<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vodafone Türkiye&#039;den 144,8 milyar lira servis geliri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone Türkiye, Nisan 2025-Mart 2026 arası dönemi kapsayan mali yıl sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 31 Mart 2026 sonu itibarıyla son bir yılda 28,8 milyar lira yatırım yapan şirket, servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artışla 144,8 milyar liraya çıkardı. Şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) ise 50,4 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mobil müşteri sayısı 25,2 milyona ulaşan şirketin M2M (makinelerarası iletişim) dahil toplam mobil abone sayısı 31,9 milyon oldu.</p>
<p>Vodafone Türkiye'nin faturalı abone sayısı son bir yılda 926 bin artışla 21,7 milyona çıkarken, toplam bazının yüzde 86,1’ini faturalı aboneler oluşturdu. Şirket, bu mali yılda yaklaşık 1,3 milyon sabit genişbant müşterisine ulaştı.</p>
<p>"Vodafone Yanımda" ve "Online Self Servis" gibi dijital kanallarını kullanan aylık aktif müşteri sayısı 18,1 milyona ulaşan şirketin dijital kanallarını kullanan müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 345 milyona ulaştı.</p>
<p>Söz konusu mali yılda şirket müşterilerinin toplam mobil data kullanımı geçen yıla kıyasla yüzde 11,7 artışla 5 bin 540 petabyte'a yükseldi.</p>
<p>Dijital servislerde de gelişme kaydeden şirketin yeni nesil mobil finans çözümü "Vodafone Pay"in ürünlerini kullanan tekil kullanıcı sayısı 10 milyonu aştı.</p>
<p>Şirketin bine yakın farklı işlem yapabilen yapay zeka tabanlı kişisel dijital asistanı "TOBi", aylık ortalama 7,1 milyon müşteriyle etkileşime geçti ve bir yıl içinde 262 milyon kez konuşma başlattı.</p>
<p>TOBi üzerinden sunulan selfservis çözümlerle tarife değişikliği, ek paket satın alma, faturasız hatlar için lira yükleme gibi işlemler kapsamında toplam 2 milyon işlem ve satış gerçekleştirildi.</p>
<p>Temel müşteri süreç ve talepleri kapsamında TOBi'ye yapılan başvuruların yüzde 92'si ilk temas anında çözüme kavuşturuldu. Müşterilerin "TOBi Voice" platformu üzerinden hizmet alma ve işlemlerini "Sesli Yanıt Sistemi "aracılığıyla gerçekleştirme oranı yüzde 58'e yükseldi.</p>
<p>Nisan itibarıyla 81 ilde 922 ilçeyi aynı anda 5G teknolojisiyle buluşturan şirket ekosistemiyle birlikte 15 bin kişilik doğrudan ve dolaylı çalışanının katkısıyla 5 yılı aşkın bir hazırlık dönemini tamamladı.</p>
<p>Son 1 yılda ülke genelinde altyapısını güçlendiren şirket, hazırlıklar için toplamda 3,4 milyon saat mesai harcadı. Şirket, son 5 yılda şebekesine spektrum bedeli hariç 100 milyar liranın üzerinde yatırım yaptı.</p>
<p>Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler için sosyal projeler gerçekleştiren "Vodafone Vakfı", 2007'den bu yana yaklaşık 4,5 milyon kişinin hayatına dokundu, yaklaşık 4 milyar liralık sosyal katkı sağladı.</p>
<p>Kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen "Dijital Benim İşim" projesi kapsamında 61 binden fazla kadın kursiyere "Dijital Okuryazarlık", "Dijital Pazarlama" ve "Dijital Dünyaya Giriş" eğitimleri verilirken, proje kapsamında 6 yılda 123 milyon lirayı aşkın sosyal değer elde edildi ve son bir yılda yapılan her liralık yatırım 15,73 liralık sosyal getiri sağladı.</p>
<p>Diğer yandan, ortaokul ve lise öğrencilerinin yapay zekayla buluşturulduğu "Yapay Zeka Yıldızları" projesinde 2 yılda 118 bin öğrenciye ulaşıldı.</p>
<p><strong>"Bir mali yılı daha hedeflerimiz doğrultusunda geride bıraktık"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Vodafone Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Engin Aksoy, mali yılı daha hedefleri doğrultusunda önemli başarılar ve Türkiye teknolojisine ve ekonomisine güçlü katkılarla geride bırakmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını belirtti.</p>
<p>Söz konusu mali yılda servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artırarak 144,8 milyar liraya çıkardıklarını aktaran Aksoy, "Bu büyüme, müşteri deneyiminde yaptığımız önemli iyileştirmeler ve şebekemize yaptığımız yoğun yatırımlar sonucunda geldi. Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye'ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aksoy, heyecanla bekledikleri 5G teknolojisini Türkiye'de devreye almış olmanın mutluluğunu yaşadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"5G'ye geçişi, sıradan bir tanıtım olarak değil, küresel deneyimimizin ve 5 yıllık kapsamlı hazırlık sürecimizin sonucu olarak konumladık. 5G'yi yalnızca belirli bölgelerde değil, tüm Türkiye'de kullanıcıların hizmetine sunmayı hedefledik. Bu hedefimize de ulaştık. 1 Nisan'da 81 ilde 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek müşterilerimize 5G deneyimi yaşatmaya başladık. Ayrıca, 5G odaklı kampanyalarla müşterilerimizin bu yeni teknolojiden en iyi şekilde yararlanabilmesi için toplam 4 milyar liraya yakın fayda sunduk. En yeni ve en iyi teknolojileri en iyi deneyimlerle ülkemizdeki kullanıcılarla buluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/6/1280x720/engin-aksoy-1765199271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye&#039;nin 2025-2026 mali yılında 144,8 milyar lira servis geliri elde ettiği bildirildi. Vodafone Türkiye CEO&#039;su Engin Aksoy, &quot;Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye&#039;ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim'in, uluslararası operasyonlarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Burak Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Şen, yüksek lisans eğitimini Almanya'da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi'nde Uluslararası İşletme alanında tamamladı.</p>
<p>Kariyerine Abdi İbrahim'de Ürün Yönetici Adayı olarak başlayan Şen, son olarak Kıdemli Ürün Müdürlüğü pozisyonunda çalıştı.</p>
<p>Yaklaşık 7 yıl boyunca Abdi İbrahim'de görev aldıktan sonra Şen, Eli Lilly and Company'de 10 yıl sırasıyla Kıdemli Marka Müdürü, Satış Müdürü, Satış ve Pazarlama Müdürü, Güney Afrika Pazarlama Müdürü ve Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü görevlerinde bulundu. Son olarak aynı şirketin Yukarı Körfez Bölgesi (Kuveyt ve Katar) operasyonlarına ülke müdürü olarak liderlik etti.</p>
<p>Pazarlama, satış ve pazar erişimi alanlarında 17 yılı aşkın deneyime sahip olan Şen, kariyeri boyunca ticari operasyonlar, iş stratejisi ve fonksiyonlar arası iş birliklerinin yönetiminde aktif rol aldı.</p>
<p>Farklı pazarlarda ekip yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme alanlarında deneyim kazanan Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak yeni görevinde şirketin yurt dışındaki pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, ticari büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve organizasyon yapısının güçlendirilmesinden sorumlu olacak.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/burak-sen-1778591091.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim&#039;in Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörlüğüne Burak Şen getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fuzul Akva&#039;nın yeni Genel Müdürü Ali Aktuğ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı sektörlerde 34 yıldır faaliyet gösteren Fuzul Holding iştiraki Fuzul Akva Sigorta'da üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Finans ve sigorta sektöründeki uzun yıllara dayanan deneyimiyle tanınan Ali Aktuğ'un, şirketin yeni genel müdürü olarak göreve başladığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, sigorta sektöründe 1995'ten bu yana faaliyet gösteren Fuzul Akva Sigorta, elementer sigortacılığın tüm branşlarında sunduğu hizmetler, operasyonel yapısı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla sektörde bulunuyor. Şirket, gerçekleşen atamayla birlikte Ali Aktuğ'un liderliğinde büyüme ivmesini artırmayı ve sektördeki rekabet gücünü güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Eğitim hayatına Saint Michel Fransız Lisesi'nde başlayan Ali Aktuğ, Marmara Üniversitesi Pedagoji Bölümü'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesinde İşletme Ekonomisi alanında yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Kariyerine Ata İnşaat'ta başlayan Aktuğ, 1991'den itibaren sigorta sektöründe çeşitli görevlerde bulunarak kapsamlı deneyim kazandı.</p>
<p>Profesyonel kariyeri boyunca Halk Yaşam Sigorta'da müdür, Universal Hayat Sigorta ve İsviçre Hayat Sigorta'da genel müdür yardımcısı, İsviçre Sigorta Pazarlama'da ise genel müdür olarak görev yapan Aktuğ, ayrıca AON Sigorta ve Reasürans Brokerliği'nde 8 yıl, OYAK Grup Sigorta'da ise 5 yıl genel müdür yardımcılığı görevini üstlendi.</p>
<p>Aktuğ, pazarlama yönetimi, satış, müşteri ilişkileri (CRM), ticari sigortalar ve satış yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla yeni görevinde Fuzul Akva Sigorta'nın müşteri odaklı büyüme stratejilerini güçlendirmeyi, alternatif satış kanallarını geliştirmeyi ve şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerine liderlik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Takım kurma ve yönetimi, operasyon ve proje yönetimi, performans ölçümü ile acente ve broker yönetimi alanlarındaki deneyiminin yanı sıra Aktuğ'un, çözüm odaklı liderlik yaklaşımıyla da dikkati çektiği belirtildi.</p>
<p>Profesyonel kariyerinin yanı sıra finans ve sigorta sektörlerinde satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri alanlarında koçluk temelli eğitimler de veren Aktuğ'un, yöneticilerin liderlik becerilerinin gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. "Benden Gidenler Bana Gelenler" ve "Sigortalar Attı" adlı kitapların yazarı olan Aktuğ, bilgi ve deneyimlerini farklı platformlarda paylaşmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/fuzul-akva-ali-aktug-1778590816.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Aktuğ, Fuzul Akva Sigorta&#039;nın Genel Müdürlüğüne getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boğazlardan geçen gemilere 4 ayda 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kılavuz Kaptanlar Haftası dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının, dünya deniz ticaretinin en kritik geçiş noktaları olmayı sürdürdüğünü belirten Uraloğlu, "Yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliği 26 bin 214'e ulaşırken bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Hürmüz Boğazı'nda süregelen krizin de Türk boğazlarının önemini daha da artırdığına dikkati çekti.</p>
<p>İstanbul ve Çanakkale boğazlarında sunulan kılavuzluk hizmetine ilişkin bilgi veren Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yılın ilk 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan geçiş yapan 12 bin 565 geminin yüzde 63,3'ünü oluşturan 7 bin 949'una kılavuzluk hizmeti verdik. Çanakkale Boğazı'ndan geçiş yapan 13 bin 649 geminin de yüzde 56,3'ü yani 7 bin 690'u kılavuz kaptanlarımız tarafından yönetildi."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını en fazla genel kargo gemilerinin kullandığını aktardı.</p>
<p>Yılın 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan 4 bin 416, Çanakkale Boğazı'ndan 4 bin 77 genel kargo gemisinin geçiş yaptığını bildiren Uraloğlu, "Söz konusu dönemde genel kargo gemilerini, tankerler takip etti. İstanbul Boğazı'ndan 2 bin 961, Çanakkale Boğazı'ndan 3 bin 175 tanker geçti." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/istanbul-bogazi-1763454183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliğinin 26 bin 214&#039;e ulaştığını, bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;den ilk çeyrekte 565 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksa Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin en büyük halka açık serbest elektrik üreticisi Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde global ölçekte çeşitlendirilmiş portföy yapısı, döviz bazlı gelir modeli ve disiplinli yatırım yaklaşımının desteğiyle güçlü operasyonel ve finansal performansını sürdürdü.</p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk 3 ayında 565 milyon lira net dönem kârı elde etti. Şirketin konsolide gelirleri 10 milyar lira seviyesinde gerçekleşirken, faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) 3,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı ise yıllık bazda 4 puanlık artışla yüzde 33 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Global ölçekte enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önemini koruduğu dönemde Aksa Enerji'nin, coğrafi çeşitliliğin sağladığı portföy dengesi, yüksek operasyonel verimlilik ve öngörülebilir gelir yapısı sayesinde güçlü nakit akışı yaratmayı sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<p>Şirketin, ilk çeyrekte büyüme stratejisinin iki temel alanında önemli ilerleme kaydettiği belirtilirken, Gana'da inşa edilen Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin ilk fazının basit çevrim 130 megavat kurulu güçle ocak ayında devreye alındığı, Africa Finance Corporation (AFC) ile imzalanan 300 milyon dolar büyüklüğünde yeni kredi anlaşmasıyla Afrika'daki yatırımları destekleyen uzun vadeli finansman yapısını daha da güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p><strong>"Yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, yılın ilk çeyreğinin global ölçekte enerji talebinin artmaya devam ettiği, enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önem kazandığı bir dönem olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük. Türkiye, Afrika ve Orta Asya'daki yatırımlarımızla yalnızca kurulu gücümüzü artırmıyor aynı zamanda bulunduğumuz ülkelerin enerji altyapısına uzun vadeli katkı sağlayan sürdürülebilir projeler geliştiriyoruz. Gana Kumasi Santralimizin ilk fazında basit çevrim 130 megavat kurulu güce ulaşmamız ve AFC ile toplam 450 milyon dolar seviyesine ulaşan finansman iş birliğimiz, uluslararası ölçekte duyulan güvenin güçlü göstergesi oldu. Önümüzdeki dönemde de güçlü bilanço yapımız, yüksek mühendislik yetkinliğimiz ve esnek iş modelimizle sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi desteklemeye devam edeceğiz. Enerji dönüşümünün hız kazandığı bu süreçte hem geleneksel enerji yatırımlarında hem de yeni nesil enerji çözümlerinde aktif rol üstlenerek global ölçekte değer üretmeyi sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>Gana Kumasi Santrali'nde ilk faz basit çevrim olarak devreye alındı</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Aksa Enerji'nin Gana'da yatırımını sürdürdüğü Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin ilk fazı basit çevrimde 130 megavat kurulu güce ulaştı. Santralin kademeli olarak tam kapasiteye ulaşmasıyla Gana’nın artan enerji ihtiyacına uzun vadeli ve sürdürülebilir katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>20 yıl süreli ve dolar bazlı garantili satış anlaşması kapsamında geliştirilen Kumasi Santrali'nin finansmanı, mühendisliği, inşası, işletmesi ve bakım süreçleri Aksa Enerji tarafından yürütülüyor. Proje, şirketin Afrika'daki uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Afrika’daki büyüme güçlü finansman yapısıyla destekleniyor</strong></p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde Afrika'daki enerji yatırımlarının finansmanında kullanılmak üzere AFC ile 300 milyon dolar tutarında yeni bir kredi anlaşmasına imza attı.</p>
<p>Haziran 2025'te sağlanan 150 milyon dolarlık finansmana ek olarak gerçekleştirilen bu yeni anlaşmayla, şirketin AFC ile imzaladığı toplam finansman tutarı 450 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Söz konusu finansman yapısı, Aksa Enerji'nin Afrika'daki mevcut yatırımlarını desteklerken aynı zamanda şirketin gelecekteki büyüme projeleri için de güçlü finansal esneklik sağlamayı hedefliyor.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Enerji&#039;nin yılın ilk çeyreğinde 565 milyon lira net dönem kârı elde ettiği bildirildi. Şirketin CEO&#039;su Naci Ağbal, &quot;Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilge Fabrikalar sanayinin geleceğini şekillendirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, “trex Fabrikanı Keşfet 2026” etkinliğinin açılışında konuştu. </p>
<p>Sanayinin uzun yıllar boyunca üretim kapasitesi, hız ve maliyet ekseninde rekabet ettiğini ifade eden İlhan Özdemir, günümüzde rekabet avantajının makinelerin gücünden çok bilginin nasıl kullanıldığıyla oluştuğunu vurguladı. “Veri tek başına değer üretmez. Anlamlandırılmış veri değer üretir. Doğru zamanda doğru kararı verebilmek değer üretir” diyen Özdemir, fabrikaların artık yalnızca veri toplayan değil, veriyi yorumlayarak karar süreçlerini güçlendiren yapılara dönüşmesi gerektiğini kaydetti. trex’in benimsediği iki temel felsefeye dikkat çeken Özdemir, ilk olarak “Bilgi kaynağında doğar” yaklaşımını öne çıkardı. Verinin kolaylıkla bozulabilen ve manipüle edilebilen bir yapı olduğuna işaret eden Özdemir, gerçek bilginin üretim sahasında, operatörün yanında, sensörlerde ve PLC’lerde oluştuğunu söyledi. İkinci temel yaklaşımın ise “Bilgi paylaşıldıkça çoğalır” olduğunu belirten Özdemir, sanayide dönüşümün tek başına gerçekleşemeyeceğini ifade etti. Deneyim paylaşımının ve sektörler arası öğrenmenin önemine değinen İlhan Özdemir, etkinliği yalnızca bir ürün tanıtımı değil, sanayicilerin, mühendislerin ve teknoloji liderlerinin birlikte öğrenebileceği bir bilgi platformu olarak gördüklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b3878d66-1778588472.JPG" alt="" width="666" height="444" /></p>
<h2><strong>“Dijital dönüşüm teknik değil, ekonomik bir konudur”</strong></h2>
<p>Dijital dönüşümün uzun yıllardır teknik bir başlık gibi değerlendirildiğini söyleyen Özdemir, asıl meselenin ekonomik sürdürülebilirlik olduğunu ifade etti. Yazılım projeleri, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ uygulamalarının ötesinde, dönüşümün temel amacının aynı kaynakla daha yüksek verim üretmek, kayıpları azaltmak, enerji kullanımını optimize etmek ve rekabet gücünü artırmak olduğunu belirtti. İlhan Özdemir, “Dijital dönüşümün gerçek çıktısı teknoloji değil; sürdürülebilir kârlılıktır” dedi. OEE’nin de yalnızca teknik bir KPI değil, ekonomik bir gösterge olduğunu vurgulayan Özdemir, veriyi yöneten ekonomilerin üretimi de yönetecek güce sahip olduğunu söyledi.</p>
<h2><strong>“Dönüşüm artık tercih değil”</strong></h2>
<p>Yapay zekâdan yalın üretime, sürdürülebilirlikten dijital dönüşüme kadar birçok başlığın etkinlikte ele alınacağını belirten Özdemir, bütün bu konuların merkezinde “Fabrikalar gelecekte nasıl ayakta kalacak?” sorusunun yer aldığını ifade etti. trex olarak yıllardır üretim sahalarının içinde olduklarını ve yüzlerce fabrikanın dönüşüm yolculuğuna tanıklık ettiklerini aktaran Özdemir, dijital dönüşümün artık bir tercih olmaktan çıktığını söyledi. Ancak doğru dönüşümün yalnızca yazılım satın almakla sınırlı olmadığını kaydeden Özdemir, “Kültürü dönüştürmek, karar alma biçimini değiştirmek ve işletmeye yeni bir zihin kazandırmak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b5c81c1e-1778588508.JPG" alt="" width="578" height="385" /></p>
<p>Etkinlikte ayrıca Ekonomist Emre Alkin de bir sunum yaptı. Ekonomist Mert Yılmaz’ın moderatörlüğündeki oturumda TAYSAD Dijital Dönüşüm Çalışma Grubu Lideri Ahmet Arıkan, Uludağ İçecek CEO’su Levent Kömür ile TİAD Başkanı Murat Akyüz yer aldı. Etkinliğin devamında Coca Cola İçecek Ürün Yöneticisi Seçil Ataman Özbiçer, ODE Yalıtım IT Direktörü Gökhan Ekşi, Yorglass Yönetim Kurulu Başkanı Semavi Yorgancılar, Yeşilova Otomotiv Üretim Müdürü Özkan Karaca, Kros Otomotiv Genel Müdürü Onur Gül, Aunde Teknik Bilgi Teknolojileri Müdürü Ramazan Çevik, TT Cable Fabrika Müdürü Ergün Altay, Yorglass İş Çözümleri Yöneticisi Kaan Özdemir ile Uzman Gülnihal Uçarkuş Dereli de fabrikalarındaki dönüşüm süreçlerini paylaştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-1778588540.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, sanayide yeni dönemin “akıllı fabrikalar”dan öteye geçtiğini belirterek, artık “öğrenen, analiz eden, öngören ve kendi kendini geliştirebilen” sistemlerin konuşulduğunu söyledi. Özdemir, bu yaklaşımı “Bilge Fabrikalar” kavramıyla tanımladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> banu dedeman: mekân ile çevresi arasında daha sahici ilişki kurmaya çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. </em></p>
<h2 style="text-align: center;">dedeman hospitality yönetim kurulu üyesi banu dedeman: misafirperverliği yalnızca <em>konfor üretmek</em> değil, <em>anlam üretmek</em> olarak da görüyoruz</h2>
<p>KİTAP dergimizin geçmiş sayılarından birinin kapak haberine konuk olan Koç Holding Şeref  Başkanı, aynı zamanda İstanbul ve Ayvalık’ta kültür hazineleri arasına giren müze zenginliğinin mimarı <strong>Rahmi Koç,</strong> <em>“Müzemiz (Rahmi M. Koç), Haliç bölgesi için önemli bir kültür dönüşümünün başlangıcı oldu”</em> diyordu. Benzer kanıyı bu sayımızda Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Banu Dedeman</strong> da şu cümlelerle paylaşıyor: “<em>Kanaatimce bir otelin kent hafızasına dahil oluşu büyük jestlerle değil, çoğu zaman incelikli tercihlerle mümkün olur: mimaride, malzemede, sofrada, çalışan profilinde, sanatla kurduğu ilişkide, hatta sessizliğinde. Dedeman’ın bakış açısı da tam olarak bu inceliği korumaya dayanıyor.”</em>  Okuyacağınız yazı, mekân-sanat-şehir üçlemesi üzerinden kültürel alışverişi sorgulamayı amaçlıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311dc37f23-1778586076.png" alt="" width="278" height="383" /><span style="color: #3598db;"><strong>Otellerinizde, yönetimin üstlendiği sergiler, konserler, kimi organizasyon ve etkinlikler oldu mu? Bu konuda mevcut projeler ve ileriye yönelik hedefleriniz hakkında neler ifade edersiniz?</strong></span></p>
<p>Otellerİmİzde farklı dönemlerde birçok organizasyon ve etkinliğe ev sahipliği yapıyoruz. Eğitim kurumları iş birlikleri, sosyal sorumluluğu destekleyici faaliyetler, çevre bilincinin artırılmasına katkı sağlamak amacıyla çevreci ve sürdürülebilirlik eğitimi konferansları, birçok branşta spor seminerleri, üniversite tanıtım günleri, uluslararası eğitim iş birlikleri, sağlık turizmiyle ilgili söyleşiler, sergiler, konserler ve seminerler gibi birçok konuda bulunduğumuz şehirle diyalog kurmaya devam ediyor ve bunu önemsiyoruz.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Misafirperverliğin en güçlü ifadelerinden biri her zaman sofralar olmuştur. Dedeman’ın farklı coğrafyalardaki yatırımlarında yerel mutfaklara alan açtığını ve geleneksel reçeteleri görünür kılmaya çalıştığını görüyoruz. Bugünün küresel otelcilik anlayışı çoğu zaman standartlaşmaya yönelirken, yerel mutfağı korumak ve öne çıkarmak sizin için bir tercih mi, yoksa bir sorumluluk mu?</strong></span></p>
<p>Ben bunu açık biçimde bir sorumluluk olarak görüyorum çünkü mutfak, yalnızca damak zevkiyle ilgili bir alan değildir; bir toplumun hafızasını, coğrafyasını, iklimini, göçlerini, gündelik hayatını ve kuşaklar arası aktarımını taşır. Bir reçete bazen bir ailenin hikâyesini, bazen bir bölgenin tarihini, bazen de çok daha derin bir kültürel sürekliliği içinde barındırır.</p>
<p>Küresel otelcilik anlayışının standartlaşma eğilimi belli bir hizmet kalitesini güvence altına alma arzusu taşır. Ancak bu eğilim, ölçüsüz hâle geldiğinde mekânları birbirine benzetmeye, şehirleri de kendi özünden uzaklaştırmaya başlar. Oysa seyahatin en kıymetli yanı, insana başka bir yere ait olanı hissettirebilmesidir. Sofra da bunun en güçlü taşıyıcılarından biridir. Bu nedenle yerel mutfağı korumak ve görünür kılmak bizim için sadece bir marka tercihi değil; aynı zamanda kültürel bir özen biçimidir.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Mehmet Kemal Dedeman’ın kültürel mirasını korumak ve yaşatmak için neler yapıyorsunuz?</strong></span></p>
<p><strong>Mehmet Kemal Dedeman</strong>’ın hayat hikâyesi kitabı, söylediği sözlerden oluşan kitapları derlendi ve basıldı. Özyeğin Üniversitesi ile ortak yapılmış Mehmet Kemal Dedeman Bienali sergisinin içeriği özel küratör ile çalışıldı ve periyodik zamanlarda otellerimizde sergilenmeye devam ediyor. Mehmet Kemal Dedeman’ın ismini yaşatmanın en anlamlı yollarından biri, onun temsil ettiği üretim iradesini, düşünsel açıklığı ve ülkeye katkı anlayışını geleceğe taşımaktır. Bu nedenle onun adına sürdürülen araştırma ve geliştirme odaklı çalışmaların yalnızca bir anma biçimi değil, yaşayan bir değer aktarımı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman, Türkiye’de modern otelciliğin gelişimine tanıklık etmiş köklü markaların başında geliyor. Bu uzun geçmişin biriktirdiği kurumsal hafıza bugün nasıl korunuyor? Bu birikim, yeni kuşaklara ve yeni yatırımlara nasıl aktarılıyor?</strong></span></p>
<p>Kurumsal hafıza çoğu zaman yalnızca belge, fotoğraf ya da arşiv üzerinden düşünülür. Oysa hafıza, aynı zamanda bir davranış biçimidir; bir değerler silsilesidir; bir iş yapma ahlakıdır. Dedeman’ın uzun geçmişi de sadece tarihsel bir birikim değil, aynı zamanda bu ülkenin modern otelcilik hikâyesine eşlik etmiş bir deneyim alanıdır.</p>
<p>Biz bu hafızayı geçmişe ait bir nostalji nesnesi olarak değil, bugünü aydınlatan bir kaynak olarak görüyoruz. Kurucu değerleri yeni kuşaklara aktarmak, sadece anlatmakla değil; onları kurumun gündelik dilinde, eğitiminde, yaklaşımında ve karar alma biçimlerinde yaşatmakla mümkün.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311f715c50-1778586103.png" alt="" width="900" height="557" /><span style="color: #3598db;"><strong>Faaliyet gösterdiğiniz bölgelerde yerel istihdamı destekleyen ve mesleki gelişime katkı sağlayan çalışmalar yürüttüğünüz biliniyor. Bir otel zinciri olarak bulunduğunuz coğrafyalarda yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda sosyal bir aktör olmayı nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Bİr kurumun gerçek etkisi, yalnızca ekonomik verilerle ölçülemez. Bulunduğu yere nasıl dokunduğu, hangi imkânları açtığı, hangi hayatlara temas ettiği de en az finansal başarı kadar önemlidir. Bu nedenle biz bir otel zincirinin rolünü yalnızca hizmet sunan bir yapı olarak tanımlamıyoruz.</p>
<p>Yerel istihdamı desteklemek, mesleki gelişim alanları oluşturmak, insanlara bir kariyer kapısı açmak ve bulundukları bölgeye katkıda bulunmak, bana göre otelciliğin etik boyutları arasında yer alıyor. Özellikle gençler, kadınlar ve mesleki gelişim imkânı arayan bireyler için bu tür yapılar yalnızca iş kapısı değil, aynı zamanda toplumsal hareketlilik alanı da yaratabilir. Bir yerde bulunuyorsanız, o yerin geleceğine karşı da sorumluluğunuz vardır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Önümüzdeki yıllarda ülke olarak otelcilik anlayışını kökten değiştirecek gelişmelerin eşiğinde olduğumuz konuşuluyor. Sizce geleceğin “misafir deneyimi” nasıl şekillenecek? Dedeman bu dönüşümün neresinde durmayı hedefliyor?</strong></span></p>
<p>Geleceğİn misafir deneyiminin daha kişisel, daha sezgisel ve daha anlam odaklı bir yapıya doğru evrileceğini düşünüyorum. İnsanlar artık yalnızca kusursuz işleyen sistemler aramıyor; kendilerini gerçekten anlayan, beklentilerini önceden hisseden ve onlara yalnızca hizmet değil, bir tür aidiyet duygusu sunan yapılarla bağ kuruyor.</p>
<p>Elbette dijitalleşme bu dönüşümün merkezinde olacak. Teknoloji sayesinde süreçler hızlanacak, kişiselleştirme artacak, deneyim çok daha akışkan hâle gelecek. Ancak yine de otelciliğin özünde insanın insana gösterdiği özen olduğunu unutmamak gerekiyor. Ben gelecekte fark yaratacak markaların, teknolojiyi insan sıcaklığını derinleştiren bir araç olarak kullanabilen markalar olacağına inanıyorum.</p>
<p>Dedeman’ın hedefi de burada duruyor: köklü misafirperverlik geleneğini, çağın gerektirdiği yeniliklerle buluşturmak. Yani yalnızca modernleşmek değil, anlamını koruyarak yenilenmek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311412c8fc-1778585921.png" alt="" width="600" height="765" /><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman markasının kuşaklar boyunca taşınmış olması, sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor?</strong></span></p>
<p>Kurucumuz Mehmet Kemal Dedeman ile 1947 yılında madencilik sektörüne, 1966 yılında ise otelcilik sektörüne giriş yapan Dedeman Grubu, ikinci kuşak liderleri <strong>Murat Dedeman</strong> ve <strong>Nazire Dedeman</strong> ile devam etti.</p>
<p>Kayseri’den doğup Türkiye çapında büyüyen Dedeman markası bugün ulusal sınırları aşarak dünya çapında bilinir hâle geldi. Dolayısıyla bu benim için yalnızca bir aile mirası değil, aynı zamanda derin bir sorumluluk duygusu. Çünkü böyle köklü bir ismi taşımak, geçmişten gelen emeği, cesareti, terbiyeyi ve kurucu iradeyi de taşımak anlamına geliyor.</p>
<p>Her kuşak aslında kendisine emanet edilen şeyi yeniden yorumlar. Mesele sadece devam ettirmek değil; özü koruyarak yeni zamana tercüme edebilmektir. Ben de bu mirası tam olarak böyle görüyorum. Geçmişe sadakat ile geleceğe açıklık arasında kurulması gereken hassas bir denge var.</p>
<p>Mehmet Kemal Dedeman’ın deyişiyle; <em>“Eskilere Vefa, Yenilere Hoş Seda” </em>diyerek, bu dengeyi geleceğe taşımaya devam edeceğiz. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0310e36e89d-1778585827.png" alt="" width="800" height="501" /></p>
<h2><span style="color: #34495e;">sanat ile mekân arasında yeni bir diyalog</span></h2>
<p>Türkİye’nin ilk yerli otel zincirlerinden, 60 yılı aşkın süredir turizm ve konaklama sektörüne yön veren Dedeman Hospitality, misafir deneyimini çağdaş sanatla buluşturan yeni oluşumu Dedeman Art Space’i hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Mehmet Uzer</strong>’in kurucusu olduğu Uz Gallery iş birliğiyle geliştirilen bu uzun soluklu program, çağdaş sanatla kurulan ilişkiyi görünür kılarken, konaklama deneyimini yaşamın farklı katmanlarıyla birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım sunuyor.</p>
<p>Dedeman Art Space kapsamında düzenlenen ilk sergi, Dedeman İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. <strong>Havva Kurt</strong> kurucu küratörlüğünde hayata geçirilen <em>“HORIZON”</em> başlıklı sergi; toplumsal ve bireysel belleğin kesişim noktalarını, insanın kriz, umut ve doğa ile kurduğu ilişki üzerinden ele alan çok katmanlı bir seçki sunuyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Hospitality bünyesinde geliştirilen Dedeman Art Space’in sürdürülebilir bir sanat ekosistemi oluşturma vizyonunu güçlendiriyor. Aynı zamanda üniversitelerin Plastik Sanatlar ile Sanat ve Kültür Yönetimi bölümleriyle kurulacak iş birlikleri kapsamında düzenlenecek söyleşiler, akademik buluşmalar ve ortak projeler aracılığıyla, sanat üretimi ile akademik düşünce arasında yeni bir etkileşim alanı açılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Istanbul, sanatçılar, akademisyenler, koleksiyonerler ve izleyiciler arasında dinamik bir diyalog kuran çağdaş bir sanat platformuna dönüşüyor.</p>
<p><strong>Aslı Aydemir, Çağla Öztürk, Didem Ünlü, Emir Yasin Yağmurca, Haydar Akdağ, Filiz Piyale Onat, İnan Burhanlı, Mustafa Yılmaz, Kenan Filiz, Korkut Sönmez, Tekin Karakuş, Tuğba Akça</strong> ve <strong>Turgut Türker</strong>’in eserlerini bir araya getiren sergi; otelin lobi ve üst katına yayılan kurgusuyla çağdaş sanat üretimlerini doğrudan mekânın dolaşım alanlarına taşıyarak, izleyiciyi gündelik yaşamın içinde sanatla karşılaşmaya davet ediyor.</p>
<p>Dedeman Hospitality COO’su <strong>Prof. Dr. Tansel Tercan</strong> ve Dedeman İstanbul Genel Müdürü <strong>Tayfun Sancar</strong>’ın koordinasyonunda hayata geçirilen Dedeman Art Space; sanatçılar, izleyiciler ve mekân arasında kurulan ilişkiyi güçlendiren bir platform olarak konumlanıyor.</p>
<p>Program; düzenli aralıklarla hayata geçirilecek sergiler, sanatçı konuşmaları ve farklı disiplinleri bir araya getiren üretim modelleri aracılığıyla, çağdaş sanat pratiklerinin daha geniş kitlelerle buluşmasına olanak tanıyor.</p>
<p>Dedeman İstanbul’da hayata geçirilen bu ilk adım, sanatın Dedeman otelleri ile kurduğu ilişkiyi tanımlarken, misafirlerin sanatla kurduğu bağı gündelik deneyimin doğal bir parçası haline getiriyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/banu-dedeman-1778586222.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gökyüzünden bakınca desen gibi görünen dünya, yaklaştıkça insanın izini ele veriyor. Yeryüzü değişiyor; belki de asıl mesele, bizim yeniden görmeyi öğrenmemiz.</strong></p>
<p><em>“Bak</em><em> büyük yuvarlaklar var, kim çizmiş” </em>diye bağırdı pencere kenarında oturan küçük çocuk. Orta koltukta oturan annesi baktı, <em>“A ne acaba, sanırım ekmişler”</em> dedi. Gayri ihtiyarı koridordaki yerimden başımı uçağın penceresine çevirdim. Neydi acaba… Çapı belki bir kilometre vardı. Sonra bir çığlık daha <em>“Bak anne, beyaz çöl”</em>… Konya’nın üstünden uçtuğumuzu o zaman anladım. Tuz Gölü’nün üzerinden geçiyorduk… Sonradan öğrendim ki o daireler bir çeşit merkezi sulama sistemi yüzünden oluyormuş. Çocuk merakımızı kaybedeli çok olmuş demek ki, diye düşündüm. Uçaktan geçerken, birbirine eklenmiş çok sayıda yama işi gibi duran tarlaya alışıktık… Ya daireler…</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03139da4b4d-1778586525.png" alt="" width="221" height="366" />Geçtiğimiz hafta bir grup basın mensubu arkadaşımla Borusan’ın yeni CEO’su <strong>Özgür Günaydın</strong>’ınla tanışmaya grubun simge binası Perili Köşk’e gidince bir kez daha hatırladım bu sahneyi. Binada <strong>Edward Burtynsky</strong>’nin <em>Dönüşen Yeryüzü </em>sergisi vardı. Küratörlüğünü <strong>Marcus Schubert</strong>’in üstlendiği sergi, insan eliyle dönüştürülmüş coğrafyanın fotoğraflarından, tanıklıklarından oluşuyordu. Madenler, taş ocakları, tuz gölleri, nehirler, erozyon… Gözüm yeryüzü kelimesine takıldı, bir kez daha Türkçenin inceliklerine hayran oldum. Gezegenimize taktığımız pek çok isim var. Ama yeryüzü hem coğrafi, hem edebi… Bu gezegenin de bir yüzü var tıpkı bizim gibi.</p>
<p><strong>Sergi Antalya’da düzenlenecek COP31’e taşınacak</strong></p>
<p> Sohbet sonrası Özgür Bey hepimize serginin kataloğunu hediye etti. Kataloğu açınca benim dairelerle karşılaştım: Pivot Sulama… (16 Ağustos tarihine kadar haftasonları Perili Köşk’te sergiyi gezebilirsiniz.)</p>
<p>Özgür Günaydın’la birlikte bizi ağırlayan Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik <strong>Nursel Ölmez Ateş</strong>’in de güzel bir notu oldu. Bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31’e Borusan kültür ve sanat ruhu katacak ve bu sergiyi oraya taşıyacak.</p>
<p>Sanırım ilerleyen yaşımla birlikte bu sergi kataloglarına olan ilgim de arttı. Eskiden sergi sırasında yaşanan deneyimin daha önemli olduğunu düşünürdüm. Şimdi kataloğu alıp okumak, o sergiyi, küratörün bakış açısını alıp eve getirmek gibi geliyor… Evde tekrar tekrar insan eliyle yeryüzünün nasıl değiştirildiğine bakarken, henüz okunmamış kitap yığınım içinde <em>“Antroposen Olayı/Yerküre, Tarih ve Biz”</em>e denk geldim. Eylül 2025’te İş Kültür Yayınları’nın 21. Yüzyıl Kitaplığı’ndan çıkan <strong>Christophe Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un kitabını Türkçeye <strong>Alp Tümertekin</strong> kazandırmış. Elime alıp hızla sayfaları çevirmeye başladım.</p>
<p><strong>İnsan çağının adı: Antroposen</strong></p>
<p>Anthropos eski Yunancada insan demek. Antroposen kavramı ise insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde belirleyici hale geldiği jeolojik çağ olarak tanımlanıyor. İklim krizi, ekosistem tahribatı gibi büyük ölçekli süreçleri anlatıyor. Bu arada merak edenler için not edeyim, köken olarak her ikisi de Yunanca <em>‘insan’</em>dan gelse de kelimenin andropozla bir ilgili yok!</p>
<p>Aslında Antroposen çağı Sanayi Devrimi ile başlatılıyor. Ama asıl olarak Büyük Hızlanma olarak kaydedilen 1950’lerden sonrasına işaret ediyor. Küresel ısınma, biyoçeşitlilik kaybı ve geri dönülemez ekolojik yıkım ile tanımlanan bu dönem, doğal süreçlerin yerini insan odaklı yapısal bozulmaların aldığı bir süreci ifade eder. Üretim ve tüketim dalgası, bu çağın görünür hale geldiği eşik olarak kabul ediliyor. Plastik, beton, radyoaktif izler… Hepsi insanın jeolojik bir güç haline geldiğinin kanıtı.</p>
<p><strong>“Olay” olarak antroposen</strong></p>
<p><strong>ChrIstophe</strong><strong> Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un yaklaşımı, Antroposen’i yalnızca bir dönem değil, bir <em>“olay”</em> olarak tanımlıyor. Yani geçici bir kriz değil; geri dönüşü olmayan, tarihsel olarak inşa edilmiş bir kırılma. Bu bakış açısı, çevre sorunlarını teknik çözümlerle aşılabilecek bir arıza gibi görmekten uzaklaştırıyor bizi.</p>
<p><strong>Kriz anlatısının ötesinde</strong></p>
<p> Antroposen, bir kriz değil, içinde yaşadığımız yeni bir koşul. Artan sıcaklıklar, çöken ekosistemler, devrilme noktaları, kitlesel yok oluşlar… Bunlar artık istisna değil; gezegenin yeni normalleri. <em>“Çevre krizi” </em>anlatısı, hâlâ geri dönülebilecek bir istikrar yanılsamasını sürdürüyor. Oysa içinde bulunduğumuz çağ, tesadüfi bir kırılma değil; tarihsel olarak örülmüş, yapısal ve kalıcı bir bozulmanın sonucu.</p>
<p>Kitap, çevresel yıkımı soyut bir<em> “insanlık”</em> anlatısına bırakmıyor. Kapitalist genişleme, emperyalist tahakküm ve savaş ekonomisiyle örülmüş bir sürecin sonucu olarak okuyor bu dönüşümü. Sorunun uyarı eksikliği değil; bu uyarıların kimler tarafından bastırıldığı ve neden sistematik biçimde görmezden gelindiği olduğunu söylüyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0313b4cf9a3-1778586548.png" alt="" width="333" height="432" />Bonneuil ve Fressoz, Antroposen’i tek bir başlıkla değil; parçalı ve politik bir tarih olarak yeniden adlandırıyor: Sermaye Çağı, Tüketim Çağı, Ölüm Çağı, Cehalet Çağı… Bu isimler, ekolojik yıkımın arkasındaki güç ilişkilerini görünür kılıyor.</p>
<p><strong>Yeryüzüne yeniden bakmak</strong></p>
<p>Belki de mesele sadece gezegenin değişmesi değil; bizim bakışımızın körelmesi. Uçakta o çocuğun gördüğü daireleri biz neden fark etmiyoruz? Neden artık şaşırmıyoruz? Çünkü alışıyoruz. Çünkü normalleşiyor. Çünkü Antroposen tam da böyle bir şey: Olağanüstünün sıradanlaşması.</p>
<p>Sanatın, bilimin ve edebiyatın kesiştiği yerde ise hâlâ bir imkân var. Bir sergi salonunda, bir fotoğraf karesinde ya da bir kitap sayfasında yeniden bakmayı öğrenmek… Yeryüzünün yüzüne yeniden dikkat kesilmek…</p>
<p>Belki de asıl mesele, gezegeni kurtarmaktan önce, onu yeniden görebilmek.</p>
<p>Ve belki de o küçük çocuğun sesi hâlâ bir yerlerde yankılanıyordur:</p>
<p><em>“Bak…”</em></p>
<p>Çünkü her şey, yeniden bakmakla başlar.</p>
<p>Kendi elimizle yaptığımız bu tahribata razı gelmek değil, mücadele etmek önemli olmalı. <strong>Adnan Yücel</strong>’in şiirinde dediği gibi:</p>
<p><em>“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/566-1778586614.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> yaratıcı yıkım ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümeyi anlamanın yolu artık yalnızca üretmekten değil; bilgiyi dönüştürmekten, inovasyonu içselleştirmekten ve değişimin ritmini yakalamaktan geçiyor. “Yaratıcı yıkım”, çağımızın en belirleyici kavramlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.</strong></p>
<p>Bizden sonraki kuşak daha çok Çin konuşacak. Atalarımız demiş ya, <em>“Başarısızlık öksüz ve yetimdir; başarının bin bir babası vardır!”</em></p>
<p>Çin son yarım yüzyıldır yaptığı hamleleri tekrarlayabilirse, gelecek yüzyılın en çok konuşulacak toplumlarından biri olacak. Bu gelişmede <strong>Xi Jinping</strong>’in <em>“dijitalleşme ve veri egemenliğine”</em> verdiği önemin belirleyici olduğunu düşünüyorum. <em>“Veri temel üretim aracıdır” </em>algısı iktisadi gelişme ve ekonomi politikalarında zamanın ruhunu yaratıyor; bu ruhun çekirdeğini de <em>“yaratıcı yıkım”</em> odaklı gelişmeler oluşturuyor.</p>
<p>Toplumların geleceklerini güven altına alabilmeleri için <em>“hüner”</em> sahibi olma yetmiyor; hünere akıl katarak <em>“yaratıcı yenilik” </em>aşamasına geçmeden ekonomide kararlı büyüme yaratılamıyor. Hüner, bir bilgiyi en ileri düzeyde bilenler kadar uygulayabilme becerisidir. Yaratıcılık ise, hünere akıl katarak en ileri düzeydeki bilgiyi bir basamak daha ileriye taşıyabilme.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031462f0c6c-1778586722.png" alt="" width="344" height="446" /><strong>Ufuk Akçiğit</strong>, büyüme kavramının <strong>Joseph Schumpeter</strong>’e çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Oluşumuna katkı yaptığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabına yazdığı <em>“giriş”</em> yazısında, <em>“Schumpeter’e ait fikirlerin geleneksel ekonomik modellere dahil edilmesindeki güçlükleri”</em> ele alıyor. <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in <em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em> ile endüstriyel organizasyonları makroekonomiye dahil ederek bunun nasıl yapılacağını göstermelerini önemsiyor. Asıl önemlisi, alanında küresel ölçekte sözü olan değişik bilim insanlarının <em>İçsel Büyüme Teorisi</em> konusundaki analizlerini derleyerek önemli bir zihni birikimi kayıt altına alıyor.</p>
<p><em>Letven Capital</em> ve <em>SCALA Yayıncılık,</em> <strong>Ufuk Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in liderliğinde hazırlanan, <strong>Kamil Kılıç</strong>’ın <em>“sunuş”</em>, <strong>Emmanuel Macron</strong>’un <em>“önsöz”</em> yazdığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabında, sunuş ve önsözle birlikte 31 yazı yer alıyor; 973 sayfalık bir başucu kitabı dilimize kazandırılmış.</p>
<p><strong>ilkeden sapma ve özür</strong></p>
<p>Beş yılı aşkın bir zamandır bu dergide kitap tanıtımı yazıları yazıyorum. Okuyucu biliyor; <em>“Başından sonuna özenle okumadığım bir kitap hakkında yazmayı kendi ilkelerime uygun bulmam.”</em> Bu yazıda ilkeden bir sapma yapacağım; okuyucudan özür dilerim.</p>
<p><em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabının üçte birini oluşturan bağımsız analizlerden çıkardığım bazı sonuçları paylaşmada acele ettim. <strong>Özge Öner</strong>’in <em>Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını</em> kitabından sonra <strong>Mariana Mazzucato</strong>’nun <em>Misyon Ekonomisi</em>’ni tanıtmaya çalıştım. <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>öylesine denk geldi ki, çok teknik olan, benim anlama kapasitemi aşan makaleleri bile büyük bir çabayla anlamaya çalışıyorum.</p>
<p>Kitabı, iş dünyasında yöneticilik iddiasında olanların, sivil inisiyatiflerde görev alan yönetici konumundakilerin, medya, özellikle de ihtisas medyası yorumcularının, siyasi irade alanında güç kullanma noktasında bulunanların mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kitabı okumayı bitirmeden aceleci davranmamın nedeni çok açık; geniş bir kitlenin kitabı duymasını sağlayarak önemli bulduğum kuramsal çerçeveyi anlamalarına küçük de olsa bir katkım olsun istedim; Öner ve Mazzucato ile birlikte okunmasının katacağı değeri düşündüm.</p>
<p><strong>faydalı bilginin genişlemesi</strong></p>
<p>Çok sayıda bilim insanının katkılarıyla oluşan kitabın omurgasını <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in öncü makalesi oluşturuyor. Bu iki bilim insanının kitapta yer alan yazılarında <em>“büyümenin”</em> rekabet ve ticaretle, işsizlikle, bir yapıdaki çözülmenin iç döngüsüyle, teknoloji boyutuyla, tükenebilir kaynaklarla, eğitim-öğretimin etkileriyle, üretim ve araştırma organizasyonlarıyla etkileşimi analiz ediliyor.</p>
<p>Çok genel anlatımla <em>“rekabet ve inovasyon odaklı büyüme”</em> dinamikleri sorgulanıyor. Teknolojinin büyümeye katkıları değişik etkileriyle irdeleniyor. Uzun dönemde büyümeyi yaratıcı yıkımın nasıl etkileyeceği inceleniyor.</p>
<p><strong>Joel Mokyr</strong>’in katkısı, <em>“kurumların büyümeye etkileri”</em> konusunda yaygın ve baskın anlayışlara daha farklı pencerelerden bakmamıza yardımcı oluyor. Değişen koşullarda ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimin için üreteceğimizi derinliğine düşünme; zamanın ruhuna uygun alternatif tepki biçimleri geliştirebilme için kavramsal araçlarımızı çeşitlendirme fırsatı yaratılıyor.</p>
<p>Mokyr bize <em>“sürdürülebilir büyümenin salt sermaye ile mümkün olmadığını, faydalı bilginin genişletilmesinin de gerektiğini”</em> kanıtlıyor. Bir basamak ilerleyince kültürle büyüme ilişkisi konusundaki düşünce alanımız genişliyor.</p>
<p><strong>Julian Kolev</strong> ve arkadaşları, Aghion ve Howitt (AH) yaklaşımı ile Aghion, <strong>Dewatripont</strong> ve <strong>Stein</strong> (ADS) yaklaşımında firma düzeyinde yatırım teşviklerinde iç dinamiklerin değişik boyutlarıyla saha çalışmalarında rehber oluşturuyor. İş insanları ve girişimcilerin yatırım kararlarındaki bakış ufukları yükseltiliyor.</p>
<p><strong>büyüme anlayışımız değişiyor</strong></p>
<p><em>Yaratıcı</em><em> Yıkım Ekonomisi</em> kitabını oluşturan makalelerin derinliğine daldıkça, büyüme üzerine düşüncelerimizin kökten değiştiğini hissediyoruz. Günümüz koşullarında ekonomide başarının gerek şartlarından birinin yaratıcı yıkımı kavramak, diğerinin de değişken ve belirsizliği artıran koşulları sürekli sorgulayarak uyum için yeni yol ve yöntemlerle tanışmak olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em>, bizim on yıla yakın bir zamandır yazılarımızda sıklıkla vurguladığımız <em>“büyük güç içeride yaratılır”</em> çağrımızı da destekliyor. Başarı için endüstriyel organizasyonları makroiktisadi gelişmelere entegre edeceksek, elimizde bir kuramın olması gerekiyor; kitap bize zengin bir kuramsal çerçeve oluşturma yollarını da açıyor. İnovasyon, rekabet gücü yaratmanın ve uzun dönemli geleceği güven altına almanın bileşenlerinden biri. Biz, düşük ve yüksek rekabet koşullarında inovasyon etkilerini zihnimizde netleştirmemişsek, yapısal özellikler ve yaratıcı yıkım etkileşimini kavramamışsak, küresel entegrasyonun gereklerini belirleyerek adımlar atmıyorsak, uzun dönemli geleceği güven altına alamayız.</p>
<p>Kitaptaki makaleler, üretim ağının çok değişik katmanlarındaki içsel dinamiklerin yeni koşullara nasıl uyum sağlayacağını sorgulaması açısından çok önemli.</p>
<p>Yeni teknolojilerle emek piyasası etkileşimi, eşitsizlikteki artış, giderek az sayıdaki nitelikli işgücüne bağımlılığın artması gündemimizdeki sorunlar. Yaratıcılık ve büyüme ilişkileri iş insanlarını ilgilendiriyorsa, <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabındaki makaleler gerçekten işe yarar fikirler üretiyor.</p>
<p>Günümüzdeki önemli tartışmalardan biri de üretkenlikteki düşme eğilimi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yarattığı değeri ölçme zorlukları. Bir başka sorun faiz oranları ve büyüme ilişkileri. Kitapta bütün bu konuların derinliğine sorgulaması var.</p>
<p>Bilgi yayılması ve içsel tepki de geleceğin üretim örgütlenmesinin temel sorunlarından bir başkası. Çevre duyarlılığı ve inovasyon katkıları da bilim insanlarının özenle sorguladıkları hususlar.</p>
<p>Pazara yeni giren start-up’lar, köklü firmalar, üniversite araştırmaları gibi yapıların iş yapma verimini nasıl etkilediğini merak edenler de <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabını başuçlarından ayırmamalı.</p>
<p>Finans sisteminin sermayeyi en kârlı yöntemleri kullanarak tahsis etme işlevinin ne yönde ilerlediği de makalelerde özenle irdelenen konular.</p>
<p>Fikirlerde eksikliklerin yaratabileceği sorunlar, vergi uygulamalarının yaratıcı yıkım bağlamındaki etkileri, vergi oranları ve inovasyon konuları da üretim ağlarında yer alan hepimizi ilgilendiren hususlar.</p>
<p><strong>Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in büyük katkısını, <strong>Dani Rodrik</strong>’in <em>Eşitsizlikle Mücadele</em> ve <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <em>Yapay Zekâ</em> üzerine yaptıkları kolektif çalışmalarla ele almak ve büyüme konusunda yapılan çalışmaları derinliğine izlemek geleceği yaratmanın gerek şartı.</p>
<p>Biraz zamana kıymak, işlerimizi bilinçli yönetmek için insanlığın ortak aklından yararlanmak adına bize sunulan bu çalışmaların değerini bilmeli, onları anlamlandırmalıyız. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/kitap-book-1767962224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yaratıcı yıkım ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, yakın zamanda en anlamlı genel kurullarından birini gerçekleştirdi. 23 Ocak 1995 tarihinde 55 öncü gönüllü ile birlikte <strong>Suna Kıraç</strong> tarafından kurulan TEGV’de yönetim kurulu başkanlığı görevi, 31’inci yılında kızı İpek Kıraç’a emanet edildi. Suna Kıraç’ın <em>“Ömrümden Uzun İdeallerim Var”</em> dediğinde, belki de ilk sıraya koyduğu eğitim desteklerinin simge yapılarından olan TEGV’in bayrağını, 110 bin gönüllüsü, 1 milyona uzanan bağışçısıyla birlikte  <strong>İpek Kıraç</strong> dalgalandıracak.</p>
<p>Anlamlı bir tarihte gerçekleşti sözünü ettiğim bayrak değişimi. Her birimiz yanımızdaysa sarılarak, sonsuz uzaklıklardaysa anarak, dualar göndererek yaşıyoruz Anneler Günü’nü. İpek Kıraç’ın aldığı başkanlık sorumluluğunun ardından yaptığı açıklamanın da en çok sonsuzluklarda karşılık bulduğunu düşünüyorum. İpek Kıraç’ın<em> “Hepimizin kardeşi” </em>ifadesini kullandığı TEGV’in, destek sunduğu 3 milyon 355 bin 296 genci kardeş yaptığına inanıyorum.</p>
<p>Görevi, TEGV’de 21 yıl gönüllü, mütevelli, yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olarak hizmet veren <strong>Özalp Birol</strong>’dan devralan İpek Kıraç duygularını aşağıdaki satırlarla paylaştı:</p>
<p><em>“Annemin emaneti olan, büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğum bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek. Bir çocuk değişir demek, Türkiye gelişir demek! Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in değerleri ışığında, ortak ideallerimizle, ülkemizin çocukları için yeni ufuklara birlikte yürüyeceğiz. Benim için bundan daha değerli bir amaç ve daha büyük bir mutluluk olamaz…</em></p>
<p><em>Ve tabii ki sevgili Anneme…</em></p>
<p><em>TEGV’in senin için ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bana verilen bu sorumluluğun ne demek olduğunun çok iyi farkındayım. Senin büyük zorluklar karşısında kurduğun, koruduğun ve büyüttüğün bu kurumun başına geçerek en büyük sorumluluğu sana karşı aldığımın da bilincindeyim.</em></p>
<p><em>“İçin rahat olsun annem, senin çocuğun, ama artık hepimizin kardeşi emin ellerde…”   </em></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>siemens türkiye, 170’inci yıl kutlamasını </strong><strong>genç müzisyenlerin enerjisiyle gerçekleştirdi</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315a9330e9-1778587049.png" alt="" width="626" height="637" /></strong></span>Neresİnden bakarsanız, mutluluk veren bir gece. Bir global sermaye ki coğrafyamızda 170 yıldan bu yana kesintisiz hizmet yürütmeye devam ediyor. Türkiye’de pek çok yeniliğe imza atmış, 1881 yılında İstanbul’u ilk telefon santrali ile buluşturmuş, ilk enerji santralinin kurulmasına vesile olmuş Siemens, gençlerle gerçekleşen müziğin ve sanatın eşliğinde, davetli bayileriyle birlikte 170’inci yıl kutlaması yaptı. 26 yıldır düzenlenen “Siemens Türkiye Opera Yarışması”nda ödül alan, Devlet Opera ve Balesi bünyesindeki deneyimli solistler ile son yılların genç seslerini ve genç kuşağın öne çıkan keman sanatçılarından <strong>Veriko Tchumburidze</strong>’yi bir araya getiren etkinlikteki konser, Siemens Arts Program Direktörü Prof. Dr. <strong>Stephan Frucht</strong> tarafından yönetildi.</p>
<p>Yarım asırdır bulunduğu grupta, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO’luk görevini 19 yıldır sürdüren <strong>Hüseyin Gelis</strong> geceye ilişkin, “Siemens’in bu topraklardaki 170 yıllık yolculuğu boyunca teknoloji ve inovasyonun yanı sıra kültür ve sanatın gelişimine katkı sunmayı da önemli bir sorumluluk olarak gördük. 170. yılımızı kutladığımız bu dönemde, genç sanatçıları destekleyen bu özel geceyi hayata geçirmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Türkiye’den yetişen yeteneklerin uluslararası sahnelerde daha güçlü yer bulmasına katkı sağlamayı büyük bir ciddiyetle ele alıyor ve bununla ilgili olarak elimizden gelen tüm adımları atmaya çalışıyoruz” dedi gururla.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’a gelen ilk yurt dışı sermayeli şirketlerden olan Alman Siemens, 1856’da telgraf hattı kurarak girdiği coğrafyamızda pek çok yeniliğe imza attı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de kalkınma hamlesinde önemli roller oynadı. Koç Grubu ile kurulan işbirliği neticesi ilk fabrikasını 1961’de açtı.</p>
<p>Siemens, kuruluşunun üzerinden geçen birkaç yılın ardından girdiği Türkiye pazarında, kesintisiz 170 yıl geçirdi. Kesintisiz diyorum çünkü, İkinci Dünya Savaşı döneminde pek çok ülkedeki faaliyetlerini durdurmasına, savaşın ardından da küçülme yaşamasına karşın Türkiye’deki faaliyetleri kesintiye uğramadan 170 yıl devam etti.</p>
<p>Siemens Türkiye’ye sanatla da geçen nice yaşlar diliyorum.</p>
<p><span style="color: #e67e23;"><strong>insan/the human, </strong><strong>50 yıllık fotoğraf birikimini okuru ile buluşturuyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315b6c5249-1778587062.png" alt="" width="260" height="338" /></strong></span></p>
<p>Annesİnden kalan bir kutu makine ile başladı her şey. 1960’lı yılların ortalarında karşısına çıkan yadigâr kutu fotoğraf makinesinin büyüsü, <strong>Selim Seval</strong>’in fotoğraf sanatçılığı yolculuğunun rotasını çizecekti. Banka ve finans kuruluşlarında geçen profesyonel yaşamının yanında fotoğraf merakı, yaşamının en konforlu alanı oldu Selim Seval’in.</p>
<p>Halen de öyle. Yılların fotoğraf sanatçısı Seval, sanatını Türkiye’de hemen her coğrafyada ve sayısız ülkede icra ederken, Fotoğraf Sanatı Derneği, İstanbul Fotoğraf Müzesi gibi kurumların kurulmasında da rol aldı. Yanı sıra üretken bir yazar da oldu. İmzasını koyduğu yedinci kitabı yakın zamanda okurları ile buluştu. Selim Seval, yeni kitabı “İnsan/The Human” ile yarım yüzyılı aşan bir fotoğraf birikimini insanın hikâyesi başlığı altında topluyor.</p>
<p>Seval’in kurucu ortaklarından olduğu finansal teknoloji şirketi Octet Türkiye’nin sponsor olduğu çalışma; farklı coğrafyalarda çekilen 276 siyah-beyaz fotoğraftan oluşan bir seçki. Kitap, insanın doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünü, gündelik hâllerini ve ortak duygularını belgesel bir doğrulukla bir araya getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ipek-kirac-1778587223.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> RUMELİSİAD Başkanı Evke: Sanayi şehirleri ağır şartlar altında üretim yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği (RUMELİSİAD) kuruluşunun 20’nci yılı, düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Programa milletvekilleri, Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, belediye başkanları, Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyasının temsilcileri ve davetliler katıldı. Resepsiyonda, ekonomik ve sosyal ilişkileri güçlendiren yeni açılımların süreceği vurgulanırken, Balkan coğrafyasında kurulan güçlü bağların, gelecek dönemde de yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağı ifade edildi.</p>
<p>RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, resepsiyonda yaptığı konuşmada, Rumeli insanının tarih boyunca zorluklar karşısında üretmekten vazgeçmediğini dile getirerek, bulunduğu her yerde çalışkanlığı, disiplini ve mücadele ruhuyla değer ürettiğini belirtti. Evke, RUMELİSİAD’ın da bu anlayışın Bursa’daki güçlü yansıması olduğunu ifade etti. Murat Evke, üretimin içinden gelen insanlar olarak piyasanın da sokağın da fabrikaların yükünün de yakından bilindiğini dile getirdi. Evke, özellikle sanayi şehirlerinin giderek ağırlaşan koşullar altında üretim yapmaya çalıştığını belirterek, enerji maliyetlerinin yükseldiğini, finansmana erişimin zorlaştığını ve iş gücü ihtiyacının üretim üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti. Murat Evke, sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin dikkatle ele alınması gereken önemli bir sorun olduğuna işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0308052733e-1778583557.JPG" alt="" width="620" height="413" /></p>
<h2>“Üretim sadece ekonomik mesele değildir”</h2>
<p>Murat Evke, üretimin yalnızca ekonomik bir başlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydederek, sanayi üretimindeki düşüşün istihdamı, sosyal dengeyi ve şehirlerin canlılığını olumsuz etkilediğini söyledi. Evke, bu nedenle sanayinin Türkiye için stratejik güçlerden biri olarak görülmesi gerektiği vurguladı. Evke, yatırımcının asıl beklentisinin öngörülebilirlik, istikrar ve uzun vadeli plan yapabileceği güçlü bir ekonomik iklim olduğunu belirterek, üretimin daha fazla desteklenmesi gerektiğine işaret etti. Murat Evke, yüksek teknolojinin teşvik edilmesi, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve nitelikli insan kaynağının artırılmasının önemine değindi. Bursa’nın dönüşümün en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdüreceğini aktaran Evke, kentin Türkiye’nin sanayi hafızasını taşıyan, ihracat üreten ve kalkınma yürüyüşüne yön veren temel yapı taşlarından biri olduğunu ifade etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-1778583592.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği&#039;nin 20’nci yıl resepsiyonunda konuşan Başkan Murat Evke, sanayi şehirlerinin artan enerji maliyetleri, finansmana erişim zorlukları ve iş gücü baskısı altında üretim mücadelesi verdiğini söyledi. Üretimin yalnızca ekonomik değil, sosyal denge ve istihdam açısından da stratejik önem taşıdığını vurgulayan Evke, sanayinin daha güçlü desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalıp sektöründe rekabet kızışıyor, Türkiye için Avrupa fırsatı büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Küresel ekonomide artan belirsizlikler, enerji maliyetleri ve tedarik zincirindeki kırılmalar, Türkiye kalıpçılık sektörünü daha temkinli ve stratejik hareket etmeye zorluyor. Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB) Başkanı Şahan Eçin, sektörün hem risklerle hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Eçin, savaşlar ve jeopolitik gelişmelerin ekonomik etkilerine dikkat çekerek, “Enerji maliyetleri, hammaddeye erişim ve lojistikte yaşanan sorunlar kalıp üreticilerini daha planlı hareket etmeye zorluyor. Bu süreçte hata payını minimize etmek artık bir tercih değil, zorunluluk” dedi. Türkiye’de artan işçilik maliyetleri ve kur dalgalanmalarının da etkisiyle üretimde verimlilik baskısının arttığını belirten Şahan Eçin, “Artık sadece üretmek yeterli değil. İlk seferde doğru üretmek, maliyetleri kontrol altında tutmanın anahtarı haline geldi” diye konuştu. Sektörün geleceğinin mühendislik kabiliyeti, dijitalleşme ve yüksek hassasiyetli üretim teknolojilerine yapılacak yatırımlarla şekilleneceğini belirten Eçin, Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti.</p>
<h2>5 bin işletme, 100 bin istihdam</h2>
<p>Türkiye kalıpçılık sektörü, geniş üretim altyapısı ve istihdam gücüyle sanayinin kritik bileşenleri arasında yer alıyor. Sektör; 5 binin üzerinde işletmeden oluşuyor, yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlıyor. Pazar büyüklüğü ise 3 milyar dolar. Küresel ölçekte ise kalıp sektörünün büyüklüğü 120 milyar dolar seviyesinde bulunurken, 2036’ya kadar 180 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay yaklaşık yüzde 2,5 seviyesinde kalırken, sektörün dolaylı etkilerle 8–10 milyar dolarlık bir ekonomik hacmi etkilediği hesaplanıyor. Ayrıca sektörde kapasite kullanım oranlarının yüzde 60 seviyelerinde kalması da dikkat çekiyor.</p>
<h2>Avrupa’dan Türkiye’ye yönelim</h2>
<p>Mevcut zorluklara rağmen Türkiye için önemli bir fırsat penceresinin de açılmış olduğuna işaret eden Eçin, Avrupa’da artan maliyetlerin ve Çin kaynaklı rekabet baskısının alternatif tedarikçi arayışını hızlandırdığına işaret etti. “Her ne kadar eski ‘ucuz ülke’ imajımız kalmamış olsa da, Avrupalı tedarikçilerin gözünde hâlâ güçlü bir alternatifiz” diyen Eçin, bu kapsamda Almanya Kalıpçılar Birliği (VDWF) ile temasların artırıldığını açıkladı. 2026’nın üçüncü çeyreğinde Almanya’dan bir sektör heyetinin Türkiye’yi ziyaret edeceğini belirten Eçin, bu sürecin B2B iş birliklerinin önünü açacağını söyledi. Ayrıca 2027’de Türkiye’de geniş kapsamlı bir Dünya Kalıpçılar Zirvesi düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<h2>“Çin rekabeti artık Avrupa için de ciddi bir tehdit”</h2>
<p>Sektörün en büyük sorunlarından biri olan Çin rekabetinin artık Avrupa için de ciddi bir tehdit haline geldiğini belirten Şahan Eçin, bu konuda uluslararası iş birliklerinin güçlendirildiğini ifade etti. 2026’nın ikinci yarısında Brüksel’de yapılması planlanan toplantıda Avrupalı kalıp üreticilerinin ortak hareket edeceğini kaydeden Eçin, “Amaç, haksız rekabet koşullarına karşı tek ses olmak” dedi. Eçin, sektörün temel sorunlarını yüksek yatırım maliyetleri ve uzun proje süreleri, artan maliyet baskısı ve düşük kârlılık, uzayan ödeme vadeleri, nitelikli iş gücü eksikliği ile teknoloji ve bilgi kaybı riski olarak ifade etti. Eçin, Türk kalıp sektörünün otomotivden beyaz eşyaya, savunmadan medikale kadar birçok stratejik alana hizmet verdiğini hatırlatarak, “Bu süreçte daha verimli, daha hızlı ve daha katma değerli üretim yapmak zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/1/1280x720/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-1778580245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UKUB Başkanı Şahan Eçin, küresel belirsizliklerin arttığı dönemde kalıp sektöründe maliyet baskısının yükseldiğini ancak Avrupa’nın alternatif tedarik arayışının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Sektörün 3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı Türkiye’de, “ilk seferde doğru üretim” kritik eşik haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küresel ekonomide değişim doğru okunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD), BUSİAD Evi'nde 'Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme' paneli düzenledi.</p>
<p>BUSİAD Ekonomi Danışmanı Doç. Dr. Derya Hekim sunum yaptığı toplantıda küresel ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler, piyasalardaki son durum ile iş dünyasına yönelik stratejik öngörüler belirtildi. İş insanlarının yoğun katılım gösterdiği etkinlikte, ekonomik göstergeler ve gelecek döneme ilişkin beklentiler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, konuşmasında küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını söyledi. Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02f9b23c140-1778579890.JPG" alt="" width="681" height="454" /></p>
<h2>“Küresel ekonomide kırılgan dönem”</h2>
<p>Hatunoğlu, BUSİAD’ı yalnızca bir gönüllülük kuruluşu değil, aynı zamanda öngörü üreten bir yapı olarak gördüklerini belirterek, iş dünyasının en önemli ihtiyacının doğru analiz ve geleceğe hazırlık olduğunu ifade etti. İş dünyasının öncelikli beklentilerinin finansmana erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü artıracak düzenlemeler olduğunu dile getiren Hatunoğlu, bu alanlarda güçlendirmeye ihtiyaç olduğunu söyledi. BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’ne değinen Hatunoğlu, talepte yavaşlama, maliyet baskılarının devamı ve üretimde zayıflama sinyalleri görüldüğünü aktardı. Türkiye’nin üretim gücü, genç nüfusu ve stratejik konumuyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Hatunoğlu, çözümün verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar ve katma değerli üretim olduğunu ifade etti. BUSİAD’ın da veri üreten ve yön gösteren bir yapı olmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<h2>“Dünya ticaretinde değişim zamanı”</h2>
<p>Toplantıda ayrıca BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve BUSİAD Ekonomik ve Sektörel Gelişmeler Komitesi Başkanı Ali Kerem Alptemoçin, son altı yılda dünya ekonomisinin yalnızca değişmediğini, kurallarının da yeniden yazıldığını aktardı. Alptemoçin, 2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, uzun yıllardır alışık olunan küresel düzen; daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda çok daha hızlı tepki veren bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Alptemoçin, “Karadeniz ve Ortadoğu merkezli jeopolitik gerilimler, bölgesel sınırlarını aşarak küresel etkiler yaratmaktadır. Bu bölgelerden ihraç edilen buğday, doğal gaz ve petrol gibi stratejik ürünlerde yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde arz güvenliğini ve fiyat istikrarını doğrudan etkilemektedir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a02fed8e503b-1778581208.jpg" alt="" width="700" height="644" /></p>
<h2>“Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş”</h2>
<p>Bir dönüşüm sürecinin içinde olduğunu belirten Alptemoçin, şu ifadeleri kullandı: “Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş ve zaman zaman karamsarlık havası hissedilmektedir. Diğer taraftan, Dünya ekonomisinin ağırlık merkezinde önemli değişimlerin yaşanacağı giderek daha net görülmektedir. Almanya, Japonya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomilerin göreli olarak gerileyeceği, Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin teknoloji, üretim ve nüfus dinamiklerinin de etkisiyle daha belirgin bir yükseliş gösterecekleri anlaşılmaktadır. Yani birileri yükselmeye çalışırken, diğerleri konumlarını koruma mücadelesi vermektedir.”</p>
<h2>“Ekonomiler ulusal güvenlik meselesine dönüştü”</h2>
<p>Devletlerin ticaret, enerji, teknoloji, finansman ve askerî güç unsurlarını birlikte kullanmaya başladıklarına şahit olduklarını belirten Alptemoçin, “Çünkü bu belirsizlik ve kırılganlık ortamında ekonomik sürdürülebilirlik, doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüşmektedir. Bu gelişmeler ışığında diyebiliriz ki; Türk firmalarının faaliyetlerini koruyabilmeleri ve hatta işlerini büyütebilmeleri için, jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeleri dikkatle takip etmeleri ve daha bölgesel, hatta küresel organizasyonlara dönüşmeleri gerekmektedir” diye konuştu. Alptemoçin, Türkiye ekonomisi, büyümenin kompozisyonu ve sektörlere dağılımı açısından dengeli bir görünüm sergilemese de, 2025 yılında, bir evvelki yıla göre yaklaşık yüzde 3,6 büyüme gösterdiğini kaydetti.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/tuncer-hatunoglu-1778581181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği tarafından BUSİAD Evi’nde gerçekleştirilen “Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme” başlıklı toplantıda ekonomi gündemi ele alındı. Küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını belirten BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Offshore rüzgar için yerler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, TÜREK konferansında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin offshore (kıyıya yakın denizde) rüzgar enerjisi santralinin kurulması için seçilen yerleri açıkladı.</p>
<p>Bayraktar, 2035’e kadar Türkiye’nin offshore rüzgar enerji kurulu güç hedefinin de 5 gigavat olarak belirlendiğini duyurdu. Bayraktar ayrıca iletim altyapısına 2035 yılına kadar 30 milyar dolarlık yatırımın planlandığını kaydetti. </p>
<p>Türkiye’de en uygun yerlerin Kuzey Ege olduğu uzun süredir biliniyordu. Bu nedenle, Başta Yunanistan olmak üzere uluslararası alanda da yer seçimi konusu önem taşıyor. </p>
<p>Türkiye bu alandaki yatırımların tartışmalı bölgelerde olmayacağı yönünde daha önce mesajlar vermişti. Bakan Bayraktar Konuşmasında, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı. </p>
<p>Bakan Bayraktar konuşmasında, “Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri de deniz üstü yani offshore rüzgâr enerjisi olacaktır. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahiptir. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore saha belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz.” dedi. </p>
<p>YEKA yarışması açılacak olması, burada üretilecek elektriğe belirli bir süre alım garantisi verileceği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Şebeke yatırımlarında detaylar belirleniyor</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, taşıt araçlarından küresel ısınmaya kadar, yaşamın her alanında elektrikleşmenin güçlenerek devam ettiğini, talebin yükseldiğini ve buna hazırlık yaptıklarını vurguladı. Yakın zamanda açıklanacak yeni yol haritası belgesinde de temel vurgunun bu olacağını kaydeden Bayraktar, iletim ve şebekeye yapılacak yatırımlara yönelik bazı unsurları açıkladı. Bu kapsamda, yüksek verimli iletim imkanı veren doğru akım teknolojisi HVDC (High-voltage direct current) iletim şebekesine ilişkin 14 bin 700 km uzunluğundaki yatırımın 40 GW kapasiteli olacağını, 15 bin KM yeni alternatif akım iletim hattı yanında 40 yeni konvertör merkezi planlandığını vurguladı. </p>
<p><strong>Rüzgar YEKA için bu yıl 1.5 GW yarışma açılacak</strong></p>
<p>Öteyandan, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmada alım garantili model olan YEKA yatırımları için yeni yarışmaların açılacağını da hatırlatarak, bu yıl içinde rüzgar santralleri için yeni alanlar açılacağını belirtti. Bayraktar, “Önümüzdeki dönemde her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA yarışmaları düzenlemeye devam edeceğiz. Bu program vesilesiyle bu yıl yapmayı planladığımız YEKA yarışmalarımıza ilişkin de birkaç detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının 1500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK araştırması: Türkiye&#039;de yoksulluk oranı yüzde 20,6</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), "İstatistiklerle Aile 2025" bülteni yayımlandı.</p>
<p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye'de 2008'de 4 olan ortalama hane halkı büyüklüğü azalış gösterdi ve 2025'te 3,08 kişiye düştü.</p>
<p>İllere göre incelendiğinde, 2025'te ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Bu ili, 4,63 kişiyle Şanlıurfa ve 4,43 kişiyle Batman izledi.</p>
<p>Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişiyle Tunceli olarak belirlendi. Bu şehri, 2,5 kişiyle Giresun ve 2,51 kişiyle Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2014'te yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranı 2025'te yüzde 20,5'e yükseldi.</p>
<p>Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hane halklarının oranı 2014'te yüzde 67,4 iken 2025'te yüzde 62,7'e geriledi. Diğer yandan, geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hane halklarının oranı, aynı dönemde yüzde 16,7'den yüzde 13,5'e düştü.</p>
<p>Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının oranı, 2014'te yüzde 2,1 iken, 2025'te yüzde 3,3'e yükseldi.</p>
<p><strong>En yüksek tek kişilik hane halkı oranı Gümüşhane'de</strong></p>
<p>İllere göre hane halkı tipleri incelendiğinde, geçen yıl tek kişilik hane halklarının oranının en yüksek olduğu il yüzde 32,7 ile Gümüşhane oldu. Bu ili yüzde 30,8 ile Tunceli ve yüzde 30,5 ile Giresun izledi.</p>
<p>Tek kişilik hane halklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 11,5 ile Batman olarak kayıtlara geçti. Bu ili yüzde 12,4 ile Diyarbakır ile Van takip etti.</p>
<p>Aynı dönemde, tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, yüzde 70,5 ile Gaziantep oldu. Bu kentin ardından yüzde 69,8 ile Diyarbakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıurfa geldi. Tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en düşük çıktığı il ise yüzde 49,9 ile Tunceli olarak saptandı. Bu şehri yüzde 51,5 ile Gümüşhane ve yüzde 53,4 ile Artvin izledi.</p>
<p><strong>Hane halklarının yüzde 11,3'ü tek ebeveyn ve çocuklu</strong></p>
<p>Türkiye'de 2025'te, toplam hane halklarının yüzde 11,3'ünü tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan aileler oluşturdu. Toplam hane halklarının yüzde 2,8'inin baba ve çocuklar, yüzde 8,5'inin ise anne ve çocukların bulunduğu ailelerin oluşturduğu belirlendi.</p>
<p>Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, geçen yıl yüzde 13,8 ile Bingöl olarak kayıtlara geçti. Bu şehri, yüzde 13,7 ile Elazığ ve yüzde 13,4 ile Adana izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 8,3 ile Ardahan, yüzde 8,9 ile Burdur ve yüzde 9,1 ile Yozgat olarak tespit edildi.</p>
<p>Toplam hane halkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu iller, yüzde 10,7 ile Bingöl, yüzde 10,4 ile Elazığ ve yüzde 10,2 ile Adana, bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 5,6 ile Ardahan, yüzde 6,5'er ile Burdur ve Yozgat oldu.</p>
<p>Baba ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu şehirler yüzde 4,3 ile Kilis, yüzde 3,7 ile Batman, yüzde 3,6 ile Malatya olarak belirlenirken bu oranın en düşük olduğu iller yüzde 2,2 ile Sinop, yüzde 2,3'er ile Nevşehir ve Kastamonu olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Geniş aileler en çok Hakkari'de</strong></p>
<p>Geniş aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, 2025'te yüzde 21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari'yi yüzde 19,2 ile Batman, yüzde 18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranın en düşük olduğu şehir ise yüzde 9,2 ile Eskişehir olarak belirlendi. Bu ili, yüzde 10,3'er ile Ankara ve Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl toplam hane halkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 olurken bunların yüzde 41,9'unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü.</p>
<p>0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu il yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu il ise yüzde 27,3 ile Tunceli olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 14,1'inde iki çocuk, yüzde 5,7'sinde üç çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu belirlendi.</p>
<p><strong>1 milyon 836 bin 496 yaşlı tek başına yaşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de, hanelerin 7 milyon 46 bin 560'ında yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu, hanelerin yüzde 26,1'inde en az bir yaşlı fert yaşadığı tespit edildi.</p>
<p>Bu hanelerin, 1 milyon 836 bin 496'sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu yılda, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş 3 milyon 502 bin 33 kişiden, 2 milyon 452 bin 909'unun anne ve/veya babasıyla yaşadığı görüldü.</p>
<p>Bu gruptaki kişilerin oranı, yüzde 70 olarak hesaplandı. Bu oranın yüzde 42,6'sını erkekler, yüzde 27,4'ünü kadınlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Birinci dereceden kuzenlerle evlilik yüzde 8</strong></p>
<p>2025'te toplam resmi evlilikler içinde, birinci dereceden kuzenleriyle akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı yüzde 8 oldu. Akrabalık türüne göre evlilikler incelendiğinde, bireylerin yüzde 46,4'ünün hala/dayı çocukları, yüzde 27,2'sinin amca çocukları, yüzde 26,4'ünün ise teyze çocukları ile evlendiği belirlendi.</p>
<p>2010'da gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9'unu akraba evliliği oluştururken bu oran sürekli düşüş göstererek 2020'de yüzde 3,8'e, 2025'te yüzde 3'e geriledi.</p>
<p>Geçen yıl toplam evli bireyler içinde akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranının en fazla olduğu il yüzde 19,7 ile Mardin olarak belirlendi. Bu ili yüzde 18,8 ile Şanlıurfa, yüzde 16,7 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 1,2 ile Edirne, yüzde 1,5 ile Kırklareli ve yüzde 2 ile Çanakkale olarak sıralandı.</p>
<p>Akraba evliliği oranı en yüksek il yüzde 16,9 ile Şanlıurfa olarak tespit edildi. Bu ili, yüzde 11 ile Mardin, yüzde 10,8 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 0,4'er ile Kütahya ve Edirne, yüzde 0,5 ile Çanakkale çıktı.</p>
<p><strong>Aile ve çocuklar en büyük mutluluk kaynağı</strong></p>
<p>Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2025 sonuçlarına göre kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı yüzde 69 oldu. Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler sıralamasında bunu yüzde 15,6 ile çocuklar, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eş, yüzde 3,3 ile anne/baba ve yüzde 1,9 ile torunlar takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre geçen yıl Türkiye'de 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde hem annesi hem babası vefat etmiş olanların sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş olanların ise 79 bin 214 olduğu hesaplandı.</p>
<p>Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu kayıtlara geçti.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2025'te ülke genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısı 15 bin 508 olarak kaydedildi. Koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 10 bin 841 ve evlat edindirilen çocuk sayısı 681 oldu.</p>
<p>Kesinleşen davalar sonucu geçen yıl 193 bin 793 çift boşandı. 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Velayetlerin yüzde 74,6'sını anne, yüzde 25,4'ünü baba aldı.</p>
<p><strong>Yoksulluk oranları araştırıldı</strong></p>
<p>Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60'ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı 2025'te yüzde 20,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>Hane halkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hane halklarının yüzde 9,8'inin, tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının yüzde 20,4'ünün, geniş ailelerden oluşan hane halklarının yüzde 27,1'inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının ise yüzde 14,3'ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirlendi.</p>
<p><strong>Kendilerine ait konutta oturanların oranı yüzde 57,1</strong></p>
<p>Konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, 2025'te fertlerin yüzde 57,1'inin oturduğu konutun sahibi olduğu, yüzde 27'sinin ise kiracı yaşadığı anlaşıldı. Lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9 olurken kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Nüfusun yüzde 28,8'inin konutunda, sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi gibi sorunlar, yüzde 27,9'unun izolasyondan dolayı ısınma sorunları, yüzde 22,1'inin trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadığı tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/nufus-kalabalik-1761029954.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de ortalama hane halkı büyüklüğü 3,08 kişiye gerilerken ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının oranı yüzde 62,7&#039;ye düşerken tek kişilik hane halklarının oranı yüzde 20,5&#039;e yükseldi. Verilere göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60&#039;ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı yüzde 20,6 olarak hesaplandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zaman gerçekten çok hızlı akıp gidiyor; Kenan Doğulu bir single olarak çıkışını yaptığı "Aşk ile yap" şarkısını sanki sadece 2-3 yıl önce ilk kez söylemiş gibi geliyor. Oysa 11 sene geçmiş üzerinden. Şarkının müziği de, ritmi de güzel, hatta sonraları yayınlanan klibi de çok başarılı. Fakat ilk duyduğumda beni etkileyen elbette sözleri oldu.  2015 yazında çıkış yapan bu şarkının sözleri sanki bir pazarlama dersi verir gibi. Nakaratını hatırlayalım mı?</p>
<p><strong>Ne yaparsan yap, aşk ile yap.</strong></p>
<p><strong>Ne dediğin değil, nasıl dediğin olay!</strong></p>
<p><strong>Açılır kapılar ardına kadar;</strong></p>
<p><strong>Kalpten gülersen, kalanı detay, gerisi kolay…</strong></p>
<p>Sizinle Türkiye'de yaşanmış dört ayrı vakayı paylaşacağım; sonrasında dördü için de düşünce ve yorumlarımı…</p>
<p>Önemli bir şirketin Satış Direktörü, bir cuma akşamı saat 22.47’de tüm ekibe kısa bir e-posta gönderdi: “Bu ayki performans kabul edilemez. Pazartesi herkes açıklamasını hazırlasın.”Aslında amacı ekibi motive etmekti fakat mesajın tonu sert, saati yanlış, dili ise suçlayıcıydı. Hafta sonu boyunca çalışanlar arasında panik sürdü. Bir çalışan rakip firmayla görüşmeye karar verdi. Bir diğeri Cumartesi ve Pazar günlerinde telefonla ulaştığı müşterilere agresif satış baskısı uyguladı. Pazartesi sabahı ofiste kimse "strateji" konuşmuyordu; herkes kendini savunuyordu! Üç hafta sonra şirket en büyük müşterilerinden birini kaybetti.</p>
<p>Genç bir mühendis çalıştığı fabrikada üretim hattındaki küçük bir teknik problemin ileride ciddi kalite sorununa dönüşebileceğini fark etti. Toplantıda söz aldı: “Bu parçanın uzun vadede risk yaratabileceğini düşünüyorum.” Ancak üretim müdürü sözünü kesti: “Şu an negatif senaryolara değil, teslim tarihlerine odaklanalım.” O gün konu kapandı. Altı ay sonra aynı problem yüzünden binlerce ürün geri çağrıldı. Şirket milyonlarca lira zarar etti. Yönetimin organize ettiği kriz toplantısında herkes aynı soruyu soruyordu: “Bunu neden daha önce fark etmedik?”</p>
<p>Bir e-ticaret şirketinin sisteminde lojistik kaynaklı büyük bir aksama yaşandı; yüzbinlerce siparişin teslimatı gecikti. Şirket yönetimi önce problemi çözmek istedi. “Biraz daha bekleyelim, sonra açıklarız” dediler. Ancak müşteriler sessizliği farklı yorumladı. Sosyal medyada yorumlar hızla arttı: “Siparişim kayıp mı?” “Dolandırıldık mı?” “Neden kimse açıklama yapmıyor?” Şirket beş gün sonra bir açıklama yaptı ama müşterilerin şirkete duydukları güven, o beş günde çoktan zarar görmüştü.</p>
<p>Aile şirketi hızla büyüyordu. Ciro artıyor, yeni yatırımlar yapılıyor, herkes başarı hikâyesi anlatıyordu. Ama finans ekibi sessizce başka bir tablo görüyordu: Nakit akışı bozulmaya başlamıştı. Kimse YK Başkanı da olan patrona bunu açıkça söylemek istemedi. Çünkü şirkette kötü haber getiren kişiler “negatif” olarak etiketleniyordu. Toplantılarda herkes olumlu konuştu, raporlar yumuşatıldı, riskler ertelendi. Bir yıl sonra şirket çok ciddi bir finansal darboğaza girdi. Patron kriz toplantısında şunu söyledi: “Kimse bana durumun bu kadar kötü olduğunu söylemedi.”</p>
<p>Bir e-postanın, yani yazılı bir mesajın &amp; metnin tonu olur mu? Elbette olur! İlk vakadaki şirketin en önemli müşterisini kaybetme sebebi satış performansı değil, <u>içeride oluşan güvensizlik ortamıydı</u>. Bazen bir şirketin atmosferini ve koca bir ekibin motivasyonunu <strong>yanlış bir üslup ile yazılmış tek bir e-posta</strong> değiştirebilir! İkinci vakadaki şirketin milyonlarca lira zarar etmesine neden olan, yönetimin fabrikadaki üretim problemini daha önce fark edememesi değildi, çünkü aslında fark edilmişti, kısa bir zaman ve küçük bir bütçe ayrılarak önlenebilecek bir riskin "<strong>sadece konuşulmasına izin verilmemişti</strong>". Üçüncü vakadaki asıl kriz kargo gecikmesi değildi. Asıl kriz, <u>müşterilerin kendilerini sahipsiz &amp; yalnız hissetmeleriydi</u>. Şirket yönetimi açıklama yapmak için beş koca gün boyunca beklememeliydi! Çünkü kriz anlarında insanlar aslında mükemmel çözüm değil; <strong>önce şeffaflık, samimiyet ve dürüstlük görmek isterler!</strong> Son olarak, dördüncü vakadaki <u>aile şirketinin en büyük problemi finansal değil, kültüreldi</u>; gerçeklerin konuşulamadığı bir yerde, bir süreliğine sorunların seslerini kısabilir ya da duymazdan gelebilirsiniz; ama bu yöntemle onların daha da büyümelerine engel olamazsınız!</p>
<p>İş dünyasının yakın tarihine baktığımızda, birçok önemli kurumun asıl kayıplarını kötü stratejiden değil, "kötü iletişim" yüzünden yaşadığını görüyoruz. Bir yöneticinin çalışanını dinlememesi, bir mühendisin riskleri yeterince anlatamayışı veya dikkate alınmaması, bir markanın kriz anında sessiz kalması ya da üst yönetimin yalnızca duymak istediği şeyleri duyması… Günümüz iş dünyasında bunların hiçbiri “küçük birer problem” değildir! Çünkü iletişim artık yalnızca insan ilişkilerinin konusu değildir; doğrudan "finansal performansın", "marka değerinin" ve "kurumsal sürdürülebilirliğin" temel belirleyicisidir. Nokia’nın çöküşü yalnızca Apple’ın yükselişiyle açıklanamaz. Nokia'da, şirket içinde oluşan "korku kültürü" nedeniyle orta kademe yöneticilerin kötü haberleri üst yönetime taşımaktan çekindikleri yıllar sonra ortaya çıktı. Yani şirket gerçeği görmüyor değildi; gerçekler yukarıya ulaşamıyordu!  Aslında bu durum aile şirketlerinden holdinglere kadar çok tanıdık bir tabloyu işaret ediyor: işletmeler bazen en büyük darbeyi rakiplerinden değil, kendi organizasyonlarındaki “sessizlikten” alıyorlar. Türkiye’de benzer örnekleri görmek ne yazık ki çok daha mümkün. Özellikle kriz dönemlerinde birçok büyük şirketin yaşadığı en önemli sorunlardan biri “iletişim boşluğu” oluyor. Çalışanlar ne olduğunu bilmiyor, müşteriler net bilgi alamıyor, yatırımcılar belirsizlik hissediyor ve belirsizlik, iş dünyasının en pahalı maliyetlerinden birine dönüşüyor! İnsanlar kötü haberi tolere edebilir; ancak belirsizliği uzun süre taşıyamazlar. Dijital çağda bu durum çok daha kritik hale geldi. Eskiden şirketler krizleri günlerce yönetebiliyordu, bugün ise birkaç saatlik sessizlik bile sosyal medyada güven kaybına dönüşebiliyor. Hatırlayın, 2021'de Yemeksepeti’nin veri sızıntısı sonrası yaşadığı tartışmalar bunun yakın dönem örneklerinden biriydi. Kullanıcıların önemli kısmı yalnızca veri ihlaline değil, "sürecin iletişim biçimine" tepki göstermişlerdi. Bu bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor: krizlerin kendisi kadar, o krizlerin "nasıl anlatıldığı" da şirketlerin kaderini belirliyor. İletişim kazaları yalnızca dış dünyaya karşı yaşanmıyor. Şirketlerin kendi içindeki dil de büyük önem taşıyor. Birçok kurumda çalışanlar, fikirlerini yöneticilerine rahatça söyleyemiyorlar. Toplantılarda herkes aynı fikirdeymiş gibi davranıyor, riskler küçültülüyor, sorunlar erteleniyor; yani gerçekler filtreleniyor! Oysa sağlıklı şirket kültürlerinde en değerli çalışanlar, iyi haber taşıyanlar değil; "yönetime gerçekleri söyleyebilenler"dir. Bugün dünyanın en güçlü organizasyonları incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çekiyor; şeffaf iletişim kültürü. Çünkü güçlü iletişim yalnızca bilgi aktarmak değildir; güven üretmektir.  Güvenin olmadığı yerde ekip ruhu zayıflar, müşteri sadakati azalır, stratejik karar kalitesi düşer, krizler büyür, yönetsel kapasite küçülür, şirket içi enerji sessizce tükenir…</p>
<p>İş dünyasında birçok finansal kaybın "bilançosu" vardır, ancak iletişim kayıplarının çoğu bilançolarda görünmez. Kaybedilen motivasyon, söylenmeyen fikirler, erken fark edilmeyen riskler, sessizce ayrılan yetenekli çalışanlar ve yavaş yavaş aşınan marka itibarı… Bunların toplam maliyeti çoğu zaman fabrikalardan, makinelerden ya da yatırımlardan inanın ki daha büyüktür! Belki de bu yüzden günümüz iş dünyasında en kritik yönetim becerilerinden biri artık “konuşmak” değil; doğru şeyi, doğru zamanda, doğru şekilde konuşabilmek ve dinleyebilmek! <strong>Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti martta yüzde 2,76 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026 dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, martta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,76, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,24 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 3,5, işçilik endeksi yüzde 1,54 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 25,61, işçilik endeksi yüzde 30,07 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 1,89, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26,26 yükseliş kaydetti. Martta bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,23, işçilik endeksi yüzde 1,33 artış sergiledi. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ise malzeme endeksi yüzde 24,17, işçilik endeksi yüzde 29,76 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 5,63, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 30,46 artış gösterdi. Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 7,48, işçilik endeksi yüzde 2,28 artış kaydetti. Malzeme endeksi, martta yıllık bazda yüzde 30,09, işçilik endeksi yüzde 31,16 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, inşaat maliyet endeksi aylık bazda yüzde 2,76, yıllık bazda ise yüzde 27,24 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besler&#039;den ilk 3 ayda 9,4 milyar lira konsolide ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Besler, 2026'nın ilk üç ayına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran şirket, geçen yılın aynı dönemine kıyasla konsolide ciro ve kârlılığını artırarak büyümesini sürdürdü.</p>
<p>Besler'in yılın ilk çeyreğindeki konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 artarak 9,4 milyar lira oldu. Brüt karı yüzde 2,9 artışla 2,5 milyar liraya ulaşan şirketin, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) ise yüzde 5,1 artışla 1,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı da yüzde 13,5'e yükseldi. Besler, 2026'nın ilk üç ayında 708 milyon lira ihracat geliri elde etti.</p>
<p>Şirket, sene sonu hasılat büyüme beklentisini 1 puan sapma payıyla yüzde 3, FAVÖK marjı beklentisini ise 1 puan sapma payıyla yüzde 13,5 olarak açıkladı.</p>
<p>Yıldız Holding bünyesinde oluşturulan Gıda Grubu yapılanmasıyla organizasyonunu daha da güçlendiren Besler'in, dondurulmuş gıdada SuperFresh yüzde 34, margarinde ise Bizim Yağ ve Terem markalarıyla toplam yüzde 68,6'lık pazar payı ve üretim gücüyle sektördeki konumunu koruduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Yılın ilk üç aylık döneminde, şirketin tüketici ihtiyaçlarına hızlı yanıt veren ürün stratejisi ve kategori odaklı yaklaşımı, satış performansına da olumlu yansıdı. Besler'in lider markaları ile ramazan dönemini de kapsayan ilk çeyrekte hayata geçirdiği iletişim faaliyetleri ve yenilikçi ürünleri tüketiciyle kurulan güçlü bağı destekledi." denildi. </p>
<p>Yağ kategorisinden elde edilen hasılat 6,1 milyar lira olurken, dondurulmuş gıda ve konserve kategorilerinden elde edilen hasılat ise 3,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sürülebilir peynir kategorisinde ise Ülker Sürmix, 2026 yılının ilk çeyreğinde 400 bin haneye ulaşırken, geçen yılın aynı dönemine kıyasla pazarın hızlı büyüyen alt segmenti olan çeşnili sürülebilir peynir kategorisinde tonaj bazında yüzde 31 pazar payı elde etti.</p>
<p><strong>"İnovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, 2026 yılına güçlü finansal performans ve stratejik hedefleriyle uyumlu bir büyümeyle başlangıç yaptıklarını belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, öncü markaları, verimli üretim anlayışı ve yenilikçi ürün portföyüyle istikrarlı büyüme hedeflerine kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz. 2026'ya Yıldız Holding Gıda Grubu çatısı altında organizasyonumuzu yeniden yapılandırarak güçlü bir başlangıç yaptık. Grup bünyesinde lider şirketlerimiz ve markalarımız ile gıda sektörünün sürdürülebilir dönüşümü için üretimden tedarik zincirine, inovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de inovasyonu işimizin merkezinde tuttuğumuz ürün portföyümüzü sürekli geliştirirken, güçlü finansal yapımız, yüksek üretim kapasitemiz, AR-GE yatırımlarımız ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızla gıda ekosisteminin geleceğine yön vermeye kararlıyız."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besler&#039;in yılın ilk çeyreğinde 9,4 milyar lira konsolide ciroya ulaştığı bildirildi. Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da derinleşen çatışma, küresel petrol arzında tarihi bir kırılmaya yol açarken, ülkeler enerji talebini azaltmak ve tüketiciyi korumak için acil önlemler almaya başladı. Bu önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’na göre savaş, küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisine neden oldu. Krizin merkezinde, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı var. Savaşın ardından boğazdan geçen akış normal seviyelerin çok altına inerken, küresel enerji arzı da hızla daraldı.</p>
<p>IEA verilerine göre mart ayında küresel petrol arzı günlük 10 milyon varilden fazla geriledi. Petrol fiyatı 100 doların üzerine çıkarken, dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerdeki artış daha da hızlı oldu.</p>
<p>IEA Başkanı Fatih Birol’un uyarısı ise tabloyu özetliyor: Hızlı bir çözüm olmazsa, enerji piyasaları ve ekonomiler üzerindeki baskı daha da ağırlaşacak.</p>
<p>Bu kriz, enerji güvenliğinin artık yalnızca arz kaynakları ya da fiyat politikalarıyla yönetilemeyeceğini gösteriyor. Ülkeler, enerji tüketimini kısmak için gündelik hayatın içine dokunan önlemleri devreye alıyor. Uzaktan çalışmadan klima sınırlamalarına, toplu taşıma desteklerinden kamu seyahati yasaklarına kadar uzanan önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu (WEF) değerlendirmesi, ülkelerin tarihi enerji şokuna verdiği yanıtları 6 başlıkta topluyor:</p>
<p><strong>1- EVDEN ÇALIŞMA VE UZAKTAN EĞİTİM</strong></p>
<p>Enerji talebini azaltmanın en hızlı yollarından biri, işe ve okula gidiş gelişleri sınırlamak oldu. Endonezya, kamu çalışanları için cuma günleri evden çalışmayı zorunlu hale getirirken, Myanmar çarşamba günleri benzer bir uygulama başlattı. Pakistan ve Filipinler ise kamu çalışanları için dört günlük çalışma haftasına geçti.</p>
<p>Eğitim tarafında da Sri Lanka, Peru ve Bangladeş gibi ülkeler okul haftalarını kısaltıyor ya da uzaktan eğitimi artırıyor. Böylece hem ulaşım kaynaklı yakıt tüketimi hem de okul ve ofis binalarındaki enerji kullanımı azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>2- BİNALARDA SOĞUTMA SINIRLAMASI </strong></p>
<p>Sıcak iklimlerde klima kullanımı, elektrik talebinin en önemli kalemlerinden biri. Bu nedenle bazı ülkeler kamu binalarında soğutma kullanımına doğrudan müdahale ediyor. Tayland, Bangladeş ve Kamboçya kamu ofislerinde klima kullanımına sıcaklık sınırları getirirken, Ürdün devlet dairelerinde klima kullanımını tamamen yasakladı. Bu önlemler, enerji krizinin yalnızca akaryakıt değil, elektrik tüketimi üzerinden de yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>3- TOPLU TAŞIMAYI TEŞVİK</strong></p>
<p>Ulaşım, petrol talebini azaltmak için en kritik alanlardan biri. Bu nedenle ülkeler özel araç kullanımını sınırlamak ve toplu taşımayı cazip hale getirmek için farklı araçlar kullanıyor. Litvanya iki ay boyunca yerel tren ücretlerini yüzde 50 düşürdü. Filipinler bazı şehirlerde öğrenciler ve çalışanlar için ücretsiz otobüs uygulaması başlattı. Fransa, işe gitmek için özel araca bağımlı düşük gelirli kişiler için elektrikli araç kiralama programlarını yeniledi. Şili ise elektrikli araç almak isteyen taksicilere finansal destek sağladı.</p>
<p>Bazı ülkeler de yakıt karışımlarını değiştirmeye yöneldi. Tayland ve Arjantin, benzindeki biyoetanol oranının artırılmasına izin veren düzenlemeler yaptı.</p>
<p><strong>4- KAMU SEYAHATLERİNİ KISITLAMA</strong></p>
<p>Enerji tasarrufunda devletin kendi harcamaları ve hareketliliği de mercek altında. Güney Kore kamu çalışanları için araç kullanım kısıtlaması getirirken, Ürdün ve Pakistan kamu görevlilerinin uluslararası seyahatlerini yasakladı. Ürdün ayrıca yabancı heyetlerin ağırlanmasını da sınırladı.</p>
<p>Sri Lanka da kamu görevlilerinin seyahatlerini azaltırken, toplu taşıma kullanımını teşvik ediyor. Bu adımlar, kamu sektörünün hem tasarruf sağlamasını hem de topluma örnek olmasını amaçlıyor.</p>
<p><strong>5- FİYAT TAVANI VE SÜBVANSİYON</strong></p>
<p>Enerji krizinin hanehalkı ve işletmeler üzerindeki baskısını azaltmak için bazı ülkeler doğrudan fiyatlara müdahale ediyor. Hırvatistan ve Macaristan akaryakıtta fiyat tavanı uygularken, Çekya perakendecilerin kar marjlarını sınırladı. Çin rafine petrol ürünlerinde iç fiyatları kontrol altında tutuyor. Japonya ise sübvansiyon destekli fiyat tavanı uygulamasına geçti. Bu önlemler kısa vadede rahatlama sağlıyor. Ancak kamu bütçeleri üzerinde ek yük yaratıyor. Ayrıca fiyatı baskılamak, tüketimi azaltma motivasyonunu da zayıflatabiliyor. Bu nedenle fiyat desteklerinin enerji tasarrufu politikalarıyla birlikte yürütülmesi kritik görülüyor.</p>
<p><strong>6- ULUSAL ENERJİ TASARRUFU KAMPANYALARI</strong></p>
<p>Birçok ülke, zorunlu önlemlerin yanında vatandaşları davranış değişikliğine çağırıyor. Avustralya “Every Little Bit Helps” kampanyasıyla yakıt ve enerji tüketiminde gönüllü azaltımı teşvik ediyor. Mısır, özel ve ticari aydınlatmanın sınırlandırılmasını ve hafta sonları mağaza saatlerinin kısaltılmasını istedi. Mozambik, Laos, Etiyopya ve Vietnam gibi ülkeler de halka enerji tasarrufu çağrısı yaptı. Bu kampanyalar, enerji krizlerinin artık yalnızca hükümetlerin değil, toplumun tamamının katılımıyla yönetilebileceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/esg-toplanti-1778565898.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-hazir-giyimde-satin-alinabilir-luksun-ussu-olacak-79120</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye hazır giyimde satın alınabilir lüksün üssü olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) nisan ayında yapılan genel kurulunda göreve gelen yeni yönetim, sektörün yeni yol haritasını açıkladı.</p>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda sektörün yeniden rekabetçi hale gelmesi için atılacak adımlar, destek talepleri ve markalaşma stratejileri masaya yatırıldı. Aynı gün düzenlenen “Türk Hazır Giyim Endüstrisinin Dönüşüm Yolculuğu” başlıklı networking etkinliğinde ise TİM Başkanı Mustafa Gültepe, Euratex Başkanı Mario Jorge Machado ve sektör temsilcileri bir araya geldi. Sektörün yeni yol haritasının açıklandığı toplantıda konuşan Mustafa Paşahan, ucuz işçilik üzerinden Asya ülkeleriyle rekabet edilemeyeceğini belirterek, “Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan at devri kapanıyor. Döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Biz bu konuda avantajlıyız. Kullanılmış giysi ithalatında döngüselliği sunacak ve geri kabul edecek yetkinliğe sahibiz. Daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünleri üreteceğimiz hızlı bir dönüşümün içine girdik. Özetle biz artık satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız” dedi. </p>
<p><strong>Marka alım desteği için lansman</strong></p>
<p>Mart ayında duyurulan yurtdışından marka satın alım desteğinin ayrıntılarının haziran ayında Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanacağını söyleyen Paşahan, düzenlemenin Türk şirketlerinin küresel pazarlarda daha güçlü konumlanması açısından kritik önemde olduğunu ifade etti. Özellikle yurt dışında hazır bir marka satın alarak pazara giriş yapmak isteyen firmalara önemli avantajlar sağlanacağını belirten Paşahan, destek mekanizmasının yalnızca satın alma sürecini değil, satın alma sonrası büyüme ve operasyon dönemini de kapsayacağını anlattı. Paşahan, satın alınan markaların mağaza kiraları, tanıtım harcamaları, pazarlama faaliyetleri ve operasyonel giderlerinin önemli bölümünün destek kapsamına alınmasının beklendiğini belirterek, “Yurt dışında marka satın alan şirketlere yönelik destek modelinin detayları haziranda duyurulacak. Bu destek, firmalarımızın küresel markalara dönüşüm sürecini hızlandıracak önemli bir adım olacak” dedi.</p>
<p><strong>Markalaşma komitesi kuruldu</strong></p>
<p>İHKİB’in yeni dönemde markalaşmaya özel önem vereceğini belirten Paşahan, bu kapsamda Markalaşma Komitesi kurduklarını açıkladı. Komitenin Türk hazır giyim sektörünün algısını güçlendirecek stratejik iletişim çalışmaları yürüteceğini söyleyen Paşahan, uluslararası organizasyonlarda Türkiye markasının daha güçlü temsil edilmesinin hedefl endiğini kaydetti.</p>
<p>İHKİB, sektör şirketlerine yönelik yeni bir KOBİ destek hattını da hayata geçirdi. Yeni sistem kapsamında ihracatçılar; devlet destekleri, teşvikler, fuar organizasyonları, ticaret heyetleri, hedef pazar analizleri, markalaşma, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm konularında doğrudan destek alabilecek. İstanbul Moda Akademisi, Ekoteks Laboratuvarı ve Dijital Dönüşüm Merkezi aracılığıyla firmaların sürdürülebilirlik ve dijitalleşme süreçlerinde destekleneceğini belirten Paşahan, amaçlarının KOBİ’leri küresel rekabette üst lige taşımak olduğunu söyledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SEKTÖRÜN GÜÇ KAZANMASI İÇİN NELER TALEP EDİLİYOR?</strong></span></p>
<p>Sektörün yeniden güç kazanabilmesi için bazı destek mekanizmalarının devreye alınmasının kritik olduğunu vurgulayan Paşahan, tekstil ve konfeksiyon yatırımlarının üç yıl boyunca 6’ncı bölge teşviklerinden yararlanmasını talep etti. Teşvik belgeli yatırımlarda yüksek ücretli çalışanların SGK primlerinin tam destek kapsamına alınmasını isteyen Paşahan, emekli çalışanlar için ödenen SGK primlerinin de kaldırılmasını önerdi. Ayrıca istihdam desteğinin 3 bin 500 TL’den 6 bin TL’ye, asgari ücret desteğinin ise 1.270 TL’den 2 bin 500 TL’ye çıkarılması gerektiğini söyledi. Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten yüzde 10’a yükseltilmesini isteyen Paşahan, finansmana erişim maliyetinin yüzde 15’in altına indirilmesi gerektiğini ifade etti. Hedeflerinin işçilik maliyetini yeniden 800 dolar seviyesine çekmek olduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-hazir-giyimde-satin-alinabilir-luksun-ussu-olacak-79120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/634-1778565598.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, “Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan at devri kapanıyor. Döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Biz bu konuda avantajlıyız. Kullanılmış giysi ithalatında döngüselliği sunacak ve geri kabul edecek yetkinliğe sahibiz. Daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünleri üreteceğimiz hızlı bir dönüşümün içine girdik. Özetle biz artık satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız” dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-bu-zirve-ile-yon-bulacak-79114</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar bu zirve ile yön bulacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b77fd9063-1778562943.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yaklaşık on yıl aradan sonra bir ABD başkanının Pekin’e yapacağı ilk ziyaret olmaya hazırlanan Donald Trump–Xi Jinping görüşmesi, yalnızca diplomatik açıdan değil küresel piyasalar açısından da yılın en kritik zirvelerinden biri olarak görülüyor. 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek görüşmelerin merkezinde ticaret savaşları, İran kaynaklı enerji riski, Tayvan gerilimi, yarı iletkenler, yapay zekâ ve kritik mineraller yer alıyor.</p>
<p>Analistler büyük çaplı bir anlaşma beklemese de, geçen yıl kurulan ticaret ateşkesinin uzatılması ve tarafların tansiyonu düşüren mesajlar vermesi bile piyasalarda rahatlama yaratabilir. Özellikle petrol fiyatlarında aşağı yönlü hareket, Asya hisseleri ve döngüsel sektörlerde yeni bir toparlanma dalgası oluşturabilir.</p>
<h2>ABD ticari güvenceler istiyor</h2>
<p>ABD tarafı zirvede Çin’den daha fazla enerji, tarım ürünü ve özellikle soya fasulyesi alımı konusunda güvence arıyor. Boeing’in uzun süredir müzakere ettiği ve 500 adet 737 MAX uçağını kapsayabileceği belirtilen anlaşma da gündemin en önemli başlıklarından biri olacak. Çin ise gelişmiş yarı iletkenlere yönelik ABD kısıtlamalarının gevşetilmesini isterken, Washington nadir toprak elementleri üzerindeki Çin kontrollerinin hafifletilmesini talep ediyor.</p>
<h2>İran savaşı durumu karmaşık yapıyor</h2>
<p>Zirveyi karmaşık hale getiren en önemli unsur ise İran savaşı. Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler petrol fiyatlarını yeniden küresel enflasyon tartışmalarının merkezine taşırken, ABD Çin’in Tahran üzerindeki etkisini kullanmasını istiyor.</p>
<h2>Yapıcı mesaj petrol fiyatlarını geri çekebilir</h2>
<p>Toplantıdan çıkabilecek yapıcı mesajlar, petrol fiyatlarındaki savaş primini azaltarak riskli varlıklara destek verebilirken; sertleşen bir ton, enerji şokunun küresel tedarik zinciri krizine dönüşebileceği endişelerini artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gündem dosyası kabarık!</span></h2>
<p>■ <strong>İran ve Hürmüz Boğazı:</strong> Zirvenin en acil başlığı enerji güvenliği olacak. ABD, Çin’in İran üzerindeki ekonomik etkisini kullanmasını isterken, Pekin enerji akışlarının kesintiye uğramamasını savunuyor. Taraflardan gelecek “istikrar” mesajları bile petrol fiyatlarını aşağı çekebilir.</p>
<p>■ <strong>Ticaret ateşkesi:</strong> Piyasalar yeni bir anlaşmadan çok mevcut gerilimin büyümemesine odaklandı. Ticaret ateşkesinin uzatılması veya ek müzakere mesajları bile küresel risk iştahını destekleyebilir.</p>
<p>■ <strong>Nadir toprak elementleri ve çip savaşı:</strong> Çin nadir toprak elementlerinde, ABD ise gelişmiş yarı iletken teknolojilerinde baskın konumda. Tarafların bu alandaki gerilimi azaltması; otomotiv, havacılık, robotik ve yapay zekâ sektörleri için kritik önem taşıyor.</p>
<p>■ <strong>Yapay zekâ ve ulusal güvenlik:</strong> Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji yatırımı değil aynı zamanda stratejik güvenlik meselesi. İhracat kontrolleri ve çip erişimine ilişkin mesajlar, küresel AI hisselerinde sert fiyatlamalara neden olabilir.</p>
<p>■ <strong>Tayvan başlığı:</strong> Pekin’in “en büyük risk noktası” olarak tanımladığı Tayvan konusunda yumuşayan bir ton, çip piyasaları için olumlu algılanabilir. Sert açıklamalar ise teknoloji hisselerinde baskı yaratabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Piyasalar ne bekliyor?</span></h2>
<p>Saxo Bank, zirvenin sonuçlarının piyasalarda olası etkilerini değerlendiren senaryoları şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>1 Temel senaryo: Yapıcı ama sınırlı ilerleme</strong></p>
<p>Piyasalarda en güçlü beklenti bu yönde. Tarafların büyük çatışmadan kaçınması ve enerji-ticaret kanallarının açık tutulması halinde:<br />■ Petrol fiyatları gevşeyebilir<br />■ Asya hisseleri yükselişe geçebilir<br />■ Dolar zayıflayabilir<br />■ Altın yatay seyredebilir<br />■ Yarı iletken ve yapay zekâ hisseleri destek bulabilir</p>
<p><strong>2 Pozitif senaryo: Risk primi düşüyor</strong></p>
<p>Çin’in İran konusunda perde arkasında tansiyonu düşürmeye yardımcı olması ve yeni ticaret gerilimlerinden kaçınılması halinde:<br />■ Petrol sert düşebilir<br />■ Havayolu ve seyahat hisseleri yükselebilir<br />■ Enflasyon beklentileri gerileyebilir<br />■ Tahvil faizleri düşebilir<br />■ Çin ve Hong Kong piyasalarında güçlü rahatlama rallisi görülebilir</p>
<p><strong>3 Negatif senaryo: Yeni ayrışma dönemi</strong></p>
<p>İran, Tayvan ve teknoloji başlıklarında tarafların sertleşmesi halinde:<br />■ Petrol fiyatları yüksek kalabilir<br />■ Dolar ve altın güç kazanabilir<br />■ Asya piyasaları baskı altında kalabilir<br />■ Çip hisselerinde satış görülebilir<br />■ Enerji ve savunma hisseleri öne çıkabilir</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin yuanı 3 yılın zirvesinde</span></h2>
<p>Trump-Xi görüşmesi öncesinde Çin yuanı dolar karşısında son üç yılın en güçlü seviyesine ulaştı. Çin Merkez Bankası’nın günlük referans kuru 6,8467 seviyesinde belirlemesi, Mart 2023’ten bu yana en güçlü fixing olarak kaydedildi. Barclays Gelişen Piyasalar Stratejisi Başkanı Mitul Kotecha, Çin’in önemli diplomatik görüşmeler öncesinde para birimini genellikle istikrarlı ya da hafif güçlü tutmayı tercih ettiğini söyledi. Goldman Sachs analistleri yuanın halen yaklaşık yüzde 20 düşük değerli olduğunu ve uzun vadede değer kazanmaya devam edebileceğini öngörüyor. Çin’in dış ticaret fazlasındaki büyüme, ihracat rekabet gücü ve üretici fiyatlarındaki toparlanma da para birimini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-bu-zirve-ile-yon-bulacak-79114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/trump-si-1778563162.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda yatırımcılar 14-15 Mayıs’taki Pekin zirvesinden çıkacak mesajlara odaklandı. İran savaşı, petrol fiyatları, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri konulu kritik görüşme, piyasalarda yeni bir risk iştahı dalgası tetikleyebilir ya da jeopolitik ayrışmayı derinleştirebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-17-hissede-satisi-surdurdu-yerliler-15-hissede-fiyati-destekledi-79113</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 17 hissede satışı sürdürdü, yerliler 15 hissede fiyatı destekledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Geçtiğimiz hafta yabancılar borsanın 30 büyük hissesinde satış ağırlıklı işlemlerde bulundu. 17 hissede paylarını azaltırken 13’ünde alım tarafında durdular. Türk Altın’da 4,20 puanlık satışa rağmen hissenin fiyatının %4,73 yükselmesi tahtadaki yerli yatırımcının yönelimini gösterdi.</em></strong></p>
<p>Borsada yabancı satıyorsa fiyatın düşeceğine inanılır. Oysaki durum her zaman varsayılan gibi gelişmez. 29 Nisan - 7 Mayıs tarihli takas verileri, yabancının en fazla sattığı Türk Altın hissesi de dahil olmak üzere 17 hissede payları azalırken, bu hisselerden sadece ikisinin fiyatı geriledi. 15 hisse ise piyasayla uyumlu yükseldi. Yabancılar, Astor Enerji’de önceki haftadaki gibi alımlarını sürdürürken, en güçlü alımı gerçekleştirdikleri hisse oldu. Tüpraş ve Petkim’de kısa süreli işlemlerle haftalık pozisyon değişikliğine devam ettiler. Önceki hafta artan payları, geçtiğimiz hafta azaldı.</p>
<h2>Petro kimyada al-sat işlemler</h2>
<p>Uzun vadede enerji firmasına dönüşme programı ile hareket eden Tüpraş, bir yılda %116 yükselirken 29 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında %5,9 geriledi. Hürmüz boğazıyla alakalı gelişmeler yabancıların kısa süreli al-sat işlemlerle getirilerini büyütme girişimlerinin olduğunu gösteriyor. Son olarak 0,26 puan azaltsalar da hissedeki %42’lik paylarını koruyorlar.</p>
<p>Yabancılar Petkim’de sınırlı satış yaparken hissede %12,64 paya sahip bulunmaktalar. Geçtiğimiz yıl zarar açıklayan şirket, bu yılın ilk çeyreğinde gelirini %17 artırarak dönem sonunda kâr açıkladı. Ancak esas faaliyetlerden zarar yazmaya devam etmesi sorun. Maliyet ve giderlerini kontrol altına alamaması faaliyetlerindeki zararın sürmesinde etkili.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b672919fe-1778562674.png" alt="" width="900" height="483" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MAKAS GİDERİ Mİ, KUR KAZANCI MI?</strong></p>
<p><strong>Makas gideri;</strong> garanti işlem, aşırılığı önleme, uzun vadeye teşvik, istikrar. Anında zarar, getiri törpüsü, acil nakit tuzağı, şeffaflık sorunu. </p>
<p><strong>Kur kazancı;</strong> değer koruma, pasif büyüme, küresel alım gücü, kriz kalkanı, telafi mekanizması. Reel yanılsama, politik risk, fırsat maliyeti, atıl durum.</p>
<p><strong>Elindeki santrali satarak orta ve uzun vadeli likiditesini güçlendirmeyi tercih etti</strong></p>
<p><em>Alfas gibi bir enerji şirketi neden elindeki santrali satıp nakde dönmeyi seçer? ● Ceyhun Akın</em></p>
<p>Ceyhun, Alfa Enerji Afyonkarahisar’daki 17.000 kWp kurulu güce sahip GES’i martta 12,9 milyon dolar sattı, Bu durum firmanın nakdi tercih ettiğini gösteriyor. Bir enerji şirketi için düzenli gelir sağlayacak santrali satmak ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, Alfa için bunun nedeni orta ve uzun vadede likiditenin artırılması olarak ifade ediliyor. Satış bedelinin duran varlıklarına oranının %10,77’sine denk gelmesi, kasaya girecek nakdin şirket ölçeği için stratejik bir kaynak olduğu anlamına geliyor. Şirket bu yolla işletme sermayesini güçlendirecek.</p>
<p><strong>Pasif varlık olarak ifade ettiği taşınmazları 2 yıl vadeli finansal alacağa dönüştürdü</strong></p>
<p><em>Polisan Holding’in elindeki taşınmazları devretmesi bir risk anlamına gelir mi? ● Kağan Kartal</em></p>
<p>Kağan, Polisan Holding’in iştirakleri üzerinden şirketin hakim ortakları Bitlis ailesine devrettiği gayrimenkuller, açıklamasına göre faaliyetlerinde kullanılmayan taşınmazlar olarak sınıflandırılan varlıklar. Bu nedenle, değerleme şirketi tarafından belirlenen yaklaşık 6 milyar TL üzerinden gerçekleştirilen devir, Polisan’ın operasyonel gücünü zayıflatan bir kayıp anlamına gelmiyor. Ödeme ise peşin alınmazken şirketin paylarını Bitlis ailesinden devralan Corex’in Bitlis ailesine verdiği 136,3 milyon dolarlık 2 yıl vadeli bonoları aldı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PPB fonu hisse senedine odaklansa da yıllık %59 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Phillip Portföy’ün yönettiği Birinci Hisse Senedi Fonu (PPB), geçtiğimiz yıl yatayda dalgalı bir seyir izledi. Ekimde 7,19 TL seviyelerinde başlayan çıkışı geçtiğimiz şubatta 11,28 TL’ye kadar sürdü ve ardında tekrar geriledi. Şimdilerde 429,75 milyon TL olan büyüklüğü nisandaki seviyesinin yukarısında olsa da şubattaki 453,99 milyon TL’nin gerisinde. Aralıktan bu yana değişen miktarlarda olsa da düzenli para çıkışı yaşanıyor. Mayıs ayının ilk haftasında çıkan tutar 1,78 milyon TL. Yatırımcısı düşük sayılarda da olsa azalıyor. Mayısta sayı 1.806’ya geriledi. Doluluk oranı %8,04 seviyesinde olan PPB’nin portföyünün %85,97’si hisse senetlerinden oluşuyor. Risk düzeyi 7 olup bunu üstlenebilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %59,37 getiri elde ederken, %65,99 çıkan BIST 100’ün gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Hektaş, piyasadan TLREF + %1,5 faizle 3,8 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Hektaş, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 3,8 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1,5 düzeyinde bulunuyor. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz değişen TLREF’e göre belirlenecek. 08 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Hektaş’ın verdiği %1,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFHEKTK2611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b6915a9fc-1778562705.png" alt="" width="244" height="167" /></strong><strong>Anadolu Sigorta yılbaşından bu yana yükselişiyle dikkat çekerken fonlar alıyor</strong></p>
<p>Anadolu Sigorta’da fonlar alım yönlü işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %211 ile toplamda 1,02 milyon lot artarak 49,53 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 60’tan 65’e yükseldi. MAC fonu 1,93 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, IML 1,44 milyon ile en çok satışı gerçekleştirdi.</p>
<p>Anadolu Sigorta’ya bugüne kadar 14 aracı kurum öneride bulunurken, model portföyüne alan sadece 2 kurum var. En yüksek öneriyi Garanti Yatırım 53,40 TL ile verdi. En düşük öneri 36,02 TL ile Marbaş Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b6aac4e85-1778562730.png" alt="" width="983" height="245" /></strong><strong>DCT TRADING</strong></p>
<p><strong>Tarım alanını genişletiyor. Yaban mersini üretimi için 55 dönüm ilave alım yaptı </strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım aracılığıyla yaban mersini üretim kapasitesini artırmak için Edirne İpsala’da 55 dönüm ilave arazi satın aldı. Daha önce alınan parsellerle birlikte şirketin bölgedeki toplam tarım arazisi 261 dönüme ulaştı. Açıklamada yeni satın almanın üretim kapasitesini %25 artıracağı ifade edilirken tapu devirleri tamamlandı. Şirketin niş tarım ürünleri pazarındaki yatırım alanını genişlettiği anlaşılıyor. Tarım arazisini kademeli büyütmesi, toplam ekilebilir alanını artırırken birim maliyetleri aşağı çekmesine olanak tanıyacaktır. EMPA</p>
<p><strong>ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>SAHA </strong><strong>Expo’da bağlantılar geliştirdi. Çip tasarımcısıyla niyet mektubu imzaladı</strong></p>
<p>Şubatta borsada işlem görmeye başlayan Empa Elektronik, SAHA Expo Savunma Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nda yerli çip tasarımcısı Yonga Teknoloji ile teknolojik ve ticari iş birlikleri geliştirmek üzere niyet mektubu imzaladı. İki firma arasındaki görüşmeler devam edecek. Şirket, bu girişimiyle yarı iletken alanında kendine güçlü bir ticari alan açmak üzere ilk adımını atmış oldu. Empa Elektronik’in, savunma sanayisine hizmet veren yerli teknoloji geliştiricileriyle iş birlikleri kurması, ürün farklılaştırmasına olanak tanırken gelirini büyütme ihtimalini büyütecektir.</p>
<p><strong>ALTINAY SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Aldığı yeni işlerle toplam gelirini büyütürken konsolide kârını güçlendiriyor</strong></p>
<p>Altınay Savunma, imza attığı iki sözleşmeyi yatırımcısıyla paylaştı. İlki lityum tabanlı batarya tedariki için yurt içindeki bir müşterisiyle imzaladığı 4,96 milyon dolarlık sözleşme. Diğeri bağlı iştiraki Taac Havacılık’ın eyleyici geliştirme projesi kapsamında yine yurt içi bir müşteriyle imzaladığı 8,44 milyon dolarlık anlaşma. Toplamda 13,4 milyon doları bulan anlaşmaların hacmi yıllık gelirin %19’unu aşıyor. Yılbaşından bu yana gerçekleştirilen yeni bağlantıların toplam büyüklüğü ise %44’ü bulurken ivmenin devam etmesi halinde konsolide kâr marjı desteklenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-17-hissede-satisi-surdurdu-yerliler-15-hissede-fiyati-destekledi-79113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 17 hissede satışı sürdürdü yerliler 15 hissede fiyatı destekledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/izgaralik-tavuk-kanadi-25-ayda-yuzde-50-zamlandi-79112</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Izgaralık tavuk kanadı 2.5 ayda yüzde 49.5 zamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Ramazan ayında iç piyasada fiyat artışlarını engellemek için ihracat yasağı getirilen beyaz et ürünlerinde havaların ısınmasıyla birlikte artış yaşanıyor. Özellikle pirzola ve ızgaralık kanat grubunda görülen yükseliş, tüketicinin sofrasına doğrudan yansıdı. 17 Şubat, 23 Mart ve 30 Nisan tarihleri arasındaki fiyat değişimleri, beyaz ette dengeli bir artıştan çok, bazı ürünlerde ani ve yüksek oranlı sıçramalara işaret ediyor. Mangallık ürünlere olan talebin artması, fiyatları yukarı çeken önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Kanat ve pirzola gibi parçalı ve mangallık ürünlerde talep artışı, arz tarafındaki maliyet baskılarıyla birleşince fiyatlar yükseldi.</p>
<h2>Mevsimsel talep de etkili </h2>
<p>Sektör temsilcileri, yem maliyetleri, enerji giderleri, lojistik ve işçilik kalemlerindeki artışın yanı sıra mevsimsel talep yoğunluğunun da fiyatları tetiklediğine dikkat çekiyor. Ulusal zincir marketlerde şubat ayında 160 TL olan tavuk pirzolanın fiyatı yüzde 24,3 artarak nisan sonunda 199 TL’ye çıktı. Aynı dönemde, ızgaralık kanat 200 TL’den 299 TL’ye yükselerek yüzde 49.5, baget 119 TL’den 145 TL’ye yükselerek yüzde 21.8, bütün tavuk ise 95 TL’den 125 TL’ye çıkarak yüzde 31.6 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b494922c2-1778562196.png" alt="" width="274" height="187" /></p>
<h2>Parçalı ürünler füze gibi!</h2>
<p>Prestij Kasap İşletmecisi Samed Burultay, bütün tavukta artışın daha sınırlı kaldığını, buna karşın parçalı ürünlerde fiyatların hızla yukarı gittiğini söyledi. Özellikle kanat fiyatındaki sert artış, beyaz ette fiyat dengesinin bozulduğunu ve ürün grupları arasında makasın açıldığını vurgulayan Burultay şöyle devam etti, “Ramazan öncesinde beyaz et fiyatlarına yaklaşık yüzde 15 oranında zam geldi. Ramazan ayı boyunca fiyatlar sabit tutuldu.</p>
<p>Havaların ısınmasıyla birlikte sezonluk ürünlerde yeniden fiyat hareketliliği başladı. Şubat–Nisan döneminde beyaz et ürünlerinde üretici fiyatlarında yüzde 30’a yakın artış oldu. Toptan alımlarda kanadın kilosu yüzde 14,3 artarak 210 liradan 240 liraya, pirzolanın kilosu ise yüzde 33,3 artarak 150 liradan 200 liraya yükseldi” diyen Burultay, diğer ürün gruplarında ise şimdilik fiyatların değişmediğini aktardı. Toptan tarafta yaşanan fiyat artışının kısa süre içinde perakende raf fiyatlarına da yansıyacağını vurgulayan Burultay, perakendede 290 lira seviyesinde olan tavuk kanadının kilosunun 330 liraya, 200 lira civarında olan pirzolanın da 240 lira bandına çıktığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/izgaralik-tavuk-kanadi-25-ayda-yuzde-50-zamlandi-79112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zincir marketlerde şubat ayında 160 TL olan tavuk pirzolanın fiyatı yüzde 24,3, ızgaralık kanat yüzde 49.5, baget yüzde 21.8, bütün tavuk ise yüzde 31.6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tubitak-ve-msb-ar-ge-ozel-sektorle-yarisa-girdi-79124</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜBİTAK ve MSB AR-GE özel sektörle yarışa girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>SAGE geliştirdiği güdümlü ve güdümsüz mühimmatlar özellikle insansız hava araçlarında kullanılmış ve fark yaratmıştı. MSB AR-GE ise çok geniş bir alana yönelik ürünleriyle öne çıktı. Her ne kadar SAHA 2026’da Milli Savunma Bakanlığı’nın YILDIRIMHAN kıtalararası füzesi çok öne çıktıysa da GÜÇHAN turbojet motoru da önemli bir aşamayı simgeliyor. Böylece Milli Savunma Bakanlığı, Tersaneler Genel Müdürlüğü ve KİT statüsünde ancak kanuni olarak her türlü temsil ve yönetimi MSB tarafından yürütülen Askeri Fabrika ve Tersane İşletme A.Ş. (ASFAT) yanında üçüncü büyük savunma sanayii yapılanmasını öne çıkarmış oldu. Savunma Sanayiinde ise şirketler ve üniversiteler yanında, bir güç merkezi daha kamuoyuna tanıtıldı. Savunma sanayiinde ABD savunma bakanlığının sahibi olduğu DARPA doğrudan silahlı kuvvetlerin dahil en yaygın bilinen AR-GE kurumu durumunda. Türkiye de benzer bir yapılanmayı ortaya çıkarmış oldu.</p>
<h2>Üretim yapılanması belirsiz </h2>
<p>MSB AR-GE tarafından sergilenen YILDIRIMHAN füzesi ve GÜÇHAN jet motoru yanında, helikopterler için geliştirilen ONUR turbo şaft motoru da ilan edilmiş oldu. SAHA EXPO 2026’da ilk kez tam ölçekli maketleri gösterilen bu ürünlerin üretimiyle ilgili ise henüz net bir açıklama yapılmadı. GÜÇHAN’ın test ve denemeler için 10 adet üretildiği bilgisi verildi. AR-GE ve test-iyileştirme için olsa da bu sayıda motorun üretilmiş olması önemli bir yeteneğe işaret ediyor. MSB’nin idaresindeki askeri fabrikalarda yıllardır hem her türlü hava platformu hem de motorlar için tüm bileşenlerin sökülüp, bakımının ve gerektiğinde yenilemesi ve kalibrasyonunun yapılabildiği “depo seviyesi bakım” yeteneği bulunuyor. ASFAT bünyesinde hava, kara ve deniz taşıt ve sistemleri için çeşitli yetenek seviyelerinde 27 fabrika ve 10 tersane bulunuyor. Bu fabrikalardan 3’ü dikimevi 1’i ilaç üretiyor.</p>
<p>Öte yandan, Türkiye’de uçak motoru üretimine yönelik en kapsamlı faaliyette olan fabrika, TUSAŞ ve GE ortaklığıyla kurulan TEI bulunuyor. Bu şirket halen çeşitli tipte lisans altında motorlar üretirken, diğer yandan başta SSB Şirketi TRMotor ile birlikte başta KAAN olmak üzere TUSAŞ tarafından üretilen ve geliştirme safhasında bulunan platformlar için jet ve turbo şaft motor geliştirme faaliyetlerini sürdürüyor. Farklı tipte veya görece küçük oranlarda ürünler olsa da KALE Havacılık seyir füzeleri için jet motoru üretimi, ALP Havacılık ise hassas üretim yeteneği gerektiren başta güç aktarım organı bileşenleri olmak üzere havacılık imalatı yeteneği bulunan şirketler arasında yer alıyor.</p>
<h2>Roket ve füzede Roketsan hakimiyeti </h2>
<p>Roket ve füze üretiminde ise hali hazırda ROKETSAN dışında büyük üretim yeteneği olan şirket bulunmuyor ancak bu alanda başta BAYKAR olmak üzere ilgi duyan şirketler olduğu biliniyor. ASELSAN da Çelik Kubbe’nin ana yüklenicisi olarak çeşitli roket sistemleri üretimi yeteneğini bünyesinde barındırıyor ve bu alanda büyük bir üretim yatırımını sürdürüyor.</p>
<p>Savunma sanayiinde MSB daha önce sadece sahip olduğu yüksek tersane kapasitesiyle MİLGEM üretimlerinde büyük ölçekli üretim yapmıştı. Kara ve hava platform ve sistemlerinde ise Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı şirketlerinin ağırlıkta olduğu bir yapı benimsenmişti. 2018’de daha önce komutanlıklarda bulunan askeri fabrika ve tersanelerin ASFAT çatısı altında tek bir şirkette toplanması sonrası da görece az sayıda platform üretimi dışında ikmal ve bakım temelli hizmetler sağlanmıştı. MSB ARGE’nin geliştirmekte olduğu motor ve füzelerin başarıya ulaşması halinde bunların üretimlerinin de nerede yapılacağı, TSKGV şirketleri ve özel sektör arasında ne yönde tercih yapılacağı önem taşıyacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÜÇHAN NAKLİYE UÇAKLARINA GÜÇ VERECEK</span></h2>
<p>Tam ölçekli maketi gösterilen GÜÇHAN motoru halen geliştirme aşamasında bulunan KAAN Savaş Uçağının ötesinde bir gelişim alanını akla getirdi. KAAN prototiplerinde kullanılan F110-GE-132 motorunun, art yakıcısız gücü yaklaşık 32 bin 500 lbf (libra force) olarak biliniyor. TUSAŞ-GE ortaklığı TEI’nin geliştirmekte olduğu TF35000 ise kodundan da anlaşılacağı gibi 35 bin lbf olarak tasarlandı. GÜÇHAN’ın ise 42 bin lbf güçte olacağı belirtildi. Bu güç, KAAN’ın tasarımından öteye, KAAN’ın ileri versiyonları ya da 6. Nesil bir savaş uçağının ihtiyaç duyduğu gücü sağlaması yanında, küresel ölçekte ağır nakliye uçaklarını da işaret ediyor. Örneğin, halen ABD’nin kullandığı 127 ton taşıyabilen Globe Master C-5 Galaxy her biri 50 bin lbf güçte (GE CF6-80C2 F138) 4 motorla tasarlandı. Yine ABD’nin envanterindeki en fazla ağır nakliye uçağı C-17 Globe Master her biri 40 bin 400 lbf gücünde 4 adet F117-PW-100 motoruyla 77 ton yük taşıyabiliyor. Türkiye’nin de kullanıcısı olduğu A400M uçağı ise turboprop motor kullandığı için farklı güç birimi olarak 11 bin shp ile 37 ton yük taşıyabiliyor. GÜÇHAN, tüm bu motorlar içinde iki motorla orta sınıf, 4 motorla ise süper ağır sınıf nakliye uçaklarına güç verebilecek bir tasarıma gidiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tubitak-ve-msb-ar-ge-ozel-sektorle-yarisa-girdi-79124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/tubitak-1778566873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma sanayiinde Türkiye’nin geliştirme ve üretim faaliyetlerinde kamu ve özel sektör çeşitli ürünlerle boy gösterdi. Böylece, TÜBİTAK SAGE’nin yanında, kamusal bir AR-GE merkezi daha sahneye çıkmış oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusum-istiyoruz-ama-finansman-nasil-saglanacak-79123</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşüm istiyoruz ama finansman nasıl sağlanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm artık bir “iyi niyet” ya da kurumsal iletişim başlığı olmaktan çıktı, iş dünyasının stratejik ajandasının merkezine yerleşti. İklim krizi, kaynak kısıtları, düzenleyicilerin baskıları ve değişen yatırımcı beklentileri şirketleri köklü bir dönüşüme zorluyor. Bu dönüşümün gerekliliği konusunda ise artık geniş ölçüde bir mutabakat sağlanmış durumda.</p>
<p>Ancak bugün asıl tartışma, dönüşümün “neden gerekli olduğu” değil, “nasıl gerçekleştirileceği” ve daha da önemlisi “nasıl finanse edileceği” sorularında yoğunlaşıyor.</p>
<p><strong>Stratejik yaklaşım olmadan dönüşüm mümkün değil</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm, tekil projelerle ya da kısa vadeli aksiyonlarla yönetilebilecek bir süreç değil. Bu dönüşüm, iş modelinin, değer zincirinin ve sermaye tahsisinin yeniden düşünülmesini gerektiriyor.</p>
<p>Stratejik yaklaşımın temel unsurlarının başında dönüşümün şirket stratejisi ile entegre edilmesi, öncelikli yatırım alanlarının belirlenerek, ölçülebilir hedeflerin ve performans göstergelerinin tanımlanması, risk ve fırsat analizlerinin bütüncül yapılması ve her şeyden önce uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının esas alınması geliyor.</p>
<p><strong>Finansman kritik darboğaz </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri finansman. Zira bu dönüşüm, yüksek başlangıç maliyetleri gerektiriyor ve geri dönüş süreleri çoğu zaman uzun. Şirketler açısından temel zorlukların başında elbette ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olması geliyor. Kısa vadeli performans baskısı altında yönetimin bu maliyete katlanmaya hazır olmadığını en çok rastladığımız durumlar arasında. Bunun yanında şirketlerin proje geliştirme kapasitesini yeterli olması ve finansmana erişimde artan kriterleri de karşılaması gerekiyor. Bu durum, özellikle KOBİ’ler için dönüşümü daha da zorlaştırıyor. Ancak burada kritik bir soruyu tekrar sormak gerekir:</p>
<p><strong>Dönüşümü ertelemenin maliyeti nedir? </strong></p>
<p>Artan karbon maliyetleri, ihracat pazarlarında karşılaşılacak engeller, finansmana erişimde yaşanacak zorluklar ve itibar kayıpları dikkate alındığında, dönüşmemenin maliyeti çoğu zaman dönüşüm maliyetinden daha yüksek.</p>
<p><strong>Finansman çözümleri</strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün finansmanı, tek bir kaynağa dayalı değil, çok boyutlu ve entegre bir yapı gerektiriyor. Bu noktada bazı temel çözüm alanından bahsetmek mümkün:</p>
<p><strong>1. Sürdürülebilir Finansman Araçlarının Etkin Kullanımı </strong></p>
<p>Şirketlerin geleneksel finansman yöntemlerinin ötesine geçmesi önemli. Yeşil tahviller, Sürdürülebilirlik bağlantılı krediler, geçiş finansmanı araçları ESG kriterlerine entegre kredi mekanizmaları alternatifler arasında.</p>
<p>Ancak bu araçlara erişim için şeffaflık, veri kalitesi ve güvenilir raporlama kritik öneme sahip. Finansman artık sadece bilanço gelir tablosu gücüne değil, sürdürülebilirlik performansına da bağlı.</p>
<p><strong>2. Kamu Politikaları ve Teşvik Mekanizmaları</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm, sadece özel sektörün omuzlayabileceği bir yük değil. Kamu politikaları bu sürecin hızını ve yönünü belirliyor.</p>
<p>Kamu tarafında uzun vadeli ve öngörülebilir politika çerçevesinin oluşturulması, vergi teşvikleri ve finansal destekler, yeşil yatırım fonlarının geliştirilmesi ve Uluslararası finansman kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması temel gereklilikler. Politika belirsizliği, yatırım kararlarını geciktiren en önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle düzenleyici tarafında netlik kritik önemde.</p>
<p><strong>3. Altyapı ve Ekosistem Yaklaşımı</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm bireysel şirket çabalarıyla sınırlı kalamaz. Enerji, ulaşım ve dijital altyapı gibi alanlarda sistemik dönüşüm gerekli.</p>
<p>Öne çıkan temel ihtiyaçlar; yenilenebilir enerji kapasitesi ve altyapının geliştirilmesi, döngüsel ekonomi sistemlerinin kurulması, veri ve dijital altyapının güçlendirilmesi sayılabilir, Yapılacak kamu yatırımları, özel sektörün dönüşüm maliyetlerini önemli ölçüde azaltacaktır.</p>
<p><strong>Sorumluluk kimde? </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün başarısı, çok paydaşlı bir sorumluluk gerektirir. Bu süreçte her aktörün rolü kritik ve açık.</p>
<p>Şirketler: Dönüşümü stratejik öncelik haline getirmek, şeffaf olmak, ölçülebilir hedefler koymak ve finansman araçlarını etkin kullanmak.</p>
<p>Yönetim Kurulları: Kısa vadeli kârlılık ile uzun vadeli sürdürülebilir değer yaratımı arasında denge kurmak ve dönüşüm yatırımlarına liderlik etmek.</p>
<p>Finans Sektörü: Sürdürülebilir finansman ürünlerini geliştirmek, risk değerlendirme modellerini güncellemek ve yeşil projelere kaynak akışını artırmak.</p>
<p>Kamu Otoriteleri: Düzenleyici çerçeveyi netleştirmek, teşvik mekanizmalarını güçlendirmek ve altyapı yatırımlarını hızlandırmak.</p>
<p>Yatırımcılar: Sadece finansal getiriye değil, sürdürülebilirlik performansına da odaklanarak sermaye yönlendirmek.</p>
<p>Stratejik bir dönüşüm planı, güçlü yönetişim, şeffaf raporlama ve doğru araçlarla desteklendiğinde finansmana erişim kolaylaşıyor. Şirketler artık, uzun vadeli düşünmek ve doğru stratejilerle bu kaynakları harekete geçirmek durumunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusum-istiyoruz-ama-finansman-nasil-saglanacak-79123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşüm istiyoruz ama finansman nasıl sağlanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilar-sanayicileri-ortak-goruyoruz-ardic-biz-sizi-patron-olarak-goruyoruz-79111</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılar: Sanayicileri ortak görüyoruz | Ardıç: Biz sizi patron olarak görüyoruz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Krediye erişimin giderek zorlaştığı dönemde, erişilebilen kredilerin maliyetlerindeki yükseklik de reel sektörü zaman zaman ciddi sıkıntıya sokuyor. Nitekim çeşitli ortamlarda sanayiciler, ya vergi oranlarındaki yüksekliğe dikkat çekerek devleti ya da faiz oranlarındaki yüksekliğe vurgu yaparak bankaları bir ortak gibi gördüklerini dile getirirler.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası’nın yılda iki kez gerçekleştirdiği Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında ise bu konuyla ilgili ilginç diyaloglar yaşandı. Toplantıya kamu bankalarının üst düzey yöneticileri katıldı.</p>
<p>ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yönettiği panelde, Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci, Vakıflar Bankası Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alpaslan Şahin ile Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağrı Altındağ, bankalarının reel sektöre yönelik finansman politikalarını anlattılar.</p>
<p><strong>“28 gün vadeli mevduatla uzun vadeli finansman çok zor”</strong></p>
<p>Banka yöneticileri finansmana ayırdıkları kaynakların önemli bölümünü mevduatın oluşturduğunu belirtirken, bunun da içinde kısa vadeli mevduatın payının yüksek olduğuna dikkat çektiler. Kısa vadeli kaynakla yüksek vadeli finansmanın çok zor olduğunu aktardılar.</p>
<p>Ziraat Bankası GMY Şükrü Taşçı, kredilendirmede geleneksel ilişkilerin değiştiğine vurgu yaparak teminatın artık proje ve yatırım gibi konuların ardından geldiğini bildirdi. Taşçı, firmaların banka ile sürekli ilişki içinde olarak durumlarındaki değişiklikleri iletmeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p>Halkbank GMY Yalçın Madenci reel sektörün iyi finansçılarla çalışması gerektiğinin altını çizerken, bankalara durumun şeffaf bir şekilde iletilmesinin her iki tarafın da yararına olacağını vurguladı.</p>
<p>Vakıfbank Ticari ve Kurumsal Başkan Yardımcısı Alpaslan Şahin de şeffaflığın çok önemli olduğunu işaret ederken, dijitalleşmenin de çok önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Eximbank GMY Çağrı Altındağ da geçen yıl 54.2 milyar dolar destek sağlanan ihracatta bu yıl destek miktarını 60 milyar dolara yükseltmeyi öngördüklerini kaydetti ve o da şeffaflığın önemli bir kriter olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Ortaklık-patronluk atışması </strong></p>
<p>Toplantıda banka temsilcileriyle reel sektör arasında da ilginç diyaloglar yaşandı. Bir bankacı ‘biz reel sektörü kendimize ortak olarak görüyoruz’ ifadesini kullandığı sırada ASO Başkanı Seyit Ardıç da “Oysa biz sizi patron olarak görüyoruz!” değerlendirmesi salondan ilgiyle karşılandı. Bankacılar finansmana ayıracakları kaynağın maliyetiyle, mevduat vadesi arasında da uçurum olduğunu belirttikleri sırada salondan bir sanayicinin, “Size nasıl yardımcı olabiliriz?” şeklindeki ifadesi de salonda gülüşmelere yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilar-sanayicileri-ortak-goruyoruz-ardic-biz-sizi-patron-olarak-goruyoruz-79111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/1/1280x720/67-1778561976.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılar: Sanayicileri ortak görüyoruz | Ardıç: Biz sizi patron olarak görüyoruz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-beceriler-ve-egitim-79109</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital beceriler ve eğitim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğitimde dijitalleşme tartışmaları sürerken İsveç’in “ekrandan kitaba dönüş” hamlesi dikkat çekiyor. Okuma, yazma ve matematik gibi temel becerilerin yeniden merkeze alınması gerektiği vurgulanıyor. Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır</strong></p>
<p>M<strong>atematik öğretmenim</strong></p>
<p>Lisede birinci sınıfta Kel Fuat diye bir matematik öğretmenim oldu. Bu ismi ona bizden öncekiler takmıştı,. Gerçi saçları vardı ama epey azalmıştı. Kalan saçlarını ise eşit aralıklarla başına yerleştirirdi. Düzen, tepeden başlamıştı. Kıyafeti de tepeden tırnağa düzenli idi. Derste de tertipli ve disiplinli idi. Bize de bu tertip ve düzeni öğretmeye çalışırdı.</p>
<p>“Bir öğrenci derse hazırlığını yaparak gelir. Kalemini açıp gelir“ derdi. Derste kalem açtırmazdı. “Ne o öyle, kargalar konseri gibi, derste çak çak diye kalem açmak“ derdi. Ders sırasında başkasından silgi isteyemezdik.“ Sen dilenci misin? Her öğrencinin kendi silgisi olur“ derdi. Başımızda kavak yelleri eserken bütün bunları gülerek ya da kızarak karşılardık. Ama bütün bunları, dersin akışına odaklanmayı bozmamak adına yaptığını daha sonra anlamıştım. “Öğrenmek, hele hele matematik öğrenmek ciddi iştir. Öyle yan gelip yatağa, divana uzanılarak öğrenilmez Matematik, masa başında, çöze çöze öğrenilir“ derdi.</p>
<p>Tüm öğrenim hayatım boyunca her öğretmenimden bir şey öğrendim. O matematik öğretmenimden de disiplin anlayışımı. Tüm bildiklerimi masa başında okuyarak ve yazarak öğrendim. Kâğıt ve kalem, benim üretim araçlarım oldu. Evet, yazılarımı bilgisayarda yazıyorum. Ancak yazılarım için araştırma yaparken, yeni şeyler öğrenirken, hep kâğıt kalem kullanırım. Yazılarımın planını defterime “Örümcek ağı diyagramı“ (Cobweb diagram) çizerek yaparım; sonra da bilgisayarda yazarım.</p>
<p><strong>Dijital beceriler</strong></p>
<p>Şimdi yeni bir dünyada yaşıyoruz. Kâğıdın yerini ekranlar, kalemin yerini bilgisayarlar aldı. Buna “Dijital“ (Digital) dünya diyoruz. Bu dünyada ayakta kalmak için,  günlük hayatta da ve işte de dijital becerilere ihtiyaç var. Şöyle bir bakın çevrenize. Elinizden düşürmediğiniz cep telefonunu; mutfaktaki aygıtları, örneğin, fırını, bulaşık ve kahve makinesini, buzdolabını; salondaki akıllı televizyonu, klimayı; doğru bir şekilde ısınmak için, ısı pompasını doğru kullanmak için dijital beceriye ihtiyaç var. İşinizde kullanmanız gereken dijital beceriler de gün geçtikçe daha da artmakta. </p>
<p>Dijital becerilerin yelpazesi geniş ancak bu becerileri şöyle sınıflamak mümkündür:</p>
<p>a) Temel beceriler: Bu beceriler günlük yaşamımızda yer alan elektronik aygıtları kullanabilme için gerekli olan becerilerdir. Örneğin, akıllı telefonu düşünün. Akıllı telefon diyorlar ama bu akıllı telefonu kullanabilmek için de akıllı olmanız, bazı temel becerilerinizin olması gerekiyor. Telefonu açmak, kapamak; internete bağlamak; uygulamaları internetten indirmek, ya da silmek, bu uygulamaları kullanmak; internetten dosya yollamak. Bunların hepsi için temel dijital beceri gerekiyor.</p>
<p>b)İşyeri için standart dijital beceriler: “Word“ gibi kelime işlemcilerini, “Excel“ gibi tablo hesap programlarını, bulut depolamayı (iCloud Storage) kullanabilmek için gerekli beceriler.</p>
<p> c)Sosyal  platformlar ve işbirliği iletişim programlarını kullanma becerileri: Facebook, Instagram, X gibi sosyal medya programlarını; Zoom, Slack, Teams gibi işbirliği iletişim programlarını kullanabilmek için gerekli beceriler.</p>
<p>d) Enformasyon yönetimi: İnternette etkin arama yapabilmek, aradığı veriyi bulabilmek, verinin doğruluğunu kontrol edebilmek becerisi.</p>
<p>e) Gelişmiş/uzmanlık becerileri: Program yazma, veri analitiği (data analitics), siber güvenlik, dijital pazarlama, yapay zeka, grafik dizayn alanlarındaki uzmanlık becerileri</p>
<p><strong>İsveç’in radikal yaklaşımı</strong></p>
<p>Peki, bu dijital beceriler nasıl elde edilecek? Öğrenilerek. Olay yine eğitime dayanıyor. Yirmi birinci yüzyılda öğrenilecek şeyler de yalnız dijital beceriler değildir. Birçok şey değişiyor, değişecek. Bu nedenle, yetişen kuşağı bu değişime göre hazırlamak gerekecek. Okullarda çocuklara öğrenmeyi öğretmeliyiz. </p>
<p>Okumak ve okuduğunu anlamak öğrenmenin temelini oluşturur. Öğrenmede temel oluşturan üç şey: Okuma, yazma ve matematik. Bunları nasıl öğretmeliyiz? Acaba dijital araçlar bu üç temeli kurmada nasıl yardımcı olmalı? Gündemdeki önemli soru işte bu.</p>
<p>İsveç bu konuda çok radikal adımlar atıyor; eğitimde dijital aygıtlar yerine klasiğe, kitaba dönüş yapmış ( Back to books - Sweden's schools cutting back on digital learning-https://www.bbc.com/news/articles/cly0vk77vdko). Bir dönem İsveç, Avrupa Birliği’nde eğitimde dijital aygıtların kullanımı açısından başı çekiyordu. Örneğin, 2000’li yılların sonu ve 2010’lı yılların başında okullarda dizüstü bilgisayarlar başa güreşmiş. 2015 yılında ortaokullardaki öğrencilerin %80’i kişisel olarak dijital bir aygıta erişebiliyormuş. Okul öncesi (Pre-school) eğitim programlarında 2019 yılında elektronik tablet kullanmak zorunlu olmuş. Bütün bunları sosyal demokrat iktidarlar gerçekleştirilmiş. Ancak 2022 yılında iktidara gelen sağcı hükümetin eğitim politikası ile ekranlardan klasik kitap ve deftere dönüş olmuş. Ekran yerine kitap kullanılması öğrencilerin odaklanması ve okuma-yazma becerilerinin gelişmesi için daha elverişli ortam olduğu görüşünden yola çıkılmış. İki yaşından küçük çocuklara artık elektronik tablet verilmiyormuş. Bu yılın sonuna kadar okullarda mobil telefon yasaklanacakmış.</p>
<p>Stockholm’daki Karolinska Enstitüsü’nden sinirbilimci (neuroscientist) Dr Sissela Nutley, elektronik aygıtların dershanede kullanımı konusunda endişeleri dile getiren bilim insanları arasında. Dr. Nutley şöyle diyor: “Öğrenciler başkalarının ekranlarını görünce odaklanmalarını kaybedebiliyorlar“. Çocuklar bir metini elektronik aygıtlardan okurlarsa enformasyonu daha zor sindiriyorlarmış. Dr. Nutley, bu konuda yapılan uluslararası araştırmalara dikkat çekiyor. Ayrıca ekranla çok uzun süre haşır neşir olmanın çocukların beyinsel gelişimine olumsuz etkisini dile getiriyor.</p>
<p>İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Neden İsveç böyle bir radikal dönüşe gerek duydu? OECD organizasyonu ile 15-16 yaşındaki çocuklar arasında yapılan PISA araştırmasında İsveç yıldızlar arasında idi. Ancak matematik dalındaki skor, 2012 yılında en düşük seviyeyi(478) görmüş; 2018 yılında biraz toparlamış (502) ve 2022 yılında skorun yine düşük olduğu (484) görülmüş. Halbuki, matematik skoru 2000 yılında 510 imiş. Benzer durum okuma skorlarında da görülmüş. Örneğin, 2000 yılında 516 olan okuma skoru 2022 yılında 487’yi görmüş. Araştırmadaki söz konusu çocukların %24’ünün, okuduğunu anlama becerisinin standart seviyenin bile altında olduğu saptanmış. İşte bu göstergeler, onları eğitimde böyle radikal değişime yöneltmiş.</p>
<p>Hükümetin bu yaklaşımına bilgisayar bilimciler, iş adamları, bazı eğitimciler karşı çıkıyormuş.  Bu yaklaşımla iş dünyasının ihtiyacı olan dijital becerili işgücünde sıkıntısı çekileceğini belirtiyorlarmış. Ama okumayı, yazmayı ve matematiği bilen bireylerin dijital becerileri öğrenmekte zorlanacağını sanmıyorum. Bu nedenle, İsveç hükümetinin bu yaklaşımını doğru bulduğumu belirtmek isterim.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır. Temel konularda, özellikle okuma, yazma ve matematik konularında ben de kağıt ve kalemden yanayım. Eğitimin verimi için yukarda anlattığım Fuat Hoca’nın disiplin yaklaşımına ihtiyaç vardır.</p>
<p>Sırası geldiğinde okur-yazar oranımız şöyle arttı diye övünüyoruz. Ama bakın çevrenize. Okuduğunu anlamayan, yazdığı anlaşılmayan bir yığın ile diplomalı bir cahil sürüsüyle karşı karşıyayız. Çünkü ülkemizde eğitimin temeli bozuldu.  Dijital dünyaya ayak uydurabilmek için eğitim temelinin güçlü olması gerekir. Bunun için de eğitimin önce cahil, sapık ideolojili, bağnaz şarlatanlardan korunması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-beceriler-ve-egitim-79109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital beceriler ve eğitim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uluslarin-hukuku-79108</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ulusların hukuku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>16. yüzyıl İspanyolları günümüze önemli bir hukuk mirası bıraktılar. Gerçi özellikle uluslararası hukuk ve azınlık (Kızılderili, zenci) hakları konusundaki miras son 400 yılda çok kısa bir süre ciddiye alındı. Görüyoruz ki 2026 yılının uluslararası hukuku 1536 yılının hukukundan olsa olsa bir arpa boyu mesafede.</strong></p>
<p>16. yüzyıl İspanyolları günümüze önemli bir hukuk mirası bıraktılar. Gerçi özellikle uluslararası hukuk ve azınlık (Kızılderili, zenci) hakları konusundaki miras son 400 yılda çok kısa bir süre ciddiye alındı. Görüyoruz ki 2026 yılının uluslararası hukuku 1536 yılının hukukundan olsa olsa bir arpa boyu mesafede. Vitoria ve Las Casas gibi önemli hukukçu-ilahiyatçılar için 1526 yılının konusu neydi? Soru şuydu: Aristo “doğal kölelikten” bahsettiğine göre acaba Yunanlıların barbarla köleyi eş anlamlı kullandıkları durum gibi Kızılderililer de “doğal köle” miydiler? Burada Kızılderililerin akli melekelerinin değerlendirilmesi söz konusu ama mesele sadece bu değil. Kızılderililerle karşılaşmaları <em>Canon Law</em> eğitiminden geçmiş bazı Katolik entelektüeller için soru işaretleri doğurdu. Kızılderililerin statüsü ne olmalıydı? İspanyol <em>conquistadores </em>feci bir barbarlıkla davranıyordu. Bu gaddarlık Katolik teolojisi ve <em>Canon Law</em> tarafından haklı gösterilebilir miydi? 16. yüzyıl İspanya’sında sadece önemli bir siyasal düşünce okulu bulmakla kalmıyoruz; aynı zamanda 150-200 yıl sonra ABD’nin kuruluşundan iç savaşa giden dönemde tartışılan kölelik ve zencilerle ilgili tartışmanın kökleri doğal haklar ve doğal hukuka bitişik gelişen Katolik ilk sürümünü görüyoruz. <em>16. yüzyıl İspanya’sındaki Kızılderili hakları tartışması 18. ve 19. Yüzyılların Amerika’sındaki zenci kölelerin hakları tartışmasının tarihsel öncülü ve simetriğidir. </em>Ancak İspanya Amerika’sına köle olarak götürülmeye derhal başlanmış olan zencilerin haklarının savunulmasını içermemiş, 16. Yüzyıl tartışması Kızılderili haklarının savunulmasıyla sınırlı kalmıştır.</p>
<p>Vitoria’nın sadece bir doğal haklar kuramcısı olduğu ve bunu yaparak kendisini Dominiken tarikatının büyük ismi Tommaso d’Aquino’nun sürdürücüsü olarak gördüğünü söylemek yetersiz kalır. Vitoria daha orijinal bir doktrinin yaratıcısıydı ki bu doktrin de tümden yeni değildi; başlangıcı Ockham’da vardı. Ancak Vitoria’nın özelliği dayandığı kanıtları ve yazarları “orijinal niyetlerinin” dışındaki konulara taşımak ve uygulamaktı. Daha da ötesinde Vitoria bir <em>totus orbis</em> kavramına ulaşmıştı ki bunun da nüveleri Dante’de olmakla beraber, Vitoria çok daha ileriye götürmüştü. <em>Totus Orbis</em> evrensel bir <em>civitas</em> idi –commonwealth. Bugünkü Avrupa’nın olmak istediği ama pek de başaramadığı gibi kaynaşmış bir “uluslar topluluğu”.</p>
<p><em>Totus orbis</em>, Otto von Gierke’nin net biçimde açıkladığı bir mikrokozmos/makrokozmos kuramıydı. Dante’deki nüve sadece bir <em>imperium </em>–Dante özelinde ideal devlet olan <em>Imperium Romanum</em>- göndermesi, Pagan veya Hristiyan tüm ulusların küresel bir imparatorluk altında birleştirilebileceği tezinden ibaret değildi. “İki güneş” ayrı enerji kaynakları olduğuna göre, seküler <em>imperium</em> Pagan haklarını da koruyacaktı ki bu, yani Hristiyan olmayan halkların hakları konusu, Vitoria için temel nitelikteydi. Von Gierke gerçek Orta Çağ siyaset kuramının <em>bütünden</em> hareket ettiğini, ancak tüm <em>kısmi bütünlere</em> –birey dâhil- özgül bir değer verdiğini yazıyor. Bütün evren bir ‘Ortak-Varlık’ idi. Parçalar, bütünün temel neden olarak onlara yol açtığı bir nedensellik zincirinde yer alırlarken, <em>Bütün</em> var olmasını sağlayan kendi daha üst düzeydeki nedenine/amacına sahipti.</p>
<p>Von Gierke, dünyanın her parçanın içine işlemiş bir Evrensel Bütün olduğunu, dünyanın tek bir ‘Organizma’, tek bir ‘Ruh’, tek bir ‘İrade’ olarak var olduğunun düşünüldüğünü yazıyor. Parçalar, “Küçük Dünya” –<em>Minor Mundus</em>- olarak, “Evrensel Bütünün”, dünyanın eş yapıdaki küçültülmüş kopyaları olarak vardılar. Buradan bireyin tek ‘Ruhun’ küçük kopyası olarak var olduğu sonucuna, yani Bâtıni-içrek bir din yorumuna (da) ulaşılabileceği açıktır. Bu yorumu engelleyen tek şey Tanrı’nın –tek ‘Ruh’- insana/bireye fiziki bir uzaklıkta konumlandırılması, bu organik bakışın mantıki sonucunun giderek litürjikleşen teoloji tarafından gözden kaçırılmasıdır ki bir görüşe göre St. Paulus –Aziz Paul- sonrası yapılan budur. Tam bir teoloji problemi olduğu için daha fazla ‘destursuz bağa girmiyoruz’. Ancak bu görüşün Vesalius adamına ve Leonardo da Vinci’nin insan anlayışına içkin olduğunu, Vesalius’un insan anatomisinin bir diğer adının <em>Parvus Mundus</em> olduğunu ekleyelim.</p>
<p>‘İki kozmos’ kuramının devamlılığına bir kanıt olarak Jean Keerbergen’in 1584 yılında Antwerp’de yayınlanan «Parvus Mundus. Mikrokosmos» isimli kitabını gösterebiliriz: Kitap Nicolaus Copernicus’un (<em>De Revolutionibus orbium cœlestium</em>) ve Vesalius’un (André Vésale; Andreae Vesalii Bruxellensis) devrimci kitaplarından (<em>De humani corporis fabrica</em>) 41 yıl sonra yayımlanmıştı ve hala mikrokozmostan (insan), yani insanın mikrokozmos oluşundan bahsedebiliyordu ki böylece Vesalius’un lafzını tekrar ediyordu ama Copernicus’un hem lafzını hem özünü yok sayıyordu denebilir. Vesalius insanının organik bir totalite, bir Rönesans insanı, eylemlerinden sorumlu olan bir birey olduğu teziyle bireyin Copernicus ve Vesalius’tan 400 sene sonra 1960’larda bile henüz yaratılması gereken bir şey olduğu tezi arasındaki karşıtlığa dikkat çekmek gerekiyor. Canguilhem Copernicus ile ‘kozmik totalite’ gözden düşerken Vesalius’un ‘organik totalite’ kavramına hala sadık kaldığını ekler. Dünyayı dönüştüren, mühendis-insan olan Rönesans bireyinin kendine güveniyle iki dünya savaşı, katliamlar, soykırımlar yaşamış 20. Yüzyıl insanının bireyin henüz olmadığına dair güvensiz yaklaşımı tam bir tezat veya tersine dönüştür. Aynı zamanda tekniğe, ilerlemeye ve bilime güvensizlik şeklinde tezahür etmiş ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Frankfurt Okulu kalıntılarına bu şekilde iz düşmüştür.</p>
<p>Açık ki Dante’nin rehberi bir Pagan olan Virgilius (Virgilio; Virgile) idi ve Dante evreninde, <em>optimus homo</em> yönetimindeki <em>universitas </em>bileşiminde Hristiyan olmayanlar da vardı. Vitoria için de bu böyleydi çünkü konu zaten <em>ius gentium</em> idi. Çok önemli bir ayrım olarak belirtmek gerekir ki Vitoria, <em>Orbus Christianus</em> ifadesine başvurmamıştı; <em>Totus Orbis</em> terimini kullanmıştı. Sadece Hristiyanların değil, “herkesin dünyası”.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b1a5a0cd1-1778561445.png" alt="" width="607" height="371" />
<figcaption><strong><em>Jean Keerbergen, 1584, Parvus Mundus = Mikrokosmos - </em><em>Embleme, graviert von Gèrard de Jode,</em> <em>mit begleitenden Versen von Laurentius Haechtanus [Haecht Goidtsenhoven, Laurens van]</em> <em>- Antwerpen: de Jode, 1579.</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Acaba bu ayrım egemenliğin kaynağını ve haliyle iktidarın doğasını Hristiyanlığın dışında aramak anlamına mı geliyordu? Bu ayrım “iki kılıcın” ikisinin de yetkilerini sınırlamak arzusuna, evrensel ‘Ortak-Varlık” nedeniyle uluslararası olması gereken bir dünya düzenine, Hans Kelsen’de gördüğümüz gibi hukuka dayalı normatif/etik bir uluslararası sistem tasarısına mı götürüyordu? “Vitoria ve biz” –20. Yüzyılda nihayet kurulan uluslar üstü düzenleyiciler olan Cemiyet-i Akvam ve Birleşmiş Milletler içi boş kabuklara dönüştürülmüş olsalar da- bu kadar yakın mıydık? Bazı açılardan hala 16. Yüzyılda mıyız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uluslarin-hukuku-79108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulusların hukuku ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zaman-denilen-kaypak-sey-79107</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zaman denilen kaypak şey</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>On yılı aşkın bir süre önce yayınlanan bir sohbetimizi, geçtiğimiz günlerde karşılaştığım bir olay nedeniyle yeniden gün yüzüne çıkartmak istedim…</p>
<p>Üretici dostumuzun <strong>elinde</strong> bir <strong>akreditif</strong>, <strong>yüzünde mutsuz bir ifade</strong> ve</p>
<p>“<strong>Ben bu işe nereden soyundum”</strong> anlamındaki mırıldanmalar.</p>
<p>Pazarlık yapılmış, <strong>bağlantı tamam</strong>, proforma verilmiş ve <strong>alıcı akreditifi açmış</strong>.</p>
<p>İmalat sürerken ortaya çıkan <strong>aksilikler teslimat süresinin geçmesine</strong> neden olmuş.</p>
<p>Müşteri ile ilişkileri germemek için gecikmenin haber verilmemesi de akreditifteki <strong>yükleme süresinin aşılmasına</strong> neden olunca <strong>iş berbat bir hale gelmiş</strong>.</p>
<p><strong>Müşteri</strong> malını <strong>beklerken</strong>, imalatçı <strong>parasını alamama</strong> endişesi ile yükleme yapmamış.</p>
<p>Üretici arkadaşımızdan detayları alıp, kızgın müşterinin söyleyeceklerini göğüsleme cesaretiyle telefona sarılıp olayı çözmeye çalıştık.</p>
<p><strong>Şans</strong> üreticiden olsa gerek ki <strong>alıcı</strong>, <strong>akreditifin uzatılmasını kabul edip</strong> yüklemenin yapılmasına imkân tanıdı da <strong>iş oluruna</strong> yöneldi.</p>
<p>Bir <strong>başka olayda</strong> da uçakla yapılacak olan sevkiyatta <strong>ambalaj biraz büyük</strong> kaçtığı için kargo kapağından giremediğinden <strong>yükleme zamanında yapılamamış</strong> ve gecikmeye girilmiş.</p>
<p>Her iki olayda da gerek <strong>üretim</strong> gerekse <strong>taşıma</strong> organizasyonunun <strong>zamanında yapılmaması</strong> <strong>işleri olumsuz yöne çevirmiş</strong>. Bunlar bağlantısı yapılmış işlerdeki gecikmelerin sonucu.</p>
<p>Bir de yine <strong>zamanı iyi kullanamamak</strong> yüzünden <strong>bağlanamayan işler</strong> var.</p>
<p>Bir hayli <strong>masraf yapılarak</strong> gidilen <strong>fuardan</strong>, bir paket müşteri kartvizitiyle <strong>dönülmüş</strong>. Asistana verilen <strong>kısa bir teşekkür</strong> metninin herkese gönderilmesi ile ilk hareket yapılmış ancak <strong>hareket orada kalmış</strong>. Bekleyip biriken gündelik işlerin başı sarmasıyla ziyaretçilerden alınan bilgiler çerçevesinde yapılması gerekenler, bir sonraki hafta yapılacak işler programına bırakılmış.</p>
<p>Önemli olan notlar için cevaplar hazırlanıp olası <strong>müşterilerle iletişim kurulduğunda</strong></p>
<p>“Sizden olduğu gibi diğer firmalardan da teklif istemiştik, <strong>zamanında iletişim kuran</strong> başka <strong>bir firma ile bağlantı yaptık”</strong> diyen bir cevap alınmış.</p>
<p>Pahalıya mal olan <strong>yurt dışı seyahatte</strong>, randevu alınan müşteriye gidildiğinde, müşteri ile görüşmek yerine, asistana bırakılan “<strong>Randevunuza</strong> bir saate yakın <strong>geciktiniz</strong>, programımızın dolu olması nedeniyle <strong>görüşme yapamayacağız</strong> “ mesajı ile karşılaşmak üzücü olmuştur herhalde.</p>
<p><strong>E-posta</strong> ile gelen <strong>taleplere geç verilen cevaplar</strong> yüzünden kaçan işleri hatırlayan okurlarımızın sıkıntılı yüz ifadelerini görür gibiyim.</p>
<p><strong>Zaman, hayatımızda yerine konulması mümkün olmayan tek unsur</strong>.</p>
<p>Onu ancak etkin kullanabilirsek kayıpları en aza indirebiliriz.</p>
<p><strong>Oysa</strong> genelde <strong>bizler</strong>, işleri akışına bırakıp, acil, önemli, ertelenebilir, önemsiz gibi ayrımları yapmaksızın, <strong>rüzgârın esintisine göre hareket</strong> etmeyi yeğliyoruz.</p>
<p><strong>Davranışlarımızı zamana göre ayarlamamız gerekiyor. </strong></p>
<p>Jason Jennings’in “<strong>İş Dünyasında Hızı Bir Rekabet Aracı Olarak Kullanma”</strong> kavramını anlattığı kitabına verdiği adı hatırlamakta fayda var; <strong>“Büyük Balık Küçük Balığı Değil, Hızlı Balık Yavaş Balığı Yutar.”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zaman-denilen-kaypak-sey-79107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zaman denilen kaypak şey ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kafkaslarda-barisin-insasi-79106</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kafkaslarda barışın inşası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ermenistan’da Paşinyan’ın göreve gelmesi, ilişkilerde yeni bir hava esmesi için fırsat yaratmışa benzemektedir. Paşinyan bölgede barışın kurulması için üç ülkenin, yani Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın iyi ilişkiler geliştirmelerinin şart olduğunu gören bir kişidir.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Erivan’da Avrupalı liderlerin toplantısına katılması gerçekten cesaret verici bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.  Hatırlanacağı gibi, bu toplantıya sadece devlet veya hükümet başkanlarının katılmasının öngörülmesine rağmen, Türkiye için özel bir uygulama yapılarak cumhurbaşkanı yerine yardımcısının katılmasına imkan sağlanmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın toplantıya katılmayı arzulamaması sanıyorum anlaşılabilir bir tutumdur, böylece Ermenistan’ın bazı uygulamalarının onaylanmadığı anlatılmak istenmiştir. Buna karşılık Cevdet Yılmaz gibi yüksek düzeyde bir temsilcinin gönderilmesinin, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine her yönüyle gayret gösterildiğinin bir nişanesi olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır. Evet, Türkiye Azerbaycan’ı gücendirmeden Ermenistan’la daha iyi ilişkiler kurmayı istemekte, bu suretle Avrupa Birliği ile arasındaki muhtelif anlaşmazlık konularından birinin daha sona ereceğini ümit etmektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b01f05c0d-1778561055.jpg" alt="" width="800" height="333" /><strong>Büyük Ermenistan hayali </strong><strong>ve kaybolan diyalog</strong></p>
<p>Ermenistan’ın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanması sonrasında Türkiye bu ülkeyi hemen tanımışsa da ikisi arasında ilişki kurulmadığı gibi, hiçbir zaman dostane bir hava da esmemiştir. Bilindiği üzere, Ermeni Anayasası’nda ülkenin Türkiye yönünde yayılmak istediğine dair hükümler yer almaktaydı. Bununla beraber, ilk dönemde göreve gelen Ter Petrosyan hükümeti Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istemiştir. Türkiye’nin bu girişime tepkisi yavaş olmuş, Ermenistan ile gelişecek ilişkilerin ülkemizin Ermenistan anayasasında yer alan hükümleri anlayışla karşıladığı şeklinde yorumlanmamasının nasıl sağlanacağı değerlendirilirken, bu sefer Ermenistan hükümeti değişmiş ve göreve Serj Serkisyan ve Robert Koçaryan ekibi gelmiştir. Bu zevat, kendilerinin bu yöndeki düşünceleri bir yana,  zannedersem bir yandan Ermeni diasporasının diğer yandan her zaman Türkiye için sorun yaratmaktan keyif alan ve isimlerini zikretmeyi uygun bulmadığımız ülkelerin etkisinde kalarak Büyük Ermenistan düşüncesine, başka bir ifade ile Ermenistan’ın komşularından toprak talep etmesi ilkesine geri döndü. Bu ikili sadece daha zayıf bir Türkiye arzulayan ülkelerin desteğine de güvenmiyor, milliyetçilik dalgasının Orta Doğu’ya ulaşmasıyla birlikte bölgede ne gibi sorunlarla karşı karşıya  kalındığından bihaber olmakla birlikte, Hristiyan olmaları hasebiyle Ermenilerin mutlaka kötü muamele gördüklerine inanan ama tarihi incelemeye yeterince vakit bulamayan Batılı ülkelerden de destek bulmayı umuyorlardı. Unutulur gibi değil, bu sıralarda birçok Batı parlamentosu peşpeşe Türkiye’nin katliam yaptığına dair kararlar alıyor, yasama görevini bir yana bırakıp tarihçilik yapmaya heves ediyordu. Dolayısıyla bu ikilinin Türkiye veya Azerbaycan ile iyi ilişkiler geliştirmek için herhangi bir girişimde de bulunmamasını şaşkınlıkla karşılamamak gerekiyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, Paşinyan’ın göreve gelmesi, ilişkilerde yeni bir hava esmesi için fırsat yaratmışa benzemektedir. Paşinyan bölgede barışın kurulması için üç ülkenin, yani Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın iyi ilişkiler geliştirmelerinin şart olduğunu gören bir kişidir. Görünüşe bakılırsa, ilişkilerin geliştirilmesindeki en büyük engelin Ermenistan’ın komşularından toprak talep etmesi olduğunu da idrak etmiştir. Halbuki bir önceki yönetim Azerbaycan ve Türkiye’den azımsanması mümkün olmayan genişlikte toprak talep ediyor, buralarda herhangi bir Ermeni yaşamamasına rağmen, tarihi gerekçeleri ileri sürerek buraların aslında gerçek bir Ermeni yurdu olduğunu iddia ediyordu. Paşinyan, Ermenistan’ın komşu ülkelerin toprağına göz dikerek genişlemesini savunan kişileri, bu tutumlarında ısrar etmeleri durumunda, komşuların da Ermenistan’dan toprak talep edebilecekleri konusunda ikna ederek seçimi kazanmıştır. Ermenistan anayasasında ve devlet belgelerinde yer alan yayılmacı sembollerin, örneğin pasaport damgasında Ağrı Dağı’nın yer almasının kaldırılması gerektiğine inanmaktadır. Bunlara ek olarak, Ermenistan halkına Azerbaycan’dan askeri bir harekatla aldıkları toprakları bilahare bir başka askeri harekatla kaybettiklerini, ancak bu toprakların zaten aslında Azeri toprağı olduğunu söylemiştir. Şu anda kesin sınırın belirlenmesine çok yaklaşıldığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Ayrıca, İran pek memnuniyet duymasa da Azerbaycan’ın Nahçıvan otonom bölgesini ana ülkeye bağlayacak ve İran sınırı boyunca uzanan bir ulaşım koridoru açılmasına da onay vermiştir. Bu koridorun Türkiye ile Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerin arasındaki mesafeyi de kısalttığı ve Türk taşıtlarının İran’dan geçme gereğini de ortadan kaldırdığı için ülkemiz tarafından da yaygın biçimde kullanılması beklenmektedir. Bu yolun inşası ile ilgili birçok ayrıntı üzerinde çalışılması gerekmekle birlikte, işlerin yürümeye başladığı konusunda kuşku yoktur. Hatta, bu yolun işletmesinin Trump tarafından yapılacağı ileri sürülmektedir. Kendi isminin bir projede yer almasından her zaman memnuniyet duyan, hele buna bir de iktisadi kazanç eklenmesi durumunda memnuniyeti katlanan Amerikan Başkanı’nın bu projeye sahip çıkması pek de uzun olmayan bir sürede tamamlanması şansını yükseltmektedir.</p>
<p><strong>Ermenistan’da seçim yaklaşıyor</strong></p>
<p>Paşinyan’ın uygulamaya soktuğu politikaları kendisinden sonra gelecek bir yönetici devam ettirecek midir? Bu belli değildir. Yakında Ermenistan’da seçim yapılacaktır. Bazı adayların komşularla rekabetçi ilişkileri öngören uygulamalara geri dönmek istedikleri, ülkelerinin yeniden yayılmacı emeller benimsemesini tercih ettikleri bilinmektedir. Paşinyan da adaydır, kamuoyu yoklamaları kendisinin şu anda önde olduğunu da göstermektedir. Bununla beraber, görevde kalabilmesi ve uygulamaya başladığı politikalara devam etmesini sağlamak için ona yardımcı olunmasının herhangi bir sakıncası yoktur.  Kendisi dışardan bir destek arayışına girmediği gibi, yabancı bir ülkenin Ermenistan’ın bir iç işi olan seçimlere karışmasının tepki doğuracağı da kolaylıkla tahmin edilebilir. Buna karşılık, Paşinyan’ın uygulamaya başladığı siyasetlerin olumlu sonuçlar doğurduğunun görülmesinin onun seçmen nezdindeki inandırıcılığını güçlendireceği konusunda da herhalde tereddüt yoktur. Nitekim, yumuşayan ilişkiler sayesinde Ermenistan’dan Türkiye’ye kalkan uçak sayısında hissedilebilir bir artış sağlanmıştır. Keza Türkiye’ye karşı azaltılan savunma tedbirlerine tahsis edilen paranın ülkenin iç işlerinde kullanılarak refahın artması da muhtemelen söz konusu olmuştur. Yine de, olumlu etkisi hemen hissedilebilecek başka adımların atılması da faydadan ari değildir. Böyle adımların atılması Paşinyan’ın izlediği siyasetin olumlu sonuçlar verdiğini geniş kitlelere gösterecektir. Şu anda Ermenistan’ın Türkiye ile ticaretini de geliştirmesi beklenen iki sınır kapısının açılması istenmektedir. Bunlardan birisi Iğdır’daki Alişan, diğeri ise Kars’taki Akyaka sınır kapısıdır. Alişan kapısının açılmasının daha önemli olduğu konuyu bilenler tarafından dile getirilmektedir. Bu kapının fazla tören yapılmadan açılmasının sağlayacağı rahatlama şüphesiz Paşinyan’ın desteklenmesi için önemli bir adım teşkil edecektir.</p>
<p><strong>Barış, yavaş da olsa Kafkaslara geliyor</strong></p>
<p>Türkiye Ermenistan’a dönük olarak attığı adımların Azerbaycan’la olan kardeşlik ilişkisine zarar vermemesi konusunda azami itina göstermektedir. Bu açıdan baktığımızda, şu sıralarda Ermenistan’a bir sınır kapısını açmamızın Azerbaycan’ın herhangi bir itirazıyla karşılaşmaması gerekir. Paşinyan yönetimi sırasında Azeri-Ermeni ilişkilerinin iyiye gitmesinden Türkiye’ye kıyasla daha fazla kazançlı çıkan ülke herhalde Azerbaycan olmuştur.</p>
<p>Görüldüğü gibi, barış ve onun sağladığı kazançlar yavaş da olsa, Kafkaslara gelmektedir. Tüm tarafların bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmasının faydası vardır.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kafkaslarda-barisin-insasi-79106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kafkaslarda barışın inşası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emeklilerde-sifir-oranli-emlak-vergisi-79105</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emeklilerde sıfır oranlı emlâk vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emeklilere tanınan “tek konut için sıfır emlak vergisi” uygulaması, 200 metrekare sınırı ve “başka gelirin olmaması” şartıyla sürüyor. Ancak kira, menkul gelir ve mülkiyet durumuna ilişkin istisnalar uygulamanın kapsamını tartışmalı hale getiriyor.</strong></p>
<p>Mayıs ayının emlâk vergisi için birinci taksitin ödenme ayı olmasını da nazara alarak, bu yazımı emlâk vergisi ile ilgili bir konuya ayırayım, daha doğrusu daha öncede yazdığım bir konuyu tekrar özetle hatırlatayım istedim.</p>
<p>Emlâk Vergisi Kanunu ile (md.8/2) Bakanlar Kurulu’na (Anayasa değişikliği sonrası Cumhurbaşkanı’na) “gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların (…), Türkiye sınırları içinde brüt 200 m²’yi geçmeyen tek meskeni olması (intifa hakkına sahip olunması hali dahil)” halinde, bu meskenlerine ait vergi oranını sıfıra kadar indirme yetkisi verilmiştir. Kanunda ayrıca bu hükmün, yukarıda belirtilenlerin tek meskene hisse ile sahip olmaları halinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanacağı, ancak belli zamanda dinlenme amacıyla kullanılan meskenler hakkında uygulanmayacağı da vurgulanmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin verginin yasallığı ilkesine aykırılığı tartışmalarını yine bir kenara bırakıyorum. Bu yetki <strong>20/12/2006 tarih ve 2006/11450 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2006 ve sonraki yıllar için kullanılmıştır. </strong>Anılan kararname uyarınca sıfır vergi uygulaması 2026 yılı için de söz konusudur.</p>
<p>Bu olanaktan sadece Türk kanunlarına göre kurulmuş sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı, vefat etmiş baba, eş gibi kimseler dolayısıyla bağlanan ölüm aylığı gibi aylık alanlar yararlanabilirler. Yabancı ülkelerin sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alanlar bu olanaktan yararlanamazlar.</p>
<p><strong>Başkaca geliri olanlar</strong></p>
<p>Bu olanaktan yararlanabilmek için bir önemli koşul da “gelirin münhasıran sosyal güvenlik aylığından ibaret” olmasıdır. Başkaca geliri olanlar bu olanaktan yararlanamazlar. Örneğin emekli aylığının yanı sıra ticari veya serbest meslek faaliyeti ile uğraşanlar, kira geliri olanlar, sosyal güvenlik destek primi ödeyerek ücretli çalışmaya devam edenler bu olanaktan yararlanamazlar.</p>
<p>Buradaki gelirin sadece “sosyal güvenlik aylığından ibaret” olması koşulunun sınırları önemlidir. Bunun bir sınırı olmak gerekir. Bu sınırı, gelir vergisi konusuna giren gelir şeklinde çizmek gerekir. Yoksa bir emekliye piyangodan ikramiye çıkması veya emeklinin arabasını satması halleri de gelirdir. Emekliler birikimlerini, vadeli mevduat yapmak, hazine bonosu almak, fon veya repo işlemleri yoluyla da değerlendirebilirler. Bu şekildeki gelirler, menkul sermaye iradı olarak gelir vergisinin konusuna girmekle birlikte hayatın olağan akışının getirdiği gelirlerdir. Bence bunları da ayrı düşünmek gerekir. Zaten bu nedenle Maliye Bakanlığı’nın 45 sayılı Emlâk Vergisi Genel Tebliği’nde yapılan açıklamaya göre 2025 yılında menkul sermaye iradı gelirleri 330 bin lirayı geçmeyenlerin bu gelirleri, “sıfır oranlı vergi”den yararlanmaya engel kabul edilmeyecektir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak isteyenlerin, bu tek meskende bizzat oturuyor olması gerekmemektedir. Örneğin İstanbul’daki meskenini oğluna bedelsiz tahsis edip, kendisi kızının İzmir’deki evinde oturan veya kendisi kirada oturan ve başka bir geliri olmayan emekli kişi de bu olanaktan yararlanabilir. Ancak kendi meskenini kiraya verip, kendisi de kirada oturan bir emeklinin durumu biraz karışıktır. Bence bu emekli, emekli maaşının yanı sıra kira geliri elde ettiği için, başkaca geliri olmama koşulunu ihlal ettiğinden söz konusu olanaktan yararlanamaz. Ancak Maliye Bakanlığı 38 sayılı Emlâk Vergisi Genel Tebliği’nde “<em>sahibi olduğu konutu, tek meskenini kiraya verip, kirada oturanlar da diğer şartları taşımaları kaydıyla indirimli vergi oranından faydalanabileceklerdir</em>.” açıklamasını yapmıştır.</p>
<p><strong>Tek mesken koşulu</strong></p>
<p>Tek meskene sahip olma koşulu, başkaca bir taşınmaza sahip olmama şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir emeklinin, gelir getirmeyen başkaca bir dükkân, arsa veya araziye sahip olması, koşulun ihlali olarak kabul edilmemektedir.</p>
<p>Tek meskenin yılın belli dönemlerinde kullanılan yazlık ev, devre mülk, bağ veya yayla evi olması halinde, bu meskenler için söz konusu olanaktan yararlanmak mümkün değildir. Ancak bu taşınmazlarda sürekli oturulması, ikâmet edilmesi halinde, diğer koşulların da varlığı halinde sıfır vergi olanağından yine yararlanmak mümkündür.  </p>
<p>Emekli aylığı alanların tek meskene hisseli olarak sahip olmaları durumunda da bu sıfır oranlı vergi olanağından kendi hisseleri için yararlanmaları mümkündür. Bu durumda sıfır oranlı vergi, meskenin vergi değerinin hisseye isabet eden kısmına uygulanacaktır. Ancak burada meskenin büyüklüğünün 200 metrekare sınırını aşmama koşulunun, hisse nispetine göre değil, meskenin tamamı üzerinden ele alınması gerekmektedir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak için meskenin kat mülkiyeti tesis edilmiş bina olması koşulu söz konusu değildir. İntifa hakkı tesis edilen binalarda ise hak malikten, koşulları taşıyan intifa hakkı sahibine geçmektedir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak için ilgili Belediye’ye basılı örnekleri belediyelerde bulunan matbu –koşulların oluştuğuna dair- bir taahhütname verilmesi gerekli ve yeterlidir. Bu taahhütnameyi vermiş olanların, her yıl tekrar vermelerine gerek yoktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emeklilerde-sifir-oranli-emlak-vergisi-79105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emeklilerde sıfır oranlı emlâk vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temasiz-fiyatlamalar-79104</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temasız fiyatlamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Jeopolitik risklerle sarsılan piyasalar Mart ve Nisan’da toparlanırken, Mayıs’ta yükseliş eğilimi sürüyor. AI ve teknoloji hisseleri öne çıkarken, küresel tahvil faizleriyle hisse senetleri arasındaki ayrışma belirginleşiyor.</strong></p>
<p>Şubat’ın hemen sonunda patlak veren jeopolitik risklerin evdeki hesap kitap açısından ‘kısa vadeli’ yoldan çıkma riski yaratmasının ardından, Mart’ın ikinci yarısı ve bilhassa Nisan’da gözlenen toparlanma, Mayıs ayı işlemlerinde de devam ediyor. Özellikle global varlıkların fiyatlamaları çok ciddi anlamda öne çıkıyor. Burada da en dikkat çekici sınıf olarak hisse senetleri beliriyor.</p>
<p>Yaklaşık olarak son 1 aydır bu köşe nezdinde sesli şekilde tartıştığımız elimde değişiklik yok: hisse senetleri, yakın dönemin teması üzerinden ilerlemeyi kendisine daha güvenli buluyor; AI ve teknoloji sınıfı. Bunun matematik ve istatistiksel karşılığı ise, Nasdaq Bileşik Endeksi’nin son 6 haftada düzenli yükselişi ve S&amp;P 500’ün üzerinde haftalık performansı ile karşımıza çıkıyor. Keza aynı temanın sürükleyicisi Asya ve Güney Kore varlıklarını da bu değerlendirme içerisine fazlasıyla dahil etmek gerekiyor.</p>
<p>Globalin göz ardı ettiği gelişmeler de yok değil. Henüz gerek kısa gerekse orta vadeli enflasyon riski, bu değilse de arz tarafındaki aksama, vurulan tesislerin geri dönüş süresi ve uzun yıllardır bilinen lojistik rotalarının yeniden dizayn edilmesi ve Fed’in belki de tıpkı bir gelişmekte olan ülke merkez bankası gibi davranma riskinin kapıda olması tartışılmıyor. Tartışılsa da hisse senetlerindeki fiyatlamalara sirayet etmiyor. Öte yandan global tahvil faizleri ile hisse grubu ise zıt yönlerde ayrışıyor. ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin -ki uzun vadeli küresel borçlanmaların benchmark varlığıdır- %4,30-4,40 aralığına sıkışıp kalması ve hareket etse de bu tercihini yukarı yönden yana kullanması, önemli sinyaller listesine eklenebilir.</p>
<p>Türk Lirası cinsinden değerlenen varlıklar için de faiz-hisse senedi ayrışması durumunu fazlasıyla konuşmak mümkün. Getiri eğrisinin her vadesinde yüksek seviyeler söz konusu ve özellikle uzun tarafta hareket son derece sınırlı. Kısa vadenin en önemli belirleyicisi olarak karşımıza hafta içerisinde gerçekleştirilecek olan Enflasyon Raporu sunumu çıkıyor. Bir önceki raporun tahminleri o dönem de tartışılmakla birlikte, Orta Doğu’daki gelişmelerin ardından masadan kalktı. Bu nedenle tahminlerin yönünden ziyade evrileceği seviyeler yakından takip edilecek. Yıl sonu için yerli ve yabancı analistlerin beklentileri %28-30 bandına güncellenmiş durumda. Bu nedenle, söz konusu seviyelere olmasa da TCMB’nin yakınsamasını beklemek yanlış olmaz. Daha önemlisi, %16’daki ara hedefin revize olup olmayacağı ve olması durumunda çekileceği nokta. Bu da bizi orta vadede faiz beklentileri açısından yakından ilgilendiren bir diğer kritik detay.</p>
<p>Hisse senetleri tarafı ‘ana endeks seviyesi’ üzerinden bakıldığında son derece güçlü. Yıl başlangıcından bu yana bakıldığında kümülatif yükselişe en ciddi katkının geldiği 3-4 hisse sendi dışarıda bırakıldığında ivme olarak genele yayılım maalesef söz konusu değil. Mart’taki gelişmelerin ardından banka-sanayi ayrışması ise göze batıyor. Burada da 1Ç finansallarını dikkatle izlemek gerekiyor. Bizim ve diğer sektör temsilcisi meslektaşlarımızın bilanço notlarından yansıyanlar, çok fazla öne çıkan şirket/sektör olmadığı şeklinde. Bu nedenle seçici eğilim devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temasiz-fiyatlamalar-79104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temasız fiyatlamalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamin-yapisi-nasil-degisiyor-79103</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstihdamın yapısı nasıl değişiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstihdam artarken sektörel ve mesleki dağılım, sınıfsal kompozisyon gibi yapısal boyutları eşit bir gelişme göstermiyor. İstihdamın kompozisyonu, içyapısı da değişiyor. 2020-2025 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde istihdamın yapısında ortaya çıkan değişiklikleri incelediğimizde öne çıkan noktalar şöyle sıralanabilir:</p>
<p>- 2020-2025 arasındaki 5 yıllık sürede istihdam 5 milyon 871 bin kişi ve yüzde 21.99 oranında artarak 32 milyon 566 düzeyine çıktı.</p>
<p>- İstihdam artışının sınıfsal kompozisyonunda doğal olarak işçiler ağırlık taşıyor. Söz konusu 5 yılda ücretli ve yevmiyeli olarak çalışanların sayısı yüzde 24,93 ve 4 milyon 660 bin kişi artarak 23 milyon 353 bine ulaştı. 5 yıllık dönemde gerçekleşen toplam istihdam artışının yüzde 79.37’si ile ezici çoğunluğunu ücretli ve yevmiyeli çalışanlar oluşturdu. Böylece işçilerin toplam istihdamdaki payı da 1.69 puanlık bir artışla yüzde 71.71 düzeyine çıktı.</p>
<p>- İşverenler, sayısı oransal olarak en fazla artan kesim oldu. İşverenlerin sayısı 5 yılda 338 bin kişi ve yüzde 28.69 artarak 1 milyon 516 bine çıktı. İşveren sayısındaki artış, istihdamdaki toplam artışın yüzde 5.76’sını oluşturdu. İşverenlerin toplam istihdam içindeki payı ise çok küçük bir artışla yüzde 4.66 oldu.</p>
<p>- Bir ücretli çalışan istihdam etmeden kendi hesabına çalışan esnaf ve zanaatkârların sayısı 957 bin kişi ve yüzde 22.38 oranında artarak 5 milyon 234 bine ulaştı. İstihdamdaki toplam artışın yüzde 16.30’unu kendi hesabına çalışanlar oluşturdu. Kendi hesabına çalışanların toplam istihdamdaki payı da minik bir artışla yüzde 16.07 oldu.</p>
<p>- Ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı ise 83 bin kişi ve yüzde 3.26 azalarak 2 milyon 464 bine indi. Buna bağlı olarak ücretsiz aile işçilerinin toplam istihdamdaki payı 1.97 puan azalarak yüzde 7.57’ye düştü.</p>
<p>- Ancak ücretsiz aile işçileri cephesindeki bu değişim tarım ve tarım dışı sektörlerde birbirine zıt yönlerde gelişiyor. Tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı 245 bin kişi ve yüzde 4,17 azalırken tarım dışı sektörlerde ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı162 bin kişi ve yüzde 2.76 oranında arttı.</p>
<p>- Ücretsiz aile işçisi sayısındaki bu değişim, cinsiyet yapısı da farklılıklar gösteriyor. Tarım sektöründeki ücretsiz aile işçisi sayısındaki düşüşte kadınlar 177 bin kişi ile asıl ağırlığı oluşturuyor. Tarımdaki erkek ücretsiz aile işçisi sayısındaki düşüş 68 bin ile kadınların yarısından bile az. Kadınlar tarım dışı sektörlerdeki ücretsiz aile işçisi artışında da erkeklerden önde. Tarım dışı sektörlerde ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınların sayısı 85 bin kişi artarken erkeklerin sayısındaki artış 76 bin oldu.</p>
<p>- Eğitim düzeyine göre istihdam yapısına baktığımızda lise ve yükseköğrenim mezunlarının istihdam artışında başı çektiği görülüyor. İstihdamdaki toplam artışın yüzde 45.49’unu yükseköğrenim mezunları, yüzde 34.25’ini lise mezunları oluşturdu.</p>
<p>- Yükseköğrenim mezunlarının istihdamı 5 yılda yüzde 36,49 ve 2 milyon 671 bin kişi artarak 9 milyon 991 bin kişiye çıktı. Yükseköğrenimlilerin toplam istihdam içindeki payı da 3.26 puanlık bir artışla yüzde 30.68’e çıktı.</p>
<p>- Lise mezunlarının istihdamı 2 milyon 11 bin kişi ve yüzde 72,29’luk bir sıçrama ile 4 milyon 793 bin kişiye ulaştı. Lise mezunlarının toplam istihdamdaki payı da 4.30 puan artarak yüzde 14.72’ye ulaştı.</p>
<p>- Meslek lisesi mezunlarının istihdamı 901 bin kişi ve yüzde 30.32 artarak 3 milyon 873 bin kişiye çıktı. Meslek lisesi mezunlarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 15,35’te kaldı. Meslek lisesi mezunlarının toplam istihdamdaki payı ise küçük bir artışla yüzde 11.89 oldu.</p>
<p>- Lise altı eğitimlilerin istihdamı yüzde 2,35 ve 303 bin kişi artarak 13 milyon 213 bine çıktı. Lise altı eğitimliler toplam istihdam artışında yüzde 5,16 pay aldı. Lise altı eğitimlilerin toplam istihdamdaki payı 7,79 puanlık bir düşüş kaydetmesine rağmen, hala yüzde 40,57 ile istihdamda açık ara en büyük paya sahip kesimi oluşturuyor.</p>
<p>- Okur-yazar olmayanların istihdamı ise 15 bin ve yüzde 2,11 gibi küçük bir gerileme ile 696 bine indi. Okur-yazar olmayanlar toplam istihdamın yüzde 2,14’ünü oluşturuyor.</p>
<p>- Sonuç olarak payları gerilese de hala istihdamın yüzde 57,43 ile büyük bölümünü bir meslek eğitimi almamış nüfus oluşturuyor. Meslek lisesi ve yükseköğrenim mezunlarının toplam payı ise yüzde 42,57 ile bunun oldukça gerisinde bulunuyor.</p>
<p>- İstihdamın mesleki dağılımında sayısal olarak en yüksek artış hizmet ve satış elemanları ile profesyonel meslek sahiplerinde. Hizmet ve satış elemanı olarak çalışanların sayısı 1 milyon 143 bin kişi ve yüzde 22,07 artarak 6 milyon 322 bine çıktı. Hizmet ve satış elemanlarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 19.47 oldu. Hizmet ve satış elemanlarının toplam istihdam içindeki payı ise yüksek sayısal artışa rağmen aynı seviyede kalarak yüzde 19,41 oldu. Profesyonel meslek mensuplarının istihdamı 1 milyon 28 bin kişi ve yüzde 31,78 artarak 4 milyon 263 bine çıktı. Profesyonel meslek mensuplarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 17,71 oldu. Profesyonel meslek mensuplarının toplam istihdamdaki payı da yaklaşık 1 puan artarak yüzde 13.09’a çıktı.</p>
<p>- Oransal olarak en yüksek istihdam artışı ise yüzde 44,29 ile teknisyenler, teknikerler ve yardımcı profesyonel meslek mensupları oldu. Teknisyen istihdamı 721 bin kişi artarak 2 milyon 349 bine ulaşarak toplam istihdam içindeki payını da yüzde 7,21’e çıkardı. Teknisyenler toplam istihdam artışında ise yüzde 12,28 pay aldı.</p>
<p>- Tarım istihdamındaki genel gerilemeye paralel olarak nitelikli tarım, ormancılık ve su ürünlerinde çalışanların sayısı 104 bin kişi ve yüzde 2,86 gerileyerek 3 milyon 538 bine indi. Nitelikli tarım işlerinde çalışanların toplam istihdamdaki payı da 2.78 puanlık kayıpla yüzde 10.86’ya indi.</p>
<p>- Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların sayısı ise 742 bin ve yüzde 19.12 artarak 4 milyon 623 bine çıktı. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların sayısındaki artış, toplam istihdam artışının yüzde 12,64’ünü oluşturdu. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların toplam istihdamdaki payı da küçük bir gerileme ile yüzde 14.20’ye indi.</p>
<p>- Nitelik gerektirmeyen işlerdeki istihdam artışının da yüzde 60 ile büyük bölümünü kadınlar oluşturdu. Nitelik gerektirmeyen işlerdeki kadın istihdamı artışı 447 bin erkek istihdamı artışı 293 bin oldu.</p>
<p>- İstihdamın sektörel dağılımında ise hizmetlerin ağırlığı artışını sürdürüyor.  Hizmet sektörlerinin toplam istihdamı 4 milyon 274 bin kişi ve yüzde 28.63 artarak 19 milyon 204 bine çıktı. Toplam istihdam artışının yüzde 72,80’ini hizmetler oluşturdu.</p>
<p>- Sanayi istihdamındaki artış 1 milyon 96 bin ve yüzde 19,99 oldu. Sanayi istihdamı artışının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 18,67 ile hizmetlerin çok gerisinde kaldı.</p>
<p>- İnşaat istihdamı 678 bin kişi ve yüzde 43,86’lık bir sıçrama ile 2 milyon 224 bine çıktı. İnşaat toplam istihdam artışında yüzde 11,55 pay aldı.</p>
<p>- İstihdamı gerileyen tek ana sektör tarım oldu. Tarımda istihdam 177 bin kişi ve yüzde 3,74 gerileyerek 4 milyon 560 bine indi.</p>
<p>Sonuç olarak hizmetler toplum istihdamdaki payını 3,04 puan artırarak yüzde 58,97’ye çıkartırken, sanayinin istihdamdaki payı 0,34 puanlık kayıpla yüzde 20,20’ye indi. İnşaatın payı 1,04 puanlık artışla yüzde 18.63’e çıkarken tarımın payı 3,74 puanlık bir kayıpla yüzde 14’e indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bd0880b13-1778564360.png" alt="" width="633" height="622" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamin-yapisi-nasil-degisiyor-79103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/57-1778564375.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstihdamın yapısı nasıl değişiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yil-gecti-hala-makule-donemedik-79102</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç yıl geçti, hala makule dönemedik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi politikalarında “seçimsiz dönem” teorik olarak reformlar için fırsat penceresi sunsa da Türkiye’de 2023 sonrası başlayan program, üç aşamalı istikrar sürecinin en kritik evresi olan dezenflasyon aşamasında hedeflenen hıza ulaşamadı.</strong></p>
<p><strong>Servet Yıldırım</strong></p>
<p>Genelde bir ülkede seçimler yapılır, yeni bir hükümet göreve gelir ve bir sonraki seçime kadar olan dönem aslında bir “fırsat penceresi”dir. Bu seçimsiz dönemde hükümetler, yapısal ve konjonktürel tedbirleri alır; ekonomideki sorunları düzeltecek programları seçim baskısı olmadan uygulamaya koyar.</p>
<p>Teoride 2–3 yıl süren bu tip programların başarılı olması için güçlü siyasi destek, öngörülebilir kurumlar, bağımsız bir merkez bankası ve biraz da toplumsal sabır gerekir.</p>
<p>Türkiye’de son genel seçim 14 Mayıs 2023 tarihinde yapıldı. Seçim döneminde ekonomi yüksek enflasyon, düşük politika faizi, baskılanmış kur, zayıflayan rezervler ve genişleyici maliye politikasıyla karakterize edilen kırılgan bir görünüm sergiliyordu. Seçimin hemen ardından ise politika değişti ve yeni bir program uygulanmaya başlandı.</p>
<p><strong>Makul olmayandan makule dönüş</strong></p>
<p>Beklenti neydi? Makroekonomik dengeyi yeniden kurmak; ekonomiyi makul enflasyon, makul büyüme, makul dış açık, makul mali açık ve makul işsizlik oranına döndürmekti. </p>
<p>Ancak Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyon yaşamış, rezerv kaybetmiş ve dolarizasyon oranı yüksek ekonomilerde istikrar programları geceden sabaha sonuç vermez. Kapsamlı programlar aşamalı işlerdir. “Makule dönüş” bir gecede olmaz; güvenin yeniden inşası ve ekonomik dengelerin kurulması zaman alır.</p>
<p>Geçmiş programlara ve diğer ülke örneklerine bakıldığında bu süreçlerin genellikle üç aşamada ilerlediği görülür.</p>
<p><strong>Güven ve dengelenme aşaması</strong></p>
<p>İlk altı ay genellikle güven ve dengelenme dönemidir. Bu aşamada para politikası belirgin biçimde sıkılaşır, pozitif reel faize geçilir, mali disiplin mesajı verilir, rezerv biriktirme stratejisi uygulanır ve daha sade, daha öngörülebilir bir politika iletişimi benimsenir. Aslında bu dönem çoğu zaman “acı reçete” dönemidir.</p>
<p>Bu sürecin sonunda bazı ilk sonuçların ortaya çıkması beklenir. Kur oynaklığı azalır, risk primi düşmeye başlar. Enflasyon hemen gerilemese bile beklentilerde kırılma görülür. Buna karşılık büyüme yavaşlar, işsizlikte geçici artış yaşanabilir.</p>
<p><strong>Enflasyonun gerilemesi dönemi</strong></p>
<p>İkinci aşama, programın uygulanmaya başlamasından sonraki 6 ila 18 aylık dönemi kapsar. Bu dönem esas olarak dezenflasyon, yani enflasyonun gerileme dönemidir.</p>
<p>Yıllık enflasyonun belirgin düşüş trendine girmesi, cari açığın daralması, rezervlerin toparlanması ve iç talebin dengelenmesi beklenir. Program kararlı ve koordineli biçimde uygulanırsa, 12-18 ay içinde enflasyonda ciddi bir düşüş görmek mümkündür.</p>
<p>İşte bizde tam olarak bu gerçekleşmedi.</p>
<p><strong>Normalleşme dönemi</strong></p>
<p>Üçüncü aşama ise “normalleşme” dönemidir. Programın ikinci ve üçüncü yıllarını kapsar. Programı kararlılıkla uygulayan ülkelerde “makul dengeye” dönüş genellikle en az 2–3 yıl sürer.</p>
<p>Bu aşamada enflasyon tek haneye iner. Büyüme daha dengeli ve verimlilik odaklı hale gelir. Mali açıklar sürdürülebilir seviyelere geriler. İşsizlik yeniden düşüş eğilimine girer.</p>
<p>Ancak biz programın üçüncü yılına gelmiş olmamıza rağmen hala bu noktaya ulaşamadık.</p>
<p><strong>Mazeret listesi</strong></p>
<p>Gerçekçi olmak gerekirse Türkiye ölçeğindeki bir ekonomide enflasyonun makul seviyelere inmesi 1,5 ila 3 yıl alır. Güvenin yeniden tesis edilmesi ve risk priminin kalıcı biçimde düşmesi genellikle 1-2 yılda gerçekleşir. Tam makroekonomik denge ve sürdürülebilir büyüme ise çoğu zaman 3 yılın da ötesine uzanabilir.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada bazı önemli kazanımlar olduğu açık. Net rezervlerde toparlanma yaşandı, CDS risk primi nispeten düştü, rating yükseldi, cari açık geriledi, kur şokları görece kontrol altına alındı ve ekonomi politikası daha ortodoks bir çerçeveye oturdu.</p>
<p>Ancak bütün bunlara rağmen hala istediğimiz noktaya ulaşabilmiş değiliz. Özellikle en kritik hedef olan enflasyonda arzu edilen hızda bir düşüş sağlanamadı.</p>
<p>Bunun birçok nedeni var. Kamu harcamaları, deprem kaynaklı mali yükler, KKM’nin maliyeti, vergi artışları, başlangıçta para politikasının yeterince sıkı olmaması, maliye politikasının bu sürece yeterince eşlik edememesi, iç talebin uzun süre canlı kalması, kredilerin olması gereken ölçüde daralmaması ve yerel seçim öncesindeki yüksek ücret artışları bunlardan sadece bazıları. Son olarak İran kaynaklı jeopolitik şok da bu mazeret listesine eklendi.</p>
<p><strong>Peki, farklı olabilir miydi?</strong></p>
<p>Sonuçta ortaya tam anlamıyla bir şok terapi programı değil, kontrollü geçiş modeli çıktı. Bu bilinçli bir tercih miydi, yoksa ekonomi yönetimi üzerindeki siyasi baskının doğal bir sonucu muydu, bunu bilmiyorum. Ancak bu yaklaşım enflasyonun düşüş hızını sınırladı ve aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’yi hala yüzde 32’nin üzerindeki bir enflasyon oranıyla dünyanın en yüksek enflasyona sahip ilk beş ülkesi arasından çıkaramadı.</p>
<p>Farklı bir program tasarımı ve daha kararlı bir uygulamayla bugün çok daha düşük enflasyona, daha makul faiz oranlarına ve en az bugünkü hızda büyüyen bir ekonomiye sahip olabilirdik.</p>
<p><strong>Daha önce başarmıştık</strong></p>
<p>Türkiye aslında bunu daha önce başardı.</p>
<p>2001 yılında uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” yakın tarihimizin en kapsamlı ve en sert istikrar programlarından biriydi. Bu yazıda çizmeye çalıştığım “önce güven ve dengelenme, ardından dezenflasyon ve sonrasında normalleşme” çerçevesine büyük ölçüde oturan bir programdı. Hatta Türkiye’de bu üç aşamanın en net yaşandığı örneklerden biri olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Bu nedenle o dönemi ve programın uygulanış biçimini yeniden hatırlamakta fayda var. Elbette o zamanki küresel ve yerel koşullar aynı değildi. Yaklaşık çeyrek asır önce ne yapıldı, hangi adımlar atıldı ve bugün farklı ne yapılabilirdi sorularına yeniden bakmak gerekiyor.</p>
<p>2001 programının analizini ve değerlendirmesini ise perşembe gününe bırakalım…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yil-gecti-hala-makule-donemedik-79102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç yıl geçti, hala makule dönemedik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/garantisi-var-mi-79101</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garantisi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi üretimi son dört çeyrekte neredeyse yerinde sayarken, çeyreklik artışlar yıllıklandırıldığında yüzde 1’i dahi bulmuyor. Aynı dönemde temel enflasyon yüzde 7’ler seviyesinde inatçı seyrini koruyor.</strong></p>
<p>Dün Mart ayı sanayi üretim gelişmelerini öğrendik. Hem bir yıl hem de bir çeyrek öncesine kıyasla üretim azalmış. Her zamanki gibi aylık ortalamalara takılmadan üç aylık gelişmelere bakıyorum. 2024’ün son çeyreğinden bu yana bir dönem öncesine kıyasla sanayi üretiminin ne oranda değiştiği grafikte gösteriliyor (sağ eksen).</p>
<p>Son dört çeyrekte durum sevimli değil. En yüksek artış sadece yüzde 0,3 -ki her çeyrek üretim bu kadar artsa yıllık yüzde 1,2 büyüme anlamına gelir. En düşüğü ise eksi yüzde 0,7; bunun yıllığı dikkate alınırsa, bu da yüzde 2,8 küçülmeyi ima ediyor. Son iki çeyrekte ise yatay bir seyir gözleniyor. Bu iki çeyreğin ortalama artış oranının yıllıklandırılmış değeri ise sadece yüzde 0,4.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ae60f0641-1778560608.png" alt="" width="613" height="336" />Kısacası sanayi tarafında değişen bir şey yok; olumsuz durum devam ediyor. Bu sevimsiz tabloyu daha da sevimsizleştiren olgu ise elbetteki enflasyonun inatçı seyri. Aynı grafikte hem tüketici fiyatlarının hem de B temel enflasyonunun hareketleri de yer alıyor. Yine değişim oranları bir çeyrek öncesine göre. Temel enflasyon göstergesi ile ölçülen çeyrek dönemlik enflasyon yüzde 6,3 ile yüzde 7,8 aralığında kalmış (sol eksen). Farklı bir ifadeyle, yüzde 7,1’lik bir ortalamaya karşın, 1,5 puanlık bir oynama söz konusu. Açık ki inatçı bir enflasyon ile karşı karşıyayız.</p>
<p>2026 GSYH büyümesi sanayi büyümesi kadar düşük olmayacak. Zira inşaat üretim artışı yüksek; temel nedeni deprem bölgesindeki inşaat faaliyeti. GSYH’nin en büyük alt kalemi olan hizmet sektöründeki gelişmeler de sanayi sektöründeki gibi. İlk beş ayda hava koşullarının tarımsal üretim açısından olumlu geçtiği uzmanlarca belirtiliyor. Bu veriler ışığında, yüzde 3’ün biraz üzerinde bir GSYH artışı makul görünüyor. Elbette, ABD-İsrail-İran savaşı yeniden kızışmazsa.</p>
<p>Bu durumun ortaya çıkmasının temel nedeni belli. Uygulanan ekonomi programı eksik bir program. Ne Eylül 2021’de başlayan garip para politikasına tekrar yönelinmeyeceğinin ve bu amaçla Merkez Bankası yönetiminde değişiklikler yapılmayacağının garantisi var ne de seçim ekonomisine kısa sürede geçilmeyeceğinin. Bunların garantisi mi olur derseniz, yanıtım “elbette olur” şeklinde. Bu tür uygulamalar, iyi tasarlanmış yasalarla önlenir. Bu tür bir yasal değişikliğe gidileceğini ise hiç kimse beklemiyor sanıyorum. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/garantisi-var-mi-79101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garantisi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-mucizesini-gerceklestirelim-79100</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk mucizesini gerçekleştirelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, kentin bahtını değiştirecek adımlar atıyor. İstanbul ile Ankara arasında geçit olmaktan çıkarıp, bölgenin yeni zenginlik, cazibe merkezi haline getiriyor.</strong></p>
<p><strong>İştirak Şehircilik</strong> tarafından <strong>Düzce Merkez Akınlar</strong> mevkiinde gerçekleştirilen <strong>D Şehir Projesi</strong> sunumu için <strong>Mandarin Otel</strong>’deyiz. Kürsüde <strong>Dr. Faruk Özlü</strong> var. Düzce’yi <strong>gelip geçilen bir yer</strong> olmaktan çıkarıp <strong>kendi mucizesini gerçekleştirmeye</strong> çalışıyor; “<strong>Türkiye kendi mucizesini yaratmak zorunda</strong>.”</p>
<p>“<em>Yıllarca Alman, Kore, Çin mucizesini alkışladık durduk. Çok rica ediyorum; bizim de bir mucizemiz olsun. Yeterince çalışır ve stratejik davranırsak neden olmasın?”</em> <strong>Dr. Özlü</strong>’ye katılıyorum. <strong>Kendi hazinesinin dilencisi olmaktan çıkıp</strong> ele güne öykünmeyle yetinmeyen <strong>vizyonerlerle</strong> bu başarılabilir.</p>
<p><strong>TANRI SİZE NE VERDİYSE ONU YAPIN</strong></p>
<p>Bu vizyonlerlerden biri de <strong>İştirak Şehircilik</strong>’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Veysel Demir</strong>… Özlü; “<em>ona gel Düzce’ye yatırım yap demedik, gelişimi gördü ve kendisi geldi</em>.” Nitekim <strong>Hilton</strong>, <strong>Sheraton</strong>, <strong>Radisson</strong>, <strong>Ramada</strong>, <strong>Dedeman</strong>, <strong>Elite World</strong> gibi 5 yıldızlı oteller kentin yarın enerjisini görüp yatırıma gelmişler.</p>
<p>“<strong>Tanrı size ne verdiyse onu yapın</strong>” der bir İngiliz atasözü… <strong>Dr. Özlü</strong> bunu hatırlatarak diyor ki; “<em>ahşabımız var, doğamız var, yaylamız ve şimdi Batı Karadeniz’in en büyük AVM’si var</em>.” Düzce’yi <strong>yatay büyüyen bir kent</strong> haline getirmek için projeler ile <strong>kentin yarını</strong>, <strong>kendi mucizesi</strong> peşinde…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Türkiye mucizesine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bunun için kimler, ne yapmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Bahtına talip olduğumuz</strong> ülkeler, <strong>nitelikli gayret</strong>, üretken süreçler, <strong>verimli kamu</strong>, değerli bilim, <strong>aynı ufka bakan </strong>bireylerden oluşuyor. <strong>Zeki </strong>ve<strong> yetenekli</strong> insanlarımızı yüceltmeli, <strong>vasatlıktan</strong> çıkmalıyız.</p>
<p><strong><em>Konfor tuzağından çıkabilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Mevcut <strong>iş</strong>, <strong>ilişki</strong>, <strong>iletişim</strong> süreçlerimizi <strong>yeniden tanımlamalı</strong> ve <strong>bilgi süreçleri</strong> oluşturmalıyız. Ancak bu sayede <strong>bedavacılıktan</strong>, kolaycılıktan ve <strong>niteliksizden</strong> kurtulabiliriz. <strong>Zira konfor </strong>kesinlikle<strong> çürütür</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>40’INDA ÖLÜP 80’İNDE GÖMÜLENLERLE TÜRK MUCİZESİ GERÇEKLEŞMEZ</strong></p>
<p><strong>Faruk Özlü</strong>, tam bir proje insanı… Başkanı olduğu Düzce Belediyesi’ni de <strong>Sanayi Bakanlığı’ndaki gibi</strong>, uzun soluklu ve <strong>dönüştürücü projelerle</strong> yönetiyor. EYT’ye şiddetle karşı: “<strong>17 milyon emeklisine karşılık 33 milyon çalışanıyla Türk mucizesi gerçekleşemez</strong>.” Sahi <strong>insan 40’ında emekli olmamalı</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MUCİZE LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Türk Mucizesi</strong>: Yarım asırdır 17’nci büyük ekonomiyiz ve ilk 10’a girecek eylemlere odaklanmalıyız</p>
<p><strong>Çin mucizesi</strong>: Yüzyıl önce kürenin zavallısı ülke bugün teknolojiden şehirciliğe dek parıldıyor</p>
<p><strong>Alman mucizesi</strong>: İkinci Dünya Savaşı’nda yere bir edilen ülke, yarım asır içinde parlayıvermişti</p>
<p><strong>Kore mucizesi</strong>: Asya Kaplanı Kore ile aynı zamanda yola çıktık, o kalkındı biz yaya kaldık</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-mucizesini-gerceklestirelim-79100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk mucizesini gerçekleştirelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79098</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump-Şi zirvesi piyasayı nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump-Şi Zirvesi Piyasayı Nasıl Etkileyecek?| Ekonomi Masası | 12 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/ytuMEVfPLpQ" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruf-eden-itinayla-cezalandirilir-79099</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf eden itinayla cezalandırılır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çoğu anne baba çocuklarını erken yaşta tasarrufa yönlendirmeye çalışır. <strong>“Bir köşeye üç kuruş koymaya bak”</strong> diye teşvik eder. Bunun bir alışkanlığa dönüşmesi istenir. Gerçi çocuklar günümüzde tasarruf edecek harçlığı alabilmek şöyle dursun, günlük sıradan harcamalarını karşılayabilecek kadar bile harçlık sahibi olamıyor ama yine de bu istek dile getirilir.</p>
<p>Devlet de vatandaşın tasarruf etmesini bekler, daha da ötesi ülke olarak buna ihtiyaç duyulur.</p>
<p>İyi güzel de, bir anne baba nasıl ki tasarruf eden çocuğunu cezalandırmazsa, devlet de herhalde tasarruf edebilen vatandaşını cezalandırmamalıdır, değil mi…</p>
<p>Ama ya aksi oluyorsa… Ya vatandaş tasarruf ettikçe devletin adeta hışmına uğruyor ve ekonomik yönden kayba uğruyorsa…</p>
<p><strong>“Olur mu öyle şey”</strong> demeyin, zaten bu görüşü ben dile getirmiyorum, devletin resmi verileri söylüyor.</p>
<p>Devlet, tasarruf eden vatandaşını ekonomik yönden göz göre göre hırpalıyor, göz göre göre cezalandırıyor.</p>
<h2>İşte oranlar…</h2>
<p>Veriler Türkiye İstatistik Kurumu’na ait… TÜİK her ay finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını açıklıyor. Son açıklama da nisan ayı için yapıldı. Nisan ayına ve yıllık döneme ilişkin verileri TÜİK’ten aynen aldım, açıklamada yer almayan ocak-nisan döneminin gerçekleşmesini de TÜİK verilerinden yola çıkarak ben hesapladım.</p>
<p>TÜFE’den arındırılmış reel getiri oranlarını aktaracağım. Hemen söyleyeyim, reel getiri neredeyse hiç yok.</p>
<p>Kaldı ki TÜFE’nin gerçek enflasyonu ne kadar yansıttığı tartışması da ortada ve o tartışmaya hiç girmiyorum bile. Açıklanan TÜFE’nin fiyat artışlarını tam olarak yansıttığını varsayıyorum.</p>
<p>Nisan ayında yalnızca BİST reel getiri sağlamış. Diğer yatırım araçlarının reel getirisi kan kırmızı, hepsi negatif.</p>
<p>İlk dört ayda durum yine değişmemiş; reel getiri yalnızca borsada.</p>
<p>Son bir yılın reel getiri grafiği biraz farklı. Son dönemdeki büyük reel kayba rağmen ilk sırada külçe altın bulunuyor. Borsa ikinci sırada, devlet iç borçlanma senedi sahipleri de enflasyonun üstünde reel getiri elde etmiş.</p>
<h2>Mevduat sahibi hep zararda</h2>
<p>Tasarruf etmek özünde ülke ekonomisi için yararlı olmaya yararlı da, Türkiye’de ekonomiye hiçbir katkısı olmayan, hatta tam tersine zararı dokunan tasarrufların ön plana çıktığı da göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Vatandaş altın alıyor, döviz alıyor. Bunun için vatandaşı suçlamak elbette söz konusu değil, öncelikle vatandaş tercihini niye bu araçlardan yana kullanıyor diye bakmak gerekir. Ama sonuç değişmiyor; bu alanlara yapılan yatırımlar ülke ekonomisine hiçbir katkı sağlamıyor.</p>
<p>Hatta borsaya dönük yatırımlar da kağıt üstünde yazan teorik katkıyı vermekten uzak kalıyor.</p>
<p>Ülke ekonomisine katkıda bulunacak başlıca tasarruf araçları olarak geriye mevduat ve Hazine’nin borçlanmasına destek olan iç borçlanma senetleri kalıyor. Peki bunlarda reel getiri var mı? Son bir yılda DİBS’te oluşan yüzde 6,28’lik getiriyi hariç tutarsak vatandaş zarardan kurtulamamış. Üstelik mevduatın getirisi olarak brüt orandan söz ediyoruz. Bu faizden bir de stopaj düşülecek ve reel kayıp daha da büyüyecek.</p>
<p>Şu durumda mevduat faizlerinin yüksekliğinden ve bunun kredi faizlerini etkilemek suretiyle ekonomiye zarar verdiğinden söz etmek ne kadar doğru?</p>
<p>Elbette mevduat faizinin düzeyi kredi faizini etkiliyor ve yukarı itiyor ama bu durum tasarrufunu mevduat olarak tutanların suçu olabilir mi?</p>
<p>Hatta bu reel kayba rağmen sistemde bu kadar mevduat tutulması bile iyi. Reel olarak yıllardır kayba uğrayan ve anaparası azalan mevduat sahibinin başka alanlara kayması beklenir ama vatandaş da çaresiz, nereye gitsin!</p>
<h2>Sorun belli, belli de…</h2>
<p>Temel sorun ne mevduat faizinin yüksekliği, ne kredi faizinin bundan kaynaklı olarak yüksek seyretmesi, ne de tüm bunların sonucu olarak ekonomide yaşanan sıkıntı.</p>
<p>Temel sorun yıllardır bir türlü üstesinden gelinemeyen, gelinmeyen, gelinmesi yönünde gerçekçi adımlar atılmayan enflasyon.</p>
<p>Türkiye bu beladan kurtulamadığı sürece iş alemi de rahat edemez, esnaf da, yalnızca aldığı maaşla geçinmeye çalışan işçi de, memur da, emekli de…</p>
<p>Sorun belli, çözüm de belli ama o sorunu çözecek irade bir türlü sergilenemiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ace0ccf90-1778560224.png" alt="" width="831" height="311" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruf-eden-itinayla-cezalandirilir-79099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf eden itinayla cezalandırılır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-istedigi-hatay-enginarini-odagimiza-aldik-79097</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk’ün istediği Hatay enginarını odağımıza aldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p data-start="0" data-end="143"><strong>6 ŞUBAT</strong> 2023 Pazarcık ve Elbistan (Kahramanmaraş) depremlerinden iki hafta sonra Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’yı aradım:</p>
<p data-start="145" data-end="413"><strong data-start="145" data-end="413">- 6 Şubat 2023 sabaha karşı 7.7’lik Pazarcık depreminin hemen ardından İskenderun’a gittiniz. Ekibinizin arama-kurtarma çalışmaları dahil her türlü destek için çaba harcadınız. Hatay’a tarifeli sefer yapılamıyor. Yakın dönemde giderseniz size eşlik edebilir miyiz?</strong></p>
<p data-start="415" data-end="458">Fuat Tosyalı, birkaç gün sonra yanıt verdi:</p>
<p data-start="460" data-end="530"><strong data-start="460" data-end="530">- 1 Mart 2023 günü Hatay’a gidiyorum. Uygunsanız birlikte gidelim.</strong></p>
<p data-start="532" data-end="834"><strong>Hakan Güldağ, Şeref Oğuz</strong> ve <strong>Mete Belovacıklı</strong> ile birlikte Hatay yolculuğunda <strong>Fuat Tosyalı’</strong>ya katıldık. Fuat Tosyalı’nın o günkü konukları arasında Varlık Fonu Genel Müdürü<strong> Arda Ermut</strong>, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı <strong>Ahmet Burak Dağlıoğlu</strong> ve Osmaniye OSB Başkan Yardımcısı <strong>Şerif Tosyalı</strong> da vardı.</p>
<p data-start="836" data-end="1038">Hatay’a varınca Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hikmet Çinçin</strong>’i aradım. Amacımız<strong> Çinçin</strong>’le Hatay’daki durumu konuşmak, yaşadıklarını dinlemekti. <strong>Çinçin</strong>, bulunduğu yerin konumunu gönderdi:</p>
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="1777a887-562d-467b-ba6e-4092a1ef326a" data-message-model-slug="gpt-5-5" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert wrap-break-word w-full light markdown-new-styling">
<p data-start="1040" data-end="1050"><strong>· Teofarm…</strong></p>
<p data-start="1052" data-end="1304">Çinçin, o sıkıntılı günlerde Elif Ovalı’nın kardeşi Adnan Murat Teoman’la birlikte kurup yönettiği “Teofarm” adlı havalimanı yakınlarındaki çiftliği çalışma mekanı olarak belirlemişti. Çinçin’le o günkü sohbetimize Elif Ovalı ve Osman Ovalı da katıldı.</p>
<p data-start="1306" data-end="1479">Elif ve Osman Ovalı’yı, Teofarm’ı deprem felaketi döneminde tanıdık. Hikmet Çinçin’le orada buluşma vesilesiyle Teofarm’la ilgili başarılı adımlarını dinleme fırsatı bulduk.</p>
<p data-start="1481" data-end="1657">Geçen hafta “<strong>Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi</strong>”nin “<strong>Semiha &amp; Abbuş Bilecik Atölyeler Binası</strong>”nın açılış töreninde <strong>Elif Ovalı</strong> ile karşılaştık. Ön bilgiyi verdi:</p>
<p data-start="1659" data-end="1738"><strong data-start="1659" data-end="1738">- Hatay Enginarı ile ilgili çalışmalarımız var. Onları size anlatmam lazım.</strong></p>
<p data-start="1740" data-end="1784"><strong>Elif Ovalı</strong>’dan bilgi notu istedim, gönderdi:</p>
<p data-start="1786" data-end="1934"><strong data-start="1786" data-end="1934">- Size Antakya’da, toprağın altındaki saklı potansiyelin, Amik Ovası’ndaki bir genetik mirasın hikayesini, Hatay Enginarı’nı anlatmak istiyorum.</strong></p>
<p data-start="1936" data-end="1997">Akademisyen kimliğini toprakla birleştirdiğinin altını çizdi:</p>
<p data-start="1999" data-end="2211"><strong data-start="1999" data-end="2211">- “</strong>Teofarm Antakya<strong data-start="1999" data-end="2211">”da geleneksel tarımı modern bir vizyonla sürdürmeye çalışıyoruz. Hatay aslında sadece bir afet bölgesi değil, aslında Türkiye tarım ekonomisi için stratejik bir “</strong>yeşil hazine<strong data-start="1999" data-end="2211">” barındırıyor.</strong></p>
<p data-start="2213" data-end="2256">Hatay’ın anavatana katılma sürecine uzandı:</p>
<p data-start="2258" data-end="2495"><strong data-start="2258" data-end="2495">- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bölge tarımı üzerine özel bir ilgisi vardı. Hatay Enginarı, Ulu Önder’in hastalığında istenilen ama maalesef o dönemdeki mesafeleri aşma zorluğu ve zaman darlığından ötürü yetiştirilemeyen bir talepti.</strong></p>
<p data-start="2497" data-end="2583">Teofarm olarak Atatürk’ün o dönemdeki isteğini sorumluluk kabul ettiklerini vurguladı:</p>
<p data-start="2585" data-end="2784"><strong data-start="2585" data-end="2784">- Tıpkı bu toprakların hafızası olarak “</strong>Karakılçık Buğdayı<strong data-start="2585" data-end="2784">”na sahip çıktığımız gibi, “</strong>Hatay Enginar<strong data-start="2585" data-end="2784">ı”nı da odağımıza alarak bu toprakların mirasını bütünsel bir yaklaşımla yaşatmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p data-start="2786" data-end="2901">6 Şubat 2023 depremleri sonrası Hatay’da hayatı ve üretimi yeniden kurmanın en büyük öncelikleri olduğunu kaydetti:</p>
<p data-start="2903" data-end="3083"><strong data-start="2903" data-end="3083">- Teofarm bünyesinde sadece hammadde yetiştirmiyoruz. “Karakılçık”tan enginara kadar tüm yerel değerlerimizi kadın emeğiyle işleyerek katma değerli son ürünlere dönüştürüyoruz.</strong></p>
<p data-start="3085" data-end="3110">Şu mesajla noktayı koydu:</p>
<p data-start="3112" data-end="3206"><strong data-start="3112" data-end="3206">- Amacımız, yerel ekonomiyi bu nitelikli ürünler üzerinden markalaşarak tekrar inşa etmek…</strong></p>
<p data-start="3208" data-end="3309">Hatay’a 1 Mart 2023 sonrasındaki gidişlerimde Teofarm’a uğradığımda enginar ekili alanları görmüştüm…</p>
<p data-start="3311" data-end="3462" data-is-last-node="" data-is-only-node="">“<strong>Karakılçık Buğdayı</strong>”na sahip çıkma konusunda başarıya ulaşan <strong>Elif Ovalı</strong> ve Teofarm’ın “<strong>Hatay Enginarı</strong>”nda da başarı oranının yüksek olduğu anlaşılıyor…</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<h2 class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start"><span style="color: #e03e2d;">42 yılda 18 vali ile çalıştım</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02abb5d4b45-1778559925.png" alt="" width="700" height="220" /></span><strong>MALATYA</strong> Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü İbrahim Halil Kılıç’tan bir davet mektubu geldi. Kılıç, mektuba şu cümleyle girdi:</p>
<div class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start">
<p data-start="134" data-end="231"><strong data-start="134" data-end="231">- 1984 yılında Malatya Valiliğinde başlayan, yoğun emek ve onur dolu görevimin sonuna geldim.</strong></p>
<p data-start="134" data-end="231">42 yıllık çalışma dönemiyle ilgili şu dökümü ortaya koydu: </p>
<p data-start="293" data-end="445"><strong data-start="293" data-end="445">- 42 yılda 18 Sayın Valimle (Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar görev yapan Sayın Valilerimin yüzde 40’ı) çalışmanın onur ve gururunu taşıyorum.</strong></p>
<p data-start="447" data-end="489">Valilikteki diğer görevlerine işaret etti:</p>
<p data-start="491" data-end="755"><strong data-start="491" data-end="755">- 39 yıl aralıksız İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde yürüttüğüm görevimin haricinde, 15 Temmuz 2016’dan itibaren 7 yıl İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü, GAMER Müdürlüğü ve Kayısı Araştırma Geliştirme Vakfı Genel Sekreterlik görevini birlikte yürüttüm.</strong></p>
<p data-start="757" data-end="813">2 dönem Malatyaspor yönetiminde görev aldığını belirtti:</p>
<p data-start="815" data-end="926"><strong data-start="815" data-end="926">- 22 yıl Malatya Eğitim Vakfı (MEV) ilimiz şubesinde, 25 yılı aşkın Malatya Musiki Cemiyetinde görev aldım.</strong></p>
<p data-start="928" data-end="984">Görev yaptığı diğer sivil toplum kuruluşlarını sıraladı:</p>
<p data-start="986" data-end="1227"><strong data-start="986" data-end="1227">- Ayrıca, Malatya’da Malatyalıları Koruma Derneği, Ortak Değer Malatya, Malatya Gastronomi ve Turizm Derneği’nin kuruluşu ve yönetiminde yer aldım. Halen Malatya Araştırmaları Derneği, Malatya Verem Savaş Derneği yönetiminde bulunuyorum.</strong></p>
<p data-start="1229" data-end="1301">Malatya’daki basın meslek örgütlerinin üyesi olduğunu kaydedip sürdürdü:</p>
<p data-start="1303" data-end="1459"><strong data-start="1303" data-end="1459">- Almanya, Belçika, Azerbaycan’da ve ülkemizde 10’dan fazla şehirde ilimizin zengin gastronomisi ve kayısımızın tanıtımı için faaliyetlere katkı sundum.</strong></p>
<p data-start="1461" data-end="1493">Yazdığı kitaplar üzerinde durdu:</p>
<p data-start="1495" data-end="1605"><strong data-start="1495" data-end="1605">- Malatya yemek kültürünün kayıtlara geçmesini sağlayan 3 adet eserin yazarı olarak yayınına katkı sundum.</strong></p>
<p data-start="1607" data-end="1655">18 Mayıs 2026’da göreve veda edeceğini bildirdi:</p>
<p data-start="1657" data-end="1831"><strong data-start="1657" data-end="1831">- Bu tarihten sonra MAGTAD (Malatya Gastronomi Turizm Tanıtım Derneği) ile ilimizin ve zengin gastronomisinin tanıtımına daha fazla zaman ayırarak hizmete devam edeceğim.</strong></p>
<p data-start="1833" data-end="1881" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Emeklerine, yüreğine sağlık <strong>İbrahim Halil Kılıç</strong>…</p>
<h2 data-start="1833" data-end="1881"><span style="color: #e03e2d;">Lifsiz olduğu için ağızda dağılıyor</span></h2>
<p data-start="1833" data-end="1881" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong>TEOFARM</strong>’ın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Elif Ovalı</strong>, “<strong>Hatay Enginarı</strong>”nın standart türlerden çok daha farklı bir genetik koda ve ticari avantaja sahip olduğunu belirtip, özelliklerini şöyle anlattı:</p>
<div class="" data-turn-id-container="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-is-intersecting="true">
<div class="relative w-full overflow-visible">
<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-(--header-height)" dir="auto" data-turn-id="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-turn-id-container="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-testid="conversation-turn-11" data-scroll-anchor="false" data-turn="user"></section>
<div class="contents"><strong data-start="0" data-end="32">▶ Doğal Erkencilik Avantajı:</strong> İklim ve toprak yapımız sayesinde ilk enginar hasadını Hatay’da yapıyoruz. Bu erkencilik, hem iç pazar dengesinde hem de dış ticarette üreticiye çok ciddi bir rekabet gücü sağlıyor.</div>
</div>
</div>
<div class="" data-turn-id-container="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-is-intersecting="true">
<div class="relative w-full overflow-visible">
<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-turn-id-container="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-testid="conversation-turn-12" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-xs,calc(var(--spacing)*4))] @w-sm/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-sm,calc(var(--spacing)*6))] @w-lg/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-lg,calc(var(--spacing)*16))] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="a5348179-a2dc-4569-a1ee-3377608672bf" data-message-model-slug="gpt-5-5" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert wrap-break-word w-full light markdown-new-styling">
<p data-start="216" data-end="436"><strong data-start="216" data-end="249">▶ Ağızda Dağılan Lifsiz Yapı:</strong> “Hatay Enginarı”nın en karakteristik özelliği, dokusundaki yumuşaklıktır. Lifsiz ve tereyağı kıvamındaki dokusu, onu yüksek gastronomi mutfakları için vazgeçilmez bir ürüne dönüştürüyor.</p>
<p data-start="438" data-end="653" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong data-start="438" data-end="467">▶ Sıfır Atık Potansiyeli:</strong> Gövde ve sap kısmının tamamen tüketilebilir olması, hem sanayi tipi işlemede hem de mutfak maliyetlerinde verimliliği maksimize ediyor. Ürünün her parçasının ekonomik bir karşılığı var.</p>
<h2 data-start="438" data-end="653"><span style="color: #e03e2d;">120 dekar alana ekim yaptık, enginar soyma ve konserve tesisi kurduk</span></h2>
<p data-start="0" data-end="148"><strong>TEOFARM</strong> Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Elif Ovalı’</strong>ya Hatay’daki enginar üretim miktarını sordum, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü 2024 yılı verilerinden aktardı:</p>
<p data-start="150" data-end="204"><strong>· Hatay’da 2024 yılında 80 dekar alana enginar ekildi.</strong></p>
<p data-start="206" data-end="252"><strong>· Dekar başına 1150 kilogram ürün elde edildi.</strong></p>
<p data-start="254" data-end="282"><strong>· Toplam üretim 92 ton oldu.</strong></p>
<p data-start="284" data-end="379">2025-2026 sezonu için sadece kendi arazilerinde 120 dekara enginar ekimi yaptıklarını bildirdi:</p>
<p data-start="381" data-end="593"><strong data-start="381" data-end="593">- Şu anda enginar, Hatay için yeniden canlanan bir ürün. Biz bir enginar soyma ve konserve tesisi kurduk. Böylece bu değerli sebzeyi ekonomiye katmaya çalışıyoruz. Bölgede bir kümelenme yaratmayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p data-start="595" data-end="690">6 Şubat depremleri sonrasında tarım alanlarında da ciddi hasar meydana geldiğinin altını çizdi:</p>
<p data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="">- Bu süreçte çiftçilerimize ve üreticilerimize destek olmak için çeşitli projeler başlattık. Bu faaliyetlerimizi sosyal bir marka ile sürdürmek amacıyla HASAT’ı (Hatay Tarım Sanat Tasarım Girişimcilik Merkezi) kurduk.</strong></p>
<p data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="" data-is-only-node=""> </p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-istedigi-hatay-enginarini-odagimiza-aldik-79097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/745-1778559859.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk’ün istediği Hatay enginarını odağımıza aldık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tutarli-hizalama-ve-guvenilirlik-masada-79096</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tutarlı hizalama ve güvenilirlik masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu perşembe günü açıklayacak. Enflasyon tahminini ara hedef yüzde 16 ve yüzde 15-21 tahmin aralığının yüzde 30’a daha yakınlaşması beklenirken uzmanlar enflasyon raporunun sadece güncellenmiş tahminlerle ilgili olmayacağını, aynı zamanda güvenilirlik ve iletişimle de ilgili olacağını vurguladı. Uzmanlara göre piyasalar, talep koşulları, enflasyon beklentileri ve ileriye dönük politika yolu etrafındaki anlatıyı yakından izleyecek, tahminlerde herhangi bir yukarı yönlü revizyon, bir politika başarısızlığı olarak değil, resmi rehberliği gerçeklikle yeniden hizalama girişimi olarak görülecek.</p>
<p>Merkez Bankası bu yılın ilk enflasyon raporunda ABD ve İsrail’in Orta Doğu’yu karıştıran savaşı öncesinde jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının zayıf bir görünüm sergilemeye devam edeceğini öngörmüş ve bu görünüm doğrultusunda, ham petrol fiyatlarının 2026 yılında ortalama 60.9 dolar ve 2027 yılında ise ortalama 56 dolar değer alacağını varsaymıştı. Bu doğrultuda 2026 için enflasyonda tahmin aralığını yüzde 15-21 seviyesine çıkarmış ara hedefini yüzde 16’da sabit bırakmıştı. Ancak uzmanlara savaşın getirdiği belirsizlikler ve enflasyon üzerindeki negatif etkileri bu hafta perşembe günü ikinci enflasyon raporu toplantısında ara hedefin ve tahmin aralığının güncellenmesi zorunluluğunu doğurdu.</p>
<h2>Başkan'dan kararlı duruş mesajı</h2>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da geçen hafta katıldığı bir toplantıda TCMB'nin temel önceliğinin fiyat istikrarını sağlamak olduğuna işaret ederek enerji fiyatlarının cari denge üzerindeki baskıları arttırdığını, son dönemde enflasyonda gözlenen bozulmanın orta vadeli görünümü bozmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Karahan, “Enerji kaynaklı etkilerin kısa vadede devam edeceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde para politikası kararlarını alırken bu unsurları dikkatle değerlendireceğiz” diye konuştu. Başkan Karahan’ın verdiği kararlı duruş mesajı uzmanların enflasyon raporunda tahmin güncellemesine yönelik beklentilerini desteklerken yüzde 16 ara hedefin gerçekleşen enflasyonla giderek daha uyumsuz hale geldiği yorumlarını doğurdu.</p>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre yılın ilk dört ayında yüzde 15’e dayanan enflasyonla birlikte piyasalar mevcut koşulları daha iyi yansıtmak için yukarı yönlü bir revizyon beklentisinde. Jeopolitik gerilimler, yüksek enerji fiyatları ve kötüleşen beklentilerin birleşiminin, resmi projeksiyonların yeniden kalibre edilmesi gerekeceğini vurgulayan uzmanlar, potansiyel olarak piyasa katılımcıları tarafından şu anda tartışılan yüzde 30 aralığına daha yakın bir seviyeye getirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Güvenilirlik ve kredibilite</strong></p>
<p>Hem enflasyon tahminini güncellenmesi hem de piyasaya yakınsamanın beklendiği enflasyon raporu toplantısı ve Başkan Karahan’ın vereceği mesajların sadece bir rakam güncellemeden ibaret olmadığına işaret eden uzmanlar toplantının aynı zamanda Merkez Bankası güvenilirliği ve kredibilitesiyle de ilgili olacağına dikkat çekti. Piyasaların, talep koşulları, enflasyon beklentileri ve ileriye dönük politika yolu etrafındaki mesajları yakından izleyeceğini belirten uzmanlar tahminlerde yukarı yönlü revizyonun, bir politika başarısızlığı olarak görülmeyeceğini Merkez Bankası rehberliğinin gerçeklikle yeniden hizalama girişimi olarak görüleceğini vurguladı.</p>
<p>Bu ay Merkez Bankası’nın enflasyon raporu sonrasında bir diğer önemli metni 22 Mayıs’ta yayımlanacak olan finansal istikrar raporu olacak. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu rapor bankacılık sektörü, kredi dinamikleri ve sektör riskleri açısından daha derinlemesine bir değerlendirme sunacak.</p>
<p>Uzmanlara göre enflasyon raporu ve finansal istikrar raporu ile Türkiye’nin makro ve finansal durumuna ilişkin kapsamlı bir bakışa sahip olunabilecek ve Merkez Bankası’nın hamlelerinin değerlendirilmesinde kritik öneme sahip olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tutarli-hizalama-ve-guvenilirlik-masada-79096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perşembe günü yılın ikinci enflasyon raporu açıklanıyor. Savaşın etkileri nedeniyle yüzde 16 ara tahmin ve yüzde 15-21 tahmin aralığının yukarı yönlü güncellenmesini bekleyen uzmanlar toplantıda TCMB’nin güvenilirliğinin de takip edileceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-krediler-atil-kapasite-yaratti-79095</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ucuz krediler, atıl kapasite yarattı!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Burhan Özdemir, ekonomi yönetiminin uyguladığı sıkı para politikasına tam destek verirken, sanayicinin asıl meselesinin ‘finansmana erişim’ değil, ‘yanlış planlama ve atıl kapasite’ olduğunu vurguladı. MÜSİAD başkanlığı görevinde 1 yılı geride bırakan Özdemir, MÜSİAD Genel Merkezi’nde EKONOMİ gazetesini ağırlarken, burada ekonomik görünüme ve sanayideki yapısal sorunlara ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. Özdemir, sanayicinin en çok dert yandığı finansman maliyetleri ve sıkı para politikası konusunda oldukça net bir duruş sergilerken, geçmişteki düşük faizli kredi döneminin ‘verimlilik’ değil, ‘atıl kapasite’ yarattığı eleştirisinde bulundu.</p>
<p><strong>SIKI PARA POLİTİKASINA DEVAM</strong></p>
<p>Sıkı para politikasına ara verilmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir, "Sermayesini servet yapmış bir sanayici kitlesinden bahsediyoruz. Bu yapıdaki sanayicimizin ucuz kredi beklentisine ben katılmıyorum. 2010’lu yılların başındaki o ucuz krediler, belki de Türkiye’yi orta gelir tuzağına sokan bakış açısının temelidir. Para bedavayken, mortgage krizi sonrası oluşan varlık balonu hadisesiyle birlikte dünyadaki tüm merkez bankalarının verdiği o ucuz krediler neticesinde bizim sanayicimiz, bizim tüccarımız çok ucuz maliyetlerle bu paraları borçlandı. Ve ne yapmak istediği noktasında gerek kendisinin fizibilite çalışmaları eksik, gerekse de döneminde devletin yönlendirmesi yeterli olmadığından ötürü herkes kendi kafasına veya inancına göre tesis kurdu. Bugün o tesislerin bir kısmının atıl olduğunu konuşuyoruz. Samimiyetle söylüyorum; gerçek anlamda bir yönlendirme olmadan, devlet eliyle bir mekanizma işletilmeden siz bugün sanayiciye istediği parayı verin, bundan 5-10 sene sonra bambaşka bir atıl kapasite sarmalından bahsederiz. Mesele paranın kemerini gevşetmek ya da birazcık ipini salmak değil; saldığınızda ne olacağının konusu daha önemli" ifadelerini kullandı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02a852ad27f-1778559058.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, “Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Kira fiyatlarını konut arzını artırmadan, gıda fiyatlarını ise tarımsal aksiyonları tamamlamadan sadece Mehmet Şimşek’in para politikasıyla aşağı çekemezsiniz. Bu çoklu bir mücadele gerektiriyor" dedi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>PLANLAMAYI DEVLET YAPMALI</strong></p>
<p>Türkiye'nin sanayi altyapısının büyüklüğünün önemine dikkat çeken Özdemir, ancak verimlilik noktasında saha verilerinin iyi bir tablo çizmediğine işaret etti. Bu noktada MÜSİAD olarak kapsamlı bir saha çalışması yaptıklarını ve Türk sanayisinin atıl kapasite raporunu hazırlayacaklarını aktaran Özdemir, şöyle devam etti: "Bugün OSB’lerde yer bulamıyorsunuz, her yer fabrika. Bu muazzam bir başarı. Ancak sahadan aldığımız veriler ciddi bir atıl kapasiteye işaret ediyor. CNC tezgahlarını binlerce Euro’ya Avrupa'dan sipariş edip yolunu gözlediğimiz günlerden, bu tezgahların boşaldığı ve kullanılmadığı bir noktaya geldik. Bu durum sıkı para politikasından veya tek başına maliyet artışlarından kaynaklanmıyor. Asıl sebep, arz-talep dengesi gözetilmeden, keyfi kurulan tesislerden geçiyor. Öyle sektörler var ki yüzde 50 doluluğun altında çalışıyor. Biz MÜSİAD olarak bu yılın sonuna kadar gerçek saha verilerinden oluşan bir ‘Atıl Kapasite Analizi’ raporu çıkartacağız. Bizce Sanayi ve Teknoloji Bakanımız teknoloji alanında yetkin ve güçlü. Bakanlığı'nın bu noktada 'kesici' yetkilerle donatılması lazım. Sayın Bakanımıza bu yetkiler verilirse doğru bir adım olabilir. Birisi herhangi bir ürün üreteceğim dediğinde devlet ona 'Dur, burada kapasite doldu, seni şu grubun alt tedarikçisi yapalım' diyebilmeli. Devlet zoru olmadan bu tedarik zinciri kurgulanamaz. Serbest piyasa, her önüne gelenin kafasına göre iş yapabildiği bir düzen demek değildir."</p>
<p><strong>SANAYİDE ÇALIŞANA POZİTİF AYRIMCILIK</strong></p>
<p>Özdemir, sanayideki en büyük yapısal tehdidin ‘erken sanayisizleşme’ olduğunu ifade ederek, iş gücünün fabrikalardan hizmet sektörüne kayışını durdurmak için pozitif ayrımcılık talep etti. Özdemir, "Diyarbakır’da, Batman'da çok enteresan örnekler var. Üretebilecek potansiyeli var, fiyatla ilgili problemi yok ama çalıştıracak adam yok. İnsanlar kurye olmayı, güvenlik görevlisi olmayı fabrikada çalışmaya tercih ediyor. Sanayide, üretimde çalışan emek-yoğun kesime pozitif ayrımcılık şart. Üretimde çalışanların maaşlarına gelir vergisi istisnası getirilebilir. Ya da çocuk yardımı, kira katkısı gibi destekler üretimde çalışanlar için yeniden düzenlenmeli. Bizzat o tezgahın başındaki çalışan için bu teşvikleri sağlamalıyız. Eğer sanayi çalışanıyla bir restoranda çalışan arasındaki konfor farkını ekonomik teşvikle kapatmazsak, bu sarmaldan kurtulamayız. Mevcut sanayimizi ayakta tutmak için bu adımları atmalıyız" diye konuştu.</p>
<p><strong>KİMSEDE SİHİRLİ DEĞNEK YOK</strong></p>
<p>Özdemir, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yürütülen ekonomi programına dair tartışmalara da değindi. Programın içinde bulunulan konjonktürdeki en ideal yol olduğunu savunan Özdemir, "Ben başından bu yana uygulanan politikanın günümüz şartlarındaki en doğru ve en idealistik politika olduğunu düşünüyorum. Kurumumuz içinde fikren ayrışanlar olabilir, bu doğaldır; lakin içinde bulunduğumuz tabloyu doğru okumak lazım. 115 milyar dolarlık bir deprem yüküyle başlamış bir ekonomi yönetiminden bahsediyoruz. Tüm bu yüklere ve jeopolitik dalgalanmalara rağmen paniklemeden, rasyonel bir program uygulanıyor" şeklinde konuştu. Konuşmasında enflasyondaki katılaşmaya dikkat çeken Özdemir, "Ekonomi yönetimi enflasyonu emtiada yüzde 17’lere kadar geri çekebilmeyi başardı. Bunu yadsımamak lazım. Bugün enflasyonun hala yüksek seyretmesinin temel nedeni kira, gıda ve eğitim masraflarındaki katılaşmadır. Özellikle hizmet enflasyonu dışındaki alanlarda emtia fiyatlarının düştüğü bir yönetim söz konusu" dedi. "Kimsenin elinde sihirli değnek yok” diyen Özdemir, “Kira fiyatlarını konut arzını artırmadan, gıda fiyatlarını ise tarımsal aksiyonları tamamlamadan sadece Mehmet Şimşek’in para politikasıyla aşağı çekemezsiniz. Bu çoklu bir mücadele gerektiriyor" değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02a82232a62-1778559010.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, derneğin Yeni Bosna’daki merkez binasında EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ı ve muhabirimiz Merve Yiğitcan’ı ağırladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Seçim ekonomisi ile programın delineceğini sanmıyorum</strong></span></p>
<p>MÜSİAD Başkanı Özdemir, olası bir seçim ekonomisine geçiş sürecinin enflasyonla mücadeleye ilişkin etkileri üzerine sorumuza, programı delecek adımların atılmasını beklemediğini söyleyerek cevap verdi. Seçim ekonomisi psikolojisiyle para politikasını delecek veya kazanımları geri götürecek bir adım atılacağını sanmadığını söyleyen Özdemir, “Eğer bir destek olacaksa bu; emekliye, kirada oturana veya üretimde çalışan işçiye yönelik bir koruma kalkanı şeklinde olmalıdır. Sanayiciye ucuz kredi sağlamak için faiz indirmek gibi pragmatik yaklaşımlar beklemiyorum" diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Haziran sonrası kurda gevşeme olabilir</strong></span></p>
<p>Döviz kurunun baskılanmasına ilişkin olarak da Özdemir, bu noktada hükümetin ‘kur artışı yerine vergi indirimi’ stratejisi izlediğini belirtti. İhracatçının rekabetçilik kaybını kurumlar vergisi indirimiyle sübvanse edilmeye çalışıldığını ifade eden Özdemir, şu analizi paylaştı: "İhracatçıya yönelik son programda kurumlar vergisi üretici ihracatçı için yüzde 25’ten yüzde 9’a düşürüldü. Aradaki 11-16 puanlık farkı 100 lira üzerinden hesapladığımızda, bu ciddi bir rakamdır. İhracatçı, teklif verirken artık bu 11 puanlık avantajı maliyetinden düşebilir. Aslında devlet burada çok net bir mesaj veriyor: 'Madem rekabetçilik dert ediliyor, al ben senin kurumlar vergini almıyorum ama benden dövizi yükseltmemi bekleme. Çünkü döviz yükselirse enflasyonu dizginleyemem.' Ben bu mesajı böyle okuyorum ve doğru buluyorum." Dövizin geleceğine dair beklentilerini de paylaşan Özdemir, Haziran sonrasına işaret ederek, "Yılın ilk yarısını bir devirmek, yaz aylarındaki gıda enflasyonu baskısını bir görmek lazım. Bereketli bir yıl geçirdik, yağmur ve kar eksik olmadı. Eğer gıda ve eğitim fiyatlarındaki tablo netleşirse, enflasyon belli bir çerçeveye oturursa, yılın ikinci yarısından itibaren bir miktar döviz gevşemesi bekliyorum. Ancak bu, piyasayı ateşe verecek bir kur artışı değil, ihracatçının nefes alabileceği kontrollü bir hareket olmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Reel sektörü JP Morgan’la buluşturan ilk kurum olduk</strong></span></p>
<p>MÜSİAD bünyesindeki dev şirketler (İSO 500'deki 200'e yakın üye) için küresel finansın kapılarını bizzat açtıklarını belirten Özdemir, New York'taki JP Morgan görüşmesinin perde arkasını şöyle anlattı: "Nisan ayında Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek ile New York'ta JP Morgan'ın merkezinde bir program yaptık. Dünyanın en büyük yatırım bankasına reel sektörü oraya bizzat götüren ilk kurumuz. JP Morgan bizden savunma sanayii, tersaneler ve kimya gibi selektif sektörler istedi. Oradaki görüşmelerde 3 numaralı isimle muhatap olduk. Firmalarımıza 'Size her türlü krediyi veririz, yatırım ihtiyacı olan varsa direkt bizimle irtibata geçsin' dediler. Bu programın benzerlerini Londra’da HSBC, Frankfurt’ta Deutsche Bank ve Riyad’da PIF ile de gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Amacımız büyük şirketlerimizin döviz bazlı kredi ve yatırım ortaklığı çekebilmesi."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşkilat dünya genelinde 100 noktaya ulaştı</strong></span></p>
<p>MÜSİAD’ın yurt dışındaki gücünün sadece tabeladan ibaret olmadığını vurgulayan Özdemir, teşkilatın dünya genelinde 100 noktaya ulaştığını dile getirdi. MÜSİAD’ın Almanya'da 11 şubesi olduğunu, sadece orada 1500’ü aşkın üyesi bulunduğunu anlatan Özdemir, “En kalabalık şubemiz Berlin. Balkanlar’da ise çok stratejik bir noktadayız. Arnavutluk’un en büyük demir tüccarı, en büyük enerji firması, en büyük bankası MÜSİAD üyesi. Şimdi İtalya’da Milano ofisini bu yıl bitmeden açacağız. İngiltere’de tarihimizin ilk kadın şube başkanı olan Türken Hanım ile Newcastle ve Manchester’da yapılanıyoruz. Amerika’da ise 'USA' gibi tek bir yapıdan çıkıp eyalet bazlı modele geçiyoruz. New York, Texas, Florida, California ve Ohio gibi ticaretin hızlı döndüğü 6-7 eyalette bizzat yapı kuracağız. Hedefimiz Türk firmalarının uluslararası penetrasyonunu artırmak" diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fuar şirketimiz uluslararası fuarcılık lisansı aldı</strong></span></p>
<p>MÜSİAD bünyesinde ilk kez kurulan fuar şirketi, derneğin ticari operasyonlarını profesyonel bir zemine taşıyor. Özdemir, bu hamlenin stratejik nedenlerini şöyle açıkladı: "MÜSİAD olarak ilk kez bir fuar şirketi kurduk ve uluslararası alanda fuarcılık yapma lisansı aldık. Bu lisansı almak kolay olmadı; belli sayıda yabancı dil bilen ve tecrübeli personel istihdam etmeniz gerekiyor. Artık taşeron kullanmıyoruz. 23-26 Eylül’deki MÜSİAD Expo’yu tamamen kendi şirketimizle, kendi pişirip kendi yediğimiz bir modelle yapacağız. Ayrıca Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika’da (Moritanya, Nijerya, Kenya, Tanzanya) butik fuarlar düzenleyeceğiz. Roadshow'lara çıkıp, ürünlerimizle bizzat o coğrafyalara gidip sıcak satış yapacağız. Bu lisans bize uluslararası pazarlarda hareket özgürlüğü sağlıyor."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tedarikçi zirveleri yurtdışına taşınıyor</strong></span></p>
<p>MÜSİAD, özellikle küçük ve orta ölçekli üyelerini doğrudan büyük alıcılarla buluşturan "Tedarikçi Zirveleri" modelini küresel bir markaya dönüştürüyor. Özdemir, bu modeli şu sözlerle anlattı: "Savunma Sanayi Sektör Kurulu ile başladık; Aselsan, Roketsan, Tusaş, Havelsan gibi devlerin satın alma ekiplerine özel masalar verdik. Üyelerimiz 'time slot' yöntemiyle randevulaşıp doğrudan tekliflerini sundu. Bugün bu model sayesinde 100’ün üzerinde savunma sanayisine kayıt olmuş firmamız var. Şimdi bunu inşaat, gıda ve turizmde de yapıyoruz. Bu modeli 'Procurement Days' adıyla yurt dışına taşıyoruz. Londra ve Köln’de, o ülkelerin dev ithalatçılarını ve toptancılarını üyelerimizin masasına getireceğiz. Fuar yorucu oluyor; biz doğrudan ticarete dokunan masalar kuruyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-krediler-atil-kapasite-yaratti-79095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/burhan-ozdemir-1778558962.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD Başkanı Özdemir, sanayide finansmana erişimden önce &#039;doğru planlama’ya dikkat çekti, geçmişteki ucuz kredi döneminin verimlilik yerine &#039;atıl kapasite&#039;yi artırdığını söyledi. Burhan Özdemir, “Sorun yüksek faiz değil, arz-talep dengesi gözetilmeden yapılan yatırımlar. Bugün sanayiciye istediği parayı verin, 10 yıl sonra yine aynı atıl kapasite oluşur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-obezite-kongresi-kitanin-en-obez-ulkesinde-toplaniyor-79118</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa obezite kongresi kıtanın en obez ülkesinde toplanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>33. Avrupa Obezite Kongresi (ECO), 12–15 Mayıs 2026 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştiriliyor. Kongre’nin en ilginç yanlarından birisi de Avrupa’nın en obez ülkesinde yani Türkiye’de düzenlenmesi. Obezite, basitçe şişmanlık deyip geçiştireceğimiz bir olay değil. Çağımızın en önemli hastalıklarından obezite önemli sağlık sorunlarına neden olurken, ülke ekonomileri için de büyük yük oluşturuyor.</p>
<p>Hem beden hem de ruh sağlığını olumsuz etkileyen obezite için boy ve kilo dengesini gösteren vücut kitle indeksine (BMI) bakılıyor. Beden ağırlığının (kilogram) boy uzunluğunun (metre) karesine bölünmesiyle ulaşılan indeks değerinin 18-25 arasında olması normal, 25-30 arası olması kilolu, 30 üzeri olması ise obez bireyi tanımlıyor. Değerin 40’ın üzerinde olduğu durumlarda kişi, cerrahi müdahale adayı morbid obez (yaşam süresini kısaltan obezite) sınıfına giriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bd9e891ad-1778564510.png" alt="" width="436" height="243" />
<figcaption><strong>Hem beden hem de ruh sağlığını olumsuz etkileyen obezite için boy ve kilo dengesini gösteren vücut kitle indeksine (BMI) bakılıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bilime göre obezite yaşamı tehdit eden ve tedavi edilmezse yaşam süresini kısaltan bir hastalık. Kilo alındıkça yaşam kısalıyor. Araştırmalar BMI’nın 30-35’ler civarı olması durumunda yaşam süresinin üç, bunun üzerine çıkılması durumunda 8-10 yıl kadar kısaldığını olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, Avrupa’da obezite görülme sıklığı açısından birinci. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerde erişkin nüfusta obezlerin oranı yaklaşık yüzde 19,5-20. Türkiye’de ise yüzde 36'lık oranla her üç erişkinden birinden fazlası obeziteli. Avrupa’da lider, OECD’de ise ABD’nin ardından ikinciyiz.</p>
<p>Uluslararası sağlık örgütlerinin Türkiye için çizdiği 2023- 2060 yılına ilişkin gelecek senaryoları da oldukça alarm verici. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) destekli sağlık projeksiyon raporlarına göre, gıda politikaları ve kentsel yaşam standartları değiştirilmediği takdirde 2060’a gelindiğinde Türkiye nüfusunun yüzde 94'ü (kilolu ve obezlerin toplamı) sağlıklı kilo sınırının dışına çıkacak ve diabet (şeker hastalığı) riskiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Yani Türk insanı beslenme tarzını değiştirmez ve “hareketsiz yaşamaya” da devam ederse önümüzdeki süreçte hükümetler yaşlanan nüfus sorununun yanı sıra büyük çoğunluğu diabet riskiyle karşı karşıya bir toplumun devasa sağlık sorunlarının çözümünü de üstlenecekler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-obezite-kongresi-kitanin-en-obez-ulkesinde-toplaniyor-79118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa obezite kongresi kıtanın en obez ülkesinde toplanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/donusumun-liderligini-insan-kaynaklari-ustleniyor-79117</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşümün liderliğini insan kaynakları üstleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi'nin PwC Türkiye ev sahipliğinde düzenlediği, Datassist, Kariyer.net, LC Waikiki ve İGA İstanbul Airport katkılarıyla düzenlenen zirvede, değişen iş dünyasında insan kaynaklarının üstlendiği yeni rol ele alındı. Zirvede yapay zekâ ile insan odaklı dönüşümün birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, yeni kuşağın dönüşümü ve artan iş gücü maliyetleri öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni düzende insan ve AI aynı masada</strong></span></p>
<p><strong>QNB TÜRKİYE İNSAN KAYNAKLARI GENEL MÜDÜR YARDIMCISI CENK AKINCILAR:</strong></p>
<p><strong>İnsan muhakemesi belirleyici olacak</strong></p>
<p>Pandemiyle birlikte çalışma hayatı tamamen değişti. Bu çağın en büyük gücü yapay zekâyı kopyalamak değil, birlikte düşünebilmek. Biz özellikle insan odaklı teknoloji araçlarına yoğunlaşıyoruz. Çünkü veriniz kadar güçlüsünüz. Yapay zekâ bize işe alım, gelişim, performans ve potansiyel yönetiminde ciddi hız kazandırıyor ama kararı yine insan vermeli. Çalışanın ne hissettiğini, duyduğu güveni, kurumla olan bağını hâlâ insanlar anlayabiliyor. Bugün yapay zekâyı doğru kullananlar öne geçecek. Özellikle prompt yazmayı, doğru soru sormayı bilenler avantaj sağlayacak. Öte yandan bu algoritmaların kara kutuya dönüşmemesi gerekiyor. Şeffaflık çok önemli. İşe alımda, terfilerde, gelişim süreçlerinde veriyi kullanıyoruz ama etik sınırları yine insan belirliyor. Araştırmalar operasyonel işlerin yüzde 94’ünün otomasyondan etkileneceğini söylüyor. Ama geri kalan yüzde 6’lık alanda etik değer, sorgulama ve insan muhakemesi daha kritik hale gelecek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ba5cb23e5-1778563676.png" alt="" width="642" height="314" />
<figcaption><strong>“İnsan ve AI: İK’da Yeni Hibrit Düzen” paneli, EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan moderatörlüğünde gerçekleşti.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>VODAFONE İCRA KURULU BAŞKAN YARDIMCISI NAZLI TLABAR GÜLER: </strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ sayesinde tüm iş başvuruları eşit fırsata sahip oluyor</strong></p>
<p>Belirsizlik çalışan kaygısını en çok tetikleyen unsurlardan biri. Şu anda büyük bir dönüşüm yaşanıyor ve insanların en büyük korkusu “İşim elimden alınacak mı?” sorusu. Bu nedenle insan kaynakları liderlerinin ve tüm yöneticilerin en önemli görevi çalışanları ve becerilerini bu dönüşüme hazırlamak. Bugün “teknoloji mi insan mı” diye tartışıyoruz ama aslında doğru olan ikisini harmanlamak. Yapay zekâyı iş yapış biçimlerini verimli hale getirmek için bir fırsat olarak kullanmak gerekiyor. Örneğin 20 bin iş başvurusu varsa, yapay zekâ sayesinde 20 bin kişi de sürece eşit şekilde başlayabiliyor. Ancak kararı yine insanlar veriyor. Biz çalışanlarımızı AI eğitim programları, hackathonlar ve psikolojik güvenlik odaklı uygulamalarla dönüşüme hazırlıyoruz. Ancak yapay zekânın insanı nasıl dönüştüreceğini de konuşmamız gerekiyor. Çünkü sürekli sizi onaylayan bir yapıya dönüşürse bunun psikolojik etkileri de olacaktır. Yapay zekânın narsistik bireyler üreten bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceği de önümüzdeki dönemin önemli tartışma başlıklarından biri olacak.</p>
<p><strong>KARİYER.NET İŞE ALIM VE İŞ GÜCÜ ÇÖZÜMLERİNDEN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI NİGAH AKSAN:</strong></p>
<p><strong>Yapay zekaya hızlı adapte olurken teknoloji eğitimimiz eksik kalıyor</strong></p>
<p>Kariyer.net olarak her ay yaklaşık 200 bin adayın sisteme giriş yaptığı ve ayda 20 ila 30 bin arasında yeni iş ilanının yayınlandığı büyük bir veri havuzunu yönetiyoruz. AI Recruiter Agent uygulamamız sayesinde bazı işe alım süreçleri 30 dakikadan 4 dakikaya kadar düştü. Ancak bu insan faktörünü ortadan kaldırmıyor. Çünkü işe alım hâlâ sezgi ve insani değerlendirme gerektiriyor. Yapay zekânın en çok etkileyeceği alanlardan biri yeni mezun pozisyonları olacak. Ancak şirketler yeni mezun istihdamını azaltır ve yatırımdan kaçınırsa, uzun vadede çok daha büyük bir deneyimli çalışan eksikliği yaşanacak. Bu nedenle yeni mezun istihdamı önemini sürdürüyor. Türkiye aslında yapay zekâ kullanımında yüzde 75 seviyesiyle oldukça hızlı adapte olan bir ülke. Ancak eğitim tarafı yalnızca yüzde 35. Yani teknolojiyi hızlı kullanıyoruz ama eğitim kısmında ciddi eksikliklerimiz var. İnsan kaynakları profesyonelleriyle yaptığımız araştırmalarda yapay zekanın yüzde 80 oranında çalışanlara katma değer sağlayacağı düşünülüyor. Ancak her beş İK profesyonelinden biri yapay zekânın insan kaynağını değersizleştireceğini düşünüyor. Bu da iş gücü piyasasındaki kaygının ve belirsizlik hissinin büyümeye devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Şirketler artık ücret kutuplaşmasını tartışıyor</strong></span></p>
<p><strong>SABANCI HOLDİNG İNSAN KAYNAKLARI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK GRUP BAŞKANI YEŞİM ÖZLALE ÖNEN:</strong></p>
<p><strong>Ücret hala önemli ama çalışanlar saygı ve anlam da istiyor</strong></p>
<p>İş dünyasında çalışanların beklentileri ciddi biçimde değişiyor. Ücret hâlâ önemli ancak çalışanlar anlam, psikolojik güvenlik ve saygı da bekliyor. Özellikle genç kuşaklar daha özgür yetişiyor. Fikirlerini söylemek, duyulmak ve değer görmek istiyorlar. Bu nedenle şirketlerin yalnızca maaş değil, güçlü bir güven ortamı da sunması gerekiyor. Pandemi sonrası anlam arayışı daha da güçlendi. Çalışanlar artık şirketin dünyaya nasıl bir katkı sunduğuna, nasıl bir liderlik anlayışı vadettiğine de bakıyor. İnsanların kendilerini güçlü, yetkin ve değerli hissettiği şirketler, yeteneği elde tutuyor. Bu nedenle yetenek savaşlarının merkezinde artık insan odaklı kültür yer alıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb20dc0e1-1778563872.png" alt="" width="638" height="299" />
<figcaption><strong>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü, “Yetenek Savaşları: Rekabet, Ücret, Anlam” panelinin moderatörlüğünü yaptı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>DATASSİST CEO’SU UMUT ÖZBAĞCI:</strong></p>
<p><strong>4 milyon iş yapay zekâdan etkilenecek</strong></p>
<p>Bugün şirketlerin en büyük problemi artık hangi yeteneği aradığını bilememesi. Hızla dönüşen bir dünyadayız. Şirketlerin bildiği bütün ezberleri unutması gerekiyor. Çünkü yarın hangi işin nasıl değişeceğini bilmiyoruz. Türkiye’de toplam 16 milyon 400 bin sigortalı çalışan var. OECD verileriyle yaptığımız çalışmaya göre 2030-2031’e kadar yaklaşık 4 milyon iş yapay zekâ dönüşümünden doğrudan etkilenecek. Bunun yaklaşık 2 milyonu yüksek risk grubunda. Biz artık iş gücünde ücret kutuplaşması diye bir kavramı konuşuyoruz. Yapay zekâ çok yüksek ücretli ve çok düşük ücretli işler arasındaki farkı giderek açıyor. Orta kısım ise giderek daralıyor. Bu yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın problemi olacak. Bir diğer sorun ise yapay zekâ verimliliğinin çalışan ücretlerine henüz yansımaması. Henry Ford bant sistemiyle üretimi artırdığında çalışan ücretlerini iki katına çıkarmıştı. Bugün herkes AI verimliliğini konuşuyor ama ortada henüz o verimliliği çalışan refahına dönüştüren bir model göremiyoruz.</p>
<p><strong>IC HOLDİNG İNSAN VE KÜLTÜR BAŞKANI NAZİRE ULUSOY:</strong></p>
<p><strong>Geleceğin kazananları çalışanına aidiyet yaratan şirketler</strong></p>
<p>Bugün çalışan deneyimi yalnızca yan haklar veya esnek çalışma modelleriyle sınırlı değil. Çalışanın işe girişinden liderlik ilişkilerine, gelişim imkanlarından günlük deneyimine kadar tüm sürecin uçtan uca tasarlanması gerekiyor. Çalışanlar artık kişiselleştirilmiş deneyimler bekliyor. Teknoloji de burada önemli bir rol oynuyor; tekrar eden işleri azaltırken çalışanlara daha nitelikli alanlar açıyor. Ancak asıl dönüşüm kültür tarafında yaşanıyor. Geçmişte insan kaynakları daha çok süreç ve prosedür yönetimine odaklanıyordu. Bugün ise organizasyon kültürünü şekillendiren, güven ortamı yaratan ve dönüşümü yöneten stratejik bir role evriliyor. Önümüzdeki dönemde kazanan şirketler; çalışanlarına yalnızca iyi bir iş değil, gelişim, anlam, güven ve aidiyet sunabilen organizasyonlar olacak.</p>
<p><strong>Ulu: Dönüşümün merkezinde hâlâ insan var</strong></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, insan kaynaklarının stratejik öneminin giderek arttığını vurgulayarak, “Teknoloji değişiyor, tedarik zincirleri değişiyor, jeopolitik dengeler değişiyor ama bütün bu dönüşümlere adapte olmak zorunda olan şey insan. Bu nedenle insan kaynaklarının rolü giderek daha kritik hale geliyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb4e21238-1778563918.png" alt="" width="545" height="437" /><strong>Güldağ: İş gücü üzerindeki vergi yükü yeniden değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Açılışta konuşan EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ insan kaynaklarının iş dünyasının “hayat damarı” haline geldiğini belirterek, iş gücü üzerindeki vergi yükünün yeni dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yeni jenerasyonla birlikte çalışan beklentilerinin de değiştiğini ifade eden Güldağ, Türkiye’nin insan kaynağı açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, “Önemli olan bu potansiyeli doğru desteklemek” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İK artık şirketlerin merkezinde</strong></span></p>
<p><strong>İGA İNSAN KAYNAKLARI BÖLÜM BAŞKANI SELDA SEÇKİNLER:</strong></p>
<p><strong>İstanbul’un nüfusu yılda altı kez İGA’dan geçiyor</strong></p>
<p>İGA İstanbul Airport olarak yıllık yaklaşık 90 milyon yolcuya hizmet veriyoruz. Yani İstanbul’un nüfusu yılda yaklaşık altı kez İGA’dan geçiyor diyebiliriz. Böyle bir operasyonun içinde insan kaynaklarının da sürekli dönüşmesi gerekiyor. O yüzden dün öğrendiğimizi bugün unutmak zorundayız. İnsan kaynakları belki de en çabuk uyum sağlayan rollerden biri. Çünkü bir yandan çalışanı, bir yandan yöneticiyi, bir yandan yönetim kurulunu anlamanız gerekiyor. Biz yapay zekâyı da organizasyonu ve çalışan deneyimini anlamak için kullanıyoruz. Çünkü datayı toplamak tek başına bir şey ifade etmiyor. Önemli olan o datanın bize ne söylediğini anlayabilmek. Çalışanların geri bildirimlerini analiz edip oradan içgörü üretmeye çalışıyoruz. Yetkinlik gelişimini de maliyet değil yatırım olarak görerek mümkün olduğunca kendi yeteneğimizi içeride yetiştirmeye çalışıyoruz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb8d379f4-1778563981.png" alt="" width="636" height="379" />
<figcaption><strong>Zirvenin son paneli olan “İK’nın Yükselen Rolü”nün moderatörlüğünü PwC Türkiye İnsan Yönetimi ve Organizasyon Danışmanlığı’ndan Ersin Yıldırım üstlendi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>LC WAİKİKİ İNSAN KAYNAKLARI GENEL MÜDÜRÜ BAHATTİN AYDIN:</strong></p>
<p><strong>Değişim için çalışanlarla birlikte düşünmeyi tercih ediyoruz</strong></p>
<p>Çalıştığım şirketler arasında en zoru LC Waikiki. Çünkü burada sürekli yenilenme, sürekli dönüşüm var. Her şeyi hızla takip etmelisiniz. Örneğin geçen sezon çok satan bir ürün bir sonraki sezon hiç satmayabiliyor. Veri tek başına yetmiyor. Organizasyonun sürekli öğrenmesi, tepki verebilmesi ve dönüşebilmesi gerekiyor. Dünyada da çok hızlı bir değişim yaşanıyor. O yüzden biz çalışanlarla beraber düşünmeyi tercih ediyoruz. Yapay zekâyı karşımıza değil yanımıza alıyoruz. Tekrarlayan işleri yapay zekâ yapsın, insanlar daha zor, daha yaratıcı ve daha stratejik işlere odaklansın. Çünkü bu dönüşümü korkuyla değil, ortak akılla yönetmek gerektiğine inanıyoruz. Eğer bunu doğru yönetebilirsek daha güçlü lojistik, daha doğru tahminleme, daha iyi tasarım, daha yüksek kalite ve daha güçlü bir global büyüme mümkün olabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bbebe82f8-1778564075.png" alt="" width="400" height="387" />
<figcaption><strong>PwC Türkiye'nin Galata Ofisi'nde düzenlenen 4. Nasıl Bir İK Zirvesi'nin sunuculuğunu NBE TV Editörü Berfin Çipa üstlendi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Zirveden kısa kısa...</strong></span></p>
<p>- Türkiye’de yapay zekâ adaptasyonu yüzde 75, yapay zekâ eğitimi yüzde 35.<br />- 2030-2031’e kadar 4 milyon iş yapay zekâdan etkilenecek.<br />- Yapay zeka nedeniyle 2 milyon iş yüksek risk grubunda.<br />- Yapay zekâ yüksek ve düşük gelir grubu arasındaki fark büyütüyor.<br />- Orta gelir grubundaki roller daralıyor.<br />- Operasyonel işlerin yüzde 94’ü otomasyondan etkilenecek.<br />- Otomasyondan etkilenmeyecek yüzde 6 için etik değerler belirleyici olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/donusumun-liderligini-insan-kaynaklari-ustleniyor-79117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/56-1778564196.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;İnsan Kaynaklarında Yeni Oyun Planı&quot; temasıyla gerçekleştirilen 4. Nasıl Bir İK Zirvesi’nde, yapay zekâ çağında insan kaynaklarının dönüşen rolü masaya yatırıldı. Konuşmacılar, artık insan kaynaklarının yalnızca operasyon yöneten değil, şirketlerin dönüşümüne liderlik eden bir yapı haline geldiğini vurguladı. Zirvede algoritmalar ve insanın birlikte çalışacağı bir ortak akıl zemininin doğduğuna da dikkat çekildi. EKONOMİ Gazetesi&#039;nin PwC Türkiye ev sahipliğinde düzenlediği, Datassist, Kariyer.net, LC Waikiki ve İGA İstanbul Airport katkılarıyla düzenlenen zirvede, değişen iş dünyasında insan kaynaklarının üstlendiği yeni rol ele alındı. Zirvede yapay zekâ ile insan odaklı dönüşümün birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, yeni kuşağın dönüşümü ve artan iş gücü maliyetleri öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ekonomisi-ve-enflasyon-79110</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ekonomisi ve enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Raif Bakova - Darphane (E) Genel Müdürü </strong></p>
<p><strong>Dr. Şerif Yüksel - İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi GSYH’de bir trilyon doları aşarak G-20 ülkeleri içinde en yüksek büyümeyi gerçekleştirdi. Ekonominin 2026 yılı sonu itibari ile milli gelirde 1,19 trilyon dolar ile 1,64 trilyon dolar arasında bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Makroekonomi anlamında alınan önlemler ve gerçekleşmeler umut veriyor. Üstelik coğrafyamızda yaşanan askeri, politik ve ekonomik anlamdaki tüm olumsuzluklara karşın sürdürülebilir bir istikrar gözlemleniyor. Örneğin, dünyayı etkileyen Hürmüz Boğazı sorununda ülkemiz arabulucu olabilir. (Göçmen sorunlarına olumlu katkılarımıza değinmeyelim.)</p>
<p>Böylesi sıcak bir dönemden geçen ülkemizin yurttaşları ekonomide bozulan makroekonomik göstergeler ve yükselen enflasyon nedeniyle büyük sıkıntı içindeler. Kamu ekonomi yönetimi bu konuda gereken duyarlılığı gösterse de yılın ilk dört aylık enflasyon verileri iyi olmadığı gibi, bazı radikal karar ve uygulamaların gerekliliğini gösteriyor.</p>
<p>Aslında ekonomi yönetimi iki yıldan bu yana finansal istikrar başta olmak üzere enflasyonu yenebilmek uğruna büyük çaba harcıyor. Ne var ki Nisan 2026 enflasyon rakamları tüm denge ve beklentileri olumsuz etkilemiş bulunuyor.</p>
<p>Nisan ayının yıllıklandırılmış verisi yüzde 32,37 olunca bir zamanlar OVP’de yüzde 16 olarak belirlenen yıllık enflasyon tahmini “tarih” olduğu gibi bu yıl için piyasaların beklediği yüzde 27’de tehlikeye girdi. Aşağıdaki 4 ayın sonuçları çok düşündürücü olduğu gibi çözümünde güçlüğünü sergiliyor:</p>
<p> </p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong> </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>TÜFE Yıllık % Değişim</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>TÜFE Aylık % Değişim</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>01-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>30.65</p>
</td>
<td>
<p>4.89</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>02-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>31.53</p>
</td>
<td>
<p>2.96</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>03-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>30.87</p>
</td>
<td>
<p>1.94</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>04-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>32.37</p>
</td>
<td>
<p>4.18</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kaynak:</strong> TCMB Fiyat Endeksleri</p>
<p>Tablo, orta ve aşağı gelir grubunu derinden etkileyen refah durumunun (aşırı pahalılık) bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Yapılabilirde… Kamu yönetimi ilk dört ayın ikisinde bunu başarmış. Yani 2. ve 3. aylarda yüzde 4’ün altında gerçekleşmeler (2,96 ve 1,94) bunu doğruluyor. Önemli olan bu başarıların kalıcı ve sürdürülebilir olması.</p>
<p>Bu konuda Ekonomi Yönetimi’nin duyarlılığını Nisan enflasyonunun ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şöyle açıklıyor: “Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluştursa da bu etkileri sınırlamak amacıyla bütçe imkânları çerçevesinde gerekli adımları atıyoruz. Enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu değerlendiriyor ve dezenflasyonun devam etmesini öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşlarımızın refahını arttıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz.”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p>Sayın Bakan’ın demeci, enflasyon başta olmak üzere makroekonomi program ve uygulamalarda sorunu güzel ifade etse de ayrıntılı çözümler içermiyor.</p>
<p>Yurttaşın yaşamında, günlük alışverişlerinde, eğitim ve sağlık gibi önemli koşullarda müthiş bir pahalılık ve geçim zorluğu yaşanıyor. İki yıldır sönmeyen ateşi ile enflasyon can yakmayı sürdürüyor. Akaryakıt fiyatları gerekçesiyle Antalya halinden sebzeler İstanbul’da üçlü rakamlara satıldı son bir ay içerisinde. Ne maliyetler ne de akaryakıt bunun gerekçesi olabilemez. Tarıma hem destekler (Gübre dahil) hem de denetimler gerekli. Ayrıca bir dönemin tanzim satışları (GİMA örneği) ve kooperatif oluşumları ile piyasa ve pazarlar düzenlenmelidir.</p>
<p>Körfez savaşı gerekçesi ile artan akaryakıt fiyatları ile kamunun gelirlerini arttırarak bütçe dengesi sağlamak da enflasyonist bir yöntemdir. Artan döviz fiyatları gerekçesiyle bazı mal ve hizmetlerde fiyat artışları da bir başka enflasyonist hareketlerdir. Son ayın enflasyonu içinde eğitim ve sağlık hizmetlerindeki artışlar da yurttaşı üzmektedir. Konunun uzmanları et başta olmak üzere birçok ürünün yabancı ülkelerde daha ucuz olduğu görüşünde birleşiyorlar. Kişi başına gelirin AB ve diğer ülkelerde yüksek olduğu dikkate alınırsa yaşamımızın çok daha pahalı olduğu anlamına gelmektedir.</p>
<p>Özetle, ülkemizin kişisel geçim sorunlarına ek olarak coğrafyamızda ve dünyada yaşananlar ekonomide enflasyonu ve refahı olumsuz etkileyebilmektedir. Büyümenin aşağı yönlü revize edildiği OECD, IMF ve AB raporlarında yer almaktadır. Uluslararası arenada ABD-AB ve NATO gerginliği de ekonomik yaşamı olumsuz etkilemektedir. Körfez sorununun ne zaman sona ereceği belli değil. Buna küresel ticaretin büyük oyuncuları (Çin ve Hindistan gibi...) devreye girdiğinde oluşacak tabloyu düşünmek bile ürkütücüdür. Dünya savaşı olmasa da kamuoyunda birçok olumsuz senaryo dile getirilmektedir.</p>
<p>Türkiye ekonomisi özelinde son yılda yaşanan gelişmeler ve son dönemin uluslararası sorunları toplumları güzel günlerin beklemediğini gösteriyor. O nedenle de makro anlamda yapısal ve kalıcı politikalarla uygulamaların sağlıklı oluşturulması bir zorunluluktur. İçerde dezenflasyonist çalışmaların yoğunlaşması, gıda ve emtia fiyatlarına disiplin getirilmelidir. Tarım kredi kooperatifleri ve TARİŞ gibi uygulamalar desteklenmelidir. Bütçe konusunda denge halka yansıtılırken vergi vb. uygulamalar dışında tutulmalıdır.</p>
<p>Aslında yirmi yıl önce ‘kendi kendisine yeten tarım ülkesi’ statüsü yeniden oluşturulduğunda enflasyonu kısmen yenmek olasıdır. İhracat, Uluslararası yatırım, yurt içi ve yurt dışı yatırımlar uzun vadeli de olsa sağlıklı ekonominin temel taşlarıdır.</p>
<p>İki temel ve hayati kural da Sayın Bakan Şimşek’in demecinden;</p>
<ol>
<li>Kalıcı Fiyat İstikrarı,</li>
<li>Vatandaşların refahını arttıran politikaların uygulanması.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Milliyet Gazetesi, 5 Nisan 2026 günü yayını</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ekonomisi-ve-enflasyon-79110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ekonomisi ve enflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-ilk-ceyrek-cirosu-339-milyar-lira-79130</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülker Bisküvi&#039;nin ilk çeyrek cirosu 33,9 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülker Bisküvi, 2026 yılının ilk çeyrek finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket bu dönemi yüzde 15,1 faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjı ile tamamladı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Ülker CEO'su Özgür Kölükfakı, ikonik ve güçlü markalarıyla ve etkin inovasyonlarıyla tüketicilere ulaşırken, amaç odaklı bir şirket olarak attıkları her adımda mutluluk vermeyi amaçladıklarını belirtti.</p>
<p>Jeopolitik ve zorlu ekonomik koşulların yaşandığı yılın ilk çeyreğini 33,9 milyar lira ciroyla tamamladıklarını ve Türkiye ekonomisine istihdamlarıyla, üretimleriyle ve ihracatlarıyla katkı sağlamaya devam ettiklerini vurgulayan Kölükfakı, "Sürdürülebilirliği işimizin her aşamasına, dokunduğumuz her alana entegre etmek ve toplumsal faydayı artırmak için çalışıyoruz. Çalışmalarımız, S&amp;P Global ve London Stock Exchange Group (LSEG) gibi uluslararası platformlarda takdir ediliyor. LSEG'de 3 yıl üst üste dünya birincisi olurken, S&amp;P Global'in Sustainability Yearbook listesinde 6. kez yer aldık ve kurumsal sürdürülebilirlik değerlendirmesinde gıda şirketleri arasında ilk yüzde 3'e girdik." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kölükfakı, gelecek dönemde de değişen küresel dinamikleri yakından izleyerek finansal disiplini korumayı, dijitalleşme, yapay zeka, inovasyon ve sürdürülebilirliği büyümenin merkezine alarak uzun vadeli değer yaratmayı hedeflediklerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-ilk-ceyrek-cirosu-339-milyar-lira-79130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/ozgur-kolukfaki-1762671785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülker Bisküvi&#039;nin yılın ilk çeyreğinde 33,9 milyar lira ciro elde ettiği bildirildi. Ülker CEO&#039;su Özgür Kölükfakı, &quot;Finansal disiplinimizi korumayı, dijitalleşme, yapay zeka, inovasyon ve sürdürülebilirliği büyümemizin merkezine alarak uzun vadeli değer yaratmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-gumruk-birliginin-modernize-edilmesi-konusunda-cok-yakin-calisiyoruz-79086</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 17:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Gümrük Birliği&#039;nin modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından düzenlenen Türkiye-Belçika İş Forumu, Belçika Kraliçesi Mathilde, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, Mathilde'nin başkanlığındaki heyet ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Forumda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, küresel ekonominin derin dönüşümler geçirdiği bir dönemde bir araya kaydederek, jeopolitik gerilimlerin, küresel tedarik zincirlerindeki aksamaların ve artan korumacılık eğilimlerinin uluslararası ticaret ve yatırım modellerini yeniden şekillendirdiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, böyle bir ortamda güvenilir ortakların ve dirençli ekonomilerin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunun altını çizerek, bu bağlamda Türkiye'nin öne çıktığını vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Afrika'nın kesişim noktasındaki stratejik konumuna işaret eden Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Türkiye, 1,3 milyardan fazla tüketiciye doğrudan erişim imkanı sunuyor. Türkiye genç, yetenekli iş gücü ve güçlü sanayi ekosistemi sayesinde küresel bir üretim, teknoloji ve lojistik devi haline geldi. 1,6 trilyon dolarlık milli geliriyle Türkiye, dünyanın 16. büyük ekonomisi ve OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden. Bu sağlam ekonomik temele dayanarak, Türkiye giderek kendisini küresel yönetişim ve inovasyonun bir merkezi olarak konumlandırıyor. Bu yıl Türkiye, NATO Zirvesi, BM COP31 ve Uluslararası Uzay Kongresi'ne ev sahipliği yapacak."</p>
<p><strong>"İki ülke 15 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyor"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, iki ülke arasındaki ikili ticaret hacminin istikrarlı bir şekilde yükselerek 2025'te 9,3 milyar dolara ulaştığını belirterek, "İki ülke, sürdürülebilir ve dengeli bir şekilde 15 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyor." dedi.</p>
<p>Belçika'nın Türkiye'deki yatırımlarının yaklaşık 5 milyar dolara ulaştığını, Türkiye'nin Belçika'daki yatırımlarının ise 750 milyon dolara yaklaştığını anlatan Bolat, "Türkiye'de faaliyet gösteren 719 Belçika şirketinin varlığı, ekonomimize duyulan güvenin açık bir göstergesidir. Aynı şekilde, Türk şirketleri de lojistik, savunma, imalat, perakende ve ileri teknolojiler gibi sektörlerde Belçika'daki varlıklarını genişletiyor." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, iki ülkenin işbirliği yapabileceği yeni ve stratejik alanlardan bahsederek ve bu alanlardan ilkinin savunma sanayisi olduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Savunma ve havacılık ihracatımız 2002'deki 248 milyon dolardan 2025'te 10 milyar doların üzerine çıktı. Bu, yaklaşık 40 katlık artış anlamına geliyor ve Türkiye'yi savunma ürünleri ihracatında 11. sıraya yerleştiriyor. Belçika'nın savunma ekosistemimizle daha derin bir etkileşim kurma konusunda artan bir ilgisi olduğunu görüyoruz. İkincisi Türkiye, 150 milyar dolarlık lojistik pazarı ve 50 milyar doların üzerinde lojistik hizmet ihracatıyla gelişmiş dijital gümrük sistemlerine sahip önemli bir lojistik merkezidir."</p>
<p>Bolat, Belçika'nın gelişmiş lojistik konumuyla depolama, hava kargo, çok modlu taşımacılık ve dijital lojistik alanlarında açık fırsatlar barındırdığını kaydederek, "Türkiye'nin hızla genişleyen ulaşım altyapısı, 58 havaalanı, 247 milyon yolcu ve 356 destinasyonla bu ekosistemi daha da güçlendirmektedir. Ülkelerimiz arasında haftalık 80 yolcu ve 14 kargo uçuşu gerçekleştirilmekte olup bu da turizmi canlandırmaktadır. Geçen yıl 600 binden fazla Belçikalı turist Türkiye'yi ziyaret etti." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Türk müteahhitler 138 ülkede 560 milyar dolarlık proje üstlendi"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, iki ülkenin ticaret hacminin artırılabileceği alanlardan birisinin de "bilgi ve işlem teknolojileri" olduğunu belirterek, Türkiye'nin imalat katma değerini 41 milyar dolardan 240 milyar dolara çıkardığını söyledi.</p>
<p>Bolat, "40 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve 240 bin profesyoneliyle bilgi ve işlem teknolojileri sektörü, 'Endüstri 4.0' uygulamalarıyla dijital dönüşümü giderek daha fazla yönlendirmektedir. Çeşitlendirme, arz güvenliği ve temiz teknolojilere odaklanan Türkiye'nin enerji geçişi, özellikle açık deniz rüzgar enerjisi ve hidrojen teknolojilerinde Belçika ile önemli bir işbirliği alanı yaratmaktadır. Ayrıca, 9,2 milyar dolarlık ilaç pazarı ve 50 binden fazla profesyonel çalışanıyla Türkiye, ortak araştırma ve geliştirme için bir platform sunmakta." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk müteahhitlerin bugüne kadar 138 ülkede 560 milyar dolarlık proje üstlendiğini anlatan Bolat, Belçika'da üstlenen inşaat projesi hacminin 335 milyon dolar olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, "Bu anlamda, ekonomik ortaklığımızı yalnızca ikili ülkelerimiz arasında değil, aynı zamanda üçüncü pazarlarda ve hükümetler nezdinde de geliştirmek için büyük bir alan bulunmaktadır." diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Gümrük Birliği'nin modernize edilmesi için çalışmaların devam ettiğini belirterek, bu konudaki desteği için Belçika'ya teşekkür etti.</p>
<p>Önceliklerinin "iş dostu bir ortam oluşturmak" olduğunu dile getiren Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yatırımların korunması ve teşviki ile çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmalar da dahil olmak üzere sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır. Aynı zamanda AB ile Türkiye ve AB üyesi ülkeler arasındaki Gümrük Birliği'nin günümüz koşullarına uygun şekilde modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz. Günümüzün ekonomik gerçekleri doğrultusunda Belçika'nın AB içinde bu yaklaşımı desteklediğine inanıyoruz. Bu nedenle AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin modernizasyonuna verdikleri destek için Belçika hükümetine en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz."</p>
<p>Bolat, AB'nin ticaret ve sanayi politikalarının kapsayıcı olması, dışlayıcı olmaması ve Türk şirketleri ile Avrupa şirketleri arasındaki derin entegre değer zincirlerini zayıflatmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki ikili ticaret hacminin yılda 233 milyar dolara ulaştığını kaydeden Bolat, "Ayrıca geçen yıl, toplamı 290 milyar dolara ulaşan Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 70'i Avrupalı şirketlerden ve Avrupalı sanayilerinden gelmiştir. AB çerçevesi içindeki ortak çabalarımızla Türkiye, güvenilir bir ortak, güvenilir bir lojistik ve tedarik zinciri merkezi olarak hizmet vermeye devam edecektir." şeklinde konuştu.</p>
<p>Forum kapsamında Ticaret Bakanı Bolat ile Belçika Başbakan Yardımcısı, Dışişleri, Avrupa İşleri ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Maxime Prevot ve Belçika Savunma Bakanı Theo Francken tarafından Türkiye ile Belçika arasında "İkili Ticaret İlişkilerinin Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildirisi" imzalandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-gumruk-birliginin-modernize-edilmesi-konusunda-cok-yakin-calisiyoruz-79086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/464-1778509519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Belçika İş Forumu&#039;nda konuşan Bakan Bolat, &quot;Yatırımların korunması ve teşviki ile çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmalar da dahil olmak üzere sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır. Aynı zamanda AB ile Türkiye ve AB üyesi ülkeler arasındaki Gümrük Birliği&#039;nin günümüz koşullarına uygun şekilde modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/turk-eximbank-ile-ukef-arasinda-is-birligi-79083</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Eximbank ile UKEF arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank ve Birleşik Krallık hükümetinin ihracat kredi kuruluşu olan UK Export Finance (UKEF) arasında mutabakat zaptı imzalandığı bildirildi. </p>
<p>Mutabakat zaptıyla, Birleşik Krallık ve Türkiye'den yapılacak ihracatı içeren üçüncü ülkelerdeki savunma projelerine iki kuruluşun ortak finansman sağlamasının önünün açılması hedefleniyor.</p>
<p>Kuruluşlar, 2017'de bir mutabakat zaptı ve kapsamlı bir reasürans anlaşması imzalamış, reasürans anlaşması kapsamında enerji ile otoyol projeleri ortaklaşa finanse edilmişti.</p>
<p>Yapılan açıklamay göre, yeni imzalanan mutabakat zaptı kapsamındaki projelerle ilgili olarak Türk Eximbank ve UKEF, reasürans anlaşmasında öngörülen mekanizma çerçevesinde de iş birliği yapabilecek.</p>
<p>Mutabakat zaptı kapsamında gündeme gelebilecek her türlü finansman düzenlemesi, her iki tarafın uluslararası yükümlülükleriyle tam uyumlu ve OECD kural ve düzenlemelerine tabi olacak.</p>
<p>Anlaşma çerçevesinde karşılıklı bilgi paylaşımı, uzmanlık desteği ve danışmanlığın yanı sıra toplantı ve istişarelerin gerçekleştirilmesi de öngörülüyor.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, UKEF'in bugüne kadar Türk Eximbank'ın başlıca ortaklarından biri olduğunu, imzalanan mutabakatın kurumlar arasındaki zaten güçlü olan bağları daha da ileriye taşıyacağını belirtti.</p>
<p>Güney, anlaşmanın savunma sektörü de dahil olmak üzere üçüncü ülkelerdeki projeler için uygun finansman fırsatları sunacağını aktardı.</p>
<p>UKEF CEO'su Tim Reid de 2017'de reasürans anlaşmasını imzalamalarından bu yana UKEF ve Türk Eximbank'ın büyük enerji ve ulaşım altyapı projelerinin desteklenmesi de dahil olmak üzere somut sonuçlar elde ettiğini anlatarak, "Bu yeni mutabakat zaptı, yakalanan bu ivmenin üzerine inşa edilerek işbirliğimizi savunma sektörüne genişletmekte ve Birleşik Krallık ile Türk tedarikçilerin yeni pazarlarda yan yana fırsatları değerlendirmesine imkan sağlamaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/turk-eximbank-ile-ukef-arasinda-is-birligi-79083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/turk-eximbank-1766063181.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank ile UK Export Finance arasında 3. ülkelerdeki savunma projelerine ortak finansman sağlanması amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-ilk-ceyrek-net-kari-202-milyar-lira-79081</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Yatırım&#039;ın ilk çeyrek net kârı 20,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tera Yatırım, yılın ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre toplam hasılatı, geçen yıla kıyasla yüzde 149 artarak 55 milyar 704 milyon liraya yükselen şirketin aynı dönemde net kârı da yüzde 75 artarak 20 milyar 192 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Büyüme eğilimini devam ettiren şirketin toplam varlıkları yüzde 31 artışla 187,8 milyar liraya yükselirken, öz kaynakları da yüzde 80 artışla 60,2 milyar lira seviyesine çıktı.</p>
<p>Operasyonel kârlılığını gösteren esas faaliyet kârında da artış meydana gelen şirket, 12 milyar 178 milyon lira esas faaliyet kârı açıklarken, 2025'in aynı döneminde bu rakam 400 milyon 225 bin lira seviyesinde gerçekleşmişti.</p>
<p>Öte yandan, Tera Yatırım Genel Kurulu, 28 milyar lira tutarındaki kâr payının bedelsiz pay şeklinde dağıtılması kararını onayladı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Tera Yatırım Genel Müdürü Emir Münir Sarpyener, geçen yıl yakaladıkları yüksek büyüme performansını bu yıl da sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Güçlü bilanço yapısı, ürün çeşitliliği ve disiplinli risk yönetimi üzerine kurulu şirketi sürdürülebilir büyüme ve karlılığa taşıdıklarını aktaran Sarpyener, ortaya koydukları sonuçların, kısa vadeli fırsatların değil, uzun vadeli kurumsal stratejinin ürünü olduğuna işaret etti.</p>
<p>Sarpyener, söz konusu dönemde çok ciddi bilanço ve öz kaynak büyümesi elde ettiklerini vurgulayarak, "Bu büyümede ilk çeyrekte gerçekleştirdiğimiz halka arzlar ve portföy büyümemiz etkili oldu." ifadesini kullandı.</p>
<p>Halka arzlardaki başarının gelirler üzerinde etkili olduğunu anlatan Sarpyener, 11 Şubat-4 Mart arasında, Ata Turizm, Savur GYO, Luxera GYO ve Metropal Kurumsal Hizmetler olmak üzere toplam 4 şirketin halka arzını gerçekleştirdiklerini anımsatarak, "Bu, operasyonel hız ve yatırımcı güveni açısından dünya literatürüne girebilecek bir rekordur. Bunun dünyada pek örneği yoktur." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Sarpyener, Türk ekonomisinin gücüne inanan ve bu inancı yatırıma dönüştüren grup olduklarını kaydederek, sadece içeride değil, uluslararası birçok pazara hizmet verdiklerini, böylece önemli hizmet ihracı yaptıklarını da kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-ilk-ceyrek-net-kari-202-milyar-lira-79081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/emir-munir-sarpyener-1778505693.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Yatırım&#039;ın yılın ilk çeyreğinde 20 milyar 192 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Bu dönemde çok ciddi bilanço ve öz kaynak büyümesi elde ettiklerini belirten Genel Müdür Emir Münir Sarpyener, &quot;Bu büyümede ilk çeyrekte gerçekleştirdiğimiz halka arzlar ve portföy büyümemiz etkili oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-79078</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ING Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ING Türkiye'nin Özel Bankacılık ve Yatırım Genel Müdür Yardımcılığı ve İcra Kurulu Üyeliği görevine Sezin Erken'in getirildiği duyuruldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bankacılık alanında önemli deneyime sahip olan ve ING Türkiye Tüzel Bankacılık Mevduat, Yatırım ve Dijital Ürünler Direktörü olarak görev yapan Erken, yeni dönemde ING'nin, Türkiye'nin dijital bankası olma ve müşteri deneyimi sunma hedefi doğrultusunda özel bankacılık ve yatırım alanındaki çalışmalara liderlik edecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01c647e6527-1778501191.jpg" alt="" width="500" height="281" />Erken'in, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) onaylarının ardından 13 Mayıs itibarıyla yeni görevine başlaması planlanıyor.</p>
<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun olan ve Columbia Üniversitesinde MBA programını tamamlayan Erken, kariyerine McKinsey &amp; Company'de analist olarak başladı.</p>
<p>Erken, 2003-2014 arasında Capital One'da görev aldıktan sonra, 2014-2024 döneminde sırasıyla Alternatif Bank Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı, Fibabanka Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı ve Dgpays Bireysel ve Perakende Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>ING Türkiye'ye 2025'te Tüzel Bankacılık Mevduat, Yatırım ve Dijital Ürünler Direktörü olarak katılan Erken, tüzel bankacılık bünyesinde sürdürülebilir büyümeyi desteklerken, dijital pazarlama yolculuğunun şekillenmesinde etkin rol üstlendi ve müşteri deneyimini iyileştiren dijital yetkinliklerin güçlendirilmesine öncülük etti.</p>
<p>Atama hakkında açıklama yapan ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, Türkiye'nin dijital bankası olma hedefi doğrultusunda yatırım alanı ve özel bankacılığı stratejik öncelikler arasında konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p>Gökgöz, "Bu kapsamda, stratejik bakış açısı ve veri odaklı karar alma yetkinliği ile birçok başarıya imza atmış değerli bir ismin bu önemli göreve atanmasından dolayı mutluyuz. Deneyimi ve bilgi birikimiyle Sezin Erken'in stratejik hedeflerimize ulaşmamızda önemli katkı sağlayacağına inanıyorum." ​​​​​​​ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-79078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/ing-turkiye-ing-bank-1778501177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ING Türkiye&#039;nin Özel Bankacılık ve Yatırım Genel Müdür Yardımcılığına Sezin Erken atandı. Genel Müdürü Alper Gökgöz, &quot;Deneyimi ve bilgi birikimiyle Sezin Erken&#039;in stratejik hedeflerimize ulaşmamızda önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-79074</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> BETİP’ten e-ticarette yeni dönem hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da e-ticaret ekosistemini oluşturmak amacıyla bir araya gelen ve Türkiye’deki ilk şehir yapılanması olan Bursa e-Ticaret Platformu'nun (BETİP) çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bursa ekonomisi için önemli olan e-ticaretin sorunları ve çözümlerinin değerlendirildiği toplantıların 4.’sü olan Mayıs Ayı Kahvaltı Buluşması'nda, e-ticarete dönüşüm başta olmak üzere, siber güvenlikten Ticaret Bakanlığı’nın e-ihracat desteklerine kadar sektörel konular ele alındı.</p>
<p>idefix, WorqCompany ve KobiKom’un destekleriyle düzenlenen toplantının açılışında konuşan BETİP Kurucular Kurulu Başkanı Mustafa Sönmezay, “Üyelerimizi e-ticaret altyapıları, ödeme kuruluşları ve pazaryerleri ile buluşturuyor ve sorunlarına ortak çözümler arıyor, yeniliklerden öncelikli olarak haberdar olmalarını sağlıyoruz” dedi. BTSO e-Ticaret Komitesi Başkanı Barış Sülün, BTSO e-Ticaret Konsey Başkanı İlker Özgüven ve BİSİAD Başkanı İdris Doğrul Bursa ekonomisi için önemli olan e-ticarete yönelik çalışmaları hakkında bilgilendirmelerde bulundular. </p>
<h2>“e-ticarette yeni dönem”</h2>
<p>Bilgi İletişim Güvenliği Uyum ve Siber Dayanıklılık Derneği (BİGUS) Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hacızade de 7545 sayılı kanunun e-ticaret sitelerine düzenlemeler getirdiğini söyledi. Siber Güvenlik Başkanlığı kurulduğunu ve faaliyetlerinin dijital alemdeki tüm kurumları kapsadığını ifade eden Hacızade, “e-Ticaret ekosistemi artık milli savunmamın bir parçası olarak ele alınıyor. E-Ticaret İşlemleri yönetim sistemi standartları ile uyumlu olacak. Kamu kurumları da güvenli bulut bilişim ortamına aktarılacak” dedi. Üyelerin e-ticarete yönelik uygulama örnekleri hakkında verdikleri bilgiler ile genç girişimcilerin e-ticaret alanındaki çalışmalarını anlatmalarının ardından toplantı networking görüşmeleri ile sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-79074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-1778499526.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BETİP Başkanı Mustafa Sönmezay, “Üyelerimizi e-ticaret altyapıları, ödeme kuruluşları ve pazaryerleri ile buluşturuyor ve sorunlarına ortak çözümler arıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-ve-koski-icin-2-ges-insa-edecek-79069</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişim Elektrik Konya Büyükşehir ve KOSKİ için 2 GES inşa edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Konya Büyükşehir Belediyesi ve su işletmesi KOSKİ için toplamda 92,40 MWp kurulu güce sahip iki ayrı GES projesini anahtar teslimi iş olarak üstlendiğini duyurdu. Şirketten yapılan açıklamada, projelerin yıllık 159 milyon kWh elektrik üretimi yapacağı ve 100 bin ton karbondioksit emisyonunu engellemesinin hesaplandığı kaydedildi. </p>
<p>Açıklamada iki ayrı santralin toplam sözleşme bedelinin 49 milyon 111 bin dolar olduğu, finansmanın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) tarafından koordine edilen Kamu ve Belediye Yenilenebilir Enerji Projesi kapsamında sağlanacağı kaydedildi. Bu tutara KDV’nin dahil olmadığı bildirildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01ae861fa08-1778495110.jpg" alt="" width="700" height="466" />Projenin, 70 MWe / 92,40 MWp kurulu güce sahip iki fotovoltaik güneş enerjisi santralinin tasarım, kurulum ve işletmeye alma süreçlerini kapsayan anahtar teslim (Mühendislik, Tedarik ve İnşaat – EPC) şeklinde üstlenildiği kaydedildi. </p>
<p>Şirket açıklamasında IBRD kurallarına göre yapılan iki ayrı ihalenin Girişim Elektrik tarafından kazanıldığı belirtildi. Açıklamada, Girişim Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı M. Behiç Harmanlı’nın “Sekseni aşkın ülkede edindiğimiz uluslararası mühendislik birikimini, IBRD standartlarında yürütülen kamu yatırımları aracılığıyla ülkemizde toplumsal değere dönüştürmektir” değerlendirmesine yer verildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-ve-koski-icin-2-ges-insa-edecek-79069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-1778495131.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişim Elektrik, Konya Büyükşehir Belediyesi ve KOSKİ için başlanacak projeler kapsamında yıllık 159 milyon kWh elektrik üretimi yapacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/murat-kolbasi-asya-ile-uzak-algisini-degisterecek-adimlar-atmaliyiz-79066</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Kolbaşı: Asya ile uzak algısını değiştirecek adımlar atmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin’in Şanghay kentinde 2020 yılının Ağustos ayında kurulan Turkish Global Network'ün (TGN), Çin, İstanbul ve Vietnam’daki örgütlenmesini büyüttüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, TGN, 20 şirket temsilcisini İstanbul'da bir araya getirdi.</p>
<p>İstanbul’daki buluşmada konuşan Arzum Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, “New York yakınsa Asya neden uzak olsun? Mesafe aynı ama algı farklı. Asya bölgesiyle iş birliğinin güçlendirilmesi için 'uzak' algısını değiştirecek adımlar atmalıyız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>TGN’nin İstanbul Villa Bosphorus’taki buluşması hakkında bilgi veren TGN İstanbul Lideri Metehan Özbenim, “Bu buluşmamıza aralarında başta Arzum Ev Aletleri, Çalık Holding, Foksiyonel Holding yöneticileri olmak üzere, Türkiye ve global pazarın önde gelen lojistik, enerji, inşaat, oyuncak, eğitim, danışmanlık, turizm ve maden şirketlerinden 20 temsilci katıldı.” dedi. </p>
<p><strong>"Algı mesafesini kısaltmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Şanghay’da bir kıvılcım olarak başlayıp, yeni şehirlere genişleyen TGN'nin, temelde Türk iş insanları arasında iletişim ve iş birliği imkanlarını genişletmeyi hedeflediği belirtildi.</p>
<p>Söz konusu girişim ağını Çin’in Şanghay kentinde mücevher sektöründe hizmet veren Türk girişimci Uğur Arzoğulları 2020 yılında kurdu. TGN’nin 500 kişilik önemli bir iş birliği ağı haline geldiğini vurgulayan Arzoğulları şunları kaydetti: “TGN ağı Şanghay, Pekin, Guangzhou ve İstanbul’dan sonra yakında Vietnam ve Güney Kore’ye de genişleyecek. İlk olarak Doğu ülkeleriyle yeni köprüler kurup, oraların sanıldığı kadar ‘uzak’ olmadığını gösterip ‘Uzak Doğu’ algı mesafesini kısaltmak istiyoruz. Asya Pasifik bölgesindeki büyümesinin ardından TGN’yi dünyanın tüm önemli şehirlerine yaymayı planlıyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/murat-kolbasi-asya-ile-uzak-algisini-degisterecek-adimlar-atmaliyiz-79066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/6/1280x720/346-1778494246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGN&#039;nin İstanbul’da düzenlenen buluşmasında konuşan Arzum Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, “New York yakınsa Asya neden uzak olsun? Mesafe aynı ama algı farklı. Asya bölgesiyle iş birliğinin güçlendirilmesi için &#039;uzak&#039; algısını değiştirecek adımlar atmalıyız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-79062</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Levrek ve çipurada fileto ihracatı arttı, ortalama fiyat yüzde 23 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR </strong></p>
<p>Su ürünleri sektörünün 2026 yılının ilk 4 ayında ihracatını yüzde 21 artırarak 737 milyon dolara ulaştırdığı bildirildi. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğinin açıklamasına göre, levrek ve çipurada fileto ihracatındaki güçlü artış, sektörün katma değerli üretimde önemli bir dönüşüm yaşadığını ortaya koydu. Sektör 2026 yılının dört aylık diliminde her ay ortalama 32 milyon dolarlık ihracat artış hızı yakaladı.</p>
<p>Levrek, çipura, Türk somonu, orkinos, alabalık, kaya levreği ve diğer su ürünleri kategorilerinin tamamında ihracat artış başarısı gösterildiğine değinen Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, “Su ürünleri sektöründe levrek ihracattaki liderliğini sürdürdü. Geçen yıl ocak – nisan döneminde 197 milyon dolar olan levrek ihracatı, bu yıl aynı dönemde yüzde 31’lik artışla 257 milyon dolara ulaştı. Levrek ihracatının 120 milyon dolarlık kısmı taze olarak ihraç edilirken, 70 milyon dolarlık kısmı taze fileto olarak ihraç edildi. Taze fleto ihracatı geçen senenin ilk 4 ayındaki 48 milyon dolarlık ihracata oranla yüzde 45 arttı. Çipura ihracatı yüzde 13’lük artışla 170 milyon dolardan 192 milyon dolara yükseldi. Çipura ihracatında da dondurulmuş fileto ihracatı yüzde 41’lik artışla 14,5 milyon dolardan 20,5 milyon dolara yükseldi” dedi.</p>
<p>Artık tüketicilerin sadece kaliteli ürünü değil, aynı zamanda pratik, işlenmiş ve kullanıma hazır ürünleri tercih ettiğine dikkat çeken Demir, “Biz de sektör olarak üretim modelimizi bu talebe göre dönüştürüyoruz. Özellikle fileto ürün grubunda yakaladığımız artış, Türk firmalarının işleme teknolojilerindeki gelişimini ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü net biçimde gösteriyor. Türkiye su ürünleri sektörü bugün sadece üretim hacmiyle değil, kalite standartları, sürdürülebilir üretim yaklaşımı ve yüksek katma değerli ürün çeşitliliğiyle dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip. Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda Türk su ürünlerine yönelik güven ve talep artıyor. Önümüzdeki dönemde işlenmiş ürün yatırımlarının artmasıyla birlikte kilogram başına ihracat değerimizi daha yukarı taşıyacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Tüketici işlenmiş ürüne yöneldi, ortalama ihraç fiyatı arttı”</strong></p>
<p>İşlenmiş ürün ihracatındaki artışın ortalama ihraç fiyatını da yukarı taşıdığını vurgulayan Demir, şunları söyledi: “2025’in ocak – nisan döneminde ortalama ihraç fiyatımız 7 dolar seviyesindeyken, bu yıl aynı dönemde 8,7 dolara çıktı. Yani dolar bazında yüzde 23 artış gösterdi. Üçüncü sırada yüzde 3’lük artış ve 121,5 milyon dolarlık ihracatla Türk somonu yer aldı. Orkinos ihracatı yüzde 155’lik rekor artışla 18,5 milyon dolardan 47,3 milyon dolara çıktı. Türkiye, alabalık ihracatından 42,6 milyon dolar döviz geliri elde etti. Alabalık ihracatı yüzde 6 artış kaydetti. Diğer su ürünleri ihracatımız yüzde 15’lik artışla 58 milyon dolardan 67 milyon dolara yükseldi. 2026’nın ilk dört ayında sektörün 737 milyon dolarlık ihracatının 491 milyon dolarlık büyük dilimini birliğimiz üyesi ihracatçılar gerçekleştirdi.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-79062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/2/1280x720/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-1778490485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatı en istikrarlı büyüyen sektörlerden olan su ürünlerinde bu yıl “katma değer” sevinci yaşanıyor. Taze fileto levrek ihracatı yüzde 45, çipura fileto ihracatı yüzde 41 artınca, su ürünlerinde ortalama kg ihraç fiyatı 7 dolardan 8.3 dolara yükseldi. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, &quot;Türkiye su ürünleri sektörü bugün sadece üretim hacmiyle değil, kalite standartları, sürdürülebilir üretim yaklaşımı ve yüksek katma değerli ürün çeşitliliğiyle dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-79061</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizmi şimdilik Kurban Bayramı ve Pfingsten kurtardı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı ve küresel enflasyon gibi nedenlerden dolayı sezonu bir ay geç açan turizmi şimdilik Kurban Bayramı ile iç pazar ve Hristiyanların Pfingsten Bayramı'nın kurtardığı bildirildi. Turizmcilerin, Kurban Bayramı ve Pfingsten Bayramı sonrası yüksek sezona temkinli ve umutlu yaklaşırken ‘son dakika’ya odaklandığı ifade edildi.</p>
<p>Online turizm şirketleri ve seyahat acentelerinin kredi kartına taksitli tatil avantajı sağlaması ve bayram tatilinin 9 güne çıkarılması nedeniyle Akdeniz’deki oteller Kurban Bayramı hareketi yaşayacak. Antalya ve ilçelerindeki otellerde doluluk oranları yüksek rakamlara ulaştı.</p>
<p>Öte yandan Hristiyanlar için kutsal kabul edilen Hazreti İsa'nın dirilişinden 50 gün sonra havarilerin üzerine Kutsal Ruh’un indiğine inanılan Pfingsten Bayramı nedeniyle Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde tatil olması, Antalya’ya ilgiyi artırdı.</p>
<p><strong>"İç pazar hareketli"</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Kurban Bayramı dönemine yönelik rezervasyon akışının genel anlamda olumlu ilerlediğini bildirdi. Özellikle iç pazarda hareketliliğin her geçen gün arttığını belirten Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kurban Bayramı'nın yaz sezonunun başlangıcına denk gelmesi sektör açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Antalya’da birçok tesisimizde doluluk oranları yüksek seviyelere ulaşmaya başladı. ‘Son dakika’ rezervasyonlarıyla birlikte bayram dönemi oldukça yoğun. Kurban Bayramı döneminin Hristiyanların Pfingsten bayramı ile üst üste ve peş pese gelmesi de yoğun geçektir.’’</p>
<p><strong>"Sektör yüksek sezona temkinli ve umutlu giriyor"</strong></p>
<p>Yüksek sezona girerken sektörün ‘temkinli’ ama ‘umutlu’ şekilde ilerlediğine dikkat çeken Saatçioğlu, ‘’Avrupa pazarındaki hareketlilik, iç pazardaki talep ve hava şartlarının olumlu seyretmesi sezon adına bizleri motive ediyor. Önümüzdeki süreçte turizm hareketliliğinin daha da güçleneceğine inanıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>"Turizmde sorunlar büyüyor"</strong></p>
<p>Kemer Turizmci ve İş İnsanları Derneği (KEMİAD) Onursal Başkanı Ali Nail Kılıç da, 2026 turizm sezonunun, Amerika–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle Nevruz ve Paskalya döneminin zayıf geçmesiyle beklenen başlangıcı yapamadığını söyledi.</p>
<p><strong>"Turizmci zarar riskiyle karşı karşıya"</strong></p>
<p>Turizm bölgelerinde bitmeyen altyapı ve yol çalışmaları da eklenince sezonun yine sancılı başladığını vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizmcinin en büyük çıkmazlarından biri ise döviz gelirleri ile hızla artan maliyetler arasındaki uçurum. Artan enerji, personel ve işletme giderleri karşısında sektörün önemli bir kısmı yüzde 50–60 oranında kârsızlık veya zarar riskiyle mücadele ediyor. Öte yandan sürekli değişen yangın ve işletme yönetmelikleri, özellikle küçük ve orta ölçekli tesisleri ciddi bir belirsizliğe sürüklüyor. Bu nedenle sezon öncesi kayıp yaklaşık yüzde 20 seviyesinde.’’</p>
<p>Turizmde bir diğer büyük sorunun ise yetişmiş personel kaybı olduğunu dikkat çeken Ali Nail Kılıç, ‘’Turizmden farklı sektörlere yönelen çalışanların yerini doldurmak giderek zorlaşırken, kalıcı bir çözüm hâlâ ortaya konulabilmiş değil. Türkiye için stratejik öneme sahip turizm sektörünün, yalnızca denetlenen değil; bürokrasinin daha yapıcı, planlı ve çözüm odaklı yaklaşımına ihtiyaç duyduğu açıkça görülüyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Turist sayısı yüzde 10 düştü</strong></p>
<p>Antalya’ya yılın 4 aylık döneminde hava yoluyla gelen yabancı turist sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 düşüş yaşandı. Yılın ilk 4 ayında Antalya’ya 1 milyon 823 bin 46 turist geldi. Geçen yıl aynı dönemde 2 milyon 19 bin 110 turist Antalya’yı ziyaret etmişti.</p>
<p>Türkiye’nin turizmde üç ana pazarı olan Almanya’dan Antalya’ya gelen turist sayısı yüzde 10, Rus turist sayısı yüzde 7, İngiltere pazarından gelen turist sayısında da yüzde 12 düşüş oldu.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-79061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/1/1280x720/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-1778490324.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu,  &quot;Kurban Bayramı&#039;nın yaz sezonunun başlangıcına denk gelmesi sektör açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Antalya’da birçok tesisimizde doluluk oranları yüksek seviyelere ulaşmaya başladı. ‘Son dakika’ rezervasyonlarıyla birlikte bayram dönemi oldukça yoğun. Kurban Bayramı döneminin Hristiyanların Pfingsten bayramı ile üst üste ve peş pese gelmesi de yoğun geçektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagicten-tuketim-mallarinin-ithalati-yatirim-mallarini-gecti-uyarisi-79059</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten &#039;tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarını geçti&#039; uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, katıldığı programda değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Anadolu Ajansı İş Dünyası Haberleri Departmanı tarafından hayata geçirilen Yönetim Katı programına konuk olan Avdagiç, Orta Doğu'da yaşanan gerilimin ve artan petrol fiyatlarının sadece Türkiye'yi değil, tüm dünyayı etkilediğini söyledi.</p>
<p>Avdagiç, bölgedeki gelişmeler sonucu ortaya çıkan değişikliklerin yakından takip edilerek politikaların buna uygun olarak hızlıca güncellenmesinin, Türkiye'ye büyük avantaj sağlayacağını dile getirdi.</p>
<p>Özellikle 2023'ten sonra devreye giren ekonomik politikaya bağlı olarak döviz rezervlerinde önemli bir birikim sağlandığını vurgulayan Avdagiç, Türkiye'nin iç ve dış şoklara çok daha dayanıklı hale geldiğini, bu sayede enflasyonla mücadelede ciddi adım atıldığını belirtti.</p>
<p>Avdagiç, söz konusu başarının arkasında politika yapıcılar ile iş dünyasının bulunduğunu ve bu alanda büyük fedakarlık sergilendiğini anlatarak, sonraki süreçte kredi politikalarında veya finansmanla ilgili yapılacak iyileştirmelerle dış açığının tekrar azalacağı bir sürece girilebileceğini aktardı.</p>
<p><strong>"İthal tüketimi besleyen unsurlar var"</strong></p>
<p>Türkiye'nin enflasyonla mücadele sürecine ve ithal tüketimi artıran faktörlere de değinen Avdagiç, yatırıma katkı vermeyen tüketim malı ithalatını besleyen üç temel unsuru yüksek faiz getirisi, ticari kredi hacmindeki artışın tüketici kredilerindeki artıştan belirgin şekilde ayrışmaması ve baskılanmış döviz fiyatlarının ithalatı daha cazip hale getirmesi olarak sıralayarak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yatırıma katkı vermeyen ithal tüketimi besleyen bana göre üç önemli unsur var. Bir tanesi, mevduatta parası olanların elde ettiği yüksek faiz geliri bu gelir, çok ciddi bir yekun tutuyor. Bireylerin tasarruflarına bağlı olarak elde ettiği faiz geliri, altının değer kazanmasından çok daha büyük bir rakam ortaya çıkarıyor. İkinci konu, ticari kredi hacmindeki artışın tüketici kredilerindeki artıştan belirgin şekilde ayrışmaması. Enflasyon politikasına katkı vermesi anlamında kredilerle ilgili bazı kısıtlamalar uygulandığını biliyoruz. Üçüncü unsur, baskılanmış döviz fiyatı. Türkiye'de baskılanmış döviz fiyatından dolayı ithalat cazip hale geldiği için tüketimle ilgili ithal malların artışı yukarı doğru gitti. Orada bir artış yolunu görüyoruz. Hatta ilk defa şunu görüyoruz, 2024 ve 2025'te tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarının ithalatını geçti. Yatırım mallarının ithalatı hep bunun üstündeydi ve ilk defa bu denge ters oldu. Bu, aslında toplumsal olarak sağlıklı bir gösterge değil."</p>
<p>Enflasyona karşı mücadelede hükümetin petrol fiyatlarındaki artışa tedbir olarak eşel mobil sistemini devreye almasının en önemli adımlarından biri olduğunu kaydeden Avdagiç, Almanya'dan örnek vererek, bu ülkede yakıt fiyatlarının yüzde 70'e kadar arttığını, sonra yüzde 45 mertebesine indiğini belirtti.</p>
<p>Makro kararların yanında günlük problemleri çözecek mikro adımların da hızla atılması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, "Bu günlük konuları çok hızlı bir şekilde radara alıp, çözebiliyor olmamız lazım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı gibi makro kararları, her gün böyle bir paketi açıklayamazsınız. Bunlar çok ara ara açıklanacak şeylerdir. Günlük problemlerimizi giderecek mikro adımları çok hızlı ve seri bir şekilde atabiliyor olmamız lazım. Sayın bakanlarımızla, ilgililerimizle bunu paylaşıyoruz. Ümit ediyoruz ki özellikle üreticilerin, ihracatçıların önündeki bu konular, adım adım maliyeti yükselten, beklentileri karşılanmayan bazı uygulamalar gözden geçirilir ve bu konuda Türkiye'nin rekabetçiliği düzelir ve ihracatımız daha kolay, rahat ve katma değer üretecek bir hale gelir." diye konuştu.</p>
<p>Avdagiç, ekonomik sıkılaşma dönemlerinde artan kayıt dışılığa ve denetimlerde yaşanan artışa da değinerek, İTO'nun net bir şekilde yüzde 100 kayıtlı ekonomiden yana olduğunu ifade etti.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığının "Kaşif" ve "Kurgan" gibi yapay zeka destekli sistemlerle fiili denetime dahi gitmeden birçok konuyu gözlemlediğini ve tespit edilen uyumsuzluklarla ilgili "izaha davet" süreçlerini yürüttüğünü anımsatan Avdagiç, tüm bu faaliyetlerin kayıtlı ekonomiye geçme konusunda önemli adımlar olduğunu anlattı.</p>
<p>Avdagiç, Türkiye'de son iki yılda vergi beyannamesi veren sayısının yaklaşık 2 milyon kişi arttığını belirterek, "Hazine ve Maliye Bakanlığının bütün süreçlerin kayıt içinde yürütülmesi konusunda ortaya koyduğu makro bakış açısını ve bununla ilgili süreçlerini destekliyoruz ama yüksek frekanslı denetimlerin optimize edilmesi konusunda da görüşlerimizi paylaşıyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasının, banka ve finans kuruluşları haricinde üretim yapan şirket karlarının son iki yıldır azaldığına işaret ettiğini anlatan Avdagiç, "Tüm üretici şirketlerin kar edebiliyor, katma değer üretebiliyor olması lazım. Çünkü bunu yaptıkları zaman yeni pazarlara ulaşacaklar, yatırımlarını güncelleyecekler, modernize edecekler, ihracatlarını ve istihdamlarını artıracaklar." dedi.</p>
<p><strong>"Doluluk oranlarında yüzde 10-12'lik düşüş gözlemledik"</strong></p>
<p>Türk ekonomisi için döviz getirisi anlamında önem arz eden ve yakın coğrafyada yaşanan gelişmelerden etkilenen turizm sektörüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, İstanbul otellerinin doluluk oranlarında yaklaşık yüzde 10-12'lik bir düşüş gözlemlediklerini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, bu düşüşün tüm dünyada yaşandığını, böyle dönemlerde tatil planlarının azaltılmasının, askıya alınmasının veya iptal edilmesinin olağan olduğunu dile getirdi. İstanbul'un turizm anlamında Türkiye'nin birçok şehrine göre çok daha avantajlı olduğunu kaydeden Avdagiç, şehrin yaklaşık 270 bin yatak kapasitesine sahip olduğunu ve 12 ay boyunca canlı kaldığını söyledi.</p>
<p>Avdagiç, İTO olarak İstanbul'un turizmine birkaç yönden katkı vermeye çalıştıklarını, Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TUGEV) ve ona bağlı İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) vasıtasıyla İstanbul'da uluslararası kongre sayısının artması için yoğun gayret gösterdiklerini bildirdi.</p>
<p>Bu yıl ve gelecek 3 yıl için büyük önem arz eden, kapasitesi 8 bin kişiye varan birçok kongrenin ev sahipliğine imza attıklarının altını çizen Avdagiç, "Bu konuyla ilgili çok önemli uluslararası fuarlara katılıyoruz. İstanbul'un tanıtımını yapıyoruz ve yeni kongrelerin gelmesi için takipçi oluyoruz. Kongrelerin İstanbul'a gelmesinin sağlanması konusunda bir takım tamamlayıcı mali destekleri de gücümüz yettiğince vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, bu konu sürekli çok etkin bir şekilde gündemimizde." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avdagiç, özellikle Kuzey Afrika, Orta Avrupa, Türk cumhuriyetleri olarak anılan ülkeler ile Orta Doğu'daki vatandaşların Avrupa'ya vize almakta kısmen sıkıntı çekmesi nedeniyle İstanbul'daki birçok fuarın daha cazibeli hale geldiğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'nin dış tanıtımında İstanbul'a daha fazla yer verilmesinin elzem olduğunu vurgulayan Şekib Avdagiç, İstanbul'un hem kongre turizmi hem de fuar turizmi açısından iyi bir yere doğru gittiğini aktardı.</p>
<p>Avdagiç, İstanbul Fuar Merkezinde gerçekleştirdikleri yatırımlarına ilişkin, "Çok ciddi bir yatırım yapıyoruz. Burada net 40 bin metrekare ilave sergi alanı olacak. İTO ve TOBB ana ortaklar. 2028'de bu inşaatı tamamladığımız zaman, fuar alanının kapasitesi yüzde 40 artacak. Daha kapsamlı ve etkili fuarlar yapma imkanımız da olacak." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>"Kruvaziyer yolcusu ekonomiye üç kat katkı sağlıyor"</strong></p>
<p>Turizm anlamında bir diğer önemli konunun kruvaziyer turizmi olduğunu aktaran Avdagiç, İstanbul'a 2025 yılında 265 kruvaziyer gemi ile 625 bin kruvaziyer yolcusu geldiğini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, kruvaziyer turizmiyle gelen turistlerin harcamalarının normal turistlere oranla üç kat fazla olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türk Hava Yolları ile bu gemiler arasında iyi bir link kuruldu. Dolayısıyla bazı insanlar İstanbul'a uçakla gelip, buradan gemiye binip devam ediyor veya İstanbul'da inip uçakla ülkelerine geri dönüyor. Yeni devreye giren Tersane İstanbul projesi de çok önemli. 2018 yılında açılan İstanbul Havalimanı da hem kent turizmine hem de transit turizme büyük katkı sağladı. İstanbul'da yeterli otel kapasitesi var. Otellerle ilgili birim fiyatların yukarı doğru çıkması ve doluluk oranlarının artırılması yönünde iki önemli hedefimiz var. Kültür ve Turizm Bakanlığının, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı vasıtasıyla sahip olduğu bütçe içinde İstanbul'a ayıracağı payın artırılması da çok elzem. Buradaki bütçenin önemli kısmı, İstanbul'daki oteller tarafından sağlanıyor."</p>
<p><strong>"Formula 1 pisti Türk iş dünyasının kaynaklarıyla yapıldı"</strong></p>
<p>Formula 1 Türkiye Grand Prix'sinin altı yıl aranın ardından İstanbul'da düzenlenecek olmasının, İTO'yu yakından ilgilendirdiğini belirten Avdagiç, İstanbul Park Formula 1 Yarış Pistinin Türk iş dünyasının verdiği kaynaklarla inşa edildiğine dikkati çekerek, "Türk iş dünyasının ve İTO'nun büyük bir özveriyle ortaya koyduğu, muhafaza ettiği ve F1 yarışı yapılabilir halde tuttuğu İstanbul Park tesisi, tekrar Formula 1 yarışlarının Türkiye'ye gelmesine vesile oldu." dedi.</p>
<p>Pistin İTO ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) yüzde 40, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) yüzde 15, İstanbul Valiliğinin yüzde 5 ortak katkısıyla inşa edildiğine ve yaklaşık 156 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirildiğine işaret eden Avdagiç, çevre yolları, telekomünikasyon hatları ve diğer altyapı yatırımlarıyla toplam tutarın 250 milyon doları aştığını ifade etti.</p>
<p>Avdagiç, Formula 1'in Türkiye'ye getirilmesi için yoğun bir uğraş verildiğine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çok net bir iradesi oldu. Uluslararası Otomobil Federasyonu Başkanı Mohammed Ben Sulayem'in ciddi bir katkısı oldu. Formula 1 Başkanı ve Üst Yöneticisi Stefano Domenicali bu konuda katkı verdi. Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak, Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy'un bu konuda önemli gayretleri oldu. 2027'den itibaren 5 yıl için yarışlar gene Türkiye'ye gelecek. Tabi burada şehir tanıtımı ile bunu sadece o gün yapılacak bir pist yarışı olarak değil, öncesi ve sonrası ile bir süreç analizi olarak görmek lazım. İTO üyeleri ve şehrin iş dünyası, bu büyük etkinliğe hazır. İstanbul'un tüccarı, otel sahipleri, gastronomi ile ilgili servis verenler, bu konuda fevkalade yetkin kuruluşlar. Dolayısıyla onlar zaten bu konuda gerekli çalışmaları yapacaktır. Daha evvelki dönemlerde de bu süreci, İstanbul'daki tüm turizm camiası ve iş camiası üzerine düşenleri büyük bir gayretle ve büyük bir kalite ile yaparak yerine getirdi. Dolayısıyla 2027-2031 döneminde de bunun devam edeceğiyle ilgili hiçbir şüphem yok."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagicten-tuketim-mallarinin-ithalati-yatirim-mallarini-gecti-uyarisi-79059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/avdagic-1778488863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, &quot;2024 ve 2025&#039;te tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarının ithalatını geçti. Yatırım mallarının ithalatı hep bunun üstündeydi ve ilk defa bu denge ters oldu. Bu, aslında toplumsal olarak sağlıklı bir gösterge değil.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-346-artti-79057</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi yıllık yüzde 34,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, martta aylık bazda yüzde 4,4 arttı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 34,6 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Sanayi ve inşaat endeksleri</strong></p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta yıllık bazda yüzde 33,2 yükseldi. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 5,7 arttı.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta yıllık bazda yüzde 22 yükselirken mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise şubata kıyasla yüzde 0,9 azaldı.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,9, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya kıyasla yüzde 4,9 artış gösterdi.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 36,5, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-346-artti-79057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, geçen yıla kıyasla yüzde 34,6 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-martta-artti-79056</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret ve perakende satış hacmi martta arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticaret satış hacmi martta bir önceki aya göre yüzde 1,9 yükseldi. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 2,9 azalırken toptan ticaret satış hacmi yüzde 2,4, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 2,6 artış gösterdi.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,7 arttı. Aynı dönemde motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 10,3, toptan ticaret satış hacmi yüzde 3,5 azalış gösterirken, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 21,2 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-martta-artti-79056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, ticaret satış hacmi, yıllık yüzde 1,7, perakende satış hacmi de yüzde 21,2 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mehmet-yilmaz-tmd-baskanligina-yeniden-secildi-79053</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Yılmaz, TMD Başkanlığına yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul'da düzenlenen Türkiye Madenciler Derneği (TMD) 60. Olağan Genel Kurulu'nda yeni yönetim belirlendi.</p>
<p>9 Mayıs'taki genel kurulda Yönetim Kurulu Başkanlığına Tüprag Metal Madenciliği temsilen yeniden Mehmet Yılmaz seçildi.</p>
<p>Yönetim Kurulu, Egemad Madencilik, Aksu Madencilik, Ataer Madencilik, Esan Eczacıbaşı, Öksüt Madencilik, Tüprag Metal Madencilik, Çayeli Bakır İşletmeleri, Demir Export ve Acacia Maden İşletmeleri temsilcilerinden oluşurken, Denetleme Kurulunda Argetest Cevher Zenginleştirme, Türk Maadin ve ZSM Madencilik temsilcileri yer aldı.</p>
<p><strong>"Sorumlu Madencilik" dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, küresel çapta yaşanan ticari gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı gibi kritik lojistik rotalardaki aksamaların sektör üzerindeki maliyet baskısını artırdığını belirterek, Türkiye'de sabit döviz kuru politikasıyla yükselen enerji ve işçilik giderlerinin işletme maliyetlerini olumsuz etkilediğine dikkati çekti.</p>
<p>Yılmaz, bu tabloya eklenen negatif kamuoyu algısının operasyonel süreçleri daha da güçleştirdiğine işaret ederek, sektörün bu darboğazdan çıkabilmesi için yalnızca mevzuat iyileştirmelerinin yeterli olmadığını, köklü bir anlayış değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.</p>
<p>Toplumun madencilik faaliyetlerinden temel beklentisinin şeffaflık ve çevreye duyarlılık olduğunun altını çizen Yılmaz, bu taleplere yanıt olarak "Sorumlu Madencilik İnisiyatifi"ni hayata geçirdiklerini aktardı.</p>
<p>Yılmaz, Kanada Madenciler Derneği ile imzalanan protokol çerçevesinde, dünyada bağımsız denetim zorunluluğu getiren ilk sistem olan "Sürdürülebilir Madenciliğe Doğru" (TSM) standartlarını Türkiye'ye uyarladıklarını belirterek, "Bu inisiyatif kapsamında atılacak somut adımlarla madenciliğe yönelik ön yargıları kırmamız mümkün olacak. Uygulanacak yüksek standartlar, işletmelerimizin çevresel ve sosyal performansını artırırken, vatandaşlarımız ile sektör arasında bir güven köprüsü inşa edecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yılmaz, ayrıca iş sağlığı ve güvenliğini öncelik olarak tanımlayarak, her kazanın önlenebilir olduğu prensibiyle hareket ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Sektördeki güvenlik kültürünü pekiştiren maden kurtarma yarışmalarının bu yıl eylül ayında Rize'de 4. kez düzenleneceği bilgisini paylaşan Yılmaz, Güvenli Madencilik Forumu aracılığıyla da şirketler arasında şeffaf veri paylaşım disiplini inşa ettiklerine değindi.</p>
<p>Yılmaz, hataları saklamak yerine onlardan ders çıkarma kültürünü yerleştirmeyi hedeflediklerine dikkati çekerek, en büyük kazancın maden çalışanlarının evlerine huzurla dönmesi olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mehmet-yilmaz-tmd-baskanligina-yeniden-secildi-79053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/mehmet-yilmaz-tmd-1778486984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığına Tüprag Metal Madenciliği temsilen yeniden Mehmet Yılmaz seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardictan-sanayisizlesme-uyarisi-bazen-sessiz-gelir-79049</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Sanayisizleşme bazen sessiz gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANTALYA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında konuşan Başkan Seyit Ardıç, çaresiz kalan sanayicinin üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule kaymaya başlayacağını belirterek, bir fabrika yerine kurulu AVMnin kira getirisinin fabrikanın 3 yıllık faaliyet kârından fazla oluyorsa sanayiciyi üretime motive etmenin kolay olmayacağını bildirdi.</p>
<p>Ardıç, bu sürecin gürültüsünün olmadığını ancak sonucunun ağır olacağı uyarısında bulundu. </p>
<p>Konuşmasında bankacılara da seslenen Ardıç, sanayicilerle bankacıların aynı gemide olduğunu belirterek, sanayici batarsa geminin sigortasının da kalmayacağı uyarısında bulundu.</p>
<p>ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, kamu bankalarının üst düzey yöneticilerinin de katılımıyla Antalya’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Başkan Seyit Ardıç, 6 y önce yapılan toplantıda yüksek faiz politikasının reel sektör üzerindeki sert baskısını ortaya koyduğunu hatırlattı. Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla mücadele edilemeyeceğine dikkat çektiğini hatırlatan Ardıç, o günkü uyarının geçerliliğini yitirmediği gibi aksine daha kalıcı bir hal aldığının altını çizdi.</p>
<p>Ardıç finansman yükünün küresel gelişmelerle birlikte daha da arttığını, yarın ne olacağını bilmediklerini, tedarik zincirlerinde yeni kırılmaların olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Reel sektörü destekleme tercih değil zorunluluk”</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadeleyi sonuna kadar desteklediklerini ifade eden Ardıç, ancak bunun üretim, istihdam, ihracat kapasitesi zayıflatılmadan yürütülmesinin, yani reel sektör ayağının güçlü adımlarla desteklenmesinin tercih değil zorunluluk olduğunu bildirdi.</p>
<p>Dünyada yeni bir maliyet yapısının kurulduğunu vurgulayan Ardıç, “Savaşlar artık sadece cephede sonuç doğurmuyor; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında, Merkez Bankalarının kararlarında sonuç doğuruyor” dedi.</p>
<p>Sorunun geçici bir fiyat artışı değil, küresel ekonominin güven kaybı olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, yeni dönemde teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren, karbon yükümlülüğüne uyan ülkelerin öne çıkacağını aktardı.</p>
<p>Artık yapay zekanın daha etkin nasıl kullanılacağının öne çıktığını ifade eden Ardıç, bu dönüşümde geri kalmanın bedelinin sadece verimlilik kaybıyla değil, aynı zamanda doğrudan pazar kaybıyla ödeneceğine ilişkin uyarıda bulundu.</p>
<p>Ardıç, işin sırrının teknolojiye erişimde değil, süreç ve organizasyon kültüründe olduğunu belirtti.</p>
<p>Ankara ekonomisindeki kombinasyonun başka şehirde bulunmadığına vurgu yapan Ardıç, “Bu avantajımız aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır.  Aynı şehirdeyiz, ama çoğu zaman aynı ekosistemde değiliz.Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor. Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor. Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Başkan Ardıç Ankara’nın üretim gücünün yenilik kapasitesi ve işbirliğiyle geliştirilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p>“Ankara’mızın üretim üssü olma iddiasını korumak istiyorsak, savunma sanayiindeki yüksek mühendislik kapasitesini diğer sektörlere de yaymamız şarttır” diyen Ardıç, aksi halde parlak görünen tablonun olumsuza dönebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>“AVM’nin kira getirisi fabrikadan çoksa”</strong></p>
<p>Çaresiz kalan sanayici doğal olarak, üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlayacağına değinen Seyit Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir^” dedi.</p>
<p><strong>“Sanayisizleşme her zaman gürültüyle gelmez”</strong></p>
<p>Meselenin niyet değil kuralın yönü olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, bu sürecin gürültüsü olmadığını ama sonucunun ağır olduğunu bildirdi.</p>
<p>Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır” şeklinde konuştu.</p>
<p>İhracatta gelinen 276 milyar dolarlık seviyenin başarılı olmakla birlikte yeterli olmadığını söyleyen Ardıç, yüksek katma değerli ihracat yapılmasının daha önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>İmalat sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin sanayisizleşme riskini akademik tartışma olmaktan çıkardığını ifade eden Ardıç,</p>
<p>“Bu süreci kendi haline bırakamayız. Küresel sanayi düzeninde devletler yeniden sahaya dönüyor. Hiçbir ülke artık sanayisini sadece piyasanın insafına bırakmıyor” dedi.</p>
<p>Yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız?” sorusunu sordu.</p>
<p>Ardıç, “Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.</p>
<p>Konuşmasına bankacılara da seslenen Ardıç, sistemin güçlü bilanço yapısını sanayinin güçlü yatırım kapasitesine dönüştürülmesinin zorunlu olduğunu bildirdi.</p>
<p>Sanayinin ihtiyacının sadece işletme kredisi değil, geleceği kuracak üretimi büyütecek uzun vadeli kaynak olduğunu söyleyen Ardıç, “Sanayici makine ve enerji verimliliği yatırımı yapmak istiyor. Dijital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağlamak, ihracat pazarında kalıcı olmak istiyor. Ama bunu kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla başarması mümkün değildir” diye konuştu.</p>
<p>Ardıç, “Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir. Ama o ülkenin fabrikaları yatırım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finansmana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya çalışıyorsa, orada finansal güç kalkınma gücüne tam olarak yansımamış demektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse Türkiye’nin kalkınma hikayesinin eksik kalacağını belirten Ardıç, “Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşulları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir” derken, sanayicinin beklentisini şöyle özetledi:</p>
<p>“Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; riski yalnızca biz sanayicilerin sırtına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dönüşümü ön plana çıkaran bir yapıdır. Üretken yatırımı, dijitalleşmeyi, yeşil dönüşümü, ihracat kapasitesini önceleyen seçici bir kredi yaklaşımıdır.”</p>
<p>Ardıç, sorunun niyette değil kuralda olduğunu belirterek, “Eğer kurallar kısa vadeyi ödüllendiriyor, uzun vadeli dönüşümü cezalandırıyorsa, orada sadece firmayı eleştirmek hem haksızlıktır hem de çözüm getirmez” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meslek Komiteleri ödüllendirildi</strong></p>
<p>Açılış oturumunun ardından ASO’nun başarılı meslek komitelerine Yılın Komiteleri’ ödülü verildi. Ödüller komite başkan ve başkan yardımcıları tarafından alındı:</p>
<p>Yazılım Sanayi(Nuray Başar), Elektronik Sanayi (Müge Güzin Güzel), Madencilik Sanayi Bülent Aksu, Alüminyum Doğrama (Mertaza Ünal), Büro Ofis Mobilyaları(Volkan Ulusoy)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardictan-sanayisizlesme-uyarisi-bazen-sessiz-gelir-79049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/aso-baskani-ardic-en-tehlikeli-cari-acik-insan-kaynaginda-muhendis-ihrac-edip-coban-ithal-ediyoruz-1744787656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır.” dedi. Ardıç, sanayicilerle bankacıların aynı gemide olduğunu belirterek, sanayicinin batması halinde geminin sigortasının da kalmayacağı uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/3-uludag-cevre-forumu-bursa-business-schoolda-gerceklestirilecek-79048</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3. Uludağ Çevre Forumu Bursa Business School’da gerçekleştirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ (BURSA) -</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde düzenlenecek 3. Uludağ Çevre Forumu, kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odağında Bursa Business School’da bir araya getirecek.</p>
<p>"Kaynaktan Değere, Bugünden Geleceğe" mottosuyla 13-14 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek zirvede, çevre odaklı üretim anlayışının rekabet gücü açısından taşıdığı stratejik önem değerlendirilecek. Forumda; COP31’e doğru Türkiye’nin yol haritası, ulusal depozito sistemi, entegre atık yönetimi, sanayide yeşil dönüşüm, su verimliliği ve sürdürülebilir üretim politikaları alanında uzman isimlerle birlikte ele alınacak. BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkanı Vedat Kılıç, “Yeşil dönüşüm artık işletmeler için bir tercih değil, küresel rekabetin en önemli şartlarından biri haline geldi. İş dünyamızı bu sürece hazırlamak amacıyla Uludağ Çevre Forumu’nu bu yıl 3. kez gerçekleştiriyoruz.</p>
<p>Forum kapsamında ele alınacak başlıklar, sanayimizin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birlikte üretim anlayışında yeni bir dönem başladı. Firmalarımızın sürdürülebilir üretim modellerine hızlı şekilde adapte olması büyük önem taşıyor. Uludağ Çevre Forumu’nun iş dünyamıza yeni bir vizyon kazandıracağına inanıyoruz” dedi. BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkan Yardımcısı Fatih Dursun ise forumun çevre ve sürdürülebilirlik alanında güçlü bir farkındalık oluşturacağını ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/3-uludag-cevre-forumu-bursa-business-schoolda-gerceklestirilecek-79048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/8/1280x720/3-uludag-cevre-forumu-bursa-business-schoolda-gerceklestirilecek-1778484355.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3. Uludağ Çevre Forumu &quot;Kaynaktan Değere, Bugünden Geleceğe&quot; mottosuyla 13-14 Mayıs tarihlerinde Bursa Business School’da düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hexagon-tedarikte-kritik-ulke-turkiyedeki-yatirimlarimizi-artirmaya-devam-edecegiz-79043</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hexagon: Tedarikte kritik ülke Türkiye&#039;deki yatırımlarımızı artırmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İsveç merkezli küresel teknoloji şirketi Hexagon, İstanbul’da düzenlenen SAHA EXPO fuarına ilk kez katılarak savunma ve havacılık sektörüne yönelik yeni nesil dijital kalite çözümlerini tanıttı.</p>
<p>Hexagon Havacılık ve Savunma Global Başkan Yardımcısı Aziz Tahiri, Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayisindeki yükselişine dikkat çekerek, ülkedeki yatırımlarını büyüttüklerini açıkladı. 24 bin çalışanı, 5 milyar dolarlık cirosu ve 51 ülkedeki faaliyet ağıyla kalite teknolojilerinde küresel lider konumda olduklarını belirten Tahiri, şirketin özellikle “dijital kalite” alanına odaklandığını söyledi. Tahiri, “Bugün dünyada uçan tüm uçakların yüzde 90’ında, üretilen otomobillerin yüzde 95’inde ve akıllı telefonların yüzde 75’inde Hexagon teknolojileri kullanılıyor” dedi. Şirketin her yıl gelirlerinin yüzde 16’sını Ar-Ge ve inovasyona ayırdığını kaydeden Tahiri, yalnızca geçen yıl teknoloji yatırımlarının 800 milyon euroya ulaştığını ifade etti. Hexagon’un yaklaşık 5 bin 500 patente sahip olduğunu vurgulayan Tahiri, lazer tabanlı temassız ölçüm teknolojilerinde sektörün öncülerinden biri olduklarını söyledi.</p>
<h2>“Savunma ve havacılıkta kalite kritik önemde”</h2>
<p>Savunma ve havacılık sektörünün yüksek regülasyon gerektiren, karmaşık tedarik zincirlerinden oluşan bir yapı taşıdığına dikkat çeken Tahiri, bu nedenle kalite kontrol süreçlerinin kritik önem taşıdığını belirtti. Binlerce tedarikçinin aynı platform için üretim yaptığını söyleyen Tahiri, tüm parçaların mikron seviyesinde doğrulukla ölçülmesi gerektiğini ifade etti. Fuarda tanıtılan yeni ürünlerden biri olan “ATS 800” sistemi hakkında bilgi veren Tahiri, cihazın 30 metre uzaklıktan uçak gövdesini veya savunma araçlarını lazer teknolojisiyle tarayabildiğini söyledi. Sistemin saniyede bin ölçüm yapabildiğini belirten Tahiri, “15 mikron hassasiyetle ölçüm yapabiliyoruz. Bu, neredeyse bir kâğıt kalınlığı seviyesinde doğruluk anlamına geliyor” diye konuştu. Hexagon’un geliştirdiği özel patentli teknoloji sayesinde farklı açılardan yapılan ölçümlerde de hassasiyetin korunabildiğini belirten Tahiri, bunun özellikle büyük ölçekli savunma ve havacılık platformlarında ciddi avantaj sağladığını dile getirdi.</p>
<h2>“Kalite kontrol süreçleri minimuma indirilmeli”</h2>
<p>Küresel savunma ve havacılık sektöründe üretim hacminin hızla arttığını belirten Tahiri, sektörün önümüzdeki 3 yıl içinde bazı alanlarda üretim kapasitesini 8 kat artırmayı hedeflediğini söyledi. Bu süreçte kalite kontrol sürelerinin minimuma indirilmesi gerektiğini kaydeden Tahiri, “Kalite kontrol üretimin önünde engel olmamalı, mümkün olduğunca görünmez hale gelmeli” dedi. Bu kapsamda otomasyon çözümlerine ağırlık verdiklerini belirten Tahiri, “Presto” adlı otomatik ölçüm hücreleriyle üreticilerin insan müdahalesi olmadan gece boyunca ölçüm yapabildiğini söyledi. Robot destekli sistemlerin özellikle yüksek hacimli üretim yapan tesislerde verimliliği artırdığını kaydetti. Şirketin tanıttığı bir diğer ürün olan “Maestro” hakkında da bilgi veren Tahiri, sistemin piyasadaki en hızlı sabit ölçüm makinelerinden biri olduğunu ifade etti. Ölçüm sürelerinde yüzde 30’a varan zaman tasarrufu sağladığını söyleyen Tahiri, cihazın tamamen dijital altyapıyla çalıştığını ve üretim ihtiyaçlarına göre uzaktan yapılandırılabildiğini belirtti.</p>
<h2>Türkiye’ye yatırım vurgusu</h2>
<p>Türkiye’nin son yıllarda savunma ve havacılık sanayisinde önemli bir dönüşüm yaşadığına dikkat çeken Tahiri, Türk üreticilerin mühendislik kabiliyetleri ve hızlı ölçeklenme yetenekleri sayesinde küresel tedarik zincirinde güçlü bir konuma ulaştığını söyledi. Özellikle Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ve ASELSAN gibi şirketlerin uluslararası arenada dikkat çektiğini ifade eden Tahiri, Airbus tedarik zincirindeki Türk firmalarına yönelik memnuniyetin giderek arttığını belirtti. Tahiri, “Türk savunma ve havacılık sanayisi artık zamanında teslimat ve kalite konusunda dünya standartlarına ulaşmış durumda. Türkiye bugün, geçmişte Güney Kore’nin yaşadığı sanayi dönüşümüne benzer bir başarı hikâyesi oluşturuyor” dedi. Hexagon’un Türkiye’de 50’den fazla çalışanı bulunduğunu açıklayan Tahiri, şirketin iki ayrı servis merkeziyle eğitim, kalibrasyon ve teknik destek hizmetleri sunduğunu söyledi. Türkiye’deki yatırımlarını artırmaya devam edeceklerini belirten Tahiri, “Buradaki potansiyeli görüyoruz ve yerel kabiliyetlerimizi daha da büyütmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Türkiye’de iki ayrı servis merkezi</h2>
<p>Hexagon Orta ve Doğu Avrupa ve Türkiye Bölge Lideri Riana Rarimamonjy de yaptığı değerlendirmede şirketin yalnızca ölçüm cihazı satmadığını, üreticilere proje başlangıcından sevkiyata kadar uçtan uca destek sunduğunu söyledi. Riana Rarimamonjy, savunma ve havacılık sanayisinde üretim hızının arttığı bir dönemde kaliteyi korumanın sektörün en büyük sınavlarından biri haline geldiğini belirterek, Hexagon’un bu iki unsuru aynı anda yönetebilen çözümler geliştirdiğini söyledi. Üretim süreçlerinde hız ile kalitenin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görüldüğünü ifade eden Rarimamonjy, “Hexagon tam da bu iki güç arasında konumlanıyor. Yüksek hassasiyetli kalite kontrol ile üretim hızını bir araya getiriyoruz. Üreticilerin çevrim sürelerini azaltmalarına ve yenilikçi ürünlerini pazara daha kısa sürede sunmalarına destek oluyoruz” dedi. Türkiye’de iki ayrı servis merkeziyle faaliyet gösterdiklerini belirten Rarimamonjy, Hexagon’un kendisini yalnızca metrologi ekipmanı sağlayıcısı olarak değil, uzun vadeli çözüm ortağı olarak konumlandırdığını söyledi. </p>
<h2>“Türkiye’de ISO 17025 sertifikalı tek laboratuvarız”</h2>
<p>Satış sonrası hizmetlerin en kritik alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Rarimamonjy, üreticilerin gerçek üretim koşullarında tedarik zinciri sorunları, ham madde krizleri ve operasyonel darboğazlarla karşılaştığını söyledi. Bu nedenle yerel teknik destek ekiplerinin büyük önem taşıdığını ifade eden Rarimamonjy, teknik desteğin Türkçe sunulmasının da sahadaki operatörler açısından kritik avantaj sağladığını belirtti. Kalite kontrol ekipmanlarında sertifikasyon ve kalibrasyon süreçlerinin savunma ve havacılık sanayisinde kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Rarimamonjy, Hexagon’un Türkiye’de kendi ekipmanlarına kalibrasyon hizmeti verebilen ISO 17025 sertifikalı tek laboratuvara sahip olduğunu açıkladı. Rarimamonjy, “Amacımız üretim ile kalite süreçlerini müşterilerin teslimat takvimine göre uyumlu hale getirmek ve üreticilerin kendi müşterilerine daha güçlü hizmet sunmasını sağlamak” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hexagon-tedarikte-kritik-ulke-turkiyedeki-yatirimlarimizi-artirmaya-devam-edecegiz-79043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/hexagon-tedarikte-kritik-ulke-turkiyedeki-yatirimlarimizi-artirmaya-devam-edecegiz-1778482354.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SAHA EXPO’ya ilk kez katılan Hexagon, savunma ve havacılık sanayine yönelik yüksek hassasiyetli dijital kalite çözümleriyle Türkiye’de büyüme hedefini açıkladı. Şirketin Havacılık ve Savunma Global Başkan Yardımcısı Aziz Tahiri, Türkiye’nin mühendislik kabiliyeti ve üretim gücüyle küresel tedarik zincirinde kritik bir konuma yükseldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-79040</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metin Saraç: Katma değerli üretim güçlenmek zorunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (ETGB) yönetici şirketi Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı (ATAP) tarafından düzenlenen ATAP Demo Day etkinliğinde sanayi kuruluşları ile teknoloji girişimlerinin aynı ekosistemde buluşturulması hedefi öne çıktı.</p>
<p>Etkinlikte konuşan ATAP Yönetim Kurulu Başkanı Metin Saraç Türkiye’nin ekonomik gelişim sürecini uluslararası örneklerle değerlendirdi. Güney Kore’nin teknoloji odaklı kalkınma modeline işaret eden Saraç, yüksek teknoloji ihracatının ekonomik sıçramadaki rolüne dikkat çekti. Türkiye’nin dış ticaret açığı yaşayan bir ekonomi olarak katma değerli üretim tarafında güçlenmek zorunda olduğunu vurgulayan Saraç, “Konvansiyonel üretimin giderek rekabet gücünü kaybettiğini tekstil sektöründe gördük; benzer dönüşüm beyaz eşya ve otomotivde de yaşanacaktır. Bu nedenle inovasyona yatırım yapmak artık tercih değil zorunluluktur. Kalkınmanın iki temel anahtarı vardır; nitelikli eğitim ve nitelikli Ar-Ge. Bu iki unsur olmadan sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlamak mümkün değildir” diye konuştu. ATAP bünyesinde 141 firmanın faaliyet gösterdiğini, yaklaşık 1.100 kişinin istihdam edildiğini ve çalışanların büyük bölümünü Ar-Ge personelinin oluşturduğunu açıkladı. Firmaların 2025 yılında toplam 1,3 milyar TL ciroya ulaştığını belirten Saraç, ekosistemin toplam ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 2 milyar TL seviyesine çıktığını ifade etti.</p>
<p>Teknoloji dönüşüm hızının sanayi yapısını yeniden şekillendirdiğini belirten Duygu Yalnızoğlu ise girişimcilik ekosisteminin stratejik önemine dikkat çekti. Yalnızoğlu, sanayi kuruluşlarının değişen rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi için girişimlerle ortak hareket etmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Geçmişte büyük sanayi kuruluşları yeni teknolojiler için uzun yıllar süren Ar-Ge süreçleri yürütmek zorundaydı. Bugün ise ihtiyaç duyulan pek çok yazılım ve teknolojik çözüm girişimler tarafından daha çevik, daha yenilikçi ve daha düşük maliyetle geliştiriliyor. Bu nedenle sanayi açısından en doğru yaklaşım her şeyi kendi bünyesinde üretmeye çalışmak değil; doğru girişimleri bulmak, onlarla iş birliği yapmak ve yatırımcı olarak ekosistemin içinde yer almaktır. Sanayinin çevik dönüşümü ancak girişimcilik ekosistemiyle güçlü bağlar kurulmasıyla mümkün olacaktır. ATAP olarak hedefimiz; üniversitenin bilgisini, sanayinin üretim gücünü, yatırımcı vizyonunu ve girişimcilerin cesaretini aynı platformda buluşturmak ve bunu ekonomik değere dönüştürmektir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-79040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/0/1280x720/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-1778480824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATAP Demo Day etkinliğinde konuşan ATAP Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, rekabet gücünü korumanın yolunun girişimlere yatırım ve iş birliklerinden geçtiğini belirtirken, ATAP Yönetim Kurulu Başkanı Metin Saraç ise Türkiye’nin orta gelir tuzağını aşabilmesi için nitelikli Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının artırılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/japon-uniqlo-turkiyeye-girisini-beklemeye-aldi-79037</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Japon Uniqlo, Türkiye’ye girişini beklemeye aldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Japon hazır giyim devi Uniqlo için yıllardır gündeme gelen “Türkiye’ye geliyor” iddiaları bir kez daha sektörün gündeminde. Ancak sektör kaynaklarına göre markanın Türkiye planı kısa vadede rafa kaldırılmış durumda. AVM ve perakende sektöründen üst düzey bir temsilci, Japon devinin önümüzdeki 2 yıl içinde Türkiye’ye giriş yapmayı düşünmediğini, giriş için ise yatırım ortamının düzelmesini ve enflasyonun düşmesini beklediğini söyledi. Sektör temsilcisi, uzun süredir markayla temas halinde olduklarını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Uniqlo şu anda stratejik olarak Türkiye’ye bakmıyor. Biz AVM tarafında kendilerine yakınız. Hatta bizden bir yatırımcı, ‘Bu markanın Türkiye temsilciliğini almak istiyorum’ diyerek destek istedi. Biz de marka tarafıyla görüştük. Bize, ‘Önümüzdeki 2 yıl içerisinde böyle bir planımız yok. Öncelikle yatırım ortamının düzelmesi gerekiyor. Enflasyonun da düşmesi önemli. Sonrasında duruma tekrar bakacağız’ yanıtını verdiler.” Kaynak, markanın Türkiye perakende pazarı açısından “oyun değiştirici” olacağını da savunarak, “Türkiye’den çok ciddi müşteri gidip alışveriş yapıyor. Herkes o markayı almak istiyor. Açıkçası ben de almak isterim” dedi. </p>
<h2>Türkiye’den 3 şirkete üretim yaptırıyor</h2>
<p>Uniqlo, Türkiye’ye henüz girmese de üretim konusunda az da olsa çalışıyor. Markanın “Temel Kumaş Fabrikası ve Yardımcı Malzeme Fabrikası Listesi”nde Türkiye’den iki şirket bulunuyor. Bu şirketler arasında Akın Tekstil ve SML Etiket, Levinson Deri yer alıyor. 705 üreticinin bulunduğu tedarikçi listesinde Çin, Bangladeş, Endonesya gibi ülkeler en fazla üretim yaptırılan ülkelerin başında geliyor.</p>
<p>Uniqlo’nun çatı şirketi Fast Retailing, bugün dünyanın en büyük moda grupları arasında yer alıyor. Şirketin 2025 mali yılı gelirleri 3.4 trilyon yen (yaklaşık 22 milyar dolar) seviyesine ulaşırken, Uniqlo markasının dünya genelindeki mağaza sayısı 2 bin 500’ü aştı. Marka; Japonya, Çin, Güney Kore, ABD, Avrupa, Güneydoğu Asya, Hindistan ve Avustralya başta olmak üzere onlarca pazarda faaliyet gösteriyor. Son dönemde özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa büyümesine odaklanan şirket, Chicago, San Francisco, Frankfurt ve Varşova gibi şehirlerde yeni büyük mağaza yatırımlarını gündemine aldı. Fast Retailing’in 2026 mali yılı için gelir beklentisi ise 3.75-3.8 trilyon yen bandında bulunuyor. Şirket art arda beşinci kez rekor karlılık hedefliyor.</p>
<h2>LifeWear konseptiyle büyüdü </h2>
<p>Uniqlo, klasik fast fashion markalarından farklı olarak kendisini ‘LifeWear’ yaklaşımıyla konumlandırıyor. Marka; logosuz, sade, zamansız ve fonksiyonel ürünleriyle öne çıkıyor. Özellikle Heattech, AIRism ve ultra light down gibi teknoloji odaklı kumaş geliştirmeleri, markanın global büyümesinde önemli rol oynadı. Sektör temsilcilerine göre Türkiye’de de marka için ciddi bir talep bulunuyor. Özellikle yurt dışına çıkan Türk tüketicilerin en çok ziyaret ettiği moda zincirleri arasında gösterilen Uniqlo’nun, Türkiye’ye girmesi halinde orta-üst segment hazır giyim pazarında dengeleri değiştirebileceği belirtiliyor. Buna rağmen şirketin mevcut stratejisinde Türkiye’nin öncelikli ülkeler arasında yer almaması dikkat çekiyor. Kaynaklara göre marka, mevcut dönemde yatırımlarını daha çok ABD, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesindeki büyüme potansiyeline yönlendiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Primark yer bakıyor</span></h2>
<p>Uniqlo’nun yanı sora İrlanda merkezli hızlı moda devi Primark da, Türkiye pazarına giriş hazırlıkları kapsamında mağaza lokasyonu arayışını sürdürüyor. Ancak şirketin mağaza konsepti için en az 3 bin metrekare büyüklüğünde, tercihen bağımsız bina talep etmesi uygun lokasyon bulunmasını zorlaştırıyor. Sektör kaynaklarına göre Primark, özellikle İstanbul’da yüksek ziyaretçi trafiğine sahip bölgelerde büyük ölçekli mağaza alternatiflerini değerlendiriyor. Ancak alışveriş merkezlerinde bu büyüklükte tek parça alan bulunmasının zorlaşması ve bağımsız bina seçeneklerinin sınırlı olması nedeniyle süreç beklenenden yavaş ilerliyor. 1969 yılında İrlanda’da kurulan Primark, uygun fiyatlı moda ürünleriyle Avrupa’nın en büyük perakende zincirleri arasında yer alıyor. Avrupa ve ABD’de 450’nin üzerinde mağazası bulunuyor. Marka, düşük fiyat politikası ve büyük metrekareli mağaza konseptiyle biliniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/japon-uniqlo-turkiyeye-girisini-beklemeye-aldi-79037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/uniqlo-1778478392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japon hazır giyim markası Uniqlo&#039;nun Türkiye&#039;ye yatırım planının kısa vadede rafa kaldırıldığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-disa-bagimliligi-biyoekonomi-ile-kirabiliriz-79034</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerjide dışa bağımlılığı biyoekonomi ile kırabiliriz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İran ile ABD/İsrail arasında patlak veren savaş nedeniyle küresel piyasalarda artan enerji fiyatları, lojistikten sanayiye, gübreden gıdaya kadar tüm değer zincirini doğrudan etkilerken, son gelişmeler Türkiye için ‘biyoekonomi’ modelinin stratejik bir zorunluluk haline geldiğini ortaya koydu. İleri biyoteknoloji ve endüstriyel biyoçözümler alanında faaliyet gösteren Danimarkalı Novonesis’in Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, EKONOMİ'ye yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde sağladığı başarıyı, yerli biyolojik kaynaklarla bir üst seviyeye taşıması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01682beff0e-1778477099.jpg" alt="" width="249" height="299" />Türkiye'nin son yıllarda esnek sözleşmeler ve kaynak çeşitliliği ile enerji güvenliğinde güçlü bir zırh oluşturduğunu ifade eden Tunçkol, mevcut tablonun sürdürülebilir bir ekonomik istikrar için yeni araçlarla desteklenmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin zor bir küresel konjonktürde doğru refleksler gösterdiğini dile getiren Tunçkol, " Ancak enerji piyasalarındaki dalgalanmalar artık istisnai değil, kalıcı bir özellik. Dolayısıyla mesele bugün artık yalnızca arz güvenliği değil; bu dış bağımlılığın makroekonomik etkilerini, yani enflasyon, cari denge ve büyüme üzerindeki baskısını ne ölçüde azaltabildiğimizdir. Bugüne kadar uygulanan politikalar kısa vadeli dalgalanmaları dengeledi, ancak kalıcı çözüm bu kırılganlığın kaynağını, yani ithal girdi ihtiyacını kademeli olarak azaltmaktan geçiyor" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Sektörün cirosu 300 milyar Euro’yu aştı </h2>
<p>Dünyanın yedinci, Avrupa’nın ise en büyük tarımsal üreticisi olan Türkiye’nin, bu gücünü bugüne kadar ağırlıklı olarak gıda perspektifiyle değerlendirdiğini hatırlatan Tunçkol, biyoekonominin bu modeli tamamlayacak en büyük imkan olduğunu savundu. Tunçkol, bitkiler, mikroorganizmalar ve enzimlerin sanayi girdisine dönüştüğü bu süreci şu şekilde anlattı: "Dünya genelinde ülkeler artık gıda, malzeme, kimyasal ve enerji üretiminde biyolojik kaynaklara yöneliyor. Bugün küresel ölçekte 300 milyar Euro’nun üzerinde bir büyüklüğe sahip olan bu sektör, 1,8 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Doğru politikalarla 2035 yılına kadar bu hacmin neredeyse üç kat büyümesi ve 5 milyon yeni istihdam yaratması bekleniyor. Türkiye için bu, mevcut üretim modeline bir alternatif değil; onu güçlendiren, enerji güvenliğini ve gıda sistemlerini tahkim eden bir tamamlayıcıdır."</p>
<h2>Türkiye’nin tarımsal artığı büyük potansiyel </h2>
<p>Tarımsal arazilerin kullanımı konusundaki ‘gıda mı, enerji mi’ ikilemine biyoteknolojik çözümlerle yanıt veren Tunçkol, aynı araziden daha yüksek katma değer üretmenin mümkün olduğunu belirtti. Türkiye’nin yıllık on milyonlarca tonu bulan tarımsal artığının büyük bir potansiyel sunduğunu belirten Tunçkol, "Gelişmiş biyolojik çözümler sayesinde toprak sağlığını iyileştirerek birim alandan elde edilen verimi yükseltebiliriz. Bu da aynı arazinin eş zamanlı olarak gıda, yem ve enerji üretimine katkı sağlayabileceği entegre bir modeli mümkün kılıyor. Mesele yalnızca 'atığı değerlendirmek' değil; tarımsal üretimi daha akıllı ve çok yönlü bir değer zincirine dönüştürmektir. Tarımsal yan ürünlerin biyometana, yerli ürünlerin ise biyoetanol ve biyodizele dönüştürülmesi, enerji ithalatının makroekonomik etkilerini sınırlayacak en somut adımlardır" diye konuştu.</p>
<h2>Maliyetli altyapı yatırımlarına ihtiyaç yok </h2>
<p>Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümünde maliyet bariyerine takılmadan ilerleyebileceği nadir alanlardan birinin biyoyakıtlar olduğuna dikkat çeken Tunçkol, mevcut araç parkının teknik uyumuna vurgu yaptı. Tunçkol, geçiş sürecinin ekonomik uygulanabilirliğini ise şöyle açıkladı: "Türkiye’deki mevcut araç parkı, halihazırda birçok ülkede uygulanan E10 (benzin-etanol) ve B5 (motorin-biyodizel) gibi biyoyakıt karışımlarına teknik olarak büyük ölçüde uyumlu. Bu oranlar zamanla kademeli olarak artırılabilir. En büyük avantajımız; yüksek harmanlama oranlarına ulaşmak için kapsamlı ve maliyetli altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymamamızdır. Bu durum hem kamu hem de özel sektör için dönüşümü uygulanabilir kılan en önemli faktördür. Değeri içeride tutarak; ithal girdiye bağımlılığı azaltabilir ve sanayide daha öngörülebilir bir maliyet yapısı kurgulayabiliriz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">COP31, biyoekonomi vizyonu için dönüm noktası</span></h2>
<p>2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesinin, biyoekonomi vizyonunu uluslararası arenaya taşımak için bir dönüm noktası olacağına dikkat çeken belirten Tunçkol, Türkiye’nin bölge ülkeleri için de bir model oluşturabileceğini söyledi. Tunçkol, sözlerini şöyle tamamladı:"Giderek daha belirsiz hale gelen bir dünyada, ekonomik ve stratejik dayanıklılık artık sadece dışarıdan sağlanan güvenlikle değil; içeride yaratılan kapasiteyle ölçülüyor. Türkiye, enerji güvenliğinde önemli bir eşiği geride bıraktı. Şimdi bir sonraki doğal adımı atma zamanı: Mevcut kazanımları koruyarak, yerli biyolojik kaynaklarımızı stratejik bir avantaja dönüştürmek. Bu bir yön değişikliği değil, doğru yönde atılan adımları bir üst seviyeye taşıma meselesidir. Türkiye bu kapasiteye sahiptir."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-disa-bagimliligi-biyoekonomi-ile-kirabiliriz-79034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/tarifeler-gubre-sektorunu-sarsiyor-1754496095.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşla derinleşen küresel belirsizlikler enerji fiyatları üzerinden birçok sektörde baskı yaratırken, sahip olduğu biyoekonomi potansiyeli Türkiye için stratejik bir çıkış yolu sunuyor. Novonesis Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, biyolojik kaynakların sanayiye entegre edildiği bu modelde Türkiye’nin, yıllık on milyonlarca tonu bulan tarımsal artığı ile büyük bir avantaja sahip olduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tarimda-sadece-pazar-degil-uretim-ve-inovasyon-ussu-79036</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye tarımda sadece pazar değil, üretim ve inovasyon üssü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp, Türkiye’nin Bayer için stratejik önemini vurgularken; Gebze’den 17 ülkeye ihracat yaptıklarını, Mustafakemalpaşa’daki tohum üretim kapasitesini yüzde 50 artırmayı hedeflediklerini ve 2025’te dijital çözümlerle yaklaşık 70 bin çiftçiye ulaştıklarını söylüyor.  </strong></p>
<p>Tarım artık sadece toprağın, suyun ve emeğin konusu değil. İklim krizi, artan girdi maliyetleri, su stresi, kalıntı yönetimi, ihracat standartları ve verim baskısı aynı anda çiftçinin kapısında. Sektörde art “ne üreteceğiz?” kadar, “nasıl daha dayanıklı, daha verimli ve daha izlenebilir üreteceğiz?” sorusu da gündemde.</p>
<p>Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp’un değerlendirmeleri de bu dönüşümün Türkiye açısından neden kritik olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, Bayer için yalnızca önemli bir pazar değil; üretim, Ar-Ge, ihracat ve dijital tarım uygulamaları açısından bölgesel bir merkez konumunda. Şirketin Türkiye’deki 72 yıllık varlığı bugün Gebze, Mustafakemalpaşa ve Antalya üzerinden güçlü bir üretim ve inovasyon ağına dönüşmüş durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016b846e326-1778477956.png" alt="" width="700" height="442" />Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp ile Türkiye’nin potansiyelini konuştuk:</p>
<p><strong>Bayer, Türkiye’den 17 ülkeye ihracat yapıyor </strong></p>
<p>“Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında köprü görevi gören benzersiz konumu; yaklaşık 24 milyon hektarlık ekilebilir tarım arazisi, zengin ürün çeşitliliği ve yenilikçi tarım teknolojileri ekosistemiyle birleştiğinde, Türkiye’yi hem bölgesel hem de uluslararası ihtiyaçları karşılayabilecek önemli bir oyuncu konumuna taşıyor. 1966’dan bu yana bitki koruma ürünleri üreten Gebze fabrikamız, hem Türkiye’deki faaliyetlerimizi hem de uluslararası pazarları desteklemeye devam ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye pazarı için sunulan ürünlerimizin yüzde 80’i Gebze’de üretildi veya dolumu burada gerçekleştirildi. Fabrikamız, 17 ülkeye yaptığı ihracatın yanı sıra yıllık yaklaşık 1 milyon Euro’luk yatırımla ülke ekonomisine değer katmayı sürdürüyor. Bursa Mustafakemalpaşa’daki fabrikamız 1990’dan bu yana faaliyet gösteriyor ve Avrupa’daki altı büyük tesisten biri. Türkiye’de satılan mısır tohumlarının yüzde 90’ı bu tesisten sağlanıyor. 2025’te mısır ve ayçiçeği tohumlarında yaklaşık 500 milyon TL’lik ihracat gerçekleştirdik. Tesis alanımızı 54 bin metrekareden 87 bin metrekareye genişlettik. Yatırımlarımız 2028’e kadar 20 milyon Euro’ya ulaşacak. Bu yatırımlar sayesinde kısa ve orta vadede tohum üretim kapasitemizi yüzde 50 artırmayı, Türkiye’den Avrupa ve Orta Asya pazarlarına daha fazla tohum tedarik etmeyi hedefliyoruz. Antalya’daki Ar-Ge merkezimizde ise 1999’dan bu yana 70 dönümlük bir alanda tohum ıslah çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özellikle domates ve hıyar gibi ürünlerde yerel iklim koşullarına uyumlu, hastalıklara dayanıklı ve yenilikçi sebze çeşitleri geliştiriyoruz.”</p>
<p><strong>Dijital çözümlerle 70 bin çiftçiye ulaştı</strong></p>
<p>“Bugün en büyük zorluk teknolojiye erişim değil. Türkiye’de dijital çözümler giderek daha ulaşılabilir hale geliyor. Ancak farkı yaratan, bu teknolojilerin sahada nasıl kullanıldığı ve verinin ne kadar doğru karara dönüştürülebildiği. Dijital inovasyonlarımızın öne çıkan iki örneği olan</p>
<p>FieldView ve ResiYou ile üreticilerimizi destekliyoruz. FieldView, ekimden hasada kadar üreticileri desteklemek üzere tasarlanmış bir dijital tarım platformu. Uydu görüntüleri, tarla sağlığı ve su kullanımı haritaları, lokasyon bazlı hava durumu tahminleri ve akıllı bildirimler sayesinde sezon boyunca tarlaların uzaktan ve kesintisiz şekilde izlenmesine imkân tanıyor.</p>
<p>ResiYou ise akıllı bir kalıntı yönetim sistemi. Sezon boyunca uygulanan tüm bitki koruma ürünlerini takip ediyor ve uyumsuzluk risklerini henüz bir soruna dönüşmeden önce tespit ediyor. 2025’te dijital çözümlerle entegre ettiğimiz ziyaret, eğitim ve tarla günleri aracılığıyla yaklaşık 70 bin çiftçiye ulaştık. Bu dönüşümün hızlanmasında tarım girişimciliğinin ve inovasyon ekosistemini desteklemenin de büyük önem taşıdığına inanıyoruz. G4A programı ile tarımın dijital dönüşümüne katkı sağlayan yenilikçi girişimlerin gelişimini destekleyerek sektördeki dönüşümün yaygınlaşmasına katkı sunuyoruz. Bugüne kadar sağlık ve tarım alanlarında toplam 53 girişimi; hibe, eğitim, mentorluk ve iş birliği fırsatlarıyla destekledik. Girişimcilik ekosistemine toplamda 13 milyon TL’nin üzerinde katkı sağladık.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016ba9c2cb5-1778477993.png" alt="" width="700" height="364" /><strong>Hedef 2030’a kadar tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonları %30 azaltmak</strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilirlik hedefl eriyle uyumlu şekilde 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflerken, 2030’a kadar tarımsal faaliyetlerimizden kaynaklanan emisyonları yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyoruz. Mevcut kaynakların daha sürdürülebilir şekilde kullanılması, küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan bir konu haline geliyor. Türkiye’de ise azalan toprak organik maddesi, su kıtlığı ve iklim değişkenliğinin artması gibi zorluklar artık somut bir gerçeklik. Bu çerçevede rejeneratif tarım, doğal kaynaklarımızı korurken verimliliği sürdürülebilir şekilde artırmak açısından büyük önem taşıyor. Bayer olarak çiftçilere yönelik eğitimlerimizde tek bir ürün kullanımının ötesine geçerek bütüncül tarım yönetimi uygulamalarına odaklanıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ Bayer, mısır üretiminde devrime hazırlanıyor</strong></span></p>
<p>“İklim riskleri gibi belirsizlikleri yönetmek, kaynakları verimli ve sürdürülebilir şekilde kullanmak ve teknolojiyi benimsemek, başarının temel unsurları olacak. Bayer olarak biz de ‘Herkes için Sağlık, Sıfır Açlık’ misyonumuz doğrultusunda çiftçilerin bu zorluklarla mücadele etmesine destek oluyoruz. En ileri teknolojileri Türkiye pazarına sunmaya devam edeceğiz. Planlarımızdaki en önemli tohum alanındaki yeniliklerden biri, mısır üretiminde devrim yaratma potansiyeline sahip akıllı bir mısır sistemi olan Preceon. Yeni nesil hibrit tohum teknolojisi olan Preceon, daha kısa boylu hibritler sayesinde daha yüksek verim sunuyor. Bitki boyunun daha kısa olması, rüzgâr ve yağmur kaynaklı yatma riskini azaltarak dane kayıplarını düşürüyor. Bunun yanı sıra, bu hibritlerin “stay-green” özelliği, uzun süre yeşil kalabilen yapısıyla yüksek kaliteli silaj üretimini destekleyerek hem yem verimini hem de yem kalitesini artırıyor. Yerel denemeler, Preceon mısırından elde edilen silajla beslenen ineklerin, geleneksel daha uzun mısır çeşitlerinden elde edilen silajla beslenenlere kıyasla günlük süt üretimlerini inek başına iki litreye kadar artırabildiğini gösteriyor. Bu yıl da denemelere devam etmeyi ve 2027 yılı gibi Preceon’u üreticilerle buluşturmayı planlıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tarimda-sadece-pazar-degil-uretim-ve-inovasyon-ussu-79036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/bayer-1778478016.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye tarımda sadece pazar değil, üretim ve inovasyon üssü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-golgesinde-navlun-rallisi-79030</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş gölgesinde navlun rallisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0161ce79bf5-1778475470.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki jeopolitik gerilim ve Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler küresel deniz ticaretinde alarm seviyesini yükseltirken, emtia taşımacılığı hız kesmedi. Özellikle demir cevheri ve kömür sevkiyatlarındaki güçlü hareketlilik, kuru yük piyasasında navlun rallisini destekledi.</p>
<p>Baltık Kuru Yük Endeksi (BDI) geçtiğimiz hafta yaklaşık yüzde 9 artıp 3 bin puan eşiğine yaklaştı. Son bir ayda endeks yüzde 37,81 artarken, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 129,25 yükseldi. Demir cevheri ve kömür dahil olmak üzere 150 bin tonluk yükleri taşıyan, Capesize segmentindeki yıllık artış yüzde 149’a ulaştı. Piyasada oluşan tablo, 2023’ten bu yana görülen en güçlü navlun performansına işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0163208a7e3-1778475808.png" alt="" width="700" height="536" />Piyasalarda dikkat çeken en önemli unsur ise savaş riskine rağmen emtia akışının sürmesi oldu. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim nedeniyle tanker ve konteyner piyasasında temkinli fiyatlamalar artarken, demir cevheri ve kömür taşımaları navlun piyasasını yukarı taşımaya devam etti.</p>
<h2>Demir cevheri piyasayı sürüklüyor </h2>
<p>Kuru yük piyasasındaki yükselişin merkezinde Capesize segmenti yer aldı. Özellikle Brezilya ve Avustralya’dan Çin’e yönelik demir cevheri sevkiyatlarının artması, büyük tonajlı gemilere olan talebi hızla yükseltti.</p>
<p>Brezilya’nın demir cevheri ihracatı aylık bazda yüzde 11 artarak yaklaşık 33 milyon tona ulaşırken, Avustralya sevkiyatlarında da yüzde 5’lik artış kaydedildi. Atlantik hattındaki yoğun yükleme programı, navlun piyasasında yukarı yönlü ivmeyi güçlendirdi. Tubarao-Qingdao hattında Capesize navlunları ton başına 37 dolara yaklaşırken, piyasa oyuncuları bunun son bir yılın en güçlü seviyelerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<h2>Kömür ticareti de desteğini sürdürüyor </h2>
<p>Navlun piyasasındaki yükselişte yalnızca demir cevheri değil, kömür taşımaları da belirleyici oldu. Özellikle Asya tarafında enerji güvenliği kaygılarının sürmesi ve termik kömür talebinin güçlü kalması, genellikle 60-70 bin ton kömür ya da tahıl taşıyan Panamax ve Supramax segmentlerinde hareketliliği destekledi.</p>
<p>Endonezya çıkışlı kömür yüklemeleri Güney Çin rotasında gemi talebini canlı tutarken, Panamax segmentindeki yıllık artış yüzde 57’ye ulaştı. Supramax piyasasında ise özellikle Pasifik havzasında gemi arzının sıkışması dikkat çekti.</p>
<p>Sektör kaynakları, enerji piyasalarındaki belirsizlik nedeniyle kömür ticaretinin kısa vadede güçlü kalmaya devam edeceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>Hürmüz’de geçiş yok </h2>
<p>Navlun piyasalarında yükseliş sürse de gözler Hürmüz Boğazı’na çevrilmiş durumda. 1-5 Mayıs döneminde boğazdan toplam 15 kuru yük gemisi geçiş yaparken, 5 Mayıs sonrası yeni geçiş kaydedilmemesi piyasalarda dikkat çekti.</p>
<p>Taşıyıcılar şimdilik rotaları tamamen değiştirmese de risk maliyetlerini fiyatlamaya başladı. Özellikle sigorta maliyetleri, yakıt ek ücretleri ve operasyonel riskler deniz taşımacılığında yeni maliyet baskısı yaratıyor. Uzmanlara göre Hürmüz hattında yaşanabilecek uzun süreli bir aksama, yalnızca enerji piyasalarını değil küresel emtia ticaretini de doğrudan etkileyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Supramax ve Handysize için de yükseliş sürüyor</span></h2>
<p>Piyasadaki toparlanmanın yalnızca büyük tonajlı gemilerle sınırlı kalmaması dikkat çekiyor. Supramax endeksi yıllık bazda yüzde 58, Handysize segmenti ise yüzde 47 yükseldi. Özellikle tarım ürünleri, kömür ve küçük hacimli dökme yük taşımaları küçük tonajlı gemilere olan talebi canlı tutuyor. Ancak balast gemi sayısındaki hızlı artış, önümüzdeki dönemde arz baskısının yeniden gündeme gelebileceğine işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Konteyner taşımacılığında “savaş tarifesi"</span></h2>
<p>Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim konteyner taşımacılığında da yeni fiyatlama dalgasını tetikledi. Drewry Dünya Konteyner Endeksi geçen hafta yüzde 3 yükselerek 40 fit konteyner başına 2 bin 286 dolara çıktı.</p>
<p>Özellikle Pasifik ötesi ticaret rotalarında taşıyıcıların uygulamaya koyduğu Acil Yakıt Ek Ücretleri (EFS) ve Yoğun Sezon Ek Ücretleri (PSS) piyasada maliyet baskısını artırdı.</p>
<p>Şanghay-New York hattında navlun yüzde 7 artışla 3 bin 721 dolara yükselirken, Şanghay-Los Angeles hattında fi yatlar yüzde 5 artarak 3 bin 62 dolara çıktı.</p>
<p>MSC, Asya-ABD rotalarında yakıt ek ücretlerini sert şekilde artırırken, CMA CGM ise 1 Mayıs itibarıyla konteyner başına 2 bin dolarlık yoğun sezon ek ücreti uygulamaya başladı.</p>
<p>Taşıyıcılar ayrıca kapasite fazlasını yönetebilmek için boş sefer ve kapasite azaltımı politikalarını sürdürüyor. Buna rağmen sektör temsilcileri, savaş riskinin uzaması halinde navlun piyasasında yeni maliyet artışlarının gündeme gelebileceğini belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-golgesinde-navlun-rallisi-79030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/0/1280x720/navlun-gemi-lojistik-ihracat-1778475846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz gerilimine rağmen demir cevheri ve kömür taşımaları hız kesmedi. Emtia ticaretindeki hareketlilik nedeniyle kuru yük piyasasında son iki yılın en sert yükselişlerinden biri yaşanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-haftada-yuzde-61e-kadar-yukseldiler-yarinin-vaadi-bugunden-fiyatlaniyor-79029</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir haftada yüzde 61’e kadar yükseldiler yarının vaadi bugünden fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finansman maliyetlerinin yüksek olduğu bir süreçte, borsada bir haftada %20’nin üzerinde getiri sağlayan 26 hissenin varlığı yatırımcının iştahını kabartıyor. Özata Denizcilik’in %61’e varan primle zirvede olduğu listede, para ağırlıklı olarak teknoloji ve enerjiye yöneldi.</strong></p>
<p>Borsada herhangi bir yatırımcı ekranda haftalık %40 veya %60 gibi baş döndürücü primleri gördüğünde, o şirketlerin kasasına bol miktarda para girişi olduğunu düşünebilir. Oysa merceği hızlı yükselişlerin arka koridorlarına çevirdiğimizde hikayenin rengi farklı. Şirketlerin kasası bir haftada %60 dolmasa da bilançodaki nakitten ziyade gelecekteki potansiyel satın alınıyor. Geri plandaki kurumsal satın alma Özata Denizcilik’e tavan serisi yaptırırken, Yeo Teknoloji’nin yeni iş bağlantıları yatırımcının ana motivasyon kaynakları. Ekranda yanıp sönen yeşil mumlar şirketlerin bugünkü zenginliğinden ziyade, yarınki vaatleri fiyatlıyor.</p>
<h2>Haftanın en hızlıları</h2>
<p>Şubatın ikinci haftasından itibaren hareketlenen Özata Denizcilik, 27 Nisan’dan bu yana 7 gün tavan serisi ile yükseldi. Bu çıkışta Tera Yatırım ile Century City’nin toplamda %21,86 payı Ataseven Denizcilik’ten satın alması etkili oldu. Tera Portföy’ün TLY fonu da %6,03’lük pay alınca fiyat beklentisiyle birlikte hisse bir ayda %170 yükseldi.</p>
<p>Haftanın bir diğer hızlı yükseleni Yeo Teknoloji, henüz üç aylık verileri paylaşmadı. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni iş bağlantıları toplamda 11 milyar TL’yi aşarken yıllık gelirinin %66’sını geçti. İvmenin sürmesi yıl sonunda güçlü gelir artışına işaret ediyor. Hisse, bir haftada %44,44 artış kaydederken sektörel ilgiden de yararlandığı gözleniyor.</p>
<h2>Yıllıkta negatif kaldı</h2>
<p>Eylül 2023’te en yüksek 33,07 TL’ye kadar çıkan Smart Güneş Enerjisi sonrasında sürekli geriledi. Son bir haftada gerçekleştirdiği %26,87’lik çıkışına rağmen yıllık performansı hâlâ %3,20 aşağıda. 2025’te gelirini düşüren ve zarar açıklayan firma, yılbaşından bu yana yıllık gelirinin %43,51’i düzeyinde yeni iş aldı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016160b727e-1778475360.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>REZERV Mİ, ARAÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Rezerv</strong>; güvenli liman, likit güç, psikolojik konfor, strateji, değer koruma. Atıl sermaye, enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, yavaş büyüme.</p>
<p><strong>Araç</strong>; aktif büyüme, çeşitlendirme, kaldıraç etkisi, gelir akışı, dinamik yapı. Dalgalanma, yönetim zorluğu, maliyet, likidite sorunu, bilgi asimetrisi.</p>
<p><strong>Bir sözleşme ile 36 ay düzenli gelir sağlarken, onay aldığı ek fi yatla kârı desteklenecek</strong></p>
<p>Oncosem’in Gaziantep Üniversitesi'nden aldığı iş kârına ne düzeyde katkı sağlayacak? ● İnan Caner</p>
<p>İnan, Oncosem’in martta Gaziantep Üniversitesi ile imzaladığı 141 milyon TL tutarlı sözleşme, 36 aya yayılan bir nakit akışına yol açacak. 2025’teki toplam cirosunun 709 milyon TL olduğu düşünüldüğünde, ileriye dönük gelir açısından önemli bir temel oluşturduğu söylenebilir. Likiditeye ve net kârlılığa asıl hızlı etkiyi yapacak olan ise İstanbul’daki mevcut sözleşme için alınan 78,2 milyon TL fiyat farkı onayıdır. Enflasyonist ortamlarda sabit fiyatlı uzun vadeli işler işletme sermayesini yutarken, alınan bu ek ödeme eriyen kâr marjını destekleyecek.</p>
<p><strong>ABD’de şirket kurdu. Daha avantajlı bir pazarlama ve ihracat yolu sağlamayı amaçlıyor</strong></p>
<p>Özyaşar’ın ABD’de şirket kurmasında gayesi yatırımcıya göz boyamak olabilir mi? ● Evrim Toprak</p>
<p>Evrim, Özyaşar’ın ABD’nin şirket kuruluşları için kuluçka merkezi ve kolaylık sağlayan eyaleti Delaware’de 100 bin dolar sermaye ile firma kurması, bir vitrin yatırımı olarak okunmamalı. Şüphesiz ortadaki rakam fabrika veya büyük bir lojistik üssü yatırımı için düşük duruyor. Ancak, ihracatçı şirketlerin hedef pazarlarda doğrudan fatura kesebilmek, aracıları devreden çıkarmak ve müşterilere yerel tedarikçi güveni vermek için bu tarz pazarlama ofisi kurmaları olağandır. Özyaşar da hamlesinin kısa vadede önemli bir etki yaratmayacağını söylüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YSL fonu döviz cinsi kira sertifikasıyla yatırımcısına ancak %11 kazandırdı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idaresindeki Kar Payı Ödeyen Kira Sertifikaları Katılım Serbest (Döviz) Fon (YSL), üç yıldır işlem görmekle birlikte sınırlı bir hareket izliyor. Hacmi de buna bağlı olarak yatay seyir izliyor. Toplam büyüklüğü şimdilerde 709,5 milyon TL seviyesinde bulunurken nisan ayına göre küçüldü. Kararsız bir yatırımcı kesimine sahip olan YSL’ye bir ay nakit girişi olurken diğer ay çıkış olmakta. Mayısın ilk haftası 8,7 milyon TL para çıkışı yaşandı. 425 yatırımcısı olan fon, ağırlıklı olarak döviz cinsi kamu kira sertifikalarına yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Portföyün %94,06’sı kamu kira sertifikaları ve %5,94’ü yatırım fonlarından oluşuyor. Döviz bazlı getiri arayan ve faiz hassasiyeti olan yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %11,32 getiride kalırken dolar %17,37 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Adel Kalemcilik, Piyasadan TLREF + %1 faizle 750 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Adel Kalemcilik, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 07.05.2027 olarak açıklandı. 8 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Adel’in verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFADEL52711 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01613c15209-1778475324.png" alt="" width="224" height="174" /></strong><strong>Teknosa’nın şubattan bu yana dalga boyu arttı. Fonların satma eğilimi daha belirgin</strong></p>
<p>Teknosa’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %9,34 ile toplamda 953,2 bin lot azalarak 9,25 milyon lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı da 16’dan 11’e geriledi. HKH fonu 360 bin lot ile en fazla satışı yaparken, NNF 230 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren fon olarak öne çıktı.</p>
<p>Teknosa için bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Marbaş Yatırım 41,14 TL ile verdi. En düşük öneri ise 34,60 TL ile Tacirler Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0161263eb93-1778475302.png" alt="" width="980" height="241" /></strong><strong>GÜBRE FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Üniversite ile ortak yürüttüğü projeyi ticarileştirip tesis yatırımına gidecek</strong></p>
<p>Gübre Fabrikaları, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ile TÜBİTAK kapsamında yürüttüğü organik atıklardan bitkisel protein hidrolizatı üretim projesini başarıyla tamamladığını duyurdu. İleri biyoteknolojik ürünlerin ticarileştirilmesi için imza töreni düzenlenirken, tamamen yerli imkanlarla geliştirilen bu formülün üretimi için yaklaşık 5 milyon dolar tutarında yeni tesis yatırımının planlandığını belirtti. Şirket, üniversiteyle iş birliğinden doğan bilimsel çıktıyı endüstriyel boyutta üretime taşıyarak, katma değeri yüksek ürünlere yöneldiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>VANET GIDA</strong></p>
<p><strong>Diyanet Vakfı’nın kurban organizasyonu işini aldı. Sınırlı gelirini büyütecek</strong></p>
<p>Vanet Gıda, Türkiye Diyanet Vakfı ile 2026 yılı vekalet yoluyla kurban organizasyonu kapsamında hizmet sözleşmesi imzaladı. Anlaşma doğrultusunda, kurbanlık hayvanların temini, İslami usullere uygun kesimi, muhafazası ve yurt geneline soğuk zincirle sevkiyatı şirketin Van’daki entegre et tesislerinde gerçekleştirilecek. Düşük gelir yapısına sahip olan firma, kurumsal bir anlaşmayla hacmini büyütmeyi hedefliyor. Vanet Gıda, anlaşmayla kurum güvencesine sahip geniş çaplı vakıf organizasyonunun tedarikçisi konumuna gelirken gelir ve kârını büyütme imkanı elde edecek.</p>
<p><strong>ODAŞ ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Özbekistan’daki devlet kontrolündeki firmayla bir iş birliği protokolü imzaladı</strong></p>
<p>Odaş Elektrik, %100 bağlı ortaklığı Suda Maden üzerinden Özbekistan devleti kontrolündeki UzTMK firmasıyla değerli ve stratejik metal madenciliği alanında iş birliği protokolü imzaladığını duyurdu. Protokol, antimuan gibi stratejik metallerin potansiyelini ortaya çıkarma ve Özbekistan’da ortak bir üretim tesisi yatırımını değerlendirmeyi hedefliyor. İştiraki üzerinden madencilik alanında Orta Asya gibi yüksek cevher potansiyeline sahip bir bölgeye yönelmesi ileriye dönük gelirini büyütme potansiyelini güçlendirebilecek. İş birliğinin somutlaşması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-haftada-yuzde-61e-kadar-yukseldiler-yarinin-vaadi-bugunden-fiyatlaniyor-79029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir haftada yüzde 61’e kadar yükseldiler yarının vaadi bugünden fiyatlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisi-meclis-genel-kurul-gundemine-geliyor-79028</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık Barışı Meclis Genel Kurul gündemine geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancı sermayeye yönelik vergi avantajları sağlayan, amme alacaklarında taksit sayısını 36 aydan 72 aya çıkaran, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yurtdışında bulunan para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesini öngören varlık barışının yer aldığı yasa teklifi bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. AK Parti tarafından 8. Kez getirilen Varlık Barışı düzenlemesi kaynağı belirsiz paranın sisteme sokulmasına neden olacağı tartışmalarına neden olurken, muhalefet partileri Türkiye’nin yeniden gri listeye alınması riskini de beraberinde getirdiği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Yasa teklifinde komisyon aşamasında yapılan değişiklikle kurumlar vergisi oranı, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına yüzde 12.5 olarak uygulanacak. İstanbul Finans Merkezi’ne dönük vergisel avantajlarda yasa teklifinde yer alıyor. İstanbul Finans Merkezinde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulaması 2047 yılına kadar uzatılacak, bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarılacak. Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılacak.</p>
<p><strong>Burcu Köksal AK Parti’ye geçecek mi?</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015ff8600be-1778475000.png" alt="" width="227" height="227" /></strong>Katılacak, katılmayacak derken, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, AK Parti’ye katılacağı iddialarına ilişkin “Evet ben bir karar verdim. Salı günü Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda AK Parti’ye katılıyorum. Bu kararın arkasında herhangi bir tehdit ya da baskı yoktur” açıklamasını yaptı. Geçtiğimiz günlerde AK Parti’ye katılan ikisi CHP’li, biri Yeniden Refah Partili biri de Saadet Partili olmak üzere 4 belediye başkanı ile birlikte Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Göksal’ın rozetini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, il başkanları toplantısında takması bekleniyor. Köksal, geçtiğimiz aylarda AK Parti’ye katılacağı yönündeki iddialara, “Anadan doğma CHP’liyim. Kapıdan kovsalar, bacadan girerim” sözleriyle tepki göstermişti. CHP Afyonkarahisar İl Kadın Kolları Başkanlığı yapan Köksal, milletvekilliği yaptı. CHP Grup Başkanvekilliği görevinde de bulunan Köksal, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerde 74 yıl sonra CHP’den Afyonkarahisar Belediye Başkanı olarak seçildi. 31 Mart seçimlerinden sonra, CHP’den büyükşehir ve ilçe düzeyinde belediye başkanı seçilip AK Parti’ye geçen belediye başkan sayısı 15’i buldu. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun ardından Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın da AK Parti’ye geçmesi siyasette transfer tartışmalarını yeniden alevlendirirken, AK Parti’nin yerel seçimlerin ardından CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisinden transfer ettiği belediye başkanı sayısı 70’i buldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisi-meclis-genel-kurul-gundemine-geliyor-79028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık Barışı Meclis Genel Kurul gündemine geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amme-alacaklarinda-72-ay-vade-yetmez-yapilandirma-gerekiyor-79027</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Amme alacaklarında 72 ay vade yetmez, yapılandırma gerekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclise gelen ekonomi paketinde amme alacaklarında taksit sayısı 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil miktarı ise 1 milyon liraya çıkarılıyor.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nın verilerine göre borçların yüzde 98.6’sı 1 milyon liranın altında. Kanun teklifi komisyondan geçti, bu hafta genel kurul gündemine alınarak yasalaştırılacak. Ancak düzenlemenin yetersiz olduğu esnafı rahatlatmayacağı, özellikle esnaf ve KOBİ’lerin artan vergi ve prim borçları için yeniden yapılandırma gerektiği eleştirileri düzenlemenin komisyon aşamasında öne çıkan eleştiriler arasında yer aldı.</p>
<p>MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, esnaftan yoğun bir şekilde yapılandırma talebi geldiğini söyledi. Kalaycı, “6183’e göre tecil faizi yüksek, bu taksitlendirmeyi uzatsak dahi faizden dolayı esnafa yönelik çok bir rahatlatma getirmeyecek. Mevcut sıkı para politikasının da etkisiyle sıkıntıya düşmüş, vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma gelmiş esnafımızı rahatlatmak için yeniden yapılandırma beklentileri var” dedi. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, “ Faiz gideri amme alacaklarında 44,4 uygulanıyor, burada 39 olarak uygulanacak. Zaten esnaf faiz yükü altında ezilmiş, krediye zor ulaşıyor. Üç ayda 34 bin esnaf kepenk kapatmış, esnafın, KOBİ’nin hem vergi hem SGK olarak beklediği işini görebilecek bir yapılandırma” dedi. Yeni Yol Grubundan Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, 36 ayın 72 aya çıkarıldığını ama yüzde 39 faiz nedeniyle esnafa nefes alma imkanının bulunmadığını belirterek, “Bu uygulama çoğu esnafımızın işine yaramayacak, esnaf gerçekten zor durumda. Şu anda Türkiye’deki esnaf ve işletmelerin en büyük sorunu vergi ve SGK borcudur. İnsanların hesaplarına bloke konuluyor, araçlarına, POS cihazlarına haciz geliyor. Esnaf nefes alamıyor” dedi. Kısacık, teklifin yalnızca vade uzattığını ancak faiz yükünü azaltmadığını belirterek, “Yüzde 44 gecikme faizi, yüzde 39 tecil faiziyle insanlar yine borç sarmalına itiliyor. Esnaf yapılandırma bekliyor” diye konuştu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise bu konuda yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda af niteliğinde bir yeniden yapılandırmaya kapıyı kapatıyor.</p>
<p><strong>CEZAEVLERİNDE, ‘UYUŞTURUCU’ İLE MÜCADELE PROGRAMLARI GENİŞLETİLİYOR</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı, cezaevlerinde uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede, infaz sisteminin rehabilite edici yönünü genişleterek güçlendirmeyi hedefliyor. Son yıllarda artan uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı ile mücadelede yeni hedefler gözetiliyor. Bu kapsamda Adalet Bakanlığı cezaevlerinde uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadelede yeni bir dönem başlatıyor. Bakanlık, ceza infaz kurumlarında, tıbbi ve psikiyatrik hizmetler, psiko-sosyal destek çalışmaları, bireysel görüşmeler ve yapılandırılmış grup çalışmaları, aile ile destek hizmetleri ve meslek edindirme kurslarını genişletiyor. Cezaevlerinde ayrıca düzenli olarak sportif, sanatsal ve kültürel faaliyetlerin artırılması, düzenli kitap okuma programlarının düzenlenmesi ile madde bağımlı mahkumların rehabilite edilmeleri sağlanacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amme-alacaklarinda-72-ay-vade-yetmez-yapilandirma-gerekiyor-79027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Amme alacaklarında 72 ay vade yetmez, yapılandırma gerekiyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parayi-betona-mi-gomduk-79026</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Parayı betona mı gömdük?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de kentleşme süreci çoğu zaman plansız ve rant odaklı ilerledi. Beton yoğunluğu yüksek, yeşil alanları sınırlı, insan doğasına aykırı kentlerde yaşıyoruz. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil. Yaşam kalitesi, ruh sağlığı ve sosyal uyum açısından da ciddi sonuçlar doğuruyor.</strong></p>
<p>Kalkınma ekonomisi perspektifinden bakıldığında, son 20 yılın çarpıcı eleştirel söylemlerinden başında <strong>“paranın betona gömülmesi”</strong> geliyor. Türkiye’nin Avrupa’nın hazır beton üretiminde zirvede, dünyada ise üst sıralarda yer alması bu eleştirileri daha da görünür kılıyor olabilir. Eleştirilerin odağında; betonla kalkınan bir ülke örneği var mı? Güney Kore de betonla mı kalkındı? Neden her yer AVM ve konutla dolu? gibi sorular var. Bu sorular aynı zamanda sosyolojik bir huzursuzluğu da yansıtıyor.</p>
<p><strong>Fiziki altyapı olmadan olmaz</strong></p>
<p>Meseleyi slogan düzeyinde ele almak yerine, daha analitik bir çerçeveye oturtalım. Açık konuşalım: Betona yatırım yapmak zorundayız. 86 milyonluk bir nüfusun barınma ihtiyacını karşılamak, artan kentleşmeyi yönetmek ve turizm gibi döviz kazandırıcı faaliyetleri sürdürebilmek için fiziksel altyapı gerekiyor. Yollar, hastaneler, havalimanları, oteller ve konutlar “çalı çırpı” ile inşa edilmiyor. Üretim ekonomisi gibi, hizmet ekonomisi de güçlü bir fiziki altyapıya ihtiyaç duyuyor. Örneğin AVM’ler de yalnızca tüketim mekânı değil; aynı zamanda istihdam, lojistik ve kent içi sosyal etkileşim alanları. Gayrimenkul ekonomisi ofis, yaşlı-öğrenci evleri ve veri merkezi gibi geniş bir yelpazeye sahip. Bu nedenle sorunu, betonun varlığı üzerinden değil, onun nasıl ve hangi önceliklerle kullanıldığı üzerinden ele almak daha doğru görünüyor.</p>
<p><strong>Asıl problem: Yeşil eksikliği</strong></p>
<p>Türkiye’de kentleşme süreci çoğu zaman plansız ve rant odaklı ilerledi. Beton yoğunluğu yüksek, yeşil alanları sınırlı, insan doğasına aykırı kentlerde yaşıyoruz. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil. Yaşam kalitesi, ruh sağlığı ve sosyal uyum açısından da ciddi sonuçlar doğuruyor. Beton eleştirisinin arkasındaki tepkinin önemli bir kısmı, aslında bu “yeşil yoksunluğu”ndan kaynaklanıyor. İstatistikler de öyle diyor. Otoban kenarında piknik yapan vatandaşımız da. Vatanımız cennet, ama kentleşmemiz plansız.</p>
<p><strong>Rant, planlama ve kentleşmenin tarihsel yükü</strong></p>
<p>Ülkemizde imar süreçleri, planlama zaafları ve rant mekanizması, şehirlerin bugünkü formunu belirleyen temel unsurlar arasında. Ruşen Keleş hocamız yıllar önce: “toplumun rant arayışçıları dışında hiçbir kesimine kazanç sağlamayan, toplumsal maliyeti çok yüksek bir kentleşme karşısında” olduğumuzu söylemişti.<strong><sup>1</sup></strong> Günümüzde de dikey mimarinin kente ihanet olduğunu söylüyoruz. 1950’lerden itibaren hızlanan göç, gecekondulaşma ve ardından gelen imar afları, günümüzde taş çölü görünümündeki kent dokusunun temelini oluşturdu. Bu nedenle “beton tepkisi”, aynı zamanda gelir/servet dağılımı ve fırsat eşitsizliği tartışmalarının da bir yansıması olarak görülmeli.</p>
<p><strong>Kaynak tahsisi tartışması: Sanayi mi, inşaat mı?</strong></p>
<p>Sermayeyi betona gömme odağındaki eleştiriler aslında sınırlı kaynakların daha yüksek katma değerli sektörlere neden yönlendirilmediğini gündeme getiriyor. Fırsat maliyeti üzerinden izlenen yanlış politikaları vurguluyor. Türkiye’nin de Çin, Güney Kore ve Tayvan gibi bir teknolojik dönüşüme ihtiyacı olduğu açık. Ancak bu, fiziki sermaye yatırımlarının tamamen gereksiz olduğu anlamına da gelmiyor. Asıl mesele belki de; inşaat-teknoloji ve beton-bilgi ekonomileri arasında sağlıklı bir denge kurabilmekte, “Endüstri 5.0”ın doğasına uygun bir sanayileşme anlayışının egemen olmasında.</p>
<p><strong>Sonuç: Bu bir model eleştirisi</strong></p>
<p>Paraya betona gömme söylemi bir sistem eleştirisidir. Bu ifade ile üretkenliği düşük, teknolojik katma değer üretmeyen ve sürdürülebilir büyüme yerine kısa vadeli rantı önceleyen bir ekonomik model eleştirilmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha az beton değil; daha akıllı, daha sürdürülebilir ve daha planlı kentleşmedir. Bunun üzerine inşa edilecek üretken, yenilikçi ve kapsayıcı bir ekonomik model gerçek kalkınmanın anahtarı olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] Keleş, R. (2010). Türkiye’de Kentleşme Kime Ne Kazandırıyor?. <em>İdealkent</em>, <em>1</em>(1), 28-31.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parayi-betona-mi-gomduk-79026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parayı betona mı gömdük? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabette-yeni-duzen-79022</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabette yeni düzen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026’nın üçte birini geçtikten sonra otomotiv sektörünün, elektrifikasyon, döngüsel ekonomi ve yazılım tanımlı mimarilerin belirleyici olduğu bir dönüşümün tam ortasında olduğu fark ediliyor… Stellantis, Chery, Renault gibi grupların hamleleri ve Türkiye özelindeki gelişmeler, yeni dengeleri gözler önüne seriyor.</p>
<p>Stellantis, ilk çeyrekte net gelirini yıllık %6 artırarak 38,1 milyar Euro’ya taşıdı. Kuzey Amerika’da pazar daralmasına rağmen Ram markasının satış artışıyla pazar payını yükselten şirket, Avrupa’da Leapmotor ile büyümesini sürdürüyor. Orta Doğu ve Afrika’da ise Türkiye ve Cezayir performansı öne çıkarken, Stellantis döngüsel ekonomi yatırımını Fas’taki yeni araç söküm merkeziyle büyütüyor. CEO Filosa, 2026 bitmeden 10 yeni model çıkaracaklarını açıkladı.</p>
<p>Diğer yanda; Stellantis’in Alman markası Opel, Çinli ortağı Leapmotor iş birliğiyle geliştirdiği tamamen elektrikli C-SUV’u 2028’de yollara çıkarmayı hedefliyor. Alman mühendisliği ile Çin teknolojisini birleştiren proje, geliştirme süresini de kısaltmayı amaçlıyor.</p>
<p>Çinli Chery Grubu ise, Nisan ayında global sevkiyat rekoru kırarak Avrupa’da yüzde 241 büyüdü. İngiltere’de ikinci sıraya yükselen marka, teknoloji devleriyle imzaladığı stratejik ortaklıklarla akıllı sürüş ve batarya alanında hamle yaparken, robotik yan kuruluşuyla da üçüncü büyüme eğrisini somutlaştırıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015d760935c-1778474358.jpg" alt="" width="400" height="442" />Renault Grubu da, ilk çeyrekte gelirini yüzde 7,3 artırdı. Avrupa’da elektrifikasyonlu araçların payı yüzde 52’yi aşarken, Türkiye’de pazarın daraldığı ortamda bile yüzde 12,9 büyüyen Renault, toplam pazarda ve binek segmentte liderliğini korudu. Türkiye, Grubun dördüncü büyük pazarı konumunda…</p>
<p>Türkiye pazarının genel tablosunda, Ocak-Nisan döneminde otomobil satışları sınırlı daralırken hafif ticari araçlar güçlü büyüdü. Elektrifikasyon ana akım haline geldi… Elektrikli otomobillerin payı yüzde 19’a, hibritlerin payı yüzde 32,5’e yükseldi; dizelin payı ise yüzde 6’ya geriledi. SUV’lar en çok tercih edilen gövde tipi olurken, yerlilik oranı yüzde 35 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Premium tarafta Volvo Car Türkiye, ilk dört ayda satışlarını yüzde 56 artırarak pazar payını yükseltti ve premium SUV’de lider konuma oturdu. Toplam satışların üçte ikisi şarj edilebilir modellerden oluştu. Borusan Otomotiv ise BMW ile geçen yıl rekor kırarak “Dünyanın En Büyük BMW Distribütörü” unvanını korudu; bu yılın ilk çeyreğinde BMW satışlarının yarısından fazlası elektrikli ve hibritlerden geldi. Mercedes-Benz ise yeni elektrikli CLA modelini Türkiye’de satışa sunarak yazılım odaklı mimarisi ve altyapı uyumluluğuyla premium kompakt segmentte referans olmayı hedefliyor. Her üçünün de ortak kozu, Türkiye vergi sistemine uygun modellerin üretilmesi yönünde merkezlerini ikna edebilmiş olmaları…</p>
<p>İlginç bir gelişme de motorsiklet cephesinde… “Dört tekerliler”de tedarik zorluğu yaşayan Honda, Aliağa fabrikasında ürettiği ilk scooter ile “iki tekerliler”de yerli hamle yaptı. Bu adım, Türkiye’yi scooter üretiminde bölgesel bir merkez yapma hedefini taşıyor.</p>
<p>Bu örneklerle 2026’nın ilk çeyreği Batılı devlerin dönüşüm çabaları, Çinli üreticilerin Avrupa’daki yükselişi ve Türkiye gibi pazarlarda elektrifikasyonun ivme kazanmasıyla geçtiğini far ediyoruz. Stellantis’in iş birlikleri, Chery’nin teknoloji hamleleri, Renault’nun Türkiye liderliği ve premium markaların yeni nesil modelleri sektörün yeni rotasını çiziyor. Pazarın uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyretmesi, talebin direncini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde yazılım, batarya ve iş birliği modellerini daha çok konuşacak ve rekabetin daha da renklenmesini izleyeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabette-yeni-duzen-79022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/57-1778474346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabette yeni düzen ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doktoradan-sirkete-tez-yerine-startup-ile-mezun-olmak-79021</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doktoradan şirkete: Tez yerine startup ile mezun olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Çin’in modelini birebir kopyalamak zorunda değil; kendi dinamiklerine göre kurgulayarak hem üniversite-sanayi köprüsünü güçlendirebilir hem de derin-teknoloji girişimciliğinde ciddi bir sıçrama yaratabilir.</strong></p>
<p><em>Çin’in 2024’te yürürlüğe giren ‘pratik doktora’ yasası derin-teknoloji girişimciliğinde yeni bir fırsat oluşturuyor. Türkiye de bu konuda kendine özgün bir model ortaya koyarak önemli bir fırsat alanı açabilir.</em></p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda Çin’de Southeast University’de Zheng Hehui adlı bir doktora adayı, jüri karşısına çıktı. Önünde kütüphane raflarında tozlanacak deri ciltli bir tez yoktu; somut bir ürün vardı: Yangtze Nehri’ni geçen kablolu bir demiryolu-karayolu köprüsünün ayaklarını oluşturan, Lego gibi birbirine kenetlenen takviyeli çelik bloklar. Ürün hâlihazırda taşıyıcı sistem olarak iş başında. Zheng, tez değil ürünle doktoralı oldu.</p>
<p><strong>18 kritik alanda pilot </strong><strong>programlar yürüyor</strong></p>
<p>Çin’in yürürlüğe giren yasası, mühendislik alanında doktora derecesi için fiziksel prototip, yeni teknik veya büyük ölçekli proje uygulamasını tez yerine geçer hâle getirdi. 2022’den bu yana 18 kritik alanda (elektronik, bilişim, yarı-iletken vb.) pilot programlar yürüyor; son üç yılda mühendislik alanında yüksek lisans kurumları kuruldu, 20.000 öğrenci sisteme dâhil oldu, 60 üniversite ve sektörden 100’ü aşkın kuruluş bu programa katılıyor. Tsinghua Üniversitesi tek başına 56 şirketle ortaklık kurdu; 1.430 öğrencisinden 100’den fazla patent çıktı. Harbin Institute of Technology’den Wei Lianfeng, vakum lazer kaynak süreciyle yeni rotanın ilk mezunu oldu; eylülden bu yana en az 11 mühendis aynı yoldan doktoralı.</p>
<p>Bu gelişme, Çin’de uzun zamandır arka planda yapılan ciddi bir öz eleştirinin sonucu olarak ortaya çıktı. Çin akademisi yıllarca “publish or perish” baskısıyla yayın sayısına odaklandı ve “makale fabrikaları” (paper mills) denen kara borsa büyüdü. 2023’te dünya genelinde rekor düzeyde 10.000’den fazla makale geri çekildi. Eleştirmenler bu dönemin yüksek-h-indeksli ama saha karşılığı zayıf araştırmacılarına “Makale Generalleri” (Paper Generals) diyordu. Çıkarılan bu yasa bu soruna karşı sistemik bir cevap olarak başladı ve güzel sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Nanjing Üniversitesi’nden Li Jiang’ın özetiyle: kitaplardan öğrenilen teorik bilgi ile toplumun ihtiyacı arasında büyük bir uçurum vardı.</p>
<p>Modelin üç önemli kazanımı var. Birincisi, derin-teknoloji girişimciliğine doğrudan ivme: Doktora seviyesindeki teknik derinlik akademik makale yerine pazarda karşılığı olan ürüne dönüşünce, yapay zekâ, kuantum, ileri malzeme ve yarı-iletken alanlarında gerçek katma-değerli çıktılar üretiliyor. İkincisi, yapay zekâ çağında “tez ekonomisi”nin sağlıksız hâle gelmesine bir panzehir: üretici yapay zekâ tezi yapısal olarak yazılabilir kıldı; çalışan bir prototipi ise üretemiyor. Üçüncüsü, ekosisteme teknik derinliği yüksek girişimci akışı: fonların aradığı “derin teknik + iş anlayışı” bileşiminin sistematik üretimi.</p>
<p>Türkiye bu modeli birebir kopyalamak zorunda değil; kendi dinamiklerine göre kurgulayarak hem üniversite-sanayi köprüsünü güçlendirebilir hem de derin-teknoloji girişimciliğinde ciddi bir sıçrama yaratabilir. Önerim: Limitli sayıda pilot araştırma üniversitesi (Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, Bilkent, Sabancı, Özyeğin); yalnızca ilgili teknik bölümlerde (bilgisayar, elektrik-elektronik, makine, biyomedikal, malzeme, kimya mühendisliği gibi); özel bir “Girişimci Doktora Programı” kontenjanıyla, her bölümde yılda 2-4 öğrenci ile başlanabilir. Adayların seçiminde akademik notun yanında çevik hareket etme, iş yönetebilme, iş geliştirme, pazar yaklaşımı ve önceki girişim deneyimi belirleyici olabilir. Doktora dersleri standart düzende tamamlanır; tez yerine “doğrulanmış pazar talebi olan, çalışan bir ürün ve kurulu bir şirket” beklenir. Süreç Teknoloji Transfer Ofisleri’nin (TTO) kuluçka-mentörlük çerçevesinde takip eder.</p>
<p>Ek kontrol mekanizmaları da kurgulanabilir. Çift mentörlük zorunlu kılınabilir: Tez danışmanı + konunun uzmanı ve ilgili konuda yeterli ağa sahip hem teknik hem ticari sektörel mentorler ile TTO nun tüm süreci takip ettiği bir model geliştirilebilir. Tez jürisi yerine üç kademeli jüri: akademik (orijinallik), teknik (TRL 4’ten TRL 7’ye ilerleme), ticari (pazar doğrulaması, müşteri-LoI, gelir veya yatırım kanıtı). Yine ara dönüm noktaları da 6. ay problem doğrulaması, 18. ay prototip doğrulaması, 36. şirket kuruluşu şeklinde kurgulanırsa klasik tez yoluna dönüş opsiyonu da en azından bu havuzdaki doktora öğrencileri için kapanmış olur. Çapa finansman olarak da program, TÜBİTAK BiGG Faz-2 entegrasyonu, KOSGEB Ar-Ge desteği gibi seçeneklerlee desteklenebilir.</p>
<p><strong>Türkiye’de yılda 100-150 derin </strong><strong>teknoloji kurucusu yetişebilir</strong></p>
<p>Türkiye yılda yaklaşık 12.000 -13.000 arasında doktora mezunu veriyor; bunun sadece %2-3’ü bu modele dâhil edilse, yılda 100-150 derin teknoloji kurucusu yetiştirmek demektir. 10 yıl sonra bu sayı, yapay zekâ, biyoteknoloji ve yarı-iletken sektörlerinde bir kuşağı yapısal olarak yeniden çerçevelemeye yeter. Çin bu cesur kararı verdi ve uygulama güzel sonuçlar üretiyor, Türkiye’nin de tartışmaya ve daha önemlisi pilot uygulamaya başlamak için bekleyecek vaktinin olmadığı bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doktoradan-sirkete-tez-yerine-startup-ile-mezun-olmak-79021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doktoradan şirkete: Tez yerine startup ile mezun olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyah-kugudan-gri-gergedana-belirsizlik-caginda-yatirim-79020</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyah kuğudan gri gergedana: Belirsizlik çağında yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gri gergedan, gelmekte olduğunu bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız şokları tarif eden bir ifade. İklim krizi ve demografik dönüşüm bunun en bariz örnekleri.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Yenilikçi Yatırım Zirvesi’nde, Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak moderasyonunda, Fatih Keresteci ile birlikte “Belirsizlik Çağında Yatırım Kararları” konusu üzerine sohbet ettik. Dile getirilen bazı başlıkları sizlerle de paylaşmak isterim.</p>
<p>Belirsizlikte bir artış var, buna şüphe yok; fakat yatırım kararlarını zorlaştıran ya da riski artıran, belirsizlik artışından ziyade şu iki faktör: yatırım araçlarının sayısındaki geometrik artış ve veri, bilgi, haber akışındaki yoğunluk.</p>
<p><strong>Yatırımcılar artık sadece </strong><strong>Türkiye verilerine bakmıyor</strong></p>
<p>Eskiden ortalama bir yatırımcının karar vermesi gereken alternatif araçlar, mevduat, döviz, altın, borsa ve tahvil-bono iken son on yılda bunlara yurt dışı hisse senetleri, türev araçlar, kripto paralar, ETF’ler, altın dışındaki metaller ve diğer metalar eklendi.</p>
<p>Yatırımcılar artık sadece Türkiye verilerine bakmıyor. ABD, Hindistan, Çin ekonomileri sürekli takip ediliyor. Hatta bu ülkelerdeki sektörel gelişmeleri, şirketleri yakından izleyen büyük bir kitle var.</p>
<p>Yatırım araçlarına yönelik bilgi, haber ve yorum akışı çok yoğun. Sosyal medya platformları üzerinden gelenler süzülmemiş, doğrulanmamış ve yanıltıcı olabiliyor. Bunlara itibar eden çok sayıda yatırımcı kayıp yaşayabiliyor. Yoğun bilgi sağanağı ve bunların bir kısmındaki kirlilik, karar verme yükünü artırıp doğru karar vermeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle portföy yönetimi şirketleri ve benzer danışmanlarla çalışmak daha doğru bir yönteme dönüşüyor.</p>
<p>Genç nesillerde kripto ürünler ve yabancı hisse senetleri daha yaygın tercihler olsa da, yatırımcıların genelinde kıymetli madenler ve vadeli mevduat çok daha fazla rağbet görüyor.</p>
<p>Bilgiye erişim ve rasyonel karar verebilme açısından üç tip yatırımcı var:</p>
<p><strong>1-</strong> Bilgi sahibi, konjonktürü takip eden, stratejisi olan ve buna sadık kalarak karar alanlar</p>
<p><strong>2-</strong> Bilgi sahibi olan, konjonktürü izleyen ama stratejisi olmayan, rasyonel karar vermeyenler</p>
<p><strong>3-</strong> Söylentileri takip edip kalabalığa uygun hareket edenler</p>
<p><strong>Sektörlerde kaçınılmaz ve geniş </strong><strong>çaplı kırılmalar yaşanacak</strong></p>
<p>Yatırımcıların sayıca büyük bölümü ikinci ve üçüncü gruptakiler. Rasyonel değil, duygularıyla karar veriyorlar. Bu nedenle kolaylıkla manipüle edilebiliyor ve kayıplarla karşılaşıyorlar.</p>
<p>Belirsizlik ortamında doğru yatırım kararı verebilmenin de dört altın kuralı var:</p>
<p><strong>1-</strong> Portföy çeşitlendirme. Bu, yatırım araçlarında çeşitlendirme yanında artık son yıllarda, coğrafi çeşitlendirmeyi de içermeye başladı.</p>
<p><strong>2-</strong> Bir miktar likit ayırma. İstisnai durumlar haricinde her zaman, birikimin bir kısmını (yüzde 10-20) para piyasası fonları, gecelik faiz gibi likit araçlarda tutma.</p>
<p><strong>3-</strong> Psikoloji yönetimi. Pozisyon alınan ve güvendiğiniz yatırım aracında kısa vadeli oynaklıkların panik yaratmasına izin vermeme ve sabırlı olma.</p>
<p><strong>4-</strong> Zamanlama. Yanlış zamanda pozisyon alma, FOMO (gelişmeleri kaçırma korkusu) ve TINA (başka seçenek yok) gibi dürtüsel, duygusal hareketlerden kaçınma ve rasyonel karar vermeye çalışma</p>
<p>Artık siyah kuğu (black swan) olarak adlandırılan gelişmelerden çok, gri gergedan olarak nitelenen durumlarla yüz yüzeyiz. Gri gergedan, gelmekte olduğunu bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız şokları tarif eden bir ifade. İklim krizi ve demografik dönüşüm bunun en bariz örnekleri. Sektörlerde kaçınılmaz ve geniş çaplı kırılmalar yaşanacak. Yatırımcıların bunlara karşı hazırda beklemeleri gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyah-kugudan-gri-gergedana-belirsizlik-caginda-yatirim-79020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyah kuğudan gri gergedana: Belirsizlik çağında yatırım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sisteminin-yerine-ne-konacak-79019</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret sisteminin yerine ne konacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle 1990’lardan sonra hızlanan finansal küreselleşme, üretim kapasitesinin belirli merkezlerde yoğunlaşmasına yol açarken, bazı ülkelerde sanayi altyapısının zayıflamasına neden oluyor.</strong></p>
<p>Küresel ticaret düzeni uzun süredir güçlü bir fikir birliğinden çok yerleşmiş alışkanlıklar üzerine işliyordu. Robert Lighthizer’in “Yeni Ticaret Düzeni” başlıklı analizinde vurguladığı gibi, devletler yıllarca “serbest ticaret” söylemini sürdürürken, pratikte farklı kurallar uyguladı. Bugün yaşanan kırılma, bu söylem ile gerçeklik arasındaki mesafenin artık sürdürülemez hale gelmesinden kaynaklanıyor. Özellikle son yıllarda artan jeopolitik gerilimler, enerji krizleri ve tedarik zinciri kırılmaları, sistemin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi kırılganlıklar taşıdığını da görünür hale getiriyor. Böylece uzun süre doğal kabul edilen küresel entegrasyon modeli, ilk kez bu kadar kapsamlı biçimde sorgulanıyor.</p>
<p><strong>Büyük tüketici ekonomilerin, dış </strong><strong>kaynaklı üretim bağımlığı artıyor</strong></p>
<p>Bu kırılmanın boyutunu anlamak için ekonomik verilere bakmak yeterli oluyor. ABD’nin mal ticaret açığı 2020-2024 arasında yaklaşık %40 artarak 1,2 trilyon dolara ulaşıyor. Aynı dönemde ülkenin net uluslararası yatırım pozisyonu -27 trilyon dolara geriliyor; yani yabancıların ABD varlıkları, ABD’nin dış varlıklarından 27 trilyon dolar daha fazla hale geliyor. Bu durum, yalnızca bir ticaret açığı değil; uzun vadeli bir servet transferine işaret ediyor. Ayrıca bu tablo, küresel ekonomide üretim ile tüketim arasındaki coğrafi ayrışmanın da derinleştiğini gösteriyor. ABD gibi büyük tüketici ekonomiler, dış kaynaklı üretime daha bağımlı hale gelirken, üretim fazlası veren ülkeler küresel sermaye üzerinde daha güçlü bir etki alanı oluşturuyor.</p>
<p>Büyüme ve istihdam verileri de benzer bir tablo çiziyor. ABD ekonomisi 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde ortalama %3,2 büyürken, 2000 sonrası dönemde bu oran %2,1’e düşüyor. Son 25 yılda %3’ün üzerindeki büyüme yalnızca sınırlı sayıda yılda gerçekleşiyor. Aynı süreçte imalat istihdamı 17,3 milyondan 12,6 milyona geriliyor. Bu veriler, küreselleşmenin kazançlarının eşit dağılmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle sanayi bölgelerinde yaşanan iş kayıpları, yalnızca ekonomik değil sosyal ve siyasal sonuçlar da üretiyor. Birçok gelişmiş ülkede artan popülist siyaset ve korumacı söylemler, büyük ölçüde bu ekonomik dönüşümün yarattığı toplumsal memnuniyetsizlikten besleniyor.</p>
<p><strong>Sorun, sistemin kendisinden </strong><strong>çok, dengesinin bozulması</strong></p>
<p>Bununla birlikte, bu tabloyu yalnızca “serbest ticaret başarısız oldu” şeklinde okumak eksik kalıyor. Aynı sistem, Avrupa ve Asya’nın savaş sonrası yeniden inşasında önemli rol oynuyor; küresel ticaret hacmini genişletiyor ve milyarlarca insanın yoksulluktan çıkmasına katkı sağlıyor. Sorun, sistemin kendisinden çok, zaman içinde dengesinin bozulmasında ortaya çıkıyor. Özellikle 1990’lardan sonra hızlanan finansal küreselleşme, üretim kapasitesinin belirli merkezlerde yoğunlaşmasına yol açarken, bazı ülkelerde sanayi altyapısının zayıflamasına neden oluyor. Böylece küresel sistemin sağladığı faydalar ile yarattığı maliyetler arasındaki denge giderek daha tartışmalı hale geliyor.</p>
<p>Bu dengenin bozulmasında üç temel dinamik öne çıkıyor. İlk olarak, ticaretin simetrik işleyeceği varsayımı pratikte karşılık bulmuyor. Teori, ülkelerin piyasalarını açtıkça karşılıklı kazanç sağlayacağını öngörürken; birçok ülke ihracat odaklı büyümeyi sürdürüp iç pazarlarını koruyor. Kur politikaları, sübvansiyonlar ve düzenleyici engeller üzerinden rekabet avantajı yaratılıyor ve ticaret çoğu zaman tek yönlü işliyor. Bu durum özellikle gelişmiş ekonomilerde “adil rekabet” tartışmalarını güçlendiriyor. Çünkü düşük maliyet avantajı yalnızca verimlilikten değil, kimi zaman doğrudan devlet desteklerinden kaynaklanıyor.</p>
<p>İkinci olarak, ticaret açıkları ve fazlaları yapısal hale geliyor. Sürekli fazla veren ekonomiler küresel varlık birikimini artırırken, açık veren ekonomiler tüketimlerini finanse etmek için varlık devrediyor. Bu durum, küresel sermaye akımlarını da asimetrik bir yapıya dönüştürüyor. Uzun vadede bu dengesizlikler finansal kırılganlıkları artırabiliyor ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini derinleştirebiliyor. Özellikle rezerv para sahibi ülkeler için bu yapı kısa vadede sürdürülebilir görünse de, zaman içinde siyasi ve ekonomik baskıların artmasına neden oluyor.</p>
<p>Üçüncü olarak ise Çin’in sisteme entegrasyonu belirleyici bir ölçek etkisi yaratıyor. 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılan Çin, sanayi politikaları, sübvansiyonlar ve üretim kapasitesi sayesinde küresel üretim zincirlerinde hızla baskın hale geliyor. Uluslararası Para Fonu verilerine göre bazı sektörlerde verilen sübvansiyonlar yıllık yaklaşık 800 milyar dolara ulaşıyor; bu da Çin ekonomisinin yaklaşık %4’üne denk geliyor. Özellikle güneş paneli, batarya, elektrikli araç ve çelik gibi alanlarda oluşan üretim kapasitesi, küresel fiyatları doğrudan etkiliyor. Bu nedenle birçok ülke artık yalnızca maliyet avantajına değil, stratejik bağımlılık riskine de odaklanıyor.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda ‘serbest ticaret’ kavramı, fiilen yeniden tanımlanıyor. Sistem teorik olarak açık kalıyor, ancak pratikte yoğun devlet müdahalesinin belirlediği bir rekabet alanına dönüşüyor. Bu nedenle bugün tartışılan şey serbest ticaretin varlığı değil, sürdürülebilir bir ticaret düzeninin nasıl kurulacağı oluyor. Devletler artık yalnızca ekonomik büyümeyi değil, tedarik güvenliğini, teknolojik bağımsızlığı ve ulusal dayanıklılığı da ticaret politikalarının merkezine yerleştiriyor.</p>
<p>Bu tartışmada öne çıkan yaklaşımlardan biri, Lighthizer’in “dengeli ticaret” önerisi oluyor. Bu modele göre ülkeler uzun vadede kalıcı açık ya da fazla vermemeli; ticaret ilişkileri daha simetrik hale getirilmeli. Sürekli fazla veren ekonomilere karşı tarifeler ya da politika baskıları gibi araçlar devreye girebiliyor. Bu yaklaşım, mevcut dengesizlikleri doğrudan hedef alması açısından güçlü bir çerçeve sunuyor. Aynı zamanda üretim kapasitesinin yeniden ulusal ekonomilere çekilmesi ve stratejik sektörlerin korunması fikrini de destekliyor.</p>
<p>Ancak modelin sınırları da belirginleşiyor. Ticaret dengesinin hangi kriterlere göre ölçüleceği teknik bir tartışma alanı yaratıyor. Sürekli fazla veren ülkelerin bu sisteme gönüllü olarak katılması zor görünüyor. Ayrıca daha korumacı bir yapı, küresel ticaretin verimlilik avantajlarını zayıflatma riski taşıyor. Bunun yanında tarifelerin artması, maliyet enflasyonunu yükseltebilir ve tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturabilir. Özellikle küresel tedarik zincirlerine derin şekilde entegre olmuş sektörlerde, ani korumacı adımlar ekonomik uyum maliyetlerini artırabiliyor.</p>
<p><strong>Ticaret daha seçici, daha </strong><strong>stratejik bir karakter kazanıyor</strong></p>
<p>Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu tartışma küreselleşmenin yeniden tanımlandığı daha büyük bir dönüşüme işaret ediyor. Ticaret artık yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıyor; jeopolitik, teknolojik ve güvenlik boyutlarıyla birlikte ele alınıyor. Kritik mineraller, yarı iletkenler, enerji ve tedarik zincirleri, stratejik öncelik haline geliyor. Özellikle yapay zekâ, savunma teknolojileri ve ileri üretim kapasitesi gibi alanlarda ülkeler arası rekabet daha sert bir karakter kazanıyor. Bu nedenle ekonomik ilişkiler ile ulusal güvenlik politikaları arasındaki çizgi giderek daha fazla iç içe geçiyor.</p>
<p>Bu yeni dönemde iki eğilim aynı anda ilerliyor: Ticaret devam ediyor ve küresel entegrasyon tamamen ortadan kalkmıyor; ancak devlet müdahalesi artıyor ve ticaret daha seçici, daha stratejik bir karakter kazanıyor. “Friend-shoring”, “near-shoring” ve “stratejik özerklik” gibi kavramların öne çıkması da bu dönüşümün bir parçası oluyor. Şirketler artık yalnızca en düşük maliyetli üretim merkezlerine değil, siyasi istikrarı ve güvenilirliği yüksek ülkelere yönelmeye başlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Küresel ticaret, artık eski </strong><strong>varsayımlar üzerine işlemiyor</strong></span></p>
<p>Yeni bir ticaret düzeni kurulacaksa, bu düzenin üç temel soruya yanıt vermesi gerekiyor: Daha dengeli olacak mı? Daha verimli işleyecek mi? Ve en önemlisi, daha adil bir yapı sunabilecek mi? Bunun yanında sistemin sürdürülebilirliği açısından çevresel maliyetler, enerji dönüşümü ve dijital ekonominin rolü gibi yeni başlıklar da giderek daha önemli hale geliyor. Çünkü geleceğin ticaret düzeni yalnızca mal akışını değil, veri akışını ve teknolojik kontrolü de kapsayan daha karmaşık bir yapı üzerine kuruluyor.</p>
<p>Bu soruların yanıtı henüz netleşmiyor. Ancak kesin olan şu: Küresel ticaret, artık eski varsayımlar üzerine işlemiyor. Önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak yeni modelin, yalnızca ekonomik verimlilik değil; dayanıklılık, güvenlik ve toplumsal meşruiyet gibi unsurları da aynı anda dengelemek zorunda kalacağı giderek daha açık hale geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sisteminin-yerine-ne-konacak-79019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/9/1280x720/kuresel-1778476261.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret sisteminin yerine ne konacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-tcmb-ayni-dalga-boyunda-mi-79018</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin ve TCMB aynı dalga boyunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çinli şirketlerin arzın kısıtlı olduğu bir dönemde ellerindeki petrolü Avrupalı ve Asyalı rakiplerine satması ilginç bir durumdur. Bu şirketlerin yüksek fiyatlardan faydalanmak mı istediği, yoksa yönetimden stoklarını boşaltma talimatı mı aldığı belirsizdir. Bu strateji, küresel ekonomiyi destekleme ve zor bir dönemde diğer ülkelerle köprü kurma çabası da olabilir.</p>
<p>Pekin’in bu hamlesi bir dengeleyici işlevi görürken, piyasalar petrol fiyatının seyri konusunda soğukkanlı bir tavır sergiliyor. Bu yaklaşımın temelinde hiç kuşkusuz Hürmüz Boğazı’nın kısa sürede açılacağı beklentisi yatıyor. Mevcut hareketler bu senaryonun iki hafta içinde gerçeğe dönüşeceğinin satın alınmasından ibarettir. Savaşın ilk haftalarında enerji fiyatlarıyla borsa endeksleri arasında gözlenen negatif ilişki nisanda koptu. Piyasalar yüksek seviyelere karşı bağışıklık kazanmış gibi duruyor. Yatırımcıların odak noktası şirket kârlarına ve teknolojik dönüşümün yarattığı yeni büyüme hikâyelerine kaydı.</p>
<p>Küresel piyasalardaki bu havayı perşembe günü açıklanacak enflasyon raporu öncesinde TCMB de izleyecektir. Satın alınan bu iyimser senaryonun kurum nezdinde ne kadar karşılık bulacağı merak konusudur. Barışın tesis edilemediği durumda, maliyet kanalından gelecek yeni bir şok projeksiyonları daha da bozabilir. Dolayısıyla Merkez'in piyasadaki bu iştaha rağmen şahin duruşunu korumasını ve orta vadeli hedefleri riske atacak bir iletişimden kaçınmasını bekliyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-tcmb-ayni-dalga-boyunda-mi-79018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ve TCMB aynı dalga boyunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bahar-sevinci-ve-olasi-riskler-79017</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda bahar sevinci ve olası riskler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasaların iyimserliği, barış olmazsa yaşanacak kötü senaryonun korkunçluğundan kaynaklanıyor.  İki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir Kadeş barışı ABD için, İran için ve dünya için en iyi senaryo. Ama bu senaryo tarafların rasyonel olduğu varsayımına dayanıyor.</strong></p>
<p>Piyasalar Ortadoğu’da barışı satın alıyor. Hürmüz Boğazı’nın askeri güçle açılmaya çalışılması nedeniyle ABD ile İran arasında zaman zaman çatışmalar yaşansa da piyasa etkisi fazla olmuyor. Uranyumun zenginleştirilmesi konusunda  iki taraf arasında derin görüş ayrılığı devam ediyor. Ama küresel risk iştahı bozulmuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın “ateşkes devam ediyor” açıklaması ile enerji fiyatları düşüyor, tahvil getirileri geriliyor. Hisse senedi piyasaları savaştan bağımsız yeni zirveler yapıyor. </p>
<p>Piyasaların iyimserliği savaşın iki taraf için taşınamayacak kadar yüksek bir maliyete yol açmasından kaynaklanıyor. Abluka altına alınan İran’ın dünya ile deniz ticareti durdu. ABD istihbaratı tarafından yapıldığı iddia eden çalışma, uygulanan yaptırımların dört ay içinde İran ekonomisini durduracağını tahmin ediyor. İran, Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak Kuşak-Yol altyapısını kullanarak Çin ile ticaret yapabilir. Türkmenistan üzerinden Çin’e  enerji satmayı deneyebilir. Ama mevcut altyapı ekonomiyi döndürmek için yeterli değil. Doğalgaz ve petrol için boru hattı inşaatı uzun yıllar sürecek komplike bir iş.</p>
<p>Başkan Trump, kasım başında yapılacak ara seçimlere yüksek pompa ve uçak fiyatlarıyla girmek istemiyor. Toplumun %60’ından fazlası tarafından hata olarak görülen İran savaşı Başkan Trump’ın halk desteğinin %35 civarına gerilemesine neden oldu. İran’da kesin bir zafer ve hızlı bir barış elde edilmezse Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybedebilir. </p>
<p>Türkiye, enerji şoku ile dezenflasyon programının zorlandığı ve cari dengenin bozulmaya başladığı bir ortamda karşılaştı. Kasım ayından bu yana %30-31 bandında dalgalanan manşet rakam nedeniyle dezenflasyon programına güven zayıflıyordu. ABD ile ticaret savaşı nedeniyle dünya pazarlarına saldıran Çin, gerek iç pazarımızda, gerekse ihracat pazarlarımızda baskıyı artırıyordu.  </p>
<p><strong>Kurun dalgalanmaması </strong><strong>için rezerv yakıldı</strong></p>
<p>Ankara, güçlü mali kasını kırılgan dezenflasyon programını desteklemek için kullanarak ve para politikasında örtülü sıkılaşmaya giderek enerji şokuna cevap verdi. Petrol fiyatlarındaki artışın %75’inin ÖTV gelirleri kullanarak karşılandığı eşel mobil sistemi ile enerji şokunun enflasyonist etkisi sınırlanmaya çalışıldı. Örtülü faiz artışı ile piyasalara dezenflasyon programına kararlılıkla devam edildiği mesajı verildi. Acil çıkış kapısına yönelen uluslararası yatırımcıların kuru dalgalandırmaması için rezerv yakıldı.</p>
<p>Ankara’nın stratejisi Hürmüz Boğazı’nın Mayıs-Haziran döneminde açılacağı, kısa süreli bir jeopolitik şok senaryosunda işe yarar. Dezenflasyon programına asgari zarar vererek kabul edilebilir bir mali bedelle bu şoku atlatırız. Merkez Bankası Eylül ayında faiz indirim döngüsünü başlatır.  İşlerin yolunda girdiğini gören uluslararası yatırımcı geri döner.</p>
<p>ABD İran savaşının yeniden başladığı, Hürmüz’ün uzun süre kapalı kaldığı uzun süreli ve şiddetli bir şok senaryosunda Ankara’nın  adımları ekonominin derdine derman olmaz.  Enerji şokunun ikincil etkileri ile enflasyon yükselir, cari denge bozulur, büyüme aşağı gelir. Böyle bir senaryoda mevcut programın finansal istikrarı ve dış dengeyi  önceliklendirecek şekilde güncellenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Taraflar rasyonel davranmazsa...</strong></p>
<p>Toparlayacak olursak, piyasaların iyimserliği, barış olmazsa yaşanacak kötü senaryonun korkunçluğundan kaynaklanıyor.  İki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir Kadeş barışı ABD için, İran için ve dünya için en iyi senaryo. Ama bu senaryo tarafların rasyonel olduğu varsayımına dayanıyor. Eğer taraflar rasyonel davranmazsa dünya ekonomisi için yıkıcı hasar yaratacak bir savaş senaryosuna geri döneriz. Yükselişten yararlanan yatırımcıların söz konusu riske karşı,  koruma satın almasında, portföylerini savunma, enerji gibi sektörlerle çeşitlendirmesinde ve nakit varlık ağırlıklarını artırmalarında fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bahar-sevinci-ve-olasi-riskler-79017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda bahar sevinci ve olası riskler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/glutensiz-gida-pazarini-bilincli-uretici-ve-tuketici-birlikte-buyuttu-79038</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Glütensiz gıda pazarını bilinçli üretici ve tüketici birlikte büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlıklı yaşam artık yalnızca belirli bir kesimin değil, toplumun geniş bir bölümünün ortak gündemi. Kırsalda yaşayanından yoğun iş temposundaki beyaz yakalısına kadar herkes, yaşam kalitesini artırmanın yollarını arıyor. Bu arayışta ise “beslenme” en önemli başlık olarak karşımıza çıkıyor. Bir dönem yalnızca “karın doyurmak” olarak görülen beslenme anlayışı, bugün içeriği sorgulanan bilinçli bir tüketim davranışına dönüşmüş durumda. Tüketici artık sadece makarna ya da ekmek almıyor; tam buğday mı, lif oranı yüksek mi gibi sorulara da yanıt arıyor. Bu yeni dönemin en dikkat çeken başlıklarından biri ise glüten ve glütensiz ürünler. Çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti olan bireyler için bir zorunluluk olan glütensiz beslenme, bugün sağlıklı yaşam arayışındaki tüketiciler ya da kilo vermek isteyenler tarafından da tercih ediliyor. Her ne kadar uzmanlar, tıbbi bir gereklilik olmadan glütensiz beslenmenin faydaları konusunda temkinli yaklaşsa da, bu eğilim gıda sektöründe yeni ve hızla büyüyen bir pazar oluşturmuş durumda.</p>
<p>Glütensiz un, ekmek, atıştırmalık, bakliyat ve temel gıda kategorilerinde ürün çeşitliliği her geçen yıl artıyor. Türkiye’de birçok gıda şirketi bu alana yatırım yapıyor. Bunlardan Eksun Gıda, 2006 yılından bu yana glütensiz un üretiminin yanı sıra ‘Sinangil Glüten YOK’ markasıyla glütensiz ekmek ve atıştırmalık ürünler sunuyor. Çölyak farkındalığına yönelik çalışmalar da yapan şirket, Çölyak Vakfı iş birliğiyle Çölyak ve Glütensiz Yaşam Zirvesi düzenliyor. Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan, bu zirvelerin üçüncüsünde yaptığı açıklamada, çölyak hastalığı toplumda sanılandan daha yaygın olduğuna vurgu yapıyor: “Araştırmalara göre dünya genelinde ve Türkiye’de her 100 kişiden 1’i çölyak hastası. Son yıllarda artan farkındalık ve tarama olanakları sayesinde teşhis oranlarında artış görüyoruz. Hâlen pek çok kişi buğday, arpa, çavdar gibi tahıllardaki glüten proteinine karşı ciddi hassasiyeti olduğunu bilmeden yaşamını sürdürmeye çalışıyor.”</p>
<p><strong>“GLÜTENSİZ ÜRÜNLERE ERİŞİM DE GEREKLİ” </strong></p>
<p>Çölyak Vakfı Başkanı Doç. Dr. Elif Bal Beşikçi ise glütensiz ürünlerin güvenli ve yaygın şekilde sunulmasının çölyak hastalarının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve özel sektörle hayata geçirilen projelerle glütensiz ürünlerin kamusal alanda daha erişilebilir hale getirildiğini hatırlatan Beşikçi, bu alanda atılacak adımların önemli olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Kuru gıda sektörünün önde gelen markalarından olan Reis Gıda’nın Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, çölyak hastaları açısından güvenilir glütensiz ürünlere erişimin kritik önem taşıdığını belirterek şunları söylüyor: “Çölyaklı bireyler için glütensiz ürünlerin güvenilirliği ve besin değeri büyük öneme sahip. Reis Gıda olarak, bu ihtiyaca yönelik olarak geliştirdiğimiz glütensiz ürünlerimiz ile yalnızca çölyak hastalarına değil, sağlıklı yaşamı benimseyen herkese hitap ediyoruz. Bakliyatlar, doğal yapıları gereği glüten içermemeleri, zengin protein, lif, vitamin ve mineral içerikleriyle hem dengeli beslenmenin hem de çölyak diyetinin baş tacıdır.”</p>
<p><strong>YELPAZE HER GEÇEN GÜN GENİŞLİYOR </strong></p>
<p>Eskisine kıyasla market raflarında glütensiz ürün çeşitliliği belirgin şekilde artmış durumda. Unlu mamullerden atıştırmalıklara, bakliyattan temel gıda ürünlerine kadar genişleyen ürün gamı, çölyak hastaları için seçenekleri artırıyor. Ancak uzmanlara göre ürün çeşitliliğinin artması tek başına yeterli değil; ekonomik erişilebilirlik de önemli bir sorun olmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu noktada belediyelerin sağladığı destekler dikkat çekiyor. Türkiye’de bazı belediyeler, çölyak hastalarına özel glütensiz un, makarna, ekmek, bisküvi, kurabiye, tarhana ve çikolata gibi temel tüketim ürünlerinden oluşan destek paketleri sunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de çölyak ve PKU hastaları ile glüten hassasiyeti bulunan bireylere yönelik özel üretim ve destek programları yürüten kurumlar arasında yer alıyor. Pek çok ilçe belediyesi, raporlu hastalara düzenli gıda desteği sağlıyor. Öte yandan SGK kapsamında çölyak hastalarına yaş gruplarına göre glütensiz ürün desteği de sağlanıyor.</p>
<p><strong>ULAŞMAK YETMEZ, ÇAPRAZ BULAŞ DA OLMAMALI </strong></p>
<p>Uzmanlara göre glütensiz ürünlerde yalnızca erişim değil güvenilirlik de kritik önem taşıyor. Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, özellikle çapraz bulaş riskine dikkat çekiyor: “Çapraz bulaşma, kısaca, yemek hazırlama aşamasında glütensiz bir gıdanın glütenle temas etmesi anlamına geliyor. Bu durum az veya çok ne kadar olursa olsun glüten almaması gereken kişiler için son derece hayatidir. Çünkü miktar az olsa bile glüten bağışıklık sisteminin tepki vermesine ve bağırsakların zarar görmesine yol açabilir. Glüten içeren ve içermeyen gıdalar; aynı kesme tahtasında hazırlanmamalı, aynı yağın içinde kızartılmamalı veya her kullanımdan sonra ortak mutfak gereçleri iyice temizlenmeli.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Pazar büyüklüğü 23 milyar doları aştı</strong></span></p>
<p>Bir dönem yalnızca çölyak hastalarının tüketmek zorunda kaldığı özel ürünler olarak görülen glütensiz gıdalar, bugün dünya genelinde hızla büyüyen bir endüstriye dönüştü.</p>
<p>Uzmanlara göre çölyak hastalığı, buğday, arpa ve çavdarda bulunan glüten proteinine karşı bağışıklık sisteminin verdiği reaksiyon sonucu ortaya çıkıyor. Hastalığın tek tedavisi ise ömür boyu glütensiz beslenme. Ancak bu zorunluluk, dünya genelinde milyarlarca dolarlık yeni bir gıda ekonomisinin doğmasına neden oldu.</p>
<p>Araştırma şirketi IMARC Group’un verilerine göre küresel glütensiz ürün pazarı 2025 yılı itibarıyla 23,6 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı. Pazarın 2034 yılına kadar 41,5 milyar dolara çıkması bekleniyor. Grand View Research tarafından yayımlanan başka bir analizde ise küresel glütensiz ürün pazarının 2025 yılında 8,5 milyar dolar seviyesinde olduğu, 2033’e kadar yıllık ortalama yüzde 10’un üzerinde büyüme kaydederek 18,3 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Sektördeki hızlı büyümenin arkasında yalnızca çölyak hastaları bulunmuyor. Son yıllarda “sağlıklı yaşam”, “temiz içerik”, “düşük alerjenli beslenme” ve “wellness” akımları nedeniyle glütensiz ürünlere yönelen tüketicilerin sayısı da hızla artıyor. Araştırmalar, glütensiz ürün tüketicilerinin önemli bölümünün çölyak tanısı bulunmayan kişilerden oluştuğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>EN BÜYÜK PAYI KUZEY AMERİKA ALIYOR </strong></p>
<p>Küresel pazarda en büyük pay Kuzey Amerika’ya ait. Grand View Research verilerine göre Kuzey Amerika, 2025 yılında toplam pazarın yaklaşık yüzde 35’ini oluşturdu. Bölgedeki yüksek tanı oranları, gelişmiş perakende ağı ve güçlü marka yatırımları büyümeyi destekliyor. Buna karşın en hızlı büyüyen bölge ise Asya-Pasifik olarak öne çıkıyor. Özellikle Çin, Hindistan ve Güney Kore’de sağlık odaklı tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte glütensiz ürün talebi yükseliyor. Küresel şirketler de bu bölgelere yönelik yeni yatırım planları hazırlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’de yatırımcıya iç pazar kadar ihracat da talep yaratıyor</strong></span></p>
<p>Türkiye’de glütensiz ürün pazarı henüz Avrupa ve ABD seviyesinde olmasa da son yıllarda hızlı büyüme gösteriyor. Büyük market zincirlerinin glütensiz raflarını genişletmesi, yerli üreticilerin sayısının artması ve e-ticaret kanallarındaki büyüme sektörü hareketlendiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016fac07229-1778479020.jpg" alt="" width="700" height="466" />Türkiye’de özellikle son beş yılda glütensiz un, makarna, atıştırmalık ve hazır gıda üretiminde ciddi artış yaşandı. Yerli üreticiler yalnızca iç pazara değil ihracata da yönelmeye başladı. Türkiye’nin güçlü un ve tahıl işleme altyapısı, glütensiz üretimde de avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>GLÜTENSİZ ÜRÜN İHRACATI ARTIYOR </strong></p>
<p>Hâlihazırda dünyanın en büyük un ihracatçılarından biri konumunda olan Türkiye’den Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere Orta Doğu ve Körfez ülkelerine glütensiz makarna, un karışımları, atıştırmalık ürünler ve özel unlu mamuller ihraç ediliyor. Özellikle Avrupa’daki Türk girişimcilerin kurduğu market zincirleri, Türkiye kaynaklı glütensiz ürünler için önemli bir kanal oluşturuyor. İhracat rakamları “glütensiz ürün” başlığı altında ayrı bir kodla tutulmadığı için net veri paylaşılmasa da sektör temsilcileri son yıllarda glütensiz ürünlerin ihracatında çift haneli büyüme yaşandığını ifade ediyor. İstanbul, Konya, Gaziantep ve İzmir merkezli bazı üreticiler Avrupa pazarına özel üretim gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>100 KİŞİDEN 1’İ ÇÖLYAK </strong></p>
<p>- Çölyak hastalığının toplumun yaklaşık yüzde 0,3 ila yüzde 1’ini etkilediği tahmin ediliyor. Ancak çölyak, farklı belirtilerle ortaya çıkabildiği ya da bazı kişilerde uzun süre fark edilmediği için gerçek hasta sayısının resmi rakamların çok üzerinde olduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu nedenle hastaların yalnızca yaklaşık yüzde 10’una tanı konulabildiğine dikkat çekiyor. Bu tahminler doğrultusunda Türkiye’de 250 bin ila 850 bin arasında çölyak hastası bulunabileceği öngörülüyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 2023 Kasım sonu itibarıyla tanı almış çölyak hasta sayısı 166 bin 614’e ulaştı.</p>
<p><strong>HER YERDE KARŞINIZA ÇIKABİLİR </strong></p>
<p>- Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubu. İçeriği sayesinde hamurun elastikiyetini sağlıyor ve özellikle ekmek gibi mayalı ürünlerin kabarmasına yardımcı oluyor; bu yüzden de fırıncılık ürünlerinin vazgeçilmezi oluyor. Glüten içeren tam tahılların; lif, B vitaminleri ve bazı mineraller bakımından zengin olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu maddenin sindirim sağlığını ve enerji metabolizmasını desteklemek gibi artı yönleri olsa da bazı kişilerde başta çölyak olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceği unutulmamalı” diyor.</p>
<p><strong>TEK TEDAVİ ÖMÜR BOYU DİYET </strong></p>
<p>- Günümüzde çölyak hastalığının kesin bir tedavisi olmadığını açıklayan Uzman Diyetisyen Derya Eren, şu bilgileri veriyor: “Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre bilinen tek tedavi, ömür boyu uygulanması gereken glütensiz beslenmedir. Glütensiz diyet ile şikayetler azalır ve oluşabilecek hastalıklar ortadan kaldırılır. Çölyak sahibi bireylere ve yakınlarına, glüten içerme olasılığı yüksek ürünler ve katkı maddeleri konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Bu kişiler glütensiz yiyeceklerin hazırlanması, depolanması ve saklanması konusunda ayrıntılı ve doğru bilgiye bir beslenme ve diyet uzmanı aracılığıyla ulaşmalı.”</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>- Çölyak hastalığını tetikleyen ana besinlerin arpa, çavdar, buğday ve irmik gibi tahıllar olduğu belirtiliyor. Bazı ilaç, takviye ve işlenmiş ürünlerde yardımcı bileşen olarak glüten bulunabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Benan Kasapoğlu, hastalıkla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Çölyak, glüten tüketiminden sonra ince bağırsakta ortaya çıkan bağışıklık reaksiyonudur. Zamanla bu bağışıklık yanıtı ince bağırsağın yüzeyindeki hücreleri bozar ve bu hücrelerin bozulması da bir emilim bozukluğuna yol açar.” Kasapoğlu, hastalığın yetişkinlerdeki altı belirtisini şöyle sıralıyor: 1- İshal 2- Kilo kaybı 3- Mide bulantısı ve kusma 4- Karın ağrısı 5- Gaz ve karında şişkinlik 6- Yorgunluk ve halsizlik.</p>
<p><strong>Çölyak hastalarına rehber kaynaklar</strong></p>
<p>- Çölyak dernekleri ve sivil toplum kuruluşları, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalarının güvenli gıdaya erişimini kolaylaştırmak amacıyla marka ve ürün bazlı rehber listeler hazırlıyor. Çölyakla Yaşam Derneği, Ankara Çölyak Derneği, Çölyak Hastaları Derneği ve ESEV gibi kurumların yayımladığı glütensiz ürün listeleri, tüketiciler için önemli bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, ürün içeriklerinin zaman içinde değişebileceğine dikkat çekerek, tüketicilerin satın alma öncesinde ambalaj üzerindeki güncel içerik bilgisini ve “glütensiz” beyanını kontrol etmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/glutensiz-gida-pazarini-bilincli-uretici-ve-tuketici-birlikte-buyuttu-79038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/glutensiz-1778479051.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün Dünya Çölyak Günü. Dünyada geçen yıl 23,6 milyar dolar büyüklük ortaya koyan glütensiz ürün pazarının 2034’te 41 milyara ulaşacağı tahminleri yapılıyor. Hatırlatalım, glütensiz ürün talebi yalnızca çölyak hastalarından değil, sağlıklı beslenme hassasiyeti olan tüm tüketici gruplarından geliyor. Ülkemizde çölyak hastalığına yönelik teşhislerin artması, üretimini hızlandırdığı glütensiz ürün kategorisinin gelişiminde, market zincirlerin duyarlılığı ve ihracat imkanları da önemli rol oynadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79013</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 11 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/Det3R5xok50" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-rotasi-gucun-haritasi-turkiyenin-cok-katmanli-enerji-hamlesi-79016</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolün rotası, gücün haritası; Türkiye’nin çok katmanlı enerji hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara diplomatik kulislerinde Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de tartışmalı deniz yetki alanlarını resmîleştirmek için parlamentoya yasa tasarısı sunmaya hazırlandığı konuşulmaya başlandı. Bu gerçekleşirse, Türkiye deniz yetki alanı iddialarını hukuki zemine oturtmaya yönelik ilk resmi adımı atmış olacak.</strong></p>
<p>İran savaşı, küresel enerji meselesinin yalnızca kaynak paylaşımı değil, aynı zamanda güzergâh kontrolü ve siyasi etki üretme aracına dönüştüğünü ortaya koydu.<br />Türkiye de ortaya çıkan bu yeni küresel enerji tedariki sisteminde kendisini “tüketici” ya da “pasif transit ülke” olarak değil, bölgesel enerji mimarisinin aktif tasarımcısı olarak konumlandırmak üzere harekete geçti.<br />Ankara, mayıs ayıyla birlikte, Cezayir’den Körfez Arap ülkelerine, Ermenistan’dan Libya’ya ve Avrupa’ya kadar geniş yelpazede -deyim yerindeyse- diplomatik atağa geçmiş durumda. Atılan tüm diplomatik ve yasal adımlar, Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu enerji mimarisini şekillendiren bir “merkez aktör” olma hedefine ulaştırmayı içeriyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz: Enerji güzergâhı </strong><strong>rekabeti derinleşiyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji yollarındaki merkez ülke olma amacına karşı en büyük meydan okuma Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs Rum-Yunan-Fransa ve İsrail cepheleşmesi olacak gibi;</p>
<p>Şimdilerde bu “cepheye” Mısır’ın da katılması yolunda adımlar atılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Kıbrıs adası açıklarındaki gaz sahalarının Mısır üzerinden LNG olarak Avrupa’ya taşınması yönündeki model, bölgesel enerji mimarisini yeniden şekillendirip, Ankara’yı “devre dışı” bırakmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu çerçevede özellikle Kıbrıs açıklarındaki gaz sahalarının Mısır üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) olarak Avrupa’ya taşınması planı öne çıkıyor. Bu modelde amaç, yeni bir boru hattı yatırımı yerine mevcut alt yapıyı kullanarak daha hızlı ve daha düşük maliyetli bir ihracat sistemi kurmak gibi duruyor.<br />Kıbrıslı Rumların ENI ve TotalEnergies ile imzaladıkları anlaşmalar üzerinden geliştirmeye çalıştıkları bu yapı, Mısır’ı fiili bir enerji çıkış kapısına dönüştürürken, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu “en ekonomik rota Anadolu üzerinden geçer” tezini çürütmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin karşı hamlesi; deniz </strong><strong>yetki alanları yasal düzenlemesi</strong></p>
<p>Türkiye’nin de Doğu Akdeniz’de inşa edilmeye çalışılan bu yeni enerji tedarik yoluna karşı hamlesi yasal bir adım olacak gibi duruyor.<br />Ankara diplomatik kulislerinde Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de tartışmalı deniz yetki alanlarını resmîleştirmek için parlamentoya yasa tasarısı sunmaya hazırlandığı konuşulmaya başlandı. Bu gerçekleşirse, Türkiye deniz yetki alanı iddialarını hukuki zemine oturtmaya yönelik ilk resmi adımı atmış olacak.<br />Böylece Türkiye, Doğu Akdeniz’deki potansiyel doğal gaz kaynakları üzerindeki hak iddialarını resmen ilan etmiş olacak.</p>
<p><strong>Cezayir hattı: Kuzey Afrika enerjisi </strong><strong>Türkiye üzerinden Avrupa’ya</strong></p>
<p>Türkiye TBMM’de atılabilecek yasal adımın yanı sıra, bölgedeki diğer enerji tedarikçisi ülkelerle iş birliği mekanizmaları kurarak, Rum-Yunan-İsrail hamlesini boşa çıkarma arayışında.<br />Cezayir Cumhurbaşkanı Tebboune’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında atılan adımlar, Kuzey Afrika gazının Avrupa pazarına erişiminde Türkiye’yi kritik bir ara merkez haline getirmeyi amaçlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Cezayir’den yıllık 6,5 milyar metreküp gaz alımı yapılacağını, bu miktarın zaman içinde artacağını söylemesi önemli. Bayraktar’ın açıklamasında Cezayir’den Türkiye’ye gelecek gazın Avrupa’ya gönderilebileceğini de vurgulaması ayrıca anlamlı.<br />Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cezayirli mevkidaşını bizzat havaalanına giderek karşılaması, Tebboune’ye Devlet Nişanı tevdi edilmesi, sembolik jestler gibi görünse de ardında çok daha derin anlamları olduğunu da söylemek mümkün. Hem Türkiye, hem de Cezayir son dönemde özellikle Fransa ile ciddi gerilimler yaşıyor. Fransa Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan-İsrail ekseni yanında açıkça konumlanırken, Cezayir ile de Afrika ve Akdeniz’deki etki rekabeti konusunda ciddi krizler yaşıyor. Ankara-Cezayir hattı bu açıdan Paris’e karşı da kritik dış politika mesajları içeriyor.</p>
<p><strong>Körfez diplomasisi: Enerji </strong><strong>güvenliği merkezli esnek ağ</strong></p>
<p>Türkiye’nin BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt ile eşzamanlı yürüttüğü diplomatik açılımı da yine “bölgesel ve küresel enerji tedarik yolları rekabetinin” bir yansıması olarak okumak mümkün.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta BAE Devlet Başkan Yardımcısı Mansour bin Zayed Al Nahyan ile, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise Suudi Arabistan ve Kuveytli mevkidaşları ile ayrı ayrı görüşmelerde bulundular. Her üç görüşmenin de  ana gündemini İran savaşıyla birlikte ortaya çıkan Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji güvenliği riskleri, petrol ve LNG akışlarının sürdürülebilirliği ve bölgesel güvenlik koordinasyonu oluşturdu.</p>
<p>Körfez ülkeleri ürettikleri petrol ve doğalgazı dünyaya pazarlayabilmek için Hürmüz Boğazı’na alternatif bir güzergah arayışına girmişken, Türkiye buna karşı ürettiği alternatif Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşacak boru hatları sistemini öne çıkarmaya çalışıyor.</p>
<p>Irak Kürdistan Özerk Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesini de bu tabloya eklemek gerek; Ankara, Körfez’i Avrupa’ya bağlaması planlanan ve Irak-Türkiye üzerinden geçen “Kalkınma Yolu” projesini, Yunanistan ve İsrail’in kurmaya çalıştığı IMEC ticaret yoluna alternatif olarak geliştirmek istiyor. Bu açıdan Irak’ta hem Bağdat’la, hem de Kuzey Irak’taki Kürt gruplarla iyi ilişkiler Türkiye açısından elzem. Nitekim, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan El Zeydi’nin de, bakanlar kurulunu oluşturup Meclis onayı aldıktan hemen sonra, ilk yurtdışı gezisini Ankara’ya yapması bekleniyor. </p>
<p>Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de saflar iyiden iyiye belirginleşiyor. </p>
<p><strong>Yıldırımhan: Stratejik </strong><strong>eşik mi, jeopolitik mesaj mı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin SAHA Expo’da tanıttığı “Yıldırımhan” kıtalararası balistik füze projesini de Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki enerji rekabeti ile birlikte okumakta fayda var.</p>
<p>Yıldırımhan projesi,  teknik bir savunma programının ötesinde, stratejik kapasite ve jeopolitik niyet tartışmalarını da beraberinde getirdi. 6.000 kilometreyi aşan menzil ve üç tonluk faydalı yük kapasitesi iddiasıyla ortaya koyulan proje, daha ilk günden Yunan ve İsrail basınında en çok konuşulan konu haline geldi. Yorumlar, Ankara’nın caydırıcılık mimarisini bölgesel ölçekten daha geniş bir stratejik çerçeveye taşımayı hedeflediği yönünde.</p>
<p>Türkiye Yıldırımhan projesi ile birlikte, “bölgesel savunma” yaklaşımından “uzun menzilli stratejik erişim” hedefine yöneliyor.</p>
<p>Her ne kadar sistemin operasyonel statüsü henüz netleşmemiş olsa da, ortaya konulan teknik parametreler Doğu Akdeniz’den Avrupa içlerine uzanan geniş bir coğrafyada yeni denge hesaplarını gündeme getiriyor.</p>
<p>Söz konusu menzil kapasitesi, teorik olarak İsrail ve Fransa gibi Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Avrupa jeopolitiğinde rekabet eden aktörleri de kapsayan bir etki alanını  da beraberinde getiriyor. Bu durum, projenin yalnızca askeri değil, aynı zamanda algısal bir stratejik mesaj taşıdığı yorumlarını da güçlendirir nitelikte.</p>
<p>Türkiye’nin mevcutta sahip olduğu sistemler — bölgesel caydırıcılık sağlayan platformlar dahil — dikkate alındığında, yeni projenin savunma doktrininde nicelikten ziyade niteliksel bir sıçrama hedeflediğini de söylemek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-rotasi-gucun-haritasi-turkiyenin-cok-katmanli-enerji-hamlesi-79016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/turkiye-1778473888.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün rotası, gücün haritası; Türkiye’nin çok katmanlı enerji hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-5-binlik-banknot-lazim-79015</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bize 5 binlik banknot lâzım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>200 lirayı vale dahi kabul etmez oldu. Oysa ilk çıktığında 132 dolar ediyordu ve şimdi ancak 4 dolar 41 cent ediyor. Çıktığı günkü alım gücüne erişmesi için yeni en büyük kupürümüz 5 bin lira olmalı</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Belli ki enflasyonu çözemiyoruz. <strong>Orta Vadeli Programı</strong> da <strong>enflasyon hedefini</strong> de güncelleyemiyoruz. Hiç değilse bu yüksek enflasyonun tahribatlarından bir kısmını güncellesek? Misal liramızın en büyük kupürü olan <strong>200 TL alım gücü</strong> an itibarıyla <strong>4 dolar 41 cent</strong>’e gerilemiş durumda.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa 200 liralığın çıktığı <strong>2 Ocak 2009</strong>’da <strong>131 dolar 60 cent</strong> idi. Tedavüle çıktığı günkü alım gücünü koruması için bugün <strong>132 dolara denk</strong> olacak şekilde en düşük kupür olarak <strong>5 bin liralık</strong> <strong>banknot</strong> basmak gerekiyor. Ancak bu sayede <strong>ATM’ler</strong>, cüzdanlarımız, <strong>cebimiz</strong> rahatlayabilecek.</p>
<p><strong>20.000.000’LUK TÜRK LİRASI BANKNOTLARINA DOĞRU…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Halen banknot düzenimiz, <strong>5</strong>, <strong>10</strong>, <strong>20</strong>, <strong>50</strong>, <strong>100</strong> ve <strong>200</strong> şeklinde. Bir sonraki adımda sırasıyla <strong>500</strong>’lük, <strong>1000</strong>’lik, <strong>2500</strong>’lük ve <strong>5 binlik</strong> basılacak. Enflasyonun şimdiki düzeyinde devamı halinde, <strong>10.000</strong>, <strong>20.000</strong>, <strong>50.000</strong> devam edip 2005’te <strong>YTL</strong> geldiğindeki gibi <strong>20.000.000</strong> kupürleri de gelebilir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ancak hükümet, muhalefetin diline “<strong>enflasyon parası</strong>” lafını vermemek için <strong>200 liradan yüksek kupür basmıyor</strong>. Ayrıca <strong>nakit alışverişi zorlaştırıp</strong> paranın bankalar, <strong>kredi kartları</strong> üzerinden takibine yönlendirilmemiz söz konusu. Bu gidişin sonu belli; <strong>her 3-4 yılda liraya 1 sıfır daha eklemek</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / 5 binlik banknota dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kupür artırmanın kuralı nedir?</em></strong></p>
<p>Merkez bankaları, piyasadaki banknotlar içinde <strong>en yüksek kupürlünün sayısı</strong>, tedavüldeki toplam paraların <strong>yarısını aşınca</strong>, bir üst kupüre geçilir. Şu anda 200 liranın tedavüldeki oranı; <strong>%61</strong>’i aştı bile.</p>
<p><strong><em>Ne gibi sorunlara yol açıyor?  </em></strong></p>
<p>Eskiden ATM’ler <strong>birkaç günde bir</strong> doldurulurdu. Şimdi <strong>günde 3 kez</strong> dahi dolduruluyor zira <strong>hazneleri</strong> sınırlı. <strong>Cüzdanlar</strong> şişiyor, satınalma gücü yerlerdeki 200 liranın kendisi dahi <strong>bozuk para halini</strong> almış.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ENFLASYON ATM’LERDEN TAŞTI</strong></p>
<p>Duvardaki makinelere gidiyor, <strong>4 haneli şifren</strong>i giriyor <strong>ve 50 lira</strong> talep ediyorsun. O eskidendi. Hatta <strong>Halkbank’ın ATM’leri</strong>, 5 liralık dahi verirdi. Sonraları <strong>5</strong>, <strong>10</strong>, <strong>20</strong> hatta <strong>50 liralık</strong> vermez oldu. Çoğu kez <strong>100 liralık dahi veremeyen</strong> var. Neden? Zira <strong>en yüksek kupür 200’lük</strong>, adeta <strong>bozuk para it</strong>ibarında…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BANKNOT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Türk Lirası</strong>: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın banknot matbaasında basılan kupürler</p>
<p><strong>Yeni Türk Lirası</strong>: Enflasyon yüzünden pula dönen liramızdan atılan 6 sıfırdan sonraki basılanlar</p>
<p><strong>Senyoraj</strong>: Paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı (nominal) değer arasındaki fark</p>
<p><strong>Dolar senyorajı</strong>: 100 doların üretim maliyet 13 cent. Geriye kalan 199 dolar 87 cent karşılığı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-5-binlik-banknot-lazim-79015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/5/1280x720/5-binlik-banknot-1778479800.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bize 5 binlik banknot lâzım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda tahmin ve hedef açıklanmasa daha mı iyi ki!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yıllarca kamuda görev yapan ve görev süresi boyunca ekonomik konularda bir dizi karara imza atan, kamuda yaptığı işlerin başında da enflasyonla mücadele etmek gelen biri yurt içinde ya da dışında iş aramak durumunda kalsa, CV'sinde de enflasyona ilişkin bu hedef ve gerçekleşmeler yazsa, bu kişi dünyanın hiçbir yerinde iş bulamaz. </strong></p>
<p>Başlıktaki önerime ne dersiniz! Şimdiye kadar ne Merkez Bankası’nın enflasyon hedef ve tahmini tutmuş, ne orta vadeli programda ilan edilenler… Tüm hedefler kağıt üstünde kalmış ve kalmaya da devam ediyor.</p>
<p>Rahmetli annemin çok farklı bir konudaki önerisi geliyor aklıma. Çocukluğumda gerek kulüp takımları, gerek milli takım futbolda Avrupa’da hüsrana uğradıkça annem bizim üzüldüğümüzü görür ve şöyle derdi: “<strong>Onlar da oynamasın!</strong>”</p>
<p>Doğru ya, Türk takımları maç yapmadı mı yenilmez ve bizler de üzülmezdik. Onun derdi, çocuklarının üzülmesine yol açan etkeni ortadan kaldırmaktı.</p>
<p>İşte ben de annemi anarak içimden acaba Merkez Bankası ve hükümet enflasyon hedefi açıklamasa da hiç olmazsa yanılmaktan kurtulsa mı ki diye geçirmeden edemiyorum.</p>
<h2>Bir kere de tutturun!</h2>
<p>Orta vadeli program çerçevesinde her yıl içinde bulunulan yılın enflasyon tahmini ile gelecek üç yılın enflasyon hedefi açıklanır. Program genellikle eylül aylarında açıklandığı için o yılın enflasyon tahmini tam değilse de büyük ölçüde tutar, en azından gerçekleşmeye yaklaşılır. Ama ya sonraki yılların hedefi?</p>
<p>Diğer yandan Merkez Bankası da enflasyon raporları çerçevesinde yılda dört kez içinde bulunulan yılın ve izleyen iki yılın enflasyon tahminini açıklar. Merkez Bankası geçen yılın üçüncü raporuyla birlikte bir değişikliğe gitti ve tahminlerden ayrı olarak ara hedef de açıklamaya başladı ve ara hedeflerin çok önemli gelişmeler olmadığı sürece değiştirilmeyeceği belirtildi. Nitekim 2025 ve 2026 için açıklanan ara hedeflerde de bir değişiklik yapılmadı.</p>
<h2>Ne öngörülüyor, ne oluyor?</h2>
<p>Gerek orta vadeli programda öngörülenler, gerek Merkez Bankası’nın hedefleri…</p>
<p>Gerçekleşen orana yaklaşan bile yok!</p>
<p>2021’den bu yana olan dönemin hedeflerini ve gerçekleşmelerini tabloda görebilirsiniz. Birkaç örnek verelim…</p>
<p>● 2021 yılı için tek haneli hedefle yola çıkılmış; Merkez Bankası’nın tahmini (o dönem hedef değil tahmindi) yüzde 9,4. Peki ya gerçekleşme; tam yüzde 36. “<strong>Küçük</strong>” bir sapma yaşanmış yani!</p>
<p>● 2021 yılı yüzde 36 ile kapatılmış, Merkez Bankası 2022’nin ilk raporunu açıklıyor, yani 36 biliniyor, buna rağmen Merkez Bankası 2022 tahminini yüzde 23 olarak ilan ediyor. Dönemin yönetimi acaba o yıl neyin değişeceğini ve 36’dan 23’e inileceğini öngördü? Hele hele 2022’de yüzde 23 bekleyen Merkez Bankası, neye dayanarak 2023’te 8 ve 2024’te 5 enflasyon tahmin etmiş acaba? Merkez Bankası, 2022’nin ocak ayındaki oranın çok yüksek geleceğini (yüzde 11,1) hiç mi öngöremedi? Demek ki öngörememiş; yoksa bir ayda ayda yüzde 11,1 (hadi 10 dolayında diyelim), enflasyon gelebileceği görülse yılın tümü için 23 denilir miydi? Ya da daha kötüsü gidişatın ne olacağı görüldüğü halde 23 denilmek zorunda mı kalındı? Gerçi gerçekleşmeyle çok fark yok(!) o yılın enflasyonu yalnızca yüzde 64 oldu.</p>
<p>Diğer yıllar da çok farklı değil. İlk tahminler olarak bakalım...</p>
<p>● 2023’te ilk tahmin yüzde 22, gerçekleşme yüzde 65.</p>
<p>● 2024’te ilk tahmin yüzde 36, gerçekleşme yüzde 44.</p>
<p>● 2025’te ilk tahmin yüzde 24, gerçekleşme yüzde 30.</p>
<p>● 2026’da ise ilk hedef yüzde 16, şimdi perşembe günü açıklanacak karar bekleniyor. Dört ayda ulaşılan yüzde 14,64’ten sonra 16’ya şunun şurasında yalnızca yüzde 1,19 kalmış; sekiz ay için 1,19! Merkez Bankası “<strong>Yok, ben kararlayım, 16 değişmeyecek</strong>” mi diyecek, yoksa “<strong>Savaş yüzünden genel eğilim çok değişti, bu oranı daha gerçekçi düzeye çıkaracağım</strong>” diyerek revize mi edecek, perşembe günü görülecek. Ama bir revizyon söz konusu olursa 16 ne kadar yukarı çıkarılacak, yani Merkez’in kabul ettiği “<strong>gerçekçi düzey</strong>” hangi orana denk gelecek, o da merak konusu.</p>
<h2>Ya OVP’deki oranlar?</h2>
<p>Merkez Bankası’nın tahmin ve hedefleri tutmuyor da sanki hükümetin taahhüt belgesi niteliğindeki orta vadeli programlarda yer alan hedefler tutuyor mu, ne gezer!</p>
<p>Zaten hükümet taahhüt ettiği OVP’deki hedefleri tutturabiliyor olsa, herhalde Merkez Bankası’ndan hesap sorar. Gerçi enflasyonla mücadele görevi Merkez Bankası’nın ama bu mücadelede hükümetin hiç mi rolü yok; acaba bu yüzden mi hesap sormaya niyetlenilmiyor?</p>
<p>OVP’deki hedeflerde de gerçekleşmeye yaklaşabilen bir oran ara ki bulasın!</p>
<p>● 2021’de yüzde 8 öngörülmüş, gerçekleşme yüzde 36; “küçük” bir sapma, 1 öngörülmüş, 4 olmuş!</p>
<p>● 2022’de öngörülen yaklaşık 10, gerçekleşen 64. Sapma 1’e 6’dan fazla.</p>
<p>● 2023’te önceki yıllara göre çok gerçekçi bir yaklaşım var. Öngörülen 25, gerçekleşen 65.</p>
<p>● 2024’te hedef neredeyse tutacakmış; 33’e 44.</p>
<p>● 2025’te yine fazla iyimserlik; öngörülen 17,5, gerçekleşen 30.</p>
<p>● 2026 belli değil, öngörülen 16, gerçekleşme bakalım ne olacak.</p>
<h2>Bu CV ile kimse iş vermez</h2>
<p>Yıllarca kamuda görev yapan ve görev süresi boyunca ekonomik konularda bir dizi karara imza atan, ayrıca ülke ekonomisine yön veren çok önemli düzenlemelerde söz sahibi olan deneyimli bir isim bir nedenle kamudaki görevinden ayrılıp özel sektörde yurt içinde ya da dışında iş aramaya başlasa…</p>
<p>Bu kişinin CV’sini isteseler; yaptığı işlerin başında enflasyonu düşürmek gelen bu kişinin uzattığı CV’de enflasyonla ilgili bu hedef ve gerçekleşmeler yazsa…</p>
<p>Bu kişi dünyanın hiçbir yerinde iş bulamaz.</p>
<p>Daha fazla söze gerek var mı?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015aad2a62a-1778473645.png" alt="" width="480" height="746" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enflasyon-alisveris.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda tahmin ve hedef açıklanmasa daha mı iyi ki! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hataydaki-okulumuzda-tek-cam-bile-kirilmadi-yine-de-onarip-bir-de-atolye-ekledik-79012</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatay’daki okulumuzda tek cam bile kırılmadı, yine de onarıp bir de atölye ekledik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ANTAKYA </strong>Lisesi mezunu <strong>Erol Bilecik, </strong>1983 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi’ni kazandığında şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Babam Abbuş Bilecik, Antakya’da mobilya konusunda bilinen bir isim. Kemal Abim, babamla beraber. Ablam Birten Bilecik de Antakya’da yaşamaya devam ediyor. Benim için yol haritamı İstanbul’da çizmenin zamanı geldi.</strong></p>
<p>Eşi <strong>Ayşe İnci </strong>Hanımı üniversite yıllarında, aynı sınıfta öğrenciyken tanıdı. Üniversiteyi 1987 yılında bitirdi. 1989 yılında da İndex Bilgisayar A.Ş.’yi kurdu. Şirketi büyüdükçe aklında şu geçti:</p>
<p>-          <strong>Mütevazı bir esnaf çocuğuyum. Cumhuriyetimizin imkanlarıyla iyi bir eğitim alma fırsatı buldum. Cumhuriyet düzeninde iyi eğitim alıp çalıştıkça </strong>“bonkör imkanlar”<strong>la karşılaşmak mümkün hale geliyor. Ben bunu yaşayarak kendi örneğimde gördüm.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0158bc2b0be-1778473148.jpg" alt="" width="700" height="469" /></strong><strong>Erol Bilecik, </strong>2000’li yılların başlarında memleketi Hatay’a bir okul yaptırmayı düşünmeye başladı:</p>
<p>-          <strong>Bir elle aldık, diğer elin de boş kalmaması lazım. Yani, bu topraklarda büyüdüm, kazandım. Doğup büyüdüğüm topraklara borcumu ödeme zamanı geldi.</strong></p>
<p>Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valilikle bağlantı kurdu, hedefini paylaştı. Dönemin Hatay Valisi <strong>Ahmet Kayhan, Erol Bilecik</strong>’e okul yaptırma konusunda şu yolu gösterdi:</p>
<p>-          <strong>İlimizde 1944 yılında Erkek Sanat Enstitüsü olarak kurulmuş, şu anda Hatay Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi adıyla eğitim devam ettiği okulumuz var. Siz meslek lisemizin binasını yenileyin.</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>dönemin Hatay Valisi <strong>Kayhan</strong>’ın önerisini hemen benimsedi. 2007 yılında inşaat başladı. 2008 yılında da okul, <strong>“Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”</strong>ne dönüştü. 2005-2018 döneminde okulun müdürü olan <strong>Sabri Tazeaslan </strong>da <strong>Erol Bilecik</strong>’e destek verenler arasında yer aldı. <strong>Bilecik, </strong>kendi adını taşıyan okula zamanla laboratuvar ekledi, kültür ve kongre merkezi yaptırdı.</p>
<p>6 Şubat 2023 Pazarcık ve Elbistan depremlerinin hemen ardından abisi <strong>Kemal </strong>Bey, Okul Müdürü <strong>Ömer Levent Sekban</strong>’la haberleşip binayı kontrol ettirdi. Binada tek bir cam bile kırılmamıştı. Yine de <strong>Erol Bilecik</strong>’in içi rahat etmedi:</p>
<p>-          <strong>Az hasarlı gibi kabul edip binayı güçlendirip onaralım. Ayrıca annemle babamın adını taşıyacak bir atölye binasını da ekleyelim.</strong></p>
<p>Index Group Yönetim Kurulu Başkanı, Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı (BEEV) Kurucusu <strong>Erol Bilecik, </strong>danışmanı <strong>Asuman Bayrak</strong> aracılığıyla davet etti, iki meslektaşımla Hatay’a gittik, <strong>“Semiha-Abbuş Bilecik Atölyeleri”</strong>nin açılışına katıldık.</p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>Hatay Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>Hatay İl Milli Eğitim Müdürü <strong>Harun Tüysüz, </strong>Hatay Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hikmet Çinçin, “Girişimde Kadın Gücü” </strong>toplantısı için o gün kentte bulunan TÜSİAD Başkanı <strong>Ozan Diren, </strong>Başkan Yardımcısı <strong>İzzet Özilhan, </strong>TÜRKONFED Başkanı <strong>Süleyman Sönmez, </strong>SEDEFED Başkanı <strong>Emine Erdem, </strong>Anadolu Holding Onursal Başkanı <strong>Tuncay Özilhan </strong>ve Türkiye İş Bankası Genel Müdürü <strong>Hakan Aran</strong>’ın katıldığı açılışta şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Depremden etkilenen bölgelerde kalıcı ve sürdürülebilir katkı üretmenin yolunun eğitimden geçtiğine inanıyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe donanımlı şekilde hazırlanması için attığımız her adım, aslında ülkemizin yarınlarına yapılan bir yatırımdır.</strong></p>
<p>Antakya’ya gönül bağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Merkez ilçemiz Antakya’ya, Hatay’a gönül bağım var. Bu bağ son nefesime kadar devam edecek. Index Group’ta CEO olan oğlum Kaan, şu anda yurt dışında bulunan kızım Naz, bu bağı sürdürecek. Eğitime desteklerimiz vakfımız BEEV üzerinden devam edecek.</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>eğitime dönük desteklerini BEEV’i kurarak daha kurumsal hale getirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Zaman içinde yeni okul bağışlarımız da gündeme gelebilir…</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>adını taşıyan okulun dergisinde yer alan yazısında da şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye için hayal ettiğimiz ilerlemenin ve güzel ülkemize olan sorumluluğumuzu yerine getirmenin şüphesiz en güçlü yolu eğitimdir.</strong></li>
<li><strong>Cumhuriyetimizin kurucusu ve her şeyimizi borçlu olduğumuz Atamızın dediği gibi: </strong>“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.”</li>
<li><strong>İşte bu yüzden yıllardır ve ısrarla ve hiç pes etmeden, eğitim konusunu ülke gündemine taşımak için elimizi taşın altına koyuyoruz, bu fedakarlığa da devam edeceğiz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>başta doğup büyüdüğü Antakya-Hatay olmak üzere, eğitime desteğini sürdürüyor, BEEV üzerinden devamını getireceği sözünü veriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">210 okul yerle bir oldu, 78 okul bağışlarla yapıldı, 17’sinin inşası sürüyor</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, “Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Semiha &amp; Abbuş Bilecik Atölyeler Binası”</strong>nın açılışında 6 Şubat 2023 depremlerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da 210 okul yerle bir oldu. Yüzlercesi de hasar aldı. Hasar alan okullardan 145’i güçlendirildi, 944’ü de onarıldı.</strong></p>
<p>Tamamen yıkılan 210 okulun yerine 232 okul inşa edildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bunlardan 78’i bağışçılar tarafından yaptırıldı. Halen 61 okulun daha inşası sürüyor. Bunların da 17’sini hayırseverler yaptırıyor.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0158d08c5f8-1778473168.jpg" alt="" width="700" height="557" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Küçük dokunuş, büyük değişimlerin başlangıcıdır</span></h2>
<p><strong>INDEX </strong>Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erol Bilecik</strong>’in davetiyle gittiğimiz Hatay’da kurucusu olduğu BEEV’in <strong>“Kıvılcım Seferberliği”</strong>ne de tanıklık ettik.</p>
<p>Kurucu Genel Müdürlüğünü <strong>Neyran Akyıldız</strong>’ın yürüttüğü <strong>“Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı” (BEEV), </strong>Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Diyarbakır’da toplam 100 okulda <strong>“Kıvılcım Temel Okul Destek Programı”</strong>nı başlattı.</p>
<p>Hatay’da 55 okula 5’er dizüstü bilgisayar, birer yazıcı içeren paketler ulaştırıldı. Antakya Ortaokulu ve Ekinci Atatürk Ortaokulu’nda teslimler <strong>Erol-İnci Bilecik, Kaan-Beste Bilecik, Neyran Akyıldız, Kemal Bilecik </strong>ve <strong>Birten Bilecik</strong>’in katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>BEEV Genel Müdürü <strong>Neyran Akyıldız, “Kıvılcım Temel Okul destek Programı”</strong>yla ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>-          <strong>Hatay’daki 55 okula toplam 275 bilgisayar ve 55 yazıcı ulaştı. Kahramanmaraş, Adıyaman ve Diyarbakır’la birlikte toplam 500 bilgisayar, 100 yazıcı dağıtmış olacağız. 25 bini aşkın öğrencinin dijital olanaklara erişimini sağlamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>BEEV, dijital altyapısı yetersiz okullarda sürdürülebilir dijital erişim imkanı oluşturarak öğretmenler ve öğrenciler için eşit bir başlangıç zemini kurmayı hedefliyor. Program kapsamındaki okullar, </strong>“Kıvılcım Öğretmen Ağı”<strong>na dahil oluyor.</strong></p>
<p>BEEV’in çalışmalarının çerçevesini çizdi:</p>
<p>-          <strong>BEEV, donanıma erişim, dijital yetkinliklerin geliştirilmesi, burs ve kariyer olanaklarına erişim ile bilişim hakkı farkındalığı alanlarında çalışmalar yürütüyor. </strong>“Kıvılcım Öğretmen Ağı”, “BEEV Akademi” <strong>eğitimlerine erişimi sağlayacak.</strong></p>
<p>BEEV Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erol Bilecik, </strong>programı <strong>“dönüşüm yolculuğu” </strong>olarak gördüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Okullarımızda kurulan her dijital erişim imkanı, yalnızca bilgiye değil, dünyaya açılan bir kapıdır. Çünkü, biliyoruz ki bazen küçük görünen bir dokunuş, büyük değişimlerin başlangıcı olabilir…</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bir kıvılcım yeter…</strong></p>
<p>Index Gorup CEO’su <strong>Kaan Bilecik </strong>de şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          “Kıvılcım Paketleri ve Programı” <strong>ile bir kez dokunup, sonra unutmak söz konusu değil. Aramızda sürdürülebilir bir yolculuk olacak.</strong></p>
<p><strong>Neyran Akyıldız, “Anadolu’nun Genç Güçleri Bilişimde Aydınlanıyor” </strong>başlıklı staj programı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Her yıl 10-15 üniversite öğrencisi Index Group şirketlerinde 1 ay staj olanağı bulabiliyor. Söz konusu öğrencilerin konaklaması, yeme-içmesi, her ihtiyaçları karşılanıyor. Bu öğrenciler arasından okullarını bitirdikten sonra Index Group’ta işe girenler de oluyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hataydaki-okulumuzda-tek-cam-bile-kirilmadi-yine-de-onarip-bir-de-atolye-ekledik-79012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/erol-bilecik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatay’daki okulumuzda tek cam bile kırılmadı, yine de onarıp bir de atölye ekledik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsd-acil-eylem-cagrisinda-bulundu-79011</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGSD acil eylem çağrısında bulundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye tekstil ve hazır giyim sektörü, artan maliyetler, daralan ihracat pazarları ve küresel rekabet baskısıyla kritik bir dönemeçten geçerken, en büyük pazarlarda yapılan yeni düzenlemeler, baskıyı daha da artırıyor. Bu düzenlemelerden birini de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması (GPA) kapsamındaki kararlar oluşturuyor. DTÖ Kamu Alımları Anlaşması (GPA), taraf ülkelerin kamu alımları pazarlarını karşılıklı olarak açmalarını ve açık, adil ve şeffaf rekabet koşulları sağlamalarını amaçlayan çok taraflı (plurilateral) bir anlaşma olarak öne çıkıyor. Mevcut durumda, anlaşmanın AB ve 27 üye ülkesi dahil olmak üzere 49 DTÖ üyesini kapsayan 22 tarafı bulunuyor. Anlaşma, yıllık tahmini 1,7 trilyon doları değerinde bir kamu alımları pazarını uluslararası rekabete açıyor. Türkiye, 1995 yılından bu yana DTÖ üyesi olmasına rağmen, GPA'ya taraf olmadı ve gözlemci statüsünde kalmayı tercih etti. </p>
<h2>Uzakdoğulu şirketlere de sınır </h2>
<p>Ancak Türkiye’nin GPA’ya taraf olmaması, Türk firmalarının başta en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği olmak üzere GPA üyesi ülkelerin kamu alımları ihalelerine girmesini büyük ölçüde engelliyor. Bu durum sadece hazır giyim ve tekstil sektörünü değil; demir-çelikten makineye kadar birçok ihracatçı sektörü dezavantajlı konuma itiyor. Son dönemde AB’nin bu kuralları çok daha sert uygulamaya başladığı belirtiliyor. Özellikle Uzakdoğulu şirketlerin kamu ihalelerine girişini sınırlandırmak isteyen AB, kamu alımlarında “yalnızca GPA üyeleri katılabilir” şartını daha yaygın kullanıyor. Bu nedenle Türkiye’nin GPA’ya katılması, tam da bu dönemde Türk şirketleri için önemli bir fırsat yaratabilir. Çünkü AB’de üretim altyapısı birçok alanda Türkiye kadar güçlü değil. Türkiye’nin GPA’ya taraf olması halinde, ihalelere katılan Avrupalı şirketlerin Türk üreticilerle ortak çalışması ya da Türk tedarikçileri tercih etmesi gerekecek. Bu da Türk şirketlerine AB pazarında daha güçlü, daha avantajlı ve görece daha düşük rekabetli bir üretim ve satış imkanı sağlayabilir.</p>
<h2>TGSD’den acil eylem planı çağrısı </h2>
<p>Konunun önemine dikkat çeken Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği, bir dosya hazırlayarak Ticaret Bakanlığı’na da iletti ve acil eylem çağrısında bulundu. Bilgi notunda, özellikle Avrupa Birliği’nin kamu alımlarında giderek daha sert uyguladığı “yalnızca üyeler” politikası nedeniyle Türk firmalarının üniforma, iş kıyafetleri, hastane tekstili ve askeri tekstil gibi alanlardaki kamu ihalelerine erişemediği ifade edildi. Bu durumun, Türk üreticilerinin AB’deki rekabet gücünü zayıflattığı kaydedildi. Sektörün son yıllarda ciddi ihracat kaybı yaşadığına dikkat çekilen notta, 2022 yılında 21,2 milyar dolar olan hazır giyim ihracatının 2025’te 16,7 milyar dolara gerilediği belirtildi.</p>
<p>Çin ve Bangladeş gibi Asya ülkelerinin yanı sıra Mısır’ın düşük maliyet avantajıyla AB pazarında agresif şekilde büyüdüğü, Hindistan’ın AB ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması sayesinde elde ettiği sıfır gümrük avantajının da Türkiye açısından baskıyı artıracağı ifade edildi. Bilgi notunda, Türkiye’nin GPA’ya katılması halinde Türk firmalarının AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi büyük kamu alımları pazarlarına doğrudan erişim sağlayabileceği vurgulandı. Ayrıca kamu alımlarının teknik tekstil, koruyucu kıyafet ve yüksek standartlı ürün talebi oluşturduğu, bunun da sektörü daha yüksek katma değerli üretime yönlendireceği kaydedildi. TGSD’nin, Ticaret Bakanlığı’ndan GPA’ya katılım sürecinin başlatılması için diplomatik ve teknik hazırlıkların hızlandırılması çağrısında bulunduğu bilgi notunda ayrıca, üyeliğin tekstil ve diğer stratejik sektörlere etkilerini analiz edecek kapsamlı bir çalışma yapılması ve müzakerelerde Türkiye’nin hassas sektörlerini koruyacak geçiş mekanizmalarının kullanılması önerildi.</p>
<h2>Bir zorunluluk haline geldi </h2>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan TGSD Başkanı Toygar Narbay, “Hedef katma değerli üretim ki bunun içinde teknik tekstiller çok önemli bir yer tutuyor. Teknik tekstiller en çok kamuda kullanılıyor. Polis, güvenlik güçleri, kamu Personeli (saha ve ofis), itfaiye, orman çalışanları, Hastaneler vb... Bunların hepsi kamu ihaleleri ile alım yapıyorlar. GPA üyesi olmak zorunluluk haline geldi ihalelerde. Hali hazırda bir Türk firma ne ihalelere katılabilir ne de ihaleyi kazanan yabancı firma GPA üyesi olmayan ülkede üretim yaptırabilir. Dolayısı ile büyük ve katma değeri yüksek bir pazara üretim yapma fırsatını ıskalamış oluyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GPA üyeliği ekonomik ve stratejik olarak hangi avantajları sağlıyor?</span></h2>
<p>TSD’nin bilgi notunda Türkiye'nin GPA’ya katılımı, tekstil sektörü başta olmak üzere genel ekonomi üzerinde çok boyutlu olumlu etkiler yaratacağı vurgulanarak bu faydalar şöyle sıralandı: </p>
<p>▶ Yeni ihracat pazarlarına erişim: Türk tekstil ve hazır giyim firmaları, AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi devasa kamu alımları pazarlarına doğrudan erişim sağlayarak ihracat hacimlerini önemli ölçüde artırabilecek. </p>
<p>▶ Rekabet gücünün yeniden tesis edilmesi: AB'nin kısıtlayıcı politikalarının aşılmasıyla, Türk firmaları Asyalı rakiplerine karşı kaybettikleri pazar paylarını, kamu alımları kanalıyla telafi etme fırsatı bulacak. </p>
<p>▶ Yüksek katma değerli üretim: Kamu alımları genellikle teknik tekstiller, özel koruyucu kıyafetler ve yüksek standartlı ürünler talep etmektedir. Bu durum, sektörümüzü daha yüksek katma değerli üretime teşvik edecek.</p>
<p>▶ Ekonomik büyüme ve istihdam: İhracattaki artış, sektördeki kapasite kullanım oranlarını yükseltecek, yeni yatırımları teşvik edecek ve istihdamı koruyarak artıracaktır. Akademik çalışmalar, GPA üyeliğinin taraf ülkeler arasındaki ticareti anlamlı ölçüde artırdığını göstermekte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsd-acil-eylem-cagrisinda-bulundu-79011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/tekstil-1750757405.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nde yapılan düzenleme ile Türkiye&#039;nin, bölgede 1,7 trilyon dolarlık ihale pazarına girmesi engellendi. Konu ile ilgili acil eylem çağrısında bulunan TGSD, Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması’na (GPA) üyelik sürecinin acilen başlatılması çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-revizyon-degil-vergi-reformu-79010</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İhtiyaç, revizyon değil vergi reformu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi oranını sanayi sicil belgesine sahip işyerlerinde yüzde 12.5’e indiren, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine vergi avantajları sağlayan, yurt dışı ve yurt içindeki menkul kıymetlerin kayda alınmasında da muafiyetler getiren düzenlemeye temkinli destek geldi. Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, vergi sistemindeki sık değişikliğin öngörülebilirliği azalttığını belirtirken, sürekli değişim olmaması için sistemde bir reformun şart olduğunun altını çizdi. Yeni Ekonomi Danışmanlık A.Ş Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı vergi aflarının bir daha gündeme gelmemesi için acilen reforma ihtiyaç duyulduğunu belirtirken, yurt içindeki varlık barışının kayıtlı ekonomiye olumsuz etkisi olacağını bildirdi. Güncel Grup Kurucu Ortağı YMM Yılmaz Sezer, yurt dışındaki Türk varlıklarının Türkiye’ye getirilmesinin zor olduğunu belirtirken, Dubai’deki başıboş fonların ise sağlayacağı yarar ve zararın iyi analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Vergi Uzmanı Deniz Eresen, genel olarak düzenlemeleri olumlu bulurken, daha önce çıkarılan varlık barışı uygulamalarında ‘inceleme yapılmayacağı’ beyanına karşılık inceleme yapılmış olmasının sistemde arzu edilen başarının yakalanamamasına yol açtığını hatırlattı.</p>
<h2>KARYAĞDI: TÜM MÜKELLEFİ KAPSAYACAK TEK ORANA GEÇİLMELİ</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0156274ea38-1778472487.png" alt="" width="400" height="207" />Yeni Ekonomi Danışmanlık AŞ Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı, güncel ekonomik gelişmelere uyum sağlamayı, artan petrol fiyatları nedeniyle ortaya çıkan ek döviz ihtiyacını karşılamayı amaçlayan yeni vergi düzenlemeleri ‘yerinde ve zamanında yapılmış’ olarak nitelendirdi. Buna karşılık, ekonominin tüm çarklarını uyum içinde döndürmenin ve refah toplumuna gitmenin yolu vergide adaletten ve kapsayıcılıktan geçtiğini belirten Karyağdı, özellikle kurumlar vergisinde tüm mükellefleri kapsayacak tek oranlı sisteme dönüşmesi gerektiğine işaret etti. Yurt dışı varlık barışının cari açığın azalmasına olumlu etki yapacağını söyleyen Nazmi Karyağdı, “Varlık barışı ve matrah artırımı gibi halk arasında vergi affı olarak ifade edilen düzenlemelerin devre dışı kalabilmesi için vergi oranlarını düşüren, vergi ödeyicisi tabanını genişleten, mükellef haklarını önceleyen reformlara acilen ihtiyaç vardır” dedi.</p>
<h2>SEZER: YURT DIŞINDAKİ TÜRK VARLIKLARININ GELMESİ ZOR</h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015635425db-1778472501.png" alt="" width="400" height="281" />Uygulanan faiz ve kur politikasıyla ekonominin daralarak kâr marjının azaldığını söyleyen Güncel Grup Kurucu Ortağı YMM Yılmaz Sezer, gelinen noktada sektör temsilcileri yanı sıra bankacıların bile sıkı tedbirlerin gevşetilmesini talep ettiğini bildirdi. Amme alacaklarının 72 ayda tahsilatının uzun ödeme süresi nedeniyle mükellef üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine vurgu yapan Sezer, buna karşılık teminatsız yapılandırılacak tutarda üst sınırın 1 milyon liraya çıkarılmasının, borçların yüzde 98.6’sı 1 milyon lira altında olduğu için doğru bir uygulama olduğunu anlattı. Varlık barışında getirilen paranın devlet iç borçlanma senedi, kira sertifikası gibi araçlarda değerlendirilmesi halinde süreye bağlı olarak verginin yüzde 0 olacağını vurgulayan Sezer, yurt dışına yatırımlarının arttığı bu dönemde geri dönüş beklemek bence fazla iyi niyetli düşünmek olacağını ifade etti. Yılmaz Sezer, Dubai’deki başıboş fonların Türkiye’ye getirilmesi amaçlanıyorsa da bunun getirisi ve götürüsünün iyi analiz edilmesi gerektiğini anlattı. Sezer farklı mükellef gruplarına farklı vergi oranlarının vergi tekniği ve vergi adaleti açısından olumlu değerlendirilmediğini bildirdi.</p>
<h2>ERESEN: İNCELEME OLMAYACAĞI SÖYLENİP İNCELEME YAPILINCA GÜVEN SARSILDI</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0156499aa48-1778472521.png" alt="" width="400" height="314" />Türkiye’de 2008 yılından bu yana yedi farklı varlık barış düzenlemesi yapıldığını dile getiren Vergi Uzmanı Deniz Eresen, bunların tamamının beklentilerin altında kaldığını ve ‘başarısızlık’ olarak nitelendirilebilecek sonuçlar verdiğini kaydetti. Varlık Barışının sisteme kayıtlı para getirse de vergi adaletini bozması, kara para aklama şüpheleri ve çok sık çıkması nedeniyle güvenilirliğini yitirmesinin temel başarısızlık sebebi olduğunu aktaran Eresen, “Türkiye’ye getirilen paraların kesinlikle vergi incelemesine tabi tutulmayacağını beyan edildiği halde incelemeye tabi tutulmuştur bir kısım paralar bu da güveni sarsmıştır” dedi.</p>
<p>Türkiye’de vergi sisteminin daha adil, basit ve anlaşılır hale getirilmesi için kapsamlı bir vergi reformu ihtiyacı uzun süredir gündemde olduğunu kaydeden Deniz Eresen, “Ülkemizde bir vergi reformu yapılacaksa öncelikle verginin tabana yayılması ve dolaylı vergilerin yükünün azaltılması, farklı oranların sektörel zorluklar yarattığı ve tahsilatı olumsuz etkiledi gerekçesiyle KDV’de tek oranlı sisteme geçirilmesi vergi açısından en büyük reform olabilecektir” diye konuştu.</p>
<p>Maddelere ilişkin de değerlendirmede bulunan Eresen, amme alacaklarının tescilinde taksit sayısının 72’ye, teminatsız tecil miktarının 1 milyon liraya çıkarılmasının vergi ve SGK’ya borcu olanları finansal olarak rahatlatacağını söyledi. Eresen, verilen önergeyle imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi indirimi geri çekilmiş gibi görülse de sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapanlar dahil daha fazla mükellefin indirimden yararlanacağını dile getirdi. Teklifin genelinin vazgeçilen vergi oranına karşılık, çarpan etkisiyle bir çok sektörün büyümesine olanak sağlayacağına vurgu yapan Deniz Eresen, varlık barışının mükellef olmayanlar içinde uygulanacak olmasının kayıt dışı faaliyette bulunanların da sisteme girişine katkı sağlayabileceği öngörüsünde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baran: Sık değişiklik olmaması için kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bakış açısı gerekiyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015667eb4ec-1778472551.png" alt="" width="317" height="320" /></span></p>
<p>Yeni düzenlemenin üretim ve yatırım ortamına pozitif katkı sağlayacağına inandığını söyleyen ATO Başkanı Gürsel Baran, atılan adımların kısa vadeli kalmaması için vergi sisteminin bütünsel reformla ele alınması gerektiğini bildirdi. Üretim ve yatırımı teşvik eden her adımı değerli bulduklarını dile getiren Gürsel Baran, vergi sisteminin sürekli ve parça parça değişikliklerle yönetilmesinin hem mükellef hem de kamu açışından sürdürülebilir olmadığını ifade etti. “Vergi sisteminde yapılan her yeni düzenleme, sistemin başka bir alanında yeni ihtiyacın ortaya çıkmasına neden oluyor” diyen Baran, "Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısı ile yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" diye konuştu. </p>
<p>İş dünyasının yatırım planlarını günlük ya da yıllık değil uzun vadeli yaptığını dile getiren Baran, sürekli değişen vergi düzenlemelerinin öngörülebilirliği zayıflattığını vurguladı ve 20 yıl önce reform niteliği taşıyan Kurumlar Vergisi Kanununun sık değişiklikle yamalı bohçaya döndüğünü belirtti.</p>
<p>Kamu alacakları nedeniyle borç miktarının üzerinde tüm banka hesaplarına e-haciz uygulandığını dile getiren Gürsel Baran, bunun da işletmelerin ticari faaliyetlerini durma noktasına getirdiğini söyledi. KDV’nin de birden fazla oranda uygulanmasının işletmeler üzerinde devreden KDV yükü biriktirdiğine değinen Baran, burada da sistemin sadeleştirilerek iade süreçlerinin hızlandırılmasını istedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-revizyon-degil-vergi-reformu-79010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hesap.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumlar Vergisi oranını sanayi sicil belgesine sahip işyerlerinde yüzde 12.5’e indiren, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine vergi avantajları sağlayan, yurt dışı ve yurt içindeki menkul kıymetlerin kayda alınmasında da muafiyetler getiren düzenlemeye temkinli destek geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-mi-yaban-mersini-mi-79032</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buğday mı yaban mersini mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hollanda hükümetinin, Türkiye geneline yönelik “<strong>Yaban Mersini (Blueberry) Yetiştiriciliği Eğitimi ve Uluslararası İş Birliği Buluşmasının</strong>” sonuncusu Kütahya’da yapıldı. Kütahya Ticaret Borsası (KÜTBO), bölgede bu konuyla ilgilenebilecek üreticilerle Hollandalı 6 büyük şirketin temsilcilerini ve ‘<strong>berry</strong>’ uzmanlarını buluşturdu. Hedef, bu ilimizde de ‘<strong>katma değerli tarımsal</strong> ürünlere geçişi’ hızlandırmak. Muhtemelen yakın gelecekte ‘Kütahya <strong>Blueberry’si</strong> de meşhur olacak. Bu çok kıymetli etkinliğin ardından, Kütahya’nın duayen sanayicisi <strong>Nafi Güral</strong>, Kütahya Ticaret Borsası Başkanı Necati Gültekin, Hollanda Ticaret Müsteşarı<strong> Niels Veenis</strong> ve Hollanda Büyükelçiliği Tarım Müşaviri Yardımcısı<strong> Uğur Işın</strong> ile sohbet etme fırsatımız oldu.</p>
<p>Veenis ve Işın, Hollanda hükümetinin küresel tarım politikasının pozitif yönlerini anlatırken, KÜTBO Başkanı Gültekin, Kütahya’nın tarım gelirlerini hızla artırmak istediklerini vurguladı. Sohbet sırasında herkesin katkısıyla ‘hububat mı yaban mersini mi’ sorusuna ‘<strong>hesaplı</strong>’ bir yanıt da çıktı. Kütahya özelindeki hesap muhtemelen bütün ülke geneli için geçerli. Başkan Gültekin, “<strong>Kütahya’da 1 dönüm araziden ortalama 300 kilo buğday alınabiliyor. Çiftçimiz buğday ya da hububat</strong> üretiminden dönüm başına <strong>ortalama 4 bin 500 lira gelir sağlıyor. Aynı araziye yaban mersini ekilirse en temkinli tahminle 550 kilo yaban mersini, 2 bin Euro (100 bin liranın üzerinde) gelir sağlanabilir</strong>. Bu durumda Blueberry’den elde edilecek gelir hububata göre 20 kat daha fazla. Hedefimiz birkaç yıl içinde sadece yaban mersini üretimimizin cirosunu 50 milyon dolara çıkarmak” derken, hesaba temel olan rakamsal katkıyı <strong>Uğur Işın</strong> verdi:</p>
<p>“2025’te yaban mersini üreticisi kilogramda 3-5 Euro arası fiyat buldu. Türkiye genelinde, <strong>Antalya, Bursa ve Ege bölgesindeki bazı illerimiz büyük yatırım yaptı, üretimleri hızla artıyor</strong>. Yakın gelecekte ‘<strong>Türkiye, dünyanın en büyük yaban mersini üreticiler sıralamasında</strong>’ en önlerde çıkacak.”</p>
<p><strong>‘Ürün var pazar yoktan’ kurtulmamız lazım!</strong></p>
<p>Tabii ki hububat başlığı altındaki tüm ürünler temel gıda maddeleridir ve üretim miktarları çok yüksektir. Fiyatları da doğal olarak düşüktür. Yaban mersini ise niş bir ürün ve temel gıda olarak asla hububatın yerini alamaz yani yaban mersini ile beslenemeyiz ama rakamlar da buğdayın aleyhine konuşuyor. Bu konuda en ‘ticari saptamayı’ ise Nafi Güral yaptı: “Blueberry’de katma değer çok yüksek, hububata göre neredeyse 20 kat fiyat var ve küresel talep de artıyor. Bizim başta tarım olmak üzere bütün üretim konularımızda ‘Ürün var <strong>pazar yok</strong> şeklindeki ürünler’ yerine <strong>‘pazar var ürün yok</strong> şeklindeki ürünlere’ geçiş yapmamız şart. Bize ‘<strong>hasat zamanı her gün 10 TIR yaban mersini getirin satarız’</strong> diyorlar. Bizim grup olarak tarım üretimimiz yok. Biz sanayiciyiz ve turizmde de varız, eski kârlar yok ama işlerimiz de iyi gidiyor. Kütahyalı çiftçi hemşerilerimize katkı sağlamak için kıymetli arkadaşlarımızla tarımda çok iyi olan Yeni Zelanda ve Hollanda’nın Büyükelçiliklerine gittik. Çok iyi karşıladılar ve ‘<strong>projelerinizle gelin işbirliğine hazırız’</strong> dediler. Şimdi bu konuda önemli adımlar atmaya başlandı.”</p>
<p>Yaban mersini saksılarda yetişiyor. Bir fidan ekildikten sonra ikinci yıl ürün vermeye başlıyor ve her yıl daha fazla ürün veriyor. Ortalama ömrü ise 10 yılı aşıyor. Bize aktarılan bilgilere göre Hollandalı firmalar yaban mersini üretimi planlayan çiftçilere alım garantisi verebiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Nafi Güral eski günleri anlattı, ‘Rifat Bey devam etmeli’ dedi</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01660280029-1778476546.png" alt="" width="359" height="359" /></p>
<p>Ülke genelinde ‘<strong>oda ve borsalarda</strong>’ seçimler yakında başlayacak. Gelecek yıl da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde (TOBB) başkanlık seçimi yapılacak. TOBB’da geçmişte önemli görevlerde bulunan işadamı <strong>Nafi</strong> Güral, TOBB Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu</strong>’nun yeni dönemde de göreve devam etmesi gerektiğini söyledi. 2001 yılındaki ‘<strong>tarihi seçimlerde</strong>’ Hisarcıklıoğlu’na çok anlamlı destek vermesiyle de hatırlanan <strong>Güral</strong> şöyle konuştu: “Yaklaşık 30 yıldır iş dünyası örgütlerde çeşitli görevler yaptım. <strong>Tecrübemle söylüyorum ki Rifat Bey, çok iyi çalışıyor. Karizması var, temsiliyeti</strong> yüksek ve<strong> uluslararası görevleri de var. TOBB’da delege olsam Hisarcıklıoğlu’nun gitmesini istemem, bence görevine yeni dönemde de devam etmeli</strong>… 2001 yılındaki seçimi de anlatayım; öyle kolay olmadı. Rifat Bey aday oldu ve seçim çalışmaları için yola çıktı. İlk önce Polatlı’ya gitti ama oradakiler, rakiplerin baskısıyla kendisine oda, borsa kapısını açmadı. Eskişehir’de de aynısı oldu. Sonra Kütahya’ya gelirken ‘<strong>eğer burada da</strong> öyle olursa <strong>ben döner giderim’</strong> demiş. <strong>Biz onu büyük bir kalabalıkla, davullu zurnalı karşıladık. Rifat Bey, moral buldu ve buradan Manisa, İzmir derken bütün memleketi dolaştı</strong>. Zaten ilk başta da konuşmuştuk. Bana ‘n<strong>e yaparız, nasıl yaparız</strong>’ demişti ben de ‘h<strong>iç merak etme, biraz yorulacağız ve 365 oda borsayı ziyaret edeceğiz’</strong> demiştim. İnsanımız kimliğinin tanınmasından, sırtının okşanmasından hoşlanır. Polatlı ve Eskişehir’de yapılanlara cevabı Kütahya’da vermiştik. Sonra da neredeyse 100 odayı birlikte ziyaret etmiştik.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-mi-yaban-mersini-mi-79032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/5-1778476576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buğday mı yaban mersini mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/samsun-turkiyenin-estetik-merkezi-olabilecek-mi-79031</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Samsun Türkiye&#039;nin &#039;estetik merkezi&#039; olabilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Havalimanı’ndayım. Gözüm reklam panolarına takılıyor. İçlerinden biri çok ilginç. Bu ilginç panodan bir tane daha, bir tane daha var ve böyle devam ediyor. Panoda bir dörtlük yanında da beyaz muayene önlüğü ve başında bonesiyle Prof. Dr. Hayati Akbaş’ın kollarını kavuşturduğu bir fotoğrafı. Panonun sağ alt tarafında kliniği FBM Estetik’in adı ve çağrı merkezinin numarası var. Dörtlük de çok ilginç:</p>
<p>“Denizinde hamsisi <br />Sofrasında pidesi <br />Türkiye’nin Miami’si <br />Çok güzelsinsin sen Samsun”</p>
<p>Hemen altında da “Herkes Türkiye’nin Miami’si Samsun’u Görmeli” cümlesi var.</p>
<p>Yolcu trafiğin yoğunluğunu düşününce de “Bir şehri tanıtmak için iyi bir yer ve yöntem” diyerek telefonla hocaya ulaşıyorum. Anlatmaya Samsun sevgisiyle başlıyor ve “Ben Yozgat’ta doğdum, Ankara’da doktor, Samsun’da ise Prof. Dr. Hayati Akbaş oldum” diyerek devam ediyor. Hedefinin bu reklamlarla hasta bulmak olmadığını belirterek şunları anlatıyor: “O dörtlük Samsun için yazdığım şiirin nakarat bölümü. Daha sonra yapay zekaya ne istediğimi anlatıp o şiirden bir de türkü bestelettim. Hedefim Samsun’u tanıtmak, estetik alanında Türkiye’de ve dünyada bilinen bir merkez haline gelmesini sağlamak”.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0164065e39e-1778476038.png" alt="" width="441" height="257" />
<figcaption><strong>İstanbul Havalimanı'ndaki billboardlarda şiirinin nakaratıyla "Samsun'un Türkiye'nin Miami'si" olduğunu anlatan Prof. Dr. Akbaş'ın hedefi büyük. </strong></figcaption>
</figure>
<p>İstanbul’da da bir muayenehanesi olduğunu ancak çoğu yabancı olan hastalarının İstanbul’a geldikten sonra Samsun’a götürülüp gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını söylüyor. Hastaların Samsun’da kaldıkları 10- 15 günlük sürede de şehri gezip deneyimlediklerini anlatıyor. Samsun sevgisinin karşılıksız olduğunu söyleyen hoca kadirşinas Samsunluların kendisini her zaman takdir ettikleri dile getiriyor.</p>
<p>Ben hocaya inandım. Bir kere Samsun’un ön planda oluğu reklam panosunda “Gelin bana” çağrısı yok. Kliniğinin adının ve çağrı merkezinin yer almasını böyle yorumlamıyorum. İkincisi, uzmanı olduğu estetik operasyonlar bir kişinin uçağa atlayıp, İstanbul’a gelip havalimanına gördüğü reklam panosuyla karar vereceği bir konu değil. Estetik operasyon yaptıranlardan bilirim bunun ne denli planlı, programlı bir iş olduğunu.</p>
<p>Bakalım belki de Samsun’u tanıtma ve estetik merkezi yapma çalışmaları, bugün Malatya’nın karaciğeri naklinde önemli bir merkez haline gelmesi gibi bir sonuca ulaşır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/samsun-turkiyenin-estetik-merkezi-olabilecek-mi-79031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Samsun Türkiye&#039;nin &#039;estetik merkezi&#039; olabilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-ve-ekonomi-79025</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ve ekonomi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir sabah milyonlarca insanın saatlerce trafikte beklemesi, aslında devasa bir enerji kaybıdır. Yanlış tarım politikaları yüzünden ürünlerin tarlada kalması, bir enerji kaybıdır. İthal edilen basit ve faydasız ürünler için ödenen döviz, ülkenin dışarı akan enerjisidir.</strong></p>
<p>Bir ülkenin ekonomisi aslında büyük bir enerji hikâyesi hatta romanıdır.<br />Fabrikaların bacasından yükselen duman, geceleri yanan şehir ışıkları, çalışan trenler, dönen makineler, ısınan evler… Bunların hepsi görünmeyen bir damarın ürünüdür. Bu damarın adı <strong>enerjidir</strong>.</p>
<p>Ekonomi çoğu zaman sadece para üzerinden tanımlanmaktadır. Döviz kuru, faiz, enflasyon, bütçe açığı… Oysa paranın kendisi bile bir anlamda “<strong>depolanmış emek</strong>”tir; emeğin arkasında ise enerji vardır. Çünkü insanın yaptığı her üretim, bir anlamda doğadaki enerji dönüşümüdür.</p>
<p>Örneğin bir demir cevheri çıkarılır, eritilir, şekil verilir ve bir otomobile dönüştürülür.<br />Bütün bu süreçte aslında yapılan şey, enerjinin bir biçimden başka bir biçime dönüşmesi ve bunun sonucunda eşyaya şekil verilmesidir.</p>
<p>Termodinamiğin ikinci yasası burada sessizce ekonominin içine girer.<br />Bu yasa bize şunu söyler: <strong>Her dönüşümde bir miktar kayıp vardır</strong>; kusursuz sistem yoktur ve verim yüzde 100 değildir.</p>
<p>Ekonomiler de böyledir.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği olmadan </strong><strong>refah uzun süre yaşayamaz </strong></p>
<p>Bir ülkede plansızlık arttığında, yanlış yatırımlar yapıldığında, üretmeden tüketim büyüdüğünde, enerji kaybına benzer şekilde ekonomik kayıplar oluşur. Sadece elektrik santralinde değil; bürokraside, trafikte, eğitim sisteminde, adalette, şehirleşmede de “entropi” hep artar.</p>
<p>Entropi yalnızca fiziksel düzensizlik değildir.<br /><strong>Toplumsal karmaşa</strong> da bir anlamda entropidir.</p>
<p>Bir sabah milyonlarca insanın saatlerce trafikte beklemesi, aslında devasa bir enerji kaybıdır. Yanlış tarım politikaları yüzünden ürünlerin tarlada kalması, bir enerji kaybıdır. İthal edilen basit ve faydasız ürünler için ödenen döviz, ülkenin dışarı akan enerjisidir. Sonuç ise artan entropidir.</p>
<p>Bu yüzden güçlü ekonomi sadece para basarak kurulamaz.<br />Enerji verimliliği olmadan refah uzun süre yaşayamaz.</p>
<p>Bugün dünyada zengin ülkelerin çoğuna bakıldığında ortak bir özellik görülür:<br />Onlar enerjiyi <strong>verimli</strong> kullanır.</p>
<p>Daha az enerjiyle daha fazla üretim yaparlar.<br />Yüksek teknoloji tam olarak budur zaten.<br />Bir kilogram hammaddeden daha yüksek katma değer üretmek…</p>
<p>Bir cep telefonu ile bir ton demirin ekonomik değeri arasındaki farkı oluşturan şey budur. Bilgi, organizasyon ve verim.</p>
<p>Türkiye’nin asıl meselesi de burada düğümlenmektedir.</p>
<p>Türkiye genç nüfusu, sanayisi ve coğrafi konumuyla büyük potansiyele sahip bir ülke. Ancak enerji açısından dışa bağımlılık ekonomiyi sürekli baskılamaktadır. Doğal gaz fiyatları yükseldiğinde enflasyon artmaktadır. Petrol pahalandığında taşımacılık maliyetleri büyümektedir. Elektrik maliyeti yükseldiğinde ise üreticiler ve tüm tüketiciler zorlanmaktadır.</p>
<p>Yani enerji faturası yalnızca enerji bakanlığının konusu değildir; bu durum mutfaktaki ekmeğin fiyatına kadar uzanmaktadır.</p>
<p>Fakat mesele sadece kaynak bulmak da değildir.<br />Asıl mesele, enerjiyi akıllıca kullanabilmektir.</p>
<p>İyi yalıtılmış binalar bazen yeni bir santral kurmak kadar değerlidir.<br />Raylı sistem yatırımları, trafikte yakılan milyonlarca litre benzini azaltabilir.<br />Modern sulama teknikleri hem suyu hem elektriği koruyacaktır.<br />Sanayide atık ısının geri kazanılması bile milyarlarca liralık kazanç sağlayabilir.</p>
<p>Çünkü en ucuz enerji, kaybedilmeyen diğer anlamda israf edilmeyen enerjidir.</p>
<p>Türkiye’nin önünde aynı anda birkaç yol bulunuyor:<br />yenilenebilir enerji, doğal gaz, nükleer enerji, depolama teknolojileri ve enerji verimliliği.</p>
<p>Güneş ve rüzgâr büyük fırsatlar sunmaktadır. Anadolu’nun birçok bölgesi Avrupa’dan daha yüksek güneş potansiyeline sahiptir. Ancak enerji yalnızca üretmek değildir; depolamak ve süreklilik sağlamak da gerekir. Bu nedenle batarya teknolojileri, akıllı şebekeler ve güçlü altyapı bu hususta büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Nükleer enerji ise ayrı bir tartışma alanıdır. Yüksek ilk yatırım maliyetine rağmen sürekli ve karbon salımı düşük enerji sağlamaktadır. Özellikle sanayi ülkeleri için “<strong>baz yük</strong>” üretiminde önemli görülmektedir. Fakat güvenlik, teknoloji bağımlılığı ve uzun vadeli maliyetler açısından dikkatli yönetilmelidir.</p>
<p>Doğal gaz santralleri hızlı ve esnek üretim sağlamakta ancak dışa bağımlılığı artırmaktadır. Kömür ise yerli kaynak avantajına rağmen çevresel maliyetler doğurmaktadır.</p>
<p>Aslında mesele hangi kaynağın “iyi” olduğu değil;<br />hangi sistemin dengeli, verimli ve sürdürülebilir olduğudur.</p>
<p>Ekonominin geleceği biraz da bu dengeyi kurabilen ülkelerin elindedir.</p>
<p>Belki de bugün insanlığın en büyük sınavlarından biri budur:<br />Daha fazla tüketmeden daha iyi yaşayabilmektir.</p>
<p>Çünkü sınırsız büyüme arzusu ile sınırlı kaynaklar arasındaki <strong>gerilim</strong> giderek artmaktadır. Termodinamik bunu yıllar önce söylemişti; <strong>doğa hiçbir hesabı sonsuza kadar ertelemez</strong>. Diğer ifadeyle doğa yasalarıyla uzun süre kavga edilmez zira doğanın yasaları eninde sonunda sonuçlarını ortaya çıkarır.</p>
<p>Ama bütün bunların içinde umut veren bir taraf da vardır.</p>
<p><strong>Güçlü ekonomiler, bilgi ve </strong><strong>enerji doğru yönetilerek kurulur</strong></p>
<p>İnsanlık tarihine bakıldığında, her büyük kriz aynı zamanda büyük dönüşümlerin başlangıcı oldu. Buhar makinesi sanayi devrimini doğurdu. Elektrik yeni bir çağ açtı. Petrol ulaşımı değiştirdi. Belki şimdi de enerji verimliliği ve temiz teknoloji, yeni bir ekonomik çağın kapısını aralamaktadır.</p>
<p>Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmamalıdır. Doğru planlama, bilimsel yaklaşım, eğitim ve üretim kültürüyle enerji yük olmaktan çıkıp, kalkınmanın motoru haline gelmelidir.</p>
<p>Unutulmamalı, güçlü ekonomiler yalnızca para ile değil; düzeni, bilgiyi ve enerjiyi doğru yönetebilme kapasitesiyle kurulur. Kaldı ki para sebep değil sonuçtur...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-ve-ekonomi-79025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve ekonomi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/midasin-kulaklari-boynuzlari-geciyor-79024</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Midas’ın kulakları boynuzları geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beş yeni ürünün lansmanını yaparak fintek sektörünün boynuna bir “beşi bir yerde” daha takan Midas, yapay zekânın sonuçlardan hâsıla yaratma çağında bu yeni normale en uygun yükselişlerden birini gerçekleştiriyor. ABD’nin ardından Avrupa borsalarına da açılmaya başlayan Midas’ı, Türkiye’nin milli hâsılasına katkıda bulunan bir şirket olarak görmeli miyiz?</p>
<p>Bu soru biraz fantastik bir soru çünkü Midas’ı finans ve teknolojinin birleştiği noktada anlatmak çok kolay. Grafik gösterim ve araçları tek bir ekranda birleştirerek etkili bir yatırımcı aracı oluşturan Midas, kullanıcıya ne yaptığını anlayarak yapma konusunda dikkat çekici bir kolaylık sağlıyordu. Bunu, en yaygın kullanılan kişiselleştirilmiş araç olan akıllı telefon ile başlatması hızlı bir yaygınlaşmaya neden oldu. 4 milyona yaklaşan kullanıcı sayısıyla Türkiye'nin en hızlı büyüyen yeni nesil yatırım uygulamalarından biri olan Midas, Borsa İstanbul’da (BİST) en fazla bireysel yatırımcıya hizmet veren platform durumunda. Buradaki rakam 1 milyonun üzerindeyken Midas kısa süre öncesine kadar kendisini Borsa İstanbul (BİST) ve Amerikan borsalarında işlem yapılabilen ve düşük komisyon oranlarıyla özellikle bireysel yatırımcılar arasında popülerlik kazanan bir platform olarak tanımlarken yakın gelecekte buna başka özelliklerin eklendiğini göreceğiz.</p>
<p>Bunların hepsi birer genişleme aracı olarak karşımda duruyor. Benim açımdan en önemli olan yapay zekâ yardımıyla ve insan süzgeci ile sağlanacak bilgi akışı. Midas’ın ekran tasarımında yapılacak işlem için kullanılan tutar ile yatırımcının varlığının birlikte gösterilmesi ve bakiyenin de görünmesi, kullanıcının kendi durumunu tespit etmesini zaten sağlıyordu. Şimdi yapay zekâ destekli araçlarla büyük resmin içinde nerede durduğunu anlaması daha kolaylaştırılıyor.</p>
<p>Bunun ne anlama geldiğini anlamak için insan yaratısı görsel içeriğe başvurmak istiyorum. Babylon Berlin dizisinde Alman bir sanayicinin aya gidecek bir roket projesinin finansmanını ABD’nin New York Borsası’ndan nasıl sağladığı anlatılıyor. 1929 buhranından önce ABD’de borsanın çökeceğini öğrenen Alman sanayici asıl yönetici olan annesine haber vermeden elindeki kaynakları bu borsada değerlendiriyor ve açığa satış yaparak düşen borsada büyük kazanç elde ediyor. Bu kaynak daha sonra uzay çalışmaları için kullanılıyor ve şaşalı bir gala ile aya gidecek roketini tanıtıyor. Sonrası bu kadar heyecanlı değil: İkinci Dünya Savaşı çıkınca uzay programı, Almanya’nın İngiltere’ye attığı insansız V2 roketlerine dönüşüyor ve yıkım getiren bir araç oluyor. Bizim bu füze savaşlarını bölgemizde fazlasıyla yaşıyor olmamız heyecansız diye nitelememin nedenini oluşturuyor.</p>
<p>Ulaşmak istediğim nokta şu: Bir ülkenin kalkınması için gereken finansman ya devlet yoluyla ya da piyasa ya da borsa yoluyla sağlanıyor. Devlet yatırımları, kimi zaman çok daha büyük bir faydanın altyapısı olarak görünürde büyük bir yatırım dönüşü sağlayamayabiliyor. Borsa ise, halka arz edilmiş şirketlerin ülkenin gücünü oluşturan rekabetçiliğinin finansmanı için bir araç olabiliyor. Burada kullanılan terim olan “public”, İngilizcede “private”ın zıttı olarak halka açıklığı ifade ediyor. “Private” ise özel ya da eski terminolojiyle hususi. Bizde ise, public yani halka açık olanın mülkiyeti ve şeffaflığı her zaman o kadar net tanımlanamıyor. İngilizcedeki speculation ve manipulation gibi terimlerin Türkçeleri bizde de var ama bizdeki asıl çarpıcı terim “keriz silkeleme.” Türkiye’deki bu finansman aracını kullanan şirketler, değerlenecek yerden arsa alma içgüdüsüyle yatırım yapan kitlenin yüksekten hisse almasını sağladıktan sonra hisse değerini düşüren satışlarla kaynak aktarımı gerçekleştiriyor. Bu şekilde sağılan borsa, hâlâ yatırım araçlarını barındırıyor ancak sürekli ve sürdürülebilir bir fonlama mekanizması olmaktan çıkıyor.</p>
<p>“Keriz silkeleme” terimiyle ilk olarak 1996’da kısa süre çalıştığım Global gazetesinde tanışmıştım. Bu terim zaman içinde yok olmadı ancak etkisinin azalmasının yatırımcı sayısının, bilginin şeffaf bir biçimde dolaşmasının ve derinliğin artması ile mümkün olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Midas’ın benim açımdan en önemli etkisi bu alanlarda toplanıyor. Özellikle sağladığı görünürlük ve akıllı stratejilerle hızlı yaygınlaşması, Midas’ın takip ettiğim boyutu. Ancak 7 Mayıs 2026’daki etkinliğe katılanlara heyecan veren başka konular da vardı. Biz bu kadar mobilite yazarken en fazla alkış alan duyurulardan birinin Midas’ın masaüstüne gelmesi ile ilgili olması dikkate değerdi. Bu, yıllar önce Mobil Dünya Kongresi’nde en büyük alkışı cep telefonları üreticilerinin şarj aletlerinin başlıklarını tek tipe çevirmesi için çalışmaların son aşamaya geldiği açıklamasının alması gibi bir durumdu.</p>
<p>Midas Atlas’ı, “Mobil odaklı büyümesini sürdüren Midas, Atlas ile birlikte ilk kez masaüstü platforma adım attı. Baştan sona uzman yatırımcı ihtiyaçları gözetilerek geliştirilen Atlas; modüler çalışma alanı, gelişmiş grafik araçları ve tek ekrandan emir, pozisyon ve risk yönetimi imkânı sunuyor.” sözleriyle ifade ediyor. Benim dikkatimi çeken bu arayüzün, hem en iyi işlev görecek hem de kullanıcıların kişiselleştirmesine izin verilen bir biçimde sunulması. İlk etapta Borsa İstanbul ve Amerikan borsaları hisseleriyle kullanıma açılan Atlas, 100 gün boyunca düzenli güncellemelerle geliştirilecek. Gelişmiş emir tipleri ve algoritmik işlem araçlarıyla zenginleşecek platform, tüm Midas kullanıcılarına ücretsiz sunulacak.</p>
<p>Masaüstü ortamını da kapsamak, Midas Kurucusu ve CEO’su Egem Eraslan’ın kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamaya dayanan iş modeli tanımlamasının gerçekliğini destekliyor. Bulunduğum noktadan bakınca yapay zekâ ve müşteri odaklılığın Midas’ın gelecekteki sağlıklı büyümesinin güvencesi olduğunu görüyorum.</p>
<p><strong>Midas’ın beşi bir yerde yenilikleri</strong></p>
<p>Midas’ın Esma Sultan Yalısı'ndaki Gelecek Daha Yakın etkinliğinde tanıttığı beş yeni ürün ve servis, yatırım ekosistemini genişletmeyi hedefliyor. Googe’ın AI modu benim için bunları şu şekilde toparladı.</p>
<ul>
<li><strong>Atlas (Masaüstü İşlem Platformu):</strong> Midas'ın ilk masaüstü uygulamasıdır. Uzman yatırımcılar için modüler çalışma alanı, gelişmiş grafik araçları ve tek ekrandan risk yönetimi imkanı sunar. İlk etapta Borsa İstanbul ve ABD hisseleriyle kullanıma açılmıştır.</li>
<li><strong>Avrupa Borsaları:</strong> Yatırımcıların global şirketlere doğrudan yatırım yapabilmesi için ilk aşamada <strong>Almanya borsası</strong> eklenmiştir. İlerleyen dönemlerde Hollanda, Fransa ve İtalya borsalarının da eklenmesi planlanmaktadır.</li>
<li><strong>VİOP (Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası):</strong> Haziran ayında tam kapasiteyle kullanıma açılması planlanan bu servis ile hisse, endeks, döviz ve kıymetli maden kontratlarında işlem yapılabilecektir.</li>
<li><strong>Yapay Zeka Destekli Piyasa Rehberi:</strong> Yatırımcıların piyasa verilerini ve gelişmeleri yapay zeka yardımıyla daha hızlı analiz etmesini sağlayan bir rehberlik servisidir.</li>
<li><strong>DeFi (Merkeziyetsiz Finans) Çözümü:</strong> Kullanıcıların ayrı bir cüzdan oluşturmasına veya karmaşık ağ süreçleriyle uğraşmasına gerek kalmadan, doğrudan Midas üzerinden merkeziyetsiz finans araçlarına erişmesini sağlayan bir çözümdür.</li>
</ul>
<p>“Tanıttığımız ürünler, Midas’ın yatırım deneyimini daha kapsamlı ve erişilebilir hale getirme yolculuğunda önemli bir dönüm noktası. Yatırım dünyasının sınırlarını ortadan kaldırarak, kullanıcılarımızı yatırım fırsatlarıyla Midas’ın sade ve kolay deneyimiyle buluşturmayı amaçlıyoruz. Teknoloji, sade deneyim ve güven odağında geliştirdiğimiz bu yeni ürünlerle yatırımın geleceğini bugünden erişilebilir kılmaya devam edeceğiz.” diyen Eraslan’ın bahsettiği erişilebilirlik, Midas, kullanıcılarının yatırım evrenini genişleten Avrupa borsaları, VİOP, DeFi ve yapay zekâ destekli Piyasa Rehberi ile birlikte ele alınması gereken bir konu. BİST, Amerikan borsaları, yatırım fonları ve kripto varlıkları tek uygulamada buluşturan platform; yeni ürünleriyle farklı coğrafyalara, yeni varlık sınıflarına ve gelişmiş işlem altyapılarına erişimi kolaylaştırmayı hedefliyor. Midas’ın bu dört alanı nasıl tanımladığını da burada aktarmak istiyorum. </p>
<p>Avrupa borsaları tarafında ilk olarak Almanya borsası Midas’a ekleniyor. Böylece kullanıcılar BMW, Mercedes-Benz, Adidas ve Siemens gibi global şirketlere Midas üzerinden doğrudan yatırım yapabilecek. Hollanda, Fransa ve İtalya borsaları ise sonraki fazlarda platforma eklenecek.</p>
<p>Türev ürünlerde ise Midas, VİOP’u Haziran ayında kullanıma açıyor. Hisse, endeks, döviz ve kıymetli maden kontratlarını kapsayan ürün; şeffaflık, kolay kullanım ve teminat yönetimi odağında Midas standardıyla tasarlandı. Midas, son 6 ayda türev ürünlerde 50 binden fazla kullanıcıya hizmet verdi. Platformda toplam türev işlem adedi 2 milyonu, opsiyon işlem hacmi ise 1 milyar doları geçti.”</p>
<p>Kripto tarafında DeFi ürünü, kullanıcıların ayrı cüzdan oluşturmasına, seed phrase saklamasına, ağ ve bridge işlemleriyle uğraşmasına gerek kalmadan merkeziyetsiz finansa erişmesini sağlıyor. Likidite ve güvenlik kriterlerinden geçen projeler platformda listelenirken, kullanıcılar bildikleri kontrat adresleriyle de doğrudan varlıklara ulaşabiliyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli Piyasa Rehberi, küresel ve yerel piyasalardaki gelişmeleri gün boyunca analiz ederek öne çıkan yatırım temalarını kullanıcıların önüne getiriyor. Hisse detay sayfalarında kısa ve anlaşılır özetler sunuyor; önemli gelişmelerde ise otomatik bildirimlerle yatırımcıları anlık olarak bilgilendiriyor.</p>
<p>Kullanıcı sayısı 4 milyona yaklaşan Midas, son bir yılda 120 milyona yakın emir iletilmesine aracılık ederken, aylık işlem hacmi 20 milyar dolara yaklaştı. Şirket, yeni ürünleriyle bireysel yatırımcıların başlangıç seviyesinden ileri düzeye kadar tüm ihtiyaçlarını tek platformda karşılamayı hedefliyor.</p>
<p>Şirket bu hedef doğrultusunda “Bu yıl pazar payı bazında Türkiye’nin en büyük bağımsız aracı kurumu konumuna ulaşan Midas, Atlas’ın 100 günlük yol haritası, Avrupa borsalarının yeni ülkelere açılması ve DeFi’ın tüm Midas Kripto kullanıcılarına genişletilmesiyle tek platform vizyonunu derinleştirmeye devam edecek.” taahhüdünde de bulunuyor.</p>
<p><strong>2025 yatırımı taahhütlerin teminatı</strong></p>
<p>2020 yılında kurulan Midas’ın buraya kadar anlattığım hikâyesi, basit bir hikâye değil. “Kullanıcılarına, Türkiye ve ABD borsalarında işlem gören hisse senetlerine, yatırım fonlarına ve kripto varlıklara tek bir platform üzerinden kolayca erişim imkânı sunmaktadır. Midas, yatırım sürecindeki gereksiz maliyet ve karmaşıklığı ortadan kaldırarak bireylerin yatırımları üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlayan bir finansal teknoloji şirketidir. Bugün 4 milyondan fazla kullanıcısına sade, şeffaf ve hızlı bir yatırım deneyimi sunarak, kullanıcılarının yatırım kararlarını kolaylıkla hayata geçirebilmesini sağlar.” ifadesi ile “Şirket bugüne kadar 140 milyon doları aşkın yatırım almıştır. Midas’ın yatırımcıları arasında QED Investors, Dünya Bankası’nın yatırım kolu International Finance Corporation (IFC), HSG, Spark Capital, QuantumLight, Spice Expeditions LP, Portage Ventures, Bek Ventures ve Revo Capital gibi dünyanın önde gelen fonları yer almaktadır.” ifadesi arasındaki bağlantı, Midas’a ayırdığım yeri de kapsayan sebep sonuç ilişkisini ortaya koyuyor.</p>
<p>Midas’a ilk girişim sermayesi yatırımını yapan Revo Capital’in CEO’su Cenk Bayrakdar’a Midas’ın nasıl gittiğini sorduğumda olumlu yanıt alıyorum. Bu sadece yatırımcı gözüyle değil, Turkcell zamanında bu teknoloji liderleri arasında yer alan birinin gözüyle de yapılan değerli bir yorum.</p>
<p>Bu yorumu destekleyen bir saha bilgisini, sohbet ettiğim Midas kullanıcısı bir yatırımcıdan alıyorum. Yabancı borsalarında geçen aylarda bir pozisyon almak için geleneksel yolları kullanmanın kendisine maliyetinin 1.200 euro olduğunu söyleyen kullanıcı, Midas’ta aynı işlem için 1,5 dolar ödediğini söyledi. Bu, bir kısmı yatırım, bir kısmı sistem testi olan bir deneyim oluşturmuş.</p>
<p>Bir diğer yatırımcı Midas’ta ABD’li bir mikroişlemci üreticisinin hissesinin çok düştüğünü gördüğünü ve “bu hisseyi burada bırakmazlar” diye satın aldığını anlattı. Daha sonra ABD hükümetinin bu şirkete yatırım yapması ile hisse uçuşa geçiyor ve bu hızlı yükselişin yarattığı yükseklik korkusu ile hisseleri elden çıkaran yatırımcı, bundan pişmanlık duyduğunu gizlemiyor. Türkiye’de elindekinin değerini korumaya odaklanan pozisyonlar, bu tür bir yükselişe adapte olmayı güçleştiriyor. Ancak her coğrafyada yatırım ve değer hikâyeye dayanıyor.</p>
<p>KPMG’nin girişim sermayesi şirketi 212 ile birlikte hazırladığı “Türkiye’de Startup Yatırımları 2025” raporunun internette yayımlanan versiyonunda 212 Kurucu Ortağı Ali Karabey’in “2025’te küresel girişim sermayesi yatırımlarının 512 milyar ABD dolarının üzerine çıkması, işlem sayısı azalmasına rağmen sermayenin daha büyük ve daha olgun şirketlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Özellikle 40 milyar ABD dolarlık OpenAI işlemi ve onu izleyen yüksek hacimli yapay zekâ yatırımları, yıl boyunca sermaye akışının hangi alanlarda toplandığını net biçimde ortaya koydu. Bu tablo, yatırımcıların büyüme hikâyesinden ziyade teknolojik derinlik, ölçeklenebilirlik ve küresel pazar erişimine daha fazla odaklandığını gösteriyor. Türkiye tarafında ise erken aşama dinamizmin sürdüğünü görüyoruz. Hacimdeki gerileme, ekosistemin zayıflamasından ziyade mega ölçekli işlemlerin gerçekleşmemesiyle ilişkili. Buna karşılık, büyük ölçekli işlemlerde uluslararası sermayenin ağırlığını koruması, Türkiye’nin doğru hikâyeler üretildiğinde küresel yatırımcı için hâlâ cazip bir pazar olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, gelirini erken aşamada yurt dışından üretebilen, teknoloji yoğun ve ölçeklenebilir iş modellerine sahip girişimlerin daha fazla ayrışacağını düşünüyoruz.” şeklindeki ifadeleri dikkat çekici. Bu yorumun tamamını buraya alıntılamamın nedeni, ilk bölümde dünya ölçeği ile karşılaştırıldığımızda ne kadar küçük olduğumuzu son bölümde ise Midas’ın aldığı yatırım ile hikâye yaratma arasındaki bağlantıyı anlamamızı sağlayacak ifadelerin bulunması.</p>
<p>Raporda “2025 yılında yatırımcılar, geleneksel ödeme sistemlerinden varlık yönetimi ve yatırım odaklı wealthtech platformlarına kaydı. Bu dönüşüm, Türkiye fintech pazarının sadece harcama değil, biriktirme ve yönetme alanında da varlık göstermeye başladığını ortaya koydu. Bu dönüşüm Türkiye Fintech Sektörünün artık olgunluk dönemine girdiğini kanıtladı. Midas 80 milyon dolarlık, Sipay ise 78 milyon dolarlık erken aşama yatırımlarıyla sektör hacminin yüzde 70'inden fazlasını oluşturdu. Midas yatırımı, aynı zamanda yılın en büyük erken aşama finansmanı olarak kayıtlara geçti. Dördüncü çeyrekte gerçekleşen Onlayer (8,2 milyon dolar) ve TeklifimGelsin (4 milyon dolar) gibi yatırımlar, ilginin yıl sonuna kadar sürdüğünü gösterdi. Ayrıca Flow48 (69 milyon dolar) ve Payrails (32 milyon dolar) gibi girişimlerin başarısı, yerli fintech vizyonunun küresel çapta ölçeklendiğini de doğruladı.” deniliyor.</p>
<p>Bunun üzerine KPMG Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “Türkiye fintech sektörü, geleneksel ödemelerden varlık yönetimi odaklı bir yapıya evriliyor. Bu sürecin Midas’ın 80 milyon dolarlık yatırımıyla daha da pekiştiğini söyleyebiliriz. Yatırımcı iştahı artık yalnızca para transferine değil, uzmanlaşmış ve katma değerli yatırım araçlarına yoğunlaşıyor. Öte yandan SPK düzenlemelerinin netleşmesi, dijital varlıkları kurumsallaşması için gerekli güven ortamını oluştururken, servis modeli bankacılığı çerçevesindeki yeni izinler sektörde heyecan yaratıyor. Önümüzdeki dönemde sermaye akışının, agresif büyüme yerine operasyonel disiplin ve güçlü finansal temellere sahip sürdürülebilir girişimlere yöneleceğini düşünüyoruz. Yatırımcı seçiciliği, teknolojik derinliği olan ve pazar çekişini kanıtlamış nitelikli fırsatları ödüllendirmeye devam edecek.” yorumunu yapıyor.</p>
<p>Riskler ve fırsatlar… Bunlar yatırımcıların kazanç elde etmek için iyi değerlendirmesi gereken boyutları oluştururken Midas’ın hikâyesi, yatırımcılara bu risk ve fırsatları doğru değerlendirerek yatırım yapmayı kolaylaştıran bir platformun da sürdürülebilir bir başarı hikâyesi olabileceğini gösteriyor. Hep yaşlıların hikâyelerinde boynuzların kulağı geçmesine tanık olacak halimiz yok; Midas’ın kulaklarının boynuzları geçmesinin hikâyesi çağımızın normalini anlamamızı sağlıyor.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/midasin-kulaklari-boynuzlari-geciyor-79024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Midas’ın kulakları boynuzları geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kesiad-bagimliliga-tarim-koyu-ile-son-verecek-79064</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KESİAD&#039;dan bağımlılıkla mücadele için &#039;Tarım Köyü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Bağımlılıkla Mücadelede Sanayi Elçileri Projesi kapsamında Kemalpaşa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KESİAD) tarafından hayata geçirilen Kemalpaşa Tarım ve Doğal Yaşam Köyü’nde düzenlenen ekim ve dikim etkinliğinde 20 bin fidan toprakla buluştu.</p>
<p>KESİAD tarafından yürütülen ve İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen, Kemalpaşa Kaymakamlığı öncülüğünde ilçedeki kamu kuruluşları ve Yeşilay İzmir Temsilciliği’nin paydaşlığında hayata geçirilen proje kapsamında oluşturulan Kemalpaşa Tarım ve Doğal Yaşam Köyü’nde merkez ortaokul ve lise öğrencilerinin katılımıyla 20 bin adet mevsimlik sebze fidesi ve çok sayıda ağaç dikimi gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Özken: 20 bin fidan gençliğimizi simgeliyor</strong></p>
<p>Kemalpaşa Kaymakamı Musa Sarı, Kemalpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü Ogün Derse’nin de katıldığı törende konuşan KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Özken, bir önceki dönem KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yeşim Işıklı döneminde başlatılan projeyi büyüterek devam ettirdiklerini ifade ederek, “Bu proje, KESİAD’ın sosyal sorumluluk anlayışının en önemli nişanelerinden biri. Bugün toprakla buluşan 20 bin sebze fidesi ve fidanlar, gençlerimizin bağımlılıklardan arınmış, üretken bir hayata olan bağlılığını simgeliyor. Bizler sanayiciler olarak sadece ekonomik değer değil, aynı zamanda çocuklarımızın doğayla iç içe büyüdüğü sağlıklı bir sosyal çevre inşa etmekle de yükümlüyüz” dedi.</p>
<p><strong>Üretim odaklı mücadele modeli</strong></p>
<p>Proje, sanayi çalışanlarından başlayarak toplumun tüm kesimlerinde bağımlılıkla mücadele bilinci oluşturmayı ve gençleri doğayla üretim ekseninde buluşturmayı hedefliyor. Yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 30 dönümlük bir arazi üzerinde kurulan Tarım Köyü, öğrencilere sadece tarımsal bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onları ekran bağımlılığı ve madde kullanımı gibi modern dünya tehditlerinden uzaklaştırarak sağlıklı yaşam becerileri kazanmalarına olanak sağlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kesiad-bagimliliga-tarim-koyu-ile-son-verecek-79064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/kesiad-bagimliliga-tarim-koyu-ile-son-verecek-1778490775.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi çalışanlarından başlayarak toplumun tüm kesimlerinde bağımlılıkla mücadele bilinci oluşturmayı ve gençleri doğayla üretim ekseninde buluşturmayı hedefleyen Bağımlılıkla Mücadelede Sanayi Elçileri Projesi kapsamında 20 bin fidan toprakla buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soylu-kalip-uretiminin-90ini-ihracat-pazarlarina-yoneltiyor-79045</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soylu Kalıp, üretiminin yüzde 90&#039;ını ihraç ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv sektöründe sac metal parçaların kalıp, fikstür, aparat ile üretim proseslerini tasarlayan ve üretimini yapan Soylu Kalıp, otomasyon kanalına yaptığı yatırımların ardından kendisine yeni alanlar ve yatırımlar için fiziki alan yaratabilmek amacıyla tesisini Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’ndeki kendi üretim tesisine taşıdı.</p>
<p>Son yıllarda ekonomideki dalgalanmalara rağmen üretimlerini yatırıma dönüştürdüklerini ve firmanın gelişimi adına önemli mesafeler kat ettiklerini söyleyen Soylu Kalıp Yönetim Kurulu Başkanı Emre Çakmak, “Son iki yıldır makine ve teçhizat tarafında otomasyon ağırlıklı yatırımlar ile verimliliğe odaklanmıştık. Geçen yıl hem verimlilik hem de alternatif alanlarda yer alabilmek adına fiziki genişleme alanı sağlayacak yeni üretim fabrikamıza taşındık. Daha önce 2 farklı lokasyonda faaliyet gösterirken yeni tesisimiz 6 bin metrekare üretim alanına sahip. İlaveten 4 kat olarak tasarlanan idari bina planlaması ile bu alanda da bir operasyonel hareket alanı kazandık. 120 kişilik istihdam kadromuzun yüzde 65’i kadın çalışanlarımızdan oluşuyor” dedi. </p>
<h2><strong>“Binden fazla referans ürünümüz var”</strong></h2>
<p>Yüksek karbonlu malzemeler ve paslanmaz türevi saclar üzerinde uzmanlaştıklarını hatırlatan Çakmak, otomotiv başta olmak üzere beyaz eşya ve savunma sanayisi için üretim yaptıklarını kaydetti. Çakmak, “Sektörde 40 yılı aşan bir tecrübeyle ana sanayiler ile Tier1’ler için sadece kalıp üretmiyor, proses çözümleri de sunuyoruz. Baskı, soğuk şekillendirme ve talaşlı imalat yapma yetisine de sahibiz. Otomotiv tarafında hem binek hem de ticari araçlarda varız. Şanzıman, fren sistemlerine ait parçalar, otobüs koltuk parçaları, şase, debriyaj, fren parçaları gibi genellikle dinamik grupları üretiyoruz. Far ara parçaların imalatını yapıyoruz. Son dönemde ise statik kaporta altı parçaların üretimine de başladık” diye konuştu. Özellikle fren, debriyaj, aktarma mekanizmaları, kilit mekanizmaları, sızdırmazlık devreleri gibi proseslerde know-how’da söz sahibi olduklarını kaydeden Çakmak, yüksek karbonlu, ön sertleştirilmiş, paslanmaz, yaylık çelik sacların şekillendirilmesi konusunda inovatif çözümler ürettiklerini belirtti. Binden fazla referans ürünlerinin olduğuna değinen Çakmak, Ar-Ge çalışmalarıyla yeni katma değerli ürünler geliştirme konusunda da oldukça heyecanlı olduklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a017fcaeae41-1778483146.JPG" alt="" width="627" height="418" /></p>
<h2><strong>“Soylu Kalıp olarak hedefimiz OEM üretici olmak”</strong></h2>
<p>Dünyanın dört bir noktasında var olduklarını ve 20’ye yakın ülkeye ihracat yaptıklarını söyleyen Çakmak, “Ana pazarımız Fransa olsa da Brezilya, Meksika, ABD, Brezilya, Çek Cumhuriyeti Polonya ve Almanya’ya azımsanmayacak ölçüde ihracatımız bulunuyor. Hedefimiz sektörde OEM üretici konumuna gelmek. Yeni sızdırmazlık parçalar, transfer kalıp üretim ve kaynaklı parça üretimine başlıyoruz. Ürettiğimiz ürünlerin yüzde 90’dan fazlası ihracata gidiyor” diye konuştu. Türkiye’den Çin’e otomotiv tarafında ihracat yapan ender firmalardan biri olduklarını söyleyen Çakmak, “Yaklaşık 10 yıldır Çin pazarındayız. 6 referans ürünümüz doğrudan Çin’e gidiyor. Transfer kalıp imalatı, kaynaklı ve montajlı parça üretimine başlıyoruz. Otomasyon yatırımlarımız devam ediyor, geçen yıl gerçekleştirdiğimiz otomasyon yatırımlarımızın tümü tam kapasite üretime başladı. Yüksek karbonlu, ön sertleştirilmiş, paslanmaz, yaylık çelik sacların şekillendirilmesi konusunda inovatif çözümler üretiyoruz. Çalışmalarımızda sürekli iyileştirme ve müşteri odaklı yaklaşımımızla müşterilerimize değer katmaya devam ediyoruz” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Finansal yük getirmeyecek projelere yöneldik”</strong></h2>
<p>Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 6 bin metrekarelik kapalı yeni üretim tesisleri ile tüm operasyonu tek çatı altında toplamanın yanı sıra verimlilik alanında atılan adımların mevcut makineler ile kapasite artışı getirdiğine dikkat çeken Emre Çakmak, “Mevcut piyasa koşulları ve hali hazırda yatırım ikliminin oluşmamasına rağmen mevcut yatırımlarımız devam edecek. Müşteri tarafından gelecek talepler ve yatırımın kendini finanse edeceği gibi modellere her zaman açığız. Bir yandan da ihracattaki gücümüzü artırmak adına çalışıyoruz. Son olarak Kazakistan’dan bir firma ile görüşmelerimize başladık. Soylu Kalıp olarak, Orta Doğu’daki küresel olumsuzlar nedeniyle finansal yük getirmeyecek projelere özen gösteriyoruz. Soğuk saca şekil vermek kolay değildir. Gücümüzün sırrı, ürettiğimiz ürüne dokunan herkesin attığı her adımı takip ediyor olmamızdır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a017fff5049d-1778483199.JPG" alt="" width="657" height="438" /></p>
<h2><strong>“Kadın çalışanlarımız için pozitif ayrımcılık”</strong></h2>
<p>Türkiye'de son yıllarda kadınların işgücüne katılımını artırmak amacıyla istihdam, eğitim ve girişimcilik alanlarında yoğun destekler verildiğine dikkat çeken Çakmak, Soylu kalıp olarak çalışanlarının yüzde 65’nin kadın olduğuna dikkat çekti. Sürdürülebilirlik konusunda da çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Çakmak, “Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, üretimin niteliği ve toplumsal eşitliğiyle ölçülür. Kadının iş hayatına katılımı, ekonomik kapasitenin iki katına çıkması demektir. Sanayide özellikle şunu görüyorum: Kadın bakış açısı uzun vadeli düşünür, riskleri analiz eder ve sürdürülebilirliği merkeze koyar. Bu da kalıcı kalkınma sağlar. Biz kalıp sektöründe faaliyet gösteriyoruz ve sürdürülebilirlik ile çevresel sorumluluk gibi alanlarda kadın liderliğinin güçlü bir fark yarattığına inanıyoruz. Bu nedenle Soylu Kalıp olarak kadın çalışanlarımız için pozitif ayrımcılık yapıyoruz” şeklinde konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soylu-kalip-uretiminin-90ini-ihracat-pazarlarina-yoneltiyor-79045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/5/1280x720/soylu-kalip-uretiminin-90ini-ihracat-pazarlarina-yoneltiyor-1778483271.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Soylu Kalıp Yönetim Kurulu Başkanı Emre Çakmak, “Hedefimiz OEM üretici olmak. Yeni sızdırmazlık parçalar, transfer kalıp üretim ve kaynaklı parça üretimine başlıyoruz. Ürettiğimiz ürünlerin yüzde 90’dan fazları ihracata gidiyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-sehir-alti-hikaye-yeni-bir-dunya-79023</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir şehir, altı hikâye, yeni bir dünya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Venedik’te bir yeni ekran hikâyesi</strong></p>
<p>Venedik’in o meşhur tarih kokan sokaklarında, sanatın kalbinin attığı Teatro La Fenice’de bu kez bambaşka bir heyecan vardı. Türkiye’nin profesyonel dikey dizi stüdyosu olan İki Dakika Creative House, cebimize sığan o koca dünyayı Avrupa’nın en köklü opera sahnelerinden birine taşıdı.</p>
<p>1792 yılında açılan ve adını küllerinden yeniden doğan anka kuşundan alan bu tarihi yapı, yüzyıllar boyunca <strong>Rossini</strong>’den <strong>Verdi</strong>’ye kadar klasik müziğin büyük ustalarını ağırlamıştı. İşte bu görkemli sahnede, <em>“yeniden doğuşun”</em> simgesi olan bu mekânda <strong>İlkin Kavukçu</strong>’nun liderliğindeki ekip, hikâye anlatıcılığının en yeni halini, <em>“7,5’uncu sanatı” </em>İtalyan izleyicilere sundu. Aslında Venedik’in seçilmesi tesadüf değil. Çünkü bu şehir yalnızca geçmişin ihtişamını taşıyan bir açık hava müzesi değil; aynı zamanda yüzyıllardır sanatın, estetiğin, hikâye anlatıcılığının ve görsel hafızanın yeniden üretildiği bir merkez. Şimdi o kadim hikâye geleneğinin içine, cep telefonlarının dikey ekranlarından yükselen yeni bir anlatı dili ekleniyor.</p>
<p>Lansmanda davetlilere hitaben duygusal ve vizyoner bir konuşma yapan kurucu İlkin Kavukçu, bu yolculuğun aslında çok basit ama sarsıcı bir gözlemle başladığını anlattı:</p>
<p><em>“İnsanlar artık hikâyeleri yalnızca televizyon ekranlarında ya da devasa platformlarda izlemiyor. Hikâyeler artık cebimizde, elimizde, günün her ânında bizimle birlikte. Mobil ekran, bugün tüm dünyada ‘birincil ekran’ haline geldi. Bu sadece teknik bir format değişimi değil; bu, hikâyenin nasıl kurulduğunu, nasıl hissedildiğini ve nasıl tüketildiğini kökten değiştiren bir dönüşüm.”</em></p>
<p>Belki de bugün tam olarak yaşadığımız şey bu… İzleme alışkanlığı kadar anlatım ritmi de değişiyor. Daha hızlı, daha yoğun, daha doğrudan bir hikâye dili doğuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>“7,5’uncu sanatın” peşinde </strong></p>
<p>Venedik’te 12. yüzyıldan kalma tarihi kilisesi ve eşsiz lagün manzarasıyla bilinen San Clemente Palace’ta kalıyoruz. Kahvaltı salonunda İki Dakika Creative House’un kurucusu <strong>İlkin Kavukçu</strong> ile sohbet ederken habercilikten gelen o keskin gözlem gücünü, bugün dijital dünyanın en hızlı kulvarına nasıl nakşettiğini konuşuyoruz. Sohbetimiz, sadece bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda değişen dünya düzenine bir uyum manifestosu tadında. Venedik’te, yüzyıllardır sanatın yankılandığı bir adada hikâyenin değişen yolunu konuşuyoruz…</p>
<p><strong>Cebimize sığan yeni dünya: Dikey ekonomi</strong></p>
<p>Medya dünyasında artık yalnızca içerikler değil, ekranların yönü de ekonomi yaratıyor. Dikey video pazarı bugün 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Reklam modellerinden oyunculuk ritmine kadar her şey yeniden yazılıyor.</p>
<p>Bir ekran düşünün… Duvara asılı değil. Salonun baş köşesinde durmuyor. Kumandası yok. Üstelik tek bir aileye değil, tek bir insana ait. Metroda elde tutuluyor, vapurda kaydırılıyor, havaalanında birkaç dakikalık boşlukta açılıyor. Dünya belki de ilk kez ekranı değil, ekranı tutuş biçimini değiştiriyor. Ve görünen o ki bu değişim yalnızca teknoloji alışkanlıklarını değil, medya ekonomisinin bütün kurallarını yeniden yazıyor. Bugün dikey video pazarı 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Uzmanlara göre 2033 yılına gelindiğinde bu rakamın 600 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Bu yalnızca yeni bir video türünün yükselişi değil; reklamdan yapımcılığa, oyunculuktan senaryo yazımına kadar uzanan yeni bir sektörün doğuşu anlamına geliyor. Çünkü artık mesele yalnızca neyin izlendiği değil, nasıl izlendiği.</p>
<p><strong>Bir zamanlar aynı diziyi izlerdik…</strong></p>
<p>Çocukluğumuzun akşamlarında televizyon açılmadan önce evin içinde küçük bir telaş başlardı. Çaylar konur, sofralar aceleyle toplanır, herkes aynı saate yetişirdi. Çünkü birazdan başlayacak dizi, yalnızca bir ekranın değil, ortak hayatımızın parçasıydı. O zamanlar televizyon yalnızca bir cihaz değildi. Evin tam ortasında duran görünmez bir buluşma noktasıydı. Akşam haberleri başladığında sesler azalır, diziler başladığında sofralar aceleyle toplanırdı. İnsanlar aynı hikâyeleri aynı anda izler, ertesi gün iş yerinde, okulda, mahallede aynı sahneleri konuşurdu. Bugün ise herkes kendi ekranına bakıyor. Birisi metroda birkaç dakikalık bir video izliyor. Bir başkası uçakta kulaklığını takıp kısa bir dizinin yeni bölümünü açıyor. Gece yatmadan önce birkaç dakikalık içeriklerle günü tamamlayan milyonlarca insan var artık.</p>
<p>Hikâye anlatıcılığı hâlâ hayatımızın merkezinde. Ama onu yaşama biçimimiz değişiyor. Belki de bugün yaşadığımız en büyük dönüşüm ekranların küçülmesi değil; ortak seyir kültürünün kişisel akışlara dönüşmesi.</p>
<p><strong>Bienal’de minör bir yankı…</strong></p>
<p>Venedik’in o labirenti andıran sokaklarından geçmeden, doğrudan suyun kenarından yürüyerek Arsenale’nin devasa kapılarına vardığımda yanından geçtiğimiz neredeyse 300-400 metrelik kuyruk her yıl olduğu gibi beni yine şaşırtmadı. Zihnimde tek bir soru vardı: Bu yılın teması olan <em>“In Minor Keys”</em> (Minör Tonlarda), Türkiye Pavyonu’nda nasıl bir vücut bulacaktı? 6 Mayıs’taki açılış gününde pavyona adım attığım an, bu sorunun cevabı <strong>Nilbar Güreş</strong>’in nahif ama bir o kadar sarsıcı dünyasında şekillenmeye başladı: <em>“Gözlerinizden Öperim”. </em>Açılış günü Arsenale’de bambaşka bir enerji vardı. Venedik Bienali zaten başlı başına bir karşılaşmalar alanı. Ama Türkiye Pavyonu’nun bu yıl kurduğu dil, gösterişli olmadan görünür olabilmenin de mümkün olduğunu hatırlatıyordu</p>
<p><strong>Kara eriyiğin hafızası Venedik’te sergileniyor</strong></p>
<p>Venedik’in o zamansız, denizin ortasında asılı duran San Clemente adası, bu kez; <strong>Rahşan Düren</strong>’in aynı adlı otelin koridorlarındaki resimleri ve bahçedeki heykelleriyle kurduğu derin diyaloğun tanığına dönüşmüş durumda. Bu yeni seçki, sanatçının <em>“Verwegehenheit”</em> (risk almaktan çekinmeyen, korkusuz ve sıra dışı) kavramsal izlerini daha ileri bir noktaya taşıyor.</p>
<p><em>“Play Again” </em>sergisi, plastik eriyiğin o vahşi, terbiye edilmesi zor doğasıyla, resimlerin yüzeyinde biriken katmanlı duyguları aynı potada eritiyor. San Clemente’nin sessizliği içinde bu sergi yalnızca görülmüyor; insanın içine yavaşça yerleşiyor. Sanatçının mekânla, resimle ve o kara mağmayla kurduğu ilişkiyi, onun o <em>“itiraf”</em> tadındaki cümleleriyle daha da derinleştirerek bu yolculuğu tamamlayalım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-sehir-alti-hikaye-yeni-bir-dunya-79023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir şehir, altı hikâye, yeni bir dünya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deikten-abye-acik-mektup-79055</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 23:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> DEİK&#039;ten AB&#039;ye açık mektup</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, yedi ülkenin liderlerine yönelik açık mektuplarda sadece ticari bağları değil, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyeliğinin Avrupa'nın stratejik özerkliğine ve küresel güvenliğine katacağı değeri de hatırlattıklarını belirtti.</p>
<p>DEİK'ten yapılan açıklamaya göre, Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, Polonya ve Belçika'yı kapsayan yedi ülkenin en prestijli gazetelerinde ülke liderlerine, Türkiye-AB ilişkilerinde "paradigma değişimi" çağrısı yapılıyor.</p>
<p>DEİK, Türkiye ile AB arasındaki birlikteliğin mevcut küresel konjonktürde her iki taraf için de hayati önem taşıdığını vurgulamak amacıyla, yedi ülkenin liderlerine yönelik açık mektupları, ülkelerin en prestijli gazetelerinde ilan olarak yayımlamak üzere bir kampanya başlattı.</p>
<p>Almanya'da Bild, Polonya'da Rzeczpospolita ve Belçika'da De Tijd gazetelerinde ülke liderlerine hitaben hazırlanan mektup ilanları 8 Mayıs'ta yayımlandı.</p>
<p>Diğer ülkelerde de gelecek günlerde yayımlanması hedeflenen açık mektup serisi, AB'nin en büyük altı ekonomisi olarak ifade edilen ve "E6" ülkeleri olarak bilinen Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya ve Polonya'nın yanı sıra AB'nin kurucu üyelerinden Belçika'yı kapsıyor.</p>
<p>İlk olarak Ocak 2026'da Financial Times gazetesinde yayımlanan ve Türk iş dünyasının tam üyelik sürecine verdiği desteği vurgulayan açık mektubun ardından olumlu geri dönüşler aldığını belirten DEİK, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin sadece ekonomik bir işbirliği olarak değil, stratejik bir zorunluluk olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ve DEİK Avrupa İş Konseyleri Başkanlarının imzasını taşıyan mektuplarla, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki entegrasyon sürecinin yeniden canlandırılması ve Türkiye'nin Avrupa'nın stratejik geleceğinde daha güçlü bir şekilde konumlandırılması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen DEİK Başkanı Nail Olpak, "Açık mektuplarımızda sadece ticari bağları değil, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin Avrupa'nın stratejik özerkliğine ve küresel güvenliğine katacağı değeri de hatırlatıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Olpak, tam üyelik perspektifinin canlı tutulmasının Avrupa'nın jeopolitik geleceği için vazgeçilmez bir stratejik zorunluluk olduğunu belirterek, "Ticari diplomasimizin temelinde yatan güçlü işbirliği anlayışımız, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik vizyonunu destekleyen en somut yapıdır." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Hedeflerinin ekonomik bütünleşmeyi tam üyelik rotasında kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüştürmek olduğuna işaret eden Olpak, "Türkiye-AB ilişkilerinin, stratejik ortaklık, ekonomik entegrasyon ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi çerçevesinde güçlenmesi gerektiğini, bu durumun her iki tarafın çıkarına olduğunu söylüyoruz." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Olpak, ülke liderlerine, jeopolitik olarak parçalanmış bir dünyada Avrupa'nın rekabetçiliğinin güncellenmiş bir AB-Türkiye Gümrük Birliği ile güçleneceğini anlattıklarını kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Mektupları her ülkenin en prestijli yayınlarında doğrudan ülke liderlerine hitaben ilan olarak yayımlıyoruz. Bu yedi ülke rastgele seçilmiş değil. Etki sahası yüksek olan ve AB'nin en büyük altı ekonomisi olarak ifade edilen, 'E6' ülkeleri olarak bilinen Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya ve Polonya'nın yanı sıra AB'nin kurucu üyelerinden Belçika'yı kapsıyor. Bu tamamen stratejik ve kritik öneme sahip. Şimdiden ülkelerden çok olumlu yorumlar almaya başladık. 11 Mayıs Pazartesi günü de Belçika Kraliçesi Mathilde'nin katılımıyla Türkiye-Belçika İş Forumu gerçekleştireceğiz. En önemli gündem maddemiz bu konu olacak."</p>
<p><strong>"Beklenecek ve oyalanacak vakit kalmamıştır"</strong></p>
<p>DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ da Türkiye ile AB arasındaki birlikteliğin mevcut küresel konjonktürde her iki taraf için de hayati önem taşıdığına dikkati çekerek, Türkiye'nin AB’ye tam üyelik sürecinin bir an önce başlatılması gerektiğine işaret etti.</p>
<p>Türkiye'nin geleceğini düşündükleri gibi Avrupa'nın da geleceğini düşündüklerini kaydeden Yalçındağ, "Beklenecek ve oyalanacak vakit kalmamıştır. Bize göre, bu konunun çözümsüzlüğü gibi bir seçenek de yoktur. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini sadece ekonomik bir işbirliği olarak değil, stratejik bir zorunluluk olarak görüyoruz. Avrupa bugün tarihi bir dönüm noktasında bulunmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yalçındağ, küresel düzenin jeopolitik parçalanma, teknolojik dönüşüm, yapay zeka, enerji dönüşümü, tedarik zinciri rekabeti ve giderek daha kırılgan hale gelen güvenlik ortamı çerçevesinde yeniden şekillendiğini belirterek, "Bu yeni dönemde Avrupa'nın stratejik ağırlığı ve küresel rekabet gücü; daha geniş bir vizyon geliştirme, daha hızlı hareket etme ve daha güçlü ortaklıklar tesis etme kapasitesine bağlı olacaktır. Türkiye bu denklemin ayrılmaz bir parçasıdır. Çalışmalarımızı yoğunlaştırarak sürdüreceğiz." açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin katılım sürecindeki mevcut durgunluk döngüsünü kırmak aciliyet kazandı"</strong></p>
<p>Mektupta, Türk iş dünyasının uzun zamandır Avrupalı ortaklar, kurumlar ve pazarlarla yakın iletişim içinde bulunduğu ifade edilerek, Avrupa'nın birliğini, dayanıklılığını ve küresel rolünü güçlendirmek için sarf edilen çabaların yakından ve takdirle izlendiği belirtildi.</p>
<p>Türk şirketleri ve girişimcilerin Avrupa'nın değer zincirlerinin, sanayi ekosistemlerinin ve inovasyon ağlarının ayrılmaz bir parçası olduğu kaydedilen mektupta, Avrupa'nın gelecekteki refahının işbirliği, açıklık ve tüm insani, ekonomik ve teknolojik kaynaklarının etkin biçimde seferber edilmesine bağlı olduğuna dikkati çekildi.</p>
<p>AB'nin derin ve eş zamanlı meydan okumalarla karşı karşıya olduğuna işaret edilen mektupta, yapay zekanın ekonomileri ve toplumları eşi benzeri görülmemiş bir hızla dönüştürdüğü ve yeşil dönüşümün stratejik vizyon, sürdürülebilir yatırımlar ve toplumsal uyum gerektirdiği vurgulandı.</p>
<p>Avrasya genelinde süregelen jeopolitik gelişmelerin Avrupa'nın güvenlik ortamını etkilemeye devam ettiği ve Asya Pasifik'in küresel ağırlığındaki artışın tarihsel önem taşıyan uzun vadeli stratejik, teknolojik ve ekonomik sonuçlar doğurduğu bildirildi.</p>
<p>AB'nin gerçek bir küresel güç olma yolundaki istikrarlı ilerleyişine Türkiye'nin tam entegrasyonunun önemine işaret edilen mektupta, Türkiye'nin katılım sürecindeki mevcut durgunluk döngüsünü kırmanın aciliyet kazandığının altı çizildi.</p>
<p><strong>"Türk şirketleri daha güçlü, rekabetçi ve özgüvenli bir AB'ye katkıda bulunmaya hazır"</strong></p>
<p>Mektupta, Türkiye ile AB ilişkilerinde bir paradigma değişiminin önerildiği vurgulanarak, Türkiye'ye AB üyeliğine dair açık ve net bir perspektif sunulmasının önemli olduğu ve Türkiye ile AB'nin geleceğinin bütünlüğünün yeniden teyit edilmesinin stratejik berraklığı ve karşılıklı güveni yeniden tesis edeceği belirtildi.</p>
<p>Güçlü, entegre olmuş ve küresel ölçekte etkili bir AB'nin daha geniş dünyada istikrar için bir zorunluluk olduğu ifade edilen mektupta, "Avrupa ekonomisinin, rekabetçiliğinin ve stratejik otonomisinin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye, AB'nin yeni ekonomik güvenlik ve savunma mimarisine tam anlamıyla entegre edilebilir. Ayrıca, jeopolitik olarak parçalanmış bir dünyada Avrupa'nın rekabetçiliği, güncellenmiş bir AB-Türkiye Gümrük Birliği ile daha da güçlenecektir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Türk şirketlerinin, Türkiye'de faaliyet gösteren AB şirketleriyle birlikte yatırımlar, inovasyon ve uzun vadeli ortaklıklar yoluyla daha güçlü, daha rekabetçi ve daha özgüvenli bir AB'ye katkıda bulunmaya hazır olduğuna dikkati çekilen mektupta, şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Ortak geleceğimizi güvence altına almak için gereken cesur adımları atacağınıza dair vizyoner liderliğinize güveniyoruz ve bu çabayı desteklemeye hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Yapıcı ve vizyoner AB politikalarının Türkiye'de de güçlü bir karşılık bulmasını sağlamak ise bizim sorumluluğumuzdur."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deikten-abye-acik-mektup-79055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/9/1280x720/turkiye-ab-avrupa-tr-1769773531.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEİK Başkanı Nail Olpak, &quot;Açık mektuplarımızda sadece ticari bağları değil, Türkiye&#039;nin AB&#039;ye tam üyeliğinin Avrupa&#039;nın stratejik özerkliğine ve küresel güvenliğine katacağı değeri de hatırlatıyoruz.&quot; dedi. 
DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ da, &quot;Beklenecek ve oyalanacak vakit kalmamıştır. Bize göre, bu konunun çözümsüzlüğü gibi bir seçenek de yoktur. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini sadece ekonomik bir işbirliği olarak değil, stratejik bir zorunluluk olarak görüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
