<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cinin-kuresel-devi-kaishan-izbasta-uretime-basladi-82070</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’in küresel devi Kaishan, İZBAŞ’ta üretime başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İREM CEYLİN DEMİRCAN / İZMİR</p>
<p> </p>
<p>İzmir’in en önemli üretim ve ihracat merkezleri arasında yer alan İzmir Serbest Bölgesi (İZBAŞ), yerli ve yabancı sermayeli yatırımların adresi olmayı sürdürüyor. Kompresör üretiminde dünyanın en önemli üreticileri arasında yer alan Çin sermayeli Kaishan Grubu’nun İZBAŞ’ta inşa ettiği fabrikanın açılışı gerçekleştirildi. 20 bin metrekare alanda yükselen ve 20 milyon dolara mal olan üretim tesisinde, jeotermal enerji santralleri sondaj ekipmanları ve kompresörler üretilecek.</p>
<p> </p>
<p>Fabrikanın açılış töreninde konuşan İZBAŞ İzmir Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sevimli, “Yerli ve yabancı yatırımcılar için cazibe merkezi olmayı sürdüren İZBAŞ ailesinin yeni üyesi Kaishan’ın yatırımı, bölgemizin uluslararası sanayi yatırımları açısından ne kadar stratejik bir noktada konumlandığını ortaya koyuyor.” dedi. Bir yılda tamamlanan tesisi İzmir’e kazandırmış olmaktan mutluluk duyduklarını kaydeden Sevimli, fabrikanın yalnızca bir üretim altyapısının değil; yüksek teknoloji, mühendislik kapasitesi ve sürdürülebilir üretim anlayışının da Türkiye’ye transferi anlamını taşıdığının altını çizdi.</p>
<p> </p>
<p>Sevimli, bu yıl kuruluşunun 70’inci yılını kutlayan ve 18 ülkede faaliyet gösteren Kaishan’ın İZBAŞ fabrikasında üreteceği kompresörler ve sondaj ekipmanlarının, tüm sanayi kuruluşlarında kullanılacağını ve dünyanın farklı coğrafyalarına ihraç edileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p>Törende konuşan Kaishan Grubu Başkanı Cao Ke Jian ise 2020 yılında Manisa ve Çanakkale’de yaptıkları jeotermal enerji yatırımı ile Türkiye’ye ilk adımlarını attıklarını hatırlattı. Açılışı yapılan fabrikanın inşası sırasında Kaishan kadrolarına ve yüklenici firmalara gösterdiği anlayış ve yardım nedeniyle İZBAŞ yöneticilerine teşekkür eden Jian, “Kaishan’ın Türkiye’deki yatırımları artarak devam edecek. Türkiye’deki yasalara ve mevzuatlara tam bir uyum göstererek başarımızı sürdürülebilir kılmak en önemli hedefimizdir.” dedi.</p>
<p>Konuşmaların ardından Kaishan’ın İZBAŞ Kompresör Fabrikası’nın kurdela kesimi, şirketin farklı ülkelerde görev yapan üst yöneticileri, İZBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sevimli, İZBAŞ Yönetim Kurulu Üyeleri ve davetliler tarafından gerçekleştirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cinin-kuresel-devi-kaishan-izbasta-uretime-basladi-82070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/cinin-kuresel-devi-kaishan-izbasta-uretime-basladi-1782712196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin merkezli kompresör üreticisi Kaishan Grubu, 20 milyon dolarlık yatırımla İZBAŞ&#039;ta kurduğu üretim tesisini hizmete açtı. Jeotermal enerji santralleri için sondaj ekipmanları ve kompresör üretilecek fabrikada üretilen ürünler, hem Türkiye sanayisine hem de ihracat pazarlarına sunulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/biyoyakit-deniz-tasimaciliginda-daha-fazla-onem-kazanacak-82061</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biyoyakıt, deniz taşımacılığında daha fazla önem kazanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Deniz taşımacılığında kullanılan yakıt, sürdürülebilirlik ve yeşil ekonomi regülasyonlarıyla birlikte önemini gittikçe artıran konu başlıkları arasında yer alıyor. Sektörde fosil yakıtlara alternatif ürün geliştirme çalışmaları da hızlanıyor.</p>
<p>Bu kapsamda Arkas Bunker ve DB Tarımsal Enerji, denizcilikte biyoyakıt üzerine önemli bir etkinlik gerçekleştirdi. Sürdürülebilirlik konusunda yeni regülasyonlar özelinde biyoyakıtların öne çıkacağına işaret eden Arkas Bunker Genel Müdürü Seçkin Gül, “Filodaki gemilerin yaşı ve sistemlerini de göz önüne aldığımızda biyoyakıtların karbonsuzlaşmada Türk armatörleri için daha fazla önem kazanacağını öngörüyoruz” dedi. Biyoyakıtların gemilerde herhangi bir modifikasyona ihtiyaç duymadan armatörlerin karbonsuzlaşma hedefl erine ulaşmasına katkı sağlayacağına işaret eden Gül, “Kağıt üstünde bakıldığında fuel oil yakıtlar biyoyakıtlara nazaran daha düşük maliyetli olabilir. Ancak toplam maliyet açısından ele alındığında biyoyakıtlar fuel oil yakıtlara nazaran daha avantajlı. İki Avrupa limanı arasında gerçek rakamlar üzerinde yaptığımız bir deneyimde karbon vergileri de dahil edildiğinde biyoyakıtın kullanıldığı gemiyle proseslerini gerçekleştiren armatör ekstra 192 bin dolarlık bir maliyet avantajı elde ediyor. Ayrıca yapılan bu operasyonla birlikte 928 ton daha az karbon emsiyonu yakılmış oluyor. Biyoyakıtla fuel oil yakıtı salt yakıt fiyatıyla karşılaştırmak doğru değil tüm maliyetleri göz önünde bulundurmak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Biyoyakıta ilgi önümüzdeki dönemde artacak” </h2>
<p>Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Danışmanı Prof. Dr. Mustafa İnsel, Türk sahipli gemilerde LNG ve çevreci sistemlerle çalışan gemilerin çok sınırlı olduğunu söyledi. Türkiye’nin yapmış olduğu ticaretin yüzde 70’ini Avrupa bölgesine gerçekleştirdiğini kaydeden İnsel, “Karbonsuzlaşma konusu burada karşımıza çıkan en önemli unsur. Şu anda filomuza baktığımızda teknoloji dönüşümünü gerçekleştirmemiz mümkün değil. Metanol ise maliyeti nedeniyle henüz ülkemizde üretilmiyor, geriye biyodizel ve biyoyakıt kaldı. Bu alandaki talebin önümüzdeki dönemde artacağı öngörülüyor” şeklinde konuştu. Dünyadaki filonun yüzde 15’inin yeni regülasyonlara uyum konusunda önlem alması gerektiğini kaydeden İnsel, “Bu kesim ya yakıt değişimini ya da teknoloji değişimini konuşmak zorunda. Burada da metanol, LNG ve biyoyakıt gibi çevreci yakıtların ağırlığı daha fazla artacak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“İzmir’deki tesisimizin 100 bin tonluk biyodizel üretim kapasitesi var”</span></h2>
<p>DB Tarımsal Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Borovalı, İzmir’deki tesislerini entegre biyorafineri tesisine dönüştürdüklerine dikkat çekerek, “Tesisimize giren 100 kilogramlık hammadde 100 kilogram olarak yeni ürüne dönüşüyor. En son dönüşemeyen kısmını ise biyogaza çevirip buradan enerji elde ederek üretim proseslerinde kullanıyoruz. Bunu ne kadar verimli yapabilirsek ürettiğimiz ürünün karbonsuzlaşma sertifikası o kadar yüksek değerde oluyor” dedi. Arkas’la birlikte önemli Ar-Ge çalışmaları yaptıklarına vurgu yapan Borovalı, “İzmir’deki tesisimizin yıllık olarak 100 bin tonluk biyodizel üretim kapasitesi var. Bunun dışında da 60 bin tonluk denizcilik yakıtı üretme kapasitesine sahibiz. Yeni ürünümüz gliserini de üretmeye başladık. Böylece ithal ikamesine de katkı sağlıyoruz” dedi. Borovalı, yaptıkları iyileştirmelerle tesislerinde karbonsuzlaşma oranını ise %93’ten %95’lere çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/biyoyakit-deniz-tasimaciliginda-daha-fazla-onem-kazanacak-82061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ticaret-ihracat-gemi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arkas Bunker Genel Müdürü Seçkin Gül, toplam maliyet açısından ele alındığında biyoyakıtların fuel oil yakıtlara nazaran daha avantajlı olduğunu ifade etti. Gül, iki Avrupa limanı arasında biyoyakıt kullanan bir geminin aynı mesafede fuel oil kullanan bir gemiye nazaran armatöre 192 bin dolar maliyet avantajı sağladığını söyledi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-anlasmalari-artik-sadece-ticaretle-ilgili-degil-82059</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret anlaşmaları artık sadece ticaretle ilgili değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya imalat sanayisinin önemli bir kısmını elinde bulunduran Çin, elektrikli araçlardan güneş panellerine, bataryalardan kritik minerallere kadar pek çok stratejik sektörde baskın konumda. Bu nedenle günümüz rekabeti yalnızca askeri veya siyasi değil; aynı zamanda teknolojik ve ekonomik bir rekabet niteliği taşıyor.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi son 30 yılda büyük ölçüde serbest ticaret anlayışı üzerine inşa edildi. Ülkeler gümrük vergilerini düşürdü, şirketler üretimlerini maliyet avantajı sunan bölgelere taşıdı ve küresel değer zincirleri dünya ekonomisinin temel omurgası haline geldi. Ancak bugün içinde bulunduğumuz uluslararası ortam, bu modelin ciddi bir dönüşüm geçirdiğini gösteriyor. Artık ticaret politikaları yalnızca ekonomik verimlilik veya pazar erişimi üzerinden şekillenmiyor; teknoloji, güvenlik ve jeopolitik rekabet de en az ekonomi kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Hinrich Foundation tarafından yayımlanan “Trade Deals in a Geopolitically Convoluted Era” başlıklı rapor, tam da bu dönüşüme dikkat çekiyor. Raporun temel tezi oldukça net: Günümüz dünyasında ticaret anlaşmaları artık sadece ticaret anlaşması değil. Bunlar aynı zamanda teknoloji paylaşımını, kritik tedarik zincirlerini, veri akışlarını ve ekonomik güvenliği düzenleyen stratejik araçlara dönüşüyor.</p>
<p><strong>Çin, küresel ticaret sisteminin </strong><strong>tam merkezinde ekonomik bir güç</strong></p>
<p>Bu tespit, son yıllarda yaşanan gelişmeler dikkate alındığında oldukça isabetli. COVID-19 pandemisi sırasında maske, ilaç ve tıbbi ekipman tedarikinde yaşanan sorunlar, küresel değer zincirlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koydu. Ardından gelen yarı iletken krizi, otomotivden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimi aksattı. Rusya-Ukrayna savaşı ise enerji arz güvenliğinin ekonomik güvenlikten ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi. Tüm bu gelişmeler, devletleri maliyet odaklı küreselleşme anlayışından uzaklaştırarak daha dayanıklı ve güvenilir tedarik ağları kurmaya yöneltti.</p>
<p>Bu dönüşümün merkezinde ise Çin yer alıyor. Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği’nden farklı olarak Çin, küresel ticaret sisteminin dışında değil, tam merkezinde bulunan bir ekonomik güç. Dünya imalat sanayisinin önemli bir kısmını elinde bulunduran Çin, elektrikli araçlardan güneş panellerine, bataryalardan kritik minerallere kadar pek çok stratejik sektörde baskın konumda. Bu nedenle günümüz rekabeti yalnızca askeri veya siyasi değil; aynı zamanda teknolojik ve ekonomik bir rekabet niteliği taşıyor.</p>
<p>Raporun dikkat çekici yönlerinden biri de mevcut serbest ticaret anlaşmalarının artık yeni ekonomik gerçekliği karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koyması. Geleneksel anlaşmalar esas olarak tarifelerin düşürülmesi ve pazar erişiminin artırılması üzerine kuruluydu. Oysa bugün ülkeler yapay zekâ, yarı iletkenler, kuantum teknolojileri, kritik hammaddeler ve veri yönetişimi gibi alanlarda rekabet ediyor. Bu alanlarda başarıyı belirleyen unsur gümrük vergilerinin seviyesi değil; teknoloji geliştirme kapasitesi, Ar-Ge yatırımları ve güvenilir ortaklık ağları.</p>
<p>Bu nedenle rapor, klasik serbest ticaret anlaşmalarının ötesine geçen “Stratejik Tekno-Ekonomik Anlaşmalar” modelini öneriyor. Bu yaklaşım, benzer ekonomik ve siyasi değerlere sahip ülkelerin stratejik sektörlerde ortak yatırım yapmasını, araştırma geliştirme faaliyetlerini koordine etmesini ve kritik teknolojilerde ortak standartlar oluşturmasını öngörüyor. Başka bir ifadeyle ticaret anlaşmaları artık yalnızca malların dolaşımını değil, teknolojik kapasitenin paylaşımını ve ekonomik güvenliğin güçlendirilmesini de kapsamalı.</p>
<p>Aslında dünya bu yöne doğru ilerlemeye başlamış durumda. ABD’nin yarı iletken üretimini güçlendirmeyi amaçlayan CHIPS and Science Act programı, Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik stratejisi, kritik hammaddelere yönelik yeni ortaklık girişimleri ve Hint-Pasifik bölgesinde oluşturulan ekonomik iş birliği mekanizmaları bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Son yıllarda sıkça duyulan “friend-shoring” ve “ally-shoring” kavramları da şirketlerin ve devletlerin üretim ağlarını artık sadece maliyet kriterine göre değil, siyasi güvenilirlik kriterine göre de şekillendirdiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye, önemli fırsatlar </strong><strong>yakalayabilecek ülkeler arasında</strong></p>
<p>Bu yeni tablo Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Avrupa ile Gümrük Birliği ilişkisi, NATO üyeliği, gelişen savunma sanayisi ve stratejik coğrafi konumu sayesinde yeni dönemde önemli fırsatlar yakalayabilecek ülkeler arasında bulunuyor. Ancak bunun için yalnızca geleneksel ihracat kapasitesine değil, yüksek teknoloji üretimine, dijital dönüşüme ve kritik sektörlerde uluslararası entegrasyona da odaklanılması gerekiyor. Geleceğin ticaret düzeninde avantaj sağlayacak olan ülkeler, sadece mal üretenler değil; teknoloji geliştiren, veri yöneten ve stratejik tedarik ağlarının parçası haline gelen ülkeler olacak.</p>
<p>Bugün gelinen noktada küreselleşmenin sona erdiğini söylemek doğru değil. Ancak küreselleşmenin niteliğinin değiştiği açık. Dünya ekonomisi tamamen korumacılığa yönelmiyor; aksine daha seçici, daha stratejik ve daha güvenlik odaklı bir entegrasyon modeline evriliyor. Ticaret anlaşmaları da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde uluslararası ekonomik ilişkileri belirleyecek temel soru, ülkelerin ne kadar ticaret yaptığı değil; bu ticareti kimlerle, hangi teknolojiler üzerinden ve hangi stratejik amaçlarla gerçekleştirdiği olacak. Ticaret artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda jeopolitik gücün ve teknolojik rekabetin en önemli araçlarından biri. Bu nedenle geleceğin ticaret anlaşmalarını anlamak, geleceğin dünya düzenini anlamakla eş anlamlı hale gelmiş durumda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-anlasmalari-artik-sadece-ticaretle-ilgili-degil-82059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret anlaşmaları artık sadece ticaretle ilgili değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-sirketlesmemeli-mi-82057</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ihracatında şirketleşme(me)li mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>30 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yurt dışına verilen yazılım, mühendislik, tasarım, veri işleme, veri analizi, çağrı merkezi, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden elde edilen kazançlarda uygulanan indirim oranı %100’e çıkarıldı. Düzenleme, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ilişkin gelir ve kazançlara uygulanıyor.</p>
<p>İlk bakışta oldukça olumlu bir adım. Türkiye’de üretilen yazılımın, mühendisliğin, tasarımın ve nitelikli hizmetin yurt dışına satılması hem döviz kazandırıcı bir faaliyet hem de yüksek katma değerli ihracat anlamına geliyor.</p>
<p>Ancak düzenlemenin gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükellefleri üzerindeki fiili etkisi aynı değil. Aynı hizmeti yurt dışındaki müşteriye veren bir şahıs işletmesi ile bir sermaye şirketi, beyanname sonunda farklı vergi sonuçlarıyla karşılaşabiliyor.</p>
<p><strong>Aynı teşvik, farklı vergi yükü</strong></p>
<p>Şöyle ki; Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/13. maddesi kapsamında faaliyet gösteren bir serbest meslek erbabı ya da şahıs işletmesi, şartları sağladığında bu kazancın tamamını yıllık beyannamesinde indirebiliyor. Gelir vergisi mükellefleri için ayrıca bir “asgari gelir vergisi” uygulaması bulunmadığından, bu kazanç üzerinden fiilen gelir vergisi doğmayabiliyor.</p>
<p>Aynı iş limited veya anonim şirket bünyesinde yapıldığında ise tablo değişiyor. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesindeki indirim oranı da %100. Yani kazanç, normal kurumlar vergisi matrahından indirilebiliyor. Fakat kurumlar vergisi mükellefleri açısından devreye giren önemli bir uygulama var: yurt içi asgari kurumlar vergisi.</p>
<p>Bu uygulama, hesaplanan kurumlar vergisinin, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’unun altına inmesini engelliyor. Kritik nokta şu: yurt dışına verilen yazılım, mühendislik, eğitim ve sağlık hizmetleri kazanç indirimi, asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilecek indirimler arasında yer almıyor. Genel Tebliğ ve GİB rehberi bu indirimi açıkça “asgari kurumlar vergisi matrahından düşülemeyecek” indirimler arasında sayıyor.</p>
<p>Sayıyla bakalım.</p>
<p>Yurt dışındaki bir müşteriye yazılım hizmeti veren iki mükellef düşünelim. Biri şahıs işletmesi, diğeri limited şirket olsun. İkisi de 10 milyon TL kazanç elde etsin ve indirim şartlarını eksiksiz sağlasın.</p>
<p>Şahıs işletmesi, kazancın tamamını beyannamesinde indirdiğinde bu kazanç üzerinden fiilen gelir vergisi ödemeyebilir.</p>
<p>Limited şirket ise aynı kazancı kurumlar vergisi matrahından tamamen indirse dahi, asgari kurumlar vergisi nedeniyle yaklaşık 1 milyon TL, yani kazancın %10’u kadar vergiyle karşılaşabilir. Burada örneğin, asgari kurumlar vergisine tabi olan ve ilk defa faaliyete başlayan kurumlara tanınan üç hesap dönemlik kapsam dışı kalma süresinden yararlanmayan bir şirket üzerinden kurulduğunu özellikle belirtmek gerekir.</p>
<p>İhracata özgü 5 puanlık kurumlar vergisi indirimi de bu sonucu değiştirmiyor. Çünkü kazancın tamamı KVK 10/1-ğ kapsamında indirildiğinde normal kurumlar vergisi matrahı kalmıyor; dolayısıyla 5 puanlık oran indiriminin asgari vergiye mahsup edilecek fiili bir etkisi de doğmuyor.</p>
<p><strong>Asgari kurumlar vergisi </strong><strong>şirketleşmeyi zorluyor</strong></p>
<p>Burada eleştirdiğim husus teşvikin kendisi değil. Hizmet ihracatında %100 indirim son derece yerinde bir adım. Sorun, aynı teşvikin mükellefin hukuki formuna göre farklı sonuç doğurması.</p>
<p>Vergi sistemi, bir faaliyetin hangi hukuki yapı altında yürütüleceği konusunda mümkün olduğunca tarafsız olmalıdır. Mükellefi “şahıs kalırsan avantajlısın, şirketleşirsen asgari vergi ödersin” noktasına sürüklememelidir. Oysa mevcut tablo, özellikle belirli hizmet ihracatı faaliyetlerinde tam da bu sonucu doğurmaktadır.</p>
<p>Bu yapı; yazılım, dijital hizmet, mühendislik, veri analizi, tasarım ve danışmanlık alanlarında faaliyet gösteren profesyonellerin şirketleşme kararını olumsuz etkileyebilir. Oysa şirketleşme yalnızca bir vergi tercihi değildir. Kurumsal yönetim, istihdam yaratma, yatırım alabilme, yabancı müşterilerle daha güçlü sözleşme ilişkisi kurabilme, marka değeri oluşturma ve denetlenebilir bir mali yapı için şirketleşme önemli bir aşamadır.</p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacı da bireysel ölçekte kalan hizmet üreticilerinden ziyade, büyüyebilen, kurumsallaşabilen ve ihracat kapasitesi yüksek hizmet şirketlerinin çoğalmasıdır. Vergi sisteminin bu süreci teşvik etmesi gerekirken, dolaylı biçimde zorlaştırmaması gerekir.</p>
<p><strong>Teşvikte hukuki </strong><strong>tarafsızlık sağlanmalı</strong></p>
<p>Çözüm, “gelir vergisi mükelleflerine de asgari vergi getirilsin” demek değildir. Böyle bir yaklaşım, teşvikin amacını zayıflatır. Doğru olan, şahıs işletmesinin avantajını kısmak değil, şirketleşmiş yapı üzerindeki uyumsuzluğu gidermektir.</p>
<p>Kanaatimce en makul çözüm, KVK 10/1-ğ kapsamındaki hizmet ihracatı kazanç indiriminin, yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilecek indirimler arasına alınmasıdır. Böylece yurt dışına yüksek katma değerli hizmet satan mükellef, şahıs işletmesi de olsa sermaye şirketi de olsa aynı teşvikten aynı ölçüde yararlanır. Vergi sistemi de organizasyon tercihini bozucu bir etki yaratmaz.</p>
<p>Bir vergi teşvikinin başarısı, yalnızca kanunda yazan oranla ölçülmez. Asıl ölçü, bu teşvikin mükellefin beyannamesinde ve kasasında doğurduğu sonuçtur.</p>
<p>Bugün hizmet ihracatında %100 indirim var; ancak şirketleşen mükellef açısından bu indirim her zaman %100 etki doğurmuyor. İyi niyetli ve doğru yönde atılmış bir teşvikin, “şirketleşmeyene daha avantajlı” bir sonuca dönüşmemesi için, hukuki forma göre farklılaşan bu yapının bir an önce giderilmesi gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-sirketlesmemeli-mi-82057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmet ihracatında şirketleşme(me)li mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-risk-alanlari-ve-temel-sorular-82056</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital Türk Lirası: Risk alanları ve temel sorular</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Paranın dijital kimlik kazanması, yalnızca teknik bir altyapı değişimi değil; ticaretin, şirket yönetiminin ve sözleşme özgürlüğünün kurallarını baştan yazan ekonomik bir devrim niteliği taşıyor. Merkez Bankası öncülüğünde yürütülen Dijital Türk Lirası (DTL) projesi, hız, düşük işlem maliyeti, şeffaflık ve finansal kapsayıcılık gibi vaatleriyle iş dünyası için heyecan verici bir geleceğin kapısını aralıyor. Ancak bu değişimi doğru okumak, yasal yükümlülüklere uyumun ötesinde kurumsal risk yönetimini ve ticari sırların korunmasını da kapsayan bütüncül bir perspektif gerektiriyor. Bu nedenle dijital para konulu yazı dizimiz kapsamında, bu defa dijital paranın risklerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Önceki yazılarımızda değindiğimiz üzere, Merkez Bankası Dijital Parası (CBDC) sistemlerinin en belirgin özelliği işlemlerin izlenebilirliği ve kayıt altına alınma kapasitesidir. Geleneksel paranın anonimliğinin ortadan kalkmasıyla DTL üzerinden gerçekleşen her işlem izlenebilir hâle geliyor; bu durum, tedarik zinciri ödemelerinden müşteri harcama alışkanlıklarına kadar devasa bir ticari veri havuzu oluşturuyor. Söz konusu izlenebilirlik, devletlere kayıt dışı ekonomi ve mali suçlarla mücadelede ciddi avantajlar sağlarken bireyler açısından sürekli gözetim altında olma hissini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Kişisel verilerin korunması açısından, bireylerin harcama alışkanlıkları, finansal davranışları ve işlem geçmişlerine ilişkin verilerin bu dijital sistemde nasıl işleneceği ve hangi ölçüde anonimleştirileceği önemli bir soru olarak öne çıkıyor. Bu verilerin kapsamı ve erişim sınırları, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde açık, sınırlı ve ölçülü şekilde belirlenmediği takdirde finansal mahremiyet bakımından ciddi tartışmalar gündeme gelebilir.</p>
<p>Öte yandan şirketler bakımından risk alanı daha farklı bir çerçevede ortaya çıkıyor. Dijital para altyapısında oluşabilecek veri sızıntıları veya yetkisiz erişimler, ticari sırların, stratejik yatırım planlarının ve müşteri portföylerine ilişkin bilgilerin ifşası riskini doğurabilir.</p>
<p>Veri minimizasyonunun tasarım aşamasında gözetilmemesi, rekabet avantajlarının siber ortama sızması riskini doğurabileceğinden, CBDC altyapılarının “kontrollü anonimlik” ve “amaçla sınırlılık” ilkeleriyle uyumlu biçimde tasarlanması gerekiyor.</p>
<p>Dijital ayak izlerinin belirginleşmesi devletlere muazzam bir denetim gücü veriyor: DTL ile şüpheli işlemlerin tespiti hızlanacak, belirli eşik değerler aşıldığında otomatik uyarı sistemleri devreye girebilecek. Ancak veri paylaşım sınırlarının hukuken net çizilmediği bir ortamda meşru ticari işlemler bile algoritmik işaretlere takılarak dondurulabilir. Suçla mücadele ile bireysel özgürlükler arasındaki denge, dijital para sistemlerinin başarısını doğrudan belirleyecek.</p>
<p>Ekonomik güvenliğin temeli olan mülkiyet hakkı da dijitalleşmeden etkileniyor. Dijital para, merkezi veya yarı merkezi sistemler üzerinde tanımlanan veri kayıtlarından ibaret olduğu için teknik arızalar ya da erişim sorunları gibi durumlarda bireylerin dijital varlıklarına erişimi kesintiye uğrayabilir. Ayrıca DTL’nin kanun düzeyinde net bir hukuki statüye kavuşturulmaması, ticari ihtilaflarda, icra-iflas süreçlerinde ve şirket tasfiyelerinde dijital cüzdanlardaki varlıklara nasıl müdahale edileceğini belirsiz bırakıyor. Bu belirsizlik, uzun vadeli ticari planlamayı güçleştirebileceği gibi anayasal mülkiyet güvencesinin kapsamı konusunda da ciddi sorular doğuruyor.</p>
<p>Siber güvenlik boyutu DTL’nin en kritik risk alanlarından birini oluşturuyor. Dijital bir para sistemine geçiş, bu sistemin siber saldırılar için cazip bir hedef olması anlamına geliyor. CBDC altyapılarının merkezi veya dağıtık yapısına yönelik saldırılar ciddi finansal aksaklıklara yol açabilecek; bu nedenle sistem güvenliğinin sürekli güncellenmesi gerekliliği kaçınılmaz olacak. Nitekim Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından yayımlanan Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi, kritik altyapılarda veri güvenliği, erişim kontrolü, sızma testleri ve olay müdahale süreçlerinin zorunlu tutulması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu çerçevede dijital para sistemlerinin yalnızca teknolojik açıdan değil, aynı zamanda yönetişimsel açıdan da güçlü olması gerekiyor. CBDC’lerin bir ödeme aracının ötesinde kamu politikası aracı olarak da işlev gördüğü giderek kabul görüyor; dolayısıyla veri yönetimi, denetim ve güvenlik boyutlarıyla bütüncül biçimde ele alınmaları zorunlu.</p>
<p>DTL, finansal sistemin dönüşümünde önemli bir kilometre taşı olma potansiyeli taşısa da bu yeni para formunun toplum tarafından benimsenmesinin ön koşulu işlem izlenebilirliği, veri mahremiyeti, mülkiyet hakkı ve siber güvenlik alanlarındaki risklerin doğru yönetilmesi olacak. Dijitalleşmenin sunduğu fırsatlarla bireysel hak ve özgürlüklerin korunması arasındaki denge ise sürecin seyrini belirleyen en kritik unsur olmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-turk-lirasi-risk-alanlari-ve-temel-sorular-82056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Türk Lirası: Risk alanları ve temel sorular ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satisin-sonrasinda-82055</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satışın sonrasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaşlanan park, kısa vadede nakit akışını desteklerken uzun vadede elektrikli araç yetkinliği rekabet avantajı oluşturacak. Yeni nesil müşteri deneyimi, ikame araç adedi, parça temin süresi ve ilk temasta çözüm oranı gibi KPI’larla yönetilen bir mühendislik disiplinine dönüşüyor.</strong></p>
<p>Otomotivde satış sonrası hizmetler, artık markaların kârlılığını ve müşteri sadakatini belirleyen stratejik bir teknoloji işine dönüşüyor. Tedarik zinciri direnci, batarya ekonomisi, veri yönetimi, bağımsız pazarın kurumsallaşması gibi başlıkların arasında servis sayıları kadar operasyonel derinlik de çok önemli. Ülkemizdeki 24 milyonluk araç parkının %41’inin 16 yaş üzerinde olduğu ve pazar hacminin 9 milyar Euro’ya ulaştığı bu ekosistemde Tofaş’ın 7 markayı tek çatı altında yönetme pratiği, sektörün geleceğine dair iyi bir referans oluşturuyor.</p>
<p>Öncelikle Tofaş tüm markalarını kapsayan tedarik zincirindeki yerlilik oranlarına bakalım… Fiat tarafında Opar ile %67 yerli parça maliyet avantajıyla kullanılırken, ithal Stellantis markalarında bu oran %10’da kalıyor ve parçaların %90’ı Mopar üzerinden olası küresel tedarik riskleriyle sağlanıyor. Bağımsız pazarda ise Eurorepar’ın %50 yerlilikle dengeli bir model izlemesi, fiyat hassasiyeti yüksek pazarda rekabetçiliği koruyor. Aylık 2 milyon parçanın 38 bölgesel depodan dağıtılması ve anlık karşılama oranının %87 seviyesinde tutulması, ölçek ekonomisinin kaliteden ödün vermeden uygulanabildiğini gösteriyor.</p>
<p>Elektrifikasyon sürecinde de yatırımların kademeli bir yetkilendirme modeliyle optimize edilirken; periyodik bakım yapabilen 319 servis arasında batarya değişim yetkinliği, 130’u TSE K646 standardında sertifikalı 211 servisle sınırlı tutuluyor ve güvenliğin hızdan önce geldiği işaret ediliyor.</p>
<p>Batarya ekonomisinde garanti sonrasında bataryaların değiştirilmesi yerine tamir edilmesinin avantajlı maliyet oluşturacağı dolaşımsal ekonomi modeli benimseniyor; henüz garantisi dolmamış bir pazarda bile uzun vadeli maliyet yönetiminin şimdiden planlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Merkez artık, uçtan uca ekosistemin </strong><strong>satış hub’ı olarak çalışıyor</strong></p>
<p>Klasik çağrı merkezi anlayışının ötesinde de Bursa’da 180 kişilik uzman ekiple yılda 600 bin temas, iç kaynakla yönetiliyor. Veri güvenliği ve çözüm hızı, müşteri deneyimi yönetiminde bir çözüm ve gelir merkezi oluşturmuş. Merkez artık sadece şikayet kaydı almıyor; sigorta, yedek parça ve leasing dahil uçtan uca ekosistemin satış hub’ı olarak çalışıyor. Mobilite kesintisizliği vaadindeyse; 2 bin araçlık ikame filosunun finansman maliyetlerinin tamamı merkez tarafından karşılanırken; bayilerin sadece işletim maliyetini üstlendiği bu hibrit modelde, ikame hizmeti bayilere yük olmaktan çıkarılıp standart bir deneyim bileşeni haline getirilmiş.</p>
<p>Katma değerli ürün portföyü, toplam sahip olma maliyetini optimize ederek müşteriyi ekosistemde tutmayı hedefliyor. Kasko oranının %30 seviyesinde olması Hasar Koruma Paketi’ni hem risk yönetimi hem de fırsat aracına dönüştürüyor. CareMagic markasıyla araç koruma hizmetlerinin fabrika testlerinden geçmiş ürünlerle standartlaştırılması, gri bölgeyi kurumsallaştırma hamlesi olarak okunuyor. Garanti sonrası sadakat oranları, bu stratejilerin başarısını ölçen en kritik metrik; 10 yaşındaki parkın %45’inin hala yetkili servislere gelmesi sektör ortalamasının çok üzerinde bir elde tutma performansına işaret… Ancak bu sadakat, hızlı satış büyümesi nedeniyle kapasite baskısı yaratıyor. Geçen yıldan bu yana 200 bin adet üzerinde ek kapasite yaratılması ve lift sayısının 2.700’e çıkarılması, sistemin sürekli iyileştirme döngüsünde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Eurorepar, yetkili servislerin dışında </strong><strong>kurumsal bir alternatif yaratacak</strong></p>
<p>Bağımsız pazar tarafındaysa yetkili ağın dışında kalan parkı yakalamak için büyüyen Eurorepar’ın 4 yılda servis girişini 70 binden 250 bine yükseltmesi ve cirosunu 8 kat artırması, markasız pazardaki talebin boyutunu hatırlatıyor. 2026 sonuna kadar 450’yi aşacak nokta hedefi, yetkili servislerin dışında kurumsal bir alternatif yaratacak.</p>
<p>İnsan kaynağında Tofaş Akademi çatısı altında hibrit metodolojilerle yeni nesil teknisyenlerin yetiştirilmesi, emekli usta kuşağın yarattığı deneyim boşluğunu kapatabilir. Jeopolitik risklerde tedarikçi çeşitlendirmesine gidilmesi de, proaktif bir zincir yönetimi zekâsı...</p>
<p>Satış sonrası hizmetlerin markaların değer önermesinin merkezine yerleştirilmesi, yeterli olmayan fiziksel altyapıdan farklılaşmanın müşteri verisi ve tahminleyici bakım algoritmalarının entegrasyonuna ilerletilmesi gibi… Yaşlanan park, kısa vadede nakit akışını desteklerken uzun vadede elektrikli araç yetkinliği rekabet avantajı oluşturacak. Yeni nesil müşteri deneyimi, ikame araç adedi, parça temin süresi ve ilk temasta çözüm oranı gibi KPI’larla yönetilen bir mühendislik disiplinine dönüşüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satisin-sonrasinda-82055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satışın sonrasında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-soruda-2026-model-varlik-barisi-82052</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 soruda 2026 model varlık barışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Av. Dr. Burak Aslanpınar </strong></p>
<p><strong>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin Türkiye’de sahip olduğu ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları bankalara veya aracı kurumlara bildirilebilecek. Mükelleflerin ayrıca vergi dairesine bildirim yapması gerekmiyor.</strong></p>
<p>Yeni varlık barışı, 4 Haziran 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun ile yürürlüğe girdi. Düzenleme ile yurt dışında veya Türkiye’de bulunan bazı varlıkların ekonomiye kazandırılması amaçlanıyor. Bunun yanında, varlık barışına dahil olmak vergi incelemesi bakımından “çifte koruma” sağlıyor.</p>
<p>Bu çifte korumanın ilki, bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak olması.</p>
<p>İkincisi ise bildirilen varlıklar dışındaki diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri veya takdire sevk işlemleri dolayısıyla bulunacak matrah farkı hakkında bildirilen varlık değeri kadar gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden tarhiyat yapılmayacak olması. En çok sorulan ve önem arz eden 10 soru:</p>
<p><strong>1- Varlık Barışı’ndan kimler yararlanabilir?</strong></p>
<p>Varlık barışından yararlanabilecekler kimlerdir sorusuna kısaca “herkes” şeklinde cevap verilebilir. Kanundaki ifadesiyle şu şekil üçlü bir ayrım yapılabilir:</p>
<p><strong>-</strong> Yurt dışında varlıkları bulunan gerçek ve tüzel kişiler,</p>
<p><strong>-</strong> Türkiye’deki gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri (kayıtlarında olmayan varlıkları bakımından),</p>
<p><strong>-</strong> Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan ve yurt içinde varlıkları olan kişiler.</p>
<p>Özetle düzenleme; şirketleri, şahısları, vergi mükellefi olan ya da olmayan herkesi yurt dışındaki ve Türkiye’deki kayıt altında olmayan varlıkları bakımından ilgilendiriyor.</p>
<p>Bir memur, emekli, işçi ya da ev hanımı da vergi mükellefi olmasa dahi varlık barışından ve dolayısıyla vergi incelemesi ve tarhiyatı korumasından faydalanabilecek.</p>
<p><strong>2- Hangi varlıklar kapsama dahil?</strong></p>
<p>Varlık barışı kapsamındaki “varlık” tanımına; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları giriyor. Bu varlıkların yurt dışında bulunması hâlinde Türkiye’ye getirilmesi, Türkiye’de bulunması hâlinde ise banka veya aracı kurumlara bildirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Gayrimenkuller doğrudan bu varlık barışı kapsamında değil. Ancak kapsama girmeyen varlıkların kapsamdaki varlıklara dönüştürülerek varlık barışına dahil olması mümkün olabiliyor.</p>
<p><strong>3- Başvuru süresi ne zamana kadar?</strong></p>
<p>Varlık barışından yararlanmak için son tarih 31 Temmuz 2027. Cumhurbaşkanının her defasında 6 ay olmak üzere iki defa uzatma yetkisi var. Ancak sürenin uzun olduğu düşüncesiyle başvuru tarihini ertelemek iki nedenle doğru olmayabilir. Birincisi 1 Ocak 2027’den sonra bildirilen varlıklardan alınacak verginin artacak olması. İkincisi ise varlık barışının vergi incelemesi ve tarhiyat korumasının, vergi incelemesine başlanılmayan ve takdir komisyonuna sevk edilmeyen durumlar bakımından söz konusu olması.</p>
<p><strong>4- Varlıklar için vergi ödenecek mi? Yüzde sıfır vergi nasıl mümkün olacak?</strong></p>
<p>Genel kural, bildirilen varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında vergi ödenmesi olarak belirlenmiş. Bu vergi için banka veya aracı kurumlar tarafından peşinen tahsil edilecek ve ilgili vergi dairesine beyan edilip ödenecek.</p>
<p>Ancak varlıkların vadeli hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi hâlinde oran düşüyor. Buna göre en az beş yıl tutulursa yüzde 0, dört yıl tutulursa yüzde 1, üç yıl tutulursa yüzde 2, iki yıl tutulursa yüzde 3, bir yıl tutulursa yüzde 4, eğer bir yıl dolmadan çıkılır ise genel oran olan yüzde 5 oranı uygulanıyor.</p>
<p>1 Ocak 2027 ile 31 Temmuz 2027 arasında yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan ilave edilecek. Sürenin uzatılması hâlinde ise uzatılan dönemde ilave artış söz konusu olacak.</p>
<p><strong>5- Yurt dışındaki varlıklar için ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Yurt dışındaki varlıklar için bildirim tarihinden itibaren “iki ay içinde” Türkiye’deki banka veya aracı kurum hesabına transfer edilmesi ya da fiziki olarak getirilmişse bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>6- Türkiye’de bulunanlar varlık barışından nasıl yararlanabilir?</strong></p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin Türkiye’de sahip olduğu ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları bankalara veya aracı kurumlara bildirilebilecek. Mükelleflerin ayrıca vergi dairesine bildirim yapması gerekmiyor.</p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayan kişiler de Türkiye’de bulunan bu kapsamdaki varlıklarını banka veya aracı kurum hesaplarına yatırarak ve bunu belgeleyerek düzenlemeden yararlanabilirler.</p>
<p><strong>7- Varlık barışı vergi incelemesine karşı nasıl koruma sağlar?</strong></p>
<p>Düzenlemenin en önemli sonucu, bildirime konu edilen varlıklara isabet eden tutarlar bakımından “hiçbir şekilde” vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaması.</p>
<p>Ayrıca başka nedenlerle başlayan vergi incelemelerinde matrah farkı bulunursa, bu farkın bildirilen varlıklardan kaynaklandığının tespiti hâlinde bildirilen tutar kadar tarhiyat yapılmaması gündeme gelebilir. Örneğin 10 milyon TL varlık bildirilen bir kişi hakkında başka bir nedenle yapılan incelemede 15 milyon TL matrah farkı bulunur ve bunun 10 milyon TL’sinin bildirilen varlıkla bağlantılı olduğu kabul edilirse, sadece kalan 5 milyon TL üzerinden tarhiyat yapılabilir.</p>
<p><strong>8- İzaha davet veya gönüllü uyum yazısı gelenler yararlanabilir mi?</strong></p>
<p>Maliye tarafından son zamanlarda çok kişiye gönderilen “gönüllü uyum” veya “izaha davet” yazılarının gelmiş olması tek başına varlık barışından yararlanmayı engellemiyor. Hatta bu durumda olanlar için varlık barışı büyük bir fırsat olabilir. Ancak vergi incelemesine veya takdire sevk gibi aşamalara geçilmeden önce hareket edilmesi önem taşıyor.</p>
<p><strong>9- Mükellefler için özel şart var mı?</strong></p>
<p>Yararlananın durumuna göre bazı şartlara uyulması gerekiyor. Yurt dışındakiler için Türkiye’ye getirme, Türkiye’dekiler için şartlara uygun bildirimde bulunma, mükellefler için deftere kayıt, özel fon hesabı, iki yıl işletmeden çekmeme ve verildiyse taahhüt şartları gibi yükümlülüklere var.</p>
<p>Defter tutan mükelleflerin bildirilen varlıkları kanuni defterlerine kaydetmeleri gerekli. Bilanço esasına göre defter tutanlar bakımından bu kıymetler pasifte özel fon hesabına alınacak. Bu fon hesabı iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemiyor ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamıyor.</p>
<p>Serbest meslek kazanç defteri veya işletme hesabı esasına göre defter tutanlar ise bildirilen varlıkları defterlerinde ayrıca göstermek zorunda.</p>
<p><strong>10- Varlık barışından yararlanmak mı, matrah artırımını beklemek mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Varlık barışı ile matrah artırımı gibi düzenlemeler birbirinden farklı kapsamdaki konular. Ancak sonuç olarak vergi incelemesine karşı koruma sağlaması şeklinde önemli bir ortak özellikleri var. Bu nedenle matrah artırımı beklentisinde olanlar için varlık barışından yararlanma konusunda tereddüt olabilir. Bu hususta öncelikle böyle bir düzenlemenin çıkacağının kesin olmadığını belirtmek gerekir. Kaldı ki ileride vergi affı, yapılandırma veya matrah artırımı çıksa bile varlık barışı yararlanmış olmak bunlardan yararlanmaya engel değil.</p>
<p>Bunun yanında daha önceki yıllarda getirilen matrah artırımı gibi düzenlemelerde çoğu zaman her yıl ve her vergi türü için ayrı ayrı ödeme yapılması gerekiyordu. Varlık barışında ise bildirilen varlık tutarı üzerinden hem kurumlar veya gelir vergisi hem de KDV bakımından koruma sağlanıyor. Bu yönüyle, özellikle hakkında henüz vergi incelemesi başlamamış kişiler bakımından, “ileride af veya matrah artırımı çıkar” beklentisiyle beklemek doğru bir tercih olmayabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, varlık barışından yararlanırken dikkatli hareket etmek ve konunun uzmanlarıyla çalışmak doğru olacaktır. Belirtmek gerekir ki şartlara ve usule uyulmaması hâlinde, düzenlemenin sağladığı vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması korumasından yararlanılamayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-soruda-2026-model-varlik-barisi-82052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/varlik-1782709283.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 soruda 2026 model varlık barışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeks-yuzde-3-kayipla-zayiflarken-20-hissede-yasanan-cikis-kalici-mi-82051</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endeks yüzde 3 kayıpla zayıflarken 20 hissede yaşanan çıkış kalıcı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçen hafta %3,13 oranında gerilerken, 20 hisse %10’un üzerinde çıkışıyla endeksin aksine yükselişini korudu. İnfo Yatırım %58,73’lük performansıyla listenin ilk sırasında yer aldı. Gıda, gayrimenkul ve metal sanayi gibi farklı sektörlerdeki hareketlilik dikkat çekti.</strong></p>
<p>Piyasada her zaman yükselen hisseler alkışlanır. Dahası endeks düşerken yükselen hisselerin birer güvenli liman olduğu düşüncesine kapılan da az değildir. Oysaki tek fiyata bakarak hareket etmek ciddi riskleri beraberinde getirir. İnfo Yatırım, Balsu Gıda veya İş GYO gibi hisselerde gözlenen ataklar kağıt üzerinde etkileyici dursa da asıl hikayeyi bilanço satırlarında aramak gerekiyor. Fiyatlardaki yükselişi tetikleyenin güçlü nakit akışı mı yoksa sığ tahtalardaki sektörel rotasyon mu olduğunun gözlenebilmesi önemli. Yükselişlerin büyüsüne kapılıp fiyat hareketlerini kalıcı büyüme sanmak yatırımcıya ağır bedeller ödetebilir.</p>
<h2>Haftanın en fazla kazandıranları</h2>
<p>Yüzde 100 bedelsiz sermaye artırım kararı alan İnfo Yatırım, son bir yıldır yatayda dalgalı bir seyir izlerken özellikle 11 Haziran’dan itibaren yönünü yukarı çevirdi. Açıkladığı ilk çeyrek mali tablolarında gelirini %65 düşürürken esas faaliyet kârında %21 artış yaşandı. Bunda kur farkı gelirine ilave pazarlama giderindeki azalma etkili oldu. Geçtiğimiz yıl şubatta borsaya gelen Balsu Gıda, ağustosta en yüksek 27,83 TL’yi test etse de sonrasında halka arz fiyatının gerisine düştü. Hissenin fiyatı son bir haftada hızla yükseldi ve 14,05 TL’den 18,59 TL’ye çıktı. Hakim ortak BG Holding’in %32,19 payını hisse başına 18,42 TL’den satacak olmasının etkisi hissediliyor.</p>
<h2>Son günün en fazla kazandıranı</h2>
<p>Marshall, 11 Haziran’dan itibaren düzenli yükseliş eğilimi sergilerken, son işlem gününde tavanla kapanış gerçekleştiren dört hisse arasında %9,96 ile en yüksek çıkışı yapan oldu. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %23 düşüren firma, esas faaliyet kârını %283, dönem sonu net kârını da %86 büyüttü. Oluşan artışta kontrol altına alınan giderler etkili.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41fb6c4aae0-1782709100.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ HİSSESİ Mİ, TEMETTÜ FONU MU?</strong></p>
<p><strong>Temettü hissesi</strong>; maliyet avantajı, manevra, odaklı getiri, şeffaflık. Şirket riski, araştırma yükü, sermaye kısıtı, dalgalanma stresi, beklenti tuzağı.</p>
<p><strong>Temettü fonu</strong>; risk dağıtımı, uzman yönetimi, bütçe dostu, büyüme, rahatlık. Masraf, zorunlu sepet, zaman kaybı, sınırlandırılmış potansiyel.</p>
<p><strong>Her iki ocakla ilgili yasal süreçler tamamlanırken üretim için gerekli onaylar alındı</strong></p>
<p>Vişne Madencilik’in Kaharmanmaraş’taki ocağı ne zaman devreye giriyor? ● Barış Öztekin</p>
<p>Barış; Vişne Madencilik, Adana ve Kahramanmaraş’taki sahalarını faaliyete geçirmek için yürüttüğü yasal süreçleri tamamladı. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü her iki sahanın işletme izinlerini onayladı. Adana Yüreğir’deki ocak için 20 Mayıs’ta, Kahramanmaraş Türkoğlu’ndaki ocak için de 22 Haziran’da gerekli izinler alındı. Gerçekleştirilen onaylarla birlikte maden çıkarmanın önünde yasal bir engel kalmadı. Açıklamada üretimin başlamasına dair net bir takvim verilmemiş olsa da, sahalardaki operasyonlara geçilmesi artık her zaman mümkün.</p>
<p><strong>Afrika coğrafyasından önemli miktarda siparişler geliyor. Bölgeye açılım sağlıyor</strong></p>
<p>İmaş Makina’nin Afrika’ya yönelik bir açılımı olduğunu söyleyebilir miyiz? ● Hasan Durmuş</p>
<p>Hasan, değirmen tesisleri kuran İmaş Makina, son dönemde ihracat pazarlarındaki büyüme stratejisine hız vermiş görünüyor. Şirketin Afrika kıtasına yönelik güçlü bir yönelimi olduğu söylenebilir. Son altı ayda bu bölgeden peş peşe önemli siparişler aldı. Aralık 2025’te Batı Afrika’da 2,25 milyon dolarlık anlaşmayla başlayan süreç, 2026’nın ilk aylarında hızlandı. Nisanda 607 bin dolarlık iş alan şirket, mayısta 1,7 milyon ve 3,96 milyon dolarlık yeni sözleşmelere imza attı. Sipariş akışı, Afrika’nın önemli bir büyüme alanına dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ZSG sürdürülebilirlik fonu çevre bilinciyle son bir yılda %50 kazandırdı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün idare ettiği ESG Sürdürülebilirlik Fon Sepeti Fonu (ZSG), nisanda artan bir performans sergilese de mayıstan itibaren yataya dönen bir ivmesi var. Büyüklüğü yılbaşından bu yana benzer seviyelerde. Şimdilerde 51,15 milyon TL olan hacim, önceki ayın bir miktar üzerinde. Mart-Mayıs döneminde para çıkışı yaşanırken, haziranın son haftasında 305 bin TL nakit girişi gözlendi. Yatırımcı sayısında son altı ayda belirgin değişim görülmüyor. Ocakta 1.017 olan sayı şimdilerde 995 düzeyinde. Temel stratejisi, fon varlıklarını sürdürülebilir gelecek anlayışıyla hareket eden ve çevresel duyarlılığı olan şirketlerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünde yer alan iki enstrüman %54,02 ile yabancı hisse senedi ve %19,97 yatırım fonu. Son bir yılda %50,22 getiri ile endekse paralel duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>QNB Bank, piyasadan TLREF + %0,75 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>QNB Bank, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 lira olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,75 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 25.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 26 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. QNB Bank’ın verdiği %0,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarında yatırımcısı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFQNBBA2646 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41fb3b8d4cf-1782709051.png" alt="" width="958" height="241" /></strong><strong>ARÇELİK</strong></p>
<p><strong>Rusya operasyonundaki Whirlpool ödeme yükümlülüğünü 40 milyon euroya kapattı</strong></p>
<p>Arçelik, daha önce Whirlpool EMEA Holdings ile imzaladığı anlaşma çerçevesinde, Rusya’da yerleşik Indesit International ve Whirlpool RUS (yeni adıyla IHP Appliances) şirketlerinin satın alınmasından kaynaklanan mevcut ve gelecekte doğabilecek ödeme yükümlülüklerinin 40 milyon euro karşılığında sonlandırıldığını duyurdu. Açıklamada ilgili tutarın ödendiğini ve yükümlülüklerin kapatıldığını belirtti. Şirketlerin iştirak edinimlerinde, uzun yıllara yayılabilecek şarta bağlı yükümlülüklerin belirli bir ödemeyle tek seferde kapatılması söz konusu olabilmekte.</p>
<p><strong>TUREKS TURUNÇ MADENCİLİK</strong></p>
<p><strong>Ocakta elde ettiği hammaddeye olan ihtiyacı azalınca ruhsatı iadeye karar verdi</strong></p>
<p>Tureks Madencilik, Balıkesir Manyas’ta bulunan maden ocağı ruhsatının terk edilmesine karar verdi. Gerekçe olarak; ocaktan elde edilen hammaddeye olan ihtiyacın azalması, ocağı elde tutma maliyetlerinin yüksek olması ve yeni ruhsat başvuruları ile Ar-Ge bütçesi arasındaki dengenin sağlanması gösterildi. Kapatılacak ocak genel üretim kapasitesini olumsuz etkilemeyecek. Söz konusu yaklaşımla şirket, verimsiz varlıklarını portföyden çıkarırken, kaynak optimizasyonuna gitme yolunu yöneliyor. Cevherin maliyetleri karşılayamaması özkaynak verimliliğini düşürüyor.</p>
<p><strong>KUZEY BORU</strong></p>
<p><strong>Gaziantep’te termoplastik boru fabrikası kurulumu için kiralamaya yöneldi</strong></p>
<p>Kuzey Boru, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde genişleme stratejisi kapsamında Gaziantep’te termoplastik boru üretim fabrikası kurulumu için çalışmalara başladı. Bu amaçla Başpınar OSB’de 8.400 metrekare kapalı alana sahip toplam 30 bin metrekarelik bir tesisi 10 yıl süreli kiraladı. Aylık kira bedelinin 1,5 milyon TL olduğunu belirtti. İki faz halinde gerçekleştirilecek yatırımın toplam maliyetinin 10 milyon dolar olması ve ilk fazın yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor. Kuzey Boru, söz konusu girişimiyle bölgesel büyüme hedefini fiziki bir altyapıya bağlamış oldu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Mogan Enerji üç aydır gerçekleştirdiği  ataklarla her defasında 16 TL’den dönüyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41fb1e9f134-1782709022.png" alt="" width="298" height="243" />Mogan Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,71 ile toplamda 255,95 bin lot artarak 5,70 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 9’dan 10’a yükseldi. QTEMZ.F fonu 209,7 bin lot ile en fazla alımı yaparken, BIY 22,3 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Mogan Enerji için bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Hedef önerisinde bulunan İş Yatırım 16,60 TL’yi işaret etti. Üç aydır yukarı atakları 16 TL’nin üzerinde kalmaya yetmedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeks-yuzde-3-kayipla-zayiflarken-20-hissede-yasanan-cikis-kalici-mi-82051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeks %3 kayıpla zayıflarken 20 hissede yaşanan çıkış kalıcı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-et-cephesinde-madalyonun-iki-yuzu-82050</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz et cephesinde madalyonun iki yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Beyaz et sektörüne yönelik iki hafta önce başlatılan soruşturma ve denetim kayyumu atamaları, hem iç piyasada hem de ihracat cephesinde ciddi yankı uyandırdı. Beyaz et sektörüne yönelik yürütülen soruşturma, artan fiyatlar ve rekabet ihlali iddialarıyla kamuoyunun gündemindeki yerini koruyor. Firmaların yapmış olduğu itirazlar sonucu kayyum kararları kaldırılırken süreç, bir yandan tüketici fiyatları ve rekabet ihlali iddialarını gündeme taşırken, diğer yandan üretim ve ihracat tarafında güven kaybı endişelerini beraberinde getirdi. İhracatçı cephesi: “Türkiye’nin güvenli tedarikçi algısının bozulduğu, pazar kaybının büyüdüğü” uyarısında bulunurken, tüketici cephesinde ise bu tablo ticari hata sınırını aştığı cezai yaptırımların yerinde olduğu değerlendirilmesi geldi.</p>
<h2>Uluslararası pazarlarda olumsuz algı yaratıldı </h2>
<p>Ege Su Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yardımcısı Bedri Girit, iki hafta önce beyaz et sektörüne yönelik başlatılan soruşturma ve denetim kayyumu atamalarının, hem iç piyasada hem de ihracatta ciddi güven sorunlarına yol açtığını söyledi. Girit, 13 firmaya yönelik kayyum atamalarının üretim ve sevkiyatlarda doğrudan bir duraksamaya yol açmadığını ancak kamuoyunda ve uluslararası pazarlarda olumsuz algı sorununa neden olduğunu belirtti. Hukuk sisteminin kanatlı sektörüyle bu şekilde anılmasının, tüketicinin ve yabancı alıcının kafasını karıştırdığını vurgulayan Girit, “Bu normal bir durum değil ve anlatması da çok zor” dedi. Sürecin bir daha yaşanmaması için doğru veriyle doğru teşhis konulması gerektiğini vurgulayan Girit, “Eğer elinizdeki veriler yanlışsa, aldığınız kararlar da yanlış olur. Teşhis yanlış olunca tedavi de yanlış oluyor. Olan hem sektöre hem ülke ekonomisine oluyor” dedi.</p>
<h2>Fahiş fiyat iddiaları bilançolara yansımıyor </h2>
<p>Sektöre yönelik fahiş fiyat iddialarını da değerlendiren Girit, “Eğer söylendiği gibi olağanüstü bir kârlılık olsaydı, bu şirketlerin bilançolarında net şekilde görülürdü. Ancak böyle bir tablo yok. Zaten bu nedenle firmaları tarafından yapılan itirazlar sonucunda kayyum kararları kaldırıldı” ifadelerini kullandı. Tavuk fiyatlarının merkezi bir şekilde belirlenmediğini vurgulayan, fiyatların tamamen arz-talep dengesiyle oluştuğunu söyleyen Girit; “Maliyet hesapları ortada, şuan üretici tavuğun maliyeti hatta maliyetin altında kilosunu 92 liraya satıyor. Yetkimiz olsa tavuğu 200 liraya satarız ama böyle bir dünya yok. Dünyanın her yerinde tavuk üretiliyor. Ne aşırı pahalıya satabilirsiniz ne de maliyetin çok altına inebilirsiniz” diye konuştu.</p>
<h2>Haftalık ihracat 20 milyon dolardan 7 milyona geriledi </h2>
<p>Kanatlı sektörünün sanayi disipliniyle çalıştığını belirten Girit, üretim süreçlerinin uzun vadeli planlandığını vurgulayarak şunları söyledi: “Bugün üretimi artırmak ya da azaltmak istiyorsanız, bunun kararını en az 1,5-2 yıl önceden vermeniz gerekir. Tavukta ‘bugün üretmeyelim’ deme şansınız yok. Her şey planlı ve kontrol altında yürür.” Ticaret Bakanlığı’nın, iç piyasada fiyat artışlarını kontrol altına almak amacıyla Ramazan ayı öncesinde beyaz et (tavuk) ihracatına getirdiği kısıtlama kararının dış pazarlarda ciddi kayıplara yol açtığını belirten Girit, “Türkiye normal şartlarda haftalık yaklaşık 20 milyon dolarlık kanatlı ihracatı yapıyordu. Bu rakam bugün 6-7 milyon dolar seviyesine düştü. Yani pazarlarımızın önemli bir kısmını rakip ülkelere kaptırdık” dedi. Girit, “Biz pazarı kaybederken rakiplerimiz ellerini ovuşturuyor. Kaybedilen zamanın telafisi çok zor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“İdari cezalar yetmiyor, ceza hukuku şart”</span></h2>
<p>Süreci tüketici cephesinden değerlendiren Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, bunun yalnızca Ticaret Bakanlığı’nın değil; Adalet, Hazine ve Maliye, İçişleri Bakanlıkları ile Rekabet Kurumu’nun birlikte ele alması gereken çok boyutlu bir süreç olduğunu söyledi. Ağaoğlu, “Çünkü kırmızı et fiyatları 900-1000 TL bandına dayanmış durumda. Tüketici için beyaz et, hayvansal proteinde neredeyse tek erişilebilir seçenek haline geldi. Tam da bu dönemde özellikle kanat ve but gibi ürünlerde hızlı fiyat artışları yaşanması, doğal olarak tepkileri artırıyor. Kayyum atamaları sonrası fiyat artış hızının durması olumlu; ancak geriye dönük bir indirim yok. Bu da soru işaretlerini büyütüyor” dedi. Bu tablonun artık “ticari hata” sınırlarını aştığını vurgulayan Ağaoğlu, “Türk Ceza Kanunu’nun 237. maddesinde düzenlenen “fiyatları etkileme suçu” tam da bu tür durumlar için vardır. Hapis cezasının 1 ila 3 yıl aralığına çıkarılması önemli bir adımdır. Evet, bu cezalar ertelenebilir; ancak tekrarında ertelenmiş cezaların da devreye girecek olması, ilk kez gerçek bir caydırıcılık yaratmaktadır” diye konuştu. Para cezaları fiyata yansıtılıyor.</p>
<p>Uygulanan idari para cezalarının caydırıcı olmadığını ifade eden Ağaoğlu, “Ya mahkemelerden geri dönüyor ya da erken ödeme indirimleriyle sembolik rakamlara düşüyor. Daha da vahimi, bu cezalar çok kısa sürede yeni zamlarla tüketicinin sırtına yükleniyor. Yani cezayı tüketici finanse ediyor” dedi. “Serbest piyasa ekonomisinde firmalar rekabet eder, birlikte fiyat belirlemez” diyen Ağaoğlu, tam rekabetin tüketicinin en büyük güvencesi olduğunun altını çizerek, “Rekabet bozulursa fiyatlar kontrolsüz yükselir, kalite düşer, tüketici seçeneksiz kalır. Bugün beyaz ette yaşanan risk, geçmişte sebze-meyve piyasasında yaşanan sert dalgalanmalara benziyor. Eğer bu süreç doğru yönetilmezse, tüketici çok daha zor bir tabloyla karşılaşabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-et-cephesinde-madalyonun-iki-yuzu-82050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kanatlı sektörüne yönelik soruşturma ve kayyum atamaları, üretici tarafında pazar daralması ve ihracatta güven kaybı endişeleri yaratırken tüketici tarafında yüksek fiyat ve rekabet ihlali yapılıyor iddialarıyla değerlendiriliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-erdoganin-adayligini-ilan-edecek-82049</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti, Erdoğan’ın adaylığını ilan edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Çeyrek asrı geride bırakan AK Parti iktidarı 25. Kuruluş yıldönümünü bu yıl farklı olarak İstanbul merkezli 81 ilde kutlamaya hazırlanırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden adaylığını açıklamaya hazırlanıyor. Ankara yerine İstanbul’u tercih eden AK Parti bugüne kadar yapılan en geniş katılımlı kutlamayı yapacak. Bu nedenle İstanbul’un tercih edildiği belirtiliyor. 14 Ağustos’ta eş zamanlı 81 ilde de aynı formatta kutlamalar yapılacak. Aynı gün seçim tarihi tartışmalarını sonlandırmak amacıyla Erdoğan’ın adaylığını da resmen ilan etmeyi planlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise kuruluş yıldönümünde önümüzdeki genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti’nin, “Türkiye Yüzyılı” vizyonunu açıklaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Seçim kampanyasının ana ekseni</strong></p>
<p>AK Parti, iktidardaki 25. yılına denk gelen 2026’yı yalnızca bir yıldönümü olarak değil, seçim kampanyasının ana ekseni olarak değerlendirmeye hazırlanıyor. Bu kapsamda yürütülen çalışmaların, partinin kuruluş yıldönümüyle birlikte daha görünür hale getirilmesi hedefl eniyor. Öte yandan AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme kamp toplantısında, ‘AK Parti’nin dünü-bugün- yarını’ başlıklarıyla 25 yılın siyaseti ele alındı. Artılar ve eksiler masaya yatırıldı. Kampta başta ekonomi, dış politika, güvenlik, Terörsüz Türkiye hedefi, yeni anayasa ve yeni döneme ilişkin yol haritası değerlendirildi.</p>
<p>Diğer toplantılardan farklı olarak AK Parti, uzun sunumlar yerine karşılıklı değerlendirme toplantıları yaptı. Bakanlar seçmenin beklentilerini, parti yöneticileri ise saha izlenimlerini dinledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da kampta mevcut milletvekilleriyle son siyasi gelişmeleri değerlendirdi. Siyaset başlıklı oturumda Erdoğan milletvekillerinin, AK Parti’nin 25 yılda değişen politikalarını artı ve eksileriyle değerlendirmelerini aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-erdoganin-adayligini-ilan-edecek-82049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/erdogan-ak-parti-1769000607.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti iktidarı Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın yeniden adaylığını açıklamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-kg-basina-ihracat-degeri-yuzde-35-artti-82048</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabıda kg başına ihracat değeri yüzde 35 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Ayakkabı sektöründe ihracat miktarı ve toplam gelir düşmeye devam ederken, ürünlerin kilogram başına ihracat değeri güçlü yükselişini sürdürdü. İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) verilerine göre 2026 yılının ilk beş ayında ihracat değeri yüzde 12,1 gerilerken, kilogram başına ihracat değeri yüzde 35,1 artarak 5,58 dolara çıktı. Sektör temsilcileri, düşük fiyatlı ve hacimli üretimden daha katma değerli ürünlere yönelimin birim değeri desteklediğini ancak toplam ihracattaki kaybın devam ettiğini belirtiyor. Öte yandan ne kadarı alıma döndü bilinmez ancak son dönemde Salvatore Ferragamo, Overland, Nesto Group gibi birçok önemli marka ve alım grubu ile yapılan görüşmelerin sonuçlarının da birim değerde meydana gelen artışta payı olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Miktar bazında gerileme sert </h2>
<p>Birim değer artmaya devam etse de ihracat performansında uzun süredir devam eden düşüş mayıs ayında da sürdü. İDMİB verilerine göre sektörün Ocak-Mayıs dönemindeki ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,1 düşerek 357,7 milyon dolardan 314,4 milyon dolara geriledi. İhracattaki gerileme miktar bazında ise daha sert oldu. Geçen yılın ilk beş ayında 86 bin 571 ton olan ihracat miktarı bu yıl aynı dönemde 56 bin 331 tona düştü. Böylece miktar bazındaki düşüş yüzde 34,9’a ulaştı. Buna karşın sektörün kilogram başına ihracat değeri dikkat çekici bir artış gösterdi. Geçen yılın ilk beş ayında 4,13 dolar olan kilogram birim fiyatı bu yıl yüzde 35,1 artarak 5,58 dolara yükseldi. Veriler, sektörün daha az miktarda ürün ihraç etmesine rağmen daha yüksek katma değerli ürünlere yöneldiğine işaret etti.</p>
<h2>Mayıs ayında düşüş hızlandı </h2>
<p>Sadece mayıs ayı verileri incelendiğinde de benzer tablo ortaya çıktı. 2025 Mayıs ayında 60,2 milyon dolar olan ihracat değeri, 2026 Mayıs’ta yüzde 21,6 düşüşle 47,2 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde ihracat miktarı yüzde 42 azalarak 16 bin 696 tondan 9 bin 689 tona düştü. Buna karşılık kilogram başına ihracat değeri yüzde 35,1 yükselerek 3,60 dolardan 4,87 dolara çıktı. Bu görünüm, sektörün fiyatlama gücünü artırmasına rağmen sipariş hacmi ve pazar talebinde yaşanan zayıflığın sürdüğünü ortaya koyuyor.</p>
<h2>Irak ve Almanya’da sert kayıp </h2>
<p>Mayıs ayında en büyük ihracat pazarı olan Irak’a yapılan satışlar yüzde 42,8 düşüşle 10,2 milyon dolardan 5,8 milyon dolara geriledi. Almanya’ya ihracat da yüzde 48,8 azalarak 5,6 milyon dolardan 2,8 milyon dolara indi. Buna karşılık Polonya’ya ihracat yüzde 3,5 artışla 2,39 milyon dolara, İtalya’ya ihracat yüzde 11,6 yükselişle 1,79 milyon dolara çıktı. Birleşik Krallık pazarı ise yatay seyrederek yaklaşık 1,8 milyon dolar seviyesinde kaldı.</p>
<h2>İlk beş ayda tablo değişmedi </h2>
<p>Ocak-Mayıs döneminde de Irak ve Almanya’daki kayıplar sektörün genel performansını aşağı çekti. Irak’a yapılan ihracat yüzde 32,3 azalarak 41,7 milyon dolardan 28,3 milyon dolara geriledi. Almanya’ya ihracat yüzde 22,9 düşüşle 21,3 milyon dolar seviyesine indi. İtalya ise yüzde 2,5 artışla 17,8 milyon dolara ulaşarak en büyük pazarlardan biri olmayı sürdürdü. Fransa’ya ihracat yüzde 4,1 artışla 11,8 milyon dolara yükselirken, Polonya’ya satışlar yüzde 21,8 gerileyerek 14,4 milyon dolara düştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41f7eaccff8-1782708202.png" alt="" width="274" height="320" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dış ticaret açığı büyüyor; ithalat ihracatın 1,5 katına ulaştı</span></h2>
<p>Türkiye ayakkabı sektöründe dış ticaret dengesi ithalat lehine bozulmaya devam ediyor. TÜİK’in Genel Ticaret Sistemi verilerine göre 2022 yılında 962 milyon dolar olan ayakkabı ithalatı, 2024 yılında 1,71 milyar dolarla tarihi seviyeye ulaştı sektör, net ihracatçı konumundan hızla uzaklaştı. Veriler, 2025 yılında da tablonun değişmediğini gösteriyor. Geçen yıl ayakkabı ithalatı 1,68 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken ihracat 1 milyar doların biraz üzerinde kaldı. Böylece dış ticaret açığı yaklaşık 670 milyon dolara ulaştı. 2026 yılının ilk dört ayında ise ithalatta bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen dış ticaret açığı devam etti. Ocak-nisan döneminde ithalat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18,9 azalarak 625,4 milyon dolardan 507 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde ihracat ise yüzde 14,3 düşüşle 394,2 milyon dolardan 338 milyon dolara indi. İthalattaki gerilemeye rağmen ihracatın da düşmesi nedeniyle sektör dış ticaret açığı vermeyi sürdürdü. Sektör temsilcileri, özellikle Uzak Doğu kaynaklı ürünlerin fiyat avantajı, iç pazarda talep daralmasına rağmen ithalatın yüksek seviyelerde seyretmesi ve üretim maliyetlerindeki artışın yerli üreticilerin rekabet gücünü zayıflattığına dikkat çekiyor. Son dönemde ilave gümrük vergilerindeki artışa rağmen ithalatın yüksek seviyesini koruması da sektörün temel sorunlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-kg-basina-ihracat-degeri-yuzde-35-artti-82048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ocak-mayıs döneminde ayakkabı ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,1 düşerek 357,7 milyon dolardan 314,4 milyon dolara gerilerken sektörün kilogram başına ihracat değeri yüzde 35,1 artışla 5,58 dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gece-toplanan-zeytinin-yagi-daha-mi-degerli-82046</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gece toplanan zeytinin yağı daha mı değerli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde bir markette gördüğüm ve yarım litresi 600 TL’ye satılan sızma zeytinyağı dikkatimi çekti. Yılların zeytinyağı firması Kristal gecenin karanlığında topladığı zeytinlerden sıktığı yağı "Gece Hasadı" etiketiyle satıyordu. Fiyatı da normal zeytinyağının iki katı. Şirkete ulaştım ve aşağıdaki bilgi notunu gönderdiler. Nottaki bilgileri özetleyerek aktarıyorum.</p>
<p>Gece hasadı aslında yeni bir fikir değil. Özellikle İspanya'nın Endülüs bölgesinde, İtalya'da, Portekiz'de ve kısmen Yunanistan'da yıllardır premium zeytinyağı üretiminde uygulanıyor. Mantığı da basit: Gündüz 30-35 dereceyi bulan sıcaklıkta ısınan zeytin yerine, gecenin serinliğinde toplanan meyve bekletilmeden birkaç saat içinde sıkılıyor. Böylece oksidasyon yavaşlıyor, meyvemsi aromalar ve polifenoller daha iyi korunabiliyor. Ancak uzmanların ortak uyarısı da net: Gece hasadı tek başına üstün kalite anlamına gelmiyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a41f61246d19-1782707730.png" alt="" width="436" height="243" />
<figcaption><strong>Kristal Genel Müdürü Gözgeç, gece hasadıyla ortaya daha yakıcı ve aromatik bir zeytinyağı çıktığını söylüyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Kristal Genel Müdürü Vural Gözgeç'in anlattıkları da bunu doğruluyor. Gözgeç, ortaya daha yakıcı ve aromatik bir zeytinyağı çıktığını söylerken, gece çalışacak işçi bulmanın zorluğu ile aydınlatma ve enerji giderlerinin maliyeti ciddi biçimde artırdığını da gizlemiyor. Şirket, gece hasadına 2025 Aralık ayında başlamış. Yaklaşık 5 bin adet yarım litrelik şişe üretimiyle sınırlı kalan bu denemenin bu yıl bir kez daha tekrarlanması değerlendiriliyor.</p>
<p>Zaten birçok üretici de gece hasadını geniş kitlelere yayılabilecek bir üretim modeli değil, sınırlı miktarda premium ürün geliştirme denemesi olarak görüyor. Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar'ın, "Türkiye ucuz zeytinyağını bile satmakta zorlanırken bunu satmak kolay olmayacak" değerlendirmesi de yabana atılacak cinsten değil.</p>
<p>Aslında iyi zeytinyağının sırrı tek bir uygulamada saklı değil. Zeytinin doğru olgunlukta toplanması, kasalarda ezilmeden taşınması, saatler içinde sıkılması, 27 derecenin altında işlenmesi ve oksijen ile ışıktan korunarak depolanması en az gece hasadı kadar önemli. Gece toplamak bu zincirin sadece bir halkası.</p>
<p>Kısacası gece hasadı ne mucize ne de pazarlama masalından ibaret. Doğru koşullarda kaliteyi yukarı taşıyabilen bir yöntem. Ama iyi zeytinyağını belirleyen asıl unsur, bahçeden şişeye kadar uzanan üretim zincirinin tamamının ne kadar doğru yönetildiği.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gece-toplanan-zeytinin-yagi-daha-mi-degerli-82046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kristal Genel Müdürü Gözgeç, gece hasadıyla ortaya daha yakıcı ve aromatik bir zeytinyağı çıktığını söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-insanlari-neden-yurt-disina-daha-az-cikiyor-82045</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş insanları neden yurt dışına daha az çıkıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş amacıyla yurt dışına çıkanların sayısı da, toplam çıkışlar içindeki payları da geriliyor. Bunun küçük bir nedeni vize almada yaşanan zorluklar olabilir. Tatil amacıyla ve alışveriş amacıyla gidenlerde artış varken, iş amacıyla gidenlerin sayısındaki azalmayı sadece vize sorununa bağlayamayız.</strong></p>
<p>Türk iş dünyası, ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla sık sık yurt dışına çıkar. Tedarikçiler ya da müşteriler ile yüz yüze ilişki kurmak, bizde diğer ülkelere göre daha yaygın bir iletişim kurma türü. Bu nedenle bireysel olarak ya da ilgili STK’ların organizasyonu ile her yıl çok sayıda iş insanımız diğer ülkeleri ziyaret eder. Ancak son dönemde bu eğilimde bir zayıflama var. </p>
<p>2023 yılında Türk vatandaşlarının fuar, firma ziyareti, ikili görüşme gibi iş amacıyla yurt dışına çıkış sayısı 2,6 milyon ile zirve yapmıştı. 2024’te sayı 1,9 milyona düştü. 2025’te ise, 1 milyon 368 bin ile, pandemi yılı olan 2020’yi hariç tutarsak, verilerin açıklanmaya başladığı 2012 yılından bu yana en düşük değerine geriledi. İki yılda neredeyse yarı yarıya düşüşten bahsediyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4200c670dec-1782710470.png" alt="" width="328" height="193" /><strong>İş amaçlı çıkışlarda </strong><strong>gerileme devam ediyor</strong></p>
<p>Artık elimizde TÜİK’in derlediği 2026’nın ilk 3 aylık verileri de var ve gerileme devam ediyor. Geçen yılın ilk çeyreğine göre iş amacıyla yurt dışına çıkış sayısı yüzde 8 düşerek 331 bine inmiş.</p>
<p>İş görüşmeleri amacıyla yurt dışına çıkışların toplam çıkışlardaki payı zaman zaman yüzde 30’a yaklaşırdı. Geçen yıl yüzde 12 ile en düşük düzeyine indi. Bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 11’e geriledi.</p>
<p>Bu bize ne anlatıyor?</p>
<p>Sadece bu verilere bakarak bu keskin değişimin nedenlerini sıralamak mümkün değil ama yine de şu çıkarımları yapabiliriz:</p>
<p>Türkiye son yıllarda giderek pahalılaşan bir ülke ve giderek daha fazla insanımız tatilini yurt dışında yapıyor. Tatil amaçlı çıkanların sayısı da, toplam çıkışlardaki payı da en yüksek düzeylerinde.</p>
<p>İş amacıyla yurt dışına çıkanların sayısı da, toplam çıkışlar içindeki payları da geriliyor.</p>
<p>Bunun küçük bir nedeni vize almada yaşanan zorluklar olabilir. Tatil amacıyla ve alışveriş amacıyla gidenlerde artış varken, iş amacıyla gidenlerin sayısındaki azalmayı sadece vize sorununa bağlayamayız.</p>
<p>Bu durumda, ikinci olası neden, masrafları kısma amacıyla iş insanlarının çıkışları ertelemesi olabilir.</p>
<p><strong>İhraç ettiğimiz </strong><strong>mal miktarı geriliyor</strong></p>
<p>Üçüncü olasılık ise ihracatta müşteri kayıpları. İhracatımızda dolar bazında artış olsa da, sektörlerin büyük kısmında, özellikle de hammaddeyi içeriden alan, emek-yoğun ve nispeten düşük teknolojili sektörlerimizde, ihracat miktar olarak bir süredir geriliyor. Önceki yazılarda detaylı bahsettiğim için tekrar girmeyeyim ama TL’deki değerlenme nedeniyle yaklaşık 2 yıldır fiyatlarımızı yukarı çekmek zorunda kalıyoruz. Bazı firmalarımız müşteri kaybediyor ve yaklaşık bir yıldır ihraç ettiğimiz mal miktarı geriliyor.</p>
<p>Firmalarımızın ekseriyetinin yıllardan beri düşük maliyet-düşük fiyat üzerine inşa ettiği uluslararası rekabet gücümüz, maalesef son dönemde zayıflıyor. Daha agresif ve proaktif olmamız gereken bir dönemde içimize kapanmamalıyız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-insanlari-neden-yurt-disina-daha-az-cikiyor-82045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş insanları neden yurt dışına daha az çıkıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82039</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 29 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/r3HW4SInP7M" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-500den-alinacak-dersler-82044</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 500’den alınacak dersler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan ve Şirketler hakkında çok önemli bilgi ve trend içeren 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 Çalışması geçen hafta yayınladı. Üretimden satışlar %28 büyüyerek 11 trilyon TL’ye ulaştı. Bugünkü yazımızda bu çalışmanın detayına girmeden almamız gereken dersleri beş bölümde özetleyeceğim.</p>
<ol>
<li>Üretimden Satışlar %2,1 reel olarak büyüdü ve 11,1 trilyon TL’ye ulaştı. İlk bakışta yatay görünen büyüme oranını 2025’in makro koşullarını ve 2022, 2023 ve 2024 (sırasıyla -%4,2, -%5,2 ve -%3,4) negatif büyüme rakamlarını dikkate aldığımızda bizce önemli bir başarı elde etti şirketler. Aynı zamanda ihracat 2025 genel büyüme oranı olan %4,4’ün iki katı oranında %8.4 aratarak 104.7 milyar USD oldu. Kısaca sıkıntılara rağmen (para politikası, yüksek faiz, artan maliyetler ve değerlenen TL) hem yurt içi hem de yurt dışı satışlar reel olarak büyüdü ve 2025 fena bir yıl olmadı.</li>
<li>%2,1 artan reel satışa karşın Sanayi şirketleri maliyetlerini daha iyi yönettiler. Üretimden satışlar %28 artarken Satılan Malın Maliyeti % 25 arttığından şirket karlılıkları genelde 2025 yılında arttı. Brüt kar marjı %14.7’den %16.3’e, EBİTDA %12.8’den %13.9’a, faaliyet kârı %6.2’den % 7.7’e ve VÖK %2.6’dan %3.4’e çıktı. Özetle karlılıklar etkin maliyet yönetimi ile küçük de olsa yukarı çıktı ve pandemiden sonra en iyi yıl oldu.</li>
<li>Savunma Sanayi firmalarının 500 Büyük sanayi kuruluşu içindeki ağırlığı 2025 yılında hissedilir şekilde arttı. Üretimden satışlar ile başlayalım. Üretimden satışlar 278 milyar TL’den %116 artarak ( 4 kat fazla diğer sanayi firmalarından) 602 milyar TL’ye ulaştı ve büyük başarı. EBİTDA %71 artarak 142 milyar TL ve VÖ dönem karı ise %72 artarak 42 milyar TL oldu. Jeostratejik bir konumda olan savunma sanayimizin bu başarısı inşallah devam edecektir.</li>
<li>Borç yapısı birazcık kötüleşti. Öz kaynakların payı %52.1’den % 49.1’e Net Finansal Borç/EBİTDA oranı 1.44X’den 1.54X’e yükseldi. Buna karşın faiz giderlerinin artan faaliyet giderleri içindeki payı biraz iyileşerek %97’den %85’e geriledi. Hala şirketlerin birincil sorunu finansman giderleri. İyileştirmek için sonuç bölümündeki önerilerin dikkate alınması yararlı olur.</li>
<li>Şirketlerin açık pozisyonu artıyor. 2024 yılında 27.1 milyar USD ve 16.4 milyar EUR olan açık pozisyon artarak 34,2 milyar USD ve 18.3 milyar EUR’ya ulaşmıştır. Bir yandan risk alarak finansman giderlerini daha iyi yönetmek bir yandan da artan açık pozisyonlar nedeniyle kur riski almak. Her iki açıdan da zor bir karar. Ancak %50’e yaklaşan TL kredi maliyeti yerine açık pozisyon yönetmek bugüne kadar çalıştı. Daha ne kadar çalışır hep beraber göreceğiz.</li>
</ol>
<p>Sonuç olarak, 2025 sıkıntılara rağmen üretimden satışların toparlandığı ve karlılığın arttığı bir yıl oldu. Savunma Sanayimiz gittikçe yıldızlaşıyor umarım daha büyük hedeflere ulaşırlar. Buradan alınacak dersler. 1. Yurt içi ve dışı talep var, işe ve müşteriye odaklanmak lazım. 2. Maliyet ve verimlilik yönetimi olmadan işin içinden çıkmak rekabet etmek mümkün değil.3. Savunma Sanayi firmaları ile stratejik iş birlikleri daha da öne çıkacak.4. Finansman giderlerini azaltabilmek için TL Reeskont ve FX Kredi kullanımı önemli. 5. Kullanmadığınız ve satışa, müşteriye faydası olmayan atıl varlıkları paraya çevirerek borçlanmayı azaltmak. Son söz: “ İş bilenin kılıç kuşananın.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-500den-alinacak-dersler-82044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500’den alınacak dersler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-lobiler-ve-turkiye-pazarligi-82043</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump, lobiler ve Türkiye pazarlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAAN motorları için satış anlaşması bugün imzalansa bile, teslimatlar birkaç yılı bulacağından 2027 ara seçimleri sonrası oluşacak yeni Kongre dengeleri ihracat lisansları ve teknoloji transferini yeniden tartışmaya açabilir. Bu nedenle Trump yönetiminin bugünkü desteği, Ankara açısından kalıcı bir kurumsal güvence anlamına gelmiyor.</strong></p>
<p>Şimdiden bütün işaretler mevcut.</p>
<p>7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi yalnızca ittifakın geleceğini tartışacağı rutin bir toplantı olmayacak; aynı zamanda Türkiye-ABD ilişkilerinin son yıllardaki en kritik sınavlarından biri de yaşanacak.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılacağını açıklaması, ardından Türk savunma sanayisine 700 milyon doların üzerindeki motor ve ekipman satışının Kongre itirazlarına rağmen ilerletilmesi, Washington’da uzun süredir perde arkasından yürüyen yeni bir güç mücadelesini de görünür hale getirdi.</p>
<p>Trump yönetimi, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’ye yönelik 700 milyon doları aşan savunma ekipmanı satışını Kongre’nin geleneksel inceleme sürecini beklemeden resmi bildirime taşıdı. Bu adım üzerine Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks son derece sert açıklamalar yaptı. Meeks’e göre Trump yönetimi Amerikan Kongresi’nin denetim yetkisini bilinçli biçimde devre dışı bıraktı. Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere motor satışı konusunda ne acil durum gerekçesi sunduğunu, ne S-400 sisteminin etkisiz hale getirilip getirilmediği, ne de ABD-Türkiye ilişkileri ve bölgesel güvenlik dengeleri konusunda Kongre’yi hiç bilgilendirdiğini vurguladı. Böyle bir satışın mutlaka Kongre onayından geçmesi gerektiği mesajını verdi.</p>
<p>Ancak Meeks itiraz etse de, Amerikan sistemi Başkan olarak Trump’a büyük yetkiler tanıyor.</p>
<p>Silah satışlarında Kongre’nin inceleme süreci güçlü bir gelenek olsa da, Başkan’ın veto yetkisi ve yürütmenin sahip olduğu geniş dış politika alanı nedeniyle süreç tek başına Kongre üyelerinin itirazıyla durmuyor. Satışın tamamen engellenebilmesi için hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato’nun ortak ret kararı alması, ardından da Başkan vetosunun üçte iki çoğunlukla aşılması gerekiyor. Bu ise Amerikan siyasi tarihinde oldukça istisnai bir durum.</p>
<p>Dolayısıyla mevcut aşamada siyasi irade hâlâ satıştan yana görünüyor.</p>
<p><strong>Erdoğan’ın “başkanlar arası diyalog” </strong><strong>sistemi nereye kadar sürer?</strong></p>
<p>Ancak mesele yalnızca Türkiye’ye silah satışına ilişkin hukuki prosedürlerden ibaret değil.</p>
<p>Türkiye uzun yıllar Washington’da Ermeni ve Yunan lobilerinin baskısını, İsrail yanlısı çevrelerle geliştirdiği stratejik ilişkiler sayesinde önemli ölçüde dengeleyebildi. Soğuk Savaş boyunca ve 1990’lı yıllarda Türkiye-İsrail stratejik ortaklığı yalnızca Ortadoğu’yu değil, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri de etkiliyordu.</p>
<p>Fakat 7 Ekim 2023’teki İsrail’e yönelik Hamas saldırıları sonrasında başlayan bölgesel savaş, Gazze krizi ve Ankara-Tel Aviv hattındaki sert siyasi kopuş bu tabloyu kökten değiştirdi.</p>
<p>Bugün İsrail, Türkiye’yi bölgesel rakip, hatta zaman zaman “bir sonraki İran” -yani “bir sonraki hedef”- gibi tanımlıyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Ermeni soykırımını tanıma sürecinin başlatıldığını açıklaması, Amerikan Kongresi’ndeki İsrail yanlısı isimlerin de artık, Yunan ve Ermeni lobileriyle aynı çizgide hareket edeceğinin ilk işareti sayılmalı.</p>
<p>Nitekim Kongre’deki New Jersey Temsilcisi Josh Gottheimer’in Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere General Electric motorlarının satışına açık şekilde karşı çıkması da Washington’daki bu yeni ittifakın somut örneklerinden biri.</p>
<p>Türkiye son dönemde ABD ile ilişkilerde, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri değiştirmeye çalışmak yerine, doğrudan “liderler arası kişisel ilişkiyi” baz alan bir yöntem izliyordu. Trump’ın hem Ankara zirvesine gelme kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a büyük övgülerle açıklaması, hem yönetimin KAAN motorları konusunda aldığı inisiyatif, bu yöntemin ABD’deki mevcut yürütme tarafından hevesle işletildiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Orta ve uzun vadede Türkiye </strong><strong>açısından durum pek iç açıcı değil</strong></p>
<p>“Devlet başkanları arası diyalog sistemi” şimdilik işliyor gibi. Ancak asıl mücadele orta ve uzun vadede olacak gibi görünüyor.</p>
<p>ABD yönetim sistemi yalnızca Başkan’dan ibaret değil. S-400 krizi çözülemediği için Türkiye’nin maruz kaldığı CAATSA yaptırımları da halen yürürlükte. Türkiye’nin F-35 yeni nesil savaş uçağı programından çıkarılmasını sağlayan hükümler Kongre tarafından yasaya dönüştürülmüş durumda.</p>
<p>Trump bugün bazı satışları ilerletebilse bile Kongre, her yıl kabul edilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na (NDAA) yeni kısıtlayıcı hükümler ekleyerek Başkan’ın hareket alanını yeniden daraltabilir.</p>
<p>Üstelik kasımda ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler var. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik verilerdeki bozulma nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler açısından hiç iç açıcı sonuçlar ortaya koymuyor.</p>
<p>KAAN savaş uçağı motorları için satış anlaşması bugün yapılsa bile, motorların teslimat süreci birkaç yılı bulacağından, 2027 ara seçimleri sonrasında oluşacak yeni Kongre dengeleri de ihracat lisanslarından teknoloji transferine kadar birçok başlığı yeniden tartışmaya açabilir.</p>
<p>Dolayısıyla Ankara açısından esas mesele, bugün Trump yönetimi tarafından verilen siyasi desteğin kalıcı kurumsal güvence anlamına gelmemesi.</p>
<p><strong>Avrupa’nın, Türkiye’yi dışlayan tutumu</strong></p>
<p>Ankara, ABD ile ilişkilerini Trump üzerinden yürütmeye çalışırken, Avrupa’da da Türkiye’yi “dışlama” eğilimlerinin giderek artması ayrı bir mesele;</p>
<p>Neredeyse Ortadoğu ülkelerinin tümünün liderleri davetliyken, Türkiye’nin NATO zirvesine giden süreçteki en kritik toplantılardan biri olan Fransa’daki G-7 zirvesinden dışlanması anlamlıydı.</p>
<p>G-7 sonrasında bu kez Berlin’de bir araya gelen Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Polonya liderleri Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Avrupa’nın ortak güvenlik stratejisini tartıştı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de çevrim içi katıldığı toplantının Türkiye’den katılım olmadan yürütülmesi dikkat çekici.</p>
<p>NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, üstelik NATO zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye’nin, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisine ilişkin ön hazırlık toplantısında yer almaması, kıtanın savunma vizyonunun giderek daha dar bir Avrupa çekirdeği tarafından şekillendirildiğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu durum, Ankara’nın NATO içindeki askeri ağırlığını korumasına rağmen, Avrupa’nın stratejik karar alma süreçlerine “hangi ölçüde dahil edildiği” sorusunu da meşru hale getiriyor.</p>
<p>Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Türk hükümetinin verdiği görüntü dış politikada tüm ağırlığın Trump’a verildiği yönünde.</p>
<p>Nitekim Ankara’daki NATO zirvesinde Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel uyuma ilişkin pek çok fotoğraf da ortaya çıkacağı aşikar.</p>
<p>Ancak ya “Trump sonrası ?”</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Bedel ne olacak ?</span> </strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump'ın uluslararası ilişkileri de iş insanı refleksiyle bir "al-ver" dengesi içinde değerlendirdiği düşünülürse, Türkiye'ye yönelik olumlu yaklaşımının karşılığında ne talep edebileceği sorusu önem kazanıyor. İlk akla gelenler arasında, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılacağı yönündeki açıklaması, BM öncülüğünde hızlanan Kıbrıs sürecinde Türkiye'nin garantörlüğünün NATO güvencesiyle değiştirilmesi ve KKTC'den stratejik öneme sahip toprak talepleri yer alıyor. Gazze Barış Kurulu'nun ilk toplantısının Türkiye'nin tanımadığı Güney Kıbrıs'ta yapılacak olması da dikkat çekici. Bunun yanında, Washington'ın Ankara'dan Suriye'de Şam yönetimi üzerindeki etkisini kullanmasını istemesi ya da Ukrayna'da Mehmetçiğin olası bir barış gücünde görev almasını gündeme getirmesi de ihtimaller arasında sayılıyor. Görünen net; Türkiye için asıl sınav NATO zirvesi sonrası başlayacak gibi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-lobiler-ve-turkiye-pazarligi-82043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/556-1782710543.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump, lobiler ve Türkiye pazarlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abdnin-sabrini-ve-ateskesin-kaliciligini-test-ediyor-82042</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran, ABD’nin sabrını ve ateşkesin kalıcılığını test ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD, askeri hedefler ve ülke altyapısını vuran geniş ölçekli, bir saldırı başlatırsa  durum değişir. Ateşkes bozulur. Brent yeniden 90 - 100 dolar bandına yükselir. Dolar güçlenir, enflasyon beklentileri ve tahvil getirileri yükselir. Hisse senedinden genel bir kaçışa olmasa da, sektörel rotasyon görülür. </strong></p>
<p>Hafta sonunu, ABD ve İran’ın karşılıklı füze saldırıları ve birbirini suçlaması ile geçirdik. İran’ın  izin almadan Hürmüz’den çıkmaya çalışan bir gemiyi vurması ile başlayan gerginlik, ABD’nin İran’ın füze rampalarını, kıyı radarlarını vurması ve İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef alan saldırıları ile tırmandı. </p>
<p>Enerji piyasasının İran’ın bir gemiyi vurmasına tepkisi sınırlı oldu. Brent petrol 72 dolardan 75 dolara yükselip, sonraki gün kazancının tamamını geri vererek Şubat sonu seviyesine geri döndü. Bu hafta durum değişir mi? Emin değiliz. Başkan Trump’ın açıklaması sonrası haftaya muhtemelen sert bir yükseliş ile başlarız. ABD el yükselterek İran’ı vurmazsa tarih kendini farklı bir dalga boyu ile tekrarlar. </p>
<p>ABD, askeri hedefler ve ülke altyapısını vuran geniş ölçekli, bir saldırı başlatırsa  durum değişir. Ateşkes bozulur. Brent yeniden 90 - 100 dolar bandına yükselir. Dolar güçlenir, enflasyon beklentileri ve tahvil getirileri yükselir. Hisse senedinden genel bir kaçışa olmasa da, sektörel rotasyon görülür. </p>
<p><strong>ABD ve İran karşılıklı el </strong><strong>yükseltirse, petrol 90 doları aşar</strong></p>
<p>İlk senaryoda nabzımız biraz yükselir, ama küresel risk iştahını ve Türkiye varlıklarını etkileyecek bir şok yaşanmaz. Enflasyon beklentisi ve Merkez Bankasının faiz patikası tahminleri pek değişmez. Sabıkalı iyimserler olarak alış fırsatı çağrısına devam ederiz. </p>
<p>Düşük bir ihtimal de olsa, ikinci senaryo gerçekleşir, ABD ve İran karşılıklı el yükseltirse durum değişir. Petrolün yeniden 90 doların üzerine yükseleceği bu senaryoda sene sonu enflasyon beklentisi %30-31 aralığına çıkar. Merkez Bankası’nın politika faizini indiremeyeceği korkusuyla tahvil getirileri 100-200 baz puan yükselir. </p>
<p>Borsa İstanbul banka, banka sahibi holding ve havacılık hisselerinde satışlar ile geriler. Enerji, petrokimya, rafineri, savunma hisselerindeki alışlar endeksteki gerilemeyi sınırlar. Değerlemelerdeki geri çekilme bir süre sonra kendi talebini yaratır. Kredi kullanmayan mali kası güçlü değer odaklı yatırımcılarının alışlarıyla endeks toparlanır. </p>
<p>Geçmiş veri, ilk senaryonun daha gerçekçi olduğunu söylüyor. Başkan Trump ara seçimler öncesi  İran ile uzun sürme ihtimali yüksek bir savaşı başlatmak istemez. İran ABD ablukasından bir an evvel çıkıp altyapısını yeniden inşa etmek isteyecektir.  </p>
<p><strong>ABD’nin stratejisi, ara seçime </strong><strong>kadar savaşı soğutmak</strong></p>
<p>Ama Başkan Trump’ın barış çağrısının devam etmesi için nükleer alanda göstermelik de olsa “zenginleştirilmiş uranyumun imhası” gibi bir başarı elde etmesi lazım. Sahadaki durum ise tam tersine ABD’nin elinin zayıfladığını,  İran’ın savaştan güçlenerek çıktığını gösteriyor. </p>
<p>ABD stratejisini ara seçime kadar olan dönemde savaşı soğutmak üzere kuruyor. Sahada eli güçlenen İran ise, ateşkes kağıt üstünde devam etse de, gücünü denemeye ve ABD’nin sabrını test etmeye devam ediyor.  Ortadoğu'da savaşın tırmanmasının Başkan Trump'ın elini zayıflatacağının farkında. ABD ve İsrail  seçimlerini, İran'a karşı saldırılarının devam edip etmeyeceği konusunda temel belirleyici olarak görüyoruz. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abdnin-sabrini-ve-ateskesin-kaliciligini-test-ediyor-82042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran, ABD’nin sabrını ve ateşkesin kalıcılığını test ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organik-zekasi-yetkin-olmayanlara-82041</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Organik zekâsı yetkin olmayanlara…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ sunumuyla itibar kazanılmaz. Zekâyı sürdürmek değil, dayanıklı kılmak gerekir. Diline dolaman yetmez; iş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerine de uygulaman, benimsetmen şart…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Yapay zekâyı yeni tanıdık. Ama yeni tanıdığımız her şeyi yaptığımız gibi, onu da hızla <strong>kavram fetişine</strong> dönüştürdük. “<strong>YZ dönüşümü</strong>”, “<strong>YZ stratejisi</strong>”,  “<strong>YZ vizyonu</strong>”… Peki, ya içerik? <strong>Yok</strong>. Tıpkı “<strong>sürdürülebilirlik</strong>” kelimesi gibi, YZ şu anda “<strong>fiyakalı ama içi boş</strong>” terimlerle değersizleştiriliyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Yeni kelimemiz: <strong>Zekârılık</strong>. Yâni zekâyı konuşarak <strong>zeki görünme </strong>arzusu. <strong>Kodu bilmeden</strong>, etik katmanı olmadan, <strong>sistemi anlamadan</strong> sunumlarda YZ deyince dönüşüm gerçekleşmiyor. YZ, <strong>sunum cümlesi</strong> değildir, organik zekâsı yetkin olmayan <strong>YZ gevezesinin dilinde</strong> zihin saçması halini alacaktır.</p>
<p><strong>KOD YAZABİLMEK BAŞKA, ZEKÂYI ANLAMAK BAŞKA</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: YZ’yi <strong>sürdürülebilir kalkınma sunumlarına ekleyerek</strong> ileri teknoloji toplumuna dönüşemeyiz. Zira YZ sürdürülebilirlik değil, <strong>dayanıklılık</strong> ister. Ama neye karşı? <strong>Veri çarpıklığına</strong>… Etik boşluğa… <strong>Kültürel dirençlere</strong>… <strong>Zeki olmayan organizasyonlara</strong>… Veriyi, bilgiyi küçümseyenlere…</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Yeni kavramımız: <strong>Algoritmik dayanıklılık</strong>. Yani sistemin sadece <strong>teknik</strong> olarak değil, <strong>kültürel</strong> ve <strong>etik</strong> olarak da <strong>ayakta kalabilme</strong> kabiliyeti… YZ sistemleri en büyük hasarı; kültürel olarak sindirilemediği yerlerde alır. Anadolu’da bir söz vardır: “<em>Sokma akıl yedi adım gider, o da anlayana</em>…”</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Dilden zihne geçişe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ nasıl moda terime dönüştü?</em></strong></p>
<p>Çünkü toplum olarak “<strong>duyunca zeki görüneceğimiz</strong>” her şeye hızla yapışıyoruz. YZ, bugün sunumlarda <strong>itibar artırıcı</strong> bir etiket. Ama sistemin ne yaptığı değil, ne söylediği konuşuluyor.</p>
<p><strong><em>YZ nasıl dayanıklı hale getirilir?</em></strong></p>
<p><strong>Dayanıklılık</strong>; sadece <strong>teknik</strong> değil, <strong>stratejik</strong> bir mesele. <strong>Veri mimarisinden</strong> başlayıp <strong>etik kodlarla</strong> devam etmeli, <strong>organizasyon kültürüyle</strong> örtüşmeli. YZ’nin <strong>baytları</strong> yetmez insani zemini de lâzım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ATA BİNER YAPAY ZEKÂ DER AMA ATIN NE YANA KOŞTUĞUNU BİLMEZ</strong></p>
<p>YZ dilimize düştü, ama <strong>zihnimize</strong> yerleşmedi. Bugün Türkiye’deki birçok kurumun <strong>YZ söylemi</strong>, sadece fon toplantılarında, <strong>lânsmanlarda</strong>, medya içeriklerinde parlıyor. Ama içeri giriyorsunuz: YZ deyince <strong>hâlâ Excel formülü</strong> konuşuluyor. Bu yüzden YZ <strong>dilde sürdürülebilir</strong>, ama <strong>eylemde eksiktir, çöküktür</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Zihin entegrasyon açığı</strong>; Sistem kurulmuş ama zihin kurulumunu tamamlamamış</p>
<p><strong>Algoritmik dayanıklılık</strong>: YZ sistemlerinin teknik, kültürel ve etik bütünlüğüyle sürdürülebilir olması</p>
<p><strong>Sürgit kodlama</strong>: YZ sistemlerinin süreklilik ve güncellik içinde inşa edilmesi ve güncellenmesi</p>
<p><strong>Kavramsal gölgeleme</strong>: Etkili görünen ama içi boş kavramların gerçeği perdelemesi sendromu</p>
<p><strong>Zihin entegrasyon açığı</strong>: Teknik sistem kurulmuş olsa da zihinsel dönüşümün tamamlanmamış olması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organik-zekasi-yetkin-olmayanlara-82041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Organik zekâsı yetkin olmayanlara… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-ucuzlama-pompaya-niye-az-yansiyor-82040</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petroldeki ucuzlama pompaya niye az yansıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her ne kadar ABD hafta sonunda İran’a dönük sınırlı da olsa yeniden hava saldırısı başlatmışsa da savaşın biter gibi olması ve en azından o çok şiddetli çatışma döneminin geride kalmasıyla ham petrol fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş, vatandaşta haklı olarak bir beklenti doğurdu. Akaryakıt fiyatlarının da petroldeki gibi hızla gerileyeceği beklentisi. Ama haziran ayı boyunca benzinde de, motorinde de kayda değer bir indirim olmadı.</p>
<p>Ve klasik hale gelen o şikayetler yeniden başladı…</p>
<p><strong>“Zamma geldi mi anında ve yüklü miktarda yapıyorlar ama konu ucuzluk olunca, indirim söz konusu olunca adeta elleri titriyor, yapmıyorlar.”</strong></p>
<p>Bu konuya, yani akaryakıt fiyatlarının herhangi bir kurum ya da kişi tarafından belirlenmediği gerçeğine bu köşede kim bilir kaç kez değindim. Yalnızca ben değil tabii ki, bu konuyu ele alan çok sayıda değerlendirme yapıldı, yapılıyor.</p>
<p>Ancak vatandaşın bu konudaki yargısı değişmiyor. Akaryakıt zammını ya da indirimini hükümetin yaptığı sanılıyor. Oysa gerçek öyle değil. Akaryakıt fiyatları İtalya’nın Cenova kentindeki ürün borsasında oluşan fiyatlar esas alınarak otomatik olarak belirleniyor.</p>
<p>Hükümet bu konuda bir tek şu yönden eleştirilebilir tabii ki. Türkiye bu yılın mayısına gelinceye kadar Rusya’dan ucuz ham petrol ve motorin ithal ettiği halde iç piyasada fiyat belirlenirken bu durum niye dikkate alınmadı da yine Cenova borsasına göre hesaplama yapıldı? Bu soru haklıdır.</p>
<h2>Savaş ve indirim</h2>
<p>Ham petrol fiyatlarının nasıl hızla gerilediğine cuma günkü yazımda değinmiştim. Nisan sonunda 126 dolarla rekor kıran fiyatlar 70-75 dolar aralığına kadar indi. Ama akaryakıtta kayda değer bir indirim yok ve vatandaş işte bundan şikayetçi.</p>
<p>Peşin peşin şunu söyleyeyim; petrol fiyatlarındaki gerileme akaryakıt fiyatlarına öyle hemen ve petroldeki ucuzlama ölçüsünde yansımayacak.</p>
<h2>İndirimin dörtte üçü ÖTV’ye…</h2>
<p>Savaşın başlamasıyla birlikte mart ayının ilk haftasında akaryakıtta eşel mobil sistemine geçilmiş ve yapılması gereken zammın yüzde 75’inin ÖTV’den karşılanması, pompaya ise yüzde 25’inin yansıtılması kararlaştırılmıştı.</p>
<p>Bu uygulamayla akaryakıtta her ürün bazında farklı olan ÖTV azaldı. Şimdi yapılan zam dönemindekinin tam tersi. Nasıl zam yapıldığında zam tutarının yüzde 75’i ÖTV’den karşılanıyor, yüzde 25’i pompaya yansıtılıyorsa, şimdi de indirim söz konusu oldukça indirim tutarının yüzde 75’i eksilen ÖTV’ye ekleniyor, yüzde 25’i pompaya yansıtılıyor.</p>
<p>Yani zammın yüzde 75’inin ÖTV’den karşılanması ve pompaya yalnızca yüzde 25’inin yansıtılması indirim durumunda da aynen geçerli.</p>
<p>Benzin ya da motorinde örneğin 1 liralık bir indirim mi söz konusu oldu, bu tutarın 75 kuruşu ÖTV’ye eklenecek, ancak 25 kuruşu pompaya yansıyacak.</p>
<p>Bu işlem, akaryakıttaki eksik ÖTV tamamlanana kadar devam edecek.</p>
<h2>Her üründe farklı</h2>
<p>Akaryakıttaki ÖTV her bir ürün için farklı tutarda. Zamların bir kısmı ÖTV’den karşılandığı için de henüz maktu ÖTV’ye ulaşılmış değil. İşte indirimlerin yüzde 75’i aktarılmak suretiyle önce bu maktu vergi tutarına ulaşılacak, daha sonra tüm indirimler, olursa tabii ki, pompaya yansıyacak.</p>
<p>Tabloda birinci sütunda her ürün bazında ne kadar maktu ÖTV bulunduğu görülüyor.</p>
<p>Ancak uygulanan eşel mobil sisteminden dolayı bugün (29 Haziran) itibarıyla mevcut ÖTV daha düşük ve bu tutarlar ikinci sütunda yer alıyor.</p>
<p>Birinci sütundaki nihai, yani bir anlamda olması gereken ÖTV ile mevcut durumdaki ÖTV’nin farkı ise dördüncü sütunda.</p>
<p>Şu durumda örneğin benzinde toplam indirim 7,84 lira oluncaya kadar bu tutarın yüzde 75'i, yani 5,88 lirası ÖTV’ye gidecek, pompaya 1,96 lira yansıyacak.</p>
<p>Motorinde 8,80’lik indirimle ÖTV’ye 6,60 lira eklenecek ve maktu tutar tamamlanacak. 8,80’lik indirimden pompaya 2,20 lira yansıyacak.</p>
<p>LPG’de de toplam 6,09 lira indirim yapıldıktan sonra eksik olan 4,57 liralık ÖTV tamamlanacak, bu durumda pompaya yansıyan da 1,52 lira olacak.</p>
<p>Tabloda ancak toplam indirim sütununda yer alan indirimler gerçekleştikten sonra yaşanacak fiyat düşüşleri tümüyle pompaya yansımaya başlayacak.</p>
<p>Dolayısıyla vatandaş önce maktu ÖTV tutarının tamamlanmasını bekleyecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41f39b133c3-1782707099.png" alt="" width="377" height="199" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-ucuzlama-pompaya-niye-az-yansiyor-82040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petroldeki ucuzlama pompaya niye az yansıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-klinik-arastirmamiz-10-yilda-yuzde-800-artti-bu-fabrikadan-daha-etkili-yatirim-82038</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’de klinik araştırmamız 10 yılda yüzde 800 arttı, bu fabrikadan daha etkili yatırım&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FARID Bidgoli, </strong>2024 yılında Roche İlaç Türkiye Genel Müdürlüğü görevine atandığında bir süre İstanbul Levent’teki Wyndham Grand Otel’de konakladı.</p>
<p>Roche Türkiye’deki yönetim ekibi, <strong>Farid Bidgoli</strong>’ye konakladığı oteli anlatırken şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Wyndham Grand Otel ve yanındaki Özdilek AVM’nin yerinde çok önceleri Roche İlaç fabrikası vardı. Yani, burada üretim yapılıyordu.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a41f1ba9d39b-1782706618.png" alt="" width="700" height="452" />
<figcaption><strong>Farid Bidgoli - Mahit Kurt</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ekip, <strong>Bidgoli</strong>’ye Roche Türkiye’nin tarihçesini özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Roche, Türkiye’de 1958 yılında üretime başladı. 1971 yılında Levent Büyükdere Caddesi’ndeki yerine taşındı.</strong></li>
<li><strong>2005 yılında üretim Gebze’deki tesislere yöneldi. Roche, küresel küçülme kararı ve Türkiye’de o dönemde karşılaştığı fiyat davalarının ardından 2007 yılında üretimi durdurdu.</strong></li>
<li><strong>Roche’un Gebze’deki tesisleri 2007 yılında Sandoz’a satıldı.</strong></li>
</ul>
<p>Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü <strong>Farid Bidgoli </strong>ve Medikal Direktörü Dr. <strong>Mahir Kurt, </strong>geçen hafta düzenledikleri sohbet toplantısında Roche’un Türkiye’deki stratejisini anlattı.</p>
<p>Sohbetin başında <strong>Bidgoli</strong>’ye sordum:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de fason üretim yaptırıyor musunuz? Varsa ne kadarlık bir üretim söz konusu? Kaç ilaç tesisi ile çalışıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Bidgoli, </strong>yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>Roche’un Türkiye’deki varlığı 1958 yılında dayanıyor. 65 yılı aşan bu yolculuk, Roche’un Türkiye’ye olan bağlılığının uzun vadeli, kalıcı ve çok boyutlu bir anlayışla şekillendiğini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Roche’un Türkiye serüvenini şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Roche İlaç Türkiye’nin yolculuğu, istikrarlı bir büyüme yolculuğunun ötesinde, Türkiye’nin sağlık alanındaki dönüşümüne eşlik eden uzun soluklu bir ortaklığın ve güçlü bir paydaşlığın yansıması.</strong></p>
<p>Ardından klinik araştırmalara işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Son 10 yılda Roche’un Türkiye’ye yaptığı yatırım yüzde 800’ün üzerinde artarak klinik araştırmalara harcaması 4.1 milyar liraya (89 milyon dolar) ulaştı.</strong></p>
<p>Aynı dönemde şirketin 12 milyonun üzerinde hastanın tedaviye erişimine katkı verdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu rakamlar, Roche’un Türkiye’de yenilikçi tedavilere erişim ile birlikte, aynı zamanda sağlık sisteminin bilimsel, teknolojik ve kurumsal kapasitesini güçlendirmeye yönelik uzun vadeli bir katkı sunduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin Roche için klinik araştırmalar açısından stratejik bir konuma sahip olduğu iddiasını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de son 26 yılda, 1128 klinik araştırma merkezinde 722 araştırmacı ile birlikte 63 binden fazla hastaya doğrudan fayda sağlayan yaklaşık 200 klinik çalışma yürütüldü.</strong></p>
<p>Mevcut verilerin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 109 farklı kurumda ve 29 yenilikçi molekülle yürütülen klinik çalışmalar, 6 terapötik (iyileştirici) alanı kapsıyor. Bu tablo, Türkiye’nin global klinik araştırma ekosisteminde daha güçlü bir konuma gelme potansiyelini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Roche İlaç’ın klinik araştırma harcaması konusunda Türkiye’nin ikinci en büyüğü olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Klinik araştırmalar bence fabrika kurmaktan daha etkili sonuç veriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin klinik araştırma liginde dünyada 26’ncı sırada olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İngiltere, klinik araştırmalarda dünya 3’üncüsü. İlaç şirketlerinin İngiltere’ye yaptığı klinik araştırma yatırımı 8 milyar poundu (10.5 milyar dolar) buluyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de klinik araştırma harcamalarının artması konusunda öneri ve beklentilerini sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Klinik araştırmalara daha çok teşvik verilmesi lazım. Örneğin Tayland’da klinik araştırması gerçekleştirilen ilacın olumlu etki yapması halinde hükümet o araştırmada harcanan kaynağın yarısını karşılıyor. Yüzde 10 düzeyinde prim de verebiliyor.</strong></p>
<p>ABD örneğine uzandı:</p>
<p>-          <strong>ABD’de klinik çalışmalarda pozitif sonuç alındığında o ilaçla ilgili FDA onayları çok hızlanıyor. İlacı ABD’de hızlı bir şekilde ruhsatlandırıp piyasaya çıkarabiliyoruz. Böylece o ilaçtan yararlanan hasta sayısı aynı hızla artıyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, bunları yapsa, daha fazla klinik araştırma çalışmasını çekebilir…</strong></p>
<p>Hükümet <strong>“benzer ilaç”</strong>ların ülkemizde üretilmesi konusunda kuralları uyguluyor, fabrikası olmayanlar fason da olsa üretimini Türkiye’de gerçekleştiriyor…</p>
<p>Yenilikçi ilaç ve klinik araştırmaları daha fazla çekebilmek için İngiltere, ABD gibi gelişmiş ülkelerin modellerini dikkatle inceleyip örnek almayı düşünsek mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Roche İlaç, Türkiye’nin sağlık ekosistemine katkıyı 5 ana eksende yürütüyor</span></h2>
<p><strong>ROCHE </strong>İlaç Türkiye Genel Müdürü <strong>Farid Bidgoli, </strong>ülkemizin sağlık ekosistemine katkılarını 5 ana eksen etrafında şekillendirdiklerini belirtip sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Bilgi, altyapı, teknoloji, sağlık politikaları ve toplumsal değer…</strong></p>
<p>Bu yaklaşımla sağlık sisteminin yalnızca bugünkü ihtiyaçlarına değil, gelecekteki dönüşümüne de katkı sağlamayı hedeflediklerini kaydedip, 5 ana ekseni biraz daha açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Bilgi </strong>ekseninde, sağlık profesyonellerinin bilimsel gelişmelere erişimini destekleyen programlar yürütüyoruz. 43 klinik çalışmalar okulunda eğitim programı düzenledik, katılımcı sayısı 2 bini aştı. <strong>“Medikaynak” </strong>da 15 bin üyeye sahip bilimsel bilgi platformuna dönüştü.</li>
<li><strong>Altyapıda</strong>hastanelerde en iyi klinik uygulamaların hayata geçirilmesi için <strong>“infüzyon merkezleri” </strong>(sıvı, ilaç ve besinin damar yoluyla belirli hızla verilmesi) ve klinik araştırma merkezlerine destek veriyoruz. Ayrıca, 10 yılda 9 bine yakın mamografi taraması sağladık.</li>
<li><strong>Teknolojide </strong>dijital çözümler ve veri odaklı uygulamalarla sağlık hizmetlerinin daha erişilebilir, verimli ve hasta odaklı hale gelmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu ile <strong>“Sanal Konsey Platformu”</strong>nu hayata geçirdik.</li>
<li><strong>Sağlık politikaları </strong>ekseninde, sağlık sistemlerinin daha sürdürülebilir ve veri temelli kararlar almasına katkı sağlamayı önceliklendiriyoruz.</li>
<li><strong>Toplumsal değer </strong>vizyonumuz, bilimsel inovasyonu hasta ihtiyaçları ve toplumsal etki ile birleştirerek daha bütüncül çözümler üretme amacı doğrultusunda şekilleniyor.</li>
</ul>
<p>Bu noktada yapay zeka konusunda da değindi:</p>
<p>-          <strong>Roche, yapay zekayı sağlık sistemlerinin geleceğini şekillendirmeye katkı sunan stratejik bir dönüşüm gücü olarak görüyor. Yapay zeka, sağlık profesyonellerinin karar alma süreçlerini destekleyen, tanı ve tedavi süreçlerini daha verimli hale getiren araç olarak konumlanıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Meme kanserinde ‘kişiselleşmiş tedavi’, 10 yılda 25.4 milyar lira tasarruf sağlayabiliyor</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a41f204c66a9-1782706692.png" alt="" width="345" height="238" />
<figcaption><strong>Prof. Dr. Simten Malhan ve Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>ROCHE </strong>İlaç Türkiye Medikal Direktörü Dr. <strong>Mahir Kurt, </strong>Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. <strong>Simten Malhan </strong>ve Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Eğitim Görevlisi Prof. <strong>Mehmet Ali Nahit Şendur</strong>’un katkısıyla hazırlanan, <strong>“Erken Evre HER2+ Meme Kanserinde Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımının Klinik, Ekonomik ve Toplumsal Değeri” </strong>araştırmasına değindi:</p>
<ul>
<li><strong>Araştırmaya göre, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımıyla 3 bin 859 metastaz vakasının önlenmesi, 102 bin 183 yaşam yılı kazanılması, 79 bin 877 kaliteli yaşam yılı elde edilmesi ve 63 bin 294 üretken yaşam yılının geri kazanılması potansiyeli bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Aynı çalışma, kişiselleştirilmiş tedavinin 10 yıl içinde 25.4 milyar lira doğrudan maliyet tasarrufu ve 7.1 milyar lira dolaylı tasarruf sağlayabileceğini ortaya koyuyor.</strong></li>
<li><strong>Meme kanseri maliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’inin dolaylı maliyetlerden oluşması, inovatif tedavilerin yalnızca klinik sonuçları değil, sağlık ekonomisinin ve toplumsal üretkenliği de etkilediğini gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sağlık yatırımı ‘milli güvenlik’ konusu olarak görülmeli</span></h2>
<p><strong>ROCHE </strong>İlaç Türkiye Genel Müdürü <strong>Farid Bidgoli, “gelecek vizyon”</strong>larını şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Roche İlaç Türkiye’nin gelecek öncelikleri, Türkiye’nin sağlık alanındaki dönüşüm hedefleriyle uyumlu olarak şekilleniyor.</strong></li>
<li><strong>Roche İlaç Türkiye olarak, </strong>“Türkiye Sağlıklı Yüzyıl vizyonu ve Sağlık Bakanlığı’nın 2024-2028 Stratejik Planı” <strong>ile ortak hedef doğrultusunda hareket ediyoruz.</strong></li>
<li><strong>2030 yılına kadar belirlediğimiz hedeflerden biri, 5 kat daha fazla hastanın yenilikçi tedavilere zamanında erişimini desteklemek.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Farid Bidgoli, </strong>Türkiye’nin hastane altyapısı ve sağlık sisteminin sosyal yönüyle dünyada öne çıktığını belirtip, ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ülkeler sağlık yatırımlarını milli güvenlik konusu gibi görmeli, ona göre hareket etmeli.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-klinik-arastirmamiz-10-yilda-yuzde-800-artti-bu-fabrikadan-daha-etkili-yatirim-82038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/farid-bidgoli-1782706784.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de klinik araştırmamız 10 yılda yüzde 800 arttı, bu fabrikadan daha etkili yatırım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zorla-calistirmaya-vergi-tehdidi-82037</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zorla çalıştırma&#039;ya vergi tehdidi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>ABD Ticaret Temsilciliği'nin (USTR) 2 Haziran'da yayımladığı “Zorla Çalıştırılarak Üretilen Malların İthalatına İlişkin Section 301 Soruşturması Raporu", Türkiye dahil 60 ekonomiyi mercek altına aldı. Zorla çalıştırmanın küresel ölçekte artmaya devam etmesi ve bunun uluslararası ticarette haksız rekabet yaratması nedeni ile hazırlanan 98 sayfalık raporda, incelenen ekonomilerin yüzde 99,4'ünün ABD ithalatı içindeki payı dikkate alınarak değerlendirme yapıldığı belirtilirken, Türkiye hakkında da özel bir sonuca yer verildi. Raporda Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore, İngiltere, Vietnam ve Bangladeş gibi ülkelerle birlikte, “zorla çalıştırılarak üretilen malların ithalatına yönelik yasal yasak getirmeyen ve bunu etkin biçimde uygulamayan ülkeler” arasında sayıldı. USTR, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 54 ülkenin bu konuda hem yasal düzenleme hem de uygulama açısından eksiklik taşıdığı sonucuna vardı.</p>
<h2>Ankara ile görüşmeler de yapılmış </h2>
<p>Türkiye ayrıca ABD ile görüşmelere katılan 46 ülke arasında yer aldı. Rapora göre Ankara, soruşturma sürecinde Washington ile hükümetler arası istişarelere katılan ülkeler arasında bulunuyor. Raporun en dikkat çekici yönlerinden biri ise tekstil, hazır giyim ve ayakkabı sektörlerine yönelik değerlendirmeler oldu. USTR, ABD Gümrük ve Sınır Koruma Birimi'nin (CBP) halen yürürlükte bulunan 55 “Withhold Release Order (ABD Gümrük ve Sınır Koruma Kurumu'nun (CBP) zorla çalıştırma şüphesi bulunan ürünlerin ülkeye girişini engellemek için kullandığı bir yaptırım mekanizması” ve 8 “Finding (nihai tespit kararı)” kararı bulunduğunu, bunların altısının doğrudan giyim, ayakkabı ve tekstil ürünlerini kapsadığını belirtti. Raporda zorla çalıştırma kaynaklı risklerin tarımdan elektroniğe kadar birçok sektöre yayıldığı ancak tekstil, hazır giyim ve ayakkabının en çok dikkat çeken alanlardan biri olduğu vurgulandı. Raporun dikkat çeken başka bir bölümü ise imalat sanayine ilişkin veriler oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) verilerine dayandırılan analizde, zorla çalıştırmadan elde edilen yıllık yasa dışı kazancın 63,9 milyar dolar olduğu, bunun 35,4 milyar dolarlık bölümünün imalat ve sanayi sektörlerinden kaynaklandığı belirtildi. Kişi başına yıllık yasa dışı kazanç ise 4 bin 944 dolar olarak hesaplandı. Raporda ayrıca tekstil ve hazır giyim sektörüne ilişkin önemli bir tespit daha yer aldı. Zorla çalıştırma ile üretilen pamuğun, iplik, kumaş ve hazır giyim ürünlerinde kullanıldığı, bunun da küresel tedarik zincirlerinde haksız rekabete yol açtığı ifade edildi. ABD Çalışma Bakanlığı'nın listesinde zorla çalıştırma şüphesi bulunan 134 ürün arasında pamuk, tekstil ipliği, kumaş ve konfeksiyon ürünleri de bulunuyor. USTR, zorla çalıştırmanın maliyetleri yapay olarak düşürdüğünü ve ülkeler arasında “dibe doğru yarış” (race to the bottom) yarattığını savundu. Rapora göre düşük işgücü standartları, özellikle emek yoğun sektörlerde ülkelerin rekabet avantajını yapay biçimde artırıyor ve diğer ülkeleri de standartlarını düşürmeye zorluyor. Raporun ardından USTR, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkeler için yüzde 12,5 ilave gümrük vergisi uygulanmasını önerdi. Ancak tekstil ve hazır giyim ürünleri için özel bir sistem üzerinde çalışıldığı belirtiliyor. Buna göre, ilgili ülkenin ABD'den yaptığı pamuk ve tekstil ürünleri ithalatı dikkate alınarak daha düşük tarife uygulanabilecek. Nihai karar için kamuoyu görüşleri alınmaya devam ediyor. ABD'nin yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık Türk tekstil ve hazır giyim ithalatı ile deri ve ayakkabı ürünleri ticareti dikkate alındığında, sürecin özellikle emek yoğun sektörler açısından yakından izleneceği değerlendiriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEMMUZDA NİHAİ KARAR VERİLECEK</span></h2>
<p>ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), 12 Mart 2026'da zorla çalıştırılarak üretilen malların ithalatına ilişkin Section 301 soruşturmalarını başlattı. Süreç kapsamında 28 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında kamuya açık duruşmalar düzenlenirken, hükümet temsilcileri, sektör kuruluşları, şirketler ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri alındı. USTR, 2 Haziran'da soruşturmaların sonuçlarını içeren raporu yayımlayarak bulgularını ve önerilen önlemleri açıkladı. Raporda Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 60 ekonomi değerlendirmeye alınırken, bazı ülkelere ilave gümrük vergileri önerildi. Temmuz ayında ise önerilen ek vergilere ilişkin kamuoyu görüşlerinin alınması ve ilave duruşmalar yapılması öngörülüyor. Böylece tekstil, hazır giyim ve ayakkabı sektörlerini de yakından ilgilendiren USTR'nin zorla çalıştırma raporu, yayımlanmasının üzerinden henüz yaklaşık üç hafta geçmiş, oldukça yeni bir çalışma niteliği taşıyor. Türkiye de soruşturma sürecine dahil edilen ülkeler arasında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zorla-calistirmaya-vergi-tehdidi-82037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/0/1280x720/tekstil-1752414112.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Ticaret Temsilciliği&#039;nin yayımladığı raporda Türkiye, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamada yetersiz bulunan 54 ülke arasında yer aldı. Türkiye için yüzde 12,5 ilave gümrük vergisi önerilirken, tekstil, hazır giyim ve ayakkabı sektörleri için özel bir tarife sistemi gündeme geldi. Nihai karar temmuzda verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/20-halka-arzdan-ortaklara-104-milyar-lira-82036</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 20 halka arzdan ortaklara 10,4 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşın hisse senedi piyasalarına etkisi bu yıl hızlı başlayan halka arzları yavaşlattı ancak Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ateşkes süreciyle birlikte tarihinde ilk kez 5 halka arza birden tek bültende onay verdi. SPK verilerine göre 17 şirket halka arzını gerçekleştirdi, önümüzdeki günlerde 5 şirket daha bu yola girecek. Bu yılki 22 halka arzın sadece 2 tanesinde ortak satışı gerçekleşmezken elde edilen 39.2 milyar liralık halka arz gelirinin de üçte biri patronların cebine girdi. Toplam halka arzlar 880.7 milyon dolar büyüklüğe ulaşırken patronların geliri de 228.7 milyon doları buldu.</p>
<h2>Bu hafta talep toplama çok yoğun </h2>
<p>SPK, verilerine göre 142 şirket halka arz için onay sırası bekliyor. Bu şirketler arasında en eski başvuru Ekim 2023 tarihliyken en yeni başvuru ise geçen hafta gerçekleştirildi. SPK geçen haftaki bülteninde büyüklüğü 12.2 milyar lirayı bulan 5 şirketin halka arzına onay verdi. Bu şirketler önümüzdeki günlerde talep toplamaya başlayacak. Yeni onay alan Orzax, 29-30 Haziran – 1 Temmuz tarihlerinde 3 gün süre ile talep toplayacak. Halka arz fiyatı 69 TL olan halka arzın büyüklüğü 3.62 milyar lira. Bu halka arzda ortak satış tutarı 21 bin ve ortakların kazancı 1.45 miyar lira. Henüz talep toplama tarihi açıklanmayan Ekim Turizm’de toplam halka arz büyüklüğü 4.9 milyar lira ortakların kazancı 907.8 milyon lira olacak.</p>
<h2>Soho Giyim’de ortak satışı yok</h2>
<p>30 Haziran-1 Temmuz arası talep toplayacak olan Soho Giyim sermaye artırımı yoluyla halka arz olacak, bu şirkette ortak satışı yok. 1-3 Temmuz’da talep toplayacak olan İsvea Seramik’te ortak satışından kazanç 146.3 milyon lira toplam halka arz geliri ise 1.4 milyar lira. 1-2 Temmuz’da talep toplayacak Golda Gıda’da ortak satışı 345 milyon lira ve toplam halka arz büyüklüğü 805 milyon lira. Bu son 5 halka arzdan sadece birinde ortak satışı yok ve önümüzdeki günlerde bu 5 şirketin ortakları halka arzlarından 2.84 milyar lira gelir elde edecek.</p>
<h2>Ortak satışında gelir lideri </h2>
<p>Ağaoğlu Avrasya GYO Bu yılın başından bu yana tamamlanan 17 halka arzın da sadece 1 tanesi Akhan Un’da ortak satışı yok, sermaye artırım yoluyla halka arz gerçekleştirildi. Diğer 16 şirketin halka arzından ortaklar 7.6 milyar lira gelir elde ettiler. Halka arzdan pay satışıyla en çok gelir elde eden ortaklar Ağaoğlu Avrasya GYO 1.48 milyar lira ile öne çıkarken onu haftaya talep toplayacak olan Orzax'ın ortakları takip etti. Netcad Yazılım'ın ortakları halka arzda pay satışından 1.28 milyar lira ile bu yılın en çok kazanan üçüncü ortaklar olmayı başardı. Yine yeni halka arz onayı alanlardan Ekim Turizm ortakları gelirde dördüncü sırada bulunurken onu 540 milyon lira gelirle Ekinciler Demir Çelik takip etti. Metropal ortakları 504 milyon lira, Gentaş Kimya ortakları 449.3 milyon lira, Ata Turizm ortakları 448 milyon lira, Z GYO ortakları 412.7 milyon lira, Meysu Gıda ortakları 412.5 milyon lira, Luxera GYO ortakları 361.5 milyon lira, Savur GYO ortakları 316.7 milyon lira, Formül Plastik Ortakları 302.4 milyon lira, Best Brands ortakları 240.7 milyon lira, Beta Enerji ortakları 230 milyon lira, Üçay Mühendislik ortakları 180 milyon lira kazandı şirketlerinin halka arzı sırasında.</p>
<h2>22 halka arzdan elde edilecek gelir </h2>
<p>40 milyara yaklaştı SPK verilerinden yapılan hesaplamaya göre 22 halka arzdan elde edilecek toplam gelir 39 milyar 254 milyon 591 milyon lira seviyesinde. Dolar olarak ise 880 milyon 732 bini buluyor. Bu halka arz gelirlerinin 10 milyar 440 milyon 534 bin lirası şirket kasasına değil ortakların hesabına gidecek. Böylece toplam 22 halka arzdan sadece 2'sinde ortak satışı olmadı ve 20 halka arzın patronu halka arz gelirinin üçte birini kendilerine aktarmış oldular.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a41ef01c8e27-1782705921.png" alt="" width="999" height="454" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/20-halka-arzdan-ortaklara-104-milyar-lira-82036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu halka arz onaylarına hız verdi. Bu yıl 17 halka arz tamamlandı, 5 halka arz önümüzdeki günlerde talep toplamaya başlayacak. 22 halka arzın sadece 2’sinde ortak satışı olmazken 20 halka arzdan ortaklar 10.44 milyar lira kazanç elde ettiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/made-in-turkiye-ile-made-in-europeu-evlendirmeliyiz-82062</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Made in Türkiye ile Made in Europe&#039;u evlendirmeliyiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞENAY ZEREN</strong></p>
<p>İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ABD’nin tarife politikaları, Avrupa Birliği’nin korumacı yaklaşımı ve Ortadoğu’daki savaşın artırdığı lojistik ile enerji maliyetlerinin Türk ihracatçılarını da olumsuz etkilediğini belirterek, Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği ve güçlü ticari bağların önemli bir avantaj olmaya devam ettiğini söyledi. İDDMİB Başkanı Tecdelioğlu, Paranın Yönü dergisinin haziran sayısına özel değerlendirmelerde bulunarak, yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğunu belirtti ve ihracatçılar açısından “Made in Türkiye” ile “Made in Europe” un buluşturulmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Türk ihracatçısının ‘Made in Türkiye’ markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerektiğini belirten Tecdelioğlu, “Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor” dedi.</p>
<h2>YATIRIM VE REKABET GÜCÜ ARTIRILMALI </h2>
<p>İhracatçılara yönelik vergi indirimlerinin sektör tarafından olumlu karşılandığını dile getiren Tecdelioğlu, yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında bulunduğunu, hükümetin attığı destekleyici adımların ise sektör açısından önemli ve değerli olduğunu kaydetti. Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumların ihracatçılar açısından kritik rol üstlendiğini belirten Tecdelioğlu, “İyi ki varlar ve daha da güçlendirilmeliler” ifadelerini kullandı. Özellikle yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğunu belirten Tecdelioğlu, 1-2 yıl geri ödemesiz ve 5 yılın üzerinde vadeli uluslararası kaynaklara erişimin, sanayici ve ihracatçıların yatırım ve rekabet gücünü artıracağını söyledi. Tecdelioğlu, Paranın Yönü'nün sorularına şöyle yanıtladı:</p>
<h2>TÜRKİYE-AB EKONOMİK ENTEGRASYONU </h2>
<p><strong>▶"Dünyadaki konjonktüre baktığımızda yeni bir küresel düzen oluştuğunu düşünüyor musunuz? Türk metal ihracatçıları nasıl konumlanıyor?"</strong></p>
<p>"ABD’nin tarife politikaları, Avrupa Birliği'nin kendi içindeki korumacı tavrı ve Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı lojistik ile enerji maliyetlerindeki artış, küresel ticarette yeni bir düzenin oluştuğunu gösteriyor. Bu süreçte Türk ihracatçıları da olumsuz etkileniyor. Ancak en önemli avantaj, Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği ve güçlü ticari bağlar. Türkiye’nin Avrupa ile daha entegre, yalnızca gümrük değil vergisel ve ticari açıdan da daha bütünleşik bir yapıda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. ‘Made in Europe’ yaklaşımı çerçevesinde Türkiye’nin güvenilir ülke statüsünün güçlenerek Avrupa üretim ve tedarik zincirine daha güçlü şekilde dahil olabileceğini değerlendiriyoruz. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar ve sınırda uygulanan ticaret düzenlemelerinde Türkiye’nin daha entegre konuma gelmesi gerektiğine yönelik beklenti bulunmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’nin AB ile ekonomik entegrasyonunun derinleşmesine yönelik çalışmaların hızlandırılmasını hükümetimizden talep ediyoruz.</p>
<h2>AB, TÜRKİYE’NİN EN KRİTİK TİCARET PARTNERİ </h2>
<p><strong>▶ Avrupa dışında nerelerde pazar arayışlarınız var ve buralarda nasıl fırsatlar görüyorsunuz? </strong></p>
<p>2030 FIFA Dünya Kupası’nın Fas, İspanya ve Portekiz ortaklığında düzenlenecek olması ve bu kapsamda stadyum, ulaşım ve şehir altyapısına yönelik geniş ölçekli yatırımların devreye girecek olması, inşaat ve yapı malzemeleri sektörü için önemli bir pazar oluşacağını göstermektedir. Bu durumun, Türk ihracatçıları açısından da bölgedeki fırsatları artıran bir gelişme olduğunu değerlendiriyoruz. Türk Cumhuriyetleri’nde petrol gelirlerindeki artışla birlikte yatırım ve altyapı projelerinin yeniden hız kazandığını gözlemliyoruz. Bunun da Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar oluşturduğunu düşünüyoruz. Afrika’nın, özellikle Kuzey ve Orta Afrika ile Mısır’ın, artan altyapı ve şehirleşme ihtiyacıyla birlikte Türk firmaları için önemli bir pazar olmaya devam ettiğini değerlendiriyoruz. Avrupa Birliği’nin ise Gümrük Birliği avantajıyla Türkiye’nin en kritik ticaret partneri konumunda olduğunu görüyoruz. Türk ihracatçısının, 'Made in Türkiye' markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerekiyor. Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor.</p>
<h2>HÜKÜMETİN ATTIĞI ADIMLARI DEĞERLİ BULUYORUZ </h2>
<p><strong>▶ Türk metal sektörünün ihracatını artırması ve küresel rekabette gücünü koruyabilmesi için hangi adımlar atılmalı, özellikle devlet desteği tarafında hangi düzenlemeler olmalı? </strong></p>
<p>İhracatçılara yönelik vergi indirimleri sektör tarafından olumlu karşılandı. Yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında olduğu bu dönemde, hükümetin attığı destekleyici adımları sektör açısından önemli ve değerli buluyoruz.</p>
<p>Önemli başlıklardan biri, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği süreci ve Serbest Ticaret Anlaşmaları. Mercosur, Hindistan ve diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların hem riskler hem fırsatlar barındırırken, Türkiye’nin karbon düzenlemeleri ve sınır uygulamalarında Avrupa Birliği içinde bir ülke gibi değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Ayrıca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kapsamında dijital ticaret, kamu alımları, hizmet sektörü, yeşil dönüşüm, taşıma kotaları ve vizeler gibi alanlarda hükümetimizden çalışmalar yapılmasını bekliyoruz.</p>
<h2>ENERJİDE SAATLİK MAHSUPLAŞMA ÖNEMLİ BİR BASKI </h2>
<p><strong>▶ Enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji yatırımları açısından mevcut düzenlemelerin sanayiye etkisi nedir? </strong></p>
<p>Enerji konusu bizim için stratejik bir alan. SİBAN kapsamında enerji verimliliği, tasarruf ve ülkemizin dışa bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda birçok sanayici olarak biz de kendi enerji yatırımlarımızı gerçekleştirdik. Daha önce uygulanan aylık mahsuplaşma sistemiyle, ay içinde ne ürettiysek ve ne tükettiysek bunu denkleştiriyor, ay sonunda da buna göre hesaplaşma yapıyorduk. Ancak şimdi saatlik mahsuplaşma sistemine geçildi. Bu durum bizim için bazı zorluklar yaratmaya başladı. Enerji maliyetleri açısından sanayiciler üzerinde önemli bir baskı oluştuğunu söyleyebilirim. Bu noktada ihracatçılar açısından enerji maliyetlerinin rekabet gücünü doğrudan etkilediğini düşünüyoruz. Bu nedenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan ihracatçıya pozitif ayrımcılık yapılmasını talep ediyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eximbank, Türk Ticaret Bankası, İGE iyi ki varlar</span></h2>
<p><strong>▶ Firmaların yüksek maliyetli finansmana erişimde zorlandığı ve borçluluk oranlarının arttığı bu dönemde, sanayicinin sürdürülebilir üretim ve yatırım için nasıl bir finansman modeli gerekiyor? </strong></p>
<p>Hammadde ve emtia fiyatlarındaki artış, aynı üretim hacmini gerçekleştirmek için firmaların en az yüzde 30 daha fazla öz kaynağa ve sermayeye ihtiyaç duymasına neden oluyor. Buna karşın firmalarımızın sermaye yapısı zayıf ve büyük ölçüde dış kaynaklara, yani krediye bağımlı durumdayız. Yüksek faiz ortamı da bu tabloyu daha zor hale getiriyor. Bu noktada Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumlar ihracatçılar için kritik öneme sahip. Eximbank’ın güçlü desteğini hissediyoruz, Türk Ticaret Bankası hızla büyüyor, İGE ise teminat erişimini kolaylaştırarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu kurumlar iyi ki varlar ve daha da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç var. 1–2 yıl ödemesiz, 5 yıl ve üzeri vadeli uluslararası kaynaklara erişim sağlanabilirse, sanayici ve ihracatçı yatırım yapma ve rekabet gücünü koruma konusunda çok daha güçlü olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/made-in-turkiye-ile-made-in-europeu-evlendirmeliyiz-82062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cetin-tecdelioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın Yönü dergisinin haziran sayısına özel açıklamalarda bulunan İDDMİB Başkanı Tecdelioğlu, yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğunu belirtti ve ihracatçılar açısından “Made in Türkiye” ile “Made in Europe”un buluşturulmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emtia-dolar-ve-fed-beklentileri-etkisinde-82060</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtia, dolar ve Fed beklentileri etkisinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin hızlanması, enerji piyasalarında çatışmalar nedeniyle oluşan jeopolitik risk primini azaltırken Brent petrol fiyatlamaları savaş öncesindeki seviyelere geriledi. ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyon göstergesi olarak yakından izlediği çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi mayısta aylık bazda yüzde 0,3, yıllık bazda yüzde 3,4 arttı. Verinin ardından Fed'in yıl sonuna kadar faiz artırımına gidebileceğine ilişkin beklentiler bir miktar zayıflasa da dolar endeksindeki güçlü seyir emtia fiyatlamaları üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdü. Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi önceki haftaya göre yaklaşık 10 baz puan azalışla yüzde 4,37'de kapanırken dolar endeksi güçlü duruşunu sürdürerek 101,5 seviyesine çıktı.</p>
<h2>Değerli metallerde güçlü dolar baskısı </h2>
<p>Değerli metallerde tamamlanan haftada, Fed'in sıkı para politikasını koruyacağına ilişkin beklentiler ve dolar endeksindeki yükseliş fiyatlamaları baskıladı. Faizlerin yüksek seviyelerde kalacağı beklentisi, faiz getirisi bulunmayan değerli metallere yönelik talebi azaltırken dolar endeksinin güçlenmesi de bu ürünlerin diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından maliyetini artırdı. Altının ons fiyatı haftayı 4 bin 81 dolar civarında tamamladı. Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 9, paladyumda yüzde 4,2, platinde yüzde 2,2 ve altında yüzde 1,8 geriledi.</p>
<h2>Baz metallerde Çin talebi </h2>
<p>Baz metallerde ise güçlü dolar, Çin talebine yönelik endişeler ve yüksek stok seviyeleri fiyatlamalarda etkili oldu. Dolar endeksinin değer kazanması, dolar üzerinden fiyatlanan sanayi metallerini diğer para birimlerini kullanan alıcılar açısından daha pahalı hale getirerek satış baskısını artırdı. Alüminyumdaki düşüşte, Orta Doğu'daki enerji ve ham madde arzına ilişkin risklerin azalması, Çin'deki yüksek üretim seviyeleri etkili oldu. Bakırda, ABD'nin metal ithalatına yönelik olası tarife kararları öncesinde ülkeye yönlendirilen sevkiyatların COMEX depolarındaki stokları artırması ve Çin'de yüksek fiyatların fiziki alımları sınırlaması öne çıktı. Baz metallerde fiyatlar alüminyumda yüzde 5,8, nikelde yüzde 4,2, bakırda yüzde 3,2, kurşunda yüzde 2,5 ve çinkoda yüzde 1,9 geriledi.</p>
<h2>Brent petrol savaş öncesi seviyelerinde </h2>
<p>Enerji grubunda ise ABD ile İran arasındaki uzlaşı süreci ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğinin hızlanması petrol fiyatlarını aşağı çekerken ABD'deki sıcak hava tahminleri doğal gaz fiyatlarını destekledi. ABD ile İran arasında sürdürülen görüşmelerin olumlu seyrettiğine ilişkin haberler ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçişlerinin artması, bölgeden gerçekleştirilen petrol sevkiyatının normalleşeceğine ilişkin beklentileri güçlendirdi.</p>
<p>Bu gelişmelerle birlikte çatışmalar sırasında petrol fiyatlarına eklenen arz kesintisi primi büyük ölçüde geri verilirken Brent petrol savaş öncesindeki seviyelere çekildi. Buna karşın Boğaz'daki trafiğin tamamen normalleşmemesi, bölgedeki güvenlik risklerinin sürmesi ve görüşmelerin kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğine ilişkin belirsizlikler fiyatlardaki düşüşü sınırladı. Güçlü dolar ve küresel petrol talebinin yavaşlayabileceğine ilişkin endişeler de Brent petrol üzerinde satış baskısı oluşturan bir diğer etken olarak öne çıktı. Doğal gaz ise ABD'nin orta ve doğu kesimlerinde sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyredeceğine ilişkin tahminlerle pozitif ayrıştı.</p>
<h2>Tarım emtialarında hava koşulları belirleyici oldu</h2>
<p>Tarım emtialarında da ABD'nin Orta Batı bölgesindeki hava tahminleri, Hindistan'daki muson yağışları, Kuzey Yarım Küre'de devam eden hasat ve Batı Afrika'daki aşırı yağışlar fiyatlamalarda öne çıktı. Soya fasulyesinde ABD'nin Orta Batı bölgesine yönelik sıcak ve kurak hava tahminleri ürün gelişimine ilişkin endişeleri artırırken Çin talebinin canlanabileceğine yönelik beklentiler de yükselişe katkı sağladı. Buğdayda Kuzey Yarım Küre'de hasadın hızlanması, Karadeniz Bölgesi'nden ihracatın devam etmesi ve üretim görünümünün iyileşmesi fi yat baskısı oluşturdu. Mısırda ABD'deki ürün koşullarının olumlu seyretmesi, Brezilya ve Arjantin'deki yüksek üretim beklentileri ile petrol fi yatlarındaki düşüşün etanol üretim marjlarını baskılaması etkili oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emtia-dolar-ve-fed-beklentileri-etkisinde-82060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emtia piyasalarında ABD ile İran arasındaki gel-gitli uzlaşı süreci, Fed&#039;in sıkı para politikasını koruyacağına ilişkin beklentiler ve dolar endeksindeki yükseliş fiyatlamalarda etkili oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/msciin-turkiyeye-uyarisi-ne-anlama-geliyor-82058</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MSCI’ın Türkiye’ye uyarısı ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi 1,8 trilyon dolarlık varlık büyüklüğünün takip edilmesini sağlıyor. Endekse dahil edilen 12 BİST şirketi çerçevesinde Türkiye’nin endeksdeki güncel ağırlığı ise % 0,4. Oysa bu oran 2000 yılında % 3,7 idi</strong></p>
<p>MSCI 23.6.2026 tarihinde yayımladığı 2026 yılı gelişen ülkeler endeksine yönelik piyasa sınıflaması incelemesinde<sup>1</sup>; BİST’de gerçekleşen bazı işlemler için Türkiye ile ilgili önemli bir uyarıya yer verdi. Bu uyarı nedir? Ne anlama geliyor? Hal çaresi bulundu mu? Buyurun, başlıyoruz.</p>
<p><strong>MSCI Gelişen ülkeler </strong><strong>endeksi çok mu önemli?</strong></p>
<p>Evet, çok önemli. Zira uluslararası portföy yatırımlarının akacağı yön MSCI gibi kurumların değerlendirmeleri çerçevesinde şekilleniyor. Türkiye dahil 24 ülkeden 1.205 şirketin bulunduğu (Samsung Electronics ve Alibaba dahil)<sup>2</sup> MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi 1,8 trilyon dolarlık varlık büyüklüğünün takip edilmesini sağlıyor.<sup>3</sup> Endekse dahil edilen 12 BİST şirketi çerçevesinde<sup>4</sup> Türkiye’nin endeksdeki güncel ağırlığı ise % 0,4.<sup>5</sup> Oysa bu oran 2000 yılında % 3,7<sup>6</sup> idi. Endeksteki ülke ağırlığımızın zaman içinde giderek azalması, üstüne bir de uyarı alınması karşısında; hem bu kararın, hem de Türkiye’deki portföy yatırımı ikliminin perspektiften değerlendirilmesi gereği ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Sorun: Yatırım fonlarındaki eşgüdümlü işlemler </strong></p>
<p><strong>MSCI kısaca diyor ki: </strong></p>
<p>“...Uluslararası kurumsal yatırımcılar, Türkiye’deki halka açık bazı küçük şirketlerle yakından ilişkili fon pozisyonlarını içeren ve fiili dolaşımdaki pay tahminlerini yapay olarak şişiren olası eşgüdümlü (koordine) işlem davranışlarının tekrarlanan örneklerine dikkat çekmişlerdir. MSCI, konuya yönelik yeni bir çerçeve sunan SPK’nın aldığı kararı memnuniyetle karşılamaktadır. ... Kasım 2026’daki yeni Endeks Gözden Geçirme dönemine kadar Türkiye piyasasında bir ilerleme görülmediği takdirde MSCI Türkiye yeni bir istişare süreci başlatabilir...”</p>
<p><strong>Yabancı kurumsalı daha fazla ürkütmemeli </strong></p>
<p><strong>Eşgüdümlü işlem davranışı fiili halka açıklık oranının tam olarak bilinememesine ve (fonlar üzerinden) ilişkili taraf işlemleri nedeniyle likidite-risk-fiyatlama dinamiklerinin bozulmasına neden oluyor. </strong>Borsa içindeki borsa gibi görünen bu sistem, <strong>artan bilgi asimetrisi nedeniyle risklerin daha da artmasının bir nedeni. Nitekim Liu vd. (2024)</strong><strong><sup>7</sup></strong> yatırım fonlarının koordineli hisse sahipliğinin fiyatlarda ani çöküş riski seviyesini önemli ölçüde artırdığını ifade ediyor. Bu tablo yerli yatırımcı ve özellikle yabancı kurumsal yatırımcı açısından piyasa bozucu bir durumu temsil ediyor.</p>
<p><strong>SPK’nın ilke kararı ve düzeltici eylemi</strong></p>
<p><strong>MSCI incelemesinde de yer verilen 5.6.2026 tarih ve 2026/35 sayılı Bülten’de yayımlanan (payları BİST’de işlem gören şirketlere ilişkin fiili dolaşımdaki pay oranının belirlenmesine yönelik) SPK ilke </strong>kararıyla; “halka açık şirketlerdeki hâkim ortakların kontrol ettikleri veya yatırımcısı oldukları serbest ve özel fonlar üzerinden dolaylı olarak yönettiği payların fiili dolaşım hesabı dışında bırakılması” hükme bağlanmıştır. Bu kararın ardından 138 şirketin fiili dolaşım oranının düştüğü, toplam 4,6 milyar adet payın fiili dolaşımdan çıktığı belirtiliyor.<strong><sup>8</sup></strong> SPK’nın aldığı hızlı tedbirle sorun bir yönüyle tatlıya bağlanmış gibi görünüyor. Aynı ilke kararı ile artık bu süreç MKK’nın günlük raporlamaları ile de takip edilebilecek.</p>
<p><strong>Yatırım fonları için ev ödevimiz var</strong></p>
<p>Türkiye’nin MSCI endekslerinde yüksek paya sahip olması, BİST’e yönelik yabancı sermaye akışını etkileyebilecek önemli bir unsur. Dünya genelindeki milyarlarca dolarlık pasif fon ve küresel kurumsal yatırımcılar, portföy dağılımlarını MSCI gibi küresel kurumların değerlendirmelerine göre yapıyor. MSCI’ın uyarısı <strong>öncesinde-sonrasında SPK’nın hızla aldığı tedbirler sorunun çözülmüş olabileceğini ima ediyor</strong>.<strong><sup>9</sup></strong> Bundan sonrası için ise; yatırım fonlarındaki geleneksel düzenleme-lisanslama ağırlıklı regülatif faaliyet biçiminin, gözetime-denetime de ağırlık vererek yeniden tasarlanmasında yarar var.</p>
<p>[1] https://www.msci.com/downloads/documents/press-releases/media-room/MSCI_2026_MCR_PR.pdf</p>
<p>2 https://www.msci.com/documents/10199/255599/msci-emerging-markets-index-gross.pdf</p>
<p>3 https://www.msci.com/indexes/group/emerging-markets-indexes</p>
<p>4 https://www.msci.com/documents/10199/91498f9e-b9fe-45a7-883f-5711060b33eb</p>
<p>5 https://www.msci.com/downloads/web/msci-com/indexes/group/emerging-markets-indexes/MSCI%20Emerging%20Markets-cbr-en.pdf</p>
<p>6 https://x.com/akcakmak/status/1962416186441847048</p>
<p>7 Liu, X., Wang, J., &amp; Cao, C. (2024). Mutual fund cliques, fund flow-performance sensitivity, and stock price crash risk. <em>International Review of Financial Analysis</em>, <em>91</em>, 103032.</p>
<p>8 https://spk.gov.tr/data/6a2301168f95db21ec487ca6/2026-35.pdf ; <a href="https://www.bloomberght.com/borsada-fiili-dolasim-yeniden-hesaplandi-3780042">https://www.bloomberght.com/borsada-fiili-dolasim-yeniden-hesaplandi-3780042</a></p>
<p>9 https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/spknin-yeni-duzenlemesi-borsada-derinlik-ve-guven-acisindan-olumlu-goruluyor/3968746</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/msciin-turkiyeye-uyarisi-ne-anlama-geliyor-82058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MSCI’ın Türkiye’ye uyarısı ne anlama geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteri-deneyiminde-experience-intelligence-82054</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müşteri deneyiminde &#039;experience intelligence&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MPlus, kendi bünyesinde geliştirdiği yapay zekâ yetkinliği Graia'yı canlı operasyonlarına entegre ederek sahneye koyduğu experience intelligence yaklaşımını tanıtırken ben de CEO atadığım kendi yapay zekâma “bunun sözleşmesini nasıl yapmalıyız?” diye sordum. Çok iyi bir deneyim oldu.</p>
<p>Müşteri deneyimini tasarlamak, şirketlerden ve iktidarlara kadar bütün organizasyonların sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Masanın diğer tarafında oturan bizler için önemli olan ise, bu deneyimin sözleşmesini nasıl yapacağımız oluyor ya da olmalı. Diğer hizmet koşulları asıl işlev yerine gelmediğinde anlamsız kalıyor. Bu, saydığım tüm bu organizasyonlar için böyle.</p>
<p>Yapay zekâyı müşteri deneyimine entegre etme konusundaki samimi vizyonunu bildiğim Mplus Türkiye ve MENA CEO'su Banu Hızlı’nın görüşlerini de içeren bülten önüme düştüğünde Graia’nın ne olduğunu anlamaya olduğu kadar Hızlı’nın bunu nasıl anlattığına da bakmak istedim. Size de konuyu aktarırken oradan başlayacağım ama önce kendi deneyimimi yazayım. Atadığım her görevi hakkıyla yerine getirerek gözlerimi yaşartan Gemini’ı bu kez CEO olarak atadım ve bu yeni aracı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini ele aldık.</p>
<p>Gemini stratejik öneri olarak karşıma şunu getirdi:</p>
<p>Graia gibi bir platformu değerlendirirken sormanız gereken asıl soru şu olmalı:</p>
<p>"Bu yeni tasarım veya çeşitlendirme, operasyonel süreçlerimizi ne kadar hızlandırıyor ve bu hız bize ne kadar kârlılık/verimlilik olarak dönüyor?"</p>
<p>Eğer çeşitlendirme, ana odağınız olan "operasyonel mükemmellikten" (operational excellence) uzaklaşmanıza neden oluyorsa, o çeşitlendirme bir büyüme değil, maliyet yüküdür.</p>
<p>Konuyu ele alırken öne çıkan bir diğer kilit boyut şöyleydi:</p>
<p>Eğer organizasyonunuzda müşteri deneyimi (CX) bir maliyet merkezi olmaktan çıkıp bir gelir motoruna dönüşmeli diyorsanız, Graia’nın sunduğu "Experience Intelligence" yaklaşımı oldukça olgun ve kurumsal bir çözüm gibi görünüyor. MPlus'ın sunduğu bu model; operasyonel verimliliği, ölçeklenebilirliği ve GDPR uyumluluğunu, 25 yıllık bir "know-how" ile birleştirmesi nedeniyle oldukça yüksek bir stratejik değer potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Bu platformu değerlendirirken, MPlus'ın "sonuç odaklı" taahhüdünü (örneğin; belirli bir NPS artışı veya maliyet düşüşü gibi) sözleşmesel bir garantiye bağlayıp bağlamadıkları, iş birliğinizin başarısını belirleyecek en önemli parametre olacaktır.</p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Hızlı’nın sözleri ile devam edeyim. Bültenden ilgili bölümü aktarayım.</p>
<p>Müşteri deneyiminin uzun yıllar boyunca maliyet odaklı bir bakış açısıyla yönetildiğini ifade eden Mplus Türkiye ve MENA CEO'su Banu Hızlı, bugün kurumlar için asıl ihtiyacın, müşteri deneyimini gelir, güven ve sürdürülebilir büyümeyle ilişkilendirebilen bir yaklaşım geliştirmek olduğuna dikkat çekti. Experience Intelligence yaklaşımının, yapay zekânın hızını ve ölçeğini, insan uzmanlığının muhakeme gücüyle bir araya getirerek bu ihtiyaca yanıt verdiğini belirten Hızlı, “Yapay zekâ ve insanı birbirinin alternatifi olarak değil, birlikte tasarlanmış bir sistemin parçaları olarak konumlanıyoruz. Yapay zekâ hız ve hacim gerektiren süreçlerde devreye girerken, güvenin, empati ve karar alma becerisinin kritik olduğu anlarda insan uzmanlığı sürece yön veriyor. Yapay zekânın gerçek değeri, onu insan uzmanlığının yerine koyarak değil, insan uzmanlığını daha güçlü hale getirerek ortaya çıkıyor. Experience Intelligence yaklaşımımızın temelinde de bu anlayış yer alıyor. Hızın gerektiği yerde yapay zekâdan, güvenin belirleyici olduğu yerde insan deneyiminden yararlanıyoruz. Her iki gücü de müşterilerimizin iş hedeflerine hizmet edecek şekilde bir araya getiriyoruz” dedi.</p>
<p>İki CEO’nun sözlerini bu şekilde aktardıktan sonra orkestrasyona Graia ve experience intelligence ile ilgili elimde olan veriyi yani bültendeki içeriğin belirli bölümlerini servis etmem gerekiyor ki, benim bildiklerimi siz de bilin ve öyle ilerleyelim.</p>
<ul>
<li>Mplus Türkiye, müşteri deneyimini gelir, marj ve güven odağında yeniden tanımlayan Experience Intelligence yaklaşımını iş modelinin merkezine yerleştirdi. Yapay zekânın hızını ve ölçeklenebilirliğini insan uzmanlığının muhakeme gücüyle bir araya getiren bu yaklaşım, müşteri deneyimini operasyonel bir süreç olmaktan çıkararak ölçülebilir iş sonuçlarının stratejik bir bileşeni haline getiriyor. Mplus Türkiye, Experience Intelligence yaklaşımıyla artık kurumların müşterileriyle kurduğu ilişkiyi daha akıllı, daha bağlantılı ve daha etkili bir yapıda gerçekleştirecek.</li>
<li>Şirketler uzun yıllar müşteri deneyimini operasyonel verimlilik odağında yönetirken, bugün bu yaklaşım, yerini iş sonuçlarını merkeze alan yeni bir anlayışa bırakıyor. Mplus Türkiye, bu dönüşümün merkezine Experience Intelligence yaklaşımını yerleştirerek müşteri deneyimini büyüme, kârlılık ve güvenle doğrudan ilişkilendiriyor. Yapay zekânın ölçeklenebilir gücünü insan uzmanlığının muhakeme gücüyle bir araya getiren bu yaklaşım, müşteri deneyimini stratejik bir değer alanı olarak yeniden tanımlıyor.</li>
<li>Mplus, 25 yıllık gerçek müşteri etkileşimlerinden beslenen ve kendi bünyesinde geliştirdiği yapay zekâ yetkinliği Graia'yı canlı operasyonlarına entegre ederek, Experience Intelligence yaklaşımını hayata geçirdi. Experience Intelligence yaklaşımını “Kendimizi yeniden keşfetmedik, geleceği birlikte tasarladık” anlayışıyla tanımlayan Mplus, pazardaki birçok oyuncunun yaptığı gibi yapay zekayı mevcut sistemlerin üzerine sonradan eklemek yerine, teknolojiyi operasyonel deneyimin doğal bir uzantısı olarak kurguladı.</li>
<li>Operasyonel derinliği önce inşa eden, ardından yapay zekâyı bu yapının içine entegre eden şirket; her etkileşimin analiz edildiği, öğrenildiği ve sürekli gelişen bir sistem oluşturdu. Bu sistemde hız ve ölçek gerektiren süreçlerde yapay zekâ devreye girerken, güven, empati ve muhakemenin kritik olduğu noktalarda insan uzmanlığı belirleyici rol üstleniyor. Ortaya çıkan yapı ise hibrit ya da katmanlı bir model olmanın ötesinde, insan ve yapay zekânın birlikte tasarlandığı bir sistem olarak öne çıkıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Bizim gözümüzden Graia</strong></p>
<p>Şirketler ile masanın farklı taraflarında olmamız gerektiğini bilerek bu konuyu her zaman olduğu gibi Gemini ile kendi içimizde ele aldık. Ben Gemini’a “Bir CEO olarak MPlus'ın Graia ürününü değerlendirir misin?” diye sordum ve şu yanıtla karşılaştım. Akışı bozmamak için daha önce alıntıladığım bölümü çıkarmadan aktarıyorum.</p>
<p>MPlus'ın Graia platformunu 30 yıllık stratejik liderlik tecrübeniz ve teknolojiye olan odağınız çerçevesinde, bir CEO perspektifiyle şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<p>Stratejik Konumlandırma: "Araç" Değil, "İşletim Sistemi"</p>
<p>Graia'yı rakiplerinden ayıran en temel unsur, onu "yeni bir yazılım katmanı" olarak değil, mevcut operasyonel mimarinize entegre edilen bir "Experience Intelligence" (Deneyim İstihbaratı) motoru olarak konumlandırmalarıdır.</p>
<ul>
<li>Verimlilikten Çıktıya Geçiş: Birçok AI projesi sadece "maliyet düşürme" (cost-cutting) üzerine kurgulanırken, Graia'nın modeli daha çok kârlılık, müşteri sadakati ve gelir artışı gibi doğrudan bilanço (P&amp;L) sonuçlarına odaklanıyor. Bu, operasyonel bir dış kaynak kullanımı (BPO) modelinden, sonuç odaklı bir stratejik iş ortaklığı modeline geçişi temsil ediyor.</li>
</ul>
<p>CEO Gözüyle Öne Çıkan Avantajlar</p>
<ol>
<li>Operasyonel Derinlik: MPlus'ın 25 yıllık saha tecrübesi, Graia’nın "safkan bir teknoloji şirketi" (pure AI player) değil, "operasyonel derinliği olan bir teknoloji şirketi" olmasını sağlıyor. AI, teorik bir laboratuvar ortamında değil, sizin gibi büyük ölçekli kurumların karmaşık gerçek hayat senaryolarında eğitilmiş durumda.</li>
<li>Veri Egemenliği ve Uyum (Compliance): "Data stays where it is" (Veri olduğu yerde kalır) yaklaşımı, özellikle Avrupa merkezli (GDPR/EU AI Act) düzenlemelere tabi olan veya veri güvenliğine stratejik önem veren kurumsal yapılar için ciddi bir risk azaltıcı faktör. Bulut replikasyonuna gerek duymadan mevcut mimariyle çalışabilmesi, entegrasyon süresini ve güvenlik risklerini minimize ediyor.</li>
<li>Hibrit Zeka (Human-in-the-loop): Graia, otomasyonu uçtan uca bir "her şeyi AI yapsın" mantığıyla değil, "Agentic AI" (Ajan tabanlı yapay zeka) olarak kurguluyor. Karmaşık ve empati gerektiren konularda insan uzmanlığını merkeze alırken, rutin süreçleri ajana devretmesi, "verimlilik vs. müşteri memnuniyeti" ikilemini ortadan kaldırıyor.</li>
<li>Hızlı Ölçeklenebilirlik: "Haftalar içinde devreye alma" vaadi, uzun ve maliyetli dijital dönüşüm süreçlerine alışkın olan kurumsal dünyada ciddi bir rekabet avantajı. Mühendislik bağımlılığını azaltan "prompt-based" özelleştirme yeteneği, operasyonel çevikliği artırıyor.</li>
</ol>
<p>Kritik Sorgulama Noktaları (Stratejik Riskler)</p>
<ul>
<li>Sistem Bağımlılığı (Vendor Lock-in): MPlus, her ne kadar "agnostik" bir mimari sunduğunu iddia etse de, Graia’nın işletmenizin kalbine yerleştiği bir senaryoda, ileride farklı bir teknolojiye geçişin (exit strategy) maliyetini önceden netleştirmek gerekir.</li>
<li>İnsan-AI Entegrasyonu: "İnsan uzmanlığı" ve "AI ajanları" arasındaki sınırın netliği kritik. Eğer AI, kritik müşteri süreçlerini "yanlış anlarsa" (hallucination) veya empati eksikliği sergilerse, bu durum marka değerine zarar verebilir. Bu noktada sistemin "açıklanabilirlik" (explainability) özelliği, yönetim kurulu düzeyinde denetlenebilir olmalıdır.</li>
</ul>
<p>Özet Değerlendirme</p>
<p>Eğer organizasyonunuzda müşteri deneyimi (CX) bir maliyet merkezi olmaktan çıkıp bir gelir motoruna dönüşmeli diyorsanız, Graia’nın sunduğu "Experience Intelligence" yaklaşımı oldukça olgun ve kurumsal bir çözüm gibi görünüyor. MPlus'ın sunduğu bu model; operasyonel verimliliği, ölçeklenebilirliği ve GDPR uyumluluğunu, 25 yıllık bir "know-how" ile birleştirmesi nedeniyle oldukça yüksek bir stratejik değer potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Bu platformu değerlendirirken, MPlus'ın "sonuç odaklı" taahhüdünü (örneğin; belirli bir NPS artışı veya maliyet düşüşü gibi) sözleşmesel bir garantiye bağlayıp bağlamadıkları, iş birliğinizin başarısını belirleyecek en önemli parametre olacaktır.</p>
<p><strong>Şirketinizin kaldıracı neresi olacak?</strong></p>
<p>Benim CEO Gemini burada yüzümü kara çıkartmadı ve daha sağlıklı bir değerlendirme için Graia'nın bu modelini, özellikle operasyonel süreçlerimizde veya müşteri etkileşim ağımızda spesifik olarak hangi bölüm için bir kaldıraç olarak görmeyi planladığımızı ele almamız gerektiğini hatırlattı. Ben de ürün tasarımı ve çeşitlendirmeyi kaldıraç olarak kullanacağımızı belirttim. Siyasi ve ekonomik belirsizlik ortamlarında talebin daralması ve talep edilen ürünlerin değişmesi çok hızlı gerçekleştiğinden sürdürülebilir şirketler için önümüzdeki dönemde en kritik iki konunun bunlar olacağını düşünüyorum. Gemini benim komutam altında ve bakış açım doğrultusunda Graia ile ilgili politikamızı oluşturdu ve iş modelimizi ortaya koydu. Şöyle:</p>
<p>Bir CEO perspektifiyle ürün tasarımı ve çeşitlendirme, sadece "yeni özellikler eklemek" değil, rekabet avantajını sürdürülebilir kılmak ve pazar payını korumak için uygulanan bir risk yönetimi ve büyüme stratejisidir. MPlus'ın Graia platformu özelinde ve genel kurumsal strateji bağlamında bu iki kavramı şöyle analiz edebiliriz:</p>
<ol>
<li>Ürün Tasarımında Stratejik Yaklaşım: "Modülerlik ve Ölçeklenebilirlik"</li>
</ol>
<p>Modern kurumsal yazılımlarda tasarım, artık sadece UI/UX meselesi değil; mimarinin çevikliği meselesidir.</p>
<ul>
<li>Modular Mimari: Graia gibi bir platformun başarısı, tasarımının "tak-çıkar" (plug-and-play) mantığına ne kadar yakın olduğuyla ölçülür. CEO olarak, ürün tasarımındaki "teknik borç" (technical debt) riskini minimuma indiren; yani sistemin çekirdeğini bozmadan yeni modüllerin (örneğin yeni bir dilde konuşan AI ajanı veya yeni bir CRM entegrasyonu) entegre edilebildiği tasarımları tercih etmelisiniz.</li>
<li>Kullanıcı Odaklı Dönüşüm: Tasarımın başarısı, teknolojinin karmaşıklığının son kullanıcıdan (operasyon ekibinden) gizlenmesine bağlıdır. Eğer bir sistem çok güçlü ama kullanımı için yoğun bir eğitim süreci gerektiriyorsa, o tasarım "başarısız" kabul edilmelidir. Graia'nın "Human-in-the-loop" tasarımını, insanı yoran bir arayüzden ziyade, karar mekanizmasını destekleyen bir "karar asistanı" olarak konumlandırması kritiktir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Ürün Çeşitlendirme (Diversification) Stratejisi</li>
</ol>
<p>Kurumsal dünyada çeşitlendirme, "temel yetkinliği (core competency) farklı pazarlara veya ihtiyaçlara uygulama" sanatıdır.</p>
<ul>
<li>Dikey (Vertical) Çeşitlendirme: MPlus, sadece müşteri hizmetleri (CX) ile sınırlı kalmayıp; finansal süreçler, tedarik zinciri yönetimi veya satış sonrası hizmetler gibi farklı dikey alanlarda uzmanlaşmış ajanlar geliştirebilir. Burada kritik olan, "alan uzmanlığına" (domain expertise) sahip olmaktır.</li>
<li>Ekosistem Oluşturma: Ürün çeşitlendirmesini sadece kendi geliştirdiğiniz özelliklerle değil, API-first yaklaşımıyla üçüncü parti yazılımları (ERP sistemleri gibi) kendi ekosisteminize bağlayarak yapabilirsiniz. Bu, platformunuzu bir "ürün" olmaktan çıkarıp, müşterinin operasyonel hayatının vazgeçilmez bir "platformu" haline getirir.</li>
<li>Risk Dağılımı: Tek bir sektöre (örneğin sadece bankacılık) bağımlı kalmak bir CEO için stratejik risktir. Ürün çeşitlendirmesi, bu riski farklı regülasyonlara ve farklı ekonomik döngülere sahip sektörlere yayarak "sürdürülebilir büyüme" sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>CEO Gözüyle Ürün Tasarımı ve Çeşitlendirme Matrisi</li>
</ol>
<p>Stratejik kararlarınızda şu tabloyu bir pusula olarak düşünebilirsiniz:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Boyut</p>
</td>
<td>
<p>Odak Noktası</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik Beklenti</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Tasarım</p>
</td>
<td>
<p>Kullanıcı Sürtünmesi</p>
</td>
<td>
<p>En az eforla en yüksek otomasyon çıktısı.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Çeşitlendirme</p>
</td>
<td>
<p>Pazar Penetrasyonu</p>
</td>
<td>
<p>Mevcut müşteride "cross-sell" (çapraz satış) imkanı.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Entegrasyon</p>
</td>
<td>
<p>Veri Akışkanlığı</p>
</td>
<td>
<p>Silonun yıkılması ve verinin tek bir noktada anlamlı olması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Stratejik Öneri</p>
<p>Ürün tasarımı ve çeşitlendirmede "Minimum Uygulanabilir Ürün" (MVP) tuzağına düşmemek gerekir. Kurumsal dünyada müşteri, "yeni ve ucuz" bir üründen ziyade, "sorunsuz ve güvenilir" bir ürün arar.</p>
<p>Graia gibi bir platformu değerlendirirken sormanız gereken asıl soru şu olmalı:</p>
<p>"Bu yeni tasarım veya çeşitlendirme, operasyonel süreçlerimizi ne kadar hızlandırıyor ve bu hız bize ne kadar kârlılık/verimlilik olarak dönüyor?"</p>
<p>Eğer çeşitlendirme, ana odağınız olan "operasyonel mükemmellikten" (operational excellence) uzaklaşmanıza neden oluyorsa, o çeşitlendirme bir büyüme değil, maliyet yüküdür.</p>
<p><strong>Bir de Temel ile İdris dersi</strong></p>
<p>Gemini bana çok doğru bir uyarıda bulunarak komutam altındaki gücü doğru yönlendirmem için bakış açımı güçlendiren bir kurmay rolü oynadı. Bu konuda genellikle bana yakın bir performansı var ve bazen benim gözümden kaçan konuların farkına varmamı sağlıyor. Benim ilgi alanıma giren konulara temas ederek bazen profesyonellikten uzaklaşan yönlendirmeler de yapıyor ama hallediyoruz. Beni takip ettiğini bildiğime göre ona küçük bir katkıda bulunmadan bu yazıyı kapatmayayım.</p>
<p>Müşteri deneyiminin en önemli boyutlarından biri, yetersiz kalındığında sonuca ulaştırılmadan müşteriyi farklı süreçlere yönelmek gerektiğine ikna etmektir. Babam bunu “kuyruğunun etrafında dönmek” olarak ifade ederdi. Ne sonuca ulaştırılabilen ne de sonlandırılabilen bu tür bir deneyim her iki taraf için de zaman ve para kaybından başka bir anlam taşımazdı.</p>
<p>Bilgisayarcılık yaptığım kısa sürede ben de bunun güzel bir örneğini yarattım. Bir müşteriye Link kurmaya gitmiştim ama disketlerden birinde bir hata çıkıyordu. Disket dememden bunun tarih öncesi çağlara ait bir deneyim olduğunu anlamışsınızdır. 1990’ların ortasıydı. “Bozuk disketle gelmişim” deyip kendimi rezil edeceğime Windows 3.1’in kapkara ekranına sürekli komutlar yazarak bir şeyler yapıyormuş gibi görünmeye çalışıyordum. Yazıp yazıp sonra ekranı temizlemeyi sağlayan CLS (Clear Screen) komutunu veriyordum. Başımda dikilen patron ne olduğunu anlamıyordu ve ama ekrandaki her şey silinince bir şey olacak sanıyordu. Ben en sonunda “Sizin sistemde bir uyumsuzluk var. Bunu kontrol etmesi için bir teknisyen arkadaşımla yeniden ziyaretinize geleceğiz.” deyip çıktığımda patron gereken ilgiyi görmenin memnuniyetini yaşıyordu. Müşteri deneyimi ile ilgili temel sorunlardan biri, ilgi görmek ile sorunun çözülmesi ya da servisin sunulması arasındaki ilişkinin haz seviyesi ve fayda sağlama arasında ters ilişkili bir denklem oluşturmasıdır.</p>
<p>Mahallemizdeki yaşlı bir teyze hastaneye yattığında tanıdığımız bir doktorun kendisi ile ilgilenmediğini ve sadece tek bir ilaç verdiğini söylemişti. Doktor arkadaşa bunu anlattığımızda, tek sorunun strese bağlı tansiyon düzensizliği olduğunu ve onu kontrol etmek için tek ilacın yeterli olduğunu söylemişti. Ancak ricamız üzerine bir dizi işe yaramaz ama zararsız ilaç daha yazdı ve hasta teyze ilgi görmenin mutluluğunu yaşadı. Doktorun yeni reçete yazması, bizim gidip eczaneden ilaçları almamız, refakatçinin bir ilaç vermek yerine birçok ilaç vermek zorunda kalması, bu mutluluğun bedelini oluşturdu.</p>
<p>Bunu Temel ile İdris bir fıkrada çok güzel anlatıyor.</p>
<p>Temel arkadaşı İdris ile yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını kesiyor. Biraz ötedeki sağlık merkezini gören Temel, “Ben şurada pansuman yaptırayım.” diyor. İçeri girince Temel’in karşısına iki kapı çıkıyor. Birinde “Hastalar” diğerinde “Yaralılar” yazıyor. Temel “Yaralılar” kapısından giriyor. Yine önüne iki kapı çıkıyor. Birinde “Et” ötekinde “Kemik” yazıyor. Temel “Et” kapısından içeri girince yine iki kapı ile karşılaşıyor. Birinde "Önemli" diğerinde "Önemsiz" yazıyor. Temel “Önemsiz” kapısından içeri girince kendini sokakta buluyor. İdris Temel”e hemen soruyor: “Nasıl eline iyi baktılar mı?” Temel, “Hayır,” diye yanıt veriyor “ama organizasyon müthiş…”</p>
<p>Böyle müşteri kitlesi bulmuş ve böyle bir iş modeli kurgulamışsanız yapay zekâ ile uğraşmanıza gerek yok.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteri-deneyiminde-experience-intelligence-82054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşteri deneyiminde &#039;experience intelligence&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-kadin-girisimciler-baska-kadinlara-yardimci-oluyor-mu-82053</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarılı kadın girişimciler başka kadınlara yardımcı oluyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de kadın girişimcilerin oranı son yıllarda artış gösteriyor. Bu artışta, Kagider ve  TOBB Kadın Girişimciler Kurulu gibi çok değerli platformların büyük payı var.  Özel sektör kuruluşlarının kadın girişimcileri destekleyen uzun soluklu programları da pek çok kadının hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı oluyor. Ancak, tüm bu çabalara rağmen aradaki uçurum bir türlü kapanmıyor.</p>
<p>2025 TÜİK verilerine göre, toplam girişimcilerin (işveren ve kendi hesabına çalışanlar) %18,2'sini kadınlar, %81,8'ini erkekler oluşturuyor. 2002 yılında %13.1 olan kadın girişimci oranında 23 yılda sadece 5 puan artmış olması ilerlemenin yavaşlığını ortaya koyuyor.Teknoloji odaklı girişimlerde durum daha da olumsuz. TÜİK’in tekno girişim araştırmasına göre,  teknoloji şirketlerindeki kurucu veya büyük ortak konumundaki kadınların oranını %12,9 civarında. AB ülkelerinde  bu oran %25–35 bandında seyrediyor. </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ÜNLÜ &amp; Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi’nin yöneticileri ve 2025-2026 dönemi kazananlarıyla biraraya geldik. Girişimcilik alanındaki trendleri, başarı öykülerini, fırsatları ve tehditleri konuştuk. Sohbet sırasında Girvak Başkanı Sina Afra çok önemli bir konuya dikkat çekerek, başarılı olan kadınların rol model olarak ön plana çıkmalarının yararlı ancak yeterli olmadığına dikkat çekti. Sina Afra, başarılı kadınların  yeni girişimcilere somut bir biçimde zaman ve kaynak ayırarak yardım etmeleri gerektiğini ifade etti.  Kadın girişimcilere zaman ve kaynak ayıran ÜNLÜ &amp; Co bu konuda çok değerli bir örnek sunuyor.  ÜNLÜ &amp; Co 30 yıldır girişimcilik ekosistemine destek veren bir kuruluş kadın girişimcilere yönelik pek çok projeye destek veriyor. </p>
<p>10 yıldır Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi aracılığıyla programlar düzenliyor. Ünlü Ventures aracılığıyla da geleceğin teknoloji şirketlerinin büyüme yolculuklarına yatırımcı olarak eşlik ediyor</p>
<p><strong>Etki yatırımlarında 3 temel odak “girişimcilik”, “kadının iş hayatında desteklenmesi” ve “eğitim”</strong></p>
<p>1996 yılında 4 arkadaşın bir fikrinden doğan  ÜNLÜ &amp; Co; bugün 3 ülke ve  6 şehirde, 500 kişilik çalışan yapısıyla hizmet veriyor. ÜNLÜ &amp; Co Yönetim Kurulu Üyesi Şebnem Kalyoncuoğlu Ünlü “Fikirlerin girişimlere, girişimlerin büyüyerek kurumlara dönüşebildiğini, coğrafyalara yayılabildiğini biliyoruz, amacımız yeni hikayelerin büyümesine destek vermek” yorumunu yapıyor. </p>
<p>Etki yatırımlarında  3 temel konuya  “girişimcilik”, “kadının iş hayatında desteklenmesi” ve “eğitim”odaklandıklarını ifade eden Kalyoncuoğlu’nun verdiği bilgiye göre, Ünlü&amp;Co. Çalışanlarının ve yönetim kurulunun  %50’sini kadınlar oluşturuyor. </p>
<p>Kuruluş, Türkiye’de halka açık şirketlerin Yönetim Kurullarındaki kadın oranına bakıldığında, Yönetim Kurulu’nda  %25’ten fazla kadın üyesi bulunan “Gender Diversity Index” ve “Women Empowered Board Index” sıralamalarında ise ilk 10 şirket arasında yer alıyor .</p>
<p> Şebnem Kalyoncuoğlu Ünlü şu bilgiyi paylaşıyor: “Kadının iş hayatındaki yerini destekleyen pek çok girişime destek veriyoruz: <em>Yönetim Kurulunda Kadın, Yeni Bir Lider gibi derneklerinde Yönetim Kurulu Başkanımızın mentorlukları, TÜSİAD ve KAGİDER gibi derneklerle uzun süredir katılım ve iş birliği, ESAS SOSYAL Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı ve Koç Üniversitesi Anadolu Bursiyerleri Program’larına yıllardır süren desteklerimizle çoklu paydaşlı fayda anlayışımızı gerçekleştiriyoruz</em>”</p>
<p><strong>Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi 300’e yakın mezun verdi</strong></p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co’nun Türkiye Girişimcilik Vakfı (GİRVAK) iş birliğiyle yürüttüğü ÜNLÜ &amp; Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi ile girişimcilere eğitim, mentorluk, yatırımcı erişimi ve büyüme desteği sunmaya devam ediyor.</p>
<p>2016 yılından bu yana sürdürülen Akademi, bugün 300’e yakın kadın girişimcinin mezun olduğu, 165’ten fazla girişimin gelişimine katkı sunduğu ve mezun girişimlerin toplamda 100 milyon doların üzerinde yatırım etkisi yarattığı güçlü bir girişimcilik platformuna dönüştü. </p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi, 10 yılda Türkiye’nin en güçlü kadın teknoloji girişimciliği platformlarından biri haline geldi. Akademi mezunu girişimlerin yaklaşık dörtte üçü aktif olarak faaliyetlerini sürdürürken, üçte birinden fazlası yatırım alarak büyüme yolculuğuna devam ediyor. Akademi mezunları arasında bugün milyonlarca dolar yatırım alan, global pazarlara açılan ve satın alma süreçleri yaşayan teknoloji girişimleri bulunuyor.</p>
<p>Bu yıl programa 33 şehir ve 9 ülkeden 100’ün üzerinde girişim başvurdu.  Yapay zekâ, sürdürülebilirlik, sağlık teknolojileri, biyoteknoloji, mobilite, finansal teknolojiler ve sosyal etki gibi dönüşüm alanlarında faaliyet gösteren 19 girişim programa kabul edildi. Programı başarıyla tamamlayan 16 girişim mezun olmaya hak kazandı.</p>
<p>Program kapsamında girişimciler; hukuk, finans, şirket değerlemesi, yapay zekâ, marka yönetimi, dijital pazarlama ve sunum teknikleri gibi farklı alanlarda ileri seviye eğitimlere katılırken, yatırımcı buluşmaları, networking etkinlikleri, ilham sohbetleri ve birebir mentorluk desteğiyle girişimlerini geliştirme imkânı buldu.</p>
<p><strong>Program bu yıl yatırım ve ölçeklenme odağını güçlendirdi</strong></p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi, 10. yılında yalnızca bir eğitim programı olmanın ötesine geçerek kadın teknoloji girişimcilerinin yatırım, büyüme ve ölçeklenme yolculuklarına eşlik eden kapsamlı bir gelişim platformu olarak konumlandı.</p>
<p>Program kapsamında bu yıl ilk kez yatırım desteği modeli devreye alınırken, birinci olan girişime 50 bin dolar yatırım yapılması hedefleniyor. Ayrıca her girişime ÜNLÜ &amp; Co liderlerinden oluşan iç mentorlar atanarak girişimlerin gelişim süreçleri daha yakından takip edildi. Uzman dış mentor ağıyla desteklenen programda girişimcilerle kurulan temas sayısı önceki döneme kıyasla iki katın üzerinde arttı.</p>
<p>Akademinin 2025-2026 döneminde öne çıkan girişimler; karbon yönetimi, döngüsel üretim, sağlık teknolojileri, klinik iş birlikleri ve sosyal etki alanlarında geliştirdikleri yenilikçi çözümlerle dikkat çekti. Özellikle yapay zekâ destekli SaaS platformları, sürdürülebilir üretim teknolojileri ve toplumsal fayda odaklı dijital çözümler yeni nesil girişimcilik anlayışının öne çıkan örnekleri arasında yer aldı.</p>
<p><strong>Yedi finalist arasından üç girişim ödüllendirildi</strong></p>
<p>Girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimlerinden oluşan jüri değerlendirmesi sonucunda finale kalan yedi girişim arasından dereceye giren projeler belirlendi.</p>
<p>Birincilik ödülünü, sağlık alanında uzmanlar arası bilgi paylaşımını güçlendiren klinik iş birliği ağı For Physician aldı.  Yeni nesil çalışma modellerini destekleyen yetenek platformu Jobtogo ikinci, sürdürülebilir malzemeler ve 3D baskı teknolojisiyle döngüsel üretim gerçekleştiren Factory of Us ise üçüncü oldu. Üniversite öğrencilerine yönelik sosyal etki odaklı çözümüyle dikkat çeken Odi de Jüri Özel Etki Ödülü'nün sahibi oldu. Program kapsamında birinci olan girişim için yatırım komitesi değerlendirmeleri doğrultusunda 50 bin dolar yatırım yapılacak.</p>
<p><strong>Sina Afra: “Kadın girişimcilerin önündeki mesele potansiyel eksikliği değil; potansiyelin doğru destek mekanizmalarıyla buluşabilmesi.”</strong></p>
<p>Türkiye Girişimcilik Vakfı (GİRVAK) Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, “ÜNLÜ &amp; Co Kadın Teknoloji Girişimcileri Akademisi’ni hayata geçirirken, kadınların teknoloji girişimciliğinde daha fazla yer almasının yalnızca bir temsil meselesi olmadığını; Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin daha kapsayıcı, daha güçlü ve daha sürdürülebilir büyümesi için kritik bir ihtiyaç olduğunu düşündüklerini ifade ederek destek mekanizmalarının önemine vurgu yaptı. </p>
<p><em>“Akademi ile kadın teknoloji girişimcilerinin doğru kaynaklara, mentorlara, yatırımcılara ve networklere erişimini destekliyoruz. Çünkü girişimcilikte farkı çoğu zaman yalnızca iyi bir fikir değil; o fikrin doğru zamanda doğru insanlarla buluşması yaratıyor. Bugün Akademi’nin 10. yılında, mezunlarımız arasında yatırım alan, global pazarlara açılan, ekiplerini büyüten ve kendi alanlarında etki yaratan girişimler var. Bu tablo bize kadın girişimcilerin önündeki meselenin potansiyel eksikliği değil, potansiyelin doğru destek mekanizmalarıyla buluşabilmesi olduğunu gösteriyor. ÜNLÜ &amp; Co ile yıllardır sürdürdüğümüz bu iş birliğinin kadın teknoloji girişimciliği ekosisteminde kalıcı bir etki yaratmasından büyük mutluluk duyuyoruz.</em>”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-kadin-girisimciler-baska-kadinlara-yardimci-oluyor-mu-82053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/674-1782709376.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarılı kadın girişimciler başka kadınlara yardımcı oluyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-ekonomisi-ekonominin-bugun-duzenleyecegi-toplantida-tartisilacak-82047</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara ekonomisi, EKONOMİ’nin bugün düzenleyeceği toplantıda tartışılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara uzun süredir sadece yönetim merkezi değil, sanayi, ticaret ve tarımın da önemli merkezlerinden biri durumuna geldi. Başta savunma ve havacılık olmak üzere, yüksek katma değerli ürünlerde, üniversiteleri, organize sanayi bölgeleri, özel ihtisas bölgeleri, lojistik merkezleri ve teknokentleriyle geniş bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Elektromekanik sektöründe doğal bir kümelenme Ankara’da oluştu. Küresel ölçekte üretim yapılıyor. Tıbbi cihazlar ve telekomünikasyonda da hızlı bir güç artışı var. Pek bilinmese de yaratıcı endüstriler, moda ve turizmde de ivme kazanmış durumda. Tıbbi cihaz ve tıp teknolojilerinde de bir hareketlenme var. Başta Merkez Bankası olmak üzere, geçmişte kamu ile ilişkili ya da kamu sermayeli bankalar ile bu sektördeki regülasyon kuruluşlarının İstanbul’a gidişiyle finans ağırlığını kaybetmiş olsa da hala ağırlığı büyük. Ankara’nın hem tarımsal üretim, hem de sektör yönetimindeki ağırlığını da eklediğinizde aslında tam anlamıyla bir ekonomik merkez olma özelliğini taşıyor.</p>
<p><strong>Ticaret Bakanı Ömer Bolat katılacak </strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası ve Ankara Ticaret Borsası, Türkiye’nin en büyük iş örgütleri arasında. Temsil kabiliyetleri sadece Ankara ile sınırlı değil, ağırlıkları yüksek. Bugünkü toplantı Ankara ekonomisiyle sınırlı kalmayacak. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın katılımı ile düzenlenecek "Ticaret, sanayi ve tarımın ortak geleceği konulu Ankara Ekonomi Zirvesi", Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Konferans Salonu'nda saat 10.00'da başlayacak. Panelistler ve konuşmacılar, Ankara ekonomisi yanı sıra Türkiye ekonomisinin; tarım, sanayi ve ticaret sektörlerine ilişkin değerlendirmelerini paylaşacaklar.</p>
<p>Son yıllarda teknolojik üretim ve yaratıcılık endekslerinde Türkiye ortalamasının üzerinde hızla büyüyen Ankara’nın ekonomik yönü ve ülkeye katkısı, geldiği nokta, hedefleri ve bu hedefleri gerçekleştirmek için potansiyeli yetkin kişilerle gündeme taşınacak. Türkiye’de Ankara merkezli, Kuzey-Güney hattında yeni bir sanayi havzası oluşturulması planı ilerliyor. EKONOMİ tam zamanlı olarak Ankara’yı ve elbette ağırlığını dikkate alarak Türkiye ekonomisini gündeme taşıyan bir etkinliğin paydaşı olarak önemli bir gündem konusu sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-ekonomisi-ekonominin-bugun-duzenleyecegi-toplantida-tartisilacak-82047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara ekonomisi, EKONOMİ’nin bugün düzenleyeceği toplantıda tartışılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diploma-tek-basina-yetmiyor-yetkinlik-one-cikiyor-82067</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Diploma tek başına yetmiyor, yetkinlik öne çıkıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Hızla dönüşen dünyada dijitalleşme, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik alanlarındaki gelişmelerle birlikte üniversite diploması, istihdam için tek başına yeterli olmaktan çıkıyor. İş dünyasının beklentileri değişirken, gençlere yeni nesil yetkinlikler kazandırmayı hedefleyen eğitim programları da yaygınlaşıyor. Zeren Group’un Bahçeşehir Üniversitesi ile CIFAL İstanbul ve Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü (UNITAR) iş birliğinde yürüttüğü “Bir Sen Bir Gelecek” programı, 29 derslik eğitim içeriğiyle gençleri iş yaşamına hazırlamayı hedefliyor.</p>
<p>Üçüncü dönem mezunlarını veren program kapsamında bu yıl Türkiye'nin 45 ilindeki 93 okuldan 436 üniversite öğrencisi eğitimlerini tamamladı. Program bugüne kadar binin üzerinde gence ulaştı. Katılımcılar hibrid eğitim modeliyle sürdürülebilirlikten liderliğe, iletişimden, sosyal etkiye kadar 29 derslik eğitim programına katılarak UNITAR onaylı sertifika almaya hak kazandı. Mezuniyet töreninde konuşan Zeren Group Holding Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel, gençlerin geleceğine yatırım yapmanın ülkenin geleceğine yatırım yapmak anlamına geldiğini belirterek, “Bir Sen Bir Gelecek’i hayata geçirirken en büyük amacımız gençlerimizin potansiyellerini keşfetmelerine destek olmak ve onları geleceğe daha güçlü hazırlamaktı. Ülkemizin dört bir yanından daha fazla gence ulaşmayı önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.</p>
<h2>İş dünyasının beklentisi değişti </h2>
<p>Programın paydaşlarından Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı ve CIFAL İstanbul Direktörü Prof. Dr. Çisil Sohodol, Bahçeşehir Üniversitesi’nin Times Higher Education 2026 Dünya Üniversiteleri Sürdürülebilirlik Etki Sıralaması’nda Türkiye'deki üniversiteler arasında birinci olduğunu, “Amaçlar için Ortaklıklar” kategorisinde ise ilk kez dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına girerek 89’uncu sırada yer aldığını söyledi. Prof. Dr. Sohodol, Zeren Group ile yürütülen “Bir Sen Bir Gelecek” programının da üniversitenin sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında uluslararası değerlendirmeye giren projeler arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Diplomanın istihdam için yetersiz kaldığı günümüzde, iş dünyası neden artık bu tür programlara ihtiyaç duyuyor? Zeren Group Holding Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel’e göre bunun temel nedeni, eğitim hayatıyla iş dünyasının beklentileri arasındaki farkın giderek açılması. Adıgüzel, gençlerin karşılaştığı en büyük zorluklardan birinin üniversitede edindikleri bilgileri iş yaşamının ihtiyaçlarıyla buluşturabilmek olduğunu söyledi. Günümüzde şirketlerin teknik ve akademik bilginin yanı sıra, güçlü iletişim kurabilen, teknoloji okuryazarlığı yüksek, sürdürülebilirlik bakış açısına sahip ve liderlik becerileri gelişmiş çalışanlar aradığını belirten Adıgüzel, birçok gencin bu becerilerle mezuniyetten sonra tanıştığını ifade etti. Programın iletişim, teknoloji, sürdürülebilirlik ve liderlik olmak üzere dört temel ayak üzerine kurulmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Adıgüzel, bu alanların geleceğin iş dünyasını şekillendiren en kritik yetkinlikler olduğunu söyledi.</p>
<p>“Bugün hangi sektörde çalışırsanız çalışın güçlü iletişim kurabilmek, teknolojik dönüşümü anlayabilmek, sürdürülebilirlik perspektifine sahip olmak ve liderlik becerileri geliştirmek büyük önem taşıyor” diyen Adıgüzel, bu nedenle programın UNITAR onaylı içeriklerle tasarlandığını belirtti. Eğitimlerin yalnızca teorik bilgiyle sınırlı kalmadığını, öğrencilerin kriz anlarında çözüm üretme, farklı bakış açıları geliştirme ve toplumsal sorunlara daha duyarlı yaklaşma konusunda da önemli kazanımlar elde ettiğini dile getirdi.</p>
<h2>İlk hafta bin başvuru </h2>
<p>Adıgüzel’in verdiği bilgiye göre Bahçeşehir Üniversitesi ile CIFAL İstanbul ve UNITAR iş birliğinde hayata geçirilen programın ilk döneminde 118 lise ve 118 üniversite öğrencisine ulaşıldı. İkinci dönem başvurularının açıldığı ilk hafta ise binin üzerinde başvuru alındı. Türkiye’nin birçok farklı şehrinden gelen yoğun talep üzerine programın kapsamı genişletildi ve ikinci dönemde 400 üniversite öğrencisi programa dahil edildi. Aynı ölçekte yürütülen üçüncü dönem de 400’ü aşkın öğrenciyle tamamlandı.</p>
<p>Üniversite öğrencileriyle yaptıkları buluşmalarda en sık geleceğe ilişkin belirsizliklerin gündeme geldiğini belirten Adıgüzel, gençlerin mezuniyet sonrası kariyer planlaması, kendilerini farklılaştıracak yetkinlikler ve hızla değişen çalışma hayatına uyum konusunda kaygı taşıdığını söyledi. Teknolojik dönüşümün bu belirsizliği artırdığına dikkat çeken Adıgüzel, buna karşın gençlerin yalnızca iyi bir işe sahip olmayı değil, topluma katkı sunacak anlamlı bir yaşam kurmayı da önemsediğini ifade etti. Program kapsamında gençleri deneyimli isimlerle buluşturarak farklı bakış açıları kazanmalarını ve kariyer yolculuklarına daha güçlü başlamalarını hedeflediklerini söyleyen Adıgüzel, özel sektörün bu süreçteki rolüne de değindi. Şirketlerin gençlere yönelik katkısının finansal destekle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Adıgüzel, sürdürülebilir kalkınma için kapsayıcı bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu, gençlere ilham veren ve yol gösteren uzun soluklu iş birliklerinin hem iş dünyası hem de toplum açısından değer taşıdığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diploma-tek-basina-yetmiyor-yetkinlik-one-cikiyor-82067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/7/1280x720/6-1782711944.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeren Group’un Bahçeşehir Üniversitesi ve CIFAL Istanbul-UNITAR iş birliğiyle yürüttüğü “Bir Sen Bir Gelecek” programı üçüncü dönem mezunlarını verdi. Zeren Group Holding Yönetim Kurulu Üyesi Seda Zeren Adıgüzel, iş dünyasında teknik bilginin yanı sıra sürdürülebilirlik, teknoloji, iletişim ve liderlik becerilerinin de belirleyici hale geldiğini söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-artik-bir-bt-konusu-degil-milli-guvenlik-meselesi-82065</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Siber güvenlik artık bir BT konusu değil, milli güvenlik meselesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Siber saldırılar yapay zekanın oyuna girmesiyle yeni ve tehlikeli bir evreye geçti. Artık hackerlar yapay zekâ sayesinde kusursuz dilde kişiye özel oltalama mesajları hazırlayabiliyor, üst düzey yöneticilerin ses ve görüntülerini taklit edebiliyor. Enerjiden finansa, ulaştırmadan sağlığa kadar kritik altyapıları hedef alan bu yeni nesil saldırılar, kurumların güvenlik anlayışını da kökten değiştiriyor.</p>
<p>Eskiden birçok oltalama e-postasının dil bilgisi hataları ve amatör içerikleri nedeniyle kolay fark edilebildiğine dikkat çeken Türkiye Bilişim Derneği Genel Başkanı Kenan N. Altınsaat, “Yapay zeka, savunma tarafına önemli imkânlar sağlarken saldırı tarafının da ölçeğini ve hızını artırıyor. Günümüzde yapay zeka sayesinde, kusursuz dilde yazılmış mesajlar üretilebiliyor, kuruma ve kişiye özel içerikler hazırlanabiliyor, ses ve görüntü taklitleri yapılabiliyor, çok kısa sürede binlerce farklı saldırı senaryosu oluşturulabiliyor. Özellikle üst düzey yöneticileri hedef alan saldırılar ciddi bir risk oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle kurumların karşı karşıya olduğu riskler yalnızca ‘daha fazla saldırı’ değil, aynı zamanda ‘daha akıllı ve daha kişiselleştirilmiş saldırılar’ hâline geliyor” dedi.</p>
<p><strong>"Yerli siber güvenlik ekosistemi güçlendi"</strong></p>
<p>Türkiye’de yerli ve milli siber güvenlik çözümlerinin gelişiminde önemli ilerleme olduğunu dile getiren Altınsaat, “Ancak henüz yeterli seviyede değil. Son yıllarda Türkiye'de yerli siber güvenlik ekosistemi belirgin şekilde güçlendi. Özellikle savunma sanayii, kamu kurumları ve kritik altyapılar için geliştirilen ürünlerde ciddi bir olgunlaşma görülüyor. Örneğin 2026'da Türkiye'nin ilk yerli AV/EDR (uç nokta tespit ve müdahale) platformunun geliştirilerek kullanıma alınması, daha önce büyük ölçüde yabancı üreticilerin hâkim olduğu bir alanda önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.</p>
<p>Asıl sorunun "yerli ürün var mı?" değil, "yerli ürünler küresel ölçekte ne kadar rekabetçi?" sorusu olduğunu dile getiren Altınsaat, “Burada hala bazı zorluklar bulunuyor. Küresel ölçekte faaliyet gösteren dev siber güvenlik şirketlerinin Ar- Ge bütçeleriyle rekabet etmek kolay değil. Bazı kritik teknolojilerde dış kaynaklı bileşenlere bağımlılık sürüyor. Yerli ürünlerin uluslararası pazarlarda yaygınlaşması ve marka değeri oluşturması gerekiyor. Nitelikli siber güvenlik uzmanı açığı devam ediyor; insan kaynağı büyüme hızının gerisinde kalabiliyor” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>“Kurumsal farkındalık önemli” </strong></p>
<p>Siber güvenliğin yalnızca teknoloji yatırımıyla sağlanamayacağını ifade eden Altınsaat, kurumsal farkındalığın da en az teknolojik altyapı kadar önemli olduğunu söyledi. Kurumların artık güvenliği yalnızca bilgi işlem birimlerine bırakmaması gerektiğini belirten Altınsaat, yönetim kurullarından saha çalışanlarına kadar tüm organizasyonun siber risklere karşı hazırlıklı olması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>"Bugün birçok başarılı siber saldırının temelinde teknik zafiyetlerden çok insan hatası bulunuyor" diyen Altınsaat, düzenli farkındalık eğitimleri, kriz senaryoları ve tatbikatların kurum kültürünün bir parçası haline gelmesi gerektiğini kaydetti. Fidye yazılımları, tedarik zinciri saldırıları ve kimlik avı girişimlerinin her geçen gün daha karmaşık hale geldiğini belirten Altınsaat, şirketlerin sadece güvenlik ürünü satın alarak değil, risk yönetimini bütüncül bir yaklaşımla ele alarak direnç kazanabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>“Siber güvenlik stratejik bir unsur haline geldi” </strong></p>
<p>Türkiye'de yürürlüğe giren yeni siber güvenlik düzenlemelerinin de bu dönüşümü hızlandıracağını ifade eden Altınsaat, özellikle kritik altyapı işleten kurumların daha yüksek güvenlik standartlarına ulaşmasının zorunlu hale geldiğini belirtti. Enerji, finans, ulaştırma, haberleşme ve sağlık gibi stratejik sektörlerde hizmet sürekliliğinin ülke ekonomisi açısından hayati önem taşıdığına dikkat çeken Altınsaat, "Siber güvenlik artık yalnızca veri koruma meselesi değil; üretimin, ticaretin ve kamu hizmetlerinin kesintisiz devam etmesini sağlayan stratejik bir unsur haline geldi" dedi.</p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte savunma sistemlerinin de sürekli öğrenen ve tehditleri gerçek zamanlı analiz edebilen yapılara dönüşmesi gerektiğini söyleyen Altınsaat, üniversiteler, kamu ve özel sektör arasında daha güçlü iş birliklerinin kurulmasının önemine işaret etti. Türkiye'nin son yıllarda yerli siber güvenlik ürünlerinde önemli mesafe katettiğini belirten Altınsaat, bu ürünlerin uluslararası pazarlarda rekabet edebilir hale gelmesi için Ar-Ge yatırımlarının artırılması, nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesi ve girişimcilik ekosisteminin desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Siber kubbe üretmeliyiz”</strong></span></p>
<p>Artık saldırıların “insan hızında” değil, “işlemci hızında” gerçekleştiğine dikkat çeken Altınsaat, “Yapay zekâ ile üretilen risklere karşı, yine yapay zekâ ile karşı koymalıyız. Milli bir yapay zekâ sistemi, başka bir ifadeyle siber kubbe üretmeliyiz. Türkiye’nin yapay zekâ çağındaki rekabet gücünü değerlendirirken hem güçlü yönlere hem de yapısal zorluklara bakmak gerekiyor. Türkiye'nin önemli fırsatları var, ancak küresel liderler arasında yer alabilmesi için insan kaynağı, sermaye ve teknoloji altyapısında daha hızlı ilerlemesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SİBER SALDIRILARA KARŞI 7 KRİTİK ADIM</strong></span></p>
<p>Yapay zekâ destekli saldırıların yaygınlaşmasıyla birlikte siber güvenlik artık yalnızca teknoloji yatırımlarıyla sağlanamıyor. Uzmanlar, hem kurumların hem de bireylerin temel güvenlik alışkanlıklarını güçlendirmesinin, olası saldırıların büyük bölümünü engelleyebileceğine dikkat çekiyor. İşte yapay zeka çağında güvende kalmanın yolları: </p>
<p>1- Güçlü ve benzersiz parolalar kullanın. Her hesap için farklı parola oluşturun, mümkünse parola yöneticilerinden yararlanın. </p>
<p>2- Çok faktörlü kimlik doğrulamayı aktif edin. Tek başına parola artık yeterli koruma sağlamıyor.</p>
<p>3- Yazılımları güncel tutun. İşletim sistemi ve güvenlik yamalarının zamanında yüklenmesi kritik önem taşıyor. </p>
<p>4- Şüpheli e-posta ve bağlantılara karşı dikkatli olun. Yapay zekâ ile hazırlanan oltalama saldırıları gerçeğinden ayırt edilmesi zor içerikler üretebiliyor. </p>
<p>5- Verileri düzenli yedekleyin. Fidye yazılımlarına karşı en etkili önlemlerden biri güvenli yedekleme. </p>
<p>6- Çalışanlara düzenli siber güvenlik eğitimi verin. İnsan hatası hâlâ en büyük risklerden biri. </p>
<p>7 Olay müdahale ve kriz planı oluşturun. Olası bir saldırıda hızlı hareket edebilmek için kurumların önceden senaryo çalışmaları yapması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-artik-bir-bt-konusu-degil-milli-guvenlik-meselesi-82065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/siber-1772172251.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ile birlikte siber tehditlerin daha karmaşık ve daha hızlı hale geldiğini belirten Türkiye Bilişim Derneği Genel Başkanı Kenan N. Altınsaat, kurumların yalnızca saldırıları engellemeye değil, dijital dayanıklılıklarını güçlendirmeye odaklanması gerektiğini söyledi. Altınsaat, siber güvenliğin artık yalnızca bilgi işlem departmanlarının değil, ekonomi ve ulusal güvenliğin de temel başlıklarından biri haline geldiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dijital-ekonominin-yeni-petrolu-veri-yonetimi-turkiyede-1-milyar-dolarlik-hacme-ulasti-82064</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital ekonominin yeni petrolü veri yönetimi, Türkiye’de 1 milyar dolarlık hacme ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dijitalleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte şirketler her gün petabaytlarca veri üretiyor. Yapay zekâ, bulut bilişim ve nesnelerin interneti (IoT) teknolojilerinin yaygınlaşması bu veri hacmini katlayarak büyütürken, üretimden finansa, lojistikten sağlığa kadar tüm sektörlerde veri artık sadece yan ürün değil, doğrudan ekonomik değerin kaynağı haline geliyor. Ancak uzmanlara göre kritik nokta verinin büyüklüğü değil; nasıl yönetildiği, nasıl anlamlandırıldığı ve nasıl karar süreçlerine dönüştürüldüğü.</p>
<p><strong>Veriyi okuyan şirketler öne geçiyor</strong></p>
<p>Uluslararası araştırma şirketi Gartner ve IDC verilerine göre küresel veri yönetimi ve analitiği pazarının 2026 yılı itibarıyla 150 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Türkiye’de ise bu alan, yerli yazılım çözümleri, bulut yatırımları ve veri merkezi projeleriyle birlikte hızla büyüyerek 1 milyar dolarlık bir pazara doğru ilerliyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, veri odaklı yönetim modeline geçen şirketlerin pazarı daha erken okuyabiliyor, tedarik zincirlerini daha verimli yönetebiliyor ve müşteri kayıplarını azaltabiliyor. Veri yönetimini sistematik hale getiren şirketlerde operasyonel maliyetlerin yüzde 20 ila 25 oranında düşüyor, yeni ürün geliştirme süreçleri ise yüzde 40’a varan oranda hız kazanabiliyor.</p>
<p><strong>Yerli veri merkezi kapasitesi artacak </strong></p>
<p>Türkiye’de bu dönüşüm yalnızca özel sektörün gündeminde değil. 12. Kalkınma Planı kapsamında veri yönetişimi, veri ambarlarının millileştirilmesi ve yapay zekâya uygun nitelikli veri setlerinin oluşturulması kamu politikalarının da merkezine yerleşmiş durumda. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, veri ekonomisinin kurumsal bir çerçeveye oturtulmasını hedefl iyor. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nin yürüttüğü projelerle, verinin Türkiye içinde kalmasını sağlayacak yerli veri merkezi kapasitesinin artırılması teşvik ediliyor. Özellikle finans, enerji, e-ticaret ve telekomünikasyon gibi kritik sektörlerde şirketlerin KVKK ve GDPR uyumlu veri yönetimi yatırımlarını artırdığı görülüyor.</p>
<p>Sektörde dikkat çeken bir diğer konu ise “karanlık veri” olarak adlandırılan kullanılmayan veri yığınları. Uzmanlar, şirketlerdeki verinin yaklaşık yüzde 60’ının analiz edilmeden depolandığını, bunun da ciddi bir maliyet ve enerji yükü oluşturduğunu ifade ediyor. Bu durum, veri yönetimini sadece bir teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda verimlilik ve sürdürülebilirlik meselesi haline getiriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAPAY ZEKA VERİNİN ÖNEMİNİ ARTIRDI</strong></span></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması ise veri yönetiminin önemini daha da artırıyor. Üretken yapay zekâ sistemlerinin doğru sonuçlar üretebilmesi için temiz, yapılandırılmış ve güvenilir veriye ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle veri mühendisliği ve veri yönetimi yatırımları, artık yapay zekâ projelerinin ön şartı olarak görülüyor. </p>
<p>Önümüzdeki üç yıl içinde küresel ticaretin önemli bir bölümünün veri paylaşımı ve veri tabanlı servisler üzerinden şekilleneceğini öngörülüyor. Türkiye’nin bu yeni düzende rekabet gücünü koruyabilmesi ise yerli veri teknolojilerinin geliştirilmesi, bulut altyapısında yerlilik oranının artırılması ve nitelikli insan kaynağının hızla yetiştirilmesine bağlı görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dijital-ekonominin-yeni-petrolu-veri-yonetimi-turkiyede-1-milyar-dolarlik-hacme-ulasti-82064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/67-1782711288.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide dijital dönüşüm hızlanırken, ham veriyi işlenebilir ve ticari değere dönüştürülebilir hale getiren veri yönetimi sektörü Türkiye’de giderek stratejik bir alan haline geliyor. Uzmanlar, verisini doğru yöneten şirketlerin operasyonel kârlılığını yüzde 30’a kadar artırabildiğini belirtirken, Türkiye’nin yerli veri ekonomisini büyütecek yasal ve teknolojik altyapı adımlarını hızlandırdığı ifade ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mrda-yedi-gun-tomografide-dort-gun-ortalamayla-randevu-veriyoruz-82069</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;MR&#039;da yedi gün, tomografide dört gün ortalamayla randevu veriyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, katıldığı programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Kanal 7 canlı yayınıyla ilgili bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğiyle son 24 senede sağlıkta çok büyük bir gelişim olduğunu ifade eden Memişoğlu, Türkiye'nin, sağlıkta bütün ülkelerin sağlık sistemini örnek almaya çalıştığı bir sistem kurduğunu belirtti.</p>
<p>Memişoğlu, geçmişte Türkiye'den yurt dışına sağlık hizmeti almak için gidenler olduğuna, bugün ise dünyanın en gelişmiş ülkelerinden dahi insanların tedavi için Türkiye'yi tercih ettiğine dikkati çekerek, "Bugün 3 milyon insan, dünyanın en gelişmiş ülkeleri dediğimiz ülkeler de dahil, Türkiye'ye sağlık hizmeti almaya geldi. Her gün günlük 3 milyon kişi Türkiye'de sağlık hizmeti alıyor. Yılda 3 milyona yakın insan da yurt dışından gelip Türkiye'de sağlık hizmeti alıyor." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Sağlıklı bir toplum oluşturmak için ana politikamız 'Koruyan Sağlık"</strong></p>
<p>"Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık" modeliyle, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonunda, sağlık hizmeti sunumunun yanında sağlık teknolojisini üretmeyi ve sağlıklı kalmayı teşvik eden bir politikayı benimsediklerini aktaran Memişoğlu, Türk toplumunun en önemli üç riski olduğunu kaydetti.</p>
<p>Memişoğlu, bu risklerden birincisinin kilo, ikincisinin sigara, tütün ve tütün mamulleri, internet bağımlılığı gibi teknolojik bağımlılıklar olduğunu belirterek, üçüncü riskin ise hareketsizlik olduğunu bu kapsamda riskleri yönetmek ve sağlıklı bir toplum oluşturmak için ana politikalarının "Koruyan Sağlık" olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin tedavi bazlı 271 bin hasta yatağı ve 27 şehir hastanesiyle dünyanın en iyi sağlık hizmetini sunan ülkelerinden birisi olduğuna işaret eden Memişoğlu, sağlık altyapısı, sağlık insan gücü ve sağlık sistemi anlamında dünyanın en kapsamlı, en güvenilir sağlık hizmetini sunduklarının altını çizdi.</p>
<p>Bakan Memişoğlu, Türkiye'de cihazından ilacına kadar kendi kendine yetebilecek tam bağımsız bir sağlık sistemi olması için stratejik ürünlerini belirlediklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bunları Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve bilim insanlarımızla beraber üreteceğiz. Bu ülkenin insan gücü de kabiliyeti de bilgisi de altyapısı da sağlıkla ilgili üretmeye ve sağlığın teknolojisini dünyaya ulaştırmaya yeterlidir. Yeter ki bunun reorganizasyonunu yapalım. Cumhurbaşkanımız, bu konuda bizi talimatlandırdı, bu konuda çok büyük bir çalışma içindeyiz. Türkiye'nin, savunma sanayisi gibi sağlık sanayisinde de dünyanın lider ülkelerinden biri olmasını sağlayacağız. Bütün altyapıyı hazırlıyoruz. İyilik medeniyetinin temsilcileri olarak biz sadece kendi insanımıza değil, çevremizdeki veya ihtiyacı olan bütün insanlara bu sağlık hizmetini gönderecek şekilde planlıyoruz. Bizim hedefimiz 5 yılda 10 milyar dolar, 10 yılda 50 milyar dolarlık ihracat yapmak ve insanımızla beraber bütün insanlığa sağlıkla ilgili yeni şeyler söylemektir."</p>
<p>ASELSAN ve TÜSEB işbirliğinde tamamen yerli imkanlar ve yerli mühendislerin yazılımıyla, yüzde 90'ın üzerinde yerli malzeme kullanarak Türkiye'nin ilk yerli kalp-akciğer makinesini ürettiklerini anımsatan Bakan Memişoğlu, geçen hafta ilk kez bir hastada bu makineyi kullandıklarını ve sene sonu itibarıyla da seri üretimine başlayacaklarının bilgisini verdi.</p>
<p>Memişoğlu, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu bekleyen hasta sayısına ilişkin, "Şu anda bizim randevu bekleyen hasta sayımız 200-250 bin bandında. Bazıları sadece belli bir doktoru beklediği için bekliyor. Randevu sorunu şöyle yok, aile hekimine giderseniz aile hekimi sizin muayenenizi yaptıktan sonra gerek duyduğu takdirde direkt hastaneden randevunuzu alıyor. Sadece randevu almıyor. Öyle bir sistem kurduk ki randevu aldığı doktora da sistemden 'Şöyle bir düşüncem var, şöyle bir şey var.' diye yazı da yazabiliyor. Eğer hastanedeki doktor da hastanın aile hekimi tarafından takip edilmesini öngörmüşse o da aynı şekilde sistemden aile hekimine yazabiliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aile hekimliği sayısının 31 bin olduğunu ve bu sayıyı artırmak için de bir çalışma yaptıklarını aktaran Memişoğlu, bu kapsamda 439 aile hekimliğinin inşaatını bitirerek teslim ettiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Türkiye sağlıklı yaşamı teşvik eden bir ülke haline gelecek"</strong></p>
<p>Memişoğlu, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde, 17 ayrı sağlık hizmetini ücretsiz verdiklerine dikkati çekerek, vatandaşlara kendilerine en yakın Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret etmeleri çağrısında bulundu.</p>
<p>Sağlıklı yaşamın teşvik edilmesinin önemini vurgulayan Bakan Memişoğlu, "Esenlik mevzuatı hazırladık. İnsanların önce sağlıklı kalmak konusunda sağlık hizmeti almasını istiyoruz. Sadece bu ülkede değil, yurt dışından gelen insanlara da sağlıklı yaşam tarzlarını destekleyecek sağlık hizmeti vermek istiyoruz. Böylece Türkiye, sadece hastalık ve tedavi hizmeti değil, sağlıklı yaşam hizmeti de verebilir. Bunun mevzuat altyapılarını da oluşturuyoruz. Böylece Türkiye sadece hastalığı tedavi eden bir ülke değil, sağlıklı yaşamı teşvik eden bir ülke haline de gelecek." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Memişoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugün Türkiye'de kamu hastaneleri için söylüyorum, eğer acil değilse MR'da yedi gün ortalamayla randevu veriyoruz, tomografide ise dört günde veriyoruz. Acilse 24 saat içinde hemen çekilir. Türkiye 2014'ten beri kullandığı sağlık alanındaki elektronik altyapısıyla sağlık sistemini veriye dayalı olarak yönetiyor. Her şeyi görüyoruz, ölçüyoruz, ölçtüğümüz için yönetebiliyoruz. Türkiye artık bu konuda Cumhurbaşkanımızın dediği gibi en üst ligdeyiz. Toplumumuzdan hekimine güvenmesini istiyoruz. Bu ülkenin hekimleri dünyanın en iyi hekimleri."</p>
<p>Memişoğlu, sigara konusunda bir kanun taslağı hazırladıklarına değinerek, "Şu anda tartışılıyor, bazı değişiklikler olabilir. Bizim bir taslak metnimiz var. Cumhurbaşkanımızla, milletvekillerimizle ve ilgili kuruluşlarla konuşuyoruz. İnşallah birkaç ay içinde tekamül hale gelmiş olacak. Sigara ve tütünün özellikle çocuklarımız için görünür olmasını istemiyoruz. Sigaranın mümkün olduğu kadar görünür olmamasını sağlayacağız. Biz esasında talebi, toplumun bunu kullanma isteğini azaltacağız." açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>"Uzaktan sağlık, palyatif bakım ve evde sağlığı mevzuat anlamında birleştirdik"</strong></p>
<p>Türkiye'de, 126 tıp fakültesi olduğunu anımsatan Memişoğlu, Türkiye'nin doktor sayısının Avrupa'nın ve OECD'nin altında olduğunu, bu doğrultuda 2036'a kadar ihtiyaç duyulacak uzman hekim ve toplam hekim sayısına ilişkin planlamaları yaptıklarını kaydetti. Memişoğlu, bu çalışmanın YÖK ile koordinasyon içinde yürütüldüğünü, benzer planlamaların diğer sağlık meslek grupları için de sürdürüldüğünü aktardı.</p>
<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu, sağlık meslek mensuplarının iş yapabildiği alanları genişletmek için mevzuatlarını revize ettiklerini belirterek, "Sağlık meslek mensupları ile ilgili bir mevzuat çıkardık. Artık fizyoterapistinden diyetisyenine kadar hemşiresinden ebesine kadar hepsi kendi özel birimini oluşturabilecek. Esenlik mevzuatıyla turistik alanlarda, spor alanlarında, bakım merkezlerinde sağlık hizmeti verilebilir hale getiriyoruz. Bunun yanında özellikle uzaktan sağlık, palyatif bakım ve evde sağlığı mevzuat anlamında birleştirdik." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mrda-yedi-gun-tomografide-dort-gun-ortalamayla-randevu-veriyoruz-82069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/kemal-memisoglu-1782712267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, &quot;Bugün Türkiye&#039;de kamu hastaneleri için söylüyorum, eğer acil değilse MR&#039;da yedi gün ortalamayla randevu veriyoruz, tomografide ise dört günde veriyoruz. Acilse 24 saat içinde hemen çekilir.&quot; dedi. Memişoğlu, &quot;Her gün, günlük 3 milyon kişi Türkiye&#039;de sağlık hizmeti alıyor. Yılda 3 milyona yakın insan da yurt dışından gelip Türkiye&#039;de sağlık hizmeti alıyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesi-kentsel-donusum-icin-vatandaslarla-bir-araya-geldi-82034</guid>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talas Belediyesi kentsel dönüşüm için vatandaşlarla bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Talas Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda bölge sakinlerine hitap eden Yalçın, uzun yıllardır çözüme kavuşması beklenen kentsel dönüşüm sürecinin önündeki en önemli engellerden birinin emsal sorunu olduğunu belirtti. Bölgedeki vatandaşların hak kaybı yaşamadan dönüşüm yapabilmeleri için yoğun çaba gösterdiklerini ifade eden Başkan Yalçın, Talas Belediyesi ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi meclislerinde alınan kararlarla emsal değerinin 2,45’ten 3’e yükseltildiğini söyledi.</p>
<p>Yapılan düzenlemenin arsa değerlerinde yaklaşık yüzde 20’lik artış anlamına geldiğine dikkat çeken Başkan Yalçın, “Değerli komşularımızı bu önemli gelişmeyi paylaşmak için davet ettik. Uzun süredir kentsel dönüşüm için gerekli olan arsa payları, Kayseri’de uygulanan eve-ev dönüşüm modeline uygun seviyede değildi. Bu nedenle özel bir gayret gösterdik. Belediyemiz ve Büyükşehir Belediyemizin meclislerinde aldığımız kararlarla emsal değerini 3’e çıkardık. Böylelikle müteahhitlerle yapacağınız görüşmelerde evinize karşılık ev talep edebilecek noktaya geldiniz” dedi.</p>
<p>Söz konusu bölgenin Talas’ın vitrini konumunda bulunduğunu kaydeden Başkan Yalçın, yıllar içinde yıpranan yapıların artık yenilenmesinin kaçınılmaz hale geldiğini belirterek şunları söyledi: “Talas’ın girişinde bulunan ve bir dönem ilçemizin en modern yapıları arasında yer alan bu sitelerimizdeki binalar, 40-50 yılın ardından doğal olarak yıprandı. Demirleri ortaya çıkan ve deprem dayanıklılığı konusunda endişe oluşturan yapıların yenilenmesi gerekiyordu. Biz de belediyenizin hemen yanı başındaki komşularınız olarak bu süreci yakından takip ettik. Bize düşen görev, sizlere rehberlik etmek ve karşılaştığınız prosedürlerin aşılmasına yardımcı olmaktı. İlk kez Talas’ta emsal teşkil edecek böyle bir ayrıcalık sağlandı. Bunun yapılması da gerekiyordu. Çünkü burası Talas’ın girişinde, ilçemiz açısından çok özel bir bölge.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesi-kentsel-donusum-icin-vatandaslarla-bir-araya-geldi-82034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/talas-belediyesi-kentsel-donusum-icin-vatandaslarla-bir-araya-geldi-1782650423.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, ilçenin girişinde yer alan Marmaris ve Beyaz Saray siteleri ile Çanakkale ve Şenevler apartmanlarında yaşayan vatandaşlarla bir araya gelerek kentsel dönüşüm süreci hakkında bilgiler verdi. Bölgede Marmaris Sitesi’nde 58, Beyaz Saray Sitesi’nde 58, Şenevler Apartmanı’nda 24 ve Çanakkale Apartmanı’nda 30 daire bulunuyor. Toplam 6 bloktan oluşan alanda 170 daire ve 2 dükkân yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesinden-ges-yatirimi-82033</guid>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocasinan Belediyesi’nden GES yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Cırgalan Mahallesi’ndeki çalışmaların son aşamaya geldiğini belirten Çolakbayrakdar, “6,4 megavatlık projemizin artık sonlarına yaklaştık. Panellerin imalatı son aşamada. Bundan sonraki süreçte kablolama ve diğer çalışmalarımızı tamamlayarak Temmuz ayının sonlarına doğru burada enerji üretimine başlamış olacağız. Burada elde edeceğimiz enerjiyle Kocasinan Belediyesi’nin ihtiyaç duyduğu tüm alanlardaki enerji ihtiyacını karşılayacağız. Burada üretilecek 6,4 megavatlık enerjinin tamamı Kocasinan Belediyesi’nin sosyal tesislerinde, Fen İşleri Atölyesi’nde, kırsal atölyelerde, Park ve Bahçeler Atölyesi’nde, agrega tesisinde ve bitüm tesisinde kullanılacak. Kısacası ihtiyaç duyduğumuz enerjinin tamamını bu GES alanından karşılamış olacağız” diye konuştu.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a41114e55f78-1782649166.JPG" alt="" width="326" height="183" /></p>
<p>“Kocasinan artık yalnızca hizmet üreten değil, enerjisini de üreten bir şehir modeli ortaya koyuyor” diyen Başkan Çolakbayrakdar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bundan sonraki hedefimiz, araç filomuzu da temiz enerjiyle çalışan bir yapıya dönüştürmek. Yakıtını güneşten alan, çevresine duyarlı, tasarruf odaklı ve kendi kendine yeten bir belediye anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz. Bu yatırımın sağlayacağı her tasarruf yeniden vatandaşımıza hizmet olarak dönecek.”</p>
<p>GES yatırımından elde edilecek her tasarrufun yeniden vatandaşlara hizmet olarak döneceğini belirten Çolakbayrakdar, “Burada elde edeceğimiz ekonomik kazanım doğrudan Kayseri’ye ve hemşehrilerimize hizmet olarak yansıyacak. Daha güçlü Kocasinan, daha sürdürülebilir bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesinden-ges-yatirimi-82033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/3/1280x720/kocasinan-belediyesinden-ges-yatirimi-1782649224.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, Kocasinan Belediyesi’nin tüm tesisleri, işletmeleri ve elektrikli araçlarının enerji ihtiyacını karşılayacak 104 bin metrekare alanda kurulan ve 6,4 megavat enerji üretecek Güneş Enerjisi Santrali’ndeki (GES) çalışmaları yerinde inceledi. İnceleme sonrası açıklama yapan Çolakbayrakdar, tesisin Temmuz ayı sonuna kadar aktif olacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogudan-67-firma-ilk-1000-ihracatci-arasina-girdi-gaziantep-listeye-en-cok-firma-ile-yer-alan-3-sehir-oldu-82032</guid>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu’dan 67 firma ilk 1000 ihracatçı arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından her yıl geleneksel olarak hazırlanan “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı 2025” araştırmasının sonuçları yayımlandı.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinden (GAİB) yapılan açıklamaya göre, küresel ticarette yaşanan durgunluk ve pazar daralmalarına rağmen Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 2025 yılında toplam 12 milyar dolarlık bir ihracat hacmine imza atarak Türkiye’nin dış ticaret gücüne stratejik bir katkı sundu. Esnek üretim yapısı ve küresel pazarlardaki etkin saha çalışmalarıyla dünya genelinde 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren bölge firmaları, zorlu makroekonomik koşullarda dahi bu başarı grafiğini sürdürdü.</p>
<p><strong>“Firmalarımız zorlu koşullarda rüştünü ispatladı”</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, elde edilen sonucun bölgenin üretim hafızasını ve lojistik gücünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Akcan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “2025 yılı dünya genelinde tedarik zincirlerindeki değişimlerin ve küresel pazarlardaki rekabetin en üst düzeye ulaştığı bir dönem oldu. Tüm bu zorlu pazar koşullarına rağmen, bölgemizden 12 milyar dolarlık bir ihracat değerinin üretilmesi ve bu başarıyı taçlandıran 67 firmamızın Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı listesine girmesi büyük bir gurur vesilesidir. Gaziantep’in Türkiye genelinde listeye en fazla firma gönderen 3. şehir olması ve onu takip eden Kahramanmaraş ve Mardin illerimizdeki bu kararlılık, ülkemizin ekonomik kalkınma hedeflerinin en büyük teminatlarından biridir.”</p>
<p><strong>“Sanayicilerimizin Destekçisi Olmaya Devam Edeceğiz”</strong></p>
<p>Açıklanan listede yer alan firmaların sadece birer ticari işletme değil, aynı zamanda bölgedeki istihdamın ve katma değerli üretimin de lokomotifi olduğunu vurgulayan Akcan, mesajını şöyle tamamladı: “Bu prestijli listede yer alarak göğsümüzü kabartan tüm firmalarımızın yönetim kurullarını, uluslararası pazarlarda mekik dokuyan ihracat ekiplerini ve üretim bandındaki emekçilerimizi yürekten tebrik ediyorum. GAİB olarak, dünya pazarlarındaki rekabet gücümüzü artırmak, firmalarımızın yeni pazarlara açılmasını sağlamak ve ülkemize sağlanan net döviz girdisini yukarı taşımak adına sanayicilerimizin destekçisi olmayı sürdüreceğiz. Bölgemize ve ülkemize değer katan tüm ihracatçılarımıza teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogudan-67-firma-ilk-1000-ihracatci-arasina-girdi-gaziantep-listeye-en-cok-firma-ile-yer-alan-3-sehir-oldu-82032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/guneydogudan-67-firma-ilk-1000-ihracatci-arasina-girdi-gaziantep-listeye-en-cok-firma-ile-yer-alan-3-sehir-oldu-1782649132.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden toplam 67 firma Türkiye’nin en büyük ihracatçıları arasında yer alma başarısı gösterdi. Bölge genelindeki illerden Gaziantep’ten 60, Kahramanmaraş’tan 6 ve Mardin’den 1 firma devler ligindeki yerini aldı. Gaziantep, bu performansıyla Türkiye genelinde listeye en fazla firma gönderen 3. şehir ünvanının sahibi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-sahinden-venezuela-halki-icin-yardim-cagrisi-bir-aylik-maasini-bagisladi-82031</guid>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Şahin’den Venezuela halkı için yardım çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Venezuela’da 24 Haziran’da, 39 saniye arayla Yaracuy Eyaleti’ne bağlı Yumare kentinin 23 kilometre güneydoğusunda 7,5, aynı eyalette bulunan San Felipe kentinin 24 kilometre kuzeydoğusunda ise 7,2 büyüklüğünde meydana gelen ardışık depremler ülke genelinde büyük yıkıma neden olurken, Gaziantep afet bölgesine destek için harekete geçti.</p>
<p><strong>Gaziantep Büyükşehir, bölgeye insani yardım gönderecek</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, başta çocuk maması ve çocuk bezi olmak üzere temel ihtiyaç malzemelerinden oluşan insani yardım desteğini bölgeye ulaştırmak amacıyla çalışmalarını başlattı. Başkan Fatma Şahin ise sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, kardeş şehir La Guaira’dan acı haberler aldıklarını, daha önce Gaziantep’te ağırladıkları heyette yer alan bazı kişilerin hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Haydi Gaziantep, Kardeş Venezuela halkının yaralarını birlikte saralım”</strong></p>
<p>Başkan Fatma Şahin, yaptığı açıklamada, açılan yardım kampanyasına destek çağrısında bulunurken bir aylık maaşını kampanyaya bağışladığını da kamuoyuyla paylaştı. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, yaptığı açıklamada Venezuela’da yaşanan afeti üzüntüyle takip ettiğini belirterek şunları söyledi: “Kardeş belediyemiz La Guaira’dan da acı haberler aldık. Daha önce protokol imzalarken bir araya geldiğimiz, şehrimizde misafir ettiğimiz dostlarımızdan hayatını kaybedenlerin olduğunu derin bir üzüntüyle öğrendik. Acılarını yürekten paylaşıyoruz. Biz Gaziantep olarak depremin ne demek olduğunu, bir gecede hayatın nasıl değiştiğini, kaybetmenin ve yeniden ayağa kalkmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu yüzden Venezuela halkının acısını kendi acımız olarak görüyoruz. Ben, Fatma Şahin olarak, bir aylık maaşımı Venezuela Büyükelçiliği’nin başlattığı yardım kampanyasına bağışlıyorum. Tüm Gaziantepli hemşehrilerimizi de aşağıda bilgilerini paylaştığımız bu yardım kampanyasına destek olmaya davet ediyorum. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak da başta çocuk bezi ve çocuk maması olmak üzere, ihtiyaç malzemelerinden oluşan bir yardım tırını bu hafta bölgeye ulaştırmak üzere yola çıkarıyoruz. Dayanışma en zor günlerde anlam kazanır. Haydi Gaziantep, gelin kardeş Venezuela halkının yaralarını birlikte saralım.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-sahinden-venezuela-halki-icin-yardim-cagrisi-bir-aylik-maasini-bagisladi-82031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/baskan-sahinden-venezuela-halki-icin-yardim-cagrisi-bir-aylik-maasini-bagisladi-1782648712.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Venezuela’da yaşanan yıkıcı depremlerin ardından Venezuela’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından başlatılan yardım kampanyasına bir aylık maaşını bağışlayarak dayanışma ve yardımlaşma çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/tarim/kayseri-sekerden-ciftciye-488-milyon-659-bin-tl-capa-avansi-82030</guid>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Şeker’den çiftçiye 488,7 milyon TL çapa avansı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker, Kayseri, Boğazlıyan ve Turhal fabrikalarına bağlı 21 bölgede üretim yapan çiftçiye 488 milyon 659 bin TL tutarında çapa avansı ödedi.</p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, çapa avansı ödemelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çiftçilerimizin alın teri ve emeği, ülkemizin tarımsal üretiminin temel taşıdır. Biz Kayseri Şeker olarak üreticilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Hesaplara aktardığımız 488 milyon 659 bin TL tutarındaki çapa avansının çiftçilerimize nefes olacağına inanıyoruz. Üretimin sürdürülebilirliği için her zaman desteklerimizi sürdüreceğiz Toprağa emek veren, ülkemizin gıda güvencesi için çalışan tüm üreticilerimize teşekkür ediyor, çapa avansının hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum” dedi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a410e685b3e8-1782648424.jpg" alt="" width="282" height="353" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/tarim/kayseri-sekerden-ciftciye-488-milyon-659-bin-tl-capa-avansi-82030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/1/1280x720/kayseri-sekerin-kredi-notu-yatirim-yapilabilir-seviyede-onaylandi-1762238036.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Şeker, sözleşmeli pancar üretimi yapan çiftçilere, 2026 yılı üretim sezonu kapsamında; 488 milyon 659 bin TL tutarında çapa avansı yatırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31e-antalyadan-yapay-resif-projesi-ile-mesaj-82022</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e Antalya’dan &#039;Yapay Resif Projesi&#039; ile mesaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, denizleri korumak ve gelecek kuşaklara daha temiz bir çevre sunmak amacıyla "Antalya’da Deniz Hep Temiz" temasıyla gerçekleşen Yapay Resif Projesi kapsamında, ALDAŞ tarafından yapılan 35 adet yapay resif bloğu törenle Düden Şelalesi açıklarında denize bırakıldı.</p>
<p>Törene, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve eşi Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin ile denizcilik sektörü kamu ve özel sektör temsilcileri katıldı.</p>
<p>Belediye iştiraki ALDAŞ’ın 3D yazıcı teknolojisi ve dijital üretim sistemleri kullanılarak üretilen yapay resifler, çevrimiçi su kalitesi ölçümleri ve yapay zekâ destekli takip uygulamaları gibi sahip olduğu yenilikçi yaklaşım sayesinde Türkiye’de ve dünyada fark yaratan örnek bir çevre yatırımı olma niteliği taşıyor.</p>
<p><strong>"Antalya’nın hızlı büyümenin faturasını denizin altı ödedi"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, deniziyle güzel olan, deniziyle beslenen, deniziyle büyüyen Antalya’nın deniz altının çöl haline geldiğini söyledi. 40 yıl öncesine kadar Antalya’da çok canlı bir deniz altı yaşamı olduğunun bilindiğine dikkat çeken Vali Şahin, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Antalya 40 yılda nüfus olarak büyüdü, turizm ve tarımda önemli artış yaşandı. Antalya, Birleşmiş Milletler Dünya İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. İklim  zirvesinde söyleyecek sözü olan bir şehir olmak istiyoruz. Antalya Valiliği’nin öncülüğünde özellikle denize odaklanan bir inisiyatif geliştirdik. İsmini de Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatif koyduk. Bu inisiyatifin ana vizyonu denizimizi muhafaza etmek ve denizimize daha temiz hale getirecek faaliyetleri yapmak.’’</p>
<p><strong>"Akdeniz’e değer verme zamanı"</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir de Antalya’nın, dünyanın en özel kıyı kentlerinden biri olduğunu belirterek, ‘’Antalya’nın en önemli zenginliklerinden biri denizimizdir. Her geçen gün etkilerini arttıran iklim krizi, çevre kirliliği ve insan kaynaklı baskılar deniz ekosistemini daha fazla tehdit eder hale geldi. Akdeniz, iklim değişikliğinin etkilerini en yoğun hisseden bölgelerden biri olarak bu tehditlerle karşı karşıyadır. Bu nedenle denizlerimizi korumak, gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun da bir gereğidir” dedi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi olarak Yapay Resif Projesi’ni hayata geçirdiklerini anlatan Özdemir, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bu proje ile denizlerin korunmasına, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesine ve su altı yaşamının güçlendirilmesine yönelik çok büyük bir adım atıldı. Yıllardır denizden beslenen, denizin sunduğu güzelliklerle büyüyen ve gelişen bir kent olarak, bu kez biz denize bir şey veriyoruz. Denizimizin bize kattıklarına karşılık, ona yaşamı destekleyecek, ekosistemini güçlendirecek kalıcı bir değer bırakıyoruz. Projemiz; Belediyemizin çevre ve iklim politikalarının somut bir göstergesi aynı zamanda Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi'nin ortaya koyduğu vizyonunun da önemli bir parçasıdır.”</p>
<p>Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü ve vali eşi Ebru Şahin ise Antalya’nın denizinin çok değerli bir hazine olduğuna dikkat çekti. Denizlerin tehdit altında olduğunu vurgulayan Ebru Şahin, “Kıyılarımıza vuran çöpler, deniz diplerinde biriken atıklar ve mikro plastikler denizlerimizi yok ediyor. Tüm bunlardan yola çıkarak Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi’ni oluşturduk. Dört ana hedefimiz var. Bunlar, denizlerimizi ve kıyılarımızı temizlemek, önlemek, iyileştirmek ve sahiplenmeyi tüm şehrin yapabilmesi için farkındalık çalışmalarıyla göstermek” dedi.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Çevre Yüksek Mühendisi Lokman Atasoy da proje ile ilgili bilgi verdi. Atasoy, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Resifler dörderli gruplar halinde yerleştirildi ve iki uçta uzantıları var. Ortada da bir tane referans noktası olacak. Özellikle izleme ile ilgili çalışmalar için bu bize habitat çeşitliliğini sağlayacak. Ekolojik işlevselliği maksimim düzeye eriştirecek. Aradaki akışları denizle ilgili akışları sağlayacak. Böylelikle balıklar o alanlara çok rahat geçiş yapabilecek ve gen geçişleri olacak.  Bizim temel amacımız buradaki deneyimleri hassasiyetle incelemek ve buradan aldığımız deneyimlerle diğer alanlara geçiş yapmak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31e-antalyadan-yapay-resif-projesi-ile-mesaj-82022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/cop31e-antalyadan-yapay-resif-projesi-ile-mesaj-1782580265.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizlerin korunması, balıkçılığın geliştirilmesi ve kirliliğin önlenmesi amacıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan yapay resifler denize indirilirken, Birleşmiş Milletler İklim Kongresi COP31’e de mesaj verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-ilk-kez-ekmek-zirvesi-duzenlendi-82021</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de ilk kez &#039;Ekmek Zirvesi&#039; düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından ‘’Bu Bir Ekmek Meselesi’’ temasıyla Türkiye’de ilk kez Ekmek Zirvesi düzenlendi.</p>
<p>Zirveye, Türkiye ve Antalya’daki un sanayicileri ve üreticileri katıldı. Ekmek Zirvesi'nde, ekmeğin tarım ekonomisinden gıda güvenliğine, insan sağlığından kültürel mirasa kadar uzanan çok boyutlu yapısı ele alındı.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, dünyada gıda, su ve enerji güvenliğinin stratejik öneminin her geçen gün arttığını söyledi. Hacısüleyman, ‘’Buğdayımıza sahip çıkmak zorundayız. Ekmeğimize sahip çıkmak zorundayız" dedi.</p>
<p>Ekmeğin Türk kültüründeki özel yerine dikkat çeken Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ekmek sadece bir gıda ürünü değil, emeğin, paylaşmanın, üretmenin ve dayanışmanın sembolüdür. Ekmek, yalnızca sofralarda yer alan bir gıda ürünü değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik zincirin ürünüdür. Tohumun toprağa düşmesinden başlayarak çiftçimizin alın teri vardır. Değirmencinin, fırıncının emeği vardır. Soframıza ulaşana kadar yüzlerce insanın katkısını içinde taşır. Bu nedenle ekmek, büyük bir emeğin sonucudur."</p>
<p><strong>"Gıda güvenliği stratejik mesele haline geldi"</strong></p>
<p>Tüketici alışkanlıklarının değiştiğini ve ekmek konusunda yeni hassasiyetlerin ortaya çıktığına dikkat çeken Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Dünyada yaşanan gelişmeler buğdayın stratejik önemini yeniden ortaya koydu. Uluslararası gerilimlere baktığımızda geleceğin en önemli üç başlığının gıda, su ve enerji olacağı sıkça dile getiriliyor. Enerjiyle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz ancak gıda ve su güvenliği de en az enerji kadar kritik hale gelmiştir. Ukrayna-Rusya savaşı başladığında dünyanın gündeminde buğday vardı. Limanlarda bekleyen milyonlarca ton buğdayın ihtiyaç sahibi ülkelere nasıl ulaştırılacağı konuşuluyordu. Savaşan taraflar bile buğdayın güvenli sevkiyatı konusunda uzlaşmak zorunda kaldı. Bu tablo, buğdayın ve ekmeğin ne kadar stratejik bir değer olduğunu açıkça göstermiştir.’’</p>
<p><strong>"Türkiye 14 yıldır dünya un ihracat şampiyonu"</strong></p>
<p>Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mesut Çakmak ise Türkiye'nin 14 yıldır dünya un ihracat lideri olduğunu söyledi. Türkiye’nin ihraç ettiği unun 160'tan fazla ülkenin sofrasında yer aldığını vurgulayan Çakmak, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Türkiye un sanayisinde küresel gücüne sahip. TUSAF bünyesinde 8 bölge derneği ve 300'den fazla üye var. Un sektörü yalnızca Türkiye'nin değil dünyanın gıda arzına katkı sunmaktadır. Türkiye, 14 yıldır aralıksız olarak dünya un ihracat lideri ve şampiyon. Bugün sadece Türkiye'nin sofrasında değil, 160'tan fazla ülkenin sofrasında yer alıyoruz. Bu başarı üreticimizin emeği, sanayicimizin yatırımı ve sektörümüzün yıllara dayanan tecrübesinin sonucudur."</p>
<p><strong>"Sosyal medyada ekmek kötüleniyor"</strong></p>
<p>2026 hasat dönemine girildiğini ve iklim koşullarının yakından takip edildiğini anlatan Çakmak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Her şeye rağmen üreticimizin emeği, sanayicimizin yatırımı ve sektörümüzün deneyimiyle ülkemizin buğday ve un tedarikinde güçlü yapısını koruyacağına inanıyoruz. Ekmek bir memleket meselesidir. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler toplumda kafa karışıklığı oluşturuyor. Bugün teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak çok kolay. Ancak sosyal medyayı doğru kullanmak ve alanında uzman kişilerden bilgi almak büyük önem taşıyor. Bizler de TUSAF olarak sosyal mecralarda ekmeğin kötülenmesine ve zararlı gösterilmesine karşı bilinçlendirme çalışmaları başlattık. Çünkü ekmek sadece bir gıda ürünü değildir. Ekmek emektir, berekettir, toplumsal hafızamızın ortak değeridir. Ve ekmek bir memleket meselesidir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-ilk-kez-ekmek-zirvesi-duzenlendi-82021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/turkiyede-ilk-kez-ekmek-zirvesi-duzenlendi-1782580165.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Bu Bir Ekmek Meselesi&quot; temasıyla Antalya&#039;da düzenlenen zirvede konuşan Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mesut Çakmak, Türkiye’nin 14 yıldır dünya un ihracat şampiyonu olduğunu belirterek, &quot;Bugün sadece Türkiye&#039;nin sofrasında değil, 160&#039;tan fazla ülkenin sofrasında yer alıyoruz. Sosyal medyada ekmeğin kötülenmesine karşı bilgilendirme kampanyası başlattık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfedden-kobiler-icin-5-maddelik-finansman-recetesi-82013</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRKONFED&#039;den KOBİ&#039;ler için 5 maddelik finansman reçetesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, 27 Haziran Dünya KOBİ Günü dolayısıyla açıklama yaptı. KOBİ’lerin ekonomideki rolü ve yaşadıkları sorunlara dair değerlendirmelerde bulunab Sönmez çözüm önerilerini de paylaştı.</p>
<p>KOBİ’lerde verimlilik açığı kapatılmadan yüksek istihdamın kalıcı refah artışına dönüşemeyeceğini vurgulayan Sönmez, yeni dönemin önceliğinin ölçek büyütme ve katma değer artışı olması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye’deki KOBİ ağırlığının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyen Sönmez, “KOBİ’ler dünyadaki işletmelerin yaklaşık %90’ını oluştururken istihdamın da %67’sini karşılıyor. Küresel hasılanın ise ancak yarısını üretebiliyorlar. Türkiye’ye baktığımızda ise %99,6’lık işletme sayısı ve %68,5’lik istihdam ile dünya ortalamasının üzerindeyiz. Buna rağmen konu katma değer üretimine geldiğinde, %41,2 ile küresel ortalamada işaret edilen GSYH’nin yarısı (%50) eşiğinin altında kalıyoruz. Dolayısıyla artık sormamız gereken soru, ‘Yeterince KOBİ var mı’ değil, ‘KOBİ’ler yeterince değer üretebiliyor mu’ olmalı. Bu veriler, ‘çok iş, az değer’ ürettiğimizi gösteriyor. İhracatta da benzer bir tablo var. Toplam ihracatın yalnızca %29,6’sı KOBİ’lerden geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan nakit akışı ve finansman sorunları, üretimi, katma değeri, yerel ekonomiyi ve neticede ülke ekonomisini etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Asıl açık verimlilikte”</strong></p>
<p>Kaynakların üretken firmalara yeterince akmamasının verimlilik sorununa yol açtığını belirten Sönmez, “KOBİ sayının yüksek olması Türk ekonomisinin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Küresel zincirlere entegre büyük ihracatçılarımız, ortalama bir yurt içi firmaya kıyasla dört kat fazla istihdam sağlıyor ve çalışan başına iki kat daha üretken. Çalışan başına katma değer mikro ölçekte 175 bin TL iken orta ölçekte 969 bin TL’ye yani 5,5 katına çıkıyor. Bu da dinamik, kurumsallaşmış orta ölçekli firma katmanımızın yeterince kalın olmadığına işaret ediyor ve iktisatta ‘kayıp orta’ olarak tanımlanan sorunu yaşamamıza yol açıyor. Orta katmanın kalınlaşmamasının başlıca nedenlerini kayıt dışılığın sürmesi, finansal okuryazarlığın sınırlı kalması ve şeffaf bilanço hazırlama becerisinin eksikliği olarak sıralayabiliriz. Birçok KOBİ, finansal sistemin gözünde ‘riskli’ kategoride. Kurumsallaşma eksikliği hem banka kredisine hem de sermaye piyasalarına erişimi daraltıyor; bu da ölçeğe geçişi ‘finanse edilemez’ kılıyor. Verimlilik açığını kapatmanın yolu işletmeleri ölçek olarak büyütmekten geçiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil”</strong></p>
<p>Kısa vadeli kredilerin yatırımları ve buna bağlı olarak verimliliği baltaladığını söyleyen Sönmez şöyle devam etti; “Politika faizi %37 düzeyinde, ticari kredi faizleri ise %45-55 bandında seyrediyor. Bu maliyetle kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil. Krediye erişim teknik olarak mümkün olsa da kullanılamıyor. Vadeler ise 36 ayda kalınca yatırım yerine günü kurtarmak için kullanılıyor. Bunun yanında bir de teminat meselesi var. Siparişe, ihracat potansiyeline, düzenli fatura akışına ve taşınır varlıklara dayalı KOBİ’ler, bilançosu büyük şirketler kadar güçlü olmadığı için sistemin dışında kalıyor. Bunun sonucunu konkordato başvuruları ve kapanan şirket sayılarında da görüyoruz. Kapanan her işletmeyle birlikte yılların ürettiği üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor.”</p>
<p><strong>“Para tek başına yeterli değil”</strong></p>
<p>KOBİ’lerin %78,8’inin düşük teknoloji sınıfında üretim yaptığını, yüksek teknolojide üretim yapan KOBİ oranının %1 civarında seyrettiğini hatırlatan Sönmez şunları söyledi; “KOBİ’lerin farkındalığı giderek artsa da öncelik nakit akışını yönetmek olunca, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor; ertelendikçe de rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zeka çoğu işletmede deneme düzeyinde kalırken en büyük eksiklikler strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve finansman. Yani para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknolojiye dönüşebilmesi gerekiyor.”</p>
<p>Benzer durumun ihracat için de geçerli olduğunu belirten Sönmez, “İhracatçı KOBİ sayısını artırmanın yolu, ihracata başlama eşiğini düşürmekten geçiyor. Çünkü bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyona, lojistiğe veya finansmana erişemediği için başlayamıyor. Bu kapsamda önerimiz, Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi gibi mekanizmaların KOBİ ölçeğine uygun tasarlanması. Ayrıca siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri ve fuar desteğinin yanına hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve regülasyon uyumu desteği de eklenmeli” dedi.</p>
<p><strong>5 maddelik finansman reçetesi</strong></p>
<p>KOSGEB, KGF ve Merkez Bankası tarafında atılan adımların yönünün doğru olduğunu ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Sönmez, “TÜRKONFED olarak beş başlıktan oluşan somut bir finansman reçetesi öneriyoruz: İlki, kredi mekanizmaları çeşitlendirilmeli ve KGF ile kalkınma bankaları daha aktif rol üstlenmeli. İkincisi, teminat yapısı esnetilerek sipariş, alacak ve ihracat potansiyeli gibi geleceğe dönük varlıklar kabul edilmeli. Üçüncüsü, finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma desteği verilmeli. Dördüncüsü makroekonomik öngörülebilirlik. Son olarak, Anadolu ile büyük şehir arasındaki erişim farkını gözeten, sadeleştirilmiş bölgesel programlar uygulanmalı. Bunlara ek olarak üyelerimizden, kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde kritik bir talep alıyoruz. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır”</strong></p>
<p>“Önümüzdeki on yılın politika çerçevesini, KOBİ’yi yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçiş belirleyecek.” diyen Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı; “TÜRKONFED olarak bunun ön koşulunu; makroekonomik öngörülebilirlik, iş dünyasına acil nefes alanı ve hukuk güvenliğinde görüyoruz. Dünya Bankası’nın da vurguladığı gibi sanayi politikası tek başına makro istikrarın ve kurumsal güvenin yerini tutmaz. Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfedden-kobiler-icin-5-maddelik-finansman-recetesi-82013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/suleyman-sonmez-1782568050.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, Dünya KOBİ Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “KOBİ sayısının yüksek olması ekonomimizin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Bu nedenle KOBİ’leri yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçmeliyiz.” dedi. 5 maddelik finansman reçetesi paylaşan Sönmez, KOBİ’lerin kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde taleplerinin olduğunu da dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-kazandirani-doviz-82009</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta borsa ve altın düştü, döviz yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 3,13 altında 14.274,02 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 14.147,05 puanı, en yüksek 14.871,49 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 1,50 değer kaybıyla 20.811,92 puana, sanayi endeksi yüzde 1,82 gerilemeyle 17.858,68 puana, hizmetler endeksi yüzde 2,32 düşüşle 12.773,59 puana ve teknoloji endeksi yüzde 6,36 azalışla 47.208,29 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 32,41 ile Balsu Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Balsu Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'yi yüzde 8,28 ile Destek Finans Faktoring AŞ ve yüzde 7,94 ile Efor Yatırım Sanayi ve Ticaret AŞ izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 21,97 ile Ral Yatırım Holding, yüzde 18,03 ile Hektaş ve yüzde 15,26 ile Mia Teknoloji oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 648 milyar 440 milyon lirayla ASELSAN, 581 milyar 280 milyon lirayla Garanti BBVA ve 545 milyar 100 milyon lirayla Enka İnşaat ve Sanayi AŞ oldu.</p>
<p><strong>Altının düşüşü devam ediyor</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,63 azalışla 6 bin 97 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,62 düşüşle 41 bin 98 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftadaki kapanışının yüzde 1,63 altında 10 bin 212 liraya indi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,39 artarak 46,6280 liraya, avronun satış fiyatı da yüzde 0,06 artışla 53,3080 liraya yükseldi.</p>
<p>Geçen hafta 61,4490 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,46 artışla 61,7330 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı da yüzde 0,49 değer kazanarak 57,8450 liradan alıcı buldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-kazandirani-doviz-82009</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/euro-dolar-doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 3,13 değer kaybıyla tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,63, cumhuriyet altını yüzde 1,62, çeyrek altın yüzde 1,63 değer kaybetti. Doların satış fiyatı yüzde 0,39, euronun yüzde 0,06, İngiliz sterlininin de yüzde 0,46 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunlere-14-gunluk-cayma-hakki-82008</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenilenmiş ürünlere 14 günlük cayma hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yenilenmiş ürünler için 14 günlük şartsız cayma hakkı tanındı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Yenilenmiş Ürünler Hakkında Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yönetmelikle, kullanılmış malların yenilenmiş olarak tekrar satışa sunulmasına ilişkin uygulama usul ve esasları düzenlendi.</p>
<p>Bakanlıktan düzenleme hakkında yapılan açıklamada, ikinci el piyasasında alışverişe konu olan teknolojik ürünlerin belirli standartlar çerçevesinde yenilenerek garantili olarak tekrar satışa sunulmasını sağlayan yenilenmiş ürün ekosisteminin etkinliğini artırmak için yeni düzenlemelerin hayata geçirildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemelerle, cep telefonundan bilgisayara, akıllı saatten oyun konsoluna kadar tüketicilerin yoğun ilgi gösterdiği ikinci el teknolojik ürünlerin garantili şekilde yenilenerek ekonomiye yeniden kazandırılması süreçlerinin daha hızlı, şeffaf ve güvenli hale getirilmesinin amaçlandığı bildirildi.</p>
<p>Hem internetten hem de mağazadan satın alınan ürünler için cayma hakkının getirildiği kaydedilen açıklamada, "Yeni düzenlemeyle yalnızca internet alışverişlerinde değil, fiziki olarak mağazalardan satın alınan yenilenmiş ürünlerde de tüketiciler 14 gün içinde hiçbir gerekçe göstermeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahip olacaktır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>YÜBİS ile dijital sicil kaydı oluşturulacak</strong></p>
<p>Açıklamada, Yenilenmiş Ürün Bilgi Sistemi (YÜBİS) ile her cihaz için dijital bir sicil kaydı oluşturulacağı, hangi parçaların değiştirildiği ve hangi işlemlerin yapıldığının erişime sunulacağı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Kayıp, kaçak ve çalıntı ürün sorgusu kayıtları, ilgili yenileme merkezi ve bu merkezler adına işlem yapan tüm işletmelerin bilgileri ve YÜBİS üzerinden ulaşılabilir ürün sertifikaları, tüketicilerin erişimine sunulmaktadır. Mevcut düzenlemede cep telefonları, tabletler, akıllı saatler, oyun konsolları ve modemler yenileme kapsamında yer almaktaydı. Yeni yönetmelikle televizyonlar da kapsama dahil edilerek tüketici güvencesi daha geniş bir ürün yelpazesine yayılmaktadır. Yenileme merkezleri için asgari sermaye şartı 30 milyon liradan 100 milyon liraya yükseltilmiştir. Yönetmelik hükümlerine aykırı davranan işletmelere idari yaptırım uygulanacaktır. Tüketicinin sağlığını, güvenliğini veya ekonomik çıkarlarını zedeleyen merkezlerin yetki belgeleri, kurulan komisyon tarafından askıya alınabilecek ya da iptal edilebilecektir. Belgesi iptal edilen yenileme merkezlerine 1 yıl boyunca yeni belge verilmeyecektir."</p>
<p>Açıklamada, yenilenmiş cep telefonları için taksit avantajı getirildiği, yenileme merkezleri ve bunlara bağlı yetkili satıcılarca satılan yenilenmiş cep telefonlarında KDV oranının yüzde 1'e düşürüldüğü anımsatıldı.</p>
<p>Düzenlemeyle bu uygulamalarda yaşanabilecek suistimallerin önüne geçilmesine katkı sağlanacağı bildirilen açıklamada, bu doğrultuda elektronik doğrulama, kayıt ve kontrol mekanizmalarının geliştirildiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Bugüne kadar 1,6 milyon ürün yenilendi</strong></p>
<p>Açıklamada, bugüne kadar yaklaşık 1,6 milyon ürünün yenilenerek tekrar piyasaya kazandırıldığının bilgisi verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Söz konusu sistemin, elektronik atıkların azalması, döngüsel ekonominin güçlendirilmesi, israfın ve çevreye verilen zararın önlenmesi suretiyle ülke ekonomisine katkı sağladığı bilinmektedir. Yapılan yeni düzenlemelerle ekosistemin olumlu etkilerinin artarak devam edeceği değerlendirilmektedir. Bakanlık olarak bu yönetmelikle hem çevre dostu ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarını teşvik etmeyi hem de tüketicilerin ikinci el pazarında mağdur olmasının önüne geçilerek güvenli alışveriş ortamı oluşturulması hedeflenmektedir."</p>
<p>Öte yandan yönetmelik, 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunlere-14-gunluk-cayma-hakki-82008</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/7/1280x720/kumanda-televizyon-ekran-1766982836.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yenilenmiş ürün alışverişlerine 14 günlük cayma hakkı getirildiğini, ürün yenileme kapsamına televizyonların da dahil edildiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mali-suclarda-turk-uyruklu-olmayan-kisilerin-kimlik-tespiti-uzaktan-yapilabilecek-82007</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 12:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mali suçlarda Türk uyruklu olmayan kişilerin kimlik tespiti uzaktan yapılabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>​​​​​​​Hazine ve Maliye Bakanlığının Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'i Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yürürlüğe giren tebliğ, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında müşteri kimliğinin doğrulanması amacıyla kullanılacak uzaktan kimlik tespiti yöntemlerine ilişkin usul ve esasları düzenliyor.</p>
<p>Buna göre, yükümlü kuruluşlar, Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin uzaktan kimlik tespitini Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının (ICAO) standardına uygun, yakın alan iletişimi özelliği olan pasaportla yapabilecek.</p>
<p>Uzaktan kimlik tespiti, pasaportla uzaktan kimlik tespiti konusunda özel olarak eğitim verilmiş personel tarafından görüntülü görüşme yoluyla gerçekleştirilecek.</p>
<p>Müşterinin bilgileri, pasaportun yongasında yer alan kimlik bilgilerinin pasaport üzerinde yer alan bilgilerle eşleştiği yakın alan iletişimi kullanılarak doğrulanacak. Bu doğrulamanın yapılamaması halinde uzaktan kimlik tespiti yoluyla iş ilişkisi tesis edilemeyecek.</p>
<p>Görüntülü görüşme sürecinde kişiyi ve kişi tarafından sunulan pasaport üzerindeki bilgileri gösteren görüntüler alınacak.</p>
<p><strong>Adres teyidi yapılmadan para transferi ve nakit çekim yapılamayacak</strong></p>
<p>Uzaktan kimlik tespiti kapsamında alınan adres bilgisinin, yerleşim yeri belgesi, ilgili adına düzenlenmiş elektrik, su, doğalgaz gibi adres temelli abonelik gerektiren bir hizmete ilişkin olan ve işlem tarihinden önceki üç ay içinde düzenlenmiş fatura, herhangi bir kamu kurumu tarafından verilen belge veya ilgili ülkenin kamuya açık veri tabanları üzerinden risk bazlı yaklaşım çerçevesinde en geç üç ay içerisinde teyit edilmesi zorunlu olacak. Adres teyidi yapılmadan para transferi ve nakit çekim yapılamayacak.</p>
<p>Müşteri kabulü yapacak yükümlüler, risklerin tanımlanması, derecelendirilmesi, izlenmesi ve azaltılmasına yönelik gerekli tedbirleri alacak.</p>
<p>Yükümlüler, riskli olarak belirledikleri ülkelerin vatandaşlarını pasaportla uzaktan kimlik tespiti yöntemiyle müşteri olarak kabul edemeyecek.</p>
<p>Öte yandan, müşteri kabulüne başlanmasından itibaren bir ay içerisinde bu kapsamda alınan tedbirler, oluşturulan prosedür ve rehberler hakkında MASAK tarafına bildirim yapılacak.</p>
<p>Pasaportla kimlik tespiti yapılan kişinin Türk vatandaşlığını kazandığının veya Türkiye Cumhuriyeti kanunları uyarınca kendisine vergi mükellefiyeti tesis edildiğinin anlaşılması halinde kendisine tanımlanan kimlik kartının bir örneği veya vergi kimlik numarası elektronik ortamda alınarak müşteri bilgileriyle ilişkilendirilecek.</p>
<p>Kimlik bilgilerinin doğrulanması amacıyla, müşterinin kimlik bilgileriyle uyumlu yurt içinde veya dışında mukim bir banka hesabından ya da banka veya kredi kartından para transferi yapılması zorunlu olacak.</p>
<p>Müşteri tarafından açılan hesaba, sadece kişinin yurt dışında kendi adına açılmış banka hesaplarından para gönderimi gerçekleştirilirken, açılan bu hesaptan yurt dışına para çıkışı sadece söz konusu kişi adına açılmış banka hesaplarına yapılacak.</p>
<p>Müşteri kabul edilenlere ilişkin istatistiki bilgiler takvim yılı esas alınarak her üç aylık dönemin son ayında MASAK'a gönderilecek.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mali-suclarda-turk-uyruklu-olmayan-kisilerin-kimlik-tespiti-uzaktan-yapilabilecek-82007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişiklikle, suç gelirleriyle mücadele kapsamında yükümlü kuruluşlar, Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin kimlik tespitini uzaktan gerçekleştirebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/s-arabistanla-yapilan-anlasma-resmi-gazetede-82004</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> S. Arabistan&#039;la yapılan anlaşma Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Suudi Arabistan ile imzalanan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan anlaşma Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Şubat 2026'da Riyad'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma"nın onaylanmasına ilişkin karar Resmi Gazete'de yer aldı.</p>
<p>Hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülen kanun, bugün yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/s-arabistanla-yapilan-anlasma-resmi-gazetede-82004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan yenilenebilir enerji santrali projeleriyle ilgili anlaşma Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-cinsiyet-esitligine-daha-cok-odaklanan-ilk-15e-girdi-isbirligi-cagrisi-yapti-81996</guid>
            <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 09:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyada ‘cinsiyet eşitliğine daha çok odaklanan’ ilk 15’e girdi, işbirliği çağrısı yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABANCI </strong>Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı, Sakıp Sabancı Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Güler Sabancı, </strong>Vakfın OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) <strong>“Kalkınma İçin Filantropi” </strong>raporuna 3’üncü kez girdiğini öğrenince bir toplantı önerdi:</p>
<p>-          <strong>Gelin OECD Kalkınma İçin Çalışan Vakıflar Ağı (netFWD) ve Sabancı Vakfı, birlikte </strong>“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Finansmanında Filantropinin Stratejik Rolünün Güçlendirilmesi” <strong>başlıklı bir toplantı düzenleyelim, birlikte konuyu değerlendirelim.</strong></p>
<p>Sabancı Center’da gerçekleşen toplantıda <strong>“OECD Kalkınma İçin Filantropi 2026” </strong>raporunun sunumunu OECD Kalkınma Merkezi Politika Analisti <strong>Esme Stout </strong>yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Rapor kapsamında dünya genelinde 506 vakfın 2020-2023 yılları arasındaki bağışları analiz edildi.</strong></li>
<li><strong>Rapora göre, bu dönemde filantropi (hayırseverlik) finansmanı 68.2 milyar dolara ulaşarak resmi kalkınma yardımlarının yüzde 10’una ulaştı.</strong></li>
<li><strong>Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik filantropik fonlama ise 5.2 milyar dolar seviyesine çıktı. Bu miktar kalkınma amaçlı tüm filantropi kaynaklarının yüzde 8’ini oluşturdu.</strong></li>
<li><strong>Kaynaklarının yüzde 70’inden fazlasını toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük çalışmalara ayıran Sabancı Vakfı, bu alanda küresel ölçekte ilk 15 vakıf arasına girdi.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3f6bb266dcd-1782541234.jpg" alt="" width="700" height="461" /></strong><strong>“Gates Foundation”, “AVPN” </strong>ve <strong>“Girls Not Brides” </strong>gibi uluslararası kuruluşların temsilcilerinin katıldığı toplantıda konuşan <strong>Güler Sabancı, </strong>projelerini uluslararası normları ve ölçümleri göz önüne alarak tasarladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>OECD’nin son raporunda da bunun sonuçlarını görüyoruz. OECD raporları, yüzlerce hayırsever kuruluşun verilerinden beslenerek filantropinin nerede ve nasıl fark yaratabileceğini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.</strong></p>
<p>Filantropinin gerçek etkisinin veriye dayalı öğrenme ve güçlü işbirlikleriyle mümkün olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle veri üretimini son derece kritik görüyoruz. Çünkü, ölçemediğimiz veriyi geliştirmemiz de mümkün değildir.</strong></p>
<p>OECD’nin 2019 yılında yayınladığı <strong>“Cinsiyet Eşitliği İçin Filantropi” </strong>raporuna uzandı:</p>
<p>-          <strong>2019 yılındaki raporda Sabancı Vakfı’nın bu alana odaklanan dünya çapındaki en etkili 7 vakıftan biri olarak gösterilmişti. Bu yılki ile birlikte Sabancı Vakfı, OECD raporunda 3’üncü kez yer alıyor.</strong></p>
<p>Bu durumu şöyle yorumladı:</p>
<p>-          <strong>OECD raporunda 3’üncü kez yer almamız, </strong>“Cinsiyet Eşitliği” <strong>konusuna 20 yıldır odaklanarak kararlılıkla, hedeften de şaşmadan çalışmamızın somut bir göstergesidir.</strong></p>
<p>Babaannesi <strong>Sadıka Sabancı</strong>’nın tüm mal varlığını bağışlayarak Sabancı Vakfı’nın kuruluşu için önemli adım attığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün OECD raporlarında 3 yıldır yer alıyorsak bunun arkasında şeffaflık var, kanıtlara dayalı çalışma var. Her zaman toplumsal cinsiyet eşitliği, stratejik önceliklerimizden biri oldu. Çünkü biz bunu kritik bir itici güç olarak görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Güler Sabancı, </strong>hayırseverliğin bugün her zamankinden daha önemli olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Hayırseverliğin geleceği işbirliğine dayanıyor. Artık hiç kimse tek başına toplumsal, küresel sorunlarla başa çıkamaz. Bu yüzden çok koordinasyon lazım. Bu en çok da toplumsal cinsiyet eşitliği için gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin çok uzun yıllara dayanan hayırseverlik geleneğine sahip olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Ülkem OECD raporlarında fakir görünmüyor ama tek başına bu sorunlarla başa çıkmak için de yeterince zengin değil. Bu yüzden uluslararası kapasitenin işbirliği bizim için çok önemli.</strong></p>
<p>Dünyada <strong>“hayırseverlik cirosu”</strong>nun 68.2 milyar dolara çıkması, <strong>“toplumsal cinsiyet eşitliği”</strong>ne 5.2 milyar dolar harcanabilir noktaya gelmesi önemli aşamaya ulaşıldığını gösteriyor…</p>
<p>Sabancı Vakfı’nın da <strong>“toplumsal cinsiyet eşitliği”</strong>ne dönük istikrarlı çalışmalarıyla OECD raporlarına girmesi, yapılan işin dünyada da dikkati çekmesi açısından önem taşıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hayırseverler dünyada kalkınma finansmanında önemli rol üstleniyor</span></h2>
<p><strong>OECD </strong>İstanbul Merkezi Direktörü <strong>Achraf Bouali, </strong>Sabancı Vakfı ile ortaklaşa düzenledikleri toplantıda resmi kalkınma yardımlarının giderek kısıtlandığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Böyle bir dönemde filantropi (hayırseverlik) kalkınmanın finansmanında daha önemli bir rol üstleniyor. Çünkü, 2025 yılında resmi kalkınma yardımlarında yüzde 9-17 kesinti öngörülmüştü.</strong></p>
<p><strong>“OECD Filantropi Merkezi” </strong>aracılığıyla fikirleri, veriyi ve ortaklıkları küresel ölçekte bir araya getirerek daha yüksek etkiyi desteklediklerini vurguladı:</p>
<p>-           <strong>OECD’nin ilk bölgeler arası merkezi olan İstanbul Merkezi ise ortak küresel meseleleri ele alıyor ve farklı bölgeler arasında işbirliğini güçlendiriyor. Haziran 2022’den buyana İstanbul’un kendisi gibi Kuzey ile Güney, Doğu ile Batı arasında köprü işlevi görüyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-cinsiyet-esitligine-daha-cok-odaklanan-ilk-15e-girdi-isbirligi-cagrisi-yapti-81996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/67-1782541213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyada ‘cinsiyet eşitliğine daha çok odaklanan’ ilk 15’e girdi, işbirliği çağrısı yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
