<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarda-akilli-cozumun-anahtari-dikey-depolama-ve-otomasyon-84747</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Limanlarda akıllı çözümün anahtarı dikey depolama ve otomasyon&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye, 2025 yılında limanlarda elleçlenen 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner hacmiyle küresel deniz ticaretinde güçlü bir konuma ulaştı. Lloyd’s List’in 2024 yılı elleçleme verilerine dayanan 2025 sıralamasında Türkiye’deki limanlar arasında; Ambarlı, Kocaeli, Aliağa, Tekirdağ ve Mersin dünyanın en fazla konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer almıştır. Yıllara göre dalgalanmalar yaşamakla birlikte sektörün uzun vadeli büyüme eğiliminin arkasında kapasite artışları, modern ekipman, dijitalleşme ve ulaşım bağlantılarına yönelik yatırımlar bulunuyor. Doğu Akdeniz’in artan lojistik ve stratejik önemi de özellikle Mersin-İskenderun hattındaki limanlarda yeni kapasite ve altyapı yatırımlarını destekliyor. Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Marmara’daki sanayi yoğunluğunun Anadolu’ya daha dengeli yayılması ve Samsun-Mersin aksında yeni sanayi alanları oluşturulması hedeflenirken, bu gelişmenin orta ve uzun vadede koridor üzerindeki limanlara yönelik yük ve yatırım talebini artırması bekleniyor. Yük elleçlemelerine bakıldığında ise sektör 2026’nın ilk altı ayında pozitif bir görünüm ortaya koymasına rağmen yurt dışına giden yüklerde gerileme yaşandı. Limanların ilk yarı performansını değerlendiren Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Başkanı Hamdi Erçelik, “Toplam yük elleçlememiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 arttı. Yurt dışına giden yüklerde yaklaşık yüzde 7 gerileme yaşanırken, yurt dışından gelen yüklerde yüzde 1,8, transit yüklerde yüzde 3,9 ve kabotaj yüklerinde yüzde 16’nın üzerinde artış kaydedildi” bilgisini verdi. Erçelik, sektöre yönelik EKONOMİ gazetesine şu değerlendirmeleri yaptı:</p>
<p><strong>Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm </strong><strong>fonları sürdürülebilir lojistiğe yöneldi</strong></p>
<p>Demiryolu yatırımlarında yük taşımacılığı odaklı önemli hamleler yapıldı. Özellikle transit yük taşımalarında stratejik projeler devam ediyor. Türkiye'nin lojistik altyapısında dönüşüm sürüyor. Azerbaycan, Gürcistan ve Kars’tan gelen Bakü-Tiflis-Kars hattının Marmaray/YSS Köprüsü ve Kapıkule bağlantılarıyla Avrupa’ya kesintisiz entegrasyonu hususundaki transit projeler sürüyor. Demiryolu taşımacılığını mevcut altyapı üzerinde çok daha aktif kullanmalı ve bunun ekonomik katma değerini doğru analiz etmeliyiz. Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm fonları sürdürülebilir lojistiğe yöneldi. Yük taşımacılığında iltisak hatları ve koridor yatırımlarının önceliklendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Kaynak kullanımı ve doğru projelerin yönetimi hususunda merkezi bir planlama anlayışı önem taşıyor. Demiryolu ağlarının limanlara ve sanayi bölgelerine entegrasyonunda bile önceliklendirme yapılarak seçici olunmalı. Öte yandan Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler, İskenderun ve Mersin limanlarındaki yük trafiğini artırıyor ve bölgedeki altyapı yatırımlarını ivmelendiriyor. Kuzey-Güney ticaret aksını bağlayan Samsun-Mersin demiryolu koridoruna yönelik yatırımlar, Karadeniz ile Akdeniz arasındaki sanayi ve limancılık entegrasyonunu önemli ölçüde güçlendirecek.</p>
<p><strong>Liman yatırımlarında kamu-özel </strong><strong>sektör eşgüdümü güçlendirilmeli</strong></p>
<p>Türk limancılık sektörü, uluslararası deniz taşımacılığı ağlarının ayrılmaz bir parçası. Küresel hatlara, teknolojik dönüşüme ve güncel düzenlemelere entegre olamadığınızda rekabet gücünüz zayıflıyor. Bu konumumuzu koruyabilmek için kamu ile özel sektör arasındaki eşgüdümü güçlendirmeli; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül bir anlayışla hayata geçirmeliyiz. Yunanistan’daki Pire ve Mısır’daki Port Said gibi güçlü aktarma merkezleri karşısında Türkiye’nin transit yüklerden aldığı payı artırabileceği lokasyonlara ve rekabetçi yatırım modellerine odaklanmamız gerekiyor. Başta yatırım ve işletme modeli henüz sonuçlandırılmamış, Çandarlı Limanı olmak üzere planlanan yatırımların güncel yük talebi, mevcut kapasite, ana deniz hatları ve hinterland bağlantıları temelinde değerlendirilmesi sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm finansman </strong><strong>süreçleri kolaylaştırılmalı </strong></p>
<p>Bazı özelleştirilmiş limanlarda işletme sürelerinin 49 yıla tamamlanmasına ilişkin hukuki ve bürokratik süreçler belirsizlik yaratabiliyor ve ek yatırım şartlarının fizibilitesini etkiliyor. Liman işletme sözleşmelerinin netleşmesi ve yatırım ortamının öngörülebilir hale gelmesi yeni projelerin önünü açacaktır. Çevre dönüşümü kapsamında Ulaştırma Bakanlığı, Yeşil Liman Sertifikasyonu'nu kademeli olarak zorunlu hale getirdi. Kullanılan elektriğin yeşil enerjiden teminine kadar birçok sürdürülebilirlik kriteri AB ve uluslararası standartlarca talep ediliyor. 2030 hedeflerine kadar bu regülasyonlara uyum sağlanması bekleniyor. Bu doğrultudaki yeşil dönüşüm finansman süreçlerinin kolaylaştırılması şart. Doğrudan ekonomik getirisi kısa vadede görülemeyen bu yüksek maliyetli çevresel yatırımlar, birçok firmanın temkinli yaklaşarak bekle-gör pozisyonu almasına neden oluyor.</p>
<p><strong>Akıllı limancılığın önemi </strong><strong>her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Yeni liman yatırımları yüksek sermaye, uzun izin süreçleri ve uygun kıyı alanı gerektirir. Bu nedenle süreç, yeni saha oluşturarak fiziksel büyümenin yanı sıra mevcut liman alanlarında verimlilik ve kapasite artırıcı yatırımlara doğru ilerliyor. Birim saha ve rıhtım başına daha fazla yük elleçlenmesini sağlayacak dijitalleşme, otomasyon, makine ve ekipman yatırımları giderek ağırlık kazanacak. Saha içi taşıma mesafelerinin azaltılması ve istif süreçlerinin optimize edilmesi de önemli. Singapur Limanı, 2025 yılında 44,66 milyon TEU konteyner elleçleyerek dünyanın önde gelen limanları arasındaki konumunu güçlendirdi. Özellikle Tuas Limanı’nda otomatik saha vinçleri, sürücüsüz taşıma araçları, uzaktan operasyon ve 5G altyapısı gibi uygulamalar otonom ve akıllı limancılığın kapasite ve verimlilik üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Dar alanlarda çözüm: Dikey </strong><strong>depolama ve otomasyon</strong></p>
<p>Türkiye’deki ana limanların karasal genişleme sahaları kısıtlı. Büyüme odaklı düşündüğümüzde mevcut alanlarda yatay genişleme imkânı oldukça sınırlı. Bu doğrultuda ya deniz dolgusuyla kapasite artışına gidilmesi ya da otomasyon ve modern vinç sistemleriyle dikey alandan azami seviyede faydalanarak istifleme yüksekliğinin artırılması gerekiyor. Liman hinterlandındaki alanlar, kentsel dönüşüm veya konut projelerine açılıyor. Bu kentsel baskı, limanların kapasite artışları ve lojistik entegrasyonu önündeki en büyük engellerden biri.</p>
<p>Karada genişleme sahası kısıtlı olan limanlar, deniz dolgusu ve kıyı altyapı projeleriyle büyüyebilir. Fiziki imkanlar çerçevesinde sektördeki işletmelerimiz gerekli finansman ve yatırımı üstlenerek kendi çözümlerini üretmeye hazır. Ancak bu noktada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki imar, ÇED ve tabiat varlıkları izin süreçlerinin hızlandırılması ve yatırımcılara destek olunması büyük önem taşıyor. Ayrıca, limanların sürdürülebilir operasyon yürütülebilmesi ve ani talep artışlarını karşılayabilmesi için minimum %25 oranında bir büyüme rezervine sahip olması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Sektörün önünü açacak 10 adım</strong></span></p>
<p>Hamdi Erçelik, sektörün önündeki engelleri aşmak için çözüm önerilerini şöyle aktardı:</p>
<p>-  Demiryolunu mevcut altyapıda daha etkin kullanmalı, transit yüklerin ekonomik katma değerini doğru hesaplamalıyız.</p>
<p>-  Limanları ve sanayi bölgelerini bağlayan iltisak hatlarıyla yük koridorlarını önceliklendirmeliyiz.</p>
<p>-  Kaynakları merkezi ve stratejik planlamayla yönetmeli, projeleri talep, kapasite ve verimlilik açısından seçmeliyiz.</p>
<p>-  Samsun-Mersin koridorunu güçlendirerek Karadeniz ile Akdeniz arasındaki sanayi ve liman bağını geliştirmeliyiz.</p>
<p>-  Kamu-özel sektör eşgüdümünü artırmalı; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül yürütmeliyiz.</p>
<p>-  Çandarlı başta olmak üzere yeni limanları güncel yük talebi, deniz hatları ve hinterland bağlantılarına göre planlamalıyız.</p>
<p>-  Liman işletme sözleşmelerini netleştirip yatırım ortamını öngörülebilir hale getirmeli, belirsizlikleri azaltmalıyız.</p>
<p>-  Yeşil liman kriterlerine uyumu kolaylaştıracak finansman modelleri geliştirmeli, çevre yatırımlarını desteklemeliyiz.</p>
<p>-  Dijitalleşme, otomasyon, dikey depolama ve modern ekipmanla mevcut limanlarda da kapasite ve verimliliği artırmalıyız.</p>
<p>-  İmar, ÇED ve kıyı izinlerini hızlandırmalı; limanlarda ani talep artışları için en az yüzde 25 büyüme rezervi bırakmalıyız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Arz-talep dengesini doğru yöneten öne çıkacak</strong></span></p>
<p>Bazı ana ticaret hatlarında spot konteyner navlunlarının kısa sürede yüzde 70–120 arasında yükseldiğine dikkat çeken Hamdi Erçelik, “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri ile Kızıldeniz–Süveyş güzergahındaki kesintiler nedeniyle gemilerin daha uzun rotalara yönelmesi; artan yakıt, sigorta ve kapasite maliyetleriyle birlikte navlunlar üzerindeki başlıca baskı unsurları arasında yer alıyor. Güvenlik riskleri ve uzun rota kullanımı devam ettiği sürece fiyatların kriz öncesi seviyelere kalıcı olarak dönmesi zaman alabilir” şeklinde konuştu. Navlun ve diğer taşıma maliyetlerindeki kalıcı artışların ithalat ve üretim maliyetleri üzerinden küresel enflasyona yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini belirten Erçelik, benzer bir aktarımın pandemi döneminde de görüldüğünü ifade etti. Erçelik, kapasite arzının talebi karşılamadığı hatlarda fiyat baskısının arttığını, alternatif rota ve tedarik zincirlerini esnek biçimde yönetebilen işletmelerin bu süreçte rekabet avantajı sağlayacağını kaydetti.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Sürdürülebilirlik çalışmalarına öncülük ediyor</strong></span></p>
<p>ODTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü mezunu olan Hamdi Erçelik, kariyerine Borusan Grup’ta başladı. 1996’dan itibaren Birlik Galvaniz, Kerim Çelik ve Borçelik’te görevler üstlendi. 2014’te eTA’nın Genel Müdürü oldu. 2019-2021 döneminde Borusan Lojistik Endüstri ve Gıda İçecek Sektörü Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüttü. Borusan Limanı’nın Genel Müdürü olan Hamdi Erçelik, 8 Mart 2024’te yapılan genel kurulda Türkiye Liman İşletmecileri Derneği’nin (TÜRKLİM) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. Erçelik, başkanlık görevini devralmadan önce, üç yıl dernekte sürdürülebilirlik faaliyetlerinden sorumlu başkan yardımcılığı yaptı. Erçelik, limancılık ve lojistik deneyiminin yanı sıra sürdürülebilirlik çalışmalarına öncülük ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarda-akilli-cozumun-anahtari-dikey-depolama-ve-otomasyon-84747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/hamdi-ercelik-1785994122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKLİM Başkanı Hamdi Erçelik, “Türkiye’nin transit yüklerden aldığı payı artırmak için kamu-özel sektör eşgüdümünü güçlendirmeli; liman, demiryolu, kara yolu ve dijital altyapı yatırımlarını bütüncül bir anlayışla hayata geçirmeliyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/abddeki-borsa-rallisi-dunyaya-yayiliyor-84746</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD&#039;deki borsa rallisi dünyaya yayılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a74188da5ff6-1785993357.png" alt="" width="238" height="113" /></p>
<p>ABD borsalarında yaşanan güçlü yükseliş, dünyanın geri kalanına destek veriyor. Alım dalgası dün Asya ve sınırlı şekilde de Avrupa’ya taşındı. Dow Jones ve S&amp;P 500 endeksindeki tarihi zirveler yatırımcının iştahını artırdı.</p>
<p>Asya’da dün özellikle teknoloji ve yarı iletken hisselerine alım geldi. Güney Kore’nin Kospi endeksi yüzde 3,8 yükselirken, SK Hynix yüzde 6,9, Samsung Electronics yüzde 4'ün üzerinde değer kazandı. Japonya'da SoftBank’ın hisseleri yüzde 10’un üzerinde, Tokyo Electron yüzde 3,64, Advantest yüzde 7 ve Kioxia yüzde 6,34 yükseldi.</p>
<p>Yapay zeka altyapısına yönelik harcamaların güçlü kalacağı beklentisi, Asya’nın çip üreticilerine ilişkin iyimserliği destekledi. Özellikle ABD’deki teknoloji rallisi, yatırımcıların Asya’daki yapay zeka bağlantılı şirketlere yeniden yönelmesini sağladı.</p>
<h2>Rallinin yakıtı sadece teknoloji değil</h2>
<p>Küresel risk iştahındaki artışın ikinci önemli ayağını petrol oluşturdu. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine ilişkin beklentiler, enerji arzına yönelik endişeleri hafifletti. Brent petrolü 77 dolar seviyesinde, Temmuz ayında gördüğü 102 dolarlık zirvenin oldukça altında bulunuyor.</p>
<p>Hürmüz’deki petrol akışının savaş öncesi seviyelerin yalnızca yüzde 50- 60’ına ulaşması bile küresel piyasada arz fazlası oluşturabilir. Akışların geçen hafta savaş öncesi seviyenin yüzde 40- 45’ine ulaşmış olabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Petroldeki geri çekilme yalnızca enerji maliyetlerini değil, enflasyon ve faiz beklentilerini de etkiliyor. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil getirisi geçen haftaki yüzde 4,747 seviyesinden yüzde 4,606’ya geriledi. Piyasalar ayrıca Fed’in Eylül ayında faiz artırma olasılığını yüzde 67’den yüzde 57’ye çekti.</p>
<h2>Rallinin üç lokomotifi</h2>
<p>■ <strong>TEKNOLOJİ </strong></p>
<p>Nasdaq yüzde 2,59 yükseldi; SK Hynix yüzde 6,9, SoftBank yüzde 10'un üzerinde prim yaptı. </p>
<p>■ <strong>PETROL </strong></p>
<p>Brent 77 dolara geriledi; Temmuz zirvesi 102 dolardı. </p>
<p>■ <strong>FAİZ </strong></p>
<p>ABD 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,747’den yüzde 4,606’ya indi. Fed’in Eylül’de faiz artırma ihtimali yüzde 57’ye geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gözler bilançolarda ve Hürmüz’de</span></h2>
<p>Bir tarafta güçlü teknoloji yatırımları ve şirket bilançoları risk iştahını desteklerken, önümüzdeki dönemde yatırımcıların odağında ABD istihdam ve enflasyon verileri, Fed’in faiz politikası ve ABD-İran görüşmeleri bulunacak. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, petrolün seyri ve buna bağlı enflasyon beklentileri, borsalardaki rallinin devamı açısından teknoloji bilançoları kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Piyasanın yeni sınavı yapay zekada canlanma</span></h2>
<p>Uzmanlara göre, piyasalardaki iyimserlik henüz risksiz bir tabloya işaret etmiyor. Wall Street’in güçlü kapanışının hemen ardından AMD ve SpaceX hisselerindeki sert satışlar, yapay zeka şirketlerinin giderek yükselen yatırım beklentilerini karşılamakta zorlanabileceği endişesini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p>AMD’nin sonuçları ve görünümü analist beklentilerini aşmasına rağmen hisse piyasa kapanışı sonrasında yüzde 8,8 düştü.</p>
<p>SpaceX tarafında ise şirketin gelirleri 7,8 milyar dolara ulaşırken sermaye harcamaları 18 milyar doları aştı. Bunun yaklaşık 16 milyar doları yapay zeka yatırımlarına gitti. Yüksek harcama temposunun yeni sermaye ihtiyacı doğurabileceği endişesi hisselerde satış getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/abddeki-borsa-rallisi-dunyaya-yayiliyor-84746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/wall-street-abd-1785993719.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Wall Street’teki iyimserliğin Asya’ya taşınması piyasalara nefes aldırdı. Petrol fiyatlarının Haziran zirvesinden belirgin biçimde gerilemesi ve Hürmüz Boğazı’nın açılabileceğine ilişkin iyimserlik küresel risk iştahını artırdı. Buna yapay zeka iyimserliği eklenince özellikle teknoloji hisselerinde yön yukarı döndü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sgkya-devlet-katkisinin-kalkmasi-kurumun-acigini-buyutecek-84744</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;SGK’ya devlet katkısının kalkması, kurumun açığını büyütecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>SGK’nın topladığı malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primlerinin yüzde 4’ü oranındaki Hazine katkısı, TBMM’de kabul edilen düzenlemeyle Ağustos 2026 itibarıyla kaldırıldı. TEPAV Merkez Direktörü Hakkı Hakan Yılmaz EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, SGK gelirlerinin yüzde 17’sine ulaşan bu desteğin sona ermesinin kurumun finansman açığını büyüteceğini söyledi.</p>
<p>Yılmaz’a göre, devlet katkısı hesaba katıldığında 2025’te 36 milyar TL fazla veren SGK, bu kaynak çıkarıldığında 853 milyar TL açık vermiş görünüyor. 2026’da ise 200 milyar TL fazla beklenen dengenin 1,1 trilyon TL açığa dönüşebileceği tahmin ediliyor. Düzenleme merkezi yönetim bütçe açığını kısa vadede düşük gösterecek olsa da SGK’nın nakit dengesini bozacak, uzun vadeli mali riskleri artıracak. Açıkların doğrudan Hazine tarafından kapatılması, kurumun daha fazla prim toplama motivasyonunu da zayıflatabilecek.</p>
<p>Yılmaz, haziran bütçe gerçekleşmelerinde mart, nisan ve haziran aylarında SGK’ya aktarılması gereken devlet katkısının kamu hesaplarına yansıtılmadığını belirtti. Kendi hesaplamasına göre 287,9 milyar TL’lik bu tutar eklendiğinde bütçe açığı yüzde 25,5 artarak 1,23 trilyon TL’ye, program dışı denge ise 142 milyar TL açığa ulaşıyor.</p>
<p>Jeopolitik riskler, makroekonomik belirsizlikler, enflasyon hedeflerinden sapma, düşük büyüme, yavaşlayan talep, yüksek faizler ve siyasi belirsizliklerin bütçe yönetimini zorlaştırdığını belirten Yılmaz, 2026’nın kalanında daha ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikası hedefleriyle uyumlu bir maliye politikasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>
<h2>"SGK’nın öngörülebilir ve sürdürülebilir yönetilmesi kritik" </h2>
<p>Sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli aktüeryal dengelere dayandığını hatırlatan Yılmaz, önümüzdeki 10 yılda yaşlanan nüfus nedeniyle sağlık harcamaları ve emekli aylıklarının artacağını, bu nedenle SGK’nın öngörülebilir ve sürdürülebilir biçimde yönetilmesinin kritik olduğunu ifade etti. Bütçe dengesinin mali hesaplarla olduğundan iyi gösterilmesinin maliye politikasının güvenilirliği ve kredibilitesini aşındırabileceği uyarısında bulundu. Yılmaz, Hazine’nin 2026’da faiz gelirlerinin yüzde 121,5 artışla 212,1 milyar TL’ye çıkmasına dikkat çekti. Büyük ölçüde Merkez Bankası’ndan sağlanan bu gelir, Hazine’nin faiz giderlerinin yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor ve Merkez Bankası zararının süreceğine işaret ediyor. Enerji maliyetleri, zayıflayan büyüme ve artan enflasyon bütçeyi baskılarken, yeni önlemler alınmaması halinde savaş ve enerji maliyetlerinin bütçe açığını GSYH’nin yaklaşık yüzde 0,5’i kadar artırabileceği öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sgkya-devlet-katkisinin-kalkmasi-kurumun-acigini-buyutecek-84744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Merkez Direktörü Hakkı Hakan Yılmaz SGK gelirlerinin yüzde 17’sine ulaşan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası prim desteğinin sona ermesinin kurumun finansman açığını büyüteceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/coplar-buyurken-muzakereler-kuculuyor-mu-84751</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP’lar büyürken müzakereler küçülüyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim zirveleri büyüdükçe görünürlük artıyor, ancak müzakerelerin verimliliği aynı hızla artmıyor. Uzmanlara göre bugün COP’ların büyümesini iklim diplomasisinden çok, “orada olmazsam önemli gelişmeleri kaçırırım” düşüncesi besliyor. Literatürde buna FOMO (Fear of Missing Out) deniliyor. </strong></p>
<p>Bir zamanlar birkaç bin kişinin katıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP), bugün on binlerce insanın buluştuğu küresel bir organizasyona dönüştü. Devlet başkanları, bakanlar, yatırımcılar, şirket yöneticileri, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, gazeteciler ve lobiciler... Kasım ayı geldiğinde herkes aynı şehirde olmak istiyor.</p>
<p>Peki gerçekten herkesin aynı anda aynı yerde olması gerekiyor mu?</p>
<p>Oxford Climate Policy ve European Capacity Building Initiative (ECBI) uzmanlarının yaptığı değerlendirme, COP’ların artık kendi başarısının yarattığı yeni bir sorunla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor: FOMO (Fear of Missing Out), yani “geri kalma korkusu.”</p>
<p><strong>Müzakere masası büyümüyor, kalabalık büyüyor</strong></p>
<p>İlk COP toplantılarında katılımcı sayısı birkaç bin kişiydi. Kyoto Protokolü'nün kabul edildiği COP3'e bile 10 binin altında kişi katılmıştı. Bugün ise tablo tamamen farklı.</p>
<p>Son yıllardaki COP’larda katılımcı sayısı 60 bine yaklaşırken, asıl iklim müzakerelerini yürüten çekirdek kadro neredeyse aynı kaldı. COP28’de resmi delegasyonlar için 42 binden fazla akreditasyon verilmesine rağmen, aynı yıl Bonn’daki teknik müzakere toplantılarına da katılan gerçek müzakereci sayısı yalnızca yaklaşık bin 600 kişiydi. Başka bir ifadeyle COP büyüdü; ancak müzakere topluluğu büyümedi.</p>
<p><strong>Aynı çatı altında üç farklı organizasyon</strong></p>
<p>Bugünkü COP, üç ayrı etkinliği aynı anda yürütmeye çalışıyor. Birincisi, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamındaki kararları müzakere ettiği resmi diplomasi süreci. İkincisi, liderlerin siyasi mesaj verdiği küresel zirve. Üçüncüsü ise şirketlerin, yatırımcıların, şehirlerin, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının projelerini sergilediği dev bir iklim fuarı. Bu üç alanın her biri önemli. Ancak hepsinin aynı mekânda ve aynı takvimde yapılması, zamanla etkinliği artırmak yerine azaltmaya başladı.</p>
<p><strong>Büyük organizasyon, küçük verim</strong></p>
<p>Uzmanlara göre sorun yalnızca katılımcı sayısı değil. Kalabalık arttıkça güvenlik kontrolleri uzuyor, toplantılar arasında hareket etmek zorlaşıyor, delegelerin koridorlarda gerçekleştirdiği gayri resmî görüşmeler azalıyor. Oysa iklim müzakerelerinde pek çok kritik uzlaşma resmi oturumlarda değil, kahve molalarında ya da tesadüfi karşılaşmalarda sağlanıyor. Öte yandan her yıl on binlerce kişinin katıldığı dev organizasyonlar kamuoyunda da gerçekçi olmayan beklentiler oluşturuyor. Oysa günümüz iklim diplomasisi artık tek bir zirvede büyük siyasi kırılmalar yaratmaktan çok, teknik ayrıntılar üzerinden ilerleyen uzun soluklu bir süreç haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>COP31 için yeni bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye, 2026 sonunda COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu, yalnızca büyük bir uluslararası organizasyonu başarıyla gerçekleştirme sorumluluğu değil; aynı zamanda iklim diplomasisinin geleceğine ilişkin tartışmalara yön verme fırsatı da sunuyor. Bugün şirketlerin, yatırımcıların ve sivil toplumun iklim gündemindeki rolü hiç olmadığı kadar büyük. Ancak bu artan ilgi, müzakere süreçlerinin önüne geçmemeli. Asıl başarı, mümkün olduğunca fazla insanı aynı salona toplamak değil; alınan kararların daha hızlı uygulanmasını sağlayacak bir iklim yönetişimi oluşturabilmek. COP31’in Türkiye açısından gerçek mirası da, yalnızca katılımcı sayısıyla değil; iklim diplomasisini daha kapsayıcı, daha uygulanabilir ve daha sonuç odaklı hale getiren bir ev sahipliği modeliyle ölçülecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ COP YENİDEN TASARLANABİLİR Mİ?</strong></span></p>
<p>Uzmanların önerisi oldukça radikal: Resmi müzakere toplantılarının, BM İklim Sekretaryası’nın bulunduğu Bonn’da daha küçük katılımlarla düzenlenmesi; liderler zirvelerinin yalnızca gerektiğinde yapılması; şirketler, yatırımcılar ve sivil toplum için oluşturulan iklim fuarlarının ise COP başkanlığını üstlenen ülkelerde ayrı organizasyonlar olarak sürdürülmesi öneriliyor. Böyle bir modelin hem maliyetleri azaltacağı hem de iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerin yeniden ev sahipliği yapabilmesini kolaylaştıracağı savunuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/coplar-buyurken-muzakereler-kuculuyor-mu-84751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/cop-1785994990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP’lar büyürken müzakereler küçülüyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/isvicreden-luks-ithalati-saat-gibi-isliyor-84743</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsviçre’den lüks ithalatı ‘saat’ gibi işliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İsviçre Saat Endüstrisi Federasyonu'nun (FH) yayımladığı verilere göre, küresel lüks saat talebindeki dalgalanmaya rağmen Türkiye pazarı büyümesini sürdürüyor. İsviçre'nin toplam saat ihracatı 2026'nın ilk altı ayında yüzde 0,7 gerileyerek 12,8 milyar İsviçre Frangı’na inerken, Türkiye’ye yapılan ihracat aynı dönemde yüzde 6,9 artışla 165,2 milyon franka (Yaklaşık 9 milyar 556 milyon TL) ulaştı. Söz konusu rakam 2024’ün ilk yarısında 145,2, 2025’in ilk yarısında ise 154,5 milyon İsviçre frangı olarak gerçekleşmişti. Bu yılın ilk yarısındaki performansla Türkiye, İsviçre saat ihracatında dünyanın 17’nci büyük pazarı konumunu korudu. Aynı dönemde ABD, Çin, Almanya, İtalya, İspanya ve Hollanda gibi birçok önemli pazarda daralma yaşanırken Türkiye’nin büyümesini sürdürmesi dikkat çekti.</p>
<h2>Haziranda ivme hızlandı </h2>
<p>Yılın ilk yarısındaki istikrarlı büyümenin ardından haziran ayında Türkiye pazarında daha güçlü bir ivme görüldü. Haziranda Türkiye’ye yapılan İsviçre saat ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26 artarak 33,7 milyon İsviçre Frangı’na yükseldi. İlk 30 Pazar arasında Türkiye ithalat artış oranında 10. Sırada yer aldı. Değer olarak ise Türkiye aylık bazda İsviçre’nin en büyük 15’inci ihracat pazarı oldu. Haziran ayında Türkiye’nin performansı, birçok büyük pazarı geride bıraktı. Aynı dönemde Çin’e ihracat yüzde 16,5, Almanya’ya yüzde 10,6, İtalya’ya ise yüzde 21,4 gerilerken, Türkiye yüzde 26’lık artışla en hızlı büyüyen büyük pazarlar arasında yer aldı.</p>
<h2>İlk yarıda tablo farklı </h2>
<p>Ocak-Haziran döneminde ise küresel görünüm daha zayıf kaldı. İsviçre’nin en büyük pazarı olan ABD’ye ihracat yüzde 14,8 gerilerken, Çin’e yüzde 5, Almanya’ya yüzde 10,5, İtalya’ya yüzde 6,3 ve İspanya’ya yüzde 34,3 düşüş yaşandı. Buna karşılık Fransa yüzde 63,4, Hindistan yüzde 31,5 ve Türkiye yüzde 6,9 büyüme kaydetti.</p>
<h2>Haziran toparlanmayı getirdi </h2>
<p>Haziran ayı verileri ise İsviçre saat sektöründe yeniden toparlanma sinyali verdi. Toplam ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,2 artarak yaklaşık 2,4 milyar İsviçre Frangı’na ulaştı.</p>
<p>Artışta özellikle çelik, değerli metal ve iki renkli (gold-steel) saatler öne çıkarken, 200-500 frank fiyat segmentindeki saat ihracatı yüzde 54,1 arttı. 3 bin frank üzerindeki lüks saat ihracatı da yüzde 14,2 büyüdü.</p>
<h2>Gelir dağılımındaki bozulma lüks tüketime yansıyor </h2>
<p>İsviçre saat ihracatındaki artış, Türkiye'de son yıllarda belirginleşen gelir ve servet dağılımındaki bozulmanın tüketim alışkanlıklarına yansıması olarak değerlendiriliyor. Enflasyon karşısında geniş kesimlerin alım gücü gerilerken, yüksek gelir grubunun harcama iştahını koruması lüks tüketim pazarını canlı tutuyor. Türkiye'nin İsviçre saat ihracatında üst sıralara yükselmesi de bu eğilimin dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Saat artık bir statü göstergesi</span></h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre lüks saat, artık yalnızca zamanı gösteren bir aksesuar değil; kişisel serveti, sosyal statüyü ve başarıyı simgeleyen önemli bir yatırım ve prestij ürünü haline geldi. Özellikle Rolex, Patek Philippe, Audemars Piguet ve Richard Mille gibi markalarda arzın sınırlı olması, ikinci el piyasasında da yüksek değerlerin oluşmasına yol açıyor. Bu durum lüks saatleri sadece tüketim ürünü olmaktan çıkarıp, değerini koruyan alternatif bir yatırım aracı olarak da öne çıkarıyor. Türkiye’de son yıllarda artan yüksek gelir grubu ve yeni zengin profili de lüks saat talebini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Özellikle girişimcilik, teknoloji, finans, ve sosyal medya kaynaklı oluşan yeni servet sahiplerinin lüks saatlere ilgisinin arttığı belirtiliyor. Küresel finans devi UBS’in son raporu da bu durumu doğruluyor. Kurumun Küresel Servet Raporu’na göre Türkiye’deki dolar milyoner sayısı 93 bine ulaştı. Bir yıllık süreçte ülkede 5.650 yeni kişi milyoner statüsü kazandı ve bu artış hızı ile Türkiye, dünya genelinde ikinci sıraya yerleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/isvicreden-luks-ithalati-saat-gibi-isliyor-84743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/saat-1757434882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsviçre&#039;nin ilk 6 aylık saat ihracatı gerilerken, Türkiye’ye yapılan ihracat bu dönemde yüzde 6,9 artarak Yaklaşık 9,5 milyar liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-icin-cerceve-yasa-mecliste-84742</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Terörsüz Türkiye&#039; için çerçeve yasa Meclis’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan 12 maddelik çerçeve yasa Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Abdullah Öcalan ve örgütün yönetim kadrosu çerçeve yasanın kapsamına dahil edilmedi.</p>
<p>AK Parti, MHP, DEM, CHP, HÜDA-Par ve YRP’nin de içinde olduğu 360 milletvekilinin imzası ile Meclis’e sunulan teklifin ayrıntılarını AK parti Grup Başkanı Abdullah Güler açıkladı.</p>
<p>Teklif; amaç ve kapsamdan oluştu.</p>
<p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi olarak sunulan çerçeve yasanın kapsamı, “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsayacak” şeklinde ifade edildi.</p>
<p>Teklifle; mahkumiyeti olan örgüt mensupları için kasten adam öldürme ve 2005 yılı öncesi müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç tutulacak.</p>
<p>Bu kapsamda, soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Adam öldüren ve müebbet cezası alanlar kapsam dışı bırakılacak.</p>
<p>Cezası ertelenmiş olan örgüt mensupları özel bir takip modeliyle izlenecek. Herhangi bir terör suçu bağlamında eylemlerde bulunması halinde erteleme kararı ortadan kaldırılacak.</p>
<p>5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl ve 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması aranacak.</p>
<h2>İki ayrı kurul kurulacak </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekterliğinden oluşan heyet kurulacak. Dönemsel toplantılarla beraber kamu kurum ve kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi alabilecek. Teknik çalışmalar için komisyon kurabilecek. Süreç ile ilgili TBMM’de İzleme Kurulu kurulacak.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek.</p>
<h2>6 aylık başvuru süresi olacak </h2>
<p>Mili Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren 6 aylık başvuru süresi olacak. Kontrolü altındaki tüm örgütsel yapı ve her türlü unsurlarıyla fiili varlığını sona erdirdiği ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülüyor. Dönmek isteyen örgüt üyeleri devletin ilgili kurumlarına bizzat başvuracak.</p>
<h2>Soruşturma ve kovuşturma </h2>
<p>Kanun kapsamına girenlere ilişkin değerlendirmeler halihazırda soruşturma ve kovuşturmaların bulunduğu merciler tarafından yapacaktır. Ancak, bu Kanundan yararlanmaya yönelik başvurunun bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlar yapabilecek.</p>
<p>-Silah bırakma esnasında her türlü malzeme kayıt altına alınacak.</p>
<p>Teklif ile, koşulların sağlanması halinde “örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar” ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek.</p>
<p>Hükümlü belirtilen süreyi suç işlemeden tamamlarsa ceza infaz edilmiş sayılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Süreçte görev alan herkese yasal güvence getiriliyor</span></h2>
<p>Teklifle, Terörsüz Türkiye sürecinde, Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilecek. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevlilere yasal güvence getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-icin-cerceve-yasa-mecliste-84742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Terörsüz Türkiye&quot; hedefiyle hazırlanan çerçeve yasa Meclis’e sunuldu. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Kanun teklifimiz 12 maddeden oluşuyor. Yaklaşık 360 imza ile teklifimizi, TBMM Başkanlığı’na arz ettik. 15 yıl veya daha az cezalarda 5 yıl, 15 yıldan fazla cezalarda 10 yıl erteleme yapılacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aipcler-isleri-nasil-degistirecek-84741</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> AIPC’ler işleri nasıl değiştirecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar, yapay zekânın şirketler için yalnızca yeni bir teknoloji değil, iş yapış biçimlerini kökten değiştirecek bir dönüşüm olduğunu söyledi. Verinin rekabet gücünün temel unsuru haline geldiğini belirten Urçar, AI PC'lerin veri güvenliği, maliyet yönetimi ve verimlilik açısından yeni dönemin en önemli araçlarından biri olacağını vurguladı.</strong></p>
<p>HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar ile bir araya geldiğimizde öğrenmek istediğim ana konu AIPC’lerin şirketlerin hayatını nasıl değiştireceğiydi. Yapay zekânın üzerinde kullanılabileceği bu mobil bilgisayarlar, diğer alanları olduğu gibi iş alanını da değiştirecek en önemli etken olan yapay zekânın kullanım tarzını belirleyecek. AIPC’ler, yapay zekâ destekli bilgisayarlar olarak Agentic AI’ın insan boyutundaki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Urçar konuyu yapay zekânın iş dünyasını nasıl değiştireceği ve iş modellerinin dönüşmesi boyutu ile ele almayı tercih etti. Bu zaten uzun süredir ele aldığımız dijital dönüşüm/iş dönümü konusunun güncel tartışmasına odaklanıyor ancak bu kez dönüştürücü güç olarak yapay zekâyı ele almak gerekiyor. Urçar, yerinde bir biçimde, bunun veriye sahip olma odağında ele alınmasının önemine vurgu yapıyor. Şirketlerin en önemli varlığı (asset) haline gelen veri, rekabet gücü konusunda en önemli unsuru oluşturuyor. Günümüzde yapay zekâ konusunda içinde bulunduğumuz çıkarım (inference) çağı, bu veriyi yapay zekâyı eğitmek için kullandığımız dönemden yapay zekâyı kullanarak analizler yapacağımız ve iş sonuçları elde edeceğimiz döneme geçtiğimizi vurguluyor. Bütün bunlar Urçar’ın yapay zekâyı çarpıcı bir ve en önemli oyun değiştirici olarak tanımlamasının haklılığını gösteriyor.</p>
<p>Bu dünyada yeni olan AIPC’ler, şu anda tam olarak anlaşılmasa da Agentic AI’ın gelişmesi ile birlikte tam olarak yerine oturacağa benziyor. Yapay zekâ ajanları, bir araya gelerek bir işi yaptıktan sonra dağılıp yeni işler için farklı takım kadrolarıyla başka bir işi yapmak için bir araya gelebilen futbolcular gibi çalışıyor. Bunun fiziksel dünyadaki karşılığının kişilerin uzmanlıkları ve verisi ile eğitilen AIPC’lerin aynı şekilde çalışması olduğunu anlamak zor değil ancak insan zekâsının kısıtları nedeniyle bugünden bunu göremiyoruz.</p>
<p>Ne zaman görmeye başlayacağız? Para bitince ve yeni para kazanmak yeterince zor hale gelince… Şirketler, verilerini yapay zekâya vererek buluta açmanın bu bilgilerin başka yapay zekâlar tarafından kullanılması riskini yarattığını sürekli vurguladıkları öğrenme seviyesine geldiler. Ancak yapay zekânın işlerde kullanımının yoğunlaşması ile birlikte harcanan “token”ların maliyetinin yüksekliğini fark etmeleri çok daha uzun zaman aldı. Bundan bir sonraki aşamada yapay zekânın kullandığı verinin iletilmesinin/taşınmasının yarattığı telekomünikasyon maliyetini keşfedecek olan şirketler, ana operasyonel omurgalarını dik tutabilmek için ne yapacaklarını düşünmek zorunda kalacaklar. Bunu şimdiden anlayacaklarından emin değilim.</p>
<p>Bunları söyledikten sonra Urçar’ın AIPC, telekomünikasyon ve veri güvenliğini merkeze alan üç boyutlu yeni şirket stratejisine değinmek istiyorum. AIPC’ler token maliyetini ortadan kaldıramasa da verinin buluta gidip gelmesinin yarattığı telekomünikasyon maliyetini bertaraf edecek bir araç sunuyor. Ancak bu durum, tercihin bu şekilde oluşacağı anlamına gelmiyor. Bugün dijital içeriği online kanallardan tüketmenin walkman’den discman’e kadar uzanan bir dizi araçla tüketmemizin yerini almış olması bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturuyor. İşin ekonomisi boyutunda, altyapıyı sunan telekomünikasyon şirketleri ile bu altyapı üzerinden sundukları servisle büyük paralar kazanan ya da çok daha yüksek piyasa değerlerine ulaşan OTT’ler arasındaki tartışmalar da önümüzdeki dönemde gündeme gelecek bir diğer boyutu oluşturuyor. Bunlar Odyssey tadında bir maceranın başlangıcında olduğumuzu gösteriyor. Efsanede olduğu gibi varacağımız nokta evimiz olsa da, o ev yolculuğa başladığımız dönemdeki gibi olmayacak.</p>
<p>Dijitalleşmeyi başaramayıp dijital dönüşüm yolculuğuna hapsolmuş şirketlerin ne kadarının bu yolculuktan sağ çıkacağı konusunda umutlu bir oran veremiyorum. Ama yine de bu yolculuk ile ilgili bazı şeyleri aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Daha büyük resme bakınca…</strong></p>
<p>Urçar ile şirketler ve kurumsal dünya üzerinden konuştuğum konuyu, daha büyük resim içinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Gemini’nin desteği ile bu konuyu masaya yatırmak çok zor olmadı. Sevgili uzmanım, HP’nin Mart 2026’da çizdiği çerçeveyi baz alarak bu şirketin farklı alanlarda geleceği nasıl gördüğünü toparladı. Şöyle:</p>
<p>HP'nin yapay zekâ odaklı çalışma geleceği, iş yeri deneyimleri ve teknoloji alanlarındaki değerlendirmeleri ve yenilikleri şu başlıklar altında toparlanabilir:</p>
<p><strong>- Yapay zekâ ve yerleşik zekâ çözümleri</strong>: HP, geleceğin çalışma düzenini daha basit ve bağlantılı hale getirmek amacıyla yerel yapay zekâ ve yakınlık tabanlı bağlantı sunan yeni zekâ katmanı HP IQ'yu duyurmuştur. Bu sistem; Ask IQ, Analyze, Notes &amp; Knowledge ve Meeting Agent gibi özelliklerle çalışanların verimliliğini artırmayı hedefler.</p>
<p><strong>- Ekosistem ve işbirliği yenilikleri:</strong> Cihazların birbiriyle iletişim kurmasını ve dosya paylaşımını kolaylaştıran mekansal zekâ teknolojisi HP NearSense tanıtılmıştır. Bu teknoloji ilerleyen süreçte HP Poly video konferans çözümleri, yazıcılar ve çevre birimlerini de kapsayacak şekilde genişletilecektir.</p>
<p><strong>- Hibrit ve yapay zekâ destekli donanımlar:</strong> Gelişmiş yapay zekâ iş akışları için optimize edilen, yüksek NPU performansına ve uzun pil ömrüne sahip yeni nesil yapay zekâ PC’leri (örneğin EliteBook 6 G2q) ve kurumsal yapay zekâ geliştirmeleri ile hibrit altyapıları destekleyen yeni nesil HP Z Workstation serisi duyurulmuştur.</p>
<p><strong>- Geleceğin güvenliği ve Kuantum direnci:</strong> Fiziksel BitLocker atlatma saldırılarını durduran dünyadaki ilk donanım çözümü olan HP TPM Guard ile donanım tabanlı korumalar güçlendirilmiştir. Ayrıca hem yeni nesil LaserJet yazıcı serisinde hem de genişletilmiş HP Wolf Security kabiliyetlerinde kuantum dirençli güvenlik önlemleri hayata geçirilmiştir.</p>
<p>- İş Akışı ve Dijital Deneyimli Yönetim: Belge sayısallaştırma süreçlerini hızlandıran yapay zekâ destekli LaserJet modelleri ve süreçleri reaktif destekten proaktif yönetime taşıyan Workforce Experience Platform (WXP) yenilikleri (karbon ayak izi raporları, yapay zekâ destekli iyileştirme yolları vb.) sunulmuştur.</p>
<p>- Oyun Teknolojileri ve Kişiselleştirme: Oyuncular için donanım/oyun ayarlarını tek tıkla optimize eden OMEN AI desteği, yeni nesil HyperX OMEN masaüstü bilgisayarlar ve içerik üretimi ile iletişimi zenginleştiren OMEN Gaming Hub yapay zekâ kabiliyetleri tanıtılmıştır.</p>
<p><strong>Yükselen güç, AIPC’ler</strong></p>
<p>Bunu takip eden çalışmamız, AIPC’leri konu aldı. Kapasiteleri 40 TOPS ile başlayıp günümüzde 85 TOPS’a kadar çıkan bu makinelerin işlevi ve iş modeli içinde alabilecekleri roller de hızla değişiyor ve gelişiyor.</p>
<p>AI PC (Yapay Zekâ Destekli Kişisel Bilgisayar) ekosisteminin hızla yaygınlaşması ve güçlenmesi, donanım dünyasından yazılıma kadar geniş bir dönüşüm sürecini beraberinde getirmektedir. Bu alandaki temel gelişme dinamikleri ve bilinenler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Donanım Boyutu ve NPU Gücü (Yerel İşleme)</li>
</ol>
<p>- Dedicated NPU (Sinir İşleme Birimi): AI PC'lerin kalbini, yapay zekâ yüklerini CPU ve GPU'dan devralarak çok daha verimli işleyen özel NPU çipleri oluşturur. Modern işlemciler (Intel Core Ultra, AMD Ryzen AI, Snapdragon X serisi gibi) artık 40 ila 85 TOPS (Saniyede Trilyon İşlem) arasında değişen NPU performansları sunmaktadır.</p>
<p>- Bulut Bağımlılığının Azalması: İşlemlerin doğrudan cihaz üzerinde (on-device) yapılması, verilerin uzak sunucuya gönderilmesinden kaynaklanan gecikmeleri ("internet lag") ortadan kaldırır.</p>
<p>- Enerji Verimliliği ve Gizlilik: Yerel yapay zekâ işleme, bulut tabanlı sistemlere kıyasla daha az enerji harcayarak pil ömrünü korur. Hassas kurumsal veriler veya kişisel dosyalar cihaz dışına çıkmadığı için gizlilik ve güvenlik üst düzeyde tutulur.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yazılım ekosistemi ve kullanıcı deneyimi</strong></li>
</ol>
<p>- İşletim Sistemi Entegrasyonları: Microsoft’un Copilot+ PC standartları ve Apple Intelligence gibi işletim sistemi katmanındaki gelişmeler, AI özelliklerini doğrudan sistemin merkezine yerleştirmiştir.</p>
<p><strong>Gelişmiş uygulama alanları</strong></p>
<ol>
<li>i) Akıllı Asistanlar ve Arama: Doğal dilde komutlarla bilgisayar hafızasındaki dosyaların taranması (örneğin Windows'taki Recall benzeri özellikler) veya metin/ses girdileriyle anlık bağlamsal yanıtlar alınması.</li>
<li>ii) İş Akışı Otomasyonu: Toplantı notlarının otomatik çıkarılması, belgelerin ve PDF'lerin saniyeler içinde özetlenmesi.</li>
</ol>
<p>iii) İletişim ve Multimedya: Görüntülü görüşmelerde anlık dil çevirileri (Live Captions), otomatik kadrajlama, arka plan silme ve stüdyo kalitesinde ses/görüntü iyileştirmeleri (Windows Studio Effects).</p>
<ol start="3">
<li><strong> Pazarın dönüşümü ve kurumsal benimseme</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Hızlı pazar büyümesi</strong>: Kurumlar ve bireysel kullanıcılar arasında üretkenliği artırma aracı olarak görülen AI PC'ler, geleneksel bilgisayar pazarının yerini hızla almakta; büyük işletmelerin IT altyapılarında standart bir tercih haline gelmektedir.</p>
<p><strong>- Bağımsız yazılım satıcıları (ISV) desteği:</strong> Pek çok yazılım üreticisi (üretkenlik, tasarım, kodlama ve güvenlik araçları), yerel yapay zekâ yeteneklerini doğrudan yazılımlarına entegre ederek uygulamaları daha akıllı ve "ajan tabanlı (agentic)" hale getirmektedir.</p>
<p>Özetle; AI PC'ler artık sadece daha hızlı işlem yapan makineler değil; kullanıcı alışkanlıklarını öngören, internet bağlantısı olmasa bile çevrimdışı çalışabilen, güvenliği donanım seviyesinde artıran ve günlük iş akışlarını kökten basitleştiren yeni nesil bir bilişim standardına dönüşmektedir.</p>
<p>Bu noktada mühendis hastalığı olarak biraz teknik konulara da girmekten kendimi alamadım çünkü bu alanda önemli bir gelişim olduğunu düşünüyorum. Merkezi işlem birimleri (CPU) ile yaşamaya alışmış bilgisayar dünyasında grafik işlem birimleri (GPU) ile yaşanan değişimin benzeri sinir işlem birimleri (NPU) ile yaşandığında kendinizi yabancı hissetmeyin diye bir bilgi notu hazırladık. Gemini, değiştirmeden aktardığım notta göreceğiniz gibi NPU’yu sinir işleme birimi olarak kullanmış. Ben önce nöral kullanmayı düşündüm ama sonra okula giderken “sinir sistemi” ifadesini kullandığımızı hatırlayıp sinir işlem birimi ifadesinde karar kıldım.</p>
<p>AI PC'lerin (Yapay Zekâ Destekli Kişisel Bilgisayar) işlem gücünü ifade eden TOPS (Tera Operations Per Second / Saniyede Trilyon İşlem) değeri, temel olarak cihazların kalbinde yer alan NPU (Neural Processing Unit / Sinir İşleme Birimi) adı verilen özel işlemcilerin kapasitesini belirtir.</p>
<p>NPU'ların ve dolayısıyla TOPS değerlerinin bu kadar hızla artmasının arkasında yatan temel mimari ve mühendislik gelişmeleri şunlardır:</p>
<p>- Çoklu İşlem (Paralel İşleme) Kapasitesinin Geliştirilmesi: Geleneksel CPU'lar işlemleri ardışık olarak yaparken, NPU'lar yapay zekâ modellerinin temelini oluşturan matris ve tensör çarpımlarını aynı anda binlerce küçük işlem birimiyle (paralel olarak) gerçekleştirir. Bu mimari, birim zamanda yapılan işlem sayısını katbekat artırır.</p>
<p>- Veri Yolu ve Bellek Entegrasyonu (Data Movement Optimization): Verilerin işlemci ile bellek arasında taşınması sırasında oluşan darboğazları azaltmak için yüksek bant genişliğine sahip bellekler doğrudan çip içine entegre edilir. Bilginin daha hızlı akması, NPU'nun saniyede gerçekleştirdiği trilyonlarca işlem (TOPS) hızını sürdürülebilir kılar.</p>
<ul>
<li>Düşük Hassasiyetli Aritmetik (Low-Precision Arithmetic): Yapay zekâ çıkarım (inference) işlemlerinde her zaman yüksek hassasiyetli devasa sayılara gerek duyulmaz. 8-bit veya daha düşük formatlardaki veri yapıları kullanılarak hesaplama karmaşıklığı azaltılır, bu da donanımın aynı enerjiyle çok daha fazla işlem (daha yüksek TOPS) yapmasını sağlar.</li>
<li>Donanım Seviyesinde Özel Mimari Tasarımları: Üreticiler (Intel, AMD, Qualcomm vb.) çip tasarımlarında systolic array gibi özel veri akış mimarileri kullanarak yapay zekâ algoritmalarını donanım seviyesinde hızlandırırlar. Bu sayede ilk nesil AI PC'ler 40 TOPS civarında sınırları zorlarken, yeni nesil çözümler 85 TOPS ve üzeri seviyelere ulaşabilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu güç artışı, buluta bağımlılığı azaltarak yapay zekâ modellerinin doğrudan cihaz üzerinde (on-device) çok daha hızlı, kesintisiz ve yüksek enerji verimliliğiyle çalışmasını sağlar.</p>
<p><strong>Telekomünikasyon maliyetleri/avantajı için bir projeksiyon</strong></p>
<p>Urçar’ın bahsettiği konulardan biri olan veri haberleşmesi ve maliyetleri konusunda da bir çalışma yaparak teknoloji yatırımı yapacaklara yardımcı olmak istiyorum. Burada kullanılacak veri miktarının nasıl değişeceği üzerinden bir inceleme yaptık çünkü veri miktarının artmasına paralel olarak birim fiyatlarda ortaya çıkan düşüşün maliyet bazlı bir analizde hata yapma olasılığını düşüreceğine inanıyorum.</p>
<p>Yapay zekânın internet veri trafiğindeki bugünkü payı ve gelecekteki seyri, geleneksel web trafiğinden çok farklı bir dinamikle hızla şekillenmektedir. Konunun bugünkü durumu ve geleceğe yönelik öngörüleri şu başlıklar altında özetlenebilir:</p>
<h3>1. Mevcut Durum: Yapay Zekânın Trafikteki Payı</h3>
<ul>
<li>Üretken Yapay Zekâ Uygulamaları: Doğrudan sohbet botları ve üretken yapay zekâ uygulamalarının (ChatGPT, Gemini vb.) mobil ve web ağlarındaki doğrudan veri trafiği payı bugün için nispeten küçük oranlardadır (örneğin mobil şebekelerde genel trafiğin yüzde 1'inin altındadır). Ancak bu oran, kullanım sıklığına ve uygulamaların tipine (metin tabanlı vs. video/görsel üreten araçlar) göre değişkenlik gösterir.</li>
<li>Arka Plan ve Bot Trafiği: Yapay zekâ modellerini eğitmek için internet sitelerini tarayan botlar, gerçek zamanlı veri çekiciler (fetchers) ve yapay zekâ aracıları (agents) hesaba katıldığında, internetteki otomatik/makine kaynaklı trafiğin payı devasa boyutlara ulaşmıştır. Güvenlik ve altyapı raporlarına göre, web sitelerini tarayan ve veri toplayan yapay zekâ kaynaklı bot hareketliliği toplam internet trafiğinin önemli bir dilimini oluşturmaktadır.</li>
</ul>
<h3>2. Gelecekteki Değişim ve Beklentiler</h3>
<ul>
<li>Bot Trafiğinin İnsan Trafiğini Aşması: Sektörel öngörüler ve altyapı raporları, yapay zekâ sistemlerinin (özellikle otonom çalışan AI ajanlarının ve tarayıcıların) internetteki payının katlanarak artacağını göstermektedir. Öyle ki, önümüzdeki yıllarda internetteki bot ve yapay zekâ kaynaklı trafiğin, insan kaynaklı trafiği geride bırakması beklenmektedir.</li>
<li>Ajan Tabanlı (Agentic AI) Patlama: Yapay zekâ artık sadece pasif olarak veri okuyan bir araç olmaktan çıkıp web üzerinde aktif olarak işlem yapan (ürün kıyaslayan, sepet dolduran, rezervasyon yapan) bir yapıya evrilmektedir. İnsanlar bir görevi 3-5 sayfaya bakarak çözerken, yapay zekâ ajanlarının arka planda binlerce sayfayı taraması ve veri alışverişinde bulunması, ağlar üzerindeki veri talebini (özellikle uplink/veri yükleme ve eşzamanlı işlem trafiğini) patlatacaktır.</li>
<li>Altyapı ve Ağ Dönüşümü: Cisco gibi büyük altyapı sağlayıcılarının raporlarına göre; yapay zekâ çıkarım (inference) trafiğinin önümüzdeki on yıl içinde toplam ağ trafiğinin dörtte birine yaklaşacağı tahmin edilmektedir. Bu durum, telekomünikasyon ve geniş bant operatörlerinin geleneksel "download (indirme) odaklı" ağ yapılarını, yapay zekânın gerektirdiği yoğun "upload (yükleme) ve simetrik hız" ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlamasını zorunlu kılmaktadır.</li>
</ul>
<p>Özetle; yapay zekâ bugün internet trafiğinin doğrudan tüketim ayağında henüz küçük bir yüzdeye sahip gibi görünse de, arka plandaki model eğitimi, gerçek zamanlı veri çekme ve otonom dijital ajanların yaygınlaşmasıyla birlikte internet trafiğinin ana belirleyicisi ve lider sürücüsü konumuna gelmektedir.</p>
<p>Bütün bunların arasında şirketlerin kurumsal başarıları için doğru ve güncel veri ile hareket etmesi gerektiğini not düşmek gerekiyor. İnsanlar genellikle deneyimleri ile ve “uzman” adı altında istihdam edilen kişiler de kendi uzmanlık alanları ile sınırlı kalarak kararlar alırlar. Özellikle teknoloji alanındaki uzmanlık, belirli sistemlere bağımlılık ve onlar doğrultusunda düşünme hastalığını getiriyor.</p>
<p>Benim gördüğüm kapitalizmin yarattığına benzer bir dönüşümden geçiyoruz. Liderlerin tanrılardan aldığı güçle yönettiği döneme son veren kapitalizm, gücü para olarak yeryüzüne indirerek aristokratların ve ruhban sınıfının iktidarına son vermekle –ya da yeni bir denge kurmakla- kalmadı aynı zamanda sosyal demokrasiden komünizme kadar uzanan birçok yeni sistem yarattı. Veriyi buluttan kendi üzerine indiren AIPC’lerin benzer bir dönüşüm yaratmasını engelleyecek herhangi bir unsur yok.</p>
<p>Bu macerayı yaşarken bir şeye karar vermemiz gerekiyor. Değerli olan, makineyi kullanabilen insan (sanayi toplumundaki işçi) mıdır yoksa bir süreci iyi yöneten insan mıdır? Barbar Conan serisinde Hirkanya çeliğinden muazzam kılıçlar yapan usta mı yoksa ortalama bir kılıcı üretip ucuza satarak yoksulluk içinde yaşayan çalışanlar mı değerli olacak? Yapay zekânın karşımıza bu soruyu çıkaracağını düşünüyorum. Herkesin bir tek hayatı olduğuna göre, en iyisini yaşamak gerekmez mi? Umarım yapay zekâ çağında bu iyiyi son 200 yılın çalkantıları içinde değil, daha istikrarlı bir düzlemde tanımlarız.   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aipcler-isleri-nasil-degistirecek-84741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AIPC’ler işleri nasıl değiştirecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sivi-altinin-anavatani-neden-taseron-oldu-84738</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıvı altının anavatanı neden taşeron oldu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BİRGÜL ÜNSAL</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74353710c43-1786000695.jpg" alt="" width="244" height="175" /></strong><strong>Amforayla başlayan üstünlük, tankerde kayboldu</strong></p>
<p>Anadolu, zeytinyağını 2.600 yıl önce Klazomenai’de yalnız üretmiyor; Presliyor, amforaya dolduruyor, menşe kazandırıyor ve denizaşırı pazarlara gönderiyordu. Bugün ise yaklaşık 25 milyar dolarlık küresel pazarda aynı coğrafya, değer zincirinin en ucunda bekliyor. Türkiye, 2025’te tamamlanan 2024/25 sezonunda 505 bin tonla dünya üretiminin yaklaşık yüzde 14’ünü karşıladı; buna rağmen 2025 takvim yılı zeytinyağı ihracatı 189 milyon dolara geriledi. Aynı sezonda İspanya, 1,03 milyon ton ihracattan 5,05 milyar Euro kazandı; Yunanistan’ın 2025 geliri 1,31 milyar Euro’ya ulaştı. İtalya ise üretimi yetmediği hâlde Akdeniz’den aldığı yağı tasarım, gastronomi ve “Made in Italy” itibarıyla milyarlarca Euro’luk markaya dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Yağı sattık, şişeyi, rafı ve hikâyeyi bıraktık</strong></p>
<p>Biz neden gerideyiz? Çünkü ağacı çoğaltmayı strateji, fuara katılmayı dağıtım, dökme satışı ihracat başarısı sandık. Ayvalık’ı, Memecik’i, Kilis’i ve Nizip’i ayrı tat coğrafyaları olarak konumlandıramadık; kooperatifleri küresel satış şirketlerine, laboratuvar bilgisini tüketici güvenine, zeytin yaprağındaki oleuropeini kozmetik ve farmasötik değere çeviremedik. Yağı sattık; şişeyi, rafı, tüketici verisini ve marka sadakatini başkalarına bıraktık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74355c8dab0-1786000732.jpg" alt="" width="399" height="393" /><strong>Toprak başarıyı üretiyor: Köstem ve dünya ödüllü markalar</strong></p>
<p>Oysa karşı örnek yanı başımızda: Dünyanın en büyük zeytinyağı müze kompleksi Köstem, geçmişi vitrinde dondurmuyor; üretim, eğitim ve kültürle yaşatıyor. Köstem Memecik’in 2025’te Tokyo’da altın, Londra’da Memecik ve Yamalak Sarısı ile iki altın madalya alması gösteriyor ki sorun toprağın kalitesi değil, kaliteli üreticiyi dünya ölçeğine taşıyacak sistemin yokluğudur. Köstem ve her yıl uluslararası ödül kazanan benzeri özel markalar yalnız teşvik dosyalarında değil; yabancı raf, ortak depo, e-ticaret, gastronomi diplomasisi ve uzun vadeli marka fonlarıyla desteklenmelidir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a743597e6128-1786000791.jpg" alt="" width="588" height="393" /><strong>Biz dumanı sattık, İspanya dünya liderliğini kurdu</strong></p>
<p>1951-52’de İspanya’nın Türkiye’den özellikle “delice” odunundan kömür istediği anlatısı TBMM tutanaklarına kadar girmiştir. Milyonlarca ağacın bu yolla yok edildiği ve İspanya’nın liderliğini kurduğu bir gerçeklik var. Fakat tarihin ironisi ağırdır: Biz aşılanıp üretime kazandırılabilecek yabani zeytini kısa vadeli gelir için kömüre çevirdik; İspanya ise sonraki on yıllarda ağacın çevresine kooperatif, mekanizasyon, kalite standardı, şişeleme ve dünya çapında dağıtım kurdu. Biz dumanı sattık; onlar sıvı altının dünya liderliğini aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sivi-altinin-anavatani-neden-taseron-oldu-84738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/zeytin-1786000807.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıvı altının anavatanı neden taşeron oldu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-sektoru-ikinci-500de-guc-kaybetti-84737</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik sektörü İkinci 500’de güç kaybetti…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSO İkinci 500 listesine göre plastik sektörü 2025 yılında da güç kaybetti. Listedeki firma sayısı azalırken, üretimden satışlar ve ihracattaki artışın enflasyonun gerisinde kaldığı, finansman giderlerinin ise sanayicinin faaliyet kârını büyük ölçüde erittiği vurgulandı.</strong></p>
<p>Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesine ilişkin yaptığı değerlendirmeye göre plastik sektörü 2024 yılının ardından bu yıl da güç kaybetti.</p>
<p> NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren işletme sayısı 24’ten 21’e geriledi.</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesini plastik sektörü açısından değerlendiren PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Benliler, “NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren ve İSO İkinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının hemen hemen tüm verilerinde artış görünüyor olsa da 2025 yılında sepet kurun %29.7, yurt içi üretici fiyat endeksinin ise %27.7 arttığını göz önünde bulundurduğumuzda firmaların performansında gözlenen bu artışın gerçeği yansıtmadığını söyleyebiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Reel satışlar daraldı!.</strong></p>
<p>Sözlerine devam eden Benliler, “Verilerini şeffaf olarak paylaşan sektör mensuplarımız üzerinden yaptığımız analizlerde ihracatın 2024 yılına kıyasla %2.9 oranında arttığını görüyoruz.</p>
<p>Öte yandan, aynı süreçte Türkiye’nin toplam plastik mamul ihracatının %4.2 oranında arttığını göz önünde bulundurduğumuzda İSO İkinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının ihracattan aldıkları payın gerilediğini söyleyebiliriz. Yine, hem 2024 hem 2025 yılında listede yer alan ve verilerini paylaşan sektör mensuplarımızın üretimden satışlarının yaklaşık olarak %23.4 oranında artış gösterdiğini görüyoruz. Her ne kadar bu artış önemli bir oranda olsa da aynı dönemde yurt içi üretici fiyat endeksinin %27.7, sektörümüze ilişkin üretici fiyat endeksinin ise %25.8 oranında artmış olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda sektör temsilcilerimizin üretimden satışlarının reel olarak artmadığını ve hatta gerilediğini gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Finansman giderleri kârlılığı baskılıyor!.</strong></p>
<p>İşletme karlılıklarına da değinen Benliler, “İkinci 500 listesinde yer alan işletmelerin operasyonel kârlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) TL bazında %28.8 gibi oldukça yüksek bir oranda artmış olsa da FAVÖK’ün net satışlara oranının yani karlılığının yalnızca %0.1 artış gösterdiğini ve %12.8 olarak gerçekleştiğini görüyoruz.</p>
<p> Son 10 yıl ortalamasının %14 olduğu göz önünde bulundurulursa bu artışın yeterli olmadığı daha net görülmektedir” dedi.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da firmaların karlılıklarında temel belirleyicilerden birinin finansman giderleri olduğunun altını çizen Benliler, “2025 yılında listede yer alan işletmelerin finansman giderleri %45.2 oranında artarak 138.5 milyar TL’ye yükselirken, faaliyet karı ise %35.4 oranında bir artışla 159.6 milyar TL olarak gerçekleşti.</p>
<p> Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı %86.7 gibi rekor bir düzeye yükselmiş oldu. Sanayi kuruluşlarımız ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldıkları sürece bu işletmelerin sağlıklı bir şekilde yola devam edemeyeceklerini göz ardı etmemek gerekiyor.</p>
<p> Bu kapsamda İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayımlanan, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesi bize bir kez daha imalat sanayinin en derin sorunu haline gelen finansman maliyetlerinin düşürülmesi adına adımlar atılmasının şart olduğunu göstermiştir” dedi.</p>
<p>1969 yılında kurulan sektörün en köklü STK’sı olarak İSO İkinci 500 listesinde 5 üyelerinin bulunduğunu belirten Kenan Benliler, “Listede yer alan tüm üyelerimizi tebrik ediyor, gelecek dönemde plastik sektörünün daha iyi noktalara gelmesi adına bu işletmelerimizin katkılarını çok önemsiyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2025 yılı listesine ilişkin PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Benliler’e yaptığı değerlendirme için teşekkür ediyorum..</p>
<p>Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 listesinde yer alan PAGDER üyeleri...</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a741c1193334-1785994257.png" alt="" width="307" height="196" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-sektoru-ikinci-500de-guc-kaybetti-84737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plastik sektörü İkinci 500’de güç kaybetti… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devaluasyon-disinda-gercekci-bir-cozum-var-mi-84736</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devalüasyon dışında gerçekçi bir çözüm var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Big Mac Endeksi'ne göre TL aşırı değerli seyrini koruyor. Gerçekçi olmak gerekirse TL en az %35 değerli iken, kısa sürede bunu kompanse edecek bir verimlilik artışını gerçekleştirmek tek kelimeyle “imkânsız”.</strong></p>
<p>Geçen hafta yayınlanan Big Mac Endeksi bir kere daha TL’nin aşırı değerli olduğunu teyit etti. Endeksteki yerimiz bizimle akran ülkelerin çok üzerinde (hepsi beklenebileceği gibi “değersiz” seviyelerinde) ve ancak İsviçre ve İngiltere ile kıyaslanabilecek yüksek düzeylerde. (Hem de bizdeki Big Mac’lerin içinde sadece 62 gr. et varken, endeksteki diğer ülkelerin çoğunda bu miktar 90 gr ve üstü!)</p>
<p>Bu endekse göre TL son 30 senede birkaç kere daha aşırı değerli durumuna gelmişti. Ancak bu dönemlerde hem değerliliği bu kadar yüksek değildi (şu anda %34 kadar yüksek), hem de bu kadar uzun sürmemişti. (TL 2024’ten beri artan bir şekilde değerlenmekte.) Öte yandan son 30 senede çok az aşırı değerli duruma geldiği zamanlarda bile kur hareketleri bakımından sonuç iyi olmamıştı. (2001 ve 2008).</p>
<p>Bazılarının iddia ettiği gibi devalüasyon ile TL’nin aşırı değerliliğinin sonlandırılması, rekabetçiliğin artırılması, ve dış ticaret dengesinin düzeltilmesi yoluyla Türkiye’nin uzun vadede sorunlarını çözmesini ümit etmek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Hepimizin bildiği gibi böyle bir düzeltmenin enflasyon üzerinde yüksek oranlı bir tesiri olacak ve daha önceki tecrübelerimizden de görüldüğü gibi, TL’deki zayıflama kısa sürede fiyatlara ve enflasyona yansıyacaktır.</p>
<p>Ancak fiyatlara yansıma bire bir değil, maksimum üçte bir kadar olacaktır. (2023 yılındaki toplamda %45’e varan devalüasyon sonrasında enflasyon %37.6 artsa da bunun sadece üçte biri döviz kurundan, geri kalan üçte ikisi ise vergi artışları, asgari ücret zammı ve beklenti bozulmasından kaynaklanmıştı. Bu nedenle modellerdeki %25–%35 bant aralığındaki geçişkenlik katsayısı geçerliliğini korumakta.) Böyle bir kur “düzeltmesi” bir iktisadi durgunluk döneminde yapıldığında enflasyona geçişkenlik oranının daha düşük (max %25 civarında) olması beklenebilir.</p>
<p>Öte yandan, yapılacaksa böyle bir devalüasyonun çok kısa sürede, düzenli bir şekilde ve (belki de en önemlisi) özellikle piyasa aktörlerini bir denge kuru oluştuğuna ikna eden bir oranda gerçekleştirilmesi elzem. Aksi takdirde (ve özellikle piyasa şartlarının zorlaması ile gerçekleşen bir devalüasyon durumunda) beklentilerin daha da bozulması ve özellikle yerli tasarruf sahibinin yüksek fiyattan da olsa döviz talebinin artması söz konusu olabilir. (Bu da TL faizlerin yükseltilmesinden sermaye kontrollerine kadar bir dizi istenmeyen tedbiri de beraberinde getirebilir.)</p>
<p>Böyle bir düzeltmeye karşı olan kesimin argümanı ise doğru olanın Türk sanayi ve hizmetler sektörünün sağlayacağı verimlilik artışlarıyla rekabetçiliğini artırması ve böyle sıkışıldığında yapılan kur düzeltmelerinin aslında üreticilerin terbiyesi ve ekonominin gelişimi açısından zararlı olduğu. Ancak gerçekçi olmak gerekirse TL en az %35 değerli iken, kısa sürede bunu kompanse edecek bir verimlilik artışını gerçekleştirmek tek kelimeyle “imkânsız”. “Zombi şirketler var, varsın bunlar kapansın, böylece verimliliğimiz artsın” vs. gibi neo-liberal argümanlar da saçma. Böyle bir yaklaşımın yaratacağı istihdam ve üretim kaybı karşısında hiçbir yönetimin durabileceğini de zannetmiyorum.</p>
<p>Ayrıca, devalüasyon “verimlilik artışı”nı öldüren değil, artıran bir olgudur. Devalüasyon, dış talebi uyararak ihracatçı firmaların üretim hacmini artırır. Sabit maliyetlerin daha yüksek üretim miktarına bölünmesi, firma düzeyinde ortalama maliyetleri düşürür ve ölçek verimliliği yaratır. Düşük verimli iç pazar odaklı sektörlerden, daha yüksek verimli ihracat odaklı sektörlere sermaye ve işgücü kayışı yaşanır.</p>
<p>Aynı zamanda, devalüasyon yabancı şirketlerin şirket birleşme ve satın almaları (M&amp;A) yoluyla DYY girişini artırır. Ülkedeki iş gücü maliyetlerinin ve yerel tedarik harcamalarının döviz cinsinden ucuzlaması ile küresel üretim zincirlerine entegre olan ve ihraç edilebilir mal üreten çok uluslu şirketler, devalüasyon geçiren ülkeye üretim tesislerini kaydırırlar. Bu bağlamda devalüasyon son rakamların da teyit ettiği gibi Türkiye’nin içine düştüğü “erken sanayisizleşme” ortamını kıran bir tedbir olarak da görülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devaluasyon-disinda-gercekci-bir-cozum-var-mi-84736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devalüasyon dışında gerçekçi bir çözüm var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinde-egitim-harcamalari-indirimi-84735</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisi mükelleflerinde eğitim harcamaları indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gelir Vergisi Kanunu, yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükelleflere eğitim ve sağlık harcamalarının belirli koşullarla matrahtan indirilmesine imkân tanıyor. Ancak bu haktan yararlanabilmek için harcamaların Türkiye'de yapılması, belgeyle tevsik edilmesi ve toplam indirim tutarının beyan edilen gelirin yüzde 10'unu aşmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ülkemizde eğitim ve sağlığa büyük önem verilmiştir. Cumhuriyet dönemi devlet bütçeleri incelendiğinde Milli Savunma, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları bütçelerinin en büyük payları aldığı görülür.</p>
<p>Eğitim ve sağlık harcamaları aile bütçelerinde de önemli harcama kalemleri durumundadır. Özellikle enflasyonun yüksek olduğu yıllarda bu harcamaların yükü daha çok hissedilir hale gelmektedir</p>
<p>Devlet bütçesinden yukarıda belirtilenlerden ayrı olarak, eğitim ve sağlık harcamaları için gelir vergisi mükelleflerine beyan ettikleri gelirlerinden indirim yapma imkânı tanımıştır. Bu suretle alabileceği verginin bir kısmından vaz geçmektedir. Bu amaçla kanun koyucu Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/2’de düzenleme yapma yoluna gitmiştir. Böylece gelir vergisi mükellefler yükü de azaltılmış olacaktır. Maddeye göre,</p>
<p>“Beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi. Eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları(mükerrer121’inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak indiremezler)’’</p>
<p>Gelir vergisi matrahının tespitinde beyanname üzerinden indirimlerin yapılabilmesi için;</p>
<p>- Gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen bir gelirin bulunması,</p>
<p>- Eğer indirim yapılabilmesi bir kısım şartlara bağlanmış ise ilgili şartların yerine getirilmesi, gerekmektedir.</p>
<p>İndirim konusu yapılacak harcamaların, beyan edilen gelirin yetersizliği sonucu gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alınamaması durumunda indirim konusu yapılamayan tutarın takip eden yıllara indirim olarak devri söz konusu değildir.</p>
<p>Söz konusu indirimden, gelirlerini yıllık beyanname ile beyan eden vergi mükellefler yararlanabilmektedirler. Bu nedenle ticari, zirai ve serbest meslek kazanç sahipleri yanında, ücret, gayrimenkul ve menkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratları dolayısıyla yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükelleflerin de bu uygulamadan yararlanması mümkündür.</p>
<p>Vergiye tabi gelir elde eden ancak geliri;</p>
<p>- İstisna tutarı içinde kalanlar</p>
<p>veya</p>
<p>- Nihai olarak tevkifat suretiyle vergilendirilenler, yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerinden yıl içinde yapmış oldukları indirime konu harcamaları, gelir vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alamayacaklardır.</p>
<p>Bu gün yazımızda eğitim harcamalarının, Gelir Vergisi Kanunu’nun 89’uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine göre yıllık gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen gelirden indirimine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.</p>
<p><strong>1. Eğitim harcamalarının gelir vergisi matrahından indirilebilme şartları</strong></p>
<p>Eğitim harcamalarının; • Beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması,• Türkiye’de yapılması,• Gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi,• mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocukları için yapılması, gerekmektedir.</p>
<p><strong>2. Eğitim harcamalarının gelir vergisi matrahının tespitinde indirimi</strong></p>
<p>Eğitim harcamaları, beyan edilen gelirin %10’u ile sınırlı olarak beyanname üzerinden indirilmekte olup indirilemeyen kısım gelecek yıla devredilemez.</p>
<p><strong>3. Çocuk tabiri kimleri kapsar</strong></p>
<p>Çocuk tabiri GVK-85/2012-7 sayılı Gelir Vergisi sirkülerinde açıklanmıştır. Sirkülerde “çocuk” veya “küçük çocuk” tabirinden, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dahil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukların anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p><strong>4. İndirim Sınırı</strong></p>
<p>Şunu da belirtelim, İndirime konu eğitim harcamalarının aynı takvim yılı içerisinde birlikte yapılması durumunda hem eğitim hem de sağlık harcamaları için ayrı ayrı beyan edilen gelirin %10’u tutarında indirim imkânı bulunmamaktadır. Eğitim ve sağlık harcamalarının toplam tutarının beyan edilen gelirin %10’u ile sınırlı olan kısmı, diğer şartların da sağlanması koşuluyla gelir vergisi beyannamesi üzerinden indirilebilecektir. Beyanname üzerinden indirilebilecek olan bu harcamaların; mükellefin kendisine, eşine ve küçük çocuklarına ait olması gerekmektedir. Eşlerin ve çocukların da ayrı gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda, vergilendirmede şahsilik ilkesi gereği eşlerin ve çocukların her biri beyan ettikleri gelirin %10’u ile sınırlı olmak üzere eğitim ve sağlık harcamalarını kendi verecekleri beyannameleri üzerinden indirime konu edebileceklerdir.</p>
<p><strong>5. İndirim kapsamına giren eğitim harcamaları</strong></p>
<p>255 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde eğitim giderleri;</p>
<p>- Eğitim ve öğretim kurumları, anaokulu, kreş ve dershanelere eğitim amacıyla yapılan ödemeler,</p>
<p>- Eğitim amaçlı kurs ücretleri,</p>
<p>- Okul servis ücretleri,</p>
<p>- Kitap ve kırtasiye alımları için yapılan harcamalar,</p>
<p>- Öğrencilerin özel yurtlarda ve pansiyonlarda kalmaları durumunda ödenen tutarlar, olarak sayılmıştır.</p>
<p>GVK-3/2003-3 sayılı Gelir Vergisi sirkülerine göre, indirim konusu yapılacak tutarın hesaplanmasında beyan edilen gelir, yıllık gelir vergisi beyannamesinde yer alan indirimler ve geçmiş yıl zararları düşülmeden önceki tutarlardır. Ancak;</p>
<p>- Yabancı ülkelerdeki eğitim kurumlarına yapılan ödemeler,</p>
<p>- Okullarda verilen ve bedeli ayrı olarak tespit edilen yemek hizmetine ilişkin harcamalar,</p>
<p>- Okul aile birliği ve okul koruma derneklerine yapılan bağışlar,</p>
<p>- Gelir veya kurumlar vergisine tabi olmayan okullara ödenen eğitim ücretleri,</p>
<p>- Devlet okullarına ödenen harçlar, eğitim giderleri kapsamına girmemektedir.</p>
<p>Öğrencilerin özel yurt veya pansiyonlarda kalmaları durumunda, özel yurt veya pansiyonlara ödenen tutarların eğitim harcaması kapsamında gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirim konusu yapılması da mümkün bulunmaktadır.</p>
<p>Konservatuvarlarda okumakta olan öğrencilerin eğitiminin gerektirdiği enstrüman ihtiyacı nedeniyle 2026 yılında aldığı keman ve piyano v.d. için yapmış olduğu harcamaları elde etmiş olduğu geliri nedeni ile yıllık gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda, söz konusu harcamayı eğitim harcaması olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden indirim konusu yapabilecektir.</p>
<p><strong>6. Harcamanın Türkiye’de yapılmasının kapsamı </strong></p>
<p>Eğitim harcamalarının indirime konu olabilmesi için harcamaların Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisine tabi olan mükelleflerden yapılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile indirime konu olan harcamaların gelir veya kurumlar vergisine tabi olmayan kişi veya kurumlardan yapılması halinde bu harcamalar beyanname üzerinden indirim konusu yapılamayacaktır.</p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4’üncü maddesi veya kendi özel kanunlarında yer alan hükümler uyarınca kurumlar vergisi muafiyeti tanınan kurumlardan yapılan harcamalar, indirime konu harcama olarak kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan, tüzel kişilikleri itibarıyla kurumlar vergisi mükellefi olmayan dernek ve vakıfların, kurumlar vergisi mükellefi olan iktisadi işletmelerinden sağlanan indirime konu mal ve hizmetler için yapılan harcamalar indirime konu olacaktır..</p>
<p>Gelir vergisi mükelleflerinin KDV mükellefi olup olmadıklarına bakılmaksızın nihai tüketici olarak gerçekleştirdikleri ve indirim konusu yapabilecekleri eğitim harcamaları, gelir vergisi matrahının tespitinde KDV dahil tutarı ile birlikte dikkate alınır.</p>
<p><strong>7. Eğitim harcamalarına ilişkin tevsik edici belgeler </strong></p>
<p>Mükelleflerin indirime konu harcamalarını, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinden alacakları; Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen fatura ve serbest meslek makbuzundan herhangi biri ile tevsik etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Mükelleflerin, ödemiş olduğu eğitim mal veya hizmet bedeli karşılığında yazar kasa fişi düzenlenmişse mükelleflerin yapmış olduğu harcama, indirim kapsamında kabul edilen bir harcama olmasına rağmen yazar kasa fişi tevsik edici belge olarak kabul edilmediğinden, söz konusu sağlık harcaması beyanname üzerinden indirim konusu yapılamayacaktır.</p>
<p><strong>8. Mükelleflerin indirime konu harcamalarına ilişkin belgeleri ve saklama süresi </strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’na göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.</p>
<p>Anılan kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar, almaya mecbur oldukları fatura ve benzeri belgelerini düzenlenme tarihini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar. Dolayısıyla, mükelleflerin Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinden aldıkları eğitim harcamalarına ilişkin belgeleri, defter tutmak mecburiyetinde olanlar, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar ise düzenlenme tarihini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.</p>
<p>Söz konusu harcama belgelerinin beyannameye eklenmesi gerekmemekle beraber elektronik ortamda gönderilen beyannamede söz konusu harcama belgelerinin listelenmesi talep edilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinde-egitim-harcamalari-indirimi-84735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisi mükelleflerinde eğitim harcamaları indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-desteklerinde-carpici-ayrisma-ab-abd-turkiyecin-84734</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi desteklerinde çarpıcı ayrışma: AB, ABD, Türkiye/Çin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IMF'nin Temmuz 2026'da yayımladığı çalışma, ülkelerin sanayi desteklerinde stratejik sektörlere yaklaşımının belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koydu. Çin, yarı iletkenler, biyoteknoloji ve sanayi robotları gibi stratejik alanlara mal üretiminde yaratılan katma değerin yüzde 3'ü düzeyinde destek verirken, Türkiye'de bu oran yüzde 0,15'te kaldı.</strong></p>
<p>Sanayi politikası hakkında yazmaya devam ediyorum. Sıra ‘fırından yeni çıkmış’ bir çalışmanın bulgularında. Temmuz ayında yayımlanan çalışma üç IMF uzmanı tarafından yapılmış. Başlığı: “Sanayi Politikası ve Stratejik Sektörlerde Ticaret Gerilimleri”. İki amacı var. Birincisi, yeni veri tabanlarına dayanarak 2015-2023 döneminde ülkelerin sanayi desteklerini mal üretiminde yaratılan katma değere oranla hem sektörel düzeyde hem de toplamda hesaplayabilmek. Dolayısıyla, tarım ve madencilik destekleri var, hizmet ve inşaat sektörü destekleri yok. İkincisi, ülkeler arası gelişmiş bir dış ticaret modeli kullanarak bu desteklerin kapsamdaki ülkeler için ihracat ve ithalat etkilerini hesaplamak. Etkiler hem toplam olarak hem de sektörel düzeyde hesaplanıyor. On ülke/bölge için ayrıntılar veriliyor. Aralarında Türkiye de yer alıyor, diğerleri ise ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Çin, Hindistan, İngiltere, Japonya, Kanada ve Rusya.</p>
<p>Hesaplanan destek değerleri için raporlanan dikkat çekici olgular şöyle;</p>
<p>- Birincisi, 2015-2023 dönemindeki ortalamalar dikkate alındığında, mal üretiminde yaratılan katma değere oranla en yüksek destek yüzde 1,8 ile Çin’de. Bu oran ABD için yüzde 1,3, AB için ise yüzde 0,6. Türkiye’nin destek değeri büyüklük açısından yüzde 0,4 ila yedinci sırada. Arkasından sırayla Avustralya, Japonya ve Hindistan geliyor.</p>
<p>- İkincisi, dönem içinde desteklerin ana eğilimi artma yolunda. Dönem başı / dönem sonu karşılaştırması bazı ülkeler için şöyle (yüzde): Çin: 1,1 / 2,1; ABD: 1,1 / 1,6; AB: 0,5 / 1. On ülkenin bazılarının ve bu arada Türkiye’nin değerleri raporlanmamış.</p>
<p>Yine aynı sonuç; Çin bu ölçüt açısından da ön sırada. Sanayi desteği artışı ABD ve AB’den çok daha fazla.</p>
<p>Bu iki sonuç açık ki ilginç ama daha ilginç olan bir üçüncü sonuç var. Şu: Rapor destekleri bir de iki gruba ayırarak değerlendiriyor. İlk grup stratejik sektörler grubu: Yarı iletkenler, sanayi robotları, bioteknoloji ve diğer yüksek teknolojili ürünler. İkinci grup ise geriye kalan sektörler. Dönem ortalaması açısından, Çin ile iki ana rakibi ABD ve AB bu sektörlere verdikleri desteklerin boyutu açısından gece ve gündüz gibi ayrışıyorlar. Çin’in diğer sektörlere verdiği destek mal üretiminin yüzde 1’i iken, stratejik sektörlere verdiği desteğin oranı yüzde 3. Oysa ABD ve AB’de tam tersi geçerli. ABD’de diğer sektörlere mal üretimine oranla yüzde 2 destek verilirken stratejik sektörlere yüzde 0,5 oranında destek veriliyor. AB’de ise bu oranlar sırasıyla yüzde 1 ve yüzde 0,2. Fark çok belirgin. Türkiye ise bu açıdan ne yazık ki ABD ve AB gibi. Mal üretiminde yaratılan katma değere oranla diğer sektörlere yüzde 0,5 oranında destek verilirken, stratejik sektörlere verilen destek yüzde 0,15 oranında. Bu açıdan, Çin ölçeğindeki kadar ayrışma yoksa da, Avustralya, Hindistan, Kanada ve Rusya da Çin’e benzer: Stratejik sektörlere daha fazla destek veriyorlar.</p>
<p>Birkaç uyarı / hatırlatma yapmama izin verin. Birincisi, bu büyüklükler sonuçta tahminleri yansıtıyor. Kullanılan yönteme ve veri tabanına göre hesaplanan destek değerleri değişebilir. İkincisi, sanayi politikası denilince sadece sanayiye yönelik destekleri algılamamak gerekiyor. Sanayi politikası kavramı, tüm ekonomiye verilen destekler için kullanılıyor. Ama bu çalışmada sanayi, tarım ve madencilik ana sektörleri kapsanıyor; hizmet yok. Üçüncüsü, sanayi politikasını sadece ‘destek’ olarak görmemek gerekiyor. Sanayi politikasının diğer önemli politikalarla etkileşimi önemli. Eğitim düzeyini yükselten ve beceri düzeyini artıran politikalarla, kur politikasıyla ve makro istikrarla birlikte düşünmek gerekiyor. Ayrıca destek mekanizmasının etkinliği açısından devlet ile destek verilen şirketler arasındaki bilgi alışverişi mekanizmaları çok önemli. Devam edeceğim.</p>
<p>Meraklısı için çalışmanın künyesi şöyle: L. Rottuna, M. Ruta ve P.Varma (2026). Industrial Policy and Trade Tensions in Strategic Sectors, IMF Çalışma Tebliği No: WP/26/155.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-desteklerinde-carpici-ayrisma-ab-abd-turkiyecin-84734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi desteklerinde çarpıcı ayrışma: AB, ABD, Türkiye / Çin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-olmadan-bu-rota-eksik-kalir-84733</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır olmadan bu rota eksik kalır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zerzevan Kalesi, yalnızca Diyarbakır'ın değil, Göbeklitepe'den Arslantepe'ye uzanan tarihi turizm koridorunun en önemli duraklarından biri olmaya aday. Bölgenin uluslararası ölçekte güçlü bir destinasyona dönüşebilmesi için şehirlerin ortak bir marka altında tanıtılması, bütüncül turizm rotalarının oluşturulması ve ziyaretçilerin yerel kültürle buluşacağı deneyim odaklı bir modelin hayata geçirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>“Göbeklitepe'den Arslantepe'ye turizmde yeni bir rota” başlıklı yazım geçen salı yayımlandıktan sonra EKONOMİ Gazetesi Diyarbakır temsilcisi Mahir Solmaz aradı.</p>
<p>“Elinize sağlık, yazı güzel olmuş ama Diyarbakır'dan bahsetmemişsiniz” dedi. Ardından da Zerzevan Kalesi'nin neden sözünü ettiğim turizm rotasının vazgeçilmez duraklarından biri olması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Haklıydı.</p>
<p>Aslında yazıyı kaleme alırken Zerzevan Kalesi aklımdaydı; ancak gözümden kaçmış. Sonradan ekonomim.com'daki versiyona ekledim ama EKONOMİ gazetesindeki yazıda yer almadı. Belki de bunun nedeni, Zerzevan'ı henüz görmemiş olmam. Diyarbakır'a defalarca gittim ama Zerzevan Kalesi'ni hiç ziyaret etmedim. Bu da benim eksiğim.</p>
<p>Daha sonra, yakın zamanda Diyarbakır'ı gezen bir arkadaşımı aradım. “Diyarbakır'a gidip de Zerzevan Kalesi'ni görmediysen büyük eksiklik” deyince üzüntüm daha da arttı.</p>
<p><strong>Roma'nın doğudaki sınır karakolu</strong></p>
<p>Gidenlerden dinlediklerim ve okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla Zerzevan Kalesi, Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde yer alan ve Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırını koruyan en önemli askeri garnizonlardan biri.</p>
<p>Tarihi yaklaşık 3 bin yıl öncesine, Asur dönemine kadar uzanıyor. Roma döneminde surları, gözetleme kuleleri, kiliseleri, sarnıçları ve konutlarıyla büyük bir askeri üs haline getirilmiş.</p>
<p>Kaleyi dünya çapında özel kılan en önemli unsur ise Roma'nın doğu sınırındaki bilinen ilk ve tek Mithras Tapınağı'na ev sahipliği yapması.</p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Zerzevan Kalesi, halen devam eden kazılar sayesinde Roma'nın askeri, dini ve gündelik yaşamına ışık tutan en önemli arkeolojik alanlardan biri kabul ediliyor. Aslında tek başına bile Diyarbakır'ın turizm potansiyelini değiştirebilecek güçte bir mirastan söz ediyoruz.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinin eksik halkası</strong></p>
<p>Göbeklitepe insanlığın inanç dünyasının ilk izlerini, Arslantepe devletleşmenin başlangıcını, Zeugma Roma'nın görkemli kent yaşamını anlatırken, Zerzevan Kalesi de Roma ile Sasani İmparatorluğu arasındaki büyük sınır mücadelesini ve dönemin askeri-dini hayatını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Bu yönüyle Diyarbakır, insanlık tarihinin farklı dönemlerini birbirine bağlayan büyük rotanın vazgeçilmez duraklarından biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.</p>
<p>Üstelik Diyarbakır'ın zenginliği yalnızca Zerzevan Kalesi ile sınırlı değil. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, yaklaşık on bin yıllık yerleşim geçmişine sahip İçkale, Ulu Cami, Hasan Paşa Hanı ve çok katmanlı tarihi dokusuyla kent başlı başına bir açık hava müzesi niteliğinde.</p>
<p>Buna ciğer kebabından kaburga dolmasına, meftuneden örgü peynirine uzanan güçlü mutfak kültürü de eklendiğinde Diyarbakır, ziyaretçilerine yalnızca gezilecek yerler değil, yaşanacak bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Geçiş noktası değil, ana durak</strong></p>
<p>Göbeklitepe'den başlayıp Karahantepe, Zerzevan Kalesi, Nemrut, Arslantepe ve Zeugma'ya uzanan bir turizm koridoru tasarlanacaksa Diyarbakır, bu rotanın sadece bir geçiş noktası değil, en az iki-üç gün geçirilecek ana merkezlerinden biri olmalı.</p>
<p>Çünkü modern turizm artık tek bir tarihi eser görmekten ibaret değil. Ziyaretçiler aynı coğrafyada tarihi, kültürü, gastronomiyi ve yerel yaşamı birlikte deneyimlemek istiyor. Diyarbakır da bunu sunabilecek şehirlerden biri.</p>
<p>Bölgesel turizm stratejisinin başarısı da bu kentleri birbirinden bağımsız destinasyonlar olarak tanıtmanın ötesine geçebilmekten geçiyor. Asıl hedef, onları insanlık tarihinin binlerce yıllık yolculuğunu anlatan tek ve güçlü bir hikayenin parçaları olarak dünyaya sunabilmek olmalı.</p>
<p><strong>Ortak marka oluşturmanın zamanı</strong></p>
<p>Salı günkü yazıda da vurguladığım gibi her şeyden önce bölge için ortak bir destinasyon yönetimi anlayışı oluşturulmalı.</p>
<p>Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Adıyaman, Gaziantep ve Malatya'nın birbirinden bağımsız tanıtım yapması yerine ortak bir uluslararası marka altında pazarlanması çok daha etkili sonuç verecektir.</p>
<p>Peki, ne yapılabilir? Bunun için 5-7 günlük hazır tur paketleri hazırlanabilir. Şehirlerarası ulaşım turistlerin programlarına göre planlanmalı, ortak bir dijital rezervasyon ve biletleme platformu kurulmalı, tek kartla müze girişleri sağlanmalı, çok dilli mobil uygulamalarla ziyaretçilerin rotanın tamamını kolayca planlayabilmesi mümkün olmalıdır.</p>
<p>Amaç, turistin “Buradan sonra nereye gideceğim?” sorusunu ortadan kaldıran, baştan sona tasarlanmış bütüncül bir deneyim sunmaktır.</p>
<p><strong>Turizmden daha fazla değer üretmek</strong></p>
<p>Bunun yanında her şehir, tarihi mirasını yerel ekonomiyle buluşturacak deneyimler geliştirmeli. Bunu yaparken Ankara yerel yönetimlere destek vermelidir.</p>
<p>Diyarbakır'da Zerzevan Kalesi ziyaretini sur içi yürüyüşleri, gastronomi atölyeleri, yerel zanaat deneyimleri ve akşam kültür etkinlikleriyle zenginleştirmek; Malatya'da kayısıyı, Gaziantep'te mutfağı, Mardin'de çok kültürlü yaşamı, Şanlıurfa'da müziği ve gastronomiyi, Adıyaman'da ise Nemrut deneyimini başlı başına birer turizm ürününe dönüştürmek gerekiyor.</p>
<p>Böylece ziyaretçiler birkaç saatlik gezi yapan günübirlik turistler olmaktan çıkar; bölgede daha uzun süre konaklayan, daha fazla harcayan ve yerel ekonomiye daha yüksek katma değer sağlayan ziyaretçilere dönüşür.</p>
<p>Sonuçta bu yaklaşım yalnızca kişi başına turizm gelirini artırmakla kalmaz; bölgenin kalkınmasına da sürdürülebilir ve kalıcı bir katkı sağlar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyarbakir-olmadan-bu-rota-eksik-kalir-84733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır olmadan bu rota eksik kalır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-alan-bilinciyle-yonetmeliyiz-84732</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’leri &#039;alan bilinciyle&#039; yönetmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Düşünürken ve karar verirken hiçbirimiz içinde bulunduğumuz alanın etkilerinden bağımsız değiliz. Ayrıca alanların bilişsel ve duygusal tarzını başka bir alana taşıyamayız. Bu açıdan KOBİ bağlamında çok sayıda alanın araştırılması ve ona göre öngörülerde bulunulması ve önlemlerin alınması gerekiyor.</strong></p>
<p>KOBİ oluşumunda servet ve sermaye kaynakları olan <em>“miras”, “şans oyunu”, “platform oluşturma”, “ortaklık ve iş birlikleri</em>” gibi çok değişik “<strong><em>alanlar</em> <em>odağından</em>”</strong> gözlemleyerek kararlar vermemiz gerekiyor.</p>
<p>Alan dediğimizde Hollandalı devlet adamı Abraham Kuyper’in <strong>“alan teorisi”, </strong><em>sorunu ustalıkla kavramamıza yardım edebilir</em><strong>.</strong> Kuyper’e göre toplum, aile, devlet, eğitim, kilise ve iş dünyası gibi değişik alanlardan oluşur. Dindar bir insan olduğu için Kuyper’e göre hepsinin üzerinde son yetki Tanrı’ya aittir; ama her alanın <strong>kendi mantığı, kendi iş yapma tarzı ve kendi otoritesi</strong> vardır. Toplum, kendisini oluşturan her bir alanın diğerlerinin saygınlığını gözettiği durumlarda doğru bir işleyiş kazanır.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>Düşünürken ve karar verirken hiçbirimiz içinde bulunduğumuz alanın etkilerinden bağımsız değiliz. Ayrıca alanların bilişsel ve duygusal tarzını başka bir alana taşıyamayız. Bu açıdan KOBİ bağlamında çok sayıda alanın araştırılması ve ona göre öngörülerde bulunulması ve önlemlerin alınması gerekiyor.</p>
<p>Yeni bir dünya düzeni kurulurken, üretim örgütlenmesinin hücreleri olan KOBİ bağlamında alanların araştırılması, her bir alanın diğerinin saygınlığını artıran bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları üzerine çalışılması hayati önemde adımlardır.</p>
<p>Dar açılardan bakıldığı zaman yadırganabilir, ama geniş açıdan bakınca, miras yoluyla aktarılan servet ve sermaye kadar; ender de olsa şans oyunlarından iş kuranları, platformların kurucusu ve işleticisi olan girişimcilerin eriştikleri kaynaklar, yeterli sermayeye erişmenin gereği olan ortaklıklar ve iş birliklerini ve benzer onlarcasını dinamik değerlendirme süreçlerinden geçirirsek yaşamın öz gerçeğine yakın kararlar alınabilir.</p>
<p>Hayatın kuralı olan direnme, çoğalma ve ulaşılabilen alanı doldurma konusunda ne bildiğimiz ve ne yaptığımız yaratmak istediğimiz sonuçlar bakımından çok önemli.</p>
<p><strong>Miras</strong></p>
<p>Çok küçük bir ayrıntı, minimal etkili bir alan olacağı düşünülse de KOBİ bağlamında “<em>mirastan devşirilen servet ve sermayenin</em>” yapı ve işlev ve kültürünü zihinlerde netleştirilmeli. Miras yoluyla aktarılan servetin sermayeye dönüştürülerek gelişme göstermiş ve ekonominin büyümesine katkı yapmış KOBİ’lerin iyi anlaşılması ayrıntılarla geneli dengelemenin de adımlarından biri olabilir.</p>
<p>Teknolojinin belirleyici olduğu değişim ve dönüşümlerin dünyanın değişik ülkelerinde “<em>miras hukukunda</em>” ne gibi düzenlemelere yol açtığını gözleme, izleme ve değerlendirme kaynaklarımızı etkin kullanma alanlarından biridir.</p>
<p>Miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin değerlendirilmesini belirleyen baskın toplumsal kültür unsurları sağlıklı bir gelecek inşa etmenin yolunu açabilir.</p>
<p>“<em>Varsa akıllı evladın nedersin malı, mülkü? Yoksa akıllı evladın neylersin malı mülkü</em>?” diye soran halkın akıl birikimi, miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin israfıyla ilgili binlerce yılın akıl birikiminin sentezidir; burun kıvırabileceğimiz sıradan bir olgu değildir.</p>
<p><strong>Şans oyunları</strong></p>
<p>Yaygın ve kendini sürekli yeniden üreten bir kaynak olmasa da şans oyunlarında kazanan; yasa dışı işlere bulaşarak servet ve sermaye biriktiren, biriktirdiklerini yatırıma ve üretime dönüştüren örnekler de vardır.</p>
<p>Hangi toplumlarda legal olmayan işlerden nasıl servet ve sermaye birikiminin yapılabildiğini; bu konuda yöneticilerin hangi boşlukları bıraktığını, kurumların görevlerini neden yerine getirmediklerini “<em>tetkik etmeden</em>” geleceği sağlam zeminler üzerine kurabilir miyiz?</p>
<p>Bazılarına çok uçuk ve fantastik gelse de, ayrıntıda bırakacağınız küçük bir boşluğun gelecekte hangi ölçeklerde ve etki gücüyle karşımıza çıkacağını kestiremeyiz. Unutmamak gerekir ki, güç kullanmanın üçüncü ilkesi, gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini de öngörebilmektir; önlemini alabilmektir.</p>
<p>KOBİ servet ve sermayesinin nereden ve nasıl geldiği hakkında net bilgimiz yoksa, kaynakları etkin değerlendirmek için “<em>bütünsel değerlendirme</em>” yapamayız.</p>
<p>Diyelim ki girişimciliğin bütün özelliklerine sahipsiniz; sizin dışında oluşan bilimsel ve teknolojik gelişmeler ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı yeniden belirliyor. Uzaklara gitmeye gerek yok, son yarım yüzyıldır yaşadıklarımıza bakmalıyız: Dünün ekosistemleri köklü bir biçimde değişiyor. Bugün olduğu gibi <em>“platform yapıları</em>” yeni fırsatlar yaratıyor. Yeni değer yaratmanın önemli bir bileşeni olan “<em>platform yapıları oluşturmadan doğru konumlanma yapamayız”</em>. Zamanın ruhunu yaratan bileşenleri, onların servet ve sermaye birikimine etkilerini bilmeden “KOBİ teşvikleri” ciddi israfa yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>Ortaklıklar ve iş birlikleri</strong></p>
<p>KOBİ’lerde servet ve sermaye oluşturmanın bir başka yönü, ölçeğine uygun iş yapmak için yeterli olmayan birikimlerin ortaklık ya da iş birlikleri yoluyla yeterli hâle getirmedir.</p>
<p>Ortaklıklar, iş birlikleri, sinerjik kümelenmeler yoluyla servet ve sermayenin çoğaltılabilir. Saha bazlı dinamiklerini bilirsek, kaynakları daha etkin ve verimli yönlendirebiliriz. Bireysel, topluluk ve toplum ölçeklerinde birbirimize güvenimiz yoksa; yasal düzenlemeler ve yasaların fikr-i takibi, ortaklık ve iş birliklerini özendiren güven yaratmıyorsa orada KOBİ’lerin ülke ölçeğinde ve küresel ölçekte iş yapabilenleri sınırlı kalır; ekonominin büyümesine ilişkin öngörülerimiz de yaratmak istediğimiz sonucun yakınından bile geçemez.</p>
<p>Ekonomistlerden sosyologlara, antropologlardan arkeologlara ve psikologlara disiplinlerarası ortak çalışma ile insanımızın doğası, doğası ile kültürü arasındaki dengesi, algısı konusunda bilgi sahibi olmadan KOBİ yapılarını istenen etkinliğe ve verimliliğe ulaştırabilir miyiz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında soralım: Başta insan olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı, bilim ve teknoloji birikimlerimizi, kültürümüzün yarattığı dayanışma gücümüzü etkin ve verimli kullanarak gerekli büyümeye katkı yapabilir miyiz?</p>
<p><strong>Ve diğer alanlar</strong></p>
<p>Bizim gözlemlerimiz, deneyimlerimiz ve birikimlerimizin erişemediği çok sayıda ayrıntı dinamiği var. Burada, <em>“Şeytan ayrıntıda saklanır</em>” gerçeğinden yola çıkarak, KOBİ konusunda düşünenlere, kararlar alarak kamu kaynaklarını kullananlara yapmak istediğimiz hatırlatma çok net: <em>Eğer ilgi menzilinizdeki alanın küçük ya da büyük bileşenlerini bilmiyor, bilme çabanızı sürekli diri tutmuyorsanız; tam, doğru ve düzgün iş yapamazsınız; yaptığınız işin de hakkını vermemiş olursunuz.</em></p>
<p>Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bilgisi “tek doğru” değildir; olamaz da. Bildiğinin “<em>tek doğru</em>” olduğuna inanan, çoklu düşünceyi önemsemeyen toplum için en büyük tehlikeyi oluşturur. Anlatmak istediğimiz çok net: Bilgimizin eksik olduğunun bilinciyle yola çıkmalı, net bilgi hedefine kararlılıkla yürümeliyiz. Değişik alanları küçümseme tuzaklarına düşmeden işlerimizi yapmalıyız.</p>
<p><strong>[1]</strong> David Brooks, “Tanrı ile siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz”, <strong>Oksije</strong>n, 3-9 Ekim 2023.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-alan-bilinciyle-yonetmeliyiz-84732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/77-1785990850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’leri &#039;alan bilinciyle&#039; yönetmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siradan-islerle-siradisi-olunmaz-84731</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıradan işlerle sıradışı olunmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Onaylanmış fikirler, biat ile kanıksanmış düşünceler, farklı değer üretemeyen rutinler içine sıkışıp kalmış ve sıradanlaşmış bir hayatta sıradışı işler beklenemez. Aynaya bak ve buna kendin ikna ol…</strong></p>
<p><strong>İyi insanlar can sıkıcıdır</strong>. Normal bir yaşantıları, standart değerleri, <strong>sentetik hedefleri</strong> vardır. Bir bakıma, “<strong>başkaları için</strong>” yaşarlar. <strong>Rahat hayat</strong> için çalışırlar, pazartesi <strong>ayaklarının geri geri gittiği</strong> bir işleri, <strong>omuzuna yaslanıp sızlanacağı</strong> eşi ve dostları, <strong>neslini sürdüreceğini düşündüğü</strong> çocukları vardır.</p>
<p>Size yakın duran, <strong>yakın olmayı istediğiniz</strong>, benliğinizi okşayan, suya sabuna dokunmayan “<strong>iyi</strong>” insanlardan bahsediyorum. Çoğu, “<strong>dostum</strong>” dediklerinizi <strong>size ne kadar zarar verdiğini</strong> görmüyor musunuz? “<strong><em>Arkadaşlar, içimizi gören ve gördüklerinden hoşnut olan kişilerdir</em></strong>” diyor <strong>Wilma Askinas</strong>.</p>
<p><strong>HAYIR DİYEMEMENİN MALİYETİ</strong></p>
<p>İyi de ancak <strong>benim sana gösterdiklerim kadar</strong> görebilirsin. Ya benim göstermediklerim ve daha da vahimi <strong>farkında olmadıklarım</strong>? İşte bu aşamada devreye “<strong>kötü</strong>” olarak tanımladığımız kişiler girer. <strong>Birlikte vakit geçirmek istemediğimiz halde</strong> beraber vakit geçirme teklifine <strong>hayır</strong> diyemediklerimiz.</p>
<p><strong>Hayatımızı zorlaştıran bu kişilerin faydaları</strong> ise saymakla bitmez. <strong>Öğrenmenin</strong> ve kendimizi geliştirmenin en önemli şartı olan “f<strong>arkındalığımızı</strong>” sağlarlar. Kendimiz dışındakilere “<strong>tahammül</strong>” ve bizim dışımızdaki evrene karşı “<strong>duyarlılığımızı</strong>” tetiklerler. <strong>Hayal gücümüzü</strong> ateşlerler.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıradışılığa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bu yüzden mi kötüler başrolde?</em></strong></p>
<p>Hangimiz normal, iyi bir insanın “<strong>sıraiçi</strong>” hayatını seyretmek, dinlemek ve okumak isteriz? Çünkü o sıraiçilik, <strong>bizde de var</strong> “<strong>Kötü</strong>” insanlarla birlikte olma şansınız yoksa “<strong>sıkıldım</strong>” deyin ve mola alın.</p>
<p><strong><em>Kendi hayatının figüranı mısın?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçekten istediğiniz hayatı mı yaşıyorsunuz</strong>, Çünkü hayat “<strong>sıraiçi</strong>” olamayacak kadar <strong>sıradışı bir ödül</strong>. Ölürken sormuşlar; “<strong>Hayat nasıldı</strong>?” Adam cevaplamış; “<strong>Bilmem, ben hiçbir şey anlamadım</strong>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKONOMİ ORTA GELİR PATİNAJINDA, İNSANLAR VASAT İNSAN TUZAĞINDA</strong></p>
<p>Görünen o ki kendi <strong>sıradanlığından firar etmeden</strong>, <strong>sıradışı olunamıyor</strong>. Aslında <strong>zihnimiz</strong> daha erken firar ediyor ama <strong>bedenimiz alışkanlıklarımızın esaretinde</strong> oluyor. Alışkanlıklarınıza meydan okuyun. Birlikte yapamadığınız hale gelmiş “<strong>vazgeçemedikleriniz</strong>”den vazgeçin. <strong>Vasat insan tuzağından çıkın.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIRADIŞILIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıradanlık</strong>: Bir şeyin olağan, alışılmış ve hiçbir özelliği bulunmaması, fark yaratmayan davranışlar</p>
<p><strong>Sıra dışılık</strong>: Alışılmışın dışında olma durumu, olağan dışılık ve normalden farklı davranma biçimi</p>
<p><strong>Vasat</strong>: Orta, orta halli, ortalama… Çok kötü veya çok iyi olmama… Tıpkı ekonomimiz gibi</p>
<p><strong>Katma Değer</strong>: Her ne yapıyorsan, ona; vasat süreçlerin dışında ilave değer kazandırma hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siradan-islerle-siradisi-olunmaz-84731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıradan işlerle sıradışı olunmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84730</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler Gölgesinde Piyasa Fiyatlaması! Yatırımcı Nelere Dikkat Etmeli? | #EkonomiMasası" src="https://www.youtube.com/embed/mtxSCu-ISjQ" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-166-40-21-20-tufe-100-88-40-18-20-84729</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar: 166-40-21-20… TÜFE: 100-88-40-18-20…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlık ne bir şifre, ne bir zeka sorusu. Bu sayılar dolar ve TÜFE’nin 2003’ün Ocak ayından başlamak üzere kaç ayda ikiye katlandığını gösteren basit bir veri seti. Veriler tam <strong>“Nereden nereye savrulmuşuz”</strong> dedirtecek türden…</p>
<p>Başlangıç tarihi hem dolar, hem TÜFE için 2003’ün Ocak ayı. Söz konusu ayın değerleri kaç ay sonra yüzde 100 artarak ikiye katlanmış… Ocak 2003’ü başlangıç alırsak öyle bir dinginlik var ki, hem dolar, hem TÜFE değil aylarca, yıllarca adeta yerinde saymış. Hele hele son birkaç yıl değilse de 2021 sonrasındaki tırmanışlar düşünülürse o dinginlik çok daha iyi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu arada bir açıklama yapmakta yarar var. Başlangıcı 2003’ün Ocak ayı alıyorum ama biliniyor ki TÜİK’in 2025 yılını baz alarak oluşturduğu yeni TÜFE serisinde veriler 2005 yılının Ocak ayına kadar gidiyor, öncesi yok. Bu yüzden 2003 ve 2004’ün verilerini eski endeksin artış oranlarını kullanarak geri götürerek oluşturmak gerekti.</p>
<h2>Artış unutulmuşken akıldan çıkmaz oldu!</h2>
<p>Dolar 2003’ün Ocak ayında 1,66 lira, bugün için şaka gibi geliyor ama öyle, 1,66 lira. Ve bu tutarın yalnızca bir kat artması, yani yüzde 100 artması tam 166 ay sürmüş.</p>
<p>166 ay, bir başka ifadeyle yaklaşık 14 yıl. Dolar ancak 2016’nın Kasım ayında 3,27 liraya ulaşmış ve bir kat artmış.</p>
<p>Ya sonrası; son döneme göre iyi ama öncesine göre müthiş bir hızlanma… 2003’ün Ocak ayından sonra tam 166 ayda ikiye katlanan dolar, bu sefer yalnızca 40 ayda aynı <strong>“performası”</strong> göstermiş ve bir kat artış kaydetmiş.</p>
<p>Artık doların TL’ye karşı giderek güçlenmesi mi dersiniz, Türk parasının nefesinin kesilmesi mi bilmem, sonraki bir kat artış 21 ayda, bir sonraki 20 ayda gerçekleşmiş.</p>
<h2>Süre uzadı </h2>
<p>Önce çok uzun süre çok az değişen, ardından hızlı bir değer artışı sergileyen dolar, son 35 ayda ise önceki dönemlerdeki ölçüde değerlenmedi. Dolar temmuz ayı ortalamasında 46,95 olarak gerçekleşti ve Ağustos 2023’teki düzeyin yüzde 75 üstünde bulunuyor.</p>
<p>Doların ikiye katlanma süresinin uzaması ilk bakışta memnun olunması gereken bir durum tabii ki. Ancak bu aynı dönemde enflasyonun da benzer şekilde düşmüş olmasından değil, Türk parasının değer kazanmasından kaynaklanıyor. Biraz sonra değineceğim; TÜFE’deki ikiye katlanma süresinde de görece bir iyileşme var ama bu iyileşme dolardan daha belirgin değil. Yani dolardaki artış hızının düşmesi, Türk parasının reel olarak değerlendiğinin bir göstergesi.</p>
<h2>TÜFE’de durum ne? </h2>
<p>Şimdi de fiyatların nasıl seyrettiğine bakalım…</p>
<p>Yine 2003’ün Ocak ayı. Yeni seri TÜFE’nin geri yürütülmesiyle bulunan endeks değeri 2,98 düzeyinde. Aradan sekiz yılı aşkın bir süre geçiyor ve Mayıs 2011’de fiyat düzeyini göstereni tüketici fiyat endeksi bir kat artış gösteriyor. Tam 100 ayda bir kat artış…</p>
<p>100 ayda bir kat artışın anlamı şu: </p>
<p><strong>“Bu 100 ayda fiyatlar demek ki aylık ortalama yüzde 0,7 artış göstermiş.”</strong></p>
<p>Sekiz yıl boyunca aylık ortalama yüzde 0,7 artış…</p>
<p>Bugün için tam anlamıyla rüya gibi bir oran.</p>
<p>Aylık ortalama bu düzeyde oluşsa yıllık enflasyon yüzde 8,8 demek. Türkiye yıllardır tek hane hayali kuruyor da bırakın yüzde 8,8’i, önümüzdeki yıllarda 20’nin altına inmek bile pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>2003’ten 2011’e kadar 100 ayda ikiye katlanan TÜFE’de, ikinci ikiye katlanma süresi de biraz azalmakla birlikte ilkine yakın; 88 ay. Üçüncü dönem ise 40 ay.</p>
<p>Katlanma süresi giderek kısalıyor ve 18 aya kadar iniyor. Fiyatlar 2022’nin Ocak ayından 2023’ün Temmuz ayına kadar olan bir buçuk yılda tam iki katına çıkmış.</p>
<p>İzleyen dönem hemen hemen aynı ve 20 ay.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönem belli ki 20 ayı aşacak. Bu yılın temmuzu itibarıyla geçen yılın mart ayından bu yana 16 ay geçti ve fiyat artışı yüzde 43 düzeyinde. Bir kat artışa daha çok var.</p>
<h2>Ölümü gösterip…</h2>
<p>Bir dönem dolarda 166 ay, TÜFE’de 100 ay olan ikiye katlanma sürelerinden sonra 2023 yılında en kısa süreler görülüyor ve sonrasında bu süreler az da olsa uzuyor. Akla ister istemez o meşhur söz geliyor:</p>
<p><strong>“Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek…”</strong></p>
<p>Tabii ki hiç kimse masa başında karar vererek <strong>“Durun şu fiyatları önce az artıralım, sonra hızlandıralım; aynı şeyi dolarda da yapalım”</strong> demiyor ama uygulanan politikalar buna yol açıyor. Önemli olan ne yapıldığından çok yapılanların nelere yol açtığı, yani önemli olan sonuç…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740d54a4407-1785990484.png" alt="" width="800" height="246" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740d6214341-1785990498.png" alt="" width="511" height="429" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-166-40-21-20-tufe-100-88-40-18-20-84729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar: 166-40-21-20… TÜFE: 100-88-40-18-20… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-milyar-dolarlik-ek-jet-yakiti-maliyeti-ip-ustunde-yuruttu-6-aylik-geliri-131-milyar-dolara-cikti-84728</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2.9 milyar dolarlık ek jet yakıtı maliyeti ip üstünde yürüttü, 6 aylık geliri 13.1 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker</strong>’in yılın ilk 6 aylık verilerini paylaşmak üzere ekibiyle birlikte düzenlediği sohbet toplantısına giderken geçen Nisan ayı sonundaki buluşmamızda aldığım notlardan yazdığım yazının başlığına baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İlk çeyrekte geliri 5.9 milyar dolara çıktı, yıllık 3.4 milyar dolar ek yakıt faturası göründü…</strong></li>
</ul>
<p>Yılın ilk çeyreğinde ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın etkisi THY’nin bilançosuna tam yansımamışken yıllık 3.4 milyar dolarlık ek jet yakıtı faturası bilgisinin paylaşılması, daha sonra ortaya çıkabilecek <strong>“olumsuz sonuçlar” </strong>için ilk sinyal olmuştu.</p>
<p>İlk 6 aylık konsolide verilerin paylaşıldığı toplantıda Prof. <strong>Murat Şeker</strong> ve THY Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur</strong>’a Genel Müdür Yardımcıları <strong>A. Harun Baştürk, M. Akif Konar, Levent Konukcu, Abdulkerim Çay, Mehmet Kadaifçiler, </strong>Dr. <strong>Kerem Kızıltunç, Ali Türk, </strong>THY İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün </strong>ve Ajet Genel Müdürü <strong>Kerem Sarp </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a740b6f8744a-1785989999.png" alt="" width="650" height="324" />Prof. <strong>Murat Şeker</strong>, ekrana ilk altı aylık temel verileri içeren tabloyu yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>Yılın ilk yarısında güçlü gelir artışı kaydedilse de savaş ve enflasyonun etkileri, kârlılığı oldukça baskıladı.</strong></li>
<li><strong>Bu yılın ilk 6 ayında toplam gelir 2025’in aynı dönemine göre yüzde 21’in üzerinde arttı, 13.1 milyar dolar oldu.</strong></li>
<li><strong>Bunun 10.4 milyar dolarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 artan yolcu gelirleri oluşturdu.</strong></li>
<li><strong>Kargo gelirlerindeki artış yüzde 44’ü buldu, 2.3 milyar dolara ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Akaryakıt maliyetlerinin ikinci çeyrekte neredeyse ikiye katlanması nedeniyle esas faaliyet kârımız zarara döndü. İlk 6 ayda 121 milyon dolarlık zarar söz konusu oldu.</strong></li>
<li><strong>2025 yılın ilk altı aylık döneminde esas faaliyet kârımız 630 milyon dolardı.</strong></li>
<li><strong>Fon yatırımları, faiz gelirleri, verimlilik artışı derken bu yılın ilk 6 ayında nette hâlâ 423 milyon dolar kâr söz konusu.</strong></li>
<li><strong>Bu dönemde 3.1 milyar dolarlık yatırım yaptık.</strong></li>
<li><strong>Toplam varlıklarımızın büyüklüğü 51 milyar dolara çıktı.</strong></li>
</ul>
<p>4 ayı ABD-İran Savaşı’nın etkisinde geçen ilk altı aylık dönem için şu benzetmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Savaşla ilgili iniş-çıkışların etkisiyle petrol fiyatları geçen 4 ayın önemli bölümünde yüksek seyretti. Bu, jet yakıtına ciddi şekilde yansıdı. Bu dönemde ince ip üzerinde yürürcesine operasyon yönetiyoruz. Duruma göre hızlı aksiyon alıyoruz.</strong></p>
<p>Jet yakıtı fiyatının Mart-Haziran 2026 döneminde geçen yıla göre yüzde 95 arttığının altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Savaş nedeniyle ilave yıllık jet yakıtı maliyetimizi geçen Nisan ayında 3.4 milyar dolar olarak öngörmüştük.</strong></li>
<li><strong>Ateşkesin barışa dönme ihtimalinin arttığı dönemlerin etkisiyle Haziran ayında yıllık ek jet yakıtı maliyeti tahminimizi 2.1 milyar dolara çektik.</strong></li>
<li><strong>Ancak, savaş ortamı yeniden alevlenince tahminimizi 2.9 milyar dolar olarak güncelledik. Haziran ayında ton başına fiyatı 1031 dolara inen jet yakıtı, Temmuz ayında 1184 dolara çıktı. Jet yakıtının ton başına fiyatı geçen Nisan ayında 1543 dolardı.</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Murat Şeker,  </strong>2026 yılının ilk yarısında küresel etkiler kaynaklı 2.1 milyar dolar ilave maliyetle karşılaştıklarına işaret edip, şu ayrıntıları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Yakıt Fiyatı Etkisi: </strong>1 milyar 312 milyon dolar</li>
<li><strong>Küresel Enflasyon &amp; Kur: </strong>450 milyon dolar</li>
<li><strong>Atıl Kapasite: </strong>170 milyon dolar</li>
<li><strong>Diğer Giderler: </strong>155 milyon dolar</li>
</ul>
<p>Bu etkiyi en aza indirmek için sağladıkları iyileştirmeleri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Birim Gelir ve Doluluk Oranı: </strong>1 milyar 179 milyon dolar</li>
<li><strong>Verimlilik Çalışmaları: </strong>157 milyon dolar</li>
</ul>
<p>2025 yılının ilk 6 aylık döneminde 630 milyon dolar esas faaliyet kârı elde ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 6 aylık dönemi için savaş öncesinde 300-350 milyon dolar esas faaliyet kârı bekliyorduk. Ancak, savaş etkisi, küresel enflasyon, kur, atıl kapasite derken ilk yarı esas faaliyet kârımız – 121 milyon dolar oldu. Yani, zarara döndü.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>sunumundan bir de THY’nin dünyadaki emsalleriyle (Delta, United, American, Lufthansa Grup, AF-KLM, IAG) kriz dönemlerindeki kârlılık karşılaştırmasını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2012 yılından bugüne kadarki dönemde Arap Baharından Avrupa’daki terör saldırılarına, ülkemizde darbe girişimine, pandemi, Max krizi, Ukrayna-Rusya Savaşına kadar birçok krizde THY çok daha başarılı performans gösterdi.</strong></p>
<p>Tablodaki kârlılık gelişimine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>2012’den bugüne yaşanan kriz dönemlerinde THY ortalama yüzde 23.2 düzeyinde kârlılık marjı elde ederken emsal havayolu şirketlerinin ortalama marjı yüzde 14.7 seviyesinde kaldı.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>bu yılın ilk 6 ayındaki operasyonlarını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Kapasitemizi dinamik yönettik, fırsatları değerlendirdik.</strong></li>
<li><strong>Verimlilik ve tasarruf anlayışıyla maliyetlerimizi optimize ettik.</strong></li>
<li><strong>Nakit yönetimi ve stratejik kredi kullanımlarıyla bilançomuzu güçlü tuttuk.</strong></li>
</ul>
<p>Yılın ilk 6 ayında 121 milyon dolarlık esas faaliyet zararı oluşsa da Prof. <strong>Murat Şeker </strong>ve <strong>Ahmet Olmuştur </strong>liderliğindeki THY yönetimi, savaşın tüm havayolu sektörüne vurduğu darbeye rağmen <strong>“ince ip üstünde yürürken” </strong>elinden gelenin en iyisini yapıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">400 bin şikayetin sadece 120’si bilet fiyatına dönük</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>sosyal medyada yurt içi bilet fiyatlarının çok yüksek olduğuna ilişkin paylaşımları gördüklerini belirtip, şu veriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 7 ayında 400 bin şikayet gelmiş. Bunların sadece 120’sinin içeriğinin, </strong>“Bilet fiyatları çok pahalı” <strong>şeklinde olduğunu gördük.</strong></p>
<p>Bilet fiyatlarının gelişimiyle ilgili şu tabloyu ekrana yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı Ocak-Temmuz döneminde iç hatlarda ortalama bilet fiyatımız 2 bin 811 liraydı.</strong></li>
<li><strong>Bu yıl Ocak-Temmuz ortalama bilet fiyatı 3 bin 700 lira düzeyinde.</strong></li>
<li><strong>Gördüğünüz gibi yüzde 32’lik, yani enflasyon düzeyinde bir artış var.</strong></li>
</ul>
<p>Şehirlerarası otobüs bileti fiyatlarındaki artışa işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu dönemde otobüs biletlerinde yüzde 62.7 fiyat artışı oldu. Ayrıca, jet yakıtı maliyetimizin yüzde 95 arttığını da hatırlatmak isterim.</strong></p>
<p>Yılın ilk 7 ayında THY’nin iç hat bilet fiyatlarında en tavan tutarın 6 bin 990 lira olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İç hat bilet fiyatlarımızdaki birinci tavan 4 bin 990 lira düzeyinde. Yurt içi biletlerin yüzde 84’ünü 4 bin 990 liranın da altında satıyoruz.</strong></p>
<p>41 ile her gün, bunlardan 30’una da günde en az 2 uçuş gerçekleştirildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Krize rağmen Ağustos ayında iç hat sefer sayımızı geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 7 artırıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapasite disiplinli yönetildi, yolcu ve trafik geçen yılı aştı</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>yolcu sayısı ve uçuş trafiği (THY ve Ajet konsolide sonuçları) ile ilgili tabloyu şu mesajla ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Disiplinli kapasite yönetimimizle ilk yarı trafik sonuçlarımız bir önceki yılın oldukça üzerinde gerçekleşti.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yolcu Sayısı: </strong>Geçen yılın ilk yarısında 42 milyon olan yolcu sayımız bu yılın ilk 6 ayında yüzde 6 artışla 45 milyonu buldu.</li>
<li><strong>Doluluk Oranı: </strong>Geçen yılın ilk yarısında doluluk oranı yüzde 81.4’tü. Bu yılın ilk 6 ayında yüzde 83.7’ye çıktı.</li>
</ul>
<p>Gelişmeler karşısında kapasiteyi çevik bir şekilde yönettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İlk 6 ayda Ortadoğu’ya yönelik kapasitemiz yüzde 29 azaldı. Ortadoğu’da durdurduğumuz uçuşları Orta Asya, Uzak Doğu ve Avrupa’ya yönlendirdik.</strong></p>
<p>2.1 milyar doları bulan <strong>“kapasite ve gelir yönetimi”</strong>ni şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Düşük talepli pazarlarda geçici kapasite azaltımı ve hat kapanması,</strong></li>
<li><strong>İstikrarlı pazarlarda frekans artışı,</strong></li>
<li><strong>Yakıt gideri telafisi olarak ek ücret ve fiyat artışı,</strong></li>
<li><strong>Artan premium segment odağı.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ajet’in filosu 89’a çıktı, gelirleri 853 milyon doları buldu</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>sunumunda <strong>“Ajet, istikrarlı büyümeye 2026’nın ilk yarısında da devam etti” </strong>başlıklı bölümü ekrana yansıtıp sözü Ajet genel Müdürü <strong>Kerem Sarp</strong>’a bıraktı:</p>
<ul>
<li><strong>Ajet’in geçen yılın ilk yarısında 80 olan uçak sayısı, bu yılın ilk 6 ayında 89’a çıktı.</strong></li>
<li><strong>Yolcu sayımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artışla 11.8 milyona yükseldi.</strong></li>
<li><strong>Geçen yılın ilk yarısında yüzde 81.8 olan doluluk oranımız yüzde 85.1’e ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Ajet’in geçen yılın ilk yarısında 650 milyon dolar olan gelirleri bu yılın ilk 6 ayında yüzde 31 artışla 853 milyon doları buldu.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-milyar-dolarlik-ek-jet-yakiti-maliyeti-ip-ustunde-yuruttu-6-aylik-geliri-131-milyar-dolara-cikti-84728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/thy-1779361995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2.9 milyar dolarlık ek jet yakıtı maliyeti ip üstünde yürüttü, 6 aylık geliri 13.1 milyar dolara çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-10-milyar-dolar-bandina-oturdu-84727</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma 10 milyar dolar bandına oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma ve havacılık sanayisi, 2025’i 10 milyar doların üzerinde ihracatla kapatmasının ardından 2026’da da büyümesini sürdürdü. TİM verilerine göre sektörün Temmuz 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatı 11 milyar 203 milyon dolara ulaştı. Diğer sektörlerdeki artışlar ve gerilemeler nedeniyle savunma ve havacılığın toplam ihracattan aldığı pay yüzde 4’e yükseldi. Yıllıklandırılmış bazda yüzde 40 artış kaydeden sektör, tüm sektörler arasında ilk sıraya da yerleşti. Bu performansta temmuz ayında gerçekleştirilen 1,1 milyar dolarlık ihracat etkili oldu. Aynı dönemde ihracatını en fazla artıran diğer sektörler yüzde 38 ile yaş meyve ve sebze, yüzde 37 ile gemi ve yat oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7409f69e9b1-1785989622.png" alt="" width="828" height="696" />Ocak-temmuz döneminde savunma ve havacılık ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,2 artarak 5 milyar 786,8 milyon dolara çıktı ve toplam ihracattan yüzde 3,6 pay aldı. Yedi aylık karşılaştırmada gemi ve yat sektörü yüzde 47,5, yaş meyve ve sebze sektörü ise yüzde 46,2 büyüdü. Bu sektörlerin ihracatı sırasıyla 1,7 milyar dolar ve 2,7 milyar dolar olurken, savunma ve havacılığın daha yüksek bir ihracat hacmi içinde büyümesini sürdürmesi dikkati çekti.</p>
<p>Savunma ve havacılığın yıllıklandırılmış ihracattaki payının yüzde 4’e ulaşması, sektörü Türkiye’nin geleneksel olarak güçlü olduğu alanlara yaklaştırdı. Makinenin toplam ihracattaki payı yüzde 4,1, hububat ve bakliyatın yüzde 4,4, hazır giyimin yüzde 6, elektrik ve elektroniğin ise yüzde 6,7 seviyesinde bulunuyor. Küresel korumacılık ve jeopolitik gelişmeler sektörlerin ihracatında dalgalanmayı artırsa da savunma ve havacılığın hızlı yükselişi devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-10-milyar-dolar-bandina-oturdu-84727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplam ihracattaki payını yüzde 4’ün üzerine çıkaran savunma-havacılık geleneksel sektörlerle yarışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borsa-dar-tabanli-bir-ralli-kosuyor-84726</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa dar tabanlı bir ralli koşuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük sanayi ve özel şirketleri araştırmalarında ilk 10’da kendine yer bulamayan Hedef Holding, Borsa İstanbul’daki üstün hisse performansıyla piyasa değeri en yüksek ikinci şirket olmayı başardı. Aselsan 1.61 trilyon liralık piyasa değeri ile borsanın en değerli şirketi olurken Hedef Holding 1 trilyon 125 milyar lira piyasa değeri ile en değerli ikinci şirket oldu. Halka açıklık oranı çok düşük olan QNB Türkiye ile Enpara dışarda bırakıldığında en değerli üçüncü şirket de 553,14 milyar lira ile TÜPRAŞ. TÜPRAŞ ve Aselsan en büyük şirket araştırmalarında ilk 10’da sürekli yer alan iki şirket olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin en büyük özel şirketlerinin listelendiği Capital500’de en büyük ilk üç şirket THY, Ford Otomotiv, TÜPRAŞ; Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının yer aldığı İSO 500’de ise TÜPRAŞ, Ford Otomotiv ve Star Rafinerisi olarak sıralanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7408c7b6f0e-1785989319.png" alt="" width="327" height="501" /></p>
<h2>Hedef Holding hissesi taban oldu </h2>
<p>Hedef Holding hisse fiyatı son dönemde çok hızlı bir yükseliş hareketi sergiledi. Şirket hissesinin fiyatı dün 10:42 itibariyle 376.50 lira seviyesindeydi. Bu durum, hisse fiyatının son 1 yılda yüzde 4.235, bu yıl yüzde 1.348 yükseldiğini ortaya koyuyor. Bu ay yüzde 24 yükselen hisse son 30 günde de yüzde 144,3 yükselmeyi başardı. Hemen ardından saat 11:00’e doğru Hedef Holding hisseleri sert satış yedi ve taban fiyata indi. Böylece Hedef Holding’in piyasa değeri de 1 trilyon 125 milyar liraya ulaştı. Piyasa değeri en yüksek ikinci şirket olan Hedef Holding, Türkiye’nin dev sanayi kuruluşları, bankaları, holdinglerinin piyasa değerini katlıyor. Hedef Holding, bazı portföy yönetim şirketlerinin yatırım fonlarında yer almasıyla da öne çıkıyor.</p>
<h2>Yatırım fonlarının gözde hisselerinden</h2>
<p>Pusula Porftöy’ün hisse senedi fonu PHE fonunda yüzde 5,11 ağırlığa sahip olan Hedef Holding, aynı şirketin birinci değişken fonu PBR fonunda ise yüzde 4,73’lük payda yer alıyor. Tera Portföy’ün birinci serbest fonu TLY fonunda yüzde 0,57 oranında bulunan Hedef, yine aynı şirketin algoritmik stratejiler serbest fonu TMV fonunda da yüzde 0,18 ağırlığa sahip. Hedef Holding’in, Ak Portföy’ün büyüyen şirketler hisse senedi fonu BUY fonunda yüzde 1,07, Azimut Portföy’ün BİST100 dışı şirketler hisse senedi fonu BIY’da yüzde 2,08, İş Portföy’ün birinci hisse senedi serbest fonu BHL fonunun portföyünde de 0,15 ağırlığı bulunuyor.</p>
<h2>Milyar liralık kâr açıklayanları katladı </h2>
<p>Hisse fiyatı bu kadar başarılı performans sergileyen Hedef Holding yılın ikinci çeyreğine ilişkin bilançosunu henüz açıklamadı. 2026 birinci çeyrek bilanço sonuçlarına göre şirket 246.4 milyon lira zarar etti. Hedef Holding’in özkaynak büyüklüğü ilk çeyrek verilerine göre 6.1 milyar lira seviyesinde. Hedef Holding’in piyasa değeriyle geride bıraktığı Türkiye’nin en büyük şirketlerinden TÜPRAŞ 576.11 milyar lira piyasa değeriyle üçüncü sırada. Hedef Holding’in piyasa değerinde ikiye katladığı TÜPRAŞ açıkladığı ikinci çeyrek bilanço verilerine göre 45,9 milyar lira net kâr açıkladı. TÜPRAŞ’ın özkaynakları da 428,7 milyar lira seviyesinde.</p>
<p>Capital’in Türkiye’nin en büyük 500 özel şirketi 2025 sıralamasında birinci olan THY 8,9 milyar lira net kâr açıkladı, Borsa İstanbul’da piyasa değeri ise 439,53 milyar lira. THY bu piyasa değeriyle 9’uncu sırada yer alıyor ve Hedef Holding’in piyasa değeri THY’nin neredeyse 3 katına ulaşıyor. Ford Otomotiv Capital ve İSO500 listesinde ikinci sırada. Borsa İstanbul’da piyasa değeri ise 282,13 milyar lira ve 19’ncı sırada. Hedef Holding’in piyasa değeri Ford Otomotiv’in neredeyse 4 katına ulaştı. Ford Otomotiv bilançosuna göre ise 4.45 milyar lira net kâr açıklamış durumda.</p>
<h2>İki büyük holdingi değerde katladı </h2>
<p>Hedef Holding, sadece listelerin zirvesindeki şirketleri geride bırakmıyor. Türkiye’nin dev holdingleri de Hedef Holding ile piyasa değerinde yarışa giremiyor. Koç Holding 510,9 milyar liralık piyasa değeriyle borsanın 7’nci en değerli şirketi. Koç Holding’in piyasa değeri, Hedef Holding’in 1 trilyon 125 milyar liralık piyasa değerinin yarısından az. Sabancı Holding ise 185,78 milyar lira piyasa değerine sahip ve Hedef Holding, Sabancı Holding’in neredeyse 10 katı piyasa değerine ulaştı.</p>
<p>Bu arada yatırım fonlarının tercihlerinde öne çıkan Hedef Holding yukarı yönlü sert hareketleriyle piyasa değerini zirveye taşırken HSBC’nin hazırladığı rapora göre FTSE All-World endeksine de yeni revizyonda girmesi beklenen şirketler arasında yer alıyor. HSCB Hedef Holding hissesinin FTSE All-World endeksinde 21 Ağustos’ta duyurulacak güncelleme sonrası yer almasını bekliyor.</p>
<p>Piyasa değeri sıralamasında Hedef Holding kadar iki hisse daha oldukça dikkat çekiyor. Yine bazı portföy yönetim şirketlerinin yatırım fonlarında yüksek ağırlığa sahip olan şirketler Odine ve Özata Denizcilik. Odine 321 milyar lirayı aşan piyasa değeriyle 11’inci sırada kendine yer edinirken, Özata Denizcilik de 292,3 milyar liralık piyasa değeri ile 15’inci sırada yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borsa-dar-tabanli-bir-ralli-kosuyor-84726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da piyasa değeri itibariyle ilk sıradaki Aselsan uzun süredir yerini korurken, ikinci sıraya yerleşen şirketlerdeki rotasyon dikkat çekiyor. Temmuz ayı başında yıllık yüzde 7160 değer değer artışıyla 1,25 trilyon TL değerine ulaşan Destek Finans Faktoring, Aselsan’ın ardından borsanın en değeli ikinci şirketi olmuştu. Ancak bu şirket izleyen bir aylık dönemde yaşadığı sert kayıplar sonrası 5 Ağustos açılış fiyatıyla zirve seviyesinden yüzde 57 düşüşle beşinci sıraya gerilerken, bu kez ikinci sıraya Hedef Holding yerleşti. Bu hissenin fiyatı son 1 yılda bu yüzde 4235, bu yıl içinde de yüzde 1348 artışla piyasa değerini 1 trilyon 125 milyar lira seviyesine taşıdı. Hedef Holding bu değeriyle Türkiye’nin en büyük üç şirketi olarak sıralanan THY, Ford Otomotiv ve TÜPRAŞ’ı geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sektor-yatirimlarini-hizlandirdi-katma-degerli-uretimin-merkezi-oldu-84749</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektör, yatırımlarını hızlandırdı, katma değerli üretimin merkezi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar yalnızca savunma ve havacılık sanayisinin kullandığı ileri teknoloji malzemeleri olarak görülen kompozitler, bugün sanayinin neredeyse her alanında kendine yer buluyor. Otomotivden raylı sistemlere, rüzgar enerjisinden denizciliğe, inşaattan altyapıya kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan kompozit malzemeler, sağladıkları hafiflik ve yüksek dayanım sayesinde üreticilere hem maliyet hem de verimlilik avantajı sunuyor. Elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji yatırımları ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik küresel hedefler de bu malzemelere olan talebi her geçen gün artırıyor. Günümüzde sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşması, kompozit teknolojilerine yönelik yatırımları da hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmıyor. Son yıllarda yapılan yatırımlar, gelişen mühendislik altyapısı ve savunma sanayisindeki yerli üretim hamlesi sayesinde kompozit sektöründe önemli bir ivme yakalandı. Türkiye’de karbon elyaftan ileri kompozit parçalara kadar uzanan üretim zincirinde faaliyet gösteren şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sektör temsilcileri Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, teknoloji geliştiren bir merkez olabileceğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayisi sektöre yön veriyor </strong></p>
<p>Kompozit sektöründeki büyümenin en önemli itici gücü ise savunma ve havacılık sanayisi. Hem yüksek mukavemet sağlayan hem de bunu yaparken ağırlığı azaltan karbon fiber takviyeli kompozitler, insansız hava araçları, savaş uçakları, helikopterler ve füze sistemlerinin önemli malzemeleri arasında. Türkiye’de yerli savunma projelerinin artmasıyla birlikte bu alanda faaliyet gösteren üreticiler de hem kapasite hem de teknoloji yatırımlarını hızlandırmaya başladı. Sadece savunma ve havacılık değil, rüzgar türbini kanatları, elektrikli araçların batarya sistemleri, raylı sistem bileşenleri ve denizcilik ekipmanlarının üretimi de kompozit sektörünün büyümesine katkı sağlıyor. Çünkü Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın getirdiği yeni standartlar, hafif ve çevreci malzemelere olan talebi artırmış durumda.</p>
<p><strong>Katma değeri yüksek üretim öne çıktı </strong></p>
<p>Kompozit sektörünü diğer birçok sanayi kolundan ayıran en önemli özelliklerden biri ise yüksek katma değerli ürünler üretmesi. Sektörde yalnızca hammadde değil; tasarım, mühendislik, kalıp teknolojileri ve ileri üretim süreçleri de önemli bir ekonomik değer oluşturuyor. Bu nedenle şirketler son dönemde Ar-Ge merkezlerine, dijital üretim teknolojilerine ve otomasyon yatırımlarına ağırlık veriyor. Kompozit Sanayicileri Derneği (KSD), Türkiye'nin hedefinin yalnızca üretim kapasitesini artırmak olmadığını, aynı zamanda ileri teknoloji kompozit ürünlerin geliştirildiği ve tasarlandığı bir merkez haline gelmek olduğunu vurguluyor. Dernek, sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi ve nitelikli insan kaynağının sektörün geleceğinde belirleyici olacağını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Yeni dönemin anahtarı sürdürülebilirlik </strong></p>
<p>Kompozit sektörünün gündeminde artık yalnızca üretim kapasitesi değil, sürdürülebilirlik de var. Geri dönüştürülebilir kompozitler, biyobazlı reçineler, enerji verimli üretim süreçleri ve dijital üretim teknolojileri şirketlerin yatırım planlarında öne çıkıyor. Yapay zeka destekli tasarım uygulamaları ve otomatik üretim hatları da rekabet avantajı sağlayan başlıklar arasında. Uzmanlara göre Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, savunma sanayisinde edindiği mühendislik deneyimi ve Avrupa pazarına yakınlığı, kompozit sektörünü önümüzdeki yıllarda yüksek katma değerli ihracatın önemli oyuncularından biri haline getirebilir. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için hammadde üretiminin geliştirilmesi, Ar-Ge yatırımlarının artırılması ve nitelikli iş gücünün desteklenmesi kritik önem taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya pazarı büyüyor, Türkiye payını artırmak istiyor</strong></span></p>
<p>Küresel kompozit pazarının 100 milyar doların üzerine çıktığı tahmin edilirken, Türkiye de bu büyümeden daha fazla pay almayı hedefliyor. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, JEC World 2026 Fuarı'nda yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de kompozit pazarının yaklaşık 3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığını, ihracatın ise 820 milyon dolar seviyesini aştığını belirtmişti. Avdagiç’e göre, güçlü üretim altyapısı ve Avrupa'ya yakınlığı sayesinde Türkiye, küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma yükselebilecek potansiyele sahip. Sektör temsilcilerine göre bundan sonraki dönemde büyümeyi belirleyecek alanlar karbon fiber kompozitler, termoplastik kompozitler ve yüksek mühendislik gerektiren özel ürünler olacak. Özellikle Avrupa'nın tedarik zincirini çeşitlendirme arayışı, Türk üreticileri için yeni ihracat fırsatları yaratıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sektor-yatirimlarini-hizlandirdi-katma-degerli-uretimin-merkezi-oldu-84749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/6764-1785994755.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunmadan havacılığa, rüzgar enerjisinden otomotive kadar birçok stratejik sektörde kullanılan kompozit malzemeler, yüksek katma değerli üretimin en önemli bileşenlerinden biri haline geldi. Üretim ve teknoloji yatırımlarını hızlandıran sektörün, gelişen mühendislik kabiliyeti ve artan ihracat potansiyeliyle önümüzdeki dönemde Türkiye&#039;nin yüksek katma değerli ihracatının önemli taşıyıcılarından biri olması bekleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-risk-yapay-zeka-degil-hazirliksiz-yakalanmak-84748</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asıl risk yapay zekâ değil, hazırlıksız yakalanmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ tartışmaları uzun süredir aynı sorunun etrafında dönüyor: "İnsanların yerini makineler mi alacak?" Elbette bu kaygının haklı tarafları var. Ancak Dünya Bankası'nın bu hafta yayımladığı "World Development Report 2026: Decoding AI" (Dünya Kalkınma Raporu 2026: Yapay Zekâyı Çözümlemek), gelişmekte olan ülkeler için farklı bir tablo ortaya koyuyor. Rapora göre yapay zekâ, bu ülkelerde işsizliği artıran değil, üretkenliği yükselten bir araç olmaya daha yakın.</p>
<p>Bunun temel nedeni iş gücü yapısındaki farklılık. Gelişmiş ekonomilerde birçok meslek otomasyona daha uygunken, gelişmekte olan ülkelerde çalışanların büyük bölümü yapay zekâyla birlikte daha verimli hale gelebilecek işlerde bulunuyor. Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill’e göre, bu ülkelerde yapay zekânın tamamen üstlenebileceği işlerin oranı yüzde 10'un altında kalıyor. Bu da teknolojinin insanın yerini almaktan çok onu destekleyeceğini gösteriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a741cc0ac528-1785994432.png" alt="" width="427" height="316" />
<figcaption><strong>Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Üstelik bu sadece teorik bir öngörü değil. Hindistan'dan Kenya'ya kadar birçok ülkede yapay zekâ sağlıkta teşhis süreçlerini hızlandırıyor, mahkemelerde dosya yükünü azaltıyor, tarımda ve hava tahminlerinde daha isabetli sonuçlar üretiyor. Bunların güçlü teknoloji altyapısına sahip olmayan ülkelerde bile gerçekleşmesi, Türkiye açısından da önemli bir fırsata işaret ediyor.</p>
<p>Türkiye'nin bu dönüşümden önemli kazanımlar elde etme potansiyeli var. Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir. Özellikle KOBİ'lerin bu teknolojileri kullanması hem maliyetleri düşürebilir hem de rekabet güçlerini artırabilir. Neyse ki Türkiye bu yarışa sıfırdan başlamıyor. Son yıllarda büyüyen savunma sanayi, teknoloji girişimleri ve yazılım ekosistemi bu dönüşüm için önemli bir altyapı oluşturuyor.</p>
<p>Ancak fırsatın gerçeğe dönüşmesi kendiliğinden olmayacak. Teknolojiyi satın almak yetmez; onu kullanabilecek insan kaynağını yetiştirmek şart. Eğitim sistemi, mesleki dönüşüm programları ve şirketlerin dijital yatırımları aynı hedefe yönelmeli. Yapay zekâ çağında rekabet, teknolojiye sahip olmakla değil, onu üretime en hızlı uyarlayabilmekle kazanılacak. Türkiye'nin önündeki en önemli ekonomik sınavlardan biri de bu olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-risk-yapay-zeka-degil-hazirliksiz-yakalanmak-84748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka sanayiden bankacılığa, perakendeden lojistiğe kadar birçok sektörde verimliliği artırabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyo-endeksi-13-oraninda-yukseldi-iki-hissenin-performansi-100u-gecti-84745</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GYO Endeksi %13 oranında yükseldi, iki hissenin performansı %100’ü geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST GYO Endeksi yılbaşından bu yana %12,70 yükseliş kaydederken, altı hisse %50 ve üzeri prim üretti. 10 hissenin %21’den fazla kaybettirdiği sektörde, yılbaşından bu yana iki hisse %100’ün üzerinde getiriye ulaştı. Aynı sürede bir hissenin fiyatı yarı orandan fazla geriledi.</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamında gayrimenkul sektöründe satışların sınırlı kalma olasılığından kaynaklı olarak fiyatların zayıf bir performans sergileyebilmekte. Kuşkusuz faizler yükseldiğinde konut talebi yavaşlar. Ancak sektörde yer alan Panora GMYO ile Koray GMYO’nun %100’ü aşan getirileri yatırımcının güçlü beklentisini ortaya koyuyor. Diğer yandan Trend GMYO’nun %56 ve Kızılbük GMYO’nun %37 düşüşü yatırımcının sektördeki her hisseye benzer bir yaklaşım göstermediğini anlatıyor. Faizin her şirketi aynı boyutta etkilememesi yönelimlerde farklılığa yol açıyor.</p>
<h2>Sektörün güçlü çıkanları</h2>
<p>Panora GMYO, yılbaşından bu yana güçlü ve istikrarlı bir yükseliş sergiliyor. Açıkladığı üç aylık mali tablolarına göre geliri %9 oranında zayıf bir artış kaydetse de dönem sonunda kârı %150 artış ise 175,5 milyon TL’ye yükseldi. Halihazırda beş fonun portföyünde bulunan hissede özellikle İş Portföy’ün yönettiği NST fonunun ağırlığı dikkat çekiyor. Son bir ayda yüksek dalgalı seyirle hareket eden Koray GMYO, yılın ilk beş ayında güçlü çıkışıyla öne çıktı. Mayısın ikinci haftasında yataya dönen hisse sonrasında satıcıların daha etkin olduğu bir piyasa izlenimi verdi. Şirket temmuz ayında iki ayrı işlemle toplamda 781,4 milyon TL banka kredisi kullanırken, Göktürk’teki 11 bağımsız bölüm üzerine ipotek verdi.</p>
<h2>Sektörün en fazla düşeni</h2>
<p>Trend GMYO, geçtiğimiz yılın ikinci yarısında güçlü bir çıkışla hareket ederken bu yılın ocak ayında en yüksek 42,56 TL’ye kadar çıktı. Ardından kâr satışları ile yönünü aşağı çevirdi. İki ayı geçkin sürede ise taban oluşturduğu seviyede yatay hareketiyle öne çıkıyor. İlk çeyrekte kayda değer geliri olmayan firmanın gerçekleştirmek istediği %200 bedelli sermaye artırımını SPK onaylamadı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74181599237-1785993237.png" alt="" width="999" height="532" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>UZUN VADELİ ALACAK MI, BORÇ MU?</strong></p>
<p><strong>Uzun vadeli alacak</strong>; düzenli nakit, vade farkı kazancı, ticari bağ, varlık gücü. Erime, tahsilat zorluğu, kilitli kaynak, sıkışma, borçlanma ihtiyacı.</p>
<p><strong>Uzun vadeli borç</strong>; büyüme gücü, eriyen maliyet, faiz indirimi, likidite bolluğu, özkaynak koruması. Finansman gideri, iflas riski, zafiyet, piyasa şoku.</p>
<p><strong>Doğrudan kiralama yoluyla enginar üretimini durdurup sözleşmeli tarıma dönüyor</strong></p>
<p>Frigo-Pak’ın enginar üretimini durdurması kârlılığını etkileyecek mi? ● Sercan Tunçel</p>
<p>Sercan, Frigo-Pak, enginar tedarikini tamamen sonlandırmış değil. Sadece kiralık sahalardaki doğrudan üretimini bitirdiğini duyurdu. Firma, ürün arzını güvence altına almak için sözleşmeli tarım modeline geçiş yapıyor. Esasen yönelimin temelinde yüksek girdi maliyetleri, iş gücü sorunu ve olumsuz iklim koşulları yatıyor. Doğrudan tarımsal üretimin getirdiği operasyonel maliyetlerle riskleri bu yolla sonlandırmayı hedefliyor. Kaynaklarını verimli kullanarak faaliyet kârlılığını sürdürülebilir kılmayı ve kâr marjını korumayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Air Zimbabwe ile yürüttüğü iş birliğini genişletirken gelirini destekleyecek</strong></p>
<p>Hitit Bilgisayar’ın anlaştığı Air Zimbabwe’den alacağı ek getiri nedir? ● Bülent Şahin</p>
<p>Bülent, Hitit Bilgisayar’ın Air Zimbabwe ile yürüttüğü iş birliğini genişletmesi finansallarına doğrudan olumlu yansıyacak. Anlaşma ile havayolu şirketi, mevcut sistemlere ek olarak hazirandan itibaren rezervasyon, yolcu hizmetleri ve gelir muhasebesi gibi yeni modülleri de devreye almış oldu. Sunulan hizmet ağındaki genişleme düzenli nakit akışını destekleyecek bir gelişme ve şirketin orta vadeli ciro beklentilerine olumlu yönde bir ivme katması beklenmeli. Bununla birlikte yeni adımın ne kadar ek gelir sağlayacağına dair tutar paylaşımı olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IV8 fonu kira sertifikalarına yatırımla son bir yılda %41 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>Inveo Portföy’ün idare ettiği Kira Sertifikaları Katılım Fonu (IV8), Haziran 2024’ten bu yana işlem görüyor. Sabit getiriden kaynaklı düzenli çıkışı 2 yılı aşan sürede %126 seviyesinde bulunuyor. Marttan bu yana hacminde istikrarlı bir artış söz konusu. Büyüklüğü temmuzda 32,24 milyon TL’ye çıktı. Fona yönelik nakit girişi marttan itibaren azalmakla birlikte mayıs hariç devam etti. Temmuzda 394 bin TL giriş oldu. Yatırımcı sayısı şimdilerde bir miktar artarak 149 kişiye çıktı. Fonun temel stratejisi, varlıkları kamu ve özel sektör kira sertifikalarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföydeki yatırım araçlarının %38,55’i kamu kira sertifikası, %26,19’u özel sektör kira sertifikası ve %8,22’si katılma hesabından oluşuyor. Yıllık bazda %41,28 getiri sağlarken BIST 100 Endeksi’nin çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 04.08.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4,50 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 02.02.2027 olarak açıklandı. 4 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde. Alnus’un verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSRMD22716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7417ebcb8d6-1785993195.png" alt="" width="979" height="237" /></strong><strong>ATP YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Hakim ortağı Ata Holding ile birlikte iştiraki ATP Capital şarj istasyonu kuracak</strong></p>
<p>ATP Yazılım’ın %48,44 hissedarı olduğu ATP Capital; motosiklet, motorlu bisiklet perakendeciliği ve elektrikli araç şarj istasyonları işletmeciliği alanında faaliyet gösterecek bir şirket kuruyor. Voltivo Elektrikli Taşıt Teknolojileri ünvanıyla kurulacak 50 milyon TL sermayeli şirkete ATP Capital %90, Ata Holding ise %10 ortak olacak. Ata Holding aynı zamanda ATP Yazılım’ın %78,35 hakim ortağı konumunda bulunuyor. Bu girişimle birlikte grup, yazılım gücünü hızla büyüyen mobilite ve e-şarj altyapısı sektörlerine taşımayı hedeflerken ATP Yazılım, dolaylı yararlanacak.</p>
<p><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yurt dışı müşterileriyle 2,3 milyon dolarlık gemi onarım sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışında bulunan üç farklı firma ile toplam 2,3 milyon dolar tutarında üç gemi tamir, bakım ve onarım için sözleşme imzaladı. Toplam tutar yaklaşık 109 milyon TL’ye denk gelirken yıllık cironun %4’ü seviyesinde bulunuyor. Şirket, gerçekleştirilen anlaşmaların 2026 yılı iş hacmine ve finansal tablolarına olumlu katkı sağlayacağını belirtmesi, tahsilatların yıl içinde gerçekleşeceğini gösteriyor. Özata, yılın ilk çeyreğinde cirosunu %34 oranında büyütürken dönem sonunda 288,8 milyon TL zarar yazdı. Oluşan zarar önceki yılın aynı dönemine göre arttı.</p>
<p><strong>FONET BİLGİ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Aydın İl Sağlık Müdürlüğü ile vardığı anlaşma yıllık gelirinin %21’i düzeyinde</strong></p>
<p>Fonet, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü ile 36 ay süreli Sağlık Bilgi Yönetim Sistemi (SBYS) hizmet alımı sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Varılan anlaşmanın toplam bedeli 198,48 milyon TL olduğu belirtildi. Tutar, şirketin yıllık gelirinin %21,1’i düzeyinde bulunuyor. Şirketin yılbaşından bu yana gerçekleştirdiği iş bağlantılarının toplam tutarı 927,3 milyon TL’ye ulaştı. Söz konusu rakam 2025 yılında oluşan cironun %98,6’sı düzeyinde. Firma henüz önünde beş ay varken geçen yılın cirosunu garantiledi. Gerçekleştirilen yeni iş bağlantıları mali tablolarını destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ford Otosan şubattaki zirvenin ardından tepki çıkışları gelse de düşüşünü sürdü</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7417cca4df5-1785993164.png" alt="" width="299" height="219" /></strong>Ford Otosan’da fonlar hafif alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,12 ile toplamda 944,6 bin lot artarak 23,87 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 100’den 94’e geriledi. ZPX30.F fonu 632 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GSP 841,5 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Ford Otosan hakkında bugüne kadar 28 aracı kurum öneride bulunurken 7 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedefi J.P. Morgan 226,80 TL ile “AL” olarak verdi; HSBC Yatırım 90 TL ile “TUT” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyo-endeksi-13-oraninda-yukseldi-iki-hissenin-performansi-100u-gecti-84745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYO Endeksi %13 oranında yükseldi, iki hissenin performansı %100’ü geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirkete-merhametli-sahibine-acimasiz-84740</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirkete merhametli, sahibine acımasız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PATRONLAR ÖLMESİN DİYE ÖLEN ŞİRKETLER (2)</strong></p>
<p><strong>HİLMİ GÜVENAL</strong></p>
<p>Hikâye tanıdıktır. Dosya gelir. Bin kişi çalışıyordur, ihracat vardır, marka bilinir, konjonktür düzelince toparlanacaktır. Masadakiler birbirine bakar. Kimse “batıralım” demek istemez, çünkü kimse batıran adam olmak istemez. Argümanların hiçbiri yanlış değildir. Sadece hiçbiri, o masalarda asıl konuşulmayanı örtmeye yetmez.</p>
<p>Şirketin toparlanacağına masadakilerin inanmadığını masalar gösteriyor. Yüzdürülen kredi, uzatılan mühlet, ertelenen karar. Şirket yaşatılmıyor. Ertelenen kararın acısı, faiziyle geleceğe havale ediliyor.</p>
<p>Geçen yazıda bu havalenin vadesinin geldiğini, konkordato dosyalarının birer birer iflasa döndüğünü rakamlarla saydım. Kırk yıldır yanlış soruyu sorduğumuzu söyleyip kestim. Doğru soruyu bulmak için gittiğim yer, itiraf edeyim, beni şaşırttı.</p>
<p>Amerika’da “başarısız olmak kolaydır” derler ve bunu kapitalizmlerinin gücüne bağlarlar. Ben uzun süre bu lafı bir tasfiye övgüsü sandım. “Acımasız sistem, batanı hızla gömer, yola devam eder” diye okudum. Yanlış okumuşum.</p>
<p>İflastan önceki son durak olan mevzuat, yani “Chapter 11”, yaptığı şey şirketi öldürmek değil. “Chapter 11’de” ölen hissedar. Mevcut sermaye silinir, alacaklılar borçlarını hisseye çevirir, şirketin yeni sahibi olur. İşletme yaşamayı hak ediyorsa, yeni sermaye ve çoğu zaman yeni bir yönetimle yoluna devam eder.</p>
<p>Büyük Amerikan havayollarının sicilinde neredeyse istisnasız en az bir iflas var ve bugün hepsi uçuyor. Uçaklar yerde kalmadı, biletler geçerliliğini korudu, çalışanların çoğu işinden olmadı. Silinen, eski hissedarların sahipliği oldu. Sistem şirkete karşı merhametli, sahibine karşı acımasız.</p>
<p>Bizde tam tersi. Türkiye şirketleri yaşatmıyor. Patronları yaşatıyor.</p>
<p>Kefalet düzenimiz bunun üstüne kurulu. Banka krediyi işletmenin nakit akışına değil, patronun ve ailesinin kefaletine, arsasına, binasına verir. Tahsilat patronun şahsına bağlı olunca, bankanın işletmeyi patrondan ayırma imkânı da niyeti de kalmaz. Patron batarsa tahsilat da batar. O yüzden patron batmamalıdır.</p>
<p>Şirket bu denklemde bir teferruattır. Konkordatonun borçluyu yönetimde bırakması tesadüf değil, bu denklemin hukuka tercümesidir.</p>
<p>Bu noktada itiraz sesini duyar gibiyim. “Bu Amerikan işi, bizde tutmaz. Avrupa daha insanidir, biz Avrupa’ya benzeriz.” İtirazın tek kusuru var. Avrupa’nın kendisi artık öyle demiyor.</p>
<p>Avrupa’nın geleneksel iflas hukukları insani falan değildi. Alacaklıyı korur, işletmeyi tasfiye eder, iflas eden girişimciye yıllarca leke ve borç yükü yüklerdi. Avrupa Birliği bunu bir sorun olarak teşhis etti ve 2019’da 2019/1023 sayılı yeniden yapılandırma direktifini çıkardı.</p>
<p>Yaşayabilir işletmeye erken yeniden yapılandırma, dürüst ama batmış girişimciye makul sürede tam borç silme ve ikinci şans.</p>
<p>Almanya bu direktifin üzerine StaRUG’u, Hollanda WHOA’yı yazdı.</p>
<p>İkisi de alacaklıların borçluya plan dayatabildiği, açıkça Chapter 11’den esinlenen kanunlar. İş orada da kalmadı. Bu yılın mart ayında AB üye ülkelerin iflas hukuklarını birbirine daha da yaklaştıran ikinci uyum direktifini kabul etti.</p>
<p>Gerekçe metinlerinde ideoloji aramayın, bulamazsınız. Gerekçe tesisatçı gerekçesi. Tahsilat oranları ülkeden ülkeye çok farklı, süreler öngörülemiyor, sermaye bu yüzden sınır ötesine gitmiyor. IMF’nin teşhisi de aynı. Öngörülebilir çıkış yoksa sermayesi girişi de yok.</p>
<p>Cümleyi bir daha okuyalım. Çıkış yoksa giriş yok. Bizim “yerli ve milli şirketlerimizi koruyalım” diye kurduğumuz düzen, o şirketlere gelecek sermayenin önündeki asıl engele dönüşüyor. Okyanusun bir yakası bunu kültür olarak yaşıyor, öbür yakası kanun olarak inşa ediyor. Biz ikisini de yapmayıp patronu koruyoruz ve buna milli menfaat diyoruz.</p>
<p>Peki, koruma adres değiştirse, sahipten işletmeye geçse, hangi işletmenin korunmayı hak ettiğine kim karar verecek? Zordaki şirketler tek tip değil çünkü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirkete-merhametli-sahibine-acimasiz-84740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirkete merhametli, sahibine acımasız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-alanlari-yeniden-tasarlanirken-ofiste-ev-rahatligi-on-plana-cikiyor-84739</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışma alanları yeniden tasarlanırken &#039;ofiste ev rahatlığı&#039; ön plana çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pandeminin kalıcı olarak değiştirdiği iş yaşamı, doğal olarak ofis mobilya üreticileri için de önemli bir kırılma noktası yarattı. Uzaktan çalışma dönemi bitince, evlerdeki çalışma ortamlarının sunduğu esnekliğe alışan beyaz yakalılar, yüksek katlı ve binlerce kişinin çalıştığı plazalara dönmek konusunda oldukça isteksiz davrandılar. Bunun sonucunda hibrit modeller ortaya çıktı. Değişen çalışma biçimi, doğal olarak ofis mobilyası üreticilerini de etkiledi. "Çalışma deneyimi tasarımı” öncelik kazandı. Ülkemizin önde gelen tasarım odaklı ofis mobilyası üreticilerinden Zivella bu değişimi zamanında fark ederek hızlı bir biçimde büyümeyi başardı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a74128a2e668-1785991818.jpg" alt="" width="450" height="563" />EKONOMİ Gazetesi için sohbet ettiğimiz 25 yıl önce Rize’de başlayan yolculuklarının, bugün İstanbul, Ankara, Londra ve Taşkent’teki dokuz mağazayla devam ettiğini anlatarak başladı. 1999 Mesut Mobilya olarak faaliyete başlayan kuruluş, 2004 yılında Bakü’de Zivella markalı ilk mağazayı açmış. Onu 2008’de İstanbul’daki ilk mağazanın açılışı ve nihayet 2012’de İstanbul’daki üretimin başlangıcı izlemiş. Aradan geçen 14 yıl içinde, Zivella markası yeniden tasarlanmış, yeni koleksiyonlar ve mağazalar açılmış. Değerli tasarımcılarla çalışan kuruluş, ürünleriyle iF Design Awards’tan beş, A Design Awards’tan bir ödül kazanmayı başarmış. Zivella bugün 250 kişilik ekibi ve dışarıdan çalıştığı iş ortaklarıyla hem tasarlıyor hem üretiyor 4 kıtada 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Abdurrahman Uzun başarının gerisindeki formülü “Ofiste ev rahatlığı sunma vizyonuyla üretim yapmak” yaklaşımıyla açıklıyor.</p>
<p><strong>Tasarımın temelinde yansıma kavramı yer alıyor</strong></p>
<p>Geçmişte iyi bir ofis büyük yönetici masaları, yüksek dolaplar, hiyerarşik çalışma alanları ve bölmelerden oluşan tasarımlar ön plandaydı. Günümüzde sessiz çalışma alanları, hareketli çalışma düzeni, yükseklik ayarlı masalar, ortak üretim masaları, kapalı telefon kabinleri, lounge alanları tercih ediliyor. Çalışanlar iyi hissettiren, sürdürülebilir malzemelerde oluşan, işlevsel ve doğadan ilham alan tasarımlar arıyorlar.</p>
<p>Abdurahman Uzun bu trendleri yakından takip ettiklerini ifade ederek; “Yansıma kavramını tasarım sürecimizin temeline koyuyoruz. Yaşamı, doğayı, kültürümüzü, insanı ve renkleri tasarımlarımıza yansıtan ürünler geliştiriyoruz.” diyor.</p>
<p>Ve ekliyor…</p>
<p>“Biz kendimizi çalışma deneyimi tasarlayan bir marka olarak konumluyoruz.”</p>
<p><strong>Hibrit çalışma düzenine uygun çözümler</strong></p>
<p>Zivella, tasarıma önem veren bir kuruluş olarak çeşitli yerli ve uluslararası tasarımcılarla çalışarak ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarında faaliyet gösteren marka, kurumsal projelerdeki performansıyla dikkat çekiyor. Bankalar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları ve büyük ofis projelerinde sıkça tercih edilen kuruluş ergonomi ve modülerlik üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle hibrit çalışma düzenine uygun çözümler geliştiriyor.</p>
<p>Zivella’nın rengi sahiplenen bir marka olduğu algısının oluşturulması için moda tasarımcısı Özlem Süer ile 2022 yılında bir işbirliği yaptıklarını anlatan Abdurrahman Uzun deneyimlerini şu cümlelerle özetliyor: “Özlem Hanım bu dönemde hem Zivella’ya özel bir renk (Ongoing-Bakır Enstantane) ortaya çıkardı, hikayesini bize özel olarak yazdı hem de rengi destekleyici desenler tasarladı. Bu işbirliği sayesinde pandemi sonrası beden-ruh-kalp üçgeninde kurulan bir dünya halini destekleme şansı bulduk.”</p>
<p><strong>Gençlere büyük destek</strong></p>
<p>Zivella'yı farklı kılan unsurların başında gençlere verdiği önem geliyor. Kuruluş meslek liseleri ile staj programları düzenliyor. Üniversite stajyerleri ise ağırlıkla tasarım, pazarlama ve Ar-Ge departmanlarında görev alıyorlar. Örneğin, bu yıl 18 stajyer üretim sahasında çalışma imkanı buldu.</p>
<p>Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve üniversitelerinden yaklaşık 120 öğrenci ve genç profesyoneli bir araya getiren güçlü bir öğrenme ve üretim platformuna dönüşen AURA &amp; İPA Yaz Akademisi’nin destekçileri arasında yer alıyor.</p>
<p>Zivella kendi bünyesindeki gençlerin Ustalık ve Usta Öğreticilik belgelerini almalarına destek olarak onları geleceğe hazırlıyor.</p>
<p>Abdurrahman Uzun genç tasarımcı ve mühendisler çalışma konusunda ise şu yorumu yapıyor:</p>
<p>“2015 yılında Zivella’yı yeniden tasarlamaya karar verdiğimde duayen tasarımcılardan işi öğrenirken genç tasarımcıları da ekosisteme katmanın ne kadar değerli olduğunu gördüm. İlk üretime başladığımızda dört genç tasarımcının ürünlerini koleksiyonumuza kattım. Sonrasında da hep genç tasarımcılar Zivella’nın en önemli parçası oldu. Zivella’da 10 yıldır tasarımcı üretici işbirliği var. Onlarla büyüyoruz. Tasarımcının her zaman yanında olduk ve bunun da karşılığını fazlasıyla alıyoruz.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve 3D yazıcı kullanımı</strong></p>
<p>Abdurrahman Uzun teknoloji yatırımlarının Zivella için çok önemli olduğunu özellikle vurguluyor: “Günümüzde tasarım süreçlerinde yapay zekâ destekli araçlar kullanmak, daha verimli ve inovatif sonuçlar ortaya koymamızı sağlıyor. Örneğin, AI destekli 3D modelleme ve simülasyon yazılımlarını kullanarak, mobilyaların ergonomik yapısını daha detaylı analiz edebiliyoruz. Ayrıca tasarım ve modelleme esnasında üç boyutlu yazıcı da hayatımızda yer alıyor. Yapay zekâ, tasarım süreçlerimizin hızlanmasını sağlarken, aynı zamanda hata oranlarını da azaltıyor. Zivella olarak biz, bu teknolojileri kullanarak hem tasarımda hem de üretimde fark yaratmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik çalışmaları</strong></p>
<p>Zivella yönetimi atıkları azaltan ürünler tasarlamaya özen gösteriyor. Sorumlu, yalın üretim ve işçilik uygulamalarına öncelik veriyor. Filosundaki elektrikli araçların oranını düzenli bir biçimde artırıyor. Geri dönüştürülmüş plastik ve %100 geri dönüştürülmüş kumaş kullanımıyla tasarlanan ürünler sunuyor. Abdurrahman Uzun vizyonlarını şu cümlelerle özetliyor; Greenstars sertifikamız, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda iklim, çevre ve toplumsal sorumluluk projelerimizi ödüllendiriyor. FSC CoC belgesiyle sorumlu orman yönetimi ilkelerine bağlı kalıyor, biyolojik çeşitliliği destekliyoruz.”</p>
<p><strong>Geleceğin ofis deneyimi araştırması</strong></p>
<p>Zivella kendi ekosisteminde çeşitli araştırmalar yapan bir kuruluş. Ekim 2025’te yaklaşık 200 kişilik bir araştırmada elde edilen verilere göre, çalışanlar ofislerde ev hissi veren misafirperver bir ortamda çalışmak istiyorlar. Araştırma, ofis beklentilerinin yaşa bağlı olarak farklı öncelikler etrafında şekillendiğini ortaya koyuyor. 20–30 yaş arası profesyoneller için ofis, deneyim sunan, sessiz ve odaklanmayı destekleyen bir yaşam alanı anlamına geliyor. Bu grup "Deneyim Kuşağı" olarak tanımlanıyor.</p>
<p>30-40 yaş arası katılımcılar ise esnek çözümler ve güçlü teknoloji altyapısını önceliklendiriyor. Bu nedenle "Esneklik Kuşağı" olarak öne çıkıyor.</p>
<p>40-50 yaş grubunda ergonomi, verimlilik ve iş-yaşam dengesi belirleyici unsurlar olurken, bu grup “Denge Kuşağı” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>50 yaş ve üzerindeki katılımcılar ise uzun süreli kullanım konforu, sağlıklı çalışma ortamları ve sürdürülebilir tasarım beklentileriyle “Konfor Kuşağı”nı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-alanlari-yeniden-tasarlanirken-ofiste-ev-rahatligi-on-plana-cikiyor-84739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/7878-1785991571.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma alanları yeniden tasarlanırken &#039;ofiste ev rahatlığı&#039; ön plana çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-84725</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 06:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarı, görünen sonuç değil; &quot;görünmeyen hazırlığın&quot; neticesidir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>(Birinci Bölüm: Alkışlanan Sonuçların Sessiz Mimarı)</strong></p>
<p>Bir şirketin yeni fabrikasının açılışını görürüz, bir markanın milyar dolarlık değerlemeye ulaştığını okuruz. Bir CEO'nun "Yılın İş İnsanı" seçildiğine tanıklık ederiz, bir Formula 1 pilotunun damalı bayrağı ilk sırada geçtiği anı milyonlarca kişiyle birlikte izleriz ve çoğu zaman aynı cümleyi kurarız: "Ne kadar başarılı…" Oysa o an, başarının başladığı an değildir. Tam tersine… Başarının artık görünür hâle geldiği andır.</p>
<p>İş hayatında yıllar boyunca farklı sektörlerde yöneticilerle, girişimcilerle, üretim ekipleriyle, satış organizasyonlarıyla ve aile şirketleriyle çalışırken zihnimde giderek güçlenen bir düşünce oluştu: Başarı hiçbir zaman sonuç değildir. "Başarı, uzun süre görünmeyen hazırlıkların görünür hâle gelmesidir." Bizler çoğu zaman sahnedekileri alkışlıyoruz, oysa oyunu yazan, dekoru kuran, ışığı ayarlayan, sahnede görünmediği halde aylarca prova yapan insanlar çoktan görevlerini tamamlamış oluyorlar! İş dünyasında da durum inanın bundan farklı değildir. Başarılı şirketleri rakiplerinden ayıran en önemli özellik, daha fazla çalışmaları değildir; daha fazla hazırlanmalarıdır. Üstelik yalnızca hazırlanmaları da değil… Hazırlığın da ön hazırlığını yapmalarıdır!</p>
<p>Bugün birçok yönetim toplantısında strateji konuşuluyor. Peki, stratejiyi konuşabilecek altyapıyı oluşturmak için ne kadar zaman harcanıyor? Herkes satışları artırmayı konuşuyor. Kaç şirket satış organizasyonunun öğrenme sistemini konuşuyor? Herkes inovasyondan söz ediyor. Kaçı, inovasyonun ortaya çıkmasını sağlayacak kültürü sistematik biçimde inşa ediyor? İşte fark tam da burada başlıyor; büyük başarılar, büyük anlarda verilmiş büyük kararların değil; "küçük ama doğru hazırlanmış binlerce kararın bileşkesidir."</p>
<p><strong>Bambu Ağacı ve Yönetim</strong></p>
<p>Uzak Doğu'da anlatılan eski bir hikâye vardır. Çin bambusu ekildikten sonra ilk yıl toprağın üzerinde neredeyse hiçbir gelişme göstermez. İkinci yıl da... Üçüncü yıl da... Dördüncü yıl da... Dışarıdan bakan biri, verilen emeklerin boşa gittiğini düşünebilir. Oysa toprağın altında bambaşka bir süreç işlemektedir; kökler sessizce yayılmaktadır. Bambu, görünmeyen bir altyapı inşa etmektedir ve beşinci yılında, sadece birkaç hafta içerisinde onlarca metre büyüyebilir. İnsanlar işte bu dönemdeki büyümeye hayran kalır oysa asıl başarı, görünmeyen ilk dört yılda gerçekleşmiştir. Kurumlar da böyledir; kültür görünmez, disiplin görünmez, süreçler görünmez, yetkinlikler görünmez… Gün gelir; pazar payı artar, ihracat büyür, kârlılık yükselir, krizler çok daha az hasarla atlatılır. İnsanlar sonucu görür; liderler ise kökleri görür!</p>
<p><strong>Toyota'nın Gerçek Fabrikası</strong></p>
<p>Toyota'nın başarısı hakkında sayısız makale yazıldı. Çoğu yazı, üretim hızını, kaliteyi ya da maliyet avantajını anlatır. Bana göre ise Toyota'nın asıl ürünü otomobil değildir! Toyota'nın asıl ürünü, disiplini standartlaştıran yönetim sistemidir. Bir otomobil üretim bandında çalışan işçi yalnızca parça monte etmez. Aynı zamanda standart düşünme biçimini uygular. Her hareket tanımlıdır, her hata öğrenme fırsatıdır, her çalışan sürecin geliştiricisidir. Kaizen felsefesi çoğu zaman "sürekli iyileştirme" olarak çevrilir. Oysa bence çok daha isabetli olan tanımı şudur: Her gün yeniden hazırlanmak! Toyota rakiplerinden daha akıllı olduğu için değil, "hazırlığı kurumsallaştırdığı" için bugün hâlâ dünyanın en verimli üretim sistemlerinden birine sahiptir. Çünkü kalite, üretim hattında kontrol edilmez; kalite, üretim başlamadan önce "tasarlanır".</p>
<p><strong>Formula 1: İki Saniyenin Arkasındaki İki Bin Saat</strong></p>
<p>Formula 1 yarışlarını izlerken çoğumuz pit stop anına hayran kalırız. Bir aracın dört lastiğinin yaklaşık iki saniyede değiştirilmesi neredeyse insanüstü bir performans gibi görünür. Fakat o iki saniye aslında hikâyenin en önemsiz kısmıdır. Asıl hikâye, yarıştan aylar önce başlar. Pit ekipleri aynı hareketi yüzlerce, bazen binlerce kez tekrar ederler. Her teknisyenin ayağını nereye koyacağı, hangi açıyla eğileceği, hangi milisaniyede hangi ekipmanın kullanılacağı defalarca analiz edilir; hatalar videolar üzerinden incelenir., süreçler yeniden tasarlanır. Her tekrar, görünmeyen bir hazırlığa dönüşür. Yarış günü geldiğinde ekip doğaçlama yapmaz, sadece aylarca çalıştığı sistemi uygular. İş dünyasında da çoğu yönetici kriz anındaki performansa odaklanır. Oysa krizler, karakter üretmezler; "hazırlığın kalitesini" ortaya çıkarırlar. Şirketler de tıpkı Formula 1 pit ekipleri gibidir. Baskı altında yeni alışkanlık geliştirmezler. Baskı altında, daha önce defalarca çalıştıkları sisteme geri dönerler. Bu nedenle büyük liderler, ekiplerini yalnızca sonuca değil sürece hazırlar; iyi bilirler ki, yarış günü "öğrenmek için" çok geçtir.</p>
<p><strong>Charlie Munger'ın En Büyük Rekabet Avantajı</strong></p>
<p>Charlie Munger'a bir konuşmasında başarısının sırrı sorulduğunda, cevabı son derece dikkat çekici oldu: "Her gün biraz daha az aptal olmaya çalışıyorum." Bu cümle ilk bakışta mütevazı bir mizah gibi görünebilir; oysa içinde büyük bir yönetim felsefesi saklıdır. Munger hiçbir zaman "doğru cevabı bulmaya" odaklanmadı. Önce yanlışları sistematik olarak elemenin peşine düştü, yüzlerce kitap okudu. Psikolojiden fiziğe, biyolojiden tarihe kadar farklı disiplinlerden zihinsel modeller geliştirdi. Çünkü biliyordu ki büyük kararlar, yalnızca bilgiyle değil; doğru hazırlanmış bir düşünme sistemiyle alınabilirler. Munger'ın en büyük yatırımı şirketlere değil, kendi zihnineydi. Günümüz yöneticileri için en değerli ders burada yatıyor: başarı, karar anında değil; karar verecek olan zihni yıllarca hazırlama sürecinde başlıyor.</p>
<p>Warren Buffett: Kararların Değil, Bekleyebilmenin Ustası</p>
<p>Warren Buffett'ın yatırım kariyerine bakıldığında birçok kişi doğru şirketleri seçme becerisine hayran kalır. Oysa Buffett'ın en sıra dışı özelliği, doğru karar vermesi değil; yanlış zamanda karar vermemesidir. Yıllarca hiçbir yatırım yapmadığı dönemler olmuştur; onun için hazırlık, sadece analiz yapmak değildi. Sabır gösterebilecek "psikolojik disiplini" de inşa etmekti. Bugün pek çok yönetici hareket etmeyi üretkenlik zannediyor. Oysa bazen en değerli yönetim becerisi, henüz hazır olmayan bir kararı "almamaktır". Buffett'ın yıllardır koruduğu yaklaşım şunu gösteriyor: en iyi kararlar çoğu zaman en hızlı verilen kararlar değildir; en iyi hazırlanmış kararlardır.</p>
<p><strong>Görünmeyen Tarafı Yönetebilenler Kazanıyor</strong></p>
<p>Bugün şirketler benzer teknolojilere erişebiliyorlar, aynı yapay zekâ araçlarını kullanabiliyorlar, benzer ERP sistemlerini satın alabiliyorlar, benzer üretim makinelerini kurabiliyorlar. Hatta aynı danışmanlık şirketlerinden hizmet alabiliyorlar. Peki, neden elde edilen sonuçlar bu kadar farklı? Çünkü teknoloji satın alınabilir, makine satın alınabilir, yazılım satın alınabilir. Ama "hazırlık kültürü" satın alınamaz! Hazırlık; zaman ister, sabır ister, tekrar ister, disiplin ister ve en önemlisi liderlik ister. Gerçek rekabet işte tam burada başlıyor; rakipleriniz ürününüzü kopyalayabilir, fiyatınızı taklit edebilir, teknolojinizi satın alabilir. Fakat yıllar içinde inşa ettiğiniz düşünme sistemini, öğrenme refleksini ve hazırlık disiplinini kopyalamaları çok daha zordur! Belki de bu yüzden iş dünyasında kalıcı başarıya ulaşan şirketler, en hızlı koşanlar değil; koşmaya başlamadan önce zemini en iyi hazırlayanlardır.</p>
<p>Çünkü başarı, aslında hiçbir zaman sahnede başlamaz, perdenin açılmasından çok önce başlar ve alkışlar duyulmadan çok önce hak edilir…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-gorunen-sonuc-degil-gorunmeyen-hazirligin-neticesidir-84725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarı, görünen sonuç değil; &quot;görünmeyen hazırlığın&quot; neticesidir! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-84724</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 05:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde yabancı dijital platformlara &#039;ayrıcalık yasasına&#039; tepki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağının önümüzdeki günlerde TBMM’ne getirileceği belirtildi. TÜRSAB ve Türkiye Otelciler Birliği Federasyonu (TÜROFED) başta olmak üzere turizm sektörü, yasa taslağına tepki gösterdi.</p>
<p>TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı yaptığı açıklamada, “Türk vatandaşına kapalı, rakip destinasyonlara açık bir dijital pazar Türkiye turizmine kaybettirir” dedi.</p>
<p>Dijital platformların yasaklanmasını değil, adil kurallarla düzenlenmesini savunduklarını belirten Yağcı, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dijital dağıtım kanallarının lisans, yerel temsilcilik, vergi ve denetim yükümlülüklerini esas alan bir düzenlemeyi destekliyoruz. Buna karşılık, Booking.com, Expedia ve Trip.com başta olmak üzere uluslararası platformların Türkiye pazarına kapatılması yönündeki talep ve girişimlere kesinlikle karşıyız. Türk vatandaşı, dünyanın en büyük konaklama platformlarından birinde kendi ülkesindeki otellere rezervasyon yapamayan tek tüketicidir. Berlin'deki bir misafir Antalya'daki bir otele rezervasyon yapabilirken, Ankara'daki vatandaşımız aynı işlemi gerçekleştirememektedir. Bu asimetrik yapı kimseyi korumamış; aksine iç talebin bir bölümünü rakip destinasyonlara yönlendirmiş, bedelini hem vatandaşımız hem de otelcimiz ödemiştir.’’</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının aynı platform üzerinden Yunanistan adalarına, İspanya'ya veya Mısır'a iki dakika içinde rezervasyon yapabildiğini, tatil bütçesiyle Rodos'un, Girit'in, Kos'un, Midilli'nin, Mayorka'nın ve Hurghada'nın turizmine katkı sağladığını anımsatan Yağcı, ‘’Buna karşın aynı vatandaş, aynı platform üzerinden Antalya'ya, Kapadokya'ya, Bodrum'a, Çeşme'ye, Fethiye'ye veya Marmaris'e rezervasyon yapamamaktadır’’ dedi.</p>
<p>Uygulanan yasak nedeniyle iç pazarın bir bölümünü komşu destinasyonlara yönlendirildiğini ifade eden Erkan Yağcı, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu düzenin devamını savunmak, Türk tüketicisinin harcamalarıyla rakip destinasyonların pazarlanmasına katkı sunmak anlamına gelmektedir. Bu durum hem otelcimize zarar vermekte hem de vatandaşımızın kendi ülkesini dijital kanallar üzerinden kolayca keşfetme ve planlama hakkını kısıtlamaktadır. Aynı yaklaşımın Expedia ve Trip.com gibi uluslararası platformlara genişletilmesi, Türkiye'nin stratejik turizm hedefleriyle doğrudan çelişmektedir. Sektörümüzün en önemli önceliklerinden biri pazar çeşitlendirmesidir.Trip.com Asya-Pasifik pazarının, Expedia Grubu ise Amerika pazarının en güçlü dijital vitrinleri arasında yer almaktadır. Bu vitrinleri kapatmak; büyütmeye çalıştığımız pazarlarda Türkiye'nin görünürlüğünü azaltmak ve potansiyel misafirleri aynı platformdaki rakip ülkelere yönlendirmek anlamına gelecektir. Türk vatandaşına kapalı, rakip destinasyonlara açık bir dijital yapının Türkiye turizmine kazandıracağı hiçbir şey yoktur.’’</p>
<p><strong>Bağlıkaya: Yerli ve milli seyahat acentelerine zarar verecek</strong></p>
<p>TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da, uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağının önümüzdeki günlerde TBMM’ye gelmesinin beklendiğini bildirdi.</p>
<p>‘Yabancı Dijital Konaklama Platformlarının Yurt İçinde Elektronik Ortamda Gerçekleştirdikleri Faaliyetlerinin Düzenlenmesine ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun taslağının söz konusu dijital platformlara ayrıcalık tanıyacağını, böylece yasayla yerli ve milli dağıtım ve pazarlama kanallarının büyük yara alacağını bildirdi.</p>
<p>Sektörün kontrolünün yabancı şirketlere geçmesinin uzun vadede ciddi ekonomik ve yapısal sonuçlar doğuracağına dikkat çeken Bağlıkaya, “Turizm sektörünü ilgilendiren bu elim kararı yakından takip ediyoruz. Dijitalleşmeye değil; yerli ve milli seyahat acentelerinin rekabet eşitliğini bozacak düzenlemelere karşıyız. Türkiye için turizm yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir sektördür. Bu nedenle bu sektörün ana oyun kurucularının yerli ve milli olması gerekir” dedi.</p>
<p>Söz konusu yasa taslağının yabancı dijital pazarlama platformlarına ayrıcalık getireceğini ve bunun da sektörde haksız rekabete yol açacağını vurgulayan Bağlıkaya, bu durumun yerli seyahat acentalarını zayıflatacağına ve tüketici haklarını riske atacağına işaret etti.</p>
<p>Turizm sektörünün küresel tekellerin kontrolüne bırakılmasına karşı olduklarını dile getiren Bağlıkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Haksız rekabete ve sektörü kontrolsüz biçimde küresel tekellere açacak uygulamalara karşıyız. Türkiye’nin turizm pazarı Türkiye’nin kurallarıyla yönetilmelidir. Kurallar yurt içinde ticari faaliyette bulunacak herkes için eşit olması gerekir. Ülkemizde yatırım yapmadan, istihdam oluşturmadan, vergi ve hukuki sorumlulukları yurt içinde aynı işi yapanlarla aynı şekilde üstlenmeden ticari faaliyete imkân tanınması; rekabet eşitliğini, yerli ve milli dağıtım ağını, tüketici haklarını ve sektörümüzün geleceğini olumsuz etkiler. TÜRSAB olarak dijitalleşmeye değil; yatırımsız, istihdamsız, eşit, hukuki ve mali sorumluluk üstlenmeden yürütülecek ticari faaliyetlere karşıyız. Yasanın geçmesi halinde dijital pazarlamada kontrol yabancı şirketlerin eline geçecek. Türk turizmi, büyük yabancı şirketlerin insafına bırakılamaz. Sektörün kontrolünün yabancı şirketlere geçmesi; gelirlerin yurt dışına çıkmasına, yerli işletmelerin zayıflamasına ve turizm ekosisteminin zarar görmesine yol açar.’’</p>
<p><strong>ALTİD'den destek</strong></p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan da, uluslararası çevrim içi rezervasyon platformlarının yeniden Türkiye’de faaliyet göstermesinin önünü açacak düzenlemenin sektör açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Özcan, ‘’Dijital rezervasyon kanalları günümüzde seyahat planlamasında belirleyici hale geldi. Booking.com gibi dünyanın en güçlü rezervasyon platformlarından birinin yeniden Türkiye’de faaliyet göstermesi, ülkemizin uluslararası görünürlüğünü ve erişilebilirliğini artıracaktır. Bu düzenleme yalnızca dijital rezervasyon kanallarını değil, Türkiye’nin uluslararası turizmdeki rekabet gücünü de olumlu yönde etkileyecektir. Turizm sektörünün sürdürülebilir büyümesi için küresel platformlarla güçlü iş birlikleri büyük önem taşıyor" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-84724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/turizmde-yabanci-dijital-platformalara-ayricalik-yasasina-tepki-1785984538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sektörü, uluslararası dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenleyen yasa taslağına tepki gösterdi. TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, “Turizm sektörünü ilgilendiren bu elim kararı yakından takip ediyoruz. Dijitalleşmeye değil; yerli ve milli seyahat acentelerinin rekabet eşitliğini bozacak düzenlemelere karşıyız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-84723</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 05:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Sağlık Turizmi Konseyi ile Temos arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Turizmi Konseyi (GHTC) 9. Genel Kurul Toplantısı’nda sağlık turizm sektörü için yeni bir dönem başlatıldığı belirtilerek, uluslararası hasta yönetimi ve medikal turizmde üç seviyeli ISQua akreditasyonuna sahip tek dünya çapındaki bağımsız akreditasyon kuruluşu Temos International ile stratejik ortaklık ve iş birliği yapılacağı duyuruldu.</p>
<p>Bu iş birliği ile GHTC’nin geniş küresel ağını Temos’un dünyaca ünlü kalite standartlarıyla birleştirerek küresel sağlık seyahati sektöründe önemli bir dönüm noktasını olacağı ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’GHTC, kademeli olarak yeniden tasarlanan yeni üyelik yapısını ve Temos International ile gerçekleştirdiği prestijli stratejik ortaklığı tanıtmaktadır. Bu girişimler birlikte, GHTC’nin ulusal konsey ve derneklerden oluşan dev küresel ağını Temos’un kalite güvencesindeki dünya standartlarındaki uzmanlığıyla birleştirerek medikal seyahat alanında dünyanın en güçlü platformunu oluşturmaktadır. Bu benzersiz ağı daha geniş bir paydaş yelpazesine açan GHTC, tüm üyelerini ortak bir Etik ve Davranış Kuralları İlkeleri'ne taahhütte bulunmaya ve küresel bir topluluk içinde medikal turizmin geleceğini şekillendirmede doğrudan rol almaya davet etmektedir.’’</p>
<p>Bu iş birliği ile Temos’un özel uzmanlık, eğitim ve öğretim yoluyla GHTC ağını güçlendiren yetkili akreditasyon ortağı olarak hizmet vereceği belirtilen açıklamada, ‘’Bu dönüşüm, her üye ülke için büyüme, mükemmeliyet ve sürdürülebilir kalkınma adına özel yollar sunarak GHTC’nin medikal turizmde dünyanın en güçlü sesi olma konumunu pekiştirmektedir. Bu ortaklığın temel misyonu uluslararası hastalar için en yüksek düzeyde güvenlik ve klinik mükemmeliyeti sağlamaktır’’ denildi.</p>
<p>Bu stratejik ortaklık ile GHTC üyesi ülkeler ve konseylerin, Temos’un ‘’Tıbbi Bakımda Kalite (Quality in Medical Care)’’ ve ‘’Medikal Turizmde Mükemmeliyet (Excellence in Medical Tourism)’’ ile ilgili akreditasyon programlarına erişim olanağı sağlanacağı bildirildi.</p>
<p>GHTC Kurucusu ve Onursal Başkanı Emin Çakmak, küresel sağlık standartlarını yükseltme yolculuğunda tarihi bir dönüm noktasını duyurmaktan gurur duyduklarını kaydetti. Çakmak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu iş birliği, bir vizyondan yapısallaştırılmış, operasyonel bir gerçekliğe geçişi simgelemektedir. GHTC’nin geniş küresel erişimini Temos’un dünyaca ünlü bilimsel akreditasyonuyla birleştirerek, sağlık seyahatinde güveni ve mükemmelliği yeniden tanımlayacak altın standart olan 'Birleşik Kalite Mührü' nü hayata geçiriyoruz."</p>
<p>Temos International Kurucusu ve CEO’su Dr. Claudia Mika da "GHTC ile iş birliği yapmak bir memnuniyet ve onurdur. Ortak amacımız, seyahat eden hastaların tüm seyahatleri boyunca mümkün olduğunca güvende olmalarını sağlamaktır. GHTC üyelerine somut faydalar sağlayacak verimli bir iş birliğini sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.</p>
<p>GHTC Kurucusu, Onursal Genel Sekreteri ve Denetleme Kurulu Başkanı Yunus Gürkan ise şöyle konuştu:</p>
<p>"Bu başarı hepimize aittir. 9. Genel Kurul Toplantımızın (AGAM) ardından, küresel medikal mükemmeliyeti teşvik etmek adına şimdi daha güçlü bir üyelik yapısını devreye sokuyoruz. Temos ile birlikte, küresel sağlık seyahati ekosistemi için daha güvenli, daha şeffaf ve profesyonel bir gelecek inşa ediyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-84723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kuresel-saglik-turizmi-standartlari-yeniden-belirlenecek-1785984413.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Sağlık Turizmi Konseyi ile Temos International arasında Küresel Sağlık Seyahati Standartlarını yeniden tanımlamak amacıyla stratejik ortaklık yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-yarida-364-milyar-dolarlik-konsolide-gelir-84764</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç Holding&#039;den ilk yarıda 36,4 milyar dolar konsolide gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding, 2026 yılının ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre holding, 2026'nın ilk yarısında konsolide bazda toplam 36,4 milyar dolar gelir elde ederken, kombine bazda yaklaşık 1,7 milyar dolar yatırım gerçekleştirdi.</p>
<p>Böylece holdingin son 5 yıldaki kombine yatırımları 16,9 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu, yakın coğrafya başta olmak üzere tüm dünyada belirsizliklerin ve ekonomik dalgalanmaların etkisini sürdürdüğü dönemde Türkiye için çalışmaya kararlılıkla devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Stratejik bakış açıları, finansal kabiliyetleri ve operasyonel disiplinleri sayesinde başarılı bir ilk yarı performansı ortaya koyduklarını aktaran Çakıroğlu, "Yatırımlarımız, üretim ve ihracata sunduğumuz katkı, uzun vadeli sürdürülebilirlik çalışmalarımız ile ulusal ve uluslararası platformlarda elde ettiğimiz başarılar, istikrarlı performansımızın ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın en somut göstergeleri olmayı sürdürüyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Çakıroğlu, Türkiye ihracatındaki yüzde 8'in üzerindeki payla Türkiye ekonomisine büyük katkı sağladıklarını anlatarak, "155'ten fazla ülkeye yaptığımız ihracatın bir yansıması olarak, Türkiye İhracatçılar Meclisinin 'Türkiye'nin İlk 1000 İhracatçısı' araştırmasında bu yıl da zirvede yer almaktan gurur duyuyoruz. Araştırmanın Mal İhracatları kategorisinde Ford Otosan 11'inci kez 'İhracat Şampiyonu' olurken, Tüpraş 6'ncı, Arçelik 9'uncu sırada yer aldı." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Topluluk şirketlerinin kendi sektörlerinde "İhracat Lideri" seçildiğine işaret eden Çakıroğlu, İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasında Tüpraş'ın birinciliğini bu yıl da koruduğunu, Ford Otosan'ın ikinci, Arçelik'in altıncı sıraya yerleştiğini kaydetti.</p>
<p>Çakıroğlu, dünyanın en büyük şirketlerinin yer aldığı "Fortune Global 500" listesinde Türkiye'den yer alan tek şirket olma ünvanını koruduklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu tablo, ülkemize duyduğumuz güvenin, uzun vadeli yatırım anlayışımızın, güçlü üretim altyapımızın, teknoloji ve AR-GE yetkinliklerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın emeğinin bir sonucu. Üretim ve ihracattaki güçlü konumumuz küresel rekabet gücümüzü pekiştirirken, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına katkı sunma sorumluluğumuzu daha da artırıyor."</p>
<p><strong>"Yapay zeka teknolojisinde değer oluşturmaya devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Levent Çakıroğlu, yılın ikinci çeyreğinde topluluk şirketlerinin stratejik yatırımlarıyla yapay zeka teknolojisinde değer oluşturmaya devam ettiğini aktardı.</p>
<p>Tüpraş'ın, Türkiye'nin enerji güvenliğine kesintisiz katkı sağlarken yüksek kapasite kullanımı, esnek ham petrol tedarik yapısı, güçlü operasyonel ve finansal performansıyla tüm paydaşları için değer yaratmaya devam ettiğinin altını çizen Çakıroğlu, "Küresel rafinaj kapasite kullanım oranının yüzde 74'e gerilediği ikinci çeyrekte Tüpraş, yüzde 95,6'lık kapasite kullanım oranı, 11 farklı ülkeden gerçekleştirdiği ham petrol tedariki, operasyonel esnekliği ve çevikliği sayesinde güçlü performansını sürdürdü." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Çakıroğlu, Arçelik'in bağlı ortaklığı Beko BV'nin, Whirlpool Grubu'nun Beko Europe BV sermayesinin yüzde 25'ini temsil eden hisseleri satın almak üzere anlaşmaya vardığını belirterek, "İşlemin tamamlanmasıyla Beko BV, Beko Europe bünyesindeki Avrupa üretim, satış ve pazarlama faaliyetlerinin tamamına sahip oldu. Bu adım, Arçelik'in karar alma süreçlerini daha etkin şekilde yönetmesine olanak sağlayarak, Avrupa'daki uzun vadeli büyüme hedeflerini destekleyecek." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Tofaş'ın Türkiye otomotiv pazarındaki liderliğini sürdürdüğünü ve yıllık üretim kapasitesini 500 bin araca yükselttiğini kaydeden Çakıroğlu, markanın, küresel ürün geliştirme projelerinde üstlendiği önemli rollerle Türkiye ekonomisine, sanayisine ve AR-GE yetkinliklerine katma değer yaratmayı sürdürdüğüne dikkati çekti.</p>
<p>Çakıroğlu, "Bursa fabrikasında Citroen, FIAT, Opel ve Peugeot markaları için K0 kodlu orta boy hafif ticari araç ailesinin üretimini gerçekleştiren Tofaş, Türkiye'nin üst üste 10 yıl en çok tercih edilen otomobili Fiat Egea'nın üretim programının tamamlanmasının ardından, yine dört marka için K9 kodlu hafif ticari araç ailesini yakın zamanda üretmeye başlayacak. Tofaş, devreye aldığı yeni projelerle üretim ve mühendislik kabiliyetini daha da güçlendirirken, ülkemiz otomotiv sanayisinin rekabet gücüne ve ihracatına katkı sağlamayı sürdürecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yapı Kredi'nin söz konusu dönemde uluslararası piyasalarda gerçekleştirdiği finansman işlemlerinin, bankanın güçlü bilançosunu, yüksek likiditesini ve küresel yatırımcılar nezdindeki itibarını bir kez daha teyit ettiğini vurgulayan Çakıroğlu, bankanın yılın ikinci çeyreğinde 2 milyar doları aşan yeni kaynak sağladığını kaydetti.</p>
<p>Çakıroğlu, sermaye piyasaları, sendikasyon kredileri ve yapılandırılmış finansman araçlarını birlikte kullanarak fonlama yapısını çeşitlendiren Yapı Kredi'nin, uluslararası yatırımcıların güvenini bir kez daha pekiştirdiğini, sağlanan kaynakların, hem bankanın sürdürülebilir büyümesini hem de Türkiye ekonomisine sundukları finansman desteğini güçlendirdiğini aktardı.</p>
<p>İkinci yüzyıllarında, faaliyet gösterilen tüm alanlarda uzun vadeli değer yaratmaya odaklandıklarına işaret eden Çakıroğlu, iklim değişikliği, su yönetimi ve teknoloji odaklı dönüşüm çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Çakıroğlu, iklim değişikliğiyle mücadele ve su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmalarının, uluslararası platformlarda da takdir gördüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Dünyanın tek bağımsız çevresel raporlama platformu Carbon Disclosure Project'in (CDP) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programı'nda Koç Holding olarak A- notu elde ederek liderlik statümüzü korumamız, attığımız adımların somut bir göstergesi. Gelecek dönemde de sürdürülebilirliği, gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun ayrılmaz bir parçası olarak görmeye ve bu alandaki liderliğimizi daha da ileri taşımaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-yarida-364-milyar-dolarlik-konsolide-gelir-84764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/4/1280x720/levent-cakiroglu-1786002320.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding&#039;in yılın ilk 6 ayında 36,4 milyar dolar konsolide gelir elde ettiği bildirildi. Koç Holding CEO&#039;su Levent Çakıroğlu, &quot;Yatırımlarımız, üretim ve ihracata sunduğumuz katkı, uzun vadeli sürdürülebilirlik çalışmalarımız ile ulusal ve uluslararası platformlarda elde ettiğimiz başarılar, istikrarlı performansımızın ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın en somut göstergeleri olmayı sürdürüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-84722</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;CW Enerji, tarımsal sulamada maliyeti azaltacak teknoloji geliştirdi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>CW Enerji AŞ’den yapılan açıklamada, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak AgriFlow güneş panelini geliştirerek, yerli ve milli mühendislik gücüyle sürdürülebilir tarıma katkı sunan ileri teknoloji bir çözüm geliştirdikleri bildirildi.</p>
<p>Akıllı seri ve paralel bağlantı mimarisiyle tasarlanan teknolojinin, güneş ışınımının düşük olduğu saatlerde dahi sulama sistemlerinin daha erken devreye girmesini ve daha uzun süre çalışmasını sağlayarak tarımsal üretime önemli katkı sunduğu belirtildi.</p>
<p>CW Enerji A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak yeni nesil güneş paneli teknolojisini geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Geliştirilen AgriFlow güneş panelinin tarımsal üretimde sulama süreçlerinin daha verimli yürütülmesine katkı sağlayacak özelliklerle geliştirildiğini belirten Sarvan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yeni nesil tarımsal sulama paneli, paneller arasındaki akıllı seri ve paralel bağlantı mimarisi sayesinde sulama sisteminin ihtiyaç duyduğu çalışma gerilimini daha etkin şekilde sağlıyor. Bu sayede özellikle güneş ışınımının düşük olduğu sabah ve akşam saatlerinde sulama sisteminin daha erken devreye girmesi ve daha uzun süre çalışması mümkün hale gelirken, günlük etkin sulama süresi de artırılıyor.”</p>
<p>Tarım sektöründe enerji verimliliğini artıran çözümler geliştirmenin sürdürülebilir gelecek açısından büyük önem taşıdığını dile getiren Sarvan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tarımsal sulama uygulamaları için geliştirilen bu yenilikçi güneş panelleri, sahip olduğu bağlantı esnekliği sayesinde yalnızca sulama sistemleriyle sınırlı kalmayıp, farklı alanlardaki yüksek verimli güneş enerjisi sistemleri için güçlü bir teknoloji altyapısı oluşturma potansiyeli taşıyor. Tarımsal sulama sistemlerinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen CW Enerji AgriFlow güneş paneli, yerli üretim gücü ve Türk mühendisliğini ileri hücre teknolojisiyle buluşturdu.’’</p>
<p>Yeni nesil Triple Cut hücre teknolojisi ve yüksek çalışma gerilimi sayesinde AgriFlow’un, güneş henüz tam yükselmeden enerji üretimine katkı sağlamaya başlarken, gün batımına doğru ışınımın azaldığı saatlerde de üretimin daha uzun süre devam etmesini desteklediğini vurgulayan Sarvan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bulut geçişleri, tozlanma ve kısmi gölgelenme gibi değişken çevresel koşullarda enerji üretim sürekliliğini destekleyen panel, daha az panelle daha uzun sulama süresi, daha verimli enerji kullanımı ve tarımsal üretimde daha yüksek verimlilik sunarak çiftçilerin güneş enerjisinden gün boyunca daha etkin şekilde faydalanmasına olanak tanıyor. Böylece AgriFlow, Türk mühendisliğinin gücünü tarım sektörünün geleceğiyle buluşturan yenilikçi bir teknoloji olarak öne çıkıyor ve firmamızın yenilikçi yaklaşımını, teknoloji geliştirme kabiliyetini ve sürdürülebilir tarıma sunduğu katkıyı güçlü şekilde yansıtıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-84722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/cw-enerji-tarimsal-sulamada-maliyeti-azaltacak-teknoloji-gelistirdi-1785984312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, tarımsal sulamada enerji verimliliğini artıracak yeni nesil güneş paneli teknolojisini geliştirdiklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tekfende-oyak-donemi-basladi-84711</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 18:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekfen&#039;de OYAK dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tekfen Holding'in yüzde 42,8'lik payının, çoğunluk sermayesi OYAK'a ait ON Investment BV'ye devrinin ardından ilk yönetim kurulu toplantısının gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Rekabet Kurumunun hisse devrine onay vermesinin ardından Tekfen Holding'de OYAK'ın yönetime doğrudan katıldığı yeni dönem resmen başladı.</p>
<p>Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Avunç'un istifasının ardından yapılan görev dağılımıyla, OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, Yönetim Kurulu Başkanı, OYAK Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Çağrı Özer ve OYAK Strateji ve İştirakler Operasyon Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Raci, Yalçın Yönetim Kurulu Üyesi oldu.</p>
<p>İki kurum arasında kurulan ortaklığın, sanayi, enerji, inşaat, tarım ve lojistik başta olmak üzere pek çok sektörde yeni iş birlikleri ve büyüme fırsatları yaratması bekleniyor.</p>
<p>OYAK'ın yönetimde aktif rol üstlenmesiyle iki kurum arasında bilgi birikimi, finansal güç ve operasyonel deneyimle güçlü bir sinerji oluşturulması hedefleniyor. Uzun vadeli stratejik büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve uluslararası ölçekte yeni fırsatların değerlendirilmesi de öncelikler arasında yer alıyor.</p>
<p>Tekfen Holding'in OYAK portföyüne katılmasıyla kurumun şirket sayısı 146'dan 185'e, yurt dışındaki şirket sayısı 58'den 76'ya, faaliyet gösterilen ülke sayısı ise Türkiye dahil 24'ten 29'a yükseldi. Söz konusu tablo, OYAK Vizyon 2030 stratejisi ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda önemli bir adım niteliği taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tekfende-oyak-donemi-basladi-84711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tekfen-holding.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekfen Holding&#039;in çoğunluk sermayesinin ON Investment BV&#039;ye devri sonrası ilk yönetim kurulu toplantısı yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-sorular-84710</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 18:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli sorular</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>"Akıl hastalığının gerçekten umutsuz kurbanları en normal görünenler arasındadır. Birçoğu normaldir çünkü varoluş biçimimize öylesine iyi uyum sağlamışlardır ki... nevrotik bir bireyin yaptığı gibi ne mücadele eder ne acı çeker ne de belirtiler geliştirirler. Onlar, kelimenin mutlak anlamıyla normal değildir; yalnızca derinlemesine anormal bir topluma kıyasla normaldirler. O anormal topluma kusursuz uyumları, akıl hastalıklarının bir göstergesidir."</em></p>
<p><em><strong>-Aldous Huxley, Brave New World Revisited</strong></em></p>
<p><em>“Gerçekten de insan için en büyük tehlikenin kıtlık, deprem, mikroplar ya da kanser değil, bizzat insanın kendisi olduğu giderek daha belirgin hale gelmektedir; bunun basit nedeni, en ağır doğal felaketlerden bile kıyaslanamayacak ölçüde yıkıcı olan ruhsal salgınlara karşı yeterli bir korunma yolunun bulunmamasıdır.”</em></p>
<p><em><strong>-Carl Jung, The Symbolic Life</strong></em></p>
<p><em>“Daha iyi insanlara sahip olmalıyız; aksi takdirde hepimizin yok olması, hatta yok olmasak bile bir tür olarak sürekli bir gerilim ve kaygı içinde yaşamamız gayet mümkündür… Bu ‘İyi İnsan’; kendi kendini geliştiren, tam anlamıyla aydınlanmış ya da uyanmış veya feraset sahibi, kâmil manada insan, kendini gerçekleştiren birey olarak da adlandırılabilir… Her halükârda şu çok açıktır ki; insanlar bunları anlayacak ve doğru bir şekilde hayata geçirmeyi isteyecek kadar sağlıklı, gelişmiş, güçlü ve iyi olmadıkları sürece, hiçbir toplumsal reformun, hiçbir harika anayasanın, programın ya da yasanın bir hükmü olmayacaktır.” </em></p>
<p><em><strong>-Abraham Maslow</strong></em></p>
<p>Psikolojik sağlığın mutlak bir ölçütü yoktur. Bunun yerine, içinde bulundukları toplumun sağlık durumu ne olursa olsun, o toplumun kabul görmüş standartlarına ve davranış kalıplarına büyük ölçüde uyum sağlayan kişiler akıl sağlığı yerinde kabul edilir. J. Krishnamurti, şu sözleriyle bu yaklaşımın saçmalığına dikkat çekmiştir: <em>"Derinden hasta bir topluma uyum sağlamak, bir sağlık ölçütü değildir."</em> </p>
<p>Organik veya fiziksel bir hastalığın tespit edilmesi ve teşhis edilmesi genellikle daha alışılmış bir durumdur çünkü bu tür hastalıklar, biyolojik açıdan "normal" ve sağlıklı bir durumdan önemli bir sapmaya yol açar. Öte yandan, bir nüfusun çoğunluğunu etkileyen psikolojik bir hastalığın tespit edilmesi ve teşhis edilmesi son derece zordur; zira böyle bir durumda hastalıklı hal bizzat normu oluşturur ve dolayısıyla normal durumdan sapma, bir patolojinin varlığını belirlemede bir gösterge olarak kullanılamaz.</p>
<p>Bu "normallik patolojileri" yalnızca bunlardan muzdarip bireylere zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda yaygınlıkları nedeniyle, insanlığa büyük acı ve yıkım getiren kötülüklerin çoğundan da bu patolojilerin sorumlu olması muhtemel görünür.</p>
<p>Geçen hafta hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik taktiksel duruşumuzu "nötr"den "olumlu”ya çevirmiştik ve bu duruşumuzu koruyoruz ancak yapay zeka anlatısındaki değişim, faiz oranlarındaki artış, uzayan Orta Doğu savaşı vb. gibi her an devreye girebilecek pek çok makro tetikleyici unsurun bulunduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir.</p>
<p>İlerleyen haftalarda, muhtemelen Eylül ayı civarında, daha güçlü bir aşağı yönlü hareket yaşanmadan önce, piyasanın dalgalı bir seyirle yukarı yönlü hareket edebileceği birkaç haftalık bir dönem öngörüyoruz. Türkiye özelinde ise beklentilerin 13 Ağustos'taki TCMB Enflasyon Raporu sunumu öncesinde ve sonrasında şekillenebileceğini düşünüyoruz. TCMB'nin Enflasyon Raporu açıklamasını, potansiyel bir olumlu risk unsuru olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p>Türkiye'de TÜFE verileri beklentilerden daha iyi gerçekleşti.</p>
<p>Temmuz ayı TÜFE enflasyonu, piyasanın yüzde 1,90'lık medyan tahminine kıyasla aylık bazda yüzde 1,78 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllık manşet TÜFE enflasyonu, Haziran ayındaki yüzde 32,1 seviyesinden yüzde 31,75'e geriledi.</p>
<p>Çekirdek TÜFE (C endeksi) aylık bazda yüzde 1,8 artış gösterdi; piyasa beklentisi ise yüzde 2,30 seviyesindeydi. Yıllık çekirdek enflasyon ise Haziran'daki yüzde 29,8 seviyesinden yüzde 29,91'e hafif bir yükseliş kaydetti.</p>
<p>Temmuz ayında tüm çekirdek enflasyon göstergeleri, aylık bazda yüzde 2'nin altında kaldı.</p>
<p>Temmuz ayı enflasyonundaki temel belirleyiciler; beklentilerin üzerinde gerçekleşen gıda enflasyonu, yükselen enerji fiyatları ve hizmet sektörlerindeki artışlar olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Gıda enflasyonu, işlenmemiş gıda fiyatlarının etkisiyle Temmuz ayında aylık bazda yüzde 1,61 seviyesine ulaşarak yukarı yönlü bir sürpriz yaptı.</p>
<p>Ayrıca ulaştırma yüzde 2,59 ve otel, kafe ve restoranlar aylık yüzde 2,28) gibi çeşitli hizmet kategorilerinde artışlar gözlenirken, giyim kaleminde yüzde -3,93 ile mevsimsel bir düşüş yaşandı.</p>
<p>Hizmetler kategorisi içinde önemli bir faktör, Temmuz ayı başında sağlık hizmeti ücretlerinde yapılan büyük zam oldu. Sağlık enflasyonu aylık bazda yüzde 10,74 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Küresel olarak, son altı haftadır temel göstergeler tamamen geri plana atıldı. Bunun yerine her şey; momentum hisse senetlerindeki satış baskısı, Temmuz FOMC toplantısının ardından ABD faiz oranlarının yeniden değerlendirilmesi ve Yen müdahalesi etrafında dönüyor.</p>
<p>Şimdi büyük sorulardan bazıları şunlar: a) ivme/yapay zeka hisselerinde zoraki satışın sonuna gelindi mi? b) ABD Hazine tahvilleri keskin bir şekilde yükselecek mi? c) Yen'in güçlenmesi daha geniş bir riskten carry trade tersine dönmeyi ve kaçınma hareketini tetikleyebilir mi?</p>
<p>Mevcut akış ve pozisyon verilerinin çoğu, zoraki satışın muhtemelen başlangıcından çok sonuna daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu önemli bir teknik sıfırlama olarak görülebilir. İçgüdümüz ise zorunlu satışların en kötüsünün muhtemelen geçtiği yönünde şekilleniyor.</p>
<p>Faizler: FED, 25 baz puanlık bir faiz artırımına yönelik üç karşı oya rağmen faiz oranlarını değiştirmedi ve son yılların en önemli toplantılarından birini kasıtlı olarak geride birçok soru işareti bırakan bir politika kararına dönüştürdü.</p>
<p>Karar genel olarak şahince bir duruş (hawkish hold) olarak algılandıysa da Başkan Warsh'ın yorumlarının birçoğunu, özellikle de daha yüksek piyasa faiz oranlarının FED'in sıkılaştırma çalışmalarının bir kısmını zaten yapıyor olabileceği önerisi bizce şahince değil. Son derece ilginç ve ileriye yönelik yeni bir dairesel dengeden bahsediyor olabileceğimize işaret ediyor. Buna birazdan değineceğiz.</p>
<p>Nitekim verim eğrisinin ilk reaksiyonu da bu yönde bir işaret gibiydi. Kısa vadeli faiz oranları düşerken, uzun vadeli getiriler arttı.</p>
<p>Piyasalar artık Eylül ayında bir faiz artırımına yaklaşık yüzde 60 olasılık tanıyor ancak bizim görüşümüz değişmedi. Daha düşük çekirdek enflasyonun FED'i 2026'nın geri kalanında faiz oranlarını sabit tutmasını getireceğini tahmin etmeye devam ediyoruz.</p>
<p>Warsh, Haziran ayı TÜFE verilerinin önemini geri planda tuttu ancak daha düşük gelen enflasyon verisinin, diğer sekiz üyenin neden şahin kanada katılmamayı tercih ettiğinin temel nedenlerinden biri muhtemelen.</p>
<p> Warsh’un kararını şahince bir duruş olarak değerlendirmiyor olmamızın bazı sebepleri var. Birincisi, yapay zekâ ile ilgili enflasyonla ilgiliydi. Warsh, yükselen bellek ve çip fiyatlarını daha geniş bir enflasyon sürecinin kanıtı olarak ele almakta isteksiz göründü. Bu artışlara atıfta bulunarak, bunların daha geniş bir enflasyon dinamiğine işaret edip sorguladı.</p>
<p>Bu bizce önemli çünkü yapay zekâ enflasyonu, gerçek bir baskı yaratıyor. Çip fiyatları yükseliyor, enerji talebi artıyor, sermaye harcamaları artıyor ve tüm ekosistemin finansman maliyeti daha önemli hale geliyor.</p>
<p>İkincisi Warsh'a reel faiz oranlarındaki artışın piyasaların FED’in faiz artırımı yapması gerektiğine inandığını gösterip göstermediği sorulduğunda geldi. Bu yorumu kabul etmek yerine, daha yüksek faiz oranlarını ekonomik güçle ilişkilendirdi. Warsh'a göre; üretim sağlam kaldı, sermaye harcamaları ve verimlilik güçlüydü ve iş gücü piyasası istikrarlıydı. Warsh, piyasa faiz oranlarındaki artışın, aksi takdirde bir politika hamlesi gerektirecek olan sıkılaştırmanın bir kısmını zaten yapıyor olabileceğine defalarca işaret etti. Faiz oranlarının daha yüksek olup olmaması gerektiği sorulduğunda, faiz oranlarının Haziran toplantısında olduğundan zaten daha yüksek olduğunu belirtti.</p>
<p>Warsh şahin mi güvercin mi tartışmaları yapılırken biz en önemli etkisinin FED ile ilgili belirsizliği ve dolayısıyla volatiliteyi arttıracağını ifade etmiştik. Bu görüşümüzü koruyoruz. Warsh, ileriye dönük yönlendirmenin (forward guidance) önemini azaltmaya kararlı görünüyor.</p>
<p>Her cümlenin bir politika taahhüdü olarak ele alınmasını, her kelimenin bir faiz oranı olasılığına dönüştürülmesini ya da her basın toplantısının bir sonraki trade için bir fikir verme tahmin oyununa indirgenmesini istemiyor. Biz bu yaklaşımda haklılık payı olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>İleriye dönük yönlendirme, olağanüstü parasal koşullarda bir köprü işlevi görmek üzere başlamıştı. Zamanla bir geleneğe dönüştü. Piyasalar bağımsız değerlendirmeler yapmayı bıraktı ve merkez bankacılarının kendilerine cevap anahtarını sunmasını beklemeye başladı ancak bunu yaparken belirsizliği, bilgi açığını ve dolayısıyla volatiliteyi artırma potansiyeli barındırıyor.</p>
<p>Bir merkez bankası yol haritası sunmayı reddettiğinde, piyasalar hareket etmeyi bırakmaz. Sadece getiri oranları, enflasyon beklentileri ve risk fiyatları üzerinden yollarını bulmaya başlarlar.</p>
<p>Tepki fonksiyonunun kendisi belirsizken piyasalar tepki fonksiyonun ortasına yerleşir ve dairesel bir ilişki ortaya çıkar. Yani sessizlik volatiliteyi azaltmaz; yalnızca volatilitenin yerini kaydırır. Bizce FED sonrası faizler, daha uzun süre yüksek ve volatilite de dönem dönem daha çok olabilir.</p>
<p>Yen: Japonya ve ABD'nin, yen düşüşünü durdurmak için birlikte hareket ettiklerini teyit etmelerinin ardından yen yükselişe geçti ve başlangıçta bir başka Japon müdahalesi gibi görünen durum, çok daha güçlü bir şeye dönüştü.</p>
<p>Doğrudan ABD katılımı sinyali güçlendiriyor. Japon yetkililerinin para birimini desteklemek için 8 trilyon yene kadar harcama yaptığı bildirilirken, ABD Hazine Bakanlığı'nın da New York Federal Rezerv Bankası aracılığıyla yen satın aldığı bildiriliyor.</p>
<p>Yatırımcılar için mesaj açık: USD/JPY'de bir sonraki agresif yükseliş, Japonya ve ABD'nin birlikte hareket etmesiyle karşılanabilir.</p>
<p>Bu, yenin boğa piyasasına gireceği anlamına gelmez. Müdahale fiyat hareketini hızla değiştirebilir ancak temel dinamikleri kolayca değiştiremez.</p>
<p>Yine de yen tercih edilen fonlama para birimlerinden biri olduğu için carry stratejilerini daha riskli hale getirebilir. JPY düzenli bir şekilde düştü, işlem hem pozitif carry hem de olumlu sermaye kazancı potansiyeli sundu ancak bu beklenti muhtemelen sorgulanacak. Şimdi bu denklem kesintiye uğradı ve bu, risk-ödül hesaplamasını değiştiriyor.</p>
<p>Sihirli bir sayı/eşik olmasa da 155'in altına düşülmesi, özellikle daha yüksek oynaklık ve/veya yükselen faiz oranlarıyla aynı zamana denk gelirse, carry trade kaldıraç azaltma konusunda soruları gündeme getireceğini düşünüyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-sorular-84710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli sorular ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuz-denetimlerinde-isletmelere-250-milyon-lira-ceza-84700</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 15:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz denetimlerinde işletmelere 250 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 1-31 Temmuz tarihlerinde yurt genelinde yapılan gıda denetimlerine hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, geçen ay 107 bin 113 gıda denetimi gerçekleştirdiklerini bildiren Yumaklı, "Denetimler sonucunda, uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 250 milyon lira idari para cezası uygularken, 37 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk. İşini doğru ve dürüst yapan işletmecilerimizin her zaman yanında duracak, halk sağlığıyla oynayanlara ise asla taviz vermeyeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/temmuz-denetimlerinde-isletmelere-250-milyon-lira-ceza-84700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayında 107 bin 113 gıda denetimi gerçekleştirildiğini duyuran Bakan Yumaklı, &quot;Denetimler sonucunda, uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 250 milyon lira idari para cezası uygularken, 37 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-ve-yatirim-bankalarinin-kredi-sinirlarinda-degisiklik-84698</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkınma ve yatırım bankalarının kredi sınırlarında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), kalkınma ve yatırım bankalarının kredi sınırları hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Açıklamaya göre, İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ ile İller Bankası AŞ hariç olmak üzere, kalkınma ve yatırım bankalarının konsolide ve konsolide olmayan esasta, bir gerçek ya da tüzel kişiye veya risk gruplarına kullandırabilecekleri kredilerin risk tutarı toplamının ana sermayelerine oranı yüzde 40 ile 60 aralığındayken bu oran artık yüzde 30'u aşamayacak.</p>
<p>Bankanın dahil olduğu risk grubuna kullandırabilecekleri kredilerin risk tutarı toplamının ana sermayelerine oranı ise daha önceden yüzde 35 ile 55 arasındayken yeni kararla yüzde 25 olarak sınırlandırıldı.</p>
<p>BDDK, bir gerçek ya da tüzel kişiye veya risk gruplarına kullandırılan kredi sınırında aşım bulunması halinde, bu aşımların 1 Nisan 2027 tarihine kadar, bankanın dahil olduğu risk grubuna kullandırılan kredi sınırında aşım bulunması halinde ise bu aşımların 1 Ekim 2026 tarihine kadar giderilmesine karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-ve-yatirim-bankalarinin-kredi-sinirlarinda-degisiklik-84698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/bddk-nUgc_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, kalkınma ve yatırım bankalarının kredi sınırlarıyla ilgili düzenleme yaptı. Buna göre, bankaların kullandırabilecekleri kredilerin risk tutarı toplamının ana sermayelerine oranı yüzde 40 ile 60 aralığındayken bu oran artık yüzde 30&#039;u aşamayacak. Bankanın dahil olduğu risk grubuna kullandırabilecekleri kredilerin risk tutarı toplamının ana sermayelerine oranı ise yüzde 25 olarak sınırlandırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/internet-kullanim-orani-yuzde-923e-yukseldi-84706</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternet kullanım oranı yüzde 92,3&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu tarafından (TÜİK) yapılan "Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması-2026"nın sonuçları açıklandı.</p>
<p>Araştırmaya göre, bu yıl ülkede internet kullanım oranı 16-74 yaş grubundakilerde yüzde 92,3 oldu. Bu oran, geçen yıl yüzde 90,9 olarak kayıtlara geçmişti. İnternet kullanım oranı, bu yaş grubundaki erkeklerde yüzde 94,8, kadınlarda yüzde 89,9 olarak kaydedildi.</p>
<p>Son bir yıl içinde özel amaçla resmi makamların internet sitelerini ve uygulamalarını kullanan, internet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76 olarak belirlendi. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,7 iken kadınlarda yüzde 69,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p>e-Devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde, bu oranın en yüksek yüzde 93 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 31,3 ile 65-74 yaş grubunda olduğu görüldü.</p>
<p>Bireylerin e-Devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında yüzde 65,6 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme, ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 52,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 45,7 ile kamu kuruluşlarına ait internet sitelerinden bilgi edinme takip etti.</p>
<p>2025 yılında yüzde 55,7 olan internet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, bu yıl yüzde 60'a çıktı. Mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 63,4, kadınlarda yüzde 56,6 olarak gerçekleşti. Bu oran, en son mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde, bireylerin yüzde 48,3'ünün son 3 ayda mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği belirlendi.</p>
<p>İnternet üzerinden son 3 ayda eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı, bu yıl geçen yıla kıyasla 5,2 puan artarak yüzde 22,9 oldu. Bu oranın, erkekler için yüzde 22,4, kadınlar için yüzde 23,5 olduğu tespit edildi.</p>
<p><strong>Bireylerin yüzde 90'ı WhatsApp kullandı</strong></p>
<p>En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları, yüzde 90 ile WhatsApp, yüzde 77,6 ile YouTube ve yüzde 71,1 ile Instagram olarak kayıtlara geçti. Erkeklerin en fazla yüzde 92,5 ile WhatsApp, yüzde 80,1 ile YouTube ve yüzde 71,9 ile Instagram, kadınların yüzde 87,6 ile WhatsApp, yüzde 75 ile YouTube ve yüzde 70,2 ile Instagram uygulamalarını kullandığı belirlendi.</p>
<p>İnternet kullanan bireylerin kullandığı internete bağlı sistem ve cihaz türlerinin sırasıyla yüzde 62 ile internet bağlantılı TV, yüzde 18,6 ile "robot süpürgeler, buzdolapları, fırınlar, kahve makineleri gibi internete bağlı ev aletleri" ve yüzde 16,7 ile "akıllı saat, internet bağlantılı spor/direnç bandı, gözlük veya kulaklıklar, güvenlik takip cihazları, internet bağlantılı aksesuarlar, internet bağlantılı giysi veya ayakkabılar" olduğu görüldü.</p>
<p>Son 3 ay içinde internet kullanan bireylerin cep telefonu, akıllı telefon, tablet, dizüstü veya masaüstü bilgisayar satın aldığında önemli bulduğu özelliklerin sırasıyla yüzde 89,3 ile fiyat, yüzde 74,7 ile donanım özellikleri, yüzde 69,9 ile cihazın enerji verimliliği, yüzde 69,5 ile marka, tasarım veya boyut olduğu tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/internet-kullanim-orani-yuzde-923e-yukseldi-84706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/bilgisayar-1746772139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in araştırmasına göre bu yıl 16-74 yaş grubundakilerin internet kullanım oranı yüzde 90,9&#039;dan yüzde 92,3&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-bankin-aktif-buyuklugu-213-milyar-liraya-cikti-84699</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burgan Bank&#039;ın aktif büyüklüğü 213 milyar liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Burgan Bank'ın, yılın ilk yarısında dijitalleşme yatırımları, müşteri odaklı yaklaşımı ve operasyonel verimliliği artıran uygulamalarla büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre Burgan Bank, 2026'nın ikinci çeyreğinde kurumsal ve ticari bankacılık alanında reel sektöre sağladığı toplam finansman desteğini 118,5 milyar lira seviyesine taşıdı. Bu büyüklüğün 86,7 milyar lirasını nakdi, 31,8 milyar lirasını ise gayri nakdi krediler oluştururken, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26 büyüme kaydedildi.</p>
<p>Bankanın, ülke ekonomisine konsolide bazda 12,1 milyar lirası leasing olmak üzere, 119,4 milyar lira kredi desteği sağladığı vurgulandı.</p>
<p>Burgan Bank Genel Müdürü Murat Dinç, dengeli büyüme yaklaşımı, etkin risk yönetimi ve dijitalleşme odağı doğrultusunda yılın ikinci çeyreğinde de güçlü performanslarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Dinç, tüm iş kollarına yayılan büyümeyi müşteri deneyimini geliştiren adımlar ve operasyonel verimliliği artıran uygulamalarla desteklediklerini ifade ederek, "Bu dönemde de yatırımlarımızın odağında teknolojik altyapımızı geliştirecek ve markalarımızı ileri taşıyacak projeler yer aldı. Dinamik ve çevik yönetim anlayışımızla bilançomuzu etkin şekilde yönetirken, değişen müşteri ihtiyaçlarına hızlı uyum sağlayan yapımızı daha da güçlendirdik. Burgan Bank ve ON Dijital markalarımızı geleceğe taşıyacak yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyor, hedeflerimize ulaşmak için hızlı, kararlı ve sürdürülebilir adımlar atıyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>ON Dijital tarafında büyüme ivmesinin sürdüğünü belirten Dinç, şunları kaydetti:</p>
<p>"ON Dijital olarak dört yıl gibi kısa bir sürede 1,7 milyon müşteriyi aşarak, beşinci yılımızda 2 milyon müşteri hedefimize emin adımlarla ilerliyoruz. Teknolojiye ve ON Dijital markamıza yaptığımız yatırımlarla müşteri deneyimini sürekli geliştirirken, müşteri tabanımızı da istikrarlı şekilde büyütüyoruz. 2026'nın ikinci çeyreğinde, uzaktan müşteri edinimindeki yüzde 4'lük pazar payımızı koruduk. Stratejik işbirliklerimizle Türkiye genelinde 51 marka ve 6 bin 972 satış noktasına ulaşarak müşterilerimize pratik, avantajlı ve güvenli çözümler sunmayı sürdürüyoruz. Dijital ürün ve hizmetlerimizi geliştirmeye devam ederken, temmuz ayı itibarıyla Ticari Şahıs Taşıt Kredisi sürecini de devreye aldık."</p>
<p>Dinç, kurumsal bankacılıkta dijitalleşmeyi yalnızca süreçleri hızlandıran bir unsur olarak değil, müşteriler için değer yaratan bir kaldıraç olarak gördüklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu doğrultuda para transferi işlemlerimizi API altyapımızla entegre ederek, kurumsal müşterilerimize ve fintek ekosistemine daha güçlü, hızlı ve esnek çözümler sunmaya başladık. Bu yaklaşımımız sayesinde geçen yılın aynı dönemine göre SGK tahsilatlarında yüzde 45, takas çeklerinde ise yüzde 95 büyüme elde ettik. Aynı dönemde operasyonel verimliliğimiz ve grup sinerjimizin katkısıyla dış ticaret hacmimizi dolar bazında yüzde 32 artırarak 2,5 milyar dolar seviyesine ulaştırdık. Dijitalleşen faktoring çözümlerimizle KOBİ segmentindeki işlem hacmimizi 10 kat büyüttük ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi destekledik."</p>
<p>Birikim Yönetimi iş kolunda kaydedilen gelişmeleri de değerlendiren Murat Dinç, "Müşterilerimizin birikimlerini daha etkin yönetmelerine olanak sağlayan ürün ve hizmetlerimizi geliştirmeyi sürdürürken, haziran sonu itibarıyla Burgan Yatırım dahil yönetilen müşteri varlık büyüklüğümüzü 76,5 milyar lira seviyesine taşıdık. Bankamızın toplam fon büyüklüğü ise 28 milyar lira olarak gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dinç, Burgan Yatırım tarafında da dijital kanalların etkin kullanımıyla yılın ikinci çeyreğinde müşteri sayısının yüzde 5 arttığını, nisanda başlayan dijital hisse kredisi ile ikinci çeyrekte işlem hacminin yüzde 15 yükseldiğini belirtti.</p>
<p>Devam eden sıfır komisyon kampanyası, müşteri kazanımı ve aktivasyon süreçlerini destekleyerek aktif müşteri oranındaki yüzde 4'lük artışta önemli bir rol oynadığını kaydeden Dinç, ürün gamının çeşitlendirilmesine katkı sağlayan hisse opsiyonları ve Eurobond işlemlerinin de hacim ile gelir artışını desteklemeye devam ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Dinç, leasing ve filo kiralama tarafında da 2026'nın ikinci çeyreğinde güçlü performansın sürdüğünü, toplam işlem hacminde sektörde ilk 10, işlem adedi bazında ise ilk 5 şirket arasında yer aldıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu dönemde aktif büyüklük 2025 yıl sonuna göre yüzde 14 artarak 23,6 milyar liraya yükseldi. Şirketin özkaynak karlılığı yüzde 37 ve aktif karlılığı ise yüzde 9 olarak gerçekleşti. Hedeflenen 100-200 bin dolar işlem segmentinde yüzde 12,4 pazar payıyla sektörün ilk 5 şirketi arasında yer aldık. Filo kiralama tarafında ise filo büyüklüğü yıl sonuna göre yüzde 11 artış gösterirken, toplam araç parkı yatırım değeri 9,5 milyar liraya ulaştı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-bankin-aktif-buyuklugu-213-milyar-liraya-cikti-84699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/burgan-murat-dinc-1770631802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burgan Bank&#039;ın ilk yarıda aktif büyüklüğü 213 milyar liraya yükseldiği bildirildi. Genel Müdür Murat Dinç, &quot;Burgan Bank ve ON Dijital markalarımızı geleceğe taşıyacak yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyor, hedeflerimize ulaşmak için hızlı, kararlı ve sürdürülebilir adımlar atıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taze-incirde-hedef-100-milyon-dolar-84682</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taze incirde ihracat hedefi 100 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye'nin üretim ve ihracatında dünya lideri olduğu, Bursa Siyahı incirin ve Sarılop taze incirin ihracat yolculuğu başladı. 2025 yılında taze incir ihracatından 94 milyon dolar döviz kazanan Türkiye, 2026 yılında 100 milyon dolar ihracat hedefliyor.</p>
<p>2025 yılında Türkiye’nin 20 bin 112 ton taze incir ihracatı karşılığında yüzde 17 artışla 94 milyon dolar döviz getirisi elde ettiğini açıklayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “Siyah incir ihracatımız yüzde 22 artışla 76 milyon dolar, sarılop taze incir ihracatımız ise 17 milyon dolar olarak gerçekleşti. Siyah incir ihracatının 22 milyon dolarlık kısmı yüzde 8 artışla Almanya’ya yapıldı, Avusturya yüzde 32 artışla 10 milyon dolarla en fazla ihracat yaptığımız ikinci ülke konumunda, Rusya ise siyah incir ihracatımızda yüzde 249 artışla 8 milyon dolarla üçüncü sıraya yükseldi. İngiltere’ye siyah incir ihracatımız yüzde 44 artışla 8 milyon dolar oldu. Hollanda’ya yüzde 7 artışla 6 milyon dolar ihracat yaptık. Sarılop taze incir ihracatımızda öne çıkan ülkeler; Almanya’ya yüzde 5 artışla 7 milyon dolar, Rusya’ya 4 milyon dolar, Avusturya’ya yüzde 161 artışla 3 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik” dedi.</p>
<h2>“Turkish Cargo iş birliği taze incir ihracatını destekleyecek”</h2>
<p>Bu sezon iklim koşullarının üretime olumlu yansımasıyla birlikte rekoltenin geçen yıla göre daha yüksek gerçekleşmesini beklediklerini dile getiren Balık, “Üretimdeki artışın yanı sıra ürün kalitesinin de ihracat pazarlarının beklentilerini karşılayacak seviyede olacağını öngörüyoruz. Avrupa başta olmak üzere geleneksel pazarlarımızdaki güçlü talebin devam edeceğine inanıyoruz. Bunun yanında Uzak Doğu ve Körfez ülkeleri gibi alternatif pazarlarda da ihracatımızı artırmak için çalışmalarımız sürüyor. Taze incir gibi katma değeri yüksek ve tazeliğin korunmasının büyük önem taşıdığı ürünlerde, TİM ile THY arasında yedinci kez yenilenen Turkish Cargo iş birliği kapsamında sağlanan indirimli hava kargo imkânının 2026 sezonunda ihracatımıza önemli katkı sağlamasını bekliyoruz. 2026 sezonunda 100 milyon dolarlık taze incir ihracatı hedefimize ulaşacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taze-incirde-hedef-100-milyon-dolar-84682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/taze-incirde-hedef-100-milyon-dolar-1785920330.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taze incir ihracatında yeni sezon umutlu başladı. Üretimde beklenen artış, güçlü Avrupa talebi ve Turkish Cargo iş birliğiyle desteklenen hava kargo avantajıyla sektör, bu yılki hedef olan 100 milyon dolarlık ihracatı yakalamayı amaçlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-tefenlili-hedefimiz-denizli-leblebisini-dunyaya-tasimak-84681</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Tefenlili: Hedefimiz Denizli leblebisini dünyaya taşımak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>İhracatta katma değerli ürün arayışını sürdüren Denizli, bu kez rotasını coğrafi işaretli leblebiye çevirdi.</p>
<p>Denizli Ticaret Borsası öncülüğünde kamu ve iş dünyası temsilcilerini bir araya getiren toplantıda, Denizli leblebisinin uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma taşınması için izlenecek yol haritası masaya yatırıldı.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Denizli Ticaret Borsası Başkanı İbrahim Tefenlili, Denizli’nin önemli değerlerinden olan leblebinin ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma taşınması, üreticilerin ihracat kapasitesinin artırılması ve sektörün gelişimine yönelik yapılabilecek çalışmaların önemine dikkat çekti.</p>
<p>Tefenlili, “Denizli leblebisinin ihracat yolculuğunda tüm paydaşların ortak hareket etmesi büyük önem taşıyor. Üreticilere yerinde hizmet sunulması, katma değerli ürünlerin geliştirilmesi ve coğrafi işaretli Denizli leblebisinin korunarak marka değerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p>Yeni hedef pazarların oluşturulması amacıyla uluslararası fuarlara katılımın artırılacağını, yabancı alım heyetleriyle ikili iş görüşmeleri gerçekleştirileceğini ve özellikle Bulgaristan ile Balkan ülkeleri başta olmak üzere potansiyel pazarlarda iş birliği fırsatlarının değerlendirileceğini dile getiren Tefenlili, “Ayrıca, tüm kurumların ortak bir çalışma masası etrafında koordinasyon içinde hareket ederek üreticilerin ihracata hazırlanması ve Denizli leblebisinin uluslararası pazarlarda hak ettiği değere ulaşması için çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-tefenlili-hedefimiz-denizli-leblebisini-dunyaya-tasimak-84681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/ibrahim-tefenlili-hedefimiz-denizli-leblebisini-dunyaya-tasimak-1785919900.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Ticaret Borsası öncülüğünde bir araya gelen kamu ve iş dünyası temsilcileri, coğrafi işaretli Denizli leblebisini uluslararası pazarlara taşımak için yol haritasını belirledi. Başkan İbrahim Tefenlili, &quot;Denizli leblebisinin uluslararası pazarlarda hak ettiği değere ulaşması için çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abdden-zeytin-zeytinyagi-sektorune-12lik-tarife-rakiplere-ayricalik-turkiyeye-ek-vergi-84679</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den yüzde 12’lik tarife: İhracatçı acil müdahale bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’den ABD’ye gönderilecek zeytin ve zeytinyağı ürünlerine, mevcut taban gümrük vergisine ek olarak yüzde 12,5 oranında tarife uygulanmaya başlanmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan sektör temsilcileri, alınan bu kararın, sektör ihracatını durma noktasına getirebileceğini belirttiler.</p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği (EZZİB) Başkanı Emre Uygun, hasat dönemi öncesinde bu kararda düzeltme yapılmaması durumunda Türk ihracatçısının en önemli pazarını kaybetme riski yaşayacağını vurguladı.</p>
<p>2024/25 ihracat sezonunun 9 aylık döneminde Türk zeytincilik sektörü 480 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirirken, bunun 118 milyon doları ABD pazarından elde edildi. Aynı dönemde Türkiye, 44 bin 97 ton zeytinyağı ihracatının 19 bin 41 tonunu ABD’ye yaptı. Böylece Türkiye’nin ihraç ettiği her 100 ton zeytinyağının 43 tonu ABD pazarına gitti. 2026’nın ilk 6 ayında da ABD’ye gerçekleştirilen zeytinyağı ihracatından 20 milyon 577 bin 863 dolar elde edildi.</p>
<h2>“En büyük adaletsizlik, rakiplerimize sağlanan ayrıcalık”</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72f9239ef72-1785919779.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p>Türkiye’nin sektördeki önemli rakiplerinden Tunus’un ise yeni ek tarife uygulamasının dışında tutularak, mevcut taban gümrük vergisine tabi olmaya devam ettiğini söyleyen Uygun, “Türkiye aleyhine oluşan haksız rekabet koşullarının düzeltilmesi amacıyla gerekli girişimleri sürdürüyoruz. Yeni vergi paketindeki en büyük adaletsizlik, Türkiye'nin küresel pazardaki en büyük rakiplerine sağlanan ayrıcalıklar. Bu yeni tarife uygulamasıyla birlikte tedarikçi ve üretici ülke olarak Türkiye maalesef en dezavantajlı konuma getirildi. AB’ye ise yüzde 10 vergi uygulanırken, Türkiye’ye yüzde 12.5 vergi getirilmesi kabul edilemez” dedi.</p>
<p>ABD pazarının kapanması durumunda Türk zeytinyağının İspanya ve İtalya gibi diğer büyük üretici ülkelere hammadde olarak satılma riskinin doğacağını söyleyen Uygun, “Yeni sezonda iyi bir ürün beklentisi içerisindeyiz ancak yeni karar nedeniyle bu avantajı kullanamayabiliriz. Konuyla ilgili, Ticaret Bakanlığı ve ilgili tüm bürokrasi nezdinde girişimlerde bulunduk” dedi.</p>
<h2>Davut Er: “Siyasi dostluklar ekonomiye de yansımalı”</h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72f8f42f9b8-1785919732.jpg" alt="" width="326" height="217" /></p>
<p>Zeytin ve zeytinyağı ihracatında ABD’nin en büyük pazar olduğunu, ancak, Türkiye'nin karşılaştığı yüzde 12,5'luk ek verginin sektör için büyük bir yara olduğunu söyleyen EZZİB Başkan Yardımcısı Davut Er, “Bakanlığımızın bu durumu derhal durdurması gerekiyor” dedi.</p>
<p>ABD’nin dünyadan yıllık ithal ettiği zeytinyağı miktarının neredeyse Türkiye'nin toplam üretimi kadar olduğunu dile getiren Er, “Yeni sezonda güçlü bir mahsul beklendiği için bu büyük pazara ihtiyacımız var. Sorunun çözülmesi için Ticaret Bakanlığı ve hükümet nezdinde girişimlerde bulunuldu, yazılar yazıldı. Bakanlık da bu konuda ihracatçılarla aynı rahatsızlığı paylaşıyor. Bu sorun, ABD Ticaret ve Ekonomi Bakanlıkları nezdinde yapılacak girişimlerle acilen çözülmeli ve vergi kaldırılmalı” dedi.</p>
<p>Avrupa Birliği'nden sonra dünyanın en büyük alıcısı ve tüketicisi olan ABD’nin yerine alternatif pazar bulmanın kolay olmayacağını söyleyen Er, “Avustralya, Brezilya, Hindistan ve Güney Kore gibi alternatif pazarlar geliştirilse de, buralardaki büyüme yeterli değil” dedi.</p>
<h2>“Ticari ilişkilerin baltalanması mantıksız”</h2>
<p>Türkiye'nin, Amerikan menşeli araçları ve birçok malı gümrüksüz almasına rağmen, zeytin ve zeytinyağı gibi stratejik ürünlerde ek vergi ile karşılaşmasını, siyasi ilişkilerin ekonomik ortaklığa tam olarak yansımaması olarak değerlendiren Er, “Siyasi ve askeri ilişkilerin, özellikle NATO ve liderler düzeyinde bu kadar dostane ve üst seviyede olduğu bir dönemde, ticari ilişkilerin baltalanması mantıksız. Siyasi dostluklar ve iyi ilişkiler ekonomiye de yansımalı. İhracatın önündeki bu engelin, siyasi ilişkilerin gücü kullanılarak çözülemeyecek bir sorun olmadığına inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/abdden-zeytin-zeytinyagi-sektorune-12lik-tarife-rakiplere-ayricalik-turkiyeye-ek-vergi-84679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/abdden-zeytin-zeytinyagi-sektorune-12lik-tarife-rakiplere-ayricalik-turkiyeye-ek-vergi-1785919882.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’nin zeytin ve zeytinyağı ithalatında Türkiye’ye mevcut taban vergiye ek yüzde 12,5 tarife uygulaması, Tunus ve AB gibi rakiplerin ise muaf tutulması, ihracatçıları alarm durumuna geçirdi. En önemli pazarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan EZZİB temsilcileri, oluşan haksız rekabetin ortadan kaldırılması için Ticaret Bakanlığı ve siyasi kanallardan acil müdahale bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-btsonun-yol-haritasini-uyeleri-belirleyecek-84672</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: BTSO’nun yol haritasını üyeleri belirleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, seçim çalışmaları kapsamında Bursa Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi, Hasanağa OSB, Kayapa OSB ve Çalı Sanayi Bölgesi'nde sanayicilerle bir araya geldi. Ziyaretlerde üretim, ihracat, finansmana erişim ve rekabet gücüne ilişkin değerlendirmeler öne çıkarken, BTSO'nun gelecek dönem yönetim anlayışının üyelerin beklentileri doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiği mesajı verildi. Matlı'nın ziyaret programına BTSO'nun 8. ve 35. Meslek Komitesi yöneticilerinden Elektroteks A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve KIRCAALİSİAD Başkanı Osman Güler ile KSİAD'ın önceki dönem Başkanı, Sönmez Makina Ltd. Şti. ve İntel Makina A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Söğünmez de katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72ee59b443d-1785917017.jpg" alt="" width="706" height="479" /></p>
<h2>“Daha katılımcı ve çözüm odaklı bir yapı”</h2>
<p>Gerçekleştirilen temaslarda sanayicilerin sektör bazlı sorunları, beklentileri ve çözüm önerileri dinlenirken, Bursa iş dünyasının küresel rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi için oda hizmetlerinin daha katılımcı ve çözüm odaklı bir yapıya kavuşturulmasının önemine dikkat çekildi. Ziyaretlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Özer Matlı, BTSO'nun yaklaşık 60 bin üyeyi temsil eden Türkiye'nin en büyük ticaret ve sanayi odalarından biri olduğunu belirterek, yeni dönemde üyelerin karar alma süreçlerine daha fazla dahil edildiği bir yönetim modeli oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<h2>“BTSO'nun gelecek vizyonunu birlikte oluşturuyoruz”</h2>
<p>Bursa'nın üretim, ihracat ve sanayi altyapısıyla Türkiye ekonomisinin lokomotif kentlerinden biri olduğunu ifade eden Matlı, güçlü bir oda yapısının ancak ortak akıl ve sürekli istişareyle mümkün olacağını dile getirdi. “Üyelerimizin taleplerini sahada dinleyerek BTSO'nun gelecek vizyonunu birlikte oluşturuyoruz” diyen Matlı, “Bursa'nın rekabet gücünü artıracak projeleri, iş dünyamızın gerçek ihtiyaçları doğrultusunda hayata geçirmek istiyoruz. Güçlü Bursa'nın yolu güçlü üretimden, güçlü üretimin yolu ise üyeleriyle birlikte hareket eden bir BTSO'dan geçiyor. 60 bin üyemizle birlikte üretecek, birlikte başaracak ve odamızın geleceğini ortak akılla şekillendireceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-btsonun-yol-haritasini-uyeleri-belirleyecek-84672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/ozer-matli-btsonun-yol-haritasini-uyeleri-belirleyecek-1785916989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO&#039;nun gelecek dönem yönetim anlayışının üyelerin beklentileri doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiğini söyleyen BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, “Güçlü Bursa&#039;nın yolu güçlü üretimden, güçlü üretimin yolu ise üyeleriyle birlikte hareket eden bir BTSO&#039;dan geçiyor. 60 bin üyemizle birlikte üretecek, birlikte başaracak ve odamızın geleceğini ortak akılla şekillendireceğiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/atr-dolasim-belgesi-sistemiyle-ilk-ihracat-84697</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;A.TR Dolaşım Belgesi&#039; sistemiyle ilk ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından geliştirilen "A.TR Dolaşım Belgesi" sistemiyle ilk ihracatı kadın girişimci Merve Özçelik yaptı.</p>
<p>Bakanlık açıklamasında, Gümrük Birliği'nin yasal çerçevesinin korunması ve Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında e-ticaret alanında tercihli ticaret mekanizmasının sürdürülebilmesi amacıyla önemli bir sistemsel düzenlemenin hayata geçirildiği vurgulandı.</p>
<p>AB'nin e-ticaret alanında uyguladığı "de minimis" muafiyetini 1 Temmuz itibarıyla kaldırmasının ardından Türkiye'den Birlik ülkelerine gerçekleştirilen düşük değerli e-ihracat gönderileri için elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" sisteminin devreye alındığı belirtilen açıklamada, "Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi (BGB) kapsamında AB'ye ihraç edilen ve kıymeti 150 avroyu aşmayan eşya için e-ticaret iş modeline uygun kolaylaştırılmış bir A.TR Dolaşım Belgesi'nin, BGB veri alanları uyarınca otomatik olarak oluşturulmasına yönelik sistem, Bakanlığımız yazılım çalışmaları marifetiyle oluşturulmuştur. Böylece, Bakanlığımızdan operatör yetkisi alan hızlı kargo firmalarıyla posta idaresinin kullanımına 3 Temmuz 2026 itibarıyla sunulmuştur." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bakanlığın geliştirdiği elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" sistemi ile Türkiye'den AB üyesi ülkelere e-ticaret ihracatlarında ürün başına uygulanabilecek ilave mali yüklerin önüne geçildiğine işaret edilen açıklamada, böylece ihracatçıların Avrupa pazarındaki rekabet gücünün korunduğu vurgulandı.</p>
<p>Sistem kapsamında elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" kullanılarak ilk ihracatı gerçekleştiren ihracatçının kadın girişimci Merve Özçelik olduğu duyurulan açıklamada, "Özçelik ve ailesi, ev ortamında yürüttükleri üretim faaliyetleriyle ülkemize özgü geleneksel el emeği deri ürünlerini uluslararası e-ticaret pazar yerleri aracılığıyla başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesine ulaştırmaktadır. El emeği kişiselleştirilmiş deri ürünlerini, dünyanın birçok ülkesine ihraç eden girişimcimiz, kendisi gibi pek çok girişimcimizin faydalandığı üzere, Bakanlığımızca geliştirilen elektronik beyanname ve elektronik A.TR altyapısı sayesinde ürünlerini bürokratik engellerle karşılaşmadan hızlı ve güvenli şekilde uluslararası pazarlara ulaştırmaktadır." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p><strong>"İhracatçılarımızın önünü açmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Türkiye'nin dijital gümrük altyapısındaki dönüşümün simgesi niteliğini taşıyan ilk "A.TR Dolaşım Belgesi"nin, elektronik ortamda saniyeler içinde oluşturulduğuna işaret edilen açıklamada, düzenlenen törenle belgenin Ticaret Bakanı Ömer Bolat tarafından kadın girişimci Özçelik'e takdim edildiği belirtildi.</p>
<p>Bakan Bolat, takdim töreninde yaptığı konuşmada, "Ülkemizin üretim gücünü, girişimcilik ruhunu ve dijital dönüşüm vizyonunu en güzel şekilde temsil eden kadın girişimcimiz Merve Özçelik'i gönülden tebrik ediyorum. Evinden dünyaya açılan başarı hikayesiyle, geleneksel el emeği ürünlerimizi uluslararası e-ticaret pazar yerleri aracılığıyla küresel pazarlara ulaştırması, bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Bakanlık olarak geliştirdiğimiz gerek dijital gerek geleneksel uygulamalarla, ihracatçılarımızın önünü açmaya, özellikle kadın girişimcilerimiz ve KOBİ'lerimizin dünya pazarlarına daha kolay erişimini sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/atr-dolasim-belgesi-sistemiyle-ilk-ihracat-84697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kargo-lojistik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;A.TR Dolaşım Belgesi&quot; sistemiyle ilk ihracatı kadın girişimci Merve Özçelik&#039;in yaptığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thyden-ilk-yarida-189-milyar-lira-kar-84693</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;den ilk yarıda 18,9 milyar lira kâr </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirketin bu yılın ocak-haziran döneminde konsolide net karı 18 milyar 864 milyon lira oldu. Şirket geçen yılın ilk altı ayında 25 milyar 13 milyon lira kar elde etmişti. Öte yandan şirketin satışları ise ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43 artışla 585 milyar 69 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Şirketin yılın ilk çeyreğine göre toplam varlıkları ise yüzde 9 artışla 2 trilyon 360 milyar 37 milyon liraya ulaştı. Bu dönemde net borç ise yüzde 17 artışla 620 milyar 378 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thyden-ilk-yarida-189-milyar-lira-kar-84693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları&#039;nın yılın ilk yarısında konsolide net kârı 18 milyar 864 milyon lira olduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-84663</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 09:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB’den temmuz ayında 3,9 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye'nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat gerçekleştiren ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), temmuz ayında 3 milyar 914 milyon 606 bin dolarlık ihracata imza attı. Küresel ekonomide jeopolitik gerilimler ve yükselen girdi maliyetlerinin etkisinin sürdüğü dönemde elde edilen performansı değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, ihracatçıların tüm zorluklara rağmen küresel pazarlardaki varlığını koruduğunu söyledi. Yazıcı, 2026 yılına artan korumacılık eğilimleri ve jeopolitik risklerle girildiğini belirterek, “Şubat ayı sonunda Körfez'de başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın bölgeye yayılması dünya ekonomisini zorladı. Enerji ve petrokimya ürünleri başta olmak üzere temel endüstriyel ham maddelerde yaşanan büyük fiyat artışlarına rağmen faaliyetlerimizi ve küresel pazarlardaki varlığımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72dc782f835-1785912440.jpeg" alt="" width="548" height="487" /></p>
<h2><strong>“OİB’in ihracatı 3 milyar 200 milyon dolar”</strong></h2>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Temmuz ayı ihracatı 3 milyar 200 milyon 497 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın 7 aylık dönemindeki ihracat toplamı da yüzde 3,74’lük artışla 21 milyar 888 milyon 344 bin dolara ulaştı.</p>
<h2><strong>“UTİB’in ihracatı 106 milyon dolar oldu”</strong></h2>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), Temmuz ayında geçen yılın Temmuz ayına göre yüzde 3,8’lik artışla 106 milyon 6 bin dolar ihracata imza attı. UTİB’in 7 aylık ihracatı ise 721 milyon 334 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2><strong>“UHKİB’ten 91 milyon dolar ihracat”</strong></h2>
<p>Temmuz ayı ihracatı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5’lik artışla 91 milyon 35 bin dolar olan Uludağ Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), Ocak-Temmuz dönemi ihracatı toplamı ise 512 milyon 237 bin dolar seviyelerinde gerçekleşti.</p>
<h2><strong>“UMSMİB’in ihracatı 23,4 milyon dolar”</strong></h2>
<p>Temmuz ayında 23 milyon 443 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), bu yılın 7 aylık dönemindeki ihracatı ise 131 milyon 706 bin dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<h2><strong>“UYMSİB’ten 23,8 milyon dolarlık ihracat”</strong></h2>
<p>Temmuz ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 73’lük artış göstererek 23 milyon 865 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 7 aylık dönemde toplam 101 milyon 6874 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-84663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-1785912415.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin 2026 yılı Temmuz ayı ihracatı, 3 milyar 914 milyon 606 bin dolar olarak gerçekleşti. ABD/İsrail-İran Savaşı&#039;nın Körfez ülkelerine yayılması dünya ekonomisini zorladığını söyleyen UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, “Ham madde ve girdilerde yaşanan büyük fiyat artışlarına rağmen faaliyetlerimizi ve küresel pazarlardaki varlığımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-sektorunde-bir-aylik-istihdam-kaybi-14-bini-asti-84653</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim sektöründe bir aylık istihdam kaybı 14 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Emek yoğun sektörlerde ilk sırada gelen ve yine ihracatçı sektörler arasında en fazla dış ticaret veren tekstil ve hazır giyim sektörlerinde nisan ayında görülen kısa süreli toparlanma mayısta yerini yeniden küçülmeye bıraktı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, nisan ayında uzun bir aradan sonra hem şirket sayısında hem de istihdamda görülen artış, mayıs ayında tamamen silindi. Artan üretim maliyetleri, zayıf dış talep ve rekabet gücündeki kayıp sektör üzerindeki baskıyı sürdürürken, şirket kapanışları ve istihdam kayıpları yeniden hız kazandı. Mayısta tekstil sektöründe faaliyet gösteren şirket sayısı 18 bin 480’den 18 bin 450’ye gerileyerek 30 firma azaldı. Aynı dönemde çalışan sayısı ise 349 bin 320’den 343 bin 625’e düşerek 5 bin 695 kişilik istihdam kaybı yaşadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72cb46b0b7c-1785908038.png" alt="" width="825" height="310" /></p>
<h2>Nisandaki toparlanma kalıcı olmadı </h2>
<p>Hazır giyim tarafında da benzer tablo ortaya çıktı. Nisan ayında 34 bin 912’ye yükselen şirket sayısı mayısta 34 bin 874’e gerileyerek 38 firma azaldı. Çalışan sayısı ise 502 bin 304’ten 493 bin 998’e düşerek bir ayda 8 bin 306 kişilik istihdam kaybına işaret etti. Böylece mayıs ayında iki sektörde toplam 68 şirket faaliyetini sonlandırırken, istihdamdaki kayıp 14 bin 1 kişiye ulaştı.</p>
<p>Sektör, 2026’nın ilk üç ayında kesintisiz küçülme yaşamıştı. Ocakta tekstilde 192, hazır giyimde ise 643 şirket kapanırken, istihdam sırasıyla 4 bin 688 ve 7 bin 217 kişi azalmıştı. Şubatta şirket kapanışları yavaşlasa da tablo değişmedi. Mart ayında ise hem şirket sayıları hem de çalışan sayıları yeniden geriledi. Nisan ayında ise uzun bir aradan sonra ilk kez iki sektörde de eş zamanlı toparlanma yaşanmıştı.</p>
<h2>Beş ayda 355 şirket kapandı </h2>
<p>Tekstilde şirket sayısı 132, istihdam 6 bin 843 kişi artarken, hazır giyimde 186 yeni şirket faaliyete geçmiş, çalışan sayısı da 11 bin 56 kişi yükselmişti. Ancak mayıs verileri bu iyileşmenin geçici olduğunu gösterdi.</p>
<p>Yılın ilk beş ayı birlikte değerlendirildiğinde küçülmenin devam ettiği görülüyor. Aralık 2025’e göre tekstil sektöründe şirket sayısı 18 bin 600’den 18 bin 450’ye gerilerken 150 firma faaliyetini sonlandırdı. Aynı dönemde çalışan sayısı da 346 bin 700’den 343 bin 625’e inerek 3 bin 75 kişi azaldı. Hazır giyimde ise şirket sayısı 35 bin 514’ten 34 bin 874’e düşerek 640 şirket azaldı. İstihdam da 499 bin 204’ten 493 bin 998’e gerileyerek 5 bin 206 kişilik kayıp yaşadı. Böylece 2026’nın ilk beş ayında tekstil ve hazır giyim sektörlerinde toplam 790 şirket faaliyetini sonlandırırken, çalışan sayısı 8 bin 281 kişi azaldı.</p>
<h2>1,5 yılda 122 bin istihdam kaybı </h2>
<p>Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında sektörlerdeki daralma daha net ortaya çıkıyor. Aralık 2024’e göre tekstil sektöründe şirket sayısı 19 bin 461’den 18 bin 450’ye gerileyerek bin 11 azaldı. İstihdam ise 384 bin 711’den 343 bin 625’e düşerek 41 bin 86 kişi geriledi. Hazır giyimde ise şirket sayısı 39 bin 640’tan 34 bin 874’e inerek 4 bin 766 azaldı. Çalışan sayısı da 574 bin 684’ten 493 bin 998’e gerileyerek 80 bin 686 kişilik düşüş kaydetti. Böylece son yaklaşık bir buçuk yıllık dönemde iki sektörde toplam 5 bin 777 şirket faaliyetini sonlandırırken, 121 bin 772 kişilik istihdam kaybı yaşandı. Nisan ayında görülen kısa süreli toparlanmanın mayıs ayında sona ermesi ise sektörde üretim ve istihdam üzerindeki baskının devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2>Üç yılda 384 bin kişilik kayıp </h2>
<p>Tekstil ve hazır giyim, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en büyük istihdam yaratan sektörleri arasında yer aldı. İki sektörde toplam çalışan sayısı ilk kez 2020 yılında 1 milyon sınırını aşmış, 2022 yılında ise yaklaşık 1 milyon 222 bin kişi ile tarihi zirveye ulaşmıştı. Ancak sonrasında başlayan maliyet baskısı ve sipariş kayıpları sektörün yönünü tersine çevirdi. 2022 yılındaki zirve seviyeden 2026 Mayıs ayına kadar geçen dönemde tekstil ve hazır giyimde toplam istihdam kaybı 384 bini aştı. Aynı süreçte binlerce işletme faaliyetlerine son verdi veya üretimini başka ülkelere taşıdı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-sektorunde-bir-aylik-istihdam-kaybi-14-bini-asti-84653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve konfeksiyon sektöründe Nisan ayında uzun süren düşüşün ardından ilk kez hem şirket hem de istihdam tarafında görülen toparlanma kalıcı olmadı. Mayısta tekstil ve hazır giyim sektörlerinde toplam 68 şirket daha faaliyetini sonlandırırken, istihdam bir ayda 14 bin kişiden fazla azaldı. Böylece sektör, geçici toparlanmanın ardından yeniden küçülme eğilimine girdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinko-ile-demirde-sert-ayrisma-84651</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çinko ile demirde sert ayrışma!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c7afe1f2c-1785907119.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Emtia piyasalarında arz ve talep dinamiklerinin giderek daha fazla ayrıştığı görülüyor. Bunun yansıması olarak çinko ile demir cevheri aynı anda farklı yönlere hareket ediyor. Çinkoda üretim kesintileri, maden ve izabe tesislerindeki bakım çalışmaları ve gerileyen stoklar fiyatı desteklerken; demir cevherinde Çin’in çelik sektöründeki marj kaybı, inşaat faaliyetlerindeki zayıflama ve sınırlı teşvik beklentisi satışları hızlandırıyor.</p>
<p>Çinkoda piyasanın “yeterli metal bulunacak mı?” sorusuna odaklanırken, demir cevherinde ise “yeterli çelik talebi olacak mı?” sorusu soruluyor. Bu da çinkoyu yükseltiyor, demir cevherini aşağı çekiyor.</p>
<p>Çinko fiyatlarında yükseliş ivmesi Ağustos ayının ilk günlerinde de devam ediyor. Londra Metal Borsası'nda (LME) çinko fiyatı ton başına 3.660 doların üzerine çıkarak Haziran 2022'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Metal, yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 17 değer kazanırken, Temmuz ayında da üst üste dördüncü aylık yükselişini kaydetti.</p>
<h2>Demir cevherinde talep endişesi ağır basıyor </h2>
<p>Ancak baz metallerin tamamı aynı hikâyeyi anlatmıyor. Çinkoda arz tarafı öne çıkarken, demir cevherinde talep endişesi fiyatları aşağı çekiyor. Demir cevheri fiyatları Ağustos ayının başında ton başına 700 yuan seviyesine yaklaşarak Mayıs 2025’ten bu yana en düşük seviyeye indi. Haftalık kayıp yüzde 5,60 olurken, Dalian’da en çok işlem gören demir cevheri kontratı 93,66 dolar/ton seviyesine geriledi. Son bir ayda yüzde 4,72, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 7,06 düştü.</p>
<p>Bu ayrışmada doların seyri ve küresel jeopolitik gelişmeler ise her iki piyasayı ortak bir dış faktör üzerinden etkiliyor. ABD’nin İran’la yeni görüşmelere hazır olduğu yönündeki açıklamalar, çatışmanın küresel büyüme üzerindeki etkisine ilişkin bazı kaygıları hafifletse de, piyasanın asıl odağı yeniden Çin’e çevrilmiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çinko piyasasında Çin arzı karşılamakta zorlanıyor</span></h2>
<p>Çinko piyasasında yükselişin temelinde özellikle Çin'de arzın talebi karşılamakta zorlanabileceğine ilişkin beklentiler bulunuyor. </p>
<p>■ Çin'in güneybatısındaki bir çinko madeninde yapılacak üretim ayarlamalarının ağustos ayında konsantre üretimini yaklaşık 1.000 ton azaltması bekleniyor. Orta Çin’deki büyük bir eritme tesisinde planlanan bakım çalışmasının ise üretimi 1.000-1.500 ton daha aşağı çekmesi öngörülüyor. <br />■ Dünyanın önemli üreticilerinden Glencore, 2026’nın ilk yarısında kendi kaynaklı çinko üretiminin yıllık bazda yüzde 21 gerilediğini açıkladı. <br />■ Boliden’in çinko konsantresi üretimi çeyreklik bazda yüzde 16,8, MMG’nin üretimi ise ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 1 düştü.</p>
<p><strong>Stoklar azalıyor </strong></p>
<p>■ Çin başta olmak üzere çeşitli göstergelerin fiziksel arzın talebi karşılamakta zorlanabileceğine işaret etmesi, piyasada kısa vadeli arz endişelerini güçlendirdi. </p>
<p><strong>Dolar da destek veriyor </strong></p>
<p>■ Doların zayıflaması da yükselişe katkı sağladı. Dolar cinsinden fiyatlanan çinko ve diğer metaller, ABD para biriminin değer kaybetmesiyle yurtdışındaki alıcılar açısından daha cazip hale geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Demir cevherindeki baskının temelinde Çin var</span></h2>
<p>Demir cevherindeki satış baskısının merkezinde Çin bulunuyor. </p>
<p>■ Dünyanın en büyük demir cevheri tüketicisi olan ülkede çelik talebinin yapısal olarak zayıfladığına yönelik kaygılar artıyor. Çin Politbürosunun son toplantısında piyasaların beklediği ölçekte yeni teşvik önlemleri açıklanmaması da bu endişeleri güçlendirdi.</p>
<p><strong>Çelik marjları ve inşaat alarm veriyor</strong></p>
<p>■ Çin'de çelik üreticilerinin marjlarının zayıflaması da demir cevheri üzerindeki baskıyı artırıyor.<br />■ İnşaat faaliyetlerinin pandemi döneminin başlangıcından bu yana en düşük seviyelerine gerilemesi, sıcak metal üretimindeki düşüşün devam etmesine neden oluyor.</p>
<p>Temmuz ayına ilişkin özel imalat verileri de Çin ekonomisindeki ivme kaybına işaret etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinko-ile-demirde-sert-ayrisma-84651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/kardemir-demir-yolu-tekeri-1782546553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Metallerde iki farklı yön ortaya çıktı. Çinko fiyatları, Çin’de arzın daralacağı beklentisi ve küresel stoklardaki gerilemeyle 4 yılın zirvesine çıktı. çeliğin ham maddesi demir cevheri ise iki basamaklı fiyatlara geri dönüp son bir yılın dibine indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turist-alisveristen-kacti-estetige-yatirim-yapti-84648</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turist alışverişten kaçtı, estetiğe yatırım yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonun etkisiyle Türkiye’nin birçok Avrupa ülkesinden daha pahalı hale gelmesi, yabancı turistlerin harcama tercihlerini değiştirdi. TÜİK verilerine göre Türkiye, 2026’nın ikinci çeyreğinde 15,8 milyon turist ağırlarken 15,66 milyar dolar turizm geliri elde etti. Bu gelirin 3,29 milyar doları yeme-içme, 1,22 milyar doları giyim ve ayakkabı, 512 milyon doları hediyelik eşya, 834 milyon doları ise sağlık harcamalarından oluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c572771a3-1785906546.png" alt="" width="670" height="867" />İkinci çeyrekte yeme-içme harcamaları geçen yılki 3,13 milyar dolardan 3,29 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık giyim ve ayakkabı harcamaları yüzde 22 düşerek 1,22 milyar dolara, hediyelik eşya harcamaları ise yüzde 14 azalarak 512 milyon dolara geriledi. Veriler, turistlerin yüksek fiyatlar nedeniyle alışverişten kaçınırken zorunlu harcamalarını sürdürdüğünü gösterdi. Sağlık turizmi güçlü seyrini korudu. Sağlık harcamaları ikinci çeyrekte yüzde 11 artışla 834 milyon dolara çıktı. Saç ekimi, estetik cerrahi ve diğer medikal uygulamalara yönelik talep artışta belirleyici oldu. Yılın ilk yarısında da benzer tablo görüldü. Yeme-içme harcamaları 5,90 milyar dolarla son dört yılın en yüksek seviyesine çıkarken, giyim ve ayakkabı harcamaları 2,20 milyar dolarla 2023’ten bu yana en düşük ilk yarı seviyesine geriledi. Sağlık harcamaları 1,58 milyar dolara yükseldi. Alışveriş amacıyla gelen yabancı sayısı yüzde 8, sağlık amacıyla gelenlerin sayısı yüzde 22 azalmasına rağmen sağlık harcamalarının artması, kişi başına harcamanın yükseldiğine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turist-alisveristen-kacti-estetige-yatirim-yapti-84648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/saglik-doktor.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre 15,8 milyon turist ağırlayan Türkiye 15,66 milyar dolar turizm geliri elde etti. Bu geliri 3,29 milyar doları yeme-içme, 1,22 milyar doları giyim ve ayakkabı, 512 milyon doları hediyelik eşya, 834 milyon doları ise sağlık harcamaları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-ve-emekli-maaslarindaki-erime-84647</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki erime</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek enflasyon, ücret artışlarını kısa sürede etkisiz bırakıyor. Temmuzda yasal düzenlemeyle 23 bin 552 TL'ye yükseltilen en düşük emekli aylığı daha ilk ayında 419 TL reel değer kaybederken, yılbaşında 28 bin 75 TL olarak belirlenen asgari ücretin alım gücü yedi ayda 5 bin 766 TL eridi.</strong></p>
<p>Bir ülkede enflasyon sadece market raflarındaki fiyatları artırmaz. Aynı zamanda insanların maaşını, emekli aylığını ve geleceğe dair umutlarını da yavaş yavaş eritmeye başlar. İşte bugün Türkiye'de yaşanan tablo tam da budur. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Temmuz 2026 enflasyon verileri, yılın ilk yedi ayında maaşların önemli ölçüde satın alma gücü kaybettiğini bir kez daha ortaya koydu. Rakamlar gösteriyor ki yılbaşında belirlenen <strong>asgari ücretin reel kaybı 5 bin 766 TL'ye ulaştı.</strong> Yani cebimize giren para aynı görünse de satın alabildiğimiz ürün ve hizmet miktarı ciddi biçimde azaldı. Bu durum yalnızca asgari ücretliyi değil, milyonlarca emekliyi, memuru ve sabit gelirliyi de doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Maaş aynı, hayat daha pahalı</strong></p>
<p>Bir vatandaşın maaşı yıl boyunca değişmiyor, ancak fiyatlar her ay yükseliyorsa, aslında kişinin geliri her ay biraz daha küçülüyor demektir. Buna ekonomide "reel gelir kaybı" deniliyor. Örneğin yılbaşında alınan maaşla alınabilen; Et, peynir, süt, sebze, meyve, elektrik, doğalgaz, ulaşım, kira gibi temel ihtiyaçları bugün aynı maaşla artık daha az satın alınabiliyor.</p>
<p>İşte 5 bin 766 liralık erime tam olarak bunu ifade ediyor. Bu para vatandaşın cebinden fiziksel olarak çıkmadı. Ancak enflasyon nedeniyle satın alma gücü sessizce yok oldu.</p>
<p><strong>Emekli daha büyük bir kayıp yaşıyor</strong></p>
<p>Aslında en büyük sıkıntıyı emekliler yaşıyor. Çünkü çalışanların önemli bir kısmı zaman zaman fazla mesai, prim veya ek gelir elde edebiliyor. Emeklinin ise tek geliri maaşı.</p>
<p>Üstelik birçok emekli kronik hastalıklar nedeniyle ilaç, tedavi ve sağlık harcamalarına daha fazla bütçe ayırmak zorunda kalıyor. Temmuz ayında yapılan düzenlemeyle en düşük emekli aylığı artırılmış olsa da enflasyonun etkisi daha ilk ayda hissedildi.</p>
<p>Yapılan hesaplamalara göre; <strong>En düşük emekli aylığı yalnızca ilk ayında yaklaşık 419 TL reel değer kaybetti. </strong>Bu durum çok önemli bir gerçeği gösteriyor. Bir maaş artırılıyor. Ancak fiyatlar daha hızlı yükselince yapılan artışın önemli bir kısmı kısa sürede eriyor.</p>
<p><strong>Yılbaşından bu yana emeklinin alım gücü ne kadar azaldı?</strong></p>
<p>Temmuz itibarıyla tüketici fiyatlarında yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 20'ye yaklaşan artış gerçekleşti. Bu da emekli maaşlarının önemli ölçüde satın alma gücü kaybettiğini gösteriyor. Örneğin; Yaklaşık <strong>23 bin 552 TL seviyesindeki en düşük emekli aylığının</strong> yılbaşındaki satın alma gücünü koruyabilmesi için bugün yaklaşık <strong>28 bin TL civarında</strong> olması gerekirdi. Aradaki fark ise yaklaşık <strong>4 bin ila 4 bin 500 TL</strong> düzeyine ulaşıyor.</p>
<p>Yani emekli cebine aynı maaşı koyuyor. Fakat marketten, pazardan ve eczaneden aldığı ürün miktarı her geçen gün azalıyor.</p>
<p><strong>En çok hangi harcamalar zorluyor?</strong></p>
<p>Vatandaşın hissettiği en büyük sıkıntı; Gıda, konut, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım, eğitim, sağlık harcamalarında yaşanıyor. Çünkü bu kalemler ertelenemiyor. Kimse ekmek almayı bırakmıyor. Kimse ilaç almaktan vazgeçemiyor. Kimse elektrik faturasını ödememe lüksüne sahip değil. İşte bu nedenle resmi enflasyon oranından çok daha fazlası vatandaşın günlük hayatına yansıyor.</p>
<p><strong>Dar gelirli tasarruf edemiyor</strong></p>
<p>Ekonomide güçlü olmanın yolu tasarruftan geçiyor. Ancak gelirin tamamı zorunlu harcamalara gidiyorsa tasarruf yapmak da mümkün olmuyor. Bugün birçok aile; "Bu ay nasıl geçineceğiz?" sorusunu soruyor. Tasarruf yapmak yerine kredi kartı kullanılıyor. Kredi kartı yetmeyince ihtiyaç kredisine başvuruluyor. Borç borçla kapatılıyor. Bu tablo uzun vadede hem aile bütçesini hem de ülke ekonomisini zorluyor.</p>
<p><strong>Emeklinin en büyük sorunu sağlık harcamaları</strong></p>
<p>Emeklilerin büyük bölümü ileri yaşta olduğu için sağlık harcamaları sürekli artıyor.</p>
<p>İlaç katkı payları, muayene ücretleri, özel hastane farkları, ulaşım giderleri, bakım masrafları</p>
<p>Her geçen ay bütçeden daha büyük pay almaya başladı. Dolayısıyla maaş artışı yalnızca mutfakta değil sağlık harcamalarında da kısa sürede eriyor.</p>
<p><strong>Kira artışları gelirin önüne geçiyor</strong></p>
<p>Büyükşehirlerde kiralar son yıllarda çok yüksek seviyelere ulaştı.</p>
<p>Bugün birçok emekli maaşının yarısını hatta daha fazlasını yalnızca kiraya ödüyor.</p>
<p>Asgari ücretli açısından da tablo farklı değil.</p>
<p>Gelirin önemli bölümü daha ayın başında kira, ulaşım ve faturalara gidiyor.</p>
<p>Geride kalan para ise temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalabiliyor.</p>
<p><strong>Çözüm sadece zam değil</strong></p>
<p>Vatandaş elbette maaş artışı bekliyor. Ancak kalıcı çözüm yalnızca ücretleri yükseltmek değildir. Asıl önemli olan; Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek, üretimi artırmak, gıda fiyatlarını dengelemek, kiraları kontrol altına almak, enerji maliyetlerini azaltmak, rekabeti güçlendirmek, kayıt dışılığı azaltmak ve verimliliği artırmaktır. Çünkü enflasyon yüksek kaldığı sürece bugün yapılan zam birkaç ay sonra yeniden erimeye başlayacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Temmuz ayı verileri çok net bir gerçeği ortaya koyuyor. Asgari ücretlinin yaklaşık <strong>5 bin 766 TL</strong>, en düşük emekli aylığının ise daha ilk ayında <strong>419 TL</strong> reel kayba uğraması, yüksek enflasyonun sabit gelirli vatandaş üzerindeki baskısını açıkça gösteriyor. Yılbaşından bu yana oluşan fiyat artışları dikkate alındığında, en düşük emekli aylığının satın alma gücündeki toplam aşınmanın yaklaşık <strong>4-4,5 bin TL</strong> düzeyine ulaştığı hesaplanıyor. Ekonomide büyüme rakamları, ihracat rekorları ve yatırım haberleri elbette önemlidir. Ancak vatandaşın günlük hayatında asıl belirleyici olan; maaşıyla ay sonunu getirip getiremediği, mutfak masrafını karşılayıp karşılayamadığı ve çocuklarının ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilip karşılayamadığıdır.</p>
<p>Gerçek refah; maaşların sık sık artırılmasıyla değil, o maaşların satın alma gücünün korunmasıyla mümkündür. Vatandaşın beklediği de tam olarak budur: Enflasyonun kontrol altına alındığı, gelirlerin erimediği ve emeğin karşılığının her geçen gün biraz daha güçlendiği bir ekonomik düzen.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-ve-emekli-maaslarindaki-erime-84647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki erime ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-patlar-84646</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İthalatta gözetim uygulamasına ilişkin kritik düzenlemelerde yaşanan belirsizlik ve geç yapılan açıklamalar, mükellefleri ile mali müşavirleri son güne kadar tereddüt içinde bıraktı. Vergi düzenlemelerinde zamanında açıklama yapılması ve uygulama esaslarının net biçimde belirlenmesi hem mükellef hakları hem de etkin vergi sistemi açısından temel bir gereklilik.</strong></p>
<p>Bir meslektaşım, sosyal medya paylaşımında yaşanan süreci güzel bir atasözüyle özetledi: “Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar.” Gerçekten de meslek mensupları aylardır ithalatta gözetim uygulamasındaki 2 milyon 600 bin liralık sınırdan ne anlaşılması gerektiğini tartıştı. Beklenen açıklama geldi ama uygulamanın son tarihine yalnızca iki gün kala…</p>
<p>Vergi uygulamalarında mükelleften mevzuatı takip etmesi, vergisini doğru hesaplaması ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi bekleniyor. Mükellefin beklentisi ise ne yapacağının açık, anlaşılır ve zamanında duyurulması.</p>
<p>İndirilemeyen ithalat KDV’sine ilişkin son süreçte ne yazık ki bu beklenti karşılanamadı.</p>
<p><strong>Konu nereden çıktı?</strong></p>
<p>24 Kasım 2023 tarihinde yayımlanan 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ithalatta gözetim, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen KDV’nin bir bölümünün indirim konusu yapılması engellendi. Basitçe anlatmak gerekirse, bazı malların ithalatında gerçek alış bedeli yerine daha yüksek bir değer üzerinden vergi hesaplanabiliyor. İthalatçı da bu yüksek değer üzerinden KDV ödüyor. Kararla birlikte, gerçek bedelin üzerinde kalan kısım nedeniyle ödenen KDV’nin indirilmesine izin verilmedi.</p>
<p>Dolayısıyla ithalatçıların, gümrükte ödedikleri toplam KDV ile indirim konusu yapabilecekleri KDV’yi birbirinden ayırmaları gerekiyor.</p>
<p>Oysa gümrük beyannamesine ayrı bir alan konularak indirilemeyecek KDV matrahı ve tutarı daha ithalat sırasında gösterilebilirdi. Böylece hangi KDV’nin indirilemeyeceği doğrudan görülebilirdi. Bu yapılmadı; hesaplama ve ayrıştırma işi mükellefler ile meslek mensuplarına bırakıldı.</p>
<p><strong>2026 yılında yeni yükümlülük getirildi</strong></p>
<p>31 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan 57 No.lu KDV Tebliği ile yeni bir kontrol sistemi kuruldu.</p>
<p>Ocak-Haziran 2026 döneminde kapsama giren ithalatların tutarı;</p>
<p>- 2 milyon 600 bin lirayı aşmıyorsa vergi dairesine bildirim yapılması,</p>
<p>- Bu tutarı aşıyorsa özel amaçlı YMM raporu hazırlanması</p>
<p>gerekiyordu.</p>
<p>Firmanın süresinde düzenlenmiş tam tasdik sözleşmesi varsa ve gerekli inceleme tam tasdik raporunda yapılacaksa ayrıca özel amaçlı YMM raporu istenmeyecekti.</p>
<p>Bildirim ve rapor için son tarih 31 Temmuz 2026 olarak belirlendi. Ancak Haziran KDV beyannamesinin verilme süresi 28 Temmuz’da sona eriyordu. Böylece YMM’ye altı aylık dönemi inceleyip rapora bağlaması için yalnızca üç gün bırakılmış oldu.</p>
<p>Yüzlerce gümrük beyannamesi bulunan bir firmada kapsama giren işlemlerin belirlenmesi, indirilebilecek ve indirilemeyecek KDV’nin hesaplanması, muhasebe kayıtları ve beyannamelerle karşılaştırılması gerekiyor. Böyle bir çalışmanın üç günde sağlıklı biçimde tamamlanmasını beklemek gerçekçi değildi.</p>
<p>Üstelik Tebliğ, uygulamanın iki temel sorusuna da açık cevap vermiyordu.</p>
<p><strong>2 milyon 600 bin lira neyin toplamıydı?</strong></p>
<p>Tebliğde “ithalat bedeli” ifadesi kullanılmış ancak bu bedelin nasıl hesaplanacağı açıklanmamıştı. Mükellefin altı aylık dönemde yaptığı bütün ithalatlar mı dikkate alınacaktı? Sadece gözetim ve benzeri uygulamalara tabi ithalatların gerçek bedeli mi esas alınacaktı? Yoksa bu işlemler sonucunda ortaya çıkan KDV matrahlarının toplamına mı bakılacaktı?</p>
<p>Bu sorunun cevabı, mükellefin bildirim mi yoksa YMM raporu mu hazırlayacağını belirliyordu.</p>
<p>Toplam ithalatı 100 milyon lira olan bir firmanın gözetim kapsamındaki işlemleri 1 milyon lirada kalabilir. Buna karşılık gerçek alış bedeli düşük olan başka bir firmanın KDV matrahı, gözetim uygulaması nedeniyle 2 milyon 600 bin lirayı aşabilir.</p>
<p>Böylesine önemli bir kavramın açıkça tanımlanmaması, üç farklı yorumun ortaya çıkmasına neden oldu.</p>
<p><strong>Tam tasdikli firmalar bildirim verecek miydi?</strong></p>
<p>Bir diğer tartışma tam tasdik sözleşmesi bulunan firmalarla ilgiliydi.</p>
<p>Tebliğde, 2 milyon 600 bin lirayı aşan işlemlerde tam tasdikli mükelleflerin ayrıca özel amaçlı YMM raporu vermeyeceği belirtilmişti. Ancak tutarın bu sınırın altında kalması halinde ayrıca bildirim verilip verilmeyeceği aynı açıklıkta yazılmamıştı.</p>
<p>Bu nedenle, “Konu zaten tam tasdik raporunda incelenecekse ayrıca bildirim vermeye gerek olmamalı” görüşü yaygınlaştı. Aynı işlemin hem bildirimle hem de tam tasdik raporuyla kontrol edilmesi gerçekten de gereksiz bir tekrar anlamına geliyordu.</p>
<p><strong>Sirküler çıktı, temel soru yine cevapsız kaldı</strong></p>
<p>27 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 71 No.lu KDV Sirküleri ile özel amaçlı YMM raporlarının verilme süresi 31 Ağustos 2026’ya uzatıldı.</p>
<p>Uzatma gerekliydi ancak rapor süresinin bitimine yalnızca dört gün kala yapıldı. Haziran KDV beyannamesinin son günü ile raporun ilk son tarihi arasında üç gün bulunduğu ise aylar öncesinden belliydi.</p>
<p>Daha önemlisi, Sirkülerde 2 milyon 600 bin liralık sınırın neyi ifade ettiği yine açıklanmadı. Önemli bir fırsat kaçırılarak sadece rapor süresi uzatıldı.</p>
<p>Uzatma yalnızca bu sınırı aşan ve tam tasdik sözleşmesi bulunmayan mükelleflerin YMM raporları için geçerliydi. Sınırın altındaki işlemlere ilişkin bildirim süresi ise uzatılmamıştı.</p>
<p>Sirküleri gören birçok kişi aynı konuya ilişkin bütün sürelerin uzatıldığını düşündü. Bunun üzerine 29 Temmuz’da yeni bir duyuru yayımlandı.</p>
<p>Duyuruda;</p>
<p>- 2 milyon 600 bin liralık sınır hesaplanırken ilgili uygulamalar sonucunda beyana esas alınan KDV matrahlarının dikkate alınacağı,</p>
<p>- Tutar sınırı aşmıyorsa bildirim verilmesi gerektiği,</p>
<p>- Tam tasdikli ve özel hesap dönemine tabi mükelleflerin de bildirim kapsamında olduğu,</p>
<p>- Bildirim süresinin uzatılmadığı ve son tarihin 31 Temmuz olduğu</p>
<p>açıklandı.</p>
<p>Böylece 31 Ocak’ta yayımlanan Tebliğ’de açıklanmayan, 27 Temmuz’daki Sirkülerde de cevapsız bırakılan iki temel konu, son tarihten yalnızca iki gün önce internet sitesinde yayımlanan bir duyuruyla netleştirildi.</p>
<p><strong>Mükellefin açıklık ve öngörülebilirlik hakkı</strong></p>
<p>Vergi güvenliğini sağlamaya yönelik düzenlemeler elbette gereklidir. Ancak mükelleflerin de kendilerinden ne istendiğini zamanında öğrenme, yükümlülüklerini makul bir sürede yerine getirme ve uygulama konusunda tereddüt yaşamama hakkı vardır.</p>
<p>Bu süreç, mevzuat hazırlanırken sahadaki uygulamanın ve meslek mensuplarının görüşlerinin dikkate alınmasının önemini bir kez daha gösterdi. Bundan sonraki düzenlemelerin daha açık, şeffaf ve öngörülebilir biçimde hazırlanması; uygulayıcılarla iş birliği içinde yürütülmesi hepimizin ortak beklentisidir.</p>
<p>Çünkü mükellef haklarını gözeten, karşılıklı iletişime dayalı bir vergi sistemi yalnızca mükellefin işini kolaylaştırmaz; vergiye gönüllü uyumu da güçlendirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gole-su-gelene-kadar-kurbaganin-gozu-patlar-84646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-mi-yokluk-mu-84645</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır mı, yokluk mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Bir termodinamikçinin bakışından</em></p>
<p>Halk arasında <strong>sıfır</strong> ile <strong>yokluk</strong> aynı anlama gelse de bilimsel anlamda bunlar birbirinden farklı kavramlardır yani birbirlerine denk değildirler. Diğer bir ifadeyle sıfır yokluk değil, yokluk da sıfır değildir. Sıfır en azından matematikte bir sayı hatta bazı matematikçiler kabul etmese de doğal bir sayıdır. O, aynı zamanda var olan ancak mevcut olmayan varlığın bir sembolü ve işaretidir. Daha doğrusu var olan bir şeyin <strong>olmama</strong> durumudur. Örneğin bankada bir hesap varsa ve hesapta hiç para yoksa bu “<strong>sıfır hesap</strong>” durumu demektir. Ortada hesap var ancak para yok yani sıfır. Sıfır ile yokluk arasındaki temel fark bu olsa gerek.</p>
<p><strong>Evrenin Toplam Enerjisi</strong></p>
<p>Evrenin toplam enerjisinin de bazı fizikçilere göre <strong>sıfır</strong> olduğu öne sürülmektedir. Hatta bazı kozmolojik modeller dikkate alındığında, evrenin sıfır net enerji durumundan ortaya çıkmış olabileceği, benzer fizikçiler tarafından ileri sürülmektedir. Onlara göre evren yoktan değil sıfırdan yaratılmıştır. Bu durumda var olan pek çok çeşit enerji türleri de neyin nesi oluyor, şeklinde bir soru sorulabilir. Kullanılan ve mevcut olan tüm enerjiler, daha önce var olan enerjinin bir türüdür hatta türevidir. Örneğin kömür, petrol, doğal gaz gibi “fosil yakıtlar” olarak tanımlanan yakıtların kaynağı güneştir. Bunlar güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan ve evrene saçılan enerjinin canlılarda ve bitkilerde depolanmasından başka bir şey değildir. Bunların hepsi ve diğerleri <strong>pozitif enerjidir</strong>.</p>
<p><strong>Negatif enerji</strong> ise kütlelerin birbirini çeken çekim kuvvetlerinin oluşturduğu potansiyel enerjiden başka bir şey değildir. Bu da eksi işareti ile gösterilirse, iki enerji birbirini dengelemiş olur ve sonuç sıfır çıkar. Bunu daha basit olarak anlatırsak: Hiç parası olmayan ve 1.000 TL borç alan birisinin toplamda net varlığı sıfırdır. Cebindeki para artı, borcu ise eksi olduğundan, net varlığı +1.000-1.000=0 olacaktır.</p>
<p>Konu bir mecaz (metafor) kullanılarak biraz daha anlaşılır düzeye indirgenebilir. Örneğin düz bir arazideki konuma göre (potansiyel ve kinetik olarak) enerji sıfırdır. Arazinin bir yerine 10 m kuyu açıldığı ve kuyudan çıkan toprak da tepe haline getirildiği varsayılsın. Tepenin üzerindeki potansiyel enerji artı iken kuyunun dibindeki enerji yüzeye göre eksi potansiyel enerjidir. Aynı değerde olmasına rağmen iki enerjinin biri artı, diğeri eksi olduğundan, toplamları sıfır olacaktır. Dolayısıyla tepedeki enerji yoktan var edilmemiştir. Buna karşın sıfır enerji iki parçaya bölünmüştür. Bazı fizikçiler veya evrenbilimciler büyük patlamanın da benzer şekilde ortaya çıktığı fikrindedir. Onlar büyük patlamanın sıfır enerjiyi, madde ve yerçekimi (borcu) şeklinde ikiye böldüğünü düşünmektedir. Modellerle bu görüşü desteklemektedirler.</p>
<p><strong>Madde ve enerjinin yasası</strong></p>
<p>Maddenin ve enerjinin korunum yasası hiçbir maddenin ve enerjinin yoktan var edilmediğini ve yok da edilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu noktada evrenin de yoktan diğer bir ifadeyle yokluktan yaratılmadığı, yasa çerçevesinde anlamlı görünmektedir. Bu durum yüce yaratıcının ortaya koyduğu ilkelerin her konuda, mekânda ve zamanda geçerliliğini göstermesi açısından manidardır. Dini inancımıza göre Allah dilerse yoktan da <strong>var</strong> edebilir. Bir şeye ol deyice hemen oluverir. Ancak tüm bunlara rağmen O’nun bir düzen kurucu olduğu, her şeyi bir hesap ve ölçü içerisinde yarattığı da kutsal kitabımızdan bilinmektedir.</p>
<p><strong>Yaşam ve teori</strong></p>
<p>Pratik yaşam elbette, her zaman teorik kavramlara dayalı olarak oluşmaz ve onlarla şekillenmez. Onun kendine has bir yapısı ve pratiği vardır. Pratik yaşam daha çok ihtiyaçlardan oluşmakta ve bunlara göre şekillenmektedir. Burada bilimsel kavramlardan daha çok diğer şeyler ön plandadır. Ancak bilime önem veren, doğayı ve yaşamayı anlamaya çalışan toplumlar, diğerlerine göre oldukça farklı bir yapı ortaya koymaktadır. Üretimleri, teknolojileri, medeniyetleri ve değerleri kayda değer oranda farklılıklar yaratmaktadır. Bu bakımdan sıfır mı, yokluk mu sorusunun daha çok kuramsal bağlamda tartışılması anlamlı olsa da teknolojik gelişmelerin ve buna bağlı olarak ortaya konulan üretim ve değerlerin aslında bilimsel temelleri de mevcuttur. Bunları üretenlerin bu temellerden beslendikleri söylenebilir. Kısacası tüm maddi gelişmelerin bilimsel bilgilere ve buna bağlı olarak teknolojik birikime bağlı olduğu açıktır. Bilimsel bir yapıya dayanmayan çalışmaların ve teknolojilerin hayata geçemeyeceği, geçse de kalıcı olmayacağını söylemek ise kolaydır. Bu bakımdan kalıcı değer ve medeniyet üretenlerin bilimsel kavramlar ve düşüncelerden beslendikleri açıktır.</p>
<p><strong>Sonuç;</strong></p>
<p>Sıfır, çoğu zaman bir referans durumdur. Yokluk ise referans alınabilecek herhangi bir sistemin ve varlığın dahi bulunmadığı <strong>ontolojik</strong> bir durumu işaret eder. İki kavram arasındaki farkı anlamak ve ona anlam yüklemek değerlidir. Bu bağlamda aslında tüm mesele hayatı ve amacını bilimsel temellere ve kutsal değerlere göre anlamaya çalışmak, yaşamın daha düzeyli, daha kaliteli ve daha adil bir seviyeye gelmesi açısından önemlidir. Bunlardan yoksun bir dünyanın ise bugün geldiği yer bellidir: Krizler, pahalılık, karmaşa, derinleşen eşitsizlikler ve giderek büyüyen bir anlam bunalımı ile diğerleridir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sifir-mi-yokluk-mu-84645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır mı, yokluk mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-rekabetciligini-yeniden-sekillendiren-6-donusum-84659</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi rekabetçiliğini yeniden şekillendiren 6 dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya sanayisinde rekabet tek tek teknolojilerle değil; talebi, finansmanı, altyapıyı ve standartları aynı sistem içinde buluşturabilen ülkeler arasında yaşanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun yeni analizi, Asya-Pasifik’te başlayan bu dönüşümün Türkiye için de önemli mesajlar içerdiğini gösteriyor: Yeni sanayi yarışında kazananı fabrikalar değil, ekosistemler belirleyecek. </strong></p>
<p>Küresel rekabetin, maliyet avantajından çok dayanıklılık, düşük karbon ve entegre değer zincirleri etrafında yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Temiz enerjiye erişim, düşük karbonlu üretim, ortak standartlar, finansman ve bölgesel değer zincirleri, sanayi rekabetinin yeni yapı taşları haline geliyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun son analizi, bu dönüşümün en belirgin şekilde Asya- Pasifik’te yaşandığını ve küresel sanayinin geleceğinin burada şekillendiğini ortaya koyuyor. Hem küresel imalat sanayi katma değerinin, hem de sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasını oluşturan bölge, sanayinin geleceğinin laboratuvarına dönüşmüş durumda. Talep yaratma, bölgesel sanayi ekosistemleri ve koordineli finansman, Asya-Pasifik’te sanayi dönüşümünün temel unsurları haline geliyor. Sanayide rekabet gücünü belirleyen 6 dönüşüm başlığı Türkiye açısından da önemli mesajlar içeriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72d04a3c71d-1785909322.png" alt="" width="659" height="686" /><strong>1. SANAYİ REKABETÇİLİĞİ, UYUM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN ÖNÜNE GEÇİYOR</strong></p>
<p>İklim politikaları ile sanayi politikaları arasındaki ayrım giderek ortadan kalkıyor. Karbon performansı satın alma kararlarının, yatırım stratejilerinin ve uluslararası ticaretin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Sanayinin karbonsuzlaşması, doğrudan rekabet gücüyle ilişkilendiriliyor. Hükümetler ve şirketler artık karbonsuzlaşmayı yalnızca bir düzenleyici zorunluluk olarak değil; ihracat rekabeti, sanayi dayanıklılığı ve uzun vadeli büyümenin itici gücü olarak görüyor. Kore Cumhurbaşkanlığı İklim Değişikliği Komisyonu Eş Başkanı Chang-Hoon Lee’nin “Bugün Kore’de iklim politikası ile sanayi politikası arasındaki ayrım neredeyse tamamen ortadan kalktı” sözleri bu yaklaşımı özetliyor.</p>
<p><strong>2. BÖLGESEL SANAYİ EKOSİSTEMLERİ YENİ UYGULAMA MODELİ OLUYOR</strong></p>
<p>Sanayi dönüşümü giderek daha fazla bölgesel ölçekte gerçekleşiyor. Çelik, kritik mineraller, kimyasallar ve temiz yakıtlar gibi sektörlerin tedarik zincirleri zaten birçok ülkeye yayılmış durumda. Bu nedenle rekabet avantajı artık üreticileri, imalatçıları, lojistik şirketlerini, finans kuruluşlarını ve alıcıları sınır ötesinde birbirine bağlayan bölgesel sanayi ekosistemlerine dayanıyor. Avustralya-Doğu Asya Yeşil Demir Koridoru ve ASEAN Döngüsel Ekonomi Çerçevesi gibi girişimler bunun örnekleri arasında yer alıyor. Hükümetler tek tek projeleri koordine etmek yerine altyapıyı, standartları, sertifikasyon sistemlerini ve talebi bölgesel değer zincirleri boyunca uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Böylece daha büyük ve yatırım yapılabilir sanayi sistemleri oluşturuluyor. Yeşil hidrojen ve diğer “yeşil moleküller” gibi alanlarda ortak standartlar ve sertifikasyon sistemleri, piyasa parçalanmasını azaltırken yatırımcı güvenini artırıyor. Indorama Ventures Sürdürülebilirlik Direktörü Anthony Watanabe, “Düşük karbonlu bir dünyaya giden yol Asya-Pasifik’ten geçiyor. Bölge döngüselliği ölçeklendirebilirse, dünyanın ihtiyaç duyduğu sera gazı azaltımının yüzde 25’ine kadarını sağlayabilir” yorumunu yapıyor.</p>
<p><strong>3. TALEP OLUŞTURMAK BÜYÜK ZORLUK</strong></p>
<p>Teknoloji tek başına pazar yaratmıyor. Emisyon azaltımı zor sektörlerde üreticiler, alıcı garantisi olmadan yatırım yapmak istemiyor. Alıcılar ise güvenilir arz oluşmadan satın alma taahhüdünde bulunmuyor. Bu koordinasyon eksikliği yatırımları geciktiriyor. Bu nedenle kamu alımları, ön alım taahhütleri, şirket satın alma konsorsiyumları ve uzun vadeli tedarik anlaşmaları sanayi politikalarının en önemli araçlarından biri haline geliyor. Amaç yalnızca teknolojiyi geliştirmek değil; bu teknolojilerin büyük ölçekte uygulanabileceği pazarları oluşturmak. Hyundai Motor Başkan Yardımcısı Hyeonsook Heo’nun yorumunda olduğu gibi: “Karbon ve döngüsellik kriterleri artık satın alma kararlarının ayrılmaz parçası haline geliyor.”</p>
<p><strong>4. DÖNGÜSELLİK SANAYİ STRATEJİSİNE DÖNÜŞÜYOR</strong></p>
<p>Artan tedarik zinciri riskleri, jeopolitik belirsizlikler ve hammadde fiyatlarındaki oynaklık karşısında döngüsellik, proaktif sanayi politikalarının vazgeçilmez unsuru haline geliyor. Haziran 2026’da Güney Kore’nin açıkladığı “Döngüsel Ekonomi Lider Şirketler ve Sanayi Bölgeleri Programı”, LG Electronics, POSCO ve Hyundai Steel’in de aralarında bulunduğu 16 şirketle birlikte bu yaklaşımın somut örneklerinden biri oldu. Bu gelişme, döngüselliğin çevre politikası olmaktan çıkıp temel sanayi stratejisine dönüştüğünü gösteriyor. Kamu politikalarının da bu dönüşümü desteklemesi, karbonsuzlaşma ile döngüselliğin birlikte teşvik edilmesi gerekiyor. Güney Kore İklim, Enerji ve Çevre Bakan Yardımcısı Kum Hanseung, “Döngüsellik politikaları, çelik ve çimento gibi temel ihracat ürünlerimizin karbon emisyonlarını azaltabilir” diyor.</p>
<p><strong>5. SANAYİ EKOSİSTEMLERİNİ DESTEKLEMELİ</strong></p>
<p>Bugüne kadar kamu finansmanı düşük karbonlu ve döngüsel teknolojilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Ancak bundan sonraki aşamada finansmanın, kanıtlanmış çözümleri ölçeklendirecek sanayi ekosistemlerini desteklemesi gerekiyor. Bunun için vakıfların, kalkınma finans kuruluşlarının, ticari bankaların ve kamu fonlarının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Aynı zamanda yatırım araçlarının standartlaştırılması ve gelişmekte olan ülkeler ile KOBİ’lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması büyük önem taşıyor. Karma finansman modelleri, imtiyazlı sermaye ve yeni risk paylaşım mekanizmalarının bu süreçte kritik rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>6. SANAYİ DÖNÜŞÜMÜNÜN BAŞARISI KAMU-ÖZEL SEKTÖR İŞ BİRLİĞİNE BAĞLI</strong></p>
<p>WEF analizi, “sanayi dönüşümü esasen bir koordinasyon meselesidir” diyor. Hükümetler öngörülebilir politikalar oluşturur. Sanayi üretimi ölçeklendirir ve talep yaratır. Finans kuruluşları sermayeyi harekete geçirir. Uluslararası kuruluşlar ise bölgesel iş birliğini kolaylaştırır ve ortak standartların oluşmasını sağlar. Tek başına hiçbir aktör rekabetçi sanayi sistemleri kuramaz. Küresel Yeşil Büyüme Enstitüsü (GGGI) İcra Direktörü Sang-hyup Kim’in mesajı çok önemli: “Başarılı bir sanayi dönüşümü için hızlı inovasyona ve büyük ölçekli iş birliğine ihtiyacımız var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-rekabetciligini-yeniden-sekillendiren-6-donusum-84659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/4/1280x720/sanayi-endustri-1782446916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi rekabetçiliğini yeniden şekillendiren 6 dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-hangi-sirketlere-halka-arz-izni-vermeli-84652</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK hangi şirketlere halka arz izni vermeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde halka arzlarda yaşanan gelişmeler, sadece yatırımcıları değil, sermaye piyasalarının işleyişini de yeniden düşündürüyor. Halka arz başvurusu SPK'dayken konkordato talep edenler, ilk işlem gününde halka arz fiyatının altına inen hisseler ve beklenen talebi göremeyen arzlar aynı soruyu gündeme getiriyor: SPK, hangi şirketlere halka arz izni vermeli?</p>
<p>Üstelik bu soru sadece birkaç şirketi ilgilendirmiyor. SPK'da değerlendirme bekleyen 129 halka arz başvurusu var. Önümüzdeki dönemde verilecek her karar, yalnızca bir şirketin değil, sermaye piyasalarına duyulan güvenin de kaderini etkileyecek.</p>
<p>Halka arzın amacı belli. Şirket, yatırım yapacak, üretim kapasitesini artıracak, Ar-Ge'ye kaynak ayıracak, istihdam yaratacak ve büyümesini sermaye piyasalarından sağladığı fonla finanse edecek. Kazanan hem şirket hem yatırımcı hem de ülke ekonomisi olacak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a72ca1d06349-1785907741.jpg" alt="" width="718" height="394" />
<figcaption><strong>SPK'da değerlendirme bekleyen 129 halka arz başvurusu var </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, bu amacın her zaman gerçekleşmediğini gösteriyor. Bazı halka arzlarda elde edilen kaynağın önemlice bölümü şirkete değil, mevcut ortakların cebine gidiyor. Üstelik ortak satışının yüksek olduğu bazı arzlarda hisseler daha ilk işlem gününde halka arz fiyatının altına inerken, bazı şirketler halka arz izni beklerken konkordato için mahkemenin kapısını çalıyorlar. Bir tarafta yatırımcıdan sermaye talep ediliyor, diğer tarafta alacaklılara karşı hukuki koruma isteniyor. Bu görüntü, ister istemez güveni sarsıyor.</p>
<p>Neredeyse her fiyat tespit raporunda yatırımcıya "iskontolu halka arz" mesajı veriliyor. Eğer gerçekten öyleyse, piyasa neden daha ilk günden bu fiyatı kabul etmiyor? Bu soru, sadece değerleme yöntemlerini değil, halka arz sürecindeki şirket seçim kriterlerini de yeniden tartışmayı gerektiriyor.</p>
<p>Belki de artık ortak satışı yüksek olan halka arzlar yeniden değerlendirilmeli. Öncelik, sermaye artırımı yoluyla şirkete yeni kaynak sağlayan arzlara verilmeli. Mevcut ortaklar ise halka arzdan elde edilen kaynağın yatırıma dönüştüğünü, şirketin büyüdüğünü ve mali yapısını güçlendirdiğini makul sürede ortaya koyduktan sonra ister ikinci bir halka arzla ister borsada satışla kazançlarını realize edebilmeli.</p>
<p>Sermaye piyasaları, ortaklara çıkış kapısı açmak için değil, şirketlerin geleceğini finanse etmek için vardır. Bu nedenle mesele, kaç halka arza onay verileceği değil; yatırımcının güvenine layık kaç şirket bulunduğudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-hangi-sirketlere-halka-arz-izni-vermeli-84652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK hangi şirketlere halka arz izni vermeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-pahaliligimiz-artmaya-devam-etti-84642</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat pahalılığımız artmaya devam etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Resmi enflasyon gerilese de vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı artmaya devam ediyor. Enflasyondaki düşüşte düşük gıda enflasyonu, zayıf iç talep ve kur politikası etkili olurken, hizmet sektöründe fiyat artışlarının kalıcılığı ve sanayi ile ihracattaki yavaşlama, enflasyonla mücadelenin büyüme üzerinde giderek daha yüksek bir maliyet oluşturduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Her ayın başında olduğu gibi, Türkiye ekonomisi açısından en önemli iki veriyi hafta başında öğrenmiş olduk. Temmuz ayı enflasyonu aylık %1,78 olarak açıklanırken, yıllık enflasyon %31 seviyesine geriledi. Beklentilerin bir miktar altında kalan bu rakam, hem geçen yılın aynı dönemine hem de son beş yılın temmuz ayı ortalamalarına göre daha olumlu bir görünüm sergiliyor. Ülkemiz dünya ölçeğinde pahalı hale gelmeye başladı, bu pahalılık her ay daha da artıyor.</p>
<p>Yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışlarına, enerji maliyetlerindeki yükselişe rağmen enflasyonun bu seviyelerde kalmasının arkasında birkaç önemli neden bulunuyor.</p>
<p><strong>Gıda yardımcı oldu</strong></p>
<p>Bunlardan ilki gıda enflasyonu. Temmuz ayında gıda fiyatları yalnızca %1,63 arttı. Gıda enflasyonunun %2'nin altında kalması, manşet enflasyonun beklentilere yakın gerçekleşmesinde yine belirleyici rol oynadı. Son aylarda hava koşullarının tarımsal üretimi desteklemesi, özellikle meyve ve sebze fiyatlarındaki gerileme sayesinde gıda grubunun enflasyona olumlu katkı verdiğini görüyoruz. Bu etkinin ağustos, hatta kısmen eylül ayında da devam etmesi mümkün görünüyor.</p>
<p>Bununla birlikte yılın son çeyreğinde tablo değişebilir. Sera ürünlerinin devreye girmesiyle mevsimsel fiyat artışlarının yanı sıra, Hürmüz Boğazı ve Rusya-Ukrayna savaşının küresel gıda fiyatları üzerindeki etkilerinin Türkiye'ye de yansıması beklenebilir. Dolayısıyla yılın son aylarında gıdanın enflasyonu aşağı çeken etkisinin zayıfladığı bir döneme girebiliriz.</p>
<p><strong>Enflasyonda talep etkisi</strong></p>
<p>Enflasyonun beklentilerin altında kalmasının ikinci önemli nedeni ise iç talepte gözlenen belirgin yavaşlama. Konut ve otomobil satışlarından tüketici güven endeksine, tüketim eğiliminden beyaz eşya satışlarına kadar birçok gösterge iç talebin son yılların en düşük seviyelerine yaklaştığını gösteriyor. Yönetilen, yönlendirilen fiyatlar ve enerji maliyetlerindeki artışa rağmen bunların geçişkenliğinin sınırlı kalmasının önemli bir nedeninin zayıflayan talep koşulları olduğunu düşünüyoruz. Talepteki bu zayıflama fiyat artışlarının hızını sınırlayan en önemli unsur haline gelmiş durumda.</p>
<p>İç talepteki gerilemenin arkasında yalnızca yüksek faizler değil, aynı zamanda sanayi ve ihracattaki yavaşlamanın gelirler üzerindeki baskısı, reel ücretlerdeki erime ve altın fiyatlarındaki düşüşün yarattığı servet etkisi de bulunuyor. Altın fiyatlarındaki gerileme, hane halkının harcanabilir servet algısını zayıflatarak tüketimi baskılıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde ise tablo bir miktar değişebilir. Eylül ayından itibaren mevsimsel etkiler, altın fiyatlarında olası bir toparlanmanın yeniden yaratacağı servet etkisi ve yılsonu harcamaları iç talebi kısmen canlandırabilir. Buna rağmen, büyümeyi önceleyen yeni politika adımları atılmadığı sürece iç talepte güçlü bir toparlanma beklemiyoruz.</p>
<p>Enflasyonun görece düşük gerçekleşmesinde önemli rol oynayan bir diğer unsur da kur politikası oldu. Türk lirasının reel olarak değerlenmesini destekleyen politika devam ediyor. Nitekim dün açıklanan reel efektif döviz kuru endeksindeki yükseliş de TL'nin reel olarak değer kazanmaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Özetle; zayıf iç talep, kur politikasının desteği ve düşük gıda enflasyonu sayesinde yıllık enflasyon sınırlı da olsa geriledi. Ancak resmi rakam hâlâ %30'un üzerinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Hizmet enflasyonu ciddi biçimde negatif ayrışıyor</strong></p>
<p>Daha önemlisi ise enflasyonun alt kalemleri. Manşet enflasyon aylık %1,78 olmasına rağmen hizmet enflasyonu %3,18 olarak gerçekleşirken, mal enflasyonu yalnızca %0,86 oldu. Yıllık bazda mallardaki enflasyon yaklaşık %27 seviyesindeyken hizmet sektöründeki enflasyon %40'a yaklaşmış durumda. Alt kalemlere baktığımızda kira artışlarının yaklaşık %45, ulaştırma fiyatlarının ise %50 seviyelerinde seyrettiğini görüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, talep koşullarındaki belirgin zayıflamaya rağmen hizmet sektöründe fiyat artışlarının hâlâ %40'lar civarında seyretmesi dikkat çekiyor. Vatandaşın önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisinin %45 seviyelerinde kalmasının temel nedenlerinden biri de bu görünüm.</p>
<p>Sonuç olarak enflasyonda %30-35 bandının giderek katılaşan bir yapı kazandığını düşünüyoruz. Burada da önemli var sayımlarımız var. İç talebin zayıf kalmaya devam etmesi, döviz kurunun kontrol altında tutulması ve gıda fiyatlarında yeni bir olumsuz şok yaşanmaması gerekiyor. Bu varsayımların herhangi birinde yaşanabilecek bozulma, enflasyon görünümünü hızla değiştirebilir. Dolayısıyla enflasyonun ekonomi açısından en önemli risk olmaya devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Büyüme tarafında gelen veriler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), aylardır olduğu gibi temmuz ayında da 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etti ve yalnızca çok sınırlı bir yükseliş gösterdi. Bu da uygulanan ekonomi politikalarının sanayi ve ihracat üzerindeki baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Oysa dünyanın büyük bölümünde PMI verileri hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde çok uzun süredir 50’nin üzerinde. Temmuz ayında küresel PMI verilerinde gerileme olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde yükselmeye devam etti. Ülkemiz bu eğilimden belirgin biçimde ayrışması dikkat çekiyor.</p>
<p>Benzer bir görünüm tüketici güven verilerinde de mevcut. Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi temmuz ayında yaklaşık %5 yükselmesine rağmen tüketim eğilim endeksi %2,3 geriledi. Başka bir ifadeyle vatandaş, otomobil, konut ve dayanıklı tüketim malları satın almak için uygun bir dönemde olduğuna hâlâ inanmıyor.</p>
<p>Mart ayında savaşın başlamasıyla sert biçimde gerileyen tüketim eğilimi mayıs ayında kısa süreli toparlansa da yeniden aşağı yönlü bir patikaya girmiş durumda. Otomobil, konut ve beyaz eşya satışları başta olmak üzere birçok gösterge bu zayıflamanın sürdüğünü teyit ediyor. Sahadan gelen gözlemler de turizm dahil olmak üzere iç talepte belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor.</p>
<p>Son veriler, bir tarafta dünya ortalamalarının çok üzerinde seyreden ve özellikle hizmet sektöründe kalıcılığını koruyan yüksek enflasyona, diğer tarafta ise büyüme ama özellikle sanayi üretimi ve ihracatta belirginleşen yavaşlamaya işaret ediyor. Küresel ekonomide enflasyon %3 seviyelerinde dolanırken, üretim sınırlı bir yavaşlamaya işaret ederken (Örneğin IMF ve OECD verilerine göre küresel ekonomi bir önceki yıla göre sadece %0.5 civarında zayıflayarak 2026 yılında %2.9 civarında büyüyecek. Enflasyonla mücadele yöntemimiz enflasyonu batırmakta zorlanırken, büyümeyi de bastırmaya başladı.  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-pahaliligimiz-artmaya-devam-etti-84642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/2/1280x720/6-1785905604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat pahalılığımız artmaya devam etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-musterek-genel-giderlerin-dagitimi-84641</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Müşterek genel giderlerin dağıtımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretim ve ihracat kazançlarına uygulanan indirimli kurumlar vergisi, faaliyet bazında kazanç hesaplamasını zorunlu hale getirirken, en önemli tartışma başlıklarından birini müşterek genel giderlerin hangi ölçüte göre dağıtılacağı oluşturuyor.</strong></p>
<p>Üretimden ve ihracattan elde edilen kazançlara birkaç yıldan beri, indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanıyor. Bu kazançlara farklı oran uygulanması, her bir faaliyetten doğan kazancın tutarının ayrı hesaplanmasını gerektiriyor. Bu ise kaçınılmaz olarak, hasılat ve giderlerin faaliyetler itibariyle ayrıştırılmasını, her bir hasılat ve gider/maliyet unsurunun, ilgili faaliyet kazancının tespitinde dikkate alınmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>Geçen hafta bu köşede yayınlanan makalede, konunun hasılat boyutuna bakmış, faiz ve kur farkı gibi pasif gelirlerin üretim ve ihracattan doğan kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağına ilişkin açıklamalar yapmıştım.</p>
<p>Bugünün konusu, üretim ve ihracattan elde edilen kazancın tespitinde müşterek genel giderlerin dağıtımı.</p>
<p>Önce konuyu kısaca hatırlatayım, sonra düşüncelerimi ifade edeyim.</p>
<p><strong>Yasal düzenlemelerin gelişimi</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde 2022 yılında yapılan değişiklikle, kurumların ihracattan ve üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisi oranının, 1 puan indirimli uygulanması öngörüldü.</p>
<p>2023 yılında yapılan değişiklikle ihracattan elde edilen kazançlara uygulanan 1 puanlık indirim 5 puana çıkartıldı, 2026 yılında yapılan değişiklikle de kurumlar vergisi oranının, üretim faaliyetinden elde edilen kazançlar için %12,5 olarak uygulanması hükme bağlandı.</p>
<p>Son düzenleme, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu düzenlemeler çerçevesinde, 2026 yılında; üretimden elde edilen kazançlar %4, ihracattan elde edilen kazançlar ise %20 kurumlar vergisi oranına tabi. 2027 yılında ihracattan elde edilen kazançlar için oran değişmeyecek, üretimden elde edilen kazançlar ise %12,5 oranında vergiye tabi olacak.</p>
<p><strong>Kazancın kaynakları itibariyle ayrı ayrı tespiti</strong></p>
<p>Bir işletmede farklı orana tabi kazanç bulunması veya vergiye tabi kazanç yanında istisna kazanç bulunması, her bir kazanç unsurunun ayrı ayrı hesaplanmasını gerektiriyor. Bu çerçevede örneğin, üretim yapıp yurt içine ve yurt dışına mal satan bir işletmede; üretimden ihracat kazancının, üretimden yurt içi satış kazancının ve varsa bunun dışındaki kazançların ayrı ayrı tespitine ihtiyaç var. Bu kurum ayrıca, üretip sattığı malların aynı zamanda alım satımını da yapıyorsa veya teşvik belgeli yatırım yapmış ve kazancın bir kısmı yeni yatırımdan elde dilmişse, toplam kazancın kırılımı daha da artacak demektir.   </p>
<p>Özetlenen düzenleme nedeniyle, her bir faaliyete ilişkin hasılat, gider ve maliyet unsurlarının ayrı ayrı tespit edilmesi, hasılat, maliyet ve gider unsurlarının her bir faaliyet itibariyle ayrı ayrı izlenmesi, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ay­rımı sağlayacak şekilde tutulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Müşterek genel giderlerin dağıtımı</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin üretimden ve ihracattan elde edilen kazancın tespitiyle ilgili bölümünde yapılan açıklamaya göre, gider ve maliyet unsurlarının ayrı hesaplarda izlenerek tespitinin mümkün ol­madığı hallerde müşterek genel giderlerin;</p>
<p>- İndirim kapsamında olan faaliyetler ile indirim kapsamında olmayan faaliyetler arasında <u>uygun bir dağıtım anahtarı</u> tespit edilerek dağıtılması,</p>
<p>- Farklı faaliyetlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarına ilişkin amortisman­ların ise bunların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtımının yapılması,</p>
<p>gerekiyor.</p>
<p>Özetten anlaşılacağı gibi Gelir İdaresi, üretimden ve ihracattan elde edilen kazancın tespitinde, müşterek genel giderlerin dağıtımında, herhangi bir dağıtım anahtarını ölçü olarak belirlememiş. Uygun dağıtım anahtarının belirlenmesini mükellefe bırakmış.</p>
<p><strong>Benzer uygulamalarda benimsenen uygun dağıtım anahtarı</strong></p>
<p>Kazancı ayrı tespit edilen birçok istisna ve indirim uygulaması var. Bunların hepsiyle ilgili de Gelir İdaresi Genel Tebliğ’de uygun bir dağıtım anahtarı belirlemiş durumda. Bu çerçevede örneğin;</p>
<p>- Serbest bölge ve teknokent kazançlarının tespitinde MALİYET,</p>
<p>- Türk Uluslararası Gemi Sicili’ne kayıtlı gemilerin işletilmesinden, hizmet ihracından (KVK madde 10/ğ uygulamasında) ve yatırım fon ve ortaklıklarının taşınmazlardan elde edilen kazancın tespitinde MALİYET esaslı dağıtım anahtarı belirlenmiş.</p>
<p>Tebliğde, yukarıda belirtilen dağıtım anahtarlarının nasıl ve hangi ilkeler kapsamında belirlendiğine ilişkin bir açıklama yok.</p>
<p>Yukarıda belirttiğim gibi tebliğde üretim ve ihracattan elde edilen kazançların belirlenmesinde, müşterek genel giderlerin dağıtımında uygun dağıtım anahtarının kullanılması gerektiği açıklanmış, ancak uygun dağıtım anahtarının ne olduğu konusunda bir belirleme yok.</p>
<p><strong>Gider dağıtımında iki önemli konu: Müşterek genel gider ve dağıtım anahtarı</strong></p>
<p>Öncelikle bir konuyu netleştirmekte yarar var. Dağıtım, müşterek genel giderlerle, yani doğrudan belli bir işlem veya faaliyetle ilişkilendirilemeyen giderlerle sınırlı.</p>
<p>Eğer bir giderin hangi faaliyetle ilgili olduğu biliniyorsa veya tespit edilebiliyorsa, o gider doğrudan ilgili olduğu faaliyet kazancıyla ilişkilendirilmeli ve dağıtıma konu olmamalı. Benzer bir ifadeyle, eğer bir giderin hangi faaliyetle ilgili olmadığı biliniyorsa, giderin ilgili olmadığı faaliyete pay verilmemeli, dağıtım diğer faaliyetler arasında yapılmalı. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, yurt içi reklâm giderleri, yurt içi mal alım satımı kazancı ile üretimden yurt içi satış kazancı arasında dağıtılmalı, ihracattan kaynaklanan kazanca pay verilmemeli.</p>
<p>İkinci konu dağıtım anahtarı konusu; Bu konuya iki alt başlıkta bakmayı tercih ederim. Birincisi bütün müşterek genel giderler için tek dağıtım anahtarı kullanmak zorunda değiliz. Belki doğru cümle, her grup müşterek genel gider için, o giderin niteliğine uygun ayrı bir dağıtım anahtarı arayışında olmalıyız. Dağıtımla amacımız her bir faaliyetten doğan kazancı doğru bir şekilde tespit etmekse ki vergi uygulamasında esas olan fiili maliyeti ve doğru kazancı tespit etmektir, bunun yapılması gerekiyor.</p>
<p>İkinci alt başlıkta da dağıtım anahtarının nasıl tespit edileceğine ilişkin; Arayışın fiili maliyet ve gerçek kazanç tutarına ulaşmak olduğu gerçeği çerçevesinde dağıtım anahtarı, işe ve işletmeye uygun, ölçülebilir ve belgelenebilir, sonuç (kâr) odaklı olmayan bir yapıda olmalıdır.</p>
<p><strong>Tebliğde yer alan açıklamalar hakkında düşüncem</strong></p>
<p>Yukarıda da özetledim, Gelir İdaresi dağıtım anahtarı kullanılması gereken konularda, istisnaları hariç, hangi dağıtım anahtarı kullanılması gerektiğini belirlemiş. İdarenin görüşünü açıklaması ve mükelleflere belli bir garanti sağlaması, vergiye gönüllü uyum sağlama amacı dışında bir amacı olmayan mükelleflerin risklerini azaltması, bir anlamda yok etmesi son derece olumlu. Ancak, bunu vergi mevzuatına ve mükellef hukukuna daha uygun bir şekilde yapması da mümkündü diye düşünüyorum.</p>
<p>Kişisel düşüncem, müşterek genel giderlerin dağıtımında, uygun dağıtım anahtarı kullanılması gerekir. Bir faaliyet için çok genel bir ifadeyle maliyet veya hasılat esaslı bir dağıtım anahtarı kullanılması her zaman doğru olmayabilir, gerçek kazancın tespitine de hizmet etmeyebilir. İdarenin bu anlayışı reddetmeden, uygun dağıtım anahtarının tespitinde zorluk yaşanması halinde, faaliyetin/kazancın türüne göre maliyet/hasılat anahtarının kullanılmasının mümkün olduğunu açıklamasında sakınca yok.</p>
<p>Genel Tebliğ’de yer alan açıklamaların genel ifadeler olduğu, uygun dağıtım anahtarı kullanan işletmeleri hukuken bağlamayacağı söylenebilir. Ancak konuyla ilgili olarak verilen özelgelerde, tebliğde uygun dağıtım anahtarı olarak belirlenen ölçünün, kanuni bir ölçü gibi görüldüğü anlaşılıyor. Özelgelerde, tebliğde yer alan dağıtım anahtarının kullanılması gerektiği açıkça belirtiliyor ve İdarenin farklı anahtar kullanımının mümkün olmadığı görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Her bir faaliyet kazancının ayrı tespiti son derece zor bir konu... İşlem kendi içerisinde önemli ölçüde varsayım ve tercih yapmayı gerektiriyor. Kişiye göre değişebilir doğrular var. Bu çerçevede mükelleflerin dikkatli, İdarenin ise biraz esnek olmasında yarar var.</p>
<p>Sonuç olarak, üretim ve ihracat kazancının tespitinde, maliyet veya hasılatı esas alan bir anahtarın kullanılması bence zorunlu değil. Mümkünse, gerçek kazancın tespitine daha iyi hizmet eden bir dağıtım anahtarı kullanmak daha doğru... Anahtar tespitinde zorlanan işletmelerin ise diğer benzer örneklerde olduğu gibi, maliyet veya hasılat esasına dayalı anahtarlardan uygun olanını seçip uygulamalarında da sakınca yok diye düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazancinin-tespiti-musterek-genel-giderlerin-dagitimi-84641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat kazancının tespiti: Müşterek genel giderlerin dağıtımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicagin-bilanco-etkisi-84640</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title>  Sıcağın bilanço etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aşırı sıcaklar artık sadece çevreyi değil ekonomiyi de vuruyor. Uzmanlara göre iklim krizi artık yalnızca orman yangınları ve kuraklıkla değil, işgücü kayıpları, üretim düşüşü ve ekonomik maliyetlerle de kendini gösteriyor. İngiltere'de rekor sıcakların yaşandığı tek haftada 24 milyon çalışma saati kaybedilirken ekonomide 1,15 milyar sterlinlik zarar oluştu.</strong></p>
<p>İngiltere, 1884'ten bu yana en sıcak Haziran'ını yaşadı. O hafta ülkede üretilen en önemli iklim belgesi bir uydu görüntüsü değildi. Bir puantaj cetveliydi.</p>
<p><em>London School of Economics</em>, o rekor sıcaklıktaki haftada iki bine yakın çalışanla bir araştırma yaptı. Sonuç çarpıcı. 24 milyon kayıp çalışma saati, hiç çalışamayan 1,25 milyon kişi, tek haftada 1,15 milyar sterlinlik ekonomik kayıp.</p>
<p>Asıl haber bana göre bu rakamlar değil. Asıl haber, iklim krizinin artık nerede kayda geçtiği. Otuz yıldır iklim krizini yanan ormanlarla, kuruyan göllerle, eriyen buzullarla anlattık. Bu görüntüler vicdanları yaktı ama gereken eylemi sağlamadı. Şimdi, işin ekonomi tarafında yeni bir cephe açılıyor. Sürekli büyüme ve kâr odaklı sistem, bunu artık göz ardı edebilecek durumda değil. Çünkü iklim krizi gündelik işgücü kaydına giriyor.</p>
<p><strong>Adresi olan maliyet</strong></p>
<p>Sıcak, haftada bir milyar sterline mal olduğunda, iklim meselesi sadece çevre bakanlığının konusu olmaktan çıkar. Hazinenin, çalışma bakanlığının ve büyüme tahminlerinin sorunu olur. Yıllardır artan sıcaklığın maliyeti tek tek bedenlere yazılıyordu. Görünmezdi, bu yüzden politik olarak hiçbir yerdeydi. İstatistik o maliyete bir adres verdi. Adresi olan maliyetin kapısını da birinin açması gerekir.</p>
<p>Üstelik bu kayıt artık yalnızca İngiltere'de değil, dünyanın dört bir yanında tutuluyor. Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre dünyada 2,4 milyar çalışan (küresel işgücünün yüzde 71'i) aşırı sıcağa maruz kalıyor. Sıcak her yıl yaklaşık 23 milyon iş kazasına ve 19 bin ölüme yol açıyor. Örgütün 2030 projeksiyonu daha da çarpıcı: Küresel çalışma saatlerinin yüzde 2,2'si sıcağa kaybedilecek. <strong><em>İklim krizi, dünyanın en büyük istihdam istatistiklerinden birine dönüşüyor.</em></strong></p>
<p><strong>Faturayı kim ödüyor</strong></p>
<p>Ancak sıcak herkesi eşit yakmıyor. ILO'ya göre 2030'da kaybedilecek saatlerin yüzde 60'ı tarımda, yüzde 19'u inşaatta olacak. Güney Asya'da kayıp, çalışma saatlerinin yüzde 5'ine dayanacak. Yük, açık havada ve bedeniyle çalışana biniyor. Yani en düşük ücretliye, en güvencesize. Sıcak aslında bir tür vergi gibi. Terle tahsil edilir, camın arkasına çekilemeyenden kesilir, kimseye iade edilmez. Kurumsal çalışan için sıcak dalgası çoğu zaman bir konfor kaybıyken; kurye için gelir kaybı, tarım işçisi için sağlık riski, inşaat emekçisi için ise doğrudan yaşam riski anlamına geliyor. İklim krizi, sadece sıcağı değil, işgücü eşitsizliğini de harlıyor.</p>
<p>Burada bir tehlike var. Sıcak, kayıp üretim olarak fiyatlandığı an, en kestirme cevap emisyonları azaltmak değil, klimayı açmaktır. Ofisleri soğut, vardiyaları kaydır, kayıpları sigortala. Uyum elbette gerekli. Ama azaltımdan koparılmış bir uyum siyaseti, ortak bir sorunu özel bir konfor piyasasına çevirir. Klima yeni sınıf sınırı olur. Sıcaktan parasıyla çıkabilenlerle, sıcağın içinde çalışması için ücret alanlar arasındaki sınıra...</p>
<p><strong>Adil geçişin ikinci kanadı</strong></p>
<p>Bu tablo, adil geçişin tanımını da genişletiyor. Adil geçiş bugüne dek tek soru sordu: Fosil yakıt ekonomisinden çıkarken madenciye, rafineri işçisine ne olacak? Bu, ayrılmanın sorusuydu. Hala geçerli ve önemli.</p>
<p>Ama artık ikinci bir soru daha var. <strong><em>İklim krizinin bedelini kim taşıyor, onun içinde kim çalışıyor, ondan kim korunuyor?</em></strong> Birinci geçiş, fosil yakıtları bırakmanın maliyetini nasıl paylaşacağımızı soruyordu. İkincisi, atmosfere çoktan yazılmış sıcağın kendisini; çalışma saatlerini, riski, yorgunluğu nasıl paylaşacağımızı soruyor. Bugünün işçisi hakkında sessiz kalan bir adil geçiş, tek kanatlı bir geçiştir. Tek kanatlı şeyler de uçmaz. Sadece olduğu yerde döner.</p>
<p><strong>Antalya'daki masa</strong></p>
<p>Kasım'da COP31 için müzakereciler Antalya'da, sıcakta çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir ülkede toplanacak. Bu kez, işgücü istatistiği de masada emisyon envanterinin yanında bir sandalyeyi hak ediyor. Kayıp ve hasar bugüne dek uluslararasında tutulan bir defterdi. Yeni kayıtlar, bunun aynı zamanda işgücü sınıfları arasında tutulan ve her hafta ücretle kapatılan bir defter haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Sıcaklık rekorları, anlatı alışkanlığını da kırıyor. İklim hasarı olağanüstünün alanından çıkıp, gündelik iş hayatının kayıtlarına; bordroya, vardiya çizelgesine, büyüme tahminine giriyor. Aslında bu hasar çok uzun zamandır gerçekti. Ama sistem, bu kaybı bilançoya yansıyan bir ekonomik risk olarak belki de ilk kez bu kadar net gördü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicagin-bilanco-etkisi-84640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Sıcağın bilanço etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/voleyboldan-futbola-ders-para-degil-sistem-kazanir-84639</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Voleyboldan futbola ders: Para değil, sistem kazanır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sorun “futbolcularımız yeteneksiz” meselesi değil. Türkiye’de yetenek var. Sorun, yeteneğin nasıl seçildiği, nasıl geliştirildiği, nasıl korunduğu ve nasıl takım haline getirildiği. Voleybolda oyuncu havuzu, kulüp disiplini ve milli takım kimliği birbirini besliyor.</strong></p>
<p>Kadın voleybol takımımızın dünya ölçeğinde kupa kazanmasıyla erkek futbol takımımızın beklenen başarıyı verememesi arasında çok basit ama çok öğretici bir fark var: Voleybolda uzun süredir sistem, futbolda ise çoğu zaman gündem yönetiliyor.</p>
<p>Filenin Sultanları’nın son yıllardaki yükselişi tesadüf değil. Türkiye, 2023’te Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası’nı kazandı; 2025 Dünya Şampiyonası’nda final oynayıp gümüş madalya aldı; 2026’da da Brezilya’yı 3-1 yenerek Milletler Ligi şampiyonluğuna ulaştı. Bu başarıların arkasında yalnızca iyi bir jenerasyon yok. Güçlü kulüpler, düzenli altyapı, yabancı ve yerli kaliteli antrenörler, ciddi lig rekabeti, sporcu bilimi, sponsorluk, medya görünürlüğü ve kadın sporuna artan toplumsal destek var. Türkiye Today’in uzman görüşlerine dayanan analizinde de Türkiye’nin kadın voleybolunda küresel marka haline gelmesinin temelinde uzun vadeli altyapı yatırımı, güçlü kulüp programları ve genç oyuncu gelişimi gösteriliyor.</p>
<p>Futbolda ise para var, ilgi var, taraftar var, yayın var, kavga var; ama sürdürülebilir başarıya dönüşen istikrarlı bir model yok. Financial Times’ın Türk futboluna dair değerlendirmesinde kulüplerin mali yapısındaki bozulma, borç yükü, yerli oyuncu yetiştirmedeki eksiklik ve dış müdahale algısı açıkça öne çıkıyor. Aynı analizde önde gelen kulüplerin 2022-23 sezonunda ciddi zararlar yazdığı, toplam banka borcunun 1 milyar euro civarına çıktığı ve birçok kulübün negatif özkaynakta olduğu aktarılıyor. The Guardian’ın 2025’te yazdığı bahis skandalı haberi ise Türk futbolunda güven krizinin sadece saha içi sonuçlarla sınırlı olmadığını, hakemlerden oyunculara uzanan daha derin bir bütünlük sorunu bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Futbolda aklın önüne </strong><strong>geçen uygulamalar var</strong></p>
<p>Yani sorun “futbolcularımız yeteneksiz” meselesi değil. Türkiye’de yetenek var. Sorun, yeteneğin nasıl seçildiği, nasıl geliştirildiği, nasıl korunduğu ve nasıl takım haline getirildiği. Voleybolda oyuncu havuzu, kulüp disiplini ve milli takım kimliği birbirini besliyor. Futbolda ise kulüp çıkarı, menajer ilişkileri, yabancı oyuncu politikası, günü kurtaran transferler, teknik direktör değişiklikleri, sosyal medya baskısı ve federasyon tartışmaları çoğu zaman futbol aklının önüne geçiyor.</p>
<p>Dünyada bunun tersi örnekler var. Bazı ülkeler futbolu tamamen bırakmadı ama başarıyı sadece futbola bağlamadı. İngiltere, UK Sport üzerinden piyango ve kamu kaynaklarını Olimpik ve Paralimpik branşlara stratejik biçimde dağıtıyor; amaç, sporcuların uluslararası başarı potansiyelini artırmak. UK Sport, Los Angeles 2028 döngüsü için 50’den fazla spora 330 milyon sterlinlik rekor yatırım açıkladı. Avustralya da benzer şekilde sadece futbola değil, Olimpik ve Paralimpik spor sistemine yatırım yapıyor; Avustralya Spor Komisyonu 70 spor için 385 milyon Avustralya dolarlık yatırım paketini duyurdu. Bu ülkeler bize şunu söylüyor: Devlet aklı sporu sadece futbol tribünü üzerinden okumaz; sporcu gelişimi, bilim, tesis, antrenör, veri, sağlık ve uzun vadeli performans sistemi olarak okur.</p>
<p>Hollanda örneği de ilginç. Nüfusu büyük değil ama bisiklet, sürat pateni, yüzme, hokey ve futbol gibi branşlarda sürekli rekabetçi kalabiliyor. Bunun nedeni her branşı aynı ölçüde paraya boğmak değil; spor kültürü, yerel kulüp yapısı, antrenör kalitesi, planlama ve disiplin. Hollanda Spor Konseyi’nin elit sporun sürdürülebilir organizasyonu ve finansmanı üzerine yaptığı çalışma, başarının rastlantıya değil, uzun vadeli kurum tasarımına bağlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Türkiye için de benzer bir model yazılabilir mi? Elbette yazılır. Ama bu modelin merkezinde hamaset değil, liyakat olmalı. Siyaset, kulüp baskısı, menajer ilişkileri, sosyal medya popülizmi ve günü kurtarma alışkanlığı kenara çekilmeli. Her branş için ayrı ayrı hedef konmalı. Altyapıdan A takıma geçiş yolu net olmalı. Antrenör eğitimi standart hale getirilmeli. Sporcu seçiminde isim değil form, yaş değil rol, popülerlik değil takım ihtiyacı öne çıkmalı. Milli takım kampı, bir ödül dağıtım yeri değil, en iyi uyumu verecek kadronun kurulduğu profesyonel alan olmalı.</p>
<p><strong>Kupaları yıldızlardan önce </strong><strong>takım ruhu kazanıyor</strong></p>
<p>Takım ruhu dediğimiz şey de tam burada başlıyor. Futbol tarihinde bunun en güzel örneği Danimarka’nın 1992 Avrupa Şampiyonluğu. Danimarka aslında turnuvaya katılamamıştı. Yugoslavya, savaş ve yaptırımlar nedeniyle turnuvadan çıkarılınca UEFA, onun yerine grubun ikincisi Danimarka’yı davet etti. UEFA’nın kendi tarihçesi, Yugoslavya’nın Mayıs 1992’de turnuvadan çıkarıldığını ve yerini Danimarka’nın aldığını yazar. Danimarka kısa sürede toparlandı, İsveç’e gitti ve finalde Almanya’yı 2-0 yendi. Finalin gollerini John Jensen ve Kim Vilfort attı. UEFA’nın “son dakika katılımcısı” olarak anlattığı bu hikâyede teknik direktör Richard Møller Nielsen’in daveti aldığında mutfağını boyamayı planladığı bile anlatılır.</p>
<p>Burada efsaneyi de doğru anlatalım: “Tüm takım plajdan toplandı” ifadesi biraz abartılıdır. Ama bazı oyuncuların gerçekten tatil planına geçtiği, hazırlık süresinin çok kısa olduğu ve takımın turnuvaya neredeyse beklentisiz gittiği doğru. Eski Danimarkalı oyuncu John Sivebæk de oyuncuların bir kısmının tatildeyken çağrıldığını anlatır. Ama mucizenin asıl nedeni tatilden dönmek değil, takımın rolünü bilmesi, birbirine inanması ve üzerindeki baskının hafif olmasıydı.</p>
<p>Benzer hikâyeler başka turnuvalarda da var. Yunanistan 2004 Avrupa Şampiyonası’na büyük favori olarak gitmedi; hatta UEFA final yazısında Yunanistan’ın turnuva başında 80’e 1 dışarıdan görüldüğünü aktarır. Ama Otto Rehhagel’in takımı disiplin, rol paylaşımı ve savunma aklıyla Portekiz’i finalde 1-0 yendi. Golü Angelos Charisteas attı. Futbol tarihinde bazen en parlak yıldızlar değil, rolünü en iyi yapan oyuncular kupayı getirir.</p>
<p>Portekiz’in 2016 Avrupa Şampiyonluğu da buna örnek. Cristiano Ronaldo finalde sakatlanıp çıktı. Maçın kahramanı ise çoğu kişinin beklemediği bir isim oldu: Eder. 109. dakikada attığı golle Portekiz’e tarihinin ilk büyük kupasını getirdi. O gün bize bir kez daha şu dersi verdi: Büyük turnuvaları sadece yıldızlar değil, doğru zamanda doğru rolü üstlenen oyuncular kazanır.</p>
<p>Salvatore Schillaci’nin 1990 Dünya Kupası hikâyesi de farklı bir örnek. İtalya kupayı kazanamadı ama Schillaci, turnuvaya büyük yıldız olarak başlamadan, yedekten gelip altı gol attı; hem Altın Ayakkabı’yı hem Altın Top’u kazandı. FIFA’nın anlatımıyla neredeyse “hiç beklenmeyen” bir oyuncu turnuvanın yüzü haline geldi. Bu da seçimin sadece şöhrete göre değil, oyuncunun anlık formuna, açlığına ve rolüne göre yapılması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Buradan Türkiye’ye dönersek, voleybolda başardığımız şey aslında futbola da ders olabilir. Voleybol bize şunu gösterdi: Kadın sporuna yatırım yapılırsa, altyapı sabırla kurulursa, kulüpler milli takımı beslerse, doğru hoca seçilir ve oyunculara güven verilirse Türkiye dünya çapında başarı kazanabiliyor. Futbolda ise milyonlarca Euro harcamak, yıldız transfer etmek, tribünleri doldurmak ve sürekli büyük laflar etmek yetmiyor.</p>
<p><strong>Takım kurmak, kadro </strong><strong>açıklamaktan başka bir iştir</strong></p>
<p>Türkiye’nin sporda yeni modeli şu olmalı: Futbol dahil tüm branşlara ciddiyetle yaklaşmak, ama hiçbir branşı siyasi gösteri alanına çevirmemek. Voleybolda elde edilen başarıyı “tesadüf” diye değil, “model” diye okumak. Başarılı branşları ödüllendirmek, ama bu ödülü plansız popülizme değil, sürdürülebilir altyapıya çevirmek. Çocukların sadece futbol okuluna değil, voleybola, basketbola, atletizme, yüzmeye, jimnastiğe, güreşe, tekvandoya, hentbola, bisiklete de ulaşmasını sağlamak.</p>
<p>En önemlisi de şu: Takım kurmak, kadro açıklamaktan başka bir iştir. Danimarka 1992’de bunu gösterdi. Yunanistan 2004’te bunu gösterdi. Portekiz 2016’da bunu gösterdi. Voleybolcularımız da yıllardır bunu gösteriyor. Takım ruhu, herkesin aynı şeyi söylemesi değil; herkesin kendi rolünü bilmesi, birbirine güvenmesi ve ortak hedef için egosunu geri çekebilmesidir.</p>
<p>Futbolda da başarı gelecekse buradan gelecek. Daha fazla bağırarak değil, daha iyi planlayarak. Daha fazla para harcayarak değil, daha doğru yatırım yaparak. Daha fazla yıldız arayarak değil, daha iyi takım kurarak.</p>
<p>Filenin Sultanları bize zaten yolu gösterdi. Şimdi mesele, o yolu sadece alkışlamak mı, yoksa diğer branşlara da uygulamak mı?</p>
<p><strong>Milli takım, en popüler </strong><strong>oyuncuların toplamı değildir</strong></p>
<p>Futbolun en büyük problemi bazen futbol olmaktan çıkıp, herkesin güç gösterisi yaptığı bir alana dönüşmesi. Milli takım seçimi bile zaman zaman sportif akıldan çok kamuoyu baskısı, kulüp dengesi, medya tartışması ve yönetim refleksiyle konuşuluyor. Oysa milli takım, en popüler oyuncuların toplamı değildir. En doğru rollerin, en doğru karakterlerin ve en güçlü takım duygusunun toplamıdır. Bu yüzden mesele futbola daha az para harcamak değil. Mesele parayı doğru yere harcamak. Altyapıya, antrenöre, veri analizine, sporcu sağlığına, psikolojiye, genç oyuncunun maç süresine, kulüp-federasyon koordinasyonuna, hakem güvenine ve liyakatli yönetime harcanmayan para, sonunda pahalı ama başarısız bir futbol endüstrisi yaratır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/voleyboldan-futbola-ders-para-degil-sistem-kazanir-84639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/67-1785907537.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Voleyboldan futbola ders: Para değil, sistem kazanır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-en-sicak-haftasinin-3-sicak-konusu-84638</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın en sıcak haftasının 3 sıcak konusu…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın en sıcak haftasında ekonominin de gündemi üç kritik veriyle şekillendi. Temmuz ayına ilişkin enflasyon, PMI ve dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinin üç temel kırılganlığını aynı anda ortaya koydu. Yüksek enflasyonun kalıcılığı, sanayide süren daralma ve dış ticarette devam eden yapısal sorunlar, ekonomi politikalarında daha kapsamlı adımlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Bilindiği üzere; ülkemizin ve dünyanın çok sayıda gündemi arasında özellikle ekonomi ile ilgili olanları çok önemli. Bu haftanın sıcak konularının başında, öncelikle ülkemizde yılın en sıcak haftası olması geliyor.</p>
<p>Haftanın başında da ekonomi ile ilgili sıcak konular üst üste gelmiş durumda. Bunlar;</p>
<p>- Temmuz ayı enflasyonu</p>
<p>- İSO tarafından yayımlanan Temmuz ayı PMI endeksi</p>
<p>- Temmuz ayı geçici dış ticaret rakamları</p>
<p>Şimdi bu üç sıcak gelişmeye biraz fokuslanalım;</p>
<p><strong>- Temmuz 2026 enflasyonu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz pazartesi sabahı Temmuz ayı enflasyonu TÜFE yayımlandı. Aylık TÜFE oranının yüzde 1.75 ve 12 aylık yıllık TÜFE oranının da yüzde 31.75 olduğu açıklandı.</p>
<p>Aslında geçtiğimiz ay TCMB Para Politikası Kurulu, Temmuz ayı enflasyon oranının daha yüksek çıkacağını belirterek piyasaları hazırladı. Dolayısıyla sonuç, beklenenin de biraz altında gelmiş olması nedeniyle çok da sürpriz olmadı.</p>
<p>Peki bu enflasyon belasını nasıl yorumlamalıyız?... Ne yapmalıyız?...</p>
<p>Artık 2026 yılında giderek katılaşan ve yüzde 30-32 bandına çakılıp kalan bir enflasyon var. Piyasa analistlerinin ve akademisyenlerin yorumu da 2026 yılı sonunda bu noktaları işaret ediyor.</p>
<p>Asıl katılığın özellikle gıda, konut, ulaştırma gibi alanlarda devam ettiği ve zaman zaman da konjonktürel olarak sağlık, eğitim gibi alanlara kaydığı görülüyor.</p>
<p>Son dönemde petrol ve enerji fiyatlarındaki dalgalı seyrin etkili olduğu, köprü ücretleri gibi kamu mal ve hizmet fiyatlarının da enflasyonu körüklediği, önümüzdeki aylarda eğitim gibi alanların fiyat artışlarının olacağı, eşel mobil sisteminin önümüzdeki 2 ayda kaydırılacak olmasının da enflasyonu tetikleyeceği anlaşılıyor.</p>
<p>Ancak; işin politika tarafı zayıf kalıyor. Sadece Merkez Bankası’nın para, faiz ve kredi politikaları ile yetiniliyor; özellikle maliye politikaları ıskalanıyor.</p>
<p>Sözün özü, daha birkaç yıl, tek haneli enflasyon hayali hiç ufukta görünmüyor.</p>
<p><strong>- Temmuz ayı İSO’nun PMI endeksi</strong></p>
<p>Malum, PMI endeksi; imalat, hizmet ve inşaat sektörlerindeki satın alma müdürlerinin yeni sipariş, üretim, istihdam ve stok gibi eğilimlerini ölçen öncü bir ekonomik gösterge. Bu endeks her ay İSO tarafından yayımlanıyor ve hem imalat sanayisini hem de 10 sektördeki gelişmeleri sergiliyor.</p>
<p>Bu gösterge, 2026 yılının 7 ayında olumsuzluğu sergileyen 50’nin altında seyretmiş. En yüksek Mayıs ayında 49,8 ve en düşük de Haziran ayında 47,1 olmuş. Şimdi de Temmuzda 47,7.</p>
<p>Rapora göre; talebin zayıf seyrine bağlı olarak firmalar satın alma faaliyetlerini ve stoklarını azaltmış. Doğal olarak girdi talebinin yavaşlamasıyla tedarik zincirleri üzerindeki baskı da biraz hafiflemiş. Bazı firmaların petrol ve hammadde maliyet artışlarına rağmen girdi maliyetleri enflasyonu üst üste üç aydır gerilemiş ve Kasım 2025 ayından beri en düşük hızına inmiş.</p>
<p>Anket katılımcıları, yeni siparişlerdeki azalışı olumsuz piyasa koşullarına ve fiyat baskılarına bağlıyor. Böylece faaliyet koşullarındaki bozulma eğiliminin 28 aydır devam ettiği vurgulanıyor. Aynı şekilde üretimin de üst üste ikinci kez azaldığına ve istihdamda da üst üste 20 aydır düşüşün kaydedildiğine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Sektörel PMI endeksinde ise olumlu giden husus, giyim ve deri ürünleri ile elektrikli ve elektronik ürünler ve metalik olmayan mineral ürün endekslerinin 50’nin üzerine çıkması, yani üretim ve yeni siparişlerin artması.</p>
<p><strong>- Temmuz ayı dış ticaret rakamları</strong></p>
<p>Hafta başında yeni bir rekor olarak Temmuz ayı ihracat rakamı duyuruldu. Nedense bu hükümetin ve özellikle de dış ticaret yönetiminin rekorlara karşı ayrı bir ilgisi var.</p>
<p>Peki ne olmuş?...</p>
<p>Temmuz ayında ihracat 25,6 milyar dolar ve ithalat da yaklaşık 33 milyar dolar olmuş ve dış ticaret açığı da 7.4 milyar dolara çıkmış. İlk yedi ayda ise ihracat 161,6 milyar dolar ve ithalat da 222,1 milyar dolar gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı da 60,5 milyar dolar olmuş. Son 12 ay itibariyle de ihracat 375,3 milyar dolar ve ithalat 653,9 milyar olmuş ve dış ticaret açığı 96.8 milyar dolara çıkmış. Unutmayalım yıllık 100 milyar dolar civarında dış ticaret açığı oluşuyor.</p>
<p>Elbette nicel değerlendirmeler önemli… Dünya ticaretinden yüzde 1,5 üzerinde pay almamız elbette iyi.</p>
<p>Ancak;</p>
<p>- İhracatta hala aynı ürün gamında devam etmemiz,</p>
<p>- Dahilde işleme mekanizmasıyla ihracatımızı ağırlıklı ara malı ithalatıyla yapmamız,</p>
<p>- Maliyet ve kurlara bağlı olarak giderek rekabetçi yönümüzü kaybetmemiz,</p>
<p>- İthalatta dış ticaret politikası araçlarına çok sıkça başvurup piyasa serbestisini bozmamız,</p>
<p>- Eşik fiyat uygulaması gibi mekanizmaları olağan hale getirmemiz,</p>
<p>- Pazar çeşitlendirmesi ve diğer proaktif pazarlama yöntemlerini ıskalamamız,</p>
<p>gibi temel sorunları göz aldı ederek sağlıklı yol alamayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-en-sicak-haftasinin-3-sicak-konusu-84638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın en sıcak haftasının 3 sıcak konusu… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusmeyecek-cunku-84637</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düşmeyecek; çünkü…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bilinen gerçektir; diploma basarak cehaletten, para basarak sefaletten kurtulamazsın. Bir de enflasyonu çözmek yerine onu besleyen KAMUFLASYON anlayışıyla refaha ulaşamazsınız.</strong></p>
<p>Yazının başlığına bakıp <strong>enflasyon lobisi</strong> teşhisi koymayın. Enflasyon düşmeyecek çünkü <strong>onu besleyen var</strong> ve Merkez <strong>Bankası'nın hünerleri</strong> de <strong>Maliye'nin makroekonomik tedbirleri</strong> de işe yaramıyor. Bizim enflasyonun da <strong>ekonomi bilimiyle</strong> ilgisi pek kalmadı, kendisi bir <strong>Türkiye sosyolojisi</strong> halini aldı.</p>
<p>Türkiye'deki enflasyon değil dostlar; bizdeki düpedüz</p>
<p><strong>"Kamuflasyon."</strong> Zira kamunun <strong>zam yaparak enflasyonu düşüreceğine dair</strong> bir <strong>fantezisi</strong> var.</p>
<p>Ortaya, dünyanın bildiğinden faklı,<strong> "endemik bir enflasyon"</strong> çıkıyor. Kamuflasyon dediğim de zaten bu türün tanımı...</p>
<p><strong>NELER YAPMADIK ŞU ENFLASYON İÇİN, KİMİMİZ ÖLDÜK KİMİMİZ NUTUK SÖYLEDİK</strong></p>
<p>Aslında iş biraz da <strong>Nasrettin Hoca</strong> işine döndü; hoca, <strong>karanlık evde kaybedip</strong> aydınlık sokak lambası altında araması gibi. Enflasyonun <strong>sebebini</strong>, çözümünü <strong>yanlış yerde</strong> arıyoruz. Enflasyon; zihnimizdeki bir <strong>kıymık</strong> ve ekonomi yönetimi;<strong> "indi, iniyor"</strong> dedikçe derine batıyor. <strong>Lafla da düşmüyor ki meret...</strong> <strong>Emekliyi</strong> "sosyal atık" haline getirdik, düşmedi. <strong>Asgari ücreti</strong> açlık sınırına gömdük, inmedi, <strong>Çiftçiyi</strong> taban fiyattan, <strong>memuru</strong> katsayıdan ettik, <strong>Üretimi</strong> soğuttuk,<strong> ev genci</strong> ürettik, <strong>ücretleri</strong> baskıladık, önümüze gelene <strong>ceza</strong> yazdık, <strong>esnafa</strong> kan ağlattık, <strong>vatandaşa</strong> borçların üstüne yattık; <strong>yine düşmedi.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / </strong><strong>Enflasyon direncine dair...</strong></span></p>
<p><strong>• Neden düşüremiyoruz?</strong></p>
<p><strong>Birincisi,</strong> niyetimiz yok.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>; her birimiz enflasyon değirmenine su taşıyoruz.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong>, kriz yok çürüme var ve fiyatlandırmada davranış bozukluğu yaygın.</p>
<p><strong>Dördüncüsü</strong> de biz fakir değil; ahlaksızız.</p>
<p><strong>• Peki, kim düşürebilecek?</strong></p>
<p><strong>Bu hükümet</strong> düşürmeyecek.</p>
<p><strong>Merkez</strong> düşüremeyecek.</p>
<p>Ahlakın el etek çektiği <strong>piyasada</strong> hiç birimiz, yerine aynı fiyattan konulamayacağı saplantısıyla etiketlerini ıslah edemeyecek. Umut yok yani.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SURİNAM DAHİ DÜZE ÇIKTI DA BİZ ENFLASYON GİRDABINDAN ÇIKAMADIK</strong></p>
<p><strong>NBE</strong> kanalında <strong>Ekonomi Masası</strong>'na çıkan<strong> Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz,</strong> yürüttükleri araştırma neticesinde 2011'den bu yana <strong>Surinam'ın bile sınıf atladığını</strong> ama Türkiye'nin sürekli geri gittiğini gördüler. Biz daha <strong>heterodoks'tan geri dönemedik</strong> ve hâlâ<strong> "enflasyon düşecek"</strong> masalındayız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BOZUK OVP LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>• OVP:</strong> Orta Vadeli Program. Aslında bir önceki yürümeyen programın kopyala yapıştırı</p>
<p><strong>• Enflasyon:</strong> Hükümetin umursamadığı ama yoksul kesimi inleten yönetim beceriksizliği</p>
<p><strong>• Sıkı Para Politikası:</strong> Kendilerine kurusıkı ama vatandaşa, emekliye, çalışana sımsıkı</p>
<p><strong>• Kalıcı kopuş:</strong> Giderilemeyecek şekle bürünmüş yoksulluk, yoksunluk, enflasyon kurbanlığı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusmeyecek-cunku-84637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/sektorde-de-ticari-kredi-buyumesi-yavasladi-ticari-kredi-buyumesi-kamuda-2-yilin-en-dusugu-34uz_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düşmeyecek; çünkü… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-bir-de-dezenflasyon-programi-uygulanmasaydi-84636</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ya bir de dezenflasyon programı uygulanmasaydı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Edebiyatta ve tiyatroda “oyun içinde oyun” diye nitelenen bir anlatma tekniği, bir yöntem vardır. Bütünü oluşturan oyuncular, karakterler, bütünün içinde kalmak kaydıyla küçük küçük farklı hikayeler anlatır.</p>
<p>İşte Türkiye de siyasette bunun benzerini yaşıyor.</p>
<p>Bütün değişmiyor; çeyrek yüzyıla yaklaşan bir süredir aynı iktidar işbaşında. İktidarın temel ekonomi politikası da aynı ama zaman zaman sanki başka iktidardan devralınmış gibi eski uygulamaların eleştirilere de konu olduğu daha farklı politikalara geçiliyor, farklı yöntemler ve yollar tercih ediliyor.</p>
<p>İşte Haziran 2023’te başlatılan ve üç yılı geride bırakan dezenflasyon dönemi…</p>
<p>Bu dönemde eski uygulama kısmen sözlü olarak, daha fazla da uygulama yönüyle açık açık eleştirildi. Faiz indiriminden vazgeçildi ve tersi yapılmaya başlandı. Kurun baskılanması bir süreliğine sona erdirildi. Hele hele kur korumalı mevduat uygulaması (tabii ki bu kelimelerle ifade edilmemekle birlikte) adeta bir baş belası olarak nitelendi. KKM gerçekten öyleydi, değildi; o ayrı bir konu ama aynı iktidarın farklı ekonomi yönetimleri bu konuda temelden ayrışan görüşler dile getirdi.</p>
<p>Bütün aynıydı; ama detayda farklılıklar vardı.</p>
<h2>Hâlâ başarı hikayesi anlatılıyor</h2>
<p>Son yılların geçmişten çok ayrışan bir konusu da şu meşhur dezenflasyon uygulaması…</p>
<p>Mayıs 2023 itibarıyla yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 40’tı. Yeni ekonomi yönetimi bu düzeyde bir enflasyon devraldı. Maliye Bakanı Şimşek’in ilk mesajı, hem de eski Bakan Nebati’nin yanında dile getirdiği ilk mesajı neydi?</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Bu sözün anlamı açıktı. Demek ki daha önceki uygulamalar rasyonel değildi.</p>
<p>Peki rasyonel uygulamalara dönüldü mü ya da dönüldüyse bunu temel amaç olan enflasyondan anlayabilir muyuz?</p>
<p>Aradan üç yılı aşan bir dönem geçti, tam üç yıl. Sonuç? Yüzde 40’ta devralınan enflasyon en son durumda yüzde 31,75 düzeyinde. Arada görülen çok daha yüksek oranlar da cabası.</p>
<p>Kimi aylar bindelik oranlarla gerilemeler yaşandığında <strong>“İşte bakın dezenflasyon programı nasıl işe yaradı”</strong> gibi açıklamalar duymaya devam ediyoruz.</p>
<p>Yüzde 40’tan yüzde 31’e, 32’ye inmek başarı mı yani?</p>
<p><strong>“Başlangıcı 40 olarak almamak gerekir, bir ara</strong> (Mayıs 2024’te) <strong>yüzde 75 görülmüştü, o düzeyden 31’e, 32’ye inildi”</strong> denilebilir. </p>
<p>İyi de 75’e çıkılmasına yol açan kimdi?</p>
<p>Yeni ekonomi yönetimi <strong>“Biz değildik”</strong> diyebilir ve geçmişin tortusunu ortadan kaldırmanın bir maliyeti olarak enflasyonun bu düzeye tırmandığını dile getirebilir. Bu büyük ölçüde doğrudur da. 2023 mayıs seçimlerinden önce faizin olmayacak düzeylere indirilmesi, buna karşılık kurun da baskılanması, ardından Haziran 2023’te görevi devralan Şimşek’in hem kuru bırakması, hem faiz artışına gitmesi enflasyonun tırmanmasına yol açtı. O dönemin yüksek enflasyonu, büyük ölçüde, geçmişte halının altına süpürülen sorunlardan kaynaklandı.</p>
<p>Ama bütün aynıydı; uygulama içinde uygulama vardı, sonuçta seyircinin yani vatandaşın olan bitende hiçbir etkisi yoktu.</p>
<h2>Bir yıldır aynı yerde…</h2>
<p>Yeni ekonomi yönetimi devraldığı enflasyonu ister yüzde 40 kabul etsin, ister tepe noktasının görüldüğü yüzde 75… Önemli olan artık son dönemde belli bir düzeyin bir türlü altına inilememesi gerçeği.</p>
<p>Geçen yılın ağustos ayından bu yılın temmuz ayına kadar geçen on iki ay ve bu on iki aydaki yıllık enflasyon…</p>
<p>En düşük yüzde 30,65, en yüksek yüzde 33,29… Yani son on iki aydaki yıllık enflasyonda tepe ve dip oranlar arasında yalnızca 2,64 puanlık fark var.</p>
<p>Hele hele bu yılın temmuzundan geçen yılın temmuzuna göre iyileşme yalnızca ama yalnızca 1,77 puan. Geçen yıl temmuzda yüzde 33,52 olan yıllık artış bu yıl yüzde 31,75’e indi, hepsi hepsi o.</p>
<h2>Yapıştı kaldı!</h2>
<p>İtiraf edilemiyor, edilmesi de beklenmiyor tabii ki ama enflasyon adeta bu düzeylerde yapıştı kaldı. Yıllık artış bir türlü yüzde 30’un altına indirilemiyor, indirilebilecek gibi de görünmüyor.</p>
<p>Bu yıl yüzde 30’un altının niye mümkün görünmediğini bu köşede dün detaylı olarak yazdım. Ve ekledim:</p>
<p><strong>“Kaldı ki hadi inildi ve gerçekleşme yüzde 29 oldu. Bu çok büyük başarı mı yani?”</strong></p>
<h2>“Dez”i gitti…</h2>
<p>Bu köşede 3 Temmuz’da yer alan yazımda henüz altı aylık veriler belliyken şöyle bir başlık kullanmıştım:</p>
<p><strong>“Dezenflasyonun ‘dez’i gitti, enflasyonu kaldı yâdigar!”</strong></p>
<p>Yukarıda aktardığım oranlardan, bir yılda neredeyse hiçbir ilerleme kaydedilememesinden yola çıkarak atmıştım bu başlığı.</p>
<p>Temmuz sonunda oluşan veriler de bu yaklaşımı doğrular nitelikte. Keşke yalnızca temmuz verileri doğrulasa! Yıl sonuna kadar da çok kayda değer bir gerileme olacağı beklenmiyor.</p>
<p>Yüzde 30’lar civarındaki yıllık oranlar Türkiye’nin enflasyon kaderi ya da kadersizliği olmuşa benziyor.</p>
<p>En kötüsü de şu: Bu yapışkanlıktan kurtulmanın bu ekonomi politikasıyla mümkün olmadığı ya henüz görülmedi ya görülemedi ya da görülmekle birlikte alternatif bir politika geliştirilemiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Matruşka grafikler</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72bd41c643a-1785904449.png" alt="" width="993" height="348" /></p>
<p>Enflasyonun nasıl seyrettiğini ve dezenflasyonun nasıl kağıt üstünde kaldığını ortaya koyan yukarıdaki grafikler aslında matruşka gibi…</p>
<p>İki, üç ve dördüncü grafikler aslında ilk grafikten doğuyor.</p>
<p>Bir anlamda ilk grafiğin açılmasıyla ikinci, ikincinin açılmasıyla üçüncü, üçüncünün açılmasıyla da dördüncü ortaya çıkıyor.</p>
<p>İlk grafik, Eylül 2021’deki faiz indiriminden sonra Aralık 2021’de ulaşılan enflasyondan başlayıp Temmuz 2026’ya kadar uzanan dönemi kapsıyor.</p>
<p>İkinci grafik, dezenflasyon programı uygulanan Haziran 2023’ten bu yana olan dönemi gösteriyor.</p>
<p>Üçüncü ve dördüncü grafik ise son iki yıldaki eğilimi ortaya koyuyor. Dezenflasyon Ağustos 2024-Temmuz 2025 döneminde (üçüncü grafik) iyi kötü var ama son grafik yıllık enflasyonun neredeyse yatay gittiğinin somut olarak gözlenmesini sağlıyor. Görüyoruz işte; enflasyonda son bir yıldır değişen neredeyse hiçbir şey yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-bir-de-dezenflasyon-programi-uygulanmasaydi-84636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/enflasyon-kobi-tanimini-da-eritti-guncelleme-zamani-geldi-1741795360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ya bir de dezenflasyon programı uygulanmasaydı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizimki-laik-tekne-84634</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bizimki laik tekne</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2007 </strong>yılı Eylül ayıydı. Malatya’da 1950’lerin başlarında manifaturacılıkla iş hayatına atılan, 1957-1967 döneminde oto lastiği ticareti ve sigorta acenteliği yapan, 1967’den sonra İstanbul’da oto acenteliği ve turizm sektörüne giren <strong>Abdulkadir Eriş, </strong>bir akşam teknesinde yemeğe davet etti.</p>
<p>Davet üzerine Kuruçeşme’de bağlı tekneye gittim. Teknede çoğu iş insanlarından oluşan toplam 10 davetli vardı. Kaptan yemek öncesi içecek sordu, su istedim. Ev sahibimiz <strong>Kadir Eriş </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bizimki laik tekne… İsteyen alkollü içki içebilir, isteyen içeri geçip seccadeyi serip namazını kılabilir…</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72ba0b7e2ce-1785903627.jpg" alt="" width="344" height="518" /></strong>Dönemin Malatya Eğitim Vakfı (MEV) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Şaban Taçyıldız </strong>ile Nurteks Halı’nın patronu <strong>İbrahim Nalbant</strong>’ın da konuklar arasında yer aldığı akşam <strong>Kadir Eriş, “laik tekne” </strong>tanımından sonra bana takıldı:</p>
<p>-          <strong>Hürriyet’te köşende okudum. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) el koyduğu Uzanlar’ın mega yatlarını gezmişsin. O yatları gezdin, şimdi en fazla 10 kişiyi ağırlayabildiğimiz bizim tekneyi beğenmezsin belki.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>ardından hepimizin kulağında küpe gibi duran bir noktayı anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Önemli olan zenginlik değil, gece yatağında rahat uyumak. O kadar malla, mülkle gece yatağında rahat uyuyamıyorsan neye yarar?</strong></p>
<p>Ardından yurt dışında bulunan <strong>Uzan </strong>Ailesine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bak, Kemal Uzan kaç yaşında adam. Vatanına bile giremiyor. Dönse hemen hapse atılacak.</strong></p>
<p>Uzanlar’ın mega yatlarıyla başlayan sohbet, <strong>Kadir Eriş</strong>’i Koç Holding’in kurucusu <strong>Vehbi Koç</strong>’un cenaze törenine götürdü:</p>
<p>-          <strong>Rahmetli Vehbi Koç’un cenazesini mezara ben indirdim. Mezarın içine iyice baktım, kefen bezinin arasında ne tek kuruş para, ne de altın vardı.</strong></p>
<p><strong>Eriş</strong>’in Uzanlar’ın mega yatlarıyla başlayan sohbeti <strong>Vehbi Koç</strong>’un cenazesine kadar uzatması, <strong>“kısadan hisse” </strong>çıkarmamızı sağlamak içindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de zenginlik deyince ilk akla gelen Vehbi Koç değil midir? Bakın o da yanında hiçbir şey götüremedi. Sarılı olduğu birkaç metre kefen beziydi.</strong></p>
<p><strong>Kadir Eriş, </strong>cenaze definleri konusunda kendisini Malatya’daki önde gelen isimlerden <strong>Hadi Çekirdek</strong>’in <strong>“İstanbul Şubesi” </strong>gibi görürdü.</p>
<p><strong>Hadi Çekirdek, </strong>eşini çok erken yaşlarda kaybedince kendini Malatya’da cenazelerde elinden gelen her türlü desteği vermeye adamıştı. <strong>Çekirdek, </strong>binlerce cenazenin defin işlemini bizzat gerçekleştirmişti.</p>
<p><strong>Kadir Eriş </strong>de Malatya’da başladığı iş hayatına İstanbul’da devam etme kararı sonrası <strong>Hadi Çekirdek</strong>’in <strong>“İstanbul şubesi” </strong>gibi davranmıştı.</p>
<p><strong>Eriş, </strong>kendi anlatımına göre <strong>Vehbi Koç </strong>ve <strong>Sakıp Sabancı </strong>başta olmak üzere 3 bine yakın kişinin cenazesini bizzat mezara yerleştirmişti.</p>
<p>O akşam <strong>Kadir Eriş</strong> anlattıkça <strong>“kıssa”</strong>dan <strong>“hisse”</strong>mize düşeni aldık…</p>
<p>10 yıl kadar önce Malatyalı İş İnsanları Derneği’nin (MİAD) organize ettiği bir buluşmadaki sohbetimizde, <strong>“80’e kadar her şey iyiydi. 80 yaşından sonra CD kaydı durduruyor, haberin olsun” </strong>diyen <strong>Kadir </strong>Amca, 94 yaşında hayata veda etti…</p>
<p>Malatya’nın <strong>“akil insan”</strong>larından <strong>Kadir </strong>Amca, Malatya Eğitim Vakfı’nın (MEV) kurucuları arasındaydı. Kendi adını taşıyan vakıf üzerinden Malatya’ya 2 ilköğretim okulu, 2 lise, bir cami, bir de dispanser yaptırdı. MEV ve kendi vakfı üzerinden çok sayıda öğrenciye burs verdi.</p>
<p>Hayırseverliği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) <strong>“Üstün Hizmet Madalyası” </strong>ile taçlandırıldı.</p>
<p><strong>Kadir </strong>Amca dün, Zincirlikuyu Mezarlığı Camisinden son yolculuğuna uğurlandı…</p>
<p><strong>Abdulkadir Eriş</strong>’e Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanın cennet olsun <strong>Kadir </strong>Amca…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Hoş geldiniz’ tabelası Vali Kartay’ı mutlu etti</span></h2>
<p><strong>CEZMİ Kartay, </strong>1960 yılında Malatya Valiliği’ne atandığında ilk randevuyu dönemin genç iş insanı <strong>Abdulkadir Eriş</strong>’e verdi.</p>
<p><strong>Kadir Eriş</strong>’in Vali <strong>Kartay</strong>’dan randevu talebi sadece <strong>“Malatyamıza hoş geldiniz” </strong>demek içindi. Makama girince <strong>Cezmi Kartay, Eriş</strong>’e teşekkür etti:</p>
<p>-          <strong>Kadir Bey, Malatya’ya girerken beni ilk karşılayan sen oldun. Teşekkür ederim.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>Vali’nin teşekkürüne şaşırdı:</p>
<p>-          <strong>Bir yanlışlık olmasın sayın Valim. Ben karşılama kafilesinde yoktum.</strong></p>
<p><strong>Kartay, </strong>o dönemde sigorta acenteliği yapan <strong>Eriş</strong>’in direklere astırdığı tabelaları anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Olur mu Kadir Bey, havaalanından şehir merkezine gelinceye kadar yol boyunca, </strong>“Hoş geldiniz, Kadir Eriş” <strong>tabelaları vardı. Onlar gözümden kaçmadı.</strong></p>
<p>Vali <strong>Kartay</strong>’ın tabelalara yaklaşımı <strong>Eriş</strong>’i mutlu etti:</p>
<p>-          <strong>Teşekkür ederim sayın Valim…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gaziantep’te ‘Kadir Eriş Daha zengin’ bahsine girip Yanıtı Malatya’da aldılar</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b9e08ac7f-1785903584.png" alt="" width="800" height="283" /></span><strong>1950</strong>’li yılların sonları, Gaziantep… Gece pavyona eğlenmeye giden 4 arkadaş, aralarında bahse girdi:</p>
<ul>
<li><strong>Gaziantep’in ünlü otobüs şirketi Çayırağası’nın sahipleri mi daha zengin, Kadir Eriş mi?</strong></li>
</ul>
<p>Çayırağası Otobüs İşletmesi o yıllarda 40 araçlık bir filoya sahipti. <strong>Kadir Eriş </strong>de Malatya’da kamyon, traktör, oto lastiği ticaretinin yanı sıra kentin ilk sigorta acenteliğini üstlenmişti.</p>
<p>Gaziantep’te pavyondaki bahis konusu gece boyunca sürdü:</p>
<p>-          <strong>Yollarda gördüğümüz tüm kamyonlarda </strong>“Kadir Eriş” <strong>yazıyor. Adamın yüzlerce kamyonu var.</strong></p>
<p>Bahse girenlerden biri Cadillac arabasını ortaya koydu. Sıra geldi kimin daha zengin olduğunu öğrenmeye. Anında karar verildi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi çıkıp Malatya’ya gidelim. Kadir Eriş’i bulup kendisine soralım.</strong></p>
<p>Sabah erken saatlerde soluğu <strong>Kadir Eriş</strong>’in bürosunun önünde aldılar. Büroda çalışan gençlerden biri koşarak patronunun yanına girdi:</p>
<p>-          <strong>Kadir Abi, dışarıda Gaziantep’ten gelen arkadaşlar var. Israrla seni soruyorlar.</strong></p>
<p><strong>Eriş </strong>hemen dışarı çıktı:</p>
<p>-          <strong>Hoş geldiniz arkadaşlar, beni sormuşsunuz.</strong></p>
<p>Gençler hemen bahis konusunu ve ortaya arabanın da konulduğunu anlattı:</p>
<p>-          <strong>Söyleyin bize siz mi daha zenginsiniz, Çayırağası’nın sahibi mi?</strong></p>
<p>Gaziantepli konuklarının henüz alkolün etkisinde olduğunu gören <strong>Eriş, </strong>önce çorba içmeye davet etti:</p>
<p>-          <strong>Buyurun size sabah çorbası ikram edeyim. Bahis konusunu sonra konuşuruz.</strong></p>
<p>Çorbalar içildikten sonra <strong>Eriş </strong>önce Gaziantep’ten konuklarından söz vermelerini istedi:</p>
<p>-          <strong>Önce aranızdaki bahsi, şu arabayı ortadan kaldırın. Kimse kimseden bir şey istemezse o zaman sorunuza cevap veririm.</strong></p>
<p>Konukları anında söz verdi:</p>
<p>-          <strong>Tamamdır Kadir Bey, bahsi yok saydık. Siz yeter ki anlatın.</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>emin olmak için yeniden yokladı:</p>
<p>-          <strong>Söz mü?</strong></p>
<p>Gençler de tekrarladı:</p>
<p>-          <strong>Tamam, söz…</strong></p>
<p><strong>Kadir Eriş, </strong>yanıta geçti:</p>
<p>-          <strong>Arkadaşlar, ben İstanbul Umum Sigorta’nın acentesiyim. Piyasa beni tanısın diye küçük metal plakalar üzerine </strong>“Sigortacınız Kadir Eriş” <strong>diye yazdırdım. Kamyonların ön camında görülecek şekilde koydurdum. O kamyonların hiçbiri benim değil.</strong></p>
<p>Bahse girilirken <strong>“Kadir Eriş daha zengin” </strong>diyen genç şaşkınlığını gizleyemedi:</p>
<p>-          <strong>Ama bütün kamyonlarda </strong>“Kadir Eriş” <strong>diye yazıyor…</strong></p>
<p><strong>Eriş, </strong>bu noktada kişisel ilişkilerin önemini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Sağolsun kamyıncu arkadaşlar beni kırmadılar. Reklamımı yapmama yardımcı oluyorlar.</strong></p>
<p>Sözü şöyle bağladı:</p>
<p>-          <strong>Anlayacağınız ben sandığınız gibi çok zengin değilim. Elbette Çayırağası’nın sahipleri benden daha zengin.</strong></p>
<p>Bu yaşanmış öyküyü de Torunlar Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aziz Torun</strong>’un da katıldığı bir tekne buluşmasında Gürbaşlar ve Malatya Girişim Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Başdemir</strong>’in anımsatmasıyla dinleme fırsatı bulmuştuk:</p>
<p>-          <strong>Kadir Abi, 1950’li yılların sonlarından itibaren reklamın önemini bilen, en iyi değerlendiren iş insanları arasındadır.</strong></p>
<p>Bugün çok basit gibi görünen bir outdoor reklam çabasının yarattığı etkiyi gördünüz değil mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizimki-laik-tekne-84634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/4/1280x720/abdulkadir-eris-1785903654.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bizimki laik tekne ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-gideri-gelirden-3-kat-daha-hizli-buyudu-84633</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm gideri, gelirden 3 kat daha hızlı büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye turizmde rekor ziyaretçi ve ciro hedeflerine odaklanırken, turizm bilançosunun detaylarına bakıldığında harcama dengesinin hızla bozulduğu görülüyor. Yurt içindeki yüksek enflasyon, konaklama ve yeme-içme maliyetlerindeki tırmanış nedeniyle tatilcilerin rotayı yurt dışına kırması, turizm giderlerindeki artış hızının turizm gelirlerini katlamasına yol açtı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yapılan derlemeye göre, son yıllarda turizm giderlerindeki artış hızı, gelirdeki büyüme performansını üçe katlamış durumda. Pandemi sonrası seyahat kısıtlamalarının kalktığı ve sektörün yeniden canlandığı 2021 yılından 2025 yılı sonuna kadar olan süreçte, turizm gelirleri yüzde 112,6 oranında artarak 30,3 milyar dolardan 64,4 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık, yurt dışını ziyaret eden Türk vatandaşlarının harcamalarını kapsayan turizm gideri aynı dönemde yüzde 335,8 oranında sıçrama yaparak 2,2 milyar dolardan 9,6 milyar dolara dayandı.</p>
<p>Giderlerin gelirlerden çok daha hızlı tırmandığı bu eğilim, 2026 yılının ikinci çeyrek verilerinde tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Normal koşullarda turizm sezonunun güçlü bir başlangıç yapması beklenen ikinci çeyrekte, turizm gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,73 oranında gerileyerek 15 milyar 655 milyon dolara düştü. Buna karşın, yurt dışı seyahat harcamaları aralıksız artış trendini sürdürdü ve yüzde 7,35 oranında artarak 2 milyar 962 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, Türkiye'nin turizm bilançosunda bugüne kadar kaydedilen tüm zamanların en yüksek çeyreksel gider rekoru olarak kayıtlara geçti. Gelirdeki gerilemeye karşın giderdeki bu tırmanış, Türkiye'nin turizmden elde ettiği net döviz kazancını doğrudan baskıladı. 2026'nın ikinci çeyreğinde net turizm geliri, geçen yılın aynı dönemindeki 13,33 milyar dolar seviyesinden 12,69 milyar dolara indi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b7d9a9741-1785903065.png" alt="" width="700" height="289" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72b7e9136d2-1785903081.png" alt="" width="411" height="382" />Her 100 doların 19 doları yurtdışına çıktı </h2>
<p>Tarihsel seriye bakıldığında aradaki makasın açılma hızı net olarak görülüyor. Buna göre, 2021 yılında kazanılan her 100 dolarlık turizm gelirinin sadece 7,27 doları yurt dışı seyahatlerde harcanıyordu. 2025 sonu itibarıyla bu tutar yüzde 14,90'a yani yaklaşık 15 dolara yükseldi. 2026 yılının ikinci çeyreğinde ise yurt dışı harcamaların turizm gelirine oranı rekor kırarak yüzde 18,93'e çıktı. Başka bir deyişle, turizmden kazanılan her 100 doların neredeyse 19 doları yerli turistler tarafından yurt dışına transfer edildi. </p>
<h2>Net turizm geliri patinaj yapıyor </h2>
<p>Yıllıklandırılmış verilere bakıldığında da tablo değişmiyor. Pandemi sonrasındaki hızlı toparlanma evresi olan 2021 yılında turizm gelirinin gideri karşılama oranı yüzde 1375,7 seviyesindeyken, 2023'ten itibaren bu oran hızla geriledi ve 2025 yılında yüzde 671,2'ye kadar düştü. 2025 üçüncü çeyrek ile 2026 ikinci çeyreği kapsayan son 12 aylık birikimli verilere göre ise net turizm geliri 54,78 milyar dolar seviyesinde patinaj yapmaya başladı. Gelir büyümesinin plato çizdiği, buna karşın giderlerin yüksek kalmaya devam ettiği bu yapısal kırılma, turizmin cari açığın finansmanındaki kaldıraç etkisini zayıflatıyor.</p>
<h2>Enflasyon tatil tercihini değiştirdi </h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre, gider tarafındaki kontrolden çıkan büyüme hızının temelinde yurt içindeki konaklama, yeme-içme ve hizmet sektörlerindeki yüksek enflasyonist fiyat artışları yatarken; yurt içindeki tatil maliyetlerinin komşu ülkeler, adalardaki alternatifler ve vizesiz/kolay vizeli destinasyonların maliyetlerinin çok üzerine çıkması, vatandaşların tatil tercihlerini de değiştirdi.</p>
<p>Pandemi etkisinin geride kaldığı 2022 yılından bu yana gerçekleşen gelişim serisine bakıldığında, yurt dışı seyahatlerdeki ivme hem giden kişi sayısında hem de harcama hacminde net bir şekilde görülüyor. Buna göre, 2022 yılında yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı 7,27 milyon seviyesindeyken, bu rakam 2023'te 11 milyonun, 2025 yılında ise yüzde 63,7’lik artışla 11,9 milyonun üzerine çıkarak tarihi rekor kırdı. 2026’nın sadece ikinci çeyreğinde yurt dışına çıkan vatandaş sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,5 artışla 3,43 milyon kişiye ulaştı. Yerli turist trafiğindeki bu hızlı tırmanışa karşın, Türkiye'ye gelen yabancı turist cephesinde ise ivme kaybı dikkat çekiyor. 2022-2025 döneminde Türkiye'ye gelen ziyaretçi sayısı yüzde 24,4 artışla 51,37 milyondan 63,92 milyona yükselirken, artış hızı vatandaş çıkışının çok gerisinde kaldı. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise gelen ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 gerileyerek 15,58 milyon kişiye indi.</p>
<h2>Vatandaşın harcaması yabancıya yaklaştı </h2>
<p>Kişi başı ortalama harcamada ise tarihsel gelişime bakıldığında, 2022 yılında Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin kişi başı ortalama harcaması 971 dolar iken, yurt dışına çıkan vatandaşların harcaması 702 dolar seviyesindeydi, yani vatandaş harcaması turistin yüzde 72,3'ü kadarıydı. 2025 yılına gelindiğinde turist harcaması 1008 dolara, vatandaş harcaması ise 807 dolara tırmandı. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise yabancı turist tarafı kişi başı 1005 dolar seviyesinde kalırken, yurt dışına giden vatandaşın ortalama harcaması 863 dolara ulaştı. Böylece yurt dışına giden yerli seyahatçinin kişi başı harcaması, Türkiye'ye gelen yabancı turistin harcamasının yüzde 85,9’una kadar yaklaşarak tüm zamanların en yüksek oranına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-gideri-gelirden-3-kat-daha-hizli-buyudu-84633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi sonrası turizm gelirleri yüzde 112,6 büyürken, Türk vatandaşlarının yurt dışı seyahat harcamaları yüzde 335,8 tırmanarak gelirdeki artış hızını üçe katladı. Bu eğilim 2026’da da devam etti; ikinci çeyrekte turizm geliri yüzde 2,73 gerilerken, turizm gideri yüzde 7,35 artışla 2,96 milyar dolara yükseldi. Kazanılan her 100 dolarlık turizm gelirinin neredeyse 19 doları yurt dışına gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusumun-eksik-halkasi-insan-kaynagi-84658</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşümün eksik halkası: İnsan kaynağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil dönüşümde çoğu zaman teknolojileri, yatırımları, elde edilecek faydaları ve bu dönüşümün finansman ihtiyacını konuşuyoruz. Bunların hepsi önemli, birçoğunun çözümü de artık elimizin altında. Ancak elimizin altında yeterince olmayan en kritik unsur nitelikli insan kaynağı. Çünkü dönüşüm, teknolojinin satın alınmasıyla tamamlanmıyor. Projenin doğru tasarlanması, uygulanması, devreye alınması, işletilmesi, ölçülmesi ve sürekli iyileştirilmesi gerekiyor. Bunu yapacak kadrolar olmadan dönüşüm sahada yavaşlıyor, kaynak israfına ve beklentinin altında sonuçlara yol açıyor.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) geçtiğimiz Haziran ayında yayımladığı ‘Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Alanında Nitelikli İş Gücünün Güvence Altına Alınması’ raporu tam da bu konuya dikkat çekiyor. Rapora göre yenilenebilir enerji, şebekeler ve enerji verimliliği alanlarında iş gücü ihtiyacı hızla artıyor. 2035’e doğru bu alanlarda çalışan sayısının 35 milyona ulaşması bekleniyor. Ancak firmaların önemli bir bölümü şimdiden iş gücü ve beceri açığı yaşadığını belirtiyor. Özellikle teknisyen ve nitelikli meslek çalışanı ihtiyacı öne çıkıyor.</p>
<p>Bu bulgu, enerji dönüşümünün önündeki engelleri yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Sorun yalnızca ne kadar yatırım yapılacağı veya hangi teknolojinin seçileceği meselesi değil. Bu yatırımı sahada kaliteli biçimde hayata geçirecek insan kaynağı yoksa en iyi teknoloji bile beklenen sonucu vermez.</p>
<p><strong>Sahadaki değişim ne söylüyor?</strong></p>
<p>IEA raporundaki bulguları kendi saha tecrübemle birlikte düşündüğümde tablo daha da dikkat çekici hale geliyor. Yaklaşık yirmi yıl önce sanayi tesislerinde gerçekleştirdiğimiz proje geliştirme toplantılarında çok daha teknik tartışmalar yapardık. Sistem seçiminden uzun vadeli performansa kadar her konu detaylı biçimde konuşulurdu.</p>
<p>Bugün ise birçok toplantının ağırlık merkezi daha fazla maliyet eksenine kaymış durumda. İlk yatırım bedeli doğal olarak önemli. Ancak teknik doğruluk, garanti edilen tasarruf, ölçme ve doğrulama disiplini, işletme koşulları ve toplam fayda ikinci plana düştüğünde sağlıklı karar almak zorlaşıyor.</p>
<p>Bu değişim, önümüzdeki dönem için önemli bir risk barındırıyor. Bir yandan daha fazla nitelikli insana ihtiyaç duyacağız diğer yandan mevcut karar süreçleri teknik yetkinliği yeterince dikkate almazsa dönüşümün kalitesi zayıflayacak. Daha düşük ilk maliyetle seçilen ama performansı sınırlı kalan projeler artacak. Bu da işletmenin tasarruf beklentisini karşılayamayan uygulamalar nedeniyle enerji verimliliğine olan güveni zedeleyebilir.</p>
<p><strong>İnsan kaynağı yalnızca sayı meselesi değil</strong></p>
<p>Nitelikli insan kaynağı konusunda önemli olan, mühendis ve teknisyen sayısından ziyade bu kişilerin hangi yetkinliklerle yetişeceği ve karar süreçlerinde ne kadar etkili olacağıdır.</p>
<p>Enerji verimliliği projesi geliştiren bir mühendisin yalnızca ekipman bilgisine sahip olması yetmez. Proses dinamiklerini anlaması, işletmenin üretim koşullarını okuması, enerji verisini analiz etmesi, riskleri değerlendirmesi ve finansal etkiyi anlatabilmesi gerekir. Sahadaki teknisyenin da montajın yanı sıra devreye alma, bakım, arıza teşhisi, sistem performansı ve güvenli çalışma konularında da güçlü olması gerekir.</p>
<p>Aynı durum işletmelerin satın alma ve yatırım ekipleri için de geçerli. Enerji verimliliği projelerinde en ucuz teklif ile en doğru çözüm hiçbir zaman aynı yere işaret etmez. Toplam sahip olma maliyeti, garanti edilen tasarruf, bakım etkisi, duruş riski ve emisyon azaltımı birlikte değerlendirildiğinde kararın kalitesi değişir.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedefleri için insan kaynağı başlığı ayrı bir stratejik alan olarak ele alınmalı. Mesleki eğitim, üniversiteler, sanayi kuruluşları, enerji hizmet şirketleri, finans kurumları ve kamu aynı ihtiyaç haritası etrafında buluşmalı. Enerji yöneticileri, etüt uzmanları, ölçme ve doğrulama uzmanları, ısı pompası uygulayıcıları, otomasyon ekipleri, bakım teknisyenleri ve teknik proje finansmanı uzmanları için daha sistematik eğitim ve sertifikasyon yapıları güçlendirilmeli. Binalarda ve sanayide verimlilik projelerini değerlendiren ekipler için de teknik okuryazarlık artırılmalı.</p>
<p>İşletmelerin de kendi içinde satın alma kriterlerini gözden geçirmesi gerekiyor. Enerji dönüşümü projelerinde yalnızca ilk yatırım maliyetine odaklanan karar yapısı, uzun vadede daha pahalı sonuçlar doğurabilir. Doğru soru, projenin ne kadar ucuz olduğu kadar, ne kadar güvenilir tasarruf sağlayacağı, nasıl ölçüleceği ve işletmeye hangi toplam faydayı sunacağıdır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Bugün asıl sınav, elimizdeki teknoloji ve çözümleri doğru tasarlayacak, uygulayacak, işletecek ve performansını kanıtlayacak insan kaynağını yetiştirmekte. Enerji dönüşümünün eksik halkasını tamamlamak istiyorsak teknik yetkinliği yatırım kararlarının merkezine koymamız gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusumun-eksik-halkasi-insan-kaynagi-84658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil dönüşümün eksik halkası: İnsan kaynağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taskopruye-sarimsak-depolama-tesisi-kurulacak-84655</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşköprü’ye sarımsak depolama tesisi kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye’nin sarımsak üretim merkezi Taşköprü’de soğuk hava tesisi kurulacak. Dünya Bankası’nın da finansman destekçisi olduğu depolama tesisi için proje çalışmaları yürütülüyor. Taşköprü Sarımsak Üreticileri Birliği Başkanı Fuat Çelik, Taşköprü Belediyesi ile birlikte soğuk hava deposu kurmak için proje geliştirdiklerini söyleyerek, “Taşköprü Belediyesi ile birlikte hazırladığımız proje bedeli 100 milyon lira olan soğuk hava deposu projemiz onay aşamasında. Dünya Bankası'nın yüzde 80, belediyemizin ise yüzde 20 oranında destek vermesi planlanan projeyle 2 bin ton sarımsağı 12 ay boyunca depolayabileceğiz. Böylece üretici hasat döneminde ürünü düşük fiyata satmak zorunda kalmayacak" dedi. Sarımsakta Türkiye üretiminin yüzde 25’ini karşılayan Taşköprü’nün modern soğuk hava tesisine ihtiyacı olduğunu kaydeden Fuat Çelik, “Ürünümüz böylelikle 12 ay boyunca en sağlıklı haliyle pazara sunulabilecek” dedi.</p>
<h2>Sarımsakta üretim arttı, toptan fiyat geriledi</h2>
<p>Türkiye'nin en önemli sarımsak üretim merkezleri Kastamonu Taşköprü, Gaziantep ve Maraş’ta hasat tamamlandı. Hem Kastamonu'nun Taşköprü hem de Gaziantep'in Araban ilçesindeki üreticiler bu sezon yüksek verime rağmen düşük fiyatlar nedeniyle umduğunu bulamadıklarını maliyetleri karşılayamadıklarını söylüyor. Üretim geçen yıla göre yüzde 25-40 daha fazla. Ayrıca ithal ürünlerin de piyasada bulunması fiyatları etkiliyor. Geçen yıl Taşköprü sarımsağını 120-150 liradan satan üretici bu sezon 100-120 liraya alıcı bulmakta zorlanırken, Araban'da geçen yıl yaklaşık 60 liraya satılan sarımsak bu yıl 30-40 liraya kadar gerilediği belirtildi.</p>
<p>Bu yıl yaklaşık 30 bin ton sarımsak rekoltesi beklediklerini belirten Taşköprü Sarımsak Üreticileri Birliği Başkanı Fuat Çelik, Taşköprü’de üretimin geçen yıla göre yüzde 25-30 arttığını söyledi. Verimin yüksek olmasına rağmen üreticinin beklediği fiyatı bulamadığını ifade eden Çelik, fiyatların iki-üç yıl öncesinin bile altında kaldığını üreticinin masrafını karşılamadığını, Maraş, Antep ve benzeri bölgelerde üretilen sarımsakların piyasaya erken girmesinin Taşköprü sarımsağının fiyatını baskıladığını kaydetti. Üreticinin bir an önce satayım düşüncesiyle hareket ettiğini belirten Çelik, fiyat istikrarının sağlanabilmesi için en önemli yatırımın soğuk hava deposu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"İspanya’yı örnek almalıyız" </strong></p>
<p>Bir dönüm sarımsak tarlasının üreticiye yaklaşık 50 bin liraya mal olduğunu belirten Çelik, "Bir dönümden ortalama 700-800 kilogram ürün alınıyor. Ancak tohum, dikim, çapalama, ilaçlama ve hasat tamamen el işçiliğiyle yapıldığı için maliyet oldukça yüksek. İşçi yevmiyesi geçen yıl yaklaşık bin lirayken bu yıl bin 500 liraya çıktı. Mazot litresi 40 liradan 80 lira seviyesine ulaştı. Gübre ve diğer girdilerde de ciddi artış var" ifadelerini kullandı. İspanya örneğini de veren Çelik, küçük bir bölgede 130 bin ton sarımsak üretilebildiğini, Türkiye'de ise üretim ve ihracat potansiyelinin henüz tam değerlendirilemediğini belirterek, Taşköprü sarımsağının uluslararası pazarlarda daha güçlü şekilde tanıtılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetlerinin hızla yükseldiğini belirten Araban'da üreticilik ve tüccarlık yapan Hamit Sarı, birçok üreticinin ürününü hâlâ satamadığını belirterek, alıcı bulunmaması nedeniyle sarımsakların depolarda beklediğini söyledi. Geçen yıl ürünün 60-65 lira seviyelerinde satıldığını ve pazarlama sorunu yaşanmadığını hatırlatan ve bu yıl ise fiyatların maliyetin çok altında kaldığını belirten Sarı, "Bir kilogram sarımsağın maliyeti yaklaşık 60 lira. Gübre, ilaç, sulama ve işçilik derken çiftçi büyük masraf yaptı. Ama bugün tarlada fiyat 30-40 lira. Araban'da birçok çiftçinin ürünü hâlâ depoda bekliyor" dedi.</p>
<p><strong>Bu sezon dönüm başına verim, 1,5 tonun üzerinde </strong></p>
<p>"Kendi tarlamda geçen yıl dönümden yaklaşık 1 ton ürün aldım, bu yıl 1,5 ton aldım. Dönümden 1 ton 650 kilogram alan üreticiler de var. Ama fiyat bu kadar düşük olunca verimin hiçbir anlamı kalmıyor. Keşke daha az ürün alsaydık da kilogramı 70-80 liraya satabilseydik" diyen Hamit Sarı, fiyatlardaki düşüşün aşırı üretimden kaynaklanmadığını da belirterek, bazı bölgelerde yağış nedeniyle sarımsağın yeterince gelişmediğini ve genel anlamda kalitenin düştüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/taskopruye-sarimsak-depolama-tesisi-kurulacak-84655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/taskopru-sarimsagi-sarimsak-1785908421.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşköprü’de soğuk hava tesisi kurulması için proje çalışmaları yürütülüyor. Projeyle 2 bin ton sarımsağın 12 ay boyunca depolanabileceği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/412-milyonluk-gelir-one-cikarken-212-milyonluk-zarar-toparlar-mi-84649</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 412 milyonluk gelir öne çıkarken 212 milyonluk zarar toparlar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi sektöründe 6 aylık bilançosunu açıklayan 17 şirketten sekizi gelirini yukarı taşırken, dokuzunun cirosu geriledi. Tofaş %60,6 ciro artışıyla satışlar kadar dönem sonu kârlılıkla da güçlü bir görüntü verdi. Ancak gelir büyümesinin her zaman kârı garanti etmediğini unutmamalı.</strong></p>
<p>Bir şirketin satışlarının yükselmesi, sorunsuz şekilde kârını büyüttüğü algısını güçlendirebilir. Tofaş Otomobil gibi sanayi şirketlerin %60,62 oranındaki ciro artışı ve %197 dönem sonu kâr büyümesine bakıp, tüm firmaların benzer performansı sergilediği düşüncesi oluşabilir. Gerçekte ise şirketler gelir artışına rağmen daha hızlı büyüyen maliyet ve giderlerden kaynaklı dönem sonunda kârlarını eritebilmekte. Dahası zarar üretmeleri de sıklıkla gözlenen bir durum. Bu nedenle bilançosunu açıklayan 17 sanayi şirketin satışlarına bakılırken kârlılıklarının da sorgulanması, gereksiz risklerin önüne geçilmesini sağlayacaktır.</p>
<h2>Gelir büyüdü zarar sürdü</h2>
<p>Afyon Çimento altı aylık mali dönemde gelirini %17,49 büyüterek 2,28 milyar TL’ye çıkardı. Satışlar firmanın esas faaliyet kârını %195 büyüterek 214,8 milyon TL’ye çıkarmasını sağladı. Ancak 286,3 milyon TL vergi kalemi dönem sonunda zararda etkili oldu. Firma, geçtiğimiz iki yılda dönem sonu kârını düşürürken, fiyatı son üç yılda yatayda hareket etti. Anatolia Tanı, altı aylık dönemde satışlarını %1,92 oranında artırarak 411,6 milyon TL’ye çıkardı. Dönem sonunda ise 212,6 milyon TL zarar açıkladı. Yüksek maliyet ve giderler esas faaliyetlerden zarara dönmesine yol açarken dönem sonu zararın da sürmesinde etkili oldu. Ekim 2021’de borsaya gelen hisse, ilk işlem fiyatının altında.</p>
<h2>Satışı en fazla düşüren</h2>
<p>Doğusan Boru, yılın ilk yarısında zor bir dönem geçirdi ve gelirini %50,8 düşürerek 17,28 milyon TL’ye indirdi. Zayıf performansından kaynaklı olarak hem esas faaliyetlerden hem de dönem sonunda zarar açıkladı. Geçtiğimiz şubat ayında başlayan yukarı eğilim nisanda 146,50 TL’ye kadar yükselse de sonrasında düşen bir eğilim sergiledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c7341abd3-1785906996.png" alt="" width="999" height="533" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SABİT İŞLEM Mİ, DEĞİŞKEN İŞLEM Mİ?</strong></p>
<p><strong>Sabit işlem</strong>; risk yönetimi, güven, disiplin, hesaplama kolaylığı, özgüven. Fırsat maliyeti, sınırlı getiri, esneklik kaybı, tek tip beklenti.</p>
<p><strong>Değişken işlem</strong>; maksimizasyon, uyum, verimlilik, bileşik büyüme, kademeli strateji. Baskı, kayıp riski, karmaşık hesaplama, disiplin zaafı.</p>
<p><strong>Başka sektörde faaliyet yürüten şirketin çoğunluğunu alarak büyümek istiyor</strong></p>
<p>Birko’nun farklı sektörlere açılım gibi bir niyeti mi var? ● Gökhan Solmaz</p>
<p>Gökhan, Tekstil sektöründe faaliyet gösteren Birko yeni alanlara açılma yönlü girişimi söz konusu. Neva Capital Yapı’nin %51 payını satın alırken ayrıca Neva Prestij Yapı’nın da %51 çoğunluk hissesini alma yönlü görüşmesi bulunuyor. Yönelim firmanın kabuk değişimine gitme arzusunu işaret ediyor. Konuyla ilgili açıklamasında gelir yapısını çeşitlendirmek ve uzun vadeli değerini artırmak amacıyla farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere iştirak etme arzusunu dile getirdi. Mevcut durumdaysa hayli zayıf bir gelir ve kârlılığa sahip bulunuyor.</p>
<p><strong>Tamamına sahip olduğu Çelebi Kargo’yu bünyesine katarak maliyetleri azaltacak</strong></p>
<p>Çelebi Hava Servisi Çelebi Kargo’yu neden bünyesine katma ihtiyacı duydu? ● Burcu Deveci</p>
<p>Burcu; Çelebi Hava Servisi, geçtiğimiz şubatta sermayesinin tamamına sahip olduğu Çelebi Kargo’yu bünyesine dahil etme kararı almıştı. Haziran ayında da birleşme işlemini tamamladı. Şirket, birleşmenin nedenine dair herhangi bir bilgi paylaşımı yapmadı. Yüzde 100 bağlı ortaklıkların bünyeye dahil edilmesinin temelinde çoğunlukla kurumsal yapıyı sadeleştirmek vardır. Bu hamleyle yönetim süreçlerinin tek merkezde toplanarak hızlandırılması, yasal ve idari masraflardan tasarruf edilmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması mümkün olmakta.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IML oluşturulan model portföyü baz alarak son bir yılda %31 kazanç sağladı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Model Portföy Hisse Senedi Fonu (IML), geçtiğimiz yılın son çeyreğinde gerçekleştirdiği yükselişi bu yılın şubat ortalarına kadar sürdü. 17 Şubat günü en yüksek 1,81 TL’yi test ettikten sonra gevşedi ve yatayda dalgalı bir seyre döndü. Zayıf seyir devam ederken, fonun hacmi dalgalı bir şekilde küçülmekte. Temmuz sonu büyüklüğü 907,7 milyon TL’de geriledi. Marttan bu yana nakit çıkışının sürdüğü fondan temmuzda çıkan para miktarı 23,89 milyon TL oldu. Düzenli olarak yatırımcı sayısı azalırken şimdilerde 4.915 kişiye geriledi. Doluluk oranı %54,03 seviyesinde olan IML’nin temel stratejisi, model portföy bazlı hisse senetlerine yatırım yapmaya dayalı. Portföyün %95,31’i hisse senedi ve %4,46’sı Takasbank para piyasası araçlarında bulunuyor. Son bir yılda %30,80 kazanç sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>TV8 Yayıncılık, piyasadan %50,17 bileşik faizle 810 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>TV8, nitelikli yatırımcıya 03.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 810.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %50,17 olarak belirlendi. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 29.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %22,07 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %45 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTVSK12719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c6fd2f2ab-1785906941.png" alt="" width="980" height="240" /></p>
<p><strong>REYSAŞ LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Oto taşıma operasyonları için 10,3 milyon euroluk çekici ve dorse alımına gitti</strong></p>
<p>Reysaş Taşımacılık, oto taşıma ve araç yedek parça tedarik operasyonlarındaki artan müşteri talebini karşılamak amacıyla 10,35 milyon euro tutarında önemli bir filo yatırımı gerçekleştirdi. Yatırım kapsamında 51 adet Renault çekici, 20 adet Scania oto taşıma çekicisi ve 42 adet dorsenin satın alındığı; teslimatların 2026 yılının son çeyreğinde gerçekleşeceği belirtildi. Reysaş, giriştiği yatırımla otomotiv lojistiğindeki taşıma kapasitesini modern bir filoyla desteklerken, operasyonel marjlarını yukarı çekti. Firma, uzun vadede gelirini büyütme imkanı elde edecek.</p>
<p><strong>GOLDA GIDA</strong></p>
<p><strong>Toplu buğday ve bakliyat alımıyla daha rekabetçi maliyetle stoğunu güçlendirdi</strong></p>
<p>Golda Gıda, toplam 193,49 milyon TL tutarında buğday ve bakliyat alımı yaptığını duyurdu. Yüksek hacimli alım sayesinde ölçek ekonomisinin avantajlarının kullanıldığı ve rekabetçi maliyetler sağlandığı belirtildi. Söz konusu girişimle birlikte şirket, makarna ve gıda üretimindeki ana hammadde ihtiyacını hasat döneminde uygun maliyetlerle stoklama imkanı elde etmiş oldu. Gıda sanayisinde hammadde maliyeti sezon dışında yükselen spot fiyatlarla ancak temin edilebilmekte. Golda, gerçekleştirdiği alımla stoğunu güvenceye alırken maliyetini azaltma fırsatı bulmakta.</p>
<p><strong>TAPDİ OKSİJEN ÖZEL SAĞLIK</strong></p>
<p><strong>Hastane binasını 1,05 milyar TL’ye sat ve geri kirala yöntemiyle fonlamaya gitti</strong></p>
<p>Tapdi Sağlık, İzmir Bayraklı’da sahibi olduğu Galen Hastanesi binasının mülkiyetini sat ve geri kirala (leaseback) finansman modeliyle 1,05 milyar TL karşılığında Kuveyt Türk Katılım Bankası’na devretti. İşlemin 60 ay vadeli ve erken kapama opsiyonlu bir finansal kiralama sözleşmesi olduğu, borcun bitiminde mülkiyetin tekrar şirkete geçeceği ve KDV’den istisna olduğu belirtildi. Ekspertiz değeri 1,15 milyar TL olan taşınmaz üzerinden sağlanan nakitle, şirketin aktifindeki duran varlığın dönen varlığa çevrilerek güçlü bir likidite yaratılmaya gidildiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Kimteks’in fiyatı bir haftadır geriliyor. Fonların payında ise artış gözleniyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c6e0aff23-1785906912.png" alt="" width="296" height="230" /></strong>Kimteks Poliüretan’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %19,49 ile toplamda 1,01 milyon lot artarak 6,20 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 14’ten 18’e yükseldi. OHB fonu 553,7 bin lot ile en fazla alımı yaparken, FUA 125 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Kimteks hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek hedefi Alnus Yatırım 28,94 TL ile “AL” olarak verirken; Yatırım Finansman 20 TL ile “Endekse paralel” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/412-milyonluk-gelir-one-cikarken-212-milyonluk-zarar-toparlar-mi-84649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 412 milyonluk gelir öne çıkarken 212 milyonluk zarar toparlar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarlabasini-yeniden-hayata-donduren-proje-taksim-360-84644</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarlabaşı’nı yeniden hayata döndüren proje: Taksim 360</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir dönem yıkımlarla hafızasını kaybeden Tarlabaşı, Taksim 360 projesiyle tarih, kültür, sanat ve gastronomiyi buluşturan yeni bir yaşam alanına dönüşüyor. Restorasyon çalışmalarıyla özgün mimarisi korunan bölge, İstanbul'un en kapsamlı kentsel yenileme projelerinden biri olarak yeniden kentin cazibe merkezleri arasındaki yerini almaya hazırlanıyor.</p>
<p>1986-1988 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, o dönemde mimarların, şehir planlamacıların ve tarihçilerin tüm çabalarına rağmen, İstanbul Tarlabaşı’nda büyük bir yıkıma imza attı. Dar bir cadde olan Tarlabaşı’nı bir bulvar haline getirme niyetiyle yola çıkan Dalan, istimlaklarla 350 tarihi nitelikteki binayı yıktırdı. Yıkım sonrasında bölgenin, Beyoğlu ve Taksim’le olan bağı zayıfladı. Kalan binalar da adeta çürümeye terk edildi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, 2006’da Bakanlar Kurulu kararıyla bölge “Yenileme Alanı” ilan edildi. Bu süreç, tarihi dokuların yenilenmesini öngören 5366 sayılı Kanun kapsamında yürütüldü. Beyoğlu Belediyesi ve GAP İnşaat ortaklığıyla bölgedeki mülkler kamulaştırıldı. Sonraki süreçte, Türkiye'nin en büyük tarihi yenileme projelerinden biri başladı. Tescilli yapıların restorasyonu için uzun süren bir çalışma yürütüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72c3bde0276-1785906109.jpg" alt="" width="500" height="626" />Geçtiğimiz günlerde, GAP İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Gündüz ve projenin yeme-içme ve konsept danışmanı Tolga Atalay’la birlikte Taksim 360 projesini yerinde gördük. Restore edilen sokaklarda kurgulanan gastronomi rotaları ve kültür-sanat programları hakkında da bilgi aldık.</p>
<p>Büyük bir titizlikle yürütülen restorasyon sonrasında canlanan mekanları gezerken, Dalan döneminde tavan süslemeleri, ahşap merdivenleri, terasları ve aydınlık pencereleriyle her biri özgün eser olan 350 binanın yıkılmasının ne denli büyük bir kayıp olduğunu bir kez daha fark ettim.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve tarihi mirasın korunmasına başarılı bir örnek:</p>
<p>Taksim 360 ekibi projeyi şu cümleyle tanımlıyor</p>
<p>“Taksim360 bir gayrimenkul projesinin ötesinde, İstanbul'un en katmanlı semtlerinden birinin tarihsel hafızasını kültür, sanat, gastronomi ve yaşamla yeniden buluşturan bütüncül bir dönüşüm vizyonudur.”</p>
<p>Projenin mimari müellifi Prof. Dr. Mehmet Alper ve ekibinin çalışmaları sonucunda Tarlabaşı'nın 19. yüzyılda şekillenen kentsel dokusu yeniden hayat bulmuş. Yıllar boyunca kaderine terk edilmiş bir bölge kültür-sanat alanları, ofisler, kafeler ve restoranlarla İstanbul için tasarım değeri yüksek bir çekim merkezi haline gelmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Taksim'in kalbinde yeni bir şehir hikâyesi</strong></p>
<p>Taksim 360 tarihi yapıları koruyarak yeni bir yaşam alanı oluşturmayı hedefleyen kapsamlı bir dönüşüm çalışması. GAP İnşaat tarafından Beyoğlu Tarlabaşı'nda hayata geçirilen, Türkiye'nin ilk ve en büyük kentsel yenileme çalışması olan proje, Tarlabaşı Bulvarı boyunca uzanan 220 metrelik cephesiyle İstiklal Caddesi'ne ve Taksim Meydanı'na (300 metre) yürüme mesafesinde bulunuyor.</p>
<p>Avrupa’nın “En İyi Kentsel Yenileme Ödülü”ne de layık görülen Taksim 360, 154 bin 142 metrekare inşaat alanı üzerindeki 841 üniteden oluşuyor. Bu bölge içinde, farklı metrekarelere sahip 559 konut; 132 ofis; 149 ticari ünite; 9 tarihi müstakil binanın yanı sıra, Türkiye'nin ilk Canopy by Hilton oteli (ve 506 araç kapasiteli otopark bulunuyor.</p>
<p>Bölgede, Georgiades, Langas, Klonaridis ve Vladika gibi dönem mimarlarının imzasını taşıyan apartmanlar, St. Pantaleon ve Süryani Meryem Ana kiliseleri, 1830 tarihli Mhitaryan Okulu özellikle dikkat çekiyor</p>
<p>Restorasyon çalışmaları sırasında gün yüzüne çıkarılan bir tarihi sarnıç, mikroenjeksiyon yöntemiyle sağlamlaştırılan Art Nouveau kalemişleri bu sürecin öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Alper proje kapsamında 278 yapının tek tek belgelendiğini, cephelerin çelik karkas sistemiyle askıya alındığını ve tescilli yapıların özgün detaylarıyla korunduğunu özellikle vurguluyor.</p>
<p><strong>Yeni bir cazibe merkezi</strong></p>
<p>GAP İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Gündüz, projenin iç sokaklarının toplam uzunluğunun 1,4 km'ye ulaştığına, bunun da İstiklal Caddesi'nin uzunluğuna eşdeğer olduğuna dikkat çekiyor. Ve ekliyor. “27 bin metrekarelik alana yayılan 149 mağazasıyla Taksim360, açık hava mağazacılığı konseptiyle İstanbul'a yeni bir alışveriş caddesi kazandırıyor. ”</p>
<p>Günümüzde şehirler geçmişlerini koruyarak yeni yaşam alanları oluşturan projelerle dikkat çekiyorlar. Tarihi dokuyu koruyarak yeni yaşam alanları yaratan çalışmalar şehirlerin tanınmasına, tercih edilmesine ve son tahlilde marka değerine de katkı sağlıyor.</p>
<p>Taksim 360 yaşayan sokaklarda yürünebilir bir kent deneyimi sunarak, gastronomi ve yaratıcı endüstriler için bir cazibe merkezi oluşturuyor. Bu bağlamda, sadece İstanbul için değil tüm kentlerimize tarihi dokuyu bozmadan çağdaşlaşmanın mümkün olduğunu kanıtlayarak, başarılı bir örnek sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarlabasini-yeniden-hayata-donduren-proje-taksim-360-84644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/564-1785906097.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarlabaşı’nı yeniden hayata döndüren proje: Taksim 360 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatonun-ikinci-taksiti-84643</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordatonun ikinci taksiti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLMİ GÜVENAL</strong></p>
<p><strong>Şirketler kurtulmuyor, sadece batışları erteleniyor. Konkordato sistemi; bankaların, patronların ve diğer aktörlerin kısa vadeli çıkarlarını korurken, sağlıklı firmaları rekabet gücünden eden ve ekonomide "zombi şirketler" yaratan bir döngüyü besliyor.</strong></p>
<p>Halka açık şirketler bile ardı ardına konkordato ilan etmeye başladı. Bu konuya geçmişte yazılarımda ve kitaplarımda epey değinmeme rağmen hâlâ çok dar bir açıdan bakılması ve getirilen sığ yaklaşımlar beni cidden daraltmaya başladı. Konuyu 3 yazılık bir seri (Patronlar Ölmesin Diye Ölen Şirketler) ile toparlamaya karar verdim.</p>
<p>Bu ayki Konjonktürel Sohbetler’de bir öngörüde bulundum.</p>
<p>“Son iki yılda alınan konkordato kararlarının çoğu, süreleri dolduğunda iflasa dönüşecek” dedim. Sonra oturup rakamlara baktım. Meğer öngörü bile sayılmazmış. Basına yansıyan mahkeme verilerine göre Ocak ayında, tek bir ayda, daha önce konkordato mühleti almış 22 şirket hakkında iflas kararı verilmiş. Aynı ay mahkemeler yüz doksan beş konkordato talebini reddetmiş, kesin mühlet verdiği dosya sayısı ise yüz ellide kalmış.</p>
<p>Yani “aman şu şirketler hemen batmasın” diye girdiğimiz yolun sonunda, başta kaçtığımız noktaya dönmüş bulunuyoruz. İki yıl gecikmeyle, iki yıl daha borçlanmış ve iki yıl daha yorgun olarak.</p>
<p>Basın İlan Kurumu verilerinden derlenen rakamlara göre 2024, bu işin rekor yılı olmuş. Mahkemeler bin yedi yüz yirmi üç dosyaya geçici mühlet vermiş, yüz otuz iki şirket hakkında iflas kararı çıkmış. İkisi de 2018’den beri görülen en yüksek rakamlar.</p>
<p>Başvurularda ilk sıra tekstilde. Bu tablo, 2018’de iflas ertelemesinin kaldırılmasıyla başlayan hikâyenin devamı…</p>
<p>İflas ertelemeyi niye kaldırmıştık? Çünkü şirketler orada yıllarca yatıyor, alacaklılar kapıda bekliyor, kimse batmıyor ama kimse de hayata dönmüyordu.</p>
<p>Yerine konkordato geldi. Şimdi konkordato da aynı filmi oynatıyor. Mekanizmanın adı değişti, sonuç değişmedi. Niye değişmediğini anlamak için mevzuata değil, masaya bakmak lazım.</p>
<p>Masada kimler oturuyor.</p>
<p>Banka var. Krediyi zamanında vermiş, şimdi tahsil edemiyor. Ama krediyi takibe atarsa, zararı bugün yazacak, özkaynaklardan düşecek. Özkaynaklardan düştükçe, verebileceği yeni kredi azalacak, kâr potansiyeli düşecek. Vadeyi uzatır, faizi yeni krediye ekler, dosyayı yakın izlemede tutarsa, zararı erteler. Bankacılıkta bunun adı yüzdürme. Krediyi vermiş genel müdür yardımcısı için ise adı “benim dönemimde patlamasın”.</p>
<p>Patron var. Konkordato hukukumuzda mühlet süresince yönetimde kalıyor. Şirketi o duruma getiren kadro, şirketi o durumdan çıkarmakla görevlendirilmiş oluyor. Haciz devam ediyor, ipotek satılamıyor, alacaklı bekliyor. Patron için konkordato, bir yeniden yapılandırma değil; bir kale.</p>
<p>Avukat var. Geliri belirsizliğin uzamasından gelen avukat için her mühlet uzatması bir vekâlet ücreti daha demek. Bugünkü sistem ikinci grupta çalışıyor.</p>
<p>Bir de siyaset var. Her tasfiye bir fabrika kapısına asılan kilit; her kilit bir haber; her haber bir maliyet. Seçici yüzdürme ise bir imkân. Kimin yaşayacağına kural değil, masa karar veriyorsa, masayı kuran güçlenir.</p>
<p>Şimdi sorulacak soru şu. Bu masada oturanların hangisi işlerin hızlanmasından kazançlı çıkar? Hiçbiri. Kaybedecek olanların tamamı karar verici.</p>
<p>Kazanacak olanlar ise masada yok.</p>
<p>Bu zombi şirket ile piyasada fiyat savaşı veren sağlıklı rakip, alacağını alamayan tedarikçi, düşük ücrete razı edilmiş çalışan, o sektöre girmekten vazgeçen yatırımcı. Dağınıklar, örgütsüzler ve çoğu neyin faturasını ödediğinin farkında bile değil.</p>
<p>Fatura kelimesini boşuna kullanmıyorum, işleyişi görelim.</p>
<p>Banka zararı erteliyor, yazmıyor; bilanço sağlam görünüyor. Sağlam görünen bilanço üzerinden yeni kredi açılıyor ve o kredinin bir kısmı yine eski borcun faizini döndürmeye gidiyor.</p>
<p>Yüzdürülen zombi şirket piyasada tutunmak için gerekirse zararına satış yapıyor. Nasılsa amacı kâr değil, nefes almak. Fiyatı kıran bu zombi, aynı sektördeki sağlıklı şirketin marjını eritiyor. Marjı eriyen sağlıklı şirket yatırımını kısıyor, borçlanıyor ve birkaç yıl içinde kendisi de masaya geliyor.</p>
<p>Japonya’nın kayıp on yılı üzerine yapılan çalışmalar, başta Caballero, Hoshi ve Kashyap’ın klasik makalesi, bu mekanizmayı ölçmüş. Zombilerin yaşatıldığı sektörlerde asıl zararı zombiler değil, onlarla rekabet etmek zorunda kalan sağlıklı firmalar görmüş. Yatırım düşmüş, verimlilik düşmüş, yeni yatırım düşmüş.</p>
<p>Yani zombiyi yaşatmanın faturasını zombi ödemiyor. Sağlıklı olan ödüyor.</p>
<p>Ve fatura büyüdükçe “aman batmasınlar” diyenlerin sayısı da artıyor. Çünkü artık batacak olan daha çok.</p>
<p>Döngü kendini böyle besliyor. İflas ertelemede de böyleydi, konkordatoda da böyle, yarın adına ne dersek diyelim, onda da böyle olacak.</p>
<p>Bir mekanizma iki kez üst üste aynı şekilde bozuluyorsa, bozuk olan mekanizma değildir.</p>
<p>Bizim derdimiz kırk yıldır aynı. Aman, batmasınlar.</p>
<p>Zaman içinde bu sorunun cevabını da aldık. Batmıyorlar. Yaşamıyorlar da.</p>
<p>İkinci taksitleri ödenmemiş dosyalar halinde, bir sonraki mekanizmanın bekleme odasında oturuyorlar.</p>
<p>Doğru soru başka. Onu sormak için önce bir itirafta bulunmamız, sonra da okyanusun iki yakasına bakmamız gerekiyor.</p>
<p>Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/konkordatonun-ikinci-taksiti?r=nslov&amp;utm_medium=ios&amp;triedRedirect=true web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordatonun-ikinci-taksiti-84643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Patronlar ölmesin diye ölen şirketler (1) Konkordatonun ikinci taksiti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84635</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100’deki pozitif tablonun sebebi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Yön Yukarı! Pozitif Tablonun Sebebi Ne? | Ekonomi Masası | 05 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/uXeNTuftFpY" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-84635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sikilasma-nakit-akisini-zorluyor-84632</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıkılaşma nakit akışını zorluyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Dezenflasyon programı savaş nedeniyle kesintiye uğrayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, piyasayı yüzde 40 faizden fonlamaya devam ederken temmuzun ikinci yarısından itibaren piyasadan çektiği para miktarını 1 trilyon liranın üzerine taşıdı. Net fonlama negatifte devam ederken son üç günde sterilizasyonu yarıya indirdi. Ancak bu sıkılık Kapalıçarşı ve reel sektör tarafından TL bulmanın zorlaştığı yorumlarına yol açarken, uzmanlar bu miktarda piyasadan TL çekmenin normal zamanlardan daha yoğun bir sıkılaşma getirdiğine, şu an hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma yapıldığına işaret etti.</p>
<h2>TCMB’nin sıkı para politikası sürüyor </h2>
<p>TCMB ocak Para Politikası Kurulu toplantısında 100 baz puanlık faiz indirimi sonrasında bu yılki diğer 4 toplantısında politika faizine dokunmadı. Hatta mart PPK’sında yüzde 37’den piyasaya para verdiği haftalık repo ihalelerine ara verdi ve şu zamana kadar da yeniden ihale açmadı. Son olarak temmuz PPK’sında da pas geçen TCMB’nin verilerine göre toplam sterilizasyonu yani piyasadan çektiği para miktarı da 30 Temmuz’a kadar 1 trilyonun üzerinde seyretti. 29 Temmuz’da 1.29 trilyon liraya kadar çıktı. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti de yüzde 40’de kalmaya devam etti. 30 Temmuz’dan itibaren ise sterilizasyon miktarını indirmeye başlayan TCMB’nin analitik bilançosuna göre dün itibariyle toplam piyasadan çektiği para 700 milyar liraya kadar indi. Yani neredeyse yarıya indirdi piyasadan çektiği miktarı.*** TCMB’nin bu sıkılığı piyasaya da yansıdı. Kapalıçarşı esnaflarının verdiği bilgiye göre TL bulmak oldukça zorlaştı ve Kapalıçarşı’da “TL tatile çıktı” yorumları yaygınlaşmaya başladı.</p>
<h2>Ticari aktivitenin yavaşladığı dönem </h2>
<p>EKONOMİ’ye bilgi veren piyasa uzmanları TCMB’nin 1 trilyon lira civarı piyasadan para çektiğini hatırlatarak yurtdışında TL çokluğuna rağmen yurtiçinin oldukça sıkı olduğuna dikkat çekti. Bir diğer uzman ise reel sektörün her zaman bu konuda dertli olduğunu hatırlatarak TL bulunamıyor noktasında bir sıkılık görmediğini dile getirdi. Aynı uzman TCMB’nin aylardır sıkı likidite politikasıyla ilerlediğine de işaret etti.</p>
<p>Ekonomist Uğur Gürses savaşla birlikte TCMB’nin daha sıkılaştırdığı para politikasının devam ettiğini dile getirerek, ticari aktivitenin de bu dönemde yavaşladığını hatırlattı. Gürses, “Ticari aktivitenin yavaşladığı dönemde şirketlerin nakit girişleri yavaşlar ve azalır. Aynı zamanda sıkı para politikasının da uygulanmasıyla şirketlerin piyasada para yok algısı güçleniyor” diye konuştu.</p>
<h2>Hem miktar hem fiyat bazlı sıkılaşma </h2>
<p>ICBC Yatırım Hazine Direktörü Dr. Alp Şerbetli de TCMB’nin sterilizasyonunun en yüksek 1,3 trilyon liraya çıktığını önceki gün itibariyle 662,7 milyar liraya düştüğünü belirterek, zaman zaman maaş ödemeleri, vergi ödemeleri nedeniyle TL’de bir sıkışıklık olabildiğini ancak son dönemde alışılmışın dışında bir sıkışıklık görmediğini söyledi. Ancak Şerbetli, reel sektör ve serbest piyasanın son dönemde TL bulma güçlüğü konusunda haklı nedenleri olduğuna işaret ederek, hem piyasadaki toplam talebin daraldığını hem de sıkılaşmanın sürdüğünü vurguladı. Şerbetli bu dönemde hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma yaşandığına dikkat çekti. TCMB’nin yakın zamanda piyasa fonlamasını gevşetmesini beklemediğini söyleyen Şerbetli, eylül PPK ile birlikte belki haftalık fonlamaya geçebileceğini bu durumun da kredi faiz oranlarında biraz aşağı hareket yaratabileceğini kaydetti. Şerbetli, döviz tarafında da olağanüstü bir durum olmadığını sadece TCMB’nin aylık olarak yüzde 1,25’lerde yukarı gitmesine izin verirken bu oranın yüzde 1,75-1,85 aralığına çektiğini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sikilasma-nakit-akisini-zorluyor-84632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/2/1280x720/tl-1785902745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB’nin aylardır uyguladığı sıkı likidite politikası reel sektör ve Kapalıçarşı’da yakınmaları artırdı. TL bulmanın çok zorlaştığına işaret eden reel sektör ve Kapalıçarşı temsilcilerine karşılık piyasa uzmanları TCMB’nin son 3 gün öncesine kadar piyasadan 1 trilyon lira para çektiğini hatırlatarak hem miktar hem de fiyat bazlı sıkılaşma olduğu için daha zorlu geçtiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yasina-yanlis-sektorde-yakalanmak-84656</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 50 yaşına yanlış sektörde yakalanmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>50 yaşında iş aramak zor olabilir. Ama 50 yaşında geleceğini kaybeden bir sektörde iş aramak bambaşka bir mücadeledir.</strong></p>
<p>Düşüşe geçen bir sektörde çalışıyorsanız ve bu durum kariyerinizin başında başınıza geldiyse, belki de bu sizin için hayırlıdır.</p>
<p>Evet, o günlerde bunu böyle hissetmezsiniz. Ama önünüzde yön değiştirebileceğiniz uzun bir zaman vardır. Yeni bir sektör deneyebilir, yeni beceriler kazanabilir ve kariyerinizi yeniden inşa edebilirsiniz. Üstelik, İşler iyi gitmediğinde neler olabileceğine dair çok değerli bir iç görü kazanmış olursunuz.</p>
<p>Asıl zorluk, aynı gerçekle 50’li yaşlarda karşılaşmaktır. Çünkü artık sadece işinizi kaybetmezsiniz. Yılların deneyimini başka bir sektöre nasıl taşıyacağınızı, kendinizi nasıl yeniden konumlandıracağınızı ve çok daha sınırlı seçenekler arasında yeni bir yol bulmayı da düşünmek zorunda kalırsınız.</p>
<p>Son zamanlarda beyaz yakanın işi gerçekten zor.</p>
<p>Özellikle bilgiye, uzmanlığa ve yaratıcılığa dayalı pek çok meslek yapay zekâ ile birlikte ciddi bir dönüşüm yaşıyor.</p>
<p>Dün çok değerli görülen beceriler bugün yeniden sorgulanıyor.</p>
<p>Ancak bütün bunların ötesinde daha büyük bir risk var: Düşüşe geçmiş bir sektörde olmak.</p>
<p>Financial Times’ta Volkswagen’in işten ayrılan üst düzey yöneticilerine yeni iş bulmaları için head hunter şirketlerine başvurduğunu okuyunca aklıma tam da bu geldi. Sorun sadece bir şirketin küçülmesi değil. Sorun, sektörün tamamının aynı anda yön değiştirmesi.</p>
<p>Böyle dönemlerde rekabet artık normal kurallarla işlemiyor.</p>
<p>Aşağı doğru giden bir yürüyen merdivende herkes aynı anda yukarı çıkmaya çalışıyor. Kim kimin ayağına bastı, kim yere düşenin üzerinden atladı, kim yılların deneyimine rağmen geride kaldı… belli olmuyor.</p>
<p>Maalesef çok acımasız dönemler bunlar.</p>
<h3>CV botoksu</h3>
<p>Yurt dışında son dönemde ilginç bir kavram konuşuluyor: “CV Botox.”</p>
<p>Özellikle deneyimli profesyoneller, özgeçmişlerini daha genç, daha güncel ve daha teknolojik gösterecek şekilde yeniden düzenliyor. Amaç, ilk eleme bariyerlerini aşabilmek.</p>
<p>Bu önemli olabilir. Ama bazen sorun CV’niz değildir. Sorun, kariyerinizi üzerine inşa ettiğiniz sektörün küçülüyor olmasıdır. CV’nize botoks yapabilirsiniz. Ama küçülen bir sektöre botoks yapamazsınız.</p>
<p>İşte bu nedenle kariyer planlamasında yanlış ata oynamak doğru şirket seçmekle kalmıyor. Sektörü de doğru seçmek gerekiyor.</p>
<p>Dalga yükselirken birçok tekne birlikte yükselir.</p>
<p>Çünkü yükselen bir sektördeyseniz, ortalama bir performans bile sizi yukarı taşıyabilir. Dalga yükselirken birçok tekne birlikte yükselir.</p>
<p>Ama küçülen bir sektörde işler tersine döner. En yetenekli insanlar bile, sektörün aşağı yönlü çekim gücüne karşı tek başına yeterince etkili olamayabilir. Bu nedenle kariyeri planlarken sadece bugünün işine odaklanmamak gerekiyor. Bir adım geri çekilip şu soruyu sormak gerek: “Ben önümüzdeki on yılın sektöründe miyim?”</p>
<p>Çünkü bazen kariyerde belirleyici olan yalnızca ne kadar iyi olduğunuz değil, hangi oyunu oynadığınızdır.</p>
<h2><span style="color: #602424;">Yükselen gelgit bütün tekneleri kaldırır</span></h2>
<p>1960’larda John F. Kennedy kullandığı için popüler olan bir söz var. “A rising tide lifts all boats” (Yükselen gelgit bütün tekneleri kaldırır) </p>
<p>Warren Buffett’ın benzer Analoloji şöyle kullanıyor: “Only when the tide goes out do you discover who’s been swimming naked.” “Ancak sular çekildiğinde kimin çıplak yüzdüğü ortaya çıkar.</p>
<p>Bu sözden yola çıkarak; Gelgit çekildiğinde sadece şirketler değil, sektörler de test edilir.</p>
<p>Yükselen bir sektörde ortalama yetenekler bile yukarı taşınabilir. Ama sektör küçülmeye başladığında artık sadece sizin ne kadar iyi olduğunuz değil, hangi sektörde olduğunuz da kaderinizi belirler.</p>
<p>Sular çekildiğinde yetenek önemlidir. Ama hangi denizde yüzdüğünüz daha da önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/50-yasina-yanlis-sektorde-yakalanmak-84656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/77-1785909048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 50 yaşına yanlış sektörde yakalanmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/nevsehir/kapadokya-motor-sporlarinda-yeni-bir-doneme-kapilarini-aciyor-84713</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapadokya, motor sporlarında yeni bir döneme kapılarını açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NEVŞEHİR/EKONOMİ</strong></p>
<p>Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) yarış takviminde yer alan organizasyon, yalnızca sezonun önemli yarışlarından biri olmasının yanı sıra Kapadokya Motor Sporları Kompleksi'nin açılış yarışı olma özelliğini de taşıyor. Nevşehir'in eşsiz doğal ve kültürel mirasını motor sporlarıyla buluşturacak organizasyonda, Türkiye'nin farklı illerinden gelecek ortalama 55 Karting pilotu, Micro, Mini, Junior, Senior ve Master kategorilerinde mücadele edecek. 15.00-22.00 saatleri arasında iki gün boyunca sürecek yarışlar, hem sporcular hem de motor sporları tutkunları için heyecan dolu anlara sahne olacak.</p>
<p>Nevşehir Belediyesi ev sahipliğinde modern altyapısı, uluslararası standartlara uygun pisti ve teknik imkânlarıyla dikkat çeken Kapadokya Motor Sporları Kompleksi'nin, gelecekte ulusal ve uluslararası birçok organizasyona ev sahipliği yapması hedefleniyor. Düzenlenecek ilk resmi yarış, tesisin motor sporları takvimindeki yerini alması açısından önemli bir kilometre taşı olacak. Kapadokya'nın dünyaca bilinen turizm potansiyeli ile motor sporlarını aynı platformda buluşturacak organizasyonun, bölge ekonomisine, turizmine ve spor kültürüne önemli katkılar sağlaması bekleniyor. Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, motor sporlarına gönül veren tüm vatandaşlarımızı, bu tarihi organizasyona tanıklık etmek üzere 7-8 Ağustos 2026 tarihlerinde Kapadokya Motor Sporları Kompleksi'ne davet etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/nevsehir/kapadokya-motor-sporlarinda-yeni-bir-doneme-kapilarini-aciyor-84713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/kapadokya-motor-sporlarinda-yeni-bir-doneme-kapilarini-aciyor-1785944947.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin en yeni motor sporları tesisi olan Kapadokya Motor Sporları Kompleksi, 7-8 Ağustos 2026 tarihlerinde 15.00-22.00 saatleri arasında düzenlenecek Motul Türkiye Karting Şampiyonası 4. Ayak Yarışları ile ilk resmi organizasyonuna ev sahipliği yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-ilk-yari-cirosu-885-milyar-lira-84691</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;ın ilk yarı cirosu 88,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yaptığı duyuruda, yılın ilk 6 ayına ait enflasyon muhasebesi uygulanmış finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Yılın ilk 6 aylık döneminde alınan yeni işler yüzde 72 artışla 4,9 milyar dolar oldu. Açıklamaya göre, sürdürülebilir büyüme stratejisinin çıktılarını günden güne geliştiren ASELSAN'ın bakiye siparişleri yılın ilk yarısında yüzde 45 artarak 23,2 milyar dolara ulaştı. Şirket bu dönemde ölçek ve kapasite genişlemelerine yönelik yatırımlarını yüzde 195 artırarak 323 milyon dolara çıkardı.</p>
<p>Üretime ve AR-GE'ye yönelik güçlü yatırımların, ASELSAN'ın sektördeki önemli konumunu destekleyen stratejik adımlar olarak öne çıktığı, şirketi geleceğe hazırlayan yatırımların kuvvetli şekilde gerçekleştiği bu dönemde Net Borç/FAVÖK oranı geçen yılın aynı dönemine göre 0,57'den 0,55'e gerilediği belirtildi.</p>
<p>ASELSAN'ın, uzun dönemli hedeflerine ulaşmak amacıyla 2024'te uygulamaya başladığı aselsaneXt Programı'nın olumlu çıktılarını elde etmeye 2026'nın ilk yarısında da devam ettiği ifade edilen açıklamada şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"ASELSAN'ın 2026'nın ilk yarısında cirosu geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 25 büyüyerek 88,5 milyar liraya ulaştı. Bu büyüme, yüksek teknolojiye sahip ürün ve sistemlerin satışlarında kaydedilen güçlü taleple desteklendi. Yılın ilk altı ayında elde edilen hasılatta hava savunma, radar, elektronik harp, yapay zeka destekli kent güvenliği, deniz sistemleri, elektro-optik ve güdümlü mühimmat sistemleri belirleyici rol oynadı.</p>
<p>Güçlü büyümeyle birlikte operasyonel verimlilik ve yüksek teknolojiye odaklanma stratejilerini kurumsal dönüşüm faaliyetlerinin merkezinde tutan ASELSAN'ın ilgili dönemdeki FAVÖK marjı geçen yılın aynı dönemine göre 120 baz puan artarak yüzde 26,3 seviyesinde gerçekleşti. Şirketin, aynı dönemde FAVÖK tutarı da yüzde 31 artarak 23,2 milyar liraya ulaştı. Verimlilik artışı sağlayan uygulamaların kararlılıkla yürütülmesi, ürün portföyü içerisindeki kritik teknolojilere yönelik dönüşüm, şirketin büyümesine ve operasyonel marjlarının korunmasına önemli katkı sağladı. ASELSAN'ın kişi başı hasılatı dolar bazında yüzde 3 arttı.</p>
<p>ASELSAN'ın gerçekleştirdiği AR-GE harcamaları ilgili dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 artarak 804 milyon dolara yükseldi. Özellikle LEO uydu teknolojileri, kuantum hesaplama teknolojileri, sualtı sistem teknolojileri, itki sistem teknolojileri, mikroelektronik sistem teknolojileri, lazer teknolojileri ve uzun menzilli güdümlü mühimmat teknolojileri gibi giriş bariyeri yüksek alanlara yönelik yatırımlar hız kazandı.</p>
<p>Yılın ilk altı ayında, ASELSAN'a ilave üretim kabiliyeti ve ölçek kazandıracak yatırımlar kesintisiz bir şekilde gerçekleştirildi. Kapasite artışlarına yönelik OĞULBEY Teknoloji Üssü ve mevcut yerleşkelerde devam eden yatırımların tutarı bu dönemde yüzde 195 arttı.</p>
<p>Yılın ilk yarısında, 40 milyon dolar yatırımla tamamlanan 17 bin 360 metrekare kapalı alana sahip akıllı mühimmat, hava savunma ve su altı sistemleri ilave üretim ve test merkezleri devreye alındı. Hava ve deniz savunma sistemlerinin üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Devreye alınan ve devam etmekte olan yatırımlarla birlikte şirketin teslimat kapasitesi, hız ve kalite kabiliyeti artırıldı.</p>
<p>Geçen yıl temeli atılan ve Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayisi yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü yatırımının ilk fazının da 2026'nın üçüncü çeyreğinde faaliyete geçmesi planlanıyor. Söz konusu geleceğe yönelik yatırımlarla şirketin savunma sanayisindeki küresel rolünün daha da güçlenmesi bekleniyor.</p>
<p>ASELSAN, finansal sürdürülebilirlik stratejisini 2026'nın ilk altı ayında da etkin bir şekilde uygulamaya devam etti. AR-GE ve seri üretime yönelik yatırım harcamalarının kuvvetli bir şekilde devam ettiği dönemde finansal verimlilik oranlarında da iyileşmeler gerçekleşti.</p>
<p>Şirketin operasyonel nakit akışı yılın ilk yarısında 15,2 milyar lira oldu. Söz konusu dönemde şirketin finansal borçlarının aktifler içerisindeki payı yüzde 13,3 oldu. Özkaynak oranı yüzde 56 olan ASELSAN, bu alanda sektör ortalamalarının üzerindeki konumunu sürdürdü. Yılın ilk yarısında şirketin aktif büyüklüğü yüzde 8, özkaynakları ise yüzde 4 büyüdü.</p>
<p>Yılın ilk 6 ayında ASELSAN'ın ticari borçları yıl sonuna göre yüzde 17 düştü. Özkaynak karlılığı bu dönemde yüzde 11,9'dan yüzde 15,5'e yükseldi."</p>
<p><strong>"OĞULBEY yatırımımızda ilk üretim faaliyetlerine başlayacağız"</strong></p>
<p>ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, "2025, ASELSAN tarihinin en güçlü finansal performansına imza attığımız yıl olarak kayıtlara geçmişti. 2026'nın ilk yarısında elde ettiğimiz sonuçlar ise bu başarıyı daha da ileri taşıdığımızı gösteriyor. 2025'te yakaladığımız tarihsel ivmeyi, yeni sözleşmelerimiz, artan üretim kapasitemiz ve güçlenen teknolojik yetkinliklerimizle çok daha üst bir seviyeye çıkardık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bilançonun 6 aylık performansın gücünü ortaya koyduğu kadar, başarılarının gelecek dönemde de kesintisiz devam edeceğini gösterdiğine işaret eden Akyol, "Hasılatımızı geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 25 artırarak 88,5 milyar liraya ulaştırdık. Dolar bazında ise yüzde 37 gibi çok önemli bir büyümeye imza attık. 2025'te bakiye sipariş rakamlarında ilk defa 20 milyar dolar seviyesini aşmıştık. Gelecek yıldan itibaren artık 30 milyar dolar seviyelerini göreceğimize inanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Akyol, 6 ayda 19 yeni robotik otomasyon hattını kurduklarını belirterek, "Önümüzdeki günlerde OĞULBEY yatırımımızda ilk üretim faaliyetlerine başlayacağız. Bu adım, ASELSAN adına yılın en değerli gelişmelerinden biri olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu yatırımları gerçekleştirirken finansal disiplinlerini de hassasiyetle koruduklarını vurgulayan Akyol, güçlü operasyonel nakit akışı ve sağlıklı bilanço yapısı sayesinde büyümeyi finansal sürdürülebilirlik anlayışıyla desteklediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Nitelikli kadromuzu büyütmeye, güçlendirmeye devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Akyol, Net Borç/FAVÖK oranının 0,55 seviyesinde gerçekleşmesinin de yüksek yatırım döneminde borçluluk seviyesini kontrollü biçimde yönettiklerinin kanıtı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yoğun yatırım dönemlerinde normalde bu oranın yükselmesi beklenir. Bizim geçen yılki seviyeyi korumamız ve hatta bir miktar aşağı çekmemiz finansal disiplinimizin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından ayrıca önem taşıyor. Hızlı büyüme döneminde operasyonel marjlarımızı geliştirmemiz ise bir yandan daha yüksek katma değerli işler yaptığımızı diğer yandan da bu işleri çok daha verimli bir şekilde yürüttüğümüzü gösteriyor."</p>
<p>Son dönemde ASELSAN olarak yaptıkları çalışmaları değerlendiren Akyol, "Teknoloji yoğun firmaların en önemli gücü insan kaynağıdır. Nitelikli kadromuzu büyütmeye, güçlendirmeye devam ediyoruz. Yılın ilk yarısında 1000'den fazla yeni istihdam sağladık. Bunun yaklaşık yüzde 15'inin yurt dışından gelen arkadaşlarımız olması bizi ayrıca sevindiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Akyol, Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin ülkenin savunma sanayisindeki yetkinliklerini ve ASELSAN'ın yüksek teknoloji çözümlerini uluslararası gündeme taşıyan stratejik bir platform olduğunu belirterek, "Bu önemli zirvede, savunma yatırımlarının uzun vadeli olarak artırılmasına yönelik önemli kararlar alındı. Entegre hava savunma, radar ve elektronik harp alanları, NATO'nun öncelikleri arasında öne çıktı. Bunlar aynı zamanda ASELSAN'ın güçlü olduğu alanlar. Ürün portföyümüzün NATO'nun ihtiyaçlarıyla güçlü bir uyum içinde olması, gelecek adına önemli bir gösterge. Önümüzdeki dönemde de yüksek teknolojili ürünlerimizi, üretim kapasitemizi ve küresel iş birliklerimizi geliştirmeye devam edeceğiz. ASELSAN’ı dünyanın önde gelen savunma teknolojisi şirketlerinden ve güçlü küresel teknoloji markalarından biri haline getirme hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerleyeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-ilk-yari-cirosu-885-milyar-lira-84691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/ahmet-akyol-1772512731.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN&#039;ın cirosunun ilk 6 ayda yüzde 25 artarak 88,5 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Ahmet Akyol, &quot;Hasılatımızı geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 25 artırarak 88,5 milyar liraya ulaştırdık. Dolar bazında ise yüzde 37 gibi çok önemli bir büyümeye imza attık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-temmuzda-enerji-ve-hizmet-gruplarinda-fiyat-artislari-one-cikti-84690</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Temmuzda enerji ve hizmet gruplarında fiyat artışları öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Temmuz Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, tüketici fiyatları temmuz ayında yüzde 1,78 artarken, yıllık enflasyon 0,36 puan azalarak yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Aylık bazda temmuz ayında enerji ve hizmet gruplarında fiyat artışları öne çıkarken, temel mal grubunda ise fiyatlar ılımlı bir görünüm sergiledi.</p>
<p>Enerji fiyatlarında gözlenen artışta elektrik fiyatlarının yanı sıra otomatik maktu özel tüketim vergisi (ÖTV) artışı uygulanmamasına karşın, akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş belirleyici oldu.</p>
<p>Yeniden artış eğilimine giren ham petrol fiyatları ve eşel mobil sisteminden kademeli çıkış stratejisi akaryakıt fiyatlarının bu seyrinde rol oynadı.</p>
<p>Hizmet grubunda aylık enflasyondaki yükselişte ise sağlık ve ulaştırma alt grupları öne çıktı. Sağlık hizmetleri fiyatları büyük ölçüde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) muayene katılım payı düzenlemesinin etkisiyle artarken, ulaştırma hizmetleri üzerinde akaryakıt fiyatlarının yansımaları hissedildi.</p>
<p>Son iki aydır ılımlı seyreden gıda fiyat artışları temmuz ayında bazı sebze fiyatlarındaki artışa istinaden güçlenirken işlenmiş gıdada yavaşladı.</p>
<p>Temel mal grubunda, sezon indirimlerinin etkilerinin izlendiği giyim ve ayakkabı alt grubunda fiyatlar düşerken, dayanıklı ve diğer temel mallarda ise fiyat artışları zayıfladı.</p>
<p>Bu dönemde, üretici fiyat artışı önceki aylara kıyasla yavaşlamaya devam ederek yüzde 1,52 gerçekleşirken, yıllık enflasyon 0,26 puan düşüşle yüzde 27,83 oldu.</p>
<p>Bu görünüm altında, temmuz ayında aylık bazda tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi.</p>
<p><strong>Yıllık tüketici enflasyonuna temel mal grubunun katkısı 0,60 puan azaldı</strong></p>
<p>Rapora göre, yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, enerji, temel mal ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 0,60, 0,25 ve 0,16 azalırken, gıda ve alkolsüz içecekler ile hizmet gruplarının katkıları sırasıyla 0,33 ve 0,32 arttı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı güçlendi. Aylık artışlar, B endeksinde düşerken, C endeksinde yükseliş kaydetti.</p>
<p>Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan hizmette yükselirken, temel mal ve işlenmiş gıdada ise zayıfladı.</p>
<p>Dağılım bazlı göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin gerileyerek, ana eğilim tahminlerine göre daha düşük gerçekleşti.</p>
<p>Bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi geniş kapsamlı kalemlerde öngörülenden olumlu fiyat gelişmeleri etkili oldu.</p>
<p>Sonuç olarak, göstergeler temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğine işaret etti. Benzer şekilde, üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedildi.</p>
<p>Hizmet fiyatları temmuz ayında yüzde 3,18 artarken, grup yıllık enflasyonu yüzde 39,70 ile görece yatay seyretti. Yıllık enflasyon ulaştırma ve diğer hizmetlerde yükselirken, lokanta-otelde yatay seyretti, kira ve haberleşmede ise geriledi.</p>
<p>Temmuz ayında, hizmet grubundaki aylık enflasyonun güçlenmesinde, SGK Sağlık Uygulama Tebliği'nde yapılan muayene katılım payı düzenlemesi neticesinde sağlık hizmetlerindeki fiyat artışı (yüzde 16,41) belirleyici oldu.</p>
<p>Bu düzenlemenin aylık tüketici enflasyonunu beklendiği gibi 0,22 puan artırdığı değerlendirildi. Ayrıca, sağlık hizmetleri fiyatları üzerinde Türk Tabipleri Birliği tarife artışlarının yansımaları da izlendi.</p>
<p>Aylık enflasyon lokanta-otelde önceki ayın bir miktar üzerinde gerçekleşirken, ulaştırma fiyatlarındaki hızlanmada son dönem akaryakıt fiyat gelişmelerinin etkisi görüldü.</p>
<p>Kira aylık enflasyonu ise kontrat yenileme oranındaki mevsimsel etkilerle yüzde 2,85 ile bir miktar yükselse de yıllık bazda yavaşlamaya devam etti. Haberleşme enflasyonu cep telefonu görüşme ücretleri öncülüğünde önceki aya kıyasla güçlendi.</p>
<p><strong>Temel mal grubu fiyatları geriledi</strong></p>
<p>Temel mal grubu fiyatları temmuz ayında yüzde 0,38 azalırken, grup yıllık enflasyonu 0,55 puanlık düşüşle yüzde 16,82 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabıda artarken diğer alt gruplarda azaldı. Bu dönemde, dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat artışı yüzde 0,95 ile bir önceki aya kıyasla yavaşladı.</p>
<p>Beyaz eşya aylık enflasyonu yüzde 3,56 ile güçlenirken, mobilya fiyatları yüzde 1,02 arttı, otomobil fiyat artışı ise yüzde 0,51 ile ılımlı seyretti.</p>
<p>Giyim ve ayakkabı fiyatları indirim sezonunun devamıyla yüzde 4,01 düşerken, diğer temel mallarda aylık enflasyon yüzde 1,19’a geriledi.</p>
<p>Enerji fiyatları temmuz ayında yüzde 2,30 arttı, yıllık enflasyon baz etkisiyle 6,55 puan düşerek yüzde 32,86 oldu. Akaryakıt fiyatları otomatik maktu ÖTV artışı yapılmamasına karşın yüzde 3,71 yükseldi.</p>
<p>Bu artışta, yükseliş eğilimine giren ham petrol fiyatları ve eşel mobil sisteminden kademeli çıkış stratejisi rol oynarken, etkinin bir kısmının ağustos ayına sarkacağı belirtildi.</p>
<p>Elektrik fiyatları piyasa takas fiyatı ve YEKDEM gelişmeleri neticesinde Son Kaynak Tedarik Tarifesi’ne bağlı olarak yükseldi (yüzde 5,75). Diğer alt gruplarda ise fiyat artışları ılımlı seyretti.</p>
<p>Diğer alt gruplarda ise fiyat artışları ılımlı seyretti.</p>
<p>Alkollü içecekler ve tütün grubunda fiyatlar, alkol ürünlerinde maktu verginin güncellenmesiyle yüzde 1,93 yükseldi. Tütün ürünlerinde nispi ÖTV oranı düşürülürken maktu verginin artırılmasının enflasyon üzerindeki yukarı yönlü etkisinin ağustos ayında gözlenebileceği kaydedildi.</p>
<p>Gıda ve alkolsüz içecekler aylık enflasyonu yüzde 1,61 ile son iki aya kıyasla güçlendi, grup yıllık enflasyonu 2,08 puan yükselişle yüzde 37,52 oldu. Yıllık enflasyon, işlenmemiş gıdada 6,50 puan artarak yüzde 39,69 olurken, işlenmiş gıdada 1,55 puan düşerek yüzde 35,95’e geriledi.</p>
<p><strong>İşlenmemiş gıda fiyatları arttı</strong></p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki yüzde 2,37 artışta, arz kaynaklı gelişmeler sonucu kuru soğan, biber gibi bazı sebze kalemleri etkili oldu.</p>
<p>İşlenmiş gıda aylık fiyat artışı yüzde 1,03 ile yavaşladı. Bu alt grupta, çay, şeker ve alkolsüz içecekler fiyat artışı ile öne çıkan kalemler oldu.</p>
<p>Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle enerji fiyatlarındaki artış (yüzde 4,83) bir önceki aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Aylık enflasyon dayanıksız tüketim ve sermaye mallarında sırasıyla yüzde 1,33 ve yüzde 1,09 olurken, diğer gruplarda ılımlı seyretti.</p>
<p>Sektörel bazda incelendiğinde ise elektrik, gaz üretimi ve dağıtımı ile içecekler belirgin oranda fiyat artışı gösteren alt gruplar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-temmuzda-enerji-ve-hizmet-gruplarinda-fiyat-artislari-one-cikti-84690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB&#039;nin Temmuz Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu&#039;nda, &quot;Aylık bazda temmuz ayında enerji ve hizmet gruplarında fiyat artışları öne çıkarken, temel mal grubunda ise fiyatlar ılımlı bir görünüm sergiledi.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-faizdeki-gerileme-piyasa-faizlerine-yansiyor-84689</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Faizdeki gerileme piyasa faizlerine yansıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, "Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm" toplantıları kapsamında Erzurum'da iş insanları ve akademisyenlerle bir araya geldi.</p>
<p>Karahan, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası'nda (ETSO) gerçekleştirilen toplantıda yaptığı sunumda, reel sektörle güçlü bir iletişimleri bulunduğunu belirterek, "2013'ten bu yana farklı sektör ve ölçeklerden firmalarla yüz yüze görüşmeler yapıyoruz. Erzurum ve bölge illerinde 2026'da 132, son 5 yılda toplamda 1413 firma görüşmesi yaptık." diye konuştu.</p>
<p>Bu görüşmelerden elde edilen nitelikli ve zamanlı bilgileri karar alma süreçlerinde kullandıklarını, konjonktürel gelişmelerin yanı sıra yapısal sorunlar hakkında da bilgi edindiklerini vurgulayan Karahan, iletilen beklenti ve önerileri ilgili kamu kuruluşlarıyla paylaştıklarını, reel sektör temsilcileriyle çift yönlü bir iletişim kurduklarını ifade etti.</p>
<p>Sunumunda dezenflasyonda alınan mesafeye ilişkin bilgi veren Karahan, temmuzda yıllık enflasyonun yüzde 31,8 olduğunu anımsattı.</p>
<p>Karahan, enflasyonda Mayıs 2024'ten bu yana genele yayılan bir gerileme görüldüğüne dikkati çekerek, kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılığın dezenflasyonu desteklediğini söyledi.</p>
<p>İş yeri kira enflasyonundaki gerilemenin maliyet yönlü baskıları hafiflettiğini ve maliyet yönlü baskıların zayıfladığını belirten Karahan, talepte dengelenmenin sağlandığını, tüketici ve firmaların enflasyon beklentilerinin gerilediğini anlattı.</p>
<p>Karahan, bununla beraber gıda fiyatlarında ürün bazlı olarak yüksek fiyat oynaklıkları görüldüğünü, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle de enerji fiyatlarının yükseldiğini belirtti.</p>
<p>Kira ve eğitimdeki dezenflasyonun devam etmesinin beklendiğini söyleyen Karahan, yurt içi maliyetlerde savaş kaynaklı artış gözlendiğini kaydetti.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, iç talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini belirterek, "İç talebin yavaşlaması sebebiyle ithalattaki artış 2022'ye göre daha sınırlı olmuştur. Reel sektör enflasyon beklentileri savaş döneminde arttıktan sonra bir miktar gerilemiştir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kredi faizlerinin enflasyon ve enflasyon beklentilerinden etkilendiğini dile getiren Karahan, "Faiz indirimleri ancak enflasyon kontrol altındayken etkili olabilir. Enflasyon beklentileri iyileştikçe kredi ve tahvil faizleri gerilemektedir. Politika faizindeki gerileme piyasa faizlerine yansımaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Karahan, savaşın dış talebe etkisine değinerek, küresel büyüme tahminleri düşerken enflasyon tahminlerinin yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Savaşın enflasyonist etkilerinin küresel faiz artışı beklentilerine yol açtığını kaydeden Karahan, güncel yıl sonu Fed faiz oranı beklentisinin yüzde 3,97, güncel yıl sonu ECB faiz oranı beklentisinin ise yüzde 2,59 olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Karahan, jeopolitik gelişmeler ve yapay zeka yatırımlarıyla küresel büyümenin farklılaştığını da belirtti.</p>
<p>Küresel tedarik zincirlerindeki yeniden yönlenmeyle beraber ülke ihracatının hızlandığına işaret eden Karahan, "İhracata ilişkin firma beklentileri olumlu seyretmektedir." dedi.</p>
<p>Fiyat istikrarının önemine değinen Karahan, "Fiyat istikrarı, yatırım ve üretim ortamını iyileştirmektedir. Dezenflasyon verimliliği desteklemektedir. Çalışan başına üretimin yıllık değişimi 2026 birinci çeyrekte yüzde 3,8 olmuştur. Sıkılaşma dönemlerinde AR-GE harcamalarında artış yaşanmıştır. Daha yüksek verimli firmaların dayanıklılığı daha yüksektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul, politika faizine ilişkin atılacak adımları enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-faizdeki-gerileme-piyasa-faizlerine-yansiyor-84689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/9/1280x720/karahan-1785930634.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erzurum&#039;da &quot;Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.&quot; dedi. Karahan, &quot;Enflasyon beklentileri iyileştikçe kredi ve tahvil faizleri gerilemektedir. Politika faizindeki gerileme piyasa faizlerine yansımaktadır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-agustos-ayi-meclis-toplantisi-gerceklestirildi-84685</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ömeroğlu: İlçemize değer katacak yatırımlarımızı birer birer tamamlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Dilovası Belediyesi Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Meclis üyelerinin katıldığı toplantıda ilçede devam eden yatırımlar, planlanan projeler ve belediye hizmetlerine ilişkin gündem maddeleri görüşüldü.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını yapan Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, "İlçemizin birçok noktasında çalışmalarımız aralıksız sürüyor. Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artıracak projelerimizi planladığımız takvim doğrultusunda bir bir hayata geçiriyoruz. Cumhuriyet Mahallesi Semt Konağı'nın da temelini attık. İnşallah tamamlandığında mahalle sakinlerimizin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına cevap verecek önemli bir eseri Dilovası'na kazandırmış olacağız. İlçemize değer katacak yatırımlarımızı birer birer tamamlıyoruz. Atık Getirme Merkezimiz ile Afet Eğitim Merkezimizin yapımında artık son aşamaya geldik. Kısa süre içerisinde düzenleyeceğimiz törenlerle her iki tesisimizi de vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ömeroğlu, "Devam eden projelerimizde de çalışmalar planladığımız takvim doğrultusunda ilerliyor. Diliskelesi Kültür Merkezi, Yeni Belediye Hizmet Binamız, Kent Meydanı Projemiz, Kayapınar Mesire Alanımız ile Tavşancıl Sokak Sağlıklaştırma ve Restorasyon Projemizde çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Bu projelerin tamamını ilçemize yakışır şekilde en kısa sürede hizmete açmayı hedefliyoruz. Araç filomuzu da güçlendirmeye devam ediyoruz. Belediyemizin hizmet kapasitesini artırmak ve vatandaşlarımıza daha hızlı, daha etkin hizmet sunabilmek için yeni araçlarımızı filomuza dahil ediyoruz. Bundan sonra da hem araç yatırımlarımızı hem de ilçemize değer katacak projelerimizi aralıksız sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasi-belediyesi-agustos-ayi-meclis-toplantisi-gerceklestirildi-84685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/dilovasi-belediyesi-agustos-ayi-meclis-toplantisi-gerceklestirildi-1785925177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı&#039;nda ilçede devam eden projeler hakkında bilgi verdi. Semt Konağı&#039;nın temelinin atıldığını, Atık Getirme Merkezi ile Afet Eğitim Merkezi&#039;nin açılışa hazırlandığını belirten Ömeroğlu, kültür merkezi, kent meydanı ve yeni belediye hizmet binası gibi yatırımların da planlanan takvim doğrultusunda sürdüğünü söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-tso-dijitalde-yenilendi-oda-hizmetleri-tek-tikla-cepte-84674</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mardin TSO dijitalde yenilendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/MARDİN</strong></p>
<p>Mardin Ticaret ve Sanayi Odasının (Mardin TSO), yaklaşık iki yıldır üyelerine kesintisiz hizmet sunan web sitesi ve mobil uygulamasını, tamamen yenilenen arayüzü ve güçlendirilen teknolojik altyapısıyla kullanıcıların hizmetine sunduğu bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, modern tasarımı, kullanıcı dostu yapısı ve erişilebilirlik odaklı özellikleriyle güncellenen dijital platformlar, üyelerin oda hizmetlerine daha hızlı, kolay ve güvenli şekilde ulaşmasını sağlıyor. </p>
<p>Açıklamada, "Web sitesi ve mobil uygulama, tüm üyelerin eşit koşullarda hizmet alabilmesi amacıyla erişilebilirlik standartları gözetilerek yeniden tasarlandı. Engelli bireylerin kullanımını kolaylaştıran erişilebilir arayüz özelliklerinin yanı sıra, doğrudan WhatsApp üzerinden iletişim kurulmasını sağlayan destek butonu ve çevrimiçi destek hizmetleri sayesinde üyeler talep, öneri ve sorularını hızlı bir şekilde Odaya iletebiliyor. Böylece iletişim süreçleri daha etkin, hızlı ve kullanıcı odaklı bir yapıya kavuşuyor. Yenilenen web sitesi ve mobil uygulama üzerinden üyelik bilgi güncelleme, E-Kapasite, E-Belge, E-Aidat, tescil işlemleri ve oda raporlarına erişim başta olmak üzere birçok hizmet dijital ortamda sunuluyor. TOBB sistemiyle tam entegre çalışan altyapı sayesinde tüm işlemler güvenli, hızlı ve kesintisiz olarak gerçekleştirilebiliyor. Üyeler, günün her saatinde bulundukları yerden oda hizmetlerine kolaylıkla erişebiliyor. Dijital altyapı sayesinde işlem süreçleri hızlanırken zaman ve kaynak tasarrufu sağlanıyor, üyelerin Odaya gelmeden işlemlerini tamamlayabilmesi önemli bir kolaylık sunuyor." denildi. </p>
<p><strong>"Yenilikçi çözümler üretmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Mardin TSO Yönetim Kurulu Başkanı Hatip Çelik, dijital dönüşüm çalışmalarının kurumun hizmet anlayışında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Dijitalleşme artık kurumlar için bir tercih değil, sürdürülebilir ve kaliteli hizmetin temel unsurlarından biridir. Mardin Ticaret ve Sanayi Odası olarak üyelerimizin ihtiyaç duyduğu tüm hizmetlere hızlı, güvenli ve kesintisiz şekilde ulaşabilmeleri için güçlü bir dijital altyapı oluşturduk. Yaklaşık iki yıldır aktif olarak kullanılan web sitemiz ve mobil uygulamamızı, gelişen teknolojiye uygun şekilde yenileyerek çok daha modern, kullanıcı dostu ve işlevsel hale getirdik. TOBB sistemiyle tam entegre çalışan mobil uygulamamız sayesinde üyelerimiz bulundukları yerden işlemlerini kolaylıkla gerçekleştirebiliyor. Dijital dönüşüm vizyonumuz doğrultusunda teknolojiyi en verimli şekilde kullanmaya, hizmet kalitemizi sürekli geliştirmeye ve üyelerimizin hayatını kolaylaştıracak yenilikçi çözümler üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-tso-dijitalde-yenilendi-oda-hizmetleri-tek-tikla-cepte-84674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/4/1280x720/hatip-celik-1785924883.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mardin Ticaret ve Sanayi Odasının web sitesi ile mobil uygulaması yenilendi. Mardin TSO Yönetim Kurulu Başkanı Hatip Çelik, &quot;Üyelerimizin ihtiyaç duyduğu tüm hizmetlere hızlı, güvenli ve kesintisiz şekilde ulaşabilmeleri için güçlü bir dijital altyapı oluşturduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtsodan-100-yilda-gelecege-guclu-adim-84665</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KMTSO’nun yeni binası hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasının (KMTSO) 6 Şubat depremlerinin ardından yürüttüğü çalışmalar ve iş dünyasının desteğiyle yeniden inşa edilen yeni hizmet binası, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Kent protokolü ve iş dünyasının yoğun katılım gösterdiği törende; kamu, yerel yönetimler, siyaset, akademi, iş dünyası ve sivil toplum camiasından çok sayıda davetli ile KMTSO’nun kurul ve komite üyeleri bir araya geldi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72e09c9be4f-1785913500.jpeg" alt="" width="700" height="691" /></p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Kahramanmaraş, Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biridir</strong></p>
<p>Törende konuşan TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Kahramanmaraş’ta bulunmaktan büyük bir onur duyduğunu belirterek, “Kahramanların ve vatanseverlerin memleketi Maraş’ta bizleri muhabbetle bağrınıza bastınız. İstiklal Harbi’nin kahraman şehri; Sütçü İmam’ın, Rıdvan Hoca’nın, Senem Ayşe’nin, Necip Fazıl’ın ve Yedi Güzel Adam’ın vatanında bulunmaktan şeref duyuyorum.” dedi.</p>
<p>6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenleri rahmetle anan Hisarcıklıoğlu, depremde ailesiyle birlikte yaşamını yitiren KMTSO’nun merhum Genel Sekreteri Yılmaz Ülker ile TOBB Yönetim Kurulunda birlikte görev yaptığı merhum Mehmet Balduk’u da minnet ve dualarla yâd etti.</p>
<p>Kahramanmaraş’a 18’inci kez geldiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, şehrin Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi kuruluşu arasında yer alan 16 firması, iki üniversitesi ve güçlü üretim altyapısıyla ülke ekonomisinde önemli bir konuma sahip olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, “Kahramanmaraş; tekstil, iplik, metal mutfak eşyaları, kâğıt, çimento, gıda ve tarım sektörlerinde güçlü bir üretim kültürüne sahiptir. TUSAŞ yatırımıyla birlikte savunma sanayisine de Kahramanmaraş’ın damgası vurulacaktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu ile Meclis Başkanı M. Hanefi Öksüz’ün şehrin sorunlarını Ankara’da güçlü şekilde temsil ettiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Mustafa Başkanımız üyelerimizin dertlerine tercüman oluyor ve çözüm için büyük gayret gösteriyor. Kahramanmaraş’taki oda ve borsalarımız, üyelerine Avrupa standartlarında, beş yıldızlı hizmet sunuyor.” diye konuştu.</p>
<p>KMTSO Yeni Hizmet Binası’nın şehrin geleceğine yapılmış önemli bir yatırım olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, “Yeni hizmet binası bir vizyon işidir. Üyesine en kaliteli hizmeti sunmayı ve şehrini zenginleştirmeyi amaçlayan çağdaş bir yönetim anlayışının eseridir. Bu güçlü vizyondan dolayı Mustafa kardeşimi, yönetimini, meclisini ve tüm çalışma arkadaşlarını yürekten kutluyorum.” dedi.</p>
<p>İş dünyasının finansmana erişim, yüksek faiz, kredi kısıtlamaları ve ihracatta rekabet kaybı gibi önemli sorunlarla karşı karşıya olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, bu sorunları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ilgili bakanlara aktardıklarını söyledi. TOBB’un girişimleri sonucunda KGF kefaletli TOBB Nefes Kredilerinin yeniden başlatıldığını hatırlatan Hisarcıklıoğlu, reel sektöre yönelik desteklerin artırılması için çalışmayı sürdüreceklerini belirtti.</p>
<p>Hisarcıklıoğlu sözlerini, “Ben asla umutsuz değilim; girişimci umutsuz olamaz. Birlik ve beraberlik içinde, istişareden ve ortak akıldan ayrılmadan bu zorlukları aşacağız. İnşallah Kahramanmaraş; ticarette, tarımda, sanayide ve ihracatta çok daha büyük başarılara imza atacaktır.” ifadeleriyle tamamladı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72e078e54c6-1785913464.JPG" alt="" width="700" height="676" /></strong></p>
<p><strong>Ö</strong><strong>ksüz: Bu eser, iş dünyamızın birlik ve dayanışmasının simgesidir</strong></p>
<p>KMTSO Meclis Başkanı M. Hanefi Öksüz, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasının 100 yıllık tarihi boyunca şehrin ekonomik ve sosyal gelişiminde önemli sorumluluklar üstlendiğini belirtti. Odanın kurulduğu günden bu yana tüccar ve sanayicilerin ortak sesi olduğunu ifade eden Öksüz, KMTSO’nun üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın geliştirilmesine yönelik çalışmalarıyla Kahramanmaraş ekonomisine öncülük ettiğini söyledi.</p>
<p>6 Şubat depremlerinin ardından iş dünyasının sergilediği dayanışmanın, şehrin yeniden ayağa kalkma sürecine önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Öksüz, yeni hizmet binasının bu azmin ve ortak iradenin kalıcı bir eseri olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öksüz, “Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni hizmet binamız, yalnızca fiziki bir yapı değil; Kahramanmaraş iş dünyasının birlik ve beraberlik ruhunun somut bir ifadesidir. Şehrimizin yaşadığı büyük felaketin ardından böylesine anlamlı bir eseri Odamızın 100’üncü yılında hizmete açmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72e052a1033-1785913426.JPG" alt="" width="700" height="634" /><br />Buluntu: Bu bina, bir şehrin yeniden ayağa kalkma iradesidir</strong></p>
<p>KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Odanın 100 yıllık kurumsal birikimini geleceğe taşıyacak yeni hizmet binasını açmanın gururunu yaşadıklarını söyledi. Yeni binanın, 6 Şubat depremlerinin ardından Kahramanmaraş’ın ortaya koyduğu azim ve yeniden yapılanma mücadelesinin en önemli sembollerinden biri olduğunu belirten Buluntu, şunları kaydetti: “Bugün yalnızca yeni hizmet binamızın kapılarını açmıyoruz. Kahramanmaraş iş dünyasının umudunu, kararlılığını ve geleceğe olan inancını da yeniden yükseltiyoruz. Depremlerin ardından büyük acılar yaşadık, önemli kayıplar verdik. Ancak hiçbir zaman üretmekten, çalışmaktan ve şehrimizi yeniden ayağa kaldırma hedefimizden vazgeçmedik.”</p>
<p>KMTSO’nun 1926 yılında başlayan hizmet yolculuğunun yeni dönemde daha güçlü bir vizyonla devam edeceğini vurgulayan Buluntu, “Yaklaşık 184 milyon TL toplam maliyetle hayata geçirilen yeni hizmet binamız; üyelerimize daha nitelikli hizmet sunacağımız, yeni projeler geliştireceğimiz, yatırımcıları şehrimizle buluşturacağımız ve Kahramanmaraş ekonomisini geleceğe taşıyacak çalışmalar yürüteceğimiz bir merkez olacaktır. Bu eser, Odamızın 100’üncü yılında Kahramanmaraş’a sunduğu kalıcı bir armağandır.” dedi.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın yeni yüzyılını birlikte inşa edeceğiz”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sanayi, ticaret, ihracat ve istihdam kapasitesini daha ileriye taşımak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini belirten Buluntu, yeni hizmet binasının şehir ekonomisinin dönüşümünde önemli bir rol üstleneceğini söyledi.</p>
<p>Buluntu, “Yeni hizmet binamızdan yükselecek her proje, her fikir ve her iş birliği Kahramanmaraş’ın kalkınmasına hizmet edecektir. Geleneksel sektörlerimizin gücünü korurken savunma sanayii, havacılık, ileri teknoloji, dijital dönüşüm, yeşil üretim ve yüksek katma değerli ihracat alanlarında şehrimizi daha güçlü bir konuma taşıyacağız. Kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz, üniversitelerimiz ve iş dünyamızla birlikte Kahramanmaraş’ın yeni yüzyılını inşa edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni hizmet binasının yapımına destek veren kurum, kuruluş ve iş dünyası temsilcilerine teşekkür eden Buluntu, sözlerini şöyle tamamladı: “Yeni hizmet binamızın şehrimize kazandırılmasına katkı sunan başta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimiz olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımıza, sanayicilerimize, iş insanlarımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu anlamlı günde bizleri yalnız bırakmayan TOBB Başkanımız Sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu’na, Kahramanmaraş protokolümüze, iş dünyamızın değerli temsilcilerine, Yüksek İstişare Kurulu, Meclis ve Meslek Komitesi üyelerimize ve bütün misafirlerimize teşekkür ediyorum. Yeni hizmet binamızın şehrimize, üyelerimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.”</p>
<p><strong>Hedef: Yüksek katma değerli üretim </strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sanayi, ticaret, ihracat ve istihdam kapasitesini daha ileriye taşımak için çalışmaya devam edeceklerini belirten Buluntu, geleneksel sektörlerin gücünü korurken savunma sanayii, havacılık, ileri teknoloji, dijital dönüşüm, yeşil üretim ve yüksek katma değerli ihracat alanlarında da kenti daha güçlü bir noktaya taşımayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>“Yeni hizmet binamızdan yükselecek her proje, her fikir ve her iş birliği Kahramanmaraş’ın kalkınmasına hizmet edecektir. Kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz, üniversitelerimiz ve iş dünyamızla birlikte Kahramanmaraş’ın yeni yüzyılını inşa edeceğiz.” diyen Buluntu, binanın yapımına katkı sağlayan TOBB başta olmak üzere tüm kurum, kuruluş ve iş dünyası temsilcilerine teşekkür etti.</p>
<p>Konuşmaların ardından yeni hizmet binasının yapım sürecine katkı sağlayan kişi ve kuruluşlara teşekkür plaketleri takdim edildi. Daha sonra Hisarcıklıoğlu ve protokol üyelerinin katılımıyla açılış kurdelesi kesilerek bina resmen hizmete açıldı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a72e114e20f3-1785913620.jpeg" alt="" width="700" height="494" /></strong></p>
<p><strong>Bir asırlık birikim, yeni bir döneme kapı araladı</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından, KMTSO Yeni Hizmet Binası’nın inşa sürecine destek ve katkı sunan kişi ve kuruluşlara teşekkür plaketleri takdim edildi. KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu ve Meclis Başkanı M. Hanefi Öksüz de günün anlam ve önemine binaen TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’na hediye takdiminde bulundu.Konuşmaların ardından Hisarcıklıoğlu ve protokol üyelerinin katılımıyla açılış kurdelesi kesilerek yeni hizmet binası resmen hizmete açıldı. Açılışın ardından Kahramanmaraş’ın simge lezzeti Maraş dondurmasını kesen Hisarcıklıoğlu, beraberindeki heyetle binanın hizmet birimleri ile çalışma alanlarını inceleyerek yürütülecek faaliyetler hakkında bilgi aldı. KMTSO’nun 100 yıllık kurumsal mirasını modern hizmet anlayışıyla buluşturan yeni hizmet binası, Kahramanmaraş’ın ekonomik kalkınma yolculuğunda yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Tören, günün anısına gerçekleştirilen toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, modern mimarisi, teknolojik altyapısı ve iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek hizmet alanlarıyla dikkat çeken yeni bina, yalnızca KMTSO’nun hizmet merkezi değil, aynı zamanda şehrin üretim, yatırım, ihracat ve girişimcilik vizyonunun yeni buluşma noktası olacak. Yeni hizmet binasında, üyelerin işlemlerini daha hızlı ve etkin şekilde gerçekleştirebileceği hizmet birimlerinin yanı sıra toplantı, eğitim, proje, danışmanlık ve iş geliştirme faaliyetlerine yönelik modern alanlar da bulunuyor. Bina, Kahramanmaraş iş dünyasının ulusal ve uluslararası pazarlardaki gücünü artıracak projelere ve yeni iş birliklerine ev sahipliği yapacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtsodan-100-yilda-gelecege-guclu-adim-84665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/kmtsodan-100-yilda-gelecege-guclu-adim-1785913685.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasının 6 Şubat depremlerinin ardından yeniden inşa edilen yeni hizmet binası, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen törenle hizmete açıldı. Hisarcıklıoğlu, “Kahramanmaraş; tekstil, iplik, metal mutfak eşyaları, kâğıt, çimento, gıda ve tarım sektörlerinde güçlü bir üretim kültürüne sahiptir. TUSAŞ yatırımıyla birlikte savunma sanayisine de Kahramanmaraş’ın damgası vurulacaktır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yas-kararlari-25-general-ve-amirale-terfi-84627</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> YAŞ kararları: 25 general ve amirale terfi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlendi. </p>
<p>Toplantıda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) görevli general/amiral ve albaylardan bir üst rütbeye yükseltilecekler, görev süresi uzatılacaklar, emekliye sevk edileceklerin durumları görüşüldü.</p>
<p>YAŞ'ta alınan kararlara ilişkin liste, Cumhurbaşkanlığının internet sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla alınan kararlar doğrultusunda, 30 Ağustos'tan geçerli olarak, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneraller Burhan Aktaş, Ertan İnaltekin, Alparslan Kılınç Korgeneralliğe, Tuğgeneraller Şükrü Bilir, Mustafa Büyükköroğlu, İsmail Özcan, Şener Kopal, Ahmet Aşık, Bülent Tanrıverdi, Mehmet Açık, Mustafa Yeter, Coşkun Çelik, Ömer Şahin Selvi, Yüksel Kolcu, İsmail Analı, Hakan Durmazpınar tümgeneralliğe yükseltildi.</p>
<p>Kara Kuvvetleri Komutanlığında 40 albay tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre, albaylar Hasan Atasoy, Ali Karakuş, Murat Temur, Mehmet Ali Yağız, Mehmet Savcı, Mehmet Serhat Gündoğan, Halil Özçay, Hakan Kutlu, Günal Budak, Mustafa Volkan Esen, Cumhur Pıçakcı, Uğur Özyurt, Hakan Kan, Ayhan Ocak, Sedat Öztürk, Kürşad Cihan Erce, Çetin Kaya, Vedat Er, İsmail Cenkeri Ersöz, Enver Kılınç, Ahmet Aydın, Fuat Dönmez, Kenan Koç, Haşim Bildiş, Ersin Yaman, Şengezer Şimşek, Hüseyin Erhan Öztek, Orhan Demirel, Kubilay Karadeniz, Armağan Özel, Mustafa Cem Tokeşer, Sefa Koruk, Alper Önem Civelek, Metin Durmaz, Barış Karaca, Cebrail Kemal Dokumacı, Ahmet Durgut, Ferit Yüksel, Metin Çekmegül tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, Tümamiraller Ramazan Özoğul ve Erhan Aydın Koramiralliğe, Tuğamiraller Erhan Akbayrak, Yücel Darcan, Eren Günay, Kenan Kaan Türkkan tümamiralliğe yükseltildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 11 albay tuğamiralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre albaylar Çağlar Mert Erk, Burak Köpük, Göksel Ercenik, Burak Türköz, Adil Tüfekçi, Güvenç Uysal, Volkan Kıvan, Emre Ahmet İnal, Arif Özay, Umut Turhan, İzzet Emre Afacan tuğamiralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında, Korgeneral Erdoğan Gür orgeneralliğe, Tümgeneral Kemal Turan korgeneralliğe, Tuğgeneral Cihangir Kemal Yüzçelik tümgeneralliğe yükseltildi.</p>
<p><strong>Özlem Karapınar Hava Kuvvetleri Komutanlığının ilk kadın generali oldu</strong></p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında, 18 albay tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Buna göre, Türker Altınışık, Şükrü Yılmaz, Metin Admaner, Baha Pakkan, Önder Can, Zeki Arslan, Akif Ersan Kıvılcım, Özlem Karapınar, Serkan Coşar, Alper Gezeravcı, Keskin Şenel, Taşkın Dakkur, Bora Çakıroğlu, Alper Gökdere, Sadık Tuncel, Fatih Pala, Ercan Bekmez ve Levent Ak tuğgeneralliğe terfi ettirildi.</p>
<p>Böylece Albay Özlem Karapınar, Kuvvetin ilk kadın generali oldu. 2023 yılındaki YAŞ kararları kapsamında ise Albay Gökçen Fırat tuğamiralliğe yükseltilerek Cumhuriyetin ilk kadın amirali olmuştu.</p>
<p><strong>24 general ve amiralin görev süreleri bir yıl uzatıldı</strong></p>
<p>YAŞ kararları kapsamında, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneraller Ömer Ertuğrul Erbakan, Emre Tayanç, Davut Ala, Fethi Oltulu, Sinan Eren, Tuğgeneraller Gürcan Sezengöz, Hasan Basri Erkuzu, Kadir Eğriboyun, Ahmet Burak Yürüten, Ergün Fidan, Ayhan Kalender, Erdin Kaya, Erdal Sertuğ Telli, Birol Arslan, Haluk Doğan, Mehmet Ali Durmuş, Aytuğ Yörüyüş, Ümit Ersoy'un görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, Tuğamiral Korkut Şen'in görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında ise Tümgeneral Kadircan Kottaş, Tuğgeneraller İbrahim Galip, Tahir Kahan Büyüksaraç, Mehmet Serkan Dan, Hakan Cirit'in görev süresi 1 yıl uzatıldı.</p>
<p><strong>63 general ve amiral emekliliğe sevk edildi</strong></p>
<p>Kararlar doğrultusunda, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Tuğgeneral Mehmet Bahtiyar ile Hava Kuvvetleri Komutanlığında Tümgeneral Orhan Gürdal yaş haddi nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Kararla, 61 general ve amiral de kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edildi.</p>
<p>Buna göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Orgeneral İrfan Özsert, Tümgeneraller Osman Aytaç, Mustafa Koşan, Mehmet Yasin Kalın, Murat Ataç, Nurettin Hakan Büyükçulha, Tuğgeneraller, Hacı Halil Osma, Mehmet Zeki Eren, Mehmet Cihanoğlu, Mustafa Er, Osman Pektaş, Mehmet Fatih Ören, Ali Aydın Torun, Ali Mete, Erdal Köse, Rüştü Topçu, Murat Yeşilköy, Üzeyir Durmuş, Bahattin Karademir, Gaffar Gören, Ozan Nas, Turgut Muhammet Çalışkanlar, Ahmet Uğurlu, Serdar Konak, Erdoğan Çatal, Mustafa Sadi Kahyaoğlu, Kutluhan Arafat, Ali Gürcan, Bülent Akdeniz, Zeynel Abidin Alptekin, Murat Rüştü Cizrelioğlu, Yalçın Tecimer, Hasan Temel ve Mahmut Seçkin Alışverişci kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Koramiral Yalçın Payal, Tümamiraller Alper Yeniel, Hüseyin Tığlı, Tuğamiraller Cemalettin Çiftçi, Fatih Erden, Selçuk Akarı, Özgür Erken ve Mustafa Biçen kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p>Hava Kuvvetleri Komutanlığında Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Korgeneraller İsmail Günaydın, İsmail Üner, Tümgeneraller Mete Kuş, Selçuk Aygün, Ali Özmen, Tuğgeneraller Yusuf Karuk, Hasan Volkan Güleryüz, Cuma Göktürk, Samet Yüksel, Kadir Bahadır Harmankaya, Halil Hilmi Öz, Mehmet Sertaç Seymen, Ender Kartal, Hakan Çanlı, Serhat Mehmet Orus, Mehmet Ali Koç, İhsan Kaplan, Kubilay Koşucu kadrosuzluk nedeniyle emekliliğe sevk edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yas-kararlari-25-general-ve-amirale-terfi-84627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/876-1785855783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura toplantısında, 25 general ve amiral bir üst rütbeye, 69 albay ise general ve amiralliğe yükseltildi. Toplantıda, toplam 63 general ve amiral emekliye sevk edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-temmuzda-yuzde-193-artti-84626</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE temmuzda yüzde 1,93 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, temmuzda aylık yüzde 1,93 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,66, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,8 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 0,19 azalırken, enerjide yüzde 2,3, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,61, hizmette yüzde 3,18 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-temmuzda-yuzde-193-artti-84626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 1,93 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-84612</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzüm üreticileri ürün pazara inmeden fiyat açıklanmasını istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/MANİSA</strong></p>
<p>Yüksek rekoltenin beklendiği çekirdeksiz kuru üzümde üreticileri fiyat endişesi sardı. Maliyet artışlarının fiyata yansıtılması gerektiğini söyleyen üreticiler, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) ürün pazara inmeden fiyat açıklamasını bekliyor.</p>
<p>Maliyet artışlarının yüzde 60’ı bulduğunu söyleyen Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, 7 numara üzüm için 150 TL fiyat beklediklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a71da4753184-1785846343.jpg" alt="" width="255" height="337" /></p>
<p>Manisa’nın Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm üretim merkezi olduğunu hatırlatan Yalvaç, “Ofis geçen yıl 7 numara üzümü 100 TL’den aldı. Bu rakam da artan girdi maliyetleri karşısında düşük kalmıştı. Salihli genelinde 118 bin dekar alanda kurutmalık sultaniye üzüm yetiştiriliyor. Üretimdeki maliyet artışları 6-7 ana kalemden oluşuyor. Geçen sene bin 600 TL olan DAP gübre 2 bin 400 TL’ye çıktı. Mazot fiyatı 40 TL’den 80 TL’ye yükseldi. Ortalama 700-750 TL olan işçi yevmiyeleri bin 400 TL bandına geldi. Özellikle bağcılıkta kritik olan külleme ilacı ve mildiyö ilaçları temel maliyetler arasında bulunuyor. Bağın bağlanması gibi işlemler de bu ana kalemler içerisinde yer alıyor. Girdilerdeki ortalama artış oranı yüzde 60’ı buluyor. Kuru üzüm fiyatının aslında 180 TL'den aşağı olmaması lazım. Çiftçinin seneye de üretmeye devam etmesi için 7 numara tavan kuru üzüm fiyatı en az 150 TL olmalı. TMO yetkilileri ürünün çok olduğu bu yıl, fiyatı bir an önce açıklamalı” dedi.</p>
<p>İngiltere ve Japonya gibi pazarların maliyet düşüklüğü nedeniyle Güney Afrika, Özbekistan gibi ülkelere kaptırıldığını dile getiren Yalvaç, “Çiftçiyi üzmeyecek, maliyetlerini kurtaracak ve onları seneye tekrar tarlasına küstürmeyecek şekilde fiyat açıklanmalı. Bu konuda tek ve en yetkili kurum olan TMO bu işin esas kompedanı ve ana paydaşı. Sahadaki gerçekleri, çiftçimizin ne kadar zor şartlarda üretim yaptığını onlara her fırsatta aktarıyoruz. TMO'nun bu süreçte yapıcı bir görev üstlenmesi, sivil toplum kuruluşlarını ve kurumları dinleyerek ortak bir paydada, çiftçinin hakkını koruyacak bir karara varması şart. Bürokrasi sadece Ankara'dan bakmamalı, sahayı dinleyerek hareket etmeli. Hatta TMO'nun, dile getirdiğimiz rakam üzerine 15-20 TL daha ekleyerek çiftçiye gerçek anlamda sahip çıkmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“TMO okullarda kuru üzüm dağıtsın”</h2>
<p>TMO'nun sadece alım yapmasının yetmeyeceğini, fındıkta olduğu gibi üzümde de okul projeleri gibi sosyal projelerle iç piyasada bir sirkülasyon sağlamasını beklediklerini dile getiren Yalvaç, “Hastanelerde veya okullarda fındığın yanında üzümün de verilmesi, hem yeni nesillerin sağlıklı beslenmesini sağlar, hem de ürünümüzün değerini korur. Özetle TMO, bizim için devletin üreticiye uzanan şefkat eli ve güvencesidir. Bu yıl da bu sorumlulukla hareket ederek üreticiyi mağdur etmemesini temenni ediyorum” dedi.</p>
<h2>“Acilen kapalı devre sulama sistemine geçilmeli”</h2>
<p>Vahşi sulama denilen salma sulama sisteminin suyu hunharca harcadığını söyleyen Yalvaç, “Demir Köprü Barajı'ndan Menemen'e kadar 1 milyon 335 bin dönüm yer sulanıyor. Acilen kapalı devre sulama sistemine geçilmeli. Yani su tarlanın başına boruyla gelmeli, vana açılıp toprak ne kadar istiyorsa o kadar verilmeli. Çiftçimiz de bu sisteme maddi katkı sunmaya hazır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-84612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/kuru-uzum-ureticileri-tmonun-urun-pazara-inmeden-fiyat-aciklamasini-istiyor-1785846473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çekirdeksiz kuru üzümde girdi maliyetlerinin geçen yıldan bu yana yüzde 60 arttığını dile getiren Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, yüksek bir rekoltenin beklendiği bu sezon, TMO’nun ürün pazara inmeden 7 numara kuru üzüm için en az 150 TL fiyat açıklamasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10596ya-cikti-84610</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru 105,96&#039;ya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) temmuz ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında temmuzda bir önceki aya kıyasla 0,39 puan artarak 105,96 oldu. Endeks, haziranda 105,57 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,43 puan artarak 101,5’e çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 9,50 puan, Yİ-ÜFE bazında 4,29 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde, şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,76, avro ortalama yüzde 0,77 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,78, Yİ-ÜFE yüzde 1,52 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’sindeki değişim endeksin artışına katkıda bulunurken, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10596ya-cikti-84610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/reel-sektorun-doviz-acigi-5-yilin-zirvesinde-1741186960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre, reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 0,39 puan artışla 105,96&#039;ya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitchten-turkiye-tahmini-borc-sermaye-piyasasi-buyuklugu-550-milyar-dolara-ulasabilir-84609</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch&#039;ten Türkiye tahmini: Borç sermaye piyasası büyüklüğü 550 milyar dolara ulaşabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, bu yılın ilk yarısı için hazırladığı "Türkiye Borç Piyasası Monitörü" özel raporunu paylaştı. </p>
<p>Rapora göre, Türkiye'de borç sermaye piyasası büyük ölçüde devlet tahvillerinden beslenmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Türkiye bu yıl da küresel ölçekte önemli bir sukuk ve gelişmekte olan piyasa borçlanma ihraççısı konumunu korurken, Türkiye'nin borç sermaye piyasası Orta Doğu kaynaklı risklere rağmen bu yılın ilk yarısında önceki yıla göre yüzde 9 büyüyerek 516 milyar doları aştı.</p>
<p>Piyasanın yüzde 64'ünü Türk lirası ve yüzde 33'ünü ABD doları cinsi ihraçlar oluşturdu. Sukuk piyasası büyüklüğü yüzde 25,8 artışla 41 milyar doların üzerine çıktı.</p>
<p>Türkiye, Çin hariç gelişmekte olan piyasalar arasında bu yılın ilk yarısında dolar cinsinden borç ihracında yüzde 7,4'lük payla altıncı sırada yer aldı. Türkiye'de borç sermaye piyasasının büyüklüğünün bu yıl sonunda 550 milyar dolara ulaşacağı öngörülürken, dış finansman ihtiyaçları, yaklaşan borç vadeleri ve artan bütçe açıklarının piyasadaki ihraç faaliyetlerini desteklemesi bekleniyor.</p>
<p>Banka ve şirketlerin fırsatları değerlendirerek ihraçlara devam edeceği ancak piyasa duyarlılığı ve savaşın neden olduğu dalgalanmaların bu faaliyetleri kısıtlayabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>Fitch Ratings Küresel İslami Finans Başkanı Bashar Al Natoor, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye'nin kamu borcu düşük ve stres dönemlerinde bile dış finansmana erişimi sürdürülebildiğini belirterek, "Ancak, bölgedeki gerginliğin daha da tırmanması yatırımcı duyarlılığını, getirileri ve likiditeyi olumsuz etkileyebilir. Yabancı yatırımcıların son dönemde ihraç edilen dolar cinsinden Türk devlet sukuk ve tahvillerine olan talebi değişmedi, ancak yerel para birimi piyasasına yabancı katılım düşüyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitchten-turkiye-tahmini-borc-sermaye-piyasasi-buyuklugu-550-milyar-dolara-ulasabilir-84609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/fitch-ratings.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings, Türkiye&#039;nin borç sermaye piyasasının yıl sonunda 550 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağı tahmininde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-84605</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel küresel pazarlardaki etkinliklerini artırmayı amaçlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlaç şirketi Sanovel'in, uluslararası yatırımlarla güçlenen ortaklık yapısı, Ar-Ge yatırımları ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle küresel pazarlardaki etkinliğini artırdığı bildirildi.</p>
<p>Sanovel CEO'su Hülya Yalın, uluslararası yatırımcıların şirketin hissedarları arasında yer almasının, yerli ilaç sanayisinin küresel ölçekte ulaştığı güveni ve Türkiye'nin üretim gücünü ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Yalın, "43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biri olarak yolumuza devam ediyoruz. Kökleri bu topraklarda olan bir şirket olarak şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerimizden taviz vermeden büyüdük. Geldiğimiz noktada hem Türkiye hem de küresel pazarlar için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldik" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“5 kıtada 50'den fazla ülkenin ilaç ihtiyacını güvenle karşılıyoruz"</h2>
<p>Yalın, "Gücünü Türkiye'den alan, yüzde 100 yerli üretim yapan bir Türk şirketi olarak faaliyetlerimizi Türkiye merkezli sürdürüyoruz. Ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumumuzu her geçen gün daha da güçlendirirken, Ar-Ge, üretim, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı genel müdürlüğümüz ile yüksek teknolojili Ar-Ge merkezimiz ve üretim kampüsümüzden yönetiyoruz. Yaklaşık 2 bin kişilik istihdamımızla üretmeye devam ediyoruz. Yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye'nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı yalnızca kurumsal bir sorumluluk değil, aynı zamanda milli bir görev olarak görüyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler hastalıklar, multipl skleroz, nöroloji ve psikiyatri gibi birçok akut ve kronik tedavi alanında faaliyet gösteriyoruz. Bugün 60'ın üzerinde markamız, 180'i aşkın ürünümüz ve 400'den fazla ruhsatlı ilacımız bulunuyor. Türkiye'nin yanı sıra 5 kıtada 50'den fazla ülkenin ilaç ihtiyacını güvenle karşılıyoruz" şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Uluslararası pazarlarda ihracatımızı son 5 yılda yaklaşık 4 kat artırdık”</h2>
<p>Yalın, "Son 5 yılda önemli bir büyüme ivmesi yakaladık. IQVIA verilerine göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüdük. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında ikinci, merkezi sinir sistemi pazarında ise toplam pazarda ikinci sırada yer alıyoruz. Multipl skleroz alanında da jenerik firmalar arasında ikinci, toplam pazarda ise üçüncü sıradayız. "Yurt içi pazardaki büyümemizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı son 5 yılda yaklaşık 4 kat artırdık. Üretim kapasitemizi 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya çıkardık. Aynı dönemde fabrikamıza 26 milyon dolarlık yatırım yaparak üretim altyapımızı yeni ekipmanlarla güçlendirdik" diye konuştu.</p>
<h2>“Onkoloji ilaçlarını Türkiye'de üretmeyi hedefliyoruz”</h2>
<p>Yalın, "2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir yol haritasıyla ilerliyoruz. Proje ekiplerimizden biri onkoloji alanına odaklanıyor. Büyük ölçüde ithal edilen onkoloji ilaçlarını Türkiye'de üretmeyi, bu ürünlere erişimi artırmayı, sürdürülebilir sağlık sistemine katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı amaçlıyoruz. 2035'e kadar etki alanımızı iki katına çıkarmayı, orta vadede Türkiye ilaç pazarının ilk 10 şirketi arasına girmeyi ve Sanovel markasını küresel ölçekte güçlü bir oyuncu haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bugün 400'ün üzerinde ruhsatlı ürünümüzle Kanada'dan ABD'ye ve Avrupa'ya uzanan geniş bir coğrafyada, 50'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. İhracatımızla Türkiye'nin cari açığının azaltılmasına ve ülkemize net döviz girdisi sağlanmasına katkı sunmayı sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p>Üretim altyapılarını uluslararası kalite standartlarına uygun hale getirdiklerini ifade eden Yalın, “Avrupa'da EMA ve EU GMP, ABD'de ise US FDA onaylarıyla belgelendirdik. Mevcut pazarlarımızın yanı sıra yeni açılmayı planladığımız ülkelerde 200'ün üzerinde ruhsat başvurumuzun sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu süreç tamamlandığında küresel erişimimizi daha da genişleteceğiz" diye konuştu.</p>
<p>Yalın, "İnovasyonu büyümemizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bugün 80 bilim insanından oluşan Ar-Ge ekibimizle sektörün en güçlü araştırma altyapılarından birine sahibiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan imzasını taşıyan Ar-Ge merkezimizde yalnızca mevcut ilaçları geliştirmekle kalmıyor; kombinasyon ürünler, yeni nesil üretim teknolojileri, farklı dozaj formları ve ağızda dağılan tabletler gibi yüksek katma değerli projeler üzerinde de çalışıyoruz. Amacımız, yenilikçi ürünlerle hem hastaların tedaviye erişimini kolaylaştırmak hem de küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artırmak" dedi.</p>
<h2>“102 kız öğrenciye profesyonel koçluk desteği sağladık “</h2>
<p>Yalın, "Sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda yürütüyor, çevresel performansımızı düzenli olarak izliyoruz. Bu çalışmalarımızın sonucunda 2025 yılında karbon ayak izimizi yüzde 14,3, su ayak izimizi ise yüzde 13,9 oranında azaltmayı başardık. Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil, sosyal boyutuyla da ele alıyoruz. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrenciye profesyonel koçluk desteği sağladık. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarımızla Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası almaya hak kazandık. Ayrıca çalışan deneyimine verdiğimiz önem sayesinde Forbes Türkiye ile Statista'nın hazırladığı 'Türkiye'nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şirketin devredildiği ya da değerinin altında satıldığı yönündeki iddiaları da değerlendiren Yalın, "Bu yöndeki söylemlerin gerçekle hiçbir ilgisi yok. Sanovel, 43 yıldır Türkiye'de üretim yapan, yatırımını bu ülkeye gerçekleştiren ve istihdam oluşturan yerli bir şirket olarak yoluna devam ediyor. Kurum içinde zaman zaman yaşanan yönetimsel değişiklikler, büyüme hedeflerimizi destekleyen ve daha etkin bir organizasyon yapısı oluşturmayı amaçlayan olağan dönüşüm süreçleridir. Geçmiş dönem hissedarlarına ilişkin hukuki süreçler ise şirketimizin mevcut yapısı ve faaliyetleriyle bağlantılı değildir. Bugün uluslararası yatırımcıların Sanovel'e ilgi göstermesi, yalnızca şirketimizin küresel potansiyeline değil, aynı zamanda Türkiye'nin üretim gücüne ve ekonomik geleceğine duyulan güvenin de önemli bir göstergesidir" diye konuştu.</p>
<p>Yalın, "2020'den bu yana kurumsallaşma yolculuğumuzu stratejik yatırımlarla destekliyor, büyüme ve küreselleşme hedeflerimiz doğrultusunda kararlı adımlar atıyoruz. Uluslararası yatırımcıların ortaklığı, Sanovel'e duyulan güvenin en somut göstergelerinden biri. Bu iş birliği küresel rekabet gücümüzü daha da ileri taşıyacak. Sanovel, kökleri Türkiye'de olan milli bir değer ve geleceğini de üretimini de bu ülkede şekillendirmeye devam edecek" şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-84605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/sanovel-kuresel-buyumesini-yerli-uretimle-guclendiriyor-1785842578.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli ilaç şirketi Sanovel&#039;in CEO&#039;su Hülya Yalın, uluslararası yatırımcıların ortaklık yapısına katılmasının Türkiye&#039;nin üretim gücüne duyulan güveni gösterdiğini belirtti. Ar-Ge, yerli üretim ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle 50&#039;den fazla ülkeye ilaç ulaştırdıklarını söyleyen Yalın, 2035 hedefleri doğrultusunda onkoloji ilaçlarını Türkiye&#039;de üretmeyi ve küresel pazarlardaki etkinliklerini artırmayı amaçladıklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-84603</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’daki CHP’li 6 belediye başkanı YENİ Parti’ye geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Atatürk Anıtı önünde düzenlediği basın açıklamasında Bursa'da görev yapan 6 belediye başkanının YENİ Parti'ye geçtiğini duyurdu.</p>
<p>Basın toplantısında konuşan Yeşiltaş, söz konusu geçişlerin siyasi iradeyle gerçekleştiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Şükrü Erdem ve Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan, iradesine sahip çıkarak bugün YENİ Parti'ye geçiyor."</p>
<h2>“YENİ Parti halkın hareketidir”</h2>
<p>Partinin kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeşiltaş, YENİ Parti'nin halkın talebiyle kurulduğunu savundu. Yeşiltaş, “Türkiye'nin umudu YENİ Parti'nin kuruluşu, halk dediği için ve halk istediği için olmuştur. İsmini halkın koyduğu, bütçesini ve siyasi çizgisini halkın belirlediği YENİ Parti, tam anlamıyla halk hareketidir” dedi. Konuşmasında farklı partilere geçen belediye başkanlarına da değinen Yeşiltaş, bazı isimlerin çeşitli gerekçelerle AK Parti'ye katıldığını öne sürerek bu durumu eleştirdi. Yeşiltaş, buna karşın bazı belediye başkanlarının siyasi tercihlerini değiştirerek YENİ Parti çatısı altında mücadele etmeyi seçtiğini ifade etti.</p>
<h2>“Belediye meclis üyelerimizin yüzde 94'ü YENİ Parti’de”</h2>
<p>Başkanı Nihat Yeşiltaş, belediye başkanlarının yanı sıra parti yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin de büyük bölümünün YENİ Parti'ye geçtiğini söyledi. Yeşiltaş, “Başkanlarımızın altısı YENİ Parti'de, yönetimleriyle beraber il yönetimimizin tamamı YENİ Parti'dedir. Belediye meclis üyelerimizin yüzde 94'ü YENİ Parti'dedir. Üyelerimiz kitlesel olarak YENİ Parti'ye geçmeye başlamıştır” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Yeşiltaş, Genel Başkan Özgür Özel'in çizdiği siyasi yol doğrultusunda çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-84603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/bursadaki-chpli-6-belediye-baskani-yeni-partiye-gecti-1785839710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa siyasetinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP&#039;li 6 belediye başkanının YENİ Parti&#039;ye katıldığını açıkladı. Yeşiltaş, söz konusu geçişlerin siyasi iradeyle gerçekleştiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-84599</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Selim Kasapoğlu: Erken sanayisizleşme riskine karşı üretimi koruyacak adımlar şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli sanayisi, yüksek finansman maliyetleri, üretimde yavaşlama ve küresel ticarette artan rekabet baskısıyla mücadele ederken, Denizli Sanayi Odası (DSO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda konuşan DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, enflasyonla mücadele sürecinde üretim kapasitesinin korunmasının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, erken sanayisizleşme riskine karşı üretimi, ihracatı ve istihdamı destekleyecek politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Kasapoğlu, yaklaşık üç yıldır uygulanan dezenflasyon programının sanayi üzerindeki yansımalarına değinerek, üretim, ihracat ve istihdamın ekonomi politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini söyledi. Özellikle emek yoğun sektörlerde artan maliyetlerin Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattığını dile getiren Kasapoğlu, finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin ve yüksek finansman maliyetlerinin sanayicinin üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti.</p>
<p>Temmuz ayına ilişkin ekonomik göstergeleri de meclis üyeleriyle paylaşan Kasapoğlu, İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verisinin 47,7 seviyesinde gerçekleştiğini hatırlatarak, endeksin eşik değer olan 50'nin altında kalmaya devam etmesinin üretim tarafındaki yavaşlamanın sürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Enflasyonda kademeli bir gerileme görülmesine rağmen üretim cephesindeki kırılganlığın devam ettiğini belirten Kasapoğlu, enflasyonla mücadele yürütülürken üretim kapasitesinin korunmasının da göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Konuşmasında Temmuz ayı ihracat verilerine de yer veren Kasapoğlu, “Denizli ihracatı 483,9 milyon dolara ulaşarak Haziran 2022'den bu yana en yüksek aylık seviyesini gördü. Kentin yılın ilk yedi ayında Türkiye ortalamasının üzerinde ihracat artışı yakaladı. Geçen yılın aynı döneminin bayram ayına denk gelmesi nedeniyle yıllık artış oranlarının bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Tutar bazındaki yükseliş sevindirici ancak miktar bazındaki gelişmelerin de dikkatle izlenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>Finansal göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kasapoğlu, takipteki kredi tutarları ile karşılıksız çek oranlarında yaşanan yükselişin işletmelerin nakit akışındaki sıkışıklığı açıkça gösterdiğini ifade etti. Buna karşın Denizli'nin diğer sanayi şehirleriyle kıyaslandığında dayanıklılığını koruduğunu belirten Kasapoğlu, kentin KOBİ ağırlıklı üretim yapısının değişen piyasa koşullarına daha hızlı uyum sağlayabilmesine katkı sunduğunu söyledi.</p>
<p>Sanayicinin beklentisinin daha fazla borçlanmak olmadığını vurgulayan Kasapoğlu, üretimin devamlılığını sağlayacak sürdürülebilir bir finansman ortamının oluşturulmasının hem ihracat hem de istihdam açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<h2>“Türk ihracatçısı küresel pazarda eşit şartlarla rekabet etmeli”</h2>
<p>ABD'nin tekstil ve hazır giyim ürünlerine yönelik yeni gümrük vergisi düzenlemesini değerlendiren Kasapoğlu, uygulamanın Türkiye'nin rakip ülkeler karşısındaki rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Maliyet baskılarının devam ettiği bir dönemde ilave tarife yükünün ihracatçılar açısından yeni bir zorluk oluşturduğunu ifade eden Kasapoğlu, siparişlerin alternatif ülkelere yönelmesi riskine dikkat çekti. Türkiye ile ABD arasında yürütülmesi planlanan müzakere sürecinin sektör açısından önemli olduğunu vurgulayan Kasapoğlu, beklentilerinin Türk ihracatçısını dezavantajlı konuma düşüren koşulların giderilmesi ve küresel pazarlarda eşit rekabet şartlarının sağlanması olduğunu söyledi.</p>
<h2>“İhracatın rekabet gücü için destek mekanizmaları önemli”</h2>
<p>Kasapoğlu, ihracatçılara yönelik döviz dönüşüm desteğinin süresinin uzatılmasını olumlu karşıladıklarını belirterek, yeni düzenlemeyle birlikte katma değer, kârlılık ve iş gücü maliyetleri dikkate alınarak farklılaşan bir sisteme geçileceğini ifade etti. 1 Ekim itibarıyla yürürlüğe girecek uygulamanın, ihracatçıların finansmana erişimine katkı sağlayacağını belirten Kasapoğlu, “Finansman maliyetlerinin yüksek, küresel rekabetin yoğun olduğu bu dönemde ihracatçımıza nefes aldıran her destek kıymetlidir. Ancak üretim ve ihracat gücümüzü korumak için rekabetçiliğimizi artıracak ilave adımlara da ihtiyaç var.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-84599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-1785841805.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu, üretimdeki yavaşlama, finansmana erişim sorunları ve küresel rekabet baskısının sanayiyi zorladığını belirterek, erken sanayisizleşme riskine karşı üretim kapasitesini koruyacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-84597</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öztürk: Tarımda özel Eximbank finansman modelinin hayata geçirilmesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), temmuz ayında ihracatını geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 artırarak 1 milyar 634 milyon dolardan 1 milyar 746 milyon dolara yükselterek tarihinin en yüksek aylık ihracatına imza attı.</p>
<p>Haziran ayındaki 1 milyar 743 milyon dolarlık rekorunu geride bırakan EİB, böylece üst üste ikinci ay ihracat rekoru kırarken, yıllık ihracatını da 19 milyar doların üzerine taşıdı. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, rekor ihracatın sevindirici olduğunu ancak 12 ihracatçı birliğinin 6'sının geçen yılın temmuz ayındaki performansının gerisinde kaldığını belirterek, ihracatta çift haneli büyümenin sağlanabilmesi için özellikle yüksek finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve tarım sektörüne yönelik özel Eximbank desteklerinin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>EİB’in sanayi ürünleri ihracatı yüzde 4’lük artışla 880 milyon dolardan 911 milyon dolara çıkarken, tarım sektörlerinin ihracatı yüzde 5’lik yükselişle 647,5 milyon dolardan 677,5 milyon dolara ilerledi. Madencilik sektörü yüzde 47’lik rekor artışla ihracatını 106,8 milyon dolardan 157 milyon doların üzerine taşıdı.</p>
<h2>Öztürk: 6 birliğimizin ihracatı azaldı</h2>
<p>EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, haziran ayından sonra temmuz ayında da aylık ihracat rekoru kırmanın ve yıllık ihracatta 19 milyar doları aşmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi. Öztürk; “Bu başarıların yanında 12 ihracatçı birliğimizin 6 tanesinin ihracat rakamlarının 2025 yılı temmuz ayının gerisinde kalması bizleri üzüyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İhracat rakamlarındaki artışların çift hanelere ulaşması için ihracatçıların finansmana erişimdeki engellerinin kaldırılması gerektiğini ifade eden Öztürk, “Yüzde 45-50’ye ulaşan finansman maliyetleriyle ihracatımızı artıramayız. Ege Bölgesi’nin ihracatında tarım sektörleri yüzde 40 pay alıyor. Pek çok üründe ihraç sezonları başlıyor. Tarım ürünleri ihracatçılarımız 1 yıl boyunca ihraç edecekleri ürünleri bu aylarda satın alacak ve ödemelerini gerçekleştirecek. Tarım sektörlerine özel Türk Eximbank’ın bir finansman modelini hayata geçirmesini bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Demir ve demirdışı metaller zirvedeki yerini korudu</h2>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, temmuz ayında 221,5 milyon dolarlık ihracatla EİB bünyesinde liderliğini korudu. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 191,8 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirirken, yıllık ihracatını ağustos ayında 2 milyar doların üzerine çıkarmaya hazırlanıyor. Ege Maden İhracatçıları Birliği ise temmuzda yüzde 47'lik ihracat artışıyla 157,1 milyon dolara ulaşarak yıl sonu için belirlediği 1,5 milyar dolarlık ihracat hedefine 5 ay önce ulaştı. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği de temmuz ayında ihracatını yüzde 1 artırarak 129,6 milyon dolara yükseltti ve artışını üst üste üçüncü aya taşıdı.</p>
<h2>Taze meyve sebze ihracatı uçuşa geçti</h2>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, temmuz ayında ihracatını yüzde 32 artırarak 124,8 milyon dolara çıkarırken, artışta taze meyve-sebze ihracatındaki yüzde 193'lük yükseliş etkili oldu. Ege Tütün İhracatçıları Birliği 106,4 milyon dolarlık ihracatla geçen yılki seviyesini korurken, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 89,3 milyon dolar, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 73 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ihracatı yüzde 15 artışla 72,6 milyon dolara, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği ihracatı da yüzde 15 artışla 38,8 milyon dolara yükseldi. Buna karşın Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği ihracatı yüzde 49 düşüşle 17,6 milyon dolara gerilerken, deri ve deri mamulleri sektörü 17,4 milyon dolarlık ihracat yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-84597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/eib-muhammet-ozturk-tarim-sektorune-ozel-eximbank-finansman-modelinin-hayata-gecirilmesini-bekliyoruz-1785834327.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri, temmuz ayında ihracatını yüzde 7 artırarak 1 milyar 746 milyon dolarla tarihinin en yüksek aylık ihracatına ulaştı. Yıllık ihracat 19 milyar doları aşarken, EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, rekor tabloya rağmen yüksek finansman maliyetlerinin ihracatın önündeki en büyük engel olduğunu belirterek tarım sektörüne yönelik özel Eximbank desteklerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-bm-kuresel-ilkeler-sozlesmesini-imzaladi-84607</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Elektrik, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi&#039;ni imzaladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kazancı Holding grup şirketlerinden Aksa Elektrik'in, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni (UN Global Compact) imzalayarak sürdürülebilirlik alanındaki taahhütlerini uluslararası düzeyde güçlendirdiği bildirildi. </p>
<p>Şirket, insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında belirlenen 10 evrensel ilkeye bağlılığını teyit ederek çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) çalışmalarını bu ilkeler doğrultusunda yürütmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, UN Global Compact kapsamında her yıl yayımlanacak İlerleme Bildirimi (Communication on Progress-CoP) ile sürdürülebilirlik performansına ilişkin gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacak.</p>
<p>Açıklamada, Aksa Elektrik'in sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında dijital dönüşüm, enerji verimliliği, iklim odaklı uygulamalar, çalışan gelişimi ve toplumsal fayda projeleri yürüttüğü belirtildi.</p>
<p>Şirketin, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni imzalayarak sürdürülebilirliği iş süreçlerine entegre etmeyi hedeflediği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-bm-kuresel-ilkeler-sozlesmesini-imzaladi-84607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/aksa-elektrik-1785844092.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Elektrik, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi&#039;ni imzaladığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-84595</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bülent Uçak: Pamukta desteklemenin yolları bakanlıkta tıkanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Hazır giyim ve tekstil sektörünün en önemli ham maddeleri arasında yer alan pamukta, artan üretim maliyetleri, daralan ekim alanları ve yetersiz destek politikaları nedeniyle sıkıntılar büyüyor.</p>
<p>İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, mevcut tarım politikalarının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek, getirdikleri çözüm önerilerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı aşamadığını ifade etti. Pamukta bu yıl mevcut hava koşullarında olumsuz bir tablo görülmediğini ancak üretime ilişkin değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu söyleyen Uçak, planlı bir destekleme modeli uygulanmaması halinde pamukta önümüzdeki yıl ekim alanlarının yüzde 50'ye varan oranda daralabileceği uyarısında bulundu.</p>
<h2>“Prim, maliyet ve fiyata göre belirlenmeli”</h2>
<p>Şu an itibarıyla hava şartlarında herhangi bir sıkıntı görünmediğini anlatan Uçak, “Ancak ekim alanlarındaki ciddi daralmanın üretime nasıl yansıyacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bu aşamada net bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Pamuk sektörü uzun süredir yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bugün üreten de zarar ediyor, alan da satan da zarar ediyor. Sanayici ise rekabet edebileceği bir maliyet yapısını oluşturamıyor. Çözüm yalnızca sektörün kendi içinde değil, devletin tarım politikalarında atacağı adımlarla mümkün olabilir. Destekleme primlerinin üreticinin maliyet ve gelir durumuna göre esnek şekilde belirlenmesi gerekiyor. Üretici kazanç sağlayamadığında destekler artırılmalı, kazanç sağladığında ise buna göre yeniden düzenlenmeli. Aksi halde pamuk üretimindeki daralma daha da büyüyecek. Benim tahminime göre bu oran yüzde 50’leri bulabilir” dedi.</p>
<p>Tarımda yaşanan sorunların çözümü için Ankara nezdinde görüşmelerinin sürdüğünü ancak destekler konusunda istenilen sonucun alınamadığını belirten Uçak, “Sorun çoğu zaman Hazine ve Maliye Bakanlığı aşamasına takılıyor. 'Kaynaklarımız kısıtlı, verebileceğimiz en yüksek desteği veriyoruz' şeklinde yanıtlar alıyoruz. Ancak sahadaki üretici bunu yeterli bulmuyor. Bunun sonucunda da üretimden kaçış ve farklı ürünlere yönelim hız kazanıyor. Ülke ekonomisi ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için kapsamlı bir planlama ve etkin bir destek politikası hayata geçirilmeli” dedi.</p>
<h2>“Sıkıntı hazır giyim sanayisini de tehdit ediyor”</h2>
<p>Kur politikası ve üretim maliyetleri arasındaki dengesizliğin tarım sektörünü zor durumda bıraktığını belirten Uçak, “Döviz kurunun mevcut seviyelerde tutulmaya çalışılması nedeniyle üreticinin maliyetleri gerçek anlamda karşılık bulmuyor. Yaşanan sıkıntılar yalnızca tarımı değil, tekstil ve hazır giyim sanayisini de tehdit ediyor. Hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe müşteri kayıpları yaşanıyor. Küçük ölçekli konkordatoların ardından bu sorun iplik sanayisine de sıçrarsa çok daha büyük bir domino etkisi oluşabilir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-84595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/bulent-ucak-pamukta-desteklemenin-yollari-hazine-ve-maliyede-tikaniyor-1785834032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pamukta yıllardır süren maliyet baskısı artık üretimden vazgeçme noktasına ulaştı. İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, üreticinin yüksek maliyetler karşısında ayakta kalamadığını belirterek, çözüm önerileri konusunda Ankara ile düzenli olarak görüştüklerini fakat çözümün Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda takıldığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihaleden-ilk-yarida-27-milyar-lira-gelir-84594</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> E-ihaleden ilk yarıda 2,7 milyar lira gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen e-ihale sistemi üzerinden 2026'nın ilk yarısında 6 bin 826 ihale sonuçlandırıldığını bildirildi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, Gümrük Kanunu ile Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında, tasfiyelik hale gelen eşya ve araçların satışının 2014'ten bu yana elektronik ortamda şeffaf, güvenli ve rekabetçi bir yapıyla sürdürüldüğü hatırlatıldı.</p>
<p>Sistem üzerinden bu yılın ilk yarısında gerçekleştirilen satışlardan elde edilen gelirin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artış kaydettiği aktarılan açıklamada, bu dönemde düzenlenen ihalelerle 1477 araç ve 5 bin 349 eşya ekonomiye yeniden kazandırıldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Kayıtlı kullanıcı sayısı 1,4 milyonu aştı</strong></p>
<p>Mart 2021'de yenilenen altyapısıyla hizmet kalitesi artırılan e-ihale sistemine kayıtlı kullanıcı sayısının 1,4 milyonu aştığına işaret edilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"2026'nın ilk altı ayında e-ihale sistemi üzerinden 6 bin 826 ihale başarıyla sonuçlandırılırken, satışlardan 2,7 milyar liranın üzerinde gelir elde edildi. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 5 arttı. Gerçek ve tüzel kişiler, sisteme e-Devlet Kapısı, mobil uygulamalar ile 'www.eihale.gov.tr' internet adresi üzerinden erişim sağlayabiliyor. Coğrafi kısıtlardan bağımsız olarak tamamen elektronik ortamda üyelik işlemlerinin yapılabildiği sistemde, tüm ödemeler de çevrim içi olarak gerçekleştirilebiliyor."</p>
<p>e-İhale sisteminde ticari ve binek araçlardan tekstile, elektronikten kozmetiğe, mobilyadan gıda ve kuyumculuk ürünlerine kadar geniş bir yelpazedeki ürün grubunun piyasa değerinde satışa çıkarıldığı vurgulanan açıklamada, satışa sunulan ürünlerin insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı açısından titizlikle değerlendirildiği, gerekli görülen durumlarda analiz ve uygunluk testleri yaptırıldığına işaret edildi.</p>
<p>Gıda ürünlerine ait uygunluk raporlarının da e-ihale sistemi üzerinden isteklilerin erişimine sunulduğuna değinilen açıklamada, süreçteki şeffaflığın korunduğu aktarıldı.</p>
<p><strong>Sisteme üyelik ücretsiz</strong></p>
<p>Türkiye'de yerleşik, 18 yaşını doldurmuş ve medeni hakları kullanma ehliyetine sahip gerçek kişiler ile ülkede faaliyet gösteren tüzel kişilerin sisteme ücretsiz üye olarak ihalelere katılabildiği bildirilen açıklamada, sürecin işleyişine ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:</p>
<p>"Süreç kapsamında, ihale ilanları sistemde 3 iş günü boyunca yayımlanıyor. Teklifler ise ilan süresinin ardından, yine 3 iş günü süresince elektronik ortamda toplanıyor. Katılımcılar verdikleri teklifleri eş zamanlı takip edebilirken, ürünlere ait detaylı fotoğraflar, araçların video kayıtları ve bağımsız ekspertiz raporları sistem üzerinden incelenebiliyor."</p>
<p>İhalelerde başlangıç fiyatının gümrüklenmiş değer esas alınarak belirlenen satış bedelinin araçlarda yüzde 75'i, eşyalarda ise yüzde 50'si olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, teklif verebilmek için satış bedelinin yüzde 10'u oranında teminat yatırılması zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekildi. İhale sonunda, en yüksek teklifi veren isteklinin süreci kazandığına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sunulan teklifin, satışa esas bedelin en az yüzde 75'ine ulaşması halinde, satış doğrudan sonuçlandırılıyor. Bu seviyenin altında kalan teklifler ise işletme müdürlüğü tarafından değerlendirilerek satışın onaylanmasına veya ihalenin yeniden açılmasına karar veriliyor. İhaleyi kazanan kişinin, ihale bedelini 7 gün içinde ödemesi ve satın aldığı ürünü 10 gün içinde teslim alması gerekiyor. Kazanan tarafın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, ihale hakkı ikinci en yüksek teklif sahibine geçebiliyor. Bu durumda teminat iade edilmezken, ihlalin tekrarı halinde ilgili kişilere idari yaptırımlar uygulanarak, belirli sürelerle ihalelere katılımları engelleniyor."</p>
<p>Açıklamada, tarafsızlık ve şeffaflık ilkeleri gereğince, Bakanlık personeli ile birinci derece yakınlarının, e-ihalelere katılmasına izin verilmediği de hatırlatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/e-ihaleden-ilk-yarida-27-milyar-lira-gelir-84594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihale-kamu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, tasfiyelik hale gelen eşya ve araçların ekonomiye kazandırılması amacıyla yürütülen e-ihale sistemi üzerinden yılın ilk yarısında yapılan satışlardan 2,7 milyar liranın üzerinde gelir elde edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/su-havzalarinin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-84590</guid>
            <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su havzalarının korunması yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırlandığı, "İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>İçme ve kullanma suyu havzalarında, noktasal ve yayılı kaynaklı kirliliklerin önlenmesine yönelik tedbirler ilgili kurumlar tarafından alınacak. Söz konusu havzalarda teknik açıdan uygun olan ağaçlandırma, erozyon ve sediment taşınımı tedbirleri alınacak, bu faaliyetler orman alanlarında ise Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Havzalardaki koruma alanlarının sınırları, bilimsel temelli çalışmalara göre belirlenecek. Havza koruma alanları ile bu alanlara ait koruma hükümleri, kadastro paftalarına işlenecek ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde belirtilecek.</p>
<p>Büyükşehir belediyelerine içme ve kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları, büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idareleri genel müdürlüklerince hazırlanacak. Bunlar dışındaki yerleşimlere sağlanan kaynaklar için koruma planları, Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarece yürütülecek. Bakanlık, içme ve kullanma suyu havzalarının kalite ve miktar açısından korunması ve yapısal faaliyetlerin tespitine yönelik coğrafi bilgi sistemi altlıklı su veri tabanı oluşturacak. İdarelerle kurum ve kuruluşlar, yapılan denetimler ve idari işlemlere ilişkin bilgileri, ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez dijital bilgi sistemine kaydedecek.</p>
<p><strong>Su yüzeyinde yapılacak yapılara sınır</strong></p>
<p>İçme ve kullanma suyu amaçlı yerüstü su kaynaklarının maksimum su seviyesine kadar olan su biriktirme alanını ifade eden su yüzeyinde, içme ve kullanma suyu teminiyle ilişkili teknik yapılar haricinde, hiçbir yapı yapılamayacak. Su yüzeyine arıtılsa dahi atıksuların doğrudan deşarjına izin verilmeyecek, doğrudan veya dolaylı olarak her türlü atık ve artıkların boşaltılması yasak olacak.</p>
<p>İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmeyecek.</p>
<p>Devlet Su İşleri tarafından ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75 bin hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda yetiştiriciliğe Bakanlıkça izin verilebilebilecek. İçme ve kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda, su ürünleri yetiştiriciliği yapılmayacak.</p>
<p><strong>Akaryakıtla çalışan araçlar kullanılmayacak</strong></p>
<p>Su yüzeyinde yelkenli, kürekli, akümülatör veya elektrik ile çalışan vasıtalara, sallara ve bu kapsamda yapılacak sportif faaliyetlere, Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilecek ama akaryakıt ile çalışan kayık, motor gibi araçların kullanılmasına izin verilmeyecek.</p>
<p>Su yüzeyinde yeni yol, köprü, viyadük gibi yapılara izin verilmeyecek, yenilenebilir enerji santralleri dahil olmak üzere, hiçbir enerji santrali kurulmayacak.</p>
<p>Mutlak koruma alanlarında yeni akaryakıt, gaz dolum, kara araçları için kullanılacak şarj dolum istasyonları ve kimyasal madde depoları ile sıvı ve katı yakıt depoları kurulmayacak. Mevcut istasyonlar, Türk Standardları Enstitüsünün ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılacak.</p>
<p>Mevcut havza koruma planları, 1 yıl içinde yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yeniden düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/su-havzalarinin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-84590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelikle havzaların korunmasına yönelik kurallar güncellendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
