<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altin-kotaya-takildi-20-milyar-dolar-askida-83848</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın kotaya takıldı, 20 milyar dolar askıda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin Hindistan ve İtalya’nın ardından dünyanın üçüncü büyük mücevher üreticisi olmasına rağmen son iki yılda ihracatta yaşadığı sert gerileme devam ediyor. Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) verilerine göre sektörün ihracatı 2026’nın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 gerilerken, işlenmiş altın mücevher ihracatındaki düşüş ise yüzde 62’ye ulaştı. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevher sektörü yılın ilk yarısında ihracatı en fazla gerileyen sektör oldu. Nisan ayında yapılan seçimli genel kurul ile göreve gelen Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, yönetim kurulu üyelerinin de katılımıyla basın toplantısı düzenledi.</p>
<h2>Gerilemenin nedeni altın ithalat kotası </h2>
<p>Mustafa Özcan, toplantıda yaptığı konuşmada ihracattaki sert düşüşün temel nedeninin 2023 yılında cari açığı azaltmak amacıyla getirilen altın ithalat kotası olduğunu söyledi. Kota nedeniyle uluslararası piyasa ile Türkiye’deki altın fiyatı arasında dönem dönem kilogram başına 15 bin dolara varan fark oluştuğunu belirten Özcan, bunun üreticinin rekabet gücünü ortadan kaldırdığını ifade etti. “Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik katma değeri üretiyor. Buna karşılık kota nedeniyle altının kilogram fiyatında zaman zaman 15 bin dolara varan fark oluşuyor. Böyle bir maliyet farkını dünya pazarındaki müşteriye anlatmanız mümkün değil. Aynı ürünü daha düşük maliyetle bulabilen alıcı doğal olarak başka ülkelere yöneliyor.”</p>
<h2>Belirsizlik müşteriyi Türkiye’den uzaklaştırıyor </h2>
<p>Özcan, son dönemde fiyat farkının azalmış olmasına rağmen ihracatın toparlanmamasının en önemli nedeninin belirsizlik olduğunu belirtti. Uluslararası müşterilerin sipariş verdikleri tarihle teslim tarihi arasında oluşabilecek maliyet farkını öngöremediğini ifade eden Özcan, bu nedenle yıllarca emek verilerek oluşturulan müşteri portföyünün Çin, İtalya ve Endonezya gibi rakip ülkelere kaydığını söyledi. Uluslararası ticarette güven ve sürekliliğin en önemli unsur olduğuna dikkat çeken Özcan, kaybedilen müşterilerin yeniden kazanılmasının ise uzun yıllar aldığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye net ithalatçı oldu </h2>
<p>Cari açığı azaltma hedefiyle uygulanan kota sisteminin beklenen sonucu vermediğini söyleyen Özcan, buna karşın sektörün rekabet gücünü kaybettiğini belirtti. 2021 yılında 700 milyon dolar seviyesinde olan bitmiş takı ithalatının 2024’te 6,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özcan, Türkiye’nin geçmişte net ihracatçı konumundayken bugün net ithalatçı konumuna gerilediğini ifade etti. Özcan ayrıca Dahilde İşleme Rejimi’nde yaşanan kapasite kısıtlamaları, ithalat izin süreçleri, Darphane’deki ayar raporu zorunluluğu ve ATA Karnesi ile geçici çıkarılan ürünlerden dahi yeniden rapor istenmesi gibi bürokratik süreçlerin de üretim ve ihracatı yavaşlattığını söyledi.</p>
<h2>Milyarlarca dolarlık rant oluştu </h2>
<p>Altın ithalat kotasının yalnızca ihracatı değil, kayıt dışılığı da beslediğini dile getiren Mustafa Özcan, kota nedeniyle iç piyasada oluşan fiyat farkının büyük bir ekonomik rant yarattığını söyledi. “Kota nedeniyle oluşan fark milyarlarca dolarlık bir menfaat oluşturuyor. Bu fark ciddi oranda kaçak altına da yol açıyor. Boyutunu tam olarak tahmin edemiyoruz ancak devletimiz bu konuda ciddi mücadele yürütüyor. Çok önemli operasyonlar yapıldığını görüyoruz. Ancak bunun kuyumculuk sektörüyle ilişkilendirilmesi doğru değil. Bu durumdan en fazla zarar gören biziz. İki yıl önce sektöre girip bu sistemden kazanç sağlayanlar olabilir ama dededen beri bu işi yapan firmalar bunun ceremesini çekiyor.” İhracatta mevcut tablonun devam etmesi halinde yıl sonu rakamlarının da beklentilerin oldukça altında kalacağını belirten Özcan, “Bu şekilde devam edersek yılı yaklaşık 7-8 milyar dolar ihracatla kapatırız. Miktar bazında da yaklaşık 100 ton seviyesinde kalacağımızı öngörüyoruz” dedi.</p>
<h2>İstihdamın üçte biri kaybedildi </h2>
<p>Kota uygulamasının üretim kadar istihdamı da olumsuz etkilediğini belirten Özcan, sektörün son iki yılda ciddi iş gücü kaybı yaşadığını söyledi. “Kota uygulanmadan önce sektörde yaklaşık 250 bin kişilik istihdam vardı. Net veriler bulunmuyor ancak gözlemlerimize göre bunun yüzde 30-35’ini kaybettik. Yıllarca emek vererek yetiştirdiğimiz çalışanlarımızı işten çıkarmak zorunda kalıyoruz. İşler açıldığında aynı nitelikli çalışanları bulmak çok zor olacak.”</p>
<h2>“20 milyar doları rahatlıkla görürdük”</h2>
<p>Türk mücevher sektörünün üretim altyapısı, tasarım gücü ve katma değerli üretim kapasitesiyle çok daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşabilecek potansiyele sahip olduğunu söyleyen Özcan, kota uygulamasının en kritik yatırım dönemine denk geldiğini belirtti. “Tam sektörün en fazla yatırım yaptığı dönemde kota geldi. Fabrikalarımız kapandı. Türkiye’nin çok önemli, yüksek katma değer üreten büyük firmaları bundan ciddi şekilde etkileniyor. Sektöre gerçekten yazık oluyor. Kota olmasaydı bugün rahatlıkla 20 milyar dolar ihracatı konuşuyor olabilirdik.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MÜCEVHERAT, İHRACATINI EN FAZLA DÜŞÜREN SEKTÖR OLDU</span></h2>
<p>Toplantıda verilen bilgiye göre sektör, 2026’nın ilk yarısında ihracatta en sert daralmayı yaşayan alanlardan biri oldu. Sunumda yer alan TİM verilerine göre, Ocak-Haziran döneminde mücevher ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33,2 gerileyerek 4,3 milyar dolardan 2,9 milyar dolara düştü. Külçe altın ve has gümüş hariç ihracatta ise kayıp daha da derinleşerek yüzde 47’ye ulaştı. TÜİK verileri de benzer bir tabloya işaret ederken, toplam ihracatın yüzde 23 azalarak 6,4 milyar dolardan 4,9 milyar dolara, külçe altın ve has gümüş hariç ihracatın ise yüzde 36 düşüşle 4,6 milyar dolardan 3 milyar dolara gerilediği görüldü. Sunumda yer verilen sektörel karşılaştırmaya göre mücevher, yılın ilk altı ayında ihracatı en fazla gerileyen sektör oldu. Alt ürün grupları incelendiğinde altından mamul ürün ihracatının yüzde 62 azalarak 1,69 milyar dolara düştüğü, gümüşten mamul ihracatının yüzde 28, pırlantalı takı ihracatının ise yüzde 2 gerilediği görüldü. Buna karşılık işlenmemiş gümüş ihracatı yüzde 537 artış gösterdi. Değer olarak bakıldığında ise 2024’te 158.4 ton olan ihracat, geçen yılın tamamında 125,3 tona düştü. Öte yandan en önemli rakiplerden biri olan İtalya’dan yapılan ithalatta da önemli bir artış yaşandı. 2019’da ülkeden 298 milyon dolarlık ithalat yapılırken bu rakam 2024’da 5,8 milyar dolara kadar çıktı. Geçen yıl ise bu rakam 2 milyar dolara gerilese de Türkiye, İtalya’nın en büyük pazarı olma konumunu sürdürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altin-kotaya-takildi-20-milyar-dolar-askida-83848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/piyasa-altin-dolar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın ithalatına getirilen kota, mücevher sektöründe ihracatı olumsuz etkiledi. Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, uygulamanın kaçak altını teşvik ettiğini belirterek, kota olmasaydı sektörün 20 milyar dolar ihracata ulaşabileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupayi-sicak-vurdu-turkiye-hasadi-korudu-83846</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;yı sıcak vurdu, Türkiye hasadı korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Bazen birkaç derecelik sıcaklık artışı, milyonlarca ton tahılın kaderini değiştirebiliyor. Avrupa bu gerçeği Haziran ayında ağır biçimde yaşadı. Kavurucu sıcaklar, buğdayın başakta dane doldurduğu en kritik döneme denk gelince ciddi verim kayıpları ortaya çıktı. Avrupalı tahıl tüccarlarının örgütü Coceral'in son tahminine göre Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık'ın tahıl rekoltesi beklentisi yalnızca dört haftada yaklaşık 9 milyon ton geriledi. Ekonomik kayıp ise 2 milyar avroyu aştı. En büyük darbeyi Fransa ve Macaristan yedi. Avrupa bugün yalnızca sıcak havayı değil, iklim değişikliğinin hasada çıkardığı faturayı konuşuyor.”</p>
<p>Geçen gün Financial Times'ta bu analizi okurken aklıma Türkiye geldi. Acaba bizde tablo nasıldı? Avrupa'nın tarlaları sıcaktan kavrulurken Anadolu'da hasat nasıl geçmişti? Konunun peşine düşünce karşıma iklimin yazdığı iki farklı hikâye çıktı.</p>
<p>Türkiye'de Haziran, Avrupa'ya göre daha sakin geçti. İlkbahar yağışlarının toprağa kazandırdığı nem ve mevsim normallerine yakın seyreden sıcaklıklar sayesinde buğday ile arpa en kritik gelişim dönemini büyük ölçüde sorunsuz atlattı. Bazı bölgelerde sıcaklıklar yükselse de bu durum ülke genelinde ciddi bir rekolte kaybına dönüşmedi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a62fa077d94b-1784871431.png" alt="" width="440" height="259" />
<figcaption><strong>TÜİK'in ilk bitkisel üretim tahminine göre bu yıl buğdayda 22,8; arpada 9 milyon tonluk rekolte bekleniyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Uluslararası tahminler de bunu doğruluyor. ABD Tarım Bakanlığı'nın (USDA) güncel Temmuz 2026 Grain and Feed Update raporu, Türkiye'de buğday ve arpada geçen yıla göre belirgin toparlanmaya işaret ediyor. TÜİK'in ilk bitkisel üretim tahminine göre ise bu yıl buğdayda 22,8; arpada 9 milyon tonluk rekolte bekleniyor. Bu da geçen yıla göre buğdayda yüzde 26,7, arpada ise yüzde 50 artış anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, Türkiye geçen yıl kuraklığın yarattığı tabloyu önemli ölçüde tersine çevirmiş görünüyor.</p>
<p>Elbette bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyor. Özellikle mısır için temmuz ve ağustos ayları hâlâ kritik. Uzun sürecek sıcak hava dalgaları ve su stresi, bugünkü olumlu tabloyu bu üründe kısa sürede değiştirebilir.</p>
<p>Bu yılın belki de en önemli dersi şu: Tarımda bazen en büyük başarı rekor hasat değil, felaketten korunabilmektir. Haziranda Avrupa bunu başaramadı. Türkiye ise buğday ve arpada doğadan destek aldı. Ancak iklim değişikliğinin tarım üzerindeki baskısı her geçen yıl artıyor. Asıl mesele, bu destekleri kalıcı bir dayanıklılığa dönüştürebilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupayi-sicak-vurdu-turkiye-hasadi-korudu-83846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa&#039;yı sıcak vurdu, Türkiye hasadı korudu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2-milyar-euroluk-tahil-kaybi-fiyat-alarmi-verdi-83845</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 milyar euroluk tahıl kaybı, fiyat alarmı verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a62f6ec19c1a-1784870636.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa’da haziran ayından bu yana süren rekor sıcak hava dalgası, kıtanın gıda güvenliğini doğrudan etkilemeye başladı. Avrupa tahıl ve yağlı tohumlar ticaret birliği Coceral’in son tahminine göre, sıcaklıkların kritik üretim dönemine denk gelmesi nedeniyle 9 milyon ton tahıl üretimi kaybedildi. Enerji ve İklim İstihbarat Birimi’nin (ECIU) hesaplamaları, bu kaybın yalnızca tahıl tarafındaki gelir etkisinin yaklaşık 2 milyar euroya ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Bu rakam, Avusturya, İrlanda ve Hollanda’nın toplam tahmini tahıl üretiminden daha büyük bir kayba işaret ediyor. Avrupa Birliği’nin 27 üyesi ile Birleşik Krallık’ın toplam tahıl hasadının ise 2018’den bu yana en düşük seviyeye gerilemesi bekleniyor.</p>
<h2>Mısır ve buğday en kritik dönemde vuruldu</h2>
<p>Sıcak hava dalgasının etkisi özellikle iki üründe yoğunlaştı. Mısır, verimin belirlendiği tozlaşma döneminde aşırı sıcakla karşılaştı. Buğday ise dane oluşumunun tamamlandığı ve nem ihtiyacının en yüksek olduğu “tane dolumu” aşamasında kuraklık baskısı altında kaldı.</p>
<p>En ağır darbenin Fransa’da hissedilmesi bekleniyor. Tahminler, ülkede 3,4 milyon ton mısır kaybına ve yaklaşık 891 milyon euroluk gelir erimesine işaret ediyor. Macaristan’da 2,4 milyon ton, İspanya’da ise 1,4 milyon ton tahıl kaybı öngörülüyor.</p>
<p>Fransa’nın Auvergne-Rhône- Alpes bölgesinde çiftçilik yapan Benoît Merlo, haftalarca 38°C’nin üzerinde seyreden sıcaklıkların bütün uyum çabalarını boşa çıkardığını belirterek, bazı soya tarlalarında yüzde 50-70 arasında verim kaybı beklediğini söyledi.</p>
<h2>İngiltere’de sıkıntı büyüyor </h2>
<p>Sıcaklık şoku yalnızca kıta Avrupa’sını değil, Birleşik Krallık’ı da etkiledi. Kurak geçen baharın ardından birçok bölgede toprak nemi kritik seviyelere indi. Çiftçiler, erken olgunlaşan ürünleri normalden daha erken hasat etmek zorunda kaldı. Bu durum, 2024 ve 2025’te yaşanan sel ve kuraklıkların ardından tarım sektöründe üçüncü büyük iklim şokunun yaşandığı yorumlarına yol açtı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel süt üretimi de sıcak baskısı altında</span></h2>
<p>Bilim insanları aşırı sıcakların yalnızca tahılları değil, süt piyasasını da uzun vadede tehdit ettiğini belirtiyor. Kudüs, Tel Aviv ve Chicago Üniversiteleri’nin 130 binden fazla ineğin verisini inceleyen çalışmasına göre, sıcaklık ve nemin birlikte yükseldiği koşullarda süt verimi hızla düşüyor. Bir saat boyunca 26°C üzeri yaş termometre sıcaklığı, günlük süt üretimini yüzde 0,5 azaltabiliyor. Aşırı sıcak, süt ineklerinin üretim kapasitesinde yüzde 10’a varan kayıp yaratabiliyor. Etki, sıcak günün ardından 10 güne kadar devam edebiliyor. 2050’ye kadar küresel günlük süt üretiminde ortalama yüzde 4 düşüş öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa’da akışın bozulması küresel enflasyonu tetikleyebilir</span></h2>
<p>İngiliz The Guardian gazetesine göre, Avrupa’daki üretim açığı yalnızca bölgesel bir sorun olmanın ötesine geçiyor. Kayıplar, kıtayı tahıl ithalatına daha bağımlı hale getirebilir. Bu durum küresel emtia fiyatlarını yukarı itme potansiyeli taşıyor. Bugünkü ürün kaybının yarının fiyat etiketlerine yükseliş olarak yansıması bekleniyor. Avrupa’daki açık, küresel tahıl akışını daha kırılgan hale getirirken, yem maliyetleri üzerinden et ve süt ürünlerine de yansıyabilir.</p>
<p>Uzmanlar haziranda başlayan sıcak hava dalgasıyla Avrupa’nın tarlalarında başlayan hasar, önümüzdeki aylarda raflara taşınabilecek yeni bir gıda enflasyonu dalgasının habercisi olduğunu söylüyor.</p>
<p>Riskin zamanlaması da dikkat çekiyor. Avrupa’daki kayıplar, ABD’nin güney ve batı bölgelerinde görülen kuraklığın tahıl ve yem üretimini baskıladığı bir döneme denk geliyor. Yani dünya aynı anda birden fazla büyük üretim bölgesinde arz daralmasıyla karşı karşıya.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2-milyar-euroluk-tahil-kaybi-fiyat-alarmi-verdi-83845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Tahil-Evrim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa 2018’den bu yana en düşük tahıl hasadına hazırlanıyor. Rekor sıcaklıklar 9 milyon ton ürünü yok etti; Uzmanlar, kaybın yalnızca tarlalarla sınırlı kalmayacağı ve küresel gıda enflasyonu tetikleyebilecek bir baskı oluşturabileceği uyarısında bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-136-milyar-seviyesinde-yuzde-64-yukselmesi-mumkun-olabilir-mi-83844</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa değeri 136 milyar seviyesinde, yüzde 64 yükselmesi mümkün olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Sigorta 136,4 milyar TL piyasa değeriyle sigorta sektörünün tartışmasız lideri olarak öne çıkarken, Anadolu Sigorta 54,9 milyar TL ile geriden geliyor. Milyarlık piyasa değeri ve cazip çarpanlar güven verse de, bu avantajlar kısa süreli fiyat dalgalanmalarına engel değil.</strong></p>
<p>Yatırımcılar büyük ölçekli piyasa değerlerine sahip sigorta şirketlerinin her zaman kazandıran bir yapıya sahip olduğunu düşünür. Kasasına sürekli prim akan bu yapıların fırtınalı dönemlerde dahi yatırımcısına kazandıracağı varsayılır. Oysaki piyasa büyüklüklerine bakıp hisselerin sürekli aynı hızla yükseleceğini sanmak en büyük yanılgıdır. Sigorta firmalarının mali tabloları etkileyici olsa da, son 3 ayda gözlenen geri çekilmeler yatırımcıya borsadaki döngüyü hatırlatıyor. Uzun vadede inşa edilen operasyonel güce rağmen kısa vadede fiyat dalgalanmaları piyasanın doğal bir nefes alma sürecidir.</p>
<h2>Fiyat düzeltmeleri kaçınılmaz</h2>
<p>Sigorta sektörünün en büyüğü konumundaki Türkiye Sigorta, altı aylık dönemde gelirini %30 artırırken net kârını 13,5 milyar TL ile %44 büyüttü. Şirket, 136,4 milyar TL piyasa değeriyle son üç ayda hisse fiyatı düzeltme yaşasa da bir yıllık yükselişi %45'in üzerinde. Yakın zamanda fonlar payını %101 artırırken İş Yatırım %64 yükseliş bekliyor.</p>
<p>Piyasa değeri 54,9 milyar TL ile ikinci sırada yer alan Anadolu Sigorta'nın fiyatı, mayısta test ettiği 31,24 TL'nin ardından gelen satışlarla geriledi. Şimdilerde 27 TL'nin üzerinde tutunma çabası öne çıkıyor. Mayıstaki seviyesinin üzerine çıkabilmesi için yatırımcı talebinin artması gerekiyor. Fonlar satış ağırlıklı çalışırken paylarını %1,82 azalttı.</p>
<h2>İki yıldır düşüyor</h2>
<p>28,2 milyar TL piyasa değeriyle sektörün gerisinden gelen Ray Sigorta, Haziran 2024'te 630 TL'yi test ederken şimdilerde 173 TL seviyelerinde bulunuyor. Hissede uzun süredir satıcılar daha baskın. Geçen sürede arada tepki alımları gelse de satış eğiliminde değişim yaşanmadı. Son olarak Bulls Portföy'ün yönettiği BUV fonu satarak hisseden çıktı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a62f622061f6-1784870434.png" alt="" width="999" height="551" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FİYAT/KAZANÇ MI, FİRMA DEĞERİ/SATIŞ MI?</strong></p>
<p><strong>Fiyat/kazanç;</strong> gerçekçi getiri, kıyas, kâr payı işareti, destek, beklenti. Yanılgı, hesaplama zorluğu, risk gizlenmesi, gelecek körlüğü, büyüme engeli.</p>
<p><strong>Firma değeri/satış;</strong> bütüncül analiz, gerçekçi, büyüme, pazar hakimiyeti, sinyal. Zarar perdesi, maliyet gizlenmesi, uyumsuzluk, getiri belirsizliği.</p>
<p><strong>Konkordato talebinden vazgeçince dosya kapandı. Feragat sebebini açıklamadı</strong></p>
<p>Akın Tekstil önce konkordato istedi sonra vazgeçti, Neden gidip geldi? ● Ümit Çavuş</p>
<p>Ümit, Akın Tekstil’in talebi üzerine mahkeme konkordato ile ilgili karar vermek üzere 18 Haziran gününe duruşma verirken, şirket duruşma günü öncesinde başvurusunu geri çekti. Konkordato talebinden vazgeçmeyle ilgili ek bir açıklama yapılmadı. Öte yandan mahkeme, Lüleburgaz’daki taşınmazın firmaya ait 1/2 nispetindeki payının satışına konkordato projesinde kaynak olarak kullanılmak şartıyla geçtiğimiz nisanda izin vermişti. Taşınmazın satış bedeli 251,9 milyon TL olarak açıklandı. Yapılan satıştan sağlanan gelirin feragata etkisi olmuştur.</p>
<p><strong>İmar izni çıktı. Yatırımın sonuçlanmasına kadar diğer süreçler de tamamlanmalı</strong></p>
<p>Konya Kağıt’ın İzmir’deki yatırımının ne zaman tamamlanacağı belli mi? ● Cengiz Yaman</p>
<p>Cengiz, Konya Kağıt’ın İzmir’deki projesi için gerekli olan imar planı onaylandı. Söz konusu onay kritik bir dönemeç olsa da yatırımın fiilen başlaması için son adım olarak değerlendirilmemeli. İzin ve uygulama süreçleri halen devam ediyor. Yatırımın yapılacağı alanın Endüstri Bölgesi statüsünde olması bürokratik işlemleri hızlandırsa da sahada inşaatın başlaması için öncelikle yapı ruhsatı alınmalı. Bunun dışında ÇED onayı ve tesis için gerekli teknik ruhsatlandırma prosedürlerinin bitirilmesi gerekiyor. Süreç tamamlanınca ilk kazma vurulacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FBI döviz fonu düzenli yükselse de yıllık %21 getiriyle endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Fiba Portföy’ün yönettiği Birinci Serbest (Döviz) Fon (FBI), düşük düzeyde de olsa kademeli yükseliyor. Zayıf performans ilgiyi düşürürken nakit çıkışına yol açıyor. Şubattan bu yana değişik miktarlarda da olsa para çıkışı söz konusu. Temmuzda 1,6 milyar TL nakit çıkışı yaşandı. Hacmi ise geçen sürede küçüldü ve şimdilerde 15,1 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Zayıf ilgi yatırımcı sayısını olumsuz etkilerken azalan eğilimi teşvik eder nitelikte. Sayı şimdilerde 5.027 kişiye gerilemiş durumda. Stratejisi, fon varlıklarını döviz cinsi borçlanma araçlarında değerlendirerek getiri sağlamak üzerine kurulu. Portföyünün %55,33’ü dış borçlanma araçları ve %22,21’i ters repo araçlarından oluşuyor. Son bir yılda %20,71 kazanç sağlayan fon, aynı sürede %33,18 yükselen BİST 100 Endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Mercedes Benz Finansman %42,94 bileşik faizle 1,05 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Mercedes Benz Finansman, 21.07.2026 tarihinde tahvil ihracını tamamladı. Toplam tutarı 1.050.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faiz oranı %43,50, bileşik faiz oranı ise %42,94 olarak belirlendi. 390 gün vadeli ve tek kupon ödemeli olan tahvil, 16.08.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %46,48 düzeyinde. 22 Temmuz itibarıyla TLREF %39,9 seviyesinde bulunuyor. Mercedes Finansman’ın verdiği %43,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 3,6 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Söz konusu ihraç, şirketin uzun vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Tahvil, piyasada TRSMBKF82719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a62f5ec9e33a-1784870380.png" alt="" width="972" height="243" /></strong><strong>EKİM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Halka arzdan gelen paranın üzerine kasadakini de ilave ederek 555 araç satın aldı</strong></p>
<p>9 Temmuz günü borsada işlem görmeye başlayan Ekim Turizm, operasyonel araç kiralama faaliyetlerini genişletmek amacıyla kurumsal müşterilerine tahsis edilmek üzere toplam 1,4 milyar TL yatırım bedeliyle 555 adet araç satın aldığını duyurdu. Yatırımın 1,07 milyar liralık (420 araç) kısmı halka arzdan elde edilen fonla, 356 milyon liralık (135 araç) kısmı ise şirketin mevcut öz kaynaklarıyla finanse edildi. Alınan araçlardan toplamda 1,79 milyar TL kontrat geliri elde edileceği ifade edilirken şirketin kiralama kapasitesi ile gelir yapısını güçlendireceği ifade edildi.</p>
<p><strong>TÜMOSAN</strong></p>
<p><strong>Yeni nesil traktörlerde beygir gücünü artırıp seri üretimle teslimatlara geçti</strong></p>
<p>Tümosan, 2026 Konya Tarım Fuarı’nda tanıtımını gerçekleştirdiği “90 Retro Serisi” traktör modellerinde seri üretime geçtiğini, bayilere ve nihai müşterilere ilk ürün sevkiyatlarını başlattığını duyurdu. Yeni serinin 85 beygirden başlayıp, markanın ürün gamında ilk kez yer alacak olan 115 ve 125 beygir gücündeki modelleri de barındırdığı ifade edildi. Firma, ürün çeşitliliğini artırarak farklı güç segmentindeki müşteri beklentilerine yanıt verecek yeni bir stratejiyi hayata geçirmeye çalışıyor. Tümosan, üç aylıkta gelirini %84 düşürürken 862,7 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Yurt içi müşterisinden 5,3 milyon dolarlık iş aldı. Teslimatlar 2028’i bulacak</strong></p>
<p>SDT Uzay, yurt içi bir müşterisiyle savunma sistemleri alanında toplam tutarı 5,35 milyon dolar olan sözleşme imzaladı. Anlaşma kapsamındaki ürünlerin teslimatları 2026, 2027 ve 2028 yıllarına yayılarak gerçekleştirilecek. Tutar yıllık gelirinin %10,62’sine denk geliyor. Yılbaşından bu yana açıklanan yeni siparişlerin toplam tutarı da %46,57 seviyesinde. Şirketin savunma elektroniği ve sistemleri alanındaki sipariş hacmini büyütmesi gelir ve kârlılığını olumlu yönde destekleyecektir. SDT Uzay, yılın ilk çeyreğinde gelirini %127 büyütürken dönem sonunda kâra döndü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aksa Kimya’da fonlar satış ağırlıklı işlem yaparken fiyatı son bir aydır yatayda</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a62f5cf1307e-1784870351.png" alt="" width="300" height="242" />Aksa Kimya’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %13,03 ile toplamda 3,89 milyon lot azalarak 25,97 milyona indi. Hisseyi 36 fon bulundururken sayıda değişim gözlenmedi. TCD fonu 1,56 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, TZD fonu 1,3 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Aksa Kimya için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken biri model portföyüne aldı. En yüksek hedefi Deniz Yatırım 15,50 TL “Al” önerisiyle verdi. En düşük öneri 13,71 TL ile Ata Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-136-milyar-seviyesinde-yuzde-64-yukselmesi-mumkun-olabilir-mi-83844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasa değeri 136 milyar seviyesinde, yüzde 64 yükselmesi mümkün olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-taban-fiyat-300-liranin-altinda-olmamali-83843</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fındıkta taban fiyat 300 liranın altında olmamalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Hasada sayılı günler kala, Karadeniz'in en önemli fındık üretim merkezlerinden Ordu'da 2026-2027 sezonuna ilişkin resmi rekolte tahmini açıklandı. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü koordinasyonunda 1 Temmuz'da başlayan ve 22 Temmuz'da tamamlanan çalışmalar sonucunda, Ordu'nun bu sezonki fındık rekoltesi 195 bin 351 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ordu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda; ziraat odaları, üniversite temsilcileri, ticaret borsaları ve sektör paydaşlarının yer aldığı Rekolte Tespit Komisyonu, sahil kesiminden yüksek rakımlı bölgelere kadar uzanan 400 farklı bahçede inceleme yaptı. Çalışmalar sonucunda elde edilen verilere göre, bu sezon üretimin geçen yıla göre yaklaşık üç kat artması bekleniyor. Geçen sezon nisan ayında yaşanan zirai don nedeniyle Ordu'da fındık üretimi ciddi oranda gerilemiş ve 2025-2026 sezonunda rekolte 64 bin 150 ton olarak gerçekleşmişti.</p>
<h2>Gözler diğer illere çevrildi </h2>
<p>Resmi rekolte tahmininin açıklanmasının ardından gözler şimdi diğer Karadeniz illerinden gelecek rekolte verilerine ve Tarım ve Orman Bakanlığı'nın açıklayacağı taban alım fiyatına çevrildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altınordu Ziraat Odası Başkanı Atakan Akça, Tarım ve Orman Bakanlığı'na çağrıda bulunarak taban fiyatın hasat başlamadan önce açıklanmasını istedi. Üreticinin artan maliyetler karşısında korunması gerektiğini vurgulayan Akça, taban fiyatın 300 liranın altında olmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Zirai don rekolteyi düşürmüştü </h2>
<p>Tarım Bakanlığının verilerine göre geçen yıl yaşanan zirai don nedeniyle Türkiye genelinde son yılların en düşük 453 bin ton fındık rekoltesi elde edilmişti. Bunun üzerine Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2025-2026 sezonunda kabuklu fındık alım fiyatlarını Giresun kalite için kilogram başına 200 TL, Levant kalite için 195 TL, Sivri kalite için ise 190 TL olarak açıklamıştı. Geçen sezon serbest piyasada zaman zaman 380 TL seviyesine kadar yükselen fındık fiyatları ise bugün 170- 190 TL bandında işlem görüyor.</p>
<h2>Maliyet ve enflasyon göz önüne alınmalı </h2>
<p>Ordu için açıklanan 195 bin 351 tonluk rekoltenin tahmini olduğunu belirten Ünye Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıkahraman da, gerçek üretim miktarının hasat tamamlandıktan sonra netleşeceğini söyledi. İklim koşulları ile hastalık ve zararlıların üretimi olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Sarıkahraman, "Bu yıl gerçek rekolteyi patoz çalıştığında göreceğiz. Çünkü bahçelerde külleme hastalığı ve kahverengi kokarca nedeniyle ciddi kayıplar yaşanıyor. Üreticilerimize hâlâ bu sorunlarla nasıl mücadele edeceklerini anlatmaya çalışıyoruz. Bu nedenle açıklanan tahmini rekoltenin bir miktar altında bir üretim gerçekleşebileceğini düşünüyorum" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maliyet kg başına 230-235 liralara kadar çıktı</span></h2>
<p>Fındıkta taban fiyat beklentisini değerlendiren Osman Sarıkahraman, üretim maliyetlerinin kilogram başına 230-235 lira seviyesine ulaştığını belirterek, bu maliyetin üzerine üreticiyi koruyacak bir refah payının eklenmesi gerektiğini ifade ederek, “Üretim maliyetleri ortada. Bunun üzerine mutlaka üreticiyi rahatlatacak bir refah payı eklenmeli. Bu nedenle açıklanacak taban fiyatın 300 liranın üzerinde olması gerektiğini düşünüyoruz" dedi. Karadeniz'de özellikle Ordu, Giresun ve Trabzon'un fındık üretimi açısından stratejik öneme sahip olduğuna işaret eden Sarıkahraman, bu illerdeki üreticilerin desteklenmesi gerektiğini belirterek, "Bu üç ilde üreticinin temel geçim kaynağı fındık. Alternatif ürün şansı yok denecek kadar az. Bu nedenle Bakanlığın üreticiyi koruyan ve destekleyen bir politika izlemesi büyük önem taşıyor" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-taban-fiyat-300-liranin-altinda-olmamali-83843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığına çağrıda bulunan Altınordu Ziraat Odası Başkanı Atakan Akça, taban fiyatın hasat başlamadan önce açıklanmasını istedi. Üreticinin artan maliyetler karşısında korunması gerektiğini vurgulayan Akça, taban fiyatın 300 liranın altında olmaması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektorun-ar-ge-merkezi-sayisi-1368e-cikti-83842</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektörün AR-GE merkezi sayısı 1368&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Özel sektörün faaliyetleri kapsamında kurduğu AR-GE merkezi sayısı haziran ayı sonu itibariyle 1368 oldu. İptal edilen, durdurulan merkezler de dikkate alındığında, yılın ilk 6 ayı sonunda faaliyette olan toplam merkez sayısı 5 adet arttı. Merkezlerde çalışan, idari ve diğer işlerde çalışan kişiler dahil toplam çalışan sayısı 91 bin 767 kişi olarak açıklandı. Bu merkezlerde çalışan tüm personelin sayısında yılın ilk altı ayında 121 kişilik azalma gerçekleşti. Merkezlerde tamamlanan proje sayısı 80 bin 508, devam eden proje sayısı ise 15 bin 74 adete ulaştı. Bu faaliyetlerden elde edilen çıktılar içinde 17 bin 865 patent alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a62f3ea3d8d0-1784869866.png" alt="" width="697" height="416" />Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı istatistiklerine göre, ilgili kanuna göre özel sektörde proje amaçlı olarak kurulmuş AR-GE merkezi sayısı, kapatılan ve faaliyetine son verilenlerle aylık olarak değişiklik gösterebiliyor. Faaliyette olan merkez sayısı 2016’da 334 adetken sonrasında hızlı bir artışla 2019’da 1227’ye yükseldi. Yeni faaliyetler ve kapanan, faaliyetini tamamlayan merkezlerle birlikte yıllık olarak artış yavaş da olsa devam etti. Yılın ilk altı ayında da 5 yeni merkez kurularak sayı 1368 adete ulaştı.</p>
<p>AR-GE merkezlerinin temel faaliyeti olan yürütülen projelerde de azalma oldu. Faal olan merkezlerde yürütülen proje sayısı 2025 sonuna göre Haziran 2026 itibariyle 1299 adet azaldı. Buna bağlı olarak ise kuruluşlarından bu yana merkezlerde yürütülen projelerden tamamlananlar 5 bin 750 adet artarak 80 bin 508 adete ulaştı. AR-GE merkezlerinin firmaların elde ettiği yeni ürünler ve teknolojiler, bilgi birikimi yanında çıktılardan biri de yeni patentlerden oluşuyor. Bu istatistiklere göre, 2026 Ocak-Haziran döneminde başvuru-inceleme aşamasında olan patent sayısı 2 bin 684 adet artarak 31 bin 602 adet oldu. Tescil edilen patent sayısı ise 1775 adet artarak 17 bin 865 adet oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-sektorun-ar-ge-merkezi-sayisi-1368e-cikti-83842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, özel sektörün faaliyetleri kapsamında kurduğu AR-GE merkezi sayısı 1368&#039;e yükselirken, ilk 6 ayda faaliyette olan toplam merkez sayısı 5 adet arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simsek-kdv-iade-taleplerinin-ortalama-tamamlanma-suresi-28-gun-83841</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: KDV iade taleplerinin ortalama tamamlanma süresi 28 gün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın’ın, Katma Değer Vergisi (KDV) iadelerindeki gecikmelere ilişkin soru önergesine Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'ten yanıt geldi. Bakan Şimşek, 2026 yılı için iade taleplerinin ortalama tamamlanma süresinin 28 gün olduğunu açıkladı. KDV iade süreçlerinin hızlı ve doğru yapılması için gelişen teknolojiden azami ölçüde faydalandığını kaydeden Şimşek, “KDV iadeleri mevzuatın öngördüğü bilgi ve belgelerin tam, eksiksiz ve doğru olarak sunulmasına ve gerekli kontrollerin yapılmasına bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, iade taleplerinde tespit edilen eksiklikler iade sürecini etkileyebilmektedir. KDV iadelerinin hızlandırılması amacıyla son zamanlarda birçok uygulama (Ön kontrol raporuna dayalı iade, Artırımlı Teminat Uygulaması, Hızlandırılmış İade Sistemi Uygulaması, İndirimli Teminat Uygulaması vb.) geliştirilmiş ve bu uygulamalar neticesinde iade süreleri daha da kısalmıştır.</p>
<p>Örneğin Hızlandırılmış İade Sistemi sertifikası sahibi mükellefler ile Artırımlı Teminat Uygulanmasından yararlanan mükelleflerin iade talepleri 5 iş günü içinde, KDV İadesi Ön Kontrol Raporuna Dayalı İade Uygulamasında ise 10 iş günü içinde, teminat mektubu ile yapılan iadelerde ise iade 10 gün içinde yerine getirilmektedir. 2026 yılı için iade taleplerinin ortalama tamamlanma süresi ise 28 gündür” bilgisini verdi.</p>
<p>Diğer taraftan, SGK borçlarına mahsuben iade taleplerine ilişkin gerek KDV İadesi Kontrol Raporlarının oluşturulması gerekse de taşra birimleri tarafından iade taleplerinin zamanında sonuçlandırılması konusunda teknik anlamda bir sorun ve gecikme bulunmadığını belirtti.</p>
<p><strong>“Bakan ‘Gecikme yok’; KOBİ ‘Paramı alamıyorum’ diyor" </strong></p>
<p>Bakan Şimşek’in yanıtını değerlendiren Dalgın, “Sayın Bakan Mehmet Şimşek soru önergemi cevaplamış ve KDV iadelerinde gecikme olmadığını ifade etmiş. KOBİ ve sanayicimiz ise tam tersini söylüyor. Kim haklı? “ diye sordu. Dalgın, soru önergesinde Balıkesir başta olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde yaptığı saha ziyaretlerinde sanayicilerin, ihracatçıların ve KOBİ'lerin KDV iadelerini aylarca alamadıklarını, mahsup süreçlerinin uzadığını ve bunun işletmeleri ciddi bir finansman yüküyle karşı karşıya bıraktığını belirtti. Dalgın, üretim yapan işletmelerin devletten alacaklarını tahsil edemediği için yüksek faizle kredi kullanmak zorunda kaldığını belirterek, KDV iade süreçlerinin sadece teknik bir vergi işlemi değil, üretim, yatırım ve istihdam meselesi olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simsek-kdv-iade-taleplerinin-ortalama-tamamlanma-suresi-28-gun-83841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/bakan-simsek-abdde-yatirimcilarla-bir-araya-geldi-1745305977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şimşek: KDV iade taleplerinin ortalama tamamlanma süresi 28 gün ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-devlet-hafizasi-turkiye-hangi-yone-yelken-aciyor-83840</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir devlet hafızası: Türkiye hangi yöne yelken açıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay, NATO 3.0’ı yeni bir sömürgecilik hamlesi, savaşmayı iş modeli, Türkiye’ye yöneltilecek olası Avrupa Birliği davetini ise güvenlik tuzağı olarak okuyor. </strong></p>
<ul>
<li>“Maalesef savaş bugün bir iş modeli oldu.”</li>
<li>“NATO 3, sömürgeciliği yeniden başlatacak bir organizasyon.”</li>
<li>“AB’den, yakında ‘gel buyur’ diyecekler. İnşallah o tuzağa düşmeyiz.”</li>
<li>“Nüfuz alanlarına sataşırsınız. Güvenlik alanlarına sataşamazsınız.”</li>
</ul>
<p>Bu cümleler Türkiye’nin kritik dönemeçlerinde karar verenler arasında yer almış Dışişleri Eski Bakanı Emre Gönensay’a ait.</p>
<p>Akademisyen, iktisatçı, başbakan ve cumhurbaşkanı başdanışmanı, yetkili büyükelçi, milletvekili ve dışişleri bakanı… Yakın tarihin birçok kırılma noktasına tanıklık etti. Kitabı <em>Hayata Açtığım Yelken</em> çok yeni yayınlandı; kişisel bir hatırat gibi başlıyor. Sayfalar ilerledikçe Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan bugüne uzanan devlet hafızasına dönüşüyor. Gönensay’la bu hafızanın içinden bugüne baktık. Söyleşinin tamamına youtube ve spotify’dan ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Bugün Dışişleri Bakanı Olsaydınız?</strong></p>
<p>Söyleşi boyunca aynı soruya birkaç kez geri döndüm: Emre Gönensay bugün dışişleri bakanı olsaydı ne yapardı? İlk yanıtında bir ülke ya da ittifak seçmedi; üç ilke sıraladı: barış, komşularla sorunları azaltmak ve stratejik bağımsızlık.</p>
<p>İkinci kez sorduğumda formülü daha açık kurdu: “NATO’da olurum, NATO’dan istifade ettiğim kadar ederim; ama NATO’dan da bağımsız olurum.” Bu yaklaşımı S-400 kararıyla somutlaştırdı. Kendi dışişleri bakanlığı döneminde aynı kararı muhtemelen vermeyeceğini, çünkü o yıllarda çok daha güçlü bir NATO ve Batı taraftarı olduğunu söyledi. Özetlemem gerekirse; Gönensay, Türkiye’nin kendi karar alanını koruma arayışını tarif etti.</p>
<p><strong>Savaştan söz edince “büyük adam” olmak</strong></p>
<p>Gönensay, dünyadaki siyasi dilin ters yönde ilerlediğini düşünüyor; “Bugün Avrupa’daki bakanlar ve liderler konuştuğu zaman kimse barıştan söz etmiyor. Hepsi savaştan bahsediyor.” Ardından söyleşinin çarpıcı cümlelerinden biri geldi: “Belki de domates fiyatlarının yüksek olmasını konuşmaktan utanıyor, küçük görüyorlar. Savaştan konuşurlarsa büyük adam oluyorlar.”</p>
<p>Anlaşılan; gündelik hayatın gerçek sorunlarını çözemeyen yönetimler, büyük güvenlik tehditleri üzerinden siyasal ağırlık üretmeye çalışıyor. Enflasyon, gelir dağılımı, konut, eğitim ve sağlık gibi ölçülebilir sorunlar geri plana itiliyor. Savaş dili liderlere hareket alanı, olağanüstü bütçeler ve sorgulanması zor öncelikler sağlıyor.</p>
<p>Gönensay’a göre savaş ekonomik bir modele dönüşmüş durumda: “Ekonomi ama ne ekonomisi biliyor musunuz? Cep ekonomisi. Maalesef savaş bugün bir iş modeli oldu. Para kazanmanın yolu savaş.”</p>
<p>Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi bu dönüşümün rakamlarını ortaya koydu. NATO, 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedariki açıkladı. Üretim kapasitesinin artırılması, ticaret engellerinin azaltılması ve savunma sanayiiyle daha yakın iş birliği kararlaştırıldı. İttifak ayrıca insansız sistemlere karşı önümüzdeki beş yıl içinde 40 milyar dolarlık yatırım planlıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “NATO 3.0”ı Avrupa ile Kanada’nın daha fazla sorumluluk üstlendiği, üretimin ve askerî kapasitenin büyütüldüğü yeni denge olarak tarif ediyor. (<u>NATO</u>)</p>
<p><strong>NATO 3.0 mı, yeni sömürgecilik mi?</strong></p>
<p>Gönensay’ın askeri ittifak NATO üzerine siyasi teşhisi çok çarpıcı. NATO’nun dönüşümünü üç dönemde okuduğunu söyledi:</p>
<ul>
<li>NATO 1, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı karşısında kurulan Soğuk Savaş ittifakıydı.</li>
<li>NATO 2, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kendisine yeni görevler arayan; terörizm, kaçakçılık, bölgesel krizler ve ittifak dışı operasyonlarla alanını genişleten yapıydı.</li>
<li>NATO 3 ise ona göre yalnızca Avrupa’nın savunma harcamalarını artırdığı yeni bir dönem değil. “NATO 3, sömürgeciliği yeniden başlatmak için.”</li>
</ul>
<p>Bu teşhisi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmaya bağladı. Şöyle izah etti; Rubio konuşmasında sömürgeciliğin yeniden kurulmasını açıkça talep etmedi. Batı medeniyetinin ortak mirasını, Avrupa ile ABD’nin birlikte hareket etmesini, yeniden sanayileşmeyi ve Batı’nın gücünü canlandırmasını savundu. Konuşma Avrupa’da alkış aldı; Batı dışındaki bazı çevrelerde ise medeniyet üstünlüğü ve dışlayıcılık tartışması yarattı. Chatham House, Avrupalı olmayan katılımcıların konuşmayı “beyaz Avrupa medeniyetine övgü” olarak algıladığını aktardı. (<u>Chatham House</u>)</p>
<p>Gönensay, medeniyet çağrısını masum bulmuyor. Batı’nın ortak kültürünü koruma söyleminin arkasında ekonomik, teknolojik ve askerî hâkimiyet arayışı görüyor. Ona göre güvenlik söylemi, büyük güçlerin kaynaklara, pazarlara, üretim zincirlerine ve stratejik güzergâhlara yeniden hâkim olmasının aracı haline gelebilir.</p>
<p>Yeni sömürgeciliğin eski sömürgecilik gibi bayrak dikmesi gerekmiyor. Borç verebilir. Silah satabilir. Teknoloji standardı koyabilir. Enerji hattını kontrol edebilir. Veriye sahip olabilir. Bir ülkeyi koruma şemsiyesinin içine alıp dış politikasını sınırlayabilir.</p>
<p><strong>Rusya NATO’ya alınsaydı</strong></p>
<p>Gönensay’ın Rusya konusundaki yaklaşımı da alışılmış çizginin dışında. 1996’da dışişleri bakanı olarak katıldığı NATO toplantısında Ukrayna’nın ittifaka alınması fikrine sert biçimde karşı çıktığını anlattı: “Böyle bir şey yaparsanız Türkiye olarak veto ederiz, dedim.”</p>
<p>Ukrayna’nın NATO’ya alınmasının Rusya tarafından doğrudan tehdit olarak algılanacağını, büyük bir çatışmayı tetikleyeceğini düşünmüş. Aynı toplantıda daha ileri bir öneri yaptığını da aktardı: “Rusya’yı NATO’ya alın. Dünya barışına büyük bir katkı yapılır, dedim.” Aradan tam 30 yıl geçti. Gönensay’ın fikri değişmemiş: “Hâlâ inanıyorum buna”diyor.</p>
<p><strong>Anglosakson Etkisinde Rus Düşmanlığı</strong></p>
<p>Gönensay, Rusya’yı dışlayarak istikrarlı bir Avrupa güvenlik düzeni kurulamayacağı görüşünde. Bir dönem kendisinin de “Anglosaksonlar tarafından pompalanan Rus düşmanlığının etkisinde” kaldığını söylediğinde, söyleşide bir kez daha beni şaşırtmayı başardı. Zamanla görüş değiştirmiş. Rusya’nın Batı Avrupa’yı işgal etme amacı taşımadığına inanıyor.</p>
<p>Bu görüş, Ukrayna’nın işgalini, Rusya’nın askerî müdahalelerini ve Avrupa ülkelerinin güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmıyor. Gönensay’ın tezi başka: Güvenlik sistemi, büyük bir gücü sürekli dışarıda bırakarak kurulursa tehdit ortadan kalkmaz; kurumsallaşır.</p>
<p><strong>Nüfuz alanı değil, güvenlik alanı</strong></p>
<p>Buradan çok kutuplu dünyanın temel sorununa geçiş yaptık. Herkes nüfuz alanı istiyor. Nüfuz alanları genişledikçe sınırlar çarpışıyor. Bakın Gönensay ne önerdi;</p>
<p>“Çok kutuplu dünyada hep nüfuz alanlarından bahsediliyor. Nüfuz alanı sakat bir kavram. Onun yerine güvenlik alanlarını düşünmek lazım.”</p>
<p>Ne demek istiyorsunuz diyerek açmasını rica ettim; “Nüfuz alanlarına sataşırsınız. Güvenlik alanlarına sataşamazsınız. Güvenlik alanları daha dengeli bir yapı yaratır.”</p>
<p>Gönensay, Birleşmiş Milletler’in bu düzenin tepesinde bulunabileceğini söylese de zor olduğunu kabul ediyor. Çünkü çok kutuplu dünyada adaleti sağlayacak, herkesin otoritesini tanıdığı bir kurum kalmadığını ifade etti; …Birleşmiş Milletler var, gücü yok. Kurallar var, uygulayan yok. İttifaklar var, güven eksik…</p>
<p>Türkiye bu tabloda kendisine stratejik yalnızlık mı ördü diye sordum;  “Türkiye stratejik yalnızlık örmedi. Ait olduğu güvenlik kuruluşlarıyla dolaylı bir güvenlik alanı oluşturdu. NATO’da hâlâ varız. Ancak NATO’dan stratejik bağımsızlığımız da var” dedi.</p>
<p><strong>Stratejik bağımsızlığın faturası</strong></p>
<p>Gönensay stratejik bağımsızlığı, ittifaklardan çıkmak olarak tanımlamıyor: “NATO’da olurum. NATO’dan yararlandığım kadar yararlanırım. Fakat gerektiğinde NATO’dan bağımsız hareket ederim.”</p>
<p>S-400 alımını bu politikanın somut örneği olarak gösteriyor. Kendisine, dışişleri bakanı olduğu dönemde aynı kararı verip vermeyeceğini sorduğumda beni şaşırtmaya devam ettiğini söylemeliyim; “Almazdım. O zaman o kadar NATO ve Batı taraftarıydım ki herhalde almazdım. Ama görüşlerim çok değişti.”</p>
<p>Stratejik bağımsızlığın yalnızca siyasi söylemle kurulamayacağını vurgulamayı ihmal etmedi; “Bağımsız bir silah sanayiniz olmadan stratejik bağımsızlık olmaz.”</p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayiinde sağladığı ilerlemeyi bu nedenle doğru buluyor. Savunma üretimini yalnızca ihracat, teknoloji ya da prestij meselesi olarak görmüyor. Dış politika kapasitesinin maddi temeli olarak değerlendiriyor.</p>
<p><strong>Avrupa Türkiye’yi ne zaman hatırlar?</strong></p>
<p>Türkiye gerekli olduğunda stratejik ortak. Üyelik gündeme geldiğinde sorunlu aday. Güvenlik gerektiğinde vazgeçilmez. Karar mekanizması söz konusu olduğunda dışarıda. Gönensay, Avrupa’nın yakında Türkiye’ye “Gel buyur” diyebileceğini düşünüyor. Ardından uyarıyor: “İnşallah o tuzağa düşmeyiz.”</p>
<p>Neden tuzak diye sordum; “Bize, ‘Hadi Kahraman Mehmet, yine nöbete’ diyecekler. O yüzden bizi Avrupa Birliği üyesi yapmaya bile razı olabilirler.” Gönensay’ın “tuzak” dediği; Türkiye’nin Avrupa savunmasındaki rolünün eşit ortaklık değil, askerî yük paylaşımı üzerinden kurulabileceğini savundu. Başka bir ifadeyle Avrupa, Türkiye’yi masada karar veren siyasi güç olarak değil; sınır koruyan, asker sağlayan, göçü tutan ve savunma kapasitesi sunan ülke olarak içeri çağırabilir.</p>
<p>Gönensay, Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkisini reddetmedi hatta tam tersine, Avrupa’nın doğuya genişlemesini yıllarca savunduğunu anlattı. Bugün aynı Avrupa’yı görmediğini ifade etti; “Bizim gençliğimizde örnek aldığımız Avrupa başka bir Avrupa’ydı. Şimdi Avrupa’da örnek alınacak bir şey bulamıyorum.”</p>
<p><strong>Avrupa’nın para ve demokrasi paradoksu</strong></p>
<p>Gönensay, Avrupa Birliği’nin yalnızca siyasi değil, yapısal bir kriz yaşadığını düşünüyor: “Para birliği, mali birlik olmadan yürümez.” Bu yapının ekonomik ve demokratik bir sorun yarattığını düşünüyor: “Bana vergi koyuyorsan benim oyumu almak zorundasın. Avrupa’da seçim oluyor. Sonra bürokrasi her şeyi devralıyor.”</p>
<p>Avrupa Birliği’nin dağılma sürecine girdiğini savunuyor. Gönensay’ın Türkiye’ye önerisi üyelik hayalinden kopmak değil. Üyeliğin hangi şartlarda ve hangi amaçla teklif edildiğini sorgulamak. Türkiye, Avrupa’nın güvenlik açığını kapatan ülke mi olacak yoksa Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve demokratik kararlarına eşit biçimde katılan bir üye mi? Gönensay bu ikisinin aynı şey olmadığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünyanın ekseni Türkiye’ye geliyor</strong></p>
<p>Gönensay’a göre ekonomik ve jeopolitik ağırlık Avrasya’ya kayıyor. Çin, Rusya, Orta Asya, enerji koridorları, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü, teknoloji ve yeni ticaret yolları Türkiye’nin çevresinde yeni bir güç alanı oluşturuyor; “Avrasya denilen şey bize geliyor. Bizim olduğumuz yere geliyor. Dünyanın ekseni bize geliyor.”</p>
<p>Coğrafya fırsat yaratıyor olabilir otomatik olarak güç yaratmıyor. Bir ülkenin enerji hattı üzerinde bulunması, enerjiyi yönettiği anlamına gelmiyor. Keza, ticaret koridorunda bulunması, ticaretten en büyük payı aldığı anlamına gelmiyor. Savaş bölgelerinin ortasında bulunması, diplomatik merkez olduğu anlamını taşımıyor. NATO üyesi olmak da, kararları belirlediği anlamına gelmiyor. Avrupa için gerekli olmak, Avrupa’nın eşit parçası olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’nin konumunu güce çevirebilmesi gerekiyor. Savunma kapasitesi kadar ekonomi, hukuk, diplomasi, eğitim, teknoloji ve kurumsal hafıza gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-devlet-hafizasi-turkiye-hangi-yone-yelken-aciyor-83840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir devlet hafızası: Türkiye hangi yöne yelken açıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasal-tiyatrodan-jeopolitik-zorunluluga-turkiye-ab-stratejik-cipasini-yeniden-degerlendirmek-83839</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyasal tiyatrodan jeopolitik zorunluluğa: Türkiye-AB stratejik çıpasını yeniden değerlendirmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÖMER KAYIR - </strong><strong>Başbakanlık Eski Müsteşar Yardımcısı</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan yarım asırlık serüvenini, özellikle 2003 sonrasındaki dönemi mercek altına aldığımızda, karşımıza iki katmanlı bir siyasal tiyatro çıkar: Bir yanda hiçbir zaman Türkiye’yi birliğe üye yapmak istemeyen Avrupalı klikler, diğer yanda ise üyelik için gereken yapısal ve demokratik dönüşümü gerçekleştirmeyi iç politikadaki güç konsolidasyonuna bir tehdit olarak gören Ankara’daki karar alıcılar.</p>
<p>Bu “tiyatro” benzetmesi uzun süre her iki tarafın da iç kamuoyunu konsolide etmesine hizmet etmiş olsa da, günümüz küresel güvenlik mimarisindeki radikal kırılmalar bu statükoyu artık sadece sürdürülemez değil, aynı zamanda tehlikeli kılmaktadır. Karşılıklı popülist retoriklerin ötesine geçebilmek için, iç politika hamlelerinin arkasındaki yapısal, tarihsel ve en önemlisi jeopolitik dinamikleri Brüksel ve Ankara ekseninde nesnel bir biçimde analiz etmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>1. İki taraflı tıkanıklığın anatomisi</strong></p>
<p>Türkiye ve Avrupa kamuoyunun ve politika yapıcılarının ilişkilerdeki felci doğru teşhis edebilmesi için, madalyonun her iki yüzündeki motivasyonları da gerçekçi bir zeminde okuması şarttır. 2003-2006 arasındaki yoğun reform momentumunun kaybı, tek taraflı bir başarısızlık değil; iki tarafın değişen stratejik önceliklerinin bir kesişimidir.</p>
<p><strong>Batı sahnesi: AB’nin yapısal bariyerleri</strong></p>
<p>2004 yılındaki büyük Doğu genişlemesinden ve Kıbrıs'ın tek taraflı olarak birliğe dahil edilmesinden sonra, AB’nin Ankara’ya yönelik kurumsal yaklaşımı yapısal bir dışlama stratejisine dönüştü. Brüksel’deki belirli elitler için süreç hiçbir zaman tam üyelik hedefli olmadı:</p>
<p><strong>- “Hazmetme kapasitesi” ve kültürel bariyerler:</strong> Fransa’da Sarkozy dönemi ve Almanya’da Merkel'in “imtiyazlı ortaklık” (<em>privilegierte Partnerschaft</em>) formülü ile somutlaşan kültürel ve coğrafi kaygılar, Türkiye'nin dinamik nüfusunu ve demografik ağırlığını AB’nin iç uyumu için bir risk olarak kodladı.</p>
<p><strong>- Kıbrıs veto tuzağı:</strong> Kıbrıs Sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs’ın birliğe tam üye yapılması, AB entegrasyon sürecinin kalbine çözülmesi teknik olarak imkansız bir veto mekanizması enjekte etti. Bu durum, <em>“Biz aslında genişlemeyi destekliyoruz ama kurallarımız ve üyelerimizin vetoları elimizi bağlıyor”</em> konforuna sığınan üye ülkeler için kullanışlı bir diplomatik kalkan işlevi gördü.</p>
<p><strong>- Stratejik tampon bölge arzusu:</strong> AB için stratejik tercih, Türkiye’yi karar mekanizmalarına ortak etmek yerine; göç dalgalarını göğüsleyen, Orta Doğu’daki istikrarsızlıkları sınırda tutan ve birliği doğrudan kriz alanlarından koruyan yapısal bir “tampon bölge” olarak konumlandırmak oldu.</p>
<p><strong>Doğu Sahnesi: Türkiye’nin stratejik eksen değişimi</strong></p>
<p>Eş zamanlı olarak, Türkiye’deki karar alıcılar da Kopenhag Kriterleri’nin tam olarak uygulanmasının getireceği kurumsal denetim sisteminin (yargı bağımsızlığı, mutlak şeffaflık, hesap verebilirlik ve kuvvetler ayrılığı) iç politikadaki hareket alanlarını radikal biçimde kısıtlayacağını erken fark ettiler:</p>
<p><strong>- Egemenlik ve denetim krizi:</strong> AB standartlarında bir hukuk devleti inşa etmek, güçler ayrılığını mutlak kılmak anlamına geliyordu. Gücü merkezileştirme eğilimindeki yönetim elitleri için bu kurumsal dönüşüm, egemenlik alanının paylaşılması olarak algılandı ve isteksizliği beraberinde getirdi.</p>
<p><strong>- Avrupalı popülizmin iç politikadaki işlevselliği:</strong> Avrupa başkentlerinden yükselen her dışlayıcı ve popülist söylem, Ankara’ya iç siyasette <em>“Batı bizi zaten istemiyor, o halde kendi yolumuza bakarız”</em> argümanını beslemek için muazzam bir siyasi yakıt sağladı.</p>
<p><strong>- “Adaylık statüsü” dengesi:</strong> İki taraf da masayı tamamen devirmedi. Çünkü Türkiye için formel olarak “aday ülke” statüsünü korumak; uluslararası meşruiyet, yabancı sermaye çekme potansiyeli ve Batı ile pazarlık masasında elini güçlü tutma stratejisi açısından işlevsel bir araç olarak kaldı.</p>
<p><strong>Karşılıklı illüzyon:</strong> Gelinen noktada, iki tarafın da tam üyeliğin gerçekleşmeyeceğini bildiği ancak masayı ilk deviren ve jeopolitik faturayı ödeyen taraf olmaktan kaçındığı sürdürülebilir bir statüko üretildi. AB, göçmen kontrolü ve bölgesel güvenlik kartını kaybetmekten; Türkiye ise Batı çıpasından tamamen kopmanın ekonomik maliyetlerinden çekindi.</p>
<p><strong>2. Entelektüel Miras: Demokratik bir </strong><strong>kaldıraç olarak Avrupa vizyonu</strong></p>
<p>A Türkiye’nin Avrupa yöneliminin salt dönemsel bir ticaret ya da pragmatik bir güvenlik pazarlığı olmadığını anlamak hayati önemdedir. Bu vizyon, Türk aydınları ve sivil demokratik aklı için köklü bir entelektüel mirastır ve paradoksal bir biçimde ülkenin en karanlık vesayet dönemlerinde sığınılacak bir güvence olarak savunulmuştur.</p>
<p><strong>15 Eylül 1961: İdam gölgesindeki hücumbot brifingi</strong></p>
<p>Bu tarihi çizginin en dramatik anı, 1960 askeri darbesinin ardından Yassıada yargılamaları biten ve idam sehpalarının kurulduğu İmralı Adası’na doğru yol alan askeri bir hücumbotta yaşandı. Elleri kelepçeli, ölüme yürüyen idam mahkumu devlet adamlarının arasında bulunan devrik Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, yanındaki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya döndü ve şu ricada bulundu:</p>
<p><em>“Fatin Bey, bize şu Ortak Pazar’ı anlat...”</em></p>
<p>1959 yılında, <em>“Yunanistan boş bir havuza atlıyorsa, arkasından biz de atlarız. Onları orada yalnız bırakamayız”</em> diyerek Türkiye’nin tarihi Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) başvurusunu yapan vizyoner diplomat; birkaç saat sonra idam edileceğini bilen bir insanın metanetiyle, kelepçelerinin şıkırtısı ve motor gürültüleri arasında hafızasındaki rakamlarla Türkiye’nin geleceğini anlatmaya başladı. Onun için Avrupa vizyonu, Türkiye’yi iç krizlerden, askeri darbelerden koruyacak ve insan onuruna yaraşır bir hukuk düzenini kurumsallaştıracak yegane sivil çıpaydı.</p>
<p><strong>Ocak 1999: Sivil toplum ve demokratik kurtuluş projesi</strong></p>
<p>90’lı yılların sonunda Türkiye; askeri vesayetin gölgesinde, faili meçhullerin ve ekonomik krizlerin boğduğu bir atmosferde nefessiz kalmışken, sivil siyaset Mesut Yılmaz ve çalışma arkadaşlarının öncülüğünde Avrupa Birliği dosyasını yeniden açtı.</p>
<p>Bu hamle, AB’yi sadece ekonomik bir pazar olarak değil; askerin kışlasına döneceği, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınacağı bir <strong>“toplumsal kurtuluş projesi”</strong> olarak millete sundu. 1961'deki o kelepçeli hücumbottan devralınan meşale, 1999'un puslu günlerinde yeniden ateşlendi ve aynı yılın sonunda gelen <strong>Helsinki Zirvesi</strong> ile Türkiye’nin önünde yepyeni, demokratik bir dönem açıldı.</p>
<p><strong>3. Ötekileştirme tuzağı: Otonom bir bölgesel merkezin doğuşu</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, 2000'lerin ortalarında üyelik sürecini askıya alarak aslında çok büyük bir medeniyet ve jeopolitik uzlaşı fırsatını tepti: Batı’nın Aydınlanma değerleri ile Müslüman çoğunluklu büyük ve dinamik bir ülkeyi evrensel hukuk potasında birleştirme fırsatı iç politika popülizmine kurban edildi.</p>
<p>Sosyolojide ve uluslararası ilişkilerde bir aktörü sürekli dışlar ve ona <em>“Buraya ait değilsin”</em> derseniz, o aktörün kendi merkezini inşa etmekten başka çaresi kalmaz. AB’nin bu dışlayıcı tutumu, Türkiye’yi şu radikal dönüşüme zorladı:</p>
<p><strong>- Batı çıpasından kopuş:</strong> Brüksel’in tek taraflı dayatmalarına karşı Türkiye, kendi egemenlik alanını ve stratejik otonomisini koruma refleksini en üst düzeye çıkardı.</p>
<p><strong>- Trans-bölgesel bir güç merkezine dönüşüm:</strong> Brüksel kapısında bekleyen bir “aday” pozisyonundan çıkan Ankara; Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde kendi jeopolitik merkezini inşa etmeye yöneldi. Küresel güneyin ve çok kutuplu dünyanın tasarımında arabulucu, askeri/lojistik bir aktör ve otonom bir merkez güç (<strong>Hub</strong>) haline geldi.</p>
<p>Tarihi paradoks şudur: AB, kısa vadeli iç seçim hesaplarıyla Türkiye’yi dışlarken onu zayıflatmadı; aksine, kendi sınırlarında askeri açıdan son derece hazırlıklı, savunma sanayisinde dışa bağımlılığını asgariye indirmiş bağımsız bir güç merkezinin doğuşunu hızlandırdı.</p>
<p><strong>4. Yeni jeopolitik realite: Kıtasal </strong><strong>savunmada mecburi ortaklık</strong></p>
<p>Bugün ilişkileri iki perdelik bir “siyasal tiyatro” olarak yürütme lüksü tamamen tükenmiştir. Rusya'nın Ukrayna sahasındaki uzun vadeli agresif stratejisi ve Washington'ın transatlantik güvenlik şemsiyesini daraltarak odağını Hint-Pasifik eksenine kaydırma yönündeki yapısal eğilimi, Avrupa savunmasını acı bir gerçekle baş başa bırakmaktadır: <strong>Avrupa Birliği ve Türkiye, tarihsel önyargıları bir kenara bırakıp ortak bir savunma mimarisinde kader birliği yapmaya mecburdur.</strong></p>
<p>Bu yeni zorunluluk üç temel sütuna dayanmaktadır:</p>
<p><strong>I. Türkiye olmadan “stratejik özerklik” bir illüzyondur</strong></p>
<p>ABD’nin nükleer ve konvansiyonel koruması zayıfladıkça, AB’nin uzun süredir tartıştığı <strong>“Stratejik Özerklik” (Strategic Autonomy)</strong> kavramının içinin askeri sert güç ve lojistik kabiliyet açısından ne kadar boş olduğu ortaya çıktı. Kıta Avrupası; operasyonel hız, insan gücü ve mühimmat üretim kapasitesi açısından tek başına derin bir zafiyet içindedir.</p>
<p>NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olan, savunma sanayiinde (İHA/SİHA teknolojileri, zırhlı araçlar, elektronik harp ve akıllı mühimmatlar) küresel rüştünü ve üretim hızını savaş sahalarında kanıtlamış bir Türkiye dışarıda bırakılarak inşa edilecek bir “Avrupa Ordusu”, Rusya askeri gerçekliği karşısında kağıttan bir kaplan olmaktan öteye gidemez.</p>
<p><strong>II. Karadeniz ve doğu kanadı güvenliğinin kilidi</strong></p>
<p>Ukrayna savaşı, Karadeniz’in kıtasal güvenlik, enerji hatları ve küresel gıda arzı için ne kadar hayati bir cephe olduğunu gösterdi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulayarak Karadeniz’de daha büyük bir deniz savaşı tırmanmasını önleyen ve Tahıl Koridoru gibi krizlerde yegane diplomatik kanal olan Türkiye, AB’nin doğu sınırlarının güvenliği için de tek gerçek güvencedir. Polonya ve Baltık ülkelerinin hissettiği varoluşsal tehdit, ancak Türkiye’nin jeostratejik ağırlığı ve caydırıcılığı ile dengelenebilir.</p>
<p><strong>III. Savunma sanayiinde endüstriyel entegrasyon</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinin konvansiyonel silahları üretme hızı ve yüksek maliyet yapıları, modern yıpratma savaşlarının (<strong>attrition warfare</strong>) temposuna ayak uyduramamaktadır. Türkiye ise yüksek teknolojili, muharebede test edilmiş (<strong>combat-proven</strong>) sistemleri yüksek hızda ve maliyet-etkin bir biçimde üretme kapasitesine sahiptir. Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi (Sky Shield) gibi projelere Türkiye’nin entegrasyonu arayışları ya da Eurofighter tedarik süreçlerindeki tıkanıklıkların aşılması çabaları, bu askeri bağımlılığın kaçınılmaz ayak sesleridir.</p>
<p><strong>Sonuç: Stratejik ilişkiyi </strong><strong>gerçekçi bir zemine oturtmak</strong></p>
<p>Etrafımız Ukrayna’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan bir ateş çemberiyle sarılmışken, AB için Türkiye'yi sadece bir “göçmen bekçisi” olarak indirgemek stratejik bir körlüktür. Türkiye, Avrupa savunma mimarisinin asli ve yeri doldurulamaz bir sütunudur. Aynı şekilde Türkiye için de, Avrupa normları, evrensel hukuk ilkeleri ve kurumsal entegrasyon, ekonomik direncini ve küresel rekabet gücünü korumasını sağlayacak en güvenilir pusuladır.</p>
<p>Brüksel ve Ankara, son yirmi yılın tıkanmış kurumsal retoriklerini geride bırakmalıdır. Zaman; kültürel asimilasyon hayalleri ya da tamamen kopuş senaryoları üzerinden değil; kıtasal savunma, bölgesel istikrar ve ortak jeopolitik varoluş temelinde şekillenmiş, rasyonel, olgun ve derinlikli bir <strong>“stratejik ortaklık”</strong> modelini inşa etme zamanıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyasal-tiyatrodan-jeopolitik-zorunluluga-turkiye-ab-stratejik-cipasini-yeniden-degerlendirmek-83839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/9/1280x720/5656-1784871311.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasal tiyatrodan jeopolitik zorunluluğa: Türkiye-AB stratejik çıpasını yeniden değerlendirmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunurluk-cagi-degerin-yerini-algi-mi-aldi-83838</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünürlük çağı: Değerin yerini algı mı aldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar değer ile görünürlük arasında doğal, organik bir bağ vardı. İyi olan, er ya da geç kendi mecrasını bulur, zamanın süzgecinden geçerek kendini duyurur ve hak ettiği ilgiyi görürdü. Bir kitap sadık okurunu, bir müzisyen ruhdaş dinleyicisini, bir lokanta ise lezzeti bilen müdavimini bulurdu. Değer kendini zorlamaz, gürültü yapmaz, zaman içinde kabul görürdü. Tam da bu yüzden kalıcı olur, kök salardı.</p>
<p>Bugün ise bu ilişki kökten tersine dönmüş durumda. Artık görünür olanın kendiliğinden değerli olduğu varsayılıyor. Bir şey ne kadar çok ekranımıza düşüyorsa o kadar önemli olduğuna, ne kadar çok konuşuluyorsa o kadar nitelikli olduğuna inanıyoruz. Oysa bunların hiçbiri değerin fıtratı değil; yalnızca algının dolaşım hızıdır. Ve hız, çoğu zaman hakikatin değil, anlık dikkatin peşinden koşar.</p>
<p>Günümüz dünyasında görünürlük, başlı başına bir sermaye biçimine dönüştü. Eskiden bilgi, emek, ustalık ve yıllara dayanan deneyim değer üretirdi; bugün ise görünürlük, tüm bu birikimlerin önüne geçebilen bağımsız ve kuralsız bir güç haline geldi. Bir fikrin doğruluğundan ziyade kaç kişiye ulaştığı, bir eserin derinliğinden ziyade kaç defa paylaşıldığı kutsanıyor. Değer artık tek başına var olamıyor; ayakta kalabilmek için görünür olmak, yani kendini sergilemek zorunda bırakılıyor. Tam da bu noktada medeniyet adına kritik bir kırılma yaşanıyor: Görünürlük, değerin doğal bir sonucu olmaktan çıkıp doğrudan onun yerine geçiyor.</p>
<p>Artık pazarlanan şey nesnenin kendisi değil; onun ekranda görünen yüzü, anlatılan hikâyesi ve yarattığı anlık his.</p>
<p>Bu dönüşümün en somut ve en çarpıcı biçimde hissedildiği alanlardan biri gastronomi. Bir yemeğin değeri çoğu zaman damakta değil, ekranda karara bağlanıyor. Teknik olarak kusurlu, malzeme kalitesi zayıf ya da lezzeti sıradan bir tabak; doğru bir ışık, çarpıcı bir renk paleti ve kurgulanmış bir sunumla kusursuz kabul edilebiliyor. Işığı doğru alan yemek hızla dijital dolaşıma giriyor ve görünürlük kazandıkça ona hayali bir değer atfediliyor.</p>
<p>Buna karşılık aynı şehirde, belki de birkaç sokak ötede, onlarca yıldır aynı titizlikle üretim yapan bir usta sessizce varlığını sürdürüyor. Malzemeyi tanıyor, mevsimi dinliyor, ateşin dilinden anlıyor; fakat yaptığı iş ekrana sığmadığı, göze değil yalnızca damağa hitap ettiği için görünmez kılınıyor. Yaşadığımız çağda görünmeyen, yok sayılıyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca gastronomiye özgü değil; kültür ve sanat dünyası da benzer bir yüzeyselliğin etkisi altında. Bir kitap yayımlandığı gün hakkında kesin yargılar kuruluyor, bir sergi henüz gezilmeden etiketleniyor, bir konser tek bir melodisi dinlenmeden konumlandırılıyor. Okumadan yorumlamak, görmeden konuşmak, tecrübe etmeden hüküm vermek bir kusur olmaktan çıkıp yeni norm haline gelmiş durumda. Çünkü görünürlük, doğrudan ve zahmetli deneyimin yerini almış bulunuyor.</p>
<p>Artık bir şeyi anlamak için onunla hemhal olmak, onunla birinci elden karşılaşmak gerekmiyor; onun hakkında oluşmuş dijital rüzgâra kapılmak yeterli oluyor. Bu da insan algısında köklü bir kaymaya yol açıyor. Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için nesnenin kendisine bakmak yerine, onun hakkında ne kadar gürültü çıkarıldığına bakıyoruz. Doğrudan tecrübe yerini simülasyona, hakiki temas ise dolaylı algıya bırakıyor.</p>
<p>Eskinin döngüsünde emek, zanaat ve derinlik önce değeri üretir, değer de zamanla görünürlüğe dönüşürdü. Bugünün döngüsünde ise süreç tersine işliyor: Önce görünürlük yaratılıyor, ardından bu görünürlük yapay bir değer hissi üretiyor ve hızla tüketilip yerini yenisine bırakıyor.</p>
<p>Bu düzenin arkasında yalnızca bireysel tercihler yok; algoritmik sistemin kendisi bu mekanizmayı besliyor. Algoritmalar görünür olanı köpürtüyor, köpüren görünürlük daha fazla etkileşim sağlıyor ve bu çark kendini sürekli yeniden üretiyor. Bu döngünün merkezinde hakikat ya da kalite değil, yalnızca dolaşım hızı var. Bir şeyin doğru ya da derin olması gerekmiyor; yeterince çok görünmesi yeterli oluyor.</p>
<p>Zamanla bu yanılsama daha da derinleşiyor. Algı yalnızca değerin yerini almakla kalmıyor, onun tek ölçütü haline geliyor. İçeriğe bakmayı unutan gözler ambalaja tapmaya başlıyor. Böylece hakiki değer sessizliğe gömülüyor; çünkü derin olan şey doğası gereği bağırmaz, kendini dayatmaz.</p>
<p>Bence bu çağda kaybettiğimiz en büyük meziyet dikkatimiz değil, ayırt etme yeteneğimizdir. İyi ile çok görünen, derin ile hızlı tüketilen ve sahici ile iyi paketlenen arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor. Bu ayrım ortadan kalktığında ise yalnızca estetik değil, ahlaki ve kültürel ölçülerimiz de eriyor.</p>
<p>Bu kuşatmadan çıkışın yolu, belki de yeniden bakmayı öğrenmekten geçiyor. Bir şeyin ne kadar parlatıldığına değil ne söylediğine bakmak; ne kadar çok paylaşıldığına değil, zamanın karşısında ne kadar ayakta kalabildiğine odaklanmak gerekiyor. Bir tabağı ekran fotoğrafından değil lezzetinden, bir kitabı popülerliğinden değil satır aralarındaki derinliğinden değerlendirmek…</p>
<p>Görünürlük çağının bu göz alıcı gürültüsü içinde asıl soru şudur: Gördüğümüz şey gerçekten değerli olduğu için mi görünür, yoksa yalnızca görünür kılındığı için mi değerli sayılır? Çünkü bir şeyin sürekli gözümüzün önünde olması onun yetkinliğini değil, sadece iyi sergilendiğini gösterir. Değer çoğu zaman sessizdir; algı ise gürültülü. Ve gürültü ikna edebilir, ama hakikatin yerini asla alamaz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunurluk-cagi-degerin-yerini-algi-mi-aldi-83838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/8/1280x720/6-1784869059.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Görünürlük çağı: Değerin yerini algı mı aldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucretlerin-bankadan-odenmesi-zorunlulugu-83837</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretlerin bankadan ödenmesi zorunluluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ücret, prim, ikramiye ve tazminat gibi ödemelerin banka aracılığıyla yapılması, kayıt dışılıkla mücadeleyi güçlendiriyor; işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ödeme tarihi ve tutarını kanıtlayan güvenilir, güçlü ve somut bir kayıt oluşturuyor.</p>
<p>İş ilişkisinin asli unsurlarından olan ücret, işçinin emeğinin karşılığını ve ekonomik güvenliğinin temel kaynağını oluşturmaktadır. Bu nedenle ücretin zamanında, eksiksiz ve ispat edilebilir şekilde ödenmesi, yalnızca işçi ile işveren arasındaki bireysel sözleşme ilişkisinin değil, aynı zamanda çalışma barışının, sosyal güvenlik sisteminin ve kayıtlı ekonomi politikasının da önemli bir parçasıdır.</p>
<p>Bu nedenle, Türk iş hukukunda ücretin haczedilebilirliği, ödeme zamanı, kesinti sınırları ve ispatı gibi birçok konuda işçiyi koruyucu hükümler öngörülmüştür.</p>
<p>Bu koruyucu yaklaşımın önemli yansımalarından biri de işçi ücretlerinin bankalar aracılığıyla ödenmesi zorunluluğudur.</p>
<p>İşçi ücretlerinin bankadan ödenmesi zorunluluğunun temel amacı, ücret ödeme ilişkisinin objektif, izlenebilir ve denetlenebilir bir zemine taşınmasıdır. Elden yapılan ücret ödemeleri, taraflar arasında uyuşmazlık doğması halinde ciddi ispat sorunlarına neden olabilmekte, işçinin ücretini eksik aldığı, geç aldığı veya hiç alamadığı yönündeki iddiaların değerlendirilmesini güçleştirebilmektedir. Banka aracılığıyla yapılan ödemelerde ise ödeme tarihi, ödeme tutarı, ödeme yapan hesap ve ödeme alan hesap bilgileri kayıt altına alınmakta, bu kayıtlar hem işçi hem de işveren bakımından güçlü bir ispat aracı niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Düzenlemenin diğer önemli amacı, kayıt dışı istihdam ve kayıt dışı ücret ödemeleriyle mücadeledir. Uygulamada işçinin sosyal güvenlik primine esas kazancının bordroda düşük gösterilmesi, ücretin bir kısmının resmi kayıtlara yansıtılıp kalan kısmının elden ödenmesi veya fazla çalışma, prim ve ikramiye gibi ödemelerin belgelendirilmemesi gibi sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Banka kanalıyla ödeme yükümlülüğü, işverenin bordro, muhasebe ve banka kayıtları arasında tutarlılık sağlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle düzenleme, sosyal güvenlik prim matrahının doğru belirlenmesine, vergi kaybının azaltılmasına ve işçilerin sosyal güvenlik haklarının korunmasına hizmet etmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, bir yandan sigorta primi ve vergi konusundaki kayıtdışılığı önlemek, bir yandan da işverenler ile çalışanlar arasındaki ihtilafları en aza indirmek amacıyla, 2008 yılında çıkarılmış olan 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile <strong>çalışanların ücret, prim, ikramiye ve her çeşit istihkakının elden değil de banka yoluyla ödenmesi </strong>hususunda İş Kanunu, Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu ve Borçlar Kanununda düzenleme yapılmıştır.</p>
<p>Uygulamanın usul ve esaslarını düzenleyen <strong>“Ücret, Prim, İkramiye ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelik”</strong> de 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuştur.</p>
<p><strong>Bankalar aracılığıyla </strong><strong>yapılacak ödeme türleri</strong></p>
<p>Banka aracılığıyla ödeme zorunluluğu yalnızca aylık çıplak ücretle sınırlı değildir.</p>
<p>Yönetmelikteki düzenlemeye göre, gerek iş sözleşmesinin devamı sırasında gerekse iş sözleşmesinin sona ermesi halinde işçi, gazeteci ve gemi adamının <strong>ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü istihkakınının</strong> (yol parası, yemek parası, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı vb) bankalar (banka olmayan yerlerde PTT Şubeleri) aracılığıyla ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Avans ödemelerle ilgili yönetmelikte herhangi bir düzenleme yapılmamış ise de, yapılan düzenlemenin amacı dikkate alındığında, ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü istihkaka mahsup edilmek üzere <strong>çalışanlara ödenen avansların da bankalar aracılığıyla yapılması</strong> <strong>gereken ödemeler arasında düşünülmesi</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Diğer taraftan, ödemelerin banka kanalıyla yapılması kadar, ödeme açıklamasının doğru ve anlaşılır biçimde yazılması da önemlidir. Banka dekontunda ödemenin hangi döneme ve hangi alacak kalemine ilişkin olduğunun belirtilmesi, daha sonra ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda tarafların iddialarının değerlendirilmesini kolaylaştırmaktadır. Örneğin <strong>“aylık ücret ödemesi”, “fazla çalışma ücreti”</strong> veya <strong>“kıdem tazminatı ödemesi”</strong> gibi açıklamalar, ödeme kaydının hukuki niteliğini açık hale getirecektir. Buna karşılık açıklamasız veya genel ifadeler içeren transferler, özellikle birden fazla alacak kaleminin bulunduğu durumlarda tereddüt oluşmasına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Bankalar aracılığıyla ödeme </strong><strong>yapma zorunluluğu olan işverenler</strong></p>
<p>4 Haziran 2025 tarihli ve 32920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle, banka aracılığıyla ödeme yükümlülüğünde esas alınan çalışan sayısı sınırı beşten üçe indirilmiş, bu değişiklik 1 Temmuz 2025 itibarıyla uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Dolayısıyla, mevcut düzenlemeye göre;</p>
<p>- 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak Türkiye genelinde en az 3 işçi çalıştıran işverenler,</p>
<p>- 5953 sayılı Basın İş Kanunu’na tabi olarak Türkiye genelinde en az 3 gazeteci çalıştıran işverenler,</p>
<p>- 854 sayılı Deniz İş Kanunu’na tabi olarak Türkiye genelinde en az 3 gemi adamı çalıştıran işverenler, çalıştırdıkları işçi, gazeteci ve gemi adamına, o ay içinde yapacakları her türlü ödemenin kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarını, bankalar aracılığıyla ödeme yapmakla zorunlu tutulmuşlardır.</p>
<p>Borçlar Kanunu’na tabi olarak işçi çalıştıran işverenler ise, henüz zorunluluk kapsamına alınmamış olmakla birlikte, bu işverenlere de çalıştırdıkları kişilere kanuni kesintiler düşüldükten sonra  yapacakları net ödeme tutarlarını bankalar aracılığıyla ödenmesi hususunda zorunluluk getirilip getirilmemesi ve bu zorunluluğun kapsamı konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yetki verilmiş, ancak şu ana kadar bu yetki kullanılmamıştır.</p>
<p><strong>Bankalar aracılığıyla ödeme yapma </strong><strong>zorunluluğu kapsamı dışında olanlar</strong></p>
<p>- 5202 sayılı Savunma Sanayii Güvenliği Kanunu kapsamında tesis güvenlik belgesine sahip işyerleri,</p>
<p>- 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında bulunan gizlilik dereceli tesislerde çalıştırılanlar,</p>
<p>- 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu ve bu Kanuna göre çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen görevleri yerine getirmekle görevlendirilenlere yapılacak ödemeler,</p>
<p>bankalar aracılığıyla ödeme yapılması zorunluluğundan istisna tutulmuştur.</p>
<p><strong>Zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı</strong></p>
<p>Zorunluluk kapsamına girdiği halde, çalıştırdığı işçi, gazeteci ve gemi adamının ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü istihkakını banka aracılığıyla ödemeyen işverenlere 2026 yılında aşağıda belirtilen tutarlarda idari para cezaları uygulanmaktadır.</p>
<p>- 5953 sayılı Basın İş Kanunu’na tabi olanlar: <strong>45.278 TL/</strong> <strong>Her bir gazeteci için</strong></p>
<p>- 834 sayılı Deniz İş Kanunu’na tabi olanlar: <strong>36.211 TL/</strong> <strong>Her bir gemi adamı için</strong></p>
<p>- 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olanlar: <strong>2.734 TL/</strong> <strong>Her işçi ve her ay için</strong></p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> işçi ücretlerinin bankadan ödenmesi zorunluluğu, çalışma hayatında şeffaflık, kayıtlılık ve hukuki güvenlik ilkelerini güçlendiren önemli bir düzenlemedir. 2025 yılında yapılan değişiklikle çalışan sayısı eşiğinin beşten üçe indirilmesi, uygulamanın kapsamını genişletmiş ve daha küçük ölçekli işverenleri de bu yükümlülüğün kapsamına dâhil etmiştir. Bu nedenle işverenlerin çalışan sayılarını Türkiye genelinde doğru şekilde hesaplamaları, ücret ve ücret niteliğindeki tüm ödemeleri banka kanalıyla gerçekleştirmeleri, ödeme açıklamalarını açık biçimde yazmaları, bordro kayıtları ile banka kayıtları arasında tutarlılık sağlamaları ve yükümlülüğe uyulmaması halinde her işçi ve her ay bakımından idari para cezası riski doğabileceğini dikkate almaları gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucretlerin-bankadan-odenmesi-zorunlulugu-83837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ücretlerin bankadan ödenmesi zorunluluğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israilde-komutan-bibiyi-yenebilir-mi-83836</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsrail’de komutan Bibi’yi yenebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eisenkot’un hem Aşkenaz/seküler tabandan, hem de savaştan bıkan Mizrahi tabandan oy alması bekleniyor. Anketlere göre Eisenkot’un partisi Yashar son düzlüğe girerken Likud ile başabaş gidiyor. Ama önemli olan seçim sonrası koalisyonun nasıl kurulacağı. Her parti her partiyle koalisyon yapmıyor.</strong></p>
<p>İsrailli arkadaşlarımın olduğu bir WhatsApp grubundan hafta sonu mesaj geldi: “Bu kez komutan, Bibi’yi yenebilir.” Başka bir İsrailli arkadaş cevap yazdı: “Yirmi yıldır hep ‘komutan Bibi’yi yenebilir’ diyorsunuz ama olmuyor!”</p>
<p>Bahsettikleri komutan İsrail’in eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot. 27 Ekim’de İsrail’de yapılacak seçimlerde Benjamin Netanyahu’nun (Bibi) karşısına çıkacak. Ülkedeki parlamento seçimleri sadece İsrail için değil, tüm Orta Doğu için de kritik öneme sahip. Bibi, İran Savaşı’ndan sonra boşta kalan “ezeli düşman” kotasını doldurmak için Türkiye’ye sardırdığından bizim de yakından takip etmemiz gereken bir süreç. Gelin İsrail siyasetini ve seçimden çıkabilecek sonuçları birlikte inceleyelim.</p>
<p><strong>Eisenkot’un seçimde </strong><strong>üç büyük avantajı var</strong></p>
<p>Gadi Eisenkot, İsrail’de tanınan bir siyasetçi değil. 2019’a kadar ülkenin genelkurmay başkanıydı. 2023’te Bibi’nin savaş kabinesine girdi; fakat kısa süre içinde ortaya çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle kabineden ayrılarak kendi partisini kurdu. Eisenkot’un seçimde üç büyük avantajı var: Biri eski komutan olması. İsrail’in son 40 yıldaki sekiz başbakanının üçü eski komutan. Eisenkot dördüncüsü olabilir. Erkeklerin üç, kadınların iki sene zorunlu askerlik yaptığı bir ülkede eski komutanlara bu kadar siyasi ilgi normal. Eisenkot’un ikinci büyük avantajı ise Mizrahi Yahudileri’nden olması. İsrail kurulduğundan beri ülkedeki en büyük siyasi ayrım Avrupa kökenli Aşkenaz ve Ortadoğu kökenli Mizrahi Yahudileri arasında. 1980’lerden beri ülke siyasetinde belirleyici olan grup Mizrahiler. Bibi ise Aşkenaz. Bu konuyu aşağıda daha ayrıntılı olarak anlatacağım.</p>
<p>Üçüncüsü, Eisenkot’un oğlu son Gazze Savaşı’nda askerliğini yaparken öldürülmüş. Oğlunu yeni savaşta kaybetmiş bir emekli genelkurmay başkanı olarak iki devletli çözüm ve barış çağrısıyla seçime girebilecek kredibiliteye sahip. Dünyadaki birçok çatışmayı asker ve sağ kökenli siyasetçilerin bitirdiğini unutmamalı. Örneğin, Ariel Şaron 2005’te 8000 İsrailli askeri Gazze’den geri çektiğinde Belçika’da savaş suçlarından yargılanıyordu. Ömrü vefa etse, belki Batı Şeria’dan da geri çekilecekti.</p>
<p>Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi İsrail’de de seçmen davranışlarını parti programları değil, seçmenlerin kimlikleri belirliyor. İsrail’de parlamenter sistem var ve tüm ülke tek bir seçim çevresi olarak kabul ediliyor. Seçim barajının %3,25 olduğu İsrail’de doğal olarak kimlik siyaseti yapan partilerin koalisyonda belirleyici olma kabiliyeti daha da yüksek.</p>
<p>İsrail’deki mevcut siyasi manzaraya bakarak sol partilerin siyaseten giderek marjinalleştiğini söyleyebiliriz. Oysa İsrail’i kuran İşçi Partisi, Avrupa’dan sosyalist ideallerle İsrail’e göç eden Aşkenaz Yahudilerinin elinde yıllarca İsrail’i yönetmişti. Aşkenazlar, İsrail kurulunca Arap ülkelerinden kovulup İsrail’e göç eden Yahudileri kendileriyle aynı seviyede görmediler. İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion, Orta Doğu ülkelerinden gelen Mizrahiler için İbranice “avak adam” yani “insan tozu” demişti. Hatta ilk geldiklerinde üzerlerine tarım ilacı sıkılarak temizlendikleri söylenir.</p>
<p><strong>Begin, Mizrahi tabanı keşfedene </strong><strong>kadar tüm seçimleri kaybetti</strong></p>
<p>Mizrahiler 1980’lere kadar siyasette bir köşeye itilmiş sessiz çoğunluk olarak kaldı. Ta ki Polonyalı bir Aşkenaz Yahudisi olan Menachem Begin bu grubu keşfedene kadar. İsrail’in kurucuları arasında yer alan Begin, gençliğinde hep şiddeti savunmuştu. Hatta Kudüs’teki meşhur King David Oteli’ni bombalayıp İngiliz genel valisini öldüren Yahudi yeraltı örgütünün de kurucusuydu. Begin, bu örgütü Likud isminde bir sağ partiye dönüştürdü, ama Mizrahi tabanı keşfedene kadar tüm seçimleri kaybetti. 1980’lerde Likud iktidarında İsrail’de sağ siyaset öne çıkmaya başladı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Likud tabanının ve özellikle ultra Ortodoks Haredilerin daha çok çocuk sahibi olması. İsrail kurulduğunda birkaç bin kişi olan Harediler böyle giderse 2050’de nüfusun üçte birini oluşturacak.</p>
<p>İsrail’de şu anda siyasi yelpazenin merkezinde yer alan sağ ve soldaki seküler seçmenlerin oranı %30’un altına düşmüş durumda. Bibi’nin genel başkanı olduğu giderek sağa kayan Likud’un oyu ise %25 civarında. İsrail vatandaşı olan Arapların siyasi spektrumun çeşitli yerlerinde dağılmış partilerinin de %10-15 civarında bir oyu var. Kalan oylar, aşırı sağın farklı tonları arasında dağılmış durumda: Aşırı dinci Harediler, 1990’larda Rusya ve Doğu Avrupa’dan göçen dindar olmayan aşırı milliyetçiler, bakan olmadan önce Somalili göçmenleri bir yüzme havuzuna çağırıp muz yedirdiği videosuyla meşhur olan Itamar Ben-Gvir’in yabancı düşmanı partisi bunlardan bazıları.</p>
<p><strong>Eisenkot sandıkta kazanıp </strong><strong>masada kaybedebilir</strong></p>
<p>Eisenkot’un hem Aşkenaz/seküler tabandan, hem de savaştan bıkan Mizrahi tabandan oy alması bekleniyor. Anketlere göre Eisenkot’un partisi Yashar son düzlüğe girerken Likud ile başabaş gidiyor. Ama önemli olan seçim sonrası koalisyonun nasıl kurulacağı. Her parti her partiyle koalisyon yapmıyor. Mesela, Rusların partisi “Biz Araplarla koalisyona girmeyiz!” diyor. Haredilerin partisi, “Haredileri askere almak isteyen partilerle koalisyona girmeyiz!” diyor (Bu arada, toplumun üçte birinin askere gitmemesi Anayasa’ya aykırıdır diyen İsrail Anayasa Mahkemesi’nin kararı henüz uygulanmadı). Bu yüzden Eisenkot seçimi sandıkta kazanıp, masada kaybedebilir. Üstelik karşısındaki Bibi, İsrail tarihindeki en önemli politikacılardan biri. Haftaya Bibi’nin yükselişini ve düşüşünü, ayrıca seçim sonrası ihtimalleri inceleyeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israilde-komutan-bibiyi-yenebilir-mi-83836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsrail’de komutan Bibi’yi yenebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ise-iade-davasi-sonucunda-yapilacak-odemeler-83835</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşe iade davası sonucunda yapılacak ödemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş Hukuku kapsamında iş güvencesi, işverenin işçinin iş sözleşmesini keyfi olarak feshetmesini engelleyen önemli bir mekanizmadır.</p>
<p>İş güvencesi kapsamında olan işçinin iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmadan feshedilmesi halinde, işçi tarafından işe iade talebiyle arabulucuya başvurulması ve arabulucu nezdinde anlaşma sağlanamazsa işe iade davası açılması mümkündür. Mahkeme tarafından feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verilmesi durumunda ise işveren açısından bazı ödeme yükümlülükleri gündeme gelmektedir.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesinde “feshin geçerli sebebe dayandırılması” hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>İşe iade davası için gerekli olan şartlar aşağıdaki gibidir:</p>
<p>- İş kanunu kapsamında çalışıyor olmak,</p>
<p>- İşyerinde 30 veya daha fazla işçinin çalışıyor olması,</p>
<p>- 6 aylık kıdem süresine sahip olmak,</p>
<p>- Belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışıyor olmak,</p>
<p>- İşveren tarafından iş sözleşmesinin keyfi veya geçerli bir sebebe dayanmaksızın feshedilmesi,</p>
<p>- İşveren vekili olmamak,</p>
<p>- Arabulucu nezdinde anlaşma sağlanamaması.</p>
<p>Yeraltı işlerinde çalışan işçiler açısından, işe iade davası şartlarından 6 aylık kıdem süresi şartı bulunmamaktadır.</p>
<p>İşe iade davası sonucunda yapılacak ödemeler, işçinin süresi içinde işe başvuru yapıp yapmamasına ve işverenin işçiyi işe başlatıp başlatmamasına göre değişmektedir. Bu nedenle işe iade kararının kesinleşmesinden sonraki süreç dikkatli yürütülmelidir.</p>
<p><strong>Kesinleşen karar </strong><strong>sonrası başvuru süreci</strong></p>
<p>Öncelikle işçi tarafından, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuru yapılması gerekmektedir. İşçi bu süre içinde başvuru yapmazsa, işveren tarafından yapılan ilk fesih geçerli fesih sayılır ve işveren yalnızca bu feshin sonuçlarıyla sorumlu olur.</p>
<p>İşçi süresi içinde işe başlamak için başvurursa, işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. Bu noktada işverenin iki seçeneği bulunmaktadır. İşveren işçiyi işe başlatabilir veya işe başlatmayabilir.</p>
<p>İşveren, işe iade kararı sonrasında işçiyi işe başlatırsa, işçiye en çok 4 aya kadar boşta geçen süre ücretini ödemelidir. Boşta geçen süre ücreti, işçinin fesih tarihinden sonra çalışmadığı ancak işe iade kararı nedeniyle çalışmış gibi kabul edildiği süreye ilişkin ücrettir. İşçi işe başlatılsa da başlatılmasa da boşta geçen süre ücreti ödenmelidir. Ayrıca boşta geçen süre, işçinin iş yerindeki kıdem süresine eklenmelidir.</p>
<p><strong>İşe başlatmama tazminatı </strong><strong>ve diğer ödeme kalemleri</strong></p>
<p>İşçi, süresi içinde işe başlamak için başvurmasına rağmen işe başlatılmazsa, boşta geçen süre ücretine ek olarak mahkeme kararında belirtilen sürelerde işe başlatmama tazminatı ödenmelidir.</p>
<p>İşe başlatmama tazminatı en az 4 aylık, en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenmektedir. İşe başlatmama tazminatı, işçinin işe başlatılmaması halinde muaccel hale gelmektedir.</p>
<p>Ayrıca işçiye, kıdem tazminatı/farkı, ihbar tazminatı/farkı ve yıllık izin ücreti/farkı ödemeleri de yapılmalıdır. İşveren tarafından gerçekleştirilen ilk fesihte kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti ödenmiş olsa dahi fark ödemelerinin hesaplanması göz ardı edilmemelidir. Eğer ilk fesih işveren tarafından haklı nedenle gerçekleştirilmiş ise kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ödenmemiş olacağından işe iade davasını kazanan işçinin işe başlatılmaması halinde mutlaka kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı da boşta geçen süre eklenerek hesaplanan kıdem süresi üzerinden ödenmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak işe iade davası sonucunda yapılacak ödemeler, işçinin kesinleşen karar sonrası süresinde başvuru yapmasına ve işverenin işçiyi işe başlatıp başlatmamasına göre belirlenmektedir. İşçi süresinde başvuru yapmazsa ilk fesih geçerli sayılır. Ancak işçi süresinde başvuru yaparsa, işe başlatılsa da başlatılmasa da en çok 4 aya kadar boşta geçen süre ücreti ödenmelidir. Bu süre ayrıca işçinin kıdem süresine eklenmelidir.</p>
<p>İşverenin işçiyi işe başlatmaması halinde boşta geçen süre ücretine ek olarak işe başlatmama tazminatı da gündeme gelir. Ayrıca kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti bakımından fark ödeme doğup doğmadığı kontrol edilmelidir. İlk fesihte bu ödemeler hiç yapılmamışsa veya eksik yapılmışsa, boşta geçen süre de dikkate alınarak yeniden hesaplama yapılmalıdır. Bu nedenle işe iade sürecinde ödeme kalemleri ayrı ayrı değerlendirilmeli yapılan her ödeme çalışanın bordrosunda yer almalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ise-iade-davasi-sonucunda-yapilacak-odemeler-83835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşe iade davası sonucunda yapılacak ödemeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-erken-sanayisizlesme-riski-83834</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de erken sanayisizleşme riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COVID sonrası dönemde, 2022-25 arasında, imalat üretimi Çin’de yaklaşık yüzde 20, Hindistan’da yüzde 18 artarken, bu oran Türkiye’de yüzde 5 ile sınırlı kaldı. Bu yılın ilk beş ayında ise sanayi üretiminde artış sadece yüzde 1 ile sınırlı kaldı.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin son yıllarda en çok konuşulan sorunları yüksek enflasyon, faiz ve reel döviz kuru oldu. Bu yüklerden en çok etkilenen sektörlerden biri sanayi oldu. Ve bugün geldiğimiz noktada yeni bir risk beliyor: erken sanayisizleşme.</p>
<p>Henüz yüksek teknolojili üretime yeterince geçemeden, verimlilik artışını sağlayamadan ve yüksek gelir grubuna kalıcı biçimde yükselemeden sanayinin ivme kaybetmeye başlaması, uzun vadeli büyüme açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.</p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) temmuz ayı meclis toplantısında da bu konu ele alındı. Son yıllarda eş zamanlı küresel, bölgesel ve yerel şoklara maruz kalan Türk sanayicisi, yüksek işletme ve finansman maliyetleri altında neden hâlâ yeni sanayi yatırımı yapmaya devam ettiklerini sorguluyordu. Daha da önemlisi sanayiciler, yeni bir sanayi politikası oluşturulmadığı takdirde, tünelin sonunda ışık göremediklerini ifade ettiler.</p>
<p><strong>Sanayi iki cephede aynı anda mücadele ediyor</strong></p>
<p>Bugün sanayi sektörü yalnızca Türkiye'deki ekonomik koşullarla mücadele etmiyor, küresel ekonomide de giderek sertleşen rekabet bulunuyor. Ticaret savaşları yükseliyor. Jeopolitik riskler yatırım kararlarını değiştiriyor. Enerji ve emtia fiyatlarındaki oynaklık üretim maliyetlerini artırıyor. Yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Çin ise artık yalnızca düşük maliyetli üretici değil; elektrikli araçlardan bataryaya, güneş panelinden makine sanayine kadar birçok alanda teknoloji, ölçek, kamu desteği ve finansmanı birlikte kullanarak küresel rekabetin kurallarını yeniden yazıyor. Üstelik Hindistan, Vietnam ve diğer Asya ekonomileri de küresel üretimden giderek daha fazla pay alıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin yükü daha ağır</strong></p>
<p>Türkiye ise bu küresel dönüşüme kendi yapısal sorunlarıyla birlikte yakalanmış durumda. En başat sorun yüksek enflasyon... Ardından yüksek faiz, finansman maliyetleri ve reel olarak değerlenen Türk lirası... Sonra zayıf iç talep, enerji ve işçilik maliyetleri... Bunların tamamı aynı anda sanayicinin üzerinde baskı oluşturuyor.</p>
<p>Üstelik bunlara uzun yıllardır çözülemeyen yapısal sorunlar da ekleniyor. Nitelikli iş gücü eksikliği, düşük teknoloji yoğunluğu, ölçek ekonomisinin oluşturulamaması, vergi sisteminden kaynaklanan yükler, hukuki, yönetişimsel ve kurumsal yapıdaki sorunlar…</p>
<p>Dolayısıyla bugün yaşanan sıkışmayı yalnızca yüksek faiz ya da kur tartışmasına indirgemek mümkün değil.</p>
<p><strong>Veriler alarm veriyor</strong></p>
<p>COVID sonrası dönemde, 2022-25 arasında, imalat üretimi Çin’de yaklaşık yüzde 20, Hindistan’da yüzde 18 artarken, bu oran Türkiye’de yüzde 5 ile sınırlı kaldı. Bu yılın ilk beş ayında ise sanayi üretiminde artış sadece yüzde 1 ile sınırlı kaldı.</p>
<p>İhracat tarafına baktığımızda da dolar/Euro kurundaki parite etkisine rağmen, toplam ihracatın yılın ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre azaldığını gördük.</p>
<p>İSO 500 verileri, 2024-2025 döneminde İstanbul merkezli büyük sanayi kuruluşlarının sayısının azaldığını gösteriyor. Bu gelişme, üretim faaliyetlerinin İstanbul dışına kaymasının ötesinde, büyük ölçekli sanayi şirketlerinin büyüme hızındaki yavaşlamaya da işaret ediyor.</p>
<p>Benzer tablo istihdam tarafında da dikkat çekiyor. İstanbul'un Türkiye imalat sanayi istihdamı içindeki payı 2016 yılında yaklaşık yüzde 26 düzeyindeyken, 2022 yılında yüzde 23'e, 2025 yılında ise yüzde 21'e kadar gerilemiş durumda. 2022 yılında yaklaşık 1,2 milyon kişinin çalıştığı İstanbul imalat sanayiinde, bu sayı 2025 yılında 1 milyona geriledi.</p>
<p><strong>Asıl risk yeni yatırım yapılmaması</strong></p>
<p>Erken sanayisizleşme, mevcut fabrikaların kapanmasıyla başlamaz. Asıl tehlike, üretimin azaltması ve yeni yatırımların ertelenmesi, orta ölçekli firmaların büyüyememesi ve sanayinin kendisini yenileyememesidir. Panel boyunca sanayicilerin en fazla üzerinde durduğu konu da tam olarak buydu.</p>
<p>Bu yüzden, üretimi, verimliliği ve teknoloji yatırımlarını merkeze alan yeni bir sanayi stratejisinin de gecikmeden ortaya konulması gerekiyor. Çünkü dünya sanayisinin yeni haritası bugün çiziliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-erken-sanayisizlesme-riski-83834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de erken sanayisizleşme Riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-500-ve-ikinci-500-verilerinin-karsilastirmali-analizi-83833</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 500 ve İkinci 500 verilerinin karşılaştırmalı analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSO 500 verileri, büyük sanayi kuruluşlarının küresel talepteki yavaşlamaya rağmen ihracatta dirençli kaldığını gösterirken, İSO İkinci 500’de ihracat yüzde 0,3 geriledi. Bu tablo, orta ölçekli sanayi şirketlerinin tedarik zinciri daralmaları, artan navlun ve maliyetler ile dış rekabete büyük firmalardan daha hassas olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Bu hafta, reel sektörün nabzını tutabileceğimiz önemli veriler haftasıydı.</p>
<p>Haftanın başında İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından İkinci 500 şirketleri ve bu şirketlere ilişkin veriler açıklandı.</p>
<p><strong>İSO, 1968 yılından bu yana her yıl “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” (İSO 500) araştırmasını yayınlıyor.</strong> Bu araştırmayı takiben, göreli olarak daha küçük ve orta ölçekli (KOBİ niteliğindeki) sanayi kuruluşlarını kapsayan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” (İSO İkinci 500) araştırması ayrı bir tarihte kamuoyuyla paylaşılıyor.</p>
<p>İSO tarafından 17 Haziran 2026 tarihinde açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” ve 20 Temmuz 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500)” araştırma sonuçları, Türk sanayisinin 2025 yılı performansını, makroekonomik dinamiklerini ve ölçek bazlı ayrışmalarını net bir şekilde ortaya koyma açısından benim son derece önemsediğim çalışmalar.</p>
<p><strong>Her iki veri seti birlikte değerlendirildiğinde, yüksek faiz ortamı ve daraltıcı para politikalarının yarattığı yüksek finansman maliyetlerinin hem dev hem de orta ölçekli sanayicilerin kârlılığını ciddi oranda erittiği net bir şekilde görülüyor. Ancak ihracat kabiliyeti, sermaye yapısı, istihdam esnekliği ve sektörel direnç bakımından İSO 500 ile kadın İkinci 500 arasında belirgin ayrışmalar yaşandığını bu yılki raporlarla daha net gördük. </strong></p>
<p><strong>Büyük sanayi ile KOBİ’ler </strong><strong>arasındaki makas açılıyor</strong></p>
<p>Bizler ve sanayiciler özellikle imalat sanayinin içinde bulunduğu durumu defaatle dile getirmemize rağmen, ekonomi yönetimi tarafından bu şikayetlerin pek de duyulmadığını tecrübe ettik ve ediyoruz.</p>
<p><strong>Her şeyden önce, ‘dev şirket’ ve ‘KOBİ’ ayrımı yaparken ölçek farkı nedeniyle bunu yaptığımızı belirtelim.</strong> Yoksa Türkiye’nin dev olarak gözüken şirketlerinin küresel ölçekte öyle dev olmadıklarını net bir şekilde biliyoruz.</p>
<p><strong>Bizim en dev şirketimiz TÜPRAŞ (698,8 milyar TL) ile en büyük KOBİ’miz Teksan Jeneratör (5.317 milyon TL) arasında, rapor dönemi verileri dikkate alındığında, ölçek farkı yaklaşık 130 kat. </strong></p>
<p>Rapordaki verileri dikkate aldığımızda, ilk 500 şirket arasına girmek için üretimden satışlara göre alt eşik 5.317 milyon TL (500. şirket) iken, İkinci 500 için alt eşik 2.220 milyon TL (1000. şirket). Aslında burada birbirlerine daha çok yaklaştıklarını görüyoruz.</p>
<p><strong>İhracatta orta ölçekli </strong><strong>sanayici daha kırılgan</strong></p>
<p>17 Haziran’da açıklanan İSO 500 verilerinde en dikkat çekici olumlu unsur, büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel talepteki yavaşlamaya rağmen ihracatta sergilediği güçlü direnç ve artış performansıydı. Buna karşın 20 Temmuz’da açıklanan İSO İkinci 500 verilerinde ihracat yüzde 0,3 oranında gerilemiş görünüyor. <strong>Bu durum, orta ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel tedarik zincirlerindeki daralmalara, artan navlun ve maliyet baskılarına ve dış pazarlardaki rekabetin yoğunlaşmasına karşı, büyük firmalara kıyasla çok daha hassas olduğunu gösteriyor</strong>.</p>
<p><strong>Hükümetin Orta ve Küçük Boy İşletmelere (KOBİ) çokça önem verdiğini biliyoruz.</strong> KOBİ’ler hem yaygınlık hem de istihdam açısından Türkiye’de önemli bir yer tutuyor. <strong>Yıllardır Türkiye’de ne pahasına olursa olsun büyümenin tercih edilmesi bu yaygınlık etkisiyle oldu.</strong> Uygulanan ekonomi politikasının KOBİ’lere etkisinin daha fazla olması, rahatsızlığın artık imalat sektöründe daha geniş bir kesime yayıldığı anlamına geliyor.</p>
<p>Analize devam edersek;</p>
<p><strong>Her iki grupta da yüksek faiz politikası ve finansmana erişim zorlukları en temel sorunlar olarak öne çıkıyor.</strong> İSO 500’de faaliyet kârının finansman giderlerine oranı yüzde 86,1 seviyesinde gerçekleşirken (bir önceki yıl yüzde 96 seviyelerinden hafif gerileme), İSO İkinci 500’de bu oran 5,8 puanlık artışla yüzde 86,7’ye yükselmiş durumda. İkinci 500 şirketinin toplam finansman giderleri yüzde 45,2 artarak 138 milyar TL’ye ulaşmış, faaliyet kârı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’de kalmış. <strong>Bu veriler, özsermaye yapısı daha zayıf olan orta ölçekli sanayicinin banka kredilerine ve yüksek borçlanma maliyetlerine çok daha bağımlı hale geldiğinin de bir kanıtı aslında. </strong></p>
<p><strong>Finansman yükü reel sektörü </strong><strong>kur riskine sürüklüyor</strong></p>
<p>Hazır finansmana erişimdeki zorluklardan bahsetmişken, 22.Temmuz 2026’da gelen Mayıs 2026’ya ilişkin <strong>‘Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülükleri’</strong>nden bahsetmemek olmaz.</p>
<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre reel sektörün döviz yükümlülükleri, Mayıs 2026 itibarıyla 392,4 (392.377) milyar dolarla, 2013’ten bu yana tutulan veri setinin en yüksek seviyesine çıkmış durumda.</strong> Aynı dönemde net döviz pozisyonu açığı 204,4 milyar dolar oldu. Daha önce, 2018 Mart ayında gördüğümüz rekora çok yakınız (207,9 milyar dolar).</p>
<p><strong>Yurtiçi finansmana erişim zorlaştıkça, reel sektörün yurt dışı borçlanmaya yüklendiğini görüyoruz.</strong> <strong>Döviz cinsinden borçlanmalar kur riskini de beraberinde taşıyor.</strong> <strong>Sürekli döviz artsın telkini verenlerin işin bu tarafına da bakmalarında fayda var. </strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı bana göre, en başından beri enflasyonla mücadeleden daha ziyade döviz likiditesi noksanına karşı alınan önlemler sepetinden oluşan bir programdı. <strong>Fakat uygulanan programın süresinin uzaması ve bence enflasyonla mücadelede başarısız olunması, ülkeyi erken sanayisizleşme riskine taşımışken, şimdi bir de reel sektör kur riskini üstlenmiş durumda.</strong> Bu durum, düşük kur ve yüksek faiz sarmalından Türkiye’nin çıkmasını her geçen gün daha da zorlaştırıyor ve maliyetli hale getiriyor.</p>
<p><strong>Borçluluk artıyor, istihdam </strong><strong>ve yabancı sermaye geriliyor</strong></p>
<p>Yine rapora geri dönelim. İSO 500 şirketleri ölçek ekonomisi ve yüksek katma değerli üretim yapıları sayesinde istihdam seviyelerini koruma eğilimi gösterirken, İSO İkinci 500’de istihdam yüzde 2,2 oranında gerilemiş. Bununla birlikte, brüt ödenen maaş ve ücretlerin yüzde 37,3 artmasıyla çalışan başına düşen işgücü maliyeti yüzde 40,4 oranında yükselmiş. <strong>Orta ölçekli firmalar, bir yandan reel işgücü maliyet artışlarıyla karşılaşırken, diğer yandan personel sayısını azaltarak ayakta kalmaya çalışmış.</strong> <strong>Yine bu durum yaygınlık etkisi nedeniyle hükümetin hiç de istemeyeceği bir durum aslında.</strong></p>
<p>İSO İkinci 500’de aktif toplamı yüzde 29,9 büyürken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşmiş. Bu durum, <strong>İkinci 500’ün kaynak yapısını yeniden ağır borç ağırlıklı hale getirmiş ve borçların toplam kaynaklar içindeki payını yüzde 51,8’e yükseltmiş.</strong> İSO 500 şirketlerinde ise kurumsal finansman araçları ve yabancı sermaye ortaklıkları sayesinde borçluluk yapısı daha dengeli yönetilebilmiş.</p>
<p>Sermaye piyasalarına aslında hiç oralarda olmaması gereken şirketler peşi sıra gelirken, <strong>İSO İkinci 500 içerisinde halka açık şirket sayısı 4 adet artarak 43’e ulaşmış ve tarihsel ölçekte rekor seviyeye çıkmış.</strong></p>
<p>Geleneksel banka kredilerinin maliyetli hâle gelmesi, orta ölçekli şirketleri sermaye piyasalarına ve halka arz modeline yönlendirdiği çok açık. <strong>Keşke SPK, ISO 500 ve İkinci 500 şirketlerini halka arz konusunda daha fazla ikna etmeye çalışsa demekten kendimi alamıyorum.</strong></p>
<p>Buna karşılık, İkinci 500’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 5 azalarak 62’ye gerilemiş; bu durum orta ölçekli segmentte yabancı yatırımcı ilgisinde hafif bir geri çekilmeye işaret ediyor.</p>
<p>Burada da dikkatli olunması lazım.</p>
<p><strong>Türkiye aynaya bakıp: “Ben neden doğrudan yabancı sermaye çekemiyorum? Çekmeyi bırak. Neden daha önce gelmişler, şimdi gidiyorlar?” diye sorgulamalı bence</strong>.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-500-ve-ikinci-500-verilerinin-karsilastirmali-analizi-83833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/55-1784868617.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500 ve İkinci 500 verilerinin karşılaştırmalı analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakamlarla-siyasetin-son-hali-83832</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rakamlarla siyasetin son hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Area Araştırma, Temmuz 2026 araştırmasını yayımladı.</p>
<p>İçinde çok fazla veri barındıran bu araştırmanın birkaç başlıktaki rakamlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Doğal olarak bunlar, mevcut hükümetin durumu ve yeni kurulacak partinin potansiyeline ilişkin olacak. Araştırmada Türkiye-NATO ilişkilerinden ekonomiye, siyasi kişiliklerden partilerin mevcut durumuna çok sayıda veri var. Dileyenler Area Araştırma’dan bu verilere ulaşabilir.</p>
<p>Gelelim bizim seçtiğimiz rakamlara, verilere...</p>
<p>Malum, bir taraftan kurulacak yeni partinin yüzde 60’lara varan bir oy alacağını savunanlar var, diğer yanda iktidarın mevcut oyunu koruduğunu savunanlar...</p>
<p>Bir yanda mevcut CHP yönetiminin barajı bile aşamayacağını savunanlar var, diğer yanda muhalefetin çıkaracağı cumhurbaşkanı adayı için toto oynayanlar...</p>
<p>Rakamlara bu çerçevede bakalım...</p>
<p>Misal, kararsızlar dağıtıldığında AK Parti yüzde 34’lerde görünüyor. Özel’in yeni partisi ise yüzde 19’larda... Yüzde 1 bile alamaz denilen CHP yüzde 12’lerde, Anahtar Parti ise yüzde 3’lerde...</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a62edb40964f-1784868276.png" alt="" width="324" height="548" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a62edbb10290-1784868283.png" alt="" width="327" height="497" /></p>
<p>Ekonomi meselesine gelince... Ankete katılanların yüzde 71’i ekonomi yönetimini başarısız, yüzde 26’sı başarılı buluyor. Ki bu rakamlar muhalefetin ilk seçimlerde iktidar olacağı iddiasına dayanak teşkil ediyor.</p>
<p>Fakat ilginç bir şekilde, Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk iddiasıyla yargılandığı dava hakkındaki, “Kanaatiniz nedir?” sorusuna verilen yanıtlarda, “Yolsuzluk ve usulsüzlük olduğuna inanıyorum, iddialar doğrudur” diyenlerin oranı yüzde 37. “Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına katılmıyorum, iddialar siyasi amaçlıdır” diyenlerin oranı ise yüzde 45...</p>
<p>“CHP Genel Başkanlığı’na dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına karşı ahlak vurgusuyla partiyi arındırma vaadini nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna ise ankete katılanların yaklaşık yüzde 30’u “Olumlu karşılıyorum” yanıtını veriyor…</p>
<p>Bir başka ilginç veri de şu: “Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun, 1980’lerde Özal’ın kurduğu ANAP gibi tüm siyasi eğilimleri kapsayan bir parti kurması durumunda oy verme davranışınız nasıl olur?” sorusunu ankete katılanların yüzde 49,6’sı “oy vermem” diye yanıtlıyor…</p>
<p>Area Araştırma Başkanı Murat Karan ise tabloyu şöyle özetliyor:</p>
<p>“Öncelikle yaptığımız işin anın fotoğrafını çekmek olduğunu hatırlatmak isterim. Kararsızların oranının %15’lerde olması da bunu destekliyor. (CHP ile ilgili sorularımızda fikir belirtmeyen ve kararsızların oranları %18’lere kadar çıkıyor). Özgür Özel’in kurulacağını ifade ettiği parti ile birlikte bugün ittifaksız bir şekilde 5 partili bir meclis aritmetiği karşımıza çıkıyor. Muhalefetin içinde bulunduğu karışıklık iktidar kanadının kendisini toparlamasına yardımcı olmuş gibi görünüyor (AK Parti-MHP toplamı %42,3). Beş partili bu meclis aritmetiği siyasetin ruhu gereği her türlü ittifaka açık olacaktır. AK Parti’nin özellikle dış politikada ve ‘Terörsüz Türkiye Süreci’nde geniş katılımlı toplumsal mutabakat arayışları söz konusu ittifakları mümkün kılabilir.</p>
<p>Özgür Özel’in partisi %19,4’lük bir ilk rüzgârla siyaset hayatına başlıyor ve CHP’nin önünde görülüyor. Ancak iki partinin toplamında gözle görülür bir artış tespit edilmiş değil (%31,2). Öncelikle ana muhalefet, seçimle birlikte iktidar yürüyüşü hedefiyle yola çıkan Özgür Özel ve yeni partinin kurucu kadrolarının sadece iktidar bloğu ile değil ülkenin içinde bulunduğu siyaset ikliminin yarattığı muhalefet kültürüyle de mücadele edebilecek yapıda olması bekleniyor.  %50,1 in ülkeyi yönetmek demek olduğu yeni sistemde Özgür Özel ve arkadaşlarının siyasi yelpazenin neresinde duracağı, Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı (ki Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ile ilgili olumsuz kanaatin olumlu kanaatten yüksek olduğunu göze çarpıyor), ülkeyi yönetmek için liyakatli ve ehil kadroları kurup kuramayacağı ilerleyen süreçte cevap bekleyen en temel sorular olarak karşımızda duruyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakamlarla-siyasetin-son-hali-83832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rakamlarla siyasetin son hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ancak-tarim-devrimiyle-kiyaslanabilir-83831</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ancak tarım devrimiyle kıyaslanabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Neden dünyanın her yerindeki ekonomiler giderek daha oligopol bir nitelik kazanıyor? İlk neden dijital teknolojinin her türlü ekonomik başarıyı büyütme yeteneği. Herhangi bir dijital girişimde başarılı olduğunuz an artık pazarınız sadece kendi ülkeniz değil, tüm dünya.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımda yapay zekânın ekonomide meydana getireceği dönüşümün sanayi devrimi ile kıyaslanmasının yanlış olduğunu belirterek, yapay zekâ nedeniyle kitlesel iş kayıpları yaşanacağını ve <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-umutlar-varsayimlar-gercekler-82908" target="_blank" rel="noopener">bu kayıpların muhtemelen telafi edilemeyeceğini</a> yazmıştım. Bugünkü yazı onun devamı niteliğindedir.</p>
<p>10 Temmuz’da yayımlanan bu yazıdan sadece dört gün sonra aralarında Acemoğlu, Stiglitz ve Johnson gibi Nobel sahibi isimlerin de bulunduğu 200 ekonomist ve teknoloji lideri bir bildiri yayımlayarak, yapay zekânın sanayi devriminden çok daha hızlı ve kuvvetli bir dönüşüme yol açacağını belirtti ve kitlesel işsizlik tehlikesi hakkında kamuoyunu uyardı. Meraklısı için bu kısa ama çok önemli bildirinin tam metnini içeren bir bağlantı aşağıda.   </p>
<p>https://economictimes.indiatimes.com/news/new-updates/we-must-act-now-eric-schmidt-reid-hoffman-joseph-stiglitz-among-200-who-just-sounded-the-alarm-on-ai/articleshow/132386545.cms?from=mdr</p>
<p>Bu kadar ekonomist ve teknoloji liderinin benimle aynı riski görmesi, aynı şekilde tarif etmesi ve bunu ortak bir bildiri yayınlayacak kadar önemsemesi elbette beni çok mutlu etti. Aynı zamanda da şaşırttı, çünkü “İki ekonomistin olduğu yerde en az üç farklı fikir vardır” diye bir şaka vardır ve bu şaka boş yere çıkmamıştır. Gerçekten de ekonomistler çok ender olarak bir konuda hemfikir olurlar. 200 ekonomist ve teknoloji liderinin aynı fikirde olması çok şaşırtıcı ve yapay zekâyı ne kadar riskli gördüklerini gösteriyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ yalnızca işleri değil, </strong><strong>toplumsal kurumları da dönüştürecek</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ tarım devrimi gibi bütün alanları etkileyebilir:</strong> İnsan kültürünün bütün alanlarını etkileyen tek bir dönüşüm yaşadık tarihte. Tarım devrimi. Yapay zekâ bu güçte bir dönüşüm için ikinci olmaya aday. Çünkü yapay zekâ sadece işsizlik yaratmayacak. Oluşan ekonomik ortam aileden devlete, demokrasiden sosyal güvenlik sistemine kadar bir dizi alanı ve toplumsal kurumu çok ciddi ölçüde zedeleyecek, hatta yok edecek. Bu nedenle bildiriyi önemsemek gerekiyor.</p>
<p><strong>İşsizlik kadar büyük bir tehlike oligopolleşme eğilimidir:</strong> Yapay zekâ devrinde işsizlik kadar önemli başka bir riskin de Dünya ekonomisindeki oligopolleşme eğilimi olduğunu/olacağını belirtelim. Bu riskin ortaya çıkış nedeni sadece yapay zekâ değil. Dijital teknoloji de bu riskin ortaya çıkmasında yapay zekâyı destekliyor. Oligopolleşme eğilimi yapay zekâyla değil, dijital teknolojinin ortaya çıkmasıyla başladı. 1990’lardan beri Dünyada gelir ve servet dağılımı giderek bozuluyor. Ayrıca yoğunlaşma da pek çok sektörde artıyor ve bu süreç Pandemiden sonra hızlanmış görünüyor.</p>
<p>Peki neden dünyanın her yerindeki ekonomiler giderek daha oligopol bir nitelik kazanıyor? İlk neden dijital teknolojinin her türlü ekonomik başarıyı büyütme yeteneği. Herhangi bir dijital girişimde başarılı olduğunuz an artık pazarınız sadece kendi ülkeniz değil, tüm dünya. Ayrıca şirketlerin düzenli bir şekilde kişisel bilgilerinizi alıp, bunu tüketim alışkanlıklarınızı öğrenmek ve manipüle etmek için kullanması da bu “başarıyı büyütme” eğilimini güçlendiriyor.  </p>
<p><strong>Oligopolleşme, kitlesel </strong><strong>işsizlik kadar kötü bir şey</strong></p>
<p>İkinci bir faktör yapay zekânın maliyet ve operasyon gereklerini, işgücü ihtiyacını azaltması nedeniyle şirketlerin çok daha hızlı bir şekilde sermaye biriktirebilmesi. Böyle bir ortamda diğerlerinden sadece biraz daha başarılı olan bir firma kendi sektöründeki diğer rakipleri büyük bir oburlukla yutabiliyor ve piyasa hızla oligopolleşiyor hatta bazen tekelleşiyor.</p>
<p>Peki oligopolleşme o kadar kötü bir şey mi? Evet, bu kitlesel işsizlik kadar kötü bir şey çünkü böyle bir ortamda ekonominin bütün yapısal unsurları ağır ağır bozulur. Kaynak dağılımında etkinlik düşer, enflasyon yükselir, düşen verimlilik kitlesel işsizliği kalıcı hale getirir. Refah kaybı ve pahalılık el ele gider. Gelir dağılımı bozulur.</p>
<p>Yapay zekânın getireceği risklere karşı çözümün ne olduğunu henüz bilmiyoruz ama işe gelmekte olan ekonomik dönüşümü gerçekçi bir şekilde anlamakla, gereksiz ve atalet yaratıcı bir iyimserlikten kaçınarak başlamalıyız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ancak-tarim-devrimiyle-kiyaslanabilir-83831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ancak tarım devrimiyle kıyaslanabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretirsek-var-oluruz-uretmezsek-yok-oluruz-83830</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretirsek var oluruz, üretmezsek yok oluruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye üretmek ve ürettiğini satmak zorunda... Ancak üretimi adeta cezalandıran ekonomi politikaları, sanayisizleştiriyor, tüketim bağımlısı haline getiriyor, yeteneklerimizi harcatıyor.</strong></p>
<p>Bir millet üretirse var olur, <strong>üretmezse tarih sayfalarından silinir</strong>. Üretim, sadece <strong>mal</strong> değil; <strong>bağımsızlık</strong>, onur ve gelecektir. Üretim, özellikle <strong>imalat sanayi;</strong> ekonomik varlık, <strong>bağımsızlık</strong>, istihdam ve <strong>kalkınmanın</strong> temelidir; <strong>tüketim odaklı</strong> veya <strong>ithalata bağımlı</strong> <strong>modeller</strong> ise mutlak <strong>çöküşe</strong> yol açar.</p>
<p><strong>Üretimden uzaklaşmak</strong>, bir ülkenin <strong>kendi kaderini başkalarının eline</strong> bırakmasıdır. Tüketirken zengin görünürüz ama <strong>üretmezsek yok oluruz</strong>. Tarih şunu öğretiyor: <strong>Üreten uluslar yükselir</strong>, tüketenler ise <strong>borç</strong> ve <strong>bağımlılık batağında</strong> kaybolur. Ya <strong>üretiriz</strong> ya da <strong>başkalarının ürettiğine</strong> mahkûm oluruz.</p>
<p><strong>KÜRESEL KRİZDEKİ YUNANİSTAN’A BAK VE GÖR ÜRETİMSİZLİK HALİNİ</strong></p>
<p>Ekonomik çarpan etkisi <strong>için</strong> her <strong>1 dolarlık üretim</strong>, ekonomide <strong>2-3 kat</strong> daha fazla değer yaratır. <strong>Üretim durursa</strong> sadece <strong>fabrikalar</strong> değil, <strong>tedarik</strong> zincirleri, <strong>istihdam</strong>, <strong>refah</strong> da çöker. <strong>Siyasi bağımsızlık üretimle pekişir</strong>. İthalata mahkûm bir ekonomi, <strong>karar alma özgürlüğünü</strong> kaybeder, <strong>müstemleke</strong> olur.</p>
<p><strong>Üretmezsek</strong>, dış ticaret açığı büyür<strong>, döviz rezervleri</strong> erir, <strong>gençler işsiz</strong> kalır, <strong>gelecek nesillerin hayatı</strong> zorlaşır. <strong>Üretim devrimi</strong> yapmazsak, <strong>varlığımız</strong> tehlikededir. Üretirsek var olur, <strong>kalkınır</strong> ve <strong>lider</strong> oluruz. Sadece üretmek de yetmez; <strong>katma değerli</strong> sanayilere, <strong>verimli tarıma</strong> ve <strong>güçlü savunmaya</strong> mecburuz.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Üretimsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Dünyada üretim liderleri?</em></strong></p>
<p><strong>Çin</strong>, küresel üretiminin <strong>%30</strong>’unu yapıyor. ABD ise <strong>%17</strong>’sini... ABD üretime harcadığı <strong>1 $ </strong>ile ekonomisine <strong>2,69 $</strong> katıyor. <strong>Büyük ekonomilere</strong> bakın; her biri, <strong>teknolojik verimli</strong> üretiyor.</p>
<p><strong><em>Türkiye’de durum nedir?</em></strong></p>
<p><strong>Sanayi, bir şeyden çok üretmek demektir</strong> ve ekonomi içindeki payımız <strong>%16,8’e gerilemiş</strong> durumda. Hele ki <strong>üretimi soğutan OVP</strong> yüzünden <strong>enflasyon</strong> inemiyor, <strong>faiz</strong> gerilemiyor, <strong>batağa</strong> saplanıyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İSTİHSAL, İSTİKLÂL, İSTİKBAL, İSTİKRAR... ÜRETİMİN 4 TEMEL DİNAMİĞİ</strong></p>
<p>“<em>Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklâl ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar</em>.” <strong>Mustafa Kemal</strong> <strong>Atatürk</strong>’ün bu sözü, tereddüt döneminden geçen <strong>Türkiyemiz için altın değerinde</strong> bir öğüt hâlâ...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÜRETİM SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Üretim</strong>: Hammaddeleri ve kaynakları insan ihtiyaçlarını karşılayacak mal ve hizmete dönüştürme</p>
<p><strong>Tüketim</strong>: Üretilen mal ve hizmetlerin insanlarca satın alınıp kullanılması, harcanması, faydalanılması</p>
<p><strong>İmalat sanayi</strong>: Hammadde, yarı mamulü; makine, emek kimyasal işlemlerle yeni ürüne dönüştürme</p>
<p><strong>Üretimsizlik</strong>: Ekonomide, sektörde, bireysel düzeyde mal ve hizmet ortaya koymadaki yetersizlikler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretirsek-var-oluruz-uretmezsek-yok-oluruz-83830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretirsek var oluruz, üretmezsek yok oluruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-faiz-kolay-kolay-dusmez-83829</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu faiz kolay kolay düşmez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu temmuz ayı toplantısında da faizi değiştirmedi. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 37’de, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borç alma faiz oranı ise yüzde 35,5’te sabit tutuldu. Merkez Bankası’ndan zaten bir faiz indirimi kararı gelmesi de beklenmiyordu.</p>
<p>Bu faiz oranları, olumlu ya da olumsuz belirgin gelişmeler yaşanmadığı takdirde bir sonraki toplantının yapılacağı 10 Eylül’e kadar uygulanacak. Dolayısıyla mart ayından beri fiilen yüzde 40 olan politika faizi altı ayı aşkın süre bu düzeyde kalmış olacak.</p>
<h2>Temmuzda yükseliş var</h2>
<p>PPK toplantısından sonra yapılan açıklamada enflasyonun ana eğiliminin haziran ayında sınırlı bir miktarda gerilediği, ancak öncü verilerin ana eğilimin temmuzda geçici bir yükselişe işaret ettiği vurgulandı.</p>
<p>Aslında Merkez Bankası enflasyonda yalnızca bir aylık değerlendirme yapıyor gibi görünüyor ama ay zikredilmeden örtülü biçimde gelecek dönemdeki beklentinin ne yönde olduğu da ifade ediliyor. Örneğin ne deniliyor:</p>
<p><strong>“Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girmiştir.”</strong></p>
<p>Daha şunun şurasında bu ayın ilk haftasında 71-72 dolara kadar gerileyen petrol fiyatlarının, savaşın harlanan ateş gibi adeta yeniden başlamasıyla 100 doları zorlaması karşısında Merkez Bankası daha ne desin…</p>
<p>Ya da enflasyonun temmuz ayında yeniden yükselme eğilimine girdiğini gören Merkez Bankası faizi sabit tutmaktan başka ne yapsın…</p>
<p>Gerçi zaten faizde bir indirim beklentisi hemen hemen hiç yoktu da acaba bir karar almayı gerektirmeksizin atılacak bir adımla fonlama gecelik kanaldan haftalık repo kanalına kaydırılır ve böylece fiili faiz yüzde 40’tan yüzde 37’ye çekilebilir mi, düşüncesi vardı; ama o da uzun süre olmayacak.</p>
<h2>Ne zamana kadar?</h2>
<p>O süre ne zamana kadar mı? Gerek iç, gerekse dış koşullar çok sık ve radikal değişikliklere uğruyor ve bu yüzden tahmin yürütmek hiç kolay değil ama öyle görünüyor ki bir sonraki PPK toplantısının yapılacağı eylül ayına kadar sanki bu şekilde gidileceği kesin gibi.</p>
<p>Çünkü yaşanması muhtemel değişiklikler, piyasaların ve dolayısıyla Merkez Bankası’nın bir anda rahatlamasını sağlayacak gelişmeler olmayacak ki. Bu değişiklikler ne yazık ki olumlu yönde değil. Üstelik tam tersine gidişatın daha olumsuz olabileceği algısı var ve bu yüzden de 10 Eylül’de yapılacak bir sonraki PPK toplantısına kadar faizler çok muhtemeldir ki değiştirilmeden bu düzeyde uygulanacak.</p>
<p>Zaten şu an kağıt üstünde yüzde 37, fiilen yüzde 40 olan faizleri değiştirmek için olağanüstü bir PPK toplantısı gerekiyor. Ama halen fiilen yüzde 40 olan faizi yüzde 37’ye çekmek için bir toplantıya gerek yok. Merkez Bankası bu değişikliği istediği an yapabilir ve bunun için küçük bir açıklama yeter.</p>
<p>Ama 10 Eylül’e kadar bunun yapılması da pek mümkün görünmüyor.</p>
<h2>Sonrası da karanlık </h2>
<p>Daha da ötesi, 10 Eylül’dekinin yanı sıra 22 Ekim ve 10 Aralık’ta yapılacak yılın son iki toplantısında bu faiz oranlarında kayda değer bir değişiklik söz konusu olabilir mi, o bile tartışmalı.</p>
<p>Petrol 95 doların üstüne çıkmış ve 100 doları zorluyor; akaryakıttaki eşel mobil uygulamasının ekim ayı başında kaldırılmasına ve gelecek tüm zamların pompaya yansıtılmasına karar verilmiş, enerji kaynaklı enflasyon artışını Merkez Bankası da tabii ki görüyor ve ona göre artık ne kadar alabilirse, önlem almaya çalışıyor. Bu koşullarda, halen yüzde 32 dolayında olan yıllık enflasyonu çok daha aşağılara çekmek nasıl mümkün olacak.</p>
<p>Enflasyon bu dolaylarda seyrederken faizi tutup enflasyona iyice yaklaştırmak, yani şu anda faizle enflasyon arasında bulunan 7-8 puanlık makası hızla daraltmak, doğru bir adım olabilir mi?</p>
<h2>Pusuda bekleyen dövizciler… </h2>
<p>Diğer taraftan <strong>“Döviz patladı patlayacak”</strong> diye adeta el ovuşturan bir kesim var. Vatandaş dövizden kesinlikle vazgeçmiyor ve her an tetikte. Faizin çok düştüğü ya da düşeceği algısının oluştuğu an dövize yeniden hücum olabilir.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin en son isteyeceği herhalde budur.</p>
<p>Enflasyonu aşağı çekmede kurun az artması ve talebin düşmesi dışında bir araç yokken bu araçların en önemlisi olarak görülen kurla ilgili gidişatı tümüyle değiştirecek bir adım atılır mı?</p>
<p>Bu köşede 20 Temmuz’da da yazdım; vatandaşın bankalarda 15,6 trilyon lira mevduatı var ve bu mevduatın 9,1 trilyonu Türk parası, 6,5 trilyonu döviz cinsinden. Yani her 100 birim tasarrufun 58’i TL, 42’si döviz. Kaldı ki yastık altındaki miktar bilinmiyor. Döviz çok uzun süredir enflasyon kadar artmadığı halde durum böyle. Ya bir de dövizi tetikleyecek şekilde faiz indirimi olursa…</p>
<p>Bu köşede 20 Temmuz’daki yazımın başlığını bu yüzden <strong>“Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki”</strong> diye attım zaten.</p>
<p>Türkiye’de özellikle siyasette olan bitenler ve bölgedeki gidişata bakınca zaten dünkü toplantıda bir faiz indirimi beklenmiyordu da, öyle görünüyor ki gelecek üç toplantı için de öyle fazla hareket alanı bulunmuyor.</p>
<p>Sembolik düzeyde bir indirimle yetinmek durumunda kalınabilir. Şimdiden bir yargıda bulunmak zorsa da yıl sonu için dile getirilen yüzde 34-35 dolayındaki tahminler sanki biraz iyimser kalıyor gibi. Hele hele enflasyon yüzde 30’un altına indirilemezse, ki indirilmesi çok zor görünüyor, faiz de en azından bugünün haftalık repo ihale faiz oranı olan yüzde 37’nin altına çekilemeyecektir. Yani önümüzdeki süreçte yapılabilecek olan, en fazla bugünün kağıt üstündeki faizi olan yüzde 37’yi fiili faiz haline getirmek olabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-faiz-kolay-kolay-dusmez-83829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu faiz kolay kolay düşmez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kale-jet-motoru-airshowda-vitrine-cikti-kilo-basina-ihracat-geliri-5-bin-dolari-buldu-83827</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kale Jet Motoru, Airshow’da vitrine çıktı, kilo başına ihracat geliri 5 bin doları buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur</strong>’un davetiyle gittiğimiz <strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>na (FIA) katılan Türk şirketleri arasında dikkati çekenlerden biri <strong>“Kale Jet Motorları” </strong>ve <strong>“Kale Anda”</strong>nın standı oldu.</p>
<p>Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili <strong>Osman Okyay</strong>’la <strong>“FIA Airshow”</strong>a katılımlarıyla ilgili yazışırken, 11 Haziran 2021’de yayınlanan yazıma denk geldim:</p>
<ul>
<li><strong>Çok damdan düştük ama yerli jet motoru seri üretime artık hazır…</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a62e92b7d26b-1784867115.jpg" alt="" width="700" height="525" />
<figcaption><strong>Osman Okyay</strong></figcaption>
</figure>
<p>Kale Grubu Başkanı ve CEO’su <strong>Zeynep Bodur Okyay </strong>ve Başkan Vekili <strong>Osman Okyay</strong>’la görüntülü platformda gerçekleşen sohbette savunma-havacılık sektöründeki işleriyle ilgili şu mesaj ortaya çıkmıştı:</p>
<p>-          <strong>Savunma ve havacılık sektöründeki işlerimizde Rolling Coaster’da gibi yol aldık. </strong>“Git-gel”<strong>ler yaşadık ama </strong>“İşimize bakalım” <strong>dedik.</strong></p>
<p><strong>Osman Okyay, </strong>milli projelerle ilgili şu bilgileri paylaşmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Ar-Ge ve inovasyona çok ciddi kaynak ayırıyoruz. Ekibimiz çok özverili çalıştı. Gaz türbinli motorlarda kabiliyet kazandık. Turbo jet motoru </strong>“KTJ 3200”<strong>ü yaptık. İlk motorun kalifikasyon testleri sürüyor.</strong></li>
<li><strong>Motorun komponentlerinin tamamı yerli. Temel hammaddeler elbette ithal ediliyor. Ancak, komponent olarak dışa bağımlılık yok.</strong></li>
<li><strong>Çok damdan düştük ama sonunda yaptık. Bu tür işlerde hiçbir ülke ve şirket bilgi paylaşmıyor. Böyle bir durumda da damdan düşerek öğrenmek gerekiyor. </strong>“KTJ 3200”<strong>ün seri üretimine bu yıl başlayacağız.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>nda (FIA) <strong>“Kale Jet Motorları” </strong>ve <strong>“Kale Anda”</strong>nın standına uğrayamayınca <strong>Osman Okyay</strong>’dan bilgi notu istedim.</p>
<p><strong>Okyay, </strong>Kale Grubu’nun havacılık ve savunma alanında Türkiye’de gelişme yolundaki güçlü ekosistemin önemli aktörlerinden biri olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          “Kale Jet Motorları” <strong>ve </strong>“Kale Andar” <strong>şirketlerimizle FIA’da özgün jet motorları, elektromekanik sistemler alanındaki kabiliyetleri ve yeni nesil savunma çözümlerimizle Türkiye’nin yerli ve milli yetkinliklerini bir kez daha gözler önüne serdik.</strong></p>
<p><strong>“Kale Jet Motoru” </strong>üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dünyada füze ve insansız hava aracı sistemleri alanında savunmada ihtiyaç duyulan özelliklerle donatılan ve Türkiye’nin ilk jet motoru ihracatını Brezilya’ya gerçekleştiren </strong>“KJM”, <strong>bu fuarda birçok potansiyel ihracat müşterisi ile görüşmeler gerçekleştirdi.</strong></p>
<p><strong>“KTJ-3200”</strong>ün Türkiye’nin ilk yerli jet motoru olarak bilindiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          “KTJ-3200”<strong>ü geliştiren ve bugün </strong>“SOM” <strong>ile </strong>“Atmaca” <strong>füzelerini bu motorun varyantlarıyla güçlendiren, ayrıca </strong>“KTJ-1750” <strong>ve </strong>“KTJ-3700” <strong>motorlarıyla </strong>“Çakır” <strong>ve </strong>“Atmaca” <strong>füzelerine de iti</strong><strong>ş gücü</strong><strong> sağlayan </strong>“KJM”, <strong>Farnborough’da yerli üretimin geldiği noktayı dünyaya gösterdi.</strong></p>
<p>İnsansız sistemlerden insanlı platformlara, akıllı güdüm çözümlerden kritik uçuş sistemlerine kadar geniş bir alanda çözüm sağlayan <strong>“Kale Andar”</strong>ın da fuarda yoğun talep gördüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Elektromekanik sistemlerin motor grupları, aktarma sistemleri ve elektronik alt sistemlerini aynı çatıda tasarlayıp üreten entegre yapıyla öne çıkan </strong>“Kale Andar”, <strong>savunma ve havacılık sanayinde ihtiyaç duyulan kritik alt sistemlerin geliştirilmesinde önemli rol üstleniyor.</strong></p>
<p>Şu noktaya bir kez daha işaret etti:</p>
<p>-          <strong>İki şirketimizin Farnborough’daki güçlü temsili, Kale Grubu’nun Türkiye’nin savunma sanayi vizyonuna verdiği desteğin ve yerli teknoloji üretimindeki iddiasının en somut göstergelerinden biri oldu.</strong></p>
<p><strong>Osman Okyay</strong>’a <strong>“Kale Jet Motoru”</strong>nun kilo başına ihracat değerini sordum, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilo başına ihracat gelirimiz 5 bin doları buluyor…</strong></p>
<p>Türkiye, bir taraftan <strong>“Kaan”</strong>a motor için Başkan <strong>Trump</strong>’ın yaktığı yeşil ışıkla umutlanırken, diğer taraftan Kale Grubu, İHA, SİHA ve füzelerde kullanılan jet motoru ihracatıyla Brezilya’ya uzanmış bulunuyor…</p>
<p>Kale Grubu’nun başarısı, Türkiye’nin uçak motoru konusunda da emin adımlarla yol alabileceğini gösteriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürjet’in seri üretimi sürüyor, Anka 10’dan fazla ülkede görev yapıyor</span></h2>
<p><strong>FARNBOROU</strong><strong>G</strong><strong>H </strong>Airshow’da THY’nin bulunduğu alanın yanı başında kendine ait alanda KAAN, HÜRJET ve ANKA’yı sergileyen TUSAŞ’ın (Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.) Genel Müdürü, TEI’nin (TUSAŞ Motor Sanayi A.Ş.) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Demiroğlu</strong>, fuarı şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          “Farnborough Airshow”, <strong>bizim açımızdan son derece verimli geçti.</strong></p>
<p>Mevcut işbirliklerini geliştirecek önemli temaslar gerçekleştirdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yeni işbirliği ve ihracat fırsatlarına yönelik de kapsamlı görüşmeler yaptık. HÜRJET, KAAN ve ANKA başta olmak üzere platformlarımıza gösterilen ilgi memnuniyet vericiydi.</strong></p>
<p>KAAN’la ilgili son durumu şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>KAAN’ın geliştirme çalışmaları planlarımız doğrultusunda kararlılıkla devam ediyor. Motor konusunda ise ilgili tüm paydaşlarla yürütülen süreçler kendi takvimi içinde ilerliyor.</strong></p>
<p>Ardından HÜRJET’e değindi:</p>
<p>-          <strong>HÜRJET programında da seri üretimimiz sürerken önemli aşamalar kaydediyoruz.</strong></p>
<p>İnsansız hava aracı ANKA’yı işaret etti:</p>
<p>-          <strong>ANKA, 10’dan fazla ülkede görev yapıyor. Kendini kanıtlamış bir sistem. Bu konuda da uluslararası kullanıcı ağını genişletmeye devam ediyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a62e949c9a26-1784867145.png" alt="" width="492" height="397" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Aselsan, elektro-optik sistemler, güdüm kitleri ve elektronik harp podu sergiledi</span></h2>
<p><strong>FARNBOROUGH </strong>International Airshow (FIA) 2026 katılımcıları arasında Aselsan’ı da görünce Kurumsal İletişim Direktörü <strong>İbrahim Bilekli</strong>’den bilgi istedim.</p>
<p><strong>Bilekli, </strong>öncelikle Aselsan Genel Müdür Yardımcısı <strong>Emre Copcuoğlu </strong>önderliğindeki bir ekibin fuarda şirketi temsil ettiğini belirtti. Ekipten aldığı şu notları aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>FIA 2026’da son teknoloji havacılık ve savunma çözümlerimizi küresel savunma ekosistemiyle buluşturduk.</strong></li>
<li><strong>İHA faydalı yük teknolojilerimiz, güdüm kitlerimiz, elektronik harp podlarımız ve hava savunma çözümlerimiz başta olmak üzere geniş ürün portföyümüzü sergiledik.</strong></li>
<li><strong>Uluslararası heyetler ve sektör paydaşlarıyla bir araya geldik. Birleşik Krallık ve Avrupa’daki stratejik işbirliklerimizi derinleştirmeye ve yeni ortaklık fırsatları geliştirmeye devam ediyoruz.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İsmail Emen, ABD’ye eşinin tedavisi için gitmişti</span></h2>
<p><strong>BİR </strong>dönem bankacılık sektörüne damga vurmuş isimlerden Dr. <strong>Metin Berk</strong>’in vefatı üzerine <strong>“Zoraki Bankacı Zorda” </strong>adlı kitabından alıntılarla yazdığım yazının <strong>İsmail Emen</strong>’le ilgili bölümüne yazarımız <strong>Ruhi Sanyer</strong>’den <strong>“hatırlatma notu” </strong>geldi.</p>
<p>Yazının Sümerbank davalarıyla ilgili tutuklama kararlarının yer aldığı bölümünde şu bilgiler vardı:</p>
<ul>
<li><strong>7 Kasım 2000’de Şükrü Karahasanoğlu, İsmail Emen ve Metin Berk’in de aralarında olduğu eski Sümerbank yöneticileri hakkında gıyabi tutuklama kararı alındı.</strong></li>
<li><strong>Şükrü Karahasanoğlu, soluğu İtalya’da, İsmail Emen de ABD’de almıştı. Karahasanoğlu, 27 Mayıs 2002’de Türkiye’ye dönmüş, 10 gün tutukluluk sonrası tahliye edilmişti.</strong></li>
<li><strong>İsmail Emen de 14 Ocak 2003’te dönmüş, 6 gün tutukluluk sonrası tahliye kararı çıkmıştı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ruhi Sanyer, “hatırlatma notu”</strong>na şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>İsmail Emen, hakkındaki tutuklama kararından daha önce eşinin tedavisi için Boston’a (ABD) gitmişti. Yani, ABD’ye gidişi sağlıkla ilgiliydi.</strong></p>
<p><strong>Sanyer, </strong>tutuklama kararı sonrası <strong>İsmail Emen</strong>’in çok yakın bir arkadaşını arayıp danıştığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>İsmail Bey arkadaşına, </strong>“Döneyim mi? Ama eşimi de yalnız bırakamam. Kimsemiz yok burada” <strong>demişti. Arkadaşı da, </strong>“Burada ortalık toz duman. Biraz bekle, sonra gel. Ayrıca Boston’daki konsolosluğumuza refakatçi kaldığınla ilgili belge götür istersen” <strong>demiş.</strong></p>
<p><strong>Sanyer, İsmail Emen</strong>’e asıl darbeyi İktisat Bankası davasında çıkan mahkumiyet kararının vurduğunu hatırlattı:</p>
<p>-          <strong>Mahkumiyet kararına kalbi dayanamadı. 2010 yılı Eylül ayında vefat etti.</strong></p>
<p><strong>İsmail Emen, </strong>benim de sayıp, sevdiğim, haber ve yazı konusunda sıklıkla bilgisine başvurduğum bir büyüğümdü.</p>
<p>Önceki yazımda <strong>“İsmail Emen soluğu ABD’de almıştı” </strong>deyimini alıntılayarak da olsa kullandığım için yakınlarından özür diliyorum.</p>
<p>Vesileyle <strong>İsmail Emen</strong>’i rahmetle anıyorum…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kale-jet-motoru-airshowda-vitrine-cikti-kilo-basina-ihracat-geliri-5-bin-dolari-buldu-83827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/7/1280x720/osman-okyay-1784867088.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kale Jet Motoru, Airshow’da vitrine çıktı, kilo başına ihracat geliri 5 bin doları buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gevseme-simdilik-yok-sikiliga-aynen-devam-83826</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gevşeme şimdilik yok, sıkılığa aynen devam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yılın beşince Para Politikası Kurulu toplantısında artan jeopolitik gerginlikler nedeniyle yeniden yükseliş eğilimine geçen enerji fiyatlarındaki riske işaret ederek faiz oranlarında değişikliğe gitmedi. PPK kararında yüzde 37 politika faizi, yüzde 40 gecelik borç verme faizi ve yüzde 35,5 gecelik borçlanma faiz oranı sabit tutuldu. TCMB fonlama düzeninde de bir değişikliğe işaret etmedi, temmuzda enflasyonda geçici yükseliş yaşanacağını vurguladı. PPK kararı sonrasında bankacılık endeksi negatif fiyatlamaya döndü. PPK metninde iç talepteki zayıflığın belirginleştiğine ise dikkat çekildi.</p>
<h2>Gerginlikler TCMB'nin elini zorladı </h2>
<p>TCMB Para Politikası Kurulu dün piyasa beklentilerine paralel faiz oranlarında değişiklik yapmadı, bu yıl sadece ocak ayında 100 baz puan indirim yapan TCMB diğer 4 toplantıda da pas geçmeyi tercih etti. Orta Doğu’da ateşkes bozulmadan önce PPK’da faizde değişiklik olmasa bile haftalık repo ihalelerine geri dönebileceğine ilişkin açıklama gelebileceği yorumları yapılıyordu. Ancak uzmanlara göre gerginliklerin artmasıyla yükselen petrol fiyatları TCMB’nin elini zorladı ve TCMB hiçbir değişiklik yapmadı. TCMB’nin haftalık repo ihaleleri yeniden açması PPK toplantılarına bağlı bir durum değil. Bir açıklama ile yeniden haftalık repo ihaleleri açılabilir ve fonlama yüzde 37’ye çekilebilir. Uzmanlar bu hamlenin eğer faiz indirimi yapılacaksa bundan önce gelmesi gerektiğini vurgulasa da TCMB’nin eylülde faiz indirimi için çok alanı olmadığına da işaret etti.</p>
<h2>Üç negatif bir pozitif vurgu </h2>
<p>PPK metninde en büyük değişiklik enflasyon paragrafında yaşandı. PPK metninde enfl asyonun ana eğiliminin haziranda sınırlı bir miktar gerilediği, öncü verilerin ise ana eğilimin temmuzda geçici olarak yükseleceğine ima ettiği vurgulandı. Bu iki olumsuz vurguya bir de jeopolitik gelişmeler eşliğinde belirsizliklerin arttığına dikkat çekilerek bunun neticesinde enerji fiyatlarının yeniden yükseliş eğilimine girdiğine işaret edildi. İlk paragrafta üç negatif vurguya karşılık tek iyimserlik iç talepteki zayıflığın belirginleşmesi oldu.</p>
<p>TCMB PPK metninde “Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir” denildi.</p>
<h2>İç talepteki zayıflık vurgusu </h2>
<p>Geçen ay olduğu gibi PPK metninde para politikası kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alındığı, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağı yer aldı. Ve metinde “Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” denildi.</p>
<p>Uzmanlar karamsar bir PPK metninde tek olumlu ifadenin iç talepteki zayıflığın belirginleşmesi olduğunu belirtirken haziran metninden farklı olarak iktisadi faaliyetteki zayıflamanın metinden çıkarılmasına da dikkat çekti.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">UZMANLAR, TCMB PPK KARARINI NASIL YORUMLADI?</span></h2>
<p><strong>"EN AZINDAN 1-2 AY DAHA OLUMLU GELİŞME YOK"</strong></p>
<p>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay: Enflasyon paragrafında değişiklikler yapılmış. Ana eğilimin haziranda sınırlı gerilediği, temmuzda geçici de olsa ana eğilimde yükseliş olacağını ve jeopolitik belirsizlikleri artan belirsizlikler diye güçlendirmiş. Yani enflasyon açısından üç olumsuz durum var tek olumlu durum iç talepteki zayıflığın belirginleştiğine vurgu yapılması. Burada da iktisadi faaliyetteki yavaşlama cümlesi kaldırılmış. TCMB enflasyon açısından en azından bir iki ay daha olumlu bir gelişme beklemiyor, PPK metni de bunu gösteriyor. Ben ise hiç olumlu bir gelişme beklemiyorum. Bir süredir TCMB piyasayı fonlamıyor aksine piyasadan para çekiyor. Ama bankalar açısından önemli olan kredi mevduat faizlerini etkileyecek faiz o da yüzde 40. Maliye politikasında sorun görmüyorum. Maliye politikasındaki sorun daha adil bir gelir dağılımına yönelik bir şey yok. Para politikası düzgün ama enflasyona bakıyorsunuz 12 aydır yüzde 31 üzerinde dalgalanmıyor sabit. Para politikasıyla ve bu kadar düşük kamu borcuyla olacak bir şey değil. Seçim yaklaştığı ve geçmiş tecrübeler hatırlandığı için beklentiler değişmiyor. TCMB’nin bundan sonraki toplantılarda faiz indirme alanı olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p><strong>"BU SENE İNDİRİM İÇİN ALANI SINIRLI" </strong></p>
<p>● Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Kara: Merkez Bankası beklendiği gibi faizleri değiştirmedi. Karar metninde dikkat çekici ifade iç talepteki zayıflamanın belirginleşmesi oldu. Metinden anladığım merkez bankasının faiz indirimi eğiliminde olduğu, ancak enerji fiyatlarının seyrine ve enflasyon üzerindeki dolaylı etkilerine dair riskler nedeniyle faizi değiştirmediği yönünde. Önümüzdeki dönemde faiz kararları bu iki faktörün hangisinin baskın çıkacağına göre şekillenecek. Temmuz ve ağustos enflasyon verileri faiz indirimi için pek gerekçe vermeyecek gibi görünüyor. En iyi koşullarda bile bu sene faiz indirimi için alanın oldukça sınırlı olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>"TCMB FAİZ MAİZ İNDİRMEZ"</strong></p>
<p>● TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat: TCMB’nin PPK metni karamsar bir metin. Vurguları üst üste koyunca enflasyon konusunda olumsuz ifadeler ağır basıyor. Petrol fiyatlarının yeniden 100 dolara gelmesi de karamsarlığı artırıyor. Savaş süresince başta ABD olmak üzere stratejik petrol rezervleri kullanıldı şimdi onlar da dip noktasında. Yani artık petrol fiyatlarındaki yükselişi ateşkes dışında bir şey tutamaz. Petrol fiyatları yeni bir ateşkes olmadıkça çok hızlı yükselebilir. TCMB maliyet kanalına bu yüzden vurgu yapıyor. Neredeyse 1 yıldır enflasyonda yüzde 31-34 bandındayız ve müthiş bir katılık var. 1 yılı aşkın süredir katılaşan enflasyona bir de petrol fiyatları tehlikesi var. Bunları alt alta koyunca TCMB’nin eylülde faiz indirecek alanı yok. Bu metne bakınca gördüğüm bu. Bir de seçim riski var, 2027’de seçim olması muhtemel. Gevşeme ihtimali var ve bu yüzden de beklentileri yönetmek zor. Beklentiler yönetilemediği için enflasyonda katılık sürüyor üzerine bir de petrol fiyatları geldi. TCMB’nin faiz indirmesi çok zor.</p>
<p><strong>"ER DAHA YOL GÖSTERİCİ OLACAK" </strong></p>
<p>● Nurol Portföy Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Altuğ Özaslan: TCMB, temmuz ayı PPK kararı ile statükoya devam dedi. Metinde temmuz ayı enflasyonunun geçici olarak yükseleceği, enerji fiyatlarının yükseliş eğiliminde olduğu ve iç talepteki zayıf seyrin artık belirginleştiği söylemleri öne çıktı. Temmuz enflasyonu için geçici tabirinin kullanılması, jeopolitik riskler kalıcı olarak bertaraf edilirse enflasyonun faiz indirim döngüsüne dönülmesine izin vereceği algısını oluşturdu. 13 Ağustos'taki Enflasyon Raporu (ER) ise yıl sonu görünümü için PPK metninden daha yol gösterici olabilir. Ayrıca bu süreçte jeopolitik gelişmeler kalıcı sulh ile çözülürse, TCMB'nin gecelik fonlamayı yeniden haftalık fonlamaya döndürmesi için bir sonraki PPK'yı beklemesine gerek olmadığını ve proaktif davranabileceğini düşünüyorum. Ayrıca dışsal risklerin kronik yoğunluğu sebebiyle PPK frekansının 45 gün olması efektif bir durum oluşturmuyor. Bu yüzden gelecek yıl için aylık PPK toplantı frekansına dönülür mü veya sene sonu beklenmeden böyle bir karar alınır mı sorusu akla geliyor. Eğer jeopolitik riskler kaynaklı dışsal şoklar bertaraf edilirse, PPK frekansının da yeniden aylığa dönmesini bekliyorum. Yıl sonu için yüzde 29 enflasyon ve yüzde 34-35 aralığında politika faizi beklentimi koruyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gevseme-simdilik-yok-sikiliga-aynen-devam-83826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı Para Politikası Kurulu toplantısında TCMB faizlerde değişikliğe gitmedi, uzmanların karamsar olarak değerlendirdiği bir metinle enflasyon üzerinde artan risklere dikkat çekti. Tek olumlu unsur iç talepteki zayıflamanın belirginleşmesi olsa da çoğu uzman TCMB’nin eylülde faiz indirimine alanının olmadığına işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-ve-ihracat-cephesinden-sos-cagrilari-yukseliyor-83825</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat cephesinden S.O.S çağrıları yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, yüksek faiz, artan maliyetler ve zayıflayan rekabet gücü nedeniyle sanayicinin “nefes alamadığını” belirterek ekonomi politikalarının değiştirilmesi çağrısı yaptı. Konkordato sayılarının son 2-3 yılda üç katına çıktığına dikkat çeken Gültepe, yüzde 50 faizle üretimin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin temmuz ayı olağan toplantısında düzenlenen panelde erken sanayisizleşme riski ve iş dünyasının yaşadığı sorunlar mercek altına alındı ve çözüm önerileri paylaşıldı. TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın moderatörlüğünde İSO Meclisi’nde yapılan panelde konuşan sektör temsilcileri de Türkiye’nin mevcut ihracat pazarlarını kaybettiğini, fiyat rekabetini yitirdiğini ve sanayinin “ağır hasta” durumda olduğunu vurguladı. Çözüm için katma değerli üretim, Ar-Ge ve yeni pazarlara yönelme çağrısı yapıldı.</p>
<h2>Tüm sanayilerde sorun var</h2>
<p>Panelde konuşan TİM Başkanı Mustafa Gültepe, hükümet yetkililerine sanayicinin sorunlarını sık sık dile getirdiklerini söyledi. “Ortada bir program var. O programdan dolayı bir strateji var, futboldan mütevelli bir oyun şekli var. Bu oyun şeklini mevcut durumda kimse değiştiremiyor” açıklamasını yapan Gültepe, “Bugün nefes alamadığım noktada gelecekte nasıl marka alacağım? Bugün bu noktaya gelinmiş. Bundan sonrası nasıl olacak? Mevcutları kaybediyoruz. Ben nefes alamıyorum sen bana diyorsun ki uçak yap. Nefes alamıyorum, nefese ihtiyacım var. Tüm sanayilerde sorun var. Avrupa’nın durgunluğunu biliyoruz. Şu an biz mevcut pazarı kaybediyoruz” dedi.</p>
<h2>Maliyetleri düzeltecek hareket gerekiyor</h2>
<p>“Ya bu programdan vazgeçilecek, ya da başka bir şey olamayacak. Bu şekilde ne zamanki enflasyon yüzde 20’nin altına düşse de bu maliyetleri düzeltecek bir hareket gerekiyor. Nasıl düzelecek en büyük sorun bu" açıklamasını yapan Gültepe, “Son 2-3 yılda konkordato sayıları üç katına çıktı. Niye? Hep mi başarısız bu iş insanları? Ne değişti? Kendi yaptığı planla ekonomik planlar farklılaştı. Yüzde 18- 20 faizken, yüzde 50 ile alıyoruz. Yüzde 50 faizle hangi iş insanı kredi alıp, iki sene dayanabilir? Dayanamaz” dedi. Gültepe, “Ekonomi politikalarının değişmesi lazım” uyarısında bulundu.,</p>
<h2>İhracatın pusulası değişmeli </h2>
<p>DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ise, Türkiye’nin ihracatının yüzde 54’ünün Avrupa ülkelerine yapıldığını anımsattı. Young, “Biz halen yavaş büyüyen ülkeye dolu dolu ihracat yapıyoruz. Hızlı büyüyen ülkelere ihracat yapmalıyız. AB, konfor alanından çıkıp uzak bölgelere orta sınıfın çok daha yoğun olacak bölgelere pusulamızı koyalım. Goldman Sachs’ın araştırmasına göre 2075’te dünyanın en büyük 3 ekonomisi Çin, Hindistan, ABD. 160-170 trilyon dolar ilk üç ekonomiden oluşacak. Hindistan da sağlam geliyor. Almanya 9. sırada. İlk 10’da başka Avrupa ülkesi yok. Mısır 7., Brezilya 8. sırada. İhracatımızın pusulasını değiştirmeliyiz” dedi.</p>
<h2>Markette, restoranda, her yerde pahalılık var </h2>
<p>İSO Meclis Üyesi, İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Özkan, ihracatçının yurt dışı pazarlarda fiyat rekabetini kaybettiğini belirtti. “Biz pahalıyız. Pahalılıktan başka hiçbir problemiz yok” ifadelerini kullanan Özkan, “Ar-Ge inovasyon konularına katılıyorum ama bizim ipek kirpik takmak, ruj sürmekten önce böbreklerimizdeki taşın, kanserin alınmasına ihtiyacımız var” dedi. “Kimseden bir şey görmedik ki. Devletten de bir şey görmedik” ifadelerini kullanan Özkan, “Sanayi Bakanlığı’nda da söyledim; mezarımızdan taş çalmayın, şefaatinizden vazgeçtim. Biz bir şey istemiyoruz. Bizim fiyat problemimiz çözülse dünyanın her yerine mobilya satarız. Dünyada mobilyada 6. sıraya yerleşmişken, bugün 10, 11. sıralara geriledik. Pahalıyız, markette, restoranda her şeyde pahalıyız” dedi.</p>
<p>Ağır hasta vaziyetteyiz Türkiye Makine Federasyonu İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran da sanayicinin durumuna ilişkin, “Kalp hastası, damar tıkanmış, kalp krizi geçirecek hastanın başındayız. O hastalıkla ilgili bir şeyler diyeceğimize sağlıklı yaşaması için neler yapması gerektiğini konuluyoruz. Biz ağır hasta vaziyetteyiz. Bu gerçeği kabul edip, onun üzerine konuşmalıyız. Türkiye’nin bu toprakların değer üretme kapasitesi kişi başı 20 bin dolar milli gelire denk geliyor. 18-20 bin dolar kişi başı milli gelir seviyesi bizim için gerçekçi bir yer mi? 4-5 senede 20 bin dolara gelmek için ne yaptık” diye sordu.</p>
<h2>Desteğin çıkması en az iki ay sürer</h2>
<p>İSO Meclis Üyesi Abdurrahman Uzun da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde sanayiciler için açıkladığı destek paketine değindi. Uzun, “Eminim bunun kullanılması, sahaya inmesi en az iki ay sürecek. Bugün, yarın bile geç olacak durumda olan bir sürü insan var” diyerek TİM Başkanı’na “Siz kurumların başındaki başkanlarımız, bu anlamda güçlü bir çıkış yaptığınızda bir araya gelmenizi engelleyen bir şey var mı” sorusunu yöneltti.</p>
<h2>Asıl değer yaratan ucuz iş gücü değil </h2>
<p>Türkiye’nin önünde istihdamı eskisi kadar güçlü olmayan bir sanayileşme imkanı olduğunu söyleyen TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu, “Asıl değer yaratan ucuz iş gücü değil. Sermaye, verim ve enerjiye ulaşım en büyük katma değerli sağlayacak. Şirketlerin robotik ve otomasyon çağında bunu en etkili şekilde yapacak sermayeye ihtiyacı.</p>
<p>Üretimdeki çalışan sayısı yerini, robot ve otomasyona verecek” dedi. “Daha önce çalıştığım şirkette son 15 yılda çalışan sayısı azaldı ama şirketin değeri iki katına çıktı” açıklamasını yapan Turnaoğlu, “İster istemez istihdam farklı sektörlere kayabilir. Daha katma değerli bir sanayiye yönelik o dönüşümü yapabilen ülkeler, sanayileşmelerine daha yüksek katma değerle devam edebilecek” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kurumları yeniden organize edilmeli</span></h2>
<p>“Türkiye’deki şirketler yapısal bir ayıklamadan geçiyor. Bunun kalıcı olduğuna bakmak lazım” ifadelerini kullanan Turnaoğlu, “Kur odaklı bir çözümü öngörmektense mevcut yapıda maliyet yapımızı nasıl sürdürülebilir hale getiririz, buna bakmak lazım. Maliyet azaltıcı tedbirler tabi ki önemli ama tek başına çözüm değil. Hangi alanlarda farklılaşabiliyorsak, markalaşabiliyorsak oraya eş zamanlı yatırım yapıp fiyatlamamızı da ona göre ayarlamalıyız. Şu anda bir numaralı öncelik nakit yönetimi, alacaklarımızı alabilmek. Maliyet yapımızı sağlıklı bir karlılığa getiremezsek ileriki dönemi geçmemiz çok zor. Bunun da tek çıkış noktası marka ve inovasyon temelli bir durum. Kurumları marka temelli yeniden organize etmemiz gerekiyor. Markaya da inanmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-ve-ihracat-cephesinden-sos-cagrilari-yukseliyor-83825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Meclisi’nin temmuz ayı toplantısında düzenlenen panelde erken sanayisizleşme riskine dikkat çekilirken, programa ilişkin eleştiriler de dile getirildi. Uzayan dezenflasyon programının, girdi maliyetlerinde yarattığı artış ve baskılanan kur nedeniyle sanayinin rekabet gücünü önemli ölçüde yitirdiğine işaret eden katılımcılar, mevcut programda üretimi önceleyen revizyon ile teknolojik dönüşümü destekleyecek politika yaklaşımı ihtiyacına dikkat çekti. Finansman koşullarının iyileştirilerek maliyet baskısının hafifletilmesi çağrısında bulunan iş dünyası temsilcileri, katma değerli üretim, Ar-Ge ve otomasyon yatırımlarını hızlandıracak bir zemin yaratılmasının önemine vurgu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83828</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 24 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/B9dhaUonp0g" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demir-aglar-trakyada-yeni-bir-ekonomik-cografya-yaratacak-83847</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir ağlar, Trakya&#039;da yeni bir ekonomik coğrafya yaratacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trakya sanayisinin ve üretim çarklarının nabzını sahada tutan EKONOMİ gazetesi temsilcisi olarak, yıllardır akademik panellerde veya sektörel toplantılarda dinlediğimiz "köprü ülke" retoriğinin artık pasif bir coğrafi terim olmaktan çıkıp, çelik raylar üzerinde somut bir ekonomik manifestoya dönüştüğüne şahitlik ediyoruz.</p>
<p>Trakya, bugün sadece doğu ile batı arasındaki bir geçiş güzergâhı değil; hem yük hem de insan mobilitesi açısından Avrupa ile tam entegre olan devasa bir lojistik üsse dönüşüyor. Masamızdaki iki büyük gelişme, bu vizyonun artık kağıt üzerinde kalmadığının en net ispatı.</p>
<p><strong>Lojistikte "game changer" etkisi ve yeşil mutabakat</strong></p>
<p>Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projesi’nin Çerkezköy-Kapıkule hattındaki fiziksel ilerleme, bölge sanayicisi için bir altyapı inşasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Rakamlar, dönüşümün boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor: Yük taşımacılığında 8,5 saatlik sürenin 3,5 saate inmesi ve mevcut hat kapasitesinin tam 4 kat artacak olması.</p>
<p>Bu durum, güçlü üretim merkezlerimiz olan Çerkezköy ve Çorlu için Avrupa içlerine karayolu trafiğine ve sınır kapısı kuyruklarına takılmadan açılan doğrudan bir hız koridorudur. Muratlı ve Lüleburgaz gibi ara duraklar ise yeni nesil antrepo yatırımları için şimdiden çekim merkezi haline gelmiş durumda.</p>
<p>Ancak ekonomi penceresinden bakıldığında asıl devrim, Avrupa Yeşil Mutabakatı eşiğinde yaşanıyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ihracatçımız için bir "dış ticaret anayasası" haline geldiği bu dönemde; taşımacılığın tamamen elektrikli ve modern sinyalizasyonlu demiryollarına kayması, karbon ayak izini dramatik bir şekilde düşürecektir. Trakya’daki tekstil, kimya ve otomotiv yan sanayi devleri için bu hat, Avrupa pazarında "düşük karbonlu tedarikçi" etiketiyle kalıcı olabilmenin en güçlü rekabet kalkanıdır. Uzunköprü-Halkalı-Uzunköprü tren hattı için 22 Temmuz'da tarihi bir gün yaşandı. Milli Elektrikli Tren setleri, saatte 160 km işletme hızına ulaşan yapısıyla faaliyete geçti. 322 oturma yeri, 2 tekerlekli sandalye alanı ile hizmete sokuldu.</p>
<p>Millî Elektrikli Tren Setleri, Trakya’nın iç entegrasyonu için devrim niteliğindedir. Stratejik Duraklar: Trenlerin Tekirdağ sınırları içerisinde Muratlı, Çorlu, Velimeşe (Ergene) ve Çerkezköy istasyonlarında duracak olması, bölgedeki OSB'lerin işgücü hareketliliğini doğrudan destekleyecektir.</p>
<p>Hız ve Konfor: Saatte 160 kilometre hıza ulaşabilen, 324 yolcu kapasiteli bu modern ve yerli setler; İstanbul ve Edirne yönüne yapılacak seyahatleri çile olmaktan çıkarıp, çağdaş bir mobiliteye dönüştürüyor. Stratejik yönetimde çok bilinen bir kural vardır: "Sürdürülebilir rekabet, sadece ne ürettiğinizle değil, onu pazara ve insana ne kadar hızlı ulaştırdığınızla ölçülür."İşte Tekirdağ ve Trakya havzası tam olarak bu kuralı hayata geçiriyor. Bir yanda sanayicinin yükünü hafifletip hızlandıran, Avrupa kapılarını ardına kadar açan devasa bir lojistik koridor; diğer yanda tamamen yerli imkanlarla üretilen, insanımızı modern standartlarda taşıyacak bölgesel yolcu hatları...</p>
<p>Sonuç olarak; Trakya’nın makus talihi rayların üzerinde değişiyor. Avrupa ile "demir kenetlenme" sağlanırken, bölge sanayicisi ve yerel yönetimleri için beklemek veya mazeret üretmek dönemi kapanmıştır. Bizlere düşen, bu muazzam kapasite artışına ve hızlanan lojistik ekosisteme uygun stratejik planlamaları, depolama alanlarını ve OSB entegrasyonlarını bugünden kurgulamaktır. Trakya, yeni nesil küresel ticaretin merkez sahnesine çıkmaya artık hazırdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demir-aglar-trakyada-yeni-bir-ekonomik-cografya-yaratacak-83847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demir ağlar, Trakya&#039;da yeni bir ekonomik coğrafya yaratacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4515-milyar-lira-artti-83811</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 451,5 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 17 Temmuz ile biten haftada yüzde 1,4 artışla 31 trilyon 458 milyar 97 milyon 148 bin liradan, 31 trilyon 909 milyar 581 milyon 11 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 2,1 yükselerek 17 trilyon 639 milyar 840 milyon 198 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,9 artışla 10 trilyon 320 milyar 582 milyon 151 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 259 milyar 216 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 220 milyar 103 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 17 Temmuz itibarıyla 5 milyar 259 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,1 azalışla 6 trilyon 591 milyar 556 milyon 474 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 807 milyar 370 milyon 71 bin lirası konut, 41 milyar 303 milyon 282 bin lirası taşıt, 2 trilyon 515 milyar 211 milyon 345 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 227 milyar 671 milyon 776 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 17 Temmuz ile biten haftada 72 milyar 344 milyon 3 bin lira azalarak 26 trilyon 119 milyar 721 milyon 800 bin liradan, 26 trilyon 47 milyar 377 milyon 797 bin liraya geriledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4515-milyar-lira-artti-83811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 451,5 milyar lira artarak 31,9 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikir-mi-eylem-mi-83806</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fikir mi, eylem mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her gün milyonlarca fikir doğuyor. Yeni bir şirket… Yeni bir ürün… Yeni bir teknoloji… Yeni bir yatırım modeli… Yeni bir yönetim anlayışı… Toplantı odalarında, üniversitelerde, girişimcilik zirvelerinde ve sosyal medyada sürekli yeni fikirler konuşuluyor. Peki, neden bu fikirlerin yalnızca çok azı gerçek bir değere dönüşüyor? Fikir üretmek insan zihninin "doğal bir yeteneğidir" asıl zor olan ise, o fikrin "uygulama sorumluluğunu" üstlenebilmektir.</p>
<p>Bir fikri hayata geçirmek; belirsizliği kabul etmeyi, risk almayı, eleştirilmeyi göze almayı, defalarca başarısız olmayı ve buna rağmen vazgeçmemeyi gerektirir. İşte tam da bu yüzden tarih, en iyi fikirleri bulanları değil; fikirlerini kararlılıkla uygulayanları yazar. Bugün dünyanın en değerli şirketlerine baktığımızda bunu açıkça görebiliyoruz. Google, interneti icat etmedi. Apple, cep telefonunu bulan ilk şirket değildi. Tesla, elektrikli otomobil fikrini ortaya atan ilk marka değildi. Netflix de insanların evlerinde film izlemesini başlatan ilk girişim değildi. Onları farklılaştıran şey, fikirlerinin benzersiz olması değildi. Farkı oluşturan; doğru zamanda harekete geçmeleri, sürekli öğrenmeleri ve uygulama disiplininden vazgeçmemeleriydi! Çünkü "rekabet avantajı" çoğu zaman fikirde değil, <strong>uygulama hızında</strong> açığa çıkar! Türkiye'nin yakın ekonomik tarihinde de bunun çok güçlü örneklerini görüyoruz. Bugün yüzlerce ülkeye ihracat yapan Arçelik, yalnızca beyaz eşya üreten bir şirket olarak değil; yıllar boyunca üretim kültürünü geliştiren bir organizasyon olarak büyüdü. Trendyol, e-ticaret fikrini dünyaya tanıtan ilk şirket değildi. Ancak Türkiye'nin ihtiyaçlarını doğru okuyarak bu fikri güçlü bir teknoloji ve lojistik altyapısıyla buluşturdu. Baykar ise insansız hava aracı fikrini keşfetmedi. Onu sürekli geliştiren, test eden ve vazgeçmeyen bir mühendislik kültürü oluşturdu. Bu örneklerin ortak noktası aynıdır. Başarılarının temelinde tek bir parlak fikir değil; yıllar boyunca tekrarlanan binlerce doğru karar vardır. Çünkü başarı çoğu zaman büyük sıçramaların değil, küçük ama istikrarlı adımların toplamıdır. Thomas Edison'un yıllardır dillerden düşmeyen sözü tam da bunu anlatır: <em>"Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu emektir." </em>Aslında bu cümle yalnızca bir mucidin çalışma anlayışını değil, üretimin evrensel matematiğini anlatır.</p>
<p>Fikir başlangıçtır, "emek ise sonucu belirler". Modern yönetim biliminin en önemli isimlerinden Peter Drucker'ın şu tespiti de aynı gerçeği farklı bir açıdan ortaya koyar: <strong>"Planlar, sıkı çalışmaya dönüşmedikleri sürece yalnızca iyi niyetlerden ibarettir." </strong>Bu cümlede dikkat çeken nokta, planın değersiz olduğu değil; planın ancak eylemle anlam kazandığıdır. İş dünyasında strateji, ancak uygulandığında stratejidir. Aksi hâlde raflarda bekleyen sunumlardan ibaret kalır. Japon üretim kültürünün dünyaya kazandırdığı <strong>Kaizen</strong> yaklaşımı da tam olarak bunu savunur. Kaizen, büyük devrimlerden önce küçük ama sürekli gelişimi esas alır. Toyota'nın küresel başarısının arkasında tek bir büyük buluş değil; her gün daha iyi olmayı hedefleyen milyonlarca küçük iyileştirme vardır. Belki de sürdürülebilir rekabet üstünlüğü tam burada doğmaktadır. Çünkü mükemmellik, bir anda ulaşılan bir sonuç değil; her gün tekrar edilen doğru davranışların doğal sonucudur.</p>
<p>Bugün şirketlerde en çok kullanılan kavramlardan biri "inovasyon"dur. Ancak inovasyon çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnovasyon, yeni bir fikir bulmak değildir. Yeni bir fikri ekonomik değere dönüştürebilmektir. Müşterinin hayatını kolaylaştırmayan, üretime yansımayan, pazara ulaşmayan, gelir oluşturmayan, istihdam üretmeyen hiçbir fikir, ne kadar yaratıcı olursa olsun, gerçek anlamda inovasyon değildir! Çünkü ekonomi dünyasında fikir değil, "sonuç" satın alınır. Belki de bu yüzden yatırımcılar artık yalnızca iyi sunumlara bakmıyor. Fikrin kaç kullanıcıya ulaştığını, kaç müşteriye dönüştüğünü, nasıl ölçeklendiğini ve nasıl sürdürülebilir hâle geldiğini sorguluyor.</p>
<p>Aslında iş dünyasındaki "en kıt kaynak" fikir değildir. En kıt kaynak, "harekete geçebilme cesaretidir". Mükemmel zamanı bekleyenler, çoğu zaman başkalarının başarı hikâyelerini dinlemek durumunda kalır. "Eksikleriyle başlamayı göze alanlar" ise zaman içinde kendi hikâyelerini yazarlar. Belki de kendimize sormamız gereken soru "Son bir yılda kaç yeni fikir ürettik?" değildir. Asıl soru şudur; <strong>Ürettiğimiz fikirlerden kaçını gerçekten hayata geçirdik? </strong>İki soru arasındaki fark, <u>başarı ile hayal arasındaki mesafeyi</u> gösterir.</p>
<p>Çünkü fikir üretmek başlangıçtır. Ancak fikir, eyleme dönüştüğünde değer üretir. İnsana dokunduğunda… Bir problemi çözdüğünde… Ekonomik değer oluşturduğunda… İstihdam sağladığında… Topluma fayda sunduğunda… Gerçek anlamını bulur. Aksi hâlde, ne kadar parlak görünürse görünsün, yalnızca sahibinin zihninde yaşayan bir ihtimal olarak kalır. İş dünyasının geleceğini belirleyecek olanlar, en çok fikir üretenler değil; <strong>en çok uygulayanlar</strong> olacaktır.</p>
<p>Fikir üretmek bir zekâ göstergesi olabilir, eyleme geçebilmek ise akıllı liderliğin kanıtıdır!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikir-mi-eylem-mi-83806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fikir mi, eylem mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-234-milyon-dolarlik-alim-83807</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 234 milyon dolarlık alım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 37,5 milyon dolarlık hisse senedi, 196,6 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 43,8 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 17 Temmuz haftasında 41 milyar 336,9 milyon dolardan 41 milyar 110,8 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 376,1 milyon dolardan 16 milyar 964,7 milyon dolara gerilerken, ÖST stoku da 3 milyar 872,6 milyon dolardan 3 milyar 901,4 milyon dolara yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-234-milyon-dolarlik-alim-83807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 37,5 milyon dolarlık hisse senedi ve 196,6 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-28-milyar-dolar-azaldi-83805</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 2,8 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 17 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 1 milyar 697 milyon dolar azalarak 65 milyar 427 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 10 Temmuz'da 67 milyar 124 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 116 milyon dolar düşüşle 96 milyar 179 milyon dolardan 95 milyar 63 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 17 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 2 milyar 812 milyon dolar azalarak 163 milyar 302 milyon dolardan 160 milyar 490 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>12.06.2026</td>
<td>98.957</td>
<td>53.124</td>
<td>152.081</td>
</tr>
<tr>
<td>19.06.2026</td>
<td>97.685</td>
<td>59.511</td>
<td>157.196</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>03.07.2026</td>
<td>97.742</td>
<td>61.952</td>
<td>159.694</td>
</tr>
<tr>
<td>10.07.2026</td>
<td>96.179</td>
<td>67.124</td>
<td>163.302</td>
</tr>
<tr>
<td>17.07.2026</td>
<td>95.063</td>
<td>65.427</td>
<td>160.490</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-28-milyar-dolar-azaldi-83805</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 2,8 milyar dolar azalışla 160,5 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-3-milyon-lira-azaldi-83803</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 3 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 17 Temmuz itibarıyla 68 milyar 11 milyon lira azalarak 26 trilyon 817 milyar 337 milyon liradan 26 trilyon 749 milyar 326 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 515 milyar 479 milyon lira artarak 30 trilyon 52 milyar liradan 30 trilyon 567 milyar 479 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 24 milyar 703 milyon lira azalarak 3 trilyon 371 milyar 43 milyon liraya geriledi. Söz konusu tutarın 808 milyar 124 milyon lirası konut, 41 milyar 429 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 521 milyar 489 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Aynı dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 9 milyar 17 milyon lira artarak 4 trilyon 137 milyar 250 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,5 azalışla 3 trilyon 227 milyar 934 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 220 milyar 533 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 7 milyar 401 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 17 Temmuz itibarıyla önceki haftaya göre 14 milyar 818 milyon lira artışla 800 milyar 522 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 600 milyar 691 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 39 milyar 258 milyon lira artarak 5 trilyon 796 milyar 738 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 3 milyon lira azalarak 202 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-3-milyon-lira-azaldi-83803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/para-tl-1774878057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM 3 milyon lira azalışla 202 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbul-kuzey-demir-yolu-gecisi-projesi-icin-ihale-14-ekimde-83801</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi için ihale 14 Ekim&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi'ne ilişkin ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, istekliler "Elektrifikasyon Dahil Altyapı ve Üstyapı İşlerinin Tasarımı ve Yapımı" için kapalı zarfla teklif sunacak.</p>
<p>İhale kapsamında, 122,3 kilometre uzunluğunda çift ana hat ile bu ana hatta bağlanan 4,7 kilometre tek hat bağlantıları, 36,2 kilometre uzunluğunda 5 çift tüplü TBM tüneli, 23,3 kilometre uzunluğunda 22 çift hatlı NATM tüneli, 3,7 kilometre uzunluğunda 17 aç-kapa tüneli, 22,1 kilometre uzunluğunda iki viyadük ve 40 köprü ile istasyonları ve benzeri işleri yapılacak.</p>
<p>Yapım işi dört kısım halinde gerçekleştirilecek. Bu kısımlar, Çayırova-Sabiha Gökçen Havalimanı-Kurtdoğmuş (28,49 kilometre), Kurtdoğmuş-Alibahadır (25,76 kilometre), Alibahadır-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-Mithatpaşa (32,14 kilometre) ve Mithatpaşa-İstanbul Havalimanı-Çatalca (39,49 kilometre) koridorlarından oluşacak.</p>
<p>Geçici teminat bedeli, 1'inci ve 4'üncü kısım için 5'er milyon dolar, 2'nci ve 3'üncü kısım için 2,8'er milyon dolar olacak.</p>
<p>Tekliflerin teknik ve mali kısımları, eş zamanlı olarak iki ayrı kapalı zarf içinde 14 Ekim 14.30'a kadar Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü Demiryolu Yapım Dairesi Başkanlığı'na sunulacak. Bu tarihten sonra sunulan teklifler reddedilecek.</p>
<p>Tekliflerin teknik kısmı, isteklilerin görevlendirilmiş temsilcilerinin ve katılmak isteyen herkesin huzurunda, 14 Ekim 14.45'te aynı adreste açılacak.</p>
<p>Projenin telekomünikasyon ve sinyalizasyon işleri ayrı ihale edilecek.</p>
<p>Anadolu yakasında Çayırova istasyonundan başlayacak ve Avrupa yakasında Çatalca istasyonunda sona erecek demir yolu projesi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün üzerinden geçecek.</p>
<p>Öte yandan, proje için 6 uluslararası finans kuruluşuyla 6,75 milyar dolarlık finansman için anlaşma sağlanmıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbul-kuzey-demir-yolu-gecisi-projesi-icin-ihale-14-ekimde-83801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi&#039;nin alt ve üstyapı işlerinin tasarımı ve yapımıyla ilgili ihalenin 14 Ekim&#039;de yapılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-fai-karari-belli-oldu-83786</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi sabit tuttu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>PPK, politika faizini yüzde 37'de sabit tuttu.</p>
<p>Toplantı sonrası yapılan açıklama şöyle:</p>
<p>"Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.</p>
<p>Enflasyonun ana eğilimi, haziran ayında sınırlı bir miktar gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir. Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girmiştir. Yakın döneme ilişkin veriler iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-fai-karari-belli-oldu-83786</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-eurotahvil-ihraci-83788</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;ndan eurotahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası'nın, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46'sının İngiltere'ye, yüzde 20'sinin Avrupa'ya, yüzde 17'sinin ABD'ye, yüzde 16'sının Orta Doğu'daki yatırımcılara ve yüzde 1'inin Asya’daki yatırımcılara satıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>"Önemli bir referans niteliği taşıyor"</strong></p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.</p>
<p>Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.</p>
<p>İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.</p>
<p>Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-eurotahvil-ihraci-83788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğindeki eurotahvil ihracı hakkında açıklama yapan İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerini belirterek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/barandan-ticari-kartlarda-taksit-kosullari-icin-esneme-talebi-83781</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baran&#039;dan ticari kartlarda taksit koşulları için esneme talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ı ziyaret etti.</p>
<p>Baran, Bolat’tan finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ticari kredi kartlarında taksit koşullarında esneme talep etti.</p>
<p>Baran, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda Bakanlığın yaptığı çalışmaları desteklediklerini söyledi.</p>
<p>Kamu alımlarında yerli üreticilerin desteklenmesinin ekonomik bağımsızlık açısından kritik önem taşıdığını ifade eden Baran, bunun sadece yerli üreticileri desteklemeyeceğini, aynı zamanda yatırım, istihdam, teknolojik dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınmanın da önünü açacağını anlattı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele programını  desteklemekle birlikte yatırım ve ihracatın korunması için finansmana erişimin de önemine işaret eden Baran, büyümenin sürdürülebilirliğinde finansmanın kritik olduğunu kaydetti.</p>
<p>KOBİ’lerin günlük faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından ticari kartların çok önemli bir finansman aracı olduğunun altını çizen Gürsel Baran, buradaki taksit imkanının genişletilmesinin nakit akışını rahatlatacağını söyledi.</p>
<p>ATO’nun Ticaret Bakanlığı’ndan aldığı milli katılımlı fuar düzenleme yetkisiyle yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Baran, bu kapsamda Riyad’daki Dünya Sağlık Fuarı ve Rotterdam’da düzenlenen Breakbulk Europe 2026 olmak üzere iki başarılı fuar gerçekleştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Ankara’nın ihracatı ve uluslararası yatırım çekme kapasitesinin artması için atılacak en önemli adımın serbest bölge kurulması olduğunu söyleyen Baran, "Lojistik altyapısı, üniversiteleri, teknokentleri ve güçlü üretim yapısıyla Ankara, serbest bölge yatırımı için  en güçlü aday durumunda" dedi.</p>
<p>Esenboğa Havalimanı'ndan yapılan doğrudan uçuşların artırılmasının da ticari ilişkilere önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Gürsel Baran, Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesinin de ülkeye ve kente önemli katkı sağladığını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/barandan-ticari-kartlarda-taksit-kosullari-icin-esneme-talebi-83781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/gursel-baran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ticari kredi kartlarında taksit koşullarında esneme talep etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akfen-ftse4good-endeksine-girdi-83800</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akfen, FTSE4Good Endeksi&#039;ne dahil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rüzgar, güneş ve hidroelektrikten oluşan dengeli üretim portföyüyle büyümesini sürdüren Akfen Yenilenebilir Enerji'nin, küresel endeks ve veri sağlayıcısı FTSE Russell'ın Haziran 2026 dönemsel incelemesi sonucunda FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi'ne dahil edildiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre bu gelişme, şirketin güçlü çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) performansının bağımsız bir değerlendirmeyle teyit edildiği anlamına geliyor.</p>
<p>Değerlendirme, şirketlerin kamuya açık raporlama ve bildirimleri esas alınarak bağımsız biçimde gerçekleştiriliyor. Aynı inceleme döneminde FTSE4Good endekslerine E.ON, Magna International, Aeroports de Paris, SingaporeAirlines, SK Telecom ve Corning gibi şirketler de eklendi.</p>
<p>2007'de kurulan ve Mart 2023'te Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlayan Akfen Yenilenebilir Enerji'nin, tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklara dayalı bir üretim portföyü bulunduğu belirtildi. Şirketin toplam 887 megavatlık kurulu gücünün yaklaşık 537 megavatı rüzgar ve hibrit güneş, 229 megavatı hidroelektrik, 121 megavatı ise güneş santrallerinden oluşuyor.</p>
<p>Şirketten verilen bilgiye göre, santrallerin Türkiye'nin farklı bölgelerine yayılmış olması, hidroloji ve hava koşullarındaki değişkenliğin üretim üzerindeki etkisini dengeliyor. Şirket, 2025'te 102,2 megavatlık RES kapasite artış projelerini ve 85,3 megavatlık hibrit GES yatırımlarını tamamladı. Lisans ve onay süreçleri devam eden 310 megavatlık depolamalı rüzgar ve güneş projeleri ile Romanya'daki depolamalı güneş enerjisi, şirketin yatırımı büyüme stratejisinin başlıca başlıkları arasında yer alıyor.</p>
<p>Akfen Yenilenebilir Enerji'nin, son yıllarda gerçekleştirdiği yüksek tutarlı karbon kredisi satışlarıyla Türkiye'de bu alanda öncü uygulamalardan birine imza attığı ve karbon kredisi satışı konusunda sektör için bir referans noktası haline geldiği ifade edildi.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilirliği üretimimizin her aşamasında ele alıyoruz"</strong></p>
<p>Akfen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Mustafa Kemal Güngör, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilenebilir enerji yatırımlarımızı yalnızca elektrik üretimi olarak değerlendirmiyor, sürdürülebilir kalkınma ve uzun vadeli değer üretimi perspektifiyle ele alıyoruz. Çevresel etkimizi yönetirken iş sağlığı ve güvenliği, insan hakları, şeffaflık ve hesap verebilirlik başlıklarını aynı kararlılıkla yürütüyoruz. FTSE4Good Endeksi'nde yer almak, bu bütüncül yaklaşımın uluslararası ölçekte karşılık bulduğunun önemli bir göstergesi. Paydaşlarımız için kalıcı değer üretmeye ve ÇSY performansımızı geliştirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akfen-ftse4good-endeksine-girdi-83800</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/res-akfen-ruzgar-1758452649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akfen Yenilenebilir Enerji, FTSE4Good Endeks Serisi&#039;ne dahil edildi. Genel Müdür Mustafa Kemal Güngör, &quot;Çevresel etkimizi yönetirken iş sağlığı ve güvenliği, insan hakları, şeffaflık ve hesap verebilirlik başlıklarını aynı kararlılıkla yürütüyoruz. FTSE4Good Endeksi&#039;nde yer almak, bu bütüncül yaklaşımın uluslararası ölçekte karşılık bulduğunun önemli bir göstergesi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/lisans-mezunlarinin-istihdam-orani-gecen-yil-yuzde-739a-indi-83776</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisans mezunlarının istihdam oranı geçen yıl yüzde 73,9&#039;a indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2024'te yüzde 75 iken, 2025'te yüzde 73,9 olarak kayda geçti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise 2024'te yüzde 66,4 iken, 2025'te yüzde 65,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler sırasıyla tıp (yüzde 95,5), özel eğitim öğretmenliği (yüzde 90,8), havacılık elektrik ve elektroniği (yüzde 89,9), matematik mühendisliği (yüzde 89,8) ile hemşirelik (yüzde 89,8) oldu.</p>
<p>Uluslararası Standart Eğitim ve Öğretim Alanları Sınıflaması 2013'e göre, lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan sağlık ve refah (yüzde 84,5), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 82,1), bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 76,7), eğitim (yüzde 75,4) ile iş, yönetim ve hukuk (yüzde 74,1) olarak belirlendi.</p>
<p>Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler polis meslek eğitimi (yüzde 92,6), elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı (yüzde 87,4), uçak teknolojisi (yüzde 84,8), kontrol ve otomasyon teknolojisi (yüzde 83,9) ile elektrik (yüzde 83,7) olarak sıralandı.</p>
<p>Ön lisans mezunlarında kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu eğitim ve öğretim alanları mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 76,3), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 71,9), hizmetler (yüzde 70,4), tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik (yüzde 67,9) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 67,6) olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>En kısa iş bulma süresi "dil ve konuşma terapisi" bölümünde</strong></p>
<p>Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2024 yılında 14,4 ay iken, 2025 yılında 14,2 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2024 yılında 16 ay iken, 2025 yılında 15,8 ay olarak hesaplandı.</p>
<p>Lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi ortalamasının en kısa olduğu bölümler dil ve konuşma terapisi (2,4 ay), tıp (3,9 ay), özel eğitim öğretmenliği (4,4 ay), eczacılık (4,6 ay) ve ergoterapi (7,6 ay) olarak belirlendi.</p>
<p>Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk 5 eğitim ve öğretim alanı da sağlık ve refah (9 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11,4 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11,6 ay), eğitim (12,9 ay) ile hizmetler (13,4 ay) olarak saptandı.</p>
<p>Ön lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi ortalamasının en kısa olduğu 5 bölüm polis meslek eğitimi (3 ay), optisyenlik (9,9 ay), aşçılık (10,8 ay), eczane hizmetleri (11,6 ay) ile sivil havacılık kabin hizmetleri (11,7 ay) oldu.</p>
<p>Ön lisans mezunları için ilk iş bulma süresi en kısa ilk 5 eğitim ve öğretim alanı da hizmetler (13,7 ay), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (13,8 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (14,3 ay), sağlık ve refah (15,4 ay) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (15,8 ay) olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Ortalama kazancın en yüksek olduğu lisans bölümü pilotaj</strong></p>
<p>Lisans mezunlarında aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölümün sırasıyla pilotaj, matematik mühendisliği, uzay mühendisliği, uçak mühendisliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliği olduğu görüldü.</p>
<p>Ön lisans mezunlarında aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölüm uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Lisans mezunlarının kendi alanında çalışma oranı yüzde 56,7</strong></p>
<p>Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı 2024 yılında yüzde 56,1 iken, bu oran 2025'te yüzde 56,7 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarında ise bu oran 2024 yılında yüzde 51 iken, 2025 yılında yüzde 50,8 oldu.</p>
<p>Ücretli çalışan lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan sağlık ve refah (yüzde 80,4), iş, yönetim ve hukuk (yüzde 79,6), eğitim (yüzde 64,8), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 63,6) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 56,1) olarak kayıtlara geçti. En düşük uyum ise yüzde 20,6 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.</p>
<p>Ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan da iş, yönetim ve hukuk (yüzde 64,1), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 60,1), hizmetler (yüzde 59,8), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 46,2) ile sağlık ve refah (yüzde 44,3) oldu. En düşük uyum ise yüzde 7,8 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleştiği tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/lisans-mezunlarinin-istihdam-orani-gecen-yil-yuzde-739a-indi-83776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/bilgisayar-1746772139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in açıkladığı 2025 verilerine göre, lisans mezunlarında istihdam oranı yüzde 75&#039;ten 73,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-yuzde-22-artti-83775</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni yüzde 2,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, haziranda 87,9 iken bu ay yüzde 2,2 yükselerek 89,8 oldu.</p>
<p>Böylece endeks, Mayıs 2023'ten sonraki en yüksek seviyesine ulaştı. Endeks söz konusu dönemde 91,1 seviyesindeydi.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, temmuzda aylık yüzde 3 artışla 72,3'ten 74,5'e yükseldi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, haziranda 89,5 iken yüzde 2 artarak temmuzda 91,4 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 83,9 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 5,2 yükselişle 88,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 105,9 iken bu ay yüzde 0,8 azalışla 105,1'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-yuzde-22-artti-83775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre, tüketici güven endeksi, aylık bazda yüzde 2,2 artarak 89,8&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-sanayisinde-agirlik-merkezi-otomotive-kaydi-83759</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa sanayisinde ağırlık merkezi otomotive kaydı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırması, Bursa sanayisinin son yıllarda yaşadığı dönüşümü rakamlarla ortaya koyuyor. İlk bakışta dikkat çeken gelişme, kentin listedeki firma sayısının 41'den 31'e gerilemesi. Ancak verilerin satır araları incelendiğinde, Bursa sanayisinin yalnızca küçülmediği, aynı zamanda sektörler arasında önemli bir ağırlık merkezi değişimi yaşadığı görülüyor.</p>
<p>Uzun yıllardır tekstil, makine ve otomotiv sektörleriyle anılan Bursa'da artık büyümenin lokomotifi otomotiv tedarik sanayisi olurken, tekstil sektörü küresel rekabet ve maliyet baskısı nedeniyle eski gücünü korumakta zorlanıyor. Makine sektöründe ise Çin faktörü negatif etkisini sürdürüyor.  Araştırmada dikkat çeken bir başka unsur da firma sayısındaki gerilemenin tamamının olumsuz bir tabloyu yansıtmaması. Maysan Mando, Feka Otomotiv, TKG Otomotiv ve Yazaki Wiring Technologies Türkiye'nin İSO İkinci 500 listesinden çıkarak İSO 500'e yükselmesi, Bursa sanayisinin üst ligde temsil gücünü artırdı. Bu şirketler için yaşanan yükseliş, İSO İkinci 500'deki firma sayısını doğal olarak azalttı. Ancak buna rağmen Bursa'nın listedeki toplam temsilinin gerilemesi, kent sanayisinin yeni yatırımlarla yeterince beslenemediğini de gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik göstergeler de bu tabloyu destekliyor. Üretimden satışların yüzde 6,9, net satışların yüzde 12,4, ihracatın ise yüzde 13,4 gerilemesi; yüksek finansman maliyetleri, Avrupa pazarındaki talep daralması ve ihracat siparişlerindeki yavaşlamanın Bursa sanayisi üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle AB’ye yüksek bağımlılığı bulunan sektörlerde sipariş hacmindeki daralma, birçok firmanın büyüme performansını sınırladı.</p>
<p>Buna karşın otomotiv tedarik sanayisi farklı bir hikâye yazıyor. Elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımlar, küresel üreticilerin Türkiye'deki tedarik zincirini güçlendirmesi ve yüksek katma değerli üretime yönelen firmalar, Bursa'nın bu alandaki rekabet avantajını korumasını sağlıyor. Çelikform Gestamp, Formfleks Otomotiv ve Ermetal Otomotiv'in sıralamadaki güçlü yükselişleri bunun somut göstergeleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Bursa'nın üretim kültürünün temel taşlarından biri olan tekstil sektöründe ise tablo daha farklı. Avrupa pazarındaki talep daralması, artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve düşük maliyetli üretici ülkelerin rekabeti, sektörün büyüme ivmesini zayıflattı. Bir dönem İSO listelerinde üst sıralarda yer alan birçok tekstil firmasının gerilemesi, bu dönüşümün en belirgin göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Aslında ortaya çıkan tablo yalnızca Bursa'ya özgü değil. Dünya sanayisi emek yoğun üretimden teknoloji yoğun üretime doğru yönelirken, otomotiv, savunma, elektronik ve ileri malzeme teknolojileri daha fazla yatırım çekiyor. Bursa da bu dönüşümden payını alıyor. Kent, tekstildeki güçlü kimliğini tamamen kaybetmese de üretim ve ihracattaki ağırlık merkezini giderek otomotiv tedarik sanayisine kaydırıyor. Bu dönüşümün sürdürülebilir olabilmesi için yeni yatırımların artırılması gerekiyor. </p>
<p>Son yıllarda finansmana erişim maliyetlerinin yükselmesi, yatırım iştahını önemli ölçüde sınırlandırdı. Aynı zamanda Avrupa pazarındaki durgunluk, ihracatçı firmaların kapasite kullanım oranlarını da olumsuz etkiliyor. İSO İkinci 500 sonuçları gösteriyor ki Bursa sanayisi küçülen değil, yeniden şekillenen bir üretim yapısına doğru ilerliyor. Kent, otomotiv tedarik sanayisindeki güçlü konumunu korurken tekstil başta olmak üzere geleneksel sektörleri katma değerli üretime taşıyabilirse, Türkiye sanayisinin öncü şehirlerinden biri olmayı sürdürecektir. Aksi halde sektörler arasındaki dengesizlik, Bursa'nın üretim ve ihracat performansını uzun vadede olumsuz etkileyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-sanayisinde-agirlik-merkezi-otomotive-kaydi-83759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa sanayisinde ağırlık merkezi otomotive kaydı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigortacilik-destek-hizmetleri-yonetmeliginde-degisiklik-83774</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortacılık destek hizmetleri yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Sigortacılık Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, şirketlerin, sigorta acentelerinin, sigorta brokerlerinin ve sigorta eksperlerinin yönetim ve denetiminde bulunanlar ile bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar destek hizmeti kuruluşlarının yönetim kurullarında görev alamayacak, imzaya yetkili olarak çalışamayacak, bunlara ortak olamayacak ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemeyecek.</p>
<p>Şirketlerin veya şirketlerin mensup olduğu grupların hakim hissedar olduğu destek hizmeti sağlayıcıları, ortaklık hariç bu hükümden istisna olacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında destek hizmeti sunan gerçek ve tüzel kişiler sigorta aracılığı faaliyetinde bulunamayacak. Sigorta aracılığı faaliyetinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler ise destek hizmeti sunamayacak.</p>
<p>SEDDK, destek hizmeti sağlayıcısının sorumluluk sigortası yaptırmasını veya başka bir teminat sağlamasını talep edebilecek. Diğer taraftan sorumluluk sigortası ve teminatlara ilişkin usul ve esaslar SEDDK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında sigortacılık destek hizmeti sunacak şirketlerin özsermaye miktarı 250 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>SEDDK, şirketler ile gerçekleştirilen işin hacmi ve niteliğine göre sermaye tutarını yarısına kadar indirmeye veya iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Söz konusu tutar, aksi SEDDK tarafından belirlenmedikçe, her takvim yılı başında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yıllık değişim oranında (bir önceki yılın aynı ayına göre) artırılacak. Bu artışın hesabında 10 bin liranın küsuru dikkate alınmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigortacilik-destek-hizmetleri-yonetmeliginde-degisiklik-83774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK, sigortacılık destek hizmeti kuruluşlarıyla ilgili yönetmelikte değişikliğe gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandexin-yapay-zekasi-altinyildizin-smokin-zekasi-83754</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex’in yapay zekâsı, Altınyıldız’ın smokin zekâsı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yandex Türkiye, yapay zekâ ile ilgili yeniliklerini tanıtırken iki konu dikkatimi çekti. Birincisi sohbet ederek bir süreci başından sonuna kadar götürme yeteneği ki bu müşteri deneyiminin satışla sonuçlanan döngüsünü oluşturma konusunda odaklanmanın zirve yaptığı günümüzde çok kritik bir konumda. Sunumda son kullanıcı tarafında özellikle turizm alanındaki örneklere yer verildi. İkinci ve daha önemli nokta ise, Yandex Türkiye’nin yerel B2B iş birlikleriyle Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemindeki rolünü güçlendiriyor olduğu mesajıydı. Burada ekosistemin geliştirilmesine ve özellikle telekomünikasyon operatörlerine vurgu yapıldı.</p>
<p>Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, “Yandex AI'ı, kullanıcıların günlük işlerinin büyük bir bölümünü gerçekleştirmelerine yardımcı olan kapsamlı bir yapay zekâ süper uygulamasına altı aydan kısa bir sürede dönüştürdük. Bundan sonraki aşamanın, bu uzmanlığımızı ülkemizdeki kurum ve işletmelerle paylaşmak olduğuna inanıyoruz.” dedi. Öztürk, “Yandex Türkiye, telekom operatörlerinin kendi kullanıcılarına yapay zekâ destekli ürün ve hizmetler sunmasına olanak tanıyan Telekom için AI çözümünü geliştirmeye devam ediyor. Bu ürün ve hizmetler bağımsız çözümler olarak sunulabildiği gibi mevcut ekosistemlere entegre edilebiliyor veya doğrudan Yandex AI'a dahil edilebiliyor.” sözleriyle operatör tarafında yapılan ve yapılabilecek olanları örnekledi.</p>
<p>Biz hâlâ yapay zekâ ile ilgili konuları, büyük müşteriler ya da teknolojinin en ileri düzeyde kullanıldığı sektörler üzerinden anlatmaya çalışıyoruz. Ancak Yandex Türkiye bunları anlattığı basın toplantısını yaparken aynı günlerde Altınyıldız Classics’in yapay zekâ ile denemeye ve mağazada prova yapmaya dayanan randevulu smokin deneyimi basın bülteni geldi. Telekomünikasyon şirketlerinin milyonlarca müşterisi yanında niş bir pazar olarak kalan smokin pazarında iş modelinin değişimi ile ilgili açıklamalar, Yandex’in B2B’de yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırmasının nasıl bir değişimi tetikleyeceğini anlamamızı da sağlıyor.</p>
<p>Özel gün alışverişini yeniden tanımlayan hibrit bir deneyimi hayata geçiren Altınyıldız Classics, kullanıcıların smokinbizimisimiz.com üzerinden beğendikleri smokini yapay zekâ desteğiyle kendi fotoğrafları üzerinde denemesine, aynı platformdan mağaza randevusu oluşturmasına ve randevu saatinde mağazada kendilerini bekleyen ürünle bire bir prova deneyimi yaşamasına olanak tanıyor.</p>
<p>“Böylece dijitalde başlayan yolculuk, Altınyıldız Classics mağazalarındaki terzilik uzmanlığıyla tamamlanıyor.” ifadesini kullanan Altınyıldız Classics gerçekleştirdiği inovasyonu basın bülteninde şöyle anlatıyor:</p>
<p>Fiziksel olarak mağazaya gitmek istemeyenler için geliştirilen deneyimin ilk adımı dijitalde atılıyor. Kullanıcılar smokinbizimisimiz.com’a kendi fotoğraflarını yüklüyor; seçtikleri smokin modelleri yapay zeka teknolojisiyle fotoğrafları üzerinde gerçekçi bir şekilde konumlandırılıyor. “Üzerimde nasıl durur?” sorusunu daha evden çıkmadan yanıtlayan kullanıcılar, kendilerine en çok yakışan modeli belirledikten sonra doğrudan o ürün için diledikleri mağazaya ve saate online randevu oluşturuyor.</p>
<p>Deneyimin kalbi ise mağazada atıyor. Randevu saatinde mağazaya gelen müşteriyi, dijitalde beğendiği smokin kendi bedeninde hazır olarak bekliyor. Satış danışmanları eşliğinde gerçekleşen bire bir provada yaka formu, kol boyu ve pantolon paçası gibi detaylar Altınyıldız Classics’in terzilik uzmanlığıyla kişiye özel hale getiriliyor; papyon, kuşak, gömlek ve ayakkabı gibi tamamlayıcılarla görünüm tek seferde tamamlanıyor. Böylece mağaza gezme ve sırada bekleme derdi ortadan kalkıyor, smokin alışverişi randevulu ve kişiye özel bir deneyime dönüşüyor.</p>
<p>Düğün ve mezuniyet sezonunun en yoğun olduğu bu dönemde hayata geçirilen proje, erkeklerin alışveriş stresini ve istediği ürünü bulmak için mağazalar arası gezme zorunluluğunu bitirirken; randevulu mağaza deneyimiyle her müşteriye kesintisiz ve birebir ilgi sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Altınyıldız Classics Online Kanallar ve Pazarlama Direktörü Onur Uluğ, projenin ticari ve operasyonel faydalarıyla ilgili, “Smokin kategorisinde online tarafta çok yüksek bir trafiğe sahibiz. Ancak erkek tüketicinin prova süreçleri ve kalıp tereddütleri nedeniyle satışa dönüşüm oranları düşük kalıyordu. <u>https://smokinbizimisimiz.com </u>ile bu e-ticaret bariyerini yapay zekâyla yıktık. Müşterilerimiz mağazaya gelmeden önce smokinini dijital olarak deniyor ve nokta atışı randevusunu alıyor; randevu saatinde mağazada ise ürünü hazır buluyor, birebir prova ve terzilik hizmetiyle ağırlanıyor. Bu sayede hem kararsız internet trafiğini verimli bir satış kanalına dönüştürüyoruz hem de mağaza deneyimini kişiye özel hale getiriyoruz.” diyor.</p>
<p><strong>Banu Hızlı: Deneyim ve zekânın birleştiği noktadayız</strong></p>
<p>Müşteri deneyimi tarafında “Experience Intelligence” yaklaşımını geliştiren Mplus da yapay zekâ destekli modelinde müşteri deneyimini operasyonel bir süreç olmaktan çıkararak ölçülebilir iş sonuçlarının stratejik bir bileşeni haline getirdiğini savunuyor. Bu da B2B tarafta yarattığı etkiyle Türk şirketlerinin rekabet gücüne katkı sunacak bir adım.</p>
<p>Müşteri deneyiminin uzun yıllar maliyet odaklı bir bakış açısıyla yönetildiğine dikkat çeken Hızlı, artık kurumların ihtiyacının müşteri deneyimini gelir, güven ve sürdürülebilir büyümeyle ilişkilendirebilen bir yaklaşım olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Hızlı, “Yapay zekâ hız ve hacim gerektiren süreçlerde devreye girerken; güven, empati ve karar alma becerisinin kritik olduğu anlarda insan uzmanlığı sürece yön veriyor. Yapay zekânın gerçek değeri, insanın yerine geçmekte değil, insan uzmanlığını daha güçlü hale getirmekte yatıyor. Experience Intelligence yaklaşımımızın temelinde de bu anlayış yer alıyor” diyor.</p>
<p>Bu sistemde hız ve ölçek gerektiren süreçlerde yapay zekâ devreye girerken; güven, empati ve muhakemenin kritik olduğu anlarda ise insan uzmanlığı belirleyici rol üstleniyor. Ortaya çıkan yapı, hibrit ya da katmanlı bir model olmanın ötesinde; insan ve yapay zekânın birlikte tasarlandığı, iş hedeflerine doğrudan hizmet eden bir sistem olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Hızlı’nın yönetim kurulu başkanlığını yaptığı Müşteri Deneyimi Yönetimi ve Teknolojileri Derneği (MDYD), 9 Kasım 2026 – 7 Nisan 2027 tarihleri arasında toplam dokuz başlık altında “AI Çağında Müşteri Deneyimi ve Liderlik Sertifika Programı”nı hayata geçirecek. Buradaki yaklaşım experience intelligence için çizilen çerçeve ile örtüşüyor.</p>
<p>Program şu şekilde tanımlanıyor: Müşteri deneyimine yalnızca operasyonel bir süreç olarak yaklaşmayan sertifika programı, sürdürülebilir büyüme ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir yönetim alanı olarak ele almak isteyen; müşteri deneyimi liderlerinin, pazarlama ve satış yöneticilerini, dijital dönüşüm ve iş geliştirme profesyonellerinin katılımıyla yapılacak. Katılımcılar program boyunca müşteri deneyimi stratejisi geliştirme, deneyim tasarlama, müşteri yolculuklarını analiz etme, yapay zekâ destekli karar mekanizmaları oluşturma ve kurumsal CX dönüşümüne liderlik etme konularında güncel bilgi ve uygulama becerileri kazanacak. Akademik derinliği sektör deneyimiyle bir araya getirecek olan program, katılımcıların yapay zekâ çağında değişen müşteri beklentilerini anlamalarına, geleceğin müşteri deneyimi yaklaşımlarını benimsemelerine ve kurumlarında somut değer yaratan dönüşüm projelerine liderlik etmelerine olanak tanıyacak. AI Çağında Müşteri Deneyimi ve Liderlik Sertifika Programı kapsamında katılımcılara “Stratejik Düşünce, Stratejik Planlama ve Vizyoner Liderlik”, “Müşteri Deneyiminde Etki Odaklı Liderlik”, “Deneyim Ekonomisi ve Gelire Etkisi”, “Kapsayıcı ve Erişilebilir Deneyimler”, “Yapay Zekâ Çağında Müşteri Deneyimi”, “Tasarım Odaklı Düşünme”, “Uçtan Uca Müşteri Deneyimi Problemi Çözme: Deloitte Bootcamp”, “Gelişim Zihniyeti ve Değişim Yönetimi” ve “AI Çağında CX Operating Modeli” eğitimleri verilecek.</p>
<p>Yapay zekânın günümüzde ulaştığı nokta itibariyle her statüdeki kişilerin eğitimi eşit önem düzeyine sahip bulunuyor ve şirketler bu alana odaklanıyor. Yandex de eğitim tarafındaki yaklaşımını “Yapay zekâ eğitimi, Yandex Türkiye'nin stratejisinde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Yandex Türkiye, bugüne kadar ODTÜ ile birlikte hayata geçirdiği Türkiye'nin ilk Yapay Zekâ Yüksek Lisans Programı, Anadolu Hackathon ve diğer girişimlerle bu alana önemli yatırımlar yaptı. Şirket, bu alandaki çalışmalarını genişleterek doğrudan Yandex AI içinde yepyeni ve oyunlaştırılmış bir öğrenme deneyimi de sunuyor. Kullanıcılar, yapay zekâ tarafından oluşturulan kurslarla akademik yazım, tükenmişliği önleme, dil öğrenimi ve profesyonellere yönelik zaman yönetimi gibi pek çok alanda yeni beceriler kazanabiliyor veya mevcut becerilerini geliştirebiliyor. Bu kursların yanı sıra Yandex AI artık, kullanıcıların yapay zekâ becerilerini geliştirmelerine yardımcı olan özel bir öğrenme yolculuğu da sunuyor. Basit görevleri tamamlayarak yıldızlar ve sertifikalar kazanan kullanıcılar, yapay zekânın kendileri için neler yapabileceğini adım adım keşfediyor. Tüm bu çalışmalar, yapay zekâ okuryazarlığını dijital dönüşümün merkezine yerleştiren Türkiye'nin Yapay Zekâ Vizyonu ve Eylem Planı ile yakından örtüşüyor.” ifadeleriyle anlatıyor.  </p>
<p><strong>B2B’deki potansiyeli anlamak için kullanıcı deneyine bakmak gerekiyor </strong></p>
<p>Yandex’in günlük deneyimle ve Yandex AI’daki güncellemelerin buraya sunduğu katkı ile ilgili olarak anlattıkları, bunların bir ucu nihayetinde kurumsal şirketlerin iş modellerine uzandığı için açıklayıcı. Yandex buradaki tabloyu şöyle ortaya koyuyor:</p>
<p>Yeni güncelleme, Yandex AI'ın temel özelliklerinde de önemli iyileştirmeler getiriyor. Örneğin uygulama içi gezinme deneyimi yeniden tasarlandı, böylece kullanıcılar deneyimlerini kesintiye uğratmadan doğrudan URL çubuğu üzerinden bağlama dayalı sorular sorabiliyor. Favori siteler, gezinme geçmişi, çeviriler ve yapay zekâ özetleri de artık tek ve sezgisel bir arayüzde bir araya getiriliyor.</p>
<p>Uygulama içi sohbet özelliğinin kullanımında önemli bir artış yaşanırken, gerçekleştirilen sohbet sayısı geçtiğimiz ay yaklaşık %40 arttı. Günlük kullanıcıların yarısından fazlası artık sohbet özelliğini kullanıyor ve bu da sohbeti uygulamanın en düzenli kullanılan bölümlerinden biri haline getiriyor. Yandex AI'ın kullanıma sunulmasından bu yana kullanıcıların sohbet, akış ve uygulamanın diğer bölümlerinde geçirdiği toplam süre ise 540 yıla ulaştı.</p>
<p>Yandex AI artık yemek planlamasından seyahate ve kişisel finansa kadar farklı alanlarda kullanıcıların günlük kararlarını daha bilinçli şekilde almasına yardımcı oluyor. Kalori ve ilerleme takibi içeren kişiselleştirilmiş ve ayarlanabilir beslenme planları sunarken, Yapay Zekâ Seyahat Asistanı uçuş, otel, aktivite ve bütçe tahminleri dahil olmak üzere seyahatin tamamını planlıyor. Finans Asistanı ise küresel eğilimleri daha iyi değerlendirerek daha kapsamlı teknik analizler sunuyor.</p>
<p>Bu değişim, özellikle yemek planlamasında açıkça görülüyor. Sohbet botları geleneksel olarak bağlamı korumakta zorlandığı için kullanıcıların bilgileri tekrar tekrar paylaşması ve kendi ilerlemelerini manuel olarak takip etmesi gerekiyordu. Yandex AI artık tüm aile için bu bağlamı süreç boyunca hatırlıyor ve daha önce tekrarlayan karşılıklı konuşmalardan oluşan deneyimi tek ve kesintisiz bir akışa dönüştürüyor.</p>
<p>Üzerinde durduğumuz kırılma noktası bu ifadeler üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Altınyıldız Classics bülteninin ana metninde kullanıcı terimi kullanılırken Altınyıldız Classics Online Kanallar ve Pazarlama Direktörü Onur Uluğ’nun müşteri ifadesini kullanması, hitap edilen kitleden de kaynaklanan büyük değişimi açıklamaya gerek bırakmadan tanımlıyor. Müşteri deneyimi ifadesi bile, müşteri ile uygulama/teknoloji kullanıcısının iç içe geçtiği bir dünyaya işaret ediyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ süper uygulamalarına giderken…</strong></p>
<p>Bu dünyanın geleceğine ışık tutarken Öztürk’ün kullandığı yapay zekâ süper uygulaması ifadesini biraz deşmemiz gerekiyor. Bunu yaparken her zaman olduğu gibi, yönetim kurulu üyem Gemini’dan yapay zekâ süper uygulamalarını ve Yandex AI’ın bu konudaki yaklaşımını bize anlatmasını istedim. Bu bölümü böylece kapatıyoruz.</p>
<p><strong>Yapay Zeka Süper Uygulaması (AI Super App) Nedir?</strong></p>
<p>Yapay zeka süper uygulaması, kullanıcıların tek bir arayüz ve tek oturum üzerinden metin üretimi, veri analizi, görsel ve video tasarımı, kodlama, ses işleme, takvim yönetimi ve üçüncü taraf servis entegrasyonları gibi farklı ve bağımsız pek çok yapay zeka kabiliyetine aynı anda erişebildiği kapsamlı platformlardır.</p>
<p>Klasik "Süper Uygulama" (Super App) kavramı (ulaşım, yemek siparişi, e-ticaret ve finansı tek yerde birleştiren WeChat veya Getir gibi yapılar), yapay zeka dünyasında farklı yapay zeka modellerinin, ajanların ve üretken araçların tek bir çatı altında toplanması şeklinde evrilmiştir.</p>
<p><strong>Öne Çıkan Yapay Zeka Süper Uygulaması Örnekleri</strong></p>
<p><strong>1. Google Gemini</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri:Metin, görsel, ses ve kod gibi farklı veri türlerini aynı anda işleyebilen çok modlu (multimodal) bir yapıdır.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Google Workspace (Gmail, Docs, Drive, Sheets, Calendar) entegrasyonu sayesinde kullanıcıların sadece sohbet etmesini değil; e-posta yazmasını, doküman düzenlemesini, buluttaki dosyalarını analiz etmesini ve güncel internet verilerini arama altyapısıyla doğrulayarak tek merkezen yönetmesini sağlar.</li>
</ul>
<p><strong>2. Microsoft Copilot</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: OpenAI teknolojilerini temel alan Copilot; Windows işletim sistemi, Edge tarayıcı ve Microsoft 365 (Word, Excel, PowerPoint, Outlook, Teams) ekosistemine derinlemesine entegre edilmiştir.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Kullanıcıların bilgisayar ayarlarını değiştirmekten kurumsal e-postaları özetlemeye, Excel tablolarından grafik üretmekten Teams toplantılarını analiz etmeye kadar yazılım ve ofis süreçlerinin tamamını tek bir yapay zeka asistanı üzerinden yönetmesine olanak tanır.</li>
</ul>
<p><strong>3. ChatGPT (OpenAI)</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: Genişletilebilir ekosistemi (GPT'ler / Custom GPTs), eklentileri, gelişmiş veri analitiği, dosya okuma, web arama, sesli sohbet ve görsel oluşturma (DALL-E) yetenekleriyle öncüdür.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Temel bir sohbet robotunun ötesine geçerek; kullanıcıların kendi özel yapay zeka mini uygulamalarını (agent) tasarlayabildiği, verilerini yükleyip istatistiksel analizler yaptırabildiği ve internet üzerinde işlem yürütebildiği merkezi bir ekosistem sunar.</li>
</ul>
<p><strong>4. Claude (Anthropic)</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: Özellikle gelişmiş muhakeme yetenekleri, uzun metin/kod tabanlarını anlama kapasitesi (Artifacts özelliği) ve güvenlik odaklı yapısıyla bilinir.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu:Sadece metin üretmekle kalmaz; kullanıcıların aynı ekran üzerinde interaktif web siteleri tasarlamasını, kodları canlı olarak önizlemesini ve devasa doküman setlerini sentezlemesini sağlayan çok yönlü bir çalışma ortamı sunar.</li>
</ul>
<p><strong>Yandex'in Yapay Zeka Süper Uygulama Yaklaşımı: Yandex AI </strong></p>
<p>Yandex, bu alandaki çözümünü "Yandex AI" adlı mobil odaklı süper uygulama ile şekillendirmiştir. Özellikle Türkiye pazarına özel olarak uyarlanan bu platform, arama motoru, üretken yapay zeka asistanı ve web tarayıcısını tek bir ekranda buluşturan hibrit bir ekosistem sunar.</p>
<p>Yandex AI çözümünün öne çıkan temel özellikleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Tek Arayüzde Arama, Sohbet ve Tarayıcı Bütünleşmesi</li>
</ol>
<ul>
<li>Klasik süper uygulamalarda olduğu gibi farklı uygulamalar arasında geçiş yapma zorunluluğunu ortadan kaldırır.</li>
<li>Kullanıcılar tek bir arama kutusu üzerinden ister metin, ister ses veya görselle soru sorabilir.</li>
<li>Uygulama içi yerleşik tarayıcı sayesinde, yapay zeka sohbetinde paylaşılan kaynaklara veya web sitelerine anında gidilebilir ve açılan sayfalar doğrudan yapay zekaya özetletilebilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>YandexGPT ve Çok Modlu Yetenekler (Alice Altyapısı)</li>
</ol>
<ul>
<li>Sistemin arkasında Yandex'in büyük dil modelleri ailesi (Alice AI / YandexGPT) yer alır.</li>
<li>Model; metin üretimi, karmaşık konuları açıklama, dil çevirisi ve kodlama gibi görevlerin yanı sıra çok modlu (multimodal) olarak görselleri ve sesli girdileri de işleyebilir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Görsel ve Medya Üretim Araçları (AI Art)</li>
</ol>
<ul>
<li>Platform içinde yer alan görsel stüdyosu, kullanıcıların metinsel komutlarla özgün görseller, grafikler ve sanat eserleri üretmesine olanak tanır.</li>
<li>Ayrıca hareketsiz fotoğraflara dijital efektler veya video benzeri dinamikler ekleyen canlandırma özellikleri barındırır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Yerel Entegrasyonlar ve Bölgesel Odak</li>
</ol>
<ul>
<li>Küresel rakiplerinden farklı olarak Türkiye pazarına özel veri setleri ve kültürel bağlamla optimize edilmiştir.</li>
<li>Günlük yaşamı kolaylaştıracak şekilde rota planlama, yerel öneriler (otel, bilet vb.) ve güncel internet verilerini kaynak göstererek sunma konularında entegre çözümler üretir.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandexin-yapay-zekasi-altinyildizin-smokin-zekasi-83754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex’in yapay zekâsı, Altınyıldız’ın smokin zekâsı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-atesledi-altin-takipte-83751</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümüş ateşledi, altın takipte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a858a477d-1784784984.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD-İran savaşı devam ederken bu hafta piyasalarda dikkat çekici bir yön değişimi yaşanıyor Son iki haftada sert satış baskısı altında kalan altın ve gümüş, yatırımcıların “düşüşten alım” stratejisiyle yeniden yukarı yönlü harekete geçti. Bu kez çıkışın lideri altın değil, sanayi ve güvenli liman özelliklerini aynı anda taşıyan gümüş oldu.</p>
<p>Spot gümüş salı günü yüzde 5’e varan sıçrama yaparak son beş haftanın en güçlü gün içi performansını sergiledi. Yükseliş dün de sürdü ve fiyat 60 doların üzerini test etti. Spot altın ise önce 4.000 dolar eşiğinde güç kazandı, ardından 4.100 dolar bariyerini aşarak geçen hafta defalarca savunduğu 4.000 dolar seviyesinin güçlü bir destek haline geldiğini gösterdi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a96947240-1784785257.png" alt="" width="800" height="499" />Gümüş daha hızlı hareket ediyor </h2>
<p>ING emtia stratejisti Ewa Manthey’e göre hareketin temelinde yeni jeopolitik haberlerden çok, satış sonrası oluşan alım iştahı var. Ancak gümüşü öne çıkaran kritik fark, talebinin yaklaşık yarısının endüstriyel kullanımdan gelmesi.</p>
<p>Bakır fiyatlarındaki yükseliş, yapay zeka ve veri merkezi yatırımlarıyla güçlenen sanayi metali temasını yeniden canlandırırken, gümüş hem bu endüstriyel iyimserlikten hem de güvenli liman talebinden aynı anda faydalanıyor. Bu çift yönlü destek, gümüşün altına göre daha güçlü performans göstermesinin ana nedeni olarak görülüyor.</p>
<h2>Teknik kırılma: Hedef 68 dolar </h2>
<p>Piyasadaki en dikkat çekici sinyal teknik cepheden geldi. BeinCrypto analizine göre gümüş, iki aydır sıkıştığı düşüş kanalının üst bandını kırdı. Bu tür yukarı yönlü kırılmalar genellikle trend dönüşü olarak yorumlanıyor.</p>
<p>Analizde öne çıkan hedef, 68,88 dolar civarındaki 0,618 Fibonacci geri çekilme seviyesi. Bu seviye yılın başında önemli bir uzun vadeli direnç olarak çalışmıştı. Mevcut fiyatlardan bakıldığında yaklaşık yüzde 16’lık ek yükseliş potansiyeli bulunuyor. Analistler, daha güçlü bir doların bu senaryodaki en önemli dış risk olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Fed beklentisi ve savaş etkisi </h2>
<p>Makro tablo da değerli metalleri desteklemeye devam ediyor. Petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi enflasyon endişelerini canlı tutarken, Fed’in önümüzdeki toplantıda faizi sabit bırakması bekleniyor. Ancak CME FedWatch verilerine göre yatırımcılar Eylül ayına kadar faiz artırımı olasılığını yüzde 55’in üzerinde fiyatlıyor.</p>
<p>Bu durum ilk bakışta altın için olumsuz görünse de piyasa artık kısa vadeli faiz beklentilerinden çok, küresel borç dinamiklerine odaklanıyor.</p>
<h2>Gümüş fiziki olarak sıkışma gösteriyor </h2>
<p>Altından farklı olarak gümüşte fiziksel piyasa belirgin biçimde sıkışıyor. Hindistan’ın ithalat kısıtlamaları yerel arzı daraltırken, bayi primleri ons başına 6,50 dolara çıkarak altı ayın zirvesine ulaştı. Piyasanın üst üste altıncı yıldır arz açığı vermesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">State Street: Altında 2027 için 5.000 doları hedef gösterdi</span></h2>
<p>Dünyanın önemli varlık yöneticilerinden State Street Investment Management, altın boğa döngüsünün sona ermediği görüşünde. Kuruma göre küresel borç yükünün 353 trilyon dolarla rekor kırması, kamu borcunun toplam içindeki payının hızla artması ve yatırımcıların portföylerinde likit koruma araçlarına yönelmesi altını desteklemeyi sürdürecek.</p>
<p>Raporda önümüzdeki 6-9 ay için baz senaryoda 4.750-5.500 dolar, 2027 başı için ise 5.000 dolar hedefi korunuyor. Kurum, 3.750-4.000 dolar bandını güçlü destek bölgesi olarak görüyor.</p>
<p>Ocak ayında 5.600 dolar civarında zirve yapan altın hâlâ tepesinin yaklaşık dörtte biri altında. Gümüş de 120 doların üzerindeki rekor seviyesinin oldukça gerisinde bulunuyor. Ancak son günlerdeki fiyat davranışı, piyasanın yalnızca savaş riskini değil, yeni bir değerli metal döngüsünü yeniden fiyatlamaya başladığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-atesledi-altin-takipte-83751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/altin-gumus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değerli metallerde İki haftalık satış dalgası yerine yükseliş hamlesine bıraktı. Ons gümüş 60 doları test ederken ons altın yeniden 4.100 doların üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/33-milyar-temettu-dagitilirken-yuzde-100-getiri-devam-eder-mi-83750</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> 33 milyar temettü dağıtılırken yüzde 100 getiri devam eder mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temettü 25 Endeksi son bir yılda %38,94 oranında yükselirken 6 hisse %50 getiri barajını aştı. Performans sıralamasında sanayi şirketleri üst sıralarda yer aldı; gıda, perakende ve sigorta dikkat çeken sektörler olarak öne çıktı. Bankalar ise zayıf performanslarıyla geride kaldı.</strong></p>
<p>Piyasada temettü hisseleri borsanın güvenilir limanları olarak bilinir. Yatırımcının hesabına gelen temettü arka plandaki riskleri görünmez kılar. Tablonun üst sırasındaki Tüpraş’ın %100 veya Coca Cola İçecek’in %84’ü aşan yıllık getirisi bu düşünceyi daha da perçinleyebilir. Neticede bunlar zorlu koşullardaki operasyonel güçleriyle kendilerini kanıtlamış firmalar. Ancak sadece tepedeki güçlü yükselişlere bakarak temettü hisselerinin tümünden aynı performansı beklemek doğru olmaz. Sektörel rüzgarlar yön değiştirdiğinde, o güvenilen temettü şirketlerin uzunca bir süre gölgede kalma riski göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Temettünün gerisindeki kuraklık</h2>
<p>Temettü 25 Endeksinde yer alan Ford Otosan, geçtiğimiz yıl iki taksit halinde 26,2 milyar TL kâr payı verdi. Geçtiğimiz martta da 12,77 milyar TL temettü öderken tutar hisse başına 3,64 TL’ye denk geldi. Yılın son çeyreğinde de kâr payı vermesi muhtemel olan firma, iki yılı aşkın süredir yatayda hareket ediyor ve son bir yılda %3,31 geriledi. Garanti Bankası iki yıldır yatayda hareket eden bir diğer Temettü 25 şirketi. 2025 yılında 18,4 milyar TL kâr payı dağıtan bankanın geçtiğimiz martta ödediği temettü miktarı 22,1 milyar TL’ye çıktı. Hisse başına 5,27 TL ödeme yaparken dağıtım oranı %20 seviyesinde bulunuyor. Kârın önemli kısmını içeride tutan bankanın fiyatı son bir yılda %9,64 geriledi.</p>
<h2>Enflasyonun üzerinde kazandırdı</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl iki taksit halinde 29,3 milyar TL temettü ödemesi yapan Tüpraş, martta verdiği 20 milyar TL’nin ardından eylülde de 13 milyar TL kâr payı dağıtacak. Yıl içinde toplamda 33 milyar TL’ye varacak kâr payı ile yatırımcını memnun ettiği gözleniyor. Hisse, yıllık %100’ü aşan yükselişle enflasyonun üzerinde performansıyla öne çıkıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7f2bba28-1784784882.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>CARİ ORAN MI, LİKİT ORAN MI?</strong></p>
<p>Cari oran; perspektif, stok gücü, kredi ölçütü, uyum, hesaplama kolaylığı. Stok yanılgısı, nakit körlüğü, tahsilat riski, verimsizlik işareti. Likit oran; ödeme gücü, dayanıklılık, likidite kalitesi, güvenli analiz, alacak kalitesi. Daralan vizyon, yanılgı, muhafazakar baskı, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Sattığı hisselerden gelen nakdi kullanması için iştirakine kredi olarak veriyor</strong></p>
<p>Esenboğa, sattığı Margün payından gelen parayı nerede değerlendirecek? ● Kemal Okur</p>
<p>Kemal, Esenboğa Elektrik geçtiğimiz haziranda Margün Enerji’nin %2,91’ine denk gelen paylarını kurumsal yatırımcılara satarak yaklaşık 4,6 milyar TL’lik bir nakit kaynağı elde etti. Bu satışla birlikte Esenboğa Elektrik’in Margün Enerji’deki payı %72,70’e gerilerken kontrol gücünde herhangi bir değişim söz konusu olmadı. Margün’ün halka açıklık oranı ise %27,30’a yükseldi. Esenboğa satıştan elde ettiği geliri Margün’e hissedar kredisi olarak verirken özellikle dokuz lisanstan oluşan jeotermal yatırımlarının finansmanında yararlandırıyor.</p>
<p><strong>Kurduğu santrallerin kapasitesi büyüyor. Gelirini olumlu yönde destekleyecek</strong></p>
<p>Aksa Enerji’nin Kazakistan’daki santralinin katkısı ne düzeyde olacak? ● Seçkin Ateş</p>
<p>Seçkin, Aksa Enerji’nin Kazakistan’da kurduğu 264 MW kapasiteli doğal gaz kombine santrali, haziranda tam kapasite devreye alınarak ticari işletmeye resmen başladı. Anlaşma çerçevesinde 15 yıllık garantili kapasite sözleşmesi, nakit akışının uzun vadeli gerçekleşmesine olanak verecek. Öte yandan şirketin Eskişehir’deki 141 MW kapasiteli depolamalı RES projesi ÇED raporunu alırken, Kumasi kombine çevrim doğalgaz santrali 179 MW’a ulaştı. Bu tesiste de 20 yıl dolar bazlı elektrik satışı yapacak. Firmanın ilk çeyrekte geliri %21 azalırken kârı %8 arttı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>THT fonu son bir yılda endeksten ayrışarak yatırımcısına %10 kaybettirdi</strong></p>
<p>Trive Portföy’ün yönettiği Hisse Senedi Serbest Fon (THT), iki yılı aşkın süredir işlem görüyor. Zayıf bir performansa sahip olan fon, ilk işlem fiyatın altında bulunuyor. Nisanda hacimde hafif kıpırdanma gözlense de tekrar daralma yaşandı. Temmuzun üçüncü haftasında büyüklüğü 6,1 milyon TL’ye geriledi. Marttan bu yana bir ay nakit girişi gözlenirken ertesi ay nakit çıkışı görüldü. Temmuzda ise 82 bin TL nakit girişi gerçekleşti. Şubattan bu yana yatırımcısı gerileyerek 326 kişiye indi. Fonun temel stratejisi, borsadaki hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %97,88’i hisse senedi ve %2,12’si Takasbank Para Piyasası araçlarından oluşuyor. Yüksek riski göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %9,65 kayıp yaşayan THY, %35,74 yükselen BIST 100 Endeksin hayli gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan %54,81 bileşik faizle 115,2 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, 21.07.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 115.200.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47, bileşik faizi %54,81 olarak belirlendi. 120 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 18.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,45 düzeyinde. 21 Temmuz itibarıyla TLREF %39,89 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Alnus Yatırım’ın verdiği %47 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 39,89 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFSRMDK2627 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7cb685f1-1784784843.png" alt="" width="962" height="240" /><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>129 milyon dolarlık panel satışında nihai anlaşma yapıldı ve teslimatlar başladı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, Mart 2025’te yurt içindeki bir şirkete yönelik duyurusunu yaptığı güneş paneli ön satış anlaşmasını nihai sözleşmeye dönüştürdü. Ön sözleşmede 124,5 milyon dolar olan bedel, nihai anlaşmada 128,7 milyon dolar (yaklaşık 5,74 milyar TL) olarak güncellendi. Açıklamada panel teslimatlarına başlandığı ve 2026 yıl sonuna kadar tamamlanacağı ifade edildi. Sözleşme bedelinin bilançoya yansımasının da bu şartlarda yıl sonu mali verilerde gözlenmesi mümkün olacak. Şirket ilk çeyrekte gelirini %41 geriletirken dönem sonunda 1,02 milyar TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>KUZEY BORU</strong></p>
<p><strong>Ağırlığı Yunanistan’dan olmak üzere yurt dışından 3,9 milyon dolarlık iş aldı</strong></p>
<p>Kuzey Boru, ihracat faaliyetleri kapsamında sulama ve altyapı projeleri için toplamda 3,93 milyon dolar (yaklaşık 184,5 milyon TL) değerinde yurt dışı satış anlaşmaları imzaladı. Anlaşmaların odağında Yunanistan’daki sulama projesine yönelik CTP boru satışı yer alıyor. Diğer sözleşmelerin ise çeşitli ülkelere yönelik Koruge ve HDPE boru tedarikini kapsıyor. Söz konusu satışlar 2026 yılı ciro hedefine %1,5 oranında katkı yapması bekleniyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %41 artırarak 2,04 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu kârı %14 gerileyerek 230 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>SAN-EL MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Sağlık sektöründeki iştiraki, diyaliz merkezi işletmecisi firmaya ortak oluyor</strong></p>
<p>San-El Mühendislik’in %48,90 oranındaki iştiraki Salacak Sağlık, diyaliz merkezi işletmeciliği alanında faaliyet yürüten Uşakcan Diyaliz’in %50’sini satın almak üzere anlaştı. Satın alma girişimiyle diyaliz merkezi işletmeciliği alanındaki faaliyetlerin güçlendirilmesi ve hizmet kapasitesinin artırılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Şirketin sağlık sektörü alanında pazar payını genişletmeye yönelik çaba içinde olduğu söylenebilir. San-El Mühendislik, üç aylık dönemde gelirini %22 geriletirken dönem sonunda 58,7 milyon TL kâr açıkladı ve zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Türk Traktör dört aydan bu yana daralan dalga boyu sonrası tabanın gerisine düştü</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7bd7de5d-1784784829.png" alt="" width="300" height="236" /></strong>Türk Traktör’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,41 ile toplamda 28,88 bin lot azalarak 2,01 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 13’den 11’e geriledi. YAS fonu 35 bin lot ile en fazla satışı yaparken, MAC fonu 11 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Türk Traktör için bugüne kadar 17 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 750 TL ile endeks üstü verdi. En düşük öneri 471 TL endeks altı ile TEB Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/33-milyar-temettu-dagitilirken-yuzde-100-getiri-devam-eder-mi-83750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 33 milyar temettü dağıtılırken yüzde 100 getiri devam eder mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-83748</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da ‘kruvaziyer liman’ tartışması büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Katar sermayeli QTerminals tarafından işletilen Antalya Limanı ile Antalya iş dünyası ve denizcilik sektörü temsilcileri arasında "kruvaziyer liman" tartışması başladı. </p>
<p>Antalya Denizcileşme Platformu Başkanı ve önceki dönem DTO Antalya Şubesi yöneticisi İzzet Ünlü,  Antalya Limanı’ndaki mevcut "dar boğaz" sorununun temel nedenlerini açıkladı.</p>
<p>Antalya limanındaki temel dar boğazın ticari yük, serbest bölge lojistiği ve lüks kruvaziyer turizminin aynı dar alanda sıkışması olduğunu belirten Ünlü, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Liman içi havuz genişliğinin dev gemiler için yetersiz olması ve işletme hakkının 2028’de bitecek olmasından kaynaklanan hukuki belirsizliğin büyük yatırımları engellemesidir. Antalya Limanı’nın işletme süresinin ihalesiz olarak 2047 yılına kadar uzatılmasına yönelik yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edilmiştir. 2022 Torba Yasa Düzenlemesi ile aralarında Antalya Limanı’nın da bulunduğu 18 limanın sözleşme sürelerinin ihalesiz olarak 49 yıla (Antalya için 2047 yılına) tamamlanmasının önü açılmıştı. Limanın işletmecisi QTerminals de bu kanuna dayanarak ek sözleşme imzaladığını duyurmuştu.’’</p>
<p> Anayasa Mahkemesi’nin, limanların ihalesiz ve rekabet ortamı yaratılmadan devredilmesinin ‘özelleştirme değerinin altında kalınmasına yol açabileceği’ ve fırsat eşitliğini bozduğu gerekçesiyle bu düzenlemeyi iptal ettiğini anımsatan Ünlü, ‘’Bu nedenle limanda bir belirsizlik ortaya çıkmıştır. AYM’nin bu kararı nedeniyle 2047 uzatması hukuken geçersiz kalmış ve limanın sözleşme bitiş tarihi yeniden Ağustos 2028 sınırına çekilmiştir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Belirsizlik yatırım iştahsızlığı yaratıyor"</strong></p>
<p>Limanın işletme süresinin 2047’ye uzatılamaması ve hukuki davanın sürmesinin, limanda ‘yatırım iştahsızlığı’ yarattığını öne süren Ünlü, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Şirketler 2028 sonrası için önlerini göremediklerinden, dev kruvaziyer gemilerinin manevra yapabileceği yeni rıhtımlar inşa etmek gibi büyük bütçeli altyapı yatırımlarını askıya almaktadır. Bu nedenle Antalya’nın turizm ve deniz ticaretindeki kapasite sorununu çözmek için gözler, hükümetin 2028 sonrasına yönelik yapacağı yeni ve şeffaf bir ihale düzenlemesine veya kamu eliyle işletme senaryolarına çevrilmiştir.’’</p>
<p><strong>90 metrelik yatlar üretiliyor</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin lüks yat üretiminde kalitesi ile dünyada ‘Antalya Markası’ yarattığını anımsatan İzzet Ünlü, açıklamasında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’Antalya, dünyada İtalya'nın ardından ikinci sıraya yükselmiş ve 70-90 metrelik süper yatlar üretmeye başlamıştır; ancak bu başarı, tersanelerin acil ihtiyaç duyduğu rıhtım, deniz bağlantılı üretim alanı ve kapalı hangar kapasitesini son sınırına kadar zorlamaktadır.’’</p>
<p><strong>Kaleiçi Kruvaziyer Liman projesi</strong></p>
<p>Kaleiçi Yat Limanı Mendireğinin kentin deniz turizmi ve kültürel mirası açısından önemi yer tuttuğunu ifade eden Ünlü, açıklamasında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’Tarihi limanı ve Kaleiçi'ni Akdeniz'in sert dalgalarından koruyan hayati bir koruma kalkanıdır; hem yatların güvenle barınmasını sağlar hem de yerli ve yabancı turistlerin kentin tarihi dokusuyla deniz üzerinden buluştuğu simgesel bir yürüyüş alanıdır. Kaleiçi Kruvaziyer Liman Projesi şehre ekonomik katkı yaratacaktır. Üst segment turisti doğrudan tarihi merkeze indirerek esnafın gelirini artıracak, kentin havalimanı ve planlanan hızlı tren hatlarıyla lojistik entegrasyonunu güçlendirecek ve Antalya'yı Akdeniz'deki ana kruvaziyer rotalarından biri haline getirecektir.’’</p>
<p>Mevcut Antalya limanını genişletmeye çalışmanın mühendislik ve ekonomi açısından yetersiz kaldığından, kent merkezini baskılamayacağını doğu-batı aksına yayılmış, derinliği ve manevra sahası optimize edilmiş bağımsız yeni liman alanlarının ancak makro stratejiyle oluşturulabileceğini vurgulayan Ünlü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kaleiçi Yat Limanı Mendireği Rehabilitasyon Projesi'nin temel amacı asırlara meydan okuyan tarihi mendireğin zamanla Akdeniz'in şiddetli dalgaları ve dip akıntıları nedeniyle uğradığı yapısal aşınmaları gidermek ve sismik güvenliğini artırmaktır. Bu kapsamda, tarihi dokuya zarar vermeyecek özgün malzemelerle su altı ve su üstü tahkimat çalışmaları yapılmakta, yürüyüş yolları estetik ve güvenli hale getirilerek limanın hem dalga koruma işlevi hem de kültürel mirası geleceğe taşınmaktadır. Antalya, küresel turizm arenasında bir marka kent olmasına rağmen, deniz turizmi ve liman altyapısı bağlamında kronik bir kapasite sorunuyla karşı karşıyadır. Mevcut liman sınırları içinde, hukuki süreçler hızlandırılarak sadece kruvaziyer odaklı, derinliği ve manevra sahası optimize edilmiş yeni bir rıhtım hızla inşa edilmelidir. Antalya’nın doğu-batı aksındaki 640 kilometrelik sahil şeridi incelenmeli, kent merkezini baskılamayacak, lojistik entegrasyonu güçlü (havalimanı ve planlanan hızlı tren hatlarına yakın) bağımsız bir Antalya Ana Kruvaziyer Limanı Projesi master planı hazırlanmalıdır. Kentin 640 kilometrelik sahil potansiyelini kullanmak için mevcut limanı yamamak yerine, hukuki engelleri aşan, müstakil ve modern bir ana kruvaziyer limanı projesi şarttır.’’</p>
<p><strong>"Kaleiçi Antalya’nın gelecek vizyonu olabilir"</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı, ARÜV A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Cem Arüv de, Kaleiçi'nin temel sorunu turist fazlalığı olmadığını, ekonomik potansiyelini tam kullanamadığını söyledi. Turist sayısının arttığını, ancak şehir ekonomisinin aynı oranda büyümediğini belirten Arüv, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Turistin önemli bir bölümü tatilini otel sınırları içinde tamamlıyor. Kaleiçi ise dünyanın sayılı tarihi kent merkezlerinden biri olmasına rağmen ekonomik hareketten hak ettiği payı alamıyor. Oysa kruvaziyer yolcusu tam tersidir. Gemiden iner, sokağa çıkar. Esnafla buluşur. Restoranda yemek yer, müzeyi gezer. Taksi kullanır. Yerel ürün satın alır. Şehrin ekonomisine doğrudan katkı sağlar. Dünyadaki birçok tarihi liman kenti kruvaziyer turizmini sadece bir ulaşım yatırımı değil, şehir ekonomisinin motorlarından biri olarak görmektedir.’’</p>
<p>Dünyanın pek çok tarihi liman kentinde bu dengenin kurulduğunu, Antalya'nın da bunu başarabilecek bilgi ve kurumsal kapasiteye sahip olduğunua dikkat çeken Arüv, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’kruvaziyer limanı yalnızca birkaç geminin yanaşacağı bir yatırım değildir. Doğru planlanırsa bu yatırım; Kaleiçi’nde ulaşımı, meydanları, yaya düzenini, kültürel rotaları, müzeleri, marina bağlantılarını, toplu taşımayı ve kent estetiğini de yeniden ele alma fırsatı sunar. Sorun yalnızca gemi değildir. Sorun şehir vizyonudur. Kaleiçi'nin ihtiyacı daha fazla etkinlik yapmak değil, sürdürülebilir biçimde daha fazla ekonomik ve kültürel hareket üretmektir. Kaleiçi kruvaziyer limanı, doğru planlandığında bunun araçlarından biri olabilir. Tartışılması gereken bir limanın yeri değil, Antalya'nın gelecek vizyonudur.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-83748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-1784784289.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Limanı ile Antalya iş dünyası ve sektör temsilcileri arasında &quot;kruvaziyer liman&quot; tartışması başladı. İş dünyası kruvaziyer gemiler için tarihi 2 bin 500 yıl öncesine dayanan ve &quot;Altın Elma&quot; ödüllü Kaleiçi Limanı&#039;nın kullanılmasını ve rıhtım yapılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-koi-projeleri-icin-mali-risk-analizi-zorunlu-hale-getirilmeli-83749</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni KÖİ projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) kamu maliyesi değerlendirme notunda, merkezi yönetim bütçe açığında yılın ilk yarısında geçen yıla göre gerileme olduğunu, bütçedeki iyileşmenin yatırımlardaki azalma kaynaklı oluğunu belirtti.</p>
<p>TEPAV açıklamasına göre geçen yılın ilk yarısında 131 milyar lira olan faiz dışı fazla, bu yıl aynı dönemde 521 milyar liraya çıktı. Yıllık bütçe açığı 1.76 trilyon lira olurken, faiz dışı fazla 646 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde harcamalardaki artış yüzde 32.7 olurken, mal ve hizmet alım giderleri yüzde 44.8 yükseldi. Faiz ödemeleri yüzde 31.7 artarken, vergi gelirleri kayıt dışı ile mücadele politikalarıyla yüzde 38.7 arttı. Bu dönemde gelen ÖTV tahsilatı yüzde 8.5 artarken, petrol ve doğalgaz ÖTV tahsilatı yüzde 034.1 artış gösterdi. Çalışma notunun değerlendirme kısmında, maliye politikasının harcamayı kısma yerine kaynakları enflasyon yaratmadan üretkenliği artıracak alanlara ve eşitsizliği azaltacak sosyal programlara kanalize edilmesi gerektiği bildirildi.</p>
<h2>TEPAV bütçe için neler öneriyor?</h2>
<p>Yatırım harcamalarını ötelemek yerine verimsiz tüketim harcamaları sınırlandırılmalı.</p>
<p>Öncelikli olarak tarım ve sanayi politikaları gözden geçirilmeli, teşvik ve sübvansiyonlar kalkınma hedeflerine uygun olarak belirlenmeli.</p>
<p>Dolaylı vergilerin (KDV, ÖTV) ağırlığı azaltılmalı, kapsamlı bir vergi reformu ekonomik ve sosyal kesimlerle tartışmaya açılmalı.</p>
<p>Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlara ilişkin kararlar kurala bağlı, öngörülebilir ve enflasyonla mücadeleyi destekleyici yönde olmalı.</p>
<p>Mali şeffaflık güçlendirilmeli, yeni kamu-özel iş birliği (KÖİ) projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli ve ihale süreçleri şeffaflaştırılmalı.</p>
<p>Bütçe kapsamı genişletilerek bütçe dışı harcama yaratan ve gelir elde eden döner sermayeli işletmeler, sosyal yardımlar, özel hesaplar ve benzeri uygulamalar bütçe içine alınmalı.</p>
<p>Borç idaresinin tek elden yönetimi ilkesine aykırılık teşkil eden TVF, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ve Afet Yeniden İmar Fonu (AYİF) gibi kurumların borçlanma yetkisi kaldırılmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-koi-projeleri-icin-mali-risk-analizi-zorunlu-hale-getirilmeli-83749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/tepav-1757411256.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV&#039;ın kamu maliyesi değerlendirme notunda, &quot;Mali şeffaflık güçlendirilmeli, yeni KÖİ projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli ve ihale süreçleri şeffaflaştırılmalı.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-anketi-bu-yaz-tatil-plani-yapmayanlarin-orani-yuzde-80e-yaklasti-83747</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu yaz tatil planı yapmayanların oranı yüzde 80&#039;e yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Yazın gelişi ve okulların tatile girmesiyle başlayan tatil sezonunda bireylerin tatil yapma eğilimleri ve planları son kamuoyu araştırmasıyla ölçüldü. AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasında toplumun ezici çoğunluğu bu yaz için tatil planı yapmadı. Nedeni ise ekonomik zorluklar.</p>
<p>Yapılan kamuoyu araştırmasına göre toplumun ezici çoğunluğu bu yaz tatil programı yapmadı. Katılımcıların yüzde 79.7’si bu yaz için bir program yapmadığını bildirirken, kesin tatil planı yapanların oranı yüzde 18’de kaldı. Yaz tatili için henüz karar vermeyenlerin oranı yüzde 2.3’te olarak yansıdı.</p>
<h2>Yaş ilerledikçe tatil planı azalıyor </h2>
<p>Anket sonuçlarına göre yaş ilerledikçe tatil yapma planı oranının azaldığı tespitine yer verilirken, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe bu oranın arttığına dikkat çekeldi. Tatil planı olmayanların oranının yüzde 80’e yaklaşması, yerel ve küresel ölçekte ekonomik zorlukların, belirsizliklerin ve çalkantılı piyasa koşularının yaşandığı dönemlerde tüketicilerin öncelikle zorunlu ihtiyaçlara yöneldiği tespitine yer verildi. Bu eğilim turizm açısından dikkate değer bir veri olarak gösterildi.</p>
<h2>Nasıl bir tatil, nerede bir tatil? </h2>
<p>Kamuoyu araştırmasında bu yaz için tatil planı yapanların nereyi tercih ettikleri de soruldu. Tatil planı yapanlara, “deniz tatili, yurtdışı tatili, memleket ziyareti, köy tatili, şehir tatili, yayla tatili, doğa, kamp tatili” gibi sorular yöneltildi. Ortaya çıkan veriler, Türkiye’deki geleneksel tatil anlayışının gücünü koruduğu, yüzde 46.2 ile deniz tatili ilk sırada yer aldı. Yurt dışı tatili ve memleket ziyareti yüzde 12.4’lük oranla ikinci sırada yer aldı. Yüzde 8.8 köy tatili araştırmada üçüncü sırada yer alırken, katılımcılar yüzde 7.1 oranla şehir tatilini tercih etti. Yayla tatilini tercih edenlerin oranı yüzde 4.8, doğa-kamp tatilini tercih edenler yüzde 4.3 oranında kaldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-anketi-bu-yaz-tatil-plani-yapmayanlarin-orani-yuzde-80e-yaklasti-83747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/turizm-tatil-deniz-1760551772.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasına katılanların yüzde 79.7’si bu yaz için bir program yapmadığını bildirirken, kesin tatil planı yapanların oranı ise yüzde 18’de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ingiltere-arasinda-2-sektorde-teknik-engeller-kaldiriliyor-83746</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye-İngiltere arasında 2 sektörde teknik engeller kaldırılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>İngiltere’nin AB’den ayrılmasının ardından Türkiye ve İngiltere arasında 2020 sonunda imzalanan sanayi ürünlerini kapsayan Serbest Ticaret Anlaşması’na ek olarak, ticarette teknik engeller faslının güncellenmesi ve bu fasla bağlı olarak otomotiv ve kimyasallarda teknik engellerin kaldırılmasına yönelik 2025 yılında yapılan anlaşma Meclis onayına sunuldu. Türkiye Cumhuriyeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Arasında Serbest Ticaret Anlaşması’nın Ticarette Teknik Engeller Faslının güncellenmesi ve bu fasla bağlı Kimyasallar ve Motorlu Araçlar ile Aksam ve Parçaları sektörlerine dair eklerin Serbest Ticaret Anlaşması’na ilave edilmesini öngören Anlaşma iki ülke arasındaki teknik engelleri kaldırarak ticareti kolaylaştıracak. Böylece otomotiv ürünleri ve kimyasallarda İngiltere pazarına girişte kolaylık sağlanacak.</p>
<h2>Öngörülebilir bir ticaret ortamı </h2>
<p>Yasa teklifinin gerekçesinde, yapılan teknik düzenlemelerin, standart ve uygunluk değerlendirme prosedürlerinde karşılıklı düzenleyici uyumu teşvik ederek ticaretin önündeki teknik engellerin azaltılmasını ve daha öngörülebilir bir ticaret ortamının oluşturulmasını sağlayacağı kaydedildi. Böylece hem kamu sağlığı, güvenliği ve çevre korunmasında yüksek standartlar muhafaza edilecek hem de mal ticaretinin şeffaf ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi sağlanacak. Ticarette Teknik Engeller ( TTE) Faslının güncellenmesiyle, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ve İngiltere ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) doğrultusunda küresel olarak elde edilen en yüksek teknik düzenleme standartları ve uygunluk değerlendirme prosedürleri uluslararası ticaretteki güncel yaklaşımlar ile uyumlu hale getirildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gönüllü iş birliği teşvik edilecek</span></h2>
<p>Ticarette Teknik Engeller Faslının, STA'ya ilave edilen eklerinden biri olan kimyasallar başlığı ile insan, hayvan sağlığı ve çevrenin korunmasına öncelik verilirken eş zamanlı olarak sektördeki ticaretin kolaylaştırılmasına katkı sağlayacak, uyumsuzluklar azaltılarak, yetkili otoriteler arasında gönüllü işbirliğinin teşvik edilmiş olacak. Motorlu Araçlar ile Aksam ve Parçaları Hakkında Ek ise BM onaylı teknik düzenlemelere dayanarak teknik engellerin ortadan kaldırılmasını ve tip onaylarının karşılıklı tanınmasını düzenliyor. Böylece bir pazarda onaylanmış motorlu araçlar ve bunların aksam ve parçaları diğer pazara daha kolay giriş yapabilecek, üretici ve ihracatçılar için maliyet ve zaman avantajı sağlanacak. Söz konusu ek ile yenilikçi teknolojilere dair haksız kısıtlamaların da önüne geçilmiş olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ingiltere-arasinda-2-sektorde-teknik-engeller-kaldiriliyor-83746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/8/1280x720/otomotiv-1766377271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025&#039;te yapılan ve Meclis onayına sunulan anlaşma ile, otomotiv ürünleri ve kimyasallarda İngiltere pazarına girişte kolaylık sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kvkk-ve-yapay-zeka-etkisiyle-yerli-buluta-ilgi-artiyor-83816</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KVKK ve yapay zekâ etkisiyle yerli buluta ilgi artıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ uygulamalarının iş süreçlerinde yaygınlaşmasıyla birlikte şirketlerin ürettiği ve işlediği veri miktarı hızla artarken, bu verilerin hangi ülkede tutulduğu da önemli bir gündem maddesi haline geldiği bildirildi. Özellikle kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler nedeniyle kurumların yalnızca depolama kapasitesine değil, verinin bulunduğu ülkeye ve tabi olduğu hukuki altyapıya da dikkat etmeye başladığı vurgulandı.</p>
<p>Birçok şirketin verisinin fiilen hangi ülkede bulunduğunu bilmediğine dikkat çeken Layer Sistem Kurucu Ortağı Burak Tuvay, artan veri hacmi ve siber güvenlik risklerinin, kurumları verilerini Türkiye'de barındıran bulut altyapılarına yönelttiğini söyledi.</p>
<p>Burak Tuvay, birçok şirketin verisinin fiilen hangi ülkede bulunduğunu bilmediğine dikkat çekerek, yapay zekâ çağında verinin yalnızca bir bilgi yığını değil stratejik bir varlık haline geldiğini ve önümüzdeki dönemde kurumların bulut tercihlerinde veri egemenliğinin belirleyici kriterlerden biri olacağını ifade etti.</p>
<p>Verinin artık yalnızca bilgi değil, kurumların en stratejik varlıklarından biri oluğunu vurgulayan Tuvay, “Küresel bulut platformlarında verinin hangi ülkede işlendiği ve saklandığı her zaman tam şeffaflıkla izlenemiyor. Bu durum, özellikle regülasyona tabi sektörlerde faaliyet gösteren kurumlar açısından veri egemenliği ve uyum süreçlerini gündemin üst sıralarına taşıyor. Sektörde yerli sağlayıcıların farkı üç başlıkta öne çıkıyor: verinin yurt dışına çıkmaması, sorun anında doğrudan ve Türkçe mühendis desteğine erişim ile yerel düzenlemelere doğal uyum.” dedi.</p>
<p><strong>"Yerli altyapıya talep artıyor"</strong></p>
<p>Şirket açıklamasına göre, bulut bilişim pazarında bu ihtiyaç doğrultusunda yerli altyapı sağlayıcıları öne çıkıyor. Açıklamada, "Layer Sistem, kendi otonom ağ omurgasıyla altyapısını Türkiye'de işleten bağımsız bir bulut sağlayıcısı olarak konumlanıyor. Şirket, müşteri verilerini Türkiye'de Tier III standartlarındaki veri merkezi altyapısında barındırırken, KVKK ve 5651 kapsamındaki yükümlülüklerin altyapı seviyesinde karşılandığını belirtiyor. Şirkete göre, internet çıkışından veri saklama katmanına kadar altyapının uçtan uca kendi kontrolünde olması, veri egemenliğini teknik düzeyde de mümkün kılıyor. Bu modelde şirketler kendi sunucularını satın almak yerine ihtiyaç duydukları bilgi işlem kapasitesini bulut üzerinden kiralayabiliyor; verilerini Türkiye'de yedekleyebiliyor ve olası bir felaket senaryosunda sistemlerini coğrafi olarak ayrı bir merkezden yeniden ayağa kaldırabiliyor. Layer Sistem'in portföyünde bu ihtiyaçlara karşılık gelen yönetilen sanal veri merkezi, yedekleme, felaket kurtarma ve 5651 uyumlu loglama hizmetleri yer alıyor. Şirket bu hizmetleri 7/24 doğrudan mühendis desteğiyle sunduğunu belirtiyor. Layer Sistem ayrıca ISO/IEC 27001:2022 bilgi güvenliği yönetim sistemi sertifikasına sahip bulunuyor ve BTK kayıtlı yer sağlayıcı olarak faaliyet gösteriyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kvkk-ve-yapay-zeka-etkisiyle-yerli-buluta-ilgi-artiyor-83816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/bulut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birçok şirketin verisinin bugün fiilen hangi ülkede bulunduğunu bilmediğine dikkat çeken Layer Sistem Kurucu Ortağı Burak Tuvay, artan veri hacmi ve siber güvenlik risklerinin, kurumları verilerini Türkiye&#039;de barındıran bulut altyapılarına yönelttiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarin-egitimi-icin-sinirlar-kalkiyor-83761</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukların eğitimi için sınırlar kalkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk yatırımcıların yurt dışındaki gayrimenkul ve oturum programlarına ilgisinin arkasında artık yalnızca yatırım getirisi yok. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası iş fırsatlarına erişim ve aile için alternatif bir gelecek oluşturma isteği öne çıkıyor. Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yatırım yoluyla oturum programlarının modern servet yönetiminin yeni araçlarından birine dönüştüğünü söylüyor.</strong></p>
<p>Bir dönem yurt dışında ev almak, ağırlıklı olarak döviz bazında kira geliri sağlayacak bir yatırım olarak görülüyordu. Bugün aynı kararın arkasında çok daha kapsamlı bir gelecek planı var. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası çalışma ve şirket kurma imkânlarına erişim, sağlık hizmetlerinden yararlanma, farklı ülkelerde varlık oluşturma ve gerektiğinde kullanılabilecek güvenli bir alternatif… Türk yatırımcının yurt dışına bakışı değişirken, “Golden Visa” olarak bilinen yatırım yoluyla oturum programları da göçün ötesinde bir anlam kazanıyor. Yatırımcıların büyük bölümü Türkiye’den ayrılmayı değil, kendileri ve çocukları için sınırların daha az belirleyici olduğu bir gelecek kurmayı hedefl iyor.</p>
<p>Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yaklaşık dokuz yıldır yüzlerce yatırımcıya danışmanlık verdiklerini ancak bu kişilerin neredeyse tamamının yaşamını Türkiye’de sürdürdüğünü anlatıyor. Narazan, yatırımcıların temel motivasyonunu iki kelimeyle<br />özetliyor: “Seçenek sahibi olmak.”</p>
<p><strong>Göç değil, aile için bir B planı</strong></p>
<p>Vesta Global, 2017 yılında Teuta Narazan ve Armağan Akyüz tarafından, Türk yatırımcıların yurt dışında oturum, vatandaşlık ve gayrimenkul yatırımlarını güvenli biçimde gerçekleştirebilecekleri bir danışmanlık modeli oluşturmak amacıyla kuruldu. Yunanistan Golden Visa programıyla başlayan şirket bugün Avrupa, Amerika, Körfez ve Karayipler’de 10’dan fazla yatırım programında hizmet veriyor.</p>
<p>Narazan ve Akyüz, kendilerini tek bir ülkeyi ya da projeyi pazarlayan şirketlerden ayırdıklarını söylerken, sürecin, yatırımcının gerçek amacını anlamakla başladığını belirtiyorlar: “Yatırımcıya doğrudan ‘Yunanistan’dan ya da Portekiz’den yatırım yapın’ demiyoruz. Döviz bazında kira geliri mi hedefl iyor, çocuklarının eğitimini mi planlıyor, şirketini uluslararası pazarlara mı açmak istiyor, yoksa ailesi için geleceğe yönelik bir B planı mı oluşturuyor? Önce bunlara bakıyor, ardından uygun ülkeyi ve yatırım modelini belirliyoruz. Pandemi, jeopolitik riskler, sağlık hizmetlerine erişim ve uluslararası seyahat kısıtları bu arayışı hızlandıran başlıca gelişmeler oldu. Finansal portföyde farklı varlık sınıfl arına yatırım yapan aileler, artık yaşam ve hareket alanlarını da çeşitlendirmek istiyor. Nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymamak için finansal yatırımlar çeşitlendiriliyorsa, bugün mobilite açısından da benzer bir yaklaşım var. B planının hiçbir zaman kullanılmasına ihtiyaç duyulmayabilir. Fakat gerektiğinde hazır olduğunu bilmek önemli bir güven sağlıyor.”</p>
<p><strong>Eğitim, yatırım kararının merkezine yerleşti</strong></p>
<p>2017’de ağırlıklı olarak yüksek gelir grubunun ilgi gösterdiği programlar, bugün daha geniş bir yatırımcı kitlesine ulaşıyor. Profilin değişmesinde çocukların eğitimi önemli rol oynuyor. Aileler yalnızca üniversite dönemini değil, çocuklarının ilkokuldan itibaren farklı ülkelerde eğitim alabilmesini, mezuniyet sonrasında çalışma hakkına sahip olmasını ve uluslararası bir kariyere daha kolay adım atmasını değerlendiriyor. Bu nedenle yatırım kararında gayrimenkulün getirisi kadar, kazanılan oturum hakkının çocuklara sunduğu eğitim ve yaşam fırsatları da belirleyici oluyor.</p>
<p>Narazan ve Akyüz’e göre küçük çocuğu bulunan aileler daha uzun vadeli vatandaşlık rotalarını değerlendirebilirken, yakın dönemde eğitim planı olanlar daha hızlı hareket ve yerleşim imkânı sağlayan seçeneklere yöneliyor. Girişimciler ise oturum hakkını yalnızca aileleri için değil, Avrupa’da şirket kurmak, yatırım yapmak ve işlerini uluslararası pazarlara taşımak amacıyla kullanıyor. Şöyle diyorlar: “Programların sağladığı haklar bireysel olsa da ekonomik etkileri çok daha geniş. Oturum izni, birçok ülkede o ülkenin vatandaşlarıyla benzer şartlarda şirket kurma ve yatırım yapma olanağı sağlayabiliyor. Bu nedenle karşımızda hem ailesinin geleceğini hem de şirketinin büyümesini planlayan bir yatırımcı profili var.</p>
<p><strong>Yunanistan yakınlıkla, Portekiz esneklikle öne çıkıyor</strong></p>
<p>Türk yatırımcıların ilk tercihi, coğrafi ve kültürel yakınlığın da etkisiyle Yunanistan. Gayrimenkul yatırımına dayalı modelin daha kolay anlaşılması ve Türkiye’ye kısa mesafede alternatif bir yaşam alanı sunması ilgiyi güçlendiriyor.</p>
<p>Özellikle daha önce ticari kullanıma ayrılmış yapıların konuta dönüştürüldüğü ve gerekli şartları taşıyan projeler, 250 bin Euro seviyesinden oturum başvurusuna imkân tanıyabiliyor. Ancak Narazan, bu kategorideki proje sayısının sınırlı olduğuna ve her dönüşüm projesinin programa uygun olmadığına dikkat çekiyor: “Bir projenin yalnızca gayrimenkul olarak iyi olması yetmiyor. Golden Visa mevzuatına da uygun olması gerekiyor. Her projeyi hukukçularımızla birlikte inceliyor, uygunluğu doğrulanmayan projeleri portföyümüze almıyoruz. Yatırımcı kendi başına hareket ederek uygun olmayan bir projeyi satın aldığında oturum hakkını elde edememe riskiyle karşılaşabilir.”</p>
<p>Portekiz ise gayrimenkul yerine yatırım fonlarının öne çıktığı yapısıyla, varlıklarını çeşitlendirmek isteyen ailelerin ilgisini çekiyor. Program, yatırımcılara ülkede sürekli yaşama zorunluluğu olmadan sınırlı gün şartlarıyla oturumlarını koruma imkânı sunuyor. Portekiz’de vatandaşlık için gereken yasal ikamet süresinin uzatılmasına yönelik değişiklikler parlamentoda kabul edilmiş olsa da Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giriş ve geçiş hükümleri yakından izlenmesi gereken bir alan olmaya devam ediyor. Portekiz’in mevcut yatırım oturumu düzenlemesi, ilk yıl en az yedi, sonraki dönemlerde ise en az 14 günlük kalış şartı öngörüyor.</p>
<p><strong>Oturum programları servet yönetiminin parçası oldu</strong></p>
<p>Yurt dışı yatırım kararının arkasında artık tek bir motivasyon bulunmuyor. Bir aile için çocukların eğitimi öncelik kazanırken, başka bir yatırımcı döviz bazında gelir arıyor; bir girişimci ise şirketini yeni pazarlara açmak istiyor. Narazan ve Akyüz, bu dönüşümün yatırım yoluyla oturum programlarını klasik bir gayrimenkul işleminden çıkardığını belirtiyorlar: “Bugün oturum ve vatandaşlık programları yalnızca göç etmek isteyenlere hitap etmiyor. Ailenin geleceğini, çocukların eğitimini, iş fırsatlarını ve varlıkların farklı ülkelerde çeşitlendirilmesini kapsayan modern bir servet yönetimi aracına dönüşüyor. Asıl mesele başka bir ülkeye taşınmak değil; ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek güvenli ve doğru yapılandırılmış seçeneklere sahip olmak.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Her yatırımcı için aynı ülke doğru değil</strong></span></p>
<p>Vesta Global’in danışmanlık modelinin merkezinde ülke değil, yatırımcı profili bulunuyor. Alternatif bir yaşam alanı ve Türkiye’ye yakınlık arayanlar için Yunanistan; fon yatırımı ve uzun vadeli Avrupa planı yapanlar için Portekiz; sermaye yatırımı yoluyla şirketlere ortak olmak isteyenler için Fransa veya İtalya gibi seçenekler gündeme gelebiliyor. Fransa’da ekonomik yatırımcılar için “talent” (yetenek) oturum düzenlemesi bulunuyor ve uygun koşullarda eş ile çocuklar da aile birleşimi kapsamında süreçten yararlanabiliyor. Kartın niteliği ve süresi yatırımın türüne ve başvuru sahibinin durumuna göre değişiyor. Daha düşük yatırım seviyelerinde doğrudan vatandaşlık alternatifi arayan bazı yatırımcılar ise Karayip ülkelerindeki hibe programlarını değerlendiriyor. Ancak Narazan ve Akyüz’ün vurguladığı konu, yalnızca giriş maliyetine bakılarak karar verilmemesi gerektiği. Pasaportun sağladığı seyahat hakları, yatırımın geri dönüşü, aile bireylerinin kapsama alınması, vergi sonuçları ve programın gelecekte değişme ihtimalinin birlikte ele alınması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarin-egitimi-icin-sinirlar-kalkiyor-83761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/1/1280x720/6858-1784786899.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukların eğitimi için sınırlar kalkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunde-ikinci-ceyrek-kayip-gecti-83745</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektöründe ikinci çeyrek kayıp geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe ikinci çeyrek bilanço dönemi 28 Temmuz’da Akbank ile başlayacak. Sektörde savaş nedeniyle artan petrol fiyatlarının etkisiyle bozulan enflasyon beklentileri ve artan faizler nedeniyle net karlarında çeyreklik yüzde 20’nin üzerinde düşüş bekleniyor. Kısa vadeli mevduat faizlerinin marttan itibaren yüzde 40’ın üzerine çıkması ve fonlama maliyetlerinin yükselmesi marjlar üzerinde baskı yaratırken sektörde takipteki alacak bakiyesinin artması da sıkıntı olarak öne çıkıyor. Aracı kurumların bilanço beklentilerinde çeyreklik yüzde 20 üzerinde net kar daralması öngörülürken yıllık sadece yüzde 8 kar artışı tahmin edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a0259a714-1784782885.png" alt="" width="328" height="961" /><strong>● AK YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum daralan net faiz marjı nedeniyle bankaların ikinci çeyrek kârlarında yüzde 20’nin üzerinde düşüş bekliyor. Böylece büyük bankaların 2026 ilk yarısında ortalama öz kaynak getirisinin yüzde 20’yi geçmesi zor görünüyor. Önceki çeyreğe göre swap dahil net faiz gelirinde (NFM) yüzde 20’ye yaklaşan düşüş ve net faiz marjında 100 baz puan civarı erime öngören kurum, kredi risk maliyetinin 30 baz puan kadar artışla 250 baz puana çıkması ve önceki çeyreğe göre Hazine işlemlerinin zayıflayan performansı banka bazında kârları baskılayabilecek. Diğer taraftan komisyon gelirlerinin yüzde 10 civarı artışla ve faaliyet giderlerinin de yatay kalarak kârları olumlu etkilemesini bekliyoruz. 3Ç26’da ise devam eden marj baskısı ve faaliyet giderlerinde döngüsel artışlar nedeniyle anlamlı bir toparlanma zayıf görünüyor.</p>
<p><strong>● DENİZ YATIRIM </strong></p>
<p>Araştırma kapsamındaki bankaların toplam net kâr rakamında çeyreklik bazda yüzde 22 azalış, yıllık bazda ise yüzde 8 artış bekleyen kurum; kamu bankalarının çeyreklik kâr daralmasının özel bankalara kıyasla daha sınırlı kalacağı düşüncesinde. Kamu kesimi açısından net kârın çeyreklik bazda yüzde 12 azalış, yıllık bazda ise yüzde 43 artış tahminleyen Deniz Yatırım uzmanları özel sektör bankalarının (TSKB dahil) ise net kârının çeyreklik bazda yüzde 26 daralmasını, yıllık bazda ise yüzde 1 seviyesinde yataya yakın seyir izlemesini bekliyor. Kuruma göre bu çeyrekte bilanço görünümünde öne çıkan başlıklar; artan fonlama maliyetlerinin etkisiyle daralan TL kredi-mevduat makası ve artış kaydeden karşılık giderleri oldu. Kârlılık tarafında ise, trading zararlarının, fonlama maliyetlerindeki yükselişin ve artan swap giderlerinin ikinci çeyrekte gelir tablosu üzerindeki marj baskısı net görüldü. Takipteki kredi oranındaki yükseliş beklentimize paralel olarak artan karşılık giderlerinin kârlılık üzerindeki negatif etkisi sürdü.</p>
<p><strong>● GARANTİ BBVA YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum, kapsamındaki bankalar için çeyreklik bazda ortalama yüzde 29 net kâr daralması öngördü. Analistlere göre bu çeyrekte öne çıkan başlıklar “Kredi- mevduat makasında yaklaşık 250 baz puanlık daralma sonucu net faiz marjlarında ortalama 45 baz puanlık gerileme, güçlü komisyon gelirlerine karşın dönemsel ücret artışlarının etkisiyle faaliyet giderlerinde yükseliş ve artan takip girişleri nedeniyle karşılık giderleri ile risk maliyetindeki yukarı yönlü seyir” oldu. Yıla güçlü başlayan bankacılık sektöründe savaş nedeniyle yükselen kısa vadeli mevduat faizleri ve artan fonlama maliyeti karlılıkta baskı yarattı. Komisyon gelirlerindeki güçlü seyir ve faaliyet giderlerindeki kontrollü artış kârlılığı desteklese de, artan takipteki alacak girişleri nedeniyle karşılık giderlerindeki yükseliş sektörün temel baskı unsuru olmaya devam etti. Kurum ikinci çeyreğin bankalar açısından marj tarafında zorlu geçmesini ve birçok bankanın 2026 net faiz marjı beklentilerini aşağı yönlü revize etmesini bekliyor.</p>
<p><strong>● ÜNLÜ&amp;CO</strong></p>
<p>Kurum analizinde ikinci çeyrekte bankalar için yıllık yüzde 5 net kar artışı birinci çeyreğe göre ise yüzde 25 düşüş beklentisini vurguladı. Araştırma kapsamındaki bankaların iştirak gelirlerinden arındırılıp yalnızca net faaliyet karına bakıldığında ise zayıflığın daha belirgin olduğunu ve yüzde 47 çeyreklik düşüş yaşandığını vurgulayan kurum TL fonlama maliyeti baskısı sürerken net faiz marjı ve aktif kalitesinin bozulduğuna işaret etti. Araştırmaya göre TÜFE tahmin revizyonları ise TÜFE'ye endeksli kağıtlar üzerinden zayıflığı kısmen telafi etti. Garanti ve TSKB'nin pozitif, İş Bankası ve Halkbank'ın negatif ayrışmasını bekliyor.</p>
<p><strong>● YAPI KREDİ YATIRIM </strong></p>
<p>Daralan TL kredi-mevduat makası, artan swap maliyetleri ve artan karşılıklar nedeniyle ikinci çeyrekte kurum takibindeki bankaların net karında çeyreksel yüzde 17 düşüş, yıllık olarak ise yüzde 10 artış öngördü. İkinci çeyrekte yüzde 9 TL kredi büyümesi tahmin eden kurum net faiz marjlarında TL kredi mevduat makasındaki ortalama 150 baz puan düşüş nedeniyle yaklaşık 60 baz puan gerileme görmeyi bekliyor. Kurumun analizine göre ticari&amp;- kur&amp;swap sonuçlarında ise artan swap maliyetleri ve azalan ticari kazançlar kaynaklı düşüş yaşanacak, artan takibe girişler nedeniyle karşılıklarda artış gözlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunde-ikinci-ceyrek-kayip-gecti-83745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/para-lira-1764822156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın etkisiyle bozulan enflasyon beklentileri, sıkı para politikasının daha uzun süreceğine inanç ve yükselen fonlama maliyetleri bankacılık sektöründe net kar artışını baskıladı. İkinci çeyrekte ilk çeyreğe göre net karda yüzde 20’nin üzerinde daralma bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiye-gececek-vekil-sayisi-90a-ulasti-parti-sloganinda-ataturk-vurgusu-83744</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Parti&#039;ye geçecek vekil sayısı 90’a ulaştı, parti sloganında ‘Atatürk’ vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından yol ayrımına giren Özgür Özel ve yaklaşık 90 milletvekili önceki gün CHP’ye veda etti.</p>
<p>Dün itibarıyla yeni parti kurma hazırlıklarına başlayan Özgür Özel, il başkanları, Parti Meclisi ve milletvekilleriyle ayrı ayrı toplantı yaptı. Yeni partinin yol haritasıyla alakalı görüş alışverişi yaptı.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre; Özgür Özel'in yeni partisinin adı, logosu, sloganı ve renkleri belli oldu. Kırmızı–beyaz renklerin hakim olacağı yeni parti logosu ve partinin sloganında Atatürk vurgusu ön plana çıkacak. Kurulacak partinin adının Yeni Parti olarak kararlaştırılmasının yanı sıra birkaç isim üzerinde de durulduğu ifade edildi. Şu ana kadar Özgür Özel’in yanında yer alacak ve istifa edecek milletvekili sayısının 90’ın üzerinde olduğu belirtilirken, CHP’den istifa eden üyelerin sayısının da her geçen gün artacağı kaydedildi. Milletvekili istifalarının toplu şekilde gerçekleştirilmesi bekleniyor. Özgür Özel’in, TBMM Grup toplantısında CHP'ye veda etmesi ve istifa edeceğini açıklamasını ardından, istifa edenlerin sayısının çok fazla olduğu belirtiliyor. Partinin genel merkezi için ise Mustafa Kemal Mahallesi'nde Gelecek Parti’nin eski binası kiralandı. Yeni Parti için İçişleri Bakanlığı'na başvurunun gelecek hafta yapılacağı belirtildi. Partinin vitrininde ise bazı değişikliklerin yapılabileceğinin altı çiziliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TBMM Başkanı Kurtulmuş parti turlarını tamamladı</strong></span></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde AK Parti tarafından hazırlanan yasa teklifinin bu hafta muhalefet partilerine, gelecek hafta ise Meclis Başkanlığı’na sunulması planlanıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un partileri ziyaretinin ardından, yasal düzenlemenin nasıl sunulacağı ve ne zaman sunulacağı da netleşmeye başladı. Edinilen bilgilere göre; teklifin bu hafta Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda temsil edilen parti gruplarına iletilmesi, gelecek hafta ise Meclis gündemine alınması hedefleniyor. Yasal düzenleme konusunda takvim yavaş yavaş netleşirken, teklifin nasıl sunulacağı ise tartışılıyor. Teklifin komisyonda temsil edilen partilerin ortak imzası ile mi, AK Parti’nin imzası ile mi veya Cumhur İttifakı ortaklarının ortak imzası ile mi? sorusu netlik kazanmazken, bir başka alternatif ise teklifin Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzası ile de sunulabileceği yönünde…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiye-gececek-vekil-sayisi-90a-ulasti-parti-sloganinda-ataturk-vurgusu-83744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/ozgur-ozel-1767771702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Parti&#039;ye geçecek vekil sayısı 90’a ulaştı, parti sloganında ‘Atatürk’ vurgusu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-artsa-da-bir-doviz-krizi-ufukta-gozukmuyor-83743</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık artsa da bir döviz krizi ufukta gözükmüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cari açığın finansmanı ve dolayısıyla TCMB rezervlerinde görülen artış sağlam dayanakları olan bir artış değildir, çoğu kozmetiktir ve/veya geçici tedbirlere dayanmaktadır. Herkes biliyor ki bir kriz anında sıcak paralar çıkacak, ve o yükseltilmiş döviz rezervleri bir anda eski seviyelerine geri dönecek.</strong></p>
<p>Öncelikle Ödemeler Dengesi hesapları, döviz akımları ve bunların TCMB döviz rezervlerine etkileri ile ilgili bazı noktaları vurgulamakta fayda var:</p>
<p>- Türkiye’nin görünen cari açığı (ihracat-ithalat+turizm gelirleri) tam doğruyu yansıtmaz. Az ya da çok, ve sektörden sektöre fark eden şekilde ihracat düşük faturalanır (under-invoicing), ve ithalat yüksek faturalanır (over-invoicing). Bu bir kısım paranın yurtdışında mukim dış ticaret şirketleri vasıtasıyla yurtdışında tutulmasını, ve şirketlerin vergi matrahının düşürülmesini sağlar. Gelişmiş ülkelerde bu durum daha az görülür. (Mamafih, Amerikan teknoloji şirketlerinin İrlanda üzerinden yaptıkları bu tür vergiden kaçınma işlemleri çok yüksek meblağlara ulaşmaktadır.) Bizde bu durumun ihracattan kaynaklanan döviz gelirlerinin bir kısmının TCMB’ye devredilmesi zorunluluğu ile birlikte arttığı gözlemlenmektedir.</p>
<p>- Her ne kadar “altın” bir ithalat kalemi olarak gösterilse de, bu ithalatın (mücevher olarak işlenen kısmı hariç) büyük çoğunluğu finansal yatırım olarak görülmelidir, ve doğrusu bunların ÖD’nin “finans hesabı” altında gösterilmesidir. Ancak bu kalemin cari hesaplarda takip edilmek zorunluluğu cari açığımızı olduğundan yüksek göstermektedir. (Bir başka ilginç gelişme de altın ithalatına sınırlama getirilmesi ile kaçak altın ithalatının artması ve bunun Net Hata ve Noksan (NHN) hesabında görülmeye başlamasıdır. Son 22 ayda NHN hesabı kümülatif olarak 47.4 milyar dolar ekside ki böyle bir durum değil Türkiye, dünyanın hiç bir ekonomisinde görülmemiştir herhalde.</p>
<p>- Türkiye döviz basan bir ülke olmadığı için cari açığı döviz elde ederek kapamak zorundadır. Döviz açığı da esasen sadece 3 yolla kapatılabilir: Yurtdışından kamu veya özel sektörün tahvil ve uzun vadeli kredi borçlanması, yabancıların hisse senedi alımı ve yabancı doğrudan sermaye (FDI) girişi. Nitekim, Türkiye’nin YP borçluluğu son 5 senede 382 milyar dolardan 518 milyar dolara çıkmıştır. Bu artışın 71 milyar doları banka-dışı özel sektör şirketlerinden gelmektedir.</p>
<p>- Yabancıların hisse alımından kasıt ise şirketlerden doğrudan alımlardır. (Bu miktar bir şirketin %10 hissesinden fazla ise FDI olarak muhasebeleştirilir.) Tabii ki, en faydalı fonlama FDI’dır. (Bunun da en kalitelisi sanayiye yapılan yatırımlardır.) Ancak, Türkiye’ye sermaye girişi son yıllarda iktisadi büyüklüğünün çok altında kalmaktadır. FDI çıkışları da dikkate alındığında nette son 12 aylık FDI artışı 1.7 milyar dolarla tüm zamanların en düşük seviyesindedir.</p>
<p>- Borsa üzerinden yabancıların aldığı hisse senetleri ve tahviller ise “sıcak para” olarak nitelendirilir, ve asla bir cari açık finansmanı olarak görülmemelidir. Bu paralara yabancılarla yapılan döviz-TL swapları da dahil edilmelidir. Bir kriz anında bu paralar geldikleri gibi gidiverirler.</p>
<p>- Döviz girişlerinin bir kısmını TCMB’ye aktaran ve dolayısıyla MB döviz rezervlerinde artış sağlayan bir mekanizma da ihracat döviz gelirlerinin %35’inin bankalara satılması, ve bankaların da bu dövizleri TCMB’ye satmasıdır. Bu, tabii ki, ilelebet devam ettirilecek bir tedbir değildir. (31 Temmuz’da oranın bir miktar düşürülmesi söz konusu olabilir.)</p>
<p>- Tüm bunların sonucunda döviz açığı devam ederse, bu da eninde sonunda MB rezervlerinin azalmasını beraberinde getirir.</p>
<p>Şimdi denilebilir ki, “TCMB rezervleri artmakta, bu da bizim cari açığımıza rağmen döviz fazlamız olduğunu gösterir”. Ancak, yukarıda belirttiğim zaafiyetlerden dolayı cari açığın finansmanı ve dolayısıyla TCMB rezervlerinde görülen artış sağlam dayanakları olan bir artış değildir, çoğu kozmetiktir ve/veya geçici tedbirlere dayanmaktadır. Herkes biliyor ki bir kriz anında sıcak paralar çıkacak, ve o yükseltilmiş döviz rezervleri bir anda eski seviyelerine geri dönecek. Hele bizim gibi yönetilen kur rejimi ile döviz getirisi garanti altına alınmış durumlarda gelen paranın neredeyse tamamı spekülatiftir. Bu süreçte de döviz bazında çok yüksek getiriler elde ediyorlar.</p>
<p>Ancak bu maliyetleri üstlenmek durumundayız çünkü devam eden yüksek enflasyon ve bugüne kadar yaşanan ani kur oynamaları nedeniyle yerli yatırımcının TL’de kalmak için risk primini ekleyerek istediği reel TL faiz oranı yüksek kalmaya devam etmektedir. Bu oran son 5 aydır %40’larda ve ne bugün yapılacak PPK toplantısında, ne de bir sonrakinde düşürülemeyecek. (Enflasyon beklentileri ve çekirdek enflasyon verileri buna izin vermiyor.) Bu da yurtiçinde gelir dağılımındaki bozulmanın ve yabancı spekülatif sermayenin büyük kazançlar sağlamasının devam etmesini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Öte yandan, enerji fiyatlarında görülen ve son 2 haftada hızlanan artışlara rağmen, kısa ve hatta orta vadede bir döviz krizinden bahsedemeyiz. Şimdilik, hâlâ enerji faturamız beklendiği kadar yükselmemiş durumda (bunda yağışlar nedeniyle elektrik üretiminde hidroelektriğin payının artmasının da etkisi var), altın fiyatındaki dalgalanmalar nedeniyle talep geçmiş dönemlerdeki kadar güçlü değil, ve dün gelen KKO oranlarının da teyit ettiği gibi üretimde daralma (dolayısıyla ithalat talebinde azalma) söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-artsa-da-bir-doviz-krizi-ufukta-gozukmuyor-83743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık artsa da bir döviz krizi ufukta gözükmüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-japonya-stasi-ticaret-aciginin-otesinde-yatirim-ve-ihracat-firsati-83742</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye-Japonya STA&#039;sı: Ticaret açığının ötesinde yatırım ve ihracat fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu</strong></p>
<p><strong>Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.</strong></p>
<p>Japonya ile Ekonomik Ortaklık Anlaşması müzakereleri 2014 yılında başlamış ve 2019 yılına kadar 17 tur gerçekleştirilmiştir. İlk 10 tura Türk heyeti başmüzakerecisi sıfatıyla başkanlık ettim. Son altı yılda yeni bir tur yapılamamış olması müzakerelerin fiilen durduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, 12 Haziran 2026 tarihinde yapılan teknik toplantı sürecin yeniden canlandırılabileceğine işaret etmektedir.</p>
<p>Müzakerelerin önündeki engeller bilinmektedir: Japonya'nın tarım ve deri sektöründeki sosyo-politik hassasiyetleri ile yüksek tarifelerle korunan Türk çelik sektörünün rakip ülkelerle STA'ya temkinli yaklaşımı bunların başında gelmektedir. Yaklaşık 4.500 üründe uygulanan ilave gümrük vergilerinin liberalizasyon sürecini zorlaştıracağı da açıktır; ancak bu vergilerin asıl hedefinin Çin ve Güneydoğu Asya'dan gelen düşük fiyatlı ithalat olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bu koşullar altında asimetrik hedefler ile sektörel hassasiyetler arasında denge bulmak güçtür. Ancak çözüm, hassas sektörleri anlaşma dışında bırakmak değil, gümrük vergilerinin mümkün olduğunca geniş kapsamda karşılıklı kaldırılmasıdır. Tarafların beklentileri arasındaki denge ancak kapsamlı bir liberalizasyonla sağlanabilir; bu sayede Türkiye'nin rekabetçi olduğu sektörlerde Japon pazarına daha güçlü erişim elde etmesi mümkün olacaktır. Elbette Japon tarafının da Türkiye'nin atacağı adımları karşılıksız bırakmaması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Ticaret açığının </strong><strong>arkasındaki üretim gücü</strong></p>
<p>Japonya ile ekonomik ilişkilere yalnızca dış ticaret dengesi üzerinden bakmak yanıltıcı sonuçlar doğurmaktadır. Japonya'dan ithalatımız uzun yıllardır yaklaşık 5 milyar dolar seviyesinde seyrederken, ihracatımız düzenli biçimde artarak 700 milyon dolar düzeyine ulaşmıştır.</p>
<p>Ancak ithalatın niteliğine bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Japonya'dan ağırlıklı olarak yatırım malları, özel nitelikli çelikler, otomotiv ve klima parçaları ile yüksek teknoloji girdilerini ithal etmekte olup mevcut yatırım ve ihracat teşvik mekanizmaları aracılığıyla bu ürünlerden fiilen gümrük vergisi alınmamaktadır. Buna karşılık Japonya pazarına ton balığı, narenciye, kuru meyveler, zeytinyağı, makarna, hazır giyim ve otomotiv yan sanayi ürünleri ihraç edilmektedir.</p>
<p>İhracatın kayda değer bir bölümü de Türkiye'de faaliyet gösteren Japon şirketlerinin oluşturduğu tedarik zincirlerinden kaynaklanmaktadır. Toyota, Mitsubishi Electric ve Daikin gibi firmalar yalnızca yatırım yapmakla kalmamakta, Türkiye'nin üretim ve ihracat kapasitesine de katkı sağlamaktadır. Toyota tek başına yaklaşık 5 milyar dolarlık ihracatıyla Türkiye'nin en büyük ihracatçıları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda Japonya'dan yapılan ithalatın önemli bir kısmının Türkiye'nin ihracat yapabilmesi için gerekli ara ve yatırım mallarından oluştuğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Japon yatırımları ihracat </strong><strong>kapasitesini büyütüyor</strong></p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede çelik sektörünün Japonya'ya yönelik çekincelerinin de yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Japonya'nın Türkiye'ye ihraç ettiği çelik ürünlerinin önemli bölümü, otomotiv ve makine sanayiinde kullanılan, yurt içinde yeterince üretilemeyen yüksek kaliteli ve alaşımlı çeliklerden oluşmaktadır. Öte yandan herhangi bir sektörde ciddi zarar ortaya çıkması halinde anti-damping, sübvansiyon veya korunma önlemleri gibi ticaret politikası araçlarına başvurulması her zaman mümkündür. Nitekim bazı çelik ürünlerinde son dönemde Japonya'ya yönelik anti-damping vergisi uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak, Japonya ile ekonomik ilişkileri yalnızca dış ticaret açığı üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Japon yatırımları, teknoloji transferi, küresel tedarik zincirlerine entegrasyon ve ihracat kapasitesi birlikte ele alındığında, kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması'nın Türkiye açısından önemli fırsatlar yaratacağı görülmektedir. Müzakerelerin yeniden canlandırılması ve tarafların hassasiyetleri arasında makul bir denge kurulması iki ülkenin de ortak yararınadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-japonya-stasi-ticaret-aciginin-otesinde-yatirim-ve-ihracat-firsati-83742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Japonya STA&#039;sı: Ticaret açığının ötesinde yatırım ve ihracat fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil fabrika kavramı, üretim süreçlerini çevre dostu hale getirerek enerji verimliliğini artıran, atık ve emisyonları azaltan, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan sürdürülebilir üretim modelini ifade eder.</p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi düzenlemeler nedeniyle KOBİ’ler için yeşil dönüşüm artık bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Birçok KOBİ, yeşil üretimin yüksek maliyetli olduğunu düşünse de, doğru stratejiler, devlet destekleri ve uzun vadeli tasarruflarla bu geçiş kârlı bir yatırıma dönüşebilir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bu yazımda  , geçiş süreçlerini, maliyet kalemlerini ve destek fırsatlarını ele alacağız.</p>
<p><strong>Yeşil üretime geçişte </strong></p>
<p><strong>ana maliyet kalemleri</strong></p>
<p>KOBİ’ler için yeşil dönüşüm maliyetleri sektöre, ölçeğe ve mevcut altyapıya göre değişir.</p>
<p>Başlıca kalemler şunlardır:</p>
<p>Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Yatırımları: LED aydınlatma, yalıtım iyileştirmeleri, eski makinelerin verimli modellerle değiştirilmesi, çatı GES (Güneş Enerjisi Santrali) kurulumu.</p>
<p><strong>Örnek</strong>: Bir KOBİ’de LED geçişi ve yalıtım optimizasyonuyla enerji faturalarında %15-20 tasarruf sağlanabilir.</p>
<p>Tam bir GES yatırımı için maliyetler milyonlarca TL’ye ulaşabilir ancak desteklerle düşer.</p>
<p><strong>Süreç optimizasyonu ve döngüsel ekonomi:</strong></p>
<p>Atık geri kazanımı, su tasarrufu sistemleri, ısı geri kazanımı.</p>
<p>Maliyet: Orta ölçekli bir tesiste atık yönetim sistemi 500 bin TL’den başlayabilir; ancak atık azaltımı üretim maliyetlerini düşürür.</p>
<p>Sertifikasyon ve Denetim: OEKO-TEX, GOTS, ISO 14001 gibi yeşil sertifikalar.</p>
<p>Yıllık maliyetler birkaç bin ile on binlerce Euro arasında değişir (örneğin GOTS ilk yıl 5.500-16.500 USD).</p>
<p>Teknoloji ve Danışmanlık: Yeşil teknoloji entegrasyonu, enerji etütleri, danışmanlık hizmetleri.</p>
<p>Genel tahmin: Küçük ölçekli bir KOBİ için başlangıç yatırımı 500 bin – birkaç milyon TL arasında olabilir. Büyük ölçekli geçişlerde (tam fabrika yenileme) 10 milyon TL ve üzeri rakamlar görülebilir. Ancak birçok durumda yatırımlar 2-5 yılda kendini amorti eder.</p>
<p><strong>KOBİ’ler için düşük maliyetli adımlar</strong></p>
<p>Büyük bütçeler şart değil! Aşağıdaki adımlarla düşük maliyetle başlanabilir:</p>
<p>Enerji Verimliliği Odaklı Başlangıç: LED ampuller, kompresör bakımı, stand-by tüketim azaltımı.</p>
<p>Atık ve Kaynak Optimizasyonu: Just-in-time üretim, atık ısı geri kazanımı.</p>
<p>Dijital Araçlar: Basit sensörler ve izleme yazılımları ile tüketim takibi.</p>
<p>Hibe ve Teşvik Araştırması: Devlet desteklerini önceliklendirin.</p>
<p>Kademeli Geçiş: Pilot proje ile test edin.</p>
<p>Destek ve Finansman Fırsatları (Türkiye Odaklı)</p>
<p><strong>Türkiye’de KOBİ’ler için </strong></p>
<p><strong>kapsamlı destekler mevcut</strong></p>
<p>KOSGEB Yeşil Sanayi Destek Programı: Güneş enerjisi yatırımları için 14 milyon TL’ye kadar (%60-80 destek), temiz üretim için 4 milyon TL. Dünya Bankası iş birliğiyle yürütülüyor.</p>
<p><strong>TÜBİTAK 1832 Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı:</strong></p>
<p>Proje başına KOBİ’ler için 9,5-15 milyon TL bütçe, %80 destek oranı (hibeye dönüşüm mümkün).</p>
<p><strong>Kalkınma ajansları (SoGreen Projesi):</strong> Proje başına 2,6-7,5 milyon TL faizsiz destek. Kadın ve genç KOBİ’lere öncelik.</p>
<p>Diğer Teşvikler: Vergi indirimleri, enerji performans sözleşmeleri, yeşil krediler.</p>
<p>Bu destekler sayesinde net maliyet önemli ölçüde düşüyor ve hatta sıfıra yakın seviyeye inebiliyor.</p>
<p><strong>Faydalar ve örnekler</strong></p>
<p>Maliyet azaltımı: Enerji ve atık tasarrufuyla yıllık %10-30 tasarruf.</p>
<p>Rekabet avantajı: İhracatta CBAM uyumu, yeni pazarlar, marka değeri artışı.</p>
<p>Gerçek örnek: Bir mobilya fabrikası KOSGEB desteğiyle GES kurarak aylık 130 bin TL elektrik faturasını sıfırlamış ve fazladan gelir elde etmiştir.</p>
<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>
<p>Yeşil üretime geçiş, KOBİ’ler için başlangıçta bir maliyet gibi görünse de, devlet destekleri, hızlı ROI (yatırım geri dönüşü) ve rekabet avantajıyla uzun vadede büyük kazanç sağlar.</p>
<p><strong>Öneriler:</strong></p>
<p>Önce enerji etüdü yaptırın.</p>
<p>KOSGEB/TÜBİTAK çağrılarını takip edin.</p>
<p>Kademeli bir yol haritası oluşturun.</p>
<p>Danışmanlık alarak süreçleri yönetin.</p>
<p>Yeşil fabrika olmak sadece çevreye değil, işletmenizin geleceğine de yatırım anlamına gelir.</p>
<p>Daha detaylı bilgi için KOSGEB, TÜBİTAK ve kalkınma ajanslarının sitelerini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Kaynaklar: KOSGEB, TÜBİTAK, Yeşil Sanayi rehberleri ve ilgili raporlar temel alınmıştır.</p>
<p>Güncel destek detayları için resmi kurumlara başvurunuz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık ve Eğitim Vakfı  (SEV) üç şehirde bulunan dört lisesiyle ülkemizin eğitim tarihinde çok önemli konumda olan bir kurum.  Vakıf, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve SEV Amerikan Koleji’nin yanısıra,  1997 yılından beri üç şehirde SEV İlköğretim Kurumları olarak anaokulundan liseye kadar eğitim veren okullara sahip.</p>
<p>SEV okullarında 2025-2026 eğitim ve öğretim döneminde, 5.501 öğrenci bulunuyor.   SEV ve bağlı kurumlarında 747’si öğretmen 1079 eğitim çalışanı görev yapıyor. Öğrenciler ortaokuldan sonra SEV Amerikan Koleji’ne sınavsız olarak devam edebiliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Marjinal Porter Novelli ekibinin davetiyle İstanbul Divan Otel’de Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü Didem Duru; SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal ve SEV Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü Zeynep Semizoğlu Atlan ile  biraya geldik.  SEV’in 1800’lerin ikinci yarısında, Osmanlı döneminde kurulan Amerikan okullarıyla başlayan öyküsü, mevcut çalışmaları ve gelecek planları hakkında bilgi aldık.  </p>
<p>Başlangıçta bünyesinde Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve   Talas Amerikan Ortaokulu olan kurum,   1967 yılında Talas Amerikan Ortaokulu’nun kapanması sonrasında yeni bir yapılanmaya gitmiş.  Mezunlar diğer okulların yaşamasını sağlamak için 1968'de Sağlık ve Eğitim Vakfı’nı kurmuşlar.  1990 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kar amacı gütmeyen vakıf statüsü kazanılmış. SEV halen gönüllü mezunlardan oluşan Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu tarafından yönetiliyor.  </p>
<p>Vakıf  ayrıca SEV Yayıncılık ile tarihi 1860'lara uzanan Redhouse İngilizce Türkçe sözlük geleneğinin mirasını Redhouse Kidz markasıyla genişleterek çocuk edebiyatına da taşıyor</p>
<p><strong>Araştırma ve Etki Departmanı</strong></p>
<p>SEV, eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanı aracılığıyla Türkiye'de K–12 düzeyinde öncü bir model geliştiriyor. </p>
<p>Departman, SEV kurumlarında sürekli öğrenme ve gelişim kültürünü güçlendirecek araştırmalar yürütüyor, elde edilen bulgular doğrultusunda kanıta dayalı öneriler geliştiriyor ve bu önerilerin uygulamaya yansımasını destekliyor.</p>
<p>Bu kapsamda SEV, yalnızca kendi okullarına değil, Türkiye'deki eğitim ekosistemine katkı sunabilecek bilgi ve iyi uygulamalar üretmeye odaklanıyor. Akademik kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve farklı paydaşlarla kurulan işbirlikleri sayesinde etki alanını genişletiyor; eğitim alanında kalıcı ve ölçülebilir değer yaratmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Mezunların yüzde 70’i yurt dışında eğitime devam ediyor</strong></p>
<p>SEV 20 bine varan mezunuyla Türkiye’nin en güçlü mezun ağlarından birine sahip. Dört lisesinin mezun dernekleri, mezunlar arası ve mezunların okulla bağlarını güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>SEV Genel Müdürü Didem Duru,  Vakfı mezunların kendi okullarına sahip çıkma ve yaşatma vizyonuyla doğmuş bir gönüllülük hareketi olarak tanımlıyor. Duru’nun verdiği bilgiye göre  mezunların yaklaşık %70’i eğitimlerini yurt dışında, dünyanın en seçkin üniversitelerinde sürdürüyor. Öğrenciler Harvard, Yale, Oxford ve Columbia gibi Ivy League ile Russell Group üyesi lider kurumlardan her yıl milyonlarca dolar burs eşliğinde kabul alıyor. Türkiye’de kalan öğrenciler ise ise tıp ve mühendislik ağırlıklı olarak Boğaziçi, Koç, Sabancı ve İTÜ gibi en prestijli üniversiteleri tercih ediyor. </p>
<p>Didem Duru, okulların  Bilim, Sanat ve Spor Bursları, üstün yetenekli ulusal ve uluslararası başarılı öğrencilere verilen burslar, akademik başarı bursları ve maddi destek burslarına dikkat çekerek, 2025-2026 döneminde 5.501 öğrencinin 826’sı yani %15’i SEV burslarından faydalandığını ifade ediyor.   </p>
<p><strong>Yapay zeka ve gelişmiş teknoloji bir dönüşüm fırsatı sunuyor</strong></p>
<p>SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal,   SEV olarak yapay zekâ ve teknolojileri, eğitim için bir tehdit değil, dönüşüm ve yeniden tanımlama, yeniden öğrenme, yeniden inşa etme fırsatı olarak gördüklerini ifade ediyorlar. Bilgiye ulaşmanın kolaylığına dikkat çekerek  şu  yorumu yapıyorlar  “<em>Bilgi her yerde, her an erişilebilir durumda. Artık bilgiyi anlamlandırmak, eleştirel düşünebilmek, yaratıcı fikirler üretebilmek, etik ve empatik kapasite, sorumluluk alabilmek değerli. Yapay zekâ çağında eğitim, içerik aktarımı veya öğretimden ziyade zihinsel olgunluk ve karakterin gelişimine odaklanıyor; bilgi odağından bilgelik odağına kayıyor.”</em></p>
<p>Sezgin ve  Uysal, yapay zekanın  öğretmenin yerini almak için değil; öğretmenin etkisini daha güçlendirmek için var olduğunu ifade ediyorlar. SEV ekipleri “pedagojik yaklaşımın yerine geçmek için değil; onu daha görünür, daha ölçülebilir ve daha güçlü kılmak” vizyonu doğrultusunda  kapsamlı bir SEV Yapay Zeka Politikası oluşturmuş </p>
<p>Bu doğrultuda; EdTech Festival, Teachers2Teachers gibi geniş katılımlı paylaşım ortamları;  SEV Academy altında mikro öğrenme içerikleri; Uygulamalı atölye çalışmaları; Yapay zekâ okuryazarlığı programları ve Araştırmacı Öğretmen Programı benzeri çalışmalar yürütülüyor. </p>
<p><strong>Öncü bir model </strong></p>
<p>SEV’in eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanının araştırma çalışmaları ulusal ve uluslararası akademik platformlarda da karşılık buluyor. </p>
<p>Teacher Development ve BERA Curriculum Journal gibi saygın yayınlarda makaleler yayınlanırken, ulusal ve uluslararası kongrelerde de çalışmalar paylaşılıyor.</p>
<p>SEVinAction Araştırmacı Öğretmen Programı'nın bir çıktısı olarak yayımlanmaya başlayan EAR – Eylem Araştırmaları Dergisi, öğretmen ve yöneticiler tarafından yürütülen araştırmaları görünür kılmayı ve kurum genelinde yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Türkçe ve İngilizce yayımlanan dergi, öğretmen araştırmalarını görünür kılan ve kurumlar arası öğrenmeyi destekleyen öncü bir paylaşım platformu niteliği taşıyor. </p>
<p><strong>SEV Öğretmen Destek programı deprem bölgesinde</strong></p>
<p>Toplumsal etki, SEV'in eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Sosyal sorumluluk ve toplum hizmeti çalışmaları; öğrenciler, öğretmenler, mezunlar ve iş birlikleriyle birlikte büyüyen bir değer olarak ele alınıyor. Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olan SEV Öğretmen Destek Programı, 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından deprem bölgesindeki öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin iyi oluşlarını desteklemek amacıyla hayata geçirildi. Üç yıl boyunca sürdürülen programa yaklaşık 250 eğitimci katıldı. Bu çalışmanın devamı olarak Ekim-Kasım 2026 döneminde Adana ve Hatay'da devlet okulu öğretmenlerine yönelik "Barışçıl Okul İklimi" temalı yeni bir profesyonel gelişim programının hayata geçirilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/544-1784782183.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>YKS sonuçları açıklandı. Milyonlarca genç bugün tercih yapıyor. Ancak aslında tercih yapan yalnızca gençler değil; Türkiye de geleceğini tercih ediyor.</p>
<p>Her yıl üniversite tercih döneminde aynı sorular gündeme geliyor: Hangi bölüm daha avantajlı? Hangi üniversite daha iyi? Hangi meslek daha fazla istihdam sağlayacak?</p>
<p>Bu sorular önemlidir. Ancak artık yeterli değildir.</p>
<p>Çünkü yapay zekâ, dijitalleşme, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri, yeşil dönüşüm ve ileri üretim sistemleriyle şekillenen yeni küresel düzende asıl rekabet; ülkelerin sahip oldukları doğal kaynaklar arasında değil, nitelikli insan sermayesi arasında yaşanmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla üniversite tercihleri yalnızca bireysel kariyer kararları değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik rekabet gücünü, teknolojik bağımsızlığını ve sürdürülebilir kalkınmasını belirleyecek stratejik bir insan kaynağı planlamasının başlangıç noktasıdır.</p>
<p><strong>Yeni ekonominin temel </strong><strong>sermayesi: İnsan</strong></p>
<p>yüzyılın kalkınma modeli büyük ölçüde sermaye, enerji ve fiziksel altyapıya dayanıyordu.</p>
<p>yüzyılda ise ekonomik büyümenin temel belirleyicisi; bilgi üretebilen, teknoloji geliştirebilen ve yenilik yapabilen insan kaynağıdır.</p>
<p>Bugün dünyanın en yüksek katma değer üreten ekonomileri incelendiğinde ortak payda açıkça görülmektedir. Bu ülkeler yalnızca iyi üniversitelere değil; üniversite-kamu-sanayi iş birliğini kurumsallaştırmış, araştırmayı üretime dönüştürebilen ve yaşam boyu öğrenmeyi ekonomik bir strateji olarak benimsemiş ülkelerdir.</p>
<p>Türkiye'nin de sürdürülebilir büyüme, yüksek teknoloji üretimi ve küresel rekabet hedeflerine ulaşabilmesi için kalkınma anlayışını insan sermayesi ekseninde yeniden yapılandırması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Üniversiteler yeni ekonominin </strong><strong>tasarım merkezleri olmalıdır</strong></p>
<p>Bugünün dünyasında üniversitelerin görevi yalnızca diploma vermek değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üreten, teknoloji geliştiren, girişimciliği destekleyen ve ekonomik dönüşüme yön veren kurumlar hâline gelmelidir.</p>
<p>Başarı; mezun sayısıyla değil, araştırma kalitesiyle, patentlerle, teknoloji transferiyle, girişimcilikle ve toplumsal etkiyle de ölçülmelidir.</p>
<p>Yapay zekâ destekli eğitim modelleri, disiplinler arası programlar, sektörle birlikte geliştirilen müfredatlar ve güçlü araştırma ekosistemleri artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>
<p>Yapay Zekâ Çağı Meslekleri Değil, Yetkinlikleri Değiştiriyor</p>
<p>Yapay zekâ birçok rutin işi üstlenecek.</p>
<p>Ancak merak eden...</p>
<p>Sorgulayan...</p>
<p>Üreten...</p>
<p>Etik karar verebilen...</p>
<p>Takım çalışmasına yatkın...</p>
<p>Disiplinler arası düşünebilen...</p>
<p>İnsan kaynağı her zamankinden daha değerli olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin eğitim sistemi yalnızca meslek kazandırmamalı; öğrenmeyi öğrenen, değişime uyum sağlayan ve yaşam boyu gelişmeyi benimseyen bireyler yetiştirmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye'nin ihtiyacı 2053 </strong><strong>insan sermayesi stratejisidir</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye'nin en önemli stratejik belgesi, uzun vadeli bir 2053 İnsan Sermayesi Stratejisi olmalıdır.</p>
<p>Bu strateji yalnızca eğitim politikalarını değil;</p>
<p>- Ekonomik kalkınmayı,</p>
<p>- Sanayi dönüşümünü,</p>
<p>- Teknoloji üretimini,</p>
<p>- Bölgesel gelişmeyi,</p>
<p>- İstihdam politikalarını,</p>
<p>- Girişimcilik ekosistemini</p>
<p>- Aynı vizyon altında bir araya getirmelidir.</p>
<p>İnsan kaynağı planlaması, yalnızca üniversite kontenjanlarını belirlemekten ibaret değildir. Hangi alanlarda ne kadar uzmana ihtiyaç duyulacağı, hangi teknolojilere yatırım yapılacağı ve geleceğin becerilerinin nasıl geliştirileceği bilimsel projeksiyonlarla planlanmalıdır.</p>
<p><strong>Ortak sorumluluk ekosistemi</strong></p>
<p>Bu dönüşüm tek bir kurumun başarabileceği bir süreç değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üretmelidir.</p>
<p>Siyaset kurumu uzun vadeli ve istikrarlı eğitim, bilim ve teknoloji politikaları oluşturmalıdır.</p>
<p>Kamu kurumları veriye dayalı insan kaynağı planlamasını benimsemelidir.</p>
<p>Özel sektör Ar-Ge yatırımlarını artırmalı, gençlere uygulamalı öğrenme ortamları sunmalı ve üniversitelerle stratejik ortaklıklar geliştirmelidir.</p>
<p>Meslek kuruluşları ve sivil toplum, sürekli eğitim ve mikro yeterlilik programlarını yaygınlaştırmalıdır.</p>
<p>Başarı artık kurumların tek tek performansıyla değil; birlikte oluşturdukları ekosistemin gücüyle ölçülecektir.</p>
<p><strong>Tercih dönemi bir fırsattır</strong></p>
<p>Bugün tercih yapan gençlere tavsiyem, yalnızca bugünün istihdam verilerine bakmamalarıdır.</p>
<p>Kendilerine şu soruyu da sormalıdırlar:</p>
<p>"Ben hangi alanda ülkem için değer üretebilirim?"</p>
<p>Üniversite seçimi bir varış noktası değil; uzun bir öğrenme yolculuğunun başlangıcıdır.</p>
<p>Diploma tek başına kariyer garantisi değildir.</p>
<p>Asıl güvence; öğrenme yeteneği, değişime uyum, yabancı dil, dijital beceriler, girişimcilik ruhu ve etik değerlere bağlılıktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Türkiye, tarihinin yeni bir eşiğindedir.</p>
<p>Önümüzdeki otuz yıl; ülkelerin yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, bilgi üretme kapasiteleri, teknolojik yetkinlikleri ve insan sermayesinin niteliğiyle değerlendirileceği bir dönem olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle en büyük yatırımımız yollar, binalar veya makineler kadar; hatta onlardan daha fazla, insana yapılan yatırım olmalıdır.</p>
<p>YKS tercih dönemi birkaç hafta sürecek.</p>
<p>Ancak bugün verilen kararların etkisi onlarca yıl hissedilecektir.</p>
<p>2053'e giden yol; güçlü ekonomiden önce güçlü insanla, güçlü insandan önce güçlü eğitimle, güçlü eğitimden önce ise ortak akıl ve ortak vizyonla başlar.</p>
<p>Türkiye'nin gerçek rekabet avantajı, sahip olduğu genç nüfusu; bilim üreten, teknoloji geliştiren, girişimci düşünen ve küresel ölçekte değer oluşturan bir insan sermayesine dönüştürebildiği ölçüde ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Bugün tercih yapan gençler geleceğin mesleklerini seçecekler.</p>
<p>Bizim görevimiz ise onların yalnızca bir mesleğe değil, Türkiye'nin geleceğini inşa edecek bilgi, yetkinlik ve vizyona sahip bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak ekosistemi kurmaktır.</p>
<p>Çünkü 2053 Türkiye'si, bugünün tercihleriyle değil; bugünden inşa edeceğimiz insan sermayesi stratejisiyle şekillenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi borçlarında mal bildirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ödeme emri tebliğ edilen kamu borçlusu, borcunu 15 gün içinde ödemezse mal bildiriminde bulunmak zorunda. Bildirim tüm serveti değil borcu karşılayacak tutarda mal, hak ve alacakları kapsıyor; haczedilebilir malı bulunmayanların bunu beyan etmesi de yükümlülüğün yerine getirilmesi kabul ediliyor.</strong></p>
<p>Vergi idaresinin veya SGK’nın borçlulara gönderdiği ödeme emri sayısında bir artış görülüyor. Ben de bu hususu dikkate alarak bu yazımda, ödeme emri gönderilenlerin ödeme yapmaması veya yargı yoluna gitmemesi halinde karşılarına çıkan bir yükümlülüğü irdelemek istiyorum. </p>
<p>Kamu borçlarını süresinde ödemeyenler hakkındaki cebri takip, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre yapılmaktadır ve kamu alacaklısı kurumun borçluyu bu kanuna göre takibi, kural olarak ödeme emrinin tanzim ve tebliği ile başlar.  Ödeme emri tebliğinin borçluya yüklediği en önemli görev veya yük, hiç şüphesiz borcu 15 gün içinde ödemektir. Ancak borcun 15 gün içinde ödenmeyecek olması halinde, borçlunun mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>6183 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine göre mal bildirimi; “kamu borçlusunun, kamu alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki, gerekse üçüncü şahıslar elindeki taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve haklarının; nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini tahsil dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir.” Bu beyan günümüzde elektronik ortamda da yapılabilmektedir.</p>
<p>Mal bildirimi ile kamu görevlileri ve kamusal işlerde çalışanların belli aralıklara ve/veya belli koşullarda yapmak zorunda oldukları mal beyanı (servet beyanı) ile karıştırılmaması gerekir. Mal beyanında tüm mal, hak ve alacakların beyanı zorunluluğu söz konusu iken, mal bildiriminde asıl olan borcu karşılayacak miktarda malın bildiriminde bulunmaktır. Borç miktarını aşan malvarlığının bildirilmesi zorunlu ve gerekli değildir.</p>
<p>Mal bildirimi mutlaka bir malın bildirilmesini ifade etmez. Haczedilebilir malı olmayan borçluların haczedilebilecek nitelikte malları olmadığını bildirmeleri de mal bildirimi hükmündedir.</p>
<p>Mal bildiriminde borçlu malın değerini de göstermekle birlikte, bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri alacaklı kamu idaresine ait bulunmaktadır. Alacaklı kamu idaresince, beyan olunan malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç olacağına kanaat getirilmesi halinde, borçludan ek bildirimde bulunması istenebilir.</p>
<p>Borçlunun mal bildiriminde bulunmuş olması, alacaklı idare tarafından alacağın mutlaka beyan olunanlardan tahsil edileceği anlamına gelmemektedir. Alacaklı idare, mal bildirimi dışında kendisi tarafından tespit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya onlara tercihan haczedebilir.</p>
<p><strong>Bildirimin kapsamı</strong></p>
<p>Maliye Bakanlığı A/1 sayılı Tahsilat Genel Tebliğinde, 59 uncu maddede yer alan borçlunun “her türlü gelirlerini” ve “yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını” ve “buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini” bildirme yükümlülüğünün, borca yetecek kadar mal bildiriminde bulunmayanları kapsadığını, borcuna yetecek kadar mal bildiriminde bulunan borçluların, bu hususları da ayrıca bildirme zorunluluklarının olmadığını açıklamıştır.</p>
<p>Ancak Kanunun 114. maddesinde, mal bildiriminde malı olmadığı yönünde bildirimde bulunanlara ayrıca son adreslerini, varsa devamlı mükellefiyetlerinin bulunduğu dairelerin listesini, nüfus suretlerini verme yükümlülüğü getirilmiştir.  </p>
<p>Kamu borçlusunun bir tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü kanuni temsilcisine aittir.</p>
<p><strong>Dava açanların durumu</strong></p>
<p>Kamu borçlusunun ödeme emri ile istenen alacağın tamamına karşı dava açması halinde mal bildiriminde bulunma süresi, Vergi Mahkemesinin kararına kadar uzamaktadır. Buna karşılık borcun bir kısmının dava edilmesi halinde mal bildiriminde bulunma süresi sadece dava konusu yapılan kısım için uzar.</p>
<p>Mahkeme Kararının davanın reddi yönünde olması halinde (kısmen reddi yönünde olması halinde reddedilen kısım için) borçlunun ayrıca bir bildirimi beklemeksizin ret kararının kendisine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ret olunan tutar kadar mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan davanın yürütmeyi durdurmadığı hallerde, örneğin ihtirazi kayda dayanılarak açılan davalarda, yürütmenin durdurulması kararı verilmediği müddetçe takip işlemleri süreceğinden, ödeme emri tebliği halinde, yine mal bildiriminde bulunma zorunluluğu söz konusu olacaktır. Buna karşılık ihtiyati haciz yolu ile borcu karşılayacak değerde mal haczi yapılmış olması halinde, borçlunun dava sonucunda ayrıca mal bildiriminde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.</p>
<p>6183 sayılı Kanunda mal bildirimi konusunda pek çok fiil için hürriyeti bağlayıcı cezalar da öngörülmüştür. Hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiilleri ise köşemizin sınırları dolayısıyla gelecek yazıma bırakıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi borçlarında mal bildirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler birbirinden bağımsız görünmüyor;</p>
<p>İran’ın silah yoluyla etkisizleştirilmesi, Hürmüz ve Babü’l Mendeb boğazları üzerindeki çatışmaya varan rekabet; Suriye, Lübnan ve Kıbrıs dosyaları artık aynı jeopolitik zincirin halkaları. Hepsi de ABD’nin yüzünü doğrudan en büyük rakibi Çin’e dönmeden önce “arka bahçesini” istikrara kavuşturma çabaları gibi duruyor.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın Kazma Dağı’nın altında olduğu söylenen gizlenmiş nükleer tesislerini hedef alan sert açıklamaları, Körfez’deki askeri hareketlilik, Lübnan’da Hizbullah sonrası döneme ilişkin planlar ve Suriye yönetimine verilen yeni rol, Washington’un bölgede askeri işgal yerine yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya çalıştığını gösteriyor. Bu mimarinin merkezindeki ülkelerden biri ise hiç kuşkusuz Türkiye.</p>
<h2>Yeni hedef Kazma Dağı mı?</h2>
<p>İsrail istihbaratına göre İran, uranyum zenginleştirmede kullanılan binlerce santrifüjü Natanz yakınındaki Kazma (Pickaxe) Dağı’nın altındaki tünellere taşıdı. Uluslararası basında çıkan haberler, İran’ın bu tesisi, 2020 yılında Natanz’daki sabotajın ardından çok daha korunaklı bir yedek merkez olarak inşa ettiğine ilişkin iddialar içeriyor. Haberlerde son 15 ayda bölgede yoğun kamyon trafiği, yeni tüneller, güçlendirilmiş girişler ve geniş güvenlik önlemlerinin dikkat çektiğine özel vurgu yapılıyor. Tünellerin 90 ila 140 metre derinliğe ulaştığı, sert granit tabakanın ise tesisi mevcut sığınak delici mühimmatlara karşı önemli ölçüde koruduğu belirtiliyor.</p>
<p>İsrail kaynaklı olmaları büyük ihtimal olan bu haberlere, ABD Başkanı Trump’ın “Pickaxe Dağı’nı ortadan kaldıracağız” sözler eklendiğinde, sonuç İran’a karşı askeri operasyonun yeni hedefinin ne olacağını da gösteriyor.</p>
<p><strong>Sıradaki darboğaz: Babü’l Mendeb Boğazı</strong></p>
<p>Hürmüz’deki belirsizlik devam ederken gözler bu kez Babü’l Mendeb Boğazı’na çevrildi.</p>
<p>Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi ve Arap koalisyonunun boğazı açık tutmak için her türlü tedbirin alınacağını açıklaması, yeni bir cephe ihtimalini gündeme taşıdı.</p>
<p>Babü’l Mendeb’in tamamen kapanması halinde küresel petrol arzında yaklaşık yüzde 7’lik kayıp yaşanabileceği hesaplanıyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Kızıldeniz hattında ABD’den çok İngiltere ve Fransa’nın daha görünür olması sürpriz olmayacaktır.</p>
<h2>Kara harekâtı tartışması</h2>
<p>Bölgede dikkat çeken bir diğer gelişme ise karşılıklı askeri sevkiyatlar;</p>
<p>İran’ın Huzistan üzerinden Kuveyt sınırına yakın bölgelere askeri birlikler kaydırdığı yazılıp çizilmeye başlandı. ABD ve Körfez ülkeleri, İran’ın Kuveyt’e yönelik olası bir kara harekâtına hazırlandığını değerlendirirken, ABD’nin Irak’ın Fao Yarımadası üzerinden İran’a yönelik sınırlı bir kara operasyonu seçeneğini masada tuttuğu da konuşuluyor.</p>
<p>Ancak mevcut tablo, Washington’un geniş kapsamlı bir işgali ilk tercih olarak görmediğine de işaret ediyor. Böyle bir operasyonun askeri maliyeti, siyasi sonuçları ve uzun süreli işgal riski oldukça yüksek. ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</p>
<p>Burada Türkiye’ye biçilen rol ise “geri durması”.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan övgüyle bahsederken bir yandan da “benim istediğimi yaptı” dedi. Bu isteğin, Türkiye’nin ABD-İsrail’in İran müdahalesine Tahran yanında yer almaması olduğuna ilişkin mesajlar da verdi. “Türkiye’nin rolü” konusundaki resmi tamamlayan ise İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin son açıklamaları oldu; Arakçi, ABD’nin İran’a karşı “kara gücü” olarak kullanmak istediği Irak, İran ve Suriye’deki Kürt grupların, Ankara’nın “uyarıları” nedeniyle böyle bir operasyonda yer almaktan vazgeçtiklerini açıkladı.</p>
<p>Ankara’daki son NATO toplantısına “sırf ev sahipliğini Erdoğan yaptığı için” katıldığını açıklayan Trump, bir işadamı. Her adımını “kâr-zarar”/”alacak-verecek” hesabına göre yapıyor. Ankara’daki zirveye katılımının, üstelik Ankara’ya F-35 savaş uçağı ambargosunu kaldırabileceği sinyalinin Türkiye’ye bir “bedeli” olma ihtimali büyük. Bu bedelin ne olacağı ise meçhul. İran ise “bedel” olasılıklarından biri olarak göze çarpıyor.</p>
<h2>Trump’tan Suriye ve Lübnan’a “yeni görev”</h2>
<p>Trump’ın Beyaz Saray’da bu hafta Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşme ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed El Şara hakkında kullandığı ifadeler de dikkat çekici; Şara’nın “Hizbullah’a karşı mücadele etmek istediğine” ilişkin cümleler kullanan Trump, belli ki İsrail’in Lübnan’da baş edemediği Hizbullah’ı Suriye’deki yeni yönetime “ihale etme” derdinde.</p>
<p>Washington’un hedefi yalnızca Hizbullah’ı zayıflatmak değil, aynı zamanda İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan lojistik hattını tamamen kesmek gibi duruyor. Bu nedenle yeni dönemde Hizbullah’la mücadelenin yalnızca İsrail tarafından değil, Lübnan ordusu ve yeni Suriye yönetimi üzerinden yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bunu da Türkiye açısından başka bir “bedel” olarak görmek mümkün;</p>
<p>Bizzat Trump ve ekibi- burada en büyük rol elbette ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ta- tarafından Suriye’deki El Şara yönetiminin “hamiliği” fiilen Ankara’ya verilmiş durumda. El Şara’nın Lübnan’da Hizbullah’a karşı gireceği her türlü askeri “macera” doğrudan Türkiye’ye de etkilemeye aday.  Böyle bir senaryoda Türkiye, kendi güvenlik öncelikleri dışında şekillenen yeni bir bölgesel denklemin parçası olmaya zorlanabilir.</p>
<p>Senaryonun adını açıkca koymakta fayda var; İsrail’i koruma görevinin zımnen Şam ve Ankara’ya yıkılma ihtimali.</p>
<h2>Kıbrıs dosyası yeniden ısınıyor</h2>
<p>İş adamı Trump’ın son dönemde iyice kabaran “Türkiye sevgisinin” ardındaki bir başka “bedel” ihtimali ise Kıbrıs olabilir.</p>
<p>Orta Doğu’daki askeri hareketlilik devam ederken Doğu Akdeniz’de de dikkat çekici diplomatik gelişmeler yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu hafta Kıbrıs’a yapacağı ziyareti sıradan bir diplomatik temas olarak değerlendirilmek mümkün değil. Uluslararası basında, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi tarafından adada çözüm sürecini yeniden başlatmayı amaçlayan kapsamlı bir plan hazırlandığı yönündeki haberler dikkat çekici. Henüz resmen doğrulanmamış olsa da bu iddialar, Kıbrıs meselesinin yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik Kıbrıs dosyasının hareketlenmesinin zamanlaması da dikkat çekici.</p>
<p>Hürmüz’de enerji güvenliği, Babü’l Mendeb’de deniz ticareti, Lübnan ve Suriye’de yeni güvenlik düzeni konuşulurken Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da aynı stratejik paket içinde ele alınması ihtimali giderek güçleniyor.</p>
<p>Böyle bir süreçte Türkiye üzerindeki diplomatik baskının artması ve özellikle Kıbrıs konusunda daha esnek, daha tavizli bir çözüm modeline yönelmesi yönünde, Washington’dan da baskı gelmesi ihtimal dışı değil.</p>
<p>Enerji koridorları, Doğu Akdeniz güvenliği ve NATO’nun güney kanadı birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs dosyasının yalnızca iki toplum arasındaki bir müzakere başlığı olmaktan çıkarak daha geniş bir jeopolitik pazarlığın parçasına dönüşmesi mümkün.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için en büyük risk, dosyaların birleşmesi</span></h2>
<p>Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken nokta, Orta Doğu’daki krizlerle tek tek uğraşmak yerine, bu krizlerin aynı pazarlık masasında birleşme ihtimali.</p>
<p>Washington’un önümüzdeki dönemde Türkiye’den aynı anda birden fazla konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istemesi olasılığı göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Bunların arasında;</p>
<p>- Suriye’de Hizbullah’ın hareket alanının sınırlandırılmasına destek verilmesi;</p>
<p>- Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yeni diplomatik sürece katkı sağlanması;</p>
<p>- Enerji koridorlarının güvenliğinde daha fazla rol üstlenilmesi;</p>
<p>- İran’a yönelik baskı politikasında NATO müttefiki olarak daha görünür bir pozisyon alınması gibi başlıkların öne çıkma ihtimali büyük.</p>
<p>İran krizinin derinleşmesi halinde Ankara’nın siyasi, lojistik, istihbari veya güvenlik alanlarında daha fazla taraf olmaya zorlanabileceği ihtimalinin masada olduğu açık.</p>
<p>Orta Doğu’da yeni dönem, yalnızca İran’ın nükleer programının geleceğini belirlemeyecek. Aynı zamanda enerji koridorlarını, deniz ticaret yollarını, Doğu Akdeniz’in güvenlik mimarisini ve NATO’nun güney kanadını da yeniden şekillendirecek. Türkiye bu dönüşümün tam merkezinde bulunuyor.</p>
<p>Dikkatli olma zamanı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/67-1784781872.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</strong></p>
<p><strong>Servet</strong>, kişilerin, ailelerin, toplulukların, toplumun ve oluşturdukları kurumların varlık toplamıdır.</p>
<p><strong>Sermaye</strong> gelir sağlamak ve üretimi sürdürmek için devreye sokulan varlıklardır.</p>
<p>Servetin üretken olma gibi zorunlu bir işlevi yoktur; oysa sermaye üretken olmak zorundadır.</p>
<p>Servet, sahip olunan değerleri anlatır; özelliklerine göre sermayeye dönüşme hızları farklılaşır.</p>
<p>Sermaye ise durduk yerde değer üretemeyeceği için bir yatırıma aktarılarak birikim yeteneğini koruma ve geliştirme hedefine katkı yapabilir.</p>
<p>Servetin değeri koşullara bağlı olarak artabilir, azalabilir, yine de servet olarak yerinde kalır. Sermaye ise geçim örgütlenmesinin iktisadi etkinliklerinde değerlendirilirse büyür.</p>
<p>Bir ülkenin <em>“fiziki sermaye stoku</em>” geçim örgütlenmesinin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik yapılardır: Yollar, araçlar,  fabrikalar, evler, otomobiller, arsalar gibi insanların kendi çabalarıyla oluşturdukları fiziki yapılar.</p>
<p>Sermaye bir servetten türer; servet birikim yeteneğini geliştirerek uzun dönemli geleceği güven altına almak için değerlendirilirse kendini yeniden üretebildiği gibi, serveti de büyütebilir.</p>
<p>Servet edinme ve sermayeye dönüştürme koşullar geçim örgütlenmesi için ihtiyacımız olan yapıları; iç ve dış donanımlarını, bağlantı, iletişim ve etkileşim biçimlerimizi; rekabet ya da iş birliklerimizi de etkiler.</p>
<p>Bir hususu daha eklememiz gerekiyor: <em>Kurumlar büyümenin itici gücüdür</em>. Servet ve sermayenin etkin değerlendirilmesi kurumların kapsayıcılığı ve işlerliğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Barış, özgürlük ve hukuk</strong></p>
<p>Denebilir ki, barış, özgürlük, akışkanlık ve hukuk yoksa azalan getirilerin sınırlaması nedeniyle sürekli bir ekonomik büyüme sürdürülebilir değil. Sermaye birikimi de sürdürülebilir büyümeyi tek başına sağlayamaz. Faydalı bilgi de sürekli çoğaltılmalı; barış ve güven ortamının ikliminde gelişmenin de önü açılmalı.</p>
<p>Kendi işimiz açısından düşülebilecek tuzakları da gözden ırak tutmamalıyız: Tanımlama yapmanın anlatma ve anlamayı kolaylaştırıcı bir yanı vardır; aynı ölçüde aşırı basitleştirilmiş anlatım tuzaklarının ağlarını örebiliriz de. Ayrıntı analizleri olmayan aşırı basitleştirilmiş anlatımlar üzerine kurulu ahlaki sabitler bireyleri, toplulukları ve toplumları aklı emanet etme kolaycılığına götürebilir.</p>
<p>Ülkemizdeki KOBİ işletmelerinin büyümeyi desteklemesini, arz zincirini güçlendirmesini istiyorsak, öncelikle, “ <em>değişen koşullarda servet ve sermayenin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma dinamiklerini</em>” sorgulamalıyız. Sonra  “<em>kurumların işimizi yeniden üretmesini sağlayan dinamiklerini</em>” kavramalıyız. Kurumlar, ekonomik işleyişi düzenleyen kurallardır. Sermayenin <strong>yeni varoluş koşullarını oluşturacak ve o koşulların kararlılıkla uygulanmasını sağlayacak kurumların yeniden yapılanması da</strong> işimizi yeniden üreterek büyütebilmenin gerek şartıdır.</p>
<p><strong>İş’ten artmaz, diş’ten artar mı?</strong></p>
<p>Tarihsel süreç içinde bakarsak KOBİ kurucularının motivasyonlarını belirleyen, <strong>“<em>İş’ten artmaz, diş’ten artar</em></strong>” algısıdır. Birey ve ailesinin yarattığı hane halkı geliri kontrollü harcayarak sermaye birikiminin özünde bireysel tasarruflar vardır; gelecekte de olacaktır. Sorgulanması gereken husus, ülkedeki ekonomi yönetiminin bireyin ve ailesinin  “<em>tasarruf sınırlarını nasıl etkilediğini</em>”  mikro ölçeklerde olduğu gibi makro gelişmeler bağlamında gerekli özenle araştırarak asalak unsurları tasfiye etme, geliştirici unsurları da ödüllendirmedir.</p>
<p>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</p>
<p>Bireylerin ve bütün olarak ailelerin tasarruflarının barınma, iş ve eğlenceye ulaşım, çocukların eğitimi ve beslenme gibi zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını aşan geliri ne yönde gelişiyor?  Teknik deyimle  “<em>harcanabilir gelirin tasarrufa yönlendirmenin gerek ve yeter şartları”</em>  sermaye oluşturma fırsatları yaratıyor mu?</p>
<p>Birey ve ailenin yarattığı geliri çoğaltma ve yaygınlaştırma sürecini hızlandırmadan KOBİ’lerde nicelik ve niteliğin geliştirilmesi mümkün mü? Sermaye birikiminin kaynaklarından biri olan hane halkı tasarruflarını artırma, ülkenin kurumları ve onların teşviklerinin öncelikli sorunları arasında KOBİ’ler nerede duruyor?</p>
<p>Ülkemizin bir başka deneyimi yurtdışı <strong><em>“işçi göçleri</em></strong>” sonucu döviz kazancı, servet ve sermaye oluşumu da işgücü-odaklı ve hanehalkı kaynaklı sermaye biriktirilmesidir. Yurtdışında gönderilen insan niteliği ve gelir yaratma etkileri de sorgulama alanının dışında olmamalıdır.</p>
<p>KOBİ’lerin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma aşamalarının başlangıcında etkili olman “  <strong><em>Kola takılan altın bilezik”</em></strong> etkeni de değişen koşullarda sorgulanması gereken bir husus.</p>
<p>Herhangi bir işin gereklerinde  “<em>ustalaşma ve hüner sahibi olma</em>”  düzenli gelir yaratmanın kaynaklarından biri. Usta-kalfa-çırak ilişkisine dayalı işlerde de, endüstriyel aşamada  “<em>uzmanlık</em>” derinleşmesi düzenli gelir yaratması kadar hane halkı tasarrufunu artırma potansiyelini de güçlendiriyor mu?</p>
<p>Diğer teknolojik gelişmeler ve yapay zekânın işle insan arasındaki ilişkileri yeniden biçimlendirdiğini de dikkate almalıyız. Ustalık, uzmanlık ve derin uzmanlık ile gelir arasındaki etkileşim ve sermaye oluşumuna katkıları hakkında bilgi ve fikir netliği olmadan  KOBİ’ler etkili ve verimli yönetilemez!</p>
<p><strong>Yaratıcı yenilik sermaye oluşturur mu?</strong></p>
<p>Derinliğine kavranması gereken bir başka sorunumuz, “<strong><em>yaratıcı yenilikçilik</em></strong>” ile sermaye oluşumu arasındaki etkileşimin tanımlanması. Hangi icatları yapanlar işin kaymağını yiyerek sermaye birikimini artırabiliyor; hangileri yeni süreçlerden olumsuz yönde etkileniyor?</p>
<p>Bireysel odaklı yaratıcı yenilikler ile kurumsal ve kolektif yaratıcı yeniliklerin gelir yaratma, geliri sermayeye dönüştürme potansiyellerini nasıl etkiliyor?</p>
<p>KOBİ’leri ekonomik büyümenin araçları olarak görüyorsak; yaratıcı yenilik bağlamında yapısal ve ekonomik özelliklerinin dönüşümlerini de kavramalıyız. Gelir, gelirin sermaye ve servete dönüştürülme süreçlerinde  gelişmelerin dinamik yapısını sürekli  gözlemeliyiz.. Yönlendirme, özendirme ve ödüllendirmeyle beli alanlarda yoğunluk ve derinliği artırmamız, yaratıcı yeniliklerin yapı ve işlevlerini derinliğine bilmeye bağlı.</p>
<p>Sermaye birikiminde “<strong><em>girişimci insanın rolü</em></strong><em>”</em>  tarihsel süreçte de önemliydi, bugün de önemli. Sıradan bir işe yatırım yapma ile girişimci insanın dışa ve dünyaya dönük üretim yapması farklı özellikler.</p>
<p>Girişimci insan, eğilimlerin yarattığı fırsatları öngörür; öngördüklerini bilgiye, bilgisini anlamaya dönüştürür; anladıklarını cesaretle potansiyeli olan insanlarla birlikte anlamlandırır. Girişimci, potansiyelleri maddi ve kültürel zenginlikler üreterek büyümeye katkı yapar; insanların refahının yükselmesinin yolunu açar.</p>
<p>Geçim örgütlenmesinin toprak odaklı olması, fabrika odaklı olması,  otomasyon ve otonom uygulama odaklı olması, girişimci özelliklerini değiştirir. Değişik olgular, değişik girişimci özellikleri gerektirir. Küresel ölçekte ne üreteceğimizin, nasıl üreteceğimizin ve nasıl bölüşeceğimizin koşulları değişiyor. Geneldeki değişme, ister istemez KOBİ’ler için hayati önemi olan “<em>girişimci sermayenin</em>” değişik özelliklerle donatılması ihtiyacını artırıyor. KOBİ sorunlarını irdelerken, sermaye yaratmada ve büyütmede girişimci insanımızın gerçek ihtiyacını tanımlamazsak <strong>ölçüleri</strong> nasıl belirleriz? <strong>Özendirmeyi</strong> nasıl yaparız?  <strong>Ölçeklendirmeyi</strong> nasıl yaparız? <strong>Ödüllendirmeyi, cezalandırmayı</strong> nasıl etkili hale getiririz? Son çözümlemede kaynak tahsisi verimini artırmak için ödeşmeyi nasıl yerli yerine oturtabiliriz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında sorarsak, <em>sermaye</em> oluşumunu nasıl hızlandırabiliriz?</p>
<p>KOBİ gerçekliğini değişen değer yaratma zincirinde doğru konumlandırabilmemiz için daha bir düzine ayrıntıyı sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşviklerde başarı için sermaye </strong><strong>ekosistemi doğru okunmalı</strong></span></p>
<p>Servet oluşumundaki akışları belirleyen etkenleri netleştiremez; servetin sermayeye dönüşmesi ve paylaşılmasının dinamiklerini kavrayamazsak KOBİ’lerle ilgili etkili sonuç alabilen <strong>teşvik sistemlerini</strong> kurgulayamayız.</p>
<p>Geçim örgütlenmesi ekosisteminde KOBİ’lerin dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, üretkenlik artışı, verimlilik artışı, ileri teknoloji içerikli yüksek katma değerli üretim,  finansman araçlarının çeşitlenmesi ve erişilebilirlik, dayanıklı tedarik zinciri yaratma için ihtiyaçları olan sinerjik kümelenme gibi daha birkaç düzine sorunun çözümlerine uygun yol ve yöntemler geliştirme ihtiyacımız hızla artıyor.</p>
<p>KOBİ’leri besleyen  “<strong><em>servet ve sermaye oluşumlarını</em></strong>” sorgulayarak net bilgiyi dönüştürmeliyiz ki, ekosistemin diğer bileşenleriyle “<em>etkin koordinasyon</em>” yapabilelim ve “ <em>odaklanarak”</em> yaratmak istediğimiz sonuca ulaşabilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/856-1784781672.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</strong></p>
<p>İSO 500, Türkiye’nin medarı iftihar listesidir. Ülkenin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun, yani sanayinin devlerinin check-up sonuçlarını gösterir. Geçen yıla ait check-up sonuçları haziran ayında açıklanmıştı.</p>
<p>Sonuçlar ilk bakışta olumlu görünüyordu. Üretimden satışlar yüzde 28 artarak 11 trilyon liraya çıkmış, reel büyüme yüzde 2,1 olmuş, faaliyet kârı yüzde 57 yükselmişti. İhracat 104,7 milyar dolara ulaşırken, Ar-Ge yapan şirketlerin sayısı artmış ve yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı yüzde 7,6’ya çıkmıştı. </p>
<p>Ama bir de bardağın boş tarafı vardı. Faaliyet kârları artmış olsa da şirketler elde ettikleri kazancın yaklaşık yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmış; öz kaynaklar yüzde 15,8 artarken borçlar yüzde 30,8 yükselmişti. Yani büyüme giderek daha fazla borçla finanse ediliyordu.</p>
<p>Biz yine bu köşede tabloyu yorumlarken, “Türk sanayisi üretim kapasitesini koruyor, ihracatını artırıyor ve bazı alanlarda teknolojik sıçramalar gerçekleştiriyor. Ancak yüksek faiz, finansman maliyetleri, artan borçluluk ve nitelikli iş gücü eksikliği büyümenin önündeki temel engeller olmaya devam ediyor” diye yazmıştık.</p>
<p><strong>İkinci 500’de tablo daha da zorlayıcı</strong></p>
<p>İSO’nun bir de İkinci 500 listesi var. Bu liste de Türkiye sanayisinin devler ligi kadar olmasa da kritik şirketlerine ev sahipliği yapıyor. Bu hafta ikinci 500’ün check-up sonuçları da açıklandı.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo sanayicinin üretim gücünü koruduğunu ancak finansman baskısının giderek ağırlaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Finansman yükü sanayicinin nefesini kesiyor</strong></p>
<p>Finansman maliyetleri sanayicinin en büyük sorunu haline gelmiş durumda. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 86,7’ye yükseldi. Yani şirketler faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldı. Bu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 47,3’ün çok üzerinde.</p>
<p>Üretimde reel büyüme de neredeyse durdu. Üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7 artsa da Yİ-ÜFE ile arındırıldığında reel artış yalnızca binde 2 oldu. Böylece üç yıllık reel gerilemenin ardından ancak çok sınırlı bir toparlanma sağlanabildi.</p>
<p>İhracatta ise İSO ilk 500 ile İkinci 500 arasındaki makas açıldı. Türkiye ve İSO ilk 500 ihracatını artırırken, İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 geriledi ve sanayi ihracatındaki payı yüzde 6’ya düştü. Bu durum, orta ölçekli sanayicinin küresel rekabette zorlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Borç artıyor, kârlılık toparlansa da yetmiyor</strong></p>
<p>Borçluluk hızla arttı, öz kaynak yapısı zayıfladı. Toplam borçlar yüzde 50,2 büyürken öz kaynaklar yalnızca yüzde 13,3 arttı. Borçların aktifler içindeki payı yeniden yüzde 51,8’e yükseldi ve şirketlerin finansal yapısı tekrar borç ağırlıklı hale geldi.</p>
<p>Kârlılık toparlandı ancak hala tarihsel ortalamaların belirgin şekilde altında kaldı. Faaliyet kârı, vergi öncesi kâr ve FAVÖK nominal olarak artsa da tüm temel kârlılık oranları son 10 yıllık ortalamaların gerisinde kaldı.</p>
<p>Zarar eden şirket sayısı da hala çok yüksek. Vergi öncesi zarar eden firma sayısı 155’e gerileyerek sınırlı bir iyileşme gösterse de bu rakam, 2008 küresel krizinden sonraki en yüksek ikinci seviye olmaya devam etti.</p>
<p><strong>Teknoloji ve istihdamda </strong><strong>umut var ama ivme zayıflıyor</strong></p>
<p>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</p>
<p>Ar-Ge yatırımlarında ise ivme kaybı yaşandı. Ar-Ge yapan şirket sayısı 238’den 229’a düştü. Toplam Ar-Ge harcamaları artsa da üretimden satışlara oranı yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek şirketlerin dönüşüm yatırımlarında zorlandığını gösterdi.</p>
<p>İSO İkinci 500’de istihdam yüzde 2,2 azalarak 285 bin kişiye geriledi. Buna karşın ücretlerdeki artış nedeniyle çalışan başına ödenen brüt ücret yüzde 40,4 yükseldi.</p>
<p><strong>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor</strong></p>
<p>Özetle bu tablo bize diyor ki; Türk sanayisi üretmeye devam ediyor ancak yüksek finansman maliyetleri, zayıf dış talep ve düşük kârlılık nedeniyle büyüme, yatırım, ihracat ve dönüşüm kapasitesi ciddi şekilde baskı altında.</p>
<p>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor. Kazandığının büyük bölümünü finansmana harcıyor. Bu da rekabet gücünü ve geleceğe yatırım yapma kapasitesini sınırlıyor. Oysa bizim geleceğe yatırım yapan bir sanayiye ihtiyacımız var...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek...</p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün faiz kararını açıklayacak. Uzun bir süredir haftalık repo faizi -ki normal zamanlarda politika faizi işlevi görüyor, yüzde 37 ama ağırlıklı ortalama faizi yüzde 40 düzeyinde. Yüzde 40, faiz koridorunun üst düzeyine denk geliyor. Bankaların kendi aralarında yaptıkları borç alıp verme işleminde ortaya çıkan faiz de yüzde 40 düzeyinde. PPK’nın açıkladığı faizlerden hangisinin fiiliyatta politika faizi olduğunu anlamak için bu veriler yeterli. Fiili politika faizi yüzde 40.</p>
<p>ABD-İran savaşı tekrar başlamasaydı, petrol fiyatları sıçramayacaktı. Bu durumda, enflasyonun uzun bir süre dar bir aralıkta hapsolup kalmasına rağmen, Merkez Bankası’nın kademeli olarak fiili politika faizini repo faizine, yani yüzde 37’ye yaklaştırması bekleniyordu. Dikkat ederseniz, bunun için ne koridorun üst ve alt sınırlarını ne de repo faizini değiştirmesi gerekiyor. Bankaları fonlama ya da onlardan likidite çekme biçimini  değiştirerek yapabiliyor bunu. Neden böyle bekleniyordu? Zira savaşın patlak vermesinden önce enflasyon yüzde 32 düzeyinde seyrederken Merkez Bankası’nın fiili politika faizi repo faizine eşitti ve yüzde 37’ydi. ABD-İran anlaşması neticesinde petrol fiyatları savaş öncesindeki düzeye düşmese bile ona yaklaşmıştı. Bu durumda, kademeli olarak o düzeye dönülebilirdi.</p>
<p><strong>Para politikası dışında ne </strong><strong>yapıldığı çok daha önemli</strong></p>
<p>Çok muhtemelen, bugünkü toplantıda ne koridorun üst ve alt sınırlarında ne de politika faizinde bir değişikliğe gidilecek. Fonlama biçimi de değişmeyecek; fiili politika faizi yüzde 40 olmaya devam edecek. Peki, faiz politikası o kadar önemli mi? Bu soru sizi şaşırtabilir. Açıklayayım: Elbette Eylül 2021’deki garipliğe dönüş kuru da enflasyonu da sıçratır. Bu anlamda faiz politikası şüphesiz önemli. Düzgün bir para politikası gerekli ama Türkiye gibi bir ülkede enflasyonu düşürmek için yeterli değil. Para politikası dışında ne yapıldığı çok daha önemli. Programın başlangıcından beri bunun altını çiziyorum; ‘çok eksik program’ nitelemesi de buradan geliyor. TEPAV’ın her PPK toplantısından önce yayımladığı nottan alıntı yaparak bu eksikliklere bir kez daha dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><em>“Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </em></p>
<p><em>Geniş kesimlerce benimsenecek ve “ülkede önemli değişiklikler oluyor” heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enflasyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</em></p>
<p><em>Öncelikle maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur.</em></p>
<p><em>Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.” </em></p>
<p><strong>Münasip bir yol bulunmalı</strong></p>
<p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile bu temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda hiç kolay değil elbette ama bunun münasip bir yolu bulunmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye uçmak istiyor ama gücü sınırlı. Bu gücü kanatlarına verirse uçabilecek. Ancak bu gücü prangalarına harcarsa, orta gelir tuzağında patinaj yapacak, sanayisizleşecek, fakirleşecek.</strong></p>
<p>Kadının biri hem <strong>kör</strong> hem <strong>fakir</strong> hem de <strong>kısır</strong> imiş. Her gün tanrıya dua edermiş; Allah’ım <strong>bana göz</strong> ver… Rabbim <strong>bana çocuk</strong> ver… Tanrım <strong>bana altın</strong> ver… Yaratan duymuş bu <strong>kısır</strong>, <strong>kör</strong> ve <strong>fakir</strong> kadını… Tanrı <strong>Hızır</strong>’ı görevlendirmiş; “git bu kadının <strong>3 dileğinden birini</strong>; ama<strong> sadece birini </strong>yerine getir” diye...</p>
<p><strong>Hızır, kadına gelmiş</strong>; “Biliyorum kısırsın, <strong>çocuk istersin</strong>. Körsün <strong>görmek istersin</strong>. Fakirsin <strong>altın istersin</strong>. Tanrı dualarını kabul etti ama <strong>sadece 1 dileğini</strong> yerine getirmek için beni görevlendirdi. Kör, kısır, fakir kadın, uzun uzun düşünmüş ve cevaplamış; “<strong>Çocuğumun altın saydığını görmek istiyorum</strong>” diye.</p>
<p><strong>HEM YÖNETİCİLER SEMİRSİN HEM HALK FAKİRLİK ÇEKMESİN</strong></p>
<p>Öykü burada bitiyor ama biz devamını biliyoruz: Yalnızca <strong>1 dileklik</strong> kredi, <strong>3 isteğe</strong> yetmiyordu fakat kadın <strong>kurnazca</strong> davrandığı için <strong>hiçbiri yerine getirilmemiş</strong> oldu. Tıpkı elindeki <strong>imkân setini</strong> ihtiyaçlar ile buluşturmada <strong>öncelik oluşturamayan</strong> ve <strong>her şeyi aynı anda</strong> talep eden <strong>Türkiye ekonomisi</strong> gibi…</p>
<p><strong>Ekonomi kısır</strong>; zombi şirketleri, yandaşları, verimsiz kurumlarıyla… Her alanda üretkenlik ihtiyacı var. <strong>Ekonomi fakir</strong>; dış kaynak olmadan gelişemiyor, yöneteni zengin ama yurttaşları fakru zaruret içinde. <strong>Ekonomi kör</strong>; eğitimi çözemedik, dünya uzaya açılırken biz siyasetin kısır ufkuna saplandık kaldık.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Odaklanamamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tercihlerimiz mi sorunlu?</em></strong></p>
<p><strong>Değil</strong>… Gelişmiş dünya ile benzeşen <strong>ÖNEMLİ</strong> taleplerimiz var fakat bunları gerçekleştirmede <strong>ÖNCELİK</strong> yok. <strong>Hepsini aynı anda istiyoruz</strong>. Misal sanayileşme stratejisi dahi oluşturamadan <strong>sanayisizleşiyoruz</strong>.</p>
<p><strong><em>Vazgeçişlerimiz peki?</em></strong></p>
<p>Sorun da burada zaten. <strong>Her tercih bir vazgeçiştir</strong>. Tercihin doğru olsa da <strong>vazgeçişlerin</strong> de olmalı. Hem <strong>kanatlarını</strong> güçlendirmek istiyor hem de giderek ağırlaşan <strong>prangalarından</strong> vazgeçmek istemiyorsun.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KÖR, KISIR, FAKİR EKONOMİMİZDE SİZİN TEK TERCİHİNİZ HANGİSİ OLURDU?</strong></p>
<p>Türkiye <strong>gelişiyor</strong>. Ancak <strong>çelişerek</strong>. <strong>Gelişim</strong>; uygarlık <strong>talepkâr</strong> girişimcilerimiz, <strong>vizyoner</strong> sanayicilerimiz, <strong>OSB</strong>’lerimiz… <strong>Çelişki</strong>: hem <strong>kör</strong> hem <strong>kısır</strong> hem <strong>fakir</strong> ekonomimizde bir <strong>öncelik oluşturamayışımız</strong>. Siz olsaydınız, <strong>Hızır’a ne cevap verirdiniz</strong>? Görmek mi, altın mı, çocuk mu? <strong>Tek öncelikli isteğin hangisi?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ODAKLANMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tercih</strong>: Psikolojide, ekonomide, felsefede tercih, alternatifler arasından en uygununu seçmektir</p>
<p><strong>Vazgeçiş</strong>: Her tercihin doğal uzantısı… Yararsız işten, haktan, ilişkiden, işten feragat etme halidir</p>
<p><strong>Önemli</strong>: Değeri, anlamı, gerekliliği yüksek olan, özenilmesi gereken, mühim, ehemmiyetli olan</p>
<p><strong>Öncelikli</strong>: İşin veya kavramın, diğerine göre daha önemli, acil, vazgeçilmez olanını seçme hali</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/700-milyon-liralik-ari-kovani-konaklama-bedeli-askida-83758</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 700 milyon liralık arı kovanı konaklama bedeli askıda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği'nin (TAB) Orman Genel Müdürlüğü (OGM) nezdinde yürüttüğü girişimler sonuç verdi. Arıcılardan kovan başına alınması planlanan 100 liralık "Arı Konaklama Ekosistem Hizmet Bedeli" uygulaması, ikinci bir talimata kadar ertelendi. Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan son talimatla, konaklama ücretine ilişkin "Bedeller" başlıklı hükümlerin uygulanmasının ikinci bir talimata kadar durdurulduğu bildirildi. Böylece son günlerde arıcıların yoğun tepkisine neden olan uygulama şimdilik askıya alınmış oldu. </p>
<h2>Türkiye'de bulunan 9 milyon kovanın 7 milyonu gezici kovan </h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 8 milyon 817 bin 155 kovan bulunuyor. Bunların 7 milyon 53 bin 724'ünü gezginci arıcılıkta kullanılan kovanlar oluşturuyor. Düzenleme yürürlüğe girseydi yalnızca mevcut gezginci kovanlar üzerinden Orman Genel Müdürlüğü'nün yaklaşık 705 milyon 372 bin lira gelir elde etmesi öngörülüyordu. Ayrıca gezginci arıcılar konaklama yerlerini her değiştirdiklerinde kovan başına yeniden 100 lira ödeme yapmak zorunda kalacaktı.</p>
<h2>Üreticilerin talepleri karşılık buldu </h2>
<p>Erteleme kararın sinyali, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Ali Demir'in Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey ile yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. Ali Demir, EKONOMİ'ye yaptığı açıklamada, görüşmede arıcıların taleplerini doğrudan ilettiklerini belirterek, mevcut düzenlemenin sektörün görüşleri doğrultusunda yeniden değerlendirileceğini ve yeni bir düzenleme üzerinde çalışıldığını, arıcıların beklediği kararın kısa süre içinde açıklanacağını da dile getirmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61aeb80aee1-1784786616.jpg" alt="" width="700" height="466" />TAB tarafından yapılan açıklamada, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği'nin ilgili kurumlarla iş birliği ve diyalog içinde süreci yakından izlemeyi sürdüreceği belirtilirken, üreticilerin görüş ve taleplerinin istişare mekanizması çerçevesinde değerlendirilmeye devam edileceği vurgulandı.</p>
<h2>Süreç nasıl başlamıştı? </h2>
<p>Orman Genel Müdürlüğü'nün 2026 yılı düzenlemesiyle, bal ormanları ve arı konaklama noktalarından yararlanan gezginci arıcılardan kovan başına 100 lira "Arı Konaklama Ekosistem Hizmet Bedeli" alınması öngörülmüştü. Artan üretim maliyetleri nedeniyle düzenleme sektörün yoğun tepkisini çekmiş, TAB da uygulamanın yeniden değerlendirilmesi amacıyla Orman Genel Müdürlüğü ile görüşmelere başlamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tek bir konaklama için 50 bin TL ödenecekti</span></h2>
<p>Düzenlemede herhangi bir değişiklik yapılmaması halinde, arıcılara kovan başına verilen 140 liralık desteklemenin 100 lirası konaklama bedeli olarak geri alınmış olacaktı. Örneğin 500 kovanla üretim yapan gezginci bir arıcı, tek bir konaklama için 50 bin lira ödeme yapmak zorunda kalacaktı. Konaklama yerini değiştiren üreticiler ise her yeni noktada aynı ücreti yeniden ödeyecekti. Bu durum, özellikle gezginci arıcılık yapan üreticilerin maliyetlerinin katlanarak artacağı yönünde endişelere neden olmuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/700-milyon-liralik-ari-kovani-konaklama-bedeli-askida-83758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aricilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orman Genel Müdürlüğü, gezici arıcıların yoğun tepkisinin ardından kovan başına 100 liralık konaklama bedeli uygulamasını askıya aldı. Yaklaşık 7 milyon gezginci kovanı kapsayan düzenleme ile 700 milyon lirayı aşan gelir elde edilmesi planlanıyordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-karne-hepimizin-83753</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu karne hepimizin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önceki gün açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarına bakınca üzülmemek ve karamsar olmamak mümkün değil. Eğitim sisteminin karnesindeki notlar eski tabirle “kırık”. Her yıl olduğu gibi gözler yine dereceye girenlere çevrildi. Oysa asıl bakılması gereken yer ilk 100 değil, tüm katılanların ortaya koyduğu tablo. Çünkü o tablo, Türkiye'nin geleceğine yönelik pek de umut vermiyor.</p>
<p>Tüm adayların girdiği Temel Yeterlilik Testi (TYT) sonuçları alarm zilleri çalıyor. Türkçe’de 40 soruda ortalama 20,5 doğru yapılırken, Temel Matematik'te 40 soruda ortalama yalnızca 6,8 doğruya ulaşılabildi. Sosyal Bilimler'de 20 soruda ortalama 10,2, Fen Bilimleri'nde ise 20 soruda sadece 4,3 doğru yapıldı.</p>
<p>Dört yıllık programlara yerleşmek isteyenlerin girdiği Alan Yeterlilik Testleri (AYT) sonuçları da farklı değil. Matematikte 40 soruda ortalama 6,9 doğru yapıldı. Fizikte 14 soruda 2,5; Kimya'da 13 soruda 1,8; Biyoloji'de 13 soruda 2,6 doğru ortalaması oluştu. Edebiyat-Sosyal Bilimler-1 testinde Türk Dili ve Edebiyatı'nda 24 soruda 6,5; Tarih-1'de 10 soruda 2,3; Coğrafya- 1'de 6 soruda 1,8 doğru yapıldı. Sosyal Bilimler-2 testinde ise Tarih-2'de 11 soruda 1,6; Coğrafya-2'de 11 soruda 2,4; Felsefe Grubu'nda 12 soruda 1,7; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi'nde 6 soruda 1,4 doğru ortalaması dikkat çekti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61aa21c7fa9-1784785441.png" alt="" width="440" height="255" />
<figcaption><strong>Tüm adayların girdiği Temel Yeterlilik Testi (TYT) sonuçları alarm zilleri çalıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tabloyu sadece öğrencilerin başarısı ya da başarısızlığı diye okumak büyük hata olur. Bu, eğitim sisteminin karnesi. Yapay zekânın yazılım yazdığı, bilimsel keşiflere katkı sunduğu, ülkelerin teknoloji ve inovasyon yarışında birbirini solladığı bir çağda, temel matematik ve fen bilgisini veremeyen bir eğitim sistemine dayanarak rekabet etmek mümkün değil.</p>
<p>Milyonlarca gencin matematikte 40 soruda ortalama yalnızca 6,8 doğru yaptığı, fen bilimlerinde ise 20 soruda ortalama 4,3 doğruya ulaşabildiği bir ülkede, Milli Eğitim Bakanı Prof. Yusuf Tekin'in son günlerde "Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi?" tartışmasını gündeme taşıması, eğitim sisteminin asıl sorunlarından ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. Türkiye'nin ihtiyacı, bu tartışmalar değil; çocuklarına matematiği, bilimi, analitik düşünmeyi ve okuduğunu anlamayı öğretecek gerçek bir eğitim reformu. Ortada başarısız olan milyonlarca genç değil, onları bu tabloya mahkûm eden eğitim sistemi var.</p>
<p>İşte bu yüzden, bu karne hepimizin.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-karne-hepimizin-83753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu karne hepimizin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 23 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/ed8q-zpnp4U" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayici kaç zamandır ekonomik gidişattan şikayetçi. Her platformda bu dile getiriliyor. Genel olarak herkesin yakındığı konu da belli; kredi olanakları…</p>
<p>Bu konuda sorun olarak yalnızca kredi faizi dile getirilmiyor ki, krediye erişimin çok zor olduğunun da altı çiziliyor. Söylenen çok özet olarak şu:</p>
<p><strong>“Kredi yok, kredi bulunsa bile faiz çok yüksek, böylesine maliyetli parayla iş yapmak neredeyse olanaksız. Zaten yapamıyoruz.”</strong></p>
<p>Krediye erişim ve faizlerin yüksekliği hemen herkesin yakındığı bir konu.</p>
<p>Diğer sorunlar çalışma alanına göre ya da ağırlıkla iç piyasaya mı, ihracata mı çalışıldığına göre belli ölçülerde farklılık gösteriyor tabii ki.</p>
<p>İç piyasaya çalışan için talebin canlı olup olmaması önem taşıyor.</p>
<p>İhracata çalışan ise haklı olarak döviz kurunun düzeyiyle çok yakından ilgili. Elbette yurt dışı talep de büyük öneme sahip.</p>
<p>Yani sanayicinin bir dizi sorunu var ve bu durum üretime yansıyor. Son dönemdeki üretim yüksek teknolojili ürünlerde yoğunlaşıyor, orada belirgin artışlar yaşanıyor ama diğer sektörlerde adeta ayakta kalma çabası sergileniyor.</p>
<p>Reel sektörün ekonomiye olan güvenini (ya da güvensizliğini) ortaya koyan Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksine bakıyoruz; son veri temmuz ayına ait ve bir önceki aya göre önemli bir değişiklik yaşanmamış; yalnızca küçük bir gerileme var.</p>
<p>Sonuçta sorunlar aynı; olduğu yerde duruyor ve çözüm bekliyor.</p>
<h2>“Kredi de kredi” diye yakınanlar nerede?</h2>
<p>Merkez Bankası her ay iktisadi yönelim anketi gerçekleştiriyor ve bu anketten reel kesimin ekonomiye duyduğu güveni ölçen reel kesim güven endeksi oluşturuluyor. Söz konusu endeks de reel sektör firmalarının bir dizi soruya verdikleri yanıtlarla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Anket her ay yapılıyor ama bir soru var ki bu üç ayda bir soruluyor:</p>
<p><strong>“Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır?”</strong></p>
<p>Bu soruya verilen yanıtlar arasında açık ara ilk sırada bulunan ne, tahmin edemezsiniz!</p>
<p>Sanayicilerin yarıdan fazlası <strong>“Üretimimi kısıtlayan herhangi bir faktör yok”</strong> yanıtını veriyor.</p>
<p>Temmuz ayında yapılan bu yılın üçüncü anketine katılanların yüzde 56,9’u üretimi kısıtlayan herhangi bir faktör bulunmadığını söylüyor. Bu, tarihsel olarak en yüksek düzeye yakın bir oran; yaklaşık yüzde 57. Yani ortaya öyle üretimi kısıtlayan çok çok büyük etkenler yokmuş.</p>
<p>Talebin düşük olmasını üretimi kısıtlayan faktör olarak görenlerin oranı yüzde 12,7 düzeyinde.</p>
<p>Mali sorunlar üçüncü sırada ve oranı yüzde 9. Hani krediye erişilemiyordu, erişilse bile faiz çok yüksekti, bu faizle üretim yapılamazdı ve nitekim yapılamıyordu! Üretimi olumsuz etkileyen, sonuçta düşük üretime yol açan etkenlerin yalnızca yüzde 9'u mali sorun kaynaklıymış. Yakınmalara bakıldığında bu oranın çok çok yukarılarda olması gerekir, oysa dile getirilene kıyasla görece çok düşük sayılabilecek bir oran söz konusu. İlginç değil mi?</p>
<p>Acaba reel sektör kuruluşları kredi konusunda yakınmaya yakınıyor ama iş Merkez Bankası'na yanıt vermeye gelince tutum değişikliğine mi gidiliyor?</p>
<h2>Diğer etkenler</h2>
<p>Öte yandan üretimi kısıtlayan diğer etkenler olarak yüzde 8,5 ile hammadde ve ekipman yetersizliği, yüzde 8 ile de işgücü yetersizliği sayılıyor.</p>
<p>Diğer nedenlerin payı ise yüzde 4,5 düzeyinde.</p>
<h2>Yirmi yılda iki dönem… </h2>
<p>Merkez Bankası’nın 2007 yılı başından bu yana olan yaklaşık yirmi yılı kapsayan verileri üretimi kısıtlayan faktörlerde büyük dalgalanma yaşanan iki döneme işaret ediyor.</p>
<p>Bunlardan biri 2008 küresel krizi dönemindeki dalgalanma. O dönemde talebin çok büyük bir hızla düştüğü, dolayısıyla üretimi kısıtlayan faktörler arasında talep düşüklüğünün çok büyük artış gösterdiği dikkati çekiyor.</p>
<p>Benzer bir süreç de korona döneminde yaşandı. Bu iki dönemde de <strong>“Üretimi kısıtlayan bir faktör yok”</strong> diyenlerin oranı hızla düştü ve özellikle talep sorunu ön plana çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6199abba75c-1784781227.png" alt="" width="505" height="291" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EPA </strong>Grup A.Ş. Genel Koordinatörü <strong>Haluk Akın</strong>’ı 2017 yılı Ağustos’unda dönemin Ramsey Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sadettin Üçeyler</strong>’in <strong>“EPA’nın fabrikasını görmen lazım” </strong>davetiyle tanıdım. O fabrika turu ve sohbet sonrası yazıma şu başlığı attım:</p>
<ul>
<li><strong>Makineye yakayla girdi, bakterileri ‘tünel’de bitirdi…</strong></li>
</ul>
<p>Bir süredir Konfeksiyon Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanlığı görevini yürüten <strong>Haluk Akın, </strong>bir mesaj gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Son dönemde sektörümüzde faaliyet gösteren yerli üreticiler, özellikle döviz kurunun baskılanması nedeniyle oldukça zor bir süreçten geçiyor. Buna rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemize katkı sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Son dönemde üyelerimizden, Çin’den ithal edilen makinelere ilave gümrük vergisi uygulanması yönünde yoğun talepler geliyor. Ancak ben, bunun sektörümüz açısından doğru ve sürdürülebilir bir çözüm olmadığına inanıyorum.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Haluk Akın, </strong>bu mesajın ardından hazırladığı bir yazıyı gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Kısa Vadeli Koruma, Uzun Vadeli Zayıflama…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Akın, </strong>yazıya şu uyarıyla girdi:</p>
<p>-          <strong>İlk bakışta koruma uygulamaları yerli üreticiye kısa vadeli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, ekonomi tarihi ve sanayileşme süreçleri bize bunun uzun vadede ciddi riskler taşıdığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde korumacılık politikalarının doğal olarak cazip göründüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Gümrük vergileri, ithalat kısıtlamaları veya benzeri önlemler yerli üreticiyi geçici olarak rahatlatabilir. Ancak rekabetten uzaklaştırılmış bir pazarın en büyük riski, üreticinin gelişme motivasyonunu kaybetmesidir.</strong></p>
<p><strong>“Rakibini görmeyen üretici”</strong>lerin yanılgısını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Ürününü geliştirme ihtiyacı hissetmez.</strong></li>
<li><strong>Maliyetlerini düşürmek için yeterince çaba göstermez.</strong></li>
<li><strong>Ar-Ge yatırımlarını erteler.</strong></li>
<li><strong>Teknolojik dönüşümü yavaşlatır.</strong></li>
<li><strong>Zamanla dünya standartlarının gerisinde kalır.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Koruma duvarları ilk etapta güven verir, ancak uzun vadede üreticiyi küresel rekabetten koparır.</strong></p>
<p>1970’li yıllara uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye bu süreci daha önce yaşamış bir ülkedir. 1970’li yıllarda uygulanan ithal ikameci sanayi politikalarıyla yerli üretim yüksek gümrük duvarlarıyla korunmuş, dış rekabet büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.</strong></p>
<p>O günlerde yaşananları şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu dönemde birçok sektör dış rekabet baskısını hissetmediği için;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kalite artışı yavaşlamış,</strong></li>
<li><strong>Verimlilik düşmüş,</strong></li>
<li><strong>Teknoloji yatırımları sınırlı kalmış,</strong></li>
<li><strong>Tüketici daha pahalı ve daha düşük kalite ürünlere mahkum olmuştur.</strong></li>
</ul>
<p>O dönemde ortaya çıkan durumu şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Sonuçta Türk sanayisi uluslararası rekabetten uzaklaşmış, ekonomik verimsizlik artmış ve ülke 1970’lerin sonunda ciddi döviz kriziyle karşı karşıya kalmıştır.</strong></p>
<p>Rekabetten uzak kalan hiçbir sektörün uzun vadede güçlenemeyeceğini vurgulayıp 1980 sonrasına döndü:</p>
<p>-          <strong>1980 yılında alınan 24 Ocak kararları ile başlayan ekonomik dönüşüm ve sonrasında uygulanan dışa açılma politikaları, Türk sanayisi açısından tarihi bir kırılma noktası oldu. O günlerde birçok kesim, </strong>“İthalat serbestleşirse Türk sanayisi ayakta kalamaz” <strong>endişesi yaşadı.</strong></p>
<p>Yaşanan sürecin endişelerin tam tersini gösterdiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Dünya ile rekabet etmeye başlayan Türk sanayisi;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Üretim teknolojisini yeniledi,</strong></li>
<li><strong>Kalite standartlarını yükseltti,</strong></li>
<li><strong>İhracata yöneldi,</strong></li>
<li><strong>Verimliliğini artırdı.</strong></li>
<li><strong>Dünya pazarlarında söz sahibi olmaya başladı.</strong></li>
</ul>
<p>Bugünkü durumun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün tekstil, konfeksiyon ve makine sektörlerinde sahip olduğumuz uluslararası başarıların temelinde, o dönemde kazanılan rekabet kültürü bulunmaktadır.</strong></p>
<p>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın gümrük duvarlarını yükseltip, üretimi ülkesine çekmeye çalıştığı bir dönemde KOMİD Başkanı <strong>Haluk Akın</strong>'ın <strong>"koruma istemiyoruz” </strong>çıkışı dikkati çekiyor…</p>
<p><strong>Akın</strong>’ın <strong>“Kısa vadeli koruma, uzun vadede zayıflatır” </strong>uyarısı üzerinde de durmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aynaya bakın kusurları görün</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>bir üreticinin gelişebilmesi için karşısında kendisinden daha iyi ürün üreten rakiplerin bulunması gerektiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Rakibiniz sizin aynanızdır. Daha kaliteli makine gördüğünüzde eksiklerinizi fark eder, daha iyisini üretmeye çalışırsınız. Ancak, aynayı kaldırırsanız kusurlarınızı da göremezsiniz.</strong></p>
<p>İthalatı tamamen engellemenin üreticinin aynasını kaldırmak anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu durum kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede gelişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.</strong></p>
<p>Benzer korumacı uygulamaların metal işleme sektöründe de görüldüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinden gelen CNC ve metal işleme makinelerine yönelik koruma tedbirleri uygulanıyor. Bu uygulamalar kısa vadede iç pazarda belirli firmalara avantaj sağlayabilir.</strong></p>
<p>Bunun uzun vadede uluslararası pazarda rekabet gücünü artırmayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tam tersine, Çinli üreticiler dünya pazarlarında büyümeye devam ederken, koruma altında kalan firmalar teknolojik gelişim hızını kaybedebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjimizi Ar-Ge teşviklerinden daha etkin yararlanmaya yönlendirelim</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>sektör için <strong>“gerçek ihtiyacı” </strong>şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Daha fazla Ar-Ge,</strong></li>
<li><strong>Daha fazla inovasyon,</strong></li>
<li><strong>Daha yüksek teknoloji,</strong></li>
<li><strong>Daha nitelikli insan kaynağı,</strong></li>
<li><strong>Üniversite-sanayi işbirliği,</strong></li>
<li><strong>Dijital dönüşüm,</strong></li>
<li><strong>Markalaşma,</strong></li>
<li><strong>Küresel pazarlarda daha güçlü bir varlık oluşturmaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Devletim Ar-Ge, teknoloji geliştirme, ihracat ve yatırım alanlarında önemli destekler sunduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Enerjimizi yasakları talep etmeye değil, bu desteklerden daha etkin yararlanmaya yönlendirmeliyiz.</strong></p>
<p>Küresel rekabetten kaçılamayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz iç pazarı korurken rakiplerimiz dünyanın dört bir yanında yeni müşteriler kazanıyor. Biz rekabetten uzaklaştıkça onlar güçleniyor. Küresel pazarlarda başarılı olmanın yolu rakiplerden kaçmak değil, rakiplerden daha iyi olmaktır.</strong></p>
<p>Türk makine sanayisinin geleceğinin korumacılıkta değil; rekabette, inovasyonda ve sürekli gelişimde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türk üreticisinin gerçek gücü, devlet koruma duvarlarının arkasına saklanmak değil, dünyanın en iyi üreticileriyle aynı sahada yarışabilecek kaliteyi, teknolojiyi ve markaları ortaya koyabilmesidir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar’la Leonardo Airshow’da insanlı-insansız ekip çalışması testlerini sundu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61973f0215e-1784780607.png" alt="" width="700" height="465" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) davetiyle gittiğimiz İngiltere’de gerçekleşen <strong>“Farnborough Havacılık Fuarı”</strong>nda (FIA) Türkiye’nin lider İHA-SİHA üreticisi Baykar’la ortak <strong>“LBA Systems”</strong>i kuran İtalyan savunma ve havacılık devi Leonardo’nun standına da uğradık.</p>
<p>Stantta Baykar Genel Müdürü <strong>Haluk Bayraktar</strong>’la karşılaştık. Yoğun görüşme trafiğinden dolayı sohbet fırsatı bulamadık. Baykar ve Leonardo, sosyal medya hesaplarından fuarla ilgili özet bilgiler yayınladı.</p>
<p>Baykar, sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Leonardo ile birlikte yür</strong><strong>ü</strong><strong>ttüğümüz, M-346 ve Kızılelma’nın icra ettiği insanlı-insansız ekip çalışması testlerinin sonuçlarını </strong>“FIA Airshow 2026”<strong>da paylaştık.</strong></li>
<li><strong>Milli teknolojilerimizle geleceğin hava harp konseptlerini bugünden hayata geçiriyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Leonardo da sosyal medya hesabında şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>FIA’da </strong>“Leonardo” <strong>ve </strong>“Baykar”, <strong>Türkiye’de yakın zamanda gerçekleştirilen </strong>“İnsanlı-İnsansız Ekip Çalışması” <strong>testlerine dair kapsamlı bir bakış sundu. Bu testler, M346 ve Kızılelma uçaklarını kapsadı.</strong></li>
<li>“LBA Systems”<strong>in iki ortağı, bu yeteneği sağlamak için gerekli algoritmaların geliştirilmesini ve doğrulama ile denemeler için sanal ve canlı ortamların kullanımını resmetti.</strong></li>
<li><strong>M-346 FA uçağının aviyonik sistemine özel bir kullanıcı arayüzü geliştirildi ve entegre edildi. Bu arayüz, </strong>“İnsan-Makine Arayüzü” (HMI) <strong>geliştirmelerini içeriyordu.</strong></li>
<li><strong>Bu, insansız varlıkların tam komuta ve kontrolünü, sürekli durumsal farkındalığı, azaltılmış pilot iş yükünü ve otonom operasyonlar üzerinde etkin denetimini sağlamaya olanak tanıdı.</strong></li>
<li><strong>Siber güvenlik açısından, veri alışverişlerinin korunması, çok ajanlı yapay zeka mimarisi üzerine kurulu ve Leonardo’nun taktik senaryolar için daha geniş tescilli </strong>“Cybersec Savunma Paketi”<strong>nin bir parçası olan, konuşlandırılabilir siber savunma platformu olan </strong>“Taktik Cybersec Platformu”<strong>na dayanıyor.</strong></li>
<li><strong>Baykar ve Leonardo, Kızılelma’nın otonom taksi ve kalkışını takiben M-346/Kızılelma formasyon geçişlerini ve işbirlikçi uçuş manevralarını, ayrıca belirlenen bir konuma ulaşma yeteneğini sergiledi.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/0/1280x720/5454-1784780622.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bize hala neden sanayicilik yapıyorsun diye soruyorlar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi temmuz ayı olağan toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Meclis toplantısında moderatörlüğünü TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın'ın üstlendiği panelde TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu konuk olarak gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Toplantının açılışında konuşan İSO Başkanı Erdal bahçıvan, sanayinin yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil, toplumdaki algı değişimi nedeniyle de ciddi bir kırılma yaşadığını söyledi. Bugün gelinen noktada en çarpıcı göstergenin, iş dünyasında sanayicilere yöneltilen “Hala neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu olduğunu dile getiren Bahçıvan, bu sorunun basit bir sohbet konusu olmadığını, Türkiye’de üretime bakışın köklü biçimde değiştiğini gösteren önemli bir işaret olduğunu belirtti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61950d70a37-1784780045.png" alt="" width="700" height="327" />
<figcaption><strong>İSO Meclis toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olan TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. </strong></figcaption>
</figure>
<h2>Sanayi artık riskli ve yorucu </h2>
<p>Bir dönem fabrika kurmanın, üretim yapmanın ve istihdam oluşturmanın başarı hikayesi olarak görüldüğünü hatırlatan Bahçıvan, bugün ise sanayinin yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başladığını söyledi. Bu algı değişiminin ekonomik göstergeler kadar önemli olduğuna işaret eden Bahçıvan, üretim kültürünün zayıflamasının Türkiye’nin geleceği açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2>Türkiye sanayileşmeyi tamamlayamadı </h2>
<p>Bahçıvan, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerden farklı bir süreç yaşadığını belirterek, sanayinin ekonomideki ağırlığını kaybetmesinin doğal bir dönüşümün sonucu olmadığını söyledi. Gelişmiş ülkelerin yüksek teknolojiye dayalı sanayi sonrasına geçerken Türkiye’nin geleneksel sektörlerde güç kaybettiğini ifade eden Bahçıvan, ülkenin klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomik yapıya yöneldiğini dile getirdi. Bunun doğru bir gelişme olmadığını vurgulayan Bahçıvan, toplumların ancak üreterek ayakta kalabileceğini söyledi.</p>
<h2>Gençler sanayide gelecek görmüyor </h2>
<p>Sanayide yaşanan dönüşümün yalnızca fabrikaları değil, çalışma hayatını da etkilediğini belirten Bahçıvan, genç kuşakların üretim sektöründen giderek uzaklaştığını söyledi. Gençlerin uzun vadeli kariyerlerini sanayide kurmak istemediğini belirten Bahçıvan, daha esnek çalışma imkânı sunan ve daha hızlı gelir sağlayan alanların tercih edildiğini ifade etti. Ailelerin de çocuklarını geçmişte olduğu gibi üretimin içinde yetişmeye değil, masa başı olarak gördükleri mesleklere yönlendirdiğini kaydeden Bahçıvan, ustalık, operatörlük ve teknik kariyerlerin eski cazibesini kaybettiğini dile getirdi.</p>
<h2>Kaybolan üretim, getirmek kolay değil </h2>
<p>Bahçıvan, sanayinin yalnızca büyük fabrikalardan ibaret olmadığını, binlerce KOBİ, tedarikçi, mühendis, teknisyen ve ustadan oluşan büyük bir ekosistem olduğunu söyledi. Bu yapının zayıflaması halinde sadece fabrikaların kapanmayacağını belirten Bahçıvan, bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretim kabiliyetinin de aşınacağını ifade etti. Teknolojinin ve makinenin satın alınabileceğini ancak üretim kültürünü benimsemiş insan kaynağının kısa sürede yeniden oluşturulamayacağını belirten Bahçıvan, bu nedenle erken sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyolojik bir mesele olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>150’den fazla şirket zarar açıkladı </h2>
<p>Bahçıvan, sanayide yaşanan sıkışmanın şirket bilançolarına da yansıdığını söyledi. Geçen ay açıklanan İSO 500 ve bu hafta yayımlanan İSO İkinci 500 araştırmalarına dikkat çeken Bahçıvan, 2025 yılında her iki listede de 150’yi aşkın şirketin zarar açıkladığını belirtti. Faaliyet kârlılığının son on yıl ortalamasının yaklaşık üç puan altında kaldığını ifade eden Bahçıvan, sanayicilerin artan finansman yükü altında ezildiğini söyledi.</p>
<h2>Karın yüzde 90’ı finansmana gidiyor </h2>
<p>Konuşmasında finansman maliyetlerine de dikkat çeken Bahçıvan, İSO 500 şirketlerinde faaliyet karından finansmana ayrılan payın yüzde 85’e, İSO İkinci 500’de ise yüzde 87’ye ulaştığını açıkladı. Başka bir ifadeyle sanayinin en büyük kuruluşlarının ana faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın neredeyse yüzde 90’ını finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını belirten Bahçıvan, yüksek enflasyon, finansmana erişim güçlüğü, yüksek maliyetler ve Türk lirasındaki reel değerlenmenin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Bu koşullar altında sanayicilerin “Bu şartlar daha ne kadar sürecek, böyle bir ortamda nasıl ayakta kalacağız?” sorusunu sormaya başladığını ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zayıf talep ve maliyet baskısı; artık yüksek teknoloji grubundaki ihracatçıya da etkiliyor</span></h2>
<p>Erdal Bahçıvan zayıf talep, finansman sorunu ve maliyet baskısının ilk etapta emek yoğun sektörleri vurduğunu ancak artık etkinin daha yüksek teknoloji grubundaki ihracatçı sektörlere de yayılmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin uzun yıllar içinde büyük çabalarla oluşturduğu sanayi birikiminin risk altında olduğunu belirten Bahçıvan, yapay zekâ ve yüksek teknoloji yatırımlarının hızlandığı yeni dönemde kapsamlı ve uzun vadeli bir sanayi politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut ekonomi programının sanayinin üretim kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü hızlandıracak bütüncül bir yol haritasıyla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Bahçıvan, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskinden ancak yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırarak Yaş kurtulabileceğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil sosyolojik bir sanayi riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek &quot;İş dünyasında sanayicilere artık &#039;hala neden sanayicilik yapıyorsun?&#039; sorusunun yöneltildiğini kaydetti. Bahçıvan, gençlerin de üretim yerine masa başı işleri tercih ettiğini vurgulayarak, erken sanayisizleşme tehlikesine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-83782</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Teknik Makina Sanayi global pazarlara odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Endüstriyel temizlik makineleri üreticisi Anadolu Teknik Makine Sanayi'nin, global pazarlarda da güçlü bir marka olmaya yönelik hamlelerini sürdürdüğü bildirildi. Üretim ve yeni yatırım planlamasını bu doğrultuda yapan şirketin, Ar-Ge çalışmalarını tamamladığı üç yeni modelini daha 2026 yılının sonuna kadar pazara sunmaya hazırlandığı açıklandı.  </p>
<p>Üretim çalışmaları ve gelecek hedefleri ile ilgili bilgiler veren şirketin kurucusu ve Genel Müdürü Mustafa Bektaş, Anadolu’dan dünyaya mottosuyla ürettikleri uluslararası kalitede, çevre dostu, düşük enerji tüketimine sahip ürünlerle 50 ülkeye ihracat yapan bir firma haline geldiklerini söyledi.</p>
<p>“Özellikle Türk Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri, Balkanlar ve Arap ülkelerinde güçlü bir konuma sahibiz” diyen Bektaş, Her zaman müşteri beklentilerinin üzerinde ürün üretme çabasında olduklarını ifade etti.</p>
<p>Bektaş, endüstriyel temizlik makinelerinde müşterilere yalnızca satın alma aşamasında değil, kullanım sürecinde de avantaj sağlayan ürünler sunmaya çalıştıklarını belirtti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ea305ec16-1784801840.jfif" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p><strong>Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük üreticileri arasında yer alıyoruz</strong></p>
<p>Sanayi tipi elektrik süpürgeleri segmentinde Türkiye’nin ve Avrupa’nın lider üreticilerinden biri olduklarını da dile getiren Bektaş şu bilgileri verdi: “Türkiye pazarında bu ürün grubunda yaklaşık yüzde 75 seviyesinde bir pazar payına sahip olduğumuzu değerlendiriyoruz. 100 kişilik ekibimizle, 12 bin metrekare arazi üzerinde yer alan 7 bin metrekare kapalı üretim alanında faaliyet gösteriyoruz. Endüstriyel temizlik makineleri sektöründe üretim yapıyor ve yaklaşık 20 farklı ürün grubunda müşterilerimize çözümler sunuyoruz. Ürün gruplarımız arasında zemin yıkama makineleri, profesyonel elektrik süpürgeleri, yüksek basınçlı su jetleri, buharlı temizlik makineleri, endüstriyel zemin parlatma ve cilalama makineleri yer almaktadır. Ayrıca Türkiye’nin hemen hemen tüm illerinde ve dünyanın birçok ülkesinde anahtar teslim halı yıkama fabrikaları da kuruyoruz. Üretimimizin yaklaşık yüzde 70’ini kendi markamız olan Safran markasıyla gerçekleştirirken, yüzde 30’unu ise büyük müşterilerimize OEM (özel marka) olarak üretmekteyiz. Sanayi tipi elektrik süpürgeleri alanında Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük üreticileri arasında yer alıyoruz. Süpürge grubunda yıllık yaklaşık 30 bin adet üretim kapasitesine sahibiz. Tek vardiyada yıllık 17-18 bin adet üretim gerçekleştiriyoruz. 2025 yılında üretimimizin yaklaşık yüzde 35’ini ihraç ettik. Son dönemde özellikle Afrika, Türk Cumhuriyetleri ve Avrupa pazarlarındaki faaliyetlerimiz hızla artmaktadır. Bu başarıyı yakalamamızın temel sebepleri arasında müşterilerimize fiyat-performans açısından güçlü ürünler sunmamız, kaliteli üretim anlayışımız ve satış sonrası hizmetlerde hızlı çözümler üretmemiz yer alıyor.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ea5056180-1784801872.jfif" alt="" width="700" height="317" /></p>
<p><strong>Çinli firmayla Türkiye’de ortak üretim</strong></p>
<p>Mustafa Bektaş, yurt içinde ve yurt dışında yeni yatırım planları ile ilgili olarak şunları söyledi: “Önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde kendi fabrikamıza taşınmayı hedefliyoruz. Bunun yanında yeni ürün geliştirme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yıl sonuna kadar ürün gamımıza üç yeni model daha eklemeyi planlıyoruz. Uluslararası iş birlikleri konusunda da önemli adımlar atıyoruz. Çin’de birlikte çalıştığımız bir üretici firma ile Türkiye’de ortak üretim ve montaj faaliyetleri yürütüyoruz. Ayrıca Özbekistan başta olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve Rusya pazarlarına yönelik üretim altyapısı oluşturmak amacıyla bölgedeki iş ortaklarımızla çalışmalarımız sürüyor. 2026-2030 dönemi hedeflerimiz arasında kendi üretim tesisimize taşınmak, ürünlerimizi daha yenilikçi ve rekabetçi hale getirmek, ihracatımızı artırmak ve hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda pazar payımızı daha da büyütmek yer alıyor.”</p>
<p>Sürekli gelişen bir Ar-Ge yapısına sahip olduklarını da ifade eden Mustafa Bektaş, tasarım tescilli ürünleri ve pazara sundukları her yıl yeni modellerle sürekli büyüyen bir firma olduklarını söyledi.</p>
<p>“Üretimimizin yaklaşık yüzde 30’unu OEM olarak gerçekleştirerek hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki önemli markalara üretim desteği de sağlıyoruz.” diyen Bektaş şöyle devam etti: “Ürünlerimizin işletme maliyetlerinin düşük olması, bakım giderlerinin ekonomik olması ve uzun ömürlü yapıları tercih edilmemizin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Satışlarımızın yaklaşık yüzde 65-70’lik bölümü iç pazara, kalan kısmı ise ihracata yöneliktir. Özellikle Türk Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri, Balkanlar ve Arap ülkelerinde güçlü bir konuma sahibiz. Son yıllarda Afrika pazarı ihracatımızın en hızlı büyüdüğü bölgelerden biri haline gelmiştir. Yurt dışında en çok talep gören ürünlerimizin başında sanayi tipi elektrik süpürgeleri ve otomatik halı yıkama makineleri gelmektedir. Bunun yanında profesyonel temizlik ekipmanlarımız da birçok ülkede tercih edilmektedir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-83782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/2/1280x720/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-1784801925.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endüstriyel temizlik makine üreticisi Anadolu Teknik Makine Sanayi, 100’e yakın modelini ‘Safran’ ve ‘Armada Clean’ markası adı altıda Sakarya’da üretiyor. 2025&#039;te üretimin yaklaşık yüzde 35’ini ihraç ettiklerini belirten Genel Müdür Mustafa Bektaş, &quot;Önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde kendi fabrikamıza taşınmayı hedefliyoruz. Bunun yanında yeni ürün geliştirme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yıl sonuna kadar ürün gamımıza üç yeni model daha eklemeyi planlıyoruz. Uluslararası iş birlikleri konusunda da önemli adımlar atıyoruz. Çin’de birlikte çalıştığımız bir üretici firma ile Türkiye’de ortak üretim ve montaj faaliyetleri yürütüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-83771</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Tefenlili: Tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, Tavas ilçesinde 25 bin ton, Çivril ilçesinde ise 20 bin ton kapasiteli olan lisanslı depolara dikkat çekerek, “ELÜS sistemiyle ticari ve finansal avantajlardan faydalanmak ve ürünlerini gerçek değerinde değerlendirmek isteyen tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz” dedi.</p>
<p>Ürün kabul süreçleri, depolama faaliyetleri, mevcut doluluk oranı ve hasat sezonuna yönelik hazırlıkları inceleyen Tefenlili, “Denizli Ticaret Borsası, Tavas ve Çivril ilçelerinde faaliyet gösteren lisanslı depoculuk tesisleriyle üreticilere güvenli, modern ve kaliteli depolama hizmeti sunmayı sürdürüyor. Tavas ilçesinde 25 bin ton, Çivril ilçesinde ise 20 bin ton kapasiteli olmak üzere toplam 45 bin tonluk depolama kapasitesine sahip tesisler, bölge üreticilerine önemli avantajlar sağlıyor. Hasat döneminde teslim alınan ürünler, lisanslı depolarda uygun koşullarda muhafaza edilerek kalite kaybı ve fire riski en aza indiriliyor. Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) sistemi sayesinde üreticiler ürünlerini güvenle değerlendirebilirken, uygun piyasa koşullarını bekleyebilme ve finansmana erişim gibi önemli imkânlardan da yararlanabiliyor” bilgilerini verdi.</p>
<p>Lisanslı depoculuğun tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve üreticilerin emeğinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Tefenlili, Denizli Ticaret Borsası olarak üreticilere en iyi hizmeti sunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “Lisanslı depoculuk, üreticimizin emeğini koruyan ve ürününe değer katan önemli bir sistemdir. Denizli Ticaret Borsası olarak Tavas ve Çivril ilçelerimizde toplam 45 bin ton depolama kapasitesine sahip tesislerimizle üreticilerimize hizmet vermekten gurur duyuyoruz. Amacımız, üreticilerimizin ürünlerini güvenli koşullarda muhafaza etmelerini sağlamak, pazarlama süreçlerinde daha güçlü olmalarına katkı sunmak ve lisanslı depoculuğun sunduğu tüm avantajlardan yararlanmalarını sağlamak" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tefenlili, sözlerini şöyle tamamladı; “Denizli Ticaret Borsası olarak tüm üreticilerimizi önümüzdeki yıllarda da Tavas ve Çivril'de hizmet veren lisanslı depoculuk tesislerimizden yararlanmaya davet ediyoruz. Tesislerimiz şuan itibariyle tam doluluk oranına ulaşmak üzere. Ürünlerini güvenli ve modern depolarda muhafaza etmek, ELÜS sistemiyle ticari ve finansal avantajlardan faydalanmak ve ürünlerini gerçek değerinde değerlendirmek isteyen tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz.”          </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-83771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-1784792311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lisanslı depoculuğun tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve üreticilerin emeğinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Denizli Ticaret Borsası Başkanı İbrahim Tefenlili, Denizli Ticaret Borsası olarak üreticilere en iyi hizmeti sunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-83770</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege yaş meyve sebze ihracatı 572 milyon dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünü dünya pazarlarına ulaştıran Egeli yaş meyve sebze ihracatçıları 2026 yılının ilk yarısında ihracatını yüzde 2 artışla 572 milyon dolara taşıdı.</p>
<p>Egeli yaş meyve sebze ihracatçıları Japonya ve Güney Kore'ye düzenleyeceği ticaret heyetiyle Uzak Doğu açılımını hızlandırıyor. Sektör, Çin pazarının yeniden açılmasıyla Türk kirazı için önemli bir fırsat doğmasını bekliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61c4290039f-1784792105.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2025 yılını sektörümüz adına başarılı bir yıl olarak değerlendiriyoruz. Üyelerimizin emeği ve alın teriyle, 128 ülkeye 1 milyar 231 milyon dolarlık yaş meyve, sebze ve mamulleri ihracatı gerçekleştirdik. Bu performansla Birliğimiz, Ege Bölgesi'nde bitkisel ürün ihracatının lideri konumunu korumuştur. Türkiye'nin toplam yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatının yaklaşık beşte biri Birliğimiz üyeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünümüz dünya pazarlarına ulaşmıştır. Bu tablo, Ege topraklarının bereketini ve üyelerimizin küresel rekabet gücünü açıkça ortaya koyuyor” dedi.</p>
<h2>En fazla ihraç edilen ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali</h2>
<p>2026 yılına da güçlü bir başlangıç yaptıklarını vurgulayan Balık, 2025 yılının Ocak–Haziran döneminde 559 milyon dolar olan ihracatın 2026 yılının aynı döneminde 572 milyon dolara yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Balık, “Küresel ekonomideki tüm belirsizliklere ve lojistik zorluklara rağmen elde edilen bu artış, sektörümüzün dayanıklılığının ve üyelerimizin azminin en somut göstergesidir. Bu dönemde yaş meyve ve sebze grubunda en fazla ihraç ettiğimiz ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali oldu. Özellikle kirazda ulaştığımız kalite ve pazar çeşitliliği, Türk kirazını dünya sofralarının aranan ürünü haline getirdi. Meyve sebze mamulleri grubunda ise kuru domates, kornişon turşusu, biber turşusu, sebze konserveleri ve elma suyu ihracatımızın lokomotif ürünleri oldu” diye konuştu.</p>
<p>Balık, en fazla ihracat gerçekleştirdikleri ülkeler sıralamasında Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere ve Hollanda’nın ilk beş sırada yer aldığını sözlerine ekledi.</p>
<h2>Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz</h2>
<p>Kiraz özelinde bir gelişmeyi de aktaran Balık, “Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi'nden teknik uzmanlardan oluşan bir heyet, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında ülkemizi ziyaret ederek kiraz bahçelerinde, paketleme tesislerinde ve soğuk işlem ile fumigasyon uygulama merkezlerinde incelemelerde bulunmuştur. Heyete, kirazımızın bahçeden sofraya uzanan izlenebilirlik süreci ve gıda güvenliği uygulamalarımız yerinde aktarılmıştır. Heyetin hazırlayacağı rapor doğrultusunda Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz. Yılda yaklaşık 600 bin ton kiraz ithal eden ve dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı konumundaki Çin pazarının açılması sürecinin olumlu sonuçlanmasının, Türk kirazına yepyeni bir ufuk açacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-83770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-1784792156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılına da güçlü bir başlangıç yaptıklarını vurgulayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2025&#039;in ilk yarısında 559 milyon dolar olan ihracatın bu yılın aynı döneminde 572 milyon dolara yükseldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kaynak-teknolojileri-yapay-zekayla-birlikte-donusum-surecine-girdi-83757</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynak teknolojileri yapay zekayla birlikte dönüşüm sürecine girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotivden savunmaya, gemi inşadan çelik yapılara kadar sanayinin hemen her alanında kullanılan kaynak teknolojileri, dijitalleşme ve robotik uygulamalarla yeni bir dönüşüm sürecine girdi. Küresel kaynak ekipmanları pazarı 25 milyar dolara yaklaşırken, yapay zekâ destekli kaynak sistemleri ve sanal eğitim çözümlerinin önümüzdeki yıllarda büyümenin itici gücü olması bekleniyor.</p>
<p>Artık üretim hatlarında kullanılan akıllı robotik sistemler yalnızca kaynak işlemini otomatikleştirmekle kalmıyor; sensörler, kameralar ve görüntü işleme teknolojileri sayesinde kaynak dikişini gerçek zamanlı izleyerek olası sorunları tespit edebiliyor. Böylece üretimde kalite standardı yükselirken, hem zamandan kazanılıyor hem de malzeme kayıpları azalıyor. Son yıllarda yapay zekâ destekli sistemler, kaynak yolu planlaması, kalite kontrolü ve hata tespitinde giderek daha etkin kullanılmaya başlandı.</p>
<h2>Nitelikli eleman sorununa çözüm </h2>
<p>Dijitalleşme ve yapay zekada yaşanan gelişmeler, sektörün en büyük sorunu olan nitelikli eleman eksikliğine de çözüm sunuyor. Günümüzde sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) tabanlı kaynak simülatörleri, mesleki eğitimde daha yaygın kullanılmaya başladı. Bu sistemlerde kursiyerler, gerçek bir kaynak maskesine benzeyen ekipmanlarla üç boyutlu sanal ortamda eğitim alıyor. Böylece adaylar gerçek üretim ortamına geçmeden önce temel becerilerini güvenli bir ortamda geliştirebiliyor.</p>
<p>Sanal eğitim sistemlerinin en önem li avantajlarından biri, eğitim sırasında metal plaka, kaynak teli veya koruyucu gaz kullanılmaması. Bu sayede hem sarf malzemesi tüketimi azalıyor hem de kursiyerler yüksek sıcaklık, ark ışını ve kaynak dumanı gibi risklere maruz kalmadan uygulama yapabiliyor. Kaynak simülatörleri geliştiren üreticiler, bu yaklaşımın kaynak eğitimini daha güvenli, kaynak kullanımını ise daha verimli hale getirdiğini belirtiyor.</p>
<h2>Meslek liseleri ve sanayide VR dönemi </h2>
<p>Dünya genelindeki bu dijital dönüşüm Türkiye'de de ivme kazanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki bazı mesleki ve teknik Anadolu liselerinde ve sanayi odalarının eğitim merkezlerinde VR tabanlı kaynak simülatörleri aktif olarak kullanılmaya başlandı. Örneğin, İstanbul, Bursa ve Kocaeli gibi sanayi kentlerindeki teknik liselerde öğrenciler; torç açısı, ilerleme hızı ve kaynak pozisyonunu sanal ortamda deneyimleyerek atölyelere hazırlanıyor. Bu uygulama sayesinde okullarda sarf malzemesi israfı ortadan kalkarken, öğrenciler de iş kazası ve duman riskine maruz kalmadan pratik yapabiliyor. Yeni nesil sistemler yalnızca eğitimle sınırlı değil. Üretim sırasında akım, voltaj, tel besleme hızı ve ısı girdisi gibi verilerin dijital olarak izlenmesi, ekipman performansının takip edilmesine ve bakım süreçlerinin daha etkin planlanmasına katkı sağlıyor. Ayrıca iş birlikçi robotlar (cobot) sayesinde özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler de robotik kaynak teknolojilerine daha düşük yatırım maliyetleriyle erişebiliyor. Uzmanlar, yapay zekâ destekli kalite kontrol sistemleri, otonom robotlar ve dijital ikiz uygulamalarının önümüzdeki yıllarda kaynak teknolojilerinde daha yaygın kullanılacağını öngörüyor. Bu dönüşümün, üretim verimliliğini artırmanın yanı sıra nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve sanayinin rekabet gücünün desteklenmesi açısından da önemli katkılar sağlaması bekleniyor.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ad0c7918a-1784786188.png" alt="" width="333" height="352" /><span style="color: #e03e2d;">Akıllı robotlar iş kazalarını azaltıyor</span></h2>
<p>Kaynak işlemleri uzun yıllardır sanayinin en zorlu ve riskli çalışma alanlarından biri. Kaynak yapılırken ortaya çıkan yüksek sıcaklık, duman ve zararlı gazlar iş kazalarına ve uzun vadede kaynakçıların sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına neden olabiliyor. Ancak yapay zeka destekli sistemler ve robotik teknolojilerle bu tablo değişmeye başladı. Bugün birçok üretim tesisinde yapay zeka destekli robotlar ve iş birlikçi robotlar (cobot), insan sağlığı açısından risk taşıyan kaynak işlemlerini üstleniyor. Bu sistemler, çalışanların tehlikeli koşullara maruz kalmasını önemli ölçüde azaltıyor. Bu değişimle birlikte kaynakçıların rolü de dönüşüyor. Fiziksel olarak en zor ve riskli işleri robotlar üstlenirken, çalışanlar süreçleri yöneten, denetleyen ve kaliteyi kontrol eden uzmanlara dönüşüyor. Böylece hem iş kazalarının hem de kaynak dumanı, yoğun ısı ve ultraviyole ışınlarına bağlı meslek hastalıklarının azaltılması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kaynak-teknolojileri-yapay-zekayla-birlikte-donusum-surecine-girdi-83757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/54-1784786213.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hemen her sektörde olduğu gibi kaynak teknolojilerinde de dijital dönüşüm hız kazandı. Yapay zekâ destekli robotik sistemler üretim hatlarında kaliteyi artırırken, sanal ve artırılmış gerçeklik tabanlı eğitim uygulamaları nitelikli kaynakçı yetiştirilmesinde yeni bir dönemin kapısını araladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-ticaret-odasi-nato-firsatindan-umutlu-83755</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz Ticaret Odası ‘NATO fırsatı’ndan umutlu…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye 218 liman tesisi, 65 yat limanı, 85 faal tersanesi, 400 balıkçı barınağı, 181 tekne imal ve çekek yeri, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 11’i kuru, 40’ı yüzer olmak üzere 51 havuz, 144 bin gemi insanı ve 1 milyonu aşkın amatör denizcisiyle dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden biri. 2002’de 8,9 milyon detveyt ton ile 17’nci sırada yer alan Türk sahipli denizcilik filosu 2026 itibarıyla 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon detveyt ton kapasiteyle 11’inci sıraya yükseldi. Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin ve Aliağa olmak üzere 5 liman, hâlihazırda dünyanın en yoğun 100 limanı arasında bulunuyor. Kamu otoriteleri tarafından da dile getirilen bu performans, gelişmesi ivme kazanan Türk denizcilik birikimini de yansıtıyor.</p>
<p>Sempatik görünmese de bir realite olarak işin bir de askeri tarafı var. Kuşkusuz buradaki talep de endüstrinin gelişimine katkı sağlayacak.</p>
<p>İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın bir raporunda n 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne denizcilik sektörü perspektifinden bakıldığında gözlenen bulgular dile getirilmiş.</p>
<p>Zirve’nin en önemli etkisinin doğrudan ticari denizcilik kararlarından ziyade; savunma sanayi, deniz güvenliği ve gemi inşa alanlarında ortaya çıkacak önemli fırsatlar olduğuna dikkat çekilerek fırsatlardan ilkinin askeri gemi inşa sanayi açısından yeni ihracat fırsatları olduğuna vurgu yapılmış.</p>
<p>NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma kararının deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna etki edeceği ve önümüzdeki yıllarda fırkateyn, korvet, mayın avlama gemisi, lojistik destek gemileri gibi gemiler için yeni siparişlerin alınabileceği ifade edilmiş.</p>
<p>Bu kapsamda başkanlar arasında savunma sanayisinde ve özellikle gemi inşa sanayi konularında görüşmeler yapıldığının dile getirilmesi, ayrıca çalışma yemeğinde “Ülkemizin ABD donanmasının da ihtiyaçlarına uygun gemileri inşa edebilecek, bölgemizde görev yapan deniz platformlarının bakım ve onarımını gerçekleştirebilecek yeteneklere sahip olduğunun” ifade edilmesi sektör tarafından memnuniyetle kaydedilmiş.</p>
<p>Raporda, Zirve’nin en önemli ekonomik sonuçlarından birinin savunma üretim kapasitesinin artırılması yönündeki irade olduğuna dikkat çekilerek, “Bu durum silah üretimi yanında deniz elektroniği, makine ekipmanları, kablo sistemleri, kompozit malzemeleri gibi denizcilik sanayisini de kapsayan geniş bir tedarik zinciri açısından yeni fırsatlar yaratabilecektir. Ülkemiz denizcilik yan sanayisi buradan fayda sağlayabilecek, ekipman üreticilerimizin ihracatları artabilecektir.” değerlendirmesi yapılmış.</p>
<p>Üçüncü olarak, hizmet sektörü bakımından fırsatların artabileceği, NATO içerisinde ortak bakım işleri, modernizasyon projeleri ve ortak lojistik destek hizmetlerinin , ülkemizin bakım-onarım sektörünü destekleyebileceği, gemi tedarik ve teknik hizmet sunan firmalarımız açısından da yeni iş imkanları oluşturabileceğine vurgu yapılmış.</p>
<p>Dördüncü potansiyel alan olarak, NATO’nun deniz güvenliğine daha fazla kaynak ayırması ile Karadeniz, Kızıldeniz, Baltık Denizi gibi küresel ticaret açısından kritik bölgelerde liman güvenliği, deniz gözetleme sistemleri, radar altyapıları ve siber güvenlik alanlarında yeni yatırımlar ve projeler kapsamında Türk özel sektörünün fırsat bulabileceği değerlendirilmiş.</p>
<p>Raporun ‘sonuç’ bölümünde ise savunma harcamalarının artmasının Türk denizcilik ekosistemine sağlayabileceği ekonomik katkıların; Türk tersaneleri, ekipman üreticileri, bakım-onarım firmaları ve hizmet sağlayıcıları üzerinden gerçekleşmesinin beklenebileceğine dikkat çekilerek; “ Bunun yanında, NATO’nun kritik deniz ulaştırma altyapılarının korunması, liman dayanıklılığı ve siber güvenlik gayreti de ticari liman işletmeleri ve denizcilik sektörünün güvenlik standartlarını yükseltecek yeni yatırım ve işbirliği alanları oluşturabilecektir.” denilmiş.</p>
<p>Umalım ki beklentiler gerçekleşir, ‘çalışmadıkça- bekledikçe ‘ paslanan, potansiyeli büyük bir sektör çok daha hızlı gelişir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-ticaret-odasi-nato-firsatindan-umutlu-83755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz Ticaret Odası ‘NATO fırsatı’ndan umutlu… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi orta teknoloji tuzağından çıkamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) ve Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500) verilerinin konsolide edilmesiyle ortaya çıkan İSO 1000 tablosu, Türk imalat sanayinin 2021-2025 yıllarını kapsayan son 5 yıllık dönemde teknolojik dönüşüm performansını ve yapısal omurgasını net bir şekilde ortaya koydu. İSO 1000 devlerinin ürettiği toplam brüt katma değer 5 yılda 571,65 milyar TL’den 3 trilyon 873,98 milyar TL seviyesine tırmanırken; yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin katma değerdeki payı yüzde 5,67’den yüzde 7,24’e yükselerek tarihi zirvesine ulaştı. Ancak bu sıçramaya rağmen sanayinin genel omurgasındaki yapısal kabuk değişimi sınırlı kaldı. 2025 yılı itibarıyla İSO 1000 katma değerinin yüzde 66,26’sı, yani yaklaşık üçte ikisi yine düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sektörlerden elde edildi. Sektörel tarafta ise tekstilde 5 yılda yaşanan sert katma değer kaybı dikkat çekerken, gıda sanayinin bu süreçte zirveye yerleştiği göze çarptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6192cab4a34-1784779466.png" alt="" width="828" height="272" /></p>
<h2>Yüksek teknolojide yüzde 766’lik artış </h2>
<p>EKONOMİ’nin İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinden oluşturduğu İSO 1000 analizi, Türk sanayisinin son 5 yılda enflasyonist baskılar, küresel talep daralması ve artan maliyet yapısı altında nasıl bir katma değer ürettiğini ortaya koyuyor. Veriler teknoloji yoğunluklarına göre analiz edildiğinde, Türkiye sanayisinin yüksek teknoloji odaklı üretim kaslarını güçlendirme yolunda önemli bir mesafe kat ettiği görülüyor. İSO 1000 genelinde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin ürettiği katma değer, 2021 yılındaki 32,39 milyar TL seviyesinden 2025 yılı sonunda 280,39 milyar TL’ye yükseldi. Bu grupta yaratılan katma değer TL bazında 5 yılda 8,6 katına çıkarken; yüksek teknolojinin toplam İSO 1000 katma değeri içindeki payı da 2021’deki yüzde 5,67 seviyesinden; 2023'ten itibaren kesintisiz artarak yüzde 7,24 ile rekor seviyeye ulaştı.</p>
<h2>Orta-yüksek kan kaybetti </h2>
<p>Türkiye ekonomisinin ihracattaki niteliksel sıçraması için ana motor kabul edilen orta-yüksek teknoloji grubunda ise son yıllarda dikkat çekici bir erime görülüyor. Otomotiv, kimya, makine ve elektrikli teçhizat gibi sanayinin amiral gemilerini barındıran orta-yüksek teknoloji grubu, 2023 yılında katma değer payını yüzde 29,91’e kadar çıkararak tarihi bir başarı yakalamıştı. Ancak küresel pazarlardaki durgunluk, ana ihracat pazarı Avrupa’daki yavaşlama ve yükselen üretim maliyetleri nedeniyle bu grup son iki yılda kan kaybetti. Orta-yüksek teknolojinin katma değer payı 2024’te yüzde 26,71’e, 2025 yılında ise yüzde 26,51’e geriledi. Böylece bu grup, son 3 yılda yaklaşık 3,4 puanlık bir katma değer kaybına uğradı.</p>
<h2>Geleneksel sektörlerde direnç sürüyor </h2>
<p>İSO 1000 tablosunun en dirençli yönü ise düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sanayi kollarının üretimdeki baskınlığını koruması oldu. Düşük teknoloji yoğunluklu sektörler 2021 yılında katma değerden yüzde 35,53 pay alırken; gıda ve temel tüketim maddelerindeki yüksek fiyatlama gücünün etkisiyle 2025 yılında yüzde 34,02’lik payını korumayı başardı. Orta-düşük teknoloji grubu ise rafine petrol ve mineral ürünlerin desteğiyle 2025’te katma değerin yüzde 32,24’ünü sırtladı. Böylece, düşük ve orta-düşük teknolojili sanayilerin toplam katma değer içindeki birleşik payı 2021’deki yüzde 66,64 seviyesinden, 5 yıllık süreç sonunda 2025’te yüzde 66,26 olarak gerçekleşti. Bir başka deyişle, sanayi devlerinin ürettiği her 3 liralık katma değerin 2 lirası tıpkı 5 yıl önce olduğu gibi yine geleneksel ve düşük-orta düşük teknolojili alanlardan elde edilmeye devam etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Katma değer şampiyonu gıda oldu</span></h2>
<p>Beş yıllık süreç sektörel kırılımlar bazında incelendiğinde ise imalat sanayi içerisinde radikal bir bayrak değişimi yaşandığı görülüyor. Enflasyonist süreçte canlı kalan iç talep, ihracat pazarlarındaki direnç ve gıda fiyatlarındaki seyir, ‘gıda ürünlerinin imalatı’nı İSO 1000’in katma değer şampiyonu yaptı. 2021 yılında 49,38 milyar TL katma değer ve yüzde 8,64 pay ile 5’inci sırada yer alan gıda sektörü; 2025 yılında 483,2 milyar TL katma değer ve yüzde 12,47 pay ile sanayinin 1 numaralı katma değer üreten kolu haline geldi. ‘Motorlu kara taşıtları’ da, 2023 yılındaki yüzde 14,49’luk rekor payının ardından 2025 yılında 479,8 milyar TL katma değer ve yüzde 12,38 pay ile kıl payı 2. sırada yer aldı. ‘Kok kömürü ve rafine petrol’ ise 468,4 milyar TL ve yüzde 12,09 pay ile 2025 yılında 3. sırada yer aldı. Bu sektör 2021 yılında aynı listede sekizinci sırada yer alırken, küresel enerji krizinin ve fiyat artışlarının etkisiyle zirve ortaklarından birine dönüştü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ana metal sanayiinde erime durdurulamıyor</span></h2>
<p>2021 yılında katma değerden aldığı yüzde 17,36’lık payla listenin açık ara zirvesinde yer alan ‘ana metal sektörü’, 2025’te yüzde 9,84’e gerileyerek 7,52 puanlık kayıp yaşadı ve sanayi genelinde pastadaki payı en çok eriyen kol oldu. Yine 2021’de yüzde 8,70 olan katma değer payı, 2025 yılı itibarıyla yüzde 4,07 seviyesine düşen ‘kimyasallar ve kimyasal ürünler’ de, 4,63 puanlık bir gerileme ile 5 yılda en çok gerileyen ikinci sektör oldu. Türk sanayisinin lokomotif sektörü olan ‘tekstil ürünleri imalatı’ ise, 2021’deki yüzde 6,79’luk payını koruyamayarak 2025’te yüzde 3,32’ye geriledi. 3,47 puanlık bu kayıp, bu sektördeki küçülme ve rekabet baskısını net biçimde gözler önüne serdi. Beş yıllık süreçte katma değer payını en çok artıran sektör ise, küresel dalgalanmaların ve maliyet artışlarının etkisiyle ‘kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri’ oldu. 2021 yılında sanayi katma değerinden yüzde 3,83 pay alan rafine petrol, 2025'te yüzde 12,09'a ulaştı ve 8,27 puanlık bir sıçrama kaydetti. Aynı dönemde enflasyonist sürecin ve iç talep dinamiklerinin desteğini arkasına alan ‘gıda ürünleri imalatı’ ise katma değer payını yüzde 8,64’ten yüzde 12,47’ye taşıyarak 3,83 puanlık bir artış elde etti. Sanayinin mineral bazlı yapı taşlarını barındıran ‘diğer metalik olmayan mineral ürünler’ grubu da yüzde 3,77’den yüzde 5,68’e yükselerek pastadaki payını 1,91 puan büyüten bir diğer kol oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinin konsolide edilmesiyle oluşan İSO 1000 tablosu, Türk sanayisinin son 5 yıllık teknolojik dönüşüm karnesini gözler önüne serdi. Yüksek teknolojili sanayiler katma değerden yüzde 7,24 pay alarak tarihi zirvesine çıktı; ancak yaratılan katma değerin üçte ikisi hala düşük-orta düşük teknolojilerden geliyor. Ana metal sanayi 5 yıl önceki zirveden sert düşerken, gıda sektörü katma değer şampiyonu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/yaz-karma-resim-sergisi-makine-ihtisas-osbde-acildi-83822</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &quot;Yaz Karma Resim Sergisi&quot; Makine İhtisas OSB&#039;de açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Merve Esin Adıgüzel/Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Dilovası’nda faaliyet gösteren Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Kocaeli’nin kültür ve sanat hayatına değer katacak örnek bir projeye imza atarak "Yaz Karma Resim Sergisi"nin açılışını gerçekleştirdi. Sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiren sergide, bölgenin kalıcı bir sanat merkezine dönüştürülmesi hedefleniyor.</p>
<p>OSB’yi Kocaeli'nin en değerli kültür alanlarından biri yapma kararlılığında olduklarını vurgulayan Makine İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Silahtaroğlu, “Burayı Kocaeli’nin en önemli sanat merkezlerinden biri haline getirmek için çalışıyoruz. OSB yönetimi olarak ekip arkadaşlarımızla birlikte bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sizlerin katkıları ve burada bulunmanız bizim için çok değerli. Amacımız, burayı sanatçıların sürekli eserlerini sergileyebildiği, kendilerini ifade edebildiği ve sanatın yaşayan bir parçası olduğu kalıcı bir sanat merkezi haline getirmek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>OSB bünyesinde hizmete açılan sanat galerisi, resim sergilerinin yanı sıra tiyatro, müzik ve farklı sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapacak. Kültür ve sanat faaliyetlerinin düzenli olarak gerçekleştirileceği galerinin, bölgenin önemli sanat merkezlerinden biri haline getirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/23/1-b78f.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>Galeride her ay yeni bir sergi açılacak. Sergilerde eser satışlarından herhangi bir komisyon alınmayacak ve tüm organizasyonlar sanatçıları destekleme anlayışıyla yürütülecek. Kişisel sergi açan sanatçıların ise uygun görmeleri halinde galerinin koleksiyonuna bir eser bağışlaması planlanıyor.</p>
<p>Bağışlanan eserlerden oluşturulacak koleksiyonla ilerleyen dönemde sanayi bölgesinde bir resim müzesi kurulması planlanıyor. Projenin hayata geçirilmesi halinde, Türkiye'de sanayi bölgesi bünyesinde kurulan ilk resim müzelerinden birinin oluşturulması öngörülüyor.</p>
<p>Sanat galerisinde resim sergilerinin yanı sıra tiyatro gösterileri, çocuk tiyatroları ve farklı kültür-sanat etkinlikleri de düzenlenecek. Sanatın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için sanatçılar ile sanayi dünyasının bir araya gelmesi ve bölgedeki iş insanlarının sanatla daha fazla buluşturulması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/yaz-karma-resim-sergisi-makine-ihtisas-osbde-acildi-83822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/2/1280x720/yaz-karma-resim-sergisi-makine-ihtisas-osbde-acildi-1784832955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, hizmete açtığı sanat galerisinde &quot;Yaz Karma Resim Sergisi&quot; ile kültür ve sanat faaliyetlerine başladı. Düzenli sergiler ve etkinliklere ev sahipliği yapacak galeride oluşturulacak koleksiyonla, ilerleyen dönemde sanayi bölgesi bünyesinde Türkiye&#039;nin ilk resim müzelerinden birinin kurulması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-83766</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nearshoring&#039; stratejisi Bursa&#039;yı öne çıkarıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Pandemiyle başlayan, jeopolitik gelişmeler ve Avrupa'nın değişen üretim stratejileriyle hızlanan küresel tedarik zinciri dönüşümü, Bursa'nın uluslararası üretim ağlarındaki konumunu güçlendiriyor.</p>
<p>Avrupa'ya yakınlığı, gelişmiş sanayi altyapısı ve ihracat deneyimiyle öne çıkan kentte firmalar, ihracatın yanı sıra yurt dışı yatırımları, lojistik ağları ve uluslararası iş birlikleriyle küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkıyor.</p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, dünyada artık yalnızca düşük maliyetli üretim merkezlerinin değil; güvenilir, esnek, yüksek teknolojili ve sürdürülebilir üretim yapabilen bölgelerin tercih edildiğini söyledi.</p>
<h2>Bursa dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri</h2>
<p>Bursa'nın teknoloji odaklı sanayi altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve ihracat tecrübesiyle bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri olduğunu belirten Burkay, kentin küresel değer zincirlerinde stratejik bir oyuncuya dönüştüğünü ifade etti. Sanayide dönüşümün yalnızca ihracat rakamlarını artırmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Burkay, firmaların uluslararası pazarlarda yatırım yapan, teknoloji geliştiren ve küresel iş birlikleri kuran yapılara dönüşmesinin önemine dikkat çekti. Yeni pazarlara açılmanın stratejik öncelik olduğunu dile getiren Burkay, özellikle Afrika başta olmak üzere farklı coğrafyalarda daha etkin olunması gerektiğini belirterek, "Bursa'yı daha fazla dünyaya açmak zorundayız. Rekabet artık sadece üretimle değil; bilgi, hizmet ve organizasyon kabiliyetiyle sağlanıyor. Üretici firmalarımızın yanında uluslararası ölçekte hizmet sunabilecek şirketlerin de çoğalması gerekiyor" dedi.</p>
<h2>Firmalar küresel ağlarda büyüyor</h2>
<p>Bursa sanayisindeki dönüşüm, şirketlerin yalnızca ihracat yapan firmalar olmaktan çıkarak küresel üretim ve tedarik ağlarının parçası haline gelmesiyle dikkat çekiyor. Coşkunöz Dış Ticaret, farklı coğrafyalarda kurduğu tedarik ağıyla müşterilerine küresel çözümler sunarken, Dağlıoğlu Grup Bulgaristan'daki güneş enerjisi ve enerji depolama yatırımlarıyla Avrupa pazarındaki varlığını güçlendiriyor. Son olarak Türkiye'deki üretim ve mühendislik gücünü Avrupa'ya taşıyan TKG Otomotiv de Çekya'daki ilk üretim tesisinin temelini attı. İğrek Makina yüksek hassasiyetli üretim kabiliyetiyle Avrupa sanayisinin çözüm ortakları arasında yer alıyor. Gıda sektöründe ise firmalar markalı ve katma değerli ürünlerle uluslararası pazarlardaki büyümelerini sürdürüyor.</p>
<p>Avrupa sanayisinde hız kazanan “yakın tedarik” (nearshoring) stratejisi de Bursa'nın rekabet avantajını artırıyor. Uzun teslim süreleri ve tedarik risklerini azaltmak isteyen Avrupalı üreticilerin coğrafi olarak yakın, teknik standartlara uyumlu ve güvenilir üretim merkezlerine yönelmesi, Bursa için yeni fırsatlar oluşturuyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv tedarik sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için teknoloji, sürdürülebilirlik ve esnek üretim kabiliyetinin belirleyici hale geldiğini belirterek, bu dönüşümün Bursa gibi güçlü tedarik altyapısına sahip merkezler için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Makina İmalatçıları Birliği (MİB) Başkanı Fatih İğrek ise Türkiye'nin Avrupa sanayisinin doğal üretim ortağı konumunda bulunduğunu ifade ederek, Türk makine sektörünün artık yalnızca ürün değil; mühendislik, otomasyon ve üretim teknolojileri ihraç eden bir yapıya kavuştuğunu dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-83766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-1784790426.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa sanayisinde hız kazanan &quot;yakın tedarik&quot; (nearshoring) stratejisinin Bursa&#039;nın rekabet avantajını artırdığı belirtildi. Uzun teslim süreleri ve tedarik risklerini azaltmak isteyen Avrupalı üreticilerin coğrafi olarak yakın üretim merkezlerine yönelmesinin kent için yeni fırsatlar oluşturduğu vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Suriye ile ticarette 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TOBB İkiz Kuleler'de, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Kuteybe Ahmed Bedevi ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun katılımıyla "Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı" toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, TOBB ile Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ'nin Türkiye'de son 22 yılda 20 gümrük kapısının modernleştirilmesi ve genişletilmesi konusunda yap-işlet-devret modeliyle çok başarılı icraatlar gerçekleştirdiğini söyledi.</p>
<p>Suriye'de yaşanan devrimin üzerinden çok kısa süre geçmesine rağmen ülkenin yeni, güçlü, istikrarlı ve bütünleşmiş bir yönetim anlayışı noktasında önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Bolat, hükümet olarak Suriye'nin daha fazla mesafe katetmesi için destek vermeyi sürdüreceklerini bildirdi.</p>
<p>Bolat, her iki ülke liderinin ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık dış ticaret hedefine ulaşma noktasında da çalışmaya devam ettiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40'ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız. Bunun gerçekleşmesi için her iki ülkede de üretim ve yatırımlar artırılmalı. Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrük kapıları ile deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor."</p>
<p><strong>Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nın yıl sonuna kadar açılması hedefleniyor</strong></p>
<p>İki ülke gümrük kapılarında ticaretin ve yolcu geçişlerinin aralıksız devam ettiğini ifade eden Bolat, sınırın en doğusunda bulunan Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nı da yıl sonuna kadar ticaret, yolcu ve transit geçişlere açmak için çalışmaları hızlandırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Nisandan itibaren Türkiye ile Suriye arasında transit ticaretin faal olarak başlamasıyla Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn gibi Körfez ülkelerine yönelik ticaretin gelişmesinin de olumlu bir gelişme olduğunu vurgulayan Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Körfez'deki savaşın ve Hürmüz Boğazı'nın sıklıkla kapanması karşısında dünyada enerji hatlarındaki ve çok önemli petrokimya ürünlerindeki kopukluklar, lojistik ve tedarik hatlarında yaşanan sıkıntılar, Türkiye'den ve Suriye üzerinden Ürdün, Irak ve diğer Körfez ülkelerine gerek kara yolu ulaşım koridoru gerekse petrol ve doğal gaz koridorlarının genişletilmesi, büyütülmesi ve yenilerinin yapımı konusunda büyük bir ihtiyaç olduğunu göstermiştir."</p>
<p>Bolat, Körfez ülkeleriyle transit ticareti hızlandırma konusunda iki ülke hükümetlerinin olumlu gelişmeler sağladığını söyledi. Yaklaşık 14 yıldır kapalı olan Suudi Arabistan üzerinden transit ticaret ile Suriye-Ürdün üzerinden transit ticaretin 15 Nisan'dan itibaren düzenli olarak yapıldığını hatırlatan Bolat, Türkiye ile Suriye arasında Ortak Gümrük Komitesinin ve JETCO'nun geçen yıl kurulduğunu, gelecek ay sonunda da Uluslararası Şam Fuarı'nın geniş katılımla yapılacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Amacımız, Türkiye ve Suriye arasında entegre sistem kurmak"</strong></p>
<p>Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Bedevi ise Suriye'nin iyileşme ve yeniden inşa sürecine girdiğini, Türkiye'nin milyonlarca Suriyeliye sunduğu desteği unutmayacaklarını söyledi.</p>
<p>Bu ilişkiyi destek ve dayanışma aşamasından üretim, kalkınma ve yatırımda tam ortaklık aşamasına taşımayı hedeflediklerini belirten Bedevi, İdlib'de uygulamaya alınan Serbest Bölge Projesi'nin özel bir yapı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bedevi, "İdlib Serbest Ticaret Bölgesi" ve "Sarakib Kuru Liman ve Sanayi Bölgesi" projelerinin stratejik bir kazanım olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu proje, sanayi, ticaret ve lojistik hizmetler için entegre bir merkez olacaktır. Türk şirketlerini ve yatırımcılarını, bu stratejik noktada yer alarak Suriye'nin yeni ekonomik başarı hikayesine ortak olmaya davet ediyoruz. Yatırımcılarımıza vergi, mali ve gümrük muafiyetlerini içeren geniş bir teşvik paketi sunuyoruz. Ayrıca serbest depolama, yeniden ihracat ve sanayi faaliyetleri için tam özgürlük sağlıyoruz. Amacımız sadece ticaret hacmini artırmak değil, Türkiye ve Suriye arasında üretim ve tedarik zincirlerini kapsayan entegre bir sistem kurmak."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/54-1784730068.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı&quot; toplantısında konuşan Bakan Bolat, &quot;Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40&#039;ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız.&quot; dedi. Bolat, &quot;Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrükleri ve deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı mayısta 204,4 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin mayıs ayı verilerini paylaştı. </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, firmaların döviz varlıkları 3 milyar 175 milyon dolar, yükümlülükleri 1 milyar 319 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı 1 milyar 857 milyon dolar azalarak 204 milyar 415 milyon dolara indi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre türev varlıklar, yurt içi bankalardaki mevduat ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları sırasıyla 1 milyar 568 milyon dolar, 1 milyar 19 milyon dolar ve 736 milyon dolar arttı.</p>
<p>Menkul kıymetler ve ihracat alacakları sırasıyla 128 milyon dolar ve 19 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 3 milyar 175 milyon dolar artış gösterdi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 124 milyon dolar, 698 milyon dolar ve 145 milyon dolar artarken ithalat borçları 649 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde 1 milyar 319 milyon dolar artış görüldü.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında Mayıs 2026 döneminde yurt içinden sağlanan kısa ve uzun vadeli krediler, Nisan 2026 dönemine göre sırasıyla 123 milyon dolar ve 576 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 440 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 916 milyon dolar artış kaydetti.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 150 milyar 983 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 141 milyar 72 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 9 milyar 911 milyon dolar olarak gerçekleşerek bir önceki aya göre 2 milyar 693 milyon dolar arttı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, 204,4 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 15:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli araç sayısı 450 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) haziran ayına ait "Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri" raporunu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,90 artarak 3 bin 545 megavata yükseldi.</p>
<p>Haziranda şarj istasyonlarının elektrik tüketimi 72 bin 530 megavatsaat oldu. Bunun yüzde 59,42'sine denk gelen 43 bin 95 megavatsaatlik kısmı yeşil şarj istasyonlarından karşılanırken 29 bin 436 megavatsaatlik tüketim ise diğer istasyonlardan sağlandı.</p>
<p>Yeşil şarj istasyonları, kullanılan enerjinin yenilenebilir kaynaklardan üretildiğini belgeleyen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sertifikası'na sahip istasyonlar olarak tanımlanıyor. Bu istasyonlar, elektrikli araçların karbon ayak izini azaltmada ve temiz enerji kullanımını teşvik etmede kritik rol oynuyor.</p>
<p><strong>İstanbul tüketimde ilk sırada</strong></p>
<p>Rapora göre, haziranda tüketimde ilk sırayı 20 bin 902 megavatsaatle İstanbul aldı. Bunu 9 bin 884 megavatsaatle Ankara ve 4 bin 624 megavatsaatle İzmir izledi.</p>
<p>Söz konusu dönemde toplam soket sayısı yaklaşık 45 bin 97'ye yükseldi. Soket sayısı mayısta 44 bin 175 olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p>Haziranda AC şarj soket sayısı 25 bin 434'e, DC şarj soket sayısı ise 19 bin 663'e ulaştı.</p>
<p>Öte yandan, mayısta 440 bin 327 olan elektrikli araç sayısı haziranda 450 bin 38'e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/elektrikli-otomobil-1769667024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre elektrikli araç sayısı 450 bin 38&#039;e, elektrikli araç şarj soket sayısı da 45 bin 97&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi'nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p>Burada yaptığı konuşmada, uzayın, küresel güç dengelerinin ve stratejik üstünlüklerin yeniden tanımlandığı bir arena haline geldiğine dikkati çeken Uraloğlu, uydu teknolojilerinin modern savaşların seyrini değiştiren kritik unsur olarak öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, uyduların istihbarat toplama, gerçek zamanlı iletişim, hedef tespiti ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda devletlere eşsiz üstünlük sağladığını belirterek, "Bu gerçeği geçen hafta 10'uncu yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz hain darbe girişiminde Gölbaşı Yerleşkesi'ne yapılan alçak saldırıda da görmüştük. O geceki saldırıda şehit olan kahraman çalışanlarımız Ahmet Özsoy ve Ali Karslı kardeşlerimizin fedakarlığı sayesinde yayınlar aksamamış, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın çağrısı milletimize ulaşmış ve milli irade korunmuştur. O gece bir kez daha gördük ki TÜRKSAT sadece bir kurum değil, milletimizin bekasının, haber alma hakkının ve dijital güvencesinin kilit taşıdır." diye konuştu.</p>
<p>TÜRKSAT'ın son olarak 6A uydusuyla vizyonunu daha da ileri taşıdığını dile getiren Uraloğlu, bugün TÜRKSAT'ın, 31, 42 ve 50 derece yörüngelerindeki 6 aktif uydusuyla dünya uydu operatörleri arasında güçlü konumda yer aldığını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, TÜRKSAT uydularının 5,5 milyar nüfusa, yani yaklaşık 8,3 milyar olan dünya nüfusunun 3'te 2'sine hitap ettiğine dikkati çekerek şöyle dedi:</p>
<p>"Özellikle yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla ürettiğimiz Türksat 6A'yı hizmete alarak da Türkiye'yi haberleşme uydusu tasarlayıp üretebilen dünyadaki 11 ülke arasına taşıdık ve Türkiye'yi uzay yarışında öncü ülkeler arasına çıkararak yeni bir boyuta ulaştırdık. Ayrıca Türksat 6A, sadece ülkemize hizmet etmekle kalmıyor çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet sunuyor. Pakistan, Hindistan, Nepal, Bangladeş, Myanmar, Tayland, Malezya ve Endonezya ile Sri Lanka'nın önde gelen platformu Freesat Lanka'nın 50 kanalını Türksat 6A'nın hizmet kapsamına dahil ettik. Bugün Türksat 6A üzerinden Güney Asya kapsamasındaki 10 ülkede 69 televizyon kanalına yayın hizmeti sunuyoruz. TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan toplam televizyon kanalı sayısı da 550'yi buldu."</p>
<p><strong>"Yıl bitmeden Türksat 7A projesinin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Türksat 6A'nın hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımının, şirketin küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesi doğrultusunda uluslararası işbirliklerini de güçlendirdiğini dile getiren Uraloğlu, TÜRKSAT ile Katar merkezli uydu şirketi Es'hailSat arasında "Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusuna yönelik stratejik ortaklık anlaşması imzaladıklarını, anlaşma kapsamında 50 derece doğu yörüngesinde görev yapacak yüksek veri kapasiteli "Ka-Bant Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusunun kapasitesinin ortak kullanılacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türksat 7A ile dünya uydu operatörleri arasındaki güçlü konumu daha da yükselteceklerini belirterek, Türksat 7A projesinin, 42 derece doğu yörüngesinde görev yapan Türksat 3A uydusunun tasarım ömrünün sona yaklaşması nedeniyle başlatıldığını dile getirdi.</p>
<p>Hazırladıkları şartnameyi gelecek günlerde Türksat 6A'yı da başarıyla tamamlayan yerli uydu üreticileriyle paylaşacaklarını ifade eden Uraloğlu, "Bu yıl bitmeden projenin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz. 2029 yılı sonunda hizmete almayı planladığımız uydumuz, daha yüksek veri kapasitesi, daha güçlü kapsama alanı ve esnek kaynak yönetim kabiliyetiyle Türkiye'nin dijital gelecek vizyonunun taşıyıcısı olacaktır." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, yeni çağın en stratejik kaynağının, hatta yeni petrolünün veri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz"</strong></p>
<p>Gölbaşı Veri Merkezi ile TÜRKSAT'ın bu güçlü mirası üzerine yepyeni bir eser daha kazandırdıklarını dile getiren Uraloğlu, şunları ifade etti:</p>
<p>"Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye'nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye'nin yeni dijital kalesidir. Veri merkezimiz, 6 sistem salonuna, 2 adet 20'şer kabinlik yüksek performans odasına ve 6 bin 300 metrekare beyaz alana sahip olacak. 200 kişi kapasiteli ofis çalışma alanı da bulunacak. Tamamlandığında 35 bin 300 metrekarelik dev alanla Türkiye'nin en büyük veri merkezlerinden biri olacak. TÜRKSAT'ın mevcut veri merkezinin fiziksel kapasitesini ilk fazda 3 kat, ikinci fazda 8 katın üzerinde artıracak. 33 megavolt amper kurulu güç kapasitesi bulunacak merkezimiz, enerji verimliliğinde LEED-Gold sertifikasına uygun, düşük karbon salımlı ve çevreye duyarlı bir tesis olarak inşa edilecek."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, veri merkezinin uluslararası kalite standartlarına uyumlu kurulacağına işaret ederek, "İçinde sistem odalarının yanı sıra yüksek performanslı yapay zeka odaları da yer alacak. Yapay zeka uygulamaları, derin öğrenme, veri madenciliği, makine öğrenmesi gibi başlıklar altında veri analizi, veri kümelerinin işlenmesi, algoritmaların eğitimi, modelleme, tahmin, sınıflandırma, yüksek hızlı matematiksel hesaplamalar yapılması gibi hizmetler için gerekli altyapıya da sahip olacak." dedi.</p>
<p><strong>"Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planlıyoruz"</strong></p>
<p>Merkezin, kritik bilgileri barındıran kurumların veri ve bulut hizmeti ihtiyaçlarını da yerli yazılımlarla karşılayacağına dikkati çeken Uraloğlu, "Özellikle e-Devlet Kapısı başta olmak üzere tüm kamu dijital altyapımızın yükünü tek çatı altında en yüksek güvenlik ve verimlilikle üstlenecek. Olağanüstü durumlarda dahi kesintisiz ve güvenli hizmet sunacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kamu kaynaklarında maksimum verimlilik sağlanacak, tek çatı altında toplanan veri ve bulut hizmetleriyle mükerrer yatırımların ve yüksek işletme maliyetlerinin önüne geçileceğini dile getirerek, merkezin, Türkiye'nin en büyük kurum ve kuruluşlarının verilerini TÜRKSAT güvencesiyle en üst düzeyde koruyacağını ve her şartta hizmet sunmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Proje sayesinde Türkiye'nin bölgesel veri üssü haline de geleceğini belirten Uraloğlu, komşu ülkeler ve Türk Cumhuriyetleri'nin de verilerini güvenli şekilde buradaki merkezde barındırabileceğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yapım çalışmalarını yaklaşık 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Bakanlık olarak sadece yol, köprü, demir yolu ve liman inşa etmediklerini dile getiren Uraloğlu, "bilgi ve iletişim otobanları" kurduklarını, dijital kaleler de yükselttiklerini söyledi.</p>
<p>Merkezin temeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ve bürokratların katılımıyla atıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/6556-1784720717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi&#039;nin temel atma töreninde konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, &quot;Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye&#039;nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye&#039;nin yeni dijital kalesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni 101,2&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, temmuzda 0,8 puan azalarak 101,2 seviyesine geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki toplam istihdam, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE ise temmuzda bir önceki aya göre 1,3 puan azalarak 102,2 seviyesine indi.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin, iç piyasa sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre güçlendiği izlendi.</p>
<p>Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyir ise zayıfladı.</p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı görüldü.</p>
<p>Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre zayıfladığı gözlendi.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,3'e geriledi</strong></p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki aya göre zayıfladı. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 31,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Temmuz ayında, ankete katılan işyerlerinin yüzde 56,9'u üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, yüzde 12,7'si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu bildirdi. Bu faktörleri sırasıyla mali imkansızlıklar, ham madde-ekipman yetersizliği, iş gücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi, 0,8 puan azalışla 101,2&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turist seyahate ilk çeyrekte 102,3 milyar lira harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026'nın ilk çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu dönemde yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 12 artarak 14 milyon 168 bine ulaştı. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar, 73 milyon 622 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,2 oldu.</p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı, söz konusu dönemde yüzde 33,9 artarak 102 milyar 312 milyon 286 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu harcamaların 94 milyar 552 milyon 386 bin lirayla yüzde 92,4'ünü kişisel harcamalar, 7 milyar 759 milyon 900 bin lirayla yüzde 7,6'sını paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama 7 bin 221 lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İlk çeyrekte toplam seyahat harcamalarında en fazla payın yüzde 30,9 ile yeme-içme, yüzde 27,6 ile ulaştırma ve yüzde 12,4 ile giyecek ve hediyelik eşya harcamaları olduğu görüldü.</p>
<p>Harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme-içmede yüzde 29,1, ulaştırmada yüzde 30,1, giyecek ve hediyelik eşya harcamalarında yüzde 62,2'lik artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret ilk sırada</strong></p>
<p>Ocak-mart döneminde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 22,3 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 4,1 ile "sağlık" izledi.</p>
<p>Bu dönemde seyahate çıkanlar, 59 milyon 228 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 5 milyon 652 bin gecelemeyle "otel" yer alırken, "kendi evi" 5 milyon 461 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırada kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre yerli turistler 102,3 milyar lira seyahat harcaması yaptı. Bu dönemde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı yüzde 73,9&#039;a geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar değerlendirilerek sonuçlar oluşturuldu. İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı, önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 73,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise haziranda yüzde 74,5 seviyesindeyken, temmuzda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9'a geriledi.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td>74,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td>73,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-imalat-kapasite-kullanim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı aylık bazda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vize garantisi’ reklamları durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarına yönelik yaptığı incelemelerde 149 dosyalı görüşerek karara bağlandı. Yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 6 firmadan 5’inin ilanı durduruldu.</p>
<p>Dosyalardan 118’i mevzuata aykırı bulunurken, 74’ü hakkında reklam durdurma cezası, 44’üne ise durdurmayla  birlikte idari para cezası verildi. Aykırılığı tespit edilen 3 dosya hakkında erişimin engellenmesi tedbiri uygulandı.</p>
<p>2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde yanıltıcı reklam, haksız ticari uygulamalara ilişkin 21 binin üzerinde dosya karara bağlanırken, bunlara 185 milyon liranın üzerinde para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, vize randevu garantisi, vize garantisi, hızlı başvuru gibi taahhütleri içeren reklamlar nedeniyle incelemeye aldığı 6 firmanın reklamlarına 3 aya kadar tedbiren durdurma kararı verdi. İnceleme sürecinin sonunda ise 5 firmanın reklam ve tanıtımlarının durdurulmasına karar verildi.<br />sSosyal medyadaki “Kâbe ve Ravza kokusu” ifadeleri kullanılarak yapılan tanıtımlara yönelik yapılan incelemede de dini duygularının istismar edilerek satış ve pazarlama faaliyetinde bulunulduğu değerlendirildi. Bu reklama ilişkin 3 aya kadar durdurma kararı verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/vize-turkiye.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kuru tarafından yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 5 firmanın ilanları durduruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serdivan’ın pazar atıkları gübreye dönüşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan hibe olarak temin ettiği 5 milyon lira değerinde iki kompost makinesi sayesinde ilçe genelindeki pazar yerlerinde oluşan sebze ve meyve atıklarının modern sistemlerle işlenerek organik gübre üretileceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bugüne kadar atık olarak değerlendirilen organik materyaller, proje sayesinde yeniden ekonomiye kazandırılacak. Kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak.</p>
<p>Açıklamaya göre, proje kapsamında; organik atık miktarı azaltılacak, geri dönüşüm kültürü yaygınlaştırılacak, çevre kirliliğinin önüne geçilecek, doğal kaynakların daha verimli kullanılması sağlanacak, sürdürülebilir tarım desteklenecek.</p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin daha önce hayata geçirdiği Güneş Enerji Sistemi (GES), yağmur suyu hasadı ve diğer çevreci projeler, kompost uygulamasıyla daha da güçleneceği belirtildi. Belediye böylece enerji verimliliği, su tasarrufu ve organik geri dönüşümü aynı çatı altında buluşturan örnek bir çevre modeli oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-1784728736.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazar artıklarından kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta ilaç sanayisi ile devam etmek istiyorum. İlaç sektörü, üretim disiplininin, ürün güvenliğinin ve kalite standartlarının en yüksek olduğu alanlardan biri. Bu nedenle enerji yönetimi burada yalnızca maliyet azaltımı başlığı altında ele alınamaz. Sıcaklık, nem, basınç, hava kalitesi, temiz oda koşulları ve proses güvenilirliği, enerji tüketimi ile doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Rapor kapsamında 16 farklı ilaç işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 14’ü ise 1.000 ila 5.000 TEP arası tüketime sahip. Bu tablo, sektörün orta ve büyük ölçekli tesislerinde enerji verimliliğinin güçlü ve uygulanabilir bir gündem olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %51’i elektrikten, %49’u ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Bu dağılım, ilaç sektöründe elektrik ve ısı tarafının birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Yani sektörde enerji yönetimi tek kanattan yürütülemez. Bu nedenle de hem elektrikli sistemler hem ısı tarafı aynı anda ele alınmalıdır.</p>
<p>Sektördeki toplam enerji verimliliği potansiyeli %32,5 seviyesinde. Bunun %16,2’si elektrik tüketiminden, %16,3’ü ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Tüketimdeki denge gibi verimlilikte de denge bulunuyor. Sektörde tasarruf bir yanda soğutma, iklimlendirme, fan ve pompa diğer yanda ise buhar, sıcak su, proses ısısı ve ısı geri kazanımından sağlanabilir.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %44’ü ısı ve proses, %33’ü soğutma sistemleri, %13’ü ise iklimlendirme sistemlerinden geliyor. Bu üç başlık birlikte toplam potansiyelin %90’ına ulaşıyor.</p>
<p>Bu dağılım çok önemli bir mesaj veriyor. İlaç sektöründe enerji verimliliği çalışmaları yalnızca genel yardımcı tesis iyileştirmeleri olarak görülmemeli. Asıl odak, ısıtma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin üretim güvenliğiyle uyumlu biçimde optimize edilmesi olmalı. Çünkü sektörde ürün kalitesi açısından vazgeçilmez olan birçok şart, aynı zamanda büyük enerji tüketicisi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İklimlendirme burada özel bir başlık. Temiz oda koşulları, basınç farkları, hava değişim sayıları, nem kontrolü ve filtreleme ihtiyacı enerji kullanımını yukarı çekiyor. Ancak bu gereklilikler, sistemlerin verimli işletilemeyeceği anlamına gelmiyor. Doğru tasarım ve işletme ile önemli tasarruf fırsatları yaratılabiliyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü</strong></p>
<p>İlaç sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.772 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 3,41 yıl seviyesinde. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 679 dolar.</p>
<p>Bu göstergeler, ilaç sektöründe enerji verimliliğinin ölçülebilir ve finansal olarak savunulabilir bir yatırım alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu yatırımlar yalnızca enerji maliyetini azaltmakla kalmıyor. Aynı zamanda sistem güvenilirliğini artırıyor, ekipman ömrünü uzatıyor ve işletme performansını daha öngörülebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>İlaç tesislerinde en dikkat çekici alanlardan biri soğutma ve iklimlendirme sistemleri. Sürekli sıcaklık ve nem kontrolü gereksinimi, üretim alanları ile destek alanlarının farklı koşullarda işletilmesi ve temiz oda mantığıyla çalışan sistemler toplam tüketimi önemli ölçüde artırabiliyor. Yanlış ayar değerleri, gereğinden yüksek hava debileri, sabit debili çalışma, yetersiz otomasyon ve kısmi yük davranışının iyi yönetilememesi burada önemli kayıplar yaratıyor.</p>
<p>Isı tarafında ise buhar, sıcak su ve proses ısısı öne çıkıyor. Atık ısı geri kazanımı, kondens dönüşü, doğru sıcaklık seviyelerinin belirlenmesi ve ısıl süreçlerin birlikte değerlendirilmesi önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle ilaç sektöründe ısıtma ve soğutmanın aynı tesiste aynı anda yoğun biçimde bulunması, ısı pompası uygulamalarını güçlü bir seçenek haline getiriyor. Doğru tasarlanmış ısı pompası çözümleri bir tarafta soğutma ihtiyacını karşılarken diğer tarafta sıcak su veya düşük sıcaklıklı ısıtma ihtiyacına katkı sağlayabilir. Bu da hem fosil yakıt tüketimini düşürür hem toplam enerji maliyetini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>İlaç sektöründe asıl değer, maliyet tasarrufunun ötesinde güvenilirlik, kalite ve sürdürülebilirlik başlıklarının aynı anda güçlenmesinde yatıyor. Doğru yönetildiğinde enerji verimliliği, ilaç sanayisinde yalnızca tüketimi azaltan bir araç değil, üretim güvenliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir kaldıraç haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
