<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dijital konaklama düzenlemesi Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini zayıflatır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, basın mensuplarıyla bir araya geldiği etkinlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu'nda görüşülecek "Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu"na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TÜRSAB açıklamasına göre etkinlikte konuşan Bağlıkaya, kanunun kabul edilmesi durumunda, yabancı dijital platformların Türkiye'de şirket kurmadan ticaret yapabileceğini aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, bu durumun yerli seyahat acenteleri için çeşitli dezavantajlar oluşturabileceğini, bunun da ülke ekonomisi açısından orta ve uzun vadede ekonomik ve yapısal sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye için turizmin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Bağlıkaya, bu nedenle sektörün ana oyun kurucularının yerli ve milli olması gerektiğini aktardı.</p>
<p>Düzenlemenin hayata geçmesi halinde Türkiye'de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında "eşitsiz bir rekabet ortamı" oluşacağını ifade eden Bağlıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yerli ve milli seyahat acentelerimizin, turist ile hizmet sağlayıcı arasında aracılık yapmanın çok ötesinde anlam ve önem taşıyan yönleri var. Türkiye'nin turizm ekosisteminin içerisinde, istihdam oluşturan, vergi ödeyen, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan ve turizm gelirinin Anadolu'nun dört bir yanına yayılmasına önemli katkılar sunan seyahat acentelerimiz hayati bir rol üstleniyor. Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye'nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır."</p>
<p>Bağlıkaya, söz konusu düzenlemenin, yurt dışında kurulu dijital platformlara Türkiye'de şirket kurma zorunluluğu olmaksızın konaklama hizmetlerinin ticareti ve rezervasyon işlemlerinin yanı sıra uçak bileti satışlarını da doğrudan gerçekleştirme imkanı tanıyacağını belirtti.</p>
<p>Bağlıkaya, düzenlemeyle otellerin ve diğer turizm işletmelerinin yabancı platformlara bağımlılığının artacağını, komisyon ve hizmet bedelleri yoluyla yurt dışına aktarılan kaynakların büyümesini de beraberinde getireceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/baglikaya-1780394834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu&quot; düzenlemesinin hayata geçmesi halinde Türkiye&#039;de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında &quot;eşitsiz bir rekabet ortamı&quot; oluşacağını ifade eden TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine 100,8 milyar lira borçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün iki ihale düzenledi.</p>
<p>İlk ihalede, 2 yıl (707 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 18 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı yapıldı.</p>
<p>İhalede, basit faiz yüzde 36,53, bileşik faiz yüzde 39,87 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 38 milyar 987 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 23 milyar 949 milyon lira, net satış 24 milyar 242,5 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 3 milyar 750 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 27 milyar 269 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 14 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>İkinci ihalede 5 yıl (1652 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 16,63 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede, basit faiz yüzde 35,55, bileşik faiz yüzde 38,71 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 46 milyar 990 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 27 milyar 705 milyon lira, net satış 30 milyar 547,9 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 8 milyar 300 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 33 milyar 185 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 20 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>Böylece, Hazine, iki ihaleyle toplam 100 milyar 840,4 milyon lira borçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, düzenlediği iki ihaleyle 100,8 milyar lira borçlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akhisar Ticaret Borsası’nda Alper Alhat yeniden Başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AKHİSAR</strong></p>
<p>Akhisar Ticaret Borsası’nda mevcut Başkan Alper Alhat ve yeşil listesi, dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden yönetime seçildi. 391 kayıtlı üyeden 356’sının sandık başına gittiği seçimlerin ardından Alhat, yeni dönemde yarışan tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını belirterek, “Seçimler artık bitti, küslük dargınlık yok. Tüm aday arkadaşlarımızla birlikte yol alacağız” dedi.</p>
<p>Yeni dönemin öncelikli projelerinden ilkinin lisanslı depo olduğunu belirten Alhat, “Lisanslı depo, ürünün değerini korurken sanayicimizin üretimini, ihracatçımızın teslimatını daha güvenle planlamasını sağlayacak” dedi. Lisanslı depo için Ballıca Kavşağı’nda yer alındığını ifade eden Alhat, “İzinler için başvurularımızı yaptık. En kısa zamanda ilk etabı sektörümüzün hizmetine kazandıracağız” diye konuştu.</p>
<p>Sıfır atık entegre üretim modelinin de geçen dönemden sarkan önemli projeleri arasında yer aldığını söyleyen Alhat, zeytinyağı üretiminden kalan ürünlerin farklı sektörlerde değerlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Alhat, “Zeytinyağı üretiminde kullanılan mevcut prosesler, dünyada geçerliliğini yitirdi. Akhisar olarak entegre modele geçişin öncüsü oluyoruz. Bu çok önemli bir proje. Çünkü sorun olarak gösterilen zeytin suyunun atık su değil altın su olduğunu ortaya koyduk. Bu modelde zeytinyağı üretiminden kalan ürünler, farklı alanlarda değerlendirilecek. Çekirdeği alınmış katı bölüm yem sanayisinde, çekirdek yakıt sektöründe, sıvı bölüm yani altın su ise tarım arazilerinde değerlendirilecek” dedi.</p>
<p>Zeytinyağı sektörünün analiz ihtiyacına cevap verecek laboratuvarın hazırlıklarına da değinen Alhat, tesisi 31 Aralık’a kadar hazır hale getirmeyi ve ocak ayından itibaren hizmet vermeye başlamayı hedeflediklerini söyledi. Laboratuvar hizmetlerinin Lisanslı Depo A.Ş. tarafından yürütüleceğini Lisanslı depo binası yapılıncaya kadar borsa binasının zemin katında faaliyet göstereceğini söyledi. Alhat, yeni zeytin hasadının başladığını seçimlerde bittiğine göre tüm odağın artık gelen ürünün doğru işlenmesi doğru depolanması ve iyi pazarlanmasına yönlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yeni sezonun sektörün tüm paydaşları için bol kazanç ve bereket getirmesini diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-1791206930.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akhisar Ticaret Borsası’nda dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden başkan seçilen Alper Alhat, yeni dönemde tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını söyledi. Alhat’ın yeni dönemdeki öncelikleri ise lisanslı depo, sıfır atık entegre üretim modeli ve zeytinyağı laboratuvarı olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk ayda fındık ihracatı 192 milyon doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 2026-2027 ihracat sezonunun ilk ayına ilişkin verileri açıkladı. </p>
<p>Yazılı açıklamaya göre, 1-30 Eylül 2026 döneminde yurt dışına 18 bin 929 ton fındık ihraç edilirken, karşılığında 192 milyon 83 bin 755 dolar gelir sağlandı.</p>
<p>Açıklamada, geçen yılın aynı döneminde 13 bin 926 ton fındık ihracatından 143 milyon 978 bin 657 dolar kazanç sağlandığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezonunun ilk ayında 18,9 bin ton fındık ihracatından 192 milyon doların üzerinde gelir elde edildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTSO’da Nedim İncebay dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (İTSO) yeni dönemin yönetimini belirleyecek komite seçimleri, yoğun rekabetin yaşandığı sandık sonuçlarıyla tamamlandı.</p>
<p>Üç adayın yarıştığı seçimlerde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ ve adaylardan biri kendi gruplarından çıkamazken, gruptan çıkmayı başaran tek isim Nedim İncebay oldu. Böylece İTSO’da yeni dönemin başkanlığı için İncebay’ın önü açıldı. Seçimde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ, Mobilya İmalatı Komitesi’nde sandık başına gitti. Uğurdağ kendi sandığında 152 oy alırken, rakibi 256 oyda kaldı. Bu sonuçla Uğurdağ kendi grubundan çıkamayarak başkanlık yarışının dışında kaldı. Nedim İncebay ise İhracat, E-Ticaret ve Gıda komitelerinde yarıştı. İncebay, E-Ticaret Komitesi’nde 95 oy alarak grubundan çıkmayı başarırken, Gıda Komitesi’nde ise yeterli oyu alamadı. Seçim sonuçlarıyla birlikte İncebay ve ekibi İTSO’nun yeni yönetimini oluşturma hakkını elde etti.</p>
<h2><strong>“Meselemiz kişiler değil, İnegöl’ün geleceği”</strong></h2>
<p>Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Nedim İncebay, İnegöl’ün üretim, ticaret ve ihracat kapasitesine dikkat çekti. Yıllardır iş dünyasının içinde olduğunu belirten İncebay, sanayici ve tüccarın karşı karşıya kaldığı sorunları yakından bildiğini söyledi. İnegöl ekonomisinin mobilyadan tekstile, gıdadan makine ve metal sektörüne, tarımdan hizmetlere kadar geniş bir üretim ve ticaret altyapısına sahip olduğunu vurgulayan İncebay, küresel rekabet koşullarındaki değişime dikkat çekti. İncebay, yeni dönemin yalnızca üretim kapasitesini artırma hedefiyle sınırlı olmayacağını belirterek, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atılması gerekli. Biz de hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac38d5d1b55d-1791200605.jpg" alt="" width="686" height="594" /></p>
<h2><strong>“Hedef 2034”</strong></h2>
<p>İTSO’nun yeni döneminde sorunların doğru tespit edilmesi ve sonuç odaklı bir çalışma anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirten İncebay, “Bir sorun doğru tespit edilir, doğru ekip oluşturulur ve kararlılıkla takip edilirse sonuç alınır” ifadelerini kullandı. Seçim sürecinin ardından verdiği mesajlarda birlik ve gelecek vurgusu yapan İncebay, “Bizim meselemiz kişiler değil; İnegöl’ün geleceğidir” dedi. İncebay, yeni dönemi yalnızca dört yıllık bir görev süresi olarak değerlendirmediklerini belirterek, Hedef 2034 vizyonuna dikkat çekti. Bu hedefin yalnızca bir slogan olmadığını vurgulayan İncebay, İnegöl’ün ekonomik yapısının üretim, ticaret, ihracat, teknoloji, lojistik, markalaşma ve dijitalleşme alanlarında daha ileri bir seviyeye taşınmasını hedeflediklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-1791200572.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen komite seçimlerinde üç aday yarıştı. Mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ kendi grubundan çıkamazken, Nedim İncebay iki komitede yarışıp E-Ticaret Komitesi’nden 95 oy alarak gruptan çıkmayı başardı. İncebay ve ekibi, seçim sonuçlarının ardından İTSO’nun yeni yönetimini oluşturdu. Nedim İncebay, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil, verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atacağız. Hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TÜİK'in açıkladığı eylül ayı enflasyon verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, enflasyonla mücadeleyi kararlı, bütüncül ve koordineli politikalarla yürütürken, dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımları daha da güçlendirdiklerini belirtti.</p>
<p>Tüketici enflasyonunun eylül ayında yüzde 1,84 oranında gerçekleşirken, yıllık enflasyonun yüzde 29,73 seviyesine gerilediğini aktaran Yılmaz, "Böylece, yılın üçüncü çeyreğinde dışsal gelişmelerin oluşturduğu baskılara rağmen enflasyondaki düşüş eğilimi hızlanmış ve yaklaşık 5 yıllık bir dönemin ardından Orta Vadeli Program'da ortaya konan çerçeveyle uyumlu şekilde yıllık enflasyon yüzde 30'un altına gerilemiştir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, bu iyileşmeye gıda enflasyonundaki olumlu seyrin önemli katkı sağladığını, özellikle taze meyve ve sebze fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle gıda yıllık enflasyonunun bir önceki aya göre 6,2 puan azalarak yüzde 27,6 seviyesine indiğini, temel mal grubunda ise yıllık enflasyonun yüzde 15,9 oranıyla yatay seyrettiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Hizmet grubunda ise ulaştırma ve haberleşme hizmetlerindeki aylık enflasyonda ılımlı artışın etkisiyle, hizmet enflasyonunun yıllık bazda yüzde 37,7 seviyesine gerilerken, yıllık kira enflasyonu görünümündeki iyileşmenin sürmesinin de hizmet kaleminde dezenflasyon sürecini desteklediğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bölgemizde ve küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin enerji ve emtia maliyetleri üzerinden yurt içi fiyatlara yansıyabilecek etkilerini yakından izliyoruz. Bu gelişmelerin yurt içi fiyatlara geçişini sınırlamak ve ekonomimizin dışsal şoklara karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla para, maliye ve gelirler politikalarımızı güçlü bir eşgüdüm içerisinde uygulamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, enflasyonun ana eğilimindeki düşüşü güçlendirerek dezenflasyon sürecini kesintisiz biçimde sürdürmek ve fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmektir. Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p>Bu doğrultuda tarımsal üretimde verimlilik ve üretim planlamasını geliştirirken, enerji arz güvenliğimizi artıracak, konut arzını güçlendirecek ve lojistik maliyetlerini azaltacak adımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Arz yönlü şoklarının etkisinin zayıflaması ve uyguladığımız koordineli politikaların desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz. Fiyat istikrarının güçlenmesiyle ekonomimizde öngörülebilirliği artırmayı, sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi ve büyümeyle oluşan refahın vatandaşlarımızın yaşam standartlarına kalıcı biçimde yansımasını sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı enflasyon verilerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta hasarı hizmetlerine e-Devlet&#039;ten erişilebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), vatandaşların sigorta uygulamalarına güncel, hızlı ve etkin erişimine imkan sağlamak için kurum tarafından yürütülen ve Siber Güvenlik Başkanlığı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinin katkılarıyla sürdürülen "e-Devlet/Özel Sigortalarım" sayfasının kapsamının tamamlanan faz 2 çalışmalarıyla birlikte genişletildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir." ifadelerine yer verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/e-devlet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK açıklamasında, &quot;Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: İki yılda 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından geliştirilen Milli Hızlı Tren'in üretim çalışmaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ilk setin testleri sürerken ikinci setin üretim çalışmalarının da devam ettiğini belirten Uraloğlu, "İkinci Milli Hızlı Tren setimizin imalat çalışmalarını sürdürüyoruz. Bir taraftan ilk setimizin testlerini gerçekleştirirken diğer taraftan ikinci setimizi adım adım raylara hazırlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Milli Hızlı Tren üretiminin belirlenen takvim doğrultusunda devam edeceğini vurgulayarak, "2027'de 7, 2028'de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Milli Hızlı Tren setlerinin 8 araçtan oluştuğunu ve 577 yolcu kapasitesine sahip olduğunu anlatan Uraloğlu, trenlerin kritik bileşenlerinden Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi ile Cer Sistemi'nin de ASELSAN işbirliğiyle yerli ve milli olarak tasarlanıp üretildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ilk Milli Hızlı Tren setinin test sürecinin başarıyla devam ettiği bilgisini vererek, saatte 225 kilometre işletme hızına sahip trenin dinamik seyir emniyeti testleri kapsamında saatte 250 kilometre hıza ulaştığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci Milli Hızlı Tren setinin imalat çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Bakan Uraloğlu, &quot;2027&#039;de 7, 2028&#039;de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa TSO’da İbrahim Özmen dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde İbrahim Özmen ve ekibi seçimi kazandı.</p>
<p>İlçe Seçim Kurulu gözetiminde oda binasında gerçekleştirilen seçimlerin ardından Mustafakemalpaşa TSO’da yeni dönem başladı. İbrahim Özmen’in öncülüğündeki tek listenin oylandığı seçimlerde, 5 meslek komitesi için kurulan 5 sandıkta toplam 375 üye oy kullandı. Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca bir meslek kuruluşu olmadığını vurgulayan İbrahim Özmen, odanın Mustafakemalpaşa iş dünyasının ortak çatısı olduğunu ifade etti. Odanın kuruluşunun 46. yılında olduklarını belirten Özmen, önlerindeki dört yıllık dönemi yalnızca bir seçim dönemi olarak görmediklerini söyledi. Özmen, hedeflerinin Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nı 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak olduğunu ifade etti. Bu hedef doğrultusunda tecrübenin gücünü gençlerin enerjisiyle buluşturacaklarını dile getiren Özmen, tüm oda üyeleriyle birlikte hareket edeceklerini söyledi. Özmen, Mustafakemalpaşa’yı ticaret, sanayi, tarım ve turizm alanlarında daha ileriye taşımayı hedeflediklerinin de altını çizdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac382ca5c2d0-1791197898.jpeg" alt="" width="666" height="1175" /></p>
<h2>“Mustafakemalpaşa’nın üretim potansiyelini duyuracağız”</h2>
<p>KOBİ’lerin büyümesi, OSB’lerin gelişmesi ve Tarım OSB’nin ilçeye kazandırılması için çalışmalar yürüteceklerini ifade eden Özmen, oda üyelerine yönelik yeni projelerini de açıkladı. Odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı hedeflediklerini belirten İbrahim Özmen, burada genç ve kadın girişimcilere yönelik “Girişim Atölyesi” ile Mustafakemalpaşa TSO Eğitim Akademisi oluşturacaklarını söyledi. Üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanması amacıyla Proje Ofisi oluşturacaklarını belirten Özmen, yurt dışı iş bağlantılarının kolaylaştırılması için de “Kolay Vize” desteği sağlamayı hedeflediklerini açıkladı. KOSGEB desteklerinden üyelerin ve yeni girişimci adaylarının daha fazla yararlanması için çalışmalar yapacaklarına da değinen Özmen, ilçenin üretim potansiyelini Türkiye’ye tanıtacak Mustafakemalpaşa Ticaret Fuarı’nı geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-1791197871.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerini İbrahim Özmen ve ekibi kazandı. Kendisine destek olan üyelere teşekkür eden İbrahim Özmen, “Yeni dönemde üyelerimizin desteğiyle, işlerini kolaylaştıran ve ihtiyaçlarına somut çözümler üreten bir oda için hep birlikte çalışacağız. Hedefimiz Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-89035</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB&#039;den eylülde 4.1 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin (UİB) 2026 Eylül ayı ihracat rakamları açıklandı. Eylül ayındaki ihracatı 4 milyar 123 milyon dolar olan UİB’in, yılın 9 aylık ihracat tutarı 32 milyar 777 milyon 155 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, “Rekabetçilikte zorlansak da üyelerimizi yeni pazarlarda yeni alıcılarla buluşturmak için sürekli sahadayız. 2026’nın son çeyreğinde de yıllık hedefimizin üzerine çıkmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Otomotiv ihracatı 3 milyar 584 milyon dolar</strong></h2>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Eylül ayı ihracatı 3 milyar 584 milyon 207 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın 9 aylık dönemindeki ihracat toplamı da 27 milyar 893 milyon 559 bin dolara ulaştı.</p>
<h2><strong>Tekstil 95,4 milyon dolar oldu</strong></h2>
<p>Eylül ayında 95 milyon 432 bin dolar ihracat yapan Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB) bu yılın 9 aylık dönemindeki ihracatı ise 897 milyon 823 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. Eylül ayında 57 milyon 361 bin dolar ihracat yapan Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), Ocak-Eylül dönemi ihracatı toplamı ise 636 milyon 44 bin dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<h2><strong>Mamul ihracatı 23,9 milyon dolar</strong></h2>
<p>Eylül ayında 23 milyon 923 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), bu yılın 9 aylık dönemindeki ihracatı ise 177 milyon 79 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. Eylül ayında 38 milyon 472 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 9 aylık dönemde toplam 179 milyon 436 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-89035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/5/1280x720/uibten-eylul-ayinda-41-milyar-dolarlik-ihracat-1791195443.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin eylül ayı ihracatı, 4 milyar 123 milyon 766 bin dolar olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-89031</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhammet Öztürk: Tanıtım desteklerinde kaynak sıkıntısı yok, ihracatçı daha gayretli olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR </strong></p>
<p>Özellikle son 3 yıldır yüksek enflasyon-düşük kur sarmalıyla rekabetçiliğini önemli ölçüde yitiren Türk ihracatçısı, çözümü yüksek katma değerli üretim, markalaşma, yeni pazarlar, dijital ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda arıyor. Zaten ana faaliyetleri konusunda finansman bulamayan ihracatçılar, bu alanlara kaynak ayırmakta zorlanıyorlar. Bu da devlet teşviklerinin önemini artırıyor.</p>
<p>Bu tür desteklerin ihracatçıların son dönemdeki en büyük sorunu olan üretim maliyetini düşüremese de tanıtım, pazarlama gibi maliyetlerinde çok büyük avantaj sağladığını ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, ihracatçıların bu desteklerden yararlanmak için daha gayretli olması gerektiğine dikkat çekti. EİB bünyesinde yürüttükleri Turquality, URGE (Uluslararası Rekabetçiliği Geliştirme Programı), ticaret heyeti, fuar katılımı gibi organizasyonlarda bugüne kadar hiçbir destek taleplerinin Ticaret Bakanlığı tarafından geri çevrilmediğini söyleyen Öztürk, bakanlığın bu yıl için 45 milyar TL olarak belirlenen destek bütçesinin önceki yıllarda da bittiğini hiç duymadığını ifade etti.</p>
<p>Üyeleriyle sınırlı kalmadan, tüm ihracatçıların devlet desteklerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak amacıyla Ege illerinde eğitim programları düzenlediklerini vurgulayan Öztürk, yurtdışı marka, tanıtım destekleri, fuar katılımı, ticaret heyetleri, şirket marka alım desteği ve yeşil mutabakata uyum gibi konularda kapsamlı bilgiler verdikleri bu programlarla ihracatçı firmaların devlet desteklerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamayı amaçladıklarını vurguladı. Ticaret Bakanlığı tarafından 2025 yılında ihracatçılara ve iş birliği kuruluşlarına yönelik toplam 25,5 milyar TL tutarında devlet yardımı sağlandığını hatırlatan Öztürk, 2026 yılı için bu kapsamda ayrılan kaynağın 45 milyar TL olduğunu söyledi.</p>
<p>EİB olarak 2024’te 1 milyar 260 milyon TL devlet desteğine aracılık ettiklerini, bu tutarın 2025 yılında yüzde 90 artışla 2 milyar 400 milyon TL’ye ulaştığını anlatan Öztürk, “Söz konusu desteklerden 2025 yılında toplam 2 bin 612 firma ve iş birliği kuruluşu yararlandı. Bu yılın ilk 6 ayında bu tutar 2 milyar TL’yi aştı. Önümüzdeki dönemde daha fazla ihracatçının destek mekanizmalarından yararlanmasını sağlamak amacıyla eğitim ve danışmanlık faaliyetlerini artırarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda EİB’e bağlı 12 birlik de geliştirdikleri projelerle üyelerine destek oluyorlar” diye konuştu.</p>
<p>Son olarak geçtiğimiz haftalarda ABD’nin Miami kentinde düzenlenen Americas Food &amp; Beverage Show’da yoğun bir program gerçekleştirdiklerini hatırlatan Öztürk, “EİB bünyesindeki gıda birliklerinin ortaklığıyla yürütülen ve ABD’ye gıda ürünleri ihracatımızı kalıcı şekilde artırmayı hedefleyen Turkish Tastes Projesi kapsamında bir tadım etkinliği gerçekleştirdik. Ayrıca başkanlığını yaptığım Ege Hububat Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği tarafından yürütülen Gıda URGE Projesi kapsamında 10 firmayla bu fuarda stant açtık. Firmalarımız ürünlerini tanıttı. Fuarda İstanbul İhracatçılar Birliği’nin şekerli mamuller üzerine yürüttüğü Turquality projesi için de çalışmalar yürütüldü” diye konuştu.</p>
<p>Ege Hububat Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği’nin gıda dışında kedi-köpek maması için Turkish Petfood URGE Projesi’ne başladığını dile getiren Muhammet Öztürk, “Proje kapsamında şimdiye dek eğitim projesi yapıldı. Son olarak projede yer alan 10 firma yurt dışında müşteri aramak için bir danışmanlık şirketiyle anlaşma yaptı. Danışmanlık firması 6 ay boyunca dünyadaki petfood alıcılarına dair istihbarat çalışması yapacak. Ardından fuar katılımı, ticaret heyetleri gibi etkinlikler gelecek. Bu tür çalışmalar biraz zaman alıyor ama hep olumlu sonuçlar alıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Katılanların tamamı memnun”</h2>
<p> Gıda URGE Projesi’nde 3 yılı geride bıraktıklarını belirten Öztürk, “Proje kapsamında, Malezya, Güney Kore ve Suudi Arabistan’a ticaret heyetleri organize ettik. Üçü de son derece verimli geçti ve bu pazarlara ihracatımızı artırdık. Geçen hafta Miami’de fuara katıldık. Bu organizasyonların ardından katılımcılara bu tür programlara devam etmek isteyip istemediklerini bizzat soruyorum. İstisnasız herkes olumlu yanıt veriyor. Önümüzdeki ocak ayında İngiltere'ye bir ticaret heyeti planlıyoruz. Projede 23 firmayız. Ziyaretlere katılım her seferinde artıyor, çünkü gidenler memnun” diye konuştu.</p>
<h2>“20 bin dolarlık maliyet 4 bin dolara düşüyor”</h2>
<p>Gıda URGE Projesi için yola çıktıklarında 23 katılımcıyı zor ikna ettiklerini söyleyen Muhammet Öztürk, “Bu projeyi bitirdikten sonra katılımcı sayısı daha yüksek bir URGE projesi daha planlıyoruz. Katılımcıların memnuniyeti başka firmaları da projelere çekiyor. Projenin ihracat kültürünü geliştirmeden pazar bulmaya kadar pek çok faydası var. En büyük faydası da pazarlama-tanıtım maliyetlerini düşürmesi. En son katıldığımız Miami fuarına bir firma kendi olanakları ile katılsa bu ona 20 bin dolara mal olacaktı. Oysa bakanlık desteği ile bu rakam 4 bin dolara düştü. Bakanlığın geri ödemeleri 6 ay gibi uzun bir süre alabiliyor ama farkı biz ihracatçılar birliği olarak finanse ettiğimizden firmalara yansımıyor” bilgilerini verdi.</p>
<h2> “Ticaret heyetleri fuarlardan daha verimli geçiyor”</h2>
<p>İhracat desteklerinin en etkililerinden biri olan URGE projelerinin faydalarının çok büyük olduğunu anlatan Öztürk, “Önümüzdeki dönemde bunu üyelerimize daha çok anlatıp daha geniş katılımlı URGE projeleri düzenlemek istiyoruz. Katılım artınca maliyetler de düşüyor. URGE projelerinde de ticaret heyeti organizasyonlarına ağırlık vereceğiz. Fuar katılımı elbet fayda sağlıyor ama ticaret heyetlerinde sayısı, muhatabı belli görüşmeler gerçekleştiriliyor. Yani daha hedefe odaklı ilerliyor. Üstelik maliyetleri fuarlardan daha düşük. Bu, şu an hemen hemen her birliğimizin ortak düşüncesi. Ama imkanlarımız bütçelerle sınırlı. Çünkü bunları önce ihracatçılar birliği finanse ediyor, ardından bakanlıktan destek geliyor. Bakanlık bize ön ödemeyle destek olursa, daha çok proje yaparız” dedi.</p>
<p> Şu ana kadar URGE kapsamında ya da ayrı organizasyonla ticaret heyetleri için bakanlığa yaptıkları başvuruların hiçbirinin olumsuz karşılanmadığını vurgulayan Öztürk, “Bunun bir sebebi ekiplerimizin çok deneyimli olması ve başvuru yöntemlerini çok iyi bilmeleri. Diğer nedeni de Ticaret Bakanlığı’nın bunun için ayırdığı bütçenin oldukça yüksek olması. 2026 için bakanlık bu ve benzeri çalışmalar için 45 milyar TL’lik bütçe belirledi. Ben şimdiye kadar kaynak yok diye herhangi bir projenin geri çevrildiğini duymadım. Tam tersi bakanlık bizleri daha çok proje yapmamız için gayretlendiriyor. EİB olarak geçen sene 1.5 milyar dolarlık desteğin kullanılmasına aracılık ettik. Bu yıl ilk 6 ayda bu rakam 2 milyar TL’yi buldu” diye konuştu.</p>
<p> Bu aralar ihracatçının en büyük probleminin üretim maliyetleri olduğunu dile getiren Muhammet Öztürk, “Bu tür organizasyonlarla firmalarımızın tanıtım, pazarlama gibi faaliyetlerinin maliyetini azaltıyoruz ama maalesef malın maliyetini düşüremiyoruz. Bu, mücadeleden vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Hedeflerimize ulaşmanın başlıca yolu tanıtım. Tanıtmazsanız bir yere varamazsınız. Firma tek başına da fuardan fuara koşar ama destek olmazsa 10 tane fuara gidecekse 2-3 tanesine gidebilir. Biz il il gezerek devlet yardımlarını hem kendi üyelerimize, hem diğer ihracatçılara anlatıyoruz. Destek yelpazesi o kadar kapsamlı ki, bu işleri takip eden biri olarak ben bile bazı destekleri kaçırabiliyorum. Geçtiğimiz günlerde birliğimizin ilgili departmanlarının yaptığı sunumlarda bazı destekleri ilk kez duyunca şaşırdım” diye konuştu.</p>
<h2>“Üyeyi ikna etmek bakanlıktan kaynak almaktan daha zor”</h2>
<p> Üyelerini projelere katılmaya ikna etmenin bakanlıktan kaynak almaktan daha zor olduğuna dikkat çeken Muhammet Öztürk, “Hububat birliğimizin aktif ihracat yapan üye sayısı 250 civarında. Fakat bizim neredeyse tüm üyelerimizi kapsama alan Gıda URGE projemizi 23 katılımcıyla hayata geçirdik. Proje kapsamındaki çalışmalara ise 10-15 firma katılıyor. Gönül isterdi ki bu sayı 50’leri bulsun. Bunun nedeni hem bizim yeterince anlatamayışımız, hem de insanların ilgisini çekmenin zorluğu. İnsanların ikna olması için başarıyı gözleriyle görmeleri gerekiyor. O yüzden her yeni projede katılımcı sayısı artıyor” dedi.</p>
<h2>Sıfırdan ihracatın zirvesine</h2>
<p>Erzurum’da 1968 yılında dünyaya gelen Muhammet Öztürk’ün hayatı adeta bir başarı hikayesi. Öztürk, çalıştığı dış ticaret firmasındaki görevi gereği ilk defa “getir-götür” işleri için girdiği Ege İhracatçı Birlikleri’nde (EİB) en üst makam olan koordinatör başkanlık görevine kadar yükseldi. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Öztürk, iş hayatına 1986’da atıldı, kendi işletmesi olan Alternatif Tarım ve Orman Ürünleri’ni 1996’da kurdu. 2008’de yönetim kurulu üyesi olarak girdiği Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nde 2022’den beri yönetim kurulu başkanı olarak görev yapıyor. Bu süreçte birliğini EİB’in ihracat artış rekortmeni yapan Öztürk, bu yıl mayıs ayında EİB’in koordinatör başkanı olarak seçildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-89031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-1791193312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Mahmut Öztürk, üretim maliyetleri konusunda ellerinden bir şey gelmese de, ihracatçının tanıtım ve pazarlama maliyetlerini düşürme yolunda devlet desteklerinin çok etkili olduğunu belirterek, ihracatçıların da bunları kullanma konusunda daha gayretli olması gerektiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyon-57-ay-sonra-yuzde-30un-altina-geriledi-89030</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Enflasyon 57 ay sonra yüzde 30’un altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan eylül ayı enflasyon verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya paylaşımında yıllık enflasyonun Kasım 2021'den sonra yüzde 30’un altına gerilediğine işaret ederek şunları kaydetti:</p>
<p>"Dezenflasyon ulaştırma hariç genele yayılıyor. Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3’e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor."</p>
<p>Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalara devam ettiklerini ifade eden Şimşek, "2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır." açıklamasında bulundu. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Yıllık enflasyon 57 ay sonra (Kasım 2021) yüzde 30’un altına geriledi. Dezenflasyon ulaştırma hariç genele yayılıyor. Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3’e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor. Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalarımıza devam ediyoruz. 2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır.</p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2107022466929295666?ref_src=twsrc%5Etfw">October 5, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyon-57-ay-sonra-yuzde-30un-altina-geriledi-89030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, yıllık enflasyonun 57 ay sonra yüzde 30’un altına gerilediğini belirterek, &quot;Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-fiyat-artisi-yuksekogretimde-89025</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde en yüksek fiyat artışı yükseköğretimde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ilişkin fiyat hareketlerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre tüketici fiyatları bazında eylülde en yüksek fiyat artışı yüzde 25,79 ile yükseköğretim eğitiminde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 24,41 ile turunçgiller oldu.</p>
<p>Eylülde yükseköğretimi yüzde 23,31 ile "hurma, incir ve tropikal meyveler, taze" ve yüzde 19,99 ile "yatılı okullar, üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarındaki konaklama hizmetleri" kategorileri izledi.</p>
<p>Eylülde fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında yüzde 16,04 ile okul servisleri, yüzde 12,93 ile motorin (mazot), yüzde 12,23 ile margarin, yüzde 11,55 ile benzin yer aldı.</p>
<p><strong>En çok turunçgiller ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 24,41 ile "turunçgiller, taze" kategorisinde gerçekleşti. Bunu yüzde 17,62 ile "diğer sebzeler, taze veya soğutulmuş", yüzde 13,12 ile "diğer meyveler, taze", yüzde 12,96 ile "hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı", yüzde 11,78 ile "yumrulu sebzeler", yüzde 9,22 ile "kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması", yüzde 8,89 ile "balıklar, canlı, taze, soğutulmuş veya dondurulmuş", yüzde 8,41 ile "sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli meyveler, taze", yüzde 6,8 ile "hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı" kategorileri takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-fiyat-artisi-yuksekogretimde-89025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/universite-1791189795.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 25,79 ile yükseköğretim eğitiminde görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 24,41 ile turunçgiller oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-89053</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Darıca’da 6’ncı istihdam buluşması düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca’da istihdamın güçlendirilmesi ve vatandaşların iş fırsatlarına daha kolay ulaşabilmesi amacıyla düzenlenen İstihdam Fuarı, bu yıl 6’ncı kez kapılarını açtı.</p>
<p>Darıca Belediyesi ev sahipliğinde, İŞKUR, İMES ve İKDAY iş birliğiyle gerçekleştirilen fuarda, farklı sektörlerde faaliyet gösteren 54 firma personel ihtiyaçlarını karşılamak üzere stant açtı. Yapılan açıklamaya göre iş arayan vatandaşlar, firmaların insan kaynakları temsilcileriyle doğrudan görüşerek açık pozisyonlar hakkında bilgi aldı ve iş başvurularında bulundu. Fuarın, iş arayanlarla işverenleri doğrudan buluşturarak istihdama yönelik önemli bir buluşma noktası olduğu bildirildi.</p>
<p>İstihdamın yalnızca bireysel değil, şehir ekonomisi açısından da önemli bir konu olduğunu belirten Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, “Biz Darıca’mızın sadece fiziki olarak değil, ekonomik ve sosyal anlamda da gelişmesini istiyoruz. Bunun en önemli unsurlarından biri de vatandaşlarımızın iş sahibi olmasıdır. İstihdam Fuarımızla iş arayan hemşehrilerimizle iş dünyasını doğrudan buluşturuyoruz. 6’ncı kez düzenlediğimiz bu organizasyonun her geçen yıl daha da büyümesi bizleri mutlu ediyor” dedi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Fuar kapsamında 54 firma, farklı pozisyonlardaki personel ihtiyaçları doğrultusunda vatandaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirdi. Gün boyunca yoğun katılımla devam eden organizasyonda iş arayan vatandaşlar, farklı sektörlerdeki iş fırsatlarını yakından değerlendirme imkânı buldu. Darıca Belediyesi’nin istihdam odaklı çalışmalarının önemli bir ayağını oluşturan fuar, iş dünyasının personel ihtiyacı ile vatandaşların iş arayışını aynı noktada buluşturdu. Yaklaşık 2 bin 500 kişinin firmalarla birebir görüşme gerçekleştirdiği fuar, katılımcılara iş fırsatlarını değerlendirme ve aradıkları işe ulaşma imkânı sundu."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-89053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/daricada-6nci-istihdam-bulusmasi-gerceklesti-1791207612.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Belediyesi ev sahipliğinde İŞKUR, İMES ve İKDAY iş birliğiyle düzenlenen 6’ncı İstihdam Fuarı’nda 54 firma iş arayanlarla buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-89050</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kandıra’daki tesisin toplam fındık alımı 3 bin tona yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Kandıra’da kurulan “Çok Amaçlı Tarımsal Ürün Alım ve Depolama Tesisi”nde fındık alım sürecinin devam ettiği belirtildi.  </p>
<p>Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin, tesisin özellikle fındık üreticileri açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, çiftçilerin ürünlerini daha uygun koşullarda değerlendirme imkânı bulduğunu söyledi.</p>
<p>TMO tarafından 24 Ağustos’ta başlatılan kabuklu fındık alımları kapsamında yaklaşık bir ayda 2 bin üreticiden 3 bin tona yakın ürün alındığını belirten Çetin, “Yaklaşık 3 bin 500 ton ürün için de üreticilerimiz randevu sırasını bekliyor. Tesis, fındık üreticilerimizin ürünlerini değerlendirmesi açısından önemli bir kolaylık sağlıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/05/kandira-ziraat-odasindan-buyuksehi-wyih.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Çetin, açıklanan fındık fiyatının üreticilerin beklentilerinin bir miktar altında kaldığını belirterek, “Fiyat beklentimizin biraz altında kaldı. Ancak TMO’nun alım kriterlerini karşılayan ürünlerin hızlı şekilde alınması ve ödemelerin planlanan süreçte gerçekleştirilmesi üreticilerimizi memnun ediyor. Kandıra’daki fındık üretiminde de verim ve kalite açısından yüzümüz gülüyor. İlçemizde çürük oranı oldukça düşük, ortalama randımanımız ise 48 seviyesinde” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tesisin Kandıra’ya kazandırılmasından dolayı Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a teşekkür eden Çetin, merkezin üreticiler açısından önemli bir hizmet sunduğunu belirtti. TMO Kandıra Alım Merkezi’nde görev yapan personelin sabah 08.00’den gece 22.00’ye kadar yoğun bir tempoyla çalıştığını ifade eden Çetin, tüm çalışanlara teşekkür etti. Çetin, önümüzdeki alım sezonlarında üreticilere daha kaliteli hizmet sunulabilmesi amacıyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, TMO ve diğer ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmayı sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-89050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/kocaeli-buyuksehirden-kandirada-findik-ureticisine-destek-1791206491.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kandıra&#039;da bulunan Çok Amaçlı Tarımsal Ürün Alım ve Depolama Tesisi tarafından yaklaşık 2 bin üreticiden 3 bin tona yakın fındık alındığı, 3 bin 500 ton ürün için de randevu sürecinin devam ettiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-acikladi-eylul-enflasyonu-yuzde-184-89022</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK açıkladı: Enflasyon yüzde 30&#039;un altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ait enflasyon verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), eylülde aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda yüzde 29,73 oldu. TÜFE yıllık bazda Kasım 2021'den beri ilk defa yüzde 30'un altına indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac35ea3e20b5-1791188643.png" alt="" width="999" height="195" />Eylülde 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında tüketici fiyatları yüzde 31,49 yükseldi.</p>
<p>TÜFE, eylülde geçen yılın aralık ayına göre yüzde 24,32 yükseliş kaydetti. </p>
<p>Aylık bazda Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 2,07 artış gösterdi.</p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 23,38, geçen yılın eylül ayına kıyasla yüzde 27,38, 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında ise yüzde 27,81 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kira artış oranı</strong></p>
<p>Eylül ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla kira artış oranı da belli oldu. Ekimde ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 31,49 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Beklentiler</strong></p>
<p>AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, eylülde TÜFE'nin yüzde 2,18 artacağını öngörmüştü. Bu ortalamaya göre yıllık enflasyonun yüzde 29,66 olacağı hesaplanmıştı.</p>
<p><strong>Sanayinin 4 sektörü</strong></p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 34,15, imalatta yüzde 29,09, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 8,67 ve su temininde yüzde 29,7 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 28,11, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 26,97, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 25,97, enerjide yüzde 30,82 ve sermaye mallarında yüzde 21,55 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 0,78 gerilerken imalatta yüzde 2,32, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 0,97 ve su temininde yüzde 1,83 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2,04, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,54, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,59, enerjide yüzde 3,55 ve sermaye mallarında yüzde 1,47 yükseliş oldu.</p>
<p><strong>Ana harcama grupları</strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla eylülde bir önceki aya göre en büyük düşüş yüzde 0,2 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde gerçekleşti. Söz konusu dönemde, en yüksek artış ise yüzde 14,19 ile eğitimde hesaplandı.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 0,2 azalış kaydedilirken ulaştırmada yüzde 2,79, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,71 artış kayıtlara geçti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,05 yüzde puan azalış, ulaştırmada 0,49 ve konutta 0,33 yüzde puan artış şeklinde oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Eylülde, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 13,22 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 48,62 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 27,62, ulaştırmada yüzde 35,1, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,99 artış görüldü.</p>
<p>İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 6,73, ulaştırmada 5,96, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 4,84 yüzde puan artış yönünde oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 35'inde düşüş gerçekleşirken 6 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı, 133 alt sınıfın endeksinde ise artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-acikladi-eylul-enflasyonu-yuzde-184-89022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/6/1280x720/market-alisveris-perakende-1748466910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre enflasyon aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 oldu. Yıllık enflasyon Kasım 2021&#039;den beri ilk defa yüzde 30&#039;un altına inmiş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-ssb-ile-246-milyar-euroluk-sozlesme-89021</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> SSB&#039;den ASELSAN ile 2,46 milyar euroluk sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında Hibrit Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik 2,46 milyar avroluk sözleşmeler imzalandı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) yapılan açıklamada, "ASELSAN ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Hibrit Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı 2 milyar 460 milyon avro olan sözleşmeler imzalanmıştır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsandan-ssb-ile-246-milyar-euroluk-sozlesme-89021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında 2,46 milyar euroluk sözleşme imzalandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-89051</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener yeniden başkanlığa hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası’nın (İZTO) Gaziemir Fuar İzmir’de gerçekleştirilen Meslek Komiteleri ve Meclis Üyeleri Seçimleri tamamlandı. 84 meslek grubunda 110 sandıkta gerçekleştirilen seçimlerde üyeler yeni dönemde görev yapacak temsilcilerini belirledi.</p>
<p>Tek aday olarak gireceği Yönetim Kurulu Başkanlığı seçiminde yeniden göreve gelmesi beklenen Özgener’in yanı sıra Meclis Başkanlığı ve Meclis Başkanlık Divanı da 8 Ekim Perşembe günü yapılacak seçimlerle belli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-89051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/1/1280x720/mahmut-ozgener-yeniden-baskanliga-hazirlaniyor-1791206812.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası’nda 20 meslek grubunda yapılan seçimlerin ardından 202 Meclis Üyesi ve 488 Meslek Komitesi Üyesi belli oldu. Tek aday olarak seçime girecek Mahmut Özgener yeni dönemde de başkanlık görevini yürütecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyaktan-celik-sektorunde-yuksek-katma-deger-hamlesi-89005</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Genel Müdürü Yalçıntaş: Standart ürüne değil, vasıflı çeliğe yatırım yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de çelik üretiminin belkemiğini oluşturan kurumlardan İskenderun Demir ve Çelik (İsdemir) bu yıl 56’ncı yaşını kutluyor. İskenderun’da düzenlenen yıldönümü etkinliklerine katılan OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, holdingin maden metalürjideki faaliyetlerine, odak alanlarına ve sektörün önündeki Çin tehdidine yönelik kritik açıklamalarda bulunurken, Türkiye’nin karbon siyahı ithalatını sıfırlayacak yeni tesis yatırımdaki son durumu paylaştı. Bünyesindeki maden metalürji şirketlerinin OYAK’ın yüzde 45’ini temsil ettiğine dikkat çeken Yalçıntaş, Erdemir, İsdemir, Erdemaden, Kümaş, Erdemir Romanya ve Ersem şirketlerinin sadece OYAK’ın belkemiği olmadığını, Türkiye’de üretimin de baş aktörlerinden olduğunu vurguladı. “Bir ürün ne kadar stratejik ya da teknolojik olursa olsun temelinde malzeme var” diyen Yalçıntaş, “Dünyada kullanılan malzemelerin en stratejik olanlarından biri de çelik” dedi. Ereğli ve İsdemir’in, Türkiye’de çelik üretiminin belkemiğini oluşturduğunu dile getiren Yalçıntaş, “İki fabrikamız yıllık 10 milyon ton sıvı çelik üretme kapasitesine sahipler ve yüzde 98 kapasite kullanım oranıyla çalışıyor. Divriği’den, Malatya’dan, Bingöl’den demir cevheri geliyor; İsdemir ve Erdemir’de çeliğe dönüştürülüyor, Miilux, Ersem, Erdemir Romanya gibi tesislerimizde de daha vasıflı çelik ürünlerine dönüşüyor” diye konuştu.</p>
<h2>"Çeliğin değeri 3 katına çıkacak" </h2>
<p>OYAK’ın maden metalürjide büyüme alanları ve yatırım projeksiyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yalçıntaş, “Kemiyet değil keyfiyet” diyerek, bundan sonra standart ürünlerden ziyade yüksek katma değerli ürünleri hedeflediklerini söyledi. Denizaltılarda kullanılan HY-100’ü, zırh çeliğini, elektrik çeliğini örnek olarak gösteren Yalçıntaş, “İsdemir’de Nisan 2024’te bir vakumlama tesisi yaptık. İsdemir burada ‘ultra low karbonlu’ çelik üretiyor. Sonra bu çeliği Romanya’daki tesisimizde elektrik çeliğine dönüştürüyor. Yine Romanya’daki tesislerde bir soğuk haddeleme yatırımı yapmak üzereyiz. O yatırımla da bu şekilde 3 mm giden çeliği 0,1 mm’ye kadar indireceğiz. Bu da dünyada bizi 5-6 tane üreticiden biri haline getirecek. Şu anda normal sıcak rulonun tonu 600 dolar. Ultra low karbon çelik yaptığınız zaman tonu 750-800 doları, hatta 1000 doları buluyor. Bunu İsdemir’de inceltip 0,1 mm’ye indirdiğimiz zaman ise 1700- 1800 dolara satacağız. Yani 600 dolarlık malzemeyi 1800 dolara kadar çıkartabiliyoruz.”</p>
<p>Bu tablodan hareketle OYAK’ın sektördeki yatırım vizyonunu da paylaşan Yalçıntaş, “Eğer şu anda Türkiye’de veya yurt dışında bizim ürün gamımızda olmayan, ancak bizi daha verimli hale getirecek, daha üstün kaliteli, daha vasıfl ı çelik üretmemize imkan sağlayacak herhangi bir yatırım fırsatı görürsek, bu yatırım fırsatını elbette değerlendiririz. İşte Romanya’da değerlendirdiğimiz gibi. Bu kendi şirketimize yapacağımız bir yatırım da olabilir, başka bir şirketle konsolide olarak da” ifadelerini kullandı. OYAK’ın stratejik yatırımlarına Finlandiyalı Miilux’un satın alınmasını örnek gösteren Yalçıntaş, “Finlandiya yüksek vasıflı çelik teknolojilerinde çok ileride. Bu teknolojiyi zırhta da kullanıyorlar. OYAK da oradaki Miilux firmasını satın aldı. O teknolojiden yararlanarak Manisa’da bir fabrika kurdu. Geçen sene bizler yönetime geldikten sonra Finlandiya’da bir tesis daha satın aldık. Onların da teknolojisini Türkiye’ye evirdik. Böylece Türkiye’de daha evvel üretilmeyen kalitede çelikleri üretmeye başladık” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Toplantıda holdingin atıktan katma değer üreten stratejik kimya yatırımına ilişkin son detaylar da paylaşıldı. OYAK ve Tayvanlı China Synthetic Rubber Corporation (CSRC) ortaklığıyla Hatay Payas’ta kurulan OYAK Sentetik Karbon Ürünleri tesisinin, Türkiye’nin ilk ve tek karbon siyahı üretim tesisi olacağı belirtildi. Edinilen bilgilere göre, yaklaşık 415 milyon dolarlık toplam yatırımla hayata geçirilen tesis, Türkiye’nin yıllık 200 bin ila 220 bin ton arasındaki karbon siyahı ihtiyacının neredeyse tamamını tek başına karşılayacak kapasiteye sahip. İki etap halinde planlanan projenin 170 bin ton/ yıl kapasiteli ilk etabında montaj çalışmalarının Mayıs 2027’de tamamlanması, ilk hattın ise Ekim 2027’de devreye alınması hedefleniyor. Erdemir ve İsdemir tesislerinden atık madde olarak çıkan katran bu yatırımla hammaddeye dönüştürülecek. Prosesten çıkan atık gazla kendi elektriğini üretecek ve fazlasını satacak olan çevreci tesis, yıllık 419 milyon doları bulan ithalatı sıfırlayarak cari açığa doğrudan katkı sağlayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin agresif fiyat kırıyor, tüketimimizin yüzde 49’u ithalat</span></h2>
<p>Sektörün en büyük küresel risklerinden biri olan Çin tehdidini de değerlendiren Yalçıntaş, dünya çelik üretim kapasitesinin yarısını tek başına Çin’in elinde tuttuğuna işaret etti. Son yıllarda Çin’in iç büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte iç tüketimin de düştüğünü belirten Yalçıntaş, bu durumun Çinli üreticileri dış pazarlara yönelttiğini ve agresif bir şekilde fiyat kırmalarına yol açtığını vurguladı. Batı’nın Çin çeliğine karşı korumacı kotalar uygulandığını hatırlatan Yalçıntaş, “Türkiye, Avrupa’nın en büyük 7’nci çelik üreticisi konumunda. Ancak ne yazık ki ülkemizde tüketilen çeliğin yüzde 49’u ithal ürünlerden oluşuyor. Türkiye yılda 20 milyon ton ihracat yaparken, 20 milyon ton da ithalat gerçekleştiriyor” dedi. Sektörün korunmasına yönelik atılan adımlara da değinen Yalçıntaş, Ticaret Bakanlığı’nın Dahilde İşleme Rejimi’nde yaptığı son düzenlemenin sektörü ve üreticileri rahatlattığını dile getirerek, sanayiyi koruyacak adımların devam edeceğine inandıklarını sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Milli denizaltının çeliği Erdemir’den</span></h2>
<p>Türk savunma sanayisini ileriye götürecek her çalışmanın içinde olmaktan büyük bir onur ve gurur duyduklarını belirten Yalçıntaş, Milli Denizaltı Projesi (MİLDEN) için özel üretilen HY-100 çeliğinin stratejik önemine dikkat çekti. Konuya ilişkin bilgi veren Erdemir Genel Müdürü Şaban Yazıcı da denizaltı çeliklerinde kalite yükseldikçe akma dayanımının 1000 megapaskalın üzerine çıktığını vurgulayarak, yerli imkanlarla üretilen HY-100 çeliği sayesinde donanmanın 250-300 metre civarından çok daha derinlere güvenle inebilme kabiliyeti kazandığını belirtti. Yaklaşık 10 dakika içerisinde hedeflenen derinliklere inebilmeyi sağlayan ve daha önce Türkiye’de üretilmeyen bu özel çeliğin ilk denemelerinin yapıldığını aktaran Yılmaz, üretilen ilk modülün Mavi Vatan’da sergilendiğini ve çeliğin öncelikli olarak MİLDEN projesinde kullanılacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyaktan-celik-sektorunde-yuksek-katma-deger-hamlesi-89005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, çelikte ‘kemiyet değil keyfiyet’ diyerek yüksek katma değere odaklandıklarını söylerken, standart ürüne değil vasıflı çeliğe yatırım yapacaklarını dile getirdi. Romanya’daki soğuk haddeleme yatırımına işaret eden Yalçıntaş, burada çeliği 0,1 mm’ye kadar incelteceklerini, böylece tonu 600 dolar olan sıcak ruloyu 1800 dolarlık ürüne dönüştüreceklerini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdal-eren-kalkinma-yolu-projesini-petrol-karsiligi-yapacagiz-89003</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdal Eren: Kalkınma Yolu Projesi&#039;ni petrol karşılığı yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, Basra’dan Avrupa’ya tren yoluyla ulaşımı öngören Kalkınma Yolu projesinden, BAE ve Katar gibi ülkelerin çekildiğini, projenin petrol karşılığı altyapı hizmetiyle Türk müteahhitler tarafından yapılmasını öngören anlaşmada sona yaklaşıldığını söyledi. Sektörün Avrupa’dan daha fazla proje almak istediğinin altını çizen Eren, Avrupalı firmaların Türkiye’de ihaleye girmesinden çekinmediklerini, fiyat avantajı istemediklerini bildirdi. Eren Portekiz’in 60 milyar dolarlık altyapı yatırım hazırlığından pay almak istediklerini kaydetti. Erdal Eren, EKONOMİ’nin sorularını şöyle cevaplandırdı:</p>
<p><strong>Türk müteahhitlerinin uluslararası alandaki başarılarını temel olarak neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Sektörümüz 2000’li yıllardan bu yana çok büyük atılım yaptı, bunun da en büyük sebeplerinden birisi özellikle Türk Cumhuriyetleri yanı sıra daha önce büyükelçiliğimizin olmadığı 35’e yakın ülkede büyükelçiliğin açılması diyebilirim. Arkamızda devletimizi, önümüzdeki büyükelçilerimizi gördükçe bu alanda ilerleme kaydettik. Eskiden büyükelçiler ticari konulara hiç girmezdi, bize randevu bile vermezlerdi, ticari ataşelerle görüşmemizi isterlerdi. Şimdi ise büyükelçiler bizimle birlikte hareket ediyorlar, hatta bir büyükelçimiz bir ihaleyle ilgili beni aradı ve “kazandık başkanım” ifadelerini kullandı. Bu gelişmeler bizi senede 2 milyar liralık cirodan, 30 milyar dolarlık ciro seviyesine çıkardı. Sektörümüzün üstlendiği toplam iş miktarı 570 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Evet toplam iş hacmimizin yüzde 20’sini Rusya’da yapmışız. Bunu; Orta Asya, Türkmenistan, Kazakistan takip ediyor. Kuzey Afrika’da ise Tunus, Cezayir, Libya, Fas gibi ülkelerde süre çalıştık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac33a411ffae-1791179329.jpg" alt="" width="800" height="533" /><strong>Avrupa pazarında niye çok fazla ilerleyemiyoruz?</strong></p>
<p>Avrupa'ya daha sonraları girebildik. Ağırlıklı olarak Avrupa'da yapılan projeler Avrupa Birliği kredisiyle yapıldığı için bizim önümüze setler konuluyordu. AB üyesi ülkelerin büyük inşaat firmaları bizim oralara girmemizi istemiyorlardı, çünkü bizimle fiyat anlamında rekabet edemiyorlardı. Fakat biz öncelikle Doğu Avrupa ülkelerine girmeye başladık, aday ülkelerde iş yaptık, üye olduklarında da devam ettik. Bizim Avrupa'nın büyük dev firmalarından ne kadar daha ekonomik ve ne kadar kaliteli iş yaptığımızı gördüler. İhalede o firmalar bizimle rekabet edememeye başladı.</p>
<p><strong>Rusya pazarında artık çok iş yok ama değil mi?</strong></p>
<p>Rusya pazarında yatırımlar durdu, doğul olarak bizim işler de durdu. Amerika'nın koyduğu yasaklar, para dolaşımına getirilen engeller nedeniyle orada iş yapılamaz hale geldi. Yani yüzde 20’lik pazar payımız kapandı. Keza Ukrayna pazarında da 8 milyar dolarlık iş yapıyorduk bir anda hepsi durdu. Ancak savaşa rağmen Ukrayna’da 1.6 milyar dolar tutarında 109 tane irili ufaklı iş yapıldı. Hâlen çalışan meslektaşlarımız var, sirenler çalarken, bombalar düşerken bizim müteahhitler çalıştı. Bir tünel yıkılmış, oranın yakınında iş yapan bir müteahhidimiz hemen gidip tüneli yapmış, aynı yer tekrar yıkılmış, tekrar yapılmış. Ciromuz geçen seneye göre yüzde 50 civarında düşecek gibi.</p>
<p>Dolayısıyla geçen seneki yaptığımız iş hacmine göre 49 firma mızı sıralamada büyük ihtimalle eskiden aldığımız işleri bu sene devam ettiğimiz için gelecek sene de sıralamada yerimiz iyi olur. Ama bir sonraki senede bu sene az iş aldığımız için maalesef ciromuz düşük olacağı için korkarım ki sıralamamızda aşağılara inme tehlikesi olabilir.</p>
<p><strong>Başka ülkelerde üçüncü ülkelerde işbirliği yapılması noktasında çalışmalarınız var mı?</strong></p>
<p>Bu konuda Almanya ile işbirliğinin geliştirilmesi en önemli başlıklardan bir tanesi. Özellikle Ukrayna, Suriye ve Afrika başta olmak üzere Türk müteahhitlik oradaki deneyiminden yararlanarak Almanlarla birlikte çalışabiliriz. Bu konu Dışişleri Bakanlığı ile yaptığımız toplantıda da gündeme geldi. Aslında biz şu anda birçok Avrupa ülkesiyle yani mesela İngilizlerle çok yakın çalışıyoruz. Uluslararası İngiliz finansmanıyla iş yapıyoruz, ortaklaşa projelere giriyoruz. Yani Afrika, Irak, Suriye’ye mallarını göndermek isteyen ve müteahhitleri aktif olmayan ülkeler var. İhtiyaç duyulan krediyi verip kendi mallarının kullanılmasını istiyorlar. Yurt içinden finansman sağlayamayan firmalarımız da buna sıcak bakıyorlar.</p>
<p>Avrupa’nın küçük ülkelerinde ve Afrika’da en büyük rakibimiz Çin. Çünkü uluslar pazarlara gelen Çin firmalarının hepsinin asıl sahipleri devlet. Yani bizimki gibi özel şirketler değiller, Çin devleti ilgili ülkelerin önemli altyapı proje ihtiyaçlarını tespit ediyor ve o ülkeye diyor ki senin paran yok bunu yaptıramıyorsun o demiryolu projeni. Ben sana parayı vereceğim. Sen bu projeni yap ama inşaatı Çinli firmalar yapacak i diyor. Hiçbir Avrupalının hiçbir Amerikalı firmanın rekabet edebilme şansını bırakmıyor. Çünkü Çin krediyi veriyorsa Çinli firmalar arasında ihale edilmesi şartıyla veriyor.</p>
<h2>"İhaleyi siz alın biz mal satalım diyorlar"</h2>
<p><strong>Siz benzer destekleri alamıyor musunuz?</strong></p>
<p>Eximbank sermayesi kısıtlı olduğu için sermayesini mecburen küçük kredilerle kullanıyor. Öyle olunca biz maalesef uluslararası pazarlara elimizde biz size kredi de getiririz diye gidemiyoruz. Bazı ülkeleri yanımıza mecburen Avrupalı firmaları alarak kendi bulduğumuz işe işte projenin içine bir miktar Avrupa'dan ihracat vesaire koydurarak onları Joint Venture Ortak yapıyoruz. İşbirliği diye konuştuğumuz bu aslında. Yani bir Avusturya firması bizimle beraber Afrika'da gelip iş yapmak istemiyor. Bunun yerine mesela bir Türk firması Afrika'da bir baraj ihalesi alır ise barajın pompalarını, işte çelik kapaklarını vesairelerini Avusturyalı olarak biz verelim. Bize cazip gelen kısmı da o.</p>
<h2>"Portekiz’in 60 milyar dolarlık projelerinde iş yapmak istiyoruz"</h2>
<p><strong>Peki Avrupa’da iş üstlenebilmek için ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Bizim tabii sonraki hedefimizde yaşlanmakta olan Avrupa'nın altyapısının yenilenmesi için de Türk firmaları olarak görev alabilmek. Asıl büyük hedefimiz de budur. Şu anda işte Doğu Avrupa'dan başladık. Gidiyoruz ileriye doğru. İşte Kuzey Avrupa'ya da Polonya'da vesaire de yine varız. İşte Slovakya, Slovenya, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya gibi bölgelerde varız. İspanya’da bir firmamız iş yapıyor, yanı sıra Portekiz ile de çok yakın temastayız. Yani Portekiz büyük bir yeniden altyapı hamlesine girişmek istiyor. Toplam büyüklüğü 60 milyar doları bulması bekleniyor. Onlardan yetkililer de geldi Türkiye’de görüşmeler yapıldı. Bu pazarda önemli projeler üstlenmek istiyoruz.</p>
<h2>Konjonktür itibarıyla en büyük hedef ülkeniz hangisi?</h2>
<p>Bütün altyapısı tahrip olmuş, yıllarca iş yapılmamış durumda Irak. Şimdi Irak'ta çok büyük bir altyapı boşluğu var. Bunların en başında da işte Türkiye ile beraber yürütülmekte olan meşhur kalkınma yolu projesi var. Basra Limanı'ndan Türkiye sınırına kadar yapılacak bir demir yolu ve ona paralel özel bir otoyol projesi bulunuyor. Sonra da o otoyolun etrafında yeni şehirler, yeni yerleşim bölgeleri kurulacak ve Türkiye açısından ticari strateji açısından da çok önemi var. in ve Hindistan malları Afrika’nın güneyinden gitmek yerine Basra Limanı’na gelip buradan Türkiye üzerinden demiryolu ile Avrupa’ya gidebilecek. Hemen hemen nihai kararlara varılmış durumda. Ulaştırma Bakanlığımız da Irak makamları çok yoğun temaslar yaptı ve epey bir ilerleme kaydedildi. Bir İtalyan müşavirlik firması demiryolu projesinin projelendirmesini hemen hemen bitirmiş durumda. Irak’ta para olmadığı için Türkiye ile Irak arasında petrol karşılığı altyapı anlaşması gündemde. Anlaşmanın yakın zamanda son halini almasını öngörüyoruz.</p>
<h2>“Kalkınma yolunda BAE, Katar çekildi, Türkiye ve Irak yapacak”</h2>
<p>Şimdiye kadar bu projenin Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan'ın finansmanıyla yapılması konuşuluyordu. Savaş sebebiyle bir sürü yeni stratejiler değişti ve onlar geri çekilmeye başladılar. Şu anda Türkiye ile Irak beraber hayata geçirme konusunda prensip anlaşması yapmış durumdalar. Bu anlaşma, Irak petrolünün her yıl belli bir kısmını Türkiye'ye kalkınma yolu projesi için, bir kısmını da Irak'ın su projeleri için Türkiye'ye vermek şeklinde bir anlaşmanın detayları da hemen hemen belirlenmiş durumda. Bunlar imzalandığında Irak Türkiye'ye petrol verecek. Türkiye o petrolün bedeli karşılığında bu inşaat projelerini kendisi yaptıracak. Bizim sektörümüz açısından çok önemli bir imkan. Yani başka bir ülke gelip finansmanı ben veriyorum, benim mallarımı alın diyemeyecek. Bu konu 4-5 yıl önce ilk gündeme geldiğinde, Irak tarafı işlerin farklı ülkelere bölünmesini öngörüyordu, ben projenin tamamını bize verin biz 3 yılda teslim ederiz diye iddialı bir söz kullanmıştım. Yani finansman işi olursa bu rahatlıkla yapılabilir.</p>
<p><strong>Petrol karşılığı iş nasıl olacak?</strong></p>
<p>Anlaşma karşılığı gelen petrolün bedeli bir fonda toplanacak. Bu projelerin ödemeleri oradan yapılacak. Benzer şey Irak'ın su projeleri için de geçerli olacak. var. Irak'ta çok uzun yıllardır su altyapısı yapılmamış. İşte Irak'ı boydan boya bizim nehirlerimiz geçiyor ama sadece akıyor. Üzerinde bir baraj, sulama projesi yok. Bunların Türk firmaları tarafından yapılması gündemde ve çok hızlı ilerliyor. Dışişleri Bakanlığımız ilgilenen firmaların başvuruda bulunmasını istedi ve biz de duyuruyu yaptık. Gerekli listeyi bildirdik. Irak tarafı daha mühendislik kısmını oluşturamadı ama onunla ilgili çalışmalar da var.</p>
<p><strong>Proje büyüklüğü ne kadara ulaşır?</strong></p>
<p>Anlaşmalar henüz nihai hale gelmediği için bir rakam telaffuz etmek doğru olmayabilir ama kalkınma yolunun sadece demiryolu kısmı için 15-17 milyar dolar arası bir rakam konuşuluyordu. Demiryolu projesinin finansmanını karşılayacak miktarda petrolü Irak 3-4 yıl içinde verecek. Ayrıca şu anda birçok firmamız orada harıl harıl hastane yapıyor.</p>
<p><strong>Suriye konusunda neler yapılıyor?</strong></p>
<p>En fazla sınırımızın olduğu ülke olarak Suriye'nin işte savaş iç savaş sonrasındaki yeniden imarı hep gündeme geliyor. Ticaret Bakanlığı ve Suriye yetkilileri JETCO toplantısında bir araya geldiler Nisan ayında. Ben de katıldım, toplantının ardından Suriyeli bakan ile baş başa bir görüşme yaptım. Bana, “Sizin dünyada ne kadar önemli işler yaptığınızı, Türk müteahhitliğinin ne kadar geliştiğini hep takip ediyoruz” dedi. Ben de Güney Amerika, Afrika, Asya’ya gittiğimizi, yanı başımızdaki Suriye’de akrabalığın olduğunu ve buraya çok kolay gidebileceğimizi söyledim. Ancak Suriye’de öncelikle bir planlama yapılması gerekiyor. Yani otoyol nereye yapılacak, ihale nasıl yapılacak, şartnameler nasıl hazırlanacak, işlerin kontrolü nasıl yapılacak bütün bunların belli olması gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Artık kimse Türk işçi götürmek istemiyor"</span></h2>
<p>Erdal Eren "Yurt dışında Türk işçi istihdamında ne durumdasınız?" sorusuna şu yanıtı verdi: Bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok, çünkü ihalelere yabancı firmalar da giriyor. Zaten sadece Türk firmaları girse bile anlaşma yapmak diye bir şey mümkün olamaz. Ama maalesef biz şunu da gördük ki bir Türk firmasının kazandığı ihalenin iptali için başka bir Türk firması başvuruda bulunabiliyor. Adalet Bakanımızla DEİK toplantısında bir araya geldik. Sayın Bakan toplantı sonrası açıklamasında iş dünyasının şikayetlerini aldıklarını, yeni reformlarda bunların da dikkate alınacağını söyledi. Şimdi iş davalarında ağırlıklı olarak işçiler lehine kararlar çıkar. Ayrıca davalar da çok uzun sürüyor.</p>
<p>Örneğin Suudi Arabistan'da iş yapan bir firma bunu bitirip tüm yükümlülüklerini yerine getiriyor, şantiyeyi kapatıp dönüyor. Bazı avukatlar var bu İşçileri buluyorlar, ücretsiz vekaletname alarak bir taşra ilçesinde dava açıyorlar, Cumartesi, Pazar çalıştılar diye... Genç hakimler Arabistan'ın çalışma koşullarını bilmiyor, Türk hukuk sistemini uyguluyor, oysa orada tatil Cuma günü. Çok yüksek tazminatla karşı karşıya kalan firmalarımız oldu.</p>
<p>Hatta bu yüzden firmalarımızın bir kısmı Türk işçi götürmemeye başladılar. Bir dönem 86 bine kadar çıkan işçi sayısı bugün 15 bine kadar geriledi. Şimdi mavi yakalıları Bengladeş, Vietnam, Filipinler'den almak zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Bu gelişmelerden sonra sendikamız İNTES ile birlikte, ağırlıklı olarak iş yaptığımız ülkelerin ticaret hukuklarıyla ilgili kanunlarını tercüme ettirdik ve Adalet Bakanlığına verdik.</p>
<p>Aslında bu konuda ihtisaslaşmış hakimlerin görev yapması gerekiyor. Biz eskiden yurt dışına Türk insanı götürüp istihdam ediyoruz diye gurur duyuyorduk. Bizim yaptığımız iş tamamen ihracat. Oysa şimdi şantiyelerimizde Filipinli işçilere istihdam sağlamak zorunda kalıyoruz. Savaşlar nedeniyle bazı pazarlarımızın kapanması üzerine Avrupa pazarında iş yapmaya yöneldik. AB ülkelerinde büyük işler yapmaya başladık. Artık Avrupa'nın daha içlerine girmek istiyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Başka ülkeler Suriye pazarına giremez"</span></h2>
<p>"Batılıların böyle riskli yerlere, yani bizim gitmeye can attığımız yerlere gelme alışkanlıkları yok açıkçası. Bunun en yakın örneği Ukrayna'dır, hiçbir batılı ülkenin orada şantiyesi yokken bizim şirketlerimiz savaş boyunca çalıştılar.</p>
<p>Suriye'nin bu projelerini yapmak için kendi finansman imkanları yok, kaynağı yok. Türkiye'nin de onu sağlama şansı yok. Bence Suriye'nin öncelikle kredibilitesini sağlaması lazım.</p>
<p>Avrupa Yatırım Bankası, Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının Suriye'ye kredi verilmesi lazım ki o zaman şirket kredileri de özel banka kredileri de devreye girebilir. Bana göre eğer Körfez ülkeleri finansman sağlarsa biz de oraya gidip projeleri üstlenebiliriz. Havaalanını Katarlı bir yatırımcının parasıyla Türk şirketi yapıyor."</p>
<p><strong>Konut projeleri olmaz mı?</strong></p>
<p>Konut alanında özellikle bizim Güneydoğu'daki küçük ve orta boy konut müteahhitlerimiz Suriye'ye gidebilirler. Yani bireysel konut projelerine de gidilebilir. Çünkü ilginç bir şekilde orada konut ürettiğinde, bunu satın alabilecek insanların sayısı az değil. Gerekirse Suriye'ye bizim kurumlarımız bürokrasi konusunda da eğitim verebilirler. Örneğin Karayolları Genel Müdürlüğümüz onların ilgili kurumu kurulurken destek sağlayabilir. Bunu Suriyeli bakana da söyledim. Ayrıca uluslararası müşavirlik, mühendislik firmalarımızın da görevlendirilmeleri halinde destek verebileceklerini anlattım. Bu arada Türkiye, ülkenin turizmine yönelik bir master plan hazırlayarak ücretsiz olarak Suriye'ye verebilir. Bazı ülkelerde bizden başka müteahhit yok. Örnek Romanya gibi. Çok büyük işler yapmaya başladık. Artık Avrupa'nın içlerine doğru da gidelim diye hedefliyoruz. Yani Almanlarla işbirliği yapalım ama Almanya'nın da altyapısına gidelim istiyoruz.</p>
<p>Fakat şimdilerde AB'nin kamu alımları anlaşması bizi çok etkileyecek, genel ihracatı da çok etkileyecek. GB'nin yenilenmesi müzakerelerinde bunun da gündeme gelmesi gerekiyor. Önce AB firmalarının tercih edilmesi bizim açımızdan çok büyük tehlike. Avrupalı meslektaşlarımız bizimle rekabet edemedikleri için bize yasaklama getirtmeye çalışıyorlar. Avrupa ihalelerinde bizim firmalarımız birinci gelse bile ihaleyi Avrupalı firmaya verme dönemi başladı. Bu sorunun çözümü için gerek Dışişleri Bakanlığımız gerekse Ticaret Bakanlığımız çok çalışıyor.</p>
<p>Burada mütekabiliyet durumu da var. Biz ilgili bakanlıklarımıza diyoruz ki buradaki ihalelerde bize yüzde 15 fiyat avantajı sağlamayın, Avrupalı firmalar da gelsin yarışalım, bizim hiçbir çekincemiz yok. Bu konuda ihale kanununda bir değişiklik yapılarak sayın Cumhurbaşkanına bir yetki verilmişti. Bu yetkinin kullanılması sorunu çözer gibi duruyor.</p>
<p><strong>“TASFİYE KARARNAMESİ ÇIKMALI”</strong></p>
<p><strong>Yurt içi projelerdeki durum nedir?</strong></p>
<p>Tasarruf tedbirleri kapsamında en önemli kısıtlama kamu yatırımlarında oldu. Yani devam etmekte olan projelerin ödenekleri kısıtlandı. Bazen bir işi alıp 3 yılda bitirmek üzere teşkilatınızı kuruyorsunuz, fakat proje 6 yıla çıkıyor, maliyet katlanıyor am alınacak para aynı kalıyor. Mevcut yasadaki fiyat farkı formülü de kayıpları karşılamaya yetmiyor. Bu süreçte Anadolu'daki küçük ve orta boy firmalar dahil bana ulaşarak bir tasfiye kararnamesi çıkmasını istiyorlar. Biz de Türkiye Müteahhitler Birliği olarak bitmesine az kalmış stratejik projelerin belirlenerek kaynakların o projelere aktarılıp bir an önce tamamlanmaları sağlanmasını istiyoruz. Diğerleri de tasfiye edilsin gerekiyorsa. Açık şantiyenin maliyeti çok fazla ve meslektaşlarımız bu yükü taşıyamıyorlar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“ENR yanlış hesap yapmış, bir firmamız daha listeye eklendi”</span></h2>
<p>Türk müteahhitleri yıllardır dünya sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor, bunu neye bağlıyorsunuz?</p>
<p>Öncelikle yeni bir bilgi vermek istiyorum, liste açıklandıktan sonra farklı bir gelişme daha oldu. Sizin aracılığınızla kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. ENR bu çalışmayı yaparken Doğuş İnşaat’ın evraklarını inceleyememiş, bu inceleme tamamlandı ve firmamız 165’inci sıradan listeye girdi. Böylece listedeki firma sayısı 48’den 49’a çıktı. O listenin içinde Türk firma sayısı 49 aşağı çıktı. Aslında listedeki yerimiz doğrudan siyasete bağımlı, yani savaşlar dahil uluslararası gelişmeler bizi çok etkiliyor. Hinterlantımızdaki ülkelerde siyasi gelişmeler, yatırımların seviyesi ekonomilerindeki gelişmeler bizim işimizi doğrudan etkiliyor. Aynı şey bizim ülkemizde de geçerli, yani ekonominin rahat olduğu dönemlerde çok büyük yatırımlar yapıldı, ancak şimdi ekonomide bir daralma söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdal-eren-kalkinma-yolu-projesini-petrol-karsiligi-yapacagiz-89003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/erdal-eren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ’nin sorularını yanıtlayan TMB Erdal Eren, Basra’dan Avrupa’ya tren yoluyla ulaşımı öngören Kalkınma Yolu projesinin yapımından BAE ve Katar gibi ülkelerin çekildiğini belirterek Irak hükümeti ile yakında imzalanacak anlaşma ile inşaatın petrol karşılığı Türk müteahhitler tarafından yapılacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-bankalarinda-buyuk-temizlik-89001</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin bankalarında büyük temizlik!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin finans sisteminde son yılların en kapsamlı konsolidasyonlarından biri yaşanıyor. Pekin, ekonomide ivme kaybı ve kredi talebindeki yavaşlamanın yanı sıra düşük faiz, deflasyon ve emlak sektöründeki sorunların bankaların bilançoları üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde, özellikle küçük ve bölgesel bankaları sistemden çıkarmaya başladı. Sürecin merkezinde ise kırsal bankalar bulunuyor.</p>
<p>Ulusal Finansal Düzenleme İdaresi (NFRA) verilerini inceleyen Fitch'e göre, 2025'te 670'ten fazla bankacılık kuruluşu kapandı. Bu, şimdiye kadarki en yüksek yıllık kapanış sayısı olurken, kuruluşların neredeyse tamamı kırsal bölgelerde faaliyet gösteriyordu. Bankacılık sektöründeki konsolidasyon, 2021'den bu yana emlak piyasasında yaşanan sert dönüşümün ve ekonomide kredi büyümesinin yavaşlamasının ardından hız kazandı.</p>
<p>Fitch'in verilerine göre Çin'deki banka sayısı 2025'e kadar geçen dört yılda yüzde 23 azalarak 3 bin 139'a geriledi. Böylece Çin, devasa bankacılık sisteminin daha küçük oyuncularını azaltarak daha büyük ve sermayesi daha güçlü kurumlar etrafında yeni bir yapı oluşturmaya yöneldi.</p>
<h2>Küçük bankalarda risk büyüyor </h2>
<p>Sorunun ağırlık merkezi kırsal ve bölgesel bankalar. Fitch, özellikle kırsal ve şehir düzeyindeki küçük bankaların düşük varlık kalitesi, zayıf sermaye yapısı ve bazı bölgelerdeki yönetim eksiklikleri nedeniyle sistemin en kırılgan bölümünü oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bu kuruluşların toplamı, Çin bankacılık varlıklarının dörtte birinden fazlasını temsil ediyor.</p>
<h2>Bölgesel bankalar satın almalarla sistem içinde eritilecek </h2>
<p>Konsolidasyonun yalnızca küçük bankaların sayısını azaltmakla sınırlı kalması beklenmiyor. Fitch ve Moody's, daha zayıf bölgesel kuruluşların birleşme ve devralmalar yoluyla sistem içinde eritilmesinin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini öngörüyor. Temmuz ayında Wuhan'da 124 milyar yuan varlığa sahip Z-Bank'ın Hankou Bank tarafından devralınması, 2019'daki Baoshang Bankası müdahalesinden bu yana dikkat çeken ilk örneklerden biri oldu.</p>
<p>Süreç, Çin'in en büyük bankalarını da tamamen dışında bırakmıyor. Büyük bankaların net faiz marjları düşük faiz ortamında baskı altında kalırken, Pekin eylül ayında aralarında ICBC ve Çin Tarım Bankası'nın da bulunduğu iki büyük banka ile sigorta şirketleri için toplam 54 milyar dolarlık sermaye artırımı açıkladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüketici borcunda 327 milyar dolarlık yük</span></h2>
<p>Artan sorunlu tüketici kredileri, bankaların kredi büyümesini ve bilançolarını yönetmesini zorlaştırırken, Çin'de finansal sistemin yeniden yapılandırılmasının neden yalnızca banka sayısındaki azalmayla sınırlı olmadığını da gösteriyor. Gavekal Dragonomics'in hesaplamalarına göre, 2025 sonu itibarıyla Çin'de yaklaşık 100 milyon kişi, yani yetişkin nüfusun yaklaşık onda biri, toplam 2,2 trilyon yuan (327 milyar dolar) tutarındaki borcunu ödemekte gecikmiş durumda. Bankaların ilk yarıyıl sonuçları da hanehalkı mali durumundaki baskıyı ortaya koyuyor. Ülkenin en büyük devlet bankası ICBC'de kredi kartı kredili mevduat hesaplarının takipteki kredi oranı haziran ayında yüzde 5,37'ye yükseldi. Oran 2025 sonunda yüzde 4,61 seviyesindeydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-bankalarinda-buyuk-temizlik-89001</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/776-1791178908.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin, yavaşlayan kredi talebi, düşük faiz, emlak sektöründeki uzun süreli daralma ve artan sorunlu kredilerin baskısı altında bankacılık sistemini yeniden yapılandırıyor. 2025’te 670’ten fazla kredi kuruluşu kapanırken, dört yılda banka sayısı yüzde 23 azaldı. Hanehalkında ise yaklaşık 100 milyon kişinin 2,2 trilyon yuanlık borcunda ödeme gecikmesi yaşanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-hisse-bir-haftada-yuzde-40-gerilerken-bir-aylik-satis-dalgasi-son-bulur-mu-89000</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 hisse bir haftada yüzde 40 gerilerken bir aylık satış dalgası son bulur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SPK’nın fon mağdurları için 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme kararı piyasayı rahatlatsa da, borsa geçtiğimiz hafta %4,88 geriledi. Asıl düşüşler yan tahtalarda yaşanırken, 27 hisse %40 geriledi. Hedef Holding’in son gün tabandan tavana dönmesi ise sınıra yaklaşıldığını gösterdi.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta borsada genele yayılan satışlar ekonomi yönetiminin mağdur fon yatırımcısına 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme kararıyla krizin dar alanda kalmasını sağladı. Fiyat köpüğü bol hisselerdeki satışlar devam ederken, yan tahtaların ağırlıklı olduğu BIST TÜM- 100 Endeksi %9,87 geriledi. Fırtınanın merkezindeki Hedef Holding’in bir aylık taban serisinin ardından son işlem gününde tavana dönmesi sınıra yaklaşıldığını işaret etti. Ancak İzmir Fırça, Gündoğdu Gıda ve Ufuk Yatırım gibi haftalık yüzde 40,90 düşüşler daha yol alacak hisselerin varlığını hatırlatıyor.</p>
<h2>Yüksek primin ağır yükü</h2>
<p>Özata Denizcilik, beş gün art arda taban görerek %40,88 değer kaybetse de yıllık bazda %461 primli kalmayı sürdürüyor. Fon soruşturmasıyla alakalı şirketin üst yönetiminde yaşanan tutuklamalar sonrası açıklama yapan şirket, üretimde herhangi bir aksama olmadığını söyledi. Altı aylık bilançosunda 603 milyon TL zarar hissenin durumunu zorlaştırıyor. Tera Finansal Yatırımlar Holding, 16 Eylül’den bu yana taban serisiyle geriliyor. Geçen hafta beş tabanla %40,88 değer kaybına karşın yıllıkta hâlâ %459 yukarıda. Şirketin ilk yarıda açıkladığı yüksek kâr, portföyündeki hisse senetlerinin aşırı primlenmesinden kaynaklanıyor. Bu hisselerde gözlenen düşüş dalgası, yıl sonu kârında ciddi erimenin habercisi olmakta.</p>
<h2>Pahalı çarpanların zorlu sınavı</h2>
<p>Big Medya Teknoloji, 31 Ağustos’tan bu yana geriliyor. Son üç haftada ise taban serisiyle düşüş devam etti. Son hafta %40,89 kaybı beş taban ile yaşadı. Gözlenen düşüş yıllık bazda %79 seviyesine ulaştı. Listeye giren şirketler arasında yıllıkta en fazla değeri eriyen olarak öne çıkıyor. Hissenin 352 F/K çarpanı, fiyatın daha da gerileme potansiyelini gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337711cf1f-1791178609.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TÜYO MU, ARAŞTIRMA MI?</strong></p>
<p>Tüyo; hızlı hareket, zahmetsizlik, bilgi asimetrisi, psikolojik tatmin, anlık fırsat. Manipülasyon kurbanı, risk, strateji eksikliği, güven yanılgısı. Araştırma; bilinçli yatırım, risk yönetimi, güvence, öngörülebilirlik. Zaman maliyeti, bilgi kirliliği, fırsat gecikmesi, piyasa irrasyonalitesi.</p>
<p><strong>İHA teknolojisinde yeteneklerini artıran grubun iş stoku 334 milyon dolar seviyesinde</strong></p>
<p>Altınay’ın İHA’larda sürü yeteneğini geliştirmesi ne ifade eder? ● Bahadır Sevgi</p>
<p>Bahadır, Altınay Savunma İHA teknolojisinde belli bir seviyeye geldiği gözleniyor. Firmanın %100 bağlı ortaklığı Dasal Havacılık sürü yetenekli insansız hava aracı teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik temmuzda 580 bin dolarlık sözleşme imzaladı. Anlaşma, şirketin ileri otonom uçuş kabiliyetlerini ve savunma sanayisindeki mühendislik gücünü artıracak. İştiraki Taac Havacılık da yine temmuzda kritik havacılık ekipmanlarının tedarikine yönelik 134,1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Grubun, toplam iş stoğu 334 milyon dolar seviyesinde.</p>
<p><strong>Güney Koreli firmayla yapılan anlaşma düşük motor gücünde rekabeti destekleyecek</strong></p>
<p>Güney Koreli şirketle anlaşması Tümosan’a nasıl bir avantaj sağlayacak? ● Sezgin Gümüş</p>
<p>Sezgin; Tümosan, Güney Koreli Daedong Corporation ile traktör güç aktarma sistemlerinin tedariki için 5 yıl süreli bağlayıcı olmayan bir çerçeve sözleşmesi imzaladı. Bu anlaşma kapsamında 57 beygir gücü altındaki yeni nesil traktörlerde kullanılacak sistemlerin tedariği planlanıyor. İş birliğinin kesin sipariş yükümlülüğü bulunmasa da, şirketin düşük beygir gücü segmentinde rekabet gücünü artırması beklenmeli. Ayrıca teknoloji transferi ile pazar payını büyütecek bir zeminin oluşması mümkün olabilecek. Altı aylıkta 2,27 milyar TL zarar açıkladı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HBU fonu BIST 30 hisselerine yatırım yaparak bir yılda %24 getiri elde etti</strong></p>
<p>HSBC Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Endeksi Hisse Senedi Fonu (HBU), geçtiğimiz yılın ikinci yarısında yükselen bir ivmeyle hareket etti; Şubat 2026’dan bu yana ise yatayda dalgalı bir seyir söz konusu. Toplam büyüklüğü mayıstan bu yana benzer seviyelerde olup ekim ayının ilk haftası bir miktar azalarak 452,71 milyon TL’ye geriledi. Eylülde 24,8 milyon TL para girişi olan fondan ekimde 1,27 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Yatırımcı sayısı eylülde artan fonun ekimde ise azalarak 2.804 kişiye geriledi; doluluk oranı %14,98 düzeyinde bulunuyor. Temel stratejisi, fon varlıklarının BIST 30 hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,75’i hisse senedi ve %2,68’i Takasbank Para Piyasasında yer alıyor. Yıllık bazda %23,73 getiri sağlayan HBU, aynı sürede %9,36 yükselen BIST 100 Endeksini geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi Faktoring, TLREF + %0,80 faizle 1,54 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.10.2026 vade başlangıç tarihli finansman bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.540.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,80 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 02.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 2 Ekim itibarıyla TLREF %36,84 seviyesinde bulunuyor. Yapı Kredi Faktoring’in verdiği %0,80 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFYAKF42717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337477cb52-1791178567.png" alt="" width="962" height="242" /><strong>ASELSAN ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Bir haftada hava savunma sistemleri için 1,5 milyar euroluk iki sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Aselsan, bir hafta içinde hava savunma sistemleri alanında peş peşe iki sözleşmeye imza attı. Savunma Sanayii Başkanlığı ile uzun menzilli sistemlerin seri üretimi için 1 milyar 8 milyon euroluk ilave bir anlaşmayı gerçekleştirdi. Diğer taraftan uluslararası bir müşteriye 488,5 milyon euroluk sistem ihracatı gerçekleştirecek. Toplamda 1,5 milyar euroyu bulan sipariş hacmi, şirketin bakiye sipariş miktarını tarihi seviyelere taşıyor. Yıl başından bu yana açıkladığı siparişlerin toplam büyüklüğü yaklaşık 382,6 milyar TL’ye çıkarken, tutar yıllık gelirinin %180’ini geçti.</p>
<p><strong>OTOKAR</strong></p>
<p><strong>Zırhlı araç satışı için yurt dışından 1,47 milyar dolarlık sözleşmeye imza attı</strong></p>
<p>Otokar, yurt dışında çeşitli tiplerde tekerlekli zırhlı araç tedariki ve lojistik destek hizmetini kapsayan 1,47 milyar dolarlık ihracat sözleşmesine imza attı. Anlaşma, gerekli resmi makam onaylarının alınması sonrası, teminat mektubu işlemlerinin tamamlanması ve 441,6 milyon dolarlık avans ödemesinin yapılmasının ardından yürürlüğe girecek. Teslimatlar 2027 yılından itibaren üç yıl içinde tamamlanması planlanıyor. Satışın hacmi, Otokar’ın operasyonel ölçeğini katlayacak nitelikte olup döviz girdisi şirketin uzun vadeli nakit dengesini garanti altına alacak.</p>
<p><strong>İNTETRA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Nihai sözleşme henüz imzalanmamış olsa da otoyol projesinin ön ödemesini aldı</strong></p>
<p>Borsada eylülde işlem görmeye başlayan İntetra Teknoloji, %85 bağlı ortaklığı Tetra HGS ile birlikte Ankara- Kırıkkale-Delice Otoyolu projesindeki taahhüt işleri için yüklenici firmadan teminat mektupları karşılığında 11,8 milyon euro tutarında nakit avans tahsilini gerçekleştirdi. Geçtiğimiz temmuzda imzalanan ön sözleşmeler çerçevesinde gerçekleşen avans ödemesinin ardından asıl sözleşme için görüşmenin başlatıldığı belirtildi. Büyük ölçekli ve döviz bazlı projeden güçlü ön ödeme alınması, aynı zamanda işin önemli ölçüde alındığının işareti olarak görülebilir.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Beşiktaş Futbol ağustosta hareketlenirken eylülden bu yana düşüş eğilimi önde</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac337289560e-1791178536.png" alt="" width="299" height="240" />Beşiktaş Futbol’da fonların portföyündeki miktar %1.413 ile toplamda 9,4 milyon lot artarak 10,07 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 3’ten 2’ye geriledi. Tasfiye edilecek FSU fonu 9,5 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, yine tasfiyeye tabi STI fonu 100 bin lot satış gerçekleştirdi. Hisse hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Tera Portföy’ün ağırlığının etkisi hissediliyor. Kuruma ait FSU fonu aldığı 9,5 milyon lot ile pay miktarı 10 milyon lotta bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-hisse-bir-haftada-yuzde-40-gerilerken-bir-aylik-satis-dalgasi-son-bulur-mu-89000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 hisse bir haftada yüzde 40 gerilerken bir aylık satış dalgası son bulur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/1702-ruhsat-sahasinin-faaliyeti-durduruldu-801i-iptal-edildi-88999</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;1702 ruhsat sahasının faaliyeti durduruldu, 801&#039;i iptal edildi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye genelinde 2025 yılından itibaren 31 Ağustos 2026 tarihine kadar toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahası denetlendi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın milletvekillerinin soru önergesine verdiği yanıta göre, 4 Eylül 2026 tarihi itibariyle faaliyette bulunan 7 bin 546 adet maden bulunuyor. Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliği kapsamında çok az riskli ruhsatlar 5 yıl, az riskli ruhsatlar 4 yıl, riskli ruhsatlar 2 yıl ve çok riskli ruhsatlar yılda bir periyodik olarak denetleniyor.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı dışında ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kendi mevzuatları kapsamında denetimler yapılıyor. Bu kapsamda ülke genelinde 2025 yılı başından 31 Ağustos 2026 tarihine kadar toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahasında denetim yapıldı.</p>
<p>2026 yılı içinde Maden Kanunu'nun ilgi maddeleri gereğince bin 702 ruhsat sahasının faaliyetleri durduruldu, 801 maden ruhsatı da iptal edildi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Maden Kanunu çerçevesinde faaliyetleri durdurulan ruhsat sahalarında, faaliyetleri uygun hale getirilmesi için yapılan çalışmalar haricinde üretime yönelik faaliyette bulunulmasına kesinlikle izin verilmediğini kaydetti. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) mahallinde tetkik raporlarının kamuoyuna açılmasına ilişkin bir yükümlülüğünün bulunmadığını kaydeden Bayraktar, davalara konu olan işlemler için talep edilmesi halinde mahkemelere gönderildiğini belirtti. MAPEG bünyesinde maden, jeoloji ve harita olmak üzere 340 mühendisin bulunduğu bilgisini veren Bayraktar, 2026 yılında 307 mühendisin mahallinde tetkiklerde görevlendirildiğini söyledi. Bayraktar, “Teknik personellerin hepsi, mahallinde yapılan denetimlerde görevlendirilmekte olup, teknik personeller il- maden ruhsat ayrımı yapılmadan görevlendirilebilmektedir. Yer altı maden ocaklarında mahallinde yapılan tetkikler esnasında yanıcı, patlayıcı, boğucu gaz değerlerinde aksi bir durum olması halinde ivedi olarak ruhsat mahallinde işlem tesis edilmektedir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/1702-ruhsat-sahasinin-faaliyeti-durduruldu-801i-iptal-edildi-88999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Bayraktar 20 aylık dönemde toplam 15 bin 134 adet ruhsat sahasının denetlendiğini, 2026&#039;da 1702 ruhsat sahasının faaliyetlerin durdurulduğunu, 801 maden ruhsatının da iptal edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye iç siyasette yoğun bir dönem yaşıyor. Fon krizinin hem ekonomik hem siyasi yönetimine ağırlık verilmiş durumda. Öyle ki teknik çalışmalara Adalet ve Kalkınma Partisi de dahil edilmiş durumda. Türkiye içinde, sorunun ekonomik olarak nasıl çözüleceği, bu fonlara yatırım yapmış kişilere bir ödeme yapılması, bu ödemenin yasal ve ikincil mevzuatta nasıl şekillendirileceği araştırılıyor.</p>
<p> Bu durumun biraz dikkat dağıttığı son dönemde Azerbaycan ile bir sorun ortaya çıktı. Azerbaycan, kamusal alanda dini amaçlı başörtüsünün kullanımına dair bir yasal düzenleme yaptı. Düzenlemenin çerçevesi okullarla sınırlı. Türkiye’den Azerbaycan'a bazıları hükümet ile ilişkilendirilebilecek çok sayıda kişi, o arada kaynağı belirsiz, hatta şüpheli çok sayıda sosyal medya hesabından ağır hakaretler içeren bir kampanya açıldı.</p>
<p>Azerbaycan tarafı önce sorunu sadece sosyal medya ile sınırlayıp “sosyal medyadaki hakaret mesajlarının kaynağını araştırdığını” açıkladı. Elbette bu basit bir işlem. Muhtemelen saatler içinde Türkiye’nin de yapabileceği bir çalışma. Sonra düşük profilli sayılabilecek şekilde Azerbaycan’ın kamu iletişim organı, hakaret mesajlarından duyulduğu rahatsızlığı resmi olarak açıkladı ve Türkiye’den önlem almasını istedi. Bu kez rahatsız edici biçimde, Azerbaycan’a saldırı bazıları üstenci bir yaklaşımla devam etti.</p>
<p>Nihayet, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in açıklamaları geldi. Karabağ savaşı öncesi, sırası ve sonrasında Ermenistan’a “amcalarının” sürekli destek olduğunu söyleyip, savaş için yapılan hazırlıkta “kimsenin yardım etmediğini, tüm silahları parasıyla, hatta bazılarını dünya fiyatları üzerinde aldıklarını” söylemesinin ardından, yine savaş bağlamında ama bu kez daha doğrudan “…Tek bir darbeye belki 2, 5, hatta 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerini bilsin; işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapacağımızı söylemesin. Herkes kendi milletine ve devletine baksın. Azerbaycan'ın bugünkü gerçekliği öyle bir noktadadır ki, pek çok ülke için bir rol model haline geldik. Bu nedenle gerek fiziksel gerekse ideolojik risklere karşı ciddi tedbirler alınmaktadır ve alınmaya da devam edilecektir” dedi.</p>
<p>“Muhatap başka” denilerek mesaj yumuşatılsa da Türkiye’ye de uyarı açık. Esas sorun, bölgedeki en yakın ülke ile bu kriz doğuncaya kadar, üstelik uyarılmasına rağmen Türkiye’nin harekete geçmemesi odağın tamamen fon krizine döndüğü anlaşılıyor. Üstelik basit bir şekilde yapılabilecekler varken…</p>
<p>Bu ifadelerin “ana muhatabının” Rusya, İran ve Azerbaycan’da bazı ülkelerin desteğiyle genişlemeye çalışan radikal dinci unsurlar olduğu söylendi ama “devam eden ve Azerbaycan’ın rahatsızlığını açıkça söylediği” bir olay ortadayken Türkiye’nin de üstüne alınması gerektiği ortada. Slogan herkesin malumu: Bir millet iki devlet. Bir görüşe göre Azerbaycan egemen bir “devlet” olduğunu, Türkiye’deki kimi çevrelere bir kez daha hatırlatma ihtiyacı duydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/turkiye-azerbaycan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuk işçi değil, öğrenci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değildir. Onlar öğrencidir.</p>
<p>Türkiye’de mesleki eğitim tartışmasının merkezinde olması gereken temel ilke aslında bu kadar açık.</p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çocuk işçiliğini; çocukları çocukluklarını yaşamaktan mahrum bırakan, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren işlerde çalıştırılmaları olarak tanımlıyor. Son küresel tahminlere göre dünyada yaklaşık 152 milyon çocuk işçi bulunuyor. Bu, dünyadaki çocukların neredeyse onda biri… Üstelik bunların en az yarısı sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimlerini tehlikeye atan işlerde çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’de TÜİK’in 15-17 yaş grubuna ilişkin verilerine göre çalışan çocuk sayısı 2019’da yaklaşık 720 bin iken, 2023’te 758 bine yükseldi. Ancak bu rakamlara mesleki eğitim kapsamında bulunan çocuklar dahil değil.</p>
<p>Tam da bu nedenle mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki sınırın nerede çizileceği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Eğitim mi, ucuz işgücü mü?</strong></p>
<p>Mesleki eğitim doğru uygulandığında çocukların geleceği ve ülkenin istihdam politikası açısından önemli bir araç. Gelişmiş ülkelerde yaygın biçimde uygulanan bu model, gençlerin okuldan çalışma hayatına geçişini kolaylaştırırken işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün yetişmesine de katkı sağlıyor. Sorun, eğitim amacıyla üretime dahil olan öğrencinin zamanla ucuz işgücü olarak görülmeye başlamasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’de 2016 yılında uygulanmaya başlanan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), gençlerin işgücü piyasasına geçişini kolaylaştırmayı ve işletmelerin nitelikli işgücü ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Modelin diğer mesleki eğitim programlarından farkı, öğrencilerin işletmelerde geçirdiği sürenin daha fazla olması.</p>
<p>Özellikle 2021’de yapılan düzenlemelerle devlet desteğinin artırılması ve işletmeler açısından maliyet avantajlarının oluşması MESEM’e olan ilgiyi artırdı. Zorunlu eğitim kapsamında değerlendirilmesi ve lise diploması imkânı da programın yaygınlaşmasında etkili oldu.</p>
<p>Ancak öğrenci sayısının artması tek başına başarının göstergesi değil.</p>
<p>Asıl soru, öğrencilerin işletmelerde ne öğrendiği ve hangi koşullarda çalıştığı.</p>
<p><strong>Asıl mesele güvenlik</strong></p>
<p>MESEM’in en önemli tartışma alanlarından biri iş sağlığı ve güvenliği.</p>
<p>Çocukların yaşları, deneyimsizlikleri ve işyerindeki hiyerarşik konumları onları yetişkin çalışanlara göre daha kırılgan hale getiriyor. Uzun çalışma süreleri, eğitim programıyla ilgisi olmayan işlerde görevlendirme, ücret ve izin haklarına ilişkin sorunlar ve yetersiz denetim, araştırmalarda ve kamuoyuna yansıyan örneklerde dikkat çekiyor.</p>
<p>Son yıllarda MESEM öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları da sistemin iş sağlığı ve güvenliği boyutunu daha görünür hale getirdi.</p>
<p>Bu nedenle şu soruların yanıtı önemli:</p>
<p>- Öğrencilerin işyerlerindeki riskleri yeterince denetleniyor mu?</p>
<p>- İşletmede geçirilen süre gerçekten eğitim niteliği taşıyor mu?</p>
<p>- Öğrencinin mesleki gelişimi destekleniyor mu?</p>
<p>- Ve en önemlisi, bütün bu süreçte çocuğun üstün yararı gözetiliyor mu?</p>
<p><strong>Çocuk işçiliğinin temelinde yoksulluk var</strong></p>
<p>Çocuk işçiliğini yalnızca mevzuat ve denetim üzerinden tartışmak da yeterli değil. Çocukların çalışmasının temel nedenlerinin başında yoksulluk geliyor. Ebeveynlerin iş imkanlarına ulaşamaması, düşük ücretler, kültürel normlar, eğitim ve sosyal faaliyetlere erişimdeki yetersizlikler ve denetim eksiklikleri bu tabloyu besliyor.</p>
<p>Dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadele ile mesleki eğitimin niteliğini artırmak birbirinden ayrı meseleler değil.</p>
<p>Türkiye’de çocuk işçiliğine ilişkin mevzuatın ILO normlarından tamamen uzak olduğu söylenemez. Ancak özellikle mevsimlik tarım işçiliği gibi alanlarda sorunlar devam ediyor. Mesleki eğitim adı altında yürütülen uygulamaların da etkin biçimde denetlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü eğitim amacı üretim amacının gerisine düştüğünde, mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki çizgi ortadan kalkabilir.</p>
<p>Mesleki eğitimin amacı sanayiye ucuz işgücü sağlamak değil; gençleri nitelikli, güvenli ve insana yakışır çalışma hayatına hazırlamak olmalı.</p>
<p>Bunun için daha güçlü müfredat, etkin denetim, gerçek bir iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve öğrencilerin haklarını koruyan mekanizmalar gerekiyor.</p>
<p>Unutmamak gerekir:</p>
<p><strong>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değil, öğrencidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuk işçi değil, öğrenci ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon krizinin ortaya çıkardığı asıl risk, kaybolan milyarlar kadar, insanların finansal sisteme duyduğu güvenin aşınması “muharebe kaybedilebilir ama savaş kaybedilmemeli” yaklaşımıyla, Türkiye’nin en değerli stratejik varlıklarından Türkiye Varlık Fonu’na güvenin korunması gerek. Krizin reel ekonomi üzerindeki görünmeyen etkilerine de dikkat etmeliyiz.</strong></p>
<p>Türkiye fon krizini yaşarken en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’nu (TVF) konuşmamız gerekmez mi? Ev yanıyorsa önce en değerli varlıklarını kurtarırsın. Sanırım bir ben Gemini’a sordum ve mutlulukla ikisinin birbirinden farklı olduğu yorumunu aktarabilirim. Üstelik Gemini bunu kendi yorumu olarak değil, bir sigortacılık sektörü yayınından alıntıladığını belirtiyor.</p>
<p>Savaş ve muharebe birbirinden farklıdır. Muharebeleri kaybedebilirsiniz ancak bu savaşı kazanmanıza engel olmayabilir. Burada iki önemli konu vardır. Birincisi, kayıpları yerine koymaya çalışmak yerine yeni muharebeler için yeni kaynak ve yeni bir model yaratarak zafere odaklamak gerekir. İkincisi, yeni bir model uygulayarak rutin içinde debelenmekten kurtulmak gerekir. Bunların en iyi örneği Gazi Mustafa Kemal’in Sakarya Savaşı’ndaki büyük asker ve komuta kademesi kaybının ardından hattı değil sathı savunmaya yönelik emir vermesidir. Burada asıl değer olan vatandan vazgeçmeyen komutan, o satıh bütün vatandır diye eklemiştir. Burada statik savunma anlayışından dinamik ve bugünkü agentic yapay zekâ modellerine benzer biçimde kalan gücün kendi içinde yeniden organize olarak yeni bir savunma anlayışı doğrultusunda tekrar tekrar savaş gücüne dönüşmesine dayanan bir model uygulanmıştır. Telgraf ile güncel bilgiye dayalı veri analizi sistemi kuran Gazi Mustafa Kemal’in bu şekilde kurduğu yapının agentic AI ile benzerliğinin farkına bu yazıyı yazarken vardım. Aynı dönemde Eskişehir ve Ankara’nın zengin aileleri de yaklaşan tehdit nedeniyle Kayseri’ye göç ediyordu. Bu önemli bir servet transferinin zemini için koşul yaratırken Cumhuriyetten sonraki yıllarda uçak fabrikası gibi büyük yatırımların devlet ve yerel sermaye ile yapılması için altyapıyı sağladı. Türkiye’de sermaye birikimi sürecini uzmanlarından dinlemeyi isterim; tabii mühendis bakış açısıyla sorulan soruları yanıtlayabildiklerinde…</p>
<p>Bu sistematiği anlayabildiğimizde, bugün egemen ve güçlü bir devlet olmayı her şeyi özelleştirme ve özellikle ülkenin önemli varlıklarını yabancılara satma noktasına gelirken hangi değişimleri de anlamamızı sağlayacak tartışmaları yapabiliriz. Nasıl ki Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal, düşmanın ilerlemesi karşısında Ankara’yı terk etmemiş ve vatandan vazgeçmeyi bir an bile düşünmemişse, bizim de bugün fonlar arasında en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) sahip çıkmamız ve güven duymaktan bir an bile geri durmamamız gerekiyor. Devletimizin en üst düzeydeki inisiyatifi ile yönetilen bu fonda Borsa İstanbul’da yaşanan değer kaybı muharebe kaybı –ve büyük bir kayıp- olsa da, sorumluların buradaki komuta mesuliyetlerinin gereğini yapacağını bilmeli ve buna inanmalıyız. Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlarının yapmaları gerekeni bilmeleri ve her türlü bedel karşılığında cephede bunun gereğini yapmalarında olduğu gibi.</p>
<p>Bu güven duygusu, Türk halkının da bu krizin sonrasına geçmek için elinden geleni yapmasını sağlayacak en önemli dayanaktır. Ben kendi adıma bu konuda Gemini ile uzun bir sohbet yaparak bu güveni tesis etme yönünde bir katkı sağlamayı deniyorum. Bunun sonuçlarını da birazdan aktaracağım ancak öncelikle Çeşme’deki Vizyon 100 toplantısından dönerken ve evde yaşadığım iki deneyimi aktarmak istiyorum.</p>
<p>İzmir Adnan Menderes-İstanbul (IGA) havalimanları arası uçuş süresi İstanbul’da pist üzerinde geçirdiğimiz yaklaşık 25 dakikayı saymazsak 1 saat 10 dakika. Biniş süresini de kullanırsanız uçak içi eğlence için kullanabileceğiniz süreyi biraz daha uzatabiliyorsunuz. Ancak anonslar ve yemek servisi nedeniyle netiniz daha düşük. Böyle karışık bir aritmetiği olan süreyi, çantadan kulaklık çıkarıp program seçmekle ziyan etmek yerine oyun oynayarak kullanmaya karar verdim. Oyunlara bir tıkladım; karşıma Monopoly çıktı. Bir önceki yazımla bu yazı arasında bağ kurmak için ilahi bir rastlantı olmuştu. Bir önceki yazımın (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>)  Monopoly ile Fonları Anlamak şeklindeki başlığına taşıdığım bu oyunu uçakta oynama fırsatına atladım. Anlattığım gibi zaten daha iyi bir seçenek yoktu yani getiri her anlamda yüksekti.</p>
<p>Tek kişi bilgisayara karşı oynamayı seçtim. Bir zar atışı ekranı çıktı; zarlar yuvarlandı ve ben düşeş atarak oyuna başlama önceliğini elde ettim. Otomatik olan ilk zar atışından sonra bu sefer ben bir butona basarak zar attım. Gelen zar beni kart seçimi hanesine götürdü. Kartı açtım; hapse git ve başlangıçtan geçerken 200 Monopoly lirasını alma yazıyordu. Zaten hapis hanesini –biz eskiden kodes derdik- henüz geçmemiştim. Ben hapse girince diğerleri iki tur boyunca zarlarını atıp oynadılar ve uğradıkları haneleri 50 ve daha altı Monopoly lirası karşılığında satın aldılar. Sonra ben içeriden çıktıktan sonra belirli haneleri birbirleri ile takas yapıp mahallelere çöktüler. Başlangıçtan önceki ve sonraki mahalleler ile kodesin oradaki mahalleye önce konut sonra kırmızı renkte büyük binalar kurup mahalleyi kentsel dönüşüme soktular. Bu arada onlar paralarını “yatırıma” dönüştürdüğü için nakit yoksunu; bense hapisteyken hiçbir şey alamadığım için zengin görünüyordum. 1.500 Monopoly lirası ile başladığım oyunda büyük yatırım yapamadığım için birkaç tur sonunda küçük tefek bir şeyler alsam da başlangıçtan daha fazla param vardı. Kartlarım kamu yardımlaşma sandığından aktardığı para ve diğer küçük kira gelirleriyle servetim 2.000 Monopoly lirasına yaklaşmıştı. Ben kendimi zengin sanırken başlangıç hanesinden önceki mahallede yanılmıyorsam 550 ve 2-1 atınca da sonraki hanede 600 –ya da tam tersi- Monopoly lirası ödeyip söğüşlendim. Çaktım ki beni zarlarla bir sonraki mahalleye de sokacak olan oyun zekâsı bende küçük ikramiyelerle kazanıyormuşum hissi yaratırken elimde ne var ne yoksa alacak. Manipülasyonu çözmüştüm ama kalan zamanda yapacak başka bir şey bulmam da zordu. Yine de “Anadolu çocuğu yer mi lan” deyip oyunu kapattım. Fon krizinde temel etken olan mucizevi kâr elde ederek başka ve daha iyi bir hayat yaşama beklentisi bende kök salmış değil. Bu nedenle “Alın atınızı, yapmıyorum tımarınızı” fıkrasında olduğu gibi yönlendirmenin dışına çıktım. Oyunların algoritmalarının oyuncuyu elde tutma (retention) oranını yükseltmeye yönelik oluşturulması ve burada gerçek hayattaki dinamiklerin kurgulanması, oyun ile gerçek hayat arasındaki bağları; Sulukule ve Fikirtepe örneklerini düşünmemizi gerektiriyor. Vaktiniz olursa siz yapın; ben başka işlerle ilgileneceğim.</p>
<p><strong>Boğa ya da ayı değil; Külhan Kedi piyasası</strong></p>
<p>Anlatmak istediğim ikinci hikâye, iki üç gün ayrı kaldığım kedimiz Külhan ile yaşandı. Bu yazıyı yazmadan önce kendisini –daha önceden alışık olduğu şekilde- kaldırımda dolaşmaya çıkardım. Sokağa ilk defa park etmiş bir otomobili ince ince kokladıktan sonra bir komşumuzun sürekli aynı yerde duran otomobilinde aynı çalışmayı yaptı. İkincisi, diğer kedilerin de ilgi gösterdiği bir otomobildi ve pazar sabahı muhtemelen erkenden açıp kahvaltı/brunch müşterisi bekleyen cafe’lerde çöplenecek bir şeyler aramaya gittikleri için mahallede olmayan kedilerin izini sürdü. Sokak kedilerinin mama kabını doldurduğumu kontrol ettikten sonra eve girip kendi mamasından yemeye başladı. Ben de kapıyı kapatmadan mutfağa geçip sokak kedilerinin su kabını doldurdum. Sonra arka odaya geçip Külhan’ın tuvaletini temizlemeye karar verdim. Su kabını bırakıp çöpü attıktan sonra döner yazımı yazarım diye hesap yapıyordum. Önce uzun uzun miyavlamaya başlayan Külhan, adımımı attığım anda da ayağıma sert bir pençe attı. Normalde bir şey istese bacağımı dürter ya da ayağıma tırnak çıkarmadan vurur ama bu sefer sağlam geçirdi. Bu, yapmamı istediği önemli bir şey olduğunu düşündürdü ama ne olduğunu anlamadım. Sonra dank etti ve dönüp kapıyı kapattım. Sesini kesti ve gidip hemen oracıkta açık olan valizimin içinde oturup nöbet pozisyonu aldı.</p>
<p>Konuyu alışverişten gelen eşime anlattığımda ben Çeşme’deyken alışverişten gelip kapıyı açtığında Külhan’ın apartman içindeki turlarından birini atmak için kapıdan fırladığını ve kendisinin de bitince girsin diye kapıyı aralık bıraktığını söyledi. Yiyecekleri dolaba koyduktan sonra peçeteleri dolaba koymak için arka odaya gitmiş. Döndüğünde bir bakmış Külhan içeride ama kadının biri de kapıyı açmış evin içine bakıyor. Muhtemelen yeni kiracılardan biri olan kadın “kediye bakıyorum” demiş ama eşim buranın bir ev olduğunu söyleyip uyarmış.</p>
<p>Eskiden böyle şeyler yaşamazdık. Apartmanda birbirini tanımayan kimse yoktu ve tanıyanlar da böyle bir durumda seslenip davet edildikten sonra içeri girerdi. Kapının açık ya da kapalı olması, böyle bir protokol altında çok önemli olmazdı. Bu hikâyeyi dinleyince, apartmanın içinde belirli bir yöne işaret ederek oturmasını da çözdüm. Alt katta temizlik malzemelerini kömürlüğün girişine koyuyorlar; aşağı inerse, o gün temizlik yapılmış ve bez onun alacağı düzeyde koku yayıyor demek. Yukarıyı işaret etmesi ve beni görünce merdivenin yarısına kadar tırmanıp miyavlayarak beni çağırması, kadının kapısını göstermek için. Muhtemelen koklayarak ayak izlerinden daireyi çoktan tespit etmiştir. Dediğini yaptıramadığı için kızgın ancak bir suç oluşmadığı için benim kimsenin kapısına gidecek halim yok. Daha önce de eşimle konuşurken çöpünü indirirken iyi poşetlemeyip apartmanın içini kirleten komşularımızdan şikâyet etmemizin ardından kapı açılınca kıyameti koparıp merdivenden yukarı koşmuştu. Ben de peşinden gidince üst katlarda bir kapının önüne kadar ilerlemiş ve bir kapının önünde durmuştu. Işık yanınca kapının kenarında yarı kurumuş bir pis su birikintisi görmüştüm. Muhtemelen o komşumuz kapısını kilitlerken çöpü yere koyuyor, orada pis su öbeği yaratıyor ve sonra da sızdıran çöp poşetiyle alt katlara iniyordu. Karşılaşınca kendisini uyardık ve çay ya da meyve atıklarının su bırakmasına önlem almasını istedik. Sorun kısmen çözüldü. </p>
<p>Külhan zamanla düzelir ama şu anda kapının kenarında duran valizimin üzerinde uyuyarak nöbet tutuyor. Dün içinden bir şey almam gerekti ama tam boşaltamadım. Külhan onun güvenliğini sağlamayı da kendisine görev biliyor. Hem benim Monopoly deneyimim hem de Külhan ile yaşadıklarım gerçek hayatta mevzuat değil, belli tavırları sergileyebilen insanların -ve kedilerin- sistemlerin güvencesi olduğunu gösteriyor. Mamasını/suyunu veren ve kakasını temizleyen beni bile pençe atarak doğruya yönelten Külhan, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu karakter tipidir. Sistemi korumanın sonrasında olguları anlama sürecimi de tetiklemiştir</p>
<p><strong>Göz bebeğimiz Türkiye Varlık Fonu</strong></p>
<p>Her ne kadar Borsa İstanbul’daki (BIST) aşağı yönlü hareket bu şirketlerin hisselerine de yansımış olsa da Türkiye Varlık Fonu (TVF) şirketlerinin güvenilir kriz yaratan fonlar ve yatırımlarından nasıl ayrıştığını size –Gemini ile birlikte- anlatmaya dayanarak bilgiye dayalı bir güven yaratma niyetindeyim. Yaptığımız çalışmayı aktarayım. 2000 öncesi dönemde kamu tarafından kurulan fonlarla ilgili bölüm bir önceki yazım Monopoly ile Fonları Anlamak’ta yer alıyor (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>). İsteyenler bu bölüme geçmeden önce belleklerini tazeleyebilir.  </p>
<p>Kerem: 2026'da yaşanan fon krizine konu olan fonları ve yatırım şirketlerini geçmişe paralel olarak değerlendirir misin?</p>
<p>Gemini: Türkiye'nin ekonomik tarihinde fonlar genellikle devlet eliyle bütçe açığını kapatma, tasarruf sağlama veya sosyal yardım amacıyla (Özal dönemi ve sonrasındaki kamu fonları gibi) kurulmuşken; Eylül 2026'da patlak veren "Fon Krizi", sermaye piyasalarında özel portföy yönetim şirketleri eliyle yürütülen ve yüzbinlerce yatırımcıyı etkileyen büyük çaplı bir likidite, manipülasyon ve ödeme krizi olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p>Türkiye'nin geçmişteki yapısal fon deneyimleri ile 2026'da yaşanan bu özel portföy fonları krizini amaç, işleyiş ve ekonomik sonuçlar bağlamında şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> 2026 Fon Krizi'nin Anatomisi ve Kapsamı</strong></li>
</ol>
<p>- Tetikleyici Unsurlar ve Süreç: Eylül 2026'da Pusula Portföy ile başlayıp Tera Portföy başta olmak üzere toplam 7 portföy yönetim şirketine sıçrayan kriz, bazı fonların, hayatın olağan akışına aykırı şekilde (örneğin bazı hisse/fon varlıklarının birkaç yılda yüzlerce kat suni olarak artırılması) manipüle edilmesiyle büyüdü.</p>
<p>- Büyüklüğü: 500 binden fazla yatırımcının parasının bulunduğu, işleme kapatılan fonlardaki toplam varlık büyüklüğünün ve riskin trilyonlu rakamlara (toplam riskin 20 milyar doları aştığı) ulaştığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>- Müdahale ve Tasfiye: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yasal süreç başlatarak ilgili portföy şirketlerinin fonlarını işleme kapattı ve tasfiye sürecini yürütmek üzere Türkiye İş Bankası ile T.C. Ziraat Bankası görevlendirildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geçmişteki Kamu Fonları ile 2026 Özel Portföy Krizinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi</strong></li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>Özal ve Sonrası Kurulan Kamu Fonları (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.)</p>
</td>
<td>
<p>2026 Portföy ve Yatırım Fonu Krizi</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Kuruluş Amacı</p>
</td>
<td>
<p>Sosyal dengeyi sağlamak, dar gelirliye konut/yardım ulaştırmak veya ulusal tasarrufları artırmak.</p>
</td>
<td>
<p>Sermaye piyasalarında tasarrufların değerlendirilmesi, portföy çeşitlendirmesi ve yatırımcılara yüksek getiri sunulması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kaynak ve Finansman</p>
</td>
<td>
<p>Vergi kesintileri, akaryakıt payları, maaş kesintileri (Zorunlu devlet mekanizmaları).</p>
</td>
<td>
<p>Bireysel yatırımcıların gönüllü tasarrufları ve TEFAS üzerinden yönelen fon akışları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Krizin Kaynağı</p>
</td>
<td>
<p>Devletin fon kaynaklarını bütçe açıklarına yöneltmesi, yüksek enflasyon karşısında birikimlerin erimesi.</p>
</td>
<td>
<p>Bazı portföy şirketlerinin (Pusula Portföy vb.) suni fiyat hareketleri, manipülasyon ve devasa çıkış talepleri karşısında nakde (likiditeye) sıkışıp temerrüde düşmesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç ve Maliyet</p>
</td>
<td>
<p>Toplumsal güvensizlik, bütçeye yük olan borç tasfiyeleri ve "zorunlu kesinti" tepkileri.</p>
</td>
<td>
<p>Yüzbinlerce yatırımcının mülkiyetinde blokaj, hisse senetlerinde sert düşüşler, sermaye piyasalarına olan güvenin sarsılması ve yurtdışına yasadışı varlık transferi iddiaları.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="3">
<li><strong> Ekonomik sonuçlar ve sistemsel yansımalar</strong></li>
</ol>
<p>- Likidite ve Güven Krizi: 2026 krizi, Türkiye'de son yıllarda enflasyondan korunmak için borsa ve yatırım fonlarına yönelen küçük yatırımcının (halkın) güvenli liman algısını derinden sarstı. Fonların aniden işleme kapatılması, "tasfiye" sürecindeki belirsizlikler piyasada kitlesel bir panik yarattı.</p>
<p>- Denetim Açığı Tartışmaları: 1980'lerden bu yana Türkiye'deki fon mekanizmalarının en büyük kronik sorunu olan "denetim ve şeffaflık eksikliği", 2026'daki olayda da katlanarak kendini gösterdi. Fon büyüklüklerinin kısa sürede mantıksal temellerden koparak devasa boyutlara ulaşmasının neden önlenemediği ekonomi yönetiminin en büyük tartışma konularından biri haline geldi.</p>
<p>- Devlet Müdahalesinin Değişen Rolü: Özal döneminde devlet fonları kurarak ekonomiyi yönlendirmeye çalışırken, 2026 krizinde devlet (SPK ve kamu bankaları aracılığıyla) özel sektör eliyle patlayan bir "balonu" söndürmek, varlıkları rasyonel şekilde nakde çevirmek ve hak sahiplerine haklarını hukuki süzgeçten geçirerek iade etmekle yükümlü bir hakem konumunda kalmıştır.</p>
<p>Geçmişteki fon krizleri daha çok kamunun mali disiplinsizliği ve zorunlu kesintiler ekseninde halkın cebine yansırken; 2026 fon krizi, serbest piyasa ve portföy yönetim kisvesi altında yürütülen spekülatif vurgunlar ve denetlenemeyen dijital sermaye hareketleri üzerinden ekonomik sisteme büyük bir darbe vurmuştur.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> 2000'li yıllarda kurulan Varlık Fonu gibi yapıları neden listelemiyorsun?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız, ilk listelemede Türkiye Varlık Fonu (TVF) gibi makro düzeyde devasa ekonomik sonuçlar doğuran stratejik yapıların yer almaması eksik bir perspektif oluşturdu.</p>
<p>Bunun temel nedeni, Türkiye'deki fon tarihçesinin iki farklı kategoride incelenmesidir: İlk sorunuzun odağındaki bütçe dışı/sosyal amaçlı fonlar (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.) dar gelirliyi destekleme veya bütçe finanse etme amacı güderken; 2000'li yıllarda gündeme gelen Varlık Fonu nitelik ve işleyiş bakımından bambaşka bir kategoriye (Egemen Varlık Fonu / Sovereign Wealth Fund) aittir.</p>
<p>Türkiye Varlık Fonu'nu ve benzeri yapıları bu tarihsel zincire ekleyerek amaçları ve sonuçlarıyla birlikte şu şekilde ele alabiliriz:</p>
<ol start="5">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu (TVF) </strong></li>
</ol>
<p>- Kuruluş Yılı: 2016 (6741 sayılı Kanun)</p>
<p>- İlan Edilen Amaç: Türkiye'nin stratejik varlıklarının değerini artırmak, büyük ölçekli yatırımlara sermaye desteği sağlamak, İslami finans/borçlanma araçlarını çeşitlendirmek ve ülkeye dış kaynak temin ederek sermaye piyasalarının derinliğine katkıda bulunmak.</p>
<p>- Ekonomik Sonuçları: Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, Türk Hava Yolları, PETKİM, TPAO gibi Türkiye'nin en büyük kamu varlıkları ve şirketleri bu fonun bünyesinde toplandı. Ekonomik açıdan, bu devasa varlıkların teminat gösterilerek uluslararası piyasalardan borçlanma kapasitesini artırması hedeflendi. Ancak denetim mekanizmalarının Sayıştay denetiminden büyük ölçüde muaf tutulması, bütçe dışı esneklikler sağlanması ve varlıkların şeffaflığı konuları ekonomi çevrelerinde ve muhalefette sürekli olarak yoğun tartışmalara ve yapısal eleştirilere neden oldu.</p>
<p><strong>Neden ilk listede yer almamıştı? (Kavramsal Ayrım) </strong></p>
<p><strong>1- İşlevsel farklılık:</strong> Özal döneminde başlayan ilk fon dalgası (Fakir Fukara Fonu, Tasarruf Teşvik, Toplu Konut Fonu vb.), doğrudan vatandaşın cebinden yapılan kesintilerle ya da kamunun dar gelirliye kaynak aktarma / bütçe açığı kapama araçları olarak tasarlanmıştı.</p>
<p><strong>2- Varlık Fonu’nun konumu:</strong> TVF ise Norveç, Körfez ülkeleri veya Singapur örneklerinde görüldüğü gibi bir "Egemen Varlık Fonu" mantığıyla, ülkenin sahip olduğu stratejik şirket hisselerini ve gayrimenkullerini tek bir çatı altında toplayıp ekonomik büyüme ve mega projeler için kaldıraç unsuru yapmak üzere kurgulandı.</p>
<p>Özetle; 2016 yılında kurulan Türkiye Varlık Fonu, Türkiye'nin fonlar tarihinin en büyük ölçekli ve en çok tartışılan yapısal dönüşüm hamlelerinden biridir ve devlet varlıklarının yönetim modelini kökten değiştirmiştir.</p>
<p>Kerem: 2026'da tasfiye edilen fonların yaptığı iş ile, Türkiye Varlık Fonu'nun anonim şirket haline getirdiği kamu kuruluşlarını menkul kıymet olarak satma projesi arasında fark var mı?</p>
<p>Gemini: 2026 yılında yaşanan portföy/yatırım fonu krizi sırasında tasfiye edilen özel fonların yaptığı operasyonlar ile Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) kamu kuruluşlarının hisselerini menkul kıymetleştirerek uluslararası piyasalarda satışa/halka arza konu etmesi, aktörler, niyet ve mekanizma açısından temelde tamamen farklı iki dünyaya dayanır.</p>
<p>Ancak her iki olayın da sermaye piyasalarındaki pay/likidite hareketleri üzerinden kesiştiği noktalar vardır. Bu iki yapıyı amaç, işleyiş ve sonuçları bakımından şu şekilde ayırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026'da Tasfiye Edilen Özel Fonların Durumu (Manipülasyon ve Likidite Krizi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yaptılar?: Pusula Portföy ve Tera Portföy gibi şirketlerin yönetimindeki bazı serbest fonlar, piyasada fiili dolaşımı (halka açıklığı) düşük olan sığ hisselerde suni ve olağan dışı fiyat artışları yaratmış, portföylerini bu riskli varlıklar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Yatırımcıların toplu çıkış talebi (panik) başlayınca fonlar nakde sıkışmış (temerrüt) ve SPK tarafından sistemik riski önlemek amacıyla karantinaya alınarak tasfiye edilmiştir.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Kısa vadede spekülatif yüksek getiri vadederek bireysel yatırımcı çekmek, portföy büyüklüğünü suni olarak şişirmek ve piyasa denetim mekanizmalarının gri alanlarını suiistimal etmek.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Kamu Varlıklarını Menkul Kıymetleştirme Hamleleri </strong>(Stratejik Varlık Yönetimi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yapıyor?: TVF, bünyesinde topladığı devasa kamu şirketlerinin (örneğin <em>Türkiye Sigorta</em> veya diğer stratejik iştirakler) hisselerini, uluslararası kurumsal yatırımcılara borsa dışı blok satışlar veya Eurobond/sermaye piyasası araçları yoluyla dış kaynak (likidite) sağlamak amacıyla menkul kıymetleştirerek satmaktadır.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Türkiye’nin mega projelerine dış kaynak bulmak, uluslararası borçlanma kapasitesini artırmak ve stratejik varlıkları küresel finans ağlarına entegre ederek makro düzeyde döviz/sermaye akışı sağlamak.</p>
<p>Temel Farklar Tablosu</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>2026 Tasfiye Edilen Özel Fonlar</p>
</td>
<td>
<p>Türkiye Varlık Fonu (TVF)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yasal Statü ve Konum</p>
</td>
<td>
<p>Özel portföy yönetim şirketleri eliyle kurulan, küçük yatırımcının parasını yöneten yatırım fonları.</p>
</td>
<td>
<p>Kanunla kurulmuş, devletin en büyük şirketlerini bünyesinde barındıran egemen varlık fonu.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>İşlem Türü</p>
</td>
<td>
<p>Sığ hisselerde suni fiyatlamalar, kaldıraçlı/riskli pozisyonlar ve tasfiye süreci.</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik kamu iştiraklerinin paylarının kurumsal/uluslararası yatırımcılara blok satışı veya borçlanma araçları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç</p>
</td>
<td>
<p>Piyasada güven krizi, küçük yatırımcının zarar etmesi, ödeme güçlüğü (temerrüt) ve kamunun/bankaların (İş Bankası/Ziraat) tasfiye için devreye girmesi.</p>
</td>
<td>
<p>Ülkeye doğrudan dış sermaye girişi, kamu varlıklarının uluslararası piyasalarda nakde çevrilmesi (özelleştirme benzeri kaynak yaratma).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sistemdeki Rolü</p>
</td>
<td>
<p>Karantinaya alınması gereken kriz ve manipülasyon odağı.</p>
</td>
<td>
<p>Devletin ekonomideki varlıklarını kaldıraç ve borçlanma aracı olarak kullanan makro finansman mekanizması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Özetle; 2026'daki fon krizi, serbest piyasa kurallarının ve denetimlerin delinerek küçük yatırımcının zarara uğratıldığı tıkalı bir spekülasyon sürecini ifade ederken; Varlık Fonu'nun hisse satışı, devletin en üst kademesinde planlanan ve uluslararası sermaye piyasalarına coğrafi/kurumsal varlık satışı yapılarak dış kaynak yaratma operasyonudur. Biri hukuki ve cezai soruşturmalara konu olan bir "kriz tasfiyesi", diğeri ise makroekonomik bir "varlık yönetimi ve nakde dönüştürme" stratejisidir.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> Her iki tarafı, Türkiye’nin sıkıntısını çektiği finansal kaynağı yaratma boyutuyla ele alır mısın?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız; her iki mekanizma da özünde "eldeki mevcut likidite ile yetinmeyip, gelecekteki değerler üzerinden yeni bir finansal alan (kaynak) açma" ortak paydasında buluşur. Ancak bu kaynağın yaratılış yöntemi, yasal çerçevesi, riski ve piyasaya verdiği zarar açısından aralarında çok derin ve yapısal bir fark vardır.</p>
<p>Bu iki süreci "olmayan kaynağı yaratma" motivasyonu üzerinden şu şekilde karşılaştırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026 Krizindeki Özel Fonlar: "Suni Değer ve Manipülasyonla Kaynak Yaratma"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? Pusula veya Tera Portföy örneklerinde görüldüğü üzere, bu fonlar ellerindeki sınırlı sermayeyle piyasada işlem hacmi düşük (sığ) hisseleri hedef alır. Karşılıklı işlemler, danışıklı dövüş ve suni alım-satımlarla o hissenin fiyatını hakiki değerinden kopararak katbekat artırırlar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? Kağıt üzerinde değeri fiktif (hayali) olarak şişirilen o hisseler, fonun portföy büyüklüğünü devasa gösterir. Bu şişirilmiş büyüklük üzerinden bankalardan kredi çekilir, yeni yatırımcılardan para toplanır veya kaldıraçlı türev işlemler yapılır. Yani ortada ekonomik bir değer üretilmemiştir; sadece matematiksel bir balon yaratılmıştır.</p>
<p>- Sonuç Neden Krizdir? Gerçek olmayan bir değer üzerinden sistem döndürüldüğü için, tek bir büyük "satış" talebi geldiğinde balon patlar. Fonun varlıkları nakde çevrilemez çünkü o fiyatlardan o hisseleri alacak gerçek bir alıcı yoktur. Sonuç: Temerrüt, tasfiye ve küçük yatırımcının parasının buharlaşması.</p>
<ol start="2">
<li>Türkiye Varlık Fonu (TVF): "Maddi Varlıkların Teminatıyla Borçlanma / Sermaye Çekme"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? TVF, Türkiye’nin en büyük kurumlarının (THY, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul vb.) tapusunu, yani somut, fiziksel ve gelir üreten gerçek varlıklarını tek bir çatı altında toplar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? TVF "yoktan var etmez"; elindeki bu devasa ve kâr eden varlıkları (veya bunların hisselerini) küresel finans piyasalarına "güvence" olarak gösterir. Uluslararası tahvil ihraç eder, yabancı fonlara blok hisse satar veya bu varlıkları kaldıraç yaparak dış borç/sermaye çeker. Buradaki kaynak fiktif değil, gelecekteki nakit akışlarının bugüne iskonto edilmesi veya mevcut devlet varlıklarının uluslararası likiditeye dönüştürülmesidir.</p>
<p>- Sonuç Neden Farklıdır? Bu yöntem yasalara dayanır, uluslararası denetime ve kredi derecelendirme kuruluşlarının onayına tabidir. Buradaki risk "şirketin kağıt üstünde şişmesi" değil, ülkenin en stratejik varlıklarının dış borç karşılığında ipotek altına girmesi veya küresel sermayeye devredilmesidir.</p>
<p>Özetle: Fiktif Balon ile Stratejik Kaldıraç Arasındaki Çizgi</p>
<p>- 2026 Fon Krizi: Ortada gerçek bir değer yokken, kuralların etrafından dolaşılarak ve fiyatlar manipüle edilerek "hayali bir varlık ve likidite" yaratma çabasıdır. Bu bir suç ve piyasa dolandırıcılığıdır; sonuçta sistem çöker.</p>
<p>- Türkiye Varlık Fonu: Ortada devletin yüz yıllık somut ekonomik varlıkları vardır; bu varlıklar sistemik bir politika aracı olarak uluslararası masaya sürülür ve nakde çevrilir. Bu bir egemen finansman stratejisidir; sonuçta varlıklar el değiştirir veya ülke borçlanır.</p>
<p>Birinde hukuk dışı bir illüzyon (kandırmaca) ile sistemin altı oyulurken; diğerinde hukuki ve politik bir yetkiyle devletin mülkiyeti finansal bir kaldıraç olarak küresel piyasalara açılmaktadır.</p>
<p><strong>Son Söz: Sadece finansal göstergelere bakmak yeterli değil</strong></p>
<p>Anlamadığım finans konusunda Gemini ile birlikte yaptığımız bu değerlendirmelere şunu eklemem gerekiyor. Benim için bir sorunun büyüklüğü berberde konuşulması ile ölçülür. Bu krizi, 25 yıldır borsada yer alan deneyimli biri olan berberimin şöyle anlatıyor: “Bu fonları biliyorduk; hiçbirine bulaşmadım ama portföyümün değeri yüzde 20’sine düştü.” Bu, Malta’da ev almak için oluşturulmuş bir portföy değil, yüksek enflasyon ortamında çalışanların ücretlerini ödeyebilmek ve kira dahil dükkanı çevirebilmek için kurulmuş bir finansal yapı.</p>
<p>Emekli bir akademisyen ile konuşuyorum: “Danışmanlığını yaptığım bir işadamı ‘Bu düzelmezse ben Kasım’da maaş ödeyemem’ dedi.”diyor.</p>
<p>Bunlar sorunun bir de ekonomik boyutu olduğunu gösteriyor. Gemini, bu konuda sorumu yanıtlarken “Yüksek faiz ve enflasyon ortamında, güçlü net nakit pozisyonuna sahip bazı sanayi ve perakende şirketlerinde net kârın %30 ila %60’ı (bazı özel çeyreklerde ve sığ şirketlerde çok daha yüksek oranlar) esas faaliyetlerden değil, tamamen yüksek faizli mevduatlardan veya finansman gelirlerinden (faaliyet dışı) gelmiştir” ifadesini kullanıyor. Bir vatandaş olarak uzman ve yöneticilere bu konuya da özen göstermelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Av. AYŞE UZUN NURİLİ - <em>Penezoğlu Hukuk Bürosu Direktörü</em></strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında son günlerin en önemli gündem maddesi, kamuoyunda "fon soruşturması" olarak bilinen süreç... İddialara göre bazı yatırım fonları, işlem hacmi sınırlı paylarda koordineli alımlar gerçekleştirerek fiyatları yapay biçimde yükseltti; artan iade talepleri karşısında ise likidite sorunu yaşandı. Soruşturma devam ediyor ve iddiaların sübutunu yargı mercileri belirleyecek. Ancak iddia konusu yöntem, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen işlem bazlı piyasa dolandırıcılığının bilinen görünümlerinden biri ve yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Basına yansıyan bilgilere göre soruşturmada incelenen paylar son üç yıl içinde halka arz edilmiş, halka açıklık oranı düşük paylar; bu payların önemli bir kısmı birkaç fonda toplanmış ve fiyatlar şirketlerin finansal durumuyla açıklanamayacak düzeylere çıkmış. İddia edilen bu örüntü, ABD'de son iki yılda küçük yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşanan dalgayla neredeyse birebir örtüşüyor: dolaşımdaki payların dar bir çevrede toplanması, piyasanın tanıdık yatırımcılar ve ilişkili taraflarca yapılan yüksek hacimli alımlarla yönlendirilmesi, fiyatın şirketin temel göstergelerinden koparılması ve küçük yatırımcının sosyal medya üzerinden işleme çekilmesi. Ayrı bir soruşturmada da sosyal medya üzerinden yatırımcı yönlendirildiği iddiasıyla 16 kişi tutuklandı. Türkiye'deki iddiaların ayırt edici yanı ise zararın yalnızca payı doğrudan alanlara değil, bu payları taşıyan fonların katılma payı sahiplerine de yansıması. Üstelik ABD'deki model, Türk şirketlerini farkında olmadan bu düzeneğin aracı haline getirme riski de taşıyor.</p>
<p>ABD'de bu yöntemin adı "pump and dump"; Türkçeye "şişir ve sat" olarak çevrilebilecek bu yöntemde, payın fiyatı yapay yollarla yükseltiliyor, küçük yatırımcı işleme çekiliyor ve ardından payları elinde tutanların satışıyla fiyat çöküyor. Son iki yılda bu uygulamanın en yoğun örnekleri, Nasdaq'ta işlem gören mikro ölçekli ("microcap") ve piyasa değeri çoğunlukla 100 milyon doların altında kalan yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşandı. Bloomberg'in araştırmasına göre 2023'ten bu yana yaklaşık 60 şirkette bu örüntü tespit edildi ve yaklaşık 16 milyar ABD doları tutarında piyasa değeri kaybı yaşandı.</p>
<p>Asıl mesele, ABD'nin bu dalgaya karşı aldığı tedbirlerin ağırlıklı olarak Çin bağlantılı şirketleri hedef alması. Nasdaq'ın yalnızca Çin merkezli ihraççılara uyguladığı 25 milyon dolarlık yüklenimli arz şartı, bu düzeneğin iş modelini Çin için fiilen işlemez hale getirdi. Bu düzeneği yönetenler için Çin kapısı büyük ölçüde kapanmış durumda ve bu yapıların yeni hedeflerinden biri Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli şirketler.</p>
<p><strong>Sistem nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bu halka arzlarda sürecin tüm aşamaları birbiriyle bağlantılı aktörlerce yürütülüyor. Halka arzı organize eden danışman ihraççıyı buluyor ve süreci yönetiyor. Halka arza aracılık eden kurum (underwriter) çoğunlukla aynı danışmanla sürekli çalışan küçük ölçekli bir aracı kurum. Değerleme aynı çevrede hazırlanıyor ve şirketin faaliyet sonuçlarından çok toplanması hedeflenen fon tutarına göre şekilleniyor. Arzda payları edinen ilk yatırımcılar ise çoğunlukla danışmanın kendisi veya onunla bağlantılı kişiler. Paylar, gerçek faydalanıcıyı gizleyen çok sayıda paravan hesaba (nominee) dağıtılıyor ve fiili dolaşımdaki payların (free float) aslında birkaç elde toplandığı görünmez hale geliyor. Halka arzın ardından pay sosyal medyada pazarlanıyor, fiyat yükseliyor ve bu çevre satışa geçiyor.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında ise her şey olağan bir halka arz gibi görünüyor. Bu görünümün en önemli dayanaklarından biri de kayıt beyanında (registration statement) adı geçen bağımsız denetçi ve hukuk bürolarının varlığı.</p>
<p><strong>ABD'nin önlemleri ve somut sonuçlar</strong></p>
<p>Nasdaq, 2024'ten bu yana kotasyon kurallarını adım adım sıkılaştırdı. Mart 2024'ten itibaren halka arzı yöneten aracı kurumun Nasdaq üyesi veya sınırlı aracılık üyesi (limited underwriting member) olması şartı getirildi. 2025'te, ilk kotasyon için aranan halka açık pay değerinin yalnızca halka arzda satılan paylarla karşılanması zorunlu hale geldi; mevcut ortakların satışa sunduğu paylar artık bu hesaba katılmıyor. Aralık 2025 itibarıyla Nasdaq Capital Market'te bu asgari tutar tüm kotasyon standartlarında 15 milyon ABD Doları’na çıkarıldı. Aynı dönemde pay fiyatı on işlem günü boyunca 0,10 ABD Doları veya altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasına ilişkin kuralın kapsamı genişletildi. Temmuz 2026'da ise piyasa değeri 30 iş günü boyunca 5 milyon ABD dolarının altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasını öngören kural onaylandı; ancak kural, itirazlar üzerine durduruldu ve SEC Eylül 2026'da kuralı esastan incelemeye aldı.</p>
<p>Nasdaq ayrıca Haziran 2026'da yürürlüğe giren yeni kotasyon kuralıyla Çin, Hong Kong ve Makao merkezli ihraççılar için özel bir rejim getirdi. Bu ihraççıların halka arz yoluyla kote olabilmesi için ABD'de yüklenimli (firm commitment) bir arz gerçekleştirmesi ve bu arzda asgari 25 milyon ABD doları brüt hasılat elde etmesi gerekiyor. Yüklenimli arzda aracı kurum, payların tamamını ihraççıdan satın alarak yatırımcılara satmayı üstleniyor. Bu tutarın hesabında yalnızca şirket yöneticileri, yönetim kurulu üyeleri ve yüzde 10'un üzerinde paya sahip ortaklar dışındaki yatırımcılara (public holders) yapılan satışlar dikkate alınıyor. Asgari tutarın yüksek tutulması ve içeriden kişilere yapılan satışların hesaba katılmaması, küçük ve dar bir çevre tarafından doldurulan arzların önüne geçmeyi amaçlıyor. Bir şirketin "Çin merkezli" sayılıp sayılmadığı ise yalnızca merkezine veya kuruluş yerine göre değil; varlıklarının, gelirlerinin, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerinin ve çalışanlarının çoğunluğunun nerede olduğuna ve şirketin kimin kontrolünde bulunduğuna bakılarak bütüncül bir değerlendirmeyle belirleniyor. Bu nedenle kontrolü Çin bağlantılı yatırımcılara geçen bir Türk şirketi de bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) cephesinde ise Eylül 2025'te kurulan sınır ötesi görev gücü, özellikle Asya merkezli ihraççıları ve bu ihraççıları ABD piyasasına taşıyan, başta denetçiler ve aracı kurumlar olmak üzere "gatekeeper", yani kapı bekçisi konumundaki meslek mensuplarını hedef alıyor. Bu kapsam, kayıt beyanında görüşüne yer verilen hukuk bürolarını ve halka arz sürecinde rol alan finansal danışmanları da içine alabiliyor; bu nedenle Türk hukuk bürolarının ve finansal danışmanların da bu tür tekliflere karşı dikkatli olması gerekiyor. SEC, Eylül 2025 ile Nisan 2026 arasında Çin, Hong Kong, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı 14 yabancı ihraççının pay işlemlerini, sosyal medya üzerinden yürütülen manipülasyon şüphesiyle askıya aldı. Bu şirketlerin neredeyse tamamı paylarını 4 ABD Doları’ndan halka arz etmişti; bazılarının pay fiyatı kısa sürede 200 ABD Doları’nın üzerine çıkmıştı. ABD Temsilciler Meclisi'nin Çin'e ilişkin özel komitesi de Mart 2026'da bu halka arzları yürüten bazı aracı kurumlardan, paravan hesaplara ve halka arz sonrası koordineli alımlara ilişkin belge talep etti.</p>
<p>Somut sonuçlar da gelmeye başladı. Chicago'da savcılık Mart 2025'te, Nasdaq'ta işlem gören China Liberal Education paylarında sosyal medya üzerinden yürütüldüğü iddia edilen bir manipülasyonla bağlantılı 214 milyon ABD doları tutarındaki gelire el koydu ve yedi kişi hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla iddianame düzenlendi; mahkeme Mayıs 2025'te bu tutarın müsaderesine karar verdi. Eylül 2025'te ise Nasdaq'ta işlem gören Ostin Technology'nin eş CEO'su ile bir finansal danışman hakkında, 100 milyon ABD Doları’nı aşan kazanç sağladıkları ve 950 milyon ABD Doları’nı aşan piyasa değeri kaybına yol açtıkları iddia edilen bir pump and dump planı nedeniyle Virginia'da iddianame düzenlendi. Aynı şirkete karşı Şubat 2026'da yatırımcılar da toplu dava açtı. New York'ta savcılık Haziran 2026'da Hong Kong merkezli iki Nasdaq şirketinin paylarındaki manipülasyonla bağlantılı 19,5 milyon ABD Doları’na daha el koydu. Aracı kurumlar cephesinde de ilk somut adım atıldı: ABD'de aracı kurumları SEC gözetiminde denetleyen Finansal Sektör Düzenleme Kurumu (FINRA), Ocak 2026'da birbirine bağlı iki aracı kurum ve bu kurumların eski genel müdürü hakkında disiplin şikâyeti başlattı. Henüz ispatlanmamış iddialara göre bu kurumlar, ihraççıların yönlendirdiği ve neredeyse aynı bilgilerle açılmış hesaplar üzerinden halka arzlara katılım sağlanmasına ve halka arz fiyatının üzerinde koordineli alım emirleri verilmesine karşı gerekli denetimi yapmadı.</p>
<p>Buna karşın SEC'in bu vakalarda bugüne kadar kullandığı başlıca araç, işlem durdurma kararları oldu. Görev gücü kapsamında sonuçlanmış bir idari para cezası henüz kamuoyuna yansımadı. ABD Kongresi'nde ise SEC'in yaklaşımının olay gerçekleştikten sonra müdahale eden reaktif bir yapıda kaldığı eleştirileri dile getiriliyor. Yaptırımlar şimdilik ağırlıklı olarak ceza soruşturmaları, el koyma kararları ve yatırımcı davaları yoluyla geliyor. Bu tedbirlerin toplam etkisi ise belirgin: 2025'in ilk yarısında ABD'de yaklaşık 80 mikro ölçekli halka arz gerçekleşmişken (yılın tamamında bu sayı 140'a yaklaştı), 2026'da Temmuz ortası itibarıyla bu sayı 13'te kaldı.</p>
<p><strong>Peki, bu tablo Türkiye'yi neden ilgilendiriyor?</strong></p>
<p>Çünkü getirilen en sıkı kurallar yalnızca Çin bağlantılı ihraççılara uygulanıyor. Bu halka arzları organize eden yapıların sermayesi, ABD'deki aracı kurum ilişkileri ve iş modeli ise yerinde duruyor. Bu yapıların yeni ihraççılar araması kaçınılmaz ve bu nitelikteki talepler Türkiye'deki şirketlere de ulaşıyor. Çin merkezli bir şirketin kote olabilmesi için artık en az 25 milyon dolarlık yüklenimli bir arz gerekirken, bir Türk şirketi için 15 milyon dolarlık halka açık pay eşiği yetiyor. Bu fark, Türkiye'yi bu yapılar için doğal bir alternatif haline getiriyor.</p>
<p>Bu risk, kuralın hazırlık sürecinde de açıkça dile getirildi. SEC'in Mayıs 2026 tarihli onay kararına yansıyan görüşlerde, sıkılaştırılmış kuralların yalnızca Çin ile sınırlı tutulması halinde bu yapıların dolandırıcılığın daha da kolay olduğu başka ülkelere kayabileceği uyarısı yer aldı. Nasdaq ise şimdilik başka ülkeler için özel bir kurala ihtiyaç görmediğini, ancak durumu izlemeye devam edeceğini ve gerekirse belirli ülkeler için de kotasyon standartlarını yükselteceğini açıkladı. SEC de onay kararında, Nasdaq'ın şirketin bulunduğu yeri gözeterek kotasyon talebini reddetme yetkisinin zaten mevcut olduğunu ve bu yetkinin Çin ile sınırlı olmadığını hatırlattı. SEC'in işlem durdurduğu 14 şirketin 8'inin Çin veya Hong Kong değil, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı olması da bu yapıların tek bir ülkeyle sınırlı olmadığını ve farklı ülkelerden ihraççı bulabildiklerini gösteriyor.</p>
<p>Nasdaq'ın bu açıklaması Türkiye açısından özellikle önemli. Türk şirketleri üzerinden gerçekleştirilecek birkaç kötü niyetli halka arz, Türkiye'nin de Çin gibi ülkeye özgü ve çok daha ağır kotasyon şartlarına tabi tutulan ülkeler arasına alınmasına yol açabilir.</p>
<p>Bu noktada bir ayrımı net biçimde yapmak gerekiyor. Türk şirketlerinin ABD sermaye piyasalarında halka arz edilmesi, Türkiye ekonomisi için gurur verici bir gelişme. Hepsiburada 2021'de Nasdaq'ta halka arz edilen ilk Türk şirketi oldu, Martı da 2023'te bir SPAC birleşmesi yoluyla New York'ta işlem görmeye başladı. Türkiye'nin girişim ekosistemi oyun, e-ticaret, finansal teknoloji ve mobilite başta olmak üzere pek çok alanda uluslararası ölçekte şirketler çıkarıyor. Bu yapılar üzerinden gerçekleştirilecek tek bir halka arz ve ardından gelecek bir soruşturma dahi, ABD'de halka arz planlayan Türk şirketlerine yönelik şüpheyi artırabilir ve bu şirketlerin çok daha sıkı incelemelerle karşılaşmasına yol açabilir. Yıllarını ürününe ve ekibine vermiş, Türkiye'nin yeni başarı öyküleri olmaya aday girişimler bu muameleyi hak etmiyor. Birkaç kötü niyetli yapı yüzünden bu emeklerin heba olmasına izin verilmemeli.</p>
<p><strong>İhraççı şirket ve yönetim kurulu için sonuçlar</strong></p>
<p>Pay fiyatı çöktüğünde halka arzı organize edenler pozisyonlarını çoktan kapatmış oluyor, sorumluluk ise ihraççıda ve yöneticilerinde kalıyor.</p>
<p>İhraççı, ABD menkul kıymetler mevzuatı uyarınca kayıt beyanındaki yanlış veya eksik bilgilerden kusursuz sorumlu. Fiyatı sert düşen ihraççılara karşı toplu dava (class action) açılması ABD'de yaygın ve uzlaşma bedelleri dahi küçük ölçekli bir şirketin mali yapısını sarsabilecek düzeyde. SEC, pay işlemlerini on iş gününe kadar askıya alabiliyor, ağır vakalarda ihraççının kaydını tümüyle iptal edebiliyor, haksız kazancın iadesini (disgorgement) ve para cezası ödenmesini talep edebiliyor. Nasdaq ise, SEC incelemesi sürdüğü için henüz uygulanmayan yeni asgari piyasa değeri şartından bağımsız olarak, kamu yararı gerekçesiyle kottan çıkarma (delisting) konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip ve bu yetkiyi manipülasyon şüphesi bulunan küçük ölçekli paylar bakımından aktif biçimde kullanıyor. Kottan çıkarılmış ve SEC incelemesi altındaki bir şirketin yeniden fon bulması, hatta bankacılık ilişkilerini sürdürmesi bile güçleşiyor.</p>
<p>Yönetim kurulu üyeleri bakımından tablo daha da ağır. Kayıt beyanının sunulduğu tarihte görevde bulunan her yönetim kurulu üyesi, beyanı imzalayıp imzalamadığına bakılmaksızın 1933 tarihli ABD Menkul Kıymetler Kanunu'nun (Securities Act) 11. maddesi uyarınca şahsen sorumlu tutulabiliyor. Bu sorumluluğa karşı temel savunma, gerekli özenin gösterildiğinin ve makul bir araştırma yapıldığının (due diligence) ispatı; "bilmiyordum" savunması tek başına yeterli değil. Yönetim kurulu üyeleri ve kontrol eden pay sahipleri, ihraççının ihlallerinden kontrol eden kişi (control person) sıfatıyla da sorumlu tutulabiliyor. Genel müdür ve finans müdürünün periyodik raporlara ilişkin onayları ise Sarbanes-Oxley Kanunu kapsamında, bilerek yanlış beyanda bulunulması halinde cezai yaptırıma bağlanmış durumda. SEC, yöneticilerin halka açık şirketlerde görev almaktan men edilmesini talep edebiliyor; bilerek iştirak edilen hallerde ise menkul kıymet dolandırıcılığı suçlamasıyla ceza soruşturması gündeme gelebiliyor. Yönetici sorumluluk sigortaları ("D&amp;O") dolandırıcılık ve kasıtlı eylemleri genellikle teminat dışında bıraktığından, dolandırıcılık tespit edildiğinde bu risk yöneticilerin kişisel malvarlığına yansıyabiliyor.</p>
<p>Türk hukuku bakımından da sorumluluk gündeme geliyor. Bu arzlarda kote olan şirket çoğu zaman Cayman Adaları veya Britanya Virjin Adaları'nda kurulu bir holding, Türk şirketi ise onun iştiraki oluyor; bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesi Türk iştirakin yönetim kurulu üyelerine uygulanıyor. Türk anonim şirketinin paylarını doğrudan ABD'de ihraç ettiği yapılarda ise bu sorumluluk doğrudan ihraççının yönetim kuruluna uzanıyor. Her iki durumda da yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu. ABD'de verilen kararların Türkiye'de tanıma ve tenfiz yoluyla icrası da gündeme gelebilir.</p>
<p>Kurucular açısından çoğu zaman gözden kaçan bir nokta ise satmama taahhüdü ("lock-up"). Bu yapılarda kurucular halka arzın ardından belirli bir süre paylarını satmamayı taahhüt ederken, danışman çevresinin paravan hesaplardaki payları serbestçe işlem görebiliyor. Fiyat şişirilip çöktüğünde danışman çevresi pozisyonunu kapatıp çıkarken, kurucular kendi şirketlerinin değerinin eridiğini izlemek zorunda kalıyor. Ardından açılan davalarda davalı konumunda kalanlar ise yine şirket ve yönetim kurulu oluyor.</p>
<p><strong>Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nitelikte bir teklif alan şirketler bakımından, ABD'de düzenleyicilerin ve Kongre'nin tespitlerinde öne çıkan ortak uyarı işaretleri iyi bir kontrol listesi oluşturuyor. Halka arzı yönetecek aracı kurumun ve danışmanın geçmişi incelenmeli; daha önce aracılık ettikleri halka arzlarda payların işlem görmeye devam edip etmediği, kısa sürede sert düşüş yaşanıp yaşanmadığı ve kottan çıkarılma olup olmadığı kontrol edilmeli. Aracı kurumun ve danışmanın ABD'deki kayıt durumu FINRA BrokerCheck üzerinden teyit edilmeli.</p>
<p>Bazı vaatler ise başlı başına uyarı işareti niteliğinde. Şirketin sektörü, gelirleri ve büyüklüğü hiç sorgulanmadan halka arzın mümkün olduğunun söylenmesi; halka arzın başarısız olmayacağının, gerekirse eksik kalan kısmın danışman tarafından tamamlanacağının garanti edilmesi ve arzın büyük kısmının danışmanın yurt dışındaki kendi yatırımcı çevresi tarafından karşılanacağının belirtilmesi bunların başında geliyor. Halka arz öncesinde danışmana veya üçüncü kişilere bedelsiz ya da çok düşük bedelle pay verilmesi, şirketten kendi çevresinden yatırımcı getirmesinin istenmesi, halka arz sonrasında fiyatı "desteklemek" için alım yapılacağının söylenmesi ve değerlemenin danışmanın tanıdığı bir kuruluşa yaptırılacağının ya da "halledileceğinin" ifade edilmesi de aynı kategoride. Danışmanın asıl kazancının danışmanlık ücretinden değil, halka arz sonrasındaki pay işlemlerinden geleceğinin anlaşılması ise belki de en açık işaret: Bu durumda danışmanın çıkarı şirketin uzun vadeli başarısında değil, halka arzın hemen ardından gelen fiyat hareketinde.</p>
<p>Değerleme danışmandan bağımsız bir kuruluşa yaptırılmalı; halka açılacak payların kimlerin elinde toplanacağı ve halka arz sonrasında şirket üzerindeki kontrolün kimde olacağı halka arz öncesinde açıkça belirlenmeli.</p>
<p>Fon soruşturmasına konu iddialar, sığ paylarda fiyatın yapay biçimde yönlendirilmesinin yatırımcılar ve piyasa güveni açısından yaratabileceği riskleri bir kez daha gündeme taşıdı. ABD, küçük yabancı şirketlerin halka arzları üzerinden yürütülen bu son dalgayla son yıllarda yüzleşti ve bu yapılara karşı önlemlerini kademeli olarak sıkılaştırdı. Meşru Türk şirketlerinin ABD piyasalarındaki itibarını korumak, hem şirketlerin hem de onlara danışmanlık verenlerin bu tekliflere aynı dikkatle yaklaşmasına bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından her yıl hazırlanan ve 31 Aralık tarihli mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri ile pek çok ürün grubunun güvenli ve mevzuata uygun şekilde ülkemize ithal edilmesi sırasında gerçekleştirilecek ürün güvenliği denetimlerine ilişkin izlenecek yol ve yöntemler hükme bağlanmaktadır.</p>
<p>Öngörülen tüm ürün güvenliği denetimleri farklı ürün gruplarını kapsamakta ve denetimlerin Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) üzerinden risk esaslı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ancak tüm ithalatçıların aynı risk havuzunda alınarak denetlenmesi, sistemin en önemli handikabı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ithalat yapan işletmeler arasında zaten devlet tarafından güvenilirliği tescilli bir grup bulunmaktadır: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahipleri.</p>
<p>Bilindiği gibi, Gümrük Yönetmeliği'nin 21/A maddesi hükmü doğrultusunda YYS statüsü, Türkiye’de yerleşik firmaların; mali yeterlilik, emniyet ve güvenlik, kayıtların izlenebilirliği, gümrük mevzuatına uyum ve YYS emniyet ve güvenlik koşullarını sağladığını ilan eden uluslararası bir güvenilirlik beratı ile kanıtlanmaktadır. Bir firmanın YYS sahibi olabilmesi, yıllar süren ayrıntılı bir yerinde denetim sürecinden geçmesi ile mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Hali hazırda Türkiye'de 800'ü aşkın YYS sahibi firma, dış ticaret hacmimizin %35'inden fazlasını gerçekleştirmektedir. Bu firmalar ISO 9001, 27001, 28000 gibi uluslararası standartlara da sahiptir.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, özellikle Kasım 2023 tarihinden itibaren YYS'ye yönelik TAREKS'te ayrıcalık sağlandığını teyit etmiştir. Bakanlık sunumlarında "YYS Sahibi Firmalara Ayrıcalık – Bakanlığımız tarafından ithalat denetimlerinde Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası bulunan firmalara bu sertifikaya sahip olmayan firmalara kıyasla TAREKS risk analizi aracılığıyla daha ayrıcalıklı uygulamalar sağlanmaktadır" ifadesi açıkça yer almaktadır.</p>
<p>Keza, iç talimatlarda "TAREKS sistemi üzerinden yapılan başvurularda, firmanın YYS sertifikasına haiz olması halinde, sertifika sahibi olmayan firmalara kıyasla risk analizinde ayrıcalıklı uygulamalar sağlanıyor" ibaresi de yer almaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu ayrıcalık bir Genel Müdürlük iç talimatı / TAREKS algoritma parametresi seviyesinde kalmakta, Resmi Gazete’de yayımlanan kamuya açık tebliğin kendisinde şeffaf, bağlayıcı ve öngörülebilir bir madde olarak yer almamaktadır. Bu durum hem hukuki öngörülebilirliği zedelemekte hem de uygulama takdiri memur inisiyatifini ön plana çıkarmaktadır.</p>
<p>Konuya ilişkin uluslararası uygulamalara baktığımızda:</p>
<p>a) Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ) SAFE Çerçevesi: Madde 3.3'te "Gümrük idareleri AEO statüsü sahiplerine mümkün olan en düşük risk seviyesini uygulamalı ve denetimlerini azaltmalıdır" hükmü yer almaktadır. Bu arada, Türkiye’nin de DGÖ üyesi olduğu hususu unutulmamalıdır.</p>
<p>b) Avrupa Birliği Gümrük Kodu: AB Gümrük Kodu Madde 38/6'ya göre AEO-C ve AEO-S sahipleri fiziki ve belge kontrolüne daha az tabi tutulur. AB'nin “ICS2” ve “Market Surveillance” sistemlerinde AEO için risk katsayısı %70 daha düşük uygulanmaktadır.</p>
<p>c) ABD C-TPAT Programı: C-TPAT üyesi ithalatçılar için CBP'nin denetim oranı %3-4 iken, diğer firmalarda %20-25 seviyesindedir.</p>
<p>Bu bakımdan, Türkiye’de de WCO SAFE Framework ve AB-AEO uygulamaları ışığında, YYS için denetim sıklığının azaltılması, risk skorunun düşürülmesi ve güvenilir ithalatçı modeline geçişin gerekliliğini ortaya koyması gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p>YYS'nin asıl vaadi hız ve öngörülebilirliktir. Ancak YYS'li firmalar da TAREKS'te aynı ürün için "Kapsam Dışı" kararı alırken bile aynı prosedürü tamamlamak zorunda kalmakta ve ciddi maddi kayıplar ve zaman kayıpları yaşamaktadır. <br />TAREKS'te risk analizi ürün ve ülke odaklıdır, firma geçmişi ve statüsü odaklı değildir. Oysa 10 yıldır tek bir cezai durumu olmayan, düzenli denetlenen YYS firması ile ilk kez ithalat yapan firma aynı risk skoruyla değerlendirmeye alınmaktadır. Bunun, yapay zekâ destekli yeni TAREKS'in ruhuna da aykırı olduğu düşünülmektedir.<br />Ayrıca denetim için gereken efor en güvenli firmalara harcandığında, asıl riskli, kayıt dışı ve merdiven altı ithalat yapan firmalar gözden kaçabilmektedir. Bu durum hem haksız rekabet yaratmakta hem de hedeflenen “tüketici güvenliği” için tehdit ortamı oluşturmaktadır.</p>
<p>Başta da belirttiğimiz gibi, Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü, devletin özel sektöre verdiği bir "güvenilirlik beratıdır". Bu beratın Ürün Güvenliği Tebliğleri'nde bir karşılığının olmaması, sistemin kendi içindeki çelişkileri ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, 2027 yılında uygulanacak tebliğlerin hazırlıkları sırasında, bu çelişkiyi gidermek gerektiği; yaklaşan tarihin önemli bir fırsat yarattığı ve Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nün, 2027 yılı tebliğlerinde YYS'yi açıkça tanımlayan ve bu firmaların ithal ürünlerini risk kriteri dışında değerlendiren bir düzenlemeyle, hem WCO SAFE Framework standartlarına tam uyumu tamamlamaya hem de güvenilir firmayı ödüllendiren, kötü niyetliyi ayıklayan bir sistem oluşturması olanağına sahip olduğu gerçeğini belirtmek isterim.</p>
<p>Tekraren vurgulamak gerekirse, her yıl 31 Aralık'ta Resmi Gazete'de Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri yayımlanmaktadır. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahibi firmalar için 2027 yılı tebliğlerinde açık, öngörülebilir ve ölçülebilir bir ayrıcalık tanımlanmasını önerilmektedir. Mevcut durumda YYS sahibi firmaların TAREKS risk analizinde kısmen avantajlı olduğu Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nce de teyit edilmiş olmasına rağmen, bu avantaj tebliğ metinlerinde normatif bir karşılığa sahip değildir.</p>
<p>Önerimiz ceza değil, ödül sistemidir. Güvenilir olana daha az denetim, riskliye daha çok denetim. Bu prensip, tüm dünyada kabul görmüş modern gümrük yönetiminin esasını oluşturmaktadır.</p>
<p>Sözün özü, 2027 yılı Ürün Güvenliği Tebliğleri hazırlanırken YYS sahibi firmalar için uygulamanın farklılaştırılması ve “referans numarası yönetimi” ile beyan esaslı yöntemin kabul edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan kriz, bazı fonların ilişkili hisselerde gerçekleştirdiği işlemlerle oluşan şişirilmiş fiyatlar, bu fiyatların yarattığı yüksek getiriler ve ardından gelen yoğun fon çıkışlarıyla yeni bir boyut kazandı. Kriz, yalnızca fonların değil, sermaye piyasalarına duyulan güvenin de ciddi biçimde sorgulanmasına yol açtı.</strong></p>
<p>MFÖ’nün Bodrum Bodrum şarkısı “nasıl anlatsam nereden başlasam” diye başlar. Varlığı uzun süredir çeşitli çevrelerde dile getirilen yatırım fonları sektöründeki risklerin krize dönüştüğü şu günlerde tam da böyle bir noktadayız. Krizi her yönüyle analiz edecek resmi veri ve bilgiye sahip değiliz. Ancak krizin belli yönlerini kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlayabildiğimiz kadarıyla ele almaya çalışalım.</p>
<p><strong>Şişirilmiş hisse fiyatlarıyla oluşturulan “ponzi benzeri” yapı</strong></p>
<p>Krizin temelinde, bazı yatırım fonlarının ilişkili taraflarla bağlantılı hisselerde yoğunlaşan işlemleri sonucunda bu hisselerin fiyatlarının ekonomik temellerinden koparak yapay biçimde yükselmesinin yattığı ileri sürülüyor. Bu süreçte fonlarda oluşan olağanüstü getiriler yeni yatırımcıları fonlara çekerken, artan yeni fon girişlerinin spekülatif portföy işlemlerini daha da büyüttüğü anlaşılıyor. Financial Times bu mekanizmayı “Ponzi benzeri” bir yapı olarak niteledi. Varlıkların fiyatı (ve asıl değeri) açısından temel sorunlardan biri; etkin biçimde fiyatlanıp fiyatlanmadığı tartışmalı hisselerde “oluşturulan” borsa fiyatlarının değer algısını biçimlendirmesiydi.<strong><sup>(1)</sup></strong> Bu algı yatırım kararlarında ve teminat kalitesinin belirlenmesinde fazla iyimser bir havanın doğmasına neden olmuştur. Nitekim, serbest fonların birim pay fiyatlarındaki artışı besleyen spekülatif değerlenme, fonlardan çıkış dalgası başlayınca sürdürülemedi. Varlıkların şişirilmiş fiyatlardan satılamaması ise; şimdilik fonlar düzeyinde kalan bir değer-likidite krizine dönüşmüş gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Fon tahaccümü</strong></p>
<p>Yatırımcıların kısa sürede ve topluca fon paylarını nakde çevirmek istemesi, kriz sürecinde fona hücum (tahaccüm) benzeri bir davranışın ortaya çıkmış olabileceğini düşündürüyor (bunun veriyle de sınanması gerekli). Küresel Finans Krizi (KFK) sırasında da, özellikle Eylül 2008’de, para piyasası fonları yoğun geri alım talepleriyle karşılaşmıştı.<strong><sup>(2)</sup></strong> Schmidt vd. (2016) da belirtildiği gibi, bu tür hücumlar varlık sınıfı olarak banka mevduatıyla sınırlı olmayabilmektedir. KFK sırasında borsa yatırım fonları (ETF’ler), yapılandırılmış yatırım araçları (SIV’ler) ve çok kısa vadeli tahvil fonları gibi birçok yatırım havuzunda hücuma benzer davranışlar görülmüştür. Bu süreçte nakit benzeri yükümlülükleri bulunan araçlar özellikle kırılgandı. Zira alacaklılar ödemelerini talep ederken varlıkları nakde çevirmek giderek zorlaşmış, varlıkların likiditesi ile ödeme yükümlülükleri arasındaki uyumsuzluk derinleşmişti. Kısacası, KFK hücuma benzer davranışların banka mevduatından çok daha geniş bir yatırım araçları grubunda ortaya çıkabileceğini göstermişti. Bizdeki fon krizinde de benzer bir iz var gibi görünüyor.<strong><sup>(3)</sup></strong></p>
<p><strong>Borsadaki güven iklimi </strong></p>
<p>Yatırım fonlarının ve diğer sermaye piyasası finansal aracılarının itimada müstenit sorumluluklarını sermaye piyasası işlemlerinin her aşamasında hukuka ve iş etiğine uygun biçimde yerine getirmesi gereklidir. Bugün yaşanan durum yatırım fonlarının güvene ve inançlı mülkiyete dayalı yapısının yaklaşık 500 bin yatırımcı için ağır biçimde zedelenmesi anlamına gelmektedir. En son İmar Bankası Krizi’nde (2003) yaşanan mevduata hücumun, fona hücum versiyonunu bu nedenle yaşadık. Umarız bu musibet, sermaye piyasalarımızın gelişmesinin önündeki başlıca engellerden birinin suçla yeterince etkili mücadele edilememesi olduğunu gösterir ve bu kez gerçekten “gereği yapılır”.</p>
<p>--</p>
<p><em>(1)  https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-steps-support-markets-after-fund-liquidity-crunch-sparks-selloff-2026-09-17/?utm_source ; https://www.ft.com/content/3943277e-eaf8-4faf-9f9c-1c05cb2ba992?syn-25a6b1a6=1 ; https://www.reuters.com/legal/transactional/turkish-firm-tera-portfoy-says-it-is-working-repay-investors-amid-liquidation-2026-09-20/?utm_source </em></p>
<p><em>(2) U.S. Securities and Exchange Commission (SEC). (2010). Money Market Fund Reform, Release No. IC-29132.</em></p>
<p><em>(3) Schmidt, L., Timmermann, A., &amp; Wermers, R. (2016). “Runs on Money Market Mutual Funds.” American Economic Review, 106(9), 2625–2657.  </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv idrak ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa otomotiv sanayisinin elektrikli araç dönüşümünde rekabet artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden şekillenmiyor. Batarya teknolojisinden yazılıma, enerji maliyetlerinden şarj altyapısına, ikinci el piyasasından nitelikli iş gücüne kadar uzanan yeni değer zinciri, Türkiye için de gecikmeden kapsamlı bir yol haritası oluşturulmasını zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Önceki hafta Katowice’de düzenlenen New Mobility Congress’te, Avrupa otomotiv sektörünün elektromobilite dönüşümünde kimin kurallarıyla, hangi maliyetle ve hangi hızda gerçekleşeceği konuşuluyordu. Silezya bölgesinin kongreye hesaplaşma zemini vermesiyle Polonya’nın yalnızca montaj sahası mı, yoksa batarya, yazılım ve enerji değer zincirinin kritik halkası mı olacağı da tartışıldı.</p>
<p>Keşke “otomotiv geleceğimiz”in tüm paydaşlarıyla bu kadar açıkça Türkiye’de de tartışılabileceği bir ortam yaratılabilse, diyerek; Polonya’nın bize nasıl fikirler verdiğine bakmaya devam edelim…</p>
<p>Polonya, kongrede rekabet gücü ve yatırım ile kullanıcı güveni, servis ve ikinci el değeri konularını masaya yatırırken, Çin faktörü en gergin başlık olarak orada da öne çıktı. Avrupalı üreticiler, Çin rekabetini artık ucuz işçilik klişesiyle açıklamıyor; asıl sınav: batarya entegrasyonu, yazılım tanımlı araç mimarisi, hızlı ürün döngüsü ve maliyet inovasyonunun birlikte yapılması. Bu tablo, gümrük duvarlarından öte enerji fiyatı, izin rejimi, sermaye maliyeti ve Ar-Ge tasarımını gerektiren uyarıydı. Polonya için ayrım şuydu; Çinli markaların Avrupa’da üretimi yerli tedarikçilere sipariş açabilir; fakat teknoloji sahipliği kurulamazsa ülke düşük marjlı konaklama ekonomisine sürüklenir.</p>
<p>Batarya değer zinciri de test alanıydı... Hücre üretimi tek başına bağımsızlık sağlamıyor; maden rafinajı, katot-anot kimyası, geri dönüşüm, batarya pasaportu ve karbon ayak izi beyanı artık yatırım koşulu… Polonya’nın konumu ve sanayi kültürü var; eksik halkalar ise yüksek katma değerli aktif malzeme, ileri geri dönüşüm, rekabetçi elektrik fiyatı ve Ar-Ge’nin patente dönüşme hızı. Şarj altyapısı ise, sistemin en kırılgan yüzeyi... İstasyon sayısı artık başarı ölçüsü değil; asıl soru gerçek güç, kesintisiz çalışma, basit ödeme ve bekleme süresi. Mesele, şebeke, dinamik fiyatlandırma, akıllı şarj ve V2G olmadan yüksek penetrasyonun kırılganlık yaratması.</p>
<p>Ayrıca, teknoloji seçimi görev bazlı ekonomiye evrildi. Binek araçlarda batarya ve elektrikli mimari ana yol; hibrit ve menzil uzatıcı ise geçişte tampon işlevi görüyor. Ağır ticaride depo şarjı, batarya değişimi ve hidrojen yarışıyor. Hidrojen liman, demiryolu, kamyon ve sanayi dekarbonizasyonuna taşındı. E-yakıtlar ise niş... Araç artık çelik, cam ve motor değil; güncellenen, veri üreten mobil bilgisayar. Yazılım tanımlı araç, rekabet avantajı olmaktan çıkıp Avrupa pazarında lisans ve güven koşulu oldu. OTA, sürüş asistanları, veri ve siber güvenlik homologasyonun merkezine yerleşti.</p>
<p>Dönüşümün kitleselleşmesi aslında ikinci el piyasasına bağlı. Yeni satışlar teşviklerle hareketlenebilir; fakat yaygınlaşma, filo yenileme döngüsü, batarya sağlık sertifikası, garanti devri, sigorta ve onarım erişimi netleşince gelecek. Polonya’da Batı Avrupa’dan gelen kullanılmış BEV’ler fiyat baskısını azaltabilir; ancak standart batarya raporu ve şeffaf geçmiş olmadan bu akış risk üretir... Alıcı katalog menzilinden çok, beş yıl sonraki değer kaybını ve batarya sağlığını merak ediyor!</p>
<p>Sosyal taraftaysa; içten yanmalı motor, egzost ve transmisyon ekosistemindeki binlerce insanın yetkinlik haritası değişmek zorunda olması, en ağır başlık. Yüksek voltaj, güç elektroniği, mekatronik, veri analitiği ve yazılım testçiliğinde yeni iş gücü rejimi kurulmazsa servis, montaj ve Ar-Ge insan bulamayacak. Adil geçiş, yatırım çekmenin ön koşulu haline geldi.</p>
<p>AB düzenlemeleri artık çevre politikası değil; sanayi, ticaret ve enerji politikasının kesişiminde okunuyor. CO<sub>2</sub>, batarya, sınırda karbon ve ticaret savunma araçları ürün takviminden tedarikçi seçimine kadar her kararı etkiliyor. Asıl mesele hedeflerin büyüklüğü değil; uygulama takvimi, finansman ve idari kapasiteyle uyumu. Katowice’den çıkan tablo, Avrupa otomotiv endüstrisinin eşiklerin üst üste bindiği bir geçitte olduğunu gösteriyor. Elektrikli araç artık geleceğin teknolojisi değil; asıl rekabet, onu ölçeklenebilir, finanse edilebilir, güvenilir ve toplumsal meşru bir sanayi sistemine dönüştürmekten geçiyor. Polonya’nın önünde, Alman tedarik zincirinin ötesine geçip kendi teknolojik ağırlığını koyma imkânı duruyor. Asıl kayıp, arazi ve ucuz iş gücüyle tanımlanan taşeronlukta kalmak olur. Teknik vaadi finansal fizibiliteye, düzenleyici baskıyı sanayi kapasitesine ve tüketici merakını güvene çeviremeyen her proje yarım kalır.</p>
<p>Bizim endüstrimiz de, Made in EU ve IAA streslerinden şikâyet ederken, daha geç olmadan bir genel durum raporuyla yönümüzü netleştirmeli…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv idrak ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Afrika madenciliğinde yaklaşık 40 milyar dolar ilave ekonomik değer, kıta ekonomisinde %4'e yakın GSYH artışı ve 3 milyondan fazla yeni istihdam yaratılabileceğini öngörüyor.</strong></p>
<p>Hemen her yazımda ifade ettiğim gibi, yirmi birinci yüzyılın küresel rekabeti artık yalnızca petrol ve doğal gaz üzerinden şekillenmiyor. Elektrikli araçlardan yenilenebilir enerji sistemlerine, savunma sanayiinden yarı iletken üretimine ve yapay zekâ altyapılarına kadar uzanan yeni ekonomik düzenin temelinde kritik mineraller yer alıyor. Lityum, bakır, kobalt, nadir toprak elementleri, grafit ve mangan gibi stratejik mineraller, ülkelerin sanayi politikalarını ve jeopolitik önceliklerini yeniden tanımlayan unsurlar hâline gelmiş durumda. Bu yeni dönemin en önemli aktörlerinden biri ise hiç kuşkusuz Afrika…</p>
<p>McKinsey &amp; Company'nin <em>African Bedrock: How the Continent's Minerals Can Help Power the World</em> başlıklı raporu, Afrika'nın sahip olduğu benzersiz mineral zenginliğinin küresel enerji dönüşümü ve yapay zekâ ekonomisinin geleceğinde belirleyici bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Ancak raporun en dikkat çekici tespiti, kıtanın bu olağanüstü jeolojik avantajını henüz sürdürülebilir ekonomik güce dönüştürememiş olması.</p>
<p><strong>Dünyanın en zengin kritik mineral havzası</strong></p>
<p>Afrika, kritik mineraller açısından dünyanın en avantajlı coğrafyalarından biri. Kıta, küresel kritik mineral rezervlerinin dörtte birinden fazlasına sahip olmasının yanı sıra platin grubu metallerin %61'ini, tantalın %72'sini, kobaltın %74'ünü, kromun %58'ini ve manganın %64'ünü barındırıyor. Ayrıca önemli grafit, bakır, lityum ve boksit rezervleriyle de küresel tedarik zincirlerinin vazgeçilmez halkası konumunda.</p>
<p>Bu üstünlük yalnızca rezerv miktarından kaynaklanmıyor. Afrika'daki birçok maden yatağı, dünyanın en yüksek tenörlü cevherleri arasında yer alıyor. Yüksek tenörlü cevherler, aynı miktarda metal üretmek için daha az kazı ve işleme gerektirdiğinden hem üretim maliyetlerini hem de karbon emisyonlarını düşürüyor. Gine'deki Simandou Demir Cevheri Projesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık %65 demir içeren yüksek kaliteli cevher sayesinde demir üretiminde ton başına karbon emisyonunun yaklaşık %5 azaltılabileceği hesaplanıyor. Bu durum, Afrika'nın yalnızca enerji dönüşümü için değil, küresel karbon azaltım hedefleri açısından da stratejik önemini artıran bir unsur.</p>
<p><strong>Artan talep Afrika'yı küresel rekabetin merkezine taşıyor</strong></p>
<p>Enerji dönüşümünün hızlanmasıyla birlikte kritik minerallere yönelik küresel talep de hızla büyüyor. McKinsey'in projeksiyonlarına göre enerji dönüşümünde kullanılan minerallere olan talep 2035 yılına kadar yıllık ortalama %4,5 oranında artacak. Buna karşılık nadir toprak elementleri, nikel ve mangan gibi minerallerde arz tarafı; cevher kalitesindeki düşüş, işleme kapasitesindeki yetersizlikler ve altyapı eksiklikleri nedeniyle giderek daha kırılgan hâle geliyor.</p>
<p>Jeopolitik gerilimlerin derinleşmesi ve ülkelerin stratejik kaynaklar üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik "kaynak milliyetçiliği" politikaları da küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda Afrika, yalnızca büyük rezervlere sahip bir kıta değil, aynı zamanda küresel sanayi politikalarının merkezinde yer alan stratejik bir oyuncu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Doğal zenginlik neden ekonomik güce dönüşemiyor?</strong></p>
<p>Buna rağmen Afrika'nın maden potansiyeli ekonomik başarıya aynı ölçüde yansımamaktadır. Rapora göre bunun temel nedeni jeolojik değil, yapısal sorunlar.</p>
<p>İlk sorun, arama faaliyetlerindeki yetersizlik. Afrika'nın yüzölçümü Çin, Avrupa ve ABD'nin toplamından daha büyük olmasına rağmen son beş yılda yıllık ortalama maden arama harcaması yalnızca 1,2 milyar dolar seviyesinde kaldı. Aynı dönemde Avustralya yaklaşık 2 milyar dolar, Kanada ise 2,2 milyar dolar arama yatırımı gerçekleştirdi. Bu nedenle özellikle nadir toprak elementleri gibi bazı minerallerde görülen düşük rezerv rakamlarının önemli ölçüde yetersiz arama faaliyetlerinden kaynaklandığı değerlendiriliyor.</p>
<p>İkinci temel sorun, projelerin olağanüstü uzun sürelerde hayata geçirilebilmesi. Hukuki belirsizlikler, izin süreçleri, finansman sorunları ve siyasi riskler nedeniyle birçok maden projesi on yıllarca bekliyor. Gine'deki Simandou Projesi bunun sembolik örneklerinden biri. Dünyanın en büyük yüksek tenörlü demir cevheri rezervlerinden biri olmasına rağmen keşiften ticari üretime geçiş yaklaşık otuz yıl sürdü; yıllık 120 milyon tonluk üretim potansiyeline sahip proje uzun süre finansman ve siyasi nedenlerle ilerleyemedi.</p>
<p>Altyapı eksiklikleri de Afrika madenciliğinin rekabet gücünü sınırlayan temel faktörlerden biri. Yetersiz demiryolu ağları, güvenilir olmayan elektrik sistemleri, yüksek enerji maliyetleri, liman bağlantılarındaki sorunlar ve su teminindeki güçlükler üretim maliyetlerini artırıyor. Kıtadaki kritik mineral üreticilerinin yaklaşık %40'ının denize kıyısı olmayan ülkelerde bulunması, ihracat süreçlerini daha da pahalı ve karmaşık hâle getiriyor.</p>
<p>Operasyonel verimlilik de küresel rakiplerin gerisinde. Afrika madenlerinde düşük mekanizasyon seviyesi, sınırlı dijitalleşme, yüksek sermaye maliyeti ve nitelikli iş gücü eksikliği nedeniyle benzer cevher kalitesine sahip diğer üretici ülkelere göre daha yüksek maliyetlerle üretim yapılıyor. Bunun sonucu olarak yaklaşık 9 milyar dolarlık kritik mineral proje portföyünün %10'undan daha azı finansman sağlayabildi veya inşaat aşamasına geçebildi. Sermaye daha çok büyük ölçekli projelere yönelirken ekonomik olarak değerlendirilebilecek birçok orta ölçekli yatak atıl kalıyor.</p>
<p><strong>Afrika'nın madencilik modeli nasıl değişebilir?</strong></p>
<p>McKinsey raporu, kıtanın mevcut darboğazlarını aşabilmesi için üç temel stratejik dönüşüm öneriyor.</p>
<p>Bunlardan ilki, <strong>madencilik kümeleri (mining clusters)</strong> oluşturulması. Birbirine yakın madenlerin ortak demiryolu, liman, enerji altyapısı, cevher işleme tesisleri, eğitim merkezleri ve sanayi bölgelerini paylaşması; maliyetleri düşürürken yatırım riskini de azaltacak bir etken. Hesaplamalara göre bu model üretim hacmini yaklaşık %5 artırabilir, birim üretim maliyetlerini ise %20 oranında düşürebilir.</p>
<p>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Batı Afrika'daki boksit ve demir cevheri kümeleri ise Gine, Liberya ve Sierra Leone'de yaklaşık 17 milyar dolarlık ilave ekonomik değer ve 1,3 milyon yeni iş yaratma potansiyeline sahip.</p>
<p>Kümelenme modeli yalnızca ekonomik fayda sağlamıyor, ortak enerji ve su yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevresel etkilerin azaltılması ve yerel toplumlarla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da önemli avantajlar sunuyor.</p>
<p><strong>Verimlilik ve teknoloji yeni dönemin anahtarı</strong></p>
<p>Raporda öne çıkan ikinci unsur, sermaye projelerinin daha etkin yönetilmesi ve operasyonel mükemmelliğin sağlanması. Öngörüler, doğru proje planlamasıyla ilk yatırım maliyetlerinin %15 azaltılabileceğini; proje takvimleri yaklaşık bir yıl öne çekilebileceğini; işletme maliyetlerinde %20'ye varan düşüş sağlanabileceğini ve cevher geri kazanımındaki iyileşmeler sayesinde gelirlerin %5 oranında artırılabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Kamoa-Kakula Bakır Kompleksi bu yaklaşımın başarılı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Yüksek tenörlü cevher, modüler büyüme stratejisi ve hidroelektrik yatırımları sayesinde proje üçüncü faz sonunda yıllık yaklaşık 450 bin ton geri kazanılabilir bakır üretimine ulaştı.</p>
<p>Üçüncü ve belki de en dönüştürücü unsur ise yapay zekâ ve dijital teknolojilerin madencilik sektörüne entegrasyonu. McKinsey'in MineLens analizlerine göre yeni teknolojiler üretim kapasitesini %12-22 oranında artırabilirken işletme giderlerini %8-13 azaltma kapasitesine sahip. Üretken yapay zekânın Afrika madenciliğine sağlayabileceği toplam ekonomik katkının ise 5,3 ila 8,5 milyar dolar arasında olacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Yapay zekâ destekli jeolojik analizlerin sondaj başarı oranını %15-30 artırabileceği, akıllı sondaj sistemlerinin ise metre başına maliyeti aynı oranda düşürebileceği belirtiliyor. Zambiya'da KoBold Metals'in yapay zekâ kullanarak önemli bir bakır yatağı keşfetmesi, bu teknolojilerin sahadaki somut etkisini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik açığı hâlâ devam ediyor</strong></p>
<p>Afrika madenlerinde ekipman kullanım verileri de küresel standartların gerisinde kalıyor. Kamyon ve ekskavatörlerin kullanılabilirlik oranları dünya ortalamasından daha düşük, kullanım oranları ise belirgin şekilde geride. Buna karşılık arıza sonrası onarım süreleri daha uzun. Bu tablo, teknolojik dönüşümün ve bakım yönetiminin yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda üretim sürekliliği açısından da kritik önem taşıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Afrika için tarihî bir fırsat</strong></p>
<p>McKinsey'in modellemesi, madencilik kümelerinin oluşturulması, operasyonel mükemmelliğin sağlanması ve dijital teknolojilerin yaygınlaştırılması birlikte uygulandığında Afrika madenciliğinde yaklaşık <strong>40 milyar dolar ilave ekonomik değer</strong>, kıta ekonomisinde <strong>%4'e yakın GSYH artışı</strong> ve <strong>3 milyondan fazla yeni istihdam</strong> yaratılabileceğini öngörüyor. Üstelik bu kazanımlar yalnızca maden üretiminden değil; yerel işleme tesislerinden, sanayi yatırımlarından, tedarik zincirlerinden ve altyapı projelerinden beslenen çok daha geniş bir ekonomik dönüşümü beraberinde getirme kapasitesine sahip.</p>
<p>Afrika, dünyanın ihtiyaç duyduğu kritik minerallere sahip olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve yapay zekâ ekonomisinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayabilecek stratejik bir aktör. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi, yalnızca yeraltındaki zenginliklere değil; güçlü kurumlara, modern altyapıya, nitelikli insan kaynağına ve teknoloji odaklı bir kalkınma vizyonuna bağlı. Afrika'nın önündeki asıl mesele, sahip olduğu kaynakların büyüklüğü değil, bu kaynakları küresel rekabet avantajına dönüştürebilecek ekonomik ve kurumsal kapasiteyi inşa edebilmesi. Bu başarıldığı takdirde kıta, yalnızca dünyanın hammadde deposu değil, yeni sanayi çağının en önemli üretim ve değer merkezlerinden biri hâline gelebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği, sanayi politikasından savunmaya, bütçe önceliklerinden karar alma mekanizmalarına kadar yeni bir döneme hazırlanıyor. “Made in Europe”, SAFE ve teknoloji yatırımlarıyla ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmeye çalışan AB’nin bu dönüşümü, Gümrük Birliği üzerinden Avrupa ekonomisine güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından da yeni bir dönemin habercisi oluyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin gündemindeki değişim var.</p>
<p>Brüksel. karar alma mekanizmalarından bütçe önceliklerine, sanayi politikasından savunmaya kadar Birliğin işleyişini yeniden şekillendiriyor. “Made in Europe” ile üretim kapasitesini güçlendirirken, SAFE ile savunma yatırımlarını artırıyor; yeni bütçede teknoloji, rekabetçilik ve güvenliğe daha fazla ağırlık vermeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bu değişimde, AB’nin büyümeye devam etmesi, ancak bu büyümenin özellikle stratejik meselelerdeki karar alma mekanizmasındaki kilitlenmesinin engellenmesi amacı öne çıkıyor.</p>
<p>Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinin parçası olan, Gümrük Birliği üzerinden Tek Pazar’a güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından bu dönüşümün önemi çok büyük. AB içindeki bu değişim eğilimi, Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa ile yürütmeye çalıştığı “ekonomi ayrı, siyaset ayrı” yaklaşımının alanı daraltmaya aday; Eğer AB öngördüğü değişimi hayata geçirebilirse, Avrupa ile ekonomik bütünleşme artık yalnızca ticaret ve pazar erişimi üzerinden değil; sanayi politikası, teknoloji, yatırım, tedarik zincirleri ve güvenlik başlıklarıyla birlikte ele alınacak. <strong>AB sistemini değiştirirken, Türkiye ile ilişkilerinin çerçevesini de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlayacak. </strong></p>
<h2>Daha büyük Avrupa, ancak farklı kurallar…</h2>
<p>AB’deki değişim eğiliminin ana hattı karar alma mekanizmasına odaklanmış durumda; 27 üyeli Birliğin daha da genişlemesi halinde özellikle dış politika, yaptırımlar ve güvenlik gibi alanlarda oybirliği kuralının yaratacağı tıkanıklık Brüksel’in temel sorunlarından biri olacak gibi duruyor.</p>
<p>Bu nedenle antlaşmalardaki “köprü hükümlerinin” kullanılması, bazı alanlarda nitelikli çoğunlukla karar alınması ve yeni üyeler için belirli geçiş mekanizmaları tartışılıyor.</p>
<p>Bunun Türkiye açısından önemi, AB’nin üyelik ile üyelik dışı arasındaki ilişkiyi de yeniden tarif etmeye başlaması. Tartışılan yeni sistemde, Türkiye açısından tam üyelikten önce enerji, ulaştırma, araştırma ve sanayi gibi alanlarda kademeli entegrasyon imkânları genişleyebilir. Bu model Türkiye’ye ekonomik ilişkileri üyelik sürecinden bağımsız geliştirmek için alan açabilir. Ancak bunun da kritik bir “bedeli” ortaya çıkabilir; Türkiye, Avrupa’nın tek pazarında kalmak karşılığında bugüne kadar dış politikada izlediği özerkliği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2>“Made in Europe” ve Türkiye…</h2>
<p>AB içindeki ikinci değişim unsuru, Avrupa’nın artık yalnızca serbest ticareti değil, kendi üretim kapasitesini de korumaya çalışmaya başlaması.</p>
<p>Çin ile rekabet, kritik hammaddeler, enerji maliyetleri, teknoloji bağımlılığı ve tedarik zincirlerinin güvenliği Avrupa sanayi politikasının merkezine yerleşti. “Made in Europe” yaklaşımı da bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p>AB Komisyonu’nun sanayi politikası önerileri, belirli stratejik sektörlerde Avrupa üretimine kamu alımları ve kamu destekleri üzerinden avantaj sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye burada sıradan bir üçüncü ülke değil. Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve çeşitli teknoloji alanlarında Avrupa üretim zincirlerinin parçası. Bu nedenle Avrupa’nın kendi üretimini güçlendirme politikası Türkiye için hem fırsat hem de yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Türkiye’den gelen ürün ve bileşenlerin belirli koşullarda “Made in EU” kapsamında değerlendirilmesine yönelik yaklaşım, Gümrük Birliği’nin bu açıdan hâlâ önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak özellikle kamu ihaleleri ve stratejik sektörlerde uygulamanın nasıl şekilleneceği henüz kesinleşmiş değil. Bu açıdan bakınca, Türkiye açısından mesele yalnızca Avrupa’ya daha fazla mal satmak değil, <strong>Avrupa’nın yeni sanayi politikasında hangi statüyle yer alacağını belirlemek üzerinde düğümleniyor.</strong></p>
<h2>Gümrük Birliği’nin yeni sınavı</h2>
<p>1995 tarihli Gümrük Birliği bu çerçevede Türkiye açısından çok büyük bir avantaj; Mevcut yapı ağırlıklı olarak sanayi ürünlerine dayanıyor. Tarım, hizmetler, kamu alımları ve dijital ticaret ise kapsamın önemli ölçüde dışında.</p>
<p>Oysa Avrupa’nın rekabet anlayışı değişti. Veri, dijital hizmetler, teknoloji, yatırım, kritik hammaddeler ve tedarik güvenliği artık ticaret politikasının ayrılmaz parçaları.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu bu nedenle Türkiye açısından stratejik önem taşıyor. Genişletilmiş/ modernleştirilmiş Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerine daha derin bağlanmanın yolunu açabilir. Ancak buradaki sorun ise, AB’nin yeni değişim sürecinde ekonomik ilişkileri dış politika, güvenlik ve stratejik bağımlılıklardan tamamen ayrı değerlendirmeme eğilimi. Dolayısıyla Gümrük Birliği modernizasyon görüşmeleri teknik olduğu kadar siyasi olmaya da aday bir yöne veriliyor.</p>
<h2>Avrupa bütçesinin getirdiği yeni öncelikler…</h2>
<p>Birliğin para politikası da değişiyor.</p>
<p>2028-2034 dönemi için önerilen yaklaşık 2 trilyon Euro’luk bütçede rekabetçilik, teknoloji, araştırma, güvenlik ve savunmaya daha fazla kaynak ayrılması planlanıyor. Buna karşılık tarım ve bölgesel kalkınma fonlarının geleceği konusunda üye ülkeler arasında pazarlık sürüyor.</p>
<p>Genişleme bu denklemi daha da zorlaştırıyor.</p>
<p>Yeni üyeler altyapı, tarım ve bölgesel kalkınma için kaynak isteyecek. Aynı anda Avrupa savunma ve teknoloji yatırımlarını artırmak istiyor.</p>
<p>Avrupa aynı bütçeden daha fazla stratejik hedefi finanse etmeye çalışıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bunun anlamı, AB’nin gelecekte aday ülkelere ve ekonomik ortaklara sunacağı kaynakların niteliğinin de değişme ihtimali.</p>
<h2>SAFE mekanizmasının dışında kalma tehlikesi</h2>
<p>AB bütçesinde tarım sübvansiyonuna ayrılan kaynakların savunmaya aktarılması tartışması, aslında AB’nin savunma alanında yapmaya çalıştığı dönüşümün de işaretlerini taşıyor.</p>
<p>AB’nin 150 milyar avroluk SAFE mekanizması, ortak savunma tedarikini ve Avrupa savunma sanayiinin kapasitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye ise, Rum-Yunan vetosu nedeniyle halen mekanizmanın dışında kalmış görünüyor.</p>
<p>AB kurallarına göre üçüncü ülke şirketlerinin SAFE kapsamındaki ortak alımlara katılabilmesi için ilgili ülkenin aday ülke olması veya AB ile bir Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kurması ve gerekli anlaşmaların bulunması gerekiyor. Türkiye ile bu çerçevede gerekli düzenleme bulunmadığı için Türk şirketleri SAFE kapsamındaki ortak alımlara doğrudan katılamıyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca savunma ihaleleriyle sınırlı değil.</p>
<p>Avrupa savunma yatırımlarını artırırken elektronik, yazılım, yapay zekâ, havacılık ve ileri üretim alanlarında da yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturuyor. SAFE’nin dışında kalmak, Türkiye’nin bu ekosisteme erişimini sınırlayabilir.</p>
<p>Kısacası, Türkiye Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinde yer alırken, Avrupa’nın yeni savunma finansmanı mekanizmasının dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye-AB pazarlığının yeni çerçevesi</span></h2>
<p>Bütün bu başlıklar aslında aynı dönüşümün farklı yüzleri;</p>
<p>- Avrupa daha korumacı bir sanayi politikası izliyor;</p>
<p>- Stratejik sektörleri destekliyor;</p>
<p>- Savunma kapasitesini büyütüyor;</p>
<p>- Teknolojik bağımlılıklarını azaltıyor;</p>
<p>- Ve belki de en önemlisi, ekonomik ilişkileri güvenlik politikalarından eskisi kadar ayrı tutmuyor.</p>
<p>Türkiye ise Avrupa’nın ekonomik sistemine güçlü biçimde bağlı, fakat siyasi karar mekanizmasının dışında bir ülke.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, “Made in Europe” düzenlemelerinin ve Avrupa savunma sanayiiyle ilişkilerin artık birbirinden bağımsız dosyalar olarak ele alınabilmesi pek mümkün görünmüyor. Ankara daha fazla pazar erişimi ve ekonomik entegrasyon isterken Brüksel, ticaretin yanında düzenleyici uyum, yatırım güvenliği, stratejik tedarik zincirleri ve güvenlik alanlarında daha yakın iş birliği talep etme yoluna doğru giriyor.</p>
<p>Avrupa’nın yeni modeli Türkiye’ye kapıları tamamen kapatmıyor, fakat kapıların açılma biçimini değiştiriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonra mesele sadece Avrupa pazarına erişmek olmayacak; Asıl pazarlık Türkiye’nin <strong>hangi kurallarla, hangi alanlarda ve hangi siyasi-stratejik çerçeve içinde Avrupa pazarında yer alacağı üzerine düğümlenecek…</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/677-1791176647.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zayıf istihdam verisi ve güvercin Fed mesajları ABD’de faiz artışı beklentisini zayıflatırken, küresel piyasalarda teknoloji hisseleri öncülüğündeki yükseliş sürüyor. Borsa İstanbul ise fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışırken, özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerdeki sert kayıplar piyasadaki hasarın boyutunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Zayıf tarım-dışı-istihdam verisi ve güvercin Fed konuşmaları sonrası Ekim toplantısında faiz artış ihtimali %20 civarına gerilerken, dolar zayıfladı. Vadeli piyasalar halen Aralık, Mart, Haziran toplantılarında olmak üzere 2027 sonuna kadar toplam 75 baz puan artış fiyatlıyor. Pozitif sürpriz yapan enflasyon veya soğuyan istihdam verileri bu resmi olumlu yönde değiştirebilir. </p>
<p>Tahvil piyasasında zayıf istihdam verisine rağmen getirilerde yükseliş görüldü. Kısa vadeli getiriler Fed açıklamaları ile hafta boyunca 15 baz puana yakın gerilediği için “piyasa beklentiyi aldı, gerçeği sattı” denilebilir. Orta-uzun vadeli tahvil getirilerinde yükseliş “yapay zekâ yatırımlarındaki artış devlet tahvillerini baskılıyor” görüşümüz ile uyumlu. </p>
<p>Hisse senedi piyasaları istihdam piyasasında soğuma gösteren veriyi sevdi. Yarı iletkenler öncülüğündeki yükselişe muhteşem yedi hisseleri, bankalar güçlü katılıyor. Havacılık hisseleri Tel Aviv uçağının kaçırılması girişimi ve petrol fiyatlarında yükseliş baskısı ile negatif ayrışıyor. </p>
<p>Orta-uzun vadeli trendde farklılık yok. ABD, Hollanda, Güney Kore, Tayvan gibi teknoloji ağırlıklı piyasalar yükselirken, Almanya, Fransa’nın negatif ayrışmaya devam ediyor. K-tipi piyasa görüşümüzü koruyoruz. </p>
<p>Borsa İstanbul fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışıyor. Ankara’nın gecikmeli ama güçlü adımları sonrası endeks aylık %12 kayıpla 12,250 civarında dengelenmeye çalışıyor. Fon kurbanlarına avans ödemesini piyasadaki likidite sorununun çözülmesine yardımcı olacak önemli bir adım olarak görüyoruz.</p>
<p>Hasar kontrolü borsadaki kayıpların simetrik dağılmadığını gösteriyor. Büyük hisselerde aylık kayıp %7 civarındayken, BİST 100-30 ve TÜM-100 hisselerinde geri çekilme %30’a yaklaşıyor. Fon yolsuzluğu ile ilişkilendirilen hisseler endekslerden çıkarıldığı için önümüzdeki dönemde BİST30, BİST50, BİST100 endekslerinin performansı düzelecek. Ama fon tasfiye sürecinde bu hisselerde satış baskısı devam edecek. </p>
<p>Bu hafta yurtdışında gündemde ISM hizmetler, Fed tutanakları izlenecek. Yurtiçinde gözler enflasyon verisinde olacak. Piyasa beklentisi aylık tüketici enflasyonunun %2,2 gelmesi. %2,1 - %2,3 arasındaki bir rakama önemli bir piyasa tepkisi olmaz. Aylık %2,0’nin altında bir rakama kısa-orta vadeli tahviller ve bankalar olumlu tepki verir. Tahvil piyasasında veri öncesi temkinli iyimser bir fiyatlama görülüyor. </p>
<p>Fon yolsuzluğu nedeniyle yaşanan kayıplar servet etkisi gerekçesiyle büyümede aşağı yönlü riskleri artırdı. Merkez Bankası’nın Ekim ve Aralık toplantısında faiz indirdiği baz senaryomuzu koruyoruz. ABD’nin İran’ı yeniden vurmaya başladığı uzun süreli bir savaş, bu senaryonun önündeki temel risk. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> O sırada dünyada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz burada hisse senedi piyasalarımızdaki sahtekârlığın para ve sermaye piyasalarımızda yol açtığı sistemik hasarı tahmin etmeye çalışırken, dünyanın gündemi yeni enerji ve ticaret koridorları olmaya devam ediyor. Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklanan önemi, Hürmüz Boğazı krizi ve Bab-ül Mendep tıkanıklığı ile azalmıyor, artıyor.</p>
<p>Bir yanda sistemli hisse senedi manipülasyonunu gözümüze sokan “Becerikli Bayan Sayan hadisesi”, memleketin kurumsal kapasite açığını gözler önüne seriyor. Öte yanda ise yeni enerji ve ticaret koridorları, Türkiye’nin kurumsal kapasitesinin bir an önce güçlendirilmesini gerektiriyor.</p>
<p>İçinde olduğumuz ikilem bu sanırım. Ayan beyan görünür hale gelen bir derin idari beceriksizlik ve önemi artan bir idari beceri ihtiyacı. İşimiz zor. Ama fırsatların kazası olmaz. Gelin, ben bir anlatayım.</p>
<p><strong>Dünyanın bizim buralardaki iki dar geçidi birden tıkanıverdi</strong></p>
<p>Yandaki dünya haritası, coğrafi dar geçitleri (chokepoints) ve bu dar geçitlerden dünya petrol ve tahıl ticaretinin ne kadarının geçtiğini gösteriyor. Bir tür küresel darboğaz noktaları bunlar, eğer geçişlerde bir problem ortaya çıkarsa hem petrol hem de tahıl ticareti sekteye uğruyor.</p>
<p>Şimdi önce bir haritaya bakın. Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yüzde 31’i özellikle Asya ülkelerine doğru gidiyor normalde. Geçenlerde Nepal Başbakanı’nın anlatmaya çalıştığı buydu, mesela. Nepal, iklim değişikliği nedeniyle eriyen buzulların neden olduğu görülmemiş bir su baskını felaketi ile karşı karşıya, hem de ülkede petrol kıtlığı var. Bir tür çifte riziko atmosferi…</p>
<p>Asya, Hürmüz krizinden ilk etkilenecek kıtaydı. Öyle de oldu. İran krizinin küresel yayılımı önce Asya’ya, sonra oradan bizi atlayıp Avrupa’ya, Avrupa’dan da Türkiye’ye gelecekti. Değer zinciri bağlantıları işte.</p>
<p>Dünya tahıl ticaretinin ise yaklaşık yüzde 4’ü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Afrika Boynuzuna bakarsanız, Bab-ül Mendep’ten dünya petrol ticaretinin de dünya tahıl ticaretinin de yüzde 8’i geçiyor.</p>
<p>İran savaşı nedeniyle, İran ve vekil güçleri hem Hürmüz hem de Bab-ül Mendep’i kapatınca petrol ticaretinin neredeyse yüzde 40’ı, tahıl ticaretinin ise yüzde 12’si olumsuz etkileniyor.</p>
<p>İsteyen Boğaziçi’nin koridorlardaki önemine, isteyen Malakka Boğazı’nın küresel petrol ve tahıl ticaretindeki ağırlıklı yerine bakabilir yandaki haritadan.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32de201cb5-1791176162.png" alt="" width="800" height="512" /></strong><strong>Mersin-Filyos-Köstence hattı Türkiye için önemli olacak</strong></p>
<p>Şimdilerde herkes tıkanıklıkları dikkate alarak alternatif ticaret koridorları üzerinde çalışıyor. Doğu-Batı ekseninde bakarsanız, İran ve Rusya devreden çıkınca Güney Kafkasya’nın enerji ve ticaret koridoru olarak önemi arttı. Kuzey-güney ekseninde ise Umman-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye karayolu bağlantısı öne çıkıyor.</p>
<p>Önce karayolu. Malum, önce kamyonlar geçmeye başlıyor. Koridor güvenliyse, işlemler süratle ve güvenli bir biçimde yürütülebiliyorsa daha kalıcı düzenlemeler, mesela boru hatları, tren yolları düşünülmeye başlanıyor. Şimdi daha işin başındayız. Memleketin kurumsal kapasite ve beceri ihtiyacı arttı dediğim tüm bu ülkeleri ortak bir normda birleştirme kabiliyeti işte.</p>
<p>Esasen yeni enerji ve ticaret koridorları Türkiye’ye eriştikten sonra da iş bitmiyor. Önemli olan kamyonların süratle ve güvenli bir biçimde Avrupa piyasalarına ulaştırılması elbette..</p>
<p>Doğrusu ben burada Mersin-Filyos hattının önemli olduğunu düşünüyorum. Filyos limanının bu açıdan önemli olabileceği kanaatindeyim. Filyos-Köstence, Romanya bağlantısı konteynerleri Orta Avrupa’ya ulaştırabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ec0db42d-1791176384.png" alt="" width="800" height="515" />Neden iş, sonunda hep Avrupa’ya bağlanıyor?</p>
<p>Çünkü Avrupa dünyanın en zengin ve en büyük pazarı konumunda esas itibariyle. Toplam küresel ithalatın yüzde 28,5’ini AB 27 ülkeleri gerçekleştiriyor. Birleşik Krallık’ı da eklerseniz yüzde 32 oluyor toplam ithalat payı. Son günlerdeki tartışmalar bağlamında, Kanada’yı da eklersek yüzde 34’e erişiyor.</p>
<p>AB 27’nin yüzde 22,5’lik payı karşısında ABD’nin payı yüzde 14’e yakın, Çin yüzde 10 bile değil, Rusya’nın bir pazar olarak önemi ise Türkiye’den küçük sonuçta.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32e549f863-1791176276.png" alt="" width="800" height="463" /><strong>Bölgesel </strong><strong>k</strong><strong>oridor </strong><strong>y</strong><strong>önetimi </strong><strong>m</strong><strong>ekanizmalarını düşünmeye başlamakta fayda var</strong></p>
<p>Peki, bu durumda ne yapmak gerekiyor? Türkiye’nin hem doğu-batı, hem de kuzey-güney eksenindeki enerji ve ticaret yollarında kolaylaştırıcı rolünü vakit geçirmeden tanımlamaya başlamak gerekiyor.</p>
<p>Yeni ticaret koridorlarında konteyner akışını kolaylaştırmak ve koordine etmek için ne tür bir Bölgesel Koridor Yönetimi Otoritesi’ne (Regional Corridor Management Authority/System) ihtiyaç olduğunu bir an önce ilgili ülkeler arasında tartışma masasına getirmek gerekiyor.</p>
<p>Hürmüz ve Bab-ül Mendep tıkanıklığının deniz yolundan kara yoluna ne boyutta bir ticaret kaymasına yol açabileceğini, yeni ticaret koridorlarının olası iş hacmini şimdiden düşünmeye başlamak gerekiyor. Kaç kamyon geçecek, bunları nasıl yöneteceğiz, vs?</p>
<p>Peki, Hürmüz açılınca bu yeni koridorların önemi ortadan kalkar mı? İnsansız Hava Aracı (İHA-drone) teknolojisinin devlet dışı aktörler eliyle bile kullanılabilecek basit ama konteyner yollarını kolaylıkla tıkayan son derece etkili bir teknoloji olduğunun belirginlik kazandığı çağımızda, hepimiz ilk kez her koridorun birden çok alternatifi olmasının önemini kavradık artık sanırım. Bakın eskiden bu anlayış yoktu.</p>
<p>Artık hepimiz neden eski çağlarda İpek Yolu diye tek bir yol olmadığını, ama birden çok İpek Yolu rotası olduğunu biliyoruz. Hadise, alternatif koridor geliştirmek ve lojistik maliyetlerini azaltmakla alakalı... Hadise, alternatifin finansal ve zaman-süre maliyeti ile karbon salımı maliyetini doğru hesaplamakla ve düşürmekle yakından ilgili.</p>
<p>Kurumsal kapasite ihtiyacı dediğim de burada aslında.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/477-1791176404.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O sırada dünyada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürekli gerçeği inkâr eden, kötü gidişatı halktan gizleyen birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız? Çok basit; konuşurken dudakları kıpırdıyorsa… Lütfen bakanı, bakmayanı bu testten geçirin derim.</strong></p>
<p>Bir kez dilimize dolanmayı görsün; artık <strong>dilde pelesenk</strong> olur çıkar. <strong>Toplam kalite</strong> sakızını onlarca yıl çiğnedik. <strong>Müşteri patrondur</strong> klişesi de öyle… Sonra biri <strong>endüstri bilmem kaç sıfır</strong> dedi; adeta havada kaptık ama gereğini yapmadık. <strong>Çevre</strong>, <strong>yeşil</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>sosyal sorumluluk</strong>, <strong>yapay zekâ</strong>. Uzar gider bu liste.</p>
<p>Ama benim en çok sorguladığım; <strong>sürdürülebilirlik</strong> kelimesidir. Öncelikle <strong>çok uzun</strong> bu yüzden <strong>telaffuzu</strong> da <strong>yazılışı</strong> da pratik değil. Ama en önemlisi; <strong>koca bir yalan</strong>… Durun hemen “<strong>abarttın</strong>” demeyin… Bana <strong>ilelebet payidar kalan</strong> bir şey söyleyin? Başlayan her şeyin mutlaka sonu vardır, <strong>ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p><strong>ŞU ÖLÜMLÜ DÜNYADA GÜNEŞ BİLE SÜRGİT DEĞİL, SÖNECEK </strong></p>
<p><strong>Hangi aşk</strong> sonsuza dek sürmüş? <strong>Hangi imparatorluk</strong> ilk kurulduğundan bu yana yaşıyor ki? <strong>Ya şirketler</strong>? Asırlıkları arayalım dedik, 50’yi zor aştık. O da çoğu taşrada lokanta çıktı. Batılı; kurduğu yapıların <strong>kısa sürede dağılmasın diye</strong> aldığı tedbirleri böyle adlandırmış. <strong>Ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p>Sürdürülebilirlik <strong>her şeyin başına</strong> ekleniyor ya… Benim hiç anlamadığım; <strong>büyümenin önüne</strong> gelenidir. <strong>Sürdürülebilir büyüme</strong> için o kadar çok <strong>klişe</strong>, hiçbir yere götürmeyen <strong>slogan</strong>, boş laf üretildi ki süren sadece bu <strong>lafın gevezeliği</strong> oldu. Netice? Sanırım sürdürebildiğimiz bir tek; <strong>içi boş konuşmalarımızdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yalan ezberlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden yalan söyleriz?</em></strong></p>
<p>Zira <strong>gerçeğin çölünden</strong> geçmek yerine <strong>yalan vadisinde</strong> gezinmek, hoşumuza gider. <strong>Ekonomi</strong> krizi dahi aşmış, çürüme başlamıştır. Gerçek bu iken yalana sığın; “<strong>ekonomik tıkırında, dünya bizi kıskanıyor.</strong>”</p>
<p><strong><em>En güçlü yalan?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçeğin üzerine inşa edilendir</strong>. Biz her yalan söylediğimizde, <strong>gerçeğe borçlanırız</strong>. Gerçek ise eninde sonunda gelir, bizden <strong>hakkını</strong> alır. Ekonomik <strong>kriz</strong> olarak, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çürüme</strong>, <strong>iflas</strong>, <strong>zam</strong>, <strong>zulüm</strong> olarak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR</strong></p>
<p><strong>Kurduğunu korumak</strong>… Sürdürülebilirlik diyoruz buna. Dilimizden düşmüyor bu kelime. İçini boşaltsak da… Cumhurbaşkanlığı forsunda <strong>16 yıldız</strong> var. Tarihte <strong>kurup sürdüremediğimiz</strong> 16 devletimizi temsil ediyor. Bununla doğal olarak <strong>övünürüz</strong> de… Aslında <strong>kurduğumuza sahip çıkmak, kurmaktan da zor</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YALAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Düz yalan</strong>: Gerçeğin maskelenmesi. Olguları inkâr edip temennileri olmuş gibi gösterme sanatı</p>
<p><strong>Kuyruklu yalan</strong>: Alakasız olaylarla bezenmiş, sahte mesnetlerle donatılmış güçlendirilmiş yalan</p>
<p><strong>İstatistik</strong>: Akıl ve vicdan ehlinde değer üreten ama yalancının elinde rakamlarla infaz becerisi</p>
<p><strong>Acı gerçek</strong>: Yalancının yatsıya kadar yanan mumun geride bıraktığı gerçeğin bizzat kendisi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Yıllık ihracatta 2026 sonunda öngörülen düzeye üç ay önce, eylül sonunda ulaşıldı; doğru... Üstelik eylül sonundaki 284 milyar dolarlık yıllık ihracat, şimdiye kadarki en yüksek düzey; o da doğru... İyi de yıllık ihracatta 2023'te 500 milyar dolara ulaşılmamış mıydı; ne oldu geri mi gidildi! </strong></p>
<p><strong>✓ Yıllık ithalat, rekor kıran ihracatı yalnız bırakmadı. Eylül sonundaki yıllık ithalat da rekor düzeyde.</strong></p>
<p>Hani hep gelirinin nasıl arttığını ön plana çıkarıp harcamasının nasıl tırmandığını gizlemeye çalışan kişiler vardır ya, ekonomi yönetiminin dış ticareti yorumlaması da biraz buna benziyor.</p>
<p>İhracat bizim ihracatımız, ithalatı ise artık kimler yapıyorsa, o onların sorunu! Yaklaşım bu.</p>
<p>Hemen her ay aynı tutum sergileniyor, aylık ihracatın nasıl rekorlar kırdığından dem vuruluyor.</p>
<p>Kimi dönem de yıllıklandırılmış ihracattaki rekordan söz ediliyor.</p>
<p>Eylül ayı verileri belli olduktan sonra yapıldığı gibi…</p>
<p>Ticaret Bakanlığı eylül ayının geçici dış ticaret verilerini açıkladı. Buna göre eylülde ihracat geçen yıla göre yüzde 15 artarak 26 milyar dolar, ithalat ise yüzde 6 artarak 31,2 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 83’ün üstünde ve bu gayet iyi bir oran.</p>
<p>Dış ticarette aylık veriler o kadar da önemli değil; ister artış, ister düşüş olsun. Konjonktürel gelişmeler aylık verileri büyük ölçüde etkileyebilir</p>
<p>En iyisi uzun dönemli veriler ne gösteriyor, ona bakmak.</p>
<h2>Yıllıkta rekor </h2>
<p>Uzun dönemli veri olarak da en iyisi yıllıklandırılmış tutarlara bakmak…</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonu itibarıyla 284 milyar dolara yaklaştı. Bu, yıllık bazda şimdiye kadar ulaşılan en yüksek tutar. Yani yıllıklandırılmış ihracatta tüm zamanların rekoru kırıldı.</p>
<p>2026 yıl sonunda ulaşılması öngörülen 282 milyar dolardı. Bu duruma getirilen yorum yıl sonundaki tutara üç ay önce ulaşıldığı. Ekonomi yönetimi böyle söylüyor ve sayılarla konuşuluyor ve söylenen de tabii ki doğru. Tahminin üç ay önce gerçekleştirilmiş olması başarı olarak aktarılıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin ihracatta 284 milyar dolar gibi bir düzeyi çoktan aşmış olması gerekiyordu. Öyle ya ihracat çok önce, 2023’te 500 milyar dolarlık hedefe ulaşmış ve şimdilerde bu düzeyin çok üstünde seyrediyor olmalıydı.</p>
<p>2026 tahminine üç ay erken ulaşılmış olması gerçekte ne kadar önemliydi tartışılır ama 500 milyar dolar hedefinin çok altında kalınması tartışmasız daha önemliydi.</p>
<p>2023’te ihracat ne kadar olmuştu diye merak edilir belki, 255,6 milyar dolar. Yani hedefin yarısı aşıldı.</p>
<h2>Ya ithalat? </h2>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonunda 284 milyar dolarla rekor kırdı, güzel… Peki ithalat ne oldu dersiniz?</p>
<p>Yıllıklandırılmış ithalat da rekorda ihracata eşlik etti.</p>
<p>Eylülde yıllık bazda rekor yalnızca ihracatta kırılmadı, ithalatta da rekor bir düzeye çıkıldı.</p>
<p>Yıllık ithalat eylül sonu itibarıyla 380 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bu eylüldeki yıllık ihracat geçen yılın eylülündeki tutara göre yüzde 5,2 oranında 14,1 milyar dolar arttı.</p>
<p>Aynı tarihlerdeki ithalat artışı ise yüzde 5,8 oranında 20,7 milyar dolar.</p>
<h2>Enerji hariç tutulunca… </h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı eylül ayı verilerindeki bir detay önemli. Eylül ayındaki toplam ihracat ve ithalatta karşılama oranı daha önce de vurguladığım gibi yüzde 83 ve bu tarihsel ortalamanın üstünde gayet iyi bir oran.</p>
<p>Ancak eylül ayı için çok daha çarpıcı bir oran var. Enerji hariç tutularak yapılan hesaplamaya göre ihracat ithalattan daha fazla. Böyle bir durumda ihracatın ithalatı karşılama oranı kavramı bile biraz yanlış kalıyor. Ama aynı kavramı kullanalım; enerji hariç tutulduğunda eylülde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100,3 düzeyine erişti.</p>
<p>Enerji ve altın hariç tutularak hesaplama yapıldığında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,7 oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32c32231d1-1791175730.png" alt="" width="326" height="323" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK’nın geçen perşembe yaptığı açıklamayı okuduğumda aklıma ilk bu soru geldi. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarında karardan önce yapılan satışlardan “fahiş kazanç” elde edenlerin, kendi isteğiyle bu kazancı ilgili fona iade edebilmesi için hesaplar açıldığı duyuruluyordu. Borsada işlem gören hisseler için de “Genel Hisse İade Hesabı” açılmıştı. İade edilen paralar, fonun tasfiye malvarlığına dahil edilerek yatırımcılara yapılacak ödemelerde kullanılacaktı.</p>
<p>Ancak önemli soru şu: İade, varsa hukuki sorumluluğu ortadan kaldıracak mı? SPK’nın duyurusunda bunun yanıtı yok.</p>
<p>O halde şu soruların açıkça yanıtlanması gerekiyor: Parayı iade eden kişinin işlemleri yine de incelenecek mi? İade yapılması, varsa soruşturmayı ortadan kaldıracak mı?</p>
<p>Çünkü burada iki farklı konu birbirine karışmamalı. Birincisi, yatırımcıların uğradığı zararın mümkün olduğunca telafi edilmesi. İkincisi ise fahiş kazanca yol açan işlemlerin hukuki niteliği ve doğabilecek sorumluluk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ac93a5d8-1791175369.png" alt="" width="700" height="394" />SPK’nın bu duyurusu, bir yandan paranın geri dönmesini sağlayan pratik bir adım olabilir. Diğer yandan, fırıldağın içindeki bazı etkili ve hatırlı isimlerin ortaya çıkarılmasını zorlaştırabilecek bir kapı da oluşturuyor mu?</p>
<p>Burada TLY örneği de dikkat çekiyor. Tera Portföy Birinci Serbest Fon 11 yatırımcıyla yoluna devam ederken, 2 Haziran 2025’te usulsüz şekilde (!) TEFAS alım satım yerleri arasına eklendi. 30 Haziran’da yatırımcı sayısı 159’a ulaşmıştı. Temmuzda ise TEFAS işlemlerinin başlamasıyla fon daha geniş yatırımcı kitlesine açıldı. Ancak fonda 159 yatırımcının bulunduğu tarih TEFAS’a girişten önceydi. Bu nedenle o tarihe kadar fonda bulunan 159 yatırımcının kimler olduğu, ne kadar kazandıkları, kimlerin yönlendirme ve garantisiyle bu yatırımı yaptıkları da ayrıca merak konusu.</p>
<p>Dolayısıyla “parayı getir, mesele kapansın” şeklinde anlaşılabilecek bir görüntü oluşmaması şart. Amaç yatırımcıların zararının telafisiyse bunun sınırı açıkça ortaya konulmalı. Para iadesinin hukuki sorumluluk bakımından ne anlama geldiği de anlatılmalı.</p>
<p>Çünkü yatırımcının parasının geri gelmesi başka, varsa suç ve hukuka aykırı bir işlemin hesabının sorulması başka.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALMANYA </strong>merkezli Nordex Group’un Menemen’deki İzmir Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikasına giderken 11 Aralık 2025 tarihli yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İhracatı 660 milyon Euro’ya dayandı, Türkiye’ye rüzgar için 60 milyon Euro daha yatırdı…</strong></li>
</ul>
<p>Almanya’da 1985 yılında kurulan, 2009 yılından beri de Türkiye’de faaliyette bulunan Nordex Enerji, İzmir Serbest Bölgesi’nde üretim yaptırdığı tesisleri satın almış, ek yatırımlarla çıtayı yükseltmişti. Daha önce görev yaptığı şirketlerden tanıdığımız <strong>Ender Özatay, </strong>Nordex Group Türkiye ve Ortadoğu Başkan Yardımcısı, Türkiye Genel Müdürlüğü görevini üstlendikten sonra 2025 yılı Aralık ayının ilk günlerinde gazeteye gelmiş, <strong>Şeref Oğuz </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte sohbet etmiştik:</p>
<ul>
<li><strong>Nordex, Türkiye’de ilk rüzgar gülünü 22 yıl önce Murat Vargı’nın çoğunluk hisselerine sahip olduğu Dost Enerji’ye vermişti. 2025 yılında Türkiye’de bizim ürünlerimizle kurulan rüzgar enerjisi santralı gücü 1083 MW’ı buldu.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında Türkiye’de çoğu Almanya’ya 660 milyon Euro’ya yakın ihracat yaptık.</strong><strong>2017 yılından beri Türkiye’de pazar lideriyiz. Ciromuz 1 milyar Euro’ya ulaşıyor. Ülkemiz, 30 ülkelik Nordex Group liginde Almanya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3298aa901a-1791175050.png" alt="" width="813" height="475" /></strong>Nordex Enerji A.Ş.’nin İzmir Serbest Bölgesi’ndeki tesislerinde bizi <strong>Ender Özatay </strong>ile Menemen Fabrika Müdürü <strong>Ozan Mamay </strong>karşıladı.</p>
<p><strong>Özatay, </strong>Türkiye’deki kurulu RES’lerin üçte birinin Nordex ürünleriyle hayata geçirildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex, Menemen’deki fabrikayı devralana kadar kanat ve direkleri Türkiye’de farklı tesislerde ürettiriyordu. Şimdi artık kanatları devraldıktan sonra ek yatırımlar yaptığımız Menemen fabrikasında üretiyoruz.</strong></p>
<p>Direkleri hâlâ 5 ayrı fabrikadan tedarik ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki tedarikçilerden 1.1 milyar Euro’luk alım yapıyoruz. Almanya’ya kule (direk) ihracatımız sürüyor. Şu anda iç pazara kanat yetiştiremiyoruz. O nedenle kanat ihraç edemiyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar sayesinde Nordex’in Türkiye’de ciddi büyüme temposu yakaladığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Önceleri YEKDEM, son dönemlerde de YEKA’ya dönüşen ihalelerde, </strong>“Rüzgar türbinlerinde yüzde 51 yerlilik şartı” <strong>yer alıyor. Nordex, bu koşula uyulabilmesi için Türkiye’de üretim yaptırıyordu. Sonra fabrika sahibi olduk.</strong></p>
<p>Türbin bazında yerlilik oranında yüzde 55-65 dolayına ulaştıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Menemen’deki fabrikamızda üretim tempomuz oldukça yoğun. Bu yılın kalan bölümü, 2027’nin tamamında ve 2028’in ilk yarısı için şimdiden full çalışacak şekilde sipariş var elimizde.</strong></p>
<p>Türkiye’deki büyümelerinin en önemli adımlarından birinin Menemen’deki fabrika olduğunu vurguladı, sözü <strong>Ozan Mamay</strong>’a bıraktı. <strong>Mamay, </strong>fabrika ile ilgili şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Mayıs 2026’da üretime başlayan Menemen Kanat Fabrikası, İzmir Serbest Bölgesi’nde 130 bin metrekare arazide, 90 bin metrekarelik kapalı alanda faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Fabrikanın tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte 4 vardiyada 1200 rotor kanadı üretimi hedefleniyor. Üretim ve idari kadrolarda 1200 kişi çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’de yıllık 3 GW’a yaklaşan türbin üretim kapasitesine katkı hedefleniyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Burada ülkemizin büyük ölçekli rüzgar yatırımlarında kullanılacak yeni nesil türbin kanatları üretiliyor. </strong>“YEKA RES-2024” <strong>projeleri için </strong>“N163”, “YEKA RES-2025” <strong>projeleri için </strong>“N175” <strong>türbinlerine ait kanatların üretimi burada gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Nordex ürünleriyle Türkiye’de devreye alınan türbinlerin toplam kapasitesinin 5.5 GW’ın üzerine çıktığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İnşa halindeki projelerdeki payımız da yüzde 60’ı buluyor.</strong></p>
<p>Orta vadede Menemen’de üretilen kanatları Avrupa’ya ihraç etmeyi planladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Menemen fabrikamız, Avrupa’nın rüzgar enerjisi tedarik zincirinin üretim halkalarından biri haline gelecek. Bu yıl Türkiye’den çoğu kule olmak üzere ihracatımız 300 milyon Euro civarında olacak.</strong></p>
<p>Türbinde kullanılan bazı küçük motorlarını Türkiye’den tedarik ettiklerini paylaşınca sordum:</p>
<p>-          <strong>Rüzgarın gücünü elektrik enerjisine çeviren dev dişli kutusu ve jeneratörün de Türkiye’de üretilmesi gündeminizde var mı?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Burası Almanya’daki merkezimizin göz bebeği. Türkiye’deki canlılığı görüyorlar. O nedenle dev dişli kutusu ve jeneratör üretimi de günün birinde gündeme gelebilir.</strong></p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntıların, birçok sektörde üretim temposunu önemli ölçüde aşağı çektiği bu dönemde Nordex’in Menemen Kanat Fabrikası’nın 2028 yılı ortalarına kadar üretim doluluğu yaşaması dikkati çekiyor…</p>
<p>Bu temponun Nordex’i Türkiye’de dev dişli kutusu ve jeneratör üretimine çekme olasılığı beklentisini artırıyor…</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac329a856530-1791175080.jpg" alt="" width="700" height="466" /><span style="color: #e03e2d;">Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptık</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay</strong>’a Aralık 2025’teki sohbetimizden Aliağa’da yaptıkları yatırım bilgisini anımsatıp sordum:</p>
<p>-          <strong>Aliağa’daki fabrikanız ne zaman devreye girecek?</strong></p>
<p>Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aslında Şubat 2027’de açılışa hazır hale gelir. Orada üretime başlamamızı, önümüzdeki günlerde yapılacak ihale belirler.</strong></p>
<p>Yatırımın tamamının özkaynakla gerçekleştirildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Nordex Group yönetimi bize yatırım için gerekli kaynağı gönderdi. Yani, Almanya’dan ek yatırım bedeli göndermiş oldular.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz, Nordex Akademi’de teknik eleman yetiştiriyoruz</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay </strong>ve Menemen Kanat Fabrikası Müdürü <strong>Ozan Mamay, </strong>fabrikayı gezerken kanat üretiminin emek yoğun olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz. Eleman bulmakta sıkıntı yaşadığımız oluyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay</strong>’la daha sonra Nordex Akademi’ye geçtik. Akademinin sorumlusu <strong>Zafer Avcı, </strong>2 yıla yayılan, toplamda 75 günü bulan eğitim verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Toplamda bugüne kadar 22 bin kişiye eğitim vermiş olduk. Akademimiz yalnızca Türkiye operasyonlarımıza değil, global Nordex organizasyonuna ve yatırımcılara da uluslararası standartlar ve akreditasyonlar çerçevesinde hizmet veriyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Böylece Türkiye, Nordex açısından yalnızca üretimin gerçekleştirildiği bir merkez değil, aynı zamanda rüzgar enerjisi alanında teknik insan kaynağının yetiştirildiği uluslararası bir bilgi ve eğitim merkezi konumuna geliyor.</strong></p>
<p><strong>Özatay, </strong>ayrıca ürün verip kurulumunu yaptıkları rüzgar santrallarının bakım-tamir işlerini 20 yıl boyunca kendi ekiplerinin gerçekleştirdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sahada, yani ürün verip kurulumunda rol oynadığımız rüzgar santrallarının bulunduğu yerlerde bizim toplam 300 teknik personelimiz görev yapıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Almanya, Hermes kredisiyle destekliyor</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>kanat ve kule başta olmak üzere ürün vermek üzere bağlantı kurdukları projelere finansman sağlama konusunda da yardımcı olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Almanya’nın Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi bizim ürün vermeyi üstlendiğimiz projeler için devreye giriyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi kullanımında </strong>“Made in Germany” <strong>kuralı vardı. Bu kural, </strong>“Made by German Company” <strong>şeklinde değiştirildi. Yani, Almanya dışında yatırımı olan, üretim yapan Alman şirketleri de Her</strong><strong>m</strong><strong>es kaynaklarından yararlanabilir hale geldi.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sivas’ta 525 MW’lık RES kurulumunda varız</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı’nın RES yatırımlarını Doğu’ya yönlendirmeye başladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex’in Türkiye’de büyümesinin önemli göstergelerinden biri 2026 Ağustos ayında imzalanan </strong>“YEKA-5 Sivas” <strong>anlaşması oldu. Türkerler Holding’le imzalanan anlaşma kapsamında 72 adet </strong>“N175/6.X” <strong>türbin ve 525 MW kapasite sağlanacak.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Proje, Türkiye rüzgar enerjisi pazarında tek seferde imzalanan en büyük türbin tedarik anlaşması olma özelliği taşıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rüzgar enerjisi rekor büyüme döneminde</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Global Wind Energy Council (GWEC) verilerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında dünya genelinde 165 GW yeni rüzgar enerjisi kapasitesi devreye girdi, tüm zamanların rekoru kırıldı. Dünyada toplam rüzgar enerjisi kapasitesi 1.3 TW’a ulaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin de küresel büyümenin dikkat çeken pazarlarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin toplam rüzgar kurulu gücü 2026 itibariyle 16.2 GW’a ulaştı. Rüzgar, bu yılın ilk yarısında toplam elektrik üretiminin yüzde 13.5’ini karşıladı.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 2.1 GW yeni kapasite ekleyen Türkiye, Almanya’nın ardından Avrupa’da en fazla yeni karasal rüzgar kapasitesi devreye alan ikinci ülke oldu.</strong></p>
<p>Alınan lisanslara dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 21 GW’ı aşan ön lisanslı proje stoku ve 17.9 GW’lık ön lisanslı depolamalı rüzgar kapasitesi bulunuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/ender-ozatay-1791175294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler eylül enflasyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gözler Eylül Enflasyonunda! Sürpriz Veri Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 05 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/oloDrUIoMkQ" width="900" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/talip-senay-zeren-1788755736.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı yatırımda memnuniyet oranı yüzde 73</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde PwC tarafından hazırlanan “Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri” araştırmasının sonuçları paylaşıldı. PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu ve PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman’ın değerlendirdiği çalışma; teknolojik dönüşüm, doğrudan yabancı yatırımlar, sanayinin rekabet gücü, iş gücü maliyetleri, ihracat ve yeşil dönüşüm başlıklarında Türkiye’nin küresel rekabetteki konumuna ışık tuttu.</p>
<p>Son 10 yılda pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, tedarik zinciri krizleri, Çin’in yükselişi, üretken yapay zekâ, ticaret savaşları ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin küresel ekonominin yönünü değiştirdiğine dikkat çekilen çalışmada, rekabetçiliğin artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden okunamayacağı ortaya kondu. PwC’ye göre yapay zekânın getirdiği verimlilik ile iklim kaynaklı kısıtların ve diğer küresel dinamiklerin etkileşimi şirketler açısından inovasyonu zorunlu hale getiriyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ GETİRİLERİNİN YÜZDE 74’ÜNÜ AZ SAYIDA ŞİRKET ALIYOR </h2>
<p>Sonuçları değerlendiren PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, Türkiye’nin küresel rekabetçiliği üzerine üç yıldır çalıştıklarını belirterek, “2030 projeksiyonumuzda iki mega trend öne çıkıyor: Teknoloji/yapay zekâ ve iklim. İyimser senaryoda yapay zekânın toplam endüstrilerin büyüklüğüne yüzde 14 pozitif katkı yapacağı, iklim düzenlemelerinin ise yatırımlar nedeniyle yüzde 3,3 negatif etki yaratacağı öngörülüyor. Net etki yüzde 11 büyüme” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarında şirketler arasındaki ayrışmaya dikkat çeken Ulu, yapay zekâya en hazır şirketlerin diğer şirketlere göre yapay zekâ kaynaklı finansal performansta 7,2 kat daha yüksek sonuç elde ettiğini belirtti. Araştırmaya göre şirketlerin küçük bir bölümü yapay zekâ yatırımlarından elde edilen getirinin yüzde 74’ünü alıyor. PwC’nin AI Performance Study çalışması, bu farkta yalnızca yapay zekâ kullanımının değil; strateji, yatırım, iş gücü, veri ve teknoloji, yönetişim ve inovasyon gibi alanlardaki yetkinliklerin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ BECERİLERİ DE HIZLA DEĞİŞTİRİYOR </h2>
<p>Yapay zekânın şirket performansı kadar iş gücü piyasasını da dönüştürdüğüne dikkat çekilen sunumda, yapay zekâdan en fazla etkilenen şirketlerde iş gücü verimliliğindeki artışın yüzde 40 daha yüksek olduğu belirtildi. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu işlerde ihtiyaç duyulan beceriler 2,5 kat daha hızlı değişirken, empati, muhakeme ve yaratıcılık gibi insana özgü becerileri gerektiren görevler de 2,5 kat daha hızlı artıyor. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu giriş seviyesi pozisyonlarda liderlik gibi daha kıdemli rollerle ilişkilendirilen becerilerin talep edilme olasılığı ise 7 kat yükseliyor.</p>
<h2>YURT DIŞI YATIRIMDA İLK MOTİVASYON YENİ PAZARLARA GİRMEK </h2>
<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım ile Türk şirketlerinin yurt dışına yaptığı yatırımlarda yaşanan değişim oldu. PwC çalışmasına göre 12 aylık yıllıklandırılmış doğrudan yabancı yatırım girişleri tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrederken, Türkiye’den yurt dışına yapılan yatırımlar Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların üzerine çıkmaya başladı. Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde bulunuyor. Şirketlerin yurt dışına çıkışında yüzde 28 ile “yeni pazarlara girmek” ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 17 ile döviz geliri elde etmek, yüzde 16 ile müşteriye fiziksel yakınlık, yüzde 14 ile diğer stratejik hedefl er ve yüzde 13 ile maliyet, vergi ve teşvikler üzerinden rekabet avantajı sağlamak izliyor. Önümüzdeki üç yılda yeni yatırım için Avrupa öne çıkarken ABD/Kanada, Avrasya, Orta Doğu ve Afrika da hedef bölgeler arasında bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’ye gelen ve ülkeden çıkan yatırım arasındaki değişime dikkat çeken Cenk Ulu, “Türkiye’ye gelen yabancı doğrudan yatırım ile Türkiye’den çıkan yatırım dengesinde son 15 yılda ilk kez eksiye düşüldü. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde” diye konuştu. Ulu, Türkiye’de CEO’ların tehdit algısında ise enflasyon, jeopolitik gerilimler ve makroekonomik çalkantıların ilk sıralarda bulunduğunu kaydetti.</p>
<h2>SANAYİDE KÂR MARJI YÜZDE 20’NİN ALTINA İNDİ </h2>
<p>PwC’nin çalışması Türkiye’nin rekabetçiliği açısından sanayi cephesindeki baskıya da dikkat çekti. Sunumdaki verilere göre BIST Sınai Endeksi şirketlerinde brüt kâr marjı son yıllarda gerilerken, 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 20’nin altına indi. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı da 2021’de yüzde 21,7 seviyesinden 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 19,7’ye geriledi. Çalışmada sanayinin GSYH içindeki payındaki aşağı yönlü seyir ile ihracat miktarındaki zayıflama da maliyet baskısının sanayici ve ihracatçı şirketlerin rekabet gücü üzerindeki etkisinin göstergeleri arasında sıralandı.</p>
<h2>TÜRKİYE REKABETÇİLİKTE 53’ÜNCÜ SIRADA </h2>
<p>PwC, Türkiye’nin rekabet gücünü Romanya ve Polonya ile iş gücü maliyeti, enflasyon, lojistik, işsizlik ve kurumsal yönetişim göstergeleri üzerinden de karşılaştırdı. Çalışmaya göre 2026 itibarıyla aylık brüt asgari ücret Türkiye’de 720 dolar, Romanya’da 960 dolar ve Polonya’da 1.245 dolar seviyesinde bulunuyor. Buna karşın Türkiye yüzde 31,5’lik enflasyonla iki rakibinden belirgin biçimde ayrışıyor. IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi’nde Türkiye 53’üncü, Romanya 49’uncu, Polonya ise 41’inci sırada yer alıyor.</p>
<p>Lojistik Performans Endeksi’nde Türkiye 38’inci sırayla Romanya’nın önünde ancak Polonya’nın gerisinde bulunurken, çalışmada kurumsal güvenilirlik ve yönetişim göstergesinde Türkiye “düşük/ Ba3”, Romanya “orta/Baa3”, Polonya ise “yüksek/A2” kategorisinde gösterildi. Böylece Türkiye ücret maliyetinde rakiplerine göre avantajını korusa da enflasyon, rekabetçilik ve kurumsal göstergelerde baskı altında bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3279d80a29-1791174557.png" alt="" width="999" height="630" /></p>
<h2>KÜRESEL REKABETÇİLİKTE BİR BASAMAK YÜKSELDİ </h2>
<p>Türkiye’nin ihracat rekabetçiliğinde ise daha dirençli bir görünüm ortaya çıktı. Araştırmaya göre Türkiye, en çok ihraç ettiği 10 ürün grubunda küresel rekabetçilik sıralamasında 2016-2020 döneminden 2021-2025 dönemine geçişte bir basamak yükselirken, en büyük 10 ihracat pazarındaki göreceli konumunu korudu.</p>
<p>Doğrudan yabancı yatırım çekiciliği açısından Türkiye’nin karşılaştırıldığı 10 rakip ülke içinde de konumunu koruduğu görüldü. Türkiye, 2016-2020 ve 2021-2025 dönemlerinde beşinci sırada yer alırken, küresel doğrudan yabancı yatırımlardan aldığı pay yüzde 0,7’den yüzde 0,8’e yükseldi. Aynı dönemde Meksika, Polonya ve Kolombiya paylarını artırırken Hindistan’ın payında gerileme yaşandı.</p>
<h2>“TÜRKİYE’NİN REKABETÇİLİĞİNDE BEŞ TREND BELİRLEYİCİ” </h2>
<p>PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman ise Türkiye’nin küresel rekabetçilikte yatay bir seyir izlediğini belirterek, yeniden güçlü yabancı yatırım çekebilmek ve yurt içindeki tasarrufları yatırıma yönlendirebilmek için kapsamlı adımlara ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Harman, “Türkiye’nin tekrar ciddi miktarda rekabet için yabancı yatırım çekmek ve yastık altında birikimi bulunan yatırımcıyı motive etmek için ciddi bir çalışma yapması gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin rekabetçiliğini önümüzdeki dönemde beş temel eğilimin şekillendireceğini belirten Harman, bunları yeşil yatırımlar ve uluslararası düzenlemeler; dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ; katma değerli üretim ve sanayide yenilikler; ticaret politikaları ve jeopolitik riskler ile küresel arz fazlası ve fiyat rekabeti olarak sıraladı.</p>
<h2>REGÜLASYONLARA UYUM PAZARDAKİ KONUMU BELİRLEYECEK </h2>
<p>Korumacılığın özellikle Avrupa’da giderek güçlendiğini vurgulayan Harman, “Made in Europe ve menşe kuralları firmalarımızın takip ettiği en önemli başlıklar. Yeni regülasyonların yansımaları ve bu alandaki refleksler mevcut pazarlardaki konumunuzu kısa ve orta vadede belirleyecek unsurlar arasında yer alıyor” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek COP31 süreci, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Yeşil Mutabakat’ın özellikle ihracatçı şirketler açısından yakından izlenmesi gerektiğini kaydeden Harman, bu düzenlemelerin küresel rekabetin yönünü belirleyeceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/57-1791174492.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde küresel denetim, vergi ve danışmanlık firması PwC’nin hazırladığı &quot;Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri Araştırması&quot;nın sonuçlarına ilişkin çarpıcı detaylar paylaşıldı. Araştırmada, Türkiye’nin ihracat ve doğrudan yabancı yatırım ölçeğinde rekabetçilik performansı, 10 rakip ülke ile karşılaştırıldı. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlardan memnuniyetinin yüzde 73 olduğu ortaya konuldu. Önemli bir rekabet unsuru olarak yükselen yapay zekâ yetkinliğinin, lider şirketleri diğerlerinden kat kat ayrıştırdığına işaret edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Roubini&#039;den gelecek öngörüsü: Daha yüksek büyüme, daha düşük enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>EKONOMİ gazetesinin PwC iş birliği ile bu yıl 5’incisini düzenlediği “Dönüşen Liderlik Zirvesi” Sapanca’da gerçekleştirildi. “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla düzenlenen zirvenin konuk konuşmacısı “Kriz Kâhini” olarak anılan ekonomist-stratejist Dr. Nouriel Roubini, küresel ekonominin geleceğine ilişkin beklenti ve öngörülerini paylaştı.</p>
<p>2007-2008 küresel finans krizini önceden öngörmesiyle “Doktor Kıyamet” olarak tanınan ünlü ekonomist Dr. Nouriel Roubini, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde bu kez dünya ekonomisinin neden yeni bir krize sürüklenmediğini anlattı. COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin artırdığı gümrük tarifeleri ve İran savaşının yarattığı petrol şokunu sıralayan New York Üniversitesi Stern İşletme Okulu Fahri Profesörü Roubini, “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduğunu gösterdi” dedi.</p>
<p>“Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz” diyen ünlü ekonomist içinde bulunduğumuz dönemi “aşırı belirsizlik” olarak nitelendirdi. Roubini, bu şokların neden daha ağır bir ekonomik kayba yol açmadığını dört başlıkta sıraladı; piyasa disiplini, esneklik, para ve maliye politikaları ile teknoloji yatırımları.</p>
<h2>KISA VADEDE STAGFLASYON BASKISI, UZUN VADEDE DÜŞÜK ENFLASYON </h2>
<p>“Jeopolitik, stagflasyonist bir şoktur” diyen ünlü ekonomist, kısa vadede dünyanın birçok bölgesinde büyümeyi yavaşlatan ve enflasyonu artıran koşulların etkili olduğunu söyledi. Gelecek için ise farklı bir tablo çizdi: “Daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyorum.”</p>
<p>Ünlü ekonomist, savaşlar, yüksek borçlar, bütçe açıkları ve ticarette korumacılığı stagflasyon riskini besleyen nedenler arasında sıraladı. Uzun vadeli beklentisini ise teknolojinin daha fazla üretimi daha düşük maliyetle mümkün kılmasına dayandırdı. Yapay zeka, robotik, biyoteknoloji, yarı iletkenler ve yeni enerji teknolojilerindeki gelişmelerin verimliliği artıracağını belirten Roubini, bu yatırımların ekonomiye şimdiden destek verdiğini söyledi: “Bu yatırım patlaması geçen yıl yaşanmasaydı ağır bir resesyona girerdik.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32558b23cb-1791173976.jpg" alt="" width="900" height="324" /></p>
<h2>PİYASALAR TRUMP’A DA GERİ ADIM ATTIRIYOR </h2>
<p>Piyasa disiplininin yalnızca gelişmekte olan ülkeler için geçerli olmadığını vurgulayan Roubini, Trump’ın tarife kararlarının ardından borsalardaki sert düşüşlere ve tahvil faizlerindeki yükselişe dikkat çekti. Bu tepkinin ekonomi ve seçimler üzerindeki olası etkilerinin, ABD yönetiminin müzakereye yönelmesinde rol oynadığını söyledi.</p>
<p>“ABD gibi güçlü bir ülke bile piyasaların baskısıyla politikasını değiştirmek zorunda kalıyor” diyen Roubini, bütçe ve dış açıklarını finanse eden yatırımcıların tepkisinin göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Piyasa baskısının, tam ölçekli bir kriz yaşanmadan hükümetleri hatalı kararlardan dönmeye zorlayabildiğini ifade etti.</p>
<h2>İRAN'LA ÇATIŞMA TEKRAR BÜYÜRSE PETROL 150 DOLARA ÇIKABİLİR </h2>
<p>Gelecek yıl büyümenin hızlanması ve enflasyonun düşmesinde enerji fiyatlarının önemli rol oynayacağını söyleyen Roubini, Hürmüz ve Babülmendep’te enerji akışını rahatlatacak bir çözümün petrol fiyatlarını aşağı çekebileceğini belirtti. “100 dolar yerine 80 dolar olsa bile bununla yaşayabiliriz” diyen ekonomist, İran’la çatışmanın yeniden tam ölçekli savaşa dönüşmesi halinde petrolün varil fiyatının 150 dolara veya üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu. “Sonuç jeopolitiğe bağlı” diyerek ABD’deki kasım ara seçimlerinin ardından izlenecek politikanın belirsiz olduğunu söyledi. Enerji şoklarının bugünkü etkisini 1970’lerle karşılaştıran Roubini, artan verimlilik ve çeşitlenen enerji kaynakları sayesinde ekonomilerin petrole daha az bağımlı hale geldiğini belirtti. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve elektrifikasyonun yanı sıra stratejik rezervlerin kullanımının da petrol şoklarının etkisini sınırladığını ifade etti. ABD ile Çin’in ekonomik bağlarını tamamen koparmadan rekabet etmesinin çatışma riskini azaltabileceğini söyleyen Roubini, Tayvan üzerinden yaşanabilecek bir çatışmanın ise ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p>
<h2>TAHVİL FAİZLERİYLE BORSALAR BİRLİKTE YÜKSELEBİLİR </h2>
<p>Tahvil faizlerini yükselten nedenler arasında enflasyon ve kamu borcuna ilişkin kaygıları sıralayan ekonomist, şirketlerin yatırım için artan borçlanmasına da dikkat çekti. Bu yatırımların büyümeyi ve şirket kazançlarını artıracağı beklentisinin ise borsaları desteklediğini söyledi. “Daha yüksek tahvil faizleri ve daha yüksek hisse senedi fiyatları bir arada görülebilir” diyen Roubini, faizlerdeki yükselişin nedenine bakılması gerektiğini belirtti. Kamu açıklarından kaynaklanan faiz artışlarıyla, üretken yatırımlar için artan borçlanmanın aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi</p>
<h2>YAPAY ZEKADA BALON YOK, DÜZELTME OLABİLİR </h2>
<p>Yapay zeka yatırımlarında balon oluştuğu yönündeki kaygıları da değerlendiren Roubini, bugünkü tabloyu 2000 yılındaki internet balonundan farklı gördüğünü söyledi. O dönemde ciddi bir iş modeli, geliri veya kârı bulunmayan çok sayıda şirketin yükseldiğini hatırlatarak bugün ise yatırımların önemli bölümünü güçlü gelir ve kârlılığa sahip büyük teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiğini belirtti. Henüz kâr etmeyen yapay zeka şirketleri bulunduğunu da kabul eden Roubini, kullanım yaygınlaştıkça işlem kapasitesine duyulan ihtiyacın artacağını söyledi. Bununla birlikte teknoloji hisselerinde düşüş ihtimalini dışlamadı: “Yüzde 10- 15’lik bir düzeltme olabilir mi? Elbette.” Geçmişte de teknoloji hisselerinde düzeltmeler yaşandığını hatırlatan Roubini, böyle bir düşüşün uzun vadeli yatırım beklentisini tek başına ortadan kaldırmayacağını söyledi.</p>
<h2>TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRMEYEN ÜLKELER DE KAZANABİLİR </h2>
<p>Roubini’ye göre teknoloji yatırımlarının kazancı ABD ve Çin’le sınırlı kalmayacak. Gelişmekte olan ülkeler de enerji ve hammadde sağlayarak, veri merkezi yatırımlarını çekerek veya yeni teknolojileri üretimde kullanarak bu büyümeden pay alabilecek. Yarı iletken, enerji ve metal üreticilerinin artan talepten yararlanacağını söyleyen Roubini, ucuz enerjiye sahip ülkelerin de veri merkezi yatırımlarını çekebileceğini belirtti. “Bu veri merkezlerinin bir bölümünü enerjinin ucuz olduğu yerlere kurmak mantıklı” diyen ekonomist, Arjantin, Brezilya, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan’ı örnek gösterdi. Dr. Roubini, fırsatın yalnızca yatırım çekmekle sınırlı olmadığını da vurguladı: “Yenilik yapmasanız, yalnızca bu teknolojileri benimseseniz bile fayda sağlarsınız.” Mobil iletişim ve çevrim içi bankacılık örneklerini hatırlatarak, gelişmekte olan ülkelerin eski teknolojilerin bazı aşamalarını atlayıp yeni sistemlere geçebildiğini belirtti. Yapay zekanın üretimde ve hizmetlerde kullanılmasıyla da verimlilik artışı sağlanabileceğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İNŞAAT GÜCÜ FIRSAT YARATABİLİR</span></h2>
<p>Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Roubini, altyapı yatırımları, istihdam, Türkiye’de enflasyon, fon krizi ve Çin’in büyüme modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Savaşların ardından yapılacak yeniden inşa yatırımlarının ekonomiye etkisi sorulan Roubini, şöyle yanıt verdi: “Ekonomik gelişme ve iklim değişikliğiyle mücadele için daha fazla altyapıya ihtiyacımız var. Altyapı, özel sektörün üretkenliğini de artırıyor. Ancak siyasi ve jeopolitik belirsizlik yükseldiğinde yatırımlar azalıyor. Çünkü bu projelerin geri dönüşü 10, 20 veya 30 yıl sürebiliyor. Makroekonomik istikrar, iyi yönetim ve siyasi istikrar, hem kamu hem de özel sektörün altyapı yatırımlarını destekliyor.” </p>
<p><strong>Büyümenin kazancı nasıl paylaşılacak? </strong></p>
<p>Yapay zekanın istihdam ve ekonomik hayat üzerindeki etkileri sorulan Roubini, kısa vadede yatırımların işgücü talebini artırdığına dikkat çekti: “Veri merkezlerini inşa etmek zorundasınız. İnşaat işçilerine, tesisatçılara, elektrikçilere ihtiyacınız var.” Uzun vadede ise yeni işlerin ortaya çıkmasıyla kalıcı iş kayıpları ihtimalinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “Verimlilik artışı herkese fayda sağlamaz ve gelir ile servet eşitsizliğini artırırsa, kazananları vergilendirip geliri diğerlerine aktarmamız gerekecek. Bunun sosyal ve siyasi zorlukları olacaktır. Ancak yüzde 5-6 büyümeyi ve bunun paylaşımını tartışmak, çok düşük büyümeye sıkışıp kalmaktan daha iyi bir sorun.”</p>
<p><strong>Türkiye’de enflasyon ve rekabetçilik dengesi </strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyonun nasıl düşürülebileceği sorusuna yanıt veren Roubini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’nin enflasyon sorunu ciddi, ancak birkaç yıl öncesine göre enflasyon düştü. Mehmet Şimşek yönetiminde bütçe açığını azaltmaya yönelik adımlar atıldı, Merkez Bankası daha bağımsız hale geldi. Fakat Türkiye enerji ithalatına bağımlı olduğu için petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu etkiledi. İç talep hâlâ fazla. Talebi hem maliye politikası hem de özel sektör tarafında azaltmak gerekiyor. Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge. Kalıcı yüksek enflasyon refaha ve ekonomik büyümeye zarar veriyor.”</p>
<p><strong>Siyasi ve jeopolitik istikrar, önemli büyüme fırsatları yaratabilir </strong></p>
<p>Türk şirketlerinin önündeki fırsatlara ilişkin soruyu yanıtlayan Roubini, bölgesel istikrarın sağlayabileceği imkanlara dikkat çekti: “Türkiye’nin Körfez’de çok sayıda proje gerçekleştirmiş güçlü imalat, inşaat ve altyapı şirketleri var. Bunlar Ortadoğu’nun geri kalanında da çalışabilir. Körfez ülkelerinin enerji kaynakları ve geleceğe yatırım için kullanılabilecek büyük varlık fonları bulunuyor. Bölgede insan kaynağı, enerji, sermaye, teknoloji ve güçlü şirketler var. Daha fazla siyasi ve jeopolitik istikrarla önemli büyüme fırsatları doğabilir. Böyle bir gelecekte Türkiye hem kendisi hem de bölge için ekonomik büyümenin dayanaklarından biri olabilir.”</p>
<p><strong>Fonlarda olağanüstü getiri vaatlerine dikkat </strong></p>
<p>Türkiye’deki fon krizinin uluslararası yatırımcılar açısından ne anlama geldiği sorulan Roubini, şöyle konuştu: “Teknolojik yeniliklerden kaynaklanan balonlarla dolandırıcılık ve manipülasyondan kaynaklananları ayırmak gerekiyor. İnsanlar tasarruflarının bir bölümünü kaybetti. Fonların tasfiyeye gitmesi daha geniş borsayı da etkiliyor. Yüzde 100, yüzde 200 veya yüzde 3.000 getiri vaatlerine dikkat edin; bunlar bir gecede gerçekleşemez. Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir.”</p>
<p><strong>“Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor” </strong></p>
<p>Çin’de planlama ile piyasa arasındaki dengenin büyümeye katkısı sorulan Roubini, başarının yalnızca devlet kapitalizmiyle açıklanamayacağını belirtti: “Çin, ekonomisini ticarete ve özel sektöre açtığında hızlı büyümeye başladı. Bugün de geleceğin teknolojilerindeki gelişmelerin önemli bölümü kamu işletmelerinden değil, özel sektörden geliyor. Her sektörde çok sayıda şirket arasında yoğun rekabet var. Ancak sermaye, işgücü, arazi, su ve elektrik destekleri aşırı yatırıma da yol açtı. Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor. Büyük bir kapasite fazlası var ve bunu dünyaya ihraç ediyor. Bu da ABD, Avrupa ve bazı gelişmekte olan ülkelerde korumacı baskılara yol açıyor. Çıkarılacak ders, özel sektörün rekabetin, üretimin, yeniliğin ve büyümenin öncüsü olmasını sağlamak. Aynı zamanda herkesin yararlandığı bir sosyal refah sistemi kurmak gerekiyor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya ekonomisinin dayanıklılığının 4 nedeni</span></h2>
<p><strong>1. PİYASA DİSİPLİNİ: </strong></p>
<p>Borsalardaki düşüş, yükselen borçlanma maliyetleri ve para birimlerindeki değer kaybı, hükümetleri kararlarını değiştirmeye zorluyor. Roubini’ye göre Trump’ın tarife adımlarında geri çekilmesinde de piyasa baskısı etkili oldu. </p>
<p><strong>2. ESNEKLİK</strong></p>
<p>Şirketler tedarikçilerini ve pazarlarını değiştirerek gümrük tarifelerindeki artışa uyum sağlıyor. Enerji kaynaklarının çeşitlenmesi, verimlilik artışı ve elektrifikasyon petrol şoklarının etkisini sınırlıyor. </p>
<p><strong>3. PARA VE MALİYE POLİTİKALARI</strong></p>
<p>Ekonomik yavaşlamaya karşı verilen destekler ve enflasyonun kalıcılaşmasını önlemeye yönelik müdahaleler, şokların etkisini hafifletiyor. </p>
<p><strong>4. TEKNOLOJİ YATIRIMLARI</strong></p>
<p>Veri merkezleri, yarı iletkenler ve yeni teknolojilere yapılan harcamalar üretimi ve işgücü talebini destekliyor. Roubini’ye göre ekonominin dayanıklılığında en önemli pay bu yatırımlara ait.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/roubini-1791173718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesi ve PwC işbirliği ile düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan, ünlü ekonomist Nouriel Roubini, küresel ekonomide kısa vadeli stagflasyon baskısına rağmen gelecek için daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyor. Türkiye&#039;deki yüksek enflasyona değinen Roubini, &quot;Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge&quot; açıklamasını yaptı. Yaşanan fon krizi hakkındaki bir soruyu yanıtlayan Dr. Roubini &quot;Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-89016</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bozüyük’te Veli Çelik rekor oyla kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BOZÜYÜK</strong></p>
<p>Bozüyük Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Meslek Komitesi ve Meclis Üyesi seçimleri sona erdi. Mevcut Başkan Veli Çelik, 9 meslek grubunun tamamını kazanmayı bayardı.</p>
<p>Seçimlerde Sarı Liste sadece 3. ve 7. Meslek Gruplarında Beyaz Liste’nin karşısında yarıştı. 3. Meslek Grubu’nda Sarı Liste 12 oy alırken, Beyaz Liste 27 oy aldı. 7. Meslek Grubu’nda ise Sarı Liste 23 oy alırken, Beyaz Liste 45 oyla seçimi kazandı.</p>
<p>Seçimlerinden ardından bir açıklama yapan Başkan veli Çelik, şu görüşlere yer verdi: “Seçimi güzel bir şekilde tamamlamanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Elbette elde ettiğimiz sonuç bizler için son derece kıymetlidir. Ancak özellikle ifade etmek isterim ki bizim için asıl başarı, seçim kazanmanın ötesinde Bozüyük’ün ticaretine değer katmak, üyelerimize hizmet etmek ve ilçemizin ekonomik gelişimine katkı sağlamaktır. Bu süreçte demokratik bir ortamda gerçekleşen seçimlerimize katılarak oy kullanan tüm üyelerimize, çeşitli nedenlerle sandığa gelemese de gönülden yanımızda olan, desteklerini ve sevgilerini her zaman hissettiren kıymetli üyelerimize, dostlarımıza ve sevdiklerimize yürekten teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-89016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/bozuyukte-veli-celik-rekor-oyla-kazandi-1791182631.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bozüyük Ticaret ve Sanayi Odası Meslek Komitesi ve Meclis Üyesi seçimleri tamamlandı. Veli Çelik’in başkan adayı olduğu Beyaz Liste, 9 meslek grubunun tamamını kazandı ve seçimleri 9’da 9’la tamamladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutso-89014</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KUTSO’da Esin Güral Argat 15 komitenin tamamında önde çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (KUTSO) yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere 15 meslek komitesinde gerçekleştirilen seçim süreci de tamamlandı. Katılım oranının yüzde 70 olarak gerçekleştiği seçimlerde, kesin olmayan sonuçlara göre toplam 2 bin 46 oyun 1.524’ünü mevcut başkan Esin Güral Argat liderliğindeki turuncu liste aldı. 15 komitenin tamamında önde çıkan turuncu liste yüzde 74,4’lük oy oranına ulaşırken, Mahmut Öztaş’ın temsil ettiği turkuaz liste ise 522 oy ve yüzde 25,6 oy oranında kaldı.</p>
<p>Seçim sonuçlarının ardından değerlendirmelerde bulunan Esin Güral Argat, ortaya çıkan sonucun kendileri açısından yeni bir sorumluluğun başlangıcı olduğunu söyledi. Seçim sürecinin demokratik bir ortamda tamamlandığını belirten Güral Argat, üyelerin KUTSO’ya ve seçimlere sahip çıktığını ifade ederek, seçim dönemindeki rekabetin geride kaldığını ve</p>
<p>yeni dönemde oda çatısı altında birlik içinde çalışacaklarını kaydetti. Kütahya ekonomisini büyütmek, üretim yapısını güçlendirmek, yeni yatırımların önünü açmak ve istihdamı artırmak için çalışacaklarını belirten Güral Argat, “Bize oy veren, vermeyen herkes bizim üyemizdir. Sanayicimizin de tüccarımızın da esnafımızın da çiftçimizin de yanında olacağız. Kütahya’da üreten, çalışan ve değer yaratan herkesle birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Kütahya’nın ekonomisini büyütmeyi, daha güçlü bir üretim yapısı oluşturmayı, yeni yatırımları, istihdamı ve ihracatı artırmayı hedefliyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutso-89014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/kutsoda-esin-gural-argat-15-komitenin-tamaminda-onde-cikti-1791182531.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere yapılan seçimlerde, mevcut Başkan Esin Güral Argat liderliğindeki turuncu liste 15 meslek komitesinin tamamında önde çıktı. Kesin olmayan sonuçlara göre oyların yüzde 74,4’ünü alan Argat, yeni dönemde Kütahya’da üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı artırmaya odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-komite-secimlerinden-ahmet-oguz-galip-cikti-89012</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir Ticaret Borsası&#039;nda Ahmet Oğuz komite seçimlerinden galip çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Ticaret Borsası’nın yeni dönem yönetimini belirleyecek seçim sürecinin ilk aşaması 3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirildi.</p>
<p>Mevcut Başkan Ömer Zeydan ile Ahmet Oğuz’un yarıştığı seçimlerde, borsa üyeleri 8 meslek grubunda yeni dönem temsilcilerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Yüzde 90 seviyesinde katılımın olduğu seçimde oy verme işleminin tamamlanmasının ardından açılan sandıklara göre, 8 meslek grubundan 7’sinde Ahmet Oğuz’un listesi önde çıktı. Diğer meslek grubunda ise iki aday eşit oy aldı. Resmi olmayan sonuçlara göre ortaya çıkan tabloyla birlikte üç dönemdir ETB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Ömer Zeydan’ın başkanlık dönemi sona erdi.</p>
<p>Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Ahmet Oğuz, kendisine destek veren üyelere teşekkür ederek, farklı tercihte bulunan üyelerin görüşlerine de saygıyla yaklaşacaklarını söyledi. Yeni dönemde üyelerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini belirten Oğuz, “Önümüzde yapacak çok işimiz var. Bunları tek başıma değil, birlikte yapacağız. Tarım, hayvancılık ve gıda politikaları masaya yatırıldığında ETB sadece dinleyen değil, sözü dinlenen, yol gösteren bir kurum olacak. Bu doğrultuda üyelerimizin ihtiyaçlarını merkeze alan, sonuç odaklı bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. Daha güçlü, daha üretken ve daha bereketli bir Borsa için var gücümüzle çalışacağız” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-komite-secimlerinden-ahmet-oguz-galip-cikti-89012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/76-1791182644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Ticaret Borsası’nda yeni dönem yönetimini belirleyecek seçimlerin ilk aşamasında, 8 meslek grubunun 7’sinde Ahmet Oğuz’un listesi önde çıktı. Seçimlerin ardından üyelerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini belirten Oğuz, ETB’yi tarım, hayvancılık ve gıda politikalarında “sözü dinlenen” bir kurum haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-89010</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da oda seçimlerinde sandık trafiği sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ile ilçe ticaret ve sanayi odalarında seçim süreci devam ediyor. BTSO’da 70 meslek komitesinde gerçekleştirilen organ seçimlerinin ardından meclis aritmetiği yeniden şekillenirken, 8 Ekim Perşembe günü yapılacak Yönetim Kurulu Başkanlığı seçimi öncesinde gözler meclisteki dengelere çevrildi. BTSO’da mevcut Başkan İbrahim Burkay’ın mavi listesi ile Özer Matlı’nın yeşil listesi arasında 70 meslek komitesinde yoğun bir rekabet yaşandı. 40. Komite’de oyların eşit çıkmasının ardından Nilüfer İlçe Seçim Kurulu’nda yapılan kura sonucunda bir meclis üyeliği yeşil, bir üyelik ise mavi listeye verildi. Bu sonuçla yeşil liste 79, mavi liste 72 meclis üyesine ulaştı. 159 üyeli BTSO Meclisi’nde başkanlık seçimi 8 beyaz liste üyesinin vereceği oylarla netleşecek. BTSO’da Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu üyeleri ve Meclis Divanı’nın belirleneceği seçim 8 Ekim’de yapılacak. Seçim sonuçlarına ilişkin itirazların değerlendirilmesinin ardından kesin tablonun 7 Ekim’de netleşmesi bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac343ad06c14-1791181741.jpg" alt="" width="450" height="693" /></p>
<h2><strong>İnegöl’de de başkan değişti</strong></h2>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (İTSO) ise 18 meslek komitesinde yapılan seçimlerde 49 meclis üyesi belirlendi. Üç adayın yarıştığı seçimde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ ile diğer aday Hakan Özdemir kendi komitelerinden çıkamazken, Nedim İncebay meclise girmeyi başardı. Uğurdağ’ın kendi sandığında 152 oyda kalmasına karşılık rakibinin 256 oy alması dikkat çekti. Nedim İncebay ise İhracat ve E-Ticaret ve Gıda komitelerinde oy kullandı. İncebay, E-Ticaret Komitesi’nde aldığı 95 oyla grubundan çıkarak başkanlık yarışının önünü açtı. İTSO’da yeni yönetim kurulu başkanının belirleneceği ikinci aşama seçimleri 9 Ekim 2026’da gerçekleştirilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac343c748eca-1791181767.jpg" alt="" width="556" height="363" /></p>
<h2><strong>Karacabey’de Tüydeş dönemi</strong></h2>
<p>Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda (KTSO) 2 Ekim’de gerçekleştirilen meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde Gökhan Tüydeş ve ekibi seçimi kazandı. İlçe Seçim Kurulu gözetiminde oda binasında yapılan seçimlerle birlikte KTSO’da yeni dönem için ilk aşama tamamlandı. Dört yıldır KTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Muammer Üstündağ’ın ardından oda yönetiminde yeni dönem Gökhan Tüydeş’in liderliğinde şekillendi. Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (MKTSO) ise tek adaylı seçim gerçekleştirildi. İbrahim Özmen ve ekibi seçimi kazanarak göreve geldi.</p>
<h2><strong>Gemlik’te iki liste yarışacak</strong></h2>
<p>Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası’nda (GTSO) seçim heyecanı 10 Ekim’de başlayacak. Meslek komitesi ve meclis üyelerinin belirleneceği organ seçimlerinde mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hamaloğlu beyaz liste, yönetimde başkan yardımcılığı görevinde bulunan Alpaslan Eker ise mavi liste ile yarışacak.  GTSO’da yönetim kurulu başkanı ve diğer organların belirleneceği ikinci aşama ise 17 Ekim’de yapılacak.</p>
<h2><strong>İznik ve Orhangazi sırada</strong></h2>
<p>İznik Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri 5 Ekim Pazartesi günü gerçekleştirilecek. Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nda ise meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimleri 12 Ekim’de yapılacak. 15 meslek grubunda ikişer olmak üzere toplam 30 meclis üyesinin belirleneceği seçimlerin ardından, yeni Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu ve diğer organların belirleneceği ikinci aşama 19 Ekim’de gerçekleştirilecek. Orhangazi TSO’da mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı, yeni dönem için mavi listeyle yeniden adaylığını açıkladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-89010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/0/1280x720/bursada-oda-secimlerinde-sandik-trafigi-suruyor-1791181827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’daki ticaret ve sanayi odalarında seçim maratonu devam ediyor. BTSO’da 70 meslek komitesindeki yarışın ardından 8 Ekim’deki başkanlık seçimine odaklanılırken, İnegöl ve Karacabey’de ilk aşama tamamlandı. Gemlik, İznik ve Orhangazi’de ise seçim takvimi önümüzdeki günlerde işleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir sezon boyunca daha müziğin ve edebiyatın peşinde…</strong></p>
<p>Sonbaharın sevdiğim yanlarından biri, yeni sezon programlarına bakmak… Bir konserin tarihini not etmek, yıllardır dinlediğimiz bir yorumcuyla yeniden buluşacağımızı öğrenmek, henüz sahnede izlemediğimiz bir sanatçının adının yanında durup düşünmek… Daha salona gitmeden başlayan bir heyecan bu. Bazen tek bir eser, bazen bir ses, aylar sonrasındaki bir akşamı beklememize yetiyor.</p>
<p>İş Sanat’ın Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin BlackBox Salonu’nda açıklanan 27. sezon programına da böyle bakıyorum. Kasımda başlayıp bahara uzanan takvimde, farklı müzik geleneklerinden gelen sanatçılar var. Programın içinde ilerlerken bir yanda kemanın, piyanonun, orkestranın dünyasına giriyor; diğer yanda bir türküye, belleğimizde yer etmiş bir şarkıya, bir şairin dizelerine dönüyoruz.</p>
<p>İş Sanat Genel Müdürü <strong>Defne Turaç</strong>, programı hazırlarken her konserin kendi özgünlüğünü koruduğu, aynı zamanda birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmayı amaçladıklarını söylüyor. Uluslararası orkestra ve solistlerden genç müzisyenlere, sahneye özel projelerden çocuk oyununa uzanan bu çeşitliliğin içinde, dinleyiciye kendi yolunu çizme imkânı da sunuluyor.</p>
<p>Sezonun ilk konseri, 5 Kasım Perşembe akşamı. Keman sanatçısı <strong>Viktoria Mullova</strong>, <strong>Gürer Aykal</strong> yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla İş Kuleleri Salonu’nda sahneye çıkacak. Açılışın programı, üç bestecinin farklı dünyalarını aynı akşamda buluşturuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Doğumgününü müzikle hatırlamak…</strong></p>
<p>Bir insanı hatırlamanın yollarından biri, onun sevdiği şeylere hayatımızda yer açmak… Dinlediği müziğe kulak vermek, önem verdiği bir uğraşı sürdürmek, bir araya gelip aynı eseri paylaşmak. Böyle buluşmalarda hatıralar, o akşam orada bulunanların hayatına da katılıyor. Bir doğum günü, müzikle kurulan ortak bir anıya dönüşüyor.</p>
<p>Hisar Okulları’nın kurucusu <strong>Feyyaz Berker</strong>’in doğum günü anısına hazırlanan konserin çıkış noktasında da onun klasik müziğe duyduğu sevgi var. Hisar Okulları Kültür Merkezi’nin yeni sezon buluşmalarından olan konserde keman sanatçısı <strong>Cihat Aşkın</strong> ile piyanist <strong>Cem Babacan</strong>, 7 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’de Hisar Okulları Atatürk Salonu’nda sahneye çıkacak.</p>
<p>Konser programında <strong>Johann Sebastian Bach</strong>, <strong>Giuseppe Tartini</strong>, <strong>Niccolò Paganini</strong>, <strong>Ludwig van Beethoven</strong> ve <strong>Franz Schubert</strong>’in eserleri yer alıyor. Farklı dönemlerin müziklerini aynı akşam içinde dinlemek, kemanla piyanonun anlatım imkânlarını değişik bestecilerin dünyalarından takip etmemizi sağlayacak.</p>
<p><strong>Bir tariften başka bir tarife</strong></p>
<p>Mutfakta bazen bir tarifin peşinden gideriz, bazen de elimizdeki malzemelerin… Dolabı açar, tezgâha birkaç şey çıkarır, neyi neyle buluşturacağımızı düşünürüz. Bildiğimiz bir yemeğe başka bir ot eklemek, alıştığımız sosu değiştirmek, önceki günden kalan bir malzemeyi değerlendirmek gelir aklımıza. Tam o sırada kendimize sorduğumuz soru tanıdıktır: <em>“Olur mu dersin?”</em> Cevabını çoğu zaman ocağın başına geçince öğreniriz.</p>
<p>Filiz’in yeni iletişim yaklaşımı, mutfağın bu gündelik merakından yola çıkıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen durum buğdaylarıyla ürettiği ürünleri 52 yıldır sofralara taşıyan marka, logosunu ve ambalajlarını yenilerken yemek yapmanın denemeye açık yanını öne çıkarıyor.</p>
<p>Barilla Türkiye Genel Müdürü <strong>Murat Koç</strong>, yarım asrı aşan yolculukta sofralarla kurulan bağın ve kazanılan güvenin önemini vurguluyor. Logodan ambalaja kadar markanın kendini ifade etme biçimi değişirken toprağa, çiftçiye, kaliteye, Bolu’daki üretime ve Türk mutfağına bağlılığın sürdüğünü belirtiyor. Yeni dönemde Filiz’in, gençlerin kendi mutfaklarında isteyerek seçtikleri, kendilerine yakın buldukları bir marka olmasını hedeflediklerini anlatıyor.</p>
<p><strong>Nişantaşı’nda bir mahalle restoranı…</strong></p>
<p>Nişantaşı’nda, Valikonağı Caddesi üzerindeki People’daydım geçtiğimiz günlerde… Mekânın kurucuları <strong>Aydan Önder</strong>ve <strong>Ali Özbora</strong> çifti, bir süredir mutfaklarını daha fazla anlatmak istiyorlar. Aydan televizyon yapımcılığı ve sunuculuktan, Ali reklamcılıktan geliyor. İnsanlarla, onların hikâyeleriyle çalışarak geçen yılların ardından ortak seyahat ve gastronomi meraklarını bir mekânda buluşturmuşlar. People adı da bu geçmişle anlam kazanıyor.</p>
<p>Mekânı önceki yıllarda da ziyaret etmiştim. Bu kez masaya oturduğumuzda, aradan geçen zamanda nelerin değiştiğini konuşuyoruz. Anlattıkları, bir restoranın kendi yolunu bulmasının denemeler, kararlar ve bazen geri dönüşlerle ilerleyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Kahveyle kurulan ilk bağın ardından, yalnızca tadım menüsü sunan iddialı bir mutfağa yönelmişlerdi. Bir özel gün için tercih edilebilecek yemek düzeniyle, insanın haftanın herhangi bir akşamı uğramak istediği restoran arasında fark var. Onlar da zamanla bunu görmüşler. Ardından daha rahat bir servis ve menü anlayışına geçerken, önceki dönemin kazandırdığı ürün bilgisini ve üretici ilişkilerini korumuşlar. Bugünkü mutfağın arkasında o birikim var.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-88979</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 23:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konukoğlu: Gençlerin ülkemizin geleceğine yön verecek projeler geliştirmesi gurur verici</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2026 kapsamında Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenen festival alanını ziyaret ederek öğrencilerle bir araya gelip projelerini dinledi.</p>
<p>Konukoğlu, “Gençlerimizin ortaya koyduğu fikirleri ve ülkemizin geleceğine yön verecek projelere imza atmaları bizleri gururlandırıyor” dedi.</p>
<p>Gençlerin teknoloji alanında kendi imkan ve kabiliyetlerini geliştirmesinin önemine dikkat çeken Konukoğlu, TEKNOFEST’e ilk günden bu yana destek verdiklerini anımsattı. 2020 yılından bu yana TEKNOFEST’in ana paydaşları arasında yer aldıklarını hatırlatan Konukoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “TEKNOFEST, gençlerimizin yalnızca teknolojiyle buluştuğu değil, aynı zamanda düşüncelerini projeye, projelerini de somut çözümlere dönüştürdüğü çok değerli bir ortam sunuyor. Burada ortaya konulan çalışmalar, gençlerimizin ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu açıkça gösteriyor. SANKO Holding olarak gençlerimizin üretme ve geliştirme heyecanına katkı sağlamayı önemsiyoruz. Bilim ve teknolojiye ilgi duyan gençlerimizin önünü açmak, onların farklı alanlarda kendilerini geliştirmelerine destek olmak ve ortaya koydukları projelerin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunmak bizim için çok kıymetli. TEKNOFEST’te dinlediğimiz projeler, ülkemizin geleceği adına bizlere umut veriyor. Gençlerimizin çevre, enerji, sağlık, eğitim ve daha birçok alanda çözüm üretmek için ortaya koyduğu çaba son derece değerli. Onların bu heyecanını görmek hepimiz için büyük bir motivasyon kaynağı.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac2bdbe86447-1791147454.jpg" alt="" width="800" /></p>
<p>Gençlerin sadece bugünün değil, geleceğin de şekillenmesinde önemli rol üstleneceğini ifadede eden Konukoğlu, şunları kaydetti: “Dünya çok hızlı değişiyor. Böyle bir dönemde gençlerimizin gelişmeleri takip etmekle kalmayıp yeni fikirler ortaya koyması ve kendi çözümlerini üretmesi ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Gençlerimizin önünde büyük fırsatlar var. Önemli olan merak etmek, öğrenmek, çalışmak ve vazgeçmemek. Her proje bir deneyim, her deneme yeni bir öğrenme fırsatıdır. Bu nedenle gençlerimiz kendilerine güvenip, hedeflerinden vazgeçmeden çalışmalarını sürdürerek karşılarına çıkan imkanları en iyi şekilde değerlendirmeliler.”</p>
<p><strong>“Yaptığınız işe değer katmaya çalışın”</strong></p>
<p>TEKNOFEST kapsamında gençlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Konukoğlu, gençlere şu önerilerde bulundu: “Önünüze hedefler koyun ve bu hedeflere ulaşmak için sabırla çalışın. Başarı kadar başarısızlıklardan ders çıkarmayı da göz ardı etmeyin. Disiplinli ve dürüst olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyin. Merakınızı kaybetmeyin, sürekli öğrenmeye devam edin ve yaptığınız işe değer katmaya çalışın. Gençlerimizin ortaya koyduğu her yeni fikir, ülkemizin geleceği açısından büyük bir değer taşıyor. Ülkemiz için üreten, düşünen, araştıran ve proje geliştiren tüm gençlerimizi gönülden tebrik ediyorum.”</p>
<p>Konukoğlu, “Ülkemizin milli teknoloji hamlesi yolculuğuna liderlik eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, gençlerimize umut ve heyecan veren Sayın Selçuk Bayraktar ve Sayın Haluk Bayraktar’a teşekkür ediyor, bu yolda ilk meşaleyi yakan merhum Özdemir Bayraktar’ı rahmetle anıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-88979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/konukoglu-genclerimizin-ulkemizin-gelecegine-yon-verecek-projeler-gelistirmesi-bizleri-gururlandiriyor-1791147478.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenen TEKNOFEST&#039;te gençlerle bir araya gelen  SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Gençlerimizin ortaya koyduğu fikirleri ve ülkemizin geleceğine yön verecek projelere imza atmaları bizleri gururlandırıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeng-gruop-turkiyede-buyumek-istiyor-88978</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 23:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zenz Group Türkiye’de büyümek istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Çeşitli ülkelerde özel istihdam ofisleriyle çalışan sağlayan Sri Lankalı ZENZ Group, Türkiye’de de büyümek istiyor. </p>
<p>Zenz Group Antalya şubesi, Sri Lanka’nın Türkiye Büyükelçisi Niluka Kadurugamuwa’nın katılımıyla törenle açıldı. Törene ATSO Başkan adayı Hatice Öz de katıldı.</p>
<p>Zenz Group Yönetim Kurulu Başkanı Moratuvaga, inşaat, SPA ve yabancı işçi temini konularında çeşitli ülkelerde faaliyette bulunduklarını söyledi. 151 ülkeden, çeşitli ülkelere işçi istihdamı sağladıklarını belirten Moratuvaga, son beş yılda yüzde 900 büyüdüklerini belirterek, Türkiye’de de de 2008 adet özel istihdam bürosu arasında ilk 10 arasında yer almayı hedeflediklerini kaydetti.  </p>
<p>26 yıldır faaliyette bulunduklarını anlatan Moratuvaga, Türkiye’de de 2018 yılında şirket kurduklarını belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Otelcilik sektöründe de faaliyet gösteriyoruz. Türkiye’de de otel işletmeyi düşünüyoruz. Turizm başta olmak üzere çeşitli sektörlerin yabancı çalışan ihtiyacı var. Antalya da turizm kenti. Her ülkeden çalışan var. 8 ülkede ofisimiz ve 200 çalışanımız var. Antalya’da Organize Sanayi Bölgesi ve otellerde 700 Sri Lankalı çalışan bulunuyor.’’</p>
<p>Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükelçisi Niluka Kadurugamuwa da, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştiğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeng-gruop-turkiyede-buyumek-istiyor-88978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/zeng-gruop-turkiyede-buyumek-istiyor-1791144824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zenz Gruop Yönetim Kurulu Başkanı Sahan Moratuvage, Türkiye’de özel istihdam ofisleri sıralamasında ilk 10 arasında yer almayı hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/bati-akdeniz-ihracata-3-milyar-dolari-hedefliyor-88977</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 23:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz&#039;in yıl sonu ihracat hedefi 3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, eylül ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi.</p>
<p>Antalya, Burdur ve Isparta’yı kağşayan Batı Akdeniz’den yapılan ihracatın tarihi rekor kırmaya devam ettiğini söyledi. Eylül ayında bölge ihracatının yüzde 29,73 artarak 264 milyon dolara ulaşıldığını belirten Can, yılsonu 3 milyar dolar ihracata ulaşmayı hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p>Eylül ayında en fazla ihracatı yüzde 38,38 artış ve 57 milyon 386 bin dolarlık ihracat ile yaş meyve sebze sektörümüz gerçekleştirdiğini belirten Can, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Sektörümüzün en fazla ihraç ettiği ürün yüzde 146,82 artış ve 14 milyon 793 bin dolar ile domates oldu. En fazla ihracat gerçekleştiren ikinci sektör yüzde 17,28 artış ve 55 milyon 199 bin dolar ile madencilik sektörü oldu. 37 milyon 559 bin dolar ihracat ve yüzde 9,20 artışla mermer - doğaltaş ihracatı gerçekleştirildi.’’</p>
<p><strong>Havacılık sektörü sürpriz yaptı</strong></p>
<p>Antalya’dan Eylül ayında en fazla ihracat yapan sektörler arasında savunma ve havacılık sektörü sürpriz yaptı. Havacılık ve savunma sektörü ihracatı yüzde 2 bin 417 artış ile 36 milyon 971 bin dolar gerçekleşti.</p>
<p>Eylül’de en fazla ihracat yüzde 151,6 artış ile Almanya’ya gerçekleştirildi. Almanya’ya 44 milyon 101 bin dolar ihracat gerçekleştirildi. Yüzde 30,47 artış ve  23 milyon dolarlık ihracat ile ABD ikinci sırada yer alırken yüzde 6, 96 düşüş olmasına rağmen Çin üçüncü sırada bulunuyor.</p>
<p>En fazla ihracat yapılan ülke sıralamasına ise ilk defa Slovakya girdi. Bu ülkeye yapılan ihracat yüzde 16 bin 442 artış oldu. Slovakya’ya 14 milyon 349 bin dolar ihracat gerçekleşti.</p>
<p>Savaş nedeniyle büyük sorunlar yaşanan Rusya’ya yapılan ihracat Eylül ayında, yüzde 5,63 gerileme yaşadı. Rusya’ya 11 milyon 242 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>9 aylık ihracat 2,2 milyar doları aştı</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinden yılın 9 aylık döneminde gerçekleşen ihracat yüzde 10,7 artarak, 2 milyar 233 milyon dolara ulaştı. Bu dönemde de yaş meyve sebze sektörü ihracat rekoru kırdı. Geçen yılın 9 aylık dönemine göre yaş meyve sebze ihracatı yüzde 26,43 artarak 669 milyon 228 bin dolar gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde, biber ihracatı yüzde 33,71 artarak 201 milyon 983 bin dolar ile birinci sırada yer alırken, yüzde 5,36 artış ve 390 milyon 558 bin dolar ile madencilik ürünleri sektörü ikinci sırada yer aldı.</p>
<p><strong>176 ülkeye ihracat</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, yaş meyve sebze ve maden sektörlerinin toplam ihracatının 1 milyar doları aştığını ifade ederek, 9 aylık dönemde 2 bin 160 firmanın 176 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. .Can, ‘’Ağustos ayı sonu itibariyle 2 bin 95 firma ve 172 ülke ve bölgeye ihracat yapılırken, Eylül ayında ihracatçı firma ve ülke sayısı da arttı. İhracatçı firma sayısının artması gelecek adına ümit veriyor’’ dedi.</p>
<p>Can, yılın 9 aylık döneminde en fazla ihracat 223 milyon 908 bin dolar ile Almanya’nın birinci, 173 milyon 122 bin dolar ile ABD’nin ikinci, 164 milyon 132 bin dolar ihracat ile Çin’in üçüncü sırada yer aldığını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/bati-akdeniz-ihracata-3-milyar-dolari-hedefliyor-88977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/bati-akdeniz-ihracata-3-milyar-dolari-hedefliyor-1791144696.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz bölgesinde yılın 9 aylık döneminde gerçekleştirilen ihracat yüzde 10,74 artarak 2,2 milyar doları aşarken yıl sonu hedef ise 3 milyar dolara ulaşmak. BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, &quot;Ağustos ayı sonu itibariyle 2 bin 95 firma ve 172 ülke ve bölgeye ihracat yapılırken, eylül ayında ihracatçı firma ve ülke sayısı da arttı. İhracatçı firma sayısının artması gelecek adına ümit veriyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-88975</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: Uzay ekonomisi 600 milyar doları aşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, 5-9 Ekim tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek 77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) öncesi, Bakanlar ve Parlamenterler Toplantısına katıldı.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın ev sahipliğindeki toplantıya TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Ankara Milletvekili Fuat Oktay, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve farklı ülkelerden bakan, bakan yardımcısı, büyükelçi ve parlamenterler katıldı.</p>
<p>Antalya’nın küresel uzay gündeminin önemli merkezlerinden biri olacağını belirten Kacır, IAC 2026’nın 111 ülkeden 12 binden fazla katılımcıyı bir araya getireceğini söyledi. Uluslararası Uzay Kongresi’nin, bilimsel nitelik taşıyan bir organizasyon olduğunu belirten Kaçır, ‘’Bu yıl 8 binden fazla bilimsel makale başvurusuyla bir rekora imza atıldı. Hem de küresel uzay ve teknoloji lideri olan şirketlerin ve artık yeni nesil teknoloji girişimlerinin bir araya geldiği bir ticari platform" dedi.</p>
<p>Kongrenin hem bilimsel hem de ekonomik boyutuyla küresel vizyona sunduğu katkıya dikkat çeken Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’600 milyar doları aşan uzay ekonomisinin geleceğinin hangi istikamette ilerleyeceği ve insanoğlunun uzaydan daha etkin şekilde hangi yollarla yararlanabileceği konusu büyük bir önem taşıyor. Bizler bu platformda, insanlığın uzaydaki geleceğine yön verecek stratejileri ve yeni iş birliği modellerini kapsamlı bir şekilde masaya yatırıyoruz.’’</p>
<p><strong>‘’Milli Uzay Programını Hayata Geçiriyoruz’’</strong></p>
<p>Uzayın sadece birkaç ülke ya da şirketin çalıştığı bir alan olarak kalmaması gerektiğini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarının, şirketlerin ve teknoloji girişimlerinin bu gelişime ortak olmasını hedefliyoruz; elde edilen kazanımlardan bütün dünyanın en adil şekilde yararlanabildiği bir platform inşa etmek adına bu kongre çok büyük bir kıymet ve önem taşıyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye hem Milli Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştiriyor hem Milli Uzay Programı’nı hayata geçiriyoruz. Türkiye uydu teknolojilerinde yüzde 80’in üzerinde yerlilik kabiliyetine ulaştı. İMECE ve TÜRKSAT 6A ile kazanılan yetkinlikler yeni nesil uydu projeleriyle ileri taşınacak. 2027’de Ay Misyonu kapsamında milli uzay aracı aya gönderilmesini hedefliyoruz.’’</p>
<p>TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay da, Türkiye’nin kendi uydularını geliştiren, ilk astronotlarını uzaya gönderen ve derin uzay çalışmalarına adım atan bir ülke konumuna geldiğine dikkat çekti. Oktay, ‘’Türkiye artık kendi uydularını kendi yapan, aynı zamanda uzaya ilk astronotunu gönderen ama şimdi de derin uzay çalışmalarına adım atan bir ülke sıfatıyla (Ben bu sektörde varım) diyen bir ülke’’ dedi.</p>
<p>Uzay çalışmalarının parlamenter boyutunun altını çizen Fuat Oktay, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Artık Ay’da kalıcı olma, Ay’ı bir uzay istasyonuna dönüştürme ve asıl önemlisi, sonrasında Mars’a gidilecek yolculuk için bütün test aşamalarının ve çalışmalarının Ay’da yapılması hedefleniyor. Biz olaya parlamento boyutunda bakıyoruz. Sadece yerel boyutta değil, aslında uluslararası alanda da bir konsensüs oluşturma ve yasa koyucu bir unsur olma özelliği var. Bugün burada bir deklarasyon yayımlandı. Küresel kuralların belirlenmesi için çalışıyoruz. Uzayda kim söz sahibi olacak? Uzayda herkes istediği şekilde hareket edebilecek mi? Biz parlamenterler olarak da bunun yasal bir zemine dönüştürülebilmesiyle alakalı hükümetlerimizle, uluslararası kuruluşlarla, BM dahil ilgili bütün yapılarla ve özellikle bakanlığımızla birlikte Türkiye olarak buna katkı vermeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız bu konuda karar verdiğinde, vizyonu ortaya koyduğunda ve hedefleri, amaçları belirlediğinde bunun gerçekleşmeme şansı yok."</p>
<p>Toplantıda ayrıca uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve uzay çalışmalarından tüm insanlığın yararlanabilmesi konuları ele alındı.</p>
<p>Bakanlar ve parlamenterler toplantısı kapsamında hazırlanacak Antalya Deklarasyonu ile uzay çalışmalarında barış, iş birliği ve kapsayıcılık temelinde ortak bir yaklaşım ortaya konulması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-88975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-1791121755.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin Milli Uzay Programını hayata geçirdiklerini belirterek, ‘’600 milyar doları aşan uzay ekonomisinin geleceğinin hangi istikamette ilerleyeceği ve insanoğlunun uzaydan daha etkin şekilde hangi yollarla yararlanabileceği konusu büyük bir önem taşıyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-88974</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AYDIN</strong></p>
<p>Bünyesinde Pine Bay Hotels &amp; Resorts, DoubleTree by Hilton Kuşadası ile Old Town Tanneries’in yer aldığı Göçtur Turizm Yönetim Kurulu Başkanı ve Mehmet Nuri Göçen Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı Kurucusu ve Başkanı olan Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti.</p>
<p>Uzun süredir mücadele ettiği kanser hastalığına yenik düşen Naile Göçen Çukurova, 64 yaşındaydı.</p>
<p>Kuşadası’nın önemli iş insanlarından biri olan Çukurova’nın vefatı, iş dünyasında ve ilçe genelinde derin bir üzüntü yarattı.</p>
<p>Girişimci kimliğiyle öne çıkan Çukurova'nın, Göçtur bünyesindeki Pine Bay otelinin yanı sıra uluslararası konaklama markası Hilton’u Kuşadası’na kazandırdığı belirtildi. Kentin tarihi dokusuna da sahip çıkan Çukurova'nın Eski Tabakhaneler bölgesinin restorasyon çalışmalarına önemli katkılar sunduğu ifade edildi. Çukurova'nın, ayrıca eğitime verdiği desteklerle çok sayıda öğrencinin geleceğine yön verirken, Kuşadası’nda gerçekleştirilen çok sayıda spor ve sanat organizasyonuna destek vererek ilçenin sosyal ve kültürel hayatına katkı sunduğu bildirildi.</p>
<p>Naile Göçen Çukurova’nın 5 Ekim 2026 Pazartesi günü Aydın’da, Bey (Süleyman) Camii’nde kılınacak öğlen namazı sonrasında Aydın Tellidede Mezarlığı’nda defnedilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-88974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-1791120365.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göçtur Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-denizli-5-milyar-dolarlik-ihracat-hedefine-emin-adimlarla-ilerliyor-88970</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> DENİB Başkanı Uğurlu: Denizli, 5 milyar dolarlık ihracat hedefine emin adımlarla ilerliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli’nin ihracatı eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,6 artışla 479 milyon dolara yükseldi. Kent, bu performansla Türkiye’nin en çok ihracat yapan 7’nci ili olurken, ocak-eylül dönemindeki ihracatını yüzde 10,4 artışla 3 milyar 855 milyon dolara taşıdı. Son 12 aylık ihracatın 5 milyar doları aşmasıyla Denizli, yıl sonu hedefi doğrultusunda önemli bir eşiği geride bıraktı.</p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, küresel ekonomide rekabet ve belirsizliklerin yoğunlaştığı bir dönemde elde edilen ihracat artışının önemli olduğunu belirterek, “İhracatçılarımızın üretim ve ihracat kararlılığını sürdürmesi, elde edilen sonuçların en önemli göstergelerinden biri. Son çeyreğe güçlü bir performansla giren Denizli, ihracattaki istikrarlı seyrini koruyarak yıl sonu hedefi olan 5 milyar dolara emin adımlarla ilerliyor” dedi.</p>
<p>Eylül ayında Denizli’nin önde gelen sektörlerinin tamamında ihracat artışı kaydedildi. Elektrik-elektronik ihracatı yüzde 47,3 artışla 138 milyon dolara, tekstil ve konfeksiyon ihracatı yüzde 11 artışla 128 milyon dolara, demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 40,8 artışla 81 milyon dolara yükseldi. Tarım ihracatı yüzde 26,3 artışla 33 milyon dolara, madencilik ihracatı ise yüzde 7,1 artışla 27 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Denizli’nin en büyük ihracat pazarı olan İngiltere’ye yapılan ihracat eylülde yüzde 58,2 artışla 91 milyon dolara çıktı. ABD’ye ihracat yüzde 38,2 artışla 45 milyon dolar, İtalya’ya yüzde 22,9 artışla 38 milyon dolar, Almanya’ya yüzde 8,1 artışla 35 milyon dolar ve Hollanda’ya yüzde 52,7 artışla 25 milyon dolar oldu.</p>
<h2>“Talep ve rekabet baskısı sürüyor”</h2>
<p>Türkiye imalat sanayisinde eylül ayında PMI’ın 47,9 seviyesinde gerçekleştiğine dikkat çeken Uğurlu, yeni siparişlerdeki gerileme, yüksek finansman maliyetleri ve artan girdi fiyatlarının üretim ve ihracatçı firmalar üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin üretim, lojistik ve tedarik zincirlerine etkisine de işaret eden Uğurlu, “Küresel talepteki dalgalanmalar, yüksek finansman maliyetleri ve üretim üzerindeki maliyet baskıları ihracatçı firmalarımızı etkilemeye devam ediyor. İmalat sanayinde üretim, siparişler ve tedarik süreçlerine ilişkin göstergelerde görülecek iyileşmenin kalıcı hale gelmesi, ihracat performansının desteklenmesi açısından önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-denizli-5-milyar-dolarlik-ihracat-hedefine-emin-adimlarla-ilerliyor-88970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/denib-baskani-osman-ugurlu-1791113579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli’nin ihracatı eylül ayında yüzde 22,6 artışla 479 milyon dolara yükselirken, kentin son 12 aylık ihracatı 5 milyar doları aştı. DENİB Başkanı Osman Uğurlu, küresel rekabet ve belirsizliklere rağmen ihracatçıların üretim ve pazar çeşitliliğini koruduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-88969</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> BASİAD Başkanı Değirmenci: Türkiye’nin kaybetmemesi gereken en büyük sermaye güvendir”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Babadağ Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, meselenin birkaç fon, şirket veya yatırımcıyla sınırlı olmadığını belirtti. Türkiye’nin daha güçlü, şeffaf ve güvenilir bir sermaye piyasasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Değirmenci, yatırım ve üretimin sürdürülebilirliği için hukuka, kurumlara ve denetim mekanizmalarına duyulan güvenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>BASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin kişiler üzerinden değil, sistemin işleyişi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin önündeki mesele birkaç fonun, birkaç şirketin ya da birkaç yatırımcının meselesi değil. Asıl mesele, Türkiye’ye, hukuka ve kurumlara duyulan güvendir” dedi.</p>
<p>Sermaye piyasalarının üretim, yatırım ve istihdamın finansmanında önemli rol oynadığına dikkat çeken Değirmenci, güçlü ve güvenilir bir piyasa için kurumların liyakatli kadrolarla güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının bağımsız ve şeffaf çalışması gerektiğini vurguladı. Denetimin sorunlar büyümeden devreye girmesi gerektiğini kaydeden Değirmenci, “Kurallar açık olmalı, denetim güçlü olmalı ve aynı kurallar istisnasız herkese uygulanmalı. Sermaye belirsizlikten uzaklaşır; hukukun, liyakatin ve öngörülebilirliğin olduğu yere gider” diye konuştu.</p>
<p>Sermaye piyasalarındaki sorunların doğru yönetilmesi halinde Türkiye için bir dönüşüm fırsatına dönüşebileceğini ifade eden Değirmenci, “Türkiye’nin kaybetmemesi gereken en büyük sermaye, güvendir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-88969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/9/1280x720/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-1791108667.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin kişiler üzerinden değil, sistemin işleyişi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, güçlü kurumlar, etkin denetim ve öngörülebilirliğin sermaye piyasalarına güvenin temelini oluşturduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-eylul-performansi-yilin-son-ceyregi-icin-umut-verdi-88968</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhammet Öztürk: Eylül performansı yılın son çeyreği için umut verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), eylül ayında ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artırarak 1 milyar 536 milyon dolardan 1 milyar 705 milyon dolara çıkardı. Türkiye’nin eylül ayı ihracatı ise yüzde 15,4 artışla 26 milyar dolara ulaştı. EİB’nin ocak-eylül dönemindeki ihracatı yüzde 6 artışla 14 milyar 482 milyon dolara, son 1 yıllık ihracatı ise yüzde 4 yükselişle 19 milyar 290 milyon dolara çıktı. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, eylül ayında yakalanan çift haneli ihracat artışının yılın son çeyreği için umut verdiğini belirterek, finansmana erişimin kolaylaştırılması halinde 2026 sonunda 20 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabileceklerini söyledi.</p>
<p>Küresel rekabetin her geçen gün daha da çetin bir hal aldığı, jeopolitik risklerin arttığı, Türkiye’de enflasyonla döviz kuru arasındaki makasın her geçen gün açıldığı ortamda ihracatçıların ülkeye döviz kazandırma çabalarının sürdüğüne işaret eden Öztürk; “İhracatçımızın bu azmi takdir edilmeli, finansmana erişim kolaylaştırıldığı takdirde 2026 yılı sonunda 20 milyar dolar dövizi ülkemize kazandırabiliriz. TCMB’nın döviz dönüşüm uygulamasında ihracatçıları mağdur etmeyecek bir altyapı kurgulanmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Tarım ürünleri ihracatı yüzde 18 arttı</h2>
<p>EİB’nin eylül ayında tarım ürünleri ihracatı yüzde 18 artışla 761 milyon dolara, sanayi ihracatı yüzde 5 yükselişle 787 milyon dolara çıktı. Maden ihracatı ise yüzde 11 artarak 157,7 milyon dolar oldu. Birlikler arasında 193 milyon dolarlık ihracatla Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 9 yıl sonra zirveye yerleşti. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 182,08 milyon dolarla ikinci, ihracatını yüzde 68 artıran Ege Tütün İhracatçıları Birliği ise 182,06 milyon dolarla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<h2>Avrupa Birliği’ne 807 milyon dolarlık ihracat</h2>
<p>EİB’nin eylül ayı ihracatında Avrupa Birliği, 807 milyon dolar ve yüzde 47,4 payla ilk sırada yer aldı. Amerika kıtasına ihracat yüzde 18 artışla 221 milyon dolara, Uzakdoğu’ya ihracat yüzde 43 yükselişle 155 milyon dolara çıktı. Ülke bazında ABD, yüzde 28 artış ve 171 milyon dolarlık ihracatla Almanya’yı geride bırakarak ilk sıraya yerleşti. Almanya’ya ihracat 157 milyon dolara, İtalya’ya ihracat ise 92,5 milyon dolara ulaştı.</p>
<h2>Denizli, Manisa’yı geçti</h2>
<p>Ege Bölgesi’nin toplam ihracatı eylülde yüzde 12,4 artışla 2 milyar 611 milyon dolara çıktı. İzmir’in ihracatı 1 milyar 235 milyon dolara ulaşırken, Denizli yüzde 22 artışla 479 milyon dolara yükselerek Manisa’yı geride bıraktı. Manisa’nın ihracatı 436 milyon dolara gerilerken, Muğla 145 milyon dolara ulaştı. Balıkesir ise yüzde 86’lık artışla 119 milyon dolarlık ihracata imza atarak bölgenin ihracat artış rekortmeni oldu. Aydın 86 milyon, Afyonkarahisar 40 milyon, Uşak 36,7 milyon ve Kütahya 33,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-eylul-performansi-yilin-son-ceyregi-icin-umut-verdi-88968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/ege-bolgesinin-ihracati-8-ayda-292-milyar-dolara-ulasti-1790492328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri, eylül ayında ihracatını yüzde 11 artırarak 1 milyar 705 milyon dolara çıkardı. Tarım ihracatındaki yüzde 18’lik artış öne çıkarken, Denizli yüzde 22’lik yükselişle Manisa’yı geride bırakarak Ege Bölgesi’nin en çok ihracat yapan ikinci ili oldu. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, finansmana erişimin kolaylaştırılması halinde yıl sonunda 20 milyar dolarlık ihracata ulaşabileceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-88965</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Portakal dalında kaldı, üretici ve ihracatçı Rusya’ya yeni rota arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye, yıllık 5,5 milyon ton narenciye üretimiyle dünyada yedinci, ihracatta da üçüncü sırada yer alıyor. Geçen yıl ülke genelinde yaşanan zirai don nedeniyle üretici sıkıntı yaşarken, bu sezon da üretimin bol olması yüzünden zorluk çekiyor.</p>
<p>Rusya, narenciye ihracatında Türkiye’nin ana pazarı durumunda bulunuyor. Ancak, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın devam etmesi ve Karadeniz’de gemilere yapılan saldırılar, Türk ihracatçı ve üretici için büyük sıkıntı yaratıyor. Türk ihracatçısı, Rusya’ya ürünlerini gönderebilmek için yeni rota arıyor.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ihracatta sıkıntı yaşanması, nar ve narenciye üretici ile ihracatçıyı zor durumda bıraktı. Sezonun olumlu gitmesine rağmen, komisyoncu ve ihracatçı üreticiden nar, portakal ve limon almaktan imtina ediyor.</p>
<p><strong>Portakal dalında kaldı</strong></p>
<p>Narda hasat başlarken fiyatlar dalında 10-15 lira arasında seyrederken, üretici alıcı bulunmadığından yakınıyor. Önümüzdeki günlerde hasadına başlanacak olan portakalda da fiyatlar dalında 15-20 lira arasında değişiyor. Rusya ve Ukrayna arasında savaşın devam etmesinin yanında komisyoncular hakkında yapılan gözaltı ve soruşturmalar nedeniyle para kazanamayacağı endişesiyle komisyoncu ürün almaktan çekiniyor. İhracatta kriz yaşandığı için de portakal başta olmak üzere narenciye ürünleri şimdilik dalında kaldı.</p>
<p><strong>İhracatçı yeni rota arıyor</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, Samsun’dan RO-RO seferleri başlamadan Rusya’ya narenciyenin gitmesinin çok zor olduğunu söyledi.</p>
<p>Rusya’nın nar, narenciye, domates ve biber ihracatında Türkiye açısından önemli Pazar olduğunu anlatan Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Karadeniz’de ‘Güvenli Koridor’ yaratılmadan Rusya’ya ihracat zor görünüyor. Nar sezonu başladı. Domates, biner ve narenci ihracatında Rusya’ya yeni rota yaratılmaz ise sıkıntı yaşayacağız.  Türkiye’nin lojistik altyapısı yeterli değil. Narenciye fiyatları dalında 10-15 lira. Eğer ihracat olmaz ise bu fiyatlara da satılmaz. Nar dalında kalır. Önümüzde iyi günler görünmüyor. Narenciye de de aynı durum yaşanacak gibi.’’</p>
<p><strong>Mersin-St. Petersburg gemi seferleri olacak mı?</strong></p>
<p>Usta Export Zirai ürünler A.Ş Yönetim Kurulu üyesi Ferda Tekin de, narenciye ihracatında zor bir döneme girildiğini belirtti. Rusya’ya yeni rota yaratılmaması halinde narenciyenin dalında kalacağını ifade eden Tekin, ‘’Rusya’ya ihracatta sıkıntı yaşanırsa narenciye dalında kalır. Mısır da Rusya’nın önemli miktarda narenciye ihracatı yapıyor. Mısır da Rusya’ya ihracatta sıkıntı yaşayacak. Bu sefer Avrupa’da bizim rakibimiz olacak. Nar depolanabilir. Belki narda çok büyük sıkıntı yaşanmayabilir. Limonda Kasım ve Aralık ayında belki bir hareket olabilir’’ dedi.</p>
<p>Ferda Tekin, Mersin limanından St. Petersburg’a gemi seferleri yapılması için girişimlerin bulunduğunu, ancak seferlerin ne zaman başlayacağı konusunda netlik bulunmadığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz da, Rusya’ya gemi seferleri düzenlenmesi konusunda çalışmaların sürdüğünü, ancak önümüzdeki haftalarda kesinlik kazanacağını bildirdi.</p>
<p><strong>Yaş meyve sebze ihracatı</strong></p>
<p>Türkiye 2025 yılında toplam 1 milyar 477 bin 058 doları narenciye olmak üzere toplam 3,7 milyar dolarlık yaş meyve sebze ihracatı gerçekleştirilmiş, ihracatın büyük bölümü ise Rusya’ya yapılmıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-88965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/5/1280x720/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-1791102374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Narenciye üretiminde dünyada yedinci, ihracatta da üçüncü sırada yer alan Türkiye’de üretici ve ihracatçı, savaşın devam ettiği Rusya’ya narenciye ihracatı için yeni rota arıyor. İhracat olmayınca portakal ve narenciye dalında kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-88952</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 23:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalyalı mimarlar dijital dönüşüme hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından üyelerine yönelik geniş katılımlı bilgilendirme toplantısı düzenlenirken yeni üyelere de rozet takıldı.</p>
<p>Mimarlar Odası Antalya Şube Başkanı Fatma Gül Yalçınkaya, 21. Dönem yönetim kurulu olarak mimarlık ve kent yönetimi için yeni bir dönem başladığını söyledi. Şubenin kurumsal yapısını güçlendirmek ve mesleki hakları savunmak adına yürütülen çalışmaları anlatan Yalçınkaya, sıkı bir mali disiplin ve planlama sayesinde devralınan borçların tamamının ödendiğini belirterek, "2026 yılı bizim için toparlanma ve zemini hazırlama yılı oldu. 'Biz daha yeni başladık' diyerek yola çıktık; bugün mali yapısını toparlamış, geleceğe yönelik kalıcı sistemler kuran ve hedeflerine odaklanan çok daha güçlü ve kenetlenmiş bir ekibiz" dedi.</p>
<p><strong>2027 yol haritası</strong></p>
<p>Mesleki denetimde 26 Mimarlar Odası şubesi arasında 2 bin 143 proje mesleki denetim, bin 342 de şantiye şefliği mesleki denetimi onaylandığını anlatan Yalçınkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Mimarlar Odası Antalya Şubesi üye sayısı 4 bin 886’ya ulaştı. Yapılan mesleki denetimlerde 26 şube arasında şantiye şefliği denetiminde birinci, proje denetiminde üçüncü, genel mesleki denetim işlemlerinde de ikinci sırada yer aldı. 2027 Yol Haritasını oluşturduk. Şube binasının fiziki altyapısı çatısı, iklimlendirme ve havalandırma yenilenerek burayı Mimarlık Merkezi’ne dönüştürülecek. Burada sergi, atölye, söyleşi ve genç mimarların ortak üretim yapabileceği yaşayan bir Mimarlık Merkezi olacak. Tüm Belediyelerde Mesleki Denetim yaygınlaştırılacak. : Temsilciliklerde ve merkez ilçelerde (Kepez, Aksu) yürütülen mesleki denetim uygulaması Antalya Büyükşehir Belediyesi ve tüm ilçe belediyeleriyle imzalanacak protokollerle yaygınlaştırılmasını hedefliyoruz.’’</p>
<p>3. Uluslararası Genç Mimarlar Buluşması: Geçmiş yıllarda 13 defa gerçekleştirilen Uluslararası Genç Mimarlar Buluşması’nın yeniden hayata geçirilmesi; Antalya’nın Türkiye’den ve farklı ülkelerden genç mimarların bir araya geldiği, mesleğin geleceğinin tartışıldığı, deneyim ve fikirlerin paylaşıldığı güçlü bir buluşma noktası hâline getirilmesi hedefleniyor. Atölye, söyleşi, sergi ve farklı üretim ortamlarıyla genç mimarların meslek örgütüyle ilişkilerinin ve karar süreçlerine katılımlarının güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA), sekiz yıllık aranın ardından 2025'te yeniden ivme kazandırıldığını ifade eden Yalçınkaya, Bienal'in, kent geneline yayılan ve mimarlık ofisleri ile üniversiteleri kapsayan sürdürülebilir bir yapıda devam ettirilmesini planladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüm</strong></p>
<p>Üyeleri ile iletişimi kolaylaştıracak, duyurulara, iş ilanlarına, mesleki bilgilere ve güncel gelişmelere daha hızlı ulaşmalarını sağlayacak yeni dijital altyapı ve yapay zekâ destekli uygulamaların hayata geçirilmesinin hedeflendiğini vurgulayan Fatma Gül Yalçınkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Genç meslektaşlarımızın Odanın çalışma, üretim ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlayabilecekleri mekanizmaların geliştirilmesi planlanıyor. 5. Uluslararası Ekolojik Mimarlık ve Planlama Sempozyumu, 2–4 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Sempozyumun organizasyon, lojistik ve fiziki hazırlıkları tamamlanarak ulusal ve uluslararası katılımla Antalya’da önemli bir mesleki ve akademik buluşma oluşturulacak.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-88952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/2/1280x720/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-1791060735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalyalı mimarlar, dijital dönüşüme hazırlanırken, belediyelerde mesleki denetim için protokoller imzalanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-88951</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 23:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur TSO ve Ticaret Borsası&#039;nda başkanlar değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinde ticaret ve sanayi odaları ile ticaret borsası seçimleri devam ediyor. </p>
<p>Burdur Ticaret Borsa’nda Ömer Faruk Gündüzalp ile Mehmet Varol başkanlık için yarıştı. 407 üyenin oy kullandığı seçimlerde Mehmet Varol’un listesi 205, Ömer Faruk Gündüzalp'in listesi de 200 oy aldı. 2 oy ise geçersiz sayıldı. Buna göre Burdur Ticaret Borsası Başkanlığı’na Mehmet Varol seçildi.</p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) seçimlerinde Başkan Yusuf Keyik, Ömer Semerci ve Osman Kurt başkanlık için yarıştı. Bazı meslek komitelerinde ise turuncu ve beyaz listeler ile bağımsız listelerde komite üyesi seçilmek için adaylar da yer aldı. Ömer Semerci’nin mavi listesi 13,  kırmızı liste Osman Kurt 9, beyaz liste Yusuf Keyik 8, Bağımsız turuncu liste 2, ortak liste 3 meclis üyesi kazandı. Buna göre, meclis üyelerinin en fazla oyunu kazanan Ömer Semerci BUTSO Başkanı seçildi. 34 yaşındaki Ömer Semerci, TOBB’a bağlı oda ve borsalar içinde en genç başkanı oldu.</p>
<p><strong>Durdaş, beşinci dönem için yeniden seçildi</strong></p>
<p>Kumluca Ticaret Borsası seçimine rakipsiz giren Fatih Durdaş 78 üyenin oyunu alarak yeniden başkan seçildi. Türkiye’nin örtüaltı üretim ve ihracat merkezi, İstanbul ve Anadolu’nun örtü altı sebzesini karşılayan Kumluca’nın sorunlarını sürekli gündeme taşıyan Fatih Durdaş, beşinci dönem için yeniden başkan oldu.</p>
<p><strong>Isparta Borsa’da Şahin değişmedi</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası’nda başkan değişmedi. 269 üyesi bulunan Isparta Ticaret Borsası’nda Hüdai Şahin ile Hasan Hüseyim Özdemir başkanlık için mücadele etti. 243 oyun kullanıldığı seçimde Hüdai Şahin üyelerin 181’ini alıp güven tazeleyerek yeniden başkan oldu. Hasan Hüseyin Özdemir ise 60 oy alırken 2 oy ise geçersiz sayıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-88951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/1/1280x720/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-1791060585.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası ile Burdur Ticaret Borsası başkan ve yönetimleri değişti. BUTSO’ya seçilen 34 yaşındaki Ömer Semerci, TOBB’a bağlı oda ve borsalardaki en genç başkan ünvanını aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
