiş sayısı 203 milyon olarak gerçekleşti.</p>
<p>TAB Gıda'nın reel ciro büyümesi yüzde 10, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) 10,2 milyar lira ve FAVÖK marjı yüzde 20,8 oldu.</p>
<p>TAB Gıda'nın 9 aylık net dönem kârı ise 2,5 milyar lira olarak kaydedildi.</p>
<p>Restoran yatırımlarını yılın üçüncü çeyreğinde de sürdüren şirketin, 9 ayda toplam 151 yeni restoran açarak ağını genişlettiği belirtildi. Açıklamaya göre, franchise iş modelinin sunduğu büyüme fırsatlarını değerlendiren TAB Gıda, yatırımcılarıyla birlikte yeni lokasyonlarda büyümeyi ve mevcut restoran ağının performansını geliştirmeyi önceliklendirdi.</p>
<p>Dijital sipariş kanalları, paket servis operasyonları ve teknoloji destekli uygulamalar da şirketin operasyonel gelişimini destekleyen alanlar arasında yer aldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Çin'e açıldı</strong></p>
<p>TAB Gıda'nın Türkiye'de geliştirdiği markaları farklı pazarlara taşıma hedefi doğrultusunda Usta Dönerci'yi Çin pazarına açtığı duyuruldu. Bu adımın, şirketin çok markalı yapısının sunduğu büyüme potansiyelini uluslararası ölçekte değerlendirme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Yerel pazarların dinamiklerini ve tüketici beklentilerini gözeten şirket, markalarının gelişimini destekleyecek fırsatları değerlendirmeyi sürdürüyor. Güçlü operasyonel altyapısı, franchise ekosistemi ve dijitalleşme yatırımlarıyla faaliyetlerini sürdüren TAB Gıda, yılın kalan döneminde de restoran ağını geliştirmeyi, verimliliğini artırmayı ve misafirlerine sunduğu deneyimi güçlendirmeyi hedefliyor." denildi.</p>
<p><strong>"İş modelimizin dayanıklılığını pekiştiriyoruz"</strong></p>
<p>TAB Gıda Finans, Mali İşler, Franchise ve Yatırımcı İlişkilerinden Sorumlu Genel Müdürü Özgür Çetinkaya, hızlı servis restoran sektöründe kalıcı bir büyüme için pazarın dinamiklerini doğru okamak, yatırımları uzun vadeli bir bakış açısıyla değerlendirmek ve finansal kaynakları etkin kullanmak gerektiğini belirtti.</p>
<p>Kararlarını bu bütünlük içinde ele aldıklarını aktaran Çetinkaya, "Franchise modelimizin sunduğu büyüme imkanlarını, maliyet yönetimindeki titizliğimizi ve güçlü operasyonel altyapımızı bir araya getirerek iş modelimizin dayanıklılığını pekiştiriyoruz. Bu stratejik öncelikler doğrultusunda elde ettiğimiz sonuçlar, büyümemizin finansal göstergelerine de yansıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>TAB Gıda Operasyon, İnsan Kaynakları, İç Denetim, İdari İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdürü Gökhan Asok da restoran ağı büyükdükçe bu ağı aynı hizmet standartlarıyla yönetebilmek için operasylonel süreçlerin sürekli geliştirmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yılın üçüncü çeyreğinde elde ettikleri sonuçların sahadaki ekiplerin deneyimiyle teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarının birbirini tamamlaması bulunduğunu aktaran Asok, "Bizim için yeni restoranlar açmak, büyüme yolculuğunun yalnızca bir boyutunu oluşturuyor. Her restoranın güçlü bir ekiple faaliyet göstermesi, süreçlerin etkin biçimde yönetilmesi ve misafirlerimize tutarlı bir deneyim sunulması da aynı derecede önemli. Bu nedenle operasyonlarımızı geliştirirken çalışanlarımızın yetkinliklerine, kurum içi iş birliğine ve teknolojinin sağladığı imkânlara birlikte odaklanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Asok, büyüyen yapılırının ihtiyaçlarını öngörerek süreçlerini geliştirmeyi ve restoranlarının başarısını destekleyen güçlü bir operasyon modeli oluşturmayı sürdüreceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Markalarımızı yeni pazarlara taşırken misafirlerimizle bağımızı güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p>TAB Gıda Pazarlama ve Strateji, Paket Servis ve Kurumsal Ticari İlişkilerden Sorumlu Genel Müdürü Sinan Ünal, markalarıyla farklı tüketici beklentirelini yanıt veren güçlü konumlarını geliştirirken misafirleriyle kurdukları bağı da derinleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Dijital kanalların toplam satışlar içindeki payının yüzde 56 seviyesine ulaştığı bilgisin veren Ünal, şunları kaydetti:</p>
<p>"Paket servis operasyonlarımız ve teknoloji destekli sipariş çözümlerimiz büyümemizde önemli rol oynamayı sürdürdü. Her markamızın kendine özgü kimliğini ve tüketici beklentilerini gözeterek büyümesini destekliyoruz. Dijital sipariş kanallarımız, sadakat uygulamalarımız ve veri odaklı pazarlama çalışmalarımızla misafirlerimize daha da kişiselleştirilmiş ve erişilebilir deneyimler sunmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde de çok markalı yapımızın gücünü kullanarak hem ülkemizdeki büyümemizi sürdüreceğiz hem de uluslararası fırsatları değerlendirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/usta-donerci-cin-pazarina-acildi-90691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/sinan-unal-1793101252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAB Gıda&#039;nın 9 ayda 2,5 milyar lira net kâr elde ettiği açıklandı. Pazarlama ve Strateji, Paket Servis ve Kurumsal Ticari İlişkilerden Sorumlu Genel Müdürü Sinan Ünal, &quot;Paket servis operasyonlarımız ve teknoloji destekli sipariş çözümlerimiz büyümemizde önemli rol oynamayı sürdürdü.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmb-raporu-jeopolitik-belirsizlikler-projeleri-sinirliyor-90690</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMB raporu: Jeopolitik belirsizlikler projeleri sınırlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), "Küresel Ekonominin Yeni Fay Hatları" başlıklı, yılın 3. çeyreğine ait "İnşaat Sektörü Analizi Raporu"nu yayımladı.</p>
<p>İnşaat sektöründeki büyüme eğiliminin kesintiye uğradığı belirtilen raporda, yılın ikinci çeyreğinde sabit sermaye yatırımlarının yüzde 0,6 arttığı, inşaat yatırımlarının ise yüzde 0,9 azaldığı hatırlatıldı.</p>
<p>Deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri ile kamu yatırımlarının sektörü desteklemeyi sürdürdüğüne işaret edilen raporda, konut talebindeki zayıflamanın büyüme performansını sınırladığı ve jeopolitik belirsizlikler ve küresel finansman koşullarının yurt dışı müteahhitlik hizmetlerini zayıflattığı aktarıldı.</p>
<p><strong>Yurt dışında iş üstlenilen ülke sayısı 139'a yükseldi</strong></p>
<p>Raporda yılın dokuz ayında 4,9 milyar dolar tutarında 97 proje üstlenen yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin, küresel finansman koşulları ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğüne değinilerek, yurt dışında iş üstlenilen ülke sayısının Kanada ile birlikte 139'a yükseldiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Yılın üçüncü çeyreğinde, en çok iş üstlenilen ülkenin 1,1 milyar dolar ile Suudi Arabistan olduğu vurgulanan raporda, 670 milyon dolar ile Romanya'nın ikinci, 635,8 milyon dolar ile Libya'nın üçüncü sırada yer aldığı ifade edildi.</p>
<p>Raporda, özellikle Orta Doğu başta olmak üzere, önemli pazarlardaki belirsizliklerin yatırım kararları ve proje finansmanı üzerinde baskı oluşturduğu belirtildi. Türk inşaat sektörünün uluslararası pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunun altı çizilen raporda, Engineering News-Record (ENR) Dergisi'nin 2026 yılı "Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi" listesinde, Türkiye'nin 49 firmayla Çin'in ardından ikinci sıradaki yerini korumasının, sektörün küresel rekabet gücünü ortaya koyduğu da kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmb-raporu-jeopolitik-belirsizlikler-projeleri-sinirliyor-90690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMB&#039;nin &quot;İnşaat Sektörü Analizi Raporu&quot;nda, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetlerinin inşaat sektörünü desteklemeye devam ettiği, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde ise jeopolitik belirsizlikler ve küresel finansman koşullarının proje üstlenimlerini sınırladığı vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilimda-hasan-ecesoy-donemi-90689</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Finans Katılım&#039;da Hasan Ecesoy dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hasan Ecesoy, Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürlük görevine getirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Ecesoy, Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra İTÜ İngilizce İşletme Bölümü'nde yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'nde doktora eğitimini tamamlayan Ecesoy, 1994'ten itibaren finans sektöründe çeşitli üst düzey görevlerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürlük görevine atanan Ecesoy, bankanın stratejik hedefleri ve sürdürülebilir büyüme vizyonu doğrultusundaki faaliyetlerine liderlik edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilimda-hasan-ecesoy-donemi-90689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/9/1280x720/hasan-ecesoy-1793100129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Finans Katılım Bankası&#039;nda Genel Müdürlüğe Hasan Ecesoy atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ahmet-ozgul-yakaladigimiz-buyumeyi-son-ceyrekte-de-surdurmeyi-hedefliyoruz-90688</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Özgül: Yakaladığımız büyümeyi son çeyrekte de sürdürmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Atakey Patates, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ait finansal sonuçları açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirketin üçüncü çeyreğinde net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 artarken, satış hacmi 19 bin 500 tonla şirket tarihinin en yüksek çeyreklik seviyesine ulaştı.</p>
<p>Atakey Patates'in Türkiye Muhasebe Standardı (TMS) 29 kapsamında enflasyon muhasebesi düzeltmeleri sonrasında üçüncü çeyrek hasılatı 1 milyar 280 milyon lira, brüt karı 121 milyon lira, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) 150 milyon lira oldu.</p>
<p>Şirketin üçüncü çeyrekte toplam satış hacmi, yıllık bazda yüzde 11 artışla 19 bin 500 tona yükselirken, yılın ilk 9 ayındaki satış hacmi yüzde 3 artarak 54 bin 500 tona ulaştı.</p>
<p>Soğan halkası, peynir çubuğu ve patates kroket ürünlerindeki büyümenin etkisiyle katma değerli kaplamalı ürün satışları üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 arttı.</p>
<p>Şirket, yılın ilk 9 ayında 5 bin 200 ton kaplamalı ürün üretimi gerçekleştirerek yıllık üretim planına uygun ilerledi.</p>
<p>Atakey Patates'in, sözleşmeli tarım modeli kapsamında ham madde tedarikinde sürekliliği sağlamaya yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü bildirildi. Şirket, kasım ortasına kadar yaklaşık 115 bin ton ham patates hasadını güvence altına almayı, soğanda ise kasımın ilk yarısında 5 bin 300 tonluk hedefe ulaşmayı öngörüyor.</p>
<p>Üçüncü çeyrekte ham madde ve mamul stok seviyeleri hedeflenen düzeyde seyrederken, daha önce devreye alınan kojenerasyon yatırımıyla elektrik kesintilerinden kaynaklanabilecek üretim kayıplarının önüne geçiliyor.</p>
<p>Ekim ayında paketleme hattında devreye alınan robotik paletleme sisteminin de operasyonel verimliliğe katkı sağlaması ve maliyetleri azaltması bekleniyor.</p>
<p><strong>"Önceliğimiz operasyonel verimliliğimizi geliştirmek"</strong></p>
<p>Atakey Patates İcra Kurulu Başkanı Ahmet Özgül, üçüncü çeyrekte hem satış hacmini hem de net karı artırdıklarını belirtti.</p>
<p>İlk 9 ayda satışlarının yüzde 84'ünü TAB Gıda'ya yaptıklarını aktaran Özgül, üçüncü çeyrekte güçlü bir performans ortaya koyduklarını kaydetti.</p>
<p>Özgül, kaplamalı ürün grubundaki büyümeyle ürün portföyünün katma değerini de artırdıklarını vurgulayarak, şu değerlendirmelerinde bulundu:</p>
<p>"Önceliğimiz, hacim büyümemizi sürdürürken operasyonel verimliliğimizi geliştirmek. Satış hacmimizdeki artışı ve kaplamalı ürünlerde yakaladığımız büyümeyi yılın son çeyreğinde de sürdürmeyi hedefliyoruz. Sözleşmeli tarım modelimiz, entegre üretim altyapımız ve verimlilik yatırımlarımız bu hedefin temelini oluşturuyor. Emeği geçen tüm çalışanlarımıza, çiftçilerimize, iş ortaklarımıza ve yatırımcılarımıza teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ahmet-ozgul-yakaladigimiz-buyumeyi-son-ceyrekte-de-surdurmeyi-hedefliyoruz-90688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/ahmet-ozgul-1793099895.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üçüncü çeyreğe ilişkin finansal verileri değerlendiren Atakey Patates İcra Kurulu Başkanı Ahmet Özgül, &quot;Satış hacmimizdeki artışı ve kaplamalı ürünlerde yakaladığımız büyümeyi yılın son çeyreğinde de sürdürmeyi hedefliyoruz. Sözleşmeli tarım modelimiz, entegre üretim altyapımız ve verimlilik yatırımlarımız bu hedefin temelini oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/brisadan-9-ayda-8067-milyon-lira-net-kar-90685</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Brisa&#039;dan 9 ayda 806,7 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Brisa, 2026 yılının 3. çeyrek finansal sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 9 ayda satış hacmindeki artış, katma değerli ürünlerin satışlar içindeki olumlu etkisi, verimlilik odağı ve disiplinli bilanço yönetimiyle finansal performansını artıran şirket, iç pazarda pazarın üzerinde büyüyerek, tüm ana segmentlerde pazar payını artırdı. Brisa'nın, yüksek katma değerli segment odağıyla segmetinde pazarın iki katı büyüme kaydettiği vurgulandı.</p>
<p>Şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 artışla 5,9 milyar liraya ulaşırken, FAVÖK marjı ise yüzde 15,2 olarak gerçekleşti. Brisa'nın geçen yılın aynı dönemine göre, net zarardan 806,7 milyon lira net kâra geçtiği belirtildi.</p>
<p><strong>"18 ülkede pazar payı kazandık"</strong></p>
<p>Brisa CEO'su Vecih Yılmaz, 9 aylık dönemde güçlü müşteri odakları, verimli kapasite kullanımları, odaklı kanal stratejileri, disiplinli maliyet ve bilanço yönetimleriyle hem pazar güçlerini artırdıklarını hem de karlılıklarını iyileştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Güçlü marka ve ürün portföyümüz, yaygın bayi ağımız ve müşteri odaklı yaklaşımımız sayesinde tüm ana segmentlerde pazar payımızı artırdık. Özellikle yüksek katma değerli ürünlerde pazarın üzerinde büyüyerek, stratejik odağımızın karşılığını aldık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Lassa markalarıyla da Doğu ve Orta Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlarda güçlü performans gösterdiklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Avrupa ve Avrupa dışındaki pazarlarda büyümemizi sürdürürken, toplam 18 ülkede pazar payı kazandık. Gelecekteki büyümemizi destekleyecek alanlarda da önemli adımlar attık. AR-GE yatırımlarımız sayesinde 'AR-GE 500' araştırmasında sektör liderliğimizi korurken, Lassa Revola'nın Auto Bild'in bağımsız performans testlerinde elde ettiği başarılı sonuçlar, ürün geliştirme yetkinliğimizi bir kez daha ortaya koydu. Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarında attığımız adımlarla uzun vadeli rekabet gücümüzü desteklemeyi sürdürdük. Dijital Dönüşüm Merkezi ünvanımız, dijitalleşme alanındaki yetkinliklerimizin önemli bir göstergesi olurken, sürdürülebilirlik tarafında kaydettiğimiz ilerlemeler sonucunda ETS kapsamında karbon yükümlülüğünden istisna tutulduk."</p>
<p>Yılmaz, ilerleyen dönemde de kullanıcılarına değer yaratan ürün ve hizmetler geliştirmeye, verimliliklerini artırmaya ve hem iç pazarda hem uluslararası pazarda büyümelerini sürdürmeye devam edeceklerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/brisadan-9-ayda-8067-milyon-lira-net-kar-90685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/vecih-yilmaz-1793099224.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brisa&#039;nın yılın 9 ayında 806,7 milyon lira net kâr elde ettiği duyuruldu. Brisa CEO&#039;su Vecih Yılmaz, &quot;Güçlü marka ve ürün portföyümüz, yaygın bayi ağımız ve müşteri odaklı yaklaşımımız sayesinde tüm ana segmentlerde pazar payımızı artırdık. Özellikle yüksek katma değerli ürünlerde pazarın üzerinde büyüyerek, stratejik odağımızın karşılığını aldık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-90682</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;EGİAD Melekleri’nden 11 yılda 6 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir iş dünyasının girişimcilik ekosistemine yönelik yatırımlarını artırmayı hedefleyen Ege Genç İş İnsanları Derneğinin (EGİAD), melek yatırımcılık faaliyetleriyle 11 yılda 6 milyon doların üzerinde yatırımın hayata geçirilmesine aracılık ettiği açıklandı. Yapılan açıklamaya göre, 2015 yılında kurulan EGİAD Melekleri Yatırım Ağı, bugüne kadar düzenlediği 42 yatırımcı-girişimci buluşmasıyla 40 girişim ve fonun finansmana erişmesine katkı sağlarken, 60 melek yatırımcı üyesiyle faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>EGİAD tarafından ikincisi düzenlenen “Melek Yatırım Yolculuğu” etkinliğinde iş dünyasına girişimcilik ekosisteminde daha aktif rol alma çağrısında bulunan EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, melek yatırımcılığın yalnızca finansman sağlamakla sınırlı olmadığını, iş insanlarına yeni teknolojileri ve geleceğin iş modellerini yakından tanıma fırsatı sunduğunu vurguladı.</p>
<h2>Erdiliballı: Bu dönüşümün merkezinde girişimciler ve onları destekleyen yatırımcılar bulunuyor</h2>
<p>EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, yapay zekâdan robotik teknolojilere, enerji dönüşümünden biyoteknolojiye kadar pek çok alanda büyük bir değişim yaşandığını belirterek, girişimciliğin ve erken aşama yatırımların bu dönüşümdeki önemine dikkat çekti. Bu dönüşümün merkezinde girişimciler ve onları destekleyen yatırımcıların bulunduğunu dile getiren Erdiliballı, “Bir girişimin başarılı olabilmesi için yalnızca iyi bir fikre ve finansmana ihtiyacı yok. Deneyime, doğru yönlendirmeye ve güçlü iş bağlantılarına da ihtiyacı var. EGİAD Melekleri 11 yıllık deneyimiyle önemli bir kurumsal birikime ulaştı. Bugüne kadar 42 melek yatırımcı–girişimci buluşması gerçekleştirildiğini, ağ aracılığıyla 40 girişim ve fona 6 milyon doların üzerinde yatırım yapıldığını kaydetti. EGİAD Melekleri’nin bugün 60 melek yatırımcı üyesiyle faaliyetlerini sürdürüyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-90682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/egiad-meleklerinden-11-yilda-6-milyon-dolarlik-yatirim-1793098079.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EGİAD Melekleri Yatırım Ağı&#039;nın 11 yılda 40 girişim ve fona 6 milyon doların üzerinde yatırım yapılmasına aracılık ettiği bildirildi. İş dünyasını melek yatırımcılığa davet eden EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlker Erdiliballı, erken aşama yatırımların yeni teknolojileri tanıma, geleceğin iş modellerini keşfetme ve yeni iş birlikleri geliştirme açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-90683</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emre Uygun: Zeytin ve zeytinyağı sektörü ihracatta zorlu bir sezona giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2 class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody">EKONOMİ/İZMİR</h2>
<div class="x_elementToProof">2026/27 sezonunda sofralık zeytin ve zeytinyağı üretiminde yüksek rekolte bekleyen Türkiye, yeni sezona küresel pazarlardaki fiyat baskısı ve artan rekabetin gölgesinde giriyor. Dünya genelinde önemli üretici ülkelerde de yüksek rekolte beklentisi, Türk zeytin ve zeytinyağı sektörünün ihracat olanaklarını daraltırken, yılın ilk dokuz ayında ihracat yüzde 28 düşüşle 273 milyon dolara geriledi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Yüksek üretim potansiyelinin ihracat gelirine dönüştürülmesinin giderek zorlaştığına dikkat çeken Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı M. Emre Uygun, artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve dış pazarlardaki ticari engeller nedeniyle yeni sezon için ihracat hedefi belirlemekte zorlandıklarını ifade etti.</div>
<h2 class="x_elementToProof">9 aylık ihracat yüzde 28 geriledi</h2>
<div class="x_elementToProof">Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı ihracatı, 2026 yılının ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 azalarak 381 milyon dolardan 273 milyon dolara geriledi. Geçen yılın ilk dokuz ayında 121 bin ton olan ihracat miktarı, 2026’nın aynı döneminde 87 bin ton seviyesinde gerçekleşti. Alt ürün grupları incelendiğinde, siyah zeytin ihracatı miktar bazında yüzde 14 azalarak 48,1 bin tona, değer bazında ise yüzde 9 düşüşle 127 milyon dolara indi. Yeşil zeytin ihracatı yüzde 19 azalışla 14,4 bin tona, ihracat geliri de yüzde 11 düşüşle 41,3 milyon dolara geriledi. Küresel fiyat hareketleri ve geçmiş dönemlerde uygulanan ihracat kısıtlamalarından etkilenen zeytinyağında ise ihracat miktarı yüzde 53 azalarak 15,7 bin tona, ihracat geliri yüzde 48 düşüşle 82,1 milyon dolara düştü. Prina yağı ihracatı da miktar ve değer bazında yüzde 40 gerileyerek 8,6 bin ton ve 22,8 milyon dolar olarak kaydedildi.</div>
<h2 class="x_elementToProof">AB’den 60 bin ton kota, ABD’de ek verginin kaldırılması talebi</h2>
<div class="x_elementToProof">ABD ve Avrupa Birliği pazarlarında karşılaşılan gümrük vergileri ve kota uygulamalarının Türk zeytin ve zeytinyağı ihracatının büyümesini sınırladığını belirten Uygun, sektörün rekabet gücünü artıracak düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. ABD pazarında Türk ürünlerine uygulanan yüzde 12,5 oranındaki ilave gümrük vergisinin kaldırılması gerektiğini ifade eden Uygun, Avrupa Birliği’nde ise mevcut 100 tonluk zeytinyağı kotasının en az 60 bin tona çıkarılmasını talep ettiklerini belirtti.</div>
<div class="x_elementToProof">Birleşik Krallık ile yürütülen serbest ticaret anlaşması görüşmelerine de değinen Uygun, “Zeytin ve zeytinyağımızın Birleşik Krallık pazarına sıfır gümrük vergisiyle girişinin sağlanmasını bekliyoruz. Yeni sezonda yüksek rekolteyi ihracat artışına dönüştürmek için pazara erişim olanaklarımızı geliştirmeli, katma değerli ve ambalajlı ürün ihracatımızı artırmalıyız” diyerek sözlerini noktaladı.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-90683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/ege-zeytin-ve-zeytinyagi-ihracatcilari-birligi-baskani-emre-uygun-zeytin-ve-zeytinyagi-sektoru-ihracatta-zorlu-bir-sezona-giriyor-1793098179.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytin ve zeytinyağı ihracatında yılın ilk dokuz ayında yaşanan yüzde 28’lik düşüşün ardından sektör, yüksek rekolte beklentisine rağmen yeni sezona temkinli giriyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı M. Emre Uygun, AB’de zeytinyağı kotasının 60 bin tona çıkarılması ve ABD’deki ilave gümrük vergisinin kaldırılması çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-90681</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Carret: Dikili OTB, etkileyici ve umut vadeden bir proje</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean Christophe Carret ve beraberindeki heyet, 74.200.000 dolar Dünya Bankası finansman desteğiyle hayata geçirilen Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi'nde incelemelerde bulundu. Carret, yatırımın teknolojik altyapısını, kapsamını ve kadın istihdamına yönelik yaklaşımını etkileyici bulduğunu belirtti. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şahin Çakan ise Dikili OTB'nin sürdürülebilir tarımsal üretimde uluslararası ölçekte örnek gösterilebilecek bir merkez olması hedefiyle çalışmaların sürdürüldüğünü vurguladı.</p>
<p>Dikili OTB’yi Dünya Bankası’nın amiral gemisi projelerinden biri olarak nitelendiren Carret, projenin etkileyici ve gelecek vadeden niteliğine dikkat çekerek özellikle kadınların istihdama katılımını önceleyen yaklaşımı takdirle karşıladığını belirtti. Teknik altyapıdan sosyal etkilere kadar pek çok unsurun ayrıntılı biçimde planlandığını sahada gözlemlediğini ifade eden Carret, böylesine kapsamlı bir projeye Dünya Bankası olarak destek vermekten büyük memnuniyet duyduklarını vurguladı.</p>
<h2>Şahin Çakan: Dikili'de, tarımın geleceğini inşa ediyoruz</h2>
<p>Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şahin Çakan, projenin Türkiye'nin tarımsal üretim kapasitesini güçlendirecek stratejik yatırımlardan biri olduğunu belirterek, uluslararası finansman desteğiyle yürütülen çalışmaların bölge ekonomisi ve ülke tarımı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı ile Dünya Bankası arasındaki güçlü iş birliğinin projenin hayata geçirilmesinde belirleyici rol üstlendiğini vurgulayan Çakan, “Jeotermal enerji başta olmak üzere rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklardan yararlanarak üretim maliyetlerinin azaltılmasını, kaynak verimliliğinin artırılmasını ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Projenin faaliyete geçmesiyle yıllık yaklaşık 160 milyon dolar ekonomik katkı sağlanmasının öngörüldüğünü dile getiren Çakan, “Bu yatırımı yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir altyapı olarak değil, uzun vadede yatırımcılarımıza, bölgemize ve ülkemize değer katacak sürdürülebilir bir kalkınma hamlesi olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-90681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-ulke-direktoru-carret-dikili-otb-etkileyici-ve-umut-vadeden-bir-proje-1793097482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean Christophe Carret, 74,2 milyon dolar finansman desteği verdikleri Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera OTB’yi ziyaret ederek projeyi “etkileyici ve umut vadeden” bir yatırım olarak nitelendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-90677</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAOSB ve GAGİAD’tan stratejik iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Özel Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (GAOSB) Meslek Lisesi ve Gaziantep Genç İş İnsanları Derneği (GAGİAD), mesleki eğitim alanında önemli bir iş birliği protokolüne imza attı. “Okul-Sanayi İşbirliği” protokolü düzenlenen törenle Özel Gaziantep OSB Meslek Lisesi Kurucu Temsilcisi Mehmet Özmen ve GAGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kara tarafından imzalandı.</p>
<p>GAOSB Başkanı Cengiz Şimşek, GAGİAD ile imzalanan protokolün Gaziantep ve sanayimizin geleceği açısından son derece önemli olduğunu belirterek, “Gaziantep, üretim gücü ve girişimci ruhuyla Türkiye’nin lokomotif şehridir. Bu gücü korumanın tek yolu ise eğitim ile sanayiyi birleştirmektir.  Bizler, mesleki eğitime yapılan yatırımı, şehrimizin ve ülkemizin geleceğine yapılan en stratejik yatırım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Başkan Şimşek, şöyle devam etti: “GAGİAD ile imzaladığımız iş birliği protokolü, dernek üyesi sanayicilerin, Özel Gaziantep OSB Meslek Lisesine sağlayacağı teknolojik altyapı desteğini, deneyim paylaşımını, staj imkânlarını ve istihdam odaklı iş birliğini kapsamaktadır. Protokolle birlikte öğrencilerimize, nitelikli mesleki eğitim kazandırılması, sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün en üst düzeyde yetiştirilmesi ve istihdam olanaklarının artırılması hedeflenmektedir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07ae668283-1793096422.jpeg" alt="" width="800" height="534" /></p>
<p>Özel Gaziantep Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kurucu Temsilcisi Mehmet Özmen ise imza töreninde yaptığı konuşmada, “Okulumuz, bugüne kadar 2.572 mezun verdi ve bu gençlerimizin tamamına yakını şu an istihdam edilmiş durumda. Endüstriyel Otomasyon, Makine ve Tasarım, Metal, Elektrik-Elektronik, Tekstil, Gıda, Kimya ve Plastik Teknolojisi olmak üzere 8 farklı mesleki alanda hizmet veren 43 laboratuvarımızla, gençlerimizi iş hayatına eksiksiz hazırlıyoruz. Bugün imzalayacağımız protokol,  bu güçlü altyapıyı GAGİAD üyelerimizin vizyonu ve küresel tecrübesiyle buluşturacaktır. İş dünyamızın liderlerinin öğrencilerimize rehberlik etmesi, onlara sadece meslek değil, aynı zamanda geniş bir ufuk kazandıracaktır.  Bu sürece aktif katkı sunan tüm GAGİAD ailesine yürekten teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p>GAGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kara da, imza töreninde yaptığı konuşmada, imzalanan işbirliği protokolünün Gaziantep sanayisi için önemine dikkat çekti. Başkan Yunus Kara, “Bu iş birliğiyle gençlerimizin mesleki gelişimini desteklemeyi, üyelerimizin bilgi ve deneyimlerini öğrencilerimizle buluşturmayı, staj ve istihdam olanaklarının artırılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>İmza törenine GAOSB ve GAGİAD yöneticilerinin yanında okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-90677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/7/1280x720/gaosb-ve-gagiadtan-stratejik-isbirligi-1793096443.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAGİAD ile imzalanan iş birliği protokolü hakkında değerlendirmelerde bulunan GAOSB Başkanı Cengiz Şimşek, &quot;Protokolle birlikte öğrencilerimize, nitelikli mesleki eğitim kazandırılması, sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün en üst düzeyde yetiştirilmesi ve istihdam olanaklarının artırılması hedeflenmektedir.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kutes-fren-diski-urun-gamini-250-referansa-cikarmayi-hedefliyor-90708</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kutes, fren diski ürün gamını 250 referansa çıkarmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kutes'in, Dünya Dökümcüler Birliği’nin (WFO-World Foundry Organization) 100’üncü ve Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği’nin (TÜDÖKSAD) 50’nci kuruluş yıl dönümlerinin kutlandığı 76’ncı Dünya Döküm Kongresi'ne platin sponsor olarak destek verdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, kongrenin ardından gerçekleştirilen 7’nci Uluslararası Demir-Çelik, Döküm, Demirdışı Metalürji Teknolojileri, Makine ve Ürünleri İhtisas Fuarı’nda (ANKIROS 2026) ise döküm ve talaşlı imalat kabiliyetlerinin yanı sıra otomotiv yenileme pazarına yönelik nihai ürün çalışmalarını sektör temsilcileriyle buluşturdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b3b6df08e-1793110966.jpg" alt="" width="800" height="533" />19-21 Ekim’de Hilton İstanbul Bomonti Hotel &amp; Conference Center’da düzenlenen 76’ncı Dünya Döküm Kongresi ile 22-24 Ekim’de İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen ANKIROS 2026, uluslararası döküm ve metalurji sektörünü art arda İstanbul’da bir araya getirdi.</p>
<p>TÜDÖKSAD’ın ev sahipliğinde, WFO çatısı altında gerçekleştirilen kongrede; döküm sanayisinin geleceği, teknolojik gelişmeler, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliği imkânları ele alındı. </p>
<p><strong>"Sektörel etkinlikleri desteklemeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Açıklamada, Kutes İcra Kurulu Başkanı Ali Esat Kutmangil'in, TÜDÖKSAD Yönetim Kurulu ve WFO Yürütme Kurulu üyelikleriyle organizasyonda Türk döküm sanayisi ile uluslararası döküm camiasını bir araya getiren çalışmaların içinde yer aldığı belirtildi.</p>
<p>Kutmangil, Kutes’in platin sponsorluğunu sektörün gelişimine yönelik kurumsal sorumluluğunun bir parçası olarak gördüklerini vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>“Dünya döküm sektörünü Türkiye’de ağırladığımız bu buluşma, ülkemizin üretim birikimini ve mühendislik kabiliyetini uluslararası ölçekte ortaya koymak açısından önemli bir fırsat. WFO’nun 100’üncü, TÜDÖKSAD’ın 50’nci kuruluş yıl dönümlerinin İstanbul’da kutlanması da bu buluşmayı bizler için daha anlamlı hale getirdi. Hem TÜDÖKSAD hem de WFO bünyesinde sorumluluk üstlenen bir sanayici olarak, böyle önemli sektörel etkinlikleri desteklemeye devam edeceğiz. Sektörümüzün potansiyeline güveniyoruz. Daha üretken ve güçlü bir Türkiye için döküm sektörünün kritik önemini herkese duyurmak istedik.”</p>
<p>Kongrenin gala programında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, kapanış programında ise Ticaret Bakanı Ömer Bolat katılımcılara hitap etti. Bakanlar, konuşmalarında döküm sanayisinin stratejik sektörlere sağladığı girdilere, Türkiye’nin üretim kabiliyetine ve ihracat potansiyeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye’nin metal sanayisindeki gücü ANKIROS’ta vurgulandı</strong></p>
<p>Kongrenin ardından düzenlenen ANKIROS 2026’nın Bakan Kacır’ın katılımıyla gerçekleştirilen açılışında da yer alan Kutmangil, sektör temsilcileriyle birlikte açılış kurdelesini kesti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0b390482ec-1793110928.png" alt="" width="700" height="557" />Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, açılış konuşmasında Türkiye’nin çelik üretiminde Avrupa’da birinci, dünyada yedinci; döküm sanayisinde ise Avrupa’da ikinci, dünyada yedinci sırada yer aldığını belirterek sektörün Türkiye’nin üretim ve ihracat gücündeki önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Bakan Kacır’a fren diski çalışmaları hakkında bilgi verildi</strong></p>
<p>Açılışın ardından fuar alanını gezen Bakan Kacır, Kutes standını ziyaret etti. Ziyarette şirketin yeni ürünleri ve nihai ürüne yönelik çalışmaları hakkında bilgi sunuldu. Özellikle binek araçlar için geliştirilen fren disklerinde ulaşılan aşama ve ürün gamının genişletilmesine yönelik hedefler paylaşıldı.</p>
<p>Kutes’in fren diski ürün gamında 50 referansa ulaştığı, hedefin bu sayıyı 250’ye çıkarmak olduğu aktarıldı. Görüşmede Türkiye otomotiv yenileme pazarının ihtiyaçları ve yerli üretim imkânları üzerine de değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Kutmangil, şirketin ürün geliştirme yaklaşımı hakkında, “Döküm ve talaşlı imalatta sahip olduğumuz birikimi, nihai ürünlerle daha yüksek katma değere dönüştürmek istiyoruz. Binek araç fren disklerinde 50 referansa ulaştık. Hedefimiz, ürün gamımızı 250 referansa çıkararak pazardaki farklı ihtiyaçlara daha geniş bir yelpazede cevap verebilmek. Sayın Bakanımızın standımızı ziyaretinde hem çalışmalarımızı paylaşma hem de Türkiye otomotiv yenileme pazarını değerlendirme imkânı bulduk.” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şirketin fuar boyunca yerli ve yabancı sektör temsilcilerini standında ağırlayarak üretim kabiliyetlerini ve yeni ürünlerini tanıttığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kutes-fren-diski-urun-gamini-250-referansa-cikarmayi-hedefliyor-90708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/4-1793110828.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 76’ncısı düzenlenen Dünya Döküm Kongresi&#039;nin platin sponsorları arasında yer alan Kutes, etkinliğin ardından İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılan ANKIROS 2026’da binek araçlara yönelik fren diski modellerini tanıttı. İcra Kurulu Başkanı Ali Esat Kutmangil, &quot;Binek araç fren disklerinde 50 referansa ulaştık. Hedefimiz, ürün gamımızı 250 referansa çıkararak pazardaki farklı ihtiyaçlara daha geniş bir yelpazede cevap verebilmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-90676</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, Avrupa’dan oda ve iş dünyası temsilcilerini Gaziantep’te ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türkiye-AB İş Dünyası Diyaloğu II (TEBD II) Projesi kapsamında, 20-22 Ekim 2026 tarihlerinde Avrupa’dan gelen oda ve iş dünyası temsilcilerini Gaziantep’te ağırladı. Üç günlük programda, kentin gastronomi kültürü, geleneksel üretim yöntemleri ve kültürel mirasının ekonomik fırsatlara nasıl dönüştürülebileceği yerinde ele alındı.</p>
<p>Avrupa Odalar Birliği (Eurochambres) tarafından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ortaklığında yürütülen TEBD II Projesi, Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerindeki odalar ve iş dünyası kuruluşları arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Fransa, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Belçika, Avusturya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’dan ticaret ve sanayi odaları ile iş dünyası kuruluşlarının 13 temsilcisinin katıldığı programda, Eurochambres, TOBB ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı temsilcileri de yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07514a459b-1793094932.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Programın açılışında konuşan GTO Yönetim Kurulu Başkanı M. Tuncay Yıldırım, Gaziantep’in kültürel değerlerinin ekonomik fırsatlara dönüştürülmesinin önemini vurgulayarak, “Gastronomimizden el sanatlarımıza, tarihî çarşılarımızdan mozaiklerimize kadar sahip olduğumuz her değer, bu şehrin kimliğinin bir parçası. Bizim için önemli olan, bu değerleri korumak kadar onlardan yeni fırsatlar yaratmak” ifadelerini kullandı. Açılışta TOBB, Eurochambres ve Avrupa Birliği Başkanlığı temsilcileri de konuşmalarını gerçekleştirdi.</p>
<p>Program kapsamında Gaziantep Ticaret Odası Genel Sekreteri Hasan Baran Uçaner, Gaziantep’in ekonomik yapısı ve bölgesel ekonomideki rolü hakkında bilgi verirken, Genel Sekreter Yardımcısı Gülbin Çalışkantürk, Odanın gastronomi ve gastronomi turizmi alanındaki projelerini tanıttı. Gastronomi Mirası Danışmanı ve Yazar Filiz Hösükoğlu, Gaziantep mutfağının antik çağlardan günümüze uzanan hikâyesini paylaşırken, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Bilim Dairesi Başkanı Hüseyin Ateş, kentin gastronomi sektörünün gelişimini, karşılaştığı zorlukları ve stratejik hedeflerini ele aldı. Ateş ayrıca Gaziantep’in UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na katılım süreci ve uluslararası gastronomi markası hâline gelmesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Programın ikinci günü Gaziantep Gastronomi Akademisi’nde (GAGA) gerçekleştirildi. Gaziantep ve Hasan Kalyoncu Üniversite akademisyenleri, Gaziantep Kalkınma Vakfı ve sektör temsilcileri; yerel ürünler, coğrafi işaretli lezzetler, tarladan çatala yaklaşımı ve sıfır atık uygulamaları hakkında bilgi paylaştı. GAGA’nın uygulama restoranı Bulla’da gerçekleştirilen katmer gösterisinin ardından katılımcılar, GAGA şefleri ve sıfır atık uzmanı Esra Göğüş eşliğinde, ekmek artıklarının değerlendirildiği geleneksel bir sıfır atık mezesi olan Omaç hazırlama atölyesine katıldı. Atölye, geleneksel mutfak bilgisinin gıda israfını azaltan sürdürülebilir uygulamalarla nasıl buluşabileceğini ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae07530eec39-1793094960.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Üçüncü gün, Gaziantep’in üretim kapasitesi ve dış ticaret potansiyeline odaklanıldı. Gaziantep Ticaret Borsası ve Gaziantep Sanayi Odası ziyaretlerinde kentin gıda ve tarıma dayalı sanayisi ele alındı. GTO’da düzenlenen oturumda ise gıda ve tarım ürünlerinin dış ticaretinde Türkiye–AB mevzuatı ve gümrük prosedürleri değerlendirildi. Katılımcılar ayrıca gastronomi sektöründe başarı elde etmiş genç bir girişimcinin deneyimlerini dinleyerek girişimcilik ve işletme geliştirme süreçlerine ilişkin bilgi edindi.</p>
<p>Çalışma ziyareti boyunca heyet, Gaziantep’in el sanatlarını, üretim kültürünü ve gastronomi mirasını farklı ziyaret noktalarında keşfetti. Mozaik sanatından geleneksel sabun ve pekmez üretimine, mutfak kültüründen peynir yapımına uzanan ziyaretler; tarihî çarşılar, geleneksel ticaret mekânları ve yerel lezzetlerle tamamlandı. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda 2015 yılından bu yana gastronomi alanında yer alan Gaziantep, kültürel mirasın girişimcilik, KOBİ’lerin gelişimi, istihdam ve ihracatla buluşmasına yönelik örnekleriyle uluslararası katılımcılara tanıtıldı.</p>
<p>Program, 30. yılını kutlayan Gaziantep Avrupa Birliği Bilgi Merkezi anısına Şehitkamil Sanat Merkezi’nde düzenlenen sergi ve caz konseriyle sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-90676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/gto-avrupadan-oda-ve-is-dunyasi-temsilcilerini-gaziantepte-agirladi-1793094992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEBD II Uluslararası Çalışma Ziyareti, “Gastronomi ve El Sanatları: Kültürel Mirasın Ekonomik Bir Avantaja Dönüştürülmesi” temasıyla Gaziantep’te gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-90674</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil sektörü IITAS’ta buluştu: Güç birliği ve dönüşüm vurgulandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nün, tekstil ve hazır giyim alanındaki bilimsel bilgi paylaşımını teşvik etmek amacıyla 1976 yılından bu yana düzenlediği Uluslararası İzmir Tekstil ve Hazır Giyim Sempozyumu’nun (IITAS) on yedincisini gerçekleştirdi.</p>
<p>Sempozyum kapsamında, moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Atılgan’ın yaptığı “Tekstil ekonomisinde dönüşüm ve yeni değerler” başlıklı panele EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ da konuşmacı olarak katıldı. Panelde, hazır giyimde uzayan kriz, küresel rekabet stratejileri ve dijital dönüşüm fırsatları masaya yatırıldı.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, Türkiye'nin geçmişte her 10 yılda bir kriz yaşayıp, 1 yıl içerisinde krizleri atlattığını, finansal kaslarının güçlü olduğunu belirterek, “Küresel kriz savaşlarla birleşerek ilk defa bu kadar uzadı” dedi.</p>
<p>Fayat, kuru bastırarak enflasyonu düşürme stratejisinin sanayici açısından pazar kaybına yol açtığını ve krizin emek yoğun sektörlerden tüm sanayiye yayıldığını söyledi.</p>
<p>11. Kalkınma Planı'nda tekstil kapasitesinin doyuma ulaştığı raporlanmasına rağmen, pandemide siparişlerin süreceği zannıyla milyarlarca dolarlık gereksiz inşaat ve makine yatırımı yapıldığını hatırlatan Fayat, “12. Kalkınma Planı yapılırken, 11. Plan raporları dahi bulunamadı. Devlet Planlama Teşkilatı'nın acilen kurulması gerekiyor. Kriz uzadıkça sanayiciler küsüyor. Pek çok şirket sahibi bilançosunu devredip sektörden çıkmaya razı” diye konuştu.</p>
<h2>Toygar Narbay: Üretimsiz toplumlar yüksek teknolojiyi de kaybetti</h2>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanı Toygar Narbay, Avrupa'nın 1980'lerde üretimi 3. ülkelere kaydırıp sadece marka ve yüksek teknolojiyi tutma stratejisinin çöktüğünü, üretimsiz toplumların yüksek teknolojiyi de kaybettiğini dile getirdi. Türkiye'nin de aynı hataya düşme riski taşıdığını söyleyen Narbay, “Türkiye'nin Batı'da lüks, Doğu'da değer markaları üretmesi; Suriye, Kuzey Irak ve Azerbaycan gibi çevre havzalarda ise ekonomi markaları üreterek hacmini koruması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Narbay, Gümrük Birliği'nin yenilenmesinin sektöre doğrudan ek avantaj getirmeyeceğini belirterek, “Asıl sorun, Avrupa Birliği’nin (AB) üçüncü ülkelerle Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) imzalarken, Türkiye'yi kısıtlaması” dedi.</p>
<h2>Çağlar Bağcı: Hazır giyim sektörü yeniliklere hızlı adapte oluyor</h2>
<p>Dijital dönüşümün eskiden yüksek bütçeler gerektirdiği için KOBİ'lerin uzak kaldığını, ancak yapay zekanın bu süreci demokratikleştirdiğini ve küçük firmaların da adapte olmasını sağladığını belirten Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, “Kumaş planlamadan satın almaya ve müşteri temsilciliğine kadar rutin işler yapay zekaya devredilerek verimlilik artırılabilir. Türk üreticisi ve hazır giyim sektörü teknolojiye ve yeniliklere çok hızlı adapte oluyor” dedi.</p>
<p>Sektör olarak döviz dönüşüm desteğinin %3'ten %6-10 seviyesine çıkarılması talep edilirken, uygulama %1 - %1.5 seviyelerine gerilediğini belirten Bağcı, Türkiye'deki sanayisizleşme sürecinin çok erken başladığına da değinerek sanayinin yurt içi hasıladaki payının 2021'de %22.1 iken 2026 hedef/projeksiyonlarında %14.9'a kadar gerilediğini dile getirdi.</p>
<h2>Hakan Güldağ: Küçük işletmeleri birleşmeye teşvik edecek modele ihtiyaç var</h2>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Güney Kore'nin KOBİ'lerini kümelenme modelleriyle verimli kılması örneğini vererek, Türkiye'nin de küçük işletmeleri birleşmeye ve güç birliği yapmaya teşvik edecek benzer bir destek modeline acilen ihtiyaç duyduğunu söyledi.</p>
<p>Ölçek büyüdükçe firmaların uygun finansmana erişiminin kolaylaşacağını belirten Güldağ, kapanan tesislerle bir kez kaybedilen sanayi yetkinliklerinin geri gelmesinin çok uzun zaman alacağını, ülkenin sadece hizmet ve turizm sektörüyle kalkınamayacağını belirtti. Güldağ, bu süreci yönetebilmek için bütüncül bir devlet aklına ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-90674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/4/1280x720/tekstil-sektoru-iitasta-bulustu-tekstilde-guc-birligi-ve-donusum-vurgulandi-1793092898.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 17. IITAS’ta bir araya gelen sektör temsilcileri, uzayan küresel kriz ve baskılanan kur nedeniyle sanayinin milli gelirdeki payının gerilediğine dikkat çekerek acil planlama ve destek çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarinin-tasfiye-ve-odeme-esaslarini-belirledi-90673</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonlarının tasfiye ve ödeme esasları belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) "7596 Sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Uyarınca Yapılacak Tasfiye ve Ödemelere İlişkin Usul ve Esaslar"ı Kurulun internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, kanun hükümleri çerçevesinde SPK'nin 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiye kapsamına alınan Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu yatırım fonlarının tasfiyesine başlanacak.</p>
<p>Fonların tasfiye sürecine ilişkin çalışmalar, SPK'nin koordinasyonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Borsa İstanbul AŞ, Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Ziraat Bankası AŞ, Türkiye İş Bankası AŞ ve ilgili diğer kuruluşlarla birlikte yürütülecek.</p>
<p>Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonların tasfiyesi, Ziraat Bankası, Tera Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonların tasfiyesi ise Türkiye İş Bankası tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>SPK'nin 30 Eylül 2026 ve 15 Ekim 2026 tarihli kararları çerçevesinde, Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ ve Atlas Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarının pay sahiplerine ara ödeme yapılacak.</p>
<p>Ara ödemelere öncelikli olarak unvanında "para piyasası" ibaresi yer alan yatırım fonlarından başlanacak.</p>
<p>Söz konusu portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu tasfiye kapsamındaki fonların dağıtılabilir nakdinin, tasfiye karar tarihinden bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olması halinde, fon pay sahiplerine ara ödeme yerine nihai ödeme yapılacak.</p>
<p><strong>Ara ödeme tutarı 1 milyon lirayı aşamayacak</strong></p>
<p>Söz konusu usul ve esaslar kapsamında fon pay sahiplerine fon bazında yapılacak ara ödeme tutarı, MKK tarafından endeksleme uygulanmaksızın hesaplanan net yatırım tutarını ve 1 milyon lirayı aşamayacak.</p>
<p>Dağıtılabilir nakdin ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi halinde, her bir fon katılma payı sahibi için MKK tarafından hesaplanan ve tasfiye ile görevli bankalara iletilen net yatırım tutarları esas alınacak. Unvanında "para piyasası" ibaresi yer alan fonlarda 17 Eylül 2026'dan önceki gün sonu, diğer fonlarda ise ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan tutarlar ile 1 milyon liralık ara ödeme tavanı arasındaki en düşük tutar dikkate alınarak fon katılma payı sahiplerine tasfiye ile görevli bankalarca ara ödeme yapılacak.</p>
<p>Para piyasası niteliğindeki fonlar dışındaki fonlarda, fon malvarlığındaki dağıtılabilir nakdin toplam ara ödeme yükümlülüğüne oranı dikkate alınarak, bu oranı en yüksek olandan başlanarak ödeme yapılacak.</p>
<p>Aynı veya yakın karşılama oranına sahip fonlar arasında, mevcut nakitle ara ödeme tutarı karşılanabilecek yatırımcı sayısı en fazla olan fon dikkate alınarak tasfiye ile görevli bankalarca ödeme sırası belirlenecek.</p>
<p>Fon malvarlığındaki dağıtılabilir nakdin, bu usul ve esaslarda belirtilen şekilde hesaplanan ara ödeme tutarlarının toplamını karşılamaya yetmemesi halinde, her bir fon için MKK tarafından hesaplanacak ara ödeme tutarı en düşük olan fon katılma payı sahibinden en yüksek olana doğru ara ödeme sırası oluşturulabilecek. Alternatif olarak, tasfiye ile görevli bankalar, fon bazında en fazla sayıda yatırımcıya ödeme yapılmasını sağlayacak şekilde portföydeki likit varlık büyüklüğü ve ara ödeme tutarlarını esas alan bir analiz yapabilecek. Bu analiz sonucunda, tüm fon pay sahiplerine uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına Kurulca onay verilebilecek.</p>
<p><strong>Ara ödemeler katılma payları iade alınmaksızın gerçekleştirilecek</strong></p>
<p>17 Eylül 2026 tarihli kararlarla tasfiyesine karar verilen fonlarla birlikte hareket ettiği veya bu fonların iştirakiyle fiil işlediği SPK tarafından tespit edilen ve MKK tarafından tasfiye ile görevli kuruluşlara bildirilen kişi ve kurumlara, söz konusu fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.</p>
<p>Genel hisse iade hesabına aktarılan tutarların tasfiye kapsamındaki fonlara dağıtımında ise ara ödemeleri tamamlamak amacıyla, ara ödemeyi karşılama oranı en düşük olan ve net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında bulunan yatırımcı sayısı en fazla olan para piyasası fonlarına öncelik verilecek. Söz konusu tutarlar, mümkün olan en fazla sayıda yatırımcının ara ödemesini sağlayacak bir dağıtım yöntemiyle ilgili fonlara aktarılacak.</p>
<p>İlgili hesapta tutar kalması halinde diğer fonlar için de aynı esaslar uygulanarak dağıtım yapılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarinin-tasfiye-ve-odeme-esaslarini-belirledi-90673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasına göre, ara ödemelere öncelikli olarak ünvanında &quot;para piyasası&quot; ibaresi yer alan yatırım fonlarından başlanacak. Para piyasası niteliğindeki fonlar dışındaki fonlarda, dağıtılabilir nakdin toplam ara ödeme yükümlülüğüne oranı en yüksek olandan başlanarak ödeme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-90672</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fettah Tamince: Yatırımcılar uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Rixos Otelleri Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, Antalya Turizm Fuarı’nda yaptığı konuşmada başarı öyküsünü anlattı.</p>
<p>Antalya’da 40 yıl önce halı satarak turizme başladığını belirten Tamince, Türk turizminin bu süre içinde çok hızlı geliştiğini söyledi.</p>
<p>Türk turizminin yeni bir başarı hikayesi yazması gerektiğini anlatan Tamince, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’100 milyon turist yerine daha yüksek turizm gelirini hedeflemeliyiz. 100 milyon turist, 100 milyar dolar gelir hedef olmamalı. 50 milyon hatta 30 milyon turist ile 100 milyar dolar gelir hedefi olmalı. Türkiye turizmi artık ucuz iş gücü ve yatak kapasitesini artırmaya dayalı büyüme anlayışıyla ilerleyemez. Turizmde farklılaşma, katma değer, ürün çeşitliliği ve küresel markalaşmaya daha fazla önem verilmeli. Türk turizmcisi daha fazla uluslararası markalar yaratmalı. Antalya'da yeni oteller inşa etmek yerine mevcut tesislerin verimliliği artırılmalı. Antalya’da yeni otel yapmaya gerek yok. Biz turizmi ülkemizin her tarafına yaymakla mükellefiz. Türkiye, uluslararası turizmde önemli bir noktaya ulaştı. Mevcut büyüme modeli artık yeniden ele alınmalı.’’</p>
<p>Türkiye'nin 40 yıl içinde havalimanları, ulaşım altyapısı, turizm kentleri ve uluslararası otel markalarıyla önemli bir gelişim gösterdiğini anlatan Fettah Tamince, Türk turizminin geleceğine yönelik önerilerde de bulundu. Tamince, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Birbirine benzer özelliklere sahip otellerin sürekli artması sektör için doğru bir büyüme modeli değil. 2027 yılından itibaren yatırımcılar, birbirine benzeyen yeni tesisler yapmak yerine mevcut otellerin nasıl daha verimli ve farklı hâle getirilebileceğine odaklanmalı. Ürün çeşitliliğine yönelmeli, yeni otel, değil, farklı ürün olmalı. Turizm yatırımlarında nicelikten çok farklılaşmaya önem verilmeli. Yeni yatırım ve teşvikler farklı turizm ürünlerine ve ihtiyaç duyulan destinasyonlara yönlendirilmeli.’’</p>
<p>Tamince, turizm faaliyetlerinin Anadolu'nun farklı bölgelerine yayılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Yeni rakipler geliyor"</strong></p>
<p>Antalya Kaleiçi'nin tarihî ve kültürel mirasının korunmasına da dikkat çeken Tamince, Dünyada yeni destinasyonların oluştuğunu ve yeni rakiplerin geldiğini söyledi. Tamince şunları anlattı:</p>
<p>‘’Antalya ve Kaleiçi’nin değerleri korunarak geliştirilmesi ve uluslararası turizmde daha görünür hâle getirilmeli. Türk turizmi uluslararası rekabet koşullarını değerlendirmeli. Rixos olarak Dünyanın 24 ülkesinde 50 otelimizle faaliyet gösteriyoruz. Vietnam altyapı ve turizm tesislerine yönelik yatırımlarını hızlandırdı. Vietnam, Türkiye ve İspanya'nın geçmişte uyguladığı büyüme modellerinden yararlanmaya çalışıyor. Mısır'ın turizm yatırımlarıyla önemli bir büyüme potansiyeline sahip. Yeni tesisler ve turizm merkezleriyle uluslararası pazardan daha fazla pay almaya hazırlanıyor. Suudi Arabistan ise daha büyük ölçekli turizm merkezleri, havalimanları, ulaşım altyapısı ve uluslararası otel markalarına yönelik yatırımlarıyla dikkat çekiyor.’’</p>
<p><strong>‘’Türk turizm işletmeleri uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşmalı’’</strong></p>
<p>Türkiye'nin 40 yıllık turizm deneyimiyle önemli bir bilgi birikimine ve uluslararası markalara sahip olduğunu dile getiren Fettah Tamince, bu deneyim dünya pazarlarına daha güçlü biçimde taşınmalı’’ diye konuştu. Tamince, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türk turizm markaları otelcilikle sınırlı kalmıyor. Tur operatörleri ve hava yolu şirketlerimizde farklı ülkelerde faaliyetler yürütüyor. Türkiye'nin turizm alanındaki birikimine küresel ölçekte yüksek talep var. Birçok ülke Türk yatırımcılarını ve turizm işletmecilerini kendi pazarlarına davet ediyor. Arsa tahsisi, finansman ve teknik altyapı gibi çeşitli destekler sunuluyor. Turizm yatırımlarımızı uluslararası sermaye piyasalarıyla buluşturmalıyız. Türk turizminin yeni büyüme modelinde finansman çok önemli. Yatırımcılarımız uluslararası sermaye piyasalarına daha fazla yönelmeli. Dünyanın büyük yatırım fonları konaklama ve gayrimenkul sektörüne önemli kaynaklar ayırıyor. Türkiye'deki turizm yatırımları da bu finansman olanaklarından yararlanmalı. Turizm tesisleri Londra, New York, Dubai, Hong Kong ve Singapur gibi uluslararası finans merkezlerindeki sermaye piyasalarıyla buluşturulmalı ve değerlendirilmeli.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-90672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/fettah-tamince-turk-turizm-yatirimcilari-uluslararasi-sermaye-piyasalariyla-bulusmali-1793091947.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da yeni otel yapılmasına ihtiyaç olmadığını belirten Rixos Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, turizmin tüm Anadolu’ya yayılması, çeşitlendirilmesi ve uluslararası sermaye piyasalarına taşınması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-90670</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO’dan deniz ekosistemlerinin korunması için farkındalık etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu destekleriyle, Kocaeli Sanayi Odası (KSO) bünyesinde faaliyet gösteren Kocaeli AB Bilgi Merkezi tarafından Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında “Deniz Ekosistemleri, Dalış ve İleri Dönüşüm Etkinliği”gerçekleştirildi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin çevre ve iklim politikalarına ilişkin farkındalığı artırmak, deniz ekosistemlerinin ve biyoçeşitliliğin korunmasına dikkat çekmek ve döngüsel ekonomi yaklaşımını yaygınlaştırmak amacıyla Değirmendere’de düzenlenen etkinlikte katılımcılar; sertifikalı dalgıçlar eşliğinde kontrollü dalış deneyimi yaşadı, hayatta kalma ve kurtarma tatbikatına katıldı. Program kapsamında ayrıca dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulamalı çalışma ile sanat atölyesi gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinlik kapsamında eş zamanlı düzenlenen dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulamalı çalışmalar ile resim, yoga ve nefes, kağıt hamuru atölyeleri sayesinde katılımcılar; yeniden kullanım, sürdürülebilir üretim ve doğayla uyumlu yaşam konularında deneyim kazandı. Program, çevrenin korunmasında bireysel farkındalığın ve toplumsal katılımın önemini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/27/foto-4-uygulamali-calismalar-3-dcaa.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Amacımız farkındalık oluşturmak”</h2>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Kocaeli AB Bilgi Merkezi olarak Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu destekleriyledeniz ekosistemlerinin korunması ve çevre bilincinin artırılması konusunda ilimizde önemli farkındalık çalışması yaptık. Dalış deneyimiyle deniz yaşamının korunmasının önemine dikkat çekerken, dip çamurunun ileri dönüşüm yoluyla yeniden değerlendirilmesiyle döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim konusunda farkındalık oluşturduk. Bu yıl ülkemiz ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31 Zirvesi’nde de deniz ekosistemleri tematik başlıklar arasında yer alıyor. Biz de bu önemli zirvede Kocaeli Sanayi Odası olarak yer alacak ve TOBB öncülüğünde düzenlenecek Business Forum’da ana mesajlarımızı paylaşacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-90670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/ksodan-deniz-ekosistemlerinin-korunmasi-icin-farkindalik-etkinligi-1793090646.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli AB Bilgi Merkezi tarafından Yeşil Diplomasi Haftası kapsamında Değirmendere’de düzenlenen etkinlikte deniz ekosistemlerinin korunması, dip çamurunun ileri dönüşümle yeniden değerlendirilmesi ve sürdürülebilir yaşam konularına dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehir-edebiyat-sehrinde-genc-kalemlerin-onunu-aciyor-90770</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Genç Yazarlar Destek Programı&#039; tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş’ın köklü edebî mirasını tanıtmak, kültür ve sanat faaliyetlerini yaygınlaştırmak ve genç yazarların daha nitelikli eserler üretmesi amacıyla projelerini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve BİLSEK Derneği iş birliği ile düzenlenen “Genç Yazarlar Destek Programı” tamamlandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, program kapsamında, genç kalemler uzman eğitimcilerden ders aldı; mentör görüşmeleri ve serbest yazım çalışmalarıyla yazınsal becerilerini geliştirme olanağı buldu.</p>
<p>UNESCO tarafından “Edebiyat Şehri” unvanına layık görülen Kahramanmaraş’ın edebi kimliğini gelecek kuşaklara aktarılması için gerçekleştirilen programın, gençlerin yazma deneyimi ve edebî üretimiyle geleceğe taşınmasını hedefleyen bir çalışma olarak öne çıktığı belirtildi.</p>
<p><strong>Eğitim, mentörlük ve yazma uygulamaları</strong></p>
<p>Programa katılan genç kalemler, uzman eğitimcilerden mentör görüşmeleri ve serbest yazım çalışmaları konusunda eğitimler aldı. Gençlerin yazma becerilerini geliştirmelerine ve kendi üretim süreçlerini uygulama içinde deneyimlemelerine imkân veren eğitimlerde gençlerin yazarlık yolculuklarında ilerlemeleri ve özgün eserler oluşturmaları desteklendi. Program kapsamında ortaya çıkan çalışmaların yürütülen çalışmalar doğrultusunda basıma hazır hâle getirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Sertifikalar takdim edildi</strong></p>
<p>Programın tamamlanmasının ardından katılımcılara sertifika verildi. Böylece genç yazar adayları eğitim ve uygulama sürecini tamamlarken eserlerini geliştirmeye yönelik yeni deneyimler de edindi. Eserlerin yayın aşamasına taşınmasıyla genç katılımcıların yazınsal üretimleri okurla buluşacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehir-edebiyat-sehrinde-genc-kalemlerin-onunu-aciyor-90770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/buyuksehir-edebiyat-sehrinde-genc-kalemlerin-onunu-aciyor-1793176729.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve BİLSEK Derneği iş birliğinde düzenlenen “Genç Yazarlar Destek Programı” tamamlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-eylulde-artti-90665</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik eylülde arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, eylülde bir önceki aya kıyasla 198 bin artışla 2 milyon 967 bin kişi oldu. İşsizlik oranı, 0,5 puan artarak yüzde 8,4'e yükseldi.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,1 puan azaldı.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,9 iken, kadınlarda yüzde 11,3 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Eylülde, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı da bir önceki aya göre 1,6 puan artarak yüzde 14,8 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,4, kadınlarda ise yüzde 23,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,2</td>
<td>9</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,7</td>
<td>8,1</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
<td>8,1</td>
<td>7,7</td>
<td>8,2</td>
<td>7,9</td>
<td>8,4</td>
<td> </td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, eylülde bir önceki aya kıyasla 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bin kişiye düştü. İstihdam oranı da 0,1 puan azalışla yüzde 48,3 olarak gerçekleşti. Bu oran, erkeklerde yüzde 65,8, kadınlarda yüzde 31,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, eylülde bir önceki aya göre 149 bin kişi artarak 35 milyon 412 bin kişiye çıktı. İş gücüne katılma oranı 0,1 puan artışla yüzde 52,7 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,7, kadınlarda yüzde 35,2 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, eylülde bir önceki aya göre 0,1 saat azalışla 42,4 saat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, eylülde aylık bazda 0,2 puan artışla yüzde 31,2 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20,5 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,7 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde eylül ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>67.168</td>
<td>33.199</td>
<td>33.969</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.412</td>
<td>23.456</td>
<td>11.956</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.445</td>
<td>21.842</td>
<td>10.603</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.967</td>
<td>1.614</td>
<td>1.353</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.756</td>
<td>9.743</td>
<td>22.013</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,7</td>
<td>70,7</td>
<td>35,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,3</td>
<td>65,8</td>
<td>31,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,4</td>
<td>6,9</td>
<td>11,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>14,8</td>
<td>10,4</td>
<td>23,3</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-eylulde-artti-90665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/issizlik-subatta-02-puan-geriledi-1743067818.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,5 puan artışla yüzde 8,4&#039;e çıktı. Genç işsizlik oranı ise 1,6 puan yükselerek yüzde 14,8 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ab-makine-emniyeti-mevzuatina-uyum-sureci-tamamlandi-90664</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: AB makine emniyeti mevzuatına uyum süreci tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin gereği olarak makine emniyeti mevzuatının AB mevzuatıyla uyumlaştırıldığını bildirdi.</p>
<p>Çalışmaların, Bakanlığın girişimleri ve öncülüğünde yürütüldüğü kaydedilen açıklamada, AB ile müzakerelerin başarıyla tamamlandığı ve mevzuat uyumunu teyit eden beyan metninin imzalandığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, makine sektörünün, AB'ye yıllık 10 milyar doları aşan ihracatı ve AB'ye yapılan toplam ihracatın içindeki yüzde 10'un üzerindeki payıyla, Türkiye ekonomisi ve AB ile ticari ilişkiler bakımından stratejik öneme sahip olduğuna işaret edilerek, "İmzalanan beyan metniyle, makine sektörümüzün Gümrük Birliği kapsamında malların serbest dolaşımı ilkesinden tam anlamıyla yararlanmasının önü açılmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.​​​​​​​</p>
<p><strong>"Somut kazanımlar elde etmek için çalışmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Bu çerçevede, Türkiye'de onaylanmış kuruluş atamalarının yapılabilmesi ve makine ihracatçılarının AB üyesi ülkelerdeki üreticilerle eşdeğer koşullarda uygunluk değerlendirme ve belgelendirme işlemlerini burada gerçekleştirebilmesinin mümkün hale geldiği aktarılan açıklamada, "Makine ihracatçılarımızın AB pazarına ulaşımında karşılaştıkları teknik ve idari süreçlerin kolaylaştırılması, belgelendirmeden kaynaklanan maliyetlerin ve idari yüklerin asgari düzeye indirilmesi ve sektörümüzün rekabet gücünün artırılması yönünde önemli bir kazanım elde edilmiştir. Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin etkin işleyişinin güçlendirilmesi ve sanayimizin AB tek pazarı ile bütünleşmesinin derinleştirilmesi bakımından önemli bir adım teşkil eden bu gelişmenin, tüm makine sanayicilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı olmasını diliyoruz. Bakanlık olarak firmalarımızın menfaatlerini her platformda kararlılıkla savunmaya ve ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak somut kazanımlar elde etmek için çalışmaya devam edeceğiz." ifadeleri kullandıldı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ab-makine-emniyeti-mevzuatina-uyum-sureci-tamamlandi-90664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin AB makine emniyeti mevzuatına uyum sürecinin tamamlandığını duyuran Ticaret Bakanlığı, &quot;Makine sektörümüzün Gümrük Birliği kapsamında malların serbest dolaşımı ilkesinden tam anlamıyla yararlanmasının önü açılmıştır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhurbaskanligi-yillik-programi-resmi-gazetede-90663</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı: Enflasyon hedefi yüzde 21</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nın onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan ve gelecek yılı kapsayan programda, Türkiye ekonomisine ilişkin temel ekonomik büyüklükler ve hedefler yer aldı.</p>
<p>Buna göre, büyümede bu yıla ilişkin gerçekleşme tahmini yüzde 3,3 olurken, ekonominin 2027'de yüzde 4,2 büyüyeceği öngörüldü.</p>
<p>Enflasyonun bu yıl sonunda yüzde 28,4 olacağı tahmin edilirken, gelecek yıl sonu hedefi yüzde 21 oldu.</p>
<p>Öngörülen büyüme çerçevesinde istihdamın 2027'de 657 bin kişi artması bekleniyor. İşsizlik oranının ise bu yıl yüzde 8,1 olması öngörülürken gelecek yıl hedefi yüzde 8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İhracatın, 2026 sonunda 282 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği, gelecek yıl 292 milyar dolara yükseleceği öngörüldü.</p>
<p>İthalatın ise bu yıl sonunda 387 milyar dolar olacağı, 2027'de 397 milyar dolar seviyesine yükseleceği ve dış ticaret açığının da gelecek yıl 105 milyar dolar olacağı tahmin edildi.</p>
<p>Cari işlemler açığının 2027'de 38,5 milyar dolar seviyesinde kaydedilmesiyle açığın gayri safi yurt içi hasılaya oranının yüzde 1,9 olacağı öngörüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhurbaskanligi-yillik-programi-resmi-gazetede-90663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı&#039;da 2027 için büyüme hedefi yüzde 4,2, enflasyon hedefi de yıl sonu için yüzde 21 olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-sattik-peki-sorumlulugumuz-bitti-mi-90661</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 10:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürünü sattık, peki sorumluluğumuz bitti mi? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi gündemimizde daha fazla yer tutuyor. Tam da bu ortamda, YASED’in düzenlediği “Sorumluluktan Döngüselliğe: GÜS, Döngüsel Ekonomi ve Uluslararası Yeşil Yatırımlara Etkileri” panelinde; Nestlé CEO’su Bernie Stefan, Honeywell Genel Müdürü Emre Kuzu ve SGS Türkiye Genel Müdürü Nadin Hacerestunc ile ‘Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) konusunu farklı yönleriyle ele alma fırsatı bulduk. </p>
<p>COP31’e doğru ilerlerken iklim, sıfır atık ve döngüsel ekonomiyi daha fazla konuşacağımız aşikâr, ancak esas mesele bu kavramları üretim, teknoloji ve yatırım modelimize ne ölçüde aktarabildiğimiz olacak. GÜS de bu dönüşümün önemli test alanlarından biri. Bu başlığın önemine baktığımızda, YASED tarafından gerçekleştirilen bu zirvenin bir anlamda Antalya’da gerçekleşecek COP31 için  bir ön prova olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Atık büyüyor, sorumluluk artıyor</strong> </p>
<p>Küresel atık rakamları meselenin boyutunu açıkça gösteriyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,56 milyar ton belediye atığı oluştu. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde, bunun 2050’de 3,86 milyar tona ulaşması bekleniyor. Bu tablo yalnızca “Atıkları nasıl yöneteceğiz?” sorusunu değil, “Bu kadar atığın oluşmasını nasıl önleyeceğiz?” sorusunu da sorduruyor. </p>
<p>Döngüsel ekonomi burada geleneksel yaklaşımın sınırlarını genişletiyor. Ürünün hikâyesi satış noktasında bitmiyor; kullanım ömrünün sonunda nasıl toplanacağı, yeniden kullanılıp kullanılamayacağı, geri dönüşüm imkânı ve maliyetinin nasıl karşılanacağı da iş modelinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.  Bu nedenle GÜS’ü yalnızca çevre mevzuatının yeni bir yükümlülüğü olarak okumamak gerekiyor. </p>
<p>Örneğin; 100 TL’ye satın aldığımız bir tişörtün maliyeti gerçekten 100 TL mi? Kasada ödediğimiz tutar sadece görünen fiyat. Peki kullanım ömrü tamamlandığında ortaya çıkan toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm maliyeti nerede? İşte bu noktada asıl dönüşüm, üreticinin ürün tasarlanırken daha ilk aşamadan itibaren tüm yaşam döngüsünü düşünmeye başlamasıyla gerçekleşecek.</p>
<p><strong>Atık mı, ikincil hammadde mi?</strong> </p>
<p>AB’de 2024 yılında kişi başına ortalama 517 kilogram belediye atığı oluştu. Ancak daha az atık üretmek tek başına daha döngüsel bir ekonomi anlamına gelmiyor. Asıl odak, oluşan atığın ne kadarını yeni bir ekonomik girdiye dönüştürebildiğimiz oluyor. </p>
<p>Eurostat verilerine göre, 2024’te AB’de kullanılan malzemelerin yalnızca %12,2’si geri dönüştürülmüş malzemelerden geldi. Hollanda’da bu oran %32,7’ye, Belçika’da %22,7’ye, İtalya’da %21,6’ya ulaşıyor. Dolayısıyla başarıyı yalnızca ne kadar atık ürettiğimizle değil, bunun ne kadarını yeniden ekonomik değere dönüştürebildiğimizle de ölçmemiz gerekiyor. </p>
<p><strong>Teknoloji ve rekabet</strong> </p>
<p>Teknoloji bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Ayırma, geri dönüşüm ve yeniden üretim teknolojilerindeki gelişmeler daha fazla malzemenin ekonomiye geri kazandırılmasını mümkün kılıyor. Buna rağmen, Avrupa Çevre Ajansı verileri AB’nin döngüsel malzeme kullanım oranının 2010’daki %10,7 seviyesinden 2024’te ancak %12,2’ye yükseldiğini gösteriyor. Yani dönüşüm var, ancak hızı henüz çok sınırlı. </p>
<p>İş dünyası açısından da konu giderek bir uyum meselesinin ötesine geçiyor. Ürün tasarımı, hammadde, ambalaj, geri dönüştürülebilirlik ve tedarik zinciri birbirinden bağımsız başlıklar değil. Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca “Kim daha düşük maliyetle üretiyor?” sorusu üzerinden değil, “Kim daha döngüsel üretebiliyor?” sorusu üzerinden de şekillenecek. </p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, GÜS’ün aynı zamanda bir yatırım konusu olduğunu söylemek mümkün. Döngüsel üretimi destekleyen teknoloji, altyapı ve ikincil hammadde ekosistemi geliştirebilen ülkeler ve şirketler açısından yeşil dönüşüm, yalnızca bir maliyet değil, rekabet avantajına da dönüşebilir. </p>
<p><strong>Şirketler nereden başlamalı?</strong> </p>
<p>Şirketler için üç konu öne çıkıyor. Birincisi, GÜS’e yeni bir maliyet kalemi olarak değil, ürünün yaşam döngüsü perspektifinden bakmak. İkincisi veri: şirketlerin artık yalnızca ne kadar ürettiklerini ve sattıklarını değil, kullandıkları malzemenin ve ambalajın yaşam döngüsünü de izlemeleri gerekecek. Üçüncüsü ise organizasyon: konuyu yalnızca çevre ekiplerine bırakmak yeterli değil; üretim, pazarlama, satın alma, finans, tedarik zinciri, vergi ve dış ticaret fonksiyonlarının da bu dönüşümün parçası olması gerekiyor. </p>
<p>Dolayısıyla şirketlerin kendilerine sorması gereken soru belki de şu: GÜS’ü yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak mı görüyoruz, yoksa döngüsel ekonomide yeni rekabet alanlarının kapısını açan stratejik bir dönüşüm olarak mı? Birincisi yükümlülüğü yerine getirmeye, ikincisi ise yaklaşan dönüşümün içinde doğru yerde konumlanmaya odaklanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-sattik-peki-sorumlulugumuz-bitti-mi-90661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ürünü sattık, peki sorumluluğumuz bitti mi?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turbulans-rahatsiz-edici-olsa-da-aslinda-iyi-bir-haber-90653</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türbülans rahatsız edici olsa da aslında iyi bir haber&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Enflasyon, döviz kuru ve finansmana ilişkin belirsizlikler şirketlerin yatırım kararlarını zorlaştırırken, Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, koşulların netleşmesini bekleyen şirketlerin büyüme fırsatlarını kaçırabileceğine dikkat çekti. İstikrarlı dönemlerde pazar payı kazanmanın zor olduğunu, ekonomik çalkantı dönemlerinde ise rakipleri yatırım yapmaktan çekinirken harekete geçen şirketlerin öne çıkabileceğini belirten Saenz, “Türbülans rahatsız edici hissettirir ama aslında iyi bir haberdir. Ancak kenarda oturarak bu fırsatı değerlendiremezsiniz” dedi.</p>
<p>Küresel belirsizlikler ve yapay zekanın iş dünyasına etkileri üzerine sorularımızı yanıtlayan Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, günümüz dünyasında her stratejik kararın geleceğe ilişkin bir bahis olduğunu belirterek, “Öngörünüzden eminseniz hızlanın. Emin değilseniz gerektiğinde geri dönebileceğiniz bir açık kapı bırakın” dedi.</p>
<h2>“Emin olduğunuz alanlarda hızlanın” </h2>
<p>Enflasyon, kur ve finansman koşullarının yatırım kararlarında belirleyici olduğu ekonomilerde şirketlerin nasıl hareket etmesi gerektiğini değerlendiren Saenz, yöneticilerin öncelikle geleceğe ilişkin varsayımlarını açıkça ortaya koyması gerektiğini söyledi. İki seçenek üzerinden hazırlanan senaryoların günümüz dünyasının değişim hızını karşılamakta yetersiz kaldığını ifade ederek, “İki seçenekten oluşan bir dünyada yaşamıyoruz. Her gün değişen çoklu seçeneklerin olduğu bir dünyadayız. Bu, belirsizlik değil; türbülans” dedi. Saenz’e göre şirketlerin her öngörüyü iki soruyla değerlendirmesi gerekiyor: Öngörünün gerçekleşeceğinden ne kadar eminler ve yanılmanın maliyeti ne olacak? Yönetim ekiplerinin bu değerlendirmeyi birlikte yapmasını öneren Saenz “Bir öngörünüzden çok eminseniz hızlanın. Çünkü bugün insanlar hızlanmıyor. Emin değilseniz esneklik sağlayın. İki yönlü kapılar oluşturun; içeri girebilin ama gerektiğinde geri de çıkabilin” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İnovasyondan 2,2 trilyon dolarlık kâr beklentisi </h2>
<p>Bain’in analizine göre yapay zeka, 2035’e kadar toplam 4,7 trilyon dolarlık kârın oluşmasına veya şirketler arasında kârın el değiştirmesine yol açacak. Saenz, verimlilik artışı, inovasyon ve rekabetteki değişimden kaynaklanacak bu dönüşümün internetin yarattığı değişimden daha büyük ve hızlı olacağını söyledi. Yapay zeka kaynaklı verimlilik artışından şirketlerin elde edeceği net kazancı 1,1 trilyon dolar olarak hesapladıklarını belirten Saenz, sağlanan tasarrufun bir bölümünün fiyat indirimleriyle müşterilere yansıyacağını kaydetti. Yapay zeka sayesinde geliştirilecek yeni ürün ve hizmetlerden ise 2,2 trilyon dolarlık kâr beklendiğini açıklayan Saenz, “Bu tutar, verimlilikten beklenen kazancın iki katı. Pek çok kişi yapay zekayı verimlilik üzerinden ele alıyor ama daha büyük fırsat inovasyonda” dedi. Saenz, para kazanma biçimleri değiştikçe kazanan şirketlerin de değişeceğini, yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık mevcut kârın bu yolla farklı şirketlere geçmesini beklediklerini ifade etti.</p>
<h2>Üretimde rekabet avantajı fırsatı </h2>
<p>Yapay zekanın etkilerine göre sektörleri dört grupta değerlendiren Saenz; bulut, veri merkezleri, yarı iletkenler ve enerjide büyük talep oluşacağını; müşteri hizmetlerinde yapay zekayla hizmetin sunulma biçiminin değişeceğini, elde edilen kârın da yapay zeka sistemlerini elinde bulunduran şirketlere yöneleceğini kaydetti. Turizm ve konaklamada yapay zekayı pazarlama ve müşteri kazanımında iyi kullananların öne çıkacağını belirten Saenz, dördüncü grup olarak tanımladıkları ilaç, danışmanlık, siber güvenlik ve lojistikte ise iş yapma biçimlerinin köklü değişime uğrayacağını söyledi. Türkiye gibi üretim ve ihracata dayalı ekonomilerde talep tahmininin iyileştirilebileceğini belirten Saenz, makine öğrenimi, yapay zeka ve insansı robotları birlikte kullanan üreticilerin önemli rekabet avantajı elde edebileceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turbulans-rahatsiz-edici-olsa-da-aslinda-iyi-bir-haber-90653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/hernan-saenz-1793083351.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bain &amp; Company Kıdemli Ortağı ve Küresel Strateji ve Dönüşüm Başkanı Hernan Saenz, çalkantılı dönemlerde yatırım yapan şirketlerin pazar payını artırabileceğini söyledi. Yapay zekanın 2035’e kadar toplam 4,7 trilyon dolarlık yeni kâr yaratmasını veya mevcut kârın şirketler arasındaki dağılımını değiştirmesini beklediklerini belirten Saenz, şirketlere “Yapay zeka uygulamalarında ilk dalga çok başarılı değildi. İkinci dalgayı kaçırmayın” çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsanin-genelinde-dusus-varken-yabanci-14-hissede-alima-odaklandi-90652</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsanın genelinde düşüş varken yabancı 14 hissede alıma odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta gerilerken, yabancının takası %37,45 seviyesinde. Sert satış dalgasına rağmen yabancı fonların 14 hissedeki payı arttı. BIST 30 hisselerinden Sabancı Holding, tabloda hem fiyatını artıran tek hisse olması hem de artan yabancı payı ile öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsa genelinde satıcılı bir seyir hakimken, takas verileri yabancıların bazı hisselerde genelden ayrışarak alım tarafında yer aldığını gösteriyor. Migros, Pegasus ve TAV hisselerinde fiyatlardaki geri çekilmelere rağmen yabancılar beş gün boyunca alım tarafında yer aldı. Öte yandan BİM’de 0,97 ve Tüpraş’ta 0,59 puan ile paylarını azaltma yoluna gittiler ve hafta boyunca hiç alım yapmadan düşük miktarlarda satışlarla piyasaya mal verdikleri gözlendi. Fiyatı tek artan hisse konumundaki Sabancı Holding’de ise dört gün boyunca alım yaparken paylarını 1,56 puan artırdılar.</p>
<h2>Düşerken aldılar</h2>
<p>Yabancı fonlar geçtiğimiz hafta fiyatı %4,59 düşen Migros hissesinde beş gün aralıksız alım yaparak paylarını %41,19’a yükselttiler. Şirket eylül ayında 13 yeni mağaza açarak toplam şube sayısını 3.827’ye çıkardı. Net satış alanını büyütmesi gelir artışı açısından önemli. Migros altı aylık dönemde gelirini %4 artırırken dönem sonu kârını %42 geriletti.</p>
<p>Pegasus geçtiğimiz hafta %2,35 oranında fiyatını düşürse de yabancılar paylarını 0,59 puan artırarak %11,7 seviyesine çıkardı. Firma eylül ayında toplam yolcu sayısını %7 artışla 4,27 milyona yükseltti, doluluk tarafında ise %88,3 seviyesinde gerçekleşirken hafif bir düşüş söz konusu. Hissenin fiyatı Mart 2025’te test ettiği 287,25 TL’nin ardından yaşadığı düşüşü sürdürüyor.</p>
<h2>Satıştan kaçamadılar</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta hem Türk Altın hem de TR Anadolu Metal’deki payını 1,34 puan azalttı. Piyasadaki satışlara ilave yabancının da satması her iki hissenin BIST 30 içinde en fazla düşenler arasında yer almasına yol açtı. Türk Altın'ın düşen piyasada zaman zaman kendi hissesinde olduğu kadar TR Anadolu hissesinden de alım yaptığı gözleniyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0466ae7ebd-1793082986.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PEG ORANI MI, AKTİF KÂRLILIK MI?</strong></p>
<p><strong>PEG oranı</strong>; gelecek vizyonu, ucuzluk, dinamik kıyaslama, yatırımcı psikolojisi. Tahmin bağımlılığı, zararda işlevsizlik, temettü ihmali, risk körlüğü.</p>
<p><strong>Aktif kârlılık</strong>; varlık verimliliği, yönetim karnesi, somut veri, sektörel harita. Değerleme noksanlığı, yanılgı, eski kayıt sorunu, sektörel uyumsuzluk.</p>
<p><strong>70 milyon dolarlık mühendislik aşaması sonrası master planla ilgili karar netleşecek</strong></p>
<p>Petkim epey zaman geçtiği halde neden yatırımı için harekete geçmiyor? ● Barış Çekmen</p>
<p>Barış; Petkim, yeni tesis kurulumu ve modernizasyonunu içeren master planı kapsamında yaklaşık 70 milyon dolar harcayacağı mühendislik aşamasına geçmiş bulunuyor. Program çerçevesinde uluslararası şirketlerle teknoloji lisans sözleşmelerini imzaladı. 2027 yılı sonuna kadar sürecek olan çalışmalar, nihai yatırım kararı öncesindeki son ve en kritik adımı oluşturmakta. Nihai karar ise maliyet ve fizibilite sonuçlarına göre verilecek. Bu anlamıyla zamana ihtiyaç var. Yatırımın gerçekleştirilmesi, Petkim'in rekabet ve üretim gücünü destekleyecek.</p>
<p><strong>Tahsisli sermaye artırımından elde ettiği fonu hedeflediği yatırımlarda kullandı</strong></p>
<p>Formet bedelli sermaye artırımından gelen fonu nerede kullandı? ● Kerem Güçlü</p>
<p>Kerem; Formet, geçtiğimiz nisanda tahsisli sermaye artırımı yoluyla elde ettiği toplam 285 milyon TL tutarındaki fonu büyüme stratejisi doğrultusunda kullandı. Gelen nakdin 135 milyon TL'si ile masa ve sandalye imalatı yapan ve ürünlerini yurtdışına ihraç eden Proline Sandalye'nin %52 payını satın aldı. 150 milyon TL'si ile de e-ticaret alanında faaliyet gösteren Stella Bahçe Mobilya'yı satın aldı. Gerçekleştirilen girişimler ihracat gelirleriyle e-ticaret pazar payını artırmayı amaçlıyor. Firma ayrıca Kayseri'deki GES'in kapasitesini artıracak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTV fonu küresel tarım şirketlerine yatırım yaparak yüzde 29 getiri sağladı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy'ün idaresindeki Tarım Değişken Fon (YTV), yıl boyunca yukarı yönlü bir eğilimle hareket etse de eylülün ikinci haftasından itibaren aşağı yöneldi. Mayıstan bu yana toplam değeri azalırken şimdilerde 181,85 milyon TL tutarında bir hacme sahip. Aynı sürede nakit çıkışının öne çıktığı fondan ekimde ayrılan tutar 5,3 milyon TL oldu. Benzer şekilde yatırımcı sayısında da bir süredir düşüş eğilimi gözlenirken şimdilerde fonda 1.480 yatırımcı bulunuyor. Temel stratejisi, küresel tarım sektöründe faaliyet gösteren şirketler ile onlara hizmet sağlayan firmaların hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün ağırlıklı ilk iki varlığına bakıldığında, %59,41 oranında yabancı hisse senedi ve %14,29 oranında yerli hisse senedi öne çıkıyor. Son bir yılda %28,96 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Inveo Araç Kiralama piyasadan %42,86 ile 90 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>GY Varlık Kiralama, nitelikli yatırımcılara 23.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 90.000.000 TL olan kira sertifikasının yıllık basit getirisi %39, bileşik getirisi ise %42,86'ya denk geliyor. 180 gün vadeli kira sertifikası, 3 aylık kupon ödemeli olacak. Kupon sayısı 2 olan ve her kuponuna isabet eden getiri oranı %9,62 düzeyinde bulunan kira sertifikasının vadesi 21.04.2027. 23 Ekim tarihli TLREFK %35,69 seviyesinde bulunuyor. Inveo Araç Kiralama'nın çıkardığı kira sertifikasının yıllık %39 basit getiri oranı TLREFK'nin yaklaşık 3,31 puan üzerinde bulunuyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcısı açısından cazip bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Kira sertifikası piyasada TRDGYVR42729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0464966652-1793082953.png" alt="" width="981" height="240" /><strong>SMART GÜNEŞ ENERJİSİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içinde 23,4 milyon dolarlık depolamalı güneş santrali kurulumu için anlaştı</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, yenilenebilir enerji sektöründeki anahtar teslim (EPC) projelerine bir yenisini daha eklediğini duyurdu. Yüzde 100 iştiraki Smart Güneş Enerji Ekipmanları, yurt içinde faaliyet gösteren kurumsal bir firmayla Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali ve Enerji Nakil Hattı kurulumu için KDV hariç 23,4 milyon dolar tutarında sözleşme imzaladı. Projenin avans ödemesi tahsil edilirken, tesisin 2027 yılında devreye alınması planlanıyor. Hem panel tedariki hem taahhüt sürecinin üstlenildiği yüksek bütçeli proje, şirketin yurt içi pazar payını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>REYSAŞ GYO</strong></p>
<p><strong>Özelleştirme İdaresi'nden aldığı Tuzla'daki arsalardan ilkinin ruhsatı tamam</strong></p>
<p>Reysaş GYO, geçtiğimiz yıl Özelleştirme İdaresinden ihale yoluyla satın aldığı Tuzla'daki arsalarında lojistik depo yatırımlarına başlıyor. Portföye dahil edilen 67 bin metrekarelik en büyük arsa için inşaat yapı ruhsatını alarak, 98 bin metrekarelik kapalı alana sahip deponun yapımına 2 Kasım'da başlanacağını duyurdu. Projenin Eylül 2027'ye kadar tamamlanıp kiralanması hedefleniyor. Aynı ihaleden satın alınan ikinci büyük arsanın ruhsat süreci ise son aşamaya geldi. Kapalı alanların devreye girmesi, düzenli kira gelirini ve portföy değerini önemli ölçüde artıracak.</p>
<p><strong>ALCATEL LUCENT TELETAŞ</strong></p>
<p><strong>Telekomünikasyon firmasıyla iş birliğinde beklentiyi 85 milyon euroya çıkardı</strong></p>
<p>Alcatel, ocakta duyurduğu bir telekomünikasyon şirketiyle olan altyapı iş birliğinde beklentileri aşan performans gerçekleştirdi. Şirket, beş yıl içinde ulaşılması planlanan 30 milyon euroluk katkı hedefine öngörülen süreden çok daha erken ulaşıldığını belirtti. Artan fiber altyapı yatırımları neticesinde, mevcut sözleşmesiz ancak düzenli sipariş ve onay süreçlerine dayalı iş birliğinin devamından 55 milyon euro daha ek gelir elde edilmesini bekliyor. Mevcut durumda toplam katkı beklentisi 85 milyon euroya güncellendi. Yeni durum geliri olumlu yönde destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akfen İnşaat'ın ağustostan bu yana dalgalı seyri artan makas aralığıyla sürüyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae046247a2ab-1793082916.png" alt="" width="298" height="232" /></p>
<p>Akfen İnşaat'ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %27,11 ile toplamda 189,13 bin lot azalarak 508,62 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4'ten 6'ya yükseldi. PPH fonu 260 bin lot ile en fazla satışı yaparken, CAH fonu 50 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akfen İnşaat için 2026 yılında öneride bulunan herhangi bir kurum gözlenmedi. Hissede Pardus Portföy'e ait PPH, POS ve KHC fonlarının pozisyonları dikkat çekiyor. Adı geçen üç fonda toplamda 414,9 bin lot hisse bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsanin-genelinde-dusus-varken-yabanci-14-hissede-alima-odaklandi-90652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsanın genelinde düşüş varken yabancı 14 hissede alıma odaklandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-ates-altinda-90645</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz’de ticaret ateş altında!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="222" height="105" /></p>
<p>Karadeniz’de Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın deniz ticaretine etkisi yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya geçti. Küresel tahıl ve enerji akışının önemli koridorlarından biri olan bölge, artık ticari gemilerin, tankerlerin ve mürettebatın insansız hava araçları, füzeler ve patlayıcı yüklü botların hedefi olduğu yüksek riskli bir savaş alanına dönüşüyor.</p>
<p>Ambrey ve Uluslararası Denizcilik Örgütü verilerine göre, yılbaşından bu yana Karadeniz’de 570’ten fazla gemiye saldırı düzenlendi ve en az 40 denizci öldü. Hürmüz Boğazı’nda doğrulanan 24 ölümle karşılaştırıldığında tablo, deniz ticaretindeki riskin ağırlık merkezinin değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Yaz aylarında tırmanan saldırılar, ticari taşımacılık üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Temmuz-eylül döneminde yaklaşık 387 geminin saldırıya uğraması, önceki çeyreğe kıyasla beş kattan fazla artış anlamına geliyor. Saldırıların günlük ortalaması dördü aşarken son 45 günde gemilere yönelik saldırıların yaklaşık yüzde 90’ının Rusya tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Böylece limanlar, yükler ve gemiler arasındaki ayrım giderek silikleşirken ticari seyrüseferin güvenliği daha geniş bir coğrafyada tehdit altına girdi.</p>
<h2>Liman trafiği çökerken sigorta maliyeti katlandı </h2>
<p>Tehlikenin ekonomik sonuçları, özellikle Ukrayna’nın ihracat kapılarında belirginleşiyor. Ülkenin en büyük özel liman işletmecisi TIS’in verilerine göre Büyük Odessa limanları, temmuz ayında yaklaşık 400 gemiye hizmet verirken geçen ay bu sayı 10’un altına indi. Ukrayna’nın deniz yoluyla tarım ürünü ihracatı da ağustos ayında 1,4 milyon tona geriledi. Bu tablo, savaşın yalnızca gemilerin güvenliğini değil, ihracatçıların teslimat kapasitesini ve ticaret gelirlerini de doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Financial Times’ın haberine göre, sigorta piyasasındaki gelişmeler de riskin boyutunu yansıtıyor. Savaş riski kapsamındaki alan, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’nin karasuları dışında Karadeniz’in neredeyse tamamını kapsayacak şekilde genişletildi. Sigortacıların aktardığına göre askeri risk sigortası, bir geminin gövde değerinin yüzde 15’ine kadar çıkabiliyor. Bu oran, Basra Körfezi’ndeki seviyelerin neredeyse iki katı.</p>
<p>Tahıl ticaretinden gübre ve yakıt maliyetlerine uzanan zincir </p>
<p>Karadeniz’deki aksama, Ukrayna ve Rusya’nın ötesinde küresel tarım piyasalarını da ilgilendiriyor. Ukrayna’nın deniz yoluyla yaptığı tarım ihracatının savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 75 altında kalması, tahıl ve bitkisel yağ tedarikinde alternatif güzergâhların önemini artırıyor. Tuna üzerindeki daha küçük limanlar kapasite ve güvenlik sorunlarıyla karşılaşırken, Baltık Denizi gibi daha uzun rotalar nakliye maliyetlerini yükseltiyor. Sevkiyatların gecikmesi veya pahalılaşması, ithalatçıların farklı tedarikçilere yönelmesine neden olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güvenlik önlemleri artıyor, kalıcı çözüm belirsiz</span></h2>
<p>Bölgedeki saldırılar NATO sınırlarına yakın alanlara kadar uzanırken Romanya, Bulgaristan ve Türkiye deniz gözetimi ile mayın karşı tedbirlerini güçlendirmeye yöneliyor. NATO’nun ek uçak, insansız hava aracı ve radar sistemleri konuşlandırma planı da güvenlik riskinin bölgesel boyutunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin ticari gemilere yönelik saldırılara moratoryum uygulanması çağrısı Kiev’den destek görse de Moskova’nın bu girişime ilgi göstermemesi, kısa vadede gerilimin düşeceğine yönelik beklentileri zayıflatıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Denizciler aylık 800 dolara çalışıyor</span></h2>
<p>Karadeniz’de yükselen risk, gemi mürettebatının çalışma koşullarını da ağırlaştırıyor. Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’na göre bölgede çalışan denizciler arasında Suriye, Mısır, Azerbaycan ve Benin gibi ülkelerden gelenler öne çıkıyor. Financial Times’ın incelediği bazı Suriyeli denizci sözleşmelerinde aylık ücretin 800 dolara kadar gerileyebildiği görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-ates-altinda-90645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/gemi-suveys-lojistik-1764735650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz, gemi trafiği açısından dünyanın en tehlikeli lokasyonlarından biri haline dönüştü. Savaş riski sigortası gemi değerinin yüzde 15’ine ulaşırken Ukrayna limanlarındaki trafik durma noktasına geldi. Artan nakliye maliyetleri ve aksayan tahıl sevkiyatları, savaşın etkisini küresel gıda ticaretine taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlar-icin-yasal-duzenleme-raporun-ardindan-belli-olacak-90640</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlar için yasal düzenleme raporun ardından belli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında alınacak tedbir ve kararların, Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) hazırlayacağı raporla netleşeceği belirtiliyor. Kaynaklara göre, sözü edilen fon listesi ve son şekli verilecek yasal düzenleme de raporun ardından belli olacak.</p>
<p>Savcılığın 19 Ağustos’ta Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) gönderdiği yazı ile 17 Eylül’deki tasfiye kararı arasındaki dönemde gizli soruşturmayı kimlerin öğrendiği, kimlere içeriden bilgi sızdırıldığı tartışılıyor. DDK raporunun ardından bahsi geçen listenin kamuoyuna açıklanacağı iddia ediliyor.</p>
<h2>Soruşturmaya ilişkin bilgi sızdıranlara da soruşturma gündemde </h2>
<p>Kaynakların verdiği bilgiye göre, Fon Koordinasyon Kurulu, sürecin başlangıcından bu yana çalışmalarını kararlı şekilde sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen DDK, SPK’nın tasfiyesine karar verdiği 131 fon için raporunu hazırlıyor. Kapsamlı rapordan önce Erdoğan’a ön rapor sunulacağı belirtiliyor. İhmali bulunan kurumlar ile görevini eksik yapan veya görevini suistimal eden bürokratların ilk etapta ön raporda yer alabileceği ifade ediliyor.</p>
<p>DDK’nın soruşturmaya ilişkin içeriden bilgi sızdırıldığını tespit etmesi durumunda ilgili kişilerin de soruşturma kapsamına alınacağı belirtiliyor. Fonun değerini artıracak veya düşürecek hamleleri önceden öğrenip çöküş öncesinde milyarlık kârlarla sistemden çıkan fon yöneticileri, şirket yetkilileri veya bu yapıya erişimi olan ayrıcalıklı kişiler hakkında da soruşturma yürütüleceği ifade ediliyor.</p>
<h2>Kurumların yapısında köklü değişikliğe gidileceği belirtiliyor </h2>
<p>Yasal düzenleme çalışmalarının DDK raporuyla tamamlanacağını aktaran kaynaklar, başta SPK olmak üzere ilgili kurumların yapısında köklü değişikliklere gidileceğini belirtiyor. Hisse senedi yoğun fonların alım ve satım süreçlerinde mevzuat, operasyonel kurallar ve piyasa yapısından kaynaklanan kısıtlamalar yeniden değerlendirilecek. Öngörülen düzenlemeler şöyle: </p>
<p>■ SPK’nın usulsüzlüklere hızla müdahalesi için geçici işlem yasağı, varlıkların korunması ve portföy dondurma yetkileri genişletilecek. <br />■ Yatırım fonlarında yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve oluşan zararların doğrudan sorumlulardan tahsili için hukuki altyapı oluşturulacak. <br />■ Piyasa ihlallerine ve manipülatörlere yönelik idari ve adli cezalar artırılacak; gerçek yatırımcı ile manipülatörlerin titizlikle ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılacak. <br />■ Hisse sınırlamaları ile alım ve satımlarda kademeli sınırlar getirilecek. <br />■ Yeni denetim mekanizmaları oluşturulacak. <br />■ SPK ve ilgili kurumların yetkileri yeniden ele alınacak. <br />■ Risk merkezi kurulacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fonlar-icin-yasal-duzenleme-raporun-ardindan-belli-olacak-90640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/2/1280x720/piyasa-finans-1771392343.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarında yasal düzenleme Devlet Denetleme Kurulu’nun hazırlayacağı raporun ardından belli olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-icin-muhalefet-ne-diyor-iktidar-neyi-savunuyor-90637</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mekke Anlaşması için muhalefet ne diyor, iktidar neyi savunuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili uygun bulma kanun teklifi bugün TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek.</p>
<p><strong>AK Parti: Her türlü destek verilecek </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “sorumluluk alıyoruz” diyerek imzaladığı anlaşmaya partisinden de tam destek var. AK Parti, anlaşmanın Meclis’ten geçmesi için tam kadro Meclis çalışmalarında bulunacak.</p>
<p><strong>MHP, anlaşmayı savunuyor </strong></p>
<p>MHP’nin de savunduğu anlaşmaya ilişkin açıklama Genel Başkan devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, “Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan’ın savunmasına her türlü askeri desteği verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır” sözleri ile anlaşmaya tam destek verdiklerine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Yeni Parti ve İYİ Parti karşı, DEM eleştiriyor </strong></p>
<p>Yeni Parti ve İYİ Parti’nin karşı çıktığı uyum teklifinin komisyon ve genel kurul görüşmeleri sırasında çoğunlukla “hayır” oyu kullanacakları belirtiliyor. DEM Parti’nin de sert eleştiriler getirdiği Mekke Anlaşması’nda oy renkleri henüz net olmasa da ‘hayır’ ya da ‘çekimser’ oy kullanacakları ifade ediliyor.</p>
<p><strong>CHP’den destek var, oy yok </strong></p>
<p>Mekke Anlaşması'na CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan destek açıklaması gelse de parti içinden çok sayıda milletvekili söz konusu anlaşmaya mesafeli. Anlaşmanın komisyon ve genel kurul oylamalarına AK Parti ve MHP tam kadro ‘evet diyecek. CHP’den ‘evet’ oyu sayısının birkaç milletvekili ile sınırlı kalacağı ifade ediliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Oktay Saral istifasını sunduğunu açıkladı</strong></span></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından Oktay Saral, 2016 yılından bu yana yürüttüğü görevinden istifa ettiğini duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla istifasını sunduğunu açıklayan Saral, “Cumhurbaşkanımızın yanında aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim” dedi.</p>
<p>Saral, sosyal medya hesabından, “Bugün (dün), 2016 yılından bu yana büyük bir onur, şeref ve sorumlulukla yürüttüğüm Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığı görevimden istifamı sunmuş bulunuyorum” dedi. “Makamlar gelip geçer, unvanlar el değiştirir. Asıl mesele, insanın hangi makamda oturduğu değil, hangi değerlerin arkasında durduğudur” diyen Saral, “Bizim için esas olan makamlar değil, yıllardır aynı istikamette yürüdüğümüz davamız ve Sayın Cumhurbaşkanımızla omuz omuza verdiğimiz mücadeledir.</p>
<p>Bu kararım, inandığım değerlerden ve milletimize hizmet etme irademden bir adım geri atmak anlamına gelmemektedir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim. Rabbim bizleri makamların gölgesinde güç arayanlardan değil, hakikatin ışığında dimdik duranlardan eylesin. Bedeli ne olursa olsun inandığı değerleri savunanlardan eylesin” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Azerbaycan’a dönük açıklamaları nedeniyle görevden uzaklaştırılan Oktay Saral, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Azerbaycan’da okullardaki başörtü yasağını eleştirerek, “Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir” demişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-icin-muhalefet-ne-diyor-iktidar-neyi-savunuyor-90637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mekke Anlaşması için muhalefet ne diyor, iktidar neyi savunuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/besleyelim-ama-oldurmeyelim-90636</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besleyelim ama öldürmeyelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Demokrat Parti’nin son yılları idi. Milli gelir artış hızı yavaşlamış, enflasyon artmış, temel mallarda kısıtlamalar ve ülkede karaborsa başlamıştı. Hükümet tedbir olarak Milli Korunma Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koymuştu ve cezalar artırılmıştı. Fiyat tespiti, stok denetimi ve kâr seviyeleri belirlemesi ile ekonomi kontrol edilmeye çalışılmıştı. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezaları uygulanıyordu. Ama ekonomi dikiş tutmuyordu. Karaborsa yaygınlaşmış, enflasyon 1958 yılında %15,8 ve 1959 yılında %24,4’e ulaşmıştı. (Enflasyon rakamlarına bakın; hem de o zaman günün TÜİK’i yoktu (!)). Halk, ekonomik zorluklar ve partizan davranışlar yüzünden bunalımda idi.</p>
<p>Ekonominin polisiye tedbirlerle düzeleceğini sananlardan zaman zaman şöyle sözler duyardım. “Bir kaç tanesini Sultanahmet Meydan’ında sallandıracaksın bak o zaman nasıl düşüyor fiyatlar“. O zamanki çocuk aklım henüz fiyatların düşmesi kısmına ermemişti, ama sallandırma sözü ilgimi çekmişti. Babama sormuştum: “Baba, sallandırma ne demek?“, “Oğlum, idam edilsin demek istiyorlar”.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde son günlerde yaşanan iki idam olayı bana bu anımı hatırlattı. Amerika’daki olaylara değinmeden önce bizim ülkedeki idam cezalarına değinmek istedim.</p>
<p><strong>Türkiye’de idam cezaları</strong></p>
<p>Konuya önce Sultanahmet Meydanı’ndan başlayayım dedim. Tarih boyunca burası sadece bir mesire ya da eğlence merkezi olmamış. Aynı zamanda siyasi toplantılara, mitinglere, güç gösterilerine sahne olmuş; burada infazlar yapılmış. Örneğin, daha Bizans zamanında 532 yılındaki Nika ayaklanması bastırılınca birçok kişinin bu meydanda idamı infaz edilmiş.</p>
<p>Osmanlılar zamanında da bu meydanda benzer olaylar olmuş. Örneğin, 1655 yılında yeniçeri ve sipahiler, ulufelerinin ödenmemesi üzerine isyan çıkarmışlar. Padişah IV. Mehmet’in sarayındaki 30 devlet adamını boğarak cesetlerini meydanda ki çınar ağacına asmışlar. Çınar bu haliyle halk tarafından, meyvesi insan ya da hayvan olan mitolojik ağaç, “Vakvak ağacı“na benzetilmiş. Bu olaya Vaka-i Vakvakiye demişler.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde de meydan, halka açık infazlara sahne olmuş. Burada en son 1957 yılında bir infaz yapılmış. Daha sonra idamlar cezaevi avlularında gizli olarak gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Türkiye’de idamlar denince siyasi hayatımızda bir leke olarak yer alan siyasi idamları anmadan olmaz. 27 Mayıs darbesi sonrası, Yassıda Mahkemeleri hükmüyle devrilen hükümetin Başbakanı Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrası sıkıyönetim ilan edilmişti. 68 kuşağının gençlik liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan askeri mahkemede yargılanarak idam edildi. 12 Eylül darbesi sonrasında da idamlar yaşandı. Hatta yaşı mahkeme kararı ile büyütülüp asılan 17 yaşında bir genç asıldı. Kenan Evren’in idamları savunurken kullandığı "Asmayalım da besleyelim mi?“ sözü hala kulaklarda kötü kötü çınlar.     </p>
<p>Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine başlayabilmesi için, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyması gerekiyordu. Bu hukuki çerçeve içinde idam cezası 2002 yılında önce barış zamanı işlenen suçlar için kaldırıldı. 2004 yılında da tüm suçları kapsayacak biçimde, savaş zamanı suçları dahil kaldırıldı</p>
<p><strong>ABD’deki iki idam</strong></p>
<p>ABD’de ölüm cezası konusunda tüm eyaletler için geçerli tek bir uygulama bulunmuyor. Bazı eyaletlerinde ölüm cezası yok, bazılarında var ama uygulanmıyor, bazılarında da ısrarla uygulanmakta. Verilere göre, 1 Nisan 2026 tarihi itibarı ile ABD’de ölüm sırasında bekleyen 1993 hükümlü varmış.</p>
<p>Bu hafta bu tatsız konuda yazmama, ABD’deki iki olay neden oldu demiştim.</p>
<p>Birinci olay Tennessee’de gerçekleşti. Bundan 30 yıl önce ölüme mahkûm edilmiş bir kadın mahkûm, bütün yasal süreçlerin sonunda 30 Eylül günü zehirli iğne ile idam edilmek istendi. Ancak iki teşebbüste de bu mümkün olmadı. Mahkûm hastaneye kaldırılarak hayata döndürüldü. Tennessee Valisi soruşturma emri verdi ve eyaletteki bütün idam uygulamalarını durdurdu.</p>
<p>İkinci olay, askeri bir vaka idi. Virginia’daki Fort Hood isimli askeri üste Nidal Hasan isimli bir psikiyatrist, Amerikan ordusunda yüzbaşı rütbesinde görev yapıyormuş. Hasan, 2009 yılında Afganistan’a gitmek üzere hazırlanan silahsız askerlere hastanede ateş açarak 13 kişiyi öldürmüş ve 32 kişiyi yaralamış. Çıkarıldığı askeri mahkemede olayın nedenini anlatırken Afganistan’daki Müslümanları ve Taliban’ı koruduğuna inandığını söylemiş. Ve yargılama sonucu ölüme mahkûm olmuş. Yasal süreçler bu yıl sonuçlanmış. İdam mangası önünde kurşuna dizilmeye mahkûm olmuş.</p>
<p>Bu ikinci olayda buraya kadar anlattığım, Amerikan yargı sistemine göre sıradan bir ölüm cezası idi. Ancak bu dönem Savunma Bakanlığı’nda Pete Hegseth isimli sıra-dışı bir bakan var. Hegseth, kurşuna dizilmenin internette canlı yayında yayınlanması için Başkan Trump’a başvurmuş. O da kabul etmiş. İdam, 3 Aralık günü için planlanmış. İşte bu, medeni dünyada büyük tepkilere yol açtı. Bakalım yasalar buna izin verecek mi?</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Ölüm cezası ilkel toplumlarda ve de teröristlerce kullanılan bir yöntemdir. Geri dönüşü olmayan bir eylem… Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde DNA testleri sonucu 1989 yılından beri 644 mahkûmun masum olduğu ortaya çıkmış. Bunun 34 tanesi idam mahkûmu imiş.</p>
<p>Dünyamız, çelişkiler dünyası. Kadın mahkûm ölüm cezasına çarptırıldıktan sonra yıllarca ölümü beklemiş. Bir de bunun üstüne iki defa ölüme yatıp kalkmış. Bu da adeta başka tür bir işkence... İyi etmek için hastaneye kaldırmışlardı; şimdi hücresine dönmüş. Kadın mahkûm hayata döndürülüp, yine ölüm sırasına sokuldu.</p>
<p>Öldürmek bir vahşettir. Bu vahşetin meydanlarda halka açık yapılması ise vahşet ötesidir. Şimdi interneti kullanarak bunu bütün dünyaya göstermeye kalkmak ise ancak Hegseth ve Trump türünden kişilerin yapabileceği vahşi bir ilkelliktir.</p>
<p>Bu idamın internette gösterilip gösterilmemesi konusunda Amerikan kamuoyu ikiye ayrılmış durumda. Bu, bir kişinin ölümüyle ilgili… Öte yandan, açtıkları haksız savaşlar ile binlerce masum insanın ölümüne neden oluyorlar ve bunu canlı yayında bütün dünyaya gösteriyorlar. Gerçi dünya, bombalanan okullarında ölen 120’yi aşkın masum İlkokul öğrencisi çocuğun sadece tabutlarını gördü. Ama buna neden olan bombalanmalar ise canlı yayında idi.</p>
<p>Öldürmelerin son bulduğu bir dünya dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/besleyelim-ama-oldurmeyelim-90636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besleyelim ama öldürmeyelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-sanilan-veriden-yuzde-25-ciro-artisi-mumkun-90635</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çöp sanılan veriden, yüzde 25 ciro artışı mümkün  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL KAYA - InfoTelica Bilgi Teknolojileri Başkanı</strong></p>
<p>Şirketlerin elindeki verilerin yaklaşık yüzde 80’ini e-postalar, sözleşmeler, taranmış belgeler, çağrı merkezi notları ve benzeri yapısal olmayan veriler oluşturuyor. Ancak bu veriler, yıllardır sunucularda adeta “dijital çöp” gibi bekliyor ve neredeyse hiç analiz edilmiyordu. Bugün, yapay zekâ ve büyük dil modelleri (LLM) sayesinde, bu durum değişiyor. Artık, daha önce kullanılmayan bu verileri analiz edebiliyor ve doğru değerlendirdiğimizde şirket cirolarında yaklaşık yüzde 25’lik bir artış sağlayabiliyoruz.</p>
<p>Peki, bugüne kadar ne yapıyorduk? Şirketler onlarca yıldır kararlarını raporlara, tablolara ve SQL sorgularına bakarak alıyordu. Yani daha çok satır ve sütunlara sığan, düzenli veriler üzerinden hareket ediyordu. Oysa IDC ve Gartner’ın tahminlerine göre, kurumların ürettiği verilerin yaklaşık yüzde 80’ini e-postalar, sözleşmeler, denetim raporları, çağrı merkezi kayıtları, görseller ve taranmış belgeler oluşturuyor. Aslında şirketlerin elinde çok büyük bir veri hazinesi var. Ancak bu hazinenin önemli bir bölümü bugüne kadar yeterince analiz edilmedi ve ekonomik değere dönüştürülemedi. İşte, yapay zekâ, tam da bu noktada devreye giriyor. Daha önce göz ardı ettiğimiz, anlamlandırmakta zorlandığımız bu verileri, analiz edebiliyor, içlerinden önemli bilgiler çıkarabiliyor ve şirketler için somut bir değere dönüştürebiliyoruz. Kısacası, artık yalnızca sahip olduğumuz verileri değil, bugüne kadar kullanamadığımız verileri de işimizin büyümesi için değerlendirebiliyoruz.</p>
<p><strong>Çöp sanılan veriden, ciro artışına</strong></p>
<p>Yapısal olmayan verinin analiz edilmesi, şirketler için yeni bir büyüme alanı açıyor. Bu verileri, yapay zeka ile anlamlandırıp, karar alma ve iş süreçlerine dahil ettiğimizde, şirketlerin toplam cirosunda yaklaşık yüzde 25’lik artış görüyoruz. Müşteri şikayetlerindeki ortak sorunlar, sözleşmelerdeki riskli maddeler, satış görüşmelerinde kaçan fırsatlar, aslında zaten şirketin elinde bulunuyor, ama bugüne kadar okunmadı. Küresel tahminler de, bu potansiyele işaret ediyor. McKinsey Global Institute, üretken yapay zekânın incelenen 63 kullanım alanında küresel ekonomiye yılda 2,6 ile 4,4 trilyon dolar arasında değer katabileceğini hesaplıyor. Nitekim, bu rakamsal değerin önemli bir kısmı, tam da yapısal olmayan verinin, yani metin, belge ve konuşmaların işlenmesinden gelecektir. Örneğin, bir havayolu şirketinde binlerce sayfalık sözleşme, denetim dokümanı ve eğitim içeriği, taranmış belgeler olarak duruyordu. Eski OCR yöntemleriyle bunları işlemek büyük emek gerektiriyordu. Görsel dil modelleri (VLM) ve çok modlu yöntemlerle, bu belgeleri analiz edilebilir hale getirdik. Eskiden saatler süren işler, bugün tek bir soru sormak kadar kolay hale geldi.</p>
<p><strong>Ama önce çöpü ayıklamak gerekiyor</strong></p>
<p>Şirketler, “çöp” sandıkları bir hazinenin üzerinde oturuyor ve bu hazinenin değeri verinin temizliğine bağlıdır. Doğru şekilde temizlenen, sınıflandırılan ve analiz edilen veriler, şirketler için önemli fırsatların kapısını aralıyor. Yapay zeka sayesinde, bugüne kadar göz ardı edilen bilgiler, artık stratejik kararlara dönüşüyor. Verisini doğru yöneten şirketler, müşterilerini daha iyi tanıyor, süreçlerini daha verimli hale getiriyor ve rekabette öne çıkıyor. Unutmayalım ki, gelecekte fark yaratacak olan, yalnızca daha fazla veriye sahip olmak değil, eldeki verinin gerçek değerini ortaya çıkarabilmektir.</p>
<p>Şirketler, “çöp” sandıkları bir hazinenin üzerinde oturuyor ve bu hazinenin değeri verinin temizliğine bağlıdır. Bir diğer konu; eksik, tekrarlanan, tutarsız veya güncelliğini yitirmiş veriler, yapay zekâ çağında şirketler için çok daha büyük riskler oluşturabilir ve kalitesiz verilerin yol açacağı maliyetler birçok şirkette cironun yüzde 15 ila 25’ni bulabilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-sanilan-veriden-yuzde-25-ciro-artisi-mumkun-90635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çöp sanılan veriden, yüzde 25 ciro artışı mümkün   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aydinlanma-oncesi-laisizm-ve-sekularizm-90634</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aydınlanma öncesi laisizm ve sekülarizm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Laiklik ve sekülarizm farklı kavramlar mıdır? Evet. Kesişen kümelerdir ama aynı değildirler. Bu terimlerin anlamlarının zamanla değiştiğini baştan söylemek gerek. Laik –laicus- teriminin macerası ilginçtir. Başlangıçta “Tanrının halkı” manasında olumlu bir anlam yüklü olan bu terim, Yüksek Orta Çağ’da (MS 476 Batı Roma’nın yıkılışı-MS 1000 veya 1066’da Norman kralı William the Conqueror’un İngiltere’yi istila edişi arasında geçen süre) <em>idiota et illitteratus</em> anlamında kullanılıyor; aptal ve cahil, eğitimsiz Hristiyan manasında. Ancak 14. Yüzyılda –geç bir tarih- laik terimi yeniden olumlu bir anlam kazanıyor. Tepe noktası Gratian’ın Decretum’unda (1140 yılı civarı) geçen <em>Duo sunt genera Christianorum</em> sayılıyor. İki tür Hristiyan var; laikler ve kilise mensupları. Burada laikler –cahil halk- aşağılanıyor çünkü onlar Hristiyanlığın erdemlerini tam olarak kavramaları zaten beklenmeyen bir kitle olarak görülüyor. Fiilen de durum bu çünkü okuma-yazma, hukuk (Latince), muhasebe (aritmetik) neredeyse sadece kilise mensuplarının öğrenebildiği sanatlardı. Örneğin Charlemagne imparator olduğunda adını yazamıyordu.</p>
<p>Modern İtalyan hukukçuları hem kendi anayasalarının Roma hukuku kökenlerini hem de <em>laicus </em>teriminin nasıl tanımlanabileceğini tarihi bir bakışla inceleme konusunda çok çaba sarf etmişlerdir. Öte yandan İskoç Presbiteryenlerinin <em>clericus/laicus</em> ayrımının Yeni Ahit’te olmadığını düşündüklerini biliyoruz. Oliver Cromwell Ocak 1650’de İrlandalılara bu ayrımın Anti-Hristiyan Kilise –yani Papalık, Katoliklik- dışında bilinmediğini, Hıristiyanlığın başlangıcından beri orada olmadığını <em>–ab initio non fuit sic- </em>söylememiş miydi? Kavramların geçişliliği de ayrılığı da oldukça karmaşık. Cromwell’i doğrulayan yorumlar var.</p>
<p><em>Oratores, bellatores, laboratores.</em> Bu üçleme 9. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştı. Adalbéron de Laon 1025 civarında bu ifadeyi kayıtlara geçirdi. Böylece iki kutuplu “eski toplum” <em>(claricus versus laicus)</em> 1000 yılı civarında bir üçlemeye dönüşmüştü.<em> Laicus</em> ikiye bölünmüştü: <em>agricolae</em> (köylüler/çalışanlar) ve <em>agonistae </em>(savaşçılar). 11. yüzyılda feodalitenin düzeni yerleştirdiği, Kilise’nin düzeni tam olarak kutsadığı ve “savaşanlar, dua edenler, çalışanlar” üçlüsüne dayalı –ki Teslis göndermesi aşikârdır- bir feodalizm imgesinin zihinlere kazındığı görülüyor. Bu imge feodalizmin “klasik döneminin” imgesidir. Gerçekçi midir veya çok mu önemlidir? Tartışmalı. Ama bu imge bir yerlerde var olmuş; bu açık. Burada önemli olan şu: Laik, kilise veya ruhban dışı anlamına geliyor. Prensler/krallar/soylular da laik. Fakat prensin sadece prens olması nedeniyle Tanrı tarafından seçilmiş sayıldığı için doğallıkla bir ruhban niteliğinin olduğu, yani laik (kilise dışı) olmadığı <em>–non omnino laicus-</em> da söylenmiştir. Ne zaman? 12. yüzyılda. 9-12. yüzyıllar arasında bir anlam kayması yaşanıyor veya bir istisnai durum ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu niye böyle oluyor ve prensler/krallar istisna sayılmak isteniyor? Siyasal teolojide gücü doğrudan doğruya Tanrı’dan almakla kilise aracılığıyla almak arasında büyük fark vardı. Vardı çünkü sekülarizm laiklik değildir; sekülarizm “iki kılıcı” kabul etmekle başlar, dünyevi otoritenin ilahi ama kiliseden bağımsız bir <em>potestas </em>sahibi olduğunu öne sürmekle devam eder ve Anglikan Kilisesi örneğindeki gibi “milli bir kilisenin” kurulmasıyla sonlanır. Yani sekülarizm, ilk halinde, dini ve devleti ayırmaz: Dini devletin hizmetine sunar. Sekülarizm ancak bugünkü modern anlamında din ve devletin tamamen ayrılması anlamına gelebiliyor ki bu dahi tartışmalıdır. Sekülarizm, ilk tarihsel anlamında, din ve devletin birbirlerinden ayrılmaları değildir; iki ayrı otorite olması kaçınılmaz olan, oyunun kuralı böyle olan, zaten baştan bu şekilde kurgulanmış bir din çerçevesinde –Hristiyanlık- bu durumun tanınması ve dünyevi otoritenin kiliseden bir baş mesafesi yüksekte kalmasıdır. İki otorite de diğerinin gerekliliğini zaten kabul etmiştir. Yoksa elbette seküler düzenin dünyevi prensi de dindar olacak ve papanın ilahi otoritesini tamamen, dünyevi otoritesini de kısmen kabul edecektir. Ve iki otorite birbirlerinin aynasıdır.</p>
<p>Öte yandan laik de dindar olabilir ama aradaki fark büyüktür. Büyüktür çünkü laiklik bundan çok ötededir. Dinsel olmayanı, 14. Yüzyıldan itibaren kazandığı anlamla “modern” olanı –laicus- öne çıkarır. Laik bir kişi dini bireyin iç dünyasına ait bir hoşluk, bir “gönül gözü” olarak kabul ettiği ölçüde son derece dindar bir insan olabilir. Yani laikler dindar olabilirler; <em>laicis fidelibus.</em> Batı dünyasında siyasal teolojinin sekülerleşmesinin ve tüm bu tematiğin Carl Schmitt tarafından 1920’ler gibi geç bir dönemde –ve sonrasında başkaları tarafından da- yeniden yorumlanmasının nedenleri özetlenen kavramsal tarihte yatıyor.</p>
<p>İşi karmaşıklaştıran başka konular da var. <em>Clericus </em>karşılığında ruhban veya kilise mensubu diyoruz ama bu bir basitleştirme çünkü Orta Çağ ilerledikçe durum değişti. 13. Yüzyılda artık ne tüm Kilise mensupları –<em>clericus-</em> din adamıydılar ne de tüm din adamları <em>clericus </em>idiler. Papalığa bağlı çalışan bazı din adamları <em>secular clergy</em> idiler ve ruhbandan istenen her şey onlardan her zaman –örneğin evlenmeme yemini etmek- istenmeyebiliyordu. Tarikat mensupları da profesyonel din adamı oldukları gibi örneğin savaşçı da olabiliyorlardı ve Kilise mensubu değillerdi. Post (1936: 231-237), 13 Aralık 1281’de papalık bildirgesi <em>Ad Fructus Uberes </em>ile Fransiskan ve Dominikanlara vaaz verme ve günah çıkarma yetkileri verildiği zaman Mendicant Orders mensubu olmayan Fransız <em>seküler din adamlarının</em> itiraz ettiklerini belgeliyor. Örneğin Templars (Templiers; Tapınak Şövalyeleri) savaşçı tarikatların meşhurları arasındadır. Saint-Jean Şövalyeleri (Hospitallers; Hospitaliers) de öyledir. Bunlar da günah çıkarabiliyordu.</p>
<p>Bu önemli çünkü bir yetki devri, delegasyon demektir. Veba salgını zamanında köy papazlarının da manastır rahiplerinin de yüksek oranda öldüklerini biliyoruz. Ölmüşlerdi çünkü sıradan insanlar –veya keyfe keder Hıristiyanlar- papaz günah çıkarmadan ölürlerse cennetin kapısının kapanacağına inanıyorlardı. İşin tuhaf tarafı bu işten para kazanan her tür din adamı –ki aynı zamanda kilisenin halkı kontrol edip etmediğini gözlemlediği bir konuydu çünkü ölürken de papaz gerekmiyorsa kopmuşsun demektir- da buna inanıyor olmalıydı. Olmalıydı çünkü görev bilinciyle vebalı evlere gittiler, geri dönüp en iyi korunan manastırlara bile hastalığı bulaştırdılar ve yığınlar halinde öldüler. Bu nedenle 1381 papalık bildirgesi 1349’daki fiili duruma göre daha makul bir denge sayılabilir çünkü 1349’da halka “din adamı kalmadı, kendi günahınızı kendiniz çıkarın” denilmek zorunda kalınmıştı. Daha da ötesi var. Bu görüşe göre kolonilere ilk yıllarda gönderilen seküler rahipler <em>–los sacerdotes seculares- </em>dünyevi çıkarları tarafından yönlendirilen, zenginlik hayali peşindeydiler. Sert eleştiriler Vitoria ve Las Casas’a bağlanabilir çünkü İspanyol ilahiyatçı-hukukçuları Kızılderililere yapılan soykırımda ve Güney Amerika’nın yağmalanmasında Dominiken <em>secular clergy’</em>nin oynadığı rolü utanç verici bulmuşlardı.</p>
<p>Olayın başlangıcı şudur. 1548 yılında, Teoloji Fakültesi’nin başında yıllarca kalan Francisco Vitoria’nın ölümünden iki yıl sonra, yine Salamanca Üniversitesi teoloji bölümünden iki başka meşhur ilahiyatçı, Melchor Cano ve Bartolomé de Carranza, Carlos V’in <em>curia regis</em>’inden bir mektup aldılar. İlahiyatçıların yanında görüşü sorulan bir hukukçu da vardı: Diego de Covarrubias. İspanya, daha 1493’te iki papalık bildirgesiyle Amerikalar üzerinde yetkilendirildiği, hatta belki de bu topraklar İspanya’ya mülkiyetiyle bırakıldığı halde, kraliyet yaptıklarının hukuki meşruiyetinden emin olamamıştı. Dolaylı yoldan sorulan soru şuydu: Amerikaların fethi ve Kızılderililere yapılanlar hukuka uygun muydu? Salamanca Üniversitesi “hayır” cevabını verdi. Çok erken bir tarih ve İspanya: Katolikliğin kalesidir. Yine de bu cevap verilebildi. Bir şeyler değişiyordu.</p>
<p>Sonrası? Değişime götüren fikirler birikti ve bir asır sonra felsefi bir sıçrama yaşandı. 1670 itibariyle teoloji tartışmaları bile “yeni felsefenin”, Descartes, Bayle ve Spinoza’nın gölgesinde yapılıyordu. Avrupa bütün düşünce sistematiğini yeniliyordu. İngiltere Kraliyet Bilimler Akademisi (Royal Society) 1660’da kurulduğunda dünyanın değişeceği belli olmuştu. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aydinlanma-oncesi-laisizm-ve-sekularizm-90634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydınlanma öncesi laisizm ve sekülarizm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90633</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçıya yüzde 3 destek: Oran aynı, katkı daha az</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İhracatçı için bugün en önemli meselelerden biri, müşterisini kaybetmeden üretime devam edebilmek. Siparişin sürmesi, fabrikanın çalışması ve çalışanların korunması için kimi zaman kârdan vazgeçiliyor. Böyle bir dönemde döviz dönüşüm desteğinde yapılan değişiklik, işletmelerin nakit hesabını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Çünkü bir desteğin ekonomik değerini yalnızca açıklanan oran belirlemez. O oranın hangi tutara uygulanacağı da en az oran kadar önemlidir.</p>
<p>1 Ekim 2026’da başlayan yeni uygulamada yüzde 3 oranı korunurken, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarı firmanın hesaplanan katma değeriyle sınırlandırılıyor. Bu hesaplamada yıllık faaliyet kârı ile işgücü maliyeti toplanıyor. Faaliyet zararı bulunan işletmelerde ise kâr sıfır kabul ediliyor; işgücü maliyeti hesaplamada kalıyor.</p>
<p>Önceki uygulamada bir ay döviz almama taahhüdü öne çıkarken, yeni sistemde bunun yerini yüzde 10’u aşmaması gereken döviz pozisyon oranı alıyor. Dolayısıyla bazı işletmeler açısından başvuru koşulları kolaylaşırken, bazıları açısından destek alınabilecek tutar daralabiliyor.</p>
<p><strong>Aynı döviz, farklı destek</strong></p>
<p>Farkı görmek için varsayımsal bir üretici düşünelim. Eski uygulamanın koşullarını sağlayarak 100 milyon TL karşılığı uygun dövizini destek kapsamında dönüştürdüğünde, yüzde 3 üzerinden 3 milyon TL destek alabiliyordu.</p>
<p>Yeni sistemde aynı büyüklükteki dönüşüme karşılık kullanılabilir katma değer limiti 20 milyon TL ise destek 600 bin TL’de kalıyor. Böylece toplam 100 milyon TL’lik döviz dönüşümüne göre fiilî destek oranı yüzde 0,6 oluyor.</p>
<p>Kâğıt üzerinde yüzde 3 değişmedi. İşletmenin kasasına giren katkı ise bu örnekte yüzde 80 azaldı.</p>
<p><strong>2026’nın son çeyreğinde hesap daha da önemli</strong></p>
<p>İlk uygulama dönemi olan 2026’nın son çeyreğinde, hesaplanan yıllık katma değerin dörtte biri esas alınıyor.</p>
<p>Yıllık hesaplamaya esas faaliyet kârı sıfır, işgücü maliyeti 40 milyon TL olan bir mobilya üreticisini ele alalım. Son çeyrekte kullanabileceği katma değer limiti 10 milyon TL olur. İşletme bu dönemde 50 milyon TL karşılığı uygun dövizini dönüştürse bile, diğer koşulların sağlandığı varsayımıyla destek 300 bin TL’de kalır.</p>
<p>Eski kurallar aynı işlem büyüklüğüne uygulansaydı destek 1 milyon 500 bin TL olacaktı. Yeni hesapta toplam dönüşüme göre fiilî katkı yüzde 0,6’ya iner.</p>
<p>Aynı işgücü maliyetine ek olarak hesaplamaya esas 20 milyon TL faaliyet kârı bulunan başka bir işletmede ise son çeyrek limiti 15 milyon TL, destek 450 bin TL olur. Aynı miktarda döviz dönüştüren iki firmanın aldığı katkı, faaliyet sonuçlarına göre farklılaşır.</p>
<p>Bu örnekler gerçek firma verileri değildir; diğer şartların sağlandığı, limitlerin daha önce kullanılmadığı varsayımıyla değişikliğin etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Pazarda kalmanın ekonomik değeri</strong></p>
<p>Katma değerli üretimin ve kayıtlı istihdamın desteklenmesi yerinde bir hedeftir. Bir ay döviz almama koşulunun kaldırılması da dövizle girdi temin eden işletmeler için kolaylık sağlayabilir.</p>
<p>Ancak pazarını korumak için düşük fiyatla çalışan bir üreticinin faaliyet kârı zayıfladığında, destek kapasitesi de daralabilir. Böylece işletme hem satışından yeterli kazancı sağlayamaz hem de önceki sistemde beklediği nakit katkısının altında bir tutarla karşılaşabilir.</p>
<p>Burada ayrıca faaliyet kârı ile net kârın farklı olduğunu unutmamak gerekir. Finansman giderleri nedeniyle net zarar açıklayan her işletmenin faaliyet kârı sıfır değildir. Etki, her firmanın hesaplamaya esas mali verilerine göre değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buna rağmen politika açısından temel soru açıktır: Mevcut müşterisini kaybetmemek için kârından vazgeçen, çalışanını koruyan ve ülkeye döviz getirmeye devam eden işletmenin çabası nasıl desteklenecek?</p>
<p>Kayseri’deki bir mobilya üreticisinin bugün koruduğu müşteri, yarının siparişidir. Kaybedilen pazarı yeniden kazanmak ise uzun zaman ve ciddi kaynak gerektirebilir.</p>
<p>Bu nedenle katma değer esaslı desteğin yanında, geçiş döneminde pazarda kalmayı ve istihdamı korumayı gözeten bir asgari destek mekanizması değerlendirilmelidir. Desteğin başarısı, açıklanan oranla birlikte üreticinin nakit akışına yaptığı gerçek katkıyla ölçülmelidir.</p>
<p><strong>İhracatçının hesabında belirleyici olan, yüzde 3’ün ilan edilmesi kadar, ne kadar dövizin bu destekten yararlanabildiğidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatciya-yuzde-3-destek-oran-ayni-katki-daha-az-90633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçıya yüzde 3 destek: Oran aynı, katkı daha az ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-sentetik-veri-ve-turkiye-icin-firsatlar-90632</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâda sentetik veri ve Türkiye için fırsatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ ekonomisinde geleceğin değerli şirketleri sadece model geliştirenler değil, aynı zamanda modellerin güvenilir biçimde öğrenmesini sağlayanlar da olacak. Türkiye açısından fırsat, dev modeller eğitmekten ibaret değil. Asıl fırsat, güçlü olduğumuz sektörlerde doğrulanmış ve sorun çözen sentetik veri ürünleri geliştirmek.</strong></p>
<p>Yapay zekâ yarışında herkes daha güçlü modelleri, veri merkezlerini ve çipleri konuşuyor. Oysa bu yarışın en kritik girdilerinden biri öne çıkıyor: veri. Üstelik artık yalnızca gerçek dünyadan toplanan veri değil, bilgisayarlar tarafından üretilen sentetik veri de bu yarışın önemli bir parçası.</p>
<p>Sentetik veri, gerçek kayıtların özelliklerini taklit eden veya fiziksel kurallarla simüle edilen yapay veridir. Bir fabrikada henüz yaşanmamış makine arızası, bir bankada hiç gerçekleşmemiş dolandırıcılık işlemi veya sürücüsüz aracın karşılaşabileceği tehlikeli bir yol durumu sanal ortamda üretilebilir. Böylece yapay zekâ, nadir olaylara hazırlanabilir.</p>
<p>Bu teknoloji neden önemli? Çünkü gerçek veri çoğu zaman pahalı, dağınık, eksik ve erişimi kısıtlı. Sağlık, finans ve savunmada mahremiyet ve güvenlik nedeniyle veri paylaşmak zor. Üstelik kritik olaylar, gerçek veri kümelerinde nadir bulunuyor. Sentetik veri bu açığı kapatmak için güçlü bir araç; ancak gerçek verinin bütünüyle yerine geçebilecek sihirli bir çözüm değil.</p>
<p>Türkiye açısından fırsat, dev modeller eğitmekten ibaret değil. Asıl fırsat, güçlü olduğumuz sektörlerde doğrulanmış ve sorun çözen sentetik veri ürünleri geliştirmek.</p>
<p>Örneğin imalat sanayisinde girişimler, üretim hatlarındaki kusurlu ürün görüntülerini, robotların karşılaşabileceği engelleri ve sensör arızalarını simüle edebilir. Binlerce hatalı ürün üretmeden kalite kontrol algoritmaları eğitilebilir. Otomotiv ve savunma sanayisinde kamera, radar ve lidar verileriyle farklı hava, arazi ve trafik koşulları oluşturulabilir.</p>
<p>Ancak belki de en büyük fırsatlardan biri fiziksel yapay zekâda. İnsansı robotların, endüstriyel robotların ve otonom makinelerin eğitimi, milyonlarca hareket ve etkileşim örneği gerektirebiliyor. Gerçek dünyada robot eğitmek pahalı, yavaş ve zaman zaman tehlikeli. Sentetik veri sayesinde robotlar sanal fabrikalarda, depolarda ve evlerde nesneleri kavramayı, yürümeyi, engellerden kaçınmayı ve insanlarla çalışmayı öğrenebilir. NVIDIA'nın Isaac Sim gibi platformları bu yaklaşımın örnekleri. Türk girişimciler için robot eğitim senaryoları, simülasyon ortamları ve sentetik sensör verileri üreten şirketler kurmak önemli bir fırsat. Buradaki kritik mesele, sanal ortamda öğrenilen davranışların gerçek dünyaya güvenilir biçimde aktarılması; yani <em>sim-to-real</em> probleminin çözülmesi.</p>
<p>Sağlıkta, nadir hastalıkların görüntüleri veya hasta kayıtlarına benzeyen yapay veri kümeleri, araştırma ve yazılım testlerinde kullanılabilir. Fintek girişimleri, sahte işlemler, kara para aklama örüntüleri ve kredi risk senaryoları üretebilir. Sigortacılıkta nadir hasar olayları modellenebilir. Perakendede müşteri davranışları ve talep dalgalanmaları simüle edilebilir.</p>
<p>İnşaat ve enerji de fırsat sunuyor. Deprem senaryoları, şantiye güvenlik ihlalleri, bina enerji tüketimi ve altyapı arızaları için oluşturulan sentetik veri, tasarım ve operasyon süreçlerini iyileştirebilir. Tarımda ise kuraklık, don, bitki hastalıkları ve farklı toprak koşullarına ilişkin görüntü ve sensör verileri üretilebilir. Türkiye'nin iklim ve ürün çeşitliliği özgün çözümler geliştirmek için avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Peki girişimciler nereden başlamalı? İlk adım, herkese veri üreten genel bir platform kurmak değil, müşterinin çözmekte zorlandığı dar bir probleme odaklanmak. Örneğin tekstil fabrikalarında nadir kumaş kusurlarını tanıtan görüntü veri setleri, robotların farklı nesneleri kavramasını sağlayan eğitim senaryoları veya bankaların dolandırıcılık sistemlerini sınayan veri kütüphaneleri. İkinci adım, bir sanayi kuruluşu, hastane veya finans kuruluşuyla çalışarak verinin gerçek dünyayı ne kadar iyi temsil ettiğini ölçmek. Üçüncü adım ise yalnızca veri satmak yerine veri üretimi, doğrulama, güncelleme ve model performans testini birlikte sunan abonelik modeli oluşturmak.</p>
<p>Elbette riskler ciddi. Birincisi, sentetik verinin gerçekçi görünmesi doğru olduğu anlamına gelmez. Hatalı simülasyonlar yanlış karar veren yapay zekâ sistemleri yaratabilir. Özellikle robotlarda bu durum fiziksel kazalara neden olabilir. İkincisi, gerçek verideki önyargılar sentetik veriye taşınabilir, hatta büyüyebilir. Üçüncüsü, gerçek kayıtlardan üretilen veriler kişisel bilgileri istemeden açığa çıkarabilir. Sentetik olması, otomatik olarak anonim veya KVKK'ya uygun olduğu anlamına gelmez. Dördüncüsü, modeller sürekli kendi ürettikleri verilerle eğitildiğinde çeşitlilik ve kalite kaybı yaşanabilir; buna model çökmesi riski deniyor.</p>
<p>Bu riskleri yönetmenin yolu belli: Gerçek dünyadan ayrılmış test kümeleriyle performansı ölçmek, uzman denetimi yapmak, uç senaryoları sınamak, veri kaynağını ve üretim yöntemini belgelemek. Kişisel veri kullanılıyorsa yeniden kimliklendirme testleri, erişim kontrolleri ve gerektiğinde diferansiyel mahremiyet uygulanmalı. Robotik sistemlerde sanal eğitimler mutlaka kontrollü fiziksel testlerle doğrulanmalı.</p>
<p>Kamu tarafında da önemli bir görev var. Üniversiteler, teknoparklar ve sektör kuruluşları, güvenli veri paylaşım ortamları ve ortak test altyapıları kurabilir. Kamu alımları ve pilot projeler, girişimlerin ilk müşteriye ulaşmasını sağlayabilir. Ancak başarıyı üretilen veri miktarıyla değil, bu verinin geliştirdiği modellerin sahadaki başarısıyla ölçmeliyiz.</p>
<p>Yapay zekâ ekonomisinde geleceğin değerli şirketleri sadece model geliştirenler değil, aynı zamanda modellerin güvenilir biçimde öğrenmesini sağlayanlar da olacak. Ülke olarak kendi sanayi ve sektör bilgimizi dünyanın ihtiyaç duyduğu güvenilir veriye dönüştürmek ise önemli bir fırsat olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-sentetik-veri-ve-turkiye-icin-firsatlar-90632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâda sentetik veri ve Türkiye için fırsatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-gucumuzu-belirleyelim-90631</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat gücümüzü belirleyelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kaliteli üretim, hızlı teslimat ve güçlü altyapı ihracatta avantaj sağlarken nakit akışı sorunları, yüksek maliyetler ve dış ticaret bilgisindeki eksiklikler işletmelerin önünü kesebiliyor. SWOT analizini ihracat stratejisinin parçası haline getiren firmalar, zayıf yönlerini gidererek rekabette güçlenebilir ve uluslararası pazarlardaki fırsatları kazanca dönüştürebilir.</strong></p>
<p>SWOT analizinin konusunun, firmanın iç dinamiklerinin incelenerek zayıf ve kuvvetli olduğumuz yönlerin vurgulanması ve pazar koşullarının değerlendirilmesi ile de piyasada bulabileceğimiz fırsatlar ile bize karşı oluşabilecek tehditlerin belirlenmesi olduğunu çoğumuz biliriz.</p>
<p>Bir görüşe göre, ihracat piyasalarını değerlendirilebileceğimiz verilerin çok fazla olması, SWOT analizinin ihracata uygulanmasını biraz güç kılabilir.</p>
<p>Verilerin çokluğuna katılırım amma uygulama pek de zor olmasa gerek.</p>
<p>Sanal bir çalışma yaparak bu analizi ihracata nasıl uygulayabiliriz biraz irdeleyelim.</p>
<p>İşletmemize bakalım ve kuvvetli olduğumuz yönlerimizi ortaya koyalım.</p>
<p>Kalite yönetim sistemimiz var ve güzel işliyor.</p>
<p>Tedarikçilerimiz de istediğimiz kaliteli ürün teslimatını zamanında yapıyor.</p>
<p>Bu nedenle de ürünlerimiz kalite olarak üst seviyelerde çıkıyor.</p>
<p>Personel sayımız sanayi ortalamasının altında ancak yine de işlerimiz aksamadan yürüyor.</p>
<p>Makine parkımızın yaş ortalaması oldukça iyi.</p>
<p>Kapasitemizi vardiya yaparak arttırabiliyoruz ve bunun için personel sorunu çıkmıyor.</p>
<p>Personel arasında yabancı dil konuşan birisi var. Ayrıca bilişim alt yapısı kuvvetli, bunu üretimde de kullanımda ve iletişimde sorun yaşamıyoruz.</p>
<p>İşletmemizin konumu hammadde piyasalarına ve uluslararası taşımacılık noktalarına yakın.</p>
<p><strong>Maliyetlerimiz yüksek çıkıyor</strong></p>
<p>Zayıf olduğumuzu düşündüğümüz yönlerin önünde ise nakit akış sıkıntısı var.</p>
<p>İhracat pazarlarının nasıl bulunduğu konusunda bilgimiz yok.</p>
<p>İhracat işlemlerini de çok az seviyede biliyoruz.</p>
<p>İhracat için sağlanan devlet desteklerini pek bilmiyoruz ve başvursak da alamayacağımızı düşünüyoruz.  Maliyetlerimiz yüksek çıkıyor.</p>
<p>Üretim bilgilerinin detayları bir kişinin elinde, o kişi hastalansa veya ayrılsa çok zorda kalırız.</p>
<p>İhracat pazarı penceresinden bakıldığında fırsatlar görünüyor, zira müşteriler kendisi bizi buluyor. İhracat için düşündüğümüz pazarlara ülkemizin fiziksel yakınlığı var.</p>
<p>İç piyasadaki müşteri memnuniyeti bizi cesaretlendiriyor.</p>
<p>Firmamızın sektördeki itibarı iyi ve ihracat müşterisi araştırma yapsa olumlu sonuç verir. Yüksek kalite ve hızlı teslimatla rakiplerimizden müşteri kapabiliriz.</p>
<p><strong>Ortadan kaldırılan her zayıf nokta bize fırsat yaratacak</strong></p>
<p>İhracat yapmayı düşündüğümüz piyasalarda görünen tehditlerden önde geleni, rakip sayısının çok olması. Piyasada bizim ürünümüze alternatif olabilecek ürün olması da başka bir tehdit.</p>
<p>Büyük çaplı uluslararası rakiplerin bazıları da hedef pazarlarda yerleşik durumda bulunuyor.</p>
<p>Daha kalitesiz ancak daha ucuz veren rakiplerin olması da başka bir unsur.</p>
<p>Yerel rakiplerden bazıları da bizim hedeflediğimiz o pazarlarda aktif çalışma yapıyor.</p>
<p>Bu yazdıklarımız hayali bir firma için belirlenen unsurlar.</p>
<p>Bazıları ve hatta tümü size de uyabilir. Bunları belirledik de ne olacak ne yapacağız diyeceksiniz. Yapılması gereken zayıf olduğumuz noktaları nasıl ortadan kaldırırız diye bir çalışma ve planlama yapmak.</p>
<p>Unutmayalım ki ortadan kaldırılan her zayıf nokta bize fırsat yaratacak veya kazanç sağlayacaktır. Fırsatların nasıl değerlendirmemiz gerektiğinin de analizini yapmalı ve kuvvetli olduğumuzu söylediğimiz yönlerimizin, fırsatları değerlendirmek için yeterli olup olmadıklarına bakmalıyız. Kuvvetli olduğumuzu düşündüğümüz unsurları nasıl öne çıkarırız ve bizi dış piyasalarda güçlü kılmalarını sağlarız diye strateji kuralım. Acaba bu yönlerimiz bizi tehditlerden koruyabilir mi diye değerlendirme yapalım.</p>
<p>Kendimizi tehdit olarak belirlediğimiz unsurlardan nasıl koruyabiliriz diye çalışma yapalım.</p>
<p>Bu çalışmaları her pazar ve her ürün için ayrı, ayrı yapmalıyız ki doğru olabilen değerlendirmeler yapabilelim.</p>
<p>Bu çalışmalar da bizi, işlemesi kuvvetle muhtemel bir ihracat eylem planına doğru götürecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-gucumuzu-belirleyelim-90631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SWOT analizinin konusunun, firmanın iç dinamiklerinin incelenerek zayıf ve kuvvetli olduğumuz yönlerin vurgulanması ve pazar koşullarının değerlendirilmesi ile de piyasada bulabileceğimiz fırsatlar ile bize karşı oluşabilecek tehditlerin belirlenmesi olduğunu çoğumuz biliriz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti-90630</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası ve TÜİK’in sektör bilançoları, son iki yılda reel sektörde aktiflerin reel olarak küçüldüğünü, borçluluğun arttığını ve faaliyet kârlarının eridiğini ortaya koydu. 18 temel sektörün 14’ü bilanço, gelir ve kârlılık cephesinde hasar alırken, imalat sanayii başta olmak üzere kritik sektörlerdeki kayıplar dikkat çekti.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın Türkiye İstatistik Kurumu ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları, son iki yılda reel sektörde aktiflerin reel olarak küçüldüğünü, borçluluğun arttığını, faaliyet kârlarının enflasyonun altında kaldığını gösteriyor. İki yıl içinde yaşanan tahribat her sektöre farklı düzeyde ve farklı şekillerde yansımış. Temel göstergelerle sektörlerin 2 yıllık karnesi şöyle:</p>
<p>- Son iki yılda firma sayısının en hızlı arttığı sektör yüzde 26,16 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri oldu. Bunu yüzde 20,71 ile konaklama ve yiyecek hizmetleri ve yüzde 20,15 ile telekomünikasyon yazılım ve bilişim sektörü izledi. Gayrimenkul faaliyetlerinde ise firma sayısı iki yıl öncesine göre yüzde 0,51 azaldı.</p>
<p>- İki yılda istihdamı en fazla ardan sektör yüzde 39,57 ile eğitim oldu. Eğitimi yüzde 29,34 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri, yüzde 17,92 ile konaklama ve yiyecek hizmetleri ve yüzde 17,43 ile inşaat izledi. Çalışan sayısı en az artan sektörler ise yüzde 0,16 artışla madencilik, yüzde 1,16 artışla imalat ve yüzde 1,99 artışla gayrimenkul faaliyetleri oldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama çalışan sayısı ise araştırma kapsamındaki 18 sektörün 10’unda iki yıl öncesine göre düştü. Firma başına ortalama çalışan sayısını iki yılda en fazla artıran sektörler yüzde 18,6 ile eğitim, yüzde 3,61 ile tarım, yüzde 2,51 ile gayrimenkul faaliyetleri ve yüzde 2,50 ile sanat, spor ve eğlence faaliyetleri oldu. Buna karşın firma başına ortalama çalışan sayısı, iki yıl öncesine göre imalatta yüzde 8,03, yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığı ve içerik üretim hizmetlerinde yüzde 7,13, telekomünikasyon, yazılım ve bilişimde yüzde 6.88, madencilikte yüzde 6,63 ve sağlık ve sosyal hizmetlerde yüzde 6,13 düştü.</p>
<p>- İki yıllık tahribatın kendini en net gösterdiği alan firma başına ortalama aktif büyüklüğündeki erime oldu. 18 temel sektörün ikisi hariç tamamında firma başına ortalama varlık miktarı yılsonu TÜFE değerleriyle iki yıl öncesine göre reel olarak küçüldü. Firma başına ortalama aktiflerdeki reel kayıp mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde yüzde 24,62’yi, gayrimenkul faaliyetlerinde yüzde 19,59’u, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 19.06’yı, ulaştırma ve depolamada yüzde 17,96’yı ve imalatta yüzde 15,06’yı buldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae030c8edf16-1793077448.png" alt="" width="629" height="642" />- Aktifler reel olarak erirken borçluluk oranları gayrimenkul faaliyetleri dışında tüm sektörlerde yükseldi. Yabancı kaynakların toplam kaynaklar içindeki payı iki yılda en fazla artan sektörler 16,73 puanla eğitim, yüzde 13,60 ile su temini, kanalizasyon ve atık yönetimi, 10,72 puanla yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığı ve 9,45 puanla idari ve destek hizmet faaliyetleri oldu.</p>
<p>- 2025 verileriyle borçluluk oranı en yüksek sektörler yüzde 69,36 ile inşaat, yüzde 66,69 ile diğer hizmet faaliyetleri ve yüzde 65,95 ile idari ve destek hizmet faaliyetleri oldu. Borçluluk oranı en düşük sektörler ise yüzde 28,81 ile mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, yüzde 36,95 ile telekomünikasyon, yazılım ve bilişim faaliyetleri ve yüzde 41,73 ile gayrimenkul faaliyetleri oldu.</p>
<p>- Borçluluk artışına paralel olarak finansman giderlerinin faaliyet giderlerine oranı da hızlı bir şekilde arttı. 4 sektörde finansman giderleri, toplam faaliyet kârının çok üzerine çıktı. 2025 yılı itibarıyla finansman giderleri mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde faaliyet kârının 2,92 katını, su temini, kanalizasyon ve atık yönetiminde 1,80 katını, ulaştırma ve depolamada 1,51 katını ve elektrik, gaz ve iklimlendirmede 1,23 katını buldu. Hem 2023 hem de 2025 yılını faaliyet zararı ile kapatan eğitim sektörü ise yaklaşık olarak faaliyet zararına denk miktarda faiz ödemesi yapmak durumunda kaldı.</p>
<p>- 18 temel sektörün 13’ünde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 2023 yılına göre yükseldi. Bu artış su temini kanalizasyon ve atık yönetiminde 119,52 puanı, ulaştırma ve depolamada 53,24 puanı, sanat, spor ve eğlence faaliyetlerinde 34,84 puanı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektöründe 31,07 puanı buldu.</p>
<p>- 8 sektörde firma başına ortalama net satış hasılatı 12 aylık ortalama TÜFE verileriyle iki yıl öncesine göre reel olarak azaldı. Firma başına ortalama net satış gelirlerindeki reel kayıp elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektöründe yüzde 24,91’i, su temini, kanalizasyon ve atık yönetiminde yüzde 23,26’yı, imalat sanayiinde yüzde 19,76’yı ve ulaştırma ve depolama sektöründe yüzde 15,14’ü buldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama net satış gelirlerini reel olarak en fazla artıran sektör, ilginç bir şekilde 2025 yılını faaliyet zararıyla kapatan eğitim sektörü oldu. Eğitim sektörünün net satış gelirleri iki yıl öncesine göre yüzde 72.23 arttı. Yüzde 30.36’lık reel net satış geliri artışı ile ikinci sırada yer alan gayrimenkul faaliyetleri de 2025 yılını dönem zararı ile kapattı.</p>
<p>- 18 temel sektörün 11’inde firma başına ortalama faaliyet kârı reel olarak düştü. Firma başına ortalama faaliyet kârındaki reel kayıp ulaştırma ve depolamada yüzde 65,69’u, sanat, spor ve eğlence hizmetlerinde yüzde 54,96’yı, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirmede yüzde 52,90’ı, su temini, kanalizasyon ve atık hizmetlerinde yüzde 46,63’ü ve imalat sanayiinde yüzde 45,65’i buldu.</p>
<p>- Sonuç olarak 18 temel sektörün 5’i 2025 yılını net zararla kapattılar. Bu sektörler elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme, su temini, kanalizasyon ve atık yönetimi, ulaştırma ve depolama, konaklama ve yiyecek hizmetleri ve gayrimenkul faaliyetleri. Su temini ile konaklama ve yiyecek hizmetleri 2023’ü kârla kapatmıştı. Her iki yılı da zararla kapatan elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirmenin zararı iki yıl öncesine göre reel olarak yüzde 98,49, gayrimenkul faaliyetlerinin zararı yüzde 82,43 azalırken ulaştırma ve depolamanın zararı reel olarak yüzde 68,99 arttı. Eğitim sektörü ise 2023’ü zararla kapatmış olmasına karşın 2025’i düşük de olsa kârla kapattı.</p>
<p>- Geriye kalan 12 sektörün 8’inin firma başına ortalama net dönem kârı iki yılda reel olarak ciddi ölçüde düştü. Firma başına ortalama net kârlardaki reel düşüşün en yüksek olduğu sektör yüzde 66,81 ile ekonomik açıdan en kritik sektör olan imalat sanayii oldu. İmalatı yüzde 52,14 kayıpla mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, yüzde 47,73 ile toptan ve perakende ticaret ve yüzde 42,96 ile tarım izledi.</p>
<p>- Sadece 4 sektörde firma başına ortalama net kâr arttı. Firma başına ortalama net kâr iki yılda reel olarak inşaatta yüzde 69,01, telekomünikasyon, yazılım ve bilişim hizmetlerinde yüzde 43,67, sağlıkta yüzde 41,55 ve yayımcılık, radyo ve TV yayıncılığında yüzde 13,94 arttı.</p>
<p>Sonuç olarak 2025 yılı karnesinin 2023’e göre daha olumlu olduğunu söyleyebileceğimiz sadece üç sektör var. Bunlar inşaat, telekomünikasyon, yazılım ve bilişim hizmetleri ve sağlık ve sosyal hizmetler. Eğitim borç artışına paralel yüksek bir aktif büyümesine ve net satış gelirlerindeki yüksek artışa karşılık faaliyet zararı kaydederek dengesiz karmaşık bir görüntü sergiliyor. 18 sektörden geriye kalan 14 sektörün iki yılda hem bilanço cephesinde, hem de gelir ve kâr cephesinde hasar gördükleri ortaya çıkıyor. Son iki yıldan ağır hasarlı çıkan sektörler arasında ekonomi açısından kritik öneme sahip imalat sanayii, tarım, perakende ve toptan ticaret, konaklama ve yiyecek hizmetleri, ulaştırma ve depolama ile enerji sektörlerinin yer alması durumu iyice ağırlaştırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti-90630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/0/1280x720/7457-1793111257.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-guven-iyi-bir-gelecegin-guvencesi-olamaz-90629</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı güven iyi bir geleceğin güvencesi olamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin Avrupa savunmasına, tedarik zincirlerine ve bölgesel güvenliğe katkısı, AB ile ilişkilerde elini güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Ancak Avrupa’nın Türkiye’ye ne ölçüde ihtiyaç duyduğu kadar, Türkiye’nin Avrupa’ya bağımlılığı ve AB’nin alternatiflerini değerlendirme kapasitesi de önemli. “Türkiye’siz Avrupa yapamaz” yaklaşımının gerçekçi bir strateji için yeterli olmayabilir.</strong></p>
<p>Bu günlerde tüm Avrupa ülkeleri Çin’in meydan okumasını nasıl karşılayabiliriz diye derin derin düşünüyorlar. Çin’in yükselişi beklenenden çok daha hızlı oldu. Üstelik çok üretiyor, üretiminin büyük bölümünü ise tüketmiyor, ihraç ediyor. Çin’in bu politikasına en sistemli cevabı vermek isteyen Amerika Birleşik Devletleri oldu fakat bir yandan kendi ekonomisinin Çin’e ihracata bir ölçüde bağımlı olduğunu diğer yandan Çin mallarını yasaklamanın ülkedeki fiyatlar genel seviyesini çok yükselteceğini görünce, sert gümrükleme siyasetinden geri adım atmak zorunda kaldı. Eskiden sanayileşmiş tüm ülkeler eğer gerekli önlemleri zamanında almadıkları takdirde sinai güçlerini yitireceklerinden, Çin’in sanayi gücü karşısında yenik düşeceklerinden eminler. Siyasi liderler bir şey yapmazlarsa Çin karşında yenik düşeceklerini sanıyorlarsa, mutlaka bir şeyler yapacaklarından emin olabilirsiniz. Nitekim AB üyesi ülkelerin şu anda karşılaştıkları meydan okumaya verdikleri cevap “Made in Europe” ya da “Avrupa’da İmal Edilmiştir” formülü olarak karşımıza çıkıyor. Bu formüle göre, ancak yüzde yetmişi veya daha fazlası Avrupa ülkeleri veya liste ülkelerinde imal edilen mallar AB’de kamu ihalelerine girebilecekler. Dikkatinizden kaçmamıştır, liste ülkeleri diye bir ifade kullandım. Anlaşıldığına göre İngiltere, Norveç ve İzlanda gibi ülkelerde üretilen mallar da, bu ülkeler Avrupa Birliği’ne üye olmasalar dahi “Made in Europe” kategorisi içinde yer alacak.</p>
<p>Türkiye listedeki ülkeleri arasında yer almıyor. Buna şaşmamak lazım. AB üyesi bazı ülkeler Türkiye’yi her bakımdan bu birlikten uzak tutmak istiyorlar. Bunların başında da Fransa geliyor. Türkiye’nin önemli katkılar sağladığı, vazgeçilmez bir tedarikçi olduğu otomotiv alanındaki bazı Avrupa şirketleri, ülkemizin dışlanmasının büyük fiyat artışlarına yol açacağı gerekçesiyle AB uygulamasına karşı çıkıyorlar ama galiba dertlerine kimse kulak vermiyor. Daha önceleri Fransızların önerdiği “Made in Europe” fikrine karşı çıkan Almanya itirazlarını geri çekince, çözüme temel itiraz da ortadan kalkmış oluyor. Çoğu gözlemciye göre, Fransa ve Almanya anlaşırsa, diğer üyeler onları takip edeceklerdir. Üstelik Türkiye’yi sahiplenen, ülkemiz “Made in Europe” sistemine dahil edilmezse şu veya bu şekilde veto hakkını kullanacağını ifade eden herhangi bir ülke de bulunmuyor. Otomotiv dünyasının önde gelen Türk önderlerinden biri Çin’i durduracağız derken Türkiye’yi de dışlamanın Avrupa için ciddi bir sorun yaratacağını ileri sürmüşse de, sözünü ettiği tehlikenin fiyatların yükselmesi olduğu anlaşılmaktadır. Her şeyin fiyatının yükselmesinin tabii karşılandığı bir ortamda, otomobil fiyatlarının artmasının doğuracağı tepki Türk centilmenin tahmin ettiği kadar güçlü olmayabilir.   </p>
<p>AB kararlarına karşı Türkiye’nin verdiği tepki sanıyorum biraz da ülkemizin özgüven abartısını yansıtıyor. Bu özgüven Türkiye’nin AB için çok önemli olduğu, ülkemizle işbirliği yapmaktan kaçınmasının AB için kabul edilemez maliyetler doğuracağı kanaatinden kaynaklanıyor. İşbirliğinden kaçınmanın Avrupa’ya çok pahalıya patlayacağını en yetkili ağızlardan dinlemiş durumdayız. Doğrudur, Avrupa savunmasına Türkiye’nin katkı vermesinin Kıta’nın savunmasını güçlendireceği konusunda tereddüt yok. Türkiye bir yandan Karadeniz’den Ege yoluyla Akdeniz’e geçiş yollarını denetlerken, diğer yandan Doğu ve Güney’den AB’ye göç etmek isteyenlere karşı da tabii bir engel oluşturuyor. Savaş tecrübesine sahip ve her an alana sevk edilebilecek nitelikte büyük bir askeri güce sahip olduğu da biliniyor. Bunu yanında hızla gelişen bir savunma sanayiine de sahip olduğu tüm dünyada anlaşılmaya başlandı. Örneğin, pilot yetiştirmek için İspanyollar Hürkuş uçağı ısmarladılar. Ukrayna savunmasında Bayraktar İHA’lar o kadar önemli rol oynadı ki, Ukraynalılar bunun şerefine popüler bir şarkı dahi bestelediler. Tüm radyolarda çalındı, biz de iftihar ettik. Bu tür askeri meziyetleri bir yana, neredeyse 90 milyon nüfusuyla ülkemiz aynı zamanda büyük bir pazar. Bu açıdan bakıldığında AB üyesi ülkelerinin hepsinin Türkiye ile iyi geçinmeleri gerektiğini düşünmemek için bir sebep yok.</p>
<p>Ancak, tartışmamızı daha ileriye götürmeden sormamız gereken bazı sorular var. Mesela, AB’nin Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç tek taraflı mıdır, yoksa bu ilişkiden ülkemizin de kazandığı şeyler var mıdır? Örneğin, bir görüşe göre, Türkiye’nin AB ile iyi ilişkiler içinde olması, Avrupa savunmasının bir parçası olarak görülmesi, Rusya’yı dengelemektedir. Böyle bir dengeleme olmaması halinde, Rusya Türkiye’yi daha zayıf bir aktör olarak görecek, bir yandan sıcak denizlere diğer yandan Orta Doğu’ya inmek için ülkemizle çatışmaktan çekinmeyecektir. Tabii, buna bağlı olarak, Türkiye ile askeri bakımdan yakın ilişkisi olmayan Avrupa’nın ne gibi kayıplara uğrayabileceğini, askeri bakımdan ne oranda zayıflayacağını da değerlendirmek gerekmektedir. Avrupa’nın askeri bakımdan zayıflayacağını söyleyebilirsiniz ama sorumuz zayıflayacağı değil kendini ne oranda zayıflamış hissedeceğidir. Acaba bu oran kabul edilmezlik seviyesine ulaşacak mıdır? Bütün bu sorulara verilecek cevapların spekülasyon olacağını da bilmemiz gerekiyor. Mesela Rusya, Türkiye’nin kendi başına önemli bir güç olduğunu, gücünü Avrupa’ya borçlu olmadığını, dolayısıyla onunla rekabet etmek değil, anlaşmaya çalışmanın daha akıllıca bir yol olduğunu düşünebilir. Keza, AB ülkeleri Türkiye’nin savunmalarına yapacağı katkının sınırlı olduğunu, kendilerini Türkiye olmadan da yeterince savunabileceklerini düşünebilirler.</p>
<p>Bir ülkenin diğerleri açısından vazgeçilmez olduğunu düşünmesinden önce cevabını bilmesi gereken ama bilemediği çok sayıda soru vardır. Yanlış anlaşılmayı istemem. Kastım bir ülkenin önemli olup olmadığı değil, başkalarının bir ülkeyi belirli bir acil durumla karşılaşmaları halinde ne oranda önemsedikleridir. Aynı soruyu bir başka biçimde de sorabiliriz. Bir ülke kendisini daha güçlü kılan başka bir aktörün desteği olmasa bile, kendisini karşılaştığı bir acil durumu yenecek güçte hissetmekte midir? Tabii, bu denkleme bir de zaman unsurunu eklemek gerekiyor. Örneğin bir aktör eğer hazırlanmaya zaman tanınırsa, kendisini savunacak güçte olduğunu ama bir konuyla hemen baş etmesi gerekirse, başkalarının desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünebilir.  Bu ikinci durumda işi şansa bırakmak istemese de, ilk durumda kendisin, güçlendirecek zamana sahip olduğunu düşünmesi yeterlidir.</p>
<p>Türk siyasi liderlerinin Türkiyesiz bir AB düşünmekle hata ettiklerine ve çok yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalacaklarına ilişkin görüşleri haklı bulunabilir, belki de tamamen haklıdır. Ancak böyle bir değerlendirme, AB’nin ortak geleceğinde ülkemize yer vermesi için yeterli değildir. AB üyesi ülkeler bir ihtimal Türkiyesiz bir gelecek tasarlamanın önemli olduğunu, bunun içereceği risklere katlanmaya hazır olduklarına da karar verebilirler. Demem o ki, Türkiye’nin Avrupa bensiz iş göremez türünden bir duyguya kapılmamalıdır. Belki zor olur ama AB Türkiye’siz yapabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-guven-iyi-bir-gelecegin-guvencesi-olamaz-90629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı güven iyi bir geleceğin güvencesi olamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkseker-55-milyar-liralik-yatirima-hazirlaniyor-90649</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkşeker, 5,5 milyar liralık yatırıma hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkşeker, verimlilik odaklı üretim hedefiyle gelecek yıl 5,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyor.</p>
<p>2022-2025 döneminde yaklaşık 4 milyon ton şeker ürettiklerini kaydeden Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ. Genel Müdürü Muhiddin Şahin, şeker üretimini verimlilik odaklı yatırımlarla sürdürdüklerini, yeniden kalkınma döneminde fabrikaların sürekli modernize edildiğini, difüzör, kazan, otomasyon, santrifüj gibi üretimin önemli parçası olan unsurları baştan aşağı yenileme sürecinde olduklarını belirterek, 2022’den bugüne kadar toplam yaklaşık 5.5 milyar lira yatırım yaptıklarını, önümüzdeki yıl içinde 5.5 milyar lira tutarında yatırım izni aldıklarını söyledi.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae044360e920-1793082422.png" alt="" width="259" height="315" />Şahin, ekim alanlarını uydu üzerinden dijital olarak takip etmeye başladıkları Pancar Takip Sistemi’yle kayıt dışı ekim oranını üç yıl içerisinde yüzde 7.5’tan yüzde 2’ye kadar düşürdüklerini belirtti.</p>
<p>Şahin, TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonuna yaptığı sunumda Türkşeker’in 100 bin çiftçiyle sözleşmeli tarım yürüttüğünü, münavebeyle bu sayının yaklaşık 300 bine ulaştığını belirterek, bu modelle 1 milyondan fazla kişinin geçimine katkı sağladıklarını söyledi. Çiftçilere yıllık 80 milyar lira gelir sağlandığını, 20 bin çalışan ve aileleriyle birlikte 60 bin kişiye istihdam imkânı sundukları bilgisini veren Şahin, şekerin ve yan ürünlerinin ekonomik değerinin yaklaşık 140 milyar liraya ulaştığını kaydetti. Şahin, lojistik ve tarımsal girdilerle 35 milyar liralık hacim oluşturulduğunu, her kampanya döneminde 1.4 milyon sefer ve 35 milyon ton taşıma gerçekleştirildiğini belirterek, gıda sektöründe 575 milyar lira üretim, 175 milyar lira ihracat değeri oluşturulduğunu toplam ekosistem etkisiyle yaklaşık 1 trilyon lirayı bulduğunu söyledi.</p>
<h2>“Uzun vadeli kredi notumuz Türkiye’nin en iyi notlarından biri” </h2>
<p>Şahin, Türkşeker’in, İstanbul Sanayi Odasının ilk 500 sıralamasında, üretimden net satışlarda 2024’te 87’nci sıradan 2025’te 54’üncü sıraya yükseldiğini belirterek, aktif büyüklüğün ise 43’üncü sıradan 36’ncı sıraya geldiğini kaydetti. Türkşeker’in, bağımsız kredi derecelendirme kuruluşları tarafından ulusal uzun vadeli kredi notunun AAA+ seviyesine ulaşarak Türkiye’nin en iyi notlarından biri haline geldiğini belirten Şahin, “Bu sonuçlar güçlü mali yapımızı, yüksek ödeme kapasitemizi ve finansal yükümlülüklerimizi zamanında yerine getirme kabiliyetimizi ortaya koyarak Türkşeker’i ulusal ölçekte en yüksek güvenilirlik seviyesine sahip kuruluşlar arasına taşımaktadır “ dedi.</p>
<h2>"Son dört yılda çiftçiye 82,4 milyar TL destek verdik" </h2>
<p>Muhiddin Şahin, son dört yılda yaklaşık 70 bin çiftçiye yüzde 31’i avans olmak üzere toplam 72 milyar lira pancar bedeli ödendiğini, ayrıca 6.6 milyar lira nakliye desteği ve 3.88 milyar lira yaş pancar posası desteği verildiğini ve bu ödemelerin toplamının 82.4 milyar liraya ulaştığını kaydetti. Türkiye’nin pancar şekeri üretiminde Avrupa’da 4’üncü, dünyada 5’inci sırada yer aldığını, dünya pancar şekerinin üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini gerçekleştirdiğini, Türkşeker’in ise bu üretimde yüzde 2’den fazla payının olduğunu belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkseker-55-milyar-liralik-yatirima-hazirlaniyor-90649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/turkseker-1685-daimi-isci-alacak-1744291230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkşeker, verimlilik odaklı üretim hedefiyle gelecek yıl 5,5 milyar liralık yatırıma hazırlanıyor. Türkşeker&#039;in, 2022’den bu yana yaklaşık 5,5 milyar liralık yatırım yaparken kayıt dışı ekim oranını üç yılda yüzde 7,5’ten yüzde 2’ye düşürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-rekabet-gucunu-kaybediyor-mu-90628</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi bugün yalnızca enflasyonu düşürme sınavı vermiyor. Aynı zamanda ihracat pazarlarını korumak, üretim kapasitesini sürdürülebilir kılmak ve küresel yatırım yarışında geriye düşmemek zorunda. Üstelik bu üç hedef, birbirinden bağımsız değil. Enflasyonla mücadelede mesafe alınmaya çalışılırken üreticinin rekabet gücü aşınıyor; rekabet gücündeki kayıp ise ihracatı, yatırımları ve dolayısıyla gelecekteki büyüme potansiyelini tehdit ediyor. Anlayacağınız, Türkiye, kritik bir kavşakta bulunuyor.</p>
<p>Merkez Bankası, perşembe günü politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Karar metninde, son enflasyon verilerinin ve öncü göstergelerin ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ettiği, iç talepteki zayıflığın sürdüğü belirtildi. Buna karşılık enerji fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü risklerin devam ettiği vurgulandı. Banka, dezenflasyon sürecini güçlendirmek için sıkı para politikası duruşunun korunacağını, faiz adımlarının enflasyon görünümüne göre ve ihtiyatlı biçimde belirleneceğini açıkladı.</p>
<p>Bu çerçeve, fiyat istikrarının hala öncelikli hedef olduğunu gösteriyor. Ancak enflasyonla mücadele uzadıkça bu mücadelenin maliyetini taşıyan kesimlerin dayanma kapasitesi de azalıyor. Türkiye’nin temel açmazı, enflasyonu düşürme ihtiyacı ile üretim ve ihracat gücünü koruma zorunluluğunun giderek daha fazla karşı karşıya gelmesi.</p>
<h2>Rakamlar kaygı verici</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe’nin geçen haftaki açıklamaları bu açmazın üretim cephesindeki boyutunu ortaya koyuyor. Gültepe’nin CNBC-e'de Emre Eser'in sorularını yanıtlarken verdiği rakamlara göre 2019-2025 döneminde Türkiye’de ortalama yıllık enflasyon yüzde 38 dolayında gerçekleşirken rakip ülkelerde bu oran yüzde 8’i aşmadı. Çok çarpıcı değil mi?</p>
<p>Aynı dönemde asgari ücret yüzde 1290, enerji fiyatları yüzde 1490, ham madde ve ara malı fiyatları yüzde 1250 arttı. Dolar kurundaki artış ise yüzde 860’ta kaldı.</p>
<p>Bu fark ihracatçının neden zorlandığını anlatıyor. Üretim maliyetleri döviz cinsinden yükselirken kur artışı maliyet baskısını karşılamaya yetmiyor. Bir başka ifadeyle Türkiye’de üretmek, uluslararası rakiplere kıyasla giderek pahalılaşıyor. Makine üretiminde dolar bazında maliyetlerin 2022’ye göre yüzde 60, hazır giyimde yüzde 58, mobilyada yüzde 55 artması, sorunun birkaç sektörle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>
<h2>Pazar kaybına dikkat!</h2>
<p>Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı. Çünkü pazar kaybeden, kâr marjı daralan ve finansmana erişmekte zorlanan bir şirketin yeni teknolojiye, verimliliğe ve yeşil dönüşüme kaynak ayırması kolay değil.</p>
<p>Gültepe “Pazar kaybeden firma dönüşüme kaynak ayıramaz” diyor. Bu tespit önemlidir. Bu, yalnızca ihracatçıların bugünkü sıkıntısını değil, Türkiye’nin gelecekteki üretim yapısına ilişkin riski de anlatıyor. Rekabet gücü kaybı bugün satışların azalmasına yol açarken yarın daha düşük teknolojiye, daha sınırlı yatırıma ve daha zayıf bir üretim kapasitesine neden olabilir.</p>
<p>Nitekim Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı payın iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e gerilemesi ve imalat sanayisindeki sigortalı çalışan sayısının dört yılda 480 bin azalması dikkatle değerlendirilmesi gereken göstergeler. Üstelik rekabet yalnızca Asya’nın düşük maliyetli üreticileriyle yaşanmıyor. Avrupalı rakipler de aynı pazarlarda Türkiye’nin karşısına çıkıyor. Gümrük engellerinin arttığı, ticaret politikalarının yeniden şekillendiği ve ülkelerin yatırımları kendi sınırlarına çekmek için daha yoğun teşvikler sunduğu bir konjonktürde rekabet kaybının telafisi giderek zorlaşıyor.</p>
<h2>Peki, ne yapılmalı?</h2>
<p>Öncelikle enflasyonla mücadeleden vazgeçmeden, üretim ve ihracat üzerindeki maliyet baskısını azaltacak tamamlayıcı politikalar devreye alınmalı. İhracatçıların finansmana erişimi iyileştirilmeli; kredi mekanizması, üretken yatırımları ve ihracat kapasitesini destekleyecek biçimde çalışmalı. Enerji maliyetlerini düşürecek yatırımlar, verimlilik artışı, teknoloji yenileme ve nitelikli iş gücü politikaları hızlandırılmalı. Özellikle yüksek katma değerli üretime geçişi kolaylaştıracak uzun vadeli ve öngörülebilir finansman kanalları oluşturulmalı, çünkü finansman sağlanamazsa tüm projeler kâğıt üzerinde kalır.</p>
<p>Bunlar, enflasyonla mücadeleyi gevşetmenin gerekçesi değil; tam tersine, dezenflasyonun üretim kapasitesine kalıcı zarar vermeden tamamlanabilmesinin koşulları. Kur politikası, ücretler veya kredi koşulları üzerinden ihracatçıya geçici bir rahatlama sağlamak da tek başına yeterli olmayacaktır. Asıl ihtiyaç, verimliliği artıran ve birim üretim maliyetini düşüren yapısal adımlardır. Bununla birlikte bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için şirketlerin bugünü atlatabilecek bir nakit akışına ve yatırım yapabilecekleri bir finansman ortamına sahip olması gerekir.</p>
<p>Gültepe diyor ki; “Bugün rekabet edemezsek yarına yatırım yapamayız.” İşte Türkiye’nin önündeki mesele, daha doğrusu önemli tehdit budur. Enflasyonla mücadele sürerken rekabet gücünün aşınmasına seyirci kalınırsa bugünkü maliyetler, yarının büyüme sorununa dönüşebilir.</p>
<p>Türkiye’nin kritik kavşağı burada... Enflasyonu düşürmek ile rekabet gücünü korumak arasında zorunlu bir tercih yapmak yerine, iki hedefi birlikte gözeten bir ekonomi politikası oluşturmak gerekiyor. Çünkü dezenflasyon programının başarısı, yalnızca fiyatların istikrara kavuşmasıyla değil, o istikrarın üzerinde yükselecek güçlü bir üretim ve ihracat ekonomisiyle anlam kazanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-rekabet-gucunu-kaybediyor-mu-90628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-fon-ekonomi-durumlar-iyi-mi-90627</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anayasa, fon, ekonomi; durumlar iyi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa değişikliğine ilişkin farklı senaryolar ve Terörsüz Türkiye süreci gündemdeki yerini korurken, fon skandalı siyasetteki tartışmaları daha da alevlendiriyor. Ekonomik sıkışmışlığın toplumsal öfkeyi büyüttüğüne dikkat çeken değerlendirmeler, seçmenin adalet ve hesap verebilirlik konusundaki beklentilerinin sandığa nasıl yansıyacağı sorusunu öne çıkarıyor.</strong></p>
<p>Bir süre önce Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini paylaşmıştı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci ardından gelinen aşamada yeni anayasanın Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmaz olduğunu savunan Uçum, anayasa değişikliğini yeni döneme bırakmak gerektiğini savunarak, şu saptamayı yapmıştı:</p>
<p>“… Elbette yeni anayasa Türkiye’nin olağan gündemi olarak her zaman güncel bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. döneminde yeni anayasanın yapılma ihtimali de Meclisimizin değerlendireceği bir husustur. Bu ihtimal asla dışlanamaz. Buna mukabil gerek zaman yönetimi gerekse yeni anayasa sürecinde olgunlaştırılması gereken konulara ilişkin fikri çalışma ihtiyacı TBMM’nin 29. döneminde yeni anayasanın yapılmasını daha gerçekçi bir hedefe dönüştürüyor. Tabii ki nihai karar demokratik siyasi liderliğin ve Meclisimizindir.”</p>
<p>Anayasa değişikliği deyince tabii akla hemen “Terörsüz Türkiye Süreci” geliyor… Çünkü, bu sürecin sonunda Anayasa değişikliği yapılacağı, bu değişiklikle devletin tanımının ve fonksiyonlarının değiştirileceği varsayılıyor.</p>
<p>Oysa Uçum, o paylaşımında ısrarla şu vurguyu yapmıştı: “… Bilinmelidir ki 2023 ruhuna sahip ve 2053 ve 2071 vizyonlarına uygun olarak hazırlanacak yeni anayasada milli kurtuluş ve bağımsızlık mücadelemizin ve anayasal birikimimizin kazanımları olarak Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızıçizgilerdir. Bu konularda istismar siyaseti yürütülmesine, sürece gölge düşürmek maksatlı bilinçli çarpıtmalar yapılmasına asla müsaade edilmez. Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması zaten kabul edilemez…”</p>
<p>Ancak işin iki yönü var.</p>
<p>Birincisi, siz de izliyorsunuzdur, her gün yeni bir spekülasyonla karşılaşıyoruz. Bazen, anayasa değişikliği ile parlamenter sisteme geçileceğini duyuyoruz. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1 barajının geriye çekileceği iddiası kulağımıza çalınıyor. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının görev süresinin eskisi gibi 7 yıla çıkarılacağı iddia ediliyor. Bazen vatandaşlık kavramının, bazen “değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez” maddelerin revizyona tabi tutulacağı öne sürülüyor.</p>
<p>İkincisi, ekonomik kriz giderek derinleşirken ahali adeta burnundan soluyor. Bu kıstırılmışlık, çaresizlik durumu -ilgisi var ya da yok- öfkenin vatan, bayrak ve benzeri “kutsallar” üzerinden vücut bulmasına yol açıyor…</p>
<p>Bu durumun somut işaretlerini baro ve sanayi-ticaret odası seçimlerinde görmek mümkün (bakınız İstanbul Barosu seçimleri). Hem sanayi-ticaret odalarında hem baro seçimlerinde Anayasa’nın değiştirilemez/değişmesi teklif dahî edilemez maddelerine, şehitlere yapılan vurgulara bakarsanız iktidarın giderek bir darboğaza girdiğini görürsünüz. Eğer bir seçim olacaksa ya da seçmen sandığa gitmekten imtina etmeyecekse bu öfkenin sandığa yansıması kaçınılmaz görünüyor…</p>
<p>İşte bu noktada Fon skandalına da bakmak gerekiyor. Şu ana kadar sadece iki siyasetçinin (Fatma Betül Sayan Kaya ile Ertan Aydın) fon skandalına karıştıkları bilgisi ortaya çıktı. Hukuki süreç nasıl sonuçlanır bilinmez ama şu an itibarıyla sanki bir takım kamu kurumu yöneticileri ile bir takım fon kuruluşu yöneticileri el ele verip görevlerini kötüye kullanmışlar gibi (bilinçli ya da bilinçsiz) bir hava yaratılıyor. Bu durum kamuoyu tepkisini de artırıyor. Nitekim Area’nın “Türkiye Siyasi Durum Araştırması - Ekim 2026” başlıklı araştırmasına göre; Seçmenin yüzde 59,4’ü Fon yolsuzluğuna adı karışanlar için gerekli soruşturmanın yapılıp ceza verileceğine inanmıyor. Yüzde 61,9’u ise elde edilen haksız kazançların geri alınıp mağdurlara iade edileceğini düşünmüyor.</p>
<p>Yani anayasa, fon, Terörsüz Türkiye Süreci iç içe geçmiş durumda. Birindeki olumsuzluk diğerlerini de etkiliyor.</p>
<p>Sözün burasında konunun bir başka boyutunu da gözden kaçırmayalım: Ali Babacan’ın kabinede yer alacağı iddiaları…</p>
<p>Babacan’ı, Deva, Yeniden Refah, Fazilet (kendini feshetmeseydi Gelecek) gibi partilerin ortak cumhurbaşkanı adayı göstermeyi planladığı da konuşuluyor, Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olacağı bir modelden de bahsediliyor. Hal böyleyken Babacan’ın ekonomiden sorumlu koalisyon ortağı olarak kabinede yer alması gerektiği savları nereden çıkıyor? O da bir dahaki yazıya…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anayasa-fon-ekonomi-durumlar-iyi-mi-90627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa, fon, ekonomi; durumlar iyi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ha-bu-da-bize-ders-olsun-90626</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ha bu da bize ders olsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel likidite bolluğunun sona ermesiyle dış borçlanma imkânlarının daralması, Türkiye’yi 2018-2019 krizine sürükleyen temel kırılganlıklardan biri oldu. Şirketlerin döviz açık pozisyonunun yeniden kritik seviyelere ulaştı. Finansal riskler yalnızca ekonomiyi değil, ülkenin dış politikadaki hareket alanını da etkileyebilecek düzeyde.</strong></p>
<p>Finans dışı kesimin döviz açık pozisyonundaki gelişmeler bu köşede yılda en az birkaç kez ele aldığım bir konu. Temel nedeni şu: Trump’ın 2018 yaz aylarında yolladığı birkaç tweet mesajı Türkiye’yi 2018-19 krizine sokmuştu. O mesajlar, Türkiye’nin dışarıdan borçlanma olanaklarının son derece kısıtlanacağı tehdidi demekti. Bu tehdidin krize yol açması ise Türkiye’nin dışarıdan borçlanmaya mahkûm bir ülke olmasıydı. Her daim bu zafiyet vardı ama 2010-2017 döneminin sonuna doğru had safhaya çıkmıştı. Küresel önemdeki merkez bankalarının bol kepçe para politikaları ve sıfır ya da sıfıra yakın düzeyde tuttukları politika faizi nedeniyle bizim gibi ülkeler bol miktarda borçlanma ‘olanağı’ bulmuşlardı. Türkiye’nin 2009’da döviz geliri olmayan şirketlerin döviz cinsinden borçlanmasını kolaylaştırması ile de birleşince, finans sektörü dışındaki şirketlerin döviz açık pozisyonları sıçramış ve çok hızlı kredi genişlemesi yaşanmıştı. Trump’ın mesajları, bol para döneminin Türkiye için bittiği anlamına geliyordu. Böyle bir ‘ani duruş’ anında, ülkenizin kırılganlıkları ne kadar fazlaysa o kadar çok etkilenirsiniz. Öyle de oldu. Türkiye krize girdi. Özellikle inşaat ve enerji sektörlerinde büyük istihdam kaybı yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02f4030c6d-1793077056.png" alt="" width="800" height="300" />Peki, mevcut durum ne gösteriyor? İlk grafikte finans sektörü dışındaki şirketlerin net döviz pozisyonu var. Grafik 2010’ ilk çeyreğinde başlıyor ve bu yılın üçüncü çeyreğinde bitiyor. Üçüncü çeyreğe ilişkin veri, Temmuz ve Ağustos aylarına ait. Artı değerler, döviz borçlarının döviz varlıklarına kıyasla daha fazla olduğu anlamına geliyor. Şirketlerin açık pozisyonu 2018-19 krizinden önceki düzeyi aşmış durumda. Ama salt pozisyonun kendisine bakmak yanıltıcı; onu ödeme kapasitesine oranla incelemek gerekiyor. İkinci grafikte, açık pozisyonun mal ve hizmet ihracatından elde ettiğimiz dövizi gelirlerine oranının seyri yer alıyor. Böyle bakınca, durum ilk grafikteki gibi vahim değil. Borç ödeme kapasitesi 2024 başından bu yana zayıflıyor ama hala 2017 sonundaki zayıflığın uzağında bir zayıflık bu.</p>
<p>Gündeme dönmeden olmaz. Gökyüzünden etrafa para saçılmasının, musluklardan tazyikli bir biçimde kredi akmasının ilelebet sürmesi mümkün değil. Eninde sonunda ‘saçtığım parayı geri ver’ dönemi başlıyor ve musluklardan kredi akmaz oluyor. Finans krizleri bu tür coşku-patlama dönemlerinin yarattığı sayısız kriz örneği ile dolu. 2018-19 krizi, onlardan sadece biri. Bu krizi ilginç yapan nokta ise, kırılganlığımızın dış politikada kullanılması; ABD’nin yaptırımlarının (ABD açısından) başarılı olmasına yol açması. Finans sektöründeki kırılganlıklar bu nedenle çok önemli; tüm ekonomiyi, ekonomiyi olduğu kadar dış politikayı da etkiliyorlar. Fon rezaletini bir de bu açıdan düşünün. 2018-19 bize ders olsun; fon krizini bir an önce her yönüyle açıklığa kavuşturup çözmek lazım.    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ha-bu-da-bize-ders-olsun-90626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ha bu da bize ders olsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-dolandiriliyoruz-90625</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden dolandırılıyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DOLANDIRICIYI UZAK TUTAN 5 TUTUM: 1- </strong>Bedavaysa uzak dur. <strong>2</strong>- Hızlı kazançsa yaklaşma. <strong>3</strong>-Hediyeyse sorgula. <strong>4</strong>- Borçlandırıyorsa kalsın. <strong>5</strong>- Haksız zenginlikse kalsın. Külfetsiz nimet peşinde koşma…</p>
<p>Çok basit; <strong>Gayretsiz zenginlik</strong>, hak edilmemiş tüketim cazip olduğu için… En genel anlamıyla, <strong>aldatmak amacıyla </strong>yapılan tüm eylemlerdir dolandırıcılık… Bir dolandırıcı, <strong>yalan söyler</strong>, <strong>güveni kullanır</strong>, kazanç vaat eder. Ne yazık ki gazete arşivlerimiz; böylesi dolandırıcılık öyküleriyle dolu.</p>
<p>Bir dolandırılan, bu yalana kanar, <strong>sorgulamadan güvenir</strong>, kazancı <strong>hak edip etmediğini sorgulamaz</strong>. Dolandırıcıyı, hırsız ve hayduttan ayıran taraf şudur; <strong>dolandırılan da işin içindedir</strong>. Bedava peynir sadece fare kapanında bulunur. <strong>Ürün bedavaysa aslın ürün sensin. </strong> Bu gerçeği gözden uzak tutma.</p>
<p><strong>KÖŞE DÖNME HEVESİNİ SORGULAMAYI DENESEK?</strong></p>
<p>Güven istismarı olan her yerde dolandırma vardır. Kamu da dolandırır. <strong>Konut edindireceğim </strong>der, milyonları dolandırır. <strong>Zorunlu tasarruf </strong>der, milyarları çar çur eder. <strong>Konut</strong>, <strong>döviz</strong>, <strong>borsa</strong>, <strong>kripto para</strong>… Her nerede <strong>çıkar</strong> vaat eden enstrüman varsa orada dolandırıcı da olacaktır. <strong>Dikkat etmek gerek</strong>.</p>
<p><strong>Sahte umutlarla </strong>haksız kazanç peşinde koşarsan, <strong>dolandırılacağın kesindir</strong>. Zira dolandıranla <strong>aynı zihin yapısında </strong>buluşmuşsundur. Bir ülkede <strong>milyar dolarlık </strong>dolandırıcılık yaşanıyorsa, eksik olan nimet-külfet dengesi, <strong>ahlak </strong>erozyonudur<strong>. </strong>Ahlak gidince de <strong>dolandıran</strong> ile <strong>dolandırılan</strong> karışacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Dolandırılmamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sistem, denetlemiyor mu?</em></strong></p>
<p>Yasalarımız var. Kurumlar oluşturduk. Üstelik piyasaları denetleyen kurumların yasaları güncel ve modern… Sorun, uygulamada… Eğer yasayı akil ve adil uygulamazsan hep aynı TERAne olacaktır.</p>
<p><strong><em>Peki, ne yapmak gerek?</em></strong></p>
<p>Nimet-külfet dengesini anlatan eğitimler vermeli. Denetleyenleri de denetleyecek bağımsız kurumlar oluşturmalı. Ama en büyük tedbir; gayretsiz zenginlik önerilerini anında reddedip açgözlü olmamalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HATA İNSANA MAHSUS</strong></p>
<p><strong><em>(Errare humanum est)</em></strong></p>
<p>Geçen gün tarım sektörünün güncel sorunlarını ele alan bir yazı kaleme almış, “Büyük şirketler, dev tüccarlar, tarlada iken ucuza kapatmaya çalıştıkları üreticilerin, bir sonraki sezonda hayatta kalıp kalmayacağına aldırış etmiyor.” saptamasını yapmıştım. Buraya kadar iyi güzel ama konuyu “Tarım Bakanlığı da bu olup biteni seyretmekle yetiniyor” diye bitirecekken, “Ticaret Bakanı” diye yazarak sürçü kalem etmişim.</p>
<p>Oysa Ömer Bolat’ı kabinenin en gayretli bakanlarından biri olarak gözlemliyorum. Düzeltiyor ve okurlarımızdan özür diliyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-dolandiriliyoruz-90625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden dolandırılıyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasaya-nefes-aldirdi-90624</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası piyasaya nefes aldırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası faizi indirdi-indirecek tartışmaları sürerken de, faiz indirimine gidildikten sonra da hep aynı konu vurgulandı, hep aynı örnek verildi. Faizin yüzde 37’den 36’ya indirilmesinin, kredi büyüme sınırı değiştirilmediği sürece hiçbir öneminin olmadığı ifade edildi.</p>
<p>Hatta ben bu konuyu musluk-boru benzetmesiyle izah etmeye çalıştım. Faizin indirilmesi musluğun daha fazla açılmasına olanak veren bir adımdı ama boru özellikle daraltıldığı, üstelik bunu yapan Merkez Bankası olduğu için görece düşük faizin hiçbir işe yaramayacağını dile getirdim.</p>
<p>İşte Merkez Bankası dün bankalara gönderdiği bir talimatla boruyu biraz genişletti, kredi büyüme sınırını bir anlamda esnetti.</p>
<h2>Oran değil kapsam değişti</h2>
<p>Merkez Bankası kredi artışına ilişkin oranlarda bir değişikliğe gitmedi.</p>
<p>Bankalar KOBİ dışında kalan işletmelere verdikleri ticari kredileri ayda en fazla yüzde 2, KOBİ’lere verdikleri kredileri ise yüzde 5 artırabiliyor. Bu oranlar aynen korundu.</p>
<p>Ancak bu şirketlerin yurt içinde Türk Lirası cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası geleceklerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi.</p>
<p>Sınırlama oranı aynı ama bazı krediler o sınırlama dışına çıkarılmış oldu.</p>
<p>Ancak bu esneklik süreli. Bu uygulama yıl sonuna kadar vadesi dolacak borçlanma araçlarının geri ödemesi için geçerli.</p>
<h2>O büyük kaygı biraz olsun hafifledi</h2>
<p>Son dönemin en büyük kaygılarından biri özel sektör tahvillerinin geri ödeme dönemi geldiğinde yaşanması muhtemel sıkıntıydı.</p>
<p>Piyasadaki likidite sıkışıklığı had safhaya ulaşmıştı ve kredi sınırlaması yüzünden bankaların desteğinden de yoksun kalan özel sektör giderek daha büyük sorun yaşamaya aday görünüyordu. Bu durum domino etkisi yaratabilecek bir risk oluşturuyordu. Taşlar devrilmeyegörsün; her şey üst üste gelecek gibiydi ve bu risk giderek büyüyordu.</p>
<p>İşte Merkez Bankası’nın bu kararı kaygıları büyük ölçüde giderdi. Giderdi çünkü piyasada ağırlıklı olarak faizin düzeyine değil, paraya ulaşılıp ulaşılamayacağına bakılıyordu.</p>
<p>Şimdi görece pahalı da olsa o çok ihtiyaç duyulan kaynağa ulaşmak mümkün hale geldi.</p>
<p>Şirketler artık en azından yıl sonuna kadar olan dönem için tahvil ödemeleri geldiğinde nakit sıkışıklığı yaşamayacak.</p>
<p>Piyasadaki <strong>“Ya şirketler tahvil borcunu ödeyemezse”</strong> kaygısı sona erecek.</p>
<p>Ama bu demek değil ki bankalar şirketlerin borçlanma araçları için talep edecekleri tüm krediyi karşılayacak. Burada yük büyük olasılıkla kamu bankalarına binecek.</p>
<p>Merkez Bankası da bu uygulamanın sürekli olmayacağını, yıl sonunda biteceğini ilan etmek suretiyle bir anlamda sıkı para politikası duruşundan ödün vermeye niyetli olmadığını göstermiş oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz düştü de ne anladık biz bundan!</span></h2>
<p>Merkez Bankası bazı kredilerin limit dışına çıkarılması uygulamasını faizi indirmeden de yapabilirdi. Çünkü faiz indirimiyle bu kararın bir ilintisi yok.</p>
<p>Hem zaten farkında mısınız Merkez Bankası’nın politika faizinde yaptığı indirim sanki kimsenin umurunda değil. Hele hele dünkü talimat olmasa Merkez Bankası bile gündemde değildi.</p>
<p>Bu indirim zaten çok tahmin edildiği için olsa gerek öyle görünüyor ki hemen herkes kendini yeni orana hazırlamış. Herhalde o yüzden de faiz indirimi pek umursanmadı. Oysa aylar sonra gelen bu faiz indiriminin ardından piyasada bir heyecan olmalıydı, bir silkinme, bir hareket… Ama hiç öyle bir hava yok. Sanki bu indirim <strong>“Dostlar alışverişte görsün”</strong> indirimi gibi oldu.</p>
<p>Tamam, <strong>“Dün bir, bugün iki”</strong> denilebilir, <strong>“Hele bekleyelim biraz, etkisi elbette görülecektir”</strong> görüşü dile getirilebilir. Ama iyi de ufukta bu beklentileri karşılayabilecek bir emare yok. </p>
<p>Şimdi hemen bazı kredilerin kredi sınırlaması dışına çıkarılması kararı öne sürülebilir. İyi güzel de, biraz önce de vurguladığım gibi bu kararın faiz indirimiyle bir ilgisi yok ki.</p>
<p><strong>Vatandaşa hüsran!</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın faiz indirmesinden sonra tüketici dört gözle kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarının faizinde düşüş bekliyordu. O da gerçekleşmedi. Merkez Bankası’nın belirlediği tavan oranlar sabit kaldı.</p>
<p>Merkez Bankası söz konusu oranları referans faiz oranına göre belirliyor ve yüzde 3,11 düzeyindeki referans faiz oranı değişmedi.</p>
<p>Referans oran, <strong>bankaların 32-45 gün vadeli Türk Lirası mevduata uyguladıkları ağırlıklı ortalama akım faiz oranı ile politika faiz oranının yüzde on fazlasının düşük olanı</strong> dikkate alınarak hesaplanıyor.</p>
<p>Bu şekilde hesaplanan oran yüzde 3,11’den yüksek olamıyor. Merkez Bankası referans faiz oranına 21 Aralık 2023 tarihinde aylık yüzde 3,11’lik tavan getirmişti.</p>
<p>Kasımda da aynı Kredi kartları ve kredili mevduat hesapları için geçerli olan azami akdi faiz oranı ile azami gecikme faiz oranı kasım ayı için de aynı düzeyde uygulanacak. Merkez Bankası’nın belirlediği bu oranlar tavan oranı gösteriyor. Bankalar dilerse daha düşük oran uygulayabiliyor. Söz konusu tavan oranları hatırlatmakta yarar var: </p>
<p>■ 30 bin liranın altında dönem borcu olan kredi kartlarında azami akdi faiz oranı yüzde 3,25, azami gecikme faiz oranı yüzde 3,55. </p>
<p>■ 30 bin ile 180 bin lira arasındaki dönem borcunda azami akdi faiz oranı yüzde 3,75, azami gecikme faiz oranı yüzde 4,05. </p>
<p>■ 180 bin liranın üstündeki dönem borcunda, dönem borcuna bakılmaksızın kurumsal kredi kartlarında, nakit çekim veya kullanım işlemlerinde ve kredili mevduat hesaplarında azami akdi faiz oranı yüzde 4,25, azami gecikme faiz oranı yüzde 4,55. </p>
<p>■ Yabancı para cinsi kredi kartı işlemlerinde azami akdi faiz oranı yüzde 2,98, azami gecikme faiz oranı yüzde 3,28.</p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi bunlar Merkez Bankası’nın belirlediği tavan oranlar ve bankalar diledikleri takdirde daha düşük oranlar uygulayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasaya-nefes-aldirdi-90624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası piyasaya nefes aldırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizca-okul-yetmez-egitimi-refaha-donusturen-asil-guc-nedir-90623</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızca okul yetmez: Eğitimi refaha dönüştüren asıl güç nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eğitim konuşulurken genellikle okullara, müfredata, öğretmenlere, sınav sistemine bakıyoruz. Oysa eğitimin insanlara ne kazandırdığını anlamak için okuldan çıktıktan sonra ne olduğuna da bakmak gerekiyor. Financial Times yazarı John Burn-Murdoch’un bir makalesinde dikkat çektiği nokta tam da bu. İngiltere’de üniversite mezunlarının ücret avantajı son yıllarda geriliyor. Nedeni olarak üniversitelerin fazla büyümesi, çok fazla kişinin üniversiteye gitmesi gösteriliyor. Ancak aynı ölçüde üniversiteleşen başka ülkelerde aynı sonuç ortaya çıkmıyor.</p>
<p>Bu durumda asıl mesele ekonomide olabilir.</p>
<p>Ekonomide verimlilik artışı zayıflıyor, yüksek ücretli profesyonel ve yönetici işleri yeterince oluşmuyorsa, üniversite diplomasının ekonomik karşılığı da düşüyor. Diploma aynı diploma ama onu kullanabileceğiniz işler azalıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02c1a956ac-1793076250.png" alt="" width="674" height="473" /><strong>ALMANYA NEDEN İYİ BİR ÖRNEK? </strong></p>
<p>Mesleki eğitimde de benzer bir durum var. Gençlere Ausbildung olarak bilinen ve teorik eğitimi pratik iş tecrübesiyle birleştiren, genellikle 2 ila 3,5 yıl süren mesleki eğitim veren Almanya, üniversiteye gitmeyenlere iyi meslek ve iyi ücret sağlayabildiği için örnek gösteriliyor. Ancak bunun arkasında yalnızca eğitim sistemi yok. Almanya’nın yüksek katma değerli ve yüksek ücret ödeyen güçlü bir imalat sanayisi var. Alman fabrika işçileri İngiltere’dekilerden yüzde 50 daha fazla kazanıyor.</p>
<p>ABD-İngiltere karşılaştırması ise daha çarpıcı. İngiltere’nin okul sonuçları yükselirken ABD’de özellikle düşük başarı grubunda gerileme var. Buna rağmen ABD’de ücretler çok daha yüksek. Fabrika işçileri İngiltere’dekilerden yüzde 60, tesisatçı ve elektrikçiler yüzde 90 daha fazla kazanıyor. Perakende çalışanlarının ücreti ise yaklaşık iki kat.</p>
<p>Demek ki eğitimin ekonomik sonucunu yalnızca eğitim sistemi belirlemiyor.</p>
<p>Bu Türkiye için de önemli. Eğitim sistemini düzeltmek elbette gerekiyor. Fakat gençlere iyi eğitim verip karşılığında düşük verimlililik, düşük ücretli ve sınırlı kariyer imkânı sunan bir ekonomi kurarsanız, eğitim reformunun etkisi de sınırlı kalıyor. Bizdeki gibi üniversite ve üniversite mezunu sayısını artırmakla, meslek liselerini çoğaltmakla veya müfredatı sık sık değiştirmekle sorun çözülmüyor. Önce o insanların çalışacağı, üreteceği, daha yüksek gelir elde edeceği işleri yaratacak bir ekonomi gerekiyor. Çünkü eğitim potansiyel yaratıyor. O potansiyeli gelire ve refaha dönüştüren ise ekonomi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizca-okul-yetmez-egitimi-refaha-donusturen-asil-guc-nedir-90623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızca okul yetmez: Eğitimi refaha dönüştüren asıl güç nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pesinde-kostugumuz-800-milyar-dolari-temsil-eden-yatirimcilari-go-globale-getirdik-90622</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peşinde koştuğumuz 800 milyar doları temsil eden yatırımcıları ‘Go! Global’e getirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>INSIDER </strong>One Kurucu Ortağı ve CEO’su <strong>Hande Çilingir, </strong>DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Dijital Çalışma Grubu ve Endeavor Türkiye işbirliği ile bu yıl ikincisini düzenledikleri <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılan uluslararası yatırımcıların temsil ettiği yatırım büyüklüğünü hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”<strong>ne katılan yabancıların temsil ettiği yatırım büyüklüğü 500 milyar dolardı. Bu yıl 800 milyar dolarlık yatırımı temsil edenleri ülkemizdeki girişimcilerle buluşturduğumuz bir ortam oluşturduk.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02b54d3e8d-1793076052.png" alt="" width="900" height="376" /></strong>Insider’ı ilk kurdukları, yatırım turuna çıktıkları günlere döndü:</p>
<p>-          <strong>Biz bir zamanlar bu uluslararası yatırımcıların peşinde koşardık. Şimdi 800 milyar doları temsil eden uluslararası yatırımcıları ülkemizdeki girişimcilerle buluşturma gücüne ulaştık. </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”, <strong>girişimciler için önemli fırsat yaratıyor.</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>Endeavor Türkiye Başkanı <strong>Emre Kurttepeli </strong>ile Insider One Kurucu Ortağı ve CEO’su <strong>Hande Çilingir, </strong>Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır</strong>’ın katıldığı <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ni değerlendirmek üzere sohbet toplantısı düzenledi.</p>
<p>TAİK Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Çalışma Grubu Başkanı olan <strong>Hande Çilingir, </strong>söze girişimcilikle ilgili şu tanımla girdi:</p>
<p>-          <strong>Girişimcilik, huzursuz ruh halidir…</strong></p>
<p>İstanbul’un dünyaya açılan AI (yapay zeka) ve teknoloji unicornlarının (milyar dolarlık teknoloji şirketi) başkenti olma yolunda ilerlediğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu potansiyel, ekosistemimizin son yıllarda kazandığı ivmeyle de somutlaşıyor. Türkiye’de yurt dışından yatırım çeken start-up’ların sayısı 2024 yılında 135 iken geçen yıl 208’e yükseldi.</strong></p>
<p>Şu verinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türk diasporası girişimleri 2025’te 41 yatırım turunda 1.1 milyar dolar yatırım aldı…</strong></p>
<p><strong>“Go! Global”</strong>in oluşturduğu ortama işaret etti:</p>
<p>-          “Go! Global”, <strong>sıra dışı girişimcileri ve AI yeteneklerini, sektörlere yön veren ve kuşaklar boyunca değer yaratan şirketler kurmalarını destekleyecek sermayeye, deneyime ve vizyona sahip yatırımcılarla buluşturuyor.</strong></p>
<p>Insider’ı kurdukları günlerdeki deneyiminden şu izlenimini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Silikon Vadisi dışında küresel bir teknoloji şirketi kurarken, doğru zamanda doğru yatırımcıyla buluşmanın bir şirketin büyüme rotasını nasıl değiştirdiğini bizzat yaşadık.</strong></p>
<p>Girişimcilerin sermaye kadar vizyonlarına duyulan güvene, yatırımcıların ise yüksek potansiyelli şirketleri erken keşfetmeye ihtiyaç duyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          “Go! Global”, <strong>hassas eşleştirme modelini, girişimcilerin hedefleriyle yatırımcıların önceliklerini henüz görüşmeler başlamadan örtüştürmek için geliştirdik. Çünkü, doğru eşleşmeler önemli.</strong></p>
<p>Böylece doğru ortaklıkların kurulmasını, yatırıma ve küresel büyümeye dönüşmesini hızlandırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Beyin göçüne tahammülümüz yok. En parlak yeteneklerimizin Türkiye’de üretmeye ve dünyaya açılmaya devam edebileceği fırsatları çoğaltmalıyız.</strong></p>
<p>Dünyanın farklı ülkelerinde başarılar elde etmiş Türk diasporasına şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Türk diasporasının biraz daha Türkiye’ye dönük işlere bakmasında fayda var. Bu sosyal sorumluluk tarafıyla da olabilir.</strong></p>
<p>2016 yılında Oregon’daki (ABD) Knight Kanser Enstitüsü’nün başına atanan Prof. <strong>Sadık Esener</strong>’i örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Kanserde erken teşhis üzerine çalışmalar yapıyorlar… Biz de Insider One’da pankreas kanseri konusundaki araştırmalara destek veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hande Çilingir</strong>’e geçen yılki <strong>“Go! Global Zirvesi”</strong>nde yatırımcılarla Türk girişimcileri arasında gerçekleşen görüşmelerden somut elde edilen bir sonuç olup olmadığını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım işi zaman alıyor. Bizim Insider’daki her yatırımcı turumuz en az 6-7 ay sürmüştür. </strong>“Go’ Global”<strong>in yatırım etkisini 4-5 yıl içinde daha iyi görebiliriz.</strong></p>
<p><strong>Murat Özyeğin</strong>’in TAİK Başkanlığı’na seçilmesi sonrası Konsey’in Dijital Çalışma Grubu Başkanlığını üstlenen <strong>Hande Çilingir</strong>’in Endeavor Türkiye ile kol kola girip düzenlenmesine öncülük ettiği <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”, </strong>Türkiye’nin girişimcilerine yeni fırsat kapıları açacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye hak ettiğinin altında yatırım alıyor, hepsi birbirini tetikliyor</span></h2>
<p><strong>ENDEAVOR </strong>Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Emre Kurttepeli, </strong>ilk yola çıktıklarında önlerine koydukları hedefi anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizden bir unicorn (milyar dolarlık girişim) hedefimiz vardı. Bu sayı önce 3’e çıktı. Sonra 10’a yükseldi. Yani, çıkan unicorn sayısı açısından iyi bir noktaya geldik.</strong></p>
<p>Yapay zekanın önemine değindi:</p>
<p>-          <strong>5-10 yıl sonra veriye kimin sahip olacağı ve kimin kontrol edeceği büyük soruna dönüşecek. Bugün dünya yapay zekaya oldukça odaklanmış durumda. Yapay zeka büyük sermaye gerektiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin hak ettiğinin altında yatırım çektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Her yatırım bir başkasını tetikliyor. Yatırım çekemezsek Türkiye, yapay zeka trenini de kaçırabilir. Yapay zekada tüketici konumunda kalırız.</strong></p>
<p>e-devlet altyapısına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>E-devlet başta olmak üzere aslında Türkiye’de dijitalleşmede önemli yol alınmış durumda.</strong></p>
<p>Türkiye’nin <strong>“yapay zeka” </strong>beyinlerine ihtiyacının olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda diasporayı da çok önemsiyorum…</strong></p>
<p><strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılan uluslararası yatırımcıların penceresinden durumu değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada genelde ekonomide sıkıntılı bir dönemdeyiz. Türkiye’de de ekonomide sıkıntı var. Böylesi bir dönemde uluslararası yatırımcıların </strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”<strong>ne katılması bile başlı başına önemli.</strong></p>
<p>Girşimcilere şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de lokal kalma dönemi bitti. Global olmak gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Emre Kurttepeli </strong>ve <strong>Hande Çilingir</strong>’e sorduk:</p>
<p>-          <strong>Türk girişimcilerine yatırıma gelen yabancı yatırımcıların memnuniyet-memnun olmama oranları nedir?</strong></p>
<p><strong>Emre Kurttepeli </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Memnun kalanların daha fazla olduğunu düşünüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hande Çilingir</strong>’e döndü:</p>
<p>-          <strong>Örneğin, Insider One’a yatırım yapanlar oldukça memnundur.</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcılarla sohbetinden bir anekdot aktardı:</p>
<p>-          <strong>Sohbet ettiğim önemli bir yatırımcı, </strong>“Türkiye’de zamanında yatırım yapmayıp kaçırdıklarım daha çok aklımda kalıyor” <strong>dedi.</strong></p>
<p>Bu noktada Endeavor Türkiye Genel Sekreteri <strong>Aslı Kurul Türkmen</strong>’in global yatırım fonu <strong>“Catalyst”</strong>te Türkiye’nin durumunu aktarmasını istedi. <strong>Türkmen, </strong>şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>800 milyon dolarlık fondan 40 ülkeden girişimciler yararlanıyor. Türkiye, </strong>“Catalyst Ligi”<strong>nde ilk 3’te yer alıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Cropto’yu kurdu, buğday arpa, mısır ve fındıkla 50 bin üyeye ulaştı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae02b625944d-1793076066.png" alt="" width="444" height="425" /></span><strong>“GO! Global Türkiye Zirvesi”</strong>nde Coin TR CEO’su <strong>Ali Eşelioğlu, </strong>yanındaki girişimciyi tanıştırdı:</p>
<ul>
<li><strong>Cropto Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Demir Murat Aksoy…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Demir Murat Aksoy, </strong>2020 yılından itibaren <strong>“AgriFintech Finansal Teknolojiler A.Ş.” </strong>üzerinden oluşturdukları <strong>“Cropto”</strong>yu anlatmaya başladı:</p>
<p>-          <strong>Buğday, arpa, mısır, soya, pirinç ve fındık gibi tarımsal ürünlerin çiftçiliğini yapan Karadenizli bir ailenin mensubuyum. Cropto ile tarım sektörü ile blokzincir teknolojisini bir araya getirdik.</strong></p>
<p>1 kilogramlık tarım ürününe karşılık gelmek üzere 1’er token oluşturduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Cropto Tarım Token’ları oluşturulurken karşılığında fiziksel tarımsal ürün tedariği sağlanıyor. Tokenların değeri de karşılığındaki tarım ürününün fiyatları ile ilişkili şekilde değişiyor.</strong></p>
<p><strong>“Cropto” </strong>ile tarım ürünlerini bir anlamda likidite ettiklerini savundu:</p>
<p>-          <strong>Depolarda atıl duran tarımsal ürünler </strong>“cropto” <strong>ile likit hale geliyor.</strong></p>
<p><strong>Demir Murat Aksoy</strong>’a <strong>“cropto” </strong>ile ulaştıkları işlem büyüklüğünü sordum, üye sayısını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 50 bin üyeye ulaşmış durumdayız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Go! Global Türkiye Zirvesi’ne katılanlar</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Türkiye-ABD İş Konseyi ve Endeavor Türkiye ekibi, <strong>“Go! Global Türkiye Zirvesi”</strong>ne katılanlardan bazılarını şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Katar Yatırım Otoritesi (OIA)</strong></li>
<li><strong>IFC</strong></li>
<li><strong>EBRD</strong></li>
<li><strong>General Atlantic </strong>(Sascha Guenther)</li>
<li><strong>Riverwood Capital </strong>(Ortağı <strong>Joe de Pinho)</strong></li>
<li><strong>Apis Partners </strong>(Kurucu ortak <strong>Udayan Goyal)</strong></li>
<li><strong>Wamda </strong>(İcra Kurulu Başkanı <strong>Fadi Ghandour)</strong></li>
<li><strong>Speedinvest</strong></li>
<li><strong>Hustle Fund</strong></li>
<li><strong>Quest Ventures</strong></li>
<li><strong>MEVP</strong></li>
</ul>
<p>Zirvenin teknoloji ve yapay zeka oturumlarında OpenAI’dan <strong>Emre Okçular, </strong>Google DeepMind’dan <strong>Yusuf Efe, </strong>Apple’dan <strong>Mahmut Demir, </strong>Salesforce’tan <strong>Derya İşler, </strong>IBM’den <strong>Ayhan Şebin </strong>ile Harvard Üniversitesi’nden <strong>Cengiz Pehlivan </strong>deneyimlerini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pesinde-kostugumuz-800-milyar-dolari-temsil-eden-yatirimcilari-go-globale-getirdik-90622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/77-1793075980.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bizim peşinde koştuğumuz 800 milyar doları temsil eden yatırımcıları ‘Go! Global’e getirdik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-90621</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 27 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/wSPzYrRS6Jw" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-90621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-dogrudan-yabanci-yatirim-cekme-potansiyeli-hala-yuksek-90620</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyeli hâlâ yüksek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Kuruluşunun 30. yılını kutlayan ÜNLÜ &amp; Co. EKONOMİ Gazetesi ile birlikte "Yatırıma Değer Katan 30 Yıl" başlığı altında Türkiye yatırım ortamı ve ekonomisinin değerlendirildiği bir etkinlik düzenledi. İş insanlarının yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara, 'Küresel Gelişmeler ve Türkiye’nin Makroekonomik Görünümü' başlıklı bir konferans verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0283a80171-1793075258.png" alt="" width="900" height="257" />Ardından, Mahmut L. Ünlü, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, EKONOMİ Gazetesi Yazarı ve Koordinatörü Vahap Munyar’ın katıldığı panel gerçekleştirildi.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co’nun kuruluşunda, Türkiye’deki şirketlere yabancı yatırımcı çekmekteki eksiklikleri gözlemlemelerinin etkili olduğunu vurgulayan Mahmut L. Ünlü, burada sağladıkları başarılarla, varlık yönetiminin öne çıktığını belirterek, geçen zaman içinde aracılık ettikleri birleşme ve satın alma işlem hacminin 20 milyar dolara yaklaştığını, bu süreçte Türk firmalarının yurt dışındaki önemli şirket satın alımlarına da danışmanlık verdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>DOĞRUDAN YATIRIMLAR: SAVUNMA SANAYİNDE İLGİ BÜYÜK, KOBİ’LER İÇİN DE FIRSAT VAR</strong></p>
<p>Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyelinin hala yüksek olduğunu belirten ancak son dönemde “private equity-finansal yatırımcı” türü dış yatırımcıların neredeyse durduğunu, bunda küresel durum nedeniyle gelişmekte olan ülkelere akımın azalmasının da etkisi olduğunu belirten Ünlü gelecekten ise umutlu olduğunu kaydetti. Şirket olarak iş hacimlerinin büyük kısmının hala bu alanda olduğunu, Londra’da aldıkları ÜNLÜ Merchant Bank ile faaliyet alanlarında bölgeselleşme stratejisini güçlendirdiklerini, yurt dışından Türkiye’ye ve Türkiye’den yurt dışına yatırımlar için ekosistem oluşturmak istediklerini kaydetti.</p>
<p>Hakan Güldağ’ın Türkiye’nin ekonomik ortamının, Türkiye’ye yatırım yapmak isteyenleri nasıl etkilediği yönündeki sorusuna Mahmut L. Ünlü, ilginin devam ettiğini ancak istikrar olması halinde çok daha yüksek seviyelere gelineceğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Yabancı yatırımcının son dönemde ilgisinin düştüğünü gözlemliyoruz. Mesela savunma sanayinde Türkiye’nin payı artıyor, eskiden en büyük ithalatçılardan biriydi, şimdi ihracatta ilk 10’a giriyor. Yurt dışındaki yatırımcıların da bizim de yakından takip ettiğimiz güçlü bir savunma sanayimiz var. Ancak bu alanda halka açık şirket sayısı oldukça sınırlı; öne çıkan örneklerden biri ASELSAN. Farklı ölçeklerdeki savunma sanayisi şirketlerinin halka arzlarına aracılık etmek de planlarımız arasında çünkü yatırımcılardan bu alana yönelik yoğun ilgi görüyoruz. Nitekim Doğu Avrupa’da bu sektörde gerçekleştirilen milyar dolarlık halka arzların yalnızca birkaç saat içinde tamamlanması, uluslararası yatırımcıların bu alana duyduğu güçlü ilginin önemli bir göstergesi.</p>
<p>Savunma sanayinin stratejik rolü nedeniyle her savunma sanayi şirketi halka açılamayabiliyor. Yine de özel izinlerle halka açılabilecek şirketler olduğunu düşünüyoruz."</p>
<p>Toplantıya katılan, OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın’ın, büyük firmalara alt yüklenici-tedarikçi olarak hizmet veren orta ölçekli firmaların halka açılması- sağlıklı sermaye yakalaması konusunu hatırlatması üzerine Ünlü, “Bu boyuttaki firmalarla ilgili faaliyet gösteren, girişim yatırım sermayesi fonları var. Bunların savunma sanayisi temalı bir fonda toplanması, zaman ve boyut konusunu sağlayabilir. Yurt dışından venture-capital fonları var. Çok büyük değilse bile 10-30 milyon değere ulaşmış firmalarla ilgileniyorlar” dedi.</p>
<p><strong>YATIRIMIN GELECEĞİ: FİRMALARA TAVSİYELER, KOBİ’LER İÇİN DE FIRSAT VAR </strong></p>
<p>Halka açılma ve sağlıklı sermayelere erişme konusunda, KOBİ’lerin zorlanması, özellikle yapay zeka vb. teknoloji yoğun alanlardaki firmaların sermayesinin büyümesi de toplantıda tartışıldı. Hakan Güldağ, yatırımın geleceği başlığına işaret ederek, bu türden yatırımların başta ABD olmak üzere büyük ülkelere aktığını hatırlattı. Mahmut L. Ünlü, oyun sektöründe yakalanan ivmeye işaret ederek, iyi işler ortaya çıkaran firmaların yatırım çekebildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>BELİRLİ BÜYÜKLÜĞE GELEN MUTLAKA POTANSİYEL ALICILARLA KONUŞMALI </strong></p>
<p>Mahmut Ünlü, firmalara şu tavsiyede bulundu: “Birleşme ve satınalma alanında yapay zekâ ve veri merkezi gibi sektörlere yönelik yabancı yatırımcı ilgisi giderek artıyor. Türkiye’deki şirketler de halka arz yoluyla bu ilgiden faydalanabilir. Yatırım temaları artık küreselleşiyor ve her ülke güçlü olduğu alanlarla öne çıkıyor. Türkiye ise özellikle girişimcilik alanında önemli bir potansiyele sahip. Doğru bir iş modeliyle başarılı olduğunuzda dünyanın her yerinden yatırım çekebiliyorsunuz. Örneğin, oyun sektöründe dünyanın önde gelen şirketleri arasında Türk girişimleri de bulunuyor. Bir boyuta gelmiş olanlar eğer ilgilenen yabancı yatırımcılar varsa bir kere muhakkak konuşmayı tavsiye ederim. Ben bugüne kadar Türkiye’de şirketini satıp da pişman olan bir insana rastlamadım. Eğer iyi danışmanlarla çalışıyorsanız size makul değerlemeyi sunacaklardır. Hatta sattıktan 5-10 sene sonra geri alma ihtimalinin doğduğunu da gördüm. Dinamik bir piyasaya sahip olduğumuz için. Bence Türk girişimcisi benim dünyada gördüğüm en iyi 1. jenerasyon girişimci havuzlarından biri. Yüzde 10’u ‘parayı yemeye’ yönelebiliyor ama yüzde 80-90’ı yeniden yatırım yapıyor. Mevduat yapmak yerine, her sene büyütecek yeni bir iş kuruyor.”</p>
<p>Vahap Munyar da yine yurt dışındaki yapay zeka başta olmak üzere teknoloji yoğun şirketlere yatırım yapmak isteyen birey ve şirketler için de, yurt dışında fonlar bulunduğunu ve bunların da ilgi gördüğünü kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Enflasyonu düşürme ve istikrar kritik önem taşıyor"</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0285366ad6-1793075283.png" alt="" width="900" height="299" /></span>Panelde, Türkiye’de yaşanan fon krizinin yurt içi ve yurt dışı yatırımcılar yönünden ilgili piyasalara etkisi de tartışıldı. Hakan Güldağ’ın bu krizin uzun vadeli etkilerine ilişkin sorusuna Mahmut Ünlü şu yanıtı verdi: “Beni çok düşündüren konu piyasanın durumu ve geleceği ile ilgili olan kısmı. Konuya ilişkin değerlendirmeler devam ediyor ve süreç yargı boyutuyla da ele alınıyor. Beni ilgilendiren kısmı bizim bireysel yatırımcıları gerek fonlara, gerek piyasaya çekmemiz 30 yıl aldı. Aslında tabii Türkiye’de finansal okuryazarlıkta çok kuvvetli değil. Bu nedenle bireysel yatırımcıların iyi yönetilen fonlar aracılığıyla yatırım yapmasının doğru bir yaklaşım olduğunu her zaman savunduk. Ancak yaşanan krizin en büyük etkilerinden biri de bu alanda görülebilir. Kriz, bireysel yatırımcıların borsadan uzaklaşmasına neden olabilir. Bu yatırımcıların yeniden piyasalara dönmesinin birkaç yıl sürebileceğini düşünüyoruz.”</p>
<p>Ünlü, fon krizinde finansal okur-yazarlığı yüksek kişilerin de dahil olduğu manzaralar görüldüğünün hatırlatılması üzerine yüksek getirinin cazibesine işaret ederek, “Fon meselesinde de benzer bir durum söz konusu. İnsanlar yüksek getiri beklentisiyle kendi kendilerini ikna edebiliyor. Ancak bir yatırımın sunduğu getiri, piyasanın olağan koşullarıyla uyumlu olmalı. Örneğin, yıllık faizin yüzde 40 seviyesinde olduğu bir ülkede, bir fonun aylık yüzde 20 getiri sağlaması olağan bir durum değil. Yatırımcıların da yatırım yaparken ne ölçüde risk aldıklarının farkında olmaları gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>"Ahlaklı olunmalı, güveni kazanmak için istikrar gerekli" </strong></p>
<p>Mahmut L. Ünlü, düzenleme ve denetim mekanizmalarının önemine dikkat çekerken, iş dünyasında etik değerlere bağlılığın da en az bu mekanizmalar kadar belirleyici olduğunu vurguladı:</p>
<p>“Her şeyin kurallar ve kanunlarla tanımlanması mümkün değil. Önemli olan, etik ve ahlaklı bir yaklaşımla neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilmek ve etik değerlerden ödün vermemek. Bunu yapmazsanız, gri alanlara girerseniz, özellikle büyük tutarlı işlemlerin gerçekleştirildiği finans sektöründe, siyah alanlara da kayabilirsiniz. Bu nedenle etik ilkelerden uzaklaşmamak ve bu ilkeleri benimseyen bir ekiple çalışmak gerekiyor.”</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Halka arzlarda fiyatlama piyasada olmalı"</span></h2>
<p>Toplantıda, Türkiye’de halka arzlardaki sorunlar da tartışıldı. Hakan Güldağ, geçmişte yabancı kurumsal yatırımcılara pay ayrıldığını hatırlatarak, son dönemde ise bunun görülmediğini belirtti. Mahmut L. Ünlü, bunda pandemi ve sonrasında yerli yatırımcının da bu alana girmesinin etkisine dikkat çekti. Vahap Munyar ise halka arzda şirket değerlemesinin düşük kalmasından yakınan şirketler olduğunu hatırlatması üzerine Ünlü, sorunun ana olarak piyasada bir fi yat oluşmamasından kaynaklandığını belirterek, “Geçmişte biz şirketlerle çalışıyor bir değerleme raporu oluşturup, elimizde büyük şirketlere-potansiyel yatırımcılara gidiyorduk. Onlar bize ‘10 TL ise şu kadar, 15 TL ise bu kadar alırım, 20 ise almam’ diyordu. Onlarca firmayla konuşunca neticede bir piyasa fi yatı oluşuyordu. O fiyat üzerinden SPK’dan gidip onay alınıyordu. Fiyat alınan fonlar büyük yani long-only (sadece uzun vadeli yatırım yapanlar) oldukları için sadece halka arzı beğenip alan firmalar değiller.</p>
<p>Zaman içerisinde Türkiye’de halka arz fiyatlarının belirlenmesinde piyasa odaklı mekanizmaların etkisinin azaldığını düşünüyorum. Oysa fiyatlamanın doğru ya da yanlış olmasından önce, fi yatın piyasa koşullarında ve yatırımcı talebi doğrultusunda oluşması önemli. Geçmişte Türkiye’de de uygulanan bu yaklaşımın yeniden güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Düzenleyici kurumların yatırımcıların korunması, şeffaflığın sağlanması ve piyasanın sağlıklı işleyişi açısından önemli sorumlulukları bulunuyor. Bu kapsamda şirketlerin doğru, güvenilir ve güncel bilgileri tüm yatırımcılara eşit koşullarda sunmasını, finansal verilerin bağımsız denetimden geçmesini ve işlemlerin mevzuata uygun yürütülmesini gözetmeleri büyük önem taşıyor. Fiyat oluşumu ise ayrı bir konu. Bence halka arz fi yatı, düzenleyici kurum tarafından değil, yatırımcı talebi ve piyasa dinamikleri doğrultusunda belirlenmeli. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Londra’da yatırım bankacılığı yapacak</span></h2>
<p>ÜNLÜ &amp; Co’nun İngiltere’deki iştiraki UNLU Securities UK Limited, İngiliz finansal düzenleme otoritesi FCA’dan gerekli onayları alarak UNLU Merchant Bank Limited adıyla faaliyetlerini genişletti. Yeni yapılanmayla Londra’da bireysel ve kurumsal müşterilere sunulan yatırım ve finansman hizmetlerinin kapsamı artırılırken, Türkiye’deki şirket ve yatırımcıların küresel sermaye piyasalarına erişiminin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-dogrudan-yabanci-yatirim-cekme-potansiyeli-hala-yuksek-90620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/0/1280x720/mahmut-unlu-1793075301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuruluşunun 30&#039;uncu yılına giren ÜNLÜ &amp; Co EKONOMİ Gazetesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#039;Yatırıma Değer Katan 30 Yıl&#039; temalı toplantılar serisinin ilkini Ankara&#039;da gerçekleştirdi. Etkinlikte düzenlenen panelde konuşan ÜNLÜ &amp; Co Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Mahmut L. Ünlü, 30 yılı özetlediği konuşmada, Türkiye&#039;nin global doğrudan sermaye piyasalarında alacağı mesafenin ve potansiyelinin olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-cephesinde-sarsintilar-suruyor-90619</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil cephesinde sarsıntılar sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sıkı para politikasının etkisiyle yükselen finansman maliyetleri ve makroihtiyati önlemlerin krediye erişimi kısıtlaması nedeniyle şirketler, son yıllarda tahvil ihraçlarını hızlandırdı. Büyüyen piyasa, fon krizi sonrasında zorlu bir dönemden geçiyor. Özel sektör eurobondlarında ve TL cinsi tahvillerinde yükselen faizlerin yanı sıra temerrüt açıklamaları da arttı. Yabancı yatırımcılar, fon krizi sonrasında TL cinsi tahvillerde 1,3 milyar doları aşkın satış yaparken ödeme sıkıntıları nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası devreye girdi. TCMB, tahvil itfası için kullanılan kredileri bankalara yönelik kısıtlamalardan muaf tuttu. Uzmanlar, büyük şirketlerin tahvillerinde sıkıntı yaşanmayacağına dikkat çekerken bankaların ise sıkıntıdaki şirketlere kredi açmakta çok da iştahlı olmayacağına vurgu yaptı.</p>
<h2>Banka hariç ihraç 706,2 milyar lira </h2>
<p>Haziran 2023 sonrasında uygulanmaya başlanan sıkı para politikası ve ona eşlik eden makroihtiyati önlemler, şirketleri finansman ihtiyaçlarını banka dışı kaynaklardan karşılamaya yöneltti. Bu dönemde halka arzlar yoğunlaşırken özel sektör tahvil ihraçları da önceki dönemlere göre çok daha büyük rakamlara ulaştı. Hem içeride hem de dışarıda özel sektör tahvil ihraçları, yerli ve yabancı yatırımcılardan ilgi gördü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, genel yönetim dışı sektörlerin yurt içi tahvil ihraçlarının büyüklüğü, 1 trilyon liraya yakın bir tutarla 992,8 milyar lira seviyesinde. Bu büyüklüğün 286,5 milyar lirası banka ihraçlarından oluşuyor. Şirketleri, kooperatifleri, bireysel işletmeleri veya kamuya ait olsa da ticari faaliyet gösteren şirketleri kapsayan finansal olmayan kuruluşların ihraçları, 188 milyar lira seviyesinde. Bir de diğer finansal aracıların ihraçları var. Bu grubu aracı kurumlar, finansal kiralama, faktoring ve varlık yönetim şirketleri, yatırım ortaklıkları ve tarım kredi kooperatifleri oluşturuyor. Bunların toplam ihraç stoku ise 518,2 milyar lira seviyesinde. Yani banka dışı kurumların toplam ihraç stoku 706,2 milyar lira. 16 Ekim itibarıyla toplam 992,8 milyar liralık ihraç stoku bulunuyor. Bu rakam, fon krizi öncesindeki hafta 1 trilyon 71 milyar lira seviyesindeydi. Her ne kadar düşüş yaşansa da geçen yılın aynı haftasına göre toplam devlet dışı tahvil ihracı yüzde 60,7, banka dışı kurumların tahvil ihracı ise yüzde 54,4 artmış durumda.</p>
<p>Geçen hafta fon krizinin etkileriyle yurt içinde beş şirket tahvil ödemelerini gerçekleştiremedi. Tarfin Tarım, Alnus Yatırım, Alves Kablo ve Fikret Petrol tahvil ödemelerini yapamadı ve temerrüde düştü; Ata Varlık Kiralama’nın ihraç ettiği ve kullanıcısı Fikret Petrol olan tahvilin ödemesi de gerçekleştirilemedi. Öncesinde de Tera Yatırım Bankası ve Hedef Holding ödemelerini gerçekleştirememişti. Yurt dışında da tahvil ödemeleriyle ilgili sıkıntılar, geçen haftanın en önemli gündem maddesi oldu. Zorlu Enerji, 23 Ekim’de vadesi dolan eurobond ödemesiyle ilgili ödeme tarihinin yeniden planlanması talebinde bulundu. Tüm bu gelişmeler, yabancı yatırımcıların talebini de etkiledi.</p>
<h2>Fon krizi sonrasında 1,3 milyar dolar satış </h2>
<p>TCMB verilerine göre, 15 Eylül’den bu yana yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerindeki satışı 1,3 milyar doları aşarken bu tahvillerdeki toplam stokları 3 milyar 39 milyon dolara geriledi. Yatırım fonu krizi öncesinde yabancıların özel sektör tahvillerindeki stoku 4,6 milyar doları geçmişti. Buna karşılık yılbaşından bu yana yabancı yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği TL cinsi menkul kıymet, 2,8 milyar dolara yakın net girişle özel sektör tahvilleri olmaya devam etti. Devlet tahvillerinde aynı dönemde yabancıların net girişi 1,7 milyar dolar, hisse senetlerinde ise 1,4 milyar dolarda kaldı. Yatırım fonu krizi sonrasında yabancı yatırımcılar, hisse senetlerinden net 278 milyon dolarlık, devlet tahvillerinden de net 601,5 milyon dolarlık çıkış gerçekleştirdi.</p>
<h2>Bankalar riski üstlenmek istemeyebilir </h2>
<p>Yurt içinde ve yurt dışında yapılan ihraçlarda yaşanan ödeme sorunları, TCMB’yi de harekete geçirdi. TCMB, TL cinsi ticari kredi büyüme sınırı istisnalarında yaptığı değişiklikle banka dışı özel sektör kuruluşlarının yurt içinde TL cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL kredileri, kredi büyüme sınırından istisna tuttu. Uzmanlar, TCMB’nin tahvil ödemelerindeki sıkıntılardan tedirgin olduğunu belirterek bankaları devreye almaya çalıştığını dile getirdi. Uzmanlar, şirket tahvillerindeki riskin bankalara aktarılması gibi bir durumun da oluşabileceğine dikkat çekerek bankaların bu şirketleri fonlamakta çok da iştahlı olmayacağına işaret etti. Şirketlerin zaten bankalardan kredi alamadıkları için tahvile yöneldiğini vurgulayan uzman, halka arzların da durmasıyla şirketlerin finansmana erişiminin daha da zorlaşacağını söyledi. Büyük şirketlerde ve tahvillerinde bir sorun beklemeyen uzman, küçük şirketlerin tahvillerinde ve bu tahvillerin piyasasında sıkıntı ve risk yaşanabileceğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Küçük ölçekli şirketlerde temerrüt beklenebilir</span></h2>
<p>BBVA Küresel Piyasalar Strateji Direktörü Tufan Cömert, haftalık raporunda Türk özel sektör tahvillerindeki ciddi satış baskısının, doğrudan finansal güçlüklerle karşı karşıya kalan ihraççıların ötesine geçtiğini vurguladı. Cömert’in analizine göre, satış baskısına birkaç faktör katkıda bulunuyor. Bunların başında Vestel’in yapılandırma teklifi geliyor. Aynı zamanda havacılık sektöründe yükselen maliyetler ile yatırım fonlarındaki sıkıntılar da tahvil piyasasında baskı yaratıyor. Cömert, borçlanma piyasasında geniş çaplı bir sorun yaşanması riskini sınırlı görse de harekete geçmek için daha fazla netlik bekleneceğini kaydetti. Cömert, analizinde gelişmelerin, borçlanma aracı ihraçlarının finansmanında büyük ölçüde yerel yatırım fonlarına bağımlı olan daha küçük ölçekli şirketlerin finansman modeline ilişkin endişeleri artırabileceğine dikkat çekerek “Likidasyon süreci ilerledikçe ve yeniden finansmana erişim zorlaştıkça, münferit yeni temerrütlerin yaşanması muhtemel görünmektedir. Sistemik bir finans sektörü krizi riskini hâlâ sınırlı görmekle birlikte, şirket kredi piyasasının likidite, yeniden finansman ve geri kazanım risklerini açıkça yeniden değerlendirdiği bir süreçten geçilmektedir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvil-cephesinde-sarsintilar-suruyor-90619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerin tahvil ödemelerinde temerrüde düşmesi, 1 trilyon liraya yakın özel sektör tahvil piyasasında endişeleri artırdı. Fon krizi sonrası yabancılar satışlarını yoğunlaştırırken uzmanlar, küçük şirketlerin tahvillerinde yeni temerrütler görülebileceğini belirtti. TCMB ise tahvil ödemeleri için kullanılan kredileri büyüme sınırından muaf tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-90702</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BYB Etiket, dijital baskı ve yapay zekâ yatırımlarıyla üretimde yeni döneme geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın ilk rulo etiket üreticilerinden biri olarak 1986 yılında kurulan BYB Etiket'in teknoloji yatırımlarıyla üretim altyapısını geliştirmeye devam ettiği bildirildi. Kayapa Organize Sanayi Bölgesi'nde 7 bin metrekarelik tesisinde faaliyet gösteren şirket, iki yeni makine yatırımıyla geleneksel serigraf baskı uygulamalarını dijitalleştirmeye hazırlanıyor. Üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımını yaygınlaştıran BYB Etiket, TEKMER'deki yeni yapılanmasıyla Ar-Ge çalışmalarına da hız veriyor.</p>
<p>BYB Etiket Yönetim Kurulu Başkanı Lamia Eren Olduk, yaklaşık 40 yıllık üretim tecrübelerini dijital teknolojilerle birleştirdiklerini belirterek, yeni yatırımlarla üretim hızını artırırken maliyetleri düşürmeyi ve rekabet güçlerini geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<h2>Kabartma baskıda dijital dönüşüm başlıyor</h2>
<p>Şirketin üretim teknolojilerine yönelik yatırımlarını sürdürdüğünü ifade eden Olduk, iki yeni makinenin kısa süre içerisinde üretim altyapısına dahil edileceğini açıkladı. Yeni yatırımların özellikle etiketlerde kullanılan serigraf baskı teknolojisinde önemli bir dönüşüm sağlayacağını söyledi. Olduk, Dijital teknoloji sayesinde aynı uygulamaları çok daha hızlı ve hassas şekilde gerçekleştirebileceğiz. Bu bizim için önemli bir rekabet avantajı olacak” dedi. Tüketici tercihlerinde ambalaj ve etiket tasarımının giderek daha fazla önem kazandığına dikkat çeken Lamia Eren Olduk, kabartmalı etiketlerin yalnızca kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde değil, gıda sektöründe de yaygınlaştığını, reçelden şampuana, sıvı sabundan farklı ambalajlı gıda ürünlerine kadar pek çok alanda bu uygulamalara yönelik talebin arttığını kaydetti. Etiket sektörünün geleceğinde dijitalleşme ve izlenebilirlik teknolojilerinin daha fazla öne çıkacağını vurgulayan Olduk, özellikle QR kod uygulamalarının etiketlerin işlevini değiştirdiğine dikkat çekti. Yeni nesil etiketlerle tüketicilerin ürünlerin üretim geçmişine ilişkin ayrıntılı bilgilere ulaşabildiğini anlatan Olduk, “Artık bir ürünün üzerindeki karekodu okuttuğunuzda üretim yerinden parti bilgisine, üretim sürecinden farklı ürün özelliklerine kadar pek çok bilgiye ulaşmak mümkün. Bu teknolojiler etiketlerin yalnızca görsel bir unsur olmaktan çıkmasını sağlıyor. Yapay zekâ ve yazılım teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte akıllı etiket uygulamalarının daha da yaygınlaşacağını düşünüyoruz. Biz de bu dönüşüme hazırlanıyoruz” dedi.</p>
<h2>TEKMER’de Ar-Ge yapılanması oluşturdu</h2>
<p>BYB Etiket'in teknolojik dönüşümünde yapay zekâ uygulamalarının da önemli yer tuttuğunu anlatan Lamia Eren Olduk, üretimin bütün aşamalarını dijital sistemler üzerinden yönettiklerini söyledi. Şirket bünyesinde bir yazılım ekibi bulunduğunu, CRM ve ERP sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Olduk, ham maddenin fabrikaya girişinden ürünün sevkiyatına kadar bütün süreçlerin dijital ortamda takip edildiğini ifade etti. Teknoloji yatırımlarını Ar-Ge çalışmalarıyla desteklediklerini belirten Olduk, Bursa Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde (Bursa TEKMER) yeni bir yapılanma oluşturduklarını kaydederek şu bilgileri verdi: “Etiketi yalnızca ürünün üzerine yapıştırılan bir malzeme olarak görmüyoruz. Etikete hangi yeni özellikleri kazandırabiliriz, daha fazla bilgiyi nasıl taşıyabiliriz, üretimde çevreye verilen zararı nasıl azaltabiliriz gibi konular üzerinde çalışıyoruz. TEKMER’deki yapılanmamızla bu projeleri geliştirmek istiyoruz. Özellikle geri dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yeni nesil etiket teknolojileri bizim için öncelikli alanlar arasında bulunuyor.” Şirketin Ar-Ge gündemindeki önemli başlıklardan birini de sürdürülebilir üretim ve geri dönüşüm oluşturuyor. Etiket üretimi sırasında ortaya çıkan kenar atıklarının yeniden değerlendirilmesi konusunda çalışmalar yürütüldüğünü belirten Olduk, özellikle yapışkanlı malzemelerin geri dönüşümünün teknik zorluklar içerdiğini ifade etti.</p>
<h2>“Gıda sektöründeki daralma dikkat çekici boyutlara ulaştı”</h2>
<p>Yapılan açıklamaya göre BYB Etiket, 2020 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı yatırımla üretim altyapısını tamamen yeniledi. Eski tesisinden Kayapa Organize Sanayi Bölgesi'ne taşınan şirket, 5 bin 500 metrekare kapalı ve bin 500 metrekare açık alan olmak üzere toplam 7 bin metrekarelik tesisinde üretimini sürdürüyor. BYB Etiket, başta gıda olmak üzere otomotiv, tekstil, kozmetik, kimya, temizlik ve içecek sektörlerine yönelik etiket çözümleri üretiyor.</p>
<p>Etiket sektörünün farklı üretim alanlarıyla doğrudan bağlantılı olması nedeniyle ekonomik gelişmelerin etkilerini yakından gözlemlediklerini belirten Lamia Eren Olduk, özellikle gıda sektöründeki talep daralmasının dikkat çekici boyutlara ulaştığını söyledi. Sanayicinin en önemli sorunlarından birinin finansman ve tahsilat dengesi olduğunu vurgulayan Olduk, ham madde alımlarında peşin ödemenin yaygınlaşmasına karşılık müşterilerden tahsilat sürelerinin uzadığını söyledi. Yüksek faiz oranları, döviz kurundaki sınırlı hareketlilik ve ihracat pazarlarındaki zayıflamanın sanayicinin finansman yükünü artırdığını belirten Olduk, küresel belirsizliklerin de üretim sektörleri üzerindeki baskıyı derinleştirdiğini kaydetti.</p>
<h2>Kayıt dışı üretim rekabet dengesini bozuyor</h2>
<p>Etiket sektöründe kayıt dışı üretimin haksız rekabete yol açtığını belirten Olduk, yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren işletmelerin bu nedenle maliyet dezavantajıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Sektörün sağlıklı büyüyebilmesi için kayıt dışılıkla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Olduk, teknolojik dönüşümün yanı sıra adil rekabet koşullarının oluşturulmasının da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-90702</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/2/1280x720/byb-etiket-dijital-baski-ve-yapay-zeka-yatirimlariyla-uretimde-yeni-doneme-geciyor-1793108537.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BYB Etiket, iki yeni makine yatırımıyla etiketlerde kabartma baskı teknolojisini dijital ortama taşıyor. Üretim planlamasında yapay zekâyı kullanmaya başlayan şirket, TEKMER&#039;deki yeni Ar-Ge yapılanmasıyla akıllı etiketler ve sürdürülebilir üretim teknolojilerine odaklanıyor. Yönetim Kurulu Başkanı Lamia Eren Olduk, yeni yatırımlarla üretim hızını artırırken maliyetleri düşürmeyi ve rekabet güçlerini geliştirmeyi hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-90668</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hedef daha güçlü, daha rekabetçi bir Kayseri sanayisi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) 2026–2030 döneminin ilk olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Abidin Özkaya başkanlığında, meclis üyeleri, meslek komitesi üyeleri, yüksek istişare kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ve Kayseri Genç Girişimciler İcra Komitesi üyelerinin katılımı ile gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasının yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya, yeni dönemin hayırlı olması temennisinde bulundu. Sanayi sektörünün son yıllarda oldukça zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Özkaya, “Son 3-4 yıldır tüm sektörlerimiz ve firmalarımız ayakta kalabilme mücadelesi verirken, gelecekle ilgili kaygılarımız azalmak bir tarafa, her geçen gün daha da artmaktadır. Tabir yerindeyse nefes almak zorlaşmış, yorgunluk emareleri artmıştır” dedi. Üretim ve yatırım iştahında ciddi bir gerileme yaşandığını ifade eden Özkaya, uluslararası emtia ve navlun fiyatlarındaki artışlar, yakın coğrafyadaki savaşlar ve Çin kaynaklı yoğun rekabetin de ihracatçıları olumsuz etkilediğini vurguladı. Artan maliyetler nedeniyle Türk firmalarının dış pazarlarda rekabet etmekte zorlandığını, yurtdışındaki müşterilerin yüzde 30-40 daha uygun fiyatlı ürünlere yönelmesiyle ciddi pazar kayıpları yaşandığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae05fadb8b0e-1793089453.jpeg" alt="" width="539" height="359" /></p>
<p><strong>“Yeni dönemde gücümüz birlik ve istişare olacak”         </strong></p>
<p>Özkaya’nın ardından konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, oda organ seçimlerinin birlik ve beraberlik içerisinde tamamlandığını belirtti. Başkan Büyüksimitci, 55 üyeden oluşan meclisin 33 üyesinin görevine devam ettiğini, 22 üyenin ise meclise yeni katıldığını ifade ederek, yeni dönemin Kayseri sanayisine hayırlı olmasını diledi. Önlerinde dört yıllık önemli bir hizmet dönemi bulunduğunu vurgulayan Büyüksimitci, “Bizim için bu görevler birer makam değil, hizmet etme ve sorumluluk üstlenme yeridir. Yeni dönemde de ortak aklı ve istişareyi çalışmalarımızın merkezinde tutacağız. Sanayicilerimizin sorunlarını en doğru şekilde tespit ederek çözüm üretmek için hep birlikte çalışacağız” dedi.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği artırılsın ve şarta bağlanmasın”</strong></p>
<p>Sanayi sektörünün zorlu bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Büyüksimitci, Türkiye’nin kapsamlı ve iyi çalışılmış bir sanayi koruma ve dönüşüm stratejisi oluşturmasının büyük önem taşıdığını belirterek, “Bu dönemde ihracat pazarlarımızdaki daralmayı ve artan rekabet zorluklarını aşabilmemiz için döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını ve şarta bağlanmamasını talep ediyoruz. Ne yazık ki bu talebimiz karşılık bulmadı; destek halen yüzde 3’te kaldı, üstelik şartlar daha da karmaşıklaştı. Bu yüzden bankalarımız bu desteği ihracatçımıza kullandıramıyor, ihracat yapan sanayicimiz de bu konuda mağdur oluyor” dedi.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ ve dijitalleşmede öncü şehirlerden biri olmalıyız”</strong></p>
<p>Dünyada üretim teknolojilerinin ve rekabet koşullarının hızla değiştiğine dikkat çeken Büyüksimitci, sanayide yapay zekâ ve dijital dönüşümün önemine dikkat çekerek, “Daha akıllı, daha verimli ve daha yüksek katma değerli üretmek zorundayız. Yapay zekâyı üretim süreçlerine entegre eden, veriyi doğru kullanan ve teknolojiyi geliştiren firmalar geleceğin rekabetinde öne çıkacak. Hedefimiz, yalnızca gelişmeleri takip etmek değil, bu dönüşüme öncülük eden şehirlerden biri olmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni dönemde hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalara da değinen Büyüksimitci, Erciyes Organize Sanayi Bölgesi başta olmak üzere yeni sanayi alanlarının geliştirilmesine, uzay, havacılık ve savunma sanayisi gibi stratejik sektörlerde üretim kabiliyetinin artırılmasına önem vereceklerini söyledi. Model Fabrika aracılığıyla işletmelerin verimliliğini artırmaya devam edeceklerini belirten Büyüksimitci, yapay zekâ, dijitalleşme ve otomasyon teknolojilerinin sanayide yaygınlaştırılması, KOBİ'lerin dönüşüme hazırlanması, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi konularında çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti. İhracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, firmaların rekabet gücünün artırılması ve yeni yatırımların önünün açılmasının da öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Büyüksimitci, kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve tüm paydaşlarla iş birliği içerisinde çalışacaklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-90668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/hedef-daha-guclu-daha-rekabetci-bir-kayseri-sanayisi-1793089506.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KAYSO Başkanı Mehmet Büyüksimitci ekim meclis toplantısında yaptığı konuşmada, yeni dönemde sanayinin rekabet gücünü artırmaya odaklanacaklarını belirterek, yapay zekâ, dijitalleşme, yüksek katma değerli üretim ve ihracatın geliştirilmesine öncelik vereceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-90658</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saloni Mobilya 52. mağazasını Kahramanmaraş’ta açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Saloni Mobilya Türkiye genelindeki mağaza ağını genişletmeye devam ediyor. </p>
<p>Kahramanmaraş’ta yeni mağazasını açan şirket, böylece yurt içindeki mağaza sayısını 52’ye çıkardı.</p>
<p>Saloni Mobilya’nın Kahramanmaraş mağazasının açılışına Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici ve İrfan Karatutlu, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın, AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı M. Burak Gül, Kahramanmaraş Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Ahmet Kuybu ve MÜSİAD Başkanı Şerafettin Özcan katıldı.</p>
<p>Törende konuşan Saloni Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özbek, Kahramanmaraş’ta hizmet vermekten memnuniyet duyduklarını belirterek, bölge halkına mobilya ve dekorasyon alanında kaliteli hizmet sunmayı hedeflediklerini söyledi. Özbek, yeni mağazayla kentteki konutların tasarım ve dekorasyon süreçlerine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae04d06088b6-1793084678.jpg" alt="" width="800" height="461" /></p>
<h2>“780 çalışanla 80 ülkeye ihracat”</h2>
<p>Üretim ve ihracat faaliyetlerini 780 çalışanıyla sürdüren Saloni Mobilya, ürünlerini 80 ülkenin pazarına ulaştırıyor. Uluslararası pazarlardaki faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye’deki perakende yapılanmasına da yatırım yapan şirket, Kahramanmaraş mağazasıyla satış ağını büyüttü. Saloni Mobilya, 2026 yılında Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen TURQUALITY programına dahil edildi. Şirket, tasarım, kalite, konfor ve endüstriyel üretimi bir araya getiren iş modeliyle uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Açılış programında konuşan Saloni Mobilya Kahramanmaraş yöneticisi Serdar Bulut da davetlilere katılımları için teşekkür ederek yeni mağazanın kente hayırlı olmasını diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-90658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/saloni-mobilya-52ci-magazasini-kahramanmarasta-acti-1793084425.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saloni Mobilya, Kahramanmaraş mağazasını hizmete açarak Türkiye genelindeki mağaza sayısını 52’ye çıkardı. 2026 yılında TURQUALITY programına dahil edilmenin gururunu yaşadıklarını belirten Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özbek, “780 çalışanımızla 80 ülkeye ihracat yapan köklü bir kuruluş olarak üretim gücümüzün yanı sıra Türkiye’deki perakende ağımızı da büyütüyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-90654</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önem Gök: İşletmelerimizin desteklerden doğrudan yararlanmasını önemsiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış ve Sanayi ve Teknoloji Antalya İl Müdürü Ercan Datlı, Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Önem Gök’ü ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmede, KOSGEB desteklerinden daha etkin ve kapsamlı şekilde yararlanmasına yönelik yapılabilecek çalışmalar ele alındı. MATSO bünyesinde faaliyet gösteren KOSGEB temsilciliği aracılığı ile tüm üyelerin destek programları hakkında bilgilendirilmesi ve desteklerden daha fazla yararlanması konularında görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>MATSO Başkanı Önem Gök, KOSGEB desteklerinin işletmelerin gelişmesi ve üretim kapasitelerinin artırılması açısından önemli fırsatlar sunduğunu, bu desteklerden daha fazla üyenin yararlanmasını istediklerini söyledi. Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Devletimizin işletmelerimize sunduğu önemli destek ve teşvikler bulunuyor. Bizim önceliğimiz, üyelerimizin bu olanaklardan en üst düzeyde faydalanmasını sağlamak. Tüm üyelerimizin destek programlarına erişimini kolaylaştırmak istiyoruz. Bu doğrultuda Odamız bünyesindeki KOSGEB temsilciliğimiz ile bilgilendirme çalışmalarımızı artırmayı hedefliyoruz. Amacımız, devletimizin sunduğu bu önemli kaynakların daha fazla üyemize ulaşmasını ve işletmelerimizin gelişimine katkı sağlaması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.’’</p>
<p>KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış ise işletmelerin destek programlarına kolaylıkla ulaşabilmesini ve başvurularını herhangi bir aracıya ihtiyaç duymadan kendilerinin gerçekleştirebilmesini önemsediklerini söyledi. Erkış, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Amacımız, her işletmemizin KOSGEB desteklerini kolaylıkla anlayabilmesi ve başvurularını web sitemiz üzerinden çevrim içi olarak kendisinin yapabilmesidir. Bu doğrultuda bilgilendirme çalışmalarımıza önem veriyoruz. MATSO KOSGEB temsilcimizle birlikte üyelere yönelik bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirebiliriz. Önceliğimiz, işletmelerimizin destek programlarını doğru anlamalarını ve bu imkânlardan herhangi bir aracıya ihtiyaç duymadan doğrudan yararlanmalarını sağlamaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-90654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/matso-baskani-onem-gok-isletmelerimizin-desteklerden-dogrudan-yararlanmasini-onemsiyoruz-1793083413.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Önem Gök, işletmelerin devlet desteklerinden doğrudan yararlanması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadakat-cezasi-iyi-musteri-olmanin-bedeli-90650</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadakat cezası: İyi müşteri olmanın bedeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Bugüne kadar müşteriyi elde tutmak bazen onun değişiklik yapma isteksizliğinden yararlanmak anlamına gelebiliyordu. Yarın ise müşteriyi elde tutabilmek için gerçekten daha iyi bir değer sunmak gerekecek."</strong></p>
<p>Uzun süreli ilişkiler tavsar. Başlangıçta gösterilen özen, zamanla yerini alışkanlığa bırakabilir. İlk buluşmalarda çiçekler, sürprizler, romantik akşam yemekleri… Yıllar geçtikçe ilişkinin kendisi bir güvenceye dönüşür ya. Nasıl olsa bir yere gitmeyecek!</p>
<p>Şirketlerin müşterileriyle ilişkisi de bazen uzun süreli evliliklere benziyor. Yeni müşteriyi kazanmak için her türlü cazibe sergileniyor. İndirimler, hediyeler, özel teklifler… Eski müşteriler ise gözden kaçabiliyor.</p>
<p><strong>Üstelik yeni gelenlere çiçek alınırken eskilerin faturası da biraz kabartılıyor.</strong></p>
<p>Pazarlama dünyasında bu durumun oldukça ciddi bir adı var: <strong>Sadakat cezası (loyalty penalty).</strong></p>
<p>Sadık müşterilere özel indirimler, yıllardır aynı markayı tercih edenlere sunulan ayrıcalıklar, bağlılığı ödüllendiren sadakat programları…</p>
<p>Şirketler müşterilerinin kendilerine sadık kalmasını ister. Hatta müşteri sadakati, pazarlama dünyasının en önemli kavramlarından biridir.</p>
<p>Peki, şirketler gerçekten sadık müşterilerini ödüllendiriyor mu?</p>
<p>Yıllardır aynı internet sağlayıcısını kullanan bir müşteri, yeni abone olan birinden daha yüksek ücret ödeyebiliyor. Aynı sigorta şirketiyle sözleşmesini yenileyen biri, yeni müşterilere sunulan avantajlardan yararlanamayabiliyor.</p>
<p>Üstelik bunun için kötü bir müşteri olmanız da gerekmiyor. Faturalarınızı zamanında ödemeniz, hiç sorun çıkarmamanız, yıllardır aynı markayı tercih etmeniz yeterli.</p>
<p><strong>Kısacası, şirketinize sadık kaldığınız için daha fazla para ödüyor olabilirsiniz.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Sadakat cezası: Eski müşteri olmanın bedeli</strong></span></p>
<p>Bu durumun ekonomi literatüründe bir adı var: <strong>Sadakat cezası (loyalty penalty).</strong></p>
<p>İngiltere Rekabet ve Piyasalar Kurumu'nun (CMA) 2018 yılında yayımladığı inceleme, özellikle sigorta, konut kredisi, birikim hesapları ve telekomünikasyon sektörlerinde uzun süreli müşterilerin yeni müşterilere kıyasla daha yüksek bedeller ödeyebildiğini ortaya koydu.</p>
<p>Aslında şirketlerin mantığını anlamak zor değil.</p>
<p>Yeni müşteri kazanmak için cazip kampanyalar, indirimler, ilk aylarda ücretsiz kullanım gibi avantajlar sunuluyor. Çünkü yeni müşteri kazanmak büyüme demek. Büyüme de yöneticilerin performans göstergelerinin başında geliyor.</p>
<p>Peki, mevcut müşteriler?</p>
<p>Onlar zaten oradalar.</p>
<p>Şirketler, müşterilerinin ne kadarının gerçekten ayrılacağını hesaplayabiliyor. İnternet sağlayıcınızı değiştirmek, bankadaki hesaplarınızı taşımak veya sigorta şirketinizi değiştirmek zaman ve emek gerektiriyor.</p>
<p>Çoğumuz birkaç yüz liralık fark için bu zahmete katlanmak istemiyoruz. Üstelik yıllardır kullandığımız hizmete alışmışız. Bir sorun yaşamadığımız sürece değiştirmek aklımıza bile gelmiyor.</p>
<p>İşte tam da bu noktada <strong>alışkanlığımız ve sadakatimiz, şirket için ekonomik bir avantaja, bizim içinse ekonomik bir dezavantaja dönüşebiliyor.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Müşteri gitmiyorsa memnun mudur?</strong></span></p>
<p>Bence asıl üzerinde durulması gereken soru bu.</p>
<p>Şirketler müşteri kayıp oranlarını dikkatle takip ediyor. Müşteri ayrılmıyorsa ilişki devam ediyor demektir. Ancak bu, müşterinin memnun olduğu anlamına mı gelir?</p>
<p>Bir müşteri memnun olduğu için kalabilir. Ama değiştirmeye üşendiği, alternatifleri araştırmaya vakti olmadığı veya daha iyisini bulamayacağını düşündüğü için de kalabilir.</p>
<p><strong>Müşterinin ayrılmaması, şirkete duyduğu sadakatin değil, bazen yalnızca hareketsizliğinin göstergesidir.</strong></p>
<p>Üstelik bir gün yeni müşterilere sunulan fiyatı öğrendiğinde yaşadığı duygu yalnızca fazla para ödemiş olmanın rahatsızlığı değildir.</p>
<p>Biraz da kandırılmış hisseder.</p>
<p>Yıllardır güvendiği şirketin kendisine yeni gelen bir müşteriden daha az değer verdiğini düşünür.</p>
<p>Oysa müşteri ilişkilerinde kaybedilmesi en zor şey para değil, güvendir.</p>
<h2><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;"><strong>Yeni müşteri kazanırken eskisini kaybetmek</strong></span></h2>
<p>Elbette yeni müşterilere kampanya yapılmasında yanlış bir şey yok. Rekabetin doğal bir parçası bu.</p>
<p>Ancak şirketlerin yeni müşteri kazanmak için gösterdikleri yaratıcılığı, mevcut müşterilerini korumak için de göstermeleri gerekmez mi?</p>
<p>Pazarlama dünyasında yeni müşteri kazanmanın maliyetinin mevcut müşteriyi elde tutmaktan daha yüksek olduğu sıkça vurgulanır. Buna rağmen büyüme hedefleri, yeni müşteri sayıları ve kampanya başarıları çoğu zaman mevcut müşteri ilişkilerinin önüne geçebiliyor.</p>
<p>İşin ironik tarafı şu: Şirketler bir yandan sadakat programları tasarlıyor, puanlar dağıtıyor, müşterilerine kendilerini özel hissettirmeye çalışıyor. Diğer yandan yıllardır kendilerini tercih eden müşterilere daha yüksek fiyatlar uygulayabiliyor.</p>
<p><strong>Bir tarafta sadakati ödüllendirdiğini söyleyen pazarlama, diğer tarafta sadakati fiyatlandıran bir ticari anlayış.</strong></p>
<p>Bence burada şirketlerin kendilerine sorması gereken çok basit bir soru var:</p>
<p><strong>Müşterimiz bugün ilk kez kapımızdan girse ona sunduğumuz koşulları, yıllardır bizimle olan müşterimize neden sunmuyoruz?</strong></p>
<p>Çünkü sadakat tek taraflı bir yükümlülük olamaz.</p>
<p>Müşteriden beklenen sadakatin şirket tarafından da gösterilmesi gerekir.</p>
<p>Aksi halde adına müşteri sadakati dediğimiz şey, aslında müşterinin alışkanlıklarından yararlanmaktan ibaret kalır.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi:</p>
<p>Bir müşterinin sizi terk etmemesi, sizi tercih etmeye devam ettiği anlamına gelmeyebilir.</p>
<p><strong>Sadece henüz gitmeye karar vermemiş olabilir.</strong></p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;"><strong>Yapay zekâ ajanları “bu konforu” bozacak</strong></span></p>
<p>Bugüne kadar şirketlerin önemli bir avantajı vardı: <strong>Müşterilerin hareketsizliği.</strong></p>
<p>Kim her ay internet tarifelerini, sigorta poliçelerini, banka masraflarını karşılaştırmakla uğraşmak ister ki? Hem de bütün alternatif incelikleri ile..</p>
<p>Ama artık bu işi bizim yerimize yapabilecek yapay zekâ (YZ) ajanları geliyor.</p>
<p>Düşünün, kişisel YZ ajanınız bütün aboneliklerinizi, sigortalarınızı ve düzenli ödemelerinizi takip ediyor. Piyasadaki alternatifleri sürekli karşılaştırıyor. Daha avantajlı bir teklif bulduğunda sizi uyarıyor, hatta yetki verdiğinizde sizin adınıza pazarlık yapıyor veya hizmet sağlayıcınızı değiştiriyor.</p>
<p><strong>Böyle bir dünyada müşterinin üşengeçliğine güvenmek artık mümkün olmayacak.</strong></p>
<p>Üstelik YZ ajanlarının markalarla duygusal bir bağı da olmayacak. Yıllardır aynı bankayla çalışmanızın veya aynı sigorta şirketini tercih etmenizin onlar için tek başına bir anlamı yok. Fiyatı, hizmet kalitesini ve değiştirme maliyetini karşılaştıracaklar.</p>
<p>Elbette her zaman en ucuz seçeneği önermeyecektir. Güvenilirlik, hizmet kalitesi ve sizin tercihlerinizi de dikkate alabilecektir.</p>
<p><strong>Ama alışkanlıkla sadakat arasındaki farkı görünür hale getirecekler.</strong></p>
<p>Bu da şirketler için çok önemli bir değişim.</p>
<p>Bugüne kadar müşteriyi elde tutmak bazen onun değişiklik yapma isteksizliğinden yararlanmak anlamına gelebiliyordu. Yarın ise müşteriyi elde tutabilmek için gerçekten daha iyi bir değer sunmak gerekecek.</p>
<p>Belki de YZ ajanları sayesinde ilk kez sadakat, müşterinin zahmete katlanmak istememesinden değil, şirketin gerçekten tercih edilmeyi hak etmesinden doğacak.</p>
<p><strong>Müşterinizin YZ ajanı her gün piyasayı tarasa, yine de sizi seçer miydi?</strong></p>
<p><strong>Bir de şöyle düşünün: Yıllardır birlikte olduğunuz kişi ara sıra Tinder’a girip bütün alternatifleri değerlendirse, ilişkinizin devam edeceğinden ne kadar emin olurdunuz?</strong></p>
<p><strong>Nikâhınız hâlâ geçerli olabilir ama bu, mutlu bir evliliğiniz olduğu anlamına gelmez.</strong></p>
<p><strong>Şirketler için de durum farklı değil. Sözleşmenin sağlam olması ve devam etmesi, müşterinin hâlâ sizi tercih ettiği anlamına gelmeyebilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sadakat-cezasi-iyi-musteri-olmanin-bedeli-90650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/0/1280x720/cicek-1793082686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sadakat cezası: İyi müşteri olmanın bedeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baba-sanayiyi-birakti-ogullari-en-tatli-start-up-girisimcisi-oldu-90648</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baba sanayiyi bıraktı, oğulları, ‘En tatlı start-up girişimcisi’ oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski Konya Sanayi Odası Başkanlarından Tahir Büyükhelvacıgil’in oğulları, Kadir, Osman Nuri ve Serhat, kurdukları Roro Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ ile başladıkları şekerleme işini hızla büyütüyor. CandyZoo markasıyla İstanbul’da üç şekerleme dükkanı ve Anpa Gross’lar içinde satış noktaları kuran Kadir Büyükhelvacıgil, “E-ticarette de hem yurt içinde hem yurt dışına satışlarımız hızlı büyüyor. Aylık ortalama 10 ton şekerleme, 5-6 ton çikolata satabiliyoruz. İlk mağazamızı Mayıs 2024’te Kadıköy çarşıda açmıştık. İkincisini, Kadıköy Terminal’de açtık. Mall Of İstanbul’da da yakın zamanda açılışımızı yaptık, kısa süre sonra Marmara Forum’da bir mağaza daha açıyoruz” diyor. Kadir’e, neden şekerleme işine girdiğini soruyorum ve şöyle başlıyor anlatmaya:</p>
<p>“Aile olarak Konya’da 4 kuşaktır sanayiciydik, büyük miktarlarda yağ ve gıda takviyesi üretiyorduk. Ancak o işlerden satıp çıktık ve İstanbul’a yerleştik. Şekerleme işi için ilk fikir, 2023’te oluştu, üretim gerçekten zor iştir, üretmek için uğraşırsın, sonra satmak ve tahsilat için uğraşırsın. İstanbul’a geldikten sonra babama ‘bana müsaade edin artık kendimi mutlu edecek işler geliştirmek istiyorum’ dedim. Babam da ‘peki’ dedi ve kardeşimle konuştuk, bir karar aldık. Ne iş yapacaksak o işte birilerinin ayağına gidip ‘malımı al’ demeyeceğiz. Vadeli iş yapmayacağız ki tahsilat ayağımıza gelsin ve nakit akışı düzgün olsun. Bir de ihracatı mümkün ve katma değeri yüksek olsun. Yenidünyaya uygun olsun, e-ticarete dokunsun istedik. Şekerleme geleneksel bir iş gibi görünse de biz bu işi bir start up ticaret projesi olarak tasarladık. Başlamadan önce Almanya, İngiltere ve Hollanda’daki örnekleri yakından inceledik. Türkiye’deki örnekler tamamen AVM içlerine sıkışmış vaziyetteydi. Biz çarşıdan başlamak istedik ve ayrıca inovatif (yenilikçi) ürünlerle yola çıktık. Şekersiz dondurma ve vegan jelibon’lar gelişirdik.”</p>
<p><strong>“Baba parasıyla değil ‘e-ticaretle’ başladım”</strong></p>
<p>Şekerleme işine ‘baba parasıyla’ başlamadığını özellikle vurgulayan Kadir Büyükhelvacıgil, ilk başka ‘rastgele ticaret’ yaparak sermaye oluşturduğunu söylüyor ve şöyle konuşuyor: “Altunizade’de küçük bir ofis tuttum tam manasıyla ‘Ata, masa, kasa’ başladım ve ‘ne alsam ne satsam’ diye bakındım. E-ticarete merak duyuyordum ve o günlerde iyi bir markanın kahve makinelerini ucuza alma fırsatı yakaladım. 60-70 kahve makinesini kredi kartımla aldım ve Trendyol’da bir dükkan açtım. Onlar da destek oldular ve kısa sürede hepsini iyi fiyatla sattım, ofisimin bir yıllık kirasını çıkardım. İşte o günlerde şekerleme işini de yakından inceledim ve bilenlere danıştım. Olumlu dönüşler alınca kardeşime iki bilet almasını söyledim ve Hollanda’ya Şekerleme Fuarı’na giderek sektörü yerinde inceledik. Fuarda çocuklar gibi mutlu olduk. Hem eğlendik hem işimizi düşündük. Türkiye pavilyonuna girdik ve çok iyi tanıştığımız bazı üreticilere şekerleme dükkanları açmayı planladığımızı söyledik. Kazım abi (Taycı) ‘çok iyi olur, sen dükkan aç ben sana kamyon dolusu mal veririm’ dedi. Sektörün duayeni böyle deyince diğer firmaları da ziyaret ettik ve daha çok umutlandık. Zaten gıda işinde sanayici olarak babamızı, dedemizi tanıyanlar çoktu. Perakende duayenlerinin hepsi bize güzel nasihatlar verdi, yeşil ışık yaktı. Biz de fizibilite yaptık, üç yıllık plan çıkardık, kaç kişiyle nasıl başlarız, ne kadar para harcarız vs. Sonra babama anlattım. O da ‘sen boş iş yapmazsın, yürü oğlum’ dedi.”</p>
<p><strong>Şekersiz dondurma, vegan jelibon! </strong></p>
<p>Şekerleme markalarının genellikle ‘hayvanlarla özdeş’ olduğunu belirten Kadir Büyükhelvacıgil, markası CandyZoo için Zürafaları benimsediklerini söylüyor. Ayrıca yeni bir marka olsalar da rekabette başarı için inovasyona önem verdiklerini anlatıyor. Şöyle devam ediyor: “Şekerleme, dondurma, çikolata, sağlıklı atıştırmalık hepsi olmalı. Biz de hepsini belirledik, Konyalı olarak da ‘dondurmayı farklı yapalım. Süte, sahlepe ayrıca dikkat edelim ve şeker de kullanmadan yapalım’ dedik. İyi bir usta ile çalıştık, şeker yerine hurma özüyle tutturduk ve şekersiz dondurmamız oldu. Ardından vegan jelibon ürettik. Trendyol’daki satışlarımız sayesinde ihracatımız da arttı. Bir paket lolipop’u Altunizade’den teslim ediyorum, BAE’ye, Suudi Arabistan’a gidiyor. Allahım bu ne güzel bir şey.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Tanıl Bey sağ olsun, çikolata markamızla üretime başlayacağız”</strong></span></p>
<p>Ürün seçimi için Türkiye genelinde ne kadar şekerleme ve çikolata üreticisi varsa ayaklarına giderek seçim yaptığını söyleyen Kadir Büyükhelvacıgil, “Elit Çikolata yani Tanıl Bey (Küçük) sağ olsun çok büyük katkı sağladı. Kendisi baba dostudur. ‘Kadir, bütün çikolatalı ürünlerini ben karşılarım, satınca ödersin’ dedi. Sonra ‘seni öyle bırakmak olmaz, çikolata markanı yapacaksın ve kendin üreteceksin’ dedi. Ben ‘üretime girmem, sende üretelim’ dedim. Tanıl Bey ‘çikolata kutusuna kadar markanı ben yapacağım’ dedi. Benzer şekilde, ilk dükkanımızı Kadıköy’de kiralarken tevafuk dükkan sahibi İTO Meclis Üyesiymiş ve o konuda da bir başka baba dostumuz İTO Başkanı Şekib Avdagiç, devreye girdi, işimiz kolaylaştı. 1 Mayıs 2024’te ilk mağazamızı öyle açmış olduk. 6 kişiyle başladık, şu anda 3 mağazada 25 çalışanımız var ve aylık ortalama 10 tona yakın şekerleme, 5-6 ton çikolata satıyoruz” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baba-sanayiyi-birakti-ogullari-en-tatli-start-up-girisimcisi-oldu-90648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baba sanayiyi bıraktı, oğulları, ‘En tatlı start-up girişimcisi’ oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjide-yeni-rekabet-akilli-yonetim-90646</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide yeni rekabet: Akıllı yönetim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NAZİFE İDİL ÖZKOL - </strong><strong>Enerji ve Elektrik Mühendisi</strong></p>
<p>Enerji dünyasında bazı haberler yalnızca bir istatistiği değil, bir dönemin değişmeye başladığını gösterir. Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu 2026’ya göre rüzgâr enerjisi Mart 2025’te, güneş enerjisi ise Nisan 2025’te aylık elektrik üretiminde ilk kez nükleer enerjiyi geride bıraktı. Mart 2025 ile Haziran 2026 arasında her ay güneş veya rüzgâr kaynaklarından en az biri, tek başına nükleer santrallerden daha fazla elektrik üretti. 2026’nın Mart, Nisan ve Mayıs aylarında ise iki kaynak da ayrı ayrı nükleer üretimin üzerine çıktı.</p>
<p>İlk bakışta bu tablo “yenilenebilir enerji nükleeri yendi” şeklinde okunabilir. Ancak enerji sistemleri bu kadar basit çalışmıyor.</p>
<p>Asıl soru artık hangi enerji kaynağının diğerini geçtiği değil. Asıl soru, hızla değişen elektrik üretim yapısının nasıl yönetileceği. Çünkü güneş ve rüzgârın yükselişi yalnızca yeni santrallerin kurulması anlamına gelmiyor. Elektrik şebekesinin çalışma biçimi de değişiyor.</p>
<p><strong>Üretim artıyor, fakat sistemin dengesi daha önemli hâle geliyor</strong></p>
<p>Güneş ve rüzgârın en önemli özelliği, üretimin hava koşullarına bağlı olması… Güneşin en fazla üretim yaptığı saatler ile elektriğe olan talebin en yüksek olduğu saatler her zaman aynı değil. Rüzgâr üretiminde de benzer bir değişkenlik söz konusu.</p>
<p>Bu nedenle kurulu gücün artması tek başına yeterli değil.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 değerlendirmesine göre 2026-2030 döneminde küresel elektrik talebinin yıllık ortalama yüzde 3,6 artması bekleniyor. Sanayi, elektrikli araçlar, iklimlendirme, ısı pompaları ve özellikle veri merkezleri bu artışın önemli nedenleri arasında. Aynı dönemde güneş ve rüzgârın küresel elektrik üretimindeki toplam payının yüzde 17’den yüzde 27’ye çıkması öngörülüyor.</p>
<p>Yani önümüzde iki eş zamanlı gelişme var:</p>
<p>Bir tarafta daha fazla elektrik talebi, diğer tarafta daha değişken bir elektrik üretimi.</p>
<p>Bu ikisini birbirine bağlayacak unsur ise şebekenin esnekliği.</p>
<p><strong>Enerjinin yeni rekabet alanı: Esneklik</strong></p>
<p>Güneş ve rüzgâr yatırımları arttıkça batarya depolama, talep tarafı yönetimi, enterkonneksiyonlar ve akıllı şebekeler daha fazla önem kazanıyor. Örneğin, güneşli bir öğle saatinde üretimin talebi aşması durumunda elektriği depolayabilmek önemli... Akşam saatlerinde güneş üretimi düşerken talep yükseldiğinde ise bu depolanan enerjinin sisteme geri verilmesi gerekiyor.</p>
<p>Burada enerji depolama yalnızca teknik bir ekipman olmaktan çıkıyor. Elektrik piyasasının ekonomik işleyişinin bir parçası hâline geliyor. IEA’ya göre 2024 yılında şebeke ölçekli batarya depolama kapasitesine 63 GW eklenerek yeni bir rekor kırıldı. Aynı rapor, güneş ve rüzgâr üretiminin yüksek olduğu ancak talebin düşük kaldığı dönemlerde sistemde arz fazlası ve hatta negatif fiyatların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle geleceğin enerji piyasasında yalnızca “ne kadar elektrik üretiyoruz?” sorusu yeterli olmayacak. “Ne zaman üretiyoruz, nerede üretiyoruz ve ürettiğimiz elektriği ne kadar esnek kullanabiliyoruz?” soruları da fiyatlar kadar önemli olacak.</p>
<p><strong>Peki, nükleer enerjinin rolü ne olacak?</strong></p>
<p>Burada başka bir yanlış okumadan da kaçınmak gerekiyor.</p>
<p>Güneş ve rüzgârın belirli dönemlerde nükleer üretimi geçmesi, nükleer enerjinin sistemden çıkacağı anlamına gelmiyor.</p>
<p>IEA, nükleer üretimin de 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümesini bekliyor. Yenilenebilir enerji ve nükleer enerjinin birlikte küresel elektrik üretiminin yaklaşık yarısını karşılaması öngörülüyor. Dolayısıyla enerji dönüşümünü “nükleer mi, yenilenebilir mi?” ikilemine sıkıştırmak yerine, kaynakların sistem içerisindeki farklı görevlerini değerlendirmek gerekiyor. Çünkü elektrik sistemi yalnızca enerji miktarına değil, sürekliliğe, esnekliğe, şebeke kararlılığına ve maliyete de ihtiyaç duyuyor. Türkiye açısından asıl mesele burada başlıyor.</p>
<p>Türkiye’nin enerji dönüşümünde de yalnızca yenilenebilir kurulu gücü artırmak yeterli olmayacak.</p>
<p><strong>İşletmelerin enerji yönetimi</strong></p>
<p>Sanayinin rekabetçiliği açısından elektriğin fiyatı kadar fiyatın gün içinde nasıl değiştiği, işletmelerin bu değişime ne kadar uyum sağlayabildiği ve depolama teknolojilerinin sisteme nasıl entegre edildiği önem kazanacak. Özellikle enerji yoğun sektörlerde enerji verimliliği artık yalnızca daha az elektrik tüketmek anlamına gelmiyor. Üretimin hangi saatlerde yapılacağı, elektrik tüketiminin hangi koşullarda esnetilebileceği ve depolama sistemlerinin nasıl kullanılacağı da işletmelerin enerji yönetiminin parçası olacak.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ ve veri merkezlerinin elektrik talebini artırması da bu tabloyu daha karmaşık hâle getirecek. IEA, veri merkezlerini 2030’a kadar küresel elektrik talebindeki artışın yapısal nedenleri arasında gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle enerji dönüşümünün yeni aşamasını yalnızca santral yatırımlarıyla açıklamak mümkün değil. Bence asıl dönüşüm, “enerji üretmekten” “enerjiyi akıllı yönetmeye” doğru gerçekleşiyor. Güneş ve rüzgârın nükleer enerjiyi aylık üretimde geçmesi bu açıdan önemli bir sembol... Fakat daha büyük hikâye bundan sonra başlıyor.</p>
<p>Çünkü geleceğin enerji sisteminde kazanan yalnızca en fazla elektriği üreten kaynak olmayacak.</p>
<p>Elektriği doğru zamanda üreten, depolayan, tüketimi yönetebilen ve şebekeyle birlikte çalışabilen sistemler öne çıkacak.</p>
<p>Enerjinin yeni rekabeti artık yalnızca megavatlarla değil, esneklik, teknoloji ve ekonomik verimlilikle ölçülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjide-yeni-rekabet-akilli-yonetim-90646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjide yeni rekabet: Akıllı yönetim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-yarisin-ilk-asamasi-tamamlandi-90639</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO’da yarışın ilk aşaması tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) sanayiciler, önümüzdeki dört yıl görev yapacak temsilcilerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Haliç Kongre Merkezi’nde başlayan meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri, oda başkanlığı için yarışan Adnan Dalgakıran ile Ender Yılmaz arasındaki mücadelenin de ilk önemli aşamasını oluşturdu. Rekor katılımla 5 bin 48'den fazla oyun kullanıldığı seçimde üyeler 57 meslek komitesinde, 367 meslek komitesi üyesi ve 155 meclis üyesini seçti.</p>
<h2>Seçimlere rekor katılım</h2>
<p>Seçim alanında sabahın erken saatlerinden itibaren büyük bir hareketlilik yaşanırken, oy kullanım işleminin tamamlandığı 17:00’ye kadar yoğunluk sürdü. Araç girişlerinde uzun kuyruklar göze çarparken, özellikle rekabetin yaşandığı 20 komitenin seçim ekipleri üyeleri alana getirmek için yoğun çaba harcadı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae039152444b-1793079573.jpg" alt="" width="800" height="534" />
<figcaption><strong>Adnan Dalgakıran</strong></figcaption>
</figure>
<p>Başkan adaylarından Ender Yılmaz 46. Grup — Metallerin Talaşlı İşlenmesi Sanayii; Adnan Dalgakıran ise 40. Grup — Genel Amaçlı Makine ve Aksam Sanayii’nde tek liste olarak yer aldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0395dc7d66-1793079645.jpg" alt="" width="800" height="533" />
<figcaption><strong>Ender Yılmaz</strong></figcaption>
</figure>
<p>Meslek komiteleri seçiminde 4, 6, 7, 15, 17, 19, 22, 23, 28, 29, 33, 35, 41, 44, 45, 48, 49, 51, 55 ve 57 numaralı komitelerde birden fazla liste yarıştı. Özellikle 17. Dış Giyim Sanayii, 19. Triko Giyim Sanayii, 22. Ayakkabı ve Yan Sanayii, 33. Plastik Ambalaj Sanayii, 35. Plastik Hammaddeleri ve Plastik Enjeksiyon Mamulleri Sanayii, 41. Özel Amaçlı Makine Sanayii ile 44. Metal Aletler, Hırdavat ve Isı Cihazları Sanayii meslek komitelerinde kıyasıya bir rekabet yaşandı.</p>
<p>33. Grup Plastik Ambalaj Sanayii meslek komitesinde kullanılan 234 oyun 162’sini alan, PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu’nun beyaz listesi kazandı.</p>
<p>22. Grup Ayakkabı ve Yan Sanayi meslek komitesinde 252 oyun 133’ünü alan Mehmet Büyükekşi’nin kırmızı listesi kazandı. 17. Grup Dış Giyim meslek komitesinde 315 oyun çoğunluğunu alan Süleyman Orakçıoğlu’nun yer aldığı turuncu kiste kazandı. 19. Grup Triko Meslek Komitesi’nde 130 oyun 71’ini alan Cenk Gogo ve Mustafa Balkuv’un desteklediği mavi liste kazandı.</p>
<p>35. Grup Plastik Hammaddeleri ve Plastik Enjeksiyon Mamulleri Sanayii meslek komitesinde kullanılan 276 oyun 171’ini alan Oğuzhan Durmuş’un yer aldığı kırmızı liste kazandı.</p>
<p>41.Grup Özel Amaçlı Makine Sanayii meclis komitesinde kullanılan 193 oyun 125’ini alan Rıdvan Mertöz’ün beyaz listesi kazandı.</p>
<p>44. Grup Metal Aletler, Hırdavat ve Isı Cihazları Sanayii meslek komitesinde de kullanılan 302 oyun 158’ini alan Ali Eren’in mavi listesi kazandı.</p>
<h2>Başkanlık yarışının dengeleri mecliste şekillenecek </h2>
<p>Seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından İSO’yu yönetecek isimlerin belirlenmesi için sandıklar 4 Kasım Çarşamba günü bir kez daha kurulacak. Mazbatalarını alan oda meclisi üyeleri, İSO’nun gelecek dört yılına yön verecek yönetim kurulu başkanını ve üyelerini, disiplin kurulu üyelerini ve TOBB delegelerini seçecek. Ardından yapılacak seçimle de oda meclis başkanı ve meclis başkanlık divanı belirlenecek. Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasında geçecek başkanlık yarışı öncesi, 4 Kasım’a kadar yoğun bir kulis çalışması yapılması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isoda-yarisin-ilk-asamasi-tamamlandi-90639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/54-1793079520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası’nda yeni dönem yönetimini belirleyecek seçimlerin ilk aşaması olan meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri yapıldı. 20 komitedeki rekabet nefes keserken, gözler Adnan Dalgakıran ile Ender Yılmaz arasında 4 Kasım’da yaşanacak başkanlık yarışına çevrildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-dagitim-ve-iletimine-100-milyar-dolar-yatirim-planlaniyor-90638</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik dağıtım ve iletimine 100 milyar dolar yatırım planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) tarafından Elektrik Dağıtım Sektöründe 1. İnovasyon, Yaygınlaştırma ve Girişimcilik Günleri düzenlendi. Açılışta konuşan Bayraktar, “Sanayiden ulaşıma, binalardan tarıma kadar ekonomimizin bütün alanlarında elektriğin kullanımının artacağı yeni bir döneme giriyoruz. Elektrikli araçların yaygınlaşması, üretim süreçlerinin elektrikleşmesi, yapay zekâ uygulamaları ve veri merkezlerinin büyümesi, elektrik talebinin hem miktarını artıracak hem de niteliğini değiştirecek” dedi.</p>
<p>Artan yatırım ihtiyacına değinen Bayraktar, üretimde yenilenebilir enerjinin ağırlığının arttığına işaret ederek “Dolayısıyla enerji dönüşümünü yalnızca santral yatırımları üzerinden değerlendiremeyiz. İletim ve dağıtım altyapımızı, depolama kapasitemizi, dijital teknolojilerimizi ve sistem yönetimi kabiliyetimizi birlikte geliştirmemiz lazım. Milli Enerji 2040 kapsamında elektrik iletim ve dağıtım altyapımızda yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım öngörüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Şebeke yatırımlarında ilave hat ve trafoların yeterli olmayacağını, gerçek zamanlı izleme, talep tahmini ve arızalara müdahale gibi ihtiyaçların doğduğunu belirten Bayraktar, iletim ve dağıtım şebekelerinin güçlü olmasının yanında akıllı, esnek ve dayanıklı olması gerektiğini anlattı. Sayısallaşmanın bu alanda belirleyici olduğunu kaydeden Bayraktar, EPDK’nın yerli yazılım geliştirmeye verdiği desteğin olumlu sonuçlar verdiğini vurguladı.</p>
<h2>Dönüşüm ve yatırım için uluslararası iş birliği </h2>
<p>Bayraktar, “Bu kapsamda, dağıtım şebekelerinin modernizasyonu, dijitalleşmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu ve şebeke yatırımlarının finansmanı konularında uluslararası iş birliğini geliştirmeyi hedefliyoruz. Türkiye olarak hedefimiz, yalnızca kendi enerji altyapımızı geleceğe hazırlamak değil, aynı zamanda elektrifikasyonun ve şebeke yatırımlarının küresel ölçekte hızlandırılmasına da katkı sağlamak. Bu süreçte elektrik dağıtım sektörümüzün tecrübesini, geliştirdiği teknolojileri ve yenilikçi uygulamalarını uluslararası alanda daha görünür kılmak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“2027 sonuna kadar 7 milyon abonede uzaktan okuma hedefleniyor” </h2>
<p>EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz da yerli teknolojileri geliştirmek için çağrılar yaptıklarını belirtti. 2023’te başlayan Yerli Yazılım Ekosistemi Çağrısı’na 72 proje başvurusu yapıldığını, 26’sının kabul edildiğini hatırlatan Yılmaz, yerli yazılım kullanan dağıtım şirketlerine teşvik sağlandığını kaydetti.*** Milli Akıllı Sayaç Sistemi’nin (MASS) somut çıktıları olan bir Ar-Ge faaliyeti olduğunu belirten Yılmaz, sistemin ölçümün ötesinde haberleşme ve şebekeden veri almayla arıza tahmini, risk bazlı bakım, kayıp-kaçakla mücadele ve afetlere dayanıklılık açısından fırsatlar sunduğunu vurguladı.</p>
<p>Akıllı sayaç dönüşümünde 2027 sonu hedefinin 7 milyon hane olduğunu belirten Yılmaz, “MASS kapsamında akıllı sayaç dönüşümü 1 Mart 2026 tarihi itibarıyla başlamıştır ve eylül ayına kadar 4 milyon Akıllı Sayaç EKO ile 70 bin adet Akıllı Sayaç PRO’nun tesisi tamamlanmıştır. Bu kapsamda 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 2,7 milyon adet Akıllı Sayaç PRO modelinin tesis edilmesi planlanmaktadır. Böylelikle iki yıllık süreçte yaklaşık 7 milyon abonenin sayacının uzaktan okuma kapsamına alınması, ayrıca şebeke izleme kapsamında da 15 milyon abonenin bağlantı noktasındaki kesinti ve teknik kalite verilerinin izlenmesi sağlanacaktır” dedi.</p>
<p>Yılmaz, tüketicilere üretim-tüketim bilgileri, kesinti kayıtları ve tazminat bilgilerini görme, planlı kesinti bildirimlerini alma imkânı veren uygulamanın da pilot kullanıma sunulduğunu hatırlattı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2035’e kadar elektrik talep artışı tahmini yüzde 41</span></h2>
<p>ELDER Başkanı Barış Erdeniz, 2025 sonunda 361 teravatsaat olan elektrik talebinin 2035 yılına kadar yüzde 41 artışla 510 teravatsaat olacağının tahmin edildiğini belirterek talep artışının ötesinde tüketim biçiminin de dönüşeceğini kaydetti. Erdeniz, elektrikli araçların eş zamanlı şarj edilmesiyle oluşan yüksek güç talebini ve çatı tipi güneş panellerinden şebekeye elektrik verilmesinin yarattığı sorunları örnek gösterdi. Bu süreci Dağıtım 2.0 olarak tanımlayan Erdeniz, dönüşümün yönetilmesi ve uyum sağlanması için çalıştıklarını kaydetti. </p>
<p>Erdeniz, planlı onarım, bakım ve yatırımlar için 5 yıllık dönemde 22 milyar dolar yatırım planlandığını, gelecek 10 yıldaki yatırım ihtiyacını da 50 milyar dolar olarak tahmin ettiklerini söyledi. Erdeniz, sektördeki dönüşümün temiz enerji kaynaklarına geçiş, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, depolama ve dağıtık üretimle şekillendiğini, bunun sonucunda şebekelerin rolünün yeniden şekillendiğini kaydetti. Erdeniz, kayıp-kaçak oranının yüzde 18,5’ten yüzde 8,8’e düştüğünü belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-dagitim-ve-iletimine-100-milyar-dolar-yatirim-planlaniyor-90638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/67675-1793079218.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Milli Enerji 2040 vizyon belgesinin 5 Kasım’da İstanbul’da tanıtılacağını duyurdu. Bayraktar, bu kapsamda elektrik iletim ve dağıtım altyapısına yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım öngördüklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-90693</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya heyetini ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Endonezya’nın önde gelen yükseköğretim kurumlarından UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam ve beraberindeki heyetin, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Sakarya Şubesi’ni ziyaret ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan ve yönetim kurulu üyelerinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen ziyaret, Türkiye ile Endonezya arasındaki akademik ve kurumsal ilişkilerin güçlendirilmesi bakımından anlam ifade ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae092ffd2a01-1793102591.jpeg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<p>MÜSİAD Sakarya Şubesi’nde gerçekleştirilen ziyarete Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sima Nart, Sakarya Üniversitesi İşletme Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Remzi Altunışık, Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kamil Taşkın ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Esen de katıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Uluslararası akademik heyetlerin iş dünyası temsilcileriyle bir araya gelmesi, farklı ülkeler arasında bilgi ve tecrübe paylaşımının geliştirilmesi açısından önem taşıyor. Özellikle ekonomi, işletme, girişimcilik ve yönetim bilimleri gibi alanlarda üniversiteler ile iş dünyası arasında kurulabilecek ilişkilerin, hem akademik gelişime hem de ekonomik iş birliklerine katkı sunacak."denildi. <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae0930ce2bc5-1793102604.jpeg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<p>MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam ve beraberindeki heyeti ağırlamaktan mutlu olduklarını söyledi.</p>
<p>Ziyaretlerinden dolayı Endonezya heyetine teşekkür eden Ahmet Cihan, bu ziyaretin gelecekte daha güçlü iş birliği için önemli bir adım olduğunu söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-90693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/musiad-sakarya-sube-baskani-ahmet-cihan-endonezya-heyetini-agirladi-1793102639.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Ahmet Cihan, Endonezya UIN Syarif Hidayatullah Jakarta Üniversitesi İktisat ve İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ibnu Qizam&#039;ın ziyaretinin gelecekte daha güçlü iş birliği için önemli bir adım olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-90656</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANSİAD Cumhuriyet Kupası sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) ve Antalya Tenis İhtisas ve Spor Kulübü’nün (ATİK) iş birliği ile Cumhuriyetin 103. yılı kutlamaları kapsamında 468 sporcunun katıldığı tenis turnuvası iş ve spor dünyasını bir araya getirdi.</p>
<p>ANSİAD Başkan Yardımcısı Burak Gönen, turnuvanın her geçen yıl büyüyen bir ilgiyle karşılaştığını belirterek 468 sporcunun katılımıyla Cumhuriyet gururunun daha da anlamlı kılındığını söyledi.</p>
<p>ATİK Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Alpagot da ATİK ve ANSİAD iş birliğinin şehrin spor kültürüne katkı sağladığını söyledi. Alpagot, ‘’ATİK olarak 8 yıldır sürdürülen bu kıymetli iş birliğinin bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Antalya’da spor vizyonunun ve kort kültürünün gelişiminde ANSİAD ile kurulan bu güçlü bağ büyüyor’’ dedi.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Cumhuriyetin 103. yılında bu gururu paylaşmaktan onur duyduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kentin sosyal ve sportif hayatına katma değer sağlayan projelere öncülük etmeyi sürdüreceğiz. Turnuvanın gelenekselleşmesinde büyük emeği olan ATİK yönetimine ve sponsorlara teşekkür ediyoruz. Cumhuriyetimizin 103. yılında, 468 sporcumuzun katılımıyla 8’incisini düzenlediğimiz bu anlamlı turnuva bizlere büyük bir gurur ve heyecan yaşatıyor. ANSİAD olarak spora, gençliğe ve Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkan organizasyonlarda yer almaya kararlılıkla devam edeceğiz.’’</p>
<p>Konuşmaların ardından turnuvanın başarısında ve gelenekselleşmesinde büyük pay sahibi olan ATİK Yönetim Kurulu Başkanı ve ANSİAD Üyesi Necmi Alpagot,  NOTEKS A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Oktay, MYROS Turizm A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Musa Taşkın, Ceylan İşletme A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ali Ceylan, Topaylar Arçelik Beyaz Eşya sahibi İlhami Sancar Topay’a teşekkür plaketi verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-90656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/ansiad-cumhuriyet-kupasi-sona-erdi-1793083618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği ve Antalya Tenis İhtisas ve Spor Kulübü’nün iş birliğiyle 8&#039;incisi düzenlenen geleneksel Cumhuriyet Kupası T500 Masters Ulusal Tenis Turnuvası sona erdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-90655</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ercan Yavaş: Cumhuriyetimizi korumak, çocuklarımızın geleceğini korumaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD) tarafından Cumhuriyetin 103. Yılı nedeniyle Akra Otel’de geleneksel Cumhuriyet Balosu düzenlendi. Kırmızı beyaz renklerin hakim olduğu baloda, Cumhuriyet coşkusu doruğa ulaştı. ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş yaptığı konuşmada, ‘’Cumhuriyetimizi sahiplenelim, koruyalım ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Türkiye bırakalım” dedi. Yavaş, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Cumhuriyet büyük bedeller ödenerek kuruldu. Bugün özgürce aldığımız her nefeste, o kahramanların hakkı var. Gururla dalgalandırdığımız her bayrakta, o annelerin gözyaşı var. Özgür bir ülkede büyüyen her çocuğun geleceğinde, o kahramanların bize bıraktığı büyük bir emanet var. O emanete sahip çıkmak, bu topraklarda yaşayan hepimizin namus ve vicdan borcudur. Atatürk, askeri zaferlerini Cumhuriyet ve çağdaşlaşma devrimleriyle taçlandırdı. Dünyada pek çok komutan savaş kazandı. Pek çok devlet adamı ülkeler yönetti. Mustafa Kemal Atatürk ise bir milletin kaderini değiştirdi ve tarihin akışına yön verdi. O, milletine bağımsızlığını ve özgüvenini kazandırdı. Bir milletin çocuklarına kendi kaderlerini değiştirebilecekleri bir gelecek bıraktı.”</p>
<p><strong>"Cumhuriyetin en büyük mucizesi, Anadolu’nun çocuklarına açtığı ufuktur"</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından birinin eğitimde fırsat eşitliği olduğunu vurgulayan Yavaş, Cumhuriyet’in insan hayatını değiştiren gücüne dikkat çekti. Yavaş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Cumhuriyet’in bize öğrettiği en büyük gerçeklerden biri şudur: Yeter ki çocuklarımızın hayallerini ailelerinin ekonomik imkanlarına mahkum etmeyelim. Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, en yoksul çocuklarına açabildiği ufukla ölçülür. Cumhuriyet’in kazanımları korunmalı. Cumhuriyet değerleri gelecek kuşaklara aktarılması ortak bir sorumluluktur. Cumhuriyetimizi sahiplenelim ve koruyalım. Çünkü Cumhuriyet; çocuklarımızın geleceği, kadınlarımızın eşitliği, gençlerimizin umudu, bilim insanlarımızın özgürlüğü ve milletimizin ortak güvencesidir. Cumhuriyet’e sahip çıkmak, geleceğe karşı sorumluluk duymaktır. Daha güçlü bir demokrasi, daha nitelikli eğitim, daha adil bir hukuk düzeni ve daha üretken bir ekonomi için çalışmaktır. Cumhuriyetimizi korumak, çocuklarımızın geleceğini korumaktır. Cumhuriyetimizi geliştirmek, Türkiye’nin yarınlarını güçlendirmektir.”</p>
<p>Baloda ünlü şarkıcı Merve Özbey, sevilen şarkıları ve sahne performansıyla Cumhuriyet Balosu’na renk kattı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-90655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/antgiad-baskani-yavas-cumhuriyetimizi-korumak-cocuklarimizin-gelecegini-korumaktir-1793083520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Ercan Yavaş, ‘’Cumhuriyetimizi sahiplenelim, koruyalım ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Türkiye bırakalım.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-90666</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı&#039;nın ziyaretçi sayısı 400 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 10 gün süren yoğun bir kültür sanat maratonunun ardından sona erdi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bu sene UNESCO Edebiyat Şehri ünvanıyla gerçekleştirilen ilk kitap fuarı olma özelliğini de taşıyan organizasyon, yoğun ziyaretçi ilgisi, yazar, yayınevi ve kitapseverlerin yoğun katılımıyla şehrin kültür sanat hafızasını tazeledi.</p>
<p>Bu sene “Gel ve Fark Et” temasıyla gerçekleştirilen 11. Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı'nın 400 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlayarak rekor tazelediği bildirildi. Fuar boyunca edebiyat, sanat ve düşünce camiası Kahramanmaraş’ta buluşurken, katılımcılar binlerce kitabı inceleme ve sevilen yazarlarla bir araya gelme fırsatı buldu.</p>
<p>Fuar, farklı yaşlardan okurlara binlerce kitabı keşfetme olanağı sundu. Ziyaretçiler, kitap stantlarını gezmenin yanı sıra sevdikleri yazarlarla bir araya gelerek edebiyat ve düşünce dünyasına ilişkin sohbetlere katıldı. </p>
<p><strong>400 yazar, 150 yayınevi ve 50 söyleşi </strong></p>
<p>Fuara 400 yazar ile 150 yayınevi katılım gösterirken, 50 farklı söyleşi etkinliği ile de uzman isimler, deneyimlerini ve görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Hafta boyunca düzenlenen imza günleri ve söyleşiler sayesinde okurlar, sevdikleri yazarlarla birebir sohbet etme ve eserlerini imzalatma fırsatı yakaladı.</p>
<p><strong>Yerel edebiyatı güçlendiren organizasyon</strong></p>
<p>Kahramanmaraşlı yazarların eserlerinin de sergilendiği organizasyon, yerel edebiyatın tanıtılmasına ve şehrin kültürel birikiminin geniş kitlelere aktarılmasına imkân sağladı. Kitap tutkunları, Kahramanmaraş’ın yetiştirdiği kalemleri ve yerel edebiyatın farklı seslerini yakından tanıma fırsatı bulurken, yazarlar da eserlerini yeni okurlara ulaştırdı. Bu yönüyle organizasyon, Kahramanmaraş’ın kültürel hafızasının ve edebiyat geleneğinin tanıtılmasına katkı sundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-90666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/11-uluslararasi-kahramanmaras-kitap-fuari-ziyaretci-sayisi-400-bini-asti-1793086611.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 10 gün boyunca kitapseverleri, yazarları ve yayınevlerini KAFUM Fuar Merkezi’nde buluşturdu. “Gel ve Fark Et” temasıyla gerçekleştirilen fuar, 400 bini aşan ziyaretçi sayısıyla kendi rekorunu yeniledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
