<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-ekonomide-kisa-vadeli-bes-adim-onerisi-80849</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İYİ Parti’den ekonomide kısa vadeli beş adım önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, ekonomik programın iflas ettiğini belirterek, yaraları sarmak için kısa vadede atılması gereken beş öneri getirdi.</p>
<p>Birinci adım olarak KOBİ’lerin, sanayicinin KDV alacağının ödenmesini isteyen Dervişoğlu, “Vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabını verin” dedi. İkinci olarak esnafın, sanayicinin SGK ve vergi borçlarının teminatsız taksitlendirilmesi gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, “Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedefleyin. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici, bu ülkenin bel kemiğidir” diye konuştu. Ekonomiye ilişkin kısa vadede atılması gereken önerileri Meclis Grup toplantısında gündeme getiren Dervişoğlu, şöyle devam etti: “Üçüncüsü; teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerini ödeyin. Söz verdiniz, tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar kuşa döndü. Dördüncüsü, çiftçi için, tarım ürünleri için mazottaki ÖTV'yi kaldırın. Bu kadar zor değil, hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zekâ çağındayız, siz de teknoloji atılımıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet sürsün tarlasını, taşısın buğdayını, meyvesini. Beşincisi, gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, millet de devlete olan görevini yapsın. Bu beş adım da mucize değildir. Bu beş adım, sizin vatan ve millet görevinizdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-ekonomide-kisa-vadeli-bes-adim-onerisi-80849</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/musavat-dervisoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İYİ Parti’den ekonomide kısa vadeli beş adım önerisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-guven-yuksek-risk-primi-ve-faizler-80848</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düşük güven, yüksek risk primi ve faizler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Devletin tasarruf sahibinin nezdinde güvenini kaybetmiş olması bir anlamda kamunun risk primini artıran bir olgu. Bu şartlar altında da ekonomik performans belirgin bir şekilde zayıflamaya devam etse bile Merkez Bankası’nın TL faizleri tasarruf sahibini tatmin edecek kadar yüksek tutmaktan başka bir çaresi de yok.</strong></p>
<p>1940’lardan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin sermaye ve tasarruf sahipleriyle ilişkisi hep problemli oldu. (Bu görüşü Osmanlı dönemine de taşımak mümkün. 1923 sonrasında ise eskinin eskide kaldığı bir temiz sayfa açılmıştı, ancak maalesef ki bu uzun sürmedi.)</p>
<p>Doğru ve akılcı kamu politikalarıyla, orta ve uzun vadeli planlamalarla, sadece bazı gerekli teknoloji ve know-how transferleriyle 15 yıl gibi bir sürede nasıl neredeyse sıfırdan bir ekonomi inşa edilebildiğini gördük. Ancak sonrasında işler giderek karışmaya, siyaset vizyonsuzluğa ve kısa vadeye saplanmaya, kamu ise liyakatsizleşmeye ve plansızlaşmaya başladı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk döneminde büyük zorluklara rağmen bir ödemeler dengesi krizi yaşadık mı? Hayır. Ama sonrasında, bağımsız bir kalkınma politikasından bihaber iktidarlar katma değer üretemedikçe giderek daha çok halkın tasarruflarına göz dikmeye ve yurtdışından kaynak sağlamaya yöneldiler. Bu da krizlere açık, stop-go şeklinde tanımlanabilecek bir ekonomik yapı yarattı.</p>
<p>1940’tan beri halkın tasarruflarına el atma çabalarını ve bunların yarattığı etkileri kısaca özetlersek:</p>
<p>1942 Varlık vergisi-Mülkiyet hakkının yok sayılması algısı ile birlikte yurtdışına kaçış</p>
<p>1961 Tasarruf bonosu-Zorunlu borçlandırma ile tasarrufların eritilmesi</p>
<p>1970-80’ler-finansal baskılama (mevduata eksi reel faiz) yoluyla tasarrufların eritilmesi</p>
<p>1982 Bankerler krizi-Kamunun denetimsizliği sonucu birikimlerin batması</p>
<p>1990’lar-Zorunlu tasarruf kesintileri yapılması ve bunların nemalandırılmaması</p>
<p>1994-2001-2018 devalüasyonları-Tasarrufların döviz değerinin yüksek oranda azalması</p>
<p>2021-23-Bir kez daha finansal baskılama yoluyla tasarrufların eritilmesi</p>
<p>Bu liste istimlakler ve imar kanunu değişiklikleri ile gayrimenkul yatırımlarının güvencesini zedeleyen uygulamalara da genişletilebilir. Devalüasyonlar ise bilinçli bir politika tercihi olmasalar bile neticede bizzat ekonomi politikalarındaki zaafiyetler nedeniyle TL tasarrufların değerini düşürdü ve tasarruf sahiplerini dövize yöneltti.</p>
<p>Bu uygulamalar ve yüksek enflasyon nedeniyle Türk tasarruf sahiplerinin yıllar içerisinde birikimlerinin ciddi bir kısmını yurt dışına çıkarmış olmaları ve döviz ve altın yatırımlarına yönelmeleri şaşırtıcı değil tabii ki. Devletin tasarruf sahibinin nezdinde güvenini kaybetmiş olması bir anlamda kamunun risk primini artıran bir olgu. Bu şartlar altında da ekonomik performans belirgin bir şekilde zayıflamaya devam etse bile Merkez Bankası’nın TL faizleri tasarruf sahibini tatmin edecek kadar yüksek tutmaktan başka bir çaresi de yok. Aksi takdirde yeniden bir dövize yönelim ve buna paralel olarak sıcak para çıkışları, ve yeni bir devaluasyon olgusu gibi ne ekonomik olarak, ne de siyaseten istenmeyen bir noktaya gelinebilir. Öte yandan, TL’nin her geçen gün artan değerliliği ne kadar sürdürülebilir, o da ayrı bir soru işareti tabi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-guven-yuksek-risk-primi-ve-faizler-80848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük güven, yüksek risk primi ve faizler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-1-80847</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de işsizlik oranının %4,3 seviyesinde sabit kalması ve yıllık ücret artışının %3,4 ile enflasyonun altında olması ücretli kesimde reel bazda bir maaş kaybı anlamına gelmektedir. Dolayısı ile manşet verinin kuvvetli olması ücretlerde henüz enflasyonist bir baskı ortamının oluşmadığını göstermektedir.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta Cuma günü ABD'de yayınlanan Mayıs ayı tarım dışı istihdam verisinin piyasa beklentisinin üzerinde <strong>172.000</strong> kişilik yeni istihdam yaratılması şeklinde açıklanması Amerikan borsaların yüksek düzeyde satış emirleri ile karşılaşmasına neden oldu. Teknoloji ağırlıklı şirketlerin işlem görmekte olduğu Nasdaq Bileşik Endeksi Cuma günü <strong>%4,2</strong> gerileyerek Nisan 2025’te Trump'ın gümrük vergilerini açıkladığı “<strong>kurtuluş gününden</strong>” bu zamana kadar ki en sert düşüşü yaşadığını hatırlamakta yarar var.</p>
<p>Özellikle yüksek istihdam verisi ile birlikte gelen makroekonomik verilerin önümüzdeki haftalarda kuvvetli yönde bir eğilim sergilemesi teknoloji hisselerinde 3 aydır devam eden güçlü boğa piyasasından dönüşü beraberinde getirebilir.</p>
<p>İstihdam verisinin kuvvetli gelmesi ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırım beklentisinin piyasada hızla fiyatlanması sonucunu beraberinde getirdi. Uluslararası yatırımcılar, ABD Merkez Bankası’nın bu yıl içinde “<strong>1</strong>” kez faiz artırımına gitme ihtimalini hemen fiyatlamaya başladı. Ancak işsizlik oranının <strong>%4,3</strong> seviyesinde sabit kalması ve yıllık ücret artışının <strong>%3,4</strong> ile enflasyonun altında olması ücretli kesimde reel bazda bir maaş kaybı anlamına gelmektedir. Dolayısı ile manşet verinin kuvvetli olması ücretlerde henüz enflasyonist bir baskı ortamının oluşmadığını göstermektedir.</p>
<p>ABD borsalarında oynaklığın yükselmekte olduğu böyle dönemlerde yurtdışı piyasalardaki hisse senedi yatırımcıları için düşüş durumlarında opsiyon piyasası üzerinden ne tür yatırım stratejileri oluşturulabilir?</p>
<p>Opsiyon ürününe yabancı okuyucular için bir kaç temel kavram hakkında stratejilere geçmeden önce kısa bir bilgilendirme yapmak yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Opsiyon kullanımı:</strong> Karşılıklı olarak belirlenen vadede ilgili dayanak varlık şartları doğrultusunda kullanım fiyatından dayanak varlık üzerine yazılan finansal ürünün alınması veya satılmasıdır.</p>
<p><strong>Kullanım fiyatı</strong>: Opsiyonun işleme konulduğu zaman, dayanak varlık üzerine yazıldığı ilgili finansal ürünü almak veya satmak için uygulanacak olan fiyatı ifade etmektedir.</p>
<p><strong>İçsel değer:</strong> Opsiyonun üzerine yazıldığı enstrümanın değerinin kullanım fiyatından farkını ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Zararda (Out of money):</strong> Opsiyonun içsel değerinin “<strong>Negatif</strong>” olduğu durumdur.</p>
<p><strong>Başabaş (At the money)</strong>: Opsiyonun içsel değerinin “<strong>0</strong>” olduğu durumdur.</p>
<p><strong>Kârda (In the money)</strong>: Opsiyonun içsel değerinin “<strong>Pozitif</strong>” olduğu durumdur</p>
<p><strong>Zaman değeri</strong>: Opsiyonun vadeye bağlı olarak değişen değeridir. Opsiyon değeri içsel değer ve zaman değerinin toplamına eşittir.</p>
<p><strong>Opsiyonların değerini belirleyen unsurlar</strong></p>
<p>Bir opsiyon işleminin içsel değerini (intrinsic value) opsiyon pozisyonunun Alım (Call) veya Satım (Put) yönlü olması, dayanak varlık spot fiyatı ve opsiyon kullanım fiyatı şeklinde üç parametre belirlemektedir.</p>
<p>Opsiyon işleminin zaman değerini (time value) ise, opsiyon pozisyonunun vadesine kalan süresi, dayanak varlık piyasa oynaklık/volatilite seviyesi, risksiz faiz oranı ve hisse senedi/endeks opsiyonlarında temettü oranı belirlemektedir.</p>
<p><strong>Zaman değeri neden önemlidir?</strong></p>
<p>İçsel değeri yüksek olan opsiyonlarla, aşırı içsel değersiz opsiyonların zaman değerlerinin opsiyon primine olan katkısı, başabaş opsiyonların zaman değerine olan katkısından daha azdır. İçsel değeri çok yüksek olan opsiyonların primlerinin çok büyük bir kısmı zaten içsel değer üzerinden oluştuğu için zaman değeri primin içinde çok küçük bir paya sahiptir.</p>
<p>Aşırı içsel değersiz olan bir opsiyonun ise, içsel değerinden çok uzak olmasından dolayı içsel değerli olma ihtimali yok denecek kadar az olup sıfıra yakındır. Primi sıfıra yakın olabilecek bir opsiyonun zaman değeri düşünülmeyecek kadar düşüktür.</p>
<p>Başabaş opsiyonlar ise, zamana bağlı olarak her türlü olasılığın gerçekleşebileceği opsiyonlardır. Söz konusu opsiyon zaman zaman içsel değersiz zaman zaman içsel değerli olabileceği için opsiyonun içsel değerli ve içsel değersiz olma olasılıklarının prim miktarına daha çok katkısı bulunmaktadır.</p>
<p>Vadesine olan uzaklığının prim miktarına en fazla etki ettiği opsiyonlar başabaş opsiyonlardır.</p>
<p>Opsiyon satan bir yatırımcı, dayanak varlık fiyatının dalgalanmasının az olmasını veya dayanak varlık fiyatının satmış olduğu opsiyonun sahibine kâr sağlamasını engelleyecek yönde hareket etmesini bekleyecektir.</p>
<p>Dolayısıyla opsiyonun vadesi ne kadar uzun ise, dayanak varlık fiyatın dalgalanma olasılığı ve opsiyonun sahibine kâr/zarar sağlayacak yönde hareket etme ihtimali artacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla da yatırımcı yaptığı opsiyon satışından zarar etmemek için kendini korumak adına ilave prim talep edecek böylelikle opsiyonun fiyatı da yükselecektir.</p>
<p>Opsiyonun vadesi yaklaştıkça opsiyon satan yatırımcılar daha fazla opsiyon satışı yapma eğilimleri sonucunda aldıkları riskin gerçekleşmeyeceği konusunda inançlarının azalması sayesinde opsiyon satmaya daha çok eğilimli olabilir.</p>
<p>Bu durumda da satmak istedikleri opsiyonun değerini düşürerek alıcıya daha cazip bir fiyattan satmak isteyeceklerdir. Böylelikle opsiyonun zaman değeri vade yaklaştıkça hızlanan bir eğimde azalış gösterecektir. (azalan zaman değeri)</p>
<p>Avrupa tipi opsiyonlarda uzun pozisyon sahibi hakkını sadece vade bitiminde ilgili borsa tarafından önceden belirlenen zaman diliminde kullanabilir. Amerikan tipi opsiyonlarda ise, opsiyon sahibi hakkını opsiyon pozisyon açılış tarihi ile opsiyon vadesi arasında herhangi bir zaman diliminde kullanabilir. Bu imkan nedeniyle Amerikan tipi opsiyonlar aynı pozisyon türündeki Avrupa tipi opsiyonlardan daha değerlidir.</p>
<p><strong>Opsiyon fiyatını etkileyen </strong><strong>temel göstergeler</strong></p>
<p>Opsiyon fiyatını etkileyen temel faktörler açısından konuyu kısaca şu şekilde özetleyebilirim;</p>
<p><strong>Dayanak varlık fiyatı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi azalır.</p>
<p><strong>Kullanım fiyatı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi azalırken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Vadeye kalan gün sayısı arttığında</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Volatilite/Oynaklık yükseldiğinde;</strong> Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Faiz oranı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi azalır.</p>
<p>Ayrıca opsiyon pozisyonu alındığında fiyatlamalara etki eden “<strong>5</strong>” temel duyarlılık göstergesinin (greeks) etkilerini de iyi bilmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>Delta;</strong> opsiyonun dayanak varlık fiyatının bir birim değişmesi sonucunda opsiyon priminin ne kadar azalacağını veya artacağını ifade etmektedir. Opsiyon değerini belirlemektedir.</p>
<p><strong>Gamma</strong>; opsiyon dayanak olan varlığın spot fiyatındaki bir birim değişiklikle, opsiyon deltasında kaç birimlik bir değişimin olabileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Vega;</strong> dayanak varlık spot fiyatının piyasa volatilitesinin (implied) %1’lik değişimi sonucunda opsiyon priminin ne kadar değişebileceğini göstermektedir. Pozisyonun volatilite uzun veya kısa olması üzerine bilgi vermektedir.</p>
<p><strong>Theta;</strong> vade sonuna 1 gün daha yaklaşıldıkça, opsiyon fiyatının ne kadar azalacağını ifade etmektedir. Zaman hareketi opsiyonun zaman değerini düşürdüğünden dolayı her zaman eksi değer ile ifade edilmektedir.</p>
<p><strong>Rho;</strong> faiz oranının %1’lik değişmesi sonucunda, opsiyon priminde ne kadarlık bir değişim olacağını göstermektedir.</p>
<p>Haftaya ABD borsası üzerinde yüksek olasılıklı kârlı tamamlanması beklenen opsiyon stratejisi örneklerini inceleyeceğim.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-1-80847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisinin-yari-tam-mukellefleri-80846</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisinin yarı-tam mükellefleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tam veya dar mükellef olmak, Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulama alanı ile ilgili bir konudur. Tam mükelleflerin nerede elde edilirse elde edilsin bütün kazanç ve iratları gelir vergisinin konusuna girerken, dar mükellefler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden vergi öderler.</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu mükellefleri tam ve dar mükellef olarak iki kategoriye ayırmıştır. Bu ayrımın kanunda iki ölçüte göre yapılmıştır. Bunlardan birincisi ikametgâh ölçütüdür. İkametgâh kavramı, bir medeni hukuk kavramı olup, yeni Medeni Kanunda “yerleşim yeri” şeklinde Türkçeleştirilmişse de vergi kanunlarında uyarlama yapılmadığı için halen ikametgâh kavramı yer almaktadır. İkametgâh veya yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyeti ile oturduğu yer olup, bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz (Türk Medeni Kanunu md. 19). İkinci ölçüt ise bir takvim yılı içerisinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturma ölçütüdür. Tabii ki bu konuda kanunda ve/veya çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarında ayrıntı düzenlemeleri vardır, ancak yazımın konusu olmadığından ayrıntılara girmiyorum.</p>
<p>Tam veya dar mükellef olmak, Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulama alanı ile ilgili bir konudur. Tam mükelleflerin nerede elde edilirse elde edilsin bütün kazanç ve iratları gelir vergisinin konusuna girerken, dar mükellefler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden vergi öderler. Bu konudaki kural, 1949 tarihli 5421 sayılı mülga Gelir Vergisi Kanunundan bu yana, yani 77 yıldır geçerli temel kuraldı. Kuraldan söz ediyorsam da buradaki kuralların bir “ilke”yi oluşturduğu da kabul edilmelidir.</p>
<p><strong>Ezberi bozan yeni düzenleme</strong></p>
<p>Şimdi tam ve dar mükelleflerin arasına yarı-tam mükellefler grubu eklendi ve ezber/ilke bozuldu.  </p>
<p>7582 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen “yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası” başlıklı mükerrer 20/D maddesi ile Türkiye’de yerleşmiş, bir başka deyişle tam mükellef statüsünde olan, ancak yurt dışından elde ettikleri kazançları üzerinden gelir vergisi ödemeyen, sadece Türkiye’den elde ettiği kazanç ve iratlar üzerinden vergi ödeyenler kategorisi yaratıldı. Yeni ihdas olunan bu maddeye göre; “Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesna” tutulmuştur.</p>
<h3>20 yıllık vergi istisnası</h3>
<p>Yeni madde geçici madde olmayıp, bir normal-daimi veya kalıcı maddedir. Burada yeni bir statü yaratılmayıp 20 yıllık bir istisna tanınması söz konusuymuş gibi bir düzenleme yapılmışsa da, 20 yılın uzunluğu dikkate alındığında, artık yeni bir statünün varlığı rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>7582 sayılı Kanun’un madde gerekçelerine bakıldığında niçin maddenin ihdas edildiğine ilişkin bir açıklama yoktur. Maddedeki ayrıntıların tekrarının dışında sadece, "yurt dışında benzeri düzenlemelerin bulunduğu”, “benzer ülke örnekleri dikkate alınarak düzenleme yapıldığı” şeklinde açıklama yer almaktaysa da bu ülkelerin nereleri olduğu, oralarda nasıl bir düzenleme olduğu gibi denetime açık bir açıklama yoktur. Bu nedenle maddenin ne gerekçeyle ihdas olunduğu konusunda bir fikrim yok.</p>
<p><strong>Amaç ne, sonuç ne olacak?</strong></p>
<p>Gerekçe konusunda çeşitli olasılıklar aklıma geliyor. Birilerinin Türkiye’ye taşınması arzu ediliyor veya hedefleniyor olabilir. Yurt dışına çalışmaya gidip oralarda yerleşenlerin yurt dışı çalışmalarını emeklilik vb. sebeplerle sonlandırıp memleketlerine dönmek istediklerinde çifte vergi ile karşılaşmalarını önlemek de bir gerekçe olabilir. Ağır vergi yükleri dolayısıyla ülkesini terk etmek isteyenler için bir adres olmak niyeti de bir gerekçe olabilir. Örneğin geçenlerde yeni getirilmek istenilen servet vergileri karşısında İsviçre’nin girişimci ve iş insanları ülkeyi terk etmek tehdidini savunmuşlardı (Oksijen Gazetesi  30.11.2025). Yine basından öğrendiğimiz kadarı ile vergi gerekçesi ile İngiltere’den kaçışlar yaşanmış, futbolcu Rio Ferdinand’ın Dubai’ye, Mısırlı milyarder ve Aston Villa’nın ortaklarından Nassef Sawiris’in de İngiltere'nin ultra zenginlere yönelik vergi muafiyetlerini kaldırmasının ardından ikametini İtalya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Britanya’nın en zengin girişimcilerinden Herman Narula’nın da Dubai’ye taşındığı haberleri basında yer almıştı. Yine yakın zamanlarda Fransa’nın ünlü Fransız sanatçısı Gérard Depardieu, vergi yüzünden ülkesini ve vatandaşlığını terk etmişti. Bu örneklere bakılırsa, belki bu gibi zenginleri ülkeye kazandırmak da bir amaç olabilir.</p>
<p>Madde kapsamına giren kişiler 20 yıl yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratlar için yıllık beyanname vermeyecekler, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verecek olurlarsa da yurt dışı gelirleri beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>
<p>Madde amacına erişebilecek midir? Bu maddeye göre gelecek olanlar ve servetleri yahut beyan etmedikleri istisna kazançları (vergi harcaması) ne kadar olacaktır. Ülke bu işten kazançlı çıkacak mıdır? Bu sorulara şimdilik cevap vermek zor. Bekleyelim görelim diyeceğim ama Maliye Bakanlığı’nın ciddi istatistik çalışma ve yayınlama geleneği olmadığı için, hiçbir zaman bu soruların cevabını öğrenemeyeceğiz gibi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisinin-yari-tam-mukellefleri-80846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisinin yarı-tam mükellefleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-bicilen-rol-avrupadan-uzaklasirken-orta-dogunun-merkezine-yerlesmek-80845</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’ye biçilen rol; Avrupa’dan uzaklaşırken Orta Doğu’nun merkezine yerleşmek...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AB üyeliğine aday, ortak ve stratejik partner olan ülkemizin Cumhurbaşkanı Brüksel’e davet edilmeyeli 11 yıl oldu; Meksika’dan Kazakistan’a, Hindistan’dan Ermenistan’a dünyayı dolaşan ve her gittikleri yerde yeni iş birliği anlaşmaları imzalayan AB liderlerinin Ankara’ya son ziyaretlerinden beri beş yıl geçti.</strong></p>
<p>Uluslararası sistem ABD’nin hakimiyetinden çoklu güç odaklarına doğru kayarken, ülkeler de yeni ortamda yerlerini bulmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Son dönemdeki gelişmeler, Türkiye’ye bu yeni sistemde biçilen role ilişkin ipuçlarını da veriyor; Türkiye Avrupa’nın “eşit ortağı” olmaktan hızla uzaklaşır, hatta kimi AB siyasetçileri tarafından “potansiyel tehdit” sınıfına dahil edilirken, hem ülke yönetim sistemiyle, hem de kurduğu ilişkiler ağıyla giderek daha fazla Orta Doğu’ya yakınlaşıyor.</p>
<p>Daha net ifadeyle, Avrupa Türkiye’yi Orta Doğu’nun bir parçası olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Brüksel’de gerçekleştirilen AB-Güney Kore Zirvesi bu açıdan sembolik bir anlam taşıyor.</p>
<p>AB, Hint-Pasifik’te Güney Kore ile stratejik ortaklığını derinleştiriyor, Ermenistan’dan Hindistan’a kadar yeni iş birlikleri geliştiriyor, Orta Asya’da yeni nüfuz alanları oluşturuyor. Buna karşılık aday ülke statüsündeki Türkiye ile üst düzey siyasi temaslar giderek azalıyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatik kariyerinin büyük bölümünde Avrupa Birliği ilişkileri üzerinde çalışan Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp’in paylaşımı bu açıdan dikkat çekici;</p>
<p>“Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung yarın Brüksel’de AB-Kore zirvesi münasebetiyle Konsey Başkanı Costa ve Komisyon Başkanı Von der Leyen tarafından ağırlanacak. Yanlış hatırlamıyorsam AB üyeliğine aday, ortak ve stratejik partner olan ülkemizin Cumhurbaşkanı Brüksel’e davet edilmeyeli 11 yıl oldu; Meksika’dan Kazakistan’a, Hindistan’dan Ermenistan’a dünyayı dolaşan ve her gittikleri yerde yeni iş birliği anlaşmaları imzalayan AB liderlerinin Ankara’ya son ziyaretlerinden beri beş yıl geçti. Ülkemizin AB için vazgeçilmez olduğuna inananların durup düşünmesi ve nerede hata yaptığımızı araştırmasının zamanı gelmedi mi?”</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci fiilen donmuş durumda. Daha da dikkat çekici olan, Türkiye’nin yalnızca üyelik perspektifinden değil, Avrupa’nın siyasi gündeminden de uzaklaşıyor olması.</p>
<p>G-7 grubunun Haziran ortasında Fransa’nın Evian kentinde gerçekleşecek zirve toplantısına Hindistan’dan Brezilya’ya, Suudi Arabistan’dan Güney Kore’ye kadar çok sayıda ülke temsil edilirken, “aile fotoğrafında” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yer almayacak olması da manidar. Mesaj net; Ankara’nın jeopolitik önemi kabul ediliyor, ancak artık Avrupa ailesinin gelecekteki bir üyesi olarak görülmediği hissi güçleniyor.</p>
<p><strong>Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de zemin kaybı</strong></p>
<p>Bu dönüşümün en görünür sonuçlarından biri Kıbrıs meselesinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan SOFA (Status of Forces Agreement) anlaşması yalnızca teknik bir askeri düzenleme değil. Bu anlaşma Fransa’nın adadaki askeri erişimini ve operasyonel kapasitesini artırırken, aynı zamanda Avrupa’nın Doğu Akdeniz’deki stratejik tercihlerini de ortaya koyuyor.</p>
<p>Bir dönem Kıbrıs meselesinde taraflar arasında denge kurmaya çalışan Avrupa ülkeleri artık daha açık biçimde Rum yönetiminin yanında konumlanıyor. Türkiye’nin savunduğu iki devletli çözüm modeli uluslararası destek üretmekte zorlanırken, Rum tarafı Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı diplomatik avantajları kullanarak alanını genişletiyor.</p>
<p>Buna elbette Kıbrıslı Rum Lider Hristodulidis’in Kazakistan’a, “AB dönem başkanı” şapkasını da takarak yaptığı ziyareti de eklemek gerek; Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı’na üye olan, hatta zirve toplantısında KKTC Cumhurbaşkanı’nı da “gözlemci” sıfatıyla ağırlayan Kazakistan, belli ki Kıbrıs meselesinde Ankara’nın tam karşısındaki cepheye yerleşiyor.</p>
<p>Ankara hala askeri caydırıcılığını koruyor olabilir; ancak diplomatik ve siyasi zeminde aynı başarıyı gösterebildiğini söylemek zor.</p>
<p>Üstelik bu “askeri caydırıcılık” meselesi de Türkiye’yi Avrupa’nın oluşturmakta olduğu yeni savunma sistemine dahil etmeyi başabilmiş değil; Birkaç Türk özel şirketinin Avrupa’da ortaklıklar kurmasının ötesine geçebilmiş değil Türkiye ile AB arasındaki savunma iş birliği; Ufukta savunma alanında devletler arası, resmi ya da kurumsal hiçbir bağ görünmüyor.</p>
<p><strong>ABD’nin askeri tercihi Yunanistan</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’deki bir diğer önemli gelişme ise ABD’nin Yunanistan’a yaptığı stratejik yatırım. Girit’teki Souda Üssü, Dedeağaç, Elefsina ve diğer askeri tesisler Washington’un bölgesel planlamasında giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p>ABD elbette Türkiye’yi tamamen dışlamıyor; Ancak açık şekilde Türkiye’ye bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.</p>
<p>Dedeağaç üzerinden Balkanlar ve Karadeniz’e uzanan yeni lojistik ağlar kuruluyor. LNG terminalleri ve enerji koridorlarıyla Yunanistan bölgesel enerji merkezi haline getiriliyor.</p>
<p>Washington’un verdiği mesaj net: Türkiye önemli ama artık alternatifsiz değil.</p>
<p>Bu da Ankara’nın Batı ittifakı içindeki konumunun geçmişe göre daha farklı bir noktaya evrildiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İç politikadaki dönüşümün </strong><strong>dış politikadaki bedeli</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşmasının nedenlerini yalnızca dış politika ile açıklamak mümkün değil. Sorunun önemli ve asıl bölümü içeride yaşanıyor.</p>
<p>Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve temel haklar alanındaki performansı Avrupa kurumlarının raporlarında sürekli eleştiri konusu oldu.</p>
<p>Kuvvetler ayrılığı mekanizmalarının zayıflaması, yargının bağımsızlığına ilişkin tartışmalar, medya özgürlüğü konusundaki eleştiriler ve siyasi rekabet alanının daraldığına yönelik değerlendirmeler Ankara ile Brüksel arasındaki mesafeyi büyüten faktörler arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<p>Bu çerçevede CHP kurultayına ilişkin verilen mutlak butlan kararının yalnızca bir parti içi mesele olarak değerlendirilmesi mümkün değil elbette; Türkiye’nin ana muhalefet partisinin yönetimini belirleyen bir kurultayın yargı kararıyla geçersiz sayılması, Avrupa başkentlerinde demokrasi ve siyasi rekabet açısından dikkatle izlenen bir gelişme olarak görülüyor. Kararın hukuki yönü kadar siyasi etkileri de tartışılıyor.</p>
<p>Muhalefetin kurumsal yapısına yönelik müdahale algısı, Türkiye’nin demokratik standartları konusunda zaten var olan soru işaretlerini daha da büyütüyor.</p>
<p>Buradaki mesele CHP’nin iç dengelerinden çok daha büyük; Mesele, Türkiye’de siyasetin kuralları ve demokratik rekabetin geleceği.</p>
<p><strong>“Orta Doğulu” olmak...</strong></p>
<p>Türkiye yalnızca jeopolitik olarak değil, yönetim modeli açısından da Avrupa’dan uzaklaşıyor.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin temel referansları olan kuvvetler ayrılığı, bağımsız kurumlar, yargı denetimi, hesap verebilirlik ve çoğulcu demokrasi ilkeleriyle Ankara arasındaki mesafe açılıyor.</p>
<p>Buna karşılık Türkiye’nin siyasi sistemi giderek daha fazla yürütme merkezli hale geliyor.</p>
<p>Bu durumun Orta Doğu’daki başkanlık sistemleri, güçlü lider modelleri ve merkeziyetçi yönetim anlayışlarıyla daha fazla benzerlik taşıyan bir yapıya dönüşüm olduğu çok açık.</p>
<p><strong>Yeni paradoks</strong></p>
<p>Ortaya çıkan tabloyu şöyle özetlemek mümkün;</p>
<p>Türkiye’nin bölgesel gücü yükseliyor; ancak Avrupa ile kurumsal bağı zayıflıyor.</p>
<p>Suriye’de nüfuzu artıyor; Ama Kıbrıs’ta diplomatik alanı daralıyor.</p>
<p>Orta Doğu’nun ekonomik ve güvenlik mimarisinde daha merkezi hale geliyor; Ama Avrupa’nın siyasi mimarisinin dışına itiliyor.</p>
<p>Bunları alt alta koyunca  Batı’nın Türkiye’ye “biçtiği yeni rolün” ipuçlarını da görmek mümkün;</p>
<p>Ankara’dan beklenen, Avrupa’nın bir parçası olması değil; Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda istikrar sağlayan bölgesel bir güç olarak hareket etmesi.</p>
<p>AB’nin eşit üyesi olarak karar alma mekanizmalarında yer almak yerine, Avrupa’ya yönelik göçü durduran, enerji koridorlarını koruyan, Suriye’yi yöneten, Körfez ile Avrupa arasındaki bağlantıları sağlayan bir ülke olması.</p>
<p>Türkiye kamuoyunun tartışması gereken asıl mesele bu;</p>
<p>Ankara Orta Doğu’da güç kazanırken Avrupa’dan uzaklaşmayı kabul ediyor mu?</p>
<p>Türkiye’nin gelecekte nasıl bir ülke olacağı sorusu ile hangi coğrafyanın parçası olacağı sorusu artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiş durumda. Avrupa’nın demokratik normlarına yaklaşan bir Türkiye ile Orta Doğu’nun güç dengelerinde yükselen ama Avrupa kurumlarından uzaklaşan bir Türkiye arasında giderek daha belirgin bir tercih ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’de demokrasiye gerçekten inanan kesimlerin direnci, Ankara’nın bu ikilem karşısında hangi yolu seçeceğini de belirleyecek.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">SURİYE’NİN DURUMU KRİTİK</span></strong></p>
<p>Suriye meselesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dönüşümde kritik bir yapı taşı gibi;</p>
<p>Türk bankalarının Suriye’ye girmesi, yeni sınır kapılarının açılması, demiryolu bağlantılarının kurulması, ticaret hacminin artırılması ve hatta Suriye parasının basımına ilişkin görüşmeler Türkiye’nin bölgesel etkisini artırıyor.</p>
<p>Suudi Arabistan ve Katar milyarlarca dolarlık yatırım yaparken Türkiye devlet kapasitesi, lojistik ağlar ve güvenlik alanlarında Suriye içinde nüfuz oluşturuyor.</p>
<p>Hicaz Demiryolu’nun modern versiyonu olarak tanımlanan yeni ulaştırma koridorları da Türkiye’yi Körfez ile Avrupa arasında kritik bir geçiş ülkesi haline getirebilir.</p>
<p>Bu nedenle Ankara’nın Orta Doğu’daki etkisi son yıllarda hiç olmadığı kadar artıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-bicilen-rol-avrupadan-uzaklasirken-orta-dogunun-merkezine-yerlesmek-80845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/5/1280x720/6-1781152757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’ye biçilen rol; Avrupa’dan uzaklaşırken Orta Doğu’nun merkezine yerleşmek... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/druckerin-is-teorisi-ya-da-sorgulamanin-onemi-80844</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Drucker’in &#039;iş teorisi&#039; ya da sorgulamanın önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için sermaye gerek şart, yararlı bilgi yeter şartsa; yararlı bilginin üretilmesinin hızlanmasını sağlayan varsayımlarımızı sürekli sorgulamalı, yeni durumları kavrayan zihni modelimizi kurgulamalı, gerçekliklerimizi belirlemeliyiz.</strong></p>
<p>Aslında politik olmakla politika üretme arasında nerede durmak gerektiğini anlatmak istiyorduk. Ülkede yaşananlar karşısında bir şey yapamasak bile nerede durduğumuzu açık etmemiz gerekiyor. Topal karınca misali, yangına su eriştirmemiz mümkün olmasa bile, bizim neden ve kimden yana olduğumuzu açıkça göstermek, yurttaş olmanın temel sorumluluklarından biri. Sorumluluklarımızı yerine getirerek, işimizi tam, doğru ve temiz yapabilmenin araçlarından biri “<em>iş teorisi</em>”. Yurttaş sorumluluğunun bilincinde olmak anlamlıdır ama ondan da anlamlı olanı günlük jargonları tekrar etmek yerine  “<em>faydalı bilgiyi çeşitlendirerek çoğaltacak</em>” yolu izlemektir.</p>
<p>Peter F. Drucker, iş yönetimine yaptığı büyük katkıları ekonomi alanında yapsaydı, Nobel Ödülü sahibi olurdu. İş yönetimini alışkanlık konforundan kurtararak bilimin bir dalı haline getiren bu büyük düşünce insanının “<em>İş Teorisi</em>”  konusunda yazdıkları yaşamın bütün alanlarına ışık tutar.</p>
<p><strong>Varsayımlarımız çok önemlidir</strong></p>
<p>Drucker diyor ki, “ <em>Krizlerin her birinin temel nedeni işlerin kötü yapılmakta olması değildir. Neden yanlış şeylerin yapıldığı da değildir. Aslında çoğu durumda doğru şeyler yapılmaktadır: ama sonuç alınamamaktadır. Görünürdeki bu çelişkinin neden kaynaklanır? Örgütün üzerinde yükseldiği ve yürüdüğü <strong>varsayımlar </strong>artık günümüz gerçekliğine uymamaktadır. Bunlar her örgütün davranışını biçimlendiren, neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğine ilişkin kararlarını dikte eden ve örgüt açısından anlamlı kabul edilebilecek sonuçları tanımlayan varsayımlardır</em>”</p>
<p>Yaşamın her alanında varsayımlar zihnimizin temel araçlarıdır. Varsayımların önemini Stephen Hawking gerçeklik tanımı yaparken bir dâhinin yapabileceği netlikte anlatır: “ <em>Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin <strong>varsayımlarını</strong> değiştirirsiniz, gerçekliğiniz de değişir</em>.”</p>
<p>Kültür, insanların inandıkları, bildikleri ve düşündükleridir; kültürün etkilerini belirleyen de açık ya da örtük <strong>toplumsal varsayımlarımız</strong>. Yaşam ve yaşamın bütün bileşenlerinde <strong>sürdürülebilirlik</strong> önemliyse, sürdürebilirliği güven altına alacak olan da kültürümüzün varsayımlarıdır. Ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için <strong>sermaye gerek şart, yararlı bilgi yeter şartsa</strong>; yararlı bilginin üretilmesinin hızlanmasını sağlayan varsayımlarımızı sürekli sorgulamalı, yeni durumları kavrayan zihni modelimizi kurgulamalı, gerçekliklerimizi belirlemeliyiz.</p>
<p><strong>İş teorisi nedir?</strong></p>
<p>Drucker iş teorisinin üç parçadan oluştuğunu söyler: <strong>Birincis</strong>i, ö<em>rgütün içinde bulunduğu çevreyle ilgilidir</em>: Telmo Pievani yaşamın direnme, çoğalma ve ulaşılan mekanı doldurma üzerinde kurulu olduğunu söyler. Yaşayan bir varlık olan örgütler de içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı direnmeden varlığını sürdüremez. Örgüt küresel ölçekte jeopolitik gelişmeler, hükümet kararları, işgücündeki değişimler, nüfus hareketleri, kültürel algılar, teknoloji, pazarlar, müşteriler gibi değişik alanlarla ilgili varsayımlarını sürekli gözden geçirmeli. Varsayımlar sorgulamadan Harari’ nin dediği gibi, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatımlar üzerine kurulu zihinsel sabitlere dayalı davranırsak,  İsrail’in bugün düştüğü duruma düşeriz. Cumhurbaşkanı Herzog’un dediği gibi,” <em>İsrail toplumunda korkunç bir süreç başlıyor; vahşileşme süreci!</em>”. İsrail’de vahşileşmenin aktörleri; siyaset biliminde, “<em>düşmanını öretmen yapma yerine, düşmanını benzeme”</em> kuramı üzerinde biraz düşünebilselerdi, ülkenin Cumhurbaşkanı vahşileşme sürecinden söz edecek gerekçe üretemezdi.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> <em>örgütün özgül misyonuyla ilgili varsayımlarıdır</em>: Vazgeçilmez ideal ve yaratmak istenen sonuçlara göre tanımlanmış görevlerle ilgili varsayımlar gelişmelerin yönünü ve hızını belirler. Örgütün misyonunu zihninde net olarak tanımlamışsak, örgütün gelişmesiyle ilgili net bilgiye erişebiliriz, örgütün değişik işlevlerini etkin biçimde koordine edebiliriz ve işimize odaklanarak etkin ve verimli sonuçlar alabiliriz.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong>, <em>örgütün misyonunu yerine getirmek için gerekli çekirdek yetkinliklerle ilgili varsayımlardı</em>r. Örgütün başarılı sonuçlar yaratması, teknik ve sosyal becerileriyle ilgili ölçüleri de net olarak tanımlamış olmasıdır.</p>
<p>Eğer bir örgütün -siyasi, ekonomik ve kültürel ya da benzeri-  herhangi bir noktasında sorumluluk taşıyorsak; işi etkin yönetmenin temel aracı olan iş teorisinin üç bölümüyle ilgili varsayımlarımıza hakim olmamız; onları sürekli sorgulama merakının eleklerinden geçirmemiz, akıl disiplininin ölçülerine vurmamız işimizi kolaylaştıracaktır.</p>
<p><strong>İş teorisinin özellikleri</strong></p>
<p>Drucker iş teorisinin dört özellik üzerine inşa edildiğini söyler:</p>
<p><strong>1-</strong><em> Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar gerçekliğe uymalıdır.</em></p>
<p><strong>2-</strong><em> Bütün alanlardaki varsayımlar arasında bir uyum, bütünsellik olmalıdır.</em></p>
<p><strong>3-</strong><em> İş teorisi bütün örgüt tarafından bilinmeli ve anlaşılmalıdır.</em></p>
<p><strong>4-</strong><em> İş teorisi sürekli sorgulanarak test edilmelidir</em>.</p>
<p><em>Çevre, misyon ve çekirdek yetkinlikleri belirleyen nedir</em>? Zamanın ruhunun bileşenleri belirler. Önce jeopolitik gelişmeleri izleyerek olası etkilerine ilişkin varsayımlarımızı netleştirmemiz gerekir. İçinden geçtiğimiz süreç; çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklerle ilgili algıların köklü değişmeleriyle bizleri yüzleştiriliyor. Bir önceki dünya düzeninin değerler sistemi alt üst oluyor. Hürmüz Boğazı’nda çatışma bütün insanlığın günlük yaşamını etkiliyor. İklim değişikliğinin yarattığı beklenmedik yağışlar, sel baskınları ve toprak kaymaları insanların canına ve malına mal oluyor. Hükümetlerin serbest ve adil piyasa koşullarını bozan korumacı kararları üretim ve ihracat dengelerini bozabiliyor ya da silahlanma yarışı kalkınmaya ayırabileceğimiz sermaye ve yararlı bilgiyi savunma alanlarına kaydırıyor. Teknolojik gelişmeler, insanın verimliliğini artırıyor; yaşamını kolaylaştırıyor; ama aynı ölçüde insanın yerini alarak onu işsiz bırakma tehdidini artırıyor. İç çatışmalar ya da üretim yetersizliğinin yarattığı göçler, ekonomik ve sosyal koşullardan kaynaklanan doğurganlık oranlarının düşmesi üretim sistemindeki varsayımları derinden etkiliyor. Kültürel algılar, toplumun düzenine katkı yaptığı kadar; günün koşullarına uymayan gelenekler kalkınma süreçlerini yavaşlatabiliyor. Bütün bu sorunları aşarken işe yaşam katan insanın teknik ve sosyal becerilerini geliştirmenin temel varsayımları değişiyor. Bütün bu gelişmelere uyum için varsayımlara dayalı gerçekliği belirlemenin özünde sorgulaması önemli.</p>
<p>Varsayımları belli bir model ve belirlenmiş metotlarla sorgularsak iş örgütlerinin yarattığı sonuçların belirleyici olanlar arasında uyum ve bütünselliği sağlayabiliriz. Zamanın ruhunun bileşenlerini erken uyarı anlayışıyla izlemek, varsayımları sorgulamak ve varsayımların birbirini bütünlemesini ve desteklemesini sağlamak etkili sonuç almayı sağlıyor.</p>
<p>İş teorisini sadece yönetenlerin bilmesi yetmez. Örgütün iç tutarlılığını sağlayacak olan çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler ve yöneticilerin de aynı bilgiye sahip olması gerekir.  Toplumsal gücü etkili hale getirmek istiyorsak, örgütü yönetenlerin, çalışanların, müşterilerin ve destek hizmet sağlayan herkesin varsayımları, zihni modeli, bütünsel teoriyi iyi bilmesi ve net olarak anlaması gerekir.</p>
<p>Sorgulama merakı olmadan, sorgulama merakının önünü açan özgürlük ve düzen kurulmadan, ilke, kural ve yasa egemenliğini sağlamadan  “<em>verimli sorgulama</em>” yapılamıyor.</p>
<p><strong>İş örgütü yöneticileri sormalı</strong></p>
<p>Küçük ya da büyük iş örgütleri yöneticileri en azından aşağıdaki üç soruyu kendilerine yöneltmeli: İş teorisinin hakkında ne biliyorum, burada yazılanları ne kadar içselleştirdiğime inanıyorum? Eğer bildiğime ve içselleştirdiğime inanıyorsam, aldığım sonuçları yeterli buluyor muyum? Bilmediğimin ve içselleştirmediğimin farkına vardıysam, bundan sonra ne yapmalıyım?</p>
<p>İçtenlikle sorulara verilecek yanıtlar, işinizin rengini değiştirecektir; hatalarımızı azaltacaktır, bundan emin olun!</p>
<p>Ülkemizdeki siyasi örgütler de anlattıklarımızın kapsamı dışında değil. Aşırı basitleştirilmiş anlatımın yarattığı zihinsel sabitlerin ürettiği kin ve öfke, sonunda dönüp dolaşır toplumun bütünün zihnine gölge yapar, yüreğine yük olur! Tarih, böyle bir sonucu yaratanlar için iyi şeyler yazamaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/druckerin-is-teorisi-ya-da-sorgulamanin-onemi-80844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Drucker’in &#039;iş teorisi&#039; ya da sorgulamanın önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-bugun-ne-yapacak-80843</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası bugün ne yapacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son aylarda “bekle-gör” yaklaşımını benimseyen Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faizi sabit tutacağını düşünüyorum. Banka, genellikle tek aylık verilere aşırı tepki vermekten kaçınıyor.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün toplanıyor. Kurulun kararı, her zamanki gibi saat 14.00’te açıklanacak. Piyasaları şimdiden PPK heyecanı sarmış durumda.</p>
<p>Anketlerde öne çıkan görüş, faizlerde değişiklik yapılmayacağı yönünde. Ancak Banka’nın politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’den yüzde 40’a yükseltmesini bekleyenler de var.</p>
<p>Örneğin Garanti BBVA analistleri Adem İleri ve Berfin Kardaşlar, cuma günü yayımladıkları notta şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Çatışmayı çevreleyen belirsizliğin sürmesi, artan enflasyon riskleri, son iç siyasi gelişmeler ve finansal istikrar kaygıları nedeniyle Merkez Bankası’nın politika faizini mevcut fonlama maliyeti olan yüzde 40’a yükseltmesini bekliyoruz.” Analistler bu adımı, politika faizi ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini eşitlemeye yönelik bir düzenleme olarak görüyor.</p>
<p><strong>Politika faizi 23 Ocak’tan </strong><strong>bu yana yüzde 37 seviyesinde</strong></p>
<p>PPK kararı hakkında tahminde bulunurken öncelikle “Faizin seviyesi şu anda yeterince sıkı mı?” sorusuna yanıt aramak gerekiyor: Mevcut politika faizini değerlendirirken yalnızca yıllık TÜFE’ye değil, gelecek 12 aya ilişkin enflasyon beklentilerine, aylık çekirdek enflasyonun ima ettiği eğilime ve mevsimsellikten arındırılmış göstergelere de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Politika faizi 23 Ocak’tan bu yana yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. Eğer TCMB’nin yıl sonu enflasyon tahmini olan yüzde 26 baz alınırsa, yaklaşık 11 puanlık pozitif reel faiz söz konusu. Bu açıdan bakıldığında para politikası hâlâ yeterince sıkı görünüyor.</p>
<p>Ancak mayıs ayında yüzde 2,92 olarak gerçekleşen aylık çekirdek enflasyon farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bu düzeydeki aylık enflasyonun yıllıklandırılmış karşılığı yaklaşık yüzde 41’e denk geliyor. Dolayısıyla çekirdek göstergenin işaret ettiği eğilime göre para politikasının yeterince sıkı olup olmadığı tartışılır.</p>
<p>Buna rağmen, son aylarda “bekle-gör” yaklaşımını benimseyen Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faizi sabit tutacağını düşünüyorum. Banka, genellikle tek aylık verilere aşırı tepki vermekten kaçınıyor. Büyük ölçüde enerji şokundan kaynaklandığını değerlendirdiği son çekirdek enflasyon artışının kalıcı mı yoksa geçici mi olduğunu görmek isteyecektir. Kur tarafında ciddi bir baskının bulunmaması da faiz değişikliğine gitmemek konusunda elini rahatlatacaktır.</p>
<p>Peki, faiz indirimi olur mu? Açıkçası bunu pek olası görmüyorum. Çekirdek enflasyonun yüzde 2,92 seviyesinde bulunduğu bir ortamda faiz indirimi yapmak zor. Enflasyonun hedeflenen yüzde 24 ve tahmin edilen yüzde 26 patikasına gerçekten girdiğinden emin olmak için birkaç aylık daha veriye ihtiyaç var. Bunun için çekirdek enflasyonun yüzde 2’nin altına, aylık TÜFE’nin ise yüzde 1-1,5 bandına gerilemesi ve hizmet enflasyonunda belirgin bir yavaşlama görülmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Toplantıda faiz artırımına </strong><strong>yüksek olasılık vermiyorum</strong></p>
<p>Bugün politika faizinde bir artış olur mu? Enflasyon beklentilerinin hala tam anlamıyla düzelmemiş olmasına bakarak bunun ihtimal dışı olmadığını söyleyebilirim. Ancak bugünkü toplantıda faiz artırımına yüksek bir olasılık vermiyorum.</p>
<p>Bu nedenle mevcut veriler ışığında en olası ve belki de tutarlı kararın, politika faizini sabit tutarken sıkı duruş mesajını korumak olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Konuya daha teknik açıdan bakanlar, olası bir faiz artırımının mutlaka ek sıkılaştırma anlamına gelmeyeceğini; bunun daha çok politika faizini ağırlıklı ortalama fonlama maliyetiyle uyumlu hale getirmeyi amaçlayacağını belirtiyor. Haklı olabilirler ama buna rağmen ben yine de Merkez Bankası’nın bugün faiz artırımından kaçınacağını düşünüyorum.</p>
<p>Siz bu yazıyı okurken Merkez Bankası kararı çoktan açıklanmış olabilir. Yazıyı okuduktan sonra “Bu kez tutturmuş” ya da “Tamamen yanılmış” diye düşünenler de çıkacaktır. Ancak başlığı her ne kadar bir tahmini çağrıştırsa da bu yazının amacı bir karar tahmininde bulunmaktan ziyade, mevcut görünümü değerlendirmek ve bundan sonraki para politikası kararlarını analiz ederken kullanılabilecek bir çerçeve sunmaktır. Bu nedenle yazıyı, bugünkü karara ilişkin bir öngörüden çok, kararların hangi koşullar altında şekillendiğini anlamaya yönelik bir değerlendirme olarak okumakta fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-bugun-ne-yapacak-80843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası bugün ne yapacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyiler-var-ama-iyiler-ittifaki-yok-80842</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İyiler var ama iyiler ittifakı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yakalamamız gereken bir yarın var ve yarın, hiç kimseye vaat edilmemiştir. Onu ancak hayal edenler ve bu hayali gerçekleştirmek için ömrü buna vakfedenler inşa edecek, başarabilecektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Dünya; <strong>dün</strong> ile <strong>yarın</strong> arasında bölünmüş görünüyor. Kimileri <strong>dünün hesabında</strong>, kimileri de <strong>yarını şekillendirme </strong>yarışında… Yarını tahmin etmenin en isabetli yolunun, <strong>onu inşa etmekten geçtiğini</strong> bilenler <strong>yeni vizyon</strong>, <strong>yeni stratejileri</strong> konuşurken biz bu hızlı <strong>değişim sürecinin</strong> neresindeyiz?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Aslında tıpkı dünya gibi <strong>Türkiye de ikiye bölünmüş durumda</strong>… Kimimiz “<strong>bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen</strong>” kimimiz <strong>yarının dünyasında yer edinebilmek için</strong> çırpınıyor. Kısaca Türkiye’de ön cama bakıp <strong>ileriye odaklanan</strong> da var, dikiz aynasına dalıp <strong>geri giden,</strong> <strong>otoparkta pinekleyen</strong> de…</p>
<p><strong>ÇİN BİZİ ÇALIŞIYOR AMA BİZ ÇİN’E FRANSIZIZ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Misal <strong>ABD</strong> bugün <strong>Çin</strong>’e kaptırmak üzere olduğu <strong>dünya liderliğini bir süre daha elinde tutabilmek için</strong> yığınca yol deniyor hatta bunun için <strong>dünyayı kan gölüne çevirmeyi</strong> göze almış. <strong>Çin</strong> ise <strong>teknoloji</strong> ve <strong>ekonomi</strong> üzerinden <strong>dünyayı istila </strong>gayretinde… Peki, <strong>Türkiye</strong>? <strong>Bunu dert ediyor muyuz</strong>?</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Çin’e gittiğimde biri <strong>Pekin</strong> ve diğer <strong>Şanghay</strong>’da 2 farklı ve birbiriyle rekabet içinde <strong>Türkiye Araştırmaları Enstitüsü</strong>’nü ziyaret edip konuşma yapmıştım. Dönüp ülkeme geldiğimde ise bizde <strong>Çin’i çalışan</strong>, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde itibar görmeye <strong>bir sinoloji bölümü</strong> vardı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yarına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bizde geleceği öngörenler yok mu?</em></strong></p>
<p>Olmaz mı, <strong>elbette var</strong>. Fakat sayıları yetersiz… Nükleer fizikte, <strong>zincirleme reaksiyonun</strong> başlaması için, <strong>aktif maddenin kritik kütleye ulaşması</strong> şart. Bizim aktif maddemiz, <strong>yarına odaklı beyinlerimiz</strong>.</p>
<p><strong><em>Geçmişe takılanlarımız ne olacak?</em></strong></p>
<p>Olacağı şu; <strong>değiştirilecekler</strong>… Zira dünya <strong>çok hızlı değişim sürecine</strong> girdi ve değişim dahi yetmiyor, <strong>dönüşmek</strong> gerekiyor. Daha iyi bir yarın uğruna, dünü geride bırakacağız, ama unutmayacağız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EN DEĞERLİ SERMAYEMİZ YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜMÜZ</strong></p>
<p><strong>Her toplumun %2’si</strong>, <strong>zeki ve yeteneklidir</strong>. Ancak o toplumun kaderini <strong>bu %2’ye nasıl davrandığın</strong> belirler. Onları <strong>devlet başa</strong> yaparsan, <strong>ufukların efendisi</strong> olursun. Fakat onları <strong>kuzgun leşe</strong> atarsan <strong>uygarlığın taşrasına</strong> düşersin. Yazık ki biz ikinci yolu seçtik ve “<strong>giderlerse gitsinler</strong>” gafletine düştük.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İTTİFAK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İttifak</strong>: Bir amaca ulaşmak için kabiliyet, güç ve birikimlerin bu amaca yönelik iş birliği yapması</p>
<p><strong>Kümelenme</strong>: Kabiliyet havuzunda yer alan tüm yetkinliklerin, birbiriyle iş bölümü tesis etmesi</p>
<p><strong>Ekosistem</strong>: Etkileşim içindeki sektörler ve ekonomik aktörlerin oluşturduğu üretim iklimi</p>
<p><strong>İyiler</strong>: Zeki ve yetenekli insanlar daima bulundukları coğrafyaya, kuruma değer katabilirler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyiler-var-ama-iyiler-ittifaki-yok-80842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İyiler var ama iyiler ittifakı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80839</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Merkez Bankası’na Çevrildi! TCMB’nin Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 11 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/cGdteCP7Fjs" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/munyar-berfin-nilgun-cipa-1762958010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusecekse-hazinenin-bu-faizi-ne-80841</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düşecekse Hazine’nin bu faizi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine yurt içinden çeşitli şekillerde borçlanıyor. Bunlar arasında TÜFE’ye endeksliler var, değişken faizliler var, dövize ve altına endeksliler var. Bunlar için üç beş yıl sonraki faiz oranını, faiz yükünü şimdiden söylemek zor. Ama faiz yükü baştan belli olan bir borçlanma aracı var: <strong>“TL cinsi sabit faizli kuponlu senetler.”</strong></p>
<p>Bu senetlerin altı ayda bir yapılacak kupon ödemesi ihale günü belli oluyor ve buna göre de yıllık birikimli faiz en başta ortaya çıkıyor. Vade ne olursa olsun.</p>
<p>Dolayısıyla Hazine’nin gelecekte hangi faize razı olduğunu tartışmasız bir şekilde bu ihalelerle izlemek mümkün. Hazine bugünden örneğin beş yıl sonrası için o faize razı olmak durumunda kalmışsa ya da olmuşsa, bu demektir ki bir anlamda enflasyon beklentisi de o düzeydedir.</p>
<p>İşte bu yılın ilk beş ayındaki TL cinsi sabit faizli senet ihalelerinde oluşan faiz oranları, Hazine’nin gelecek dönemdeki enflasyon beklentisinin hiç de dile getirildiği gibi olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>41 kere maşallah!</h2>
<p>Hazine bu yıl on iki sabit faizli senet ihalesi yaptı. 15 Mayıs ihraç tarihli olarak yapılan ve vade tarihi 15 Mart 2028 olan 672 gün vadeli son ihale<strong> “41 kere maşallah”</strong> dedirtti. Hazine bu ihaleyle önümüzdeki yaklaşık iki yıllık dönem için yıllık bazda yüzde 41,80 faize razı oldu.</p>
<p>Yıllık yüzde 41,80 faiz… Bu yılın enflasyon hedefi yüzde 24’e, 2027’nin hedefi de yüzde 15’e revize edilmişti. Yüzde 24 ve yüzde 15’in birikimli toplamı yüzde 42,6.</p>
<p>Bir yandan iki yıl için yüzde 42,6 enflasyon öngöreceksiniz, diğer yandan iki yılı bile bulmayan bir dönem (22 ay 12 gün) için yıllık yüzde 41,80’den toplamda yüzde 101,1 faiz ödemeye razı olacaksınız.</p>
<p>Üstelik iki yıl toplamındaki yüzde 42,6 enflasyon 2026 ve 2027 takvim yıllarını kapsıyor; bu kağıdın vadesi ise bu yılın martından 2028’in mayısına kadar olan dönemi… Yani enflasyonun giderek düşmesinin öngörüldüğü önümüzdeki dönem olduğu halde böylesine bir tuhaflık var.</p>
<h2>Bu yılın rekoru</h2>
<p>Biraz önce bu yıl TL cinsi sabit faizli on iki ihale yapıldığını belirttim. Bu ihaleler içinde yüzde 40 faiz barajı yalnızca son ihalede aşıldı. Yani bir de eğilimin bozulduğu gerçeği var. Faiz yükselme eğiliminde.</p>
<p>Daha önceki ihalelerde faiz biri hariç hep yüzde 30’lu düzeyde oluşmuştu ama o ihalelerin kimisinde vade de çok daha uzundu.</p>
<p>Mayıs ayında yapılan bir başka ihale de Nisan 2031 vadeliydi, yani beş yıl vadeliydi ve bu ihale yıllık yüzde 38,33 faizle yapıldı. Beş yıl boyunca yıllık yüzde 38,33 faiz.</p>
<p>Sonra da<strong> “Enflasyonla mücadele ediyoruz, enflasyonun belini kırdık, ha düştü ha düşecek, biraz sabır”</strong> denilmiyor mu, gel de inan!</p>
<p>Hem Hazine borçlanırken beş yıl boyunca yıllık yüzde 38’in üstünde faiz ödemeye razı olacak, hem de bu dönem için enflasyon tek hanelere indirilecek!</p>
<p>Enflasyon bu süreçte gerçekten tek haneye inse, Hazine batar ki ne batar!</p>
<h2>En düşük faiz bile yüzde 29</h2>
<p>En düşük faizin oluştuğu ihale ocak ayında yapıldı. Ocak ayındaki Eylül 2035 vadeli ihalede faiz yüzde 29,09 ve bu oran görece düşük ama Türkiye yaklaşık on yıl boyunca yüzde 29,09 faiz ödemeye razı oldu. Hani enflasyon önümüzdeki yıllarda tek haneye inecekti!</p>
<p><strong>2026, 2027, 2028, 2029, 2030, 2031, 2032, 2033, 2034 ve 2035’in ilk dokuz ayı boyunca yıllık yüzde 29 faiz!</strong></p>
<p>Bu ihaledeki faiz en düşük faiz ama ne kadar uzun süre bu faizi ödemek durumunda kalındığı böyle yıl yıl yazınca sanırım daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor.</p>
<h2>Söylem başka, eylem başka!</h2>
<p>Hazine’nin borçlanmada bu düzeyde faiz uygulamasına getirilen bir savunma var:</p>
<p><strong>“Ama Hazine bu faizi vermezse borçlanamaz ki…”</strong></p>
<p>Doğru, borçlanamaz. Zaten kimse Hazine keyfinden böylesine yüksek faiz veriyor demiyor. Bu faizi vermedin mi, kimse dönüp çıkardığın kağıda bakmıyor.</p>
<p>Hazine’nin eylemi enflasyonun düşmeyeceğinin itirafı…</p>
<p>Ekonomi yönetiminin ve siyasetçinin söylemi ise enflasyon belasının üstesinden tez zamanda gelineceği…</p>
<p>Sanki vatandaş bu beladan kurtulmanın bu politikalarla mümkün olamayacağını görmüyor! Tabii ki görüyor ve o hep şikayet edilen fiyatlama davranışları var ya, o davranışını Hazine’nin faizine, Merkez Bankası’nın faizine ve bugüne kadar söylenenlerin hiçbirinin tutmamasına göre ayarlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a39b16526f-1781152177.png" alt="" width="323" height="326" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusecekse-hazinenin-bu-faizi-ne-80841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düşecekse Hazine’nin bu faizi ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimi-4-kitaya-yayildi-seramik-iplikte-abdde-isin-buyuk-abisi-oldu-80838</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimi 4 kıtaya yayıldı, seramik iplikte ABD’de  işin ‘büyük abi’si oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2008 YILI </strong>Eylül ayı… Dönemin Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Güler Sabancı </strong>ve Kordsa Global CEO’su <strong>Mehmet Pekarun</strong>’un davetiyle Jakarta (Endonezya) ve Bangkok’daki (Tayland) fabrikalarını geziyoruz.</p>
<p><strong>Güler Sabancı </strong>ve <strong>Pekarun, </strong>Kordsa’yı 2005’te global şirkete dönüştürdüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kordsa, 9 ülkedeki 11 fabrikasıyla cirosunu 2008 yılı sonunda 1 milyar doların üzerine çıkaracak.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a382aa513d-1781151786.jpg" alt="" width="700" height="354" /></strong>Endonezya ve Tayland’la ilgili planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Dünyanın yeni üretim merkezi Asya Pasifik’e 100 milyon dolarlık yatırım yapacağız.</strong></p>
<p><strong>Pekarun, </strong>Kordsa Global’in en mükemmel tesisinin İzmit’te olduğunu vurgulayıp sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>66 numaralı olarak bilinen endüstriyel naylon iplikte yüzde 39 payla dünya lideriyiz. Kord bezinde dünya lastik devlerinin aklına ilk Kordsa geliyor. Müşterilerimizin yeni üretim merkezlerine yakın olmak üzere buralara geldik.</strong></p>
<p>Kordsa CEO’su <strong>Ergun Hepvar</strong>’la buluşmaya giderken, Eylül 2008’deki Endonezya ve Tayland seyahati sonrası yazdığım haberi okudum. <strong>Ergun Hepvar, </strong>Kordsa’nın <strong>“lastik güçlendirme” </strong>kültüründen gelen bir şirket olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2010’lu yılların başlarındaki dönüşüm süreciyle birlikte kompozit alanına da adım atıldı. Bugün gelinen noktada şirketin toplam cirosunun yüzde 75’i </strong>“lastik güçlendirmesi”<strong>nden, yüzde 25’i de kompozit teknolojilerinden geliyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl organizasyon değişikliği ve strateji revizyonunu hayata geçirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kordsa, kendi faaliyet alanında dünyanın en büyüklerinden. Örneğin, naylon katma değerli, yüksek teknolojili ürünlerde dünyada önemli bir liderliğimiz var. Polyesterde de özel ürünlerde liderliğimiz sürüyor.</strong></p>
<p>Lastik sektöründe dünyada ilk sıralarda yer alan 6 büyük şirketin yeni ürün geliştirdiklerinde, yeni teknoloji üzerinde çalıştıklarında ilk önce Kordsa’nın kapısını çaldıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerimiz geliştirme gücümüze, bilgi birikimimize ve verdiğimiz test sonuçlarına güveniyor. Kordsa’nın en büyük değerlerinden biri bu.</strong></p>
<p>Yeni dönemde ana faaliyet alanlarına odaklanacaklarını bildirdi:</p>
<p>-          “Lastik güçlendirme” <strong>tarafında özellikle Asyalı üreticilerin yarattığı çok ciddi fiyat rekabeti var. Doğru konumlanıp hangi hacimde kârlı çalışabileceğimizi bulmamız lazım. Şu anda onun üzerinde çalışıyoruz. Lastik tarafında </strong>“özümüze” <strong>dönüyoruz.</strong></p>
<p>Kompozit tarafında büyüme olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kompozitin merkezi ağırlıklı olarak Amerika tarafı. Ciroda kompozitin payı artıyor. Kârlılığı artıyor. Geçen yıl bunu görmeye başlamıştık. Bu yıl da sürüyor. Gelecek yıl da sürecek gibi görünüyor. Hatta daha da artmasını bekliyoruz.</strong></p>
<p>Kompozitte sivil havacılık, uzay teknolojileri ve otomotivde önemli yetkinliklerinin olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Veri merkezleri için de ürün geliştiriyoruz. Amerika’daki şirketlerimizden biri </strong>“seramik dokuma” <strong>ve </strong>“seramik kompozitler” <strong>konusunda uzman. Uzay teknolojilerine de önemli malzeme tedariki sağlıyoruz. Dünyada kendi alanında bir numara.</strong></p>
<p>Şirketin Amerika’da kullanılan deyimle <strong>“İşin büyük abisi” </strong>konumunda olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>O şirketimizin geliştirdiği bir malzeme var. Özel seramik ipliği kullanarak, kendi geliştirdikleri üretim prosesleri ve kimyasallarla yaptıkları bir ürün. Bizim kompozitte parça olarak yapıp sattığımız tek ürün bu. Veri merkezlerindeki enerji hücrelerinde kullanılıyor.</strong></p>
<p>Söz konusu seramik parçanın işlevini anlattı:</p>
<p>-          <strong>900-1000 derece ısıya dayanıyor. Enerji hücresinde dengeyi sağlıyor. Enerji hücresi çalışırken belli bir titreşim ve belli bir sıcaklık oluşuyor. Onun kontrol edilmesi ve o ısının dışarıya geçmemesi gerekiyor. Onu sağlayan malzeme bizim parçalar.</strong></p>
<p>Kordsa’nın ABD’deki iştiraki <strong>“Fabric Development Inc.”</strong>in NASA’nın insan taşıma amacıyla uzayda en uzak mesafeyi kat eden <strong>“Orion” </strong>kapsülü için de kumaşlar sağladığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Amerika’daki dokuma şirketlerimiz Boeing onaylı. Nitekim </strong>“Boeing 787” <strong>programının onaylı tedarikçileri arasındayız. ABD’de tek üretici olduğumuz alanlar da var. Avrupa’daki üretimlerimizde otomotiv pazarında çok güçlüyüz.</strong></p>
<p>Kordsa’nın 4 kıtada 6 ülkeye yayılan 12 üretim tesisinin olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Tedarik zinciri direnci yeni dünya jeopolitiğinde çok önemli hale geldi. Biz, dünyanın farklı bölgelerinden ürün tedarik edebilir durumdayız. Bu bize büyük avantaj sağlıyor. Örneğin Amerika’daki fabrika</strong><strong>mız</strong><strong> oradaki hammaddeyi kullanıyor, Çin’den hammadde taşımıyor.</strong></p>
<p>2005 yılında <strong>“global şirket”</strong>e dönüşen Kordsa, <strong>“lastik güçlendirme”</strong>nin yanına kompozit ürünleri de katıp, bazı alanlardaki dünya liderliğini perçinledi.</p>
<p>Amerika’da ayrıca <strong>“seramik ipliği”</strong>ne dayalı özel parçalarla öne çıkıp <strong>“büyük abi”</strong>lik noktasına ulaştı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Biz ‘uluslararası’ değil, ‘küresel’ bir şirketiz</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar, </strong>şirketin <strong>“uluslararası” </strong>değil <strong>“küresel” </strong>yapıda olduğunu belirtip, farkını şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Benim gözümde </strong>“küresel” <strong>şudur: Küresel müşterilerle çalışıyorsunuzdur. Müşteri de sizi </strong>“küresel” <strong>olduğunuz için tercih ediyor. Bizim müşterimiz olan büyük lastik şirketleri dünyanın her yerinde üretim yapıyor. Kordsa’nın küresel ayak izi onlara çok uyuyor.</strong></p>
<p>Söz konusu müşterilerin Kordsa’da tek kişiyle konuşup dünyanın her tarafından mal alabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>O müşteriler bu yapısı nedeniyle Kordsa’yla çalışmayı tercih ediyor. Kordsa’nın bu konumunun Türkiye için de çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.</strong></p>
<p>2008 yılında dönemin Kordsa Global CEO’su <strong>Mehmet Pekarun</strong>’un Jakarta ve Bangkok seyahati sırasında kullandığı <strong>“Müşterilere yakın olmak için buralara geldik” </strong>cümlesini, 18 yıl sonra <strong>Ergun Hepvar </strong>da yineledi:</p>
<p>-          <strong>Bizim için önemli olan müşterinin yanında olmak…</strong></p>
<p>Ardından sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Tam anlamıyla küresel bir ağ yönetiyoruz. Bazı ürünleri Endonezya’dan Brezilya’ya gönderiyoruz. Kimilerini Brezilya’dan Tayland’a gönderiyoruz. Tayland’dan Amerika’ya gönderdiklerimiz de var. Türkiye’den Amerika’ya, Brezilya’ya giden ürünler oluyor.</strong></p>
<p>Bu yapıyı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Biz her yerden her yere ürün gönderiyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a384091295-1781151808.png" alt="" width="900" height="249" /></strong><span style="color: #e03e2d;">790.7 milyon dolar cirosu var, 280 milyon doları ABD’den sağlanıyor</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar</strong>’a Kordsa’nın 2025 yılı verilerini sorduk, paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılını 790 milyon 757 bin dolarlık toplam ciro ile tamamlamıştık.</strong></li>
<li><strong>FAVÖK (Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) 62 milyon dolar.</strong></li>
<li><strong>Gelirlerin yüzde 78’i ABD </strong><strong>d</strong><strong>oları, yüzde 22’si Euro cinsinden gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>En büyük geliri 319 milyon dolarla Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinden sağlıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Onu 280 milyon dolarla Kuzey Amerika izliyor.</strong></li>
<li><strong>Asya-Pasifik’teki gelirlerimiz 107 milyon dolar düzeyinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Güney Amerika’dan da ciroya 85 milyon dolarlık katkı oluyor.</strong></li>
<li><strong>İhracatımız 244 milyon dolar.</strong></li>
<li><strong>150 milyon dolar operasyonel nakit akışı gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>4 kıtaya yayılan 12 üretim tesisinin yanı sıra 2 Ar-Ge merkezi ile 2 teknik merkezimiz faaliyet gösteriyor. Bu merkezlerde 88 kişi çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Tescilli patent sayımız 617.</strong></li>
<li><strong>1096 patent başvurumuz var.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Seramik ürünlerimizde kilo başı gelir 40 dolar</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar, </strong>Kuzey Amerika’daki seramik iplik bazlı ürünlerini GE’nin uçak motorlarında kullanmayı düşündüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Maliyeti daha uygun diye titanyumu tercih ettiler.</strong></p>
<p>Kordsa’nın temel ürünlerinin kilo başına ihracat gelirini merak ettik, hesapladı:</p>
<ul>
<li><strong>Lastik güçlendirme ürünleri 3-4 dolar.</strong></li>
<li><strong>Kompozit malzemeler 20-21 dolar</strong></li>
<li><strong>Seramik parçalar 40 dolar</strong></li>
</ul>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayıp, 100 günü geride bırakan savaşın hammadde tedarikine etkisini sorduk, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Biz hammadde tedariki sıkıntısı yaşamadık.</strong></p>
<p>Savaşın talepte dengesizliğe yol açtığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Başlangıçta erken mal çekenler oldu. O da tedarikte biraz dengeleri bozdu.</strong></p>
<p>Söz fiyatlardan açılmışken şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim rekabette en ucuz olmak gibi bir iddia ve çabamız yok. Katma değerli ürünlere yoğunlaşıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimi-4-kitaya-yayildi-seramik-iplikte-abdde-isin-buyuk-abisi-oldu-80838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/8/1280x720/ergun-hepvar-1781151718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimi 4 kıtaya yayıldı, seramik iplikte ABD’de  işin ‘büyük abi’si oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-marji-bankalari-zorluyor-80837</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz marjı bankaları zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bugün faiz kararını açıklayacak. Para Politikası Kurulu haziran toplantısı öncesinde bankacılık sektöründe TL mevduat faizleri yeni haftaya 0.5-1 puan yükselişle başladı. Bankacılık sektöründe 100 bin liraya kadar mevduatta bileşik faiz oranı yüzde 41-42 seviyesine çıkarken yeni getirilen mevduatta yüzde 47’ye varan oranlar gözleniyor. Ticari kredi faizlerinde ise hafif bir gevşeme ile yüzde 50 seviyesinin altına gelindi. Sektörün net kar verilerinde de bu fark yansıdı, bankalarda nisanda TL mevduat faizleri 141 baz puan artarken, TL kredi getirileri ise 73 baz puan geriledi.</p>
<h2>Beklentiler pas geçilmesi yönünde </h2>
<p>TCMB yılın dördüncü Para Politikası Kurulu kararını bugün açıklayacak. Ocak'ta 100 baz puan indirimle yıla başlayan TCMB yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon verisi sonrası mart toplantısında pas geçerken şubat sonu başlayan savaşın etkilerini de göz önüne alarak nisanda da faizi yüzde 37’de sabit bıraktı. Ancak savaşla birlikte fonlama faizini yüzde 40 seviyesine çeken Merkez Bankası kredilere yönelik makroihtiyati önlemlerini de sıkılaştırdı. Matriks Haber’in anketine katılan ekonomistlerin bugünkü toplantı için beklentisi pas geçilmesi yönünde. Haziran 2026 toplantısı için tahmin veren 33 ekonomistin 27'si haftalık repo faizinin sabit bırakılacağı tahmininde bulundu. 6 ekonomist ise politika faizinin 300 baz puan artırılarak yüzde 40,00 seviyesine yükseltileceğini öngördü. Politika faizine ilişkin medyan tahmin yüzde 37 olurken, ortalama tahmin yüzde 37,55 seviyesinde gerçekleşti. En yüksek beklenti yüzde 40, en düşük beklenti ise yüzde 37,00 oldu.</p>
<p>Ankete göre, borç alma ve borç verme faizlerinin de değiştirilmeyeceği tahmin edildi. Yabancı bankaların da TCMB’ye yönelik tahminleri paralel. Beklentilerini açıklayan Morgan Stanley, Goldman TCMB'nin faizi sabit tutmasını bekliyor. Morgan Stanley notunda, iç talepteki zayıf büyümenin Merkez Bankası’nın sabırlı davranmasını sağlayabileceği belirtilirken enerji emtia fiyatlarındaki yükseliş ve oynaklığa rağmen, TCMB’nin ana politika faiz oranını yüzde 37’de tutmasını ve sıkılaştırma eğilimini yinelemesi beklentisi öne çıktı. Notta, daha uzun vadede, manşet enflasyonun 2026’nın dördüncü çeyreğinde gerilemesini, TCMB’nin temkinli gevşeme döngüsüne yeniden başlamasını ve ana politika faiz oranını 200 baz puan düşürerek yüzde 35’e indirmesini tahmin etti. Kurum, 2027’de TCMB’nin yıl sonuna kadar ana politika faiz oranını kademeli olarak yüzde 27,50’ye indireceğini öngördü. Goldman Sachs da TCMB’nin faiz artırmak yerine, finansal koşulları sıkılaştırmak için kredi büyümesine yönelik düzenleyici sınırlamaları kullanacağı tahmin edildi.</p>
<h2>Döviz ve altın talebi etkisi </h2>
<p>Tüm bu beklentiler bankacılık sektörünü de 8 haftalık hesaplama döneminin sonuna gelinmemiş olsa da TL mevduat faizlerini artırmaya yöneltti. Yeni hafta 0.5-1 puanlık mevduat faizi artışlarıyla başlarken yeni getirilen mevduatlara verilen faiz oranı yüzde 47 seviyesine kadar çıktı. Bankacılık sektörü kaynakları sıkı duruşun yanı sıra döviz ve altına yönelik talebin de TL mevduat oranının tutturulması konusunda bankaları zorladığını bu nedenle mevduat faiz oranlarında yukarı yönlü hareketlerin bir süre daha devam edebileceğini belirtti. Ticari kredi faizleri ise kısıtlamaların sıkılaştırılmasına rağmen hafif bir gevşeme eğiliminde. Talebin de güçlü olduğunu belirten bankacılık sektörü kaynakları bu durumun bankaların net karını baskıladığına da işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Net kârlılıkta aylıkta %38 düşüş, yıllıkta %57 artış</span></h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) aylık verileri de bankaların sıkıntısını ortaya koyuyor. Nisan ayına ilişkin BDDK verilerine yönelik analizinde Yapı Kredi Yatırım bankacılık sektörünün nisandaki 75 milyar liralık net karının aylık yüzde 38 düşüşe, yıllık ise yüzde 57 artışa işaret ettiğine yer verdi. Analize göre aylık net kar düşüşünde marjlarda gerileme temel nedeni oluştururken net faiz marjının aylık 53 baz puan gerilediği ve net faiz gelirlerini aşağı çektiği belirtildi. Analize göre bu bozulmanın temel nedenleri 214 baz puan gerileyen TL kredi-mevduat makası ve 53 baz puan düşen TL menkul kıymet getirileri. TL mevduat faizleri nisanda 141 baz puan artarken, TL kredi getirileri ise 73 baz puan geriledi. Yapı Kredi Yatırım analistleri nisan verilerinin, bankaların karlılıklarının yüksek seyreden TL faizler kaynaklı olarak ikinci çeyrekte zayıf olacağına işaret ettiğine vurgu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-marji-bankalari-zorluyor-80837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enflasyon ve sıkı para politikasının devamına yönelik beklentiyle bankacılık sektöründe TL mevduat faizlerinde yukarı yönlü hareket sürüyor. Yeni haftaya 0.5-1 puan yükselişle giren TL mevduat faizlerine karşın ticari kredi faizlerinde hafif gevşeme var. Bu durum bankaların net karını baskılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogrudan-dis-yatirimda-bilanco-eksiye-dondu-80836</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan dış yatırımda bilanço eksiye döndü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin ilk çeyrek yabancı doğrudan yatırımlar gelişmelerini inceleyen TEPAV, bu dönemde gelen yatırımdan fazla yurt dışına yatırım gittiğini vurguladı. Gayrimenkul hariç yapılan hesaplamada da Türkiye’nin “net yatırımcı” olduğuna dikkat çekilen TEPAV bülteninde, “Yurt dışına yapılan doğrudan yatırımlarda gayrimenkul sektörü ağırlığını artırdı. İlk çeyrekte yurt dışı yatırımların yüzde 41,4’ü gayrimenkul faaliyetlerine yönelirken, imalat sektörü yüzde 16,1 ile ikinci sırada yer aldı. Hollanda, ABD, İngiltere, BAE ve Yunanistan en fazla yatırım yapılan ülkeler oldu. Özellikle Hollanda, İngiltere, BAE, Yunanistan, İsviçre ve İrlanda’ya yönelik yatırımlardaki artış dikkat çekti” denildi.</p>
<p>TEPAV, Ocak-Mart 2026 dönemi yabancı doğrudan yatırımlara yönelik bültenini yayınladı. Buna göre, Türkiye 2,6 milyar dolar yatırım alırken, 2,8 milyar Türkiye’den yurt dışına yatırım yapıldı. Gayrimenkul hariç tutulduğunda da 0,9 milyar dolar, Türkiye aldığı yatırımdan daha fazla yurt dışına yatırım yaptı. 2025 aynı dönemde, Türkiye’ye 0,7 milyar dolarlık net giriş gerçekleşmişti.</p>
<p>Yapılan çalışmada, Türkiye’ye gelen yatırımların yüzde 32’sinin imalat sanayiinde olduğunu, bunu yüzde 25,5 ile bilişimin izlediği, bu iki sektörün toplamda yüzde 57,5 ağırlığa ulaştığına dikkat çekildi. Sektörel bazda, bir önceki yıl aynı dönemle karşılaştırıldığında, bilişim, finans-sigorta ve inşaattaki yatırımların palının arttığı, toptan ve perakende ticaret yatırımlarının ise azaldığı belirtildi. Ülkeler bazında, ilk çeyrekte gelen yatırımların yüzde 23,2’si Almanya kaynaklı olurken, bunu yüzde 19,9 ile ABD, yüzde 13,8 ile Hollanda izledi. İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri dönemsel olarak paylarını artırdı.</p>
<h2>Şirket kuruluşunda güçlü artış </h2>
<p>TEPAV bülteninde 2026 ilk çeyrek itibariyle kurulan şirket sayısındaki artışa vurgu yapıldı. Buna göre, Türkiye’de kurulan yabancı sermayeli şirket sayısı ilk çeyrekte bir önceki yıl aynı döneme kıyasla yüzde 63,9 oranında artışla 2 bin 440 adet oldu. Şirketlere konulan sermaye ise yüzde 409,4 ile 12,7 milyar TL olarak belirlendi. Kurulan şirketlerde ise İran ortaklı girişimler 109 adet ile ilk sırada yer aldı. Bunu 105 şirket ile Almanya izledi.</p>
<p>Bu arada, 2026 ilk çeyrekte yabancıların Türkiye’den aldığı konut sayısında da düşüş oldu. Azalış adet itibariyle yüzde 8,8 düşüşle 4 bin 390 adet olarak gerçekleşti. En fazla konut satılan yabancılar sırasıyla Rusya, İran, Ukrayna vatandaşlarından oluştu. Diğer yandan, en fazla konut satın alan bu üç ülke vatandaşlarına yapılan satış adetlerinde dönemsel olarak yüzde 14,5 ile yüzde 18 arasında düşüş oldu. TEPAV çalışmasında, Türkiye’den yurt dışına yapılan yatırımlarda gayrimenkulün ağırlığının artmayı sürdürdüğü, tutar olarak da yurt dışına yatırım yapma eğiliminin devam ettiğine dikkat çekildi. Gayrimenkulde, Hollanda, ABD, İngiltere, BAE ve Yunanistan en fazla yatırım yapılan ülkeler olması yanında, bu ülkelerden gayrimenkul alımındaki artış eğilimine de vurgu yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogrudan-dis-yatirimda-bilanco-eksiye-dondu-80836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/dolar-para-1766032604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye açığı bulunan Türkiye ekonomisinde doğrudan dış yatırım tablosu son yıllarda dramatik bir dönüşüm trendi izliyor. TEPAV nisan ayı bültenine göre, bu yılın ilk çeyreğinde yurt dışına giden doğrudan yatırımlar 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşirken, gelen yatırım 2,6 milyar dolarda kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakanliktan-byd-aciklamasi-80830</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 19:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan BYD açıklaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri tarafından, BYD firmasının Türkiye'deki üretim tesisi kurulumuna yönelik yatırım süreciyle ilgili açıklama yaptı. </p>
<p>Elektrikli otomobil üreticisi BYD firması, Türkiye'de 150 bin araç kapasiteli bir üretim tesisi kuracağını duyurmuştu. Bu kapsamda Manisa'da firma tarafından ödenen bedel karşılığında yatırım yeri için tahsis işlemleri yürütülmüş ve yatırım süreci başlamıştı.</p>
<p>Bir süredir yatırımda öngörülen ilerleme kaydedilmediği için, firmanın teşviklerden yararlanma süreci 2026 yılı başında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından askıya alınmıştı.</p>
<p>Firmanın yatırımının ilerlememesine ilişkin sürece dair Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından edinilen bilgiye göre, firma ile yapılan yatırım anlaşması, yatırım anlaşmasındaki koşullar, firmanın yükümlülükleri ve devlete sunduğu teminatlar geçerliliğini koruyor.</p>
<p>Bakanlık tarafından tüm süreçler ise resmi usüllere uygun olarak yürütülmeye devam ediyor.</p>
<p>Yatırımların tamamlanmaması durumunda, firmalar elde ettikleri teşvikleri, ilgili yasal düzenlemeler ile sundukları taahhüt ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlüler.</p>
<p>Bakanlık yetkilileri, yerli ve yabancı hiçbir firmanın herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmadığını, kuralların herkes için geçerli olduğunu, tüm süreçlerde kamunun çıkarlarının güçlü şekilde teminat altına alındığını ifade etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakanliktan-byd-aciklamasi-80830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/2/1280x720/byd-1767856712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı&#039;ndan BYD şirketi hakkında yapılan açıklamada, &quot;Firma ile yapılan yatırım anlaşması, yatırım anlaşmasındaki koşullar, firmanın yükümlülükleri ve devlete sunduğu teminatlar geçerli. Yatırımların tamamlanmaması durumunda, firmalar elde ettikleri teşvikleri, ilgili yasal düzenlemeler ve sundukları taahhüt ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlü.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-harcamalari-2025te-yuzde-44-artti-80829</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 19:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat harcamaları 2025&#039;te yüzde 44 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) tarafından KPMG iş birliğiyle hazırlanan aylık sektör raporunun nisan sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, inşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin genel büyüme hızını geride bırakarak 2025 yılında yüzde 10,8 büyüdü. Bu performans, yüzde 3,6 olarak gerçekleşen ülke gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesine en büyük katkıyı sağlayan sektörlerin başında gelmesini sağladı.</p>
<p>Yılın son çeyreğinde yüzde 8,6 büyüyen sektör, son çeyrekte ivme kaybetmesine karşın yıl genelinde ülke ekonomisinin üzerinde performans sergiledi.</p>
<p>Türkiye genelindeki inşaat harcamaları geçen yıl 2024'e göre yüzde 44 artarak 9,09 trilyon liraya yükseldi. Son çeyrekte ise yüzde 38,6 artışla 2,38 trilyon lira oldu.</p>
<p>Sıkı finansman koşulları, maliyet baskıları ve finansal piyasalardaki dalgalanmalara rağmen sektörün 2025 yılı boyunca büyümesini sürdürmesi, proje bazlı yatırımların, zorunlu harcamaların, afet sonrası yeniden imar faaliyetlerinin ve kentsel dönüşüm çalışmalarının sektöre sağladığı desteği ortaya koydu. Son çeyrekteki yavaşlama ise finansman maliyetleri ve talep koşullarının sektör üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin daha belirgin hale geldiğine işaret etti.</p>
<p><strong>Martta 9 alt sektör üretimini artırdı</strong></p>
<p>Raporda, alt sektörlerin incelendiği inşaat malzemesi sanayi üretim endeksinin mart sonuçları da paylaşıldı. Buna göre, 20 alt sektörün 9’unda inşaat malzemesi sanayi üretimi yıllık bazda artarken, 9 alt sektörde geriledi, 2'sinde ise değişmedi.</p>
<p>En yüksek üretim artışı yüzde 19,7 ile "seramik kaplama malzemelerinde" görülürken onu yüzde 13,9 ile "yalıtımlı kablolar", yüzde 12,7 ile "metal yapı ve yapı parçaları" izledi. "Mermer ve granit", "inşaat amaçlı beton ürünleri", "kilit ve donanım eşyaları", "inşaat amaçlı alçı ürünleri", "tuğla ve kiremit" ile "demir ve çelik inşaat ürünlerinin" üretimi de arttı.</p>
<p>Üretimin en çok azaldığı alt sektör ise yüzde 5,2 ile "ahşap inşaat malzemeleri" oldu. "Armatür, musluk, valf ve vana" üretimi yüzde 5, "hazır beton" üretimi yüzde 4,9, "ısıtma-soğutma-havalandırma donanımları" üretimi yüzde 3,1 düştü. "Seramik sağlık gereçleri", "çimento", "metalden kapı ve pencere", "elektrikli aydınlatma ekipmanları" ile "inşaat boya ve verniklerinin" üretimi de azaldı.</p>
<p>"Plastik inşaat malzemesi" ile "inşaat camları" üretiminde ise değişim görülmedi.</p>
<p><strong>Yapı ruhsatlarında artış eğilimi ilk çeyrekte de sürdü</strong></p>
<p>Rapora göre, ocak-mart döneminde yapı ruhsatı verilen bina sayısı, geçen yılın son çeyreğindeki güçlü artış eğilimini sürdürdü. Bu dönemde yıllık bazda yapı ruhsatı verilen bina sayısı yüzde 19,6, daire sayısı yüzde 37 ve yüz ölçümü yüzde 26,1 arttı. Bu artış, sektörün ileriye dönük proje geliştirme iştahının korunduğuna işaret etti.</p>
<p>İlk çeyrekte yapı kullanım izni alınan daire sayısı yüzde 10,1, bina sayısı ise yüzde 4,8 arttı. Bu görünüm, yapı kullanım izni alan projelerde bina başına düşen ortalama daire sayısının arttığına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-harcamalari-2025te-yuzde-44-artti-80829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İMSAD, inşaat harcamalarının 2025&#039;te yıllık bazda yüzde 44 artışla 9 trilyon lirayı aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekom-ceosu-sahin-turkiyenin-teknoloji-ihrac-eden-ulke-vizyonuna-katki-sagliyoruz-80828</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ebubekir Şahin: Türkiye&#039;nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, milli mühendislik gücüyle geliştirdiği SEBA mimarisi temelli genişbant erişim çözümü Netsia BB Suite'te önemli bir kilometre taşınının geride bıraktığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre, Türk Telekom ve grup şirketi Argela tarafından Linux Foundation Broadband ekosistemi altında geliştirilen Yazılım Tabanlı Genişbant Erişim Çözümü'nün (SEBA) ulaştığı hane sayısı 1 milyonu aştı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, açık kaynak kodlu, bulut tabanlı ve üretici bağımsız mimarisiyle yeni nesil fiber şebekelerin dönüşümünde kritik rol üstlenen Netsia BB Suite, Türkiye'nin 81 ilinde yaygın olarak kullanılıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Türk Telekom'un Fiber to the Home (FTTH) altyapısında aktif olarak kullanılan çözüm, açık kaynak teknolojilerinin yalnızca AR-GE aşamasında değil, büyük ölçekli canlı şebekelerde de olgunluk ve sürdürülebilirlik açısından yaygın bir seviyeye ulaştığını gösteriyor." denildi. </p>
<p>Marka, SEBA çözümünü dünyada ilk kez 2021'de ticari genişbant şebekesinde kullanmaya başladı. Çözüm sayesinde yeni servislerin daha hızlı devreye alınması, teknoloji dışa bağımlılığının azaltılması, kaynak kullanımının optimize edilmesi ve gelecekteki genişbant ihtiyaçlarına daha çevik yanıt verilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Ulaştığı ölçekle açık kaynak tabanlı genişbant erişim teknolojilerinde kendi alanında dünyanın en büyük uygulaması konumuna ulaşan Netsia BB Suite'nin, telekomünikasyon sektörünün en prestijli ödüllerinden NetworkX Awards 2025'te "Outstanding Multi-Gigabit Fibre Access Innovation" (Multi Gigabit Fiber Erişimde Üstün İnovasyon) kategorisinde birincilik elde ederek sektördeki yenilikçi liderliğini tescillediği belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Türk Telekom'un grup şirketi Argela ve Netsia'nın katkılarıyla açık ağ standartları temel alınarak geliştirilen Netsia BB Suite ile geleneksel genişbant mimarilerinde donanım üzerinde üreticiye bağımlı şekilde çalışan birçok fonksiyon, yazılım tabanlı yapılar sayesinde bağımsız hale geliyor. Bulut bilişim teknolojileriyle sanal sunucular üzerinde çalışan çözüm, donanım yatırım maliyetlerini azaltırken farklı üreticilere ait sistemlerin aynı platformda birlikte çalışabilmesine olanak tanıyor. SEBA platformu, yazılım ve bulut tabanlı ayrıştırılmış şebeke yaklaşımıyla operatörlere geleceğe hazır bir altyapı sunuyor. Türk Telekom'un 2030 vizyonu doğrultusunda kritik kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilen Netsia BB Suite, hem yeni FTTH altyapılarında hem de mevcut altyapıların yeni nesil fiber dönüşüm projelerinde aktif olarak kullanılmaya devam ediyor." denildi.</p>
<p>Türk Telekom, Netsia BB Suite çözümünün kapsama alanını gelecek dönemde stratejik yatırımlarla daha da genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>"Milli teknoloji hamlemizi küresel arenada başarıyla temsil etmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, Türkiye'nin dijital dönüşümünün öncüsü olarak, yerli ürün geliştirme vizyonlarıyla teknoloji üreten ve ihraç eden bir Türkiye için çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Şahin, milli mühendislik güçleriyle geliştirdikleri SEBA teknolojisinde 1 milyon hane erişimini aşarak dünyada bir ilki gerçekleştirmenin sevincini yaşadıklarını vurguladı.</p>
<p>Türk mühendislerinin emeğiyle hayata geçirdikleri yenilikçi çözümün, küresel ekosistemde standartlara yön veren bir seviyeye ulaştığına dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'den çıkan bir teknolojiyi dünya standartları seviyesine taşımaktan ve küresel telekomünikasyon sektörüne yön vermekten büyük gurur duyuyoruz. Türk Telekom olarak, milli ürün geliştirme vizyonuyla yatırımlarımıza ve çalışmalarımıza devam ederken 2024 ve 2025 yıllarını Türkiye'de Patent Başvuru kategorisinde lider olarak tamamladık. Grup şirketlerimiz Argela ve Netsia ile uzun yıllardır yürüttüğümüz AR-GE çalışmaları sayesinde 5G ve yeni nesil iletişim teknolojileri alanında 70'in üzerinde uluslararası patente sahibiz.</p>
<p>SEBA Netsia BB Suite, RIC ve uydu bağımsız 5G senkronizasyonu gibi çözümlerimizi küresel pazarlara taşıyor, Türkiye'nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz. Türk Telekom olarak ülkemizin yenilikçi teknolojileri yalnızca kullanan değil, geliştiren ve dünyaya sunan bir güç olması hedefi doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kendi kendine yeten, dışa bağımlılığı azaltan, teknoloji ihraç eden bir Türkiye vizyonuyla milli teknoloji hamlemizi küresel arenada başarıyla temsil etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekom-ceosu-sahin-turkiyenin-teknoloji-ihrac-eden-ulke-vizyonuna-katki-sagliyoruz-80828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/ebubekir-sahin-1767253912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;SEBA Netsia BB Suite, RIC ve uydu bağımsız 5G senkronizasyonu gibi çözümlerimizi küresel pazarlara taşıyor, Türkiye&#039;nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurun-alimi-150-bin-tonu-gecti-80827</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR&#039;un alımı 150 bin tonu geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, ÇAYKUR Genel Müdürlüğü'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, 20 Mayıs'ta yaş çay alım kampanyasını başlattıklarını hatırlattı.</p>
<p>Yaş çay alımlarının devam ettiğini belirten Alim, "Bu yıl hava şartları nedeniyle biraz ötelenme oldu ama normal şartlar altında alımlarımız her yıl olduğu gibi devam ediyor." dedi.</p>
<p>Özellikle il dışından gelen üreticilerin bayram tatili süresince çay hasadını kısa sürede tamamlamak istemesi nedeniyle alım yerlerinde yoğunluk oluştuğunu dile getiren Alim, "Üreticilerimiz bu konuda haklı. Bayram tatiline gelmişken çayı da bir şekilde 'bitirip gidelim' düşüncesiyle yola çıktılar. Alımlarımız devam ediyor. Şu an itibarıyla 150 bin tonu geçtik." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Tüm çayı alacağız"</strong></p>
<p>Alim, dün bir günlüğüne yaş çay alımlarına ara verdiklerine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"19 bin ton stok olunca ister istemez iki günlük çay birikmişti. Bugün tekrar alımlarımıza başladık. Çay zaten tam şimdi kıvamına gelmiş durumda. Biz çayın tamamını almak için var gücümüzle çalışıyoruz. Tüm çayı alacağız. Üreticimiz herhangi bir sıkıntı olur veya alım durur gibi bir düşüncesi olmasın. Hiçbir kesinti olmadan tamamını inşallah alıp kampanyamızı hayırlısıyla bitirmeye çalışacağız."</p>
<p>Çayı işleyecekleri kapasitenin belli olduğuna işaret eden Alim," Çay 24 saatten fazla beklemiyor. Makineleşmeye karşı değiliz. Üreticilerimizin rahatlığına, daha sağlıklı şartlar içerisinde çay hasadına karşı değiliz ama acele edip bir günde herkes çayını toplamaya çalışırsa ister istemez sıkıntı oluyor. Sırf o sıkıntıyı aşabilmek için arada bir stoklar aşırı derecede yoğunlaşınca ara vermek zorunda kaldık. İlk ara verdiğimizde 20 bin ton gibi bir sıkıntı oluşmuştu." diye konuştu.</p>
<p>Alim, beyaz çayın ise daha zor toplandığını ifade ederek, "Bugün itibarıyla 4,5 kilo gibi çok az bir miktarda toplanabilmiş. Geçen yıl kilosu 6 bin liraydı bu yıl ise 8 bin lira. Bence güzel bir fiyat. Pek fazla toplanmıyor. Geçen yıl 250 kilo civarında beyaz çay aldık. Bu yıl da umarım aynı yere geliriz." dedi.</p>
<p>Soğuk çay Didi'de geçen yıl 153 milyon litre satış yaptıklarını aktaran Alim, "Bu yıl hedefimiz 170-175 milyon litre gibi bir satış düşünüyorum. Çünkü üretimimiz arttıkça satışımız da artıyor. " ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurun-alimi-150-bin-tonu-gecti-80827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/7/1280x720/yusuf-ziya-alim-1781106968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, birinci sürgünde 150 bin tonun üzerinde yaş çay alımı gerçekleştirdiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-9-kez-turkiyenin-en-degerli-markasi-80825</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY 9. kez &#039;Türkiye&#039;nin en değerli markası&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanlığı, şirketin 2018 yılından bu yana kesintisiz olarak koruduğu "Türkiye'nin en değerli markası" ünvanını bu yıl da sürdürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, marka değerini bir önceki yıla göre yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolara yükselten THY, Türkiye'nin en değerli markası ünvanını üst üste 9. kez korurken, küresel hava yolu markaları sıralamasında da yükselişini sürdürerek dünyanın en değerli hava yolları arasında 15'inci sıraya yerleşti ve bugüne kadarki en başarılı derecesini elde etti.</p>
<p><strong>"Bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında temsil eden bayrak taşıyıcı marka olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını belirterek, "9 yıldır aralıksız şekilde Türkiye'nin en değerli markası olarak gösterilmek ve marka değerimizi yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolar seviyesine yükseltmek, ortaya koyduğumuz istikrarlı büyümenin ve güçlü marka stratejimizin önemli bir göstergesidir. Türk Hava Yolları olarak hizmet kalitesine ve sürdürülebilir büyümeye odaklanarak ülkemize değer katmaya ve bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyanın önde gelen bağımsız marka değerleme ve danışmanlık şirketi olan Brand Finance, 1996 yılından beri pazarlama ile finans arasında köprü kurma amacını taşıyor. 30 yıldan bu yana markaların finansal değerini hesaplayan şirket, her yıl dünyanın en büyük 6 bin markasını değerlendiriyor ve markaları ülke ve sektör bazında sıralayarak kamuoyu ile bu bilgileri paylaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-9-kez-turkiyenin-en-degerli-markasi-80825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;9 yıldır aralıksız şekilde Türkiye&#039;nin en değerli markası olarak gösterilmek ve marka değerimizi yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolar seviyesine yükseltmek, ortaya koyduğumuz istikrarlı büyümenin ve güçlü marka stratejimizin önemli bir göstergesidir. Türk Hava Yolları olarak hizmet kalitesine ve sürdürülebilir büyümeye odaklanarak ülkemize değer katmaya ve bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-icin-avrupa-yatirim-bankasindan-200-milyon-euroluk-kredi-anlasmalari-80824</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşüm için Avrupa Yatırım Bankasından 200 milyon euroluk kredi anlaşmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin yeşil dönüşüm hedeflerini desteklemek amacıyla, Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kaynaklarından sağlanacak toplam 200 milyon euroluk finansman için AYB ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) ve AYB ile Türk Eximbank arasında iki ayrı finansman anlaşması imzalandı. </p>
<p>Bu kapsamda, Hazine geri ödeme garantisi altında TKYB aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına 100 milyon euro, Türk Eximbank aracılığıyla da Türk ihracatçıların yeşil finansman projelerine 100 milyon euro kaynak sağlanacak.</p>
<p>TKYB Genel Müdürü İbrahim Öztop, imza töreninde yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşmanın TKYB ve Türkiye açısından özel bir önem taşıdığına dikkati çekerek, AYB'nin uzun yıllardır Türkiye'nin önemli kalkınma ortaklarından biri olduğunu dile getirdi.</p>
<p>AYB ile son finansman anlaşmalarının 2017'de gerçekleştiğini anımsatan Öztop, "Bu nedenle, AYB'nin Türkiye'deki finansman faaliyetlerinde başlattığı yeni dönemin ortakları arasında yer almaktan ayrıca mutluluk duyuyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Öztop, bu iş birliğini yalnızca bir finansman anlaşması olarak değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisine, kapsamlı dönüşüm gündemine ve uzun vadeli kalkınma potansiyeline duyulan güçlü bir güvenin göstergesi olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>TKYB olarak sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmaya katkı sağlayan yatırımlar için uzun vadeli uluslararası finansmanı mobilize ettiklerini söyleyen Öztop, "Son yıllarda sürdürülebilirlik ve iklim finansmanı, faaliyetlerimizin giderek daha önemli bir parçası haline geldi. Uluslararası ortaklarımızla yakın iş birliği içinde çalışmayı ve ekonomik, sosyal ve çevresel değer yaratan etkili yatırımlara finansman sağlamayı sürdürüyoruz." dedi.</p>
<p>Öztop, şirketlerin iklim riskleri ve yükselen enerji maliyetlerinin şekillendirdiği giderek daha karmaşık bir ortamda faaliyet gösterdiğini vurgulayarak, bu koşullarda verimliliği artıran ve dayanıklılığı güçlendiren yatırımların artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik haline geldiğini anlattı.</p>
<p>Öztop, şöyle devam etti:</p>
<p>"100 milyon euroluk finansman paketi yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve yeşil sanayi alanlarındaki yatırımları destekleyecek. Bu sayede Türk şirketlerinin verimliliklerini artırmalarına, rekabet güçlerini geliştirmelerine ve değişen küresel ekonomiye uyum sağlamalarına katkı sunulacak. Aynı zamanda bu ortaklık, Türkiye'nin daha geniş kapsamlı sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ve yeşil dönüşüm çabalarına da katkı sağlayacak. Bu tür ortaklıklar, ortak sorunların çözümünde ve daha dayanıklı bir geleceğin inşasında uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koyuyor."</p>
<p><strong>"Ortak kararlılığımızın göstergesi"</strong></p>
<p>Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney de, "Finansman kapsamında, Türk ihracatçılarının yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik projelerine destek sağlayacağız. Böylece ihracatçılarımızın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasına uyum sağlamalarına katkıda bulunacağız." diye konuştu.</p>
<p>Türk ihracatçılarının Avrupa ülkelerine ihracatlarını sürdürebilmelerinin önemine dikkati çeken Güney, Avrupa'nın Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı konumunda bulunduğunu anımsattı.</p>
<p>Güney, bugün imzaladıkları anlaşmanın daha yeşil ve sürdürülebilir bir sanayiyi destekleme yönündeki ortak kararlılıklarının bir göstergesi olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin ihracat sektörüne ve Türk Eximbank'a duyduğu güvenden dolayı AYB'ye teşekkürlerini sundu.</p>
<p><strong>"Bu anlaşma yeni bir dönemin başlangıcı"</strong></p>
<p>AYB Başkan Yardımcısı Robert de Groot ise Türk Eximbank ve TKYB ile imzalanan 100'er milyon euroluk iki kredi anlaşmasıyla, Türkiye genelindeki KOBİ'lere finansman sağlanacağını, bu kaynakların enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji projelerini destekleyerek tedarik zincirlerinin güçlendirilmesine, karbon emisyonlarının azaltılmasına ve yeni yeşil istihdam alanlarının oluşturulmasına katkı sunacağını belirtti.</p>
<p>KOBİ'lere ulaşma konusunda güçlü uzmanlığa sahip bu iki kurum aracılığıyla, finansmanı en çok ihtiyaç duyulan alana, yani reel ekonomiye yönlendirmeyi hedeflediklerinden bahseden Groot, AYB olarak bu anlaşmayı, banka ile Türkiye'nin bankacılık sektörü arasındaki iş birliğinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak gördüklerini ifade etti.</p>
<p>Groot, son birkaç günde gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinde hükümet yetkilileriyle bir araya gelerek iş birliğini hangi alanlarda ve nasıl geliştirebileceklerini görüştüklerini anlatarak, "Uzmanlık alanımız, sürdürülebilir ulaşım, temiz enerji ve su altyapısı gibi çevresel etkisi yüksek alanlarda, güçlü bir altyapı bileşeni içeren projelere uzun vadeli finansman sağlamak. Bu projeler kamu kurumları ya da özel sektör ortakları tarafından hayata geçirilebiliyor. Avrupa Birliği içinde ve dışında uzun yıllara dayanan bir deneyime sahibiz. AYB olarak en güçlü katkımızı da sahip olduğumuz bu birikim ve tecrübeyle sunabiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin yeşil ve dayanıklı büyüme hedeflerini ilerletmek için güçlü bir konumda bulunduğunu düşündüklerini kaydeden Groot, AYB olarak bu sürece destek vermeye hazır olduklarını belirtti. Groot, "Bugün attığımız imzalar, birlikte neler başarabileceğimizi gösteriyor. Aynı zamanda bu, önümüzdeki yıllarda daha derin ve daha kalıcı bir ortaklığın da kapısını aralıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-icin-avrupa-yatirim-bankasindan-200-milyon-euroluk-kredi-anlasmalari-80824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/euro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin yeşil dönüşüm hedeflerini desteklemek amacıyla, Avrupa Yatırım Bankasından sağlanacak toplam 200 milyon euroluk finansman için AYB ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ve AYB ile Türk Eximbank arasında iki ayrı finansman anlaşması imzalandı. Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, &quot;Finansman kapsamında, Türk ihracatçılarının yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik projelerine destek sağlayacağız. Böylece ihracatçılarımızın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasına uyum sağlamalarına katkıda bulunacağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-ankara-istanbul-yht-seferleri-yarim-saat-kisalacak-80821</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: Ankara-İstanbul YHT seferleri yarım saat kısalacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı'nda Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) İşletmesi Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda sürdürülen T26 Tüneli ve Doğançay Ripajı-2 projeleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Ankara-İstanbul YHT Hattı kapsamında Eskişehir-İstanbul güzergahında darboğaz yaşanan üç kritik kesim bulunduğuna dikkati çeken Uraloğlu, "12 kilometrelik Doğançay Ripajı-1 kesimi 2022'de hizmete açıldı. Şimdi T26 Tüneli ve Doğançay Ripajı-2 kesimlerini de tamamlayarak Ankara-İstanbul YHT Hattı'ndaki darboğazları tamamen ortadan kaldıracağız. Hatta devam eden çalışmalarımız tamamlandığında Ankara ile İstanbul arasında YHT ile 4 saat 7 dakika süren yolculuk 3 saat 37 dakikaya düşecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, T26 Tüneli ile Ankara-İstanbul YHT Hattı'nın Alifuatpaşa-Arifiye kesiminde saatte 250 kilometre işletme hızına uygun hat bütünlüğünü sağlayacaklarını aktardı.</p>
<p>Mevcut durumda hızlı trenlerin yaklaşık 9,2 kilometrelik konvansiyonel hatta ortalama 55 kilometre hızla ilerlemek zorunda kaldığı kesimi 8 kilometrelik T26 Tüneli ile baypas ettiklerine işaret eden Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Bozüyük-Bilecik hattında seyahat süresi T26 Tüneli sonrası 11 dakika kısalarak 9 dakikaya düşecek. Ayrıca tek hatlı bağlantı nedeniyle tren buluşmalarında yaşanan gecikmeleri azaltacak, yük trenleri üzerindeki işletme kısıtlarını da kaldıracağız. Toplam 5 bin 587 metrelik tünelin altyapı çalışmalarını tamamladık. Üstyapı, elektrifikasyon ve sinyalizasyon çalışmalarına devam ediyoruz."</p>
<p><strong>Doğançay Ripajı-2 ile 19 dakikalık kazanç</strong></p>
<p>Uraloğlu, Doğançay Ripajı-2 Projesi'nin de Ankara-İstanbul YHT hattındaki en kritik kesimlerden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Proje kapsamında 7 bin 544 metre tünel, 3 bin 795 metre güvenlik tüneli ve yaklaşık 795 metre viyadük imalatı gerçekleştirildiğini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Doğançay Ripajı-2'nin tamamlanmasıyla bu kesimde seyahat süresi 23 dakikadan 4 dakikaya düşecek. Böylece Ankara-İstanbul YHT Hattı'nda toplam 19 dakikalık kazanç sağlanacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-ankara-istanbul-yht-seferleri-yarim-saat-kisalacak-80821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Hatta devam eden çalışmalarımız tamamlandığında Ankara ile İstanbul arasında YHT ile 4 saat 7 dakika süren yolculuk 3 saat 37 dakikaya düşecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-tarihinin-en-yuksek-mayis-ayi-doluluk-orani-80823</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY tarihinin en yüksek mayıs ayı doluluk oranı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları'nın (THY), mayıs ayı yolcu ve kargo trafik verileri paylaşıldı.</p>
<p>Arz edilen koltuk kilometre bazında bu yıl kapasitesini 2025'in yüzde 2,5 üzerine çıkaran THY, geçen ay 7,9 milyon yolcu taşıyarak yüzde 84 doluluk oranıyla tarihindeki en yüksek mayıs ayı doluluk oranını kaydetti.</p>
<p>Açıklanan rakamlara göre, dış hat doluluk oranı yüzde 84, iç hat doluluk oranı ise yüzde 84,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam arz edilen koltuk kilometre bazında, geçen yılın mayıs ayında 22,6 milyar iken, bu yılın aynı ayında yüzde 2,5 artarak 23,2 milyara ulaştı. Taşınan kargo ve posta hacmi ise geçen ay 2025'e göre yüzde 8,6 artarak 203,1 bin ton oldu.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs trafiği</strong></p>
<p>THY'nin 2026 Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre, taşınan yolcu sayısı yüzde 7,3 artarak 36,4 milyona ulaştı.</p>
<p>Toplam yolcu doluluk oranı aynı dönemde yüzde 83,6 olarak kaydedilirken, yurt dışı yolcu doluluğu yüzde 83,5 seviyesinde, yurt içi yolcu doluluğu da yüzde 84,3 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam arz edilen koltuk kilometre bazında, 2025 Ocak-Mayıs döneminde 105,3 milyar iken, bu yıl yüzde 6,5 artarak 112,1 milyar oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde toplam taşınan kargo ve posta hacmi ise 2025'te 840,7 bin ton iken, 2026'da yüzde 13,5 artarak 954,6 bin ton olarak kaydedildi.</p>
<p>THY'nin mayıs ayı sonunda filodaki uçak sayısı 542 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-tarihinin-en-yuksek-mayis-ayi-doluluk-orani-80823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY&#039;nin 7,9 milyon yolcu taşıyarak yüzde 84 doluluk oranıyla tarihindeki en yüksek mayıs ayı doluluk oranına ulaştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-kirsali-yerinde-kalkindiriyoruz-80818</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: Kırsalı yerinde kalkındırıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sosyal medya hesabından IPARD III Programı kapsamındaki ödemeler hakkında paylaşım yaptı.</p>
<p>Kırsala yatırım yaptıklarını, üretime tam destek verdiklerini belirten Yumaklı, "IPARD III Programı kapsamında kırsalda üretim yapan girişimcilerimize mayısta 375,6 milyon lira hibe ödemesi gerçekleştirdik. Kırsalı yerinde kalkındırıyor, Türkiye Yüzyılı'nı bereketle inşa ediyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Paylaşımda, mayıs ayı ödemelerinin detaylarına ilişkin bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, çiftlik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve iş geliştirme alanında 244 milyon 257 bin lira, tarımsal işletmelerin fiziki varlıklarına yönelik yatırımlar için 89 milyon 128 bin lira, tarım ve balıkçılık ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili fiziki varlıklara yönelik yatırımlar için 24 milyon 815 bin lira, LEADER yaklaşımı ve yerel kalkınma stratejilerinin uygulanması alanında 17 milyon 449 bin lira ödeme yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-kirsali-yerinde-kalkindiriyoruz-80818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı kapsamında, kırsalda üretim yapan girişimcilere mayısta 375,6 milyon lira hibe ödediklerini açıklayan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Kırsalı yerinde kalkındırıyor, Türkiye Yüzyılı&#039;nı bereketle inşa ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-holdingde-ust-duzey-atama-80819</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldız Holding&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıldız Holding'in, sürdürülebilir ve güçlü büyüme hedefleri doğrultusunda liderlik kadrosunda üst düzey atama gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Holding bünyesinde faaliyet gösteren Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığının (Gözde GSYO) genel müdürlüğüne Murat Özgen getirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Özgen, yeni görevinde Gözde GSYO'nun mevcut portföy şirketlerinin performans takibi ve değer yaratma süreçlerine liderlik ederken, yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda şirketin rekabet gücünün artırılmasına da katkı sunacak.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü mezunu Özgen, MBA derecesini Mercer University'den aldı. Profesyonel yaşamı boyunca Türkiye'de ve uluslararası arenada önemli sorumluluklar üstlenen Murat Özgen, kariyerine ABD'de başladı.</p>
<p>Commerzbank AG New York'ta risk ve portföy yönetimi, Koçbank'ta ise proje ve yatırım finansmanı alanlarında görev yapan Özgen, kariyerinin yaklaşık 25 yılını özel sermaye sektöründe geçirdi. İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı ve Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetiminde üst yönetici (CEO), yönetim kurulu üyesi ve yatırım komitesi üyesi olarak görev alan Özgen, teknoloji, enerji, sağlık ve perakende başta olmak üzere farklı sektörlerdeki yatırım, yönetim ve çıkış işlemlerine aktif olarak liderlik etti.</p>
<p>Son olarak Abu Dabi merkezli yatırım firması X12 Capital Limited'de Türkiye Başkanı olarak görev yapan Özgen, birçok kurumda yönetim kurulu ve yatırım komitesi üyeliği görevlerinde bulunuyor. Özgen, halen Jamaica Acus Small and Medium Enterprise Fund'da yatırım komitesi üyesi olarak görev yapıyor, ayrıca OYAK Portföy Yönetimi AŞ ile Moka United Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşu AŞ'nin yönetim kurullarında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-holdingde-ust-duzey-atama-80819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/murat-ozgen-1781104714.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıldız Holding bünyesinde faaliyet gösteren Gözde GSYO&#039;nun Genel Müdürlüğüne Murat Özgen atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/9-ayda-314-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-80816</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 314 bin tondan fazla fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Buna göre, 2025 Ağustos-2026 Nisan arasındaki 9 aylık dönemde borsalarda 314 bin 712 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem 61 bin 996 tonla Sakarya'da gerçekleştirildi. Bu kenti 61 bin 614 tonla Giresun, 44 bin 592 tonla Düzce ve Bolu ile 39 bin 960 tonla Ordu takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/9-ayda-314-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-80816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giresun Ticaret Borsası verilerine göre, 9 ayda toplam 314 bin tondan fazla fındık işlem gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pagev-baskani-eroglu-turkiye-dunyanin-copunu-degil-gelecegin-hammaddesini-istiyor-80792</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> PAGEV Başkanı Eroğlu: Türkiye dünyanın çöpünü değil, geleceğin ham maddesini istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Plastik Sanayicileri Federasyonu (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanımına yönelik düzenlemelerin yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik olduğunu söyledi. Geri dönüştürülmüş içerik kullanımının atıkların ekonomik değerini artırdığını ifade eden Eroğlu, bunun da toplama ve geri dönüşüm altyapısını güçlendirdiğini belirtti. “Atık artık sıradan bir çöp değil, stratejik bir ham madde haline geldi. Petrol ve doğal gaz kaynakları sınırlı olan Türkiye için bu aynı zamanda dış ticaret açığını azaltacak önemli bir fırsat” dedi. Türkiye’nin plastik üretiminde Almanya’dan sonra Avrupa’nın ikinci büyük üreticisi olduğunu hatırlatan Eroğlu, “Hem güçlü plastik sanayimiz hem de gelişen geri dönüşüm altyapımızla Türkiye’yi küresel bir geri dönüşüm merkezi haline getirebiliriz” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin geri dönüşümde küresel bir merkez olma hedefinin zaman zaman yanlış yorumlandığını belirten Yavuz Eroğlu, “Türkiye geri dönüşümde küresel merkez olmalı dediğimizde bu, dünyanın çöpünü ülkemize taşıyacağımız anlamına gelmiyor. Atık artık stratejik bir ham madde. Nasıl sanayi üretimi için petrol ve doğal gaz önemliyse, geri dönüşüm için de kaliteli atık aynı derecede değerli bir kaynak. Amaç, çevresel ve teknik kriterlere uygun nitelikli atıkları ekonomiye kazandırarak yüksek katma değerli üretim yapmak ve Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak” dedi.</p>
<h2>Türkiye’de oluşan atık tek başına yeterli değil</h2>
<p>Türkiye’nin yüksek ihracat hacmi nedeniyle ürünlerin kullanım sonrası atıklarının büyük bölümünün Avrupa ülkelerinde ortaya çıktığını kaydeden Eroğlu, sadece yurtiçinde toplanan atıklarla ihtiyaç duyulan kaliteli geri dönüştürülmüş ham maddenin karşılanamayacağını söyledi. Türkiye’de kurulmakta olan depozito sisteminin atık toplama oranlarını artıracağına dikkat çeken Eroğlu, “Fransa ve Belçika gibi birçok Avrupa ülkesinde hâlâ kapsamlı depozito sistemleri bulunmuyor. Türkiye bu konuda önemli bir adım atıyor. Bu sistem, kaliteli geri dönüştürülmüş ham madde arzını artıracak” dedi.</p>
<h2>“Avrupa’nın çevre politikaları da yeniden şekilleniyor”</h2>
<p>Avrupa Birliği’nin çevre politikalarında sanayinin rekabetçiliğini daha fazla gözeten bir döneme girildiğini belirten Eroğlu, “Türkiye de kendi koşullarını dikkate alarak, Avrupa ile uyumlu ama gerçekçi bir yol izlemeli” dedi. Gıda ile temas eden ambalajlarda mekanik geri dönüşümün kullanımına yönelik düzenlemelerin Avrupa’daki güvenlik kriterleriyle Türkiye’de de uygulanmasını istediklerini ifade eden Eroğlu, bu alandaki mevzuat çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pagev-baskani-eroglu-turkiye-dunyanin-copunu-degil-gelecegin-hammaddesini-istiyor-80792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/2/1280x720/pagev-baskani-eroglu-turkiye-dunyanin-copunu-degil-gelecegin-hammaddesini-istiyor-1781075791.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin geri dönüşümde küresel bir merkez olma hedefinin zaman zaman yanlış yorumlandığını belirten PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, “Türkiye geri dönüşümde küresel merkez olmalı dediğimizde bu, dünyanın çöpünü ülkemize taşıyacağımız anlamına gelmiyor. Atık artık stratejik bir ham madde. Amaç, çevresel ve teknik kriterlere uygun nitelikli atıkları ekonomiye kazandırarak yüksek katma değerli üretim yapmak ve Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelin-turkiyeyi-doviz-bazindaen-ucuz-ulke-yapalim-80767</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelin Türkiye’yi (döviz bazında) en ucuz ülke yapalım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk parasının reel değerine ilişkin tartışma bitmez. Bu köşede dün de yazdım; istediğiniz kadar resmi verilerden yola çıkın, istediğiniz kadar bu verilerin enflasyon cephesinden sorunlu olabileceği kaydını düşerek değerlendirme yapın, bazı kesimlerdeki önyargıyı yıkmak mümkün olmuyor.</p>
<p>Bir kesim var ki görüşleri hiç mi hiç değişmiyor. Onlara göre TL çok ama çok değerli. Peki bu değerliliğin ölçüsü ne, neye göre hesap yapılıyor, belli değil.</p>
<p>Tutarlı eleştirilerde temel argüman hesaplamada kullanılan TÜİK’in enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığı. Dünkü yazımda bunu ben de vurguladım. Bu konuda kuşku hep var. Kaldı ki enflasyonla ilgili kaygılar yalnızca reel kur hesabına değil ki, her türlü hesaplamaya kuşkuyla bakılmasına yol açıyor.</p>
<p>Genellikle TÜİK verisi yerine İTO oranlarının kullanılması gerektiği dile getirilir. Bu da pek olabilir değil. Çünkü İTO’nun verisini kullanmak, bu veri tüm Türkiye’yi kapsamadığı için doğru olmaz. Kaldı ki İTO 1995 bazlı ücretliler geçinme endeksini yenileyip 2023 bazlı İstanbul tüketici fiyat endeksine geçerken bizzat İTO Başkanı Şekib Avdagiç eski endeksin kullanımı artık çok sınırlı hale gelmiş ürünleri de kapsadığını, bu yüzden gerçek tüketim kalıbını yansıtmaktan uzak kaldığını dile getirmişti. Yani İTO endeksi bir kurtarıcı değil. Aslında İTO'nun enflasyonu ile TÜİK'in enflasyonu arasında öyle reel kur hesaplamasını değiştirecek bir fark da yok. 2023'ün haziranından bu yılın mayısına kadar olan üç yıllık dönemdeki enflasyon TÜİK'e göre yüzde 215, İTO'nun tüketici fiyat endeksine göre ise yüzde 252 oldu. Üç yılın toplamında bu kadar fark oluşması da normal. Çünkü İTO, fiyat artışlarının yüksek seyrettiği İstanbul'daki hareketi ölçüyor.</p>
<p>Biraz önce belirttim; olabilecek en makul eleştiri hesaplamada kullanılan enflasyonun doğru olmadığını dile getirmek.</p>
<p><strong>Ama elde de bu enflasyon serisi var. Bana yıllarca geriye uzanan ve her aya ilişkin detayı bulunan bir enflasyon serisi verin, hesaplamayı ona göre yapayım.</strong></p>
<h2>Çözüm çok kolay!</h2>
<p>Türk parasının çok değerli olduğu görüşünü desteklemek amacıyla genellikle Türkiye’deki fiyatlarla yurt dışındaki fiyatlar aynı para cinsinden, döviz cinsinden karşılaştırılır. Bu karşılaştırmadan da bazı çıkarımlar yapılır:</p>
<p><strong>“Şu, şu, şu ürünler Türkiye’de Avrupa’dan, Ortadoğu’dan şu kadar pahalı. Demek ki Türk parası çok değerli.”</strong></p>
<p>Peki, Türkiye’yi bir anda döviz bazında çevremizdeki ülkelerin, örneğin Avrupa’nın en ucuz ülkesi haline dönüştürelim mi? Ama dikkat, bu ucuzlama döviz bazında, yani fiyatları döviz cinsinden ifade ederken olacak. Yoksa TL olarak bir ucuzlama yok, hatta bu işin sonunda çok yüklü bir enflasyon var, buna razı mıyız?</p>
<p>TL’nin değerli olduğunu dile getirmek için verilen çok klasik bir örnek var:</p>
<p><strong>“Avrupa’da 1 euro olan kahve Türkiye’de 2 euro, demek ki Türkiye çok pahalı.”</strong></p>
<p>Bu bir dengesizlik tabii ki, tartışılmaz bile. Hadi gelin bu dengesizliği giderip Türkiye’yi <strong>“döviz bazında”</strong> Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim. Nasıl mı, buyurun…</p>
<p><strong>-Euro, diyelim 50 lira; hesabı basitleştirmek için öyle kabul edelim. Türkiye’de kahve 100 lira, yani 2 euro, tamam mı?</strong></p>
<p>-Tamam.</p>
<p><strong>-Şimdi euroyu bir anda 100 lira yapsak, kahve fiyatı da sabit kalsa Türkiye’de kahve kaç euro olur?</strong></p>
<p>-Çok basit; kahve 100 lira, euro 100 lira, demek ki kahve artık 1 euro.</p>
<p><strong>-Elbette öyle; şimdi kahve fiyatında Türkiye Avrupa ile eşitlendi mi?</strong></p>
<p>-Evet, eşitlendi.</p>
<p><strong>-Peki Türkiye’yi Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim mi?</strong></p>
<p>-O nasıl olacak?</p>
<p><strong>-Çok kolay! Euroyu 100 liradan 200 liraya çıkaralım. Kahve 100 lira olduğuna göre demek ki artık yalnızca yarım euro ya da 50 sent. Avrupa’da 1 euro, yani 100 sent olan kahve artık Türkiye’de 50 sent, yani yarı fiyatında. Şimdi Türkiye kahve fiyatında Avrupa’dan ucuz hale geldi mi?</strong></p>
<p>-Evet.</p>
<p><strong>-Emin misin?</strong></p>
<p>-Tabii ki, kahve Avrupa’da 1 euro, Türkiye’de yarım euro.</p>
<p><strong>-Ama bir ayrıntıyı gözden kaçırıyorsun. Biz kahveye hâlâ 100 lira ödüyoruz, bir ucuzlama yok ki. Euroyu 50 liradan 200 liraya çıkardığımız için 100 liranın euro karşılığı değişti, o kadar. Şöyle devam edeyim; diyelim ayda 100 bin lira kazanıyorsun, her gün de iş çıkışı bir kahve içme alışkanlığın var. Ayda 3 bin lira, yani maaşının yüzde 3’ünü kahveye ödüyorsun. Şimdi kahve 2 eurodan yarım euroya düştü diye senin kahveye ayırdığın para azaldı mı?</strong></p>
<p>-Hayır!</p>
<p><strong>-Tabii ki azalmadı, çünkü senin maaşın yine 100 bin lira. Ayrıca euro 50 liradan 200 liraya çıkınca, dolar başta olmak üzere diğer dövizler de aynı şekilde arttığı için kahve 100 lirada kalır mı? Bırak kurun yüzde 300 artmasını, bugünün 46 liralık dolar kurundan varili 100 dolar olan petrole 4.600 lira ödüyorken, bir çırpıda yaşanacak örneğin yüzde 50’lik artışla dolar 69 liraya çıktığında aynı petrolü 6.900 liradan alacağız. Bunun tüm girdilerde yaratacağı etkiyi düşün. Hadi o etkiyi boş ver, Türkiye bu içtiğin kahveyi ithal ediyor, o maliyet ne olacak?</strong></p>
<p>-Galiba kuru artırarak bu dengesizlik giderilemez, öyle görünüyor.</p>
<p><strong>-Tabii ki giderilemez, başka örnekler verenler de var. Diyorlar ki Türkiye’de etin kilosu 20-25 dolar, oysa komşu ülkelerde bunun yarısı. Türkiye’de eti </strong>“döviz cinsinden” <strong>ucuzlatmak da çok kolay, doları 100 lira yaptık mı, et fiyatı yarı yarıya düşer. Ama dolar bazında düşer, TL olarak ucuzlamaz, değil mi?</strong></p>
<p>-Doğru, ucuzlamaz.</p>
<p><strong>-Bizim sorunumuz başka. Temel sorun TL’nin değerli olması değil, Türkiye’nin çok pahalı olması. Türk parasının değerini düşürünce yurt içinde fiyatlar düşmeyecek ki, birileri öyle olacak zannediyor. Türkiye’de fiyatların döviz karşılığı düşecek. Bunun vatandaşa faydası ne! TL değer kaybederse, hele hele yüklü oranda değer kaybederse ilk anda döviz birikimi olanlar, döviz kazananlar ve yabancı turistler bundan çok kârlı çıkar. Ama o kur artışı anında çok yüklü bir enflasyon tsunamisi yaratır. Dolayısıyla vatandaş bu kur artışından fayda görmek şöyle dursun, o artışın altında daha da ezilir. Hani deminki örnekte olduğu gibi Türkiye’deki kahve fiyatını bir anda 2 eurodan yarım euroya düşürdük ya, kahve bir hafta on gün içinde yine eski düzeyine çıkar.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelin-turkiyeyi-doviz-bazindaen-ucuz-ulke-yapalim-80767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelin Türkiye’yi (döviz bazında)en ucuz ülke yapalım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecelik-faiz-kagidina-kostu-80747</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, gecelik faiz kağıdına koştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in şubat sonu başlattığı İran savaşıyla birlikte TL devlet tahvillerinden hızlı bir çıkışa giren yabancı yatırımcı yüksek faiz ve enflasyonun uzun bir süre devam edeceği inancıyla dönüş yoluna girdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasayı fonlama faiziyle paralel hareket eden TLREF’e yoğun ilgi gösteren yabancı yatırımcı ile birlikte Hazine’nin dünkü 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvil ihalesi öncesinde piyasa yapıcılardan 141 milyar lira talep geldi, satış 57 milyar lira oldu. İhalede 104 milyar liralık teklif daha geldi ve Hazine 68 milyar lira sattı. İhale öncesi kamuya yapılan 4 milyar 30 milyon lira ile birlikte dünkü 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvil ihalesinde Hazine 129 milyar lira borçlandı. Yine dün yapılan 4 yıl vadeli değişken faizli devlet tahvilinde ise talep ve satış zayıf kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a287b0de2d44-1781037837.png" alt="" width="700" height="380" /></p>
<h2>Savaştan bu yana çıkış 6.3 milyar dolar</h2>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verileri yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerinden 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte çıkış eğilimine girdiğini ortaya koyuyor. TCMB verilerine göre savaşın başlamasından mayıs sonuna kadar 3 ayda yabancı yatırımcı TL devlet tahvillerinden 6 milyar 306,61 milyon dolarlık net çıkış gerçekleştirdi. En yüklü çıkış 2 milyar 877,82 milyon dolar ile 13 Mart haftasında yaşanırken mayısın son iki haftasında da net satış eğilimi devam etti. Son üç ayda yabancı sadece 5 hafta çok az net alım yaptı TL devlet tahvillerinde. Yabancı yatırımcının TL devlet tahvillerindeki payı da sert geriledi. 28 Şubat öncesi yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerindeki payı yüzde 9,17 seviyesinde iken mayıs sonunda bu pay yüzde 6,04'e geriledi. 3.13 puanlık düşüş yaşanırken yüzde 6,04 yabancı payı en son geçen yıl haziran sonunda görülmüştü.</p>
<h2>TLREF faiz oranı yüzde 39,99 </h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre TL devlet tahvillerinden çıkan yabancının geri dönüşü yüksek enflasyon ve yüksek faiz döneminin daha uzun süre süreceğine yönelik inançla gerçekleşti. Yüzde 37 olan politika faizine karşılık piyasayı yüzde 40 faiz ile fonlayan Merkez Bankası’na paralel TLREF faiz oranı da yüzde 39,99 seviyelerinde. Savaş öncesinde TLREF faiz oranı yüzde 36,87 seviyesindeydi. Merkez Bankası fonlama faizini yükselttiği anda TLREF faiz oranı da arttı. Yabancı yatırımcı da TCMB’nin savaşın devam eden etkileri ve iç siyasi gerilim nedeniyle sıkı para politikasının süreceğine yönelik inancını TLREF endeksli tahvil ihalesinde ortaya koydu. Mayıs ayı enflasyon verisinin de beklentilerin üzerinde gelmesi faiz oranının yüksek kalacağına yönelik beklentileri güçlendirdi.</p>
<h2>ROT ile teklif 141 milyar lirayı aştı </h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın dün düzenlediği 4 yıl vadeli TLREF endeksli tahvilin yeniden ihraç ihalesi öncesinde piyasa yapıcıların rekabetçi olmayan teklifle talebi 141 milyar 138,2 milyon lira olurken toplam satış 57 milyar lira oldu. Kamunun 4 milyar 40 milyon liralık talebinin tümü karşılandı. İhalede ise 104 talep gelirken TLREF endeksli 4 yıl vadeli tahvil ihalesine Hazine 68 milyar liralık satış yaptı. Diğer 4 yıl vadeli değişken faizli tahvil ihalesi öncesinde piyasa yapıcıların talebi sınırlı kaldı. Piyasa yapıcıları 18 milyar 401 milyon lira talepte bulunurken 8 milyar liralık satış gerçekleşti. Kamunun ise 2 milyar liralık talebinin hepsi karşılandı. Değişken faizli tahvil ihalesine 11.8 milyar liralık satış gerçekleştirdi dönemsel faiz yüzde 20,76 oldu. Böylece Hazine dünkü iki ihalede toplam 151 milyar lira borçlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecelik-faiz-kagidina-kostu-80747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/lira-money-tl-1781039328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına daha uzun süre devam edeceğine inancı ve enflasyonda yüksek seyrin korunacağı beklentisiyle savaşla birlikte hızlı çıkış yaptığı TL devlet tahvillerine geri dönüş sinyali verdi. Fonlama faiziyle paralel hareket eden TLREF endeksli tahvil ihalesine talep güçlü gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordato-mola-olabilir-finansal-yeniden-yapilandirma-dogru-yola-girme-plani-saglar-80762</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordato ‘mola’ olabilir ‘Finansal Yeniden Yapılandırma’ ‘doğru yol’a girme planı sağlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu bankacı <strong>Cengiz Göğebakan</strong>’dan <strong>“Finansal Yeniden Yapılanma”</strong>nın bu dönemde yine devreye alınması çağrısı içeren mesaj ve bilgi notu geldi. <strong>Göğebakan, </strong>bilgi notuna şu başlığı attı:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato sadece bir mola olabilirken</strong><strong>,</strong><strong>Finansal Yeniden Yapılandırma </strong>“doğru yola girme planı”<strong>dır…</strong></li>
</ul>
<p>Günümüzde iş dünyasında finansal darboğaza giren ve doğru çıkış yolunu bulmakta zorlanan pek çok şirketin kritik yol ayrımında bulunduğunu belirtti:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato mu, yoksa finansal yeniden yapılandırma mı?</strong></li>
</ul>
<p>Konkordatonun çoğu zaman kurtuluş reçetesi gibi algılandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Konkordato, aslında tek başına kalıcı çözüm sağlayan bir mekanizma değil. Stratejik bir çıkış planı ile desteklenmediği durumlarda, işletmenin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir sürece dönüşebilir.</strong></p>
<p>Konkordatonun borç ödeme dengesi bozulan ancak faaliyetlerini sürdürme potansiyeli bulunan şirketlere zaman kazandıran geçici bir koruma mekanizması olabileceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, bu mekanizmanın başarıya ulaşması, doğru zamanda ve doğru stratejiyle finansal yeniden yapılandırma sürecine bağlanabilirse mutlu sona ulaşabilir.</strong></p>
<p>Sadece mahkeme korumasına güvenmenin şirketi ticari piyasalardan uzaklaştırabileceğine, tedarikçi, müşteri ve finansal kesim nezdinde güven kaybını derinleştirebileceğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gerçek çözüm, bu geçici kalkanın ardında saklanmak değil, konkordatonun kalıcı bir çözüm olmadığını bilerek onu bir köprü olarak kullanmak ve uygun zamanda finansal yeniden yapılandırma zeminine geçebilmektir.</strong></p>
<p>Bu noktada şu soruyu ortaya attı:</p>
<ul>
<li><strong>Konkordato sürecindeki temel gerçeklik: </strong>Şirket EBİTDA üretebiliyor mu?</li>
</ul>
<p>Ardından sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Genellikle sanıldığının aksine, konkordato talep eden her firma </strong>“batık”<strong>değildir. Bu süreçteki pek çok şirket faaliyetlerini sürdürür, satış yapabilir ve belirli ölçekte nakit üretmeye devam eder.</strong></p>
<p>Temel sorunun çoğu zaman operasyonel başarısızlık değil, borç yükünün, mevcut nakit üretim hızını aşması ve vade uyumsuzluğu olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu noktada konkordato, bir çıkış süreci değil, finansal dengenin yeniden kurulması için kazanılan kritik bir zamandır. Ancak, bu zaman doğru kullanılmazsa, çıkış imkanı çöküş riskine dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>Cengiz Göğebakan, </strong>konkordatonun iş dünyasında çoğu zaman <strong>“son çare” </strong>ya da <strong>“çıkmaz sokak” </strong>olarak algılandığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Doğru yönetildiğinde, şirketler için yalnızca koruma mekanizması değil, stratejik yeniden yapılanma fırsatına hazırlık aşaması gibi de kullanılabilir. Asıl başarı, koruma kalkanının altından ne zaman, nasıl çıkılacağı ve hangi aşamada FYY’ye dönüştürülebileceği ile ölçülür.</strong></p>
<p>Temel tercih üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Sorunu yalnızca alacaklıların sırtına yükleyerek ticari itibarı zedelemek mi, yoksa faaliyete devam ederek, nakit üreterek ve güçlenerek süreçten çıkmak mı? Bu tercih, işletmenin yaklaşımına ve süreci yönetme kabiliyetine bağlıdır.</strong></p>
<p><strong>Göğebakan, </strong>en güçlü çıkış stratejilerinden birinin finansal yeniden yapılandırma (FYY) sürecine geçiş olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Konkordato, geçici bir </strong>“savunma mekanizması” <strong>ise, FYY bir </strong>“iyileşme ve yeniden yapılanma” <strong>hamlesidir. Bu noktada kritik olan, konkordato ile sağlanan geçici korumanın tek başına çözüm gibi görülmemesi, bu sürenin FYY’ye geçiş dönemi olarak değerlendirilmesidir.</strong></p>
<p>Şu uyarıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Aksi halde konkordato ile kazanılan zaman, işletmeyi kalıcı çözüme taşıyan bir fırsat olmaktan çıkar, şirketin ticari ve finansal hareket alanını daraltan bir kaos sürecine dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>Göğebakan, </strong>şu mesajla noktayı koydu:</p>
<p>-          <strong>Deneyimlenmiş ve faydalı sonuçları görülmüş FYY’nin kamusal desteği hak ettiği açıktır. Başarılı şirketler, finansal sorunlarını doğru yönetip, köprüden önceki son çıkışı kaçırmışsa bile, köprüden önceki ilk çıkışı zamanında görerek uygulayabilen şirketlerden olacaktır.</strong></p>
<p>FOYDER’in kurucularından olan, geçmişte başarılı <strong>“finansal yeniden yapılandırma” </strong>operasyonlarında görev alan <strong>Cengiz Göğebakan</strong>’ın önerilerini dikkate almakta yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her konkordato talep eden firma ekonomik anlamda ‘batık’ değildir</span></h2>
<p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu bankacı <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>her konkordato talep eden firmanın ekonomik anlamda <strong>“batık” </strong>olmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nakit akış uyumsuzluğu giderilemez, konuya yalnızca finansal bir sorun olarak bakılır ve operasyonel, kurumsal ve organizasyonel yeniden yapılanma adımları atılmazsa, şirketin yeniden temerrüde düşme riski artar.</strong></p>
<p>Genelde görülen sorunu özetledi:</p>
<p>-          <strong>Borç seviyesinin ödeme vadeleri ile mevcut nakit üretim hızı arasındaki vade uyumsuzluğu nedeniyle temerrüde düşme riski yüksektir.</strong></p>
<p>Konkordato sürecinden çıkışın hukuki ve pratik yoluna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Şirketin koruma süresi içinde tedarikçiler ve finansal kesimle yeniden uzlaşma zemini oluşturmasıdır. Bu zeminin sağlanması halinde şirket, bankaların desteği ve kendi iradesiyle konkordato talebinden feragat ederek FYY sürecine geçişi planlayabilir.</strong></p>
<p>Şöyle sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Feragat kararı, eş zamanlı olarak yeniden yapılandırma, işletme sermayesi ihtiyacı ve borç servis planı ile desteklenirse anlamlı ve güvenli bir adıma dönüşür.</strong></p>
<p>Konkordato sürecinin ilk amacının zaman kazanmak olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Ancak şirket toparlanmaya başladığında, piyasa borçları için anlaşmalar sağlandığında, nakit akışı kısmen düzene girdiğinde, hammadde alımları ve imalat süreçleri iyileşmeye başladığında ihtiyaç değişir. Artık temel ihtiyaç sürdürülebilir finansal yapı kurmaktır.</strong></p>
<p>FYY’ye geçişin en temel nedenine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Finansal esneklik sağlanması, borç vadelerinin şirketin nakit akışına uygun hale getirilmesi ve banka desteğinin yeniden tesis edilmesidir. FYY’de kredilerin tamamının kapatılmaması ve vade sonunda firmaya işletme sermayesi limiti tanımlanması önemli unsurlardan biridir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FYY’ye geçiş için kritik koşullar nelerdir?</span></h2>
<p><strong>FİNANSAL </strong>ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği (FOYDER) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi, Optimum A.Ş. kurucusu <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>konkordato sürecindeki her firmanın her zaman finansal yeniden yapılanmaya (FYY) geçemeyeceğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu geçişin doğru zamanda kurgulanması ve planlanması gerekir.</strong></p>
<p>FYY’ye geçiş için kritik koşulları ve adımları anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>Nakit Akışı Pozitif Olmalıdır: </strong>Tedarikçilerle uzlaşma sağlanarak faaliyetlerin devam etmesi temin edilmiş olmalıdır. Şirket finansal açıdan zarar üretmeye devam ediyor olabilir, ancak artık operasyonel zarar üretmemelidir. Makul sürelerde borcun yönetilebilir hale gelmesi, ortakların bu süreçte istekli ve iradeli tutum sergilemesi gerekir.</li>
<li><strong>Operasyonel ve Kurumsal Yapılandırma Başlamış Olmalıdır: </strong>FYY sürecinin başarısı için yalnızca borç vadesinin uzatılması yeterli değildir. Şirketin operasyonel yapısı, mali açıdan tahsilat kabiliyeti, raporlama düzeni ve yönetim organizasyonu da yeniden ele alınmalıdır.</li>
<li><strong>Borç Yapısı Mali Kesim Ağırlıklı Olmalıdır: </strong>Eğer borcun ağırlıklı kısmı finansal kuruluşlara ait ise yani toplam borç içerisinde finansal kesime yönelik borçlar belirgin bir ağırlığa sahipse, FYY süreci çok daha anlamlı ve yönetilebilir bir yapı kazanacaktır. Borçların büyük ölçüde ticari alacaklılara yayılmış olduğu durumlarda FYY tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda tedarikçi mutabakatları ve ticari borç ödeme planlarıyla sürecin desteklenmesi gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>Cengiz Göğebakan, </strong>şu uyarıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Konkordatodan erken çıkış risklidir. Şirket yeterli finansal mutabakat sağlamadan yeniden temerrüt riskiyle karşı karşıya kalabilir. Geç çıkış veya konkordato sürecinde gereğinden fazla kalmak ise fırsat kaybına yol açabilir. Bankalar nezdinde güven kaybını artırabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2019-2020’de 2.8 milyar dolarlık ‘finansal yeniden yapılandırma’ gerçekleşti</span></h2>
<p><strong>FOYDER </strong>Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>2019-2020 döneminde Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde ve bankaların katılımıyla yürütülen çalışmalar kapsamında finansal yeniden yapılandırma uygulamasının başarılı sonuçlarının görüldüğünü anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2019-2020 döneminde finansal kesime 7.7 milyar dolar borcu olan 2 bin 96’sı tüzel kişi toplam 3 bin 595 firma ve kişi konkordato başvurusunda bulunmuştu.</strong></p>
<p>Söz konusu dönemde 1032 firma ve kişinin yapılandırma kapsamına alındığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yapılandırılan borçlulara ait varlık-borç takası ve farklı tahsilat yöntemleriyle 2.8 milyar dolarlık risk yapılandırılmıştı. Şirketlerin faaliyetlerine devam etmeleri, ekonomiye katkı sunmaları sağlanmış, finansal sektör açısından da başarılı sonuç elde edilmişti.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konkordato-mola-olabilir-finansal-yeniden-yapilandirma-dogru-yola-girme-plani-saglar-80762</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/2/1280x720/cengiz-gogebakan-1781042762.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konkordato ‘mola’ olabilir ‘Finansal Yeniden Yapılandırma’ ‘doğru yol’a girme planı sağlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-deger-zincirinde-ortak-akil-zamani-80759</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık değer zincirinde ortak akıl zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ferrero Fındık ve Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından ilk kez düzenlenen Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, Türkiye’nin en stratejik tarımsal ürünlerinden fındığın geleceğini yalnızca verimlilik değil; iyi tarım, iklim, insan hakları, çocuk işçiliğiyle mücadele ve sorumlu iş gücü başlıklarıyla ele aldı. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın, “Sahada fındık üreticileriyle omuz omuza çalışıyoruz” derken, 2012’den bu yana yürütülen Ferrero Değerli Tarım programının 50 binden fazla üreticiye ulaştığını vurguluyor.</strong></p>
<p>Türkiye fındığın dünya merkezi. Ama bugün, ne kadar fındık üretildiği kadar, o fındığın hangi koşullarda, nasıl bir tarımsal anlayışla ve nasıl bir sosyal sorumluluk zemini üzerinde üretildiği ön plana çıkıyor. İklim krizinin tarımsal üretimi zorladığı, zararlılarla mücadelenin verim ve kalite üzerinde belirleyici olduğu, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarının daha fazla gündeme geldiği bir dönemde fındık değer zincirinde de dönüşüm gerekiyor. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın’a göre sürdürülebilir dönüşüm masa başında değil, sahada ve üreticiyle birlikte mümkün.</p>
<p>Ferrero’nun 2012’den bu yana yürüttüğü Ferrero Değerli Tarım programı da bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Program; 32 milyon Euro’yu aşan kaynak, 50 binden fazla üretici, yaklaşık 100 bin hektar alanda sürdürülebilir üretim için danışmanlık desteği ve çocuk işçiliğiyle mücadeleden sorumlu iş gücüne uzanan geniş bir etki alanı yaratmış durumda. Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın ile konuştuk:</p>
<p><strong>"32 milyon Euro’luk yatırımla fındıkta sürdürülebilir dönüşüm"</strong></p>
<p>“2012 yılından bu yana yürüttüğümüz Ferrero Değerli Tarım (FFV) programı, fındık üreticilerinin tamamen gönüllülük esasıyla katıldığı, ekimden hasada kadar sürdürülebilir bir fındık tedarik zincirinin gelişimini destekleyen bir sürdürülebilirlik programı. Ferrero Fındık’ın sürdürülebilir fındık taahhütlerini açıkladığı Fındık Bildirgesi ile uyumlu olarak yürüttüğümüz FFV programı ile Türkiye’de iyi tarım ve iyi sosyal uygulamalara odaklanıyoruz. Bugüne kadar toplamda 32 milyon Euro’nun üzerinde kaynak ayırdığımız programla 50 binden fazla fındık üreticisine ulaştık ve yaklaşık 100 bin hektar alanda sürdürülebilir üretimi destekledik. Karadeniz’e yayılmış saha ekiplerimizle üreticilerle omuz omuza çalışıyoruz. Eğitimler ve danışmanlıklar aracılığıyla fındık üreticilerinin daha modern, verimli ve sürdürülebilir üretim tekniklerine geçişini destekliyoruz. Aynı zamanda fındık üretiminde sosyal koşulların iyileştirilmesine odaklanıyoruz. Özellikle sorumlu iş gücü istihdamı, adil ve güvenli çalışma koşulları, çocuk haklarına saygı konularına odaklanan çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye’de fındık tarımında mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma koşullarına katkıda bulunmak amacıyla CAOBISCO, ILO, TEGV, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İŞKUR’la birlikte projeler yürütüyoruz.”</p>
<p><strong>"İyi tarım uygulamalarını teşvik ediyoruz"</strong></p>
<p>“Fındık tarımının geleceği için daha sürdürülebilir bir tedarik zincirinin gelişimini destekleyen iyi tarım uygulamalarını teşvik ediyoruz. FFV uzmanlarımız, fındık üreticilerine su yönetimi, doğru gübreleme, onarıcı tarım, entegre zararlı yönetimi ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağlıyor. Böylece Türkiye’de fındık üretiminde geleneksel yöntemlerin daha sürdürülebilir uygulamalara dönüşmesini destekliyoruz. 2012 yılından bu yana aktif olarak yürüttüğümüz “Ferrero Değerli Tarım (FFV)” programının, sosyal faydasını gösteren etki analizi sonuçlarını 2025 yılında kamuoyu ile paylaştık. ‘İyi Tarım Uygulamaları’ başlığında, programdan yararlanmak isteyen çiftçilere su yönetimi, suyun korunması, gübre kullanımı, modern tarım teknikleri ve onarıcı tarım gibi konularda eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. Programdan faydalanan çiftçilerin elde ettiği fındığın veriminde ve kalitesinde, ortalama Türk fındık çiftçisine kıyasla artış olduğu görülerek bu farkın finansal etkisi hesaplandı. Buna göre, programa katılan çiftçilere yapılan her bir birim yatırımın, yaklaşık 60 birimlik bir etki olarak geri döndüğü saptandı.”</p>
<p><strong>"20 bin aşkın istihdam yaratıyoruz"</strong></p>
<p>“Ferrero Fındık, son 10 yılda fındık sektöründe yaklaşık 26 bin çocuğa ve 11 bin mevsimlik tarım işçisi aileye ulaştı ve yaklaşık 21 bin çocuğu çalışma hayatından uzaklaştırdı. Program dahilinde, yaklaşık 1100 tarım aracısı ve 14 binden fazla fındık çiftçisi eğitim ve danışmanlık aldı. Aileler için yaklaşık 17 bin hijyen kiti, çocukların faydalanması amacıyla yaklaşık 23 bin eğitim materyali tedarik edildi. Mevsimlik tarım işçileri ve aileleri tarafından kullanılan geçici konaklama alanlarının iyileştirilmesi kapsamında hayata geçirilen yapı iyileştirme faaliyetlerinden 600’ün üzerinde kişi faydalandı. Özellikle sahada fındık üreticileriyle kurduğumuz yakın ilişki bizim için çok değerli. Çünkü sürdürülebilir dönüşümün sahada, üreticiyle birlikte gerçekleştiğine inanıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada iyi uygulamaların yaygınlaşması açısından önemli bir ilerleme sağlandığını düşünüyoruz. Fındık sektörü gerçekten emek yoğun bir alan. Bini aşkın doğrudan istihdama ek olarak, üretim faaliyetlerimiz, tedarik zinciri operasyonlarımız ve sonuçta hane halkı gelir ve harcamalarındaki artışla, ekonomide toplam 20 bini aşkın istihdam yaratıyoruz.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, tüm paydaşları bir araya getirdi</strong></p>
<p>“Ferrero Fındık olarak Sürdürülebilir Fındık Zirvesi’ne Sürdürülebilirlik Akademisi ile birlikte ev sahipliği yaptık. Bu zirveyle kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirip, fındık değer zincirinin tamamını kapsayan bir diyalog platformu oluşturduk. Fındık, Türkiye’nin en önemli tarımsal değerlerinden biri ve ülkemiz de dünyadaki en büyük fındık üreticisi konumunda. Bu topraklarda üretilen fındığın tarımsal olduğu kadar sosyal açıdan da çok büyük bir değeri var. Biz de bu zirveyi, fındık sektörünün sürdürülebilir geleceğini birlikte konuşmak, tarımsal ve sosyal açılardan iyi uygulamaları paylaşmak ve daha güçlü bir değer zincirini birlikte nasıl oluşturabileceğimizi değerlendirmek için gerçekleştirdik. Sürdürülebilir bir geleceğin ancak güçlü iş birlikleriyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Zirvede özellikle iyi tarım uygulamaları ve iyi sosyal uygulamalar ekseninde çevresel sürdürülebilirlik, entegre zararlı yönetimi ve sorumlu iş gücü uygulamaları gibi önemli başlıkları ele aldık. Aynı zamanda sürdürülebilir üretim uygulamalarının sahadaki yansımalarını ve iyi örnekleri bizzat fındık üreticilerinden dinleme imkânı bulduk. Ferrero Fındık olarak üreticilerin ve toplumların gelişimine yönelik olarak tüm paydaşlar ile sürekli iş birliğinde olmanın önemine inanıyoruz. Sürdürülebilirlik yolculuğunda en değerli katkılardan biri, paydaşların birbirinden öğrenmesi ve başarılı uygulamaların daha geniş bir etki alanı yaratması.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-deger-zincirinde-ortak-akil-zamani-80759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/9/1280x720/bamsi-akin-1781042473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık değer zincirinde ortak akıl zamanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abde-celik-istilasina-karsi-plan-80754</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de çelik istilasına karşı plan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a28869ceab16-1781040796.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa çelik sektöründe uzun süredir görülmeyen paradoks yaşanıyor. Ekonomik aktivitedeki toparlanmayla birlikte çelik tüketimi yeniden büyürken, Avrupa fabrikaları bu büyümeden pay alamıyor. Kendi pazarındaki büyümeden pay alamayan AB de ‘çelik istilası’ olarak nitelediği artan ithalata karşı yeni tedbirleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>EUROFER’in yayımladığı son rapora göre AB’nin görünür çelik tüketimi 2025 yılında yüzde 4,4 artışla 134,4 milyon tona yükseldi. Böylece üç yıllık düşüş serisi sona erdi. Ancak aynı dönemde AB ham çelik üretimi yüzde 2,9 gerileyerek 125,8 milyon tona düştü. Bu rakam Avrupa çelik endüstrisi için tarihi dip seviyeyi temsil ediyor. Üretim, 2008 küresel finans krizinin hemen öncesindeki seviyelerin yaklaşık 60 milyon ton altında bulunuyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri bu tabloyu, yüksek enerji maliyetleri, zayıf yatırım ortamı ve küresel rekabet baskısının sonucu olarak değerlendiriyor.</p>
<h2>İthalat yüzde 30 ile rekor kırdı</h2>
<p>Talepteki toparlanmanın en büyük kazananı ise Avrupa üreticileri değil, ithalatçılar oldu.</p>
<p>EUROFER verilerine göre yarı mamul ve mamul çelik ithalatı geçen yıl yüzde 14 arttı. Sonuç olarak ithal ürünlerin AB çelik tüketimindeki payı yüzde 30’a ulaştı. Bu oran Avrupa çelik piyasasında şimdiye kadar görülen en yüksek seviyelerden biri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>EUROFER Genel Direktörü Axel Eggert, Avrupa’nın ulaşım, inşaat, enerji altyapısı ve savunma gibi stratejik alanlarda çeliğe ihtiyaç duyduğunu ancak giderek artan oranda dış tedarike bağımlı hale geldiğini belirtiyor. Sektöre göre mevcut eğilim devam ederse Avrupa’nın sanayi bağımsızlığı ve yeşil dönüşüm hedefleri de risk altına girebilir.</p>
<h2>Brüksel savunmaya geçti</h2>
<p>İthalat baskısının artması üzerine Avrupa Birliği harekete geçti. Avrupa Konseyi, mevcut koruma önlemlerinin süresinin dolacağı 30 Haziran öncesinde yeni ticaret düzenlemelerini onayladı. Yeni sistem, ithalat kotalarının düşürülmesini ve kota aşımı durumunda daha yüksek vergiler uygulanmasını öngörüyor. AB yetkilileri bu mekanizmanın küresel aşırı kapasitenin Avrupa piyasası üzerindeki baskısını azaltmayı hedeflediğini belirtiyor.</p>
<p>Güney Kıbrıs Enerji Bakanı Michael Damianos, çeliğin Avrupa’nın sanayi temeli, yeşil dönüşümü ve güvenliği açısından kritik önem taşıdığını vurgulayarak yeni düzenlemelerin sektöre daha güçlü koruma sağlayacağını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kritik tarih 1 Temmuz</span></h2>
<p>Yeni Avrupa Birliği (AB) çelik ticaret mekanizması 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe girecek. İthalat kotaları yeniden düzenlenecek. Kota aşımı ürünlerde daha yüksek vergiler uygulanacak. Amaç, kaybedilen üretim kapasitesini geri kazanmak. EUROFER’e göre 2019 yılından bu yana yaklaşık 34 milyon tonluk üretim kaybı oluştu. Bu nedenle Brüksel’in devreye aldığı yeni koruma önlemleri, yalnızca ticaret politikası değil, aynı zamanda Avrupa’nın sanayi geleceğini belirleyecek stratejik bir sınav olarak görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abde-celik-istilasina-karsi-plan-80754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/celik-fabrika-1770185234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de çelik talebi üç yıl sonra yeniden büyümeye geçerken, üretim tarihi dip seviyeye indi. İthalatın tüketimdeki payı yüzde 30 ile rekor kırarken Brüksel, sektörün daha fazla kan kaybetmesini önlemek için yeni koruma duvarlarını devreye alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/51-milyari-asan-yeni-isler-bagladi-yuzde-100-sinirini-asali-cok-oldu-80753</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 51 milyarı aşan yeni işler bağladı, yüzde 100 sınırını aşalı çok oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada aktif kârlılıktan esas faaliyet kârlılığa kadar %12 ile %129 arasında değişen marjlarda 25 şirket öne çıkıyor. Farklı sektörlerdeki şirketlerin esas faaliyet kâr marjında %100 barajını aşması, verimlilik beklentisi altında muhasebe gerçeklerini doğru okumayı zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, %100’ü aşan bir esas faaliyet kâr marjı gördüğünde şirketin maliyetleri sıfırlayıp havadan para kazandığına inanma eğilimindedir. Oysaki bilançolara baktığımızda Astor Enerji gibi %28,91 marjla üretim yapıp satan şirketlerle %118 kâr marjına sahip Katılımevim veya %128 oranına ulaşan Creditwest Faktoring gibi finans firmalarını aynı kefeye koymamak gerekiyor. Şüphesiz enflasyonist ortamda yüksek rasyolar göz alıcıdır. Ancak bir sanayi şirketinin sattığı maldan %100’ün üzerinde faaliyet kârı elde etmesi ekonominin doğasına aykırıdır. Finans ve gyo bilançolarındaki yüksek oranlar daha ziyade sermaye piyasası ve faiz gelirleri ile portföy değerlemeleriyle alakalıdır.</p>
<h2>Kâr marjı yüksekler</h2>
<p>Belirlediğimiz kriterleri karşılayan firmalardan Creditwest Faktoring %128,73 ile en yüksek esas faaliyet kâr marjına sahip firma konumunda. Artan bir kârlılığa sahip sektörde martta yıllık kâr artışı %18 oldu. Şirket ise ilk çeyrekte faktoring gelirini %33, dönem sonu kârını %427 büyüttü ve sektör ortalamasının üzerine çıktı.</p>
<p>Katılımevim %118,11 ile listeye giren şirketler arasında esas faaliyet kârını en fazla yükselten bir diğer firma. Üç aylık dönemde tasarruf finansman gelirleri %40, dönem sonu kârı %203 büyüdü. Fiziki büyümesine devam eden firma son olarak Karaman ve Alanya’da açtığı iki şube ile birlikte toplam şube sayısını 99’a yükseltti.</p>
<h2>Piyasa değeri yüksekler</h2>
<p>Katılımevim 327 milyar TL ile tablodaki 25 şirket arasında piyasa değeri en yüksek firma olarak öne çıkıyor. Onu 307 milyar TL ile Astor Enerji takip ediyor. Şirket yakın zamanda özellikle de ABD merkezli firmalarla yaptığı iş bağlantılarıyla dikkat çekiyor. Henüz yılın yarısı tamamlanmadan aldığı yeni işlerin toplamı 51,3 milyar TL’yi bulurken yıllık gelire oranı %132’yi aştı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2885bf252b6-1781040575.png" alt="" width="900" height="482" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>FON GİRİŞİ Mİ, FON ÇIKIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Fon girişi</strong>; talep gücü, likidite bolluğu, psikolojik destek, sermaye genişlemesi. Balon riski, yönetim baskısı, maliyetlenme sorunu, sürü tuzağı.</p>
<p><strong>Fon çıkışı</strong>; maliyet avantajı, piyasa disiplini, nakit gücü, büyüme alanı. Varlık erimesi, panik sarmalı, likidite daralması, sermaye kaçışı.</p>
<p><strong>Beş yıla kadar vadeli ve en fazla 2 milyar TL tutarlı tahvil çıkarmak için süreci başlattı</strong></p>
<p>Vestel Beyaz Eşya’nın piyasadan 2 milyar TL borçlanma girişimi riskli olabilir mi? ● Efe Durmuş</p>
<p>Efe, Vestel Beyaz Eşya, geçtiğimiz ay yurt içindeki nitelikli yatırımcılara satılmak üzere 5 yıla kadar vadeli maksimum 2 milyar TL tutarında tahvil ihraç etme kararı aldı. Şirket ilk çeyrekte satışlarını %52 düşüşle 9,9 milyar TL’ye geriletirken esas faaliyet zararı arttı. Halihazırda 24,6 milyar TL finansal borcu bulunuyor. 94,1 milyar TL’lik aktif büyüklüğü ve 39 milyar TL’lik özkaynağı, 2 milyar TL’lik ek borcu hacimsel olarak rahatça kaldıracak bir güce sahip. Ancak alınacak yeni borcun yaratacağı finansman maliyeti nakit akışını zorlayabilir.</p>
<p><strong>İş birliğinin başarıya dönmesi geliştirilecek prototiplerin siparişe dönmesine bağlı</strong></p>
<p>Pasifik Teknoloji’nin insansız deniz aracı alanında başarı yakalama olasılığı nedir? ● Nihat Aktuğ</p>
<p>Nihat, Pasifik Teknoloji, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamayla Özata Tersanesi ile insansız deniz ve sualtı araçları, otonom sistemler ve hibrit platformlar geliştirmek amacıyla stratejik bir mutabakat imzalandığını duyurdu. Şirketin böylesi zorlu bir sektördeki başarı potansiyeli, yazılım ve görev yönetimi tecrübesini Özata’nın güçlü gemi inşa altyapısıyla ne kadar verimli birleştireceğine bağlı olacaktır. Savunma ve sivil alanlara yönelik yeni nesil araçlar üretmeyi hedefleyen bu iş birliği kağıt üzerinde ciddi bir güç birliğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DOV fonu euro varlıklara yönelerek yıllık %23 getiriyle ortalama altı kaldı</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idaresindeki Onüçüncü Serbest (Döviz-avro) Fon (DOV), üç yılı geçkin süredir işlem görüyor. Dövizdeki hareketle yakından ilişkili olması nedeniyle yükselen ancak sınırlı kalan bir yapıya sahip. Nisandan bugüne düşük de olsa hacimde genişleme söz konusu. Haziranda büyüklük 75,65 milyar TL seviyesine ulaştı. Son iki ayda para girişi gözlenirken haziranın ilk haftasında gelen nakit tutarı 881 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı 17.694 ve doluluk oranı %21,74 seviyesinde. Fon, euro cinsi borçlanma araçlarına yatırım yapma stratejisi ile hareket ediyor. Portföyünün %38,19’u özel sektör dış borçlanma aracı ve %36,66’sı döviz mevduatından oluşuyor. Döviz bazlı getiri arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %23,09 getiri sağlayan DOV, döviz fonların %33,65 getirisinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan TLREF + %1 faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.06.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 366 gün vadeli ve 6 ayda bir kupon ödemeli tahvil toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Vade tarihi 09.06.2027 olarak belirlendi. 8 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, bankanın uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSNURL62738 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28857e84225-1781040510.png" alt="" width="976" height="241" /></strong><strong>PRİZMA MATBAACILIK</strong></p>
<p><strong>İki büyük ortağın payını satma niyeti kesin olsa da hisseyi alacak taraf değişti</strong></p>
<p>Prizma Pres Matbaacılık, şirket ortakları Metin Kuru ve Raşit Kuru’nun A ve B grubu paylarının satılmasına yönelik daha önce duyurulan görüşmelerde alıcı tarafın değiştiğini duyurdu. Yeni plana göre, pay devir işlemlerinin DLT Turizm yerine, Tera Yatırım Teknoloji Holding’in bağlı ortaklığı Tera Turizm üzerinden gerçekleştirilecek. Görüşmelerin henüz bağlayıcı nitelikte olmadığı vurgulansa da anlaşma halinde hakim ortak değişimi olacağı anlaşılıyor. Hissenin fiyatı son bir ayda hızlı bir artış kaydetti. Hakim ortak değişimi şirket işleyişini doğrudan etkileyebilmekte.</p>
<p><strong>GLOBAL YATIRIM HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Dolaylı bağlı iştiraki İspanya'daki kruvaziyer limanının işletme hakkını aldı</strong></p>
<p>Global Yatırım Holding, dolaylı bağlı ortaklığı Global Ports Holding’in (GPH) İspanya’daki Ferrol Kruvaziyer Limanı ihalesini kazandığını ve 30 yıl süreli işletme imtiyazının şirkete verildiğini duyurdu. Firmanın üç ay içinde ilk faz inşaat projelerini yetkililere sunacağı ve ardından altı ay içinde inşaat çalışmalarına başlayacağı belirtildi. Söz konusu gelişmeyle birlikte GPH, kruvaziyer pazarındaki liman ağını daha da güçlendirmiş oldu. Uzun süreli imtiyaz hakkı, döviz bazlı ve öngörülebilir nakit akışına imkan verirken FAVÖK potansiyelini yukarı taşıyacaktır.</p>
<p><strong>RÖNESANS GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Feriköy Gayrimenkul’ün diğer yarısını aldı. Optimum AVM’nin tamamına sahip oluyor</strong></p>
<p>Rönesans Gayrimenkul, daha önce %50 pay sahibi olduğu Feriköy Gayrimenkul’ün diğer %50’lik payını Euro Crescent firmasından satın almak üzere anlaştı. Rekabet Kurulu izninin ardından tamamlanacak devirle birlikte şirket, Feriköy Gayrimenkul’ün tek pay sahibi konumuna gelecek. Bu işlem sonucunda, söz konusu iştirakin önemli varlıklarından olan İstanbul Optimum Premium Outlet AVM’nin mülkiyeti tamamen Rönesans Gayrimenkul’e geçecek. Gayrimenkul yatırım şirketlerin portföyündeki ticari yapıları tek elde toplamak düzenli gelir sağlamak açısından avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Tüpraş bir aydan fazla süredir geriliyor. Fonların payı düşük miktarda yükseldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28858ec914c-1781040526.png" alt="" width="294" height="232" /></strong>Tüpraş’ta fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %4,08 ile toplamda 1,75 milyon lot artarak 44,71 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 204’ten 209’a yükseldi. IOG fonu 1,10 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, ZPX30.F 1,14 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Tüpraş için bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken 11 kurum model portföyüne dahil etti. En yüksek öneriyi Kuveyt Türk Yatırım 376,90 TL ile verdi. En düşük öneri 252 TL ile Teb Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/51-milyari-asan-yeni-isler-bagladi-yuzde-100-sinirini-asali-cok-oldu-80753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 51 milyarı aşan yeni işler bağladı, Yüzde 100 sınırını aşalı çok oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezon-maliyet-baskisiyla-acildi-80752</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni sezon maliyet baskısıyla açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Ekonomin en kritik döviz sağlayıcı kalemlerinden turizm sektörü, yaz sezonunun kapılarını maliyet baskısının gölgesinde açtı. TÜİK’in Mayıs 2026 enflasyon verileri, manşet enflasyondaki baz etkisi kaynaklı gerilemeye rağmen hizmet sektöründeki, özellikle de turizm endeksli kalemlerdeki katılığı tescilledi. Uluslararası ortak tüketim sınıflaması (COICOP) baz alınarak yapılan analize göre; Türkiye’de "Lokanta ve Oteller" grubu mayısta yıllık yüzde 31,59 artışla yüksek seyrine devam ederken, Akdeniz çanağındaki en büyük rakiplerimizde bu kalemde yıllık artış hızı İspanya’da yüzde 4,20; Yunanistan’da yüzde 3,90 ve İtalya’da yüzde 3,40 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Eresin: Maliyeti sektör üstleniyor Konuya ilişkin EKONOMİ’ye değerlendirmelerde bulunan Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, enflasyon sepet metodolojisine yönelik uzun süredir dile getirdikleri yapısal itirazı yinelerken, otelcilik ile yeme-içme sektörlerinin aynı kefeye konulmasının sağlıklı olmadığını; konaklama sektörü özelinde bakıldığında, fiyat artışlarının yeme-içme sektörüne kıyasla daha sınırlı kaldığı tespitinde bulundu. Bununla beraber reel sektörün en büyük çıkmazı olan ‘yüksek enflasyon - yatay kur’ denklemine dikkat çeken Eresin, otelcilerin uluslararası pazarda pazar payı kaybetmemek adına artan TL maliyetlerini döviz fiyatlarına tam olarak yansıtamadığını, karlılıktan fedakarlık yapıldığını vurguladı. Eresin, "Yüksek enflasyon, hızla yükselen işletme maliyetleri ve döviz kurlarının enflasyon oranında artmaması, konaklama sektörü üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle döviz gelirlerindeki artışın maliyetlerdeki yükselişi karşılayamaması, işletmelerin karlılığını önemli ölçüde azaltıyor. Turizm işletmeleri, uluslararası pazarlardaki rekabet koşulları nedeniyle döviz bazındaki fiyatlarını maliyet artışları oranında yükseltemiyor. Aksi durumda rekabet gücünün zayıflaması, pazar kayıpları yaşanması ve sözleşme süreçlerinde dezavantaj oluşması riski ortaya çıkıyor. Bu nedenle maliyet kaynaklı yükün önemli bir bölümü sektör tarafından üstlenilmekte" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörün rekabet gücünü etkileyen temel sorunlardan birinin, enflasyon ile döviz kurları arasındaki dengenin bozulmuş olması olduğunu vurgulayan Eresin, “Maliyetler yüksek enflasyon nedeniyle hızla yükselirken, döviz gelirlerinin aynı ölçüde artmaması turizm işletmelerinin maliyet-gelir dengesini zorlamakta ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir" diye konuştu.</p>
<h2>"Kavaloğlu: Kârlılıkta 3 yıl geriye gittik" </h2>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu ise, sektör için en büyük problemin ‘sabit kur politikası’ olduğunun altını çizdi. Değerli TL’nin ihracatçı ve turizmciye ciddi bir dezavantaj yarattığını belirten Kavaloğlu, maliyet-kur makasını şu örnekle özetledi: "Ocak ayında istihdam maliyetlerimiz yüzde 27 yükselirken, Euro kuru yalnızca yüzde 6 yükseldi. Dolayısıyla bu anlamda bakıldığında Euro'nun çok daha yukarıda olması gerekirken şu anda hem enflasyon baskısı altındayız hem de yükselen bir maliyetimiz var. Fiyatlarımızı da küresel rekabet şartları ve yakın coğrafyamızdaki savaş dinamikleri nedeniyle istediğimiz oranda yükseltemiyoruz. Bu durum karlılıkları tamamen baltalamış durumda. Sektör olarak karlılıkta resmen 2023 yılına döndük, yani 3 yıl geri basmış vaziyetteyiz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yüzde 35’lik artış bile yetmiyor”</span></h2>
<p>Büyük otellerin finansal olarak daha güçlü durabildiğini ancak butik ve küçük otellerin sürdürülebilirlikleriyle alakalı sıkıntılar yaşadığına işaret eden Kavaloğlu, "Büyük otellerin yurt dışı acenteleri ve tur operatörleriyle çok önceden kontrat yapma şansı oluyor ve aksiyon alabiliyorlar. Bir sene önceden kontrat yapan oteller ile günübirlik fiyat belirleyen küçük ve orta ölçekli oteller arasında ciddi bir makas oluştu. Şu an için tek olumlu giden kanal gurbetçi talebi ve iç pazar hareketliliği” dedi. Oda fiyatlarında geçen yıla göre TL bazında minimum yüzde 35 gibi bir artış olduğunu, ancak bu artışın bile maliyetleri kurtarmaya yetmediğine dikkat çeken Kavaloğlu, “Euro bazında artışlar ise yüzde 5 ila yüzde 8 bandında kalıyor. Bu maliyetlerle Euro bazlı artışın çok daha yukarıda olması gerekirdi" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-sezon-maliyet-baskisiyla-acildi-80752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/tatil-yaz-turizm-1776497022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık 65 milyar doları aşan döviz geliriyle dünya liginde ilk üçte yer alan Türk turizmi, yeni sezona yüksek enflasyon ve maliyet baskılarıyla girdi. Konaklama sektörü temsilcileri, TL’deki reel değerlenmenin sektörün rekabet gücü ve kârlılığı üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-kargo-paketinin-9u-cinden-80751</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 kargo paketinin 9’u Çin’den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Basitleştirilmiş Gümrük Beyanı verileriyle Türkiye’nin son tüketiciye yönelik ya da kurumsal olsa da mikro düzeydeki e-ticaret verilerine bakarak bir rapor hazırladı. Raporda, ithalat paket sayısı olarak yer aldı ancak tutar bilgisi yer almadı. İhracatta ise paket sayısı ve tutar yer aldı. Raporda, salgın sonrası e-ticaret kanallarından mikro ithalat ve ihracattaki patlama net olarak görüldü. Salgın öncesi 2015-2020 arasında 1.4 milyondan, 1.7 milyon adete ancak yükselen e-ticaret paket ithalatı, 2021- 2025 arasındaki 5 yılda, 3.6 milyondan 29.5 milyon adete çıktı. İthalat tarafındaki esas görünüm ise ülke bazlı verilerde gerçekleşti. 2025’te Türkiye’ye gelen 29.5 milyon paketin, 27 milyonu Çin’den ithalattan oluştu. İkinci sıradaki Hollanda’dan gelen paket sayısı 926 bin adet olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28835564701-1781039957.png" alt="" width="631" height="379" /></p>
<h2>Adet bazında artı, değer azaldı </h2>
<p>İhracat tarafında numune gönderme, hediye ve kişisel kullanım için gönderim ve elektronik ihracat kodlanmış dahil toplamdaki paket sayısının 51.6 milyon, tutarın ise 2 milyar 255 milyon olduğu kayda geçti. Rapora göre, paket sayısında 2025’te bir önceki yıla göre 2.8 milyon adetlik artışla 51.6 milyon adete ulaşılırken, aynı yıl kıyaslamasında yaklaşık 300 milyon dolarlık bir azalış belirlendi. E-ticaretin salgın dönemindeki patlamayla birlikte, e-ticaret lojistiğinin oturmasıyla, düşük değerdeki ürünler de bu ticarete konu olduğu için paket başına bedellerde de ciddi düşüş oldu. 2018’de 99.1 dolar olan paket başına değer, 2025’te 43.7 dolarak kadar düştü. Ülke bazlı olarak Pazar analizlerine yer verilen Ticaret Bakanlığı raporunda, Avrupa’da Romanya başta olmak üzere bazı ülkelerde sıçrama gözlendiği, buna karşılık Körfez ülkelerinde belirgin bir azalma eğilimi olduğu belirtildi. Romanya’dan başka, Yunanistan, Bulgaristan ve KKTC’nin ilk 20 arasına 2025 yılında giren ülkeler arasında olduğu da kaydedildi. Fırsatlara yönelik olarak çeşitli kategorilerle yapılan analizde de Kuzey Amerika yüksek birim değer, Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ise ölçekleme açısından imkan sağladığı, KKTC’nin de lojistik yakınlıkla öne çıktığı belirtilen raporda, Avusturalya ise istikrarlı alım ile dikkat çekti.</p>
<p>Raporda, tutar bazında 2025 yılında en fazla ihraç edilen ürün gruplarında tekstil- hazır giyimin büyük ağırlığı devam etti. Ürün gruplarında ilk 10 üründe sadece ikinci sıradaki mücevherat, üçüncü sıradaki plastik ürünler ve 6. Sıradaki çanta-valiz dışındaki tüm gruplar giyim, ağırlıklı olarak da kadın giyiminden oluştu İlk sırada bir önceki yıla bir miktar düşüş olsa da 201.6 milyon dolar ile kadın giyim açık ara önde yer aldı. Bunu 98,5 milyon dolar ile mücevherat, 97,3 milyon ile plastik ürünler, 69,6 milyon dolar ile kazak- hırka, 65,7 milyon dolar ile tişört, 61,1 milyon dolar ile çanta-valiz izledi.</p>
<h2>İhracat değeri neden düşüyor? </h2>
<p>Raporda, paket sayısındaki artışa karşılık, değerdeki gerileme, küresel pazarlardaki yaygınlaşan korumacı gümrük politikaları ana neden olarak belirtildi. Lojistik ve gümrükleme maliyetlerindeki artış, küresel rekabet nedeniyle ürün satış fiyatlarına anlık yansıtmada yaşanan zorluklara işaret edildi. Fiyat rekabeti nedeniyle pazar kaybetmemek için fiyatlarda artış yapmama, tüketicinin gümrük maliyetindeki yükselme nedeniyle ucuz ürünlere kayması olgusuna vurgu yapılan raporda, küreselleşmenin bu ticarete olumlu etkisinin devam ettiği ancak toplam değerlerde dönemsel daralmanın gözlendiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-kargo-paketinin-9u-cinden-80751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kargo-lojistik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtdışı platformlarından alışverişte vergi muafiyetini kaldıran düzenleme öncesine ilişkin veriler, mikro e-ithalata ilişkin çarpıcı verilere işaret etti. 2021-2025 arasında yurtdışından gelen paket sayısı 7,2 kat artarak 29,5 milyona çıkarken, bunun 27 milyonunu Çin merkezli alışveriş platformlarının kargoları oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temmuz-gundemi-farkli-olacak-80750</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz gündemi farklı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>CHP’deki tartışmalar AK Parti'de de rahatsızlık yaratırken parti kaynakları, temmuz ayı ile birlikte gündemin değişeceğini ifade ediyor. </p>
<p>7-8 Temmuz tarihlerinde dünyanın gözü ve kulağının Ankara'da NATO toplantısında olacağını belirten kaynaklar, “Türkiye'nin uluslararası prestiji ve İttifak içindeki konumu açısından tarihi bir zirve olacak. Türkiye arabulucu ve kriz çözücü rolünü tüm dünyaya gösterme fırsatı bulacak” görüşünde. Terörsüz Türkiye hedefinde, temmuz ayı ile birlikte yeni gelişmelerin yaşanacağını ifade eden kaynaklar, “Adımlar atılıyor, temmuz ayı ile birlikte yeni ve iyi gelişmeler olacak” açıklamasında bulundular. AK Partili kurmayların son günlerdeki açıklamalarına bakıldığında yine temmuz ayının tartışılan gündem maddeleri arasında yeni anayasa olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temmuz-gundemi-farkli-olacak-80750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’deki tartışmaların AK Parti&#039;de de rahatsızlık yarattığı temmuzda yapılacak NATO toplantısıyla birlikte gündemin değişeceği bildirildi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-bankalari-suriyede-sube-acacak-80749</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk bankaları Suriye’de şube açacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL</strong></p>
<p>Gaziantep’te düzenlenen Anadolu Ajansı Kent Ekonomileri Zirvesi Halep-Gaziantep toplantısında konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat Türk bankalarının Suriye’de banka açması konusunda mutabakata varıldığını belirterek mevzuat çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Bolat, Suriye milli para biriminin basılması noktasında da temasların sürdüğünün altını çizdi.</p>
<p>Suriye'de birinci önceliklerinin devlet bütünlüğünün, milli birlik ve toprak bütünlüğünün korunması olduğuna vurgu yapan Ömer Bolat, “İslahiye Gümrük Kapısı'nın açılması konusunda hazırlıklarımız tam, en kısa sürede açılması müjdesini birlikte çalışıp verebileceğiz. Türkiye ile Suriye arasında 2030'lu yılların başlarında 10 milyar dolar ticarete ulaşmayı hedef olarak belirledik" dedi.</p>
<p>TOBB; Serakib'de OSB kuracak Türkiye’nin Suriye’ye diplomatik, siyasi ve ekonomik destek verdiğini belirten Ömer Bolat, gelecek dönemde ekonomik ilişkilerin sınır kapılarının açılması, transit ticaret, ikili anlaşmalar ve ortak endüstri bölgelerinde yoğunlaştığını vurguladı. Bu kapsamda iki ülke arasında endüstri bölgesi kurulması için özel sektör kuruluşları ve resmi kuruluşların birlikte çalıştığını belirten Bolat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB), Serakib kentinde büyük bir organize sanayi bölgesi kurma hazırlığına başladığını vurguladı.</p>
<p>Suriye iç savaşı öncesi yürürlükte bulunan Serbest Ticaret Anlaşmasının uygulanamaz hale geldiğini belirten Bakan Bolat, “Ekonomik ilişkilerimizin bir hukuki zemine oturması için Türkiye- Suriye Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) mekanizmasının kuruluşu önemliydi. Bunu devrim birinci yılını doldurmadan gerçekleştirdik. Geniş kapsamlı bir Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın istikşafi görüşmelerini başlattık” dedi.</p>
<h2>Sınır geçişleri hızlanmalı </h2>
<p>İki ülke arasındaki sınır kapılarının açılmasına yönelik bilgi de veren Bakan Bolat, "Özellikle Suriye'nin kuzeydoğusunun bu yılın başında istikrara kavuşmasıyla beraber Nusaybin ile Kamışlı arasındaki gümrük kapımızın açılması konusunda biz hazır olduğumuzu Suriyeli mevkidaşlarımıza ifade ettik. Her türlü hazırlığımız var, bir an önce o kapıyı da açabiliriz. İslahiye Gümrük Kapısı'nın açılması konusunda hazırlıklarımız tam. Gaziantep Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve organize sanayi bölgemize, Suriye'deki eksik kısa bir demir yolu hattı konusunda da her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. İslahiye Gümrük Kapısı'nın en kısa sürede açılması müjdesini birlikte çalışıp verebileceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Yüzlerce fabrika yapılıyor </h2>
<p>Türkiye’yi doğal ortak olarak gördüklerini belirten Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal eş-Şaar ise "Türkiye ile kader birliğimiz söz konusu. Her zaman dost olmak için elimizden gelen gayreti ortaya koyacağız" ifadelerini kullandı. Ülkesinin ticaret, yatırım, bankacılık ve sanayi alanındaki mevzuatı gözden geçirdiğini ve kalkınmayı destekleyecek yeni düzenlemeler üzerinde çalıştıklarını açıklayan Şaar, “Sınır kapılarının açılması ve geçişlerin hızlandırılması çok önemli. Ticaret erbabı, sanayici ya da normal bir vatandaş fark etmeksizin, karşılıklı hareketliliğin kolaylaşması ticaretin gelişmesinin anahtarıdır” dedi.</p>
<p>Uluslararası yaptırımların kaldırıldığını ancak etkilerinin sürdüğünü, özellikle bankacılığın modernize edilmesine öncelik verdiklerini belirten Bakan eş-Şaar, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin gelişmiş bankacılık sistemine uyum sağladığını, Suriye’de de vatandaşların benzer ihtiyaçlarına cevap vermek için çalıştıklarını açıkladı. Konuk Bakan, “Son aylarda 15 binden fazla fabrika yeniden faaliyete geçti. Yaklaşık 1200 yeni üretim hattı oluşturuldu. Yüzlerce fabrika inşa sürecinin devam ediyor” diye konuştu. Hama bölgesinde Türk iş insanlarının sanayi yatırımlarında önemli rol oynadığını beklentilerinin tek bir tesis değil daha büyük yatırımlar olduğunu belirtti.</p>
<h2>Bizim ülkemiz, sizin ülkeniz </h2>
<p>Bakan eş-Şaar, Türk yatırımcılara Suriye pazarına girişte daha cesur davranmalarını, sahada bürokratik ve teknik sorunlar çıkabileceğini ancak bunları aşma yönünde irade gösterdiklerini kaydetti. eş-Şaar, “Suriye artık her türlü yatırıma ev sahipliği yapabilecek bir pozisyona geldi. Sahada ufak tefek pürüzler ve engeller olabilir ancak kuracağımız güçlü ortaklıklarla bu sorunların hepsini aşabiliriz. Suriye hazır. Bizim ülkemiz, sizin de ülkenizdir; buyurun gelin” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-bankalari-suriyede-sube-acacak-80749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türk bankalarının Suriye’de banka açması için mutabakata varıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-mecliste-kilicdaroglu-genel-merkezde-konustu-80748</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel Meclis’te, Kılıçdaroğlu Genel Merkez&#039;de konuştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de Meclis Grup toplantısı üzerindenn günlerdir yaşanan gerilim dün iki ayrı toplantı yapılmasıyla sonuçlandı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu genel merkezde, Özgür Özel Mecliste konuştu, kriz geçici olarak çözüldü.</p>
<p>Saat saat gelişmeler Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te grup toplantısı yapması ihtimaline karşı, Özel ve ekibi CHP’nin grup toplantısının yapılacağı salonu erken saatlerde doldurdu. Diğer taraftan Kılıçdaroğlu ve ekibinin de daha önce açıklandığı gibi Meclis’e gelmesi beklenirken, kulisler bir anda hareketlendi. Arka kapı diplomasisi yapıldığı haberleri kulislere düştü. Hatırı sayılır önemli isimlerin araya girerek, Kılıçdaroğlu’nun genel merkezde toplantı yapmasını istediklerine ilişkin haberler geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na bir çağrı yaptı. Meclis Grup toplantısını TBMM’de yapacağını günler öncesinden duyuran Kılıçdaroğlu, öğleye doğru sosyal medya hesabından yaptığı yeni bir açıklama ile Genel Merkezde toplantı yapacağını duyurdu.</p>
<p>Yavaş'ın çağrısı etkili oldu Kılıçdaroğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın kendisine yaptığı sağduyu çağrısına ilişkin paylaşımını alıntılayarak, “Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum: Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak, bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki, o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz. İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız. Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum. Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere CHP Genel Merkezimize, yani baba ocağımıza çağırıyorum. Biz biriz ve birlikteyiz” dedi.</p>
<p>Özel, Dikmen kapısında konuştu Özel, bu arada Meclisin ziyaretçi yasağı getirmesi nedeniyle Meclise alınmayan vatandaşlara hitap etmek için Meclis Dikmen Kapısına gitti. Özel, “AK Parti yargısının, girişimiyle yapılmaya çalışılan darbeyi bir kez de şanlı Meclis'in kapıları önünden geri püskürttünüz. Siz, kendiliğinizden üzerinize düşeni öyle bir yaptınız ki bu duruşunuz, parti tarihinde unutulmayacak duruşlardan biri olarak tarihe kazınmıştır” dedi.</p>
<p>Özgür Özel, saat 13.30 grup konuşmasını yapmak üzere salona geldi. Milletvekillerinin alkışları arasında kürsüye gelen Özel yaşananları, “dünya tarihinde görülmemiş kumpas” sözleriyle yorumladı. Özel, “Burada, bu kürsüde ilan edilen saatte çıkıp da konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, bir zafer olarak görmüyorum. Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş Genel Başkanı’nın konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen kapı önündeki binlerin, Türkiye’deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum” dedi.</p>
<p><strong>26 Temmuz'a kadar kurultay talebi </strong></p>
<p>Özel, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapılması gerektiğini söyledi. Ödeyecekleri her bedele rağmen yürüyüşlerini devam ettireceklerini söyleyen Özel, “Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayakları altında kalır. Bu millet önünde kimseyi istemez. Devleti milletin karşısına koyarsanız millet bu devleti önce yener sonra demokratik devleti yeniden inşa eder. Kimse birilerinin milletle girdiği savaşın maşası olmasın. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-mecliste-kilicdaroglu-genel-merkezde-konustu-80748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/kilicdaroglu-ozgur-ozel-1781039633.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel Meclis’te, Kılıçdaroğlu Genel Merkez&#039;de konuştu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorluda-yapay-zeka-ityi-asti-rekabet-icin-yaza-gecildi-80746</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorlu’da yapay zeka IT’yi aştı rekabet için YaZ’a geçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zorlu Holding yeni rekabet stratejisinde başrolü yapay zekaya veriyor. Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın, “Yapay zekayı IT’nin işi olmaktan çıkarttık. Yapay Zeka Modeli (YaZ) ile iş birimlerinin sahip olduğu dönüşüm aracına dönüştürdük” dedi.</p>
<p>Zorlu Holding, rekabette stratejisini yapay zekayı IT (bilgi işlem departmanı) projesi olmaktan çıkartacak bir modelle yeniden YaZ'ıyor. YaZ adı verilen (Yapay Zeka Modeli) model beş aşamadan oluşuyor. Bu sayede her iş birimi kendi ihtiyaçlarına göre yapay zeka entegrasyonunu kendisi yaparak, projenin başında olacak.</p>
<p>Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın, "Dünya artık daha hızlı dönüyor" diye tanımladığı teknolojik kırılma için YaZ programını yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, uçtan uca bir kültürel dönüşüm modeli olarak tasarladıklarını söyledi. Programın beş temel aşamadan oluştuğunu belirten Aydın, süreci şöyle anlattı:</p>
<p>"Grubun tüm şirketlerinde önce farkındalık yarattık. Webinarlar ve iç iletişim çalışmalarıyla çalışanlarımızın yapay zekanın ne olduğunu ve ne yapabileceğini anlamasını sağladık. Ardından eğitim aşamasına geçtik; hem genel hem de departman bazlı eğitimlerle herkesin kendi işine nasıl entegre edebileceğini gösterdik. Sonrasında proje geliştirme tarafını açtık. Çalışanlarımızdan yüzlerce fikir geldi. 400'den fazla proje önerisi geldi. Bu fikirleri etki ve veri odaklı olarak değerlendirdik, hangisinin verisi bol tespit ettik, önceliklendirdik ve hayata geçirdik. Son aşamada ise başarılı projeleri ödüllendirerek kurum geneline yaygınlaştırıyoruz."</p>
<p>Aydın, bu modelle amaçlarının yapay zekayı klasik bir "IT projesi" olmaktan çıkarıp doğrudan iş birimlerinin sahip olduğu bir dönüşüm aracına dönüştürmek olduğunu vurguladı. Aydın, "Devreye alınmaya çalışılan yapay zeka projelerinin yüzde 70'i ilk konulan hedefe ulaşmadan sönümlüyor. O nedenle proje eğer insan kaynakları için yapılıyorsa bu artık onların yapay zeka projesi olmalı. Bu şekilde hayata geçirildiğinde yapay zeka projeleri yüzde 30 verimlilik sağlamış oluyor" dedi. Aydın'a göre asıl rekabet, yapay zekaya erişmekte değil; onu kurum DNA'sına yerleştirebilmekte yatıyor.</p>
<p><strong>Projeler deneysel aşamada kalıyor, değere dönüşmeli</strong></p>
<p>Aydın'a göre teknoloji son 50 yılda giderek artan bir hızla hayatın içine girerken, bugün gelinen noktada artık "destek fonksiyonu" olmaktan çıkıp doğrudan işin merkezine yerleşti. Bu değişim, yalnızca bireylerin değil, şirketlerin de yaşamını kökten etkiliyor.</p>
<p>Burak Aydın, yapay zeka projelerinin büyük bölümünün deneysel aşamada kaldığını, ancak gerçek başarı için bu projelerin ölçülebilir değere dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Projelerin yalnızca denenmesinin yeterli olmadığını belirten Aydın, "ölçümleme ve ölçekleme" kavramlarının kritik olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım doğrultusunda projelerin finansal ve stratejik etkilerinin takip edildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Hiper rekabet çağı başladı</strong></p>
<p>Aydın, günümüz iş dünyasını "hiper rekabet" ve "hızlı inovasyon döngüleri" ile tanımladı. Artık ürünlerin ve şirketlerin yaşam döngüsünün kısaldığını, birkaç yıl önce lider olan markaların kısa sürede geride kalabildiğini söyledi. Bu noktada referans verdiği yaklaşım, yenilikçilik çarkının sürekli döndürülmesi gerektiği fikrine dayanıyor. Aydın, şirketlerin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilik üretmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Konuşmanın en kritik başlıklarından biri, yapay zekanın son yıllarda yarattığı ivme oldu. Aydın'a göre önceki teknolojik dönüşümler (mobil, IoT, 5G) daha yavaş ilerlerken, yapay zekada bu döngü dramatik şekilde hızlandı. Model değişimlerinin haftalar içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Aydın, bu durumun yalnızca teknolojik değil ekonomik bir kırılmaya da işaret ettiğini söyledi. Küresel ölçekte yapay zekaya yönelen yatırımların trilyon dolar seviyesine ulaştığını belirtti.</p>
<p><strong>İşin yüzde 70'i insan yüzde 30'u teknoloji</strong></p>
<p>Aydın'ın dikkat çektiği bir diğer kritik dönüşüm, şirket organizasyon yapılarında yaşanıyor. Yapay zeka ile birlikte teknoloji departmanlarının artık yalnızca destek birim olmaktan çıkıp, doğrudan operasyonun merkezine yerleşmesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu dönüşümün yalnızca yapısal değil, aynı zamanda kültürel bir değişim olduğunun altını çizdi. Aydın'a göre yapay zeka projelerinin başarısı büyük ölçüde teknolojiden değil, kültürden kaynaklanıyor.</p>
<p>"İşin yüzde 70'i insan, yüzde 30'u teknoloji" yaklaşımına dikkat çeken Aydın, en büyük dönüşüm alanının insan davranışı ve organizasyon kültürü olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Etki alanı sadece teknoloji değil</strong></p>
<p>Burak Aydın, yapay zekanın yalnızca belirli bir alanda değil, iş yapış biçimlerinin tamamında etkisini hissettirdiğini söyledi. Farklı iş kollarında ortaya çıkan dönüşümü örneklerle anlatan Aydın, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bugün pazarlama süreçlerinde içerik üretimi ve kampanya yönetimi yapay zekayla çok daha hızlı ve etkili hale geliyor. Hukuk ve operasyon tarafında belge yönetimi ve süreç otomasyonu ciddi bir verimlilik sağlıyor. Üretimde tasarım ve mühendislik süreçleri hızlanıyor, Ar-Ge'de optimizasyon imkanları artıyor. Tarımda bile yapay zeka, hava koşullarını analiz ederek hasat zamanını öngörebiliyor. Müşteri deneyiminde ise tamamen kişiselleştirilmiş çözümler üretmek mümkün hale geliyor."<br />Aydın, tüm bu örneklerin yapay zekanın yalnızca bir teknoloji başlığı olmadığını, farklı sektörleri dönüştüren güçlü bir "verimlilik motoru" haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sahneye 'yapay zeka' var</strong></span></p>
<p>Zorlu Holding Teknoloji, Savunma ve Dijital İş Geliştirme Grup Başkanı Burak Aydın liderliğinde geçtiğimiz hafta "Yapay Zeka Sahnesi" etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ayrıca insan ve kültür boyutu, girişimcilik ekosistemi, yapay zeka destekli yeni iş modelleri ve "agent" çağı gibi konular da ele alınırken; akademi, teknoloji şirketleri ve iş dünyasından çok sayıda isim deneyimlerini paylaştı. Yapay Zeka Sahnesi'ne sadece Zorlu bünyesindeki şirketler değil, Türkiye'nin ileri gelen holdinglerinin temsilcileri de katılarak görüşlerini sundular.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Burak Aydın'ın dikkat çektiği veriler</strong></span></p>
<p>● McKinsey'nin 2025'te yaptığı araştırmaya göre, kuruluşların yalnızca yaklaşık üçte biri yapay zekayı kurum geneline ölçeklendirebildi, kalan üçte ikisi pilot aşamasında.</p>
<p>● Kurumların %86'sı, yapay zekanın 2030'a kadar sektörlerini dönüştüreceğini öngörüyor. [WEF Future of Jobs 2025]</p>
<p>● Çalışanların yapay zekaya erişimi 2025'te yüzde 50 oranında arttı. [Deloitte]</p>
<p>● Yapay zekanın yıllık global GDP artışı potansiyeline etkisi, 7 trilyon dolar olarak öngörülüyor. (10 yıllık perspektif) [Goldman Sachs]</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorluda-yapay-zeka-ityi-asti-rekabet-icin-yaza-gecildi-80746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/burak-aydin-1781039246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorlu’da yapay zeka IT’yi aştı rekabet için YaZ’a geçildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bingolun-bolgesel-kalkinma-modeli-sutas-sutculuk-projesi-80769</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bingöl’ün &#039;bölgesel kalkınma modeli&#039;: Sütaş Sütçülük Projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım, masa başı yazı yazılacak bir alan değil. Mutlaka sahada olmalısınız. Sahada olanlarla sürekli diyalog içerisinde olmanız gerekiyor. Kendi adıma 30 yıldır hep sahada olmaya çalıştım. Gidemediğim il sayısı, iki elin parmağından daha az. O illerden birisi de Bingöl’dü. Geçen hafta nihayet Bingöl’e de gittim.</p>
<p>Bingöl’ün ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı. Hayvancılık, özellikle de arıcılık öne çıkıyor. Avrupa Birliği’nden coğrafi işaretli Bingöl balı, sadece Türkiye’de değil uluslararası düzeydeki yarışmalarda hep ilk sıralarda yer alır.</p>
<p>Sadece Bingöl’ün değil, bölgenin, ülkenin hayvancılık konusundaki en önemli yatırımı, Haziran 2018’de temeli atılan Sütaş’ın Doğu - Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’dir. Bu yatırım, sadece büyükbaş hayvanların beslendiği, elde edilen sütün işlenerek süt ürünlerinin üretildiği, ineklerin gübresinden enerji üretilen sıradan bir yatırım değil. Bölgenin gelişmesine çok yönlü katkılar sağlayan bölgesel kalkınma modelidir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2893f6939b0-1781044214.jpg" alt="" width="600" height="800" /><strong>Muharrem Yılmaz’ın daveti</strong></p>
<p>Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’nin yatırımcısı olan Sütaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’dan 7 Mayıs’ta bir davet aldım. Davet yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>Sayın Ali Ekber Yıldırım,</p>
<p>1975 yılında Bursa Karacabey’de başlayan sütçülük yolculuğumuz 51.Yılına ulaştı. Kurulduğumuz günden bu yana, sütün iyiliğini ve bereketini yaymak için tutkuyla çalışıyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanında yer alan tesislerimizde, süt değer zincirini entegre eden, ürünlerimizin doğallığını ve besin değerini güvence altına alan “Çiftlikten Sofralara” iş modelimiz ile faaliyet gösteriyoruz. İş modelimiz, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir gıda sistemleri açısından da güçlü bir örnek oluşturuyor.</p>
<p>En son yatırımımız olan “Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre tesislerimizi ve “Çiftlikten Sofralara” entegre iş modelimizi yerinde tanıtmak ve Sütaş’ın bugününü birlikte değerlendirmek üzere, sizi 5-6 Haziran 2026 tarihlerinde Bingöl Tesislerimizde ağırlamaktan özel memnuniyet duyacağım.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>Muharrem Yılmaz’ın daveti ile Sütaş’ın Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri’ni bir grup gazeteci meslektaşımızla birlikte gezdik. Muharrem Yılmaz’dan, birinci ağızdan bilgiler aldık.</p>
<p><strong>Hedef, sütün iyiliğini ve bereketini yaymak </strong></p>
<p>Tarım yazmaya başladığım 1996 yılından bu yana Muharrem Yılmaz ile görüşüyoruz. Sütçülük konusundaki duyarlılığı ve kendi deyimi ile “sütün iyiliğini ve bereketini yaymak” için tutkuyla çalışıyor.</p>
<p>Bugün çokça konuşulan, kararları tartışılan Ulusal Süt Konseyi’nin fikir babalarından birisidir. Arşivimi karıştırınca, Muharrem Yılmaz’ın bana gönderdiği 3 Ağustos 1999 tarihli Ulusal Süt Konseyi başlıklı önerisini içeren raporu buldum. Raporda, Türkiye’de hayvancılık ve süt sektörünün sorunlarının çözümü için “Ulusal Süt Konseyi”nin kurulması öneriliyordu. Çok detaylı bir çalışmaydı. Konseyin amacı, organları, oluşturulacak komiteler, süt fiyatının belirlenmesi, “Süt Fiyat İstikrar Fonu” oluşturularak piyasaya gerektiğinde müdahale edilmesi ve benzeri birçok konu ayrıntılı olarak ele alınıyordu. O’nun önerdiği Ulusal Süt Konseyi, bugünkü Ulusal Süt Konseyi’nden çok daha farklıydı. O öneri doğrultusunda kurulsaydı özerk, bağımsız bir konsey olacak ve bugünkü kadar tartışılmayacaktı.</p>
<p><strong>Bölgesel Kalkınma Modeli</strong></p>
<p>Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, Sütaş’ın iş modeli; ekonomik, sosyal etkileri ve kapsayıcı niteliğiyle bir “Bölgesel Kalkınma Modeli” niteliğindedir. Bu model ile hayata geçirilen “Sütaş Güney Marmara Sütçülük Projesi- Karacabey Entegre Tesisleri”, “Sütaş Orta Anadolu Sütçülük Projesi Aksaray Entegre Tesisleri” ve “Sütaş Ege Sütçülük Projesi Tire Entegre Tesisleri”, kendi bölgelerinde yarattıkları ekonomik ve sosyal etkilerle bölgelerinin kalkınmasına önemli katkılarda bulunan başarılı örneklerdir.</p>
<p>Bu örneklerden edinilen bilgi ve tecrübe ile 2018 yılı Haziran ayında temeli atılan “Sütaş Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi” başlatıldı. Proje kapsamındaki tesisler, yapılan üretim ve ayrıntılar özetle şöyle:</p>
<p><strong>1-</strong> <strong>Sütaş Bingöl Entegre Tesisleri,</strong> 3 bin 200 dekar arazi üzerinde yer alıyor.</p>
<p><strong>2-</strong> <strong>Damızlık Süt Sığırı Çiftliği</strong>,10 bin baş sağmal olmak üzere 22 bin 500 baş kapasiteli. Bölgede yapılacak süt hayvancılığı yatırımları için gerekli damızlık süt sığırı ihtiyacı karşılanırken aynı zamanda yatırım kapsamındaki süt ürünleri fabrikasının ihtiyacı olan sütün yüzde 25’i de burada üretiliyor.</p>
<p><strong>3-</strong> <strong>Karma Yem Fabrikası</strong>, günlük 600 ton kapasiteye sahip. Süt ürünleri fabrikasının işleyeceği günlük 1.000 ton sütü üreten süt ineklerinin ihtiyacı olan karma yemin tamamını karşılayabilecek.</p>
<p><strong>4-</strong> <strong>Rasyon Hazırlama Merkezi, </strong>yerli mühendislik ve imalat imkanlarıyla gerçekleştirilen saatte 2x25 ton kapasiteli merkez, ülke hayvancılığına kazandırılmış önemli bir teknolojik yenilik olmanın yanı sıra, aynı zamanda çiftliklerin ihtiyacı olan günlük 700 ton rasyonu hazırlayabilecek.   </p>
<p><strong>5- Yem bitkileri üretimi mekanizasyon yatırımları, </strong>bölgede sulanabilir alanlarda yılda iki kez ürün alabilme ve böylece hayvancılık için gerekli olan yem bitkilerini yetiştirilebilme imkânı var.  Sözleşmeli modelle yapılan bu üretimler için gerekli olan makina ekipman yatırımları proje kapsamında gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Günlük 1000 ton kapasiteli süt fabrikası</strong></p>
<p><strong>6-</strong> <strong>Süt Ürünleri Fabrikası, günlük </strong>1.000ton süt işleme kapasitesi ile kurulan fabrika aynı anda 18 ayrı ürün üretip paketleyebilme imkanına sahip. Fabrika, maksimum hijyen ve minimum enerji kullanımı ilkelerine göre tasarlandı. Yerli makina, ekipman, dizayn ve mühendislik hizmetleri için referans olacak birçok başarılı örneği barındırıyor.</p>
<p><strong>7-</strong> <strong>Biyogaz ve Elektrik Üretim Tesisi,</strong> Sütaş çiftliklerinin ve fabrikalarının organik atıkları 6,4 MWh kapasiteli biyogaz tesislerinde işlenerek elektrik ve ısı enerjisi (buhar) üretiliyor.</p>
<p>8- <strong>Güneş Enerjisi Santrali</strong>, yenilenebilir enerji üretimini artırmak için çiftliklerin ve tesislerin çatılarına kurulan güneş enerjisi santrali GES kurulu gücü 11,5 MWp’a ulaştı.</p>
<p>9- <strong>Organik Gübre Tesisi, </strong>biyogaz tesislerinin çıktılarından yılda700 bin ton katı ve sıvı fermente organik gübre üretiliyor. Böylece ineklerin yemlerinin yetiştirildiği toprakların gübre ihtiyacı karşılanırken, aynı zamanda bu bölgedeki tarlaların organik yapısının iyileştirilmesi ve verimliliğinin artırılması sağlanacak.</p>
<p>10- <strong>Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi ve Eğitim Çiftliği, </strong>üreticilere, öğrencilere ve süt hayvancılığı yatırımı yapmak isteyen girişimcilere ücretsiz hayvancılık eğitimi veriliyor.</p>
<p><strong>11- Süt Hayvancılığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi, </strong>kapsamında iki önemli laboratuar var. Hayvan Sağlığı Teşhis ve Analiz Laboratuvarında, çiftliklerindeki hayvanların periyodik sağlık kontrollerinin gerektirdiği testlerin yapılarak sürü sağlığının, bağışıklığının ve verimliliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Nesil Islahı Araştırma Laboratuvarında ise, bölgedeki hayvancılığın geliştirilmesine destek olmak üzere; nesil ıslah çalışmaları ile yüksek verimli hayvanların belirlenmesi ve hastalıklara karşı direnci yüksek sığır ırklarının yetiştirilmesine yönelik projeler yürütülüyor. Bu amaçla embriyo transferi ve sperma üretimi gibi çalışmalar yapılıyor.                  </p>
<p><strong>Yatırımın 2018-2033 ekonomik analizi</strong></p>
<p>Daha önce de bu köşede yazmıştım. Prof. Dr. Erinç Yeldan ve Kalkınma Uzmanı Kamil Taşçı’nın 2018-2023 dönemi için hazırladığı “Sütaş Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri Yatırımının Sosyo-Ekonomik Etkileri” raporunda bu yatırımın yaratacağı etkiler özetle şöyle ifade ediliyor:</p>
<p>“Sütaş Bingöl Entegre Tesisleri yatırımı geri bağlantısı yüksek bir yatırımdır. Geri bağlantı etkisi yüksek olan yatırımların yerel ekonomilerde etkileri çok daha büyüktür. Bu tür yatırımlar var olan yerel/ bölgesel bir ekonomi içinde konumlanma değil, kendi ekosistemlerini kurmaya dönük yatırımlardır. Bu yatırımın etkisiyle, Bingöl ve çevresinde yem bitkileri üretimi ve hayvancılık faaliyetleri açısından önemli bir dönüşüm sağlanacaktır. Sütaş yatırımının, Bingöl ve bölgede oluşturacağı ekosistem içinde, alt değer zincirleri marifetiyle geniş bir ekonomik havza oluşturacağı, sadece tarım ve hayvancılığa etkileri ile bile, tek başına bu yatırımın, yereldeki ekonomik dönüşümü gerçekleştirebileceği görülmektedir.</p>
<p>Bu yatırım ile birlikte tarım ve hayvancılığın yanı sıra, bölgede, makine ekipman üretimi, ambalaj malzemeleri üretimi, inşaat, lojistik, tarımsal teknolojiler ve destek hizmetleri gibi çok değişik faaliyetlerin gerçekleşmesi beklenmektedir.”</p>
<p><strong>2033 yılına kadar beklenen değişim ve dönüşüm</strong></p>
<p>Rapora göre, Sütaş Bingöl yatırımının faaliyete geçmesiyle, bölgede görülecek gelişim ve dönüşümlerin bazı sonuçları özetle şöyle:</p>
<p>- 2033 yılında, normal eğilimine göre 2 milyar 254 milyon dolarlık bir büyüklüğe erişmesi beklenen Bingöl ekonomisinin, bu yatırım sonrasında 3 milyar 641 milyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağı hesaplanmıştır.</p>
<p>- Bingöl’ün 2033 yılındaki GSYH(Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)’sının yıllık 1 milyar 386 milyon dolarlık kısmı Sütaş yatırımının doğrudan ve dolaylı etkileri ile oluşacaktır. Bu oran Bingöl’ün GSYH’sının yüzde 61,5’ine karşılık gelmektedir.</p>
<p>- Sütaş yatırımı olmaksızın Bingöl’ün 2033 yılındaki fert başı milli gelirinin 7 bin 322 dolar olacağı tahmin edilirken, bu yatırımdan sonra, bu değerin 10 bin 221 dolara erişeceği hesaplanmıştır.</p>
<p>- Kişi başına milli gelirin normal eğilimine göre 2 bin 900 dolar daha yüksek gerçekleşecek olması, ili, Sosyoekonomik Gelişmişlik Sıralamasında 2 kademe yukarı taşıyacak, 6’ncı kademe iller arasından 4’üncü kademe iller arasına konumlandıracaktır.</p>
<p>- Bu yatırım ile Bingöl, Türkiye’de fert başı milli gelir bakımından 73’üncü sıradaki konumundan, 35 sıra birden yükselerek 38’inci sıraya gelecektir.</p>
<p>- Fert başı gelirin artışına uyumlu olarak hane halkı refahının da önemli ölçüde artacağı hesaplanmıştır. Yatırımın ve üretim faaliyetlerinin doğrudan ve dolaylı etkileri ile, Sütaş’ın Bingöl’de hane halkı refahına katkısının, 2023 yılında yüzde 11,3, 2033 yılı itibariyle yüzde 26,2 düzeyinde olacağını göstermektedir.</p>
<p>- Yatırımının doğrudan ve dolaylı toplam istihdam etkisinin 8 bin 611 kişi olacağı hesaplanmıştır. Bunlardan 1.012 kişi Sütaş işletmelerinde, geri kalan 7 bin 599 kişi ise Sütaş değer zincirinde dolaylı olarak istihdam edilecektir. Diğer bir ifadeyle Sütaş, bünyesinde çalıştırdığı her bir kişiye karşılık 8 kişiye daha istihdam imkanı oluşturacaktır.</p>
<p>- Bu yatırım olmaksızın ilde toplanan vergilerin 2019 yılındaki 96 milyon dolar seviyesinden, 2033 yılı itibariyle 165,1 milyon dolara erişmesi beklenmektedir. Sütaş yatırımı sonrasında, Bingöl ekonomisindeki büyüme ve canlanma ile, ilden 2033 yılı itibariyle yıllık 404 milyon dolar vergi geliri elde edilmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>- Yatırım sonucunda il ekonomisinde görülecek canlanma nedeniyle ilden dışarıya göç yavaşlayacak, böylece il nüfusu mevcut eğilimine göre 277 binden 308 bine değil, 356 bine erişecektir.</p>
<p>Özetle, Sütaş’ın Bingöl’e yaptığı yatırım bölge ekonomisine, sosyal yaşamına önemli katkılar sağladığı görülüyor. Bingöl’den göç yerine, tersine göçün olduğu ifade ediliyor. Elazığ’dan Bingöl’e birlikte seyahat ettiğimiz Beytullah Çakabay, Bingöllü olduğunu ancak birkaç yıl öncesine kadar Bingöl’ü hiç görmediğini, babasının isteği ile akrabalarını görmek için Bingöl’e geldiğini söyledi. Beytullah Çakabay, eşiyle Bingöl’e yerleşmeye karar verdiğini ve Sütaş’ta işe başlayarak İstanbul yerine Bingöl’de yaşamayı tercih ettiklerini anlattı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bingöl’e yapılan yatırım 202 milyon doları aştı</strong></span></p>
<p>Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’ın verdiği bilgilere göre, Bingöl’e <strong>ş</strong>u ana kadar yapılan yatırım harcaması tutarı 202,6 Milyon dolara ulaştı. Bingöl’deki Sütaş çiftliklerinde 6 bin 299’u sağmal olmak üzere toplam 15 bin 205 büyükbaş hayvan var. 2025 yılında hububat sapı, yonca ve silajlık mısır üretimi karşılığında bölge çiftçilerine 407,45 milyon lira ödendi. Bingöl’de 658 üretici aile ve çiftlikten günde 28,3 ton süt tedarikine başlandı. 2025 yılında Bingöl ve çevre illerden 62 bin 917 ton süt toplanırken, üreticilere 1,4 milyar lira ödendi.Biyogaz tesislerinin çıktılarından yılda günlük 800 ton sıvı fermente organik gübre üretiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sayılarla Sütaş</strong></span></p>
<p>Bursa Karacabey’de 1975 yılında kurulan Sütaş, Marmara Bölgesinde Karacabey’de, İç Anadolu Bölgesinde Aksaray’da, Ege-Akdeniz Bölgesinde Tire’de ve Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Bingöl’de yer alan 4 entegre tesisi ile faaliyet gösteriyor. Sütaş’ın 2025 yılı verileriyle durumu özetle şöyle:</p>
<p>- Çalışan Sayısı: 8 bin 48</p>
<p>- Çalıştığı üretici sayısı: 20 bin</p>
<p>- Sözleşme yaptığı 517 üretici ile 84 bin dekar alanda 184 bin ton kaba yem üretildi.</p>
<p>- Kaba yem üretimi: <strong>617 bin ton</strong>.</p>
<p>- Karacabey, Aksaray ve Bingöl tesislerindeki toplam hayvan sayısı <strong>28 bin baş</strong>.</p>
<p>- Endüstriyel tesislerinin <strong>elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünü, ısı ihtiyacının yüzde 35’ini</strong> ineklerin gübresinden ve organik atıklardan ürettiği yenilenebilir enerji ile karşılıyor.</p>
<p>- İşlediği süt miktarı (2025) <strong>1 milyon ton.</strong></p>
<p>- Günde ortalama <strong>7 milyon paket </strong>süt ürünü üretip dağıtıyor.</p>
<p>- Ürünleri <strong>171 bin satış noktasında </strong>tüketicilerle buluşuyor.</p>
<p>- Türkiye’de her <strong>10 sofranın 9’unda bir Sütaş ürünü </strong>bulunuyor.</p>
<p>- 2025 konsolide net cirosu <strong>56,7 milyar lira.</strong></p>
<p>- Şimdiye kadar <strong>20 bin üretici, 35 bin girişimci ve öğrenciye </strong>ücretsiz süt hayvancılığı eğitimi sağladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bingolun-bolgesel-kalkinma-modeli-sutas-sutculuk-projesi-80769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/9/1280x720/inek-hayvancilik-1781044236.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bingöl’ün &#039;bölgesel kalkınma modeli&#039;: Sütaş Sütçülük Projesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirli-ekonomi-80768</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kirli ekonomi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sırf fiyakalı olsun diye memleketin ta bir ucundan su getirmenin mantığı nedir? Kaynakları har vurup harman savurmak, kamu malına çökmek, yolsuzluk, yandaşlık, daha niceleri kirli ekonomi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en fazla <strong>yağış alan</strong>, en fazla <strong>şelalesi</strong> ve <strong>kaynak suyu</strong> sahibi <strong>Rize</strong>’deyiz. Bir restorana gittiğinizde, <strong>hangi ilin suyunu istersiniz</strong>? Çeşme suyunu kullanabiliyorsun, <strong>Ayder</strong>, <strong>Hemşin</strong>, <strong>İkizdere</strong>, <strong>Siron</strong> ve daha niceleri… Her biri adeta bir <strong>şelaleyi sofranıza</strong> getiriyor. <strong>Fakat 1000 km’den su gelmiş</strong>…</p>
<p><strong>Sırf cam şişede sunabilmek için</strong> Bursa Uludağ’dan su getirir misin? Küçük cam şişenin maliyeti <strong>20 lira</strong>, içindeki suyun maliyeti <strong>1 lira</strong> bile değil. Ancak restorana gelince adisyona <strong>50 lira</strong> ile <strong>600 lira</strong> yazılıyor. Fakat sorun şu ki o suyun <strong>taşıma maliyeti</strong>, nakliyesinde harcadığı <strong>mazot</strong>, saldığı <strong>karbon</strong> ne olacak?</p>
<p><strong>ÇEVRESEL TAHRİBAT ASLA HAFİFE ALINMAMALI</strong></p>
<p>Türkiye bağlamında genellikle kayıt dışılık, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çevresel tahribat</strong> ve tüm bunların <strong>sosyolojik yansımalarını </strong>görüyoruz. Kayıt dışılığı da katarsak <strong>milli gelirin %26-31’ine denk rakama</strong> varıyoruz. En büyük etkisini <strong>gelir dağılımında g</strong>örüyoruz. Ancak bana göre en tehlikelisi, <strong>toplum ahlakını bozması</strong>…</p>
<p><strong>İhale</strong> yolsuzlukları, <strong>inşaat</strong>, <strong>sağlık</strong> sektöründeki usulsüzlükler ve daha nicesi… <strong>Çevresel tahribat</strong> ve <strong>kirletici üretim</strong>, asla hafife alınası değil. Şişe suyu örneğinden yola çıkarak,  kirli ekonomi sadece<strong> gezegeni </strong>değil, <strong>ahlaki dokuyu </strong>tahrip ediyor. <strong>Yandaş zenginleşmesi</strong>, <strong>kısa vadeli kazanç hırsı</strong> gibi…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kirletici ekonomiye dair…</strong></span></p>
<p><strong>Ekonomik gerekçesi?</strong></p>
<p>Aslında <strong>hiçbir gerekçesi yok</strong>. Kirli ekonominin çarklarında sadece “<strong>gösteriş ve kibir</strong>” yok. <strong>Akılsızlık</strong> da var. Kaynak suyunu, <strong>kaynağına yakın coğrafyada tüketmek</strong> varken uzaktan nakletmek, aptallıktır.</p>
<p><strong>Gezegene zararı?</strong></p>
<p>Öncelikle <strong>fosil kaynaklar</strong> kullanılarak naklediliyor bu şişe suyu. Kamyonun <strong>1000 km’lik yoldaki karbon salınımı </strong>da cabası… <strong>Suyun ve yeşilin merkezi Rize’ye</strong> Bursa’dan su getirmek, <strong>müşteriye de maliyet</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DÖNGÜSEL EKONOMİ ÇAĞINDA KAYNAĞI DIŞARIDA ARAMAMALI</strong></p>
<p>Doğrusal ekonomi; “<strong>al, kullan, at</strong>” mantığındadır. Döngüsel ekonomi ise “<strong>edin, yararlan, dönüştür</strong>” akışı üzerinden yürür. <strong>Yerel kaynaklar dururken</strong> dışarıdan edinim, kabul edilemez. <strong>Amerika’dan granit</strong> getiren, <strong>1000 km’den su </strong>getiren, aynı çevre cinayetinden sorumludur. <strong>Gezegenin yedeği yok</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KİRLİ EKONOMİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İsraf</strong>: En büyük kirleticidir ve kaynakların verimli kullanılmamasının başat sebebi gösterilir</p>
<p><strong>Gösteriş</strong>: Mal mülk ve güç sahibi olabilmek adına insanları, sermayeyi, zamanı harcamanın adı</p>
<p><strong>Karbon salımı</strong>: Gereksiz nakliyat, kirletici sanayiler, verimsiz süreçlerin ürettiği çevresel zehir</p>
<p><strong>Ahlaksızlık</strong>: Toplumun yapısını kemiren, siyasetin, muhterislerin topluma saldığı kanser virüsü</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirli-ekonomi-80768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/8/1280x720/bardak-su-1781078721.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kirli ekonomi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giyim-ve-ayakkabi-grubundaki-fiyat-artisi-dersini-calisana-surpriz-olmadi-80764</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyim ve ayakkabı grubundaki fiyat artışı dersini çalışana sürpriz olmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) mayıs ayı enflasyon verilerini açıklamasının üzerinden 5 gün geçti. Hepinizin bildiği gibi TÜİK’in Mayıs 2026 verilerine göre, tüketici enflasyonu piyasanın tahminlerini aşarak aylık yüzde 1,71, yıllık ise yüzde 32,61 olarak gerçekleşti. Ekonomistlerin ve Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi’nin aylık yüzde 1,60 - yüzde 1,65 seviyesindeki beklentileri yukarı yönlü geçilmiş oldu.</p>
<p>Endekste en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubundan gıda ve alkolsüz içeceklerde TÜFE mayısta taze sebze ve meyvenin bollaşması, seracılıktan tarla üretimine geçişin başlaması, bazı ürünlerde hasat dönemi nedeniyle fiyatların düşüşü ve kış aylarında yükselen işlenmemiş gıda fiyatlarının normalleşmesi gibi nedenlerle yüzde 0,48 geriledi ve genel enflasyonu 0,12 puan aşağı çekti. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,28 ve buna bağlı olarak ulaştırmada da yüzde 2,28 artış olarak gerçekleşti. Bu iki ana grubun aylık değişime katkıları ise sırasıyla yüzde 0,27 ve yüzde 0,35 puan oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a288ec3cc2ca-1781042883.png" alt="" width="436" height="247" />
<figcaption><strong>Mayıs'ta coşan giyim ve ayakkabı grubu yaz mevsiminde frene basacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak bir ana harcama grubu var ki o hepsini geride bıraktı. Bu da bildiğiniz gibi giyim ve ayakkabı. Mayıs ayında TÜFE bu grupta yüzde 11,29 arttı. Endeksteki ağırlığı yüzde 6.42 gibi nispeten az olan bu grubun genel değişime katkısı ise yüzde 0.75 puan oldu. Yani en büyük katkı bu “cüce” gruptan geldi.</p>
<p>Şimdi bakıyorum da enflasyon tahminleri tutmayanlar, giyim ve ayakkabıda bu denli yüksek artış beklemeyenler şaşırdıklarını anlatıyorlar sosyal medyada, TV ekranlarında ve köşe yazılarında. Şaşıranlar arasında anlı şanlı bankaların ve aracı kurumların analistleri de var. Ben de onların şaşırmalarına şaşırıyorum.</p>
<p>Neden mi? Anlatayım. TÜİK 2023 Nisan’ında yaptığı ve kimseye duyurmadığı (!) yöntem değişikliğiyle giyim ve ayakkabı grubunda “yazlık ürünlerin endekse giriş ayını nisandan mayıs ayına” kaydırmıştı. Bunu da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 4 Mayıs’ta yayınladığı “Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu”ndan öğrenmiştik. Banka “kaydırma” nedeniyle bu grupta fiyat artışlarının ılımı seyrettiğini ifade etmişti. Şaşıranlar o raporu hatırlasalar veya bu köşede mayıs ayının son haftasında yayımlanan yazımı okusalar, o da olmadı 2023’ten buyana mayıs aylarına baksalar daha isabetli tahmin yaparlardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/giyim-ve-ayakkabi-grubundaki-fiyat-artisi-dersini-calisana-surpriz-olmadi-80764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giyim ve ayakkabı grubundaki fiyat artışı dersini çalışana sürpriz olmadı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lutfi-yenelin-es-ceo-kizlari-kronda-buyuk-donusum-yaratti-80755</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lütfi Yenel’in Eş CEO kızları Kron’da büyük dönüşüm yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kron Teknoloji, CyberArk gibi dünya devleriyle rekabet eden Türkiye merkezli bir teknoloji şirketi. Kuruluş tarihi 2007'ye ve başındaki eş CEO'lar Ayşe Yenel ve Zeynep Yenel kardeşlerin yaşına bakarak, gençlerin ortaya çıkardığı bir girişim olduğu düşünülmesin. Kron, yılların iş insanı Lütfi Yenel tarafından kuruldu. Bugün Yenel'ın kızları tarafından yönetiliyor ve aldığı mesafe ile dünya devleriyle başabaş rekabet yapıyor.</strong></p>
<p>Teknoloji şirketlerinin dışa açılma vizyonunun öneminden bahsediyorum hep, çünkü bazı alanlarda kırılan teknoloji dönüşümü, pek qualifikasyonlu konuda fırsatlar yaratıyor. Her yerde dönüşüm var ve bunu gerçekleştirenler, öne çıkabilir. İşte buna örnek şirketlerden biri Lütfi Yenel tarafından 2007'de kurulan Kron Teknoloji... Bu şirketi borsadan da yakın takip edenler vardır. Kron Teknoloji bilinçli, kurumsal bir tecrübeden doğmuş bir şirket. Yani arkasında StartUp gençleri yok. Belki başarısındaki sırlardan biri de budur. Şimdi bu öyküye biraz bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a288994de759-1781041556.jpg" alt="" width="700" height="350" /><strong>Lütfi Yenel'in 'ustalık eseri'</strong></p>
<p>Kron Teknoloji, 2007 yılında Lütfi Yenel tarafından Vestel, Alcatel gibi dev kurumlardaki profesyonel kariyerinin ardından bir "entrepreneurship" (girişimcilik) vizyonuyla kurulduğunda, hedefi Türkiye sınırlarını aşan bir yazılım gücü olmak olarak belirtiliyor. Yenel bir kenara çekilip emeklilik keyfi sürmek yerine, durmadan yoluna devam edip deneyimini, girişimcilik kulvarında bir ustalık eserine dönüştürmüş. Bugün gelinen noktada şirket, sadece telekom sektörüne yönelik yazılım üreticisi olmanın ötesine geçerek, dünyanın en büyük analiz kuruluşlarından Gartner'ın Magic Quadrant raporuna giren ilk Türk teknoloji şirketi olma unvanını taşıyor.</p>
<p><strong>Kızlar iş başına geçiyor!</strong></p>
<p>Kron'un hikayesindeki en dikkat çekici kırılma noktalarından biri, 2024 yılı itibarıyla yönetimin "Co-CEO" (Eş CEO) modeliyle Lütfi Yenel'in kızları, Ayşe ve Zeynep Yenel'e geçmesi olmuş. Her iki lider de teknoloji dışı alanlarda, özellikle bankacılık sektöründe üst düzey kariyerlere sahipken, şirketin potansiyeline olan inançlarıyla bu sorumluluğu üstlenmişler. O dönemde şirkette borsa payı yanı sıra yüzde 10 Netaş hisseleri bulunuyor. Lütfi Yenel kızlarını bir gün çağırıyor: "Ben bugüne kadar şirketi getirdim. Bundan sonra karar size ait. Bu şirketi tek başıma sürdüremem. Ya satacağız ya da artık bu şirketi büyütmek ve potansiyelini sürdürmek için siz karar vereceksiniz" diyor.</p>
<p><strong>Eş CEO'luk modeli</strong></p>
<p>Ayşe Yenel, bu geçişin sadece bir aile mirası değil, stratejik bir yatırım olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: "O günden sonra babama, 'Netaş'ın hisselerini biz alalım, sen de satma. Biz de işlerimizi bırakalım dahil olalım. Türkiye'den çıkmış globalde kendi alanında en büyük 10 oyuncudan biri olabilmiş bir şirket varken, bunun satış ve pazarlama tarafını daha iyi organize ederek bir başarı yakalayabiliriz diye düşündük". Zeynep Yenel de şirket ile ilgili şu tespiti yaptıklarını söylüyor: "Bir kere şirketin teknik açıdan çok kuvvetli olduğunu, çok kuvvetli ürünler geliştirdiğini, güzel bir mühendislik olduğunu görebiliyorduk çok içinde olmasak da... Fakat şirketin satış pazarlama tarafındaki kaslarının çok kuvvetli olmadığını gördük. Bu Türk şirketlerinde zaten herhalde en büyük sorun. Özellikle global piyasalar için...".</p>
<p>2024 itibarıyla kızları Ayşe Yenel ve Zeynep Yenel'in eş genel müdürlük (Co-CEO) görevini devralmasıyla yeni bir döneme girmiş. Bu şirkete taze kanın, ya da yeni bir enerjinin girmesinden farklı olarak, 'kızlar' şirkete yeni bir vizyon ile giriş yapmış. Lütfi Yenel tecrübesi Telekom Network alt yapısı olduğu için orada boşluğu doldurmuş. Ancak bunlar kontratlı ve büyük işler çizgisinde gitmiş. Kron'un yeni CEO'ları ise bu alan devam ederken siber güvenlikte dijital kimlik alanına odaklanmış. Böylece Kron Teknoloji telekomünikasyon odaklı bir yapıdan, özellikle Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM) alanında uzmanlaşmış küresel bir siber güvenlik oyuncusuna dönüşmüş. Yeni nesil yönetimin abonelik tabanlı gelir modeli, kanal odaklı satış stratejileri ve yapay zeka destekli güvenlik çözümlerine verdiği önem şirketi popüler, global yıldızlar ligine doğru taşıyor.</p>
<p><strong>PAM: Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi</strong></p>
<p>Kron'un siber güvenlikteki amiral gemisi ürünü olan Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM - Privileged Access Management), dijital kimliklerin güvenliğini sağlamada kritik bir rol oynuyor. Şirketin teknolojik vizyonu, kimlik güvenliğini üç aşamalı bir evrimle ele alıyor:</p>
<p><strong>PAM 1.0</strong>: İnsan kimliklerinin ve yetkilerinin yönetimi.</p>
<p><strong>PAM 2.0</strong>: "Non-human" veya makine kimliklerinin (Yazılımlar, botlar, DevOps araçları) yönetimi. Bugün dünyada bir insan kimliğine karşılık ortalama 144 makine kimliği bulunduğu ve bu alanın devasa bir risk teşkil ettiğini belirtiyorlar.</p>
<p><strong>PAM 3.0</strong>: Yapay zeka tabanlı "agent"ların (ajanların) yönetimi.</p>
<p>Ayşe Yenel, bu yeni dönemin risklerini çarpıcı bir örnekle anlatıyor: "Amerika'da bir şirkette bir agent yapması gereken yazılımı yaparken bütün şirketin verisini sildi. Çünkü ona doğru bir yetki yönetimi yapılmamış... Bu, bizim gibi şirketlerin öğrenip çözümler geliştirdiği bir 3.0 dönemi". Kron, bu süreçte sadece "AI for Security" (güvenlik için yapay zeka) değil, aynı zamanda "Security for AI" (yapay zekanın güvenliği) kavramına da odaklanıyor.</p>
<p><strong>Kron'un geleceğe bakışı</strong></p>
<p>Kron, bugün 37 ülkede müşterisi olan ve 8 farklı ülkede fiziksel varlık gösteren global bir oyuncu. Özellikle CyberArk gibi dünya devleriyle rekabet eden şirket, Türkiye'de kamu ve özel sektördeki kritik kurumlarda bu devlerin yerini almayı başarmış durumda. Kron Teknoloji, telekom köklerinden aldığı karmaşık veri yönetimi becerisini, siber güvenliğin en ileri noktası olan yapay zeka ve makine kimlikleri alanına taşıyor. Co-CEO'lar Ayşe ve Zeynep Yenel'in liderliğinde, onların bankacılık tecrübeleriyle de disiplinli bir finansal yapı ve agresif bir global büyüme hedefiyle yoluna devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lutfi-yenelin-es-ceo-kizlari-kronda-buyuk-donusum-yaratti-80755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lütfi Yenel’in Eş CEO kızları Kron’da büyük dönüşüm yarattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolde-son-senaryolar-80770</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde son senaryolar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya biraz daha az petrol tüketiyor diye fiyatların rahatça düşeceğini düşünmek artık fazla iyimserlik olur. Hürmüz çevresinde ciddi bir tıkanma yaşanırsa, talepteki yavaşlama bile fiyatları aşağı indirmeye yetmeyecek gibi gözüküyor.</strong></p>
<p>Açıkçası son zamanlarda çok az makale veya analizde "Dünya Kupası Sakinliği" tadında bir analize rastladım. Sanıyorum Tomorrow's Affairs dergisinde çıkan yazım, bu olasılıktan bahseden çok az sayıda makaleden biriydi. Pazartesi günü sosyal medya'da bir kez daha paylaştım. Dolayısıyla burada tekrar etmeyeceğim. Meraklısı için linkini aşağıya bıraktım. </p>
<p>https://tomorrowsaffairs.com/the-world-cup-ceasefire-not-peace-but-calendar-management</p>
<p>Şimdi konuya geri dönüyorum: Hatırlarsanız, petrol piyasasında yılın başında anlatılan hikâye oldukça sakindi. Küresel büyüme yavaşlayacak, talep biraz törpülenecek, OPEC dışı üretim artacak ve fiyatlar aşağı gelecekti. Birçok kurum da buna göre tahmin yapıyordu. J.P. Morgan, Brent petrolde daha düşük seviyelerin mümkün olduğunu söylüyordu. Goldman Sachs da bir süre önce petrolün daha makul bir banda gerileyebileceğini düşünüyordu. Merkez Bankamız bunlardan da ileri giderek, 60 doların altındaki bir senaryoyu seslendirmiş, enflasyon hedefini buna göre belirlemişti. Fakat sonra İran gerilimi, Hürmüz Boğazı riski, enerji taşımacılığındaki aksaklıklar ve savaş ihtimali devreye girdi. Kısacası petrol piyasasında eski sakin senaryo şimdilik rafa kalktı.</p>
<p>Maalesef, bugün petrol fiyatlarını anlamak için sadece arz-talep tablosuna bakmak yetmiyor. Çünkü petrol artık yalnızca “ne kadar üretildi, ne kadar tüketildi?” sorusuyla fiyatlanmıyor. Daha çok “Hürmüz açık kalacak mı, İran ne yapacak, İsrail yeni bir hamle yapar mı, ABD nasıl karşılık verir, Çin stok yapmaya başlar mı?” sorularına göre hareket ediyor. Bu yüzden petrol piyasası giderek ekonomik bir piyasadan çok jeopolitik bir sinir harbine dönüştü.</p>
<p><strong>Goldman Sachs, EIA’dan </strong><strong>daha farklı bir yerde duruyor</strong></p>
<p>ABD Enerji Enformasyon İdaresi, yani EIA, son tahminlerinde petrol fiyatlarının yılın ortasında yüksek kalacağını, yıl sonuna doğru ise bir miktar gevşeyebileceğini söylüyor. EIA’nın ana senaryosu, Orta Doğu’daki arz kesintilerinin zamanla hafiflemesi ve Brent petrolün son çeyrekte 90 dolar civarına yaklaşması üzerine kurulu. Yani EIA, petrolün hemen eski düşük fiyat dünyasına döneceğini düşünmüyor ama 120-130 dolar seviyesini de ana senaryo olarak düşünmüyor.</p>
<p>Goldman Sachs ise daha temkinli bir yerde duruyor. Banka, Orta Doğu’daki üretim kayıpları ve stoklardaki hızlı erime nedeniyle petrol tahminlerini yukarı çekti. Goldman’ın mesajı gayet net: stoklar hızla azalırsa fiyatlar kolay kolay düşmez. Çünkü petrol fiyatını bazen bugünkü üretimden çok, depolarda ne kadar güvenli stok kaldığı belirler. Bugün de tam olarak böyle bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı da benzer bir noktaya dikkat çekiyor. EIA’ya göre yüksek fiyatlar talebi bir miktar yavaşlatabilir ama arz tarafındaki sıkışma büyükse bu tek başına fiyatları aşağı çekmeye yetmez. Yani dünya biraz daha az petrol tüketiyor diye fiyatların rahatça düşeceğini düşünmek artık fazla iyimserlik olur. Hürmüz çevresinde ciddi bir tıkanma yaşanırsa, talepteki yavaşlama bile fiyatları aşağı indirmeye yetmey3cek gibi gözüküyor.</p>
<p>Piyasa haberlerine baktığımızda oynaklığın ne kadar arttığını açıkça görüyoruz. The Guardian, Hürmüz riski ve arz kesintileri nedeniyle petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkabileceğini yazmış. Bazı Amerikan medya mecraları ise olası ABD-İran anlaşması ihtimaliyle fiyatlarda kısa süreli gevşemeler yaşandığını aktarıyor. Bu iki haber birlikte okunduğunda tablo netleşiyor: Petrol artık tek bir temel senaryo ile değil, gazete manşetleri ve "son dakika" haberleri ile hareket ediyor. Bir açıklama fiyatı aşağı çekiyor, bir başkası fiyatı yeniden yukarı taşıyor.</p>
<p><strong>Bugün dengeleyici görünen Çin </strong><strong>yarın fiyatı yukarı iten faktör olabilir</strong></p>
<p>Tabii bir de Çin faktörü var. Çin savaş başladığından beri petrol ithalatını kısarak fiyatların daha sert yükselmesini engelleyen önemli aktörlerden biri gibi görünüyor. Ama bu durum sonsuza kadar gitmeyecek elbette. Çin yılın ikinci yarısında stoklarını yeniden doldurmaya başlarsa, piyasaya güçlü bir talep gelir. Böyle bir durumda petrol fiyatlarının aşağı gelmesi zorlaşır. Yani Çin bugün dengeleyici görünüyor ama yarın fiyatları yukarı iten aktöre dönüşebilir.</p>
<p>Bütün bu tabloyu toparladığımızda üç ana senaryo ortaya çıkıyor. İlk senaryo iyimser olanı: ABD-İran hattında diplomasi ilerler, Hürmüz açık kalır, İsrail yeni bir askeri hamle yapmaz, Çin talebi kontrollü gider. Bu durumda Brent petrol yılsonuna doğru 75-85 dolar bandına gerileyebilir. Ancak, bunun olması için birçok şeyin aynı anda yolunda gitmesi gerekiyor. Bana göre düşük ihtimal.</p>
<p>İkinci senaryo daha gerçekçi olanı: Diplomasi tamamen kopmaz ama gerçek bir barış da gelmez. Hürmüz açık kalır fakat risk primi devam eder. Çin zaman zaman stok yapar, OPEC+ üretim disiplinini korur, küresel talep yavaş ama tamamen zayıf olmayan bir çizgide ilerler. Bu durumda Brent petrol yılsonuna kadar büyük ihtimalle 85-95 dolar bandında dolaşır. Bugünkü koşullarda en makul tablo bu gibi duruyor. TCMB de değiştirdiği senaryoda 89 Doları işaret etmiş. Nispeten mantıklı diyebilirim.</p>
<p>Üçüncü senaryo ise en kötü olanı: İran ile çatışma yeniden başlar, İsrail sert bir adım atar, Hürmüz’de taşımacılık aksar ya da enerji altyapısına saldırılar artar. Böyle bir durumda petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması kimseyi şaşırtmaz. Risk büyürse 110-120 dolar seviyeleri de kısa sürede test edilir. Bu senaryo, piyasanın ciddi olarak bir kenarda tuttuğu bir risk olarak tarifleniyor.</p>
<p>Sonuç net: Bu yıl petrolün 70 dolar altına kalıcı şekilde dönmesini beklememek gerekir. Diplomasi iyi giderse 80 dolar civarı konuşulabilir. Kriz kontrol altında kalırsa 85-95 dolar bandı ana oyun alanı olur. Savaş yeniden başlarsa 100 dolar üzeri yeni normal haline gelir. Yani aşağı yönlü alan sınırlı, yukarı yönlü risk daha güçlü görünüyor.</p>
<p><strong>Brent petrol, büyük ölçüde </strong><strong>85-100 dolar bandında kalır</strong></p>
<p>Benim sentezim şu: Petrol piyasası yıl sonuna kadar ucuzlama hikâyesi değil, risk primi hikâyesi yazacak. Fiyatlarda zaman zaman gevşeme olur, diplomasi haberleriyle sert düşüşler de gelir. Ama bunları kalıcı rahatlama diye okumak hata olur. Hürmüz riski, İran dosyası, İsrail’in güvenlik refleksi ve Çin’in stok davranışı masadayken petrolün eski sakin günlerine dönmesi kolay değil.</p>
<p>Kısacası yıl sonuna kadar petrol için en makul beklenti şu: Brent büyük ölçüde 85-100 dolar bandında kalır. 80 dolar altı geçici olur. 100 dolar üstü ise kötü haber akışında hızla geri gelir. </p>
<p>Özetle, Petrol artık sadece enerji emtiası değil; savaş, diplomasi ve güvenlik fiyatlayan bir göstergeye dönüşmüş durumda. Bu yüzden piyasayı izlerken yalnızca varil sayısına değil, haberler ve son dakika gelişmelerine de bakmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolde-son-senaryolar-80770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/346-1781043814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolde son senaryolar… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervler-erirken-susulanlar-80772</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rezervler erirken susulanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşın rezervlerde yol açtığı 40 milyar dolarlık düşüş sebebiyle, Merkez Bankası 22 Nisan’daki toplantısında yüzde 37 düzeyindeki politika faizini fiili faiz olan yüzde 40’a yükseltebilirdi. Tabii bu sembolik bir hamle olurdu. Brent petrolün varil fiyatının 102 doların üzerinde seyrettiği o tarihte faiz artırılmadı. Brent fiyatı dün itibarıyla 92 dolara geriledi. Daha önemlisi, petroldeki oynaklık (volatilite) oldukça düştü.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, para otoritesi yarın faize dokunmayabilir. Orta Doğu’daki çatışma başladığından beri yerli yatırımcılarda belirgin bir döviz talebinin olmaması da TCMB’ye bir konfor alanı yaratıyor. Kısa vadeli mevduat faizlerinin yüzde 45-50 aralığında olduğu bir ortamda, hanehalkında yabancı paraya yönelim gözlenmiyor. Lirada kalmayı cazip kılan bu yüksek oranlar, uygulanan kontrollü döviz kuru politikasını destekliyor.</p>
<p>Hâlihazırdaki petrol fiyatının yılbaşına göre yüzde 50 yukarıda olması, sıkı para politikasının sürmesi için bir gerekçedir. Ancak ekonomi programının tam üç yıl önce başladığını unutmayalım. Bir dezenflasyon programı için bu, oldukça uzun bir süredir. Kaldı ki stratejinin başladığı Haziran 2023’teki enflasyon ile bugünkü rakam arasında sadece birkaç puanlık fark bulunuyor. Enflasyonda eğilim göstergelerinin geçen yıldan beri yüksek kalması, uygulanan tedavinin sınırlarını net biçimde ortaya koyuyor. Savaş bittiğinde, ekonomi politikası çok daha yüksek sesle eleştirilecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rezervler-erirken-susulanlar-80772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rezervler erirken susulanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-beklentileri-ve-reel-getiri-algisi-80773</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta başında enflasyondan arındırılmış, yani reel bazda değerlendirilen iki önemli veri yayımlandı. Bunlardan biri reel kur endeksi, diğeri ise yatırım araçlarının reel getiri oranlarıydı. Düzenli olarak yayımlanmasa da her an hesaplanabilen reel faiz oranı da belki de en önemli reel ekonomik göstergelerden birini oluşturuyor.</p>
<p>Tüm bu reel hesaplamalarda kritik unsur, hangi enflasyon oranının esas alındığıdır. Karar vericiler açısından bakıldığında, reel değerin beklenen enflasyona göre hesaplanması en doğru yaklaşımdır. Çünkü ekonomik kararlar geleceğe yönelik beklentiler üzerinden alınır. Enflasyon gerçekleştikten sonra geçmiş dönem verileri kullanılarak hesaplanan reel getiri ise bize alınan kararın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu gösterir.</p>
<p>Reel hesaplamaların ekonomide doğru sinyaller verebilmesi için gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarının birbirine yakınsaması gerekir. Teorik olarak da ekonomik birimlerin beklentilerinin zaman içerisinde gerçekleşen enflasyona yaklaşması beklenir. Bu yaklaşım, ekonomik aktörlerin rasyonel davrandıkları ve sürekli olarak yanılsama içerisinde olmayacakları varsayımına dayanır.</p>
<p>Ancak bugün Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri, enflasyon beklentilerinin bir türlü gerçekleşen ve hedeflenen enflasyon oranlarına yakınsamamasıdır. Uzun süredir gerek piyasa katılımcılarının, gerek reel sektörün, gerekse hanehalklarının enflasyon beklentileri Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça üzerinde seyretmektedir.</p>
<p>Örneğin, TCMB'nin son açıkladığı 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26 olmasına rağmen, hanehalkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. Merkez Bankası'nın bu yıl için yüzde 26, gelecek yıl için ise yüzde 15 enflasyon öngörmesi, bugün itibarıyla 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yaklaşık yüzde 20 seviyelerinde olması gerektiğine işaret etmektedir. Buna karşın hanehalkının beklentisi Merkez Bankası tahminlerinin iki katından fazladır.</p>
<p>Bu durum, gerçekleşen enflasyona ilişkin algının da ciddi şekilde farklılaştığını göstermektedir. Koç Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen enflasyon beklenti anketinde hanelerin hissettiği enflasyon da ölçülmekte ve son sonuçlar hissedilen enflasyonun yüzde 54 civarında olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dolayısıyla hem mevcut enflasyon algısı hem de geleceğe yönelik beklentiler resmi verilerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Bu ayrışma, yatırım araçlarının reel getirisine ilişkin değerlendirmeleri de doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Son verilere göre Mayıs ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde mevduat faizinin TÜFE'ye göre hesaplanan reel getirisi brüt olarak yalnızca yüzde 0,05 düzeyinde gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, resmi enflasyon verileri esas alındığında mevduat faizi brüt olarak neredeyse başa baş bir getiri sağlamış, stopaj sonrası ise değer negatif gerçekleşmiştir.</p>
<p>Ancak aynı dönemde hanelerin enflasyonu yüzde 54 civarında hissettiğini dikkate aldığımızda tablo daha da değişmektedir. Bu durumda mevduat faizinin ciddi bir satın alma gücü kaybına yol açtığı algısı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir ortamda imkânı olan bireylerin ya tüketimi öne çekmesi ya da alternatif yatırım araçlarına yönelmesi oldukça doğal bir davranış haline gelmektedir.</p>
<p>Zaten Türk halkının geleneksel yatırım tercihleri de ağırlıklı olarak altın ve gayrimenkul yönündedir. Son açıklanan verilere baktığımızda, külçe altının son bir yıllık TÜFE bazlı reel getirisinin yüzde 22 seviyesinde, BIST 100 endeksinin yüzde 15,81 reel getiri sağladığını görüyoruz. Aynı dönemde mevduatın reel getirisi brüt olarak yüzde 0,05 civarında gerçekleşirken, euro ve dolar yatırımcılarına reel anlamda yüzde 8 ila yüzde 11 arasında kayıp yaşatmıştır. BIST 100 endeksindeki getirilerin ise daha çok yılın ilk aylarında yoğunlaştığını dikkate alırsak, hanehalkının tasarruf tercihlerinde altın ve gayrimenkulün neden ön planda olduğunu anlamak daha da anlaşılmaktadır.</p>
<p>Benzer bir tablo beklenen enflasyon açısından da karşımıza çıkmaktadır. Hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 48-50 bandında dolaşırken, Merkez Bankası'nın hedefi yüzde 26 seviyesindedir. Mevduat faizlerinin bugün yüzde 40-42 bandında bulunduğu düşünüldüğünde, stopaj sonrası yaklaşık yüzde 35 seviyelerine gerileyen net faiz oranları, hanehalkının enflasyon  beklentilerine göre oldukça düşük kalmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle tasarruf sahiplerinin alternatif yatırım araçlarına yönelmesi, daha fazla risk üstlenmesi ve hatta bazı durumlarda tüketimlerini kısmak yerine öne çekmeleri şaşırtıcı değildir. Bu davranışlar ise iç talebin canlı kalmasına ve enflasyonun beklenenden daha dirençli seyretmesine yol açıyor.</p>
<p>Bu çerçevede ekonomi politikalarının başarısı açısından beklentilerin politika hedeflerine yakınsaması büyük önem taşıyor. Tasarruf, yatırım ve tüketim kararlarının arzu edilen yönde şekillenebilmesi için ekonomik aktörlerin açıklanan hedeflere inanması ve beklentilerini yakınsatması gerekir.</p>
<p>Merkez Bankası'nın enflasyon hedefine yakın bir beklenti oluşması durumunda, hanehalkının tasarruf araçlarına daha fazla yönelmesi, iç talebin daha kontrollü seyretmesi ve enflasyonla mücadelenin daha düşük maliyetle yürütülmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle enflasyon beklentilerinin neden yüksek kaldığını anlamak ve hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki farkı nasıl azaltabiliriz sorusuna odaklanmak enflasyonla mücadelenin en kritik unsurlarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-beklentileri-ve-reel-getiri-algisi-80773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdanlari-kaptik-80781</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cüzdanları kaptık!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;">Asıl mesele, ABD'nin 1 milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;">ABD Hazine Bakanı </span><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; background: white;">Scott Bessent,</span><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"> birkaç gün önce İran bağlantılı 1 milyar dolarlık kripto varlığa el konulduğunu Regan National Economic Forum ve Fox Business’teki Larry Kudlow röportajında açıkladı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ancak; hangi yetkiyle, hangi teknik yöntemlerle, hangi hukuki süreç güvencesi kapsamında bu varlıkları ele geçirdiklerini söylemedi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ele geçirilen </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">cüzdanların; İran devletine mi, İran devrim muhafızlarına mı, İranlı gerçek veya tüzel kişilere mi, İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi ve kuruluşlara mı ait olduğu konusunda da bir açıklama yapmadı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Soğuk cüzdanların </span></strong><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">fiziksel konumu yoktur</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;">En yetkili ağızın bu sözleri devletlerin egemenliği ve insan hakları bakımından açışkan etki oluşturmuştur. Sert güç, yumuşak güç, akıllı güç derken, dijital gücün de hukuken çerçevelenmesinin gerekliliği kendiliğinden görünür hale gelmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Uluslararası hukukun temel prensibi, devletlerin egemenlik yetkilerini kendi ülke sınırları içinde kullanmasıdır. Kripto varlıklar ise bu temel prensibi zorlamaktadır. Çünkü; soğuk cüzdanların fiziksel konumu yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Devlet bağışıklığı ilkesi kapsamında bir devlet başka bir devletin malvarlığına el koyamaz. Ancak; bu cüzdanlar İran devletinin cüzdanıysa; ABD-İran Sert Güç Uygulaması ve Diplomasi Müzakereleri süreci iç içe yaşanırken doğrudan egemenlik konusunda kritik bir eşiğin daha aşıldığını söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Bu nedenle asıl mesele; ABD'nin bir milyar dolarlık kripto varlığa el koyması veya koymaması meselesi değildir. Asıl mesele, bunu hangi yöntemle yaptığı, hangi yetkiye dayandırdığı, hangi yargısal denetime tabi olarak gerçekleştirdiği ve kimin varlığına el koyduğu meselesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Cüzdanların İranlı gerçek veya tüzel kişilere veya İran bağlantılı yaptırım listelerindeki kişi veya kuruluşlara ait olması durumu üzerinden değerlendirme yapıldığında birkaç ihtimal vardır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Bu ihtimallerin her birinin hukuki sonuçları da birbirinden farklıdır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Birinci ihtimal, varlıkların ABD yargı yetkisi içindeki merkezi bir borsa veya saklama kuruluşunda tutuluyor olmasıdır. Böyle bir durumda ABD mahkemeleri veya yaptırım otoriteleri tarafından verilen kararlarla hesaplar dondurulabilir, transferler engellenebilir veya varlıklar devlet kontrolüne geçirilebilir. Bu senaryoda egemenlik tartışması nispeten zayıftır. Çünkü devlet kendi yetki alanı içindeki kurumlara emir vermektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Yine; ABD'nin uzun yıllardır uyguladığı başkanlık kararnameleriyle uyguladığı ülke dışı yaptırım rejimleri de olası bir dayanak olarak karşımıza çıkabilir. Bu yaklaşımda ABD, kendi ulusal güvenliğini veya finansal sistemini etkilediğini düşündüğü faaliyetlere karşı ülke sınırları dışında da yetki kullandığını ifade etmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">İkinci ihtimal, varlıkların Tether veya USDC benzeri merkezi ihraççılar tarafından çıkarılan stablecoinler’den oluşmasıdır. Bu durumda ihraççı şirketler belirli blokzincir adreslerini kara listeye alabilir, varlıkları kullanılamaz hale getirebilir veya yeni token ihracı yoluyla fiili kontrol sağlayabilir. Burada devlet doğrudan cüzdana değil, sistemin merkezindeki özel şirkete müdahale etmektedir. Yine egemenlik tartışması nispeten zayıftır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Üçüncü ihtimal, özel anahtarların bir operasyon sonucunda ele geçirilmesidir. Eğer Bakan'ın "cüzdanları kaptık" ifadesi gerçek anlamda kullanıldıysa, özel anahtarların ele geçirilmiş olması ihtimalini gündeme getirir. Böyle bir durumda mesele yaptırım hukukunun ötesine geçerek siber operasyonlar hukukuna yaklaşır. Çünkü artık devlet, bir finansal kuruma emir vermemekte, doğrudan dijital varlığın kontrolünü devralmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Dördüncü ihtimal ise blokzincir altyapısına veya cüzdan sağlayıcılarına yönelik gizli servis faaliyeti veya istihbarat operasyonudur. Eğer ABD istihbarat kurumları veya kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen bir teknik müdahale söz konusuysa, olay yalnızca malvarlığına el koyma işlemi olmaktan çıkar; devletlerin siber uzaydaki faaliyetlerinin hukuki sınırları tartışmasının parçası haline gelir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">En tartışmalı ihtimal ise; ABD'nin herhangi bir ülkesel bağlantı olmaksızın veya meşru yetkisi olmaksızın, yalnızca teknik kapasitesine dayanarak yabancı kişilere veya yabancı devletlere ait dijital varlıklara erişmiş olması ihtimalidir. Böyle bir durumda; ilk kez bir teknik yöntem fiili güç olarak kullanılmış, dijital egemenlik fiilen ihlal edilmiş olur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Uluslararası hukukta henüz kuralları tanımlanmayan bu alan,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>gelecekte devletler arasında yeni egemenlik tartışmalarının merkezine yerleşebilir. 21’nci yüzyıl egemenlik anlayışı eşiklerinden birinin daha fiili uygulamayla aşılmasını gündeme getirir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">K</span><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;">ripto varlıklara fiili teknik güç uygulamak suretiyle oluşturulan fiili egemenliğin ilk örneği en yetkin ağızlardan ifade edilmiş olmakla, tüm devletlerin kendi egemenlik anlayışlarını ve egemenliklerinin geleceğini gözden geçirerek, dijital egemenliklerinin geleceğini bugünden güncellemelerini zorunlu hale getirir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Türkiye bakımından; kripto varlık hizmet sağlayıcıları, saklama kuruluşları ve borsalar yakın dönemde kapsamlı düzenlemelere tabi tutuldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Ancak; ABD’nin “Cüzdan Kapma” modeli yaygınlaşırsa, kripto paraların merkeziyetsizlik iddiasının hukuki sınırları ve bu sınırların dijital fiili güç uygulayarak aşılması durumunda;<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>hem egemenlik hem insan hakları bakımından oluşacak sorunların masaya yatırılmasının zamanının geldiğini söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Courier New'; mso-fareast-language: TR;">Hadi hayırlısı...</span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cuzdanlari-kaptik-80781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cüzdanları kaptık! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyon-hem-dusmez-hem-de-bitmez-80774</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu enflasyon hem düşmez hem de bitmez!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hükümetin enflasyonla mücadele ettiğine ve bütüncül ve kararlı bir dezenflasyon program uyguladığına inanç yok. Üç yıldır bir programdan bahsediliyor, ama sonuçlar ortada. Daha gerçekçi ve Keskin politika tedbirleri yok. Bu programın hiçbir yerinde yapısal düzenlemeler yok, kamuda tasarruf ve verimlilik yok, maliye politikasının araçları ortada yok.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz Cuma günü Mayıs 2026 ayı enflasyon rakamları açıklandı.</p>
<p>Aylık enflasyon yüzde 1.71 ve yıllık artış da yüzde 32.6 oldu.</p>
<p>Geçtiğimiz Nisan ayında enflasyon yüzde 4.18 olmuştu ve yıllık enflasyon da yüzde 32,4’e yükselmişti.</p>
<p>Bu arada yıllık bazda ÜFE yani üretici fiyatları yüzde 2.75 arttı ve yıllık artış da yüzde 28,9’a geldi.</p>
<p>İlk 5 aylık enflasyon yüzde 16,6 olarak gerçekleşti; ancak sepet kur yüzde 6.3 artış ile sınırlı kaldı. Yani 5 ayda enflasyon kur sepetini yüzde 10’dan fazla aştı. Bir bakıma Türk Lirası reel olarak değerlenmeye devam etti.</p>
<p>Buradan şu sonuç çıkıyor: Döviz baskılanarak adeta yönetilmiş ve yönlendirilmiş fiyat mekanizması haline getiriliyor. Yani kur frenleniyor; çünkü ülkemizde ikili para rejimi geçerli. Türk Lirasının yanında bazı iç piyasalarda tamamen dolar veya Euro’nun hükmü var.</p>
<p>Bu arada Mehmet Şimşek’in kaptanlığını yaptığı enflasyonla mücadele program da 3 yılını doldurdu.</p>
<p>3 yılda fiyatlar nasıl seyretmiş? Vatandaş bu beladan nasıl nasibini almış?</p>
<p>Önceki gün, önce arkadaşım ve uzun yıllardan beri de köşedaşım Sevgili Alaattin Aktaş, yazısında bu üç yılı çok iyi betimlemiş. “<em>Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215” </em> şeklinde çok anlamlı ve önemli bir manşet atmış.</p>
<p>Ana sektörlere göre son üç yıl fiyat artışlarını şöyle sıralamış:</p>
<p>- Eğitim yüzde 428</p>
<p>- Konut yüzde 371</p>
<p>- Lokanta, konaklama yüzde 248</p>
<p>- TÜFE yüzde 215.</p>
<p>En çok artış görülen harcama kalemlerini de şöyle belirlemiş:</p>
<p>- Yükseköğretim ücreti yüzde 683</p>
<p>- Geçiş ücreti yüzde 556</p>
<p>- Gerçek kira yüzde 524</p>
<p>- Dikkat! Şans oyunları yüzde 454 (Manevi değerleri yüksek bir iktidar döneminde hem böyle bir kalemin varlığı ve hem de artış hızı çok manidar!...)</p>
<p>Şimdi de yıllık enflasyondaki artışa etki eden ilk üç kaleme bakalım:</p>
<p>- Gıda ve alkolsüz içecekler 8.60</p>
<p>- Konut 6.07</p>
<p>- Ulaştırma 5.63</p>
<p>Görüldüğü gibi enflasyonu yukarı çeken üç kalem aynı. Gıda, konut ve ulaştırma.</p>
<p>- Gıdadaki mevsim etkisine bağlı geçici duraksamaya aldanmayalım. Tarım sektörü artık yok gibi. Ne köyde insan kalmış ne de arazide tarla veya bahçe kalmış. Hepsi beton olmuş taşlaşmış.</p>
<p>- Konut ile ilgili bir yandan arz artışı var, ama bir yandan da bitmeyen talep var. Atıl ikinci konut gerçeği ve değerli konut fiyatlarının katılığı ortada. Birikimler artık konut almaya müsait olmadığı gibi ucuz ve ulaşılabilir finansman da yok.</p>
<p>- Ulaştırma zaten önemli ve vazgeçilmez bir harcama kalemi. Geçtiğimiz Şubat ayının son günü başlayan İran ile ABD ve İsrail savaşı ve sonrasında kapanan Hürmüz Boğazı petrole ulaşmayı fiilen zorlaştırmış durumda. Petrol fiyatları 60’lı dolar bandında seyrederken şimdi en az yüzde 50 artışla zaman zaman 100 doları aşıyor.</p>
<p>Hükümetin enflasyonla mücadele ettiğine ve bütüncül ve kararlı bir dezenflasyon program uyguladığına inanç yok. Üç yıldır bir programdan bahsediliyor, ama sonuçlar ortada. Daha gerçekçi ve Keskin politika tedbirleri yok. Bu programın hiçbir yerinde yapısal düzenlemeler yok, kamuda tasarruf ve verimlilik yok, maliye politikasının araçları ortada yok.</p>
<p>Sadece ortada Merkez Bankasının para ve kredi politikaları var. Sadece bu politikalarla sonuç almak sınırlı.</p>
<p>Şimdi de Hazine ve Maliye Bakanı, <em>“yıl sonunda enflasyon yirmili rakamların ortalarında…”</em> gibi soyut ifadelere yönelmiş durumda.</p>
<p>Dolayısıyla <em>“bu enflasyon hem düşmez, hem de durmaz!”</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-enflasyon-hem-dusmez-hem-de-bitmez-80774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu enflasyon hem düşmez hem de bitmez! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-istihdami-azalirken-kamu-istihdami-artiyor-80775</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel sektör istihdamı azalırken kamu istihdamı artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi politikalarının en önemli amacı, daha çok sayıda insanın iş sahibi olması ve bu insanların elde ettikleri gelirlerinin de artmasıdır. Büyüme dediğimizde, bir yandan toplam mal ve hizmet üretimimizdeki artışa bakarken, diğer yandan daha çok insana iş imkanı sağlayabilmiş miyiz diye anlamaya çalışırız. Daha çok iş yaratabilmek için, hiç şüphesiz ki daha fazla yatırıma ihtiyaç duyuyoruz. Dolayısıyla, yatırım ve büyüme hakkında konuşurken, aslında esas meramımız daha fazla istihdam ve daha yüksek gelir seviyesi oluyor, ya da olmalı.</p>
<p>Bu bakış açısıyla işgücü piyasası verilerini incelediğimizde, ne yazık ki çok cesaret kırıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tablo 1’de, 2007 ile Mart 2026 arasında özel sektör ve kamu sektörü kırılımında istihdam edilenlerin sayısını görüyoruz. Verinin 2007’de başlamasının nedeni, sağlıklı bir karşılaştırmalı analiz yapabileceğim en erken tarihli verinin bu yıla ait olması.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2894393fe76-1781044281.png" alt="" width="406" height="335" /></p>
<p>Tablodaki verileri üç farklı döneme ayırarak incelemek istiyorum. İlk dönem, 2007-2015 arasındaki yılları kapsıyor. Bu dönemde, özel sektör istihdamı kamudan daha hızlı artıyor. Kamu istihdamının toplam istihdama oranına baktığımızda, bu eğilimi net bir şekilde görebiliyoruz. 2007’de toplam istihdamın içinde kamuda çalışanların payı %14,8 iken, 2015’te bu oran %13,2’ye kadar gerilemiş. Bu dönemde özel sektör istihdamı toplam %37,3 artarken, kamu istihdamındaki artış %20,3 olmuş.</p>
<p>2015’ten itibaren işin rengi değişmeye başlıyor. 2007-2015 arasındaki sekiz yılda toplam 595 bin kişi artan kamu istihdamı, sonraki sekiz yılda tam 1 milyon 655 kişi yükseliyor. Özel sektörde ise, 2007-2015 döneminde yaratılan 6 milyon 270 bin kişilik istihdama karşın, sonraki sekiz yılda sadece 3 milyon 755 bin adet istihdam yaratabiliyoruz. Bunun sonucu olarak, 2015’te %13,2’ye kadar gerileyen kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı, 2023’te %16,2’ye yükseliyor.</p>
<p>En yakın döneme ait verileri inceleyeceğimiz üçüncü ve son dönem ise en cesaret kırıcı olanı. 2023 sonundan 2026 Mart sonuna kadar olan bu dönemde, kamu istihdamındaki artış, önceki döneme göre yavaşlasa da sürüyor. Ne var ki, 2023 sonrasında daha önce hiç görmediğimiz bir şey oluyor ve özel sektör istihdamı azalmaya başlıyor. Bunun sonucunda, kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı, Mart 2026 itibariyle %17,2 ile incelediğimiz dönemdeki en yüksek seviyeye ulaşıyor.</p>
<p>Burada ufak bir teknik hatırlatma yapmam lazım. Tablodaki verilerden kamu istihdamı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na ait ve mevsimsel olarak düzeltilmemiş veriler. Toplam istihdam verileri ise TÜİK’e ait. TÜİK bize hem mevsimsel düzeltilmiş hem de ham verileri sağlıyor. Kamu istihdamı için mevsimsel düzeltilmiş verilere sahip olmadığımız için, tabloda mevsimsel düzeltmeye tabi tutulmamış verileri kullandım. Aslında, 2023 yıl sonu ile 2026 Mart sonunu karşılaştırmak bu açıdan tam da doğru değil. Ne var ki, bu eksiklik analizimizdeki ana fikri pek de değiştirmiyor. TÜİK’in açıkladığı mevsimsellikten arındırılmış verilere baktığımızda, 2023 sonundan 2026 Nisan sonuna kadar toplam istihdam 169 bin kişi azalmış. Bu dönemde kamu istihdamının arttığını yukarıdaki tablodan biliyoruz. Yani, neresinden bakarsak bakalım, 2023 sonrasındaki dönemde özel sektör istihdamı azalmış.</p>
<p>Buraya kadar, Türkiye’de istihdamın son 2,5 senedir artmadığını, hatta özel sektöre baktığımızda istihdamın azaldığını net bir şekilde tespit etmiş durumdayız. Peki o zaman, siyasilerimizin büyük bir gururla ifade ettikleri kesintisiz 23 çeyrektir büyümüş olmanın vatandaşlarımıza faydası ne? Öyle ya, 2023 sonundan, 2026’nın ilk çeyreğine kadar kümülatif %6,4 büyümüş bir ekonomide, nasıl oluyor da toplam istihdam azalıyor? Bu sorunun çok detaylı bir cevaba ihtiyacı var. İlk akla gelen şey, milli gelirde payı düşük ama istihdamda payı yüksek bazı sektörlerdeki olumsuz gelişmeler. Burada aklımıza ilk gelen tekstil ve hazır giyim sektörleri oluyor. Ya da tersinden bakarsak, istihdam yoğunluğu düşük ama yüksek katma değerli sektörlerde büyümüş olabiliriz. Burada da aklımıza yüksek teknolojili sektörler geliyor. Fakat ne olursa olsun, Türkiye gibi kronik işsizlik sorunu olan ve nüfusu hala artmakta olan bir ülkede, istihdamın azalıyor olması, hepimizin uykularını kaçıracak kadar önemli bir gelişme ve üzerinde çok daha fazla konuşulmayı hak ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-sektor-istihdami-azalirken-kamu-istihdami-artiyor-80775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel sektör istihdamı azalırken kamu istihdamı artıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oecd-2026-ucret-vergisi-raporu-turkiye-vergi-yukunde-nerede-duruyor-80780</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD 2026 Ücret Vergisi Raporu: Türkiye vergi yükünde nerede duruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞABAN KÜÇÜK - </strong><strong>Tax &amp; International Advisory |</strong></p>
<p>Ücret vergi düzenlemelerimizde en hassas konu. Sadece Maliye’nin aldığı vergi değil, SGK yükleriyle beraber hem hane halkı harcanabilir gelirini hem de işveren maliyetini etkiliyor, yani konu tek boyutlu değil çok boyutlu, işin içine devleti de katınca daha da karmaşıklaşıyor.</p>
<p>OECD 2000’lerden beri her yıl bu konuda bir rapor yayımlıyor. Bu yılki rapor da yayımlandı</p>
<p>Bu yayın, OECD ülkelerinde ücretler üzerinden ödenen vergi yükleri hakkında ayrıntılı bilgi sunuyor. Bu yıl da farklı gelir aralıkları ve hane halkı tipleri genelinde ortalama vergi yükünün durumuna odaklanmış. 2025 yılına kadar olan verileri kullanarak, çalışanlar tarafından ödenen kişisel gelir vergileri ve sosyal güvenlik katkı payları, işverenler tarafından ödenen sosyal güvenlik katkı payları ve bordro vergileri ile çalışanlar tarafından alınan nakit yardımlar da incelenmiş.</p>
<p>Yayın veri temelli ve ülkeler arası sosyo-ekonomik bazı gerçekleri göz ardı ediyor. Bu da normal çünkü tüm üye ülkelere standart bir veri sunuyor. Burada temel konu, Türkiye olarak hem artan iş gücü maliyetlerini, refahın ve gelirin tabana yayılması ve adil bir dağılım, azalan genç nüfusu ve azalan doğurganlık oranlarını düşünerek bir politika tasarlanması. Eskiden 3 çocuk olarak çoğu ülkede sloganlaşan söylemin önemini nüfus istatistiklerinde görüyoruz.</p>
<p>Bu yazının konusu temelde nüfus özellikleri, değişen aile ve yaşam yapısı, evlilik, boşanma, doğurganlık ve çocuk sayısı olmamakla birlikte, ülkelerin rakamlarını inceleyince bu konuda belli eğilimler olduğunu da görmek mümkün.</p>
<p><strong>8 aile tipine göre raporlama yapılıyor</strong></p>
<p>Rapor, bu vergilerin ve yardımların her bir üye ülkede nasıl hesaplandığını göstermekte ve hane halkı gelirlerini nasıl etkilediğini incelemekte. Sonuçlar ayrıca, farklı gelir seviyelerindeki bekar kişilerin ve ailelerin işgücü maliyet seviyelerinin ve genel vergi ve alınan yardım durumunun ülkeler arası nicel karşılaştırmalarını da mümkün kılıyor. Yayın, gelir seviyesine ve hane halkı bileşimine (bekar kişiler, tek ebeveynler, çocuklu veya çocuksuz bir veya iki gelirli çiftler) göre değişen sekiz farklı hane halkı tipi için işgücü maliyetleri üzerindeki ortalama ve marjinal etkin vergi oranlarını göstermektedir. Ortalama vergi oranları, nakit yardımlardan önce ve sonra, brüt ücret kazançlarının veya işgücü maliyetlerinin vergi ve sosyal güvenlik katkı paylarına ayrılan kısmını ölçmektedir. Marjinal vergi oranları, brüt kazançlarda veya işgücü maliyetlerinde küçük bir artışın bu vergilere ödenen kısmını ölçmektedir.</p>
<p><strong>En büyük artışlar, çocuklu hanelerde gözlemlendi</strong></p>
<p>Ortalama ücret kazanan bekâr bir çalışanın ücret gelirine uygulanan etkin vergi oranları, OECD ülkelerinin çoğunda 2025 yılında dördüncü yıl üst üste arttı. Bu çok önemli. Aynı yıl, bu Raporda incelenen sekiz hane tipinin tamamında etkin vergi oranları, birçok ülkenin COVID-19 destek önlemlerini aşamalı olarak kaldırdığı 2022 yılından bu yana ilk kez OECD genelinde ortalama olarak arttı. En büyük artışlar, çocuklu hanelerde gözlemlendi ve bu da çocuklu haneler ile çocuksuz haneler arasındaki etkin vergi oranlarındaki farkı ikinci yıl üst üste daralttı. Daha önceki raporlarda COVID nedeniyle vergi oranlarında indirimler ve nakit yardımlar da artışlar görmüştük.</p>
<p>2026 Ücret Vergilendirmesi, çalışanlar ve işverenler tarafından ödenen toplam vergi yükünü, çalışan ailelerin aldığı nakit yardımları düşüldükten sonra, işçilik maliyetlerinin yüzdesi olarak gösteren iş gücü vergi farkının ülkeler arası karşılaştırmasını sunmaktadır. Daha yüksek bir vergi farkı, net ücreti azaltarak ve işverenlerin iş gücü maliyetlerini artırarak çalışma ve işe alma teşviklerini azaltma eğilimindedir.</p>
<p><strong>Ülkelerde genel durum ve örnekler</strong></p>
<p>Ortalama ücret kazanan bekar bir çalışan için, vergi yükü 2025 yılında bir önceki yıla göre 24 ülkede arttı, 11 ülkede azaldı ve üç ülkede aynı kaldı. OECD genelinde ortalama olarak, bu hane tipi için vergi yükü 2025 yılında %0,15 puan artarak %35,1'e yükseldi. En büyük artış (2,45 puan) Birleşik Krallık'ta gözlemlendi; bu kısmen işveren sosyal güvenlik katkı paylarındaki (SGK) artıştan ve kısmen de vergi sistemlerinin parametreleri enflasyona göre ayarlanmadığında etkin vergi oranlarının mekanik olarak artması fenomeni olan mali sürüklenmeden kaynaklandı. 1 puandan fazla artışlar Estonya'da (%1,95), Almanya'da (%1,34) ve İsrail'de (%1,09) de görüldü. Estonya, 2025 yılında kişisel gelir vergisi oranını %20'den %22'ye yükseltirken, Almanya ve İsrail'deki vergi yükündeki artışlar, işverenler ve çalışanlar için daha yüksek sosyal güvenlik katsayıları ve mali sürüklenme nedeniyle gerçekleşti.</p>
<p>Bu hane tipi için vergi yükündeki düşüşler İtalya'da (-1,21 puan), Letonya'da (-1,44 puan) ve Avustralya'da (-1,67 puan) 1 puanı aştı. İtalya ve Letonya'daki düşüşler, ortalama ücretliler için daha büyük vergi indirimlerinden kaynaklanırken, Avustralya'daki düşüş esas olarak yasal kişisel gelir vergisi oranlarını düşüren vergi tarifesi reformundan kaynaklandı.</p>
<p>OECD genelinde 2025 yılında ortalama olarak Ücret Vergileri analizinde incelenen diğer yedi hane tipinin tamamında vergi yükü arttı. En büyük artış, ortalama ücretin %67'sini kazanan iki çocuklu bekar ebeveyn için oldu ve vergi yükü 0,52 puan arttı. Ortalama olarak %16,3'e yükseldi ve 22 ülkede arttı. Bu hane tipi için vergi yükü, mali sürüklenme, daha yüksek sosyal hizmet bedelleri ve daha düşük vergi indirimleri ve nakit transferlerinin bir karışımı nedeniyle en çok Slovenya'da (%5,6), Slovakya'da (%4,7) ve Birleşik Krallık'ta (%4,3) arttı. En büyük düşüşler Lüksemburg'da (-%3,2), Litvanya'da (-%2,7), Danimarka, İrlanda ve Letonya'da (hepsi -%2,0) gözlemlendi; bu da daha düşük gelir vergisi oranlarını ve daha yüksek çocukla ilgili vergi avantajlarını yansıtıyor.</p>
<p>Ortalama ücret seviyesinde iki çocuklu tek gelirli bir çift için vergi yükü 2025 yılında 22 ülkede arttı ve 15 ülkede azaldı; OECD ortalama vergi yükündeki %0,46'lık artış (%26,2'ye) hane tipleri arasında ikinci en büyük artış oldu. OECD ülkelerinde bu hane tipi için ortalama vergi yükü ile ortalama ücret kazanan bekar işçinin vergi yükü arasındaki fark, 2025 yılında 0,31 puan azalarak 8,9 puana düştü; bu da çocuklu haneler için vergi avantajında bir azalmaya işaret ediyor.</p>
<p>Rapor, OECD ülkelerinde işgücü vergilendirmesinde artan oranlılığı inceleyen özel bir bölüm içermektedir. 2013 yılında yayınlanan "Ücret Vergilendirmesi" raporunda tanıtılan göstergeye dayanarak, OECD ülkelerinde çalışan hane halklarının kazançlarına ve bileşimine göre işgücü gelirine uygulanan vergi yükünün nasıl değiştiğini incelemektedir. OECD genelinde, vergi indirimleri ve nakit transferlerinin etkisi nedeniyle, iş gücünden alınan vergi sistemleri genellikle düşük gelirli ve çocuklu hane halkları için en kademeli (artan oranlılık) olma eğilimindedir.</p>
<p>Özel bölüm ayrıca, OECD ülkelerinde 2000 yılından bu yana ortalama ücretin altında kazanan hane halkları için vergi sistemlerinin daha kademeli hale geldiğini, ancak ortalama ücretin üzerindeki kazançlara uygulanan vergi yükünün artan oranlı yapının önemli ölçüde değişmediğini, çünkü OECD ülkelerinin bu dönemde düşük gelirli çalışanların vergilerini ortalama ve yüksek gelirli çalışanlara göre daha fazla azaltma eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Temel bulgular ne söylüyor?</strong></p>
<p>i- Ortalama ücret kazanan bekar bir çalışanın ortalama vergi yükü, 2025 yılında OECD ülkelerinin çoğunda arttı.</p>
<p><strong>i) Ortalama ulusal ücreti kazanan, çocuğu olmayan bekar bir çalışanın vergi yükü, 2025 yılında OECD genelinde ortalama olarak işgücü maliyetlerinin %35,1'ini oluşturdu ve bu, 2016'dan bu yana en yüksek seviye oldu. </strong></p>
<p>- 2024 ve 2025 yılları arasında, bu hane tipi için vergi yükü 24 ülkede arttı, 11 ülkede azaldı ve üç ülkede değişmedi.</p>
<p>- 2025 yılında, bu hane tipi için en büyük vergi yükü Belçika (%52,5), Almanya (%49,3), Fransa (%47,2), Avusturya (%47,1) ve İtalya'da (%45,8) gözlemlendi.</p>
<p>- OECD genelinde 2025 yılında bu hane tipi için ortalama kişisel vergi oranı (kişisel gelir vergisi ve çalışanların sosyal güvenlik primlerini brüt kazançlarının yüzdesi olarak ifade eder) ortalama %25,1 olmuştur.</p>
<p><strong>ii) Çocuklu haneler için vergi yükü, bekar çalışanlara göre daha fazla artmıştır.</strong></p>
<p>- Ortalama ücretle çalışan ve iki çocuğu olan tek gelirli bir çift için vergi yükü 22 ülkede artmış ve OECD ülkeleri genelinde ortalama 0,46 puan artarak %26,2'ye yükselmiştir.</p>
<p>- OECD genelinde ortalama olarak, bu hane tipi ile ortalama ücretle çalışan bekar bir çalışanın vergi yükü arasındaki fark, 2024 yılında 0,13 puan daraldıktan sonra, 2025 yılında 0,31 puan daralmıştır.</p>
<p>- Raporda analiz edilen sekiz hane tipi arasında, 2025 yılında OECD ortalama vergi yükündeki en büyük artış, ortalama ücretin %67'sini kazanan bekar bir ebeveyn için olmuştur (0,52 puan artışla %16,3'e). Bu hane tipi için vergi yükü 22 ülkede arttı.</p>
<p>- Ortalama ücret kazanan evli ve çocuklu çiftler için ortalama vergi yükü 22 ülkede arttı ve OECD genelinde ortalama 0,26 puan artarak %32,0'ye ulaştı.</p>
<p><strong>iii) OECD'nin çoğu hane tipi için ortalama vergi yükü, COVID-19 pandemisinden önceki en yüksek seviyesinde.</strong></p>
<p>- OECD genelinde ortalama olarak, vergi yükü 2021'den bu yana sekiz hane tipinin tamamında arttı ve en büyük artış, ortalama ücret kazanan ve iki çocuğu olan tek gelirli evli çiftlerde (1,7 puan) görüldü.</p>
<p>- İki çocuklu tek ebeveyn hariç tüm haneler için, 2025'teki OECD ortalama vergi yükü en az 2018'den bu yana en yüksek seviyesindeydi.</p>
<p>- Daha geriye bakıldığında, 2025'teki vergi yükü, ücret vergilendirme verilerinin mevcut olduğu ilk yıl olan 2000 yılındaki seviyenin altında kaldı. Ortalama ücret kazanan bekar çalışan için vergi yükü OECD ülkeleri genelinde bu dönem boyunca ortalama olarak 1,1 puan azaldı.</p>
<p><strong>iv)OECD genelinde ortalama ücretler ve vergi sonrası gelirler reel olarak arttı.</strong></p>
<p>- Ortalama ücret, 2025 yılında bir önceki yıla göre nominal olarak 38 OECD ülkesinin tamamında artarken, reel olarak 35 ülkede arttı.</p>
<p>- Ortalama ücret kazanan bir çalışanın vergi sonrası geliri, 2025 yılında reel olarak 28 ülkede artarken, 2024 yılında 29 ülkede artmıştı.</p>
<p><strong>Rapor Türkiye için ne diyor?</strong></p>
<p>Rapor her ülke için ayrıca bir analiz ve verileri yayımlamış durumda. Türkiye’nin hem kendi durumu hem de OECD ortalamasına göre durumunu analiz etmek için önemli noktalar var diyebiliriz.</p>
<p>- Öncelikle rapora konu vergi yükü ücret üzerinden alından gelir ve damga vergisiyle, işçi ve işveren primlerinin toplamının toplam işçilik maliyetine (brüt ücret ve işveren sosyal güvenlik payı) oranlayarak bulunuyor.</p>
<p>- Bekarlar için vergi yükü artmış: Türkiye'de ortalama bekar çalışanın vergi yükü, 2024'teki %39,6'dan 2025'te %40,3'e 0,76 puan artmıştır. OECD ortalama vergi yükü 2025'te %35,1 olmuştur (2024'te %34,9). 2025'te Türkiye, 38 OECD üye ülkesi arasında vergi yükü bakımından 14. sırada yer alırken, 2024'te 17. sıradaydı.</p>
<p>- Eşi çalışmayan 2 çocuklu için Türkiye tam bir vergi cehennemi: Çocuklu bir çalışanın vergi yükü, aynı gelire sahip çocuksuz bir çalışana göre daha düşük olabilir, çünkü çoğu OECD ülkesi nakit transferleri ve tercihli vergi hükümleri yoluyla çocuklu ailelere yardımlar sağlamaktadır.</p>
<p>- Türkiye, 2025 yılında iki çocuklu ortalama evli bir çalışan için %40,3 ile OECD'deki en yüksek vergi yüküne sahipti; bu oran OECD ortalaması olan %26,2 ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Ülke 2024 yılında da aynı konumdaydı. Çocuklarla ilgili yardımlar ve vergi hükümleri, ortalama bekar bir çalışana kıyasla çocuklu çalışanlar için vergi yükünü azaltma eğilimindedir.</p>
<p>- OECD genelinde, iki çocuklu ortalama evli bir çalışan için vergi yükünde %8,9'luk bir azalma görüldü. Bu durum, vergi yükünün her iki hane tipi için de aynı olduğu Türkiye'deki durumla çelişmektedir.</p>
<p><strong>2000-2025 arası trend nasıl?</strong></p>
<p>Türkiye'de, ortalama bekar çalışanın vergi yükü 2000 ile 2025 yılları arasında %40,4 iken %40,3 oldu. Aynı dönemde, OECD genelinde ortalama vergi yükü %36,1'den %35,1'e 1 puan düştü. 2015 ile 2025 yılları arasında, Türkiye'deki ortalama bekar çalışanın vergi yükü 2,1 puan arttı. Aynı dönemde, OECD genelinde ortalama bekar çalışanın vergi yükü %35,2'den %35,1'e 0,1 puan azaldı.</p>
<p><strong>Sadece ücretlinin vergi yüküne bakarsak tablo nasıl? </strong></p>
<p>Burada tablo maalesef daha da vahim. Türkiye'de, ortalama bekar bir çalışanın 2025 yılında net ortalama vergi oranı %29,3 olmuştur (OECD ülkeleri arasında 10. en yüksek oran), OECD ortalaması ise %25,1'dir. Başka bir deyişle, Türkiye'de ortalama bekar bir çalışanın vergi ve sosyal yardımlar sonrası eline geçen net maaşı, brüt maaşının %70,7'si olmuştur; bu oran OECD ortalaması olan %74,9'a kıyasla daha düşüktür. Çocukla ilgili sosyal yardımlar ve vergi hükümleri dikkate alındığında, Türkiye'de iki çocuklu ortalama evli bir çalışanın 2025 yılındaki net ortalama vergi oranı %29,3 olmuştur; bu oran OECD'deki en yüksek orandır ve OECD ortalaması olan %14,7 ile karşılaştırıldığında daha yüksektir. Bu, Türkiye'de iki çocuklu ortalama evli bir çalışanın vergi ve aile yardımları sonrası eline geçen net maaşının, brüt maaşının %70,7'si olduğu anlamına gelir; bu oran OECD ortalaması olan %85,3'e kıyasla oldukça düşüktür.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oecd-2026-ucret-vergisi-raporu-turkiye-vergi-yukunde-nerede-duruyor-80780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD 2026 Ücret Vergisi Raporu: Türkiye vergi yükünde nerede duruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-konu-80779</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yargı kararı ve üç konu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önemli bulduğum güncel yargı kararlarını, zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Bugün Danıştay Üçüncü Dairesinin 3 Mart 2026 tarihli ve E:2023/7676 K:2026/1019 sayılı kararını paylaşacağım.</p>
<p><strong>Bazı tesislere ilişkin amortismanlar</strong></p>
<p>Kararda yer alan özet bilgiden, davacı şirket tarafından yapılan ve "Tesis Makine Cihazlar" hesabına kaydedilen havalandırma tesisi, yangın algılama tesisi, orta gerilim tesisatı, telefon tesisatı, enerji yönetim tesisi gibi bazı iktisadi varlıkların, her bir varlık için belirlenen faydalı ömrü dikkate alınarak amortismana tabi tutulduğu, davalı idare tarafından, söz konusu iktisadi varlıkların inşa edilen binaların maliyet bedellerine dahil olması ve ait oldukları binalarla birlikte, binaların faydalı ömürlerine göre (40 yılda) amortismana tabi tutulması gerektiği gerekçesiyle, kazancın tespitinde fazladan gider olarak dikkate alınan amortisman tutarı üzerinden tarhiyat yapıldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Vergi mahkemesi, iktisadi kıymetlerin bina ile birlikte yapılsa dahi sonuç itibariyle binadan bağımsız olduğu, istenildiği takdirde binadan ayrılabileceği, ayrıca faydalı ömürlerinin bina ile aynı süre olmasının hayatın olağan akışı içerisinde normal ve mutad bir durum olmadığı gerekçeleriyle, yapılan tarhiyatın, anılan iktisadi kıymetlerin faydalı ömür sürelerinin ilgili olduğu taşınmazla aynı süre olarak belirlenmek suretiyle yapılan kısmını iptal etmiş.</p>
<p>Vergi Mahkemesinin bu kararı, Bölge İdare Mahkemesince hukuka uygun bulunmuş ve istinaf istemi reddedilmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz istemini reddetmiş ve kararı onamış.</p>
<p><strong>Sayım farkları</strong></p>
<p>Yapılan incelemede, kaydi envanter miktarı ile fiili sayım miktarı arasında fark tespit edildiği, farkın belgesiz olarak satıldığından bahisle, bulunan hasılatın kurumun beyan edilen kazancına dahil edilerek üzerinden kurumlar vergisi tarh edildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Vergi Mahkemesi, fiili sayım sonucu eksik çıkan malların satılarak hasılat elde edildiğine ilişkin somut bir tespitin bulunmadığı, vergi inceleme elamanı tarafından bahse konu emtianın satıldığı varsayımı ile hesaplama yapıldığı, öte yandan, davacı tarafından "Diğer Gider ve Zararlar" hesabına kaydedilen stok sayımı noksanı ile buna ilişkin katma değer vergisinin kurumlar vergisi beyannamesinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edildiği görüldüğünden, dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davayı kabul etmiş.</p>
<p>İstinaf istemini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi aynı gerekçeyle Vergi Mahkemesi kararını uygun bularak davayı reddetmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz talebini reddederek kararı onamış.</p>
<p>Bu kısa özetten sonra, kısa bir değerlendirme yapmak isterim.</p>
<p>Benzer tarhiyatlar zaman zaman yapılıyor. Mali İdarenin öteden beri bilinen görüşü, kaydi envanter sonucu bulunan mal noksanlıklarının sebep ve mahiyetleri tespit edilemediği ve mükellef tarafından kanaat verici bir şekilde ispatlanamadığı hallerde, bu malların yıl içinde satıldığı ve bedellerinin yasal defterlere kaydedilmediğinin kabulü şeklinde. Bu konuda 1966 yılına ait Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonuna ait bir karar da var, aynı paralelde (30.05.1966 tarih ve 140 sayılı karar.)</p>
<p>Mal noksanlığının birçok nedeni olabiliyor. Öncelikle farkın nedeni araştırılmalı, nereden kaynaklandığı tespit edilebiliyorsa, olayın niteliğine uygun düzeltme yapılmalıdır. Örneğin fark çalınan, kırılan, zayi olan mallardan kaynaklanıyorsa, satıldığı varsayılarak kazanç hesaplanması doğru olmaz. Bu durumda noksan malların maliyet bedelinin gider olarak kabul edilip edilemeyeceğine bakılmalı, edilmesi mümkün değilse buna göre hesaplanan tutar kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınarak, üzerinden tarhiyat yapılmalı diye değerlendiriyorum.</p>
<p>Farkın nedeninin araştırılmasında ve tespitinde, olayın ve işletmenin özelliğine göre hem inceleme elemanına hem de mükellefe görev düşüyor. Dokümante edilebilecek olaylar konusunda mükellefin gerekli özeni göstermesi, inceleme elemanının da yukarıda özetlediğim karada da belirtildiği gibi, açıktan satış yapıldığını somut olarak tespit etmesi doğru olur. Özetle, her mal noksanının açıktan satış olarak varsayılması doğru değil.</p>
<p><strong>Alınan üst yönetim hizmetlerine ilişkin giderler</strong></p>
<p>Grup şirketlerinden alınan üst yönetim hizmetlerine ilişkin faturaların defterlere kaydedilerek gider olarak dikkate alındığı, ancak anılan şirketler tarafından verilen üst yönetim hizmetlerine ilişkin somut bir delil ortaya konulamadığı, bu konuda söz konusu şirketlerle davacı arasında akdedilen bir sözleşme bulunmadığı gibi bu konuda alınmış bir yönetim kurulu kararının da mevcut olmadığı, bu hususun ticari ve teknik icaplara aykırı olduğu ve aksi davacı tarafından ispat edilemediğin gerekçesiyle yapılan tarhiyatta, Vergi Mahkemesi tarafından hukuka aykırılık görülmemiş ve işlemin bu kısmına ilişkin dava reddedilmiş.</p>
<p>İstinaf istemini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, aynı gerekçeyle Vergi Mahkemesi kararını uygun bularak davayı reddetmiş, temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi de temyiz talebini reddederek kararı onamış.</p>
<p>Danıştay Karar özetinde yer alan, temyiz eden davacı şirket açıklamalarında, grup şirketinden fiilen hizmet alındığı ve faturalanan hizmet karşılığının gider olarak dikkate alındığı belirtiliyor. Ancak bu açıklamaların somut olarak ortaya konulamadığı ve dokümante edilememiş olduğu anlaşılıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-konu-80779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yargı kararı ve üç konu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/algoritmik-komisyon-donemi-80776</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Algoritmik komisyon dönemi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi dünyası, yapay zekânın üretim süreçlerini nasıl hızlandırdığını, istihdamı nasıl dönüştüreceğini ya da hisse senedi piyasalarını nasıl dalgalandıracağını tartışadursun, arka tarafta çok daha büyük, çok daha yapısal bir mülkiyet ve ekonomik egemenlik savaşı veriliyor. <strong>Algoritmik Geçitler <em>(Algorithmic Gatekeepers) </em>çağına hoş geldiniz!</strong></p>
<p>Son yirmi yıla damgasını vuran platform kapitalizmini hatırlayın. Akıllı telefon devriminin ardından küresel ticaretin ve dijital ekosistemin kurallarını kimler yazdı? Apple ve Google. Bunu nasıl başardılar? Kurdukları pazar yerleri <em>(App Store ve Google Play) </em>üzerinden her dijital işlemden, her uygulama içi satıştan kestikleri o meşhur yüzde 15 ila yüzde 30’luk <em>platform komisyonlarıyla.</em> Dijital dünyanın tüm gümrük kapılarını ellerinde tuttular ve milyarlarca dolarlık bir aracılık imparatorluğu kurdular.</p>
<p>Bugün ise akıllı telefonların ve geleneksel pazar yerlerinin egemenlik süresi doluyor. Son yazımızda bahsetmiştik. Yapay zekâ ajanlarının bizim adımıza kararlar aldığı, <em>"makine müşterilerin"</em> kendi cüzdanlarıyla piyasaya çıktığı bir döneme giriyoruz.</p>
<p><em>Peki, bu yeni otonom ticaret dünyasında gümrük kapılarını kim tutacak? Aracılık katmanını kim, hangi kurallarla inşa edecek?</em><strong> </strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ ve yeni nesil vergi!</strong></p>
<p>OpenAI, Google ya da Anthropic gibi yapay zekâ devlerinin iş modellerini incelerken sadece <em>"abonelik ücretlerine" </em>veya <em>"API kullanım kodlarına"</em> bakmak büyük resmi kaçırmak olur. Yapay zekâ ekosisteminde bugün test edilen her gelir paylaşım modeli, her altyapı entegrasyonu, aslında gelecekte her ticari işlemden kesilecek o yeni nesil <strong><em>"algoritmik komisyonun"</em></strong> habercisi.</p>
<p>Kuru bir derenin üzerine köprü kurup; geçenden otuz, geçmeyenden döve döve kırk akçe alan Deli Dumrul misali, <strong>yapay zekâ devleri de bugünün dijital akış kanallarını tutarak modern çağın <em>"algoritmik haraç"</em> sistemini kuruyor</strong>. Üstelik, bu yeni düzende köprüden geçmemek de mümkün değil. Sistem öyle bir bağımlılık mimarisi inşa ediyor ki, doğrudan kullanmasanız bile, dolaylı olarak bu görünmez köprülerden geçmek ve o <em>"akçeleri"</em> ödemek zorunda kalıyorsunuz.</p>
<p>Mobil internet çağında her satıştan kesilen o yüksek komisyonlar, yapay zekâ çağında yerini daha rafine, daha görünmez ama çok daha yapısal kesintilere bırakmaya hazırlanıyor. İster her tamamlanan işlemden kesilecek bir pazar yeri komisyonu olsun, ister sistem odasında dönen bir öncelikli listeleme bedeli... <strong>Yapay zekâ şirketleri, satıcı ile alıcı arasındaki o kaçınılmaz aracılık katmanını bugün kendi elleriyle kuruyor.</strong></p>
<p>Bu ne anlama geliyor? Örneğin, bir yapay zekâ ajanı, eviniz için en uygun sigorta poliçesini ya da fabrikanız için en doğru hammaddeyi seçerken OpenAI’ın veya Google’ın altyapısını kullanıyorsa, o satışın gerçekleştiği dijital kapının anahtarı da o şirketlerin elinde anlamına geliyor. Gücü bir düşünün!</p>
<p><strong>Masanın yeni efendisi!</strong></p>
<p>İşte bu yüzden, yeni nesil ekonomide gücün merkezini yanlış yerde aramamak gerekiyor. Karşımızda sadece kendi adına alışveriş yapan otonom bir <em>"müşteri" </em>yok. <strong>Masanın asıl efendisi, o müşterinin kararlarını filtreleyen, filtrelerken de her işlemden sessizce kendi payını alan algoritmik geçitler olacak.</strong></p>
<p>Bu durum, ticaretin ve kurumsal itibarın tanımını kökten değiştirecek. Geleneksel dünyada bir marka olarak en büyük derdimiz müşterinin zihnine girmekti. Algoritmik geçitler çağında ise en büyük derdimiz, bu dev yapay zekâ altyapılarının bizi <em>"güvenilir, etik ve optimize edilmiş"</em> olarak kodlaması ve geçit kapısından içeri alması olacak. Eğer bu algoritmik geçitlerin kriterlerine uyum sağlayamazsak, sistem bizi milyarlarca dolarlık otonom pazarın tamamen dışına itebilir.</p>
<p>Bir adım öteye gidelim. Tüm satın alma kararlarını belirgin bir hedef, niyet ve sebeple bu geçit kapıları yönlendirirse, bu çok büyük bir güç ve yeni bir ekonomik motor haline gelecek.</p>
<p><strong>Kapıyı tutan, kuralı da yazar!</strong></p>
<p>Platform kapitalizminin bu yeni evresi, sadece şirketlerin kârlılık rasyolarını değil, devletlerin regülasyon ajandalarını da belirleyecek. Apple’ın tekelci komisyon oranlarına karşı açılan anti tröst davaları, çok yakında yapay zekâ devlerinin algoritmik geçitlerine karşı da açılacak.</p>
<p>İş dünyasının şunun peşinde olması gerekiyor. <em>“Şirketim, kendi cüzdanı olan algoritmalara mal satmaya çalışırken, o algoritmanın içinden geçtiği kapının sahibine de ne kadar haraç ödemek zorunda kalacak?”</em></p>
<p>Gelecek, sadece iyi ürün üretenlerin değil, bu algoritmik gümrük kapılarında kendine bağımsız ve güçlü bir koridor açabilenlerin olacak. Çünkü, kapıyı tutan, kuralı da yazar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/algoritmik-komisyon-donemi-80776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Algoritmik komisyon dönemi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisan-yoksullugu-80782</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışan yoksulluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geleneksel ekonomik anlayışta bir bireyin çalışıyor olması, onun yoksulluktan uzak olduğu varsayımını beraberinde getirirdi. Oysa günümüz dünyasında bu varsayım giderek geçerliliğini yitiriyor. Artık milyonlarca insan düzenli bir işe sahip olmasına rağmen temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. “Çalışan yoksulluğu” olarak adlandırılan bu olgu, sadece ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda sosyal adalet, gelir dağılımı ve çalışma hayatının niteliği açısından derin yapısal kırılmaları işaret eden bir gerçekliktir.</p>
<p>Çalışan yoksulluğu, en basit tanımıyla, bir bireyin istihdamda olmasına rağmen yaşamını sürdürebilecek asgari gelir düzeyine ulaşamaması durumudur. Bu durum, özellikle son yıllarda artan enflasyon, reel ücretlerin gerilemesi ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte daha görünür hale gelmiştir. Türkiye’de de bu olgu, düşük ücretli istihdamın yaygınlığı ve hane halkı gelirlerinin satın alma gücündeki erime nedeniyle giderek daha fazla hissedilmektedir.</p>
<p>Bu sorunun en çarpıcı yönlerinden biri, çalışmanın artık tek başına refah üretmeye yetmemesidir. Asgari ücretle çalışan bir bireyin, özellikle büyük şehirlerde kira, gıda, ulaşım ve enerji gibi temel giderleri karşılaması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Üstelik bu durum sadece düşük vasıflı işlerde çalışanlarla sınırlı değildir. Üniversite mezunu, beyaz yakalı çalışanların dahi gelirlerinin yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kaldığı yeni bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Çalışan yoksulluğunun temel nedenlerinden biri, ücretlerin enflasyon karşısında erimesidir. Yüksek enflasyon ortamında nominal olarak artan ücretler, reel olarak gerilemekte; çalışanların satın alma gücü her geçen gün azalmaktadır. Bu durum, çalışan bireyleri borçlanmaya, ek iş yapmaya veya temel ihtiyaçlarından feragat etmeye zorlamaktadır. Özellikle gıda ve konut fiyatlarındaki artış, bu kesimin yaşam standartlarını doğrudan aşağı çekmektedir.</p>
<p>Bir diğer önemli etken ise güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşmasıdır. Kayıt dışı çalışma, geçici iş sözleşmeleri, yarı zamanlı istihdam ve platform ekonomisi gibi yeni çalışma modelleri, çalışanlara düzenli ve yeterli gelir sağlamaktan uzak bir yapı sunmaktadır. Bu tür işlerde çalışan bireyler, çoğu zaman sosyal güvenlikten yoksun kalmakta ve geleceğe dair ekonomik güvence oluşturamamaktadır.</p>
<p>Kadınlar ve gençler, çalışan yoksulluğundan en fazla etkilenen gruplar arasında yer almaktadır. Kadınların işgücüne katılım oranının düşük olması, katılanların ise çoğunlukla düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışması, bu kesimde yoksulluk riskini artırmaktadır. Gençler ise deneyim eksikliği ve işgücü piyasasına girişte yaşadıkları zorluklar nedeniyle düşük ücretli işlere yönelmekte ve bu durum onların ekonomik bağımsızlıklarını geciktirmektedir.</p>
<p>Çalışan yoksulluğu sadece bireysel değil, toplumsal sonuçlar da doğurmaktadır. Gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıfın zayıflaması ve sosyal hareketliliğin azalması, bu sürecin en önemli yansımalarıdır. Ayrıca, çalışan bireylerin yaşam kalitesinin düşmesi, eğitim ve sağlık gibi alanlarda fırsat eşitsizliğini derinleştirmekte; bu durum uzun vadede ekonomik büyümeyi de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Bu noktada çözüm arayışları büyük önem taşımaktadır. Öncelikle ücret politikalarının, çalışanların insana yakışır bir yaşam sürdürebileceği seviyeye çıkarılması gerekmektedir. Asgari ücretin belirlenmesinde sadece işveren maliyetleri değil, yaşam maliyetleri de dikkate alınmalıdır. Bunun yanı sıra, vergi politikalarının da çalışanlar üzerindeki yükü azaltacak şekilde yeniden düzenlenmesi önemlidir.</p>
<p>Sosyal politikalar da çalışan yoksulluğunun azaltılmasında kritik bir rol oynamaktadır. Kira destekleri, gıda yardımları ve çocuk bakım hizmetleri gibi uygulamalar, özellikle düşük gelirli çalışanların yaşam koşullarını iyileştirebilir. Aynı zamanda, aktif işgücü politikalarıyla bireylerin daha nitelikli işlere erişimi sağlanmalı; mesleki eğitim ve beceri geliştirme programları yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Sendikalaşma oranlarının artırılması ve toplu pazarlık mekanizmalarının güçlendirilmesi de çalışanların gelirlerini ve çalışma koşullarını iyileştirecek önemli araçlar arasında yer almaktadır. Çalışanların haklarını koruyabildiği, iş güvencesinin sağlandığı bir çalışma hayatı, çalışan yoksulluğunun azaltılmasında temel bir unsur olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak, çalışan yoksulluğu, modern ekonomilerin en önemli çelişkilerinden birini ortaya koymaktadır: Çalışmak artık yoksulluktan kurtulmak için yeterli değildir. Bu durum, ekonomik büyümenin tek başına refah artışı anlamına gelmediğini; gelir dağılımı, ücret politikaları ve sosyal koruma mekanizmalarının en az büyüme kadar önemli olduğunu göstermektedir. Eğer bu yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretilmezse, çalışan yoksulluğu sadece bireylerin değil, toplumun genel refahını tehdit eden kronik bir sorun haline gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisan-yoksullugu-80782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışan yoksulluğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yoneticileri-haziran-icin-temkinli-80778</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon yöneticileri haziran için temkinli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Haziran ayına oldukça karmaşık bir gündemle giriyoruz. Bir tarafta ABD–İran hattında ateşkes görüşmeleri sürerken, diğer tarafta İsrail–Lübnan ve İsrail–İran hattında zaman zaman yükselen tansiyon piyasaların yön bulmasını zorlaştırıyor. Petrol fiyatlarının 100 dolar civarında seyretmesi yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel enflasyon beklentilerini de etkiliyor. Bu durum merkez bankalarının faiz indirim planlarını öteleme riskini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta açıklanan ABD tarım dışı istihdam verisi de bu tabloyu destekledi. İstihdam artışı beklentilerin üzerinde gerçekleşirken işsizlik oranı yatay kaldı. Veri sonrasında Fed'in faiz indirimine gitme ihtimali bir miktar zayıflarken, faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceği hatta yeni bir faiz artırımının yeniden gündeme gelebileceği beklentileri güç kazandı.</p>
<p><strong>Teknoloji ve yapay zekâda </strong><strong>yeni sınamalarla karşılaşabiliriz</strong></p>
<p>Makro taraftaki bu belirsizliklere rağmen teknoloji ve yapay zekâ teması son iki ayda güçlü performans göstermeyi sürdürdü. Ancak Haziran ayında bu alanda da bazı sınamalarla karşılaşabiliriz. SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanması ve bazı teknoloji şirketlerinde beklentilerin altında kalan bilançolar, son dönemdeki yükseliş ivmesini yavaşlatabilir.</p>
<p>Yurt içinde ise siyasi gelişmeler ve enflasyon görünümü risk iştahını baskılayan ana başlıklar olmaya devam ediyor. Böyle dönemlerde yatırımcıların karşısına çıkan temel soru değişmiyor: Birikimleri korurken fırsatlardan nasıl faydalanacağız?</p>
<p>Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ancak portföy yönetim şirketlerinin oluşturduğu model portföyler, profesyonellerin mevcut riskleri nasıl okuduğuna dair önemli ipuçları veriyor.</p>
<p>Haziran ayı dağılımlarına baktığımızda dikkat çeken ilk nokta, profesyonellerin agresif risk almaktan kaçınması. Para piyasası fonları geçen aya göre azaltılsa da hemen hemen tüm portföylerde en büyük ağırlığı koruyor. Altın pozisyonları korunmaya devam ediyor. Borçlanma araçları tarafında ise özellikle uzun vadeli tahvil riskinden kaçınıldığı görülüyor. Hisse senedi tarafında ise tamamen çıkış yerine seçici bir artış tercih edilmiş durumda.</p>
<p>İş Portföy'ün orta riskli dağılımında özel sektör borçlanma araçları fonlarının ağırlığı %5 azaltılmış ve bu pay hisse senedi fonlarına dağıtılmış durumda. Portföyün yaklaşık %40'ı bu tarafta konumlanırken, hisse senedi ve temkinli değişken fonlar toplamda %35 seviyesinde bulunuyor. Altın ise %15 ağırlıkla korunuyor. Yabancı hissedeki ağırlık ise %10 olarak Mayıs ayıyla aynı değerlendirilmiş. Bu dağılım yüksek faiz ortamının devam edeceği beklentisini yansıtırken, hisse piyasalarındaki fırsatların da tamamen göz ardı edilmediğini gösteriyor. Ancak son dönemde bazı şirketlerin borçlanma araçlarında yaşanan temerrüt haberleri nedeniyle özel sektör tahvili içeren fonlarda seçici olmak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy tarafında daha dengeli bir görünüm öne çıkıyor. Para piyasası fonları %40 ile en yüksek ağırlığı oluştururken altın pozisyonu %25 seviyesinde korunuyor. Yabancı hisse fonlarının ağırlığı %10’dan %15’e artırılırken emtia tarafında da %5’lik pozisyon devam ediyor. Hissede ise %15’lik pay devam ediyor. Bu dağılım, yüksek faiz getirisi ile küresel piyasalardaki fırsatlar arasında denge kurmaya çalışan bir yaklaşımın sonucu.</p>
<p>Oyak Portföy ise diğer kurumlara göre biraz daha fazla risk alıyor. Para piyasası fonlarının ağırlığı %40’tan %30’a azaltılırken hisse senedi ve değişken fon tarafı güçlendirilmiş durumda. Altın ve kıymetli madenlerde yaklaşık %10'luk ağırlık korunuyor. Bu yapı, yükseliş senaryosuna katılmayı hedeflerken olası dalgalanmalara karşı koruma sağlamayı amaçlıyor.Bu dağılımda yabancı hisse yerine yerli hisse senedi ve değişken fonlar tercih ediliyor.</p>
<p><strong>Profesyoneller yüksek faizden </strong><strong>vazgeçmiyor, altını tamamen bırakmıyor</strong></p>
<p>Yeni ay için genel eğilime ek olarak ben de özellikle iki fon grubuna dikkat çekmek istiyorum. Birincisi hisse ağırlıklı değişken fonlar. Bu fonlar yükseliş dönemlerinde hisse piyasalarından faydalanırken, gerektiğinde hisse oranlarını azaltarak riski yönetebiliyor. İkincisi ise arbitraj fonları. Özellikle volatilitenin arttığı dönemlerde mevduat üzeri getiri üretme potansiyelleri nedeniyle dikkat çekiyorlar.</p>
<p>Haziran ayı dağılımlarının verdiği ortak mesaj aslında oldukça net. Profesyoneller yüksek faizden vazgeçmiyor, altını tamamen bırakmıyor, ancak hisse ve teknoloji tarafındaki fırsatları da göz ardı etmiyor. Belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde tek bir senaryoya yatırım yapmak yerine, farklı ihtimallere hazırlıklı bir portföy oluşturmak daha doğru bir yaklaşım gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yoneticileri-haziran-icin-temkinli-80778</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon yöneticileri haziran için temkinli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-80763</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraz hasat ve ihraç sezonu sorunlarla başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/DENİZLİ</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can’ın Denizli’nin Honaz ilçesindeki üretim ve paketleme tesisleri ile bahçelerde kiraz hasadı başladı. Kiraz hasadına gazeteciler de katıldı.</p>
<p>İklimsel koşullar nedeniyle kiraz sezonunun 10 gün geç başladığını belirten BAİB Başkanı Can, Türkiye’de 700 bin ton kiraz üretimi yapıldığını, bunun ancak yüzde 10’luk kısmının ihraç edilebildiğini söyledi. Kiraz hasat sezonunun Ağustos ayının ilk haftasına kadar devam edeceğini belirten Can, maliyetlerin artması nedeniyle üreticinin kiraz üretiminden vazgeçtiğini, cennet hurması (Trabzon hurması) ce Bursa siyah incirine yönelmeye başladığına dikkat çekti.</p>
<p>Bu sezon kiraz rekoltesinin çok iyi olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Can, Türk tarımında en büyük sorunun ölçek ve lojistik sorunu olduğunu anımsattı. Can, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Üretici ve ihracatçının maliyeti sürekli artıyor. Döviz kurları baskılanmaya devam ediyor. Lojistik sorunumuz var. Gümrük kapılarında zaman zaman uzun bekleyişler var. Almanya’ya lojistik maliyeti ortalama 6 bin 500 Euro. Pazara 5-6 günde malı ulaştırıyoruz. Sınır kapılarındaki gümrüklerde sıkıntı yaşanırsa bu süre daha çok uzuyor ve ürün bozuluyor. Sezon başlarken üretici fiyatı 300 TL idi, şu an 150 TL civarında. Avrupa’da marketlerde kiraz satışı ise 4,45-5 Euro arasında. Rakibimiz İspanya ve Yunanistan’da da rekolte iyi görünüyor. Ancak bizim hasat süremiz 8 haftayı buluyor. Bu bizim için avantaj haline geliyor. Bu iki ülkede hasat 4 hafta. Bu avantajı iyi kullanmalıyız.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı Avrupa ile Rusya arasına sıkıştı"</strong></p>
<p>İhracatın artırılması için yeni pazar arayışlarını sürdürdüklerini anlatan Mehmet Ali Can, Türk yaş meyve sebze ihracatçısının Avrupa ile Rusya arasında sıkıştığını, yeni pazarlara ihtiyaç olduğunu bildirdi.</p>
<p>Kiraz ihracatı açısından Çin’in büyük Pazar olduğunu anlatan Can, yıllardır bu ülkeye ihracatta olumlu sonuç alınamadığını belirtti. Çin’in Türkiye’den Akdeniz Meyve Sineği hastalığına karşı gerekli önlemleri almasını istediğini, ancak bunda başarılı olunamadığını vurgulayan Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çin, Güney Amerika ülkesi Şili’den yılda 3,5 milyar dolarlık 500 bin ton kiraz alımı yapıyor.  Türkiye’nin kiraz üretimi ise 700 bin ton. Eğer Çin ile kiraz alımı konusunda anlaşma olursa Türk ihracatçısı karşılayabilir. Ülkeler arası anlaşma olursa uzak doğu ülkeleri Japonya, Güney Kore ve diğer ülkelere kiraz ihracatı yapılabilir. Türkiye ile Çin Zirai Karantina konusunda anlaşmaları gerekiyor. Türkiye olarak Akdeniz meyve sineğine önlem almak için çeşitli araştırma enstitülerinde çalışmalar devam ediyor.’’</p>
<p><strong>"Döviz dönüşüm desteği artırılmalı"</strong></p>
<p>Can, Türkiye’nin 2024 yılında 230 milyon dolarlık kiraz ihracatı yaptığını, geçen yıl ülke genelinde yaşanan zirai don nedeniyle sıkıntı yaşandığını belirterek, ‘’Geçen yıl kiraz ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 63 düştü. 47 milyon dolarlık ihracat yapılabildi. Bu sezon daha çok ihracat yapmayı hedefledik. Ancak, üretim ve ihracatta sorunlar derinleşiyor. Rekabet gücümüz azalıyor. Biraz soluk alabilmemiz için yüzde 3 olan döviz dönüşüm desteği en az yüzde 5 artırılmalı’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-80763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/kiraz-hasat-ve-ihrac-sezonu-sorunlarla-basladi-1781042942.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kiraz hasat ve ihracat sezonu, yüksek maliyet artışları, döviz kurunun durumu, lojistik ve işçi giderleri gibi sorunlarla sıkıntılı başlarken, ihracatçı Avrupa pazarlarını kaybetmemek için direniyor. İhracatçılar yüzde 3 olan döviz dönüşüm desteğinin yüzde 5’e çıkarılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canton-fuarinda-kapasite-amacindan-katma-deger-amacina-evrilme-niyetini-gorduk-80777</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canton Fuarı’nda, ‘kapasite’ amacından ‘katma değer’ amacına evrilme niyetini gördük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a28957309331-1781044595.png" alt="" width="233" height="256" /></strong><strong>Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı, ülkenin üretim gücünü düşük maliyetli imalattan yüksek teknoloji ve stratejik bağımsızlığa dayalı bir ekonomik yapıya dönüştürme hedefini ortaya koymaktadır. Plan iki ana eksen üzerine kurulmuştur:</p>
<p><strong>1. Stratejik yeni gelişen endüstriler (Bugün ticari olarak ölçeklenmiş sektörler):</strong></p>
<p>- Yapay zekâ destekli bilgi teknolojileri</p>
<p>- Elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri</p>
<p>- Robotik sistemler</p>
<p>- Yeni nesil malzemeler</p>
<p>- Biyoteknoloji</p>
<p>- İleri üretim ekipmanları</p>
<p>- Havacılık ve uzay</p>
<p><strong>2. Geleceğin Endüstrileri (2030 sonrası dönemde küresel liderlik hedeflenen alanlar):</strong></p>
<p>- Kuantum teknolojileri</p>
<p>- Hidrojen ekonomisi</p>
<p>- Nükleer füzyon</p>
<p>- Beyin-bilgisayar ara yüzleri</p>
<p>- İnsan benzeri robotlar ve fiziksel yapay zekâ (Embodied AI)</p>
<p>- 6G iletişim altyapıları</p>
<p>- Drone, eVTOL (Electric Vertical Take-Off and Landing Aircraft-Elektrikli Dikey Kalkış ve İniş Yapabilen Hava Aracı) ve düşük irtifa hava taşımacılığı ekosistemi</p>
<p>Çin resmi makamlarının açıklamalarına göre bu sektörlerin toplam çıktısı 2025’te 870 milyar USD seviyesine yaklaşmış ve 2030’da 1,45 trilyon USD seviyesini aşacağı öngörülmüştür. Bu rakamlar, Çin’in stratejik sektörleri artık niş teknoloji alanları değil, ekonominin yönünü belirleyen büyük ekonomik hacimler olarak tasarladığını da teyit etmektedir. Çin bu yeni planı “yüksek kaliteli kalkınma modeli” olarak da tanımlıyor. Çin, küresel dinamiklerin ve iç talebin geleceğini analiz ettiğinde; bugüne kadar oluşturduğu ölçekte (kapasite) yeterli seviyeye gelindiğini, daha fazla ölçek büyütmenin bu andan itibaren avantaj olmaktan çıkıp iç fiyat savaşına, dünya pazarında düşük kârlılığa, aşırı stoklara ve küresel ticaret gerilimlerine yol açacağını değerlendirmiş. Bu nedenle Çin, iç ve dış taleplere karşı ulaştığı kapasite yeterliliğinin de öz güveni ile artık üretmenin değil satabilmenin öne çıkacağı bir modele geçişin zorunluluğu üzerine sanayisini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Çin, iç tüketimi de yalnızca talep yaratmak için değil, sanayinin dönüşüm yönünü belirlemek için kullanıyor. Buzdolapları, çamaşır makineleri, televizyonlar, klimalar, su ısıtıcıları ve bilgisayar gibi ev aletleri yanında tanesi 6000 RMB’yi (CNY) veya 900 USD değerini geçmeyen cep telefonu, tabletler, akıllı saatler ve akıllı bileklikler gibi dijital ürünlerde takas programları yapılmakta ve nihai fiyatların %15’ine kadar takas indirimi uygulanmakta. Bu tür tüketim ürünleri takas/yenileme politikalarıyla Çin, yeşil ve akıllı ürünlere yönelimi destekleyerek ekonomik büyümeye katkı sunmakta ve devlet tüketicinin neyi alacağını, üreticinin neyi geliştireceğini ve pazarın hangi teknolojiye yöneleceğini aynı politika seti içinde yeşil dönüşüm ve atık yönetimi ile birlikte ele almaktadır. Böylece yeşil ürün, akıllı cihaz, dijital platform, ödeme altyapısı, döngüsel ekonomi ve lojistik hızı aynı zincirinin halkaları haline gelmektedir.</p>
<p>Canton Fuarı, 3 farklı temada ardışık 3 haftalık bir dönemi kapsıyor ve bu şekilde yılda 2 kez icra ediliyor. 1957 yılında başlayan ve nisan ayında 139’uncusu düzenlenen Canton Fuarı’nda bu yıl önceki yıllara kıyasla; ardışık işlemleri tek gövdede yapabilen entegre robotik sistemler, hareket kabiliyeti ve eksen sayısı artırılmış yapay zeka destekli kaynak robotları, otomasyon çözümleri, farklı kullanım amaçlarına yönelik drone teknolojileri, endüstriyel teslimat çözümleri &amp; lojistik ve depo uygulamaları, otonom sistemler ve yeni nesil (daha hassas, daha hızlı ve işletme maliyeti daha düşük, çok fonksiyonlu) metal işleme merkezleri dikkatimizi çeken konular oldu.</p>
<p>Çin’e gitmeden önce zamansal olarak uzun ve maddi olarak da pahalı bu ziyaretimizin hem kendimize hem ülkemize daha faydalı yansımaları olabilmesi için bir ön hazırlık süreci de planlamıştık. Bu dönemde detaylı bir şekilde incelediğimiz Çin’in güncel stratejik planlarında ve programlarında yer alan “bedenlenmiş zekâ”, “düşük irtifa ekonomisi”, “akıllı robotlar” ve “yüksek seviye ekipman” başlıklarının sahada nasıl vücut bulduğunu da bu fuarda görmüş olduk.</p>
<p>Ulusal planlarda yazan süslü satırların fabrika, yol, tren, havalimanı, serbest ticaret limanı, e-ticaret davranışı gibi çok farklı ortamlarda günlük hayata nasıl yansıdığını da anlatan bu fuar; Çin’in devlet olarak düne kadar desteklediği “kapasite büyütme amacı”ndan “katma değeri büyütme amacı”na evrilme niyetini de gösteren önemli bir iletişim platformu da olmuş durumda.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, Canton Fuarı Çin’in güncel strateji belgeleriyle fuarda sergilenenler arasında doğrudan bir bağ kurabildiğimiz bir deneyim de oldu bizler için. Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor. Bu politikada çok üreten değil, ürettiğini sürdürülebilir yapıda satabilen daha kıymetli hale gelecek. Uluslararası pazarda var olmak isteyen tüm oyuncular için de Çin’in bu tavrı yeni bir zorlama sınırı olacak. Çünkü; kırmızı okyanustan mavi okyanusa geçme stratejisi Çin’le rekabette olan ülkeler / firmalar için düşünülmesi gereken yeni bir mücadele alanı daha açacak.</p>
<p>Canton Fuarı’na 3 yıldır heyetle gitmemizin ana sebebi tam da burada yatıyor aslında. Ben, Canton Fuarı’nı yalnızca ürün aranan bir fuar olmaktan çok, Çin’in üretim vizyonunu anlama, Ar-Ge yönelimlerini okuma, trend analizi yapma ve teknolojik gelişim hızını görme için değerli bir fırsat ve gözlem alanı olarak görüyorum. Bu nedenle de farklı STK görevlerim kapsamında, farklı platformlarda Türk sanayicisine Çin’i ve bu fuarı ziyaret etmeleri ve kendi gelişim amaçlarına uygun farklı birkaç firmayı yerinde görmeleri yönünde mütevazı tavsiyelerimi iletmeye özel özen gösteriyorum.</p>
<p>Çin, uluslararası rekabette, güçlü kalmak ve ürettiğini satabilmek için ortaya koyduğu yeni inisiyatife uygun olarak; Canton’da önceki yıllardan farklı tedbirler de almış. Örneğin, bu fuarda ilk kez yabancılara bireysel stant kurma izni verilmemiş. Ülkelerin milli katılımlarına müsaade eden, ancak firmaların bireysel stantlarıyla kendilerini ifade etmelerine izin vermeyen bu durumu ben bir pazarlama enstrümanı ve rekabet stratejisi olarak görüyorum ve bu kararı “bana ziyaretçi olarak gelene, kendime rakip yaratmadan, ben kendi firmalarımla cevap vereceğim” şeklinde tercüme ediyorum.</p>
<p>Bu arada, teknoloji Çin’de sadece fuarda sergilenen bir vitrin gücü de değil. Çin’de geçen seneye kadar pasaport kontrolünde yaşanan beklemeler de otomasyon ve görüntü işleme yöntemleri ile hızlandırılmış. Fuarda ilk kayıt yaptırdığımız yıl bize verilen giriş kartı ve yine görüntü işleme teknolojili giriş kapıları ile binlerce insan yeniden kayıt yaptırmaya gerek duymadan ve dakikalar içerisinde fuar alanına giriş yapabilmekte. Çin’in teknolojiyi ve hızı şehir hayatına, ödeme sistemlerine, teslimat alışkanlıklarına, mağaza deneyimine, fabrika yönetimine, kalite kontrole ve lojistiğe yaymaya çalıştığını orada geçirdiğiniz her anınızda hissediyorsunuz. Teknolojik açılımdaki bu bütünsel bakış, iş hayatında kültür haline geldiğinden, Çin’in rekabet gücünün en kritik silahlarından birisi olmuş.</p>
<p>Bu fuarda en çok ilgi çekici alanlardan birisi de farklı tipte ve farklı amaçlarla üretilmiş drone çözümleri idi. Bu bağlamda “düşük irtifa ekonomisi”nin nasıl bir fırsat olabileceğini de gözlemlediğimiz bu fuarda yangın söndürme, temizlik, savunma, kargo, tarım, insan ve malzeme taşıma, şehir lojistiği gibi alanlarda drone uygulamalarını gördük. Drone teknolojisi ve muhtemel kullanım alanlarına yönelik çözümler, ulusal ve uluslararası regülasyonlardan önde ilerlediği için, öğrendiğimiz kadarıyla Çin hükümeti de bu teknolojiye uyumlu ve güvenli bir düşük irtifa mevzuatı oluşturmaya çalışıyor. Çin’deki hız kavramını yakından deneyimlediğimden, bir iki yıl içerisinde bu mevzuata uyumlu düşük irtifa araçlarını Çin alçak hava sahasında sıklıkla göreceğimizi düşünüyorum.</p>
<p>Çin’de nakliye ve taksi şoförleri, kurye gibi çalışanların sayısının 85-100 milyon arasında olduğu söyleniyor. Drone teknolojisinin gelişmesine ve sahada uygulamalarının artmasına bağlı olarak, kurye, şoför, depo ve saha operasyonları da yeniden şekilleneceği için, bu 100 milyona yaklaşan nüfusun görev tanımlarında da majör değişiklikler olacak, “drone kullanma sertifikası” gibi özellikler aranacak muhtemelen. Bu insanların, değişen iş niteliklerine eğitsel ve sosyal uyumlanmasının da hükümetlerin ve STK’ların düşünmesi gereken bir konu olacağı aşikar.</p>
<p>Çin, son zamanlarda hep ABD ile birlikte gündeme geliyor, ancak sadece ABD ile rekabet eden bir ülke değil. Çin aynı anda Avrupa, Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Körfez, Güney Amerika ve Türkiye hattında çok katmanlı bir ilişki mimarisi kurmakta. Canton Fuarı’nın katılımcı profiline de baktığımızda; Avrupalı ziyaretçi kadar Türkiye, Hindistan, Pakistan, Ortadoğu ülkeleri, Afrika ve Güney Amerika’dan ziyaretçi geldiğini görüyoruz. Bu durumu da Çin’in artık yalnızca Batı pazarlarına değil, gelişmekte olan pazarlara daha agresif, daha esnek ve daha kapsamlı bir satış politikası geliştirdiğinin sahadaki yansıması olarak tanımlıyorum. Canton Fuarı’nda yer alan makine-ekipman üreticilerinin stantlarında sıklıkla gördüğümüz “Küresel Distribütör Ağımıza Siz de Katılın” ilanları da bu çabaların bir yansıması olarak gözümüze ilişti.</p>
<p>Çin’in esnek ve hızlı uyumlanma becerisine örnek vermek niyetimle, geçen yılki yazımda Çin tarafından ABD gümrük tarife değişikliklerine verilen reaksiyonlardan bahsetmiştim. Bu yıl da, bazı Asya-Pasifik ülkelerinde meydana gelen talep daralması sonrasında, bu bölgelere tahsis ettikleri iş gücünün bir kısmını hızlıca Brezilya ve Türkiye gibi pazar potansiyeli yüksek ülkelere kaydırdıklarını bu ziyaretimizde çok firmada gözlemledik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çin otomobil pazarında </strong><strong>liderlik, elektrikli araçlarda</strong></span></p>
<p>2025’te Çin’de elektrikli otomobiller; yıllık otomobil satışlarında ilk kez yarıdan fazla pay almışlar. Elektrikli ağır kamyon satışları üç katına çıkarak 200.000 adede ulaşmış. Bu güçlü dönüşüm, aynı zamanda yoğun fiyat rekabeti ve kapasite baskısı da yaratmış. Fuarda açık hava stantlarında sergilenen elektrikli araçlar yanında kapalı alanda da duvara asılmış ilanlarla oluşturulmuş küçük stantlar vardı. Her birisi kendi içinde birbiri ile rekabet eden bu elektrikli araçlarda Çin’de 100’den fazla üretici olduğunu geçen sene de paylaşmıştım. Artık kendi aralarında fiyat rekabetine giren elektrikli araçlar önceki dönemde olduğu gibi 15’inci Beş Yıllık Plan’da öncelikli sektör olarak öne çıkarılmış değil. Bu da aslında Çin Devleti’nin kapasiteyi daha fazla büyütmeden katma değere odaklanma stratejisini gösteren bir başka saha deneyimi oldu bizler için.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canton-fuarinda-kapasite-amacindan-katma-deger-amacina-evrilme-niyetini-gorduk-80777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Canton Fuarı’nda, ‘kapasite’ amacından ‘katma değer’ amacına evrilme niyetini gördük ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-80766</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP31 turizmde fiyat dalgalanmalarına yol açmamalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Mehmet Gem yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, Kasım 2026’da dünya tarihinin en geniş kapsamlı çevre organizasyonlarından biri olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) Antalya’da ev sahipliğİ yapacağını anımsattı.</p>
<p>Küresel iklim diplomasisinin kalbinin atacağı bu zirvenin, yalnızca çevresel hedeflerin tartışılacağı bir platform olmadığını, aynı zamanda Antalya'nın sürdürülebilir kent yönetimi ve kriz çözme kapasitesini dünya sahnesine taşıyacağı tarihi bir vitrin niteliğinde olduğunu belirten Gem, ‘’Antalya EXPO alanında ‘Mavi Alan’ ve ‘Yeşil Alan’ olarak yürütülen çalışmalar, kentin geçmiş dönem yatırımlarının küresel bir vizyonla yeniden işlevselleştirilmesi adına şüphesiz büyük bir adım’’ dedi.</p>
<p>Ancak COP31 gibi zaman hassasiyeti üst düzeyde olan organizasyonların başarısının, sahip olunan fiziki kapasiteden ziyade insan akışının nasıl yönetildiğiyle ilişkili olduğunu vurgulayan Gem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya, güçlü turizm altyapısıyla bu yükü kaldırabilecek deneyime fazlasıyla sahip. Fakat Kundu, Lara, Belek ve şehir merkezinden EXPO alanına yönelecek yoğun delegasyon trafiği, alıştığımız yaz turizmi hareketliliğinden çok daha farklı, dakikaların bile önemli olduğu bir dinamik gerektiriyor. Bu nedenle, bölgede yürütülen altyapı ve yol genişletme çalışmalarının; akıllı ulaşım sistemleri, alternatif güzergahlar ve entegre toplu taşıma ağlarıyla desteklenmesi, olası darboğazları baştan çözmek ve kent lojistiğinin sürdürülebilirliğini sağlamak adına hayati bir önem taşıyor. İşin operasyonel tarafı kadar, kentin küresel itibarını belirleyecek olan konaklama ve etik boyutu da büyük bir hassasiyet gerektiriyor. Antalya, sunduğu hizmet kalitesiyle dünya çapında eşsiz bir avantaja sahip. Bu gücün korunması, serbest piyasa dinamikleri ile uluslararası güvenilirlik arasındaki ince dengenin gözetilmesine bağlıdır.’’</p>
<p><strong>"Fiyat dalgalanmalarına yol açmamalı"</strong></p>
<p>COP31 Zirvesinin geçmiş zirvelerdeki deneyimlerin dikkate alınmasını isteyen Mehmet Gem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Geçmiş küresel zirvelerde, örneğin Brezilya'da yaşanan konaklama krizlerinin ve öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarının Antalya’da tekrarlanmaması son derece kritik. Sektörümüzün, uzun vadeli destinasyon güvenilirliğini kısa vadeli ticari reflekslerin önünde tutarak makul fiyat politikalarını sürdürmesi ve mevcut kontratlara sadakat göstermesi, küresel algımız açısından belirleyici bir rol üstlenecektir. Tüm bu sürecin sağlıklı yürümesi için, rezervasyon ekosisteminin de şeffaf ve kapsayıcı bir zeminde tutulması şarttır. Büyükelçiliklerin, yabancı devlet kurumlarının ve uluslararası delegasyonların kendi çözüm ortakları veya diplomatik ağları üzerinden doğrudan rezervasyon yapma eğilimleri, bilindiği üzere küresel bir standarttır.’’</p>
<p>COP31’in, sadece iklim krizine çözümler aranan bir toplantı değil, ev sahibi ülkenin vizyonunu, iş yapma kültürünü ve taahhütlerine olan bağlılığını tüm dünyaya gösterdiği devasa bir ayna olacağına dikkat çeken Gem, ‘’Devletlerin iklim için buluştuğu bu tarihi zirvenin, Antalya’nın operasyonel kusursuzluğu, şeffaflığı ve yüksek iş etiğiyle anılması, Türkiye’nin küresel turizm tarihindeki en güçlü başarı hikayelerinden biri olacaktır. Sektörün tüm paydaşları olarak bize düşen, bu ortak sorumluluğun bilinciyle hareket etmek ve Antalya'nın itibar mirasını bu sağlam temeller üzerine inşa etmektir’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-80766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/cop31-turizmde-fiyat-dalgalanmalarina-yol-acmamali-1781043168.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seyahat acenteleri, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın, geçmiş küresel zirvelerde ve Brezilya&#039;da yaşanan konaklama krizlerinin ve öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarının Antalya’da tekrarlanmaması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-80760</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Isparta Ticaret Borsası, sorunları 29 kez Ankara’ya iletti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası, Yıllık Üye İstişare Programlarının ilkini Yalvaç’tan başlattı. İstişare programına, Isparta Ticaret Borsası Meclis Başkanı Nevzat Demirel, Meclis Başkan Yardımcısı Ali Ak, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Abdülkadir Kurucu ve Erhan Göçerli, yönetim kurulu üyeleri Mehmet Bayındır ve Sadettin Güneş, Yalvaç Ticaret ve Sanayi Odası (YALTSO) Başkanı Yalçın Kurucu, TOBB Isparta Genç Girişimciler Kurulu icra komitesi üyesi ve Yalvaç Belediye Başkanı Mustafa Kodal, Genç Girişimciler Kurulu üyeleri ile Yalvaç bölgesinde faaliyet gösteren borsa üyeleri katıldı.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, göreve geldikleri günden bu güne kadar olan süreçte üyelerinden gelen ve bölgesel sorunlar hakkında yapmış olduğu girişim ve faaliyetler hakkında bilgi verdi. Şahin, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Göreve geldiğimiz günden bu yana, bölgesel olarak üyelerimizin ihtiyaçlarını, sorunlarını ve çözüm önerilerini yakından takip ederek pek çok önemli projeye imza attık. Bu kapsamda, üyelerimizden gelen talep ve sorunları 29 kez Ankara’ya ileterek çözüme kavuşması için kararlılıkla takipçisi olduk ve olmaya da devam ediyoruz.’’</p>
<p>Bölgemizin tarım ve hayvancılık merkezlerinden Yalvaç’ta, hububat ve süt ürünlerinin ön plana çıktığını vurgulayan Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu doğrultuda, Borsamızın Yalvaç temsilciliğine modern bir süt analiz cihazı kazandırarak hem üyelerimizin hem de üreticilerimizin hizmetine sunduk. Yine bu bölgedeki hububat üreticilerimiz ve üyelerimiz için Çetince köyü mevkiinde 20 bin ton kapasiteli bir Lisanslı Depo (LİDAŞ) kurmayı hedefliyoruz. Bu büyük ve yüksek maliyetli proje. Konuyla alakalı çalışmalarımızı sürdürüyoruz.’’</p>
<p><strong>"Isparta elmasının Mısır’a ihraç edilmesi için çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Bölgemizin en önemli değerlerinden Isparta elmasının ihracatı içinde çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Şahin, ‘’Özellikle Mısır pazarının açılması amacıyla hem bu ülke tarafında hem de Türkiye’deki bürokratik süreçleri yakından takip ediyoruz. Bakanlıklarda yaptığımız son girişimler sonucunda, iki ülke arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması heyetlerinin en kısa sürede toplanarak çalışmalara başlayacağı bilgisini aldık’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/isparta/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-80760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/0/1280x720/isparta-ticaret-borsasi-sorunlari-29-kez-ankaraya-iletti-1781042570.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, üyelerinin sorunlarını 29 kez Ankara’ya ilettiklerini belirterek, bundan sonra da sorunların çözümünü takip edeceklerini belirtti. Şahin, Isparta elmasının Mısır’a ihracı konusunda girişimleri sürdürdüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-80757</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’dan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Akdeniz Üniversitesi arasında geçen yıl yanan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nin hasarlarını gidermek ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılacak 50 milyon liralık bağış için iş birliği protokolü imzalandı. İş birliği protokolünü ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ile Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan arasında imzalandı.</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ATSO’nun destekleri için Başkan Yusuf Hacısüleyman’a destekleri için teşekkür etti. Üniversite hastanesinin geçen yıl yaşanan yangın felaketinde en önemli bölümlerin hasar gördüğünü anımsattı. Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu destek sadece sağlık anlamında değil, orada asistanlar ve öğrenciler de yetişecek. Oraya giden herkes, ATSO ismini görünce kurumun ne kadar güçlü ve saygın olduğunu bir kez daha anlayacaktır. ATSO, zor zamanımızda yanımızda olarak kara gün dostu olduğunuzu gösterdi. İyi ki varsınız. Bu adım toplumda büyük bir motivasyon yarattı. ATSO’nun bağış yaptığının duyulması üzerine pek çok hayırsever bizi arayarak destek vermek istediklerini söylediler. Yardımların arkasının geleceğine inanıyorum.’’</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, ATSO tarihinde bugüne kadar böyle bir yardımın yapılmadığına dikkat çekerek, alınan bu kararın arkasındaki en büyük etkenin Rektör Özkan’a duyulan güven olduğunu söyledi. Bağış kararının ATSO Meclisi'nde oy birliği ve gönül birliğiyle alındığını anlatan Hacısüleyman, “Bizim için miktar hiç önemli değil, önemli olan bir farkındalık yaratmak ve kurumlar arası iş birliğini bu şekilde geliştirmektir. ATSO’nun bu  adımı Antalya’daki diğer hayırseverleri de harekete geçireceğine inanıyorum. ATSO olarak üniversiteye ve hastaneye olan katkılarımız devam edecek’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-80757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/atsodan-akdeniz-universitesi-hastanesine-destek-1781042397.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, geçen yıl üniversite hastanesinde çıkan yangında hasarlarının giderilmesi ve ihtiyaçların karşılanması amacıyla Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne 50 milyon lira bağışladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/turkiyenin-ilk-unesco-edebiyat-sehri-kendini-istanbulda-tanitacak-80803</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin ilk UNESCO edebiyat şehri İstanbul’da tanıtılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Türkiye'nin UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda "Edebiyat Şehri" ünvanına sahip ilk ve tek şehri olan Kahramanmaraş, uluslararası tanıtım programıyla İstanbul'da kültür, sanat ve medya dünyasının temsilcileriyle buluşmaya hazırlanıyor. </p>
<p>Belediyeden yapılan açıklamaya göre, Necip Fazıl Kısakürek'ten Cahit Zarifoğlu'na, Nuri Pakdil'den Rasim Özdenören'e kadar Türk edebiyatına yön veren pek çok önemli ismi yetiştiren Kahramanmaraş, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na "Edebiyat Şehri" olarak kabul edilerek kültürel birikimini uluslararası ölçekte tescilledi. Yüzyıllara yayılan güçlü edebiyat geleneği, yaşayan kültür hayatı ve bu mirası geleceğe taşıma vizyonuyla dikkat çeken şehir, artık dünyanın sayılı edebiyat şehirleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Kahramanmaraş'ın UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Edebiyat Şehri ünvanına uzanan yolculuğu, şehrin sahip olduğu kültürel zenginlikler ve bu unvanın geleceğe dönük kazanımları, 19 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenecek uluslararası tanıtım toplantısında kapsamlı şekilde ele alınacak. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel'in katılımıyla gerçekleştirilecek programda, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı sürecinin detaylarının yanı sıra edebiyat turizmi, kültür ekonomisi, uluslararası iş birlikleri ve Kahramanmaraş'ın kültürel vizyonu da kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p><strong>UNESCO'nun kazandırdığı yeni dönem masaya yatırılacak</strong></p>
<p>Toplantıda, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nın Kahramanmaraş'a sağlayacağı kültürel, sosyal ve ekonomik fırsatlar kapsamlı şekilde değerlendirilecek. Şehrin uluslararası görünürlüğünün artırılması, kültürel iş birliklerinin geliştirilmesi ve dünya edebiyat şehirleriyle kurulacak yeni bağlantılar hakkında bilgiler paylaşılacak.</p>
<p>UNESCO Edebiyat Şehri unvanının yalnızca bir prestij göstergesi değil, aynı zamanda kültür temelli kalkınma açısından önemli bir fırsat sunduğu vurgulanacak.</p>
<p>Programın önemli başlıklarından birini de Kahramanmaraş'ın edebiyat turizmi potansiyeli oluşturacak. Şehrin yetiştirdiği şairler, yazarlar ve düşünürler etrafında şekillenecek kültür rotaları, edebiyat etkinlikleri ve yeni projelerin turizme sağlayacağı katkılar değerlendirilecek.</p>
<p>Ayrıca yayıncılık, kültürel etkinlikler, yaratıcı endüstriler ve kültür ekonomisi alanlarında UNESCO Yaratıcı Edebiyat Şehri unvanının oluşturacağı yeni fırsatlar da toplantının gündeminde yer alacak.</p>
<p><strong>Kahramanmaraş'ın edebi mirası dünyaya anlatılacak</strong></p>
<p>Yüzyıllardır Türk edebiyatına yön veren isimler yetiştiren Kahramanmaraş, sahip olduğu güçlü kültürel mirası uluslararası ölçekte tanıtmayı hedefliyor. Program kapsamında şehrin edebiyat geleneği, kültürel kimliği, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı  sürecine dahil olma hikâyesi ve bu ünvanın Türkiye'nin kültürel tanıtımına sağlayacağı katkılar da paylaşılacak.</p>
<p>Basının önde gelen temsilcileri, akademisyenler, kültür-sanat dünyasının önde gelen isimleri ve sektör paydaşlarını bir araya getirmesi beklenen programda, edebiyatın toplumları birleştiren gücü, kültürel hafızanın korunmasındaki rolü ve bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik çalışmalar da gündeme gelecek. Toplantı, Kahramanmaraş'ın UNESCO Edebiyat Şehri olarak üstleneceği yeni rolün ve dünya edebiyat şehirleri arasındaki konumunun kamuoyuna aktarılacağı önemli bir buluşma niteliği taşıyacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/turkiyenin-ilk-unesco-edebiyat-sehri-kendini-istanbulda-tanitacak-80803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/3/1280x720/turkiyenin-ilk-unesco-edebiyat-sehri-kendini-istanbulda-tanitacak-1781086083.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 Haziran&#039;da Atatürk Kültür Merkezi&#039;nde gerçekleştirilecek programda, Kahramanmaraş&#039;ın UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı sürecinin yanı sıra şehrin kültürel kalkınma vizyonu, edebiyat turizmi potansiyeli ve uluslararası hedefleri de kamuoyuyla paylaşılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehir-hayvan-bakimevi-ve-dogal-yasam-alani-acildi-80796</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yenişehir Belediyesi, can dostların yaşam standartlarını en üst seviyeye çıkaracak, ilçenin yıllardır hasretle beklediği dev projeyi hayata geçirdi. “Yenişehir Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı” açılış töreninde konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, “Yıllarca sokaklardaki masum canların çaresizliğine şahit olmak içimizde kanayan bir yaraydı. Kendi kendime bir söz vermiştim; eğer bu şehre hizmet etme lütfuna erişirsem, ilk işimiz o masumların hakkını teslim etmek olacaktı. Bugün o büyük sözü yerine getirmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a29214a3cb3d-1781080394.jpg" alt="" width="582" height="388" /></p>
<p>Başkan Ercan Özel, “Toplam 13 bin metrekarelik devasa bir alan üzerine kurduğumuz bu tesis, sadece Bursa’nın değil, Güney Marmara’nın en büyük, en modern hayvan bakımevlerinden biri haline geldi. Burada, tam donanımlı ameliyathane ve muayene odaları, karantina ve yoğun bakım üniteleri, röntgen ve ultrason cihazları, anne-yavru yaşam alanları, tekli konaklama alanları, operasyon sonrası müşahede bölümleri, geniş ve ferah doğal yaşam alanları bulunuyor.  Biz inanıyoruz ki; burası Bursa’nın ve bölgemizin en güçlü yaşam ve rehabilitasyon merkezi olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a292165b3831-1781080421.jpeg" alt="" width="593" height="333" /></p>
<h2><strong>Hem hayvan hem halk sağlığı güvence altında</strong></h2>
<p>Tesiste görev yapacak 2 veteriner hekim, 2 tekniker ve 4 destek personeli olmak üzere toplam 8 kişilik uzman ekip, popülasyonu kontrol altına almak adına ilk etapta ayda 60 hayvanı kısırlaştırmayı hedefliyor. Düzenli olarak yapılacak çip uygulamaları, aşılamalar, iç ve dış parazit tedavileriyle hem hayvan sağlığı hem de halk sağlığı üst düzeyde korunacak. Aynı anda 200 hayvana hizmet verecek kapasitedeki tesis, ihtiyaç halinde 400 hayvana kadar genişletilebilecek. Tesisin çok kısa bir süre içinde ailelerin çocuklarıyla birlikte vakit geçirebileceği bir eğitim yuvasına dönüştürüleceğini anlatan Başkan Ercan Özel, konuşmasını şöyle tamamladı “Bir canın satın alınacak bir eşya değil, emanet olduğunu çocuklarımıza burada öğreteceğiz. Bu proje sadece belediyemizin değil; Bursa Valiliğimizin, Kaymakamlığımızın, ilgili müdürlüklerimizin, BDK Yapı firmasının ve gece gündüz sahada bizimle olan fedakar hayvanseverlerimizin ortak başarı hikayesidir.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehir-hayvan-bakimevi-ve-dogal-yasam-alani-acildi-80796</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/6/1280x720/yenisehir-hayvan-bakimevi-ve-dogal-yasam-alani-acildi-1781080452.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Yenişehir Belediyesi, ilçede bir ilke imza atarak can dostlar için Güney Marmara’nın en büyük ve en modern tesislerinden birini hizmete açtı. Toplam 13 bin metrekarelik alan üzerine kurulan “Yenişehir Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı”, ameliyathanelerinden röntgen cihazlarına, geniş doğal alanlarından can dostların stresini azaltacak klasik müzik yayınına kadar sunduğu vizyoner hizmetlerle Türkiye’ye örnek oluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/lavanta-hasat-senligi-icin-geri-sayim-basladi-80794</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lavanta Hasat Şenliği için geri sayım başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Lavanta Hasat Şenliği, bu yıl da konserlerden dans gösterilerine, atölyelerden üretici stantlarına kadar birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak. Şenlik boyunca ziyaretçiler hem lavanta hasadına tanıklık edecek hem de Seferihisar'ın yerel üreticileriyle buluşma fırsatı yakalayacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a29181e70c01-1781078046.jpg" alt="" width="700" height="467" />Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, şenliğin ilçenin önemli değerlerinden biri haline geldiğini belirterek tüm vatandaşları etkinliğe davet etti.<br />Başkan Yetişkin, "Lavanta Hasat Şenliğimiz 11 yıldır üreticimizi, doğamızı ve kültürel değerlerimizi buluşturan özel bir etkinlik olarak büyümeye devam ediyor. Turgut Köyümüzün mor renge bürünen lavanta tarlalarında hem hasadın bereketini paylaşacak hem de birbirinden güzel etkinliklerle keyifli bir gün geçireceğiz. Tüm yurttaşlarımızı ve misafirlerimizi bu güzel coşkuya ortak olmaya davet ediyorum" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a29182cea794-1781078060.jpg" alt="" width="700" height="571" /><strong>Şenliğe ring seferleri düzenlenecek</strong></p>
<p>Seferihisar Belediyesi, etkinliğe katılmak isteyen vatandaşlar için ücretsiz ring seferleri de düzenleyecek. Ring araçları 13.00, 14.00 ve 15.00 saatlerinde Seferihisar Kapalı Pazar Yeri'nden hareket edecek. Dönüş seferi ise saat 19.00'da Turgut Köyü'nden gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/lavanta-hasat-senligi-icin-geri-sayim-basladi-80794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/5454-1781078075.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seferihisar Belediyesi&#039;nin geleneksel hale getirdiği Lavanta Hasat Şenliği bu yıl 11&#039;inci kez düzenlenecek. 28 Haziran Pazar günü Turgut Köyü&#039;nde gerçekleştirilecek şenlikte ziyaretçiler lavanta tarlalarının atmosferinde müzik, dans ve üretimle dolu bir gün yaşayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80771</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın yön arayışı ne zaman son bulacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 10 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/37gbG2i-1gY" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hakan-guldag-berfin-cipa.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-kedi-ve-kara-kedi-80756</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 00:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz kedi ve kara kedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Bir kurumun gerçek sınavı, yangını söndüreni değil; yangının hiç çıkmamasını sağlayanı fark edip edememesidir.</em></strong></p>
<p>Bir çiftçinin çiftliğini fareler basar. Ürünler zarar görür, düzen bozulur. Çiftçi çözüm olarak beyaz bir kedi alır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a288aac5618e-1781041836.png" alt="" width="450" height="665" />Beyaz kedi işini çok iyi yapar. Kısa süre içinde farelerin tamamını temizler. Çiftlik yeniden güvenli ve huzurlu bir yer haline gelir. Sorun ortadan kalkmıştır.</p>
<p>Çiftçi düşünür:</p>
<p>"Artık fare yok. Bu kediye de ihtiyacım kalmadı."</p>
<p>Ve beyaz kediyi gönderir.</p>
<p>Aradan zaman geçer. Fareler yeniden ortaya çıkar. Çünkü sorun çözülmüş olsa da, onu çözebilen kişi artık orada değildir. Bu kez çiftçi kara bir kedi alır.</p>
<p>Kara kedi farklı davranır. Fareleri tamamen yok etmez. Her gün birkaçını yakalar, birkaçını bırakır. Sorun hiçbir zaman tam olarak bitmez ama hiçbir zaman kontrolden de çıkmaz. Böylece çiftçi sürekli kediye ihtiyaç duyar.  Kara kedi çiftlikte kalır.</p>
<p>Bu hikâye kedilerden çok liderlik anlayışıyla ilgilidir.</p>
<p>Bazı liderler, bir problemi tamamen çözen insanların değerini göremezler. Çünkü onların başarısı görünmez hale gelir. Sorun ortadan kalkınca, sanki hiçbir zaman var olmamış gibi düşünülür. Oysa ortada duran düzen, o kişinin emeğinin sonucudur. Böyle organizasyonlarda en yetenekli çalışanlar bazen ödüllendirilmek yerine göz ardı edilir. Hatta kimi zaman işten ayrılmalarına neden olacak kadar değersiz hissettirilirler. Çünkü başarılarının bedeli görünmez olmaktır.</p>
<p>Diğer yandan bazı insanlar vazgeçilmez görünmenin yolunun problemleri tamamen çözmek değil, onları yönetilebilir seviyede tutmak olduğunu öğrenirler. Sürekli ihtiyaç duyulan kişi olurlar. Çünkü varlıklarının gerekçesi, hiçbir zaman tamamen ortadan kaldırılmayan sorunlardır.</p>
<p>Gerçek liderlik ise beyaz kedileri fark edebilmektir. Bir kurumun başarısı, içeride kaç problem olduğu ile değil, kaç problemin sessizce çözüldüğü ile ölçülür. En değerli çalışanlar bazen en çok görünenler değil, sorunlar ortaya çıkmadan önce onları ortadan kaldıranlardır. Çünkü iyi liderler problemi görür. Büyük liderler ise problemi çözen insanı görür.</p>
<p>Ama burada önemli bir ayrım var: Kurnaz kişiler her zaman daha başarılı olmazlar; ancak kötü yönetilen kurumlarda daha kalıcı olabilirler. Ne yazık ki gerek özel sektörde gerek kamu sektöründe gerek kar amacı gütmeyen kurumlarda oldukça sık rastlanan bir durum kötü yönetim. Doğal olarak bu kurumlar uygulamalarında ve  yönetimlerinde ve adil olmuyorlar.</p>
<p>Bu durumda  liderler sonuçtan çok görünürlüğü, gerçek katkıdan çok algıyı ödüllendiriyor. Böyle ortamlarda problemi tamamen çözen kişi, kendi önemini de görünmez hale getiriyor. Sorun ortadan kalktığında yöneticinin gözüne çarpan şey çözüm değil, artık ihtiyaç duyulmuyor gibi görünen kişi oluyor ne yazık ki.</p>
<p>Buna karşılık kurnaz çalışanlar farklı bir oyun oynuyorlar.  Bilgiyi paylaşmaz, süreçleri karmaşık tutar, kendilerinden başka kimsenin çözemeyeceği bağımlılıklar yaratırlar. Hatta bazen sorunları tamamen ortadan kaldırmak yerine kontrollü biçimde sürdürürler. Böylece kurum onların varlığını sürekli hisseder.</p>
<p>Fakat burada trajik olan şey şudur: Kurum kısa vadede kara kediyi ödüllendirirken, uzun vadede bedelini öder. Çünkü;</p>
<ul>
<li>Beyaz kedi kuruma değer üretir. Kara kedi ise kuruma bağımlılık üretir.</li>
<li>Beyaz kedi sistem kurar. Kara kedi sistemin eksiklerinden beslenir.</li>
<li>Beyaz kedi yokken sorun geri gelir ama onun çözümü kuruma öğretilebilseydi sorun bir daha dönmezdi. Kara kedi ise sorunun hiçbir zaman tamamen bitmemesinden fayda sağlar.</li>
<li>Beyaz kedi sessiz çalışır. Kara kedinin ise çalıştığını herkes duyar.</li>
</ul>
<p>Aslında bu hikâye liderlik kalitesinin bir testidir.</p>
<p>Yetenekli liderler <em>"Bu kişi ne kadar meşgul?" </em>yerine şu soruyu sorar: <em>"Bu kişi sayesinde hangi problemler artık yaşanmıyor?"</em></p>
<p>Yetersiz liderler ise genellikle yalnızca gördüklerini yönetirler. Yangını söndüren kişiyi alkışlarlar ama yangının çıkmasını engelleyen kişiyi fark etmezler.</p>
<p>Bu nedenle birçok kurumda paradoksal bir durum ortaya çıkar:</p>
<p>En iyi çalışanlar, işlerini o kadar iyi yaparlar ki yöneticiler onların ne kadar değer yarattığını göremez hale gelir.</p>
<p>En kötü çalışanlar ise sürekli görünürdür; çünkü etraflarında sürekli çözülmesi gereken problemler vardır.</p>
<p>Belki de hikâyenin en acı tarafı budur. Fareleri tamamen yok eden beyaz kedi gönderilirken, farelerin hiç bitmemesini sağlayan kara kedi "vazgeçilmez" ilan edilir.</p>
<p>Oysa sağlıklı kurumların amacı vazgeçilmez insanlar yaratmak değil, vazgeçilmez sistemler kurmaktır. Liderin görevi de kendisini veya çalışanlarını vazgeçilmez yapmak değil, başarıyı tekrar edilebilir hale getirmektir.</p>
<p>Bu yüzden soru "Kurnaz kişiler kurumlarda daha mı kalıcı olur?” Adil bir yönetim ya da adil bir yönetici gelene kadar evet.</p>
<p><strong><em>Liderler, kimin kurum için değer ürettiğini, kimin ise kurumun zayıflıklarından faydalandığını ayırt edebiliyor mu?</em></strong></p>
<p>Bir kurumun geleceğini belirleyen şey ise bu soruya verdiği cevaptır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En iyi çalışanları neden kaybederiz?</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a288a68139d5-1781041768.png" alt="" width="500" height="273" />Çünkü birçok kurumda gerçek değer değil, görünürlük ödüllendirilir.</p>
<ul>
<li>Sorunları çözdükleri için görünmez hale gelirler.</li>
<li>Yüksek performansları zamanla normal kabul edilir.</li>
<li>Bilgiyi paylaşır, sistem kurar ve bağımlılık yaratmazlar.</li>
<li>Yangını önlerler; bu yüzden kahraman olarak görülmezler.</li>
<li>Sonuç üretirler ama sürekli meşgul görünmezler.</li>
<li>Algının performanstan daha değerli olduğu ortamlarda motivasyonlarını kaybederler.</li>
<li>Daha fazla sorumluluk alır, aynı oranda takdir veya yetki görmezler.</li>
<li>Değerlerinin ancak ayrıldıktan sonra anlaşılır.</li>
</ul>
<p>İyi çalışanlar iş bulmakta zorlanan insanlar değildir. Kendi değerlerini görebildikleri anda, onları görebilen başka kurumlar da bulurlar. En iyi çalışanlar genellikle daha iyi teklifler yüzünden değil, yeterince değer görmedikleri için giderler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-kedi-ve-kara-kedi-80756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyaz kedi ve kara kedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-futbol-sahasina-sigan-bir-basari-hikayesi-80807</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 futbol sahasına sığan bir başarı hikâyesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gaziantep'te geçtiğimiz günlerde açılışı gerçekleştirilen Şölen'in üçüncü fabrikası için kullanılan bir rakam dikkat çekiciydi. Yeni tesis, yaklaşık 27 futbol sahası büyüklüğünde bir alana kuruldu.</p>
<p>Elbette bu ölçekte bir yatırımın ilk bakışta dikkat çeken tarafı üretim kapasitesi, teknoloji altyapısı ve ihracat gücüne sağlayacağı katkıdır. Ancak bana göre bu yatırımın asıl önemi, Gaziantep'in son yıllarda oluşturduğu üretim ekosistemini ve sanayi derinliğini bir kez daha ortaya koymasında yatıyor.</p>
<p>Bugün Şölen'in raflarda gördüğümüz bir çikolatasına baktığımızda aslında yalnızca bir gıda ürününü görmüyoruz. O ürünün arkasında Gaziantep'te faaliyet gösteren çok sayıda sektörün ortak emeği bulunuyor. Ambalaj üreticileri, plastik ve film sanayicileri, karton kutu üreticileri, makine imalatçıları, lojistik firmaları, depolama şirketleri, reklam ve tasarım ekipleri, bakım-onarım hizmetleri veren işletmeler ve daha birçok yan sektör bu büyük üretim zincirinin halkalarını oluşturuyor.</p>
<p>Bir fabrikanın bacası tüttüğünde yalnızca kendi çalışanlarına değil, çevresinde oluşan yüzlerce işletmeye de hayat veriyor. İşte sanayileşmenin gerçek gücü de burada ortaya çıkıyor. Gaziantep yıllardır Türkiye'nin üretim üslerinden biri olarak anılıyor. Ancak son dönemde özellikle gıda sektöründe oluşan kümelenme, şehri yalnızca bir üretim merkezi olmaktan çıkarıp bölgesel bir çekim merkezine dönüştürüyor.</p>
<p>Baklava, makarna, unlu mamuller, kuruyemiş, bitkisel yağlar, şekerleme ve çikolata üretiminde Türkiye'nin en güçlü merkezlerinden biri haline gelen Gaziantep, artık bu sektörlerin ihtiyaç duyduğu yan sanayileri de bünyesinde barındırıyor.</p>
<p>Bu durum yatırımcı açısından büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü üretim için gerekli birçok girdiye aynı şehir içerisinde ulaşabilmek hem maliyetleri düşürüyor hem de rekabet gücünü artırıyor. Şölen'in yeni fabrikasını yalnızca bir şirket yatırımı olarak değerlendirmek eksik olur. Bu tesis aynı zamanda Gaziantep'te yıllar içerisinde oluşan sanayi kültürünün, girişimcilik ruhunun ve üretim kabiliyetinin de bir sonucu.</p>
<p>Çoban Ailesi'nin 36 yıl önce başlayan girişimcilik yolculuğu bugün dünya markası seviyesine ulaşmış durumda. Ancak bu başarı hikâyesi aynı zamanda Gaziantep'in başarı hikâyesidir. Çünkü dünya pazarlarına ulaşan her ürünün arkasında bu kentin işçisi, mühendisi, sanayicisi ve tedarikçisi bulunuyor.</p>
<p>Gaziantep bugün tam da bunu başarıyor. Şölen'in üçüncü fabrikasıyla birlikte yükselen yalnızca yeni üretim hatları değil, aynı zamanda Gaziantep'in gıda sanayisindeki liderliği, ihracat potansiyeli ve yatırım çekme kapasitesi de yükseliyor. Belki de bu yatırımın en önemli mesajı burada saklı.</p>
<p>27 futbol sahası büyüklüğündeki bu tesis, aslında Gaziantep'in üretim gücünün ulaştığı ölçeği gösteren bir sembol. Ve bu sembol bize bir kez daha hatırlatıyor ki Türkiye'nin kalkınma hikâyesi, üreten şehirlerin omuzlarında yükselecek ve Gaziantep de bu hikâyenin en güçlü başrollerinden biri olmaya devam edecek gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-futbol-sahasina-sigan-bir-basari-hikayesi-80807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep&#039;te geçtiğimiz günlerde açılışı gerçekleştirilen Şölen&#039;in üçüncü fabrikası için kullanılan bir rakam dikkat çekiciydi. Yeni tesis, yaklaşık 27 futbol sahası büyüklüğünde bir alana kuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tumkaddan-gelecege-muhendislik-vizyonu-80797</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜMKAD’ın &#039;Dünya Kadın Mühendisler Günü Konferansı&#039; 5. kez düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p> Tüm Mühendis Kadınlar Derneği (TÜMKAD), bu yıl 5’incisi düzenlenecek ‘23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü Konferansı’nın tanıtımı için bir basın toplantısı gerçekleştirdi.</p>
<p>“Mühendislik Zekâsının Yükselişi” temasıyla hazırlanan konferansın detaylarının paylaşıldığı toplantıda, kadın mühendislerin teknoloji, yapay zekâ ve dönüşüm süreçlerindeki rolü vurgulanırken, Türkiye’nin geleceğinde mühendislik zekâsının taşıdığı stratejik öneme dikkat çekildi. Toplantıda konuşan TÜMKAD Kurucu Başkanı Ülfet Öztürk, hem konferansın içeriğine hem de kadın mühendislerin Türkiye’nin geleceğindeki rolüne ilişkin önemli mesajlar verdi. Öztürk, “Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözünün ışığında, bugün kadın mühendisler bilimin, teknolojinin ve dönüşümün öncüleri olarak Türkiye'nin geleceğini şekillendiriyor” diyerek konuşmasına başladı. </p>
<h2>“Teknolojiyi geliştiren şey insandır”</h2>
<p>Yapay zekâ, dijital dönüşüm ve mühendislikte yaşanan küresel değişime dikkat çeken Ülfet Öztürk, teknolojinin merkezinde insan faktörünün bulunduğunu vurguladı. Öztürk, “İnsanlık tarihinin en hızlı dönüşüm dönemlerinden birinin içinde yer alıyoruz. Yapay zekâ hayatımıza yön veriyor. Robotlar üretim alanlarında görev alıyor. Veri, ekonominin en stratejik kaynaklarından biri haline geliyor. Meslekler dönüşüyor. İş yapış biçimleri yeniden şekilleniyor. Ancak bütün bu dönüşüm bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Teknolojiyi geliştiren şey teknoloji değildir. İnsandır. İşte bu nedenle bu yıl konferansımızın temasını; ‘Mühendislik Zekâsının Yükselişi’ olarak belirledik” dedi.</p>
<h2>“Kadın mühendisler için projeler dikkat çekti”</h2>
<p>TÜMKAD’ın yalnızca bir dernek değil, aynı zamanda bir mühendislik hareketi haline geldiğini belirten Öztürk, derneğin büyüyen yapısına dikkat çekti. Öztürk, “170’i aşkın bireysel üyemiz ve 11 kurumsal üyemizle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ankara’dan Londra’ya uzanan temsilciliklerimizle ulusal ve uluslararası ölçekte büyüyoruz” dedi. Basın toplantısında TÜMKAD’ın yürüttüğü projeler de detaylı şekilde kamuoyu ile paylaşıldı. 23 Haziran’da gerçekleştirilecek konferansta 600’ün üzerinde katılımcı bekleniyor. Etkinlikte iş dünyası, akademi ve teknoloji alanından önemli isimler yer alacak. </p>
<h2>“Gelecek konuşularak değil, birlikte şekillenecek”</h2>
<p>Kadınların iş gücüne katılım oranına da dikkat çeken Öztürk, mühendislik alanında kadın temsilinin artırılmasının önemine vurgu yaptı. Öztürk, “Kadın mühendislerin güçlenmesini yalnızca bir eşitlik meselesi değil, Türkiye’nin geleceğine yapılan stratejik bir yatırım olarak görüyoruz” dedi. TÜMKAD Kurucu Başkanı Ülfet Öztürk, konferansa katkı sunan tüm sponsor ve destekçilere teşekkür ederek, “Gelecek konuşularak değil, birlikte üreterek ve birlikte tasarlanarak şekillenecek” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tumkaddan-gelecege-muhendislik-vizyonu-80797</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/7/1280x720/tumkaddan-gelecege-muhendislik-vizyonu-1781081153.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüm Mühendis Kadınlar Derneği, bu yıl 5’incisi düzenlenecek “23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü Konferansı” için tanıtım toplantısı düzenledi. TÜMKAD Kurucu Başkanı Ülfet Öztürk, kadın mühendislerin teknoloji, yapay zekâ ve dönüşüm süreçlerindeki rolü vurgulanırken, Türkiye’nin geleceğinde mühendislik zekâsının taşıdığı stratejik öneme dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-80728</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükakın: Marmara Denizi için yerel yönetimler birlikte hareket etmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, denizi, toprağı ve havayı korumak adına yürüttüğü çalışmalar Türkiye’ye örnek oluyor. Dip Çamuru Temizliği, yapay resifler bırakma ve balıklandırma projeleri ile İzmit Körfezi’nin dipten dirilişi sağlanırken; çevre dostu projeleri de Kocaeli’nin daha yaşanabilir bir kent olmasını sağlıyor. Çevre projeleri ile öne çıkan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kasım 2026 tarihinde Antalya’da düzenlenecek COP’31 İklim Zirvesi öncesinde bu yöndeki çalışmalarına bir yenisini ekledi. “Bir Deniz Bir Gelecek; Marmara’dan COP 31’e” teması ile 1. Marmara Sürdürülebilir Çevre Sempozyumu, başladı.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirilen, 10 Haziran Çarşamba gününe kadar sürecek olan sempozyumun açılışına Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Prof.Dr. Sadettin Hülagü, Deniz Eğitim - Öğretim ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Selçuk Akarı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, KOÜ Rektörü Prof.Dr. Nuh Zafer Cantürk, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, belediye başkanları, akademisyenler, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri katıldı.</p>
<h2>“Küresel ısınmayı ciddiye almamız lazım”</h2>
<p>Sempozyumun açılışında konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, çevre konusunun çok çetrefilli bir konu olduğunu belirtti. Kürenin ısındığı noktasında herkesin hemfikir olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Bunun böyle devam etmeyeceği konusunda da fikir birliği var. Bunu ciddiye almamız lazım. Küresel ısınma 1970’li yılların başından bu yana dünya gündeminde. Ama pek bir mesafe alınamamış. Çünkü uluslararası karar alma mekanizmaları, alınan kararları uygulayacak mekanizmalar değil. Bu nedenle iyimser değilim. Önemli adımlar atılıyor ancak asla yeterli değil. Hatta geride olduğumuzu söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli arıtma tesislerinin yüzde 73’ü ileri biyolojik arıtma”</h2>
<p>Büyükakın, küresel ölçekteki sorunların bir benzerinin Marmara Denizi’nde yaşandığına dikkat çekerek, “Marmara Denizi'nde kirliliğin önüne geçilmesiyle ilgili bir takım toplantılar yapıldı, kararlar alındı. Belediyelere, ileri biyolojik arıtma tesisleri yapmaları tavsiye edildi. O gün bu oran yüzde 52 idi. Şimdi ise 52.8. Hiç artmamış. Yani kimse bir şey yapmamış. Kocaeli olarak bizdeki arıtma tesislerinin yüzde 73’ü ileri biyolojik arıtma. Tamamlandığındaki maliyeti 10 milyar TL’yi bulacak 6 milyar TL’lik yatırımımız bittiğinde, bu oranı yüzde 100’e çıkaracağız” dedi.</p>
<h2>“Bu yatırımın doğrudan yansımasını  uzun vadede görürüz”</h2>
<p>Marmara Denizi’ni korumak için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, “Marmara’nın çevresindeki illerin yerel yönetimleri de üzerlerine düşeni yapmalı.  Bu yatırımın doğrudan yansımasını, biz kendi dönemimizde göremeyiz. Uzun vadede görürüz. Aynı durum, İzmit Körfezi’ndeki dip çamuru için de geçerli” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/09/whatsapp-image-2026-06-09-at-12-cltp.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Dip çamuru için 150 milyon dolarlık bir kaynak ayrıldı”</h2>
<p>Büyükakın, “Bbiz burada arıtma tesislerini çalıştırırken, Marmara Denizi'ne her gün 4.5 milyon metreküp kanalizasyon geliyor. Bunun sadece yüzde 47'si arıtma tesislerinden geçiyor. Yani Marmara’nın etrafındaki şehirlerin yönetimleri, denizi fosseptik olarak kullanıyor. ‘Biz temizliyoruz, herkes kirletiyor, biz de kirletelim kimse fark etmez’ diyebilirdik. Ama demiyoruz. Dip çamuru için 150 milyon dolarlık bir kaynak ayrıldı” diye konuştu.</p>
<h2>“Kamuoyunun konuyla ilgili güçlü bir şekilde bilinçlenmesi gerek”</h2>
<p>Kamuoyunun konuyla ilgili güçlü bir şekilde bilinçlenmesi gerektiğini ifade eden Büyükakın, “Sivil inisiyatif bu yönde güçlenmeli. Bu konuları en çok aydınlar söylemeli. Onlar bu konuda bir bilinç oluşturursa, o zaman işin başka bir sürece ilerleme ihtimali var. Üniversitelere de büyük iş düşüyor. Bu konularda, güçlü bir veri izleme sisteminin çerçevesini hazırlamalılar. Yenilikçi çalışmaları desteklemeli ve önünü açmalılar. Eğer bunlar başarılı bir şekilde yapılırsa, ülkemizin rekabet gücünün artması da mümkün olacak” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-80728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/8/1280x720/buyukakin-marmara-denizi-icin-yerel-yonetimler-birlikte-hareket-etmeli-1780999417.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin COP’31 İklim Zirvesi’ne veri oluşturabilmek için düzenlediği 1. Marmara Sürdürülebilir Çevre Sempozyumu başladı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Marmara Denizi’ni korumak için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, “Marmara’nın çevresindeki illerin yerel yönetimleri de üzerlerine düşeni yapmalı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamukta-yagislar-ve-fiyat-artisinin-uretime-etkisi-sinirli-kaldi-80725</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta yağışlar ve fiyat artışının üretime etkisi sınırlı kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi’nin en önemli tarım ürünlerinden pamukta bu sezon üretim, fiyat ve ekim alanlarına ilişkin farklı değerlendirmeler öne çıkıyor. Sektör temsilcileri bir yandan fiyatlardaki artışın üreticiye sınırlı da olsa moral verdiğini belirtirken, diğer yandan maliyet baskısı ve ekim alanlarındaki daralmanın üretimi aşağı çektiğine işaret ediyorlar. Bölgedeki üretim beklentileri 80 bin ton seviyelerine kadar geriledi.</p>
<p>2024 yılında yaklaşık 188 bin ton seviyesinde gerçekleşen mahlıç pamuk üretimi, 2025 sezonunda 160 bin ton civarına düşmüştü. Üreticilerin yetersiz prim destekleri, artan girdi maliyetleri ve sulama suyu yetersizliği nedeniyle pamuk ekiminden uzaklaşması, bu sezon ekim alanlarında önemli daralmaya yol açtı.</p>
<h2>Kayhan: Pamukta son dakika ekim artışı beklentisi yükseliyor</h2>
<p>Ekilen alanlarda sertifikalı tohum artışına dikkat çeken İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, “Fiyatın artması ve suyun da olması sebebiyle son anda ekimlerin artacağını düşünüyorum. Söke Ovası’nda ekimler devam ediyor. 2-3 hafta bekleyip rakamı o zaman telaffuz etmek daha doğru olabilir. İklim şartları da bu sene iyi gitti. Son dönemde fiyatın artmasıyla pamuk tekrar daha cazip hale geldi. Ayçiçeğinden vazgeçip pamuğa geçme son dakika beklentimizin üstünde olabilir” dedi.</p>
<h2>Göksan: Pamukta düşüş var ama üretici önceki döneme göre daha umutlu</h2>
<p>Pamuğun çok önemli bir hammadde olduğunu dile getiren Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Turan Göksan, “Pamuk ihracat için oldukça önemli bir kalem. En büyük hammadde. Şu an geçtiğimiz yıl gibi bir su sorunu kesinlikle yok. Ekim alanları daraldı ama ne kadar daraldı buna kesin ve net bir şey söylemek doğru değil. Üretimin geçen seneden daha düşük olacağı kesin ama yarı yarıya bir düşüş olmayacak. 120-130 bin ton üretim öngörüyoruz. Fiyatlar iyi bir noktaya geldi. 3 ay öncekine göre daha mutlu bir üretici var. Bazı yerler ekime hala devam ediyor. Pamuk için umutsuz bir tablo bizi beklemiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Sağel: Söke’de pamuk ekimi daralıyor, üretici ayçiçeğine yöneliyor</h2>
<p>Söke’de pamukta üretim ve ekim alanlarının gerilediğini vurgulayan Söke Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nejat Sağel, “Pamuğun fiyatının artmış olması sahada karşılık bulmadı. Biz zaten dünya piyasasında yüzde 10 aşağıdaydık. Artan fiyatlar üretici için yeterli olmadı, maliyetler çok yüksek. Bu yüzden sahada pamuğa tekrar bir yöneliş görmüyoruz. Ege’nin yüzde 45-50’sini Söke üretiyordu, bu artık olmuyor çünkü üretici artık yönelmiyor. Ekim alanları daraldı. Pamuk için zor günler devam ediyor” dedi.</p>
<h2>Uçak: Ege’de yüzde 50 düşüş öngörüyoruz</h2>
<p>Pamuk üretiminde yaşanan düşüşe ve sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, “Pamuğun fiyatı yükseldi. Fiyatın yükselmesi dünyanın içinde bulunduğu konjonktürden kaynaklanıyor, yoksa pamuğa ivedi bir talep artışından değil. Üretici adına girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı insanların pamuğa olan yakınlığı artma noktasında değil. Ege’de ortalama 160 bin ton ürün üretirken bu sene 80 ila 85 bin ton arasında kalacağını öngörüyorum. Yüzde 50’ye varan bir eksilme yaşayabiliriz. Türkiye içinde 450 bin tonluk bir üretim var. Son üç yıldır ciddi maliyetler ve zararlar nedeniyle üretici pamuktan kaçıyor. Ne sanayici ne de üretici adına umutlu bir tablo beklemiyoruz. Pamuk sadece tekstil hammaddesi değildir, stratejik bir üründür. Bu kadar stratejik bir ürünü neden göz ardı ediyoruz, bunu anlayamadık. Ülkede en çok konuşulan şey yazılım, dijitalleşme ve yapay zeka; biz bunlara karşı değiliz ama iyi olduğumuz bir sektörde cephe kaybediyoruz. Şu anda son viyadükten çıkıyoruz. Bu şekilde giderse yurt dışına bağımlı hale geliriz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pamukta-yagislar-ve-fiyat-artisinin-uretime-etkisi-sinirli-kaldi-80725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/yagislar-da-pamuktan-kacisi-durduramadi-1772179257.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege’de pamuk üretiminin 160 bin tondan 80–85 bin tona gerilemesi beklenirken, sektör temsilcileri fiyat artışları ve yağışların rekolteye sınırlı bir katkı yaptığını, maliyet baskısı nedeniyle üreticide kalıcı bir toparlanma görülmediğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-80718</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanovel CFO’luğuna Gökdeniz Gür atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Türk ilaç sektörünün önde gelen şirketlerinden Sanovel, güçlü üretim altyapısı, geniş ürün portföyü ve uluslararası kalite standartlarına uyumu ile ilaç ve sağlık sektöründe faaliyetlerini sürdürmekte. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan portföyüyle kilit terapötik alanlarda faaliyet gösteren şirket, yıllık 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahiptir. European cGMP sertifikası ve FDA onayıyla global standartlarda üretim gerçekleştiren Sanovel, güçlü Ar-Ge yapısı, patent ve fikri haklar alanındaki yetkinlikleriyle sektörde konumunu güçlendirirken, ürünlerini 5 kıtada 50’den fazla ülkeye ulaştırarak ihracat gücünü her geçen gün artırmakta ve yaklaşık 2.000 çalışanıyla toplum sağlığına katkı sunmaya devam etmektedir.</p>
<p>Türk ilaç sektörünün önde gelen şirketlerinden Sanovel, büyüme, küreselleşme ve sürdürülebilirlik odaklı kurumsal dönüşüm stratejisi kapsamında liderlik yapısını güçlendirmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda, yaklaşık 30 yıllık kariyeri boyunca sağlık, üretim, inşaat, turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde finans, stratejik planlama, kurumsal verimlilik ve iç denetim alanlarında kapsamlı deneyim kazanan Gökdeniz Gür, Haziran 2026 itibarıyla Sanovel’de CFO olarak göreve başladı.</p>
<p>Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamlayan Gökdeniz Gür, kariyerine 1995 yılında Garanti Bankası’nda başladı. Ardından PwC bünyesinde denetim ve danışmanlık alanlarında görev alarak stratejik finans ve dönüşüm projelerinde önemli sorumluluklar üstlendi.</p>
<p>Kariyeri boyunca TUI AG iştiraki Turcotel ve Akfen GYO’da CFO, Hidromek’te Finans Stratejisi Danışmanı ve Beyçelik Holding’de Stratejik Planlama Direktörü olarak görev yapan Gür, son olarak 2019-2025 yılları arasında Florence Nightingale Hastaneleri’nde Kurumsal Verimlilik ve İç Denetimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Bu süreçte finansal performans yönetimi, süreç iyileştirme, raporlama sistemleri ve iç denetim alanlarında birçok projeye liderlik etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-80718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/sanovel-cfoluguna-gokdeniz-gur-atandi-1780995359.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk ilaç sektörünün önemli şirketlerinden Sanovel, büyüme ve küreselleşme odaklı stratejisi kapsamında liderlik yapısını güçlendiriyor. Yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip Gökdeniz Gür, finans ve stratejik yönetim alanındaki birikimiyle Sanovel’in yeni CFO’su oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivin Geleceği için başvuru süreci başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Fikrini projeye, projesini küresel pazarda yarışan bir şirkete dönüştürmek isteyen girişimci, tasarımcı ve akademisyenler için elektronik ortamda kayıtlar başladı. Son başvuru tarihi 3 Ağustos 2026 Pazartesi. Verilen bilgiye göre, dereceye giren projeleri milyonlarca liralık nakdi ödüllerin yanı sıra; Patent Tescili, İTÜ Çekirdek Kuluçka Programı ile Big Bang Startup Challenge sahnesine uzanan destek paketi bekliyor.</p>
<p>Teknolojinin hızla dönüştürdüğü mobilite dünyasında, Türkiye’yi küresel ligde öncü bir konuma taşımayı hedefleyen Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması (OGTY), 15. yılında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve Türkiye İhracatçılar Meclisi koordinatörlüğünde düzenlenen, Türkiye’nin en prestijli mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. Bugüne kadar binlerce projeye ev sahipliği yapan, desteklediği 70 girişim ile 281 milyon doların üzerinde bir ekosistem değerlemesi yaratan OGTY, bu yılın rotasını “Endüstriyel Mobilite” olarak belirledi. Sektörün geleceğine yön verecek fikirlerin yarışacağı dev organizasyon için başvuru süreci resmen başladı. Başvuruların 3 Ağustos tarihine kadar kabul edileceği OGTY’nin ödül töreni ise 21 Ekim tarihinde yapılacak. Yalnızca bir yarışma değil, fikirlerin geliştirmelerine imkan sağlayarak bütünsel bir inovasyon mekanizması olan OGTY, bu yıl da otomotiv endüstrisindeki komponentlerden otonom yazılımlara, yapay zeka tabanlı veri analitiğinden bütünsel mobilite çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yaratıcı projeleri arıyor.</p>
<h2><strong>“Sadece ödül değil, küresel pazara açılan bir kapı”</strong></h2>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, teknolojinin artık sadece araç tasarımı, sistemleri ve özelliklerini değil, tüm üretim ve tedarik ekosistemini yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışmasının sektör için önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Yazıcı “OGTY bünyesinde ödül alan projeler sadece nakdi destekle sınırlı kalmıyor; yıllardır başarıyla sürdürülen İTÜ ARI Teknokent iş birliği ile İTÜ Çekirdek Kuluçka Merkezi’ne kabul edilerek mentorluk, ofis desteği ve yatırımcı buluşmaları gibi hayati imkanlara kavuşuyor. Bugüne kadar OGTY sahnesinden geçen 530’dan fazla otomotiv girişiminin toplamda 54 milyon doları aşan yatırım alması, bu platformun Türk otomotiv sektörünün teknoloji tabanlı ihracat kapasitesini ne denli büyüttüğünü gözler önüne seriyor” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-1780988120.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve TİM koordinatörlüğünde düzenlenen mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaplumbağa hızında dezenflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="MsoNormal"><strong>Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</strong></p>
<p class="MsoNormal">Bundan üç yıl önce 2024-26 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programı açıklarken 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi koymuştuk. Aradan neredeyse üç yıl geçti ama hedefe ulaşmak bir yana, yanına bile yaklaşamadık. Yaklaşamayınca da hedefimizi kademeli olarak yüzde 24'e yükselttik.  Üstelik bu yeni hedefi tutturabileceğimizden de emin değiliz.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayı verileri enflasyonda sert bir bozulmaya işaret etmese de fiyat artışlarının beklenenden daha dirençli seyrettiğini ortaya koydu. Dezenflasyon süreci devam ediyor; ancak beklenenden çok daha yavaş ilerliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1,71, üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 2,75 arttı. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin daha sağlıklı bir gösterge olarak kabul edilen çekirdek enflasyon ise yüzde 2,92 olarak açıklandı. Öte yandan, son Enflasyon Raporu’nda TCMB yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16'dan yüzde 24'e yükseltilmiş, enflasyon tahmini ise yüzde 26 olarak belirlenmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu çerçevede mayıs ayı gerçekleşmelerini söz konusu hedef ve tahminlerle karşılaştırmakta fayda var.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Nedenlerine bakalım:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- TCMB’nin yıl sonu tahmini olan yüzde 26’ya ulaşılabilmesi için yılın geri kalanında aylık enflasyonun ortalama yüzde 1,1–1,3 bandına gerilemesi gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 24’lük hedef için ise aylık artışların yaklaşık yüzde 1 veya daha düşük seviyelerde gerçekleşmesi şart.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Bu açıdan bakıldığında, mayıs ayındaki yüzde 1,71’lik TÜFE artışı hem hedef hem de tahmin için gerekli patikanın üzerinde kalıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon ise daha da dikkat çekici. Çünkü çekirdek göstergeler enerji ve gıda gibi oynak kalemlerin etkisinden arındırıldığı için enflasyonun temel eğilimini daha sağlıklı yansıtır. Bu nedenle enflasyonun gelecekteki seyri açısından da önemli bir gösterge niteliği taşır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Üstelik yalnızca mayıs verileri değil, nisan verileri de yıllık enflasyondaki yükseliş eğiliminin ve temel göstergelerdeki katılığın sürdüğünü ortaya koymuştu. Yüzde 3’e yaklaşan çekirdek enflasyon, fiyatlama davranışlarındaki katılığın devam ettiğini düşündürüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,75’lik ÜFE artışı da maliyet baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Üretici fiyatlarındaki yükselişin bir bölümü önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarına yansıyabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası, mayıs verileri tek başına daha bir ay önce revize edilen hedeflerden belirgin bir sapmaya işaret etmiyor. Ancak yüzde 24’lük yıl sonu hedefinin daha şimdiden zorlayıcı hale geldiği mesajını veriyor. Bu hedefe ulaşılabilmesi için önümüzdeki aylarda enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmesi gerekiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Yüzde 26’lık tahmin ise hala ulaşılabilir görünmekle birlikte, bunun için de önümüzdeki dönemde daha güçlü bir dezenflasyon sürecine ihtiyaç var. Özellikle yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon, fiyat artışlarının temel eğiliminin TCMB’nin öngördüğü patikanın üzerinde kalabileceğine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu nedenle ekonomistlerin son dönemde diler getirdiği “dezenflasyon yavaşlıyor” yönündeki değerlendirmeleri, mayıs verilerinin ayrıntılarına bakıldığında oldukça anlaşılır görünüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Önümüzdeki dönemde özellikle gıda fiyatları, kur hareketleri ve üretici enflasyonunun seyri, enflasyon görünümünün belirlenmesinde kritik rol oynayacak. Son aylarda görülen yağışlar tarımsal üretime olumlu yansıyabilir ve bunun gıda enflasyonu üzerindeki olumlu etkisi haziran ayında daha belirgin şekilde görülebilir.  Gıda fiyatlarında yaşanabilecek bir yavaşlama, enflasyon görünümüne geçici de olsa destek sağlayabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Ancak diğer taraftan bozulan beklentiler, oynak enerji maliyetleri ve turizm sezonunun başlamasının iç fiyatlar üzerinde yaratacağı baskı gibi olumsuz faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası işimiz zor. Üç yıl önce ortaya koyduğumuz yüzde 8,5'lik iddiamızdan çoktan vazgeçtik. Onun yerine ise geçen yılı yüzde 30,89 ile kapatan enflasyonun bir yılda topu topu 5-6 puan gerileyerek yüzde 25-26'lara inmesi fikrine razı olduk.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaplumbağa hızında dezenflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>7582 sayılı Kanun ile yeniden gündeme gelen varlık barışı düzenlemesi, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunmakla birlikte kayıtlara alınmamış bazı varlıkların banka ve aracı kurumlar üzerinden bildirilmesine imkân sağlamaktadır. Düzenleme kapsamına para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları girmektedir.</p>
<p><strong>Koruma otomatik değil, bağlantıya bağlı</strong></p>
<p>Varlık barışının en çok merak edilen tarafı ise, yapılan bildirimin ileride yapılabilecek vergi incelemelerine ve tarhiyatlara etkisidir. Bu konuda iki uç yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Varlık barışı ne her türlü matrah farkını otomatik olarak ortadan kaldıran genel bir af niteliğindedir ne de yalnızca çok dar bir alanda sonuç doğuracak kadar etkisiz bir düzenlemedir.</p>
<p>Kanaatimce burada temel ölçü şudur: Bildirilen varlık ile incelemede bulunan matrah farkı arasında gerçek, makul ve açıklanabilir bir bağ kurulabiliyor mu?</p>
<p>Bu bağ kurulabiliyorsa, bildirilen tutarla sınırlı olarak vergi tarhiyatı yapılmaması mümkündür. Ancak bu bağ kurulamıyorsa, mükellefin varlık barışı kapsamında bildirim yapmış olması tek başına her türlü vergi riskini ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Tebliğ taslağında yer alan DEF Ltd. Şti. örneği bu ayrımı oldukça net göstermektedir. Örnekte şirket, yurt dışında sahip olduğu varlıklar için 50 milyon TL bildirimde bulunmuştur. Daha sonra yapılan incelemede 75 milyon TL matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef bu farkın 50 milyon TL’sinin bildirilen varlıklardan kaynaklandığını ileri sürmüş; ancak vergi inceleme elemanı bu iddiayı tamamen kabul etmemiştir. İnceleme elemanı, matrah farkının yalnızca 40 milyon TL’lik kısmının bildirilen varlıklarla ilişkili olduğunu, kalan kısmın ise hatalı amortisman, gider, indirim ve istisna hesaplamalarından kaynaklandığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu konuda önceki varlık barışı uygulamalarına ilişkin idari görüşler de yol gösterici niteliktedir. Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 06.04.2010 tarihli ve B.07.1.GİB.4.07.16.01-GVK.2010.38-2 sayılı özelgesinde, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyanda bulunulan tutarın, inceleme sonucunda bulunacak matrah farkından mahsup edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Özelgede ayrıca, tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilmesi halinde, mahsup imkânından yararlanmak için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığının vergi inceleme elemanınca tespit edilmesi gerektiği; mahsup sonrasında ilave bir matrah farkı kalması halinde ise bu kalan tutar için tarhiyat öncesi uzlaşma hakkından yararlanılabileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Bu özelge, varlık barışı mahsubunun kendiliğinden ve otomatik işleyen bir mekanizma olmadığını; bildirilen varlık ile incelemede bulunan fark arasındaki ilişkinin inceleme elemanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla yeni düzenleme bakımından da asıl mesele, bildirilen tutarın varlığı değil, bu tutarın incelemede bulunan kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleriyle ilişkilendirilebilmesidir.</p>
<p>Bu durumda yalnızca 40 milyon TL’lik kısım için tarhiyat yapılmayacak, kalan 35 milyon TL bakımından ise tarhiyat yapılabilecektir. Bu örnek bize şunu söylüyor: Varlık barışı bildirimi, bildirilen tutarın otomatik olarak her matrah farkından düşülmesi anlamına gelmez. Koruma, bildirilen varlıkla bağlantısı kurulabilen matrah farkı ile sınırlıdır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışını matrah artırımı gibi düşünmemek gerekir. Matrah artırımı, belli yıllar ve vergi türleri için genel bir koruma sağlayan ayrı bir kurumdur. Varlık barışında ise korumanın merkezinde, bildirilen varlığın kendisi ve bu varlığın kaynağı vardır.</p>
<p><strong>Kayıt dışı hasılatta </strong><strong>güçlü savunma imkânı</strong></p>
<p>Benim değerlendirmeme göre yeni düzenlemede asıl koruma alanı, kayıt dışı hasılat ve kayıt dışı hasılatın göstergeleriyle sınırlı düşünülmelidir. Yani geçmişte kayıtlara alınmamış satış veya hizmet gelirlerinden doğan para, varlık barışı kapsamında bildirilmişse ve sonradan yapılan incelemede bulunan fark da bu kayıt dışı hasılattan kaynaklanıyorsa, varlık barışı güçlü bir koruma sağlayabilir.</p>
<p>Kayıt dışı hasılat her zaman açıkça “faturasız satış” şeklinde karşımıza çıkmaz. Bazen kayıtlara alınmamış banka veya POS tahsilatları, bazen kaydi stok noksanlıkları, bazen fiktif kasa, bazen de 331 Ortaklara Borçlar hesabı altında izlenen tutarlar kayıt dışı hasılatın göstergesi olabilir.</p>
<p>Örneğin defter kayıtlarında görünen stok fiilen işletmede yoksa, inceleme elemanı bu malların belgesiz satıldığı sonucuna varabilir. Bu durumda tarhiyatın dayanağı stokun kendisi değil, o stoktan doğduğu kabul edilen kayıt dışı satış bedelidir. Bu satış bedelinin varlık barışı kapsamında bildirilen para ile bağlantısı kurulabiliyorsa, koruma savunulabilir.</p>
<p>Benzer şekilde 331 Ortaklara Borçlar hesabı yüksek görünüyorsa, bunun arkasında her zaman gerçek bir ortak borcu olmayabilir. Bazı durumlarda kayıt dışı satışlardan elde edilen para ortak üzerinde toplanmış, daha sonra şirkete “ortaktan borç” gibi sokulmuş olabilir. Böyle bir durumda, ortak üzerinde görünen varlığın gerçekte şirkete ait olduğu ve kayıt dışı hasılattan kaynaklandığı ortaya konulabiliyorsa, varlık barışı bildirimi anlamlı bir savunma aracı haline gelebilir.</p>
<p>Buna karşılık hatalı amortisman ayrılması, yanlış gider yazılması, indirim ve istisnaların hatalı uygulanması, değerleme yanlışlıkları, transfer fiyatlandırması düzeltmeleri, KDV oran veya tevkifat hataları gibi teknik vergi hatalarını varlık barışıyla kapatmak mümkün görülmemelidir. Çünkü bu tür farklarda sorun, çoğu zaman kayıt dışı bir varlığın varlığı değil, vergi matrahının yanlış hesaplanmasıdır.</p>
<p>Düzenlemenin önemli bir yönü de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerin de varlık barışından yararlanabilmesidir. Bu nedenle varlık barışı sadece şirketleri veya vergi levhası bulunan mükellefleri ilgilendiren bir düzenleme değildir. Vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler de sahip oldukları para, altın, döviz, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarını şartları dahilinde bildirebilirler.</p>
<p>Bu kişiler bakımından deftere kayıt, özel fon hesabı açma veya iki yıl işletmeden çekmeme gibi mükelleflere özgü yükümlülükler bulunmamaktadır. Ancak bildirilen varlığın banka veya aracı kurum hesabına yatırılması, yurt dışındaki varlıklarda süresinde Türkiye’ye getirilmesi ve verginin süresinde ödenmesi gibi temel şartlar yine yerine getirilmelidir.</p>
<p>Bu gruptaki kişiler bakımından uygulama daha sade görünse de, bildirilen varlığın ileride gündeme gelebilecek bir vergisel riskle bağlantısının açıklanabilir olması önemini korur. Özellikle geçmişte mükellefiyet tesis ettirmeksizin gelir elde edildiği iddia edilebilecek durumlarda, bildirilen tutarın kaynağına ve dönemine ilişkin kısa bir izah dosyasının hazırlanması ileride oluşabilecek tereddütleri azaltacaktır.</p>
<p>Son olarak zamanlama konusuna da dikkat etmek gerekir. Gönüllü uyum yazısı, izaha davet yazısı veya bilgi isteme yazısı tek başına vergi incelemesine başlanıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle, henüz vergi incelemesine başlanmamış veya takdir komisyonuna sevk yapılmamışsa varlık barışı bildirimi mümkündür. Ancak vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdire sevkten sonra yapılan bildirim, o inceleme bakımından beklenen korumayı sağlamaz.</p>
<p>Sonuç olarak varlık barışı, doğru kullanıldığında önemli bir vergisel koruma aracıdır. Ancak bu koruma, bildirilen tutarın her türlü matrah farkından otomatik olarak düşülmesine değil, bildirilen varlık ile kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleri arasında kurulacak ekonomik bağa dayanır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışında güvenli sonuç, sadece bildirim yapmaktan değil; bildirilen varlığın kaynağını, dönemini ve olası inceleme konularıyla bağlantısını doğru ortaya koymaktan geçmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum gibi kurum olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Köyde sohbet ediyorduk. Birisi sordu: “Hocam, yazılarınızı okuyorum. Hep kurum, kurum diyorsunuz. Nedir bu kurum dediğiniz soyut şey? Nedir kurum gibi bir kurumun özellikleri? Nedir kurumun bizim yaşamımızdaki yeri? Eğer kurumlar sizin dediğiniz gibi, kurum gibi çalışmazsa bize yansıması, günlük yaşamımıza etkisi ne olur?” Ben de olur deyip onlara açıklamaya çalıştım.</p>
<p>Bu haftaki yazım,   köylülerle yaptığım bu söyleşiden esinlendi. Ama biraz burada biraz daha kapsamlı anlatacağım.</p>
<p><strong>Kurumlar nelerdir?</strong></p>
<p>Kurumlar, süreklilik gösteren, kuralları ve rolleri olan, toplumsal veya yönetsel bir amacı gerçekleştirmek için oluşturulmuş yapılardır. </p>
<p>Kurumları üç sınıfta inceleyebiliriz: Kamu kurumları, özel kurumlar ve toplumsal kurumlar. Kamu kurumları, demokrasilerin vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Bu tartışmamızın ana konusu, kamu kurumlarıdır. Yazımda kurum deyince kamu kurumları demek istiyorum.</p>
<p>Kamu kurumları üç boyutta incelenebilir: Yasama, yürütme ve yargı</p>
<p>Yasama kurumları: Türkiye Büyük Millet Meclisi.</p>
<p>Yürütme kurumları: Cumhurbaşkanlığı ve bağlı ofisleri; bakanlıklar; Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu: Kamu İktisadi Kuruluşları; Yüksek Öğretim Kurulu.</p>
<p>Yargı kurumları: Mahkemeler, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu.</p>
<p>Diğer önemli devlet kurumları: Üniversiteler; Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri; Muhtarlıklar, Güvenlik kurumları(Polis, jandarma, Sahil Güvenlik)</p>
<p><strong>Kurumlar kurum gibi çalışmazsa</strong></p>
<p>Yukarda sözü edilen soruların önce sonuncusundan başlayayım. Bir ülkede kurumlar kurum gibi çalışmazsa ne olur? Eğer kurumlar kurum gibi çalışmazsa bu,  günlük yaşamımızda hissedilir. Tarım ve hayvancılık ile uğraşan kişilerle konuştuğum için örnekleri oradan vereceğim.</p>
<p>Örneğin anayasamızın bir maddesinde şöyle bir ibare vardır: “Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Öte yandan, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi de tarımsal desteklerin finansmanını düzenler. Devlet bütçesinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) en az %1'inin tarımsal desteğe ayrılmasını öngörür. Ama kurumlar zayıfsa, gerektiği gibi işlemezse bu her zaman gerçekleşmez. Bu, gerektiği gibi denetlenmez, yürütmeye hesap sorulmaz. Örneğin bir tarım bakanı çıkar “Paramız var ki, ithal ediyoruz” der. Sonunda kazanan bizim çiftçi olmaz. Kazanan,  ithalatı yaptığımız ülke çiftçisi ve sütlü keçinin oğlağı ithalatçı olur.</p>
<p>Söz anayasadan açılmışken, bu anayasayı ve dolayısıyla yurttaşların hakkını koruyan bir de üst mahkememiz vardır. Ama bir bakarsınız, bu kurumun verdiği kararların bazıları uygulanır, bazıları da uygulanmaz.</p>
<p>Köylünün okuyan çocukları vardır. Bağa bahçeye babasına yardıma</p>
<p>gitmeyip gece gündüz çalışırlar; sınavlara hazırlanırlar. Sınavlara girerler. Eğer kurumlar, kurum gibi kurum değilse yapılan sınavın sonuçlarından şüphe edersiniz. Oğlunuz ya da kızınız sınavda yüksek puan da alsa, bakarsınız mülâkatta elenir. Neye dayanarak elediklerini de söylemezler. Ya da parasını vererek çocuğunuzu okuttuğunuz üniversite bir gecede hiç bir gerekçe gösterilmeden, kebapçı dükkanı kapatılır gibi kapatılır. Üç gün sonra da açılır. Sanki elektrikler kesildi ve geldi gibi olur. Sıkça yaşanan bu anormallikler kanıksanır. Ve yükseköğretimden sorumlu kurum, bunun duyurusunu sanki başka bir ülkede olmuş bir olay gibi yapar; bu ciddiyetsizliğin utancını taşımaz.</p>
<p><strong>İyi kurumun özellikleri </strong></p>
<p>Yukarda saydığımız olumsuzlukların olmaması için iyi çalışan. Kurum gibi kurumlara ihtiyaç vardır.  Peki, nedir kurum gibi kurumların özellikleri?</p>
<p><strong>Süreklilik ve istikrar</strong></p>
<p>Kurumun sürekliliği vardır. Kurumun üyeleri gelir geçer, ama kurum ayakta kalır. Kurumda değişim yavaştır. Değişim yapılırsa bu belli bir mantık çerçevesinde ve belli bir yapı içinde yapılır.</p>
<p><strong>Kurallar ve normlar</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, yasa ve yönetmelik gibi yazılı resmi kurallar kadar gelenek gibi gayri resmi kurallara da bağlıdır. Davranışlarda keyfilik yoktur. Kurumun kararları ve tepkileri bu kurallar çerçevesindedir. Süprizlerle karşılaşılmaz.</p>
<p><strong>Roller</strong></p>
<p>Kurumu çalıştıran üyelerin ve kurumdan hizmet alan bireylerin hakları ve görevleri açık ve net olarak tanımlanmıştır. Kurumun cinsine göre hizmet veren ve alan bireyler şöyle olabilir: öğretmen-öğrenci, yargıç-davalı, yönetici-çalışan. Kurumun üyeleri,  rollerinin gereğini çekinmeden adil olarak yerine getirirler.</p>
<p><strong>Göreceli otonomi</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, herhangi bir kişi veya kurumdan bağımsız olarak belirlenir. Kurum kimseye, hiç bir makama göbekten bağlı değildir, bağımsızdır. Daha yüksek bir makamdan emir almaz.</p>
<p><strong>Kurumların rolleri</strong></p>
<p>Hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesini sağlama</p>
<p>Yasaların uygulanmasını sağlarlar. Mahkemeler, kolluk kuvvetleri ve diğer düzenleyici kurumlar yasaların, hükümet yetkilileri dahil, herkese eşit olarak uygulanmasını sağlar. Bir ülkede tarafsız kurumlar yoksa, yasaların hiç bir anlamı yoktur.</p>
<p><strong>Kuvvetler ayrımı</strong></p>
<p>Yasama, yargı ve yürütme üçlüsü birbirinin gücünü kontrol altında tutar. Bu ayırım, tek bir gücün otorite olma tehlikesini ortadan kaldırır. Tam demokrasi için bu en hayati niteliktir. Eğer bu ortadan kalkarsa kurumlar kurum olma özelliklerini yitirir.</p>
<p><strong>Hakları ve özgürlükleri koruma</strong></p>
<p>Bağımsız insan hakları komisyonları, anayasa mahkemeleri, ombudsmanlar o ülkede azınlıkta kalanların haklarını, özgür ifadeyi, toplanma haklarını zorba çoğunluğuna karşı korur.</p>
<p><strong>Hesap verebilirliği sağlar</strong></p>
<p>Seçim kurulları seçimlerin serbest ve hakça yapılmasını sağlar; Denetleme kurumları devlet harcamalarını izler ve yolsuzlukla mücadele eden kurumlar da yolsuzlukların peşine düşer.</p>
<p><strong>Temsil ve katılımı kolaylaştırırlar</strong></p>
<p>Parlamentolar, belediye meclisleri ve siyasi partiler halkın tercihlerini politikaya çevirir. Halka hizmet eder. Sivil toplum örgütleri ve medya halkın sesini yükseltir.</p>
<p><strong>İstikrar ve süreklilik</strong></p>
<p>Profesyonel çalışan bürokrasi, merkez bankaları ve seçim takvimleri öngörülebilirliği sağlar. Bu istikrar, yatırım, güven ve uzun dönemli planlamayı teşvik eder. Kurumlar bir ülkedeki demokratik düzenin çapalarıdır. Demokrasinin yol sapmasını önler.</p>
<p>Demokratik normların yaygınlaşmasını sağlamak</p>
<p>Eğitim kurumları, devletin medya kuruluşları ve yerel yönetimler, halkı hakları ve sorumlulukları konusunda eğitir. Hoşgörü, müzakere ve kurallara uyulan bir kültür ortamı yaratırlar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kurumlar, demokrasinin soyut kavramlarını günlük yaşamımıza döndüren işlevsel işletme sistemleridir. Eğer kurumlar zedelenirse, kurum gibi çalışmazlarsa demokratik rejim işlemez; demokrasi tabelası altında başka bir rejim olur.</p>
<p>Kurumları ayakta tutan, kurumun varlık nedenine uygun çalışmasını sağlayan onun yöneticileridir, yetkilileridir. Başta yöneticiler olmak üzere tüm yetkililerin, taşıdıkları sorumluluğun farkında olan, omurgası güçlü, meslek onuru olan kişiler olması gerekir.</p>
<p>Bu dönemde yalnız paramız değer kaybetmedi; kurumlar da aşındı.</p>
<p>Ancak kötümser olmaya, Çetin Altan’ın çok kullandığı deyimiyle enseyi karatmaya gerek yoktur. Eğer kurumlar kurum gibi işlerse, bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz. Ancak bunun için de kurumların yetkililerinin vicdanlarını dinlemesi, taşıdıkları sorumluluğun bilincinde ve onurlu davranması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurum gibi kurum olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle Avrupa’yı -ancak elbette dünyanın başka bölgelerini de- etkilemiş olan “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası aşağı yukarı 100 senede tarihten çekildikten sonra her şey değişti. Türkiye’deki sol, değişimi çok (en) zor kabullenen aydınların ve geçmişten kalan kadroların çok ses çıkardığı –ama etkili olamadığı- bir ülke olarak, 20 yıl kadar durumu idare etmeye çalıştı. Avrupa’da neo-faşistlerin üçüncü defa yükselişi –bu sefer hayli kalabalıklar- "işçi sınıfı sosyalizmi" dalgasının tarihten silinmesiyle bağlantılıdır; ancak çekilişin birinci türevi değildir. Başka önemli faktörler de var.</p>
<p>"İşçi sınıfı sosyalizmi" şöyle bir şeydi. Tarihsel ve siyasal-teolojik olarak en çok erdemlerden adalet erdemiyle ilişkili olan kadim “sol damar” tanım gereği evrenseldi. Bu, bazen umutla beklenen bir prens tarafından bazen de yeniden kurulacak bir imparatorluk –ve onun meclisi- tarafından hayata geçirilebilecek Pax Roman’a oluyordu. Ancak işçi sınıfı sosyalizmi 19. Yüzyıl boyunca bu “sol damarı” tamamen dünyevileştirmiş ve üstelik somut bir kitleye misyon atfetmişti. Ayrıca bu kitle (işçi sınıfı, proletarya) bazı bölgelerde nüfusa oranla artıyordu. Sol siyasette çeşitli yol ayrımları ortaya çıktı. Sonuçta Avrupa -en reformcu sürümünde bile- işçi partileri, mahalleleri, sendikaları, kadrolarıyla en azından muhalefette etkin bir işçi sınıfı ocağı olarak 1970’lere kadar geldi. Sonra durum hızla değişmeye başladı.</p>
<p>Gerçekte 1939 İskandinavya ülkeleri seçimleri trendin tepe noktası olmuştu; ancak savaş, direniş, Naziler, SSCB, Çin, Küba, Vietnam derken olay sallan yuvarlan 1975’e kadar geldi.</p>
<p>1980’lerin ortasına doğru Marchais arkaik ve bazen komik bir figüre dönüşürken “sola kaymanın” faydalı olacağını sananların hayallerinin tersine -örneğin 1984’te Fransız televizyonunda devrimden bahsedecek bir hatip de herhalde kadrolar ve öncü işçiler tarafından dahi alay konusu yapılırdı- yapacak pek bir şey kalmamıştı. 1972’nin ortak programı 1977’de dağıldıktan 5-6 sene sonra durum tamamen değişmişti. Misal, bir dönemin güçlü Fransız KP’si yavaş yavaş yüzde 10’a doğru düşen bir eğri çiziyordu. İtalyan KP'si son barutunu Berlinguer ölürken tüketti.</p>
<p>Önemli bir neden teknolojik değişimdir. Bir diğer sebep Sovyet blokunun muazzam başarısızlığının ifşa olmasıydı. Temel olgu, eski işçi sınıfının hem maddi temel olarak üretimden gelen gücünü hem de ideolojik açıdan topluma hitabet yeteneğini kaybetmeye başlamasıydı. Tıpkı ABD’de 1975 civarı grevlerin anlamsız olduğu görüşünün kabul edilmesi gibi... ABD’nin 1970’lerin ikinci yarısında geçirdiği dönüşüm geriden gelen dönem filmlerinden izlenemez. Sinema 1979’da bile hala “sol” filmler yapıyordu ama endüstriyel ilişkiler Reagan’dan çok önce değişmişti.</p>
<p>Teknolojik değişime bir bakalım. Avrupa’da, pek çok ülkede kendi koşullarına göre kipi değişmekle birlikte, refah devleti meselesi gerçekti. Elbette İskandinavya baş örnek. Bu tür dengeler sadece ekonomi politik dengeleri olmayıp aynı zamanda demografik ve teknolojik dengelerdir. Durağan durumdaki küçük, bir şekilde göreceli refaha ulaşmış, sınıfsal çelişkileri yumuşatmış toplumlarda artmayan nüfusla adil bölüşüm meselesine odaklanabilirsiniz. İşsizlik sigortasını genişletmek bir süre için optimal olabilir çünkü teknolojik değişim “işe özel nitelikler” piyasa dengesinin üzerinde ücret ödemek –hem verimliliği denetleme maliyeti yüksek olduğu için hem de hızlı teknolojik değişim dışarıda bekleyenleri işe alıp aynı verimliliği elde etmeyi imkânsız hale getirdiği için- etkindir. Yanında “içeridekiler dışarıdakiler” ve “imparatorluk kurmak” –sendikal imparatorluklar ve sendika ağalıkları- gibi ürünler de gelir. Sendikaların istihdam üzerinde pazarlık etmeyip sadece hali hazırda işi olanların ücretlerini pazarlık etmeleri ve işsizleri sigorta fonuna devretmeleri bir sonuçtur. Bunlara fabrikaların hızla sökülerek bölge, hatta ülke veya kıta değiştirmeleri ve iş sürecinin niteliğini değişmesi eklenmelidir.</p>
<p>Bir kez daha parçalanmış, kompartmanlaşmış işçi sınıflarının “işçi sınıfı sosyalizmi” fikrinin son kalıntısını dahi taşımaları mümkün değildi. Batı Avrupa’da “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası neden söndü? İşçiler sınıf olarak yönetemeyeceklerini, sınıf olarak bu yeteneğe sahip olmadıklarını, üretimden gelen güçlerinin sadece bireysel refahı artırmak için ücret ve hak pazarlığına yarayacağını, üstelik alternatif diye sunulan ülkelerin hem demokrasi hem de ekonomi açısından beklendiği gibi çıkmadığını düşünmeye başladıkları an sönmeye yüz tuttu. 1978 sonrası sanayilerin taşınması eski işçi sınıfı kalelerini birer birer düşürdü.</p>
<p>Bu arada SSCB çözüldü ve Çin başka yola gitti –iyi ki de gitti yoksa mahvolacaktı. Yorgan gitti kavga bitti ama elbette kapitalizmin elitleri ellerinin rahatladığını düşünerek önce gerçekçi –baba Bush- sonra mitik –oğul Bush ve neo-con atılımı- sonra sinik –Obama- sonra patetik –Trump- bir emperyalist canlanmaya kalkıştılar. Bu tam böyle olmayabilir; kafiyeli olsun diye yazdım.</p>
<p>Avrupa’da sola ne kaldı? Kültürel işler, göçmenler, fakirlik falan kaldı. Refahın hala devam ettiği ilk yıllarda 1990’ların başında belki bu "yüce gönüllü" tavır sorun yaratmıyordu. Elbette göçmen alımları tam olarak iyi niyete dayalı değildi. Yaşlanan nüfus genç işçi düşük ücret vs. önemlidir. Ama zamanla sayılar arttı. Refah devletinden kalan çalışma ilişkileri değişti. Görünür hale gelen kültürel uyumsuzluk neo-faşizmlere alan açtı ve seçimlerde üç defa hızla yükseltti -ki neo-faşizm de en az sosyalizm kadar kadim bir ideolojiye dayalı. “İşçi sınıfı sosyalizmi” hiçbir ideolojik tortu bırakmadığı, esasen eski işçi sınıfı maddi olarak ortadan kalktığı, 20 senedir kent yoksulları, prekarya vs. ile yatıp kalktığımız için “sol” ideolojik, kültürel veya programatik bir ağırlık taşımıyor. Sadece Mélenchon var; o da 74 yaşında ve oy sayısı yeterli değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa’nın her yerinde “sol”, en azından bir süreliğine, ancak “sağa” benzerse tutunabilir hale geldi. “Profesör yüzlü sosyalizmin” –ki her entelektüel için az ya da çok ve kendisine siyasi görev atfetmesinden bağımsız olarak bu böyledir. En dişe dokunur olanı yurttaşlık geliri idi. İşte…</p>
<p>Böyle olunca ne oldu? Avrupa Birliği iyiden iyiye stratejik karar alamaz hale geldi ve Avrupa her açıdan hızla zayıfladı. 1990’da İtalyan ekonomisi Çin’in 8 katıydı. Şimdi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması'nın 2024 sonuçları, Türkiye sanayiinin içinde bulunduğu dönemi oldukça çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Üretimden net satışlar üst üste üçüncü yılda da reel olarak gerilerken, faaliyet kârlılığı son on yıl ortalamasının yarısına kadar düştü. Finansman giderleri ise birçok şirket için faaliyet kârının önemli bölümünü eriten bir unsur haline geldi. Ancak bu verilerin ötesinde dikkatle incelenmesi gereken başka bir gösterge daha bulunuyor: Teknoloji yoğunluğu.</p>
<p>İSO 500 şirketlerinin 2024 yılında yarattığı katma değerin yüzde 34,6'sı düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden geldi. Üstelik bu oran bir önceki yıla göre 5,9 puan artmış durumda. Buna karşılık orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı yüzde 37,4 seviyesinden yüzde 34,1'e geriledi. Bu tablo yalnızca bir yıllık ekonomik dalgalanmanın sonucu olarak değerlendirilmemeli. Aksine, Türkiye'nin uzun süredir karşı karşıya olduğu yapısal dönüşüm ihtiyacının daha görünür hale geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye son yirmi yılda üretim kapasitesini artırmayı ve ihracatını büyütmeyi başardı. Güçlü bir sanayi altyapısı oluşturdu, birçok sektörde bölgesel üretim merkezi haline geldi. Ancak küresel ekonomide rekabet avantajı artık yalnızca ölçek büyüklüğüyle belirlenmiyor. Katma değerli üretim, teknoloji geliştirme kapasitesi, veri kullanımı, fikri mülkiyet üretimi ve inovasyon ekosistemleri ülkelerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline geliyor. Bu nedenle daha fazla üretmek kadar, daha yüksek değer üretmek de önem kazanıyor.</p>
<p>Bu noktada Ar-Ge yatırımları kritik bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. İSO verilerine göre Ar-Ge yapan şirket sayısının 2018 yılından bu yana yaklaşık 265 seviyesinde kalması dikkat çekici. Ar-Ge harcamalarının satışlara oranı 2024 yılında tarihi zirvesine ulaşmış olsa da yüzde 0,70 seviyesi halen gelişmiş ekonomilerin oldukça gerisinde bulunuyor. Bu durum, birçok şirketin dönüşüm ihtiyacının farkında olduğunu ancak bunu yeterince güçlü ve sistematik yatırımlara dönüştüremediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik artışı artık tercih değil </strong><strong>zorunluluk haline geliyor</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sanayi şirketlerinin dijital dönüşümü bir teknoloji projesi olarak değil, doğrudan rekabet stratejisinin parçası olarak görmesi gerekiyor. Yapay zekâ destekli üretim sistemleri, endüstriyel nesnelerin interneti, dijital ikiz uygulamaları, ileri veri analitiği ve otomasyon çözümleri; verimlilik, kalite, maliyet ve enerji yönetimi alanlarında önemli avantajlar sunuyor. Özellikle küresel rekabetin yoğunlaştığı ve marjların daraldığı bir dönemde verimlilik artışı artık tercih değil zorunluluk haline geliyor.</p>
<p>Sanayinin dönüşümünde en kritik alanlardan biri de girişimcilik ekosistemiyle kurulacak ilişkiler olacaktır. Son yıllarda Türkiye'de girişim sermayesi yatırımları ve kurumsal girişim sermayesi fonları önemli ölçüde gelişti. Bugün yaklaşık 100 kurumsal girişim sermayesi fonu aktif olarak faaliyet gösteriyor ve startup yatırımlarının önemli bir kısmında kurumsal yatırımcılar yer alıyor. Ancak asıl ihtiyaç, bu yatırım faaliyetlerinin sanayinin dönüşümüne doğrudan katkı sağlayacak şekilde yapılandırılmasıdır.</p>
<p>Açık inovasyon yaklaşımı burada önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Büyük şirketler yalnızca kendi AR-GE ekiplerinin geliştirdiği çözümlere odaklanmak yerine, üniversitelerden, araştırma merkezlerinden ve startup'lardan gelen yenilikçi teknolojileri de süreçlerine dahil edebiliyor. Bu yaklaşım şirketlerin inovasyon hızını artırırken, girişimlerin de ürünlerini gerçek pazar ihtiyaçlarıyla test etmelerine olanak sağlıyor.</p>
<p>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir. Hızlandırma programları, pilot projeler, teknoloji test süreçleri ve doğrudan startup yatırımları bu iş birliklerinin en etkili araçları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Başarı, strateji belgelerinden çok </strong><strong>uygulama kapasitesine bağlı olacak</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm ise artık çevresel bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere yeni düzenlemeler, ihracatçı şirketlerin karbon ayak izlerini azaltmalarını zorunlu kılıyor. İSO 500 şirketlerinin yaklaşık 96,6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, bu dönüşümün önemi daha da net ortaya çıkıyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve sürdürülebilir üretim uygulamaları hem maliyet avantajı sağlıyor hem de ihracat pazarlarında rekabet gücünü koruyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nin yüksek teknoloji, dijital ekonomi ve yeşil dönüşüm eksenlerinde şekillenmesi sektörün ihtiyaçlarıyla önemli ölçüde örtüşüyor. Ancak başarı, strateji belgelerinden çok uygulama kapasitesine bağlı olacak. Ar-Ge teşviklerinden açık inovasyon desteklerine, kurumsal girişim sermayesi düzenlemelerinden nitelikli iş gücü yatırımlarına kadar birçok alanda koordineli bir yaklaşım gerekiyor.</p>
<p>İSO 500 verileri çok açık bir mesaj veriyor: Reel satışlardaki gerileme ve düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payındaki artış, mevcut üretim modelinin sınırlarına yaklaşıldığını gösteriyor. Türkiye sanayiinin geleceği daha fazla üretmekle birlikte, daha akıllı, daha teknolojik ve daha sürdürülebilir üretmekten geçiyor. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve girişimcilik ekosistemiyle kurulacak güçlü iş birlikleri bu yolculuğun temelini oluşturacak. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey ise bu dönüşümü hızlandıracak cesur ve kararlı adımları bugünden atabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilişim 53,8 milyara ulaştı, bilgi teknolojileri farkı açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YEMER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye bilişim sektörü 2025 yılında güçlü büyümesini sürdürdü. TÜBİSAD tarafından Deloitte Türkiye iş birliğiyle hazırlanan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre sektörün toplam büyüklüğü TL bazında 2,1 trilyon, dılar bazında ise 53,8 milyarlık hacme erişti. TÜBİSAD Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu lansmanı gerçekleştirildi. Lansmanda tapor ile ilgili verileri paylaşan Deloitte Türkiye Teknolojileri ve Dönüşüm Hizmetleri Lideri Hakan Göl, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün 2025 itibarıyla 5,5 trilyon doları aşan bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. Sektörün geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10,5 büyüdüğünü belirten Göl, büyümenin ana kaynağını bilgi teknolojilerinin oluşturduğunu ifade etti. Bilgi teknolojilerinde büyüme yüzde 13,3 seviyesinde gerçekleşirken, iletişim teknolojileri pazarının ise yaklaşık 1,8 trilyon dolar seviyesinde yatay seyrettiğini kaydetti. Küresel sektör büyüklüğünün gelecek yıl 6,3 trilyon dolara, 2030 yılında ise 8,7 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini aktaran Göl, bu büyümenin temel itici gücünü yine bilgi teknolojilerinin oluşturacağını vurguladı. Sektörde büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yapay zeka altyapı yatırımları, işletme belleği çözümleri, kurumların üretken yapay zeka yatırımları ve operasyonel verimlilik sağlayan otomasyon teknolojilerinin bulunduğunu belirten Göl, büyümenin önündeki riskler arasında ise yatırımların sürdürülebilirliği, gelir yaratma kapasitesi, teknopolitik ve jeopolitik gelişmeler ile kur dalgalanmalarının yer aldığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye pazarı yüzde 47 büyüdü </h2>
<p>Türkiye verilerini de paylaşan Göl, geçen yıl 37,6 milyar dolar olarak hesaplanan bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının 2025 yılında 53,8 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Böylece sektör dolar bazında yüzde 47 büyüme kaydetti. Yeni dahil edilen şirketler hariç tutulduğunda ise büyüme oranının yüzde 33 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. TL bazında sektör büyüklüğünün yüzde 77 nominal büyümeyle 2,1 trilyon TL’ye ulaştığını ifade eden Göl, son 5 yılda sektörün nominal bazda yıllık ortalama yüzde 68 büyüdüğünü, dolar bazında ise yıllık bileşik büyümenin yüzde 16 olduğunu kaydetti. Enflasyondan arındırılmış reel büyümenin ise son beş yılda yüzde 11- 12 bandında gerçekleştiğini dile getirdi.</p>
<h2>İletişim teknolojilerini geçti </h2>
<p>Sektörün alt kırılımlarına ilişkin bilgi veren Göl, pazarın yaklaşık yüzde 59’unun bilgi teknolojilerinden, yaklaşık 900 milyar TL’sinin ise iletişim teknolojilerinden oluştuğunu söyledi. Bilgi teknolojilerinin ilk kez 2022-2023 döneminde iletişim teknolojilerini geçtiğini hatırlatan Göl, bu eğilimin devam ettiğini ve iki alan arasındaki farkın açıldığını ifade etti.</p>
<h2>Yazılım liderliğini güçlendirdi </h2>
<p>Bilgi teknolojileri tarafında en büyük payın yazılımda olduğunu belirten Göl, yazılım pazarının 761 milyar TL’ye ulaşırken yıllık yüzde 124 büyüme kaydettiğini açıkladı. Donanımın 293 milyar TL’lik hacimle yüzde 27 büyüdüğünü, hizmet segmentinin ise 207-208 milyar TL seviyesine ulaşarak yüzde 183 büyüme gösterdiğini ifade etti. İletişim teknolojilerinde elektronik haberleşmenin 620 milyar TL büyüklüğe ve yüzde 112 büyüme oranına ulaştığını kaydeden Göl, iletişim donanımının ise 247 milyar TL hacimle yüzde 9 büyüdüğünü söyledi.</p>
<h2>Teknokentler büyümenin merkezinde </h2>
<p>Teknoloji geliştirme bölgelerinin sektör büyümesindeki önemine dikkat çeken Göl, teknokent sayısının yüzde 9, şirket sayısının yüzde 12, çalışan sayısının ise yüzde 10 arttığını belirtti. Teknokentlerin toplam cirosunun bir yılda iki katına çıkarak 371 milyardan 738 milyar TL’ye yükseldiğini söyleyen Göl, ihracatın da 98 milyardan 172 milyar TL’ye ulaştığını ifade etti. Şirket başına ciroda yüzde 77, çalışan başına ciroda yüzde 80 ve teknokent başına ihracatta yüzde 60 büyüme gerçekleştiğini belirten Göl, teknokentlerin toplam sektör cirosundaki payının yüzde 34,7’ye yükseldiğini kaydetti. Sektör ihracatının geçen yıl yüzde 76 artarak 196 milyar TL’ye ulaştığını belirten Göl, bunun 178 milyarının yazılım ihracatından geldiğini söyledi. İstihdam tarafında ise sektörün 2025 yılında 289 bin kişiye ulaştığını belirten Göl, bunun geçen yıla göre yüzde 17’lik artış anlamına geldiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TOMBALAK: SORUNUMUZ ÖLÇEK EKSİKLİĞİ</span></h2>
<p>TÜBİSAD Başkanı Mehmet Ali Tombalak, Türkiye bilişim sektörünün son 12 yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini ancak küresel pazardaki payının halen yüzde 1’in altında kaldığını söyledi. İlk sektör raporunun yayımlandığı 2013 yılında pazar büyüklüğünün 32 milyar dolar olduğunu hatırlatan Tombalak, “Bugün geldiğimiz noktada sektörün yapısı tamamen değişti. İletişim teknolojileri ağırlıklı bir pazardan, bilgi teknolojileriyle büyüyen bir sektöre dönüştük. Donanım pazarı da 2 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı” dedi. Türkiye’nin teknoloji, insan kaynağı ve yetkinlik açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Tombalak, asıl sorunun ölçek eksikliği olduğunu belirterek, “Ekonomide dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız ancak teknoloji pazarından aldığımız pay yüzde 1’in altında. Daha fazla marka şirket çıkarmak ve ölçekli yapılar oluşturmak zorundayız” diye konuştu. Tombalak, “ABD, Çin ve Polonya ölçek avantajını kullanıyor. Polonya tek başına 14,5 milyar dolar teknoloji ihracatı gerçekleştiriyor. Yeni dünya birlikte büyüyebilen, sermaye yaratabilen ve ekosistem kurabilenlerin dünyasıdır. Bugün teknoloji pazarı büyüklüğünde dünyada 20’nci sıradayız. Bölgenin potansiyelini kullanabilirsek dünyanın ilk 10 teknoloji pazarı arasına girebiliriz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜBİSAD’ın 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre Türkiye bilişim sektörü geçen yıl dolar bazında yüzde 47 büyüyerek 53,8 milyar dolara ulaştı. Bilgi teknolojileri, toplam pazarın yüzde 59’unu oluşturarak iletişim teknolojileriyle arasındaki farkı açarken, yazılım tarafındaki güçlü büyüme sektörün dönüşümünü hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
