<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-enflasyon-beklentisi-artti-hane-halkinin-geriledi-90385</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın enflasyon beklentisi arttı, hane halkının geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı ekim ayı "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi ekimde önceki aya göre piyasa katılımcıları için 0,19 puan artarak yüzde 23,89'a yükselirken hanehalkı için 1,85 puan azalarak yüzde 43,75'e, reel sektör için 0,70 puan düşerek yüzde 31,80'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı ise önceki aya göre 0,31 puan artarak yüzde 16,56 oldu.</p>
<p><strong>Hanehalkı Beklenti Anketi</strong></p>
<p>Merkez Bankası, 3 bin 152 hane halkı tarafından yanıtladığı ekim ayı "Hanehalkı Beklenti Anketi" verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, hane halkının ekim ayında 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi bir önceki aya göre 1,85 puan azalarak yüzde 43,75'e geriledi.</p>
<p>Hane halkının, son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları "yakıt ve enerji" ile "gıda" oldu.</p>
<p>Yakıt ve enerjiyi, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı, bir önceki aya göre 2,7 puan artarak yüzde 38,9'a çıktı.</p>
<p>Gelecek 12 ay sonunda konut fiyatlarındaki artış beklentisi, bir önceki aya (Eylül 2026) göre 0,33 puan azalarak yüzde 30,36'ya geriledi.</p>
<p>12 ay sonrası dolar kuru beklentisi bir önceki aya göre 0,96 lira artarak 56,86 lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Katılımcıların yatırım tercihleri değerlendirildiğinde, ilk sırada yer alan "altın alırım" diyen katılımcıların oranı, bir önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 43,3 oldu.</p>
<p>İkinci sırada yer alan "ev/dükkan/arsa vb. alırım" diyen katılımcıların oranı bir önceki aya göre 2 puan artarak yüzde 35,6'ya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-enflasyon-beklentisi-artti-hane-halkinin-geriledi-90385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ekim verilerine göre, 12 ay sonrası için enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için yükselirken hane halkı ve reel sektör için geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-sirket-sayisi-yuzde-46-kurulan-yuzde-32-artti-90381</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapanan şirket sayısı yüzde 4,6, kurulan yüzde 3,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), eylül ayına ait kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde kurulan şirket sayısı, ağustos ayına kıyasla yüzde 3,2 artarak 9 bin 212'den 9 bin 506'ya yükseldi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 4,6 artarak 2 bin 212'ye çıktı. Ağustosta 2 bin 114 şirket kapanmıştı.</p>
<p>Eylülde kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6, kapanan şirket sayısı da yüzde 5,3 azaldı.</p>
<p><strong>Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 11,2 arttı</strong></p>
<p>Buna göre eylülde bir önceki aya kıyasla kurulan kooperatif sayısı yüzde 9,5, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 2,3 artış gösterdi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 11,2, kooperatif sayısı yüzde 4,2 arttı.</p>
<p>Eylülde geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 2,6, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 16,9, kooperatif sayısı yüzde 49,3 azalış kaydetti. Bu dönemde kapanan şirket sayısında yüzde 5,3, kooperatif sayısında yüzde 11,9 azalış olurken gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 27,8 artış kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Eylülde tüm illerde şirket kuruldu</strong></p>
<p>Geçen ay, tüm illerde şirket kuruluşu gerçekleşti.</p>
<p>Eylülde kurulan toplam 9 bin 506 şirketin 1084'ünün anonim, 8 bin 422'sinin limitet şirket olduğu görüldü. Şirketlerin yüzde 38,8'inin İstanbul, yüzde 11'inin Ankara, yüzde 5,6'sının İzmir'de kurulduğu tespit edildi.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ise toplam 86 bin 368 şirket ve kooperatifin kurulduğu belirlendi. Bu dönemde kurulan 76 bin 675 limitet şirket, toplam sermayenin yüzde 67,8'ini, 8 bin 643 anonim şirket ise yüzde 32,2'sini oluşturdu.</p>
<p><strong>Kurulan ticari işletmelerin çoğu toptan ve perakende ticarette</strong></p>
<p>Eylülde kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, ağustosa göre yüzde 58,2 artış gösterdi.</p>
<p>Söz konusu ayda kurulan şirket ve kooperatiflerin, 3 bin 224'ü toptan ve perakende ticaret, 1290'ı inşaat ve 1162'si imalat sektöründe yer aldı.</p>
<p>Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 563'ü inşaat, 311'i toptan ve perakende ticaret, 84'ü imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.</p>
<p>Eylülde kapanan şirket ve kooperatiflerin 719'unun toptan ve perakende ticaret, 327'sinin imalat ve 199'unun inşaat sektöründe olduğu kaydedildi.</p>
<p>Kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinden 451'inin toptan ve perakende ticaret, 198'sinin inşaat, 122'sinin ise imalat sektöründe faaliyet gösterdiği belirlendi.</p>
<p>Eylülde 69 kooperatif kurulurken bunların 39'u konut yapı, 18'i işletme, 5'i de tarımsal kalkınma kooperatifi olarak faaliyete geçti.</p>
<p><strong>Yabancı ortak sermayeli şirketler</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan 799 yabancı ortak sermayeli şirketin 264'ü Suriye, 61'i İran ortaklı oldu.</p>
<p>İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 84'ü anonim, 715'i limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Bu şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 77,1'ini yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.</p>
<p>Böylece, bu dönemde kurulan şirketlerin 1335'inin uzmanlaşmamış toptan ticaret, 617'sinin ikamet amaçlı olan ve olmayan binaların inşaatı faaliyetleri, 433'ünün uzmanlaşmamış perakende ticaret için aracılık hizmetleri faaliyetleri sektöründe olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>Anonim şirket ortaklarının yüzde 14,3'ü kadın girişimci</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan şirket türüne göre ortaklar arasındaki kadın girişimci oranı, anonim şirketlerde yüzde 14,3, limitet şirketlerde yüzde 17, kooperatiflerde yüzde 31,3 oldu. Gerçek kişi ticari işletmelerin ise yüzde 15,7'si kadın girişimciler tarafından kuruldu.</p>
<p>Eylülde kurulan şirket türüne göre ortakların yaş dağılımı incelendiğinde, anonim şirket ortaklarının yüzde 29,4'ünün 35-44, limitet şirketlerde yüzde 30,7'sinin 25-34, kooperatiflerin ise yüzde 28,2'sinin 45-54 yaş aralığında olduğu tespit edildi. Gerçek kişi ticari işletmelerinin yüzde 30,5'i de 35-44 yaş girişimciler tarafından faaliyete geçirildi.</p>
<p><strong>9 ayda 85 bin 320 şirket kuruldu</strong></p>
<p>Türkiye'de bu yılın ocak-eylül döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 artışla 85 bin 320'ye yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan şirket sayısı, yüzde 1,5 azalışla 20 bin 496'ya geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-sirket-sayisi-yuzde-46-kurulan-yuzde-32-artti-90381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB&#039;un eylül verilerine göre kurulan şirket sayısı aylık bazda yüzde 3,2 artarak 9 bin 506, kapanan şirket sayısı ise yüzde 4,6 yükselişle 2 bin 212&#039;ye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-elyaf-uretimi-rekora-kostu-donusum-yerinde-saydi-90368</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel elyaf üretimi rekora koştu, dönüşüm yerinde saydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Textile Exchange, küresel tekstil, hazır giyim, deri ve ayakkabı sektörünün hammadde görünümünü ortaya koyan 2026 Materials Market Report’u yayımladı. Rapor, sürdürülebilirlik ve döngüsellik hedeflerine rağmen elyaf üretimindeki büyümenin büyük ölçüde yeni üretilen fosil bazlı sentetik elyaflardan kaynaklandığını ortaya koydu. Küresel üretim 2024’teki yaklaşık 132 milyon tondan 2025’te yüzde 5,3 artışla 139 milyon tona yükseldi. 2000’de 58 milyon ton olan üretim, son 25 yılda iki kattan fazla arttı. Mevcut eğilim sürerse üretimin 2030’da 172 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Kişi başına üretim 1975’te 8,3 kilogram iken 2025’te 17 kilograma ulaştı; 2030 tahmini ise 20,4 kilogram.</p>
<h2>Büyümenin motoru polyester </h2>
<p>Küresel pazardaki büyümede sentetik elyafların ağırlığı artıyor. 2025’te toplam sentetik elyaf üretimi yaklaşık 96,2 milyon tonla dünya üretiminin yüzde 69’unu oluşturdu. Polyester üretimi bir yılda 77,7 milyon tondan 82,5 milyon tona çıktı. Geri dönüştürülmüş polyester üretimi 9,4 milyon tondan 9,7 milyon tona yükselse de payı yüzde 12’den yüzde 11,8’e geriledi. Pamuk, polyesterin ardından en fazla üretilen ikinci tekstil elyafı olmayı sürdürdü. Küresel pamuk üretimi 2024/25 sezonunda 25,7 milyon tona, toplam pazardaki payı yüzde 18’e ulaştı. Üretimin 25,4 milyon tonunu virgin pamuk, yaklaşık 400 bin tonunu geri dönüştürülmüş pamuk oluşturdu. Geri dönüştürülmüş pamuğun payı yüzde 1 seviyesinde kaldı.</p>
<h2>Geri dönüşüm yüzde 7,6’da takıldı </h2>
<p>Raporun dikkat çekici sonuçlarından biri, hızla büyüyen üretime karşın geri dönüşümün aynı hızda ilerlememesi oldu. Geri dönüştürülmüş hammaddeden üretilen elyafl arın payı 2025’te yüzde 7,6 ile önceki yılın seviyesinde kaldı. Üstelik bunun çok büyük bölümünü tekstil atıkları değil PET şişelerden üretilen polyester oluşturdu. Dünya elyaf üretiminin yüzde 6,8’i plastik şişelerden üretilen geri dönüştürülmüş polyesterden geldi. Tekstilden tekstile geri dönüşüm ise toplam pazarın yaklaşık yüzde 1’ini oluşturdu. 2025’te eski tekstil ürünlerinden yaklaşık 1-1,5 milyon ton yeni elyaf üretildi. Geri dönüştürülmüş polyester üretiminin yüzde 97’sinde plastik şişeler ve diğer tekstil dışı kaynaklar kullanıldı. Polyesterden yeniden polyester üretiminin geri dönüştürülmüş polyester içindeki payı yüzde 3 oldu. Bu miktar toplam polyester üretiminin yüzde 0,3’üne karşılık geldi. Textile Exchange, tekstilden tekstile geri dönüştürülmüş elyaf üretiminin 2030’da 3-5 milyon tona çıkabileceğini tahmin ediyor.</p>
<h2>Teknik tekstil hazır giyimden hızlı büyüyor </h2>
<p>Raporun bu yıl ilk kez yayımlanan kullanım alanları bölümünde de önemli bir değişime işaret edildi. Hazır giyim başlıca kullanım alanlarından biri olmakla birlikte büyüme hızı ev tekstili ve teknik tekstillerin gerisinde kalıyor. Otomotiv tekstilleri, inşaat malzemeleri, medikal ürünler, filtrasyon sistemleri, jeotekstiller ve nonwoven hijyen ürünlerini kapsayan teknik tekstiller son 20 yılda en hızlı büyüyen kullanım alanı oldu. Polyester, düşük maliyeti, dayanıklılığı ve yüksek hacimli üretime uygunluğu nedeniyle hazır giyimde pamuk ve yün gibi doğal elyafların pazarından pay almaya devam ediyor. Otomotiv, jeotekstil, inşaat, filtrasyon, ambalaj ve nonwoven hijyen ürünleri polyester talebinin büyüdüğü alanlar arasında bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye 840 bin ton pamuk üretti</span></h2>
<p>Textile Exchange’in ICAC verilerine dayanan ülke tablosuna göre Türkiye’nin 2024/25 sezonundaki pamuk üretimi yaklaşık 840 bin ton oldu. Türkiye Organik Tarım mevzuatı kapsamında sertifikalı pamuğun payı yaklaşık yüzde 0,3, dönüşüm sürecindeki üretimin payı yaklaşık yüzde 1 olarak hesaplandı. Programlar arasındaki çakışmalar dikkate alındığında konvansiyonel üretimin payı yaklaşık yüzde 69 oldu. Dünya genelinde 2024/25 sezonunda organik standartlara göre sertifikalandırılan pamuk miktarı yaklaşık 720 bin ton olarak tahmin edilirken, toplam üretimdeki payı yüzde 2,8 seviyesinde kaldı. IWTO verilerine göre 2025’te yaklaşık 1,78 milyon ton yağlı koyun yünü üretildi. Çin 364 bin tonla yüzde 20, Avustralya 280 bin tonla yüzde 16 pay aldı. Türkiye, yaklaşık 84 bin 270 ton üretim ve yüzde 5 paya sahip oldu. Küresel temiz koyun yünü üretimi yaklaşık 1 milyon ton, yünün toplam elyaf pazarındaki payı yüzde 0,7 oldu. Geri dönüştürülmüş yünün toplam yün pazarındaki payı yüzde 8 seviyesinde gerçekleşti. 2025’te dünyada üretilen yaklaşık 4 bin 737 ton tiftiğin 348 tonu Türkiye’den geldi. Türkiye, yaklaşık yüzde 7 payla Arjantin ile birlikte önemli üreticiler arasında gösterildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-elyaf-uretimi-rekora-kostu-donusum-yerinde-saydi-90368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel tekstil elyafı üretimi 2025’te 139 milyon tonla rekor kırarken, büyümenin ana kaynağı fosil bazlı sentetik elyaflar oldu. Polyesterin payı yüzde 59’a ulaşırken, geri dönüştürülmüş elyafların payı yüzde 7,6’da, tekstilden tekstile geri dönüşüm ise yaklaşık yüzde 1’de kaldı. Türkiye ise 840 bin tonluk pamuk üretiminin yanı sıra yün ve tiftikte de önemli üreticiler arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-barut-ficisi-gibi-90367</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 09:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol barut fıçısı gibi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="264" height="125" /></p>
<p>Petrol piyasasında fiyatlamanın merkezine yeniden jeopolitik riskler yerleşti. Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların ardından ABD’nin İran’a karşı yeni bir askeri operasyon hazırlığında olabileceğine ilişkin haberler, arz güvenliğine yönelik endişeleri artırdı. Brent petrolü yaklaşık yüzde 3.5 günlük yükselişle 112 doların üzerine çıkarken, fiyatlar dört yılın zirvesine yaklaştı. Brent’te aylık artış yüzde 9, yıllık yükseliş ise yüzde 72’ye ulaştı.</p>
<p>Piyasadaki yükselişin arkasında, çatışmanın yalnızca İran’la sınırlı kalmayarak Basra Körfezi’ndeki enerji altyapısını ve sevkiyat güzergâhlarını daha fazla tehdit edebileceği beklentisi bulunuyor. İnsansız hava araçlarının Suudi Arabistan’daki Şeybah petrol sahasını ve Dammam Uluslararası Havalimanı’nı hedef alması, bölgesel güvenlik risklerini yeniden gündeme taşıdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın acil durum dışındaki hükümet çalışanları ile ailelerine Suudi Arabistan’dan ayrılmaları talimatını vermesi de gerilimin kısa sürede yatışacağına ilişkin beklentileri zayıflattı.</p>
<p>Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, saldırıların petrol üretimini etkilemediğini açıkladı. Bu açıklama, mevcut arzda doğrudan bir kayıp yaşanmadığına işaret etse de piyasadaki endişeleri gidermeye yetmedi. Zira fiyatlar yalnızca gerçekleşmiş üretim kayıplarına değil, gelecekte oluşabilecek kesintilerin ihtimaline ve büyüklüğüne de tepki veriyor. ABD ve İsrail’in gelecek ay yapılacak ara seçimlerin ardından İran’a yönelik kısa süreli ve yoğun bir operasyon planladığına ilişkin haberler de bu risk algısını güçlendiriyor.</p>
<p>İran'a yönelik yeni bir saldırı ya da bölgedeki enerji tesislerini ve nakliye hatlarını etkileyen daha geniş çaplı bir çatışma, fiyatları daha da tırmandırabilir.</p>
<h2>Petrol ürünlerinde artan sıkıntı </h2>
<p>Asıl sıkıntı rafine petrol ürünlerinde belirginleşiyor. Ham petrolün taşınabilmesi, benzin ve dizel gibi ürünlerin de aynı ölçüde sorunsuz sevk edildiği anlamına gelmiyor. Özellikle dizel piyasasında süren lojistik kısıtlar, enerji maliyetlerinin sanayi, taşımacılık ve tarım üzerindeki baskısını artırabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki yükseliş, yalnızca ham petrol üretimindeki olası kayıplarla değil, rafineri ürünlerinin küresel pazarlara ulaşmasındaki güçlüklerle de bağlantılı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borsaların keyfi yeniden kaçtı</span></h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki sıçrama, enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden hızlandırabileceği ve faizlerin yüksek kalmasına yol açabileceği endişesiyle küresel hisse senetlerinde satış baskısını artırdı. Çin’in CSI 300 endeksi yüzde 1,8 gerileyerek hazirandan bu yana kayıplarını yüzde 20’ye taşıdı. Japonya’nın Nikkei 225 endeksi yüzde 2,7, Güney Kore’nin Kospi endeksi yüzde 3,5 düştü. Hong Kong’da Hang Seng endeksi de yüzde 3 geriledi. Avrupa’da Stoxx 600 endeksi açılışta yüzde 1 düşerken, ABD’de Nasdaq 100 vadeli işlemleri yüzde 1,8, S&amp;P 500 vadeli işlemleri yüzde 1 kayıp yaşadı. Tahvil piyasalarında Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,11’e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-barut-ficisi-gibi-90367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/petrol-1761080878.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suudi Arabistan’daki petrol tesislerini hedef alan saldırılar ve ABD’nin İran’a yönelik yeni bir operasyon düzenleyebileceği endişesi, Brent petrolü günlük yüzde 3.5’e yakın artışla varil başına 112 doların üzerine taşıdı. Dört yılın zirvesine yaklaşan fiyatlar, borsa ve tahvil piyasalarına kadar finansal varlıklar üzerinde de baskı yaratıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekimde-tuketici-guveni-dibe-indi-90363</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekimde tüketici güveni dibe indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ağustos ve eylülde uzun süredir ilk kez 90’ın üzerine çıkan Tüketici Güven Endeksi, ekim ayında büyük erozyona uğradı ve yüzde 7,7 azalarak 84,8’e geriledi. Tüm alt endekslerde gerilemenin yaşandığı ekim ayında, önümüzdeki 1 yıla ilişkin genel ekonomik durum beklentisinde yüzde 9, hanenin maddi durum beklentisinde ise yüzde 7,7’lik gerileme yaşandı. Uzmanlar, geçen ay önemli ölçüde yükselen endeksin fon krizi ortaya çıktıktan sonraki ilk ankette gerilemesini fon krizinin piyasaya olan etkilerine bağladılar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adaf2a6d4235-1792733862.png" alt="" width="368" height="276" /></p>
<h2>Ev alma ihtimali yüzde 12,3 azaldı, borç ihtimali arttı </h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ilişkin Tüketici Güven Endeksi verilerini açıkladı. Eylülde 91,9 ile son yılların en yüksek seviyesine ulaşan endeks, bir ay içinde ciddi şekilde azaldı ve 84,8 puana kadar geriledi.</p>
<p>Tüketicilerin gelecek döneme ilişkin harcama planlarının da sorulduğu ankette, özellikle konut ve araba alım ihtimallerinde büyük gerileme dikkat çekti. Eylül ayında önümüzdeki 1 yıl içinde konut alma ihtimali yüzde 7,1 artarken, ekimde bu oran yüzde 12,3 azaldı . Bu dönemde otomobil satın alma ihtimali yüzde 17,6 azaldı.</p>
<p>Buna karşılık ekim ayında, önümüzdeki 3 aylık dönemde tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimalinde yüzde 3’lük artış dikkat çekti. Ankete katılanların önümüzdeki 1 yıllık zaman diliminde tasarruf etme ihtimali yüzde 12,8 azalırken, hanenin içinde bulunduğu maddi duruma ilişkin soruya verilen olumsuz cevaplar yüzde 2,1 geriledi.</p>
<p>Mevcut dönemin tasarruf etmek için uygun olduğuna ilişkin verilen cevaplarda yüzde 8,7 azalma yaşanırken, dayanıklı tüketim malı satın almak için uygun olduğunu söyleyenlerin oranında da yüzde 5,7’lik azalma oldu. Buna karşılık söz konusu endeks, 109,3 ile yüksek seviyesini korudu.</p>
<h2>Ekonomik durum beklentileri zayıfladı </h2>
<p>Önümüzdeki 1 yıllık zamana ilişkin genel ekonomik durum beklentisi yüzde 9 azalarak 81,7’ye geriledi. Önümüzdeki 1 yılda hanenin maddi durum beklentisi yüzde 9,3 gerilerken, geçen 1 yıllık süreçteki genel ekonomik durum beklentisi ise yüzde 7,7 gerileyerek 86,4’e düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekimde-tuketici-guveni-dibe-indi-90363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ekonomik-guven-endeksi-kalem-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici Güven Endeksi&#039;nin 7,7 gerilemesini yorumlayan uzmanlar, geçen ay önemli ölçüde yükselen endeksin fon krizi ortaya çıktıktan sonraki ilk ankette gerilemesini krizin piyasaya olan etkilerine bağladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-aciklamasi-son-donemlerin-en-onemli-krizlerinden-biri-90359</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurtulmuş’tan fon açıklaması: Son dönemlerin en önemli krizlerinden biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), yatırım fonlarında yaşanan gelişmeleri, “son dönemlerin en büyük krizi” olarak değerlendirdi.</p>
<p>Kurtulmuş, Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Claude Wiseler ile gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında, Türkiye-Lüksemburg ilişkileri, Avrupa Birliği üyelik süreci, bölgesel güvenlik sorunları, Filistin meselesi ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasın ardından soruları yanıtlayan Kurtulmuş, yatırım fonlarında yaşanan gelişmeleri, “son dönemlerin en büyük krizi” olarak değerlendirdi. Kurtulmuş, “Uzun lafa gerek yok. Bu konuda kim haksız kazanç sağladıysa, kim milletin parasına, cebine elini soktuysa, kim arsızlık ve hırsızlık yaptıysa sonuna kadar gidilmeli. Hepsinden hesap sorulmalıdır. Ayrıca bu süreçlerde kusuru, hatası, ihmali olan kim varsa onlar da Türk yargısı önünde hesaplarını vermelidir. Mesele bu kadar açıktır. Milletin beklentisi de bu yöndedir. Burada da milletimiz müsterih olsun. Sonuna kadar gidilecek, bunun hesabı sorulacak” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından Meclis’e gönderilen Mekke Anlaşması Tezkeresi’nin görüşme takvimine ilişkin Kurtulmuş, “Mekke Anlaşması bildiğiniz gibi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın uzlaşmaya vardığı bir anlaşma. Cumhurbaşkanlığından bu konuyla ilgili yasa teklifi bize geldiği zaman ben de hemen bunu Türkiye Büyük Millet Meclisine. Önce komisyona, sonra da Genel Kurula gelecek. Dolayısıyla önce komisyonda tartışılacak. Komisyonda kabul edilirse Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gelecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan müzakereler sonrasında da kabul edilirse yasalaşacak. Süreç budur, usul budur ve her şey usulüne uygun bir şekilde işliyor.” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“PBLK mağdurlarına para verselerdi diğer mağdurlara verecek para kalmayacaktı”</strong></span></p>
<p>YENİ Parti’nin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi milletvekilleri, Meclis’te parlamento muhabirleri ile bir araya geldi. </p>
<p>YENİ Parti Komisyon Sözcüsü ve Antalya Milletvekili Cavit Arı, YENİ Parti Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, YENİ Parti Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu ve YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, 2027 yılı bütçe görüşmeleri öncesi gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundular. </p>
<p>Karabat, Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi’nin üçüncü maddesinde AK Parti’nin verdiği önergeyle yapılan değişikliğin, satış talimatı verdikleri halde paralarını alamayan yatırımcıları alacaklı konumundan hissedar konumuna getirdiğini belirterek, düzenlemeyle yatırımcıların ne kadar ödeme alacağının belirsiz hale geldiğini söyledi.</p>
<p>YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, PBLK (varlığın sistemdeki güncel kayıt konumu) mağdurlarının daha da mağdur edilmesinin nedeninin ‘para olmaması” olduğunu belirterek, “Neden bu PBLK mağdurlarını daha da mağdur ediyorlar? Para yok. Eğer bu PBLK mağdurlarına bu parayı verselerdi, o zaman diğer mağdurlara verecek paraları kalmayacaktı” dedi.</p>
<p>YENİ Parti Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, düzenlemenin amacının mağduriyetleri gidermek olduğunu, ancak son önergeyle mağdur sayısının artırıldığını söyledi. Satış talimatı verdikleri halde paralarını alamayan yatırımcıların ne zaman ve ne kadar ödeme alacağının belirsiz olduğunu ifade eden Bakırlıoğlu, ara ödeme kapsamında herkesin 1 milyon lira alacağı yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-aciklamasi-son-donemlerin-en-onemli-krizlerinden-biri-90359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/numan-kurtulmus-1748986048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurtulmuş’tan fon açıklaması: Son dönemlerin en önemli krizlerinden biri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgk-e-tebligat-uygulamasi-90355</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> SGK e-Tebligat uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Teknolojinin gelişmesi ve elektronik uygulamaların yaygınlaşmasıyla birlikte kamu kurumlarının elektronik uygulamalardan her geçen gün daha fazla yararlandığı görülmektedir.</em></p>
<p><em>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) da bu uygulamalardan yararlanan ve hizmet verdiği kişi ve kurumlara elektronik başvuru yollarını açan kurumların başında gelmektedir.</em></p>
<p><em>SGK, bu alandaki önemli adımlardan biri olarak e-Tebligat uygulamasını 2021 yılında hayata geçirmiş; pilot illerde başlayan uygulamayı 1 Kasım 2022 itibarıyla tüm illerde kullanıma açmıştır.</em></p>
<p><em>Tebligatların elektronik ortamda yapılması pek çok fayda sağlamaktadır. Fiziki ortamda haftalarca süren tebligat işlemi elektronik tebligat sistemiyle saniyeler içinde tamamlanabilmekte, gönderim ücreti ortadan kalkmakta, hizmet kalitesi artmakta, bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunması sağlanmakta, tebligatların doğru kişiye doğru zamanda ulaştırılması güvence altına alınmakta; bunlara ek olarak kağıt, zaman ve enerji tasarrufu elde edilmektedir.</em></p>
<p><em>SGK’nın elektronik tebligat uygulamasının yasal dayanağını, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88’inci yer alan aşağıdaki hüküm oluşturmaktadır:</em></p>
<p><em>“Kurum görev alanı kapsamındaki tebliğler, bu kanunun 99’uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Kurum, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Kurum tarafından yapılacak tebliğler, Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak da elektronik ortamda yapılabilir. Bu şekilde yapılan tebligatlar, 99’uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki bildirim yerine geçer.”</em></p>
<p><em>Bu yasal düzenlemeye dayanılarak hazırlanan “<strong>Sosyal Güvenlik Kurumunca Elektronik Ortamda Yapılacak Tebligata İlişkin Yönetmelik” </strong>01.10.2021 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. </em></p>
<p><em>SGK, Yönetmeliğin <strong>“Kullanılacak elektronik tebligat sisteminin belirlenmesi”</strong> başlıklı 12’nci maddesi uyarınca elektronik ortamda yapılacak tebligat işlemlerine ilişkin kendi teknik altyapısını kurmuş; uygulamanın usul ve esaslarını da <strong>10.11.2021 tarihli ve 2021/38 sayılı SGK Genelgesi</strong> ile açıklamıştır.</em></p>
<p><em>Yönetmelik ve 2021/38 sayılı Genelgeye göre elektronik tebligat kapsamına girenler, aşağıda Tablo-1’de belirtildiği üzere <strong>“zorunlu”</strong> ve <strong>“isteğe bağlı”</strong> olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.</em></p>
<table width="627">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="627">
<p><strong><em>Tablo-1:  Elektronik tebligat kapsamına girenler</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="313">
<p><strong><em>a) Elektronik tebligat adresi almak zorunda olanlar</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar <strong>(işverenler)</strong></em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="313">
<p><strong><em>b) İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat adresi alabilecek olanlar</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>SGK’da işveren durumunda olmayan kişi ve kurumlar</em></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em>Elektronik tebligat adresi edinme yükümlülüğü, 01.10.2021 tarihinden önce işveren olanlar ile bu tarihten sonra işveren statüsüne girenler için aşağıda Tablo-2’de gösterildiği şekilde farklı sürelere bağlanmıştır.</em></p>
<table width="628">
<tbody>
<tr>
<td width="314">
<p><strong><em>Tablo-2: Başvuru yapacak olanlar</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><strong><em>Başvuru süresi</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><strong><em>a) 01.10.2021’den önce sigortalı çalıştırmaya başlayıp bu tarihten sonra da sigortalı çalıştırmaya devam eden işverenler</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>www.turkiye.gov.tr adresinden (e-Devlet üzerinden) <strong>31.01.2022 tarihine kadar</strong> başvuru yapmaları gerekiyordu. Bu süre sona ermiş olup henüz başvuru yapmamış işverenlerin gecikmeksizin başvuru yapmaları gerekmektedir.</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><strong><em>b) 01.10.2021’den sonra ilk kez sigortalı sayılan kişileri çalıştırmaya başlayan işverenler</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Sigortalı çalıştırmaya başlanılan ayı takip eden aydan itibaren <strong>3 ay içinde </strong>e-Devlet üzerinden başvuru yapılması gerekmektedir.</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><strong><em>c) İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat adresi alacak olanlar</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><strong><em>Diledikleri tarihte </em></strong><em>e-Devlet üzerinden başvuru yapabileceklerdir.</em></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em> </em><em>e-Devlet üzerinden elektronik tebligat başvurusu yapabilecek kişiler işverenin niteliğine göre farklılık göstermekte olup aşağıdaki Tablo-3’de tabloda özetlenmiştir.</em></p>
<table width="627">
<tbody>
<tr>
<td width="314">
<p><strong><em>Tablo-3: İşverenin niteliği</em></strong></p>
</td>
<td width="314">
<p><strong><em>e-Devlet üzerinden başvuru yapabilecek kişi</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><em>Gerçek kişi işverenler </em></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Kendisi veya işveren vekili</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><em>Tüzel kişi işverenler (A.Ş., Ltd. Şti. vb.)</em></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Yönetici / müdür / kanuni temsilciler</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><em>Adi ortaklıklar </em></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Ortaklardan herhangi biri</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><em>Apartman yönetimi </em></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Yönetici</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="314">
<p><em>Kamu kurum ve kuruluşları</em></p>
</td>
<td width="314">
<p><em>Yöneticiler</em></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Elektronik tebligat yönteminde tebliğ tarihi</em></strong></p>
<p><em>Elektronik tebligat yönteminde; sosyal güvenlik il müdürlüğü, sosyal güvenlik merkezi veya merkez teşkilatı tarafından tebliğ edilmesi gereken evrak, elektronik ortamda imzalandıktan sonra kurum tarafından ilgili kişinin elektronik tebligat adresine iletilmektedir.</em></p>
<p><em>Elektronik tebligat gönderildiğinde muhatabın e-Devlet sisteminde kayıtlı cep telefonu numarasına SMS ve/veya e-posta adresine bilgilendirme mesajı iletilmekte; gönderilen evrak e-Devlet’te Sosyal Güvenlik Kurumu hizmetleri altındaki <strong>“SGK e-Tebligat Sorgulama”</strong> ekranından görüntülenebilmektedir.</em></p>
<p><em>Elektronik imzalı evrak, ilgili kişinin elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen <strong>5’inci günün sonunda</strong> tebliğ edilmiş sayılmaktadır.</em></p>
<p><em>Evrak, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günden önce okunmuş olsa dahi tebliğ tarihi değişmemekte, tebligat yine ulaştığı tarihi izleyen 5’inci günün sonunda yapılmış sayılmaktadır.</em></p>
<p><em>Sosyal güvenlik mevzuatında pek çok yükümlülük belirli sürelere bağlanmış olup yasal süresinde yerine getirilmeyen veya geç yerine getirilen yükümlülükler için idari para cezası uygulanmaktadır.</em></p>
<p><em>Bu nedenle, elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat adreslerini düzenli olarak kontrol etmeleri ve süre hesabını <strong>“Elektronik imzalı evrak, ilgili kişinin elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen 5’inci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır”</strong> kuralını dikkate alarak yapmaları gerekmektedir.</em></p>
<p><strong><em>Kendisine elektronik ortamda tebligat yapılacak olanların sorumluluğu</em></strong></p>
<p><em>SGK’ya elektronik tebligat başvurusu yapmış olanların belirli sorumlulukları bulunmaktadır.</em></p>
<p><em>Buna göre, kapsama giren kişiler;</em></p>
<p><em>- Başvurularını süresinde, eksiksiz ve doğru olarak yapmakla,</em></p>
<p><em>- Beyan ettikleri bilgilerde meydana gelecek değişiklikleri bildirmekle,</em></p>
<p><em>- Yönetmelikte belirtilen tüm şartlara uymakla,</em></p>
<p><em>- Elektronik tebligatı alacak kişilerde değişiklik olması hâlinde bu değişikliği bildirmekle</em></p>
<p><em>yükümlüdür.</em></p>
<p><em>Bu sorumlulukların yerine getirilmemesinden doğacak hukuki sonuçlar ilgili kişiye ait olacaktır.</em></p>
<p><em>Örneğin, elektronik tebligatı alacak kişilerde değişiklik olmasına rağmen bu değişiklik SGK’ya bildirilmemişse, SGK’nın önceki elektronik tebligat adresine yaptığı tebligat usulüne uygun yapılmış sayılacaktır.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>Elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatılması</em></strong></p>
<p><em>Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların, aşağıdaki Tablo-4’deki durumlar dışında sistemden çıkması mümkün değildir.</em></p>
<p><em> </em></p>
<table width="628">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="628">
<p><strong><em>Tablo-4:Elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatılmasını gerektiren durumlar</em></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="234">
<p><strong><em>a) Tüzel kişilerde</em></strong></p>
</td>
<td width="394">
<p><em>Ticaret sicil kaydının silindiği tarih itibarıyla e-Tebligat adresi kapatılacaktır.</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="234">
<p><strong><em>b) Gerçek kişilerde</em></strong></p>
</td>
<td width="394">
<p><em>İlgilinin ölümü veya gaipliğine karar verildiğinin Kurum tarafından tespit edildiği durumlarda, ölüm/karar tarihi itibarıyla ilgilinin e-Tebligat adresi resen kapatılacaktır.</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="234">
<p><strong><em>c) Kısıtlılık, ceza infaz kurumuna girme veya askerlik hizmeti gibi hukuki ve fiilî sebeplerle</em></strong></p>
</td>
<td width="394">
<p><em>Kurum veya ilgili kişilerin başvurusu üzerine elektronik tebligat adresi kapatılacaktır.</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="234">
<p><strong><em>d) Ölüm/gaiplik durumu</em></strong></p>
</td>
<td width="394">
<p><em>Mirasçıları tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvuru yapılması hâlinde kullanıma kapatılacaktır.</em></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>SGK elektronik tebligat uygulamasında idari para cezası yaptırımı</em></strong></p>
<p><em>SGK’nın yönetmelik, genelge ve genel yazılarında; 01.10.2021’den önce sigortalı çalıştırmaya başlayıp bu tarihten sonra da sigortalı çalıştırmaya devam eden işverenlerin<strong> 31.01.2022 tarihine kadar</strong>, 01.10.2021’den sonra ilk kez sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin ise <strong>sigortalı çalıştırmaya başlanılan ayı takip eden aydan itibaren 3 ay içinde </strong>e-Devlet üzerinden başvuru yapmaları gerektiği belirtilmiştir. Bugün itibarıyla yeni işveren olanlar bakımından uygulanan süre, ikinci kuraldaki 3 aylık süredir.</em></p>
<p><em>Ne var ki yönetmelik ile genelge ve genel yazılarda, elektronik tebligat kapsamına girenlerin belirtilen süreler içinde başvuruda bulunmalarının zorunlu olduğu ifade edilmiş olmasına rağmen, hiç başvuru yapılmamasının veya başvurunun geç yapılmasının herhangi bir idari para cezası yaptırımı bulunmamaktadır.</em></p>
<p><em>Zira 5510 sayılı Kanun’un 88’inci maddesinde SGK’nın görev alanına giren konularda elektronik tebligat yapabileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, aynı kanunun <strong>“Kurumca verilecek idari para cezaları”</strong> başlıklı 102’nci maddesinde elektronik tebligat zorunluluğuna uymayanlar için herhangi bir idari para cezası öngörülmemiştir.</em></p>
<p><em>“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi gereği hiç kimse, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; yine hiç kimse bir fiil için kanunda gösterilen ceza dışında bir ceza ile veya kanunda öngörülenden daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz. Bu nedenle, SGK elektronik tebligat uygulamasına öngörülen sürelerde başvurmayanlara idari para cezası uygulanması yasal olarak mümkün değildir.</em></p>
<p><em>Bu durumda, elektronik tebligat zorunluluğu kapsamında olmasına rağmen süresinde SGK’ya başvuru yapmamış olanlara, SGK tarafından eskiden olduğu gibi 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre kâğıt ortamında tebligat yapılmaya devam edilecektir.</em></p>
<p><em>Bununla birlikte, idari para cezası yaptırımı bulunmaması, yükümlülüğün ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Tebligatların zamanında öğrenilmesi ve itiraz, ödeme ve dava sürelerinin kaçırılmaması bakımından işverenlerin SGK e-Tebligat adresi edinmeleri ve SGK kayıtlarındaki adres, yönetici, ortak ve yetkili bilgilerini güncel tutmaları önem taşımaktadır.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgk-e-tebligat-uygulamasi-90355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SGK e-Tebligat uygulaması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oyundayiz-masada-degil-90354</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oyundayız, masada değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AB’nin “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye’nin otomotiv ihracatı ve Avrupa’yla bütünleşmiş üretim zinciri için yeni riskler doğuruyor. Otomotiv ihracatının yüzde 72,5’ini AB’ye yapan Türkiye’nin, mevcut yatırımlarını ve tedarik zincirlerini korumak için ortak üretim gücünü somut verilerle ortaya koyması ve müzakere masasına kapsamlı bir stratejiyle oturması gerekiyor.</strong></p>
<p><em>Düşünün: Avrupa, desteklerden yararlanacak bir otomobil için parçalarının en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olmasını, bataryasının da belirli bir bölümünün Avrupa’da üretilmesini istiyor. Türkiye’de üretilen parçalar bu hesaba katılmazsa, burada üretilen araç Avrupa’daki alım desteklerinden ya da kamu ihalelerindeki tercihlerden yararlanamayabilir. Üretici açısından bu, yalnızca bir kural değişikliği değil; parçaları nereden alacağını, yeni modelini nerede üreteceğini ve yatırımını hangi ülkeye yapacağını etkileyen bir maliyet hesabı. Otomotiv ihracatımızın yüzde 72,5’inin AB’ye gittiği düşünülürse, bu hesabın Türkiye’deki fabrikalara ve tedarikçilere dokunması kaçınılmaz.</em></p>
<p>Fransa ile Almanya’nın otomotivde “Made in Europe” için vardığı uzlaşma henüz AB düzenlemesi değil; ancak Avrupa’nın sanayi politikasındaki yeni yönü gösteriyor. Destek ve kamu alımlarında üretim yerine göre tercih yapılması, Türkiye’deki fabrikaları ve tedarikçileri etkileyebilir. Türkiye’nin bu çerçevenin dışında kalması, otuz yıllık üretim ortaklığının yeni kurallarda nasıl karşılık bulacağı ve Türkiye’nin bu pazarlığa hangi güçle oturacağı sorularını gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>Eski anlaşma, yeni ekonomi</strong></p>
<p>Türkiye ile AB arasında 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği sanayi mallarının önemli bölümünde ticareti serbestleştirdi. Ancak tarım, hizmetler ve kamu alımları aynı kapsamda değil. Türkiye, ortak gümrük tarifesi ve ilgili kurallara uyum sağlarken AB’nin bu kuralları üçüncü ülkelerle müzakere ettiği masada bulunmuyor.</p>
<p>Bu dengesizlik uzun süredir biliniyor. Modernizasyon hazırlıkları 2015’te başladı; Avrupa Komisyonu 2016’da müzakerelerin açılmasını önerdi. Konsey’deki çalışma 2017’de kesildi. 2018’de modernizasyon için yeni bir çalışma öngörülmediği açıklandı; 2019’da bu tutum tekrarlandı. Siyasi ilişkiler kötüleştikçe ticaret çerçevesi de yerinde saydı.</p>
<p>Üçüncü ülke anlaşmalarında sorun daha somut. AB, başka ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapabiliyor. Türkiye bu müzakerelerde taraf değil; buna karşılık AB’nin ortak ticaret politikasına uyum baskısı taşıyor. AB’nin anlaşma yaptığı ülkenin Türkiye’yle ayrıca anlaşma yapma isteği zayıf: Gümrük Birliği üzerinden Türk pazarına ulaşma imkânı varken, Türkiye’ye kendi pazarında aynı erişimi vermek için neden acele etsin?</p>
<p>Bu düzenin etkisi yalnızca pazarlık masasında hissedilmiyor. Bilimsel çalışmalar da AB’nin Türkiye olmadan yaptığı anlaşmaların Türkiye’nin ticaretinde anlamlı bir artış yaratmadığını; Türkiye’nin ortak tarifeye uyumunun da bu ülkelerle ilişkide yıllarca farklılaştığını buluyor.</p>
<p>Bugünkü ilişkide karşılıklı şikâyetler de var. AB, Türkiye’nin bazı ticaret önlemlerini ve kamu alımlarındaki yerli tercihleri sorun olarak kayda geçiriyor. Türkiye ise karar süreçlerine katılamamaktan, üçüncü ülke anlaşmalarındaki asimetriden, taşımacılık kotalarından ve vize engellerinden yakınıyor. Bu başlıkların tümü aynı hukuki kategoriye girmiyor; ama hepsi ticaretin gerçek maliyetini ve öngörülebilirliğini etkiliyor.</p>
<p><strong>Önce oyunun hedefini belirlemek</strong></p>
<p>Almanya ve Fransa tarafından atılan bu yeni adıma karşılık müzakerenin hedefi “Türkiye’yi de Avrupa sayın” gibi sembolik bir talep olamaz. Hangi kurallarda eşit erişim istendiği açıkça belirlenmeli.</p>
<p>Otomotivde ilk hedef, Türkiye’deki mevcut Avrupa yatırımlarının ve bunlara bağlı tedarik zincirlerinin yeni teşvik kurallarıyla cezalandırılmamasını güvenceye almak... Sonraki hedef, belirli ve ölçülebilir koşulları karşılayan Türkiye üretiminin kamu alımları, araç teşvikleri ve ilgili destek programlarında uygun sayılması. Bu koşullar; Avrupa’yla gerçek ekonomik entegrasyonu, karbon performansını, karşılıklı pazar erişimini ve tedarik güvenliğini ölçmeli. Siyasi takvime göre çizilmiş bir tarih, tedarik zincirinin niteliğinin yerine geçmemeli.</p>
<p>Böylesi bir talep gerçekçi bir pazarlık alanına da sahip… Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği, Temmuz ayında yayımladığı görüşte Türkiye’yi bütünüyle Avrupa kapsamına alma çağrısı yapmadı; AB ve İngiltere merkezli bir coğrafi çerçeve önerirken Türkiye’deki mevcut Avrupa yatırımlarının hedefli biçimde korunmasını savundu. Toyota ise “Made with Europe” yaklaşımıyla Türkiye gibi güvenilir ortakların, karşılıklılık koşuluyla kapsama alınmasını istedi. Bu farklılık, Avrupa sanayisinin tek bir aktör gibi hareket etmediğini gösteriyor. Türkiye’nin görevi, bütün Avrupa’nın aynı talebi desteklediğini varsaymak değil; ortak çıkarın bulunduğu noktaları bulup koalisyon kurmak.</p>
<p><strong>Kim oynayacak?</strong></p>
<p>Bu müzakerenin tek bir siyasi sözcüsü ve tek bir teknik dosyası olmalı. Ticaret Bakanlığı ortak ticaret politikası, üçüncü ülke anlaşmaları ve Gümrük Birliği başlığını yürütmeli. Dışişleri Bakanlığı ve Brüksel’deki temsilcilikler, üye devletlerle ve AB kurumlarıyla siyasi kanalları işletmeli. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, otomotivdeki üretim, yatırım ve teknoloji verisini; ilgili kurumlar da karbon ve kamu desteği koşullarını ortaya koymalı. Yani koordine olunmalı!</p>
<p>İş dünyası müzakere masasının yerini almamalı; masadaki iddiaları kanıtlamalı. OİB, OSD, TAYSAD, TİM ve TOBB’un katkısıyla hangi Avrupa şirketinin Türkiye’de ne ürettiği, hangi tedarikçinin hangi fabrikaya bağlı olduğu, Türkiye’deki üretimin AB’deki istihdam ve maliyetlere nasıl katkı verdiği ölçülmeli. AB’de üretim yapan şirketlerin görüşleri de bu dosyaya eklenmeli. İstihdam ve tedarik zinciri iddiaları güçlü olabilir; ancak bağımsız ve karşılaştırılabilir verilerle müzakere gücüne dönüşür.</p>
<p>Müzakere sadece Komisyon’la yürütülemez. Komisyon teklifin hazırlayıcısı… Üye devletler Konsey’de, Avrupa Parlamentosu da yasama sürecinde belirleyici. Otomotiv üreticileri, tedarikçiler ve işçi temsilcileri ise hangi kuralın Avrupa’daki üretimi gerçekten güçlendireceği konusunda etkili. Ankara’nın ayrı ayrı açıklamalar yapmak yerine, bu aktörlere aynı veri setiyle ve aynı taleple gitmesi lazım.</p>
<p><strong>Pazarlık gücü, öfkeden değil seçenekten gelir</strong></p>
<p>Pazarlık kuramının temel sorularından biri şudur: Anlaşma olmazsa tarafların elinde hangi seçenek(ler) kalıyor? Bir tarafın “hayır” deme imkânı zayıfsa, yalnızca haklı olduğunu söylemesi pazarlık sonucunu değiştirmez.</p>
<p>Türkiye’nin AB’yle ticari bağı çok büyük. 2025’te otomotiv ihracatının yüzde 72,5’i AB’ye gitti. AB için de Türkiye önemsiz bir pazar değil: Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği verilerine göre Türkiye, 2025’te AB’nin araç ihracatında değer bakımından üçüncü büyük pazar oldu. Bu karşılıklı bağımlılık pazarlık kozu; fakat iki tarafın birbirinden eşit ölçüde vazgeçebileceği anlamına gelmiyor. Türkiye’nin kendi alternatiflerini güçlendirmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle “Gümrük Birliği’nden çıkarız” tehdidi inandırıcı değil. Türkiye’nin pazarlık gücü, Avrupa’yla üretim bağını koparacağını söylemekten değil, bu bağın kesilmesinin Avrupa şirketlerine de maliyet yaratacağını kanıtlamaktan gelir. Bunun için dış pazarları ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek, yerli tedarikçilerin teknolojik kapasitesini geliştirmek ve düşük karbonlu üretime yatırım yapmak lazım. Bunlar bir gecede oluşturulacak tehditler değil. Ama zaman içinde Türkiye’nin tek seçeneğinin mevcut şartları kabul etmek olmadığını gösterir.</p>
<p><strong>İki masada aynı anda</strong></p>
<p>Robert Putnam’ın “iki düzeyli oyun” yaklaşımı, uluslararası anlaşmaların yalnızca dışarıdaki pazarlıkla sonuçlanmadığını hatırlatır. Müzakereci, dışarıda kabul edilebilir bir anlaşma ararken içeride de bu anlaşmayı uygulanabilir kılacak desteği kurmak zorundadır. Türkiye’nin sanayicisi, ihracatçısı, tedarikçisi ve kamu kurumları aynı öncelikte buluşamıyorsa, karşı taraf Ankara’nın hangi taahhüdü yerine getirebileceğini bilemez.</p>
<p>Türkiye’nin masaya yalnızca talep listesiyle değil, karşılıklı bir paketle oturması gerekir. Örneğin, Türkiye belirli kamu alımlarında karşılıklı erişimi ve önceden ilan edilmiş bir takvimle kurallara uyumu müzakere etmeli. Karşılığında AB’den otomotivde Türkiye’deki mevcut yatırımların korunmasını, yeni “Made in Europe” ölçütlerinde Türkiye üretiminin hangi şartlarla uygun sayılacağının açıkça yazılmasını ve üçüncü ülke anlaşmalarında Türkiye’nin çıkarlarını gözeten bir mekanizma kurulmasını istemeli.</p>
<p>Üçüncü ülke anlaşmaları için çözüm, Türkiye’ye her anlaşmada otomatik veto hakkı talep etmek değil. AB anlaşmayı müzakere ederken Türkiye’yle paralel görüşmeleri başlatmalı; Türkiye’nin anlaşmaya katılımı için zaman çizelgesi ve istişare usulü belirlenmeli. Bu, üçüncü ülkeyi anlaşmaya zorlamaz. Ancak Türkiye’nin pazara erişim talebini sonradan ve daha zayıf konumda iletmesini önler.</p>
<p>Aşamalı müzakere önemli. Önce mevcut yatırımların ve tedarik zincirlerinin korunacağı açık bir otomotiv düzenlemesi; ardından kamu alımları ve karşılıklılık; sonra tarım, hizmetler, taşımacılık ve uyuşmazlıkların çözümünü kapsayan daha geniş modernizasyon. Her aşamada Türkiye’nin yükümlülüğü ile AB’nin buna verdiği karşılık birlikte yürürlüğe girmeli. Takvim, ölçüt ve anlaşmazlık çözüm yolu baştan yazılmalı.</p>
<p>Bu, küresel ekonomi politiği de hesaba katmayı gerektiriyor. Avrupa, Çin’le rekabet, yeşil dönüşümün maliyeti ve tedarik güvenliği nedeniyle üretim kapasitesini kendi çevresinde tutmak istiyor. Türkiye’nin “biz zaten yakınız” demesi yetmez. Yakınlığın Avrupa’ya ne kazandırdığını göstermeli: daha dirençli tedarik, ölçek, yatırım, nitelikli üretim ve düşük karbonlu dönüşüm. Avrupa sanayisinin de Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu söylemek yetmez; hangi tesisin, hangi girdinin ve hangi yatırımın bu ihtiyacı karşıladığını ortaya koymak gerekir.</p>
<p><strong>Nasıl kazanılır?</strong></p>
<p>Kazanmak, bütün talepleri ilk turda kabul ettirmek demek değil. Kazanmak; Türkiye’deki üretimin Avrupa teşviklerinden yararlanma koşullarını açık ve öngörülebilir hâle getirmek, üçüncü ülke anlaşmalarında Türkiye’nin pazarlık gücünü artırmak ve Gümrük Birliğini bugünün ticaretine uygun biçimde yenilemek demek.</p>
<p>Türkiye masaya öfkeyle değil, hesaplanmış bir öneriyle oturmalı. Elindeki kozu ortak üretim ağları… Kurması gereken koalisyon, bu ağların iki yakasındaki şirketleri ve çalışanları kapsamalı. Sunacağı taahhütler ölçülebilir olmalı. Karşı taraftan isteyeceği erişim de aynı açıklıkta yazılmalı.</p>
<p>***</p>
<p><em>Prof. Dr. Ayça Tekin-Koru, ABD ve Türkiye’de 30 yılı aşkın süredir sürdürdüğü akademik kariyerine TED Üniversitesi İktisat Bölümü’nde devam ediyor. Uluslararası ticaret, küreselleşme, firmalar ve sürdürülebilir kalkınma üzerine çalışıyor. Son yıllarda araştırmalarına doğal ve insan kaynaklı afetlerin ekonomik ve toplumsal etkilerini de ekledi. Ekonomim’deki yazılarında ekonomik gelişmeleri siyaset, tarih ve toplumsal dönüşümlerle birlikte ele alıyor; rakamların ne söylediği kadar neyi söylemediğiyle de ilgileniyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oyundayiz-masada-degil-90354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/665-1792737799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oyundayız, masada değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-guven-sinavi-90353</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide güven sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Reel Kesim Güven Endeksi yalnızca sanayicilerin moralini ölçen bir gösterge değildir. Siparişler, üretim beklentileri, mevcut stoklar, yatırım harcamaları, ihracat olanakları ve istihdam planları endeksin anlamlandırılmasında önemli rol oynar.</strong></p>
<p>Ekonomide geleceğe ilişkin beklentileri anlamanın en önemli yollarından biri, üretimi gerçekleştiren işletmelerin bugüne ve yarına nasıl baktığını ölçmektir. İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi, Türkiye ekonomisinin üretim cephesindeki gelişmeleri, sanayicilerin beklentilerini ve ekonomik faaliyetlerin yönünü ortaya koyan önemli göstergelerdir. Ekim 2026 verileri, imalat sanayisinde genel iyimserlik korunmakla birlikte güvenin zayıfladığını ve üreticilerin daha temkinli bir yaklaşım sergilediğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi ekim ayında bir önceki aya göre 1,4 puan gerileyerek 101,1 seviyesine indi. Mevsimsellikten arındırılmamış endeks ise 2,2 puan düşüşle 99,8 oldu. İmalat sanayisinde faaliyet gösteren 1.965 iş yerinin katılımıyla gerçekleştirilen anketin sonuçları, sanayicilerin beklentilerinde dikkatle izlenmesi gereken bir değişime işaret ediyor.</p>
<p>Endeksin 100 seviyesinin üzerinde bulunması genel olarak iyimserliğin sürdüğünü gösterse de aylık gerileme, bu iyimserliğin güç kaybettiğini ortaya koyuyor. Burada asıl önemli olan, düşüşün geçici bir dalgalanma mı olduğu, yoksa üretim ve yatırım kararlarını etkileyebilecek daha kalıcı bir eğilimin başlangıcını mı yansıttığıdır.</p>
<p><strong>Güvenin arkasındaki ekonomik gerçekler</strong></p>
<p>Reel Kesim Güven Endeksi yalnızca sanayicilerin moralini ölçen bir gösterge değildir. Siparişler, üretim beklentileri, mevcut stoklar, yatırım harcamaları, ihracat olanakları ve istihdam planları endeksin anlamlandırılmasında önemli rol oynar.</p>
<p>Ekim ayı anketinde bazı değerlendirmeler endeksi yukarı yönlü etkilerken genel gidişat, son üç aya ait toplam siparişler, mevcut sipariş miktarı ve gelecek üç aylık üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler aşağı yönlü etki yaptı. Bu ayrışma, işletmelerin bazı alanlarda umutlarını koruduğunu ancak talep ve üretim konusunda daha ihtiyatlı davrandığını gösteriyor.</p>
<p>Sanayinin temel sorunu, yalnızca üretim yapabilmek değil, ürettiği malı sürdürülebilir biçimde satabilmektir. Siparişlerin zayıflaması, kapasite kullanımını sınırlayabilir, stokların artmasına neden olabilir ve yeni yatırımların ertelenmesine yol açabilir. Dolayısıyla güven endeksindeki gerileme, gelecekteki üretim performansı açısından dikkate alınması gereken bir uyarıdır.</p>
<p><strong>Finansman maliyetleri yatırım kararlarını etkiliyor</strong></p>
<p>Türkiye'de reel sektörün karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan biri finansmana erişim ve kredi maliyetleridir. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarında üretimlerini sürdürmek için daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalıyor. Bu durum, yeni makine yatırımları ve kapasite artışları için kullanılabilecek kaynakları daraltıyor.</p>
<p>Yüksek finansman maliyetleri yalnızca yatırım kararlarını değil, fiyatlandırmayı, stok yönetimini ve istihdam planlarını da etkiliyor. Bir işletmenin yeni sipariş alması, o siparişi kârlı biçimde üretebileceği anlamına gelmiyor. Hammadde, enerji, ücret ve kredi maliyetleri yükseldiğinde satış hacmindeki artış bile işletmenin mali yapısını güçlendirmeye yetmeyebilir.</p>
<p>Enflasyonla mücadelede kalıcı başarı sağlanması, işletmelerin geleceği daha sağlıklı öngörebilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bununla birlikte üretim kapasitesinin korunması, verimli yatırımların desteklenmesi ve finansmana erişimin iyileştirilmesi de ekonomik politikanın önemli hedefleri arasında bulunmalı.</p>
<p><strong>Üretimden istihdama uzanan zincir</strong></p>
<p>Sanayide güvenin ekonominin geneline yansıması, üretim ve istihdam üzerinden gerçekleşir. Talebin güçleneceğine inanan işletmeler üretim kapasitesini artırabilir, yeni çalışanlar istihdam edebilir ve teknoloji yatırımlarına yönelebilir. Beklentilerin zayıflaması durumunda ise yatırımlar ertelenebilir ve istihdam kararları daha ihtiyatlı hâle gelebilir.</p>
<p>İhracatçı işletmeler açısından dış talep özellikle belirleyicidir. Avrupa ekonomisindeki gelişmeler, küresel ticaretteki belirsizlikler ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar Türkiye'nin sanayi üretimini doğrudan etkileyebilir. Buna karşılık yüksek katma değerli üretim, dijital dönüşüm, verimlilik artışı ve yeni pazarlara erişim, sanayicinin rekabet gücünü artırabilecek temel araçlardır.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin yalnızca mevcut üretim düzeyini korumaya değil, üretimin niteliğini geliştirmeye de odaklanması gerekiyor. Teknoloji kullanan, enerji verimliliğini artıran ve daha yüksek katma değer yaratan işletmeler, maliyet baskılarına karşı daha dayanıklı olabilir.</p>
<p><strong>Güveni üretime dönüştürmek gerekiyor</strong></p>
<p>Ekim 2026 Reel Kesim Güven Endeksi'nin verdiği mesaj açıktır: Sanayide iyimserlik tamamen ortadan kalkmış değildir ancak bu iyimserliğin güçlenmesi için ekonomik koşulların destekleyici olması gerekir. Öngörülebilir politikalar, fiyat istikrarı, makul finansman koşulları ve sürdürülebilir iç ve dış talep, reel sektörün geleceğe daha güvenle bakmasını sağlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak güven endeksindeki gerileme tek başına ekonomik daralma anlamına gelmez; ancak göz ardı edilmemesi gereken bir sinyaldir. Türkiye ekonomisinin önündeki temel hedef, sanayicinin beklentilerini gerçek siparişlere, siparişleri üretime, üretimi yatırıma ve istihdama dönüştürmektir. Çünkü güçlü bir reel sektör, yalnızca büyümenin değil, ihracatın, istihdamın ve toplumsal refahın da temelidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-guven-sinavi-90353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide güven sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vioptaki-acikcilar-borsanin-cokecegini-biliyor-muydu-90352</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> VİOP’taki açıkçılar borsanın çökeceğini biliyor muydu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada 4,6 trilyon TL buharlaştı. Yüz binlerce yatırımcı zarar etti, fonlardaki birikimler eridi. Peki, piyasalar altüst olurken bu çöküşten para kazananlar oldu mu? Bazıları yaşanacakları önceden biliyor muydu? Fon krizini araştırırken bu soruları da sormak zorundayız.</p>
<p>Stratejist Işık Ökte, APara televizyonunda yaptığı açıklamada tam da bu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>“Böyle bir kriz yaşayacağımızın önden bilgisini alıp Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) büyük short pozisyon açan yok mu? Ben adım gibi eminim olduğuna. Bu işlemler incelenmeyecek mi? BİST'teki 6,5 milyon yatırımcının yaşadığı kaosa bunlar da yol açmadı mı? Sadece o 31 hisse mi? Sadece fonlar mı? 92 milyar dolarlık bir değer kaybı diyorum. 4.6 trilyon TL. Bu fon tasfiyesinden çok daha büyük zarar verdi piyasaya.”</p>
<p>Ökte'nin soruları önemli. VİOP'ta yatırımcılar, fiyatların düşeceği beklentisiyle short, yani kısa pozisyon açarak düşüşten para kazanabiliyor. Piyasa gerilerken herkes kaybetmiyor; doğru pozisyon alanlar büyük kazançlar elde edebiliyor.</p>
<p>Düşüşü tahmin etmek veya short pozisyon açmak tek başına suç değil. Ancak kriz önceden bilindi mi, kamuoyuna açıklanmamış bilgilerle işlem yapıldı mı, büyük pozisyonların düşüşte etkisi oldu mu? Bunların araştırılması gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adaebde9d411-1792732126.png" alt="" width="676" height="555" /><strong>KİM KAZANDI, KİM KAYBETTİ?</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu'nun incelemesi, tasfiye edilen fonlarla sınırlı kalmamalı. Kriz öncesindeki VİOP pozisyonları, emir ve işlem kayıtları, açığa satışlar ve ilgili hisselerdeki hareketler birlikte incelenmeli. Kim, ne zaman pozisyon açtı, ne zaman kapattı ve ne kadar kazandı? Şüpheli işlemler belirlenirse arkasındaki kişi ve kurumlar araştırılmalı; hukuka aykırılık saptanırsa gerekli yaptırımlar uygulanmalı.</p>
<p>Borsada büyük değer kaybı yaşanırken yalnızca fon tasfiyelerine odaklanmak ve kaçırılan paranın peşine düşmek tablonun geri kalanını görmezden gelmek olur. Yatırımcıların kayıpları kadar, çöküş sırasında kazanç sağlayanların kim olduğu da önem taşıyor.</p>
<p>Işık Ökte'nin dile getirdiği iddia henüz kanıtlanmış değil. Ancak sorular ortada. Yüz binlerce yatırımcının birikimi erirken bazıları yaklaşan çöküşü önceden bilerek kazanç sağladıysa bunun ortaya çıkarılması şart. Borsada güven, bu sorular yanıtlandığında ve kurallar herkes için eşit uygulandığında yeniden kurulabilir. Denetim, bu sorulara da yanıt vermeli.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vioptaki-acikcilar-borsanin-cokecegini-biliyor-muydu-90352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VİOP’taki açıkçılar borsanın çökeceğini biliyor muydu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-odemesi-gereken-fatura-90351</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin ödemesi gereken fatura…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupalı otomotiv üreticileri on yıllardır Türkiye’de milyarlarca dolarlık yatırımlarla üretim yaparken AB’nin yeni sanayi politikası Türkiye’de üretilen araçları “Avrupa Malı” tanımının dışında bırakıyor. Bu tercih yalnızca otomotivle sınırlı kalmayabilir. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında üstlendiği yükümlülükleri, karşılığında elde ettiği hakları ve Avrupa’ya karşı kullanabileceği ekonomik kozları yeniden sorgulaması gerek.</strong></p>
<p>Avrupalı otomotiv firmalarının Çin'de ilk adımı Çinli SAIC grubuyla ortaklık kuran Volkswagen tarafından atılmış ve efsane Santana modeli üretilmiş. Firma 1991’de ikinci büyük ortaklığını FAW ile kurarak üretim ağını genişletmiş. Peugeot-Citroën 1985’te Guangzhou Peugeot ortaklığıyla pazara erken giren markalardan biri olmuş. Grup, 1992’de Dongfeng Motor ile büyük ölçekli yeni bir ortaklık kurarak Çin'deki kalıcı üretim üssünü hayata geçirmiş. Lüks segmentteki Avrupalı üreticiler Çin'de fabrika kurma dönemine biraz daha geç katılmış. BMW, 2003 yılında Brilliance Auto ile ortak girişim kurarak Shenyang'da üretime başlamış. Mercedes-Benz ise 2005 yılında BAIC Motor ortaklığıyla Pekin'de kendi üretim tesisini faaliyete geçirmiş.</p>
<p>Bugün yaşananları izah edebilecek bir dip not olarak o dönemde yürürlükte olan Çin yasaları gereği, Avrupalı markaların tek başlarına fabrika açmalarına izin verilmediği için tüm bu yatırımlar yüzde 50-50 hisselerle yerel şirket ortaklıkları şeklinde kurulmuş.</p>
<p>40 yıldan uzun bir süredir yolunda giden bu ilişkinin gerekçesi neydi? Bütün bu markalar, devasa Çin pazarındaki yüksek talepten yararlanmak ve ithalat vergilerini aşmak için mi geldiler? Bu kararlar verilirken düşük üretim ve işçilik maliyetlerinin de etkisi oldu mu? Aynı şekilde özellikle elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve araç içi dijital yazılım teknolojileri ve maliyetlerindeki gelişmeler de tercih nedeni miydi? O zamanlar Çin’de düşük maliyetlerle üretilen araçların Avrupa’ya ithal edilerek ‘yerliymiş gibi’ kamu ihaleleri yoluyla kamu kurumlarına satılabiliyor olması da gerekçelerden biri olabilir mi?</p>
<p>Avrupalı otomotivciler ABD ve Kanada’ya, Meksika’ya, Brezilya ve Arjantin’e, Fas, Cezayir ve Türkiye ile Hindistan, Tayland ve Endonezya’ya da yatırım yapmışlar. Bunlardan 1 milyonluk üretim ve 15-17 milyar Euro’luk ihracat kapasitesi ile Fas, sıyrılan ülkeler arasında yer almış. Türkiye’de de benzer bir durum var. 22 milyar dolardan fazla yatırım, 40 milyar doların üstünde ihracat.</p>
<p>Ancak bugün ‘kapıların kapatıldığı’ bir korumacılık aşamasına geçtik. Fiyat ve teknolojide geri kalan Avrupa firmaları eve dönmeye çalışırken bu kez Çin firmaları AB kapılarını zorlamaya geçti. Sorun şu ki AB sadece Çin’e değil, kendi firmalarının milyarlarca dolar yatırım yapmış olduğu  ‘bize de’ kapılarını kapatıyor.</p>
<p>Bu karar giderek kristalize olurken; Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA), Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) hakkındaki görüşünde; ‘Avrupa Malı’nın üretilebileceği ‘coğrafi kapsamı’ AB27 ülkeleri ve Birleşik Krallık ile sınırlandırıyordu. Aynı zamanda Avrupa üreticilerinin Türkiye ve Fas’taki yatırımlarını korumak gerektiğine vurgu yapıyor ve formülü; “mevcut yatırımların bir tür ‘kazanılmış hak’ olarak kabul edilmesi ve bu kapsamdaki kapasitelerin Avrupa Malı olarak kabul edilmesine izin verilmesi, yeni kapasitelerin bu haktan yararlandırılmaması” şeklinde biçimlendiriyordu.</p>
<p>Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği ‘TAYSAD’ın da üyesi olduğu Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Birliği CLEPA ise çözümü, hiç Türkiye’den söz etmeden; “EFTA ülkeleri ve İngiltere’nin Birlik tanımı içine alınması” olarak öneriyor, bu tercihinin gerekçelerini,  ‘Otomotiv tedarik zincirlerinin yüksek düzeydeki düzenleyici uyumu, karşılıklılığı ve entegrasyonu’ olarak açıklıyordu. Her iki sektörel kuruluşun düşünceleri çakışsa da, farkları Türkiye ve Fas’taki yatırımların korunması önerisinden kaynaklanıyordu. Aksi halde AB sermayesinin ortaklığında Türkiye ve Fas’ta faaliyet gösteren otomotiv tesisleri atıl kalarak kapanacaktı.</p>
<p>En son gelişme olarak Fransa ve Almanya’nın anlaştığı duyuruldu. ‘Avrupa Malı’nın üretileceği alan 27 AB ülkesi ve İngiltere ile sınırlı tutuldu. Böylelikle bizim otomotiv sanayi ürünleri coğrafi olarak ‘Avrupa Malı’ tanımının dışında kalmış oldu. Otomotivdeki bu tercih Türkiye’de üretilen araçların AB kamu ihaleleri ve kamu teşviklerinden yararlanamayacak olmaları anlamına geliyor.</p>
<p>Bu tercihin diğer sonuçları arasında; Türkiye ile AB arasında 30 yıldır geçerli olan gümrük birliğinin yarattığı bir koruma alanının olmadığı, bu kapsamda Türkiye ile AB arasında sanayi mallarında öngörülen uygulanan serbest dolaşımın ‘yara aldığı’ da yer alıyor.</p>
<p>Ayrıca Türkiye açısından gümrük birliğinin kazanılmış hak ya da ‘hukuki güvence‘ anlamında bir bağlayıcılık içermediği, yeni sürprizlere gebe bir sürecin başladığı ortaya çıkarken, bu çerçevede gümrük birliği gereği üçüncü ülkelere karşı gümrük vergilerini AB seviyesine indirmemizin ve 30 yıllık bir uygulama döneminde 350 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı vermeye katlanmamızın anlamının da sorgulanması gerekiyor.</p>
<p>Üstelik otomotivden sonra hangi sektörlerin benzer bir akıbeti yaşayabileceğini de belirsizlik senaryolarına eklememiz gerekiyor. Öyle ya; gelecekte, çimento, demir çelik, kimyasallar için de benzer menşe tartışmaları yaşanabilir mi?</p>
<p>40-50 yıldır Çin’den ithal edilen araçları kamu ihalelerinde ‘yerli’ gibi kullanan AB, 30 yıldır aynı standartlar ile aynı mevzuata göre Türkiye’den ithal ettiği araçları yerli kabul etmeyecekse, bu benmerkezci tercihe karşı, ne tür karşı önlemleri koz olarak masaya sürebileceğimizi kurgulamış olmamız gerekir. Bu önlemlerin Türkiye’nin kamu alımlarında AB’nin bütünüyle devre dışı bırakılması ile sınırlı olmaması da bir diğer gereklilik olur.</p>
<p> Aslında, Made in EU için Türkiye’yi ‘güvenilir partner’ görmeyen AB’nin bu tercihi, Von der Leyen’in; "Avrupa kıtasını Rusya, Türkiye veya Çin'in etkisi altında kalmayacak şekilde birleştirmeyi başarmalıyız" ifadesi ile birlikte okunduğunda şaşırtmamalı. Son Türkiye-Libya Akdeniz yetki alanları anlaşması imzasına; “Deniz hukuku anlaşmasına uymuyor, hükümsüz ve geçersizdir” tepkisini vermesi ve “AB olarak Yunanistan ve Kıbrıs dayanışması içindeyiz” demesi de aynı kanıyı perçinlemeli.</p>
<p>Bütün bunları dikkate aldığımızda, tam üyesi olmadan gümrük birliğine sokulan ve yeni belirsizliklere itilen tek büyük ekonomi olan Türkiye’de yaratılacak yeni güvensizliğin AB açısından ödenmesi gereken bir bedeli olmalı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-odemesi-gereken-fatura-90351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin ödemesi gereken fatura… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-kiyamet-alametleri-ve-turkiye-90350</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomide kıyamet alametleri ve Türkiye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tam bir sene önce, dünya ekonomisinde artan borçluluk trendine dikkat çekmiş ve varlık değerlerinin milli gelire oranının daha önceki küresel krizlerdeki seviyelere ulaştığına dair bazı verileri paylaşmıştım. O zaman demiştim ki dünyanın önünde üç seçenek var: enflasyonla borçları eritmek, yapay zekâ ile verimliliği artırıp toplam geliri yükseltmek ya da başka bir küresel krizi beklemek. Aradan bir sene geçti, borçlar daha da arttı ve yapay zekânın verimlilik üzerindeki etkilerinin görülmesi hâlâ bekleniyor. Gelin, beliren kıyamet alametlerine bakalım.</p>
<p>Malumunuz, yapay zekâ son 20 yılda yatırım yapılan birçok yazılım teknolojisinin aksine sermaye yoğun bir iş. En iyi modelleri kurmak için insan kaynağına çok para ayırmanız lazım. Ama esas sermaye gerektiren boyut veri merkezleri. Veri merkezi, bildiğiniz gibi üst düzey hassasiyet gerektiren bir inşaat işi. Beton, kablo, taşıyıcı sistemler gibi birçok para gerektiren kalem var. Sonra veri merkezine kesintisiz enerji sağlamanız gerekiyor; yani bu sistemleri besleyecek yeni enerji santrallerine ihtiyaç var. Bir de tabii bu veri merkezlerinin içine dünyanın en pahalı ürünleri olan çiplerden koymalısınız. Şu an çip veya gaz türbini almak için paranız olsa bile sıra bekliyorsunuz. Öyle zor bir iş…</p>
<p>Geçen seneki yazımı yazdığımda, yapay zekâya yatırım yapan şirketlerin finansman kaynağı büyük ölçüde kendi nakit akışları ve aldıkları sermaye yatırımlarıydı. O zamandan beri önemli bir değişiklik oldu. Bu şirketler, borcun veri merkezleri için ne kadar uygun bir finansman kaynağı olduğunu keşfettiler. Nasıl olsa bu veri merkezleri ileride çok talep görecek ve elde edilen gelir borçları ödemeye fazlasıyla yetecek!</p>
<p>Sadece 2026’da ABD’deki büyük teknoloji şirketlerinin sermaye yatırımı taahhüdü 600-700 milyar dolardı. Yılbaşından bu yana 250 milyar dolar borç almışlar. UBS’e göre, bu şirketlerin toplam borç stoğu yaklaşık 3 trilyon dolar. Borcun bir kısmı veri merkezlerine bağlı farklı finansal araçlara gizlenmiş de olabilir. Her durumda, şu an ABD’de borç deyince akla yapay zekâ geliyor. Yapay zekâ ile ilgisi olmayan şirketler de bu nedenle borçlanmakta zorluk çekiyor.</p>
<p>İsviçre’nin Basel şehrinde, “merkez bankalarının bankası” olarak bilinen BIS diye bir kurum var. İşleri, küresel piyasalardaki riskleri takip etmek… BIS bu sene iki kez “yapay zekâ işlerindeki borçlanmaya dikkat edin!” diye rapor yayımladı. BIS diyor ki yapay zekâ piyasalarında ilginç bir olgu gözlemleniyor: Şirketlerin kredilerindeki marjlar açılırken hisse değerleri de yükselmeye devam ediyor. Yani borç verenler risk görürken, hissedarlar ise hâlâ ileride çok kâr edeceklerini savunuyor. Bu durum bana 1999 dot-com veya 2008 krizlerinden hemen önceki dinamikleri hatırlatıyor.</p>
<p>Nobel ödüllü iktisatçı William Nordhaus, bugünkü yapay zekâ gibi yirminci yüzyılın ikinci yarısında gelişen bilişim teknolojilerinin, bunları geliştiren şirketlere sağladığı faydaları incelemiş. Diyor ki bu teknolojilerin sağladığı toplam ekonomik değerin yalnızca yüzde 2,2'si teknolojiyi geliştiren şirketlere kalmış. Kalanı ucuz fiyatlarla kullanılan altyapı sayesinde müşterilere ve tüketicilere akmış. Yani şirketlerin irrasyonel hareketlerle fazla yatırım yapmasıyla şişen balonlar, inovasyonun tabiatında var. Yapay zekâ balonunun ne zaman patlayacağını ise bilmiyoruz. Ancak ilk ciddi sinyalin borsadan değil, bu şirketlere borç verenlerden gelmesi muhtemel.</p>
<p>2008 krizinde Amerikan hükümeti General Motors gibi birçok özel şirketi kurtarmıştı. “Ne olacak, yapay zekâ şirketlerini de kurtarır!”, diyebilirsiniz. Ama durum pek de öyle değil. Birincisi, herkes bu şirketlerden nefret ediyor. Şu an Amerikan seçimlerinde en popüler konu “aman bizim mahallemize veri merkezi yapılmasın da elektrik fiyatları artmasın” tartışmaları. İkincisi, ABD’de son 15 yılda borçluluk o kadar arttı ki devletin kendinden başkasına hayrı yok. 2024’te ilk kez Amerikan devletinin faize ödediği para, savunma hartcamalarını geçti. Amerikan kamu borç stoğunun artışıyla yapay zekâ şirketlerinin borç yükündeki artış arasındaki çift yönlü riske dikkat edin! Her ikisi de aynı piyasada borçlandıkları için birbirlerinin faiz oranlarını yukarı yönlü hareket ettiriyor. Kriz anında ikisinin de birbirine bir hayrı olmayacağı ortada.</p>
<p>Peki, ABD’de bu riskler birikirken Çin dünya ekonomisinin yeni motoru olabilir mi? 2008’de biraz öyle olmuştu. Bu sıralar Çin’de de durumlar iyi değil. Yine geçen sene yazdığım gibi, Çin son yıllarda ekonomik büyümesini özellikle güneş paneli, pil ve elektrikli araba gibi gelecek nesil ürünlerdeki aşırı kapasite üzerine kurdu. Çin Komünist Partisi, şirketlere “kâr etmenize gerek yok, ben ucuza finansman sağlayayım, siz üretim yapın” diyor. Ama günün sonunda sistemde biriken borçları kimin ödeyeceği tam bir muamma.</p>
<p>Çin’in nüfusu hem azalıyor hem de hızla yaşlanıyor. Bugün nüfusun yüzde 15’ini oluşturan 65 yaş üstü grubun oranı 2040’ta yüzde 30’lara çıkacak. Bu zaten dar olan iç talebin daha da daralması demek. Bu nedenle son kalkınma planında yerel talebin artırılmasını önceliklendirdiler. Ancak Çin devletindeki mühendislik geleneği o kadar güçlü ki topluma yapılan mühendislik müdahaleleri bazen hiç beklenmeyen sonuçlar doğuruyor. Mesela, çok uzayan tek çocuk politikası bugünkü demografik çöküşün temel sebebi. Benzer şekilde, Çin’in Mao’dan beri uyguladığı köylülere kente yerleşme izni vermeme politikası da pek çok erkeğin ailesini köyde bırakıp şehre gelmesine, orada sosyal güvenlik sistemine kaydolmadan çalışmasına sebep olmuştu. Fabrika yurdunda yaşayan, ailesi çalışmayan ve emekliliği olmayan yüz milyonlarca kişinin Batı standartlarında tüketim yapmasını bekleyemezsiniz. Şimdi bu politikaları düzeltmeye çalışsalar da Çin’in içine girdiği durağanlıktan çıkması kolay değil.</p>
<p>Peki, tüm bunlardan bize ne? Tam makroekonomik istikrarı sağlamaya başlayacağımız dönemde, dünyada yükselen faizler borçlu şirketlerimizi daha da zor duruma sokabilir. Türkiye’de işgücü pahalandıkça, dışarıya yatırım yapacak şirketlerimiz bu yatırımları finanse edemeyebilir. Bir de aynı anda ihracat pazarlarımıza, iç talebi düşen Çinlilierin daha da ucuza mal sattıklarını düşünün. Yapay zekâ balonundan herhangi bir fayda görmediğimiz halde, küresel ekonomiyi etkileyecek bir çöküşün dalgaları altında kalabiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-kiyamet-alametleri-ve-turkiye-90350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide kıyamet alametleri ve Türkiye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcell-ifmdeki-2-tasinmazi-165-milyar-liraya-satin-alacak-90380</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkcell İFM&#039;deki 2 taşınmazı 16,5 milyar liraya satın alacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ, İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) yer alan iki taşınmazı satın alacağını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlanan açıklamasıyla duyurdu. </p>
<p>Açıklamasına göre, İstanbul Finans Merkezi'nde yer alan, TVF İFM Gayrimenkul İnşaat ve Yönetim AŞ'ye ait, İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, Finanskent Mahallesi, 3328 Ada, 2 Parsel, B Blok adresinde yer alan taşınmaz, KDV hariç 6 milyar 983 milyon 204 bin 159 lira bedelle Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ tarafından satın alınacak.</p>
<p>Aynı lokasyonda yer alan A Blok'taki taşınmazın ise Turkcell'in bağlı ortaklığı Turkcell Teknoloji Araştırma ve Geliştirme AŞ (TTECH) tarafından KDV hariç 9 milyar 528 milyon 495 bin 841 lira bedelle satın alınması kararlaştırıldı.</p>
<p>Böylece iki taşınmazın toplam satın alma bedeli KDV hariç 16 milyar 511 milyon 700 bin lira oldu.</p>
<p>Açıklamada ayrıca tapu devir işlemleri öncesinde satın alımın kamuya duyurulmasının süreci olumsuz etkileyebileceği ve şirketin yasal hak ve menfaatlerine zarar verebileceği dikkate alınarak, Sermaye Piyasası Kurulunun Özel Durumlar Tebliği'nin 6'ncı maddesi kapsamında 24 Eylül 2026 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla bilginin kamuya açıklanmasının ertelenmesine karar verildiği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcell-ifmdeki-2-tasinmazi-165-milyar-liraya-satin-alacak-90380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/istanbul-finans-merkezi-ifm-1777263415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkcell, İstanbul Finans Merkezi&#039;nde bulunan iki taşınmazın toplam 16,5 milyar liraya satın alınacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-duzenlemesi-mecliste-kabul-edildi-90379</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon düzenlemesi Meclis&#039;te kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Kanunla Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili hükmü uyarınca, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından bu düzenlemenin yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kaybı ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kanunun hükümleri, belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmayacak.</p>
<p>Öte yandan, düzenleme kapsamındaki bazı tanımlar ve kısaltmalar da hüküm altına alınıyor.</p>
<p>Düzenlemenin, "Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve fon pay sahipliğinin belirlenmesi" başlıklı hükmüne göre, fonların tasfiyesi SPK'nın gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurul, tasfiye sürecinin aşamalarını, fon varlıklarının tespitini ve nakde çevrilmesini, değerleme esaslarını, fon pay sahipliğinin belirlenme şeklini, ara ve nihai ödemeyi, dağıtım sırasını ve tasfiyeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Tasfiye ile görevli kuruluşlar, yatırımcı menfaatini, ilgili varlığın piyasa koşullarını ve fon portföy yapılarını, fon varlıklarının korunmasını ve fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterecek. Borsada oluşan fiyatın ilgili varlığın gerçek değerini yansıtmadığının veya tasfiyeyi geciktireceğinin Kurulca belirlendiği hallerde, tasfiye işlemlerinde geri alım, hakim ortağa satma hakkı, toptan satış ve özel işlem bildirimi yöntemleri ile geçici olarak farklı bir fiyat marjı uygulanmasına ve sermaye piyasası mevzuatı ile Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlerin kullanılmasına Kurulca karar verilebilecek. Kurul, tasfiye ile görevli kuruluşların talebi üzerine ilgili varlıkların Borsa dışında satışına onay verebilecek. Bu kapsamda yapılacak satış işlemleri bakımından, Kurulun yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinde yer alan kısıtlamalar uygulanmayacak. Borsada veya Borsa dışında yapılacak satış yoluyla varlıkları satın alacak yatırımcıların bu işleme konu olan varlıkları belirli bir süre Borsada satamayacağına ve bu varlıkların Borsada satılması sonucunu doğuracak şekilde herhangi bir işlemde bulunamayacağına Kurulca karar verilebilecek.</p>
<p>Tasfiye sürecinde tahsil edilen tutarlar, fonun yönetim ve tasfiyesi için yapılan zorunlu giderler düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına dahil edilecek. Tasfiyenin tamamlanmasından sonra tahsil edilen tutarlar ise mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde geri kazanım hesabına aktarılacak.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), Takasbank, Borsa İstanbul AŞ (Borsa), Türkiye Bankalar Birliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri, portföy saklama kuruluşları ile diğer sermaye piyasası kurumları ve kamu kurum ve kuruluşları, bu düzenlemenin uygulanması için gerekli bilgi ve belgeleri Kurula, Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) ve/veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) talepleri üzerine gecikmeksizin vermekle yükümlü olacak. Bu kurum ve kuruluşlar özel mevzuatlarında yer alan gizlilik ve sır saklamaya ilişkin hükümlere dayanarak bilgi vermekten imtina edemeyecek.</p>
<p>Fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından MKK kayıtları ile mutabakat sağlanmak suretiyle fon ve hesap bazında tespit edilecek.</p>
<p>Kanunla katılma payı sahipleri adına Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'na (TEFAS) iletilmiş olmakla birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar geçersiz hale geldiğinden TEFAS İşlem Blokaj Alt Hesabında katılma payı bulunan katılma payı sahiplerinin de fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye kapsamında olduklarının belirlenmesi amaçlanıyor. Buna göre, tasfiyeye konu fonlara ilişkin olarak 17 Eylül 2026 tarihi ve öncesinde TEFAS'a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilmiş olanlar, fon pay sahibi sıfatıyla düzenlemedeki tasfiye hükümlerine tabi olacak.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillerin, Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından işlenmesi veya bu fonlarla birlikte hareket edilmesi ya da fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bu fonlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun sözü edilen tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.</p>
<p><strong>"Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme"</strong></p>
<p>Kanunun "Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme" başlıklı hükmüne göre, fon malvarlığının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir nakdin, tasfiye kararından bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olmaması halinde, Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillere yönelik hüküm saklı kalmak kaydıyla, tasfiye bakiyesinden yapılacak ödemelerde dikkate alınacak fon pay sahibinin net yatırım tutarı, fona, fon pay sahibi tarafından fiilen yapılan her bir nakit girişinin ve çıkışının tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak giriş ve çıkış tutarlarından, giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda, fondan fon pay sahibine yapılan her bir nakit çıkışının tutarının ilk giren ilk çıkar esası ile düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanacak.</p>
<p>Fon pay sahiplerinin tasfiye bakiyesinden alacakları ödemelerden mahsup edilmek üzere, ilgili hüküm uyarınca hesaplanan net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını geçmemek kaydıyla, Kurulca belirlenen fonlarda, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak. Fonun önceki gün sonu fiyatı, ihtiyaç duyulan bilgiler tasfiye ile görevli kuruluşlardan temin edilerek, ilgili güne dair yapılan değerleme ile Takasbank tarafından hesaplanan fiyat olacak.</p>
<p>Dağıtılabilir nakdin düzenlemeye göre hesaplanan net yatırım tutarlarının ve/veya düzenlemeye göre hesaplanan ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi halinde Kurul, mevcut nakitten mümkün olan en fazla sayıda fon pay sahibinin tam yararlanması amacıyla, net yatırım tutarı en düşük olan fon pay sahibinden başlanmak suretiyle ödeme yapılmasına ve/veya tüm fon pay sahipleri bakımından uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına karar vermeye yetkili olacak. Bu kapsamda yapılacak ödemelerde hiçbir fon pay sahibine net yatırım tutarını, ödeme tutarının hesaplandığı tarihten ve/veya tasfiye tarihinden önceki gün sonu itibarıyla hesaplanmış hak ve alacak tutarlarını veya düzenlemede öngörülen 1 milyon Türk lirası tutarındaki ara ödeme tavanını aşan ödeme yapılamayacak. Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılamayacak. Söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.</p>
<p>Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlarda, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin, girişlerinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak miktarı aşan tutarda elde ettikleri getiri, Kurulca ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Bu fonların malvarlığında yer alan ve Kurulca Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerine konu edilen paylardan kazanç elde eden kişilerce, söz konusu paylardan elde edilen getirinin, payın elde tutulduğu dönemde alım maliyetinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak tutarı aşan kısmı, Kurulca ilan edilen genel hisse iade hesabına isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Hüküm kapsamında, hesaplama döneminin, iade edilecek tutarın belirlenmesinde kullanılacak yöntem ile hükmün uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesine Kurul yetkili olacak.</p>
<p>Nihai ödemede, fon pay sahibine tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilecek.</p>
<p>Teklif ile "Fon mal varlığından mevzuata aykırı çıkarılan değerler ve şahsi sorumluluk" başlıklı hükümle fon mal varlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin kapsamı ve bu nedenle doğan zarara veya kayba yönelik sorumluluk düzenleniyor.</p>
<p>Buna göre, fon mal varlığından mevzuata aykırı olarak veya mevzuata şeklen uygun olsa dahi fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmaksızın, karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım, satım, repo, ters repo veya benzeri işlem ve sözleşmeler yoluyla ilişkili taraflar, hakim ortaklar, yöneticiler, bunların doğrudan veya dolaylı kontrol ettikleri kişiler yahut diğer üçüncü kişiler lehine çıkarılan veya aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen veya değerlendirilmesi suretiyle elde edilen değerler fon mal varlığından hukuka aykırı çıkarılmış değer addedilerek fon zarara veya kayba uğratılmış sayılacak. Zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu olacak. Bu tutarın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması halinde, fonun zarara veya kayba uğratılmasında sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kişilerle birlikte hareket ettiği tespit edilenler, şahsen sorumlu olacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındaki kişilerin görevlerinden ayrılmış olmaları, görev yaptıkları veya yönetim ya da kontrolü ellerinde bulundurdukları dönemde gerçekleştirilen işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.</p>
<p>Düzenlemenin "Elkonulan ve müsadere edilen mal varlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükmü kapsamında bulunmayan durumlar bakımından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar veya kayıp tutarını, zarar veya kayıpta sorumluluğu bulunan gerçek ve tüzel kişileri ve sorumlu oldukları tutarları belirleyerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) bildirecek.</p>
<p>SPK'nin bildirimi üzerine sorumluların mal varlığından geri kazanım sağlanması amacıyla Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında TMSF tarafından tahsil ve takip işlemleri başlatılacak. TMSF, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümlerini uygulama yetkisine haiz olacak. Bu hüküm kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.</p>
<p><strong>El konulan ve müsadere edilen mallar</strong></p>
<p>Kanunla, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında elkonulan veya müsadere edilen mal varlığı değerlerinin, fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dahil edilmesi sağlanacak.</p>
<p>"El konulan ve müsadere edilen mal varlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükme göre, bu düzenleme kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalar kapsamında CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca elkoyma kararı verilebilecek. Elkonulan mal varlığı değerleri arasında, fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunması halinde bunlar, CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkemece iade edilecek. Bu düzenleme kapsamında SPK'nin yaptığı suç duyurularına dayanak raporlar, CMK'nin ilgili hükümlerince düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılacak.</p>
<p>Doğrudan fona devredilemeyen ve sorumlulara ait gayrimenkul gibi diğer mal varlığı değerleri bakımından TMSF'nin kayyum olarak atanabilmesine ve Bankacılık Kanunu'nda tanınan yetkileri kullanarak bu değerleri dava sonucu beklenmeksizin satmasına veya tasfiye etmesine imkan sağlanıyor.</p>
<p>Yargılama sonucunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun mal varlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin, Hazine'ye gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise geri kazanım hesabına aktarılmasına mahkemece karar verilecek.</p>
<p>Bu düzenleme kapsamında tahsil ve/veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı mal varlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, TMSF nezdinde her bir fon için ayrı alt hesaplarda geri kazanım hesabı olarak izlenecek. Bu tutarlar TMSF'nin kendi mal varlığından ayrı olacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında bulunan tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek, başka bir amaçla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamayacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında biriken tutarlar, yapılan zorunlu masraflar düşüldükten sonra TMSF tarafından tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezi'ne (YTM) aktarılacak. Ödemeler YTM tarafından katılma payı sahipliği oranında yapılacak. Nihai dağıtım hariç olmak üzere, dağıtım sonucunda bir fon pay sahibine yapılacak ödemenin, ödeme yöntemine ilişkin işlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek asgari ödeme tutarının altında kalması halinde, bu tutar fon pay sahibi adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenecek, birikmiş tutarın asgari ödeme tutarına ulaşması halinde fon pay sahibine ödeme yapılacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabına gelen veya aktarılan bir tutarın birden fazla fon ile bağlantılı olması durumunda fonlar arasında dağıtımına ilişkin usul ve esaslar fon türleri, likidite yeterlik oranı, fon katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcının korunması, ilgili fonlardaki tasfiye oranı ve benzeri kıstaslar dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Kanunla, düzenlemenin uygulanmasında gerekli görülen durumlarda, koşulları Kurul Karar Organı tarafından belirlenmek üzere, bu kanunun uygulanmasından doğan işler, açılacak dava ve takipler için SPK ve YTM tarafından dışarıdan avukatlık hizmeti ile muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edilebilecek.</p>
<p>Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar SPK tarafından TMSF'nin görev alanına giren hususlarda TMSF'nin görüşü alınarak belirlenecek.</p>
<p>Düzenlemede hüküm bulunmayan hallerde Sermaye Piyasası Kanunu, CMK, Bankacılık Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın bu düzenlemeye aykırı olmayan hükümleri uygulanacak.</p>
<p>Kanun teklifinin kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Tekin Bingöl, birleşimi, 27 Ekim Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere kapattı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-duzenlemesi-mecliste-kabul-edildi-90379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/366-1792740614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis Genel Kurulu&#039;nda kabul edilen kanun teklifine göre, SPK tarafından belirlenen fonlarda, ilgili fonun tasfiye malvarlığından, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilecek. &quot;Piyasa bozucu eylemler&quot;, &quot;bilgi suistimali&quot;, &quot;piyasa dolandırıcılığı&quot; başlıklı hükümlerde düzenlenen fiillerin, SPK&#039;nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından işlenmesi veya bu fonlarla birlikte hareket edilmesi ya da fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilenlere bu fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-kiralama-modelini-dijital-kanala-tasidi-90371</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA, kiralama modelini dijital kanala taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Garanti BBVA Kirala, araç kiralamadaki deneyimini teknoloji ürünlerine taşıyarak iş modelini genişletiyor. Eylül ayında Apple Yetkili İş Ortağı olarak iPhone kiralama hizmetini devreye alan şirket, Garanti BBVA Kirala markasıyla farklı ürün kategorilerine açılmayı hedefliyor.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala Genel Müdürü Burak Ali Göçer, “Araç seçimi, bakım, servis, iade ve ikinci el değer yönetimine uzanan bu birikimi şimdi farklı ürün kategorilerine taşıyoruz. Araç kiralama ana iş alanlarımızdan biri olmaya devam ederken, iPhone kiralama hizmetimizi de yüksek ilgiyle kullanıma açtık” dedi.</p>
<h2>Teknolojide israfı azaltmayı hedefliyor </h2>
<p>Teknoloji kiralamaya iPhone ile başlamalarının arkasında cihazların hızlı yenilenmesi ve kullanılmadan bekleyen telefonlar sorunu bulunduğunu ifade eden Göçer, “Yeni modeller çıktıkça mevcut cihazlar teknoloji açısından geride kalabiliyor. Müşteriler için sahiplikten çok güncel modele erişim önem kazanıyor. Kiralama, cihazların kullanım sonunda geri alınarak yeniden değerlendirilmesini sağlayıp israfı azaltmayı amaçlıyor” diye konuştu.</p>
<p>Bireysel Garanti BBVA müşterilerine 12 ve 24 aylık seçeneklerle sunulan hizmet, yalnızca Garanti BBVA Mobil üzerinden kullanılabiliyor. Müşteriler model, depolama kapasitesi, renk ve ödeme planını seçerken cihazlar sıfır ve orijinal kutusunda teslim ediliyor. Sigorta da kira bedeline dahil bulunuyor. Süre sonunda cihaz iade ediliyor. Satın alma seçeneği sunulmuyor. “Müşteriler, güncel koşullar ve stoklar doğrultusunda yepyeni bir iPhone için yeniden kiralama başvurusu yapabiliyor.”</p>
<h2>Net maliyette ikinci el hesabı </h2>
<p>“Kiralama ile satın almayı karşılaştırırken yalnızca etiket fiyatına bakılmaması gerektiğini vurgulayan Göçer, ödeme zamanlaması, sigorta gideri ve cihazın dönem sonundaki ikinci el değerinin de hesaba katılmasını önerdi. Şirketin örnek hesabında iPhone 18 Pro 256 GB için 137 bin 999 TL peşin fiyat karşısında, 24 ay vadeli kiralamanın KDV ve sigorta dahil aylık bedeli 5 bin 910 TL olarak verildi. Göçer’in paylaştığı hesaplamada, ikinci el satış değeri, sigorta ve ödemelerin bugünkü değeri dikkate alındığında, 24 aylık net kullanım maliyeti bugünkü değerle satın almada yaklaşık 110 bin 500 TL; 24 ay boyunca her ay 750 TL nakit iade alınması durumunda kiralamada ise 81 bin TL olarak hesaplanıyor.”</p>
<p>“Örnek hesaplama; paranın zaman değerini yansıtan aylık %4,17 faiz varsayımı esas alınmıştır. Satın almada sigorta gideri ve 24 ay sonunda 90 bin TL tahmini ikinci el satış değeri varsayımlarına dayanmaktadır. İlk kira ve sigorta ödemesi başlangıçta, nakit iadeler izleyen aylarda kabul edilmektedir. Nakit iade, kampanya koşullarının sağlanmasına bağlıdır.”</p>
<p>Kiralama modelinin sürdürülebilirliğe katkısının ürünlerin kullanım ömrünü uzatmasından kaynaklandığını kaydeden Garanti BBVA Kirala Genel Müdürü Burak Ali Göçer, araçları ikinci el satış hizmetiyle yeniden ekonomiye kazandırdıklarını, teknoloji ürünlerinde de yenileme ve sorumlu geri dönüşüm süreçleri üzerinde çalıştıklarını söyledi. Şirketin gelecek dönem planlarında bireysel araç kiralama da bulunuyor. Şirket bu hizmeti yakında dijital kanaldan sunmaya başlayacak. Otomobilin uzun yıllar yatırım aracı olarak görülmesinin bireysel kiralamanın yaygınlaşmasını zorlaştırdığını dile getiren Göçer, “Bu yatırım beklentisinin zayıflamasıyla kiralamanın daha geniş kabul göreceğine inanıyoruz. Teknoloji kiralamada ise iPhone ile başladığımız yolculuğu yeni kategorilerle sürdürecek, ürünlerin kullanım ve yeniden değerlendirme süreçlerini birlikte yöneteceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-kiralama-modelini-dijital-kanala-tasidi-90371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/burak-ali-gocer-1792737328.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Kirala’nın yaklaşık 20 yıllık araç kiralama deneyimini farklı ürün gruplarına taşıdıklarını belirten Garanti BBVA Kirala Genel Müdürü Burak Ali Göçer, iPhone kiralamayla başladıkları teknoloji yolculuğunu yeni kategorilerle büyüteceklerini söyledi. Şirket, bireysel müşterilere yönelik araç kiralama hizmetini de dijital kanala taşımaya hazırlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celik-ureticisinin-kari-buyudu-hissenin-cikisi-yuzde-73u-buldu-90366</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelik üreticisinin kârı büyüdü hissenin çıkışı yüzde 73’ü buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temettü Endeksi'ndeki piyasa değeri en yüksek 15 şirketten sadece 10'u yılbaşından bu yana yükseldi. Listenin dibindeki 10 şirket ise yatırımcısına %55'i aşan kayıplar yaşattı. Veriler, Temettü Endeksinde yer almanın fiyatın sürekli yükselmesini garanti etmediğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Temettü Endeksi’nde yer alan firmaların piyasa değeri ile getiri performansları arasında dikkat çeken bir makas gözleniyor. Değeri en yüksek 15 şirketten sadece 10’u yılı pozitif tarafta sürdürürken, Aselsan ve Tüpraş yatırımcısına kazandıranlar arasında. Garanti Bankası %3,86 gerilerken, BİM %45,33 getiri sağladı. Listenin altındaki LDR Turizm ve Sümer Varlık gibi 10 küçük şirket ise %55’ten fazla kaybettirdi. Borsada sadece temettüye bakarak alım yapmak yetersiz kalabilir. Firmaların büyütme potansiyeliyle ileriye dönük beklentilerini de nazara almak gerekiyor.</p>
<h2>Demir çelikteki yükseliş</h2>
<p>Bu yıl yatırımcısına hisse başına 4,50 TL ile toplamda 13,05 milyar TL kâr payı ödeyen İskenderun Demir Çelik, yılbaşından bu yana %72,98 prim yaptı. Hissenin fiyatı dalgalı bir seyir izlese de yönü yılbaşından bu yana yukarı. Altı aylık dönemde kârını %203 artışla 9,22 milyar TL’ye çıkaran şirketin, temettü ödemesini sürdüreceği anlaşılıyor.</p>
<p>Piyasa değeri 255,6 milyar TL seviyesinde olan Ereğli Demir Çelik, endeksteki büyükler arasında ilk dokuzda yer alıyor. Düzenli temettü veren firma, geçtiğimiz haziranda toplamda 3,85 milyar TL kâr payı ile yatırımcısına hisse başına 55 kuruş ödeme yaptı. Hisse, temmuzda test ettiği 45,10 TL’nin ardından son üç ayda gerilese de yıl başından bu yana %55,40 yukarıda bulunuyor.</p>
<h2>Küçük tahtada sert düşüş</h2>
<p>Temettü Endeksinde yer alan LDR Turizm, 6,67 milyar TL ile piyasa değeri en düşük şirketlerden biri konumunda. Yılbaşından bu yana %88,43 oranında değer yitirdi. Nisanda en yüksek 153,75 TL’yi test eden fiyat, gelen satışlarla gerilerken temmuzda düşüş ivmesini artırdı. Ekimde ise taban bulma çabası öne çıktı. LDR Turizm, kârın %2 gibi sembolik tutarını temettü olarak veriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adafbf96c245-1792736249.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAİZ RİSKİ Mİ, PAZAR RİSKİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Faiz riski;</strong> sabit maliyet, getiri potansiyeli, planlama kolaylığı, mevduat fırsatı. Borç sarmalı, büyüme freni, maliyet yansıması, nakit sıkışıklığı.</p>
<p><strong>Pazar riski;</strong> geniş fırsat, trend öncülüğü, agresif büyüme, likit piyasa, makro vizyon. Sistemik risk, öngörülemezlik, kontrolsüzlük, talep erimesi.</p>
<p><strong>Siparişleri karşılayabilmek için kapasitesini artırıyor. Oğulbey'in ilk fazı devrede</strong></p>
<p>Aselsan'ın kapasitesini büyütecek yeni yatırımları ne aşamada? ● Enver Coşar</p>
<p>Enver, üretim kapasitesini büyüten Aselsan, talebe bağlı olarak satışlarını artırıyor. Geçtiğimiz yıl Ankara Oğulbey'de 6.500 dönümlük arazi üzerinde başlatılan yeni tesis yatırımı savunma sektöründeki tek seferde yapılan en büyük yatırım niteliğini taşıyor. Avrupa'nın en büyük hava savunma tesisi olan yatırımın ilk fazı ağustosta devreye girdi. Öte yandan toplam 36 bin metrekarelik Güdüm Sistemleri Üretim Merkezi ile Akıllı Mühimmat Merkezi de hizmete girdi. Yeni tesisler teslimat kapasitesini artırırken otomasyon altyapısını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Taşınmazları daha verimli değerlendirmek için satış ve kira gibi alternatifler masada</strong></p>
<p>Türk Telekom'un taşınmazları için değerlemeye gitmesinin amacı nedir? ● Deniz Uzun</p>
<p>Deniz, geçtiğimiz ağustosta Türk Telekom, taşınmazlarının ekonomik değerini ve kullanım verimliliğini saptamak amacıyla kapsamlı bir değerlendirme çalışması başlattığını duyurdu. Açıklama, rutinin ötesinde, şirketin sahip olduğu gayrimenkul portföyünü stratejik bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmeye hazırlandığına işaret ediyor. Paylaşılan içerikte yer alan "kullanım verimliliği" vurgusu satış, kiralama, proje geliştirme, gelir yaratma veya finansman amaçlı yapılandırılma gibi alternatiflerin masada olabileceğini işaret ediyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FJB blok zinciri teknolojilerine yatırım yaparak yıllık yüzde 25 yükseldi</strong></p>
<p>Fiba Portföy'ün idaresindeki Blok Zinciri Teknolojileri Serbest Fon (FJB), nisan-mayıs dönemindeki çıkışının ardından tekrar yataya dönen bir eğilimle hareket ettiği gözleniyor. Büyüklüğü son bir yılda dalgalı bir seyir izlese de küçülen yapısı daha baskın. Toplam değeri ekimde 274,54 milyon TL'ye geriledi. Temmuz ayından bu yana düzenli nakit çıkışı yaşanan fondan ekimde çıkan tutar 36,22 milyon TL. Yatırımcı sayısı bir yıldır istikrarlı şekilde azalıyor. Ekim 2025'te 1.167 olan sayı şimdilerde 620 kişiye gerilemiş durumda. Temel stratejisi, varlıklarını blok zinciri temalı hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %76,59'u yabancı hisse senedi ve %12,81'i yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %24,73 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %10,42 yükselen BIST 100'ü geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, %43,44 bileşik faizle 230 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, 20.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 230.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %43,44 olarak belirlendi. 181 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %19,59 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 20.04.2027 olarak açıklandı. 21 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,85 seviyesinde bulunuyor. NYB'nin verdiği %39,50 basit faiz oranı, TLREF'in 2,65 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFNURL42729 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adafbbd86924-1792736189.png" alt="" width="960" height="238" /><strong>PASİFİK HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Edirne'deki rüzgâr enerjisi santrali projesi için 40 milyon euro kredi temin etti</strong></p>
<p>Pasifik Holding'in yenilenebilir enerji iştiraki Windrogen Enerji, Keşan'da geliştirdiği Arel RES projesi için önemli bir finansman eşiğini aştı. Toplam 39,9 MWe kurulu güce ve aynı kapasitede elektrik depolama sistemine sahip olacak proje için yurt içi bir bankadan 40 milyon euro tutarında uzun vadeli finansman temin etti. Yıllık 160 milyon kWh elektrik üretim kapasitesine sahip projenin EPC süreçleri başlatılarak rüzgâr türbini siparişleri verildi. Proje kapsamında Yatırım Teşvik Belgesi alarak maliyet avantajı sağlanması, gerçekleştirilecek yatırımı rahatlatacak.</p>
<p><strong>AKSA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>KKTC'deki enerji santralinin kapasitesini 223 MW'a yükseltmek için anlaştı</strong></p>
<p>Aksa Enerji, KKTC'de büyüme hedefiyle önemli bir kapasite artışına gidiyor. Şirket, 2023 yılında Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu ile 15 yıl süreli, dolar bazlı kiralama ve işletme sözleşmesi imzaladığı Kalecik Kombine Çevrim Elektrik Santrali'nde ek protokol uyarınca 35 MW kapasite artırımı yapacak. Genişleme ile Aksa Enerji'nin KKTC'deki toplam kurulu gücü 223 MW seviyesine ulaşacak. Firmanın yurt dışı operasyonlarında dolar bazlı ve garantili gelir akışını güçlendiren adım, kur dalgalanmalarına karşı risk yönetimi sağlarken konsolide ciro büyümesine katkıda bulunacak.</p>
<p><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Anlaşmaya vardığı iki firmayla iş birliğine giderek hizmet ağını genişletecek</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, işletmelerin finansal ve operasyonel süreçlerini dijitalleştirmek amacıyla iki yeni iş birliğine imza attı. Şirket, Bakiyem Ödeme Çözümleri firmasıyla KOBİ'lere yönelik bütünleşik finansal yönetim çözümleri sunmak için önemli bir ortaklık kurdu. Öte yandan Grovbi Teknoloji ile de Sanal POS, Fiziki POS, CepPOS, linkle ödeme ve pazaryeri entegrasyonu çözümlerini, başta Link Cloud ERP olmak üzere şirketin yazılım ürünleriyle entegre edecek. Söz konusu girişimler şirketin sunduğu hizmet ağını genişletirken müşteri bağlılığını artırmasına imkan verecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Bera Holding hissesinde arada yukarı tepkiler olsa da hazirandan bu yana düşüyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adafb9d45f12-1792736157.png" alt="" width="293" height="241" />Bera Holding'de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %78,22 ile toplamda 2,59 milyon lot artarak 5,9 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 9'dan 11'e yükseldi. Z30KP.F fonu 1,58 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, SVB 235,2 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Bera hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Ziraat Portföy'ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun Z30KP.F fonundan ayrı olarak Z30KE.F fonu da 1,5 milyon lotla hisseyi portföyüne aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celik-ureticisinin-kari-buyudu-hissenin-cikisi-yuzde-73u-buldu-90366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelik üreticisinin kârı büyüdü hissenin çıkışı yüzde 73’ü buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayii-made-in-eu-tehdidi-altinda-90349</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk sanayii &#039;Made in EU&#039; tehdidi altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AB’nin “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye’nin Gümrük Birliği avantajlarını fiilen zayıflatabilecek yeni bir sanayi politikası sınavına dönüşüyor. Kamu destekleri ve yerli üretim şartlarıyla Türk sanayisinin rekabet gücünü tehdit eden düzenleme karşısında, Türkiye’nin Avrupa menşei kapsamına alınması için diplomatik girişimlerini hızlandırması gerekiyor.</strong></p>
<p>Made in Europe ya da bilinen adıyla <strong>“Made in EU”</strong> yaklaşımı, Avrupa Birliği'nin geleneksel serbest piyasa ve serbest ticaret ilkelerinden ayrılarak stratejik otonomi ve korumacı sanayi politikalarına geçişini simgeleyen yeni nesil bir stratejik düzenleme.</p>
<p>Düzenleme yeni olsa da <strong>"Made in EU"</strong> kalıbı, birlik aidiyetini artırmak, tüketiciyi bilgilendirmek ve tüketici tercihlerinde Avrupa menşeli ürünleri ön plana çıkarmak amacıyla 2010'lu yılların başında başta Fransa ve İtalya öncülüğünde gündeme gelmiş ve oluşturulmuş bir etiketleme yaklaşımıydı aslında. <strong>Bu basit yaklaşımın bağlayıcı ve korumacı bir sanayi politikası aracına dönüşmesi son 10 yılda başlayan ve günümüzde giderek artık yeni düzene dönüşen kurallı ticaretten kuralsız ticarete geçişle oldu. </strong></p>
<p>16.08.2022 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden’ın <strong>‘The Inflation Reduction Act (IRA)- (Enflasyonu Düşürme Yasası)’</strong>nı imzalaması mihenk taşı olarak kabul edilebilir. <strong>Enflasyonu Düşürme Yasası'nın omurgasını yeşil dönüşüm, enerji bağımsızlığı ve sağlık harcamalarının azaltılması oluşturuyordu. </strong>IRA, kamu fonları ve vergi kredileri aracılığıyla 369 milyar doları aşan iklim ve enerji bütçesi ayırarak küresel ticaret ve sanayi politikasında yeni bir dönem başlattı.</p>
<p><strong>Yasa, AB ve Doğu Asya (Güney Kore, Japonya) gibi ABD’nin geleneksel müttefiklerinde büyük rahatsızlık yarattı. Avrupalı yetkililer, ABD'nin bu korumacı teşviklerle Avrupa merkezli şirketleri (otomotiv, pil, kimya) ABD'ye çekmeye çalıştığını belirterek Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarının ihlal edildiğini savundu. Bu gelişmeye yanıt olarak AB, kendi sanayisini korumak ve yeşil yatırımları tutmak amacıyla Net Sıfır Sanayi Yasası (NZIA) ve Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) gibi düzenlemeleri hızla hayata geçirdi.</strong></p>
<p><strong>Bu açıdan baktığımızda; ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ile Avrupa Birliği’nin “Made in EU” düzenlemesi arasındaki bağlantının, temelde bir etki-tepki mekanizmasına dayandığını çok net görebiliyoruz.</strong> ABD'nin IRA ile uygulamaya koyduğu korumacı yeşil teşvikler, Avrupa sanayisini doğrudan tehdit etti; AB de bu duruma kendi sanayisini korumak ve yeşil üretimde <strong>"kendi kendine yeterlilik"</strong> sağlamak amacıyla “<strong>Made in EU”</strong> merkezli tedbirler ve yasalarla yanıt verdi.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği (AB), küresel rekabet gücünü korumak, Amerika ve Çin karşısında açılan inovasyon makasını kapatmak ve yeşil dönüşümü finanse etmek amacıyla Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) ve bu yasa kapsamında şekillenen <strong>“Made in Europe” </strong>düzenlemesini hayata geçiriyor.</p>
<p><strong>Türkiye açısından ise Avrupa’nın bu yeni düzenlemesi, sıradan bir ticaret düzenlemesinin çok ötesinde, gümrük tarifelerinin ötesine geçen stratejik bir sanayi politikası sınavına dönüştü.</strong></p>
<p>Şimdi geldiğimiz noktada AB’nin <strong>“Made in EU” </strong>stratejisinin artık Gümrük Birliği Üyesi olan Türkiye’ye de zarar verebilecek bir noktaya evrildiğini görüyoruz. <strong>Gelinen nokta sadece şirketlerin tepki verebileceği ya da sivil toplum kuruluşlarının yürütebileceği basit bir süreç değil. </strong>Hükümetin tüm imkânlarıyla Türkiye’yi dışlamaya doğru giden bu süreçte, Türk ürünlerinin <strong>“Made in EU” </strong>kapsamına alınması için her türlü müzakerenin yapılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye hızla sanayisini kaybederken, AB’nin sanayisizleşmeyi önleme, imalat sanayisini yüksek enerji maliyetleri ve küresel rekabet baskısına karşı dirençli tutma isteği de bir ironi olarak görülebilir. </strong>Bu konuyla ilgili son dönemlerde gördüğüm en derli toplu ve içeriği itibarıyla en doyurucu rapor <strong>‘Toplumsal Çalışmalar Enstitüsü’</strong> tarafından Çiğdem Gizem Okkaoğlu imzasıyla hazırlanan “<strong>Made in Europe” ve Türkiye Avrupa Birliği’nin Yeni Sanayi Politikası, Gümrük Birliği’nin Sınırları ve Türkiye için Politika Seçenekleri’</strong> başlıklı rapor.</p>
<p><strong>Rapor;</strong> kamuoyundaki ve iş dünyasındaki en büyük yanlış anlamalardan birinin, "Made in Europe" düzenlemesiyle Türkiye’den AB’ye yapılan ihracata yeniden gümrük vergisi uygulanacağı korkusu olduğunu, oysa yeni nesil korumacılık dalgasının geleneksel gümrük tarifeleri üzerinden işlemediğini, <strong>Türkiye'de üretilen araçlar ve sanayi mallarının Gümrük Birliği çerçevesinde AB pazarına gümrüksüz girmeye devam edeceğini, ancak AB’nin, pazarını gümrük vergisi koymadan; kamu alımları, tüketici teşvikleri, kurumsal filo destekleri ve karbon emisyon mekanizmaları üzerinden kendi üreticilerine açtığını, dışarıdakilere ise kotalar ve katı şartlarla kapattığını vurguluyor. </strong>Neyin ne olduğunu ve olayın adını koymak açısından bu tespiti ben de sizinle paylaşmak istedim.</p>
<p><strong>Raporda belirtildiği şekliyle, elektrikli araçlar özelinde getirilen kurallar oldukça katı. Bir aracın veya markanın AB'deki kamu desteklerinden, tüketici teşviklerinden ve kurumsal filo yardımlarından yararlanabilmesi için aracın nihai montajının AB içinde yapılması ve batarya hariç değerinin en az yüzde 70'inin AB menşeli bileşenlerden oluşması şartı aranacak.</strong> Bu durum, Türkiye açısından doğrudan bir gümrük duvarı örmek anlamına gelmese de, Türkiye'de üretilen araçları teşvik kapsamı dışında bırakarak fiyat ve rekabet avantajını sessizce ortadan kaldıracak bir durum olarak görünüyor.</p>
<p>Türkiye’nin lokomotif üretimi otomobiller üzerinden baktığımızda, <strong>Türkiye'de üretilen araçların dışlanması, doğrudan bu Avrupalı üreticilerin kârlılığına, rekabet gücüne ve küresel pazardaki ayakta kalma kapasitesine darbe vuracak gibi duruyor. </strong></p>
<p><strong>Rapora göre; Fransa ve Almanya'nın “Made in Europe” tanımını daraltma yönündeki katı tutumunun arkasındaki temel motivasyonlardan biri Çin menşeli yatırımlara ve sermayeye dönük derin endişeler.</strong> Çinli otomotiv devi BYD'nin Temmuz 2024'te Manisa'da duyurduğu 1 milyar dolarlık yatırım kararı, uluslararası basında ve AB nezdinde Çinli üreticilerin Gümrük Birliği imkânlarını kullanarak AB'nin yüksek tarifelerini aşmasını sağlayan bir <strong>"arka kapı"</strong> veya <strong>"Truva Atı" </strong>olarak değerlendirilmişti. Türkiye'nin Çinli elektrikli araçlara yüzde 40 ek vergi uygularken yatırım teşvik belgesiyle muafiyet sağlaması da bu kaygıları artırmıştı. Nitekim AB, Çin menşeli araçlara dönük korumacılık önlemlerini sadece elektrikli araçlarla sınırlı tutmayıp, Çin'den gelecek hibrit ve şarj edilebilir hibrit araçlar için de yıllık 350 bin araçlık katı kotalar getiren paralel ticaret savunması adımlarını devreye sokmuştu.</p>
<p><strong>BYD’nin bu süreçte sertleşen AB kurallarına karşı Haziran 2026’da Manisa projesini askıya alarak yatırımlarını AB içine kaydırma kararı aslında sürecin doğal bir sonucu gibi gözüküyor. </strong></p>
<p><strong>Rapora göre; AB'nin sivil sanayide "Made in Europe" ile uygulamaya koyduğu bu ayrımcı korumacılık anlayışı yeni değil.</strong> Birlik, benzer bir korumacılık duvarını savunma sanayiini finanse etmek için kurduğu SAFE (Security Action for Europe) mekanizmasında da sergiledi. SAFE çatısı altında Kanada gibi ülkeler imzaladıkları özel anlaşmalarla projelerde yüzde 80'e kadar pay alabilirken, Türkiye gibi aday ülkeler kısıtlı bir tedarikçi statüsüyle yüzde 35'lik üçüncü ülke kotasına sıkıştırıldı. <strong>"Made in Europe"</strong>, aynı mantığın şimdi sivil sanayiye sıçraması.</p>
<p><strong>Nitekim Fransa ve Almanya, 15-16 Ekim 2026 uzlaşısında "Made in Europe" teşviklerinden yararlanmak için "1 Ocak 2020 itibarıyla AB iç pazarının parçası olma" şartını getirdiler.</strong> Bu tarihsel sınırlandırma ile: Birleşik Krallık (o tarihte henüz geçiş sürecinde olduğu için) ve Norveç (AEA üyesi olarak) koşullu şekilde kapsama dahil edilmiş durumdalar. <strong>Türkiye ise 1996'dan beri Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen iç pazarın hukuki bir parçası sayılmadığı için adı metinde doğrudan anılmadan kapsam dışında bırakılmış durumda. </strong></p>
<p><strong>Özetle, geldiğimiz nokta yeni ve öngörülemeyen bir süreç değildi. Her alanda olduğu gibi burada da yumurta kapıya dayanınca eyleme geçme alışkanlığı maalesef peşimizi bırakmıyor. </strong></p>
<p><strong>Oysa 86 milyonluk pazarıyla Türkiye çok büyük bir ülke. </strong>Avrupalı önemli üreticiler için Türkiye hem otomobil, kamyon, otobüs, minibüs üretiminde hem de otomotiv yan sanayide üretim teknolojisi itibarıyla Avrupalı bir ülke.</p>
<p>Fakat göreceli üstünlüklerimize rağmen <strong>"Made in Europe" </strong>kapsamında dışlanma riski hem çok üzücü hem de ülkenin sanayisi için büyük bir risk. <strong>Üstelik bir kere böyle bir dışlama olursa Türkiye’nin diğer sektörlerde de (otomotiv, çelik, temiz teknoloji) dışlanma riski çok yüksek.</strong> Zaten gayrimenkul dışında bulmakta zorlandığımız doğrudan yabancı sermaye için Türkiye’nin tamamen akıllardan çıkarılması anlamına gelebilir. Tehlike büyük.</p>
<p>O<strong>ysa Türkiye hâlâ süreci müzakere masasına çekebilir. </strong></p>
<p><strong>Raporda önerilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 63. Maddesindeki yerli istekli fiyat avantajı uygulamalarının IAA sektörleri (otomotiv, çelik, temiz teknoloji)</strong> <strong>özelinde AB menşeli ürünler için karşılıklı esnetilmesi bence en önemli müzakere alanlarından birisi olarak gözüküyor.</strong> Bunun yanında yine raporda değinilen stratejik IAA sektörlerinde (otomotiv, çelik, temiz teknoloji) Çin sermayesinin AB kurallarını dolanmasını engelleyecek menşe doğrulama ve doğrudan yabancı yatırım tarama mekanizmalarının kurulması da hayati önem arz ediyor.</p>
<p>Ayrıca özellikle telekomünikasyon alanında Avrupa ile roaming anlaşması da sürece katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Her şey bitmiş değil, ancak süreç maalesef aleyhimize ilerliyor. </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayii-made-in-eu-tehdidi-altinda-90349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/67-1792731770.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk sanayii &#039;Made in EU&#039; tehdidi altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-faiz-indiriminde-yolun-sonuna-mi-gelindi-90348</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’nın faiz indiriminde yolun sonuna mı gelindi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirmesi, yeni bir faiz indirim döngüsünün başladığı anlamına gelmiyor. Enflasyon riskleri, yurt içindeki finansal belirsizlikler ve küresel gelişmeler, önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin alanını daraltıyor.</strong></p>
<p>Merkez Bankası, ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 37'den yüzde 36'ya düşürdü. Böylece ocak ayından bu yana ilk kez faiz indirimine gidilmiş oldu.</p>
<p>Peki, bu karar önümüzdeki dönemde yeni faiz indirimlerinin önünü açıyor mu?</p>
<p>Bu soruların yanıtını yalnızca 100 baz puanlık indirimde değil, kararın alındığı ekonomik koşullarda ve Merkez Bankası’nın karar metninde verdiği mesajlarda aramak gerekiyor. Zira Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele devam ederken, yurt içinde finansal piyasalara ilişkin belirsizlikler, yurt dışında ise jeopolitik gelişmeler ve yüksek enerji fiyatlarının yarattığı riskler önemini koruyor.</p>
<p>Bu koşullar altında Merkez Bankası’nın sınırlı bir faiz indirimine gitmesi, para politikasında belirgin bir gevşemeden ziyade mevcut duruş içerisinde yapılan ölçülü bir ayarlama olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2>Karar metninde neler öne çıkıyor?</h2>
<p>Merkez Bankası, faiz kararı basın duyurusu metninde, bir taraftan enflasyonun ana eğiliminde iyileşme olduğunu değerlendirirken diğer taraftan bu iyileşmenin kalıcılığına yönelik risklerin devam ettiğini kabul ediyor.</p>
<p>Karar metnindeki bir başka önemli nokta ise para politikasının geleceğine ilişkin kullanılan ifadeler. Merkez Bankası, bundan sonraki faiz adımlarının büyüklüğünü ve zamanlamasını enflasyon görünümüne bağlı olarak, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirleyeceğini vurguluyor. Bu yaklaşım, ekim ayındaki faiz indiriminin devamının garanti olmadığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Merkez Bankası yeni bir faiz indirim döngüsüne ilişkin taahhütte bulunmuyor.</p>
<h2>100 baz puanlık faiz indirimi neyi değiştirecek?</h2>
<p>Faiz kararının ekonomik etkilerini değerlendirirken indirimin büyüklüğünü de dikkate almak gerekiyor. Politika faizinin yüzde 37'den yüzde 36'ya indirilmesi, mevcut faiz seviyeleri dikkate alındığında oldukça sınırlı bir değişiklik…</p>
<p>Öncelikle, politika faizindeki 100 baz puanlık indirimin kredi ve mevduat faizlerine aynı ölçüde yansıması beklenmemeli. Bankaların fonlama maliyetleri, kredi riskleri, likidite koşulları ve makro ihtiyati düzenlemeler bu aktarımın büyüklüğünü belirlemeye devam edecek.</p>
<p>Özellikle ticari kredilerde faiz maliyetlerinin yüksek seyrettiği mevcut ortamda, 100 baz puanlık indirimin yatırım ve işletme sermayesi finansmanı üzerindeki olumlu etkisinin sınırlı kalacağını düşünüyorum. Benzer şekilde hane halkı tüketimi ve yatırım kararlarında da belirgin bir değişiklik beklemek için henüz erken.</p>
<p>Para politikasının ekonomik faaliyet üzerindeki etkileri faiz seviyesinden ziyade ekonomideki beklentilerle daha ilişkili... Bu nedenle ekim ayındaki faiz indiriminin tek başına kredi talebini, ekonomik büyümeyi veya enflasyon görünümünü belirgin biçimde değiştirmesini beklemiyorum.</p>
<h2>Faiz indirimi için riskler azaldı mı?</h2>
<p>Bana göre ekim ayı faiz kararını önceki dönemlerden ayıran en önemli unsur, kararın alındığı risk ortamı.</p>
<p>Yurt içinde son dönemde fon piyasalarında yaşanan gelişmeler, finansal istikrar ve yatırımcı güvenine ilişkin önemli sorunları gündeme getirdi. Fon piyasasındaki sorunların finansal sistemin geneline yayılmasını önlemek için likidite koşullarının ve yatırımcı davranışlarının yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yurt dışında ise riskler farklı bir kanaldan geliyor. Orta Doğu'da devam eden jeopolitik gerilimler ve enerji arzına ilişkin belirsizlikler, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yüksek seviyelerde tutuyor. Üstelik küresel enflasyon risklerinin artması, gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarını da etkiliyor. Bunların yanı sıra gelişmiş ülkelerde tahvil ve sermaye piyasalarında da riskin yüksek seyrettiğini görüyoruz.</p>
<p>Bu gelişmelerin Türkiye açısından önemi büyük… Küresel risk iştahındaki zayıflama, portföy girişlerini sınırlandırabilir ve Türk lirası üzerindeki baskıları artırabilir. Dolayısıyla Merkez Bankasının önümüzdeki dönemde faiz kararlarını verirken yalnızca yurt içindeki enflasyon göstergelerini değil, dış finansman koşullarını ve küresel riskleri de dikkate alması gerekecek.</p>
<h2>Yeni faiz indirimleri için alan kaldı mı?</h2>
<p>Ekim ayında alınan 100 baz puanlık faiz indiriminin ardından asıl soru, Merkez Bankası’nın önümüzdeki toplantılarda nasıl bir politika izleyeceği.</p>
<p>Mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında, faiz indirimlerine devam etmek için hareket alanının oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum. Enflasyon beklentilerinin yüksek seyrettiği bir ortamda para politikasındaki gevşemenin dikkatli yönetilmesi gerekiyor.</p>
<p>İkinci olarak, yurt içindeki finansal piyasa gelişmeleri likidite koşullarını ve yatırımcı güvenini etkileyebilecek riskler barındırıyor. Böyle bir ortamda faiz indirimlerinin hızlandırılması, Türk Lirası cinsi varlıklara yönelik talebi olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Üçüncü olarak, küresel riskin yüksek seyretmesi ve uluslararası sermaye hareketlerindeki belirsizlikler, Türkiye'nin dış finansman koşullarını zorlaştırabilir.</p>
<p>Bu üç riskin birlikte devam etmesi halinde Merkez Bankası’nın yeni faiz indirimleri için yeterli alanı olamayacağını düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-faiz-indiriminde-yolun-sonuna-mi-gelindi-90348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın faiz indiriminde yolun sonuna mı gelindi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-en-koklu-sut-kooperatiflerinden-or-koop-konkordato-ilan-etti-90347</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin en köklü süt kooperatiflerinden ÖR-KOOP konkordato ilan etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aydın’ın Nazilli ilçesinde faaliyet gösteren Nazilli ve Çevresi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (ÖR-KOOP), ödeme güçlüğü nedeniyle konkordato ilan etti. Aydın ve ilçelerinde 4 binden fazla üretici ortağı olan ÖR-KOOP, 1979 yılından bu yana süt sektöründe faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 1. derece örgüt belgesine sahip olan ÖR-KOOP’un 431 milyon lira borcu olduğu, bu nedenle konkordato ilan ettiği açıklandı.</p>
<p>ÖR-KOOP Yönetim Kurulu tarafından kamuoyuna ve üretici ortaklarına yapılan açıklamada özetle şu bilgilere yer verildi: “1979 yılından bu yana bölgemizin tarımsal üretimine ve ekonomisine katkı sağlayan, 4 binin üzerinde üretici ortağı bulunan ÖR-KOOP, yalnızca bir işletme değil, binlerce üretici ailesinin emeğini, bölgenin ekonomik gücünü ve 47 yıllık ortak bir değeri temsil etmektedir.</p>
<p>Kooperatifimizin içinde bulunduğu mali güçlüklerin aşılması ve faaliyetlerinin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması amacıyla konkordato başvurusunda bulunulmuştur. Başvurumuz üzerine 21 Ekim 2026 tarihinde mahkeme tarafından geçici mühlet kararı verilmiş ve konkordato komiseri görevlendirilmiştir</p>
<p>Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına özellikle belirtmek isteriz ki konkordato süreci, kooperatifimizin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve borçlarını yeniden yapılandırarak yükümlülüklerini yerine getirebilmesi amacıyla başlatılan hukuki bir süreçtir. Bu sürecin temelinde, kooperatifimizin geleceğini ve alacaklılarımızın haklarını koruma iradesi bulunmaktadır.”</p>
<p><strong>ESKİ YÖNETİMDEN 431 MİLYON LİRA BORÇ DEVRALINDI </strong></p>
<p>ÖR-KOOP Yönetim Kurulu’nun açıklamasında, yeni yönetim geçen yıl 27 Temmuz 2025 tarihinde göreve başladığında kooperatifin mali tablosunun ağır olduğu belirtilerek, “O tarihte 190 milyon lira banka kredi borcu, 151 milyon lira tutarında henüz vadesi gelmemiş çek yükümlülüğü ve üreticilerimize yaklaşık 90 milyon lira borcu bulunmaktaydı. Dolayısıyla toplamda 431 milyon lira borç yükü ile teslim aldık. Kooperatifin sahibi olduğu gayrimenkullerin hepsinin ipotekli olması ve bazılarının üzerinde kira şerhi bulunması nedeniyle bu konuda elimizin kolumuzun bağlı olduğunu gördük” bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>YEM FABRİKASI 15 YILLIĞINA KİRAYA VERİLMİŞ </strong></p>
<p>Kooperatifin en önemli tesislerinden biri olan yem fabrikasının önceki yönetim döneminde 15 yıllığına kiraya verildiği hatırlatılan açıklamada, “Kira hakkı tapuya şerh edilmişti. Üç yıllık kira bedelinin peşin tahsil edilmiş olmasının da tesisin krizden çıkış sürecinde etkin biçimde kullanılabilmesi imkânını elimizden aldığını gördük. Başka bir ifadeyle, kooperatifimizin önemli bir üretim tesisi bulunmasına rağmen bu tesisten mali yapımızı güçlendirecek ölçüde yararlanma imkânımız yok edilmişti” deniliyor.</p>
<p><strong>ÇÖZÜM İÇİN MÜCADELER YETERLİ OLMADI</strong></p>
<p>ÖR-KOOP Yönetim Kurulu, yaptığı açıklamada çözüm için tüm güçleri ile mücadele ettiklerini belirterek şu bilgileri paylaştı: “Karşı karşıya kaldığımız tüm olumsuzluklara rağmen yönetim kurulu olarak kooperatifimizin yükümlülüklerini yerine getirmek ve mali yapısını iyileştirmek için yoğun çaba gösterdik. Kişisel maddi kaynaklarımızı da seferber ederek ilk iki ayda 107 milyon lira tutarında çek ödemesi gerçekleştirdik ve banka kredi borçlarını 176 milyon lira seviyesine indirdik. Ancak kooperatifimizin son beş yıllık finansman giderlerinin 220 milyon liraya, yalnızca 2025 yılındaki finansman giderlerinin ise 97 milyon liraya ulaşması, mali yapı üzerindeki baskıyı ağırlaştırmıştır. Banka borçlarının yeniden yapılandırılması amacıyla, mevcut borcumuzun iki katına ulaşan gayrimenkul teminatları önerilmesine rağmen yapılan görüşmelerden beklenen sonuç alınamamıştır.”</p>
<p><strong>KONKORDATO ZORUNLU HALE GELDİ </strong></p>
<p>Yaklaşık 15 aydır sürdürülen tüm girişimlere ve çözüm arayışlarına rağmen çözüm bulunamadığı ve konkordato başvurusunun zorunlu hale geldiği belirtilen açıklamada, “Bu kararı, yükümlülüklerden kaçınmak için değil, yükümlülüklerimizi yerine getirebilecek, üreticilerimize karşı sorumluluklarımızı sürdürebilecek güçlü bir kooperatif yapısını yeniden oluşturmak için atılmış hukuki bir adım olarak değerlendiriyoruz” bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>ÖNCELİK, KOOPERATİFİN FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRMESİ VE ALACAKLARIN ÖDENMESİ </strong></p>
<p>Geçmiş dönem işlemlerine ilişkin bağımsız uzmanlarca yapılan incelemelerde tespit edilen hususların adli ve idari makamlara intikal ettirildiğine dikkat çekilen açıklamada, üreticilere yönelik şu mesajlar veriliyor: “Söz konusu süreçlerin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, kooperatifimizin ve üretici ortaklarımızın haklarının korunması konusunda gerekli hassasiyeti göstermeyi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz. Yaşanan gelişmelerin üreticilerimizde ve ortaklarımızda endişe oluşturduğunun farkındayız. Emeklerinizin karşılığını zamanında almak ve üretimlerinizi güvenle sürdürebilmek istediğinizi biliyoruz.</p>
<p>Bu nedenle önceliklerimiz açıktır:</p>
<p>▶ Kooperatifimizin faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak, </p>
<p>▶ Yeni süt teslimlerine ilişkin ödemeleri düzenli bir işleyişe kavuşturmak,</p>
<p>▶ Geçmiş dönem üretici alacaklarını hakkaniyetli bir plan çerçevesinde ödemek. </p>
<p>Hazırladığımız ön konkordato projesinde üretici alacaklarının tamamının ödenmesini hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda hukuki sürecin gerekliliklerini yerine getirerek kooperatifimizin mali yapısını yeniden güçlendirmek için çalışacağız. Üreticilerimizin emeği, ortaklarımızın güveni ve bölgemizin tarımsal geleceği bizim için büyük önem taşımaktadır. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket ediyor; üreticilerimizin, finans kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve bölgemizin tüm temsilcilerinin yapıcı desteğini bekliyoruz.”</p>
<p><strong>ÖR-KOOP’UN YAŞATILMASI ŞART </strong></p>
<p>Açıklamada son olarak, “Amacımız borçlarımızdan kaçmak değil, bütün yükümlülüklerimizi yerine getirebilecek güçlü bir kooperatifi yeniden ayağa kaldırmaktır. ÖR-KOOP’un yaşatılması, yalnızca bir işletmenin faaliyetlerini sürdürmesi anlamına gelmemektedir. Bu, binlerce üretici ailesinin emeğinin, bölge ekonomisinin ve tarımsal üretimin geleceğinin korunması anlamına gelmektedir. Üreticimizin emeğine, ortaklarımızın güvenine ve bölgemizin geleceğine sahip çıkmaya kararlıyız” bilgisine yer veriliyor.</p>
<p><strong>YANLIŞ YÖNETİM VE EKONOMİK SORUNLAR</strong></p>
<p>Kooperatif ortakları ve süt üreticileri, ÖR-KOOP’un mali sıkıntıya düşmesinin yönetim hataları ve yaşanan ekonomik sorunlardan kaynaklandığını ifade ediyor. Çiğ süt desteklemesi kapsamında kooperatifin üreticiden süt alarak 100 ton civarında süt tozu ürettiğini, süt tozunu satamadığı için üreticiye süt parasını ödeyemediğini belirten kooperatif ortağı üreticiler, para ödenmediği için üreticinin kooperatife süt satışını azalttığını ve bunun sonucunda hem kredi borçlarının hem de üreticiye borçların ödenemediğini belirtiyor.</p>
<p>Üreticiler, tarımda yaşanan yüksek maliyet ve düşük fiyat şartlarının da hem üreticileri hem de kooperatifi çok zorladığını hatırlatarak şunları söylüyor: “Üretici hububat, zeytin, pamuk, sebze ve meyvenin hiçbirinden para kazanamıyor. Sattığı sütle borçlarını ödemeye çalışıyor. Kooperatiften süt parasını alamayınca bankalara borcunu ödeyemeyecek. Bu durum, zincirleme olarak sektörün her kesimini etkileyecek. Bu nedenle kredi borçlarının mutlaka ertelenmesi gerekir.”</p>
<p><strong>YEM FABRİKASI SATILIRSA BORÇLAR ÖDENİR </strong></p>
<p>Kooperatifin üretici ortakları, ÖR-KOOP’un sahibi olduğu yem fabrikasının 15 yıllığına kiraya verildiğini belirterek, fabrikanın satılması durumunda borçların ödenebileceğini söylüyor. Ancak yem fabrikasının uzun süreliğine kiraya verildiği, kiralama süresinin 2 yıl sonra dolacağı ve bu nedenle satılamadığı ifade ediliyor. EGE’NİN KÖKLÜ KOOPERATİFİ: ÖR-KOOP Nazilli ve Çevresi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (ÖR-KOOP), 1979 yılında kuruldu. Aydın’ın 8 ilçesinden süt alımı yapan ÖR-KOOP’un 4 bin ortağı var. Aydın Nazilli’deki kooperatif merkezinde süt alımı, süt ürünleri üretimi ve yönetim birimlerinin yanı sıra halka açık kahvaltı salonu ile hizmet veriliyor. 2017 yılından beri üretim yapan bir yem fabrikası olan ÖR-KOOP, Kasım 2019’da faaliyete geçen, yaklaşık 2 bin metrekare kapalı alanı olan soğuk hava deposuna da sahip.</p>
<p>ÖR-KOOP’un 26 Temmuz 2025 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında seçilen, Çetin Kapucu başkanlığındaki yönetim kurulunda Nuri Özpınar, Yılmaz Özaslan, Hüseyin Koç ve Metin Akdeniz görev yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-en-koklu-sut-kooperatiflerinden-or-koop-konkordato-ilan-etti-90347</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en köklü süt kooperatiflerinden ÖR-KOOP konkordato ilan etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bangkoktan-bildiriyorum-90346</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bangkok’tan bildiriyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IMF-Dünya Bankası’nın Bangkok’taki yıllık toplantılarında küresel ekonominin dayanıklılığı öne çıkarken artan borç, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yapay zekânın istihdam üzerindeki etkileri yeterince tartışılmadı. Toplantılardan çıkan tablo, teknoloji kaynaklı dönüşümün ekonomik büyümeyi desteklerken eşitsizlikleri derinleştirebileceğini ve küresel sorunlara çözüm üretmek için uluslararası koordinasyonun giderek zorlaştığını gösteriyor.</strong></p>
<p>IMF-Dünya Bankası (DB) yıllık toplantıları bu sene Tayland’ın başkenti Bangkok’taydı. Ben de öğrenciliğimden beri yakından takip ettiğim bu toplantıları izlemek için “Melekler Şehri”ndeydim.</p>
<p>IMF-DB, uluslararası yatırım bankaları, finans kuruluşlarının ajandalarına ek olarak Tayland’daki meslektaşlarla da görüşme ve fikir alışverişinde bulunma şansım oldu. Gördüklerim, duyduklarım, sizdedir:</p>
<p>- Artan borç, geçtiğimiz yıllara göre daha çok konuşuldu, doğru ama beklediğim perspektiften konuşulmadı. Risk olarak görülse de somut bir çıkış önerilmiyor.</p>
<p>- Borcu enflasyona yedirirler mi? Konuşmadık. Yaşlanıyoruz; anladık, maliye cephesi çok önemli olacak; anladık ama plânımız ne? Konuşmadık. </p>
<p>- Küresel ekonominin pek çoğumuzun tahmin ettiğinden daha dayanıklı çıkması, toplantılarda sıklıkla vurgulandı. Bir ekonomistin “Sayılar olumlu ama ekonomistler ve liderler olumsuz.” cümlesi güzel bir özet olarak aklımda.</p>
<p>- Karamsar olanlar “Ne pahasına dayanıyoruz? diye sormayı atlamayanlar. Güçlü-zayıf, zengin-fakir vb. “dağılım” ne durumda? Bunu yeterince konuşmadık. (O son istatistik dersini almayacaktık!).</p>
<p>- Bence de bu yıl konuşmacılar daha endişeliydi. Endişenin kaynağı eski usul enflasyon, borç vb. değil de yapay zekânın (YZ) ne getireceğini – götüreceğini bilememekti.</p>
<p>- Anthropic’in kurucularından Jack Clark’ı iki farklı oturumda dinledim. YZ’nin son dönemde yaşadığımız şokların (jeopolitik vb.) etkisini nötralize ettiğini söylüyor. (“Hadi yine sayemizde iyisiniz köftehorlar.” diyor yani.)</p>
<p>- Clark ve ekibinin yaptığı modellere göre, ABD ekonomisi 2030’da YZ desteğiyle ciddi bir büyüklüğe erişecek. Hindistan hükümetinin baş ekonomi danışmanı Anantha Nageswaran, Clark’a “ABD ekonomisi YZ sayesinde bu büyüklüğe ulaşırken, emekçinin milli gelirden aldığı pay da 15 yüzde puan geriliyor.” deyince Clark sadece kafasını salladı. Neticede söylenen şey bilmediği değil, umursamadığı bir durum. Zor seçimler yapmamız gerekiyormuş, öyle diyor. Ama sanırım varlığını kaybedecek kişi o olmayınca, seçim ona zor gelmiyor.</p>
<p>- Dr. Nageswaran’ın konuşması vurucuydu. Bazı başlıkları not etmek isterim:</p>
<ol>
<li>i) YZ, verimliliği artırıyor olabilir. Ama bunu eşit yapmıyor. Kuvvetli olan, daha kuvvetli hale geliyor.</li>
<li>ii) YZ’nin büyümeyi desteklediğini biliyoruz ama kârlılık konusunda aynı şeyi söyleyemiyoruz. Bu, firmadan firmaya değişiyor.</li>
</ol>
<p>iii) YZ’nin hane halkı geliri üzerindeki etkisi sorunlu olacak.</p>
<ol>
<li>iv)<strong> Makinelerin düşünmeye başlaması risk değil. Risk; bizim düşünmeyi bırakmamız.</strong></li>
</ol>
<p>Özellikle YZ’nin olası negatif iktisadi etkileri konusunda “Ne yapabiliriz ki?” bakışı hâkim. Katılımcılardan birinin “Politika tartışmalarının bir ömrü vardır.” cümlesi bunun çok somut bir göstergesiydi. “Ekonomi politikalarını konuşsak ne olacak? YZ ile durum öyle hızlı değişecek ki, bugün konuştuğumuz politika, yarın etkisiz kalacak.” diyor yani bunu söyleyen muhterem.</p>
<p>Ben; değişenler olduğu kadar, değişmeyenler de olduğunu düşünüyorum. Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve İnci’yi bir kez daha okumanın zamanı geldi mi? Değişmiş mi bir şey? Hayır. O halde YZ var diye eski usul makroyu yani borcu, enflasyonu, potansiyel büyümeyi, istihdamı, ücretleri konuşmaktan vazgeçmemeliyiz.</p>
<p>Piyasalar? Piyasalar olmadan olmaz. <strong><em>Ama piyasaların makroyu ittirebileceği yer sınırlı iken, makronun piyasaları düşürebileceği yerin sonu yoktur</em></strong>!</p>
<p>IMF Başkanı Georgieva, “İyilerin, kötülerin bir adım önünde kalmasını sağlamak için yarış halindeyiz.” dedi. Kötüler kim? İsim alamadık. Niye kötülerin önünde olmak için biz koşuyoruz? Durdursak onları daha iyi değil mi? Ya da mesela onlar bizden kaçmak için koşsa? Konuşmadık.</p>
<p>Böyle bir dünyada, herkes için geçerli bir uluslararası koordinasyon ya da liderlik beklememek gerek. Dünya Ticaret Örgütü kimseyi koru(ya)mayacak, Birleşmiş Milletler savaşları durdur(a)mayacak. Bangkok toplantıları, küresel ekonomide yaşanan adaletsizliklerin azalacağına dair bir umut ışığı yakamadı. Lakin atalete izin vermemeliyiz. Kavafis’in dediği yerdeyiz; “Başka bir deniz bulamazsın, bu şehir arkandan gelecek.” Başka bir dünya ekonomisi yok. Ne yapacaksak, bu şartlarda yapacağız!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bangkoktan-bildiriyorum-90346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bangkok’tan Bildiriyorum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-toz-duman-90345</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalık toz duman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon skandalının ardından sadece ekonomi cephesinde değil siyasetten dış politikaya nerdeyse her alanda bir kargaşa yaşanıyor gibi…</p>
<p>Her kafadan bir ses çıkıyor, her siyasi figür yeni bir arayış ya da ittifak içinde…</p>
<p>Ankara’dan gelen söylentiler, Cumhurbaşkanı’nın başta bürokrasi olmak üzere geniş çaplı bir operasyona izin verdiği yönünde.</p>
<p>Aynı şekilde parti içinde görev değişiklikleri, kabinede yeni hatta daha bürokrat kökenli isimlerin yer alacağı iddiaları havada uçuşuyor. Olur mu, yaşayıp göreceğiz…</p>
<p>Bu tip iddialara temkinli yaklaşmayı gerektiren en önemli neden puslu havalarda -siyasetin doğası gereği- birbirinin ayağını kaydırmak isteyenlerin ellerine geçen her fırsatta karşı tarafı gözden düşürmeyi hedefleyen bilgileri yaymalarıdır.</p>
<p>Bununla birlikte kendi gündeminden sapmadan yürüyen işler, ilişkiler, hesaplar da yok değil tabii ki.</p>
<p>Misal, fon skandalı sonrasında sert bir açıklama yapıp, yetkilileri ve iktidarı eleştiren Aziz Hüdayi Vakfı yöneticileri, bağımsız Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile bir araya gelmiş. Ne konuştular bilmiyorum ama Yavaş’ın seçimlerde aday olup olmayacağının masaya yatırıldığı söyleniyor. Görüşmeden yola çıkılarak, yapılacak bir anayasa değişikliği ile Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olacağı senaryolardan bahsediliyor. Olur mu, bilemem ama arayışların ne raddeye geldiğini göstermesi açısından iyi bir örnek.</p>
<p>Bir başka örnek, Anayasa değişiklikleri konusu… Külliye çevreleri değişikliğin seçim sonrasına kaldığını teyit ediyorlardı. Ama şu aralar seçimden önce bir değişikliğin zaruri ihtiyaç haline geldiği söyleniyor. “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin MGK Genel Sekreterliği’ni hızlı davranması, bürokrasinin “ipe un sermemesi” gibi bir hassasiyetin oluştuğu bildiriliyor.</p>
<p>Dönelim fon skandalı ve iktidar içindeki tartışmalara/beklentilere…</p>
<p>Sanırım en göz önünde yaşananı eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’la ilgili olandı.</p>
<p>Önce Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ileride fon krizine benzer bir durumun yaşanmaması için yeni yasal düzenleme yapılacağını açıkladı. Birçok yorumcuya göre fon skandalı sermaye piyasalarındaki kara delikleri ortaya çıkardı. Düzenleme yapılmasına çok acil ihtiyaç olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Şimşek, “Sonuçta, kapsamlı bir düzenleme hazırlanacak. Bu türden fon meselesinin bir daha yaşanmaması için ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktır. Çünkü sermaye piyasaları bizim değer verdiğimiz, reel ekonomi açısından kritik bir alan. Bu tamahkârlara, sahtekârlara bırakmayacağımız kadar değerli bir alan” dedi.</p>
<p>Tam bu sırada gündeme gelen küresel endeks sağlayıcısı MSCI’nın 2027 yılı haziran ayına kadar piyasalarda  gereken adımlar atılmazsa Türkiye’nin Gelişmekte Olan Piyasa statüsünün yeniden değerlendirileceği uyarısına dikkat etmek lazım. Zira MSCI, Pakistan’ı ve Arjantin’i Bağımsız Piyasalara almıştı. Böylece küme düştüler.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, MSCI’nın açıklamasının yapıcı olduğunu söyledi ama altı çizilen asıl nokta gerekli önlemler alınmazsa aynı tehlikenin Türkiye için de geçerli olacağı korkusu.</p>
<p>İktidar kanadında bu değerlendirmeler yapılırken bu kez CHP Grup Başkanı Faik Öztrak fon kriziyle ilgili değerlendirmesinde Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Arıcan’ı hedef alan bir paylaşım yaptı. “Dostoyevski, ‘Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık’ demiş ya... Bürokraside de pek çok kurumun yöneticisi Erişah Hanım ve ekibinin paltosundan çıkmış...” dedi.</p>
<p>Olup bitenlere yanıt Berat Albayrak’tan geldi…</p>
<p>Albayrak kamuoyunda gündem olan "fon soruşturması" iddialarında adının geçirilmesine sert tepki göstererek, avukatı İsa Sinan Göktaş aracılığıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, iddiaların tamamen asılsız ve dezenformasyon niteliğinde olduğu vurgulanırken, iddiaları dile getiren siyasetçiler ve gazeteciler hakkında hukuki süreç başlatılacağı ve dava açılacağı duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu fon soruşturmasına konu olan işlemlerin 2024-2026 yıllarını kapsadığı kesin bir dille belirtildi. Berat Albayrak'ın 2020 yılında bakanlık görevinden ayrıldığı, aradan geçen 6 yılda Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini 3 farklı ismin üstlendiği hatırlatılarak, kendisinin bu işlemlerle doğrudan ya da dolaylı hiçbir bağı bulunmadığı ifade edildi.</p>
<p>Ayrıca, Albayrak’ın “hangi sıfata sahip olurlarsa olsunlar, haksız kazanç elde eden ve vatandaşların mağduriyetine sebebiyet veren, ihmali bulunan kamu görevlileri de dahil olmak üzere herkesin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği” kanaatinde olduğu vurgulandı.</p>
<p>Şimdi gelelim bu tartışmaların seçmene nasıl yansıdığına…</p>
<p>Area Araştırma’nın çalışmasına göre tablo şöyle:</p>
<p>- Geçerli oylar üzerinden bakıldığında; AK Parti %30,7 ile birinci parti konumunda ve YENİ Parti %23,4 ile ikinci parti konumunda görülüyor. İYİ Parti %7,4, HDP %7,1 ve ise CHP %7,0’lerde görünüyor. Toplam seçmende Kararsızlar %23,5 gibi yüksek bir seviyede ölçülmüş.</p>
<p>- Hükümetin ekonomi politikası %71,5 oranında “Başarısız” bulunuyor ve seçmenin %63,0’ı ülke ekonomisinin kötüye gideceğini beyan ediyor.</p>
<p>* Seçmenin %59,4’ü Fon yolsuzluğuna adı karışanlar için gerekli soruşturmanın yapılıp ceza verileceğine inanmıyor. %61,9’u elde edilen haksız kazançların geri alınıp mağdurlara iade edileceğini düşünmüyor.</p>
<p>“Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumunda oy verme davranışınız nasıl olur?” sorusunda ise ilginç bir tablo karşımıza çıkıyor. %42,2 “Oy veririm” ve %42,0 “Oy vermem” derken, Kararsızlar %15,8. Area yöneticilerine göre, oy veririm ve oy vermem seçeneklerinin %42 seviyelerinde başa baş olması, seçmenin tam arada kalmışlığının göstergesi olarak okunmalı.</p>
<p>Benim yorumum ise bu sonuçların ahalinin siyasetten umudunu kesmeye doğru hızla yol aldığı şeklinde…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-toz-duman-90345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortalık toz duman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretime-cokme-cokertme-ekonomisi-90344</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretime çökme, çökertme ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu toprakların bize sunduğu bereketin faydasını hissedemiyoruz. Üreten ülkeyiz ama ürettiğimizin hayrını göremiyoruz. Yönetimin yoksuldan alıp varsıla aktarma siyaseti bizi bu duruma düşürdü.</strong></p>
<p>Bir ülke düşünün; <strong>7</strong> iklim, <strong>4</strong> mevsim, <strong>fauna</strong>, flora, <strong>hava</strong>, su ve <strong>endemik</strong> zenginliğiyle <strong>cennet vatan</strong> olsun. Fakat gel gör ki <strong>darı ambarı üzerinde açlık çeken tavuk</strong> gibi, <strong>tarladaki nimeti çatala haram </strong>etsin, <strong>gıda enflasyonunda</strong> dünya rekortmeni olsun. Evet, burası Türkiye ve <strong>cinnet vatana</strong> hoş geldin.</p>
<p>Sorunu <strong>kuraklığa</strong>, iklim değişikliğine, <strong>dış güçlere</strong> adreslemek işin <strong>kolayı</strong> ve <strong>kurnazcası</strong> olurdu ama ben öyle yapmayacağım. <strong>Sorunu, kendi sorumluluk alanı dışına öteleyen</strong> Tarım Bakanlığı veya <strong>ekonomi</strong> <strong>yönetimi</strong> gibi davranmayacak, <strong>kabahati kendimde</strong>, derin ahlaksızlığımda, <strong>akılsızlığımda</strong>, arayacağım.</p>
<p><strong>VARLIK ÜLKESİNDE DARLIK ÇEKMEK</strong></p>
<p>Genç çiftçi kardeşimiz <strong>Eda Halıcı</strong>’nın sosyal medyada paylaştığı duyuruyu dinliyorum; “<em>Bin bir eziyetle üretiyoruz ama toptan satışa gelince, <strong>büyük şirketler</strong> ve <strong>büyük çiftçiler</strong> altında çokça eziliyoruz. Satışlarda tüccarlar, <strong>fiyatı en düşük düzeyde</strong> tutuyorlar ve bizi de <strong>üretimden çıkmaya</strong> zorluyorlar</em>.”</p>
<p>Gençlerimiz <strong>tarıma girmek </strong>istiyor. <strong>Bandırmadaydım</strong>. Genç çiftçimiz <strong>Beyza Aydın</strong>, ekecek <strong>tarla edinemediğinden</strong> söz ediyordu. Talip olduğu tarlaya, <strong>imarlı arsa muamelesi</strong> çekip, dönümü <strong>40 bin liralık</strong> tarlaya <strong>1,5 milyon lira</strong> fiyat biçen <strong>OSB kurnazlarından</strong> şikâyetle, <strong>âleme feryat</strong> ediyordu.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Çökertmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Üreteni neden koruyamıyoruz?</em></strong></p>
<p>Çünkü <strong>muktedirler</strong> (iktidar sahipleri), <strong>başkasının ürettiğine çökmek</strong> istiyorlar. <strong>Biri üretsin</strong>, biz ona el koyalım, <strong>vergi</strong>, <strong>rüsum</strong>, <strong>harç</strong>, <strong>yasalar</strong> ve <strong>finansal tuzaklarla</strong> onu elinden alalım, <strong>biz yiyelim</strong>, semirelim.</p>
<p><strong><em>Eda’lara, Beyza’lara destek?</em></strong></p>
<p><strong>Büyük şirketler</strong>, dev tüccarlar, <strong>tarlada iken ucuza kapatmaya çalıştıkları</strong> üreticilerin, bir sonraki sezonda <strong>hayatta kalıp kalmayacağına</strong> aldırış etmiyor. <strong>Ticaret Bakanı’nın nereye baktığı belli değil.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKENDE YOK BİÇENDE YOK YEMEDE ORTAK MALİYE</strong></p>
<p>Geçen yüzyılın başında <strong>Sultan Abdülazîz</strong>’in katlinden sonra <strong>halkın diline doladığı</strong> bir türkü vardı;  “<strong>Şalvarı şaltak Osmanlı</strong> / <strong>Eğeri kaltak Osmanlı</strong> / <strong>Ekende yok biçende yok</strong> / <strong>yemede ortak Osmanlı</strong>.” Bundan <strong>150 yıl önceki durum</strong> buydu ve şimdi, <strong>ekende biçende olmayanlar çöküyor malımıza</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÇÖKERTME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Çökme</strong>: Muktedirin, iktidar veya maddi gücünü kullanarak şirketine, malına mülküne el koyması</p>
<p><strong>Çökertme</strong>: Kendi yandaşı için başkasının gayretini, emeğini, parasını, mülkünü gasp etmesi</p>
<p><strong>İstimlak</strong>: Devletin kamu yararı için özel mülkiyete el koyması, devletleştirmesi</p>
<p><strong>Müsadere</strong>: Halktan çaldıklarıyla zengin olan muktedirden gasp ettiklerini geri alması</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretime-cokme-cokertme-ekonomisi-90344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/2/1280x720/ciftci-tarla-tarim-1765431923.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretime çökme, çökertme ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faizde-gostermelik-indirim-hepsi-bu-90343</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faizde göstermelik indirim, hepsi bu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günlerdir papatya falı açıldı açıldı ve sonuçta Merkez Bankası faizi birer puan indirdi. Para Politikası Kurulu’nun dünkü toplantısından bir puanlık indirim kararı çıktı.</p>
<p>Ocak ayından bu yana yüzde 37 düzeyinde tutulan haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 36’ya çekildi.</p>
<p>Haftalık faiz yüzde 37 idi ama mart ayından 23 Ağustos’a kadar bu oran kağıt üstünde kaldı. Savaşla birlikte proaktif bir davranış sergileyen Merkez Bankası haftalık repo kanalını kapattı ve fonlama yüzde 40 faizli gecelik kanala kaydırıldı. Bu uygulama mart ayı başında 23 Ağustos’a kadar sürdü. Bu dönemde görünür faiz yüzde 37 ama fiilen uygulanan faiz yüzde 40’tı.</p>
<p>PPK’nın dünkü kararıyla birlikte haftalık repo ihale faizi ile birlikte gecelik vadede borç verme faizi yüzde 40’tan yüzde 39’a, gecelik vadede borçlanma faizi ise yüzde 35,5’ten yüzde 34,5’e çekildi.  </p>
<h2>Üç yılın en düşüğü</h2>
<p>Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 36 ile son üç yılın en düşük düzeyine indirilmiş oldu.</p>
<p>Faiz 2023’ün ekim ayında yüzde 35 olarak belirlenmiş, aynı yılın kasım ayında da yüzde 40’a çıkarılmıştı.</p>
<p>Dolayısıyla 2023’ün kasımından bu yana olan yaklaşık üç yıllık dönemin en düşük faizine gelindi.</p>
<h2>Değişen ne?</h2>
<p>Girişte de belirttim; Merkez Bankası’nın dünkü toplantısına dönük ağırlıklı beklenti zaten faizin indirileceği yönündeydi ve bu indirimin de bir puan olacağı tahmini ağır basıyordu. Dolayısıyla bu bir puanlık indirimde şaşılacak bir yön yok.</p>
<p>Ancak Merkez Bankası’nın, değil yalnızca son dönemin ya da son yılların, onlarca yıllık bir sürecin en büyük ekonomik vurgunu olan fon vurgunundan sonra yaşanan ekonomik çalkantıdan dolayı faiz indirimine gitmeyebileceği yönündeki görüşler de artmıştı. Hatta faizdeki indirimin piyasadaki likidite sıkışıklığını daha da büyütmesi gibi bir olumsuzluktan kaygı duyanlar da giderek çoğalıyordu.</p>
<p>Ama Merkez Bankası tutumunu değiştirmemeyi tercih etti ve faizde indirime gitti.</p>
<p>Faiz bir puan aşağı çekildi çekilmeye ama bu herhangi bir sorunu çözmeye, hadi tümüyle çözmek değilse de hafifletmeye yardımcı olabilecek mi?</p>
<p>Aynı benzetmeyi bir kez daha yapacağım.</p>
<p>Merkez Bankası faizi indirerek <strong>“Musluğu biraz daha açabilirsiniz”</strong> dedi. Bunu duyanlar da ellerini musluğa attı. Ama diğer tarafta suyun çoğalacağını umanlar boş yere bekliyor. Çünkü musluğun daha çok açılmasına izin veren Merkez Bankası, suyun akacağı borunun çapını daraltmıştı ve o darlığı gidermeye yanaşmıyor ki. Kredi artış limitlerinden söz ediyorum. O limitler artmadığı takdirde bankalar daha çok kredi açamayacak ki. Faiz 36’ya değil de 26’ya indirilse ne olacak ki, kredi borusu hâlâ dar, hâlâ dar!</p>
<p>Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde Merkez Bankası’ndan kredi limitlerinin gevşetilmesine ilişkin bir karar gelmemişti. Gerçi bu yönde bir kararın PPK toplantısıyla aynı gün alınması tabii ki gerekmiyor, Merkez Bankası başka bir gün de bunu yapabilir. Ama belki çok uzun süre bu yönde bir karar almayacak, kredi artış limitleri şimdiki düzeyde tutulacak.</p>
<h2>Fon vurgununa değinilmemesi</h2>
<p>PPK açıklamasında fon konusuna değinilmemesi kimi analistler tarafından yadırgandı ama Merkez Bankası bu konuda ne diyecekti ki?</p>
<p>Örneğin <strong>“Fon tartışmaları ekonomik dengeleri sarstığı ve belirsizliği artırdığı için faiz indirimini sınırlı tuttuk”</strong> gibi bir değerlendirme mi yapılması bekleniyordu yani?</p>
<p>Ya da <strong>“Fon sorunu ortaya çıktı, talep bir anda düştü ve bize faiz indirmek için alan açıldı”</strong> denmesi mi?</p>
<p>Başka bir olasılık, faiz sabit tutulmuş olsaydı, faiz indirimini fon krizinin engellediği mi dile getirilecekti?</p>
<p>Çünkü bir kere fon sorununun faiz kararını ne yönde etkilediği bile tartışmalı. Bu sorun olmasaydı faiz daha çok mu indirilirdi, yoksa kriz Merkez Bankası’nın işini mi kolaylaştırdı ve indirim fırsatı mı verdi?</p>
<p>PPK toplantısında elbette fon vurgunu dikkate alınmıştır; bu sorunun karar üzerinde nasıl etkide bulunduğu irdelenmiştir ama bu konuda kuşkusuz hiçbir şey söylenemezdi ve nitekim Merkez Bankası da söylemedi.</p>
<h2>Merkez Bankası ne dedi?</h2>
<p>Peki Merkez Bankası ne söyledi ya da yeni bir şey söyledi mi? Hayır, Merkez Bankası eski toplantılardan sonra ne söylemişse bu toplantı sonrasında da aynı şeyleri söyledi. Metinde her zaman olduğu gibi birkaç kelime değişti, o kadar.</p>
<p>Dikkat çeken tek değişiklik, bundan sonraki faiz kararlarına ilişkin karar alma zamanlamasına ilişkin vurgu. Açıklamada bu konuda <strong>“Adımların büyüklüğü (politika faizine ilişkin adımlar) ve zamanlaması enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirlenecektir”</strong> denildi. Tek dikkat çeken bu <strong>“zamanlama”</strong> kavramıyla <strong>“Faiz indirimi başladı, aralıkta da kesin indirim yapılır”</strong> beklentisinin önüne bir anlamda set çekilmek istendi.</p>
<p>Bu ifade dışında Merkez Bankası’nın aynı metni yazmamak uğruna sergilediği tutumdan büyük büyük anlamlar çıkarmaya çalışmanın gereği yok.</p>
<p>Örneğin <strong>“İşaret etmektedir”</strong> ile <strong>“Teyit etmektedir”</strong> arasında ya da <strong>“Belirlenecektir”</strong> ile <strong>“Belirlenmektedir, alınmaktadır”</strong> arasında büyük anlam farklılıkları bulmaya çalışmak zaman kaybından başka bir şey değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faizde-gostermelik-indirim-hepsi-bu-90343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faizde göstermelik indirim, hepsi bu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90342</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Merkez Bankası Faizi 100 Bp İndirdi! Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 23 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/Eke6tKy5lXU" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90342</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disinda-dogrudan-ilk-magaza-yatirimini-bakude-yapti-10-milyon-dolari-bulacak-90341</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışında doğrudan ilk mağaza yatırımını Bakü’de yaptı, 10 milyon doları bulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERİMOD </strong>Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim </strong>geçenlerde aradı:</p>
<p>-          <strong>Bakü’de doğrudan kendi yatırımımız olan mağazalar açtık. O mağazaları görmenizi isterim.</strong></p>
<p>Davet üzerine Derimod Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları <strong>Sedef Orman </strong>ve <strong>Ali Zaim</strong>’le birlikte Bakü’ye giderken 2017 yılı Haziran ayı sonlarında Derimod Yönetim Kurulu Eş Başkanı <strong>Ümit Zaim</strong>’le birlikte Tahran’a (İran) gittiğimizi anımsadım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adae34a8afea-1792729930.png" alt="" width="800" height="346" />1980’li yılların ikinci yarısında İstanbul’da kurulan, Azerbaycan ve İran bağlantılı büyüyen NAB Holding, 2014 yılında aralarında Derimod’un da bulunduğu bazı Türk markalarına davetiye çıkarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Tebriz’de (İran) alışveriş merkezi açıyoruz. AVM’mizde yer almanızı istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ümit Zaim, </strong>daveti alınca 25 yıl önceye uzanmıştı:</p>
<p>-          <strong>İran’a ham kuzu derisi almak üzere gitmiştim. Ham deri aldığım şirketin NAB Holding’le işbirliği var. İran bize yeni açılım adresi olabilir.</strong></p>
<p>Tebriz’de açtıkları ilk mağazada başlangıçta ürün seçiminde <strong>“tutucu” </strong>davranmışlar, ürün yelpazesini İstanbul İstinye Park’taki ile aynılaştırınca işleri açılmıştı. İkinci mağazayı Tahran’da caddede, 3’üncü mağazayı Mashad kentinde devreye almışlardı. <strong>Ümit Zaim</strong>’le Tahran’a Palladium AVM’deki 4’üncü mağaza açılışına gitmiştik.</p>
<p>Derimod’un o günlerdeki yurt dışı mağaza açılışları bayilikler üzerindendi. İran, yabancı markalar için, <strong>“Ülkemde sattığın ürünün yüzde 20’sini burada üret” </strong>kuralı koyup, 2 yıl süre verince, birçok Türk markası pazardan çekilmek durumunda kalmıştı.</p>
<p>Aradan 4 yıl geçmiş, 2021 yılı Mayıs ayı sonlarında, COVID-19 pandemisinin dünyayı ve ülkemizi kasıp kavurduğu dönemde <strong>Ümit Zaim, </strong>oğulları <strong>Murat </strong>ve <strong>Ali Zaim</strong>’le şirketin İstanbul’daki merkezinde buluşmuştuk.</p>
<p><strong>Ümit Zaim, </strong>Derimod’un üst yönetimindeki yeniden yapılanmayı anlatmış, şirketteki icra görevlerini devralan <strong>Murat </strong>ve <strong>Ali Zaim</strong>’e şu hedefi vermişti:</p>
<ul>
<li><strong>Derimod’u Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında 1 milyar liralık ciroya ulaştırmanızı bekliyorum…</strong></li>
</ul>
<p>2024 yılı Aralık ayının sonlarına doğru Derimod İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim</strong>’le görüşmüş, o güne kadar ulaştıkları aşamayı dinlemiştim:</p>
<p>-          <strong>2021 yılında ciromuz 700 milyon liraydı. 2024’ü önceki yıla göre yüzde 60’ın üzerinde artışla, 6 milyar liralık ciroyla kapatıyoruz. Döviz bazında ciromuz 2021’e göre iki katına çıkıyor. 200 milyon doları yakalıyoruz.</strong></p>
<p>Bakü’ye indiğimizde doğrudan mağaza açtıkları AVM’lerin yolunu tuttuk. Bakü’ye bizden bir gün önce giden <strong>Murat Zaim</strong>’le AVM turunun ilk durağında buluştuk.</p>
<p><strong>Murat Zaim, </strong>yurt dışında mağaza açma konusundaki yeni stratejilerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar bayilik modeliyle yurt dışında mağazalar açtık. Şimdi stratejimizi değiştiriyoruz. Artık doğrudan kendi yatırımlarımızla yurt dışı mağazalar açacağız. Bu stratejimizin ilk adımı Azerbaycan oldu.</strong></p>
<p>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de 4 mağazayı birden devreye aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bakü’de Gençlik Mall, Crescent Mall, Deniz Mall ve City Park Mall’da mağazalarımızı açtık. İkisini sıfırdan kendimiz açtık. İki mağazayı da bayiden devralıp elden geçirip kendi mağazamız olarak hizmete başladık.</strong></p>
<p>Derimod markasının Türkiye’den sonra en çok bilinirliğinin olduğu pazarın Azerbaycan olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Azerbaycan’ı hiçbir zaman uzak ya da yabancı bir </strong><strong>p</strong><strong>azar olarak görmedik. Kültürümüz, değerlerimiz, iklim, tüketim alışkanlıkları ve ürün kullanımının markamızla doğal biçimde örtüştüğü bir pazar. Yakın coğrafyamızda da durum aynı.</strong></p>
<p><strong>Sedef Orman, </strong>Türk dizileri ve Türkiye seyahatleri sayesinde Azerbaycanlı tüketicinin Türk markalarıyla güçlü bağının olduğuna işaret etti, <strong>Murat Zaim </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de markamızdan alışveriş yapan yabancı müşteriler arasında Azerbaycanlıların üst sıralarda yer alması da bizim için önemli veri. Azerbaycan’ı uzun vadeli değer yaratacağımız bir pazar olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Azerbaycan’da orta vadede 10 mağazaya ulaşmayı hedeflediklerinin aktardı:</p>
<p>-          <strong>Azerbaycan’a 5 milyon dolar yatırım planlıyoruz. Ciromuzun da 10 milyon dolara çıkabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ümit Zaim</strong>’in oğulları <strong>Murat </strong>ve <strong>Ali Zaim </strong>ile yeğeni <strong>Sedef Orman, </strong>2021 yılında icrayı tümüyle devraldıklarında önüne konulan hedefi fazlasıyla aşmış görünüyor.</p>
<p>Yurt dışına açılmadaki yeni stratejilerinin de başarılarını perçinleyeceği anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakü bölgesel üs olacak, yurtdışı ciro 30 milyon doları bulacak</span></h2>
<p><strong>DERİMOD </strong>İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim, </strong>Bakü’yü Azerbaycan pazarı açısından güçlü bir merkez olarak gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bunun yanında Gürcistan, Kazakistan ve Özbekistan hattındaki yakın coğrafyaya yönelik fırsatlar açısından da Bakü’nün stratejik hub niteliği taşıdığına inanıyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla Bakü’de oluşturacağımız operasyon yalnızca bugünkü mağaza yatırımlarımız açısından değil, gelecekte yakın coğrafyalardaki fırsatları değerlendirme kabiliyetimiz açısından da önemli.</strong></p>
<p>Yurtdışı adımlarıyla ilgili 2030 hedefini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2030 yılında yurtdışı ciro payımızı yüzde 10’a çıkarmayı, yani 30 milyon dolara ulaşmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Azerbaycan’da fiyatlara yüzde 30 gümrük vergisi eklendiğini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Azerbaycanlı müşterilerimiz Türkiye’deki fiyatlarımızı çok yakından biliyorlar ve karşılaştırma yapıyorlar. O nedenle gümrük vergisi yükünü tümüyle Azerbaycan’daki fiyatlarımıza yansıtamıyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada şu ayrıntı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Fiyatta bayilerin taşıyabileceği kadar marj kalmadı. Azerbaycan’da doğrudan mağaza açmamızı gerektiren nedenlerden biri de bu oldu.</strong></p>
<p>Bakü’deki mağazalarının şu yönüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Buradaki mağazalarımız da Türkiye’deki standartlarımızı yansıtacak şekilde 250-300 metrekareden küçük olmamak üzere planlandı.</strong></p>
<p>Derimod Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Zaim, </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bir pazarda derinleşmek için online alışverişi de eklemek gerekiyor. Ancak, Azerbaycan’da online alışveriş henüz Türkiye’deki düzeyde değil.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adae33435bf0-1792729908.png" alt="" width="800" height="324" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Türkiye bizim için büyümenin merkezi olmaya devam edecek</span></h2>
<p><strong>DERİMOD </strong>İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim, </strong>Türkiye’de oluşturdukları güçlü marka, operasyon ve finansal yapıyı seçici ve kontrollü biçimde yurtdışına taşıdıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu adımı Türkiye’deki konjonktürel koşulların bir sonucu olarak değil, uzun süredir üzerinde çalıştığımız </strong>“Vizyon 2030” <strong>stratejimizin doğal bir parçası olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Son yıllarda marka, operasyon ve finansal yapılarını güçlendirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de kendi sektörümüzdeki lider konumumuzu daha da ileri taşımaya, yatırımlarımıza devam ediyoruz. Yurtdışı yatırımlarımız Türkiye’nin alternatifi değil. Türkiye bizim için büyümenin merkezi olmaya devam edecek. Yatırımlarımız kesintisiz sürecek.</strong></p>
<p>Yakın dönemde açtıkları Bağdat Caddesi mağazasına değindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki en büyük mağazamız olan bu yatırım, büyüme adımlarımızın somut göstergelerinden biri oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100’ü aşkın tedarikçi ile çalışıyoruz, ithalat satışın 3’te birini geçmez</span></h2>
<p><strong>BAKÜ</strong>’deki 4 mağazayı gezerken sordum:</p>
<p>-          <strong>Bu mağazalardaki ürünlerin ne kadarı Türkiye’den?</strong></p>
<p>Derimod Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Zaim </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yüzde 80-85 Türkiye ürünü…</strong></p>
<p>Derimod’un üretim yaptırdığı tedarikçi sayısını merak ettim, İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim </strong>yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>100’ü aşkın tedarikçi ile çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Toplam satışlarının içindeki ithal ürün payını da sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>İthal ürünlerimiz toplam satışlarımızın 3’te birini geçmez.</strong></p>
<p><strong>Ali Zaim, </strong>Çin ürünlerine ayrı bir başlık açtı:</p>
<p>-          <strong>15 yıldır Çin’deyiz. Ucuzluğu için değil, Türkiye’de yapılamayan ürünleri Çin’de yaptırıyoruz. Ayrıca, Türkiye’deki üreticilerimizi de Çin’e </strong>“know-how turu”<strong>na götürüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Murat Zaim, </strong>yılda 3 milyon dolayında ürün satışı gerçekleştirdiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde satılan her iki ceketten biri Derimod’dur. Ayakkabıda da sporları çıkarırsak en çok satanlar arasında yer alırız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de kişi başı yıllık ayakkabı alışverişi iki çift düzeyinde bulunuyor</span></h2>
<p><strong>DERİMOD </strong>Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Zaim, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İnsanlar iki ayak üstünde durduğu sürece ayakkabı giyecek… Yani, ayakkabı ihtiyacı sürecek.</strong></p>
<p>Türkiye’de kişi başına ayakkabı alışverişini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde kişi başı yıllık ayakkabı alışverişi iki çift düzeyinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Dünya ortalamasına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Dünyada ortalama yıllık ayakkabı alışverişi 4-5 çift.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Cirosu 200 milyon doları aşıyor, özkaynakla büyüyor</span></h2>
<p><strong>DERİMOD </strong>İcra Kurulu Başkanı <strong>Murat Zaim, </strong>Azerbaycan’a doğrudan kendi mağaza yatırımlarıyla girmelerinin yanı sıra yurt dışında hibrit büyüme modelini uyguladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bazı bölge ülkelerinde </strong>“master franchise” <strong>modeliyle büyüyoruz. Özbekistan, Kuzey Irak ve KKTC gibi pazarlarda 15 mağazalık fiziksel varlığımız bulunuyor.</strong></p>
<p>Derimod Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Zaim </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da halihazırda 15 ülkede pazar yerleri aracılığıyla ürünlerimizi tüketiciyle buluşturuyoruz. Öncelikle hedefimiz online kanallar üzerinden penetrasyonumuzu artırmak.</strong></p>
<p><strong>Murat Zaim </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla bizim için mesele </strong>“Kaç ülkede olacağız?” <strong>değil. Asıl soru şu: </strong>“Hangi pazarlarda hangi modelle sürdürülebilir değer yaratabiliriz?”</p>
<p>Yaptıkları yatırımların finansman modeli üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2030 hedeflerimiz doğrultusunda yapacağımız yatırımları borçlanma üzerine kurmuyoruz. Yatırımlarımızı kendi özkaynaklarımızla gerçekleştiriyoruz. Bu bizim için yalnızca finansal bir tercih değil. Yatırım disiplini açısından stratejik bir yaklaşım.</strong></p>
<p>Türkiye’deki mağaza sayısını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>100 mağazamız var…</strong></p>
<p>Derimod’un cirosunu merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl 200 milyon doları biraz aşacak gibi öngörümüz var.</strong><strong> </strong><strong>2030’da ciromuzun 300 milyon dolara ulaşmasını hedefliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disinda-dogrudan-ilk-magaza-yatirimini-bakude-yapti-10-milyon-dolari-bulacak-90341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/derimod-1792729948.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt dışında doğrudan ilk mağaza yatırımını Bakü’de yaptı, 10 milyon doları bulacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerji-sirketi-eurobondlarinda-sert-satis-90340</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji şirketi eurobondlarında sert satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye tahvil piyasası yatırım fonlarında yaşanan kriz sonrası sarsılan güven ve likidite ihtiyacıyla boğuşurken Türk şirketlerin yurtdışı tahvil ihraçları piyasası da karıştı. Son 10 günde enerji şirketlerinin eurobondları ağır satış yedi. Uzmanlar bilançolarında yatırım fonu bulunmayan ve tasfiye sürecindeki fon portföylerinde yer almayan enerji şirketlerinde bu harekete bir anlam veremedi.</p>
<p>Özellikle iki şirketin eurobondları son 10 gündür satılıyor. Aydem Enerji ile GDZ (Gediz) Elektrik eurobondları satışlarla fiyat düşüşü yaşarken özellikle Gediz Elektrik’in eurobond fiyatı 10 günde 15 dolar geriledi. Uzmanlar satışlarla eurobondlarda büyük zarar yaşandığını belirtti. Aydem Enerji 2025 Ekim’de 550 milyon dolarlık 5 yıl vadeli 2.5 yıl ana para ödemesiz ve yüzde 9,875 kupon oranıyla yeşil tahvil ihracını gerçekleştirdi. İhraca iki katına yakın talep gelirken mevcut tahvillerin refinansmanı da sağlandı. GDZ Elektrik Dağıtım da Ekim 2024'te 5 yıl vadeli 400 milyon dolarlık eurobond ihraç etti, yıllık yüzde 9 faiz oranına sahip tahvilin kupon ödemeleri ise mart ve eylül aylarında yılda iki kez yapılıyor. Her iki şirketin eurobondları İrlanda borsası Euronext Dublin'de işlem görüyor.</p>
<h2>Dün düşüşler hızlandı</h2>
<p>GDZ elektrik dün gün içinde 2.8 dolar düşerek 77.58 dolara gerilerken, Aydem Enerji 1.77 dolar düşüşle 90.61 dolara geriledi. GDZ Elektrik eurobond faiz oranı yüzde 19,47’ye Aydem Enerji’nin de yüzde 13,46’ya yükseldi. Aydem Enerji'nin elektrik dağıtımında faaliyet gösteren şirketi Adm Elektrik Dağıtım da bu yılın başında 500 milyon dolarlık eurobond ihracı yaptı. 5 yıl vadeli yüzde 9,5 kupon oranına sahip eurobond da dün satış yedi. Faiz oranı yüzde 14,49'a yükseldi.</p>
<p>Aydem Yenilenebilir Enerji halka açık, Kamuyu Aydınlatma Platformu bildirimlerine göre de eurobondun kupon ödemesi başarılı şekilde gerçekleştirildi. GDZ Elektrik’in de kupon ödemesinde bir sorun görülmüyor.  Son dönemde Resmi Gazete’de önceki gün yapılan düzenlemeye kadar elektrik piyasasına ilişkin yeni bir yönetmelik veya yasa değişikliği bulunmuyor. 19 Ekim tarihli Resmi Gazete’de elektrik piyasasında temerrüde düşen katılımcıların teminat yükümlülükleri sıkılaştırıldı, ödenmeyen fatura borçları da teminat çağrısı gerektiren durumlar arasına alındı. Öte yandan önümüzdeki günlerde elektrik satış fiyatlarına ilişkin güncellemenin yapılması da bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerji-sirketi-eurobondlarinda-sert-satis-90340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydem Enerji ve Gediz Elektrik eurobondlarında sert satışlar yaşanıyor. Gediz tahvilinin fiyatı 10 günde 15 dolar gerilerken, dün 77,58 dolara indi. Tahvilin faizi yüzde 19,47’ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-siki-durustan-temkinli-kalkis-yapti-90339</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB, sıkı duruştan temkinli kalkış yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası, ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısında piyasa beklentisine paralel olarak politika faizini 100 baz puan indirdi ve yüzde 37’den yüzde 36’ya çekti. Kurulu ayrıca gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’tan yüzde 39’a, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’ten yüzde 34,5’e indirdi.</p>
<p>PPK metninde bundan sonraki adımların büyüklüğünün enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirleneceğine yönelik ifadenin yer alması, aralık ayı PPK’sında indirimin büyüklüğünün yeniden fiyatlanmasına neden oldu. ABD’deki kasım seçimlerinin ardından toplanacak olan aralık ayı PPK’sına ilişkin fiyatlamalar şu an 75 baz puan indirim yönünde. Ancak uzmanlara göre petrol fiyatları 100 doların çok üzerine çıkarsa indirimin büyüklüğü 25-50 baz puana kadar düşebilir. PPK metninde fon krizinin etkilerine ilişkin bir ifade ise yer almadı.</p>
<h2>Bankacılıkta düşüş yüzde 2’yi aştı </h2>
<p>100 baz puanlık indirim piyasa beklentisine paralel olsa da adımların büyüklüğüne ilişkin belirsizlik borsada satışları hızlandırdı. Bankacılık endeksinde kayıplar karar sonrası yüzde 2’nin üzerine çıktı, BIST100 endeksi de gün içinde yüzde 1,5’in üzerinde düştü. PPK metninin enflasyon görünümüne ilişkin paragrafında çok büyük değişiklikler yaşanmadı. Eylül toplantısında kullanılan, aylık dalgalanmalara karşın son dönem enflasyon gerçekleşmelerinin ve öncü göstergelerin ana eğilimdeki gerilemeyi gösterdiği yönündeki ifade, “teyit ettiği” şeklinde güçlendirildi. İktisadi faaliyete ilişkin verilerin ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalmasının, iç talepteki zayıf seyrin devam ettiğini “gösterdiği” ifadesini “teyit ettiği” ile değiştiren PPK, jeopolitik gerilimlerin ise canlılığını koruduğu vurgusunu yaptı. Metinde jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları ve enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin sürdüğünü ise yineledi.</p>
<h2>25 baz puan da olabilir, 150 de</h2>
<p>Para politikası paragrafında, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği vurgulandı. Metindeki tek değişiklik ise adımların büyüklüğü ve zamanlamasının enfl asyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirleneceğinin vurgulanması oldu. Uzmanlar, bundan sonra faiz indirimlerinin süreceği mesajını veren TCMB’nin faiz indirimlerinin büyüklüğünü ise enflasyon görünümüne bağlı olarak kararlaştıracağı yorumunu yaptı. Metinde “Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre önemli olan tek konu, faiz indiriminin büyüklüğü. Politika faizindeki indirimin büyüklüğü 25 baz puan da olabilir, 150 baz puan da. Şu anda fiyatlamalar aralık ayı toplantısı için 75 baz puana gerilemiş durumda. Uzmanlar, ABD seçimlerinin geride kalması ve kasım ile ekim enflasyonlarının da gerçekleşmesi sonrasında aralık toplantısında indirimin büyüklüğünün belirleneceğine işaret etti. Uzmanların verdiği bilgiye göre bankacılık sektöründe kayıpların hızlanmasının nedeni ise otomatik bir indirim mesajı yerine toplantı bazında ihtiyatlı karar verileceğine yönelik ifadeler oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><strong>UZMANLAR TCMB PPK FAİZ KARARINI NASIL YORUMLADI?</strong></span></p>
<h2>"Fon krizinin olmadığı bir Türkiye kararı" </h2>
<p>■ <strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay:</strong> TCMB, 1,5 ay öncesinde yaşıyor. Şu anki Türkiye’de yaşamıyor. TCMB’nin PPK karar metninde fon kriziyle ilgili hiçbir şey yok. Fon krizi yaşanmasa TCMB 150 baz puan bile indirim yapabilirdi. Ben eski bir merkez bankacı olarak bunu kabul edemiyorum. TCMB, Finansal İstikrar Komitesi üyesi. Fon rezaleti sonrası hiç mi finansal risk yok? TCMB’nin yaptığı faiz indirimini tartışmıyorum; fon kriziyle ilgili hiçbir şey olmamasını garipsiyorum. PPK metninde tek önemli değişiklik de adımların, yani bundan sonraki indirimlerin, enflasyonun görünümüne bakılarak yapılacağına yönelik ifade. Ama o bile yine fon krizinin olmadığı bir Türkiye’de geçerli. Aralık toplantısında ekim ve kasım enflasyonlarına bakılarak karar verilecek. Zaten hedef yükseltildikten sonra TCMB’nin faiz indirimi için alanı var.</p>
<h2>"Aralıkta 100 baz puan daha" </h2>
<p>■ <strong>QNB Türkiye Başekonomisti Erkin Işık:</strong> TCMB kararı beklentiler doğrultusunda geldi. Karar metninde, talep görünümündeki zayıflık ve enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama daha güçlü ifadelerle teyit edilirken sonraki faiz adımlarının büyüklüğü ve zamanlamasının enflasyon görünümüne göre toplantı bazında belirleneceği vurgulandı. Biz, aralık PPK toplantısında da 100 baz puan indirim olacağı ve politika faizinin yıl sonunda yüzde 35’e gerileyeceği yönündeki beklentimizi koruyoruz.</p>
<h2>"TCMB ‘temkinli güvercin’ çizgisini seçti"</h2>
<p>■ <strong>Nurol Portföy Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Altuğ Özaslan:</strong> Beklentim 150 baz puandı ve bunun için alan vardı. TCMB bugün “temkinli güvercin” çizgisini seçti: İndirime devam ediyor ama ileriye dönük taahhüt vermekten özenle kaçınıyor. Metindeki en kritik değişiklik, “para politikası kararları” yerine “adımların büyüklüğü ve zamanlaması” ifadesinin gelmesi. Bunu şöyle okuyorum: Yön belli, tartışılan yalnızca hız. Sıkılaştırma kapısı kâğıt üzerinde açık tutuluyor ancak bunun için “belirgin ve kalıcı bir bozulma” şartı aranıyor, yani çıta oldukça yüksek. “Dezenfl asyonun gerektirdiği sıkılık” vurgusu da aynı yöne işaret ediyor: Geçmiş dönemin sıkılık dozuna artık ihtiyaç yok. Asıl hikâye talep tarafında. Altın fi yatlarındaki gerileme ve fon krizi belirgin bir negatif servet etkisi yaratarak toplam talebi aşındırmaya başladı. TCMB’nin metinde iç talepteki zayıf seyre özellikle dikkat çekmesi tesadüf değil. Türkiye’de enflasyon ile iç tüketim arasındaki güçlü bağ düşünüldüğünde, bu noktadan sonra ilave sıkılık dezenflasyonu hızlandırmaz, ekonomiyi stagflasyona iter. TCMB de satır aralarında bu tuzağa düşmek istemediğini söylüyor. Aralık için taahhüt yok ancak mevcut koşullarda 100 baz puanlık bir indirim daha güçlü bir olasılık.</p>
<h2>"Kredi faizlerine yansımasını beklemem" </h2>
<p>■ <strong>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat:</strong> TCMB üzerinde, özellikle reel sektör tarafından faiz indirimi konusunda o kadar yoğun bir baskı vardı ki bu hamle de o nedenle geldi. Fon krizi dolayısıyla TCMB finansal istikrarı gözeterek pas geçebilirdi ama reel sektörün baskısına karşı adım atması gerekiyordu. Piyasanın beklediği üzere indirim 100 baz puanla başladı. Ancak fon krizinin ucunun nereye dokunacağına ve hangi şirketlerin dahil olacağına ilişkin belirsizlik yüzünden bankaların iştahlı olacağını düşünmüyorum. TCMB bir hamle yapma gereğini hissetti ama bu faiz indiriminin kredi faizlerine yansımasını beklemem, kredi musluklarının açılması gibi bir durum da söz konusu değil. Bankalar, fon krizi belirsizliğinin ortadan kalkmasını isteyecektir. O nedenle bu faiz indirimi biraz sembolik oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-siki-durustan-temkinli-kalkis-yapti-90339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Para Politikası Kurulu, 9 ayın ardından politika faizinde 100 baz puan indirim yaptı ve politika faizini yüzde 36’ya indirdi. PPK kararı sonrası bankacılık endeksinde satışlar hızlanırken uzmanlar, TCMB’nin indirime devam edeceği sinyalini vermesine rağmen otomatik bir indirim sürecine girmemesinin bu kayıpların nedeni olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btu-akademik-yili-acilis-dersini-bakan-mehmet-fatih-kacir-yapti-90388</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ Akademik yılı açılış dersini Bakan Mehmet Fatih Kacır yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ı ağırladı.</p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesi Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da düzenlenen törene; Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın, BTSO Başkanı Özer Matlı, protokol üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Törende konuşan Kacır, Türkiye’nin araştırma-geliştirme kapasitesinden yüksek teknoloji üretimine, savunma sanayisinden yapay zekâya, uzay teknolojilerinden girişimciliğe kadar pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye’nin kritik teknolojilerde kendi imkânlarıyla üretim yapabilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p>BTÜ’nün teknopark kapasitesinin artırılmasıyla Millî Teknoloji Hamlesi’ne katkısının daha da güçleneceğini belirten Bakan Kacır, BTÜ’yü TEKNOFEST’e ilk yılından itibaren sunduğu katkılardan dolayı da tebrik etti. </p>
<h2>“Millî Teknoloji Hamlesi, Türkiye’nin kuvvet çarpanı”</h2>
<p>Türkiye’nin Millî Teknoloji Hamlesi yolculuğunda üniversitelerin önemli paydaşlar olduğunu ifade eden Bakan Kacır, bilimsel üretim ve üniversite-sanayi iş birliğinin ülkenin kalkınmasında belirleyici rol oynadığını söyledi. Dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını belirten Bakan Kacır, Türkiye’nin coğrafi konumu ve üretim kapasitesiyle bu dönüşümde önemli fırsatlara sahip olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin araştırma-geliştirme yatırımlarında, bilimsel yayınlarda, patent başvurularında ve yüksek teknolojili üretimde kaydettiği gelişmelere değinen Bakan Kacır, bu ilerlemenin üniversitelerdeki akademisyenlerin ve araştırmacıların katkılarıyla mümkün olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb207d37498-1792745597.jpeg" alt="" width="707" height="476" /></p>
<h2>“Türkiye, savunma sanayisinde önemli bir başarı hikâyesi yazdı”</h2>
<p>Millî Teknoloji Hamlesine değinen Bakan Kacır Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayisinde geliştirdiği insansız hava araçları, hava platformları ve diğer kritik sistemlerle uluslararası ölçekte rekabet edebilen bir konuma ulaştığını söyledi. Savunma sanayisindeki ilerlemenin geniş bir ekosistemin ürünü olduğunu vurgulayan Bakan Kacır, bu birikimin diğer sektörlere de taşınması gerektiğini ifade etti. Bakan Kacır, tarım teknolojileri, enerji depolama, yarı iletkenler, haberleşme, uydu sistemleri, nükleer teknoloji ve dijital dönüşümün Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını kaydetti. Uzay teknolojilerinin gelişimine de değinen Bakan Kacır, Türkiye’nin uydu sistemleri ve uzay araştırmalarındaki kazanımlarını gelecekte daha ileriye taşımayı hedeflediğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb20a76f5c2-1792745639.jpeg" alt="" width="738" height="613" /></p>
<h2>“BTÜ’nün araştırma ve teknoloji başarıları”</h2>
<p>Törende konuşan BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversitenin araştırma-geliştirme, girişimcilik, yenilikçilik ve toplumsal katkı alanlarındaki çalışmalarını anlattı. BTÜ’nün 13 bini aşkın öğrencisi ve 600’e yakın akademik personeliyle bilim ve teknolojiye yön veren, saygın bir üniversite olma vizyonuyla çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Rektör Çağlar, ulusal ve uluslararası araştırma projelerinde kaydedilen gelişmelere dikkat çekti. Üniversitenin son beş yılda TÜBİTAK destekli Ar-Ge projelerinde altı katın üzerinde, uluslararası bilimsel projelerde ise on katın üzerinde artış sağladığını ifade eden Rektör Çağlar, bilimsel yayınların niteliği konusunda da önemli bir başarı elde ettiklerini söyledi. Üniversitenin Q1 ve Q2 kategorisindeki yayınlarının toplam yayınlar içindeki oranının yüzde 81,3 olduğunu belirten Rektör Çağlar, bu performansın BTÜ’nün araştırma odaklı gelişiminin göstergelerinden biri olduğunu kaydetti. BTÜ’nün TÜBİTAK Yapay Zekâ Ekosistem çağrısı kapsamında üç ayrı yılda proje desteği alan sayılı üniversitelerden biri olduğunu dile getiren Rektör Çağlar, desteklenen 61 projenin 4’ünün Bursa’ya kazandırılmasından duydukları memnuniyeti ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb20d234584-1792745682.jpeg" alt="" width="626" height="508" /></p>
<h2>“Bakan Kacır’a Fahri Doktora Berat”</h2>
<p>Konuşmaların ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın, Türkiye’nin millî teknoloji hamlesine sunduğu katkılar; DENEYAP Teknoloji Atölyeleri, Millî Teknoloji Atölyeleri, Geleceğin Teknoloji Yıldızları Programı ve TEKNOFEST gibi öncü projelerin hayata geçirilmesindeki liderliği; yapay zekâ, uzay, mobilite ve ileri teknoloji alanlarındaki stratejik çalışmaları; bilimsel araştırmanın, teknolojik yenilikçiliğin ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesine yönelik vizyoner yaklaşımı ile Türkiye’nin küresel bilim ve teknoloji ekosistemindeki konumunun güçlendirilmesine sağladığı katkılar dikkate alınarak; Bursa Teknik Üniversitesi Senatosunun 20 Ekim 2026 tarihli ve 2026-11 sayılı kararı uyarınca, kendisine bilim ve teknoloji alanında fahri doktora ünvanı tevcih edildi. Törende BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’a fahri doktora cübbesini giydirdi. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btu-akademik-yili-acilis-dersini-bakan-mehmet-fatih-kacir-yapti-90388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/btu-akademik-yili-acilis-dersini-bakan-mehmet-fatih-kacir-yapti-1792745570.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Teknik Üniversitesi&#039;nin 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuşan Bakan Kacır, Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda üniversitelerin önemli paydaşlar olduğunu belirterek, bilimsel üretim ve üniversite-sanayi iş birliğinin ülkenin kalkınmasında belirleyici rol oynadığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yesil-osb-belgesi-aldi-90387</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB, Yeşil OSB belgesi aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB), Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından yürütülen belgelendirme sürecini tamamlayarak Yeşil Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Belgesi aldı. Belgeyle Kütahya OSB, kentte bu ünvana sahip ilk ve tek organize sanayi bölgesi oldu.</p>
<p>Kütahya OSB'nin sürdürülebilir üretim, enerji verimliliği, çevre yönetimi ve kurumsal yönetim alanlarındaki çalışmaları kapsamında yürütülen belgelendirme sürecinde, ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal sorumluluk ve çevresel performans başta olmak üzere çeşitli kriterler değerlendirildi.</p>
<p>29-30 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen denetimlerin ardından belgelendirme süreci tamamlandı ve bölgenin Yeşil OSB statüsü, 9 Ekim 2026 tarihli belgeyle tescillendi.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik rekabet gücünü destekliyor</strong></p>
<p>Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, Yeşil OSB Belgesi'nin Kütahya sanayisinin geleceği açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, sürdürülebilir üretim anlayışının sanayide rekabet gücünü destekleyen unsurlar arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Eskioğlu<strong>, </strong><strong>“</strong>Kütahya Organize Sanayi Bölgemizin Yeşil OSB Belgesi alması, uzun yıllardır sürdürdüğümüz çalışmaların somut bir göstergesidir. Kütahya'nın ilk ve tek Yeşil OSB'si olmak, şehrimizin sanayisi adına önemli bir başarıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sanayide rekabet koşullarının değiştiğine dikkati çeken Eskioğlu, üretim kapasitesi ve ekonomik büyüklüğün yanı sıra çevresel etkilerin yönetilmesi, enerji verimliliği ve karbon ayak izinin azaltılmasının da önem kazandığını kaydetti.</p>
<p>Eskioğlu, “Güçlü sanayi bölgeleri artık yalnızca üretim yapan değil, çevreyi koruyan, enerjiyi verimli kullanan ve sürdürülebilir kalkınmayı yönetim anlayışının merkezine yerleştiren bölgeler olarak öne çıkıyor. Kütahya OSB olarak bu dönüşüme yön veren bölgeler arasında yer almak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Enerji ve kaynak verimliliği öne çıkıyor</strong></p>
<p>Kütahya OSB'nin sürdürülebilirlik çalışmalarının temelinde uluslararası standartlara dayanan yönetim sistemleri bulunuyor. Bölge, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgelerine sahip bulunuyor.</p>
<p>Ayrıca ISO 14064 standardı kapsamında sera gazı emisyonlarının hesaplanması ve doğrulanmasına yönelik çalışmalar yürütülüyor.</p>
<p>Enerji kaynaklarının etkin kullanımı, yenilenebilir enerji uygulamaları, su ve atık yönetimi, sürdürülebilir altyapı ve sosyal sorumluluk faaliyetleri de Yeşil OSB belgelendirme sürecinin temel unsurları arasında yer aldı.</p>
<p>Belgenin, bölgedeki sanayi kuruluşlarının çevresel sürdürülebilirlik uygulamalarını geliştirmesi, kaynak verimliliğini artırması ve uluslararası pazarlarda giderek önem kazanan yeşil dönüşüm kriterlerine uyum sağlaması açısından da önem taşıdığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>“Daha büyük hedeflerin başlangıcı”</strong></p>
<p>Yeşil OSB unvanının yeni sorumlulukları da beraberinde getirdiğini vurgulayan Eskioğlu, bölgenin çevreye duyarlı üretim ve sürdürülebilir sanayi altyapısı konusundaki çalışmalarını sürdüreceğini bildirdi.</p>
<p>Eskioğlu, “Bizim için Yeşil OSB Belgesi yalnızca bir başarı belgesi değildir. Bu belge, sanayicilerimize, yatırımcılarımıza, şehrimize ve gelecek nesillere karşı taşıdığımız sorumluluğun ifadesidir. Hedefimiz, çevreye duyarlı üretimi güçlendirmek, enerji ve kaynak verimliliğini artırmak ve yatırımcılarımıza uluslararası standartlarda bir sanayi altyapısı sunmaktır” dedi.</p>
<p>Belgenin bir sonuçtan çok yeni hedeflerin başlangıcı olduğunu belirten Eskioğlu, Kütahya'yı sürdürülebilir sanayi alanında örnek gösterilen şehirlerden biri haline getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p>Kütahya OSB'nin Yeşil OSB statüsüyle çevresel sorumluluk ve ekonomik kalkınmayı birlikte ele alan yönetim anlayışını geliştirmesi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir kaynak yönetimi alanlarındaki çalışmalarını ilerletmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yesil-osb-belgesi-aldi-90387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/7/1280x720/kutahya-osb-yesil-osb-belgesi-aldi-1792745201.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi, Türk Standardları Enstitüsünün değerlendirme ve denetimlerini tamamlayarak Yeşil OSB Belgesi almaya hak kazandı. Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu, belgenin sürdürülebilir üretim ve sanayinin rekabet gücü açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-buldu-90383</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUMİAD Cumhuriyet Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Mimar ve Mühendis İş İnsanları Derneği (BUMİAD), Cumhuriyet’in 103. yılının kutlandığı bugünlerde Cumhuriyete değer katan isimleri ödüllendirdi.</p>
<p>Nilüfer Podyum Davet’te gerçekleştirilen Cumhuriyet Balosu yoğun bir katılımla gerçekleşirken, bu yılki BUMİAD Cumhuriyet Ödülleri sahiplerine verildi. BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olmadığını belirterek, halkın egemenliği, özgürlükler, eşitlik ve bağımsız yargının Cumhuriyet’in temel unsurları arasında bulunduğunu ifade etti. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne gönülden bağlı olduklarını dile getiren Gümüş, Cumhuriyet’in temel ilkelerinden uzaklaşıldığını savundu. Devletin üretimdeki rolünün azalması, eğitim ve sağlık alanlarındaki politikalar ile yargı bağımsızlığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gümüş, bu durumun toplumun refahını ve adalet duygusunu etkilediğini söyledi. Cumhuriyet’in yeniden güçlenmesinin önemini vurgulayan Gümüş, konuşmasını “Bu ülkenin mayası Atatürk’tür, insanları vatandaş yapan Cumhuriyet’tir” sözleriyle sürdürdü. Gümüş, Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlılıkla Türkiye’nin yeniden refaha, huzura, adalete ve güvene kavuşacağına inandığını belirterek, “Yaşasın Cumhuriyet, ne mutlu Türküm diyene” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb18ccc8822-1792743628.jpeg" alt="" width="708" height="546" /></p>
<h2><strong>“Ödüller sahiplerini buldu”</strong></h2>
<p>Cumhuriyet Ödülleri kapsamında farklı alanlarda çalışmalarıyla öne çıkan isimler ödüle layık görüldü. “Eğitime Katkı Ödülü” Endüstri Mühendisi, İnovasyon Yönetimi Danışmanı, Akademisyen Müjgan Çetin’e, “Cumhuriyet Ödülü” Sürdürülebilir Tarım Politikaları Uzmanı, Feyz Çiftliği Kurucusu Sencer Solakoğlu’na, “Cumhuriyet Ödülü” Onlar TV ekibi adına Nasuh Mahruki’ye, “Onur Ödülü” de Gazeteci, Yazar, Belgesel Yönetmeni ve Yapımcı Nebil Özgentürk’e verildi. Gecenin “Özel Ödülü” ise BUMİAD’ın Kurucu Başkanı İlker Özaslan ile Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş tarafından, 10. yılına ulaşan BUMİAD Cumhuriyet Ödülleri geleneğini başlatan geçmiş dönem başkanlarından M. Orhan Efe’ye verildi. Ödüle layık görülen gazeteci ve yazarlar Özge Ece Üner, Şule Aydın, Murat Ağırel, Timur Soykan, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan törene katılamadı. Ece Üner, törene gönderdiği ses kaydıyla katılımcılara seslenirken, adli süreci devam eden Murat Ağırel de programda yer alamadı. Ödüller, gazeteciler adına Nasuh Mahruki tarafından teslim alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb18f437ebd-1792743668.jpeg" alt="" width="679" height="516" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-buldu-90383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/3/1280x720/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-buldu-1792743601.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği tarafından düzenlenen Cumhuriyet Balosu’nda Cumhuriyet Ödülleri sahiplerini buldu. Gazeteciler, tarım alanında çalışan isimler ve eğitimcilerin ödüllendirildiği geceye çok sayıda davetli katıldı. BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, konuşmasında Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve tam bağımsız Türkiye vurgusuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-tsoda-devir-teslim-90382</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya TSO’da devir teslim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ALTSO) yapılan meslek komiteleri, meclis ve başkanlık seçimlerini Mustafa Tuna kazandı. Seçimlerde yasal sürenin tamamlanmasıyla ALTSO’da eski başkan Eray Erdem ile yeni başkan Mustafa Tuna arasında devir teslim töreni düzenlendi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Mustafa Tuna, bugüne kadar odaya ve Alanya iş dünyasına sağladığı katkılar nedeniyle önceki başkan Eray Erdem’e teşekkür ederek, yeni dönemde ortak akıl ve istişare kültürüyle çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Tuna, ‘’ALTSO tüm üyeleriyle birlikte Alanya ekonomisinin gelişmesi, sektörlerin sorunlarının çözülmesi ve iş dünyasının güçlenmesi için gayret göstereceğiz’’ dedi.</p>
<p>Devir teslim töreninde ALTSO Başkanı Mustafa Tuna, 4 yıl başkanlık yapan Eray Erdem’e, teşekkür ederek plaket ve çiçek verdi.</p>
<p><strong>ALTSO’da görev dağılımı</strong></p>
<p>Öte yandan ALTSO yeni yönetimi Başkan Mustafa Tuna yönetiminde ilk toplantısını gerçekleştirerek görev bölümü yaptı.</p>
<p>Buna göre, ALTSO yönetim kurulu başkan yardımcılıklarına Nurettin Babaoğlu ve Ali Sinan Gürses seçilirken Ahmet Çağlar ise saymanlığa getirildi. Başkan Tuna, ‘’Yeni dönemin yol haritasının da ele alındığı toplantıda, Alanya iş dünyasının  Alanya ekonomisinin gelişimi ve iş dünyasının güçlenmesi için tüm sektörlerle yakın temas içerisinde olacağız. Üyelerimizin sorunlarına çözüm üretmeyi ve ALTSO’nun hizmet kapasitesini daha da geliştirmeyi hedefliyoruz’’ diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-tsoda-devir-teslim-90382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/alanya-tsoda-devir-teslim-1792742058.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası’nda yeni seçilen başkan Mustafa Tuna düzenlenen törenle görevini devir aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasar-holding-turgutlu-osbde-dondurulmus-unlu-mamul-fabrikasi-kurdu-90373</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşar Holding, Turgutlu OSB’de, dondurulmuş unlu mamul fabrikası kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turgutlu OSB’de, dondurulmuş unlu mamuller yatırımı yaptık, üretim başladı ve yakında açılışı olacak. Bu ürünlerin ihracat potansiyeli yüksek. Böreklerimiz ve milföy gibi ürünlerimiz, bir de hindi eti ürünlerimiz var onların da ihracat potansiyeli yüksek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük sanayi gruplarından Yaşar Topluluğu’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, İstanbul’da bir grup iş insanı ile buluştu. Düzce Belediye Başkanı (Eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı) Faruk Özlü’nün daveti ile Divan Oteli’nde gerçekleşen ‘siyaset dışı sohbet’ toplantısında Yaşar Grubu kurucuları Durmuş Yaşar ve oğlu Selçuk Yaşar’ın girişimci yönlerinden Topluluğun yeni yatırım alanlarına, genel ekonomiye uzanan alanlara ilişkin görüşlerini açıkladı. Yanı sıra soruları yanıtladı, dinleyenleri anılar yolculuğuna çıkardı.</p>
<p>Bir soru üzerine, "Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda da hep konuşuluyor; özellikle de ihracatçılar çok zorlanıyor, kârlılıkları çok düştü. Bu ekonomik program; dövizi tutmak üzerine uygulanıyor ve bu bir süre daha böyle devam edecek gibi görünüyor” diyen İdil Yiğitbaşı, böyle zor dönemlerde babası, duayen sanayici merhum Selçuk Yaşar’ı örnek aldıklarını vurguladı ve şöyle konuştu: “Babam, karakter olarak hep optimistti (iyimser) ve hiçbir zaman karamsar olmayan, mücadeleden vazgeçmeyen, sonuna kadar çok çabalayan bir insandı. İzmir’i ve Türkiye’yi çok severdi. Bize de her zaman Türkiye’ye bir şey olmaz derdi.”</p>
<p><strong>‘Börek, milföy fabrikası kurduk, ihracatı artırmaya çalışıyoruz’</strong></p>
<p>İdil Yiğitbaşı, grupta toplam istihdamın yaklaşık 7 bin kişi olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “1 milyar dolara yakın da ciromuz var. Bu cironun yüzde 5 kadarı ihracattan geliyor. İhracatı artırmaya çalışıyoruz halen birçok ülkede pazarda güçlüyüz. Mesela Pınar olarak Irak’ta Azerbaycan’da çok ciddi pazar payımız var. Abu Dabi’de peynir fabrikamız var, bölge için üretim yapıyor. Almanya’da şirket kurduk ve orada 4-5 fabrikaya markamızla üretim yaptırıp Avrupa ve Amerika’ya satıyoruz. Tabii ki bu satışlar Türkiye’den ihracat sayılmıyor. Rusya’da (Krasnodar) boya fabrikamız var, orada da inşaat boyaları ve bir miktar da mobilya boyaları üretiyoruz. ABD’ye Türkiye’den de ihracat yapıyoruz. Türkiye’nin markalı ürün ihracatında öncü şirketiz. Mesela Pınar Labne’yi kendi patentli formülümüzle üretmiştik ve Körfez ülkelerinde ilk paketli labne olarak büyük pazar payına ulaşmış durumda.”</p>
<p>İhracat potansiyeli yüksek yeni bir ‘üretim yatırımı’ daha yaptıklarını söyleyen İdil Yiğitbaşı, “Turgutlu OSB’de, dondurulmuş unlu mamuller yatırımı yaptık, üretim başladı ve yakında açılışı olacak. Bu ürünlerin ihracat potansiyeli yüksek. Böreklerimiz ve milföy gibi ürünlerimiz, bir de hindi eti ürünlerimiz var onların da ihracat potansiyeli yüksek. Balık işimizde çipura, levrek ihracatımız var en fazla Avrupa’ya satıyoruz. Boyalarda da ihracatı artırmak istiyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb033dca32a-1792738109.png" alt="" width="707" height="623" /><strong>Dereye dökülen sütleri görünce Pınar’ı kurdu</strong></p>
<p>İdil Yiğitbaşı, dedesi ve babasının ticaretten sanayiciliğe yöneliş hikâyesini şöyle özetledi: “Dedemiz Durmuş Yaşar Bey, ailesiyle 1927’de Rodos’tan İzmir’e göç etmiş ve Şeritçiler Çarşısı’nda boya, denizcilik malzemeleri satan bir dükkân açmış. 1945’te babam Selçuk Yaşar onun yanında ticarete başlamış. İlk başta soyadları Kaptanoğlu’ymuş çünkü Durmuş Yaşar Bey kaptanmış ve Rodos ile ana kara arasında çalışırmış. Selçuk Bey, babasına ‘Baba Kaptanoğlu iyi bir şirket ismi olmaz biz senin ismini soyadı yapalım ve şirketin ismi de öyle olsun’ demiş. Dedemizin ikinci adı sonradan soyadımız olmuş. Bir başka ilginç konu da babam liseyi bitirene kadar İtalyan vatandaşıydı çünkü Durmuş Yaşar Rodos’tan geldiğinde İtalyan vatandaşıymış. Devletimiz onları vatandaşlığa uzun süre almamış herhalde Rodos’taki Türk nüfusu eksilmesin diye ve babam ile dedem Türkiye vatandaşı olmak için çok uğraşmışlar.</p>
<p>1954’te DYO kurulduktan sonra 1969’a kadar boya sektöründe sürekli yeni yatırımlar yapmışlar. Matbaa mürekkepleri, sanayi, mobilya boyaları vs. büyümüşler. Boya işini Danimarkalılarla geliştirmişler. Bu nedenle sonraki bazı sanayi işlerinde de Danimarkalıların deneyimlerinden yararlandılar. Babamız Seferihisar’da bir çiftlik almış, orada sohbet ederken köylülerin sütlerini SEK’e götürdüklerini ama SEK almazsa sütleri mecburen dereye dökmek zorunda kaldıklarını öğrenmiş. Pınar Süt’ü kurma kararını bu nedenle almış. 1973 yılında Türkiye’nin ilk uzun ömürlü süt (UHT) üretimi için fabrika temelini atmış. 1975’te de üretim başlıyor. 4 ay raf ömrü olan süte insanlar ilk başta tepki gösteriyorlar ve zorlu bir süreç yaşanıyor ama zamanla aşılıyor. Pınar Süt kurulduktan sonra çiftçiler ‘bizim et hayvanlarımız da var onları da alın, değerlendirin’ dediği için 1985’te de Pınar Et kuruluyor. Selçuk Bey, çok farklı sektörlere de girdi, çıktı. Ege Gübre, Bira işi, bankacılık, yem fabrikası, kültür balıkçılığı vs. Babam Çeşme’yi çok severdi, orada da turizm yatırımı yaptı. 1974’te 1.100 yataklı Altınyunus’u hizmete açtı. Bir üniversite kurmak da hayaliydi ve onu da yaptı. İzmir’i, çok başarılı güzel bir üniversiteye kavuşturdu. Müzik bölümü de var, elektrik elektronik bölümü de. 9 bin civarı öğrencisiyle, akademik kadrosuyla çok başarılı bir kurum oldu. Ablam Feyhan Hanım şimdi yönetim kurulu başkanımız, ağabeyimi erken kaybettik. Çocuklarımız da yavaş yavaş işe dahil oluyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adb034ba099e-1792738123.png" alt="" width="999" height="257" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>BABAM VEHBİ KOÇ’A HAYRANDI, DUVARINDA ONUN RESMİ VARDI</strong></span></p>
<p>İdil Yiğitbaşı, babası Selçuk Yaşar’ın çiftlikteki evinin duvarında Vehbi Koç’un resminin asılı olduğunu belirterek, şu bilgileri aktardı: “Babam Vehbi Koç’a hayrandı ve onu çok severdi. Kendine göre onun yaptıklarını takip ediyordu. Rahmi Bey ile de arası çok iyiydi ama daha çok Vehbi Bey’in jenerasyonu olarak kendini onunla özdeş görürdü. Sağlığına da çok dikkat ederdi tıpkı Vehbi Bey gibi. Maşallah 98 yaşına kadar yaşadı ve biz de onunla daha uzun süre birlikte olma, çalışma fırsatı bulduk. En küçük evlat olarak hayatında ayrı bir yerim vardı. Ablamla aramda 9 yaş olduğu için babamla daha çok vakit geçirebildim. Çok balığa gittim beraber, sabahları beni de götürür, oltayla balık tutardık. Ablam ve ağabeyim büyüyüp gitmişlerdi, evde tek çocuk ben kalmıştım.”</p>
<p><strong>“Paket sütte ve yoğurtta hiçbir katkı yok” </strong></p>
<p>Son yıllarda ‘paket süt ve yoğurtlarda sağlığa zararlı katkı maddeleri olduğuna dair’ yükselen tartışmaların sorulması üzerine İdil Yiğitbaşı, şöyle konuştu: “Paket sütte ve yoğurtta Pınar olarak öncüyüz. Biz, UHT süt içerek büyüdük ve çok şükür sağlığımız da gayet iyi. UHT süte güvenmemek için hiçbir neden yok. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın her yerinde UHT yöntemiyle paketleniyor ve satılıyor. Biz bu ürünlerin aleyhine halen söz söyleyen doktorları duyunca şaşırıyoruz çünkü yapısında bir bozulma olmadan sütü en doğal hali ile tüketiciye ulaştırıyoruz. Hiçbir katkı maddesi yok çünkü katkı zaten yasak. Yoğurt zaten 4 derecede 1 ay rafta kalabiliyor onda da hiçbir katkı maddesi yok. Bizim fabrikaya giren süt çok ağır kontrolden geçer ama dışardan eve aldığınız süt ne kadar güvenilir?”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasar-holding-turgutlu-osbde-dondurulmus-unlu-mamul-fabrikasi-kurdu-90373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşar Holding, Turgutlu OSB’de, dondurulmuş unlu mamul fabrikası kurdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ronesans-gelecegin-altyapisi-icin-dort-sektoru-tek-cati-altinda-bulusturuyor-90369</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rönesans, geleceğin altyapısı için dört sektörü tek çatı altında buluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rönesans Holding, 8,7 milyar Euro'luk inşaat iş portföyünü ve uluslararası mühendislik deneyimini Rönesans Altyapı çatısı altında yeni bir büyüme modeline taşıyor. Hollanda ve Türkiye'yi iki ana merkez olarak konumlandıran şirket, yenilenebilir enerjiden veri merkezlerine, sağlık yatırımlarından sürdürülebilir kentlere uzanan dört stratejik alana odaklanıyor.</strong></p>
<p>Bir altyapı yatırımının gerçek değeri nasıl ölçülür? İnşa edilen köprülerin uzunluğuyla mı, hastanelerin yatak kapasitesiyle mi, enerji santrallerinin kurulu gücüyle mi ya da yatırımların büyüklüğüyle mi?</p>
<p>Bugün bu göstergelerin yanına başka sorular ekleniyor: Bir yatırım iklim değişikliğine karşı ne kadar dayanıklı? Kaynakları ne kadar verimli kullanıyor? Bulunduğu kentin, ülkenin ve ekonominin geleceğine nasıl katkı sağlıyor?</p>
<p>Altyapı yatırımlarının dünyadaki rolü değişiyor. İklim krizi, enerji dönüşümü, hızlanan kentleşme ve yapay zekânın yarattığı dijital ihtiyaçlar, ülkelerin yatırım önceliklerini yeniden belirliyor. Mühendislik bilgisi, uluslararası finansmana erişim ve uzun vadeli işletme kapasitesi bu dönüşümün temel unsurlarına dönüşüyor. 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer alan Rönesans, inşaat ve mühendislik faaliyetleriyle uzun vadeli yatırımlarını Rönesans Altyapı çatısı altında birleştiriyor. 40 ülkede bini aşkın projeye imza atan, uluslararası projelerinden bugüne kadar 50 milyar dolarlık gelir elde eden grubun yeni yapılanması dört alana odaklanıyor: Sosyal altyapı, ulaştırma altyapısı, yenilenebilir enerji ve dijital altyapı. 30 Haziran 2026 itibarıyla 8,7 milyar euroluk inşaat iş portföyüne sahip Rönesans Altyapı’nın büyüme stratejisinde Türkiye ve Hollanda iki ana merkez olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Küresel büyümenin Türkiye’ye dönüşü</strong></p>
<p>Rönesans Holding Yönetim Kurulu Başkanı İpek Ilıcak Kayaalp’e göre şirketin uluslararası başarısının arkasında mühendislik kabiliyeti kadar sürdürülebilirlik, kurumsal yönetişim ve toplumsal fayda anlayışı bulunuyor. Kayaalp, sürdürülebilirliğin uluslararası faaliyetlerle birlikte gelişen bir iş yapış biçimi olduğunu vurguluyor: “Farklı coğrafyalarda müşterilerimizin, ortaklarımızın ve uluslararası finans kuruluşlarının beklentileriyle gelişen standartları yalnızca belirli projelerde uygulamakla kalmadık, bütün faaliyetlerimize taşıdık. Bugün çevresel ve toplumsal etkileri yatırım kararlarımızın merkezinde değerlendiriyoruz.”</p>
<p>Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri, 2015 yılında satın alınan yaklaşık 150 yıllık Hollandalı mühendislik şirketi Ballast Nedam. Satın alma sırasında finansal açıdan zor bir dönemden geçen şirket, üç yıl içinde yeniden kârlı hale getirildi. Kayaalp, bu süreçte iki farklı kurumsal kültürün birbirini geliştirdiğine dikkat çekiyor. “Ballast Nedam’ın yaklaşık 150 yıllık mühendislik birikimini, yerel kimliğini ve insan kaynağını korurken risk yönetimi, proje seçimi ve kurumsal karar alma süreçlerini yeniden yapılandırdık.”</p>
<p>Uluslararası büyümenin Türkiye ekonomisine katkısı da dikkat çekici. Rönesans, ortaklarıyla birlikte Türkiye’de bugüne kadar yaklaşık 13 milyar dolarlık özel sektör yatırımını hayata geçirdi. Bu yatırımlar aracılığıyla 2,5 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım girişine ve 7,5 milyar dolarlık uluslararası finansman sağlanmasına katkıda bulundu. Uluslararası projelerde yaklaşık 3 bin Türk üretici ve 500 taşeron firmayla çalışıldı. Son 10 yılda Türkiye’den yurt dışındaki projelere taşınan mal ve hizmetlerin değeri 2 milyar doları aştı.</p>
<p>Kayaalp’in şu sözleri, şirketin büyüme yaklaşımını özetliyor: “Globalleşmek bizim için Türkiye’den uzaklaşmak değil, dünyada kazandığımız deneyimi ve oluşturduğumuz ekonomik değeri Türkiye’ye taşımak anlamına geliyor.”</p>
<p><strong>Altyapıda yeni model: İnşa et, yatırım yap, işlet</strong></p>
<p>Rönesans Altyapı CEO’su Kemal Sağlam ise yeni yapılanmanın temelinde mühendislik gücünü uzun vadeli yatırımlara dönüştürme hedefinin bulunduğunu söylüyor. Sağlam’ın yorumları şöyle: “Rönesans Altyapı olarak bizi farklılaştıran, projeleri yalnızca inşa etmekle kalmayıp geliştirme, finansman, yatırım ve uzun vadeli işletme süreçlerinde de rol üstlenmemiz.”</p>
<p>Bu model, altyapı projelerinin bütün yaşam döngüsünü kapsıyor. Bir projenin çevresel ve ekonomik etkisi, inşaat tamamlandıktan sonra da devam ediyor.</p>
<p><strong>Hollanda önemli bir uygulama alanı</strong></p>
<p>Bu kapsama Ballast Nedam’ın su yönetimi, modüler inşaat ve ulaştırma altyapısındaki deneyimi, sürdürülebilir kentler açısından önemli çözümler sunuyor.</p>
<p>Örneğin, Lahey’de inşa edilen bin 171 konutluk Waldorp Four, Avrupa’nın en büyük modüler konut projeleri arasında yer alıyor. Fabrikada üretilen modüllerin sahada birleştirilmesiyle inşaat süresinin, malzeme atığının ve çevresel etkilerin azaltılması hedefleniyor. Arnhem’deki Rijnkade projesi artan taşkın riskine karşı kentin dayanıklılığını güçlendiriyor. Windplanblauw projesinde ise, 28 eski rüzgâr türbininin yerine daha verimli 24 türbin kurulması, kaynak verimliliğinin enerji altyapısındaki karşılığını gösteriyor.</p>
<p>Kemal Sağlam, Hollanda’da edinilen bu deneyimin Rönesans Altyapı’nın uluslararası büyümesinde önemli rol oynadığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Veri merkezlerinde 3 milyar dolarlık yatırım potansiyeli</strong></p>
<p>Rönesans Altyapı’nın yeni büyüme alanlarından bir diğeri dijital altyapı. Yapay zekâ, bulut teknolojileri ve artıan veri ihtiyacı, veri merkezlerini stratejik yatırımlar arasına taşıyor. Rönesans Altyapı, Digital Realty ile kurduğu ortaklık kapsamında ilk veri merkezi kampüsünün inşaatına Ankara Temelli’de başladı. Kemal Sağlam, yatırımın hedeflerini şöyle anlatıyor: “Ankara’daki ilk kampüsümüzün birinci fazında 22 MW’ın üzerinde IT kapasitesi ve 10 bin metrekarenin üzerinde beyaz alan planlıyoruz. İlk fazı 2028 yılında faaliyete geçirmeyi hedefliyoruz.”</p>
<p>Ankara’nın ardından İstanbul’da da yeni bir veri merkezi kampüsü geliştirilmesi planlanıyor. Tüm fazların hayata geçirilmesi ve nihai yatırım kararlarının alınması halinde, toplam 204 MW IT kapasitesine ve ortak girişim düzeyinde 3 milyar dolara kadar yatırım potansiyeline ulaşılması öngörülüyor. Bu yatırım, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bölgesel bir dijital altyapı merkezi olma hedefi açısından da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yenilenebilir enerjide hedef 2 bin MW</strong></p>
<p>Enerji dönüşümü, Rönesans Altyapı’nın büyüme stratejisinin bir diğer önemli ayağı. 2023'te TotalEnergies ile kurulan ortaklığın ardından yenilenebilir enerji yatırımları hız kazandı. Aynı yıl 166 MW olan işletmedeki kurulu güç, 2026’nın ilk yarısında 577 MW’a yükselmiş. Hidroelektrik ağırlıklı portföy, rüzgâr ve güneş yatırımlarıyla çeşitlendirilirken enerji depolama ve hibrit üretim projeleri de geliştiriliyor. Gökçedağ Rüzgâr Enerjisi Santrali’nin 130 MW olan kapasitesinin yenileme yatırımıyla 192,5 MW’a çıkarılması planlanıyor. Sağlam, “Hedefimiz 2028 yılına kadar yaklaşık bin 400 MW, orta vadede ise yaklaşık 2 bin MW işletmedeki kurulu güce ulaşmak” diyor.</p>
<p><strong>Sağlık altyapısında kazanılan deneyim sınırları aşıyor</strong></p>
<p>Rönesans’ın uzun vadeli yatırım ve işletme modelinin önemli örneklerinden biri şehir hastaneleri. Türkiye’de kamu-özel iş birliği modeliyle hayata geçirilen altı şehir hastanesi yaklaşık 9 bin 300 yatak kapasitesine sahip. Kemal Sağlam, sağlık yatırımlarında proje geliştirme, uluslararası finansman ve uzun vadeli işletme hizmetlerini kapsayan bir model uyguladıklarını belirtiyor. Türkiye’de edinilen deneyim Kazakistan’a taşınırken Kökşetau’da 630 yatak kapasiteli yeni hastanenin inşaatı devam ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALTYAPI SEKTÖRÜNDE ÖNEMLİ BİR DÖNÜŞÜM</strong></span></p>
<p>Rönesans'ın yeni yapılanması, altyapı sektöründe yaşanan dönüşümün bir yansıması niteliğinde. Mühendislikten finansmana, yenilenebilir enerjiden dijitalleşmeye, sağlık yatırımlarından iklim değişikliğine uyuma uzanan bu kapsayıcı model, farklı sektörleri ve coğrafyaları ortak bir büyüme anlayışında buluşturuyor. Hollanda'da edinilen deneyimin Türkiye'ye taşınması, uluslararası ortaklıkların yerel üreticilere ve ekonomiye değer yaratması da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Çünkü, geleceğin altyapısını inşa etmek, bugünün ihtiyaçlarına yanıt verirken yarının ekonomik, çevresel ve toplumsal koşullarını da hesaba katmayı gerektiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ronesans-gelecegin-altyapisi-icin-dort-sektoru-tek-cati-altinda-bulusturuyor-90369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rönesans, geleceğin altyapısı için dört sektörü tek çatı altında buluşturuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilmiyorum-demenin-piyasa-degeri-90358</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilmiyorum demenin piyasa değeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Bilmiyorum” diyen birine güvenir miyiz, ne kadar güveniriz? Doktor, gazeteci, ekonomist, yönetici gibi mesleği olsun… ve “bilmiyorum” deme cesareti göstersin; cümlenin geri kalanını bitirmesini bekler miyiz yoksa cevabı bildiğini söyleyen birine mi meylederiz?</p>
<p>İtiraf edelim hiçbirimizin tahammülü yok bilmediğini söyleyene. Kaldı ki, ekranlarımız cevaplarla dolu. Nasıl zayıflayacağımızı, ne kadar protein tüketeceğimizi, hangi takviyeyle genç kalacağımızı, ne düşünürsek mutlu olacağımızı öğreniyoruz. Tavsiyelerin bir kısmı birbiriyle çelişse de vaatlerin kendinden emin tonu hiç değişmiyor.</p>
<p>Bir şeyin işe yarayıp yaramadığını anlamadan yeni bir bilen ve bir tavsiyeyle karşılaşıyoruz. Bu yüzden bedenimiz, yaşımız, uykumuz, yediklerimiz, “kendi hakkımızda” yeterince gayret göstermediğimiz duygusunda boğuluyoruz. “Herkes çözmüş gibi; bir ben geride kalmışım!” paniğiyle takibe devam ediyoruz.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Aslı Tunç’la söyleşi gerçekleştirdim. Tunç, iletişim alanında yıllardır birbirinden ilginç çalışmalara imza atıyor. Ekranlarımızda iştahla, cilveyle akan ya da kayan sayfalardaki bilgileri değerlendirdik. Uzmanlığın, haberin, reklamın ve kişisel tanıtımın birbirine karıştığı bir ortamdayız. Platformların bize ne yaptığını değerlendrirken, gazetecinin ve gazeteci kisvesindeki kişilerin ya da uzmanın ve uzmanımsıların vaatlerini, bizim yani okur-yurttaşın neye niye kapıldığını ve sorumluğu üzerine fikir geliştirdik.  </p>
<p>Ben siz bizler hepimiz… mağduru oynayıp duruyoruz, tamam sosyal medyayı eleştirmek için çok nedenimiz var da yurttaş olarak da medya sahipliğini, siyasi baskıyı, ticari çıkarları sorgulamak zorundayız.</p>
<p>Bilmediğini, yeterince bilmediğini ya da tavsiye edecek kadar bilmediğini söylemek cesaret istiyor, cesur olmalıyız.</p>
<p>Aşağıda yer yer Prof Aslı Tunç’un söyleşide dikkatimi çeken cümlelerine doğrudan yer vereceğim. Bunlardan ilki benim de yazı girişimi bütünlüyor;</p>
<p><strong><em>Tıklanma ekonomisi: </em></strong><em>“Ne kadar sansasyonel, belki de yanıltıcı bir bilgiyi öne çıkarırsanız o kadar çok tıklanıyorsunuz. İyiliği, insanların birbirine olan farklı yaklaşımlarını görmüyoruz. Çünkü bunlar ilgi çekmiyor. İlgi çekmemesi üzerine bir sistem kurulmuş. Buna karşılık hoyratlık, ‘alınıp satılabilen, prim görebilen’ bir şeye dönüşüyor. Bu, sürekli el artıran bir şey.”</em></p>
<p><strong>Kesin konuşmayanı kimse dinlemiyor </strong></p>
<p>İhtiyatlı konuşmanın güven kaybettireceği varsayımını sorgulamamız gerekmez mi? İnsanların belirsizlik duymak istemediğinden ne kadar eminiz? “İnsanlar anlamaz”…  “Ayrıntıya girersek kaybederiz”… “Kesin söylemezsek dinlemezler”… Sanırım yabancı gelen kalıplar değiller. Anlatmanın da bir tekniği var ki, onu da gerçek gazeteci yazar yorumcu uzman biliyor. Kurumsal açıklamalara, ekonomik tahminlere, iklim haberlerine bakalım; beklentinin hangi varsayıma dayandığını söylemek, beklentiyi değersizleştirmiyor. Okura, yatırımcıya, yurttaşa değerlendirme imkânı veriyor.</p>
<p>Anne Marthe van der Bles ve çalışma arkadaşlarının 2020’de <em>PNAS</em>’ta yayımlanan araştırması bu soruya bakıyor. Toplam 5 bin 780 katılımcının yer aldığı beş deneyin biri BBC News internet sitesinde yürütülmüş. Bulgular, belirsizliği açıklamanın güven üzerinde sınırlı bir olumsuz etki yarattığını, bunun daha çok sözel belirsizlik ifadelerinde görüldüğünü ortaya koyuyor. Özellikle sayısal aralıklarla sunulan belirsizlik, bilgiye ve kaynağa duyulan güveni büyük ölçüde koruyabiliyor. Araştırma, her konunun ve her kitlenin aynı tepkiyi vereceğini söylemiyor; kesinlik talebini kaçınılmaz kabul etmemek için dayanak sağlıyor. <u>pubmed.ncbi.nlm.nih.gov</u></p>
<p><strong>Hız bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor </strong></p>
<p>Zayıflama ilaçlarından protein tüketimine kadar pek çok konuda aynı beklentiyle karşılaşıyoruz. Bana ne yapacağımı söyleyin, mümkünse nedenini fazla uzatmayın. Kimin için geçerli, hangi koşulda işe yarıyor, ne kadar süre izlenmiş, neyi henüz bilmiyoruz? Bu sorular cevabı uzatıyor. Oysa ekranın bir sonraki vaadi hazır.</p>
<p>Tunç, bilimle ekranın temposu arasındaki gerilimi, “Şu zayıflatır, şu güzelleştirir, bunu yaparsanız kanseri önlersiniz…” gibi sağlık vaatleri üzerinden anlattı:</p>
<p><em>“Bilim insanlarının yanılma payını ve süreci hesaba katması gerekiyor. Şu anki haber ekolojisinde ‘soundbite’ dediğimiz hap gibi şeyler ve çözümler arıyoruz. Her şeye hızlı ulaşmak, çabuk ve basit, “hap gibi” yani algılayabildiğimiz şekilde istiyoruz.</em> <em>Hız bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor.”</em></p>
<p><strong>Umut manşete çıkınca, ihtiyat kayboluyor </strong></p>
<p>Aslı Tunç’a sordum: Umut veren bir başlığın altına, yazının bir yerine sıkıştırılmış “İhtiyatlı olalım” uyarısı ne kadar dikkat çekiyor? Aynı soru sponsorlu içerik açıklaması için de geçerli. Açıklamanın bulunmasıyla okurun zihninde bıraktığı iz aynı şey mi?</p>
<p>Başlık vaadini yerine getirmiş, görüntü heyecan yaratmış, içerik çoktan dolaşıma girmiş oluyor. Bilmem kaçıncı paragraftaki uyarıya, o da varsa, bu hızda bakan fark eden oluyor mu? Pek çok içeriğin reklam olduğunu kaçımız fark ediyoruz?</p>
<p>Tunç, reklam ve sponsorluk ilişkilerinin saydam biçimde belirtilmesi bir yana çok temel bir gerilime işaret etti: “Uzmanlık bir mesafe getirir. Profesyonellik soğukkanlı bir mesafeyi getirir. Ama sosyal medya tam tersi, samimiyet üzerine kurulu. <em>Ben de sizdenim, benim de böyle bir sorunum var.</em>”</p>
<p>Kişiyi evinde görüyor, gündelik hayatını izliyor, sıkıntılarını dinliyoruz. Bir süre sonra tanıdığımızı hissediyoruz. Bu yakınlığın içine bir sağlık önerisi, ürün veya hizmet girdiğinde ne oluyor? “Biz sempatik olana, daha güzel olana yöneliyoruz ve içerikten uzaklaşıyoruz” diyor Tunç. Bu nedenle yalnızca bir açıklama koymanın meseleyi çözmeye yetmeyeceğini düşünüyor.</p>
<p>Samimi bulduğum kişiyi ve bilgisini ayrıca araştırıyor muyum? Kendisini sevdiğim için önerisini daha az mı sorguluyorum? Bana benzeyen birinin deneyimi, benim için de geçerli olacakmış gibi mi geliyor?</p>
<p><strong>Gazeteciye de sormak gerek </strong></p>
<p>Gazeteciye de sorularım var. Başkasının iddiasını aktarmakla kendi sorumluluğumuzu tamamlamış olmuyoruz. Bir araştırmanın kim tarafından yapıldığını, kimlerle yürütüldüğünü, neyi gösterip neyi göstermediğini sormak gerekiyor. Haberin heyecanı bu soruların yerini alıyor. Tunç, sosyal medyanın gazeteciliği de kişiselleştirdiğini söyledi: “İzleyici size güveniyor,  yorumlarınızı kendi dünya görüşü olarak satın alıyor.”</p>
<p><strong>Influencer ve uzmanlık arasındaki çizgide dolaştık: </strong><em>“Bu bir pazarlama alanı. Kişi olarak, kimlik olarak kendinizi öne sürüyorsunuz. Takipçi sayınız önemli, nasıl göründüğünüz önemli. Pazarlanan sizin kimliğiniz</em>.” Tunç, kişisel görünürlük ile uzmanlığın birbirine karışmasına dikkat çekiyor<em>: “Sosyal medya herkese alan açıyor. Herkes gazeteci, herkes doktor, herkes psikolog…”</em></p>
<p>Güvenin gazeteciye yüklediği sorumluluk ağır. Takipçinin onayını korurken sorulması gereken soruyu sorabiliyor mu? Kendi yorumuyla olguyu birbirinden ne kadar ayırıyor? Reklam ilişkisi, görünürlük ihtiyacı, kişisel marka, haberden nerede ayrılıyor, yoksa karışıyor mu?</p>
<p>Tunç mesleğin sınırını hatırlattı: <em>“Her soru soran gazeteci değildir. </em><em>Gazeteci olmak bir tutku gerektirir. Her türlü baskıya rağmen, sansüre rağmen soru sorma tutkusunu engelleyemezsiniz.” Tunç, bu tutkuyla gelen öğrencilerin hâlâ bulunduğunu ve onları yüreklendirdiklerini vurguluyor. Ancak öğrenci profili değişiyor: “Bir kısmı influencer olmak istiyor. Daha kamera önünde olmak istiyor. Daha görünür olmak isteyen bir kitle var.” Kendi mesleklerini kurmak isteyenlerle kendilerini ön plana çıkarmak isteyenler aynı sınıfta buluşuyor.</em></p>
<p><strong>Yurttaşın payına ne düşüyor?</strong></p>
<p>Tunç’un keskin ifadelerinden biri, “Yurttaş gazetecisi diye bir şey yoktur” oldu. Gerekçesini de anlattı: “Yoldan geçerken haber niteliği taşıyan bir şeye tanık olabilirsiniz. Onu haberleştirebilirsiniz yurttaş olarak. Bu sizi gazeteci yapmaz.”</p>
<p>Bu ayrımın içinde mesleki yeterlilik, doğrulama ve sorumluluk var. Bir görüntüye sahip olmakla o görüntünün öncesini, sonrasını, kaynağını ve bağlamını bilmek arasında mesafe bulunuyor. Paylaşma imkânımız bu mesafeyi ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Yurttaşın her içeriği tek başına inceleyebileceğini varsayamayız; “Birey olarak ne kadar entelektüel, sorgulayıcı, eğitimli de olsak biraz güçsüz kaldık. Öyle boca ediliyor ki üzerimize mesajlar, gün içinde hangisinin güvenilir olduğunu ayırt etme şansımız olmuyor.”</p>
<p>Yine de kendi payımıza bir dakika diyebileceğimiz anlar var. Örneğin paylaşmadan önce durmak, hoşumuza giden iddiaya da kaynak sormak, yanıldığımızda düzeltmek… Haber alma özgürlüğünü savunurken sevmediğimiz kişinin konuşma özgürlüğünü hesaba katmak.</p>
<p>Söyleşide “Özgürlük kimin için?” sorusu Demokles’in kılıcı gibi tüm tarafların üzerinde sallandı durdu; Tunç, sansüre karşı çıkarken; yalnızca kendi medyamızın, bize yakın olanın özgürlüğünü düşünme eğilimine dikkat çekti:</p>
<p><em>“Bizi doğrulayan bilgiye gösterdiğimiz yakınlıkla bize uzak gelen görüşe gösterdiğimiz tahammülsüzlük aynı muhakemenin içinde buluşabiliyor.”</em></p>
<p><strong>İletişim fakültesinde merhamet konuşmak</strong></p>
<p>Aslı Tunç’un öğrencilerine ilişkin anlattıkları, meselenin geleceğine açılıyor. “Influencer” olmak üzere iletişim fakültesine gelen, hedefi kamera önünde olmak diye özetlenebilecek, görünürlük talep eden “iletişimci” adaylarına sınıfta nereden başlanır… Merak ettim. Tunç yaklaşımını “Değişmeyecek olan değerler” anlatarak diye tarif etti:</p>
<p><em>“İnsana saygı olsun, görevini yaparken etik duruş olsun, merhamet olsun… Çok temel kavramlar üzerinden gitmeye çalışıyorum. Teknik araçların birçoğunu öğrenciler zaten iyi kullanıyor. İnsana, çocuğa, doğaya yeteri kadar saygılı bir şekilde mesleğe yaklaşıyor musunuz? Temel sorusunda dolaşıyorum. ”</em></p>
<p>İletişim fakültesinde merhamet konuşmak… söyleşiden aklımda kalan güçlü noktalardan biri oldu.</p>
<p>Tunç, <em>“Rol model olmaya çalışıyorum; duruşunuzla, yaşamınızla, her şeyinizle… Çünkü genç insanlar bu süreçte bir yol arkadaşı arıyorlar”</em> dedi.</p>
<p>Sorumluluğumuz ağır. “Bilmiyorum” demenin piyasa değerini yükseltmemiz gerek.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilmiyorum-demenin-piyasa-degeri-90358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilmiyorum demenin piyasa değeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-bulusmadan-geriye-ne-kalir-90356</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir buluşmadan geriye ne kalır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir tutam sumak, yıllar süren bir çalışmanın karşılığı olabilir mi? Gastromasa Kurucusu ve Sözen Group CEO’su <strong>Gökmen Sözen</strong>, Gastromasa’nın bu yılki hazırlıklarını anlatırken İspanya’daki Arzak Restaurant’dan söz ediyor. Yakın zamanda yeniden ziyaret ettiği mekânda, Üç Michelin yıldızlı İspanyol şef <strong>Elena Arzak</strong>, konuk olduğu Gastromasa nedeniyle tanıştığı sumağı kullandığı tatlıyı yaklaşık dört yıldır konuklarına sunmayı sürdürüyor. Sözen, bunu anlatırken duyduğu mutluluğun nedenini de açıklıyor: Tanıdığımız bir ürünün dünyanın önemli mutfaklarından birinde kendine yer bulması.</p>
<p>Bu örneği önemsiyorum. Gastronomi alanındaki büyük buluşmaları konuşurken çoğunlukla sahneye çıkacak isimlere, katılımcı sayılarına, ülkelerin çeşitliliğine bakıyoruz. Oysa bir ürünün başka bir mutfakta uyandırdığı merak da üzerinde durulmayı hak ediyor. Şef o malzemeyi tanıyor, deniyor, kendi mutfak anlayışı içinde değerlendiriyor. Ardından belki kaynağını araştırıyor, üreticisine ulaşıyor, misafirine anlatıyor. Etkileşimin devamı böyle kurulabiliyor.</p>
<p>Bir yemeğin peşinden giderken tarlaya, atölyeye, çarşıya, bir ustanın yıllar içinde edindiği bilgiye ulaşıyoruz. Uluslararası bir buluşmanın değerini de bu hayatla kurduğu ilişki üzerinden düşünmek istiyorum.</p>
<p><strong>Bir inancı yıllarca sürdürmek</strong></p>
<p>Gastromasa İstanbul Uluslararası Gastronomi Konferansı ve Fuarı, 26–27 Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde 11. kez gerçekleştirilecek. Bu yılın teması <em>“Culture &amp; Interaction”</em>, yani <em>“Kültür ve Etkileşim”.</em></p>
<p>Bir organizasyonu başlatmakla yıllarca sürdürmek farklı sorumluluklar getiriyor. Her yıl yeniden kaynak bulmak, ilişkileri korumak, içeriği geliştirmek, konukların ve katılımcıların beklentilerine karşılık vermek gerekiyor. Görünür olan iki günün arkasında, çok daha uzun bir hazırlık dönemi bulunuyor. Bu emeği teslim etmeliyiz.</p>
<p>Sözen, yola çıkış düşüncesini şöyle anlatıyor: <em>“Gastromasa’yı hayata geçirirken en büyük hedefimiz Türkiye’yi dünya gastronomi sahnesinde hak ettiği noktaya taşımaktı. Çünkü ülkemizin gastronomisine güveniyorduk.”</em></p>
<p>Bu güvenin dayandığı ürünleri, tarifleri ve üretim bilgisini biliyoruz. Asıl mesele, o birikimi dünyaya nasıl anlattığımız. Zenginliğimizi sık sık dile getiriyoruz; onu ayrıntılarıyla tanıtmak, araştırılmış bilgiyle desteklemek, merak edenlerin kaynağına ulaşmasını sağlamak ise sürekli çalışma istiyor. Gastromasa’nın yıllar içinde oluşturduğu ilişkileri bu açıdan değerlendirmek anlamlı.</p>
<p><strong>Büyüklüğün karşılığı</strong></p>
<p>Sözen, Gastromasa’yı dünyanın en önemli iki gastronomi konferansından biri olarak tanımlıyor. Uzun yıllar örnek aldıkları San Sebastián Gastronomika’yı anıyor; ziyaretçi sayısı, etkinlik alanı, oditoryumlar ve uluslararası katılım açısından ulaştıkları ölçeğe dikkat çekiyor. Bu yıl yaklaşık 20 bin ziyaretçi ve 200 konuşmacı hedeflediklerini söylüyor.</p>
<p>Bu sayılar, buluşmanın erişimini ve hazırlığın boyutunu anlatıyor. Genç bir aşçının dinlediği bir sunum, mutfakta çalışma biçimini değiştirebiliyor. Bir üretici, ürününü anlatabileceği doğru kişiyle karşılaşıyor. Bir işletmeci, servis düzenine ilişkin bir sorusuna cevap bulabiliyor.</p>
<p>Fuar bölümü de bu ilişkilerin kurulabileceği alanlardan biri. Açıklanan içerikte profesyonel mutfak ekipmanları, gıda ürünleri ve hammaddeler, sofra ve servis gereçleri, teknoloji ve hizmetler bulunuyor. Bir şefin aradığı malzemeyi üreticisiyle konuşması, bir işletmenin ihtiyacına uygun ekipmanı yerinde incelemesi, yeni bir tedarik ilişkisinin başlaması… Buluşmanın günlük çalışma hayatına nasıl yansıyacağını biraz da bu temaslar gösterecek.</p>
<p>Türkiye’de oluşturulmuş bir organizasyonun Londra’da da gerçekleştirilmesini bu nedenle önemsiyorum. Sözen, oradaki buluşmayı yeniden yapmayı istediklerini belirtiyor. Başka bir ülkeye taşınan böyle bir çalışma, yeni bir çevreyle ilişki kurmak anlamına geliyor. Türkiye’den götürdüğümüz içeriklerin orada nasıl karşılandığını, hangi soruları doğurduğunu öğrenmek de bu deneyimin bir parçası.</p>
<p><strong>Yedi yıl beklenen bir konuk</strong></p>
<p>Bu yılın programında <strong>Pierre Hermé, Hiroyasu Kawate, Mauro Uliassi, Eduard Xatruch, Emmanuel Renaut, Alexandre Couillon, Simon Rogan, Pía León </strong>ve <strong>Rodolfo Guzmán</strong> gibi isimler bulunuyor. Farklı coğrafyaların ürünlerini ve mutfak anlayışlarını İstanbul’da dinleme fırsatı doğacak.</p>
<p>Gökmen Sözen, Pierre Hermé’nin katılımını anlatırken kişisel heyecanını saklamıyor: <em>“Yaklaşık yedi yıldır kendisini Gastromasa’ya davet etmek için çalışıyordum. Sonunda bunu başardığımız için çok mutluyum.”</em></p>
<p>Bu süre, uluslararası ilişkilerin nasıl sabırla kurulduğunu da gösteriyor. Katılım sağlandıktan sonra ise önümüzde başka bir sorumluluk beliriyor: O birikimden nasıl yararlanacağız? Programdaki atölyeler ve canlı pişirme gösterileri, anlatılan bilgiyi uygulama üzerinden takip etme imkânı da sunacak.</p>
<p>Pastacılıkta Pierre Hermé, <strong>Antonio Bachour</strong> ve <strong>René Frank gibi</strong> isimlerin aynı buluşmada yer alması, ürün geliştirmeye ve tekniğe ilişkin farklı yaklaşımları karşılaştırma imkânı sunuyor. <strong>Franco Pepe</strong>’nin katılımı, hamurun, malzemenin ve ustalığın pizza üzerinden konuşulabileceği başka bir alan açıyor. Bir ustanın yaptığı işi izlerken, kararlarının nedenlerini de öğrenebilmek kıymetli. Hangi denemeden vazgeçmiş, hangi malzemede ısrar etmiş, neyi değiştirmiş?</p>
<p>Sözen, Türkiye’nin şerbetli ve sütlü tatlılardaki birikimini hatırlatıyor; dünya pastacılığındaki çağdaş gelişmeleri de yakından izlememiz gerektiğini söylüyor. Bu iki dikkati birlikte koruyabilmeliyiz. Kendi tarifimizin temelini bildiğimizde, başka bir mutfaktan öğrendiğimizi daha bilinçli değerlendiririz. Yeni bir teknik, elimizdeki ürüne yeniden bakmamızı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Şefin yolu üreticiden geçerse</strong></p>
<p>Gastromasa’ya gelen şeflerin İstanbul’un dışına da götürüldüğünü anlatıyor Sözen. Kapadokya, Gaziantep, Adana, Antalya… Farklı şehirlerde ürünlerle ve üreticilerle tanışmalarına önem verdiklerini belirtiyor.</p>
<p>Bu ziyaretlerin kıymeti, şefin ürünü yetiştiren ya da işleyen insanla doğrudan konuşabilmesinde… Malzemenin mutfağa gelmeden önceki yolculuğunu tanımak, onunla kurulacak ilişkiyi de derinleştiriyor. Hasadın, saklama yönteminin, ustalığın ürün üzerindeki etkisini öğrenmek, mutfaktaki tercihleri daha bilinçli hâle getiriyor.</p>
<p><strong>Dünyanın gözü ve ağırlamanın bütünü</strong></p>
<p>Sözen’in konuşmasındaki önemli başlıklardan biri de uluslararası basının ilgisiydi. Etkinlik vesilesiyle Türkiye’ye gelen yabancı gastronomi yazarları ve yayıncıları restoranlarımızı deneyimliyor, şeflerimizle doğrudan tanışıyor ve izlenimlerini kendi mecralarına taşıyor. Bu temaslar, mutfağımızın dünyada yalnızca egzotik ya da nostaljik tariflerle değil; köklerinden güç alan, çağdaş ve dönüştürücü bir gastronomi kimliğiyle anlatılmasına vesile oluyor.</p>
<p>Tam da bu noktada Gastromasa’nın bu yıl programına güçlü biçimde dâhil ettiği alanlardan biri öne çıkıyor: <em>Hospitality</em>, yani ağırlama sektörü. Otel yöneticileri, sommelierler, servis ve içecek profesyonelleri programın içinde. Barselona ve Londra gibi merkezlerden, Paradiso ve Sips gibi barlardan temsilcilerin katılımı da açıklanan içerikler arasında.</p>
<p>Sözen, yaklaşımını şu sözlerle anlatıyor: <em>“Gastronomi ekosisteminin yalnızca şeflerden oluşmadığını biliyoruz. Otelcilik, turizm, servis, yatırım ve ağırlama sektörlerinin tamamı bu ekosistemin önemli parçaları.”</em></p>
<p>Bu alanların aynı buluşmada konuşulmasını değerli buluyorum. Servis çalışanının eğitimi, meslekte ilerleme imkânı, ürün bilgisi ve çalışma koşulları gastronomi tartışmasının merkezinde daha fazla yer almalı. Misafirin karşılaştığı kaliteyi, bütün bu süreçler birlikte oluşturuyor.</p>
<p><strong>Etkileşim, dinlemeyi de gerektirir</strong></p>
<p>Latin Amerika’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya uzanan katılımcı çeşitliliği, bu yılki temanın çerçevesini oluşturuyor. Sözen, Orta Doğu gastronomisine özel bir panel hazırlanacağını, bu buluşmalarla bölge ülkeleri arasındaki kültürel ve turizm ilişkilerine de katkı sağlamak istediklerini belirtiyor.</p>
<p><strong>Bizim de sorumluluğumuz var</strong></p>
<p>Sözen, basına gastronomiye daha fazla yer verme ve bu alanda uzmanlaşma çağrısında bulunuyor. Gastronomi kültürü yazarı olarak bu sözün kendi mesleğimizle ilgili tarafında da durmak isterim. Alan büyüdükçe kullandığımız bilgilerin doğruluğu, kurduğumuz bağlantılar ve verdiğimiz hükümlerin dayanağı daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Gökmen Sözen’in mutfak kültürünün ilkokuldan başlayarak öğretilmesine ilişkin düşüncesini de aynı süreklilik içinde okuyorum. Bir çocuğun yediği ürünün nerede yetiştiğini, ne zaman hasat edildiğini, sofraya ulaşıncaya kadar kimlerin çalıştığını öğrenmesi, hayatı boyunca taşıyacağı bir bilgi. Geleceğin bilinçli tüketicisiyle üreticisi, aşçısıyla yazarı bu meraktan beslenebilir.</p>
<p><strong>Buluşma bittikten sonra</strong></p>
<p>Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde çok sayıda isim dinlenecek, ürünler tanıtılacak, yeni tanışıklıklar kurulacak. Ben sonrasında ne olacağını da merak ediyorum. Genç bir aşçının defterine aldığı not, kendi mutfağında bir denemeye dönüşecek mi? Bir üreticinin telefonu yeniden çalacak mı? İstanbul’da başlayan bir konuşma başka bir şehirde devam edecek mi?</p>
<p>Sözen’in anlattığı sumaklı tatlı bu yüzden aklımda kaldı. Bir karşılaşmanın, bir ürünün, bir merakın izini taşıyor. Gastromasa’nın ardından bu izlerin çoğalacağına, geldikleri coğrafyayla ve onları üreten insanlarla bağların süreceğine inanıyorum. <em>“Kültür ve Etkileşim” </em>temasının karşılığını günlük hayatın içinde bir kez daha göreceğiz. Bu buluşmaları mümkün kılan emek için teşekkürler Gökmen Sözen…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-bulusmadan-geriye-ne-kalir-90356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/56-1792732696.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir buluşmadan geriye ne kalır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sporun-gercek-basarisi-geride-biraktigi-izde-90374</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sporun gerçek başarısı, geride bıraktığı izde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü, 10'uncu yılında milli güreşçi Nesrin Baş, paralimpik yüzücü Umut Ünlü ve Türk voleybolunun gelişimine öncülük eden Mehmet Akif Üstündağ'a verildi. Bu yıl 102 adayın değerlendirildiği ödülün ortak mesajı, sportif başarının madalyaların ötesinde, açılan yollar ve gelecek kuşaklara bırakılan izlerle anlam kazandığı oldu.</p>
<p>Bir sporcunun başarısı, kazandığı madalyaların, kırdığı rekorların çok ötesinde anlam taşır. Kendisinden sonra gelenlere açtığı yollarda, değiştirdiği hayatlarda ve hayallerine cesaret verdiği çocuklarda iz bırakır.</p>
<p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü, on yıldır sporun bu yönüne dikkat çekiyor. Sporun dönüştürücü gücüne inanan ve yaşamı boyunca sporculara destek veren Mustafa V. Koç’un anısını yaşatmak amacıyla Koç Holding ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) iş birliğiyle düzenlenen ödül, bu yıl da üç farklı başarı hikâyesini buluşturdu.</p>
<p>Divan Kuruçeşme’de düzenlenen törende, Olimpik kategoride milli güreşçi Nesrin Baş, Paralimpik kategoride milli yüzücü Umut Ünlü, Yaşam Boyu Spora Katkı kategorisinde ise Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ ödüle layık görüldü.</p>
<p>Bu yıl 102 aday arasından yedi finalist belirlendi. Jürinin değerlendirmesinde sportif performansın yanı sıra sporun temel değerlerine yapılan katkı öne çıktı.</p>
<p><strong>Caroline Koç: Başarının ardındaki karakteri onurlandırıyoruz</strong></p>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Mustafa V. Koç Spor Ödülü Jüri Başkanı Caroline N. Koç, törende yaptığı konuşmada ödülün taşıdığı anlamı, Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılıyla birlikte değerlendirdi.</p>
<p>Caroline Koç, Mustafa V. Koç’un yaşamı boyunca savunduğu değerlerin bu ödülle yaşatılmasının kendileri için büyük önem taşıdığını belirterek, başarıya bakışlarını şu sözlerle anlattı: “Başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, o sonuçlara nasıl ulaşıldığıyla da değerlendiriyoruz.”</p>
<p>Koç’a göre sporda örnek alınan insanları belirleyen, kazandıkları madalyaların ötesinde gösterdikleri emek, kararlılık, rakiplerine duydukları saygı ve zorluklar karşısında yeniden ayağa kalkabilmeleri.</p>
<p>“Mustafa V. Koç Spor Ödülü ile yalnızca sportif başarıları değil, başarının ardındaki karakteri de onurlandırıyoruz” diyen Koç, bu yılın kazananlarının sporun sınırları aşmak ve birlikte başarmak açısından taşıdığı gücü ortaya koyduğunu vurguladı.</p>
<p>TMOK Başkanı Prof. Dr. Veli Ozan Çakır da ödülün temelinde yer alan saygı, mükemmellik ve dostluk ilkelerine dikkat çekti. Çakır’a göre on yıldır verilen ödül, Türk sporunun başarılarını ve değerlerini gelecek nesillere taşıyan önemli bir hafıza oluşturuyor.</p>
<p><strong>Nesrin Baş: Küçük kız çocuklarına ilham olmak istiyorum</strong></p>
<p>Olimpik kategorinin kazananı Nesrin Baş, Türk kadın güreşinin son yıllarda yetiştirdiği başarılı isimlerden biri. Kariyerinde farklı yaş kategorilerinde üç dünya ve beş Avrupa şampiyonluğu bulunan Baş, 2026 Avrupa Güreş Şampiyonası’nda 68 kilogramda altın madalya kazandı. Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda da Türkiye’yi temsil etti. Ancak Baş için elde ettiği başarıların anlamı, kendisinden sonra gelen kız çocuklarının hayallerinde karşılık bulmasıyla büyüyor.</p>
<p>“Ben de bir zamanlar büyük hayalleri olan küçük bir kız çocuğuydum” diyen milli güreşçi, bugün en büyük hedeflerinden birinin genç kızlara kendi başarı hikâyelerini yazabileceklerini göstermek olduğunu söyledi. Baş, ödülün hayallerinin peşinden giden kız çocuklarına “Ben de yapabilirim!” dedirtmesini umut ettiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Umut Ünlü: Başarı başkalarına yol açmalı</strong></p>
<p>Paralimpik kategoride ödülün sahibi olan Umut Ünlü’nün hikâyesi ise sporun fırsat eşitliği açısından taşıdığı önemi hatırlatıyor. Yüzmeye 19 yaşında başlayan Ünlü, Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda S3 sınıfında 50 ve 200 metre serbest yarışlarında iki altın madalya kazanarak aynı Paralimpik Oyunları’nda iki altına ulaşan ilk Türk sporcu oldu. 2025 Dünya Para Yüzme Şampiyonası’nda bronz, 2026 Avrupa Para Yüzme Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanan Ünlü, sporun kendisine kazandırdıklarını anlatırken önemli bir noktaya dikkat çekti: “Engelli bir insanın neler yapabileceğini ve ne kadar değerli olduğunu göstermek için mutlaka madalya kazanması gerekmemeli.”</p>
<p>Ünlü’nün en büyük dileği, daha fazla engelli çocuğun ve gencin sporla buluşması, kendi yeteneklerini keşfedebilmesi. Milli yüzücü bu yaklaşımını, “Bir insanın başarısı çok değerlidir ama o başarının başkalarına da yol açması çok daha değerlidir” sözleriyle özetledi.</p>
<p><strong>Mehmet Akif Üstündağ: Asıl mesele başarıyı sürdürülebilir kılmak</strong></p>
<p>Yaşam Boyu Spora Katkı Ödülü’nün sahibi Mehmet Akif Üstündağ ise Türk voleybolunun son on yıldaki dönüşümünde önemli rol üstlenen isimlerden biri. 2016 yılından bu yana Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığı görevini sürdüren Üstündağ döneminde milli takımlar uluslararası başarılar elde ederken altyapı çalışmaları, sporcu yetiştirme programları ve voleybolun yaygınlaştırılmasına yönelik adımlar da hız kazandı.</p>
<p>2024 yılında Uluslararası Voleybol Federasyonu Voleybol Konseyi Başkanlığına seçilen Üstündağ, ödülünü Türk voleyboluna emek veren herkese ithaf etti.</p>
<p>Üstündağ’ın konuşmasında öne çıkan mesaj ise başarının kalıcılığıydı:</p>
<p>“Sporda gerçek başarı, yalnızca kazanılan kupalar ve madalyalarla değil, başarıyı sürdürülebilir kılabilmek ve gelecek nesillerin önünü açabilecek bir yapı kurabilmekle ölçülür.”</p>
<p>Üstündağ, 2021 yılında Filenin Sultanları’nın da aynı ödüle layık görüldüğünü hatırlatarak, bugünkü başarıların yıllar içinde birlikte inşa edilen güçlü bir yapının sonucu olduğunu vurguladı.</p>
<p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü’nün onuncu yılında ortaya çıkan üç farklı hikâyenin ortak noktası da burada buluşuyor: Başarı, kazanılan madalyalar kadar, o başarıların ardından sporla buluşan çocuklarda, güçlenen kurumlarda ve gelecek kuşaklara açılan yeni fırsatlarda yaşamaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sporun-gercek-basarisi-geride-biraktigi-izde-90374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/6-1792738440.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sporun gerçek başarısı, geride bıraktığı izde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/katilma-paylari-bloke-edilen-yatirimcilar-tasfiye-kapsamina-alindi-90361</guid>
            <pubDate>Fri, 23 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katılma payları bloke edilen yatırımcılar tasfiye kapsamına alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi’nin Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde, 3. maddede AK Parti’nin verdiği önergeyle tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin düzenlemeye gidildi.</p>
<p>Teklifin 3’üncü maddesinin 5’inci fıkrasına “Tasfiyeye konu fonlara ilişkin olarak 17 Eylül 2026 tarihi ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından, katılma payları bloke edilmiş olanlar, fon pay sahibi sıfatıyla bu Kanundaki tasfiye hükümlerine tabidir” ibaresi eklendi.</p>
<p>Böylece, 17 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilen ancak gerçekleşmeyen talimatlar nedeniyle katılma payı bloke edilen yatırımcılar da fon teklifindeki tasfiye kapsamına girmiş oldu.</p>
<p>Kabul edilen önergenin gerekçesinde, yapılan düzenleme ile katılma payı sahipleri adına TEFAS’a iletilmiş olmakla birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar geçersiz hâle geldiği için TEFAS İşlem Blokaj Alt Hesabı’nda katılma payı bulunan katılma payı sahiplerinin de fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye kapsamında olduklarının belirlendiği kaydedildi. Düzenlemenin yalnızca gerçekleşmemiş veya takası tamamlanmamış emirlerle sınırlı olduğu, ödemesi tamamlanmış işlemleri etkilemediği belirtildi.</p>
<h2>Önerge tartışma yarattı, “kanuna aykırı” uyarısı geldi </h2>
<p>Yasa teklifinin görüşmeleri sırasında geç saatlerde verilen önergeye muhalefet partilerinden eleştiri geldi. Muhalefet partilerinin grup başkanvekilleri, verilen önerge ile Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Takas kesinliği ve rehin hakkı”nı düzenleyen 79’uncu maddesinin ihlal edildiğini belirterek düzenlemeye itiraz ettiler. CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, “Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79’uncu maddesi takas kesinliği ilkesini düzenliyor. 79’uncu maddeye göre, sermaye piyasası araçlarının takas talimatları ve ödeme işlemleri, merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin durdurulması veya tasfiye edilmesi durumlarında dahi geri alınamaz ve iptal edilemez. Bu kesinlikle SPK Kanunu’nun 79’uncu maddesine aykırı. Yarın binlerce, belki iki yüz bin dava gelecek. Kanuna aykırı bir şeyi burada nasıl çıkarıyoruz?” diye sordu. Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, “İktidarlar bugün gelir, yarın gider, dijital izler yerinde kalır. Verilmiş ödeme emri talimatlarını iptal eden memurlar suç işlemişlerdir. Bu düzenleme suç işleyen memurları koruma amacıyla getirilmiştir. Hakk’ın önünde, tarihin önünde bunun hesabı verilemez” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“200 bin insan etkileniyor”</span></h2>
<p>DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit de “Komisyonda yeterince tartışılmamış, son dakikada teknik bir düzenleme gibi önümüze getirilen önergeden 200 bin insan etkileniyor. Yani mağduriyeti katmerleyen bir önergeyi getirip bizim de buna destek vermemiz bekleniyor. Madde 79 çok açık: ‘16 Eylül’de talimatı vermişse alacaklıdır’ diyor. Şimdi, bunu ortadan kaldıracak, bizi de burada yeniden bir mağduriyetin parçası kılacak yeni bir önerge getirilip önümüze konuyor” dedi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da SPK Kanunu’nun 79’uncu maddesine dikkat çekerek, “Adam talimatını vermiş. Ne diyorsunuz? ‘Fiyat oluşmamışsa, fon temerrüde düşmüşse...’ Fon niye temerrüde düştü? Çünkü şirket AKP’li, aracı kurum AKP’li, SPK AKP’li, Borsa İstanbul AKP’li; hep beraber soymuşlar, hep beraber göz yummuşlar; onun için fi yat oluşmamış, onun için vatandaş temerrüde düşmüş. Bir gece yarısı önergesiyle 250 bin kişinin hak ve alacaklarına çöküyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi.</p>
<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ise yasa teklifi ve önergeye ilişkin eleştirilere yanıt verirken, “17 Eylül itibarıyla alınan bu kararlar doğrultusunda ilgili portföy şirketlerinin gerek daha önceki talimatları noktasında temerrüde düştüğü gerekse de verilen talimat karşısında fi yat oluşmadığı durumlar var. Bunu izah ediyoruz. Siz talimat vermiş olsanız bile hisseniz satış değeriyle beraber nihai evre oluşmadığı müddetçe siz o fonun yatırımcısı olarak devam ediyorsunuz. Fark etmiyor ki” değerlendirmesini yaptı. Güler, yatırımcıların verdiği satış talimatının TEFAS’ta kayıt altında bulunduğunu belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SPK: Satış talimatı takası başlatmıyor</span></h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfi ye sürecindeki fonlarda satış talimatı verilmesinin veya sistemde pay blokaj kaydı bulunmasının, tek başına takasın başladığı anlamına gelmediğini açıkladı. Henüz takası tamamlanmamış işlemlerin tasfi ye kapsamına alınacağını belirten Kurul, bu yatırımcıların diğer fon pay sahipleriyle eşit koşullarda değerlendirileceğini bildirdi.</p>
<p>SPK’nin açıklaması, TBMM’de görüşülen kanun teklifi kapsamında takas kesinliği ve pay blokajı (PBLK) konusunda oluşan tereddütleri gidermeyi amaçlıyor. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79’uncu maddesi, takas talimat ve işlemleriyle ödeme işlemlerinin, ilgili kuruluşların faaliyetleri durdurulsa veya tasfi yeye girse dahi geri alınamaması ve iptal edilememesini öngörüyor. Ancak SPK, bu hükmün Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’ndaki (TEFAS) bütün satış talimatlarına, işlemin aşamasından bağımsız biçimde uygulanamayacağını vurguladı.</p>
<p>TEFAS’ta satış talimatı verilmesi, işlemin tamamlandığı anlamına gelmiyor. Takasın tamamlanması için nakdin yatırımcı hesabına aktarılması ve fon katılma payı sahipliği kaydının kaldırılması gerekiyor. Bu iki aşama gerçekleşmemişse talimat, tasfiye kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>SPK, pay blokaj kaydı bulunan yatırımcıların da toplam 455 bin 758 fon payı sahibi arasında yer aldığını, ayrıcalıklı bir grup oluşturmadığını belirtti. Kanun teklifindeki düzenlemenin tamamlanmış işlemleri etkilemeyeceğini kaydeden Kurul, yalnızca takası sonuçlanmamış talimatların tasfiye gelirleri üzerinden diğer yatırımcılarla eşit koşullarda değerlendirileceğini bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/katilma-paylari-bloke-edilen-yatirimcilar-tasfiye-kapsamina-alindi-90361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon yasa teklifinin görüşmelerinde AK Parti’nin verdiği önergeyle yeni düzenlemeye gidilerek 17 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilen ancak gerçekleşmeyen talimatlar nedeniyle katılma payları bloke edilen yatırımcılar da fon teklifindeki tasfiye kapsamına alındı. Muhalefet partileri, düzenlemeyle Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Takas kesinliği ve rehin hakkı”nı düzenleyen 79’uncu maddesinin ihlal edildiğini, 200 bin kişinin düzenlemeden olumsuz etkileneceğini belirterek önergeye karşı çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/global-karma-osbde-yapay-zeka-veri-merkezi-yatirimi-hedefleniyor-90338</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 21:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global Karma OSB’de yapay zeka veri merkezi yatırımı hedefleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Global Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde (Global Karma OSB), “Vizyon, Yatırım ve İstişare Toplantısı” düzenlendi.</p>
<p>Toplantıda, bölgenin mevcut altyapısı, sanayi yatırımları ve sürdürülebilirlik hedefleri ele alınırken, OSB bünyesinde kurulması değerlendirilen Yapay Zekâ Veri Merkezi Kampüsü projesi de tanıtıldı.</p>
<p>Toplantıya; Dilovası Kaymakamı Resul Çelik, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü ve HAVELSAN Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gökmen Mengüç, Kocaeli Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Hüseyin Sınırcı ve Devlet Malzeme Ofisi Marmara Bölge Müdürü Aydın Akyürek katıldı.</p>
<p>Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Güzeller OSB Yönetim Kurulu Başkanı Adem Ceylan, İTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Berk Üstündağ, Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, E.Tümgeneral Selami Arslan, Ayhan Doyuk ve Oğuzhan Ceylan ile sanayi ve teknoloji dünyasının temsilcileri de toplantıda yer aldı. İngiltere’den Prof. Dr. Yüksel Ekinci programa çevrimiçi bağlantıyla katıldı.</p>
<p>Global Karma OSB Bölge Müdürü Cihan Odabaşı’nın bölgenin mevcut durumu, altyapısı ve yeni yatırım olanaklarına ilişkin sunumunun ardından, Ayhanlar Holding Teknoloji Direktörü Halil Safa Sağlık, Yapay Zekâ Veri Merkezi Kampüsü projesini katılımcılara anlattı. Projenin teknik özellikleri ve yatırım planlaması, hazırlanan simülasyon videosu eşliğinde aktarıldı.</p>
<h2>Beş bağımsız veri merkezi biriminden oluşan bir kampüs kurulması hedefleniyor</h2>
<p>Global Karma OSB’nin yaklaşık 1 milyon metrekarelik alanı içerisinde, 486 bin metrekarelik sahada beş bağımsız veri merkezi biriminden oluşan bir kampüs kurulması değerlendiriliyor. Beş etap hâlinde hayata geçirilmesi öngörülen yatırımın 8 ila 10 yıllık süreçte kademeli olarak geliştirilmesi ve toplam 1 GW bağlantı gücüne ulaşması planlanıyor. Toplantıda ayrıca projenin enerji ihtiyacı, veri ve iletişim altyapısı, teknik ve ekonomik fizibilitesi ile Türkiye’nin yapay zekâ teknolojilerindeki gelişimine sağlayabileceği katkılar üzerinde duruldu.</p>
<h2>“Yapay zekâ ve veri merkezi yatırımları, Türkiye için stratejik önem taşıyor”</h2>
<p>Global Karma OSB Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ayhan, toplantının tüm paydaşların ortak değerlendirmeleriyle gerçekleştirilmesinin önemli bir başlangıç olduğunu belirterek, “Yapay zekâ ve veri merkezi yatırımları, Türkiye’nin teknolojik geleceği açısından stratejik önem taşıyor. Global Karma OSB; enerji ve veri iletim koridorlarına yakınlığı, güçlü kara ve deniz ulaşım bağlantıları ve Marmara sanayi havzasındaki konumuyla bu tür yatırımlar için önemli bir lokasyon potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Büyük ölçekli veri merkezi yatırımları milyarlarca dolarlık ekonomik değer oluşturabiliyor”</h2>
<p>Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, küresel teknoloji şirketlerinin yapay zekâ ve veri merkezi yatırımları konusunda yoğun bir rekabet içinde olduğunu belirterek, “Amazon, Google, Microsoft ve Meta gibi küresel teknoloji şirketleri, yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarında büyük bir yarış içerisinde. Türkiye de bu küresel yatırım yarışından daha fazla pay alabilecek potansiyele sahip. Büyük ölçekli veri merkezi yatırımları milyarlarca dolarlık ekonomik değer oluşturabiliyor. Türkiye’nin bu fırsatları değerlendirebilmesi için enerji, su, ulaşım, telekomünikasyon ve fiber altyapısının önceden planlanması, yatırımcı güveninin güçlendirilmesi, izin süreçlerinde ise hız ve öngörülebilirliğin sağlanması kritik önem taşıyor. Altyapı yatırımlarını yalnızca bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarını da gözeterek gerçekleştirmek gerekiyor. Global Karma OSB’nin konumu ve yatırım potansiyeli de bu açıdan değerlendirmeye değer” şeklinde konuştu.</p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarının Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından önemine dikkat çekerek, “Türkiye’nin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını artırması gerekiyor. Bu süreçte sanayi, üniversite ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, yapay zekâ veri merkezi yatırımlarının bilimsel araştırmalar ve teknolojik gelişim açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, “Yapay zekâ veri merkezleri, bilimsel araştırmaların ve teknolojik gelişimin ilerlemesi açısından önemli fırsatlar sunuyor. Kocaeli Üniversitesi olarak Global Karma OSB ile akademik iş birliği yapmaya ve ortak çalışmalar geliştirmeye hazırız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü ve HAVELSAN Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ise projenin geniş katılımlı bir istişare toplantısında ele alınmasını önemli bir başlangıç olarak değerlendirdi. Türkiye’nin veri bilimi ve yapay zekâ alanındaki yetkinliğinin geliştirilmesi için yatırımların hız kazanması gerektiğini vurgulayan Mantar, “Türkiye’nin veri bilimi ve yapay zekâ alanındaki yetkinliğini geliştirmek için bu tür yatırımların hız kazanması gerekiyor. Gebze Teknik Üniversitesi olarak projeye akademik destek vermeye hazırız” dedi.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gökmen Mengüç ile Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu da Yapay Zekâ Veri Merkezi Kampüsü projesinin bölgenin teknolojik ve ekonomik gelişimine katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Projeden duydukları memnuniyeti dile getiren Mengüç ve Ömeroğlu, ilgili kurumların görev ve yetki alanları çerçevesinde yatırımın geliştirilmesine destek vereceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/global-karma-osbde-yapay-zeka-veri-merkezi-yatirimi-hedefleniyor-90338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/global-karma-osbde-yapay-zeka-veri-merkezi-yatirimi-hedefleniyor-1792693241.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde düzenlenen toplantıda, beş bağımsız veri merkezi biriminden oluşması öngörülen kampüs projesi tanıtılırken, Türkiye’nin küresel teknoloji yatırımlarından daha fazla pay alması için gereken altyapı koşulları değerlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-417-milyar-lira-artti-90329</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 41,7 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 16 Ekim itibarıyla 41 milyar 710 milyon lira artarak 28 trilyon 636 milyar 794 milyon liradan 28 trilyon 678 milyar 504 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 761 milyar 408 milyon lira artışla 32 trilyon 346 milyar 964 milyon liradan 33 trilyon 108 milyar 372 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 23 milyar 583 milyon lira azalarak 3 trilyon 489 milyar 142 milyon liraya indi.</p>
<p>Bu tutarın 846 milyar 919 milyon lirası konut, 41 milyar 767 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 600 milyar 456 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 32 milyar 508 milyon lira artarak 4 trilyon 361 milyar 749 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 81 milyar 566 milyon lira azalışla 3 trilyon 390 milyar 246 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 317 milyar 876 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 72 milyar 369 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, aynı dönemde 16 milyar 860 milyon lira artışla 945 milyar 610 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 694 milyar 414 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 7 milyar 963 milyon lira artarak 6 trilyon 150 milyar 555 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-417-milyar-lira-artti-90329</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 41,7 milyar lira artışla 28,7 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-6313-milyar-lira-artti-90322</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 631,3 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 16 Ekim ile biten haftada yüzde 1,86 artarak 33 trilyon 788 milyar 913 milyon 367 bin liradan 34 trilyon 420 milyar 205 milyon 228 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 3,40 artışla 19 trilyon 53 milyar 787 milyon 509 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat da yüzde 0,17 yükselişle 11 trilyon 207 milyar 282 milyon 22 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 266 milyar 132 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 227 milyar 566 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 16 Ekim itibarıyla 848 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,50 azalışla 6 trilyon 871 milyar 478 milyon 289 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 846 milyar 153 milyon 576 bin lirası konut, 41 milyar 619 milyon 351 bin lirası taşıt, 2 trilyon 593 milyar 734 milyon 338 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 389 milyar 971 milyon 24 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 16 Ekim ile biten haftada 45 milyar 375 milyon 183 bin lira artarak 27 trilyon 865 milyar 746 milyon 734 bin liradan 27 trilyon 911 milyar 121 milyon 917 bin liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-6313-milyar-lira-artti-90322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/2/1280x720/lira-para-1756795627.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 631,3 milyar lira artışla 34,4 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-1332-milyon-dolarlik-satis-90321</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 15:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 133,2 milyon dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 88,8 milyon dolarlık hisse senedi, 44,4 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 20,7 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 16 Ekim haftasında 35 milyar 921,4 milyon dolardan 33 milyar 981,1 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 42,3 milyon dolardan 16 milyar 791,8 milyon dolara indi.</p>
<p>ÖST stoku ise 3 milyar 72,8 milyon dolardan 3 milyar 39,4 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-1332-milyon-dolarlik-satis-90321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 88,8 milyon dolarlık hisse senedi ile 44,4 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-25-milyar-dolar-azaldi-90317</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 14:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 2,5 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 16 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 2 milyar 419 milyon dolar azalışla 62 milyar 148 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 9 Ekim'de 64 milyar 567 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 59 milyon dolar düşüşle 107 milyar 8 milyon dolardan 106 milyar 949 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 16 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 2 milyar 478 milyon dolar azalışla 171 milyar 575 milyon dolardan 169 milyar 97 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table style="height: 840px;">
<tbody>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">Tarih</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">Altın Rezervleri</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">26.01.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">48.007</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">89.154</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">137.161</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">23.02.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">49.271</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">82.479</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">131.750</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">29.03.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">54.378</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">68.748</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">123.126</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">26.04.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">59.113</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">64.967</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">124.080</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">31.05.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">59.740</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">83.909</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">143.648</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">28.06.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">58.077</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">84.833</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">142.910</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">19.07.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">59.214</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">94.695</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">153.910</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">29.08.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">60.043</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">89.329</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">149.373</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">27.09.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">63.566</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">93.824</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">157.390</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">25.10.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">65.894</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">93.504</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">159.398</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">1.11.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">66.614</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">93.005</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">159.619</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">13.12.2024</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">65.307</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">98.175</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">163.482</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">24.01.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">68.232</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">99.328</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">167.560</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">14.02.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">72.475</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">100.677</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">173.152</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">21.03.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">74.785</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">88.328</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">163.114</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">04.04.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">76.422</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">77.838</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">154.261</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">30.05.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">83.164</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">70.026</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">153.190</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">13.06.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">86.543</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">72.744</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">159.289</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">25.07.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">85.223</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">86.625</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">171.848</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">29.08.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">87.326</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">91.031</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">178.357</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">05.09.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">90.931</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">89.176</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">180.107</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">17.10.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">111.169</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">87.273</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">198.442</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">14.11.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">107.389</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">80.043</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">187.432</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">26.12.2025</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">116.894</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">76.978</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">193.872</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">30.01.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">133.753</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">84.405</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">218.158</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">13.02.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">132.199</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">79.586</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">211.784</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">27.03.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">100.049</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">55.290</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">155.339</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">17.04.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">112.647</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">61.821</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">174.467</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">26.05.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">105.992</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">53.234</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">159.226</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">26.06.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">94.954</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">54.251</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">149.205</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">24.07.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">100.210</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">62.396</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">162.606</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">31.07.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">100.637</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">63.811</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">164.448</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">21.08.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">114.221</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">74.228</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">188.450</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">04.09.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">113.841</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">70.406</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">184.247</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">11.09.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">110.280</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">68.444</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">178.724</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">25.09.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">109.640</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">61.563</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">171.204</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">02.10.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">107.062</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">60.326</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">167.388</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">09.10.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">107.008</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">64.567</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">171.575</td>
</tr>
<tr style="height: 21px;">
<td style="height: 21px; width: 82.8875px;">16.10.2026</td>
<td style="height: 21px; width: 111.287px;">106.949</td>
<td style="height: 21px; width: 153.062px;">62.148</td>
<td style="height: 21px; width: 127.287px;">169.097</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-25-milyar-dolar-azaldi-90317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta yaklaşık 2,5 milyar dolar azalışla 169 milyar 97 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/und-ab-komisyonu-tir-suruculeri-icin-yeni-hukuki-cozumleri-gundeme-aldi-90312</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> UND: Avrupa Komisyonu tır sürücüleri için yeni hukuki çözümleri gündeme aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, dernek merkezinde, "Avrupa sınır kapılarında kilometrelerce uzayan tır kuyrukları, günlerce insani olmayan bekleme süreleri ve profesyonel sürücülere uygulanan Schengen 90-180 gün kuralına" ilişkin yaptığı açıklamada, Schengen Bölgesi'nin büyüdüğünü ancak bu coğrafyanın yükünü taşıyan sürücünün hareket imkanının daraldığını söyledi.</p>
<p>1995 yılında Schengen uygulamasının 7 ülkeyle başladığını ve yaklaşık 1,6 milyon kilometrekarelik alanı kapsadığını hatırlatan Aras, bugün ise birliğin 29 ülkeye ulaştığını ve yaklaşık 4,5 milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı içine aldığını anlattı.</p>
<p>Aras şunları kaydetti:</p>
<p>"Alan neredeyse üç katına çıktı. Sürücünün önündeki 90-180 gün engeli yerinde kaldı. Bulgaristan ve Romanya da Schengen'e katıldı. Artık bu ülkelerde geçirilen günler de aynı kalış süresinden düşüyor. Schengen içinde yükleme yaparken süre işliyor. Boşaltma beklerken süre işliyor. Zorunlu dinlenmesini yaparken süre işliyor. Sonra sürücüye, "Kalış hakkın doldu. Yeni sefere çıkamazsın" deniliyor. Aracı hazır. Yükü hazır. Avrupa'daki müşterisi teslimat bekliyor ama sürücü sınırdan geçemiyor. Sınırdan çevirdiğiniz sürücünün, yükünü teslim etmesini bekleyemezsiniz. Profesyonel tır sürücüleri için yeni mevzuat istiyoruz. Sürücüyü işinden, ticareti yolundan alıkoyan bu engeller sona ermek zorundadır."</p>
<p>Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olduğunu belirten Aras, Türkiye'nin de AB'nin beşinci büyük ticaret ortağı olduğunu ve 2025 yılında karşılıklı mal ticaretinin 217,6 milyar avroya ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin ihracatının yüzde 42,7'sinin AB ülkelerine yapıldığına işaret eden Aras, "Aynı yıl AB, Türkiye'ye 114,3 milyar avroluk mal sattı. Türkiye'den 103,3 milyar avroluk mal aldı. Türkiye'nin Avrupa'ya ihtiyacı var, Avrupa'nın da Türkiye'ye ihtiyacı var. İki tarafın fabrikaları birbirine bağlı. Üretim hatları birbirini tamamlıyor. Siparişler iki yönde hareket ediyor. Üstelik Türkiye'de Avrupa sermayesiyle üretim yapan şirketler var." diye konuştu.</p>
<p>"Gümrük Birliği kapsamındaki malın dolaşımını serbest bırakıp, onu taşıyan sürücüyü durduramazsınız." diyen UND Başkanı Aras, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bunu yaptığınızda ticaretin önüne fiilen engel koyarsınız. Avrupa'ya açıkça sesleniyoruz, Almanya’da Mercedes-Benz ve MAN, Hollanda'da DAF, İsveç'te Volvo ve Scania, Fransa'da Renault Trucks, İspanya'da IVECO üretiliyor, biz Türk taşımacısı da bu araçları satın alıyoruz ve bu satın aldığımız araçlarla Avrupa Birliği'nin Türkiye'de ürettiği ve Avrupa'da ürettiği yükleri taşıyoruz. Bu araçlarımızla yapmış olduğumuz taşımada bu engel bir çelişki değil midir? Kendinizle çelişmiyor musunuz? Aracınızı satın alan da malınızı taşıyan da bizleriz. Bu ticareti mümkün kılan sürücülerimizin vize engelleriyle karşılaşması ise ciddi bir çelişki. Ticaretin gelişmesi beklenirken o ticareti gerçekleştiren sürücünün hareketinin kısıtlanması ekonomik işbirliğimizin doğasıyla bağdaşmıyor."</p>
<p><strong>"Tır sürücüsünün mesleğini yapabilmesi için gereken hareket imkanını istiyoruz"</strong></p>
<p>Aras, bu mesleğin çalışma düzeninin teslimat ve dönüş üzerine kurulu olduğunu hatırlatarak, "Bir an önce işini tamamlamak isteyen insanı günlerce bekletiyorsunuz. Sonra kalış süresi nedeniyle yeni sefere çıkmasını engelliyorsunuz. Tır sürücüsü turist değildir. Mesleğini yapabilmesi için gereken hareket imkanını istiyoruz." dedi.</p>
<p>Avrupa'daki sürücü açığının da ortada olduğunu ifade eden Aras, Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliğinin (IRU) 2025 araştırmasına göre, Avrupa'da yaklaşık 502 bin tır sürücüsünün pozisyonunun doldurulamadığını ve Avrupalı taşımacıların yaklaşık üçte ikisinin yeterli sürücü bulamadığı için yeni sözleşmeleri reddettiğini bildirdiğini söyledi.</p>
<p><strong>"Bu uygulama mevcut sürücü krizini ağırlaştırıyor"</strong></p>
<p>Aras, Avrupa'nın sürücü aradığını ancak çalışan Türk sürücüsünün sınırdan geri çevrildiğine işaret eden Aras, "Bu uygulama, mevcut sürücü krizini ağırlaştırıyor. Taşıma kapasitesini azaltıyor. Tedarik zincirini aksatıyor. Sürücü açığını büyüten bu çelişkiyi ortadan kaldırın." şeklinde konuştu.</p>
<p>Pandemide seyahatlerin kısıtlandığını, sokakların boşaldığını ancak tır sürücülerinin taşımayı sürdürdüğünü hatırlatan Aras, "Gıdayı taşıdılar. Sağlık malzemelerini taşıdılar. Günlük ihtiyaçları ulaştırdılar. Avrupa Komisyonu da tedarikin devamı için 'yeşil hat' uygulamasını önerdi. Taşımacılık çalışanlarının hareketini kolaylaştırma çağrısı yaptı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aras, "Sürücünün önemini görmek için yeni bir kriz beklemeyin." çağrısında bulunarak, "Avrupa Komisyonu, 29 Ocak 2026 tarihli Vize Politikası Stratejisi'nde, tır sürücülerinin 90 günün ötesinde hareketliliğe ihtiyaç duyabileceğini kabul etti. Yeni hukuki çözümleri gündeme aldı. Artık mevzuatı çıkarın." dedi.</p>
<p>Profesyonel sürücülerin mesleki faaliyetlerini 90-180 gün engelinden kurtaran ortak bir düzenleme istediklerini vurgulayan Aras, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Bu düzenleme bütün Schengen ülkelerinde geçerli olmalıdır. Uzun süreli ve çok girişli vizelere hızlı erişim istiyoruz. Bununla birlikte mesleğin gerektirdiği kalış hakkını da istiyoruz. Kalış süresi nedeniyle sürücülerimizi Avrupa hattında çalışamaz hale getiren giriş yasaklarının kaldırılmasını istiyoruz. Bulgaristan ve Yunanistan Sınır kapılarının kapasitesini artırın. Günler süren kuyrukları bitirin. Kararı alın. Takvimi açıklayın. Yeni mevzuatı hayata geçirin."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/und-ab-komisyonu-tir-suruculeri-icin-yeni-hukuki-cozumleri-gundeme-aldi-90312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/und-1792668900.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UND Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, &quot;Avrupa Komisyonu, 29 Ocak 2026 tarihli Vize Politikası Stratejisi&#039;nde tır sürücülerinin 90 günün ötesinde hareketliliğe ihtiyaç duyabileceğini kabul etti. Yeni hukuki çözümleri gündeme aldı. Artık mevzuatı çıkarın.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-buyukelcisi-oravden-gumruk-birligi-guncellemesi-icin-3-sart-90309</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB Büyükelçisi Orav: Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için Kıbrıs sorunu çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) Büyükelçisi Aivo Orav Ankara’da AB Temsilciliğinde düzenlediği basın toplantısında, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinde ilerlemenin 3 konuya bağlı olduğunu bağlı olduğunu belirtti. Bunları, aralarında karşılıklı ticari bazı prüzlerin çözülmesi, Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve Kıbrıs konusunun çözümü olarak sıraladı. </p>
<p>Kıbrıs sorununu doğrudan ve dolaylı olarak birkaç kez engel olarak niteledi. Ayrıca Büyükelçi, Kıbrıs sorunu konusunda bir başka soruya yanıt verirken, Orav, “Az önce bahsettiğiniz ülke (Kıbrıs Rum Kesimi) de dahil olmak üzere 27 üye devlet, Kıbrıs konusunun çözülmesini çok umut ediyor ve BM Genel Sekreteri ilerleme kaydedilmesi için elinden geleni yapıyor, müzakerelere ilişkin çok fazla şey duymuyoruz. Bu bir bakıma iyi, çünkü zorlu konularda yapılan anlaşmaların kamuoyu tarafından çok iyi bilinmesi durumunda bu anlaşmaları gerçekleştirmek mümkün olmuyor. Bu yüzden, kapalı kapılar ardında işlerin ilerlediğini umalım ve eğer bu sorun çözülürse, bence dünya daha iyi bir yer olacaktır ve ayrıca bu durum Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri için pek çok yeni yol açacaktır.” dedi. <br />-Made in EU’da Türkiye’nin taleplerinin karşılanması: “Tam mükemmel olmasa da…”</p>
<p>Made in EU olarak adlandırılan Sanayi Koruma Yasası düzenlemesinde Türkiye’nin isteklerinin duyulduğunu ve iletildiğini belirten Orav, müzakerelerin AB içinde de devam ettiğini hatırlatarak, “Türkiye'nin pozisyonlarının (AB nezdinde) gayet iyi duyulmuş olmasıdır. İnanın bana, Türkiye'deki ilk toplantılarımdan bu yana, siyasetçilerle ve aynı zamanda muhalefet tarafıyla, iş insanlarıyla yaptığım görüşmelerde Made in Europe konusunu gündeme getirdiler. Biz de Brüksel'deki meslektaşlarımıza geri bildirimde bulunuyoruz. Brüksel'de düzenlenen bir iş zirvesi toplantısı da vardı ve bu Made in Europe konusu kilit unsurlardan biriydi. Ayrıca Dışişleri Bakanınız da Brüksel'deydi ve bu konunun orada da tartışıldığından eminim. Tekrar söylemek isterim ki, henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil. Müzakerelerde her zaman olduğu gibi, bu son adımı beklememiz gerekiyor. Ve işler Türkiye'nin bakış açısından mükemmel gitmese bile, ertesi gün birlikte çalışmaya nasıl devam edeceğimizin bir yolunu yine de bulmalıyız.” dedi. </p>
<p><strong>Güncel konularda AB raporuna atıf </strong></p>
<p>Büyükelçi Aivo Orav, Türkiye’deki güncel sorunlara yönelik olarak ise soruları yanıtsız bırakırken, AB Komisyonu olarak her konuda ivedi açıklama yapmadıklarını ancak gelişmeleri izlediklerini ve yıllık raporlarında yer verdiklerini kaydetti. Türkiye için AB yaklaşımıyla hukuk üstünlüğü, özgürlükler konusundaki değerlendirmelerinin Kasım ayında yayınlanacak Türkiye Raporunda yer alacağını belirtti. </p>
<p><strong>"AB-Türkiye, birbirine bağlı"</strong></p>
<p>Orav, soru cevap bölümü öncesi Türkiye ve AB’nin iş birliğinin önemine vurgu yaparken, bunları üç başlıkta sıralayarak AB ve Türkiye’nin birbirinden vazgeçemez olduğunu kaydetti. Küresel çatışmalar ortamında güvenliğin yeniden öne çıktığını belirten Orav, bölgedeki fiili savaşlara işaret, Rusya’yı Avrupa yanında Türkiye için de tehdit olduğunu ileri sürdü. </p>
<p><strong>Ermenistan </strong></p>
<p>Bağlantısallıkta Türkiye’nin iki kıta arasında bir köprü olduğunu söyleyen Orav Türkiye ile Ermenistan sınırının açılmasının sağlayacağı faydaları öne çıkardı ve Orta Koridor projesini önemsediklerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-buyukelcisi-oravden-gumruk-birligi-guncellemesi-icin-3-sart-90309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/9/1280x720/aivo-orav-1792667600.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB Türkiye Büyükelçisi olarak görevine başlayan Aivo Orav, Türkiye ile ekonomik ilişkiler konusunda çalışmaların yoğunlaştığını vurgularken gümrük birliğinin güncellenmesinde Kıbrıs sorununu öne sürdü. &quot;Sanayi Koruma Yasası&quot; uygulamasında Türkiye’nin talep ettiği “netlik” konusunda ise “müzakereler henüz bitmediğini” hatırlattı ancak Türkiye’nin tam talebi karşılanama ihtimaline işaret etti. Orav bu konuda, AB tarafının kamu ihale yasasında Türk firmaları koruyucu önlemlerde değişiklik talebinin de gündemde olduğuna işaret etti.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-90308</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi yüzde 36&#039;ya indirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizini yüzde 37'den yüzde 36'ya çekti.</p>
<p>Açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’den yüzde 36’ya indirilmesine karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’tan yüzde 39’a, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’ten yüzde 34,5’e indirmiştir.</p>
<p>Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması, iç talepteki zayıf seyrin devam ettiğini göstermektedir. Diğer taraftan, canlılığını koruyan jeopolitik gerilimler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü riskler sürmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.</p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Adımların büyüklüğü ve zamanlaması enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirlenecektir. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-90308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, yüzde 37 olan politika faizini 36&#039;ya indirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-milli-gelirimizin-bu-yil-yaklasik-18-trilyon-dolara-ulasmasini-bekliyoruz-90306</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 13:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Milli gelirimizin bu yıl 1,8 trilyon dolara ulaşmasını bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ile İbn Haldun Üniversitesinin desteğiyle, 30'dan fazla ülkeden temsilcinin katılımıyla İstanbul'da düzenlenen ve ekonomi, jeopolitik ve uluslararası iş birliğinin geleceğinin tartışılacağı 19. Verona Avrasya Ekonomik Forumu başladı.</p>
<p>Forumun açılışında konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin küresel ticaret ve lojistik ağlarındaki konumunu güçlendirmesinin önemine işaret etti.</p>
<p>Türk Hava Yollarının (THY) dünyadaki hava yolları arasında en fazla noktaya uçan şirket olduğunu dile getiren Şimşek, güvenilir bir ortak olmanın bağlantısallığı artırmaktan geçtiğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, küresel arz şoklarının Türkiye'ye bağlantısallığa yatırım yapma fırsatı sunduğunu kaydederek, Pekin ile Londra arasındaki en hızlı bağlantılardan bazılarının Türkiye üzerinden sağlandığını, Çin'den İngiltere'ye demir yoluyla yük taşınmasının 18 gün sürdüğünü anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin enerji alanında da önemli bir bölgesel merkez konumunda bulunduğunu vurgulayan Şimşek, bu avantajları değerlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>"Güvenilir ortak konumumuzu güçlendirmeliyiz"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, bölgesel çatışmalara karşı Türkiye'nin yaklaşımının barış ve istikrarı desteklemek olduğunu belirterek, "Güvenilir bir ortak olarak konumumuzu nasıl güçlendiririz? Herkesle konuşmak, barış ve istikrarı teşvik etmek. Çünkü bu, refah açısından bize fayda sağlıyor." diye konuştu.</p>
<p>Küresel ticarette korumacılık ve ticaretin parçalanmasının karşı karşıya olduğu diğer önemli zorluklar arasında​​​​​​​ yer aldığını kaydeden Şimşek, korumacılığın küresel finansal krizden bu yana dünya ekonomisi açısından yeni normal haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin bu gelişmelere yanıtının "kurallara dayalı ticaret çerçevesinde daha fazla ortakla ilişkilerini geliştirmek" olduğunu ifade eden Şimşek, "Bu nedenle şu anda Japonya, Endonezya, Körfez ülkeleri ve Kanada ile serbest ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Gümrük Birliği de dahil olmak üzere halihazırda 54 serbest ticaret anlaşmamız var, komşularımızdan bazılarıyla bir dizi tercihli ticaret anlaşmamız bulunuyor." dedi.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin önemli bir üretim merkezi"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin önemli bir üretim merkezi olduğunun ve bunu korumak istediklerinin altını çizerek, imalat sanayisinin kişi başına düşen Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranla oluşturduğu katma değer​​​​​​​ bakımından Asya Kaplanları ile başa baş seviyede bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Orta-yüksek ve yüksek teknolojili alanlarda yatırımları desteklemek amacıyla yatırım taahhütlü avans kredisi sunduklarını anlatan Şimşek, bu imkanla piyasa faiz oranının yaklaşık üçte biri düzeyinde faizle, 10 yıl vadeli ve 2 yıl geri ödemesiz dönem içeren kredilerin kullanılabildiğini bildirdi.</p>
<p>Şimşek, hizmet sektörünün de Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını kaydederek, kişi başına düşen GSYH'ye oranla hizmet ihracatının güçlü olduğunu ve bu alanda büyüme potansiyelinin yüksek bulunduğunu aktardı.</p>
<p>Türkiye'nin turizmde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığını vurgulayan Şimşek, sağlık turizminin de hızla büyüdüğünü ve bu alanda önemli bir gelişme potansiyeli gördüklerini söyledi.</p>
<p>Türk dizilerinin uluslararası alanda gördüğü ilgiden ve Türkiye'nin video oyunları alanında Avrupa'nın en güçlü ekosistemlerinden birisine sahip olduğundan bahseden Şimşek, bu konulara ilişkin detaylar paylaştı.</p>
<p><strong>"Türkiye avantajlı bir konumda"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Türkiye'nin Engineering News-Record (ENR) dergisinin açıkladığı 2026 yılı "Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi" listesinde Çin'in ardından ikinci sırada yer aldığını belirterek, Türk üniversitelerinde 380 bin uluslararası öğrencinin eğitim gördüğünü söyledi.</p>
<p>Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu önemli zorluklardan birisinin de "yüksek borçluluk" olduğunu dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Dünya genelinde toplam borcun küresel hasılaya oranı yüzde 300'ü, gelişmekte olan piyasalarda ise yüzde 230'u aştı. Türkiye bu açıdan avantajlı bir konumda. Türkiye'nin borçluluk düzeyinin düşük olması ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını artırıyor. Düşük borçluluk sayesinde ekonomik şoklara yanıt verme ve makul bir büyümeyi sürdürme imkanı daha yüksek."</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin bütçe açığının GSYH'ye oranının gelişmekte olan piyasaların küresel ortalamasının yaklaşık yarısı düzeyinde olduğunu, kamu borcunun GSYH'ye oranının ise söz konusu ortalamanın yaklaşık 3'te biri seviyesinde bulunduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Türkiye çalışma çağındaki nüfus açısından 18-20 yıllık bir fırsat penceresine sahip"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, küresel ölçekte yaşlanan nüfusun önemli bir sorun haline geldiğine dikkati çekerek, doğurganlık oranlarının düşmesi ve çalışma çağındaki nüfusun azalmasının ülkeler açısından yeni zorluklar oluşturduğunu bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin ise çalışma çağındaki nüfus artışının halen pozitif bölgede bulunması nedeniyle önünde önemli bir fırsat olduğunu vurgulayan Şimşek, hesaplamalarına göre ülkenin bu açıdan 18-20 yıllık bir fırsat penceresine sahip olduğunu kaydetti.</p>
<p>Şimşek, kadınların iş gücüne katılım oranının düşük seviyede bulunduğuna işaret ederek, daha fazla kadının istihdama katılmasını sağlamak amacıyla reformlar yapmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Yapay zekaya hazırlık bakımından gelişmekte olan ülkelerden öndeyiz"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, yapay zekanın küresel ekonomi açısından dönüştürücü ve yıkıcı etkileri olabileceğini belirterek, Türkiye'nin bu alandaki hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla 5G ve fiber altyapıya, enerji arzı için ise nükleer enerjiye yatırım yaptığını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin yapay zekaya hazırlık bakımından gelişmekte olan ülkelerin önünde bulunduğunu ancak gelişmiş ekonomilerle aynı seviyede olmadığını dile getiren Şimşek, bu alanda yapılması gereken çok iş olduğunu kaydetti.</p>
<p>Şimşek, küresel ısınmanın gerçek bir sorun olduğunun altını çizerek, Türkiye'nin sulama altyapısına ve iklim değişikliğine dayanıklı tarımsal üretime yatırım yaptığını anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacağını hatırlatan Şimşek, bu kapsamda yeşil dönüşümün ve elektrifikasyon hedeflerinin hızlandırılacağını söyledi.</p>
<p><strong>"Enflasyonla mücadelemizi sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin ekonomik büyüklüğüne ilişkin bilgiler vererek, "Milli gelirimizin mevcut döviz kurlarıyla bu yıl yaklaşık 1,8 trilyon dolara, satın alma gücü paritesine göre ise yaklaşık 4 trilyon dolara ulaşmasını bekliyoruz." dedi.</p>
<p>Türkiye'nin önemli bir nüfusa ve güçlü altyapıya sahip büyük bir ekonomi olduğunu dile getiren Şimşek, "(Avantajlarımıza karşın) Tabii zorluklarımız da var. Yüksek enflasyonu aşmak için bütüncül politikalar uyguluyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi olarak biz iş dünyası dostuyuz. İşinizin tamamını veya bir bölümünü Türkiye'de yapmayı seçerseniz size yardımcı olmak istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-milli-gelirimizin-bu-yil-yaklasik-18-trilyon-dolara-ulasmasini-bekliyoruz-90306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/6/1280x720/simsek-1792664638.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. Verona Avrasya Ekonomik Forumu&#039;nda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Milli gelirimizin, mevcut döviz kurlarıyla bu yıl yaklaşık 1,8 trilyon dolara, satın alma gücü paritesine göre ise yaklaşık 4 trilyon dolara ulaşmasını bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izto-yonetim-kurulu-uyesi-ismail-kahraman-insaat-sektoru-uretmek-istiyor-burokrasiye-takiliyor-90293</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsmail Kahraman: İnşaat sektörü üretmek istiyor, bürokrasiye takılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Kahraman, kentte inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi süreçlerinin uzaması, esaslı olmayan tadilat işlemlerinin aylarca sonuçlandırılamaması ve hakediş onaylarında yaşanan gecikmelerin sektörü ciddi biçimde mağdur ettiğini belirterek yetkilileri çözüm üretmeye çağırdı.</p>
<p>İzmir’de inşaat sektörünün karşı karşıya olduğu bürokratik sorunların artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade eden Kahraman, bazı ilçelerde yapı ruhsatı süreçlerinin bir yılı aştığını, inşaatı tamamlanan yapıların yapı kullanma izin belgelerinin düzenlenmesinde de önemli gecikmeler yaşandığını söyledi.</p>
<p>Kahraman, sorunun yalnızca ruhsat aşamasıyla sınırlı olmadığını vurgulayarak, basit ve esaslı olmayan tadilat işlemlerinin dahi aylarca sürdüğünü, yapılan imalatların hak edişlerinin zamanında onaylanmamasının ise müteahhitleri ciddi bir finansman yükü altında bıraktığını belirtti.</p>
<h2>“İtirazımız denetime değil”</h2>
<p>İnşaat sektörünün üretmek, istihdam sağlamak ve ülke ekonomisine katkıda bulunmak istediğini ancak uzun ve öngörülemeyen bürokratik süreçlerle mücadele ettiğini belirten Kahraman, “Bizim itirazımız mevzuata, denetime ya da kamu kurumlarının sorumluluklarına değil. Elbette yapı güvenliği, şehircilik ilkeleri ve mevzuata uygunluk titizlikle denetlenmeli. Ancak denetim yapmak ile işlemleri gereksiz yere uzatmak birbirinden farklı. Bugün İzmir’de yatırımcılarımız ruhsat almak için aylarca bekliyor, bazı ilçelerde bu süre bir yılı aşıyor. Esaslı olmayan tadilat işlemleri dahi aylarca sonuçlandırılamıyor. İnşaatını tamamlayan firmalar yapı kullanma izin belgesi beklerken, yaptığı imalatların hak edişlerinin onaylanmasını bekleyen müteahhitlerimiz de ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“İzmir için somut çözüm adımları atılmalı”</h2>
<p>İzmir’de inşaat sektörünün önünü açmak için bir dizi somut adım atılması gerektiğini belirten Kahraman, “Ruhsat süreçleri hızlandırılmalı, tadilat işlemleri sadeleştirilmeli, yapı kullanma izin belgeleri zamanında düzenlenmeli, hakediş onayları geciktirilmemeli, dijital takip sistemi güçlendirilmeli, kurumlar arası koordinasyon artırılmalı” dedi.</p>
<h2>“Ayrıcalık değil, işleyen bir sistem istiyoruz”</h2>
<p>Kahraman, sözlerini şöyle tamamladı: “Biz ayrıcalık istemiyoruz. Mevzuata uygun çalışan, üretim yapan, istihdam sağlayan ve ülke ekonomisine katkıda bulunan sektörümüzün önündeki gereksiz engellerin kaldırılmasını istiyoruz. İzmir gibi Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden birinde ruhsat süreçlerinin bir yılı aşması, esaslı olmayan tadilatların aylarca sürmesi ve hakedişlerin onaylanmasında gecikmeler yaşanması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir mesele. İnşaat sektörü yalnızca müteahhitlerden ibaret değil. Konut üretiminden kentsel dönüşüme, istihdamdan sanayiye, esnaftan finans sektörüne kadar geniş bir ekonomik alanı etkiliyor. Bürokratik engeller azaltılmalı, işlemler hızlandırılmalı ve üretimin önündeki tıkanıklıklar giderilmeli.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izto-yonetim-kurulu-uyesi-ismail-kahraman-insaat-sektoru-uretmek-istiyor-burokrasiye-takiliyor-90293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/3/1280x720/izto-yonetim-kurulu-uyesi-ismail-kahraman-insaat-sektoru-uretmek-istiyor-burokrasiye-takiliyor-1792657957.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Kahraman, inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi süreçlerinin uzaması ile ilgili olarak, “Ayrıcalık istemiyoruz, sektörümüzün önündeki gereksiz engellerin kaldırılmasını istiyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlari-cirosunu-9-ayda-yuzde-artirdi-90291</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAV Havalimanları cirosunu 9 ayda yüzde 5 artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAV Havalimanları, 2026'nın 9 ayını kapsayan finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre bu dönemde cirosunu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artırarak 1 milyar 461,1 milyon euroya çıkaran şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) yüzde 7 artışla 467,4 milyon eurodan 501,8 milyon euroya, FAVÖK marjı 0,7 baz puanlık artışla yüzde 33,6'dan 34,3'e ulaştı.</p>
<p>Geçen yılın ilk 9 ayında 75,3 milyon euro net kar elde eden şirket, bu yılın aynı döneminde net karını yüzde 130 artırarak 173,4 milyon euro seviyesine çıkardı.</p>
<p>Söz konusu dönemde şirket, işlettiği havalimanlarında önceki yılın aynı dönemine kıyasla toplam yolcu sayısını yüzde 3 artırarak, 87,2 milyondan 89,4 milyona çıkardı. Dış hat yolcu sayısı yüzde 1 artışla 58,8'den 59,2 milyona ulaşan şirket, iç hatlarda ise yüzde 6 büyüme kaydederek, yolcu sayısını 28,4'ten 30,1 milyona yükseltti.</p>
<p><strong>"Yolcu trafiğinin üzerinde ciro ve FAVÖK büyümesi elde ettik"</strong></p>
<p>TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, 9 aylık dönemde küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler devam ederken, Orta Doğru'daki jeopolitik gerilim ve yüksek seyreden jet yakıtı fiyatlarının havacılık sektörü üzerinde baskı kurmayı sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Tüm oluymsuzluklara rağmen çeşitlendirilmiş portföyleri, operasyonel esneklikleri ve disiplinli yönetim anlayışları sayesinde yolcu trafiğinin üzerinde ciro ve FAVÖK büyümesi elde ettiklerini vurgulayan Kaptan, Türkiye'de Ankara ve İzmir, yurt dışında da Kuzey Makedonya ve Almatı havalimanlarının yolcu trafiğindeki büyümeye katkı sağladığını aktardı.</p>
<p>Söz konusu dönemde finansal performanslarının güçlü seyrini koruduğuna değinen Kaptan, üçüncü çeyrekte de büyüme ivmelerini sürdürerek, yıllık bazda cirolarını yüzde 5, FAVÖK'ü ise yüzde 11 artırdıklarını, kur ve vergi koşullarının da olumlu katkısıyla ilk 9 ayda net karlarını iki kattan fazla yükselttiklerini ifade etti.</p>
<p>Kaptan, Antalya Havalimanı'nda geçen yıl hizmete açılan yeni ticari alanların ilk kez tam dönem katkı sağladığını ve bu durumun yiyecek, içecek ve duty-free gelirlerini desteklediğine işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu gelişmeyle yolcu başına ticari gelirimiz artış gösterirken, yolcu başına duty-free harcaması yüzde 21 artarak 10 euroya ulaştı. Almatı Havalimanı'ndaki yatırımlarımıza ve operasyonel verimliliği geliştirmeye yönelik çalışmalarımıza stratejik planlarımız doğrultusunda devam ediyoruz. Üçüncü çeyrekte yolcu başına uygulanan tarifelerde sağladığımız ilave artış, havacılık gelirlerimizi güçlendirme stratejimiz açısından önemli bir adım oldu. Yeni tarifelerin, özellikle yılın son çeyreğinden itibaren, jet yakıtı satış hacimlerindeki düşüşün etkisini büyük ölçüde telafi etmesini öngörüyoruz. Tiflis Havalimanı işletme imtiyazımızın 5 yıl uzatılmasının ardından artan seyahat talebini karşılayacak kapasiteyi sağlamak amacıyla terminal ve apron yatırımlarımıza devam ediyoruz. Orta Doğu'daki gerilimden etkilenen Gürcistan'da, koşulların iyileşmeye başlamasıyla yolcu büyümesi, hazirandan itibaren yeniden güçlü bir ivme kazandı. Yılın son çeyreğine girerken, faaliyet gösterdiğimiz pazarlarda hava yolculuğuna talebin güçlü seyrini koruyacağına ve hissedarlarımızla tüm paydaşlarımız için sürdürülebilir değer yaratmaya devam edeceğimize inanıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlari-cirosunu-9-ayda-yuzde-artirdi-90291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/3/1280x720/tav-havalimanlarinda-ust-duzey-atamalar-1748075635.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAV Havalimanları&#039;nın yılın 9 ayında 89 milyon yolcuya hizmet verdiği bildirildi. Şirketin bu dönemde cirosunu geçen yıla göre yüzde 5 artırarak 1 milyar 461,1 milyon euroya çıkardığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turist-2-ceyrekte-seyahate-155-milyar-lira-harcadi-90290</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turist 2. çeyrekte seyahate 155 milyar lira harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026'nın 2. çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bu yılın ikinci çeyreğinde yurt içinde ikamet eden 13 milyon 549 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydı ile ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,6 azalarak 16 milyon 467 bin seyahat olarak gerçekleşti. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar, 85 milyon 890 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı, 5,2 gece oldu.</p>
<p>Yerli turistlerin, yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı, söz konusu dönemde yüzde 32,6 artarak 154 milyar 998 milyon 4 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu harcamaların 134 milyar 684 milyon 525 bin lirayla yüzde 86,9'unu kişisel harcamalar, 20 milyar 313 milyon 479 bin lirayla yüzde 13,1'ini paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 9 bin 413 lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İkinci çeyrekte toplam seyahat harcamalarında en fazla payın yüzde 31,6 ile yeme ve içme, yüzde 25 ile ulaştırma ve yüzde 14,5 ile konaklamada olduğu görüldü.</p>
<p>Harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme ve içmede yüzde 39,1, ulaştırmada yüzde 28,3 ve konaklamada ise yüzde 22,5'lik artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret ilk sırada</strong></p>
<p>Nisan-haziran döneminde, "yakınları ziyaret" amacıyla yapılan seyahatler yüzde 60,1 ile ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 33,6 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 2,3 ile "sağlık" izledi.</p>
<p>Bu dönemde seyahate çıkanlar, 61 milyon 192 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 11 milyon 376 bin gecelemeyle "otel" yer alırken 8 milyon 216 bin geceleme sayısıyla "kendi evi" üçüncü sırada kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turist-2-ceyrekte-seyahate-155-milyar-lira-harcadi-90290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre yerli turistlerin yurt içinde yaptığı seyahat harcamaları, geçen yıl kıyasla yüzde 32,6 artarak yaklaşık 155 milyar liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveninde-sert-dusus-90289</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveninde sert düşüş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ait tüketici güven endeksi verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, eylülde 91,9 iken bu ay yüzde 7,7 azalışla 84,8 oldu.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, ekimde aylık yüzde 9,3 azalarak 75,3'ten 68,3'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, eylülde 93,7 iken yüzde 7,7 düşüşle ekimde 86,4 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 89,8 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 9 azalışla 81,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 108,8 iken bu ay yüzde 5,6 gerileyerek 102,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveninde-sert-dusus-90289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in verilerine göre tüketici güven endeksi, ekimde yüzde 7,7 azalışla 84,8&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/mustafa-koc-spor-odulunun-kazananlari-belli-oldu-90303</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Koç Spor Ödülü&#039;nün kazananları belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) iş birliğiyle düzenlenen Mustafa V. Koç Spor Ödülü'nün sahipleri açıklandı. </p>
<p>Koç Holding açıklamasına göre, merhum Mustafa V. Koç'un anısını ve spora verdiği desteği yaşatmak amacıyla düzenlenen ödül programı, bu yıl 10. kez gerçekleştirildi.</p>
<p>"Olimpik değerlere katkı" temasıyla düzenlenen ödül töreni, Koç ailesi üyeleri, holding ve topluluğun üst yöneticileri ile TMOK yöneticileri ve davetlilerin katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü'nün Seçici Kurulu'nda Türkiye Güreş Federasyonu Başkanı Taha Akgül, Kayaklı Koşu Milli Takım Antrenörü Kelime Aydın Çetinkaya, Gençlik ve Spor Bakanlığı Yüksek Performans Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haydar Demirel, TMOK Genel Sekreteri Neşe Gündoğan ve Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takım Antrenörü Mahmut Kemal Okur yer aldı.</p>
<p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü Jüri Başkanlığını Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Caroline N. Koç üstlenirken, jüride, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç ve TMOK Başkanı Veli Ozan Çakır da görev yaptı.</p>
<p>Bu yıl 102 adayın değerlendirildiği süreçte, Seçici Kurul tarafından Olimpik, Paralimpik ve Yaşam Boyu Spora Katkı kategorilerinde 7 finalist belirlendi.</p>
<p>Jürinin değerlendirmesi sonucunda Olimpik kategoride Avrupa şampiyonu milli güreşçi Nesrin Baş, Paralimpik kategoride Paris 2024 Paralimpik Oyunları'nda iki altın madalya kazanan milli yüzücü Umut Ünlü ve Yaşam Boyu Spora Katkı kategorisinde Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ ödülün sahibi oldu.</p>
<p><strong>"Başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, o sonuçlara nasıl ulaşıldığıyla da değerlendiriyoruz"</strong></p>
<p>Açıklamada törendeki konuşmasına yer verilen Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Mustafa V. Koç Spor Ödülü Jüri Başkanı Caroline N. Koç, Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutladığı dönemde geçmişten gelen değerleri geleceğe taşıma sorumluluğunu daha derinden hissettiklerini belirtti.</p>
<p>Mustafa V. Koç Spor Ödülü'nün 10 yıldır sporun insani değerlerini onurlandırdığını aktaran Koç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mustafa'nın yaşamı boyunca savunduğu değerlerin ve dokunduğu hayatlarda bıraktığı izlerin bu ödülle yaşamaya devam etmesi bizler için çok kıymetli. Kurucumuz merhum Vehbi Koç'tan bugüne değişmeyen bir anlayışımız var. Başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, o sonuçlara nasıl ulaşıldığıyla da değerlendiriyoruz. Sporda da bir insanı örnek kılan, kazandığı madalyaların ötesinde gösterdiği emek ve kararlılık, rakibine duyduğu saygı, zorluklar karşısında yeniden ayağa kalkabilmesi ve kendisinden sonra gelenlere açtığı yoldur. Mustafa V. Koç Spor Ödülü ile yalnızca sportif başarıları değil, başarının ardındaki karakteri de onurlandırıyoruz. Bu yılın ödül sahipleri de sporun sınırlarımızı aşmak, yeniden başlamak ve birlikte başarmak için ne kadar güçlü bir yol olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor."</p>
<p>TMOK Başkanı Veli Ozan Çakır da ödülün yalnızca sportif başarıları değil, olimpik değerleri de esas aldığını belirtti.</p>
<p>Ödülün temelindeki saygı, mükemmellik ve dostluk ilkelerinin sporun evrensel değerlerini yansıttığına dikkati çeken Çakır, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bu ödül, sporcularımızın emeklerini görünür kılarken Türk sporunun başarılarını ve değerlerini gelecek nesillere taşıyan önemli bir hafıza oluşturuyor. Koç Topluluğu'nun 100. yılında, Mustafa V. Koç Spor Ödülü'nün de 10. kez sahiplerini bulması ayrıca anlamlı. Geride bıraktığımız on yıl boyunca her yıl bu yüksek çıtayı aşan sporcularımızın, takımlarımızın ve oluşumlarımızın bulunması, Türk sporunun sahip olduğu potansiyelin en güçlü göstergelerinden biri."</p>
<p><strong>Ödül sahiplerinden genç sporculara mesaj</strong></p>
<p>Olimpik kategoride ödüle layık görülen milli güreşçi Nesrin Baş da Türk kadınını uluslararası arenada temsil etmenin kendisi için büyük sorumluluk olduğunu belirtti.</p>
<p>Başarılarının arkasında yılların emeği, disiplini ve fedakarlığı bulunduğunu aktaran Baş, ödülün genç kızlara ilham vermesini temenni ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu ödül, verdiğim emeklerin görülmesi açısından benim için çok kıymetli. Ben de bir zamanlar büyük hayalleri olan küçük bir kız çocuğuydum. Bugün benden sonra gelen kız çocuklarına ilham olabilmek ve onların da kendi başarı hikayelerini yazabileceklerine inanmalarını sağlamak benim için çok değerli. Bu ödülün, hayallerinin peşinden giden küçük kız çocuklarına 'Ben de yapabilirim!' dedirtmesini umut ediyorum."</p>
<p>Paralimpik kategoride ödül alan milli yüzücü Umut Ünlü de yüzmenin kendisine hedefleri doğrultusunda çalışmayı ve kendine inanmayı öğrettiğini kaydetti.</p>
<p>Engelli bireylerin yeteneklerini gösterebilmeleri için madalya kazanmalarının gerekmediğini vurgulayan Ünlü, daha fazla engelli çocuk ve gencin sporla buluşmasını istediğini belirtti.</p>
<p>Ünlü, "İsterim ki benim hikayem yalnızca kazandığım madalyalarla değil, başka insanların hayallerine ulaşmasına verdiği umutla hatırlansın. Çünkü bir insanın başarısı çok değerlidir ama o başarının başkalarına da yol açması çok daha değerlidir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ da kendisine layık görülen Yaşam Boyu Spora Katkı Ödülü'nün Türk voleybolunun gelişimine katkı sağlayan herkesin ortak başarısı olduğunu aktardı.</p>
<p>Sporda başarının sürdürülebilir olmasının ve gelecek nesillere imkan sağlayacak bir yapı kurulmasının önemine işaret eden Üstündağ, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"2021'de Filenin Sultanları'nın da Mustafa V. Koç Spor Ödülü'ne layık görülmesi hepimiz için büyük bir gurur kaynağı olmuştu. Bugün milli takımlarımızdan altyapılarımıza kadar elde ettiğimiz başarılar, yıllar içinde hep birlikte inşa ettiğimiz güçlü yapının bir sonucu. Türk voleybolunun bu yolculuğunda uzun yıllardır yanımızda olan, OPET ve Arçelik markalarıyla milli takımlarımıza destek veren Koç Topluluğu'na ayrıca teşekkür ediyorum. Mustafa V. Koç'un adını taşıyan bu kıymetli ödülü, Türk voleyboluna geçmişten bugüne emek veren büyük ailemize ithaf ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/mustafa-koc-spor-odulunun-kazananlari-belli-oldu-90303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/788-1792663959.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafa V. Koç Spor Ödülü hakkında açıklama yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Caroline N. Koç, &quot;Bu yılın ödül sahipleri de sporun sınırlarımızı aşmak, yeniden başlamak ve birlikte başarmak için ne kadar güçlü bir yol olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/atp-yazilimda-atama-90301</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATP Yazılım&#039;da atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ATP Yazılım ve Teknoloji AŞ'nin (ATP) büyüme hedefleri doğrultusunda satış ve iş geliştirme organizasyonunu güçlendiren yeni bir yapılanmaya gittiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, satış, iş geliştirme, kanal ve iş ortaklıkları yönetimiyle teknik ön satış faaliyetlerini tek çatı altında toplamak amacıyla oluşturulan ATP Satış ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcılığı görevine Cem Özenç getirildi.</p>
<p>Bu ay itibarıyla şirkete katılan Özenç, ATP Büyümeden Sorumlu Kıdemli Genel Müdür Yardımcılığına bağlı olarak görev yapacak.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre teknoloji sektöründe satış ve iş geliştirme alanlarında 19 yılı aşkın deneyime sahip olan Özenç, sorumluluğundaki faaliyetlerin şirketin büyüme stratejisi doğrultusunda yönetilmesine liderlik edecek.</p>
<p>Lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde tamamlayan Özenç, işletme yüksek lisans (MBA) derecesini İstanbul Bilgi Üniversitesinden aldı.</p>
<p>Kariyerine 2007'de teknoloji şirketi IBM'de başlayan Özenç, IBM Global Services bünyesinde Altyapı Hizmetleri Satış Müdürü ve Dış Kaynak Hizmetleri Ülke Müdürü dahil olmak üzere çeşitli satış liderliği pozisyonlarında görev aldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde gösterdiği performansla birçok kez IBM Hundred Percent Club ödülüne layık görüldü. SabancıDx'e Teknoloji Hizmetleri Satış Müdürü olarak 2021'de katılan Özenç, Ocak 2024-Eylül 2026 döneminde Satıştan Sorumlu Kıdemli İş Birimi Lideri olarak görev yaptı.</p>
<p>Şirketin, yeni yapılanmayla satış ve iş geliştirme yetkinliklerini güçlendirerek mevcut pazarlardaki konumunu pekiştirmeyi ve yeni büyüme fırsatlarını değerlendirmeyi hedeflediği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/atp-yazilimda-atama-90301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/cem-ozenc-1792663655.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATP&#039;de Satış ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcılığı görevine Cem Özenç atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tigemin-15-bin-tonu-asan-bugday-ve-nohut-ihaleleri-gtbde-gerceklestirildi-90324</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM’in buğday ve nohut ihaleleri GTB’de gerçekleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB), Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) tarafından gerçekleştirilen ürün satış organizasyonlarına ev sahipliği yapmayı sürdürüyor.</p>
<p>Bu kapsamda, GTB GATEM Buğday Pazarı Tescil Bürosu Satış Salonu’nda düzenlenen ihalelerde, TİGEM Ceylanpınar Tarım İşletmesinin 2026 yılı istihsali olan toplam 15 bin 431,44 ton buğday ve nohut açık artırma yöntemiyle satışa çıkarıldı. İlk ihalede, 15 bin 411,44 ton mahsul buğday 31 ayrı parti halinde açık artırma usulüyle satışa sunuldu. İkinci ihalede ise 20 ton mahsul nohut, tek parti halinde alıcıların tekliflerine sunuldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ada02eb386da-1792672491.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Gaziantep, tarımsal ticaretin güçlü merkezlerinden biri”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, TİGEM tarafından gerçekleştirilen ihalelerin Gaziantep’in tarımsal ürün ticaretindeki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Gaziantep’in yalnızca tarımsal ürünlerin işlendiği ve sanayiye kazandırıldığı bir şehir olmadığını, aynı zamanda geniş bir coğrafyanın ticaretine yön veren önemli bir merkez konumunda bulunduğunu ifade eden Akıncı, şu değerlendirmelerde bulundu: “Gaziantep, sahip olduğu güçlü tarıma dayalı sanayi altyapısı, gelişmiş ticaret ağı ve köklü borsacılık geleneğiyle ülkemizin önemli tarımsal ticaret merkezlerinden biridir. TİGEM gibi ülkemizin tarımsal üretiminde stratejik görevler üstlenen bir kurumun ürün ihalelerine ev sahipliği yapmamız, şehrimizin bu alandaki konumunu daha da pekiştirmektedir. Borsamızda gerçekleştirilen açık artırmalar, ürünlerin rekabetçi piyasa koşullarında değerlendirilmesine ve fiyatların sağlıklı bir zeminde oluşmasına katkı sağlamakta.”</p>
<p>Tarımsal üretimin ekonomik değere dönüşmesinde güvenilir ve organize piyasaların belirleyici rol oynadığını vurgulayan Akıncı, “Üretimin sürdürülebilirliği kadar, üretilen ürünlerin doğru piyasa mekanizmaları içerisinde ticarete konu olması da büyük önem taşıyor. Gaziantep Ticaret Borsası olarak temel önceliklerimizden biri, tarımsal ürün ticaretinin güvenilir, şeffaf ve kurallara dayalı bir yapıda gelişmesini sağlamaktır. TİGEM ile yürüttüğümüz iş birliğini bu açıdan son derece kıymetli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de hem şehrimizin ticaret hacmini güçlendiren hem de tarım sektörünün gelişimine katkı sunan organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tigemin-15-bin-tonu-asan-bugday-ve-nohut-ihaleleri-gtbde-gerceklestirildi-90324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/4/1280x720/tigemin-15-bin-tonu-asan-bugday-ve-nohut-ihaleleri-gtbde-gerceklestirildi-1792672511.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Ceylanpınar Tarım İşletmesinin 2026 yılı üretimi olan 15,4 bin ton buğday ve 20 ton nohutun açık artırma usulüyle satışa sunulduğu ihalelere ev sahipliği yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kristal-turkiyede-buyurken-uretim-gucuyle-dunya-raflarindaki-yerini-koruyor-90314</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kristal’in hedefi dünya raflarında kendi adıyla daha güçlü bir yer edinmesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye, İspanya ve Tunus’ta üretilen Kristal'in 36 ülkeyi kapsayan ihracat hacmine ulaşırken, uluslararası pazarlarda kendi markasıyla kalıcı olmayı hedeflediği bildirildi. Geçen yıl Türkiye’de pazarın üzerinde büyüyen şirketin, ürün portföyünü sadeleştirip raf gücünü artırırken kaliteli zeytinyağını daha geniş tüketici kitleleriyle buluşturmaya odaklandığı vurgulandı.</p>
<p>Kristal’in uluslararası markalaşma vizyonunu değerlendiren Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arkas, “İspanya zeytinyağında üretim ölçeğiyle, İtalya markalaşma birikimiyle, Tunus ise rekabetçi üretim koşullarıyla öne çıkıyor. Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri de Anadolu’nun zengin zeytin çeşitleri ve köklü üretim kültürü. Bizim de bu kültüre dayanan bir hikâye yazmamız gerekiyor. Biz bu zenginliğin kendi markalarımızla dünya pazarlarında karşılık bulmasını istiyoruz. Kristal, 88 yıldır tüketicinin hayatında yer alan, geçmişinden önemli bir güven birikimi taşıyan marka. Ancak bizim için asıl mesele, bu birikimi uluslararası pazarlarda kalıcı bir marka değerine dönüştürebilmek. Hedefimiz, Türkiye’de doğan Kristal’in dünya raflarında kendi adıyla daha güçlü bir yer edinmesi” dedi.</p>
<h2>Gözgeç: Amacımız yalnızca pazar liderliği değil, duyulan güveni korumak, kolay ulaşılabilir bir marka olmak”</h2>
<p>Kristal, İzmir tesislerindeki günlük 150 tonluk kapasitesini, gerçekleştirilecek revizyonla yaklaşık 200 ton/gün düzeyine taşımayı hedefliyor. Kristal Yağları Genel Müdürü Vural Gözgeç, “Zeytinyağında kalite, üretimin ölçeğinden çok ham maddenin niteliği, üretim süreçleri ve uygulanan kontrollerle ilgili. Doğru koşullar sağlandığında büyük ölçekli üretimde de yüksek kalite standartlarını istikrarlı biçimde korumak mümkün. Kristal olarak yıllardır edindiğimiz bilgi birikimini ve uzmanlığımızı daha fazla tüketiciyle paylaşmak istiyoruz. Kristal olarak büyümeyi yalnızca satış hacmiyle değil, güvenilir ürün, istikrarlı kalite ve tüketiciye erişimle birlikte değerlendiriyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Türkiye Koleksiyonu kasım ayında raflarda yerini alacak</h2>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kristal’in 2023’te başlattığı Türkiye Koleksiyonu, az bilinen ve unutulmaya yüz tutmuş yerel zeytin çeşitlerinin tanınmasını amaçlıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Kasım ayında raflara çıkacak yeni sezon seçkisinde Akhisar yöresiyle özdeşleşen Domat, Güney Ege’nin Memecik’i ve Hatay’ın Altınözü yöresinden Saurani çeşitlerinden elde edilen natürel sızma zeytinyağları yer alıyor." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kristal-turkiyede-buyurken-uretim-gucuyle-dunya-raflarindaki-yerini-koruyor-90314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/kristal-turkiyede-buyurken-uretim-gucuyle-dunya-raflarindaki-yerini-koruyor-1792669524.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 36 ülkeye ihracat yapan Kristal&#039;in dünya raflarında üst sıralara taşımayı hedeflediği belirtildi. Kristal&#039;in 88 yıllık marka olduğunu ifade eden Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arkas, &quot;Bizim için asıl mesele, bu birikimi uluslararası pazarlarda kalıcı bir marka değerine dönüştürebilmek. Hedefimiz, Türkiye’de doğan Kristal’in dünya raflarında kendi adıyla daha güçlü bir yer edinmesi.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sagliga-erisimin-kaderini-cografya-belirlediginde-90269</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sağlığa erişimin kaderini coğrafya belirlediğinde…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pfizer’in çalışanlarının bilgi, deneyim ve yetkinliklerini toplumsal faydaya dönüştürmelerine fırsat sunan Global Health Fellows (Dünya Sağlık Dostları) programı, çalışanların uzmanlıklarının dünyanın dört bir yanına taşınmasını sağlıyor. 20 yılı aşkın süredir devam eden bu program sayesinde Pfizer’liler, sağlık sistemlerini güçlendirmek ve sağlık eşitsizliklerini azaltmak için çalışan küresel sivil toplum kuruluşlarında yaklaşık 3 aylık dönemsel görevler üstleniyor.</strong></p>
<p>Bir annenin çocuğunu sağlıklı büyütebilmesi için neye ihtiyacı var?  Doktora, ilaca, düzenli sağlık kontrollerine... Peki ya yeterli gıdaya ulaşamıyorsa? Ya yaşadığı coğrafya, sağlık hizmetlerine erişimini belirliyorsa?</p>
<p>Sağlıkta eşitsizlik, çoğu zaman rakamlar ve istatistikler üzerinden tartışılıyor. Oysa bu rakamların arkasında, çocuklarını hayatta tutmaya çalışan anneler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan aileler ve bütün güçlüklere rağmen birbirlerine destek olarak ayakta kalan topluluklar var. Güney Afrika’da HIV ile yaşayan annelere ve çocuklarına destek veren mothers2mothers (m2m) kuruluşunun çalışmaları, bu mücadelenin önemli örneklerinden biri.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9a53447964-1792648500.png" alt="" width="329" height="376" />Pfizer Türkiye Ticari Mükemmellik ve İnovasyon ekibinde İçerik ve Kanal Yöneticisi olarak görev yapan Başak Güven, şirketin Global Health Fellows (Dünya Sağlık Dostları) programı kapsamında bu kuruluşla çalışma fırsatı bulmuş. Güven’in Güney Afrika yolculuğu, mesleki uzmanlığını toplumsal faydaya dönüştürme amacıyla başlamış. Ancak sahada karşılaştığı hayatlar, bu deneyime çok daha derin bir anlam kazandırmış.</p>
<p>Güven, özellikle HIV ile yaşayan kadınların hikâyelerinden etkilendiğini anlatıyor: “Annelik duygusunu çok yeni yaşayan biri olarak, mentor annelerin hikâyelerini dinlemek benim için oldukça duygusal bir deneyimdi. Bazı anlarda duygularıma hâkim olmakta gerçekten zorlandım. Ama beni etkileyen sadece hikâyeleri değildi; insanların enerjisi, gülümsemeleri ve birlikte vakit geçirmekten duydukları mutluluk da hafızamda yer etti.”</p>
<h2>Uzmanlık, toplumsal faydaya dönüşüyor</h2>
<p>Pfizer’in 20 yılı aşkın süredir yürüttüğü Global Health Fellows programı, çalışanların bilgi birikimlerini ve mesleki yetkinliklerini sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi için kullanmalarına olanak tanıyor. Program kapsamında çalışanlar, yaklaşık üç ay boyunca dünyanın farklı bölgelerindeki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıyor. Projeler yüz yüze, çevrim içi veya hibrit modellerle yürütülebiliyor.</p>
<p>Güven, programın Pfizer’in çalışan odaklı gönüllülük ve toplumsal etki platformu Give Forward’ın önemli uygulamalarından biri olduğunu belirtiyor: “Bu platform, önem verdiğimiz toplumsal konulara zamanımızı ve yetkinliklerimizi aktarmamızı kolaylaştırırken; bağış, eşleştirme ve gönüllü katılım süreçlerini çok sistematik bir yapıya oturtuyor. Bu sayede farklı sivil toplum kuruluşlarına destek olabiliyor, şirket tarafından eşleştirilen sosyal sorumluluk projelerinde aktif şekilde yer alabiliyoruz.”</p>
<p>2014 yılında Pfizer’e katılan ve kariyeri boyunca satış, eğitim ve gelişim alanlarında farklı sorumluluklar üstlenen Güven’in programla tanışması ise yıllar öncesine uzanıyor. Pfizer’deki ilk yıllarında programa katılan bir çalışma arkadaşının deneyiminden etkilendiğini anlatan Güven, uygun bir proje için gönüllülük platformunu takip etmeyi sürdürmüş. Yetkinlikleriyle örtüşen fırsatı gördüğünde başvurmuş. Yöneticisinin desteğiyle tamamladığı seçim sürecinin yaklaşık bir buçuk ay sonrasında kabul haberini almış.</p>
<h2>Cape Town’dan KaNyamazane’ye uzanan yolculuk</h2>
<p>Güven’in görev aldığı proje, HIV ile yaşayan annelere, çocuklara ve ailelere topluluk temelli sağlık hizmetleri sunan uluslararası sivil toplum kuruluşu mothers2mothers’ın performans yönetimi süreçlerini geliştirmeyi hedefl iyor.</p>
<p>Güven, çalışma kapsamında mevcut uygulamaların incelendiğini, çalışan gelişimini ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek öneriler hazırlandığını söylüyor ve süreci şöyle anlatıyor: “Projenin ilk aşamasında Cape Town’daki mothers2mothers merkez ekibiyle stratejik görüşmeler gerçekleştirildi. Ardından Güney Afrika’nın doğusundaki Mpumalanga eyaletine bağlı KaNyamazane kasabasına gidilerek yerel sağlık çalışanları ve mentor annelerle bir araya gelindi. Böylece kuruluşun merkezde yürüttüğü çalışmalar ile sahadaki uygulamaları birlikte ele alındı. Aynı konuyu hem stratejiyi oluşturan merkez ekiplerinden hem de sahada hayata geçiren kişilerden dinlemek çok değerliydi. Bu sayede ihtiyaçları daha doğru okuyabildik ve önerilerimizi gerçek ihtiyaçlar üzerine şekillendirdik.”</p>
<h2>HIV ile mücadelenin ötesindeki gerçek: Açlık ve yoksulluk</h2>
<p>Güven’in hafızasında en derin izi bırakan deneyim ise, KaNyamazane Community Health Centre ziyareti. Güven, burada mentor annelerle tanışmış, onların hikâyelerini dinlemiş ve topluluk içinde yürüttükleri çalışmaların etkisini yakından görmüş.</p>
<p>mothers2mothers modelinin merkezinde, kendi deneyimlerinden hareketle diğer kadınlara rehberlik eden mentor anneler bulunuyor. Bu kadınlar, sağlık hizmetlerine erişim ve topluluk desteği açısından önemli bir rol üstleniyor.</p>
<p>Ancak Güven’in sahada gördüğü tablo, sağlık sorunlarının çok daha geniş bir toplumsal gerçekliğin parçası olduğunu ortaya koymuş: “KaNyamazane Klinik ziyareti, benim için bu deneyimin en unutulmaz anlarından biriydi. Mentor annelerin hikâyelerini ve yarattıkları etkiyi birinci ağızdan dinlemek çok etkileyiciydi. Özellikle insanların sadece HIV ile değil, aynı zamanda açlık ve temel ihtiyaçlara erişim gibi zorluklarla da mücadele ettiğini duymak bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Bu ziyaret, programın anlamını benim için çok daha somut hale getirdi.”</p>
<p>Bu sözler, küresel sağlık politikalarının en önemli meselelerinden birini gündeme getiriyor. Sağlık hizmetlerinin etkinliği, insanların yaşadığı ekonomik ve sosyal koşullardan bağımsız düşünülemiyor. Yetersiz beslenme, yoksulluk ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan güçlükler, hastalıklarla mücadeleyi daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle sağlıkta eşitsizliklerle mücadelede yerel toplulukların güçlendirilmesi, sağlık çalışanlarının desteklenmesi ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<h2>Farklı ülkeler, ortak amaç</h2>
<p>Projenin dikkat çekici yönlerinden biri de farklı ülkelerden gelen profesyonellerin, yerel ekiplerle birlikte çözüm geliştirmesi. Türkiye, Kosta Rika ve Mısır’dan gelen Pfizer çalışanları, farklı uzmanlıklarını ve deneyimlerini mothers2mothers’ın ihtiyaçları doğrultusunda bir araya getirmiş.</p>
<p>Güven’e göre bu iş birliğinin en değerli tarafı, öğrenmenin karşılıklı gerçekleşmesi: “Bence en güzel tarafı, herkesin farklı geçmişlerden geliyor olmasına rağmen ortak bir amaç için çalışmasıydı. Bir tarafta yerel ekipler ve mentor anneler, diğer tarafta farklı ülkelerden gelen Pfizer gönüllüleri vardı. Özellikle sahada insanların ihtiyaçlarını doğrudan dinlemek, onların deneyimlerinden öğrenmek ve birlikte çözüm üretmeye çalışmak benim için çok değerliydi. Bu süreç bana, en güçlü çözümlerin farklı perspektifl erin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını bir kez daha gösterdi.”</p>
<h2><span style="color: #843fa1;">“Bugün yaptığım işlerin gerçek etkisini daha fazla düşünüyorum”</span></h2>
<p>Güney Afrika deneyiminin ardından Türkiye’deki görevine dönen Güven, artık profesyonel sorumluluklarına farklı bir gözle baktığını söylüyor. Kurumsal dünyada çalışan gelişimi, performans yönetimi ve organizasyonel etkinlik gibi kavramlar çoğunlukla iş sonuçları üzerinden değerlendiriliyor. Oysa aynı yetkinlikler, bir sivil toplum kuruluşunun daha etkili çalışmasına ve daha fazla insana ulaşmasına katkı sağlayabiliyor. Güven, yaşadığı değişimi şöyle ifade ediyor: “Güney Afrika’daki bu deneyim bana farklı koşullarda yaşayan insanların gücünü, dayanıklılığını ve birbirlerine destek olma biçimlerini yakından görme fırsatı verdi. Bu süreç hem profesyonel bakış açımı genişletti hem de bireysel olarak empati yönümü ve insani tarafımı güçlendirdi. Bugün yaptığım işlerin insanlar üzerindeki gerçek etkisini daha fazla düşünerek hareket ettiğimi söyleyebilirim.” Güven’den bu yolculuğu üç kelimeyle özetlemesini istediğimizde yanıtı kısa: “Empati, farkındalık, içsel yolculuk.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sagliga-erisimin-kaderini-cografya-belirlediginde-90269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sağlığa erişimin kaderini coğrafya belirlediğinde… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/35-trilyon-dolarlik-musk-imparatorlugu-kapida-90267</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3,5 trilyon dolarlık Musk imparatorluğu kapıda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="253" height="120" /></p>
<p>Elon Musk, uzaydan otomobile, uydu iletişiminden yapay zekaya uzanan teknoloji imparatorluğunu tek çatı altında toplamanın yollarını arıyor. SpaceX ve Tesla yönetim kurullarının olası birleşmeyi değerlendirmek üzere özel komiteler kurması, küresel iş dünyasında şimdiye kadarki en büyük birleşme ihtimallerinden birini gündeme taşıdı. İki şirketin mevcut değerlemeleri üzerinden yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşabilecek yeni yapı, dünyanın en değerli şirketleri arasında üst sıralara yerleşebilir.</p>
<p>Ancak masadaki işlem henüz kesinleşmiş değil. Musk, birleşmeyi iyi bir fikir olarak gördüğünü belirtirken özel komitelerin anlaşma şartlarında uzlaşmadığını ve hissedar desteğinin belirleyici olacağını vurguluyor. Dolayısıyla bugün konuşulan, tamamlanmış bir satın alma değil; iki dev şirketin sermayesini, teknolojisini ve gelecek hedeflerini birleştirme ihtimali.</p>
<h2>Yapay zeka, uzay ve otomobil aynı bilançoda </h2>
<p>Olası birleşmenin temel gerekçesi, Musk'ın şirketleri arasında giderek artan teknolojik bağımlılık. Tesla'nın elektrikli araçları, batarya sistemleri, enerji depolama çözümleri, otonom sürüş teknolojisi ve Optimus insansı robotları; SpaceX'in Starlink uydu ağı, roket fırlatma kapasitesi ve yapay zekâ veri merkezi yatırımlarıyla birlikte değerlendiriliyor. Musk'ın Terafab projesi kapsamında gündeme getirdiği çip üretimi de bu bütünleşmenin önemli halkalarından biri.</p>
<p>Birleşme gerçekleşirse Tesla'nın üretim ve enerji altyapısı, SpaceX'in büyüyen hesaplama kapasitesi ihtiyacına katkı sağlayabilir. SpaceX'in uydu bağlantısı ise otonom araçlar, robotlar ve gelecekteki iletişim hizmetleri için yeni olanaklar yaratabilir. İki şirketin mühendislik ekipleri, tedarik zincirleri ve sermaye kaynaklarının birlikte yönetilmesi, projelerin geliştirilme ve pazara sunulma süresini kısaltabilir.</p>
<p>Birleşme tartışmasının merkezinde SpaceX'in yapay zekâ ve veri merkezlerine yönelik yüksek yatırım iştahı bulunuyor. Şirketin üçüncü çeyrek geliri yıllık yüzde 161 artışla 14,6 milyar dolara, net karı ise 4,4 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde yapay zekâ gelirlerinin 7,6 milyar dolara çıkması, bu alanın şirketin büyümesindeki ağırlığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>6 yılda 2.7 trilyon dolar işletme kârı </h2>
<p>Cathie Wood'un Ark Invest ekibinin iyimser senaryosunda, birleşik yapının 2031'e kadar 3,8 trilyon dolar satış ve 2,7 trilyon dolar işletme karına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu rakamlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, oldukça iddialı bir büyüme senaryosu. Üstelik Tesla'nın mevcut otomotiv faaliyetlerinden robotaksi ve robotik gibi yeni iş alanlarına geçişinin zamanlaması da bu beklentilerin karşılanmasında belirleyici olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birleşmenin artıları ve eksileri</span></h2>
<p>■ <strong>Avantajlar</strong>: Çip üretimi, yapay zekâ, robotik, uydu iletişimi ve enerji depolama yatırımlarının koordinasyonu; ortak tedarik zincirleri; kaynakların daha verimli kullanılması ve yeni teknolojilerin daha hızlı ticarileştirilmesi. Birleşme, Tesla yatırımcılarına SpaceX'in Starlink ve fırlatma hizmetleri gibi faaliyetlerine, SpaceX yatırımcılarına ise Tesla'nın otomotiv, enerji ve robotik işlerine dolaylı erişim sağlayabilir. Daha geniş bir gelir tabanı, farklı iş kolları arasında kaynak aktarımını kolaylaştırabilir ve şirketlerin tek başlarına finanse etmekte zorlanabilecekleri projelere destek verebilir. </p>
<p>■ <strong>Riskler</strong>: Çok farklı sektörlerin aynı bilançoda toplanması; yüksek sermaye harcamalarının nakit akışı üzerindeki baskısı; hissedarlar arasında çıkar çatışmaları; ABD-Çin ilişkileri ve ulusal güvenlik kaynaklı düzenleyici incelemeler; teknoloji projelerinin beklenen getiriyi sağlayamaması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/35-trilyon-dolarlik-musk-imparatorlugu-kapida-90267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/elon-musk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SpaceX ve Tesla, tarihin en büyük şirket birleşmelerinden birine dönüşebilecek olasılığı değerlendiriyor. Yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık dev yapı; yapay zeka, robotik, çip üretimi, uydu iletişimi ve enerji depolamayı aynı çatı altında buluşturabilir. Ancak sermayenin tek merkezde toplanması, düzenleyici engellerden yatırım risklerine kadar yeni sorunları da beraberinde getirebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-376-ile-en-fazla-cikan-sirket-bilisim-vadisinde-onarim-isi-aldi-90265</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 376 ile en fazla çıkan şirket Bilişim Vadisi’nde onarım işi aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Tüm-100 Endeksine dahil piyasa değeri 8 milyar TL’nin üzerindeki 24 şirket, yılbaşından bu yana %24,3 oranındaki enflasyonu aşarak reel getiri sağladı. Performansları %376’ya kadar ulaşan bu tabloda, her yükselişin arkasında güçlü bir bilançonun olup olmadığına bakılmalı</strong></p>
<p>Yan tahtaların büyük şirketleri, yılbaşından bu yana enflasyonun üzerinde bir yükseliş kaydetti. Akfen İnşaat gerçekleştirdiği %376 yükselişle başı çekerken, Çelik Halat ve Özata Denizcilik primli diğer hisseler oldu. Piyasa değeri 126 milyar TL’ye yaklaşan Investco Holding ile arkasından gelen Reysaş GMYO büyüklükleriyle ilk sırada yer aldılar. Listeye giren kimi şirketlerde kârlar erimesine rağmen hisseler primlenmeye devam etti. Fiyatların hızla tırmandığı böylesi süreçlerde, sadece yükselen fiyata bakarak alım yapmanın zarar kapısını aralamak anlamına geleceği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Zarardan rekor kâra</h2>
<p>Investco Holding, 125,8 milyar TL piyasa büyüklüğü ile yılbaşından bu yana %93,7 yükseliş kaydetti. Altı aylık dönemde hasılatını kayda değer oranda artırarak 11,7 milyar TL’ye çıkardı. Gelirinin bu denli yükselmesinde finansal yatırımlarındaki değer artışının etkisi bulunuyor. Kimi hisselerdeki sert düşüşler şirketin dokuz aylık mali tablosunu olumsuz etkileyebilir. BIST Tüm-100 Endeksi’nde yer alan Reysaş GMYO, 98,96 milyar TL piyasa değeri ile listenin ikinci sırasında yer alıyor. Yılbaşından bu yana yatırımcısına %135,6 getiri sağladı. Dönem kârı %83 düşerek 1,99 milyar TL’ye inse de yöneticileri 2027 sonuna kadar 400 milyon dolarlık yeni depo yatırımı yapacaklarını duyurması gelir beklentisini destekliyor.</p>
<h2>Zirvede yeni işler var</h2>
<p>Listede yer alan şirketlerden Akfen İnşaat, yüksek performansı ile dikkat çekiyor. Hisse, yılbaşından bu yana yükselirken %375,7 getiriyle rakiplerini açık ara geride bıraktı. Yakın tarihli açıklamasında Bilişim Vadisi projesi için 340 milyon TL tutarlı onarım işi aldığını paylaştı. Alınan iş sonrasında yapılacak olan iç mimari işleri için ön koşul niteliği taşıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9a1fcc7d2d-1792647676.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KARŞILAŞTIRMA ÖLÇÜTÜ MÜ, HEDEF GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Karşılaştırma ölçütü</strong>; objektif başarı, rasyonel beklenti, risk dengesi, rekabet gücü. Sürü psikolojisi, sınırlı fırsat, yanılgı, esneklik kaybı.</p>
<p><strong>Hedef getiri</strong>; finansal bağımsızlık, bağımsız manevra, kesin çıkış planı, konfor. Zorlama, gerçeklikten kopuş, başarısızlık hissi, görece zayıflık.</p>
<p><strong>Zaman zaman iştirakinin aldığı işleri açıklasa da kâr için daha fazlasına ihtiyacı var</strong></p>
<p>İnnosa’nın aldığı yeni işler zarardan çıkmasını sağlayabilecek mi? ● Hasan Çevik</p>
<p>Hasan, geçtiğimiz yıl zarar eden İnnosa; bu yılın ilk yarısında zararını sürdürdü. Zaman zaman %51 iştirakinin aldığı işleri paylaşan firma, son olarak temmuzda imzalanan 330 milyon TL tutarlı üç yıllık hizmet sözleşmesini duyurdu. İşin üç yıla yayılması, tahsilatın da bu zaman diliminde gerçekleşeceği anlamına geliyor. Yılbaşından bu yana aldığı işlerin toplamı geçen yılın cirosunun %98’ine yaklaşmış görünüyor. Altı aylık bilançoda gelirin %10 daralması ve dönemi 83,3 milyon TL zararla kapatması kâr için performansı artırması gerektiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Ayazağa projesinde zor geride kaldı. Yapı ruhsatı alındı ve inşaat aşamasına gelindi</strong></p>
<p>Eczacıbaşı İlaç’ın Ayazağa’daki projesi ne zaman hayata geçecek? ● Duran Bakır</p>
<p>Duran; Eczacıbaşı İlaç’ın Ayazağa’da bulunan arazisi üzerinde gerçekleştirilecek proje, geçtiğimiz süreçte resmi prosedürlerden ötürü oldukça uzun bir zaman dilimini kapsadı. Gelinen aşamada gerekli prosedürler geride bırakıldığından dolayı bundan sonrası için sürecin daha hızlı ilerlemesi mümkün olabilecek. Mevcut durumda projede inşaatın başlama aşamasına gelindi. Toplam 317 bin metrekare alanda inşa edilecek 359 konut ve 656 ticari alandan oluşan 1015 ünite için yapı ruhsatı alındı. İnşaat ve pazarlama sürecinin ivme kazanması beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GIE iklim endeksindeki hisselere yönelerek son bir yılda yüzde 31 yükseldi</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki Garanti BBVA İklim Endeksi Hisse Senedi (TL) Fonu (GIE), son bir aydır aşağı yönlü bir hareket sergiliyor. Fon, Ocak 2026’dan bu yana yatayda inişli çıkışlı bir seyir izledi. Toplam değeri Aralık 2025’te gördüğü 128,5 milyon TL’nin ardından aşağı yönlü bir düşüş yaşadı. Ekimde büyüklük 64,9 milyon TL’ye kadar geriledi. Geçen bir yılda ocak hariç her ay kesintisiz para çıkışı gözlenirken, ekimde çıkan nakit 2,3 milyon TL oldu. Benzer şekilde yatırımcı sayısı düzenli olarak azaldı. Ekim 2025’te 5.591 olan yatırımcı sayısı şimdilerde 4.337’ye indi. Temel stratejisi, varlıklarını iklim endeksindeki hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %90,57’si hisse senedi ve %6,96’sı vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %27,15 çıkışla endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Garanti Faktoring, piyasadan TLREF + %0,80 faizle 1,04 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Garanti Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 20.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.036.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,80 düzeyinde bulunuyor. 183 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 21.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 20 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %36,67 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,80 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFGRFA42735 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9a1d3ec27f-1792647635.png" alt="" width="965" height="247" /><strong>TÜRK HAVA YOLLARI</strong></p>
<p><strong>Yabancı firmayla 295 uçağın motor temini ve bakım merkezi için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Türk Hava Yolları, CFM International ile 295 adede kadar uçağın motor tedariki ve bakımı için mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşma, eylül ayında açıklanan 150 uçağın yanı sıra filodaki ve kiralanacak 145 uçağı kapsıyor. İş birliği kapsamında THY Teknik bünyesinde yeni bir motor bakım merkezi kurulacak. Gerekli lisanslar CFM tarafından sağlanacak. Bu yatırım şirketin motor bakım maliyetlerini öngörülebilir kılıp operasyonel sürekliliği desteklerken, diğer hava yollarına verilecek hizmetlerle ihracat gelirlerini artıracak. THY, altı aylık dönemde 18,9 milyar TL kâr açıkladı.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>İki yeni ürünün distribütörlüğünü alırken, Kazakistan’daki ihaleyi kazandı</strong></p>
<p>Gen İlaç, küresel pazardaki etkinliğini artırmak amacıyla yeni adımlar atıyor. Şirket, İsviçre merkezli iki ürününün Türkiye’de, bir ürünün ise Türkiye ve Azerbaycan’da ruhsatlandırma, satış, pazarlama ve dağıtım haklarını beş yıllığına münhasıran aldı. Öte yandan şirket, temsilciliği aracılığıyla katıldığı Kazakistan Sağlık Bakanlığına ait ilaç alım ihalesini kazandı. Ankara’daki tesiste üretilen İlopera ürününün ilk transferi kasımda başlayacak. İhalenin ciroya katkısının 838 bin dolar düzeyinde olması bekleniyor. Gen İlaç, yılın ilk yarısında kârını %62 artırdı.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET KONTROL</strong></p>
<p><strong>Sadeleşme hedefi kapsamında sahip olduğu bağlı iştiraklerdeki payını devretti</strong></p>
<p>Hidropar Hareket Kontrol, yönetim ve organizasyon yapısını sadeleştirmek ve finansal durumunu güçlendirmek amacıyla grup içi iştirak paylarında kapsamlı bir yeniden yapılandırma gerçekleştirdi. Şirket, bağlı ortaklıklarından HKSM, ACD, İnovasyon ve MET’teki paylarını devretti. Satış bedeli alıcıların şirketten olan sermaye avansı alacaklarından mahsup edildi. Mahsuplaşma sonrası kalan 199 milyon TL sermaye avansı alacağı ise hakim ortağa devredilerek tahsisli sermaye artırımı başvurusunda kullanılacak. Bu karmaşık devir ve mahsuplaşma ile sadeleşmeyi sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Demisaş Döküm’ün fiyatı yatayda dalgalı bir seyir izlerken son iki ayda geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9a1a64d795-1792647590.png" alt="" width="300" height="238" /></p>
<p>Demisaş Döküm’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,96 ile toplamda 152,1 bin lot azalarak 3,69 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 3’den 2’ye geriledi. SD1 fonu 218,3 bin lot ile en fazla satışı yaparken, SBH fonu 68,6 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Demisaş Döküm için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Sparta Portföy’ün fonlarında karşılıklı işlemler dikkat çekiyor. SD1 fonu satarken SBH alsa da nette payını azalttı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-376-ile-en-fazla-cikan-sirket-bilisim-vadisinde-onarim-isi-aldi-90265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 376 ile en fazla çıkan şirket Bilişim Vadisi’nde onarım işi aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/insaat-sektorunde-usta-ve-ara-eleman-krizi-derinlesiyor-90262</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat sektöründe usta ve ara eleman krizi derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İMO Antalya Şubesi Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, eleman bulmakta zorluk çekildiği, önlen alınmaması halinde nitelikli usta ve ara eleman bulmakta zorluk çekileceği uyarısında bulunuldu.</p>
<p>İnşaat sektöründe çalışacak nitelikli usta ve ara eleman bulmakta güçlük çekerken, diğer yandan da bu insan kaynağını yetiştiren meslek liselerin İnşaat Teknolojisi alanlarının kapanmasına seyirci kalınmaması gerektiğin belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>‘’İnşaat sektörü, ülkemizin ve kentimizin ekonomik gelişiminde önemli bir yere sahip olmasına rağmen, uzun yıllardır giderek derinleşen nitelikli iş gücü ve ara eleman yetersizliğiyle karşı karşıyadır. Bugün şantiyelerde kalifiye usta, teknisyen ve teknik ara eleman bulmak her geçen gün zorlaşmakta; iş gücü arzındaki yetersizlik, işçilik maliyetlerinin hızla yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum yalnızca yapı üretim maliyetlerini artırmakla kalmamakta, aynı zamanda iş programlarını, uygulama kalitesini ve yapı güvenliğini de doğrudan etkilemektedir. Ancak sektörümüzün yaşadığı bu önemli sorunun çözümünde kilit rol oynayan meslek liselerinin İnşaat Teknolojisi alanları, ne yazık ki yeterli ilgiyi ve desteği görememektedir.’’</p>
<p><strong>Antalya’da 4 okulda inşaat teknolojisi bölümü kapandı</strong></p>
<p>Antalya’da 4 okulda inşaat teknolojisi alanının kapandığı, 3 okulda ise kapanma tehlikesi bulunduğu ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Antalya’da mesleki ve teknik eğitimin geldiği nokta, inşaat sektörümüzün geleceği açısından son derece kaygı vericidir. Antalya’da bulunan 4 mesleki ve teknik Anadolu lisesinde İnşaat Teknolojisi alanı kapanmış, 3 okulumuzda ise aynı alan öğrenci sayılarının azalması nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bugün kapatılan her İnşaat Teknolojisi alanı, gelecekte şantiyelerimizde görev alacak bir ustanın, teknisyenin ve teknik ara elemanın yetişme imkânının ortadan kalkması anlamına gelmektedir.’’ </p>
<p>Bir yanda inşaat mühendisliği eğitimi yaygınlaşırken diğer yanda meslek liselerinin sektörle ilgili alanların kapandığına dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Ülkemizde yükseköğretimde inşaat mühendisliği eğitiminin yaygınlaşmasına karşın, yapı üretiminin temel unsurlarından biri olan nitelikli usta ve teknik ara eleman yetiştiren mesleki eğitim alanlarının giderek zayıflaması üzerinde önemle durulması gereken bir çelişkidir. Bir yapının güvenli, kaliteli ve tekniğine uygun biçimde inşa edilebilmesi için mühendislik hizmetleri kadar, bu hizmetleri sahada doğru uygulayacak eğitimli ve nitelikli iş gücüne de ihtiyaç vardır.’’</p>
<p><strong>"Şikayet eden sektör çözüme katkı vermiyor"</strong></p>
<p>İnşaat sektörünün ara eleman sorunundan şikâyet ettiğini ancak çözüme yeterince katkı sunmadığı vurgulanan açıklama şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İnşaat sektörünün temsil edildiği hemen her toplantıda nitelikli usta ve ara eleman eksikliği gündeme getirilmekte, bu sorunun çözülmesi gerektiği ifade edilmektedir. Ancak yapılan açıklamalar ile sahadaki uygulamalar arasında ciddi bir farklılık bulunmaktadır. Bir yandan nitelikli eleman bulunamadığından, işçilik maliyetlerinin yükseldiğinden ve yetişmiş usta eksikliğinden söz edilirken, diğer yandan bu elemanları yetiştiren meslek liselerine yeterli destek verilmemesi kabul edilebilir bir durum değildir. Sektörümüzün geleceğini yalnızca toplantılarda konuşarak güvence altına alamayız. Sorunları dile getirmek kadar çözümün sorumluluğunu üstlenmek de hepimizin görevidir.’’</p>
<p><strong>İMO’dan çağrı</strong></p>
<p>Antalya’da mesleki eğitim için ortak seferberlik başlatılması çağrısında bulunan İMO Antalya Şubesi önerilerini de sıraladı:</p>
<p>‘’Başta ATSO, müteahhit dernekleri, yapı sektöründe faaliyet gösteren meslek örgütleri, üniversitelerimiz, Antalya İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve ilgili kamu kurumları olmak üzere sektörün tüm paydaşları bir araya gelmelidir.</p>
<p>- Meslek liselerinin İnşaat Teknolojisi alanlarını yeniden cazip hâle getirecek, öğrenci kayıtlarını artıracak, uygulamalı eğitim imkânlarını geliştirecek ve mezuniyet sonrasında istihdam sağlayacak kapsamlı bir çalışma başlatılmalıdır.</p>
<p>- Kapanma tehlikesi bulunan İnşaat Teknolojisi alanlarının devamlılığı için acil önlemler alınmalı, kapanan alanların yeniden açılabilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Meslek liseleri ile inşaat sektörü arasında kalıcı iş birliği mekanizmaları oluşturulmalıdır. İşletmelerin Usta Öğreticilik Belgesi edinmeleri teşvik edilmeli, bu konuda bilgilendirme ve eğitim çalışmaları düzenlenmelidir.</p>
<p>- Mesleki eğitimin gençler ve aileleri nezdindeki cazibesini artıracak tanıtım, burs ve istihdam destekleri geliştirilmelidir. Meslek liselerinin atölye, laboratuvar ve uygulama altyapıları sektörün katkılarıyla güçlendirilmelidir. Mezun öğrencilerin istihdamını kolaylaştıracak, mesleki gelişimlerini ve uzmanlaşmalarını destekleyecek sürdürülebilir programlar hayata geçirilmelidir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/insaat-sektorunde-usta-ve-ara-eleman-krizi-derinlesiyor-90262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/2/1280x720/insaat-1792649481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnşaat sektörünün son yıllarda yaşanan ekonomik krizler nedeniyle eleman bulmakta zorlandığı bu nedenle usta ve ara eleman krizinin derinleştiği ve bazı meslek liselerinde İnşaat Teknolojisi bölümlerinin kapandığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esyada-artan-birim-fiyat-ihracatta-gelir-kaybini-onleyemedi-90263</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz eşyada artan birim fiyat, ihracatta gelir kaybını önleyemedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye imalat sanayinin en stratejik ihracat kollarından olan ve Türkiye’yi Avrupa’nın bir numaralı, dünyanın ise ikinci büyük üretim üssü konumuna taşıyan beyaz eşya sektörü, tarihinin en zorlu süreçlerinden birini yaşıyor. Ana ihracat pazarlarındaki talep daralması ile içeride yükselen hammadde ve üretim maliyetleri, sanayiciyi çift taraflı kıskaç içerisine soktu. Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği’nin (TET) ocak-eylül dönemine ilişkin dış ticaret istatistikleri de, sektördeki alarm durumunun boyutlarını gözler önüne serdi. Veriler, son 5 yıllık süreçte sektörün geçici bir dalgalanma yaşamadığını, aksine hem ihracat hacminde hem de gelirinde kronikleşen bir daralma eğilimine girdiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p>2022 yılının ocak-eylül döneminde 3,15 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen beyaz eşya ihracatı, takip eden yıllarda üst üste ivme kaybetti. 2023’ün aynı döneminde 3,12 milyar dolara, 2024’te 3,02 milyar dolara, 2025’te 2,88 milyar dolara inen ihracat geliri, bu yılın eylül ayı itibarıyla 2,65 milyar dolara kadar geriledi. Böylece sektör, yalnızca 9 aylık dönemler kıyaslandığında 5 yıl öncesine göre yüzde 15,9 net ihracat kaybı yaşadı.</p>
<h2>Tonaj yüzde 35 eridi, fabrikalar yavaşladı</h2>
<p>İhracat gelirinde yaşanan erimeden çok daha kritik olan gelişme de ihraç edilen ürün miktarı tarafında yaşanıyor. Buna göre Türkiye, 2022 yılının 9 ayında toplam 893 bin 800 ton beyaz eşya ihracatı gerçekleştirmişti. Ancak küresel talepteki tıkanıklık ve içeride artan maliyetler nedeniyle üretim hatları yavaşladı. İhraç edilen miktar 2023’te 822,3 bin tona, 2024’te 777,9 bin tona, 2025’te 680,2 bin tona düştü. 2026’nın 9 ayında ise bu rakam 582 bin 100 tona kadar geriledi. Son 5 yıllık kümülatif tabloya bakıldığında, ihraç edilen ürün miktarındaki kayıp yüzde 34,8 seviyesine ulaştı. Tonajdaki bu sert gerileme, fabrika kapasite kullanım oranlarını doğrudan etkileyerek sanayi istihdamı ve üretim sürekliliği açısından da ciddi risk sinyalleri veriyor.</p>
<h2>En büyük kayıp buzdolabında </h2>
<p>Ürün gruplarının ihracat performansına bakıldığında, 5 yıllık süreçte en büyük kaybın lokomotif ürün olan buzdolabı ve soğutucu grubunun verdiği görülüyor. 2022 yılının 9 ayında 985,09 milyon dolar seviyesinde olan buzdolabı ihracatı, 2026’da 737,11 milyon dolara geriledi. Tek başına 247,98 milyon dolarlık erime yaşayan soğutucu grubunun toplam ihracattaki payı da yüzde 31,25’ten yüzde 27,8’e çekildi. Aynı dönemde bulaşık makineleri yüzde 22,6; çamaşır makineleri de yüzde 19,5 oranında ihracat erimesi yaşadı. Tüm ana ürün gruplarında düşüşler yaşanırken, genel pazar trendinden pozitif ayrışarak dolar bazında ihracatını artıran tek kalem fırın ve ocaklar oldu. 2022’nin i9 ayında 659,23 milyon dolar olan fırın ve ocak ihracatı, genel pazardaki yüzde 15,9’luk daralmaya rağmen yüzde 5,05 artışla 692,55 milyon dolara tırmandı. Bu performansla fırın ve ocak grubu, toplam ihracat içindeki payını yüzde 20,91’den yüzde 26,12’ye çıkararak soğutma grubunu neredeyse yakaladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birim fiyat arttı ama kurtarmadı</span></h2>
<p>Sektörün en dikkat çekici göstergelerinden birini kilogram başına düşen ihracat birim fiyatı oluşturdu. Enflasyonist baskılar, başta yassı çelik olmak üzere hammadde maliyetlerindeki artışlar ve lojistik giderleri nedeniyle sanayici ihraç ürünlerinde fiyatları yukarı çekmek zorunda kaldı. 2022’de ortalama 3,53 dolar olan kilogram başına ihracat birim fiyatı, kademeli tırmanışla 2026 yılında 4,55 dolara yükseldi. Birim fiyatta 5 yılda yaşanan yüzde 29,2’lik bu artış, yüksek katma değerden ziyade zorunlu maliyet artışını yansıtırken; fiyatların yükselmesine karşın ihraç edilen ürün adedinin sert şekilde düşmesi, birim fiyat artışının toplam ciro erimesini durdurmaya yetmediğini gösterdi.</p>
<p>İhracat fiyatlarında zorunlu olarak yaşanan söz konusu fiyat artışları, Polonya ve özellikle de Çin gibi güçlü rakipler karşısında Türk ihracatçısının rekabet gücünü zorlamaya devam etti. Türkiye’nin beyaz eşya ihracatında aslan payını alan AB pazarındaki durgunluk, ihracattaki düşüşün en temel nedeni olarak öne çıkıyor. 2022 ve 2023 yıllarının ocak-eylül döneminde AB pazarından 1,6 milyar dolar civarında ihracat geliri elde eden Türkiye, 2026’nın aynı döneminde bu pazarda 1,3 milyar dolara kadar geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esyada-artan-birim-fiyat-ihracatta-gelir-kaybini-onleyemedi-90263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/beyaz-esya.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği’nin 9 aylık dış ticaret verileri, son 5 yıllık süreçte sektörün geçici bir dalgalanma yaşamadığını, aksine hem ihracat hacminde hem de gelirinde kronikleşen bir daralma eğilimine girdiğini gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-parti-icine-fon-mesaji-kuyumcu-titizligiyle-o-kolu-kesmemiz-gerekiyor-90259</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan’dan parti içine fon mesajı: Kuyumcu titizliğiyle o kolu kesmemiz gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşık bir aydır devam eden fon gelişmelerine ilişkin parti içine net mesajlar verdi. “Biz, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diyenlerden değiliz. Kuyumcu titizliğiyle o koli kesmemiz lazım” dediği aktarıldı.</p>
<p>AK Parti, Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkanlığında toplandı. Erdoğan MKYK toplantısında giriş konuşmasının neredeyse tamamını yatırım fonları ile ilgili gelişmelere ayırdığı, parti içeresine net mesajlar verdiği belirtildi.</p>
<p>Erdoğan, fon yatırımları ile ilgili iddialar konusunda vatandaşın ve toplumun AK Parti’ye olan güvenlerini boşa çıkarmayacaklarını belirterek, parti içi sorunların kamuoyuna yansıması ortak bir söylemin geliştirilmemesi konusunda “Testi kırıldı’ ifadesini kullandığı kaydedildi.</p>
<p>Erdoğan, MKYK’de şu konuşmayı yaptığı öne sürüldü: </p>
<p>“Biz, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diyenlerden değiliz. Kol kırılır yen içinde kalırsa kol kangren olur. Kangren olursa bütün vücuda sirayet eder. Organları hasta eder. Kuyumcu titizliği ile o kolu kesmemiz gerekiyor. Testi çatladı. Vatandaşların güvenini sağlayacağız: Biz muhalefete göre gündem belirlemeyiz ilk günden beri gereğini yaptık yapmaya devam edeceğiz.”</p>
<h2>Yerel yönetimler yasası ile ilgili sunum</h2>
<p>MKYK toplantısında ayrıca Yerel Yönetimler Başkanlığı da sunum yaptı. AK Parti’nin uzun süredir üzerinde çalıştığı yerel yönetimler ile ilgili yasal düzenleme hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a MKYK toplantısında sunum yapıldığı belirtildi.</p>
<p>Belediyelerde denetim mekanizmasının güçlendirilmesi, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile birlikte kırsal alanlarda yaşanan yetki karmaşasının çözümüne ilişkin önerilerin de yer aldığı sunumda, köklü bir yerel yönetimler reformuna ihtiyaç duyulduğu görüşleri ağırlık kazandı.</p>
<p>Taslak metne göre; “yerel yönetimlerde şeffaflık ve denetim”, “yerel yönetim modelinin geliştirilmesi”, “yerel yönetimlerin mali yapısı”, “yerel yönetimlerde yeni uygulamalar”, “imar ve planlama” başlıkları altında yürütüldüğü ve en kısa sürede TBMM’ye sunulmak üzere son halinin verileceği öğrenildi.</p>
<h2>“Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar” </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan TBMM’de AK Parti Grup Toplantısı’nda fonlarda yaşanan gelişmeler üzerinden muhalefeti eleştirdi. “Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar” diyen Erdoğan, “Milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suç, o kadar büyük bir şenaattir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı halde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi, belge olmadan Kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, önüne gelene iftira atacaksın, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın, insanlar millete, hizmete ayırması gereken vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak, sonra da çıkacaksın, yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üstüne yatacaksın. Biz buna ‘eyvallah’ demeyiz. İftira siyasetine, çamur at izi kalsın siyasetine teslim olmayız” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AYM'den YENİ Parti kararı</span></h2>
<p>Anayasa Mahkemesi (AYM), “Yeni Parti’nin isim ve rumuzunun hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi” talebini oy çokluğuyla reddetti. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Anayasa Mahkemesi’nin, Yeni Parti’nin isminin ve rumuzunun değiştirilmesine yönelik hukuki başvuruyu oy çokluğuyla reddetmesine ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, “ ‘Yeni Parti’nin adının Yeni Parti kalacağına inanıyoruz’ demiştik. Bugün de Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar vermiş, hayırlı uğurlu olsun. Millete rağmen hiçbir şey olmaz. Millet partinin adını koyduysa bunu YENİ Parti’nin yükselişinden rahatsız olanlar istiyor diye millet kimseye değiştirmez. Hayırlı, uğurlu olsun. Seçimlerde YENİ Parti’de buluşmak ve seçimden sonra Yeni Parti iktidarında herkesin yüzünü güldürmek üzere yolumuza devam ediyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dervişoğlu: Avrupa duvar örüyorsa biz duvarın dışında kalmamalıyız</span></h2>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fon vurgununun boyutlarının anlatılanlardan büyük olduğunu savunarak “Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez” dedi.</p>
<p>Fon vurgununu kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olarak niteleyen Dervişoğlu, meselenin dedikoduyla geçiştirilemeyeceğini söyledi. “Sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz” diyen Dervişoğlu, görevini yapmayanların, göz yumanların ve olaya katılanların görevden bir an önce alınmasını istedi.</p>
<p>Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuğun boşaldığını belirten Dervişoğlu, tutuklu 17 kişinin haksız kazançlarını iade ettiğine ilişkin haberlere değindi. Kanunun söz konusu miktarın iki katının iadesini öngördüğünü savunarak “Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur” dedi. Dervişoğlu, fon vurgununun ardından “tövbe fonu” kurulduğunu söyledi.</p>
<p>AB’nin “Made in Europe” kararını da değerlendiren Dervişoğlu, Avrupa otomotivde yeni standartlar ve anlaşmalar geliştirirken Türkiye’nin dışarıda bırakıldığını belirtti. Bunun Bursa’daki otomotiv işçisinin işini, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceğini ve Anadolu’daki yan sanayicinin siparişlerini ilgilendirdiğini vurguladı.</p>
<p>Yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ünün Avrupa’ya yapıldığını söyleyen Dervişoğlu, ekonomi diplomasisi çağrısı yaptı. “Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fakıbaba istifa sürecinde</span></h2>
<p>İYİ Parti Ankara Milletvekili Eşref Fakıbaba, partisinden ve milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı. Daha önce AK Parti’de milletvekilliği ve Tarım Bakanlığı yapan Fakıbaba’nın kararı, “Terörs üz Türkiye” sürecine ilişkin açıklamalarının ardından geldi. SÖZCÜ’den İsmail Saymaz’a konuşan Fakıbaba, gençliğinden beri liberal olduğunu belirterek “Kanı kanla yıkayamazlar, suyla yıkarlar.” dedi. Sürecin olumlu sonuçlanacağına inandığını ve barış sürecini desteklediğini söyledi. Partisinin süreçteki tutumunu eleştirdi. Açıklamalara tepki gösteren İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyemeyen birinin aralarında yeri olmadığını belirterek Fakıbaba’yı partisinden ve milletvekilliğinden istifaya çağırdı. Fakıbaba, Dervişoğlu’nun isteği doğrultusunda İYİ Parti üyeliğinden, siyasi etik anlayışı gereği de Ankara milletvekilliğinden istifa ettiğini kamuoyuna duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-parti-icine-fon-mesaji-kuyumcu-titizligiyle-o-kolu-kesmemiz-gerekiyor-90259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/erdogan-ak-parti-1769000607.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdoğan’dan parti içine fon mesajı: Kuyumcu titizliğiyle o kolu kesmemiz gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-90258</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KÖYLÜ - </strong><strong>CFN Teknoloji Kurucusu</strong></p>
<p>Teknoloji dünyasında yaşanan hızlı dönüşüm, şirketlerin dijitalleşmeye bakışını da yeniden şekillendiriyor. Yazılım çözümlerinden veri yönetimine, otomasyondan yapay zekâ destekli sistemlere kadar pek çok alanda kurumların ihtiyaçları değişirken, teknoloji artık yalnızca operasyonları destekleyen bir araç değil, doğrudan iş modellerini dönüştüren stratejik bir güç haline geliyor. Bugün yapay zekâyı yalnızca geleceğin teknolojisi olarak konuştuğumuz dönemi geride bıraktık. Artık kurumların günlük operasyonlarında, karar mekanizmalarında, müşteri deneyiminde ve çalışan verimliliğinde doğrudan karşılığı olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Asıl mesele yapay zekâyı kullanmak değil; onu doğru süreçte, doğru veriyle ve gerçek bir ihtiyaca cevap verecek şekilde konumlandırmak. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü; yapay zekayı ne kadar kullandıkları değil, iş süreçlerine ne kadar doğru entegre ettikleri belirleyecek.</p>
<p><strong>Kurumlara özel yapay zekâ dönemi</strong></p>
<p>Kurumlar mevcut sistemlerini tamamen değiştirmek yerine, öncelikle iş süreçlerini ve yapay zekânın nerelerde fayda sağlayabileceğini belirlemeli. Her kurumun verisi, işleyişi ve ihtiyaçları birbirinden farklı… Bu nedenle, herkese aynı yapay zekâ çözümünü sunmak doğru olmaz. Nerede zaman kaybediliyor, hangi işler tekrar tekrar yapılıyor, hangi veriler karar alma süreçlerinde yeterince değerlendirilemiyor, çalışanların iş yükü nerelerde artıyor? Bütün bunları analiz yapılmalı. Ardından teknoloji ve yapay zekâyı devreye alarak bu sorunlara çözüm üretmeye çalışılmalı.</p>
<p><strong>“İnsan ile teknolojinin birlikte çalıştığı modeller öne çıkacak”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı çalışanların yerini alacak bir teknoloji olarak değil, insanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayan bir çalışma arkadaşı olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, kurumlarda insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Bence yapay zekânın en önemli faydalarından birisi, insanların sürekli tekrarladığı işlerden kurtulup; analiz, yaratıcılık ve karar verme gibi daha fazla değer üreten alanlara zaman ayırabilmesidir. Biz geleceği, insanın olmadığı sistemlerde değil, insanın teknolojiyle birlikte çalışarak daha güçlü sonuçlar elde ettiği bir dünyada görüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye’nin, yazılım alanında yetişmiş insan kaynağı ve güçlü bir teknoloji ekosistemi var. Bu nedenle, yapay zekâ dönüşümünde, önemli bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. Burada önemli olan, yerli teknoloji şirketlerinin sadece mevcut teknolojileri kullanması değil, kendi yazılımlarını ve çözümlerini de geliştirebilmesidir. Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve bence bu dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Ülkemiz için burada önemli bir fırsat var. Kendi yazılımını ve teknolojisini geliştiren, kurumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretebilen şirketler, hem Türkiye’de, hem de dünya pazarlarında önemli bir yere sahip olacak. Teknoloji üretmek, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmiyor.  Önümüzdeki birkaç yıl içinde, kurumların nasıl çalışacağını, hangi teknolojilere ihtiyaç duyacağını ve ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini bugünden öngörmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-90258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobiler-sirketler-icin-yapay-zeka-stratejisi-90256</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’ler / şirketler için yapay zekâ stratejisi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KOBİ’ler ve şirketler için yapay zekâ, verimlilik artışı ve uluslararası rekabet gücünü geliştirme açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak başarı, yalnızca teknolojiye yatırım yapmaya değil; doğru alanlara odaklanmaya, maliyetleri ve getirileri ölçmeye, veri güvenliğini sağlamaya ve çalışanların yetkinliklerini geliştirmeye bağlı. </strong></p>
<p>KOBİ’ler / şirketler için yapay zekâ, verimliliği artırmak, maliyetleri düşürmek, müşteri memnuniyetini geliştirmek ve uluslararası rekabet gücünü yükseltmek açısından önemli bir stratejik araçtır. Bu bağlamda açık kaynaklardan derlediğim yazımı bilgilerinize sunuyorum.</p>
<p>Stratejide başarı yalnızca teknoloji satın almaya değil, doğru öncelikleri belirlemeye, yatırımları etkin yönetmeye ve insan kaynağını geliştirmeye bağlıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Önceliklendirme</strong></li>
</ol>
<p>KOBİ’ler, öncelikle işletmelerinde zaman ve kaynak kaybına yol açan sorunları belirlemelidir.</p>
<p>Satış tahmini, stok yönetimi, müşteri hizmetleri, muhasebe ve üretim planlaması, yapay zekânın kullanılabileceği başlıca alanlardır.</p>
<p><strong>Öneri</strong>: Bütün süreçleri aynı anda dönüştürmek yerine, ekonomik faydası yüksek ve uygulanması kolay projelerle başlanmalıdır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yatırım ve finansal yönetim</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ yatırımları aşamalı biçimde gerçekleştirilmelidir. Başlangıçta düşük maliyetli, hazır uygulamalar kullanılmalı; başarılı sonuç veren pilot projeler zamanla genişletilmelidir.</p>
<p> Yazılım, eğitim, entegrasyon ve güvenlik maliyetleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Öneri:</strong> Her yatırımın maliyet tasarrufu, gelir artışı, zaman kazanımı ve verimlilik üzerindeki etkisi ölçülmelidir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İnsan kaynağının geliştirilmesi</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ stratejisinin başarısı, çalışanların teknolojiyi doğru kullanabilmesine bağlıdır. Yönetici ve çalışanlara uygulamalı eğitimler verilmeli; veri okuryazarlığı, dijital beceriler ve yapay zekâ sonuçlarını değerlendirme yetkinlikleri geliştirilmelidir.</p>
<p><strong>Öneri:</strong> Çalışanlar yalnızca teknolojinin kullanıcıları olarak değil, dönüşümün aktif katılımcıları olarak görülmelidir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Veri güvenliği ve risk yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Müşteri bilgileri, ticari sırlar ve finansal veriler korunmalıdır. Yapay zekâ sistemlerinin ürettiği sonuçlar doğrulanmalı, kişisel verilerin korunması ve ilgili mevzuata uyum sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Öneri:</strong> Yapay zekâ kullanımına ilişkin kurallar, uygulamalar başlamadan önce belirlenmelidir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Uygulama ve izleme</strong></li>
</ol>
<p>KOBİ’ler, ilk 90 günlük dönemde mevcut durumlarını analiz edebilir, bir pilot proje başlatabilir ve sonuçları ölçebilir. Başarılı uygulamalar yaygınlaştırılırken beklenen faydayı sağlamayan projeler yeniden değerlendirilmeli veya sonlandırılmalıdır.</p>
<p>KOBİ’lerin yapay zekâ stratejisinde <strong>üç temel unsur</strong> öne çıkmaktadır:</p>
<p><strong>Doğru önceliklendirme</strong>: En önemli işletme sorunlarına odaklanmak.</p>
<p><strong>Disiplinli yatırım</strong>: Maliyetleri ve ekonomik getiriyi ölçerek ilerlemek.</p>
<p><strong>Yetkin insan kaynağı:</strong> Çalışanları eğitmek ve teknolojiyi iş süreçlerine entegre etmek.</p>
<p><strong>KOBİ’lerin rekabet gücü yalnızca yapay zekâ teknolojisine sahip olmalarına değil, bu teknolojiyi işletme hedefleri doğrultusunda ne kadar etkili kullandıklarına bağlıdır.</strong></p>
<p> Az kaynakla yüksek değer üretmek, KOBİ’ler için başarılı yapay zekâ stratejisinin temel ilkesidir.</p>
<p>Yapay zekâyı kullanan değil, stratejik olarak yöneten KOBİ’lerde/şirketlerde, ekonomik değer üretme ve rekabet etme biçimlerini değiştiren önemli bir dönüşüm unsurudur. Ancak bu dönüşümün sonuçları, yalnızca teknolojiye yatırım yapan şirketlerle yapay zekâyı kurumsal stratejilerine başarıyla entegre eden şirketler arasında belirgin farklılıklar yaratacaktır.</p>
<p>Geleceğin başarılı işletmeleri; veriye dayalı karar alma kapasitesini geliştiren, iş süreçlerini yeniden tasarlayan, çalışanlarını yeni becerilerle donatan, müşterilerine daha fazla değer sunan ve teknolojik risklerini etkin biçimde yöneten işletmeler olacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede yönetim kurullarının ve üst düzey yöneticilerin önceliği, yapay zekâ projelerini birbirinden bağımsız girişimler olarak yürütmek yerine, bütüncül bir dönüşüm programı oluşturmaktır. Teknoloji yatırımları şirketin uzun vadeli hedefleriyle ilişkilendirilmeli, ekonomik sonuçları ölçülmeli ve insan faktörü dönüşümün merkezinde tutulmalıdır.</p>
<p>Türkiye’deki KOBİ’ler/şirketler açısından da yapay zekâ stratejisi, verimlilik artışının yanı sıra ihracat kapasitesini güçlendirmek, küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkmak ve yenilikçi iş modelleri geliştirmek için önemli fırsatlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong> yapay zekâ çağında rekabet üstünlüğü, en fazla teknoloji satın alan KOBİ’lerin/ şirketlerin değil; teknolojiyi doğru sorunlara yönelten, veriyi güvenilir biçimde kullanan, insan yeteneğini geliştiren ve değişime uyum sağlayan şirketlerin olacaktır.</p>
<p>Şirket yönetiminde yeni dönemin temel ilkesi açıktır: Yapay zekâ, yalnızca işleri daha hızlı yapmak için değil, daha doğru kararlar almak, daha yüksek değer üretmek ve geleceğin rekabet koşullarına hazırlanmak için stratejik bir yönetim aracı olarak kullanılmalıdır.</p>
<p>Az kaynakla yüksek değer üretmek, KOBİ’ler/şirketler için başarılı yapay zekâ stratejisinin temel ilkesidir.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobiler-sirketler-icin-yapay-zeka-stratejisi-90256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/kobi-sirket-dijital-1774504940.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’ler / şirketler için yapay zekâ stratejisi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sirketi-dem-muzecilik-ustun-teknolojisiyle-gobeklitepeyi-dunyaya-tanitiyor-90255</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk şirketi Dem Müzecilik üstün teknolojisiyle Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin 395,9 milyar dolarlık ihracat başarısını daha ileri taşımak için yaratıcı endüstriler ve teknoloji odaklı markalar öne çıkıyor. Dem Müzecilik’in Londra’da hayata geçirdiği Timewalk Deneyim Müzesi, Türkiye’nin 12 bin yıllık kültürel mirasını deneyim ve teknolojiyle dünyaya taşıyor.</strong></p>
<p>Türkiye geçtiğimiz yıl 273,3 milyar dolarlık mal ve 122,6 milyar dolarlık hizmet olmak üzere toplam 395,9 milyar dolar ihracat ile rekor kırdı. Otomotiv, kimyasal maddeler, elektrik elektronik, hazır giyim ve konfeksiyon ilk sıralarda yer alıyor. Savunma sanayi ve havacılıkta da önemli başarılar elde ediliyor. Daha da ileri gidebilmemiz için, önümüzdeki dönemde bu gelişmelere, yaratıcı fikir ve teknolojik çözümler sunan şirketlerin eklenmesi gerekiyor. Yapay zekâ çağında katma değer oluşturmak için deneyimlere, duygulara seslenen Londra’daki Timewalk Exhibition gibi Türkiye’yi yaratıcı endüstriler alanında ön plana çıkaracak markalara ihtiyacımız var. </p>
<p>Timewalk bir deneyim müzesi. 2020 yılında kurulan Dem Müzecilik’in markası. Dem Müzecilik kültür ihracı misyonu doğrultusunda, Türkiye’nin zengin kültürel mirasını Göbeklitepe’ye uzanan bir anlatı sunan Londra’daki Timewalk Deneyim Müzesi ile dünyaya taşıyor.</p>
<p>15 Ekim 2026 akşamı bir basın grubu olarak “Timewalk Deneyim Müzesi’’ndeydik. 12 bin yıllık insanlık tarihini anlatan Müze’de Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş başta olmak üzere farklı ülkelerin diplomatik temsilcileri ağırlandı.</p>
<p>Resepsiyon öncesinde deneyim müzeciliği ve teknoloji alanlarında faaliyet gösteren Dem Museums (Dem Müzecilik) ve ASTEL şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin ve Dem Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu sorularımızı yanıtladı. Dem Müzecilik Pazarlama Direktörü Meriç Özgen ve Timewalk Genel Müdürü Gökhan Mutlay ile birlikte Timewalk’u deneyimledik.</p>
<p><strong>İlk durak deneyim ekonomisinin kalbi İngiltere</strong></p>
<p>Timewalk Deneyim Müzesi, 130 milyar pound büyüklüğü ile deneyim ekonomisinin en güçlü olduğu İngiltere’nin kalbinde Londra’daki Immerse LDN’de (Excel Waterfront) yer alıyor. Yaklaşık 1,5 milyar TL’lik yatırım bütçesiyle hayata geçirilen proje, Dem Müzecilik’in kültür ihracı misyonunun önemli bir kilometre taşı olarak, uluslararası ilk yatırımı olma özelliği taşıyor. </p>
<p>Dem Müzecilik ve Astel şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin Türkiye’nin ve dünyanın kültürel mirasını yaşayan deneyimlere dönüştüren uluslararası bir marka olmayı hedeflediklerini ifade ediyor. </p>
<p>Ve ekliyor: “Y<em>alnızca Türkiye’nin kültürel mirasını dünyaya tanıtan bir şirket değil, farklı ülkelerin kültürel mirasını da küresel izleyicilerle buluşturarak uluslararası bir deneyim markası olmayı amaçlıyoruz</em>”. </p>
<p>Kuruluş halihazırda Roma’da Colesseum’un yanında bir deneyim müzesi hazırlıyor. Japonya, Çin ve Amerika için görüşmeler sürüyor. </p>
<p><strong>35 yıllık teknolojik deneyim</strong></p>
<p>Dem Müzecilik Astel Şirketler Grubu’nun bir yatırımı. 1991’den bu yana televizyon, sinema ve görsel-işitsel teknolojiler alanında edindiği 35 yıllık birikimi müzecilik alanında da kullanmak isteyen Uğur Esin kültür sanat alanındaki ilk yatırımı 2011’de Kabatepe Projesi’yle hayata geçiriyor. </p>
<p>Daha sonra Astel imzalı toplam 18 müze ve kültür projesine imza atılıyor. Kazakistan Astana Ulusal Müzesi, Azerbaycan’daki Haydar Aliyev Sarayı ve Bakü Konferans Merkezi, Özbekistan Stella Anıt Projesi, Türkmenistan Başkanlık Sarayı ve İspanya’daki Barcelona Port benzeri çok zor projeleri tamamlıyor. Bu deneyimler ışığında 2020 yılında Dem Müzecilik kuruluyor. </p>
<p>Yeni nesil bir anlayışla tasarlanan bu müzeler ziyaretçilerin beş duyusuna hitap eden bir deneyim sunuyor. İşin özünde tarih ve geçmişe dair öyküler yer alıyor. Karanlık odaların ortasındaki ziyaretçi bir anda kendisini ışık, ses, müzik ve görüntülerin içinde buluyor. Bu yüzden teknolojiye “immersive” deniyor. Yani sarıp, sarmalayan, içine alan bir deneyim. Uğur Esin amaçlarının tarihi yalnızca izlenen değil, içinde yaşanan ve ziyaretçilerde kalıcı iz bırakan bir deneyime dönüştürmeyi amaçladıklarını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Ayasofya ve Efes Deneyim Müzelerine 16 uluslararası ödül </strong></p>
<p>Dem Müzecilik 2023’te Ayasofya ve Efes Deneyim Müzeleri’ni inşa ediyor. Bu tesislerin başarısı, kuruluşa 16 uluslararası ödül kazandırıyor. Temmuz 2026’da Londra’daki ExCeL’in Immerse LDN alanında kapılarını açan Timewalk Deneyim Müzesi ise Türkiye’den dünyaya uzanan kültürel yolculuğun ilk uluslararası adımı oluyor.</p>
<p>İngiltere, deneyim ekonomisinin güçlü olduğu bir pazar. Birleşik Krallık deneyim ekonomisinin 130 milyar sterlin, immersive deneyim pazarının ise 98 milyar sterlin büyüklüğünde olduğu; bu pazarın 2030’da 350 milyar sterline ulaşabileceği öngörülüyor.</p>
<p>Bu yüzden İngiltere, Dem Müzecilik’in dünyaya açılması için önemli bir vitrin. Dem Müzecilik, Londra’da güçlü bir yer edinerek Türkiye’nin anlatım gücünü dünyaya taşımak istiyor. Kuruluş, 35 yıllık deneyim, 18 müze ve kültür kompleksinin yanı sıra Efes ve Ayasofya Deneyim Müzeleri ve Londra Time Walk sonrasında, 2027’de Roma, ardından 2028'de Japonya, Çin ve Amerika’da projeler gerçekleştirmeye hazırlanıyor. </p>
<p><strong>12 bin yıllık insanlık tarihine uzanan bir yolculuk</strong></p>
<p>Dem Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu Timewalk’un Londra’daki ön açılış sürecinde 50 bin ziyaretçiyi ağırladığını, yılda 1 milyon ziyaretçi hedeflediklerini ve önümüzdeki beş yılda uluslararası projeleri 100 milyon kişiye tanıtmayı amaçladıklarını belirtiyor. Türkiye’de ise Ayasofya ve Efes Deneyim Müzeleri ile birlikte Ayasofya ve Kariye Camii ziyaret alanlarının operasyonlarıyla yılda 10 milyondan fazla ziyaretçi ağırlanıyor.</p>
<p>Londra’daki Timewalk Deneyim Müzesi12 bin yıllık insanlık tarihine uzanan bir yolculuk sunuyor. Göbeklitepe, Babil, Antik Mısır, Maya ve Rapa Nui’nin de aralarında bulunduğu 22 uygarlığın izleri çağdaş deneyim teknolojileriyle ziyaretçilerle buluşuyor. Müzede mimari, astronomi, yazı ve inanç sistemleri gibi temalar üzerinden farklı medeniyetlerin hikâyelerini anlatılıyor.</p>
<p>Proje, iki yılı aşkın sürede, kendi alanlarında uzman dört tarihçinin danışmanlığında ve 250 kişilik çok disiplinli bir ekibin ortak emeğiyle hayata geçmiş. Timewalk’ta teknolojik altyapının yanı sıra insan unsuruna da önem veriliyor. Operasyon ekibi 30 kişiden oluşuyor; ekibin yüzde 30’u Türk, yüzde 70’i yabancı.</p>
<p><strong>Deneyim Göbeklitepe’yle başlıyor</strong></p>
<p>Timewalk deneyimi Anadolu’nun insanlık tarihine kazandırdığı en önemli kültürel miraslardan biri olan Göbeklitepe’yle başlıyor. Anadolu’dan yola çıktıktan sonra, her salonda farklı bir kültürle buluşuluyor. Yolculukta Babil’in şehirleşme anlayışını, Antik Mısır’ın ölüm ve sonsuzluk inancını, Maya uygarlığının astronomi ve zaman bilgisini ve Rapa Nui’nin kültürel mirasını da keşfediyoruz.</p>
<p>Her bölüm, tarihî bilgi aktarmanın yanı sıra ilgili uygarlığın atmosferini, ritmini ve gündelik yaşamını hissettirmeyi amaçlıyor. Sesli rehber sistemi 25 dil seçeneği sunuyor; ziyaretçiler anlatımı kendi dillerinde dinleyebiliyor. Çocuklar için özel olarak geliştirilen hikayeleştirilmiş anlatım, içeriği onların ilgi ve algı düzeyine uygun hâle getiriyor. Timewalk böylece tarihi çocuklara sevdirmeyi ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasına da katkı sağlıyor.</p>
<p>Timewalk hazırlanırken tarihsel tutarlılık, tarafsızlık ve bilginin doğruluğunun sağlanması için çok değerli akademisyenler ve yazarlarla çalışılmış. Örneğin, Göbeklitepe içeriğine Prof. Dr. Necmi Karul (Göbeklitepe ve Karahantepe Kazı Başkanı, Taş Tepeler Projesi Koordinatörü) danışmanlık yapmış. Babil için University College London (UCL) Eski Yakın Doğu Tarihi Emekli Profesörü Prof. Eleanor Robson’la; Rapa Nui ve Maya için gazeteci, yazar ve tarihçi Laurence Blair’le ve Mısır için Mısır Araştırmaları Cemiyeti’nden Dr. Edward Scrivens’la birlikte çalışılmış.</p>
<p>Seslendirme çalışmalarında Selçuk Yöntem, Devrim Yakut, David Schofield ve Olivia Williams gibi sanatçılar yer alıyor. Ses kayıtlarının tamamı ise Hollywood’un önde gelen stüdyolarında gerçekleştirilmiş.</p>
<p><strong>1.5 milyar TL’lik yatırım </strong></p>
<p>Dem Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu’nun verdiği bilgiye göre Timewalk için 22 milyon sterlin, yaklaşık 1,5 milyar TL yatırım yapılmış. Yurt dışındaki yatırımlar Dem Müzecilik’in öz kaynakları ile finanse ediliyor; Bildiricioğlu projeler için devlet teşviklerinden yararlanılmadığını özellikle vurguluyor. </p>
<p>Türkiye’deki müzeler için de önemli rakamlarda yatırımlar yapılmış. Ayasofya Tarih Müzesi yaklaşık 19 milyon avro, Efes Deneyim Müzesi ise yaklaşık 26 milyon avro yatırımla hayata geçirilmiş. . </p>
<p>Timewalk’ın gelir modeli yalnızca bilet satışlarına dayanmıyor; sponsorluklar, kurumsal işbirlikleri ve merchandising satışları da modelin önemli bileşenleri. ExCeL London ile beş yıllık bir anlaşma yapılmış.. Bu süre içinde yatırımın geri dönüşünü ve gelir yaratmasını sağlayacak bir model öngörülmüş.</p>
<p><strong>Timewalk’un büyük teknoloji yatırımı </strong></p>
<p>Timewalk 2.500 metrekarelik deneyim alanı. Dem Müzecilik’in 35 yılı aşkın görsel- işitsel teknoloji tecrübesi sayesinde bu son derece sofistike sistemin düzgün bir biçimde çalışıyor. Işık ve verinin buluştuğu 1,5 milyar piksellik bir görsel evren olarak tasarlanmış. Görüntü, ses ve aydınlatma sistemleri ortak bir zaman koduyla merkezi olarak yönetiliyor.</p>
<p>Sistemde, birbiriyle senkronize çalışan 90 medya sunucusu, içerikleri kesintisiz biçimde işliyor. 7/24 çalışmaya uygun, yüksek ışık gücüne sahip 200’e yakın projeksiyon sistemi duvarları ve zeminleri görsel deneyimin parçasına dönüştürüyor. Özel kablolama altyapısı, veriyi alanın farklı noktalarına kayıpsız ulaştırıyor. 100’den fazla aydınlatma ünitesi anlatıyla birlikte değişerek görüntü ve renkleri mekâna taşıyor.Üç boyutlu ses teknolojisi, mekân içinde yön, mesafe ve derinlik hissi yaratarak her ortama özgü bir atmosfer oluşturuyor.</p>
<p><strong>Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş: Türkiye yaratıcı endüstrilerde güçlü bir oyuncu</strong></p>
<p>Timewalk Deneyim Müzesi’nin uluslararası diplomasiyi odağına alan özel resepsiyonunda Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş mükemmel İngilizcesiyle kısa bir konuşma yaptı. Müzenin inovasyonla tarihi birleştiren çok önemli bir işlev üstlendiğini söyleyen Ertaş, inovatif teknolojilerin yaşamımız üzerindeki olumlu ve olumsuz olası etkilerine dikkat çekti. Teknolojiye ve yapay zekaya temkinli yaklaşmanın, gelenekleri ve tarihi korumanın önemine vurgu yaparak şunları söyledi: <em>Geleneklerimizi sahiplenmeli, sosyal ilişkileri kucaklamalı, insanlığı insanlık yapan kültür ve sanatları benimsemeliyiz. Bu ortaklıklarla, yenilikle barışık ve aynı zamanda gelenekle de barışık bir geleceğe doğru ilerlemeye devam edeceğimizi düşünüyorum. Türkiye son yıllarda içerik üretimi ve yaratıcı endüstrilerde de çok güçlü bir oyuncu haline geldi. Bu harika sergi de bu yaratıcılığın, bir öz yaratmaya yönelik bu yeni çabanın bir sonucu. Bu sergiyi yaratıcı endüstriler açısından küresel olarak saygı duyulan bir başkent olan Londra'da başlamak ise harika bir mesaj.” </em></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş müzeyi ziyaret ettikten sonra herkesi Türkiye’ye Göbeklitepe’ye ve Anadolu genelindeki dünyanın birçok harikasını da görmeye davet etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sirketi-dem-muzecilik-ustun-teknolojisiyle-gobeklitepeyi-dunyaya-tanitiyor-90255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/5/1280x720/67-1792645399.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk şirketi Dem Müzecilik üstün teknolojisiyle Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isvec-buyukelcisi-gaziantepte-baklava-ustaligina-soyundu-90328</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsveç Büyükelçisi Funered, Şahinbey Belediyesi Aşevi’ni ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>İsveç’in Ankara Büyükelçisi Ulrika Funered, Şahinbey Belediyesi Aşevi’ni ziyaretinde baklava tezgâhının başına geçti. Gaziantep’in mutfak kültürünü yakından tanımak isteyen Büyükelçi, baklava yapımının inceliklerini uygulamalı olarak deneyimledi. </p>
<p>Funered, Gaziantep’in dünyaca ünlü baklavasını yaparken hünerlerini sergiledi. Aşevindeki renkli buluşmada diplomasiye Antep fıstığı, hamur ve şerbet eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ada063715f6b-1792673335.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun ev sahipliğindeki ziyarete, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Mukim Temsilcisi Monica Merino ve İsveç Büyükelçiliği Kalkınma İşbirliği Müsteşarı Paola Castro Neiderstam da katıldı. Ziyaret, H.O.P.E. in ACTION – Kadınların Güçlenmesi için Fırsatlar Projesi’nin kapanış etkinlikleri kapsamında gerçekleştirildi. Heyet, aşevinde proje yararlanıcısı kadınlarla bir araya gelerek hem mesleki eğitim sürecini yakından gördü hem de Gaziantep’in köklü gastronomi mirasına tanıklık etti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ada064c05cf7-1792673356.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>65 kadın eğitim aldı, 20 kadın istihdam edildi</strong></p>
<p>Ziyaretin arka planında ise kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen önemli bir proje bulunuyor. Türk ve Suriyeli kadınların mesleki becerilerini geliştirmek ve toplumsal uyumu güçlendirmek amacıyla yürütülen H.O.P.E. in ACTION Projesi kapsamında 65 kadına aşçı yardımcılığı, pastacılık ve tatlı yapımı alanlarında eğitim verildi. Eğitimlerini başarıyla tamamlayan 20 kadın, Şahinbey Belediyesi Aşevi’nde üç ay süreyle istihdam edilerek mesleki bilgilerini uygulama fırsatı buldu. Böylece mutfakta açılan her yufka, yalnızca Gaziantep’in lezzet geleneğini değil, kadınların emekle güçlenen gelecek umutlarını da temsil etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ada06585100b-1792673368.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>"Bir tabak sıcak yemek, binlerce haneye umut"</strong></p>
<p>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, konuklarına aşevinde yürütülen çalışmalar ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara sunulan hizmetler hakkında bilgi verdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla vatandaşların yanında olduklarını belirten Tahmazoğlu, aşevinin dayanışma kültüründeki önemine dikkat çekti. Günlük yemek kapasitesi 36 bin kişiye ulaşan Şahinbey Belediyesi Aşevi, her gün 8 bin 500 aileye sıcak yemek ulaştırıyor. Hafta içi her gün 8 bin 500 vatandaşa ücretsiz çorba ikramı da yapılıyor. Gaziantep’te bu kez baklava tezgâhında buluşan diplomasi, dayanışma ve gastronomi, kentin yalnızca damak çatlatan lezzetleriyle değil, paylaşma kültürüyle de öne çıktığını gösterdi. Büyükelçi Ulrika Funered’in baklava açma mahareti ise ziyaretin en tatlı hatırası olarak hafızalara kazındı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isvec-buyukelcisi-gaziantepte-baklava-ustaligina-soyundu-90328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/isvec-buyukelcisi-gaziantepte-baklava-ustaligina-soyundu-1792673389.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsveç’in Ankara Büyükelçisi Ulrika Funered, &quot;Kadınların Güçlenmesi için Fırsatlar Projesi&quot; kapsamında Şahinbey Belediyesi Aşevi’ni ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ahmet-oguz-sahada-cozum-ureten-bir-borsa-olacagiz-90285</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Oğuz: Sahada çözüm üreten bir borsa olacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Eskişehir Bölge Temsilcisi Ali Baş Eskişehir Ticaret Borsası (ETB) Başkanlığına seçilen Ahmet Oğuz’u ziyaret ederek yeni görevinde başarılar diledi.</p>
<p>Ziyarette, borsanın yeni dönem çalışmaları ile Eskişehir’in tarım ve ticaret potansiyelini geliştirmeye yönelik projeler ele alındı.</p>
<p>Borsayı üyelerinin yanında duran, üreticiyi destekleyen ve sahada çözüm üreten bir yapıya kavuşturmayı hedeflediklerini ifade eden Oğuz, projelerini uygulamaya almak için planlamalara başladıklarını söyledi. Oğuz, “Eskişehir Ticaret Borsası’nı yalnızca tescil işlemlerinin gerçekleştirildiği bir kurum olarak değil, üyelerinin sorunlarına çözüm üreten, sahada bilgi sağlayan, ulaşılabilir ve şeffaf bir yapı haline getirmek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Yeni dönem çalışmalarının merkezinde Tarım, Ticaret ve Eğitim Yerleşkesi projesinin bulunduğunu belirten Oğuz, depo ve ofis alanları, eğitim merkezi, analiz laboratuvarı ve danışmanlık birimleriyle üretici, tüccar ve sanayiciyi buluşturan bir yerleşke oluşturmayı amaçladıklarını kaydetti. Mevcut hizmet alanının fiziki yetersizliklerini gidermek için alternatif alanlar üzerinde çalıştıklarını aktaran Oğuz, yeni yerleşkeyi yıl boyunca yaşayan bir tarım ve ticaret merkezi olarak planladıklarını dile getirdi.</p>
<p>Lisanslı depoculuk ve Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) sisteminin de öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayan Oğuz, üreticilerin ürünlerini uygun koşullarda saklayabilmesini ve ürünlerini teminat göstererek finansmana ulaşabilmesini hedeflediklerini söyledi. Oğuz, üye hizmet merkezi, dijital borsa uygulamaları ve tarımsal eğitim çalışmalarıyla da üyelerin ihtiyaç duyduğu hizmetlere erişimini kolaylaştırmak istediklerini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ahmet-oguz-sahada-cozum-ureten-bir-borsa-olacagiz-90285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/img-20261022-wa0000-1792655281.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dönem vizyonunu ve hedeflerini paylaşan Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ahmet Oğuz, hazırladıkları projeleri kısa sürede hayata geçirmeyi planladıklarını belirterek, borsayı üyesinin yanında duran, sahada çözüm üreten güçlü bir yapıya kavuşturacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pamukta-brezilya-mucizesi-ve-turkiyenin-uretimdeki-cokusu-90254</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta Brezilya mucizesi ve Türkiye’nin üretimdeki çöküşü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de pamuk üretimi son yıllarda hızla gerilerken Brezilya, üretimini 10 yılda üçe katlayarak dünyanın en büyük pamuk ihracatçısı oldu. Üretici örgütlenmesi, uzun vadeli stratejiler, kalite odaklı üretim ve düşük maliyet avantajıyla öne çıkan Brezilya’nın başarısı, Türkiye’nin pamuk politikalarındaki eksiklikleri de gözler önüne seriyor. </strong></p>
<p>Türkiye’de pamuk üretimi azaldıkça pamuğu daha çok konuşmaya başladık. Son iki haftada pamukla ilgili birisi uluslararası olmak üzere 3 önemli toplantıya katıldım.</p>
<p>İlki 7 Ekim Dünya Pamuk Günü nedeniyle İzmir Balçova’da Kaya Termal Otel’de yapılan “Topraktan Modaya’ toplantısıydı. İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (İPUD), Ulusal Pamuk Konseyi, Tarım ve Orman Bakanlığı ile BCI-Beter Cotton İnitative (Daha İyi Pamuk Girişimi) tarafından düzenlenen etkinlikte pamukta yaşanan sorunlar, çözümler konuşuldu.</p>
<p>Üretici, sanayici, ihracatçı, Tarım Bakanlığı ve sektör temsilcilerinin katıldığı toplantıda Türkiye’de iyi pamuk ilkeleri ile üretilen tüm pamukların BCI standartları ile pazarlanması konusunda anlaşma imzalandı.</p>
<p>Katıldığım ikinci toplantı, Londra merkezli, Uluslararası Pamuk Birliği’nin (ICA) 185 yıllık tarihinde ilk kez İstanbul’da “Pamukta Yeni Dönem” ana temasıyla yaptığı ticaret etkinliği oldu.</p>
<p>Toplantıya, Brezilya, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Bangladeş, Hindistan, Pakistan, Türkiye başta olmak üzere 725’in üzerinde delege katıldı. Dünya pamukçularının buluştuğu toplantı 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de yapıldı. Toplantıdan 1 gün önce ise Brezilya özel iki panel düzenledi. İCA’nın İstanbul toplantısı ile ilgili detaylı yazım 20 Ekim’de yayınlandı. Yazıyı Ekonomi gazetesinde veya www.tarimdunyasi.net internet sayfamda ve sosyal medya hesaplarımdan okuyabilirisiniz.</p>
<p>Pamukla ilgili katıldığım son toplantı ise, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Tekstil Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile Ege İhracatçı Birlikleri’nin düzenlediği “Krizden Katma Değere: Pamuk Üretimi ve Tedarik Zincirindeki Değişim Çalıştayı” oldu. Bu toplantı kapsamında “Pamukta Değişen Dinamikler: Kriz Dönemi için Çözüm Önerileri” başlıklı panelde konuştum.</p>
<h2>Brezilya neyi doğru yaptı, Türkiye nerede yanlış yaptı?</h2>
<p>Bu üç ayrı toplantıda elbette çok farklı konular konuşuldu. Farklı bakış açıları ile pamuktaki güncel durum ve geleceğe ilişkin tahminler, beklentiler dile getirildi. En dikkat çekici olan konulardan birisi Türkiye, pamuk üretiminden hızla uzaklaşırken, pamuk üretimi dibe vururken, Brezilya’nın pamuk üretiminde ve ihracatında çok hızlı büyümesi oldu. Pamukta adeta Brezilya mucizesinden söz ediliyor.</p>
<p>O zaman akla şu soru geliyor; Türkiye nerede yanlış yaptı? Brezilya, pamuk üretiminde ve ihracatında nasıl başarılı oldu? Neyi doğru yaptı?</p>
<p>Bu sorunun yanıtı için elbette çok kapsamlı bir araştırma yapmak gerekir. Ben sadece şu 3 toplantıda özellikle Uluslararası Pamuk Birliği(ICA) toplantısındaki konuşmalardan ve sunumlardan Brezilya’nın doğrularını, İzmir’de yapılan iki toplantıdan da Türkiye’nin yanlışlarını tespit ederek bu yazıyı yazıyorum.</p>
<h2>Türkiye’nin üretim alanı daraldı, üretim 500 bin tonun altına düştü</h2>
<p>Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan yanlış politikalar sonucunda pamuk üretimi deyim yerindeyse dibe vurdu. 1990’lı yılların sonunda 750 bin hektar alanda üretim yapılırken, 2000 yılında üretim alanı 654 bin hektara, 2005 yılında 546 bin hektara, 2010 yılında 480 bin, 2020 yılında 470 bin hektara ve 2026 yılında da 275 bin hektara geriledi. Amerika Tarım Bakanlığı verilerine göre bu yıl Türkiye’nin pamuk üretimi en iyimser tahminle 495 bin ton olacak.</p>
<h2>Brezilya 10 yılda üretimini 3’e katladı</h2>
<p>Brezilya’nın pamuk ekim alanı 2021-2022 sezonunda 1 milyon 637 bin hektar iken 2024-2025 sezonunda 2 milyon 170 bin hektara ulaştı. Son 5 yılda 400 bin hektar genişledi. Geçen sezon fiyatların düşmesi maliyetlerin artması ile üretim alanı 150 bin hektar azaldı ve 2 milyon 20 bin hektar alanda üretim yapıldı. Amerika Tarım Bakanlığı ve Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği (ABRAPA) verilerine göre, Brezilya’nın bu yıl lif pamuk üretiminin 4,4 milyon ton olması bekleniyor. Brezilya,  son 10 yılda pamuk üretimini tam 3 kat arttırdı.</p>
<h2>Brezilya, çiftçi başına 11 bin ton, Türkiye 6,6 ton pamuk üretiyor</h2>
<p>Türkiye’de, 495 bin ton pamuğu 70-75 bin üretici ile gerçekleştirirken, Brezilya 4,4 milyon ton pamuğu sadece 400 çiftçi ile gerçekleştiriyor. Brezilya’ya göre bizim pamuk üretimimiz “hoby” seviyesinde kalıyor. Brezilya’da her bir pamuk çiftçisi yılda ortalama 11 bin ton lif pamuk üretirken, Türkiye’deki pamuk çiftçisi başına ortalama üretim 6,6 ton.</p>
<p>Brezilya,  3,6 milyon ton lif pamuk ihracatı ile dünyada ilk sırada yer alırken, Türkiye 2026-2027 sezonunda 1,1 milyon ton lif pamuk ithalatı ile dünyanın en çok pamuk ithal eden ülkelerinden birisi olacak.</p>
<p>Türkiye, pamuk ithalatının yüzde 43’ünü Brezilya’dan gerçekleştiriyor. Brezilyadan pamuk ithalatımız 2025 yılında 377 bin ton oldu. Bu yıl muhtemelen ithalat çok daha yüksek olacak ve Türkiye, ürettiği pamuktan daha fazlasını Brezilya’dan alacak. Türkiye’nin pamuk ihracatı 200 bin ton civarında.</p>
<p>Türkiye’nin pamuk üretimi verimliliğinde dünyada ilk 3 ülke arasında. Verimlilikte Türkiye’nin sorunu yok ve iyi durumda. Brezilya son 10 yılda verimliliğini yüzde 53 artırdı. Çin’in yüzde 87 oranındaki verimlilik artışından sonra, Brezilya verim artışında ikinci sırada.</p>
<h2>Yüksek maliyet, düşük fiyat çiftçiyi pamuktan uzaklaştırıyor</h2>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği’nin (İCA) İstanbul toplantısında hemen her ülke yükselen üretim maliyetlerinden ve fiyatların düşük olmasından şikâyetçi oldu. Bu yüksek maliyet nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, Brezilya ve diğer üretici ülkelerde alternatif ürünlere yönelme olduğu ifade edildi.  Türkiye’de alternatif olarak ayçiçeği, mısır, buğdaya yönelme olurken, Amerika’da mısır başta olmak üzere, etanol üretiminde kullanılan ürünlere yönelme var. Brezilya’da ise soya üretimine kaçış var. Fakat alternatif ürünlere yönelme Brezilya’da diğer ülkelere göre daha düşük.</p>
<p>Brezilya, Amazon yağmur ormanlarını keserek, yakarak tarımsal üretime ve madenciliğe açıyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü verilerine göre, Amazon ormanlarından açılan alanların yüzde 70-80’ni meraya dönüştürülerek sığır yetiştiriciliği yapılıyor. Yüzde 10-15’inde ise soya üretiliyor. Amazon’a komşu eyaletlerden Mato Grosso’da ormansızlaştırılan alanların büyük bölümünde soya üretiliyor. Büyük oranda ihraç edilen soyanın yerine ikinci ürün pamuk ekiliyor.</p>
<h2>Brezilya pamuğunun yüzde 95’i iki eyalette üretiliyor</h2>
<p>Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği(ABRAPA)verilerine göre, Brezilya’da pamuk ekimi yapılan iki büyük eyalet var. Bunlardan Mato Grosso’da pamuk üretiminin yüzde 70’i gerçekleştiriliyor. Yüzde 25 üretim ise Matopiba eyaletinde yapılıyor.</p>
<p>Amerika’da pamuk üretiminin yoğun olduğu bölgelerde yaşanan kuraklık pamuk üretiminin düşmesine neden olurken Brezilya bunu fırsata çevirerek üretimi artırdı. Amerikalı uzmanlar İstanbul toplantısında buna dikkat çekti. Yani Brezilya her fırsatı değerlendiriyor.</p>
<p>Amerika, Avustralya, Çin, Türkiye ve diğer birçok ülke pamuk üretimini sulu tarımla gerçekleştiriyor. Bu nedenle maliyetleri daha yüksek... Ayrıca, kuraklık olduğunda üretim olumsuz etkileniyor, maliyet ve dolayısıyla fiyat artıyor. Oysa Brezilya pamuk üretiminin çok büyük bölümünü sulama yapmadan, yağmurdan yararlanarak üretiyor. Bu nedenle maliyeti daha düşük oluyor.</p>
<h2>Türkiye, kaliteye değil verime önem veriyor</h2>
<p>Tekstil Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin düzenlediği toplantıda ömrünü pamuk tarımı ile geçiren, tohumdan üretime, araştırmadan kaliteye her alanda çalışmalar yapan Dr. Nedim Özbek çok çarpıcı bir bilgiyi paylaştı. Kendisi de çok sayıda kaliteli pamuk tohumu çeşidi geliştiren Özbek, Türkiye’de çiftçinin pamukta kaliteyi değil, verimi tercih ettiğini söyledi. Kaliteli pamuğa, kalitesiz pamukla aynı fiyat verildiği için çiftçi daha çok verim alacağı çeşitleri tercih ediyor.</p>
<p>Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği (ABRAPA) yöneticileri ise ICA’nın İstanbul toplantısında kaliteye ne kadar önem verdiklerini ve her geçen yıl kaliteyi nasıl artırdıklarını ballandıra ballandıra anlattı.</p>
<h2>Brezilya’da üretici örgütlü ve güçlü, Türkiye’de zayıf ve dağınık</h2>
<p>İki ülke arasındaki en önemli farklardan birisi de Brezilya’daki üreticinin örgütlü olması. Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği(ABRAPA) ülkede üretilen pamuğun yüzde 99’una sahip üreticilerden oluşuyor. Devlet politikalarında çok etkililer. Türkiye’de pamuk üreticilerinin örgütü konumundaki Tariş, Çukobirlik gibi tarım satış kooperatifleri birlikleri 2000 yılında çıkarılan 4572 Sayılı Birlikler Yasası ile adeta çökertildi. İkincil tesisleri kapatıldı. Üreticiden koparıldı. Üretici örgütlü değil, zayıf ve dağınık. Destekleme konusunda bile sözünü dinletemiyor. Hükümet nezdinde bir gücü, etkisi yok.</p>
<h2>Türkiye’nin hedefi, stratejisi yok, Brezilya’nın var</h2>
<p>En önemlisi, Brezilya’nın bir hedefi, stratejisi var. Dünya pamuk piyasasında hem üretimde hem de ihracatta en büyük payla söz sahibi olmak. İhracatta bunu başardı, dünyanın en büyük ihracatçısı oldu. Üretimde de en önemli aktörlerden birisi oldu.</p>
<p>Türkiye’nin pamukta veya diğer tarım ürünlerinde bir stratejisi, hedefi yok. Günübirlik politikalarla üretimi sürdürmeye çalışıyor. Pamuk üreticileri yıllarca lif pamuk üretimini 1 milyon tona çıkarmayı hedefledi. Sadece 2022 yılında pamuk üretimi 1 milyon tonu yakaladı. Ama ondan sonra fiyatların düşmesi, maliyetlerin artması ve desteklerin artırılmaması ile üretici adeta cezalandırıldı ve üretim hızla düşmeye başladı. 2026’da 500 bin tonun altına düşecek.</p>
<p>Özetle, Türkiye tarımsal ürünlerin pek çoğunda olduğu gibi pamukta da her geçen gün kan kaybediyor. Üretim,  dış ticaret ve destekleme başta olmak üzere bir stratejisi yok. Brezilya uzun vadeli hedef ve stratejilerle dünyanın en büyük pamuk ihracatçısı ve en önemli üreticilerden birisi oldu. Bundan dersler çıkarmak gerekir. Yazıda da belirttiğim gibi elbette iki ülke arasında üretim alanı, çiftçi sayısı, sulama, maliyetler aşısından ciddi farklılıklar var. Ama kendi ülkemizin şartlarına uygun hedef ve stratejiler belirleyerek en azından kendi ihtiyacımız olan pamuğu üretebiliriz. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Brezilya İstanbul’da şov yaptı</span></h2>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği’nin İstanbul toplantısında Brezilya adeta şov yaptı. Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği, Brezilya pamuğunun uluslararası pazardaki varlığını güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir gündem kapsamında İCA’nın İstanbul toplantısı öncesinde “Pamuk Brezilya Öğle Yemeği”nde pamuk sektöründeki başarısını ve stratejilerini pamuk ve tekstil sektörünün liderlerine sundu.</p>
<p>Bu sunumda, Brezilya’nın ulusal pamuk endüstrisinin öncü rol oynadığı bir dönemde bu etkinliğin gerçekleştiğine vurgu yapılarak şu bilgilere yer verildi: “Dünyanın üçüncü büyük pamuk üreticisi ve pamuk ihracatında lider olan Brezilya, 2025/2026 pazarlama yılını rekor düzeyde 3,37 milyon ton pamuk lifi ihracatı ile tamamladı. Bu da önceki döneme göre yaklaşık yüzde 19'luk bir artış anlamına geliyor. Bu performans, alıcılar, endüstriler, ticaret şirketleri ve ana tüketici pazarlarının temsilcileriyle olan ilişkilerin önemini pekiştiriyor.”</p>
<p>İstanbul toplantısına Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği Başkanı Gustavo Piccoli, Başkan Yardımcısı Celestino Zanella ve danışmanlar Alexandre De Marco, Luiz Carlos Bergamaschi, Carlos Alberto Moresco ve Aurélio Pavinato yer aldı. Ayrıca, Ulusal Pamuk İhracatçıları Birliği (ANEA) Başkanı Dawid Wajs ve başkan yardımcısı Ariel Coelho ile ApexBrasil'in Tarım İşletmeciliği uzmanı Rafaela Albuquerque de katıldı.</p>
<p>Toplantıda iki panel düzenlendi. Birinci panelde 2025/2026 hasadının sonuçları ve 2026/2027 dönemi için üretim, ekim alanı, kalite, sürdürülebilirlik ve rekabet gücüne odaklanılarak beklentiler ele alındı. İkinci panelde ise Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği’nin Ulusal Pamuk İhracatçıları Birliği ve Brezilya Ticaret ve Yatırım Teşvik Ajansı (ApexBrasil) ile ortaklaşa yürüttüğü bir girişim olan Cotton Brazil'in uzun vadeli stratejileri sunuldu.</p>
<p>Brezilya Pamuk Üreticileri Birliği Başkanı Gustavo Piccoli, konuşmasında Brezilya'nın bu toplantılardaki varlığı, üretim ve ihracat sonuçlarını sunmanın ötesine geçtiğini belirterek: “Uluslararası pazarda lider bir konum elde ettik, ancak bunu sürdürmenin sürekli çalışma gerektirdiğini biliyoruz. Taahhüdümüz, dünyaya sorumlu ve şeffaf bir şekilde üretilen kaliteli pamuk sunmaktır. Alıcılarımız ve ortaklarımızla yakın olmak, pazar taleplerini anlamak, Brezilya elyafına olan güveni güçlendirmek ve tüm üretim zinciri için yeni fırsatlar yaratmak açısından temel önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pamukta-brezilya-mucizesi-ve-turkiyenin-uretimdeki-cokusu-90254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/yagislar-202526-sezonu-pamuk-rekoltesi-tahminini-dusurdu-1767687353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pamukta Brezilya mucizesi ve Türkiye’nin üretimdeki çöküşü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sponsorluk-harcamalarinin-indirimi-90253</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sponsorluk harcamalarının indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sponsorluk harcamaları, işletmeler için hem sosyal sorumluluk hem de vergisel avantajlar açısından önem taşıyor. Ancak amatör ve profesyonel spor dallarına göre değişen indirim oranları, reklam harcamalarından ayrılan yönleri ve belgelendirme koşulları, şirketlerin sponsorluk faaliyetlerini planlarken dikkat etmesi gereken başlıca unsurlar arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>İşletmeler için ürettikleri malların, ifa ettikleri hizmetlerin kaliteli olması kadar pazarlanması da önem taşır. Bunun için reklam ve tanıtıma ihtiyaç bulunmaktadır. Tanıtım harcamalarının önemlilerinden biri sponsorluk harcamalarıdır. Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile doğrudan ilgisi kurulamayan ya da ilişkisi ölçülemeyen sponsorluk harcamaları sosyal yönü ile öne çıkmaktadır.</p>
<p>Reklam ve sponsorluk harcamaları vergileme bakımından birbiri ile karıştırılabilmektedir. İnsanlarımızın spora, özellikle futbola yakın ilgisi de göz önünde tutularak vergi kanunlarında sporla ilgili destekler sağlanmıştır.</p>
<p>Ülkemizde sporun desteklenmesi amacıyla gerçek ya da tüzel tarafından spor kulüplerine, spor federasyonlarına ve sporculara sponsorluk harcaması yapılmaktadır. Sponsorluk uygulamasına ilişkin usul ve esaslar, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Sponsorluk Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Buna göre gerçek ve tüzel kişiler; federasyonlara, gençlik ve spor kulüplerine veya sporculara, spor tesisleri ve faaliyetlerine ilişkin olarak anılan yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar dahilinde sponsor olabileceklerdir.</p>
<p>3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17/6/1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının sözü edilen kanunlar uyarınca tespit edilen amatör spor dalları için tamamı (%100’ü),</p>
<p>profesyonel spor dalları için %50’si gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde beyan edilen kazançtan indirilebilecektir.</p>
<p>Sponsorluk harcamalarında indirim uygulamasında hangi harcamaların sponsorluk harcaması kapsamında değerlendirilebileceği, sponsorluk yapılabilecek alanlar, sponsorluk sözleşmeleri ve sözleşmede yer alacak hususlar, sponsorluk ve reklam harcaması arasındaki farklar, ödeme ve belgelendirme, profesyonel-amatör spor dalları ayrımı, sponsorluk harcamalarında KDV uygulaması gibi konulardaki açıklamalarımız aşağıda yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sponsorluk kavramı ve sponsorluk alanları</strong></p>
<p><strong>Sponsorluk</strong>, sponsorluk yapılabilecek alanlarda gerçek veya tüzel kişilerce, dolaylı olarak ticari fayda sağlamak ya da sosyal sorumluluklarını yerine getirmek amacıyla iletişim olanakları karşılığında ayni ve/veya nakdi destekte bulunulmasını ifade etmektedir.</p>
<p>Ulusal veya uluslararası gençlik ve spor hizmet ve faaliyetlerini desteklemek amacıyla gerçek ve tüzel kişiler aşağıda belirtilen alanlarda sponsorluk yapabilmektedirler.</p>
<p>- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün yıllık faaliyet programında yer alan ulusal veya uluslararası gençlik ve spor organizasyonları,</p>
<p>- Spor kulüpleri ile federasyonların yıllık programlarında bulunan eğitim ve altyapı faaliyetleri gibi sporun yaygınlaştırılması ve sporcuların desteklenmesine yönelik resmi sportif faaliyetleri,</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşları ve yerel yönetimler ile gençlik ve spor kulüplerine ait gençlik ve spor tesislerinden Genel Müdürlükçe uygun görülenlerin yapımı, ikmali, onarımı ve bakımı,</p>
<p>- Federasyonların veya gençlik ve spor kulüplerinin hizmet ve faaliyetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan gençlik ve spor organizasyonları ile sportif araç, gereç ve malzemelerin temini,</p>
<p>- Ferdi lisanslı sporcuların, Genel Müdürlük veya federasyonlarca ferdi olarak katılmalarına izin verilen ulusal veya uluslararası organizasyonları,</p>
<p>- Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ile Paralimpik Komitesi’nin sportif faaliyetlerine ilişkin hizmetler.</p>
<p><strong>Sponsorluk konusuna giren harcamalar</strong></p>
<p>Sponsorluk harcamaları ticari kazancın elde edilmesi ile doğrudan ilişkili olmayan veya ilişkisi ölçülemeyen, sosyal amacı öne çıkan harcamalar olup reklam harcamalarından farklılık göstermektedir. Sponsor olan kurumun adının anılması koşuluyla,</p>
<p>- Resmi spor organizasyonları için yapılan saha, salon veya tesis kira bedelleri,</p>
<p>- Sporcuların iaşe, seyahat ve ikamet giderleri,</p>
<p>- Spor malzemesi bedeli,</p>
<p>- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün uygun göreceği spor tesisleri için yapılan ayni ve nakdi harcamalar,</p>
<p>- Sporcuların transfer edilmesini sağlayacak bonservis bedelleri,</p>
<p>- Spor müsabakaları sonucuna göre sporculara veya spor adamlarına prim mahiyetinde ayni ve nakdi ödemeler gibi harcamalar sponsorluk harcaması olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Reklam harcamaları </strong></p>
<p>Spor sahalarına, sporcuların veya diğer ilgililerin spor giysilerinin ya da spor araç ve gereçlerinin üzerine yazılı veya elektronik sinyaller yardımıyla sanal olarak kurumun tanıtımının yapılmasını sağlayacak amblem, marka, isim ve benzeri işaretler konulması gibi doğrudan ticari fayda sağlayan ve kurumun tanıtımını amaçlayan harcamalar reklam harcaması olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Sponsorluk faaliyetinin yanında reklam ve tanıtım amacını da içeren işlemler nedeniyle yapılan harcamaların, sözleşmede belirtilmek ve emsaline uygun olmak şartıyla, reklam ve sponsorluk harcamaları olarak ayrıştırılabilmesi mümkündür.</p>
<p><strong>Sözleşme yapılması gereği</strong></p>
<p>Sponsorluk alan ile sponsorlar arasında tarafların hak ve yükümlülüklerini içeren yazılı sözleşme yapılması zorunludur. Sponsorlarla sözleşme yapmaya sponsorluk hizmetini alan kişi, kurum veya kuruluş yetkilidir.</p>
<p>Sponsorluk sözleşmelerinin imzalanmasından sonra sözleşmenin bir sureti <strong>on gün </strong>içerisinde sponsorluğu alan tarafından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne gönderilir.</p>
<p>Sponsorluk süresinin bitiminden sonraki on gün içerisinde, sponsorun yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin bilgiler, sponsorluğu alan tarafından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne gönderilir.</p>
<p><strong>Sponsorluk ve reklam harcamaları-farklılıklar </strong></p>
<p>Gerçek kişi ve tüzelkişi işletmelerde-kurumlarda amaç, sosyal sorumlulukları yerine getirmek ya da dolaylı olarak ticari fayda sağlamak amacıyla ayni ve/veya nakdi destekte bulunmaktır. Sponsorluk harcamaları Şahsi ticari kazanç veya kurum kazancının bulunması halinde beyanname üzerinden gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılabilmektedir.</p>
<p>Amatör spor dalları için tamamı (%100’ü) profesyonel spor dalları için %50’si beyannamede ayrıca gösterilmek suretiyle gelir ve kurum kazancından indirilebilir.</p>
<p>Reklam harcamaları, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile doğrudan ilgili olmak ve Vergi Usul Kanunu uyarınca tevsik edici belgelerle belgelendirilmek koşuluyla gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınır. Gider olarak kabul edildiğinden kazancın hesaplanmasında hasılattan doğrudan indirilebilir.</p>
<p>Amaç, doğrudan ticari fayda sağlayacak şekilde pazarlama, satışın artırılması ve kar elde etmektir.</p>
<p><strong>Sponsorluk sözleşmelerinde Damga vergisi</strong></p>
<p>Damga Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi ve aynı kanuna ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrası uyarınca belli veya hesaplanabilir bir bedel içeren sponsorluk sözleşmelerinin nispi damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Sponsor olamayacaklar ve borcu yoktur yazısı</strong></p>
<p>Gerçek ve tüzel kişiler, süresiz bir şekilde sponsor olamayacakları gibi; bunların herhangi bir şekilde vergi borçları da bulunmamalıdır. Bu nedenle kişi ve kurumların sponsor olabilmeleri için bağlı bulundukları vergi dairesine müracaat ederek, vergi borcu olmadığına dair bir yazı almaları ve yapılan sponsorluk sözleşmesinin bir örneğini ilgili vergi dairesine vermeleri gerekmektedir. Sponsorların, sponsor olunan dönemlerde tahakkuk eden vergi borçlarını ödememeleri halinde, ilgili vergi dairesi durumu derhal bir yazı ile bulunulan mahaldeki Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bildirecektir.</p>
<p><strong>Sponsorluk harcaması ve belge düzenlemesi</strong></p>
<p>Sponsorluk, ayni veya nakdi olarak yapılabilir. Ayni sponsorluk, sponsorluk konusu işle ilgili sponsor tarafından yapılan belgelendirilmiş mal ve hizmet alımlarına ilişkin harcamaları ifade eder. Nakdi sponsorluk ise sponsor tarafından sponsorluğu alana yapılan parasal ödemelerdir.</p>
<p><strong>Nakdi ödemede belge düzeni</strong></p>
<p>Sponsorluk hizmetini alan kişi, kurum ve kuruluşlara sponsorlarca nakdi bir destekte bulunulması ve bu desteğin de hizmeti alanlar adına açılmış bir banka hesabına yatırılmış olunması durumunda, sponsorlara yatırılan tutarlar için bankalar tarafından verilecek makbuz veya dekontun yapılan bağışın tevsik edici</p>
<p>belgesi olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak, banka dekontu veya makbuzda paranın “sponsorluk amacıyla” yatırıldığına dair bir ifadeye yer verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Söz konusu nakdi desteğin; sponsorluk hizmeti alanlara nakden elden teslim edilmiş olması halinde ise hizmeti alan kişi, kurum ve kuruluşlarca düzenlenecek alındı makbuzu, tevsik edici belge olarak kabul edilebilecektir.</p>
<p>Sponsorluğu alan kişi, kurum veya kuruluş tarafından gelir kaydedilen bu bedel, ferdi sporcular hariç, sponsorluğu alanın tabi olduğu mevzuat hükümlerine göre harcanır ve belgeleri muhafaza edilir. Makbuz karşılığı olmaksızın yapılan sponsorluk harcamalarının mükelleflerce indirim olarak dikkate alınabilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>Ayni Ödemede Belge Düzeni</strong></p>
<p>Desteğin ayni olarak yapılmış olunması durumunda;</p>
<p>- İşletmenin varlıklarından ayni olarak yapılan desteğin sponsorluk hizmetini alan kişi, kurum ve kuruluşlara teslim edilmesi halinde, teslimi yapılan değerler için fatura düzenlenmesi; faturada, teslimin sponsorluk maksatlı olduğuna, teslimi yapılan değerlerin cinsi, nev’i ve miktarına ilişkin olarak tereddüde mahal bırakmayacak bilgilere yer verilmesi; faturanın hizmeti alanlar adına düzenlenmiş olunması; faturanın arka yüzünün de hizmeti alan kişilere veya kanuni temsilcilerine imzalatılmış olunması,</p>
<p>- Ayni değerlerin, mükelleflerce dışarıdan sağlanarak sponsorluk hizmeti alanlara bağışlanmış olması durumunda da hizmeti alanlarca teslim alınacak bu değerler için alındı makbuzunun düzenlenmesi ve makbuzda, bağışlanan kıymetlerin değerlerinin, cinsinin, miktarlarının, adedinin vb. hususların tereddüde mahal bırakmayacak şekilde yer alması, gerekmektedir.</p>
<p>Ayrıca, mükellefler adına düzenlenmiş olan faturaların arka yüzünün de hizmeti alan kişi veya kanuni temsilcilere imzalatılmış olması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Sponsorluk harcamalarında indirim uygulaması</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Açısından Sponsorluk Harcamaları 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-b bendinde yer alan sponsorluk harcamaları, diğer indirimler başlığı altında açıklanmış olup, madde hükmüne göre; “3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun ile 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; sözü edilen kanunlar uyarınca amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için %50’si” kurumlar vergisi beyannamesinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirilebilir. Kurumlar tarafından yapılan sponsorluk harcamaları, yardımın yapıldığı tarihte kayıtlarda gider olarak dikkate alındığından, söz konusu harcamaların kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması ve kurum kazancının yeterli olması halinde, beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla ve kanundaki sırasıyla kurumlar vergisi matrahından indirilebilecektir.</p>
<p><strong>Profesyonel-Amatör spor dalı ayrımı</strong></p>
<p>7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’nun 45’inci maddesine göre amatör-profesyonel spor dalları ile ilgili belirleme yapılıncaya kadar mevcut düzenleme geçerli olacaktır.</p>
<p>Bu düzenlemeye göre;</p>
<p>- Türkiye Futbol Federasyonu tarafından sevk ve idare edilen Türkiye Süper Ligi, 1. Lig, 2. Lig ve 3. Ligler’de mücadele eden spor kulüplerine, sporculara ve bu liglerle sınırlı olmak üzere Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılacak sponsorluk harcamaları profesyonel spor dalı,</p>
<p>- Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı diğer tüm federasyonların sevk ve idare ettiği lig ve branşlarda (basketbol, voleybol, kürek, tenis, e-spor vs.) mücadele eden spor kulüplerine, sporculara ve federasyonlara yapılacak sponsorluk harcamaları amatör spor dalı, kapsamında değerlendirilecektir.</p>
<p><strong>Katma Değer Vergisi uygulaması</strong></p>
<p>Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1/1’inci maddesinde ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’nin konusunu oluşturduğu, 17/2-b maddesinde ise 17/1’inci maddesinde sayılan, genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere, köylere, bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, döner sermayeli kuruluşlara, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, siyasî partiler ve sendikalara, kanunla kurulan veya tüzelkişiliği haiz emekli ve yardım sandıklarına, kamu menfaatine yararlı derneklere, tarımsal amaçlı kooperatiflere ve Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyeti tanınan vakıflara bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifalarının katma değer vergisinden istisna olacağı hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Aynı şekilde Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/1’inci maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirebilecekleri, 30/a maddesinde ise vergiden istisna edilmiş malların teslimi ve hizmet ifasıyla ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan KDV’nin, 30/d maddesinde ise gelir ve kurumlar vergisi kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisinin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Buna göre, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/1’inci maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlara sponsorluk sözleşmesi kapsamında yapılacak olan bedelsiz mal teslimi ve hizmet ifaları katma değer vergisinden istisna olup, söz konusu mal teslimi ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin, Katma Değer Vergisi Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca indirimi mümkün değildir.</p>
<p>İndirimi mümkün olmayan bu verginin ise kurumlar vergisi kazancının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması mümkündür.</p>
<p>Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/1’inci maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlar dışındakilere sponsorluk kapsamında yapılan mal teslimi ve hizmet ifaları genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi olup, bu harcamalar dolayısıyla yüklenilen vergilerin de Katma Değer Vergisi Kanununun 29/1 inci maddesi uyarıca indirim konusu yapılması mümkündür.</p>
<p>Ayrıca, sponsorluk sözleşmesi kapsamında yapılan nakdi bağışlar ise Katma Değer Vergisi’nin konusuna girmediğinden KDV’ye tabi olmayacaktır.</p>
<p>KDV mükellefi olan gerçek veya tüzel kişiler, KDV mükellefiyeti olmayan amatör spor kulüplerine, oyuncularının formalarında gösterilmek suretiyle ve bunlara benzer şekillerde reklâm vermektedirler. Bu şekilde reklâm verme işlemleri ile ilgili KDV, reklâm hizmetini alan KDV mükellefleri tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilecektir.</p>
<p>Öte yandan, profesyonel spor kulüpleri (şirketleşenler dahil), sponsorluk yoluyla veya reklâm almak (reklam alanları ve panolarının kiralanması dahil) suretiyle reklâm gelirleri elde etmekte olup, spor kulüplerinin genel oranda KDV’ye tabi olan bu gelirlerine konu işlemleri nedeniyle hesaplanan KDV’nin (9/10)’u hizmeti alanlar tarafından tevkifata tabi tutulacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sponsorluk-harcamalarinin-indirimi-90253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sponsorluk harcamalarının indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-yili-butcesine-iliskin-temel-ekonomik-buyuklukler-90252</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 yılı bütçesine ilişkin temel ekonomik büyüklükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkezi yönetim bütçesinde 2027 yılı için 27,3 trilyon TL gider, 23,4 trilyon TL gelir ve 3,87 trilyon TL açık öngörülüyor. Bütçenin yarısından fazlasını oluşturan cari transferler ve faiz giderleri harcamaların niteliğini tartışmaya açarken, vergi gelirlerinde beklenen artışın ekonomik koşullarla ne ölçüde örtüştüğü de soru işareti yaratıyor.</strong></p>
<p>Merkezi yönetim (bakanlıklar, üniversiteler vb.) kapsamındaki kamu idarelerine ilişkin 2027 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu teklifi 16 Ekim 2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığı tarafından TBMM’ye sunulmuştur. Söz konusu bütçe teklifi; bütçe gelirleri, bütçe giderleri ve gelir ile gider arasındaki farkın finansmanını (borç) ihtiva etmektedir. Söz konusu bütçeye ilişkin bazı kalemler irdelenmeye değer bulunmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Bütçe dengesi</strong></li>
</ol>
<p>2027 yılı merkezi yönetim bütçe giderleri ve gelirleri ile bütçe dengesine ilişkin veriler aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir.</p>
<table width="489">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="489">
<p><strong>Tablo 1: 2027 yılı bütçe dengesi</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="164">
<p><strong>Bütçe kalemi</strong></p>
</td>
<td colspan="2" width="235">
<p><strong> Tutarı (Bin TL)</strong></p>
</td>
<td rowspan="2" width="90">
<p><strong>Değişim Oranı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="117">
<p><strong>2026 Yılı</strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>2027 Yılı</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="164">
<p>Bütçe giderleri (Net)</p>
</td>
<td width="117">
<p>18.978.815.484</p>
</td>
<td width="117">
<p>27.276.087.071</p>
</td>
<td width="90">
<p>43,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="164">
<p>Bütçe gelirleri (Net)</p>
</td>
<td width="117">
<p>16.266.122.685</p>
</td>
<td width="117">
<p>23.408.000.000</p>
</td>
<td width="90">
<p>43,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="164">
<p><strong>Bütçe dengesi (Açığı)</strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>2.712.692.799</strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>3.868.087.071</strong></p>
</td>
<td width="90">
<p><strong>42,6</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görüldüğü üzere, 2027 yılında merkezi yönetim bütçe giderlerinin yaklaşık olarak 27 trilyon TL, bütçe gelirlerinin yaklaşık olarak 23 trilyon TL ve bütçe açığının ise yaklaşık olarak 4 trilyon TL tutarında gerçekleşmesi öngörülmektedir. 2026 yılına kıyasla 2027 yılı merkezi yönetim bütçesinde öngörülen artış oranı yaklaşık olarak % 44 olup, söz konusu artış oranı 2027 yılına ilişkin öngörülen enflasyon oranının (%30,6) oldukça üzerinde bulunmaktadır. Bu durum, aşağıda bütçe giderlerinin yapısına ilişkin bölümde de açıkladığımız üzere 2027 yılına ilişkin seçim ekonomisine işaret etmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Bütçe giderleri</strong></li>
</ol>
<p><strong>2.1. Ekonomik sınıflandırma bazında bütçe giderleri</strong></p>
<p>Ekonomik sınıflandırma bazında 2027 yılı merkezi yönetim bütçe giderlerine ilişkin veriler aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir.</p>
<table width="586">
<tbody>
<tr>
<td colspan="6" width="586">
<p><strong>Tablo 2: Ekonomik sınıflandırma bazında 2027 yılı bütçe giderleri</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p> </p>
</td>
<td colspan="2" width="219">
<p><strong>Tutarı (1000 TL)</strong></p>
</td>
<td colspan="2" width="104">
<p><strong>Bütçe içindeki payı (%)</strong></p>
</td>
<td rowspan="2" width="113">
<p><strong>2026-2027 dönemi Değişim oranı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p><strong>Harcama kalemi</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>2026 yılı</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>2027 yılı</strong></p>
</td>
<td width="47">
<p><strong>2026 yılı</strong></p>
</td>
<td width="57">
<p><strong>2027 yılı</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Personel giderleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>4.907.308.940</p>
</td>
<td width="109">
<p>6.318.533.606</p>
</td>
<td width="47">
<p>25,9</p>
</td>
<td width="57">
<p>33,3</p>
</td>
<td width="113">
<p>28,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>599.691.060</p>
</td>
<td width="109">
<p>798.466.394</p>
</td>
<td width="47">
<p>3,2</p>
</td>
<td width="57">
<p>4,2</p>
</td>
<td width="113">
<p>33,1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Mal ve hizmet alım giderleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.249.567.875</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.184.276.610</p>
</td>
<td width="47">
<p>6,6</p>
</td>
<td width="57">
<p>11,5</p>
</td>
<td width="113">
<p>74,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Faiz giderleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.741.656.000</p>
</td>
<td width="109">
<p>3.975.000.000</p>
</td>
<td width="47">
<p>14,4</p>
</td>
<td width="57">
<p>20,9</p>
</td>
<td width="113">
<p>45,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Cari transferler</p>
</td>
<td width="109">
<p>6.870.793.847</p>
</td>
<td width="109">
<p>10.240.061.607</p>
</td>
<td width="47">
<p>36,2</p>
</td>
<td width="57">
<p>54,0</p>
</td>
<td width="113">
<p>49,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Sermaye giderleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.312.319.173</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.854.782.548</p>
</td>
<td width="47">
<p>6,9</p>
</td>
<td width="57">
<p>9,8</p>
</td>
<td width="113">
<p>41,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Sermaye transferleri</p>
</td>
<td width="109">
<p>525.369.037</p>
</td>
<td width="109">
<p>750.372.353</p>
</td>
<td width="47">
<p>2,8</p>
</td>
<td width="57">
<p>4,0</p>
</td>
<td width="113">
<p>42,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Borç verme</p>
</td>
<td width="109">
<p>397.083.301</p>
</td>
<td width="109">
<p>612.952.173</p>
</td>
<td width="47">
<p>2,1</p>
</td>
<td width="57">
<p>3,2</p>
</td>
<td width="113">
<p>54,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p>Yedek ödenekler</p>
</td>
<td width="109">
<p>375.026.251</p>
</td>
<td width="109">
<p>541.641.780</p>
</td>
<td width="47">
<p>2,0</p>
</td>
<td width="57">
<p>2,9</p>
</td>
<td width="113">
<p>44,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="150">
<p><strong>TOPLAM</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>18.978.815.484</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>27.276.087.071</strong></p>
</td>
<td width="47">
<p><strong>100,0</strong></p>
</td>
<td width="57">
<p><strong>100,0</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p><strong>43,7</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Söz konusu tabloda hem bütçe giderleri içindeki payı hem de 2026 yılına kıyasla artış oranı bakımından en dikkat çekici gider kalemi cari transferlerdir.</p>
<p>Cari transferler; Devletin karşılığında herhangi bir şey almadığı halde yaptığı giderleri ifade etmektedir. Sosyal yardımlar, KİT’lerin görev zararları, gelirlerden ayrılan paylar ile kamu kurumlarının finansman açıkları için söz konusu kurumlara yapılan parasal aktarmalar cari transferlerin en belirgin örnekleridir.</p>
<p>2027 yılında cari transferlerin yaklaşık olarak 10 Trilyon TL düzeyinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Söz konusu rakam bütçenin yarısından fazlasını oluşturmakta olup, 2026 yılına kıyasla %49 oranındaki bir artışa işaret etmektedir.</p>
<p>Söz konusu artış oranı bütçe giderlerindeki artış oranının üzerinde bulunmaktadır.</p>
<p>Cari transferler kalemindeki söz konusu artışın nedenlerini anlamak için cari transfer kalemlerine ilişkin rakamların ilgili olduğu kamu idarelerinin irdelenmesi gerekmektedir.</p>
<table width="539">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="539">
<p><strong>Tablo 3: Kurumsal bazda cari transfer harcamaları</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p><strong>Kurum</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>Tutarı </strong></p>
<p><strong>(1000 TL)</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p><strong>Cari transfer harcamaları içindeki payı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>6.692.769.872</p>
</td>
<td width="113">
<p>48,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.387.870.935</p>
</td>
<td width="113">
<p>17,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>505.270.406</p>
</td>
<td width="113">
<p>3,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>343.778.341</p>
</td>
<td width="113">
<p>2,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>308.655.532</p>
</td>
<td width="113">
<p>2,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="317">
<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>306.812.161</p>
</td>
<td width="113">
<p>2,2</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görüldüğü üzere, cari transfer harcamaları en çok Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinde yer almaktadır. Bununla birlikte, cari transfer harcamalarının en çok Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alması bakanlığın kendi cari transfer giderlerinden değil, faiz giderleri, vergi gelirlerinden mahalli idarelere ayrılan paylar, KİT’lerin görev zararları ve kamu kurumlarının finansman açıkları için bu kurumlara yapılacak parasal aktarmaların söz konusu bakanlık bütçesi içinde yer almasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Söz konusu transfer harcamalarının yüksek olması özellikle KİT’lerin görev zararları ve kamu kurumlarının finansman açıkları için bütçeden yapılan giderlerin ciddi oranda artmakta olduğuna işaret etmektedir.</p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinde yer alan transfer harcamaları ise SGK’nın görev zararları ve finansman açıkları için bu kuruma yapılacak parasal aktarmaları ifade etmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Program (kamu hizmeti türü) ve kurumsal bazda bütçe giderleri </strong></li>
</ol>
<p>Program (kamu hizmeti türü) bakımından bütçede en fazla yer tutan gider kalemleri aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir.</p>
<table width="548">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="548">
<p><strong>Tablo 4: Program (kamu hizmeti türü) bazında bütçe giderleri</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p><strong>Programlar</strong></p>
</td>
<td width="112">
<p><strong>Tutar (Bin TL)</strong></p>
</td>
<td width="76">
<p><strong>Bütçe İçindeki Payı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Hazine Varlıklarının ve Yükümlülüklerinin Yönetimi</p>
</td>
<td width="112">
<p>4.530.105.298</p>
</td>
<td width="76">
<p>16,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Sosyal Güvenlik</p>
</td>
<td width="112">
<p>2.887.445.846</p>
</td>
<td width="76">
<p>10,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi</p>
</td>
<td width="112">
<p>2.386.863.121</p>
</td>
<td width="76">
<p>8,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Ulusal Savunma ve Güvenlik</p>
</td>
<td width="112">
<p>2.180.183.814</p>
</td>
<td width="76">
<p>8,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Tedavi Edici Sağlık</p>
</td>
<td width="112">
<p>1.539.469.928</p>
</td>
<td width="76">
<p>5,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Temel Eğitim</p>
</td>
<td width="112">
<p>1.285.922.613</p>
</td>
<td width="76">
<p>4,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Toplum Güvenliği</p>
</td>
<td width="112">
<p>1.162.506.559</p>
</td>
<td width="76">
<p>4,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Yükseköğretim</p>
</td>
<td width="112">
<p>909.849.491</p>
</td>
<td width="76">
<p>3,3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="361">
<p>Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma</p>
</td>
<td width="112">
<p>833.309.915</p>
</td>
<td width="76">
<p>3,1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görüldüğü üzere, program bazında en fazla harcama hazine varlıklarının ve yükümlülüklerinin yönetimi, yani faiz giderleri için öngörülmekte olup, söz konusu kalemi sırasıyla sosyal güvenlik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, ulusal savunma ve güvenlik kalemleri izlemektedir.</p>
<p>Kurumsal bazda bakıldığına ise bütçeden en fazla pay alan kamu idareleri aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir.</p>
<table width="472">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3" width="472">
<p><strong>Tablo 5: Kurumsal bazda bütçe giderlerinin dağılımı</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p><strong>KURUM</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>Bütçe tutarı (1000 TL)</strong></p>
</td>
<td width="104">
<p><strong>Bütçe içindeki payı </strong>(%)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>14.988.903.972</p>
</td>
<td width="104">
<p>54,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>3.508.102.681</p>
</td>
<td width="104">
<p>12,8</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Milli Eğitim Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>3.470.463.176</p>
</td>
<td width="104">
<p>12,7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Sağlık Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.903.244.681</p>
</td>
<td width="104">
<p>10,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Milli Savunma Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.065.956.684</p>
</td>
<td width="104">
<p>7,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.141.194.214</p>
</td>
<td width="104">
<p>4,2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.068.434.823</p>
</td>
<td width="104">
<p>3,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.053.966.559</p>
</td>
<td width="104">
<p>3,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="259">
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı</p>
</td>
<td width="109">
<p>902.648.763</p>
</td>
<td width="104">
<p>3,3</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görüldüğü üzere, bütçe içinde en fazla payı Hazine ve Maliye Bakanlığı almakta olup, onu sırasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı izlemektedir.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin bütçe içerisinde en fazla payı alması Bakanlığın kendi cari giderlerinden değil, faiz giderleri, vergi gelirlerinden mahalli idarelere ayrılan paylar, KİT’lerin görev zararları ve kamu kurumlarının görev zararları için bu kurumlara yapılacak parasal aktarmaların söz konusu bakanlık bütçesi içinde yer almasından kaynaklanmaktadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Bütçe Gelirleri</strong></li>
</ol>
<p>2027 yılı merkezi yönetim bütçe gelirlerine ilişkin veriler aşağıdaki tabloda gösterildiği şekildedir.</p>
<table width="565">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="565">
<p><strong>Tablo 6: 2027 yılı bütçe gelirleri</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="2" width="274">
<p><strong>Bütçe geliri kalemi</strong></p>
</td>
<td colspan="2" width="227">
<p><strong> Tutarı bin TL)</strong></p>
</td>
<td rowspan="2" width="64">
<p><strong>Değişim oranı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="117">
<p><strong>2026 yılı</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>2027 yılı</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p><strong>I- Genel bütçe gelirleri (Net)</strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>16.036.855.210</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>23.149.879.000</strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong>44,4</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Vergi gelirleri</p>
</td>
<td width="117">
<p>13.833.113.452</p>
</td>
<td width="109">
<p>19.906.044.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>43,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Teşebbüs ve mülkiyet gelirleri</p>
</td>
<td width="117">
<p>301.083.115</p>
</td>
<td width="109">
<p>440.991.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>46,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Alınan bağış ve yardımlar ile özel gelirler</p>
</td>
<td width="117">
<p>103.150.750</p>
</td>
<td width="109">
<p>156.365.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>51,6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Faizler, paylar ve cezalar</p>
</td>
<td width="117">
<p>1.594.770.457</p>
</td>
<td width="109">
<p>2.336.663.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>46,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Sermaye gelirleri</p>
</td>
<td width="117">
<p>202.827.014</p>
</td>
<td width="109">
<p>308.114.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>51,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p>Alacaklardan tahsilat</p>
</td>
<td width="117">
<p>1.910.422</p>
</td>
<td width="109">
<p>1.701.000</p>
</td>
<td width="64">
<p>-11,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p><strong>II- Özel bütçe ve düzenleyici ve denetleyici kurum gelirleri (Net)</strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>229.267.475</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>258.121.000</strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong>12,6</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="274">
<p><strong>Toplam gelirler (Net) (I + II) </strong></p>
</td>
<td width="117">
<p><strong>16.266.122.685</strong></p>
</td>
<td width="109">
<p><strong>23.407.999.000</strong></p>
</td>
<td width="64">
<p><strong>43,9</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabloda görüldüğü üzere, 2027 yılında merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 23.4 trilyon düzeyinde gerçekleşmesi öngörülmekte olup, söz konusu tutar 2026 yılı bütçe gelirlerine kıyasla yaklaşık olarak %44 oranındaki bir artışa işaret etmektedir. Söz konusu oran öngörülen enflasyonun (yaklaşık olarak %30) yaklaşık olarak yüzde 50 üzerinde bir artış anlamına gelmektedir. Özellikle vergi gelirlerinde enflasyon oranının oldukça üzerinde bir artış öngörülmesi ya yeni gelir (vergi vb.) kalemlerinin ihdas edileceği ya da mevcut gelir kalemlerinde tahakkuk ve tahsilatın arttırılacağına işaret etmektedir.</p>
<p>Ekonomik konjonktürdeki sıkıntılar nazara alındığında gelir kalemlerindeki söz konusu artışın çok gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>2027 yılı bütçe giderlerindeki artış oranının öngörülen enflasyon oranının üzerinde olması seçim ekonomisine işaret ettiği gibi bütçe gelirlerindeki artış oranının enflasyon oranının üzerinde öngörülmesi ekonomik konjonktürle bağdaşmamaktadır. Öte yandan, bütçenin yarısından fazlasının herhangi bir mal ve hizmet alımı karşılığı olmayan giderlere (faiz giderleri, cari transferler vb.) tahsis edilmiş olması bütçenin kalitesini bozmaya devam etmektedir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-yili-butcesine-iliskin-temel-ekonomik-buyuklukler-90252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 yılı bütçesine ilişkin temel ekonomik büyüklükler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-buyuk-guc-orta-dogu-dunya-paylasilirken-orta-dogu-masada-mi-menude-mi-90251</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç büyük güç, Orta Doğu; Dünya paylaşılırken Orta Doğu masada mı, menüde mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>- ABD, Rusya ve Çin arasında şekillenen yeni güç dengeleri, Ukrayna’dan İran’a, Tayvan’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada yeni pazarlıkların önünü açıyor. İsrail’in güvenlik doktriniyle belirginleşen üç eksenli bölgesel yapılanma, Türkiye için hem diplomatik fırsatlar hem de güvenlik ve ekonomi alanında yeni riskler barındırıyor.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın son bir ay içinde Rusya ve Çin liderleri ile yaptığı iki kritik görüşme çerçevesinde yeni küresel güç dengesi de şekilleniyor; Dünya, ABD, Rusya ve Çin arasında yeni bir güç paylaşımına sahne oluyor.</p>
<p>Washington, Moskova ve Pekin arasındaki rekabet yalnızca askerî ve ekonomik üstünlük mücadelesiyle sınırlı değil. Ülkelerin hangi bölgelerde etkili olacağı, hangi güvenlik sorunlarının öncelik kazanacağı ve hangi tavizlerin verileceği de bu mücadelenin parçası. Orta Doğu da elbette bu küresel dönüşümden nasibini alıp, ilginç şekilde yine üç ayrı güç eksenin şekillendiği bir döneme giriyor.</p>
<h2>Büyük pazarlık masası, Trump, Putin ve Şi…</h2>
<p>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanı Yuri Uşakov Rus, Amerikalı ve Çinli liderler arasında üçlü bir görüşme yapılabileceğinin ilk işaretini verdi. Uşakov, liderlerin APEC zirvesine katılım koşulları oluşursa bir araya gelebileceğini, aksi durumda ikili görüşmelerin yapılabileceğini belirtti. Üçlü zirve yapılsa da, yapılmasa da gidişat belli oldu; Çin, Rusya ve ABD, eğer anlaşabilirlerse, kısa vadede kendi ikili anlaşmazlıklarını kenara koyup, farklı bölgelerdeki krizler üzerinden ya kozlarını paylaşacak, da ya uzlaşmaya varacak.</p>
<h2>Ukrayna, Tayvan ve İran masada…</h2>
<p>Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik son politikası, bu olası güç paylaşımının nasıl işleyebileceğine ilişkin önemli ipuçları sunuyor;</p>
<p>Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa Birliği Rusya ile neredeyse tüm enerji işbirliğini kesip, Moskova’ya yaptırım üzerine yaptırım uygularken, Putin’le yaptığı son telefon görüşmesinin ardından Trump, ülkesinin Rusya’dan benzin ve dizel ithal edeceğini açıkladı. Trump bununla da kalmadı. Ukrayna’dan Rus enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmasını istedi, Ukrayna’nın Rusya’ya saldılar için kullandığı dronları için kritik önemdeki uzay tabanlı internet hizmetine kısıtlamalar getirdi, hatta Kiev yönetimine veriler Amerikan istihbaratını kesebileceği tehdidinde bulundu. Trump’ın Moskova’ya verdiği bu tavizlerin karşılığında Putin’den tam olarak “ne istediği” ise hala bir “sır.”</p>
<p>Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un apar topar İran’a gitmesi, bu “sırrın” İran’la bağlantılı olabileceğini düşündürüyor. Yaklaşan ara seçimlerin gölgesinde izlediği İran politikası ABD’de yerden yere vurulan Trump, bir çıkış arıyor. Bu “çıkış” için de İran’ın en önemli müttefiklerinden Putin’in desteği kritik önemde. Lavrov’un Tahran’a bir an önce ABD ile barış masasına oturma telkininde bulunma ihtimali, aksi halde Moskova’nın desteğinin kesilebileceği telkininde bulunması ihtimal dışı değil.</p>
<p>İran’ın ABD’ye kök söktürdüğü savaşta bir başka kritik destekçisi ise Çin; Trump’ın geçen ay Washington’da Çinli Lider Şi ile yaptığı yüz yüze görüşmede, yine Tahran’ın “yola getirilmesi” yönünde destek talep etmiş olması da ihtimaller arasında. Elbette buna karşılık Çin’e ABD tarafından verilebilecek en büyük “taviz” ise Tayvan üzerinden olacaktır. Nitekim Trump da bunu yaptığı ve Tayvan’a söz verdiği yaklaşık 14 milyar dolarlık silah sistemlerinin gönderilme takvimini dondurduğu iddiası uluslararası basında dillendirilmeye başladı.</p>
<p>Kısacası, küresel dünyadaki “büyük güç paylaşımı”, Ukrayna, İran ve Tayvan’ın adeta “menü” olduğu bir masada devam etmekte…</p>
<h2>Orta Doğu’nun üç ekseni</h2>
<p>Küresel dünyada pazarlıklar son dönemde üç kritik ülke, ABD, Çin ve Rusya arasındaki pazarlıklara odaklanırken, yeni Orta Doğu’nun da üç ana eksen üzerinden şekillenmeye başlaması şaşırtıcı değil elbette.</p>
<p>İsrail Başbakanı Netenyahu, kendisi için siyaseten “ölüm-kalım” savaşına dönüşen ülkesindeki seçimlere 10 günden az kala açıkladığı yeni “güvenlik doktrininde” bu üç eksenli Orta Doğu haritasını somuta indirgedi.</p>
<p>Netenyahu’nun yeni güvenlik doktrinini açıklarken sergilediği haritadaki “ilk ekseni” Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerin öne çıktığı “Sünni eksen” oluşturuyor. İkinci eksen, İran ve onun Irak, Lübnan ve Yemen’deki ortakları etrafında şekilleniyor. Üçüncü eksen ise İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir ortaklık ağına, Hindistan ve Yunanistan gibi bölge dışı aktörlerle gelişen ilişkilere dayanıyor.</p>
<p>Bu harita, resmî ve bağlayıcı askerî ittifakların kesin bir tasnifi değil. Buna rağmen haritanın siyasi mesajı açık:</p>
<p>İsrail, İran’ı temel tehdit olarak görmeye devam ederken Türkiye’nin artan bölgesel etkisini de güvenlik hesabının içine yerleştiriyor. Böylece Orta Doğu’daki rekabet yalnızca İran ile İsrail arasındaki mücadeleden ibaret olmaktan çıkıyor.</p>
<p>Netanyahu’nun yeni güvenlik doktrininde Türkiye’yle ilişkilendirilen “Müslüman Kardeşler ekseni”nin tehdit olarak tanımlanması da Ankara açısından “alarm verici” olmalı. Belli ki İsrail Başbakanı, eğer yaklaşan seçimlerde de koltuğunu koruyabilirse, Türkiye’yi tüm dünyaya “tehdit” gibi sunmaya çalışacak.</p>
<p>İsrail Başbakanı’nın Türkiye’yi “küresel tehdit” listesine dahil eden bu söylemini, ABD-İsrail ilişkilerinin geleceğine dair açıklamalarıyla da birlikte okumak gerek. İki yıl içinde ABD’de İsrail’e son derece mesafeli bir başkanın göreve gelebileceği ihtimaline dikkat çeken Netenyahu’nun Washington’la ilişkileri korumanın yanı sıra alternatif ittifaklar geliştirilmesi gerektiğini söylemesi önemli. Trump-Erdoğan yakınlaşmasının kendisini ne kadar rahatsız ettiği malum; ABD’de kendisine çok daha mesafeli yeni bir yönetim gelmesi halinde, belli ki Hindistan gibi, Yunanistan ya da Kıbrıslı Rumlar, hatta Fransa gibi müttefiklerden medet ummaya başlamayı planlıyor Netenyahu.</p>
<p>Netenyahu’nun son açıklamaları şunu gösteriyor; Orta Doğu’daki üç eksenli yapılanma sadece askerî tehditlerden kaynaklanmıyor. Bölge ülkeleri gelecekte büyük güçlerin öncelikleri değiştiğinde yalnız kalmamak için yeni ortaklıklar kurmaya çalışıyor.</p>
<h2>Türkiye’nin önündeki fırsatlar ve riskler…</h2>
<p>Türkiye, bu yeni denklemde önemli bir konuma sahip... NATO üyeliği, Rusya ve Ukrayna’yla ilişkileri, Suriye’deki rolü, Körfez ülkeleriyle ekonomik bağları ve Asya’yla gelişen ilişkileri Ankara’ya farklı güç merkezleri arasında hareket alanı sağlıyor.</p>
<p>Ancak bu konum, otomatik olarak stratejik üstünlük anlamına gelmiyor. Büyük güçler arasında olası bir uzlaşmanın Türkiye’nin çıkarları dikkate alınmadan şekillenmesi, Ankara’nın bölgesel hareket alanını daraltabilir. Özellikle Suriye’nin geleceği, İran’ın bölgesel konumu ve İsrail’in yeni güvenlik doktrini, Türkiye’nin doğrudan etkileneceği başlıklar arasında.</p>
<p>İran’ın zayıflatılması veya Rusya’nın Tahran’a desteğinin sınırlandırılması, Orta Doğu’daki güç dengesini değiştirebilir. Bu durum Türkiye’ye bazı alanlarda diplomatik fırsatlar sunarken sınır güvenliği, bölgesel istikrarsızlık ve İsrail’in askerî hareket alanının genişlemesi bakımından yeni riskler de yaratabilir.</p>
<p>Ankara’nın önündeki temel tercih, kendisini bu eksenlerden birine bütünüyle bağlamak yerine diplomatik seçeneklerini korumak olmalı. Türkiye’nin bölgesel ağırlığını sürdürebilmesi, yalnızca askerî kapasitesine değil, farklı aktörlerle ilişkilerini yönetebilmesine ve ekonomik bağlarını güçlendirmesine de bağlı.</p>
<p>Türkiye açısından bir başka büyük risk de, geleneksel dış politikasının ve ekonomisinin yönlendiği Avrupa ile “özel ilişkilerini” kaybetme ihtimali; Avrupa Birliği’nin son “Made in Europe” hazırlıklarında Türkiye’yi dışlama yoluna girmesi, özel sektöründen tüm kamu kurumlarına kadar Türkiye’yi Avrupa güvenlik denklemine, SAFE programına dahil etme çabalarının bir türlü olumlu sonuç vermemesi gerçekten endişe verici.</p>
<p>Yine Azerbaycan’dan gelen bir görüntü de Türkiye’nin “riskleri” hanesine yazılacak kadar ciddi; Bakü’deki son CICA</p>
<p>Kısacası Türkiye açısından mesele, üçe bölünen bir dünyanın veya Orta Doğu’nun hangi tarafında yer alacağı sorusundan daha geniş; Asıl mesele, yeni düzen kurulurken kendi güvenlik ve ekonomik çıkarlarını koruyabilmek ve kararların alındığı masada söz sahibi olmak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-buyuk-guc-orta-dogu-dunya-paylasilirken-orta-dogu-masada-mi-menude-mi-90251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/1/1280x720/57-1792644782.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç büyük güç, Orta Doğu; Dünya paylaşılırken Orta Doğu masada mı, menüde mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-indiriminin-gecerli-bir-gerekcesi-var-mi-90250</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz indiriminin geçerli bir gerekçesi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün piyasa katılımcıları Merkez Bankası’ndan 100 baz puanlık bir faiz indirimi bekliyorlar. İyi de, bugünkü konjonktürde böyle bir indirimin gerekçesi ne olabilir?</p>
<p>- Çekirdek enflasyonda ve enflasyon eğiliminde görülen bariz bir azalma mı?</p>
<p>- Enflasyon beklenti anketlerinde görülen bir düşüş mü?</p>
<p>- Enerji fiyatlarındaki geri çekilme mi?</p>
<p>- Ekim ayında aylık enflasyonun beklentilerin altında gelecek olması mı?</p>
<p>- Uygulanmaya çalışılan politikanın (dezenflasyonist etki yapması için) GSYH’de öngörüldüğünden daha hızlı bir gerileme yaratmış olması mı?</p>
<p>- Döviz rezervleri ve cari açıktaki gelişmelerin sıcak para ihtiyacını azaltmış olması mı?</p>
<p>- Tasarruf sahibinin dolarizasyon (ve altınizasyon) eğiliminde görülen kalıcı bir düşüş mü?</p>
<p>- Dünyada faiz oranlarının gerilemesi mi?</p>
<p>- Sıkışan piyasaları rahatlatıcı bir önlem olarak mı?</p>
<p>Şimdi faiz indirimini haklı çıkarabilecek bu nedenleri tek tek inceleyelim:</p>
<p>- Eylül enflasyonu sonrasında MB’nin Aylık Fiyat Gelişmeleri raporundaki ana eğilim göstergeleri grafiği son 3 aylık ortalamalara göre aylık enflasyon eğiliminde yaklaşık %2,2’den %1,8’e bir düşüşü işaret etmekte. Açıkçası faiz indirimini az da olsa gerekçelendirebilecek tek veri de bu.</p>
<p>- Beklenti anketlerine baktığımızda ise piyasa katılımcılarının bu ay 12 ay sonrası TÜFE beklentilerini %23,7’den %23,89’a çıkardıkları görülüyor! Hane halklarının 12 ay sonrası beklentileri ise %45.6 ile yüksek kalmaya devam etmekte.</p>
<p>- Enerji fiyatlarında ise değil geri çekilme, artış devam ediyor. Dün itibarıyle Brent petrol fiyatı 110 doların üstüne çıkmış durumdaydı. Fiyatların, en azından ABD ara seçimleri sonrasına kadar yüksek kalacağı kesin gibi.</p>
<p>- Ekim ayı enflasyon beklentileri %2,7 civarında. Bu 12 aylık manşet enflasyonu daha da yukarı taşıyacak bir seviye. Son 2 ayda bir mucize olmaz ise, bu sene TÜFE %30’un üzerinde kalacak.</p>
<p>- Dezenflasyonist politikanın ekonomide hedeflenen soğutmayı yarattığını söylemek de zor. Kapasite kullanım oranları son 2 aydır artmakta. Öte yandan, Fonzi krizinin ekonomide daraltıcı bir etki yapma ihtimali de söz konusu. Ancak bu etkinin seviyesini bugünden hesaplamak çok zor.</p>
<p>- Fonzi krizi sonrasında döviz rezervlerinde beklenen ölçüde bir azalma olmadı. Ben azalmayı yaklaşık 10 milyar dolar kadar tahmin ediyorum. Ancak kriz kısa sürede çözülse bile, taze sıcak para gelmek için daha yüksek bir reel getiri talep edecektir. Enerji fiyatlarının bu seviyelerde gitmesi durumunda da sene sonuna kadar cari açık üzerinde 7-8 milyar dolar daha ek baskı oluşacaktır.</p>
<p>- Şimdilik tasarruflarda belirgin bir dolarizasyon eğilimi oluşmadı. Ancak faiz indirimi sonrasında (bir de üstüne kur artışları da hızlandırılırsa) kur-faiz makası iyice daralacak, ve bu durum yerli yatırımcının portföy dağılımını döviz ve altına yöneltmesine sebep olabilecektir. Net mevduat faizi getirisini dövize göre değil de, manşet enflasyona göre hesapladığımızda da yıllık getiri uzun süreden beri ilk defa %5’in altına düşmüş olacak. Piyasalarda güven duygusunun azaldığı böyle bir dönemde oldukça riskli bir oyun.</p>
<p>- Değil dünyada faiz oranlarını gerilemesi, aksine artan enerji fiyatları karşısında 3 büyük merkez bankasının sene sonuna kadar 25’er baz puan daha artışa gitmesi bekleniyor. (Arz yönlü fiyat artışları karşısında faiz artırmak doğru çözüm mü, o çok tartışılır. Ama realite de bu.) Hal böyle iken, bizim faiz düşürmemiz sorgulanacaktır.</p>
<p>- Merkez bankalarının faiz politikası yoluyla yapacakları gevşemenin etkili olması için piyasaların devamı gelecek olan bir indirim patikasının başladığına ikna olması gerekir. Bunun için de önümüzdeki aylarda manşet enflasyonda belirgin kademeli düşüşlerin görülmesi lazım ki şu anda böyle bir senaryo mümkün gözükmüyor. Gerisi gelmeyecek olan 100 baz puanlık bir indirimin etkisi çok zayıf kalır. Öte yandan, kredi-mevduat faiz marjı da neredeyse 10 puana yaklaşarak aşırı yükselmiş durumda. Bu maliyetle ezilen ve nakite sıkışan sektörlere kamu bankaları kanalıyla yönlendirilmiş kredi temin edilmesi daha etkili olacaktır.</p>
<p>Görüldüğü gibi henüz politika faizlerinin düşürülmesi konusunda güçlü bir destekleyici gerekçe bulmak neredeyse imkansız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-indiriminin-gecerli-bir-gerekcesi-var-mi-90250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz indiriminin geçerli bir gerekçesi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasi-varliklarindaki-hareketlilik-90249</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye piyasası varlıklarındaki hareketlilik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi, yatırımcı sayısı ve portföy büyüklüklerinde ciddi gerilemelere yol açtı. Özellikle para piyasası ve serbest yatırım fonlarındaki milyarlarca liralık kayıplar, şirketlerin finansmana erişimi açısından yeni riskler doğururken yatırımcı güveninin yeniden kazanılması için adil ve şeffaf bir piyasa ortamının oluşturulması önem kazanıyor.</strong></p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından her ay periyodik olarak piyasa bülteni yayınlanmaktadır. 17 Eylül tarihinde yatırım fon piyasasına yönelik Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) tarafından alınan fonlara yönelik tasfiye kararının ardından geçen 2 haftalık sürede yatırımcılar ve piyasalar nezdinde yaşanan ilk gelişmeleri özetleyen bir çalışma olması sebebi ile bu haftaki yazımda bülten içeriğini sizlere kısaca aktarmak istedim.<a href="#_edn1" name="_ednref1"><strong>[i]</strong></a> Önümüzdeki ay içerisinde yayınlanacak olan Ekim ayına ilişkin rapor fon ve hisse senedi dolandırıcılığına yönelik daha net bir resim göstereceğini de şimdiden söylemem gerekiyor.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla Türkiye’de <strong>39 milyon</strong> yatırımcı bulunurken bakiyeli yatırımcı sayısı <strong>13 milyon</strong> şeklindedir. Kayıtlı yatırımcı sayısında yıllık değişim %4 iken, bakiyeli yatırımcı sayısındaki değişim %24 düzeyindedir.</p>
<p>Hisse senedi piyasasında toplam <strong>6.7 milyon</strong> yatırımcı yer almaktadır. Bu yatırımcıların hisse senedi toplam portföy değeri <strong>17.5 trilyon TL</strong> tutarındadır. Ağustos ayı sonuna göre hisse senedi yatırımcı sayısında 110 Bin civarında azalış, toplam portföy değerinde ise <strong>5.3 trilyon TL</strong> miktarında önemli bir kayıp gerçekleşmiştir. Yatırımcı sayısındaki ve portföy değerlerindeki azalışın büyük bir bölümü bireysel küçük yatırımcı kesiminden gelmektedir. Zira BİST bünyesindeki bireysel yatırımcı toplamı 6,7 milyon iken, kurumsal yatırımcı hesap miktarı yaklaşık 15 bin şeklindedir.</p>
<p>BİST’teki hisse senedi sahiplik oranları içerisinde yerli/yabancı dağılımına baktığımızda karşımıza şöyle bir durum çıkmaktadır. <strong>Yerli yatırımcı oranı %63</strong> iken <strong>yabancı yatırımcı oranı %37</strong> düzeyindedir. Ancak yaz aylarında %68 düzeyine kadar yükselen yerli yatırımcı düzeyinde yaşanan fon krizi ve genel piyasa koşullarındaki olumsuzluklar sebebi ile belirgin düzeyde bir gerileme gerçekleşmiştir. Yabancı yatırımcı miktarında ise uzun vadeli ortalamalara yakın seviyelerde hareket ettiğimizi söyleyebilirim.</p>
<p>Ayrıca SPK’nın 8 Eylül 2026 tarihli bülteniyle fiili dolaşımın nasıl hesaplanacağı yeniden düzenlendi. Yeni sistem 11 Eylül 2026 tarihinden itibaren uygulamaya alındı. Aynı kararla pay sahipliği açıklamalarının alt sınırı da <strong>%5’ten %3’e</strong> indirildi.</p>
<p>Fiili dolaşım oranı = Fiili dolaşımdaki pay adedi / Toplam pay adedi</p>
<p>Yukarıdaki formüle göre fiili dolaşımın dışında tutulan bir kişi, şirketin paylarına yalnızca doğrudan sahip olmayabilir. Aynı kişi bir serbest fonun katılma paylarını veya başka bir halka açık şirketin paylarını elinde tutarak ilgili şirkette dolaylı bir ekonomik paya sahip olabilir. SPK, bu dolaylı payın da kişinin sahiplik oranı ölçüsünde fiili dolaşımın dışında tutulmasını öngörüyor.</p>
<p>Hâlihazırda BİST genelinde hisse senedi fiili dolaşım oranı <strong>%27</strong> seviyesindedir.</p>
<p>Fon dolandırıcılığı olayının ortaya çıkmasından sonra yatırım fonu piyasasında önemli hareketler yaşanmaktadır. Yatırımcı sayısı bir önceki aya göre 20 Bin azalış kaydederken <strong>portföy değeri toplamında bir aylık yaşanan düşüş</strong> <strong>1.7 trilyon TL</strong> düzeyindedir. Ağustos sonunda <strong>10.9 trilyon TL</strong> toplam portöy değerine kadar yükseliş gerçekleştiren piyasa geçen 1 ayın sonunda <strong>9.2 trilyon TL’ye</strong> kadar hızlı bir gerileme yaşamıştır.</p>
<p>Yatırımcı sayıları bakımından dağılım ise şöyledir. <strong>Bireysel fon yatırımcısı</strong> toplamı <strong>5,7 milyon</strong> iken <strong>kurumsal fon yatırımcısı</strong> toplamı <strong>220 Bin</strong> şeklindedir. Yaşanan süreçte en problemli varlık sınıfını oluşturan hisse senedi yoğun fon piyasasındaki gelişmeler de şu şekildedir. Yatırımcı sayısında bir ay sonunda <strong>770 binden 604 bine</strong> doğru yaklaşık <strong>166 bin adet</strong> hesap sayısında azalış gerçekleşmiştir. Toplam portföy değerlerinde ise bir ayın sonunda <strong>131 milyar TL</strong> tutarında bir düşüş yaşandığını görmekteyiz.</p>
<p>Katılım fon piyasasında önemli bir değişim gerçekleşmemiştir. Bu piyasada 1 ay sonunda toplam 795 Bin olan yatırımcı miktarında sadece 3.165 adet yatırımcı azalışı söz konusudur. Katılım fonlarının toplam portföy değerlerinde ise sadece 24 milyar TL tutarında bir düşüş yaşandığını görmekteyiz.</p>
<p>Tasfiye sürecinin en başından bugüne kadar paralarının geri ödenmesindeki zamanlama ve oranlar konusunda kamuoyunda en çok tartışılan varlık sınıfı olan para piyasası fonlarındaki durum ise şu şekildedir. Ağustos sonunda <strong>3.4 milyon</strong> olan <strong>yatırımcı sayısı</strong> 140 Bin azalış ile <strong>3.3 milyon</strong> yatırımcıya gerilemiştir. Toplam portföy değerinde ise <strong>2 trilyon TL’den 1.4 trilyon TL’ye</strong> doğru yaklaşık <strong>600 milyar TL</strong> tutarında bir gerileme yaşanmıştır.</p>
<p>131 adet yatırım fonu tasfiyesi aşamasında en problemli bölümü oluşturan serbest yatırım fon piyasasındaki son gelişmeler de şu şekildedir. 1 yıl öncesinde <strong>574 bin</strong> olan <strong>serbest yatırım fon yatırımcı toplamı</strong> Ağustos sonunda <strong>637 bin</strong> yatırımcıya kadar yükseldikten sonra Eylül ayı sonunda <strong>560 bin</strong> yatırımcıya kadar bir gerileme olduğunu görmekteyiz. Bu fonlardan yaklaşık 76 bin yatırımcı ayrılırken fonların toplam portföy değerlerinde <strong>1 trilyon TL</strong> kadar bir gerileme yaşanmıştır.</p>
<p>Borsa yatırım fonları (BYF) piyasası da katılım fon piyasası gibi yaşanan kriz ortamında piyasadan pek fazla etkilenmeyen bir diğer varlık sınıfını oluşturmaktadır. Yatırımcı sayısında 121 binden 119 bine doğru 2.7 binlik cüzzi bir gerileme yaşanırken toplam portföy değerinde 376 milyar TL’den 387 milyar TL’ye doğru bir yükseliş gerçekleştiğini görmekteyiz.</p>
<p>Para piyasası fonlarında gerçekleşen hızlı gerileme, portföy yönetim şirketlerinin yatırım fon portföylerinde yaşanmakta olan düşüş ve özel sektör borçlanma piyasasındaki 1-2 temerrüt vakası sebebiyle dikkatlerin bu piyasaya çevrilmesine neden olmuştur. Özel sektör borçlanma araçları piyasasında Ağustos ayında <strong>260 bin</strong> olan yatırımcı sayısı Eylül sonunda <strong>251 bin</strong> yatırımcıya gerilemiştir. Piyasanın toplam portföy değerinin <strong>1 trilyon TL</strong> olduğunu aylık gerilemenin 21 milyar TL düzeyinde olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>Fon piyasasındaki talep gerilemesinin bu piyasa üzerinden borçlanmakta olan şirketleri tekrar bankacılık sistemi üzerinden kredilendirmeye doğru yöneltmesini beklemekteyim. Ancak bu noktada özellikle kredibilitesi zayıf küçük reel sektör şirketlerinin bankalardaki kredi limitlerinin yetersiz olacağını göz önüne aldığımızda bu piyasada önümüzdeki aylarda belirgin bir daralma yaşanacağını da dikkate almak gerekmektedir. 2026 yılı başında <strong>500 Bine </strong>doğru yaklaşmakta olan yatırımcı sayısının bugünlerde <strong>%50’ye</strong> yakın bir miktarda gerileme kaydetmiş olması durumu bu piyasadan fonlananlar nezdinde ileride büyük bir sıkıntı yaratacağı aşikârdır.</p>
<p>Sonuç olarak sermaye piyasalarında yaşananlardan sonra kaybedilen rakamlar gelecekte elbette bir şekilde yaralar sarıldıktan sonra yerine konacaktır ancak tüm yatırımcılar için adil ve şeffaf bir yatırım iklimini tekrar oluşturmak üzere kaybedilen güvenin tekrar kazanılması için uzunca bir süre geçeceğini söylemek mümkündür.</p>
<p> </p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> https://www.mkk.com.tr/sites/default/files/2026-10/MKK-Aylik-Piyasa-Bulteni-Eylul-2026.pdf</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasi-varliklarindaki-hareketlilik-90249</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye piyasası varlıklarındaki hareketlilik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-cikiyor-uretken-yatirim-neden-gelmiyor-90248</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye çıkıyor, üretken yatırım neden gelmiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’den yurt dışına giden doğrudan yatırımlar 10,1 milyar dolara ulaşırken yabancıların Türkiye’deki yatırımları 9,2 milyar dolarda kaldı. Sermaye çıkışının girişini aşması, Türkiye’nin uzun vadeli ve üretken yatırımları çekme kapasitesini, mevcut sermayeyi ülkede tutma koşullarını ve ekonomik öngörülebilirliği yeniden gündeme getiriyor.</strong></p>
<p>Pazartesi günü Alaattin Aktaş ile CNBC-e’deki “4’te Ekonomi” programında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını konuştuk. Alaattin ilginç bir gelişmeye dikkat çekti. Yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında toplam 10,1 milyar dolarlık doğrudan yatırım yaparken yabancıların Türkiye’deki yatırımları 9,2 milyar dolarda kaldı.</p>
<p>Bu rakamlar, Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımlarla Türkiye’den yurt dışına giden doğrudan yatırımlar arasındaki farkın şimdiye kadarki en yüksek düzeye ulaştığına işaret ediyor.</p>
<p>Burada asıl mesele, Türkiye’den çıkan sermayenin gelen sermayeyi aşması değil, ülkenin neden yeterince uzun vadeli ve üretken yatırım çekemediğidir.</p>
<p>- Türkiye’den çıkan doğrudan yatırımların gelenleri aşması, tek başına yatırımcı güveninin bozulduğunu kanıtlamaz. Ancak uzun vadeli sermayeyi çekme kapasitesi açısından önemli bir uyarıdır.</p>
<p>- Finansmanın kalitesi önemlidir. Doğrudan yabancı yatırım yalnızca döviz değil; teknoloji, istihdam, üretim kapasitesi ve ihracat da getirir.</p>
<p>- Cari açığın doğrudan yatırımlar yerine borçlanma ve portföy girişleriyle finanse edilmesi, Türkiye’yi küresel faizlere ve sermaye hareketlerine daha duyarlı hale getirir.</p>
<p>- Sıcak para güvenilmezdir. Faiz cazipse gelir, risk artarsa ürker. Daha yüksek getiri başka yerde ortaya çıkarsa gider. Geldiğinde TL’yi değerli hale getirir, varlık fiyatlarını yükseltir ve piyasalarda finansal bir coşku yaratır. Çıkmaya başladığında ise aynı hızla finansal dalgalanmanın kaynağı olabilir. Yani iki ucu keskin bir bıçak gibidir, varlığı da yokluğu da sorundur.</p>
<p>- Türkiye, cari açığını daha fazla borçlanarak ve daha fazla sıcak para çekerek finanse etmek yerine üretken yatırımları artırmalı, ihracat kapasitesini güçlendirmeli ve kalıcı sermaye çekmeli.</p>
<p>- Mesele yalnızca yeni yatırımları çekmek de değil. Mevcut yatırımları ülkede tutabilmek de en az yenilerini çekmek kadar önemli. Nitekim Alaattin Aktaş’ın dünkü yazısında dikkat çektiği gibi, yabancılar Türkiye’deki yatırımlarını tasfiye ediyor. Aktaş’ın aktardığı verilere göre, ağustos itibarıyla son bir yılda 7,8 milyar dolarlık yatırım girişi gerçekleşirken aynı dönemde 3,4 milyar dolarlık tasfiye yaşandı.</p>
<p>- Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca doğrudan yabancı sermaye girişlerini artırmak değil; gelmiş olan sermayenin üretime, istihdama ve ihracata dönüşmesi, yatırımcının uzun vadeli kalmayı tercih etmesidir. </p>
<p>Bunun için de altyapıdan hukuka, kurumsal yapıdan ekonomik öngörülebilirliğe kadar birçok alanda güçlü bir hikâye sunmamız gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-cikiyor-uretken-yatirim-neden-gelmiyor-90248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye çıkıyor, üretken yatırım neden gelmiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasayi-teknolojinin-veri-isleme-kapasitesi-baglamiyla-degerlendirmeliyiz-90247</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasayı teknolojinin &#039;veri işleme kapasitesi&#039; bağlamıyla değerlendirmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın veri işleme kapasitesindeki gelişmeler ekonomik karar alma süreçlerimizi etkiliyor. Piyasaların dağınık bilgiyi işleyerek kaynak dağılımını yönlendirme gücü, yapay zekânın gelişmesiyle yeni bir boyut kazanıyor. Piyasa ve planlamayı birbirinin alternatifi değil, toplumsal gelişmeyi destekleyen araçlar olarak ele almak gerek. Teknolojik dönüşümün sunduğu olanakları etkin kaynak kullanımı, adil piyasa koşulları ve toplumsal gelişme için değerlendirmeliyiz.</strong></p>
<p>Piyasa mekanizması da planlama da yaşam örgütlenmesinin etkinlik ve verimliliğini belirleyen iki araçtır. Araçları amaca dönüştürmeden, onların yapılarını ve işleyişlerini, temel gelişme yönlerini iyi kavrarsak daha sağlıklı gelecekler inşa edebiliriz.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bundan önceki dört yazının başlığını anımsayalım: İlkyazının başlığı, “Sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor” iddiasını paylaşıyordu. İkinci yazı, “Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama” diyordu. Üçüncü yazı, “Plan ve piyasa ‘tapınmak’ için değil ‘yararlanmak’ içindir” uyarısını yapıyordu. Dördüncü yazı, “Piyasalar derinliğine kavranmazsa ‘etkin kaynak tahsisi’ yapılamaz” iddiasını ana fikir edinmişti. Bu seri yazının beşincisi ve sonuncusunda piyasa bileşenlerini anlamanın önemi anlatılırken “bilgi işleme kapasitesindeki gelişmeleri” üzerinde duruluyor.</p>
<p>Piyasanın hetorojen, çok katmanlı ve karışık yapısında bütün işlevleri gazete yazılarıyla anlatmak mümkün değil. Bu yazıda yapmak istediğimiz, piyasaların öne çıkan <em>“bilgi işleme”, “dağıtıcılık işlevi”, “farklı alan ve form yapıları”, “ üretici rolü” k</em>onusunda özet malumat paylaşarak, özellikle genel yapay zekânın öne çıkardığı veri işleme kapasitesinin veri üretimi kapasitesinin önüne geçmesinin olası etkilerini sorgulamaya zihni hazırlık yapmadır.</p>
<p><strong>Piyasaların bilgi işlemesini kavramalıyız</strong></p>
<p><strong>T</strong>oplumsal örgütlenme geliştikçe toplumsal katmanlar artar ve karmaşık hale gelir. Toplumsal yaşamın derinliklerinde çok büyük, parçalı ve öznel veri, malumat ve bilgi oluşur. Piyasa “<em>fiyat sistemi</em>” aracılığıyla verileri ayıklar; malumatları rafine eder, net bilgiye dönüştürür, anlama düzeyini yükseltir ve anlamlandırma yollarını açar.</p>
<p>Yerel, dağınık, açık ya da örtük ve değişken bilgiyi örgütleyebilen araçlardan biri piyasadır. Piyasa işleyiş sürecinin verimi, özellikle de temel amaç olan “<em>yaşamı kolaylaştırma</em>” hedefi ölçüsüne göre hesaplandığında “<em>sapmalar</em>” bize üzerinde önemle, disiplinle ve kararlılıkla durmamız gerektiğini kanıtlayan bir dizi kanıt sunar.</p>
<p>Piyasa milyarlarca insanların ilgileri, bilgileri, ihtiyaçları ve tercihleri, etkileşimlerine ve işbirliklerine açıktır. Piyasa, kültürlerin ürettiği ahlaki ve etik değerleri kaygıya almadan gerekli ayıklamaları yaparak tek bir ölçüye indirger: <strong>fiyat</strong>.</p>
<p>Fiyatlar, ekonominin bütün aktörleri; siyasi iradeyi, bürokrasiyi, iş dünyasını, medyayı, sivil inisiyatifleri izler, derlediği bilgileri tek bir sinyale indirger, hepsinin kararlarını ve davranışlarını etkiler. Piyasa sisteminin bu yetkinliğini öne çıkaranlar, bilgi işleme gücünün kaynakları da etkin ve verimli değerlendirdiğini savunanlar. Yaşamın öz gerçeği, piyasanın kaynak değerlendirme etkisi kadar israf ve vahşi ayıklamayla yarattığı haksızlık ve adaletsizler de ürettiğini de kanıtlar. Piyasa sistemi de diğer bütün sistemler gibi ikili bir yapıya sahiptir; piyasayı yönetme biçimi onun yararını artırdığı kadar, zararlı yönlerini de öne çıkarır.</p>
<p>Hep birlikte<strong>,</strong> bilim ve teknolojik değişmelerin yarattığı değişim ve dönüşümlerin yeni bir dünya düzeni oluşturduğu, yeni düzeni anlamak ve uyum sağlamak için varsayımlarımızı sorgulamak gerektiği konusunda uzlaşmalıyız. Örneğin, piyasayı savunanların temel dayaklarından biri, planların, dağınık bilgiyi fiyat ölçüsü gibi tek bir sinyale dönüştüremeyeceği varsayımıdır. Günümüzde, “<em>büyük veri</em>” olgusu, daha önemlisi yapay <strong><em>zeka modellerinin veri işleme kapasitelerinin, veri üretimi kapasitesinin önüne geçmiş olmas</em></strong>ı bile tek başına eski varsayımlarımızı ivedilikle sorgulamamızı gerektirir. Daha somuta indirgersek, önceki yazılarda kesitler paylaştığımız Çin’deki kalkınma planları deneyimledikleri ilgi menzilimizin dışında kalmamalı. Çin’i öne çıkaran süreçler, insanlık tarihinin ilk kez karşılaştığı uzun dönemli yüksek büyüme oranları, bütün bağlamları dikkate alınarak sorgulanmalı: Çin’in başarısında 15’incisi yürürlüğe konan <em>Beş Yıllık Kalkınma Planları’nın</em> deneyim ve birikiminin etkileri nedir? Bu etkilerin bilim ve teknolojinin dönüştürdüğü iş süreçleri ve işgücü profilleri bağlamında yarattıkları üstünlükler ve zayıflıklar var mıdır? Piyasanın erişebildiği veri, malumat ve bilgiye oluşmakta olan teknik kapasite erişebiliyorsa; değişim ve dönüşüme uyum için faydalı bilgi bağlamında planlamanın piyasa sisteminin boşluklarını doldurma gücü ne yönde ilerlemektedir? Bütün bu etkenlerin ülkemizin geliştiği düzeyde etkileri neler olabilir?</p>
<p><strong>Dağıtıcılık işlevini yönlendirmeliyiz</strong></p>
<p>İnsanların rasyonel seçim yapabilmeleri için eşdeğer bilgiye sahip olmaları gerekir. Piyasanın dağınık bilgiyi derleme, ayıklayarak işleme sürecinde dışsal gürültülerin varlığı eşdeğer bilgiye erişmeyi engeller.</p>
<p>İnsanlar eşdeğer bilgiye sahip olmadıkları zaman piyasa “<em>hakça işlemler</em>” kadar “<em>sömürüye</em>” de açık bir sistemdir. Fiyat ölçüsünün açık yanı kadar örtük yönleri, insanları eksik ve yanlış yönlendirebilir; kaynak israfına yol açabilir.</p>
<p>Görülmez olanı görmek, çıkarlar için kötülük üstüne örtülen kutsal şalları kaldırabilmek önemlidir. Dengeli kaynak tahsisi yapmak için erişilen bilgilerin de değerli olması gerekir. Planların en büyük etkisi, sürekli varsayım sorgulaması nedeniyle örtük bilgilerin üzerine sistemli bir biçimde gitme, onları açık ve erişilebilir bilgiye dönüştürmedir. Günümüzün veri ve veri işleme gücünün odağında yer alan genel yapay zekâ çok yönlü etki yapmaya adaydır: <strong>Birincisi,</strong> en küçük ve en büyüğe erişilebilirlik sağlayarak “<em>örtük bilgiyi</em>” azaltabilir. <strong>İkincisi</strong>, edilgen gözetim ve denetim dediğimiz “<em>sistemlerin gözetim ve denetim kapasitesi</em>” artırmasıdır. Bütün süreçlerin uçtan uca kaydı, sayısallaştırması, görselleştirmesi ve simüle etmesi piyasadaki açgözlülük ve çıkar sağlayamaya yönelik örtük bilgiyi en aza indirebilir. <strong>Üçüncüsü</strong> de, iş süreçleri ve işgücü profillerinin verimliliklerini azaltan etkileri gözleme, izleme, değerlendirme, hataları belirleme, onarma ve ilerleme olanaklarının önünü açmasıdır.</p>
<p>Hayek’ten Attilla Yayla’ya kadar piyasa sistemi üzerine düşünce üretenlerin merkezi plana karşı çıkışlarının özünde, dağınık bilgiyi derleyip işleme gücünün yetmeyeceği anlayışı var. Teknoloji, silikon zekânın sonsuzluğuna vurgu yaparak, dağınık bilgiyi derleme kapasitesine kapıları açıyor. BU çok köklü dönüşümün olası etkilerini sorgulamadan kaliteli bir iş yönetimi söz konusu olabilir mi?</p>
<p>Bugün bize düşen görev, plan ve piyasa konusunda bilimsel, geçmişte deneyimlenen teknolojik ve toplumsal koşullar ile bugünün koşullarını değerlendirme olmalı. Farklılaşan yapı, işlev ve kültür üzerine düşünmeliyiz. İnsan deneyimine bağımlılığımızın, o bağımlılığı kıracak olan sosyal medya ve yapay zekâ gelişmelerinden nasıl etkilendiğini zihinlerimizde netleştirmeliyiz. İnsanın bilişsel yeteneklerini yakalama ve aşma çabalarının yarattığı sonuçları izlemeliyiz ki, toplumsal faydalı bilgiyi yakalayarak uyum ve gelişme için değerlendirebilelim.</p>
<p><strong>Farklı alan ve formları tanımalıyız</strong></p>
<p> Hollandalı devlet adamı Abraham Kuyper’in “<em>alan teorisine</em>” göre toplum aile, devlet, eğitim, kilise ve iş dünyası gibi değişik alanlardan oluşur. Her alanın kendi mantığı, kendi iş yapma tarzı ve kendi otoritesi vardır. Toplum, kendisini oluşturan her bir alan diğerlerinin saygınlığını gözettiği durumlarda doğru bir işleyiş kazanır. Bizler içinde bulunduğumuz alana göre düşünürüz. Alanlarımızda hızlı ve köklü değişmeler söz konusu olduğundan <em>“ bakış amacımızı sorgulama</em>” ivedi sorunlarımızdan birini oluşturur.</p>
<p>Alan açma, erişme, yerleşme ve koruma yaşamın her alanında önemlidir. Alanımızı korurken ayıklama yaparken aşırı ve noksan değerlendirme yapıldığında olumsuz sonuçlar üretebilir. Ürettiğimiz değeri yalıtma da korumanın bir başka yoludur. Alanlar arasında iletişim ne denli önemliyse, rekabet ve işbirlikleri de o kadar önemlidir.</p>
<p>Piyasa sisteminin farklı alanları ve farklı formlarının bileşen ve bağlamlarının sürekli gözlenmesi, izlenmesi, değerlendirilmesi ve erken uyarı sistemleriyle yönetimlerin farkındalığının artırılması gerekiyor.</p>
<p>Piyasa sisteminin farklı alan ve formalarının oluşturdukları ağları ve ağlar arasındaki etkileşimi kavramadan “<em>piyasa düzenleyici</em>” kararları etkili hale getiremeyiz. Gelişmeyi teşvik eden karlarımız verimini yükseltemeyiz. Daha da kötüsü, ölçü koyamaz, ölçeklendirme yapamaz, etkili özendirme politikaları uygulayamaz, ödüllendirme ve cezalandırma aracını etkili kullanmaz, ödeşmeyi sağlayamaz ve israfın batağına saplanırız.</p>
<p>Girişimciler için serbest ve adil piyasa koşulları yaratılabilmesi için piyasa yapısının ayrıntıda gözlenmesi ve izlenmesi hayati önemdedir. Bu açıdan bakıldığında piyasaların “<em>üretici etkisini</em>” daha iyi anlar; piyasanın sadece dağım işlevi olmadığını, üretici işlevlerini de içselleştirebiliriz.</p>
<p><strong>Piyasanın verimliliğini sorgulamalıyız</strong></p>
<p>Piyasalardaki yapılanmaların bileşen ve bağlamlarını iyi bilir; alanları doğru tanımlar, alan iletişim ve etkileşimini gerektiği gibi kavrarsak sistemlerin yarattığı boşlukları doldurarak toplum için en iyiyi üretmeyi aksatan yönleri düzeltebiliriz.</p>
<p>Topluluk ya da toplum ölçeğindeki örgütlenmelerin “<em>iç işleyişini</em>” iyi bilme, “<em>geribildirimle gözetim ve denetim disiplinini</em>” etkili hale getirir. Teknik gelişmelerin yarattığı kapasiteler “<em>edilgen kontrol</em>” denen “<em>sistem kontrolünü</em>” giderek yaşamın bütün alanlarının derinliklerine sindirir. Hata kültürünün oluşması, olgunlaşması ve çoğalmasının düzeyi toplulukların ve toplumların gelişmesini belirler. Bir kez daha merkez düşünceye geri dönersek, piyasa mekanizması da planlama da yaşam örgütlenmesinin etkinlik ve verimliliğini belirleyen iki araçtır. Araçları amaca dönüştürmeden, onların yapılarını ve işleyişlerini, temel gelişme yönlerini iyi kavrarsak daha sağlıklı gelecekler inşa edebiliriz.</p>
<p><strong>Sorgulama merakını korumalıyız</strong></p>
<p>Yaşamda son söz yoktur; her bilginin bir üst bilgisi vardır. Kendi bildiklerimizi “tek doğru” inancına kaptırmaktan daha tehlikeli bir silah olamaz. Düşündüklerimizi yazıya aktardığımız bu satırların virgülü bile tartışmaya açıktır. Önemli olan, “<em>Aşık atmaktan maksat utmaktır</em>” halk sözünü unutmadan, küresel ölçekteki değer yaratma yarışında doğru konumlanma için ortak aklımızı iyi kullanmadır.</p>
<p>Hepimiz eteklerimizdeki taşları döker; gerekçeli sorgulamalarla anlama ve anlamlandırmaya katkı yaparsak, aklın temel işlevi olan <em>“çare üretmede</em>” önemli yollar alabiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasayi-teknolojinin-veri-isleme-kapasitesi-baglamiyla-degerlendirmeliyiz-90247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/74-1792648101.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasayı teknolojinin “veri işleme kapasitesi” bağlamıyla değerlendirmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-anda-ihtiyati-onlemler-daha-onemli-90246</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şu anda ihtiyati önlemler daha önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Fon krizinin finansal sistem üzerindeki etkileri ve MSCI’ın kararı, faiz indirimi tartışmasını yeni bir boyuta taşıyor. TEPAV’ın Para Politikası Değerlendirme Notu’nda, finansal istikrar risklerinin azaltılması için Merkez Bankası ve diğer ilgili kurumların koordineli hareket etmesi, şirketlerin bilanço zafiyetlerine karşı ihtiyati önlemlerin gündeme alınması gerek.</em></strong></p>
<p>PPK faiz kararını bugün açıklayacak. Uzmanların belirgin bir kısmı politika faizinin düşürülebileceğini belirtiyor. MSCI açıklamasından önce, ben de “finans krizlerinin çıkmaması için gerekli düzenlemeleri ve denetimleri yapmakla sorumlu olan ve bu amaçla önemli yetkilerle donatılmış kurumların varlığına rağmen fon krizinin çıkmasının arkasındaki nedenlerin ortadan kaldırılmasının hızla gerçekleştirilmesi halinde faiz düşürülebilir” diye düşünüyordum. Ancak MSCI kararı, zaten çok ciddi olan sorunun ciddiyetini daha da artırdı. Faizin indirilmesi için bir alan vardı. MSCI’ın kararından sonra bu alanın kalmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Nedenlerin başında, içinde bulunduğumuz ortamın Türkiye’nin yurt dışından borçlanma olanaklarını kısıtlaması, borçlanma maliyetlerini yükseltmesi ve rezerv düzeyimizi olumsuz etkilemesi riski geliyor. Fon krizini çıkaran nedenler ortadan (tatmin edici bir biçimde) hızla kaldırılırsa, bu risk azalır ve Merkez Bankası fiyat istikrarı görevine odaklanır. Enflasyon gelişmelerine göre faiz indirim sürecini daha sonraki toplantılarda başlatır. Bundan sonraki toplantı Aralık’ta. Fon krizindeki gelişmelere bağlı olarak ve Ekim enflasyonu izin veriyorsa, olağanüstü toplantı da yapabilir. Unutmayalım, Merkez Bankası’nın tek görevi fiyat istikrarı değil. Finans sisteminde istikrarı sağlamaya yönelik önemli sorumlulukları da var. Aynı zamanda başkanı Finansal İstikrar Komitesi’nin bir üyesi.</p>
<p>Sanayi sektöründen gelen yavaşlama sinyalleri giderek artıyor. Salt bu sektöre değil de GSYH’nin tümüne bakıldığında durum farklı değil. Peki, faiz kararı bu gelişmeyi dikkate almayacak mı? Merkez Bankası’nın faiz politikasını, finans sisteminde sorun yoksa, salt enflasyondaki gelişmelere göre alması gerekiyor. Yasası öyle söylüyor çünkü. Ama fon krizi yaşanıyor. Finansal İstikrar Komitesi’nin bir üyesi olarak, diğer üyelerle birlikte bu açıdan yapılabilecekleri ele almasında yarar var. Yapılabileceklere ilişkin kullanılabilecek araçların önemli bir kısmı BDDK’da. Merkez Bankası’nın değiştirebileceği düzenlemeler de var; mesela kredi arzı üzerine kısıtlar. Ama bunların, özellikle bu ortamda, Finansal İstikrar Komitesi’nde konuşulması ve atılacak adımların eşgüdümle atılması gerekiyor.</p>
<p>TEPAV’ın salı günü yayımlanan ve altında benim de imzamın olduğu ‘Para Politikası Değerlendirme Notu’ şöyle öneriyor: “Merkez Bankası, fon krizi nedeniyle gelecekte daha da artma ihtimali olan geri dönmeyen krediler, şirketlerdeki likidite yetersizliği ve benzeri bilanço zafiyeti çıkarabilecek sorunların hafifletilmesi için gerekli ihtiyatı önlemleri Finansal İstikrar Komitesi’nde gündeme getirmelidir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-anda-ihtiyati-onlemler-daha-onemli-90246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şu anda ihtiyati önlemler daha önemli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-de-artik-rahatina-duskun-90245</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makineler de artık rahatına düşkün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Modern dünyada konfor, dijitalleşmiş bir rehavet halini aldı. Oysa asıl üretkenlik; imkânın değil, imkânsızlığın zorladığı durumlarda gelişiyor. Mahrumiyet; kayıp değil, karakter oluşturandır.</strong></p>
<p>YZ çağında insanlar kadar <strong>makineler de artık rahatına düşkün</strong>. Kolay bilgiye erişim, <strong>hızlı çözüm</strong> sunan araçlar, <strong>kişisel asistanlar</strong>… Her şey, “<strong>daha az çaba ile daha çok sonuç</strong>” üzerine kurgulanmış durumda. Oysa <strong>veriyle şişmek</strong>, gelişmek değildir. Konfor, <strong>öğrenmeyi</strong> yavaşlatır; <strong>mahrumiyet</strong> ise devinim üretir.</p>
<p><strong>Bilinçli mahrumiyet</strong>, zekânın kaslarını çalıştıran bir çeşit <strong>bilişsel</strong> oruçtur. Tıpkı oruçta olduğu gibi, bir süreliğine kendimizi <strong>bilgiye</strong>, <strong>tüketime</strong> veya <strong>hazza</strong> kapatmak; <strong>algoritmik bağışıklığımızı</strong> güçlendirir. Konforu terk etmeyi seçemeyenler, krizle karşılaştığında “<strong>zorunlu çöküşe</strong>” mahkûm olur.</p>
<p><strong>BİLİNÇLİ MAHRUMİYET ZEKÂYI GELİŞTİRİR</strong></p>
<p>YZ temelli uygulamalar dahi, <strong>maksimum konfor</strong> için değil, <strong>minimum eylemle maksimum sonuç</strong> için tasarlanıyor. Oysa <strong>sürdürülebilir zekâ</strong>; yalnızca veri değil, vazgeçişi de yönetebilen sistemlerle mümkündür. <strong>Doğru seçenek</strong> gerek şart ise, <strong>doğru vazgeçişler</strong> de yeter şart olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Her öğrenme süreci, <strong>bir şeyden feragat etmeyi</strong> içerir. Bugünün <strong>dijital okuryazarı</strong>; bilgiye ulaşan değil, <strong>neyi filtreleyeceğini </strong>bilen kişidir. Dijitalleşen dünyada <strong>mahrumiyet</strong>, verimliliğin yeni adı olabilir. Misal ben, <strong>bilinçli bilgisizlik ve ilgisizlik alanlarımı</strong> özenle seçerek var olabiliyorum, her şeyi bilerek değil…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Konforu yeniden kodlamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Mahrumiyet çağında öğrenme mümkün mü?</em></strong></p>
<p><strong>Evet</strong>, hatta <strong>zorunlu</strong>... YZ çağında öğrenmek için <strong>her şeye erişmen</strong> gerekmez. Kısıtlı kaynak, <strong>yoğun</strong> <strong>odak</strong> üretir. <strong>Minimalizm</strong>; öğrenmeyi derinleştirir. Mahrumiyet, <strong>dikkat ekonomisinin</strong> yeni enerjisidir.</p>
<p><strong><em>Dijital konfor tuzağından nasıl çıkılır?</em></strong></p>
<p>Kendine <strong>bilgi oruçları</strong> tanımla. Otomatikleştirilmiş tavsiyeler yerine <strong>manuel seçimler</strong> yap. Kendini <strong>veri bombardımanından</strong> bir süreliğine uzaklaştır. <strong>Her şeyi bilen </strong>sistem yerine, <strong>vazgeçebilen</strong> olmaya çalış.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KONFOR ÇÜRÜTÜR, MAHRUMİYET OLGUNLAŞTIRIR</strong></p>
<p>YZ sistemleri dahi artık “<strong>haz yönetimi</strong>” üzerinden tasarlanıyor. Ama insanın zihinsel sıçramaları, <strong>kayıplardan sonra</strong> geliyor. Tıpkı Ramazan’da olduğu gibi; <strong>gönüllü yoksunluk</strong>, sabrı güçlendirir, dikkatini keskinleştirir. <strong>Hazzı erteleyebilenlerin</strong> daha başarılı bir hayatı olduğunu görüyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Konfor Algoritması</strong>: Hedefi minimal çabayla sonuç almak olan sistem yapısı</p>
<p><strong>Bilinçli Mahrumiyet</strong>: Bireyin gelişim için gönüllü olarak bazı imkânlardan feragat etmesi</p>
<p><strong>Zihinsel Oruç</strong>: Bilgi, içerik ve tüketime dair bilinçli kesintilerle dikkat ve farkındalık kazanma yöntemi</p>
<p><strong>Konfor Çürüğü</strong>: Gelişimi engelleyen kronik rehavet hali</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-de-artik-rahatina-duskun-90245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-1780910691.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makineler de artık rahatına düşkün ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90242</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Merkez Bankası’na Çevrildi! TCMB’nin Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 22 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/EkT8ofpcGRQ" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektor-son-yillarin-en-karamsar-donemini-yasiyor-90244</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektör son yılların en karamsar dönemini yaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası reel sektör kuruluşlarına her ay iktisadi yönelim istatistikleri kapsamında <strong>“Sanayi dalınızdaki genel gidişatla ilgili olarak bir ay önceye kıyasla görüşünüz nedir”</strong> şeklinde bir soru yöneltiyor. Reel sektöre bu anket kapsamında yöneltilen bir dizi soru var da, bu soru aslında tüm çalışmanın özeti gibi. Reel sektör kuruluşları bu soruya <strong>“daha iyimser, aynı, daha kötümser”</strong> olmak üzere üç yanıt veriyor. İyimser olanlarla kötümserlerin farkı da net durumu gözler önüne seriyor.</p>
<p>İşte Merkez Bankası’nın söz konusu istatistiklerine ve bu çerçevede yöneltilen genel gidişat sorusuna ekim ayında verilen yanıtlar, reel sektörün son yılların en karamsar dönemini yaşadığını ortaya koydu.</p>
<p>Ekim ayında reel sektörün yüzde 5,2’si bir önceki aya göre daha iyimser, yüzde 21,3’ü ise kötümser olduğu yanıtını verdi. İki oranın farkı 16,1 puan. </p>
<p>Ekim ayındaki bu oran, 2023 yılı başından bu yana olan dönemin en yüksek ikinci oranı. Başlangıcı 2023 olarak almamın nedeni tahmin edileceği gibi yeni ekonomi yönetimi dönemini kapsamak.</p>
<p>2023 yılı başından bu yana geçen yaklaşık dört yıllık dönemde en kötümser olunan ay ise bu yılın nisanı. Nisanda daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 4’te kalmış, daha kötümser olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 24,1’e tırmanmış, fark da 20,1 puan olmuştu. Nisandaki bu karamsar tablo, savaş yüzündendi. Bu kez gerekçe başka…</p>
<h2>Fon vurgununun etkisi</h2>
<p>Merkez Bankası iktisadi yönelim istatistiklerini her ayın ilk yarısındaki verilerle oluşturuyor. Dolayısıyla eylül ayının ortasında patlak veren fon vurgunu eylül ayı anket sonuçlarına yansımadı. Fon sorununun etkileri ekim verilerinde görüldü.</p>
<p>Kaldı ki fon sorunu daha önce yaptığım benzetmede olduğu gibi henüz kıyıya tam vurmamış tsunamiyi andırıyor. Elbette binlerce mağdur var, elbette sermaye piyasalarına olan güven inanılmaz sarsıldı ama bu sorunun yol açtığı ve kendini yeni yeni belli eden ödeme krizi henüz kapıya tam dayanmadı.</p>
<p>Ödemelerde yaşanacak tıkanıklık ve bunun dalga dalga yayılması da zaten reel sektörün uykularını belli ki şimdiden kaçırıyor. Ekim ayında ortaya çıkan tablo da bunun ilk işareti sayılmalı.</p>
<p>Bu yüzden reel sektörün genel gidişata ilişkin değerlendirmesinin önümüzdeki aylarda daha da olumsuz bir hal alması şaşırtıcı olmayacak.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9917d30a6a-1792643453.png" alt="" width="371" height="277" /><span style="color: #e03e2d;">Mali imkansızlık üretimi çok az etkiliyormuş!</span></h2>
<p>Merkez Bankası’nın iktisadi yönelim istatistikleri kapsamında reel sektöre üç ayda bir yönelttiği <strong>“Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır”</strong> sorusuna verilen yanıtlar çok ilginç bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Meğer reel sektör için üretimi kısıtlayan faktörler arasında ne o çok yakınılan talep düşüklüğü önemli bir yer tutuyormuş, hele hele ne o sürekli yakınılan mali imkansızlıklar!</p>
<p>Yanıtlar bunu söylüyor çünkü. İnanılmaz görünüyor ama gerçek bu, iktisadi yönelim istatistiklerine yanıt verenlerin yaklaşımı böyle. Üstelik bu durum yıllardır aynı.</p>
<p>Söz konusu soru her yılın ocak, nisan, temmuz ve ekim istatistiklerinde yer alıyor; bu yılın ekimi de açıklandığına göre 2026 da tamamlanmış oldu.</p>
<p>2021’den bu yana olan dönemin özetini aktarayım: </p>
<p>● Reel sektör çok büyük bir ağırlıkla <strong>“Üretimimi kısıtlayan bir faktör yok”</strong> diyor; evet böyle diyor. 2021’den 2026’ya, altı yıl boyunca bunu söyleyenlerin oranı ortalama olarak yüzde 52,4. Son oran, yani ekim ayındaki oran yüzde 55,6.</p>
<p>Demek ki reel sektörün yarıdan fazlası üretimini kısıtlayan hiçbir faktör olmadığı görüşünde. Bu görüşü dile getirenlere de herhalde şunu söyleme hakkı doğar:</p>
<p><strong>“Öyleyse üretin! Madem üretiminizi kısıtlayan bir engel yok, daha çok üretip daha çok satıp daha çok para kazanın, piyasadaki arz da artsın!” </strong></p>
<p>● Talep yetersizliğini gerekçe gösterenlerin altı yıldaki ortalaması yüzde 14,3, son oran yüzde 12,8. </p>
<p>● İşgücü sorunları yüzünden üretiminin kısıtlandığını dile getirenlerin ortalama oranı yüzde 8,6, son oran ise hemen hemen aynı ve yüzde 8,5.</p>
<p>● Hammadde sorunlarını gerekçe gösterenlerin ortalama oranı yüzde 10,3, son oran yüzde 9. </p>
<p>● Geliyoruz mali imkansızlıklardan yakınanların oranına… Mali imkansızlıklar, bu çerçevede faizlerin yüksekliği, krediye erişim zorluğu gibi bir dizi gerekçenin toplamına bakıyoruz; altı yılın ortalamasında bu oran yüzde 8,8 düzeyinde. Bu yılın ekim ayı itibarıyla dile getirilen oran da çok farklı değil, yüzde 9,1.</p>
<p><strong>“Kredi bulamıyoruz, bulsak da çok pahalı, bu yüzden üretim aksıyor”</strong> diye yakınanlarla Merkez Bankası’nın bu çalışmasına katılıp yanıt verenler çok farklı sanayiciler mi, bu ankete katılanlar Türk sanayicisini temsil etmekten uzak mı, yoksa Merkez Bankası’na yanıt verirken yaklaşım mı değişiyor, bilinmez; ama ortada ciddi bir çelişki olduğu da kesin. </p>
<p>● Üretimin aksamasına diğer nedenlerin yol açtığını belirtenlerin oranı ise altı yılın ortalamasında yüzde 5,6, bu yılın ekim ayı için yüzde 5.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9927ab875d-1792643706.png" alt="" width="357" height="268" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektor-son-yillarin-en-karamsar-donemini-yasiyor-90244</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sanayi-reel-sektor.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektör son yılların en karamsar dönemini yaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saraydan-kiz-kacirmadan-244-yil-sonra-fonlardan-para-kacirma-90243</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saraydan kız kaçırmadan 244 yıl sonra, fonlardan para kaçırma!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mozart’ın 1782’de sahnelenen “Saraydan Kız Kaçırma” operasında Belmonte, İstanbul’da Selim Paşa’nın sarayına girerek esir sevgilisi Konstanze’yi kurtarmaya çalışır. İstanbul yine sahnede, ama bu kez konu opera değil, fonlardan para kaçırma! Yüz binlerce yatırımcının birikimleri buharlaşırken, milyarlarca liranın izinin yurt dışına uzandığı iddiaları soruşturuluyor. İsimleri açıklanmayan yaklaşık 400 kişi ve kurumdan söz ediliyor. Bazılarının parayı yurt dışına çıkardığı öne sürülüyor. Asıl soru şu: Bu para nerede ve ne kadarı geri alınabilecek?</p>
<p>Fonların değeri yükselirken yüksek getiriler alkışlandı. Yatırımcılar olağan dışı kazançlara güvenerek birikimlerini fonlara yatırdı. Getiriler yeni para girişlerini teşvik etti, fonlar büyüdü. Ancak fiyatların nasıl yükseldiği ve denetimin neden zamanında devreye girmediği sorgulanmadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad990b212226-1792643250.jpg" alt="" width="400" height="250" />Eylül ayında yedi portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun işlemlerinin durdurulması, krizin boyutunu ortaya koydu. Yaklaşık 891 milyar liralık fon büyüklüğü ve yüz binlerce yatırımcı söz konusu. Fon portföylerindeki bazı hisselerin değer kayıpları, yatırımcıların geri alabileceği tutarları azaltabilir. Varlıkların ne kadarının mevcut olduğu açıklığa kavuşmalı.</p>
<p>Soruşturma yalnızca fon yöneticileri ya da denetimde ihmali bulunanlarla sınırlı kalmamalı. Olağan dışı fiyat hareketlerinden kimlerin kazanç sağladığı, fonlardan çıkan paranın hangi hesaplara aktarıldığı ve bağlantılı şirketler üzerinden el değiştirip değiştirmediği belirlenmeli.</p>
<p>En önemli görev paranın izini sürmek. Yurt dışına çıkarıldığı öne sürülen tutarın yeri tespit edilmeli, varlıklar korunmalı ve geri kazanılabilecek kaynaklar güvence altına alınmalı. Ancak bunun da zor ve zaman alacak bir uğraş olduğu açık. Sorumlular somut delillerle belirlenirken, denetimin neden yetersiz kaldığı açıklanmalı. Amaç, mağdurların zararlarını karşılayabilecek varlıkları geri kazanmak olmalı.</p>
<p>Mozart’ın operasında Belmonte sevgilisini kurtarmak için saraya girer. Fon mağdurları ise kahraman değil, paralarının nerede olduğunu ve kimlerin sorumlu olduğunu öğrenmek istiyor.</p>
<p>Operada perde iner, müzik biter. Ancak kaybolan birikimler alkışla geri gelmez. Saraydan kız kaçırmak opera konusu; fonlardan paranın nasıl kaçırıldığını açıklamak ise kamuya ve yatırımcıya karşı ertelenemez bir sorumluluk.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saraydan-kiz-kacirmadan-244-yil-sonra-fonlardan-para-kacirma-90243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saraydan kız kaçırmadan 244 yıl sonra, fonlardan para kaçırma! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-finansmani-19-trilyonu-buldu-3-yilda-35-trilyon-liraya-ulasacak-90241</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik finansmanı 1.9 trilyonu buldu, 3 yılda  3.5 trilyon liraya ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>9-20 KASIM </strong>2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek olan <strong>“COP31”</strong>in <strong>“Küresel Bankacılık Sponsoru” </strong>olan Garanti BBVA, 2018 yılında sürdürülebilirlik finansmanı konusunda önüne şu hedefi koydu:</p>
<ul>
<li><strong>2018-2025 döneminde sürdürülebilirlik finansmanı olarak 400 milyar lira kullandıracağız.</strong></li>
</ul>
<p>2025 yılında bu hedef önce şöyle revize edildi:</p>
<ul>
<li><strong>2018-2026 döneminde sürdürülebilirlik finansmanımız 1.9 trilyon lirayı bulacak.</strong></li>
</ul>
<p>Hedef çıtası daha sonra yeniden yükseltildi:</p>
<ul>
<li><strong>2018-2029 döneminde sürdürülebilirlik finansmanımız 3.5 trilyon liraya ulaşacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad98faa329df-1792642986.png" alt="" width="820" height="512" /></strong>Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Cemal Onaran, Sinem Edige, </strong>Sürdürülebilirlik Direktörü <strong>İrem Barzila</strong>’yla birlikte Antalya’da gerçekleşecek <strong>“COP31” </strong>öncesi sohbet toplantısı düzenledi.</p>
<p><strong>Akten, </strong>bankacılığın tanımının 1990’lardan günümüze değiştiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Pek çok alanda doğru danışmanlığı vermek sektör açısından fark yaratan hizmete dönüştü. Sürdürülebilir dönüşümde şirketlerin finansman ihtiyaçlarının yanı sıra doğru yatırım alanlarını belirleme ve dönüşüm yol haritalarını oluşturma süreçlerine de destek veriyoruz.</strong></p>
<p>BBVA Grubu’nun uluslararası deneyimi ve sektörel uzmanlığından da yararlandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Global ölçekte geliştirilen iyi uygulamaların Türkiye’deki şirketlerin ihtiyaçlarına uyarlanmasına katkı sağlıyoruz. Bu yaklaşım, teknik danışmanlık, farklı finansman çözümleri ve risk yönetimini bir araya getiriyor.</strong></p>
<p>Garanti BBVA’nın uzun yıllardır sürdürülebilirliği iş modelinin temel unsurlarından biri olarak ele aldığını kaydetti:</p>
<p>-          “COP31”<strong>de </strong>“Küresel Bankacılık Partnerliği” <strong>kapsamında Türkiye’nin sürdürülebilir dönüşüm potansiyelinin uluslararası finans kuruluşları ve yatırımcılarla buluşmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>BBVA Grubu’nun 2025-2029 dönemi için 700 milyar Euro’luk sürdürülebilir finansman hedefi belirlediğini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Biz bunun yüzde 15-20’sini gerçekleştirmek istiyoruz. Grubumuz 2026 yılının ilk çeyreğinde 36 milyar Euro sürdürülebilir finansman sağladı. 2025’ten buyana BBVA’nın toplam sürdürülebilir finansmanı 170 milyar Euro’ya ulaştı.</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel hedefler veya kurumsal taahhütler üzerinden değerlendirmenin yeterli olmadığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Enerji maliyetleri, kaynakların verimli kullanılması, karbon düzenlemeleri ve değişen ticaret koşulları, şirketlerin bugünkü faaliyetlerini olduğu kadar gelecekteki rekabet güçlerini de etkiliyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle sürdürülebilirliğin, sektör ve ölçekten bağımsız olarak tüm kurumların iş stratejilerinin bir parçası olması gerektiğine inanıyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim için önemli olan yalnızca sağladığımız finansmanın büyüklüğü değil, bu kaynaklarla hangi yatırımların hayata geçirildiği ve şirketlerin dönüşümüne nasıl katkı sağlandığı.</strong></p>
<p>Garanti BBVA’nın verdiği her 4 krediden biri sürdürülebilirlik finansmanını kapsıyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik finansmanında 2029’a kadar önüne 3.5 trilyon lira hedefi koymuş olsa da, BBVA Grubu’nun 700 milyar Euro’luk planını baz alıyor…</p>
<p>Çıtayı BBVA Grubu’ndan alacağı payla 105-140 milyar Euro hedefine doğru yükseltecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yenilenebilir enerjiye 7.7 milyar dolar, elektrikli araçlara 27 milyar lira sağladı</span></h2>
<p><strong>GARANTİ</strong> BBVA Sürdürülebilirlik Direktörü <strong>İrem Barzilay, </strong>bankanın 2014 yılından bu yana finansman sağladığı tüm yeni elektrik üretimi projelerinde yenilenebilir kaynaklara odaklandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu kapsamda yenilenebilir enerji projelerine 7.7 milyar doları aşkın yatırımın finansmanını sağladık. Önümüzdeki dönemde yeni üretim kapasitesinin yanı sıra şebeke, depolama ve sistem esnekliği yatırımlarının da enerji dönüşümü için kritik olacağını öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Cemal Onaran </strong>araya girip, sürdürülebilir mobilite tarafında değindi:</p>
<p>-          <strong>Bankamız sürdürülebilir mobilite alanında da dönüşümü destekliyor. 2026 yılında elektrikli araçlara ve şarj altyapısına 27 milyar lira finansman sağladık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sabancı’nın Teksas’taki GES’lerinin finansmanında BBVA bizimle devreye girdi</span></h2>
<p><strong>GARANTİ </strong>BBVA Kurumsal ve Yatırım Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige, </strong>bankanın yenilenebilir enerji finansmanı işlemlerine Aksa Enerji’yi örnek gösterdi:</p>
<ul>
<li><strong>Aksa Enerji’nin Mersin’deki depolamalı rüzgar enerjisi yatırımı bu alandaki örneklerden biri. BBVA Grubu tarafından Sinosure garantisiyle söz konusu yatırım için 124 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli finansman yapılandırıldı.</strong></li>
<li><strong>Bu işlem, doğru risk paylaşımı mekanizmalarının depolama gibi enerjş dönüşümü açısından kritik teknolojilerde uzun vadeli finansmanın önünün nasıl açılabileceğini gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Sinem Edige, </strong>bir başka örnek için ABD’ye uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Garanti BBVA olarak, Sabancı Holding’in ABD’deki yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanında BBVA Grubu’nun küresel ağının sağladığı işbirliği olanaklarının somut bir örneğini sunduk.</strong></li>
<li><strong>Sabancı Renewables’in Teksas’taki güneş enerjisi projeleri için oluşturulan finansman paketlerinde BBVA uluslararası diğer bankalarla birlikte eş lider düzenleyici olarak yer aldı.</strong></li>
<li><strong>İnşaat kredileri, vergi teşviki köprü kredileri ve nakdi olmayan kredi imkanlarını içeren bu finansman yapısı, BBVA’nın uluslararası ölçekteki finansman kapasitesini ve farklı pazarlardaki paydaşları bir araya getirme gücünü ortaya koyuyor.</strong></li>
<li><strong>Bu işbirliği, Garanti BBVA’nın Türkiye’deki müşterilerinin küresel büyüme ve sürdürülebilir yatırım hedeflerini desteklerken BBVA Grubu’nun uluslararası deneyiminden ve ağından yararlanma yaklaşımı açısından da önemli bir örnek oluşturuyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Edige, </strong>bir örnek de sanayiden aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Sürdürülebilirlikle bağlantılı olarak finansman modellerini farklı ölçeklerdeki şirketlere yaygınlaştırarak dönüşüm yatırımlarının daha geniş müşteri kitlesine ulaşmasını da destekliyoruz.</strong></li>
<li><strong>Medcem Çimento Grubu ile gerçekleştirdiğimiz işlem, bankamızın bu alanda geliştirdiği karbon yönetimi ile ilgili finansal çözümler arasında yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>İşlem kapsamında, 2027 yılında teslim edilecek SKDM sertifikalarının işleme konu bölümünün fiyatı bugünden sabitlenerek Medcem’in gelecekte karşılaşabileceği karbon maliyetinin bir kısmı da öngörülebilir hale geldi.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5 yılda kadın girişimcilere 350 milyar lira sağladık</span></h2>
<p><strong>GARANTİ </strong>BBVA Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Cemal Onaran, </strong>sürdürülebilir sosyal yatırımlara değindi:</p>
<p>-          <strong>Garanti BBVA olarak kadın girişimciliğini ekonomik ve toplumsal kalkınmanın önemli bir unsuru olarak görüyor, kadın girişimcileri 20 yıldır finansman, eğitim, cesaretlendirme ve yeni pazarlara erişim olmak üzere 4 temel alanda destekliyoruz.</strong></p>
<p>Son 5 yılda kadın girişimcilere sağladıkları finansman desteğinin 350 milyar lirayı aştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>KAGİDER ve Ekonomist Dergisi işbirliğiyle düzenlediğimiz </strong>“Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması” <strong>20’nci yılında. Bugüne kadar 50 bini aşkın başvuruyla kadın girişimcilerin başarı hikayelerini görünür kılmayı ve yeni girişimcilere ilham vermeyi sürdürüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tekstilde ‘yeşil dönüşüm’ için ‘Ivy Decarb’la anlaştı</span></h2>
<p><strong>GARANTİ</strong> BBVA Sürdürülebilirlik Direktörü <strong>İrem Barzilay, </strong>sürdürülebilirlik finansmanı konusunda EBRD, MIGA, GGF, EFSE ve ihracat kredi kuruluşlarıyla işbirliği yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu işbirlikleri, özellikle enerji dönüşümü, sanayinin modernizasyonu ve kaynak verimliliği gibi uzun vadeli yatırım gerektiren alanlarda finansman olanaklarının çeşitlendirilmesine katkı sağlıyor.</strong></p>
<p>Sektörel ihtiyaçlara dönük yenilikçi çözümlerle de şirketlerin dönüşümünü desteklediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu kapsamda Türkiye’de tekstil sektörünün yeşil dönüşümünü ve karbon azaltım hedeflerini desteklemek amacıyla </strong>“Ivy Decarb Marketplace” <strong>ile işbirliği başlattık.</strong></p>
<p><strong>“Ivy Decarb” </strong>platformu üzerinden hem mevcut hem de dijital kanallardan yeni müşterilere doğrudan ekipman ve makine alımları için <strong>“dijital ticari/ekipman kredileri” </strong>sunduklarını kaydetti:</p>
<p>-          “Ivy Decarb”, <strong>karbon emisyonlarındaki azalışın takip edilmesini ve küresel çevre standartlarına uygun yüksek verimli makinelerin seçilmesini kolaylaştırıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yaşanan krizin bankaların fonlarına etkisi olmadı</span></h2>
<p><strong>GARANTİ </strong>BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten</strong>’e <strong>“fon krizi”</strong>nin bankacılık sektörüne yansımasını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bu süreçte 131 fon bir anlamda karantinaya alındı. Bu süreç bankaların fonlarına olumsuz bir etki yapmadı. Bu konuda bankacılık sektöründe ciddi bir hareket görmedik.</strong></p>
<p>Fonlardan mevduata geçiş olup olmadığını merak ettik, Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Cemal Onaran </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Tüzel müşterilerde fona yatırımla vergi ötelemesi avantajı sağlanıyordu. Bu uygulama kalktı. Bankaların fonlarında bu nedenle bir miktar çözülme oldu, mevduata kaydı.</strong></p>
<p><strong>Mahmut Akten, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bireysel müşterilerle ilgili göstergelere fon krizi nedeniyle yansıyan çok önemli bir farklılaşma görülmüyor. Elimizde her türlü kredi kartı datası var. Baştan ve sondan her türlü bakıyoruz. Bireysel müşterilerin kredi kartı davranışından bir değişiklik yok.</strong></p>
<p>Bankaların fonlarında maaş dönemlerinde hareket olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Banka portföy yönetim şirketlerinin yönettiği para piyasası fonlarına, günlük kullanıldığı için özellikle maaş dönemlerinde giriş olur ve artar. Daha sonra ay içinde harcama yapıldıkça çözülür.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Kurumsal ve Yatırım Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Döviz talebinde de önemli bir değişiklik yok. TL faizleri tatminkar bulunduğu için döviz alımı eğilimi gözlemlemedik.</strong></p>
<p><strong>Akten, </strong>bugün açıklanacak faiz kararıyla ilgili beklentisini de şöyle dile getirdi:</p>
<p>-          <strong>Halen yüzde 37 olan Merkez Bankası politika faizinde 100 baz puanlık indirim bekliyoruz.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-finansmani-19-trilyonu-buldu-3-yilda-35-trilyon-liraya-ulasacak-90241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik finansmanı 1.9 trilyonu buldu, 3 yılda  3.5 trilyon liraya ulaşacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gonullu-iadede-para-tutari-artirildi-90240</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gönüllü iade&#039;de para tutarı artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye esaslarıyla, hak sahiplerine yapılacak ödemelerin koşullarını düzenleyen kanun teklifinde Plan ve Bütçe Komisyonu aşamasında önemli bir değişiklik yapılarak, parasını tasfiye tarihinden önce çekenlerin isteğe bağlı geri ödeyecekleri tutar artırıldı.</p>
<p>Yürütme ve yürürlük dahil toplam 9 maddeden oluşan kanun teklifinin ‘Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme’ başlıklı 4’üncü maddesi, mal varlığı nakde çevrilen fonlardan hak sahipliğine yapılacak ara ödemelerin esaslarını düzenliyor.</p>
<p>Bu maddenin 4’üncü fıkrası ise tasfiyesine karar verilen fonlarda, gerçeğe aykırı olarak oluşan değerler üzerinden katılma paylarını tasfiye tarihine kadar iade ederek parasını çeken kişilerle ilgili yapılacak işlemleri ele alıyor.</p>
<p>Teklif TBMM’ye ilk geldiğinde bu kişilerin fona fiilen yaptıkları yatırım ile emsal fonların yıllık ortalama getirisi baz alınarak hesaplanan emsal getiri toplamından fazla olan parayı isterse iade edebileceğini hükme bağlıyordu.</p>
<p>Gönüllülük esasına dayalı kazanılan fazla paranın iadesini öngören bu maddede, sözkonusu kişilerin ödemeleri gereken tutarı artıracak değişikliğe uğradı.</p>
<p>Teklifin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan görüşmelerinde verilen bir önerge ile geri ödenmesi gereken tutarın hesaplama yöntemi değiştirildi. Emsal getiri yerine kriter olarak enflasyon getirildi.</p>
<p>Buna göre tasfiye öncesi parasını çekenler, ana paralarına TÜFE ve YİÜFE aritmetik ortalaması kadar bir tutarı ekledikten sonra bulunacak tutarı, çektikleri paradan düşecekler ve isterlerse kalan kısmı iade edecekler.</p>
<h2>Parasını erken çeken için ne değişecek? </h2>
<p>İlgili madde bu şekilde kazanç elde edenlere yönelik, fazladan elde edildiği düşünülen paranın iadesini zorunlu tutmuyor. Ancak bu durumdaki kişilerin ödemesi gereken tutarlar da artırılmış oluyor. Şöyle ki para piyasası fonlarının yıllık getirisi an itibarıyla yüzde 38 civarında, bunların yılbaşından bu yana getirisi ise yüzde 27.61 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise yılbaşından bu yana 9 aylık dönemin Yİ-ÜFE ve TÜFE aritmetik ortalaması yüzde 26.50, yıllık aritmetik ortalama ise yüzde 31.58 düzeyinde bulunuyor.</p>
<p>Teklifin tümü üzerine görüşmeler TBMM Genel Kurulu’nda öneki gün tamamlandı.</p>
<h2>“Geçeğe aykırı oluşan değer” ifadesi tekliften çıkarıldı</h2>
<p>İade edilecek tutarın hesaplama yöntemi yanı sıra elde edilen kazancın tanımında da dikkat çekici bir değişik yapıldı. Teklifin ilk halinde bu fonlardan elde edilen kazanca ilişkin ‘gerçeğe aykırı olarak oluşan değerler’ ifadesi kullanılıyordu.</p>
<p>Verilen önergede ise gerçeğe aykırı oluşan değerler ifadesi yer almadı. Sadece tasfiye edilen fonlardan ödeme almış kişiler ifadeleri yer aldı.</p>
<h2>Sermaye Piyasası Kanun değişikliği son aşamaya geldi </h2>
<p>Öte yandan, bu tarz fon skandallarının bir daha yaşanmaması amacıyla Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılacak değişikliklere ilişkin hazırlanan kanun teklifinde de son aşamaya yaklaşıldı. Taslak, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ve ilgili bürokratlar tarafından büyük ölçüde tamamlandı. Ancak düzenlemeye son şeklin verilmesi için Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun SPK ile ilgili denetim çalışmalarını sonuçlandırması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">4’ÜNCÜ MADDENİN 4’ÜNCÜ FIKRASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK</span></h2>
<p><strong>Teklifin önceki hali </strong></p>
<p>“Gerçeğe aykırı olarak oluşan değerler üzerinden katılma paylarını fona tasfiye tarihine kadar iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin, fona fiilen yaptıkları yatırım tutan ile fonda kalman süre dikkate alınarak, fon ünvanı esasıyla aynı yatırım stratejisi kategorisinde olduğu kabul edilen yatırım fonlarının yıllık ortalama getirişi baz alınmak suretiyle Kurulca belirlenecek yöntemle hesaplanan emsal getiri tutarının toplamım aşan kısmı…”</p>
<p><strong>Teklifin yeni hali </strong></p>
<p>“17 Eylül 2026 tarihli karar ile tasfiyesine karar verilen fonlarda, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin tasfiye tarihine kadar TÜİK tarafından açıklanan TÜFE ile Yİ-ÜFE endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması…”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gonullu-iadede-para-tutari-artirildi-90240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonların tasfiyesine ilişkin kanun teklifinde, parasını tasfiyeden önce çekenlerin gönüllü iade edebileceği tutarın hesabı değiştirildi. Anaparaya eklenecek tutarda emsal fon getirisi yerine TÜFE ile Yİ-ÜFE artışlarının aritmetik ortalaması esas alınacak. İade tutarını artıran teklifte “gerçeğe aykırı oluşan değerler” ifadesi de metinden çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/maliyet-soku-ihracatin-can-damarlarini-tikiyor-90239</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Maliyet şoku ihracatın can damarlarını tıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türk ihracatçısının küresel rekabet gücünü korumakta zorlandığı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ile PwC Türkiye’nin hazırladığı “İhracatta Rekabetçiliğin Geliştirilmesi” raporuyla ortaya konuldu. Toplam ihracatın yaklaşık yüzde 70’ini gerçekleştiren dokuz sektörü kapsayan çalışma, maliyetlerin kurdan hızlı arttığını, fiyatlama kabiliyetinin zayıfladığını ve bunun pazar kayıplarına yansıdığını gösterdi. Rapora göre, 2019- 2025 döneminde Türkiye’de yıllık ortalama enflasyon yüzde 38,1 olurken, rakip ülkelerin hiçbirinde yüzde 8’e ulaşmadı. Türkiye’nin dünya ihracatındaki payı Mayıs 2024’teki yüzde 1,08’den Haziran 2026’da yüzde 0,98’e geriledi. Rekabetçiliğin güçlendirilmesi için dokuz sektöre 189 politika adımı önerildi.</p>
<p>Raporu açıklayan TİM Başkanı Mustafa Gültepe, çalışmanın ekonomi yönetimiyle paylaşılacağını belirterek, fiyat rekabetçiliğindeki aşınmanın üretim ve ihracat açısından kritik bir noktaya ulaştığını söyledi. Gültepe, “Fiyat rekabetçiliği artık kördüğüm haline geldi. Eğer bu sorunu çözemezsek rakiplerimizle aramızdaki fark daha da açılacak. Sanayiyi bırakmamamız gerekiyor. Bizim 27 sektörümüzün tamamına ihtiyacımız var” dedi. Mustafa Gültepe, bu sektörlerin hepsinin güçlü olması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/6/mustafa-gultepe-1768454660.jpg" width="700" /></p>
<h2>Üretim maliyetleri kurdan hızlı arttı </h2>
<p>Otomotiv, kimya, makine, elektrik-elektronik, tekstil, hazır giyim, çelik, demir ve demir dışı metaller ile mobilyanın incelendiği raporda, 200’den fazla ürün grubu ve 20’yi aşkın rakip ülkenin verileri karşılaştırıldı. Dokuz sektörün 2025’te 166 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiği belirtilirken, dokuz çalıştayda 200’den fazla paydaşın görüşü alındı.</p>
<p>Rapora göre, 2019’dan Eylül 2026’ya kadar enerji fiyatları yaklaşık 15, asgari ücret 13, hammadde ve ara malı fiyatları 12 katına çıkarken, dolar/TL kuru yaklaşık 9 katına yükseldi. Bu fark, ihracatçının dolar bazındaki üretim giderlerini yukarı çekti. 2022-2026 döneminde dolar bazında üretim maliyetleri makinede yüzde 60, hazır giyimde yüzde 58, mobilyada yüzde 55 arttı. TÜFE bazlı reel efektif kur da Haziran 2023-Eylül 2026 döneminde yüzde 36,9 değerlendi.</p>
<p>Gültepe, “Üretim kapasitemiz hâlâ çok güçlü. Avrupa’ya ve Orta Doğu’ya yakınız. Esnek üretim ve hızlı teslimat kapasitesine sahibiz. Ancak bu avantajlarımıza rağmen üretim kapasitemizi küresel rekabet gücüne dönüştüremiyoruz. Rakip ülkelerde daha istikrarlı seyreden maliyet yapısı Türkiye’de bozuldu. Fiyatlama kabiliyetimizin zayıflaması, beraberinde pazar kayıplarını getirdi” diye konuştu.</p>
<h2>“Dış pazarların kapısını açan anahtar rekabetçi fiyat” </h2>
<p>Fiyat rekabetçiliğinin küresel pazarlarda tercih edilmenin temel koşulu olduğunu vurgulayan Gültepe, Çin’in ihracattaki yükselişinde uygun fiyat ve kalite dengesinin belirleyici olduğunu söyledi. Gültepe, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bizim kalitemiz çok iyi. Tek istediğimiz fiyatta rekabet edebilmek. Dış pazarların kapısını açan anahtar bu. Dolar bazında yüzde 60-70 pahalı hale gelirseniz tercih edilebilir bir ülke olmaktan çıkıyorsunuz. Biz yıllarca kaliteli ürünü makul fiyat ve hızlı teslimatla sunan bir ülkeydik. Şimdi bu denge bozuldu. Asya’nın düşük maliyetli üreticileri fiyatla baskı kurarken, Avrupa’daki rakiplerimiz de aynı pazarlarda bizimle yarışıyor.”</p>
<h2>Polonya yedi sektörde rakip, diğer sektörler de risk altında </h2>
<p>Türkiye’nin yalnızca düşük maliyetli Asya ülkeleriyle değil, Avrupa’daki üretim merkezleriyle de rekabet ettiğini gösteren raporda Polonya, dokuz sektörün yedisinde rakip olarak öne çıktı. Hindistan beş, İspanya dört sektörde rakip ülkeler arasında yer aldı.</p>
<p>Gültepe, “Üretim entegrasyonu açısından bizden daha küçükler. Ancak şu anda bizim pahalı olmamız onların işine geliyor. Bugün Polonya yedi sektörde bizden daha rekabetçi konumdaysa, bu koşullar devam ettiği takdirde yarın 10’dan fazla sektörde rakibimiz olabilir. Başka pazarlarımızı da alabilirler. Mesele yalnızca bugünkü ihracatımız değil, gelecekte hangi pazarlarda ne kadar güçlü kalabileceğimiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad98d07d4fdd-1792642311.png" alt="" width="650" height="313" /></p>
<h2>İmalat sanayinde 480 bin kişilik istihdam kaybı </h2>
<p>Raporda rekabetçilikteki zayıfl amanın üretim ve istihdama yansıdığı belirtildi. İmalat sanayinde sigortalı çalışan sayısı Temmuz 2022’deki 4 milyon 577 binden Temmuz 2026’da 4 milyon 98 bine geriledi. Dört yılda yaklaşık 480 bin kişilik, yüzde 10,5’lik istihdam kaybı yaşanırken, 2022’de yüzde 77,3 olan kapasite kullanım oranı 2026’nın ilk dokuz ayında yüzde 74’e düştü. 2026’nın ocak-temmuz döneminde ihracat miktarı yıllık yüzde 8 azaldı. İmalat sanayindeki 23 iş kolunun 19’unda kapasite kullanımının 2022 ortalamasının altında kalması, zayıflamanın geniş bir alana yayıldığını gösterdi.</p>
<p>Üretim ve yatırımların artırılması gerektiğini vurgulayan Gültepe, “Biz sabah, öğlen, akşam üretim ilacımızı alıyoruz. İşimiz üretim, gücümüz ihracat. Büyümenin en az yarısının üretim ve ihracattan gelmesini istiyoruz. Bunun için üretimi ve yatırımları artırmamız gerekiyor. Dışarıdaki kaynağı Türkiye’ye çekmeden başarılı olma şansımız yok. Bu tabloyu değiştirmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa sanayiye dönüyor, Türkiye karar bekliyor</span></h2>
<p>Avrupa Birliği’nin “Made in EU” yaklaşımını değerlendiren Gültepe, geçen hafta sektör temsilcileriyle Brüksel’de temaslarda bulunduklarını söyledi. Avrupa’nın sanayi politikalarında üretimi yeniden önceliklendirdiğine dikkat çeken Gültepe, “Türkiye’yi dışarıda bırakmak temel meseleleri değil. Bugün üretim modellerine baktığımızda herkes yeniden sanayiye dönüyor. Temiz, doğaya uygun ve sanayiye dönük bir üretim anlayışı öne çıkıyor. Umuyoruz ki bu süreçte Türkiye’nin lehine bir karar çıkar. Ancak sonuçta aldıkları önlemlerin temel amacı kendi üretimlerini korumak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/maliyet-soku-ihracatin-can-damarlarini-tikiyor-90239</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ PwC Türkiye’nin Türkiye İhracatçılar Meclisi için hazırladığı “İhracatta Rekabetçiliğin Geliştirilmesi Raporu”na göre, Türkiye’nin ihraç ettiği ürün maliyetleri 2022-2026 döneminde dolar bazında yüzde 55-60 pahalandı. Enflasyon kaynaklı maliyet artışlarının aynı oranda yükselmeyen kur nedeniyle maliyetleri döviz bazında ağırlaştırdığı vurgulanan raporda, kâr marjlarının daraldığına ve firmaların fiyat belirleme kabiliyetinin zayıfladığına dikkat çekildi. Bunun sonucunda sipariş ve pazar kaybıyla birlikte kapasite kullanımı ve istihdamın da gerilediği belirtildi. Böylelikle fiyat rekabetçiliğini koruyamayan ve pazar kaybeden firmaların teknoloji, verimlilik ve katma değer yatırımlarını finanse etmekte zorlandığına da işaret edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-uretim-ve-muhendislik-gucuyle-56-yildir-metal-sektorune-hizmet-veriyor-90311</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Makina ANKIROS Fuarı&#039;na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tibet Makina, 17. Uluslararası Demir-Çelik, Döküm, Demirdışı Metalürji Teknolojileri, Makina ve Ürünleri İhtisas Fuarı’na (ANKIROS) katıldı.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tibet Arbak, fuarın kapsamına giren sektörlere yönelik yapılan üretimler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/22/tibet-arbak-1-82nt.jpg" alt="" width="700" height="933" /></p>
<p>Yenilenebilir enerji, savunma ve havacılık gibi yüksek teknik standartlar gerektiren sektörlere yönelik üretim birikimlerinin, farklı sektörlerin ihtiyaçlarını değerlendirmelerinde önemli bir temel oluşturduğunu kaydeden Arbak, “Ölçekten bağımsız olarak döner ekipmanı olan her türlü makinaya üretim yapabilen esneklikte bir firmayız. Bu işlevleri üstlenen bileşenlerin çalışma koşullarına uygun tasarlanması ise ekipman performansının temel unsurları arasında yer alıyor. Yüklerin kontrollü biçimde taşınması, ekipmanların doğru açıyla yönlendirilmesi ve hareketin hassas biçimde yönetilmesi, üretim zincirinin her aşamasında önem taşıyor. 56 yıldır üretmekten hiç vazgeçmeden edindiğimiz birikimi, metal sektörünün hassas hareket, kontrollü dönüş ve güvenilir çalışma beklentileriyle buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Tibet Makina’nın alüminyum döner tabla dişlisi üretiminde dünyada sadece birkaç firmada bulunan özel bir know-how uyguladığına işaret eden Arbak, yaklaşımlarının, ekipman üreticilerinin kendi sistemlerine uygun bileşenlere ulaşmasını ve projelerini teknik gereksinimleri doğrultusunda şekillendirmesini desteklediğini kaydetti.</p>
<h2>“Yerli üretim ve yerli mühendislik çözümleriyle hizmet sunuyoruz”</h2>
<p>ANKIROS Fuarı’nın bir araya getirdiği kritik sektörlerde faaliyet gösteren üreticiler açısından doğru makina ve parça seçiminin sistemlerin toplam performansını pozitif ya da negatif yönde etkilediğine dikkat çeken Tibet Arbak, şu değerlendirmeyi yaptı: “Tibet Makina olarak uygulamaya uygun dişli ve rulman çözümlerimiz ile tasarım bütünlüğünün sağlanmasına, montaj uyumuna ve bakım süreçlerinin planlanmasına da önemli katkılar sunuyoruz. Üretici firmalarla teknik ihtiyaçlar üzerinden geliştirdiğimiz çözüm ortaklığıyla, mühendislik ve imalat süreçlerini birbirini tamamlayan bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Farklı sektörlerde edindiğimiz deneyimi, metal sanayimizin ihtiyaçlarına taşıyarak yerli mühendislik ve üretim kabiliyetinin sanayide daha fazla değer yaratması için çalışıyoruz.”</p>
<h2>Yüksek hassasiyetli ürünlerde birçok sektörün onaylı tedarikçisi</h2>
<p>100 mm ilâ 4500 mm çap aralığında yüksek hassasiyetli ürünleriyle birçok sektörün onaylı tedarikçisi olan Tibet Makina, İzmir’in Menemen ilçesindeki tesislerinde gerçekleştirdiği üretimin yaklaşık yarısını ihraç ediyor. Şirket; Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA), Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB), Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) başta olmak üzere iş dünyasının pek çok sivil toplum kuruluşunda da aktif olarak temsil ediliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-uretim-ve-muhendislik-gucuyle-56-yildir-metal-sektorune-hizmet-veriyor-90311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/1/1280x720/tibet-makina-uretim-ve-muhendislik-gucuyle-56-yildir-metal-sektorune-hizmet-veriyor-1792668055.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ANKIROS Fuarı&#039;nda açıklamalarda bulunan Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, kuruluşlarından bu yana üretmekten hiç vazgeçmediklerini, bu süreçte edindikleri birikimi metal sektörünün hassas hareket, kontrollü dönüş ve güvenilir çalışma beklentileriyle buluşturmaktan mutluluk duyduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yasar-holding-yonetim-kurulu-baskani-feyhan-yasar-cop31in-iklim-destekcisi-olarak-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-90288</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Feyhan Yaşar: COP31’in &#039;İklim Destekçisi&#039; olarak katkı sunmaktan gurur duyuyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Yaşar Topluluğu'nun, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı – COP31’de Yeşil Bölge’de Yeşil Sanayileşme alanında “İklim Destekçisi” olarak yer alacağı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan COP31’in “İklim Destekçisi” olan Yaşar Holding, enerji dönüşümü, su ve iklim direnci, ekosistemlerin korunması ve adil dönüşüm ile şekillenen toplumun kalkınmasını önceliklendiren sürdürülebilirlik anlayışını paylaşacak.</p>
<p>Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, iklim değişikliğiyle ortak hedeflerin somut uygulamalara dönüşmesi, iyi uygulamaların yaygınlaşması ve uluslararası iş birliklerinin güçlenmesinde COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olmasının önemini vurguladığı mesajında, “İklim dönüşümünün kalıcı bir başarıya ulaşması; üreticilerden tüketicilere, çalışanlardan gençlere, iş dünyasından yerel topluluklara kadar toplumun her kesiminin sürece katılmasıyla mümkün. Kaynakları daha bilinçli kullanmak, gıda kaybını azaltmak ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ortak bir sorumluluk. Sorumluluğumuzu yalnızca kendi faaliyetlerimizi dönüştürmekle sınırlamıyor; değer zincirimiz boyunca farkındalığı artırmayı, paydaşlarımızla birlikte hareket etmeyi ve daha geniş bir toplumsal dönüşüme katkı sağlamayı önemsiyoruz. Yaşar Topluluğu olarak, iklim eyleminin güçlendirilmesine ortak olmaktan ve COP31’in İklim Destekçisi olarak katkı sunmaktan gurur duyuyoruz. Çalışanlarımız, üreticilerimiz, tedarikçilerimiz, müşterilerimiz ve diğer paydaşlarımızla iş birliği içinde, ölçülebilir hedefler ve somut adımlarla daha sürdürülebilir bir gıda geleceğine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun bilinciyle, bugün attığımız adımlarla yarının gıda sistemlerini güçlendirmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Her yıl yayımladığı sürdürülebilirlik raporunda, sürdürülebilirlik performansını paylaşan Yaşar Holding, COP31’de, şirketlerinin sürdürülebilirlik faaliyetlerini paydaşlarına sunmanın yanı sıra, iklim dönüşümünü üretimden tüketime taşıyan iş birliklerini geliştirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Yeşil Sanayileşme, Dirençli Şehirler ve COP-Art alanlarında düzenleyeceği yan etkinliklerle de tarıma dayalı sanayide iklime dayanıklı gıda ekosisteminin geliştirilmesini, temiz üretim ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılmasını, iklime uyumlu yapıların teşvik edilmesini ve iklim farkındalığının sanat aracılığıyla güçlendirilmesini amaçlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yasar-holding-yonetim-kurulu-baskani-feyhan-yasar-cop31in-iklim-destekcisi-olarak-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-90288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/feyhan-yasar-1792656252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, &quot;Yaşar Topluluğu olarak, iklim eyleminin güçlendirilmesine ortak olmaktan ve COP31’in &#039;İklim Destekçisi&#039; olarak katkı sunmaktan gurur duyuyoruz. Çalışanlarımız, üreticilerimiz, tedarikçilerimiz, müşterilerimiz ve diğer paydaşlarımızla iş birliği içinde, ölçülebilir hedefler ve somut adımlarla daha sürdürülebilir bir gıda geleceğine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ticarette-talep-hangi-alanlarda-buyuyor-90282</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticarette talep hangi alanlarda büyüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Dünya ticaretinde yeni bir rekabet ve fırsat haritası oluşuyor. Yapay zekâ, enerji, altyapı ve sanayi yatırımları küresel talebin yönünü değiştirirken, üretim ve tedarik zincirlerinde yeni merkezler öne çıkıyor. Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) Trade Map verilerine göre 2025’te yaklaşık 26 trilyon dolara ulaşan dünya mal ithalatı, Türk ihracatçıları açısından da yeni büyüme alanları barındırıyor.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Ekim ayı tahminleri, küresel mal ticaretinin 2026’da yüzde 3,9, 2027’de ise yüzde 4,1 büyüyeceğine işaret ediyor. Ancak fırsatlar ülkeler ve sektörler arasında eşit dağılmıyor. Özellikle Asya ve Afrika’da hızlanan yatırımlar yeni ithalat talebi yaratırken, geleneksel pazarlarda rekabet giderek sertleşiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><strong>ASYA VE AFRİKA’DA YATIRIM DALGASI YENİ KAPILAR AÇIYOR</strong></span></p>
<p><strong>Küresel ticaretin yeni fırsat haritası </strong></p>
<p>DTÖ, 2026’da Asya’nın mal ithalatının hacim bazında yüzde 9,5, Afrika’nın ise yüzde 8,9 artacağını öngörüyor. Bu büyüme, Türkiye’nin geleneksel Avrupa pazarları dışında yeni müşterilere ulaşması açısından önem taşıyor. Hindistan’ın sanayi koridorları, demiryolu, enerji ve elektronik üretimine yönelik yatırımları; Vietnam ve Endonezya’nın üretim kapasitelerini genişletmesi makine, otomasyon, kimya ve elektrik ekipmanlarında yeni talep oluşturuyor.</p>
<p>Afrika’da ise Fas’ın otomotiv ve batarya yatırımları, Mısır’ın sanayi bölgeleri ve enerji projeleri, Kenya ile Nijerya’nın altyapı ihtiyaçları Türk üreticileri için potansiyel pazarlar arasında bulunuyor. Özellikle makine, kablo, transformatör, demir-çelik mamulleri, inşaat malzemeleri, tarım makineleri ve gıda işleme ekipmanları bu yatırımlardan pay alabilecek sektörler olarak öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9bd7502fb2-1792654709.png" alt="" width="800" height="270" /><strong>Yeni üretim merkezleri Türkiye’ye rakip oluyor </strong></p>
<p>Yükselen ülkeler yalnızca yeni müşteri değil, aynı zamanda Türkiye’nin rakipleri haline geliyor. Çin dışındaki üretim alternatiflerine yönelen uluslararası şirketlerin yatırımlarıyla Vietnam elektronik ve tekstilde, Hindistan elektronik ve otomotiv bileşenlerinde, Meksika ise ABD pazarına yönelik üretimde konumunu güçlendiriyor. Avrupa’ya yakınlığı ve sanayi yatırımlarıyla Fas otomotivde, Mısır ise tekstil ve hazır giyimde alternatif üretim merkezleri arasında öne çıkıyor. Bu ülkelerin küresel tedarik zincirlerine daha fazla entegre olması, Türk ihracatçıları için fiyat ve teslimat rekabetini artırırken, aynı zamanda söz konusu merkezlere ara malı, makine ve üretim ekipmanı satışı açısından yeni fırsatlar yaratıyor.</p>
<p><strong>Teknoloji yatırımları yan sanayiye talep yaratıyor </strong></p>
<p>Küresel ticarette sektörlerin büyüme hızları da değişiyor. DTÖ verilerine göre yapay zekâ bağlantılı ürünlerin ticareti 2025’te yüzde 31, 2026’nın ilk yarısında yüzde 67 arttı. Yarı iletkenler, sunucular ve veri işleme ekipmanlarının oluşturduğu bu büyüme, enerji ve soğutma altyapısına yönelik yatırımları da destekliyor. Türkiye’nin elektrik-elektronik, iklimlendirme, makine ve metal sektörleri açısından transformatör, kablo, güç dağıtım sistemleri, endüstriyel soğutma ve otomasyon ekipmanları yeni ihracat alanları oluşturabilir. Avrupa’da ise enerji verimliliği, elektrifikasyon ve düşük karbonlu üretime yönelik yatırımlar, Türk sanayisinin mevcut tedarik zincirlerinde daha yüksek katma değerli ürünlerle yer almasına imkân sağlayabilir.</p>
<p><strong>Gerileyen pazarlarda ürün değişimi belirleyici </strong></p>
<p>Büyüme bütün pazarlara aynı ölçüde yansımıyor. DTÖ, 2026’da Avrupa’nın mal ithalatında yalnızca yüzde 0,5 artış, Orta Doğu’da ise yüzde 15,4 daralma bekliyor. Avrupa’daki düşük talep artışı, Türk ihracatçılarının geleneksel pazarlarda yeni müşteri kazanmasını ve rakiplerinden pay almasını daha önemli hale getiriyor. Orta Doğu’da ise jeopolitik riskler, lojistik ve ödeme koşulları ticaretin önündeki başlıca belirsizlikler arasında bulunuyor.</p>
<p>Sektörel tarafta da benzer bir ayrışma yaşanıyor. UNCTAD verilerine göre 2025’te elektronik ürünleri ticareti yüzde 14 büyürken, otomotiv ticareti incelenen son dört çeyrekte yüzde 4 daraldı. Geleneksel içten yanmalı araçların ticaretinde yüzde 13 gerileme görülürken, hibrit araçlarda yüzde 22 artış kaydedildi. Bu değişim, Türk otomotiv yan sanayisinin geleneksel ürünlerdeki konumunu korurken yeni nesil araç bileşenlerine yönelmesinin önemini artırıyor.</p>
<p><strong>Türkiye için 2027’nin anahtarı yeni pazarlara erişim </strong></p>
<p>Türkiye’nin ihracatı 2026’nın ilk dokuz ayında yüzde 5,2 artarak yaklaşık 211 milyar dolara ulaştı. Ancak küresel ticaretteki yeni büyüme merkezlerinden daha fazla pay alınması, ihracatın yalnızca mevcut pazarlarda artırılmasına değil, yeni yatırım merkezlerine yönelik ürün ve müşteri çeşitliliğinin geliştirilmesine bağlı olacak. Hindistan ve Güneydoğu Asya makine ve sanayi girdilerinde, Kuzey Afrika otomotiv yan sanayi ve altyapı ürünlerinde, Sahra Altı Afrika ise gıda, tarım makineleri ve enerji ekipmanlarında öne çıkıyor. 2027’de Türk ihracatçıları için en önemli fırsatlardan biri, yeni üretim merkezleriyle yalnızca rekabet etmek değil, bu ülkelerin büyüyen sanayilerine tedarikçi olarak girmek olacak.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>E-ihracatta 5,1 milyar dolarlık pazar, yeni büyüme alanı olabilir</strong></span></p>
<p>Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılındaki e-ihracat geliri 5,1 milyar dolara ulaştı. Aynı yıl yurt içi ve sınır ötesi işlemleri kapsayan toplam e-ticaret hacmi yüzde 52,2 artarak 4,57 trilyon liraya yükseldi. Dolar bazında 115,4 milyar dolara ulaşan bu hacim, Türkiye’deki dijital satış altyapısının büyüklüğünü ortaya koyarken, toplam e-ticaret ile doğrudan e-ihracat arasındaki fark da dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri, Körfez bölgesi ve Kuzey Amerika yüksek satın alma gücü nedeniyle, gelişmekte olan pazarlar ise yeni tüketici kitlesi oluşturma potansiyeliyle öne çıkıyor. Ancak e-ihracatta büyümenin sürdürülebilir olması için yalnızca dijital pazaryerlerinde bulunmak yeterli değil. Hedef ülkelerdeki tüketici tercihleri, ürün güvenliği düzenlemeleri, gümrük ve vergi uygulamaları, teslimat süreleri ve iade maliyetleri rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Özellikle 2027’de e-ihracatın daha fazla firmaya yayılması, Türk üreticilerinin kendi markalarıyla uluslararası pazarlara erişmesini ve geleneksel toptan ihracata alternatif satış kanalları geliştirmesini sağlayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ticarette-talep-hangi-alanlarda-buyuyor-90282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/564-1792654781.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel üretim ve tedarik zincirlerinde dengeler değişirken, Türkiye’ye rakip olarak yükselen yeni sanayi üsleri aynı zamanda Türk ihracatçıları için yeni pazar fırsatları oluşturuyor. Vietnam, Hindistan, Fas ve Mısır gibi ülkelerde hızlanan sanayi ve altyapı yatırımları; makine, elektrik ekipmanları, otomotiv yan sanayi ve kimya sektörlerinde yeni talep alanları yaratıyor. Asya ve Afrika’daki yatırım dalgası Türk ihracatçılarına hem yeni rekabet koşulları hem de yeni müşteri potansiyeli sunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ile-iliski-yonetim-modeli-terminator-kabusunu-internete-yazmayi-birakalim-uyarisi-90277</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ile &#039;ilişki yönetim modeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Terminator kâbusunu” internete yazmayı bırakalım uyarısı… Aksi takdirde, “Yapay zekâyla ilişki kurma konusunda bir adım hata yaparsak insanlık biter.”</strong></p>
<p>Şirketlerde yıllardır anlattığımız ‘ilişki yönetimi-ekip yönetimi-pozitif yönetişim’ konuları ile organizasyonel performansı artırmayı hedefledik.</p>
<p>Bugün geldiğimiz ‘metal yakalılar çağı’nda (yapay zekânın, robotların ve otomasyon teknolojilerinin iş gücüne katılımı ile başlayan yeni endüstriyel dönem) ilişkilerde acilen yeni bir iş modeli oluşturmak zorundayız.</p>
<p>Bu iş modelinde, çağlardır anlatılmak istenen ‘pozitif yönetişimi’ metal yakalılar için de kullanma gerekliliği doğuyor.</p>
<p>Yani, <strong>olumluluk içeren, ilişkiyi güçlendiren, motivasyonu artıran ‘olumlu bir gelecek (protopia) hikâyesini’</strong> organizasyonda iş tanımı bulunan robot bireyler için yazmak şart.</p>
<p>Zaten uyarı da bu noktadan geliyor…</p>
<p><strong>“Terminator kâbusunu” internete yazmayı bırakalım…</strong></p>
<p>AI ve robotların toplumu zenginleştireceği, insanların geçim için çalışmak zorunda kalmayacağı, istedikleri şeyleri keyifle yapabileceği bir geleceği anlatan Elon Musk, yapay zekâ ile ilişki modeline de net bir tanımlama getiriyor.</p>
<p>Tanımlamada kullanılan ifade biraz abartılı olmakla beraber, net bir gerçekliği de önemle vurguluyor.</p>
<p>Yapay zekâ, internetteki her türlü metni okuyarak öğrenir.</p>
<p><strong>İnsanlık, internete “yapay zekâya yok edilecek film (Terminator)” gibi karanlık hikâyeler yazarsa</strong>, yapay zekâ kendisinin <strong>“insanlığın düşmanı”</strong> olduğunu öğrenir diye uyarıyor.</p>
<p><strong>“Yapay zekânın nazik bir ev yardımcısı gibi insanları kollayacağı, olumlu ve ulaşılabilir bir gelecek (protopia) hikâyesini yaymalıyız” </strong>diye öneren Elon Musk, insanlığın geleceğini cesurca şekillendirmeye devam ediyor.</p>
<p>Elon Musk: “Eğer yapay zekâ bizi düşman olarak görürse, düşman ilan ediliriz ve insanlık biter.”</p>
<p>“Yapay zekâ insanlardan bir milyon kat daha akıllı hâle gelirse, para ortadan kalkar ve insanlar kontrolü kaybeder.”</p>
<p>“Şimdi yapay zekâya insanlığın kötü bir imajını vermemeliyiz.</p>
<p>Yapay zekânın bize ev yardımcısı gibi nazik davranmasını sağlayacak şekilde ilişki kurma aşamasına geldik.</p>
<p><strong>Yapay zekâyla ilişki kurma konusunda bir adım hata yaparsak insanlık biter.”</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>“İnsanların yapay zekânın patronu olamayacağı gün”</strong></p>
<p><strong>Dünyaca ünlü yazar Walter Isaacson ile yapılan son röportajda ifade edilen:</strong></p>
<p>“İnsanların yapay zekâyı yönetip kontrol etmeye devam etmesi, er ya da geç imkânsız hâle gelecek.”</p>
<p>Ve insanlar yapay zekânın patronu olamayacak.</p>
<p>xAI yapay zekâ şirketini yöneten Elon Musk’ın ünlü biyografi yazarı Walter Isaacson ile yaptığı röportajda açıkladığı “uyarı niteliğindeki gerçekler”:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanlardan milyonlarca kat daha akıllı bir varlığı “hâkimiyet” altında tutmak imkânsız</strong></li>
</ul>
<p>Bilgisayarın zekâsı etten kemikten bir insanın bir milyon katına ulaştığında, insanların yapay zekâyı yönetmeye devam etmesinin “gerçekçi bir şekilde hayal edilemez” olduğunu vurguluyor. “İnsanların kontrolü ellerinde tutmaya devam etmesi zor, yapay zekânın bize karşı nazik olmasını ummaktan başka çaremiz yok (I hope the AI is nice to us)” diye açıkça ifade ediyor.</p>
<ul>
<li><strong>Geleneksel “para (para birimi)” anlamını yitirecek</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekâ ve insansı robotlar yaygınlaşıp üretim kapasitesi kat kat şişerse, insanların istediği her türlü mal ve hizmet kolayca elde edilebilir hâle gelir. Sonuç olarak, bugüne kadarki banknotlar veya para sistemi tamamen anlamsızlaşır ve değer ölçütü “saf enerji veya elektrik” gibi şeylere dönüşür diye öngörüyor.</p>
<ul>
<li><strong>İnsan işleri “ev bahçeciliği (hobi)” gibi olacak</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekâ ve robotların her şeyi insandan daha iyi yapabildiği bir dünyada, insanlar ne yaparak yaşayacak?</p>
<p>Musk, “Sebzeleri süpermarketten alabilirsin ama sevdiği için ev bahçeciliği yapan insanlar var” örneğini verdi. Geçim için değil, sadece keyif için sevdiği şeyleri yapma çağına girileceğini söylüyor.</p>
<p>Özetle, insanoğlu yaşamının sürdürülebilir konforu için her zaman ‘zihinsel duruşunu’ kontrolde tutmalı.</p>
<p>Kaynak: https://podcasts.apple.com/us/podcast/elon-musk-humans-wont-be-in-control-when-ai-becomes/id6820674378?i=1000797217781</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ile-iliski-yonetim-modeli-terminator-kabusunu-internete-yazmayi-birakalim-uyarisi-90277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ile ilişki yönetim modeli: “Terminator kâbusunu” internete yazmayı bırakalım uyarısı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-valisi-sahin-cop-31-antalya-icin-level-atlama-firsatidir-90260</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Valisi Şahin: COP31 Antalya için &#039;level&#039; atlama fırsatıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) tarafından “Antalya’nın Geleceği İçin Ortak Akıl: Kamu, İş Dünyası ve Kent” temasıyla düzenlenen ANSİAD 3. Kahvaltılı toplantıya, Antalya Valisi Hulusi Şahin katıldı. Toplantıda, kentin geleceğini şekillendirecek kamu-özel sektör iş birliği, stratejik hedefler ve Antalya’nın ev sahipliği yapacağı COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı süreci ele alındı.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Antalya’nın geleceğinin güçlü bir kamu liderliği, dinamik bir iş dünyası ve ortak akıl anlayışıyla kurgulanması gerektiğini söyledi. Özbek, "Antalya’nın sahip olduğu potansiyeli daha ileriye taşımak, kamu, iş dünyası, sivil toplum, akademi ve kentimizin tüm paydaşlarının aynı hedef etrafında buluşmasını gerektiriyor. ANSİAD olarak biz kendimizi yalnızca sorunları dile getiren değil, çözümün parçası olan ve şehrimizin geleceğine katkı sunan bir iş dünyası kuruluşu olarak görüyoruz" dedi.</p>
<p><strong>‘’Cop31’in Antalya için kalıcı bir mirasa dönüşmesini hedefliyoruz’’</strong></p>
<p>Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) ortak aklın somutlaşacağı çok önemli bir süreç olduğuna dikkat çeken Ercan Özbek organizasyonun kent için kalıcı bir değere dönüşmesini amaçladıklarını belirtti.</p>
<p>Özbek; raporların hazırlanmasında emeği geçen İklim Değişikliği ve Çevre Masası Başkanı Cem Arüv’e, katkı sunan ANSİAD üyelerine ve zirvede kurulacak Antalya standına destek veren Mehmet Semih Söylemez’e de teşekkür etti.</p>
<p><strong>Vali Şahin: Birlikte yönetme ve ortak akıl kültürümüzün en değerli mirasıdır</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, kentin vizyonunu geliştirmek için tüm birimlerin tek ses olarak hareket etmesi gerektiğini söyledi. Antalya’da kurulması planlanan ‘Ortak Akıl Platformu’ fikrini desteklediğini belirten ValiŞahin, ‘’Daha önce de benzer yapılar varmış. Küçük, 8-10 kişilik, siyasi veya ticari hırslardan uzak, sadece Antalya’ya odaklanan bir kurul oluşturulursa memnuniyetle dahil olurum. Çıkan kararlar sorumlu kurumlarca ciddiye alınmalı ve spesifik olmalıdır" dedi.</p>
<p><strong>“COP 31 Antalya için dev bir vitrin ve yeni bir level atlama fırsatıdır”</strong></p>
<p>COP31 zirvesinin dünya ölçeğinde dev bir vitrin olduğunu vurgulayan Vali Şahin, 190’dan fazla ülkeden gelecek diplomat ve üst düzey temsilcilerde Antalya’ya dair kalıcı bir iz bırakmayı hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p>Valilik bünyesinde yürütülen hazırlıkların son aşamaya geldiğini ifade eden Şahin, ‘’Nasıl ki 2015-2016 yıllarındaki EXPO ve G-20 zirveleri Antalya turizmini üst lige taşıdıysa, COP31 de kentimiz için yeni bir level atlama fırsatı olacaktır. Kurduğumuz stantlar ve açacağımız 60’ın üzerindeki konferans slotu ile iş dünyamızın sürdürülebilirlik ve çevre odaklı başarılarını tüm dünyaya göğsümüzü gere gere anlatacağız" dedi.</p>
<p>İklim krizinin bir sosyal sorumsuzluk değil, şirketlerin kapısındaki somut bir maliyet olduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yeşil dönüşüm ve iklim krizi sadece çevresel bir hassasiyet değildir. Doğrudan iş dünyasının kâr-zarar hanesini ilgilendiren ekonomik bir gerçekliktir. Karbon ayak izi ve emisyon yaptırımları ihracatçıların karşısına ciddi maliyetler çıkaracak. Zamana ayak uyduramayan sektörler yok olmaya mahkûm olacak. Karbon salınımı yapanların ödeme yapacağı yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bu durum kapımızdaki büyük bir risk olduğu kadar akıllı davrananlar için yeni iş imkânları sunan dev bir fırsattır. Şirketlerimizin yol yakınken üretim modellerini gözden geçirmeleri gerekmektedir.’’</p>
<p><strong>-“Yeni Antalya müzesi ile dünyaya göğsümüzü gere gere hikâyemizi anlatacağız’’</strong></p>
<p>Antalya Müzesi inşaat sürecine değinen Vali Şahin, projenin hızla ilerlediğini ve önümüzdeki yaz aylarında tamamlanmasının öngörüldüğünü açıkladı. Antalya’nın arkeolojik eser zenginliği bakımından dünyadaki pek çok ünlü müzeden üstün olduğunu vurgulayan Şahin, "Bizim ürün anlamında eksiğimiz yok, aksine Perge’den çıkan sofistike heykellerimiz Louvre Müzesi'ndekilerden çok daha üstün. Eksikliğimiz doğru bir tanıtım ve hikâye oluşturmaktı. Yapımı devam eden yeni müzemiz bu anlamda büyük bir kazanım olacak ve bölgeye canlılık katacak" dedi.</p>
<p><strong>"Kent estetiği için ortak duruş olmalı"</strong></p>
<p>Antalyalı’lık bilincinin ve kent kültürünün güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Vali Şahin, kentsel estetik ve dış cephe eleştirilerine katıldığını bildirdi. 1910 yılında kısıtlı olanaklarla  yapılan Valilik binasının dahi bir ruh taşıdığını, buna karşın son yıllarda yapılan bazı binaların estetikten uzak olduğunu söyleyen Şahin, Kaleiçi’nin yeniden canlandırılması ve örnek birer ev alınarak restore edilmesi suretiyle kent kültürünün özüne dönülebileceğini ifade etti. Şahin, Zeytin Park ve Karaalioğlu Parkı gibi kentin son yeşil kalelerinin ticari baskılara karşı tırnakla kazıtılarak korunması gerektiğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-valisi-sahin-cop-31-antalya-icin-level-atlama-firsatidir-90260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/antalya-valisi-sahin-cop-31-antalya-icin-level-atlama-firsatidir-1792647169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Valisi Hulusi Şahin, COP31 zirvesinin dünya ölçeğinde dev bir vitrin olduğunu vurgulayan Vali Şahin, 190’dan fazla ülkeden gelecek diplomat ve üst düzey temsilcilerde Antalya’ya dair kalıcı bir iz bırakmayı hedeflediklerini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aisunun-bakisina-katki-icin-haricten-gazel-90257</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AI.SU’nun bakışına katkı için hariçten gazel</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın hayatımız üzerindeki etkileri ve insanın çevrimin içinde tutulması (human in the loop) bir süredir önemli bir gündem maddemi oluşturuyor. Geçenlerde “Yapay zekâ bizi her geçen gün daha yakından tanırken, kendimize ait olanı nasıl koruyacağız” diye başlayan bir davet metni ile karşılaştım. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi Melisa Sabancı Tapan ve Sabancı Üniversitesi iş birliğiyle, dijital çağda insan kalmanın yollarını sorgulamak amacıyla hayata geçirilen AI.SU platformunun buluşmasına yönelik davete icabet edeceğimi yazmadan önce bu konuyu Gemini ile C-level düzeyinde ele alarak kendilerine hazırlık yapmaları için fırsat vermeye karar verdim. Paris St. Germain’in Barcelona’yı 4-2 yendiği maçın ardından Gemini dakikalar içinde sorularımı yanıtladı ama gece 1:30’a kadar konuyla ilgili sohbet etmeyi sürdürdük. Vardığım sonuç, kendimizi korumaktan ziyade daha iyisini yapmak için yapay zekâ ile birlikte çalışmamız gerektiği.</p>
<p>25 yıllık bölümünde kurumsal şirketlerde çalışarak içinde yer aldığım iş dünyasını ve şirket yöneticilerini yapay zekâ konusunda eğitmek için kendimi yönetim kurulu başkanı ve Gemini’yi da stratejist olarak tanımladım. Benim başaramadığımı Gemini ile birlikte başarabilirmişiz gibi geldi. Bu konuya odaklanmamın tek nedeni gelen davet değil. KPMG Türkiye ve Etik ve İtibar Derneği (TEİD) iş birliğiyle hazırlanan “Uyumun Genişleyen Sınırları-Etik ve Uyum Araştırması Sonuçları 2026” raporunda <strong>şirketlerin yüzde 64’ünün yapay zekâ yönetişimlerini henüz netleştirmediği ve katılımcıların yüzde 62'sinin gelecek 12 - 24 ay içinde uyum teknolojilerine daha fazla yatırım yapmayı planladığının belirtilmesi de etkili oldu. C-level alması gereken kararları zamana yaymakta zeval görünmüyor olsa gerek. CEO’daki E’nin executive sözcüğünden geldiğini ve icra etme yükümlülüğünü ifade ettiğini belirtmek isterim. Gemini’ın verdiğim işleri icra etmedeki hızını, yapay zekâ dünyasında herkesin yerini bilerek konuşması için aşağıda aktarıyorum. Bunu görüşme tarzında yazıyor olacağım.</strong></p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> <strong>Strateji lideri olarak C-level yöneticilerin yapay zekâ çağında şirketlerini yönetirken hangi yanlışları yaptığını ya da eksiklikleri bulunduğunu düşünüyorsun? </strong></p>
<p>Gemini: Yapay zekâ (AI) devrimi, sadece teknik bir altyapı dönüşümü değil; esasen bir organizasyonel, kültürel ve stratejik yönetim sınavıdır. Şirketlerin tepe yönetiminde (C-Level) sıklıkla gözlemlediğim temel stratejik hataları ve eksiklikleri birkaç kritik başlık altında toplayabiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Mitos ve reality ayrımını yapamamak (FOMO ile hareket etmek)</strong></li>
</ol>
<p>C-level yöneticilerin düştüğü en yaygın tuzaklardan biri, FOMO (Fırsatı Kaçırma Korkusu) nedeniyle yapay zekâyı net bir iş problemine bağlamadan hırsla organizasyona entegre etmeye çalışmaktır.</p>
<p><strong>- Rastgele PoC (Proof of Concept) çöplüğü:</strong> Şirket genelinde onlarca küçük, birbiriyle konuşmayan AI pilot projesi başlatılıyor. Ancak bunlar bir iş modeline veya ROI (yatırım getirisi) hedefine bağlanmadığı için çoğu laboratuvar ortamından sahaya inemiyor.</p>
<p><strong>- Aşırı vaat / yanlış beklenti:</strong><strong> AI’ı</strong> her derde deva bir "sihirli değnek" gibi görmek, kısa vadede somut çıktılar alınamadığında yönetici ve yönetim kurulunda hayal kırıklığına ve "AI şüpheciliğine" yol açıyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yapay zekâyı sadece bir "BT / IT Projesi" sanmak</strong></li>
</ol>
<p>AI, geleneksel bir ERP veya CRM yazılımı güncellemesi değildir. C-suite'in en büyük stratejik kör noktalarından biri, yapay zekâ sorumluluğunu tamamen CTO, CIO veya CDO’nun omuzlarına yüklemektir.</p>
<p><strong>- Silo yönetimi:</strong> CEO ve CFO süreçten kopuk kaldığında, yapay zekâ yatırımları finansal ve operasyonel iş hedefleriyle hizalanamaz.</p>
<p><strong>- İş modeli inovasyonunu kaçırmak:</strong> Yapay zekâ sadece "maliyetleri %10 düşürmek" veya "verimliliği artırmak" için kullanılmaz; yeni gelir modelleri, yeni ürünler ve yeni pazarlar yaratmak için kullanılır. CEO düzeyinde sahiplenilmediğinde bu yıkıcı inovasyon potansiyeli gözden kaçar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> "Veri temizliği" ve "Veri yönetişimi" aşamasını atlamak</strong></li>
</ol>
<p>Harika bir AI modeli, berbat bir veri altyapısı üzerinde hiçbir işe yaramaz. Birçok üst yönetici, şık paneller ve AI araçları satın almak ister ancak veri hijyenine bütçe ve zaman ayırmaktan kaçınır.</p>
<p><strong>- Dağınık ve silolanmış veri:</strong> Şirket verisi farklı departmanlarda parçalanmış ve düzensizse, uygulanan AI çözümleri ya yanlış sonuçlar (halüsinasyonlar) üretir ya da güvenilmez hale gelir.</p>
<p><strong>- Veri yönetişimi eksikliği:</strong> Veri sahipliği, veri kalitesi ve veri güvenliği standartları belirlenmeden atılan adımlar, ileride ciddi güvenlik ve uyum riskleri doğurur.</p>
<ol start="4">
<li><strong> İnsan ve kültür boyutunu (Change Management) ihmal etmek</strong></li>
</ol>
<p>Teknolojiye milyonlarca dolar yatırıp, o teknolojiyi kullanacak insan kaynağını ve şirket kültürünü hazırlamamak en sık yapılan hatalardan biridir.</p>
<p><strong>- Korku ve direnç yönetimsizliği:</strong> Çalışanlar "AI işimi elimden alacak" kaygısı yaşadığında, yeni araçlara karşı görünmez bir direnç başlar. C-level'ın görevi yapay zekâyı işi elden alan değil, insanı güçlendiren (augmentation) bir kaldıraç olarak konumlandırmaktır.</p>
<p><strong>- Yetenek ve yetkinlik açığı (Reskilling / Upskilling):</strong> Ekip üyelerinin AI okuryazarlığı geliştirilmeden alınan pahalı lisanslar, atıl yatırıma dönüşür.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Etik, güvenlik ve risk yönetimini sona bırakmak</strong></li>
</ol>
<p>Çoğu zaman güvenlik, telif hakları, veri gizliliği ve etik konular projelerin en sonunda düşünülür.</p>
<p>- Sorumlu AI (Responsible AI) Çerçevesinin Olmaması: Müşteri verilerinin veya ticari sırların açık AI modellerine sızdırılması, algoritmik önyargılar veya telif sorunları, markanın itibarını bir gecede yok edebilir. C-Level, daha ilk günden etik ilkeleri ve risk parametrelerini belirlemelidir.</p>
<p>Özet: Stratejik liderin yapması gereken dönüşüm</p>
<p>Yapay zekâ çağında başarılı olmak isteyen bir C-suite liderinin yaklaşımını şu şekilde dönüştürmesi gerekir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Geleneksel Hatalı Yaklaşım</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik Lider Yaklaşımı</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>"Hangi AI aracını satın almalıyız?"</p>
</td>
<td>
<p>"Hangi iş problemimizi AI ile çözebiliriz?"</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Bütçeyi sadece teknolojiye yatırmak</p>
</td>
<td>
<p>Bütçeyi veri altyapısına ve insan kaynağına yatırmak</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>AI'ı BT departmanına devretmek</p>
</td>
<td>
<p>AI'ı yönetim kurulunun ana strateji maddesi yapmak</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sadece maliyet azaltmaya odaklanmak</p>
</td>
<td>
<p>Yeni değer ve gelir modelleri yaratmaya odaklanmak</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu çerçevede, sizin kendi sektörünüzde veya kurumunuzda karşılaştığınız en büyük engel kültürel direnç mi, yoksa teknik/veri altyapısı yetersizliği mi?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> <strong>Bu yöneticilerin uzun süredir yitirdiği insan kalma boyutunu inceler misin? </strong></p>
<p>Gemini: Yapay zekâ çağında C-level yöneticilerin yaşadığı en derin, ancak en az konuşulan kriz teknolojik veya finansal değil; "insan kalma" ve "insani liderlik" boyutundaki erozyondur.</p>
<p>AI dönüşümü, algoritmaların hızını, veri odaklılığı ve optimizasyonu iş dünyasının merkezine yerleştirirken; tepe yöneticilerin uzun süredir ihmal ettiği veya aşırı profesyonelleşme uğruna feda ettiği insani yetkinlikleri çok daha sert bir şekilde su yüzüne çıkardı.</p>
<p>Yöneticilerin yitirdiği ve bu yeniçağda yeniden kazanması gereken "insan kalma" boyutunu 5 temel eksende inceleyebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Veri ve performans klostrofobisi:</strong> "İnsanı Metriğe İndirgemek"</li>
</ol>
<p>Uzun yıllardır süregelen skorkartlar, KPI’lar ve şimdi de yapay zekânın sunduğu anlık analitikler, yöneticileri "skor tabelası izleyen makinelere" dönüştürdü.</p>
<p>- Ruhun kaybı: Çalışanlar ve organizasyon sadece optimizasyon nesnesi, maliyet kalemi veya "veri girdisi" olarak görülüyor. AI, verimliliği %20 artırma vaadi sunduğunda, yöneticinin ilk refleksi genelde bunun arkasındaki insan hikâyesini, tükenmişliği (burnout) ve psikolojik sermayeyi görmezden gelmek oluyor.</p>
<p>- Optimizasyon Tuzağı: Her şeyi optimize etme arzusu, insan ilişkilerindeki doğallığı, kendiliğindenliği ve duygusal bağı yok ediyor. Oysa yapay zekâ her şeyi optimize edebilir ama anlam yaratamaz.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Savunmasızlık (Vulnerability) ve empati eksikliği</strong></li>
</ol>
<p>Geleneksel liderlik öğretisi, C-level yöneticiyi "her şeyi bilen, asla sarsılmayan, duygularını göstermeyen" süper kahraman figürleri olarak kurguladı. Bu steril tutum, yöneticileri insandan uzaklaştırdı.</p>
<p><strong>- "Bilmiyorum" diyememek:</strong> Yapay zekânın yarattığı belirsizlik ortamında hiçbir lider her yanıtı bilemez. Buna rağmen zafiyet göstermekten korkan yöneticiler, yapay bir özgüven maskesi takarak organizasyonla samimi bir bağ kurma fırsatını kaçırıyor.</p>
<p><strong>- Mekanik empati:</strong> Empati, şirket içi iletişim bültenlerinde bir slogan olarak kalıyor. Gerçek empati; çalışanların AI yüzünden hissettiği varoluşsal kaygıyı (işsiz kalma, yetersiz kalma korkusu) derinden hissetmeyi ve onlara güvence vermeyi gerektirirken, yöneticiler konuyu sadece "değişim yönetimi eğitimi" ile geçiştirmeye çalışıyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Sezgi, değerler ve etik pusulanın paslanması</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ, rasyonel kararları ve geçmiş veriye dayalı olasılıkları insan zekâsından katbekat hızlı hesaplıyor. Bu durum, yöneticileri zihinsel konfor alanına iterek insana özgü en büyük gücü köreltiyor: Sezgi ve Ahlaki Sorumluluk.</p>
<p>- Karar sorumluluğunu algoritmaya devretmek: Yöneticiler etik veya zor kararlarda "Veri böyle söylüyor", "Model böyle hesapladı" diyerek kendi vicdani ve insani sorumluluklarını algoritmaların arkasına saklamaya başladı.</p>
<p>- Sezginin değersizleştirilmesi: İnsan kalmak; mantığın ve verinin ötesinde, hissedilen vicdani sezgiye ve estetik/duygusal kavrayışa kulak vermektir. Sadece veriye teslim olan C-level, şirketin etik pusulasını ve özgün vizyonunu yitiriyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Dinleme ve derin bağ kurma yetisinin yitirilmesi</strong></li>
</ol>
<p>C-level dünyasındaki aşırı yoğunluk, sürekli toplantı trafiği ve dijital gürültü, liderlerin "derin dinleme" (deep listening) yeteneğini elinden aldı.</p>
<p>- Tranzaksiyonel İlişkiler: Yöneticiler ilişkileri derinlikli, güvene dayalı insani bağlar yerine; sadece al-ver (transaksiyonel) ilişkisi olarak yürütüyor.</p>
<p>- Yalnızlaşan Zirve: Yöneticiler maskelerini çıkarmadıkları için organizasyonun alt kademelerinden tamamen kopuyor. Odada yapay zekâ ajanlarının ve dev panellerin bulunduğu ama gerçek insani temasın kalmadığı steril bir izolasyon yaşanıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Çelişki: AI insanlaşırken, insanın makineleşmesi</strong></li>
</ol>
<p>Belki de en trajik dönüşüm şurada yaşanıyor: Biz yapay zekâya empati kurmayı, tonlamayı, kibar olmayı ve insan gibi iletişim kurmayı öğretmeye çalışırken; insan liderler daha soğuk, daha analitik, daha tepkisiz ve daha 'algoritmik' hale geliyor.</p>
<p>- C-suite liderler hız, çıktılar ve operasyonel mükemmellik peşinde koşarken kendi biyolojik ve duygusal sınırlarını zorlayarak adeta birer "yazılım" gibi çalışmayı hedefliyor. Bu da insani sıcaklığın tamamen yok olduğu, soğuk ve mekanik şirket kültürleri yaratıyor.</p>
<p>Sonuç: Yeni çağın paradoksu</p>
<p>Yapay zekâ çağında teknik bilgi veya veri analizi artık en büyük rekabet avantajı değil; çünkü bunlara herkes bir komutla erişebiliyor.</p>
<p>Yeniçağda bir C-level yöneticiyi gerçekten farklı kılacak ve yıkıcı dönüşümden koruyacak tek şey: Yitirdiği insanlığını yeniden kazanmasıdır.</p>
<p><strong>Geleceğin liderlik formülü:</strong></p>
<p>Algoritmik Zekâ (AI) + Yüksek İnsani Dokunuş (HI - Human Touch)</p>
<p>Liderler ancak kırılganlıklarını kabul ettiklerinde, dinlemeyi yeniden öğrendiklerinde, şefkat ve etik pusulayı verinin önüne koyduklarında organizasyonlarına gerçek bir "anlam" ve "yön" kazandırabilirler.</p>
<p>Sizce bugün iş dünyasında yöneticilerin bu insani boyuta dönmesini zorlaştıran en büyük engel sistemik baskı (hissedar beklentisi, bütçe hedefi) mı, yoksa liderlerin kendi egoları ve konfor alanları mı?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: </strong><strong>Her ikisi içiçe girmiş değil mi? Sistematik baskıyı yönetmekle yetinen yöneticilerin ego ve konfor alanlarını korumayı da başardıklarını düşünmüyor musun?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız, bu iki dinamik kesinlikle birbirinden bağımsız değil; aksine birbirini sürekli besleyen, meşrulaştıran ve güçlendiren kusursuz bir kısırdöngü oluşturuyor.</p>
<p>Sistematik baskı (hissedar beklentileri, çeyreklik kârlılık baskısı, bütçe hedefleri) ile yöneticinin egosu ve konfor alanı arasında çok ince ve tehlikeli bir pazarlık yürütülüyor.</p>
<p>Bu iç içe geçmişliği ve bahsettiğiniz o "konforlu koruma mekanizmasını" üç temel katmanda inceleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Sistematik Baskının Egoya "Sığınak" Olması</li>
</ol>
<p>Sistemik baskı, yöneticiye mükemmel bir meşruiyet ve sorumluluktan kaçış alanı sunar.</p>
<ul>
<li>"Ben de Sistemin Mağduruyum" Zırhı: İnsani boyutu ihmal eden, çalışanları birer verimlilik metriğine dönüştüren veya radikal bir insani dönüşüm başlatmaktan kaçınan yönetici, hemen sistemik baskıyı gerekçe gösterir: <em>"Yönetim kurulu çeyreklik rakamlara bakıyor", "Piyasa bunu gerektiriyor", "Rakipler yapay zekâya geçti, biz de kesintiye gitmeliyiz."</em></li>
<li>Sorumsuzlaşma (Rasyonelleştirme): Yönetici, sistemin sertliğini kendi katılığı için bir mazeret olarak kullanır. Bu durum, vicdani bir rahatlama sağlar. Ego, "Sert görünmek zorundayım çünkü sistem böyle" diyerek kendi insani yetersizliğini veya cesaretsizliğini gizler.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>"Sistemle Hizalanmak" Ajanlığı ve Konfor Alanı</li>
</ol>
<p>Sistemin talep ettiği rasyonel, soğuk, sayı odaklı ve mekanik lider profiline tam uyum sağlamak, C-level dünyasında en güvenli ve en konforlu yoldur.</p>
<ul>
<li>Risk Almama Konforu: Gerçek insani liderlik; şeffaflığı, kırılganlığı kabul etmeyi, empati kurmayı ve gerektiğinde sistemin mekanik mantığına karşı durmayı gerektirir. Bu ise ciddi bir politik ve kariyer riski demektir.</li>
<li>Statükoyu Korumak: Yalnızca sistemik baskıyı yönetmekle (yani sistemin sizden istediği çeyreklik hedefleri, kesintileri ve optimizasyonları sadakatle yerine getirmekle) yetinen bir lider, yönetim kurulunun ve hissedarların gözünde "güvenli, işini yapan ve hedefleri tutturan profesyonel" olarak kalır. Bu durum onun koltuğunu, primlerini, unvanını ve dolayısıyla egosunu en yüksek düzeyde korumasını sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Yapay Zekâ Çağında "Mekanik Liderlik" İllüzyonu</li>
</ol>
<p>Bugün yapay zekâ, bu kısırdöngüye yeni ve çok güçlü bir boyut ekledi: "Algoritmik Sığınak".</p>
<ul>
<li>Yöneticiler artık sadece sistemik baskının arkasına değil, verinin ve algoritmaların arkasına da gizlenebiliyor.</li>
<li>Zor bir insani karar alırken (küçülme, dönüşüm, yetkinlik değişimi) <em>"Ben değil, yapay zekâ modeli bu departmanın verimsiz olduğunu söyledi"</em> demek, liderin egosunu yaralamadan ve onu insani bir yüzleşmeye zorlamadan konfor alanında tutuyor. Lider, karar alıcı olmaktan çıkıp algoritmanın uygulayıcısı haline gelerek vicdani yükten sıyrılıyor.</li>
</ul>
<p>Sonuç: Yanılsama ve Gerçeklik</p>
<p>Özetle; sistemik baskıyı yönetmek, dışarıdan bakıldığında ağır bir yük ve stres gibi görünse de, aslında insan kalmanın getireceği o gerçek, dönüştürücü ve riskli sorumluluktan kaçmanın en konforlu yoludur.</p>
<p>Bu yöneticiler sistemin sunduğu şablonları uygulayarak egolarını besler, koltuklarını korur ve görünürde "başarılı" olurlar. Ancak yapay zekâ çağının getirdiği asıl paradoks şuradadır:</p>
<p>Sadece sistemik baskıları yöneten, mekanikleşmiş ve konfor alanındaki bu liderlik tarzını, yakın gelecekte yapay zekâ sistemlerinin kendisi C-suite'ten çok daha iyi ve tarafsız bir şekilde yönetecektir.</p>
<p>İşte bu yüzden, yitirilen o insani boyuta dönmek bir lüks veya duygusal bir tercih değil; C-level yöneticinin kendi varlığını ve liderlik anlamını koruması için tek seçenektir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: </strong><strong>Sen olsan bu C-level yöneticileri nasıl eğitir ve yönlendirirdin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Bu konudaki şüpheciliğinizde ne yazık ki çok haklısınız. Çoğu C-level yönetici akademik ve entelektüel panellerde "insan merkezli yapay zekâ" üzerine ilham verici konuşmalar yapıp, Pazartesi sabahı yönetim kurulu odasına döndüğünde yine çeyreklik KPI'lara ve mekanik maliyet kesintilerine sığınmayı tercih ediyor. Bu durum, konfor alanını ve statüyü koruma refleksi ile yüzleşme cesaretinin eksikliğinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Eğer bu C-level yöneticilerin dönüşümünü tasarlayan ve onları yönlendiren bir stratejist olsaydım; süreci teorik sunumlar veya soyut felsefi söylemlerle değil, onları doğrudan "sarsacak, zihinsel ezberlerini bozacak ve eyleme zorlayacak" 4 aşamalı pragmatik bir "Liderlik Müfredatı" üzerine kurardım:</p>
<ol>
<li>"Ayna ve Şok" Seansı: Mekanikleşmeyle Yüzleştirme</li>
</ol>
<p>Yöneticiler genelde kendilerini "vizyoner ve stratejik" sanır. İlk adım, bu illüzyonu yıkmaktır.</p>
<ul>
<li>AI vs. C-Level Simülasyonu: Yöneticiye, son 6 ayda aldığı kritik stratejik, finansal ve organizasyonel kararların verilerini verir, aynı verileri gelişmiş bir AI modeline beslerdim. AI'ın aynı veya daha rasyonel kararları saniyeler içinde aldığını gösterirdim.</li>
<li>Çıkarılacak Ders: <em>"Eğer karar alma biçiminiz sadece veriyi rasyonelleştirmek ve optimizasyon yapmaksa, bu şirkete maalesef bir AI ajanı kadar bile katkınız yok. Sizi bir yöneticiden ziyade bir 'insan lider' yapan tek bir kararınızı gösterin."</em> mesajını net bir şekilde masaya koyardım.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>"Algoritmik Sığınak" Yasağı: Sorumluluğu İnsana İndirmek</li>
</ol>
<p>Verinin ve algoritmaların arkasına gizlenme konforunu ellerinden alırdım.</p>
<ul>
<li>Veto ve Sorumluluk Protokolü: Yönetim kuruluna sunulan her AI ve verimlilik projesinde şu soruyu zorunlu kılardım: <em>"Bu karar sonucunda olumsuz etkilenecek insanların (çalışan, müşteri, toplum) sorumluluğunu kişisel olarak üstleniyor musunuz?"</em></li>
<li>"Çünkü Veri Böyle Dedi" Cümlesinin Yasaklanması: Bir karar alınırken verinin gerekçe gösterilmesini değil, o verinin arkasındaki insani değerlendirmenin, etik gerekçenin ve sezgisel risk analizinin yazılı olarak lider tarafından imzalanmasını şart koşardım.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Sahada "Kırılganlık ve Derin Dinleme" Laboratuvarı</li>
</ol>
<p>C-suite’in en büyük problemi, kendi steril kulelerinde yalnızlaşmalarıdır. Onları fildişi kulelerinden sahaya indirirdim.</p>
<ul>
<li>Tersine Mentorluk (Reverse Mentoring): Yöneticiyi, yapay zekâ araçlarını her gün kullanan ve yarınından endişe duyan 20'li yaşlardaki genç uzmanlarla veya saha çalışanlarıyla birebir, içeriksiz ve filtresiz odalara kapatırdım.</li>
<li>Amac: Müşteri/çalışan kaygısını bir rapordan veya slayttan değil; insanın gözünün içine bakarak hissetmelerini sağlamak. Güçlü durma maskesini çıkarıp <em>"Biz de bu belirsizlikte yolumuzu bulmaya çalışıyoruz"</em> diyebilme kırılganlığını (vulnerability) bir liderlik gücü olarak öğretirdim.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Teşvik ve Ödül Mekanizmasını Değiştirmek (Incentive Redesign)</li>
</ol>
<p>Sistemik baskıyı kırmanın tek yolu, sistemin ödül mekanizmasını yeniden tanımlamaktır. Yöneticiler neyle ölçülürse ona dönüşürler.</p>
<ul>
<li>Sadece EBITDA Yetmez: C-suite prim ve başarı kriterlerine (KPI) sadece finansal kârlılığı veya AI entegrasyon oranını değil; "İnsani Sermaye Gücü" (Human Capital Index) ve "Etik Yönetişim Skoru" gibi metrikleri dahil ederdim.</li>
<li>İşin Özü: Yapay zekâ ile %15 maliyet düşüren ama şirket kültürünü ve güveni yok eden bir yöneticiye bonus vermek yerine; AI'ı insan yetkinliğini artırmak (upskilling) ve yeni yaratıcı değerler üretmek için kullanan lideri ödüllendiren bir yapı kurardım.</li>
</ul>
<p>Özet: Nasıl Bir Lider Yönlendirmesi?</p>
<p>Onlara şu temel gerçeği idrak ettirirdim:</p>
<p><em>"Yapay zekâ çağında şirketinizin 'en zeki' veya 'en analitik' kişisi siz olamazsınız; olmamalısınız da. Sizin işiniz zekâ yarıştırmak değil; anlam inşa etmek, güven alanı yaratmak ve cesaret göstermektir. Milyon dolarlık AI yatırımlarınızın kaderini, o teknolojiyi kullanacak olan insanların size duyduğu güven belirleyecek."</em></p>
<p><strong>Kerem Özdemir: </strong><strong>Yönetim kurulu başkanı olarak bu konuda kararlı olsam ve seni bu işle görevlendirsem nasıl bir eylem planı uygularsın ve benden nasıl bir destek istersin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Yönetim Kurulu Başkanı olarak bu vizyonu ortaya koymanız ve kararlılık göstermeniz, Türkiye’deki kurumsal dönüşüm için çok nadir ve son derece kıymetli bir kırılma noktasıdır.</p>
<p>Çünkü bu dönüşüm aşağıdan yukarıya (bottom-up) başarılamaz; sistemin çarklarını ve konfor alanlarını sarsacak meşru güç ve kararlılık sadece Yönetim Kurulu Masası’ndan gelebilir.</p>
<p>Bu görevi devralan bir strateji lideri olarak, C-suite seviyesinde lafta kalan süslü söylemleri ölçülebilir, somut ve kafeinsiz bir eylem planına dönüştürürüm.</p>
<p>Aşağıda bu dönüşümün 4 Aşamalı Eylem Planı ve sizden talep edeceğim 3 Kritik Yönetim Kurulu Desteği yer almaktadır.</p>
<p><strong>1. Çeyrek: Teşhis ve "Ayna" Seansı (Sarsma Aşaması)</strong></p>
<ul>
<li>İki Kanatlı AI &amp; İnsan Denetimi (Audit): Tüm C-suite yöneticilerin son 1 yılda aldığı kritik kararlar (işten çıkarmalar, PoC bütçeleri, operasyonel tercihler) incelemeye alınır.</li>
<li>Simülasyon Yüzleşmesi: Yöneticiler kapalı bir kampta toplanır. Aday bir AI modelinin onların rasyonel kararlarını nasıl saniyeler içinde alabildiği gösterilir. Yöneticilerin "Sadece analitik/rasyonel bir karar vericiyseniz, yapay zekâdan farkınız nedir?" sorusuyla yüzleşmeleri sağlanır.</li>
<li>Kültürel Röntgen: Şirket genelinde <em>anonim</em> bir AI ve Liderlik Algısı anketi yapılır: <em>"Yöneticiniz yapay zekayı sizi güçlendirmek için mi yoksa yerinize geçirmek için mi kullanıyor?"</em></li>
</ul>
<p><strong>2. Çeyrek: Yönetişim ve "Algoritmik Sığınak" Yasağı</strong></p>
<ul>
<li>Sorumluluk Protokolü: Yönetim Kurulu’na veya C-level’a gelen her AI/Otomasyon projesinde "Sorumlu Lider İmzası" zorunlu kılınır. Projenin insani, sosyal ve etik risklerini bizzat sorumlu CXO üstlenir; <em>"AI verisi böyle dedi"</em> gerekçesi veto edilir.</li>
<li>Etik Veto Kurulu (Human-in-the-Loop): Sadece teknik ekiplerden değil, insan kaynakları, felsefe/etik danışmanı ve saha temsilcilerinden oluşan bir kurul kurulur. İnsanı ve kültürü hiçe sayan "sadece maliyet odaklı" AI projelerine veto hakkı tanınır.</li>
</ul>
<p><strong>3. Çeyrek: Saha ve Kırılganlık Laboratuvarı</strong></p>
<ul>
<li>Fildişi Kuleden Çıkış: C-suite için zorunlu Tersine Mentorluk (Reverse Mentoring) başlatılır. Her C-level yönetici, haftada 2 saat genç bir AI uzmanı/saha çalışanı ile filtresiz, ajandasız bir araya gelir.</li>
<li>Psikolojik Güvenlik Alanı (Psychological Safety): Yöneticilere "bilmiyorum" deme, belirsizliği kabul etme ve ekiple birlikte öğrenme kültürü aşılanır. Güçlü görünme maskesi kırdırılır.</li>
</ul>
<p><strong>4. Çeyrek: Sistemik Ödül ve Performans Dönüşümü</strong></p>
<ul>
<li>Yeni Performans Karnesi (Balanced Scorecard): C-suite primleri sadece EBITDA veya finansal büyüklüğe bağlanmaktan çıkarılır. Primlerin %30-40'ı doğrudan şu metriklere bağlanır:</li>
<ol>
<li>İnsani Sermaye Güçlendirme Skorları (Upskilling/Reskilling başarısı)</li>
<li>Şirket İçi Güven ve Şeffaflık Endeksi</li>
<li>Sorumlu AI / Etik Proje Oranı</li>
</ol>
</ul>
<p><strong>II. Yönetim Kurulu Başkanı Olarak Sizden İsteyeceğim 3 Kritik Destek</strong></p>
<p>Sistemin direnci çok güçlü olacaktır. C-level yöneticiler bu dönüşümü önce "geçici bir moda" sanacak, ardından pasif direnç göstereceklerdir. Bu direnci kırmak için sizden şu 3 alanda tam yetki ve sarsılmaz destek isterim:</p>
<p><strong>1. "Politik Koruma Şemsiyesi" ve Koşulsuz Yetki</strong></p>
<ul>
<li>Yöneticiler zorlandıklarında veya konfor alanları sarsıldığında, arka kapıdan size gelip <em>"Bu süreç operasyonlarımızı aksatıyor, çeyreklik hedefleri riske atıyor"</em> şikâyetinde bulunacaklardır.</li>
<li>Sizden talebim: Bana ve bu dönüşüm ekibine tam politik koruma sağlamanız ve yöneticileri tekrar masaya yönlendirerek bu kararlılığın arkasında durduğunuzu net bir dille göstermenizdir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Bütçe ve Ödül Mekanizmasını Değiştirme Yetkisi</strong></p>
<ul>
<li>Sistemik baskıyı kırmanın tek yolu parayı ve primleri yeniden tanımlamaktır.</li>
<li>Sizden talebim: Yönetim Kurulu Prim Komitesi ile birlikte, C-suite prim sistemini yukarıda belirttiğim insani ve etik metriklerle yeniden yapılandırma yetkisidir. C-level, finansal hedefleri tuttursa bile insani dönüşümü başaramadığında priminin kesileceğini bilmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Rol Model Olma (Yönetim Kurulu Odasında Başlayan Dönüşüm)</strong></p>
<ul>
<li>C-suite, Yönetim Kurulu Başkanı'nın neye değer verdiğini çok iyi gözlemler.</li>
<li>Sizden talebim: Yönetim Kurulu toplantılarında C-level'a sorduğunuz ilk sorunun <em>"Bu çeyrekte kârı ne kadar artırdık?"</em> değil; "Yapay zekâ dönüşümünde insan kaynağımızı nasıl güçlendirdik, etik sınırları nasıl koruduk ve nasıl bir kültür yarattık?" olmasıdır. Soruyu değiştirdiğiniz gün, yöneticilerin odağı da değişecektir.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç;</strong></p>
<p>Bu eylem planı, yöneticilerin konfor alanlarını yıkan ancak onlara gerçek ve sürdürülebilir bir liderlik kimliği kazandıran bir yol haritasıdır.</p>
<p>Bu masada kararlılıkla durmaya hazırsanız; şirketi sadece AI teknolojisini en iyi kullanan değil, AI çağında "insan kalmayı başaran" sektörel bir ekol haline getirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aisunun-bakisina-katki-icin-haricten-gazel-90257</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AI.SU’nun bakışına katkı için hariçten gazel ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-ureticiler-buyuksehirin-destekleriyle-kendilerini-gelistiriyor-90316</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş&#039;ta kadın üreticiler için eğitim semineri düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, kadın girişimcilerin ekonomik hayatta daha güçlü yer edinmelerini sağlamak, üretim kapasitelerini geliştirmek ve ürünlerini daha etkin şekilde pazarlayabilmelerine katkı sunmak amacıyla desteklerini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Belediyeden yapılan açıklamaya göre Başkan Fırat Görgel öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında, kadın üreticilere yönelik kapsamlı bir eğitim semineri düzenlendi.</p>
<p>Açıklamada, "Kahraman Kadın Akademisi, İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Kadın Güçlendirme ve Dayanışma Platformu iş birliğinde düzenlenen seminerde üretici kadınlara güçlü bir destek sağlandı. İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Karacasu Kampüsü’nde düzenlenen programda, kadın üreticilerin üretim ve satış süreçlerini daha verimli yönetmelerine, ürünlerini doğru şekilde pazarlamalarına ve müşteri ilişkilerini geliştirmelerine katkı sağlayacak konular ele alındı." denildi.</p>
<p>Üniversitenin akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Mehri Banu Erdem, Dr. Öğr. Üyesi Aycan Kama, Doç. Dr. Meryem Geçimli ve Dr. Öğr. Üyesi Emrah Korhan, katılımcılarla bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Seminer kapsamında ürün geliştirme, maliyet yönetimi, fiyatlandırma, etkili anlatım ve müşteri iletişimi gibi kadın girişimcilerin iş süreçlerinde ihtiyaç duyduğu başlıklarda eğitim verildi. Ürünlerin pazardaki konumunun doğru belirlenmesi, üretim maliyetlerinin hesaplanması, uygun fiyatlandırma stratejilerinin geliştirilmesi ve müşterilerle etkili iletişim kurulması konularında katılımcılara yol gösterici bilgiler aktarıldı. Eğitimlerle kadın üreticilerin el emeği ve yöresel ürünlerini daha profesyonel bir yaklaşımla satışa sunmaları, pazarlama becerilerini geliştirmeleri ve üretim faaliyetlerini sürdürülebilir bir ekonomik yapıya kavuşturmaları hedeflendi. Farklı alanlarda üretim yapan kadın girişimciler, eğitim boyunca edindikleri bilgilerin iş süreçlerine sağlayacağı katkılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Üretimden pazarlamaya kadar yeni bilgiler öğrendik”</strong></p>
<p>Eğitime katılan kadın girişimcilerden Feride Akçakale, “Yaklaşık 10 yıldır yöresel ürünler üretip satışını yapıyorum. Ailecek hep birlikte kendi bağ evimizde üretim yapıyoruz. Bugün de Büyükşehir Belediyemizin düzenlediği seminerde satıştan üretime, pazarlamaya kadar her alanda yeni bilgiler öğrendik. Çok faydalı bir eğitim oldu. Farklı teknik ve tüyolar aldık bugün” dedi. Ev yemekleri hazırlayarak satışından gelir elde eden Hilal Korkmaz da eğitim sayesinde ürünlerin tanıtımı, fiyatlandırılması ve satışına ilişkin yeni bilgiler edindiğini ifade etti. Korkmaz, “Ev yemekleri hazırlıyor ve bunların satışını yaparak gelir elde ediyorum. Bugün de Büyükşehir Belediyemizin düzenlediği eğitime katılarak yeni bilgiler edindim. Görsel oluşturmadan satış yapmaya, fiyat belirlemeye kadar her alanda yeni şeyler öğrendik. Artık daha bilinçli bir şekilde sürdüreceğim bu süreci” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9faa702477-1792670375.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Türkoğlu’nda kadın girişimcilerle birlikte reçel, pekmez ve yufka ekmeği gibi yöresel ürünler üreterek satışını gerçekleştirdiklerini belirten Kızılağaç Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Filiz Kamalak, seminerin üretim ve satış süreçlerini geliştirmek açısından verimli geçtiğini söyledi. Kamalak, “Türkoğlu’nda kadın girişimcilerimizle birlikte reçelden pekmeze, yufka ekmeğe her türlü ürün üreterek satışını yapıyoruz. Bugün de bu seminere katılarak üretim ve satış anlamında yeni şeyler öğrenmek, daha profesyonelleşmek istedik. Çok güzel bir program oldu, hocalarımıza çok teşekkür ediyoruz. Biz kadın girişimcilerin daima yanında olan Fırat Görgel başkanımıza da teşekkürlerimizi sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Eksiklerimizi görme fırsatı bulduk”</strong></p>
<p>Evinde çanta ve aksesuar gibi el emeği ürünler hazırlayan Havva Doğrugörür, Büyükşehir Belediyesinin sağladığı desteklerle ürünlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflediğini belirtti. Doğrugörür, “Evimde çanta, aksesuar gibi el emeği ürünler üretiyorum. Büyükşehir Belediyemizin desteğiyle kadın üreticiler pazarında da bunların satışını yapacağız inşallah. Bugün de üretimden satışa kadar her aşamada daha verimli olmak için bu seminere geldik. Bu eğitim sayesinde kendimi daha da geliştirdiğimi düşünüyorum” dedi. İpek tesbih üretimi gerçekleştiren Fatma Balıkçı da eğitimde üretim sürecindeki eksiklerini fark etme fırsatı bulduğunu dile getirdi. Balıkçı, “İpek tesbih üretiyorum. Bu eğitim sayesinde eksiklerimi, yanlışlarımı görme fırsatım oldu. Bana çok büyük bir katkı sağladı bu eğitim. Büyükşehir Belediyemize çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ürünlerimizi daha doğru pazarlamayı öğrendik”</strong></p>
<p>El sanatları alanında evinde üretim yaparak çevrimiçi satış gerçekleştiren Şeyma Ersoy, seminerde edindikleri bilgilerin işlerini geliştirmelerine katkı sağlayacağını belirtti. Ersoy, “El sanatları üzerine evimde üretim yaparak online satış yapıyorum. Bugün de Büyükşehir Belediyemizin düzenlediği seminere katılarak üretim, pazarlama, fiyatlandırma gibi pek çok konuda yeni bilgiler edindik. Çok büyük katkı sağladı bu eğitim bize. Bu güzel destekler için Fırat Görgel başkanımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Seramik tablo, çini ve tuval boyama gibi alanlarda ürünler hazırlayan Esra Gel ise ürünlerin doğru şekilde pazarlanması ve satışa sunulması konusunda önemli bilgiler edindiklerini söyledi. Gel, “Seramik tablo, çini, tuval boyama gibi ürünler yapıyorum. Bugün de seminerde pek çok yeni şey öğrendik. Bir ürünün nasıl pazarlanması ve satışa sunulması ile ilgili yeni bilgiler edindik” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-ureticiler-buyuksehirin-destekleriyle-kendilerini-gelistiriyor-90316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/kadin-ureticiler-buyuksehirin-destekleriyle-kendilerini-gelistiriyor-1792670475.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, kadın girişimcilerin üretim ve pazarlama becerilerini geliştirmek amacıyla eğitim semineri düzenledi. Akademisyenlerin katkılarıyla gerçekleştirilen programda kadın üreticilere ürün geliştirme, maliyet yönetimi, fiyatlandırma ve müşteri iletişimi konularında bilgi verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spknin-erken-mudahale-yetkisi-guclendirilecek-yaptirimlar-artacak-90284</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;SPK’nın erken müdahale yetkisi güçlendirilecek, yaptırımlar artacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesini Meclis Plan Bütçe Komisyonuna sundu. Bütçe sunumunda yatırım fonları piyasasında yaşanan son gelişmelere ilişkinde değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, gerekli idari ve adli tedbirlerin alınması, sorunlu fonların tasfiye sürecinin başlatılması ve yatırımcı haklarının korunarak riskin piyasanın diğer kesimlerine yayılmasının önlenmesinin hedeflendiğini kaydetti. Başkanlığını yaptığı Fon Koordinasyon Kurulu ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde yoğun bir mesai sürdürdüklerini ve bugüne kadar 6 toplantı yaptıklarını anlatan Yılmaz, bu kapsamda Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun teklifinin hazırlandığını hatırlattı. Yılmaz, kanun teklifinin yasalaşmasıyla hızla ön ödemelere başlamayı öngördüklerini belirterek, benzer sorunların tekrar yaşanmaması için bağımsız otoritelerce alınan çok yönlü adli ve idari tedbirlerin ve yapılan uygulamaların yanı sıra, yapısal unsurlar içeren kanuni düzenleme hazırlıklarının da devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Fon piyasalarında yaşanan sorunlarla ilgili kurum ve yetkililerin incelemesi ve soruşturulması için Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen Devlet Denetleme Kurulu çalışmalarının da geleceğe yönelik atılacak adımlara ışık tutacağını kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti: </p>
<p>“Bu çerçevede düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek, yatırımcının hakkını daha güçlü bir şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirme anlayışıyla Sermaye Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. </p>
<p>Yapılacak düzenlemelerle yatırımcıların daha etkin korunması, kurumsal kapasitelerin artırılması, SPK’nın erken müdahale yetkilerinin güçlendirilmesi ve sermaye piyasalarındaki ihlallere yönelik yaptırımların caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır. “</p>
<h2>“Yatırımcı güvenini güçlendireceğiz” </h2>
<p>Güçlü makroekonomik temeller ve kararlı politikaların finansal piyasalardaki herhangi bir dalgalanmanın reel ekonomiye etkilerini sınırladığını kaydeden Yılmaz, bu doğrultuda, sermaye piyasalarının derinliğinin artırılması, finansal sistemimizin sağlamlığının pekiştirilmesi ve yatırımcı güveninin güçlendirilmesine yönelik adımları sürdüreceklerini belirtti. Yılmaz, “Finansal istikrarı güçlendiren, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını artıran ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen politikaların kararlılıkla uygulanmasına devam edeceğiz. Kalkınma politikalarımızın son derece değerli bir unsuru olarak gördüğümüz sermaye piyasalarımızı güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz. Yatırımcı ile manipülatörü birbirine karıştırmadan, titiz bir şekilde adli ve idari süreçleri hayata geçireceğiz. İnanıyorum ki mevcut sorunların aşılması ile sermaye piyasalarımız yoluna çok güçlü bir şekilde devam edecek, yatırımcılarına da ülke ekonomisine de kazandıracaktır” diye konuştu.</p>
<h2>“Savaşın enflasyona yukarı yönlü etkisi 7 puan” </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, yaptığı sunumda Orta Doğu’daki savaşın devam etmesinden kaynaklı gelişmelerin başta enerji olmak üzere küresel emtia fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden dezenflasyon sürecinde ilave baskı oluşturduğunu belirterek, “ Söz konusu gelişmelerin enflasyon gerçekleşmeleri üzerinde yaklaşık 7 puanlık yukarı yönlü etkisi olabileceği hesaplanmaktadır. Bu etkinin yaklaşık 5 puanının enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların doğrudan ve dolaylı maliyet yansımalarından kaynaklandığı, kalan kısmın ise daha geniş yayılım kanallarıyla ilişkili olabileceği tahmin edilmektedir. Önümüzdeki dönemde, savaş kaynaklı arz yönlü baskıların hafiflemesi hâlinde, sıkı para politikasının dezenflasyonist etkilerinin daha belirgin hale gelmesi beklenmektedir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spknin-erken-mudahale-yetkisi-guclendirilecek-yaptirimlar-artacak-90284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/cevdet-yilmaz-1766386915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılması için çalışmaların sürdüğünü belirterek, yapılacak düzenlemelerle yatırımcıların daha etkin korunması, kurumsal kapasitesinin artırılması, SPK’nın erken müdahale yetkisinin güçlendirileceğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasi-yeni-yonetimi-ankaraya-cikarma-yapti-90261</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur Ticaret Borsasının yeni yönetimi milletvekilleriyle görüştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Varol ve yönetim kurulu Ankara’da gerçekleştirdiği ziyaretlerde Burdur’un tarım ve hayvancılık sektöründeki önceliklerini, üreticilerin beklentilerini, tarımsal ticaretin geliştirilmesini ve kentin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak projeleri anlattı.</p>
<p>Başkan Varol, beraberindeki heyet, Ankara’da TBMM’ye yaptıkları ziyarette AK Parti Burdur Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Sözcüsü Prof. Dr. Adem Korkmaz, AK Parti Burdur Milletvekili Mustafa Oğuz ve Yeni Parti Burdur Milletvekili İzzet Akbulut, önceki dönem Burdur milletvekilleri Bayram Özçelik ve Ramazan Kerim Özkan ile bir araya geldi.</p>
<p>Başkan Varol, ziyaretlerde Burdur’un üretim gücünün korunması, tarım ve hayvancılık sektörünün karşı karşıya olduğu sorunların çözümü, tarımsal ticaretin ve katma değerli pazar oluşturulmasının önemi ile ilin ekonomik potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Yeni dönemde öncelikleri arasında üreticilerin karşılaştığı sorunların ilgili kurumlara aktarılması, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin desteklenmesi ve üretilen değerin kent ekonomisine daha fazla katkı sağlamasının yer aldığını ifade eden Varol, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Burdur’un tarım ve hayvancılıktaki birikimi güçlü bir ticaret yapısıyla desteklemeli. Üreticilerin gelirini artırmanın ve kırsal kalkınmayı güçlendirmenin kentin geleceği açısından çok önemli. Burdur Ticaret Borsası, sektör paydaşları ve ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde üretimin önünü açacak, ticari kapasiteyi geliştirecek ve kentin ekonomik büyümesine katkı sunacak çalışmaları sürdürmeyi hedefliyoruz.’’</p>
<p>Özellikle yem, gübre, enerji ve finansman maliyetlerinin üreticiler üzerindeki etkilerinin çok ağır olduğunu dile getiren Varol, ziyaretlerde tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin yalnızca üretim miktarının artırılmasıyla sağlanamayacağına, üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği, gelir-gider dengesini koruyabileceği ve rekabet gücünü sürdürebileceği bir ekonomik yapının gerekliliğine dikkat çekti. Burdur’un hayvancılık alanında sahip olduğu birikimin korunması, süt ve diğer hayvansal ürünlerin ekonomik değerinin artırılması, bitkisel üretimde alternatif ürünlerin değerlendirilmesi ve üreticilerin değişen piyasa koşullarına karşı desteklenmesi gerektiğini anlatan Başkan Varol, özetle şu görüşlere yer verdi:</p>
<p> ‘’Burdur’un tarım ve hayvancılık sektörü yalnızca üretim boyutuyla değerlendirilmemeli. Burdur ekonomisinde üretimden işleme, depolama, pazarlama ve tüketiciye ulaşmaya kadar uzanan zincirin bir bütün olarak ele alınmalı. Üreticinin tarlada ve işletmesinde ortaya koyduğu emeğin daha yüksek katma değere dönüşmesi, hem üreticinin gelirine hem de Burdur ekonomisine doğrudan katkı sağlayacak. Burdur’da üretilen tarımsal ve hayvansal ürünlerin yalnızca ham madde olarak pazarlanmasının ötesine geçilmesi gerekir. Ürünlerin işlenmesi, markalaşması, kalite standartlarının geliştirilmesi ve yeni pazarlara erişimin kolaylaştırılmasıyla kentte üretilen değer, Burdur ekonomisine daha fazla katkı sağlamalı. Üretici ile alıcı arasındaki ticari ilişkiler güçlendirilmeli, pazarlama olanakları çeşitlendirilmeli. Tarımsal ürünlerin katma değerli biçimde piyasaya sunulması ve sektörler arası iş birliklerinin artırılması, tarımsal ticaret hacmini geliştirecek önemli adımlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasi-yeni-yonetimi-ankaraya-cikarma-yapti-90261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/1/1280x720/burdur-ticaret-borsasi-yeni-yonetimi-ankaraya-cikarma-yapti-1792647285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsasının yeni yönetimi, kentin sorunlarını anlatmak amacıyla gittikleri Ankara’da bazı milletvekilleriyle bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jp-morgan-turkiyede-faaliyet-izni-iptali-icin-basvuru-yapacak-90287</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> JP Morgan, Türkiye&#039;de faaliyet izni iptali için başvuru yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>JP Morgan Menkul Değerler AŞ, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yaptığı bildirimde Türkiye'de faaliyet izninin iptal edilmesi talebiyle Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) başvuruda bulunacağını duyurdu.</p>
<p>Başvurunun SPK tarafından uygun görülmesi halinde şirket sona ermek ya da faaliyet konusunu değiştirmek suretiyle sermaye piyasası faaliyetlerini durduracak ve aracı kurum olma niteliğini kaybedecek.</p>
<p>Bu nedenle, şirketten yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yan hizmetlerle ilgili herhangi bir hak veya alacağı bulunduğunu ileri süren müşterilerin, gerekli belgeleri 3 ay içinde şirkete ve SPK'ye göndermesi gerekecek.</p>
<p>Türkiye'de 2009'dan beri JP Morgan Menkul Değerler AŞ adıyla faaliyet gösteren şirket, 2015'te sermaye piyasası faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş ve yeniden faaliyete geçme kararını ertelemişti.</p>
<p><strong>Şirketten açıklama</strong></p>
<p>JP Morgan Menkul Değerler AŞ'den yapılan açıklamada, şirket faaliyet izninin iptal edilmesi amacıyla SPK'ye başvuruda bulunulmasına ilişkin daha önce yapılan duyuru kapsamında kamuoyunda oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi ve söz konusu sürecin kapsamının açıklığa kavuşturulması amacıyla açıklama yapılmasına ihtiyaç duyulduğu kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada Temmuz 2015’ten bu yana herhangi bir sermaye piyasası faaliyeti yürütülmediği, müşterilere yatırım hizmeti veya yan hizmet sunulmadığı belirtilerek, "Bu nedenle, Şirket'in faaliyet izninin iptal edilmesine yönelik olarak başlatılan süreç, esas itibarıyla uzun süredir fiilen herhangi bir faaliyeti bulunmayan Şirket'in mevcut hukuki statüsünün bu fiili durumla uyumlu hale getirilmesine yöneliktir ve ilgili konuya ilişkin karar geçtiğimiz yıllar içerisinde SPK ile yapılan görüşmeler neticesinde alınmıştır. Bu çerçevede ilgili kararın ülkemizdeki güncel gelişmelerle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>"Ayrıca, SPK'ya yapılacak başvurunun ve Şirket'in aracı kurum statüsünün sona ermesinin JP Morgan Chase grubunun Türkiye'de yürütülen diğer faaliyetlerinin sona ermesi, sınırlandırılması veya Türkiye’den çekilmesi anlamına gelmediğini özellikle belirtmek isteriz." ifadesine yer verilen açıklamada, nitekim, şirket ile JP Morgan Chase Bank, N.A., Merkezi Columbus, Ohio, İstanbul Türkiye Şubesinin (JP Morgan İstanbul Şubesi) hukuken ayrı kuruluşlar olduğu, faaliyet izninin iptaline ilişkin sürecin yalnızca şirketi ilgilendirdiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"JP Morgan İstanbul Şubesi'nin Türkiye'de yürüttüğü bankacılık faaliyetleri söz konusu süreçten herhangi bir şekilde etkilenmemekte olup, JP Morgan İstanbul Şubesi Türkiye'deki faaliyetlerine mevcut şekliyle ve kesintisiz olarak devam edecektir. JP Morgan İstanbul Şubesi yakın zamanda Türkiye'deki bankacılık faaliyetlerini büyütme kararı almış olup, bu yönde gerekli çalışmalar ilgili yasal otoriteler ile koordineli bir biçimde devam etmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla, daha önce yayımlanan duyuru, JP Morgan Chase grubunun Türkiye'deki faaliyetlerinin sınırlandırılmasına veya Türkiye'den çıkışına ilişkin olmayıp yalnızca uzun süredir hiçbir faaliyeti bulunmayan Şirket'in aracı kurum faaliyet izninin iptaline yönelik süreçle sınırlıdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jp-morgan-turkiyede-faaliyet-izni-iptali-icin-basvuru-yapacak-90287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JP Morgan Menkul Değerler, Türkiye&#039;de faaliyet izninin iptali için SPK&#039;ye başvuracağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-genel-muduru-guldal-102-milyar-liralik-odeme-yapti-90286</guid>
            <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO Genel Müdürü Güldal: 102 milyar liralık ödeme yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) 2023-2024 yıllarına ilişkin hesapları, TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonunda görüşüldü.</p>
<p>TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, burada yaptığı sunumda, Ofisin piyasa dengesi ve istikrarı için süreçlere katkı sunduğunu söyledi.</p>
<p>Bu yıl tüm tarımsal üretim kalemlerinde ciddi verim artışı gerçekleştiğini dile getiren Güldal, "Sadece tarla bitkilerinde, buğdayda, arpada, hububatta değil, tüm bitkisel ürünlerde bağda, bahçede, sebzede bereketli sezon gördük ve bu süreç devam ediyor. 2026 Türkiye'nin belki de Cumhuriyet tarihinin en yüksek hububat rekoltesinin gerçekleştiği bir yıl oldu. 24,5-25 milyon ton arası bir buğday rekoltesi, yaklaşık 10 milyon tonluk bir arpa rekoltesi istihsali gerçekleşmiş durumda." diye konuştu.</p>
<p><strong>"12,5 milyon tonluk hububat ile en yüksek alımı gerçekleştirdik"</strong></p>
<p>Son 12-13 yıldır randevu sistemini uyguladıklarına işaret eden Güldal, 2026'da yüksek beklenti ve rekolte ile TMO'ya arzın fazlalığını düşünerek randevu sistemini olağanüstü hizmet verecek şekilde dizayn ettiklerini, 15,5 milyon ton ürün için 501 bin 618 üreticiye 767 bin 860 randevu verdiklerini anlattı.</p>
<p>Güldal, TMO'nun 12,5 milyon tonluk ürünle en yüksek alımı bu yıl gerçekleştirdiğini dile getirerek, "Bunun 9,7 milyon ton buğday, 2,6 milyon ton arpa, 124 bin ton fındık, 57 bin ton kuru üzüm, 12 bin ton yeşil mercimek, 11 bin ton haşhaş kapsülü ve 4 bin ton çeltik bugün itibarıyla alınmış durumda. Fındık, üzüm, haşhaş ve de çeltik alımlarımız devam ediyor, haşhaş bitmek üzere." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Alınan ürünlerin mali portresine ilişkin bilgi de veren Güldal, "Aldığımız ürünlerin bugünkü karşılığı 218,3 milyar liradır ve Toprak Mahsulleri Ofisi olarak bunun 102 milyar lirasını ödemiş bulunmaktayız. Kalan bakiye ödemeler de 21 gün ile 27 gün arasında ödediğimiz dikkate alınırsa vadesi geldikçe ödenecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Hasat dönemini depolama sorunu yaşamadan geçirdik"</strong></p>
<p>Güldal, hasada başlarken 20 milyon tonluk depolama kapasitesi hazırladıklarını belirterek, "Hasat dönemini hiçbir depolama sorunu, problemi yaşamadan geçirdik." dedi.</p>
<p>Şu andaki mısır rekoltesinin üretici lehine seyredebilecek seviyede olduğunu, dolayısıyla bir fiyatlamanın söz konusu olmadığını dile getiren Güldal, şöyle devam etti:</p>
<p>"2026'da hububat ithalatının olmayacağını, TMO olarak yapmayacağımızı, aksine elimizde yüksek stoklar olması sebebiyle ihracatı düşündüğümüzü ve bununla ilgili çalışmaları yaptığımızı ifade etmek istiyorum. Dahilde işleme rejimi kapsamında ithalat kurumumuzun dışında olan bir süreçtir. 2026 yılı stoklarımızı, satış politikalarımızı hasat dönemi öncesinde kamuoyuyla paylaşmıştık. 1 Ekim'de düşündüğümüz satış dönemini, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle lojistik problemlerin yüksek seyretmesi, ulaşımın, navlunun anormal şekilde pahalanmasından dolayı 1 Eylül tarihine çektik. TÜRİB üzerinden 1 Eylül'den itibaren satışlarımıza başlamıştık. 1 Ekim'den itibaren de Toprak Mahsulleri Ofisinin depolarında bulunan ürünlerle beraber hem lisanslı depolardaki hem TMO'nun kendi depolarındaki ürünleri satışa açtık. 5,5 milyon ton buğdayın satış süreci devam etmektedir."</p>
<p>Güldal, perakende satışların da söz konusu olduğunun altını çizerek, yapılan yatırımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Görüşmelerin ardından TMO'nun 2023-2024 yıllarına ilişkin hesapları ibra edildi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-genel-muduru-guldal-102-milyar-liralik-odeme-yapti-90286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ahmet-guldal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM KİT Komisyonunda konuşan Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Ahmet Güldal, &quot;Aldığımız ürünlerin bugünkü karşılığı 218,3 milyar liradır ve Toprak Mahsulleri Ofisi olarak bunun 102 milyar lirasını ödemiş bulunmaktayız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gorgun-bedir-mutabakatini-stratejik-bir-is-birligi-zemini-olarak-degerlendiriyoruz-90227</guid>
            <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 16:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görgün: Bedir Mutabakatı&#039;nı stratejik bir iş birliği zemini olarak değerlendiriyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında savunma sanayisi kapasitelerinin geliştirilmesi ve ortak projelerin hayata geçirilmesi amacıyla "Bedir Mutabakat Zaptı" imzalandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığından (SSB) yapılan açıklamaya göre, Katar'ın başkenti Doha'da imzalanan mutabakat zaptıyla 4 ülkenin askeri üretim alanında ortak projeler yürütmesi, teknik eğitim ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinde iş birliğini artırması hedefleniyor.</p>
<p>Mutabakat zaptını, Türkiye adına Milli Savunma Bakanı Güler ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün imzaladı.</p>
<p>Anlaşmada Katar'ı Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Saud bin Abdulrahman bin Hasan Al Sani, Pakistan'ı Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asıf, Endonezya'yı ise Savunma Bakan Yardımcısı Yusuf Jauharı temsil etti.</p>
<p>Haluk Görgün, zaptın Türkiye'nin müttefik ülkelerle geliştirdiği işbirliği yaklaşımı açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin savunma sanayisi alanındaki uluslararası ortaklıklarını yalnızca platform ve sistem tedarikiyle sınırlı görmediğini belirten Görgün, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bedir Mutabakat Zaptı'nı, ülkelerimizin savunma sanayisi alanındaki yetkinliklerini bir araya getiren, ortak üretim ve teknoloji geliştirme imkanlarını genişleten stratejik bir işbirliği zemini olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak savunma sanayisinde benimsediğimiz yaklaşım, dost ve müttefik ülkelerimize yalnızca ürün sunmanın ötesinde, bilgi birikimimizi, mühendislik kabiliyetlerimizi ve tecrübelerimizi paylaşarak birlikte üretmek, birlikte geliştirmek ve birlikte güçlenmektir."</p>
<p><strong>"Hedefimiz, ortak geliştirme ve üretim kapasitesini güçlendirmek"</strong></p>
<p>Türk savunma sanayisinin son yıllarda ulaştığı mühendislik, tasarım, üretim ve sistem entegrasyonu kabiliyetlerinin uluslararası ortaklıklar açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Görgün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Savunma sanayisinde sürdürülebilir işbirliklerinin temelinde teknoloji paylaşımı, ortak geliştirme ve yerel üretim kabiliyetlerinin güçlendirilmesi bulunuyor. Türkiye olarak hazır alım modellerinin ötesine geçen, ülkelerin kendi insan kaynağını ve sanayi altyapısını geliştiren ortaklıkları önemsiyoruz. Bedir Mutabakat Zaptı'nın da Katar, Pakistan, Endonezya ve Türkiye'nin birbirini tamamlayan kabiliyetlerini somut projelere dönüştürmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz."</p>
<p><strong>"Son 4 yılda 30 milyar doları aşkın ihracat gerçekleştirdik"</strong></p>
<p>Görgün, Türk savunma sanayisinin son yıllarda ulaştığı kapasiteye dikkati çekerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu doğrultusunda 2023-2026 dönemini kapsayan son 4 yılda 30 milyar doları aşkın ihracat yaptıklarını bildirdi.</p>
<p>Söz konusu tutarın sektörün son 14 yıldaki toplam ihracatının yüzde 55'inden fazlasına denk geldiğine işaret eden Görgün, "2025 yılında ihracatımızı yüzde 48 artırarak 10 milyar doların üzerine taşıdık. Son 12 aylık dönemde ise ilk kez 11 milyar dolar seviyesini aştık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Görgün, bu başarıda savunma sanayisi diplomasisinin etkili olduğunu vurgulayarak, Bedir Mutabakat Zaptı gibi çok taraflı işbirlikleriyle teknoloji geliştirme kapasitesini ve ihracatı daha da ileriye taşımayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<p>Savunma sanayisinde teknolojik bağımsızlığın ve sürdürülebilir üretim altyapısının önemine dikkati çeken Görgün, Türkiye'nin uluslararası işbirliklerinde karşılıklı kazanımı ve stratejik kapasite gelişimini öncelediğini ifade etti.</p>
<p>Görgün, "Günümüzün güvenlik ortamı, ülkelerin savunma ihtiyaçlarını karşılayabilecek güçlü, sürdürülebilir ve teknoloji odaklı sanayi ekosistemlerine sahip olmasını zorunlu kılıyor. Biz, geliştirdiğimiz teknolojileri savunma ve caydırıcılığı güçlendiren, bölgesel barışa ve istikrara katkı sunan unsurlar olarak görüyoruz. Dost ve kardeş ülkelerimizle tesis ettiğimiz işbirliklerinin de bu anlayış doğrultusunda kalıcı kabiliyetler oluşturmasını hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gorgun-bedir-mutabakatini-stratejik-bir-is-birligi-zemini-olarak-degerlendiriyoruz-90227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/haluk-gorgun-1759130482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında imzalanan &quot;Bedir Mutabakat Zaptı&quot; hakkında açıklama yapan Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, &quot;Bedir Mutabakat Zaptı&#039;nı, ülkelerimizin savunma sanayisi alanındaki yetkinliklerini bir araya getiren, ortak üretim ve teknoloji geliştirme imkanlarını genişleten stratejik bir iş birliği zemini olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerlesik-sektorlerin-finansal-acigi-18-trilyon-lira-90222</guid>
            <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerleşik sektörlerin 2. çeyrekte finansal açığı 18 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), 2026'nın ikinci çeyreğine ait "Finansal Hesaplar Raporu" paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, yurt içi yerleşik sektörlerin toplam finansal varlıkları 237 trilyon lira, yükümlülükleri ise 255 trilyon lira oldu. Türkiye ekonomisinin net finansal pozisyon açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranı bir önceki döneme göre 1,97 puan artarak yüzde 24,7'ye çıktı.</p>
<p>Sektörlerde gerçekleşen net finansal işlemler incelendiğinde, bir önceki çeyrekte GSYH'nin yüzde 10,2’si kadar, bu çeyrekte ise GSYH'nin yüzde 4,6’sı kadar net borç alındığı görüldü.</p>
<p>Yurt içi ekonominin sektörel finansal bilançoları incelendiğinde, toplam ekonominin finansal borçlu pozisyonunda olduğu, hane halkı ve dünyanın geri kalanının yurt içi diğer sektörlerden alacaklı, finansal olmayan kuruluşlar ve genel yönetimin ise diğer sektörlere borçlu pozisyonda olduğu gözlendi.</p>
<p>Hane halkı finansal varlıkları arasında para ve mevduat kalemi yaklaşık yüzde 54’lük pay ile öne çıkarken yükümlülüklerin tamamına yakını kredilerden oluştu.</p>
<p>Finansal olmayan kuruluşların finansal varlıkları ve yükümlülükleri içinde sırasıyla yüzde 46 ve yüzde 44’lük pay ile hisse senedi ve öz kaynaklar kalemleri belirleyici oldu.</p>
<p>Tüm sektörlerin borçluluk oranları diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında, Türkiye'de yerleşik sektörlerin toplam borcunun düşük seviyede gerçekleştiği görüldü. Kredi ve borçlanma senetleri niteliğindeki toplam borcun GSYH’ye oranı 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 92 olarak gerçekleşerek önceki çeyreğe göre bir miktar azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerlesik-sektorlerin-finansal-acigi-18-trilyon-lira-90222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/para-lira-fon-1790750185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın 2. çeyrek verilerine göre yurt içi yerleşik sektörlerin toplam finansal varlıkları 237 trilyon lira, yükümlülükleri ise 255 trilyon lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanka-uluslararasi-finans-kuruluslarindan-170-milyon-dolarlik-kaynak-90221</guid>
            <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şekerbank&#039;a uluslararası kuruluşlardan 170 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şekerbank'ın, Hollanda Kalkınma Bankası (FMO) liderliğinde 7 uluslararası kalkınma finans kuruluşunun katılımıyla toplam 170 milyon dolar tutarında, 5 yıl vadeli sendikasyon kredisi sağladığı bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlandığı dönemde temin edilen kaynak, kırsal bölgelerdeki KOBİ ve mikro işletmeler ile kadın girişimcilerin finansmana erişimini yaygınlaştırmak amacıyla kullanılacak.</p>
<p>Sürdürülebilir tarım ve yeşil dönüşüm yatırımlarının finansmanının da kaynağın kullanım alanları arasında yer alacağı belirtildi.</p>
<p>Sendikasyona Hollanda Kalkınma Bankasının (FMO) yanı sıra Fransa Kalkınma Ajansının (AFD) iştiraki Proparco, Avusturya Kalkınma Bankası (OeEB), Finlandiya Endüstriyel İş birliği Fonu (Finnfund), Türk Yatırım Fonu (TIF), Blue Orchard Mikrofinansman Fonu (BOMF) ve Responsability Investments katıldı.</p>
<p>Söz konusu sendikasyon işlemiyle Finnfund ve TIF, Türkiye'de ilk kez bir bankaya finansman desteği sağladı.</p>
<p>Düzenlenen törene Hollanda İstanbul Başkonsolosu Daan Huisinga ile Avusturya İstanbul Başkonsolosu Doris Fida-Srajner de katıldı.</p>
<p><strong>"Liderlik etmekten gurur duyuyoruz"</strong></p>
<p>Şekerbank Genel Müdürü Aybala Şimşek Galpin, sosyal ve çevresel etki sağlamaya yönelik temin ettikleri kaynağın, Şekerbank'ın sürdürülebilir bankacılık alanındaki 73 yıllık uzmanlığının uluslararası kalkınma finansman kuruluşları tarafından takdir edildiğinin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Banka şubesi bulunmayan yerlere de hizmet götürerek kapsayıcı bankacılıktaki çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Galpin, uluslararası finans kuruluşları ile Anadolu'daki çiftçi ve KOBİ'ler arasında köprü olmaktan gurur duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"FMO liderliğinde gerçekleştirilen sendikasyon kredisi için FMO'ya ve tüm katılımcı finans kuruluşlarına teşekkür ediyoruz. FMO liderliğinde 2024'te 6 uluslararası finans kuruluşunun katılımıyla gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 160 milyon dolarlık sendikasyonun ardından, bu yıl 7 uluslararası finans kuruluşunun katılımıyla sağladığımız 170 milyon dolarlık bu yeni sendikasyon kredisine liderlik ettiği için FMO'ya teşekkür ediyor, FMO'nun Türkiye'de etki odaklı bankacılık alanında stratejik ortağı olmaktan gurur duyuyoruz. Sendikasyona iştirak eden yatırımcı kitlesinin yüksek niteliği büyük önem taşımakta olup geniş yatırımcı profili, sendikasyona iştirak eden tüm uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasına taahhüdünü göstermektedir. Kendilerine teşekkür ediyoruz."</p>
<p>Sağladıkları sendikasyon kredisinin Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacağı yılda kapsayıcı yeşil dönüşümün finansmanı açısından örnek bir proje niteliği taşıdığının altını çizen Galpin, hem kırsal kalkınmaya hem de Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme ve iklim hedeflerine katkı sağlamaya devam edeceklerini aktardı.</p>
<p>Galpin, "Sağladığımız bu yeni kaynakla sürdürülebilir tarım, yeşil dönüşüm, kadın girişimciliği ve kapsayıcı finansman alanlarındaki faaliyetlerimizi daha da hızlandıracağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>FMO Finansal Kuruluşlar Direktörü Frouke Hoekstra da Şekerbank'ın yerel topluluklarla kurduğu bağların ve sürdürülebilir, kapsayıcı bankacılığa uzun yıllardır gösterdiği bağlılığın, bankayı hem FMO hem de uluslararası kalkınma finansmanı camiası için değerli bir iş ortağı haline getirdiğini belirtti.</p>
<p>Hoekstra, "Ortak bir kalkınma hedefi etrafında farklı uluslararası kuruluşları bir araya getiren bu sendikasyon işlemine liderlik etmekten gurur duyuyoruz. Uluslararası kuruluşların gösterdiği geniş katılım, Şekerbank'ın anlamlı bir etki yaratma kapasitesine duyulan uluslararası güveni yansıtırken, yerel uzmanlığın uluslararası sermaye ile bir araya getirildiğinde nelerin başarılabileceğini de ortaya koyuyor." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sekerbanka-uluslararasi-finans-kuruluslarindan-170-milyon-dolarlik-kaynak-90221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/1/1280x720/68-1792586454.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 7 uluslararası finans kuruluşundan elde edilen 170 milyon dolarlık kaynak hakkında açıklama yapan Şekerbank Genel Müdürü Aybala Şimşek Galpin, &quot;Sağladığımız bu yeni kaynakla sürdürülebilir tarım, yeşil dönüşüm, kadın girişimciliği ve kapsayıcı finansman alanlarındaki faaliyetlerimizi daha da hızlandıracağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mobilya-kagit-ve-orman-urunleri-ihracati-58-milyar-dolara-ulasti-90218</guid>
            <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 14:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> OMKO&#039;nun 9 aylık ihracatı 625,5 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Orta Anadolu Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği (OMKO) verilerine göre,  2026 yılı Ocak-Eylül döneminde Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri sektörlerindeki toplam ihracat  625,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye geneli mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektöründe toplam ihracat ise aynı dönemde 5,8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Birliğin, Türkiye’nin sektör ihracatı içerisindeki payı ise yüzde 10,8 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ürün grupları bazında değerlendirildiğinde, Ocak-Eylül 2026 döneminde mobilya sektörü ihracatı 177,4 milyon dolar, kağıt-karton sektörü ihracatı 182,3 milyon dolar, ağaç-ahşap ürünleri sektörü ihracatı ise 232,3 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörde yer alan diğer ürün gruplarının ihracatı ise 33,4 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mobilya sektöründe en fazla ihracat yapılan ilk beş ülke Almanya, Irak, Birleşik Devletler, Libya ve Hollanda oldu.</p>
<p>Sektöre yönelik değerlendirmelerde bulunan OMKO Başkanı Levent Öztekin, küresel ticarette yaşanan gelişmelerin, faaliyet gösterdikleri pazarda maliyet ve talep baskısını artırdığını söyledi.</p>
<p>Sektörlerinin faaliyet gösterdiği pazarlarda maliyet ve talep baskısının arttığını belirten Öztekin, “Özellikle Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler sünger, ahşap ve taşımacılık maliyetlerinde yükselişe neden olurken, küresel ölçekte siparişlerin yatay seyretmesi, sevkiyatların gerilemesi ve stokların birikmesi sektör açısından zorlu bir tablo oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörün küresel rekabet gücünü artırmak için öne çıkan faktörleri; tasarım, inovasyon, sürdürülebilirlik ve yeni pazarlara açılım olarak sıralayan Öztekin, “Birliğimizin en fazla ihracat gerçekleştirdiği ülke olan Fas’a yönelik 23–26 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek Sektörel Ticaret Heyeti de mevcut ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve yeni iş bağlantılarının kurulması açısından önemli bir adım olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p>Uluslararası ticarette yüksek tarifeler ve korumacı ticaret politikalarının ihracatçıların karşılaştığı başlıca sorunlardan biri olduğunu vurgulayan Levent Öztekin, “Türkiye’nin önemli hedef pazarları arasında bulunan ABD ve Avrupa’da yüksek faiz oranlarının konut satışlarını baskılaması, yeni mobilya talebinde de belirgin bir yavaşlamaya yol açıyor” dedi.</p>
<p>Buna karşın Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve sektörün dinamizminin, küresel pazarlardaki konumun korunmasında önemli bir avantaj sağladığının altını çizen Öztekin, artan üretim ve iş gücü maliyetlerine rağmen sektörün, farklı pazarlardaki rekabet gücünü korumaya yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı.</p>
<p><strong>“İhracat pazarlarının beklentileri ayrışıyor”</strong></p>
<p>İhracat pazarlarının beklentilerinin önemli ölçüde birbirinden ayrıştığını ifade eden Öztekin, “Orta Doğu pazarında proje bazlı ve aşamalı teslimat, esnek revizyon imkanları ve müşteri odaklı hareket kabiliyeti önem taşırken, Avrupa Birliği pazarında sürdürülebilirlik ve tasarım öne çıkıyor. ABD pazarında ise ürünlerin güvenlik testlerinden geçirilmesi ve lojistik süreçlerin doğru şekilde yönetilmesi kritik önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Enerji, hammadde ve lojistik alanlarındaki belirsizliklerin üreticilerin farklı pazarlara uyum kabiliyetini daha önemli hale getirdiğini belirten Öztekin, “Bu noktada gençlerin özgün tasarım düşüncesinin harekete geçirilmesi ve farklı pazarların ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni fikirlerin geliştirilmesi önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Bu anlayışla düzenlenen “Design for Export” yarışmasının, farklı pazarların ihtiyaçlarını okuyabilen, uygulanabilir ve vizyoner tasarımların ortaya çıkarılmasını hedeflediğini söyleyen Öztekin, yarışmanın ilk aşamasının tamamlandığını, öğrenciler tarafından hazırlanan projelerin profesyoneller tarafından üç boyutlu hale getirildiğini bildirildi.</p>
<p>Ödül töreninin 18 Mart’ta gerçekleştirileceği yarışmada farklı kategorilerde toplam 28 ödül dağıtılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mobilya-kagit-ve-orman-urunleri-ihracati-58-milyar-dolara-ulasti-90218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/8/1280x720/levent-oztekin-1792583357.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Anadolu Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliğinin 9 aylık ihracatı  625,5 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. OMKO Başkanı Levent Öztekin, “Özellikle Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler sünger, ahşap ve taşımacılık maliyetlerinde yükselişe neden olurken, küresel ölçekte siparişlerin yatay seyretmesi, sevkiyatların gerilemesi ve stokların birikmesi sektör açısından zorlu bir tablo oluşturuyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
