<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-85280</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Belediyesi ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası&#039;nı aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesinin, kaynakların verimli kullanılması, enerji performansının sürekli iyileştirilmesi ve çevre odaklı hizmet anlayışı doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar sonucunda, uluslararası geçerliliğe sahip ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı almaya hak kazandığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, kurulan sistemle birlikte enerji tüketimlerinin anlık olarak takip edilmesi, enerji performansının düzenli şekilde değerlendirilmesi ve tasarruf fırsatlarının belirlenmesi sağlanacak.</p>
<p>Gebze Belediyesi, Kocaeli ilçe belediyeleri arasında ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı alan ilk belediye oldu. </p>
<p>ISO 50001 standardı doğrultusunda oluşturulan enerji yönetim sistemiyle birlikte, enerji kullanımının yalnızca izlenmesi değil, elde edilen veriler doğrultusunda sürekli iyileştirilmesi ve verimlilik çalışmalarının sistematik hale getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "Sistem kapsamında ana hizmet binasının enerji kullanımı düzenli olarak takip edilirken, belediyenin saha tesisleri ve hizmet noktalarındaki enerji tüketimleri de sistematik şekilde izlenecek. Toplanan veriler üzerinden enerji performans göstergeleri değerlendirilerek yüksek tüketim noktaları belirlenip, tasarruf potansiyelleri analiz edilerek gerekli iyileştirme çalışmaları planlanacak." denildi.  </p>
<p>Gebze Belediyesi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi ile birlikte enerji tüketiminin azaltılmasını, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve belediye hizmetlerinde çevresel sürdürülebilirliğin güçlendirilmesini amaçlıyor.</p>
<p>Alınan uluslararası sertifikanın, Gebze Belediyesi’nin hizmet üretirken kaynakları etkin kullanma ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir kent bırakma hedefi doğrultusunda yürüttüğü çalışmaların kurumsal bir standartla güvence altına alındığını ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-85280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-1786538761.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediyesi, uluslararası geçerliliğe sahip ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı almaya hak kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-85272</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı&#039;nın 3 ay içinde açılması planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye–Suriye İş Konseyi, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yeniden canlandırılması amacıyla çalışma toplantısı düzenledi.</p>
<p>Toplantı, Konsey Başkanı Mahsum Altunkaya başkanlığında Şam ve Halep Ticaret Müşavirleri ile Konsey Üyesi Zeki Haşimoğlu ve iş insanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. Görüşmelerde Türkiye–Suriye ticaretinin geliştirilmesi, yeni yatırım ve iş birliği fırsatları, gelecek döneme ilişkin heyet ziyaretleri ve Şam’da düzenlenecek fuarlar detaylıca ele alındı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, toplantının en dikkat çeken ve umut veren gelişmesi ise sınır kapısına ilişkin paylaşılan somut takvim oldu. Suriye tarafınca, Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı’nın yaklaşık 3 ay içerisinde yeniden faaliyete geçmesinin öngörüldüğü bilgisi aktarıldı. Yıllardır kapalı olan bu stratejik hattın yeniden açılmasının başta Mardin ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere iki ülke arasındaki lojistik akışını hızlandıracağı, ticari hacmi katlayacağı ve bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracağı belirtildi.</p>
<p><strong>"Ticari köprüleri yeniden güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c5084d4fa1-1786531972.JPG" alt="" width="700" height="496" /></p>
<p>DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı Mahsum Altunkaya, tarihi ve ticari bağların yeniden canlanması için sahadaki çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. Atılan bu somut adımlarla birlikte, önümüzdeki dönemde bölge ihracatçısını ve tüccarını çok daha hareketli ve bereketli bir ticaret dönemi bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-85272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-1786531992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye&#039;nin Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı’nı yaklaşık 3 ay içerisinde yeniden faaliyete geçirmeyi planladığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasindan-ilk-yarida-742-milyar-lira-net-kar-85268</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ziraat Bankası&#039;ndan ilk yarıda 74,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Bankası, 2026 yılı ikinci çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre banka, yılın ikinci çeyreğinde de büyümesini sürdürerek aktif büyüklüğünü 9,1 trilyon lira seviyesine taşıdı.</p>
<p>Benimsediği müşteri ağırlıklı bilanço stratejisi ile temel bilanço kalemlerinde istikrarlı ve dengeli gelişimini sürdüren bankanın, yılın ilk yarısında ulaştığı 74,2 milyar lira tutarındaki net kâr ile özkaynaklarını güçlendirmeye, başta ana misyonu olan tarımın finansmanı olmak üzere, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı desteklemeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Bankanın yılın ilk yarısında gerek yurt içi gerekse yurt dışı hizmet ağında sürekli olarak büyüyen finansal kapsayıcılığını geliştirmek üzere yatırımlarına devam ederken ulaştığı yaklaşık 26 milyon aktif mobil bankacılık müşterisi ve geniş ürün seti ile müşterilerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, uygulanmakta olan Orta Vadeli Program (OVP) ile uyumlu olarak benimsediği seçici kredi politikası ile başta tarım olmak üzere, birçok sektöre destek veren Banka, bu yılın ilk yarısı itibarıyla nakdi kredi hacmini 4,9 trilyon lira, gayri nakdi kredi hacmini 2 trilyon lira olmak üzere toplam kredi hacmini yaklaşık 7 trilyon lira seviyesine taşıdı. Bankanın uyguladığı makroihtiyati politikalara uyumlu kredi politikası doğrultusunda TL kredilerin toplam krediler içindeki payının yüzde 66 olarak gerçekleştiği vurgulandı.</p>
<p>Bankanın, kredi büyümesini sürdürürken benimsediği etkin kredi değerlendirme süreçleri ve etkin risk yönetimi politikası ile takip oranını yüzde 1,9 gibi sektörün oldukça altında bir oranda tuttuğu ifade edildi.</p>
<p>Ana fonlama kaynağını 5,7 trilyon lirayı aşan tabana yaygın mevduat ile oluşturan bankanın, küresel belirsizliklerin baskın olduğu ikinci çeyrekte de yurt dışı fonlama tarafında aktif pozisyonunu koruduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Tarım kredisi hacmi yılın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştı</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Banka, bu dönemde de, kırsal kalkınmaya, kadın ve genç çiftçilere, kooperatifleşmeye, karbon ayak izini azaltan çevreci uygulamalara, ulusal gıda arz güvenliğine ve kırsal ekonomiye sağladığı katkıyı artırmaya devam ederek, tarım kredisi hacmini 2026’nın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştırdı. Ziraat Finans Grubu’nu sadece Türkiye’de değil, bölgede de referans ve lider bir finansal güç haline getirme vizyonu doğrultusunda 145 ülkede 1800’e yakın muhabir banka ve 20 ülkedeki iştirak/şube yapılanmasıyla hizmet veren Banka, Arnavutluk Tiran Şubesi’nin faaliyete geçmesiyle küresel coğrafi varlığını 21 ülkeye çıkardı. Banka Orta Koridor, Çin-Avrupa Deniz Yolu ve BRICS Kuşağı dahil 12 küresel ticaret koridorunun tamamında yüzde 20’yi aşan bir dış ticaret pazar payına ulaştı ve Türkiye ihracatının yüzde 25’ine tek başına aracılık etti." </p>
<p><strong>"Liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik"</strong></p>
<p>Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, yılın ikinci çeyreğine ilişkin yaptığı değerlendirmede, küresel ölçekte belirsizliklerin devam ettiği, sıkı parasal koşulların ve bankacılık sektöründe yükselen fonlama maliyetlerinin karlılık ile özkaynaklar üzerinde belirgin bir baskı oluşturduğu zorlu bir dönem olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Çakar, bu konjonktürde Bankanın, güçlü finansal yapısı, yaygın hizmet ağı ve proaktif bilanço yönetimi sayesinde son derece başarılı bir performans sergilediğini ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu dönemde aktif büyüklükten kredilere, mevduattan özkaynaklara ve dijital bankacılığa kadar birçok temel alanda sektöre yön veren ve liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik. Jeopolitik ve ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği bu dönemde, yatırımı, üretimi, istihdamı ve ihracatı merkeze alan anlayışla Türkiye’nin önünde oluşan yeni fırsat alanlarını en etkin biçimde değerlendirerek, ülkemizin stratejik önceliklerine katkı sunmaya devam edeceğiz. Yurt içindeki açık ara güçlü konumumuzu sürdürürken uluslararası alanda da yeni coğrafyalarda büyüyoruz. Nihai hedefimiz, Ziraat’i yalnızca Türkiye’nin değil, faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde de güven duyulan, referans alınan markalardan biri haline getirmektir. Dünyada çok önemli ekonomik dönüşümün yaşandığı ve rekabetin yeniden tanımlandığı bu dönemde üreticimizi, ihracatçımızı, girişimcimizi faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasindan-ilk-yarida-742-milyar-lira-net-kar-85268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/alpaslan-cakar-1771409520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası&#039;nın 2026 yılının ilk yarısında 74,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Alpaslan Çakar, &quot;Bu dönemde aktif büyüklükten kredilere, mevduattan özkaynaklara ve dijital bankacılığa kadar birçok temel alanda sektöre yön veren ve liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-yurt-disindaki-proje-basarilarimizi-yurt-icine-tasima-hedefimiz-icin-buyuk-bir-donum-noktasi-85266</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalçıntaş: Yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tekfen'in, çoğunluk payının OYAK hakim ortaklığındaki ON Investment BV'ye devrinin ardından yeni yatırım ve atamalarla büyüme yolculuğuna devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Tekfen devir işlemlerinin ardından belirlediği "uzun vadeli büyüme", "dönüşüm" ve "değer yaratma" hedefleri doğrultusunda üst yönetimde görev değişimine gitti.</p>
<p>Gerçekleştirilen Yönetim Kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda, Ekim 2025'ten bu yana Grup Şirketler Başkanı olarak görev yapan Namık Ülke'nin yerine Levent Kafkaslı getirildi.</p>
<p>Bunun yanı sıra Tekfen İnşaat, Fernas İnşaat iş ortaklığıyla katıldığı Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı İnşaat ve Elektromekanik Sistemler Temin, Montaj ve İşletmeye Alma İşi ihalesini 54,4 milyar lira teklifle kazandı.</p>
<p>OYAK Genel Müdürü ve Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, yeni dönemde insan kaynağına, kurum kültürüne ve operasyonel disipline odaklanacaklarını belirtti.</p>
<p>Yalçıntaş, Tekfen Holding'in uluslararası mühendislik tecrübesi, tarımsal sanayideki liderliği ve farklı alanlardaki faaliyetleriyle Türkiye'nin en değerli kurumlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>En büyük güçlerinin nitelikli çalışanları, köklü sanayi tecrübeleri ve güvene dayalı kurum kültürleri olduğuna işaret eden Yalçıntaş, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu vizyon ve kurumumuzun yapısını çok iyi bilen bir isimle yola devam ediyoruz. Kariyerine 1990'da Tekfen İnşaat'ta başlayan, bugüne kadar birçok ülkede dev projeleri yöneten ve üst düzey görevlerde bulunan Levent Kafkaslı'yı Grup Şirketler Başkanı olarak atadık. Sayın Kafkaslı liderliğindeki yeni dönemde yönetim anlayışımız, tüm ortaklarımızın ve paydaşlarımızın haklarını gözeten, şeffaf, hesap verebilir ve Tekfen'in uzun vadeli çıkarlarını merkeze alan bir yapıda olacaktır."</p>
<p>Yalçıntaş, Tekfen Tarımsal Sanayi Grubu'nun üretim, lojistik ve serbest bölge imkanlarının, OYAK'ın tarım, lojistik ve enerji alanlarındaki gücüyle birleşerek çok verimli iş birlikleri oluşturacağına inandıklarını vurguladı.</p>
<p>Sahadaki tesislerinden projelerine kadar tüm çalışma arkadaşlarıyla doğrudan iletişim kuracaklarını anlatan Yalçıntaş, şirketlerinin mevcut gücünü daha da büyüterek çok daha hızlı, bütüncül ve sonuç odaklı bir Tekfen inşa edeceklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Tekfen Holding'den sürdürülebilir büyüme hedefi</strong></p>
<p>Yalçıntaş, yeni dönemin ilk büyük başarısını Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı ihalesini kazanarak elde ettiklerini vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Tekfen İnşaat ve Fernas İnşaat ortaklığının kazandığı bu önemli ihale, yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktasıdır. 54,4 milyar liralık bu dev proje, güçlü ortaklık yapımızın ve stratejik vizyonumuzun ne kadar somut sonuçlar verebildiğinin ilk önemli kanıtıdır."</p>
<p>Devir sürecinin tamamlanmasıyla hisselerde görülen yaklaşık yüzde 40'lık artışın, bu dönüşüm sürecine yatırımcıların duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olduğuna işaret eden Yalçıntaş, operasyonel disiplini artırarak, kaynaklarını doğru kullanarak ve ellerindeki varlıkları en verimli şekilde değerlendirerek Tekfen Holding'i hedefledikleri karlılık seviyelerine ulaştıracaklarını anlattı.</p>
<p>Yalçıntaş ortaklıklarının sadece bir hisse devri olmadığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu ortaklık tarım, sanayi, mühendislik, enerji ve lojistik alanlarındaki gücümüzü tamamlayan, 2030 Vizyonumuza uygun uzun vadeli stratejik bir birlikteliktir. OYAK'ın güçlü finansal yapısı ve sermaye disiplini ile Tekfen Holding'in varlık kalitesi ve uluslararası proje deneyimi bir araya gelerek, her iki kurum için de eşsiz bir potansiyel yaratıyor. Birbirini tamamlayan bu iki köklü yapının birleşmesiyle sürdürülebilir büyümeyi yakalamayı, küresel rekabet gücümüzü artırmayı ve yatırımcılarımız dahil tüm paydaşlarımız için en yüksek değeri üretmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-yurt-disindaki-proje-basarilarimizi-yurt-icine-tasima-hedefimiz-icin-buyuk-bir-donum-noktasi-85266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı&quot; projesi hakkında açıklama yapan OYAK Genel Müdürü ve Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, &quot;Tekfen İnşaat ve Fernas İnşaat ortaklığının kazandığı bu önemli ihale, yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktasıdır. 54,4 milyar liralık bu dev proje, güçlü ortaklık yapımızın ve stratejik vizyonumuzun ne kadar somut sonuçlar verebildiğinin ilk önemli kanıtıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-85253</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosch Türkiye’de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen teknoloji ve servis sağlayıcılarından Bosch’un Bursa’da faaliyet gösteren Güç Çözümleri Fabrikası’nın Teknik Müdür görevine Jiri Dvorak atandı.</p>
<p>1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla yeni görevine başlayan Dvorak, son olarak Çekya’da Fabrika Teknik Müdürü olarak görev yapmıştı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Bosch Grubu bünyesinde 2007 yılından bu yana Almanya ve Çekya lokasyonlarında farklı sorumluluklar üstlenen Dvorak, özellikle büyük ölçekli üretim tesislerinin yönetimi ve teknolojik dönüşüm projeleri uzmanlığıyla öne çıkıyor. Bursa’daki görevine başlamadan önce Bosch Çeske Budeyovitze tesisinde Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Teknik Fabrika Müdürü olarak görev yapan Dvorak, burada dijital çözümler ve yapay zeka destekli üretim stratejilerini hayata geçirdi. Dvorak, kariyerine 1995 yılında Škoda Auto bünyesinde başlamıştı.</p>
<p>Prag’daki Çek Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olan Jiri Dvorak, Çekçe, Almanca ve İngilizce biliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-85253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-1786524749.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’daki Bosch Güç Çözümleri Fabrikası’nda Teknik Fabrika Müdürlüğü görevine, 2007 yılından bu yana Bosch Grubu’nda üst düzey görevler üstlenen Jiri Dvorak getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-65-yukseldi-85251</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı yıllık yüzde 6,5 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, haziranda yıllık bazda yüzde 6,5 artarak 995 bin 463 tona ulaştı. Ocak-haziran döneminde de 2025'in aynı dönemine göre yüzde 1,5 artışla 5 milyon 853 bin 491 ton oldu.</p>
<p>İçme sütü üretimi haziranda yıllık bazda yüzde 11,7 artarak 139 bin 778 ton olarak hesaplandı. Bu yılın 6 ayında da içme sütü üretimi yıllık bazda yüzde 9,5 yükselişle 911 bin 598 tona çıktı.</p>
<p>Yoğurt üretimi haziranda 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 14,1 artışla 131 bin 876 tona, ocak-haziran döneminde de yıllık bazda yüzde 9,4 artışla 722 bin 928 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi haziranda yıllık bazda yüzde 8,5 artışla 71 bin 644 tona çıkarken ocak-haziran döneminde yüzde 3,7 yükselişle 429 bin 549 ton oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda ayran ve kefir üretimi yıllık bazda yüzde 11,4 artışla 98 bin 486 tona yükseldi. Tereyağı ve sade yağ üretimi de yüzde 11,8 artışla 9 bin 690 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 9,4 artarak 532 bin 437 tona çıkarken tereyağı ve sade yağ üretimi yüzde 2,5 azalışla 56 bin 685 tona geriledi.</p>
<p>Mayısta 1 milyon 22 bin 587 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, haziran ayında yüzde 2,7 azaldı.</p>
<p>Aynı dönemde 157 bin 453 ton olan içme sütü üretimi, haziranda yüzde 11,2 azalış gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-65-yukseldi-85251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre Türkiye genelinde toplanan inek sütü miktarı, yıllık bazda yüzde 6,5 artarak 995 bin 463 tona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-yuzde-126-ithalat-birim-degeri-yuzde-129-artti-85250</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 12,6, ithalat yüzde 12,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 12,6 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Haziran 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 5,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 4,8, yakıtlarda yüzde 40,7, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 11,6 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de haziranda yıllık bazda yüzde 12,9 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3 azalırken, yakıtlarda yüzde 39,3, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 9,1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 6,6 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,1 arttı. Endeks bu dönemde yakıtlarda yüzde 29,6 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 19,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,8 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 9,7 artış kaydetti.</p>
<p>İthalat miktar endeksi haziranda yıllık bazda yüzde 9 arttı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre yakıtlarda yüzde 7,5 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 46,8, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,9 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 13,9 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, mayısta 147,5 iken haziranda yüzde 5,5 azalarak 139,5 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Haziran 2025'te 148,9 iken Haziran 2026'da yüzde 5,7 azalışla 140,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, mayısta 116,3 iken haziranda yüzde 8,3 artışla 126 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl haziranda 130,9 iken bu yılın aynı ayında yüzde 2,5 azalışla 127,6 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Haziran 2025'te 90,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 0,2 puan azalışla Haziran 2026'da 90,1 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-yuzde-126-ithalat-birim-degeri-yuzde-129-artti-85250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre ihracat birim değer endeksi, yıllık bazda yüzde 12,6, ithalat birim değer endeksi de yüzde 12,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-147-yumurta-yuzde-21-artti-85249</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti üretimi yüzde 14,7, yumurta yüzde 21 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 232 bin 238 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14,7, bir önceki aya göre yüzde 14,8 arttı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, haziranda aylık bazda yüzde 1 azalırken, yıllık bazda yüzde 21 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 838 milyon 966 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Haziranda kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 14,4 yükselişle 123 milyon 325 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,6, kesilen tavuk sayısı yüzde 1,2, tavuk eti üretimi yüzde 0,3 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-147-yumurta-yuzde-21-artti-85249</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 14,7, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 21 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migrostan-ilk-yarida-11-milyar-lira-kar-85248</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Migros&#039;tan ilk yarıda 1,1 milyar lira kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Migros, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Migros'un konsolide satışları yüzde 4,5 artarak reel 241,3 milyar liraya ulaştı. Haziran 2026 itibarıyla 5,8 milyar lira serbest nakit akışı yaratan şirketin net nakit pozisyonu 31,8 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Migros'un toplam hızlı tüketim ürünleri (FMCG) pazar payı yüzde 9,7, modern FMCG pazar payı ise yüzde 15,3 seviyesinde gerçekleşti. Yaz sezonunun geçen yıla göre daha geç başlaması nedeniyle sezonluk mağazaların müşteri trafiği olumsuz etkilendi. Diğer taraftan online kanalların toplam satışlar içindeki payı yüzde 23,1'e çıktı.</p>
<p>Yılın ilk 6 ayında farklı formatlarda 115 yeni mağaza açan şirket, toplam mağaza sayısını 3 bin 830'a ulaştırdı. Yeni mağaza açılışları ve mağaza yenilemelerinin yanı sıra yatırım harcamalarının önemli bir bölümü, mağaza içi verimliliği artırmaya yönelik projelere ayrıldı. Bu dönemde 1 milyar 78 milyon lira net kâr elde eden Migros, 2026 yılının ilk yarısında toplam 6,3 milyar lira yatırım gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>"Kârlı büyüme odağını koruduk"</strong></p>
<p>Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, Migros'un, yılın ikinci yarısına girerken ekosisteminin artan katkısıyla desteklenen karlı büyüme odağını koruduğunu belirtti.</p>
<p>Tort, mevcut enflasyonist koşullarda müşterilerini, yoğun promosyon ve indirim kampanyalarıyla tedarikçilerini de yanlarına alarak desteklediklerini aktararak, "Kampanyalarımızın 2. çeyrek karlılığımız üzerindeki negatif etkisine karşın ilk yarı yılı 1,078 milyon lira net karla bitirdik. Hem fiziki mağazalarımızda hem de online kanallarımızda büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kişisel bakım, toptan satış, yemek teslimatı gibi büyüme alanlarında yatırımlar gerçekleştirdiklerine değinen Tort, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gelişmekte olan tamamlayıcı yeni iş kolları hariç tutulduğunda, ana iş kolumuzdaki karlılığımızı disiplinli maliyet yönetimimiz ve teknoloji destekli verimlilik artışlarımızla sürdürdük. Dağıtım merkezi çalışanlarımızın kadroya geçişi, enflasyon üzerinde bir artışla sonuçlanan toplu iş anlaşmasına rağmen ana iş kolumuzun karlılığını sürdürüyor olması, bu teknoloji destekli verimlilik yatırımlarımızın önemini gösterdi. Temmuz ayında sezonluk mağazalarımızda gözlemlediğimiz müşteri trafiğindeki iyileşme, yıl sonu beklentilerimize ulaşacağımıza yönelik güvenimizi güçlendirdi. Yılın ikinci yarısında da bu ivmeyi koruyarak, hedeflerimizi gerçekleştirmeye odaklanmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migrostan-ilk-yarida-11-milyar-lira-kar-85248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/ozgur-tort-1764573602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Migros&#039;un yılın ilk yarısında 1 milyar 78 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, &quot;Gelişmekte olan tamamlayıcı yeni iş kolları hariç tutulduğunda, ana iş kolumuzdaki kârlılığımızı disiplinli maliyet yönetimimiz ve teknoloji destekli verimlilik artışlarımızla sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalara-7-ayda-89-milyar-lira-dis-ticaret-cezasi-85247</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmalara 7 ayda 8,9 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, dış ticaret işlemlerinde vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, kamu gelirlerinin korunması ve gümrük işlemlerini mevzuata uygun şekilde gerçekleştiren dış ticaret erbabının haklarının gözetilmesinin amaçlandığını bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda geçmiş dönemlere ilişkin gümrük ve dış ticaret işlemlerinin denetiminin etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğüne işaret edilen açıklamada, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, risk analizleri ve kontrol çalışmaları yapıldığına değinildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu çalışmalarda ileri veri analitiği tekniklerinden yararlanıldığı da vurgulandı.</p>
<p>Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü bünyesindeki kontrol şubelerince, ikincil kontrol beyanname incelemeleri yapıldığı bildirilen açıklamada, 3 bin 223 firma tarafından tescil edilen 19 bin 638 gümrük beyannamesinin kontrol edildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu incelemeler sonucunda 7,2 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiği bilgisi verildi.</p>
<p><strong>"Tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 arttı"</strong></p>
<p>Bakanlık müfettişlerince yapılan sonradan kontrol firma denetimleri kapsamında ise 145 firmanın denetlendiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Söz konusu denetimler sonucunda 1,7 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi. Böylece, bu yılın ilk 7 ayında gerçekleştirilen sonradan ve ikincil kontrol denetimleri sonucunda toplam 8,9 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmiş oldu. Söz konusu tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artış gösterdi. Bakanlık, dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak, vergi kayıp ve kaçağını önlemek ve kurallara uygun faaliyet gösteren firmaların haklarını korumak amacıyla geçmiş dönem gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik kontrollerini etkin şekilde sürdürecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalara-7-ayda-89-milyar-lira-dis-ticaret-cezasi-85247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihracat-dis-ticaret-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 7 ayında dış ticaret işlemleri kapsamında yapılan sonradan ve ikincil kontrol denetimleri sonucunda toplam 8,9 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafa-dijitallesinuyarisi-85216</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnafa ‘dijitalleşin’ çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte dijitalleşmenin ticaret hayatında her geçen gün daha fazla önem kazandığını,  müşterilerin artık dükkana gelmeden önce esnaf ve sanatkarı internette ziyaret ettiğine ve ona göre alışveriş yaptığına dikkat çekti.</p>
<p>Müşterinin işletmeleri internet üzerinden araştırıp yorumlara göre karar verdiğini, konum bilgisine ulaştığını ve dijital kanallar üzerinden iletişim kurmayı tercih ettiğini ifade eden Dere, dijitalleşmenin esnaf için önemli bir rekabet avantajı sunduğunu söyledi.</p>
<p>Teknolojinin ticaret alışkanlıklarını değiştirdiğine dikkat çeken Adlıhan Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Müşteri artık dükkana gelmeden önce sizi internette ziyaret ediyor. Vatandaşlarımız bir işletmeye gitmeden önce internetten konumuna bakıyor, yorumlarını inceliyor, çalışma saatlerini kontrol ediyor, çoğu zaman sosyal medya hesaplarına göz atıyor. QR menülerden temassız ödemeye, online siparişten WhatsApp iletişimine kadar birçok uygulama günlük hayatın bir parçası haline geldi. Dijitalleşme artık tercih değil, ticaretin yeni gerçeği haline geldi.  Google Haritalarda doğru bilgilerin yer alması, sosyal medya hesaplarının aktif kullanılması, dijital ödeme sistemleri ve online iletişim kanallarının etkin şekilde değerlendirilmesi esnafımızın müşteriye daha kolay ulaşmasını sağlıyor. Dijital dünyada görünür olan işletmeler rekabette bir adım öne çıkıyor. Bu dönüşüm, büyük işletmeler kadar mahalle esnafımız için de önemli fırsatlar barındırıyor.’’</p>
<p>Dijitalleşmenin esnafın yerini almak için değil, işini kolaylaştırmak için kullanılması gerektiğini vurgulayan Dere, ‘’Teknoloji esnafın rakibi olmak yerine en büyük destekçisi olmalı. Hiçbir teknoloji esnafımızın samimiyetinin, güler yüzünün ve güven veren hizmet anlayışının yerini tutamaz. Ancak doğru kullanıldığında işimizi kolaylaştırır, müşterimize daha hızlı ulaşmamızı sağlar ve rekabet gücümüzü artırır. Geleneksel esnaf kültürümüzü korurken teknolojinin sunduğu imkanlardan da en iyi şekilde yararlanmalıyız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafa-dijitallesinuyarisi-85216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/6/1280x720/esnafa-dijitallesinuyarisi-1786519315.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere, tüketici alışkanlıklarının değiştiğini belirterek, ‘’Dijitalleşme esnaf ve sanatkar için fırsatlar sunuyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-herkeste-var-ekosistem-insa-edecek-marka-lazim-85206</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilgi herkeste var, ekosistem inşa edecek marka lazım&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ çağında rekabetin kurallarının yeniden yazıldığını söyleyen DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı ve Cerebrum Teknoloji Kurucusu Erdem Erkul, Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunduğunu düşünüyor. Erkul'a göre yeni dönemin asıl hedefi yalnızca teknoloji üretmek değil; girişim sermayesi, veri merkezleri ve güçlü insan kaynağını kullanarak Türkiye'de ekosistem yaratacak dünya çapında teknoloji markası çıkarmak.</strong></p>
<p>Teknoloji dünyası artık yalnızca yeni ürünlerin geliştirildiği bir alan değil; ülkelerin ekonomik gücünü, küresel rekabetini ve hatta jeopolitik konumunu belirleyen yeni bir yarış sahası. Yapay zekânın gündelik hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte oyunun kuralları da değişiyor. DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı ve Cerebrum Teknoloji Kurucusu Erdem Erkul, “Bu değişim Türkiye açısından önemli bir fırsat. Artık mesele yeni bir teknoloji icat etmekten çok, mevcut teknolojileri küresel ölçekte büyütecek markalar yaratabilmek” diyor.</p>
<p>"Bilgi artık herkeste var" diyen Erkul, yapay zekânın bilgiye erişim avantajını ortadan kaldırdığını, bundan sonra fark yaratacak unsurun analiz kabiliyeti, doğru soruları sorabilme ve ölçeklenebilir iş modelleri geliştirebilmek olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Bilginin demokratikleştiği çağda farkı marka yaratacak</h2>
<p>Erkul'a göre geçmişte bilgiye ulaşmak başlı başına bir rekabet avantajıydı. Bugün ise yapay zekâ sayesinde herkes aynı bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyor. Dolayısıyla ülkelerin rekabeti artık "kim daha fazla biliyor" üzerinden değil, "kim o bilgiyi daha hızlı değere dönüştürüyor" üzerinden şekilleniyor. Erkul, şunları söyledi:</p>
<p>"ABD’ye baktığımızda neredeyse her beş yılda bir, daha önce adını duymadığımız yeni bir teknoloji markasının dünya sahnesine çıktığını görüyoruz. Bugün Palantir, Anthropic gibi şirketler bunun en güncel örnekleri. Benim anlatmak istediğim de tam olarak bu. Türkiye'nin bugün güçlü markaları var ancak yeni nesil teknolojilerde de küresel ölçekte ses getirecek yeni markalar çıkarmamız gerekiyor. Asıl mesele, bu markaların doğacağı ekosistemi oluşturabilmek."</p>
<p>Türkiye'nin tam da bu noktada önemli bir avantaja sahip olduğunu söyleyen Erkul, toplumun hızlı adapte olabilen yapısını ve pratik çözüm üretme becerisini en önemli sermaye olarak görüyor. Cumhuriyet döneminden bugüne eğitim seviyesindeki yükselişe dikkat eden Erkul, özellikle yapay zekâ okuryazarlığının kısa sürede yaygınlaştırılabileceğine inanıyor. Ona göre Türkiye, dinamik nüfusu sayesinde teknolojik dönüşümü birçok ülkeden daha hızlı gerçekleştirebilir.</p>
<h2>Türkiye, satın almalarla küresel iddiasını artırabilir</h2>
<p>Erkul'un en çok üzerinde durduğu konu ise "marka." Ona göre teknoloji geliştirmek önemli ancak tek başına yeterli değil. Dünyanın en büyük şirketlerinin önemli bölümünün büyümesini satın almalarla gerçekleştirdiğini hatırlatan Erkul, Türkiye'nin de yalnızca yeni girişimler kuran değil, dünya çapında satın alma yapabilecek ve küresel ölçekte büyüyebilecek şirketler çıkarması gerektiğini söylüyor. Bunun için de girişim sermayesi kültürünün güçlenmesini, büyük şirketlerin teknoloji girişimlerine daha fazla yatırım yapmasını ve özel sektörün dönüşüme daha cesur yaklaşmasını öneriyor. Erkul'a göre Türkiye'nin yaratıcı insan kaynağı bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip.</p>
<h2>Problem çözme kültürü Türkiye'nin en büyük avantajı</h2>
<p>Bugüne kadar 80'den fazla ülkeye gittiğini anlatan Erkul, farklı kültürlerle çalışmanın kendisine önemli bir perspektif kazandırdığını söylüyor. Bu deneyimlerin sonunda vardığı en önemli sonuç ise Türk toplumunun problem çözme refleksinin birçok ülkeden daha güçlü olduğu. Hızlı karar alabilme, zor koşullarda çözüm üretebilme ve kolay vazgeçmeme kültürünün teknoloji girişimciliği açısından büyük avantaj olduğunu belirten Erkul, Türkiye'nin bu özelliğini daha görünür hale getirmesi gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2>Veri merkezi yarışı yeni dönemin stratejik alanı olacak</h2>
<p>Erkul’un dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de veri merkezleri. Erkul, yapay zekânın yalnızca yazılımdan ibaret olmadığını; veri, işlem gücü, GPU altyapısı ve siber güvenliğin aynı zincirin parçaları olduğunu anlatıyor. Bu nedenle veri merkezlerinin önümüzdeki yıllarda bazı ülkelerin kaderini değiştirecek kadar kritik hale geleceğini düşünüyor. Türkiye'nin belirli alanlarda net hedefler koymasının önemine değinen Erkul, tıpkı savunma sanayiinde olduğu gibi teknoloji alanında da odaklanılmış stratejiler geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>
<h2>Teknoloji şirketleri artık büyük gemiler değil, hızlı botlar</h2>
<p>Avrupa'daki teknoloji zirvelerinde de aynı tartışmaların yapıldığını anlatan Erkul, günümüz teknolojisinin ağır ve büyük yapılardan çok çevik organizasyonları öne çıkardığını söylüyor. Eskinin dev şirketlerini büyük gemilere benzeten Erkul, yeni teknoloji girişimlerinin ise çok daha küçük ama çok daha hızlı hareket eden botlar gibi çalıştığını ifade ediyor. Bu nedenle Türkiye'nin de büyük ölçekli dönüşümleri beklemek yerine hızlı hareket eden girişim ekosistemini desteklemesi gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DEİK'te hedef teknoloji ekosistemini büyütmek</span></h2>
<p>Yaklaşık 4,5 yıldır DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanlığı görevini yürüten Erdem Erkul, bu süreçte önceliklerinin teknoloji ekosisteminde ortak bir topluluk oluşturmak olduğunu anlatıyor. Girişim sermayesi, dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler konusunda iş dünyası ile kamu arasında farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını belirten Erkul, konsey bünyesinde kurulan ilişkilerin yeni iş birliklerine dönüştüğünü ifade ediyor. Ona göre teknoloji dönüşümü ancak kamunun, özel sektörün ve girişimcilik ekosisteminin aynı hedef etrafında buluşmasıyla hız kazanabilir. Erkul, 1,5 yıl daha konseyin başında olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya küçüldü Türk ağı büyüdü</span></h2>
<p>Erkul'un üzerinde durduğu bir başka konu ise dünyanın farklı ülkelerinde çalışan Türk profesyoneller. Bunu "beyin göçü" olarak değerlendirmediğini söyleyen Erkul, "Önemli olanın insanların bulunduğu yer değil, kalpleri kaybetmezsek, bu bizim yeni gücümüz olur" diyor. Bugün dünyanın birçok büyük teknoloji şirketinde Türk yöneticilerin görev aldığını hatırlatan Erkul, doğru network kurulduğu takdirde bunun Türkiye'nin teknoloji ekosistemi için önemli bir güç oluşturacağını düşünüyor. Ona göre fiziksel sınırlar eski önemini kaybetti; asıl değer bilgi paylaşımı ve güçlü bağlantılar kurabilmek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Meslek seçmeyin beceri geliştirin</span></h2>
<p>Gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarının doğal olduğunu söyleyen Erdem Erkul, mesleklerin isimlerinin değişebileceğini ancak becerilerin kalıcı olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Analitik düşünme, problem çözme, iletişim kurma ve öğrenmeyi öğrenmenin geleceğin en değerli yetkinlikleri olacağını belirten Erkul, üniversite tercihinin yalnızca bölüm seçmek değil; aynı zamanda bir çevre, kültür ve düşünme biçimi seçmek anlamına geldiğini ifade ediyor.</p>
<p>Gençlere merak ettikleri alanların peşinden gitmelerini tavsiye eden Erkul, hayatın tek bir sınav sonucu ya da tek bir tercih ile şekillenmediğini, karşılaşılan fırsatların ve sürekli öğrenmenin kariyerde belirleyici olduğunu söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-herkeste-var-ekosistem-insa-edecek-marka-lazim-85206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/6/1280x720/erdem-erkul-1786514314.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Bilgi herkeste var, ekosistem inşa edecek marka lazım&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erteleme-yerinde-simdi-sira-kalici-cozumde-85205</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erteleme yerinde, şimdi sıra kalıcı çözümde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektronik karşıt incelemede zorunlu uygulamanın 1 Ocak 2027 tarihine ertelenmesi önemli bir fırsat. Bu süreçte YMM ve SMMM’lerin görev ve sorumluluk dengesi yeniden ele alınmalı, SMMM’lerin iş yükü azaltılmalı ve öngörülen cezai yaptırımlar fiilin niteliği ve etkisine göre daha ölçülü ve kademeli hale getirilmelidir. </strong></p>
<p>Her yönüyle mali uygulamaların giderek daha çok dijital ortama taşındığı bir süreçte; elektronik Karşıt İnceleme (e-Karşıt) uygulamasının da dijital ortama taşınmış olmasının önemli bir adım olduğu açıktır. Ancak sahadan gelen geri bildirimler, e-Karşıt uygulamasının getirdiği iş yükü, öngörülen süreler, uygulanan cezalar ve genel işleyişi bakımından, doğrudan muhatabı mükellef olsa da, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM’ler) açısından ciddi zorluklar barındırdığı görülmüştür.</p>
<p>TÜRMOB olarak, ilgili tebliğde öngörülen cezaların azaltılması, bildirimlerin atlanmaması, sürelerin uzatılması ve özellikle iş yükünü artıran hükümlerin kaldırılması başta olmak üzere meslek mensuplarımız lehine değişikliklerin yapılması talebinde bulunulmuştur.</p>
<p>Taleplerimiz kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ilk etapta; 1 Sıra No’lu Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğde yapılan değişiklikle, elektronik karşıt inceleme uygulamasının zorunlu başlangıç tarihi, 1 Temmuz 2026’dan, 1 Ocak 2027’ye ertelenmiş bulunmaktadır. Bu yalnızca bir tarih değişikliği değil, aynı zamanda sahadan gelen geri bildirimlerin, uygulamada yaşanan güçlüklerin ve mali müşavirlerin dile getirdiği haklı kaygıların İdare tarafından değerlendirildiğini göstermektedir. Ancak bu ertelemenin tek başına sorunlara çözüm getirmediği ortadadır. Bu süre zarfında uygulamanın hukuki, teknik ve operasyonel yönleri yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Bu nedenle, Gelir İdaresi Başkanlığınca yapılacak düzenlemelerle, Yeminli Mali Müşavirlerin (YMM’lerin) de karşıt inceleme sürecinde gerekli veri girişlerini gerçekleştirebilmelerine imkân verilmeli, SMMM’lerin de ilgili mükelleflerle birlikte bilgilendirilmeleri, verdikleri hizmetlerin hakkaniyet dahilinde karşılığını alabilmeleri ve bu konuda her iki meslek unvanı arasında görev ve sorumlulukların daha doğru bir şekilde dağıtılması önemli bir adım olacaktır. Ayrıca YMM ve SMMM’ler arasında yapay ayrışmalar yaratılmamalı, doğrudan diyalog ve iş birliği ile mesleğin vakar ve onuruna yakışır bir biçimde mesleki uzmanlıkların entegre edilmesi, mesleğimizin kalitesi, etkinliği ve itibarı açısından çok kıymetli olacaktır.</p>
<p>Ayrıca e-karşıt inceleme sürecinde öngörülen cezai yaptırımların yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezaların, fiilin niteliği, etkisi ve gecikme süresi dikkate alınarak kademeli bir hale getirilmesi sağlanmalıdır. Aslında Vergi Usul Kanunda benzer beyan ve bildirimlerdeki bütün gecikmeler için kademeli ve kapsayıcı kademeli bir cezai uygulamaya ihtiyaç bulunduğunu düşünmeyiz.</p>
<p>Elektronik karşıt inceleme, 3568 sayılı Kanun çerçevesinde YMM’lerin yapacakları tasdik hizmetinin önemli bir unsurudur. Ancak bunun SMMM’lerin mevcut iş yükünü daha da artıracak, bedeli alınamayan bir angaryaya dönüşmesi engellenmelidir. Dijital dönüşümün temel amacı, iş süreçlerini kolaylaştırmak, mükerrer işlemleri azaltmak ve kamu hizmetlerini daha etkin hale getirmektir. Eğer yeni sistemler ilave bürokrasi oluşturuyor, aynı bilgilerin tekrar tekrar girilmesini gerektiriyor ve mali müşavirlere karşılığı olmayan yeni yükümlülükler getiriyorsa, bu durumda dijitalleşmenin amacına ulaştığını söylemek mümkün olmaz.</p>
<p>Bu amaçla TÜRMOB olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından uygulamaya konulan e-Karşıt İnceleme Sistemi entegrasyonunu, LUCA Mali Müşavir paketimize ekleyerek meslek mensuplarının kullanımına sunmuş bulunuyoruz. Böylece süresinde etkin çözümler üretebilecek bir entegrasyonla, bir ara dönem çözümü olarak, SMMM’ler birçok veriyi sisteme hızlı ve güvenli bir şekilde otomatik olarak aktarabileceklerdir. Benzer bir entegrasyonu diğer entegratör firmalar tarafından da meslektaşlarımızın hizmetine sunulacağı muhakkaktır.</p>
<p>Elbette bütün bu süreçlerde yalnızca teknik altyapının değil, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından uygulamanın sözünü ettiğimiz hukuki, operasyonel ve mesleki boyutlarının da gözden geçirilmesini beklediğimizi ve bunu yakından takip edeceğimizi belirtmek isteriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erteleme-yerinde-simdi-sira-kalici-cozumde-85205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erteleme yerinde, şimdi sıra kalıcı çözümde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-emtia-paralarini-destekleyecek-85202</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka ‘emtia paralarını’ destekleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c06c1b7fe5-1786513089.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zekanın küresel ekonomide yarattığı dönüşüm, gelişmekte olan ülke para birimleri için yükseliş vaat ediyor. Veri merkezlerinin hızla yayılması, elektrik şebekelerinin genişletilmesi, enerji depolama yatırımları ve robotik uygulamalar, yüksek miktarda metal ve mineral talebi doğururken, bu kaynaklara sahip ülkelerin ihracat gelirlerini ve döviz girişlerini artırabilir.</p>
<h2>Süreç, emtia süper döngüsüne benzetiliyor </h2>
<p>Şili, Peru, Brezilya, Endonezya ve Çin, yapay zekâ destekli yeni emtia döngüsünden yararlanabilecek başlıca gelişmekte olan ekonomiler arasında bulunuyor. Mevcut süreç analistler tarafından 2000’li yılların başında Çin’in hızlı sanayileşmesinin tetiklediği emtia süper döngüsüne benzetiliyor. O dönemde Çin’in kentleşme ve sanayi yatırımları demir cevheri, kömür ve bakır başta olmak üzere emtia talebini sıçratırken, ihracatçı ülkelerin para birimleri de güçlenmişti.</p>
<p>Bu kez talebin merkezinde veri merkezleri ve elektrik altyapısı bulunuyor. Yapay zeka sistemlerinin çalışması için gereken devasa elektrik kapasitesi, yeni üretim tesisleri ve şebeke yatırımlarını beraberinde getiriyor.</p>
<h2>Artan ihracat gelirleri döviz girişini güçlendirdi </h2>
<p>Metal fiyatlarının yükselmesi ise gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine birkaç kanaldan yansıyor. Artan ihracat gelirleri döviz girişini güçlendirirken, iyileşen ticaret dengesi yerel para üzerinde doğrudan destek yaratıyor. Madencilik gelirlerindeki artış kamu maliyesini rahatlatabilirken, maden ve işleme yatırımlarının ülkeye yabancı sermaye çekmesi de para birimine ek talep oluşturuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zekanın yarattığı talebin başında bakır var!</span></h2>
<p>■ Bakır: Yapay zekâ ekonomisinin en önemli metallerinden biri. Veri merkezlerinin kablolaması, elektrik dağıtımı, enerji iletim hatları ve şebeke yatırımlarında yoğun kullanılıyor. Yapay zekâ yatırımları arttıkça elektrik altyapısının genişlemesi de bakır talebini büyütüyor. Şili ve Peru bu nedenle yeni döngünün en doğrudan yararlanıcıları arasında. </p>
<p>■ Nikel: Yapay zekânın artan elektrik tüketimini karşılamak kadar, elektrik talebindeki dalgalanmaları yönetmek de önem taşıyor. Bataryalar ve şebeke ölçekli enerji depolama sistemleri bu noktada devreye giriyor. Dünyanın önemli nikel üreticisi Endonezya, bu zincirde stratejik konuma sahip. </p>
<p>■ Nadir toprak elementleri: Neodimyum, disprosyum ve benzeri elementler güçlü mıknatısların üretiminde kullanılıyor. Çip üretim ekipmanları, robotik sistemler ve yüksek performanslı bilgi işlem altyapısı açısından kritik öneme sahip. Çin, bu tedarik zincirinde özellikle güçlü konumda. </p>
<p>■ Gümüş: Yarı iletken kontaklarında ve yapay zekâ tesislerinin enerji ihtiyacını karşılamada giderek daha fazla kullanılan güneş panellerinde rol oynuyor. *Platin grubu metaller: Elektrik sistemleri, endüstriyel katalizörler ve gelecekte veri merkezlerinin enerji ihtiyacında kullanılabilecek hidrojen yakıt hücreleri açısından önem taşıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maden zengini ülkelerin parası avantajlı</span></h2>
<p>■ Şili pesosu: Bakır fiyatlarındaki yükselişten en doğrudan yararlanabilecek para birimlerinden biri. Bakır ihracat gelirlerinin artması ticaret dengesini iyileştirerek peso üzerinde destek yaratabilir. </p>
<p>■ Peru solu: Şili’ye benzer biçimde bakır talebindeki artıştan faydalanabilir. Ancak ülkedeki siyasi istikrarsızlığın madencilik yatırımları ve yatırımcı güveni üzerindeki etkisi önemli bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. </p>
<p>■ Endonezya rupisi: Nikel ihracatının yanı sıra işleme ve rafineri yatırımlarından da destek bulabilir. Ülkenin ham nikel ihracatını sınırlayarak yerel işleme kapasitesini geliştirmesi, döviz girişlerinin daha yüksek katma değerli ürünlerden sağlanmasını hedefliyor. </p>
<p>■ Brezilya reali: Yapay zekâ kaynaklı emtia yatırımlarından faydalanabilecek ülkeler arasında gösterdiği Brezilya, özellikle geniş maden ve enerji kaynakları sayesinde yeni döngüden yararlanabilir. </p>
<p>■ Çin yuanı: Çin’in nadir toprak elementleri ve mıknatıs tedarik zincirindeki güçlü konumu, ülkeye yapay zekâ altyapısının kritik girdileri üzerinde stratejik avantaj sağlıyor. Tedarik kısıtlamaları ise Çin’in pazarlık gücünü artırırken küresel şirketleri alternatif kaynak arayışına itiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-emtia-paralarini-destekleyecek-85202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/yapay-zeka-1754980540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ yatırımları yalnızca teknoloji şirketlerinin değerini değil, bakırdan nikele, nadir toprak elementlerinden gümüşe kadar çok sayıda metalin talebini de artırıyor. Bu yeni emtia dalgasının özellikle metal zengini gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini destekleyebileceği öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-415-kar-artisi-gerceklesti-hisseyi-tutan-fon-sayisi-152ye-indi-85201</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 415 kâr artışı gerçekleşti, hisseyi tutan fon sayısı 152’ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksinde bilançosunu açıklayan 18 şirketten 16'sı kârını artırırken ikisinin kârında düşüş gözlendi. Bankacılık ve sanayi şirketlerinin elde ettiği milyarlarca liralık kârlar öne çıkarken, Garanti Bankası yüksek kârlılığı ile en yakın rakibinin açık ara önünde duruyor.</strong></p>
<p>Altı aylık bilançolar gelmeye devam ediyor. Borsanın lokomotifi BIST 30 şirketlerin kârlılık oranları yatırımcıların stratejilerini temelden etkiliyor. Verilerini açıklayanlardan Ereğli %415 ve Tüpraş %320 kâr artışıyla öne çıkıyor. Garanti Bankası 63,70 milyar TL kâr üreterek hacim tarafında liderliğini kimseye bırakmaya niyetli olmadığını gösteriyor. Ancak her şirket için süreç arzu edilen büyümeyle sonuçlanmadı; Ford Otosan ve THY kârı düşen firmalar arasında yer alıyor. Veriler, yatırımcıların hareket ederken gelen sonuçlar ışığında hamlelerini planlamaları gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<h2>Kârı güçlü artanlar</h2>
<p>BIST 30 hisseleri içinde altı aylık sonuçlarını açıklayanlardan kârını en fazla artıran Ereğli oldu. Yılın ilk yarısında kârını %415,48 büyüterek 8,9 milyar TL’ye çıkardı. Yılbaşından bu yana %56,93 yükselen hisse, yatırımcısının yüzünü güldürdü. Son dönemde fonlar satış yaparken hisseyi elinde bulunduran fon sayısı 159’dan 152’ye indi.</p>
<p>Listede kârını en çok artıran ikinci firma %320 ile Tüpraş oldu. Şirket gelirdeki artışla birlikte dönem sonu net karını 49,8 milyar TL’ye yükseltti. Haziranın ikinci yarısında en düşük 215,10 TL’yi gördükten sonra yukarı yönelen hisse, 9,71 F/K çarpanıyla işlem görüyor. Firma, varil başına net rafineri marjı beklentisini 6-7 dolardan 13-15 dolara yükseltirken potansiyelini koruyor.</p>
<h2>Kârı yüksek olan</h2>
<p>Açıklanan bilançolar arasında kâr hacmiyle Garanti Bankası en tepede yer alıyor. Yılın altı ayında kârını %18,83 oranında artırarak 63,7 milyar TL’ye taşıyan banka, aynı zamanda gücünü hissettiriyor. Bununla birlikte hissenin fiyatı geride kalan iki yıldan bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Mevcut fiyatı ise Temmuz 2024’teki seviyelerinde bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0658bdfce-1786512984.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GELİŞMİŞ PİYASA MI, GELİŞMEKTE OLAN PİYASA MI?</strong></p>
<p><strong>Gelişmiş piyasa</strong>; istikrar, yüksek likidite, düşük enflasyon, şeffaflık, dayanıklılık. Sınırlı büyüme, düşük getiri, yüksek rekabet, doygun pazar.</p>
<p><strong>Gelişmekte olan piyasa</strong>; yüksek getiri, hızlı büyüme, ucuz değerleme, esneklik, fırsat. Dalgalanma, yüksek risk ve enflasyon, zayıf likidite.</p>
<p><strong>Gelen tutarlar sermaye avansı olduğundan ilerleyen süreçte bedelli gündeme gelecek</strong></p>
<p>DAP Gayrimenkul'ün bedelli sermaye artırımına gitme ihtimali var mı? ● Oktay Özkan</p>
<p>Oktay; DAP Gayrimenkul'ün hesaplarına mayıs ve haziran aylarında dört ayrı işlemle gönderilen ve toplamı 414 milyon TL'yi aşan nakit girişi söz konusu. Şirketin açıklamalarında gelen nakitlerin sermaye avansı olduğu belirtiliyor. Firma, acil nakit ihtiyacını aktarılan avanslarla giderirken, bunu ileride yapılacak bir sermaye artırımının da ön hazırlığı olarak görmek pek de yanlış olmaz. Bu sebeple, ilerleyen zaman diliminde bedelli sermaye artırımının ya da ödemeyi yapanlara yönelik tahsisli sermaye artırımının yapılması gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>Mevcut faaliyetlerini iştirakine devrederken kendisi elektrik piyasasına yöneliyor</strong></p>
<p>Özerden Ambalaj neden yaptığı işi yeni kurduğu iştirakine devrediyor? ● Halil Topal</p>
<p>Halil; Özerden Ambalaj'ın mevcut faaliyetlerini yeni kurduğu Bizofol Yalıtım şirketine devretmesinin ana nedeni, stratejik dönüşüm sürecini başlatmasıyla ilgili bulunuyor. Firma, esas sözleşme değişikliği ile elektrik sektöründe faaliyet yürütmek istiyor. Belirlediği yeni alana yönelmek amacıyla mevcut iş kolunu tamamen değiştirmeye gidiyor. Aldığı karar çerçevesinde, mevcut varlıklarıyla operasyonlarını önce Bizofol Yalıtım'a devredecek, sonrasında da iştirakin hisselerinin tamamını satarak sektörden kesin şekilde çıkış yapmış olacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>SRL sürdürülebilirlik hisse fonu yatırımcısına bir yılda %56 kazandırdı</strong></p>
<p>Pardus Portföy'ün yönetimindeki Sürdürülebilirlik Hisse Senedi (TL) Fonu (SRL), Mayıs 2025'ten bu yana işlem görüyor. Ocaktaki çıkışın ardından zayıflayan ivme temmuza kadar sınırlı bir performans sergilerken son bir ayda tekrar yönünü yukarı çevirmiş görünüyor. Mayıstan itibaren hacimde belirgin bir artış yaşandı. Ağustosta büyüme devam ederken hacmi 259,54 milyon TL'ye çıktı. Ağustosun ikinci haftası itibarıyla fona 69,61 milyon TL para girişi gözlendi. Doluluk oranı %14,63 seviyesinde olan fonun temel stratejisi, sürdürülebilir şirket paylarına yatırımda bulunmak üzerine kurulu. Portföyünün %77,97'si hisse senedi ve %22,03'ü vadeli işlem teminatlarından oluşuyor. Yıllık bazda %56,26 getiri sağlayan SRL, %25,87 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Hedef Araç Kiralama, Piyasadan TLREF + %2,5 faizle 300 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Hedef Araç, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 10.08.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%2,5 olarak belirlendi. 424 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 5 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 08.10.2027 olarak açıklandı. 10 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,91 seviyesinde bulunuyor. Hedef'in verdiği %2,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSHDAKE2723 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c06138f18f-1786512915.png" alt="" width="976" height="239" /><strong>IC ENTERRA YENİLENEBİLİR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Tüm depolamalı rüzgar projelerinin ÇED onayını alırken önemli bir aşamayı geçti</strong></p>
<p>IC Enterra, portföyündeki 485 megavatlık depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi projeleri kapsamında son olarak Erzincan'daki Depolamalı Koray RES projesi için ÇED Olumlu raporu aldığını duyurdu. Böylece şirketin ön lisansını aldığı tüm depolamalı rüzgar enerjisi projelerinin ÇED izin süreçleri tamamlanmış oldu. Yenilenebilir enerji yatırımlarında santral kurulumuna geçmek için ÇED onayını almak en önemli idari aşama olarak değerlendirilmekte. ÇED aşamasını tamamlamak yatırım takviminin daha hızlı ilerlemesini sağlarken kapasitesini büyütme yolu da açılmış olmakta.</p>
<p><strong>FORD OTOSAN</strong></p>
<p><strong>Operasyonlarının büyümesi için 2030 yılına kadar kademeli yatırımda bulunacak</strong></p>
<p>Ford Otosan, Ford Trucks operasyonlarının Avrupa pazarındaki büyümesini desteklemek, emisyon ve güvenlik gerekliliklerine uyum sağlamak amacıyla Ford Trucks New-Cab Programı kapsamında yatırım kararı aldığını duyurdu. 2030 yılına kadar kademeli olarak yapılacak net yatırımın 364 milyon euro olduğunu ifade ederken, bunun 122 milyon euroluk kısmını ön fizibilitede harcadığını belirtti. Ayrıca Iveco ile yapılan Ortak Geliştirme Anlaşması ve teşviklerle 96 milyon euroluk ek mühendislik katkısı sağlanarak, yeni nesil kabinin 2028 yılında devreye alınacağını bildirdi.</p>
<p><strong>1000 YATIRIMLAR HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Uzun vadeli planlama kapsamında iştiraki, depolamalı GES projesi satın alıyor</strong></p>
<p>1000 Yatırımlar Holding'in %76,67 iştiraki Meta Mobilite uzun vadeli planları kapsamında elektrik üretim ve depolama portföyü oluşturma yönünde kararını devreye alıyor. Bu doğrultuda, Balpınar Enerji firmasını satın almak üzere anlaştı. Balpınar Enerji'nin, 10 MWe /14,88 MWp kurulu güce sahip Depolamalı GES lisansı bulunurken, alım bedelinin 23,75 milyon TL olduğu belirtildi. Şirket böylece yenilenebilir enerji ve depolama alanındaki ilk lisanslı varlık edinimini gerçekleştirmiş oldu. Mevcut ve hazır bir lisans şirketinin alınması operasyonel takvimi hızlandıracak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Selçuk Ecza temmuzun ikinci yarısından bu yana gerilerken tutunmaya çalışıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c05f14e814-1786512881.png" alt="" width="294" height="234" /></strong>Selçuk Ecza'da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %52,31 ile toplamda 8,24 milyon lot artarak 24,01 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 30'dan 19'a geriledi. TLY fonu 7,71 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, RBH 177,8 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek Şeker Yatırım 140 TL ile "TUT" olarak önerirken; Oyak Yatırım 96 TL ile "Endekse Paralel" önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-415-kar-artisi-gerceklesti-hisseyi-tutan-fon-sayisi-152ye-indi-85201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 415 kâr artışı gerçekleşti, hisseyi tutan fon sayısı 152’ye indi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalatinda-dusus-var-ihracatta-alarm-suruyor-85200</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabı ithalatında düşüş var, ihracatta alarm sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Ayakkabı sektöründe son iki yıldır hızla artan ithalat 2026’nın ilk yarısında yön değiştirdi. TÜİK Genel Ticaret Sistemi verilerine göre, 2025’in ilk altı ayında 874,9 milyon dolar olan ayakkabı ithalatı, 2026’nın aynı döneminde yüzde 17,7 gerileyerek 720,3 milyon dolara düştü. Böylece ithalat tutarında yaklaşık 154,7 milyon dolarlık azalma yaşandı. Son 10 yılın ilk yarı verileri incelendiğinde, ithalatın 2020’de 242,5 milyon dolar seviyesinden 2025’te 875 milyon dolara kadar çıkarak 5 yılda yaklaşık 3,6 kat büyüdüğü görülüyor. 2026’nın ilk yarısındaki gerileme ise bu yükseliş trendinin ardından gelen ilk belirgin düşüş olarak kayıtlara geçti.</p>
<h2>Zirvenin ardından geri çekildi </h2>
<p>Yıllık verilere göre de ithalat son yıllarda hızlı bir artış sergiledi. 2021’de 587,8 milyon dolar olan ithalat 2022’de 962 milyon dolara, 2023’te 1,42 milyar dolara ve 2024’te 1,71 milyar dolarla tarihi zirvesine ulaştı. 2025 yılında ise 1,68 milyar dolara gerileyerek sınırlı bir düşüş gösterdi. İlk yarıda görülen yüzde 17,7’lik gerileme ise 2026 sonunda yıllık ithalatın da daha düşük gerçekleşebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c04f982798-1786512633.png" alt="" width="398" height="284" /></p>
<h2>İhracatta da düşüş sürüyor </h2>
<p>İthalattaki gerilemeye rağmen sektörün ihracat performansı da zayıf seyrediyor. 2025'in ilk yarısında 532,6 milyon dolar olan ayakkabı ihracatı, 2026'nın aynı döneminde yüzde 13,2 azalarak 462,2 milyon dolara indi. Böylece ihracatta yaklaşık 70,4 milyon dolarlık kayıp yaşandı. Yıllık bazda da benzer tablo dikkat çekiyor. 2022’de 1,31 milyar dolarla zirve yapan ayakkabı ihracatı, 2023’te 1,27 milyar dolara, 2024’te 1,16 milyar dolara ve 2025’te 1,01 milyar dolara gerileyerek üst üste üçüncü yıl düşüş kaydetti.</p>
<h2>Dış ticaret açığı da daraldı </h2>
<p>İthalattaki daha sert gerileme nedeniyle sektörün dış ticaret açığında kısmi bir iyileşme yaşandı. 2025'in ilk yarısında ihracat ile ithalat arasındaki fark 342,4 milyon dolar seviyesindeyken, 2026'nın ilk yarısında bu rakam 258,1 milyon dolara geriledi. Buna rağmen ithalatın ihracatı belirgin şekilde aşması, sektörün dış ticaret dengesinde yapısal sorunun devam ettiğini ortaya koydu. Sektör temsilcileri, ilk yarıda ithalattaki düşüşte iç talepteki yavaşlama, yüksek finansman maliyetleri ve tüketimdeki temkinli seyrin etkili olduğuna dikkat çekerken, ihracattaki gerilemenin ise başta Avrupa olmak üzere ana pazarlardaki zayıf talep ve rekabet baskısından kaynaklandığını belirtiyor. İş insanları, kalıcı iyileşme için yalnızca ithalatın gerilemesinin değil, ihracatın yeniden büyüme patikasına girmesinin kritik önem taşıdığını vurgulayarak bu kapsamda yan sanayi ürünlerinin ithalatını kolaylaştırıcı adımlar atılması gerektiğini belirtiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk yarıda ihracat miktarı da sert düştü</span></h2>
<p>Ayakkabı sektörü, 2026 yılının ocak-haziran döneminde ihracatta miktar bazında da önemli bir daralma yaşadı. İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) verilerine göre sektörün ihracat miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 azalarak 98 bin 179 çiftten 65 bin 734 çifte geriledi. Geçen yılın ilk yarısında çift başına 4,05 dolar olan ortalama ihracat değeri, bu yıl aynı dönemde yüzde 34,7 artışla 5,46 dolara çıktı. Sektörün en büyük ihracat pazarı Irak’a yapılan satışlar ilk yarıda yüzde 25,7 azalarak 44,6 milyon dolardan 33,2 milyon dolara geriledi. Almanya’ya ihracat da yüzde 20,9 düşüşle 31,2 milyon dolardan 24,7 milyon dolara indi. Polonya pazarı ise yüzde 25,2’lik gerilemeyle 20,3 milyon dolardan 15,2 milyon dolara düştü. Buna karşılık İtalya’ya ihracat yüzde 3,8 artışla 18,7 milyon dolardan 19,4 milyon dolara, Fransa’ya ihracat ise yüzde 3,7 yükselişle 12,4 milyon dolardan 12,9 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalatinda-dusus-var-ihracatta-alarm-suruyor-85200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, geçen yılın ilk yarısında 874,9 milyon dolar olan ayakkabı ithalatı, bu yılın aynı döneminde yüzde 17,7 gerileyerek 720,3 milyon dolara indi. Geçen yıl 875 milyon dolar olan ihracatta meydana gelen gerileme ise yükseliş trendinin ardından gelen ilk belirgin düşüş olarak kayıtlara geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bookingin-donusunu-saglayacak-teklif-mecliste-85199</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Booking’in dönüşünü sağlayacak teklif Meclis’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’deki faaliyetleri 2017’de mahkeme kararıyla durdurulan Booking.com’un dönüşünün önünü açacak 10 maddelik teklif TBMM’ye sunuldu. Meclisin 1 Ekim’e kadar tatile girmesi nedeniyle teklifin yasalaşması sonbahara kaldı.</p>
<p>Teklif, yabancı platformların Türkiye’deki faaliyet koşulları, yükümlülükleri ve yaptırımlarını düzenliyor. Platformlar, Kültür ve Turizm Bakanlığından izin belgesi alacak; başka işletme veya izin belgesi aranmayacak.</p>
<p>İki yıl geçerli olacak ve devredilemeyecek belge için 5 milyon lira ödenecek. Her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak tutarı Cumhurbaşkanı iki katına çıkarabilecek veya yarısına indirebilecek.</p>
<p>İzin için Dijital Hizmet Vergisi mükellefi olma, vergi borcu bulunmama, Türkiye’de tebligat adresi ile sorumlu gerçek veya tüzel kişi gösterme ve UETS adresini bildirme şartları aranacak. Tüzel kişi temsilcinin sermaye şirketi olması, yetkililerinden en az birinin Türk vatandaşı ve Türkiye’de yerleşik bulunması gerekecek. Gerçek kişi temsilci de bu koşulları taşıyacak. Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına ödenecek pay, Dijital Hizmet Vergisi matrahı üzerinden hesaplanacak.</p>
<p>Taahhüt edilen hizmetin eksik veya hiç sunulmaması halinde sözleşme başına 50 bin liradan 100 bin liraya kadar ceza verilecek. Turizm payını süresinde yatırmayan platforma 15 gün tanınacak; ödeme yapılmazsa izin iptal edilecek. Ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı veya turizmi baltalayıcı faaliyetler de iptal nedeni olacak. Belgesi iptal edilen platform altı ay başvuru yapamayacak.</p>
<p>Platformlar, Bakanlık belgeli konaklama tesisleri ile izinli turizm konutlarının satışını ve elektronik uçak bileti satışını doğrudan yapabilecek. Diğer seyahat hizmetleri belgeli acentalar, araç kiralama ise Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilen işletmeler üzerinden sunulacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı platformların yükümlülükleri</span></h2>
<p>■ İzin belgesi kapsamı dışında faaliyet gösterilemeyecek, başka ürünlerin satışı ve pazarlaması yapılamayacak. <br />■ İzin kapsamındaki hizmetler yalnızca bu amaçla kullanılan elektronik ticaret ortamında sunulacak. <br />■ Belgeye esas bilgilerdeki değişiklikler 15 gün içinde Bakanlığa bildirilecek; istenen belgeler 15 günde gönderilecek. <br />■ Konaklama tesisleri ile turizm amaçlı kiralanan konutların belge numaraları doğrulanarak ilanlarda gösterilecek. <br />■ Satış bedelinden alınan komisyon ve benzeri tutarlar, KDV hariç bedelin yüzde 17’sini aşamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bookingin-donusunu-saglayacak-teklif-mecliste-85199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı platformların Türkiye’deki faaliyet koşulları, yükümlülükleri ve yaptırımlarını düzenleyen 10 maddelik teklif Meclis&#039;e sunuldu. Teklif, Booking.com&#039;un da dönüşünün önünü açacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basra-irak-turkiye-avrupa-kalkinma-yolunda-petrol-karsiligi-insa-icin-fon-kurulabilir-85198</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Basra-Irak-Türkiye-Avrupa Kalkınma Yolu’nda petrol karşılığı inşa için fon kurulabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Türkiye ziyaretinde, 28 Temmuz’da imzalanan 5 anlaşmadan biri Kalkınma Yoluyla ilgiliydi. Irak ulaştırma bakanının kameralar önünde, imza töreninde açıkça İran’ı referans göstererek “sorun çıkarması” projenin ekonomik, siyasi rasyonelitenin ötesinde bir anlam taşıdığını göstermesi açısından diplomasi derslerinde dosya konusu olarak incelenebilecek bir örnekti. Irak Başbakanı’nın sert müdahalesiyle imza atıldı. İçinde “petrol karşılığı inşa” var ama detaylar bilinmiyordu.</p>
<p>Kalkınma Yolu uzun süredir gündemde. Hatta Körfez ülkelerinin katılımıyla inşasına yönelik bir deneme yapıldı, mesafe alınamadı. Şimdi yeni bir konjonktür, yeni bir model var. Projede ciddi bir hızlanma görülüyor. Hızlanmanın bölgedeki siyasi gerilimlerle, ittifaklarla hatta Türkiye’deki “Süreç” ile ilişkilendirmek için delil yok ama tümüyle ilgisiz demek de mümkün değil.</p>
<p>Bölge yeniden yapılanırken Kalkınma Yolu’nun inşasında da mesafe alındığı anlaşılıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, önceden anonslanmamış olmasına karşılık, gün içinde NTV televizyonuna açıklama yaptı, yeni detaylar verdi. “Proje bitseydi Hürmüz Boğazı gündem olmazdı. Dolayısıyla bize alternatif güzergahlar lazım. Normal zamanda bile alternatif güzergahlarımızın olması lazım. Bu anlamda Kalkınma Yolu’nu hayata geçirdiğimizde Hürmüz bypass ediliyor olacaktır” sözleri, proje bağlamında önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler olabileceğini akla getirdi.</p>
<p>■ Fon kurulacak, Türk şirketleri inşa edecek, Türkiye içinde de 500 km demiryolu yapımı-iyileştirmesi gerekli Önemli bilgilerden biri önceliğin demiryoluna verileceği. Uraloğlu, demiryolu ile sadece Körfez değil, Çin’den Avrupa ve Londra’ya kadar ulaşımda yaklaşık 14 gün ile mevcutların içinde en kısa güzergahın ortaya çıkacağını söyledi. </p>
<p>■ Irak tarafındaki inşa için başka bir finansman modeli düşünülmüyor, Türkiye tarafı için AB ile görüşülüyor.</p>
<p>Bir başka önemli detay, imzalanan belgede biraz belirsizlik taşımasına karşılık Irak tarafının inşaat maliyetini petrol karşılığı ödemeyi tamamiyle kabul ettiği bilgisi oldu. Bakan’a göre Türkiye zaten demiryolu inşasında çok büyük müteahhitlik şirketlerine sahip. Irak içindeki yaklaşık 1200 km. demiryolunu Türk şirketleri yapacak, Bir fon kurulacak ve gelirler bu fona aktarılıp, müteahhitlerin ödemesi yapılacak.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türkiye içinde de yaklaşık 500 km demiryolu inşası-iyileştirmesine ihtiyaç olduğunu açıkladı. Bunun finansmanı için AB kuruluşlarıyla görüşüldüğünü ve onların da finansman sağlamaya istekli olduğunu söyledi.</p>
<p>Peki maliyet ne kadar? Bakan Uraloğlu sadece Irak içindeki bölüm için “15-20 milyar dolar” ifadesini kullandı. Elbette tahmin aralığının 5 milyar dolar farkla söylenmesi, çalışmaların çok ilerlemediği şeklinde yorumlamak mümkün!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basra-irak-turkiye-avrupa-kalkinma-yolunda-petrol-karsiligi-insa-icin-fon-kurulabilir-85198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/56-1786511404.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Basra-Irak-Türkiye-Avrupa Kalkınma Yolu’nda petrol karşılığı inşa için fon kurulabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-kalicilasmasi-ve-gecici-onlemlerle-idare-edilmeye-calisilmasi-85196</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Krizlerin kalıcılaşması ve geçici önlemlerle idare edilmeye çalışılması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Krizlerin kalıcılaşması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğurmakta. İnsanlar belirsizlik içinde yaşamaya alışmak zorunda kalırken, gelecek planları yapmakta zorlanıyorlar. Bu nedenle sorunları ertelemek yerine köklü çözümler üretmek büyük önem taşımaktadır.</strong></p>
<p>Günümüzde insanlar neredeyse her gün yeni bir kriz haberiyle karşılaşıyor. Ekonomik krizler, barınma sorunları, işsizlik, eğitimde yaşanan sıkıntılar, çevre problemleri ve toplumsal gerilimler artık hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda. Oysa kriz denilen şeyin doğası gereği geçici olması beklenir. Bir sorun ortaya çıkar, gerekli tedbirler alınır ve zaman içinde çözülür. Ancak son yıllarda birçok alanda yaşanan gelişmeler, krizlerin geçici olmaktan çıkıp kalıcı hale gelmeye başladığını gösteriyor.</p>
<p>Bunun en önemli nedenlerinden biri, uzun vadeli çözümler yerine günü kurtarmaya yönelik uygulamaların tercih edilmesidir. Sorunun kaynağını ortadan kaldırmak yerine, etkilerini kısa süreliğine hafifletmeye çalışan yaklaşımlar yaygınlaşmaktadır. Böyle olunca da kriz çözülmüyor, sadece bir süreliğine erteleniyor.</p>
<p>Örneğin ekonomik sıkıntılar yaşayan bir ülkede hayat pahalılığı arttığında vatandaşın satın alma gücü düşer. Bu durumda geçici destekler veya kısa süreli kampanyalar insanlara bir nebze nefes aldırabilir. Ancak üretim sorunları, verimlilik eksikliği, yüksek maliyetler veya yapısal ekonomik problemler çözülmediği sürece aynı sıkıntılar tekrar ortaya çıkar. Sonuçta vatandaş sürekli yeni bir destek bekler hale gelirken, temel sorunlar yerinde kalır.</p>
<p>Benzer bir durum şehirlerdeki konut krizinde de görülmektedir. Ev fiyatları ve kiralar yükseldiğinde insanlar barınma konusunda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Sorunun temelinde yetersiz konut üretimi, plansız şehirleşme veya gelir dağılımındaki bozukluk gibi nedenler bulunabilir. Ancak kalıcı çözümler üretmek yerine sadece geçici düzenlemeler yapılırsa sorun ortadan kalkmaz. Bir süre sonra aynı tartışmalar yeniden gündeme gelir.</p>
<p>Eğitim alanında da benzer örnekler görmek mümkündür. Sınav sistemlerinde yaşanan sıkıntılar, müfredat tartışmaları veya eğitim kalitesine ilişkin sorunlar yıllardır konuşulmaktadır. Ancak köklü reformlar yerine sık sık yapılan küçük değişiklikler çoğu zaman beklentileri karşılamamaktadır. Sonuç olarak öğrenciler, veliler ve öğretmenler sürekli değişen kurallara uyum sağlamaya çalışırken temel problemler devam etmektedir.</p>
<p>Krizlerin kalıcı hale gelmesinin bir başka nedeni de toplumun zamanla bu sorunlara alışmasıdır. İlk ortaya çıktığında büyük tepki çeken bir problem, yıllar boyunca devam ettiğinde normal kabul edilmeye başlanabilir. İnsanlar başlangıçta geçici olduğunu düşündükleri sıkıntıları hayatın doğal bir parçası olarak görmeye başlayabilir. Bu durum ise çözüm arayışlarını zayıflatır.</p>
<p>Örneğin yüksek enflasyonun uzun süre devam ettiği dönemlerde vatandaşlar sürekli değişen fiyatlara alışmak zorunda kalır. İşletmeler de buna göre hareket eder. Böylece olağan olmayan bir durum zamanla olağanmış gibi algılanmaya başlanır. Ancak alışılmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>
<p>Krizlerin sürekli ertelenmesi, gelecekte daha büyük maliyetlerin ortaya çıkmasına da neden olur. Bugün çözülmeyen bir sorun yarın daha karmaşık hale gelebilir. Küçük bir çatlak zamanında onarılmazsa ileride büyük bir yıkıma dönüşebilir. Toplumsal ve ekonomik meselelerde de aynı durum geçerlidir. Ertelenen her problem zamanla daha fazla kaynak, daha fazla emek ve daha fazla zaman gerektirir.</p>
<p>Bu durum vatandaşların kurumlara olan güvenini de etkileyebilir. İnsanlar aynı sorunların yıllarca devam ettiğini gördüklerinde çözüm üretme kapasitesine ilişkin soru işaretleri yaşamaya başlayabilir. Sürekli geçici tedbirlerle karşılaşan toplumlar, geleceğe dair umutlarını korumakta zorlanabilirler. Çünkü insanlar yalnızca bugünün değil, yarının da güvence altında olmasını ister.</p>
<p>Uzmanlar, kalıcı çözümlerin ancak uzun vadeli planlama, güçlü kurumlar ve kararlı uygulamalarla mümkün olabileceğini vurgulamaktadır. Sorunların kaynağına inmeden yapılan müdahaleler çoğu zaman sadece zaman kazandırır. Oysa asıl ihtiyaç, geleceği düşünerek hareket etmek ve krizlerin tekrar ortaya çıkmasını önleyecek adımları atmaktır.</p>
<p>Elbette bazı durumlarda geçici önlemler kaçınılmaz olabilir. Acil bir sorun karşısında hızlı müdahale etmek gerekebilir. Ancak geçici önlemler kalıcı çözümün yerini almamalıdır. Aksi halde toplum sürekli aynı problemlerle mücadele etmek zorunda kalır.</p>
<p>Sonuç olarak krizlerin kalıcılaşması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğurmaktadır. İnsanlar belirsizlik içinde yaşamaya alışmak zorunda kalırken, gelecek planları yapmakta zorlanabilmektedir. Bu nedenle sorunları ertelemek yerine köklü çözümler üretmek büyük önem taşımaktadır. Çünkü gerçek başarı, krizleri yönetmek değil, onları kalıcı olarak ortadan kaldırabilmektir. Toplumların güçlü ve sürdürülebilir bir gelecek kurabilmesi de ancak bu anlayışla mümkün olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-kalicilasmasi-ve-gecici-onlemlerle-idare-edilmeye-calisilmasi-85196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Krizlerin kalıcılaşması ve geçici önlemlerle idare edilmeye çalışılması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-ulkeleri-icinde-en-az-calisma-suresine-sahip-ulke-85195</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, AB ülkeleri içinde en az çalışma süresine sahip ülke…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eurostat’ın 2025 yılı çalışma sürelerine ilişkin verileri, Türkiye’nin Avrupa ortalamasının oldukça gerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik kadınlarla erkekler arasındaki çalışma süresi farkı da dikkat çekici boyutta. Çalışma süresinin yanı sıra izin ve tatil uygulamalarında da Türkiye’nin kendine özgü bir tablosu bulunuyor.</strong></p>
<p>Eurostat, 2025 yılına ilişkin çalışma sürelerini yayımladı.</p>
<p>Türkiye, her alanda olduğu gibi, bu göstergelerde de sınıfta kalmış görünüyor.</p>
<p>Bir ülke düşünün gelişmiş ülkeler düzeyine gelebilmek adına daha çok çalışması gerektiği halde daha az çalışıyor. AB istatistik biriminin son rakamları Türkiye’nin bu açmazını sergiliyor.</p>
<p>AB’nin 27 ülkesinde 15 üzeri bireylerin tahmini ortalama çalışma süresi 37,5 yıl. 2024 sonuçları da bu şekilde. Bu ülkeler içerisinde Hollanda’nın çalışma süresi 44 yıl. İsveç’in 43,4 yıl, İsviçre’nin 42,8 yıl. Almanya gibi bir teknoloji ülkesinde bu süre 40.2 yıl. AB’nin çalışma süresi en düşük 3 ülkesi ise Bulgaristan, İtalya ve Romanya.</p>
<p>Türkiye’nin ortalama çalışma süresi ise 30,4 yıl. Yani Hollanda’da bir yetişkin Türkiye’nin yaklaşık bir buçuk katı daha fazla süre çalışıyor.</p>
<p>Avrupa’da erkeklerin ortalama çalışma süresi kadınlardan 4,1 yıl daha fazla. Yani AB’de erkeklerin ortalama çalışma süresi 39,5 yıl iken kadınlarda bu süre 35,4 yıl. Cinsiyet açısından bakıldığında, erkeklerde yine Hollanda 45,9 yıl ile en uzun süreli çalışmada ilk sırada yer alıyor. Buna karşın Bulgaristan’da erkekler 35,9 yıl çalışma süresi ile en kısa süreyi ifade ediyor.</p>
<p>Kadınlarda ise 42,3 yıl ile İsveç en uzun süreli çalışmada ilk sırada yer aldığı halde, İtalya 28,4 yıl ile en kısa süreli çalışılan ülke konumunda.</p>
<p>Türkiye özelinde baktığımızda; Türkiye’de kadınların ortalama çalışma süresi 20,7 iken, erkeklerde 39,5 yıl. Kadın ve erkek çalışanlar arasında çok ciddi fark var ve kadınlar erkeklerden 18,8 yıl daha az çalışıyor. Öte yandan Türkiye’de kadınlar AB ülkeleri ortalamasından da 14,7 yıl daha az çalışıyor.</p>
<p>Bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye’nin EYT modeli erken emeklilik garabeti veya yanlışı sürekli gündeme geliyor. Önümüzdeki süreçte kademeli veya kademesiz yeni bir EYT yanlışının geleceğini tahmin etmek zor olmuyor.</p>
<p>Aynı şekilde ülkemiz, tatil ve izinler açısından da yeteri kadar cömert!...</p>
<p>Avrupa’da çalışanlara en fazla izin günü sunan ülke <strong>Estonya</strong>. Bu yıl ülkede toplam 40 gün tatil hakkı bulunuyor; bunun 28 günü doğrudan yasal yıllık izinden oluşuyor. Geri kalan günler ise resmi tatil günleri. <strong>İzlanda </strong>ve <strong>Norveç </strong>39’ar günlük izin süresiyle ikinci sırada yer alıyor. Üçüncü sırada ise 38 günlük toplam tatil hakkı sunan Malta ve Avusturya bulunuyor. <strong>Almanya</strong> ise 29 günlük toplam tatil süresiyle listenin üst sıralarından uzak. Ülkede çalışanlara yasal olarak 20 gün yıllık izin ve 9 ulusal resmi tatil günü veriliyor.  Avrupa’nın en az izin hakkı sunan ülkeleri ise Birleşik Krallık ve Hollanda. Her iki ülke de çalışanlara toplamda 28 günlük izin hakkı tanıyor.</p>
<p>Türkiye'de her yıl sabit olan ulusal, resmi ve dini bayramların toplam süresi <strong>15,5 gündür</strong>. Hafta sonlarıyla veya köprü izinlerle birleştirildiğinde bu süre uzayabiliyor. Kamu ve özel sektörde çalışanlara farklı izin süreleri veriliyor. Özel sektörde 1 günden başlıyor ve yükseliyor, buna karşın kamu sektöründe hizmet süresine göre 30 güne kadar çıkabiliyor.</p>
<p>Şimdi şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Türkiye acaba bu kadar kısa çalışma süresine tabi olmak zorunda mı? Aynı şekilde Türkiye, özellikle Hükümet tasarruflarıyla fiilen 9 güne kadar çıkartılan korsan veya kaçamak tatilleri yapmak durumunda mı?</p>
<p>Bu sorulara küçük konular merceğinden bakmayalım. Ülke genelinde ne kadar olumsuz etki yaptığı konusuna odaklanalım. Çağdaş ülke trendlerinden ve uygulamalarından uzaklaştığımız sürece fiilen de gelişemeyeceğimizi unutmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-ulkeleri-icinde-en-az-calisma-suresine-sahip-ulke-85195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, AB ülkeleri içinde en az çalışma süresine sahip ülke… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-bina-sertifikasi-nedir-4-adimda-nasil-alinir-85194</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil bina sertifikası nedir 4 adımda nasıl alınır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL İBRAHİM DİNDİ - İnvesttime Arsa Ofisi Kurucusu</strong></p>
<p>İklim kriziyle mücadele, karbon ayak izinin azaltılması ve enerji kaynaklarının verimli kullanılması gibi küresel öncelikler, inşaat ve gayrimenkul sektörünü kökten bir dönüşüme zorluyor. Artık bir yapının sadece estetik veya konforlu olması yetmiyor, çevreye ne kadar duyarlı olduğu da bir o kadar önem taşıyor. Sektördeki bu dönüşümle birlikte yatırımcıların ve müteahhitlerin ajandasına giren “Yeşil Bina Sertifikası”, bir mülkün hem prestijini hem de finansal değerini doğrudan artıran en kritik unsurlardan birisi haline geldi. LEED, BREEAM gibi uluslararası sistemlerle tescillenen bu yapılar, enerji tasarrufundan su yönetimine kadar pek çok alanda yüksek standartlar sunuyor.</p>
<p>Yeşil bina sertifikası, bir yapının tasarım aşamasından başlayarak inşaat süreci, işletilmesi ve hatta yıkımına kadar olan tüm yaşam döngüsünde çevreye minimum zarar verdiğini, kaynakları minimum düzeyde tükettiğini kanıtlayan uluslararası geçerliliğe sahip bağımsız bir tescil belgesidir. Yeşil binalar, standart binalara kıyasla %30-%50 arasında enerji, %40’a yakın su tasarrufu sağlıyorlar. Bu durum, işletme maliyetlerini ciddi oranda düşürüyor. Ayrıca, bu sertifikaya sahip mülklerin kira ve satış değerleri daha yüksek olurken, uluslararası fonlardan ve “Yeşil Kredi (Green Loan)” imkânlarından daha kolay yararlanabiliyor. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikler kapsamında, yeşil bina sertifikası alan projelere, belediyeler tarafından imar avantajları, harç indirimleri veya bazı vergi muafiyetleri gibi çeşitli yerel teşvikler de sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>4 maddede aşamalar nelerdir? </strong></p>
<p>Bir yapının, Yeşil Bina Sertifikası alabilmesi için profesyonelce yönetilmesi gereken belirli aşamaları bulunuyor ve sürecin genel hatlarına ilişkin şunlar söylenebilir.</p>
<p><strong>1- Sertifika sisteminin ve hedeflerinin belirlenmesi:</strong> Projenin başında hangi sertifika türünün (Örn: LEED Gold) hedefleneceği netleştirilir.</p>
<p><strong>2- Yeşil bina danışmanı ile çalışma:</strong> Süreç oldukça teknik detaylar barındırdığından, akredite bir yeşil bina danışmanı ile sözleşme imzalanır.</p>
<p><strong>3- Kriterlere uygun tasarım ve inşaat:</strong> Yapı; Sürdürülebilir Arazi Seçimi, Su Verimliliği, Enerji ve Atmosfer (Yenilenebilir Enerji), Malzeme ve Kaynaklar (Geri Dönüşümlü Malzeme), İç Mekan Kalitesi gibi ana başlıklardaki kriterlere uygun olarak inşa edilir.</p>
<p><strong>4- Denetim ve planlama:</strong> İnşaat bitiminde, tüm tasarım ve uygulama verileri ilgili uluslararası kuruluşa (Örn: USGBC) sunulur. Kurumun yaptığı denetimler sonucunda, toplanan puanlara göre “Yeşil Bina Sertifikası” hakkı kazanılır.</p>
<p><strong>Yaygın kullanılan “Yeşil Bina Sertifikası” isimleri nelerdir? </strong></p>
<p>Dünyada ve ülkemizde en yaygın kullanılan yeşil bina sertifika sistemleri şunlardır:</p>
<p>1- LEED (ABD): Dünyada en yaygın kullanılan, gümüş, altın ve platin gibi derecelendirmeleri olan sistemdir.</p>
<p>2- BREEAM (İngiltere): Avrupa menşeili, binaların çevresel performansını ölçen en eski sertifikasyon modelidir.</p>
<p>3- B.E.S.T / ÇEDBİK (Türkiye): Türkiye’nin coğrafi ve kültürel şartlarına uygun olarak Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği tarafından geliştirilen yerli sertifika sistemidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-bina-sertifikasi-nedir-4-adimda-nasil-alinir-85194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil bina sertifikası nedir, 4 adımda nasıl alınır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenler-asgari-ucret-destegini-hangi-durumlarda-kaybeder-85193</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşverenler asgari ücret desteğini hangi durumlarda kaybeder?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2026 yılında işverenlere çalışan başına aylık 1.269,90 lira asgari ücret desteği sağlanırken, destekten yararlanma şartları da sıkı kurallara bağlandı. Sigortasız işçi çalıştırılması, sahte sigortalılık, prime esas kazancın eksik bildirilmesi ve muvazaalı işlemler desteğin kaybedilmesine yol açarken, daha önce alınan destekler de gecikme cezası ve zammıyla birlikte geri alınabilecek.</strong></p>
<p>Asgari ücret desteği, işverenlerin artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet güçlerini korumalarına ve kayıtlı istihdamın sürdürülebilirliğine katkı sağlayan önemli bir uygulamadır.</p>
<p>Ancak, bu desteğin sağladığı mali avantaj, işverenler bakımından aynı zamanda dikkatli bir uyum yönetimini de zorunlu kılmaktadır. Zira destekten yararlanma şartlarının ihlali, yalnızca ilgili döneme ilişkin destek hakkının kaybedilmesiyle sınırlı kalmamakta, daha önce yararlanılmış destek tutarlarının fer’ileriyle birlikte geri alınması sonucunu da doğurabilmektedir.</p>
<p>Asgari ücret artışlarının işverenler üzerindeki mali yükünü hafifletmek amacıyla, 2016 yılından bu yana belirli şartlar ve süreler dâhilinde İşsizlik Sigortası Fonundan asgari ücret desteği sağlanmaktadır.</p>
<p>İşverenlere sağlanan asgari ücret desteği, özellikle çalışan sayısı yüksek olmakla birlikte genel ücret seviyesi düşük olan işyerleri açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, destekten yararlanmak amacıyla mevzuata aykırı işlemlerle haksız kazanç sağlanması veya muvazaalı işlemlere başvurulması gibi durumlarla da karşılaşılabilmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda, 2026 yılı asgari ücret desteğine ilişkin genel bilgiler, destekten yararlanma şartları, muvazaa kavramı ve hileli işlemlere karşı SGK tarafından uygulanan yaptırımlar ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Asgari ücret desteği ve verilme amacı</strong></p>
<p>Asgari ücret desteği, işverenlere çalıştırdıkları sigortalı başına belirli bir tutarda Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aracılığıyla İşsizlik Sigortası Fonundan sağlanan mali destektir. Bu destek, özellikle asgari ücretteki artışların işveren maliyetlerini artırması nedeniyle, işverenlerin yükünü hafifletmek ve kayıtlı istihdamı teşvik etmek amacıyla verilmektedir.<br />İlk olarak 2016 yılında uygulamaya konulan bu destek mekanizması, her yıl yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmekte ve ülke genelinde kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi, istihdamın korunması ve yeni iş alanlarının oluşturulması hedeflenmektedir. Bu yönüyle söz konusu destek yalnızca mali bir teşvik niteliği taşımamakta, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğine de katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>2026 yılı asgari ücret desteği tutarı ve yararlanma şartları</strong></p>
<p>Yapılan yasal düzenleme uyarınca, 2026 yılı Ocak-Aralık döneminde çalışan sayısı ve sektör ayrımı yapılmaksızın işyerlerine <strong>günlük 42,33 TL</strong>, <strong>aylık 1.269,90 TL</strong> tutarında destek sağlanacaktır.</p>
<p>Söz konusu destekten tüm işverenler değil, yalnızca aşağıda belirtilen şartları sağlayan işverenler yararlanabilmektedir.</p>
<p>1.Prim belgelerinin (APHB/ MPHB) yasal süresi içerisinde verilmesi,</p>
<p>2.Tahakkuk edecek cari ay sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmesi,</p>
<p>3.Prime esas kazancın eksik bildirildiği veya hiç bildirilmediği yönünde bir tespit yapılmamış olması,</p>
<p>4.İşyerinin yasal ödeme süresi geçmiş prim borcu, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve zammı borçlarının bulunmaması, varsa borçların yapılandırılmış veya tecil ve taksitlendirilmiş olması,</p>
<p>5.Çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirdiği sigortalıları fiilen çalıştırmadığı yönünde herhangi bir tespitin bulunmaması,</p>
<p>6.2026 yılı öncesi tescil edilmiş olan işyerleri için; 2026/Ocak-Aralık döneminde 5510/4-1 (a) bendi kapsamında uzun vade sigorta kollarından bildirilen sigortalı sayısının, 2025 yılı Ocak ila Aralık ayında 5510/4-1 (a) kapsamında uzun vade sigorta kollarından en az bildirim yapılan aydaki sigortalı sayısından az olmaması,</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<p><strong>Asgari ücret desteğini kaybettiren durumlar</strong></p>
<p>Aşağıda belirtilen durumlarda işverenler asgari ücret desteğinden yararlanamamakta, destekten yararlanıldığının sonradan anlaşılması halinde ise yararlanılan destek tutarları iptal edilerek gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri tahsil edilmektedir.</p>
<p><strong>1) Sigortasız işçi çalıştırılması</strong></p>
<p>Kayıt dışı istihdamla mücadelede caydırıcılığı sağlamak amacıyla, hemen hemen tüm sigorta primi teşvik ve desteklerinde sigortasız işçi çalıştırılması halinde söz konusu teşvik ve desteklerden yararlanılamayacağı yönünde düzenlemelere yer verilmektedir.</p>
<p>Asgari ücret desteğinden yararlanma şartları arasında da benzeri bir düzenleme yapılmıştır.</p>
<p>Buna göre, çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>2) Sigortalı olarak bildirilen kişinin fiilen çalıştırılmaması</strong></p>
<p>Asgari ücret desteğinin kaybedilmesine yol açan işlemlerden biri de bazı kişilerin gerçekte işyerinde fiilen çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi sigortalı gösterilmesidir. Bu durum uygulamada sahte sigortalılık olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p>Buna göre, SGK’ya sigortalı olarak bildirilen kişilerin gerçekte fiilen işyerinde çalışmadığı hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından,</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan,</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>3) Prime esas kazancın eksik bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi</strong></p>
<p>İşyerinde çalışan sigortalıların sigorta primine esas kazançlarının eksik bildirildiği veya hiç bildirilmediği hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p>Ancak ilgili ayda, 2026 yılına ait <strong>aylık brüt asgari ücretin onda birini (3.303,00</strong> <strong>TL’yi) </strong><strong>aşmayacak</strong><strong> tutarda</strong> eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti halinde, Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri destekten yararlanmaya devam edebilecektir.</p>
<p><strong>4)</strong> <strong>Muvazaalı işlemlere başvurulması</strong></p>
<p>Hukuki anlamda muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek bir işlemi gerçekte var olmayan veya tarafların gerçek iradesini yansıtmayan şekilde düzenlemeleri anlamına gelmektedir.</p>
<p>Sosyal güvenlik uygulamalarında muvazaa, genellikle destekten haksız şekilde yararlanmak amacıyla yapılan sahte veya gerçeğe aykırı bildirimler şeklinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Asgari ücret desteğinden yararlanmak amacıyla gerçekleştirilen bazı işlemler, SGK tarafından muvazaalı işlem olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Buna göre, asgari ücret desteğinden yararlanmak amacıyla;</p>
<p>- Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad, unvan ya da bir iş birimi olarak açılması,</p>
<p>- Yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması,</p>
<p>- Şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi,</p>
<p>gibi muvazaalı işlemlere başvurduğu anlaşılan işyerleri, 2026/Ocak-Aralık döneminde asgari ücret desteğinden yararlanamayacak, daha önce destekten yararlanılmış olması halinde ise karşılanan tutarlar gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Asgari ücret desteği, işverenlerin istihdam maliyetlerini azaltan önemli bir teşvik olmakla birlikte, bu destekten yararlanma hakkı mutlak ve koşulsuz değildir. İşverenlerin destekten yararlanabilmeleri için prim belgelerini süresinde vermeleri, prim borçlarını yasal süresinde ödemeleri, sigortalı bildirimlerini gerçeğe uygun yapmaları ve muvazaalı işlemlerden kaçınmaları gerekmektedir.</p>
<p>Özellikle kayıt dışı istihdam, sahte sigortalılık, eksik prime esas kazanç bildirimi ve destekten yararlanmak amacıyla yapılan organizasyonel değişiklikler SGK tarafından denetlenmekte ve bu tür işlemler destek hakkının kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle, söz konusu imkândan güvenli şekilde yararlanılabilmesi için bordro, sigortalılık, prim ödeme ve işyeri organizasyonu süreçlerinin mevzuata uyumlu yürütülmesi gerekmektedir.</p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenler-asgari-ucret-destegini-hangi-durumlarda-kaybeder-85193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşverenler asgari ücret desteğini hangi durumlarda kaybeder? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teşvikler savaşı: Yeni korumacılık nasıl işliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK III</strong></p>
<p><strong>AYÇA TEKİN-KORU</strong></p>
<p>Devlet, şirketlerin riskini üstlenirken ortaya çıkan kazancın ne kadarının toplumda kalacağını da düşünmek zorundadır. Aksi hâlde sanayi politikası, dönüşümü hızlandıran bir araç olmaktan çıkar; siyasal nüfuzu güçlü şirketlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşür.</p>
<p>Geçen <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115?preview=true" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> serbest ticaret anlayışının neden stratejik özerklik ve ekonomik güvenlik ekseninde yeniden şekillendiğini ele almıştım.</p>
<p>Devletler artık yalnızca bir ürünün nerede daha ucuza üretildiğine bakmıyor. Aynı zamanda o ürüne kriz zamanlarında erişip erişemeyeceklerini, üretimin belirli ülkelerde yoğunlaşmasının ne kadar riskli olduğunu ve kritik teknolojilerde başkalarına ne ölçüde bağımlı kalabileceklerini de hesaplıyor.</p>
<p>Bu değişim, korumacılığın biçimini de değiştiriyor. Eski korumacılık daha kolay tanınırdı. Devlet ithal edilen ürüne gümrük vergisi koyar, miktar kısıtlaması getirir veya bir biçimde yerli üreticiyi dış rekabetten korurdu. Yeni korumacılık ise yalnızca malların sınırdan girişini zorlaştırmıyor. Fabrikaların, araştırma merkezlerinin, patentlerin, nitelikli iş gücünün ve tedarikçi ağlarının hangi ülkede oluşacağını da etkilemeye çalışıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle yeni rekabetin temel sorusu artık yalnızca, <em>“Kim ne kadar ihracat yapacak?” </em>değil, <em>Geleceğin üretim kapasitesi nerede kurulacak?” </em>sorusu.</p>
<p><strong>Koruma değil yönlendirme</strong></p>
<p>Bugün sanayi politikasının en güçlü araçlarından biri teşvikler. Vergi indirimleri, ucuz krediler, enerji destekleri, kamu alım garantileri, araştırma fonları, altyapı yatırımları ve yerli üretim koşulları aynı hedef için kullanılıyor:</p>
<p>Özel yatırımı belirli sektörlere ve belirli coğrafyalara yönlendirmek. Bu nedenle teşvikleri yalnızca şirketlere verilen mali destekler olarak görmek yanlış olur. Devletler bu araçlarla gelecekte hangi teknolojilerin gelişeceğini, hangi üretim zincirlerinin kurulacağını ve ekonomik değerin nerede birikeceğini de şekillendirmeye çalışıyor.</p>
<p>Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği bu yarışta farklı modeller izliyor. Ama hepsinin ortak bir amacı var: Stratejik olarak gördükleri üretim kapasitesini kendi sınırları içinde veya güvenilir ortaklarının çevresinde toplamak.</p>
<p><strong>Çin sanayi politikasını hiç terk etmedi</strong></p>
<p>Batı dünyasında bugün sanayi politikasının <em>“geri dönüşünden”</em> söz ediliyor. Çin açısından ise ortada geri dönen bir politika yok. Çünkü orada sanayi politikası hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Çin, uzun yıllardır kamu bankalarını, yerel yönetimleri, altyapı yatırımlarını, kamu alımlarını ve üretim hedeflerini birlikte kullanıyor. Güneş panellerinde, bataryalarda, elektrikli araçlarda ve kritik minerallerin işlenmesinde ulaştığı ölçek tesadüfen ortaya çıkmadı. Bu sonuç, uzun dönemli ve kararlı bir kapasite oluşturma politikasının ürünü.</p>
<p>Çin modelinin önemli bir özelliği de şu: Destek yalnızca tek tek şirketlere verilmiyor. Bir sektörün çevresindeki üretim ekosistemi bir bütün olarak kuruluyor. Hammaddeye erişimden limanlara, tedarikçilerden araştırma altyapısına kadar birbirini tamamlayan birçok unsur aynı anda geliştiriliyor. Böylece başlangıçta maliyetli görünen yatırımlar zaman içinde ölçek kazanıyor ve küresel rekabet üstünlüğüne dönüşüyor.</p>
<p><strong>ABD yatırımı kendi ülkesine çağırıyor</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin son yıllardaki yaklaşımı ise farklı bir mesaj veriyor:</p>
<p><em>“Yatırımını burada yaparsan seni desteklerim.”</em></p>
<p>Vergi kredileri, araştırma destekleri, kamu kaynakları ve yerli üretim koşulları aracılığıyla yarı iletken, batarya, elektrikli araç ve temiz enerji yatırımlarının ABD’de yapılması teşvik ediliyor. Bu yaklaşım yalnızca Amerikan şirketlerine yönelik değil. Yabancı şirketler de üretimlerini ABD’ye taşıdıkları ölçüde desteklerden yararlanabiliyor.</p>
<p>Burada korumacılık, ithalatın önüne yalnızca bir duvar örmüyor. Fabrikanın yerini değiştirmeye çalışıyor. Bu, klasik gümrük korumasından daha güçlü bir araç. Çünkü yatırım bir kez yapıldığında, beraberinde tedarikçileri, nitelikli çalışanları, araştırma faaliyetlerini ve yeni üretim bilgisini de getirebiliyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın ikilemi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği de yeşil dönüşüm, dijital teknoloji, savunma ve kritik girdilerde kendi kapasitesini güçlendirmek istiyor. Ama Avrupa’nın önemli bir sorunu var: Ortak hedefler Avrupa düzeyinde belirlenirken, şirketlere verilecek desteğin önemli bölümü ulusal bütçelerden karşılanıyor. Almanya ve Fransa gibi mali kapasitesi yüksek ülkelerin sunabildiği desteklerle, daha küçük veya bütçe imkânları daha sınırlı ülkelerin verebildiği destekler aynı değil.</p>
<p>Bu nedenle teşvik yarışı yalnızca Avrupa ile ABD ve Çin arasında yaşanmıyor. Avrupa’nın kendi içinde de üretimin mali gücü yüksek ülkelere doğru kayması riski bulunuyor. Draghi Raporu’nun yıllık yüz milyarlarca avroya ulaşan ek yatırım ihtiyacını vurgulaması bu nedenle önemliydi. Mesele birkaç şirkete destek vermekten ibaret değildi. Avrupa’nın enerji sisteminden sermaye piyasalarına, teknolojiden savunmaya kadar uzanan ortak bir yatırım kapasitesi oluşturması gerekiyordu.</p>
<p>Asıl soru hâlâ ortada: <em>Avrupa gerçekten ortak bir sanayi politikası mı kuracak, yoksa ulusal teşviklerin birbirleriyle yarışmasına mı izin verecek?”</em></p>
<p><strong>Teşvik yarışının bedelini kim ödeyecek?</strong></p>
<p>Sanayi politikasının haklı gerekçeleri var. Yeni teknolojiler başlangıçta yüksek maliyetli olabilir. Bir şirket yaptığı araştırmanın bütün getirisini kendisi elde edemeyebilir. Yeşil yatırımlar yalnızca yatırımcıya değil, toplumun tamamına yarar sağlayabilir. Bazı sektörlerin gelişebilmesi için altyapı, eğitim, finansman ve tedarikçilerin eş zamanlı biçimde ortaya çıkması gerekebilir.</p>
<p>Piyasa bu sorunları her zaman tek başına çözemez. Fakat teşvik yarışı başka bir sorun yaratıyor. Yatırım çekme gücü giderek ülkelerin mali kapasitesine bağlanıyor. Bütçesi güçlü ülkeler şirketlere büyük vergi avantajları, ucuz enerji, finansman ve alım garantileri sunabilirken, gelişmekte olan ülkeler aynı yarışa girmekte zorlanıyor.</p>
<p>Bir ülke genç iş gücüne, uygun maliyetlere veya iyi bir coğrafi konuma sahip olsa bile, başka bir ülkenin sunduğu devasa kamu desteği yatırım kararını değiştirebiliyor.</p>
<p>Böylece üretim her zaman en verimli yere değil, en büyük teşvikin verildiği yere kayabiliyor.</p>
<p>Bu durum, küresel ekonomide yeni bir eşitsizlik yaratıyor: Mali gücü yüksek devletler geleceğin üretim kapasitesini kendilerine çekerken, kaynakları sınırlı ülkeler değer zincirlerinin daha düşük katma değerli aşamalarında kalabiliyor.</p>
<p><strong>İyi sanayi politikası ile kaynak </strong><strong>dağıtmak aynı şey değil</strong></p>
<p>Burada temel mesele teşvik verilip verilmemesi değil. Teşvikin ne karşılığında verildiği. Şirket zaten yapacağı bir yatırım için kamu desteği mi alıyor? Yoksa destek sayesinde gerçekten yeni bir üretim ve teknoloji kapasitesi mi oluşuyor? Teşvikler istihdam, ihracat, yerli tedarik, Ar-Ge veya emisyon azaltımı gibi ölçülebilir sonuçlara bağlanıyor mu?</p>
<p>Hedefler gerçekleşmediğinde desteğin geri alınmasını sağlayan kurallar var mı? Destek geçici mi, yoksa şirketlerin sürekli olarak devlete bağımlı hâle geldiği bir sisteme mi dönüşüyor? Başarılı sanayi politikasını başarısız olandan ayıran sorular bunlar. Devletin ekonomiye yeniden girmesi kendi başına başarı değildir. Devlet, şirketlerin riskini üstlenirken ortaya çıkan kazancın ne kadarının toplumda kalacağını da düşünmek zorundadır. Aksi hâlde sanayi politikası, dönüşümü hızlandıran bir araç olmaktan çıkar; siyasal nüfuzu güçlü şirketlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşür.</p>
<p><strong>Asıl mücadele teknoloji üzerinde</strong></p>
<p>Bu noktada Dr. Ali Nejat Ölçen’in yıllar önce yaptığı bir saptama akla geliyor: Ölçen, 21. yüzyılda sermayenin teknolojiyi, teknolojinin de sermayeyi çoğalttığı bir sürece girileceğini ve teknolojik üstünlüğün yeni bir emperyalizm aracına dönüşebileceğini öngörüyordu.</p>
<p>Bugünkü teşvik yarışına bu gözle bakınca mücadelenin yalnızca fabrika sayısı üzerine olmadığı görülüyor. Asıl mücadele patentlerin, üretim bilgisinin, teknik standartların, kritik girdilerin ve tedarik ağlarının kim tarafından kontrol edileceği üzerine.</p>
<p>Bir fabrika başka bir ülkede kurulabilir. Ama temel teknoloji, tasarım, yazılım, marka ve karar gücü yatırımcı ülkede kalabilir.  Dolayısıyla bir ülkeye yatırım gelmesi, o ülkenin mutlaka teknoloji kazandığı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Türkiye hangi soruyu sormalı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin ABD, Çin veya büyük Avrupa ekonomileriyle teşvik miktarı üzerinden yarışması gerçekçi değil.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin sorusu, <em>“Ne kadar çok teşvik verebiliriz?”</em>olmamalı.</p>
<p>Bizim sorumuz şu olmalı: <em>“Sınırlı kamu kaynaklarını hangi alanlarda, hangi koşullarla ve hangi teknolojik yetkinlikleri kazanmak için kullanmalıyız?”</em></p>
<p>Çünkü yeni küresel ekonomide önemli olan yalnızca yatırım çekmek değil. Yatırımın ülkede ne bıraktığı.</p>
<p><em>Bir sonraki yazıda Türkiye’nin bu yeni düzende nasıl konumlanabileceğini; coğrafi yakınlık, Avrupa ile üretim ilişkileri, yeşil dönüşüm, teknoloji kapasitesi ve kurumsal yapı üzerinden ele alacağım.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/775-1786513587.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teşvikler savaşı: Yeni korumacılık nasıl işliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-uc-ay-kala-tablo-nasil-85191</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e üç ay kala tablo nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Haziran ayında Bonn’da yapılan BM iklim toplantıları, Antalya’nın ne kadar zor bir müzakere gündemiyle karşı karşıya olacağını gösterdi. Özellikle Küresel Uyum Hedefi <em>(GGA) </em>konusunda taraflar uzlaşamadı. Uyum göstergelerinin uygulanması, metodoloji ve finansmanla bağlantısı üzerinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Uyum Fonu'nun geçiş düzenlemeleri gibi başlıklarda çalışmalar sürse de dosyalar tamamlanmadı.</strong></p>
<p>COP31’e üç ay kaldı. 9–20 Kasım’da Antalya’da yapılacak zirvenin ana çerçevesi artık büyük ölçüde ortaya çıkmış durumda.</p>
<p>Haziran ayında Bonn’da yapılan ara toplantılarda çözülemeyen bazı kritik dosyalar Antalya’ya taşınırken, Türkiye’nin hazırladığı Eylem Ajandası da COP31’i yalnızca bir müzakere zirvesi olmaktan çıkarıp uygulama ve yatırım gündemine taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Kısacası Antalya’nın önünde iki ayrı ama birbirine göbekten bağlı gündem var. Hükümetlerin karar vereceği resmi müzakereler ve bu kararların ekonomide, şehirlerde, şirketlerde ve enerji sistemlerinde hayata geçirilmesini amaçlayan uygulama gündemi.</p>
<p>Her açıdan kritik bu uluslararası organizasyon için genel bir toparlama yapmaya çalışalım.</p>
<p><strong>Türkiye ev sahibi, Avustralya </strong><strong>müzakerelerin başında</strong></p>
<p>COP31’in en farklı özelliklerinden biri, Türkiye ile Avustralya arasında oluşturulan ortak yönetim modeli.</p>
<p><strong>Türkiye, COP31’in ev sahibi ve Başkanlığı'nı yürütüyor.</strong> COP31 Başkanı olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum görev yapıyor. Avustralya ise COP31 Başkanı tarafından atanan <em>“Müzakereler Başkanı” </em>rolüyle resmi müzakere sürecini yönetiyor. Taslak metinlerin hazırlanması, taraflarla istişareler ve müzakere gündeminin yürütülmesi Avustralya’nın sorumluluğunda.</p>
<p><strong>COP öncesi buluşma </strong><strong>bu kez Pasifik’te </strong></p>
<p>COP’ların öncesinde müzakerecilerin ve bakanların bir araya geldiği hazırlık toplantısı Pre-COP31 <em>(Zirve Öncesi Liderler Toplantısı), </em>bu yıl 5–8 Ekim tarihlerinde Fiji’de gerçekleştirilecek. Ancak program bununla sınırlı değil. Tuvalu’da da özel bir liderler buluşması gerçekleştirilecek.</p>
<p>Bu tercih, Pasifik ada devletlerinin iklim gündemindeki ağırlığını artırmayı amaçlıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları, iklim finansmanına erişim ve okyanusların korunması gibi konular, bu ülkeler açısından doğrudan varoluşsal meseleler.</p>
<p>Önemli bir gelişme. Böylece, COP31’in hazırlık süreci Akdeniz ile Pasifik arasında kurulmuş bir iklim diplomasisi hattı üzerinden ilerleyecek.</p>
<p><strong>Antalya’ya kalan dosyalar</strong></p>
<p>Haziran ayında Bonn’da yapılan BM iklim toplantıları, Antalya’nın ne kadar zor bir müzakere gündemiyle karşı karşıya olacağını gösterdi.</p>
<p>Özellikle Küresel Uyum Hedefi <em>(GGA) </em>konusunda taraflar uzlaşamadı. Uyum göstergelerinin uygulanması, metodoloji ve finansmanla bağlantısı üzerinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Uyum Fonu'nun geçiş düzenlemeleri gibi başlıklarda çalışmalar sürse de dosyalar tamamlanmadı.</p>
<p>Dolayısıyla Bonn, Antalya’ya çözülmüş bir dosya listesi değil, önemli ölçüde açıkta kalmış müzakere başlıkları bıraktı.</p>
<p><strong>Müzakerenin yanında uygulama gündemi</strong></p>
<p>Türkiye, COP31 Eylem Ajandası’nı da gündeme alıyor. Gündemde sıfır atık ve döngüsel ekonomi, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, dirençli şehirler, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü, iklim-biyoçeşitlilik-çölleşme bağlantısı ve dirençli sağlık sistemleri bulunuyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise bütün bu alanların ortak kolaylaştırıcıları olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Eylem Ajandası'nın en dikkat çekici hedeflerinden biri elektrifikasyon. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı, nihai enerji talebinde elektriğin payının bugün yüzde 20'nin biraz üzerinde olan seviyeden 2035'te yüzde 35'e çıkarılmasını küresel bir hedef olarak ortaya koydu. Bunun yanında binalarda enerji kullanım yoğunluğunun 2035'e kadar en az yüzde 25 azaltılması ve üretimde geri dönüştürülmüş malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması gibi hedefler de gündeme getirildi.</p>
<p>Burada yeni bir kavram öne çıkıyor: İklim Uygulama Köprüsü (<em>Climate Implementation Bridge</em>) Bu yeni bir fon değil. Amaç, ülkelerin iklim hedefleriyle ekonomik ve kalkınma politikaları arasındaki bağı güçlendirmek, NDC'leri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmek ve mevcut finansman kaynaklarıyla özel sermayeyi bu projelere yönlendirmek.</p>
<p>Bu nedenle COP31’de müzakere masasının yanında bir de bu amaçla yatırım masası kurulacak.</p>
<p><strong>Okyanuslar da Antalya gündeminde</strong></p>
<p>Türkiye’nin Eylem Ajandası’nda <strong>okyanuslar ve denizler</strong> de ayrı bir öncelik olarak yer alıyor. Bonn’da düzenlenen 2026 Okyanus ve İklim Değişikliği Diyaloğu da bu başlığın COP31 sürecindeki yerini güçlendirdi.</p>
<p>Deniz ekosistemleri, mavi karbon, deniz kaynaklarının korunması ve iklim direnci bu başlığın temel konuları arasında. Bu yönüyle Pasifik’te yapılacak Pre-COP ile Antalya’daki müzakerelerin okyanuslar konusunda birbirini tamamlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Türkiye de dönüşümünü </strong><strong>Antalya’ya taşıyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, kendi iklim politikasındaki dönüşümle aynı zamana denk gelmesi açısından da önemli.</p>
<p>İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye, 2035’te sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre <strong>466 milyon ton azaltarak 643 milyon ton CO₂ eşdeğerinde tutmayı</strong> hedefliyor. Uzun vadeli hedefse 2053’te net sıfır emisyon.</p>
<p>İklim Kanunu yürürlükte. Emisyon Ticaret Sistemi için yönetmelik ise henüz taslak aşamasında. Mevcut taslağa göre ETS’nin 2026–2027’de pilot olarak başlaması, 2028–2035 döneminde ilk uygulama dönemine geçmesi planlanıyor.</p>
<p>Enerjide de yeni bir dönem hazırlanıyor. Türkiye 2035’e kadar rüzgâr ve güneşte <strong>120 GW</strong> kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Elektrifikasyon oranı ise bugün ulaştırmada yalnızca binde 5 seviyesinde. Bu oran konutlarda yüzde 22, sanayide yüzde 29, ticari binalarda yüzde 55. Türkiye’nin uzun dönemli enerji planı yenileniyor ve bu yeni hedeflerin de COP31’de açıklanması bekleniyor.</p>
<p>Dolayısıyla Antalya’da Türkiye yalnızca zirveyi yönetmeyecek; kendi enerji, sanayi ve karbon piyasası dönüşümünü de uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle birlikte ortaya koyacak.</p>
<p><strong>İklim artık ticaret politikası</strong></p>
<p>Bonn’da ilk kez iklim ve ticaret ilişkisini ele alan resmi diyalog da yapıldı. Bu başlığın Türkiye için doğrudan karşılığı var.</p>
<p>AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması <em>(SKDM),</em> Ocak 2026’da kesin uygulama dönemine girdi. Çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik gibi sektörlerde karbon maliyetini ticaretin bir parçası haline getiren sistem, Türkiye’nin AB ihracatını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil dönüşüm Türkiye açısından artık yalnızca bir iklim politikası değil; aynı zamanda <strong>sanayi, ihracat ve rekabet politikası</strong>.</p>
<p><strong>Antalya’nın önündeki üç ay</strong></p>
<p>Önümüzde artık giderek daralan bir takvim var. Özetlersek, bugün itibarıyla COP31’in önündeki temel dosyalar şöyle:</p>
<p><strong>Müzakerede:</strong> Uyum, emisyon azaltımı, Uyum Fonu ve iklim finansmanı.</p>
<p><strong>Finansta:</strong> 300 milyar dolarlık hedefin nasıl gerçekleştirileceği ve 1,3 trilyon dolarlık ölçeğin nasıl oluşturulacağı.</p>
<p><strong>Uygulamada:</strong> Elektrifikasyon, temiz enerji, yeşil sanayi, dirençli şehirler, sıfır atık, gıda sistemleri ve sağlık.</p>
<p><strong>Türkiye açısından:</strong> Yeni NDC’nin uygulanması, ETS’nin kurulması ve enerji dönüşümünün finansmanı.</p>
<p>Bütün bu başlıkların kesiştiği yer ise hep aynı yere, yani uygulama kapasitesi ve finansmana çıkıyor. İklim hedefleri artık büyük ölçüde açıklandı. Önümüzdeki zorluk, bu hedeflerin ekonominin içine nasıl yerleştirileceği olacak.</p>
<p>Antalya’ya üç ay kala COP31 tam da bu nedenle bir hedefler zirvesinden çok, <strong>uygulamanın nasıl finanse edileceğinin konuşulacağı bir zirveye</strong> dönüşüyor.</p>
<p>Türkiye açısından da COP31’in tarihi önemi tam burada yatıyor. Antalya, bir yandan küresel iklim diplomasisinin karar merkezlerinden biri olacak, diğer yandan Türkiye'nin kendi yeşil dönüşümünü uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle buluşturması için önemli bir platform oluşturacak. Maskotu <em>“Caretta” </em>olan COP31’de ülkemiz adına kritik bir fırsat penceresi aralanacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Finansman konusu merkezde</strong></span></p>
<p>COP30’da gelişmekte olan ülkelere yönelik uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması çağrısı yapıldı. Ancak bu hedefin nasıl ölçüleceği, finansmanın ne kadarının kamu kaynaklarından ve hibe veya yüksek imtiyazlı finansman biçiminde sağlanacağı ve kaynakların ihtiyaç sahibi ülkelere ne ölçüde erişilebilir olacağı gibi konular hâlâ tartışmalı.</p>
<p>İklim finansmanının daha geniş çerçevesinde ise COP29’da belirlenen iki rakam Antalya’nın önünde duruyor. Gelişmekte olan ülkeler için 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolar finansman sağlanması ve tüm kamu ve özel kaynakların harekete geçirilmesiyle yıllık 1,3 trilyon dolar ölçeğine ulaşılması.</p>
<p>Buradaki asıl soru artık yalnızca “ne kadar para?” değil. Daha zor soru “bu para nasıl, kim tarafından, hangi koşullarda ve hangi projelere aktarılacak?” Antalya’da bunun cevabı aranacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-uc-ay-kala-tablo-nasil-85191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/54-1786510547.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e üç ay kala tablo nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-yeni-uygulama-her-hayvanin-dijital-kimligi-olacak-85190</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta yeni uygulama, her hayvanın dijital kimliği olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvancılıkta dijital küpe sistemine geçiyor. Dijital küpe uzun zamandır gündemdeydi. Savunma Sanayi Başkanlığının koordinasyonunda Aselsan’ın geliştirdiği yerli dijital küpe kullanıma hazır hale geldi ve ilk tanıtımı Kars’ta yapıldı.</p>
<p>Hayvancılık sektörü için son derece önemli bir uygulama. Doğru uygulanması durumunda, hayvan hastalıkları ile mücadele ve izlenebilirlik konusunda çok önemli avantajlar sağlayacaktır. Ayrıca hayvancılıkla ilgili veri toplanması ve bu verilerin doğru kullanılmasında önemli bir işlevi olacaktır.</p>
<p>Türkiye, henüz kaç baş hayvanı olduğunu bile net olarak bilemezken, dijital küpe, ülke genelinde uygulandığında hayvan varlığı, hayvan hareketleri, hastalıklarla mücadele ve benzer birçok konuda elde edilecek doğru verilerle hayvancılık politikasını belirleyebilecek.</p>
<p><strong>Pakdemirli her hayvanın boynuna bir telefon asacaktı</strong></p>
<p>Türkiye’de tarım konusunda çok proje gündeme gelir ama çok az bir bölümü uygulamaya geçer. Dijital küpe konusu da yanlış hatırlamıyorsam ilk olarak 2020 yılında gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin uygulanmayan mega projelerinden birisiydi. Tıpkı elektrikli traktör gibi.</p>
<p>Bekir Pakdemirli, bu konuda ilk kapsamlı açıklamayı Milliyet Gazetesi’ne yapmıştı. Gazetenin internet sayfasında da 17 Şubat 2020 tarihinde yayınlanan haberin özeti şöyle: <em>“</em><em>Türkiye’de hayvan varlığının takibini daha iyi yapmak için yeni tip kulak küpesi üzerine çalıştıklarını belirten Pakdemirli, “Kulak küpesi şu; her hayvanın kulağına bir tane cep telefonu asacağız. Yurtdışı toplantılarında anlatıyorum, çok hoşlarına gidiyor: ‘Bu inekten ineğe konuşmak için değil, insanların bilgi sahibi olması için’. İçinde komple cep telefonu altyapısı olan bir küpe” dedi.</em></p>
<p><em>T</em><em>arım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) çiftliklerinde bu cihazın denendiğini kaydeden Pakdemirli, özetle şunları söylüyordu: “Bu bir cep telefonu ama sürekli çalışan bir cep telefonu değil. Pili 5 sene dayanıyor, 2-3 günde bir uyanacak. Ondan sonra başlayacak; ‘merhaba, benim adım şu, ben buradayım, hayattayım, vücut ısım çok iyi, hasta değilim, kızgınlık dönemindeyim’, veterinere SMS atacak. Hemen gelecek veteriner, döllemesini yapacak mesela. Belli bir coğrafi bölgeyi geçmemesi gerekiyorsa, ‘bana belirlediğiniz alandayım’ diyecek.</em></p>
<p><em>Trakya ari bir bölge mesela. Ama Trakya’ya Van’dan bir hayvan giriyorsa haberimiz olacak. Şap veya diğer hastalıklar. Türk mühendislerince yapılan, orijinal fikri bana ait bir proje.</em></p>
<p><em>Mezbahaneye hayvan kesilince haberimiz olsun diyoruz. Hayvanın kafası gidiyor, kafayla birlikte küpe duruyor. Halbuki burada vücut ısısı düşünce, sizlere ömür diyeceksiniz.”</em> Orijinal fikri Bekir Pakdemirli’ye ait bu proje elbette uygulanmadı.</p>
<p><strong>Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi</strong></p>
<p>Bugün gündemde olan Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi (GEKİS) ise Tarım ve Orman Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında 2024 yılında imzalanan protokol çerçevesinde  Aselsan tarafından geliştirildi. Bu sistemle, büyükbaş hayvan hareketlerinin ve hastalıklarının izlenmesi ve kontrolü, enfeksiyon hastalıklarının sona erdirilme çalışmalarının kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor. GEKİS projesi ile büyükbaş hayvanların doğumundan kesimhaneye kadar bulunan tüm yaşam döngüsünün yüzde 100 takip edilmesi sağlanacak.</p>
<p>Hayvanlara takılacak mikroçipli kulak küpeleri ile her hayvanın dijital bir kimliği olacak. Mikroçipli küpe takılan hayvanlar doğumundan kesimine kadar olan  tüm sağlık, sevk, satış ve kesim süreçlerini dijital olarak izleyecek entegre bir yazılım ve donanım sistemi üretildi. Bu sistem Aselsan tarafından geliştirildi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün katılımı ile geçen hafta (7 Ağustos 2026) Kars'ta düzenlenen programda Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi (GEKİS) ilk kez tanıtıldı.</p>
<p><strong>GEKİS iki yılda hayata geçirildi</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen GEKİS projesi, iki yılı aşkın mühendislik, koordinasyon ve saha çalışmasının ardından hayata geçirildi. Proje sürecinde tüm paydaşların katılımıyla 46 proje gözden geçirme toplantısı gerçekleştirilirken, geliştirilen prototipler gerçek saha koşullarında test edildi. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, gıda güvenliği ve arz sürekliliğinin millî güvenliğin ayrılmaz parçaları olduğunu belirterek, tarım ve hayvancılık alanında geliştirilen yerli çözümlerin Türkiye’nin üretim güvenliği ve kurumsal kapasitesi açısından önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Her hayvanın dijital kimliği olacak</strong></p>
<p>Kars’ta düzenlenen programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, projenin ilk uygulama noktası olarak Kars'ı özellikle seçtiklerini, buranın, Türkiye'deki hayvancılık sektörünün en güçlü ve önemli bayrak kenti olduğunu söyledi.</p>
<p>Yeni sistemle birlikte plastik kulak küpeleri yerine elektronik takip altyapısına geçildiğini anlatan Yumaklı, özetle şunları söyledi: "GEKİS sayesinde, artık her hayvanın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan başlayıp aşıları, sağlık kayıtları, hareketleri, satış ve kesim süreçleri güvenli şekilde elektronik ortamda takip edilecek. Bu sistem basit bir küpenin ötesinde güvenli kayıt, güçlü takip ve sağlıklı üretimin adı olacak. Böylece hayvan hastalıklarına çok daha hızlı müdahale edebileceğiz, salgın risklerini daha etkin yöneteceğiz. Sahte ve kayıp küpe sorununu da büyük ölçüde ortadan kaldıracağız."</p>
<p>Yumaklı, sistemin üreticilerin işini kolaylaştıracağını, devletin denetim gücünü artıracağını ve tüketicilere daha güvenilir gıda sunulmasına katkı sağlayacağını, bu yeni dönemi de Kars'tan başlattıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'de 17 milyondan fazla büyükbaş hayvan bulunduğunu belirten Yumaklı, bu hayvanların ekonomik değerinin 1,5 trilyon liranın üzerinde olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bu hayvanlardan yılda 1 milyon 313 bin ton sığır eti ve 20 milyon tonun üzerinde inek sütü elde edildiğini aktaran Bakan Yumaklı, bunun yıllık ekonomik karşılığının yaklaşık 1,2 trilyon lira olduğunu, bu varlığın ve üretimin bugüne kadar büyük ölçüde fiziksel yöntemlerle takip edildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Hastalık ve kayıplar azaltılacak, verimlilik artacak</strong></p>
<p>Bugün ise bu büyük değeri güvenli elektronik kimlik sistemiyle dijital olarak takip edebilecek yeni bir döneme geçtiklerini işaret ederek, GEKİS'in yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığını vurgulayan Yumaklı, sistem sayesinde hastalık ve kayıpların azalacağını, kayıtlılığın güçleneceğini, ıslah çalışmalarının daha başarılı yürütüleceğini, süt veriminin artacağını, buzağı kayıplarının azalacağını ve desteklemelerin doğru hayvana ulaştırılacağını söyledi.</p>
<p>Yüzde 1'lik bir verim artışının bile yıllık 12 milyar liralık üretimin ülkede kalması anlamına geldiğini belirten Yumaklı, yapılan işi, bugün Türkiye'nin pırıl pırıl genç mühendislerinin ülkeyi getirmiş olduğu noktanın kazancı olarak anlattı.</p>
<p>Yapay zeka çağından söz ederken yapay zekanın kendisine sunulan veri ne kadar sağlıklıysa, ne kadar uygulanabilirse o kadar etkili sonuçlar verdiğini ifade eden Yumaklı, "Eğer sağlıklı bir veriniz yoksa, kayıtlarınız yoksa teknolojiler bile istediğiniz sonucu vermez. Dolayısıyla bu yapay zeka çağında bu sistemle birlikte elde edeceğimiz verilerin işlenmesi ile beraber daha sağlıklı, daha hızlı ve daha uygulanabilir kararları inşallah hayata geçirmiş olacağız" diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital küpenin sahtesi üretilemeyecek</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre, Aselsan tarafından geliştirilen mikroçipli, dijital küpelerin kopyası üretilemeyecek ve bir başka hayvana takılamayacak. Bu uygulama ile sahte küpe sorunu da çözülmüş olacak. Küpeler uzaktan okunarak herhangi bir müdahale olmadan veriler sisteme aktarılıyor. Bu sayede hastalık takibi gibi konular çok daha güvenli ve hızlı olarak yürütülecek.</p>
<p><strong>Çiftçiye maliyeti ne olacak?</strong></p>
<p>Dijital küpe sistemi doğru ve gecikmiş bir uygulama. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi hayvancılıkta gelişmiş ülkelerin uzun yıllardır sığır, koyun ve domuz için kullanılan ve bazı ülkelerde zorunlu olan dijital küpe uygulamasının hızla yaygınlaştırılması gerekiyor.</p>
<p>Görüştüğümüz üreticiler ve üretici örgütü temsilcileri, bu sistemin denemelerinin başarıyla tamamlandığını belirterek dijital küpenin üreticiye maliyetinin açıklanmasını bekliyorlar.</p>
<p>Dijital küpenin fiyatı ne olacak? Üreticilerin bu sisteme hızlıca geçmesi için mutlaka desteklenmesi gerekir. Kaldı ki birçok ülkenin, sisteme geçerken üreticiyi destekleyerek hızla yaygınlaşmasını sağladığı ifade ediliyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dijital küpe sistemine geçişin üreticilere maliyeti ve bu konuda yapılacak desteği açıklaması gerekiyor. Büyük işletmeler bu sisteme daha hızlı adapte olabilir ama küçük aile işletmelerinin adaptasyonu zaman alabilir. Bu konuda üretici örgütleri ile nasıl bir işbirliği yapılacak? Dijital küpeleme işlemi Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından mı yapılacak, üretici örgütleri de devreye girecek mi?</p>
<p>Özetle, dijital küpe sistemi hayvancılık için önemli bir proje. Bu proje sığır için başlatılıyor. Küçükbaş hayvancılıkta da uygulanacak mı? Küpenin üreticiye maliyeti ne olacak? Bu konuda devlet desteği olacak mı? Dijital küpelerin kullanım süresi ne kadar? Kulaktan düşme oranı yüzde kaç? Kaç yılda bir değiştirilmesi gerekecek? Gibi pek çok soru var. Bu sorulara en kısa sürede yanıt verilmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sistemin faydaları</strong></span></p>
<p>- Doğumdan kesime kadar büyükbaş hayvanların dijital kimlikle takibi.</p>
<p>- Aşı, sağlık geçmişi ve hareketlerin güvenli elektronik ortamda kaydı.</p>
<p>- Sahte küpe ve kayıt dışı hayvan hareketlerinin önlenmesi.</p>
<p>- Salgın hastalıklara daha hızlı müdahale edilmesi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünyadaki uygulamalar nasıl?</strong></span></p>
<p>Avrupa Birliği’nde 1998 yılından bu yana hayvancılıkta kulak küpesi zorunlu olarak uygulanıyor. Gelişen teknoloji ile birlikte digital sistemler yaygınlaşıyor. Özellikle hastalıklarla mücadelede bu teknolojiler hastalığın önlenmesi, yayılması konusunda ciddi başarılar elde edilmesini sağlıyor.</p>
<p>Radyo Frekansı ile Tanımlama olarak adlandırılan RFİD (nesneleri veya kişileri radyo dalgaları kullanarak uzaktan ve otomatik olarak tanıyan bir kablosuz iletişim teknolojisi) sistemi ile hayvan hasatlığı anlık olarak tespit ediliyor.</p>
<p>Gıda sektörü ve perakendecilerin izlenebilirlik talepleri bu sistemlerin daha yaygın ve etkin kullanılmasını sağlıyor. Avrupa Birliği’nin “çiftlikten sofraya izlenebilirlik stratejisi” sığır, koyun ve domuz yetiştiriciliği yapılan işletmelerde bu sistem yaygın olarak uygulanıyor.</p>
<p>Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika, Uruguay, Avustralya, Yeni Zelanda gibi hayvancılığın geliştiği ülkelerde yaygın uygulanıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Avustralya’dan örnek sistem</strong></span></p>
<p>1999 yılında Avustralya'da kurulan Ulusal Hayvan Kimlik Sistemi (NLIS), uzmanlar tarafından, dünyadaki en etkili ve kapsamlı hayvan izlenebilirlik sistemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Hayvanları doğumdan kesime kadar takip eden NLIS sistemi, biyolojik güvenlik, gıda güvenliği, hastalık önleme ve pazar erişiminde kritik bir rol oynuyor.</p>
<p>Başlangıçta sığırlar için tasarlanan sistem, daha sonra koyun ve keçileri de kapsayacak şekilde genişletildi. Birincil amaç, Avustralya genelinde hayvan hareketleri için sağlam bir izlenebilirlik sistemi sağlamak ve yetkililerin bir hastalık salgını veya gıda güvenliği endişesi durumunda hayvanın geçmişini hızlı ve doğru bir şekilde takip etmelerini mümkün kılmaktı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-yeni-uygulama-her-hayvanin-dijital-kimligi-olacak-85190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/hayvan-yemi-hayvancilik-1769933265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta yeni uygulama, her hayvanın dijital kimliği olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisim-sermayesi-uzayin-altin-cagina-akiyor-85189</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişim sermayesi uzayın altın çağına akıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir kilogramı yörüngeye taşıma maliyetinin son yıllarda 50 bin dolardan 2-3 bin dolar seviyesine gerilemesi, uzay ekonomisinde dengeleri kökten değiştirdi. Küresel uzay ekonomisinin 2040'a kadar 1 trilyon doları aşması beklenirken, fırlatma hizmetlerinden uydu internetine, yer gözleminden Ay ekonomisine kadar pek çok alanda özel şirketler hızla büyüyor. Bu dönüşüm, Türkiye için de özellikle yer gözlemi ve tarımsal veri hizmetlerinde yeni bir fırsat penceresi açıyor.</strong></p>
<p>Uzay ekonomisi, son birkaç yılda o kadar hızlı büyüdü ki artık "niş sektör" demek için geç kaldık desek yanlış olmaz. 2010'ların başında bir kilogramı yörüngeye taşımanın maliyeti 50 bin dolar civarındaydı. Bugün SpaceX gibi girişimlerin yeniden kullanılabilir roketleri bu rakamı 2-3 bin dolara çekti. Bu tek değişken bile tüm uzay ekonomisini baştan yazdı; düşen fiyatlar yeni aktörler için kapıları araladı, yeni aktörler daha fazla talep yarattı, artan talep fiyatları daha da aşağı itti. Tipik bir teknoloji döngüsü-ama bu kez ivme alışılmadık derecede sert.</p>
<p>Morgan Stanley'in tahminlerine göre küresel uzay ekonomisi 2040'a kadar 1 trilyon doları geçecek. 2023 itibarıyla bu rakam 540 milyar dolar düzeyindeydi. Yani önümüzdeki on beş yılda neredeyse iki katına çıkması bekleniyor. Bu kadar büyüyen bir pastanın etrafında girişim sermayesinin toplanmaması mümkün değildi; nitekim 2021-2024 arasında uzay girişimlerine akan özel sermaye 50 milyar doları aştı. Pek çok fon için uzay artık portföy çeşitlendirmesinin standart bir kalemi haline geldi.</p>
<p>Peki, bu girişimler tam olarak ne yapıyor?</p>
<p>İlk ve en büyük dalgayı fırlatma hizmetleri oluşturdu. Küçük ve orta ölçekli uydu operatörlerine yönelik bağımsız fırlatma kapasitesi geliştiren şirketler, NASA ve ordu gibi devlerin tekelini kırdı. İkinci büyük alan yer gözlemi: yüzlerce küçük uyduyu koordineli çalıştırarak tarım, afet yönetimi ve savunma amacıyla neredeyse gerçek zamanlı görüntü üreten platformlar. Üçüncü cephe uydu internet altyapısı; dördüncüsü Ay ve ötesine uzanan yük taşıma hizmetleri; beşincisi ise uzayda fabrikasyon ve madencilik gibi henüz erken ama büyük iddialar taşıyan alanlar. Her birinin farklı olgunluk seviyeleri var; ama ortak payda şu: hepsinde devlet tekeli çözülüyor.</p>
<p>Rocket Lab bu tablonun belki en somut başarı hikâyesi. Yeni Zelanda kökenli şirket, küçük uydu fırlatma pazarında SpaceX'in gölgesinde yok olacağı düşünülürken tam tersini yaptı. Electron roketi ile yüzlerce ticari uydu taşıdı; ardından orta sınıf Neutron roketiyle büyük balıkların sahasına girdi. Bugün Nasdaq'ta işlem görüyor ve piyasa değeri 50 milyar dolar seviyesinde. Başarısının sırrı odaklanma: pazarın henüz dolmamış boşluğuna konumlandı ve orada marka inşa etti.</p>
<p>Planet Labs yer gözlemini demokratikleştirdi. Yüzlerce küçük uydudan oluşan takımyıldızı sayesinde Dünya'nın neredeyse her noktasını günlük frekansta görüntüleyebiliyor. Tarım şirketleri mahsul stresini bu görüntülerle izliyor, sigorta şirketleri hasar tespiti yapıyor, hükümetler ormansızlaşmayı takip ediyor. Uydu görüntüsünü devlet ajanslarının tekelinden çıkaran Planet, uzayı veri endüstrisinin sıradan bir bileşenine dönüştürdü. Ürettiği katma değer artık roketten değil, görüntülerin üzerine inşa edilen analitik platformlardan geliyor.</p>
<p>Axiom Space çok daha büyük bir bahis oynuyor: özel uzay istasyonu. NASA'nın Uluslararası Uzay İstasyonu 2030'da devre dışı bırakılacak; ard arda gelen NASA sözleşmeleriyle büyüyen Axiom bu boşluğa konumlanıyor. Şirket yalnızca istasyon inşa etmiyor, uzayda endüstriyel üretim, eczacılık araştırması ve turizmi bir arada kapsayan bir ekosistem kuruyor.</p>
<p>Intuitive Machines ise Ay'ı merkeze alan yeni dalganın öncüsü. IM-1 göreviyle Odysseus iniş aracı, 2024'te Ay yüzeyine inen ilk özel araç oldu. Bu başarı yalnızca sembolik değil; NASA'nın ticari ay yük hizmetleri programı çerçevesinde taşınan her kilo için şirket doğrudan gelir elde ediyor. Ay ekonomisi hâlâ spekülatif görünebilir, ama su buzu, helyum-3 ve nadir toprak elementi beklentileri somutlaştıkça büyük teknoloji şirketleri ve gelişmiş ülkeler bu masada yer kapmak için acele ediyorlar.</p>
<p>Türkiye bu tabloda etkin bir rol alabilir mi? Ülkemizin elinde anlamlı bir altyapı var: TÜRKSAT onlarca yıllık uydu operasyon deneyimi taşıyor, ROKETSAN orta menzilli füze teknolojisinde olgunlaşmış bilgi birikimine sahip, Türk Uzay Ajansı 2033 vizyonuyla kurumsal çerçeveyi çizmiş. İnsansız hava araçlarında sergilediğimiz mühendislik kapasitesi de uzay teknolojisine transfer edilebilir bir potansiyelin somut göstergesi. Türkiye'nin stratejik hamleyi yapabileceği alan büyük ihtimalle kendi yörünge fırlatma kapasitesinden değil, yer gözlemi ve tarımsal izleme odaklı veri hizmetlerinden geçiyor. Coğrafi konumu ve bölgesel etkisiyle hem Orta Doğu hem Orta Asya için uzay veri merkezi rolünü üstlenebilir. Bunun için gereken büyük bütçe değil; odaklı bir niş strateji, özel sektörün önünü açacak bir düzenleyici çerçeve ve bu alanda tersine beyin göçünü başlatacak cazip bir Ar-Ge ekosistemi. Bunun için gerekli tüm bileşenlere sahip bir dönemdeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisim-sermayesi-uzayin-altin-cagina-akiyor-85189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişim sermayesi uzayın altın çağına akıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fiyatlari-savasi-degil-ihtimalini-sever-85188</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Altın fiyatları savaşı değil, ihtimalini sever&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altın güvenli liman olarak görülüyor, ancak her koşulda yükselen bir sigorta gibi çalışmıyor. Yatırımcı açısından en büyük risk, değişen tahminlerin maliyetini kendi parasıyla ödemesidir.</strong></p>
<p>Altın piyasasında yaygın bir kabul var: Savaş ihtimali arttığında altın yükselir. Bu düşünce tamamen yanlış değil. Belirsizlik büyüdüğünde yatırımcılar hisse senedi, şirket tahvili veya riskli para birimleri yerine kolay alınıp satılabilen ve karşı taraf riski taşımayan varlıklara yöneliyor. Altın da bu arayıştan yararlanıyor.</p>
<p>Ancak tarihsel hareketlere bakıldığında daha ilginç bir tablo görülüyor. Altın çoğu zaman savaş başladıktan sonra değil, savaş ihtimali yükselirken daha güçlü hareket ediyor. Çatışma başladığında ise piyasa korkulan senaryonun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakıyor. Savaş sınırlı kalır, enerji arzı korunur ve büyük ülkeler çatışmaya doğrudan katılmazsa altındaki risk primi hızla azalabiliyor.</p>
<p>Bu durum piyasalarda sık görülen “beklentiyi satın al, gerçekleşmeyi sat” davranışına benziyor. Yatırımcılar savaş ihtimalini önceden fiyatlıyor. Çatışma başladığında yeni ve daha kötü bir gelişme ortaya çıkmazsa, önceden alınan pozisyonlarda kâr satışı başlıyor.</p>
<p>1990-1991 Körfez savaşı bunun en açık örneklerinden biri. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra aylarca devam eden askerî yığınak petrol ve altın fiyatlarına savaş primi ekledi. Fakat ABD öncülüğündeki hava harekâtı 17 Ocak 1991’de başladığında piyasa, savaşın kısa sürebileceği görüşüne yöneldi. Altın ilk saatlerde yükseldikten sonra yön değiştirdi ve bir günde 30 doların üzerinde gerileyerek 397 dolara düştü. Ocak ayının sonunda fiyat 365 dolar civarına kadar indi. Savaş başlamıştı, fakat piyasanın beklediği uzun süreli enerji krizi ortaya çıkmamıştı. Altının içine yerleşmiş savaş primi bu nedenle çözüldü.</p>
<p>2003 Irak savaşı öncesinde de benzer bir hareket görüldü. Altın, savaş beklentilerinin güçlendiği dönemde altı yılın en yüksek seviyesi olan 388 dolar civarına çıktı. Fakat harekâtın başlamasından hemen önce 340 dolar civarına geriledi. Piyasa savaşın kısa süreceği ve Irak dışındaki petrol üretiminin ciddi biçimde etkilenmeyeceği düşüncesine ağırlık verdi. Dönemin işlemcileri, savaş başladığında kısa süreli bir yükseliş yaşanabileceğini ancak ardından satış geleceğini açıkça söylüyordu. NBER tarafından yayımlanan bir çalışma da Irak savaşı ihtimalinin altın ve enerji hisselerini desteklediğini, yani önemli fiyatlamanın çatışmadan önce gerçekleştiğini gösterdi.</p>
<p>Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesi ilk aşamada altını güçlü biçimde destekledi. Altın şubat ayında yüzde 6, ilk çeyrekte yüzde 8 yükseldi. Ancak savaş devam ettiği halde bu yükseliş korunamadı. ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına başlaması, tahvil getirilerinin yükselmesi ve doların güçlenmesi savaş etkisinin önüne geçti. Altın yılın ilk yarısını sadece yüzde 0,6 artışla tamamladı. Savaş sona ermemişti, fakat piyasanın ana konusu jeopolitik riskten para politikasına geçmişti.</p>
<p>Ekim 2023’te başlayan İsrail-Hamas çatışması da altının savaş haberlerine nasıl tepki verdiğini gösterdi. Altın, saldırıdan önce 1.810 doların altındayken ay sonuna doğru 2.000 doların üzerine çıktı. Buradaki yükselişi yalnızca Gazze’deki çatışma değil, İran’ın, Lübnan’ın ve diğer bölge ülkelerinin savaşa katılabileceği korkusu destekledi. Daha geniş bir bölgesel savaş ihtimali azaldığında güvenli liman pozisyonları da küçüldü ve altın geriledi.</p>
<p>2026’da ABD ve İsrail ile İran arasında başlayan savaş ise bu davranışın daha çarpıcı bir örneğini sundu. Altın, jeopolitik gerilimin yükseldiği ocak ayında 5.400 doların üzerine çıkarak rekor kırdı. Çatışma 28 Şubat’ta başladıktan sonra ise beklenen yükseliş gelmedi. Fiyat haziran ayında 4.002 dolara kadar geriledi. Avrupa Merkez Bankası, savaşın başlangıcındaki kısa süreli yükselişten sonra altının düşmesini artan reel faizlere, yatırımcıların borçlu pozisyonlarını kapatmasına ve bazı merkez bankalarının satışlarına bağladı. Dünya Altın Konseyi de yılın ilk yarısındaki hareketin, savaş endişesi kadar aşırı pozisyonlanma ve kâr satışlarıyla şekillendiğini belirtti.</p>
<p>Buradan “savaş başlayınca altın düşer” sonucu çıkarmak doğru olmaz. Asıl belirleyici, savaşın piyasa tarafından önceden ne ölçüde fiyatlandığı ve çatışmanın ekonomi üzerindeki etkisi.</p>
<p>Savaş beklenmedik biçimde başlar, başka ülkelere yayılır, enerji tesislerini vurur veya dünya ticaretini aksatırsa altın yükselmeye devam edebilir. Buna karşılık çatışma uzun süredir bekleniyorsa, ilk saldırılar sınırlı kalıyorsa ve piyasadaki en kötü senaryo gerçekleşmiyorsa altındaki savaş primi azalabilir.</p>
<p>Savaşın enflasyon yaratıp yaratmaması da büyük önem taşıyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi ilk anda altını destekleyebilir. Fakat enerji şoku enflasyonu artırır ve merkez bankalarının faiz indirmesini engellerse ikinci aşamada altın baskı altında kalabilir. Altın faiz ödemediği için reel faizlerin yükseldiği dönemlerde tahvil ve mevduat karşısında daha az cazip hale geliyor.</p>
<p>2026’daki İran savaşı sırasında bu mekanizma açık biçimde görüldü. Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler enerji fiyatlarını yükseltti, enflasyon beklentilerini güçlendirdi ve piyasanın faiz indirimi beklentilerini zayıflattı. Dünya Bankası 2026’da enerji fiyatlarının yüzde 24, genel emtia fiyatlarının yüzde 16 yükselmesini bekliyor. IMF ise küresel enflasyondaki düşüşün durduğunu ve yeni bir askerî tırmanışın emtia fiyatlarını yeniden oynatabileceğini belirtiyor. Bu ortam altın açısından iki yönlü bir etki yaratıyor: Savaş korkusu talebi desteklerken yüksek faiz ve güçlü dolar fiyatı aşağı çekiyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde altının yeniden güçlü biçimde yükselmesi için savaş haberinden daha fazlasına ihtiyaç var. İran çatışmasının yeniden genişlemesi, Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması, enerji altyapısına yönelik saldırıların artması veya başka büyük ülkelerin doğrudan çatışmaya girmesi güvenli liman talebini yükseltebilir. Küresel büyümenin belirgin biçimde zayıflaması ve merkez bankalarının yeniden faiz indirimine yönelmesi de altını destekler. Düşen reel faizler ve zayıflayan dolar, altının finansal maliyetini azaltır.</p>
<p>Altın fonlarına yeniden güçlü para girişi yaşanması ve merkez bankalarının alımlarını artırması da yükseliş senaryosunu güçlendirir. Dünya Altın Konseyi’nin 2026 araştırmasında rezerv yöneticilerinin yüzde 89’u küresel merkez bankası altın rezervlerinin önümüzdeki on iki ayda artmasını bekliyor. Katılımcıların yüzde 45’i kendi kurumlarının da altın alacağını düşünüyor. Ancak bu sonuç niyeti gösteriyor, alınacak altının miktarını göstermiyor. Merkez bankası talebi devam etse bile hızının yavaşlaması fiyat üzerinde baskı yaratabilir.</p>
<p>Dünya Altın Konseyi mevcut ekonomik koşullar önemli ölçüde değişmezse altının 2026’nın ikinci yarısında yaklaşık yüzde 5’lik bir bant içinde hareket edebileceğini düşünüyor. Ekonomik görünüm bozulur, faiz beklentileri aşağı döner veya yeni bir jeopolitik şok yaşanırsa yüzde 5 ile yüzde 20 arasında yükseliş ihtimali görüyor. Güçlü büyüme, yükselen faizler ve sakinleşen piyasalar ise yüzde 5 ile yüzde 15 arasında bir düşüş yaratabilir. Bunlar kesin fiyat tahminleri değil, farklı ekonomik koşullar altında oluşabilecek hareketleri gösteren senaryolar.</p>
<p>Altında daha belirgin bir düşüş yaşanması için İran savaşında kalıcı ateşkes sağlanması, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması ve enerji fiyatlarının gerilemesi gerekiyor. ABD ekonomisinin güçlü kalması, enflasyonun yüksek seyretmesi ve Fed’in faizleri uzun süre yüksek tutması da aşağı yönlü baskıyı artırabilir. Dolar güçlenir, reel tahvil getirileri yükselir ve yatırımcılar hisse senetleriyle tahvillere geri dönerse altından para çıkışı hızlanabilir.</p>
<p>Yüksek fiyatların mücevher talebini azaltması ve hurda altın satışlarını artırması da aşağı yönlü risk yaratıyor. Avrupa Merkez Bankası, merkez bankalarının altın alımlarının 2025’te önceki üç yıla göre yavaşladığını ve yüksek fiyatların yeni alımları sınırladığını belirtiyor. IMF de altının uzun vadede çeşitlendirme sağlayabildiğini, fakat kısa vadede oldukça oynak olduğunu ve güvenli liman özelliğinin her kriz döneminde aynı biçimde çalışmadığını vurguluyor.</p>
<p>Yatırımcıların dikkat etmesi gereken bir başka konu da bankaların altın tahminleri. Fiyat yükseldiğinde hedeflerini yükselten, düştüğünde ise faiz, dolar veya jeopolitik koşulların değiştiğini söyleyerek hedeflerini aşağı çeken çok sayıda kurum bulunuyor.</p>
<p>Örneğin Goldman Sachs, Ocak 2026’da yılsonu hedefini 4.900 dolardan 5.400 dolara yükseltti. Haziran ayında ise Fed’in daha sıkı kalacağı beklentisiyle hedefini tekrar 4.900 dolara indirdi. UBS ocak ayında kısa vadeli hedefini 5.000 dolardan 6.200 dolara çıkardı, daha sonra yılsonu tahminini 5.900 dolardan 5.500 dolara çekti. Bank of America da temmuz ayında 2026 ortalama fiyat tahminini yüzde 14 düşürerek 4.360 dolara indirdi, fakat uzun vadede 5.000 doların yeniden görülebileceğini savunmaya devam etti.</p>
<p>Tahminlerin değiştirilmesi tek başına yanlış bir davranış değil. Faiz, savaş, enerji fiyatı ve merkez bankası alımları değiştiğinde beklentilerin de değişmesi normal. Sorun, yeni tahminin eski tahmin unutularak kesin bir öngörü gibi sunulması. Fiyat hedefleri sık sık mevcut piyasa hareketini takip ediyor. Altın yükselirken yükseliş hedefleri, düşerken daha temkinli tahminler öne çıkıyor.</p>
<p>LBMA’nın 2026 anketinde uzmanların altın için verdiği tahmin aralıklarının 3.500 dolar ile 5.500 dolar arasında değişmesi de belirsizliğin büyüklüğünü gösteriyor. Aynı verilere bakan profesyoneller bile birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşıyor.</p>
<p>Altın yatırımcısı bu nedenle tek bir savaş haberine veya tek bir bankanın fiyat hedefine göre karar vermemeli. Önce savaş riskinin fiyata ne kadar girdiğine, ardından petrolün, doların ve reel faizlerin nasıl hareket ettiğine bakmalı. Merkez bankalarının ne söylediğinden çok ne kadar altın aldığı, fon yöneticilerinin ne tahmin ettiğinden çok altın fonlarına gerçekten para girip girmediği önem taşıyor.</p>
<p>Savaş ihtimali altını yükseltebilir. Savaşın başlaması ise belirsizliği azaltarak kâr satışına yol açabilir. Çatışmanın genişlemesi altını yeniden yukarı taşıyabilir, enerji kaynaklı enflasyon ve yüksek faiz ise aynı savaş devam ederken fiyatı aşağı çekebilir.</p>
<p>Altın güvenli liman olarak görülüyor, ancak her koşulda yükselen bir sigorta gibi çalışmıyor. Yatırımcı açısından en büyük hata, “savaş varsa altın mutlaka yükselir” düşüncesiyle hareket etmek. İkinci büyük hata ise fiyat yükseldikten sonra hedefini yükselten kurumların yeni tahminini bağımsız bir doğrulama gibi kabul etmek. Tahminler değişebilir. Kurumlar da görüşlerini değiştirebilir. Fakat yatırımcının riski, değişen tahminlerin maliyetini kendi parasıyla ödemesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fiyatlari-savasi-degil-ihtimalini-sever-85188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/altin-1765253946.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Altın fiyatları savaşı değil, ihtimalini sever&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustos-portfoyleri-ne-soyluyor-85187</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos portföyleri ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu dönem temkinli duruşu korurken fırsatlara bakmak değerli, önümüzdeki dönemde hem Borsa İstanbul'da hem de tahvil tarafında fırsatlar oluşabilir. Ağustos portföyleri bize şunu söylüyor: Piyasa tamamen risk almak için henüz yeterince rahat değil ama sadece para piyasasında beklemek de portföy yöneticileri için yeterli görünmüyor.</strong></p>
<p>Temmuz ayına başlarken beklentiler aslında oldukça olumluydu. ABD-İran geriliminin yumuşaması, petrol fiyatlarının gerilemesi, bunun hem küresel hem de yurt içinde enflasyon baskısını azaltması ve merkez bankalarının üzerindeki faiz baskısını hafifletmesi bekleniyordu. Ancak ay boyunca gelişmeler bu beklentilerin tamamının gerçekleşmesine izin vermedi. Jeopolitik risk yeniden öne çıktı, enerji fiyatlarındaki oynaklık devam etti. Sonuç olarak temmuz ayında para piyasası fonları ve mevduat dışında reel getiri üretmek çok da kolay olmadı.</p>
<p>Ağustos ayına yine benzer beklentilerle ama bence biraz daha temkinli giriyoruz. İlk 10 güne baktığımızda ABD-İran hattındaki haber akışının olumluya dönmesi ve petrol fiyatlarının gerilemesi piyasaları destekliyor. ABD'den gelen istihdam verileri de Fed üzerindeki faiz baskısını azaltırken, içeride TÜFE'nin beklentilerin altında kalması yeniden faiz indirimlerini konuşmamızı sağlıyor. Kısacası temmuz başında beklediğimiz ama tam olarak gerçekleşmeyen senaryo, ağustosun ilk günlerinde yeniden masada.</p>
<p>Tabii riskler ortadan kalkmış değil. Borsa İstanbul açısından MSCI'ın Türkiye piyasasına yönelik erişilebilirlik uyarıları kasım ayındaki gözden geçirme öncesinde yakından takip edilmeli. Diğer taraftan yabancı yatırım bankalarının Borsa İstanbul'un ucuz olduğuna yönelik değerlendirmeleri olumlu tarafta. Bu hafta TCMB'nin Enflasyon Raporu da önemli olacak. Enflasyondaki düşüş eğiliminin korunması ve para politikasında gevşeme alanının güçlenmesi hem hisse senedi hem de tahvil fonları açısından yeni bir hikâye yaratabilir.</p>
<p>Peki, profesyoneller ağustosa nasıl giriyor?</p>
<p>Portföy yönetim şirketlerinin dağılımlarına baktığımda benim çıkardığım sonuç şu: <strong>Temmuzda alınan pozisyonlardan büyük ölçüde vazgeçilmemiş ama kimse de bütün ağırlığıyla riskli varlıklara geçmiş değil.</strong> Para piyasası fonları hâlâ portföylerin önemli bir bölümünü oluştururken, hisse senedi ve borçlanma araçlarında fırsat arayışı devam ediyor. Altın ise hemen hemen bütün dağılımlarda yerini koruyor. Yani savunma hattı bırakılmadan fırsat aranıyor.</p>
<p>İş Portföy'ün orta riskli dağılımı bunun iyi örneklerinden biri. Özel sektör borçlanma araçları %30 ile en yüksek ağırlığa sahipken, hisse senedi %25, borçlanma araçları %15, yabancı hisse, altın ve temkinli değişken fonlar ise %10'ar pay alıyor. Burada özellikle BIST büyük ölçekli hisseleri ile orta vadeli tahviller üzerinden enflasyon ve faiz görünümündeki iyileşmenin fiyatlanmaya çalışıldığını düşünüyorum. Benim çekincem özel sektör borçlanma araçları tarafında. Son dönemde artan konkordato ve ödeme problemi haberleri nedeniyle bu alanda fonun ne taşıdığına bakmadan yatırım yapılmaması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy daha temkinli tarafta kalmaya devam ediyor. Para piyasası %40, altın %25. Sadece bu iki kalemin toplamı portföyün %65'ini oluşturuyor. Hisse tarafında %15, yabancı hissede %10 ve borçlanma araçlarında %10 ağırlık var. Altın tarafındaki ağırlık temmuz ayında da %25’ti, bu dönemde biraz yüksek bulduğumu ifade etmeliyim.</p>
<p>Hedef Portföy'de ise diğer kurumlara göre biraz daha fazla risk alma isteği görüyorum. Para piyasasının payı %60'tan %55'e, altının payı %15'ten %10'a düşürülmüş; özel sektör borçlanma araçları tamamen çıkarılmış. Buna karşılık teknoloji ve değişken fonlara %10'ar ağırlıkla yer verilmiş, hisse senedi ise %15'te korunmuş. Özellikle teknoloji ve değişken fonların portföye eklenmesini, küresel risk iştahındaki olası toparlanmadan faydalanma isteği olarak okuyabiliriz.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy'ün faizsiz dengeli portföyünde ise daha temkinli bir yaklaşım var. Para piyasası katılım fonunun ağırlığı %60'tan %65'e çıkarılırken hisse %10'dan %5'e düşürülüyor. Altın-gümüş %10, değişken fonlar ise toplam %20 seviyesinde korunuyor. Burada getiri arayışının doğrudan hisse yerine değişken fonlar üzerinden yapılması bence dikkat çekici.</p>
<p>Bence de bu dönem temkinli duruşu korurken fırsatlara bakmak değerli. Bu nedenle borçlanma araçları ve değişken fonları ben de döneme uygun değerlendiriyorum. Önümüzdeki dönemde hem Borsa İstanbul'da hem de tahvil tarafında fırsatlar oluşabileceğini düşünüyorum. Ancak ABD-İran gelişmelerinin hâlâ kırılgan olması nedeniyle bu fırsatları biraz daha yüksek likiditeyle takip etmeyi tercih ediyorum. Arbitraj fonları portföylerde değerli bir alternatif olabilir. Volatilitenin arttığı dönemlerde piyasanın yönünü tahmin etmek yerine fiyat farklılıklarından getiri üretmeye çalışan bu fonların portföyde denge sağlayabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Yurt dışında ise teknoloji hikâyesinin bittiğini düşünmüyorum. Yapay zekâ, veri merkezleri ve yarı iletken yatırımları uzun vadeli büyüme temasını desteklemeye devam ediyor. Ancak son dönemde yaşanan hareketlerden sonra portföyü sadece teknolojiye bağlamak yerine sağlık, finans ve farklı sektörlerle çeşitlendirmek daha doğru olabilir. Özellikle sağlık tarafını, teknolojiye göre daha defansif olması nedeniyle portföy çeşitlendirmesi açısından değerli buluyorum.</p>
<p>Altın tarafında ise son hafta toparlanma görülse de hızlı karar vermemek gerekiyor. Yatırım bankalarının yıl sonu beklentileri yukarı yönlü potansiyel sunsa da, aynı dönemde para piyasası fonları da güçlü net getiri sağlamaya devam ediyor. Bu nedenle altın ve gümüş portföylerde olmalı ancak tek başına ana hikâye haline getirilmemeli.</p>
<p>Sonuç olarak ağustos portföyleri bize şunu söylüyor: Piyasa tamamen risk almak için henüz yeterince rahat değil ama sadece para piyasasında beklemek de portföy yöneticileri için yeterli görünmüyor. Hisse senedi, borçlanma araçları, altın, yabancı hisse ve değişken fonlar arasında daha dengeli bir dağılım öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustos-portfoyleri-ne-soyluyor-85187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos portföyleri ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-de-savas-olmasa-85186</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir de savaş olmasa </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel taraftan gelen sinyaller makroekonomik açıdan olumlu seyrediyor. Küresel ekonomi kısmi yavaşlamaya rağmen güçlü büyüyor ve ihracat pazarlarımızdaki talep koşulları oldukça iyi seyrediyor. Fakat biz bu ortama girip yeterince faydalanamıyoruz. Çünkü rekabette zorlanıyoruz.</strong></p>
<p>Küresel piyasaların odağında ve ana yönünün belirlenmesinde iki temel faktör bulunuyor. Bunlardan biri savaşın seyri, diğeri ise özellikle ABD Merkez Bankası Fed’in önümüzdeki dönemde nasıl bir politika izleyeceği.</p>
<p>Temmuz ayında savaşın tekrar sıcak bir noktaya gelmesi, petrol fiyatlarının yükselişiyle artan enflasyonist kaygıların Fed’e yönelik faiz artırımı beklentilerini de beslemesi, piyasalarda oldukça negatif bir tabloya yol açtı. Sıcak çatışmalara tekrar ara verilmesi ve petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle birlikte piyasalar için yeniden pozitif bir görünüm ortaya çıktı. Fed toplantısının ardından şahin mesajlar beklenirken görece güvercin denilebilecek sinyaller gelmesi de piyasaların faiz artırımına yönelik kaygılarını azaltarak olumlu ivmeye bir başka açıdan destek verdi.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta ABD tarım dışı istihdam verilerinin beklenenden düşük gelmesi; gerek petrol fiyatlarındaki düşüş gerekse büyümeye ilişkin ortaya çıkan soru işaretleriyle birlikte Fed’in faiz artırımına kolay kolay yönelmeyeceği beklentisini güçlendirdi. Bu durum piyasaların coşkusunu daha da artırdı.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde de iki konu belirleyici olmaya devam edecek: savaş ve Fed’in tavrı.</p>
<p><strong>İstihdam verisi yanıltmasın, Fed faiz arttıracak</strong></p>
<p>Tarihsel veriler Orta Doğu’daki ateşkes süreçlerinin pek kalıcı olamayabileceğine ilişkin onlarca örnekle dolu.  Savaşın gidişatına yönelik net bir çıkarımda bulunmanın çok kolay olmayacağını kabul etmek gerekiyor.  ABD’de tarım dışı istihdam verileri beklenenden düşük gelse ve son iki aylık verilerde negatif revizyonlar olsa bile hizmetlerden tüketime kadar birçok veri, ABD ekonomisinin oldukça iyi bir performans gösterdiğini ortaya koymaya devam ediyor.</p>
<p>Yükselen borsaların yarattığı servet etkisi, özellikle bebek patlaması kuşağının artan tüketim eğilimi ve neredeyse sıfırlara gelen ABD tasarruf oranı, önümüzdeki süreçte ABD’de büyüme tarafında çok da büyük bir sorun yaşanmayacağını düşündürüyor. Tam tersine, enflasyonun hedefin üzerinde kalarak ekonomiyi eninde sonunda bir faiz artırım sürecine götüreceğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Eylül ayında faiz artırımı zor</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl eylül ayında Powell’ın faiz artırımı Trump’ın tüm şimşeklerini üzerine çekmesine neden olmuştu. Seçim öncesinde yapılan faiz artırımını kendisine karşı bir tutum olarak değerlendiren Trump, Powell’a ve Fed’e karşı oldukça negatif bir tavır sergilemişti. Yeni Fed Başkanı Warsh’ın yine eylül ayında bir faiz artırımına gitme ihtimali bu nedenle çok yüksek olmayabilir. Geçmişte olduğu gibi, “Fed geç kaldı” yönündeki eleştirileri ve söylemleri fazlasıyla duymaya devam edebiliriz.</p>
<p>ABD’deki kasım seçimlerinden sonra çok muhtemelen en az iki faiz artırımına gidecek olan Fed’in durumu kontrol etmekte güçlük çekme ihtimali, yeni yılla birlikte piyasalarda yeniden olumsuz bir hava estirebilir. Bununla birlikte, teknolojik gelişmelerin yarattığı verimlilik artışının ve Asya’dan gelen ucuz iş gücünün enflasyonu bastırma gücü, her şeye rağmen savaşın olmadığı bir ortamda merkez bankalarının faiz artırımlarını bir noktada frenleyecek ve bir süre sonra faiz indirimlerini tekrar gündeme getirecektir.</p>
<p>Tüm bu çerçeve, piyasaların savaşla ilgili gelişmelere çok daha fazla odaklanacağını ve şu anda tahmin edilmeyen “siyah kuğulara” karşı olası tepkisinin çok daha güçlü olabileceğini gösteriyor. Fakat bu tür arz yönlü şoklar olmadıkça, ara ara düzeltmeler yaşansa bile bunun kalıcı bir çöküş anlamına gelmeyeceğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Hisse senedi piyasalarında balon konuşmak için erken </strong></p>
<p>ABD başta olmak üzere teknolojik gelişmelerin şirket kârlılıkları üzerinde yarattığı olumlu tablo, fiyat/kazanç oranlarının artışından ziyade kazançlara paralel fiyat artışlarıyla ilerleyen ve pek de bir balon sinyali vermeyen bir görünüme işaret ediyor. Özetle, küresel ekonomide büyümenin, şirket kârlılıklarının ve borsaların olumlu performansının, arz yönlü şoklar olmadıkça devam etmeye aday olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Büyümenin en önemli öncü göstergelerinden olan küresel PMI verileri de Temmuz ayında yükselişini sürdürdü. İmalat sanayinde bir miktar gerileme olmasına rağmen hizmet sektörü PMI’larındaki güçlü artış, bileşik PMI verilerinin de yukarı yönlü seyrini beraberinde getirdi. Hürmüz Boğazı’nın yavaş yavaş açılması, gerek ticarete gerekse savaşa ilişkin kaygıların yaz mevsiminde biraz da hava şartlarının etkisiyle geride kalması ve turizm faaliyetlerinin bundan olumlu etkilenmesi, küresel ölçekte PMI verilerinin oldukça olumlu seyretmesine katkıda bulunmuş görünüyor.</p>
<p><strong>Dışarıda talep var ama arz etmekte zorlanıyoruz</strong></p>
<p>Bir başka ifadeyle, küresel taraftan gelen sinyaller makroekonomik açıdan olumlu seyrediyor. Küresel ekonomi kısmi yavaşlamaya rağmen güçlü büyüyor ve ihracat pazarlarımızdaki talep koşulları oldukça iyi seyrediyor. İSO’nun yayımladığı İhracat İklimi Endeksi, en çok ihracat yaptığımız pazarlarda 31 aydır kesintisiz bir iyileşmeye işaret ediyor ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede güçlü talep koşullarının varlığını gösteriyor.</p>
<p>Buna karşılık bizim imalat sanayi PMI verimiz 28 aydır kesintisiz olarak 50 seviyesinin altında, yani daralma bölgesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle, dışarıda talep var, hava güzel ve bundan faydalanabileceğimiz bir ortam bulunuyor; fakat biz bu ortama girip yeterince faydalanamıyoruz. Çünkü rekabette zorlanıyoruz. Bu pazarlardan yeterince faydalanabiliyor olsaydık bizim PMI verilerimiz de güçlü bir yükseliş eğilimi gösterecekti. Fakat bunun pek gerçekleşmediğini görüyoruz. Nitekim sanayi üretim verileri de son dört yıldır 105 ile 110 arasında bir endeks değerinde salınım yapmaya devam ediyor. Bu salınımda aylık ya da yıllık yukarı yönlü hareketlere bakarak yorum yaparsak sorunu fark edemez ve çözüm üretemeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-de-savas-olmasa-85186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir de savaş olmasa  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-kuf-tutarsa-kalici-kopus-gelir-85185</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi küf tutarsa kalıcı kopuş gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomini küften uzak tutmak, toplumun kalitesini arttırır. Küflü bir ekonomi anlayışıyla refah üretemezsin. Kıpırda ki küf seni istila etmesin. Hem bedenini hem de zihnini hatta hayal gücünü…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: </strong>Ülke ekonomisi bir kez küf tutmaya görsün, <strong>orta gelir tuzağına</strong> düşersin. Küflü zihinler, <strong>ekonomik düşünceyi</strong> etkiler. Düşünce durunca <strong>üretim</strong> de durur, üretim durunca ne mi olur? Ne<strong> zenginleşirsin</strong> ne de <strong>yoksulluktan</strong> çıkarsın; <strong>küflenmiş bir refahın ortasında kokmaya</strong> devam edersin.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Küf sessizce gelir. Önce <strong>hareketsizliğe</strong> yapışır, sonra <strong>düşünceye</strong>… Durduğun yerde küf seni istila eder; <strong>bedenini</strong>, <strong>zihnini</strong>, hatta <strong>hayallerini</strong> çürütür. <strong>Küflü zihin soru sormaz</strong>, risk almaz, <strong>yeniyi</strong> <strong>denemez</strong>. Sadece “<strong>eskiden böyleydi</strong>” diye mırıldanır. Oysa <strong>zihin</strong> de <strong>beden gibi</strong> hareket ister.</p>
<p><strong>ORTA VADELİ PROGRAM TAM BİR KÜF ÜRETİCİSİ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Okumak, <strong>tartışmak</strong>, yanılmak, <strong>yeniden denemek</strong>… İşte bunlar küfü kazıyan fırçadır. <strong>Ekonomini küflenmekten koru</strong>. Bunun için <strong>üretim süreçlerini</strong> gözden geçir, <strong>ürün kaliteni</strong> arttır. Her şeyi üretme, <strong>değerli olana</strong> yönel. <strong>Küflenmiş betonla</strong> aya çıkamazsın ama <strong>çip üretirsen</strong> uzaya gidersin.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bunca <strong>OSB</strong>’miz var ama <strong>ürettiğimizin hayrını göremiyoruz</strong>. Neden? Çünkü <strong>ekonomi yönetimi</strong> küf üretiyor. <strong>OVP tam bir küf üreticisi</strong>, ondan kurtulmalı. <strong>Durağanlaşan girişimci gücümüzü</strong> yeniden harekete geçirecek bir <strong>ruha</strong> ihtiyaç var. <strong>Beton kafalar</strong>, rantiyeler ve <strong>zombiler</strong>; küflenmişliktir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Küflü ekonomiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Küf, hayata nasıl sızar?</em></strong></p>
<p><strong>Fırsatları kaçırmışın son durağı; küflenmektir</strong>. Eller aya biz yaya anlayışı, zihin küflenmesidir. Bürokrasi artar, yolsuzluk, nepotizm çoğalır, adalet yerlerde sürünür ve ekonomi küf bağlayıverir.</p>
<p><strong><em>Küflü zihniyetin zararı?</em></strong></p>
<p><strong>Küflenmiş ilişki</strong>, küf bağlamış dostluklar, <strong>küflü zihniyet</strong>… Uzak durulasıdır. Eğer biri sizin hayatınızdan gitmişse, ilişkinizde <strong>küflenmiş alanlar</strong>, küflenmiş iletişim, <strong>küflenmiş değerler manzumesi</strong> oluşmuştur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKONOMİ YÖNETİM ANLAYIŞIMIZI GÜNEŞE ÇIKARMAK GEREKİYOR</strong></p>
<p><strong>Kürenin saygın ekonomisi </strong>olmak istiyorsan <strong>hayal gücünü güneşe çıkar</strong>. Farklı düşünenleri <strong>koru</strong>, küflenmiş siyasetçiden bürokrattan, patrondan, çalışandan <strong>kurtul</strong>. Küf, hareket edeni sevmez, sen hareket et ki seni sevmesin. <strong>Küflü ekonomi ile sağlıklı bir toplum ve mutlu bireyler üretemezsin</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜFLÜ EKONOMİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretimde küf</strong>: Ürettiğinden fazlasını tüketmektir ki neticesinde ithalat bağımlısı olursun.</p>
<p><strong>Harcamada küf</strong>: Kazandığından fazlasını harcarsan, borç batağına girersin, zorlanırsın.</p>
<p><strong>Yönetimde küf</strong>: Nimeti alıp külfeti öteleyen anlayış ile toplum ve bireyler de küf tutar.</p>
<p><strong>Ahlakta küf</strong>: Enflasyonu besler, yandaşı kayırırsan ahlak küf tutmakla kalmaz, toplumu çürütürsün.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-kuf-tutarsa-kalici-kopus-gelir-85185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/6/1280x720/para-tl-1766384304.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi küf tutarsa kalıcı kopuş gelir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefi-degismez-tahmin-2-3-puan-artirilabilir-85184</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon hedefi değişmez, tahmin 2-3 puan artırılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası yılın üçüncü enflasyon raporunu yarın açıklayacak. Kendi tahminim olarak son söyleneceği en başta söyledim, başlıkta yazdım.</p>
<p>Merkez Bankası çok muhtemeldir ki üçüncü raporda 2026’nın enflasyon hedefini değiştirmez ama tahmini belki 2-3 puan yukarı çeker.</p>
<p>2026 enflasyon hedefinin yüzde 24, tahmininin yüzde 26 olduğunu hatırlatayım.</p>
<p>Önceki dönemlere ilişkin de bir hatırlatmada bulunayım… Merkez Bankası geçen yılın üçüncü raporundan önceki dönemde zaten enflasyon hedefi belirleyip açıklamaz, tahmin aralığının orta noktasını tahmin olarak ilan ederdi. Geçen yılın üçüncü raporuyla bu uygulama terk edildi ve alt-üst tahminden bağımsız olarak hedef ilan edilmeye başlandı.</p>
<p>Bu yılın ikinci enflasyon raporunda bir değişikliğe daha gidildi ve tahmin aralığı belirlenmesine de son verildi ve yalnızca tek tahmin ilan edildi. Bu tahminden daha düşük de bir hedef açıklandı.</p>
<p>Son durum bu… 2026 için yüzde 24’lük hedef, yüzde 26’lık tahmin var.</p>
<p>Hatırlanacaktır geçen yılın ikinci raporunda da 2025 için hedef yüzde 24 olarak ilan edilirken tahmin aralığı yüzde 25-29 olarak duyurulmuştu. 2025’in son raporunda ise hedef yüzde 24’te sabit tutulurken tahmin aralığı yüzde 31-33 olarak belirlenmişti.</p>
<h2>“Hedef sık sık değişmeyecek”</h2>
<p>Merkez Bankası geçen yıl enflasyonda tahmin-hedef bağını bir anlamda koparırken hedefi daha önceki dönemlerde olduğu gibi öyle gelişmelere göre sık sık değiştirmeyeceğini vurgulamıştı:</p>
<p><strong>“TCMB, enflasyon raporu dönemlerinde gerçekleşme ve varsayımlardaki değişiklikleri dikkate alarak tahminlerinde güncellemeye gidebilecektir. Ancak, taahhüt ve çıpa işlevi gören ara hedefler varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek ve politika faizine ilişkin patikanın içsel olarak belirlenmesinde referans olarak alınacaktır.”</strong></p>
<p>Bu yılın ikinci raporunda savaş etkisi yüzünden varsayım setinde olağanüstü güncellemeler yaşanmıştı ve Merkez Bankası da bunu gözeterek haklı olarak hedefinde değişikliğe gitmişti. Zaten başta yüzde 16 olarak belirlenen hedef savaş olmasa da gerçekçi değildi ama savaşla ve tırmanan petrol fiyatlarıyla birlikte bu oran tümüyle anlamını yitirmişti.</p>
<p>2025’in son enflasyon raporunda bu yılın tahmin aralığı yüzde 13-19, hedefi ise yüzde 16 olarak ilan edilmişti. Merkez Bankası bu yılın ilk raporunda yüzde 16’lık hedefi sabit tuttu ama tahmin aralığını yüzde 15-21 olarak değiştirdi.</p>
<p>Ancak ikinci raporun açıklanacağı mayıs ayına gelindiğinde koşullar öylesine değişmişti ki hedefi de, tahmini de ilk rapor düzeyinde tutmak mümkün değildi. Merkez Bankası, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşla birlikte petrol fiyatlarının hızlı artışı ve ağırlıkla bundan kaynaklanan diğer olumsuzlukları gözeterek zaten tutmayacak olan yüzde 16’lık enflasyon hedefini yüzde 24’e yükseltti.</p>
<p>İkinci raporla birlikte enflasyonda tahmin aralığı uygulamasına da son verildi ve yalnızca yüzde 26’lık tek bir tahmin açıklandı.</p>
<h2>Yarın ne olacağı belli gibi</h2>
<p>Merkez Bankası ilk enflasyon raporunda bu yılın ortalama petrol fiyatını yaklaşık 61 dolar düzeyinde tahmin ediyordu. Ancak savaşla birlikte bu tahminin hiçbir geçerliliği kalmadı. Merkez Bankası mayıs ayında açıkladığı ikinci raporda tahminini 89 dolara çıkardı. İlk dört aydaki gerçekleşmeden sonra yıllık ortalamanın 89 dolar olarak öngörülmesi makuldü, zaten yılın kalan döneminde bu düzeyde bir gerçekleşme olduğu takdirde ortalama da tutacaktı.</p>
<p>Brent petrolün yılın ilk yedi ayındaki ortalama fiyatı yaklaşık 75 dolar oldu. Ancak bu, Türkiye’nin petrol ithalatındaki ortalama fiyatı değil, dünya ortalamasında oluşan fiyatı gösteriyor. Türkiye’nin ham petrol ithalatındaki fiyat açıklanmadığı için tutarı tam olarak bilme şansımız yok. Ancak Türkiye’nin ithalatındaki fiyatın Rusya’dan alınan görece ucuz petrolden dolayı dünya ortalamasındaki düzeyin bir miktar altında oluştuğunu varsaymak mümkün.</p>
<p>Merkez Bankası yılın tümünde 89 dolara razı ve enflasyon hedef ve tahmini olan yüzde 24 ve 26’yı bu fiyata göre oluşturmuş durumda. Son dönemde yıllık ortalamayı 89 doların çok üstüne çıkaracak ölçüde bir olumsuzluk gözlenmiyor. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın eli rahat.</p>
<p>Yüzde 24’ün tutmayacağı tabii ki belli ama Merkez Bankası yukarıda aktardığım gibi ne diyor:</p>
<p><strong>“Ara hedefler varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek.”</strong></p>
<p>Fiyat artışı ilk yedi ayda gelmiş yüzde 20’ye dayanmış ve yüzde 24’ü tutturmanın mucize ötesi bir durum olduğu anlaşılmış ama yine de Merkez Bankası bu oranı sabit tutacaktır.</p>
<p>Yüzde 26’lık tahmin mi; bakarsınız o oran birkaç puan yukarı çekilir. Zaten Merkez Bankası tahminini yukarı çekerse, ki makul olan çekmesidir, dikkate alınması gereken oran o olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefi-degismez-tahmin-2-3-puan-artirilabilir-85184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon hedefi değişmez, tahmin 2-3 puan artırılabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85183</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın fiyatında seyri ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altında Makas Tersine Döndü! Altın Fiyatında Seyri Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 12 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/u-XimVvYx7E" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yumurtalikta-25-milyar-dolarlik-yatirima-baslamadan-10-milyon-metrekarelik-yeni-alan-istedi-85182</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurtalık’ta 25 milyar dolarlık yatırıma başlamadan 10 milyon metrekarelik yeni alan istedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun davetiyle gittiğimiz Gaziantep’te Merinos Halı’nın 700 bin metrekarelik dev tesisinin idare binasındaki sohbette sık sık Sasa ile ilgili sorularımızı da yönlendirdik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf5f392f0f-1786508787.jpg" alt="" width="700" height="394" /><strong>İbrahim Erdemoğlu, “Bu turumuzun ana konusu Merinos” </strong>diyerek sözü daha çok Merinos Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu</strong>’na bıraktı. Sohbetin sonuna doğru ayağa kalktı, Erdemoğlu Holding Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Güler Eruğur </strong>ile dışarıdan iletişim danışmanlığı hizmeti veren <strong>Mehmet Ali Ergün</strong>’e döndü:</p>
<p>-           <strong>Merinos’la ilgili sohbetimiz bittiyse şimdi Sasa’yı, Yumurtalık’taki yatırım konusunu konuşabiliriz.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu </strong>duvarda asılı dünya haritasının başına geçerken araya Borsa İstanbul’un önceki başkanlarından, Merkez Bankası önceki başkan yardımcılarından, Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>girdi:</p>
<p>-          <strong>Sasa, tam anlamıyla </strong>“kusursuz fırtına” <strong>olarak tanımlanabilecek bir dönem yaşadı. Ukrayna-Rusya Savaşı, 6 Şubat 2023 depremleri, makro ekonomik istikrarsızlık, yatırım planlarında sarkma yaratan bazı aksaklıklar ve Çin’den yönelen haksız rekabet…</strong></p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan</strong>’ın <strong>“Çin’den yönelen haksız rekabet” </strong>sözü üzerine <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun Aralık 2024’te Sasa’nın Adana’daki tesislerindeki sohbetimizdeki mesajını anımsadım:</p>
<p>-          <strong>2015 yılından buyana Adana’da Sasa’ya yaptığımız yatırım 4 milyar doları buluyor. Bu yatırımlarla Sasa’ya yüzde 75 düzeyinde bir Sasa daha eklenmiş oldu. Hindistan ve Çin’i dışarıda bırakırsak dünyanın en büyük polyester üreticisi oluyoruz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf61070dc2-1786508816.jpg" alt="" width="700" height="654" />
<figcaption><strong>İbrahim Erdemoğlu - Prof. İbrahim Turhan</strong></figcaption>
</figure>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Sasa’nın </strong>“net finansal kaldıraç rasyosu” (borç yükü ve finansal risk seviyesini gösteriyor) <strong>33 kata kadar çıkmıştı. Geçen yıl 16 kata indirdik. </strong>“Paya dönüştürülebilir tahvil ihraç ettik, paya da dönüştü”, <strong>kaldıraç 9 katın altına indi. Bu yılın sonunda 4’e kadar inecek.</strong></p>
<p><strong>“Paya dönüştürülebilir tahvil”</strong>le ilgili şu bilgileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>5 yıl vadeli 415 milyon Euro’luk </strong>“paya dönüştürülebilir tahvil” <strong>ihraç ettik. 3 katı taleple karşılaştı. Faizi de yüzde 4.75 düzeyinde gerçekleşti.</strong></p>
<p><strong>“Net finansal kaldıraç rasyosun</strong><strong>da</strong><strong> ideal düzey”</strong>i sorduk, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>İdeali 4 katın altında olmasıdır.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta toplamı 25 milyar doları bulacak yatırım planlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Sasa’yı Yumurtalık’ta planladığımız yatırımlara hazır hale getirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla 2027’de kaldıraç düzeyinin çok daha aşağıya inmiş olması lazım.</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında 23 milyar dolarlık petrokimya ürünü ithal ettiğine dikkat çekip harita üzerinden konuşmaya geçti:</p>
<p>-          <strong>Eğer Amerika, uzun vadede Çin’in Asya bölgesine sıkışmasını hedefliyorsa, bunun uygulanabilmesi için bizim bulunduğumuz coğrafyada alternatif bir üretim üssüne ihtiyaç var. Bölgede Türkiye, Irak ve daha sınırlı şekilde Mısır öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çin’in bugün ürettiği mamullerin bir bölümünü bu coğrafyada ürettirmezseniz, alternatif yaratamazsınız. Bizim 8 yıl önce oluşturduğumuz ana planın temelinde bu düşünce bulunuyor. Yumurtalık’a 25 milyar dolarlık yatırım fikri de buna dayanıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en güçlü alternatif olduğunu vurgulayıp şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Peki, yalnız Türkiye mi üretim yapacak?</strong></p>
<p>Kendi sorusunun yanıtını şöyle verdi:</p>
<p>-          <strong>Hayır… Bizim öngörümüze göre Türkiye bölgede bir öncü, merkez veya </strong>“abi” <strong>rolü üstlenecek. Çevresinde Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır olacak. Bu coğrafyanın üretim ve tedarik sisteminde merkez ülke Türkiye olacak.</strong></p>
<p>Ardından bu yatırım için Yumurtalık’ın önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık, bu coğrafyanın adeta merkezinde bulunuyor. Bunu güçlendiren bir diğer faktör de Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz kaynaklarının olması. Ceyhan-Yumurtalık bölgesi ve Türkiye’nin önemi giderek artabilir.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’taki bir başka projeyi irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki arazimizin arkasında 33 milyon metrekarelik bir kimya endüstrisi alanı ayrılmış durumda. Özel Kimya İhtisas Endüstri Bölgesi. Biz de o bölgeden şimdiden 10 milyon metrekarelik alan talebinde bulunduk.</strong></p>
<p>Sasa, projesini hazırlayıp uzun süre Yumurtalık’taki arazinin ihalesini bekledi. Araziyi aldıktan sonra <strong>“Özel Endüstri Bölgesi” </strong>ilanı da zaman aldı.</p>
<p>Aralık 2024’te Adana’da <strong>Erdemoğlu </strong>ile konuştuğumuzda, başta Suudi Arabistan olmak üzere Sasa’nın Yumurtalık’taki yatırımına ortak olmak için yabancı ilgisinin yoğunluğu söz konusuydu.</p>
<p>Sasa, şimdi Yumurtalık’taki yatırımın 5.5 milyar dolarlık ilk fazına başlamak için borçlarını azaltmaya, yeniden yabancı ilgisini canlandırmaya çalışıyor…</p>
<p>Aralık 2024’te konuştuğumuzda <strong>Erdemoğlu</strong>’nun hedefinde 2026 yılında ilk temeli atmak vardı… Ekonomik koşullar proje için ortaklıklar ve finansal çözümlerin tamamlanmasının beklenmesi gereğini ortaya koymuş bulunuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu aslında bir ülke projesi</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf64c2659a-1786508876.jpg" alt="" width="455" height="712" /></span><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta toplam değeri 25 milyar doları bulacak petrokimya ve rafineri yatırımları konusunda şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bu aslında sadece Sasa’nın, bir şirketin değil, ülke projesidir. Hükümet de projeye öyle bakıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın </strong>“Özel Endüstri Bölgesi” <strong>ilanı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın teşvik mekanizmasını güçlendirmiş olması bu bakışı güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl Vitol ile bir anlaşma yaptıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bunun dışında Yumurtalık’taki projemizde bizimle yol almak isteyen başka kuruluşlar da var. Daha önce Katar’dan ilgi vardı. Suudi Arabistan ve Aramco da ilgileniyordu. Körfez’de yaşanan gelişmeler doğal olarak bu süreçleri etkiledi.</strong></p>
<p><strong>Erdemoğlu, </strong>Aralık 2024 dahil daha önceki görüşmelerimizde Yumurtalık’taki yatırımlarla ilgili aşamaları şöyle anlatmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>İlk yatırım 5.5 milyar dolar olacak. Yüzde 100’ü Sasa’ya ait olacak bu yatırımlar adım adım paraksilen, propan, etilen üretimi derken rafineri ve limanla devam edecek.</strong></li>
<li><strong>İlk yatırımın sonuçlarını gördükten sonra 10 milyar dolarlık yatırıma başlayacağız. Yumurtalık’ta yatırımlarımız 3’er yıllık aralıklarla sürecek. Toplamda 25 milyar doları bulacak.</strong></li>
<li><strong>Ham petrol bazlı hammaddeler, ara ürünler derken, nihai ürün ipliğe kadar uzanmış olacağız.</strong></li>
</ul>
<p>İthal ikamesi tahmini de şöyle hesaplamıştı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki yatırımlarımız devreye girince ülkemizin bu alandaki 22 milyar dolarlık ithalatını ikame etme şansı yakalayacağız.</strong></p>
<p>Yumurtalık projesine ortak alma konusundaki planlarını da şöyle paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki yatırım için yüzde 100’ü Sasa’ya ait 5 şirket kuracağız. Sasa değil ama kurulacak şirketlerde yüzde 49’ar hisseyi yabancılara verme konusunda tekliflere açığız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhtiyaç duyulan üretim 80 milyar doları bulabilir</span></h2>
<p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta kurulması planlanan <strong>“Kimya Özel İhtisas Endüstri Bölgesi”</strong>yle ilgili şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 33 milyon metrekarelik alan için 5 yıldır çalışmalar yürütüyor. Organize sanayi bölgesi yapısı kurulsun, yatırımcılar yönelsin, Marmara Bölgesi’ndeki bazı sanayi kuruluşları Yumurtalık’a taşınsın diye.</strong></p>
<p>Bugüne kadar Yumurtalık’ta yatırımcıyı çekecek yeterince avantaj, cazibe olmadığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sasa Yumurtalık’ta petrokimya tesisi ve rafineriyi kurduktan sonra durum değişecek. Çünkü, kimya şirketlerinin ihtiyaç duyduğu hammadde hemen yanlarında üretilecek. Zaman içinde kimya şirketlerinin bölgeye yöneleceğini düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Söz konusu yatırımların yönelmesinin yaratacağı etkiye dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Sonuçta ne olacak? Türkiye hem bölgenin en büyük üretim üslerinden biri olacak hem de Avrupa’yı kapsayan geniş coğrafyada önemli bir kimya merkezi haline gelecek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin petrokimya ürünleri ithalatının 23 milyar dolar düzeyinde olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’ta kurulması planlanan </strong>“Kimya İhtisas Endüstri Bölgesi” <strong>hedeflenen doluluğa ulaşıp üretim başlarsa, ihtiyaç duyulacak petrokimya ürünü hacmi 70-80 milyar doları bulabilecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yumurtalikta-25-milyar-dolarlik-yatirima-baslamadan-10-milyon-metrekarelik-yeni-alan-istedi-85182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/ibrahim-erdemoglu-1755445739.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yumurtalık’ta 25 milyar dolarlık yatırıma başlamadan 10 milyon metrekarelik yeni alan istedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruf-finansmanda-aslan-payi-kara-fren-85181</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf finansmanda aslan payı kâra fren</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun geçen hafta yaptığı ve 1 Ekim’de devreye girecek düzenlemeyle tasarruf finansmanı şirketlerinin fon değerlendirmelerini risksiz varlıklara yönlendirmesini öngördü. Bu daha önce serbest fonlara aktarılan paranın artık risk derecesi 1 ve 2 olan para piyasası fonlarında değerlendirilmesi anlamına geliyor. Borsa İstanbul’da işlem gören tek tasarruf finansmanı şirketi Katılımevim’in 42 milyar liraya varan serbest fonlardaki parası da yeniden yönlendirilecek. Şirketin ilk yarıda 23 milyar liraya varan net kârının da yüzde 84’ü yatırım fonlarındaki işlemlerden elde edilen kâra dayanıyor.</p>
<h2>Diğer faaliyet gelirinin %94,2’si fondan </h2>
<p>Katılımevim açıkladığı finansal tablolara göre tasarruf finansmanı gelirleri ilk yarıda yüzde 85,0, çeyreklik yüzde 28,3 arttı. Tasarruf finansman alacakları 18 milyar 975 milyon liradan 37 milyar 805 milyon TL›ye çıkarak yaklaşık iki katına ulaştı. Şirket 151 milyar TL sözleşme hacmi, 106.044 sözleşme ve 102.048 aktif üyeye ulaşırken, 2026›da 12 yeni şube açtı. Toplam özkaynak bir yılda 6 milyar 566 milyon TL›den 34 milyar 358 milyon TL›ye yükseldi. Şirketin net kârı da ilk yarıda 22 milyar 931 milyon liraya çıktı geçen yılın aynı döneminde sadece 2 milyar 820 milyon liraydı. Yüzde 700›ü aşan bir net kâr artışına imza attı. Net kârdaki bu yükseliş faaliyet kârından değil sermaye piyasası işlemlerinden elde edilen güçlü kârdan kaynaklandı. Ahlatçı Yatırım’ın Katılımevim bilanço analizinde net kârın kalitesinin zayıf olduğu vurgulanırken 25 milyar 506 milyon liralık diğer faaliyet gelirlerinin 23 milyar 563 milyon lirasının yani yüzde 92,4›ünün sermaye piyasası işlemleri kârından oluştuğu vurgulandı. Gayrimenkul değer artışının sadece 732 milyon lira seviyesinde kaldığına işaret edilen raporda net kârın yaklaşık yüzde 84›ünün operasyon dışı kaynaklardan geldiğine işaret edildi. Ahlatçı Yatırım analistleri söz konusu kazancın büyük ölçüde gerçekleşmemiş değerleme etkisi taşıdığını belirtirken şu noktalara dikkat çekti: “Gerçeğe uygun değer farkı kâr/zarara yansıtılan yatırım fonları 15 milyar 862 milyon liradan 41 milyar 693 milyon liraya yükseldi. Buna paralel ertelenmiş vergi yükünün 19.2 milyon liradan 7 milyar 26 milyon liraya çıkması kazancın önemli bölümünün nakde dönüşmediğine işaret ediyor. Fonların içeriğinin ve değerleme hiyerarşisinin açıklanmaması şeffaflığı sınırlıyor” denildi. Şirketin aktif kalitesinde de bozulma sinyalleri olduğunu belirten Ahlatçı Yatırım analistleri takipteki tasarruf finansmanı alacaklarının 71.8 milyon liradan 220.3 milyon lira ile yaklaşık 3 katına çıktığını vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruf-finansmanda-aslan-payi-kara-fren-85181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/para-lira-1764822156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK’nın fon kullanımına getirdiği yeni sınırlar, tasarruf finansmanı sektöründe kârlılık dengelerini değiştirecek. İlk yarı net kârının yaklaşık yüzde 84’ü yatırım fonlarındaki işlemlerden gelen Katılımevim, serbest fonların düşük riskli araçlara yönlendirilmesinden en fazla etkilenecek şirketler arasında yer alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altinda-makas-tersine-dondu-85178</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altında makas tersine döndü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye altın ve mücevher piyasasında alışılmışın dışında bir fiyatlama ortaya çıktı. Geçmişte talep ve ithalat kısıtlamaları nedeniyle uluslararası piyasanın üzerinde fiyatlanan altın, iç talepteki daralma ve likidite sıkışıklığıyla dünya fiyatlarının altına indi. Kilogramda fark eksi 300 dolara, gram altında 28 TL’ye ulaştı. Yurt dışında 6 bin 708 TL olan gram altın, Türkiye’de 6 bin 680 TL’den satıldı.</p>
<p>İstanbul Mücevherciler Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yıldırımtürk, makasın tersine dönmesinde likidite sıkışıklığının belirleyici olduğunu söyledi. Yüksek faiz nedeniyle TL enstrümanlarının cazibesini koruduğunu belirten Yıldırımtürk, nakit ihtiyacı olanların altınlarının bir bölümünü sattığını, yeni alımların ise sınırlı kaldığını kaydetti.</p>
<h2>12 bin dolardan eksi 300 dolara </h2>
<p>Yıldırımtürk’ün verdiği bilgiye göre geçen yıl eylülde kilogram başına 12 bin dolara çıkan iç-dış piyasa fiyat farkı, 2026 başında 5 bin dolara geriledi. İç talebin zayıflamasıyla fark önce 1.500 dolara, yaz aylarında 500-700 dolar aralığına, ardından eksi 300 dolara indi. Yıldırımtürk, fiyat düşüşlerinde yatırımcının ilgisinin azaldığını, yükselişlerin ise talebi tetiklediğini söyledi.</p>
<h2>Standart altında 1.000 dolarlık fark </h2>
<p>Türkiye’de altının uluslararası piyasanın altına inmesi, altını yurt dışında veya İstanbul Altın Borsası’nda değerlendirmek isteyenlerin ilgisini artırdı. Bu işlemlerde sertifikalı standart altına yönelinmesinin, standart ve standart dışı altın arasında kilogram başına 1.000 dolarlık yeni bir makas oluşturduğunu söyleyen Yıldırımtürk, çelişkili fiyatlamanın sürdürülebilir olmadığını ve likidite sıkışıklığından kaynaklandığını belirtti.</p>
<h2>Kapalıçarşı’da 20 bin TL isteyen esnaf var </h2>
<p>Durgunluğun kuyumcu esnafının nakit akışına da yansıdığının altını çizen Yıldırımtürk, esnafın birbirinden 20 bin TL’lik borç istediğini söyledi. Yüksek kira, işçilik ve vergi yükü nedeniyle sektörün “günü kurtarma” noktasına geldiğini belirten Yıldırımtürk, işsizlik ve işten çıkarmaların arttığını, sektörde yaklaşık yüzde 20’lik boşalma yaşandığını ifade etti.</p>
<h2>Düğün sezonu kuyumcuyu hareketlendiremedi </h2>
<p>Düğün sezonu bu yıl beklenen canlılığı yaratmadı. Yıldırımtürk, altın fiyatlarının hane halkı bütçesine göre yüksek kaldığını, düğünlerde alınan altın miktarının azaldığını söyledi. İTO Kuyumculuk Meslek Komitesi Meclis Üyesi Ömer Dinçel de ekonomik sıkıntı ve parasal daralmanın İstanbul piyasasını sakinleştirdiğini belirtti. Daha önce 7-8 bin TL seviyelerinden altın alanların satış için fiyatların yükselmesini beklemesi, piyasadaki arzı ve hareketliliği sınırladı. Dinçel, geçen yıla göre takı satışlarının yarıdan fazla düştüğünü, yatırım amaçlı ürünlerdeki kaybın ise daha sınırlı kaldığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Negatif makas ihracatçıya kısa vadeli avantaj</span></h2>
<p>Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, negatif fiyat farkının temel nedeninin iç talepteki zayıflama olduğunu, dolar bulma sıkıntısının da fiyatlamayı etkilediğini söyledi. Türkiye’de altının uluslararası piyasadan ucuz hale gelmesi, stok satışlarında ve yolcu beraberinde ihracatta kısa vadeli avantaj sağlıyor. Ancak siparişe dayalı çalışan sektörde, siparişin alınması ile ürünün gönderilmesi arasında yaklaşık 45 gün bulunuyor. Özcan, makasın öngörülemez hale gelmesi nedeniyle firmaların maliyet, satış fiyatı ve kâr marjını hesaplamakta zorlandığını, bunun ihracatçı üzerinde stres yarattığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Makas yeniden artıya dönebilir</span></h2>
<p>İstanbul Mücevherciler Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yıldırımtürk, negatif farkın kalıcı olmayabileceğini, satışların arzı geçici olarak artırdığını söyledi. Yeni altın girişinin sınırlı kalması ve talebin canlanması halinde makasın yeniden Türkiye aleyhine açılabileceğini belirten Yıldırımtürk, eylül-ekim döneminde kilogram başına 500, 1.000 hatta 1.500 dolarlık pozitif fark oluşabileceğini öngördü. Dubai üzerinden altın girişinin durmuş olması da arz açısından önemli bir risk olarak gösterildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altinda-makas-tersine-dondu-85178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/kapali-carsida-altin-krizi-1759940747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç talepteki daralma ve likidite sıkışıklığı nedeniyle Türkiye’de kilogram başına altın fiyatı, uluslararası piyasaya kıyasla yaklaşık 300 dolar ucuz kaldı. Sektör temsilcileri, takı satışları yarıdan fazla düşerken, negatif makasın ihracata avantaj sağlasa da belirsizliğin ihracatçı için yeni bir risk oluşturduğunu belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tunelden-fazlasi-gelecegin-sehir-altyapisi-85207</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir tünelden fazlası: Geleceğin şehir altyapısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrasya Tüneli, dokuz yılda 180 milyondan fazla güvenli yolculuk, 250 milyon saat zaman tasarrufu ve 2,6 milyar dolarlık ekonomik katkıyla İstanbul trafiğini rahatlatan bir proje olmanın yanı sıra, veri odaklı yönetimi, düşük karbonlu ulaşım yaklaşımı ve dayanıklı altyapısıyla geleceğin şehircilik anlayışına yön veriyor.</strong></p>
<p>“Tünelcilikte sanat, zemin ve kayalarla güreş tutmak değil, onlarla uyum içinde dans etmeyi başarmaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d5ee1c20-1786514782.png" alt="" width="700" height="767" />Bu söz, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli mühendislerden, Yapı Merkezi Holding Onursal Başkanı merhum Dr. Ersin Arıoğlu’na ait. Ve, sadece tünel mühendisliğini değil, büyük altyapı projelerine bakışın da özeti niteliğinde. Bugün başarılı bir altyapı yatırımı; doğayı zorlayan değil, onu anlayan; beton ve çelikten ibaret olmayan, veriyle, teknolojiyle ve insanla birlikte yaşayan sistemler kurabilen bir mühendislik anlayışını gerektiriyor.</p>
<p>İstanbul Boğazı'nın altından iki kıtayı birbirine bağlayan Avrasya Tüneli bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri. Dokuz yılda 180 milyondan fazla yolculuğa ev sahipliği yapan tünel, trafik süresini kısaltan bir ulaşım yatırımı olmanın ötesinde gerçek zamanlı veriyle yönetilen, düşük karbonlu ulaşımı destekleyen ve afetlere karşı dayanıklılığıyla öne çıkan stratejik bir şehir altyapısı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d7241812-1786514802.png" alt="" width="700" height="345" />Avrasya Tüneli Genel Müdür Yardımcısı Murat Gücüyener, “İstanbul’un akıllı şehir dönüşümünde Avrasya Tüneli’nin iki kıtayı bağlayan bir geçiş noktası olmanın yanı sıra veriye dayalı karar alma, akıllı trafik yönetimi, güvenlik ve düşük karbonlu mobilite uygulamaları açısından örnek oluşturan bir altyapı olarak konumlandırmayı hedefliyoruz” diyor. Gücüyener ile bu ay ikincisi yayımlanan Avrasya Tüneli Sürdürülebilirlik Raporu'nu, veriden yapay zekaya, mobilitiden dayanıklı şehirciliğe uzanan dönüşümün, geleceğin kentlerini nasıl şekillendireceğini konuştuk.</p>
<p><strong>YENİ BAŞARI ÖLÇÜTÜ: ŞEHRE KATILAN DEĞER</strong></p>
<p>“Büyük şehirlerde ulaşım projelerinin başarısını kaç aracın geçtiği ya da yolculuk süresinin ne kadar kısaldığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Elbette zaman tasarrufu, ulaşımın öngörülebilirliği ve trafik akışındaki iyileşme temel göstergeler olmaya devam edecek. Ancak bunların yanında yakıt tüketiminin ve emisyonların azaltılması, yol güvenliği, operasyonel süreklilik, kullanıcı memnuniyeti ve afetlere karşı dayanıklılık gibi göstergelerin de giderek daha belirleyici olacağını düşünüyorum. Avrasya Tüneli’nde bu bütüncül yaklaşımın somut sonuçlarını görüyoruz. Dokuz yıllık işletme döneminde kullanıcılarımıza toplam 250 milyon saat zaman kazandırdık; 304 bin ton yakıt tasarrufu ve 139 bin ton emisyon azaltımı sağladık. Bu nedenle geleceğin ulaşım yatırımlarında başarıyı, yalnızca ulaştırılan araç sayısıyla değil, şehir yaşamına kazandırılan zaman, çevresel fayda ve toplumsal değer üzerinden ölçmek gerekiyor. Bizim için temel başarı ölçütü, kullanıcılarımıza hızlı bir geçiş sunmanın ötesinde, İstanbul gibi 16 milyonu aşkın nüfusa sahip bir metropolde güvenli, kesintisiz ve öngörülebilir bir ulaşım alternatifi oluşturabilmektir.”</p>
<p><strong>VERİYLE ÇALIŞAN ALTYAPI DÖNEMİ</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d883b823-1786514824.png" alt="" width="524" height="448" /></strong>“Avrasya Tüneli, işletmeye alındığı günden bu yana teknoloji ve veri odaklı bir operasyon anlayışıyla yönetiliyor. Trafik akışını, sistem performansını, tünel içi hava kalitesini ve kullanıcı davranışlarını 7/24 izliyor; elde ettiğimiz veriler doğrultusunda operasyonlarımızı gerçek zamanlı olarak uyarlıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, öngörücü analiz ve dijital ikiz gibi teknolojilerin ulaşım altyapılarında çok daha önemli bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bu teknolojiler; olası arızaların önceden öngörülmesi, bakım süreçlerinin daha verimli planlanması, trafik yoğunluğunun tahmin edilmesi ve farklı senaryoların fiziksel sisteme müdahale edilmeden test edilmesi açısından önemli imkanlar sunuyor. Ayrıca teknolojinin gerçek değerinin, onu geliştiren ve etkin biçimde kullanan yetkin insan kaynağıyla ortaya çıktığına inanıyoruz. Bu nedenle dijital dönüşümü çalışanlarımızın sürekli eğitimi ve kurum içi yetkinliklerin geliştirilmesiyle birlikte ele alıyoruz.”</p>
<p><strong>ALTYAPININ GERÇEK DEĞERİ YAŞAM DÖNGÜSÜNDE ORTAYA ÇIKIYOR</strong></p>
<p>“Ulaşım altyapıları sadece insanların ve araçların bir noktadan diğerine ulaşmasını sağlayan fiziksel yapılar değildir. Aynı zamanda şehirlerin ekonomik işleyişini, iş gücü hareketliliğini, ticaretin hızını ve insanların günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen stratejik yatırımlardır. Avrasya Tüneli’nin dokuz yıllık işletme döneminde Türkiye ekonomisine yaklaşık 2,6 milyar dolar katkı sağlaması bunun güçlü bir göstergesi. Bu değer; kullanıcıların kazandığı zaman, azalan yakıt tüketimi, kısalan mesafeler, düşen emisyonlar ve kaza maliyetlerindeki azalma gibi farklı faydaların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Başka bir ifadeyle, ulaşımda sağlanan her dakika bireysel zaman kazancının ötesinde, şehir ölçeğinde üretkenliğe dönüşen ekonomik bir değerdir. Bu nedenle ulaşım yatırımlarını inşaat maliyeti ya da geçiş kapasitesi üzerinden değil, yaşam döngüsü boyunca şehir ve ülke ekonomisine sağlayacağı toplam değer üzerinden değerlendirmek gerekiyor.”</p>
<p><strong>DAYANIKLILIK, ALTYAPININ VAZGEÇİLMEZ ŞARTI</strong></p>
<p>“Avrasya Tüneli, tasarım aşamasından itibaren İstanbul’un deprem riski ve diğer olağandışı durum senaryoları dikkate alınarak geliştirildi. Risklerin niteliği değiştikçe altyapıların, operasyon modellerinin ve müdahale kabiliyetlerinin de sürekli geliştirilmesi gerekiyor. Bugün olaylara ilk müdahale süremizi iki dakikanın, olay sonuçlandırma süremizi ise 10 dakikanın altında tutuyoruz. Enerji tarafında ise elektrik ihtiyacımızın tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamamız, çatı güneş enerjisi santralimiz ve gerçekleştirdiğimiz verimlilik çalışmaları enerji güvenliği ve çevresel dayanıklılık açısından önemli bir temel oluşturuyor. Güvenli ve kesintisiz bir işletmenin, güçlü bir teknik altyapı ile birlikte yaklaşık 200 kişilik yetkin ekibimiz, sürekli eğitim anlayışımız ve kurum kültürümüzle mümkün olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p><strong>AVRASYA TÜNELİ, SÜRDÜRÜLEBİLİR VE AKILLI ŞEHİR MOBİLİTESİNİN STRATEJİK BİLEŞENLERİNDEN BİRİ</strong></p>
<p>“Geleceğin şehir mobilitesini şekillendirecek en önemli kırılma noktalarının elektrifikasyon, bağlantılı ve otonom araçlar, gerçek zamanlı veri paylaşımı, yapay zekâ destekli trafik yönetimi ve farklı ulaşım türlerinin bütünleşmesi olacağını düşünüyorum. Bunun yanında iklim değişikliği ve afet riskleri nedeniyle, mobilite sistemlerinin düşük karbonlu olmasının yanı sıra kesintisiz ve dayanıklı olması da giderek daha fazla önem kazanacak. Gelecekte kullanıcılar sadece daha hızlı bir yolculuk talep etmeyecek. Güvenli, öngörülebilir, çevre üzerindeki etkisi düşük ve farklı ulaşım seçenekleriyle entegre bir deneyim bekleyecek. Avrasya Tüneli olarak kendimizi bu dönüşümün önemli bir parçası olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, kullanıcılarımız için hızlı ve güvenli bir kıtalar arası bağlantı sağlamaya devam ederken; akıllı trafik yönetimi, enerji verimliliği, düşük karbonlu ulaşım ve dirençli altyapı alanlarında da öncü uygulamalar geliştirmek. Avrasya Tüneli’ni geleceğin İstanbul’unda bir karayolu geçişi değil, sürdürülebilir ve akıllı şehir mobilitesinin stratejik bileşenlerinden biri olarak konumlandırıyoruz.”</p>
<p><strong>Dünyada bir ilk: Mavi Nokta Ağı Sertifikası</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli, OECD'nin teknik çerçevesini oluşturduğu, sürdürülebilir altyapı yatırımlarına verilen Mavi Nokta Ağı (Blue Dot Network) sertifikasını alan dünyanın ilk altyapı projesi oldu.</p>
<p><strong>LEED Gold sertifikalı işletme binası</strong></p>
<p>İşletme binası; yüzde 35 su tasarrufu, %22 enerji tasarrufu ve yüzde 50 geri dönüştürülmüş malzeme kullanımıyla LEED Gold sertifikasına sahip.</p>
<p><strong>Enerjisini güneşten üretiyor</strong></p>
<p>İşletme ve Bakım Binası ile Asya Havalandırma Binalarında kurulan 300,3 kWp gücündeki çatı GES sistemi sayesinde yılda 197 ton karbon emisyonu azaltılıyor. Çatı güneş enerjisi santralinde zarar görerek kullanım dışı kalan bir güneş paneli yeniden işlevlendirildi. Sanatçı ve akademisyen Dr. Işıl Eğrikavuk'un tasarımı ve çalışanların katılımıyla panel, döngüsel ekonomi, yaratıcılık ve ortak üretim kültürünü buluşturan 'Birlikte: Diyalog Çemberi' adlı katılımcı bir sanat eserine dönüştü.</p>
<p><strong>Yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyor</strong></p>
<p>Tünel, 2027'den bu yana elektrik ihtiyacının tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. Bu yaklaşımını I-REC Yeşil Enerji Sertifikası ile belgelendiren işletme, ISO 14064 Karbon Nötr Sertifikasına da sahip.</p>
<p><strong>Hava kalitesi takip ediliyor</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli'nde hava kalitesi, tünel içindeki sensörler ve çevredeki izleme istasyonlarıyla 7/24 takip ediliyor. PIARC standartlarına göre yapılan ölçümler, en yoğun trafik günlerinde dahi hava kalitesinin uluslararası limitlerin oldukça altında kaldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de bir ilk, biyofiltrasyon</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli'nin Avrupa çıkışında 7 bin 300 metrekarelik alanda kurulan biyofiltrasyon sistemi, bitkiler ve mikroorganizmalar aracılığıyla havadaki kirleticileri doğal yollarla filtreliyor. Uygulama, Türkiye'de bu alandaki ilk örnek olma özelliğini taşıyor.</p>
<p><strong>Patentli sistemle trafikte yüzde 69 iyileşme</strong></p>
<p>Kurum içinde geliştirilen patentli Pacemaker sistemi, trafik sıkışıklığını yüzde 69'a kadar azaltırken, trafik verimliliğini yüzde 8,5 artırıyor ve egzoz emisyonlarını yüzde 12 düşürüyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d9f71a98-1786514847.png" alt="" width="333" height="475" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bir mühendislik vizyonunun müzesi...</strong></span></p>
<p>Avrasya Tüneli'nin hikayesini yalnızca teknik bir altyapı projesinden öte, bir mühendislik vizyonu ve insan emeğinin birleşimi olarak anlatmayı amaçlayan Avrasya Tüneli Dr. Ersin Arıoğlu Müzesi, projenin işletmeye alındığı günden bu yana ziyaretçilerine kapsamlı bir deneyim sunuyor. İstanbul'da Avrasya Tüneli İşletme ve Bakım Binası'nın girişinde yer alan müze, bir yandan geçmişi anlatırken, diğer yandan mühendislik bilgisinin ve projenin nasıl hayata geçirildiğini görünür kılan bir işleve sahip.</p>
<p>Avrasya Tüneli Kurumsal İletişim, Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Ceren Alaca Bayındır'ın verdiği bilgilere göre, müze tasarımı, "Bu projeye neden ihtiyaç duyuldu? Tünel nasıl inşa edildi? İnşayı mümkün kılan teknoloji ve makine nasıl çalışıyor? Bu projeyi kimler hayata geçirdi?" olmak üzere dört başlık altında şekillenmiş. Anlatı, projenin fikir aşamasından uygulamaya, mühendislik çözümlerinden insan hikayelerine kadar uzanan bütüncül bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>2024 yılı itibarıyla ilkokul öğrencilerinin ziyaretine açılan müze, okulların başvurusu ve referans sistemiyle planlanan programlar kapsamında bugüne kadar yaklaşık 600 öğrenciyi ağırlamış. Dijital teknolojilerle desteklenen müze, büyük ölçekli altyapı projelerinin nasıl hayata geçirildiğini deneyimsel bir anlatımla sunarak, mühendislik ve teknolojiye ilgi duyan yeni nesiller için ilham verici bir merkez olma özelliği taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tunelden-fazlasi-gelecegin-sehir-altyapisi-85207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir tünelden fazlası: Geleceğin şehir altyapısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolda-teknik-direktorun-yanina-bir-de-algoritma-oturdu-85204</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Futbolda teknik direktörün yanına bir de algoritma oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskiden futbolda başarının sırrını çok çalışmak, tecrübe, yetenek ve biraz da şansta arardık. Şimdi bu hesabın içine milyonlarca veri ve yapay zekâ da girdi.</p>
<p>Chelsea’nin futbolcuların sakatlıklarını analiz etmek ve sahalardan uzak kaldıkları süreyi azaltmak için yapay zekâ kullanması bunun örneklerinden biri. Oyuncunun geçmiş sakatlıkları, antrenman yükü ve fiziksel verileri birlikte incelenerek riskler önceden görülebiliyor.</p>
<p>Almanya’da da Hoffenheim, veriyi futbolun merkezine koyan kulüplerin ilk örneklerinden biri. Kulüp SAP’nin kurucularından Dietmar Hopp’ın yatırımıyla, SAP yazılımlarını finans, mağazacılık ve oyuncu veri yönetiminde kullanmaya başladı. Hoffenheim kısa sayılabilecek sürede 5. Lig’den 2008’de Bundesliga’ya çıktı. Bu yükselişi yalnızca teknolojiye bağlamak elbette mümkün değil. Çünkü Hopp’ın yatırımı, doğru sportif yapılanma ve futbol aklı da işin içindeydi. Teknoloji ise bu yapının önemli parçalarından biriydi.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c09a3d69ef-1786513827.jpg" alt="" width="738" height="414" />
<figcaption><strong>Fenerbahçe'de antrenman yükünün takibinde de yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanılıyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bugün Hoffenheim ve SAP, yapay zekâyı scouting ve video analizinde kullanıyor. Scout raporları yapay zekâ ile özetleniyor. Mesele artık yalnızca “Hangi oyuncuyu alalım?” değil. Hangi oyuncu hangi sistemde daha iyi oynar, rakip nerede açık verir, hangi antrenman yükü sakatlık riskini artırır? Yapay zeka bunların hepsine aynı anda bakabiliyor.</p>
<p>Türkiye henüz bu seviyede olmasa da umut veren gelişmeler var. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Tanju Kaya ve futbol direktörü Oğuz Çetin’den aldığım bilgiye göre termal kameralarla yapay zekâ destekli sakatlık risk analizi yapılıyor. Antrenman yükünün takibinde de yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanılıyor. Anlattıklarına göre Fenerbahçe’nin analiz departmanında yapay zekâ iki farklı alanda kullanılıyor. İstatistiklerin yorumlanmasında yapay zekâ destekli bir yazılım devreye giriyor. Böylece dev veri havuzunda kaybolmak yerine, veriler yapay zekânın yönlendirmesiyle daha anlamlı hale getiriliyor. Video analizinde de yapay zekâ destekli yazılımlar kullanılıyor; görüntülerin sunuma dönüşmeden önce üç boyutlu olarak hazırlanmasına yardımcı oluyor. Diğer büyük kulüplerin bazılarında da benzer sistemler iş başında. Bu gelişmelerden anlaşılan geleceğin futbolunda teknik direktörün yanında bir algoritma oturacak. Ama son kararı yine insan verecek. Fark şu: Kararın arkasında artık insanın tek başına göremeyeceği kadar büyük bir veri dünyası olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolda-teknik-direktorun-yanina-bir-de-algoritma-oturdu-85204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Futbolda teknik direktörün yanına bir de algoritma oturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hiltonun-turkiyedeki-100-oteli-istanbul-havalimaninda-acildi-85254</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hilton’un Türkiye’deki 100. oteli İstanbul Havalimanı’nda açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen konaklama şirketlerinden Hilton, İstanbul Havalimanı’ndaki yeni yatırımı Hilton Istanbul Airport’u hizmete açtı.</p>
<p>100 yılı aşkın süredir otelcilik ve konaklama sektöründe 144 ülke ve bölgede 9.400’den fazla tesisle faaliyet gösteren Hilton’un yeni yatırımının, İstanbul Havalimanına doğrudan bağlantılı konumuyla dikkat çektiği belirtildi. 485 odasıyla hizmet verecek Hilton Istanbul Airport'un, grubun İstanbul’daki yeni yatırımı olmasının yanı sıra Hilton’un Türkiye’deki 100. oteli olarak da önemli bir kilometre taşını temsil ettiği vurgulandı.</p>
<p>Hilton Kıta Avrupası Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly, "Hilton olarak Türkiye’de 70 yılı aşkın süredir misafirlerimizi ağırlıyoruz. Türkiye’deki 100. otelimiz olan Hilton Istanbul Airport’un açılışı, ülkemizdeki gurur dolu tarihimiz açısından önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Havalimanına stratejik konumuyla dikkat çeken bu amiral gemisi otelimiz; Hilton’un imza niteliğindeki misafirperverliğini çağdaş tasarım, özenle hazırlanan olanaklar ve günümüzün küresel gezginlerinin ihtiyaç duyduğu güçlü ulaşım ve bağlantı imkânlarıyla buluşturuyor. Bu yıl tarihimizin en yüksek açılış sayısına ulaşarak Türkiye’de rekor düzeyde büyümemizi sürdürürken, Hilton Istanbul Airport da misafirlerimiz için önem taşıyan destinasyon ve lokasyonlarda yüksek kaliteli konaklama deneyimleri sunma taahhüdümüzün güçlü bir göstergesi.” diye konuştu.</p>
<h2>“Hilton Istanbul Airport, havalimanı konaklamasında yeni dönem başlatıyor”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c44e43e01e-1786528996.jpeg" alt="" width="700" height="467" />Hilton Istanbul Airport Genel Müdürü Tolga Aytan da, "Dünyanın önemli havacılık merkezlerinden biri olan İstanbul Havalimanı’nda yer alan Hilton Istanbul Airport, Hilton’un Türkiye’deki havalimanı otelciliği alanındaki ilk yatırımı olma özelliğini taşıyor. Terminale kolay erişim sağlayan konumuyla özellikle zaman ve ulaşım kolaylığına önem veren yolculara yönelik hizmet sunan otel, iş ve tatil amaçlı seyahat eden misafirlerin yanı sıra transit yolculara da konaklama imkânı sağlıyor. Hilton Istanbul Airport, konaklama hizmetlerinin yanı sıra farklı yeme-içme ve sosyal alanlarıyla havalimanı çevresindeki konaklama seçeneklerine alternatif oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hiltonun-turkiyedeki-100-oteli-istanbul-havalimaninda-acildi-85254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/4/1280x720/hilton-1786528433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hilton, İstanbul Havalimanı’nda Türkiye&#039;deki 100. oteli olan Hilton Istanbul Airport’u hizmete açtı. Hilton Kıta Avrupası Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly, &quot;Bu yıl tarihimizin en yüksek açılış sayısına ulaşarak Türkiye’de rekor düzeyde büyümemizi sürdürürken, Hilton Istanbul Airport da misafirlerimiz için önem taşıyan destinasyon ve lokasyonlarda yüksek kaliteli konaklama deneyimleri sunma taahhüdümüzün güçlü bir göstergesi.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-85217</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Karacabey’de 73 milyon liralık biyogaz yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın Karacabey ilçesinde biyogazdan enerji üreten tesisin kapasitesinin artırılmasına yönelik yatırım için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci resmen başladı. Karacabey Biyogaz Enerji Üretim AŞ tarafından hazırlanan proje kapsamında mevcut biyogaz tesisi genişletilirken, kompost tesisi ile organik ve organomineral gübre üretim üniteleri de devreye alınıyor.</p>
<p>ÇED başvuru dosyasına göre yatırımın toplam bedeli 73 milyon 90 bin lira olarak hesaplandı. Proje, Karacabey ilçesi Karasu Mahallesi'nde mevcut tesisin bulunduğu alanda gerçekleştirilecek.</p>
<h2>“Atık işleme kapasitesi 545 tona çıkacak”</h2>
<p>Yatırım kapsamında mevcut durumda günlük 234 ton olan biyobozunur atık işleme kapasitesinin günlük 545 tona yükseltilmesi planlanıyor. Böylece tesisin organik atık değerlendirme kapasitesi yaklaşık yüzde 133 oranında artırılmış olacak. Elektrik üretim kapasitesinde ise herhangi bir değişikliğe gidilmeyecek. Tesis, mevcut 3,002 MWe kurulu güçle faaliyetini sürdürecek.</p>
<h2>“Kompost ve organik gübre üretimi eklenecek”</h2>
<p>Kapasite artışının yanı sıra proje kapsamında tesisin ürün çeşitliliği de artırılacak. Buna göre; ilave sıvı fermente ürün deposu, günlük 70 ton kapasiteli kompost tesisi ve yıllık 32 bin 700 ton kapasiteli organik ve organomineral gübre üretim tesisi yatırım kapsamında hayata geçirilecek. Böylece biyogaz tesisi yalnızca elektrik üreten bir tesis olmaktan çıkarak organik atıkların enerji ve gübreye dönüştürüldüğü entegre bir geri kazanım tesisi niteliği kazanacak.</p>
<h2>“Halkın görüşleri 2 Eylül'de alınacak”</h2>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan ÇED süreci kapsamında vatandaşların görüş ve önerilerinin alınması amacıyla 2 Eylül 2026 tarihinde Halkın Katılım Toplantısı düzenlenecek. Projeye ilişkin ÇED Başvuru Dosyası, Bakanlık ile Bursa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nde incelemeye açılırken, vatandaşlar süreç boyunca proje hakkında görüş ve önerilerini ilgili kurumlara iletebilecek.</p>
<h2>“Entegre atık yönetimi hedefleniyor”</h2>
<p>ÇED dosyasındaki bilgilere göre kapasite artışıyla birlikte biyobozunur atıkların enerjiye dönüştürülmesinin yanı sıra kompost ve organik gübre üretiminin de artırılması amaçlanıyor. Yeni yatırımla tesisin entegre bir atık geri kazanım ve yenilenebilir enerji merkezi olarak faaliyet göstermesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-85217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-1786519525.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren biyogaz enerji santralinin kapasite artışı ve entegre organik gübre üretim yatırımı için ÇED süreci resmen başladı. Yaklaşık 73 milyon liralık yatırımla atık işleme kapasitesi iki katından fazla artırılırken, proje kapsamında tesise kompost ve organik gübre üretim üniteleri de yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emlak-ilanlari-sosyal-medya-platformlarinda-paylasilacak-85180</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak ilanları sosyal medya platformlarında paylaşılabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan düzenleme ile kiralık ve satılık gayrimenkul ilanlarının Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında paylaşabilmelerinin önünün açıldığı belirtildi.</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Seydi Tahsin Güngör ve Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, yaptıkları girişimlerle, Elektronik İlan Doğrulama Sisteminde (EİDS) yaşanan sıkıntıları çözümü ulaştırdıklarını bildirdi.</p>
<p>MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, ‘’Girişimlerimiz sonuç verdi, EİDS’de sosyal medya ilanlarının önü açıldı. Yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin EİDS doğrulaması yapılmış ilanlarını, belirlenen şartlara uymak kaydıyla sosyal medya platformlarında paylaşabilecek’’ dedi.</p>
<p>Yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin sosyal medya üzerinden ilan paylaşımında yaşadığı sorunların çözümü amacıyla yaptıkları girişimlerin sonuç verdiğini anlatan Güngör, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Sektör temsilcilerinden gelen talepler üzerine konuyu ilgili kurumlara taşıdık. Konuyla ilgili hazırladığımız dosyayı Ticaret Bakanlığı ilgili birimlere aktardık.   Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) kapsamında sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen taşınmaz tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine ilişkin uygulamaların sektörde oluşturduğu sorunlara dikkat çektik. Üyelerimizin sosyal medyanın tanıtım ve pazarlama imkanlarından mevzuata uygun şekilde yararlanabilmeleri için düzenleme talep ettik.’’</p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemeyle, yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin EİDS üzerinden doğrulanmış ilanlarını, belirlenen şartlara uymak kaydıyla Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında paylaşabilmelerinin önünün açıldığını söyledi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem de, EİDS uygulamasıyla birlikte emlak sektöründe en önemli tanıtım kanallarından olan Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında ilan paylaşımı konusunda ciddi belirsizlikler yaşandığını anımsattı.</p>
<p>Bu konudaki taleplerinin Ticaret Bakanlığı tarafından olumlu karşılandığını ifade eden Erdem, ‘’Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan son düzenlemeyle, EİDS üzerinden doğrulaması yapılmış taşınmaz ilanlarının; ilanla uyumlu fotoğraflar ve belirlenen kurallar çerçevesinde sosyal medya platformlarında paylaşılmasının önü açıldı. Bu gelişmeyi, Alanya emlak sektörümüzün talebinin karşılık bulması açısından memnuniyetle karşılıyoruz’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emlak-ilanlari-sosyal-medya-platformlarinda-paylasilacak-85180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/eray-erdem-1786515853.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ALTSO Başkanı Eray Erdem, &quot;Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan son düzenlemeyle, EİDS üzerinden doğrulaması yapılmış taşınmaz ilanlarının; ilanla uyumlu fotoğraflar ve belirlenen kurallar çerçevesinde sosyal medya platformlarında paylaşılmasının önü açıldı. Bu gelişmeyi, Alanya emlak sektörümüzün talebinin karşılık bulması açısından memnuniyetle karşılıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-85179</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANTGİAD 36. kuruluş yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 36. kuruluş yıldönümünü kutlayan Antalya Genç İş İnsanları Derneğinin (ANTGİAD), Antalya iş dünyası ve ekonomisine katkısını sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, 36 yıldır Antalya’nın geleceğine yatırım yaptıklarını söyledi.</p>
<p>ANTGİAD’ın, Antalya’nın ilk iş insanları sivil toplum kuruluşu olma unvanını taşıdığını vurgulayan Yavaş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ANTGİAD, geride bıraktığı 36 yılda üyelerine, iş dünyasına ve kent yaşamına değer katan çalışmalarıyla Antalya’nın en saygın ve en etkin sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Otuz altı yıl; emek, fedakarlık, kurumsal hafıza, ortak akıl ve geleceğe duyulan sorumluluğun adıdır. Bugün gururla baktığımız ANTGİAD; yıllar boyunca görev yapan başkanlarımızın, yönetim kurullarımızın, üyelerimizin ve bu büyük aileye gönül veren herkesin ortak eseridir.”</p>
<p>ANTGİAD’ın bugün ulaştığı güçlü yapının birçok kuşağın katkısıyla oluştuğuna dikkat çeken Yavaş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kuruluşumuzdan bugüne kadar görev yapan her yönetim kurulumuz, her başkanımız ve her üyemiz bu büyük yapıya yeni bir tuğla ekledi. ANTGİAD’ın hikayesi ortak emeğin, dayanışmanın ve ortak vizyonun hikayesidir. Bizler de bugün bu güçlü emaneti daha ileri taşımakla sorumluyuz. ANTGİAD, Antalya’nın ortak aklına katkı sunan bir kurumdur. ANTGİAD yıllar içinde iş dünyasının ötesine geçen bir etki alanı oluşturarak, Antalya’nın gelişimine katkı sunan önemli bir fikir ve proje merkezi haline geldi. Biz, yaşadığımız şehre karşı sorumluluk taşıyan bir kurum olarak görüyoruz.”</p>
<p>ANTGİAD’ın fikir üreten, çözüm geliştiren, iş birliğini güçlendiren ve kentine değer katmayı görev kabul eden bir yapı olduğunu belirten Ercan Yavaş, ‘’Güçlü şehirler, güçlü sivil toplum kültürüyle yükselir. Ortak aklın geliştiği şehirler geleceğe daha güvenle yürür. Biz de 36 yıldır bu anlayışla Antalya’nın gelişimine katkı sunuyoruz. Üreten, geliştiren ve öncülük eden bir anlayışımız var. ANTGİAD son yıllarda ekonomi, girişimcilik, eğitim, turizm, teknoloji, sosyal sorumluluk ve spor alanlarında çok sayıda projeyi hayata geçirdi. Biz konuşan değil, üreten; eleştiren değil, çözüm geliştiren; izleyen değil, yön veren bir anlayışı benimsiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Antalya’nın geleceği ortak sorumluluğumuzdur”</strong></p>
<p>Antalya’nın geleceğine ilişkin vizyonlarını da paylaşan Yavaş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’36 yıllık miras, geleceğe uzanan güçlü bir vizyondur. Önümüzdeki dönemde yapay zeka, dijital dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma, girişimcilik, yeşil ekonomi ve genç liderlerin desteklenmesine yönelik çalışmalarımız artarak devam edecek. Geçmişten aldığımız güçle, Antalya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak projeler üretmeyi sürdüreceğiz. Ortak aklı büyüten, çözüm üreten ve kentine değer katan bir anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. ANTGİAD kurulduğu 1990 yılından bu yana dayanışma, üretim ve ortak akıl anlayışıyla faaliyetlerini sürdürüyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-85179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-1786508154.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya iş dünyasının ilk sivil toplum kuruluşu ünvanına sahip Antalya Genç İş İnsanları Derneği 36. Kuruluş yılını kutluyor. ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, ‘’Antalya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak projeler üretmeyi sürdüreceğiz. Ortak aklı büyüten, çözüm üreten ve kentine değer katan bir anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-85256</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Domuztepe Höyüğü’nde binlerce yıllık tarih gün yüzüne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın binlerce yıllık tarihine ışık tutan önemli arkeolojik alanlardan Domuztepe Höyüğü’nde sürdürülen kazı çalışmalarında yeni buluntular gün yüzüne çıkarılmaya devam ediyor.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ve Vali Mükerrem Ünlüer de Pazarcık – Türkoğlu sınırında yer alan höyüğü ziyaret ederek kazı alanında incelemelerde bulundu. Başkan Görgel ve Vali Ünlüer, bölgede yürütülen çalışmalar hakkında kazı başkanı Doç. Dr. Halil Tekin’den bilgi aldı. Kazı alanında gerçekleştirilen incelemelerde; yürütülen çalışmalar, ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular, kazıların mevcut aşaması ve Domuztepe Höyüğü’nün bölge tarihindeki yeri ve önemi değerlendirildi.</p>
<p><strong>Binlerce Yıllık Tarihe Işık Tutuyor</strong></p>
<p>Geç Neolitik Dönem’e uzanan Domuztepe Höyüğü, Kahramanmaraş’ın Anadolu’nun kadim yerleşimlerinden biri olduğuna ilişkin önemli veriler barındırıyor. MÖ 9000’li yıllara uzanan kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, bölgenin geçmişteki yerleşim yapısı ve yaşam biçimine ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Kazı alanında gün yüzüne çıkarılan buluntuları da inceleyen Başkan Görgel ve Vali Ünlüer, Domuztepe’nin taşıdığı tarihsel potansiyelin Kahramanmaraş’ın kültür varlıklarının tanıtılması ve turizm potansiyelinin artırılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c3838d436f-1786525752.jpeg" alt="Domuztepe höyüğü BŞB Belediye Başkanı Fırat Görgel" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ımızın Tarihi Zenginliği Ortaya Çıkıyor”</strong></p>
<p>Ziyaretin ardından değerlendirmelerde bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Domuztepe’de yürütülen çalışmaların şehrin kültür varlığı açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Başkan Görgel, “Sayın Valimizle birlikte Domuztepe kazı alanında incelemelerde bulunduk, çalışmalara ilişkin bilgiler aldık. Burası gerçekten bizi heyecanlandıran bir bölge. Hacettepe Üniversitesinden çok önemli bir ekibimiz burada çalışma yapıyor. Burada önemli kalıntılar elde edildi. Milattan önce 9 binli yılları işaret eden kalıntılar mevcut” ifadelerini kullandı. Domuztepe’de elde edilen arkeolojik verilerin Kahramanmaraş’ın kültürel mirasına önemli katkılar sağlayacağına dikkat çeken Başkan Görgel, Büyükşehir Belediyesi olarak kazı çalışmalarına destek vermeyi sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Dünyanın Pek Çok Yerinden Ziyaretçi Ağırlayacağız”</strong></p>
<p>Domuztepe’nin yalnızca Kahramanmaraş açısından değil, Anadolu’nun tarihsel birikiminin ortaya çıkarılması bakımından da önemli bir değer taşıdığını vurgulayan Başkan Görgel, bölgenin turizm destinasyonuna dönüştürülmesine yönelik çalışmaların da sürdürüleceğini ifade etti. Başkan Görgel, “İnşallah burada elde edilen buluntular Kahramanmaraş’ın kültür varlığına önemli etki edecek. Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de buradaki çalışmalara destek olmaya, burayı geliştirecek projeler üretmeye devam edeceğiz. Bakanımız Sayın Vahit Kirişci ve milletvekillerimizin de buraya ilişkin önemli çalışmaları bulunuyor. İnşallah burayı ön plana çıkararak Türkiye ve dünyanın pek çok yerinden ziyaretçiyi ağırlayacağız. Bu değeri gün yüzüne çıkarmak en büyük hedefimiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-85256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/6/1280x720/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-1786525846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Domuztepe Höyüğü’ndeki arkeolojik kazıları Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer ile birlikte yerinde inceleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Görgel, “Milattan önce 9 binli yıllara uzanan buluntular var. Şu an bölgede çok değerli bir ekip kazı çalışmalarını sürdürüyor. Hedefimiz, alanı yurt içi ve yurt dışı turizme kazandırmak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-85177</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB Başkanı Akıncı’dan fıstık hasadında ürün güvenliği ve iş birliği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Antep fıstığında hasat döneminin başlamasıyla birlikte ürün güvenliğinin önemine dikkat çekerek, güvenlik güçlerinin kırsal bölgelerde büyük bir hassasiyet ve özveriyle yürüttüğü çalışmalara üreticilerin, tüccarların ve ilgili tüm kesimlerin duyarlı yaklaşımlarıyla destek vermesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Antep fıstığının Gaziantep tarımı, ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akıncı, boz fıstıkla başlayan ve kırmızı kabuklu ürün hasadıyla devam edecek sürecin üreticiler açısından yılın en önemli dönemlerinden biri olduğunu söyledi. Akıncı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Antep fıstığı, binlerce üretici ailemizin geçim kaynağı olmasının yanı sıra şehrimizin tarımsal üretimine, ticaretine, ihracatına ve istihdamına önemli katkılar sağlayan en kıymetli ürünlerimizden biridir. Üreticilerimiz yıl boyunca büyük bir emek ve sabırla bahçelerinin bakımını yapmakta, ürünlerini hasada hazırlamaktadır. Bu emeğin korunması ve üreticilerimizin hasat sürecini huzur içerisinde tamamlaması hepimizin ortak hassasiyetidir.”</p>
<p>GTB 1 No’lu Antep Fıstığı Meslek Komitesi üyeleri ile üreticilerden gelen görüş ve talepleri ilgili güvenlik birimlerine ilettiklerini aktaran Akıncı, “Üreticilerimizin emeğinin korunması için güvenlik güçlerimizle tam bir iş birliği ve sürekli iletişim içerisindeyiz. Sahada titizlikle yürütülen çalışmalara katkı sunmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Güvenlik güçlerinin kırsal bölgelerde vatandaşların huzurunun ve ürün güvenliğinin sağlanması amacıyla yıl boyunca özveriyle görev yaptığını vurgulayan Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kırsal alanlarımızda gece gündüz demeden görev yapan Jandarma teşkilatımız ve tüm güvenlik güçlerimiz, hasat dönemlerinde de fıstık üretiminin yoğun olduğu bölgelerde devriye, kontrol ve önleyici güvenlik faaliyetlerini kendi görev planlamaları ve saha değerlendirmeleri doğrultusunda hassasiyetle sürdürüyor. Üreticilerimizin huzuru ve alın terinin korunması için gösterdikleri gayret ve özveriden dolayı sahada görev yapan tüm güvenlik personelimize teşekkür ediyoruz.”</p>
<p><strong>Teknolojik imkânlar ve ek tedbirlerin önemi</strong></p>
<p>Fıstık bahçelerinin geniş alanlara yayılması nedeniyle teknolojik imkânların güvenlik çalışmalarına hayati katkılar sağladığını belirten Akıncı: “Foto kapan, dron ve benzeri teknolojik uygulamalar ile mobil denetimler, kırsal alanlardaki önleyici güvenlik çalışmalarını destekleyen en önemli araçlar arasında yer alıyor. Mevcut çalışmalara ilave olarak bu imkânlardan ihtiyaç duyulan stratejik bölgelerde daha geniş ölçekte yararlanılmasının, sahadaki etkinliği daha da artıracağına ve caydırıcılığı pekiştireceğine inanıyoruz. Borsamız geçmiş yıllarda olduğu gibi güvenlik güçlerimize foto kapan desteğinde bulunmuştu; üreticilerimizin emeğinin korunmasına yönelik her türlü iş birliğinde kurumlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Üretici ve tüccarlara çağrı</strong></p>
<p>Ürün güvenliğinin sağlanmasında üreticilere ve Antep fıstığı ticareti yapan esnafa da önemli sorumluluklar düştüğünü hatırlatan Akıncı, çiftçilerin kendi bahçelerinde gerekli tedbirleri almalarını, komşu üreticiler ve muhtarlıklarla sürekli iletişim hâlinde bulunmalarını istedi. Akıncı, “Şüpheli bir durumla karşılaşılması hâlinde kişisel müdahalede bulunulmadan derhal 112 Acil Çağrı Merkezi aracılığıyla güvenlik güçlerimize bilgi verilmeli. Tüccarlarımız da kaynağı konusunda tereddüt oluşan ürünlere karşı azami dikkat ve hassasiyet göstermeli. Güvenlik güçlerimizin etkin çalışmaları, üreticilerimizin dikkati ve tüccarlarımızın sorumlu yaklaşımıyla bu hasat sezonunu da huzur ve güven içerisinde tamamlayacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-85177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-1786486789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, ürün güvenliğinin sağlanmasında üreticilere ve Antep fıstığı ticareti yapan esnafa da önemli sorumluluklar düştüğünü belirterek, “Şüpheli bir durumla karşılaşılması hâlinde kişisel müdahalede bulunulmadan derhal 112 Acil Çağrı Merkezi aracılığıyla güvenlik güçlerimize bilgi verilmeli. Tüccarlarımız da kaynağı konusunda tereddüt oluşan ürünlere karşı azami dikkat ve hassasiyet göstermeli. Güvenlik güçlerimizin etkin çalışmaları, üreticilerimizin dikkati ve tüccarlarımızın sorumlu yaklaşımıyla bu hasat sezonunu da huzur ve güven içerisinde tamamlayacağımıza inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ptt-ilk-yarida-210-milyon-posta-ve-kargo-tasidi-85164</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> PTT ilk yarıda 210 milyon posta ve kargo taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi'nin (PTT AŞ), yılın ocak-haziran dönemine ait kargo operasyonları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında şirketin verilerini paylaşan Uraloğlu, "2026'nın ilk yarısında PTT AŞ tarafından taşınan posta ve kargo gönderi sayısı 210 milyona ulaştı. Kargo gönderi hacmi ise geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 17 arttı." dedi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, operasyonel kapasitesini sürekli geliştiren PTT AŞ'nin, teslimat süreçlerinde hız ve verimliliği ön planda tuttuğuna işaret ederek, ocak-haziran döneminde günde ortalama 1 milyonun üzerinde kargo kabul ve teslimi yapılırken yoğun dönemlerde bu sayının 3 milyonun üzerine çıktığını, artan gönderi hacmine karşın kargo gönderilerinde teslimat oranının yüzde 95'e yaklaştığını bildirdi.</p>
<p><strong>En fazla gönderi kabul edilen il İstanbul</strong></p>
<p>Yılın ilk yarısında en fazla gönderi kabul edilen ilin İstanbul olduğunu belirten Uraloğlu, şunları ifade etti:</p>
<p>"İstanbul'u Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa takip etti. Aynı dönemde en fazla gönderi teslimatı yapılan iller ise sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya oldu. PTT AŞ'nin 2026'nın ilk yarısında sergilediği operasyonel başarıda dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında hayata geçirilen yenilikçi uygulamaların önemli payı var. Yenilikçi uygulamalar kapsamında kargo ücretinin alıcı tarafından ödendiği veya teslimat esnasında tahsilat gerektiren gönderiler için Yakın Alan İletişimi (NFC) destekli tahsilat uygulamasını hayata geçirdik. Böylece el terminalleriyle müşterilere kredi kartı ile ödeme imkanı sunduk. 2026'da yaklaşık 300 bin gönderinin teslimatında bu yöntem kullanıldı."</p>
<p>Bakan Uraloğlu ayrıca, "SMS ile talimat" hizmeti sayesinde gönderi sahiplerinin teslimat tercihlerini kolaylıkla belirleyebildiklerini, "komşuma bırakılsın", "kapıma bırakılsın", "bina görevlisi/güvenliğe bırakılsın", "kargomata bırakılsın" ve "PTT iş yerine bırakılsın" gibi seçeneklerle teslimat süreçlerinde esneklik sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Teslimat süreçlerinde hız ve verimliliği artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında Araç Takip Sistemi entegrasyonunu tamamladıklarını ve Canlı Takip Hizmeti'ni devreye aldıklarını bildiren Uraloğlu, Canlı Takip Hizmeti ile gönderi dağıtım süreçlerinde uçtan uca görünürlük sağladıklarına, böylece alıcıların, gönderilerinin dağıtım durumunu ve konum bilgilerini anlık olarak takip etmeye başladıklarına işaret etti.</p>
<p>Uraloğlu, PTT AŞ'nin e-ticaret sektöründeki büyümeye paralel olarak özellikle yıl sonu kampanya dönemlerinde yoğunlaşan gönderi trafiğine yönelik altyapı yatırımlarını sürdürdüğünü belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"Müşteri memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmaya yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. Dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında çağrı merkezi hizmetlerinde de dijital kanalların etkin kullanımı yaygınlaştırılırken müşteri taleplerinin daha hızlı sonuçlandırılması ve hizmet süreçlerinin daha verimli yönetilmesi sağlanıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ptt-ilk-yarida-210-milyon-posta-ve-kargo-tasidi-85164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ptt.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ PTT tarafından yılın ilk yarısında taşınan posta ve kargo gönderi sayısının 210 milyona ulaştığını açıklayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Kargo gönderi hacmi ise geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 17 arttı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karisik-sinyaller-85160</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karışık sinyaller</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatın en temel sorularından biri şudur: "<em>Neden hiçbir şeyin değil de bir şeyin varlığı söz konusu?</em>" Gördüğümüz üzere bu soru, tüm varoluşun temelinde yatan o derin gizeme işaret eder.</p>
<p>Çoğu insan bilgelik ve anlayışı, kelimeler ve önermeler aracılığıyla arar. Kitaplar okur, konferansları veya podcast'leri dinler ve böylece daha bilgili hale geleceklerini umarlar. "Neden hiçlik yerine bir şeyler var?" sorusu gibi dille yanıtlanamayan sorular, genellikle pratik değerden yoksun görülerek bir kenara itilir ancak bu bakış açısının gözden kaçırdığı husus şudur: Her türlü anlayış, dilin, aklın ve hatta düşüncenin bir ürünü değildir ya da Iain McGilchrist'in “The Matter with Things” adlı eserinde yazdığı gibi:</p>
<p><em>"Bir şeyi ancak dille ifade ettiğimizde anladığımızdan daha yanlış bir düşünce olamaz. Aksine dil, kimi zaman bizimle anlayış arasına bir engel koyar; canlı bir gerçekliğin yerine hantal bir ifadeyi geçirir ve o gerçekliği 'açıklıyormuş' gibi yaparken aslında onu ortadan kaldırır."</em></p>
<p>Kelimelerle yanıtlanamayan soruları gelişigüzel bir şekilde bir kenara itmek, değişimin en güçlü etkeninin ve dünyayı tanımanın başlıca yolunun deneyim olduğu gerçeğini de göz ardı etmek anlamına gelir. Becerilerimizi deneyim yoluyla geliştirir, deneyimlerimiz sayesinde bilgelik kazanırız; varlığımız üzerinde en derin izi bırakanlar ise gerek hüzün gerekse sevinç dolu olsun, hayatın en sarsıcı deneyimleridir. Deneyimlerimizi kelimelere dökmemiz istendiğinde, özellikle de hayatın en derinlikli deneyimleri söz konusu olduğunda, bu durum genellikle zorlu bir çabaya dönüşür.</p>
<p>"Neden hiçlik yerine bir şeyler var?" sorusunun işaret ettiği o büyük bilinmeze karşı bir huşu ve hayret hali takındığımızda, aşkın bir deneyim yaşama ihtimaline kapı aralarız. Üstelik bu deneyim bize, yaşam hakkında herhangi bir filozofun, bilim insanının veya psikoloğun sözlerinin asla öğretemeyeceği kadar çok şey öğretebilir.</p>
<p><em>“İnsan olmak; kelimelerin ve mantıksal gerekçelerin ötesine bir kez olsun geçebildiğimizde aslında bir deneyim meselesi haline gelen o tarif edilemez şeye —kavramsal kavrayışımızın ötesinde olsa da ‘manevi’ diye adlandırdığımız o engin ve akıl sır ermez deneyimler silsilesinden süzülüp gelen sezgiler aracılığıyla varlığını bize hissettiren o şeye— içimizdeki tüm tereddütlere rağmen sessizce uzanmak ve ona doğru derin bir çekim gücü hissetmektir. Bu durum, dünyanın dört bir yanında ve çağlar boyunca insanlık için geçerli olagelmiştir; bugün de her zamanki kadar geçerliliğini korumaktadır ve bilimin kaydettiği hiçbir ilerleme, bu konuda olumlu ya da olumsuz herhangi bir söz söyleyemez.”</em></p>
<p>-Iain McGilchrist, The Matter with Things</p>
<p>İki hafta önce, hem küresel hem de yerel riskli varlıklara ilişkin taktiksel duruşumuzu "nötr"den "olumluya" çevirmiştik. DAX, STOXX 600 ve S&amp;P500 endeksleri tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşırken, Türk hisse senetleri olumsuz ayrışmaya devam etti. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, muhtemelen Eylül ayı civarında gerçekleşecek daha güçlü bir aşağı yönlü hareketten önce, birkaç hafta sürecek dalgalı bir yükseliş dönemi yaşanabileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Türkiye'de 3 Ağustos'ta açıklanan Temmuz ayı TÜFE verileri, hem manşet hem de çekirdek enflasyonun beklentilerin bir miktar altında kaldığını gösterdi. Yerel devlet tahvili getirilerinde (TURKGB) bir rahatlama rallisi gözlendi. Bununla birlikte, çekirdek endekslere ilişkin ivme göstergelerinin nispeten yüksek seyretmeye devam ettiğini belirtebiliriz.</p>
<p>Piyasanın odağı makroekonomik gelişmeler zincirinde; bir sonraki Enflasyon Raporu'nu beklerken, son enflasyon verisi gibi gelişmeler olumlu bir tablo çiziyor. Enflasyon verilerinde önümüzdeki aylarda mevsimsellik kaynaklı olumlu etkilerin görülmeye başlaması beklenebilir.</p>
<p>13 Ağustos'taki TCMB Enflasyon Raporu sunumu öncesinde ve sonrasında beklentilerin şekillenebileceğini düşünüyoruz. TCMB'nin Enflasyon Raporu açıklamasını, potansiyel bir olumlu risk unsuru olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p>Küresel olarak, piyasalar yüzeyin altında giderek daha karışık sinyaller gönderiyor. Nasdaq toparlanmasını sürdürüyor ancak perakende yatırımcılar yapay zekâ hisselerine tekrar girmeye başlasa bile tereddütlü kalmaya devam ediyor. NDX iyi bir performans sergiledi, ancak SPX'e kıyasla geride kalıyor. Kore geride kalmaya devam ederken, Avrupa sessizce rekorlar kırıyor ve altın ve gümüş iyileşen pozisyonlanmaya yanıt vermeye başlıyor.</p>
<p>Şimdiye kadar hiçbir şey düzeltmeden daha fazlasını getirmedi. Tarifeler ve ticaret savaşları, enflasyon korkuları, jeopolitik istikrarsızlık, askeri savaşlar, Trump ve FED sorunları vb. Bu muhtemelen sadece rehavetin bir sonucu olmaktansa gevşek finansal koşulların devamlılığından da kaynaklanıyor. Gevşek finansal koşulların bu olağanüstü direnci, dirençli piyasalar anlamına geldi.</p>
<p>Mart 2022 ile Temmuz 2023 arasında FED, faiz oranlarını sıfıra yakın seviyelerden yüzde 5,25 ile yüzde 5,50'ye yükseltti ancak bu "sıkılaştırma döngüsü" finansal koşulları anlamlı bir şekilde sıkılaştırmayı başaramadı. Borç artışı devam etti. Hisse senedi fiyatları, özellikle teknoloji hisseleri olmak üzere, "sıkılaşma" boyunca şişmeye devam etti.</p>
<p>Çin'in düşük maliyetli yapay zekâ atılımı, yapay zekanın ekonomisi ve kimin neyi ele geçireceği, değerlemelerin yükselen getirileri ne kadar süreyle göz ardı edebileceği gibi konular önemli.</p>
<p>Bunlar arasında, faizler ve yapay zekâyla ilgili sorunlar en acil risk gibi görünüyor. Dairesel anlaşmalar, Çin rekabeti vb. konulara ek olarak, yapay zekâ borcunun potansiyel etkileri de var. Yapay zekâyla ilgili yatırım yapılabilir bono spread’leri, yapay zeka dışı muadillerine göre 25 baz puan daha geniş olduğu görülüyor.</p>
<p>Ayrıca Bloomberg Momentum Endeksi ile SPX arasındaki ayrışma dikkat çekici olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Bunların hepsi önemli çünkü piyasa artık dipte değil. Tam tersine tarihi zirvelerinde. Yatırımcılar teknolojiye olan pozisyonlanmayı yeniden oluşturdu ve anlamlı bir jeopolitik çözümü fiyatlandırdı bu da piyasalarda rekor seviyeleri getirdi. Taktiksel duruşumuzu küresel riskli varlıklar ve Türk varlıkları için olumlu olarak koruyoruz fakat hata marjının çok az olduğu noktaya ulaştık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karisik-sinyaller-85160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karışık sinyaller ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elderden-girisimcilere-toplamda-8-milyon-tl-odullu-yarisma-85157</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 14:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> ELDER’den girişimcilere toplamda 8 milyon TL ödüllü yarışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) tarafından İTÜ Arı Teknokent iş birliğiyle Enerjim Sensin Hızlandırma Programında başvurular 12 Ağustos günü saat 13.00’te bitecek. Başvurular, ELDER’in internet sitesi üzerinden yapılabiliyor. Yarışma, çeşitli kategorilerde enerji sektöründe yeni teknolojiler üreten, geliştiren şirketleri sektör gündemine taşımak, ödüllerle de desteklemek amacıyla düzenleniyor. Bu dönem yarışmada tüm kazananlar için toplam 8 milyon TL ödül dağıtılacak. Açıklamada, 2019’dan bu yana düzenlenen yarışmalarda toplam 25 milyon dolar mali destek sağlandığı, ödül alan 238 girişimin 1300’ün üzerinde istihdam sağladığı belirtildi. </p>
<p>ELDER açıklamasında toplam ödülün 4 milyonluk bölümünün Enerjim Sensin Hızlandırma Programı Final Sahnesinde, diğer bölümün ise Big Bang Startup Challenge kapsamındaki Enerji Dikeyi Sahnesinde verileceği belirtildi. </p>
<p>Enerjim Sensin Hızlandırma Programı yarışmasına, enerji sektörünün mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarına yönelik girişim, ürün ve hizmetler sunan şirketler katılabiliyor. Yarışma kapsamında şirketler çeşitli ortamlarda ve final günü sektöre kendilerini ve işlerini anlatma fırsatı da buluyor. </p>
<p>EPDK ve Elder’in ana destekçisi olduğu İTÜ Çekirdek Enerji Dikeyi kapsamındaki Big Bang Startup Challenge yarışmasında Enerji Sahnesinde hızlandırma programındaki aynı hedefe yönelik çalışan startup aşamasındaki şirketler başvurabiliyor.  </p>
<p>ELDER’den yapılan yazılı açıklamada, EPDK Başkan Yardımcısı ve Ar-Ge Komisyonu Başkanı Hacı Ali Ulutaş’ın, sayısallaşma, sürdürülebilirlik ve verimlilik odaklı bir dönüşüme olan ihtiyacı vurgulayarak, bu yöndeki çabaları destekledikleri değerlendirmesine yer verildi. </p>
<p>ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan ise dağıtım şebekelerinin sayısal, esnek ve dayanıklı bir yapıya kavuşturulması için sürekli çabaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, “Elektrik dağıtım şirketleri olarak inovasyonu; hizmet kalitesini, operasyonel verimliliği ve tüketici deneyimini birlikte geliştiren stratejik bir kapasite olarak görüyoruz. Enerjim Sensin, girişimcilere sektörün gerçek ihtiyaçlarına temas etme, çözümlerini sektör profesyonelleriyle olgunlaştırma ve kalıcı iş birliklerine dönüştürme imkânı sağlıyor” görüşünü vurguladı.</p>
<p>İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Attila Dikbaş da karar vericiler ile uygulayıcıların doğrudan temas kurmasına imkan sağlayan bir platform olduğuna işaret etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elderden-girisimcilere-toplamda-8-milyon-tl-odullu-yarisma-85157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/5/1280x720/fakir-huseyin-erdogan-1762854180.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplam 8 milyon lira ödüllü Enerjim Sensin Hızlandırma Programı&#039;na başvurular yarın sona erecek. ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, &quot;Enerjim Sensin, girişimcilere sektörün gerçek ihtiyaçlarına temas etme, çözümlerini sektör profesyonelleriyle olgunlaştırma ve kalıcı iş birliklerine dönüştürme imkânı sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-surdurulebilir-finansmanda-2030-hedefini-asti-85163</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank sürdürülebilir finansmanda 2030 hedefini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın, 2026'nın ilk yarısında sürdürülebilir finansman, uluslararası fonlama ve çevresel performans alanlarındaki çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, bankanın yılın ilk yarısındaki yurt dışı borçlanmasının yüzde 33,6'sını sürdürülebilir kaynaklar oluşturdu.</p>
<p>Akbank, uluslararası finans kuruluşlarıyla yürüttüğü işbirlikleri kapsamında Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ile 5 yıl vadeli 4,4 milyar lira tutarında, kurumun 2017'den bu yana Türkiye'deki ilk ipotek teminatlı menkul kıymet yatırımını gerçekleştirdi.</p>
<p>Kaynağın, kadınların sahip olduğu konutların, yeşil konutların ve deprem bölgesindeki konut finansmanının desteklenmesinde kullanıldığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Banka, kadın KOBİ'lere yönelik 285 milyon dolar tutarında uluslararası kaynak sağlarken, bu segmentteki aktif müşteri sayısını 2022'den bu yana iki katın üzerine, kredi portföyünü ise 12 katına çıkardı.</p>
<p>Asya Kalkınma Bankasından (ADB) sağlanan 50 milyon dolarlık kaynak da kapsayıcı büyüme ve deprem bölgesindeki KOBİ'lerin desteklenmesine yönlendirildi.</p>
<p>Akbank ayrıca Cool-Up Programı'nın Türkiye'deki ilk finansal partneri oldu. Banka, Sürdürülebilir İklimlendirme Finansman Programı ile işletmelerin enerji verimli ve düşük karbonlu ısıtma, soğutma ve iklimlendirme teknolojilerine geçişini desteklemeye başladı.</p>
<p>Banka, yönetim kurulundaki kadın temsilini yüzde 40'a çıkararak bu alanda belirlediği 2027 hedefini aşarken, operasyonel emisyonlarını 2019 baz yılına göre yüzde 79 azalttı.</p>
<p>Akbank, 2023'ten bu yana kullandığı elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlarken, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi değerlendirmesindeki puanını da yükseltti.</p>
<p>Banka, S&amp;P Global Sürdürülebilirlik Yıllığı'nda ikinci kez yer aldı, Euromoney Mükemmellik Ödülleri 2026'da "Sürdürülebilir Finansmanda Orta ve Doğu Avrupa'nın En İyi Bankası" ve "Sürdürülebilir Finansmanda Türkiye'nin En İyi Bankası" ödüllerine layık görüldü."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğuna daha güçlü katkı sunacağız"</strong></p>
<p>Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacağı 2026'nın küresel iklim gündemi açısından önemli bir yıl olacağını, bu dönemi sürdürülebilir finansmandaki deneyimlerini daha geniş işbirlikleriyle büyütmek açısından fırsat olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Gür, COP31'in yaratacağı fırsatları kalıcı etkiye dönüştürmek için, sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen finansman modelleri ve işbirlikleriyle Akbank'ın dönüşümün en güçlü paydaşlarından biri olmayı sürdüreceğini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"2026'nın ilk yarısında sağladığımız 161 milyar lira sürdürülebilir finansmanla 2021'den bu yana ekonomiye kazandırdığımız toplam sürdürülebilir finansman tutarını 841 milyar liraya çıkardık. Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacağı bu anlamlı yılda, 2030 için açıkladığımız 800 milyar lira hedefi şimdiden geride bırakmış olmak, dönüşüme sağladığımız katkının en somut göstergelerinden biri oldu. Bu ivme bize daha büyük sorumluluklar da yüklüyor. Önümüzdeki dönemde, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğuna daha güçlü katkı sunacak yeni hedefimizi açıklayarak bu etkiyi daha da ileri taşımayı amaçlıyoruz."</p>
<p>IFC ile gerçekleştirilen 4,4 milyar liralık işleme değinen Gür, kaynağın kadınların sahip olduğu konutların, yeşil konutların ve deprem bölgesindeki konut finansmanının desteklenmesinde kullanıldığını belirtti.</p>
<p>Gür, kadın KOBİ'lere yönelik 285 milyon dolar tutarında uluslararası kaynak sağladıklarına, 2022'den bu yana bu segmentte aktif müşteri sayısını iki katın üzerine, kredi portföylerini 12 katına çıkardıklarına dikkati çekerek, ADB'den de sağlanan 50 milyon dolar kaynağı kapsayıcı büyüme ve deprem bölgesindeki KOBİ'ler için kullandıklarını kaydetti.</p>
<p>Cool-Up Programı'nın Türkiye'deki ilk finansal partneri olduklarını aktaran Gür, hayata geçirdikleri Sürdürülebilir İklimlendirme Finansman Programı ile işletmelerin enerji verimli ve düşük karbonlu ısıtma, soğutma ve iklimlendirme teknolojilerine geçişini desteklemeye başladıklarını belirtti.</p>
<p>Sürdürülebilirliği iş stratejileri ve kurum kültürlerinin merkezinde konumlandırdıklarını ifade eden Gür, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yönetim Kurulumuzdaki kadın temsilini yüzde 40'a çıkararak 2027 hedefimizi şimdiden aşmamız, operasyonel emisyonlarımızı 2019 baz yılına göre yüzde 79 azaltmamız ve 2023'ten bu yana kullandığımız elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlamamız bu kararlılığın somut göstergeleri. Sürdürülebilirlik performansımızı uluslararası standartlar doğrultusunda geliştirmeyi de sürdürüyoruz.</p>
<p>Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi değerlendirmesindeki puanımızı yükselterek S&amp;P Global Sürdürülebilirlik Yıllığı'nda ikinci kez yer aldık. Ayrıca Euromoney Mükemmellik Ödülleri 2026'da Sürdürülebilir Finansmanda Orta ve Doğu Avrupa'nın En İyi Bankası ile Sürdürülebilir Finansmanda Türkiye'nin En İyi Bankası ödüllerine layık görüldük. Önümüzdeki dönemde de uzmanlığımızı, finansal gücümüzü ve teknolojimizi Türkiye'nin yeşil ve kapsayıcı dönüşümünü hızlandıracak şekilde kullanarak sürdürülebilir kalkınmaya öncülük etmeyi sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbank-surdurulebilir-finansmanda-2030-hedefini-asti-85163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/2/1280x720/kaan-gur-1770102254.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akbank&#039;ın sürdürülebilir finansmanda 841 milyar liraya ulaşarak 2030 hedefini aştığı bildirildi. Genel Müdür Kaan Gür, &quot;Bu ivme bize daha büyük sorumluluklar da yüklüyor. Önümüzdeki dönemde, Türkiye&#039;nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğuna daha güçlü katkı sunacak yeni hedefimizi açıklayarak bu etkiyi daha da ileri taşımayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayicisi-enerji-maliyetlerinde-ongorulebilirlik-istiyor-85139</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli sanayicisi enerji maliyetlerinde öngörülebilirlik istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Sanayinin rekabet gücünde belirleyici unsurlardan biri haline gelen enerji maliyetleri, Denizli iş dünyasının gündeminde öne çıktı.</p>
<p>Aydem Perakende tarafından düzenlenen Enerji Buluşmaları’nda sanayici ve ihracatçılar; artan enerji maliyetleri, lisanssız elektrik üretimi, saatlik mahsuplaşma uygulaması ve yeşil dönüşüm sürecinin üretim üzerindeki etkilerini değerlendirirken, enerji politikalarında öngörülebilirlik ve yatırım ortamının korunması çağrısı yaptı.</p>
<p>Panellerde Avrupa Yeşil Mutabakatı doğrultusunda hız kazanan yeşil dönüşüm sürecinin sanayi ve ihracat sektörü üzerindeki etkileri de ele alındı. İşletmelerin enerji verimliliğini artırmalarına, karbon ayak izlerini azaltmalarına ve değişen enerji piyasalarına uyum sağlamalarına yönelik güncel uygulamalar ile mevzuat gelişmeleri katılımcılarla paylaşıldı.</p>
<p>Enerjinin sanayicinin rekabet gücünü, ihracatçımızın küresel pazarlardaki başarısını ve işletmelerdeki sürdürülebilir büyümesini doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline geldiğini dile getiren Aydem Perakende ve Gediz Perakende Genel Müdürü Mustafa İren, “Enerji yönetimi işletmeler için artık yalnızca bir maliyet unsuru değil. Aydem Perakende olarak müşterilerimize sadece enerji tedarik eden bir şirket değil; değişen enerji ekosisteminde doğru bilgi, doğru analiz ve yenilikçi çözümlerle yol gösteren bir çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz. Enerji Buluşmalarını da bu anlayışla hayata geçiriyoruz” dedi.</p>
<p>Enerji dönüşümünün yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda üretim ve ihracat gücünü koruyacak stratejik bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Denizli İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uğurlu “Önümüzdeki dönemde enerji maliyetlerinin nasıl şekilleneceği, elektrik fiyatlarının oluşum mekanizmaları, saatlik ve aylık mahsuplaşma sistemlerinin sanayicilerimiz açısından ortaya koyduğu fırsat ve riskler büyük önem taşıyacak. Öz tüketim amaçlı kurulan santrallerin destek süreci sonrasında karşılaşabileceği koşullar, yatırım kararlarımız açısından çok önemli” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayicisi-enerji-maliyetlerinde-ongorulebilirlik-istiyor-85139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/denizli-sanayicisi-enerji-maliyetlerinde-ongorulebilirlik-istiyor-1786436891.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin rekabet gücünü doğrudan etkileyen enerji maliyetleri, Denizli iş dünyasının gündeminde öne çıktı. Aydem Perakende’nin düzenlediği Enerji Buluşmaları’nda sanayici ve ihracatçılar; enerji maliyetleri, lisanssız elektrik üretimi, saatlik mahsuplaşma ve yeşil dönüşüm başlıklarını değerlendirirken, yatırım kararlarının sağlıklı alınabilmesi için enerji politikalarında öngörülebilirlik çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrumda-yuzde-90-doluluk-yetmedi-85138</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bodrum’da yüzde 90 doluluk yetmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/BODRUM</strong></p>
<p>Bodrum’da turizm sezonu yüksek doluluklarla devam etse de sektör, geçen yılın rakamlarını yakalayamadı. Otellerde dolulukların yüzde 90’ın üzerine çıktığı, plaj ve sahillerde yoğunluğun arttığı ilçede; uçuş iptalleri, turistlerin farklı destinasyonlara kayması, kur baskısı ve yüksek maliyetler turizmcinin sezon performansını aşağı çekiyor. Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, yüksek sezonda olunmasına rağmen temkinli bir tablo çizerek, “Geçen seneden yüksek olamayız, olamayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Geçen sezonun rakamlarının yakalanamayacağını belirten Girgin, “Geçen seneden yüksek olmayız, olamayız. Çok fazla uçak iptali aldık, bölgeden çok fazla başka yerlere kayan uçaklar oldu. Ülke içerisinde de bazı ufak çaplı daralmalardan bahsedebiliyoruz. Bakanlığın açıkladığı verilere baktığımızda da geçen seneye göre turist sayısında yüzde 2,5’luk bir daralma var. Gelirlerde bu çok fazla bir daralma gibi görünmüyor ancak turist sayısında ciddi bir azalma var. Bunu özellikle Bodrum’da kendi alanlarımızda gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p>Temmuz ayı verilerinin henüz açıklanmadığını ve bu ayda da daralma beklediğini ifade eden Girgin, “Temmuz ayında da bir daralma olduğunu tahmin ediyorum. Bir önceki seneye kıyasla çok iyi gittiğimizi söylemek çok pozitif olur. Ancak tüm sektör elinden geldiğince faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Ekonomik sebepler, savaşın getirdikleri ve kur baskısının olumsuz yansımaları var. Bunları bu sezonda görüyoruz. Çok pozitif bir tablo çizemem ama sezon itibarıyla çok negatif konuşabileceğimiz bir durum da henüz yok. Tabii ki ciddi zorlanmalar ve ciddi manada boşluklar yaşadık” diye konuştu.</p>
<p>Maliyet baskısının azaltılmasının yalnızca sektörün değil, kamu politikalarının da konusu olduğunu belirten Girgin, “Devlet yatırımları teşvik ederken mevcut tesislerin dönüşümünü ve yenilenmesini de teşvik etmeli. Özellikle mevcut otellerin yenilenme süreçlerinde likiditeye ulaşım kolaylaştırılabilir, destekleyici krediler sağlanabilir” dedi.</p>
<p>Ekonomik ve orta segmentteki oteller ile pansiyon ve apartların farklı amaçlarla dönüşerek turizm sektöründen çıkmaya başladığına dikkat çeken Girgin, “Ekonomik ve orta segmentteki otellerimizi kaybediyoruz. Rezidans ve lojman dönüşümleriyle pazardan yatak eksilmesi gibi bir durumla karşılaşıyoruz. Özellikle İngiliz, Alman ve Orta Avrupa turistinin hedef olduğu bölgelerde pansiyonlarımız ve apartlarımız lojmana, rezidansa veya başka kullanım alanlarına dönüşüyor. Oysa bu işletmeler bulundukları bölgelerde turizmin gelişmesine çok büyük katkılar sundu. Bu işletmelerin sektörden çıkması ilerleyen süreçte orta ekonomik segmentte ve mass turizmde sıkıntı yaratacaktır. Diğer bölgelerde ciddi yatak artışlarımız olduğunu biliyoruz ancak mevcut tesislerin yenilenmesine yönelik desteklerin artırılması gerekiyor.</p>
<p>Enflasyon, kur baskısı, gıda enflasyonu, talep yeterince artırılmadan yatak arzının yükseltilmesi ve mevcut yatakların yenilenmesi için yeterli desteğin sağlanamaması sektörü zorlayan başlıca unsurlar. Daha üst segment bir turizm hedefimiz var ancak bizi biz yapan temel değerleri de göz ardı etmeden ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrumda-yuzde-90-doluluk-yetmedi-85138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/bodrumda-yuzde-90-doluluk-yetmedi-1786436652.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bodrum’da otel dolulukları yüzde 90’ın üzerine çıkarken, turizm sektörü yüksek sezona rağmen geçen yılın rakamlarını yakalayamadı. Uçuş iptalleri, turistlerin farklı destinasyonlara yönelmesi, kur baskısı ve yüksek maliyetlerin sektörü zorladığını belirten POYD Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, ekonomik ve orta segmentteki tesislerin turizmden kopmasına karşı destek çağrısı yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-258-artti-85132</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi yıllık yüzde 25,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, haziranda aylık bazda yüzde 0,3 azaldı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 25,8 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 26,7 arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 2,7 azalış kaydetti.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 29,9 artarken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise mayıs ayına kıyasla yüzde 0,7 düştü.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,5, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya kıyasla yüzde 0,5 artış gösterdi.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 31,3, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-258-artti-85132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/hesap-ciro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, yıllık bazda yüzde 25,8 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-satis-hacmi-haziranda-yuzde-118-artti-85131</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakende satış hacmi haziranda yüzde 11,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticaret satış hacmi haziranda bir önceki aya göre yüzde 1,9 yükseldi. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 5,7 azalırken, toptan ticaret satış hacmi yüzde 4, perakende ticaret satış hacmi de yüzde 0,7 arttı.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,5, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 13,8, toptan ticaret satış hacmi yüzde 9,4 gerilerken, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 11,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-satis-hacmi-haziranda-yuzde-118-artti-85131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre ticaret satış hacmi haziranda yıllık bazda yüzde 4,5 azalırken, perakende satış hacmi yüzde 11,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-7-ayda-77-milyar-dolarlik-ihracat-85130</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerden 7 ayda 7,7 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığına bağlı 19 serbest bölgeden ocak-temmuz döneminde yapılan ihracat verileri açıklandı. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında, temmuzda tüm zamanların ihracat rekorunun kırıldığı belirtilerek, serbest bölgelerden ihracatın temmuzda yüzde 11,3 artışla 1 milyar 152 milyon dolara yükseldiği ve 1 milyar dolar barajının üstündeki seyrini koruduğu vurgulandı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde yüzde 160,9'a ulaşan ve temmuzda yüzde 152,5 olarak gerçekleşen serbest bölgelerden ihracatın ithalatı karşılama oranlarına da dikkat çekilen açıklamada, bu oranlarla 19 serbest bölgenin net ihracatçı yapısını ve küresel rekabetçiliğini güçlendirdiğinin altı çizildi.</p>
<p>Açıklamada, ocak-temmuz döneminde, serbest bölgelerden toplam satışlar içinde ihracatın payının yüzde 76,8'e yükselerek, tüm zamanların en yüksek 7 aylık seviyesine ulaştığı ifade edildi ve şu bilgiler paylaşıldı:</p>
<p>"2026 yılı ilk 7 ayında serbest bölgelerin ihracat portföyünün teknolojik niteliği güçlenmeye devam etti. Serbest bölgelerin toplam ihracatında orta-ileri teknoloji (yüzde 50,4) ve yüksek teknoloji (yüzde 7) sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 57,4'e ulaştı. Bu durum Türkiye'nin katma değerli ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağladı."</p>
<p>Açıklamada, söz konusu 7 aylık dönemde 19 serbest bölgede 474'ü yabancı olmak üzere 1934 kullanıcı firmanın faaliyet gösterdiği ifade edilerek, bu firmaların 87 bin 655 kişiye doğrudan istihdam sağladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Tahsis edilen 2 bin 795 faaliyet ruhsatının 2 bin 97'sinin yerli, 698'inin yabancı kullanıcılara verildiği bildirilen açıklamada, üretim konulu faaliyet ruhsatlarının toplam içerisindeki payının geçen yıla göre artarak yüzde 44,6'ya yükseldiği belirtildi.</p>
<p>Serbest bölgelerin ihracat performansına da değinilen açıklamada, şu değerlendirmede bulunuldu:</p>
<p>"Ege Serbest Bölgesi, ocak-temmuz döneminde ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre 132,2 milyon dolar (yüzde 7,2) artırarak 1 milyar 963 milyon dolara yükseltirken, serbest bölgelerin toplam ihracatının yüzde 25,5'ini tek başına gerçekleştirdi. Bursa Serbest Bölgesi, ihracatını yüzde 32,7 artırarak 1 milyar 205 milyon dolara çıkardı. Antalya Serbest Bölgesi, temmuzda ihracatını yüzde 227,2 artırarak 115,1 milyon dolara, ocak-temmuz döneminde ise yüzde 40,2 artışla 447 milyon dolara çıkardı."</p>
<p><strong>6 serbest bölgenin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış</strong></p>
<p>Açıklamada, Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi'nin, 7 ayda ihracatını yüzde 32,3 artırarak 341 milyon dolara ulaştırdığının altını çizilerek, başta Batı Anadolu, Trabzon ve Antalya Serbest bölgeleri olmak üzere, 6 serbest bölgenin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış olduğuna işaret edildi.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesi'nin, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette 3,73 milyar dolar hacme ulaşarak serbest bölgelerin toplam ticaret hacminin yüzde 22'sini tek başına gerçekleştirdiği bildirilen açıklamada, şunları kaydedildi:</p>
<p>"Adana-Yumurtalık, Batı Anadolu, Gaziantep ve Trabzon Serbest bölgelerinde 4 ticaret yönünün tamamında artış gerçekleşerek adı geçen serbest bölgelerin ticaret hacimlerindeki büyüme dikkati çekti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu doğrultusundaki, 'Ticaretin Yüzyılı' hedeflerimiz çerçevesinde, Ticaret Bakanlığı olarak, ülkemizin güvenli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde serbest bölgelerimizin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-7-ayda-77-milyar-dolarlik-ihracat-85130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/bati-anadolu-serbest-bolgesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, serbest bölgelerde 7 ayda yapılan ihracatın 7,7 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Buna göre, serbest bölgelerden toplam satışlar içinde ihracatın payı yüzde 76,8&#039;e yükselerek tüm zamanların en yüksek ocak-temmuz seviyesine ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atikta-hesap-tutmadi-tesisler-kapanirsa-cop-daglari-olusur-85121</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Atıkta hesap tutmadı, tesisler kapanırsa çöp dağları oluşur&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Atık yönetimi ve biyogaz sektörünün temsilcileri, 2011 yılında başlayan YEKDEM teşvik sisteminin sona ermesiyle sektörün sürdürülemez hale geldiğini belirtti. 51’i aşkın tesisin zarar ettiği, yeni yatırımların durduğu ve sektörün kamu hizmeti niteliği taşımasına rağmen finansman krizine sürüklendiği belirtiliyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 1,9’unu karşılayan atıktan enerji sektörü, yalnızca enerji üretiminde değil, katı atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesinde de kritik rol üstleniyor. Ancak artan maliyetler, sona eren YEKDEM destekleri ve belediyelerle yaşanan yapısal sorunlar nedeniyle sektör sürdürülebilirlik krizine girdi. Yeni yatırımların durma noktasına geldiği, bazı tesislerin faaliyetlerini sonlandırmaya başladığı sektörde temsilciler, gerekli adımların atılmaması halinde Türkiye’nin yeniden çöp dağlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda Arel Çevre Yatırımları Enerji ve Elektrik Üretimi, Biotrend Çevre ve Enerji Yatırımları, Biosun Ödemiş Katı Atık İşleme Enerji ve Çevre, ITC-KA Enerji Üretim, Kartallar Ege Geri Dönüşüm Enerji Üretim ve SEKAY Sakarya Entegre Katı Atık Yönetimi A.Ş. tarafından “Atık Yönetiminde Yapısal Dönüşüm ve Sürdürülebilir Gelecek Deklarasyonu” yayımlanarak sektörün çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşıldı. Deklarasyon ile ilgili ayrıntılı bilgi vermek isteyen Biotrend yöneticileri EKONOMİ gazetesini ziyaret ederek, sektörün temel işinin elektrik üretmekten çok çevre ve halk sağlığı açısından vazgeçilmez bir kamu hizmeti olduğunu belirterek, belediyelerden gelen evsel atıkların ayrıştırıldığını, biyogaz ve biyokütle teknolojileriyle enerjiye dönüştürüldüğünü, sistemin zarar görmesi nedeniyle çöp dağları oluşması riskiyle karşı karşıya kalınacağını söylediler.</p>
<p>Dokuz şehirde 17 tesisi bulunan Biotrend’in Yönetim Kurulu Başkanı Canan Özsoy ile Biotrend CEO’su Mehmet Ali Nalçaçıoğlu, sektörün bugün geldiği noktayı rakamlarla ortaya koydu.</p>
<p>Canan Özsoy, 2011 yılında Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında megavatsaat başına 133 dolar cent alım garantisi verilmesiyle yatırımların hızlandığını, bugün Türkiye’de biyokütle ve biyogaz alanında 50’nin üzerinde tesis bulunduğunu ifade etti. Ancak son yıllarda artan maliyetler, kur politikası ve teşviklerin sona ermesi nedeniyle sektörün ciddi darboğaza girdiğini söyledi.</p>
<p>Özsoy, "Son 5-6 yılda gelirler maliyetleri karşılamaz hale geldi. Bir tesisimizin YEKDEM süresi doldu, yıl sonunda bir tesisimizin daha dolacak. Teşvik sona erince elektrik piyasa takas fiyatından satılıyor. Gelirler düşerken giderler yüzde 50’ler seviyesinde artmaya devam ediyor. Bu nedenle tesisler kap anmaya başladı, yeni yatırımlar ise tamamen durdu. Kurun geldiği yer nedeniyle 133 dolar cent bile tesisleri döndürecek seviyede değil” dedi.</p>
<h2>“Yeni yatırım yapan kalmadı”</h2>
<p>Biotrend Genel Müdürü Mehmet Ali Nalçacıoğlu ise Türkiye’nin atık yönetimi altyapısı- “Atıkta hesap tutmadı, tesisler kapanırsa çöp dağları oluşur” nın Avrupa’nın örnek gösterdiği bir başarı hikâyesi olduğunu belirterek, “2011-2018 döneminde çok önemli bir altyapı kuruldu. Türkiye bugün 81 ilin tamamına yakınında düzenli depolama ve enerji üretim tesislerine sahip. Düzenli depolamaya giden atık oranı yüzde 50’nin altına indi. Hedef ise bunu 2030’a doğru yüzde 20’nin altına çekmek” diye konuştu.</p>
<p>Nalçacıoğlu, YEKDEM kapsamındaki son lisansların 2021 sonunda verilmesiyle sektörün destek sürecinin fiilen sona ermeye başladığını belirterek, bugün yeni yatırım yapılmasının ekonomik olarak mümkün olmadığını söyledi. Yaklaşık 2 bin ton/gün kapasiteli yeni bir tesisin güncel yatırım tutarının 60 milyon dolar seviyesine ulaştığını belirten Nalçacıoğlu, mevcut gelir modeliyle böyle bir yatırımın finansmanının mümkün olmadığını ifade etti.</p>
<h2>“Türkiye’nin elektriğinin yüzde 1,9’unu üretiyoruz"</h2>
<p>Türkiye’de çöpten enerji üreten tesislerin ülkenin elektrik üretiminde önemli paya sahip olduğunu vurgulayan Nalçacıoğlu, bu tesislerin Türkiye elektrik üretiminin yüzde 1,9’unu karşıladığını söyledi. Nalçacıoğlu sektörün yalnızca elektrik üretmediğini, metan gazını atmosfere salmayarak karbon emisyonunu azalttığını, geri dönüştürülebilir atıkları ekonomiye kazandırdığını ve organik atıklardan enerji üretimi gerçekleştirdiğini ifade etti.</p>
<h2>Belediye sözleşmeleri de sektörü zorluyor</h2>
<p>Sektörün yalnızca enerji fiyatları nedeniyle değil, belediyelerle yapılan sözleşmeler nedeniyle de sıkıştığını belirten Özsoy, birçok belediyenin sözleşmelerde yer alan yükümlülüklerini yerine getiremediğini söyledi. Belediyelerin bazı tesislere taahhüt edilen miktarda atık getiremediğini, lojistik ve altyapı hizmetlerini sağlayamadığını belirten Özsoy, buna rağmen eski sözleşmeler nedeniyle şirketlerin belediyelere yüzde 7 ile yüzde 50 arasında değişen ciro payı ödemeye devam ettiğini dile getirdi. Nalçaçıoğlu ise belediyeler arasında ortak bir sözleşme standardı bulunmadığını belirtti. &gt;Sektörde yaşanan finansal sıkışıklığın şirket bilançolarına da yansıdığını belirten Nalçaçıoğlu, Biotrend’in halka açık bir şirket olarak rakamlarını gizleme şansı bulunmadığını söyledi. Nalçaçıoğlu, “Personel maliyetleri yüzde 42, lojistik giderleri yüzde 60’ın üzerinde arttı. Buna karşılık gelirler aynı hızda artmadı. Bu tabloyla dünyanın en iyi işletmecisi olsanız bile tesisleri sürdüremezsiniz” dedi. Kendi şirketlerinin tüm bu sıkıntılar nedeniyle gelir modelini çeşitlendirmek amacıyla ileri dönüşüm projelerine yöneldiğini belirten Nalçaçıoğlu, plastiklerden kimyasal geri dönüşüm, biyometan ve sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) üretimi gibi alanlarda yatırım hazırlıkları yaptıklarını ancak mevcut finansman yapısının bu yatırımları zorlaştırdığını ifade etti.</p>
<h2>Belediyeler bilabedel bile almak istemiyor</h2>
<p>Sektörde çok sayıda işletmenin faaliyetini sonlandırdığını belirten Nalçacıoğlu, kurumsal yapısı güçlü olmayan şirketlerin tesisleri belediyelere devrederek çekilmeye çalıştığını ancak belediyelerin bu 6-7 milyon dolar değerindeki bu tesisleri zarar etme endişesi nedeniyle bilabedel bile istemediğini ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Deklarasyondan çıkan 5 kritik talep</span></h2>
<p>1- YEKDEM başta olmak üzere uzun vadeli ve öngörülebilir finansman mekanizmalarının yeniden düzenlenmesi.</p>
<p>2- YEKDEM süresi dolan tesislerin mevcut yükümlülükleri tamamlanıncaya kadar desteklenmesi ve GEKAP kaynaklarının sektöre yönlendirilmesi.</p>
<p>3- Depozito Yönetim Sistemi’nin mevcut geri dönüşüm ve atık yönetimi altyapısıyla entegre yürütülmesi.</p>
<p>4- Bakanlıklar, yerel yönetimler, özel sektör ve akademinin yer alacağı kalıcı bir koordinasyon mekanizmasının kurulması.</p>
<p>5- Belediye sözleşmelerinin standart hale getirilmesi, yatırım güvenliğinin artırılması ve sektörü temsil edecek kalıcı bir birlik oluşturulması.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Orman yangınları uyarısı</span></h2>
<p>Nalçacıoğlu, ekonomik nedenlerle kapanan biyogaz tesislerinin yalnızca sektör için değil çevre açısından da ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Özellikle hayvansal atıkları işleyen biyogaz tesislerinin kapanmasıyla yüz binlerce ton organik atığın kontrolsüz alanlara bırakıldığına dikkat çeken Nalçacıoğlu, Gönen’de yıllık 200 bin ton kapasiteli tavuk atığı işleyen tesisin kapanmasının ardından bölgede oluşan yaklaşık 450 bin ton tavuk gübresinin ormanlık alanlar ve kırsal bölgelere dökülme riski bulunduğunu ifade ederek, “Bu da orman yangınlarına davetiye çıkıyor” dedi. Büyükşehirlerde evsel atıkların uzun süre bekletilemeyeceğini vurgulayan Nalçacıoğlu, sistemin sürdürülebilirliğinin çevre ve halk sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atikta-hesap-tutmadi-tesisler-kapanirsa-cop-daglari-olusur-85121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/enerji-atik-1786428560.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Atıkta hesap tutmadı, tesisler kapanırsa çöp dağları oluşur&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tera-grubu-solingende-72-odali-otel-beykozda-villa-konut-projesi-gelistirdi-85119</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Grubu, Solingen’de 72 odalı otel, Beykoz’da villa konut projesi geliştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hasan Peker, Türkiye, İngiltere, Almanya, İspanya ve Hollanda’da projeler gerçekleştirmeyi başarmış, geçmişinde (1990’larda) aktif siyaset de bulunan iş insanlarımızdan… Vaktiyle tarım ve gıda sektöründeki yatırımlarından kazandıklarıyla satın aldığı arsalarda gerçekleşen gayrimenkul projelerinden ‘Peker GYO’ doğdu ve halka açıldı. Bu şirketi geçen yıl Tera Grubu’na satan Hasan Peker o satıştan elde ettiği gelirin de büyük katkısıyla, Temmuz ayında Kartonsan’ı satın aldı. Peker, halen Slovenya’da ‘tarım robotları’ üreten bir fabrikanın da yüzde 50 ortağı ve önümüzdeki dönemde işlerini büyütmeyi planlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aba5cbcc49-1786427996.png" alt="" width="412" height="540" />Geçtiğimiz hafta, Tera Grubu Gayrimenkul Direktörü Serkan Karakaş ve Peker GYO Genel Müdürü Ramazan Işık ile buluştuk. İkisi de Peker GYO’nun Tera’ya satışından sonra isim değişikliği için gerekli müracaatların yapıldığını ancak bürokratik işlemlerin devam ettiğini belirti. Ramazan Işık, eski patronuyla ilgili “Hasan Bey, 30 yıl önce tarımla başlamış, gıda, un fabrikaları kurmuş. İstanbul’da aldığı arsalarda konut projeleri geliştirmiş. Anthill, Bomonti Business Center, Nef22, Sultan Makamı vb. projeler… Sonra GYO kuruyor, 2018’de halka açıyor. Almanya’da da konut projelerine başlıyor, yapıyor ve satıyor. 2019’da Düsseldorf’da büyük bir arsa alıyor, otel yatırımına başlıyor. 2023’te Düsseldorf’un en büyük otelini açıyor. 431 odalı, yanına üç katlı Business Center inşa ediyor. Oteli Holiday Inn işletiyor. Fuar merkezine ve hava limanına çok yakın. Almanya’da başka projeleri de oluyor. Sonra İspanya’da villa projeleri yapıyor, Hollanda’da projeler yapıyor. 2025’te Peker GYO’yu Tera Holding’e satıyor. Almanya’daki otel de Tera’ya geçti. Şimdi bir otel inşaatı da Solingen’de devam ediyor. Bir konut projesi ve başka projeler de var Almanya’da ki onlar da GYO içinde.”</p>
<p><strong>“Plazayı alalım derken GYO’yu aldık”</strong></p>
<p> Tera Grubu Gayrimenkul Direktörü Serkan Karakaş ise “Tera olarak şimdi bütün inşaat işlerimizi Peker GYO altında topluyoruz. Tera GYO olmak için başvuru yapıldı ve onay bekliyoruz” diyerek giriyor söze. Yeni villa projeleri, veri merkezleri, teknoloji kampüsleri ve lojistik tesisler inşa edeceklerini belirtiyor. Karakaş ve Işık’ın verdiği bilgilere göre Peker GYO’nun aktif büyüklüğü yaklaşık 21 milyar liraya ulaşmış durumda ve piyasa değeri de 70 milyar liranın üzerinde. Sadece Almanya yatırımlarının değeri 130 milyon Euro olarak hesaplanıyor. İspanya yatırımları ise 5 milyon Euro değerinde. Bu arada Almanya Solingen’de yeni bir otel inşası da sürüyor. Bu otel 72 odalı olacak ve 2027 Ocak ayında hizmete alınacak.</p>
<p><strong>Beykoz’da 70 villalık Tera Orman</strong></p>
<p>İstanbul’da inşaatı devam eden projesi Tera Orman Beykoz, geniş orman alanlarına komşu çok özel bir lokasyonda bulunuyor. 30 bin metrekare arsa üzerinde 70 villadan oluşuyor. Çevreyle uyumlu mimari anlayışıyla öne çıkan projede, özel bahçeler ve ortak kullanım alanlarıyla yaklaşık 16 bin metrekarelik peyzaj alanı bulunuyor. 2+1 teras dubleks, 3+1 bahçe dubleks ve 4+1 müstakil villa tipleriyle dikkat çeken projede villalar 55 milyon liradan başlayan fiyatlarla satılıyor. Yüzde 10 peşinat ile 36 aya varan vadeli ödeme seçenekleri sunuluyor.</p>
<p>Peker GYO Genel Müdürü Ramazan Işık bu projenin 1,5 milyar liralık bir yatırım olacağını belirtiyor ve “Önümüzdeki dönemde de yaşam kalitesini öne taşıyan, mimari değeri yüksek ve sürdürülebilir projeler geliştirmeye devam edeceğiz. Tera olarak sektöründeki varlığımızı proje sayısıyla değil, ürettiğimiz değerin niteliğiyle tanımlamak istiyoruz” dedi.</p>
<p>Tera Grubu Gayrimenkul Direktörü Serkan Karakaş ise Tera’nın finans ve yatırım alanındaki deneyimini gayrimenkul geliştirme sektörüne taşıdığını belirterek “Gayrimenkulü yalnızca bir yatırım alanı olarak değil, şehirlerin gelişimine ve yaşam kalitesine katkı sağlayan stratejik bir alan olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tera-grubu-solingende-72-odali-otel-beykozda-villa-konut-projesi-gelistirdi-85119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Grubu, Solingen’de 72 odalı otel, Beykoz’da villa konut projesi geliştirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest ticaretten stratejik özerkliğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK (2)</strong></p>
<p><strong>AYÇA TEKİN-KORU</strong></p>
<p><strong>Stratejik özerklik, her şeyi Avrupa’da üretmek demek değil. Asıl mesele, gerektiğinde tercih yapabilme kapasitesine sahip olmak. Enerjide, savunmada, yarı iletkenlerde, ilaçta, kritik minerallerde ve temiz teknolojilerde başkalarının kararlarına bütünüyle bağlı kalmamak. Başka bir ifadeyle bağımlılığı ortadan kaldırmak değil, yönetmek.</strong></p>
<p>Geçen <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> Avrupa’da sanayi politikasının geri dönüşünü ele almıştım.</p>
<p>Karbon fiyatlamasının artık yalnızca çevreyi korumaya yönelik bir araç olmadığını; üretimin yönünü, teknolojik yatırımları ve şirketlerin dönüşümünü şekillendiren bir sanayi politikası aracına dönüştüğünü anlatmıştım.</p>
<p>Bu değişimin arkasında daha büyük bir dönüşüm var.</p>
<p>Yaklaşık otuz yıl boyunca küresel ekonominin temel sorusu şuydu:</p>
<p><em>“Bir ürünü en ucuza nerede üretebiliriz?”</em></p>
<p>Bugün ise giderek başka bir soru öne çıkıyor:</p>
<p><em>“Bu ürünü kimden almak güvenli?”</em></p>
<p>İki soru arasındaki fark, küresel ticaretin geçirdiği dönüşümü özetliyor.</p>
<p><strong>Stratejik özerklik ne demek?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği bu dönüşümü “açık stratejik özerklik” kavramıyla anlatıyor.</p>
<p>İlk bakışta biraz çelişkili bir ifade. Hem açık olacaksınız hem de özerk kalacaksınız.</p>
<p>Aslında anlatılmak istenen şu: Avrupa dünya ekonomisinden kopmak istemiyor. Ticaret yapmaya, yabancı yatırım çekmeye ve küresel değer zincirlerinin içinde kalmaya devam etmek istiyor. Ancak yaşamsal önemdeki ürünlerde ve teknolojilerde tek bir ülkeye ya da dar bir tedarikçi grubuna aşırı bağımlı olmak da istemiyor. Avrupa Birliği’nin kendi tanımlamasında da stratejik özerklik, ekonomik açıklığı korurken tercih yapabilme ve aşırı bağımlılıkları azaltabilme kapasitesiyle ilişkilendiriliyor.</p>
<p>Dolayısıyla stratejik özerklik, her şeyi Avrupa’da üretmek demek değil.</p>
<p>Asıl mesele, gerektiğinde tercih yapabilme kapasitesine sahip olmak. Enerjide, savunmada, yarı iletkenlerde, ilaçta, kritik minerallerde ve temiz teknolojilerde başkalarının kararlarına bütünüyle bağlı kalmamak.</p>
<p>Başka bir ifadeyle bağımlılığı ortadan kaldırmak değil, yönetmek.</p>
<p><strong>Bağımlılık ne zaman sorun oldu?</strong></p>
<p>Küresel değer zincirleri uzun yıllar boyunca verimlilik ilkesi etrafında kuruldu. Üretimin her aşaması, en düşük maliyetle nerede yapılabiliyorsa oraya taşındı. Şirketler stoklarını azalttı, tedarikçilerini daralttı ve “tam zamanında üretim” sistemleri geliştirdi.</p>
<p>Normal zamanlarda bu model son derece başarılıydı.</p>
<p>Fakat normal zamanlar sona erdi.</p>
<p>Pandemi sırasında basit tıbbi malzemelerin dahi bulunamaması, tedarik zincirlerindeki yoğunlaşmanın maliyetini gösterdi. Yarı iletken kıtlığı otomotivden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimi aksattı. Rusya-Ukrayna Savaşı, ucuz ama tek kaynağa dayanan enerjinin ne kadar kırılgan bir büyüme modeli oluşturduğunu ortaya koydu. Çin’in kritik minerallerden bataryalara kadar birçok stratejik alanda ulaştığı ağırlık ise ekonomik bağımlılığın jeopolitik bir baskı aracına dönüşebileceği kaygısını artırdı. Bu gelişmeler, Avrupa’nın ekonomik güvenlik stratejisinde tedarik zincirleri, teknoloji güvenliği, kritik altyapı ve ekonomik bağımlılıkların birlikte ele alınmasına yol açtı.</p>
<p>Böylece şirketlerin etkinlik hesabına devletlerin güvenlik hesabı eklendi.</p>
<p><strong>Draghi Raporu’nun asıl mesajı</strong></p>
<p>Daha önce yayımlanan bir yazımda Draghi Raporu’nu ayrıntılı biçimde ele almış ve Avrupa’nın zemin kaybetmesinin Türkiye için doğurabileceği fırsatları ve tehditleri tartışmıştım.</p>
<p>Draghi Raporu yeni bir sorun keşfetmedi. Fakat Avrupa’nın inovasyon açığını, yüksek enerji maliyetlerini, yeşil dönüşümünü ve stratejik bağımlılıklarını tek bir bütünün parçaları olarak ele aldı.</p>
<p>Raporun asıl önemi burada yatıyordu.</p>
<p>Avrupa’nın rekabet gücü artık yalnızca daha üretken şirketlere sahip olmakla ilgili değildi. Enerji güvenliği, teknoloji kapasitesi, savunma sanayisi, finansman olanakları ve kritik girdilere erişim de rekabet gücünün parçası hâline gelmişti. Draghi’nin önerilerinin daha sonra Avrupa Komisyonu’nun Rekabetçilik Pusulasına önemli ölçüde yansıması, bu yaklaşımın yalnızca bir rapor olarak kalmadığını da gösteriyor.</p>
<p>Yani ekonomi politikası ile güvenlik politikası birbirine yaklaşıyordu.</p>
<p><strong>Riskten arınmak mı, dünyadan kopmak mı?</strong></p>
<p>Bu yeni dönemin en sık kullanılan kavramlarından biri <em>“de-risking”</em>, yani risk azaltma.</p>
<p>Avrupa, özellikle Çin ile ilişkilerinde <em>“decoupling”</em>, yani ekonomik bağları tamamen koparma fikrinden uzak durduğunu vurguluyor. Bunun yerine belirli ürünlerde tedarikçileri çeşitlendirmeyi, kritik üretim kapasitesini Avrupa’da geliştirmeyi ve güvenilir ortaklarla yeni bağlar kurmayı hedefliyor.</p>
<p>Bu yaklaşım üç kelimeyle özetlenebilir: <strong>Geliştir, koru, ortaklık kur.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik stratejisi de bu üç sütuna dayanıyor. Avrupa bir yandan kendi sanayi, araştırma ve teknoloji kapasitesini geliştirmeye çalışıyor. Diğer yandan yabancı yatırımları, teknoloji transferlerini ve kritik altyapıları daha yakından denetliyor. Aynı zamanda benzer kaygıları paylaşan ülkelerle hammadde, enerji, teknoloji ve ticaret ortaklıkları kuruyor.</p>
<p><em>“Friend-shoring”</em> ve <em>“near-shoring”</em> kavramları da bu noktada önem kazanıyor.</p>
<p>Friend-shoring, üretimin siyasi ve ekonomik açıdan güvenilir görülen ülkelere kaydırılması demek. Near-shoring ise üretimin nihai pazarlara daha yakın coğrafyalara taşınmasını ifade ediyor.</p>
<p>Artık coğrafi yakınlık ve siyasi güvenilirlik, düşük ücret kadar önemli bir üretim faktörü.</p>
<p><strong>Serbest ticaret sona mı eriyor?</strong></p>
<p>Hayır.</p>
<p>Ama serbest ticaretin dayandığı varsayımlar değişiyor. Eski yaklaşımda ekonomik karşılıklı bağımlılığın ülkeleri birbirine yaklaştıracağı ve çatışma ihtimalini azaltacağı düşünülüyordu. Bugün ise aynı bağımlılığın enerji, teknoloji, finans veya kritik hammaddeler üzerinden bir baskı aracına dönüşebileceği kabul ediliyor.</p>
<p>Bu nedenle ticaret politikası artık yalnızca gümrük vergilerini azaltmakla ilgilenmiyor. Hangi teknolojinin ihraç edilebileceği, hangi yatırımın güvenlik incelemesine tabi tutulacağı, hangi girdilerin ülkede üretilmesi gerektiği ve hangi ülkelerle stratejik ortaklık kurulacağı ticaret politikasının merkezine gelmeye başlıyor.</p>
<p>Sonuç, tamamen kapalı bir dünya ekonomisi değil. Daha seçici, daha bölgesel ve güvenlik kaygılarının daha belirleyici olduğu bir küreselleşme. Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde yapılan çalışmalar da friend-shoring, near-shoring ve büyük güçler arasındaki ayrışmanın küresel ticaretin parçalanması riskini artırdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Bu dönüşüm masum mu?</strong></p>
<p>Elbette değil.</p>
<p>Her ülke giderek daha fazla sektörü <em>“stratejik”</em> ilan ederse, stratejik özerklik kolaylıkla korumacılığın yeni adı hâline gelebilir. Ulusal güvenlik gerekçesi sınırsız biçimde kullanıldığında, verimsiz şirketleri korumak, yabancı rakipleri dışlamak ve siyasi olarak güçlü sektörlere kaynak aktarmak kolaylaşır.</p>
<p>Bu nedenle asıl ayrım, açıklık ile kapalılık arasında değil; gerçek bir dayanıklılık politikası ile çıkar gruplarını koruyan keyfî müdahaleler arasındadır.</p>
<p>Hangi bağımlılığın gerçekten kritik olduğu açıkça gösterilmeli. Destekler belirli hedeflere, ölçülebilir sonuçlara ve zaman sınırlarına bağlanmalı.</p>
<p>Aksi hâlde stratejik özerklik, ekonomik güvenliği artırmak yerine maliyeti yüksek bir teşvik ve koruma yarışına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye bu tablonun neresinde?</strong></p>
<p>Türkiye açısından ilk bakışta önemli bir fırsat var. Avrupa’ya coğrafi yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı, Gümrük Birliği ve uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri Türkiye’yi doğal bir near-shoring adayı yapıyor. Nitekim Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mal ticareti 2025 yılında 217,6 milyar avroyu aşmış durumda. Türkiye, Avrupa Birliği’nin dünyadaki en büyük beşinci mal ticareti ortağı.</p>
<p>Ama coğrafi yakınlık tek başına yeterli değil. Yeni dönemde <em>“yakın ülke”</em> olmak ile <em>“güvenilir ortak</em>” olmak aynı şey değil. Avrupa’nın stratejik üretim çevresinde yer almak isteyen bir Türkiye’nin yalnızca düşük maliyetli üretim sunması yetmez. Karbon standartlarına uyum, enerji dönüşümü, dijital güvenlik, fikri mülkiyetin korunması, öngörülebilir kurallar ve kurumsal istikrar da üretim kararlarının parçası hâline geliyor.</p>
<p>Türkiye için asıl soru bu nedenle şudur: Avrupa’nın tedarik zincirlerine daha fazla mal satan bir ülke mi olacağız, yoksa Avrupa’nın yeni ekonomik güvenlik mimarisinin güvenilir ortaklarından biri mi? İkisi aynı şey değil.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Serbest ticaret ortadan kalkmıyor. Ama en düşük maliyetin tartışmasız üstünlüğü sona eriyor.</p>
<p>Yeni küresel ekonomide verimlilik hâlâ önemli. Fakat artık tek ölçüt değil. Dayanıklılık, güvenlik, teknolojik kapasite ve siyasi güvenilirlik de ekonomik kararları şekillendiriyor.</p>
<p>Dünün sorusu şuydu:</p>
<p><em>“En ucuza kim üretiyor?”</em></p>
<p>Bugünün sorusu ise şu:</p>
<p><em>“Zor zamanlarda kime güvenebilirim?”</em></p>
<p>Önümüzdeki dönemde ülkelerin küresel ekonomideki yerini belirleyecek olan, bu ikinci soruya verebildikleri cevap olacak.</p>
<p>* <em>Bu yazı, yeni küresel ekonomi politiğin dönüşümünü ele alan yazı dizisinin ikinci halkasıdır. Bir sonraki yazıda, ABD, Avrupa Birliği ve Çin arasında giderek hızlanan teşvik yarışını ve yeni nesil korumacılığın küresel ekonomiyi nasıl değiştirdiğini ele alacağım.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/677-1786427230.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest ticaretten stratejik özerkliğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/avrupada-misir-krizi-85112</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’da mısır krizi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab42c51bfc-1786426412.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa’da yazın sert yüzünü göstermesi, tarım piyasasında yeni bir arz alarmını beraberinde getiriyor. Aşırı sıcak ve kuraklık, Avrupa’nın mısır üretim potansiyelini hızla aşağı çekerken, kıtanın önünde yalnızca daha küçük bir hasat değil, aynı zamanda daha pahalı bir hammadde dönemi beliriyor. Özellikle Fransa, Macaristan, Almanya ve Orta Avrupa’daki olumsuz koşullar, mısır bilançosunu sıkılaştırırken, Ukrayna savaşının tedarik kanallarını zorlaştırması krizi daha da derinleştiriyor.</p>
<p>Emtia veri şirketi Expana, AB’nin 2026/27 sezonu mısır üretim tahminini geçen aya göre 4,6 milyon ton düşürerek 49,1 milyon tona çekti. Yeni tahmin, geçen sezonun %13,9 altında bulunuyor. Üretimin 5 yıllık ortalamanın da %19 altında kalması bekleniyor. Expana, mevcut görünümün AB’nin 2007/08 ve 2003/04 sezonlarındaki zayıf hasatlarına yaklaştığına dikkat çekiyor.</p>
<h2>Fransa’da 46 yıllık dip riski </h2>
<p>Krizin merkezinde ise önemli mısır üreticilerinden Fransa bulunuyor. Fransız Tarım Bakanlığı, 2026 mısır üretiminin geçen yıla göre yüzde 35 düşüşle 9 milyon tona gerilemesini bekliyor. Bu rakam, en az 1980’den bu yana görülen en düşük üretim anlamına geliyor. Üstelik düşüş yalnızca verimden kaynaklanmıyor. Fransa’da mısır ekim alanının da yüzde 21 daralarak 2025’e göre belirgin biçimde gerilemesi bekleniyor. Ortalama verim tahmini hektar başına 7,03 tonla 2003’ten bu yana en düşük seviyeye işaret ediyor. Özel sektör analisti Argus Media ise Fransa üretimini daha da düşük, 6,9 milyon ton olarak öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mısırın yeni rotası: Polonya ve Atlantik</span></h2>
<p>Avrupa’daki arz açığını kapatmak isteyen alıcıların gözü Polonya, Brezilya ve ABD’ye çevriliyor. Polonya’da mahsul koşulları görece iyi olsa da çiftçilerin ton başına 230 euronun üzerinde fi yat talep etmesi, alıcıların işini zorlaştırıyor. Polonya mısırına özellikle Avusturya ve Macaristan’daki etanol üreticilerinin talebinin artması bekleniyor. Ukrayna ise potansiyel bir tedarik kaynağı olmasına rağmen savaş nedeniyle güvenilir bir alternatif olmaktan uzaklaşıyor. Brezilya ve ABD ise fi yatların yükselmesi halinde Avrupa için alternatif tedarikçiler olabilir. AB-Mercosur anlaşması kapsamında kimyasal amaçlı etanol için 50 bin tonluk gümrüksüz kota bulunuyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YEM VE ETANOL ÜRETİMİNDE BÜYÜK BASKI HİSSEDİLİYOR</span></h2>
<p>Avrupa’daki mısır sıkışıklığı gıda, yem piyasalarının yanında etanol pazarını da vuruyor. Özellikle GDO'suz mısır bulmakta yaşanan zorluklar, üreticiler açısından ayrı bir sorun oluşturuyor.</p>
<p>Mısır bazlı etanol üreticileri de dördüncü çeyrek öncesinde hammadde bulmak için daha agresif alımlara yöneliyor. Fransa ve Macaristan gibi önemli üretim bölgelerindeki kayıplar, özellikle Belçika ve Hollanda’daki etanol ve yem sektörlerini doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Üreticilerin karşı karşıya olduğu tabloyu yüksek doğal gaz fiyatları ve lojistik sorunlar daha da ağırlaştırıyor. Mısır fiyatlarındaki yükselişi üretim maliyetlerine yansıtmak isteyen etanol tesisleri, aynı zamanda daralan marjlarla mücadele ediyor.</p>
<p>Buna savaş kaynaklı lojistik sorunlar ve Tuna Nehri’ndeki düşük su seviyelerinin taşımacılığı zorlaştırması ekleniyor. Platts, 5 Ağustos itibarıyla T2 yakıt etanolünün fiyatını metreküp başına 714,75 euro olarak belirledi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa tahıl sepeti de daralıyor</span></h2>
<p>Mısırdaki kayıp Avrupa tahıl piyasasının genel dengesinden bağımsız değil. Expana, AB’nin yumuşak buğday üretim tahminini de 1,5 milyon ton azaltarak 126,8 milyon tona çekti. Bu rakam geçen sezonun yüzde 7,2 altında. Arpa üretimi için tahmin 51,4 milyon tonla yukarı revize edilse de bu miktar da geçen sezonun yüzde 10 gerisinde kalıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/avrupada-misir-krizi-85112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/Misir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da aşırı sıcak ve kuraklık, mısır üretim beklentilerini sert biçimde aşağı çekti. AB’nin 2026/27 sezonu üretim tahmini 49,1 milyon tona inerken, Fransa’da hasadın 1980’den bu yana en düşük seviyeye gerilemesi bekleniyor. Daralan arz, yem piyasasının yanı sıra mısır bazlı etanol üreticilerini de vuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-yabanci-payi-duserken-alimlar-iki-hissede-yogunlasti-85111</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada yabancı payı düşerken alımlar iki hissede yoğunlaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %2,28 artışla tamamlarken, endeksteki 18 hissede yabancı payı arttı, 12’sinde azaldı. Borsa genelinde yabancının payı sınırlı bir düşüşle %32,20 seviyesine geriledi. BIST 30 tarafında ise satıştan çok alım ağırlıklı işlemlerde bulunmaları dikkat çekti.</strong></p>
<p>Borsada piyasa fiyatları ile yabancı yatırımcıların ilgisi her zaman aynı yönde ilerlemiyor. kamu ve bankacılık hisselerinde ağırlıklı olarak alımlar gözlenirken, kurumsal iştah hisse bazında farklılıklar sergiledi. Geçen haftada yabancılar en fazla Türk Telekom, Türk Altın ve Ereğli Demir Çelik hisselerinde alım tarafında durdu. Yabancı fonlar genel olarak satış ağırlıklı işlem yaptığı bir ortamda BIST 30’daki 18 hissede paylarını artırmaları büyüklere ağırlık verdiklerini işaret ediyor. Pazarda payları azalırken büyüklerde alımların sürmesi orta vadeli toplama stratejisi olarak okunmalı.</p>
<h2>Yabancının radarındakiler</h2>
<p>Yabancılar Türk Telekom hissesinde paylarını 3,16 puan artırarak %40,18’e çıkardı. Dört gün boyunca alım yaptıkları hisse, test ettiği 50 TL’deki destek bölgesinin ardından yukarı yöneldi. Yılın ilk yarısında gelirini %9 büyüterek 142 milyar TL’nin üzerine taşıyan firma, dönem sonu net kârını %26 artırdı. Fiyatı şubatta en yüksek 75,65 TL’ye çıkmıştı. Yabancı alımlarının yoğunlaştığı bir diğer hisse olan Türk Altın, yılın ilk çeyreğinde güçlü bir tablo çizdi. Satışlarını %61 artırırken, gelirini 8,8 milyar TL’ye yükseltti. Geçtiğimiz marttan bu yana dalgalı bir seyirle hareket eden hisse, ağustosun ilk haftası artan performansla dikkat çekti. Yabancılar bu süreçte paylarını 2,09 puan artırarak %29,72’ye çıkardı.</p>
<h2>Havacılıkta rotasyon</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta 1,40 puan ile en fazla satışı THY hissesinde gerçekleştirdi ve paylarını %24,61’e düşürdü. 7 Temmuz günü en yüksek 355,50 TL’ye kadar çıkan fiyat, sonrasında düşen eğilim sergiledi. Yabancılar THY’de paylarını azaltırken havacılık sektöründe yer alan Pegasus ve Tav hisselerinde alım yönlü işlemlerde bulundular.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab3daae0cc-1786426330.png" alt="" width="999" height="531" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KÂR MI, KÂRI BÜYÜTMEK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kâr</strong>; nakit gücü, temettü imkanı, güvence, borçsuzluk, dinginlik. Enflasyon erimesi, pazar kaybı, vizyon daralması, durağan çarpan, yetenek kaybı.</p>
<p><strong>Kârı büyütmek</strong>; bileşik güç, pazar hakimiyeti, yüksek çarpan, gelecek güvencesi, yatırımcı cazibesi. Nakitten feragat, yüksek risk, zorluk, baskı.</p>
<p><strong>Gerçekleştireceği yatırım için Nazilli OSB’deki fabrikasının yanındaki arsayı aldı</strong></p>
<p>Çağdaş Cam’ın Aydın’daki OSB’de yeni fabrikası ne zaman yapılacak? ● Bora Sarıgül</p>
<p>Bora; Çağdaş Cam, Aydın Nazilli Organize Sanayi Bölgesi’nden 13,5 milyon TL bedelle arsa satın alma kararı bulunuyor. Halihazırda şirketin Nazilli OSB’de bulunan tesisin bitişiğinde olan arsanın alımı ile üretim faaliyetlerde kapasite artışı sağlanması hedefleniyor. Yaklaşık 3.376 metrekarelik arsa üzerinde düşünülen inşaat veya yatırım sürecinin ne zaman başlayacağına dair ise henüz bir açıklama olmadı. Aynı şekilde arsanın üretim kapasitesini ne oranda büyüteceğine dair net bir paylaşım da bulunmuyor. Firma, ilk çeyrekte gelirini %22 düşürdü.</p>
<p><strong>ABD’deki pazarda işlem görmeye başlayarak yabancı yatırımcılara daha rahat ulaşacak</strong></p>
<p>Gersan Elektrik’in Amerika piyasasında işlem görmesi ne sağlayacak? ● Yasemin İşler</p>
<p>Yasemin; Gersan Elektrik’in ABD merkezli OTCQX Best Market’te işlem görmeye başlaması, şirkete stratejik ve finansal yönden avantaj sağlayacak. Şirketin temmuzda yaptığı açıklamaya göre girişimin temel amacı, küresel marka bilinirliğini artırmak ve uluslararası yatırımcı tabanını güçlendirmek. Söz konusu işlemle birlikte şirketin finansal verileri uluslararası pazarda çok daha şeffaf bir şekilde erişilebilir hale gelmiş olacak. Bu yolla ABD’deki yatırımcılara doğrudan ulaşma imkânı bulacak ve küresel fonlar nezdindeki görünürlüğü artacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OTM yerli ve yabanı otomotiv hissesine yönelerek yıllık %7 getiride kaldı</strong></p>
<p>Azimut Portföy’ün yönettiği Otomotiv Sektörü Değişken Fon (OTM), yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Son bir ayda ise düşüş eğilimi öne çıktı. Marttan bu yana haziran hariç her ay nakit çıkışı yaşandı. Cüzi miktarda da olsa ağustosun ikinci haftasında para çıkışı sürdü. Fonun büyüklüğü 13,19 milyon TL düzeyinde. Yatırımcı sayısı önceki aylarla benzer bir seyir izlerken şimdilerde 96 kişide duruyor. OTM’nin temel stratejisi, otomotiv sektöründe yer alan şirketlerin paylarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %52,34’ü yabancı hisse senedi ile %23,33’ü yerli hisselerden oluşuyor. En büyük pozisyonu Tofaş Oto, Ford Otosan ve Otokar’da bulunuyor. Otomotiv temasına yönelen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %4,59 kazanç sağlayan portföy, aynı sürede %25,77 yükselen endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan %46,45 bileşik faizle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 07.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi ise %46,45 olarak belirlendi. 181 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %20,83 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 04.02.2027 olarak açıklandı. 7 Ağustos itibarıyla TLREF %39,92 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın verdiği %42 basit faiz oranı, TLREF’in 2,08 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFNURL</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab3a6a4614-1786426278.png" alt="" width="976" height="239" /><strong>ÇEMAŞ DÖKÜM</strong></p>
<p><strong>Gerçekleştireceği yatırım tamamlandığında kalıp kapasitesi ikiye katlanacak</strong></p>
<p>Çemaş, üretim verimliliğini artırmak amacıyla 1,09 milyon euro tutarında otomatik döküm potası yatırımına gidiyor. Bu doğrultuda bir finansal kiralama sözleşmesi imzaladı. Yatırımla birlikte mevcut yatay kalıplama hattındaki vardiya başına 235 olan kalıp üretiminin 400 ile 450 kalıp seviyesine yükselmesinin hedeflendiği belirtildi. Söz konusu girişimle, döküm hattında dar boğaz oluşturan süreci otomasyona bağlayarak üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Vardiyalık kalıp sayısını neredeyse iki katına çıkaracak olması birim üretim maliyetini düşürecek.</p>
<p><strong>VAKIF GMYO</strong></p>
<p><strong>İzmir’de portföyündeki dört arsaya yakın konumdaki bir taşınmazı satın aldı</strong></p>
<p>Vakıf GYO, İzmir Konak’ta bulunan portföyündeki 4 farklı arsa parseline yakın konumda olan ve birlikte değerlendirildiğinde bütünlük ile gelişim potansiyeli sağlayacak taşınmazı aldı. Vakıfbank’tan satın alınan arsanın 5.496 metrekare olduğu belirtildi. Toplam 660 milyon TL bedelle satın alınan taşınmazın ekspertiz değeri 726 milyon TL olduğu belirtildi. Şirket, İzmir’deki gayrimenkul geliştirme alanını fiziki olarak birleştirip parsel değerini yükseltmiş oldu. Portföydeki arsaya bitişik veya yakın taşınmazları almak, imar ve proje geliştirme bütünlüğü sağlamakta.</p>
<p><strong>BOĞAZİÇİ BETON</strong></p>
<p><strong>Ayazağa’daki projede kullanılmak üzere 700 milyon TL tutarlı beton üretecek</strong></p>
<p>Boğaziçi Beton, Rams Ayazağa Projesine hazır beton tedarik etmek üzere anlaşmaya vardı. Proje kapsamındaki hazır beton üretim ve tedarik tutarının yaklaşık 700 milyon TL seviyesinde olacağı belirtildi. Şirketin, büyük ölçekli gayrimenkul projelerinde stratejik tedarikçi konumunda olması gelirini desteklediği gibi referanslarını artırarak pazardaki konumunu güçlendirme olanağı bulmakta. Boğaziçi Beton, yılın ilk çeyreğinde gelirini %7 düşürerek 2,56 milyar TL’ye geriletti. Esas faaliyetlerinden 247,6 milyon TL zarar eden firma, dönem sonu zararı 422,8 milyon TL oldu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Otokar’ın fiyatı zayıf seyir izliyor. Son bir yıldır fiyatı sürekli aşağı geliyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab387727f5-1786426247.png" alt="" width="299" height="234" />Otokar’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %6,24 ile toplamda 200,94 bin lot azalarak 3,02 milyon lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 43’ten 40’a geriledi. GL1 fonu 100 bin lot ile en fazla satışı yaparken, FDV fonu 50 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Otokar hakkında bugüne kadar 10 aracı kurum öneride bulunurken 2 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedefi Yapı Kredi Yatırım 780 TL ile “AL” olarak verirken; Halk Yatırım 372,10 TL ile “TUT” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-yabanci-payi-duserken-alimlar-iki-hissede-yogunlasti-85111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada yabancı payı düşerken alımlar iki hissede yoğunlaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/muteahhitler-yurt-disinda-27-milyar-dolarlik-proje-ustlendi-85110</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müteahhitler, yurt dışında 2,7 milyar dolarlık proje üstlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) dönemsel raporlarındaki verilere göre, dönemsel olarak hem üstlenilen proje sayısında hem de tutarında düşüş oldu.</p>
<p>Buna göre, 2025 ilk altı ayında 93 proje üstlenilirken, bu yıl aynı dönemde 57 proje alındı. Müteahhitler bu dönemde 2 milyar 714 milyon dolar tutarında 57 proje üstlendi. Bu tutar, bir önceki yıl aynı dönemde 6,2 milyar dolar düzeyindeydi.</p>
<p>Böylece, 2026 Haziran ayı itibariyle 1972’den bu yana üstlenilen proje sayısı 12 bin 931’e, tutarı ise 566,1 milyar dolara ulaştı. Raporda, jeopolitik gelişmelerin müteahhitlik projelerini yavaşlattığına dikkat çekildi.</p>
<p>Raporda, uluslararası belirsizlikler ve küresel finans koşullarının olumsuz etkisinin görüldüğü vurgulanırken, uluslararası proje hacminde bir yavaşlama olduğu belirtildi. Yine de Türk müteahhitlerin daralan pazardaki rekabet gücünü koruduğu vurgulandı. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) 2025 ilk yarısındaki ana sorunu finansman bulma olarak nitelemişti.</p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği raporunda, 2026 ilk yarısında Romanya’dan 667.8 milyon dolar, Libya’dan 600 milyon dolar, Irak’tan 378.6 milyon dolarlık iş üstlenildiği bilgisi verildi. En fazla iş üstlenilen 10 ülkenin diğerleri, sırasıyla Cezayir, BAE; Suudi Arabistan, Uganda, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Gabon oldu. 1972’den bu yana üstlenilen işlere bakıldığında ise sırasıyla Rusya (103.4 milyar dolar), Türkmenistan (56.1 milyar dolar) ve Irak (39.4 milyar dolar) ilk üç olmayı sürdürdü. Türk müteahhitler şimdiye kadar 138 ayrı ülkede iş üstlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/muteahhitler-yurt-disinda-27-milyar-dolarlik-proje-ustlendi-85110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/muteahhit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMB verilerine göre Türk müteahhitler, yılın ilk yarısında yurt dışında 2,7 milyar dolarlık 57 proje üstlenirken bu tutar, önceki yıl aynı dönemde 6,2 milyar dolar düzeyindeydi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/duble-yumurta-toptanda-41-liraya-yukseldi-85117</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duble yumurta toptanda 4,1 liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Toptan yumurta fiyatlarında son haftalarda yukarı yönlü hareket dikkat çekiyor.</p>
<p>Şubat ve mart aylarında düşüş eğiliminde olan, mayısta toparlandıktan sonra haziran ve temmuzun ilk yarısında yeniden gerileyen yumurta fiyatları, temmuzun ikinci yarısından itibaren yükselişe geçti.</p>
<p>Türkiye’nin önemli yumurta üretim bölgeleri arasında yer alan Afyon ve Kayseri’de üretici fiyatları son üç haftada tüm ürün gruplarında arttı. Afyon Başmakçı’da yumurta fiyatları 13 Temmuz’dan 10 Ağustos’a kadar 1,30 lira yükselirken, Kayseri’deki artış 1,25 lirayı buldu. Başmakçı’da duble yumurtanın adet fiyatı 13 Temmuz’da 2,80 lirayken, 10 Ağustos itibarıyla 4,10 liraya çıktı. Kayseri’de ise 2,80 liradan 4,05 liraya yükseldi. Her iki bölgede de fiyat artışları son üç haftaya yayıldı. İlk hafta yaklaşık 30 kuruşluk artışın ardından, son iki haftada fiyatlar haftalık 50’şer kuruş yükseldi. Duble yumurtanın fiyatı Başmakçı’da en son 27 Mayıs’ta 4,10 lirayı görmüştü. Ardından düşüşe geçen fiyat, 13 Temmuz’da 2,80 liraya kadar gerilemişti. Böylece yaklaşık üç ayın ardından duble yumurtanın adet fiyatı yeniden 4,10 liraya çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab9926e632-1786427794.png" alt="" width="831" height="278" /></p>
<h2>Perakende 1 kolisi 210 lira</h2>
<p>Üretici fiyatlarındaki artış henüz perakende fiyatlara yansımadı. 30 adet orta boy yumurtanın fiyatı marketlere ve markalara göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 170 ila 210 TL arasında satılmakta. Yumurta fiyatları boyuta (M, L, XL) ve organik ya da gezen tavuk tercihlerine göre artış gösterebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/duble-yumurta-toptanda-41-liraya-yukseldi-85117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzun ilk yarısında gerileyen yumurta fiyatları ikinci yarıdan itibaren yükselişe geçti. Başmakçı’da duble yumurtanın adet fiyatı 2,80 liradan 4,10&#039;a, Kayseri’de ise 2,80&#039;den 4,05 liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklime-uyum-artik-luks-degil-yatirim-stratejisi-85116</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklime uyum artık lüks değil yatırım stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskiden iklim değişikliğine yapılan yatırımlar daha çok çevrecilerin gündemindeydi. Ağaç dikmek, yeşil alan oluşturmak, karbon salımını azaltmak... Bunlar çoğu şirket için PR amaçlı sosyal sorumluluk faaliyetleri olarak görülürdü.</p>
<p>Artık tablo tamamen değişti.</p>
<p>Avrupa’nın ve ülkemizin sıcaktan kavrulduğu bu günlerde Financial Times’ta bir makalede dile getirilen Londra örneği bunun en somut göstergesi. Şehrin lüks semtlerinden Mayfair'in kalbindeki 300 yıllık Grosvenor Meydanı, yaklaşık 25 milyon sterlin harcanarak yeniden tasarlanmış. Amaç meydanı güzelleştirmek değil; çok daha sıcak yazlara, ani sağanaklara ve kent sellerine hazırlamak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab831acf94-1786427441.jpg" alt="" width="700" height="351" />
<figcaption><strong>Londra'nın lüks semtlerinden Mayfair'in kalbindeki 300 yıllık Grosvenor Meydanı, yaklaşık 25 milyon sterlin harcanarak yeniden tasarlanmış. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Projeyi ilginç kılan ise yatırımın gerekçesi. Grosvenor Grubu yöneticileri bunu çevreci bir tercih olarak değil, uzun vadeli ticari risk yönetimi olarak tanımlıyor. Çünkü sıcak hava dalgaları mağazalara gelen müşteri sayısını azaltıyor, ulaşımı aksatıyor, sigorta maliyetlerini yükseltiyor ve gayrimenkullerin değerini de düşürüyor. Yani iklim riski artık bilanço riski haline gelmiş durumda.</p>
<p>Bu bakış açısı “daha o derse gelmedik” desek de Türkiye için de gerekli.</p>
<p>Son yıllarda İstanbul başta olmak üzere birçok kentte bir yanda bunaltıcı sıcaklar, diğer yanda birkaç saat içinde yolları göle çeviren sağanaklar yaşanıyor. Buna rağmen yeni projelerde hâlâ beton miktarı, emsal hesabı ve satılabilir metrekare konuşuluyor. Yağmur suyunu emebilen zeminler, gölge oluşturan ağaçlar, doğal havalandırma ya da ısı adasını azaltacak çözümlerden bahseden yok.</p>
<p>Oysa mesele sadece konfor değil. Aşırı sıcaklar çalışan verimliliğini düşürüyor, enerji tüketimini artırıyor ve şehir ekonomisinin işleyişini yavaşlatıyor. İklime uyum sağlayamayan kentler, zamanla yatırım çekmekte de çok zorlanacak. Dünyanın büyük fonları ve gayrimenkul yatırımcıları artık bir binanın sadece kira gelirine değil, 20-30 yıl sonra iklim koşullarına ne kadar dayanıklı olacağına da bakıyor.</p>
<p>Belki de yeni dönemin sorusu "Bu proje kaç yılda kendini amorti eder?" değil de, "2050'nin ikliminde ayakta kalabilir mi?” olmalı.</p>
<p>Çünkü geleceğin en değerli gayrimenkulleri yalnızca en gösterişli olanlar değil, değişen iklim koşullarına en iyi uyum sağlayabilenler olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklime-uyum-artik-luks-degil-yatirim-stratejisi-85116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklime uyum artık lüks değil yatırım stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surec-yasasi-gorusmeleri-ozel-oturum-havasinda-gerceklesti-85108</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süreç yasası görüşmeleri &#039;özel oturum&#039; havasında gerçekleşti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye sürecinde hazırlanan çerçeve yasa görüşmeleri TBMM Genel Kurulu’nda, “özel oturum’ havasında gerçekleşti. Teklifin görüşmelerine geçmeden önce siyasi parti genel başkanları ve temsilciler söz aldı. Yapıcı bir üslup kullanan muhalefet partileri teklifi eleştirirken, süreci desteklediklerini açıkladılar. Sürece başından beri karşı çıkan İYİ Parti adına konuşmayı Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu yaptı. Dervişoğlu, süreci eleştirirken yapıcı bir üslup kullanması dikkatlerden kaçmadı.</p>
<p><strong>AK Parti: Türkiye modeli </strong></p>
<p>AK Parti Grubu adına söz alan Grup Başkanı Abdullah Güler, çerçeve yasa teklifinin detaylarına değinirken, eleştirilere de yanı verdi. Konuşmasına sürece katkı veren toplumun tüm kesimlerine teşekkür ederek başlayan Güler, terörsüz Türkiye sürecini, “Türkiye modeli” olarak tanımladı.</p>
<p>Terörle mücadele eden ülkelerden örnekler veren Abdullah Güler, IRA, ETA hepsinde üçüncü göz var, hepsinde dışarıdan müdahale var, bizde yok. Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle, bu toprakların has evlatları samimiyetle bu sorunu çözmek ve gelecek Türkiye Yüzyılı’na daha sağlam, daha kararlı, kardeşçe, omuz omuza yürümek istiyor. Türkiye’yi şaha kaldırmak, Türkiye’yi artık kabına sığmaz, tutulamaz güçlü bir ülke olma yolunda zapt edilemez hâle getirmek istiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Özel: Ben ve yöneticilerim ‘evet’ diyeceğiz </strong></p>
<p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin yasa teklifine ilişkin kararını Genel Kurul öncesinde açıkladı. Özel, sürecin yönetiliş biçimine ve teklifin içeriğine yönelik eleştirilerini sürdürmekle birlikte, “barışın sorumluluğunu” gözeterek kendisi ve parti yöneticilerinin yasaya “evet” oyu vereceğini, milletvekillerinin ise kendi değerlendirmelerine göre oy kullanacağını söyledi. “Silah faslının kapanması için aralanan kapıyı kapatan taraf biz olmayacağız” diyen Özel, asıl demokrasi, adalet, eşit yurttaşlık ve refah mücadelesinin bundan sonra başlayacağını belirtti. “Terörsüz Türkiye” sürecinin iktidar tarafından özensiz ve kapalı biçimde yürütüldüğünü savunan Özel, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda oluşan ortak iradenin özel görüşmeler ve siyasi hesaplarla daraltıldığını söyledi. Teklifte Komisyon raporunda yer alan demokratikleşme önerilerinin bulunmamasını eleştiren Özel, özellikle 7’nci maddede öngörülen adımların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>MHP: Af olduğunu söylemek gerçeklikten uzağa düşmektir </strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde hazırlanan çerçeve yasa görüşmelerinde MHP Grubu adına söz alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız “Liderimiz Bahçeli’nin Ekim 2024’te yaptığı çağrı tarihi bir çağrıdır. Bu çağrı, PKK’nin kendini feshetmesi ve silahları bırakmasıyla sonuçlanmıştır.</p>
<p>Yarım asırdır Türkiye’nin enerjisini sömüren yapı, tasfiye edilmiştir. Terörsüz Türkiye sürecinde büyük bir toplumsal rıza üretilmiştir. Hukuk devleti daha da güçlenecektir. Yüreğimiz ve gönlümüz ile Terörsüz Türkiye sürecinin yanındayız. Kanunu okumadan bunun bir af olduğunu söylemek, gerçeklikten uzağa düşmektir. Sayın Cumhurbaşkanı ile Cumhur İttifakı ile sorunu olanlardan görüş alırsanız, açığa düşersiniz” dedi. Yıldız, terörsüz Türkiye sürecinin, küresel ve bölgesel krizlerin yoğunlaştığı bir dönemde devletin bekası, kardeşlik hukuku ve ortak tarih bilinci üzerinden bölgesel istikrarsızlıkları minimize etmeyi amaçladığını belirtti.</p>
<p><strong>Partilerin mesajları</strong></p>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Terörsüz Türkiye” sürecinin kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını boşa çıkaracağını belirterek, kanun teklifinin çatışma çözümünde önemli bir adım olduğunu söyledi. Bakırhan, “Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar genelde acıyla çizildi.</p>
<p>Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var” dedi. Yarım asırlık çatışmalı sürecin büyük acılar yaşattığını vurgulayan Bakırhan, artık çatışma ve şiddet zemininden çıkılması için önemli bir fırsat bulunduğunu ifade etti. Teklifin bir ayrıcalık ya da “al-ver” meselesi olmadığını kaydeden Bakırhan, sürecin kazananının 86 milyon yurttaş olacağını söyledi.</p>
<p>Bakırhan, ekim ayında Meclis’in gündeminde demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü güçlendirecek düzenlemelerin bulunması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>CHP: Tarihi bir adım atıyoruz</strong></p>
<p>CHP Grubu adına konuşan Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, partisinin sürece tarihsel sorumluluk ve devleti yaşatma perspektifiyle yaklaştığını belirterek, bunun bir bölünme ya da ayrışma değil, yaraları sarma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme süreci olduğunu söyledi.</p>
<p>CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı ise düzenlemenin Kürt meselesini çözmediğini ancak meselenin silahlardan arındırılması yönünde tarihi bir adım olduğunu belirtti. Salıcı, “Silahın olduğu yerde sözün bir anlamı kalır mı? Biz bugün sözü başlatıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Dervişoğlu: Meclis tescil makamına indirgenmiştir </strong></p>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, teklifin hazırlanış sürecini eleştirerek, Meclis’in yalnızca bir “tescil makamına” dönüştürüldüğünü savundu. Partisinin terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine karşı olmadığını belirten Dervişoğlu, düzenlemenin TBMM’nin itibarını zedelediğini ve yürütmeye daha fazla yetki verdiğini öne sürdü. İYİ Parti’nin teklife “hayır” oyu vereceğini açıklayan Dervişoğlu, “Tarihin doğru yerinde duracağız” dedi.</p>
<p><strong>Yeni Yol Grubu’ndan destek </strong></p>
<p>Yeni Yol Grubu adına konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, hukuku ve ortak geleceği güçlendirecek bir anlayışla sürece destek verdiklerini açıkladı.</p>
<p>Mehmet Emin Ekmen de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreçteki rolüne dikkat çekerek, sürecin PKK/ KCK’nın görüşmeler yoluyla silahsızlandırılmasını hedeflediğini ifade etti.</p>
<p><strong>YRP'den çekimser oy kararı </strong></p>
<p>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, örgütün tasfiyesine ilişkin hükümler nedeniyle teklife “hayır” demeyi doğru bulmadıklarını ancak sonraki aşamalara ilişkin belirsizlikler nedeniyle çekimser oy kullanacaklarını açıkladı. Erbakan, PKK/KCK üyelerinin durumuna ilişkin kararın millet tarafından verilmesi gerektiğini savunarak, çerçeve yasadaki af kapsamının referanduma götürülmesini istedi.</p>
<p><strong>Genel Kurul’dan izlenimler </strong></p>
<p>Görüşmeler öncesinde Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel kapalı grup toplantısı yaptı ve milletvekillerinin kullanacağı oyun kendi iradelerine bırakıldığını açıkladı. Genel Kurul’u izlemek üzere Meclis’e ilk gelen liderlerden biri MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli oldu. En uzun konuşmayı yapan Özel’in konuşması sık sık alkışlandı. Özel’in konuşmasında alışkanlıkla “CHP” ifadesini kullanması salonda gülümsemelere yol açarken, konuşmasını alkışlayan liderlerden biri Bahçeli oldu.</p>
<p><strong>Teklif kabul edildi</strong></p>
<p>"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Genel Kurul'daki görüşmeleri yaklaşık 12 saat süren düzenleme, açık oylama sonuçlarına göre 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser", 2 "mükerrer" oyla kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surec-yasasi-gorusmeleri-ozel-oturum-havasinda-gerceklesti-85108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/surec-yasasi-1786424752.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süreç yasası görüşmeleri &#039;özel oturum&#039; havasında gerçekleşti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlasmazlik-yasayabilirsiniz-amma-catismayin-85107</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anlaşmazlık yaşayabilirsiniz amma çatışmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uluslararası ticarette farklı kültürler, ticari alışkanlıklar ve iletişim biçimleri anlaşmazlıkları kaçınılmaz hale getirebiliyor. Çatışmayı büyütmek yerine muhatabın ihtiyaç ve endişelerini anlamaya, kişiye değil konuya odaklanmaya ve küçük tavizlerle çözüm yolu aramaya çalışın.</strong></p>
<p>Çok severek ara sıra kullandığım eski bir deyiş vardır, “<strong>İnsanoğlu muhteliftir</strong>.”</p>
<p>Hele işimiz uluslararası ticarete baktığımızda, bunu tam anlamıyla karşımızda buluruz.</p>
<p><strong>Farklı kültürler, anlayışlar, ticari uygulamalar, gelenekler, sosyal yapılar…</strong></p>
<p>Her biri önümüze, baş edebilip çözümleyebilmemiz için farklı davranmamızı gerektiren sorunlar çıkarır.</p>
<p>Tam da burada hiç birimizin kaçınamayacağı bir gerçek bizi pusuda bekler “<strong>Anlaşmazlık”</strong></p>
<p>Bu arada, anlaşmazlığı en çok körükleyecek olan “<strong>Yabancı dil”</strong> olgusunu da ihmal etmeyelim.</p>
<p>Herhangi bir <strong>anlaşmazlık</strong> yaşadığınızda, bence <strong>sormanız gereken</strong> en önemli soru, <strong>muhatabınızın aklında</strong> sizin aklınızdakilerden <strong>farklı neler</strong> olduğudur.</p>
<p><strong>Aynı olay hakkında, herkesin aklında farklı hikâyeler vardır…</strong></p>
<p>Kişilerin içerisinde bulundukları durum, mesleki ve/veya kişisel yeterlilikleri, o anda yaşadıkları veya yaşayabileceklerini düşündükleri sorunlar bu hikâyeleri şekillendirir.</p>
<p>İşte o zaman hepimiz, olaya kendi bakış açılarımızdan bakarak ve endişelerimiz içerisinden geçerek eğileceğimiz için biraz “<strong>Konuşuyoruz amma anlaşamıyoruz”</strong> durumu oluşur.</p>
<p>Bu da anlaşmazlık sayfasına yazmaya başlamamızı ve çatışmanın fitilini ateşlememizi doğurur.</p>
<p>Böyle bir durumda ne yapalım derseniz, “<strong>Kişiye değil, konuya odaklanın”</strong> derim.</p>
<p>Fisher, R. &amp; Ury, W. tarafından yazılan “Getting to yes” kitabının özü olarak kabul ettiğim bu ifadenin işe yaradığını sayısız kereler test ettim ve sonucunun faydasını gördüm.</p>
<p>Ciddi bir olumsuzluk gelişmesi halinde yapılabilecek en ölümcül hata, kulağınızın üstüne yatarak olayın kendi haline bırakılması olacaktır.</p>
<p>Olayla ilgili olarak <strong>muhatabınızı</strong> veya başkasını <strong>suçlamanın</strong> hiçbir <strong>faydası olmuyor</strong>.</p>
<p>Karşınızdaki kişinin ihtiyaçlarını ve endişelerini anlamaya çalışarak, <strong>onu önemsediğinizi hissettirin.</strong></p>
<p><strong>Kendi beklentilerinizi</strong> ve hissettiklerinizi <strong>şeffaf bir şekilde</strong> aktarmaya çalışın.</p>
<p><strong>Duygusal tepkimeler</strong> yaşamak <strong>olasıdır</strong> amma <strong>en kötü</strong> davranış <strong>iletişimin kesilmesidir</strong>.</p>
<p>Unutmayın, <strong>büyük sorunlar bile küçük tavizlerle</strong> gelişen pazarlıklar sonucunda <strong>çözülür</strong>.</p>
<p><strong>Katı tutumlara</strong> saplanıp kalmak <strong>yerine</strong>, karşılıklı olarak <strong>kabul edilebilecek</strong> küçük <strong>seçenekleri</strong> devreye almaya çalışarak <strong>yolu açabilirsiniz</strong>.</p>
<p>Muhatabınızın sizi kışkırtmasına kanmayın ve onu kışkırtmaya çalışmayın.</p>
<p><strong>Aşırı duygusal tepkilerle</strong> gelişen davranışlar değil çözüme, aksine daha <strong>katı tıkanmalara yol açar</strong>.</p>
<p><strong>Muhatabınızı</strong> yargılamanın ve suçlamanın geri tepeceğini ve karşı saldırının kaçınılmaz olduğunu <strong>aklımızda tutalım</strong>.</p>
<p><strong>Olumsuz</strong> gelişmede <strong>payınız varsa</strong>, içtenlikle <strong>kabul</strong> ederek bunun için <strong>çözüm önerisi</strong> ile müzakereyi yumuşatarak ilerlemeniz oldukça mümkündür.</p>
<p>Hiçbir şey yapmadan <strong>önce olayı</strong> her boyutu ile <strong>irdeleyip</strong>, her yönü ile <strong>anlamaya çalışın</strong>.</p>
<p>Mümkünse, muhatabınız ile görüşmeye girmeden önce, olayla ilgisi olmayan amma müzakereciliğine güvendiğiniz birisi ile olayı tartışıp algılarınızı, yorumlarınızı ve kendinizi yorumlatın.</p>
<p><strong>Kuşkusuz ara sıra da olsa mantıksız ve sadece kendini düşünen muhataplarınız olacaktır amma unutmayalım ki çözümcü yaklaşımlar ve olumlu prensipler uzun vadede kazananlardır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlasmazlik-yasayabilirsiniz-amma-catismayin-85107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlaşmazlık yaşayabilirsiniz amma çatışmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupali-ureticilerin-made-in-europe-urkuntusu-turkiye-ve-fastaki-yatirimlarimizi-koruyun-85106</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupalı üreticilerin Made in Europe ürküntüsü: Türkiye ve Fas’taki yatırımlarımızı koruyun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’nın sanayiyi kendi sınırları içinde güçlendirme hedefi, bu kez Avrupalı otomotiv üreticilerini de karşı karşıya bırakıyor. “Made in Europe” düzenlemesinin Türkiye ve Fas’taki fabrikaları atıl bırakabileceği uyarısı yapılıyor. Bu arada, “Made with Europe” formülü için de henüz somut bir uzlaşma sağlanabilmiş değil.</strong></p>
<p>Made in Europe, Avrupalı otomotiv üreticisine de sert geldi. Şaşırtıcı gibi olsa da gerçek böyle. Bu yüzden Avrupalı üreticiler “Türkiye ve Fas’taki geçmiş dönem yatırımlarımızı koruyun” çağrısı yaptılar. Demek ki Made in Europe bu şekliyle uygulamaya girerse ‘bizim’ ve aynı zamanda Avrupalı üreticilerin Türkiye ve Fas’ta zamanında yaptığı yatırımlar riske giriyor.</p>
<p>Bu uyarı Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA<strong>) </strong>Genel Direktörü Sigrid de Vries tarafından dile getiriliyor. Uyarıda, Made in Europe’un Avrupa açısından yerli sanayi üretimin etkinliğinin artırılması bakımından ‘haklı’ olduğuna dikkat çekilirken, kendi ifadeleriyle: “Önlemlerin katalizör gücünün maksimize edilmesi için bir dizi öneri” getiriliyor.</p>
<p>Bu önerilerden biri olarak, Türkiye ve Fas’ta geçmiş dönemde ‘iyi niyetle’ yapılmış yatırımların atıl kalmaması için korunması gerektiğine dikkat çekiliyor. Öyle bir çözüm bulunması isteniyor ki, ‘Kapasite artar ya da tesisler satılırsa bu hakların yeni sahip ya da yeni kapasiteler için geçerli olmaması’ sağlansın.  </p>
<p>Sigrid de Vries uyarısında; “Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) tüm politika araçları, AB’nin sıkı bir şekilde entegre olmuş komşu ülkeleri olan Türkiye ve Fas’ta yerleşik ACEA üyelerinin mevcut faaliyetlerini dikkate almalıdır; böylece o dönemde geçerli olan çerçeve kapsamında iyi niyetle yapılan yatırımların boşuna kalması önlenebilir.</p>
<p>Yasanın dolanılmasını önlemek amacıyla, “eski hakların korunması” uygulaması yalnızca belirli bir son tarih (örneğin, Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası önerisinin yayınlanması) öncesinde kurulmuş olan kapasitelere uygulanmalı ve söz konusu faaliyetin yeni bir sahibi tarafından devralınması durumunda geçersiz hale gelmelidir.” değerlendirmeleri yer alıyor.</p>
<p>Bu şekliyle AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası ile kurguladığı ‘koruma ve üretimi artırma aracı’ ‘Made in Europe’ düzenlemesi otomotiv sektörüne uymadığı gibi mevcut kazanımları yok sayıyor. Olası uygulama AB sermayesinin de katkısıyla, AB dışında yapılan üretimin ve yatırımların geleceği konusunda da belirsizlik yarattığı gibi önerilen formülde bile yeni yatırımların gerçekleştirilmesi zora giriyor. Bu şekliyle AB üretimi sınırları içinde teşvik etmeye ağırlık verdiği takdirde AB sermayesinin Avrupa dışındaki yatırımlarını da cezalandırmış olma açmazı ile karşı karşıya bırakıyor.</p>
<p>Özellikle kamu alımları kapsamında AB içinde montajı yapılacak araçlara tanınan teşvikler ve AB’de üretilen araçların hibe ve benzeri teşvik araçlarından daha fazla yararlandırılması, kritik parçalarda uygulanacak yerlilik koşulları Gümrük Birliği’nin avantajını sınırlama tehlikeye içeriyor.</p>
<p>Sanayi Hızlandırma Yasası bu şekliyle uygulamaya girdiği takdirde Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan kazanımları korunamayacak. Ancak Avrupalı üreticilerin olumsuz beklentisi bunun da ötesinde. Onlara göre Türkiye ve Fas’taki fabrikaların atıl kalma tehlikesi var</p>
<p><strong>‘Made with Europe’ formülünün altı boş</strong></p>
<p> ‘Made in Europe’ yerine Alternatif bir formül olarak gündeme getirilen ‘Made with Europe’ şemsiyesinin altı da henüz doldurulamadı. Bu yaklaşımın katı yerli üretim yerine derin kıtasal entegrasyonu, teknoloji transferini ve işbirliğine dayalı değer yaratmayı vurgulayan modern bir sanayi ve ticaret yaklaşımını temsil ettiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle bu formül kamu ihaleleri ve temiz teknoloji yatırımları için yerel içerik şartlarını zorunlu kılan Avrupa Birliği'nin korumacı “Avrupa'da Üretilmiştir” veya "AB'de Üretilmiştir" politikalarıyla çelişki oluşturuyor. Formüller konusunda yoğun üst düzey görüşmelere rağmen henüz net bir uzlaşmaya varılamıyor.</p>
<p>Türkiye Avrupa Birliği'nin "Made in EU" politikasına tam ve koşulsuz dâhil edilmeyi istiyor. Ancak Sanayi Hızlandırma Yasası’nın kamu alımları ve kamu destek programları kapsamında Birlik menşe şartları, düşük karbon kriterleri veya her ikisinin birlikte uygulanmasından kaynaklanın kısıtları bulunuyor.</p>
<p>Sonuç olarak önümüzdeki günlerde Avrupalıların ‘iyi niyetle yapılmış sınır ötesi yatırımları’ ve bunların ‘atıl kalma riski’nin ne anlama geldiğini daha fazla düşünmek zorunda kalacağız.</p>
<p><em> </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupali-ureticilerin-made-in-europe-urkuntusu-turkiye-ve-fastaki-yatirimlarimizi-koruyun-85106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupalı üreticilerin Made in Europe ürküntüsü: “Türkiye ve Fas’taki yatırımlarımızı koruyun” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunumuzde-sol-ne-demektir-85105</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Günümüzde sol ne demektir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sosyalizm programının bugün hangi anlama geldiğini tam olarak bilmiyoruz. Dünyada yeni bir sol dalga ortaya çıkacaksa bu tabandan ve yerelden gelecek, genç işi bir akım olacak, en azından başlangıçta bulaşık ve flu bir nitelik taşıyacak ve eski fikirlere pek de yüz vermeyecektir.</strong></p>
<p>Sosyalizm programının bugün hangi anlama geldiğini tam olarak bilmiyoruz. Genel olarak sosyalist sıfatını sosyal demokratların solundaki akımlar için kullanıyorduk ama “solunda olmak” ne demek artık tam belli değil. Öte yandan sosyal demokrasi de tarihten silinme emareleri gösterdiği için kerteriz olarak kullanılıp ona göre sol/sağ cetveli çıkarmak ne kadar anlamlı bilinmez.</p>
<p>Tarihi olarak bakınca klasik model üç bileşenden oluşuyordu.</p>
<p>1) Tek parti/rekabetsiz politika</p>
<p>2) Merkezi plan/piyasasız ekonomi</p>
<p>3) Devlet (kamu) mülkiyeti/özel mülkiyetin tasfiyesi.</p>
<p>Bu bileşkeyi somutlaştırmak için büyüme/kalkınma stratejisini ekleyebiliriz. Standart sürümde büyüme stratejisine Preobrazhensky-Stalin Modeli adını verebileceğimizi yazmıştım. Ancak büyüme stratejisi tek başına sosyalizme dair bir ipucu vermez. Mesela Hindistan 1990’a kadar Preobrazhensky- Stalin modelinin akrabası olan Feldman-Mahalanobis Modelini kullanmıştı. Ancak Hindistan’da sosyalizme benzer bir rejim kurulmadı.</p>
<p>İlkine bakalım. Tek partinin asında asla tek parti olmadığı, bütün siyasi eğilimlerin tek partiye doluşacağı söylenebilir. Burada iki önemli mesele var. Bir, tek parti içinde tasfiyeler olacaktır ve parti içi demokrasi/parti dışı demokrasi ilişkisi tartışmalıdır. Kanımca Leninist partide tasfiye eğilimi optimal teşvik tasarımının bir sonucu olarak mevcuttur. Ancak Merkez Komitesi’nin her “kesip atma“ işleminden sonra ortaya yeni bir parametreler dizisi çıkacağını ve yeni “kesip atmaların” da optimal olacağını düşünemez miyiz? Her parametre dizisine tekabül eden yeni bir “tasfiye eşiği” olacaktır ad infinitum. İki, kurumsal değişim eski eğilimleri törpüler. Mesela Bolşeviklere katılan SR’ler (köylü partisi) 20-30 sene sonra hala SR olarak kalmış olamazlar. Olamazlar ama farklı tercihler/eğilimler tümden yok olmaz. Bu sefer de yeni ayrışmalar oluşacaktır. Açık ve kesin örnek Gorbachov ve 1988-89’un SBKP’sidir. Gorbachov düşünmüştür taşınmıştır ama partiyi böl(e)memiştir. Belki de geç kalmıştır çünkü parti zaten 5-6 parçalı olduğunu göstermişti. Yani Gorbaçov açık propagandaya izin verdiği anda partinin parçalı yapısı gün ışığına çıktı. Esasen Gorbachov liderliğinde bir sosyal demokrat parti (“yenilikçiler”) ve Zyuganov liderliğinde bir milliyetçi parti (“muhafazakârlar”) kurulacaktı, bu neredeyse kesindi ve birbirlerine yakın oy alacaklardı. Ancak ilki kurulamadı ve bu arada SCCB dağıldı. Fakat Zyuganov partisini kurdu ve 1990’larda bayağı yüksek oylar aldı. Yani (1) artık olmaz. Olsa da amaçlanan sonucu vermeyeceği bellidir.</p>
<p>Gelelim diğerine: (2) Piyasa meselesi çok önceden gündeme geldi. O kadar ki “gulaş sosyalizmi”, “özyönetim” gibi konular komünist harekete yabancı değildi. Liberman reformları ilerletilseydi ne olurdu bilinmez ama gündeme gelmiştir; hem de en tepeden. “Piyasa sosyalizmi” kavramı daha da eski. “Bir miktar piyasa olsun ama stratejik sektörlerde, ileri teknolojide merkezi plan geçerlidir densin” denebilir. Bu iş bu kadar basit değil. “Bakkal dükkânına izin verelim” ama önemli sektörleri merkezi planla idare edelim dediğiniz anda teknolojik gelişme sorununa çarparsınız. Tam tersine belki de teknoloji sınırında merkezi plan gelişmelere geç adapte olacak, işe yaramayacaktır. Burada da esnetme yapılacak örneğin bilinen tarzda klasik merkezi plan değil sanayi politikası veya “güçlendirilmiş yön verici planlama” –“güçlendirilmiş parlamenter sistem” oluyor da bu niye olmasın?- önerilecekse geniş bir gri alan söz konusu olacaktır.</p>
<p>Gelelim (3) numaraya. (2) ile bağlantılıdır ama analitik açıdan ayırmakta fayda var. Burada kadim sosyalizm fikrine en yakın koordinatlara ışınlanabiliriz. Kamu mülkiyetinin ağırlığının neoliberal denen dönemden sonra artması gerektiğini söylemekle sosyalist olunmaz. Esasen 1970’lerdeki kamu/özel ağırlıklarına geri dönsek bile o zaman da sosyalizm olmadığı için bu tek başına bir gösterge değildir. Ayrıca neoliberal 40-45 senede devlet küçülmemiş, kamu borcu her yerde artmıştır. Ancak sosyalizme yaklaşan bir uygulamalar zinciri buradan başlatılabilir. Elbette eğitimde, sağlıkta, çevre konularında, sosyal sigorta sisteminde kamuculuk hızlı bir geri dönüş yapmalıdır. Buradaki kamuculuğun niteliğine ve hızına göre sosyalizmden esinlenen bir durum söz konusu olabilir. Kamudan vazgeçilemez.</p>
<p>Başka da bir şey olmaz. Yani üç bileşene bakarsak elde var (0 + ½ + ½) bölü 3. Bahsettiğim büyüme stratejileri veya modelleri zaten geçerliliklerini yitirmiştir; eski teknolojiye aittir. Hindistan’ın 30 sene önce “işe yaramıyor” diye –ki yaramıyordu- terk ettiği modele benzer bir modeli yeni kalkınma stratejisi diye sunmak –1930'ların Sovyet büyümesinden bahsetmiyorum bile- tarihsel açıdan regresyondur ve yeni fikirler bulamamanın açık kanıtı olacaktır. Dünyada yeni bir sol dalga ortaya çıkacaksa bu tabandan ve yerelden gelecek, genç işi bir akım olacak, en azından başlangıçta bulaşık ve flu bir nitelik taşıyacak ve eski fikirlere pek de yüz vermeyecektir. Üstelik 1980’lerin robotizasyonu yapay zekâ olarak yepyeni bir halde damgasını vurmuş iken…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunumuzde-sol-ne-demektir-85105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Günümüzde sol ne demektir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gecici-karlar-ve-sanayinin-verimlilik-siniri-85104</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçici kârlar ve sanayinin verimlilik sınırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. ATA ÖZKAYA - </strong><strong>Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi</strong></p>
<p>2025 yılı İSO 500 raporu sonuçları tek başına değerlendirildiğinde sanayinin üretim kapasitesini koruduğu görülüyor. Üretimden satışlarda nominal artış güçlü, reel artış ise sınırlı; ihracat tarafında ise büyük sanayi kuruluşlarının dış pazarlarda hâlâ önemli bir kapasiteye sahip olduğu anlaşılıyor. Buna karşılık faaliyet kârlılığı, satış kârlılığı, aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı birlikte değerlendirildiğinde daha kırılgan bir tablo ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu tabloyu anlamak için 2016-2020 dönemi ile 2021-2025 dönemini birlikte değerlendirmek gerekir. İlk dönemde daha dengeli fakat sınırlı bir kârlılık yapısı vardır. İkinci dönemde ise 2021-2022’de olağanüstü kâr artışları, ardından 2024-2025’te belirgin bir kârlılık erozyonu göze çarpmaktadır.</p>
<p>Bu yazının temel iddiası şudur: 2021-2022’deki yüksek sanayi kârlılığı, kalıcı bir teknolojik sıçramadan çok COVID-19 sonrası talep patlaması, düşük faiz ortamı, kur değişiminin etkisi, stok kazançları ve fiyatlama avantajlarıyla açıklanmalıdır. Ucuz kaynaklar, sermayenin asgari üretkenlik sınırını yükseltecek inovasyon, yeni teknoloji ve verimli makine-teçhizat yatırımlarına yeterince dönüşmediği için, 2024 sonrasında finansman koşulları sıkılaştığında sanayinin kârlılık sorunu daha ağır biçimde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu nedenle 2021-2022 dönemi, yalnızca bir başarı dönemi olarak değil, geçici kârların kalıcı verimlilik artışına çevrilemediği bir fırsat penceresi olarak da okunmalıdır.</p>
<p><strong>2016-2020 ile 2021-2025 Arasındaki Temel Fark</strong></p>
<p>İSO 500 verilerine beşer yıllık 2 dönem halinde bakıldığında, yüzeyde çok büyük bir kırılma yokmuş gibi görünebilir. Ancak satış kârlılığı, aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı gibi göstergeler birlikte incelendiğinde önemli bir ayrışma ortaya çıkar. 2021-2022’de kârlılık oranları olağanüstü yükselmiş, fakat bu yükseliş 2024-2025’te kalıcı hale gelmemiştir.</p>
<p>Bu ayrım önemlidir. Çünkü eğer 2021-2022 kârlılık artışı gerçek bir teknoloji, verimlilik ve üretkenlik sıçramasından kaynaklansaydı, 2024 sonrasında faiz ve finansman koşulları ağırlaştığında kârlılığın bu kadar hızlı erimemesi beklenirdi. Bunun nedeni, verimli sermayenin, yüksek finansman maliyetini kısmen karşılayabilir olmasıdır. Daha yüksek enerji verimliliği, daha iyi makine parkı, otomasyon ve nitelikli işgücü, maliyet artışlarının ürün fiyatlarına veya kâr marjlarına daha sınırlı yansımasını sağlar.</p>
<p>Oysa son veriler farklı bir tabloya işaret ediyor. 2021-2022’de oluşan yüksek kârlılık, sanayinin teknolojik sınırını kalıcı biçimde yukarı taşımamış görünmektedir. 2024 ve 2025’te satış, aktif ve özkaynak kârlılığındaki gerileme, geçici kârların yeterince sermaye verimliliğine dönüşmediğini düşündürmektedir.</p>
<p>Bu nedenle dönemsel karşılaştırmanın ana sonucu şudur: 2021-2022’de sanayinin ulaştığı kâr sanayinin üretim yapısını aynı ölçüde dönüştürmedi.</p>
<p><strong>COVI-19 çıkışı ve iki yönlü talep patlaması</strong></p>
<p>2021-2022 döneminin arka planında Covid sonrası güçlü bir talep genişlemesi vardı. Bu talep yalnızca hane halkı tasarruf fazlası ve tüketimiyle sınırlı değildi. Firmalar tarafında da stok, ara malı, makine-teçhizat, döviz ve işletme sermayesi talebi öne çekildi. Bu nedenle o dönemi iki yönlü talep patlaması olarak tanımlamak mümkündür.</p>
<p>Birinci kanal hane halkı talebidir. Yüksek enflasyon beklentisi ve negatif reel faiz ortamında tüketici, gelecekte daha pahalı olacağını düşündüğü malı bugünden almaya yönelirken otomobil, konut, dayanıklı tüketim malları ve temel ihtiyaçlara olan talep öne çekilmiş olur.</p>
<p>İkinci kanal firma talebidir. Sanayici de benzer şekilde gelecekte kurun, ara malı fiyatlarının ve finansman maliyetinin artacağını beklediğinde stok yapar, girdiyi öne çeker, döviz pozisyonunu artırır veya üretim zinciri içinde maliyetleri bugünden sabitlemeye çalışır. Böylece yalnızca nihai tüketim değil, üretim zincirinin kendi içindeki talep de genişler. Verimliliğin düşük olduğu ülkelerde bu üretim zincirleri görece uzundur ve talep genişlemesi daha hacimli olabilir. Bu ortamda düşük faiz politikası talebi dengeleyici olmaktan çok, talep genişlemesini destekleyen bir rol oynamıştır. Normal koşullarda COVID-19 çıkışında geçici destekleyici politika anlaşılabilir. Ancak Türkiye’de kur geçişkenliği yüksek, enflasyon beklentileri bozulmuş, ithal girdi bağımlılığı güçlü ve talep zaten canlı iken faiz indirmek, maliyet-enflasyon mekanizmasını hızlandırmıştır.</p>
<p><strong>Para politikası tercihi: Zamanlama ve kalibrasyon sorunu</strong></p>
<p>2021-2022 dönemindeki politika tercihini yalnızca ‘faiz indirildi’ cümlesiyle açıklamak eksik kalır. Daha doğru ifade şudur: Talebin güçlü olduğu, sanayi kârlılığının geçici olarak yükseldiği, kur geçişkenliğinin yüksek olduğu ve enflasyon beklentilerinin bozulduğu bir dönemde faiz indirilmiştir. Unutlulmaması gereken bir etken de seçimlere giden süreçlerin başlamış olduğudur.</p>
<p>Bu durum üretim maliyetleri açısından çelişkili bir sonuç doğurmuştur. Faiz indirimi ilk anda sermaye kullanım maliyetini düşürür gibi görünür. Firmalar daha ucuz finansmanla üretim, stok ve yatırım kararlarını öne çekebilir. Bu kısa vadede satışları ve kârlılığı artırır.</p>
<p>Ancak Türkiye gibi açık ve kur geçişkenliği yüksek bir ekonomide faiz indirimi aynı zamanda kur beklentilerini bozar. Kur yükseldiğinde ithal sermaye malları, ara malları, enerji ve döviz cinsi borçlar üzerinden sermayenin TL cinsinden maliyeti yeniden artar. Böylece faiz indiriminin sermaye maliyetini azaltıcı etkisi, kur ve beklenti kanalıyla tersine dönebilir.</p>
<p>Sonuçta düşük faiz kısa vadede kârları şişirirken, orta vadede daha yüksek kur, daha yüksek ithal maliyet, daha yüksek ücret ayarlaması ve daha yüksek finansman riski üretebilmektedir. 2023 sonrasında ortaya çıkan yüksek enflasyon ve 2024-2025’te görülen kârlılık erozyonu bu mekanizmanın gecikmeli sonucu olarak okunabilir.</p>
<p>Bu yüzden asıl sorun, kısa vadeli üretim ve kâr artışının kalıcı verimlilik artışı gibi düşünülmesidir.</p>
<p><strong>Sanayi fiyatları: Maliyetler ve verimlilik sınırı</strong></p>
<p>Sanayi fiyatlarını açıklarken yalnızca faiz, kur ve ücret gibi nominal maliyet kalemlerine bakmak yeterli değildir. Ürün fiyatı, bu maliyetlerin yanında sanayinin sermaye ve emek verimliliği sınırı tarafından da belirlenir. Başka bir ifadeyle, aynı faiz, aynı kur veya aynı ücret düzeyi, farklı verimlilik düzeylerinde çok farklı fiyat ve kârlılık sonuçları doğurabilir.</p>
<p>Bu nedenle sanayide fiyat baskısını anlamak için şu soruyu sormak gerekir: Artan finansman, kur ve ücret maliyetleri, teknolojik yenilenme ve verimlilik artışıyla ne ölçüde karşılanabiliyor? Eğer sanayinin makine parkı yenileniyor, enerji verimliliği artıyor, dijitalleşme ve otomasyon güçleniyor, nitelikli işgücü kapasitesi yükseliyorsa, maliyet artışlarının fiyatlara veya kâr marjlarına etkisi sınırlanabilir.</p>
<p>Buna karşılık ucuz kredi bu dönemde sermayenin asgari marjinal üretkenliğini yükseltecek teknoloji yatırımlarına gitmemişse, 2024 sonrası yüksek sermaye maliyeti daha yüksek verimlilikle dengelenemez. Aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığındaki düşüş, bu dönüşümün yeterince gerçekleşmediğini düşündüren önemli göstergelerdir.</p>
<p>Bu, doğrudan ve tek başına kesin kanıt değildir. Çünkü sermaye kârlılığı faiz, talep, kur, ücret ve fiyatlama gücü nedeniyle de düşebilir. Ancak teorik çerçeve açısından bu düşüş güçlü bir işarettir: Ucuz finansman kalıcı sermaye üretkenliği yaratmaktan çok, kısa vadeli satış, stok ve bilanço yönetimi kanallarında kullanılmış olabilir.</p>
<p><strong>Enflasyon: Ucuz faizin gecikmeli maliyeti</strong></p>
<p>Sanayi enflasyonunu yalnızca talep fazlasıyla açıklamak eksik olur. Maliyet artışları da enflasyonu besler. Sermaye kullanım maliyeti, kur, ithal sermaye ve ara malı fiyatları ile ücretler artarken, sermaye ve emek verimliliği aynı hızda yükselmiyorsa sanayi fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşur.</p>
<p>2021-2022’de düşük faiz politikası ilk anda sermaye kullanım maliyetini aşağı çekiyor gibi görünmüştür. Fakat kur ve beklenti kanalı daha güçlü çalıştığında, ithal girdi ve sermaye malı fiyatları da arttığında, toplam sermaye maliyeti yeniden yukarı gitmiştir.</p>
<p>Eğer aynı dönemde sermayenin üretkenlik sınırında güçlü bir artış yoksa düşük faizin enflasyon üzerindeki etkisi gecikmeli biçimde tersine döner. Önce talep ve kâr artışı görülür; sonra kur, ücret ve finansman maliyeti zinciri çalışır; en sonunda ya fiyatlar yükselir ya da firmaların kâr marjları erir.</p>
<p>Türkiye’de 2024-2025 tablosu bu ikinci aşamayı göstermektedir. Talep soğumuş, finansman maliyeti yükselmiş, reel kur baskısı artmış ve firmaların maliyetleri fiyatlara aktarma kapasitesi azalmıştır. Bu nedenle maliyet baskısı bu kez yüksek kârlılık olarak değil, düşük satış kârlılığı, düşük aktif kârlılığı ve düşük özkaynak kârlılığı olarak görünmektedir.</p>
<p>Eğer kaynaklar yeni teknoloji, verimli makine-teçhizat, enerji dönüşümü, dijitalleşme, otomasyon ve Ar-Ge’ye yönelmiş olsaydı, 2024 sonrası tablo daha dayanıklı olabilirdi. Çünkü sermaye kullanım maliyeti yükseldiğinde, daha yüksek sermaye üretkenliği bu baskıyı kısmen dengeleyebilirdi.</p>
<p>Fakat kârlılık verileri farklı bir olasılığı güçlendiriyor. 2021-2022’de oluşan kârlar, kalıcı üretkenlik artışı yaratacak dönüşüme yeterince aktarılmadı. Daha çok stok kazancı, fiyatlama avantajı, kur rüzgârı ve bilanço etkileri üzerinden geçici kârlar meydana geldi. Bu kârlar sermayenin kalitesini ve teknolojik verimliliğini kalıcı biçimde artırmadığı için, sıkı finansman koşulları geri geldiğinde sanayi bu sürece daha kırılgan yakalandı.</p>
<p>Ucuz kredi dönemi sermayenin verimlilik sınırını yukarı taşıyacak teknoloji yatırımlarına dönüşmediği için, faizler yükselip talep soğuduğunda sanayinin geçici kârları kalıcı sermaye kârlılığına dönüşemedi.</p>
<p>2024 ve 2025’te satış, aktif ve özkaynak kârlılığındaki düşüş, sanayide yalnızca finansman maliyeti sorunu olmadığını gösterir. Bu aynı zamanda üretim yapısında sermayenin kâr üretme kapasitesinin zayıfladığına işaret eder.</p>
<p>Bu üç göstergenin birlikte bozulması, 2021-2022 dönemindeki yüksek kârların üretim yapısının teknolojik sınırını kalıcı biçimde iyileştirmediği görüşünü destekler. Elbette bu tek başına kesin kanıt değildir; fakat güçlü bir sağlamadır.</p>
<p>Bu nedenle 2024 sonrası Türk sanayi yalnızca yüksek faiz altında ezilmiyor; daha önceki ucuz finansman döneminde yeterince verimlilik biriktiremediği için yüksek faize karşı “ekonomik olarak savunmasız” kalıyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>İSO 500’ün son 10 yıllık kârlılık verileri, Türk sanayisinin temel meselesinin yalnızca üretim miktarı değil, üretimin kalitesi ve sermayenin verimliliği olduğunu göstermektedir. 2021-2022’de COVID-19 çıkışıyla oluşan güçlü talep, düşük faiz politikası ve kur rüzgârı sanayi kârlarını geçici olarak artırmıştır. Ancak bu geçici kârlar, sermayenin verimlilik alt sınırını artıracak teknoloji ve inovasyon yatırımlarına yeterince dönüşmediği için, 2024 sonrasında kârlılık daha sert biçimde gerilemiştir.</p>
<p>Bu nedenle düşük faiz politikası, kısa vadede sanayiye kâr penceresi açmış; fakat bu pencere kalıcı üretkenlik artışına çevrilemediği için orta vadede maliyet enflasyonu, kur baskısı, finansman yükü ve kârlılık erozyonu üretmiştir.</p>
<p>Sanayi fiyatlarını ve enflasyonu yalnızca talep ya da faiz üzerinden açıklamak bu nedenle eksiktir. Ürün fiyatı, sermaye maliyeti, ücretler, kur ve ithal girdi fiyatları kadar, sermayenin ve emeğin verimlilik sınırına da bağlıdır. Eğer sanayi politikası bu sınırı yukarı taşıyamazsa, para politikası tek başına kalıcı fiyat istikrarı sağlayamaz.</p>
<p><strong>Kaynak Notları</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası, İSO 500 2025 sonuç açıklaması: üretimden satışlar, reel büyüme, ihracat, faaliyet kârlılığı, finansman giderleri, teknoloji yoğunluğu ve istihdam bulguları.</p>
<p>Ekonomi Gazetesi, ‘Sanayide kârlılık alarm veriyor’: 2016-2020 ve 2021-2025 dönem karşılaştırmaları, satış kârlılığı, aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı verileri.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizi kararları ve yıllık raporları: 2021-2023 faiz patikası ve enflasyon değerlendirmeleri.</p>
<p>TÜİK dönemsel GSYH verileri: 2021 Covid çıkışı hanehalkı tüketimi ve sabit sermaye yatırımı artışları.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gecici-karlar-ve-sanayinin-verimlilik-siniri-85104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçici kârlar ve sanayinin verimlilik sınırı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/birden-fazla-isverenden-ucret-aldigi-halde-beyanname-vermeyenler-85103</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Birden fazla işverenden ücret aldığı halde beyanname vermeyenler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birden fazla işverenden ücret alanlar mutlaka beyanname vermeli aksi halde cezai işlemler maruz kalır. 2025 yılına ilişkin 4,3 milyon ve 330 bin liralık sınırların aşılması halinde ücret gelirlerinin tamamının beyan edilmesi gerekiyor, yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin pişmanlıkla beyanda bulunarak cezadan kurtulabilir.</strong></p>
<p>Son günlerde basında ve sosyal medyada 2025 yılında birden fazla işverenden ücret aldığı halde beyanname vermeyenlerden izah istenildiği, bu sebeple pek çok mükellefe yazı gönderildiği haberleri yer almakta. Bu haberlerden yola çıkarak bende; 2025 yılında birden fazla işverenden ücret aldığı halde beyanname vermemiş olanların durumlarını gözden geçirmeleri, gerekirse pişmanlıkla beyanname vererek ceza ile karşılaşmaktan kurtulmalarını saplayabilmek amacıyla 2025 yılında birden fazla işverenden ücret geliri elde edenler için geçerli beyanname kurallarını tekrar hatırlatmak istiyorum. (Yazımdaki değerler 2025 yılı içindir, 2026 yılında birden fazla işverenden ücret alanlar Mart 2027’de beyanname vereceğinden onların durumlarını ileride nasıl olsa yazarım)</p>
<p>Bu konudaki temel kurallar Gelir Vergisi Kanunu’nun 86. maddesinde yer almıştır. Bu düzenlemeye ilişkin idari yorum ise, 311 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yapılmıştır. Ücret gelirlerinin diğer gelirlerle birleşmesi olasılığının yarattığı karmaşayı şimdilik bir kenara bırakarak bu düzenlemelere ve 2025 parametrelerine göre tam mükellef gerçek kişilerin tevkif yoluyla vergilendirilmiş ücretlerini üç duruma göre ayrı ayrı değerlendirelim.</p>
<p><strong>Üç ayrı durum</strong></p>
<p>- Sadece bir işverenden elde edilmesi halinde ve yıllık brüt tutarının 2025 yılı için 4 milyon 300 bin lirayı geçmemesi</p>
<p>- Birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi durumunda ise, birinci işverenden sonraki işverenden / işverenlerden alınan ücretlerin toplamının 2025 yılında 330 bin lirayı aşmaması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir.</p>
<p>Birden fazla işverenden ücret alınması halinde, birinci işverenden alınan ücretin hangisi olacağının belirlenmesi, mükellefin takdirine bırakılmıştır. Kısaca mükelleflere, bu hesaplamada en yüksek ücreti hesaplama dışı bırakma hakkı tanınmıştır. (<u>Dikkat:</u> Ücretlerden en düşüğünü vergi dışı bırakarak ücretlerini stopaj iadesi almak maksadı ile yıllık beyanname konusu yapmak, idare tarafından peçeleme olarak algılanmaktadır)</p>
<p>Bu koşullara göre bir işverenden alınan ücretin yıllık 2025 için 4 milyon 300 bin lirayı aşması veya birden fazla işverenden ücret geliri elde edilen hallerde, birden sonraki işverenden alınan brüt ücretlerin toplamının 2025 için 330 bin lirayı aşması durumunda (birinci işverenden alınan da dahil olmak üzere) ücret gelirlerinin tamamı yıllık beyanname ile beyan edilecektir.</p>
<p>- Yukarıdaki koşullara göre yıllık beyanname verme koşulları gerçekleşmemiş olsa dahi bütün ücret gelirlerinin brüt toplamının 2025 yılı için 4 milyon 300 bin lirayı geçmesi halinde yine bütün ücret gelirlerini kapsayacak şekilde yıllık beyanname verilmesi gerekmektedir. </p>
<p>Bu açıklamalarımıza göre 2025 yılında bir anonim şirketin 4 milyon lira yıllık brüt ücret alan Genel Müdürü’nün, bir başka şirketten de 320.000 lira brüt huzur hakkı alması durumunda, toplam brüt ücret gelirinin 4.300.000 Lirayı aşması nedeniyle üçüncü duruma göre yıllık beyanname vermesi gerekecektir.   </p>
<p>Stopaja tabi tutulmamış ücret gelirlerinin ise tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>İşveren sayısının tespiti</strong></p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, yıl içerisinde ücret alınan işveren sayısıdır. Birden fazla işverenden ücret almış olmak ibaresi, aynı anda birden fazla işverenden ücret almayı kapsadığı gibi, yıl içerisinde birden fazla işverenden ücret almayı da kapsamaktadır. Önemli olan takvim yılı içerisinde kaç işverenden ücret alındığıdır. Örneğin Nisan sonunda bir işyerinden ayrılan, Temmuz’da yeni iş bularak orada işe başlayan bir ücretli de, yıl içerisinde birden fazla işverenden ücret aldığından, yukarıdaki kurallara tabi olacaktır.</p>
<p>Birden fazla işverenden ücret geliri elde etme durumu, genellikle grup şirketlerde veya holding yapılanmalarında ve iştirak ilişkilerinde, bir şirkette görev yapan bir kişinin, iştirak konumundaki şirketlerde de yönetim kurulu üyeliklerini üstlenmesi ve bu ek görevleri karşılığında ücret veya huzur hakkı gibi gelir elde etmesi durumunda karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Çalışılan şirketin bir başka şirketle birleşmesi veya bir başka şirket tarafından devralındığı hallerde ise, ücretlilere vergi oranı birleşme veya devir öncesi ödenen ücretler de nazara alınarak uygulanacağından ve ayrıca tüzel kişi işverenin tüzel kişiliği birleşilen veya devralan şirketin tüzel kişiliği içerisinde varlığını sürdüreceğinden, bize göre birden fazla işveren olgusu ve ayrıca vergi ziyaı oluşmayacaktır.</p>
<p>Birden fazla işverenden ücret alıp da beyanname vermek durumunda olanlar, Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesinde yazılı indirimlerden (örneğin kendilerine, eş ve çocuklarına ait özel sigorta primlerini, eğitim ve sağlık harcamalarını) yararlanma olanağına da kavuşmaktadırlar.</p>
<p>2025 yılında birden fazla işverenden ücret alıp da yukarıda aktardığım kurallara göre beyanname vermesi gerektiği halde beyannamesini vermemiş olanlar pişmanlık dilekçesi ile beyanda bulunarak cezadan kurtulabilirler. Beyanın pişmanlıkla yapılıyor olması, 89. maddedeki olanaklardan yararlanmaya engel değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/birden-fazla-isverenden-ucret-aldigi-halde-beyanname-vermeyenler-85103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birden fazla işverenden ücret aldığı halde beyanname vermeyenler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-fiyatlamalari-85102</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırsat fiyatlamaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD-İran çatışma hattında ‘nispeten sağlanan sükunet’ olumlu yönde etkisini gösterdi. Enerji maliyetlerindeki gerileme küresel piyasaları desteklerken, yurt içi varlıklarda da dört haftanın ardından toparlanma sinyalleri güçleniyor. Ancak iç talepteki zayıflama ve finansmana erişim sorunları ana risk olmayı sürdürüyor.</strong></p>
<p>Piyasaları, tüm karmaşa ve gri hava içerisinde, anlamaya ve konuşmaya devam ediyoruz. Bu köşenin üst üste piyasa yazıları serisinde sanıyorum ki son yılların en yüksek frekanslı döneminden geçiyoruz.</p>
<p>Farklı bir başlık, maalesef, henüz söz konusu değil. Jeopolitik gelişmelerin gölgesinde global varlıklar, ABD ve teknoloji sınıfı amiralliğinde yön bulmaya devam ediyor. Güney Kore varlıklarındaki türbülansın ardından <em>-geçtiğimiz hafta hem bunu hem de muhtemel dersleri konuşmuştuk- </em>biraz daha düşük volatilite ile yola devam ediyoruz. Kaldıraçlı pozisyonların büyük kısmında yaşanan temizlik, bir kez daha deneyimsiz yatırımcı grubunun belki de bir daha asla sermaye piyasalarını tercih etmeden varlık getirilerinde ilerlemesi düşüncesini tetiklemiş olacak.</p>
<p>ABD-İran çatışma hattında ‘nispeten sağlanan sükunet’ fiyatlamaları olumlu yönde, enerji maliyetlerini ise ‘düşürücü’ etki sağlıyor. Petrol fiyatları üst üste ikinci haftayı da düşüşle kapatırken, kısmen yakın dönem zirvelerinden ürün marjlarında da geri çekilme yaşandı. Kuşkusuz bu da ithalatçı konumda yer alan ülkeleri bugün için olmasa da ileri vadede, en erken 1-3 ay içerisinde, sürdürülebilir olması durumunda olumlu etkileyebilecek bir gelişme. Risk algısı da destekleniyor. Ancak, genel resmin hala daha yakından takip edildiğini, görüşmelerin ne yöne evrileceği ve bilhassa Hürmüz noktasındaki düğümün çözümü ana başlıklar olarak masadaki yerini koruyor.</p>
<p>Yurt içi varlık fiyatlamalarında ise, hisse senetleri cephesi, bu kez negatif ayrışmaktan ziyade 4 hafta sonra geri dönüş sergiledi. Devam eden bilanço sezonu yoğunluğu ve haber akışı yağmuru altında yatırımcılar yön ararken, bankacılık sektöründeki ağır 6 haftalık satış %3’lük tepki ile geri dönüş sinyaline yönelik umutları destekledi. Buraya kadar tartıştığımız diğer gelişmelerin de desteğiyle ülke risk primi de azalırken, yeniden 230bp aşağısına kayma gösterdi. TL cinsinden tahvil faizleri ve Eurobond cephesinin de olumlu reaksiyona katılım sağladığını ekleyelim.</p>
<p>Ancak, bizim açımızdan ana hikâye, iç talepteki yavaşlama, sıkılaşan finansal koşullar ve yürürlükteki regülasyonların etkisiyle finansmana erişimde bireylerin ve şirketlerin zorlanması olarak korunuyor. Bu da iç talepte zorlanmaya ve BIST’e kote şirketlere yönelik beklentilerin zayıflamasına zemin hazırlıyor. Keza yavaş yavaş sanayi kesiminden gelen finansallar, finansman gideri, ciroda zayıflık ve gelecek dönem beklentilerinin güçsüzleşmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Tüm bunlara yanıt bulabilmek için elimizdeki en yakın takvim, ayın 13’ünde TCMB’nin gerçekleştireceği Enflasyon Raporu sunumu olacak. Genel piyasa konsensusun şekillendiği yıl sonu %29-31 aralığına Banka’nın ne oranda yaklaşacağından ziyade fonlama maliyetinde normale dönüşün zamanlaması ve daha önemlisi gelecek yılın enflasyon beklentilerinde herhangi bir revizyona gidilip gidilmeyeceği diğer her şeyden çok daha fazla öne çıkıyor.</p>
<p>Kabul edelim ki bu yılın genel makro çerçevesi çok büyük sürprize işaret etmeyecek bir noktaya evrildi. O nedenle artık ilerisini, 2027’yi, enflasyon ve faiz patikasının nasıl şekilleneceğini, muhtemel diğer sürprizleri ve gelişmeleri konuşmaya başlamak zamanlama açısından daha doğru ve yerinde olacak. Ağustos başladı ve ortasına gelindi bile. Eylül, herkes için bir sonraki yılın bütçelerini şekillendirme dönemi. Unutmamak gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-fiyatlamalari-85102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fırsat fiyatlamaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-amerikanin-siyasi-gucunun-sinirlarini-gosteriyor-85101</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran, Amerika’nın siyasi gücünün sınırlarını gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birleşik Devletler’in İran’ın Hürmüz Boğazı’na kısmen egemen olmasını durduracak güç unsurlarına sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, İran’ın Lübnan, Irak ve Yemen’deki dostlarının Amerikan tehditleri karşısında tavırlarını değiştirdiklerine de şahit olunmamaktadır. Bu aktörler, genelde İran’ın işine yarayacak girişimlere yöneliyorlar.</strong></p>
<p>İran ve Amerika arasında cereyan eden çatışma, herhalde öyle amaçlanmadı ama siyasi gücün anlamı ve nasıl kullanıldığı konusunda da dersler barındıran bir hikâyeye dönüşmüş bulunuyor. İran’da Birleşik Devletler’in izlediği siyasetten aldığımız ilk ders siyasi gücün mutlak olmadığı, elinizde o amacı gerçekleştirmek maksadıyla tahsis edeceğiniz kaynaklarla karşınızdakine istediğinizi yaptırabilmeniz gerektiğidir. Ancak istediğinizi yaptırabilmek için elinizdeki tüm olanakları kullanmazsınız. Neleri kullanacağınızı sadece siz değil, başkaları da belirler çünkü gücün belirli kurallara uyarak kullanılması gerekir. Dolayısıyla, yapacağınız işin maliyetini hesaplamak ve bir işi yapmak için ne kadar kaynak kullanacağınıza karar vermek durumundasınız. Yapacağınız işin astarının yüzünden pahalı olmamasına çalışmanız gerekir. Tabii, istediğinizi elde edememenin maliyetini de hesaplamak gerekiyor.</p>
<p>Herkes, Birleşik Devletler’in çok güçlü bir ülke olduğunu bilmektedir. Bu ülkenin elinde kıtaları aşan ve hasma inanılması güç ağır kayıplar verdiren geniş bir nükleer füze stoku vardır. Zaten caydırıcılık dediğimiz kavram bu stokların bir saldırı karşısında tamamen yok edilemeyeceği ve hasma kabul edemeyeceği bir kayıp verdireceği üzerine bina edilmiştir. Bunun yanında Amerika nükleer silah atma kabiliyetini haiz nükleer denizaltılardan kurulu filolara da sahip bulunuyor. Denizaltılardan atılacak füzelerin, bu teknelerin sürekli yer değiştirmesi nedeniyle nereden geldiğinin tespit edilemeyeceği, yani yok edilemeyeceği de caydırma kavramına ek bir güç kazandırmaktadır. Ayrıca, Birleşik Devletler uçak gemilerine de sahiptir. Bu gemilerden kalkan uçaklar gemilerden çok uzaktaki hedefleri bombalayabilmekte, havadan ikmalle menzilleri uzatılabilmekte ve üsse geri dönebilmektedir. Gemiler ise Demir Kubbe türünden araçlarla saldırıya karşı korunmaktadır. Bunlar bizim bildiklerimiz, fakat emin olabilirsiniz ki, Amerika’nın elinde bizim pek bilmediğimiz daha nice silah bulunmaktadır.</p>
<p>Siyasi gücü merkezine oturtan tahliller genel manada güçlü olmaya önem vermekle beraber, özellikle belirli bir durumda hangi güç unsurlarının seferber edilebileceğinin sonucu belirlemekteki rolüne, bunların mücadeleyi kısıtlayıcı etkilerini de vurgulayarak işaret ediyorlar. Galiba Amerika’nın İran’da başarılı olamamasına bu açıdan bakmak gerekiyor. Giriştikleri mücadelede Amerikalılar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını engelleyemedikleri gibi, İran’ın vekâlet güçlerine destek vermesini de durduramamışlardır. İstedikleri sonucu elde etmek için nükleer silah kullanamıyorlar. Gemilerden kalkan uçaklar pek de iyi tanımlanmamış hedefleri nasıl bombalayacaklarını bilememekte, gece uçuşu yapmaya mahkûm olmaları etkilerini daha da zayıflatmaktadır. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, Birleşik Devletler’in İran’ın Hürmüz Boğazı’na kısmen egemen olmasını durduracak güç unsurlarına sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, İran’ın Lübnan, Irak ve Yemen’deki dostlarının Amerikan tehditleri karşısında tavırlarını değiştirdiklerine de şahit olunmamaktadır. Bu aktörler, genelde İran’ın işine yarayacak girişimlere yöneliyorlar. Belki en çok dikkati çekecek olan örnek, Husilerin Babülmendep Boğazı’nı da kapatarak Batı’ya Körfez petrolünün ulaşmasını zorlaştırmak, hatta olanaksızlaştırmak konusunda yaptıkları tehdittir. Şu ana kadar Husileri disipline etmek için Suudi Arabistan’ın bölgeye asker göndermesi pek etkili olmamıştır. Amerikan müdahalesinin daha etkili olacağını düşünmek için bir sebep ise bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Trump, zikzaklar çizmeyi sürdürüyor</strong></p>
<p>Siyasi gücü vurgulayan çözümlerden çıkaracağımız ikinci ders, başkalarının sizin gücünüzü kendi istekleri yönünde harekete geçirmeye uğraşacakları ama bunun aslında sizin kendi çıkarınızı korumak için yapmak mecburiyetinde olduğunuza sizi inandırmaya çalışacaklarıdır. Şüphesiz İsrail İran’ın kendisi için bir tehlike olduğunu düşünüyordu ama önemli olan, İran’ın Amerika’nın Orta Doğu’daki varlığı için bir tehdit oluşturduğuna Amerikalıları inandırmalarıydı. İsrail bu gerekçeyi ileri sürerek Amerika’nın İran’a karşı savaş ilan etmesini teşvik etmiş ve Amerikalıları çok kısa sürecek bir savaştan büyük bir galibiyetle ayrılacakları konusunda ikna etmiştir. Trump, İran lider kadrosunu bir baskınla etkisizleştireceğini, sonra da ülkeye hükmedebileceğini düşünüyordu. Ancak savaş uzun süredir devam etmekte, Trump ise İran’ı haritadan silmek, büyük zafer kazanmak, diplomasiye bir şans daha tanımak tercihleri arasında zikzaklar çizmeyi sürdürmektedir. Savaşın ne zaman sona ereceği belli değildir. İran Hürmüz Boğazı’ndan geçecek deniz trafiğini denetlemek hakkına sahip olduğunu ileri sürmektedir. Hâlbuki savaş öncesi böyle bir iddia ileri sürmüyor, Boğaz’ın uluslararası hukuk gereği açık deniz olduğu ve her ülkenin gemilerinin buradan serbestçe geçebileceğini benimsemiş görünüyordu.</p>
<p>Böylece, siyasi gücü merkez alan tahliller çerçevesinde alacağımız üçüncü dersi de işlemeye başlamış bulunuyoruz. Siyasi güç kullanımı bazen ne kullananın ne de bu kullanıma hedef teşkil edenin öngöremeyeceği sonuçlar doğurabilir. Nitekim, İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin hak iddia etmesi, bunun bir örneğidir. Bunun yanında, belki de en öngörülemeyen sonuç Amerikan ve İsrail çıkarlarının farklı olduğunun düşünülmeye başlanmasıdır. Bu Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk defa ortaya çıkan bir durumdur. Artık birçok Amerikalı seçmen Orta Doğu’da İsrail ve Amerikan çıkarlarının her zaman örtüşmeyeceğinin bilincine varmış gözükmektedir. Bir oranda buna bağlı olarak Kongre’de Musevi lobisinin etkisi de zayıflama yoluna girmiştir. Çoğu seçmen Başkana bölgede Amerikan çıkarlarına halel gelmemişken neden ülkeyi savaşa sürüklediğini soracak bir ruh haline sürüklenmiştir. Bunların yanında, İsrail’in uluslararası alanda giderek yalnızlaştığı da dikkati çekmektedir.</p>
<p><strong>Amerika’nın sergilediği zaaf </strong><strong>Rusların dikkatinden kaçmadı</strong></p>
<p>Dördüncü derse de gelmiş bulunuyoruz. Bir ülkenin sahip olduğu ileri sürülen gücü nasıl kullandığı, bu güçle neler yaptığı, kimi ve neyi hedef aldığı, istediklerini gerçekleştirip gerçekleştiremediği gerek dostlar gerek düşmanlar tarafından merakla izlenmektedir. Sizlerin de şahit olduğu gibi, birçok ülke Birleşik Devletler’in İran saldırısını onaylamamış, hatta Amerika’nın dostlarının bir bölümü Amerikan kuvvetlerinin ülkelerindeki askerî imkânları kullanmamasını isteyerek eylemi desteklemekten uzak durduklarını ifade etmeye gayret etmişlerdir. Yine de çoğu ülke, Amerikan Başkanı Trump’ı kızdırmamak için bu girişime alenen karşı çıkmamışlardır. Şüphesiz, bu ülkeler arasında İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere yaptıklarını affettirecekleri ümidiyle kayıtsız şartsız İsrail’i destekleyen Almanya gibi ülkeler de vardır ama büyük bir çoğunluk Birleşik Devletler’in kazanma şansı bulunmayan bir çatışmaya girdiğini, mücadele sonucunda güç bakımından zayıflamış bir görünüm kazanacağını kestiriyordu. Böyle bir görünüm, Amerika’nın Avrupa savunmasına yapması beklenen katkıyı da önemsizleştirebilecekti. Tabii, Amerika’nın sergilediği zaaf Rusların da dikkatinden kaçmamıştır. Ruslar Ukrayna’da Amerika’dan karşılık görmeyeceklerinden, Amerika’nın bu işten uzak duracağından eskiye göre daha emin olmaya başlamışlardır. Özetlemek gerekirse, herkes Amerika’nın sanıldığı kadar güçlü olmadığı konusunda ittifak ediyor. Başka türlü ifade edecek olursak, Amerikan gücünün sınırlarının daha iyi anlaşılmaya başlandığını söyleyebiliriz.</p>
<p>İran mücadelesi sonrası Amerika daha güçlü değil, daha az güçlü bir ülke olarak görülmeye başlanmıştır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-amerikanin-siyasi-gucunun-sinirlarini-gosteriyor-85101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/1/1280x720/iran-abd-1786427018.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran, Amerika’nın siyasi gücünün sınırlarını gösteriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklari-cezalandirarak-sucu-engelleyebilir-miyiz-85100</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukları cezalandırarak suçu engelleyebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Suça sürüklenen çocuklar” konusu, son yıllarda giderek daha yakıcı hale gelen bir sosyolojik sorun. Yakın zaman önce konu yeni yasal düzenlemeler olarak Meclis gündemine de geldi ve hazırlanan tasarı Meclis’ten geçti. Çocukları kullanan yeni nesil çete haberleri haklı olarak sarsıcı etki yaratıyor. Ancak konu ve sorun bununla sınırlı değil, çok daha yaygın bir sorun ile karşı karşıyayız.</p>
<p>Bunu Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerinde net bir şekilde görüyoruz:</p>
<p>-  Pandemiye bağlı olarak 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen geçici düşüş dışında suça sürüklenen çocuk sayısında “istikrarlı” bir artış eğilimi var.</p>
<p>- TÜİK verilerine göre 2025 yılında yasaların suç saydığı eylemlerin şüphelisi olarak güvenlik birimlerine getirilen 0-17 yaş arası çocuk sayısı 196 bin 308 oldu. 10 yıl öncesine göre “suça sürüklenen çocuk” sayısındaki artış yüzde 36.28 düzeyinde.</p>
<p>- 10 yıllık bir süre için bu artışı “normal” bulan olabilir. Ancak gerçek durum pek öyle değil. Çünkü aynı dönemde 0-17 yaş kapsamındaki nüfus yüzde 6.54 azaldı. 2015 yılında 0-17 yaş grubundaki her bin çocuktan 5.85”i “suça sürüklenen çocuk” işlemi görmüştü. 2025 yılında bu sayı 9.18’e çıktı. Arada 3.33 puanlık fark, yani yarıdan fazla olan bir artış var.</p>
<p>- Verilere yaş grupları bazında baktığımızda sorunun yakıcılığı daha net ortaya çıkıyor. 12-14 yaş grubunda “suça sürüklenen çocuk” oranı 3.51 puanlık artışla binde 9.90’dan binde 13.41’e çıktı. Bu yaş grubunun erkeklerinde “suça sürüklenen çocuk” oranı binde 16.06’dan binde 20.36’ya ulaştı. Yani 12-14 daha ortaokul çağındaki her 50 erkek çocuğundan birisi bir suç şüphelisi olarak kolluk ve yargı makamlarının karşısına çıktı. 12-14 yaş grubunda “suça sürüklenen” kız çocuğu sayısındaki artış da yüzde 85.12 ile dikkat çekici bir düzeyde.</p>
<p>- 15-17 yaş grubundaki “suça sürüklenen çocuk” sayısı, toplamda yüzde 54.59, erkeklerde yüzde 48.94 ve kız çocuklarında yüzde 93.77 arttı.</p>
<p>- 15-17 yaş grubunda “suça sürüklenen çocuk” oranı, 10 yılda binde 22.98’den binde 36.81’e tırmandı. Erkeklerde bu oran 21.26 puan yükselerek binde 39.12’den binde 60.38’e çıktı. Yani lise çağındaki her 100 erkek çocuktan 6’sının yolu, “şüpheli” sıfatıyla güvenlik birimlerine çıktı. Bu yaş grubundaki kızlarda “suça sürüklenen çocuk” oranı da binde 12.61’den binde 15.80’e yükseldi.</p>
<p>- Resmi daha karanlık hale getiren bir boyut da çocuklara isnat edilen suçların bileşimindeki değişim. 10 yıl öncesine göre “suça sürüklenen çocuklara” isnat edilen suçların toplam sayısında ortaya çıkan artışa en fazla katkı yapan kalemlerin yüzde 58.34 ile yaralama, yüzde 18.49 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak ve yüzde 7.96 ile tehdit olması sorunun yakıcılığını iyice artırıyor.</p>
<p>Bu veriler mevcut durumun ekonomik ve sosyolojik temel sorunlardan neşet eden karmaşık ve hayati bir konu olduğunu ortaya koyuyor. Meclis’ten geçen yasaya damga vuran temel yaklaşım ise sorunu beylik “güvenlikçi”, ‘ahlakçı” bakışla sınırlı. Dolayısıyla meseleyi çocuklara ve ailelerine daha fazla ceza vererek çözeceğini zannediyor. Sayısı en fazla artan suçların cezası en ağır suçlar olması bile tek başına bu yaklaşımın geçersizliğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Çocukların da artık derinden hissettiği umutsuzluk, geleceksizlik, karamsarlık halini yaratan ekonomik, sosyal, idari, siyasi kök nedenleri ortadan kaldırmadıkça, işledikleri suçların aslında faili değil mağduru olan çocukları ve ailelerini cezalandırarak bir yere varmak mümkün değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa95932eab-1786423641.png" alt="" width="986" height="391" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklari-cezalandirarak-sucu-engelleyebilir-miyiz-85100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukları cezalandırarak suçu engelleyebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-sadece-gundelik-siyasetin-araci-midir-85099</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa sadece gündelik siyasetin aracı mıdır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çerçeve Yasa tartışması, yalnızca iç siyasetin “evet-hayır” denklemine sıkıştırılacak kadar basit değil. Türkiye’nin çevresinde yeniden şekillenen Kürt meselesi, Suriye, İran ve bölgesel ittifaklar dikkate alınmadan yapılacak her değerlendirme, Ankara’nın karşı karşıya olduğu stratejik tabloyu eksik bırakabilir.</strong></p>
<p>Kimisi hararetle destekleyebilir, kimisi çekimser kalabilir, kimisi de şiddetle karşı çıkabilir…</p>
<p>Kimisi 400 oyla kabul edilmesini hedefleyerek psikolojik bir barajı aşmanın gayreti içinde olabilir, kimisi de yaklaşan seçimlerde zaten ekonomik kriz nedeniyle bunalmış ahaliyi PKK/terör/şehitler üzerinden kendine oy vermeye ikna etmenin planı içinde olabilir.</p>
<p>Kimisi siyasi geleceğini bir “evet”e bağlar, kimisi için konu sonuna kadar karşı çıkılacak bir durumu ifade eder.</p>
<p>Kimisi için konu referandumsuz çözülemez, kimisi için Çerçeve Yasa baştan sona Anayasa’ya aykırıdır.</p>
<p>Kimisi için Çerçeve Yasa Türkiye’nin demokratikleşmesini de içermelidir, kimisi için bu daha başlangıçtır.</p>
<p>Baştan sona Türkiye’deki iç siyaseti merkeze alan bu talep/öneri/eleştiri/destek manzumesinin tarafları biraz da Türkiye’nin etrafındaki gelişmelere baksa acaba görüşlerinde değişiklik olur muydu?</p>
<p>Misal yılların diplomatı Mehmet Öğütçü şöyle yazdı:</p>
<p>“… Terörsüz Türkiye” süreci ilerliyor. PKK’nın silahsızlandırılması ve yeniden entegrasyonu için hukuki çerçeve hazırlanıyor. Suriye’de SDG/YPG’nin geleceği yeniden şekilleniyor. İran, Irak Kürdistanı’ndaki İranlı Kürt muhalif yapılara baskısını sürdürüyor. Washington ve İsrail’in İran üzerindeki baskısı artıyor.</p>
<p>Ve bütün bunların ortasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı.</p>
<p>Bunların tek merkezden yönetilen bir planın parçaları olduğunu söylemek için elimizde kanıt yok.</p>
<p>Ama birbirlerinden tamamen bağımsız olduklarını varsaymak da artık fazla rahat bir okuma.”</p>
<p>“Mekke anlaşması neden önemli” sorusuna yine Öğütçü şöyle yanıt veriyor, “Anlaşmanın asıl önemi askeri eğitim veya savunma sanayii işbirliğinde değil.</p>
<p>Kolektif savunma taahhüdünde.</p>
<p>Bir üyeye yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması öngörülüyor. Hakan Fidan bunu teknik açıdan NATO’nun 5. maddesine benzetiyor.”</p>
<p>Peki, böyle bir ortamda bölgede Kürt kartı yeniden mi dağıtılıyor sorusunun yanıtı ise şöyle</p>
<p>“…Türkiye açısından en hassas meselelerden biri burada…</p>
<p>İranlı Kürt silahlı grupların gelecekte İran içindeki bir mücadelede oynayabilecekleri rol giderek daha fazla tartışılıyor. Tahran’ın Irak Kürdistanı’ndaki bu yapılara yönelik füze ve İHA saldırıları da tehdidi ne kadar ciddi algıladığını gösteriyor.</p>
<p>Ancak önemli ayrımlar var.</p>
<p>PKK başka bir yapı... SDG/YPG başka. KDP ve PUK Peşmergeleri başka. İran’daki PJAK, PAK, KDPI ve diğer Kürt muhalif hareketleri de farklı siyasi ve askeri aktörler.</p>
<p>Hepsini yekpare bir “Kürt ordusu” gibi görmek ciddi hata olur.</p>
<p>Dolayısıyla “PKK tasfiye ediliyor, mensupları yarın İran’a gönderilecek” demek için elimizde kanıt yok.</p>
<p>Ama böyle bir ihtimalin tartışılması dahi Ankara açısından önemlidir.</p>
<p>Türkiye kendi Kürt sorununu normalleştirdikçe, çevresindeki Kürt coğrafyasına yalnızca güvenlik tehdidi olarak değil, ekonomik, siyasi ve jeopolitik nüfuz alanı olarak bakabilir.</p>
<p>Bu büyük bir fırsattır.</p>
<p>Yanlış yönetilirse aynı ölçüde büyük bir risk…”</p>
<p>Böyle bir çerçevede ismi etrafında şiddetli tartışmalar dönen Selahattin Demirtaş mesela “40 yıllık çatışma ortamının sonucu olarak, yüreği yaralı olmayan neredeyse kimse kalmadı. Bu nedenle, zafer görüntülerine veya gösterilerine de kaybetme duygusuna ve kaygısına da sebep olmadan vakur, olgun, erdemli bir duruşla bu süreci ilerletmek, acılarımızı ortaklaştırıp geride bırakarak el ele geleceğe yürümek zorundayız.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>(Yenisi, eskisi fark etmeksizin) CHP’lilerin adeta unuttukları Tunç Soyer mesela ne diyor;</p>
<p>“…Siyaseti de ekonomiyi de zenginleştirecek bu yolculuğun kalıcı bir barış ve gerçek bir demokrasiyle taçlandırılması bu memleketin tüm insanlarının sağduyusu ve gayretleriyle, elbirliğiyle mümkün olacaktır. O nedenle millet devlete yön ve yol vermelidir. Bu yolculuk sadece bu topraklarda değil, bölgemizde de dünyada da gücümüzü tahkim edip, perçinleyecektir.”</p>
<p>Kuşkusuz meseleye dış politika ve çevremizdeki gelişmeler açısından bakınca da ortaya birçok tartışma başlığı çıkabilir. Bir sonraki yazıya onları da ele alırız. Sadece iç politikadaki taktiksel pozisyonlar, Türkiye’nin stratejik hedeflerini (varsa tabii) açıklamaya, anlamaya yetmez. Yetmediği gibi işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-sadece-gundelik-siyasetin-araci-midir-85099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa sadece gündelik siyasetin aracı mıdır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bitkisel-uretim-planlamasinda-2027-2029-kararlari-85098</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bitkisel üretim planlamasında 2027-2029 kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çiftçinin bugün en önemli sıkıntısı pazarlama sorunudur. Ürettiğini satmakta zorlanıyor. Sattığında maliyetin altında satmak zorunda kalıyor. Hükümetin açıkladığı alım fiyatları bile birçok üründe enflasyonun ve artan girdi fiyatlarının altında kalıyor.</strong></p>
<p>Tarımsal üretimin planlanmasında 2027 yılından itibaren daha sert kurallar uygulanacak. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde gerçekleştirilen Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu toplantısında 2027-2029 dönemi bitkisel üretim planlaması konusunda önemli kararlar alındı. Toplantıda 2027 yılından itibaren havza ürün deseni ile planlama kapsamındaki ürün ve ürün gruplarının yıllık asgari ve azami ürün miktarları belirlendi. Bu çerçevede il planlama kurullarının teklif ettiği üretim planlaması kapsamında yalnızca havza ürün deseni listesinde yer alan ve münavebe kurallarına uygun olan ürünlere üretim izni verilecek.</p>
<p>Toplantının ayrıntılarına geçmeden önce üretim planlaması ile ilgili bazı bilgileri hatırlatmakta yarar var.</p>
<p><strong>Üretim planlaması ile destekler 3 yıllık açıklanıyor </strong></p>
<p>Tarımda üretim planlaması ile ilgili ilk olarak yasal düzenlemeler yapıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 23 Mart 2023 tarihinde kabul edilen ve 5 Nisan 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 422 Sayılı Kanun” ile 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 7. maddesi değiştirildi.</p>
<p>Torba yasa ile tarımsal<strong> üretimin planlanması, gıda güvencesi ve güvenliğinin temin edilmesi, verimliliğin artırılması, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin tesis edilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen ürün veya ürün gruplarının üretimine başlanmadan önce Bakanlıktan izin alınması zorunluluğu getirildi. </strong></p>
<p><strong>Yasa değişikliğinden sonra </strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik” 14 Eylül 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. <strong>Tarımsal üretimin planlanması için büyük önem arz eden Sözleşmeli Üretim Yönetmeliği ise 15 Eylül 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</strong></p>
<p><strong>Ayrıca, 22 yıldır yapılmayan tarım sayımı için Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) arasında protokol imzalandı. </strong></p>
<p><strong>Üretimin planlanması için gerekli olan yasal düzenlemeler tamamlandıktan sonra tarım desteklerinde de ciddi değişiklikler yapıldı. Destekleme modeli değiştirilerek katsayı sistemine geçildi. Destekler 3 yıllık açıklandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile 2024-2026 dönemini kapsayan hayvancılık destekleri 26 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bitkisel üretimde ise 2025-2027 dönemini kapsayan 3 yıllık destekleme kararnamesi 29 Ağustos 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</strong></p>
<p><strong>Yıllık asgari ve azami üretim miktarları belirlendi</strong></p>
<p>Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu, 2027-2029 dönemi bitkisel üretim planlaması ile ilgili yaptığı toplantıda önemli kararlar aldı. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen başkanlığında; Tarım Reformu Genel Müdürü Dr. Osman Yıldız, Bitkisel Üretim Genel Müdürü Uğur Erdem, Devlet Su İşleri Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Hayvancılık Genel Müdürü Salih Çelik, Bakanlık Strateji Geliştirme Başkan Vekili Göktuğ Bağlı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hüseyin Akbaş, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fatih Özdemir'in katıldığı toplantıda, 2027-2029 Yılları Bitkisel Üretim Planlaması görüşüldü.</p>
<p>Toplantı sonrasında Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada özetle şu bilgilere yer verildi: “İl Planlama Kurulları tarafından teklif edilerek Kurula sunulan 3 yıllık bitkisel üretim planlarının, On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028), Orta Vadeli Program (2026-2028), 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Bakanlık Stratejik Planı (2024-2028) ve ülke ihtiyaçları çerçevesinde Kurul tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda, 2027-2029 dönemini kapsayan Bitkisel Üretim Planlaması doğrultusunda havza ürün deseni ile planlama kapsamındaki ürün ve ürün gruplarının yıllık asgari ve azami üretim miktarları belirlendi. Bu çerçevede, il planlama kurullarının teklif ettiği üretim planlaması kapsamında yalnızca havza ürün deseni listesinde yer alan ve münavebe kurallarına uygun olan ürünlere üretim izni verilecek; izin süreçlerine ilişkin iş ve işlemler ise İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri tarafından yürütülecek. Bu kararla yapılan düzenlemelerin 2027 üretim yılından itibaren uygulanmasına Makama sunulmak üzere oy birliğiyle karar alındı.”</p>
<p><strong>Planlama yönetmeliği 2027’den </strong><strong>itibaren daha kararlı uygulanacak</strong></p>
<p>Açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla 2027 üretim yılından itibaren bakanlık tarafından belirlenen havza ürün deseni listesinde yer alan ve münavebe kurallarına uygun olan ürünlerin üretimine izin verilecek, diğer ürünlere izin verilmeyecek. Bakanlık tarafından ilan edilen havza (ilçe bazında) ürün deseni listesinde yer alan ürünlere izin verilecek. Örneğin Adana’nın Çukurova ilçesinde 2026 yılı havza ürün deseni listesinde arpa, yağlık ayçiçeği, buğday, dane mısır, nohut, pamuk, soya ve yem bitkileri var. Bu ürünler 2027 listesinde de aynen yer alırsa planlama kapsamındaki 13 stratejik üründen bu 7 tanesine üretim izni verilecek. Diğer 6 ürün olan aspir, kuru fasulye, mercimek, kolza (kanola), patates ve kuru soğanın ekimine izin verilmeyecek. İzin verilirken münavebeye uygun olmasına da bakılacak.</p>
<p>Resmî Gazete’de 14 Eylül 2023 tarihinde yayımlanan “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik”te zaten üretimin izne bağlı olarak yapılacağı belirtiliyor. Alınan karara bakılırsa izin konusu 2027’den itibaren daha kararlı uygulanacak. Toplantı sonrası yapılan açıklamada alınan kararlar ve bu konudaki düzenlemelerin 2027 üretim yılından itibaren uygulanması için Bakanlık makamına sunulacağı ifade ediliyor. Bakanlık onayı ile kararlar 2027 üretim yılında uygulanacak.</p>
<p><strong>Suyu merkeze alan, iklim </strong><strong>değişikliği ile uyumlu üretim modeli</strong></p>
<p>Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu toplantısında, tarımsal üretim planlaması kapsamında doğrudan suyu merkeze alan ve iklim değişikliğine uyumlu bir üretim modelinin oluşturulması kararlaştırıldı. Açıklamada şu bilgiler yer aldı: “Bu stratejik dönemeçte, ülke nüfusunun yeterli ve dengeli beslenebilmesi, gıda arz güvencesinin kesintisiz sağlanması, yem ham maddesi gibi kritik girdilerin yerli kaynaklardan karşılanması ile insan, hayvan ve çevre sağlığını koruyan sürdürülebilir bir yapının kurulması amaçlanıyor.”</p>
<p><strong>Çiftçinin pazarlama </strong><strong>sorunu çözülecek</strong></p>
<p>Toplantı sonrası yapılan açıklamada, “Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının güvence altına alınmasıyla birlikte üretimde verim ve kalitenin artırılması, kaynakların daha etkili kullanılması ve tarımsal hasılada kalıcı bir artışın yakalanması hedefleniyor. Bu planlama sayesinde, bugüne kadar üreticilerimizin yaşadığı pazarlama sorunlarının önüne geçilerek refah düzeylerinin artırılması ve tarıma dayalı sanayinin ihtiyaç duyduğu ham madde tedarikinde tam bir süreklilik sağlanması kararlılıkla yürütülecek” deniliyor.</p>
<p><strong>Kararlar sahadaki </strong><strong>gerçeklerle örtüşmüyor</strong></p>
<p>Açıklamada yer alan sözlere kimsenin itiraz edebileceğini sanıyorum. Herkesin altına imza atacağı sözler, hedefler. Fakat söylenenlerle uygulananlar çok farklı. Geçmişte olduğu gibi bu toplantıda da alınan kararlar ne yazık ki sahanın gerçekleriyle örtüşmüyor. Çiftçinin bugün en önemli sıkıntısı pazarlama sorunudur. Ürettiğini satmakta zorlanıyor. Sattığında maliyetin altında satmak zorunda kalıyor. Hükümetin açıkladığı alım fiyatları bile birçok üründe enflasyonun ve artan girdi fiyatlarının altında kalıyor. Ticaret Bakanlığı tarafından alınan ihracat kısıtlamaları, ithalat kararları üreticiyi ciddi olarak zorluyor; ürettiği ürün elinde kalıyor. Bu konuda çok sayıda örnek verilebilir.</p>
<p>Planlama kapsamındaki kuru soğanda geçen yıl üretici ürünü satamadığı ve zarar ettiği için ekimden vazgeçti. Bu sene fiyatlar biraz artınca hemen ithalat kapısı açıldı ve üretici yine para kazanamadı. 2024’te fiyat yerlerde sürünürken neden müdahale edilerek çiftçinin zarar etmesi önlenmedi? Üretici sürekli olarak ithalatla terbiye edilmeye çalışılıyor. Tüketici de soğan pahalı diye yakınıyor. Nerede arz güvenliği? Üstelik planlama kapsamındaki bir üründe oluyor bunlar.</p>
<p><strong>Planlama, sadece bakanlık </strong><strong>bürokratlarının kararı ile olmaz</strong></p>
<p>Sanayicinin ham madde teminine gelince, döviz kurunun baskı altında tutulması nedeniyle sanayici ve ihracatçı rekabet gücünü kaybetti. İç piyasada artan fiyatların sorumlusu sanayici olarak görüldüğü için Rekabet Kurumu’nun kestiği cezalar, Ticaret Bakanlığı’nın ihracat yasakları, ihracat kısıtlamalarının yarattığı pazar kayıpları ile ham maddeyi uygun temin etseniz ne olur? Salça sektöründe, zeytinyağında, beyaz ette bunların hepsinde pazarların nasıl kaybedildiği ortada.</p>
<p>Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu’nda sadece Tarım ve Orman Bakanlığı bürokratları var. Üretici yok, sanayici yok. İhracatçı yok. Borsalar yok. Onların hiçbiri yok ama onlar adına kararlar alınıyor. Onlar için kurallar tayin ediliyor. Ankara’da belirlenen hedefler, kurallar sahaya uymuyor. Hep söylüyorum. Ankara’da diktiğiniz elbise tarladaki çiftçiye, fabrikadaki sanayiciye, imalatçıya, ihracatçıya uymuyor.</p>
<p><strong>“Önce bizim insanımız, önce bizim çiftçimiz mi?”</strong></p>
<p>Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamanın son bölümünde şöyle deniliyor: “Sonuç olarak, ülkemizin tüm kaynakları en etkin ve verimli şekilde üretime dönüştürülecek, ‘önce bizim insanımız, önce bizim çiftçimiz’ anlayışıyla üreticilerimiz korunup güçlendirilirken, artan refahtan hak ettikleri payı almaları sağlanacak ve stratejik ürünlerdeki arz güvenliğimiz tamamen güvence altına alınacak.”</p>
<p>Bu satırları okuyunca, insan gerçekten “Önce bizim insanımız, önce bizim çiftçimiz mi?” diye soramadan edemiyor. Çiftçi soğanını, domatesini, sebzesini, meyvesini satamadığında, zarar ettiğinde herkes sus pus oluyor. Hiçbir müdahale yok; ne zaman ki fiyatlar biraz yükseldi, hemen ithalat kapıları sonuna kadar açılıyor, ihracat yasaklanıyor, kota getiriliyor. Bu mudur “önce bizim çiftçimiz”e verilen değer?</p>
<p>Bizim insanımız da ne yazık ki alım gücünün düşmesi, yüksek enflasyon, üretici ile tüketici arasındaki fiyat uçurumunun büyümesi nedeniyle tarım ve gıda ürünlerini alamıyor. Dünyada üretimde, ihracatta birinci olduğumuz fındığı, kuru kayısıyı, kuru inciri insanımız tüketemiyor. “Yetiştirdiğim hayvanın etini lokantada yiyemiyorum” diyen, hayvancılık yapan yetiştiricilerimiz var.</p>
<p>Özetle, üretimi planlamak çok önemli ama bu planlama üreticinin, tüketicinin ve ülkenin yararına olmalı. Günübirlik kararlarla ülke kaynakları heba edilmemeli. Keşke işe son 3 yılın analizini yaparak başlasaydınız. 2024-2026 dönemindeki planlama uygulamasında neler yanlış yapıldı? Neler doğru yapıldı? Bir etki analizi yaptınız mı? Yaptıysanız sonuçları gönderin, harfine dokunmadan aynen yayımlayacağım. Bu etki analizini yapmadan, ders çıkarmadan gelecek 3 yılı planlamak sadece yapılan hataları büyütür.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bitkisel-uretim-planlamasinda-2027-2029-kararlari-85098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/pamuk-1786423437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bitkisel üretim planlamasında 2027-2029 kararları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerle-ne-olcude-ic-ice-olunacak-85097</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerle ne ölçüde ‘iç içe’ olunacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Başarılı bir sanayi politikasının yalnızca verilen desteklerle değil, devlet ile şirketler arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğuyla belirlenir. Kalkınmacı devlet için bağımsızlık ile sektörle yakın iletişim arasında hassas bir denge kurulması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sanayi politikası hakkında çalışan akademisyenlerin önemli bir kısmı, sanayi desteklerinin arzu edilen sonuçları vermesinin, devlet ile destek verilen şirketler arasındaki bilgi alışverişi mekanizmasının nasıl kurgulanacağı ile yakından ilgili olduğuna dikkat çekiyor. Bu mekanizma, devletin sanayi politikasına ilişkin kararları alırken şirketlerden ne ölçüde bağımsız karar aldığı ya da tersinden bakarsanız şirketler ile ne ölçüde iç içe olduğu (onlara ne ölçüde gömülü olduğu) ile ilgili.</p>
<p>Mesela Juhasz, Lane ve Rodrik (künyesi aşağıda yer alan) 2024’te yayımlanmış çalışmalarında, Güney Kore’de başarılı sonuçlar elde edilmesine rağmen Brezilya ve Hindistan’da aynı performansın gösterilmemesinin ana nedeninin bu olduğuna ilişkin bulguları özetliyorlar. Performans farkının arkasında yatan olgunun iki taraf arasında işbirliğinin nasıl sağlandığı olduğunu vurguluyorlar. Bu çerçevede dört farklı devlet tipi söz konusu:</p>
<p>1- Bağımsız devlet, düşük gömülülük: Devlet kendi kararlarını şirketlerden bağımsız bir biçimde alıyor; şirketlerin baskılarından etkilenmiyor. Devlet düzenlemeleri yapıyor, şirketler uyuyor. Farklı bir ifadeyle, tepeden aşağıya bir düzenleme mekanizması söz konusu.</p>
<p>2- Bunun tam tersi durum şu: Bağımsızlık düşük, gömülülük yüksek. Devlet dar grup çıkarlarına hizmet ediyor. İlişkiler kişisel çıkara dayanıyor.</p>
<p>3- Yağmacı devlet: Hem bağımsızlık düşük hem de gömülülük. Devlet toplumu soyuyor.</p>
<p>4- Kalkınmacı devlet: Şirketlerden bağımsız olmak ile onlara gömülü olma durumu arasında bir denge söz konusu.</p>
<p>Arzu edileni kalkınmacı devlet olmak elbette. Ama bu dengeyi sağlamanın kolay olmadığını söylemek gerekir. ‘Kalkınmacı devlet’e dönüşmek amacıyla yola çıkıp ikinci gruptaki devlet tipine dönüşmek de mümkün. Ama kalkınma iktisatçılarının önem verdiği iç içe olma (gömülülük) durumunun sağlıklı işleyecek biçimde kurgulanmasından, kötüye kullanılabilir diye kaçınmamak gerekiyor. Bu mekanizma, şirketlerin ve sektörün sorunlarını anlamak açısından önemli. Sağlanan desteklerin neden yanlış kullanıldığını/nasıl daha iyi kullanılabileceğini ya da destek mekanizmasının neden hatalı olduğunu/desteklerin nasıl daha da iyileştirilebileceğini öğrenmek için de gerekli. Şirket performansının doğru ölçülmesi ve performansının artırılabilmesi açısından da önemli.</p>
<p>Görüldüğü gibi, başarılı bir sanayi politikası tasarlayıp uygulamak hiç kolay bir iş değil. Enflasyonu kısa sürede düşük iki haneli bir düzeyden üç haneli bir düzeye sıçratma başarısını göstermiş bir ülke, bu güç işi başarır mı diye de sormak mümkün elbette. Ama unutmayalım ki aynı ülkede yine kısa bir sürede tam tersi bir durum da yaşanmıştı: 2001 krizi sonrasını hatırlayın lütfen. Özellikle de 2002’nin başından itibaren yaşanan süreci. İşin çok güç olduğunu görelim ama rahmetli Çetin Altan’ın deyimiyle de “enseyi karartmayalım”.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerle-ne-olcude-ic-ice-olunacak-85097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerle ne ölçüde ‘iç içe’ olunacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-marul-degil-guven-85096</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesele marul değil, güven</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de cyclospora adı verilen, suyoluyla bulaşan bir parazitin neden olduğu salgında en az 10 bin kişi hastalanmış. ABD’de iceberg marulla başlayan gıda güvenliği krizi, tüketici güveninin kaybolduğunda yalnızca bir ürünü değil, bütün bir sektörü sarsabileceğini gösterdi. Türkiye açısından da önemli dersler barındıran kriz, tarımdan sofraya kadar izlenebilirlik, üretim standartları ve etkin denetimin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Bugünlerde Amerika’yı en çok meşgul eden konu ne İran ile devam eden savaş, ne istasyonlardaki benzinin pompa fiyatı, ne de SpaceX hisseleri. En çok konuşulan konu iceberg marullar.</p>
<p>Konu Amerikalıları olduğu kadar bizi de ilgilendiriyor. Çünkü gıda güvenliği bizde de netameli bir konu. </p>
<p>Bundan bir süre önce Vahap Munyar ile birlikte Tüm Gıda İşletmeleri Derneği Başkanı Yunus Emre Akkor’un konuğu olmuştuk. Akkor , “Aklı olan dışarıda yemek yemez," demişti. İlk duyduğunuzda biraz ürkütücüydü. Sektörün içinden gelen birinin bunu söylemesi insanı ister istemez düşündürüyor. Oysa Akkor’un derdi dışarıda yemek yemek değil, ne yediğini bilmeden yemek ve yemeklerde kullanılan malzemelerin niteliğiydi.</p>
<p>Amerika’dan gelen iceberg marul haberleri de aslında bunu anlatıyor.</p>
<p><strong>Bir marul bütün sektörü sarstı</strong></p>
<p>ABD’de cyclospora adı verilen, suyoluyla bulaşan bir parazitin neden olduğu salgında en az 10 bin kişi hastalanmış. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), salgının muhtemel kaynağını Meksika’daki bir tesiste işlenen iceberg marullar olarak göstermiş. Ürünler geri çağrılmış.</p>
<p>Haberlerden gördüğüm kadarıyla mesele burada kapanmamış, asıl bundan sonra her alana yayılmış. Tüketicileri ürkütmüş; yatırımcıları soğutmuş, şirketleri sarsmış, hisseleri aşağı çekmiş.</p>
<p>Hafta sonu CNBC'de yer alan haberlere göre Amerikalılar yalnızca iceberg maruldan değil, neredeyse bütün salatalardan uzaklaşmaya başladı. Chopt restoranlarının trafiği FDA’nın açıklamasının hemen ardından yüzde 24 düştü. Salata zinciri Sweetgreen, salgın endişesinin temmuz satışlarını yaklaşık 6 puan aşağı çektiğini açıkladı ve yıl geneli beklentisini düşürdü. Marketlerde paketlenmiş salata satışları yüzde 14 geriledi.</p>
<p>Salad and Go ise zaten yaşadığı ticari sorunların üzerine salgın korkusunun da eklenmesiyle iflas korumasına başvurdu ve bütün restoranlarını kapattı.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca salata satan işletmelerle sınırlı kalmadı. Menüde iceberg marul kullanan Taco Bell’in satışları da ilk aşamada geriledi. Marul ve taze kişniş kullanan Chipotle’da da temmuzun ikinci yarısında yaklaşık 2 puanlık yavaşlama görüldü.</p>
<p>Buradaki asıl ders maruldan çok daha büyük. Gıda sektöründe güven kaybının ekonomik maliyeti, ürünün kendisinin maliyetinden çok daha büyük olabiliyor. Çünkü tüketici riskin tam olarak nerede olduğunu bilemediğinde kategorinin tamamından uzaklaşıyor.</p>
<p><strong>Mesele sadece ne yediğimiz değil</strong></p>
<p>Türkiye’nin ABD’deki bu krizden çıkaracağı ders “Salata yemeyelim” olmamalı. Tam tersine, "ne yediğimizi daha fazla sorgulayalım" olmalı.</p>
<p>Bir marulun nerede yetiştiğini, nerede işlendiğini, nasıl taşındığını, hangi koşullarda saklandığını ve soframıza gelene kadar kaç el değiştirdiğini biliyor muyuz?</p>
<p>Özellikle çiğ tüketilen sebze ve meyvelerde bu sorular daha da önemli. Çünkü pişirme gibi önemli bir güvenlik bariyeri bulunmuyor. Taze olması da tek başına güvenli olduğu anlamına gelmiyor.</p>
<p>Yunus Emre Akkor’un sözünün anlamı da burada ortaya çıkıyor. Tüketicinin dışarıda yemek yemeyi bırakması değil, bilinçli tüketici olması gerekiyor.</p>
<p><strong>Önlüğü giyen şef, eline ilacı alan çiftçi</strong></p>
<p>Türkiye’de gastronomi son yıllarda büyük bir atılım yaptı. Şefler, restoranlar, yöresel ürünler ve gastronomi turizmi hiç olmadığı kadar görünür hale geldi. Ancak görünürlük ile kalite aynı şey değil.</p>
<p>Akkor’la Haziran ayındaki o sohbetimizde sektörün önemli sorunlarından birinin standart eksikliği olduğunu konuşmuştuk. “Önlüğü giyen göğsüne şef yazıp piyasaya çıkabiliyor” sözünün altında aslında çok ciddi bir sorun yatıyor.</p>
<p>Tarımda da durum farklı mı? Değil...</p>
<p>Eline ilacı alan herkes “Ben tarım yapacağım” diyebiliyor. İlacı basıyor, ürünü topluyor. Oysa tarımda da üreticinin neyi, ne zaman ve ne kadar kullandığının kayıt altında olması gerekiyor. Nitekim Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılı uygulamalarında çok sayıda ürün için üretici kayıtları ve bitki koruma ürünü kullanımına ilişkin kurallar bulunuyor.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin Türkiye’den gelen bazı ürünlerde pestisit riskine karşı artırılmış kontroller uygulaması da üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Örneğin Türkiye menşeli limonlar 2021’den bu yana artırılmış resmi kontrollere tabi tutuluyor; 2026’da kontrollerin oranı yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirilmiş olsa da denetim devam ediyor.</p>
<p>İhraç edilen biber, domates, nar, limon, portakal, asma yaprağı, kuru incir, fındık, kekik ve kuru kayısı gibi ürünlerde zaman zaman kalıntı veya başka gıda güvenliği sorunlarıyla karşılaşılması sizi kaygılandırmıyor mu?</p>
<p><strong>Geri dönen ürün nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Burada üzerinde durulması gereken konulardan biri de Avrupa ya da Rusya sınırlarından geri çevrilen ürünlerin akıbeti.</p>
<p>İhracat için gerekli standartları karşılamayan bir ürünün Türkiye’de tüketiciye sunulması ihtimali varsa, mesele artık yalnızca ihracat kaybı değildir. Doğrudan gıda güvenliği ve halk sağlığı meselesidir.</p>
<p>Bu nedenle kamuoyunun bilmesi gereken çok basit bir şey var. İhracattan dönen bir ürün ne oluyor? İmha mı ediliyor, yeniden işleniyor mu, başka bir amaçla mı kullanılıyor, yoksa iç piyasaya mı giriyor?</p>
<p>Bu sorunun cevabı açık, şeffaf ve izlenebilir olmalı.</p>
<p>Avrupa’nın bir ürünümüzü sınırda geri çevirmesi bizi yalnızca ihracatçı olarak değil, tüketici olarak da ilgilendiriyor. Çünkü gıda güvenliğinde “Avrupa’ya uygun” ve “Türkiye’de tüketilebilir” şeklinde iki ayrı standart olamaz. İnsan sağlığının pasaportu yok.</p>
<p><strong>Güven yoksa gastronomi de yok</strong></p>
<p>Milyonlarca insanın sağlığını doğrudan ilgilendiren bir alanda mesleki standartların ve denetimin güçlü olması gerekiyor.</p>
<p>Aynı durum ürünler için de geçerli. Pek çok üründe coğrafi işaret aldığımız için mutlu oluyoruz. Elbette önemli. Ama üretim altyapısı, izlenebilirlik ve denetim yoksa tescil belgesinin tüketici açısından anlamı sınırlı kalıyor.</p>
<p>ABD’deki marul krizinin Türkiye’ye verdiği bir başka mesaj daha var. Gıda güvenliği sadece sağlık meselesi değildir, aynı zamanda ekonomik bir güven meselesidir.</p>
<p>Bir işletmenin yaptığı hata başka işletmeleri, bir üründeki sorun bütün kategoriyi etkileyebiliyor. Bu nedenle şirketlerin ürünlerinin kaynağını, üretim koşullarını ve hijyen uygulamalarını mümkün olduğunca şeffaf hale getirmesi gerekiyor.</p>
<p>Kamu otoritelerinin görevi de hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten ibaret olmamalı. Güçlü denetim, izlenebilirlik ve erken uyarı sistemleri kurulmalı. Tüketici ise sosyal medyada dolaşan söylentiler yerine resmi kurumların açıklamalarını takip etmeli.</p>
<p>Sonuçta mesele bir maruldan ibaret değil.</p>
<p>Gıda güvenliği, tabağımızdaki yemeğin lezzetinden önce geliyor. Gastronomi yalnızca iyi yemek yapmak değildir; tarımdan üretime, lojistikten hijyene, denetimden halk sağlığına kadar uzanan büyük bir sistemdir.</p>
<p>Sohbetimizde “Yemeğin bir milliyeti yoktur, bir coğrafyası vardır,” demişti Yunus Emre Akkor. </p>
<p>Haklıydı. Yemeğin milliyeti yoktu, coğrafyası vardı. Ama o coğrafyada güven, kalite ve denetim yoksa dünyanın en güzel yemeğini bile gönül rahatlığıyla yiyemezsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesele-marul-degil-guven-85096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesele marul değil, güven ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetim-bize-bilim-baskasina-85095</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yönetim bize bilim başkasına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Göçer ulus, pratik çözümler ustası olur ama gözleme, deneye dayanan bilim ve teknoloji üretemez. Ayrıca neyi beslersen onu büyütürsün. Biz betonu rantı besledik, çipi teknolojiyi önemsemedik.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Ülkemizde neden yeterince <strong>teknoloji üretilmediği</strong> tartışması sürüyor. Bilim ve yeniliğin, ekonomideki en belirleyici faktör olduğu bu ortamda, “<strong>bizlerin bu konudaki sıkıntısını</strong>” cesurca sorgulamak şart… <strong>Bilim çevreleri</strong>, <strong>kanaat önderleri</strong> tartışmalı. Sorunumuz gerçekte nedir diye.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Türkler <strong>özde hala göçebedir</strong> ve savaşarak başkalarının yaptıklarını elde ederler ve <strong>onları yönetirler</strong>. Kendileri çalışmaz, <strong>başkalarını çalıştırırlar</strong>. Türklerin şehirleşmesi, <strong>gecekondulaşma</strong> şeklindedir. Bu da <strong>çadır kültürünün</strong> devamıdır. Göçümüz hala durmadı, <strong>Göçebe de bilim üretemez</strong>.</p>
<p><strong>GÖÇEBE TÜRKLER TEKNOLOJİ ÜRETEMEZ Mİ?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Türkler; <strong>İsviçreliler</strong> ve <strong>İsveçliler</strong> gibi bir toprağa yerleşip uzun yüzyıllar orada bir <strong>medeniyet geliştirip</strong>, şehirler kuracak ve sonunda da <strong>bilim ve teknolojide gelişme sağlayacak</strong> bir millet değildir. <strong>Rumlarla</strong>, <strong>Araplarla</strong>, <strong>Çinlilerle</strong> etkileşimle <strong>onları yönettiklerinde</strong> sorun çıkmamıştır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: </strong>Türkler yönetmiş bilim ve teknolojiyi ise <strong>diğerleri</strong> halletmiş... Fakat tek başlarına bir ülke kurduklarında, bilim ve teknolojiyi <strong>kendileri geliştirme </strong>zorunda kaldıklarında bu <strong>kültürel genlere aykırı</strong> durumu çözememişlerdir. Kendi işini yapamaz ama “<strong>ben başkan olsam</strong>” diye akıl verir durur.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Bilime dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Uzmanlık neden gelişmez?</em></strong></p>
<p><strong>Herkesin her işten anladığı</strong> insanların ülkesidir Türkiye. <strong>Uzmanlık</strong> hem para etmez hem de aşağı görülür. <strong>Her Türk doğuştan başkandır, milli takımlar teknik direktörüdür</strong>. Her Türk her işten anlar.</p>
<p><strong><em>Tek icadımız yoğurt mu?</em></strong></p>
<p><strong>Göçebe</strong> ve <strong>teknolojide başarısızlığın </strong>kökeninde, göçebe hayattan kalan <strong>kültürel genlerin</strong> etkisi olduğu söyleniyor. Bu yüzden; “<strong>yoğurt Türklerin icadıdır</strong>” tesellisinden öte gidemiyoruz maalesef.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÖNEMLİ OLAN ÖNCELİK DEĞİLSE UNUT GİTSİN</strong></p>
<p><strong>Bir şeyi</strong> <strong>önemli olmaktan öncelikli olmaya taşımıyorsanız, unutun gitsin</strong>. Türkiye’nin <strong>bilimsizliği</strong> de bu kuralın kapsama alanına giriyor. “<strong>Göçebe Türkler neden bilim üretemiyor</strong>?” gibi rahatsız edici sorunun cevabını ararken, ortaya atılan <strong>düşüncelerin temelinde yatan</strong> da bu olgu zaten…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BİLİMSİZLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Biat</strong>: Beynin öğrenmeye son vermesi, muktedirin kararlarına tabi olmak, yaratıcılığı öldürmek</p>
<p><strong>Taklit</strong>: Başkasının yaptığını kopyalamak… Gelişim böyle başlar, sonra da taklidin yerini özgün alır</p>
<p><strong>Farklı düşünce</strong>: Herkesin bildiğini bırakıp herkesin gördüğünden fazlasını görme feraseti</p>
<p><strong>Yaratıcılık</strong>: Her insanda var olan tanrısal cevher ama bazılarımız bu kelimeye dahi rezerve koyuyor</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetim-bize-bilim-baskasina-85095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yönetim bize bilim başkasına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-uretimi-yillardir-yerinde-sayiyor-85094</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi yıllardır yerinde sayıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önce küçük fotoğraf… TÜİK’in dün açıkladığı veriler sanayi üretiminin haziran ayında takvim etkisinden arındırılmış hesaplamayla geçen yıla kıyasla yüzde 1,4 gerilediğini ortaya koydu. Haziran ayı üretimi mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki ayda gerçekleşen üretimin yalnızca yüzde 0,1 üstüne çıktı.</p>
<p>Biraz daha geniş bir zaman dilimi… Sanayi üretim endeksi bu yılın ilk altı ayının ortalamasında 106,6 oldu. 2021 yılı 100 kabul edilerek oluşturulan endeks geçen yılın ilk yarısında 106 düzeyinde bulunuyordu. Yani sanayi üretimi altı aylık dönemler itibarıyla bu yıl geçen yılın yüzde 0,6 üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Daha büyük fotoğraf… Sanayi üretimi 2022’nin ilk yarısında endeks bazında 102,2 düzeyindeydi. Aradan dört yıl geçti ve üretimde kaydedilen artış yüzde 4,3 oldu. 2026 ile niye 2023’ü değil de 2022’yi kıyasladığım merak edilebilir. Söyleyeyim; 2023’ün ilk yarısı seçimler dolayısıyla ekonomi politikasının, özellikle de faiz ve kurun çok baskı altında tutulduğu ve herhangi bir kıyaslama için baz alınmayacak uç bir dönemdi. Gerekçem bu.</p>
<p>2022’den 2026’ya kadar geçen dört yıl ve ilk yarılar itibarıyla yüzde 4,3’lük sanayi üretimi büyümesi. </p>
<p>Bu oran, her yıl için ortalama yüzde 1 büyüme demek.</p>
<h2>Üstelik genele yayılmadı </h2>
<p>Kaldı ki son dönemde imalat sanayi ve toplam büyümeyi yukarı çekenin yüksek teknolojili çok spesifik ürünler olduğu ortada. Bu ürünler hariç tutularak bir hesaplama yapılsa belki de bu dört yılda hiç artış bile görülmez.</p>
<p>Dolayısıyla herhangi bir ayda hızlı bir üretim artışı sağlansa bile o küçük fotoğrafa takılıp kalmanın alemi yok.</p>
<p>Takılıp kalanlar, orada kalmayı tercih edenler tabii ki var ama onlarınki biraz çaresizlik. Gerçeğin ne olduğunu, üretimin aslında hangi düzeylere çıkması gerektiğini bilmediklerinden mi, tabii ki değil, o düzeylere çıkılmasını sağlayabilecek adımlar atamadıkları için mevcut ve önemsiz sayılması gereken hareketleri büyük gelişmeler olarak lanse etmeye çalışıyorlar, hepsi bu.</p>
<p>Ama güneş balçıkla sıvanmıyor. Sonuç ortada, sanayi üretimi yıllardır adeta yerinde sayıyor. Türkiye son dört yılda yıllık ortalama yüzde 1’lik bir üretim artışı sağlayabilmiş, üstelik o da belli sektörlerin üretiminde kaydedilen hızlı artıştan kaynaklanmış, yani genele yayılan bir iyileşme de yok. Sanayi üretimindeki bu performansla işimiz zor, diye düşünülmesi, bu durumun üzerinde kafa yorulması gerekiyor ama sıra ekonomiye ve ekonomik sorunlara gelirse…</p>
<p>Ama gelir gelir; sandık yaklaşsın, bakın nasıl gelir!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa63f82b50-1786422847.png" alt="" width="424" height="397" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu getiriye bu tasarruf çok bile!</span></h2>
<p>Finansal yatırım araçlarının son bir yıllık dönemi kapsayan enflasyondan arındırılmış reel getiri oranları bunu söyletiyor:</p>
<p><strong>“Bu getiriye bu tasarruf çok bile!”</strong></p>
<p>Bir ay gibi kısa dönemli getiri ya da kayıp oranları çok önemli değil. Bir ayda genel eğilimi yansıtmayan hareketler görülebilir. Örneğin temmuz ayında olduğu gibi.</p>
<p>Temmuzda mevduat faizinin TÜFE’den arındırılmış reel getirisi yüzde 1,29, devlet iç borçlanma senedinin getirisi ise yüzde 0,89 düzeyinde. Mevduatın getirisinin brüt olduğunu, bundan stopaj kesintisi yapılacağını da unutmamak gerek.</p>
<p>Önemli olan ara dönemler de değil; üç ve altı aylık getirilerin de pek önemi yok. Son bir yılda ne olmuş, ona bakmalı.</p>
<p>Türkiye’de ağırlıklı olarak 32 gün vade ile döndürülen mevduatın bir yıldaki getirisi sıfır bile değil, negatif. Mevduat bir yılda yüzde 1,28 kaybettirmiş. Faiz gelirinden stopaj düşüldüğünde negatif olan bu oran daha da büyüyecek.</p>
<p>Döviz de döviz, diyenler son yılda dolar tutuyorlarsa yüzde 11,16, euroyu tercih ediyorlarsa yüzde 13,15 zarara uğramış.</p>
<p>Son bir yılın en çok kazandıranı savaş dönemindeki kayba rağmen yüzde 8 ile külçe altın.</p>
<p>Borsa yüzde 2,73 ile ikinci sırada, üçüncü sıradaki devlet iç borçlanma senedi de yüzde 1,16 getiri sağlamış.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-uretimi-yillardir-yerinde-sayiyor-85094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi üretimi yıllardır yerinde sayıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ted-ankara-kolejini-hep-en-buyuk-sansi-gordu-85092</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> TED Ankara Koleji&#039;ni hep en büyük şansı gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KURULUŞU </strong>1930 yılına uzanan Zihni Holding’in Onursal Başkanı <strong>Asaf Güneri, </strong>hayatının ve Zihni Denizcilik’in öyküsünün yansıtıldığı <strong>“Bir Hayalin Ötesinde Yol Almak” </strong>adlı belgeseli 2023 yılı Kasım ayında tanıtırken söze şöyle girdi:</p>
<p>-        <strong>Bana hayatımda 3 defa piyango çıktı…</strong></p>
<p>Sonra bunları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İlk piyango ilkokul yıllarımdaydı. İlkokul çağında Zonguldak’tan ben ve ablam 1953-1054’te, 6-7 yaşındayken okulun başöğretmeninin yönlendirmesiyle TED Ankara Kolej’e yatılı talebe olarak tayin olduk.</strong></li>
<li><strong>İkinci piyangom, 1963 senesinde liseyi bitirdim. 16 yaşındaydım. 1965 yılında babamı kaybetmemle işlerimizin kötüye gitmesi ve 18 yaşındayken tüm sorumluluğun üstüme kalması, yani işlerin başına geçmem.</strong></li>
<li><strong>Ve </strong>“Lou”<strong>yu </strong>(Kollakis) <strong>tanımam ve </strong>“Andrea” <strong>gemisini kiralamış olmamız. Adamların, </strong>“Mala el koyarız” <strong>diye palavra ve blöflerle bizi kafa kola almaları da hayatımdaki üçüncü piyangodur.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa450a3ba1-1786422352.jpg" alt="" width="700" height="477" /></strong>Ardından ekledi:</p>
<p>-        <strong>Bu yaştan sonra başka piyango çıkmaz herhalde… Yolumuza devam edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>aynı tarihlerde şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevin oğlu <strong>Zihni Cömert Güneri</strong>’ye, sosyal sorumluluk projelerini de <strong>Zihni Turgut Güneri</strong>’ye devretti:</p>
<ul>
<li><strong>Şirkette 60 yılı tamamlamışım. Oğlum Cömert’e çok güveniyorum. Zaten işlerin büyük kısmını ona teslim etmiştim. Bundan sonra da o geliştirecek. Kendi prensipleri ve düzenini kuracak. Teknolojiye de ayak uydurarak büyük ilerlemeler kaydedeceğine inanıyorum.</strong></li>
<li><strong>Her iki oğlumdan da son derece memnunum. Bana iki torun bağışladılar. Sosyal sorumluluk projelerinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Eğitim Derneği ve ALS Derneği’ndeki çalışmaların başında oğlum Turgut’un olmasını istiyorum.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Asaf Güneri</strong>’yi bugünün İMEAK (İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz) Deniz Ticaret Odası’nın ilk kurulduğu dönemde, 1982 yılında Başkan Yardımcısı iken tanıdım.</p>
<p>Armatörlerin yaşadıkları sıkıntıyı yerinde görelim diye bir grup gazeteci arkadaşımla birlikte <strong>Asaf Güneri </strong>ev sahipliğinde <strong>“liman turu”</strong>na çıkmıştık. Zihni Holding’te Kurumsal İlişkiler Müdürü olan <strong>Perran Ersu</strong>’nun organizasyonuyla 3-4 günde Trabzon, Hopa, İskenderun ve Mersin Limanlarını gezmiş, birkaç farklı haber yapmıştık.</p>
<p>O günlerden itibaren denizcilik ve lojistik sektörüyle ilgili haber, yazı çalışmaları yaptığımda başvurduğum önemli haber kaynaklarım arasında yerini aldı.</p>
<p>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından kısa süre önce, Gürcistan’la Türkiye arasındaki Sarp sınır kapısının açılışında ilk geçiş yapan TIR, Zihni’nin olmuş, o törene de holdingin davetiyle katılmış, tarihi anlara tanıklık etmiştik.</p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>Deniz Ticaret Odası’nın ilk yıllarında görev almasının yanı  sıra sektörün uluslararası kuruluşları BIMCO ve Intercargo’da Türkiye’yi temsil etti. Deniz Temiz Derneği/TURMEPA’nın kurucuları arasında yer aldı. Türkiye-Yunanistan İş Konseyi, Türkiye-Çin İş Konseyi yönetimlerinde görev üstlendi. </p>
<p>Kökleri Girit’in Hanya kentine uzanan Güneri Ailesi’nin Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurduğu Zihni Vapur Acentesini büyüten <strong>Asaf Güneri, </strong>3 Ağustos 2026 günü Yunanistan’ın Inousses Adası (Koyun Adası) açıklarında, arkadaşın teknesinde geçirdiği kalp krizi sonucu 81 yaşında hayata veda etti.</p>
<p><strong>Asaf Güneri</strong>’nin vefat haberleri üzerine ilk mesaj yazdığım isimlerden biri <strong>Perran Ersu </strong>oldu. <strong>Ersu, </strong>şu yanıtı yazdı:</p>
<p>-        <strong>Tatil dönüşü Çeşme’ye uğrayacaktı ve görüşecektik. Şimdi ben onu uğurlamaya İstanbul’a geleceğim.</strong></p>
<p><strong>Asaf </strong>Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ortak değerlere dayanan bir ömrün hikayesi</span></h2>
<p><strong>ZİHNİ </strong>Şirketler Grubu CEO’su <strong>İlki Bayam</strong>, Grubun Onursal Başkanı <strong>Asaf Güneri</strong>’nin vefatı sonrası sosyal medyada şu başlıkla paylaşım yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Asaf Güneri ile 41 yıl… Ortak değerlere dayanan bir ömrün hikayesi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>İlki Bayam</strong>’ın paylaşımı şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Hayat tesadüfleri seviyor gerçekten. Aynı kentin (Zonguldak) insanı olmak, aynı okulun (TED Ankara Koleji) değerlerini taşımak, hayata benzer bir yerden bakmak. Kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe yürüdük. Nice zorlukları birlikte aştık, başarıları birlikte yaşadık.</strong></li>
<li><strong>En karmaşık sorunların çözümünü bulan, en umutsuz anlarda cesaret veren, insanına güvenen gerçek bir liderdiniz.</strong></li>
<li><strong>41 yıl, sadece birlikte çalışılan bir zaman değildir. Birlikte kurulan bir hafızadır, paylaşılan emektir, güven duygusudur.</strong></li>
<li><strong>Böyle bir bağ, fiziksel ayrılıkla sona ermez. Bundan sonra da bir karar alırken, kendime aynı soruyu soracağım: </strong>“<strong>Asaf </strong>Bey olsa ne yapardı?”</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kendi bedenine hapsolan insanlara yardım eli uzatın</span></h2>
<p><strong>2016 </strong>yılı Haziran ayında Zihni Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Asaf Güneri</strong>’den bir mesaj geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Eşim Betigül’ü ALS denilen çaresiz hastalıktan kaybettim. Şimdi ALS Derneğine, hastalara, yakınlarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Liv Hospital’daki ALS toplantısına bekliyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Toplantıya gittim, sunuculuğu üstlenen <strong>Korhan Abay, Asaf Güneri, </strong>dönemin ALS-MNH Derneği Başkanı <strong>İsmail Gökçek </strong>ve Yardımcısı <strong>Alper Kaya</strong>’yı dinledim.</p>
<p><strong>Abay, </strong>ALS’yi şöyle özetledi:</p>
<p>-        <strong>İnsanın kendi bedenine hapsolması…</strong></p>
<p><strong>Gökçek, </strong>ALS’li yaşamayı şöyle tanımladı:</p>
<p>-        <strong>Sevgiyle bakan bir çift gözün başarısı…</strong></p>
<p><strong>Asaf Güneri, </strong>10 yıldır ALS-MNH Derneği’nin hep yanında oldu, ALS’li hastalara elinden gelen desteği vermeye çalıştı. İşleri oğullarına devrederken, <strong>“sosyal sorumluluk projeleri”</strong>ni emanet ettiği <strong>Turgut Güneri</strong>’ye ALS Derneği’ndeki çalışmaları da emanet etti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Araştırma kitabıma katkıda bulunsanıza</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa46953674-1786422377.jpg" alt="" width="700" height="409" /></span><strong>KAMUOYUNUN </strong>52 yıl önce <strong>“Grup Dönüşüm”</strong>ün kurucusu ve solisti, <strong>“Kiziroğlu Mustafa”</strong>yla bizi bizleri buluşturan <strong>Halit Kakınç</strong>’ı 1981 yılı Aralık ayında Tercüman Gazetesi’nde çalışmaya başladığım günlerde tanıdım.</p>
<p>Tercüman Gazetesi’ndeki 2.5 yıllık çalışma dönemimde, <strong>Halit Kakınç </strong>ve eşi <strong>Zeynep Çelikkan Kakınç</strong>’la aynı ortamları paylaşma şansı yakaladım.</p>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>müzisyen, başarılı gazeteci ve yazarlığının yanına sonraki yıllarda eğitimi de ekledi. Bilgi Üniversitesi’nin kurucuları arasında yerini aldı.</p>
<p><strong>“Çok okuyan bir entelektüel” </strong>olan <strong>Halit Kakınç, </strong>14 kitap yazdı:</p>
<ul>
<li><strong>Destansı Kuramcı Sultangaliyev</strong></li>
<li><strong>Struma</strong></li>
<li><strong>Çerkes Aşkı</strong></li>
<li><strong>Kızıl Cebe</strong></li>
<li><strong>Yerkubbe</strong></li>
<li><strong>Geri Sayım Zamanı</strong></li>
<li><strong>Zamanın Ruhu: Zeitgeist</strong></li>
<li><strong>Yazılmamış Bir Tarih</strong></li>
<li><strong>İnsaymun</strong></li>
<li><strong>Deizm</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>2020 yılında yayınlanan <strong>“İnsaymun”</strong>u kaleme alırken o dönemde yazdığı Oda TV’deki köşesinden okurlarına şu çağrıyı yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Araştırma Kitabıma Katkıda Bulunsanıza!</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kakınç</strong>’ın okurlarına çağrısı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Sevgili Dostlar…</strong></li>
</ul>
<p><strong>e-mailimi vererek gireyim konuya: </strong>hkakinc@gmail.com</p>
<p><strong>Bir süredir geniş bir araştırma kitabının üzerinde çalışıyorum.</strong> <strong>Adını ilginç bulacaksınız:</strong></p>
<p><strong>İNSAYMUN</strong></p>
<p><strong>İnsanın </strong>“İns”<strong>i… Maymunun </strong>“Aymun”<strong>u.</strong></p>
<p><strong>İnsan ve maymundan farklı, gelecekteki olası melez bir türe verilecek olan isim bu.</strong></p>
<p><strong>Bildiğiniz gibi, evrimsel kromozom yönünden en yakın akrabamız, ŞEMPANZE.</strong></p>
<p><strong>Olay, özetle şu: Stalin </strong>döneminde Sovyetler Birliği’nde başlayıp oradan ABD’ye, Çin’e, İngiltere’ye, Fransa’ya sıçrayan, bilimsel laboratuvar deneyleri ve de doğal olarak bunun felsefi tartışmaları var dünyanın hemen her yanında.</p>
<p><strong>İlk soru belli:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Dişi maymun ile erkek insan ya da erkek maymun ile dişi insanın tohum ve yumurtalarının yapay yoldan birleştirilmesi ile yeni bir tür, farklı bir canlı cinsi elde edilebilir mi?</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Amaaan!” </strong>deyip de geçmeyin, çok ciddi bir araştırma konusu bu.</p>
<p>Olayın en başından bu yana yapılan bütün denemeleri, varsayımları ve de doğal olarak <strong>“Evrim Kuramı”</strong>nı da irdeliyorum bütün ayrıntıları ile bu çalışmada.</p>
<p>Cevap bekleyen sorularımız belli:</p>
<ul>
<li><strong>Böyle bir şey mümkün olabilir mi?</strong></li>
<li><strong>Acaba mümkün ve de çoktan gerçekleşti de, bizim haberimiz mi yok?</strong></li>
<li><strong>Gerçekleşince böyle yepyeni bir tür, hayvan mı sayılacak, yoksa insan mı?</strong></li>
<li><strong>Etik yönden ne tür sorunlar çıkartacak?</strong></li>
<li><strong>Dini inanç grupları böyle bir gelişmeyi nasıl karşılayacak?</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>okurlarının cevaplarına Ağustos 2020’de Destek Yayınlarından çıkan <strong>“İNSAYMUN” </strong>kitabında yer verdi…</p>
<p><strong>Halit Kakınç, </strong>74 yaşında hayata veda etti, geçen Pazar günü son yolculuğuna uğurlandı…</p>
<p><strong>Halit Kakınç</strong>’a Allah’tan rahmet, eşi <strong>Zeynep, </strong>çocukları ve ailesine sabır diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ted-ankara-kolejini-hep-en-buyuk-sansi-gordu-85092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/asaf-guneri-1786422402.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TED Ankara Koleji&#039;ni hep en büyük şansı gördü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/riskli-yapilandirma-4-yilin-zirvesinde-85091</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Riskli yapılandırma 4 yılın zirvesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonla mücadele için Haziran 2023’ten bu yana uygulanan sıkı para politikası ve makroihtiyati önlemler kredi kompozisyonunda da etkili oldu. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre Mart 2026 itibariyle bankacılık sektöründe toplam krediler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42, 2025 yılsonuna göre yüzde 8 artarak 24.7 trilyon liraya yükseldi ancak takipteki alacak olma riski taşıyan yakın izlemedeki kredilerin aynı dönemde artışı yüzde 13’e yaklaştı. Toplam krediler içinde yakın izlemedeki kredilerin payı yüzde 9 olurken yakın izlemedeki kredilerde yeniden yapılandırma ya da bir itfa planına bağlanan kredilerin toplam krediler içindeki payı da yüzde 5,2 ile 4 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Tahsili gecikmiş alacak satışında son yılların rekor seviyelerini gören bankacılık sektörü yakın izlemedeki kredileri de yeniden yapılandırmayı tercih ediyor.</p>
<h2>Yakın izlemedeki kredilerde %57 artış </h2>
<p>TBB verilerine göre 1. grupta izlenen standart normal krediler Mart 2026’da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40, 2025 sonuna göre yüzde 7,3 arttı ve 21,66 trilyon liraya yükseldi. Bu gruptaki kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 88 oldu ve önceki yıllara paralel bir seyir izledi. Ancak ikinci grup yakın izlemedeki krediler olarak tanımlanan makroekonomik şartlardaki veya borçlunun faaliyet gösterdiği sektörlerdeki veya bunlardan bağımsız olarak borçluya ilişkin olumsuz gelişmeler nedeniyle borçlusunun ödeme gücünde veya nakit akımında olumsuz gelişmeler gözlenen ya da bunun gerçekleşeceği tahmin edilen kredilerdeki artış ise hızlandı. TBB verilerine göre yakın izlemedeki kredi miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 57, 2025 sonuna göre ise yüzde 13 artarak 2 trilyon 293 milyar liraya çıktı. Yakın izlemedeki kredilerin toplam krediler içindeki payı da yüzde 9,3’e çıktı. Sektörün canlı krediler olarak tanımladığı birinci ve ikinci grup krediler 23.96 trilyon lira ile toplam kredilerin yüzde 97’sini oluşturmaya devam etti.</p>
<p>Yakın izlemedeki kredi bakiyesinin yanı sıra bankacılık sektörünün bu kredilerde yeniden yapılandırma ya da yeni bir itfa planına bağladığı krediler de hızlı büyüdü. TBB verilerinden yapılan hesaba göre yeniden yapılandırılan ya da yeni itfa planına bağlanan kredi miktarı geçen yıl sonuna göre yüzde 15,8 arttı. Bu krediler 1 trilyon 276 milyar liraya çıktı ve yüzde 94,2›sini yakın izlemedeki krediler oluşturdu. Yeniden yapılandırılan ya da itfa planına bağlanan kredilerin toplam krediler içindeki oranı Mart 2026 itibariyle yüzde 5,2›ye yükseldi. Geçen yıl sonunda yüzde 4,8, 2024 sonunda yüzde 4,6, 2023 sonunda yüzde 4,5 seviyesindeydi bu oran. Bankacılık sektöründe yakın izlemedeki kredilerin yeniden yapılandırılmasının toplam kredilere oranı son 4 yılın zirvesine çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aadebecb14-1786424811.png" alt="" width="637" height="549" /></p>
<h2>Tahsili gecikmiş alacaklar neredeyse ikiye katlandı</h2>
<p>Sektörde 3,4, ve 5. gruplarda sınıflandırılan tahsil imkanı sınırlı, tahsili şüpheli ve zarar niteliğindeki krediler de geçen yılsonuna göre yüzde 17,6 artarak 648 milyar liraya yükseldi. Böylece takipteki alacak oranı da yüzde 2,6 ile 2021’deki yüzde 3 seviyesine yaklaştı. Bankacılık se ktöründe takipteki alacak bakiyesi geçen yıl mart dönemine göre ise yüzde 95,77 artış gösterdi. Geçen yıl martta bakiye 331 milyar lira seviyesindeydi. Takipteki alacaklara yönelik yeniden yapılandırma ya da itfa oldukça sınırlı kaldı; sadece 75 milyar liralık bir bakiye bu kapsamda değerlendirildi.</p>
<p>Sektörün genel karşılık olarak ayırdığı tutar 361 milyar lira olurken genel karşılıkların yakın izlemedeki kredilere oranı yüzde 16 oldu. Bu oran önceki yıllarda yüzde 20’nin üzerinde bulunuyordu, sektör yeniden yapılandırarak ya da itfa planına bağlayarak bu tarz krediler için ayırdığı karşılık miktarını da azaltmış oldu. Tahsili gecikmiş alacakların yüzde 76’sı oranında özel karşılık ayıran sektör son dönemde çok fazla varlık yönetim şirketine tahsili gecikmiş alacak satışı yaptığı için bu oran da geçen yıllara göre daha düşük kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/riskli-yapilandirma-4-yilin-zirvesinde-85091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/lira-para-tl-1761061404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektöründe yakın izlemedeki krediler bir yılda yüzde 57 artarak 2,3 trilyon liraya çıkarken, yeniden yapılandırılan veya yeni itfa planına bağlanan kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 5,2 ile son 4 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. TBB verilerine göre Mart 2026 itibariyle toplam krediler içinde yakın izlemeye alınanların payı yüzde 9,3 olarak gerçekleşti. Bu dönemde yeniden yapılandırılan veya itfa planına bağlanan kredilerin tutarı ise yüzde 15,8 artışla 1,28 trilyon liraya ulaştı. Bunun yüzde 94,2’sini yakın izlemedeki krediler oluşturdu. Takipteki alacaklar da 648 milyar liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-2026nin-rotasini-cizdi-85090</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı 2026’nın rotasını çizdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye, 2025 yılında mal ihracatını yüzde 4,4 artışla 273,3 milyar dolara, hizmet ihracatını ise yüzde 4,6 artışla 122,6 milyar dolara taşıdı. 2026 yılı için ise mal ihracatında 282 milyar dolar, hizmet ihracatında 128 milyar dolar olmak üzere toplam 410 milyar dolarlık hedef belirlendi.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin ihracatçı firmalar, sektörel dernekler ve ihracatçı birliklerinden oluşan 100’ü aşkın temsilciyle gerçekleştirdiği araştırma, sektörlerin yılın ikinci yarısına daha iyimser baktığını ortaya koydu. Yeni siparişler, uzun vadeli ihracat kontratları ve tarım sektöründe hasat döneminin sağlayacağı katkıyla ihracatta büyümenin sürmesi beklenirken, bu beklentinin kalıcı hale gelmesi için rekabet gücünü artıracak yapısal adımların önceliğini koruduğu ifade ediliyor.</p>
<h2>Baz senaryoda 289 milyar dolar öngörüsü </h2>
<p>Araştırmaya katılan sektörlerin büyük bölümü 2026 yılına ilişkin olumlu ancak temkinli bir beklenti taşıyor. Baz senaryoda mal ihracatının 289,3 milyar dolara ulaşacağı öngörülürken, iyimser senaryoda bu rakamın 311,7 milyar dolara çıkabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Küresel talebin zayıf seyretmesi ve jeopolitik risklerin devam etmesi halinde ise ihracatın 270,6 milyar dolar seviyesinde kalabileceği değerlendiriliyor. Sektörlerin ortalama ihracat artış beklentisi baz senaryoda yüzde 5,8 olurken, iyimser tabloda yüzde 14 seviyesine ulaşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa113cc3e9-1786421523.png" alt="" width="656" height="650" /></p>
<h2>Yüksek katma değerli sektörler pozitif ayrışıyor </h2>
<p>Araştırmada, 2026 yılı için en güçlü büyüme beklentisi savunma sanayii ve yüksek katma değerli sektörlerde yoğunlaştı. Baz senaryoda gemi, yat ve hizmetleri sektörü yüzde 70, savunma ve havacılık yüzde 25, fındık ve fındık mamulleri yüzde 20 ihracat artışı öngördü. Bu sektörleri demir ve demir dışı metaller ile yaş meyve sebze yüzde 10, kimyevi maddeler ile maden sektörü yüzde 8 beklentisiyle takip etti.</p>
<p>İyimser senaryoda ise gemi, yat ve hizmetleri sektörünün yüzde 100, savunma ve havacılığın yüzde 50, fındık ve fındık mamullerinin yüzde 30, demir ve demir dışı metaller ile yaş meyve sebzenin yüzde 20, kimya sektörünün ise yüzde 15 büyüme öngörmesi dikkat çekti..</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7aa122b4c4e-1786421538.png" alt="" width="330" height="394" /></p>
<h2>Emek yoğun sektörlerde temkinli görünüm </h2>
<p>Araştırmada emek yoğun sektörler ile geleneksel ihracat kalemlerinde ise daha temkinli bir tablo ortaya çıktı. Baz senaryoda zeytin ve zeytinyağı sektörü yüzde 15, mücevher sektörü yüzde 8, hazır giyim ile meyve-sebze mamulleri yüzde 3, halı sektörü yüzde 2 ihracat daralması öngördü. Çelik, çimento- cam-seramik, deri ve iklimlendirme sektörleri ise mevcut seviyelerini koruyacağı beklentisini paylaştı.</p>
<p>Olumsuz senaryoda tablo daha da belirginleşiyor. Zeytin ve zeytinyağında yüzde 25, mücevherde yüzde 20, çelikte yüzde 15, makine sektöründe yüzde 10, meyve-sebze mamullerinde yüzde 8 ve hazır giyimde yüzde 7 ihracat düşüşü öngörülüyor. Sektör temsilcileri, özellikle emek yoğun alanlarda maliyet baskısı, fiyat rekabetindeki zayıflama ve küresel talepteki yavaşlamanın ihracat performansını sınırlamaya devam edeceği görüşünü dile getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">410 milyar dolarlık hedefte hizmet ihracatının payı büyüyor</span></h2>
<p>2025 yılında hizmet ihracatı 122,6 milyar dolara ulaşırken, 2026 yılı hedefi 128 milyar dolar olarak belirlendi. Mal ihracatında öngörülen 282 milyar dolarlık hedefle birlikte Türkiye’nin toplam mal ve hizmet ihracatının 410 milyar dolara çıkarılması amaçlanıyor. Turizm, taşımacılık, lojistik, sağlık, eğitim, yazılım ve teknik müşavirlik başta olmak üzere hizmet sektörlerinin toplam ihracat içindeki payının artırılması hedefleniyor. Hizmet ihracatındaki büyümenin cari dengeye katkı sağlamasının yanı sıra, mal ihracatını destekleyen tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkması bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhracatın büyüme reçetesinde "rekabetçilik" yazıyor</span></h2>
<p>İhracatta yıl sonu beklentisi ile ilgili EKONOMİ’ye açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, mevcut koşullar dahilinde yıl sonunda yüzde 2 ila 4 arasında bir büyüme beklediklerini söyledi. Birkaç sektörün ihracat artışını desteklediğinin altını çizen Gültepe, yılın ilk yarısındaki 3,8 milyar dolarlık parite katkısının yılın geri kalanında olmayacağına, temmuz ayında da parite nedeniyle yaklaşık 290 milyon dolarlık kayıp yaşadıklarına dikkat çekti. Bunun da büyümeyi negatif etkileyeceğine değinen Gültepe, koşulların olumsuz seyretmesi halinde ihracatta yüzde 1'lik daralma, en iyi senaryoda ise yüzde 8'lik büyüme öngördüğünü belirtti. Gültepe, sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>"İhracatın gidişatını belirleyecek sihirli kelime rekabetçilik. Bugün ihracatçının en büyük sorunu rekabet gücünü kaybetmiş olması. Özellikle emek yoğun sektörler başta olmak üzere sanayimiz yüksek faiz ve finansman maliyetleri nedeniyle ciddi baskı altında. Tam sanayinin olgunlaşma döneminde olmamız gerekirken son dört yılda sanayinin GSYH içindeki payı 7 puan geriledi. Sanayicinin ve ihracatçının yeniden rekabet gücü kazanabilmesi için destek mekanizmalarının bu doğrultuda yeniden şekillendirilmesi gerekiyor. Kısa vadede en önemli beklentimiz döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10'a çıkarılması. Müşteri bulma veya yeni pazar kazanma konusunda sektörlerimizin önemli bir sorunu yok, bu konuda zaten başarılılar. Bugün Türk ihracatçısının ihtiyacı yeni pazar bulmaktan ziyade, mevcut pazarlarda rekabet edebileceği maliyet koşullarının yeniden oluşturulmasıdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-2026nin-rotasini-cizdi-85090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi’nin 100’ü aşkın ihracatçı, sektör temsilcisi ve ihracatçı birliğiyle gerçekleştirdiği araştırma, 2026 yılına ilişkin üç farklı senaryo ortaya koydu. Baz senaryoda ihracatın yüzde 5,8 artışla 289,3 milyar dolara, iyimser senaryoda yüzde 14 artışla 311,7 milyar dolara ulaşması beklenirken, olumsuz senaryoda ise yüzde 1 gerileyerek 270,6 milyar dolarda kalacağı öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edebiyatin-iklim-krizine-kalici-hafiza-olma-gucune-yurekten-inaniyorum-85086</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> edebiyatın, iklim krizine kalıcı hafıza olma gücüne yürekten inanıyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"iş hayatım bana verileri gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi"</strong></p>
<p><em>İyi eğitiminin ardından başladığı profesyonel yöneticilik yolculuğunda uzun ve başarılı mesafeler alan <strong>Hakan Bulgurlu,</strong> 5 yıl aradan sonra ikinci kitabı Buzlar Eriyince ile okurunun karşısına çıktı. İlk kitabı Tehlikeli Tırmanış’ın devamı niteliğinde Buzlar Eriyince ile de geniş kitlelere ulaşması çok uzun sürmeyecek. Her ikisinde de ana tema olarak, insanlığın önündeki en büyük tehdit olan iklim değişikliği konusu ele alınıyor. Hem de en çarpıcı, en çıplak ve en sahici hâlleriyle… İlk kitabıyla, Everest yolculuğu üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabasını ortaya koyan Bulgurlu’yu ikinci kitabını yazmaya iten nedeni her yönüyle düşünmek gerekiyor. İlk kitabın ardından geçen süreçte iklim krizinin daha da ilerlediğini  gözlemlediğini ifade ediyor Bulgurlu. “Tehlikeli Tırmanış, Everest yolculuğum üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabamdı. Ancak aradan geçen yıllarda iklim krizinin daha da kötüleştiğini ve deniz seviyesi yükselmesi gibi hayati bir tehdit konusunda açık kaynaklarda insanları geleceğe hazırlayacak yeterli bilgi olmadığını fark ettim. İşte bu, benim için kırılma noktası oldu” diyor. Kitaplar, uzun, meşakkatli yolculukların izinde yazılıyor. Bulgurlu, “Everest’e tırmanmak mı, insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor” sorusuna, “Cevabım ikincisi olur. Everest fiziksel bir meydan okumaydı; insanları harekete geçirmek ise zihinsel ve toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor. Bence en zorlu tırmanış da bu” yanıtını veriyor.</em></p>
<p><em><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a12a70bd50-1786385063.png" alt="" width="455" height="491" /></em>Gazeteci-yazar <strong>Cevat Fehmi Başkut</strong>’un klasikleşen iki tiyatro oyunundan ilki, 1948 tarihli <em>Paydos</em>, idealist öğretmen Murteza Bey’in etrafında gelişen olayları anlatır. Yurdun dört bir yanında nice eğitim sevdalısı tarafından yıllarca sahnelenen eser, doğup büyüdüğüm küçük kasabanın sanata gönül veren öğretmenleri tarafından da iki ayrı dönemde, yirmi yılı aşkın bir zaman aralığında seyirciyle buluşmuştu. Piyesin ilk sahnelenişini, oyuncular arasında yer alan ilkokul öğretmeni <strong>Şerafettin Çolak</strong>’ın fotoğraf  karelerinden zihnine yerleştiren ben, 1980’lerin başında yine babasının da yer aldığı, çoğunluğu aynı kadro tarafından sergilenen oyunu bu kez kırpılmayan gözlerle izleyecek, hafızamın derinlikli köşesine kazıyacaktım.</p>
<p>Cevat Fehmi Başkut’un 1964’te kaleme aldığı ikinci tiyatro oyunu <em>Buzlar Çözülmeden</em> de peşinden yüz binleri sürüklemiş, iki kez de sinema filmine konu olmuştu. Eser, bürokrasinin kötü alışkanlıklarını ve çatışmayı anlatıyordu. Olay, bir mevsimlik zaman aralığında cereyan ediyor, zamanla yarış, akışta öne çıkıyordu. Yazarımız, zaman kavramını, buz metaforu üzerinden anlatıyordu. Kış mevsiminin sona ermesiyle birlikte buzlar çözülecek, acı gerçekle karşı karşıya kalacaktı eserin tüm kahramanları ve tabii ki izleyicisi.</p>
<p><strong>Hakan Bulgurlu</strong>’nun ikinci kitabı <em>Buzlar Eriyince</em>’yi elime alıp, ismini ilk gördüğüm an, Cevat Fehmi Başkut’u ve <em>Buzlar Çözülmeden</em> piyesini hatırlamam benim için şaşırtıcı değildi. Ancak kitabı okuduktan sonra, yine bir zamanla yarışın varlığını ve metafor olarak da yine buzun, buzulların kullanıldığını görmem, yukarıdaki satırların yazılmasının önünü açtı. Bu kez buzlar dünyadaki tüm insanlık için çözülmemeliydi. Buzlar erirse, acı gerçek yine ortaya çıkacaktı çünkü. Ve bu kez, dönüş yolunun olmadığı yok edici bir tahribat yaratarak üstelik.</p>
<p>Profesyonel iş yaşamı Koç Holding bünyesinde, ağırlıklı olarak da topluluğun küresel şirketi Arçelik’te geçen Hakan Bulgurlu, beş yıl önce yayımlanan <em>Tehlikeli Tırmanış</em>’ın ardından yazarlık serüvenini geçtiğimiz ay okurla buluşan Buzlar Eriyince ile sürdürüyor. İş dünyasında edindiği deneyimleri, iklim krizi, sürdürülebilirlik ve geleceğe dair kaygılarla harmanlayan Bulgurlu, yalnızca bir yönetici kimliğiyle değil, dünyanın karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri üzerine düşünen bir yazar olarak da karşımıza çıkıyor.</p>
<p>KİTAP’ın bu ayki kapak dosyasında, Hakan Bulgurlu ile yalnızca yeni kitabını değil; iklim krizini, sürdürülebilirliği, iş dünyasının dönüşümünü, liderliği, yazarlığı ve geleceğe dair umutlarını konuştuk. KİTAP’ın Yayın Yönetmeni <strong>Faruk Şüyün</strong> ve yazarı <strong>Handan Sema Ceylan</strong> ile birlikte hazırladığımız kapsamlı sorularımıza verdiği içten yanıtları, dergimizin bu ay kapak konusu oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>bu kitabı (buzlar eriyince) yazmaktaki amacım insanları korkutmak değil; bilimsel gerçekleri, hikâye anlatımının gücüyle daha görünür kılmak</strong></span></p>
<p><strong>Bir CEO’dan iklim aktivistine, oradan da yazarlığa uzanan sıra dışı bir yolculuğunuz var. Sizi Güney Kutbu’na, dünyanın en yüksek dağlarına ve sonunda Buzlar Eriyince kitabını yazmaya götüren zihinsel dönüşüm nasıl gerçekleşti? Bu kitabı yazarken temel amacınız neydi; insanları uyarmak mı, harekete geçirmek mi, yoksa geleceğe bir tanıklık bırakmak mı?</strong></p>
<p>Beni bu kitabı yazmaya götüren şey, iklim krizini artık bir çevre meselesi değil, insanlığın geleceğini şekillendirecek bir mesele olarak görmeye başlamamdı. İş hayatımda bunun şirketler ve ekonomiler üzerindeki etkilerini gördüm; Everest, Antarktika ve diğer keşiflerimde ise doğanın hem gücüne hem de kırılganlığına bizzat tanıklık ettim. Bu kitabı yazmaktaki amacım insanları korkutmak değil; bilimsel gerçekleri hikâye anlatımının gücüyle daha görünür kılmak ve harekete geçirecek bir farkındalık oluşturmak. Sonuçta mesele, gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a13726a6eb-1786385266.png" alt="" width="455" height="439" /><strong><span style="color: #e03e2d;">kurgu ile gerçeğin dansı</span></strong></p>
<p><strong>Kitabın girişinde Samira ve John karakterleri üzerinden distopik, âdeta bir felaket filmini andıran son derece canlı sahneler okuyoruz. Bir anı-ekoloji kitabında bu tür bir anlatı dilini seçmenizin nedeni neydi? Okuru iklim krizinin bilimsel gerçekleriyle yüzleştirmek için kurgunun gücünden nasıl yararlandınız?</strong></p>
<p>Karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi anlamak ve anlatmak için veriler büyük öneme sahip. Ancak insanların kalbine dokunmanın yolunun hikâyelerden geçtiğine inanıyorum. <em>“Milyonlarca insan yerinden olacak”</em> gibi büyük sayılar zihnimizde çoğu zaman soyut kalıyor veya ürkütücü oluyor. Ama meseleyi evini terk etmek zorunda kalan tek bir ailenin, tek bir insanın hikâyesi üzerinden anlattığınızda, o rakamlar bir anda gerçek hayata dokunuyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a13987ede6-1786385304.png" alt="" width="344" height="446" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>antarktika neden dünyanın kalbi?</strong></span></p>
<p><strong>İklim krizinden söz edildiğinde çoğu insanın aklına yangınlar, seller veya kuraklık geliyor. Siz ise gözünüzü Antarktika’ya çeviriyorsunuz. Neden dünyanın geleceğini belirleyecek en kritik coğrafyanın Antarktika olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Antarktika, dünyadaki tatlı suyun yaklaşık yüzde 60’ını barındırdığı için kritik bir bölge. Thwaites Buzulu ise bilim insanlarının <em>“Kıyamet Buzulu”</em> dediği, Florida’dan daha büyük bir buz kütlesi. O buzulu kritik yapan şey, Batı Antarktika Buz Tabakası’nı tutan bir <em>“şişe tıkacı” </em>gibi çalışması. Bu yapı zayıflayıp tamamen çökerse, deniz seviyesinde 65 cm, ardından zincirleme etkilerle Batı Antarktika’nın da etkilenmesiyle 3,3 metreye varan yükselişler söz konusu olabilir. Thwaites, kamuoyunun radarında olması gereken yerde değil. Bunun bir nedeni de Thwaites’in dünyanın en uzak noktalarından birinde olması; bugüne kadar bu bölgeye yalnızca 28 kişi ayak basmış. Ancak küresel medya ve bilim insanlarının ilgisi son yıllarda artmış durumda.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>kahramanlar çağı ve edebi miras</strong></span></p>
<p><strong>Kitapta sık sık Scott’ın seferine katılan Apsley Cherry-Garrard’ın </strong><strong><em>The Worst Journey in the World (Dünyanın En Kötü Yolculuğu)</em></strong><strong> adlı klasik eserine ve Antarktika’nın Kahramanlar Çağı’na referanslar veriyorsunuz. Bu edebi miras, sizin modern kâşif ve yazar kimliğinizi nasıl şekillendirdi?</strong></p>
<p>Antarktika’nın Kahramanlar Çağı'nı anlatan eserler, özellikle <em>The Worst Journey in the World,</em> bana keşfin yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda insanın kendisiyle yüzleşmesi olduğunu öğretti. <strong>Cherry-Garrard, Shackleton</strong> ve <strong>Scott </strong>gibi isimler, zorlu koşullar altında bilime ve keşfe duydukları bağlılıkla bana her zaman ilham vermiştir.</p>
<p>Bu miras, benim yazarlığımı da etkiledi. Onlar yaşadıklarını gelecek nesiller için kaleme aldı; ben de iklim krizini yalnızca bilimsel verilerle değil, insanların bağ kurabileceği hikâyelerle anlatmayı seçtim. Çünkü bazen bir hikâye, onlarca rapordan daha güçlü bir etki yaratabiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>geleceğe bir mektup</strong></span></p>
<p><strong>İzlanda’da yok olan Okjökull Buzulu için hazırlanan ve </strong><strong><em>“Geleceğe Bir Mektup”</em></strong><strong> olarak anılan plaket, kitabın en çarpıcı sembollerinden biri. Sizce </strong><strong><em>Buzlar Eriyince</em></strong><strong> de gelecek kuşaklara bırakılmış bir uyarı mektubu olarak okunabilir mi? Edebiyatın ve yayıncılığın iklim krizine karşı kalıcı bir hafıza oluşturma gücü olduğuna inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet, öyle okunabilir. İzlanda'daki Ok Buzulu için dikilen ve <em>“neler olup bittiğini bildiğimizi”</em> kabul eden o plaket gibi, bu kitap da bugün karşı karşıya olduğumuz <em>“yavaş çekim tsunamiyi”</em> ve bilimsel gerçekleri birer insani hikâye olarak kayıt altına alıyor. Kitabı kaleme alırken en büyük motivasyonum, Māori felsefesinden öğrendiğim <em>“iyi bir ata olma” </em>sorumluluğuydu. Amacım, soyut verileri somutlaştırarak, torunlarımız deniz seviyesi yükselmesiyle şekillenmiş bir dünyada yaşamaya başlamadan önce onlara bir vicdan muhasebesi bırakmak.</p>
<p>Edebiyatın iklim krizine karşı kalıcı bir hafıza oluşturma gücüne yürekten inanıyorum. Karmaşık bilimsel veriler ve grafikler çoğu zaman günlük siyasetin ve ekonomik kaygıların gölgesinde kalarak soyutlaşıyor. Ancak hikâye anlatıcılığı, bu verileri insanların kalbine dokunacak ve onları bugün fedakârlık yapmaya teşvik edecek birer zaman kapsülüne dönüştürme kapasitesine sahip. Kitapta bilimsel gerçekleri kurgusal senaryolarla harmanlamamın nedeni tam olarak buydu: Kaybettiklerimizin ve hâlâ kurtarabileceklerimizin kalıcı bir simgesini yaratmak. Bu eser, gelecek kuşaklar geriye baktığında bizim bu krizi inkâr etmek yerine sorumluluk almayı seçtiğimizin bir kanıtı olarak kalacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a141d75020-1786385437.png" alt="" width="700" height="444" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>iklim depresyonu ve ekonomik kırılganlık</strong></span></p>
<p><strong>Kitapta kurguladığınız iklim depresyonu senaryosunda, üst üste gelen çevresel felaketlerin küresel ekonomiyi derinden sarstığını görüyoruz. 2015-2026 yılları arasında Beko (Arçelik) CEO’luğunu üstlenmiş ve Avrupa Beyaz Eşya Üreticileri Birliği başkanlığını yürütmüş bir iş insanı olarak, şirketlerin iklim krizini artık çevresel değil varoluşsal bir mesele olarak görmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu dönüşüm iş dünyasında yeterince anlaşılabildi mi?</strong></p>
<p>İş dünyası iklim krizini geçmişe kıyasla çok daha ciddiye alıyor ancak hâlâ gereken hızda hareket ettiğimizi düşünmüyorum. Pek çok iş lideri, iklim krizini hâlâ kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle geçiştirilebilecek çevresel bir sorun olarak görüyor. Oysa bilimsel gerçekler çok daha farklı bir resim ortaya çıkarıyor. Bugün şirketlerin yüzde 40’ından fazlası iklim kaynaklı tedarik zinciri sorunları yaşıyor. Eğer önümüzdeki 20-30 yıllık stratejik planlarınıza iklim risklerini dâhil etmiyorsanız, şirketiniz muhtemelen varlığını sürdüremeyecek.</p>
<p><strong>Kitapta Ernest Shackleton’ın kutba yalnızca 160 kilometre kala geri dönmesini, liderlik tarihinin en önemli kararlarından biri olarak anlatıyorsunuz. Kendi iş hayatınızda ve keşif yolculuklarınızda hırs ile sorumluluk arasındaki çizgiyi nerede çektiniz? Bir liderin en sık yaptığı hata nedir?</strong></p>
<p><strong>Ernest Shackleton</strong>’ın kutba ulaşmak yerine ekibini sağ salim eve döndürmeyi seçmesi, gerçek liderliğin bazen ilerlemek değil, doğru zamanda vazgeçebilmek olduğunu gösteriyor. Onun meşhur <em>“Canlı bir eşek, ölü bir aslandan iyidir.”</em> sözü, gerçek liderliğin hırsı değil, sorumluluğu seçebilmek olduğunu en iyi özetleyen ifadelerden biri.</p>
<p>Ben de keşif yolculuklarımda sınırlarımı zorladığım ve bunun bedelini ödediğim anlar yaşadım. Bu deneyimler bana, sorumluluğun yalnızca hedefe ulaşmak değil, seni bekleyen ailene ve sana güvenen insanlara sağ salim dönebilmek olduğunu öğretti. İş hayatında da aynı anlayışla hareket ediyorum. Büyümek elbette önemli, ancak bunu gelecek nesillerin yaşam hakkı pahasına yapamayız.</p>
<p>Bence bir liderin en sık yaptığı hata kısa vadeye odaklanmak. Gerçek liderlik sadece bir sonraki çeyreği değil, bir sonraki nesli de düşünme cesaretini gösterebilmektir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a148a2dc11-1786385546.png" alt="" width="700" height="377" /><strong><span style="color: #e03e2d;">2050 yılına kadar iklim mültecilerinin sayısı, 1,2 milyara ulaşacak</span></strong></p>
<p><strong>Kitap boyunca sık sık </strong><strong><em>“iklim mültecileri” </em></strong><strong>kavramına değiniyorsunuz. Sizce önümüzdeki yıllarda dünyayı en çok zorlayacak mesele buzulların erimesi mi, yoksa bu erimenin tetikleyeceği kitlesel göç hareketleri mi olacak?</strong></p>
<p>Bu soruya verdiğim yanıt aslında kitabın temel tezlerinden birini yansıtıyor. Buzulların erimesi fiziksel bir neden olsa da bu durumun tetiklediği kitlesel göç hareketleri ve insani trajedi, önümüzdeki yıllarda dünyayı en çok zorlayacak mesele olacak. 2050 yılına kadar iklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisiyle yaklaşık 1,2 milyar insanın yerinden olabileceği öngörülüyor. Bu, modern tarihte eşi benzeri görülmemiş bir göç dalgası ve dünya henüz buna ne hukuki ne de lojistik olarak hazır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>geleceğe baktığımda hissettiğim duygu ne tam bir korku ne de saf bir umut; “gerçekçi bir alarm hali”</strong></span></p>
<p><strong>Kasım 2023’te gerçekleştirdiğiniz Vinson Dağı tırmanışınız ve ardından gelen Güney Kutbu yolculuğunuz sırasında gözünüzün donmasından nefes darlığına kadar çok ağır fiziksel zorluklar yaşadınız. Böyle anlarda sizi ayakta tutan şey neydi? Çadırınızda </strong><strong><em>The Worst Journey in the World</em></strong><strong> dinlemek zihinsel olarak size nasıl bir güç verdi?</strong></p>
<p>Evet, öksürük yolculuğun başından beri peşimi bırakmadı, üstüne Antarktika’nın çöl kuruluğundaki havasıyla birleşince her adımımı bir ıstıraba dönüştürdü. Vinson tırmanışı sırasında da sağ göz kapağım dondurucu fırtınada donup yapıştı. Dünyayı tek gözle, bulanık bir buz perdesinin arkasından izlemek zorunda kalmam, doğanın kudreti karşısında ne kadar kırılgan olduğumuzu bir kez daha gösterdi.</p>
<p>En zor anlarımda aklıma hep çocuklarım, ailem ve bu yolculuğun amacı geliyordu. Kendime, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için bugün bu zorluğa katlanmaya değer olduğunu hatırlatıyordum.</p>
<p>Çadırda <em>The Worst Journey in the World</em>’ü dinlerken onların 24 saatlik zifiri karanlıkta, donan kanvas giysileri ateşle eriterek çıkarabildikleri ve 250 kiloluk kızakları çektikleri o insanüstü çabayı düşünmek, kendi acımı bir lüks gibi görmemi sağladı. O an bir kez daha anladım ki insanı ayakta tutan sadece fiziksel güç değil, inandığı amaçtır.</p>
<p><strong>Kitabı okurken bir yandan büyük bir kaygı hissediliyor, diğer yandan insanlığın çözüm üretebileceğine dair bir umut da korunuyor. Siz bugün geleceğe baktığınızda hangi duygu daha baskın: korku mu, umut mu?</strong></p>
<p>Geleceğe baktığımda hissettiğim duygu ne tam bir korku ne de saf bir umut; ben bunu <em>“gerçekçi bir alarm hâli”</em> olarak tanımlıyorum. Kitapta ve uzmanlarla yaptığım görüşmelerde de vurguladığım gibi, içinde bulunduğumuz durumu Birleşik Krallık İklim Değişikliği Komitesi Üyesi <strong>Swenja Surminski</strong>'nin o meşhur sözüyle ifade edeyim: <em>“Teknoloji bakımından neler yapabileceğimiz konusunda çok iyimserim, ancak gerçekte ne yapacağımız konusunda oldukça kötümserim.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>iş dünyasına net mesaj…</strong></span></p>
<p><strong>Buzlar Eriyince’de çizdiğiniz tablo, iş dünyası için nasıl bir ekonomik gelecek öngörüyor?</strong></p>
<p>İklim krizi, şirketlerin rekabet gücünü ve varlığını doğrudan etkileyen stratejik bir risk. Kitaptaki yüzde 10’luk küresel ekonomik daralma senaryosu da bu bakış açısının bir uzantısı. Deniz seviyesindeki yükseliş, aşırı hava olayları ve kitlesel göçler birbirini beslediğinde; tedarik zincirlerinden sigorta sistemlerine, limanlardan finans piyasalarına kadar tüm ekonomik düzen etkileniyor. Bu yüzden iş dünyasına mesajım çok net: İklim risklerini önümüzdeki 20-30 yıllık planlarınıza dâhil etmiyorsanız, geleceğin ekonomisine değil, geçmişin koşullarına göre şirket yönetiyorsunuz.</p>
<p><strong>Buzlar Eriyince’yi bitiren okurun aklında tek bir cümle kalacak olsa, bunun ne olmasını isterdiniz?</strong></p>
<p><em> “İyi atalar olmaya hazır mıyız?”</em> Kitabın özü bu soruda yatıyor. İklim krizi sadece eriyen buzulların ya da yükselen denizlerin hikâyesi değil. Aynı zamanda gelecek nesillere nasıl bir miras bırakacağımızı da belirleyecek.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a146ef3b62-1786385519.png" alt="" width="344" height="446" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>bence iyi bir liderlik sadece  rakamları okumak değil, insanlarin hikâyelerini de okuyabilmeyi gerektirir</strong></span></p>
<p><strong>İlk kitabınız </strong><strong><em>Tehlikeli Tırmanış</em></strong><strong> kişisel bir yolculukken, </strong><strong><em>Buzlar Eriyince </em></strong><strong>bir gelecek kurgusu. Sizi bu iki tür arasında geçiş yapmaya iten kırılma noktası ne oldu?</strong></p>
<p><em>Tehlikeli</em><em> Tırmanış</em>, Everest yolculuğum üzerinden iklim krizine dikkat çekme çabamdı. Ancak aradan geçen yıllarda iklim krizinin daha da kötüleştiğini ve deniz seviyesi yükselmesi gibi hayati bir tehdit konusunda açık kaynaklarda insanları geleceğe hazırlayacak yeterli bilgi olmadığını fark ettim. İşte bu, benim için kırılma noktası oldu.</p>
<p><strong>Everest’te yaşadığınız deneyimle Antarktika merkezli distopya arasında nasıl bir zihinsel bağ kuruyorsunuz? İlk kitapta </strong><strong><em>“tanıklık”</em></strong><strong>, ikinci kitapta</strong><strong><em> “uyarı” </em></strong><strong>var. Sizce hangisi daha etkili bir anlatım dili?</strong></p>
<p>Everest’te buzulların geri çekilişini gördüm, Antarktika’da ise bunun gelecekte nelere yol açabileceğini daha net kavradım. Bence tanıklık çok değerli ama artık tek başına yeterli değil. Bu yüzden <em>Buzlar Eriyince</em>’de sadece gördüklerimi anlatmak yerine, bu gidişat değişmezse nasıl bir dünyayla karşılaşabileceğimizi göstermeyi seçtim. Amacım bir distopya yazmak değil, bugünün kararlarının yarını nasıl şekillendireceğini görünür kılmaktı. Eğer okur kitabı bitirdiğinde sadece iklim krizini değil, gelecek nesillere karşı sorumluluğunu da düşünüyorsa o zaman hikâye amacına ulaşmış demektir.</p>
<p><strong>Kitapta yer verdiğiniz zorunlu göç, gıda krizi ve enerji sorunları sizce hangi sektörleri en hızlı dönüştürecek?</strong></p>
<p>Bu süreçten en hızlı etkilenecek sektörlerin başında finans ve sigorta geliyor. Çünkü iklim riski arttıkça bazı bölgeler sigortalanamaz hale gelecek ve bu durum gayrimenkul piyasalarından bankacılığa kadar tüm sistemi etkileyecek. Enerji sektörü de çok büyük bir dönüşüm yaşayacak. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye ve düşük karbonlu teknolojilere geçiş artık bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk. Tarım ve gıda sektörü ise kuraklık, aşırı hava olayları ve su stresi nedeniyle üretim modellerini yeniden tasarlamak zorunda kalacak.</p>
<p><strong>Okurun bu iki kitaptan çıkarmasını en çok istediğiniz ortak mesaj nedir? İnsanlar iklim krizini hâlâ </strong><strong><em>“uzak bir tehdit”</em></strong><strong> olarak mı görüyor? Everest’e tırmanmak mı, yoksa insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor?</strong></p>
<p>Her iki kitabımdan da okurun çıkarmasını istediğim ortak mesaj, Māori kültüründen öğrendiğim <em>“iyi bir ata olma” </em>anlayışı. İkisinin de ortak amacı, bugünkü kararlarımızın gelecek nesillerin hayatını şekillendireceğini hatırlatmak. Everest’e tırmanmak mı, insanları iklim krizi konusunda ikna etmek mi daha zor derseniz, cevabım ikincisi olur. Everest fiziksel bir meydan okumaydı; insanları harekete geçirmek ise zihinsel ve toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor. Bence en zorlu tırmanış da bu.</p>
<p><strong>Bir iş insanı olarak gerçek verilerle hareket etmeye alışkınsınız. Kurgu yazarken sezgileriniz mi yoksa veriler mi ağır bastı?</strong></p>
<p>Bu kitabı yazarken veriler ve sezgiler arasında bir seçim yapmadım. Veriler, kurgumun sınırlarını ve gerçekliğini belirleyen çerçeveyi oluşturdu; sezgilerim ise o çerçeveyi insani duygular, korkular ve umutlarla dolduran ruh oldu.</p>
<p><strong>CEO deneyimiyle baktığınızda, şirketlerin bu distopyayı önlemek için bugün neyi farklı yapması gerekiyor?</strong></p>
<p>Bence şirketlerin bugün yapması gereken en büyük değişiklik, bakış açılarını değiştirmek. İklim krizini artık bir sürdürülebilirlik ya da sosyal sorumluluk meselesi olarak değil, şirketlerin uzun vadeli varlığını belirleyecek stratejik bir risk olarak görmeleri gerekiyor. Bu da kısa vadeli sonuçlardan çok uzun vadeli dayanıklılığa odaklanmayı gerektiriyor. Sermayeyi düşük karbonlu teknolojilere, enerji verimliliğine ve iklim dirençli iş modellerine yönlendirmek artık bir tercih değil, zorunluluk.</p>
<p><strong>Dağcılık deneyiminiz yazarlık disiplininizi nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Dağcılık bana her şeyden önce gözlem yapmayı, sabretmeyi ve doğaya gerçekten tanıklık etmeyi öğretti. Çünkü dağlarda hiçbir şeyi uzaktan anlayamazsınız; onu yaşayarak deneyimlemeniz gerekir. Bu bakış açısı yazarlığımı da şekillendirdi. Dağcılık bana tanıklık etmeyi öğretirken yazarlık da bu tanıklığı başkalarıyla paylaşmanın en güçlü yolu oldu.</p>
<p><strong>Sizi yazmaya teşvik eden kitaplar ya da yazarlar kimler oldu?</strong></p>
<p>Çocukluğumdan beri kâşiflerin hikâyeleriyle büyüdüm. Özellikle Sir <strong>Ernest Shackleton, Robert Scott</strong> ve <strong>Roald Amundsen</strong>’in yolculukları beni derinden etkiledi.</p>
<p>Yazarlık açısından ise en büyük ilham kaynaklarımdan biri <strong>Apsley Cherry-Garrard</strong>’ın <em>The Worst Journey in the World</em> adlı eseriydi. Bunun yanında <strong>Jared Diamond</strong>’ın <em>Collapse </em>kitabı, Grönland’daki Viking kolonilerinin iklim değişikliğine uyum sağlayamayarak çöküşünü anlatarak, medeniyetlerin çevresel değişim karşısındaki kırılganlığını anlamamda önemli bir rol oynadı.</p>
<p><strong>İş dünyası liderlerinin daha fazla edebiyat okuması gerektiğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Liderler verilerle karar alır; ancak veriler tek başına insan davranışını anlamaya yetmez. Edebiyat, empati kurmayı, farklı bakış açıları geliştirmeyi ve uzun vadeli düşünmeyi öğretir. Bence iyi bir liderlik sadece rakamları okumak değil, insanların hikâyelerini de okuyabilmeyi gerektirir. Çünkü geleceği şekillendiren kararlar yalnızca akılla değil, vicdanla da alınır.</p>
<p><strong>Günlük hayatınızda okuma rutininiz nasıl?</strong></p>
<p>Bir yandan işim gereği iklim, sürdürülebilirlik ve ekonomi üzerine raporlar ve araştırmalar okuyorum; diğer yandan ise bana farklı bakış açıları kazandıran biyografiler, keşif hikâyeleri ve edebiyat eserlerine zaman ayırıyorum. Yoğun tempom nedeniyle sesli kitapları da çok kullanıyorum.</p>
<p><strong>Kurgu mu, kurgu dışı mı sizi daha çok besliyor? Son dönemde sizi etkileyen bir kitap var mı?</strong></p>
<p>İkisi de beni besliyor ama farklı şekillerde. Kurgu dışı eserler ve bilimsel çalışmalar düşünme biçimimi şekillendiriyor; kurgu ise o bilgiyi insan hikâyelerine dönüştürmenin yollarını gösteriyor. Son dönemde beni en çok etkileyen kitaplardan biri <em>Becoming a Good Ancestor</em> oldu. Özellikle gelecek nesillere karşı sorumluluk, affetme ve bilgelik üzerine yaklaşımı, benimsediğim <em>“iyi bir ata olma”</em> anlayışıyla güçlü bir şekilde örtüşüyor.</p>
<p><strong>Bilim insanlarıyla yaptığınız görüşmelerin dışında, hangi kaynaklar yazım sürecinizi şekillendirdi?</strong></p>
<p>Bilim insanlarıyla yaptığım görüşmelerin yanı sıra, yazım sürecimi şekillendiren en önemli kaynaklar <strong>Apsley Cherry-Garrard</strong>’ın <em>The Worst Journey in the World </em>ve <strong>Jared Diamond</strong>’ın <em>Collapse</em> kitabı oldu. Bunun yanında iklim ekonomisi, finans ve sigorta alanındaki güncel raporlar da kitabın iş dünyası perspektifini oluşturmamda önemli rol oynadı.</p>
<p><strong>Can Yayınları’nın bir markası olan Mundi’den çıktı kitaplarınız, iş insanı olarak yayınevi, editörler, kapak seçimi, nasıl bir süreç yaşadınız?</strong></p>
<p>Mundi, hem ilk kitabım <em>Tehlikeli Tırmanış</em>’ı hem de <em>Buzlar Eriyince</em>’yi okurla buluşturdu. Bir iş insanı olarak planlı ve disiplinli çalışmaya alışkınım; yayıncılık sürecinde ise bu yaklaşımın güçlü bir editoryal bakışla birleştiğini görmek benim için çok değerliydi. Dizi editörüm <strong>Merin Sever</strong> başta olmak üzere tüm ekip, kitabın hem diline hem de anlatımına önemli katkılar sağladı.</p>
<p>Kapak seçimi de benim için en az metin kadar önemliydi. Antarktika’nın büyüleyici ama aynı zamanda kırılgan ruhunu ilk bakışta hissettirecek bir görsel istedik. Kapakta yer alan fotoğraflar ise bu yolculuğu birlikte yaptığım yol arkadaşım <strong>Graham Friend</strong>’e ait. Bu nedenle kapak, benim için sadece bir tasarım değil, aynı zamanda o yolculuğun gerçek bir hatırası.</p>
<p><strong>Arçelik’teki hem yerel hem küresel deneyimleriniz yazarlık bakış açınızı ve iklim konusunu nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Arçelik’te çok farklı coğrafyalarda çalıştım. Bu sırada iklim risklerinin tedarik zincirlerinden üretime, su kaynaklarından tüketici davranışlarına kadar iş dünyasının her alanını etkilediğini yakından gözlemledim. <em>Buzlar Eriyince</em>’de iklim krizini sadece buzulların erimesi üzerinden değil, iş dünyasını, şehirleri ve insan hayatını dönüştüren çok katmanlı bir mesele olarak ele almamın nedeni bu. İş hayatım bana verileri ve büyük resmi gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/edebiyatin-iklim-krizine-kalici-hafiza-olma-gucune-yurekten-inaniyorum-85086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/hakan-bulgurlu-1786385683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ iş hayatım bana verileri gösterdi; yazarlık ise o verileri insanların bağ kurabileceği hikâyelere dönüştürme imkânı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuzey-kafkasya-halklari-kitabi-sizi-sorgulama-merakinin-pesinde-surukler-85087</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> kuzey kafkasya halkları kitabı sizi sorgulama merakının peşinde sürükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuzey Kafkasya Halkları / Tarih, Kültür ve Kimlik, imparatorluk bakiyesi coğrafyaların çok sesli hafızasını akademik çalışmalarla görünür kılıyor. Kitap, okuru kulaktan dolma “malumat”ı sorgulamaya; Kafkasya halklarının dilleri, kültürleri ve ortak tarihleri arasında yeni bağlar kurmaya çağırıyor.</p>
<p>Bir ülke <em>“imparatorluk artığı”</em> ise orada çok seslilik, çok kültürlülük, çoklu bağlar, büyüyen özlemler, abartılan anlatımlar, eksik ve yanlış bilgiler olacaktır. İstanbul’da ufka hâkim bir tepede, güneşin isteksizce ufkun ardında saklandığı bir kızıl akşamda geniş bir masada yemekli söyleşi yapıyorsanız, bilin ki, kökleri değişik coğrafyalara uzananlarınız vardır. Yemen’den, Fizan’dan, Magrip’ten, Maşrik’ten, Galıçya’dan, Kırım’dan, Kazan’dan, Arda boylarından, Selanik ufuklarından, Kafkasya’nın iki yüzünün engin derinliklerinden gelen insanlarla bir aradasınız.</p>
<p>Varsayalım ki güneşin ufkun ardına saklandığı o söyleşi ortamında, üstüne çöken karanlık değil, güzelliğin büyüsü olan İstanbul’da saf duygularınızın doruklarında gezindiği o anda sadece Kafkas Dağları’nın kuzeyinden ve güneyinden bu yurda son sığınak olarak göç etmiş insanların torunlarından birisiniz. Söz de köklerinizden açıldı.</p>
<p>Dağıstanlı şair <strong>Hamzatov</strong>’un anlattığı öykünün okyanuslarını kulaçlarsınız:</p>
<p>Tanrı insanlara birer dil vermeye karar vermiş. Elindeki dil torbasından kura çektirerek ilerlemeye başlamış. İngilizler, Fransızlar, Latinler, Araplar, Hintliler, Türkler, Çinliler derken yolu Kafkasya’ya düşmüş. Dağın doruklarına yaklaşırken amansız bir fırtınada göz gözü göremez olmuş. Elindeki dil torbasının içinde ne kadar dil varsa torbasını ters yüz ederek hepsini savurmuş.</p>
<p><strong>Okan Yeşilot</strong> ve <strong>Serdar Oğuzhan Çaycıoğlu</strong>’nun editörlüğünde <strong>Sadık Müfit Bilge, Hayrı Çapraz, Selçuk Sımsım, Gıyas Şüküroğlu, Gökçe Yükselen Peler, Vefa Kurban, Nuri Çümen Aşçı, Murat Topçu, Cabir Osmanlı, Ali Asker, Mehdi Salimov, Oktay Berber, Ufuk Tavkul, İsmail Bülbül, Gülcan İnalcık, Derya Derin Paşaoğlu </strong>ve <strong>Tekin Aycan Taşçı</strong>’nın akademik çalışmaları derlenen kitap var elimizde: <em>Kuzey Kafkasya Halkları/ Tarih, Kültür ve Kimlik</em> kitabının ilk baskısını <strong>VakıfBank Kültür Yayınları, </strong>Aralık 2025’te okura sunmuş.</p>
<p>Tasavvur ettiğimiz İstanbul akşamında köklerini merak eden, ama kulaktan dolma çok sınırlı <em>“malumat”</em>ın ötesinde <em>“bilgisi”</em> olmayanlar bir arada iseniz, kulaktan kulağa aktarılan malumatın önemli bir bölümü aşırı ve noksan değerlendirmenin tuzaklarına düşebilir.</p>
<p><em>Kuzey Kafkasya Halkları</em> kitabındaki akademik çalışmaları okursanız, Kafkasya Dağları’nın çok az geçit veren doruklarını aşar, Terek Irmağı sizi Hazar kıyılarındaki bataklıklara kadar sürükler. Dargilerin kim olduklarını öğrenir, Çeçenlerin tarihi mücadelelerinde gösterdikleri kahramanlıklarla büyülenir; Avarların yetiştirdikleri mücadeleci liderlerin serüveninin rüzgârında bambaşka dünyaların derinliklerinde kendinizi yitirebilirsiniz. İnguşlarla kurduğunuz ahbaplık, dağın güney yamaçlarında Osetlerle zenginleşir. Karaçay, Kabardey ve Balkar halklarının kadim geçmişinde pastanızı tadarken, dünden bugüne aktarılan kültürlerin sizinle ne kadar iç içe olduğunu anlar, ortak bir ulus yaratmanın tadını çıkarabilirsiniz.</p>
<p>Çoğumuzun haberi yoktur ama, yönünüzü batıya dönerseniz, Kafkasya’nın doruklarındaki kar ve buzullardan beslenen Azak Denizi’nde dinginleşen Kuban Irmağı’nın çevresinde Çerkesler’in 19. yüzyılda çektikleri çilenin bir ucunun Anadolu, öteki ucunda Ürdün, Mısır’da Memlükler olduğunu görür; Avarların dil ve kültürü hakkında bilimsel araştırmaya dayalı bilgilerle kendi malumatlarınızı karşılaştırarak kimliğinizin bir parçasına ince ayarlar verebilirsiniz.</p>
<p>Abhazya ve Abhazlar hakkında bildiklerinizin ne denli sığ, öğretici olmaktan uzak olduğunun farkına varmanız yüreğinize acıların tortularını biriktirir; ama Çeçenlerin kim olduklarını öğrenmenin ve bilmenin sevinci bütün üzüntülerinizi unutturabilir.</p>
<p>Kuzey Kafkas halklarının hepsini <em>“Çerkes”</em> saymanın eksik bir bilgi olduğunu anlarsınız. Engin tarihleri, renkli kültürleriyle Çerkes halklarını anlamanın ne büyük bir zihni zenginlik olduğunu kavramak bilmekten doğan sevincinizi artırır.</p>
<p>Azerbaycan’da Dağ Yahudileri ve Tat halkı, Tat dili size Kafkasya coğrafyasının çok dilli ve çok kültürlü yapısı hakkında geniş bir ufka götürebilir. Dargiler, İnguşlar, Kalmuklar, Karaçaylılar ve Malkarlılar, Kumuklar, Lak halkı, Lezgiler ve Nogaylar’ın aynı coğrafyada binlerce yıldır nasıl var olduklarını ve varlıklarını sürdürdüklerini anlamak, zihninize yeni bir aşamaya tırmanma sevincini yaşatır.</p>
<p>İsterseniz Kafkasya’nın güneyine iner Lazlar, Gürcüler, Ermenilerin de bu coğrafyanın bir parçası olduğunu düşünürseniz; mikrocoğrafyaların iç ritimlerini anlamadan tarih hakkında hüküm vermenin ne denli sakıncalı olduğunun farkına varırsınız.</p>
<p><strong>Muazzez İlmiye Çığ</strong>’ın yazdıklarını, yakın coğrafyada yaşamış olan Hititlerin Hitit, Hatti, Hurri, Mitani, Luvi, Palaca, Sümerce ve Akadca gibi dilleri kullandıklarını anımsatır. Dillerin ve kültürlerin çeşitliliğini dayanıklılığın bir bileşeni ya da çatışma kaynağı olarak değerlendirebilmek için büyük okyanuslarda zihinsel sörf yapar, yelkenlerinizi doldurursunuz.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a162f91145-1786385967.png" alt="" width="269" height="349" />İçinde bulunduğumuz coğrafyanın ve yakın coğrafyamızın mekânsal ritminin ürettiği kültürleri bilmenin, bağlantı kurma, ilişki geliştirme, etkileşimle yeni zenginlikler üretme potansiyeli, zihinlerinizdeki heyecanı doruklara taşır.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Halkları üzerine çalışmaların derinleştirilmesi ve bilginin paylaşılarak büyümesi sağlıklı bir gelecek inşa etmenin değişkenlerinden biri. Bize düşen elimizin menziline ulaştırılan fırsatlardan sonuna kadar yararlanmak olacaktır. Kafkas Dağları’nın iki yüzünün kopmaz parçalarımız olduğu bilinci yükselecektir.</p>
<p>VakıfBank’ın yapmış olduğu bu <em>“faydalı bilgi üretme” </em>hamlesi çok önemli. Yayınlanan makalelerdeki akademik özen, birincil kaynaklara erişerek değerlendirme yapma ciddiyeti başlı başına takdir edilmesi gereken bir çaba.</p>
<p>Anadolu’yu son kale olarak gören çevre coğrafyalardan gelen halkların dilleri, inançları, gelenekleri, görenekleri, umutları ve kaygıları hakkında ayrıntılı bilginin çoğalması, dayanıklı ilişkileri derinleştirme yollarından biri.</p>
<p><em>Kuzey Kafkas Halkları </em>kitabını başucunuza koyun; sonra özenle okuyun… Kızıl akşamlarda bir tutam güneşin keyifli bir söyleşiyi ısıtarak yarar üretmesine de dış politikada doğru istikamet belirlemede de, evrimin son aşaması olan işbirlikleri yapmanın yol ve yöntemlerini kavramada da adım adım ilerlemenize katkı yapacaktır. Ne kadar az şey biliyormuşum, daha gidecek uzun yol var duygusu sizi bilinmezlerle yüzleşme özgüvenine götürecek, varlığınıza yeni bir değer eklemenizin yolunu açacaktır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuzey-kafkasya-halklari-kitabi-sizi-sorgulama-merakinin-pesinde-surukler-85087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuzey Kafkasya Halkları / Tarih, Kültür ve Kimlik, imparatorluk bakiyesi coğrafyaların çok sesli hafızasını akademik çalışmalarla görünür kılıyor. Kitap, okuru kulaktan dolma “malumat”ı sorgulamaya; Kafkasya halklarının dilleri, kültürleri ve ortak tarihleri arasında yeni bağlar kurmaya çağırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-muzesi-binalarda-degil-kitap-sayfalarinda-85088</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> en büyük müzesi binalarda değil, kitap sayfalarında…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beyaz gecelerin aydınlığında dolaşırken anlıyorsunuz ki St. Petersburg’un gerçek hazinesi yalnızca Ermitaj’ın salonlarında değil; Gogol’ün, Puşkin’in ve Dostoyevski’nin satır aralarında saklı. Bu şehir, roman kahramanlarının hâlâ nefes aldığı ender yerlerden biri.</p>
<p>Kalinka Köprüsü’nün üzerinde olduğumu fark ediyorum… <strong>Gogol</strong>’ün meşhur öyküsü Palto’da düşük rütbeli bir devlet memuru olan yoksul Akakiy Akakiyeviç’in hayaletinin dadandığı köprü… Hani bilirsiniz… Tüm parasını bir palto almak için biriktirip sonra çaldırması üzerine hastalanarak ölmesi, hayalet Akakiy’in paltoyla köprüden geçen kişilere musallat olması… 1840’lı yıllarda Gogol’ün yürüdüğü köprünün üzerindeyim. <strong>Dostoyevski</strong>’ye atfedilen <em>“Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık”</em> sözünün ilham kaynağı yerdeyim. Üstümde palto yok, ince bir yağmurluk… Hayaletten korkmam için sebebim yok!</p>
<p>İki gün kaldığım şehri dört günden fazlaymış gibi yaşadığım beyaz geceler zamanı… Sabah 3.45’te aydınlanan günüm, gece 11.00’e kadar aydınlık. Toplantılardan sonra bana kalan zamanda St. Petersburg’u, uluslararası havacılıkta hâlâ geçerli ismiyle Leningrad’ı geziyorum.</p>
<p>Uzun zamandır böyle masalsı bir yerde olmamıştım. 90’dan fazla nehir, 800’ün üzerinde köprü, gözümün gördüğü her yerde tarihî bina ve benzeri Avrupa kentlerine tezat oluşturan genç nüfus fazlalığı… Şehrin sokakları yalnızca tarihî binaların görkeminden, köprülerin romantizminden ibaret değil elbette. Çarlık Rusyası’nın ihtişamını, devrimlerin ayak seslerini, aristokrasinin çöküşünü ve sıradan insanın yalnızlığını aynı caddelerde buluşturan şehir, yalnızca Rusya’nın değil, dünya edebiyatının da en büyük platolarından biri. Öyle ki birçok romanda St. Petersburg sadece olayların geçtiği bir mekân değil, kahramanların kaderini belirleyen görünmez bir güç.</p>
<p><strong>çeşme salonu, İstanbul köle pazarı ve Puşkin!</strong></p>
<p><strong>1. Petro</strong> tarafından yaptırılan Petergof Sarayı’nda da beni küçük bir sürpriz bekliyordu. I. Petro demişken, evet, bizim Prut Savaşı’nda yaptıkları nedeniyle <em>“Deli”</em> diye andığımız, kendi ülkesinde Büyük Petro olarak bilinen çardan bahsediyoruz.</p>
<p>Versay Sarayı’na öykünen bu sarayda duvarlardaki yağlı boya tablolar beni kendi tarihimize de bir yolculuğa götürüyor. Büyük aynalı salondan sonra ulaştığımız Chesme Hall ismine şaşırıyorum. Çeşme mi? Evet… 1770’te Cebelitarık’ı geçerek gelen ve Karadeniz’den beklediğimiz saldırının tersine bizi Çeşme’de gafil avlayan Rus donanmasının zaferi nedeniyle bu salonda, Alman asıllı ressam <strong>Johann Jakob Philipp Hackert</strong> tarafından resmedilmiş deniz muharebesi… 16 büyük kalyonumuzun, 13 kadırgamızın ve küçük gemilerimizin top atışlarıyla tamamen yok edilmesini anlatan bu resimlere, sanki bugün olmuş gibi yüreğim sıkışarak bakıyorum.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a175001a96-1786386256.png" alt="" width="248" height="327" />İlerlediğim salonlarda bu hava değişiyor, siyahi bir adam görüyorum… Modern Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen Puşkin’in dedesi olduğunu öğreniyorum. <strong>Abram Gannibal,</strong> Petro döneminde İstanbul’daki Rus elçisi tarafından —<strong>Tolstoy</strong>’un dedesi— bir köle pazarından alınıyor ve çara hediye ediliyor. Zekâsıyla öne çıkan bu köle, zamanla çarın en iyi dostlarından biri oluyor; askerî zekâsı sayesinde önce özgür bir adam hâline geliyor, sonra generalliğe yükseliyor. Puşkin, kıvırcık siyah saçlarını anne tarafından bu dedesine borçlu. O, Afrika kökenini hiçbir zaman saklamamış; aksine bununla gurur duymuş. Bunu yapıtlarından da anlıyoruz.</p>
<p>Eve döner dönmez <em>Yevgeni Onegin</em>’i yeniden karıştırmak istiyorum. Puşkin’in bu başyapıtı yalnızca Rus aristokrasisini anlatan bir roman değil, modern roman kahramanının da doğmasını sağlayan bir eser. <strong>Onegin</strong>, zengin, eğitimli fakat hayattan sıkılmış bir aristokrattır. Genç <strong>Tatyana</strong>’nın içten sevgisini geri çevirir; yıllar sonra ise bu kararının bedelini ağır bir pişmanlıkla öder.</p>
<p>Eser, Rus edebiyatında <em>“gereksiz insan”</em> tipinin ilk büyük örneklerinden biri kabul edilir ve Tolstoy’dan Dostoyevski’ye uzanan birçok yazarı etkiler. Romanın en çok hatırlanan bölümlerinden biri Tatyana’nın Onegin’e yazdığı mektup. Türkçeye şu şekilde çevrilmiş:</p>
<p><em>“Size yazıyorum; daha ne diyebilirim?</em></p>
<p><em>Bundan sonra ne söyleyebilirim ki?</em></p>
<p><em>Biliyorum, beni küçümsemek elinizde;</em></p>
<p><em>Ama talihsiz yazgıma biraz olsun acırsanız,</em></p>
<p><em>Beni yüzüstü bırakmayacağınıza inanıyorum.”</em></p>
<p>Bu birkaç dize bile Puşkin’in yalın ama derin anlatımını göstermeye yeter. Aradan iki yüzyıl geçmesine rağmen <em>Evgeni Onegin,</em> karşılıksız aşkı, pişmanlığı ve insanın zaman karşısındaki çaresizliğini anlatan en güçlü klasiklerden biri.</p>
<p>Puşkin, yetiştiği aristokrat çevrelere muhalif olmayı bilmiş gerçek bir entelektüeldi. Bu nedenle hiç yurt dışına çıkamadı. Ta ki Osmanlı-Rus savaşlarından biri nedeniyle Erzurum’a gidene kadar. Belki orada ölür diye düşünüldü. Aslında düelloda ölmesi de sadece bir gönül meselesi değildi. Eşine yapılan bilinçli bir saldırının onun onurlu duruşu sayesinde ortadan kaldırılmasına hizmet edecekti.</p>
<p><strong>dostoyevski ile adımlamak…</strong></p>
<p>Tüm bunları düşünerek saraydan çıkıp otelimize vardığımda, kararmayan bir gecede Petersburg’da yürümeye devam ettim. Bugün St. Petersburg’u gezen bir okur için Nevski Bulvarı, Griboyedov Kanalı ya da Sennaya Meydanı yalnızca turistik duraklar değil. Dostoyevski’nin Raskolnikov’unun yürüdüğü sokaklar, Gogol’ün Akakiy Akakiyeviç’inin paltosunu kaybettiği karanlık caddeler ya da Prens Mışkin’in aristokrat salonlarına açılan kapılar hâlâ ziyaretçilerini bekler. Dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden Ermitaj’a ev sahipliği yapan St. Petersburg’un en büyük müzesi belki de binaları değil, sayfalarıdır.</p>
<p>Dünya edebiyatında çok az şehir, kahramanlarını bu kadar derinden biçimlendirmiş, onları kendi sokaklarında yeniden yaratmıştır belki. İşte bu yüzden St. Petersburg, Paris gibi aşkın, Londra gibi gizemin ya da New York gibi modernliğin şehri olmaktan öte, insan ruhunun başkenti, değil mi? </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-muzesi-binalarda-degil-kitap-sayfalarinda-85088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/754-1786386287.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ en büyük müzesi binalarda değil, kitap sayfalarında… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nijeryanin-hayalet-devlet-ajansi-ve-hayalet-bordrosu-85120</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nijerya’nın hayalet devlet ajansı ve hayalet bordrosu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nijerya hikâyesi gerçekten düşündürücü... Gerçekte var olmayan bir devlet ajansı yaratılmış, üstelik öyle gizli saklı da değil, çalışanları ve bir bordrosu bile var...!</strong></p>
<p>Pazar sabahı haberlere konu olan Nijerya hikâyesi gerçekten düşündürücü.</p>
<p>Nijerya’da daha önce “ghost workers”, yani gerçekte çalışmayan ama devlet bordrosunda görünen çalışanlar ortaya çıkarılmıştı.</p>
<p>Şimdi ise hikâye bir adım ileri gidiyor:</p>
<p>Gerçekte var olmayan bir devlet ajansı yaratılmış, üstelik öyle gizli saklı da değil. Devlet adına yabancı yatırımcılarla toplantılar organize ediyor, kendisine aitmiş gibi görünen bir yapısı ve sosyal medya hesapları var, oldukça “havalı” paylaşımlar yapıyor ve tabii ki…</p>
<p>Çalışanları ve bir bordrosu var.</p>
<p>İnsanın aklına ister istemez şu sorular geliyor:</p>
<ul>
<li>Bu çalışanları kim işe aldı?</li>
<li>Maaşlarını kim ödedi?</li>
<li>Maaşlar hangi banka hesaplarına gitti?</li>
<li>Vergiler ve sosyal güvenlik ödemeleri yapıldı mı?</li>
<li>Bu kişilerin gerçekten var olup olmadığı hiç kontrol edilmedi mi?</li>
</ul>
<p>Ve daha önemlisi:</p>
<p>Hiçbir devlet kurumu, bu kurumun gerçekten var olup olmadığını bordro üzerinden sorgulamadı mı?</p>
<p>Çünkü bordro aslında sadece “maaş hesaplama” işi değildir. Bordro; çalışanı, işvereni, sözleşmeyi, ücret ödemesini, vergiyi, sosyal güvenliği ve banka hareketini birbirine bağlayan bir kontrol mekanizmasıdır.</p>
<p>Bir kurum gerçekten varsa, bordrosunda iz bırakır. Bir kurum gerçekten yoksa ama bordrosu varsa, o zaman çok daha önemli bir soru ortaya çıkar: Kimin için bordro yapıldı ve parayı kim aldı?</p>
<p>Bence Nijerya’daki bu olayın asıl çarpıcı tarafı burada. Yapay zekâ çağında bordroyu tamamen otomatikleştirmekten söz ediyoruz. Ben ise başka bir sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum:</p>
<ul>
<li>Sisteme girilen kişi gerçekten var mı?</li>
<li>İşveren gerçekten var mı?</li>
<li>Ve ödenen maaş gerçekten doğru kişiye mi gidiyor?</li>
</ul>
<p>Çünkü yanlış veriyi kusursuz hesaplayan bir sistem, yanlışlığı ortadan kaldırmaz. Bazen bordronun en önemli görevi hesaplamak değil, gerçeği kontrol etmektir.</p>
<p>Çünkü bordro sadece bir kayıt sistemi değildir.</p>
<p>Aynı zamanda bir gerçeklik kontrol sistemi olmak zorunda.</p>
<p>Hatta biraz daha ileri gidebiliriz:</p>
<p><strong>“Bordro bir gerçeklik katmanıdır”</strong></p>
<p>Bordro; çalışanı, işvereni, istihdam ilişkisini ve para hareketini birbirine bağlayan bir “gerçeklik katmanı”dır.</p>
<p>Yapay zekâ bordroyu saniyeler içinde hesaplayabilir.</p>
<p>Ama asıl soru şu: Hesapladığı şey gerçekten var mı?</p>
<p>Bence geleceğin bordro sistemlerinde asıl değer hesaplamadan değil, doğrulamadan gelecek. Çünkü yanlış bir gerçeği kusursuz hesaplamak, onu gerçek yapmaz.</p>
<p>Peki bordro bir “Gerçeklik katmanı” olacaksa neyi kontrol etmeli?</p>
<p>Aslında bordro verisinin içinde, bir şeylerin gerçek hayatta olması gerektiği gibi olmadığına işaret eden çok sayıda sinyal var.</p>
<p>Örneğin:</p>
<ul>
<li>Aynı banka hesabına maaş alan birden fazla çalışan olabilir.</li>
<li>Aynı kimlik veya sosyal güvenlik numarası birden fazla çalışan için kullanılmış olabilir.</li>
<li>İşten ayrılmış, hatta vefat etmiş bir çalışan bordroda aktif kalmış olabilir.</li>
<li>Sistemde çalışan görünen kişinin işe girişini destekleyen bir sözleşme ya da özlük kaydı bulunmayabilir.</li>
<li>Çalışanın banka hesabındaki isim ile bordrodaki isim uyuşmayabilir.</li>
<li>Bir çalışanın ücreti, pozisyonuna veya geçmiş dönemlerine kıyasla açıklanamayacak ölçüde değişmiş olabilir.</li>
<li>Aynı çalışan birden fazla şirket, şube veya maliyet merkezinde mükerrer olarak yer alabilir.</li>
<li>Bordroda ödeme yapılırken vergi veya sosyal güvenlik tarafında aynı kişiye ilişkin hiçbir iz bulunmayabilir.</li>
<li>Çalışan sayısı bir ay içinde olağan dışı şekilde artmış ama bunu açıklayan işe giriş hareketleri oluşmamış olabilir.</li>
<li>Bordro toplamı ile bankaya gönderilen ödeme dosyasının toplamı aynı olduğu halde, paranın dağıldığı hesaplar değişmiş olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Bunların bazıları basit veri hatalarıdır.</strong></p>
<p><strong>Bazıları süreç hatasıdır.</strong></p>
<p><strong>Bazıları entegrasyon problemidir.</strong></p>
<p><strong>Bazıları ise hata değildir.</strong></p>
<p><strong>“Sahtecilik”tir.</strong></p>
<p>İşte bence Yapay Zekanın bordrodaki en ilginç kullanım alanlarından biri tam burada başlayacak.</p>
<p>Bugünkü bordro sistemlerinin büyük bölümü kendilerine verilen verinin doğru olduğunu varsayarak çalışıyor. Çalışanın kimliği girilmişse çalışan vardır. IBAN girilmişse hesap doğrudur. Ücret girilmişse ödenmesi gerekir. İşveren tanımlanmışsa işveren vardır.</p>
<p>Sistem çoğunlukla şu soruyu soruyor:</p>
<p><strong>“Bu veriye göre bordro doğru hesaplandı mı?”</strong></p>
<p>Geleceğin sistemi ise ikinci bir soru daha sormak zorunda:</p>
<p><strong>“Bu veri doğru mu?”</strong></p>
<p>Hatta üçüncüsünü:</p>
<p><strong>“Bu veri gerçek hayatta anlamlı mı?”</strong></p>
<p>Bu ikisi arasında önemli bir fark var.</p>
<p>Bir çalışanın bordrosunu matematiksel olarak yüzde yüz doğru hesaplayabilirsiniz. Vergisini doğru hesaplar, sosyal güvenlik kesintisini doğru yapar, net ücretini kuruşuna kadar doğru bulur ve banka dosyasını hatasız oluşturabilirsiniz.</p>
<p>Ama o çalışan gerçekte yoksa bütün bu doğruların toplamı yine de yanlış bir sonuç üretir.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin bordro sisteminin sadece bir <strong>hesaplama sistemi</strong> değil, aynı zamanda bir <strong>doğrulama sistemi</strong> olması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kimlik verisi, banka hesabı, sözleşme, işe giriş, zaman kayıtları, sosyal güvenlik bildirimi, vergi kaydı, organizasyon yapısı ve geçmiş bordro hareketleri birbirinden bağımsız kayıtlar olarak değil, aynı gerçeğin farklı kanıtları olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Ve YZ burada yalnızca otomasyon yapmak için değil, bu kanıtlar arasındaki tutarsızlıkları bulmak için kullanılabilir.</p>
<p>Belki de gelecekte bordro kapanışında sistem bize sadece:</p>
<p><strong>“Bordro işlemi başarıyla hesaplandı”</strong></p>
<p>demeyecek.</p>
<p>Şunu da söyleyecek:</p>
<p><strong>“Bordro işlemi başarıyla tamamlandı. Peki bu kişilerin, bu işverenin ve bu ödemelerin gerçekten var olduğundan emin misiniz?”</strong></p>
<p>Nijerya örneğinin bana düşündürdüğü şey tam olarak bu.</p>
<p>Yıllardır bordroda en büyük başarı kriterlerinden biri doğru hesaplamaydı.</p>
<p>YZ çağında belki de yeni başarı kriteri şu olacak:</p>
<p><strong>Doğru hesaplamak yetmez. Doğru şeyi hesapladığından da emin olmalısın.</strong></p>
<h3><span style="color: #34495e;"><strong>Hayalet çalışandan hayalet işverene</strong></span></h3>
<p>Bordro sektöründe o kadar uzun yıllarım geçti ki, bazen Cem Yılmaz’ın bir esprisini hatırlatacak kadar uzun:</p>
<p>“Ben orada duruyordum, sektör üzerime kuruldu.”</p>
<p>Dolayısıyla bordro, özlük işleri, bunların muhasebeye aktarımı, kontrolü ya da kontrolsüzlüğü adına karşılaşılması muhtemel hemen her türlü vakayla karşılaştım.</p>
<p>Hayalet çalışanlar da bunlardan biri.</p>
<p>Gerçekte çalışmayan ama sistemde çalışan görünen insanlar…</p>
<p>Bizde vefat eden annesinin kılığına girip yıllarca maaşını almaya devam eden <strong>“serbest girişimler” </strong>de var; şişirilmiş alt işveren bordroları gibi işin daha <strong>“kurumsal” </strong>versiyonları da.</p>
<p>Bunlar bordro dünyasının çok da yabancı olmadığı hikâyeler.</p>
<p>Ama Nijerya’daki vaka çıtayı biraz daha yukarı taşıyor.</p>
<p>Çünkü bu kez karşımızda hayalet bir çalışan değil, <strong>hayalet bir işveren</strong> var..</p>
<ul>
<li>Hayalet işveren?</li>
<li>Çalışanları kim işe aldı?</li>
<li>Maaşları kim ödedi?</li>
<li>Para kimin hesabına gitti?</li>
<li>Vergiler ve sosyal güvenlik ödemeleri yapıldı mı?</li>
<li>Haydi bunları geçtik, bütün bu süreçte hiç kimse “Bu işveren gerçekten var mı?” diye sormadı mı?</li>
</ul>
<p>Burada bordronun geleceği açısından çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nijeryanin-hayalet-devlet-ajansi-ve-hayalet-bordrosu-85120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/hayalet-1786428259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nijerya’nın hayalet devlet ajansı ve hayalet bordrosu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/buz-ipek-yolunda-seferler-basliyor-85113</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Buz İpek Yolu&#039;nda seferler başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DENİZ GÜLDAĞ</strong></p>
<p>Çin, Avrupa ile Asya arasındaki deniz taşımacılığında geleneksel rotalara alternatif oluşturabilecek Arktik bölgesini kullanıma açıyor. Çinli konteyner taşımacılığı şirketi Sea Legend, bu hafta Arktik Okyanusu üzerinden Avrupa ve Asya arasında ilk düzenli konteyner taşımacılığı hizmetini başlatacak.</p>
<p>FT’nin haber analizine göre, özellikle Türkiye ve Kuzey Afrika pazarlarına odaklanan Sea Legend’in haftalık seferleri, Çin’in doğu kıyısındaki Ningbo Limanı ile İngiltere’deki Felixstowe Limanı arasında gerçekleştirilecek. Seferler, Rusya’nın kuzey kıyılarını takip ederek Arktik üzerinden ilerleyecek.</p>
<p>Şirket, yeni rotayı, geçmişte Çin ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ticaret güzergahına atıfla “Buzdan İpek Yolu” olarak adlandırdı. </p>
<h2>Sefer süresi yarıya inecek</h2>
<p>Arktik bölgesinde yaz aylarında deniz üzerindeki buzun yeterince kuzeye çekilmesi, gemilerin buz kırıcı özelliğe ihtiyaç duymadan rotayı kullanmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Yeni güzergahın, Arktik Okyanusu'ndaki koşullara bağlı olarak Ningbo ile Felixstowe arasındaki yaklaşık 40 günlük seyir süresini yarıya indirmesi bekleniyor.</p>
<p>Arktik'teki buzulların erimesiyle birlikte bölge, Avrupa ve Asya arasındaki geleneksel deniz taşımacılığı rotalarına alternatif olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/buz-ipek-yolunda-seferler-basliyor-85113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/3/1280x720/kuzey-kutbu-buz-ipek-yolu-1786426891.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin, Kuzey Kutup Dairesi üzerinde oluşturduğu “Buzdan İpek Yolu” ile deniz taşımacılığında yeni rota açıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rusyaya-hazir-giyimin-yeni-kapisi-belarus-oldu-85109</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusya’ya hazır giyimin yeni kapısı Belarus oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe Avrupa pazarındaki daralma sürerken, ihracatın yönü Rusya’nın çevresindeki ülkelere kayıyor. Türkiye’nin ocak-temmuz döneminde hazır giyim ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,4 azalarak 9 milyar 557 milyon dolara gerilerken, temmuz ayında yüzde 0,2 artışla 1 milyar 583 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Genel tabloda daralma devam etse de pazar dağılımındaki değişim dikkat çekti. Bu değişimin en belirgin yaşandığı ülke 8,9 milyon nüfuslu Belarus oldu. Türkiye’nin Belarus’a hazır giyim ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 221,2 artarak 49 milyon dolardan 157,2 milyon dolara yükseldi. Temmuz ayında ise artış oranı yüzde 262,8’e ulaştı. Aynı dönemde Rusya Federasyonu’na ihracat yüzde 17,3 artışla 159,8 milyon dolar olurken, Belarus’un neredeyse Rusya ile aynı büyüklükte bir pazar haline gelmesi, ticaret rotalarında yaşanan dönüşümü gözler önüne serdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ab06c1ee9a-1786425452.png" alt="" width="800" height="358" /></p>
<h2>Polonya’nın yerini Belarus aldı </h2>
<p>Sektör temsilcileri, birkaç yıl öncesine kadar Rusya’ya yönelik ticaretin önemli bölümünün Polonya üzerinden yürüdüğünü, ancak yaptırımların sıkılaşması ve denetimlerin artmasıyla birlikte bu hattın önemli ölçüde Belarus’a kaydığını belirtiyor. Rusya ile ortak gümrük alanında bulunan Belarus’un son dönemde lojistik ve dağıtım merkezi olarak öne çıkması, ihracat rakamlarına da doğrudan yansımaya başladı. Belarus’un yanı sıra Litvanya’ya yapılan hazır giyim ihracatının yüzde 472 artması da Rusya çevresindeki yeni ticaret güzergâhlarının güçlendiğini gösteren bir başka veri oldu. Ocak-temmuz döneminde Eski Doğu Bloku ülkelerine yapılan hazır giyim ihracatı da yüzde 32,3 arttı.</p>
<h2>Yıllık rekor, yıl bitmeden geldi </h2>
<p>Belarus’a yönelik uzun dönemli ihracat verileri de yaşanan değişimin boyutunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin bu ülkeye hazır giyim ihracatı 2020 yılında 93 milyon dolar, 2021'de 93,3 milyon dolar, 2022'de 89,8 milyon dolar, 2023'te 104,4 milyon dolar, 2024'te ise 86,5 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2025 yılında 121,5 milyon dolara yükselen ihracat, 2026'nın yalnızca ilk yedi ayında 157,2 milyon dolara ulaşarak tüm yıllık performansları geride bıraktı. Hazır giyimdeki bu artış, Türkiye'nin Belarus’a yönelik toplam ihracatından da çok daha hızlı gerçekleşti. Türkiye'nin Belarus’a toplam ihracatı ocak-temmuz döneminde yüzde 22,1 artarak 635,6 milyon dolardan 776,3 milyon dolara yükselirken, hazır giyimdeki artış yüzde 221’i buldu. Böylece hazır giyim, Belarus ile ticarette açık ara en hızlı büyüyen sektör oldu.</p>
<h2>Resmî veriler de işaret ediyor </h2>
<p>Belarus’un resmî dış ticaret verileri de dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Belarus’un son beş yıllık hazır giyim ithalatına ilişkin ayrıntılı resmî seri kamuya açık bulunmuyor. Ülkenin istatistik kurumu Belstat, HS bazındaki ayrıntılı dış ticaret verilerini en son 2021 yılı için yayımladı. Buna göre Belarus’un örme ve dokuma hazır giyim ithalatı toplam 415,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2022 sonrasında ise ayrıntılı dış ticaret verileri sınırlı erişim kapsamına alındı. Uzmanlar, ayrıntılı istatistiklerin yayımlanmıyor olmasına rağmen Türkiye’nin yalnızca yedi ayda Belarus’a 157 milyon doları aşan hazır giyim ihracatı gerçekleştirmesinin, bu ülkenin yalnızca kendi iç pazarı için değil, Rusya başta olmak üzere bölge ülkelerine yönelik yeniden ihracat ve dağıtım merkezi olarak kullanıldığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiğini ifade ediyor.</p>
<h2>Avrupa’da kayıp devam ediyor </h2>
<p>Rusya çevresindeki pazarlarda güçlü artış yaşanırken Avrupa’da ise daralma sürdü. Ocak-temmuz döneminde Almanya’ya ihracat yüzde 12,3, Fransa’ya yüzde 13,4, Polonya’ya yüzde 16,8, İtalya’ya yüzde 9 ve Hollanda’ya yüzde 4,1 geriledi. Büyük pazarlar arasında yalnızca İspanya yüzde 5,3, ABD ise yüzde 6,5 artış gösterdi. Bu tablo, sektörün Avrupa’daki kayıplarını alternatif pazarlardaki güçlü artışlarla telafi etmeye çalıştığını ancak bunun toplam ihracattaki daralmayı durdurmaya yetmediğini ortaya koydu.</p>
<h2>Beşinci sıraya kadar geriledi </h2>
<p>Öte yandan hazır giyim sektörünün Türkiye ihracatındaki ağırlığı da azalmaya devam ediyor. Toplam ihracat içindeki payı 2023'ün ocak-temmuz dönemindeki yüzde 8,1 seviyesinden bu yıl yüzde 5,9'a gerilerken, sanayi ihracatındaki payı da yüzde 11,3'ten yüzde 8,3'e düştü. Bir dönem Türkiye'nin en fazla ihracat yapan ikinci sektörü olan hazır giyim, bugün otomotiv, kimyevi maddeler, elektrik-elektronik ve çelik sektörlerinin ardından beşinci sırada yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rusyaya-hazir-giyimin-yeni-kapisi-belarus-oldu-85109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hazir-giyim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün ihracatı yılın ilk yedi ayında yüzde 1,4 gerilerken, Rusya’ya açılan yeni ticaret koridoru dikkatleri çekiyor. Batı’nın yaptırımları sonrasında Rusya ile ortak gümrük alanında bulunan Belarus’a yapılan ihracat yüzde 221 artışla 160 milyon dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmaras-bir-kente-yakisan-en-guzel-iki-unvana-sahip-85089</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> kahramanmaraş, bir kente yakışan en güzel iki unvana sahip</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kahramanmaraş’a adına yakışan kahramanlık unvanı, Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu yansıtan eşsiz şehir savunması üzerinden verildi. Anadolu’nun kadim şehrinin bir avuç insanı, dillere destan kış ayazında, bir metreyi aşan karla örtülü dar sokaklarında, geceli gündüzlü 22 gün süren direnişin ardından memleketlerini Fransızların elinden almayı başardı. Özgürlüğe atılan adım, peşinden başta Gaziantep olmak üzere çok sayıda şehir için de ilham oldu.</p>
<p>Açlık ve yokluğa rağmen Maraş halkının, devrin en iyi silah ve cephanesiyle donanmış Fransız kuvvetlerine karşı kazandığı büyük zafer, 5 Nisan 1925’te İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Cumhuriyet’in 50’nci yılında da kentin adı kanunla Kahramanmaraş olarak değiştirildi.</p>
<p>Çok okuyan, çok yazan bir kenttir Kahramanmaraş. Şairleriyle ünlüdür. Az kente nasip olan okuma yazma kültürü, yüzyıllardır babadan oğula, abiden kardeşe, öğretmenden öğrencisine geçen bir gelenektir âdeta. Bu kültürel yapısı, Kahramanmaraş’a yıllar sonra bir önemli ünvanı daha getirdi. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı üyeliğini elde eden Kahramanmaraş, adı Edebiyat Şehri unvanı ile tescillenen Türkiye'nin ilk şehri oldu. Böylelikle, kentin edebi geleneğinin ilk büyük temsilcisi kabul edilen 16'ncı yüzyıl şairi <strong>Halîlî-i Maraşî</strong> ile başlayan, <strong>Karacaoğlan, Sünbülzâde Vehbî, Kuddûsî Ahmed Efendi, Hâmî-i Abdulgaffar Baba</strong> ve <strong>Hamamcı-zâde Hâfız-ı Maraşî</strong> gibi büyük isimlerle süren, <strong>Sümbülzade Vehbi</strong>’den <strong>Necip Fazıl Kısakürek, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Mehmet Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören</strong> ve tabii ki Yedi Güzel Adam ile yönünü bulan yolculuk; Barcelona, Manchester, Bağdat, Edinburgh, Prag, Taif, Tanca, Wonju'yu da içine alan, 62 edebiyat şehri ile birlikte sonsuza kadar sürecek.</p>
<p>Kahramanmaraş’ın Dünya Edebiyat Şehri unvanının töreni, geçen Haziran’da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde bir araya gelen coşkulu kalabalığın önünde gerçekleşti. Unvanda pay sahibi olanların konuşmaları ayakta alkışlanırken, her bir sunumun ardından seslendirilen memleket şiirleri, tıklım tıklım dolu salona ünvanın gururunu bir kez daha yaşattı. Turizm Bakanı <strong>Mehmet Nuri Ersoy,</strong> Kahramanmaraş'ın ana dili Türkçe olan şehirler arasında da söz konusu kategoride üyelik alan ilk şehir olduğuna dikkat çekerken, <em>“Bu yönüyle de 'edebiyat şehri olan ilk Türk kenti' olma ayrıcalığına mazhar olmuştur”</em> derken, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Fırat Görgel </strong>de, Kahramanmaraş'ta kültür ve edebiyat hayatını canlı tutmak amacıyla çok sayıda edebiyat dergisine destek verildiğini, Uluslararası Kahramanmaraş Şiir ve Edebiyat Günleri ile Kitap Fuarı'nın her geçen yıl büyüyerek şehrin kültürel kimliğini güçlendirdiğini söyledi. Görgel, <em>“UNESCO Dünya Edebiyat Şehri kimliğimize yakışır yeni müze, kütüphane ve kültür merkezi projelerini Kültür ve Turizm Bakanlığımızla iş birliği içinde hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Edebiyat ve sanat sokakları ile yeni nesil kültür alanlarını şehrimize kazandırarak Kahramanmaraş'ı UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nın örnek şehirlerinden biri haline getireceğiz"</em> açıklamalarını yaptı.</p>
<p>Dedik ya yazı geleneği Kahramanmaraş’ın kültürel bir duruşu, geçmişinden aldığı, geleceğe yansıttığı bir görev alanı. Biz de yazımıza bu alanda uğraş veren bir kent insanından ve eserinden bahsederek son verelim.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Kahramanmaraş Temsilcisi <strong>Ali Eskalen</strong> geçtiğimiz günlerde günlük haber gündemimize bir haber sundu. Kahramanmaraşlı iş insanı,  Şentürk Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kadir Can Şentürk,</strong> çocuklara sigorta bilincini erken yaşlarda kazandırmak amacıyla <em>"Görünmez Kalkan Sigorta"</em> adlı kitabı kaleme almış, gayretleriyle şehrin yazı kültürüne hizmet eden sessiz kahramanlar arasına katılmıştı. Kitabı ile ilgili tanıtım toplantısında konuşan Şentürk, sigortanın yalnızca ekonomik bir güvence değil, toplumun geleceğini koruyan önemli bir bilinç olduğunu belirterek, bu anlayışın çocukluk döneminde kazandırılması gerektiğini ifade ediyor. <em>"Görünmez Kalkan Sigorta"</em> kitabında sigorta kavramı, Aybars isimli karakter üzerinden anlatılıyor, genç okurların beğenisine sunuluyor.   g</p>
<p><strong>en etkili bitiş sahnesine sahip </strong><strong>filmler listesinde yer bulacaktır</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a1a347137a-1786386996.png" alt="" width="704" height="405" /></strong>Bir sinema filminin başlangıç sahnesi ve bitişi, kritik önem arz eder. Uzmanlarının tarifidir bu. Filmin oluşmasının temel direği çatışma da aynı ölçüde hassasiyet ister. Eseri oluşturan tüm temel unsurlara ilişkin terazisini iyi kuranların sanatıdır sinema.</p>
<p>Enka Açıkhava’da izlediğim, Çinli <strong>Chloé Zhao</strong>’nun yönetmeni ve iki senaryo yazarından biri olduğu Hamnet, birden fazla unutulmaz sahnesiyle, müziğiyle, oyunculuk ve kurgu gücüyle, bir edebiyat eserinin sinemaya uyarlanmadaki yüksek becerisiyle klasikler arasındaki yerini alacaktır bana göre. Kuzey İrlandalı <strong>Maggie O’Farrell</strong>’in 40 dile çevrilen, 2020 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan, En İyi Drama Filmi ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında Altın Küre ve N.Y. Eleştirmenler Birliği Ödüllerini kazanan film, ‘acı’yı en iyi anlatan yapıt olarak da anılacak kuşkusuz.</p>
<p>Anne ve babalık, kardeşlik üzerinden sevgiyi, fedakarlığı, kaybedilen yakınlıkların ardından tutulan yası yüksek duygusallıkla anlatan film, Enka Açıkhava’da büyük bir sessizlik ve hüzünle izlendi. Agnes rolünü üstün başarı ile oynayan <strong>Jessie Buckley</strong>’nin yasına, izleyici döktüğü gözyaşlarıyla eşlik etti.</p>
<p>Shakespeare’in dahiliğine saygı filmi, en çok da son derece etkili bitiş sahneleri ile zihinlerde yer edecek.</p>
<p><strong>mozaik: parça parça ben, çocuk okurunun karşısında</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7a19dc6b199-1786386908.png" alt="" width="267" height="346" /></strong>İlk işçi kafilesinin İstanbul Sirkeci Tren Garı’ndan yola çıkışının üzerinden çok zaman geçti. Kasım 1961 tarihiyle başlayan ilk dönem yolculuklarında, serüvenin kısa süreceği hesabıyla, tek başına gurbete çıkan insanlar, zamanla ailelerini de aldı yanlarına. Birkaç nesil geçti, Avrupa’daki geçici ‘gurbetçi’lerimiz, kalıcı oldu. Ancak arada kalma hali, kültürel uyum sorunu azalsa da varlığını hep sürdürdü. Edebiyatın türlü kategorilerine esin olan bu konu, çocuk kitaplarında da karşımıza çıkıyor. İyi ki de çıkıyor. </p>
<p><strong>Hatice Sultan Şamlıoğlu</strong> da bu alana eser kazandıran yazarlarımızdan. 2022 yılında yayımlanan öykü kitabı Göçebe, 39'uncu TÜYAP Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda okurlarla buluştu. 2026 yılında ise ilk çocuk kitabı Mozaik: Parça Parça Ben yayımlandı. En çok çocukların yaşadığı bu önemli meseleye ilişkin aşılamayı, en doğru zamanda çocuk okurlarına yöneltiyor.</p>
<p>1986 yılında Almanya'da doğdu Şamlıoğlu. Eberhard Karls Universität Tübingen'de İngilizce ve Tarih Öğretmenliği alanlarında çift anadal, ardından İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı. Türkçe, Almanca, İngilizce ve Lazca bilen yazar, çok kültürlü yaşam deneyimini eserlerine yansıtarak kimlik, aidiyet ve kültürlerarası etkileşim temaları üzerine çalışmalar yürütüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmaras-bir-kente-yakisan-en-guzel-iki-unvana-sahip-85089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/2024te-kitap-dunyasinda-zirveye-cikanlar-1741689533.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kahramanmaraş, bir kente yakışan en güzel iki ünvana sahip ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cakmak-vinc-dunya-capinda-taninan-en-guclu-vinc-markalari-arasinda-85141</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orçun Çakmak: Dünya çapında tanınan en güçlü vinç markalarından biri konumundayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Türkiye'nin önde gelen vinç ve kaldırma sistemleri üreticilerinden Çakmak Vinç'in yaklaşık 50 yıllık tecrübesi, güçlü Ar-Ge altyapısı ve yüksek mühendislik kabiliyetiyle dünya pazarlarında büyümesini sürdürdüğü bildirildi. Verilen bilgiye göre Sakarya’daki modern üretim tesislerinde faaliyetlerini sürdüren şirket, CMAK markasıyla 1 tondan 160 tona kadar kaldırma kapasitesine sahip vinç sistemleri üretiyor.</p>
<p>Çakmak Vinç Genel Müdür Yardımcısı Orçun Çakmak, 1977 yılından bu yana yüksek kaliteli, güvenilir ve yenilikçi vinç çözümleri geliştirerek sektörün güçlü bir markası haline geldiklerini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ae2340ed92-1786438196.JPG" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Şirketin başarısının sürekli Ar-Ge yatırımları, mühendislik uzmanlığı ve üretimdeki kalite odaklı yaklaşım üzerine kurulu olduğunu belirten Çakmak, yalnızca Türkiye'de değil, dünya pazarlarında da tercih edilen bir marka konumuna ulaştıklarını söyledi.</p>
<p>Elektrikli çelik halatlı vinçlerden gezer köprülü vinçlere, portal vinçlerden pergel vinçlere kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip olduklarını ifade eden Çakmak, birçok sektöre özel çözümler sunduklarını belirtti. Yarım yüzyıllık tecrübe ile dünya çapında güvenilen bir marka olduklarını, önümüzdeki dönemde de inovasyon, mühendislik ve kalite odaklı çalışmalarla küresel pazarlarda CMAK markasını daha güçlü bir konuma taşıyacaklarını söyledi. Standart vinç sistemlerinin yanı sıra özel projelere yönelik yüksek verimli vinçler ürettiklerini ve Türkiye'de 1 tondan 160 tona kadar kaldırma kapasitesine sahip vinçleri üretebilen tek firma olduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Akıllı vinç sistemleri </strong></p>
<p>Türkiye'nin en geniş ürün çeşitliliğine sahip Çakmak Vinç’in yeni ürün yatırımlarına da devam ettiğini vurgulayan Orçun Çakmak, yıl sonuna doğru hafif yüklerin taşınmasına yönelik yeni nesil elektrikli zincirli vinçlerin seri üretimine başlamayı planladıklarını açıkladı.</p>
<p>Test süreçleri ve yazılım geliştirme çalışmalarının tamamlandığını belirten Orçun Çakmak şu bilgileri verdi: "1 ve 2 ton arası yüklerin kaldırılmasına yönelik tasarladığımız elektrikli zincirli vinçlerin seri üretimine bu yılın son çeyreğinde başlamayı hedefliyoruz. Kolay kurulabilen ve farklı sektörlerde kullanılabilecek yeni nesil bir ürün olacak. Ürünlerin tasarımından yazılımına kadar tüm süreçleri şirket bünyesinde geliştiriyoruz. Türkiye'de bu ölçekte tam entegre üretim gerçekleştiren firma sayısı oldukça az. Endüstriyel tasarım, mühendislik, yazılım geliştirme ve üretim süreçlerini kendi bünyemizde yönetiyoruz. Ar-Ge yatırımları sayesinde geliştirdiğimiz akıllı vinç sistemleri dünyanın birçok ülkesinde güvenle kullanılıyor. Çin dahil pek çok pazarda CMAK markalı vinçlerimiz tercih ediliyor. Yaklaşık 50 yıllık bilgi birikimimiz ve geliştirdiğimiz akıllı vinç teknolojileri sayesinde dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahibiz. Bugün Türkiye'den çıkan ve dünya çapında tanınan en güçlü vinç markalarından biri konumundayız."  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ae29befa94-1786438299.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p><strong>Yalova üretim tesisi yatırımı</strong></p>
<p>İhracat faaliyetlerine de değinen Çakmak, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok ülkede aktif olduklarını belirtti. Şirketin Almanya ve ABD'de kendi ofisleri ve ekipleriyle faaliyet gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Büyüme stratejileri kapsamında yeni yatırımlar planladıklarını da açıklayan Orçun Çakmak, mevcut üretim faaliyetlerinin Sakarya fabrikasında sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Yalova'da yeni bir üretim tesisi yatırımı planladıklarını belirten Orçun Çakmak, uygun ekonomik koşullar oluştuğunda ancak yatırım sürecini hayata geçirmek istediklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cakmak-vinc-dunya-capinda-taninan-en-guclu-vinc-markalari-arasinda-85141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/1/1280x720/cakmak-vinc-1786439800.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çakmak Vinç Genel Müdür Yardımcısı Orçun Çakmak, &quot;Ar-Ge yatırımları sayesinde geliştirdiğimiz akıllı vinç sistemleri dünyanın birçok ülkesinde güvenle kullanılıyor. Çin dahil pek çok pazarda CMAK markalı vinçlerimiz tercih ediliyor. Yaklaşık 50 yıllık bilgi birikimimiz ve geliştirdiğimiz akıllı vinç teknolojileri sayesinde dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahibiz. Bugün Türkiye&#039;den çıkan ve dünya çapında tanınan en güçlü vinç markalarından biri konumundayız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosbiden-surdurulebilir-sanayide-iki-onemli-adim-85136</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOSBİ’den sürdürülebilir sanayide iki önemli adım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi’nin ilk Yeşil OSB’si olan Tire Organize Sanayi Bölgesi (TOSBİ), sürdürülebilir ve güvenli sanayi altyapısını güçlendiren çalışmalarına iki yeni yönetim sistemi belgesi ekledi.</p>
<p>ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgelerine sahip olan TOSBİ, bu kez ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ile ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi belgelerini almaya hak kazandı. Yeni belgelerle birlikte TOSBİ; kalite, çevre, enerji, iş sağlığı ve güvenliği ile su verimliliği alanlarındaki uygulamalarını uluslararası standartlara uygun, ölçülebilir ve sürekli geliştirilebilir bir yönetim yapısı altında buluşturdu.</p>
<p>TOSBİ Bölge Müdürü Oğuz Düztaş, alınan belgelerin bölgenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bağlılığını ortaya koyduğunu söyledi. Düztaş, “TOSBİ olarak sürekli iyileştirmeyi, sürdürülebilirliği ve kaliteli hizmet anlayışını yönetim yaklaşımımızın merkezinde tutuyoruz. Daha önce kalite, çevre ve enerji yönetimi alanlarında hayata geçirdiğimiz sistemlerle Ege Bölgesi’nin ilk Yeşil OSB’si olarak çevreye duyarlı sanayi yaklaşımımızı tescillemiştik. Bugün bu çalışmalarımızı iş sağlığı ve güvenliği ile su verimliliği alanlarına taşımanın gururunu yaşıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>ISO 45001 belgesiyle iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının uluslararası standartlar doğrultusunda daha etkin biçimde yönetileceğini belirten Düztaş, ISO 46001 belgesinin ise su kaynaklarının verimli ve sürdürülebilir kullanımına yönelik çalışmalara sistematik bir yapı kazandıracağını ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosbiden-surdurulebilir-sanayide-iki-onemli-adim-85136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/tosbiden-surdurulebilir-sanayide-iki-onemli-adim-1786436488.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tire Organize Sanayi Bölgesi ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ile ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi belgelerini almaya hak kazandı. TOSBİ Bölge Müdürü Oğuz Düztaş, “Sanayicilerimize güvenli, kaliteli, çevreye duyarlı ve kaynakları verimli kullanan bir üretim ortamı sunmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85093</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Gümüş ve Petrolde Yükseliş! Piyasa Fiyatlamasında Ne Etkili? | Ekonomi Masası | 11 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/LseA2UB4OJY" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akp-otomotiv-yeni-yatirimiyla-uretim-kapasitesini-8-kat-artiracak-85159</guid>
            <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AKP Otomotiv, yeni yatırımıyla üretim kapasitesini 8 kat artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa otomotiv yan sanayisinin köklü firmalarından AKP Otomotiv'in, üretim kapasitesini önemli ölçüde artıracak 80 milyon 550 bin liralık yatırımında kritik bir eşiği geride bıraktığı belirtildi.</p>
<p>Nilüfer ilçesindeki Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren şirketin kataforez (KTL) ve toz boyama ünitesi yatırımına, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Mercedes-Benz, Ford Otosan, Daimler Truck, Evobus ve Alstom gibi uluslararası üreticilere sac metal parça tedarik eden şirketin, yeni yatırımla birlikte yüzey işlem süreçlerini de kendi bünyesine alarak üretim zincirini güçlendireceği vurgulandı.</p>
<p>Proje Tanıtım Dosyası’nda yer alan bilgilere göre, toplam yatırım bedeli 80 milyon 550 bin TL olarak hesaplandı. Mevcut tesis içerisinde gerçekleştirilecek yatırım kapsamında kataforez kaplama hattı, toz boya ünitesi, ön yüzey hazırlama sistemleri ve atık su ön arıtma tesisi kurulacak. Yatırımın tamamlanmasıyla birlikte firmanın yıllık sac parça üretim kapasitesi 1.642 tondan 12.975 tona yükselecek. Böylece üretim kapasitesi yaklaşık sekiz kat artmış olacak.</p>
<h2>“100 kişilik ilave istihdam planlanıyor”</h2>
<p>Kapasite artışı istihdama da yansıyacak. Halen iki vardiyada yaklaşık 150 kişinin görev yaptığı tesiste 100 kişilik ilave istihdam oluşturulması planlanıyor. Böylece çalışan sayısının 250’ye ulaşması hedeflenirken üretim faaliyetleri iki vardiya düzeninde sürdürülecek. Yeni yatırım kapsamında kurulacak hatta yağ alma, durulama, aktivasyon, çinko fosfat kaplama, pasivasyon, kataforez kaplama, ultrafiltrasyon, deiyonize su durulama ve elektrostatik toz boya işlemleri gerçekleştirilecek. Toplam 142,96 metreküp hacmindeki proses havuzlarıyla otomotiv parçalarının korozyon direncinin artırılması ve ürün kalitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. Böylece daha önce dış kaynaklardan temin edilen bazı yüzey işlem süreçlerinin şirket bünyesinde gerçekleştirilmesi mümkün olacak.</p>
<h2>“Mevcut tesis içinde gerçekleştirilecek”</h2>
<p>Yaklaşık 31 bin metrekarelik tesis alanında hayata geçirilecek yatırım için yeni fabrika binası inşa edilmeyecek. Tüm makine ve ekipmanlar mevcut üretim alanına entegre edilecek. Bu nedenle projede ayrı bir inşaat süreci öngörülmüyor. ÇED dosyasına göre tesis, Hasanağa Mahallesi'ne yaklaşık 1,7 kilometre, Akçalar Mahallesi'ne 2,28 kilometre, en yakın konuta ise yaklaşık 720 metre mesafede bulunuyor. Proje alanının Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi sınırları içerisinde yer aldığı ve bölge müdürlüğünün projeye uygun görüş verdiği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akp-otomotiv-yeni-yatirimiyla-uretim-kapasitesini-8-kat-artiracak-85159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/akp-otomotiv-yeni-yatirimiyla-uretim-kapasitesini-8-kat-artiracak-1786449948.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim kapasitesini yaklaşık 8 kat arttırmaya hazırlanan AKP Otomotiv&#039;in, 80,5 milyon liralık yatırımla 100 kişiye yeni istihdam sağlayacağı bildirildi. Yatırımın tamamlanmasıyla birlikte firmanın yıllık sac parça üretim kapasitesi 1.642 tondan 12.975 tona yükselecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
