<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ve-emtia-piyasalarinda-yeni-donemin-sifreleri-88604</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın ve emtia piyasalarında yeni dönemin şifreleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda son dönemde en dikkat çekici hareketlilik altın ve emtia fiyatlarında yaşanıyor. Bir tarafta jeopolitik riskler ve enerji arzına ilişkin endişeler petrol fiyatlarını yukarı taşırken, diğer tarafta yükselen enflasyon beklentileri ve ABD Merkez Bankası’nın faiz politikasına ilişkin beklentiler altın başta olmak üzere değerli metaller üzerinde baskı oluşturuyor. Bu tablo, emtia piyasalarında fiyatların artık tek bir faktör tarafından değil, birbirini etkileyen çok sayıda gelişme tarafından belirlendiğini gösteriyor.</p>
<p>28 Eylül 2026 itibarıyla altın fiyatlarında sert bir geri çekilme dikkat çekiyor. Reuters’a göre spot altın gün içinde yüzde 3’ün üzerinde değer kaybederek ons başına 4.146 dolar civarına kadar geriledi. Böylece altın, 5 Ağustos’tan bu yana en düşük seviyesini gördü. Aynı süreçte gümüşteki kayıp yüzde 5’in üzerine çıktı.</p>
<p>Bu düşüşün arkasında ilk bakışta şaşırtıcı görünen bir gelişme bulunuyor: Petrol fiyatlarının yükselmesi. Normal şartlarda jeopolitik risklerin artması altına güvenli liman talebini artırabilir. Ancak petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel enflasyon endişelerini güçlendirdiğinde, merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutacağı beklentisi ortaya çıkıyor. Yüksek faiz ise faiz getirisi bulunmayan altının cazibesini azaltıyor.</p>
<p>Bugün piyasaların karşı karşıya olduğu temel denklem tam olarak budur. Jeopolitik risk altını destekliyor, ancak aynı jeopolitik risk petrol fiyatlarını yükselterek enflasyonu artırıyor ve faiz beklentilerini değiştiriyor. Sonuçta altının güvenli liman özelliği ile yüksek faiz ortamının oluşturduğu baskı aynı anda çalışıyor.</p>
<p>Petrol piyasasında ise farklı bir tablo var. ABD-İran görüşmelerindeki belirsizlik ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin arz güvenliği endişeleri Brent petrol fiyatını 100 doların üzerine taşıdı. Reuters, 28 Eylül’de Brent petrolün yaklaşık yüzde 4 yükselerek 108 dolar seviyesine çıktığını bildirdi.</p>
<p>Petrolün yükselmesi yalnızca akaryakıt fiyatlarını ilgilendiren bir gelişme değildir. Enerji maliyetleri taşımacılıktan sanayiye, tarımdan hizmetlere kadar ekonominin hemen her alanına yansır. Petrol fiyatlarında kalıcı bir yükseliş yaşanması durumunda üretim maliyetleri artabilir, bunun sonucunda da enflasyon üzerindeki baskı güçlenebilir.</p>
<p>Türkiye açısından konu daha da önemlidir. Çünkü Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükselişten doğrudan etkilenmektedir. Petrolün dolar bazında pahalanması, kur hareketleriyle birleştiğinde Türkiye'nin enerji faturasını artırabilir. Bu durum cari denge, şirket maliyetleri ve tüketici fiyatları açısından yakından izlenmelidir.</p>
<p>Sanayi metallerinde de benzer bir dalgalanma görülüyor. Bakır fiyatı 28 Eylül’de 10 günlük dip seviyesine geriledi. Londra Metal Borsası'nda üç aylık bakır fiyatı yaklaşık yüzde 1 gerileyerek ton başına 14.467 dolar seviyesine indi. Alüminyum, çinko, kurşun, nikel ve kalay fiyatlarında da düşüşler görüldü.</p>
<p>Bakır özellikle küresel ekonomik aktivitenin önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Elektrikli araçlardan enerji altyapısına, inşaattan elektronik sektörüne kadar geniş bir kullanım alanına sahip. Bu nedenle bakır fiyatlarındaki hareket sadece emtia yatırımcısını değil, dünya ekonomisinin üretim beklentilerini de ilgilendiriyor.</p>
<p>Türkiye'de yatırımcı açısından ise altın konusu ayrı bir önem taşıyor. Gram altın yalnızca ons altın fiyatından değil, dolar/TL kurundan da etkileniyor. Bu nedenle küresel piyasalarda ons altın düşerken Türk lirasının değer kaybı gram altındaki düşüşü sınırlayabilir. Nitekim 28 Eylül'de gram altın 6.500 lira seviyelerinin üzerinde işlem görürken, ons altın yaklaşık 4 bin 150-4 bin 200 dolar bandında bulunuyordu.</p>
<p>Burada yatırımcıların dikkat etmesi gereken önemli nokta, altının geçmişte sağladığı getirinin gelecekte aynı şekilde devam edeceği düşüncesine kapılmamaktır. Altın da diğer finansal varlıklar gibi fiyat dalgalanmalarına açıktır. Özellikle faiz, dolar, enflasyon, merkez bankalarının rezerv politikaları ve jeopolitik gelişmeler aynı anda fiyatları değiştirebilir.</p>
<p>Bununla birlikte altının portföylerdeki rolü yalnızca kısa vadeli fiyat hareketi üzerinden değerlendirilmemelidir. Altın, uzun vadede çeşitlendirme amacıyla kullanılan önemli bir varlık sınıfıdır. Fakat portföyün tamamını tek bir emtiaya bağlamak yerine riskin farklı araçlara dağıtılması, yatırım kararlarının kişisel hedefler ve risk toleransı çerçevesinde değerlendirilmesi önem taşır.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde emtia piyasalarının en önemli belirleyicileri; petrol fiyatları, ABD faiz politikası, doların seyri, küresel enflasyon, Çin ekonomisinin görünümü ve jeopolitik gelişmeler olacak. Özellikle ABD'de açıklanacak istihdam ve enflasyon verileri, Fed'in faiz politikasına ilişkin beklentileri değiştirebilecek nitelikte.</p>
<p>Sonuç olarak altın ve emtia piyasalarında artık yalnızca “fiyat yükseliyor mu, düşüyor mu?” sorusuna bakmak yeterli değil. Petrol neden yükseliyor, faiz beklentileri nereye gidiyor, dolar güçleniyor mu, küresel büyüme nasıl seyrediyor ve jeopolitik riskler hangi yönde değişiyor sorularının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü günümüz ekonomisinde emtia piyasaları birbirinden bağımsız değil. Petrolün yükselişi enflasyonu, enflasyon faizi, faiz doları, dolar da altını etkileyebiliyor. Bu zinciri doğru okumak, hem yatırımcı hem de şirketler açısından önümüzdeki dönemin en önemli finansal okuryazarlık konularından biri olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ve-emtia-piyasalarinda-yeni-donemin-sifreleri-88604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın ve emtia piyasalarında yeni dönemin şifreleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojenli-scooter-inovasyon-mudur-88603</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hidrojenli scooter inovasyon mudur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir teknolojinin yenilikçi olması başka, sürdürülebilir gelir modeli ile inovasyona dönüşmesi başka. Bunun için yalnızca kullanıcı sayısının veya yolculuk sayısının artması yeterli değil. Ölçek ekonomisinin gerçekleştiğini ve sürdürülebilir, kârlı bir iş modelinin ortaya çıktığını görmemiz gerekiyor ve bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var.</strong></p>
<p>Çin’de hidrojenli bisikletler ana akım hâline geliyor. Üstelik bunu büyük bir otomotiv şirketi değil, bir startup başardı. Chengdu kentinde faaliyet gösteren Qinglv Technology’nin hidrojenli bisiklet filosu (Pony) bugün 11 bin bisiklete, 550 binden fazla kullanıcıya ve 3,5 milyonun üzerinde yolculuğa ulaşmış durumda.</p>
<p>Peki, neden hidrojen?</p>
<p>Yaklaşık 100 gramlık bir hidrojen kartuşuyla 100 kilometreye kadar yol almak mümkün. Bu, benzer elektrikli bisikletlerin yaklaşık iki katı menzil anlamına geliyor. Ayrıca elektrikli bisikletlerdeki batarya güvenliği ve özellikle soğuk havalarda performans kaybı, hidrojenli alternatifler için bir fırsat alanı yaratıyor. Hikâyenin ilginç kısmı burada başlıyor.</p>
<p>Bir hidrojenli bisikletin maliyeti, benzer bir lityum bataryalı bisikletin 2–3 katı. Yani teknoloji bugün hâlâ maliyet açısından oldukça dezavantajlı. Qinglv ise üretim kapasitesini yıllık 300.000 yakıt hücresi sistemine çıkarmayı hedefliyor ve şirket, Orta Doğu, Avrupa, ABD ve Güneydoğu Asya’dan toplam 50 bin adetlik sipariş aldığını belirtiyor.</p>
<p>Burada bisikletten daha ilginç olan şey, kurulan ekosistem.</p>
<p><strong>Fuel cell + hidrojen kartuşu + bisiklet + dolum altyapısı + paylaşım platformu</strong></p>
<p>Bisiklet aslında hidrojen ekosistemine giriş noktası. Gelir modeli de yalnızca bisiklet satışına dayanmıyor. Yakıt hücresi, hidrojen kartuşu, hidrojen satışı, paylaşım gelirleri ve yurtdışı lisanslama gibi farklı gelir kaynakları ortaya çıkıyor. İşte tam bu noktada inovasyon tartışması başlatabiliriz.</p>
<p><strong>Hydrogen Pony kesinlikle güzel bir “yenilik”, ama inovasyon diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Henüz “evet” demek için erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir teknolojinin yenilikçi olması başka, sürdürülebilir gelir modeli ile inovasyona dönüşmesi başka. Bunun için yalnızca kullanıcı sayısının veya yolculuk sayısının artması yeterli değil. Ölçek ekonomisinin gerçekleştiğini ve sürdürülebilir, kârlı bir iş modelinin ortaya çıktığını görmemiz gerekiyor ve bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Henüz hidrojenli bisiklet firmaları sürdürülebilir kârlılığa ulaşmış değil. Teknoloji oldukça pahalı… O tarafta dramatik bir değişiklik olursa inovasyona bir adım daha yaklaşabiliriz.</p>
<p>Buradan çıkarılacak ders: <strong><u>her yenilik inovasyon değildir</u></strong>. İcat veya Ür-Ge diyebiliriz ama inovasyon demek için henüz erken.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojenli-scooter-inovasyon-mudur-88603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hidrojenli scooter inovasyon mudur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyanname-duzeltilerek-vergi-mahsup-hakkinin-kullanilmasi-88602</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyanname düzeltilerek vergi mahsup hakkının kullanılması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsubunun unutulması, telafisi mümkün olmayan bir hata değil. Mevzuat ve yargı kararları, belirli şartlar ve süreler içinde beyannamenin düzeltilmesine imkân tanıyor.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 117. maddesinde, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, vergi miktarında hata olarak tanımlanıyor. İzleyen maddelerde de hataların ortaya çıkartılması ve düzeltme konuları belirleniyor. Verilen beyannamede, beyannameye dahil edilen kazanç üzerinden ödenen veya kesilen verginin mahsubu unutulur mu demeyin. Her türlü hata yapılabiliyor.</p>
<p>Bu makalede, önce yurt dışında ödenen vergilerin, Türkiye’de beyan edilen kazanç üzerinden hesaplanan vergiden mahsubuna ilişkin genel açıklamalara yer vermek, sonra da beyannameye dahil edilen kazanç üzerinden yurt dışında ödenen verginin, hesaplanan kurumlar vergisinden mahsubuyla ilgili hataların düzeltilmesi konusuna değinmek isterim.</p>
<p><strong>Genel olarak yurt dışı vergi mahsubu</strong></p>
<p>Yurt dışında elde edilerek Türkiye’de vergilendirilen kazançlar için, daha önce ilgili ülkede ödenen vergiler, Türkiye’de bu kazançlar üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebiliyor.</p>
<p>Mahsup edilebilecek yurt dışında ödenen kurumlar vergisi ve benzeri vergiler, yurt dışında elde edilen kazançlara kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamıyor.</p>
<p>Zarar mahsubu veya istisnalar sonucu ilgili yılda Türkiye’de vergiye tabi kurum kazancının oluşmaması mümkün. Bu durumda, Türkiye’deki beyannamelere dahil edilen yurt dışı kazançlar üzerinden, mahallinde ödenen vergilerin kısmen veya tamamen mahsubuna imkân bulunmazsa, mahsup hakkının, izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar kullanılması mümkün.</p>
<p><strong>Yurt dışında ödenen verginin tevsiki</strong></p>
<p>Yurt dışında ödenen vergilerin mahsup edilebilmesi için, ödenen verginin, yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından tasdik olunan belgelerle tevsiki gerekiyor.</p>
<p>Verginin ödendiğine ilişkin belgelerin, tarhiyat sırasında ibraz edilememesi halinde, yabancı ülkede ödenen veya ödenecek olan vergi, kurumlar vergisi oranını aşmamak şartıyla ilgili ülkede uygulandığı bilinen oran üzerinden hesaplanıyor, tarhiyatın bu şekilde hesaplanan tutara isabet eden kısmı erteleniyor, ibraz edilmesi gereken belgelerin, tarh tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi halinde, bu belgelerde yazılı kesin tutara göre tarhiyat düzeltiliyor.</p>
<p>Dokümantasyonun mücbir sebeplerle süresinde yapılamaması halinde, mücbir sebebin ortadan kalkması sonrasında tevsik yapılabilir. Herhangi bir mücbir sebep olmaksızın, belgeler belirtilen sürede ibraz edilmezse veya bu belgelerin ibrazından sonra ertelenen vergi tutarından daha düşük bir mahsup hakkı olduğu anlaşılırsa, ertelenen vergiler için gecikme zammı hesaplanıyor.</p>
<p><strong>Çifte vergilemeyi önleme anlaşmalarında mahsup</strong></p>
<p>Çifte vergilemeyi önleme anlaşmalarımızın çoğunda çifte vergilemenin mahsup yöntemiyle önlenmesi öngörülüyor. Bu çerçevede, Türkiye’de yerleşik olanlar yönünden Anlaşmaya taraf diğer Devlette ödenen vergiler, Türkiye’de hesaplanan vergiden mahsup ediliyor.</p>
<p>Anlaşmalarda mahsup yönteminin yer aldığı durumda uygulama, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarında yer alan “yabancı ülkelerde öden vergilerin mahsubu”na ilişkin düzenlemeler çerçevesinde yapılıyor.</p>
<p><strong>ÇVÖ anlaşması tevsik ve mahsup talep süre sınırlarını kaldırmıyor</strong></p>
<p>Yukarıda, yurt dışında ödenen vergilerin hesaplanan kurumlar vergisinden mahsubuna ilişkin iç mevzuatımızı özetledim. Bir cümleyle tekrarlamak gerekirse, yurt dışında ödenen vergilerin bir yıl içinde tevsiki gerekiyor, ayrıca matrahın çıkmaması veya mahsuba olanak sağlayacak tutarda olmaması nedeniyle yurt dışında ödenen vergilerin mahsubu mümkün olmazsa, mahsup hakkının izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar kullanılması gerekiyor. Görüldüğü gibi mahsupta; birisi bir yıllık (tevsik) diğeri üç yıllık (mahsup hakkının kullanılması) iki süre sınırlaması var.</p>
<p>ÇVÖ anlaşmaları bu iki süre sınırlamasını ortadan kaldırmıyor. 2017 yılında yapılan ihtilaf konusu olan bir tarhiyatta, yurt dışında mukim iştiraki tarafından 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında yapılan bazı hizmetlere ait ödemelere isabet eden stopaj tutarlarının kurumlar vergisinden mahsubu için gerekli belgelerle birlikte süresi içinde bağlı bulunulan idareye başvurulmadığı gerekçesiyle, tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış ve bu gerekçeyle dava reddedilmiş. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 21.03.2023 tarih ve E:2020/1168 K:2023/1168 sayılı kararı.)</p>
<p><strong>Yapılmayan mahsubun sonradan beyanname düzeltilerek yapılması</strong></p>
<p>Makalenin girişinde de belirttim, hukuken mümkünken, yurt dışında ödenen verginin Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmemesi, Vergi Usul Kanunu’nda vergi hatası olarak tanımlanmış. Dolayısıyla, ihtilaf konusu olacak bir durum yoksa beyannamenin düzeltilerek hatanın giderilmesi gerekiyor.</p>
<p>Konuyla ilgili oldukça yeni tarihli bir yargı kararı da var.</p>
<p>Dava konusu olayda davacı kurum, yurt dışında elde ettiği kazancı beyannameye dahil ederek üzerinden kurumlar vergisi hesaplamış ancak yurt dışında ödenen vergiyi hesaplanan vergiden mahsup etmemiş. Daha sonra vergi dairesi, yurt dışı kazanç nedeniyle ortaya çıkan ve ödenmeyen vergi için ödeme emri düzenlemiş. Bu arada kurum da ilgili dönem beyannamesini düzelterek, daha önce mahsup konusu yapmadığı yurt dışında ödenen vergiyi hesaplanan vergiden mahsup etmek istemiş ve ilgili dokümanları vergi dairesine ibraz ederek konusu kalmayan ödeme emrinin iptalini talep etmiş.</p>
<p>Konuyu inceleyen Vergi Mahkemesi, kurumlar vergisi beyanını daha sonra düzelten ve ödenecek vergiyi sıfır olarak beyan eden davacının, bu yönde yaptığı düzeltme ve davalı idareye yönelttiği talepler dikkate alınmaksızın, daha önce düzenlenen ve düzeltme beyanı ile dayanağı kalmayan ödeme emrinin davacıya tebliğ edildiği gerekçesiyle, konuyu "böyle bir borcu olmadığı" yolundaki itiraz nedeni kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna vararak, dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulmamış ve ödeme emrini iptal etmiş.</p>
<p>Davalının istinaf istemini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi’nin, Vergi Mahkemesi kararını uygun bularak kabul eden ve istinaf istemini reddeden kararı, davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi’nce, bir vergi borcunun tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenebilmesi için öncelikle söz konusu borcun, usulüne uygun şekilde tahakkuk etmesi ve vadesinde ödenmemiş olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerektiği, dava konusu ödeme emri içeriği kurumlar vergisinin, davacının kendi beyanı üzerine tahakkuk ettiği, davacının mahsup talebinin sonuçlandırılmaması veya reddedilmesine yönelik işlemlerin ise ayrıca dava konusu edilebileceği dikkate alındığında söz konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle bozulmuş. (15.05.2023 tarih ve E:2021/864, K:2023/2600 sayılı karar.)</p>
<p>Bölge İdare Mahkemesi’nin ısrar kararı üzerine konuyu inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, temyizen incelenen kararı usul ve hukuka uygun bularak, temyiz istemini reddetmiş ve Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararını onamış. (28.01.2026 tarih ve E:2024/69 K:2026/11 sayılı karar.)</p>
<p>İlgilenenler, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurul kararını Danıştay’ın resmî internet sitesinde bulabilirler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyanname-duzeltilerek-vergi-mahsup-hakkinin-kullanilmasi-88602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyanname düzeltilerek vergi mahsup hakkının kullanılması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-fon-ayni-degil-88601</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her fon aynı değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fonlarda yaşanan son gelişmeler yatırımcı güvenini sarsarken, çözümün bu yatırım araçlarından tümüyle uzaklaşmak olmadığına dikkat çekiliyor. Aynı kategoride yer alan fonların portföy, getiri ve risk yapılarının birbirinden farklı olabileceği belirtilirken, yatırımcı açısından asıl sorunun “ne kadar kazandırıyor?”dan çok “bu getiriyi hangi risklerle sağlıyor?” sorusuna yanıt bulmak olduğu vurgulanıyor.</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında zor bir dönemden geçiyoruz. Son yaşananların ardından ciddi zarar yaşayan yatırımcılar oldu, fonlara yönelik güven de doğal olarak zedelendi. Özellikle yıllardır daha düşük riskli olarak gördüğü fonlarda sorun yaşayan yatırımcıların tepkisini ve endişesini anlamak gerekiyor. Umarım bu süreçte zarar yaşayan yatırımcıların kayıpları zaman içinde telafi edilir ve güven yeniden oluşur.</p>
<p>Bugün için en kritik konu da bu güvenin yeniden sağlanması. Tasfiye ve ödeme süreçlerinin hızlı, şeffaf ve yatırımcıların birikimlerini azami ölçüde koruyacak şekilde yönetilmesi gerekiyor. Özellikle para piyasası fonlarındaki ödemelerin sağlıklı işlemesi önemli çünkü bu fonlar birçok yatırımcı için yalnızca bir yatırım aracı değil, günlük nakit yönetiminin de parçası.</p>
<p>Tasfiye kapsamında olmayan ancak alım-satıma kapalı bulunan fonlarla ilgili belirsizliğin de uzamaması gerekiyor. Gerekli kontroller tamamlandıktan sonra bu fonların mümkün olan en kısa sürede yeniden işleme açılması, piyasaya yönelik güven açısından önemli olacaktır.</p>
<p>Böyle bir dönemde yatırımcının TL varlıklarda yeniden mevduata yönelmesini anlaşılır buluyorum. İnsanlar doğal olarak kendilerini daha güvende hissettikleri ve daha iyi bildikleri ürüne dönüyor.</p>
<p>Ancak buradan para piyasası fonlarının artık hayatımızda olmayacağı sonucunu çıkarmamak gerekiyor. Bu fonlar kısa vadeli birikimlerin ve günlük nakdin değerlendirilmesinde önemli bir araç olmaya devam edecek. Burada asıl mesele, bütün para piyasası fonlarını aynı şekilde değerlendirmemek.</p>
<p>Çok uzun süredir sorunsuz şekilde işlem gören, daha sade portföy yapısıyla yönetilen ve ek getiri yaratmak için daha karmaşık işlemlere yönelmeyen fonlar da var. Son yaşananlar bize belki de para piyasası fonlarında yalnızca getiriye değil, bu getirinin nasıl üretildiğine de bakmamız gerektiğini gösterdi.</p>
<p><strong>Getiri farkı nereden geliyor?</strong></p>
<p>İlk bakılabilecek nokta, fonun getirisinin grup ortalamasından ne kadar ayrıştığı. Belirgin şekilde daha yüksek getiri iyi yönetimden kaynaklanabileceği gibi portföyde alınan ek risklerin sonucu da olabilir. Dolayısıyla soru yalnızca “Ne kadar kazandırıyor?” değil, “Bu getiriyi nasıl elde ediyor?” olmalı.</p>
<p>Özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve özel kira sertifikalarının portföydeki ağırlığı bunlardan biri. Burada yalnızca orana değil, bu kıymetleri ihraç eden kurumların niteliğine ve fonun birkaç ihraççıda yoğunlaşıp yoğunlaşmadığına da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Son dönemde çok konuştuğumuz Borsa İstanbul Para Piyasası işlemleri de fonların getirisine katkı sağlayabiliyor. Ancak bu işlemlerin portföy içindeki ağırlığı yükseldikçe karşı taraf ve yoğunlaşma riskinin de ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. Yeni teminat yapısına geçişle birlikte korumanın güçlenmesi bekleniyor ancak yatırımcı açısından güncel portföy raporunu takip etmek önemini koruyor.</p>
<p>Ters repoda ise yalnızca oran yeterli değil. İşlemin karşılığında hangi kıymetin bulunduğu önemli… Devlet tahvili veya Hazine bonosu ile pay senedi ya da özel sektör kıymetinin taşıdığı risk aynı değil. Bu nedenle yüksek ters repo oranını tek başına olumlu ya da olumsuz değerlendirmek yerine teminatın niteliğine bakmak daha doğru.</p>
<p>Bir diğer başlık DİBS, yani devlet iç borçlanma senetleri. Yeni düzenlemelerle birlikte para piyasası serbest fonlarında devlet iç borçlanma senetlerini daha fazla göreceğiz. Burada da oran önemli. Yüzde 10 DİBS taşıyan bir fonla yüzde 30 taşıyan bir fonun faiz hareketlerine duyarlılığı aynı olmayacaktır. Faizlerin yükseldiği veya tahvil piyasasında satışların arttığı dönemlerde bu fark günlük getirilere de yansıyabilir.</p>
<p>Son tahlilde yaşananlardan çıkarılması gereken sonuç, para piyasası fonlarından vazgeçmek değil, onları biraz daha yakından tanımak. Aynı kategoride yer alsalar da her fonun portföyü ve getiriyi üretme şekli aynı değil.</p>
<p>Burada düzenleyici tarafta da yapılabilecekler var. Özellikle fonların risk değerlerinin yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Risk göstergesinin yalnızca geçmiş fiyat hareketlerine değil, fonun portföyündeki varlıkların niteliğine, yoğunlaşmasına, likiditesine ve karşı taraf riskine de daha fazla bakması önemli.</p>
<p>Böylece yatırımcı da yalnızca geçmiş getiriye veya risk değerine bakmak yerine, aldığı fonun içinde ne olduğunu daha iyi anlayabilir. Çünkü son dönemde yaşananların bize hatırlattığı en önemli şeylerden biri şu: <strong>Aynı kategoride olması, her fonun aynı olduğu anlamına gelmiyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-fon-ayni-degil-88601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her fon aynı değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-yorkta-iklimin-yeni-dili-88600</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> New York’ta iklimin yeni dili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>New York İklim Haftası’nda Türkiye, COP31 için elektrifikasyondan yapay zekâya, finansmandan şehirlere uzanan bir uygulama gündemi ortaya koydu. Özel sektör de bu kez masadaydı. Antalya’ya giderken asıl soru artık ne vaat edileceği değil, neyin gerçekten uygulanabileceği olacak. </strong></p>
<p>Geçen hafta New York’ta iklim konuşuldu. Ama bu kez konuşmalar alışılagelen çerçevenin dışına taştı. Enerji ve elektrifikasyon, finans ve temiz büyüme, sanayi ve tedarik zincirleri, teknoloji ve yapay zekâ, şehirler, ulaşım, doğa… Ortak kelime ise “uygulama” idi. Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından New York, Antalya’dan önceki en büyük sahnelerden birine dönüştü.</p>
<p>Türkiye, New York’ta yalnızca <em>“COP31’e bekliyoruz”</em> mesajı vermedi. COP31 Başkanı Murat Kurum, ilk kez Haziran'da Bonn'da çerçevesini çizdiği <em>Eylem Gündemi'ni</em> Birleşmiş Milletler'de ayrıntılarıyla, uygulama araçlarıyla birlikte açıkladı. Gündem 10 öncelikli tema, 6 küresel hedef, 11 girişim ve 13 destekleyici çıktı üzerine kurulu. Temalar sıfır atık ve metandan temiz enerji ve elektrifikasyona, gıda güvenliğinden yeşil sanayileşmeye, okyanuslardan dirençli şehirlere, sağlıktan gençliğin katılımına kadar uzanıyor.</p>
<p>Üstelik bu başlıklar rakamlarla birlikte ortaya kondu;</p>
<p>- 2035’e kadar elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e çıkarmak,</p>
<p>- Binalarda enerji kullanım yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltmak,</p>
<p>- Küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e yükseltmek.</p>
<p>- Belediye atıklarındaki öngörülen artışın yarısını önlemek,</p>
<p>COP31 Başkanlığı’na göre bunların toplam emisyon azaltma potansiyeli 2035’e kadar 8,5–10 milyar ton CO₂ düzeyinde.</p>
<p>Böyle bakınca “Uygulama COP’u” ifadesi daha da ete kemiğe bürünüyor.</p>
<p><strong>35’e 35: Türkiye’nin dünyaya önerdiği hedef</strong></p>
<p>Gündemin merkezinde elektrifikasyon var. Türkiye ve Avustralya’nın talebiyle Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) hazırladığı özel çalışma, dünyada elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının bugün yaklaşık yüzde 23 olduğunu hesaplıyor. Mevcut ve ekonomik olarak uygulanabilir teknolojilerin daha hızlı devreye alınması halinde bu oran 2035’te yüzde 33’e ulaşabilir. Yani Türkiye’nin önerdiği yüzde 35 hedefi, IEA’nın ifadesiyle, <em>“erişilebilir mesafede.”</em></p>
<p>Burada elektrifikasyonun iklim politikasının ötesine geçen yeni anlamı da kritik. Elektrikli araçlar, ısı pompaları, elektrikli sanayi süreçleri, yenilenebilir enerji, depolama ve şebeke yatırımları aynı anda enerji ithalatını azaltabiliyor, verimliliği artırabiliyor ve emisyonları düşürebiliyor. IEA'nın hesabına göre yüzde 35 hedefine ulaşılırsa, enerji ithal eden ülkelerin yakıt faturası 2035'te yılda yaklaşık 400 milyar dolar azalıyor. Orta Doğu'daki kriz nedeniyle yükselen fiyatlarda bu tasarruf 500 milyar doları aşıyor. Enerjisinin büyük kısmını ithal eden Türkiye için bu rakamın anlamı açık.</p>
<p>Nitekim New York'ta IEA ve COP31 Başkanlığı'nın düzenlediği, <em>Üst Düzey Enerji Dönüşümü Diyaloğu'nda </em>mesele yalnız iklim üzerinden değil, <strong>enerji güvenliği ve rekabet gücü</strong> üzerinden tartışıldı. Masadaki başlıklar şebekelerin ve depolamanın hızla büyütülmesi ile gelişmekte olan ekonomilerin finansmana erişimiydi.</p>
<p>COP31, Türkiye'nin kendi enerji vizyonu için de bir vitrin olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, COP31 sürecinde Türkiye'nin bu alandaki vizyonunu ve somut hedeflerini ortaya koyacaklarını söylüyor. Dünyaya önerilen yüzde 35'lik elektrifikasyon hedefinin Türkiye'nin kendi enerji planına nasıl yansıyacağı, <em>“Uygulama COP'u”</em> olmanın ilk sınavlarından biri olacak.</p>
<p><strong>İklim ve yapay zekâ</strong></p>
<p>New York’ta Türkiye’nin öne çıkardığı ikinci alan yapay zekâ oldu. COP31 Başkanlığı, <em>“Antalya Yapay Zekâ Taahhüdü”</em> ile yapay zekânın iklim üzerindeki etkisini COP gündemine taşımaya hazırlanıyor. Buna “<em>AI for Clean Tech” </em>girişimi de eşlik ediyor. Amaç bir taraftan yapay zekâyı iklim çözümlerinde kullanırken diğer taraftan teknolojinin kendi enerji ve kaynak ayak izini görünür hale getirmek.</p>
<p>Bu başlık önümüzdeki yılların en önemli çelişkilerinden birine dokunuyor. Yapay zekâdan enerji sistemlerini optimize etmesini, şebekeleri yönetmesini, yeni malzemeler bulmasını ve iklim modellerini geliştirmesini bekliyoruz. Aynı yapay zekâyı çalıştıran veri merkezleri ise giderek daha fazla elektrik ve altyapı talep ediyor.</p>
<p>Yani artık yalnızca <em>“Yapay zekâ iklim için ne yapabilir?” </em>sorusu yok. Bir de <strong><em>“Yapay zekânın kendisini nasıl karbonsuzlaştıracağız?”</em></strong> sorusu var. Antalya bu iki soruyu aynı masaya getirebilir.</p>
<p><strong>Projeler için yatırım köprüsü </strong></p>
<p>New York’taki üçüncü önemli gelişme finansman tarafındaydı. Türkiye'nin İstanbul'da duyurduğu <strong><em>İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)</em></strong> girişiminin, BM Kalkınma Programı (UNDP) ile birlikte yürütülecek ilk beş pilot ülkesi açıklandı: Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan.</p>
<p>Buradaki fikir basit ama önemli. Ülkelerin iklim planları var. Finans kuruluşlarının yatırım yapma isteği var. Fakat ikisinin arasında yatırım yapılabilir, finansal olarak yapılandırılmış yeterli sayıda proje bulunmuyor.</p>
<p>BRIDGE tam olarak bu aralığa girmeye çalışıyor. Ulusal iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek ve ülkelerin bunu yapabilecek kapasitesini geliştirmek.</p>
<p>Aynı günlerde Türkiye, İLBANK öncülüğünde UN-Habitat ve Dünya Bankası ile <em>Sürdürülebilir Kentsel Dirençlilik Finansmanı Faaliyeti'ni, </em>yani SURFF’u da başlattı. Amaç yine benzer. Ulusal iklim hedefleri ile şehirlerde uygulanabilir yatırım projeleri arasındaki mesafeyi kapatmak. SURFF üçayak üzerinde çalışacak. Şehirlerin dirençlilik önceliklerini proje hazırlığı ve finansmanla buluşturan bir ülke platformu, araç geliştirip deneyim paylaşan bir mükemmeliyet merkezi ve uluslararası bir diyalog platformu. Modelin arka planında deprem bölgesindeki yeniden inşa deneyimi var.</p>
<p>İstanbul’da <em>“finansman uçurumu”</em> konuşulmuştu. New York’ta köprünün üzerinden neyin geçeceği konuşulmaya başlandı.</p>
<p><strong>Özel sektör de masada </strong></p>
<p>Türkiye açısından New York’un belki de en önemli taraflarından biri özel sektörün görünürlüğüydü.</p>
<p><em>COP31 İş Forumu New York Diyaloğu</em>, COP31 Özel Sektör Elçisi TOBB ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde yapıldı. <em>“COP31 Eylem Gündemi’ne Özel Sektörün Yanıtı”</em> panelinde Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, IEA İcra Direktörü Fatih Birol, IFC Genel Müdürü Makhtar Diop ve Uluslararası Ticaret Odası Genel Sekreteri John Denton aynı masada buluştu.</p>
<p>Bu buluşmayı sıradan bir iş dünyası etkinliği olarak görmemek gerekiyor. COP31 İş Forumu kapsamında 700'den fazla üyesi bulunan yedi çalışma grubu, ikinci yüz yüze toplantılarını New York'ta yaptı. Küresel iş dünyası liderlerinden oluşan <em>Danışma Kurulu</em> da ilk kez burada toplandı. Çalışma gruplarının sonuçları 12–13 Kasım'da Antalya'daki <em>COP31 İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi'nde</em> açıklanacak. Zirve, COP tarihinde ilk kez Liderler Zirvesi ile aynı güne denk gelecek ve iş dünyasının önerileri doğrudan devlet ve hükümet başkanlarına sunulacak.</p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bunu oldukça açık ifade ediyor: <em>"Hükümetler anlaşmaları imzalar, iş dünyası hayata geçirir."</em></p>
<p>Cümlenin ikinci yarısı COP31 açısından birincisinden daha önemli olabilir. Çünkü bir hükümet 2035 için elektrifikasyon hedefi açıklayabilir. Ama elektrikli otomobili üreten, fabrikadaki üretim sürecini değiştiren, bataryaya yatırım yapan, güneş ve rüzgâr santralini kuran, binayı dönüştüren, tedarikçisini değiştiren ve bütün bunları finanse eden yalnızca devlet değil. İklim hedefi, sonunda bir yatırım kararına dönüşmek zorunda.</p>
<p><strong>Koç’un New York’taki mesajı neden önemli?</strong></p>
<p>Koç Holding’in buradaki konumu ayrıca dikkat çekici. Koç Holding, COP31’in <em>“Küresel İş Ortağı”.</em> Topluluk 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapıyor ve gelirlerinin yüzde 95’ten fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün doğrudan merkezindeki sektörlerden elde ediyor.</p>
<p>Dolayısıyla Koç Holding’in iklim dönüşümü üzerine söylediği sözler yalnız bir grubun sürdürülebilirlik politikasını anlatmıyor. Türkiye sanayisinin dönüşümündeki bazı temel konuları da görünür hale getiriyor.</p>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç’un, New York’taki en dikkat çekici vurgularından biri sermaye maliyetiydi. Gelişmiş ülkelerde finansman maliyetlerinin yüzde 5–6 düzeyindeyken, gelişmekte olan ülkelerde bunun iki veya üç katına çıkabildiğini ve vadelerin kısaldığını söyledi. Buradan çıkardığı sonuç önemliydi. <em>Şirketler artık yalnız rakip şirketlerle değil, o şirketlerin arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ediyor.</em></p>
<p>İklim tartışmasının belki de en önemli kırılmalarından biri tam burada. Aynı dönüşüm yatırımını yapan iki şirketten biri yüzde 5–6 maliyetle uzun vadeli finansmana erişirken diğeri bunun iki veya üç katı maliyetle ve daha kısa vadeyle borçlanıyorsa, rekabet yalnız şirketlerin verimliliğiyle açıklanamaz. Sermayenin maliyeti, kamu teşvikleri ve iklim düzenlemeleri de rekabet koşullarının parçası haline gelir. İklim politikası böylece yalnız çevre politikası olmaktan çıkar; sanayi, finans ve nihayetinde rekabet politikasına dönüşür.</p>
<p><strong>Kurulu güç başka, üretilen elektrik başka</strong></p>
<p>New York’taki tartışmalar Türkiye’nin kendi enerji dönüşümündeki başka bir önemli noktayı da görünür hale getiriyor.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin Ağustos 2026 itibarıyla toplam elektrik kurulu gücü 126,9 GW’a ulaştı. Hidroelektrik yüzde 25,5, güneş yüzde 22, rüzgâr yüzde 12,2 ve jeotermal yüzde 1,4 paya sahip. Yani bu dört yenilenebilir kaynağın kurulu güç içindeki toplam payı yaklaşık <strong>yüzde 61</strong>.</p>
<p>Ama kurulu güç ile üretilen elektrik aynı şey değil. Kurulu güç, santrallerin en iyi koşulda üretebileceği miktarı gösterir; güneş gece, rüzgâr durgun havada elektrik üretmez. 2025 elektrik üretiminde kömürün payı yüzde 33,6, doğal gazın yüzde 23’tü. Hidroelektrik yüzde 15,8, rüzgâr yüzde 10,9, güneş yüzde 10,5 ve jeotermal yüzde 3,2 pay aldı. Bu dört yenilenebilir kaynağın toplamı yaklaşık <strong>yüzde 40,4</strong> ediyor.</p>
<p>Aradaki fark bize dönüşümün yeni darboğazını gösteriyor. <strong>Sadece santral kurmak yetmiyor.</strong> <strong>Şebeke, depolama, esneklik ve elektrifikasyon gerekiyor.</strong> IEA’nın New York’ta sunduğu çalışmanın özellikle şebeke ve depolamayı öne çıkarması bu nedenle tesadüf değil.</p>
<p><strong>İklim riski artık bilanço riski</strong></p>
<p>Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun New York’taki başka bir oturumda konuştuğu konu ise suydu.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu Doğa ve İklim Merkezi’nin <em>“Mavi Ekonominin Geleceği”</em> panelinde Çakıroğlu, Koç Topluluğu’nun su dayanıklılığını stratejik bir iş önceliği ve iklim uyumunun parçası olarak gördüğünü söyledi.</p>
<p>Topluluk son altı yılda su çekimini yüzde 24 azalttı; operasyonlarında kullanılan suyun yüzde 64’ünü yeniden kullanıyor veya geri dönüştürüyor. Çakıroğlu hedefin kendi fabrikalarıyla sınırlı olmadığının da altını çizdi: <em>"Teknoloji, inovasyon ve finansman olanaklarından yararlanarak daha geniş ekosistemimizin dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlıyoruz."</em></p>
<p>Bu performansın arkasındaki mesaj da önemli. Su artık yalnızca bir çevre göstergesi değil. Fabrikanın çalışıp çalışamayacağı, tedarik zincirinin dayanıklılığı, üretim maliyeti ve yatırım kararının fizibilitesiyle ilgili bir mesele. <em>"Ekosistem"</em> vurgusu da bu yüzden anlamlı. Bir şirketin kendi tesisinde tasarruf ettiği su, tedarikçisinin fabrikası kuraklıktan durduğunda pek bir işe yaramaz. Dayanıklılık, değer zincirinin en zayıf halkası kadar güçlü.</p>
<p>Başka bir deyişle iklim riski, bilançonun dışındaki bir risk olmaktan artık net olarak çıkıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>New York’tan Antalya’ya kalan soru</strong></span></p>
<p>İklim gündemi artık <strong>taahhüt ekonomisinden uygulama ekonomisine</strong> geçiyor. Dolayısıyla aktörlerin ağırlığı da değişiyor. Diplomatın yanına yatırımcı, çevre bakanının yanına enerji şirketi, sürdürülebilirlik yöneticisinin yanına CFO oturuyor. Emisyon hedefinin yanına sermaye maliyeti, şebeke kapasitesi, depolama, yatırım getirisi ve rekabet gücü geliyor.</p>
<p>Bu yüzden Koç Holding’in ve diğer özel sektör oyuncularının New York’taki görünürlüğünü yalnız <em>“Türk şirketleri Climate Week’e katıldı” </em>diye okumak çok eksik kalır. Asıl haber şirketlerin orada bulunması değil, iklim hedeflerinin şirketlerin iş süreçlerine ve yatırım kararlarına bir ekonomik rekabet unsuru olarak da çoktan girmiş olması.</p>
<p>Antalya’ya altı hafta kala Türkiye’nin önünde bu nedenle bir fırsat var. Eğer COP31 gerçekten bir <em>“Uygulama COP’u”</em> olacaksa, başarısını yalnız açıklanan taahhütlerin sayısıyla ölçmemek gerekir. Kaç iklim hedefi projeye dönüştü, kaç proje finansman buldu, şirketlerin yatırım kararlarında ne değişti, bunlar ne kadar değişim ve dayanıklılık üretti gibi soruların cevapları daha belirleyici olacak.</p>
<p>Antalya’nın ölçüsü bunlar olmalı. New York’ta prova yapıldı. Antalya’da artık sözün değil, uygulamanın hesabı tutulacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-yorkta-iklimin-yeni-dili-88600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/54-1790743921.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ New York’ta iklimin yeni dili ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasi-hedef-alan-finansal-krizler-ve-cikarilmayan-dersler-88599</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşı hedef alan finansal krizler ve çıkarılmayan dersler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de finansal krizlerin ve yüksek kazanç vaatlerinin yarattığı mağduriyetler Banker Kastelli’den Çiftlik Bank’a uzanan yaklaşık 45 yıllık bir geçmişe sahip. 131 fon skandalı ise bu zincirin son halkası olarak, yalnızca yatırımcıları değil, sermaye piyasalarını, kamu denetimini ve ülkenin finansal itibarını ilgilendiren çok daha geniş bir tablo ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Türkiye, son iki aydan beri ve özellikle on gündür “Fon” skandalı ile çalkalanıyor.</p>
<p>Ekonomik, sosyal, finansal boyutları çok yüksek olan fonlarla ilgili kriz Türkiye için ne yazık ki ilk değil; ama umarım son olur. Türkiye için ilk değil; zira özellikle 24 Ocak 1980 kararlarıyla ekonomide yeni bir faza geçildiği ve serbestinin fırsat bilinerek korsanca finansal vurgunlara yönelindiği biliniyor. Banker krizi olarak başlayıp fon krizine evrilen yaklaşık 45 yıllık bir geçmiş.</p>
<p>“Vikipedi” bankerler krizini şöyle tanımlıyor: “Bankerler krizi, Türkiye tarihinde 1980'li yıllarda yüksek faizli gelir elde etmek amacıyla paralarını bankerlere yatıran ve bankerlik sisteminin çöküşü ve mevduat sahiplerinin parasını kaybetmesi ile sonuçlanan olay. Sayılarının 300 bini geçtiği tahmin edilen bankerzedeler 1980'li yıllarda Türkiye gündeminin popüler konularından biri olmuştur. Olay, toplumsal bir infiale yol açmış, o dönem intiharlar, öldürme ve yaralamalar artmış”.</p>
<p>Yapay zekâ da bu alıntıyla şu değerlendirmeyi yapıyor: “1980 yılında serbest piyasa ekonomisine geçilmesi ve faizlerin serbest bırakılmasıyla bankerlerin önü açıldı. Bankaların mevduat faizi yarışında yetersiz kaldığı dönemde bankerler, enflasyonun kat kat üzerinde faiz vaat ederek yastık altı birikimleri topladı.”</p>
<p>Şimdi dilerseniz bu krizlerin bazılarını sembol isimleriyle veya ifadeleriyle özetleyelim;</p>
<p><strong>- Banker Kastelli:</strong> Seksenli yılların başında Türkiye’yi derinden sarsan Banker Kastelli vurgunu, binlerce vatandaşın hayatını altüst etti. Yüksek faiz vaadiyle evini ve arabasını satan binlerce insan bir gecede sıfırlanırken, Cevher Özden'in yurt dışına kaçışıyla patlak veren bu devasa finansal kriz, o dönemde Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık vakalarından biri olarak hafızalara kazındı. Kastelli, önde gelen bankaların yüksek faizli tahvil ve mevduat sertifikasını alıp satmış ve bunun karşılığında yatırımcısına kısa sürede fazla ve kolay para kazandırmayı vadetmiş. Hatta kendisini dönemin ünlü hayat kadınına benzetmiş, "Ben aracıyım. Komisyon alıyorum. Yani bankalar ile halk, tasarruf sahibi birleşiyor. Ben parsayı topluyorum” demiş.</p>
<p><strong>- Ankara merkezli bankerler: </strong>1980’lerin başındaki Banker Kastelli olayının hemen arkasından Ankara’da adeta bölgesel bankerlik faciası yaşandı. Farklı adlarla ortaya çıkan menkul değerler unvanlı şirketler, ağırlıklı olarak kamu bürokrasisini yani memurları hedef aldı. Her biri ayrı bir kamu kurumunu parselleyerek 1-2 yıl bu vurgunu yaptı. Aylık yüzde 15-17 faiz aldatmacalarıyla kurumlar söğüşlendi. O zaman Hesap Uzmanı olarak denetiminde görev aldığım için çok iyi hatırlıyorum.</p>
<p><strong>- Banker Bako:</strong> Banker Bako, gerçek adıyla Baki Cengiz Aygün, Türkiye'nin 1990'lı yıllarındaki mali skandalları ve dolandırıcılık olaylarıyla tanınan figürlerinden biridir. Türkiye'deki banker skandalları denildiğinde (Banker Kastelli ile birlikte) dönemin simge isimlerinden biri olarak anılır. Piyasada kendisini devlet yetkililerinin veya Cumhurbaşkanı’nın resmi/gayri resmi danışmanı olarak tanıtarak çevre edinen, imtiyazlı bir konumda olduğu izlenimi yaratan bir kişiliktir.</p>
<p><strong>- Titan Saadet Zinciri:</strong> 1990'lı yıllarda Türkiye'de gündeme gelen Titan sistemi, kısa sürede yüksek kazanç elde etme vaadiyle katılımcılardan para toplayan yapılardan biri oldu. Sistemde kazanç elde edebilmek için yeni katılımcıların dahil edilmesi gerekiyordu. Yapının çökmesiyle çok sayıda kişi yatırdığı parayı geri alamadı ve Titan, Türkiye'deki saadet zinciri örneklerinin en bilinenlerinden biri haline geldi.</p>
<p><strong>- Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik holdingler:</strong> 1990'lı yılların sonları ve 2000'lerin başlarında bazı holdingler, özellikle Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşlarına ortaklık ve yatırım fırsatları sundu. Binlerce kişiden toplanan paraların akıbeti ve şirketlerin mali yapıları konusunda ciddi tartışmalar yaşandı. Süreç, yurt dışında yaşayan vatandaşların yatırım adı altında toplu şekilde para yatırdığı şirketlerin denetimi konusunu gündeme taşıdı.</p>
<p><strong>- İmar Bankası:</strong> 2003 yılında İmar Bankası'na el konulması Türkiye'nin en büyük bankacılık skandallarından birini ortaya çıkardı. Bankada resmi kayıtlara yansımayan mevduatlar bulunduğu ve çeşitli usulsüz işlemler yapıldığı tespit edildi. Bankanın tasfiyesi sonrasında binlerce mudiinin mağduriyeti gündeme gelirken, devlet tarafından ödenen tutarlar ve bankanın eski yöneticileriyle ilgili davalar uzun süre tartışıldı.</p>
<p><strong>- Jet Fadıl:</strong> Fadıl Akgündüz’ün yürüttüğü çeşitli projeler de yatırım ve yüksek kazanç vaatleri nedeniyle yıllarca gündemde kaldı. Özellikle Jetpa ve sonrasında farklı projeler üzerinden çok sayıda kişiden para toplandı. Projelerin vaat edildiği şekilde hayata geçirilememesi ve yatırımcıların mağdur olduklarını belirtmesi üzerine Akgündüz hakkında çeşitli davalar açıldı. Jet Fadıl dosyası, Türkiye'de proje ve yatırım vaadi üzerinden ortaya çıkan en bilinen mağduriyetlerden biri olarak hafızalara kazındı.</p>
<p><strong>- Çiftlik Bank (Tosuncuk):</strong> 2010'lu yılların sonunda Türkiye'nin en çok konuşulan finansal dolandırıcılık dosyalarından biri Çiftlik Bank oldu. Tosuncuk olarak adlandırılan Mehmet Aydın tarafından kurulan sistem, yüksek kazanç vaadiyle çok sayıda kişiden para toplandı. Sistemin yeni katılımcılardan gelen parayla büyüdüğü ve yatırımcılara vaat edilen kazançların sürdürülemediği ortaya çıkınca yapı çöktü. Binlerce kişinin mağdur olduğu olayın ardından Mehmet Aydın ve diğer sanıklar hakkında yargı süreçleri başladı.</p>
<p>2016 yılında Mehmet Aydın'ın başta internet oyunu olarak tasarladığını öne sürdüğü sistemde 132 bin kişiden 1,13 milyar lira toplanmıştı. Kullanıcıların satın aldığı hayvanlardan elde edilen et ve süt gibi gelirleri ile de geri ödeme yapılması ve yatırımcılara 1 yıl içinde yüzde 100 kâr vaat edilmesi gündeme gelmişti. SPK raporunda, Çiftlik Bank tarafından yaklaşık 63 bin kişiye 400 milyon Türk Lirası ödeme yapıldığı, kalan 113,4 milyon TL'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kurulan Fame Game isimli şirkete ve oradan da Mehmet Aydın’ın şahsi hesaplarına transfer edildiği belirtilmişti.</p>
<p><strong>-… ve 131 fon skandalı:</strong></p>
<p>Toplam büyüklüğü 800 milyar liranın üzerinde olan ve katılımcı sayısı 450 bini aşan Cumhuriyet tarihinin bugüne kadarki en büyük skandalı.</p>
<p>Aslında bu konu çok su kaldırır durumda. Konunun öncelikle ekonomik, finansal, hukuki boyutu var. Aynı şekilde uluslararası ve siyasal boyutu da var. Çeşitli yönleriyle araştırılması gereken devasa bir konu…</p>
<p>Kayıplar sadece fonlara katılımı olanlarla sınırlı değil. Dünkü EKONOMİ gazetesinin manşetine göre İstanbul Borsası’ndaki kayıp 4 trilyon liraya ulaşmış durumda. Aynı şekilde son iki haftanın kayıtlarına göre Merkez Bankası döviz rezervleri de 185 milyar dolardan 171 milyar dolara inmiş. Türkiye CDS ülke riski primi 7 Eylül tarihi itibariyle 216 iken bugün 250’lere ulaşmış durumda.</p>
<p>FATF’ın gri listesinden henüz çıkmışken yeniden gözlem altına alınmamız çok tehlikeli. Yine MCSI Kasım ayı sorgulaması da bir başka bir risk.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Açıkçası çok boyutlu bir sorun ile karşı karşıyayız. İşin mevzuat boyutu var, uygulama boyutu var, daha da önemlisi denetim boyutu var. Denetim deyince aracı kurumların ve fonların dış denetimini yapan anlı şanlı BİG 4 kategorisindeki firmaların işin neresinde olduğu bilinmeli.</p>
<p>Bu arada finansal okur-yazar olmadığı ifade edilen sade vatandaşın da çok masum kılıfına girmemesi gerektiğini de unutmamak lazım.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasi-hedef-alan-finansal-krizler-ve-cikarilmayan-dersler-88599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/6-1790743768.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaşı hedef alan finansal krizler ve çıkarılmayan dersler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotuluk-pandemisi-geometrik-buyuyor-88598</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kötülük pandemisi geometrik büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon yağmacıları gösterdi ki eline güç geçiren, bunu kötü emellerine alet ediyor. Bazı insanlar artık çalana kızmıyor, “neden ben çalamıyorum” diye hayıflanıyor. Kötülük aurası toplumu kuşatıyor.</strong></p>
<p>İyilik, <strong>tek tek</strong> artabiliyor ancak. Geometrik büyüme, <strong>katlanarak</strong> artışın ifadesi… Ne yazık ki dünya; artan jeopolitik <strong>risklere</strong>, çoğalan <strong>çatışmalara</strong>, tırmanan <strong>gerginliğe</strong> ve kötülerin sayısında <strong>patlamaya</strong> sahne oluyor. Kısaca, iyiler; <strong>1, 2, 3, 4, 5, 6</strong>… diye artarken, kötüler; <strong>2, 4, 8, 16, 32, 64</strong> şeklinde çoğalıyor.</p>
<p><strong>Erzincanlı Sami Baba</strong>’nın, dünya savaşları öncesi söylediği bir beyti geldi aklıma; “<strong><em>Değil yalnızca Erzincan / Bütün cihanda yangın var</em></strong>.” Bir asır sonrasında durum sanki tekrarlanıyor gibi. Demokrasi alan kaybediyor, <strong>otorite özlemi tırmanıyor</strong>, ekonomilerin başı belada, <strong>krizler başlıyor</strong> ama bitmiyor.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK KIYAMET KOPMADI, ÇÜNKÜ…</strong></p>
<p>Bundan 300 yıl önce İngiliz nüfus bilimci ve politik iktisat teorisyeni <strong>Thomas Robert Malthus</strong>; gıda arzı ve kaynakların <strong>doğrusal</strong> olduğunu ancak nüfusun ise <strong>katlanarak</strong> büyüdüğünü savunup; “<strong>demografik kıyametin kaçınılmaz olduğunu</strong>” savunmuştu. Bu gidişatın <strong>matematik gerçekliğin </strong>gereğiydi zaten.</p>
<p>Fakat bu kıyamet kopmadı zira <strong>teknoloji</strong> ve <strong>üretim</strong> tekniklerindeki gelişmeler yüzünden<strong> gıda artışı</strong> katlanırken <strong>nüfus artışı</strong> da sınırlı kaldı. Bu metaforu, <strong>iyiler&amp;kötüler</strong> üzerinden değerlendirirsek, <strong>kötülerin kendilerini sınırlamaya niyetleri olmadığını</strong> söyleyebiliriz. Kısaca <strong>kötülük pandemisi</strong> var.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kötülere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>İyiler neden tek tek artabiliyor?</em></strong></p>
<p>Zira <strong>aralarında ittifak yok</strong>. Her iyilik, bir şekilde engelleniyor. İyilik yapanların karşılaştığı sorunları biliyorum. Bu, bir bakıma; <strong>silgi diyarında kalem olmaya</strong> benziyor. Bu yüzden iyiler hızla çoğalamıyor.</p>
<p><strong><em>Kötülük neden katlanarak büyüyor?</em></strong></p>
<p>Öncelikle <strong>organizeler</strong>. Aralarında çabukça “<strong>şer ittifakı</strong>” kurabiliyorlar. Ayrıca her yapılan işi <strong>eleştirme</strong> kolaylığına sapan <strong>yığınlar</strong> söz konusu. Küresel siyaset ikliminde sanki “<strong>tekno tiranlar çağı</strong>” yeşeriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İLK YAPILAN YANLIŞA KAZA, İKİNCİSİNE HATA, ÜÇÜNCÜSÜNE TERCİH DENİR</strong></p>
<p>Hata, eğer ondan <strong>öğrenebiliyorsan ders</strong> olur, <strong>değilse ceza</strong>… Hata yapmayan ise büyük ihtimalle hiçbir şey yapmayandır. <strong>Ucu sivri ve tam kurşunkalem gibi</strong>… Zira kâğıt yüzü görmemiş, silgi gerektirecek hata yapmamış ama <strong>eser de üretmemiştir</strong>. Burada dikkat edelim de <strong>hatalarımızı yinelemeyelim</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÖTÜLÜK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Suiistimalci</strong>: Yetkiyi, niyeti, kuralı kötüye kullanıp kendine haksız yere yarar sağlayan namussuz kimse</p>
<p><strong>Fondaş</strong>: TERA örneğindeki gibi fonları dolandırarak zengin olan ancak siyaseten korunan yandaş kişi</p>
<p><strong>Organize kötü</strong>: Kötülüğü yapanlar tek başına hareket etmez; hiyerarşi, iş bölümü, iş birliği içindedirler</p>
<p><strong>Yasal iblis</strong>: Yasaları kullanarak kötülük yapan, halkı dolandıran, yönetim kadrolarındaki kötü insan</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotuluk-pandemisi-geometrik-buyuyor-88598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kötülük pandemisi geometrik büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-bakin-her-sey-nasil-goz-onunde-yasanmis-88597</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon vurgununda bakın her şey nasıl göz önünde yaşanmış!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu 18 Eylül’de yaptığı açıklamada yatırım fonlarına ilişkin rehberde gerçekleştirilen değişikliklerin 28 Ağustos’ta kamuoyuna açıklanmasına kadarki süreçte neler yapıldığını kronolojik olarak izah etme gereği duydu. SPK özet olarak bir anlamda şunu söylüyordu:</p>
<p><strong>“2025’in son çeyreğinde bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarında ekonomik gerçeklikten uzak birtakım uygulamalara rastlandı ve buna karşı önlem olarak bir dizi çalışma yapıldı. Bu çerçevede 28 Ağustos’taki rehber açıklanma sürecine kadar da şu, şu, şu aşamalardan geçildi…”</strong></p>
<p>Fon vurgununun boyutu 800 milyar lira dolayında. Ama bu sorun, Borsa’da da çok büyük bir düşüşe yol açtı. Özellikle sorunlu fonların bünyesine konulan hisse senetlerini gidip doğrudan Borsa’dan alanlar bu hisse senetlerini günlerdir taban taban gittiği ve bu fiyattan bile satmaları mümkün olmadığı için çok büyük bir kayba uğradı. Vatandaş, zarar etmeyi göze alarak bile çıkmak istese bu senetlerde adeta hiç işlem olmuyor. Bu şekilde ortaya çıkan kaybın boyutunu ve bunun kaç yatırımcıyı ilgilendirdiğini kimse bilmiyor.</p>
<p>Tera’nın TLY fonu 270 milyar liralık boyutuyla 800 milyar lira dolayındaki toplam içinde tek başına çok önemli bir yere sahip. Bugün yalnızca TLY’de gün gün neler olduğunu irdelemek istiyorum.</p>
<p>Şu an işlem görmeyen bir fonun geçmiş fiyat hareketlerini bulmak neredeyse olanaksız. Bu yazımda kullandığım fiyatları ve yatırımcı sayılarını titiz çalışmasıyla finansal piyasalar uzmanı İris Cibre Lostar derledi. Bu verileri benimle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyorum.</p>
<h2>Bir yılda neler olmuş neler…</h2>
<p>Dönelim SPK’nın 18 Eylül’de yaptığı açıklamaya…</p>
<p>Ne diyor SPK bu açıklamada:</p>
<p><strong>“Bazı fonlarda sorun olduğunu geçen yılın son çeyreğinde fark ettik.”</strong></p>
<p>O dönemden sonra neler yapıldığı da aynı açıklamada kronolojik bir sırayla yer almıştı.</p>
<p>Peki sorunun belirlendiği dönemden sonra gün gün ilan edilen aşamalarda TLY fonunun seyri nasıl olmuş, gelin buna bakalım…</p>
<p>Genel duruma ilişkin veriler tabloda yer alıyor.</p>
<p>Birkaç örnek verelim:</p>
<p>● Bir kere bu fonun halka açılmadan önceki yatırımcı sayısı 161, birim fiyat 574 lira, fonun büyüklüğü ise 30 milyar lira. </p>
<p>● Sorun 2025’in son çeyreğinde belirlenmiş, aslında çok daha önceden gözlenen olumsuzluklar belli ki vardı da, neyse… Son çeyrek olarak eylülün ortasını alalım; yatırımcı sayısı 161’den 22 bine fırlamış, birim fiyat da 574 liradan 1.321 liraya çıkmış.</p>
<p>● Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in <strong>“Manipülasyona izin verilmeyecek”</strong> açıklamasını yaptığı 4 Kasım’da artık yatırımcı sayısı 47 bin, birim fiyat 2.453 lira. Eylül ortasından beri yalnızca bir buçuk ayda olmuş bu hareket. </p>
<p>● Rehber hazırlıkları bir dizi yazışmayla ilerliyor. Şubatta TSPB ve MKK’dan görüş istendiğinde yatırımcı sayısı 50 bini aşmış, birim fiyat da 3.553 liraya ulaşmış, fon büyüklüğü artık 52 milyar lira. </p>
<p>● Farkında mısınız, hâlâ vakit var, en azından o an bir şekilde düğmeye basılsa sermaye piyasalarındaki çalkantı, ekonomiye binen yük ve vatandaşın kaybı çok daha az olacaktı. Hani mahkemeler telafisi güç ve imkansız konular olduğunda “yürütmeyi durdurma kararı” verir ya, öyle bir adım atılabilmiş olsa 2025 temmuzundan 2026 şubatına kadar olan dönemde ne yatırımcı sayısı 161’den 50 bine çıkardı, ne birim fiyat 574 liradan 3.553 liraya. </p>
<p>● Görüşler toplanmış ve TEFAS uygulama esasları SPK tarafından haziran ayında onaylanmış. Bu sırada artık yatırımcı sayısı 85 bin, fon büyüklüğü de 168 milyarı bulmuş. </p>
<p>● Rehberin yayımlandığı ağustos sonuna gelindiğinde iş işten geçmiş; fonda artık tam 111 bin yatırımcının parası var, fonun fiyatı 9 bin lirayı aşmış, büyüklük de 269 milyara ulaşmış.</p>
<h2>Gidişata hiç bakılmadı mı? </h2>
<p>Yangın ihbarı geçen yılın son çeyreğinde alınmış… </p>
<p>İtfaiye yangın yerine anında ulaşmış, <strong>“Hiçbir evin yanmasına izin vermeyeceğiz”</strong> kararlılığı dile getirilmiş…</p>
<p>İtfaiyeciler arazözü itinayla yangın yerine yaklaştırmış, yangın merdivenleri hazırlanmış, yangın kıyafetleri eksiksiz…</p>
<p>Ev yanıyor ama itfaiyecilerin hiç acelesi yok, sohbet ede ede hortumları çıkarıyorlar…</p>
<p>Kaç zaman sonra orada niye bulunulduğu ve yangını söndürmek gerektiği akla gelmiş gibi hortumlar eve doğrultulmuş ama artık iş işten çoktan geçmiş, evden geriye kurtarılabilecek pek bir şey kalmamış.</p>
<p>Şimdi insan düşünmeden edemiyor…</p>
<p>● Fonlarda tuhaf işler olduğu anlaşıldıktan sonra bunca çalışma yürütülürken, hiç kimsenin aklına <strong>“Sahi bu fonda durum ne, işi hızlandırmayı gerektirecek bir olumsuzluk var mı”</strong> diye sormak gelmedi mi? </p>
<p>● Hiç kimse bu fondaki ve tabii ki benzer diğer fonlardaki inanılmaz gidişatı görmedi mi? </p>
<p>● Evin tümüyle yanmasından sonra müdahale eden itfaiyeler gibi yapmak yerine soruna daha önce el atılamaz mıydı? </p>
<p>● Tabii ki en başta bu fonun halka açılmasına neden izin verildi? </p>
<h2>Vatandaşa “Gel gel” yapılan dönem </h2>
<p>● 2021 yılında kurulduğunda 1,3 lira olan fonun birim fiyatının 2025 başında 30 liraya çıkması çok önemli değil, fon zaten kapalı bir fon ve 12 kişi var. İyi güzel de 2025 yılında yatırımcıyı adeta cezbetmek istercesine yedi ayda birim fiyatın 30 liradan 574 liraya çıkması ve bu tarihte halka açılma isteğinin gelmesi karşısında kimsenin aklına <strong>“Bu fon nasıl bu kadar değer kazanıyor”</strong> sorusu gelmedi mi? Gelmemiş! </p>
<p>● Halka açılma izninden sonra tuhaflıklar belirlenmeye başlamış, bunu SPK açıklıyor, ben demiyorum ve önlem çalışmasına girişilmiş, hangi tarihte ne yapıldığını da SPK açıklıyor. Bu adımlar atılırken akıllara nasıl olur da fonun gidişatına bakmak gelmez! </p>
<p>● Yoksa bakıldı da böyle katlana katlana ve normal olmayan manipülatif işlemlerle giden bir fon için rehber değişikliği çalışması tamamlanana kadar yapılacak hiçbir şey yok muydu yani?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc93c7b34dd-1790743495.png" alt="" width="983" height="272" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc93d57b30c-1790743509.png" alt="" width="600" height="356" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-bakin-her-sey-nasil-goz-onunde-yasanmis-88597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon vurgununda bakın her şey nasıl göz önünde yaşanmış! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasinda-mintika-temizligi-neden-firsata-donusebilir-88596</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye piyasasında mıntıka temizliği neden fırsata dönüşebilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Moody’s’in İstanbul’da düzenlediği Emerging Markets – Türkiye Conference’ın açılış panelinde TCMB eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’nın söyledikleri, son günlerdeki fon soruşturması ve piyasa sarsıntısı açısından önemli. Kara, 23 Eylül’deki “Türkiye in a fragmenting global economy” başlıklı oturumdaki değerlendirmelerini sosyal medya hesabından da paylaşarak, sürecin Türkiye açısından bir fırsata dönüştürülebileceğini söyledi.</p>
<p>Kara’nın mesajı açık: Sermaye piyasasında yapılacak geniş çaplı bir temizlik, ileride Türkiye’ye kaliteli yatırım olarak dönebilir. Bunun için kurumların güçlendirilmesi ve siyasetin etkisinden arındırılması, benzer süreçlerin yeniden yaşanmaması açısından önem taşıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın önemli tarafı şu: Temizlik dediğimiz, yalnızca soruşturma dosyalarının sonuçlandırılması ya da bazı kişi ve kurumların piyasadan çıkarılması değil. Asıl mesele, yatırımcının “Bu piyasada kurallar herkes için aynı mı?” sorusuna yeniden güvenilir bir cevap verebilmesi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abc91a870c30-1790742952.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Sermaye piyasasında temizliğin nasıl yapıldığı, hangi kurallara göre yürütüldüğü ve hangi kurumsal derslerin çıkarıldığı daha önemli. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Kısa vadede bunun bir bedeli var. Fonların içindeki varlıkların değer kaybetmesi, likiditenin daralması, bazı yatırımcıların zarar etmesi ve borsada güvenin sarsılması ekonomiyi de etkiliyor. Kara da fon krizinin varlık ve likidite kanalıyla ekonomik faaliyet ve büyüme üzerinde baskı yaratacağını, buna karşılık enflasyonist baskıları bir miktar azaltabileceğini söylüyor. Fakat sermaye piyasasında güvenin nasıl kurulduğu uzun vadeli bir mesele. Bir piyasada fiyat hareketlerinin arkasında şirketin bilançosu, beklentileri ve ekonomik gelişmeler yerine manipülasyon kuşkusu varsa, oraya uzun vadeli yatırımcı çekmek kolay değil. Böyle bir ortamda sağlıklı şirketler de hak etmedikleri bir risk primiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle bugün yaşanan sıkıntıya yalnızca “piyasa zarar gördü” diye bakmak eksik kalır. Temizliğin nasıl yapıldığı, hangi kurallara göre yürütüldüğü ve hangi kurumsal derslerin çıkarıldığı daha önemli.</p>
<p>Kara’nın sözünü ettiği fırsat tam burada ortaya çıkıyor. Eğer bu dönem, sermaye piyasasında şeffaflığı, denetimi, hesap verebilirliği ve kurumların bağımsızlığını güçlendiren düzenlemelere dönüşürse, bugün ödenen maliyetin karşılığında daha güvenilir bir piyasa kurulabilir.</p>
<p>Kısacası mesele, piyasayı temizlemekten çok, temizlenen piyasanın yeniden kirlenmesini önleyecek düzeni kurabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasinda-mintika-temizligi-neden-firsata-donusebilir-88596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye piyasasında mıntıka temizliği neden fırsata dönüşebilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-88595</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Sert Düşüş Devam Ediyor! Borsa Yatırımcısını Şimdi Ne Bekliyor? | Ekonomi Masası | 30 Eyl" src="https://www.youtube.com/embed/aINs-GdokGA" width="900" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-88595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-lojistik-ve-bolgesel-etki-merkezi-potansiyeli-turkiyenin-elini-guclendiriyor-88594</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim, lojistik ve ‘bölgesel etki merkezi’ potansiyeli Türkiye’nin elini güçlendiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) davetiyle gittiğim New York’ta, <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı”</strong>nı birlikte organize ettikleri Citibank Türkiye Genel Müdürü <strong>Emre Karter</strong>’le sohbet ettik, 3 günlük organizasyonu değerlendirdik.</p>
<p><strong>Emre Karter, </strong>söze şu değerlendirmeyle girdi:</p>
<p>-          <strong>TAİK ile birlikte gerçekleştirdiğimiz </strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” <strong>son derece verimli geçti. Hem doğrudan yatırımları değerlendiren uzun vadeli yatırımcılarla hem de Türkiye’ye portföy yatırımı yapanlarla bir araya gelme fırsatımız oldu.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc90810d3b3-1790742657.png" alt="" width="647" height="589" /></strong>Yatırımcılarla bu tür doğrudan temasların önemine değindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi dışarıdan takip eden bir yatırımcının burada olup şirketlerle, kamu tarafıyla, finans sektörüyle ve diğer piyasa katılımcılarıyla bir araya gelmesi, gelişmeleri yerinde değerlendirme imkanı sağlıyor.</strong></p>
<p>Önceki hafta İstanbul’da yurt dışından yatırımcılarla benzer toplantı gerçekleştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu tür buluşmaların düzenli olarak yapılması, Türkiye ile uluslararası yatırımcılar arasındaki bilgi akışının ve diyalogun güçlenmesi açısından son derece faydalı.</strong></p>
<p>Citi’nin dünyanın çok geniş coğrafyasında faaliyet gösterdiklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla farklı pazarlarda ve farklı coğrafyalarda yaşanan ekonomik ve jeopolitik gelişmeleri, bunların şirketlerin yatırım ve ticaret kararlarına nasıl yansıdığını yakından gözleme imkanımız oluyor.</strong></p>
<p>Bu küresel perspektifin Türkiye açısından önemli olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Farklı pazarlardaki gelişmelerin Türkiye’nin ticaret, tedarik zincirleri ve yatırım açısından konumunu nasıl etkileyebileceğini birlikte değerlendirebiliyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’deki gelişmeleri de uluslararası yatırımcılarla konuşurken daha geniş bir küresel çerçevede ele almanın mümkün olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İçinde bulunduğumuz küresel konjonktürde Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın ve ekonomik bağlantılarının da ayrı bir önem taşıdığını görüyoruz.</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin, küresel ticaretin ve tedarik zincirlerinin ne kadar dinamik hale geldiğini bir kez daha gösterdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Şirketler ve ülkeler tedarik zincirlerini ve ticaret rotalarını daha fazla çeşitlendirmeye, alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyor.</strong></p>
<p><strong>Emre Karter, </strong>bu noktada Türkiye’nin önemli avantajları olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin konumunu artık sadece </strong>“Doğu ile Batı arasında bir köprü” <strong>şeklinde tarif etmenin olmadığını düşünüyorum.</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli bir üretim merkezi, lojistik merkezi ve bölgesel etki merkezi özelliklerini bir arada taşıyan potansiyeliyle öne çıktığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Güçlü üretim yapısı, lojistik imkanları, nitelikli insan kaynağı ve Avrupa, Asya ve Ortadoğu’ya erişimi, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye’nin elini güçlendiren unsurlar.</strong></p>
<p>Çin’den Avrupa’ya ulaşan bir ürün için artık tek bir ticaret rotasından bahsetmenin mümkün olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Farklı alternatiflerin değerlendirilmesi giderek daha önemli hale geliyor. Türkiye’nin bu yeni ticaret ve tedarik zinciri denklemindeki konumu da bu nedenle önem taşıyor.</strong></p>
<p>Burada meselenin yalnızca bir ürünün Türkiye’den geçmesi olmadığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu ticaretin beraberinde üretim, depolama, lojistik, enerji, altyapı ve finansman gibi alanlarda yaratacağı ekonomik faaliyet de önemli.</strong></p>
<p>Türkiye’nin önümüzdeki dönemde küresel değer zincirlerinde daha fazla yer almasının ve daha yüksek katma değerli faaliyetleri çekebilmesinin önemli olacağına değindi:</p>
<p>-          <strong>Bunun için üretim kapasitesinin yanı sıra teknoloji, dijitalleşme, enerji ve nitelikli insan kaynağı alanlarında da ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Küresel şirketlerin yatırım kararlarıyla ilgili şu ayrıntıyla ilgili mesaj verdi:</p>
<p>-          <strong>Küresel şirketlerin yatırım kararlarında sadece maliyet avantajı değil, verimlilik, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, teknoloji altyapısı ve uzun vadeli rekabet gücü gibi unsurlar da önem yaşıyor.</strong></p>
<p>Başta New York olmak üzere TAİK’le ABD’deki toplantılarda işbirliği içinde olan Citi Group’a bağlı Citibank Türkiye’nin Genel Müdürü <strong>Emre Karter</strong>’in gözlemleri önem taşıyor…</p>
<p>Citbank penceresinden Türkiye’nin <strong>“Üretim merkezi, lojistik merkezi ve bölgesel etki merkezi” </strong>yönleriyle öne çıkmasını olumlu mesaj şeklinde görmek gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘COP31’ Türkiye için önemli çıpa olabilir</span></h2>
<p><strong>CITIBANK </strong>Türkiye Genel Müdürü <strong>Emre Karter, </strong>bu yıl Türkiye açısından önemli bir başlığın <strong>“COP31” </strong>ev sahipliği olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve COP31 CEO’su Fatma Varank’ın da katıldığı, müşterilerimiz ve farklı sektörlerden paydaşlarla bir toplantı gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>Toplantıya yoğun ilgi gösterildiğini bildirdi:</p>
<p>-          “COP31”<strong>, Türkiye açısından önümüzdeki döneme bakarken önemli bir çıpa olabilir. Çünkü burada yalnızca bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yapmaktan söz etmiyoruz.</strong></p>
<p>İklim finansmanı, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, sürdürülebilir altyapı ve yeni teknolojiler gibi Türkiye açısından uzun vadeli yatırım fırsatlarının bulunduğu çok geniş bir gündem olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin bu alanlarda uluslararası yatırımcılarla ve özel sektörle daha fazla temas etmesi, yeni işbirliklerinin gelişmesi açısından da önemli bir platform oluşturabilir.</strong></p>
<p>Sürdürülebilir finansman tarafında da Türkiye’de önemli bir hareketlilik gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bankacılık sektöründeki kredi işlemlerine baktığımızda sürdürülebilirlik bağlantılı kredilerin ve farklı sürdürülebilir finansman araçlarının giderek daha fazla kullanıldığını görüyoruz.</strong></p>
<p>Bunun sürdürülebilirliğin artık sadece çevre politikaları kapsamında ele alınan bir konu olmaktan çıkıp şirketlerin yatırım ve finansman kararlarının bir parçası haline geldiğini gösterdiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle Türkiye’nin Avrupa ile güçlü ticari ilişkileri düşünüldüğünde, yeşil dönüşüm önümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet gücü açısından da daha fazla önem kazanacak.</strong></p>
<p>Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, üretim süreçlerinin dönüşümü ve karbon yoğunluğunun azaltılması gibi başlıkların şirketlerin hem finansmana erişiminde hem de uluslararası değer zincirlerinde konumlanmasında giderek daha belirleyici hale geldiğini vurguladı:</p>
<p>-           <strong>Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki yatırım fırsatlarına baktığımızda tek bir başlıktan söz etmek mümkün değil.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Doğrudan yatırımlar açısından üretim ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm, portföy yatırımları açısından Türkiye piyasalarının gelişimi ve yatırım ortamı, daha uzun vadede teknoloji, enerji, altyapı ve sürdürülebilirlik alanlarında dönüşüm birlikte değerlendirilmeli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İklim eylemi iş dünyası için maliyet değil, neslimizin en büyük yatırım fırsatıdır</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abc90946313d-1790742676.png" alt="" width="269" height="401" />
<figcaption><strong>Rifat Hisarcıklıoğlu</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>TÜRKİYE </strong>Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı, COP31 İş Dünyası Elçisi <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu, </strong>Bloomberg’in merkezinde gerçekleşen <strong>“COP31 Business Forum New York Dialogue” </strong>toplantısında hükümetler yönü belirlediğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ama uygulama iş dünyasının işi. Hükümetler anlaşmaları imzalar, iş dünyası onları hayata geçirir. İklim hedeflerine müzakere salonlarında ulaşılmayacak. Bu hedeflere fabrikalarda, tarlalarda ve şantiyelerde ulaşılacak.</strong></p>
<p>Aynı zamanda <strong>“World Chambers Federation”</strong>ın başkanlığını yürüttüğünü anımsattı:</p>
<p>-          <strong>150’den fazla ülkede odalar ve 45 milyon şirketi temsil ediyor. Hepimiz tek sesle konuşursak dünya bizi dinler.</strong></p>
<p>Gerçek projelere ulaşan finansmanın öneminde değindi:</p>
<p>-          <strong>Sadece zengin ülkelerde değil, gelişmekte olan piyasalarda da buna ihtiyaç var. Ayrıca açık ve istikrarlı kurallar gerekiyor. İş dünyası katı kurallarla baş edebilir ama her pazarda farklı kuralla baş edemez ve kurallar makul olmalı.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İklim eylemi iş dünyası için bir maliyet değildir. Bizim neslimizin en büyük yatırım fırsatıdır.</strong></p>
<p>Hükümetlerin yeşil çelik, yeşil çimento ve temiz araçlar satın alması haline şirketlerin yatırım yapacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bize bu üç şeyi sağlayın, iş dünyası 2035’i beklemez.</strong></p>
<p>Salondaki iş dünyası temsilcilerine döndü, şu çağrıyı yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>COP31 için Antalya’ya gelin.</strong></li>
<li><strong>Projelerinizi getirin.</strong></li>
<li><strong>Fikirlerinizi getirin.</strong></li>
<li><strong>Yatırımlarınızı getirin.</strong></li>
<li><strong>Bir COP’ta bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük iş dünyası katılımının parçası olun.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-lojistik-ve-bolgesel-etki-merkezi-potansiyeli-turkiyenin-elini-guclendiriyor-88594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/emre-karter.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim, lojistik ve ‘bölgesel etki merkezi’ potansiyeli Türkiye’nin elini güçlendiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisim-istahinda-ciddi-bozulma-var-88593</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişim iştahında ciddi bozulma var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abc8d0c2d7f4-1790741772.png" alt="" width="281" height="134" /></p>
<p>Şirket ve gerçek kişi işletmeleriyle ilgili kuruluş kapanış rakamları, bir önceki aya veya bir önceki yıla aynı döneme kıyasla artış, azalış düzeyinden verildiğinde gerçek tablonun yarısı gözüküyor. Yıllar itibariyle, kapanışların açılışlara oranı olarak bakıldığında çarpıcı bir trend ortaya çıkıyor. Tablo iktisadi canlılık, girişimci iştahının nabzı olarak ele alındığında oldukça olumsuz görünüyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc8de088d9d-1790741984.png" alt="" width="700" height="263" />Bu yıl en son temmuz verileri açıklandı. TOBB’un açıkladığı sayılar üzerinden aşağıdaki tabloda 2020 – 2026 yılları itibariyle ocak – haziran dönemleri alındı. Görünen şu: </p>
<p>- Anonim şirketlerde, 2020 yılında kapanışların açılışlara oranı yüzde 19 iken, 2026 Ocak – Haziran’ında bu oran yüzde 41’e çıkmış. </p>
<p>- Bütün şirket türleri olarak bakılırsa kapanışların açılışlara oranı yüzde 13’ten yüzde 24’e gelmiş. </p>
<p>- Gerçek kişi işletmelerde çok daha vahim bir durum var. Neredeyse açılış kadar kapanış var. 2020 yılı ilk altı ayında kapanışların açılışlara oranı yüzde 85 iken 2026 yılı ocak – haziran döneminde bu oran yüzde 101’e çıkmış. </p>
<p>- Sadece bu iki yılı, 2020 ile 2026’yı karşılaştırmak tablonun bir tarafını veriyor ancak bu tablo, 2022 yılı görece iyi iken 2026’nın ekonomik açıdan kötü bir yıl olmasından kaynaklanmıyor. Bir trend izleniyor</p>
<p>- 2021 yılında kapanışların açılışlara oranı anonim şirketlerde yüzde 13 gözüküyor. Esasen oldukça iyi, sağlıklı bir oran. Ancak izleyen yıllar tablo yıldan yıla ağırlaşıyor, kapanış oranı çarpıcı şekilde artıyor. 2020 ve 2023’te yüzde 19, 2024’te yüzde 27’ye, 2025’te yüzde 33’e çıkıyor ve nihayet bu yılın ilk altı ayında yüzde 41’e ulaşıyor. </p>
<p>- Aynı trend anonim, kolektif ve limited, bütün şirket türleri toplamında da izleniyor. 2021’de yüzde 10 düzeyinden yıldan yıla yüzde 15, yüzde 23, yüzde 26 ve nihayet bu yıl yüzde 24 seviyesine varıyor. </p>
<p>- Gerçek kişi işletmelerinde görece farklı, kısmen dalgalı ancak artış yönlü olduğu için esasta aynı trend izleniyor. 2020'de kapanışların açılışlara oranı yüzde 85, izleyen yıl, 2021’de şirketlerde olduğu gibi gerçek kişi işletmelerinde de iyileşme olmuş, oran % 75’e inmiş. Ancak bu seviyeden yükselişe geçmiş. 2022’de yüzde 89, 2023’te yüzde 123, 2024’te yüzde 122 olmuş. 2025’te yüzde 97’ye indikten sonra 2026’da tekrar yükselerek yüzde 101’e çıkmış.</p>
<p>- Genel tablo iktisadi ortamın bozulduğunu, giderek daha fazla şirketin sıkıntıya düşerek kapandığını gösteriyor. Kuruluş sayıları da bu kanaati doğruluyor. 2020 yılı ilk 6 ayda 6000’e yakın anonim şirket kurulmuş. 2021’de 7.251’e, 2022’de 8.288’e çıkmış. İzleyen yıllar artış değil düşüş var. Özeti kurulan şirket sayısı 4 yıldır sistemli olarak azalıyor. </p>
<p>- Aynı kuruluş azalması gerçek kişi işletmelerinde de var. 2021’de 14.329 sayısı görüldükten sonra, izleyen yıllarda sistemli azalma var. 2023’te 10 binin altına inmiş. 2026 ilk 6 ayda kurulan gerçek kişi işletmesi sayısı 8.855. </p>
<p>- Tablo aynı zamanda çok ciddi bir kaynak tüketimi, çok verimsiz bir girişimcilik alanı oluştuğunu da gösteriyor. Her açılış bir yatırımı ifade ettiği gibi, her kapanış da o yatırımın verimsiz sonuçlar verdiğini gösteriyor. Elbette işin bir tarafında da krediye erişim sorunları var. Yüksek faiz ortamı yeni girişimlerde caydırıcı seviyelerde kalmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/girisim-istahinda-ciddi-bozulma-var-88593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/sirket-hesap-memur-1782194649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son 6–7 yıllık süreçte hem yıldan yıla kurulan şirket sayısı düşüyor, hem de kapanışların kuruluşlara oranında düzenli artış var. 2020 yılında kapanışların açılışlara oranı yüzde 19 iken, 2026 Ocak–Haziran döneminde bu oran yüzde 41’e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nakde-sikisan-bes-fonu-satti-88592</guid>
            <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakde sıkışan, BES fonu sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan kriz bireysel emeklilik fonlarında da etkisini göstermeye başladı. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre BEFAS’a açık BES fonlarının büyüklüğü 11-29 Eylül arasında 74.4 milyar lira azalarak 1.82 trilyon liraya indi, BEFAS’a kapalı fonlar ise 8.4 milyar artışla 742 milyar liraya geldi. Emeklilik Gözetim Merkezi ağustos sonu verileri 2.6 trilyon lirayı aşan BES fonları büyüklüğü olduğunu ortaya koyarken 29 Eylül itibariyle bu büyüklük 2.56 trilyon liraya indi. Net nakit giriş çıkışları ise 11- 29 Eylül arasında BEFAS’a açık fonlarda etkili oldu ve 6.67 milyar lira net nakit çıkışı yaşandı. BEFAS’a kapalı fonlarda ise 11.13 milyar liralık giriş dikkat çekti.</p>
<h2>Portföyün yüzde 2,6’sı çıktı </h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun 131 fon hakkında tasfiye kararı alması ve bazı fonları da işleme kapatması sonrası nakit erişiminde yaşanan sıkıntıya çözüm bireysel emeklilik fonlarından gelmiş gibi görünüyor. Verilere göre BEFAS’ta işlem gören fonlarda 11-25 Eylül arası yaşanan 6.67 milyar liralık net nakit çıkışı toplam BES portföyünün yüzde 2,6’sına denk geliyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre menkul kıymet yatırım fonlarında yaşanan sıkıntı bu yüklü satışların nedeni olabilir.</p>
<p>EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre BEFAS'ta işleme açık yani herkesin alıp satabildiği 311 BES fonunun toplam portföy büyüklüğü 29 Eylül itibariyle 1 trilyon 821 milyar 614,2 milyon lira. 11 Eylül'de henüz yatırım fonlarına ilişkin likidite krizi tam olarak yaşanmamışken bu büyüklük 1 trilyon 895 milyar 679,9 milyon lira idi. BEFAS'a açık BES fonlarının büyüklüğü bu dönemde 74 milyar lira geriledi. BEFAS'a kapalı yani sadece kurumun müşterilerinin alım satım yapabildiği 89 fonun 29 Eylül itibariyle portföy büyüklüğü ise 742 milyar 62,8 milyon lira. 11 Eylül'de bu büyüklük 733 milyar 603,9 milyon lira seviyesindeydi. BEFAS'a kapalı fonların portföy büyüklüğü 8.5 milyar lira arttı.</p>
<h2>Nakit çıkışına karşın yatırımcı girdi </h2>
<p>Net nakit giriş çıkışlarında da BEFAS’a kapalı ve açık fonlarda farklı bir durum yaşandı. Yine EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre BEFAS’a açık fonların 11- 29 Eylül döneminde net nakit çıkışı 6 milyar 673,2 milyon lira oldu. BEFAS'a açık fonlarda net nakit çıkışı gözlense de yatırımcı sayısında toplamda 70 binin üzerinde artış yaşandı. BEFAS’a açık fonlarda toplam yatırımcı sayısı 29 Eylül itibariyle 34 milyon 121 bin 868 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>BEFAS'a açık fonlar otomatik katılım sistemi içinde ve dışında diye ayrıma tabi tutulduğunda ise çıkışın yüklü kısmının OKS dışı fonlarda gerçekleştiği ortaya çıktı. Verilere göre BEFAS'a açık OKS dışı fonlarda 11-29 Eylül arasındaki net nakit çıkışı 7 milyar 501,3 milyon lirayı buldu. BEFAS'a açık ve OKS içi fonlarda ise 827.9 milyon lira net nakit girişi gözlendi. Uzmanların verdiği bilgiye göre BEFAS'a açık fonlardaki yatırımcı sayısı artışı da OKS girişleriyle ilgili olabilir.</p>
<p>BEFAS’a kapalı fonlarda ise 11-29 Eylül tarihleri arası 11 milyar 136,2 milyon lira net nakit girişi gözleniyor. Yatırımcı sayısı da 11 Eylül'deki 22 milyon 360 bin 323'den 29 Eylül'de 5 bin 997 artışla 22 milyon 366 bin 320'ye yükselmiş durumda. Konuya yakın kaynakların verdiği bilgiye göre BEFAS’a açık fonlarda sert çıkış gerçekleşirken BEFAS’a kapalı fonlarda yaşanan artış büyük sermaye sahiplerinin farklı fonlardan çıkarak BEFAS’a kapalı BES fonlarına geçmesiyle ilgili olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hedef Holding, 1.1 milyar TL’lik borçta temerrüde düştü</span></h2>
<p>Hedef Holding, 28 Eylül 2026 vadeli 1,1 milyar TL'lik Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası Para Piyasası borçlanmasının vadesinde ödenemediğini açıkladı. Kurumdan Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamaya göre, Hedef Holding'in hakim ortağı hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde bir kısım malvarlığı tedbirleri uygulandığı ve şirket ve iştirakleri nezdindeki paylar için el koyma kararı verildiği belirtildi. Açıklamada el koyma kararının, payların mülkiyet hakkında bir değişiklik yaratmadığı ve adli bir tedbir olduğu ifade edildi. Açıklamada piyasada daralan finansman koşulları, soruşturmada verilen kararlar neticesinde ortaklardan alınabilecek mali desteklerde sorunlar yaşanması ve ortakların yatırım yaptığı bir kısım yatırım fonlarının tasfiye edilmesi sebebiyle kaynaklara erişimin mümkün olmaması sonucu 28.09.2026 vadeli 1.079.264.813 TL tutarlı BPP borçlanması vadesinde ödenemediği belirtildi. Açıklamada, "Konu borcun vade ve koşullarının, uygun görülecek teminat ve koşullarla temdit edilmesi için 28.09.2026 tarihinde ilgili kurumlara başvuru yapılmıştır. Kurumlarla iletişim halinde süreç takip edilmektedir" ifadeleri kullanıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SPK'dan TRHOL işlemleriyle ilgili 37 kişiye suç duyurusu</span></h2>
<p>SPK, Tera Finansal Yatırımlar Holding'e (TRHOL) yönelik inceleme sonucunda 37 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ve 2 yıl işlem yasağı uygulanmasına karar verirken, 2 tüzel kişiye de 2 yıl işlem yasağı getirdi ve 24 kişinin lisans ve yetki belgelerini iptal etti. Son bültenine göre SPK, Tera Finansal Yatırımlar Holding'e yönelik incelemesi kapsamında Emre Tezmen, Emir Münir Sarpyener, Abdülkadir Özkan, Kerem Alkin, Kadir Boy, Erdin Özel, Ethem Umut Beytorun, Emre Alkin, Haldun Saff et İnal, Ecem Tuğçe Akçay, Bülent Uygun, İbrahim Bekçi, Okan Uzunoğlu, Furkan Açar, Mehmet Selim Tunçbilek, Adem Karatepe, Rüstem Karakaya, Ali Cesur, Anıl Tokat, Mustafa Zeki Kayahan, Sibel Gökalp, Şemsihan Karaca, Ömer Eryılmaz, Mehmet Nuri Gökalp, Neda Soydan, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgül Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Ahmet Özcan, Halil İbrahim Ege, Muhammed Yarız ve Sezai Bekgöz hakkında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti. Kurul, bu 37 kişi ile Tera Yatırım ve Tera Portföy hakkında Borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl süreyle işlem yapma yasağı uygulanmasına karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nakde-sikisan-bes-fonu-satti-88592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarındaki likidite krizi BEFAS’a açık bireysel emeklilik fonlarında net nakit çıkışı yarattı. 11-29 Eylül arasında BEFAS’ta işlem gören BES fonlarından 6.67 milyar lira nakit çıkarken BEFAS’a açık BES fonlarının büyüklüğü de 74 milyar lira geriledi. BEFAS’a kapalı fonlara ise net giriş yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-88586</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Kitap Fuarı 16. kez kapılarını açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Türkiye’nin söyleşi, etkinlik ve katılımcı sayısı bakımından en büyük kitap fuarı olarak öne çıkan Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, 16. kez kapılarını açmaya hazırlanıyor. Kocaeli’nin marka değerlerinden biri haline gelen fuar, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla 3-11 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenecek.</p>
<p>Her yıl ağaçların kitap açmasıyla müjdelenen Kocaeli Kitap Fuarı’nın bu yıl da binlerce kitapseveri ağırlaması bekleniyor. 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında düzenlenecek söyleşi ve etkinliklerin yanı sıra çok sayıda yazar ve yayınevi de kitapseverlerle buluşacak. Kitapseverlerin fuar alanına ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla bu yıl da çeşitli ulaşım alternatifleri sunulacak. Ücretsiz ring seferleri, deniz ulaşımı ve üniversite ringlerinin yanı sıra ücretsiz otopark imkânı da sağlanacak. Fuar süresince alınacak ulaşım tedbirleriyle ziyaretçilerin Kocaeli Kongre Merkezi’ne rahat ve güvenli şekilde ulaşmaları hedefleniyor.</p>
<h2>“2009 yılından bu yana düzenlenen fuarları toplam 9,4 milyon kişi ziyaret etti”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, düzenlediği toplantıda 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın temasını, zengin etkinlik programını, yazar kadrosunu ve fuar kapsamında kitapseverleri bekleyen özel buluşmaları kamuoyuyla paylaştı. Kocaeli Kitap Fuarı’nın Türkiye’nin en büyük kitap fuarı unvanını taşıdığını vurgulayan Baraçlı. Fuarın gördüğü yoğun ilgiyi rakamlarla ortaya koyan Baraçlı, 2009 yılından bu yana düzenlenen fuarları toplam 9,4 milyon kişinin ziyaret ettiğini söyledi.</p>
<p>Maide Restoran’da düzenlenen lansman toplantısına Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı’nın yanı sıra, Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Ali Yeşildal, Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı Murat Yavuz, Kocaeli Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Eren, Kocaeli İl Milli Eğitim Şube Müdürü Sinan Taş, Kentim A.Ş. Genel Müdürü Mustafa Albayrak ve Zabıta Dairesi Başkanı Arif Usta katıldı.</p>
<h2>“Fuar ‘Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır’ temasıyla gerçekleştirilecek”</h2>
<p>Baraçlı, “Fuarımız, Kocaeli Kongre Merkezi ve otopark alanında kurulan çelik yapıyla birlikte 28 bin metrekarelik bir alana yayılacak. 9 gün boyunca her gün 10.30-21.30 saatleri arasında kitapseverlerle buluşacağız. Bu yıl 16. kez kapılarını açacak olan Kocaeli Kitap Fuarı’nın teması ise ‘Romanların ve Hatıratların İzinde’ olacak.  Fuar ‘Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır’ temasıyla gerçekleştirilecek. Tarih, edebiyat ve hafıza arasındaki ilişkiye bakarak geçmişi farklı kaynaklar üzerinden okuyacağız” dedi.</p>
<p>Baraçlı, “30 Eylül’de Gebze’de, 1 Ekim’de Kocaeli Üniversitesi Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi’nde sinema etkinlikleri gerçekleştireceğiz. Bilindiği gibi sadece bu kentin ağaçları kitap açar. Bu yıl da fuar öncesinde ağaçlarımız kitap açacak. 2 Ekim Cuma sabahı saat 07.30’da ise “Ağaçlar Kitap Açtı” etkinliğimiz; İzmit Cumhuriyet Bulvarı, Gebze Çamlık Parkı ve Kocaeli Üniversitesi Kampüsü olmak üzere üç ayrı noktada ve eş zamanlı olarak başlayacak. Ağaçlarımız kitap açacak, kitap şehrin hayatına karışacak” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Dokuz gün boyunca 1.065 söyleşi, panel ve imza etkinliği gerçekleştireceğiz”</h2>
<p>Baraçlı, fuarın kapsamına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu yıl fuarımıza 515 yayınevi, STK ve sahaf katılacak. Dokuz gün boyunca 1.065 söyleşi, panel ve imza etkinliği gerçekleştireceğiz. 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın bu yılki onur konuğu Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar olacak. Fuarın resmi açılışı İnsan Hatırlar temasıyla 2 Ekim Cuma akşam saat 19.00’da Kocaeli Kongre Merkezi’nde başlayacak. Edebiyatı, müziği, sinemayı ve görsel anlatımı bir araya getireceğimiz programda, farklı coğrafyalardan insan hikâyelerini sahneye taşıyacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk edebiyat, siyaset ve entelektüel dünyasının önemli isimlerini Kocaelili kitapseverlerle buluşturacağını ifade eden Baraçlı, “Fuar kapsamında Tarihçi Erhan Afyoncu, Emrah Safa Gürkan, Kemal Sayar, Şermin Yaşar, Merve Gülcemal, Saliha Erdim, Nurullah Genç ve Tarık Tufan gibi çok sayıda önemli isim okurlarla bir araya gelecek. Uluslararası konuklar arasında ise Roger Crowley ve John Perkins yer alacak” diye konuştu.</p>
<p>Kocaeli Kitap Fuarı, imza günleri ve söyleşilerin yanı sıra özel oturumlarıyla da kitapseverleri buluşturacak. “Tarihi Yeniden Okumak” başlıklı oturumda Nurullah Genç, “Geçmişi Anlatmak: Tarih Nerede Biter, Hikâye Nerede Başlar?” başlıklı oturumda ise Roger Crowley yer alacak. Edebiyat, tarih, siyaset ve düşünce dünyasından farklı başlıkların ele alınacağı program kapsamında okurlar, önemli isimlerle bir araya gelerek farklı bakış açılarını dinleme fırsatı bulacak.</p>
<p>Fuar kapsamında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan 5 önemli eserin de lansmanı gerçekleştirilecek. “Uluslararası Kocaeli Spor Tarihi Sempozyumu VII / Bildiriler Kitabı”, “Spor Kenti Kocaeli: Dünden Bugüne”, “Soyut Vatan”, “Geçmişi Kim Anlatır: Tarih, Roman, Hafıza” ve Kocaeli’yi konu alan “Aslı Gibidir” adlı roman, kentin kültür, tarih, spor ve şehir hafızasına ilişkin farklı çalışmaları bir araya getirecek. Eserlerin, Kocaeli’nin kültürel birikiminin gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sunması hedefleniyor.</p>
<h2>Kocaeli Kitap Fuarı, sınırlarını aşıp uluslararası arenaya taşınan etkili bir konuma ilerliyor”</h2>
<p>Kocaeli Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Eren “Kocaeli Kitap Fuarı, kendi sınırlarını aşıp uluslararası arenaya taşınan etkili bir konuma doğru ilerliyor. Üniversiteler sadece akademik bilgi üreten kurumlar değil, ayrıca o bilgiyi toplum ile paylaşan kurumlar olarak görülmelidir. Bu çerçevede biz de bu fuarda da en üst seviyede katkı vermeye çalışacağız. Kocaeli Kitap Fuarı’na son derece büyük bir ilgi var. Bu da kentin sanata, bilime, kültüre ne kadar değer verdiğinin göstergesi” dedi.</p>
<p>Kocaeli İl Milli Eğitim Şube Müdürü Sinan Taş, “Milli Eğitim camiası olarak biz de çok heyecanlıyız. Öğrenciler her yıl Kocaeli Kitap Fuarı’nın ne zaman gerçekleşeceğini merak ederek takip ediyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, her yıl olarak olduğu gibi binlerce öğrencimizi fiili olarak Kocaeli Kitap Fuarı’na taşıyor. Bu yılda öğrencilerin aileleri ile birlikte ziyaret etmelerini istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-88586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/6/1280x720/kocaeli-kitap-fuari-16-kez-kapilarini-aciyor-1790708516.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, 16. kez kitapseverlerle buluşacak. 3-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek fuarda 515 yayınevi, STK ve sahaf yer alırken, 9 gün boyunca 1.065 söyleşi, panel ve imza etkinliği gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-fon-aciklamasi-devlet-denetleme-kurulumuzu-gorevlendirdim-88585</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan&#039;dan &#039;fon&#039; açıklaması: Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi'nde düzenlenen partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Vatanımızın dört bir köşesinde AK Parti'nin millete hizmet sancağını gururla taşıyan tüm yol ve dava arkadaşlarımı içtenlikle selamlıyor, her birini muhabbetle kucaklıyorum." diye konuştu.</p>
<p>AK Parti'nin 11 milyon 710 bine ulaşan üyesiyle sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük, en güçlü siyasi hareketlerinden biri olduğunu belirten Erdoğan, "Cenabıallah'a ne kadar hamd etsem azdır. Çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, ülkesine ve milletine hizmet sevdasıyla dünyada eşi benzeri olmayan muazzam bir teşkilatla yol yürüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gece gündüz demeden fedakarca çalışan her bir teşkilat mensubunu tebrik eden Erdoğan, "Hizmetlerinden, gayretlerinden ve elbette samimiyetlerinden dolayı kendilerine Cenabıallah öyle bir heyecan, öyle bir coşku vermiş ki... 'Yol yürümekle aşınmaz.' diyoruz ve sizler de evvelallah dağ, taş demeden yürüyerek bu yola devam ediyorsunuz. Sizlere canıgönülden teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu.</p>
<p>"Genişletilmiş İl Başkanları toplantısının 182'ncisinde sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum." diyen Erdoğan, toplantının hayırlar getirmesini diledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Değerli fikirleriniz, tenkit ve tespitlerinizle toplantımıza yapacağınız katkılar için her birinize şimdiden teşekkür ediyorum. Mevla, muhabbetimizi, dayanışmamızı daim eylesin diyorum. Değerli yol arkadaşlarım, bugün sizlerle bazı meseleleri açık yüreklilikle konuşmak arzusundayım. Kalbimle kavlim arasına sütre çekmeden, sizlerle samimi bir muhasebe yapmak, dertleşmek, hasbihal etmek istiyorum. Daha doğrusu başta şahsım olmak üzere bu partinin kurucu değerlerini, temel ilke ve prensiplerini hepinize, hepimize tekrar hatırlatmak istiyorum.</p>
<p>AK Parti'mizle ilgili olarak her zaman altını çizerek vurguladığım bir husus var. Biz, bu hareketi bizden öncekilerden devraldık. Unutmayın, bir emanet taşıyoruz. Vakti, saati geldiğinde bu mukaddes emaneti bizden sonrakilere inşallah şanla, şerefle, vazifemizi layıkıyla yapmanın huzuruyla teslim edeceğiz. Bu hareketin geçmişi asırlara saridir. İnşallah dünya var oldukça da bu hareket var olacaktır. Bakın, biz omuzlarımızda sadece bugünün, bu anın yükünü taşımıyoruz. Biz, hem geçmişin hem bugünün hem de yarınların yükünü taşıyoruz. Her zaman söylüyorum: Bu hareketin kendisiyle kaim olduğuna inanan varsa büyük bir yanılgı içindedir. 'Ben olmazsam bu hareket olmaz.' diyen, böyle düşünen varsa çok büyük bir gaflet içindedir. Yaptığı hatanın sadece kendisiyle sınırlı kaldığına sadece kendi şahsını bağladığına inanan varsa aynı şekilde büyük bir yanlışın içindedir."</p>
<p><strong>"AK Parti'nin misyonu çeyrek asır boyunca zerre kadar değişmemiştir"</strong></p>
<p>Bu yola kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktıklarını anlatan Erdoğan, "Biz, bu partiyi şehrin kenar mahallelerinde onuruyla hayata tutunmaya çalışan, helalinden kazanıp, helalinden harcayan eski sistemin dişlileri arasında ezilen bu gariplerin, o yoksulların hakkını, hukukunu, namusunu savunmak için onların başlarını daima dik tutmak için kurduk. Biz, burada fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını korumak için varız. Bu amaçla siyaset yapıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Emrihak vaki olana kadar bunun mücadelesini vereceklerinin altını çizen Erdoğan, AK Parti'nin 14 Ağustos 2001'de yoksulların, mağdurların, mazlumların, yolda kalmışların, itilmişlerin, ötelenmişlerin, unutulmuşların partisi olarak yola revan olduğunu söyledi.</p>
<p>"AK Parti'nin misyonu çeyrek asır boyunca zerre kadar değişmemiştir, inşallah hiçbir zaman da değişmeyecektir." ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Biz evvelallah buna müsaade etmeyeceğiz. Millete, ümmete ve insanlığa hizmet davamızla aramıza kimse giremez, giremedi, bundan sonra da giremeyecek. Şunu herkesin çok ama çok iyi bilmesini isterim: Dün neysek bugün oyuz. Kurulurken neysek bugün de aynısıyız. 25 sene önce gayemiz neyse bugün de aynıdır, yarın da gayemiz aynı kalacaktır.</p>
<p>Kardeşlerim unutmayın, biz seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatanların, bir gönül daha kazanmak için kapı kapı dolaşanların, yağmurda, karda, yazın kavurucu sıcağında yollara düşenlerin, bu hareketin başarısı için ailesinden, çocuklarından, işinden, gücünden fedakarlık yapanların, her seçimde sandıkları bayram yerine çeviren 10 milyonların partisiyiz."</p>
<p><strong>"Tam yetkili bir kurul oluşturduk"</strong></p>
<p>Erdoğan, "Dün kabinemizde, bugün geniş katılımlı toplantımızda önemli kararlar aldık. Atılacak adımları netleştirdik, yol haritamızı belirledik." dedi.</p>
<p>"Tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduk." diyen Erdoğan, Erdoğan: "Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim. İnşallah bu süreci süratle neticelendireceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-fon-aciklamasi-devlet-denetleme-kurulumuzu-gorevlendirdim-88585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/ak-parti-1790699455.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı&#039;nda konuşan Erdoğan, &quot;Tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduk.&quot; dedi. Erdoğan, fon soruşturması hakkında, &quot;Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim. İnşallah bu süreci süratle neticelendireceğiz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/almati-havalimanina-100-milyon-dolarlik-finansman-88579</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almatı Havalimanı&#039;na 100 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrasya Kalkınma Bankası, Türkiye merkezli TAV Airports tarafından işletilen Almatı Uluslararası Havalimanı'nın geliştirilmesi için 100 milyon dolarlık finansman sağlayacak.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Bank of America tarafından organize edilen toplam 670 milyon dolarlık finansman paketi, havalimanının artan yolcu ve kargo trafiğine cevap verebilmesi, altyapısının modernize edilmesi ve operasyonel kapasitesinin artırılması amacıyla kullanılacak.</p>
<p>Avrasya Kalkınma Bankası, söz konusu 670 milyon dolarlık finansman paketinde 100 milyon dolarlık payla kıdemli ortak kredi veren kuruluşlardan biri olurken, sendikasyona Merrill Lynch International, Societe Generale, Turkic Investment Fund ve Kazakistan bankaları da katıldı.</p>
<p>Finansman kapsamında iç hatlar terminalinin modernizasyonu, hava tarafı altyapısının geliştirilmesi, uçakların buzlanmaya karşı işlemlerinin gerçekleştirileceği tesislerin oluşturulması ve kargo terminalinin genişletilmesi planlanıyor.</p>
<p>Yatırımlarla uluslararası ve iç hatlar terminalleri arasındaki bağlantının iyileştirilmesi, bagaj işlemlerinin hızlandırılması ve apron operasyonlarının daha etkin hale getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Havalimanındaki otopark altyapısının genişletilmesiyle erişimin kolaylaştırılması, hava tarafı altyapısının modernizasyonuyla da operasyonel verimlilik ve kapasitenin artırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Avrasya Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Nikolay Podguzov, bankanın Almatı Havalimanı'nın gelişimini desteklemeyi sürdürdüğünü, Bank of America tarafından organize edilen yeni sendikasyona katılmaktan memnuniyet duyduklarını ifade etti.</p>
<p>Podguzov, sendikasyon işlemlerindeki deneyimlerinin uluslararası ve Kazakistan’daki finans kuruluşlarıyla etkin işbirliği yapmalarına imkan sağladığını belirterek, yeni finansmanın Kazakistan’ın altyapı varlıklarına yönelik güveni ve ülkenin büyük projelerine uluslararası sermaye çekme imkanlarını artırdığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/almati-havalimanina-100-milyon-dolarlik-finansman-88579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/9/1280x720/almati-1790693627.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrasya Kalkınma Bankası&#039;nın TAV Airports&#039;un işlettiği Almatı Uluslararası Havalimanı&#039;na 100 milyon dolarlık finansman sağlayacağı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/petkimden-yeni-uretim-tesisleri-icin-anlasma-88578</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petkim&#039;den yeni üretim tesisleri için anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Petkim, uzun vadeli yatırım planı "Master Plan" projesi kapsamında yeni etilen, polipropilen ve polietilen ünitelerine yönelik mühendislik ve lisans anlaşmaları imzaladığını duyurdu.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Şirket açıklamasına göre, Master Plan kapsamında Technip Energies ile Uç Mühendislik Tasarımı (FEED) sözleşmesi imzalanırken, projede değerlendirilmekte olan polietilen ünitesi için Univation Technologies LLC ile lisans, polipropilen ünitesi için Lummus Novolen Technology GmbH ile lisans ve mühendislik, Mixed Feed Steam Cracker (MFSC) teknolojisi için de Technip Energies ile lisans anlaşması yapıldı.</p>
<p>SOCAR ile Technip Energies arasında temmuzda imzalanan İyi Niyet Anlaşması'nın ardından başlayan süreçte, Pre-FEED çalışmalarını takip eden FEED aşamasına geçildi. Bu aşamada projenin kapsamı ile teknik, ticari ve ekonomik parametrelerinin ayrıntılı olarak değerlendirileceği belirtildi.</p>
<p>Toplam 70 milyon dolar kaynak ayrılan FEED çalışmalarının 2027 sonuna kadar tamamlanması ve olası nihai yatırım kararına temel oluşturması planlanıyor.</p>
<p>FEED çalışmalarının tamamlanmasının ardından nihai yatırım kararı alınması halinde Petkim'in yıllık 558 bin ton olan etilen kapasitesinin 1,2 milyon tona, yıllık 145 bin ton olan polipropilen kapasitesinin ise 550 bin tona çıkarılması hedefleniyor.</p>
<p>Master Plan kapsamında değerlendirilen yeni üniteler ve kapasite artışlarıyla şirketin toplam polimer üretiminin de mevcut seviyesinin iki katının üzerine taşınması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"Petkim'in geleceğine yaptığımız bir yatırım olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>Petkim Genel Müdürü ve SOCAR Türkiye Rafineri ve Petrokimya İş Birimi Başkanı Kanan Mirzayev, FEED sözleşmesinin imzalanmasının projenin planlandığı doğrultuda ilerlediğini gösteren önemli bir aşama olduğunu belirtti.</p>
<p>FEED aşamasında projenin teknik ve ticari parametrelerini daha ayrıntılı değerlendireceklerini ve nihai yatırım kararına temel oluşturacak mühendislik çalışmalarını gerçekleştireceklerini aktaran Mirzayev, polietilen, polipropilen ve MFSC teknolojilerine yönelik anlaşmalarla projenin farklı bileşenlerinde de ilerleme sağlandığını kaydetti.</p>
<p>Mirzayev, FEED sürecine toplam 70 milyon dolar kaynak ayırdıklarını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bunu Petkim'in geleceğine yaptığımız bir yatırım olarak görüyoruz. Master Plan kapsamında değerlendirilen yatırımların, FEED çalışmalarının tamamlanmasının ardından olası nihai yatırım kararının alınmasıyla hayata geçirilmesi halinde, etilen ve polipropilen kapasitelerimizi önemli ölçüde artırmayı, toplam polimer üretimimizi ise mevcut seviyesinin iki katının üzerine taşımayı hedefliyoruz. Master Plan projemizi, Türkiye'nin petrokimya sektöründeki uzun vadeli ihtiyaçlarına cevap verecek, Petkim'in rekabet gücünü ve sürdürülebilirliğini destekleyecek stratejik bir dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz. Bu aşamada atılan adımların, Petkim’in geleceğine ve Türkiye’nin petrokimya ekosisteminin gelişimine katkı sağlayacağına inanıyoruz."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/petkimden-yeni-uretim-tesisleri-icin-anlasma-88578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/socar-ve-siemens-petkimin-enerji-altyapisini-modernize-etti-1741073077.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmzalanan anlaşmalar hakkında açıklama yapan Petkim Genel Müdürü Kanan Mirzayev, &quot;Master Plan projemizi, Türkiye&#039;nin petrokimya sektöründeki uzun vadeli ihtiyaçlarına cevap verecek, Petkim&#039;in rekabet gücünü ve sürdürülebilirliğini destekleyecek stratejik bir dönüşüm projesi olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankalarin-net-kari-agustosta-6763-milyar-lira-88575</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün net kârı ağustosta 676,3 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), ağustos ayına ait "Türk Bankacılık Sektörünün Konsolide Olmayan Ana Göstergeleri" raporunu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ağustos ayında Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 55 trilyon 743 milyar 429 milyon lira oldu. Sektörün aktif toplamı 2025 yılı sonuna göre 8 trilyon 796 milyar 631 milyon lira arttı.</p>
<p>Sektörün en büyük aktif kalemi olan krediler, ağustos ayında 28 trilyon 156 milyar 437 milyon lira, menkul değerler 7 trilyon 957 milyar 48 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Böylece 2025 yılı sonuna göre sektörün toplam aktifi yüzde 18,7, krediler toplamı yüzde 21,7, menkul değerler toplamı yüzde 13,5 arttı. Bu dönemde kredilerin takibe dönüşüm oranı yüzde 2,92 oldu.</p>
<p>Bankaların kaynakları içinde en büyük fon kaynağı durumunda olan mevduat 2025 yılı sonuna göre yüzde 18,1 artışla 32 trilyon 157 milyar 64 milyon lira oldu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün öz kaynak toplamı geçen yılın sonuna göre yüzde 14,8 artışla 4 trilyon 771 milyar 159 milyon liraya çıktı. Bu dönemde sektörün dönem net kârı 676 milyar 307 milyon lira, sermaye yeterliliği standart oranı yüzde 16,60 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankalarin-net-kari-agustosta-6763-milyar-lira-88575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin ağustos verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğü 55,7 trilyon, net kârı da 676,3 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-rekabet-modelimiz-yalnizca-fiyat-uzerinden-ilerlememeli-88574</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olpak: Rekabet modelimiz yalnızca fiyat üzerinden ilerlememeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından hazırlanan ve ABD'nin Çin'e uyguladığı tarifelerin ardından Çin dış ticaretindeki değişimi ve Türkiye'ye olası etkilerini analiz eden "ABD'nin Uyguladığı Tarife Sonrası Çin Dış Ticaretinin Analizi" başlıklı rapor tanıtıldı.</p>
<p>Raporun tanıtımı için DEİK Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD'nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin'in ABD pazarındaki konumunun belirgin şekilde gerilediğini, bunun üzerine Çin'in de ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını söyledi.</p>
<p>Çin'in ABD'ye ihracatının toplam dış satımının içindeki payının 2024 yılındaki yüzde 14,68 seviyesinden 2025'te yüzde 11,14'e gerilediğini dile getiren Olpak, iki ülke arasındaki ticaret politikalarında çok önemli bir dönüşümün yaşandığını bildirdi.</p>
<p>Olpak, bir pazara erişim zorlaştığında küresel ticaretin ortadan kalkmadığını, kendisine yeni yollar, ülkeler ve ortaklıklar bulduğunu kaydederek, "Çin örneğinde de bunu görüyoruz. ABD pazarındaki gerileme Çin'i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'nden (ASEAN) Afrika'ya, Orta Doğu'dan Avrupa'ya kadar çok daha geniş bir coğrafyada yeni ticaret kanalları oluşturmaya yöneltiyor. Dolayısıyla mesele yalnızca ABD-Çin arasındaki bir tarife tartışması değil küresel ticaret rotalarının yeniden şekillenmesi meselesidir." dedi.</p>
<p><strong>"Çin'in yeni pazarları, Türk iş dünyasının da önemli pazarları"</strong></p>
<p>Nail Olpak, Çin'in ABD pazarındaki gerilemeye karşılık alternatif pazarlardaki ağırlığını hızla artırdığını belirterek, 2024-2025 döneminde bu ülkenin ihracatının Afrika'ya yüzde 25,9, Orta Doğu'ya yüzde 9,7 ve AB'ye yüzde 8,63 yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Afrika'da Nijerya, Orta Doğu'da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve AB'de Almanya'nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu dile getiren Olpak, Çin'in ihracat coğrafyasındaki değişimin Türkiye açısından yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Olpak, burada Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir kesişim alanı olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Çin'in yöneldiği coğrafyaların önemli bir bölümü aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği pazarlar. ABD pazarındaki kaybını telafi etmek amacıyla daha güçlü biçimde yöneldiği Afrika, Orta Doğu ve Avrupa'nın aynı zamanda Türk iş dünyasının da geleneksel olarak güçlü olduğu veya daha fazla büyümek istediği coğrafyalar. Bu nedenle Çin’in ihracatındaki coğrafi çeşitlenmeyi yakından izlemek durumundayız.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız. Üstelik yeni rekabet yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmiyor. Güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesi de giderek daha belirleyici hale geliyor. Ben bunu küresel ticarette yükselen bir 'güven rekabeti' olarak görüyorum."</p>
<p><strong>"Önemli olan avantajlarımızı doğru stratejiyle ticarete ve yatırıma dönüştürebilmek"</strong></p>
<p>DEİK Başkanı Olpak, bu durumu sadece "Çin geliyor, rekabet artıyor" şeklinde okumanın doğru olmadığını belirterek, "Küresel ticaret yeniden yapılanırken Türkiye'nin üretim kapasitesi, coğrafi konumu, lojistik avantajları, Avrupa ile entegrasyonu ve farklı coğrafyalarda geliştirdiği güçlü iş ilişkileri bize önemli avantajlar sağlıyor. Önemli olan bu avantajları doğru stratejiyle ticarete ve yatırıma dönüştürebilmek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Rapordaki verilere göre Çin'in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını aktaran Olpak, bununla beraber Türkiye açısından daha yakından takip edilmesi gereken alanlar bulunduğunu ve bunların başında Afrika ile Orta Doğu'nun geldiğini söyledi.</p>
<p>Olpak, 2025'te Çin Mısır'a 19,97 milyar dolar ihracat yaparken Türkiye'nin bu alanda 4,07 milyar dolar seviyesinde kalmasının rekabet farkının Çin lehine genişlediğine işaret ettiğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin Afrika'daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Olpak, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Afrika söz konusu olduğunda Türkiye'nin çok önemli bir birikimi var. Ticaretimizin yanında müteahhitlikten yatırıma, lojistikten sanayi işbirliklerine kadar çok boyutlu ilişkiler geliştirdik. Çin'in artan ağırlığını elbette dikkatle takip edeceğiz. Ancak bizim rekabet modelimizin yalnızca fiyat üzerinden değil kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel işbirlikleri ve karşılıklı kazanım üzerinden ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü önümüzdeki dönemde fiyat rekabetinin yanında bir güven rekabeti de yaşayacağız. Türkiye’nin uzun vadeli ilişki kurma ve güvenilir ortak olma kapasitesi, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da önemli bir rekabet avantajına dönüşebilir."</p>
<p><strong>"Türkiye bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebilir"</strong></p>
<p>Nail Olpak, Çin'in BAE'ye ihracatı 72,9 milyar dolara yükselirken Türkiye'nin bu ülkeye dış satımının 9,28 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirterek, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yeni dönemde sadece hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünü, hangi teknoloji seviyesiyle ve hangi katma değerle ihraç edildiğinin daha fazla konuşulması gerektiğini dile getiren Olpak, "Rekabetin yoğunlaştığı pazarlarda Türkiye’nin cevabı daha fazla katma değer, daha güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve pazarda kalıcı ortaklıklar kurmak olmalı." şeklinde konuştu.</p>
<p>Olpak, ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini de yeniden şekillendirdiğine işaret ederek, Türkiye'nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini söyledi.</p>
<p>Dünyada artık sadece "nerede daha ucuza üretirim?" sorusunun sorulmadığının altını çizen Olpak, "Nerede daha güvenli üretirim, pazarıma nasıl daha hızlı ulaşırım, tedarik zincirimi nasıl çeşitlendiririm, hangi ortakla uzun vadeli ve öngörülebilir bir ilişki kurabilirim?' soruları da en az maliyet kadar önemli hale geldi. Bu nedenle küresel ticarette fiyat ve teknoloji rekabetinin yanında giderek güçlenen bir güven rekabetinden de söz etmemiz gerekiyor. Türkiye tam da bu noktada çok güçlü bir potansiyele sahip." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"ABD-Çin ticaretindeki dönüşüm yeni yatırım ve üretim fırsatları sunuyor"</strong></p>
<p>DEİK Başkanı Olpak, Avrupa'ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurduğu ekonomik ilişkilerin Türkiye'yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin güvenilir üretim, tedarik ve yatırım ortağı olma kapasitesinin de bu avantajlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Olpak, "Dolayısıyla ABD-Çin ticaretindeki dönüşümü yalnızca ihracat pazarlarımızda ortaya çıkabilecek rekabet açısından değil, Türkiye'ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirmeliyiz." dedi.</p>
<p>Olpak, gelecek dönemde küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin daha fazla konuşulacağını kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"DEİK olarak 153 iş konseyimizle dünyanın dört bir yanında Türk özel sektörünün önünü açmaya, yeni pazarları ve yeni işbirliklerini geliştirmeye devam ediyoruz. Çin'in değişen ihracat stratejisini de bu perspektifle takip ediyoruz. Nerede rekabet artıyor, nerede yeni bir fırsat doğuyor, hangi pazarlarda daha güçlü olmamız gerekiyor; bunları veriye dayalı olarak analiz etmek zorundayız. Bizim hedefimiz, değişen küresel ticaretin sonuçlarını izleyen bir Türkiye değil yeni ticaret mimarisinde pozisyon alan, yeni ortaklıklar geliştiren, güvenilir ticaret ortağı kimliğini güçlendiren ve değişimi fırsata dönüştüren bir Türkiye olmalı."</p>
<p><strong>"Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı"</strong></p>
<p>Nail Olpak, konuya ilişkin bir soru üzerine, ihracatçıların ağırlıklı olarak enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılmasına, döviz kurlarının bir miktar yukarı gitmesine, döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılmasına yönelik taleplerinin olduğunu, bunun yanı sıra maliyetlerde anlaşılamayan artışların bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Olpak, "Ben kurun artması konusunun ilk planda kolay bir çözüm olduğunu düşünmüyorum. Geçmiş yıllardaki tecrübelerimize de bakmak lazım. İthalatı ihracatından daha fazla olan ülkede kur artışı çok kısa sürede çözümmüş gibi algılanır ancak hemen akabinde hepimiz biliyoruz ki bizim fiyatlarımız da artar. Yetmez, ihracat yaptığımız ülkedeki alıcı 'Sizde böyle kur değişimi oldu, devalüasyon oldu, sen buradan kazanca girdin, gel bana indirim yap' der. Bu orta vadede çözüm olarak görünmüyor." diye konuştu.</p>
<p>Fon soruşturmalarına ilişkin bir soruya karşılık olarak da Olpak, "Hukuki bir süreç devam ediyor. Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı." cevabını verdi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-rekabet-modelimiz-yalnizca-fiyat-uzerinden-ilerlememeli-88574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/olpak-1790685305.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEİK&#039;in &quot;ABD&#039;nin Uyguladığı Tarife Sonrası Çin Dış Ticaretinin Analizi&quot; raporunu değerlendiren DEİK Başkanı Nail Olpak, &quot;Bizim rekabet modelimizin yalnızca fiyat üzerinden değil kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerinden ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-mal-varligima-yonelik-tedbir-gecici-bir-koruma-tedbiridir-88569</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sarvan: Mal varlığıma yönelik tedbir geçici koruma tedbiridir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>CW Enerji AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Tarzan Tarık, Kamuoyu Aydınlatma Platformu ile sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında adımın geçmesi ve malvarlığıma yönelik tedbir uygulanması üzerine kamuoyunu bilgilendirme gereği duyduğunu belirtti.</p>
<p>SPK düzenlemelerine veya herhangi mevzuata aykırı herhangi bir işlem veyahut eyleminin bulunmadığını ifade eden Sarvan, açıklamasında şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Açıkça ifade etmek isterim ki, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine veya herhangi bir mevzuata aykırı herhangi bir işlem yahut eylemim bulunmamaktadır. Son günlerde kamuoyunda gündem olan TEFAS’a açık veya kapalı şekilde yatırımcılara pazarlanan fonlarla hiçbir alım satım işlemi yapmadım; bu fonlara herhangi bir hisse satışı gerçekleştirmedim. 19.09.2024 Tarihinde Deniz Portföy Yönetimi A.Ş. nezdinde ve TEFAS’a açık olmayan piyasaya pazarlaması yapılmayan kapalı özel fon niteliğindeki Deniz Portföy TTSVY Hisse Senedi Serbest Özel Fon (Hisse Senedi Yoğun Fon)’a kurucusu olduğum Şirketimin bir kısım hisselerinin devri yapılmış ve karşılığında fon katılım payları tarafımdan edinilmiştir.’’</p>
<p>29.09.2025 tarihinde Borsa İstanbul A.Ş. Toptan Satışlar Pazarı'nda, A1 Capital Yatırım Menkul Değerler AŞ aracılığıyla, ilgili KAP bildiriminde yer alan finansal kuruluşlarla, Borsa İstanbul tarafından Toptan Alış Satış İşlemlerine İlişkin Prosedür kapsamında belirlenen fiyat üzerinden kurucusu olduğu şirketinin bir kısım paylarının satışı yapılmış ve ilgili işlem tarafınca KAP üzerinden kamuoyuna ve yatırımcılara açık bir şekilde duyurulduğunu ifade eden Sarvan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Toptan satış pazarındaki Şirketimin hisselerinin satış gelirlerinin tamamı, yine Şirketime işletme sermayesi olarak kullanılması amacıyla sermaye avansı olarak yatırılmış ve bu konuda KAP bildirimleri yapılmıştır. Ayrıca, son günlerde kamuoyunda yoğun şekilde gündeme getirilen fahiş değer artışlarının, Şirketimiz hisseleri için geçerli olmadığı, söz konusu devir işlemlerinde gündemdeki fahiş değerlerin bulunmadığı açıkça görülecektir. Aksine, hisselerin devir tarihleri, o tarihlerdeki piyasa fiyatı ve zaman içerisindeki fiyat değişimleri birlikte değerlendirildiğinde, değer artışının vadeli mevduatla karşılaştırılmasının dahi mümkün olduğu görülecektir.’’</p>
<p>Söz konusu fonlarda halen hisse varlığı bulunduğunu ve yatırımlarını korumaya devam ettiğini vurgulayan CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sarvan, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:</p>
<p>‘’Halen kişisel yatırımlarım kapsamında, diğer yatırımcılara kapalı TEFAS’a açık olmayan, yatırımcılara yahut piyasaya pazarlaması yapılmayan kapalı fon niteliğindeki Bulls Portföy Dördüncü Hisse Senedi Serbest Fon (Hisse Senedi Yoğun Fon)’u ve Deniz Portföy TTSVY Hisse Senedi Serbest Özel Fon (Hisse Senedi Yoğun Fon) ünvanlı özel fonlarda fon katılma paylarım bulunmaktadır. Halka açık, binlerce yatırımcısı ve yüzlerce çalışanı olan Türkiye’de sektöründe önemli faaliyetleri bulunan kurucusu olduğum Şirketimizin faaliyetleri ve yatırımları kesintisiz devam etmekte olup, sermaye piyasalarında yatırımcı kararlarını etkilemeye yönelik gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgi yayılması, ilgili sermaye piyasası mevzuatı ile Türk Ceza Kanunu kapsamında hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilecek nitelikte fiillerdir. Yatırımcılarımızın, pay sahiplerimizin ve diğer tüm menfaat sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, gerçeğe aykırı ve yanıltıcı içerikleri hazırlayan, yayan veya yayılmasına iştirak eden kişi ve kuruluşlar hakkında gerekli hukuki ve cezai süreçleri başlatılacaktır.’’</p>
<p><strong>"Tedbir, geçici koruma"</strong></p>
<p>Mal varlığına yönelik tedbir kararının koruma amaçlı olduğunu belirten Sarvan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu kapsamda, yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Sermaye Piyasası Kurulu nezdinde gerekli başvurular ve suç duyuruları yapılacak olup, şahsımın ve şirketimizin ticari itibarı ile yatırımcılarımızın haklarını zedeleyen eylemlere karşı tüm yasal haklarımız kararlılıkla kullanılacaktır. Malvarlığıma yönelik tedbir; Savcılık Makamının soruşturması kapsamında uygulanan geçici bir koruma tedbiridir; hakkımda bir suçun sabit olduğu şeklinde yorumlanamaz. İşlemlerime ilişkin kayıt ve belgeleri yetkili makamlara sunacak; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve ilgili diğer kurumlarla iş birliği içinde hareket edeceğim. Hukuk düzenine ve yetkili kurumların yürüteceği incelemelere güvenim tamdır. Kamuoyuyla paylaşılması mümkün olan gelişmeler hakkında bilgilendirmede bulunacağım. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-mal-varligima-yonelik-tedbir-gecici-bir-koruma-tedbiridir-88569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-mal-varligima-yonelik-tedbir-gecici-bir-koruma-tedbiridir-1790681187.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında mal varlıklarına el konulduğu belirtilen CW Enerji AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Tarzan Tarık Sarvan, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine veya herhangi bir mevzuata aykırı herhangi bir işlem yahut eylemi bulunmadığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-yusuf-hacisuleyman-antalya-fuarlar-kenti-olmali-88567</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman: Antalya fuarlar kenti olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, düzenlediği basın toplantısında, 18 Ekim’de yapılacak ATSO seçimleri öncesi görev aldıkları 2022-2026 dönemini değerlendirerek, diğer başkan adaylarının eleştirilerini yanıtladı.</p>
<p>Çalışma döneminde, ATSO bünyesinde ilk kez yaptıkları çalışmaları anlatan Hacısüleyman, güneş enerji sistemleri, kurakçıl peyzaj uygulamaları, 49 meslek komitesine ilk kez harcama bütçesi oluşturduklarını, tarım, turizm sanayi-ticaret, kentsel dönüşüm ve şehircilik başlıklarında Antalya 2050 Vizyonu etkinliği gerçekleştirerek farkındalık oluşturduklarını anlattı.</p>
<p>ATSO’nun, Antalya’nın lobi kuruluşu olduğunu ifade eden Hacısüleyman, ‘’Antalya’nın, Türkiye’nin sorunlarına ışık tutacak farkındalıklar yaratmaya çalıştık. Hükümet düzeyinde sorunları iletmeye ve çözülmesine çalıştık’’ dedi.</p>
<p>Ekonomi Buluşmaları düzenlediklerini, Türkiye’de ilk kez Ekmek Zirvesi gerçekleştirdiklerini anlatan Yusuf Hacısüleyman, emlak rayiç bedellerinin yeniden belirlenmesi için çağrı yaptıklarını ve çözüme ulaştırılmasına katkı sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Antalya trafiğinde çözümün denizde olduğunu, hızlı tren projesi için girişimlerde bulunduklarına dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’Antalya deniz yolunu mutlaka kullanmak zorunda. Denizi ve limanı iyi kullanmak zorundayız. İhracatçılarımız Antalya limanı yerine başka limanları tercih ediyor’’ dedi.</p>
<p>Bolu’daki otel yangınından sonra ortaya çıkan otellerdeki yangın güvenliği ve kapıların yangına dayanıklı yapılması konusunda 1,5 yıl uğraş verdiklerini anlatan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, diğer başkan adaylarının aidatların yüksekliği ve önceki yönetimden kalan projelerin devam ettirilmediği yönündeki eleştirileri de yanıtladı. Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATSO’da yarım bırakılan herhangi bir proje yok. Toplum ve üyelerimiz yararı varsa projeler devam ettirilir. Yapılan her şeyin bir zamanı var. ATSO personelinin maaşlarının bir dönem için İhtiyatlar Hesabından ödendi.  ATSO’nun parası var. Paramız olmasa, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nin yanan acil servisi için 50 milyon, Elmalı Ketem için 5 milyon lira bağış yapamazdık. İNOVATSO merkezinde de yeterli kullanım olmadı. Üyemiz iş insanlarından da aidatlar konusunda şikayet olmadı. Hatta bu dönemde tasarruf bile sağladık.  Antalya’nın bu sığ tartışmalardan kurtulması gerekir.’’</p>
<p>Görev yaptıkları bu dönemde Kooperatifler Toplu işyeri merkezi ile fuarcılık çalışmalarında başarılı olamadıklarını söyleyen Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Toplu işyerleri projesi için 13 kooperatif kurduk. Ancak, tüm girişimlerimize rağmen kamuya ait arazi bulunamadı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı nezninde yaptığımız girişimlere rağmen hazine arazisi bulunamadı. Sayın valimize de teşekkür ediyorum, yer bulunması konusunda çok emeği geçti. Umarım, yeni dönemde toplu işyerleri için hazine arazisi sağlanabilir.’’</p>
<p><strong>"ATSO fuar şirketi kurduk"</strong></p>
<p>Tarım ve turizm ağırlıklı Antalya ekonomisinin yaz dönemine sıkıştığını, kış sezonun da hareketli olması gerektiğini vurgulayan Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Avrupa’da fuar işletmeleri belediyeler, kamu ve iş dünyasının oluşturduğu yapılar tarafından yapılıyor. Berlin’de yılda 113 fuar düzenleniyor. Fuarlar bulunduğu kentlerin ekonomisine, ticaretine çok güçlü katkı sağlıyor. Antalya’daki fuar merkezi ANFAŞ daha yeni iskan alabildi. Burada bizim fuar düzenlememiz mümkün değil. Bu nedenle ATSO fuar şirketi kurduk. COP31 alanında, kasım ayından sonra fuarlar ve çeşitli etkinlikler yapılacak. Antalya’ya 50 ülkeden 230 havaalanından direkt uçuş yapılıyor. Konaklama konusunda da Antalya’nın altyapısı oldukça iyi. ATSO olarak fuar sektörünün de içinde olmalıyız. Şu anda Antalya’da yapılması gereken fuarlar başka kentlerde yapılıyor. Başka şehirlerin ekonomilerine katkı sunuyor. Antalya fuarlar kenti olmalı.’’  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-yusuf-hacisuleyman-antalya-fuarlar-kenti-olmali-88567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/atso-baskani-yusuf-hacisuleyman-antalya-fuarlar-kenti-olmali-1790680966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ekonomide yaz dönemine sıkışan Antalya’nın kışın da daha aktif olması gerektiğini belirterek, ‘’Antalya Fuarlar kenti olmalıdır. 50 ülkeden 230 havaalanından direkt uçuş yapılmaktadır. ATSO olarak fuar şirketi kurduk’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/altinkilic-deger-yaratan-bir-anlayisla-hareket-ediyoruz-88571</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altınkılıç: Değer yaratan bir anlayışla hareket ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dondurulmuş gıda, donuk fırıncılık, konserve ve yağ kategorilerinde faaliyet gösteren Besler, 1 Ocak-31 Aralık 2025 dönemini kapsayan 9. Sürdürülebilirlik Raporu'nu paylaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, "Döngüsel Bereket" yaklaşımıyla hazırlanan raporda, Besler'in sürdürülebilirlik çalışmaları "Doğadan Başlar-Doğayı Besler", "Birlikte Değer Kazanır-Değeri Besler" ve "Geleceğe Taşınır-Geleceği Besler" olmak üzere üç stratejik eksende ele alındı.</p>
<p>Raporda, şirketin doğal kaynakların korunması, enerji verimliliği, sürdürülebilir tarım, kapsayıcılık, AR-GE, inovasyon ve yeşil dönüşüm alanlarında 2025'te yürüttüğü çalışmalara ve bunların sonuçlarına yer verildi.</p>
<p>Rapora göre Besler, "Doğayı Besler" ekseni kapsamındaki çalışmaları doğrultusunda geçen yıl 21,7 milyon lirayı aşan yatırımla 26 enerji verimliliği projesini hayata geçirdi. Tamamlanan projelerle 8 bin 569 megavatsaat enerji tasarrufu sağlanırken, şirketin operasyonlarından kaynaklanan toplam Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonları önceki yıla göre yüzde 21 azaltıldı.</p>
<p>Şirket ayrıca Afyon Emirdağ Fabrikası'nda çatı güneş enerjisi santrali (GES) yatırımının kurulum sürecini başlattı.</p>
<p>Earthworm Foundation ile başlatılan işbirliği kapsamında da tedarik zincirinde izlenebilirliğin güçlendirilmesi ve ormansızlaşma risklerinin uydu tabanlı teknolojilerle daha etkin yönetilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Tarımsal ham madde alımlarının yüzde 88,2'si sözleşmeli tarımla yapıldı</strong></p>
<p>Besler'in, "Değeri Besler" ekseninde çalışanlara, üreticilere ve topluma yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtildi.</p>
<p>Rapora göre şirket, 2025'te tarımsal ham madde alımlarının yüzde 88,2'sini sözleşmeli tarım modeliyle gerçekleştirirken, çiftçilere alım garantisinin yanı sıra eğitim, finansal destek ve ziraat mühendisleri aracılığıyla danışmanlık sağladı.</p>
<p>Tarımda fırsat eşitliğinin desteklenmesi amacıyla yürütülen "Tarımın Kadın Yıldızları" projesi kapsamında yıl boyunca düzenlenen 18 eğitim programına 2 bin 181 kadın üretici katıldı.</p>
<p>Şirket, kadın üreticilerin emeğini tüketiciyle buluşturmak amacıyla "Ege'den Hasat Bezelye" ürününü pazara sundu. "Tarımın Genç Yıldızları Staj Programı" kapsamında ise gençlerin tarım sektöründeki süreçlere katılımına yönelik çalışmalar yürütüldü.</p>
<p><strong>AR-GE yatırımları 90,7 milyon liraya ulaştı</strong></p>
<p>"Geleceği Besler" ekseninde AR-GE ve inovasyon çalışmalarını sürdüren Besler'in bu alandaki yatırımları geçen yıl 90,7 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Şirket, yıl içinde 14 projeyi tamamlarken 22 projedeki çalışmalarını sürdürdü.</p>
<p>Atık yağların değerlendirilmesi, biyobazlı ambalajların geliştirilmesi, patates işleme süreçlerinde ortaya çıkan yan ürünlerin yeniden kullanılması ve fonksiyonel gıda bileşenlerinin geliştirilmesine yönelik projeler de şirketin döngüsel ekonomi çalışmaları arasında yer aldı.</p>
<p>Bu kapsamdaki Akıllı Tarla Karar Destek Platformu (SAFER) ile ürün kalitesinde yaklaşık yüzde 24, verimlilikte yüzde 17 artış sağlanırken, kaynak kullanımının yüzde 40 azaltıldığı belirtildi.</p>
<p>Besler, 2025'te dondurulmuş ve konserve gıda, yağ ve donuk fırıncılık kategorilerinde 50 yeni ürünü pazara sundu.</p>
<p>Şirket ayrıca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile 25 milyon euro tutarında ve 7 yıl vadeli finansman anlaşması imzaladı. Söz konusu kaynağın yeşil dönüşüm yatırımları ve kapsayıcı kalkınma hedefleri doğrultusunda kullanılması planlanıyor.</p>
<p><strong>"Her adımı uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, gıda sektörünün geleceğinin doğal kaynakların korunduğu, üreticinin güçlendirildiği, teknolojinin etkin kullanıldığı ve güvenli gıdaya sürdürülebilir erişimin sağlandığı bir değer zinciriyle mümkün olduğunu belirtti.</p>
<p>Bereketi, doğadan alınan değerin korunması, değer zincirindeki paydaşlarla çoğaltılması ve gelecek nesillere taşınması olarak gördüklerini aktaran Altınkılınç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Çiftçiden başlayarak üretim, işleme ve dağıtım süreçleri üzerinden sofraya uzanan bu zincirin her aşamasında toprağı koruyan, kaynakları verimli kullanan, israfı azaltan ve değer yaratan bir anlayışla hareket ediyoruz. Tarımdan AR-GE'ye, enerji verimliliğinden inovasyona kadar attığımız her adımı, geleceğin sürdürülebilir gıda değer zincirine yönelik uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz. Herkesin güvenli ve yüksek kaliteli gıdaya erişimini sağlama misyonumuz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/altinkilic-deger-yaratan-bir-anlayisla-hareket-ediyoruz-88571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besler 9. Sürdürülebilirlik Raporu hakkında açıklama yapan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Çiftçiden başlayarak üretim, işleme ve dağıtım süreçleri üzerinden sofraya uzanan bu zincirin her aşamasında toprağı koruyan, kaynakları verimli kullanan, israfı azaltan ve değer yaratan bir anlayışla hareket ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turistik-karaelmas-ekspresi-seferleri-2-ekimde-baslayacak-88561</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turistik Karaelmas Ekspresi seferleri ekimde başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara ile Zonguldak arasında işletilen Turistik Karaelmas Ekspresi'nin 2 Ekim itibarıyla yeniden raylara ineceğini duyurdu. </p>
<p>Bakan Uraloğlu, yazılı açıklamasında, TCDD Taşımacılık AŞ'nin Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA) ve Zonguldak İl Özel İdaresi iş birliğiyle hayata geçirilen Turistik Karaelmas Ekspresi'nin, Ankara ile Zonguldak arasında turizm odaklı demir yolu ulaşımına katkı sağladığını bildirdi.</p>
<p>Turistik Karaelmas Ekspresi'nin, bu yıl seferlerine 2 Ekim'de başlayacağını aktaran Uraloğlu, "Trenimiz Ankara'dan Zonguldak'a 2, 16 ve 30 Ekim ile 13 Kasım'da, Zonguldak'tan Ankara'ya ise 3, 17 ve 31 Ekim ile 14 Kasım'da hareket edecek. Ankara-Zonguldak seferleri cuma günleri saat 23.00'da, Zonguldak-Ankara seferleri ise cumartesi günleri saat 23.00'da gerçekleştirilecek. Tren, 6 yataklı ve 1 yemekli olmak üzere, toplam 7 vagon ve 120 yolcu kapasitesiyle hizmet verecek." ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>Ekspresin duraklama rotaları</strong></p>
<p>Uraloğlu, Turistik Karaelmas Ekspresi'nin ilk turistik seferinin 2025'te Ankara-Zonguldak-Ankara parkurunda 4 gidiş ve 4 dönüş olmak üzere toplam 8 sefer düzenlediği anımsattı. Turistik Karaelmas Ekspresi'nin, ilk seferinden itibaren Batı Karadeniz'in doğal, kültürel ve endüstriyel mirasını demir yoluyla keşfetmek isteyen yolculara farklı bir seyahat deneyimi sunduğuna işaret eden Uraloğlu, 2026 yılında da bu deneyimi sürdürdüklerini kaydetti.</p>
<p>Turistik Karaelmas Ekspresi'nin güzergah üzerindeki şehirlerin tarihi, kültürel ve doğal değerlerinin keşfedilmesine de imkan sağladığına dikkati çeken Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"2026 yılı programında, Ankara'dan Zonguldak yönüne seyahat eden yolcular Yenice'de, dönüş güzergahında ise Çankırı ve Kalecik'te gezi amaçlı duraklamalar yapacak. Yenice'nin doğal güzelliklerinden Zonguldak'ın tarihine, Çankırı'nın kültürel mirasından Kalecik'in değerlerine uzanan bu yolculuk, demir yoluyla turizmi buluşturacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turistik-karaelmas-ekspresi-seferleri-2-ekimde-baslayacak-88561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/1/1280x720/karaelmas-ekspresi-tren-1790673121.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turistik Karaelmas Ekspresi seferlerinin 2 Ekim&#039;de ayında başlayacağını açıklayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Ankara&#039;dan Zonguldak yönüne seyahat eden yolcular Yenice&#039;de, dönüş güzergahında ise Çankırı ve Kalecik&#039;te gezi amaçlı duraklamalar yapacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ender-yorgancilar-500-bin-yatirimcinin-parasi-boyle-bir-sistemde-degerlendiriliyorsa-boyle-bir-duzen-olmamali-88560</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;500 bin yatırımcının parası böyle bir sistemde değerlendiriliyorsa böyle bir düzen olmamalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, son dönemde yatırım fonlarında yaşanan yüksek değer artışlarının vatandaşların ilgisini bu alanlara yönelttiğini belirterek, yatırımcıların korunması için denetim ve yaptırım mekanizmalarının etkin işletilmesi gerektiğini söyledi. Yatırım fonlarının Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından izin verilen ve denetlenen yapılar olduğuna dikkat çeken Yorgancılar, yüz binlerce yatırımcının parasının söz konusu fonlarda değerlendirildiğini ifade ederek, “500 bin kişinin yatırımcının parası böyle bir sistemde değerlendiriliyorsa, böyle bir şey olmaz, olmamalı, böyle bir düzen olmamalı” dedi.</p>
<p>Fonların son dönemde ulaştığı değer artışlarına dikkat çeken Yorgancılar, “Burada yaklaşık 500 bin kişilik bir yatırımcı var. Bunlar vatandaşımız, sokaktaki arkadaşlar. 13 bin lira yatıran da var, 2 milyon yatıran da var, 500 bin lira yatıran da var. Neden bu fonlar cazip? Tera’nın fonu Ocak 2025’te 109 lira 18 kuruşmuş, 2026 Eylül’ünde 10 bin 308 lira olmuş. Yani yüzde 9 bin 341, yaklaşık 1,5 yılda bu kadar artabiliyorsa bunun altında bir sebep olması lazım” dedi.</p>
<p>Söz konusu fonlarda yaklaşık 500 bin kişinin yatırım yaptığını belirten Yorgancılar, “Bu 500 bin kişi parasını burada değerlendirirken, bunu izni veren kim? Bu fonların kurulmasına izin veren SPK değil mi? Denetleyen kim? SPK. Peki buradaki paraları, işte haberlerde okuyoruz, çıkan yazıları görüyoruz, bir kişinin gelip ‘Bize de söz bari, biz de 63 milyon lira para yatırıp 2 milyar paraya getirsek, iki daha yapar’ demesi gibi böyle bir şey var mı? Bunu yapan, izni veren belli, SPK; denetleyen kurum SPK, kontrol eden SPK. Sonuçta 500 bin yatırımcının parası. Arkadaşlar böyle bir şey olmaz. Olmamalı, böyle bir düzen olmamalı. Devletin bu konularla ilgili çok daha hızlı aksiyon alıp bunları cezalandıran bir sistemi oluşturması lazım İnşallah buradaki sebebiyet verenlerin de tamamı cezalandırılır ve gerekli bedeller de ödetilir” dedi.</p>
<p>Türkiye’de geçmişte yaşanan benzer olayları hatırlatan Yorgancılar, “Bu ülkede geçmişte Sülün Osman vardı, Banker Kastelli vardı, Jet Vardı, Tosuncuk vardı. Şimdi de Foncuk çıktı. Ama ben aslında bunlara da kabahat bulamıyorum. Hürriyet gazetesinin orta sayfasında ‘Maldivler’de odanız hazır’ diye reklamları vardı. Koca otelin yapılacak olan oteli vardı, reklama vatandaş gidip alıyordu. Tosuncuk ‘mavi yumurta yapacağım’ dedi. Millet gitti Tosuncuk’tan hisse aldı. Kastelli dağıttı, dağıttı, dağıttı, sonra İsviçre’ye gitti paralarla” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ender-yorgancilar-500-bin-yatirimcinin-parasi-boyle-bir-sistemde-degerlendiriliyorsa-boyle-bir-duzen-olmamali-88560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/0/1280x720/ender-yorgancilar-500-bin-yatirimcinin-parasi-boyle-bir-sistemde-degerlendiriliyorsa-boyle-bir-duzen-olmamali-1790672502.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarındaki yüksek değer artışlarının vatandaşları bu alana yönelttiğini belirten EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, yaklaşık 500 bin yatırımcının parasının bulunduğu fonlarda denetim mekanizmalarının etkin işletilmesi gerektiğini söyledi. Yorgancılar, olası mağduriyetlerin önüne geçilmesi için daha hızlı aksiyon alınması çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/plastik-ve-seracilik-sektorleri-egeplasderde-bulustu-hedef-5-milyon-donum-sera-88557</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye&#039;nin örtü altı sera büyüklüğü OTB&#039;lerle 1 milyon dönüme ulaşacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Merkezi Antalya’da bulunan Sera Konstrüksiyon, Donanım, Ekipman Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (SERKONDER) Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Salih Uslu ve Yönetim Kurulu üyelerinden oluşan heyet, Ege Plastik Sanayicileri Derneği’ni (EGEPLASDER) ziyaret etti.</p>
<p>EGEPLASDER Yönetim Kurulu Başkanı ve Plastik Sanayicileri Federasyonu Başkan Yardımcısı Şener Gençer, dünyanın altıncı Avrupa’nın ise Almanya’dan sonra ikinci büyük üreticisi olan Türk plastik sektörünün, sera üreticilerinin en önemli paydaşları arasında yer aldığını hatırlattı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen desteklerle sayıları hızla artan Organize Tarım Bölgelerinin 46’sının tüzel kişilik kazandığını, altyapısı tamamlanan 20 OTB’nin (Organize Tarım Bölgeleri) 15’inde üretimin başladığını söyleyen Gençer, “Türkiye’de bugün itibarıyla örtü altı sera büyüklüğümüz 800 bin dönüme yaklaşmış durumda. OTB’lerle birlikte inşallah 1 milyon dönüme ulaşmış olacağız. Bu başarıyı alkışlarken, potansiyelimizin en az 5 milyon dönüm olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Organize Tarım Bölgelerimiz ise sektörün çok daha bilimsel ve verimli çalışmasını sağlayacak. 42 ilde toplam 61 organize tarım bölgemiz olacak. Bu bölgeler, ülkemizde tarımsal ürünlerin yanı sıra tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimini de artıracak.” dedi.</p>
<p>Plastik sektörünün, sera üreticilerinin talep ettiği en yüksek standartlarda üretimleri yapabilecek teknolojik yeterlilikte olduğunu kaydeden Gençer, mevcut ve planlanan sera organize tarım bölgelerinin, Türkiye’nin gıda güvenliği ve sürdürülebilirliği açısından yaşamsal önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>SERKONDER Başkanı Ufuk Salih Uslu, “Bugün sera yatırımları yalnızca tarımsal üretimin bir parçası olarak değerlendirilmiyor. Sera sektörü; teknoloji, enerji, lojistik, ihracat ve gıda güvenliğinin kesişim noktasında yer alan stratejik bir yatırım alanına dönüşmüş durumda. Dünyanın önde gelen ekonomileri kontrollü tarımı geleceğin üretim modeli olarak kabul ederken, yerli ve yabancı sermayeli yatırımcılar da bu alana giderek daha fazla ilgi gösteriyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/plastik-ve-seracilik-sektorleri-egeplasderde-bulustu-hedef-5-milyon-donum-sera-88557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/plastik-ve-seracilik-sektorleri-egeplasderde-bulustu-hedef-5-milyon-donum-sera-1790671663.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de örtü altı sera büyüklüğünün 800 bin dönüme yaklaştığını ve Organize Tarım Bölgeleri ile 1 milyon dönüme ulaşacağını belirten EGEPLASDER Başkanı Şener Gençer, ülkenin sera potansiyelinin ise en az 5 milyon dönüm olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-endeksi-eylulde-yukseldi-88556</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven endeksi 39 ayın en yükseğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta 100,6 olan endeks eylülde yüzde 0,7 yükselerek 101,3 değerine çıktı. Böylece endeks, Haziran 2023'ten sonraki en yüksek seviyesine ulaşmış oldu.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, eylülde aylık bazda yüzde 1,3 artarak 91,9'a yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 0,1 artışla 102,5 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi ise değişim göstermeyerek 111,9 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,1 artışla 111,3, inşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 0,2 azalarak 83 değerini aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-endeksi-eylulde-yukseldi-88556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/ekonomi-endeks-hesap-1760684409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre ekonomik güven endeksi, aylık yüzde 0,7 artışla 101,3&#039;e yükselerek Haziran 2023&#039;ten sonraki en yüksek seviyesini gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yalitim-sektorunun-rekabet-gucu-ortak-akilla-buyuyecek-88553</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yalıtım sektörünün rekabet gücü ortak akılla büyüyecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) tarafından üyelerle iletişimi güçlendirmek ve sektörün gelecek gündemini ortak akılla şekillendirmek amacıyla başlatılan “Üye Sohbetleri” toplantılarının ilki Bursa’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını yapan İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, derneğin yeni dönem çalışmaları ve yalıtım sektörünün geleceğine ilişkin hedeflerini üyelerle paylaştı. Toplantının ardından EPSA Yönetim Kurulu Başkanı ve İZODER Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Özdemir, buluşmayı değerlendirerek sektörün rekabet gücü, üretim kapasitesi ve yeni iş birliği olanaklarına ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb70ffd427f-1790669055.jpg" alt="" width="723" height="397" /></p>
<h2><strong>“Sahadaki deneyimi ortak projelere dönüştürmeliyiz”</strong></h2>
<p>EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir, sektörün farklı aktörlerini aynı masa etrafında buluşturan toplantıların sahadaki ihtiyaçların doğru tespit edilmesi ve kalıcı çözümler geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Yalıtım sektörünün enerji verimliliği, güvenli yapılaşma ve sürdürülebilir kalkınma bakımından stratejik bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çeken Özdemir, şöyle konuştu: “Bugün yalnızca mevcut koşulları değerlendirmekle yetinmeyip sektörümüzün geleceğini de birlikte tasarlamak zorundayız. Üretimden uygulamaya uzanan saha deneyimini ortak projelere dönüştürebildiğimiz ölçüde rekabet gücümüzü artırabiliriz. İZODER çatısı altında kurulan bu güçlü iletişim zemininin yenilikçi ürünlere, daha yüksek kalite standartlarına ve sürdürülebilir yapılaşmaya önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. EPSA olarak üretim, Ar-Ge ve iş birliği ekseninde sektörümüz için değer oluşturmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>Bursa’nın güçlü sanayi kültürüyle Türkiye ekonomisinde özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Özdemir, “Üye Sohbetleri”nin ilk buluşmasının Bursa’da düzenlenmesini ayrıca anlamlı bulduğunu ifade etti. Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı. “İZODER Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Atalay Özdayı’ya, sektörün farklı aktörlerini ortak hedefler etrafında buluşturan vizyoner yaklaşımı ve ‘Üye Sohbetleri’nin hayata geçirilmesindeki öncü rolü dolayısıyla özellikle teşekkür ediyorum. Kendisinin liderliğinde Bursa’dan başlayan bu değerli iletişim sürecinin, sahadaki bilgi ve deneyimi sektörümüzün geleceğine yön verecek ortak projelere dönüştüreceğine inanıyorum. Toplantının gerçekleştirilmesinde emeği geçen ve katkı sunan herkese de teşekkürlerimi sunuyorum.”</p>
<p>Programın sonunda, İZODER çatısı altındaki uzun soluklu üyeliği ve sektörel çalışmalara sunduğu katkılar dolayısıyla EPSA’ ya üyelik şilti takdim edildi. İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı tarafından sunulan şildi, EPSA adına Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yalitim-sektorunun-rekabet-gucu-ortak-akilla-buyuyecek-88553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/3/1280x720/yalitim-sektorunun-rekabet-gucu-ortak-akilla-buyuyecek-1790669087.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İZODER’in sektör temsilcilerini bir araya getirmek amacıyla başlattığı “Üye Sohbetleri”nin ilk durağı Bursa oldu. EPSA Yönetim Kurulu Başkanı ve İZODER Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Özdemir, gerçekleştirilen etkinliğin ardından ortak aklın ve iş birliğinin sektörün geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebso-izmirde-donusumun-orkestra-sefi-olacak-88572</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Adayı Mustafa Karabağlı: EBSO, İzmir&#039;de dönüşümün orkestra şefi olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkan Adayı Mustafa Karabağlı, İzmir’in teknoloji ve yüksek katma değerli üretim merkezi haline gelmesi için sanayi, üniversite, teknopark ve kamu gibi kentin tüm bileşenlerinin ortak hedef etrafında buluşması gerektiğini söyledi. İzmir’in topyekûn bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu belirten Karabağlı, “İşte biz de EBSO olarak bunun orkestrası olacağız” dedi.</p>
<p>Kendisinin çıraklıktan başlayarak sanayinin her aşamasında görev yaptığını, edindiği deneyim ve birikimleri İzmir ile bütünleştirme arzusuyla hareket ettiğini anlatan Karabağlı, EBSO'da herkesin çözümün bir parçası olduğu, katılımcı bir yapı hayal ettiklerini söyledi.</p>
<p>İzmir'de yeni bir üretim kültürünü geliştirme, dünyayla rekabet edebilen bir altyapıyı oluşturma misyonuyla hareket ettiklerini dile getiren Karabağlı, “İzmir'i Türkiye'nin teknoloji başkenti yapma hedefi bir rüya değil. İnşallah bunu hep beraber, el birliği ile yapacağız. Üniversitelerimiz, teknoparklarımız var, liman şehriyiz ve güçlü bir sanayi altyapımız var. İzmir ihracatta artı değer üreten bir kent. Bu zaten İzmir'in belirli bir potansiyelinin olduğunu gösteriyor bize. O zaman biz bunu hakikaten daha teknolojik hale getirip Türkiye'nin teknoloji başkenti, en yüksek katma değeri üreten şehri haline getirebiliriz. O zaman biz bunu planlamalıyız. Mesele bütün bu değerleri bir ortak paydada ve aynı hedef doğrultusunda bir araya getirebilmek. Yani bir organizatöre, bir orkestra şefine ihtiyaç var. İşte biz de EBSO olarak bunun orkestrası olacağız. Kısmet olursa ben de bunun şefi olacağım” dedi.</p>
<h2>“Dönüşüm OSB'lerden başlayacak”</h2>
<p>İzmir’de kentin tüm bileşenlerini ortak hedef etrafında buluşturarak bir “Voltran” oluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Karabağlı, “Ortak hedefe yönelmiş bir İzmir’in bambaşka bir safhaya ulaşabileceğine inanıyorum. OSB’lerde teknolojik altyapıyı genişletmek üzere yeni veri merkezleri, eğitim kampüsleri ve teknoloji odaklı mükemmeliyet merkezleri kurmayı amaçlıyoruz” dedi. İzmir’in kişi başına düşen OSB metrekaresinde Türkiye’de 40’ıncı sırada yer aldığına dikkat çeken Karabağlı, “Fabrika arsası bulamamak maliyetlerimizi artırıyor. Bu da İzmir’in sanayide gelişememesiyle sonuçlanıyor. Bu konu en fazla mesai harcayacağımız konular arasında yer alacak” dedi. Atatürk OSB’nin genişleme alanıyla ilgili çalışmaların son aşamaya geldiğini belirten Karabağlı, “Bu genişleme alanını yüksek teknoloji odaklı kurguluyoruz. İzmir için yaptığımız yeni teknoloji bölgeleri ve kuluçka merkezi planlamasında bu bölge aktif bir rol üstlenecek” dedi.</p>
<h2>“Teknoloji üreten teknolojiler geliştirme hedefi”</h2>
<p>Şehrin kuzeyinde teknoloji merkezleri, şehir merkezinde ise kuluçka merkezleri kurarak bunları sanayi tesisleriyle eşleştireceklerini belirten Karabağlı, “100 Fabrika 100 Dönüşüm Projesi ile gönüllü 100 tesisle sanayinin dönüşümünü başlatacağız. Patronu üniversiteye, akademisyeni fabrikaya sokacağız” dedi. İzmir’in sanayinin yanı sıra kent genelinde de dönüşüme ihtiyacı olduğunu vurgulayan Karabağlı, “Körfezinden, limanına, trafiğinden ulaşım sorunlarına, hava kalitesinden internet bağlantısına İzmir’in hakikaten topyekûn bir yenilenmeye ihtiyacı var” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebso-izmirde-donusumun-orkestra-sefi-olacak-88572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/2/1280x720/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebso-izmirde-donusumun-orkestra-sefi-olacak-1790682229.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’i Türkiye’nin teknoloji başkenti yapma hedefiyle yola çıkan EBSO Başkan Adayı Mustafa Karabağlı, sanayi, üniversite, teknopark ve kamu arasında ortak bir dönüşüm modeli oluşturacaklarını belirterek, “EBSO olarak bu dönüşümün orkestrası olacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirli-baski-ve-ambalaj-firmalari-chicagoda-140a-yakin-is-gorusmesi-yapti-88559</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmirli baskı ve ambalaj firmaları, Chicago’da 140’a yakın iş görüşmesi yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h3>EKONOMİ/İZMİR</h3>
<p>İzmir Ticaret Odası (İZTO), üyelerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırmak ve yeni ihracat bağlantıları kurmalarına katkı sağlamak amacıyla yürüttüğü UR-GE çalışmalarına Amerika Birleşik Devletleri ile devam etti. İzmirli baskı ve ambalaj firmalarından oluşan 18 kişilik heyet Chicago’da 5 günde 140’a yakın iş görüşmesi gerçekleştirdi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı desteği ile İzmir Ticaret Odası koordinasyonunda yürütülen Baskı, Kâğıt ve Ambalaj UR-GE Projesi kapsamında ABD’nin Chicago kentine giden İzmirli heyet, ilk olarak İkili İş Görüşmeleri Sektörel Yurtdışı Pazarlama Faaliyeti’ne katıldı. 34 yabancı alıcının katıldığı organizasyonda 100’e yakın ikili iş görüşmesi gerçekleştirilirken, ABD’li firmaların tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve Uzak Doğu’ya bağımlılıklarını azaltma arayışının Türk firmaları için önemli fırsatlar sunduğu görüldü.</p>
<p>Beş günlük program boyunca gerçekleştirilen temasların ABD pazarına ilişkin önemli veriler sunduğunu belirten İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, ABD’li alıcıların tedarik stratejilerindeki yeni arayışların Türk firmaları açısından yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Özgener, “Ülkemizin güçlü üretim altyapısı, müşteriye özel üretim yapabilme kabiliyeti ve farklı ürün gruplarına hızlı şekilde çözüm geliştirebilmesi önemli avantajlarımız arasında yer alıyor. İzmirli baskı, kâğıt ve ambalaj firmalarımız da sahip oldukları üretim tecrübesi ve esnek yapılarıyla bu süreçten daha fazla pay alabilecek potansiyele sahip” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirli-baski-ve-ambalaj-firmalari-chicagoda-140a-yakin-is-gorusmesi-yapti-88559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/67-1790673219.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Ticaret Odası koordinasyonunda ve Ticaret Bakanlığı desteğiyle yürütülen Baskı, Kâğıt ve Ambalaj UR-GE Projesi kapsamında, İzmirli ambalaj firmalarından oluşan 18 kişilik heyet ABD’nin Chicago kentine çıkarma yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turk-ile-figoparadan-tedarikci-finansmani-icin-is-birligine-88558</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albaraka Türk ile Figopara&#039;dan tedarikçi finansmanı için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Albaraka Türk ve finansal teknoloji şirketi Figopara'nın, işletmelerin fatura bedellerini vade sonunu beklemeden tahsil edebilmesine yönelik tedarikçi finansmanı alanında iş birliği yaptığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Albaraka Türk'ün Erken Ödemeli Tedarikçi Finansman Sistemi (EÖTFS), Figopara'nın teknolojik altyapısıyla entegre edildi.</p>
<p>İş birliğiyle mal ve hizmet sunan işletmelerin, alıcı firmalara yaptıkları satış sonrasında düzenledikleri faturaların bedellerini vade sonundan önce Albaraka Türk'ten tahsil edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Figopara'nın dijital platformu üzerinden yürütülen süreçle finansman ve tahsilat işlemlerinin uçtan uca dijital ortamda gerçekleştirilmesi ve tedarikçilerin nakit akışlarını daha etkin yönetebilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Albaraka Türk Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Serhan Akyıldız, dijitalleşen ticaret dünyasında müşterilerin ihtiyaç duyduğu hız ve kolaylığı sağlamayı öncelikleri arasında gördüklerini belirtti.</p>
<p>EÖTFS'yi Figopara'nın teknolojik altyapısıyla bir araya getirdiklerini aktaran Akyıldız, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu stratejik işbirliği sayesinde, müşterilerimizin nakit akışlarını optimize etmelerine, fatura bedellerini beklemeden hızlıca tahsil etmelerine ve böylece ticari faaliyetlerini kesintisiz sürdürmelerine olanak tanıyoruz. Katılım finans ilkelerimizden ödün vermeden, dijital finansman çözümlerimizi her geçen gün daha ileriye taşımaya ve müşterilerimize değer katmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"İş birliğimiz işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştıracak"</strong></p>
<p>Figopara Kurucu Ortağı ve CEO'su Koray Gültekin Bahar da KOBİ'lerin finansmana erişimindeki önemli ihtiyaçlardan birinin alacaklarını ihtiyaç duydukları zamanda nakde dönüştürebilmek olduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojiyi bu ihtiyaca doğrudan yanıt verecek şekilde konumlandırdıklarını ifade eden Bahar, işletmelerin finansmana erişim süreçlerini dijital, hızlı ve erişilebilir hale getirmeye odaklandıklarını aktardı.</p>
<p>Bahar, Albaraka Türk ile yapılan işbirliğinin bu yaklaşımın örneklerinden biri olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"EÖTFS'yi Figopara'nın dijital altyapısıyla buluşturarak, tedarikçilerin alacaklarını vade sonunu beklemeden değerlendirebilmelerine ve finansmana erişim süreçlerini daha kolay yönetebilmelerine imkan sağlıyoruz. Tedarik zincirlerinde alıcı ve tedarikçi arasındaki ticari ilişkinin sağlıklı şekilde devam etmesi, işletmelerin nakit akışını etkin yönetebilmesiyle yakından ilişkili. Bu nedenle finansmana erişimi yalnızca bir kredi ihtiyacı olarak değil, ticaretin devamlılığını destekleyen önemli bir unsur olarak ele alıyoruz. Albaraka Türk ve işbirliğimizin de bu bakış açısıyla işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırırken, tedarik zincirinin daha güçlü ve sürdürülebilir şekilde işlemesine katkı sağlayacağına inanıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turk-ile-figoparadan-tedarikci-finansmani-icin-is-birligine-88558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/albaraka-turk-1766410347.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Figopara ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan Albaraka Türk Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Serhan Akyıldız, &quot;Bu stratejik işbirliği sayesinde, müşterilerimizin nakit akışlarını optimize etmelerine, fatura bedellerini beklemeden hızlıca tahsil etmelerine ve böylece ticari faaliyetlerini kesintisiz sürdürmelerine olanak tanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-gumruk-duzeni-turkiye-hazir-mi-88552</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;nın yeni gümrük düzeni: Türkiye hazır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından 23-24 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Ticaret Kongresi düzenlendi. Dünya Ticaret Örgütünün yetkililerinin de katıldığı kongrede küresel ticaretteki gelişmeler ve yeni anlayışlar ağırlıklı olarak konuşuldu. Kongrede en öne çıkan konulardan biri olarak korumacılığın dış ticarette kısa vadede ithalatı azaltmadığı ve aksine devam eden ithalat işlemleri ile bu ilave gümrük vergilerinin tüketici üzerinde bir yük oluşturduğuna işaret edildi. Sonuçta, tüketici bu ticaret savaşlarının maliyetini ödedi ve ödemeye devam ediyor.</p>
<p>Diğer konu olarak ise ticaretin birleştirici rolünün yüzyıllara dayanan bir gözlem ve tecrübe olduğu ve ticaretin beraber yaşamanın bir anahtar rolü olduğuna işaret edildi. Rekabet ve yerli üretimler ticari hayatın doğal bir parçası oldu ve tüketicinin refahını artırmak temel hedef oldu. Ama son dönem hariç ticaret ile jeopolitik gerilimler birlikte anılmadı. Kongrede uzun uzun bu konulara da değinildi.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği (AB), son yılların en kapsamlı gümrük reformunu hayata geçiriyor. Bu konudan biraz bahsetmek istiyorum</p>
<p><strong>Avrupa Birliği ne değiştiriyor?</strong></p>
<p>Yeni sistem kapsamında AB genelinde merkezi bir Gümrük Veri Merkezi kurulacak. İthalat ve ihracata ilişkin bilgiler tek bir dijital platformda toplanacak; risk analizleri gerçek zamanlı veriler üzerinden yapılacak. İthalat süreçlerini tamamlamak için gereken süreyi azaltarak ve tek bir AB arayüzü sağlayarak ithalatçı-ihracatçılar için gümrük raporlama işlemlerini basitleştirecek ve rasyonelleştirecek. Ayrıca, yeni kurulan Avrupa Birliği Gümrük Otoritesi, üye ülkelerin risk yönetimini daha koordineli şekilde yönetecek.</p>
<p>Reformun en dikkat çekici unsurlarından biri ise "Trust &amp; Check Trader" yaklaşımı. Şeffaf veri paylaşan ve yüksek uyum standardına sahip firmalar, çok daha hızlı gümrük işlemlerini sonlandırabilecek. Başka bir ifadeyle artık firmalar data ve veri işleyerek gürmüklere karşı sorumlu olacak.</p>
<p>Diğer önemli değişiklik ise e-ticarette yaşanıyor. 150 Avro altındaki gönderilere ilişkin muafiyet kaldırılırken, çevrim içi platformlar da ithalatçı sorumluluğu üstlenmeye başlayacak. Küçük paketlere yönelik yeni mali yükümlülükler ve kontroller devreye alınacak. Sorumluluğu bireysel tüketici ve taşıyıcılara yükleyen mevcut gümrük sistemi değişerek, online platformların, AB'ye online olarak satılan malların tüm gümrük yükümlülüklerine uyması sağlanacak.</p>
<p>Kısacası Avrupa, sınırda kontrol yapan bir gümrük sistemine ilave olarak ticaret akışını anlık verilerle yöneten dijital bir yapıya geçiyor.</p>
<p><strong>Bu değişiklik Türkiye'yi nasıl etkileyecek?</strong></p>
<p>Değerlendirilmesi gereken asıl kritik soru, değişikliğin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği oluyor.</p>
<p>Türkiye, ihracatının yaklaşık yarısını Avrupa pazarına gerçekleştiriyor. Dolayısıyla, AB'nin gümrük kurallarındaki her değişiklik Türk ihracatçısı için fiili bir yeni kural anlamına geliyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Avrupalı alıcılar yalnızca ürün kalitesine değil, veriye de odaklanacaklar. Böylelikle, ürünün nerede üretildiği, hangi tedarikçilerden geçtiği, karbon ayak izi, izlenebilirliği ve uyum kayıtları çok daha fazla önem kazanacak. Bir nevi dijital pasaport ile gümrükler arasında bir bağlantı kurulma imkanı da bulacak.</p>
<p>Özellikle otomotiv, tekstil, kimya, elektronik ve e-ticaret sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler bu dönüşümü daha yoğun hissedecek çünkü AB'nin kurduğu yeni sistem, risk analizini veri üzerinden yürütecek ve eksik veya tutarsız veri sunan firmalar daha fazla kontrole tabi tutulabilecek.</p>
<p><strong>Türkiye ne yapmalı?</strong></p>
<p>Her yeni düzenleme aynı zamanda bir fırsattır.</p>
<p>İlk olarak Türkiye, konuyu yalnızca bir mevzuat değişikliği olarak görmemeli. Avrupa'nın kurduğu bu sistem aslında yeni nesil bir ticaret altyapısıdır.</p>
<p>Kamu tarafında Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin modernizasyonu yeniden gündemin üst sıralarına taşınmalı. Veri paylaşımı, e-ticaret, dijital ticaret ve ortak risk yönetimi gibi alanlarda AB ile uyumlu bir yol haritası oluşturulmalı.</p>
<p>Geleceğin rekabet avantajı artık yalnızca üretim kapasitesinden kaynaklanmayacak. Avrupa'nın yeni yaklaşımına göre rekabet gücü; kaliteli ürün, hızlı lojistik ve güvenilir verinin birleşiminden oluşacak. Veri yeni petrol olarak anılmaya devam edecek.</p>
<p>Sonuç olarak AB Gümrük Reformu, bugün teknik bir düzenleme gibi görünse de geleceğin ticaret düzenini şekillendirecek stratejik bir dönüşüm olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-gumruk-duzeni-turkiye-hazir-mi-88552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa&#039;nın yeni gümrük düzeni: Türkiye hazır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kso-fransa-ile-ticaret-ve-vize-icin-iki-protokol-imzaladi-88551</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO, Fransa ile ticaret ve vize için iki protokol imzaladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli ile Fransa arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla düzenlenen Kocaeli-Fransa Dış Ticaret, Yatırım ve Proje Finansmanı Toplantısı ile İş Birliği Protokolleri İmza Töreni, Kocaeli Sanayi Odası (KSO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Düzenlenen toplantıda, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım fırsatlarının yanı sıra proje finansmanı olanakları ele alındı.</p>
<p>Program kapsamında, Kocaeli Sanayi Odası ile Türk-Fransız Ticaret Derneği (CCIFT) arasında, iki ülke ve bölge arasındaki ticari ilişkilerin güçlendirilmesi ile karşılıklı iş ve yatırım fırsatlarının artırılmasını amaçlayan iş birliği protokolü imzalandı. Protokole KSO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu ile CCIFT Yönetim Kurulu Başkanı Franck Mereyde imza attı.</p>
<p>Kocaelili sanayicilerin Fransa iş vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların çözümüne yönelik anlaşmaya ise KSO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu ile Isabelle Dumont imza attı. Anlaşma kapsamında, KSO üyelerinin Fransa’ya yönelik iş vizesi başvurularında kolaylık sağlayacak özel bir mekanizma oluşturulacak..</p>
<h2>“Bu buluşma, ülkelerimiz arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirmek adına başlangıç olacak”</h2>
<p> Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Türkiye’nin Fransa Büyükelçiliği’ne gösterdikleri iş birliği adına çok teşekkür ediyorum. Teknik toplantılarımızın ardından, Sayın Büyükelçimizle üyelerimize yönelik vize kolaylığı anlaşması ve Türk-Fransız Ticaret Derneği Başkanıyla da bir iş birliği protokolü imzalayacağız. Bu buluşmanın, ülkelerimiz arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirmek adına önemli bir başlangıç noktası olacağına inanıyoruz. Türkiye ile Fransa arasındaki güçlü bir dayanışmanın, ekonomik açıdan değerli fırsatlar yaratacağı kanısındayız” dedi.</p>
<h2>“Fransa ile ticari ortaklık yapmak isteyen Kocaelili firmalara destek sunmaya hazırız”</h2>
<p>Fransa Büyükelçiliği Bölgesel Ekonomi Servisi Direktörü Jérôme Baconin, “Türkiye ile Fransa arasındaki iş birliklerini çok önemsiyoruz. İmzalanan iş vizesi ve iş birliği anlaşmalarının iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olduğuna inanıyoruz. Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli bölgesinde yeni iş birlikleri geliştirmeye oldukça istekliyiz. Kocaeli’nin güçlü bir ticaret yapısı var ve bölgede çok sayıda Fransız firma faaliyet gösteriyor. Fransa ile ticari ortaklık yapmak isteyen Kocaelili firmalara destek ve imkan sunmaya hazırız. Bir sonraki basamakta Fransız şirketlerini Kocaeli’de, Kocaeli’deki Türk şirketlerini ise Fransa’da görmek istiyoruz. Bu şekilde Kocaeli ve Fransa arasında daha güçlü bir bağ kurmuş olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“İki ülke arasındaki dostluk ve ekonomik iş birliği kazanmaya devam edecek”</h2>
<p>Türk-Fransız Ticaret Derneği Başkanı Franck Mereyde, Türkiye ile Fransa arasındaki ortaklığın onlarca yıllık karşılıklı faydaya dayandığını belirterek, “Türkiye ile Fransa arasındaki ortaklık, onlarca yıllık karşılıklı faydaya dayanıyor. Kocaeli’de imzalanan bu iş birliği protokolünü çok önemsiyoruz. Bu protokol, ortak çabalarımızı derinleştirmek ve iş ekosistemlerimize daha da büyük değer sunmak üzere tasarlanmış kurumsal ortaklığımızda yeni bir sayfayı işaret ediyor. Sahadaki rekabet ne olursa olsun, iki ülke arasındaki dostluk ve ekonomik iş birliği kazanmaya devam edecek” diye konuştu.</p>
<h2>“Bu anlaşma, Fransa’nın Türkiye’deki ortaklarıyla uzun süreli ekonomik bağlar kuracak”</h2>
<p>İmzalanan anlaşmaların Türkiye ile Fransa arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayacağını belirten Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont, “Bugün, iş seyahatlerindeki vize başvuru süreçlerini kolaylaştıracak çerçeve anlaşmasını imzalamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bu anlaşma, Fransa’nın Türkiye’deki ortaklarıyla uzun süreli ekonomik bağlar kurma yönündeki niyetini ve taahhüdünü somut bir şekilde ortaya koyuyor. Aynı zamanda ekonomik aktörleri destekleme yönündeki çabalarımızı da güçlendiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kso-fransa-ile-ticaret-ve-vize-icin-iki-protokol-imzaladi-88551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/kso-fransa-ile-ticaret-ve-vize-icin-iki-protokol-imzaladi-1790666956.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, Türkiye-Fransa arasındaki ticaret, yatırım ve proje finansmanı fırsatları ele alınırken, KSO ile Türk-Fransız Ticaret Derneği arasında iş birliği protokolü imzalandı. KSO üyelerinin Fransa iş vizesi süreçlerini kolaylaştıracak anlaşmayla da yeni bir mekanizma oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalabaligin-davranisi-88547</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 09:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalabalığın davranışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><em>“Bir kalabalıkta her duygu ve eylem bulaşıcıdır; üstelik bu bulaşıcılık öylesine güçlüdür ki, birey kişisel çıkarını kolektif çıkara kolaylıkla feda eder.”</em></p>
<p style="text-align: center;">-The Crowd: A Study of the Popular Mind – Gustave Le Bon</p>
<p>Kalabalıkların doğası, felsefede uzun zamandır ilgi odağı olmuştur ancak 18. ve 19. yüzyıllar, kalabalıkların psikolojisini anlamaya yönelik vurgunun arttığı bir dönemdi. Örneğin, Jean-Jacques Rousseau, "…insan kalbini kalabalıklar içinde de incelemediğimiz takdirde, ona dair bilgimiz son derece eksik kalır" demiştir.</p>
<p>Fransız sosyal psikolog Gustave Le Bon (1841-1931), sıklıkla kalabalık psikolojisi çalışmalarının öncüsü (babası) olarak kabul edilir. Le Bon, hem tarihin hem de insan doğasının doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için kalabalık psikolojisinin kavranmasının şart olduğuna inanıyordu.</p>
<p>Kalabalık (crowd) nedir? Le Bon, kalabalığı ortak bir fikir, inanç veya ideoloji etrafında birleşmiş bireylerden oluşan bir grup olarak tanımlamış.</p>
<p>Bir kalabalığı birleştiren fikir, berrak bir akıl yürütme ve kanıtların incelenmesi süreciyle seçilmez. Bunun yerine kalabalıklar, inanç ve fikirleri yüzeysel bir biçimde benimser ve bunları eylemler için bir yakıt olarak kullanırlar.</p>
<p>Le Bon’a göre, bir birey kalabalığın parçası haline geldiğinde derin bir psikolojik dönüşüm geçirir. Yani, artık bir birey olarak hareket etmeyi bırakır: “<em>Artık kendisi değildir; iradesiyle yönlendirilmeyi bırakmış bir otomata dönüşmüştür</em>.” (The Crowd: A Study of the Popular Mind – Gustave Le Bon)</p>
<p>Böylesi bir psikolojik dönüşümle birlikte birey artık kendisi için yaşamaz; bunun yerine, kendi kişisel amaç ve hedeflerini kalabalığınkiler uğruna feda eden bir piyon haline gelir.</p>
<p>Le Bon, bireyleri bir kalabalığa katılmaya iten saikleri anladığına inanıyordu. Bir birey hayatını tek başına sürdürdüğünde —yani kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldığında— üzerinden atamadığı, ezici bir yük ve acizlik hissi duyma eğilimindedir.</p>
<p>Bir kalabalığa veya kitlesel bir harekete katıldığında ise birey, bu sorumluluktan ve acizlik hissinden geçici olarak kurtulur ve yeryüzünün temellerini sarsabilecek güce sahip olduğunu hissetmeye başlar.</p>
<p>Le Bon, hepimizin bir bakıma bir kalabalığın parçası olduğunu düşünüyordu; zira hepimiz, bize toplumsal süreçlerle aşılanan ve ortak eylemler aracılığıyla bizi kültürümüzdeki diğer insanlarla birleştiren fikir ve ideolojilerin güdümündeyiz. Başka bir deyişle, eylemlerimizin çoğu; tam olarak kavramadığımız fikirler, inançlar ve ideolojiler tarafından yönlendirilir. Le Bon, kişinin kendisini tüm bu örtük fikirlerden tamamen sıyırmasının imkânsız olduğunu düşünüyordu. Yine de eylemlerimize yön veren fikirleri, değerleri ve inançları akıl ışığına çıkararak kısmi bir özgürlük ve bağımsızlık elde edilebileceğini savunuyordu.</p>
<p>Piyasalara dönecek olursak: Türkiye’de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Sektörel Enflasyon Beklentileri verilerine göre Eylül’de 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi reel sektörde gerilerken piyasa katılımcıları ve hanehalkında yatay seyretti.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının beklentisi yüzde 23,7, hanehalkının beklentisi yüzde 45,6 ile bir önceki ayla aynı düzeyde kaldı; reel sektörün beklentisi ise 0,3 puan düşüşle yüzde 32,5’e geriledi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb6174aa6bc-1790665076.png" alt="" width="700" height="367" />
<figcaption><strong>Kaynak: Macrohub</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>, PPK’nın Ekim’de 100 baz puan indirim yapacağına yönelik beklentimiz devam ediyor.</p>
<p>Tahviller panikliyor, hisse senetleri sakin. 10 yıllık tahviller aşırı gerilmiş görünüyor, MOVE uçtu ve tahvil piyasaları VaR şokuyla karşı karşıya. Ancak SPX neredeyse hiç tepki vermedi. Soru şu ki, bu bir tahvil piyasası olayı olarak mı kalacak yoksa hisse senetlerini de buna ayak uydurmaya mı zorlayacak?</p>
<p>Faiz oranlarındaki artış, 10 yıllık tahvil getirisinin RSI'sını uzun zamandır görmediğimiz seviyelere itti. Makro ortam farklı ancak RSI, Ocak 2025'teki yerel getiri zirvesi civarında benzer şekilde gerilmişti.</p>
<p>Tahvil volatilitesi hızla tırmanırken VIX buna neredeyse hiç tepki vermiyor. MOVE ve VIX arasındaki fark aşırı seviyelere ulaştı. Piyasalardan biri bir şoku fiyatlarken, diğeri hâlâ durumun kontrol altına alınabileceği varsayımıyla hareket ediyor.</p>
<p>SPX, MOVE yükselişine karşı da direndi. Hisse senetleri daha yüksek getirileri daha güçlü büyümenin bir işareti olarak görürse, bu farklılık devam edebilir. Tahvil piyasasındaki stres daha geniş çaplı risk azaltımına zorlamaya başlarsa, bunu sürdürmek zorlaşır.</p>
<p>10 yıllık tahvil getirilerindeki artışın neredeyse tamamının reel getirilerden kaynaklandığını ve enflasyon beklentilerinde çok az değişiklik olduğu görülüyor. Buna göre tahviller, enflasyon şokundan ziyade büyüme ve faiz oranlarının gidişatını yeniden fiyatlandırıyor.</p>
<p>Geçen Çarşamba günü küresel tahvil piyasalarında dikkat çekici bir gün yaşandı. 10 yıllık ABD Hazine tahvilleri, geçen yılın Nisan ayındaki "Kurtuluş Günü"nden (Liberation Day) bu yana en kötü seansını geçirirken, 5 yıllık Hazine tahvili getirileri 2007'den bu yana ilk kez yüzde 5'in üzerine çıktı. Brent petrolünün 2026 başından bu yana yaklaşık yüzde 73 değer kazandığı ve ABD TÜFE'sinin Ocak ayındaki yüzde 2,4 seviyesinden Eylül ayında beklenen yüzde 3,60 seviyesine yükseldiği göz önüne alındığında, tahvil piyasası dışındaki herhangi birinin, piyasanın enflasyon konusunda giderek daha fazla endişelendiğini varsayması gayet doğaldır ancak gerçek durum bundan farklı görünüyor. ABD 10 yıllık nominal getirileri bu yıl şu ana kadar yaklaşık 97 baz puan yükselmiş olsa da bu artışın sadece 10 baz puanlık kısmı yükselen başa baş (breakeven) enflasyon beklentilerinden kaynaklanıyor. Geri kalan kısım ise, en son 2008'de görülen seviyelere ulaşan önemli ölçüde yüksek reel getirileri yansıtıyor.</p>
<p>Nitekim, 10 yıllık başa baş enflasyon beklentileri üç yılı aşkın bir süredir kayda değer bir oynaklık göstermeden son derece istikrarlı bir seyir izledi. Vade primi göstergeleri de son 18 ayda belirli bir aralıkta kalarak, mali endişelerin de bu hareketin temel itici gücü olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Dolayısıyla bu hareket büyük ölçüde politika faizleri ve daha yüksek bir nötr faiz oranıyla ilgili olmalı. Warsh'ın kendisi de 10 yıllık tahvil getirilerindeki yükselişin ekonomik güç, sermaye rekabeti ve jeopolitik faktörlerden kaynaklandığını savunmuştur. Uygulamada ise "sermaye rekabeti", giderek artan bir şekilde yapay zekâ (AI) alanındaki sermaye harcamalarının (capex) de etkenler gibi görünmektedir.</p>
<p>Çarşamba günü açıklanan ve oldukça güçlü seyreden PMI verileri, yaşanan satış dalgasının son tetikleyicisi oldu. Söz konusu hareketler, ABD PMI verilerine verilen olağan tepkilere kıyasla aşırı boyutta olsa da olağanüstü bir büyüme ivmesine işaret eden daha geniş bir tabloyu destekliyor. Atlanta FED'in GDPNow üçüncü çeyrek büyüme tahmini şu anda yüzde 5,11 seviyesinde bulunurken S&amp;P 500 şirketlerinin üçüncü çeyrek kazançlarının yıllık bazda yaklaşık yüzde 30 oranında büyümesi bekleniyor ancak temel düzeyde bu hareket; olumlu büyüme haberleri, şahin politika sinyalleri ve daha yüksek bir nötr faiz oranının birleşimini yansıtıyor. Daha tedirginlik verici soru şu: Tahvil piyasası gerçekten enflasyondan endişe ediyor olsaydı, 10 yıllık tahvil getirileri nerede olurdu?</p>
<p>Russell'ın zayıflığı, faiz oranlarına daha duyarlı hisse senetlerinin şimdiden baskıyı hissettiğini gösteriyor. Reel getiriler burada kalmaya devam ederse, sakin hisse senetleri ile panik halindeki tahviller arasındaki farkı görmezden gelmek daha da zorlaşacak. Hele faizler yapısal olarak daha yüksek bir enflasyonu fiyatlamaya başlarsa ne olacak?</p>
<p>Geçerliliğini koruduğu için geçen hafta yayınladığımız “Volatilite” isimli raporu buraya alıyoruz.</p>
<p><strong>Volatilite</strong></p>
<p>Çok önemli makro belirsizliklere rağmen volatiliteler son derece düşük. Bu risklerin göz ardı edildiği veya tam fiyatlanmadığı anlamına mı gelir?</p>
<p>Şahin bir ABD faiz artırımı, küresel merkez bankalarının sıkılaştırma ortamında geldi. Brent ve ABD ham petrolü geçen hafta boyunca 100 dolar/varil üzerinde kaldı. Orta Doğu çatışması çözümsüz kalmaya devam ediyor.</p>
<p>ABD 10 yıllık tahvil getirileri hala yüzde 5'ler civarında. Piyasanın baskın büyüme motoru olan yapay zekâ konusu gittikçe daha fazla inceleme altına alınıyor ve önemli bir ABD ara seçimlerine iki aydan az bir süre kaldı.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen VIX Cuma günü 14 puandan kapandı. Tekil hisse senedi piyasasının bazı kısımlarında, örtük oynaklık yakın tarihinin en düşük seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>Buradaki sorun, belki de yatırımcıların aşırı derecede iyimser veya riskleri umursamaz hale gelmesi.  Diğer ilginç bir nokta önemli olan Donald Trump ile Xi Jinping arasındaki görüşme öncesinde FXI opsiyonlarına yönelik talep eksikliği olarak öne çıkıyor. FXI opsiyon hacimleri yatay seyrediyor. Volatilite yüzeyinde, söz konusu olaya bağlı kayda değer bir kırılma veya hareketlilik görülmemektedir. Implied volatilite, son yılların en düşük seviyelerine yakın bir noktada bulunuyor.</p>
<p>Her olayın bir risk unsuru haline gelmesi gerekmiyor ama ancak piyasalarda Rusya-Ukrayna, ticaret, teknoloji, Tayvan, Orta Doğu ve ABD-Çin ilişkilerinin genel yönü konusunda piyasalar rahat davranıyor. En azından volatilite bunu çağrıştırıyor.</p>
<p>Fiyatlandırmalar, yatırımcıların riskleri riske atmadan, olası bir duruma karşı önlem almadan rahat olduklarını gösteriyor. Olaylar olumlu geçerse bu tamamen rasyonel olabilir ancak, zaten yeniden risk alan bir piyasanın, koruma nispeten ucuzken bunu fazla kaale almamaları bizce ilginç olabilir.</p>
<p>Hedge amaçlı alımlar genellikle hisse senetlerinin düşmesi gerektiği yönünde bir beyan olarak ele alınır. Halbuki böyle olmak zorunda değildir. Volatilitenin ucuz olduğu bir piyasada, piyasanın bugünkü kadar rahat kalmasına güvenmeden, yoğun bir makro takvim boyunca riski elinde tutmaya devam etmenin bir yolu da hedge etmek olabilir.</p>
<p>VIX'in mutlaka yükseleceğini söylemiyoruz. Zamanlamak oldukça zor ve piyasa birçok yatırımcının beklediğinden daha uzun süre rahat kalabilir. Ancak yeniden risklendirilmiş pozisyonlanma, ucuz tek hisse senedi oynaklığı ve düşük endeks oynaklığı kombinasyonunu göz ardı etmek zor. Aslında piyasa riskleri ortadan kaldırmadı. Sadece ortadan kaldırmış gibi  fiyatlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalabaligin-davranisi-88547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalabalığın davranışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-iklime-faydadan-cok-zarar-verebilir-88538</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ iklime faydadan çok zarar verebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, COP31 öncesinde yapay zekânın sorumlu kullanımına yönelik Antalya Yapay Zekâ Taahhüdü'nü açıklamaya hazırlanırken, yeni bir araştırma tartışmayı veri merkezlerinin enerji tüketiminin ötesine taşıyor. Araştırmaya göre yapay zekâ, fosil yakıt üretiminde sağladığı verimlilik artışı nedeniyle, doğru politikalarla yönlendirilmediği takdirde emisyonları azaltmak yerine artırabilir.</strong></p>
<p>Türkiye, COP31 Eylem Gündemi’ni açıkladığı toplantıda, yapay zekânın sorumlu kullanımını hedefleyen 2026 Antalya Yapay Zekâ Taahhüdü’nün de önümüzdeki haftalarda açıklanacağını duyurdu.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb5341b5a1a-1790661441.png" alt="" width="333" height="436" />New York İklim Haftası (Climate Week) kapsamında konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, hükümetlerin yapay zekâyla ilgili kurallar koymaya başlaması ve yapay zekânın artan enerji tüketiminin açıkça konuşulmaya başlanması gerektiğini söyledi. Taahhüdün yanı sıra Yapay Zekâ Destekli Temiz Teknolojiler Girişimi kurulacağı ve öncelikli sektörlerde yapay zekâ destekli temiz teknoloji projelerinden oluşan portföyler yaratılıp yatırımcılarla buluşturulacağı duyuruldu.</p>
<p>Yapay zekânın iklim değişikliği üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılıyor ve tartışmalar büyük ölçüde, veri merkezlerinin artan enerji tüketimine odaklanıyor.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Nisan 2025 tarihli “Enerji ve Yapay Zeka” raporunda, veri merkezlerinin 2024’te küresel elektrik tüketiminin yüzde 1.5’inden sorumlu olduğu ve bu tüketimin 2030’a kadar iki katına çıkmasının beklendiği aktarılıyordu. Nitekim veri merkezlerindeki elektrik tüketimi, 2025’te yüzde 17 arttı. IEA, “enerji olmadan yapay zekâ olamayacağı gibi, yapay zekânın da enerji sektörünü dönüştürme potansiyeli bulunduğuna” dikkat çekiyor.</p>
<p>NPI Climate Action adlı hakemli dergide Ağustos 2026’da yayınlanan yeni bir makale ise veri merkezlerindeki elektrik tüketiminin, buzdağının yalnızca görünen ucu olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zekâ kaynaklı üretkenlik artışlarının, fosil yakıt ve yenilenebilir enerji sektörlerini nasıl etkileyeceğini modelleyen çalışmaya göre, regüle edilmediği takdirde yapay zekâ emisyonları azaltmak yerine kayda değer ölçüde artıracak. 64 senaryonun çalışıldığı araştırmaya göre emisyonlar yalnızca, yapay zekânın fosil yakıt üretimini desteklemediği senaryolarda düşebiliyor.</p>
<p>Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin açıkladığı yapay zekâ gündeminin bu nedenle “resmin yarısını gözden kaçırdığını” söylüyor. “Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekânın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlar” diyen Alpine, yapay zekânın gerçekte nasıl kullanıldığının ise gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor. Alpine’a göre konunun COP31’de inandırıcı bir şekilde ele alınabilmesi için iklim üzerindeki etkilerinin bütüncül değerlendirilmesi şart.</p>
<p>Enabled Emissions Campaign (Yol Açılan Emisyonlar Kampanyası) Direktörü ve Stanford Üniversitesi McCoy Aile ve Etik Merkezi’nde Etik ve Teknoloji Uygulamacı Bursiyeri Holly Alpine’ın değerlendirmeleri şöyle:</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yapay zekânın net etkisi, enerji sistemine bağlı</span></strong></p>
<p>“Yapay zekâ, bir genel amaçlı teknoloji, dolayısıyla aynı özellikleri yalnızca tek bir alanda değil, uygulandığı diğer alanlarda da gelişme sağlar. Taraf tutmaz. Fosil yakıt üretiminde kullanıldığında, çıkarılma maliyetlerini düşürür ve ekonomik olarak çıkarılabilir kaynakları artırır. Yenilenebilir enerjiye uygulandığında ise üretim tahminlerini ve yer seçimini geliştirir, verimliliği artırır.</p>
<p>Yapay zekâ, her iki yönde de üretkenliği artırdığından, net etkisinin seragazı emisyonlarının artmasına mı yoksa azalmasına mı yol açacağı, teknolojinin kendisine değil, içinde faaliyet gösterdiği enerji sisteminin temel dengesine bağlı.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Veri merkezlerindeki elektrik tüketimine odaklananlar büyük resmi kaçırıyor</span></strong></p>
<p>“Kamuoyundaki tartışmanın odağının aksine, veri merkezlerindeki elektrik kullanımına odaklanmama düşüncesi, iki anlaşmanın rakamlarını inceledikten sonra ortaya çıktı: Microsoft’un Exxon ve Chevron’la yaptığı teknoloji işbirlikleri, günde 50 bin ve 400 bin varil ek fosil yakıt üretimi sağlıyordu ve artışın tamamı, teknolojiye atfediliyordu. Tek başına bu bile, Microsoft’un kendi operasyonel karbon ayak izinin, buna veri merkezleri de dahil, yüzde 300’ünden fazlasına denk geliyor. Bu da iklim hesap verebilirliğinin veri merkezlerindeki elektrik kullanımına odaklanmasının, büyük resmi kaçırdığını çok net gösteriyor.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yapay zekâ şimdiden rezervleri artırıyor, maliyetleri düşürüyor</span></strong></p>
<p>“Mevcut analizler, veri merkezlerinin enerji talebini, yenilenebilir enerji optimizasyonunu ve talep tarafındaki verimliliği inceliyor. Ancak yapay zekanın fosil yakıt arz ekonomisini nasıl yeniden şekillendirdiğini yeterince ele almıyor. Örneğin Batı Teksas Havzası’nda (Permiyen Havzası) başabaş maliyetler varil başına 90 doların üzerindeyken, yapay zekâ ile birlikte yaklaşık 40 dolara geriledi. Goldman Sachs, yapay zekanın, ABD’deki kaya gazı rezervlerini yüzde 8 ila 20 oranında artırabileceğini tahmin ediyor. Sektörel veriler, petrol ve gaz sektöründe arama ve üretim yapan kuruluşların yüzde 44’ünün keşif aşamalarında şimdiden yapay zekâ kullandığını gösteriyor. Yapay zekânın seragazı emisyonları üzerinde hiçbir etkisi olmaması için yenilenebilir enerjide yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışının, fosil yakıtların verimlilik artışından 4 ila 5 kat daha fazla olması gerekiyor. Fosil yakıtlar hâlâ küresel birincil enerjinin yüzde 80’inden fazlasını sağlıyor. Bu nedenle aynı orandaki verimlilik artışı, fosil yakıt sistemlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla çok daha büyük bir etki yaratıyor. Altyapı bağımlılığının, politik-ekonomik geri beslemelerin ve patikaya bağımlı yatırımların, zaman içinde, tespit ettiğimiz bu asimetriyi daha da güçlendirmesi beklenebilir. Sonuçta; teknolojik ilerlemeler, mevcut enerji sistemlerine uygulandığında, bu sistemlerin ömrünü uzatıyor.”</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>COP31'de yapay zekânın iklim etkileri bütüncül ele alınmalı</strong></span></p>
<p>"Türkiye'nin yapay zekâ konusundaki taahhüdü sunma biçimi, resmin yarısını gözden kaçırıyor. Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekânın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlar. Ama yapay zekânın günümüzde gerçekten nasıl kullandığı gözden kaçırılıyor: Yapay zekâ, fosil yakıtların çıkarılmasını ve üretimini azaltmak için değil, aksine büyük ölçüde bunları artırmak için kullanılıyor. Araştırma, bu tür mesajlarda öne çıkarılanın aksine, yapay zekanın sebep olduğu fosil yakıt emisyonlarının, temiz enerji kazanımlarından çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-iklime-faydadan-cok-zarar-verebilir-88538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ iklime faydadan çok zarar verebilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dopamin-siteleri-ile-nefsini-koreltmek-88534</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dopamin siteleri ile nefsini köreltmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir haber </strong></p>
<p>İki Hintli genç Hindistan’da bir yemek sitesi açmışlar. Sitede 22 ülkenin mutfağından 319 çeşit yemek var. Bu ülkeler arasında Türkiye de var. Türk mutfağına girdim. Bakın neler var: Adana kebap, İskender kebap, mantı, karnıyarık, testi kebabı, menemen, lahmacun, içli köfte, pide. Adana kebabını promosyon olarak koymuşlar, bedava. Diğer yemekler de, bizim Meclis Lokantası kadar olmasa da, ucuz. Örneğin, karnıyarık 250 lira, İskender 350 lira.</p>
<p>Yemekleri seçtim. İki lahmacun ve iki içli köfte istedim. 788 lira tuttu. Site, siparişim hakkında bilgi de verdi. İlk mesaj: Siparişiniz gerçekleşti. İkinci mesaj: Mutfak siparişinizi hazırlıyor. Üçüncü mesaj: Kurye siparişinizi aldı. Son mesaj: Nerdeyse kapınızda. Son mesajdan hemen sonra bilgisayardan telefon sesi geldi. Ekrandaki telefon düğmesine dokununca kuryenin sesini duydum:  “Ben, kuryeniz. Siparişiniz bende. Binanızın dışındayım. Fakat kapınızı bulamıyorum; ne caddenizi, ne de şehrinizi. Çünkü hiç bir yiyecek de yoktu. Özür dilerim. Hiç bir şey de ödemediniz. Gerçekte siz kazandınız“</p>
<p>Gerçekten de gelen yiyecek falan yoktu. Bu sitede her şey sahte idi. Ama Hintli çocuklar baştan söylemişti. Sitenin adı bile manidardı: “Yiyecek Asla Gelmez“ (Food never comes). Şöyle bir sloganları da vardı: “Yiyecek siparişini ver, hesabı ödeme“ (Order the food. Skip the bill). Ben BBC haberindeki bu siteye(https://foodnevercomes.com/#menu) girdim. “Siz merak etmiş girmişsiniz, başka kim girecek ki“ demeyin. Siteyi 2,7 milyon kişi ziyaret etmiş.</p>
<p>Söz konusu haber, BBC sitesinde “Hintliler ödeme yapmadan alışveriş yapmanın heyecanını keşfediyorlar“ diye yayımlandı. (https://www.bbc.com/news/articles/cwn741v5rdpxo)</p>
<p><strong>Kovalamak yakalamaktan zevkli mi?</strong></p>
<p>Hintli gençler böyle bir siteyi kurarken ilhamı birinin annesinden almışlar. Genç şöyle demiş: “Annem alışveriş sitelerine girer. Sepetini doldurur. Ama sonra alırım deyip bırakır“. Görünen o ki, annesi sepeti doldurduktan sonra alışveriş dürtüsünü kaybedermiş. Öte yandan, kendi yaşamlarından da esinlenmişler. Çalışırken yemek siparişi verirlermiş, ama gerçekten karınları acıktığı için değil, can sıkıntısından. Asıl hoşlarına giden, yemeği ısmarlama ritüeli imiş.</p>
<p>Bütün bunların bir bilimsel açıklaması da var. Örneğin, University Michigan’dan sinir bilimci(Neuroscience) Profesör Kent Berridge “İsteme“ (wanting) ve “Hoşlanma“ (liking) üstüne bir teori geliştirmiş. Dopamin (Dopamine) denen beyin hormonu bir şeyi istememizi sağlıyor. Hoşlanma da o peşinde olduğumuz şeyi elde ettiğimizde aldığımız zevk. Ve denilen o ki, bir şeyi kovalarken alacağımız zevk, onu elde ettiğiniz zaman alacağınız zevkten daha fazla olabiliyor.</p>
<p>Sinir bilimdeki bulguların ışığı altında sistemin çalışması şöyle anlatılabilir:Bu sahte sitelerden sipariş vermek dopamin salgısını yaratıyor, bu da çok yoğun yiyecek istemeyi tetikliyor. Sonunda yiyecek gelmiyor ama bir şekilde hevesinizi almış oluyorsunuz. Ve yemek ısmarlamaktan vazgeçip işinizin başına dönüyorsunuz.</p>
<p>Hintli gençlerin kurduğu bu tip sitelere “Dopamin sitesi“(Dopamine site) deniyor. Bunun ilk yaratıcıları, Güney Koreli imiş. Yalnız yiyecek değil, her tür eşyadan seyahat sitelerine kadar dopamin siteleri kurulmaya devam ediyormuş Sinir bilim çalışmalarına göre bunlar “plasebo etkisi“ yaratıyormuş.</p>
<p><strong>Sanki Yedim Camii</strong></p>
<p>Yukarda aktardığım BBC haberini okuyunca aklıma “Sanki Yedim Camii” geldi. Onu da anlatayım.</p>
<p>Gönül bu, ferman dinlemez. Osmanlı zamanında da orta halli bir esnafın, Keçeci Hayreddin’in gönlü de ferman dinlememiş. Sultanların yaptırdığı Selatin Camileri gibi bir cami yaptırmak istemiş.Ama sultanlara açık olan devletin hazineleri ona açık değilmiş. Hazırda parası da yokmuş. Bunun için para biriktirir, camiyi yaptırırım demiş. Nasıl biriktirmiş? Ne zaman canı bir şey yemek istese, almayıp, “sanki yedim“ diyerek parasını bir yere koymuş. Örneğin, yemek yemek için lokantaya gider, bir şey yemeden çıkarmış. Yemeğe vereceği parayı bir cebinden cami vakfının veznesi haline gelen öbür cebine aktarırmış. Ve 20 yılsonunda biriktirdiği para ile İstanbul’da Fatih ilçesi, Zeyrek mahallesinde bir cami yaptırmış. Dedik ya, bu esnaf orta halli bir esnafmış. Bu yüzden cami de öyle sultanların yaptırdığı camiler gibi 4 ya da 6 minareli olmamış. Tek minareli, 100 metrekarelik bir cami olmuş. Buna halk da “Sanki Yedim Camii“ adını vermiş. Cami, Birinci Dünya Savaşı sırasında Unkapanı yangınında hasar görmüş. Metruk olarak kalmış, sonra yine mahalledeki esnafların katkısı ile onarılarak yeniden hizmete girmiş.</p>
<p>Keçeci Hayreddin sanki 17. yüzyılda bugün sinir bilimcilerin söylediklerini uygulamış. O zaman böyle siteler yokmuş. Onun yerine lokantanın kendisini kullanarak nefsini köreltirmiş. Rahmetli babam “Sanki Yedim Camii“ konusunu zamanının, 50’li yılların siyasilerini eleştirirken çok kullanırdı. Ve “Keçeci Hayreddin Efendi yememiş, biriktirmiş ve camiyi yapmış, Bunlar Keçeci Hayreddin’i oynuyorlar ama biriktirmiyorlar, yiyorlar. Camiyi de bizim paralardan yapıyorlar” derdi.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Bilim insanları, dopamin sitelerinin etkisinin kişilere bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini ifade ediyorlar. Örneğin, bazıları için plasebo etkisi yaratan, nefsi köreltmeye yarayan araç olarak çalışabilir. Öte yandan bazıları için de etkisi “Eşeğin gönlüne karpuz kabuğu düşürmek“ gibi olabilir. Örneğin karnı acıkınca sandviç ısmarlayacak biri, dopamin sitesine girince gördüğü suşinin peşine düşebilir.</p>
<p>Dopamin siteleri başka amaçlara da hizmet edebilir mi? Örneğin, bu dopamin siteleri, sizin linkinizi elde etmek isteyen alışveriş siteleri için bir yem olarak kullanılabilir mi?</p>
<p>Acaba iktidarlar, muhalefet partileri heveslerini alsın diye dopamin siteleri oluşturabilir mi? Örneğin, şöyle bir animasyon düşünün. Açılışta bir seçim yapıyorsunuz: Muhalefet mi iktidar mı? İktidarı seçtiyseniz, oyun kesintisiz devam ediyor. Muhalefeti seçiyorsunuz. Oyun ilerliyor, seçim vaadlerinizi sıralıyorsunuz. Derken seçim yapılıyor, kazanıyorsunuz. Koltuğa oturuyorsunuz, popüleritiniz artıyor; koltuğa oturmanın zevkini yaşıyorsunuz. Derken ekran kararıyor, bir bakıyorsunuz koltukta başka birisi var. Bir yazı çıkıyor: “Oturacağınızı mı sandınız?” Sitenin adına bakıyorsunuz: Kazansanız da size bırakmayacağız.</p>
<p>İşin şaka tarafı bir yana. Dünya öyle bir yöne gidiyor ki, bu gelir dağılımı adaletsizliği ile toplumların büyük kesimleri dopamin siteleri ile doyuma ermeye çalışacak gibi…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dopamin-siteleri-ile-nefsini-koreltmek-88534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dopamin siteleri ile nefsini köreltmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alici-ne-zaman-sizi-dinler-88533</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alıcı ne zaman sizi dinler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Alıcılarınıza erişmeye çalıştığınızda, görüşmeyi tetikleyecek bir konuyu onların zihninde uyandırabiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Olası alıcıların sizi <strong>hiç dinlememesi</strong> olasılığının <strong>%2</strong> çerçevesinde olduğunu duydunuz mu?</p>
<p>İlginç değil mi?</p>
<p>Ayrıca, alıcılar arasında yapılan çalışmalarda çıkan ilginç bir sonuç da <strong>alıcıların % 70’inden fazlasının</strong> söyledikleri…</p>
<p><strong>İşimi geliştirmek ve yeni fırsatlar yaratmak için, yeni fikirler ve olanaklar ararken, ayrıca daha güçlü sonuçlar elde etmek istediğimde yeni tedarikçilerle görüşürüm</strong>, diyor alıcılar.</p>
<p>Olası alıcılarınıza erişmeye çalıştığınızda, bu <strong>görüşmeyi tetikleyecek</strong> herhangi bir <strong>konuyu</strong> veya konuları onların zihninde <strong>uyandırabiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Alıcıların, <strong>görüşmeye açık</strong> oldukları başka bir zaman da yaşadıkları bir <strong>sorunu çözmeye çalıştıkları</strong> durumlar…</p>
<p>Sektörde <strong>yaşanabilen</strong> ve sizin <strong>çözebildiğiniz sorunlar</strong>, görüşmenin <strong>kapısını açabilecek</strong> anahtarlar olabilir.</p>
<p>Bu durumda ve hatta çoğu zaman <strong>yaklaşımınız</strong>, bir ürün veya hizmet <strong>satmaktan çok</strong> olası alıcınıza işinde <strong>rahatlık ve kolaylık</strong> sağlayacağınız şeklinde olmalıdır.</p>
<p>Alıcıların <strong>yarısından fazlası</strong> her zaman olmasa bile <strong>genellikle</strong> yeni tedarikçileri <strong>dinlemeye açıktırlar</strong>.</p>
<p>Bunun nedeni de hem <strong>ellerinde</strong> bulunan <strong>tedarikçilerini kıyaslamak</strong> hem de ellerinde farklı <strong>tedarikçi</strong> seçenekleri <strong>havuzu oluşturmaktır</strong>.</p>
<p>İşte siz <strong>bu fırsatı</strong>, olası alıcının zihninde ve onun <strong>tedarikçi portföyünde</strong> nerede ve nasıl <strong>yer alacağınızı tasarlayarak</strong> kullanabilirseniz, bir sonraki satınalma çağrılarının listesinde olma şansı elde edebilirsiniz.</p>
<p>Olası <strong>alıcılarınız</strong>, ürününüze veya hizmetinize <strong>ihtiyaç duyduğunun farkında olmayabilir</strong>.</p>
<p>Onlara <strong>sağlayabilecekleriniz</strong> konusunda <strong>bilgilendirin</strong> ve fikir verin.</p>
<p><strong>Kendi</strong> işletme <strong>hedefleriyle</strong> sizin sunduklarınız arasında <strong>bağlantı kurmalarını</strong> sağlayın.</p>
<p>Onların değer zincirinde güçlü bir halka olabileceğiniz konusunda zihinlerinde yer alın.</p>
<p>Öte yandan var olan <strong>tedarikçilerine</strong> öylesine <strong>alışmış</strong> olabilirler ki <strong>farklı seçeneklerin</strong> onlara nasıl bir artı değer getirebileceğini <strong>düşünmezler</strong> bile.</p>
<p>Buradaki en önemli unsur, alıcıların <strong>konfor</strong> alanlarının <strong>dışına</strong> çıkmayı <strong>düşünmemeleridir</strong>.</p>
<p>İşte <strong>böylesi durumlarda</strong> siz onları konfor alanlarında <strong>tedirgin etmeden</strong>, mevcut tedarikçilerinden <strong>ne kadar farklı olduğunuzu</strong> ve sağlayabileceğiniz <strong>olumlu</strong> farklılıkları <strong>anlatabilirseniz, kazanırsınız.</strong></p>
<p><strong>İhracatçı olarak</strong> bu durumda <strong>yapmamız gereken</strong>, görüşme talebinde bulunmadan ve hatta temas bile etmeye çalışmadan önce, olası müşterimiz hakkında <strong>detaylı bir araştırma yapmaktır.</strong></p>
<p>Günümüzün <strong>veriye hızla erişim</strong> olanakları ve <strong>yapay zekâ desteği</strong> yardımıyla hem <strong>işletme</strong> hem de <strong>olası muhataplarımız</strong> hakkında, <strong>açık kaynaklardan</strong> ve <strong>sosyal medyadan</strong> toplayabileceğimiz <strong>veri miktarı inanılmaz</strong> boyutta olabilmektedir.</p>
<p>İşte burada bize düşen, <strong>toplanan verileri</strong> doğru biçimde <strong>analiz</strong> ederek onları, <strong>kullanılabilir bilgiye</strong> dönüştürmektir.</p>
<p>Strateji dediğimiz gizemli sözcük, işte burada resme dahil olmaktadır.</p>
<p><strong>Rakiplerimizi bilerek, piyasayı anlayarak ve kendi farklılıklarımızı öne çıkartarak tasarlayacağımız strateji, o anda olmasa bile çok uzun olmayan bir süre sonra bize kapıları açacaktır. </strong></p>
<p>Ancak unutulmaması gereken önemli bir konu da olası alıcıyı sürekli izleme ve iletişimde kalmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alici-ne-zaman-sizi-dinler-88533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alıcı ne zaman sizi dinler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dikkatli-analizlerin-zamani-88532</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkatli analizlerin zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemlerin en dezavantajlı ve alternatifi sınırlı fiyatlama koşullarından birisinin içerisinden geçiyoruz. Ne içerisi ne dışarısı destekleyici değil.</p>
<p>Eylül’ü tamamlıyoruz. Yılın bitimine çok az bir zaman kaldı. Ekim-Kasım ayları, global yatırım bankaları açısından gelecek yılın strateji raporlarının yazım zamanlarıdır. Bizim gibi yereller açısından ise bu süreç çok büyük oranda Ocak ayında tamamlanır. Öte yandan yereller için Eylül-Ekim dönemi, bir sonraki yılın bütçe planlamalarına işaret eder. Bu nedenle makro beklentilerin önemli kısmı zaten şekillenmeye başlamıştır.</p>
<p>Gelecek yılı düşünme-planlama-konuşma aşamasına girilen bu dönem içerisinde fiyatlama koşullarının elverişsiz olması elbette negatif. Çünkü başlangıç noktanız, olumsuz koşullar üzerine şekilleniyor. Bu durum, isterseniz analist, isterseniz şirket patronu isterseniz de CFO, kamu görevlisi olsanız da pek fazla değişecek bir şey değil. Üzerine inşa ettiğiniz taban, üzerinde yükselecek katlar açısından her zaman zemin teşkil edecektir.</p>
<p>2026’nın hepimiz açısından en büyük siyah kuğusu, ABD/İsrail-İran arasındaki çatışma süreci oldu. Zaman zaman tansiyon düşer gibi görünse de genel olumsuz koşullarda pek fazla bir değişiklik söz konusu değil. Artık adına tortu mu çıktı mı demek daha doğru olur tam olarak bilmemekle birlikte, yüksek emtia fiyatları ve liderliğini enerji grubunun çektiği tablo, para ve maliye politikaları açısından Ocak ayındaki düşünceleri birebir değiştirmiş halde. Zira pek fazla başka bir şansınız da yok.</p>
<p>Küresel tahvil faizleri ciddi yüksekleri test ediyor. Önderliğini de gösterge konumdaki ABD grubu yapıyor. Referans olma özelliği nedeniyle bu da diğer tüm finansal koşulları sıkılaştırıyor. Her zaman tartıştığımız üzere, sadece hisse senedi endekslerinin seviyelerine bakarak genel ekonomiye dair çıkarım yapmak hem hatalı hem de sağlıksız sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p>Dış koşullar, destekleyici olmamakla birlikte, zorlayıcı da. ABD’de referans konumundaki faizlerin yükselişi, gelişmiş, gelişmekte olan ülkeler ve doğal olarak bizi de etkiliyor. Hazine’nin yakın zaman içerisindeki eurobond ihracı bu sohbet açısından önemli bir çıktı. Maliyet, normal olarak yükseldi. Belki, borçlanma rakamı, ihale öncesinde daha fazla düşünülmüş olabilirdi. Özetle, politikanın karşımıza çıkardığı yeni tablo, emtia fiyatları üzerinden diğer tüm karar alma süreçlerini negatif etkiliyor ve koşulları herkes için zorlaştırıyor.</p>
<p>Benzer durum, yurt içi açısından da geçerli. Dışarıdaki gelişmelerin negatif çıktıları bir yana, Eylül ayında beliren yatırım fonu krizi ve soruşturma süreci, varlık fiyatlamalarını geniş çapta baskılıyor ve etkiliyor. Şöyle ki, para politikasında gevşeme beklentisinin bir şekilde masada kalmaya devam ettiği ortamda, kısa ve uzun vadeli tahvil faizleri yukarı yönde hareketleniyor. Hisse senetlerindeki düşüş ve varlık fiyatlarının gerilemesi, sürpriz olmayacak şekilde koşulları daha önce hesap edilmediği üzere sıkılaştırıyor. Para piyasası fonlarından gerçekleşen çıkış, şu aşamada yatırımcıların TL varlıklar arasında geçiş yaptığını gösterse de yine de temkinli olma pozisyonunu mecbur kılıyor.</p>
<p>TL enstrümanların oyunda kalması ve tercih listesinin üst sırasında yer alması, Mayıs 2023 sonrası uygulanan programın temel bileşenlerinin başında geliyor. Bu nedenle, son dönem gelişmeleri eşliğinde “faiz indirimi beklentisi” üzerinden ilerlemek biraz ‘ezber’ olabilir. TCMB’nin PPK gününe dek ne yapacağının henüz kesin olmadığı ve zaman açısından da bunu konuşmanın çok erken olduğunu değerlendirmek daha faydalı. Finansal koşulların ek sıkılaşmak zorunda kalması, bu argüman için kabul edilebilir gerekçe olabilir. Diğer yandan ise TL enstrümanların cazibesini korumak ve yaşanan diğer tüm gelişmelerle birlikte bunu değerlendirmek çok daha sağlıklı olacaktır. Burada yine aynı noktaya geliyoruz: fonlama maliyetinin normalleşmesi, zamanlama açısından çok daha erken olabilir ve koşulları destekleyici hale getirebilirdi. Olmadı. Önemli değil. İlerisine odaklanmak ve çok kapsamlı analizler yapmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dikkatli-analizlerin-zamani-88532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dikkatli analizlerin zamanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-sehirlerde-yeni-eylem-plani-ne-getiriyor-88531</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı şehirlerde yeni eylem planı ne getiriyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıllı şehir artık birkaç sensör yerleştirmek veya belediye hizmetlerini dijitalleştirmek anlamına gelmiyor. Yeni yaklaşımın merkezinde veri, yapay zekâ, nesnelerin interneti, dijital ikizler ve şehirlerin gerçek zamanlı yönetimi var.</strong></p>
<p>Türkiye'nin önümüzdeki dört yıllık şehircilik politikalarını şekillendirecek önemli bir belge geçtiğimiz günlerde yayımlandı. <strong>2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı</strong>, şehirlerin teknoloji kullanımını artırmanın ötesinde, Türkiye'de yeni bir teknoloji pazarı oluşturma potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Planın vizyonu “İleri toplum, ileri teknoloji, sürdürülebilir ve dirençli dünya.” Altında 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı bulunuyor. Ancak asıl önemli olan rakamların ötesindeki yaklaşım.</p>
<p>Akıllı şehir artık birkaç sensör yerleştirmek veya belediye hizmetlerini dijitalleştirmek anlamına gelmiyor. Yeni yaklaşımın merkezinde <strong>veri, yapay zekâ, nesnelerin interneti, dijital ikizler ve şehirlerin gerçek zamanlı yönetimi</strong> var.</p>
<p><strong>81 ilin dijital dönüşümü</strong></p>
<p>Takvim oldukça iddialı… 2026 sonuna kadar 81 ilin akıllı şehir stratejilerinin ve yol haritalarının hazırlanması hedefleniyor. 2027'de dönüşüm ilçelere yayılıyor ve 187 ilçe belediyesinin sisteme dahil edilmesi öngörülüyor.</p>
<p>2028'de en az 50 akıllı şehir uygulamasının sahaya indirilmesi, 2029'a kadar ise tüm illerde <strong>Dijital Şehir Yönetim Merkezleri</strong> kurulması hedefleniyor.</p>
<p>Bu merkezler önemli. Trafik, çevre, altyapı, afet ve enerji gibi alanlardan gelen verilerin tek merkezde toplanması yeni bir şehir yönetimi modelinin kapısını açıyor. Yapay zekâ yalnızca “ne olduğunu” göstermeyecek; ne olacağını tahmin edip ne yapılması gerektiğini önerecek. Sistem “Trafik yoğunluğu arttı” yerine, “45 dakika sonra bu koridorda yoğunluk oluşacak, şu sinyalizasyon planına geçilmeli” diyebilecek.</p>
<p><strong>500 teknoloji şirketi için yeni pazar</strong></p>
<p>Stratejinin ekonomi açısından en dikkat çekici taraflarından biri 2030 hedeflerinde: Akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerlilik, 500 girişimci şirketin desteklenmesi ve yerli çözümlerin uluslararası pazarlara taşınması hedefleniyor.</p>
<p>Bu nedenle konuyu bir şehircilik politikasından çok <strong>teknoloji sanayisi politikası</strong> olarak da okumamız gerekiyor.</p>
<p>Trafik optimizasyonu, su kayıp-kaçak sistemleri, atık ve enerji yönetimi, afet erken uyarı, dijital ikiz, akıllı ulaşım ve yapay zekâ destekli karar sistemleri... Bunların her biri yeni teknoloji şirketlerinin ortaya çıkabileceği ayrı bir alan.</p>
<p>Üstelik kamu burada yalnızca düzenleyici değil, <strong>ilk müşteri</strong> olabilir.</p>
<p>Türkiye'nin teknoloji girişimciliğinde uzun zamandır konuştuğumuz sorunlardan biri bu. Startup kuruyoruz, hızlandırma programları ve yatırım fonları oluşturuyoruz; fakat girişimin gerçek müşteriye ulaşması hâlâ zor. Akıllı şehir dönüşümü doğru uygulanırsa bu denklemi değiştirebilir.</p>
<p><strong>Belediyeler startup'ların müşterisi olabilir</strong></p>
<p>Bunun için klasik kamu ihalesinin ötesine geçen bir modele ihtiyacımız var.</p>
<p>Belediye önce problemini tanımlamalı: “Su kayıp oranımı nasıl azaltırım?”, “Çöp toplama rotalarını nasıl optimize ederim?”, “Sel riskini nasıl daha erken tahmin ederim?”</p>
<p>Ardından teknoloji şirketleri bu problemlere çözüm üretmeli. En iyi çözümler küçük bütçeli pilotlarla şehir ortamında test edilmeli. Başarılı olanlar kamu alımına dönüşmeli ve diğer şehirlere ölçeklenmeli. Sonraki adım ise, başarı hikayesi yurtdışına ihracat ile taşınabilir.</p>
<p>Böyle bir mekanizma kurulursa şehirler teknoloji şirketleri için birer <strong>“living lab”</strong>, yani gerçek hayat test alanına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Asıl fırsat yapay zekâda</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemin en büyük fırsatlarından birinin “<strong>AI for Cities” (Şehirler için Yapay Zeka)</strong> olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Bugünkü belediye yazılımlarının büyük bölümü kayıt tutuyor veya geçmişi gösteriyor. Yeni nesil sistemler ise şehri anlamaya, tahmin etmeye ve karar vermeye başlayacak.</p>
<p>Afet olduğunda hangi ekip nereye gitmeli? Su hattındaki arıza oluşmadan tahmin edilebilir mi? Trafik ışıkları kendilerini gerçek zamanlı optimize edebilir mi? Belediye yönetimi şehrin bütün verisiyle konuşabilen bir AI karar destek sistemine sahip olabilir mi?</p>
<p>Bunlar artık bilim kurgu soruları değil.</p>
<p>Türkiye'nin hedefi de yalnızca akıllı şehir teknolojilerini satın almak olmamalı. Bu teknolojileri <strong>geliştiren, şehirlerinde test eden ve dünyaya satan</strong> ülkelerden biri olmalıyız. Balkanlar, Orta Asya, Körfez ve Afrika düşünüldüğünde ciddi bir ihracat pazarı da oluşabilir.</p>
<p>2030 Akıllı Şehirler Stratejisi yalnızca belediyelerin dijital dönüşüm planı değil; doğru uygulanırsa yeni bir <strong>GovTech ve UrbanTech ekosisteminin başlangıcı</strong> olabilir. Ancak başarının ölçüsü hazırlanan strateji veya kurulan merkez sayısı değil, şehirlerde gerçekten çözülen problemler olmalı. Kamu kurumlarının problemlerini teknoloji şirketlerine açması, pilotlara alan yaratması ve başarılı çözümleri satın almaya dönüştürmesi kritik.</p>
<p>Türkiye bunu başarabilirse şehirlerini akıllandırırken yeni teknoloji şirketleri de çıkarabilir. Belki de 2030'da sormamız gereken soru “Şehirlerimiz ne kadar akıllı oldu?” değil, <strong>“Türkiye bu dönüşümden kaç global teknoloji şirketi çıkardı?”</strong> olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-sehirlerde-yeni-eylem-plani-ne-getiriyor-88531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıllı şehirlerde yeni eylem planı ne getiriyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-kaybi-ve-israfiyla-mucadelede-donusum-zamani-88530</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gıda kaybı ve israfıyla mücadelede dönüşüm zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IŞILAY REİS YORGUN - </strong><strong>Reis Gıda Yön. Krl. Üyesi</strong></p>
<p><em>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı<strong> UNEP</strong> öncülüğünde her yıl <strong>29 </strong>Eylül'de Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü kutlanıyor<strong>. 2026 </strong>yılının teması ise <strong>“Gıda Kaybı ve İsrafını Azaltmanın Dönüştürücü Potansiyeli”</strong> olarak belirlendi. Bu yıl gerçekleştirilecek yedinci farkındalık gününde, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının daha sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerinin oluşturulmasındaki rolüne özellikle dikkat çekiliyor</em>.</p>
<p><strong>Gıda kaybı ve israfıyla mücadelede “üçlü kazanım”</strong></p>
<p>FAO, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının dünyaya üç önemli alanda kazanım sağlayabileceğini vurguluyor: Gıda güvenliği ve daha iyi beslenme, doğal kaynakların ve iklimin korunması, verimlilik ve ekonomik büyüme. Başka bir ifadeyle, kaybolan veya çöpe giden gıdayı azaltmak yalnızca daha fazla insanın gıdaya erişmesine katkı sağlamıyor; aynı zamanda üretimde kullanılan toprağın, suyun, enerjinin ve emeğin de boşa harcanmasını önlüyor.</p>
<p><strong>Dünyada gıdanın önemli bir bölümü sofraya ulaşamıyor</strong></p>
<p>Gıda kaybı ile gıda israfı birbirinden farklı iki kavram<strong>. </strong>Gıda kaybı, ürünün hasattan başlayarak depolama, taşıma ve işleme süreçlerinde perakende noktasına ulaşmadan önce kaybedilmesini ifade ediyor. Gıda israfı ise perakende, restoran, toplu tüketim ve özellikle hane halkı seviyesinde tüketilebilecek gıdanın kullanılmadan atılması anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler'in güncel verilerine göre, dünyada üretilen gıdanın yaklaşık yüzde <strong>13,3'ü </strong>hasat sonrasında ve perakende aşamasına ulaşmadan önce kaybediliyor. Bunun üzerine, tüketiciye sunulan gıdanın yaklaşık yüzde <strong>19'u </strong>da perakende, yeme-içme sektörü ve hanelerde israf ediliyor. Sadece <strong>2022</strong> yılında bu miktar <strong>1,05</strong> milyar tona ulaştı. Bu israfın en büyük bölümünün gerçekleştiği yer ise düşündüğümüzden çok daha yakınımızda: evlerimiz. UNEP verilerine göre dünyadaki toplam gıda israfının yaklaşık yüzde <strong>60'</strong>ından haneler sorumlu. Hanelerde bir yılda yaklaşık <strong>631 </strong>milyon ton gıda israf ediliyor. Bu, kişi başına yılda ortalama <strong>79</strong> kilogramlık evsel gıda israfına karşılık geliyor. Dünya genelinde evlerde her gün çöpe giden gıdanın, bir milyardan fazla öğüne karşılık geldiği hesaplanıyor. Birleşmiş Milletler'in <strong>2026</strong> değerlendirmesine göre <strong>2025 </strong>yılında yaklaşık <strong>645 </strong>milyon insan kronik yetersiz beslenmeyle, yaklaşık <strong>2,1 </strong>milyar insan ise orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldı.</p>
<p><strong>Çöpe attığımız sadece gıda değil</strong></p>
<p>Bir ürün çöpe gittiğinde aslında yalnızca o ürünü kaybetmiyoruz. Onu yetiştirmek için kullanılan su, üretimde harcanan enerji, kullanılan tarım arazisi, ambalajı, depolanması, taşınması için tüketilen kaynaklar ve üretim sürecindeki insan emeği de boşa gitmiş oluyor. Bu nedenle gıda kaybı ve israfının iklim değişikliği üzerinde de doğrudan bir etkisi bulunuyor. <strong>FAO</strong> ve <strong>UNEP</strong> verileri, gıda kaybı ve israfının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde <strong>8-10'</strong>undan sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Küresel ekonomiye maliyetinin ise yılda yaklaşık <strong>1 </strong>trilyon dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle gıdayı çöpe atmak aynı zamanda suyu, enerjiyi, toprağı ve ekonomik değeri çöpe atmak anlamına geliyor.</p>
<p><strong>2030 hedefi: İsrafı yarı yarıya azaltmak</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın <strong>12.3 </strong>numaralı hedefi, <strong>2030</strong> yılına kadar kişi başına düşen küresel gıda israfının perakende ve tüketici düzeyinde yarı yarıya azaltılmasını, aynı zamanda üretim ve tedarik zincirindeki gıda kayıplarının önemli ölçüde düşürülmesini öngörüyor. Burada sorumluluk yalnızca üreticinin ya da tüketicinin değil; tarımdan sanayiye, lojistikten perakendeye, restoranlardan evlerimize kadar gıda zincirindeki bütün paydaşların ortak sorumluluğu bulunuyor.</p>
<p><strong>Küçük değişiklikler, büyük sonuçlar</strong></p>
<p>Gıda israfını azaltmak için günlük hayatımızda uygulanabilecek yöntemler aslında oldukça basit:</p>
<p>İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak, öğünleri planlamak, gıdaları doğru koşullarda saklamak, son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farkı bilmek, artan yemekleri yeniden değerlendirmek ve tüketebileceğimiz miktardan fazlasını hazırlamamak atılabilecek en temel adımlar arasında bulunuyor. FAO da özellikle öğün planlamasını, gıdaların doğru saklanmasını ve artan yemeklerin değerlendirilmesini bireysel düzeyde alınabilecek temel önlemler arasında;</p>
<p>Her bir gıdayı değerinde kullanmak, yalnızca bugünün kaynaklarını korumak değil; gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir gıda sisteminin oluşmasına katkı sağlamak anlamına geliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-kaybi-ve-israfiyla-mucadelede-donusum-zamani-88530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gıda kaybı ve israfıyla mücadelede dönüşüm zamanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afdnin-vazgecemeyecegi-bir-ideolojisi-var-mi-88529</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> AfD’nin vazgeçemeyeceği bir ideolojisi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AfD bir Neo-Nazi partisinden ziyade sıradan nasyonalizme, gündelik faşizme meyleden Doğu Alman kökenlilerin partisidir demiştim. Berlin seçimleri bunu bir ölçüde gösterdi. Göçmenlerden duyulan kaygının çok önemli olmadığı ve seçimin temel konusunun konut sorunu ve kiraların kontrolsüz yükselişi olduğu bir yerde AfD oyunu artırdı ama sol (Die Linke) daha fazla artırdı. Yani bölgelere göre tercihlerin oynak olduğu bir ülkede Neo-Nazi tehlikesi denen şeyin şu an için abartılı olduğu ortaya çıktı. Ancak elbette henüz yolun başındayız. AfD nereye kadar yükselebilir? Diğer bölgelerde seçimler yapıldıkça göreceğiz. Batıya ve Katolik Güneye iyice nüfuz ederse iş değişir. Solun Berlin zaferi de bir örnek oluşturamaz; olsa olsa 2007 sonrası en büyük başarısı olarak moral verebilir çünkü Berlin özel bir yer. Almanya’da bölgesel bir-iki seçimden yola çıkarak genel sonuçlar çıkarmak mümkün değildir.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb4cb86ef9b-1790659768.png" alt="" width="600" height="420" />
<figcaption>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Nasyonal-Bolşevizm yayın organı aylık Widerstand dergisi – AfD için bir uzak akraba mı? </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em><em>Nasyonal Bolşevizm: Ernst Niekisch (1889-1967)</em></strong></p>
</figcaption>
</figure>
<p>Peki, öyle de olsa uzaklarda bir kök, geçmişte AfD tezlerine yakın bir aşırı sağcı hareket var mıydı? Kökler hakkında yazılanlar var. Şimdilik AfD eş liderleri Alice Weidel ve Tino Chrupalla’nın farklı yaklaşımları temsil ettikleri düşünülüyor. 2025 sonunda Sochi’de bazı Rusya siyasetçileriyle yapılan toplantı Chrupalla kanadının işi gibi çünkü Weidel Rusya’yla yakınlaşmaya karşı çıkmış ve toplantının düşük profilde tutulmasını talep etmişti. Köken arayışında en kısa yol AfD’deki Avrasyacı damarı Carl Schmitt’in 1920’lerde yazdıklarına bağlamak olabilir. Schmitt milliyetçi jeopolitik düşünürlerin etkisinde liberal İngiltere ve ABD’ye karşı –ki ona göre bunlar çürümekte olan güçlerdi- Almanya liderliğinde bir kıta Avrupa’sı bloku önermişti. Buradaki terim <em>Großräume</em> yani liberal ve enternasyonalist- isterseniz emperyalist Batı- güçlere karşı bir nüfuz alanı kurmak. Buradan Nazi <em>Lebensraum</em> kavramına (yaşam alanı) olan mesafe çok kısadır. Son dönemde AfD’li Benedikt Kaiser ve Dimitrios Kisoudis Carl Schmitt’e gönderme yaptıkları için Schmitt bağlantısı gündeme geldi. 1970’lerin ve 1980’lerin Fransız Yeni Sağı (Nouvelle Droite) da AfD çevrelerinde Alain de Benoist üzerinden ilgi çekmişti. Buradaki ana fikir <em>illiberal bir karşı-devrimdir</em> ki esasen düşüncede karşı-devrim anlamına geliyor. 2019 sonrasında AfD’de başlarda etkin olan Ordoliberal damar (sosyal devlet gözetiminde piyasa ekonomisinin daha iyi işleyeceği tezi) geriye itilince ve bununla eş zamanlı olarak liderler değiştikçe AfD giderek sağa kaydı denebilir. Eski liderleriyle merkeze yaklaşmayı denediği yıllar 2013-2017 arasıydı ancak bu stratejiden sonuç alamayacaklarını düşündükleri anlaşılıyor. Fransa’da Marine Le Pen seçim yaklaştıkça merkeze yaklaşacaktır çünkü başka türlü ilk turda birinci çıksa bile ikinci turda kazanamaz. Aynı şekilde AfD sadece yerelde değil ülke genelinde güç haline gelirse ilk dönemdeki merkeze yaklaşma stratejisine geri dönmek zorunda kalacaktır.</p>
<p>Ancak ben Carl Schmitt’e değil başka bir benzerliğe dikkat çekmek istiyorum. 1920’lerdeki dalga çok genişti; hem ideolojik yelpaze, hem kitlesellik anlamında. Mesela 1925'te Gençlik Hareketi (Jugendbewegung) o kadar yaygındı ki, hareketin çekirdeği olan grupların bile 600.000 üyesi bulunuyordu. En geniş “muhafazakâr devrim” dalgasının içinde, SPD (sosyal-demokratlar ama o zaman Marksist idiler veya öyle olduklarını söylüyorlardı) dâhil çeşitli irili ufaklı sosyalist partilere üyelik ve yöneticilik dönemlerinde bile, 1921 sonrası yavaş yavaş “genç fikirlere” ulaşan Ernst Niekisch gibi, muhtemelen Hitler'in yegâne alternatifi olabilecek olan, figürler de bulunuyordu. Niekisch adım adım “Nasyonal-Bolşevizm” olarak adlandırılacak “muhafazakâr devrim” hizbinin görüşlerini oluşturmuştur. Edouard Bernstein ile tartışması ve Bernstein'in kendisini milliyetçilikle suçlaması –açıkça haklı bir suçlama, “eski” sosyal demokratların –SPD yönetimine muhalif bir zamanların Saksonya meclisi üyeleri- bir bölümünü etkilediği “sosyal-nasyonalizm” dönemi önemlidir. Asla nasyonal-Bolşevik olmayan ama “genç muhafazakârları” çok etkileyen Ernst Junger ile tanışmasının sonuçları ve 1928 sonrası gelinen net nokta da etkili adımlardır. Artık işçi sınıfı yeni bir “devletti”, “halkın-ırkın” yeni bir atılımıydı. İki kere proleterleştirilmiş, hem uluslararası finans kapitalin –1924 Dawes planı sonrası, hem yerli burjuvazinin sömürdüğü Alman “halkının” –burada ırkçı vurgudan kaçınmak zordur- yüzünü Orta Avrupa'ya dönmesi, Bolşeviklerin Rusya'da yaptığını Almanya'da -ama sınıf savaşını “aşarak”- yapması gerektiği tezleri yavaş yavaş belirginleşti. Evet, Alman “halkı” proleter bir ulustu. Zamanla tek düşman yabancı finans sermayesi haline gelecekti.</p>
<p><em>Almanya yüzünü doğuya dönecekse kaderi ortak bir “Rus-Alman” kaderi mi olacaktı?</em> Bolşevizm’deki Marksizm sadece bir dış yüzey formu iken gerçek olan derindeki Rus öğesi idi. Almanlar için Prusya ruhu neyse Ruslar için de Bolşevizm oydu. Burjuvazinin parazit niteliğine vurgu ağırlıklı olarak finans kapitale yönelirken, “yeni bir aristokratizm”, “kahramanca gerçekçilik” temaları ortaya atılıyor, 1933 sonrası reddedilecek olan Sorel sempatisi ilk dönemde açığa çıkıyordu. 1929 sonrası “Yahudi-Mason komplosu” daha sık kullanılmaya başlanıyordu. Stadtler'in kelimeleriyle “hareketin bir yandan Anarko-Bolşevik elemanları ezerken Bolşevizm'de olan faydalı özü Almanlaştırması gerektiği” ifade ediliyordu. Ama en açık tonlardan birisini “muhafazakâr devrimin” en önemli isimlerinden Arthur Moeller van der Bruck'un sözlerinde bulabiliriz: Mealen, bir taraftan yanlış anlaşılmış bir batıcı Sosyal-Marksizm kabul edilemezken, diğer yandan 1917'nin Almanya'yı kendisine getirecek bir elektroşok olduğu kabul ediliyordu.</p>
<p>Sorel’in takipçilerinden Édouard Berth’in sözleri ilginçtir. Burada dikkat çeken Barrès’in Köksüzler’ine göndermeyle gerçek “köksüzlerin”, zenginler olduğunu, aşağılık sınıf çıkarları ve para için vatanlarını onların sattığını söylemesidir. Marx “işçilerin vatanı yoktur” demişti ama “asıl burjuvaların vatanı yoktur” diyen Berth hem Marx’ın sözlerini tersine çevirir hem de milliyetçiliğin büyük yıldızı Barrès’i karşısına alır. Ancak devamı var: Barrès’ten etkilenen sonradan Action Française lideri olacak Maurras’a ve “güç” ve “kan” kavramlarına anti-burjuva bağlamda bir gönderme var ki faşizmin İtalya’da, faşizme yaklaşan akımların Fransa’da dayanak buldukları kavramlardır. Ancak kişisel açıdan bakıldığında Berth’in Barbusse ile Clarté dergisinde iş birliği yapan ve 1906’da CGT’nin Fransız devrimci sendikacılığının dönüm noktası olan Charte d’Amiens’i benimsemesine yol açan gelişmelerde yer alan bir sosyalist olduğunu unutmamak gerekir. Keza hayatının sonuna kadar solda kalan ve 1920 sonrası umudunu Leninizm’e bağlamış bir devrimci sendikalist, nedense unutulmuş bir tarihi figür olduğunu hatırlamalıyız. Fransız “devrimci sağına” zaman zaman yaklaşmış olması Berth’in kişisel özelliğinden çok 1914 öncesi son yılların kaynayan bir kazan gibi olmasıyla açıklanabilir. Seidel, Benoist’nın daha çok Arthur Moeller van den Bruck’un 1920’lerde meşhur ettiği “muhafazakâr devrim” çizgisinde olduğunu –zorunlu olarak Hitlerci değil- belirtir. </p>
<p>“Muhafazakâr devrimin” çeşitli akımlarını şematize etmek bile imkânsıza yakın olmakla beraber, yanlış izlenim vermemek için iki nokta daha vurgulanabilir. 1919'daki başlangıç safhasında bile ilk liderlerden Stadtler'i dinlemeye AEG, Deutschebank, Siemens –bizzat Carl Friedrich von Siemens- vd. gelmişti. İtalyan faşistleri de, iktidara gelmeden az önce, Der Deutscher Kampfbund'u kelimesi kelimesine İtalyancaya çeviriyorlar mıydı? 1925 sonrası Ernst Junger'in muhafazakâr gençlik akımlarının “bündisch” çekirdeği üzerinde etkili olduğu dönemde “yeni-milliyetçilik” ve “genç muhafazakârlık” temaları hangi ölçüde İtalyancaya tercüme olmuştur; bakmaya değer.</p>
<p>AfD Rusya politikasında bu kadar açılabilir, Rusya’ya hakikaten yaklaşabilir mi? Avrupa’daki hava şu anda pek uygun değil. <em>Nationalrevolution</em><em>ä</em><em>r</em> Josef Drexel yukarıda görseli verilen <em>Widerstand</em>: <em>Zeitschrift für nationalrevolutionäre Politik‘de</em> „Das neue Rußland ist das dritte Reich“ diye yazmamış mıydı? Yeni Rusya III. Reich idi. Charles Bettelheim da aynı kaynağa referans vermişti. Bu konu KPD (Alman Komünist Partisi) içindeki “milliyetçi damar” meselesiyle bağlantılıdır ve Stalinizm ile ilgili olarak da tartışılmıştır. <em>Bugün bu kadarı mümkün değilse ve Rusya ile Almanya’nın ittifak yapması gerektiği tezi fantezi olsa da AfD içinde bir Avrasyacı damar mevcut görünüyor</em>. En önemli mesele budur ve ABD’yi asıl ilgilendiren konu da bu olmalı. Neden? AfD merkezi iktidara yaklaştıkça zaten kendiliğinden göçmenlerin bir kısmını çoktan yerleşik oldukları halde geri göndermek, tersine göç, gibi uygulanamaz fikirlerden, tıpkı Fransa’da RN (Rassemblement Nationale) Marine Le Pen hareketinde olduğu gibi –ki o çok daha köklü bir Neo-faşist damara sahip- uzaklaşacaktır. Ancak Rusya ile yakınlaşma meselesi hassas bir mesele ve Almanya dış politikasında tarihsel olarak zaman zaman gerilime yol açan bir tema.</p>
<p>1972’de kurulmuş olan Fransız aşırı sağ partisi (şu anki adı RN, eski adı FN –Front National) zamanla çok şey öğrendi. 2013’te kurulmuş olan AfD henüz yolun başında.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afdnin-vazgecemeyecegi-bir-ideolojisi-var-mi-88529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AfD’nin vazgeçemeyeceği bir ideolojisi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojenli-scooter-inovasyon-mudur-88528</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hidrojenli scooter inovasyon mudur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir teknolojinin yenilikçi olması başka, sürdürülebilir gelir modeli ile inovasyona dönüşmesi başka. Bunun için yalnızca kullanıcı sayısının veya yolculuk sayısının artması yeterli değil. Ölçek ekonomisinin gerçekleştiğini ve sürdürülebilir, kârlı bir iş modelinin ortaya çıktığını görmemiz gerekiyor ve bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var.</strong></p>
<p>Çin’de hidrojenli bisikletler ana akım hâline geliyor. Üstelik bunu büyük bir otomotiv şirketi değil, bir startup başardı. Chengdu kentinde faaliyet gösteren Qinglv Technology’nin hidrojenli bisiklet filosu (Pony) bugün 11 bin bisiklete, 550 binden fazla kullanıcıya ve 3,5 milyonun üzerinde yolculuğa ulaşmış durumda.</p>
<p>Peki, neden hidrojen?</p>
<p>Yaklaşık 100 gramlık bir hidrojen kartuşuyla 100 kilometreye kadar yol almak mümkün. Bu, benzer elektrikli bisikletlerin yaklaşık iki katı menzil anlamına geliyor. Ayrıca elektrikli bisikletlerdeki batarya güvenliği ve özellikle soğuk havalarda performans kaybı, hidrojenli alternatifler için bir fırsat alanı yaratıyor. Hikâyenin ilginç kısmı burada başlıyor.</p>
<p>Bir hidrojenli bisikletin maliyeti, benzer bir lityum bataryalı bisikletin 2–3 katı. Yani teknoloji bugün hâlâ maliyet açısından oldukça dezavantajlı. Qinglv ise üretim kapasitesini yıllık 300.000 yakıt hücresi sistemine çıkarmayı hedefliyor ve şirket, Orta Doğu, Avrupa, ABD ve Güneydoğu Asya’dan toplam 50 bin adetlik sipariş aldığını belirtiyor.</p>
<p>Burada bisikletten daha ilginç olan şey, kurulan ekosistem.</p>
<p><strong>Fuel cell + hidrojen kartuşu + bisiklet + dolum altyapısı + paylaşım platformu</strong></p>
<p>Bisiklet aslında hidrojen ekosistemine giriş noktası. Gelir modeli de yalnızca bisiklet satışına dayanmıyor. Yakıt hücresi, hidrojen kartuşu, hidrojen satışı, paylaşım gelirleri ve yurtdışı lisanslama gibi farklı gelir kaynakları ortaya çıkıyor. İşte tam bu noktada inovasyon tartışması başlatabiliriz.</p>
<p><strong>Hydrogen Pony kesinlikle güzel bir “yenilik”, ama inovasyon diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Henüz “evet” demek için erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir teknolojinin yenilikçi olması başka, sürdürülebilir gelir modeli ile inovasyona dönüşmesi başka. Bunun için yalnızca kullanıcı sayısının veya yolculuk sayısının artması yeterli değil. Ölçek ekonomisinin gerçekleştiğini ve sürdürülebilir, kârlı bir iş modelinin ortaya çıktığını görmemiz gerekiyor ve bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Henüz hidrojenli bisiklet firmaları sürdürülebilir kârlılığa ulaşmış değil. Teknoloji oldukça pahalı… O tarafta dramatik bir değişiklik olursa inovasyona bir adım daha yaklaşabiliriz.</p>
<p>Buradan çıkarılacak ders: <strong><u>her yenilik inovasyon değildir</u></strong>. İcat veya Ür-Ge diyebiliriz ama inovasyon demek için henüz erken.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojenli-scooter-inovasyon-mudur-88528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hidrojenli scooter inovasyon mudur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-taksonomi-yonetmeligi-sirketlere-ne-soyluyor-88527</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Taksonomi Yönetmeliği şirketlere ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği ile şirketlerin “yeşil” olarak nitelendirdiği faaliyetler ortak ve ölçülebilir kriterlere bağlandı. Düzenleme, çevresel sürdürülebilirliği yalnızca beyanla değil; çevreye katkı, diğer hedeflere zarar vermeme, sosyal koruma ve ölçülebilir veriler üzerinden değerlendirecek.</strong></p>
<p>Bir fabrikanın çatısına güneş paneli kurulması, orada üretilen her ürünü çevre dostu yapar mı? Geri dönüşüm yapan bir şirketin bütün faaliyetleri “yeşil” sayılabilir mi? Bu soruların cevabı bugüne kadar şirketlerin kendi beyanına kalıyordu. 24 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, hangi faaliyetin çevresel açıdan sürdürülebilir sayılacağını ortak ölçütlere bağlıyor.</p>
<p>Yönetmelik İklim Kanunu’na dayanıyor; sistemi İklim Değişikliği Başkanlığı yürütecek. Amaç, sürdürülebilir yatırımlara finansmanı kolaylaştırmak ve gerçekte olmayan çevresel özelliklerin varmış gibi gösterilmesini, yani yeşile boyamayı önlemek.</p>
<p>“Taksonomi” sınıflandırma demek. Burada sınıflandırılan şirketin kendisi değil, yaptığı ekonomik faaliyetler.</p>
<p><strong>Hangi faaliyetler yeşil sayılacak?</strong></p>
<p>İlk bakılacak yer, yönetmeliğin Ek-1’indeki liste; 16 sektörde 137 faaliyet sayılmış. Listedeki faaliyet taksonomiye “uygun” kabul ediliyor, ama bu, taksonomiyle “uyumlu” olduğu anlamına gelmiyor.</p>
<p>Uyumlu sayılmak için üç şart birlikte aranıyor. Faaliyet, altı çevresel hedeften en az birine önemli katkı sağlayacak, diğer hedeflere önemli zarar vermeyecek ve asgari sosyal koruma önlemlerine uyacak.</p>
<p>Bu altı hedefin ilki sera gazı emisyonlarını azaltmak; örneğin bir üretim sürecinde daha az emisyona yol açmak. İkincisi iklim değişikliğine uyum sağlamak; kuraklık, sel veya aşırı sıcak gibi etkiler karşısında faaliyetin dayanıklılığını artırmak. Üçüncüsü su ve deniz kaynaklarını korumak; suyu verimli kullanmak ve kirlenmesini önlemek. Dördüncüsü döngüsel ekonomiye geçmek; malzemeleri yeniden kullanmak, onarmak ve geri dönüştürmek. Beşincisi kirliliği önlemek ve kontrol etmek; üretimin hava, su ve toprak üzerindeki kirletici etkilerini azaltmak. Altıncısı ise biyoçeşitliliği ve ekosistemleri korumak veya iyileştirmek.</p>
<p>“Diğer hedeflere zarar vermemek” şu anlama geliyor: Bir yatırım emisyonları azalttığı için olumlu değerlendiriliyorsa, su kaynaklarına, doğal yaşama veya kalan çevresel hedeflere önemli zarar veremez. Tek bir alandaki yarar, başka bir alandaki ciddi zararı örtmez.</p>
<p>Katkının ve zararın “önemli” sayılıp sayılmayacağını, her faaliyet için Başkanlığın internet sitesinde yayımlanacak teknik tarama kriterleri gösterecek. “Elektrik tüketimimiz düştü” demek yetmeyecek; ölçüm ve kayıt gerekecek.</p>
<p>Asgari sosyal koruma önlemleri de çevresel ölçütlerin yanında aranıyor. Şirketin çalışma hayatı ve insan haklarına ilişkin temel kurallara uyması; bunun için gerekli uygulama ve denetim süreçlerine sahip olması gerekiyor. Yönetmelik bu şartı, ulusal çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatı, ILO’nun on temel sözleşmesinde işaret edilen ilkeler, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Birleşmiş Milletler ve OECD’nin ilgili rehberleri üzerinden tanımlıyor. Teknik kriterleri karşılayan bir tesiste sigortasız işçi çalıştırılması veya iş güvenliği kurallarının ihlali, asgari sosyal koruma şartı bakımından ciddi bir uyum sorunu yaratır. Kısacası çevresel açıdan yararlı bir faaliyet, çalışanların temel hakları ihlal edilerek yürütülüyorsa taksonomiyle uyumlu kabul edilemez.</p>
<p><strong>Hangi şirketleri kapsıyor, rapor zorunlu mu?</strong></p>
<p>Kapsamı şirketin büyüklüğü değil, Ek-1’deki bir faaliyeti yürütüp yürütmediği belirliyor. Reel sektör için raporlama gönüllü.</p>
<p>Zorunlu raporlama bankalar, aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları, portföy yönetim şirketleri ile sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri için öngörüldü. Bu kuruluşlar da 1 Ocak 2029’a kadar raporlama yapmak zorunda değil.</p>
<p>Sanayi şirketleri için önemli bir hüküm var: Şirkete bir raporlama zorunluluğu getirilmemiş olsa bile, yatırım kredisi için başvurduğu banka kendisinden taksonomi raporu isteyebilir.</p>
<p>Raporda hasılatın, yatırım harcamalarının ve işletme giderlerinin ne kadarının uygun, ne kadarının uyumlu faaliyetlerden geldiği ayrı ayrı gösterilecek.</p>
<p><strong>Şirketlere ne sağlayabilir?</strong></p>
<p>Kriterleri karşıladığını rakamla gösterebilen şirket, bankayla ve yatırımcıyla daha rahat konuşur. Ama yönetmelik, uyumlu faaliyete kendiliğinden vergi avantajı, teşvik ya da ucuz kredi bağlamıyor.</p>
<p><strong>Risk ve maliyet nerede doğuyor?</strong></p>
<p>İlk maliyet kayıt düzeninden doğacak. Şirketin toplam elektrik tüketimini bilmesi başka, bunun taksonomi kapsamındaki faaliyete düşen kısmını hesaplaması başka. Aynı ayrım hasılat, yatırım harcaması, su ve atık verileri için de gerekecek. Denetim açısından en güç iş, bu verilerin faaliyet bazında güvenilir biçimde ayrıştırılması olacak.</p>
<p>İkinci risk, açıklamanın doğruluğu… Teknik şartları karşılamayan bir faaliyeti “uyumlu” diye sunan şirket, yanıltıcı bir çevre iddiasında bulunmuş olur. Taksonomi raporu hazırlayanlar, raporlarını İklim Değişikliği Başkanlığı’nın yönettiği Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemi’ne yükleyecek; sisteme yüklenen raporların kamuoyuna açık olması esas.</p>
<p>Bir faaliyetin taksonomiyle uyumlu bulunmaması, tek başına o faaliyetin yasaklandığı veya şirkete ceza kesileceği anlamına gelmiyor. Önemli olan, eksiklerin nerede olduğunu bilmek...</p>
<p><strong>Hazırlığa nereden başlanmalı?</strong></p>
<p>Önce şirketin işleri Ek-1 ile eşleştirilmeli. Ardından hasılat, yatırım harcaması ve işletme giderinin faaliyet bazında ayrıştırılıp ayrıştırılamadığına, enerji, emisyon, su ve atık verilerinin nasıl ölçüldüğüne bakılmalı. Eksikler yatırım ve veri toplama planına alınmalı.</p>
<p>Türkiye’de yeşil taksonomi henüz her şirket için yıllık bir rapor ödevi değil. Ama çevresel özelliklerine dayanarak yatırımcıya, bankaya ya da müşteriye bir şey söyleyen her şirketin önüne yeni bir soru koyuyor: “Yeşil” dediğiniz faaliyet hangisi ve bunu hangi veriye dayanarak söylüyorsunuz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-taksonomi-yonetmeligi-sirketlere-ne-soyluyor-88527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Taksonomi Yönetmeliği şirketlere ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/lng-savaslari-basliyor-88526</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> LNG savaşları başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb4a38a854d-1790659128.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Gaz piyasasında kış gelmeden gelecek yılın mücadelesi başladı. ABD-İran savaşıyla Körfez’den LNG sevkiyatının aksaması, Avrupa’nın depolarını doldurma çabasını zorlaştırırken dünyanın iki büyük alıcı bölgesini aynı kargoların peşine düşürdü. Vadeli fiyatlar, arz sıkışıklığının kışla sınırlı kalmayabileceğine, yüksek fiyat ve tedarik riskinin önümüzdeki yaza kadar uzanabileceğine işaret ediyor. LNG’de rekabet artık yalnızca bugünün ihtiyacını karşılamak değil, gelecek sezonun gazını şimdiden güvenceye almak üzerine kurulu.</p>
<h2>Avrupa depolarını doldurmaya çalışıyor </h2>
<p>Uluslararası Doğalgaz Birliği (IGU) Genel Sekreteri Menelaos Ydreos, vadeli piyasaların çatışmanın uzayacağı beklentisini yansıttığını belirtiyor. IGU üyeleri küresel doğalgaz piyasasının yüzde 90’ından fazlasını temsil ediyor. Ydreos’a göre Avrupa, depolarını yeniden doldurma ihtiyacı nedeniyle LNG kargoları için Asya’nın önüne geçmeye başladı. Ancak bu kez rekabet, 2022’deki enerji şokundan farklı olarak birden fazla bölgeyi aynı anda etkiliyor.</p>
<p>Fiyatlar da baskının boyutunu ortaya koyuyor. Asya gösterge fiyatı Platts JKM, eylül ortasında 30 $/MMBtu seviyesine yükselirken, Avrupa’ya teslimat fiyatı 24,62 dolardı. LNG fiyatları savaşın başlamasından bu yana iki kattan fazla artarak çok yıllık zirvelere ulaştı. Avrupa’nın en az 15 yılın en düşük seviyelerindeki gaz stoklarıyla kışa hazırlanması, alıcıların üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<h2>Fiyatların 35 $/MMbtu seviyesine çıkabilir </h2>
<p>Üstelik Asya’daki alıcılar da artık fiyat yükseldiğinde piyasadan çekilmek yerine daha fazla ödeme yapmaya hazır. Pakistan ve Bangladeş’in MMBtu başına 25 doların üzerinde kargolar alması, geçmişte yüksek fiyatlar karşısında talebini kısmak zorunda kalan ülkelerin tutumundaki değişimi gösteriyor. Ancak bu esneklik sınırsız değil. Hindistan’daki sanayi alıcıları için 30 doların üzeri kritik eşik olarak gösterilirken, Hürmüz’deki aksamanın sürmesi halinde fiyatların bu kış 35 dolara ulaşabileceği öngörülüyor.</p>
<h2>Küresel net kayıp 5 milyon ton </h2>
<p>Körfez’den 36 milyon tonluk arz kaybına rağmen, yeni kapasite artışları sayesinde bu yılki net kaybın yaklaşık 5 milyon tonla, küresel arzın yüzde 1-1,5’i düzeyinde kalabileceği belirtiliyor. Ancak bu, piyasanın rahatladığı anlamına gelmiyor.</p>
<h2>Rus LNG’sine yasak planı belirsizlik yaratıyor</h2>
<p>Avrupa’nın ocaktan itibaren Rus LNG’sine yasak getirme planı da belirsizliği artırıyor. Rus kargoları alternatif alıcılara yönelse bile sevkiyatlardaki olası aksama arz baskısını derinleştirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tedarik haritası yeniden çiziliyor</span></h2>
<p>Körfez kaynaklı arzın aksaması, alıcıları Batı Afrika’dan Endonezya’ya uzanan alternatiflere yöneltiyor. Tayland Umman, Kuzey Amerika ve Batı Afrika’yı değerlendirirken Bangladeş Endonezya, Avustralya ve Çin’e yöneliyor. Arjantin, Doğu Timor ve Tanzanya gibi yeni üreticilerin de beklentileri yükseliyor. Doğu Timor, Greater Sunrise sahası için 5 milyon tonluk, Bayu-Undan gazı içinse 1,5 milyon tonluk iki LNG tesisi planlıyor. Yeni projeler tedarik çeşitliliğini artırabilir; ancak bunların devreye girmesi zaman alacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Spot piyasadan kaçış</span></h2>
<p>Yükselen spot fiyatlar, Asyalı alıcıları uzun vadeli LNG anlaşmalarına yöneltiyor. Önümüzdeki üç-dört yılda, özellikle ABD’de devreye girmesi beklenen yeni kapasite, uzun vadeli sözleşmelerin fiyatlarını görece istikrarlı tutuyor. </p>
<p>Alıcılar fiyat oynaklığından korunmak isterken üreticiler de gelecekteki arzı bugünden satmaya çalışıyor. Avrupa’da ise metan emisyonlarına ilişkin AB kuralları uzun vadeli anlaşmaları zorlaştırabiliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/lng-savaslari-basliyor-88526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/lng-1790659384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz krizi LNG piyasasında arz endişesini gelecek yaza taşıyor. Avrupa ve Asya aynı kargolar için yarışırken alıcılar yeni tedarikçilere yöneliyor; Arjantin, Doğu Timor ve Tanzanya gibi ülkelerin önüne yeni fırsatlar çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapilacak-155-milyarlik-isi-onayladi-yabanci-hissede-276-puan-satis-yapti-88525</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapılacak 15,5 milyarlık işi onayladı, yabancı hissede 2,76 puan satış yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %1,14 gerilerken, endeks kapsamındaki 28 şirket haftayı kayıpla tamamladı. Yabancı fonlar 17 hissede satış yaparken, 13 hissede paylarını artırdı. Piyasanın genelinde düşüş yaşanırken en fazla alımı Anadolu Efes ve Ereğli'de gerçekleştirdiler.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi’nde satıcılı bir atmosfer hakimdi. Endekste yer alan 28 şirketin fiyatı gerilerken sadece Tüpraş %0,91 ve TAV Havalimanları %0,64 primle haftayı pozitif kapattı. Yaşanan genel düşüşte yabancılar ağırlıklı olarak satış tarafında yer alsa da Ereğli, THY ve Anadolu Efes hisselerinde alım yaparak paylarını artırdılar. Piyasada yaşanan kısa vadeli fiyat hareketlerinde anlık kayıplara bakmak yerine, şirketlerin uzun vadeli bilançolarına odaklanarak hareket etmek, olası risklerin önüne geçilmesini sağlayacaktır.</p>
<h2>Yabancı kamuları azalttı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar BIST 30 hisseleri içinde en fazla satışı 2,76 puanla Türk Altın hissesinde gerçekleştirerek paylarını %14,22 seviyesine indirdi. Gelirini büyütmek isteyen firma, bu amaçla maden sahası altyapı ve üst yapı işleri hizmeti almak üzere ihale açtı. Gelen tekliflere göre alınacak işlerin toplam tutarı 15,5 milyar TL olacak. Firma, altın üretimini artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Yabancı fonların 2,47 puanlık satışla paylarını %19,67 seviyesine çektiği Aselsan, genel düşüş trendine sınırlı oranda eşlik etti. Şirket, hava savunma sistemleri tedariki için 1,23 milyar euro tutarında yeni bir anlaşmaya imza atarken, yıl başından bu yana açıklanan yeni işlerin toplam tutarı yaklaşık 300,2 milyar TL’ye çıktı. Tutar yıllık gelirinin %141’ini geçti.</p>
<h2>Düşüşe direnen yabancı alımı</h2>
<p>Yabancı yatırımcılar geçen hafta en fazla alımı Anadolu Efes hissesinde yaparak paylarını 2,12 puan artırıp %31,06 seviyesine taşıdı. Firma, altı aylık dönemde satışlarını %5 büyütürken dönem sonu kârını %7 düşüşle 7,28 milyar TL’ye geriletti. Şirket, yurt içinde satış hacmindeki daralma nedeniyle beklentilerini aşağı yönlü revize etti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb49d7998eb-1790659031.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MALİYET ETKİNLİĞİ Mİ, MALİYET YÜKÜ MÜ?</strong></p>
<p><strong>Maliyet etkinliği;</strong> artan kâr, rekabet avantajı, verimli büyüme, yatırımcı güveni. Kalite düşüşü, inovasyon daralması, memnuniyetsizlik, büyüme freni.</p>
<p><strong>Maliyet yükü;</strong> üstün kalite, marka prestiji, müşteri sadakati, genişleme. Finansal baskı, kâr erimesi, esneklik kaybı, fiyatlama zorluğu, iflas riski.</p>
<p><strong>Pendik'teki projede bir parsel satın alınsa da gelir paylaşımı anlaşması devam ediyor</strong></p>
<p>Kiler GMYO'nun Pendik'teki arsayı almasıyla proje sonlanmış mı oldu? ● Hakkı Güner</p>
<p>Hakkı, Kiler GMYO'nun içinde yer aldığı iş ortaklığı ile İller Bankası arasındaki anlaşma kapsamında Pendik Dolayoba'daki araziyle ilgili gelir paylaşımına dayalı proje sürüyor. Ancak projedeki bir parsel gelir paylaşımından çıkarılarak 426,8 milyon TL'ye Kiler GMYO-Biskon Yapı iş ortaklığına satıldı. Diğer parselde mevcut sözleşme uygulanmaya devam edecek. İş ortaklığının arsanın mülkiyetine doğrudan sahip olması, proje geliştirme sürecinde daha serbest hareket edilmesine olanak verecek. Yılın ilk yarısında firmanın dönem sonu zararı büyüdü.</p>
<p><strong>İştirakinin devrettiği maden ruhsatından kaynaklı bilançosuna bir etki beklemiyor</strong></p>
<p>Vestel'in, devrettiği maden ocağından gelen gelir ne miktarda? ● Zeki Sapan</p>
<p>Zeki, Vestel Elektronik değil ama %50 iştiraki Meta Nikel, Manisa Gördes sahasındaki maden işletme ruhsatını devrettiği bilgisi paylaşıldı. Yapılan sözleşmeye göre altın madenciliği tamamlandıktan sonra ruhsat bir yıl içinde bedelsiz olarak geri alınacak. Devrin hangi şartlarda gerçekleştirildiğine dair paylaşım olmazken, ne miktarda bedel tahsili ya da gelir paylaşımı olduğuna dair de bir açıklama yapılmadı. Bu itibarla bir belirsizlik söz konusu. Bununla birlikte gerçekleştirilen devrin konsolide bilançoya etkisinin olmayacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FSG fonu borsadaki hisselere yoğunlaşarak son bir yılda %17 getiri elde etti</strong></p>
<p>Fiba Portföy'ün Yönetimindeki Birinci Hisse Senedi Serbest Fon (FSG), geçtiğimiz şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Fonun fiyatı yukarıda 3,90 TL'nin üzerinde tutunamazken aşağı yöneliyor. Son olarak 14 Eylül günü 3,92 TL seviyesini gördükten sonra aşağı döndü. Fonun toplam değeri düzenli olarak geriliyor. Şimdilerde 629,81 milyon TL ile nisandan bu yana en düşük seviyede. Fondan değişen miktarlarda düzenli nakit çıkışı yaşanıyor. Eylülde çıkan tutar 34,58 milyon TL. Yatırımcı sayısı nisandan bu yana geriledi ve sayı şimdilerde 781 kişiye inmiş durumda. Stratejisi, varlıklarını borsadaki hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %88,24'ü hisse senedi ve %4,77'si ters repodan oluşuyor. Yıllıkta %17,48 getiri sağlarken, aynı sürede %13,48 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ata Varlık, yıllık TLREFK + %2 getirili kira sertifikası ihraç etti</strong></p>
<p>Ata Varlık Kiralama, nitelikli yatırımcılara yönelik 25.09.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100 milyon TL olan kira sertifikasının yıllık getirisi TLREFK+%2 olarak belirlendi. 180 gün vadeli kira sertifikası, 3 ayda bir kupon ödemeli olup toplamda 2 kuponu bulunuyor. Kira sertifikasının vade tarihi 24.03.2027 olarak açıklandı. 25 Eylül tarihli TLREFK %35,97 seviyesinde oluştu. Yüzde 2 ek getiri, yatırımcısına değişken getirili kazanç sağlıyor. İhraç, fon kullanıcısı Fasdat Gıda'nın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRDATAV32711 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb49a7b6ffd-1790658983.png" alt="" width="969" height="244" /><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>ABD'deki müşterilerine satılmak üzere 33,7 milyon dolarlık yeni anlaşma imzaladı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ABD pazarındaki büyümesini destekleyecek yeni bir satış bağlantısını daha hayata geçirdi. Şirket, ABD'de yerleşik iki farklı firmayla toplam 33,78 milyon dolar tutarında güç transformatörü tedarik sözleşmesini imzaladı. Güncel kurlarla yaklaşık 1,64 milyar TL'ye tekabül eden siparişlerin teslimatlarının 2027 ve 2028 yıllarında yapılması planlanıyor. Tutar, firmanın 2025 yılı toplam hasılatının %4,7'sine denk geliyor. Şirket, küresel arenadaki bakiye siparişlerini garanti altına alırken döviz cinsi gelirin kârlılığa doğrudan yansıması mümkün olacak.</p>
<p><strong>EKİNCİLER DEMİR VE ÇELİK</strong></p>
<p><strong>Urfa'da 32,4 milyon dolarlık güneş enerjisi yatırımı için sözleşmeye imza attı</strong></p>
<p>Ekinciler Demir Çelik, üretim operasyonunda sürdürülebilir enerji dönüşümü sağlamak amacıyla Siverek'te 42 MWp kapasiteli bir güneş enerjisi santrali kuruyor. Aldo Enerji ile 32,4 milyon dolara anahtar teslim sözleşme imzalanırken, 414 bin metrekare alana yayılacak olan projenin inşasına başlanıyor. Devam eden diğer projelerle birlikte firmanın toplam kurulu GES gücü 119,2 MWp seviyesine çıkacak. 2027 ilk çeyrekte tüm santrallerin devreye girmesiyle, üretimdeki elektrik ihtiyacının %45'i temiz enerjiden karşılanırken, maliyet düşüşü firmanın kârını destekleyecek.</p>
<p><strong>TÜRK HAVA YOLLARI</strong></p>
<p><strong>566 uçağı bulunan THY, 50'si opsiyonlu toplam 150 yeni uçak almaya karar verdi</strong></p>
<p>Türk Hava Yolları, büyüme stratejisi doğrultusunda Boeing firmasından 100'ü kesin, 50'si opsiyonlu olmak üzere toplam 150 adet uçağın satın alımına karar verdiğini duyurdu. Açıklamada sürecin bulunduğu aşama ve içerdiği belirsizlik nedeniyle yatırımcıların yatırım kararını etkileme ihtimali göz önüne alınarak alım kararının kamuya açıklanmasının ertelenmiş olduğu ifade edildi. THY'nin halihazırda 566 uçağı bulunurken 358 noktaya uçuş gerçekleştiriyor. Altı aylık dönemde 18,86 milyar TL kâr açıklayan firmanın hissesi, 3,59 F/K ve 0,40 PD/DD çarpanıyla işlem görüyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Cem Zeytin son bir ayda hızla aşağı gerilerken fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb497fa3103-1790658943.png" alt="" width="520" height="370" />Cem Zeytin'de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %47,16 ile toplamda 1,56 milyon lot azalarak 1,75 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 8'den 7'ye geriledi. HRZ fonu 800 bin lot ile en fazla satışı yaparken, alıcı tarafta herhangi bir fon yer almadı. Hisse için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseyi fonlar belirgin şekilde satmak istiyor. MHF fonu 736,4 bin lot satış ile payını sıfırladı. HRZ fonu ise yaptığı satışla elindeki miktarı 550 bin lota indirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapilacak-155-milyarlik-isi-onayladi-yabanci-hissede-276-puan-satis-yapti-88525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapılacak 15,5 milyarlık işi onayladı, yabancı hissede 2,76 puan satış yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saat-basina-uretim-ikinci-ceyrekte-yuzde-114-artti-88524</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saat başına üretim ikinci çeyrekte yüzde 1,14 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de 2026 ikinci çeyrekte çalışılan saat başına üretimde artış bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 1,4 oranında gerçekleşti. Bir önceki döneme göre artışlar arındırılmamış endekste yüksek seyrederken, yıllık bazda dayanıklı tüketim mallarında saat başına üretimdeki yüzde 3,49 gerileme dikkat çekti. Arındırılmış verilerde ise yine dayanıklı tüketim mallarındaki düşüş dikkati çekti. Genel olarak imalat sanayii her iki veride sırasıyla 2,09 ile 1,92 artış gösterse de, toplam sanayi özellikle dayanıklı tüketim malları ve enerjinin etkisiyle genel olarak düşük kaldı. Çalışan kişi başına üretime bakıldığında ise çalışılan saat başına kıyasla daha iyi veriler oluştu. Bu, ikinci çeyrekte iş başında olan kişilerin daha fazla üretim yaptığı anlamına geliyor.</p>
<h2>İmalat sanayiinde durum </h2>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde çalışılan saat başına üretim, bir önceki döneme göre arındırılmamış verilerde 8,31 arttı. Ancak 2026 birinci çeyrekte düşüş yüzde 9,37 seviyesindeydi. 2021 bazlı endeks, 2026 birinci çeyrek sonunda 103,48 seviyesine kadar inmişken, 2026 ikinci çeyrek sonunda 112,07 seviyesine ancak ulaşabildi. Sanayinin büyük bölümünü oluşturan imalat sanayiinde ise arındırılmamış endeks değeri, 2026 birinci çeyrekteki düşüşün tamamını telafi edemedi, birinci çeyrekte yüzde 10,53 düzeyinde gerileyen (endeks değeri 104,42), imalat sanayii çalışılan saat başına üretim, 2. Çeyrekte yüzde 9,44 artarak, 114,27 endeks değerine ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb471ee882b-1790658334.png" alt="" width="635" height="452" /></p>
<h2>Hazır giyimde düşüş sürüyor </h2>
<p>İmalat sanayiinde genel sorun işaretleri veren hazır giyim sektöründe yıllık bazda kayıplar devam ederken, dönemsel bir toparlanma işareti görüldü. Tekstilde 2026 birinci çeyrekte 93,32 ile 2021 değerinin altına gerilemiş durumda olan endeks değeri, ikinci çeyrekte yüzde 14,03’lük bir artışla 106,4 endeks değerine ulaştı. Hazır giyimde ise (giyim eşyası) birinci çeyrekte yüzde 1’lik artışın üzerine ikinci çeyrekte de verimlilik neredeyse sabit kalarak, yüzde 0,01 oranında bir düşüş yaşadı, endeks değeri 116,64 düzeyinde gerçekleşti. Bu iki sektöre yıllık olarak bakıldığında ise hazır giyimin yaşadığı kaybın devam ettiği gözlendi. Hazır giyimde 2026 ikinci çeyrekte çalışılan saat başına üretim yüzde 18,88 oranında geriledi. Bir önceki çeyrekte de yine yıllık bazda düşüş 10,8 düzeyindeydi.</p>
<p>Ana gruplara bakıldığında, dayanıklı tüketim mallarında da benzer bir toparlanma işareti görüldü. Dayanıklı tüketim mallarında birinci çeyrekte bir önceki döneme göre yüzde 13,21’lik bir düşüş ikinci çeyrekte yüzde 10,3’lük bir artışa döndü ancak yıllık bazda yüzde 3,49’luk düşüş gözlendi. Bu sektörde de endeks, 2021 değerine yakın, 102,54 seviyesinde bulunuyor. İlk çeyrek sonunda ise endeks 100 değerinin altında 92,98 değerindeydi.</p>
<h2>Çalışılan saat başına üretim </h2>
<p>Çalışan kişi başına üretim 2026 ikinci çeyrekte düşüşünü sürdürdü. 2026’da sanayide çalışan kişi sayısında da düşüşler görülmüştü. Kişi başına üretimdeki düşüşün, çalışılan saat başına üretimden daha yüksek olması da dikkat çekti. Genel olarak sanayide iyileşme görülse de dayanıklı ve dayanıksız mallar ayrımındaki yüksek düşüşler oldu. Sanayide çalışan sayısı, Temmuz 2026 itibariyle, bir önceki yıl aynı aydaki seviyesinin 71.7 bin kişi daha az seviyede bulunuyor. Sanayide ve imalat sanayiinde bilinen çalışan sayısındaki düşüşe karşılık çalışan kişi başına üretimdeki artış, işbaşında olan kişilerin daha fazla çalıştığı anlamına geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saat-basina-uretim-ikinci-ceyrekte-yuzde-114-artti-88524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ikinci çeyreğinde çalışılan saat başına üretimde artış bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 1,4 oranında gerçekleşirken, yıllık bazda dayanıklı tüketim mallarında saat başına üretimde yüzde 3,49 gerileme meydana geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sayistay-raporu-bddk-atamalarinda-performans-goz-ardi-edildi-88523</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sayıştay raporu: BDDK atamalarında performans göz ardı edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sayıştay’ın 2025 yılı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetim raporuna göre, Kurumda bazı daire başkanı ve grup başkanı kadrolarına yapılacak atamalarda atama şartlarından biri olan performans değerlendirilmesinin yapılmadan performans düzeylerinin doğrudan “A” düzeyi veya bunun eşdeğeri seviyede olduğu kabul edilerek atama yapıldığı belirlendi.</p>
<p>2017 ve sonrasında yapılan bazı daire başkanı ve grup başkanı atamalarında son 3 yıllık veya son 1 yıllık performans değerlendirmesinin yapılmadığı tespit edildi. Atanan kişilerin performans değerlendirmesinin doğrudan “A” düzeyi veya bunun eş değeri seviyede olduğu kabul edilerek atama işleminin gerçekleştirildiği belirlendi. BDDK verdiği yanıtta, personelin ilgili dönemdeki performans değerlendirmelerinin, yoğun şekilde birim ve unvan değişikliklerinin yaşandığı bir sürece denk geldiğini belirtti. Ayrıca Kurum’un Ankara’dan İstanbul’a taşınma sürecinde ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle Kurul Kararı doğrultusunda personel hakkında performans değerlendirmesi yapılmadığı, söz konusu yıllara mahsus olmak üzere tüm personelin performansının “A” düzeyinde kabul edilmesine karar verildiği belirtildi. BDDK İnsan Kaynakları Yönetmeliğine göre, daire başkanı kadrosuna ve grup başkanı kadrosuna atanabilmek için gerekli şartlardan biri kurumda performans değerlendirilmesi yapılması ve son üç performans değerlendirmesinin “A” düzeyi veya bunun eşdeğeri düzeyinde olması gerekiyor. Sayıştay raporunda yer alan bir diğer tespite göre, BDDK tarafından yapılan araç kiralama hizmet alımı ihalesinde Kamu İhale Kanunu’nda belirtilen temel ilkelere aykırı olarak pazarlık usulü ihale yöntemine başvurduğu da tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sayistay-raporu-bddk-atamalarinda-performans-goz-ardi-edildi-88523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bddk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sayıştay, BDDK performans değerlendirilmeden daire başkanı ve grup başkanı kadrolarına atamalar yapıldığını tespit etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-fonlari-uzerinden-ortaya-cikan-vurgun-meclis-gundeminde-88522</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun Meclis gündeminde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEM Parti, yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan ‘vurgun’ iddialarının arkasındaki aktörlerin, aralarındaki ilişkilerin ve kolektif sorumluluk zincirinin; başta siyasi ve bürokratik bağlantılar olmak üzere hangi mekanizmalar üzerinden işlediğinin, hangi karar ve denetim süreçleriyle sürdürülebildiğinin, kazançların kimlerde toplandığının ve risk ile zararın kimlerin üzerine bırakıldığının araştırılması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istedi.</p>
<p>DEM Milletvekili Cengiz Çiçek tarafından Meclis Başkanlığı’na sunulan önergede, “Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun, birkaç fon yöneticisi veya şirketin işlemleriyle açıklanabilecek bir mesele değildir. Fon ve portföy yönetim şirketlerinden aracı kurumlara, piyasa altyapısından düzenleyici kurumlara ve siyasi-bürokratik karar mekanizmalarına uzanan ilişkiler zinciri bu sürecin nasıl büyüyüp sürdürülebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca kimin hangi işlemi yaptığı değil; bu ölçekte bir servet ve risk aktarımını mümkün kılan ekonomik, siyasi ve bürokratik ilişkiler bütünüdür” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çiçek, mağduriyetlerin kamu kaynakları yerine sorumlulardan ve haksız kazançlardan giderilmesi yollarının da belirlenmesini talep etti. Önergede siyasi ve bürokratik bağlantılara ilişkin basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialara da yer veren Çiçek, “İktidara ve üst bürokrasiye yakınlığın bilgiye erişim, işlem avantajı, denetimden kaçınma veya düzenleyici kararları etkileme imkânı yaratıp yaratmadığıdır” dedi.</p>
<h2>“800 milyar lira ile 300 binden fazla 2+1 sosyal konut yapılabilir”</h2>
<p>DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine ilişkin başlattığı süreçte kamuoyuna yansıyan yaklaşık 800 milyar liralık toplam fon büyüklüğünü, 6 Şubat depremlerinin ardından toplanan bağış ve ek vergilerle karşılaştırdı. Karal, 6 Şubat depremlerinin ardından 128.9 milyar lira bağış toplandığını, deprem sonrası getirilen ek kurumlar vergisi ile ek motorlu taşıtlar vergisinden ise devletin toplam 224 milyar lira tahsil ettiğini hatırlattı. İki kalemin toplamının yaklaşık 353 milyar liraya ulaştığına dikkat çeken Karal, “11 ilimizi yıkan, on binlerce insanımızı hayattan koparan yüzyılın felaketinin ardından bağış ve iki ek vergiden yaklaşık 353 milyar liralık kaynak oluştu. Bugün ise tasfiye kapsamındaki 131 fon için konuşulan toplam büyüklük 800 milyar liranın üzerinde. Akıl alır gibi değil” dedi.</p>
<p>800 milyar liralık büyüklüğün ne anlama geldiğinin somut rakamlarla ortaya konulması gerektiğini ifade eden Karal, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının Yüzyılın Konut Projesi kapsamında Anadolu illerinde 80 metrekarelik 2+1 sosyal konutlar için açıkladığı 2 milyon 650 bin liralık satış fiyatını hatırlattı. Rakamlar yan yana konulduğunda ortaya çıkan tablonun çarpıcı olduğunu belirten Karal, “Basit bir hesap yapalım. 800 milyar lirayı 2 milyon 650 bin liraya böldüğünüzde yaklaşık 302 bin konut ediyor. Yani bugün açıklanan sosyal konut fiyatları üzerinden bu parayla deprem bölgesinde yaklaşık 300 bin aile yeni yuvasına kavuşturulabilirdi. Varın gerisini siz düşünün.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-fonlari-uzerinden-ortaya-cikan-vurgun-meclis-gundeminde-88522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun Meclis gündeminde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-bilancosu-kotulesiyor-88521</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün bilançosu kötüleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları, reel sektörün performansını, bilanço yapısını takip etmek ve değerlendirmek için önemli ve yararlı bir kaynak. Bu çalışma bilanço esasına göne defter tutan tüm firmaları kapsadığı için reel sektörün durumunu -kayıt dışı tarafı hariç- yansıtabiliyor. Çalışma finans sektörü, kamu yönetimi, savunma ve zorunlu sosyal güvenlik hariç tüm sektörleri kapsamına alıyor. Bu haliyle özel sektöre açık tüm üretim ve hizmet sektörlerinin durumunu değerlendirme olanağı sunuyor.</p>
<p>Yeni sektör sınıflamasının uygulandığı 2023-25 dönemine ilişkin bilanço ve gelir tablosu verileri, reel sektörde durumun hiç de iyi gitmediğine işaret ediyor. Sektör bilançoları verilerinin ortaya koyduğu görünüm ana hatlarıyla şöyle:</p>
<p>- İdari kayıtlara dayalı olarak yapılan bu araştırma 2025 yılı için 1 milyon 150 bin firmanın verilerinin toplamından oluşuyor. Bu firmaların yüzde 56’sı 2025 yılını kârla kapatırken yılı zararla kapatanların oranı yüzde 42’yi buldu. Yani kârlı her 3 işletmeye karşılık 2 işletme zarar etti.</p>
<p>- Reel sektör girişimlerinin aktif büyüklüğü 2025 yılında yüzde 27.12, 2023-25 arasındaki iki yılda ise toplam yüzde 83.18 arttı. Yani reel sektörün aktif büyüklüğü enflasyon artışı karşında yenik düştü. TÜİK’in gayrisafi yurtiçi hasıla hesaplarında kullandığı deflatör ile hesaplarsak reel sektörün aktifleri, 2025 yılında reel olarak yüzde 6.84, son iki yılda ise toplam yüzde 15.77 eridi. Aynı işlemi TÜİK’in yılsonu TÜFE değerleriyle yaptığımızda ise aktiflerdeki erime 2025 yılı için yüzde 2.88, 2023-25 arası iki yıl için yüzde 3.07 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>- Öz kaynaklardaki reel kayıp daha yüksek... GSYH deflatörüne göre öz kaynaklar 2025 yılında reel olarak yüzde 15.75, son iki yılda ise toplam yüzde 25.75 küçüldü. Yani öz kaynakların dörtte biri iki yıl içinde eridi. TÜFE’ye göre özkaynaklardaki reel kayıp 2025 yılı için yüzde 12.17, 2023-25 dönemi için ise yüzde 14.54.</p>
<p>-  Yıllar arasında firma sayısı da arttığı için konuya firma başına ortalama değerler açısından da bakmakta yarar var. Bu durumda aktif büyüklüğü ve özkaynak erimesi daha da artıyor. GSYH deflatörü ile firma başına iki yıllık reel kayıp, aktiflerde yüzde 27.70’e, öz kaynaklarda yüzde 33.61’e çıkıyor.</p>
<p>- Reel sektörde aktif ve özvarlık erimesinin yanı sıra bir olumsuz bilanço gelişmesi de borç-öz kaynak dengesinde görülüyor. Toplam kaynaklar içinde öz kaynakların payı, enflasyon değerlendirmesinin de etkisi ile 2023 yılında yüzde 51.91’e çıkmıştı. Bu oran iki yılda 6.14 puanlık bir düşüşle 2023 yılında yüzde 45.77’ye geriledi.</p>
<p>- Buna paralel olarak 2023 yılında öz kaynakların yüzde 92.94’ü kadar olan borçlar, 2025 yılında 25.85 puanlık bir artışla öz kaynakların yüzde 118.48’i düzeyine çıktı.</p>
<p>- Kısa ve uzun vadeli borçlar arasındaki denge yaklaşık olarak aynı kaldı. Ancak her ikisinin de toplam kaynaklar içindeki payı arttı. Kısa vadeli borçların toplam kaynaklar içindeki payı, iki yılda yüzde 35.30’dan yüzde 39.69’a, uzun vadeli borçların payı yüzde 12.79’dan yüzde 14.54’e yükseldi.</p>
<p>- Gelir tablosu cephesindeki manzara da bilanço cephesinden çok farklı değil. Reel sektörün net satış gelirleri yaklaşık olarak enflasyon artışına paralel bir artış gösteriyor. Ancak faaliyet kârında son iki yılda ciddi bir reel düşüş var. Reel sektörün toplam faaliyet kârı, GSYH deflatörüne göre son iki yılda reel olarak yüzde 31.30 oranında azaldı. 12 aylık TÜFE ortalamalarına göre ise faaliyet kârındaki reel düşüş yüzde 30.12 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>- Reel sektörün net kâr erimesi çok daha yüksek boyutta. Net kârdaki iki yıllık reel düşüş GSYH deflatörüne göre yüzde 45.72’yi, 12 aylık ortalamalarla TÜFE’ye göre ise yüzde 44.79’u buluyor. Yani iki yılda net kârlar, enflasyon karşısında yarı yarıya erimiş durumda.</p>
<p>- Finansman giderleri de reel olarak bir gerileme göstermiş. Finansman giderlerindeki 2 yıllık reel düşüş GSYH deflatörüne göre yüzde 6.12, 12 aylık ortalama TÜFE’ye göre yüzde 4.51 düzeyinde.</p>
<p>- Buna rağmen kârlardaki düşüşte finansman giderleri önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Çünkü finansman giderlerinin faaliyet kârına oranında çok ciddi bir artış var. 2023 yılında finansman giderleri faaliyet kârının yüzde 56.77’si düzeyindeydi. 2025 yılında ise finansman giderleri faaliyet kârının yüzde 77.57’si düzeyine tırmandı. Yani faaliyetlerden elde edilen kârın her 10 lirasının yaklaşık 8 lirası faiz ödemesine gitti. 2009 yılına kadar uzanan veri setinde finansman giderinin faaliyet kârına oranının son iki yılda çıktığı düzeyin üzerinde bir oranı, sadece Rahip Brunson ve Trump tehdidi krizinin yaşandığı 2018 yılında görüyoruz.</p>
<p>- Burada kısa vadeli borçlar için yapılan faiz ödemesinin toplam finansman maliyeti içindeki payındaki artış da dikkat çekiyor. 2023 yılında toplam finansman giderleri içinde kısa vadeli borç faiz ödemelerinin payı yüzde 77.84 iken 2025 yılında yüzde 84.74’e çıktı.</p>
<p>Bu veriler reel sektör bilançosunun ve gelir-kâr performansının son iki yılda hatırı sayılır ölçüde aşındığını gösteriyor. Üstelik reel sektördeki aşınma, TÜİK verilerine göre ekonominin iki yılda toplam yüzde 7.34, yatırımların da yüzde 10.24 büyüdüğü bir dönemde yaşandı. Birbiriyle çelişen bu iki gelişme, sorunu daha karmaşık hale getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-bilancosu-kotulesiyor-88521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörün bilançosu kötüleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokrasinin-faziletleri-88520</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demokrasinin faziletleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rusya ve İran’dan Almanya ve Türkiye’ye uzanan örnekler, siyasal demokrasinin yalnızca sandıktan ibaret olmadığını gösteriyor. Seçmen iradesinin yönetime yansıması kadar fikir özgürlüğü, bağımsız yargı ve kuvvetler ayrılığının da korunması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ukrayna’daki savaş beşinci yılına giriyor. Putin işinin kolay olacağını düşünmüştü ama gelişmeler hiç de beklediği yönde olmadı. Ukrayna halkı beklenmedik bir savaş direnci sergiledi, Ruslara bir ülkenin sadece eski Sovyet toprağı olması nedeniyle Rusya tarafından teslim alınamayacağını gösterdi. Rusların savaşı durdurması ve Kırım’a el koymaları ve Luhansk bölgesinde zaten Rus kökenlilerin mukim olduğu bölgelerin bir bölümüne el koymaları gibi sınırlı kazançlarla yetinmeleri mümkündü. Ancak Putin bütün Ukrayna’yı fethetmek için yola çıkmıştı, daha azını kabul ederek gerisini Batı yandaşı bir kadroya teslim etmek türünden bir niyeti yoktu. Şimdilerde savaşın sonuçları Moskova’yı da etkilemeğe başladığından dolayı, geçmişten farklı olarak savaştan duyulan memnuniyetsizliği arttığı ifade ediliyor.</p>
<p>Seçmenler olayları biliyor. Eğer Rusya’da bir siyasal demokrasi hüküm sürseydi, şu anda Putin’in yoğun eleştiri yağmuruna tutulacağına şüphe yok. Ancak savaşı eleştiren hareketlerin sesi kestiriliyor, belki daha vahim olarak bu hareketlerin seçime girmesine dahi izin verilmiyor. Kanıt aranırsa, Yabloko Partisi’nin başına gelenleri incelemek yeterli olabilir. Şu anda savaşı destekleyenler çoğunluğu oluşturur gözüküyorlar. Dolayısıyla, Putin’in korkması gerekmiyordu. Buna rağmen otoriter liderimiz savaşın kendi istediği gibi gelişmediğini ifade edecek görüşlere bile tahammül edemedi. Rusya bir demokrasi olsaydı, lider kendi izlediği siyasetin şu anda yaygın destek bulduğunu bilse bile, toplumda artan bir rahatsızlık olduğunu görecek ve bir ihtimal siyasetini savaşı sonlandıracak şekilde değiştirmeye yönelecekti. Buna alternatif olarak, liderimiz izlediği siyasete dönük seçmen desteğinin giderek zayıfladığını görmekle birlikte izlediği yolda ısrar edecek, böylece seçmenlerin bir başka yönetimi tercih etmesinin kapısını açacaktı.</p>
<p>İran’da da benzer olaylar cereyan ediyor. Seçmen kitlesinin rejimle ve onun uluslar arsası siyasette izlediği yolla barışık olmadığı bir gerçek. Daha önce burada da belirttiğimiz gibi, rejim savaşta yenik düşmekten çok ahalinin uğradığı iktisadi mahrumiyetler karşısında isyan etmesinden endişe ediyor. Kimse rejimin küçük Şeytan İsrail ve Büyük Şeytan Amerika ile mücadele etmesi ile fazla ilgilenmiyor. Şayet İran’da siyasal demokrasi ile belirlenen bir hükümet olsaydı, İranlılar şüphesiz ekonomiyi daha iyi yöneten bir kadroyu göreve getirirlerdi. Onun yerine şimdi sertlik yanlısı yaşlı Devrim Muhafızları kadrosu ile daha liberal sistemi savunan orta yaşlı bir sivil kadro arasındaki mücadeleyi seyretmek mecburiyetinde kalıyorlar.</p>
<p>Tabii, ülke dışında olanlar ve savaşın nasıl cereyan ettiği de seçmenin tercihini şekillendirmekte önemli bir rol oynuyor. Yeniden İran’ı örnek alacak olursak, ülkede rejimin değişmesini arzulayanlar bile, böyle bir değişikliğin dış müdahale sonucunda gerçekleşmesini kabullenemiyorlar. Dolayısıyla, Amerika saldırdığı zaman kendi hükümetlerini desteklemeğe yöneliyorlar. Dış müdahale olmasa belki ülkelerindeki rejimin değişmesi için gayret edecekler.</p>
<p>İsterseniz şimdi de siyasal demokrasi olan Almanya’ya bakalım. Seçmenin Almanya’yı geleneksel olarak yöneten partilerden memnun olmadığına ilişkin kanıtlar giderek güçleniyor. Seçmenler geçmişte radikal görülen partilere daha fazla teveccüh gösteriyor. Sağda Alternative für Deutschland, solda Die Linke şaşırtıcı ilerlemeler kaydediyor. Her ne kadar, bu gelişmeler şimdilik Federal düzeye çıkmamış olsa bile, seçmenin merkezdeki partilerden memnun olmadığı ortada. Bu tür gelişmelerin eskinin büyük partilerinin dikkatinden kaçacağını sanmam. Mutlaka yeni partilerin dile getirdiği bir takım şikâyetleri kaale alacaklar, hatta onların önerdiği bazı siyasetleri de sahipleneceklerdir. Böyle bir gelişmeden ben pek memnuniyet duymayacağım. Belki siz de benim gibi düşünüyorsunuz. Yine de hatırlamamız gereken husus, sistemin seçmen çoğunluğunun tercihine göre şekillendiğidir. Şu anda Almanya Başbakanı Merz, dört yıl olan görev süresini tamamlamayı düşündüğünü ileri sürmektedir. Bununla beraber, eğer kendi partisi içinde dahi yeterince destek bulamadığını hissederse, görevden daha erken ayrılacağını ve istifa edeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p>Biraz da Türkiye’ye bakalım mı? Örneğin, şu sıralarda Dışişleri Bakanımız ülkemizin taahhütlerini yerine getirdiğine işaret ederek, ülkemizin kısa süre önce imzaladığı Mekke Paktı’nın gereklerini de yerine getireceğini söyledi. Ülkemizin verdiği sözleri yerine getirmesi güzel de, bunun bazı koşullara bağlı olduğunu da herkesten önce Sayın Bakanın ifade etmesi lazım. Bildiğiniz gibi, bizim Anayasamıza göre ülkemizin uluslararası bir anlaşmayı yürürlüğe koyması için yürütmenin yasamadan, yani parlamentodan onay alması gerekiyor. Bilebildiğim kadarıyla böyle bir işlem yapılmış değil, hatta ülkemizin imzaladığı anlaşmanın neleri ihtiva ettiğini dahi bilmiyoruz. Tabii, Sayın Bakan, daha önce de şahit olunduğu gibi, görmediği metni imzalamakta beis görmeyen bir parlamenter çoğunluğa güvenebilir, yürütme ne zaman uygun görürse, yasamanın yürütmeden aldığı talimata uygun hareket edeceğini varsayabilir. Ama yine de hukuki adımlar atılmadan ilerlenmemelidir.</p>
<p>Parlamentoya bile fazla güvenmemek lazım. Bakarsınız kendi başına hareket etmeyi tercih edebilir. Bir kere ülkemizde Suudilere karşı fazla hayranlık duyulmuyor. Aynı duyguyu Türklere ilişkin olarak Suudilerin de paylaştığını zannediyorum. Ancak daha da önemlisi, Yemen’e asker göndermek… Tarihimizde Yemen hayırla anılmaz, şarkıyı biliyorsunuz “Giden gelmiyor, acep nedendir?” diye söyleniyor. Ben olsam Suudi ve Amerikalıları memnun etmekte acele etmem, parlamentodan dahi geçmemiş bir anlaşmaya dayanarak beyanda bulunmaktan kaçınırdım.</p>
<p>Birçok vatandaş siyasal demokrasiyi seçmen tercihlerinin hükümete yön vermesi ile eş anlamlı tutuyor. Buna itiraz edecek değilim ancak, siyasal demokrasinin diğer bazı vazgeçilmezleri de olduğunu hatırlatmak isterim: fikir özgürlüğü, yargının bağımsızlığı ve hükümetin üç faaliyet alanı arasında bir denge. Fikir özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmez bir koşulu çünkü hükümetlerin icraatı ne kadar mükemmel olursa olsun, mutlaka eleştirilmesi gerekir, Bu özgürlük sayesinde hükümetlere her zaman yaptıklarına ilişkin uyarılar gitmiş olur. Kaldı ki, bir dönemde fazla itibar görmeyen, hatta marjinal olarak değerlendirilen görüşlerin izleyen bir dönemde çoğunluk tercihine dönüşebildiğini biliyoruz. Bu aşamada bağımsız yargının rolü berraklaşmaktadır çünkü fikir özgürlüğünü koruyacak olan bağımsız yargıdır, çünkü ancak yargı, toplumda o gün fazla hayranlık uyandırmayan görüşlerin de ifade edilmesi özgürlüğünü koruyabilecektir. Buna karşılık, hükümetin üç kanadının birbirini dengelemesi, hem izlenen siyasetin üç branş tarafından da kabulünü sağlayacak, hem de hükümet eylemlerinde iyi düşünülmeden adımlar atılmasını ve bazen bir kolaylık olarak görülebilecek gereksiz hızı engelleyecektir.</p>
<p>Eski usül demokrasinin dünyaya faydalı olduğu tartışmasız bazı faziletlere sahip olduğunu anlatabildiğimi ümit ediyorum. Günümüzde siyasal demokrasinin ömrünü tamamladığı biçimindeki görüşler kolaylıkla taraftar bulabiliyor. Maalesef bu süreç içinde eskinin faydaları gözden kaçabiliyor. Siyasal demokrasiyi terk etmeye bu kadar kolay hazır olmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/demokrasinin-faziletleri-88520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/demokrasi-1790660541.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demokrasinin faziletleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uretici-cig-sutte-zarar-ediyor-88519</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretici çiğ sütte zarar ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Müslüm Doğru, çiğ süt üreticisinin artan girdi maliyetleri karşısında ciddi bir maliyet baskısı altında olduğunu belirterek, Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) çiğ süt tavsiye fiyatını 1 Ekim’de güncellemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>USK tarafından 1 Mayıs’tan geçerli olmak üzere belirlenen soğutulmuş çiğ inek sütü tavsiye satış fiyatının litre başına net 24,30 TL olduğunu hatırlatan Doğru, güncel yem fiyatları ile tüm gider ve gelir kalemleri dikkate alındığında Ağustos ayı itibarıyla çiğ süt üretim maliyetinin 28,50 TL’ye yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>Mevcut fiyat ile maliyet arasında litre başına 4,20 TL fark bulunduğuna dikkat çeken Doğru, “Üreticinin girdi maliyetleri her gün artarken çiğ süt fiyatlarının 6 ay önceki fiyatların altında satılması üretimin sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor. 1 Mayıs’tan geçerli olan fiyatın bir an önce güncellenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb430259807-1790657282.png" alt="" width="413" height="310" /></p>
<h2>Üretici fiyatı baskılanırken raflar zamlanıyor </h2>
<p>Çiğ süt üreticisinin fiyatının baskı altında tutulmasına karşın süt ve süt ürünlerinin raf fiyatlarında artış yaşandığını belirten, bunun üretici açısından ciddi bir çelişki oluşturduğunu ifade eden Doğru, “Süt ve süt ürünlerinin enflasyon sepetindeki payı yaklaşık yüzde 3 düzeyinde olmasına rağmen çiğ süt üreticisi enflasyonun temel sorumlusu gibi gösterilmemeli. İçme sütü, beyaz peynir ve yoğurt gibi temel gıda ürünlerinin raf fiyatlarında son aylarda önemli artışlar var. Üreticinin sattığı çiğ süt fiyatı baskılanırken, aynı sütten üretilen ürünlerin raf fiyatlarının sürekli yükselmesi kamuoyunda büyük bir çelişki yaratıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Yem maliyeti ağustos ayı artışı yüzde 11 </h2>
<p>Üretim maliyetlerindeki yükselişte yem fiyatlarının önemli bir paya sahip olduğunu belirten Doğru, Ağustos ayında litre başına çiğ süt maliyetindeki artışın en önemli nedenlerinden birinin kesif yem fiyatlarında yaşanan yaklaşık yüzde 11’lik yükseliş olduğunu söyledi. Enerji, akaryakıt, sağlık ve lojistik giderlerindeki artışların da üreticinin maliyetlerini yukarı çektiğini belirterek, küresel ve bölgesel gelişmelerin yem hammaddeleri üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çeken Doğru, “Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş sorunları ile Karadeniz’de yaşanan nakliye sıkıntılarının hammadde tedarikinde aksamalara neden olduğunu ifade etti.</p>
<h2>“Yılbaşına kadar olan riskler hesaba katılmalı” </h2>
<p>Çiğ süt fiyatının yalnızca mevcut maliyetler üzerinden değil, önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek maliyet artışları dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Doğru, fiyatlandırmanın en az üç aylık dönemi kapsayan sürdürülebilir bir yaklaşımla yapılması gerektiğini söyledi. Doğru, maliyet hesabında kullanılan tüm varsayımların ve kalemlerin şeffaf biçimde açıklanması gerektiğini belirterek, Ekim ayında yapılacak değerlendirmede yılbaşına kadar ortaya çıkabilecek maliyet risklerinin de hesaba katılması çağrısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uretici-cig-sutte-zarar-ediyor-88519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSEDAD Başkanı Müslüm Doğru, ağustos ayı itibarıyla litre başına çiğ süt alım fiyatının üretim maliyetinin 4,20 TL altında kaldığını söyledi. Çiğ süt üreticisinin artan girdi fiyatları karşısında ciddi bir maliyet baskısı altında olduğunu belirten Doğru, USK’ye tavsiye fiyatını güncellemesi çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretici-kusturulmezse-ayciceginde-uretim-artacak-ithalat-azalacak-88518</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretici küstürülmezse ayçiçeğinde üretim artacak, ithalat azalacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllardır yağlı tohumlarda dışa bağımlılığın azaltılması için çaba gösteriliyor. En azından kamuoyuna böyle mesaj veriliyor. Tarımda üretim planlaması kapsamına alınan ürünler arasında ayçiçeği, soya, kanola, aspir gibi yağlı tohum ürünleri var. Pamuk yağı ve mısır yağı nedeniyle pamuk ve mısır da bu kapsamda değerlendirildiğinde yağ elde edilen bitkilerin neredeyse tamamı planlama kapsamında.</p>
<p>Sadece üretim planlaması ile değil, iklim şartları ve su sorunu da çiftçileri ayçiçeği üretimine yönlendiriyor. Halen ayçiçeği üretiminin yaklaşık yüzde 70’i kuru tarım şartlarında yağışa bağlı olarak yapılırken yaklaşık yüzde 30’u sulu üretim şartlarında yapılıyor. Ayçiçeği, mısır, pamuk ve diğer alternatif ürünlere göre daha az su istiyor.</p>
<p>Geleneksel üretim bölgesi olarak kabul edilen Trakya ve Marmara Bölgesi dışında Ege, İç ve Güney Doğu Anadolu’da ayçiçeği üretimi son yıllarda artıyor. Ancak uygulanan fiyat ve destekleme politikası ile üretimi artıran çiftçi adeta cezalandırılıyor. Üretim maliyetleri artarken ayçiçeği fiyatı aynı oranda artmıyor. İthalatla üretimin, üreticinin önü kesiliyor. Sanki üretimin artması istenmiyor. Oysa üretici desteklense, özellikle Trakya’daki barajlar tamamlanarak ayçiçeği üretiminde sulama yapılsa ithalat gerek kalmadan Türkiye kendi ihtiyacını kendisi üretecek duruma gelir. Rusya ve Ukrayna bağımlılığından kurtulur.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb421db3bd3-1790657053.png" alt="" width="659" height="315" /></p>
<h2>Türkiye’nin dünya ithalatındaki payı yüzde 44</h2>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü’nün Temmuz 2026’da yayınladığı “Ayçiçeği” raporuna göre, Türkiye’de 2025/2026 sezonunda ayçiçeği ekim alanı 996 bin hektar, üretim ise 1,9 milyon ton olarak gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Bitkisel Üretim 1. Tahminine göre, 2026 yılında üretimin yüzde 16,2 oranında artışla 2,3 milyon ton olması bekleniyor.</p>
<p>Aynı rapora göre, Türkiye ihracatta 7. sırada yer alıyor. 2025/2026 sezonu 8 aylık verilere bakıldığında ayçiçeği tohumu ithalatı 1,3 milyon ton, ihracat 93 bin ton olarak gerçekleşti. Ayçiçeğinde kendine yeterlilik 2024/2025’de yüzde 63’e geriledi. 2024/2025 sezonunda Türkiye’nin dünya ithalatındaki payı yüzde 30,2 iken 2025/2026 sezonunda bu pay yüzde 44,5’e yükseldi.</p>
<p>Bu resmi veriler, Türkiye’nin ayçiçeği üretiminde dışa bağımlılığını net olarak ortaya koyuyor. Dünya ayçiçeği ithalatının neredeyse yarısını ithal eden Türkiye, elbette bunun hepsini kendi tüketimi için yapmıyor. Ayçiçeği çekirdeği veya ham yağ olarak yaptığı ithalatın bir bölümünü işleyerek yemeklik yağ olarak ihraç ediyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu ile sektörün ayçiçeği üretim rakamları arasında genellikle 500-600 bin ton fark olması dikkat çekiyor.</p>
<h2>ABD Tarım Bakanlığı, Türkiye ayçiçeği raporu yayınladı</h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı geçen hafta “Türkiye Yağlı Tohumlar ve Ürünleri Yarı Yıllık Raporu” yayınladı. Rapor yağlı tohumlar adıyla yayımlansa da ayçiçeği, ayçiçeği yağı ve küspe konusu ayrıntılı olarak ele alınıyor. Bu rapordaki veriler, rakamlar daha güncel ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden farklı bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Raporun özetinde, Türkiye'nin 2026/2027 sezonunda ayçiçeği üretiminin öncesi sezona göre daha iyi olacağı ifade ediliyor. Ancak, Ağustos 2026 itibarıyla Karadeniz (Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle) ticaretindeki kargo trafiğinin neredeyse tamamen durması, Türkiye'nin ham ayçiçeği yağı ithalatına erişimini kısıtladığı, bunu telafi etmek için Türkiye’nin, iç tüketim açığını karşılamak ve ihracat amacıyla diğer tedarikçilerden daha fazla ayçiçeği tohumu ithal edeceği ifade ediliyor.</p>
<h2>Üretim Trakya’da azaldı, diğer bölgelerde arttı</h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı(USDA) raporuna göre, Türkiye'nin 2026/2027 pazarlama yılı (Eylül-Ağustos) ayçiçeği ekim alanı, geçen yıla göre hafif bir artışla 770 bin hektara ulaşacağı tahmin ediliyor. Tarım Bakanlığı'nın yıllık raporunda yer alan tahminlere göre, bu artış öncelikle sulama imkânlarının sınırlı olduğu ve potansiyel su kısıtlamalarının bulunduğu Orta Anadolu, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki çiftçilerin, Tarım Bakanlığı'nın Arazi Kullanımını Geliştirme Projesi (TAKE) gibi projelerinin desteğiyle ayçiçeği gibi kuraklığa dayanıklı ürünlerin üretimini artırmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Diğer bölgelerdeki ekim alanlarındaki artışa rağmen, normalde ülkenin ayçiçeği üretiminin yarısını oluşturan Trakya bölgesinde, ekim alanlarının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10 oranında azaldığı tahmin ediliyor. Geçen yılki kuraklığın yol açtığı kayıpların ardından, Trakya bölgesindeki çiftçiler daha iyi kâr marjları elde etme umuduyla tarlalarının bir kısmını arpa ve kolza ekimine dönüştürdüler. Ekim alanındaki küçük bir artışla birlikte, ülkenin büyük bölümünde gözlemlenen elverişli hava koşulları sayesinde ayçiçeği tohumu üretiminin 550 bin ton artışla 1 milyon 800 bin tona ulaşması bekleniyor. Geçen yılki kuraklık, özellikle Trakya bölgesinde önemli verim kayıplarına neden olmuştu.</p>
<h2>Rusya ve Ukrayna savaşı ithalatı olumsuz etkiliyor</h2>
<p>Rapora göre,  2026/2027 pazarlama yılında Türkiye’nin ayçiçeği tohumu tüketiminin, yerli tohum üretimindeki artış ve Karadeniz bölgesindeki gemi trafiğini etkileyen son gelişmeler doğrultusunda, yaklaşık 3,4 milyon ton olması bekleniyor. Türkiye, hem iç pazar hem de ihracat ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yağlı tohum ve bitkisel yağ üretemediği için, başta Karadeniz ülkeleri olmak üzere büyük miktarlarda ayçiçeği yağı ve tohumuna bağımlıdır.</p>
<p>Türkiye, rafine etmek ve komşu ülkelere yeniden ihraç etmek için Rusya ve Ukrayna'dan önemli miktarda ham ayçiçeği yağı ithal etmektedir. Ancak, Ağustos 2026 itibarıyla, Karadeniz bölgesindeki kargo gemilerine yönelik saldırılar nedeniyle bu ithalatlar durmuştur. Ham yağ tedarikindeki sorun nedeniyle Türk ithalatçıların daha fazla tohum ithal etmesi bekleniyor; bu da yerli tohum tüketiminde artışa yol açacaktır. Ayrıca, Türkiye yılda yaklaşık 200 bin ton ayçiçeğini çerezlik amaçlı tüketmektedir.</p>
<h2>Ayçiçeği tohumu ithalatı 1,8 milyon ton olacak</h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı Raporu’na göre, Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılında 1,8 milyon ton ayçiçeği tohumu(çekirdeği) ithalatı yapması bekleniyor. Türkiye, hem iç piyasadaki ayçiçeği yağı talebini karşılamak hem de rafine yağ ihracatı amacıyla, öncelikle Karadeniz ülkelerinden (tarihsel olarak Türkiye'nin ayçiçeği tohumu ithalatının ana kaynağı olan ülkeler) ithal edecektir. Ticaret kaynaklarına göre, ithalatçılar 2026/2027 pazarlama yılı sezonunun ilk üç ayı (Eylül-Kasım) için 400 bin tonluk teslimat sözleşmesi imzaladı. Son aylarda, Karadeniz'deki derin su limanlarından tedarik sorunları yaşayan ithalatçılar, odaklarını Karadeniz'in batı komşularına ve nehir limanlarına kaydırdı.</p>
<p>Türkiye’nin 2025/2026 pazarlama yılı için ayçiçeği tohumu ithalatının yaklaşık 1,6 milyon ton olarak tahmin edildiği belirtiliyor. İlk 11 ayda (Eylül-Temmuz) ithalat toplamı 1,58 milyon ton olup, sevkiyatların büyük çoğunluğu Romanya'dan (652.000 ton), Moldova'dan (481.000 ton) ve Bulgaristan'dan (268.000 ton) gerçekleşti.</p>
<h2>Ayçiçeği tohumu ihracatı 175 bin ton olacak</h2>
<p>Raporda, 2026/2027 pazarlama yılı için ayçiçeği çekirdeği ihracatının 175 bin ton olarak tahmin edilirken, bu ihracatın ağırlıklı olarak çerezlik ayçiçeği ile ekim amaçlı ayçiçeği çekirdeğinden oluştuğu belirtiliyor. İşleme amaçlı çekirdek ihracatı çok düşük seviyede olması bekleniyor. Geçen 2025/2026 pazarlama yılında yine ağırlıklı olarak çerezlik ve ekimlik ayçiçeği ihracatı 125 bin ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>2026/2027 pazarlama yılı için ayçiçeği tohumu stok seviyesi ise geçen yıl olduğu gibi 96 bin ton olarak tahmin ediliyor.</p>
<h2>Ayçiçeği yağı üretimi artarken, tüketim azalacak</h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı Raporu’na göre, 2025-2026 pazarlama yılında 1,1 milyon ton olan Türkiye’nin ayçiçeği yağı üretimi 2026/2027 pazarlama yılında yaklaşık 1,4 milyon tonolması öngörülüyor.</p>
<p>Üretimdeki artışa rağmen ayçiçeği yağı tüketiminin 2026/2027 pazarlama yılında bir önceki sezona göre daha düşük seyretmesi ve 1,17 milyon ton olması öngörülüyor. Bu beklenen düşüş, zeytin üretim döngüsünün aynı yıl olacağı beklentisine dayanıyor. Raporda: “Bu küçük düşüşe rağmen, ayçiçeği yağı, uygun fiyatlı olması nedeniyle Türkiye'de en yaygın tüketilen yemeklik yağ olmaya devam ediyor. Bu projeksiyon ayrıca iç piyasada istikrarlı bir bitkisel yağ talebini de varsayıyor. 2025/2026 pazarlama yılı için ayçiçeği yağı tüketiminin bir önceki yıla göre daha yüksek, 1,24 milyon ton olması tahmin ediliyor.” bilgisine yer verildi.</p>
<h2>Artan yağ fiyatı ithalatla frenlenmeye çalışılıyor</h2>
<p>Mevcut takvim yılının yaz aylarında, Karadeniz'deki gemi saldırılarının artmasıyla ilgili endişeler nedeniyle ayçiçeği yağının perakende fiyatı litre başına 90 liradan 100 liraya (~2$/litre) yükseldiği belirtilen raporda şu değerlendirmeye yer verildi: “ Ancak, hükümetin ithalatla ilgili aldığı önlemler ve yabancı fiyatlardaki hafif gecikme, fiyatlardaki yükseliş eğilimini frenlemiş gibi görünüyor. Fiyat artışını frenlemek ve yeterli yerli arzı sağlamak için Türk hükümeti, ayçiçeği yağı ithalatını teşvik etmek amacıyla tarife kotası ve düşük tarifeler açıkladı. Ek olarak, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Eylül ayında 12 bin ton ham ayçiçeği yağı için uluslararası bir ihale açtı. Piyasa kaynaklarına göre, Eylül ve Ekim aylarında teslim edilecek ürünler için ton başına ortalama 1.200 dolar CIF fiyatı teklif edildi.”</p>
<h2>Ayçiçeği yağı ithalatı 840 bin ton, ihracat 1 milyon ton</h2>
<p>Raporda, Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılında ham ayçiçeği yağı ithalatının önceki sezona göre 360 bin ton azalarak 840 bin ton olarak gerçekleşeceği tahmin edildi. Bu tahmin, özellikle Rusya'dan gelen ham yağ ile ilgili olarak son aylarda yaşanan arz sorunlarının bir süre daha devam edebileceği yönündeki piyasa beklentilerine dayanıyor. 2025/2026 pazarlama yılı için ham ayçiçeği yağı ithalatı, mevcut en son ticaret verilerine göre 1,2 milyon tona düşürüldü. Eylül-Temmuz döneminde ham ayçiçeği yağı ithalatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 azalarak yaklaşık 1,14 milyon tona geriledi. Başlıca tedarikçiler Rusya (765.000 ton) ve Ukrayna (235.000 ton) oldu.</p>
<p>Raporda ihracatın az da olsa artacağı tahmin edilerek şu değerlendirmeye yer verildi: “ 2026/2027 pazarlama yılı ayçiçeği yağı ihracatının, Afrika ve Orta Doğu'daki önemli pazarlara güçlü yeniden ihracat ve aktarma hacimleri varsayılarak, bir önceki yıla göre hafif bir artışla 1,07 milyon ton olarak tahmin ediliyor. Kaynaklara göre, tüketicilerin palm ve soya yağı gibi daha ucuz alternatiflere kıyasla ayçiçeği yağını tercih etmesi nedeniyle bu bölgesel pazarlardaki talebin artmaya devam etmesi bekleniyor.</p>
<p>2025/2026 pazarlama yılı ayçiçeği yağı ihracat tahmini, en son ticaret verilerine dayanarak hafifçe yukarı yönlü revize edilerek 1,05 milyon tona çıkarıldı. Eylül-Temmuz ayları arasında ayçiçeği yağı ihracat hacimleri bir önceki yıla göre yüzde 5 artarak 970 bin tona ulaştı ve bunun büyük çoğunluğu rafine yağdan oluştu. İhracatta başlıca ülkeler; Irak (222.000 ton), Cibuti (210.000 ton) ve Sudan (93.000 ton) oldu.</p>
<p>2026/27 pazarlama yılı için ayçiçeği yağı stoklarının bir önceki yıla göre hafif bir düşüşle 113 bin tona gerilemesi bekleniyor. Son yıllarda, iç ekonomik koşullar nedeniyle, özel sektör genellikle daha küçük miktarlarda ayçiçeği yağı stoğu bulundurmayı tercih etmiştir.”</p>
<p>Özetle, son yıllarda iklime bağlı olarak yaşanan kuraklık ve su sorunu, mısır, pamuk gibi alternatif ürünlerin hem çok su istemesi hem de fiyatının üreticiyi tatmin etmemesi nedeniyle çiftçi ayçiçeği üretimine yöneldi. Bu yıl hava şartlarının da uygun olması ile üretim arttı. Üretim artınca ithalat azalıyor.  Kaldı ki, ithalatta da sorunlar var. Türkiye’nin en çok ayçiçeği ve ham yağ aldığı Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş ithalatı zorlaştırıyor. Böyle bir ortamda üreticinin ayçiçeği üretimine daha fazla yönlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Çiftçi küstürülmezse ayçiçeğinde üretim artışı ile ithalat bağımlılığı azaltılabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üretim artınca küspe ithalatı azalıyor</span></h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı Raporu’nda ayçiçeği küspesi ile ilgili yapılan değerlendirmede, 2026/2027 pazarlama yılında ayçiçeği tohumu küspesi üretim tahmini, öğütme işlemlerindeki beklentilere paralel olarak yaklaşık 1 milyon 745 bin ton olarak öngörülüyor. 2025/2026 pazarlama yılı ayçiçeği tohumu küspesi üretim tahmini ise bir önceki yıla göre biraz daha yüksek olmakla birlikte, yaklaşık 1,38 milyon tona düşürüldü.</p>
<p>Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılı ayçiçeği tohumu küspesi tüketimi, bir önceki yıla göre biraz artarak 2,3 milyon ton olarak öngörülüyor. Bu tüketim tahmini, hayvan yemlerinde küspeye olan talebin istikrarlı kalacağı varsayımına dayanıyor.</p>
<p>Raporda, bu sezon ayçiçeği üretimindeki artışa bağlı olarak ayçiçeği küspesi ithalatının 300 bin ton azalarak 600 bin ton olacağı öngörülüyor. Geçen sezon(2025/2026) ayçiçeği küspesi ithalatı 900 bin ton olarak tahmin ediliyor. Eylül-Temmuz döneminde ayçiçeği küspesi ithalat hacmi yaklaşık 863 bin ton olurken, bu rakam bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 12 düşüş gösterdi. Küspe ithalatında en büyük tedarikçiler Rusya (803.000 ton), Ukrayna (24.500 ton) ve Bulgaristan (20.000 ton) oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretici-kusturulmezse-ayciceginde-uretim-artacak-ithalat-azalacak-88518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/aycicegi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretici küstürülmezse ayçiçeğinde üretim artacak, ithalat azalacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-sorunu-88517</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyaset kurumuna duyulan güvenin zayıflaması yalnızca sandığa katılımı değil, ekonomiden yatırıma, hukuktan gençlerin gelecek beklentilerine kadar toplumun tamamını etkiliyor. Güven sorununun derinleşmesi, siyaset kurumunun yanı sıra ekonomik ve sosyal geleceğe ilişkin öngörülebilirliği de tehdit ediyor.</strong></p>
<p>“İster misin bazı siyasi partiler de aldıkları Hazine yardımını fonlara yatırmış olsun?” diye ortaya bir soru atınca etraftakiler hararetle tartışmaya başladılar…</p>
<p>İlginçtir kimse “yok canım olmaz öyle şey” demedi. Tartışma daha çok hangi partinin/partilerin böyle bir işleme tevessül edeceği üzerinde yoğunlaştı.</p>
<p>Aslında konu uzun zamandır var olan “güven sorunu”nun bir başka yansımasıydı…</p>
<p>Bu “güven sorunu” sadece iktidarı yaralayan bir sorun değil, top yekûn siyaset kurumunu yaralıyor. Bakın son fon skandalından, belediye davalarına kadar her yerde siyaset ve yolsuzluk örtüşük olarak anılıyor.</p>
<p>Bunu yapılan anketlerde de görüyoruz. Anketlerin genel toplamında, kendisini doğrudan kararsız olarak nitelendiren ya da oy kullanmayacağını/protesto edeceğini belirten "gri alan" seçmen kitlesinin toplam ağırlığı %20 ila %30 bandına kadar ulaşarak seçim sonuçları üzerinde belirleyici bir güç oluşturuyor.</p>
<p>Misal, ASAL Araştırma, 15-22 Şubat tarihlerinde 26 ilde 2 bin kişiyle gerçekleştirdiği ankette “Bu pazar bir milletvekili genel seçimi olsa oyunuzu hangi siyasi partiye verirsiniz?” diye sordu, Kararsızlar/Oy Kullanmayacağım/Fikrim Yok/Cevap Yok yanıtını verenlerin oranı yüzde 37,9 oldu.</p>
<p>Ya da son yerel seçimleri hatırlayalım.</p>
<p>Kayıtlı 61 milyon 430 bin 934 seçmenin oy kullanabileceği yerel seçimde 13 milyonu aşkın yurttaş sandığa gitmedi. 46 milyon 46 bin 499 kişi oy kullanırken bu oyların 2 milyon 210 bin 42'si geçersiz olarak kabul edildi.</p>
<p>Malum, Türkiye’nin gündemi enflasyon, faiz, döviz kuru, işsizlik ve hayat pahalılığı tarafından belirleniyor.</p>
<p>Şu anda ekonomide yaşananlar gerçek ve ağır sorunlardır. Ancak aynı zamanda “güven sorunu”nu daha da derinleştiren başlıklardır.</p>
<p>Herkesin çeşitli vesileler ile dile getirdiği gerçeklikleri bir kez daha hatırlayalım:</p>
<p>Hukuk sistemine güvenmeyen yatırımcı uzun vadeli sermaye bağlamaz. Kuralların değişeceğini düşünen sanayici yatırımını erteler. Maliyetleri ve destekleri öngöremeyen çiftçi üretimini büyütmez. Yeteneğinin ve emeğinin karşılığını alamayacağını düşünen genç geleceğini yurt dışında arar.</p>
<p>Tabii bunun bir de yurtdışı bacağı var. Uluslararası yatırım görüşmelerinde bir ülke hakkında sorulan ilk soru “bu ülkeye güvenebilir miyiz” olduğu sürece de “güven sorunu” önceliğini korumaya devam edecek.</p>
<p>Eğer bir ülkede kuralların üç, beş yıl sonra da geçerli olup olmayacağı bilinmiyorsa; sözleşmelerin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıysa; ekonomi politikasının öngörülebilir kalıp kalmayacağı belirsizse dış dünya açısından da “güven sorunu” oluşmuş demektir.</p>
<p>Yukarıda değindim; eğer kendi sokağını, parkını, kent içi ulaşımını, suyunu, kanalizasyonunu doğrudan etkileyecek yerel seçimlerde 13 milyon seçmen oy kullanmıyorsa, iktidarıyla muhalefetiyle siyaset şapkasını önüne koyup düşünmelidir. Çünkü bunun sonunda siyaset kurumunun tasfiye edilmesine gidecek bir yola çıkılmış olunur. Güvenini yitirmiş, gelecekten umudunu kesmiş kitleler de bu tasfiyeye sonuna kadar destek verecek hale gelir. Aynı şekilde bu kitleler denetimsiz sosyal hareketlerin de tabanı oluşturur. Siyaset kurumunun her zamankinden çok daha fazla sağduyu ile hareket etmesi gereken günler yaşıyoruz. Ne kadar sağduyulu olunabilecek onu yaşayıp göreceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-sorunu-88517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven sorunu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2008-yeniden-mi-geliyor-88516</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2008 yeniden mi geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya ekonomisinde büyük bir kriz beklentisi olmasa da bir sonraki finansal sarsıntının nereden çıkacağını kimse bilmiyor. Martin Wolf’un Türkiye için işaret ettiği fırsat penceresinin ise küresel gelişmeler kadar makroekonomik istikrar, öngörülebilirlik, hukuk ve kurumsal güvene bağlı olduğu görülüyor.</strong></p>
<p>Martin Wolf elimden geldiğince izlemeye çalıştığım ekonomistlerden birisidir. Her söylediğine katıldığım için değil, geçmişte yaptığı değerlendirmelerin önemli bölümünün zaman içinde sınanmış olması nedeniyle Financial Times'taki yazılarını ya da başka mecralardaki söyleşilerini izlerim. Bugün olanı yorumlamaktan çok yarının risklerini görmeye çalışan ekonomistlerden biri.</p>
<p>CNBC-e Londra Temsilcisi Berfu Güven’in Wolf ile yaptığı söyleşilerden bir yenisini daha geçen hafta izledim. Bir önceki söyleşide olduğu gibi bu kez de bende bıraktığı izlenim, "ihtiyatlı iyimser" olduğuydu. Dünya ekonomisini parlak bir tablo olarak görmüyor ama büyük bir krizin kapıda olduğunu da söylemiyor. Onun ifadesiyle dünya ekonomisi “dirençli ama kırılgan.” Bence an itibariyle küresel ekonomiyi iyi anlatan tanımlamalardan biri.</p>
<p><strong>Dirençli ama kırılgan bir dünya</strong></p>
<p>Üstelik bu dayanıklılık küçümsenecek bir şey değil. Savaşlar, enerji şokları, ticaret savaşları, yüksek faizler ve jeopolitik gerilimler aynı anda yaşanıyor. Buna rağmen küresel ekonomi şimdiye kadar beklenenden daha iyi direnmiş durumda. Ekonomiler şoklara alışıyor, şirketler tedarik zincirlerini değiştiriyor, ülkeler yeni ticaret yolları ve enerji kaynakları buluyor. Piyasalar da zamanla kötü habere alışıyor.</p>
<p>Fakat dayanıklılık, kırılganlığın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>
<p>Wolf’un bu söyleşide en fazla üzerinde durduğu risklerden biri yapay zekâ yatırımları. İlk bakışta bu biraz şaşırtıcı... Çünkü yapay zekâ yatırımları bugün küresel büyümenin önemli motorlarından biri... Büyük teknoloji şirketlerinin devasa veri merkezleri ve çip yatırımları, yalnızca teknoloji şirketlerinin cirolarını değil, inşaat, enerji, yarı iletken ve ekipman sektörlerini de besliyor.</p>
<p>Ya bu yatırımlar beklenen getiriyi sağlamazsa?</p>
<p><strong>Ne zaman tersine döner?</strong></p>
<p>O zaman bugün ekonomiyi destekleyen yatırım dalgası tersine dönebilir. Büyük teknoloji şirketleri yatırımlarını azaltırsa çip talebi düşebilir, teknoloji şirketlerinin gelir beklentileri bozulabilir, borsalarda sert düzeltmeler yaşanabilir. ABD ekonomisindeki yavaşlama da bundan ibaret kalmayabilir. Güven ve tüketim üzerinden daha geniş bir etki yaratabilir. Elbette böyle bir durumda, ABD’de yaşanan her sıkıntı geçmişte olduğu gibi bu defa da ABD ile sınırlı kalmaz, diğer ekonomilere yayılır. Hastalığı bulaştırır. ABD nezle olursa birçok ülke grip olur.</p>
<p>Wolf gibi ekonomistlerin asıl kafasını kurcalayan, yapay zekâ yatırımlarının kendisinden çok bu yatırımların arkasındaki borçların niteliği. Borçların önemli bölümünün geleneksel bankacılık sisteminin dışında oluşması, finansal sistemin daha az görünen bir bölümünde risk birikmesi anlamına geliyor. Wolf burada 2008’i hatırlatıyor ama aynı krizin tekrarını beklemiyor. Çünkü bugünkü yapı farklı...</p>
<p><strong>2008 değilse ne geliyor?</strong></p>
<p>Bu nedenle “2008 geliyor mu?” sorusundan çok başka bir soru sormak gerekiyor. Bir sonraki finansal sarsıntının nereden çıkacağını gerçekten biliyor muyuz?</p>
<p>Wolf’un “bilmiyoruz” cevabı aslında en önemli uyarı.</p>
<p>Piyasalar açısından da benzer bir tablo var. Pek çok ekonomist hisse senedi piyasalarının ciddi biçimde aşırı değerlendiğini düşünüyor. Elbette değerlemelerin yüksek olması tek başına kriz anlamına gelmiyor. Piyasalar uzun süre pahalı kalabilir. Sorun, yüksek fiyatların üzerine bir de beklenmedik bir şok geldiğinde başlıyor. Wolf’un geçen hafta verdiği Çin’in Tayvan’a saldırması örneği bu nedenle önemli. Böyle bir olayın ekonomik sonuçlarını bugünden hesaplamak kolay değil ama ağır olacağını öngörmek kolaydır.</p>
<p>Piyasalar, gerçekleşme ihtimali düşük ama etkisi çok yüksek olayları fiyatlamakta zorlanıyor. Ekonomik tahminlerin en zayıf tarafı da zaten burada ortaya çıkıyor. Modeller geçmiş verilerle çalışıyor; oysa büyük krizleri çoğu zaman geçmişte olmayan gelişmeler tetikliyor.</p>
<p><strong>Türkiye için pencere açık ama...</strong></p>
<p>Wolf’un Türkiye değerlendirmesi ise benim açımdan daha da ilginç. Bir önceki söyleşisinde Türkiye’nin büyük potansiyeline dikkat çekmiş, küresel ortamın Türkiye için destekleyici olabileceğini söylemişti. Bu kez yaptığı daha geniş değerlendirmede de Türkiye’yi küresel risklerin dışında değil ama bu risklerden yararlanabilecek konumda görüyor. </p>
<p>Türkiye’nin güçlü coğrafi konumu, büyük iç pazarı, girişimci iş dünyası ve Avrupa ile Asya arasındaki bağlantı noktası olması önemli avantajlar. Daha önce de Türkiye’nin ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde bir “köprü ülke” olarak ağırlığının artabileceğine dikkat çekmişti. </p>
<p>Ama Wolf’un iyimserliğinin bir şartı var. O da politika hatası yapılmaması. Bu noktada karnemiz çok parlak değil. Olmayacak zamanlar da olmayacak politika hataları yapabiliyoruz. Türkiye’nin daha önceki sorunlarının önemli bölümünü yanlış makroekonomik ve para politikası tercihlerinden kaynaklanmıştı. </p>
<p>Burada mesaj net. Wolf'un dediği gibi Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi var ama bu pencere kendiliğinden ekonomik başarıya dönüşmeyecek. Küresel sermayenin daha seçici hale geldiği, jeopolitik risklerin arttığı bir dünyada makroekonomik istikrar, öngörülebilirlik, hukuk ve kurumsal güven daha da değerli hale geliyor.</p>
<p>Nitekim son söyleşisinde ekonomik meseleleri demokrasi ve hukuk düzeninden de ayrı görmüyor. Daron Acemoğlu’nun çalışmasını överken “işçi sınıfı liberalizmi” yerine “kapsayıcı liberalizm” ifadesini tercih ettiğini söyledi ve servet ile güç eşitsizliğinin demokratik sistemler üzerindeki baskısına dikkat çekti. </p>
<p>Bu yüzden Wolf’un küresel ekonomi değerlendirmesini yalnızca “2008 benzeri kriz beklemiyor” diye okumak eksik kalır.</p>
<p>Kısacası; dünya ekonomisi şu anda şaşırtıcı ölçüde dirençli… Ama bu direnç, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Yapay zekâ yatırımları, banka dışı finans, yüksek varlık değerlemeleri ve jeopolitik gerilimler yeni kırılganlık alanları oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2008-yeniden-mi-geliyor-88516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/46u-1790656656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2008 yeniden mi geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-istikrar-komitesi-88515</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal istikrar komitesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2008 küresel krizinin ardından finansal istikrarın yalnızca tek bir kurumun sorumluluğuna bırakılamayacağı daha net görülürken, ülkeler para, mikro-sakıngan ve makro-sakıngan politikaların koordinasyonu için farklı modeller geliştirdi. Türkiye de bu çerçevede kurduğu Finansal İstikrar Komitesi ile sistemik risklerin belirlenmesi ve yönetilmesini kurumlar arası iş birliğine bağladı.</strong></p>
<p>Finans sistemindeki sorunlar, özellikle ABD’de bu sistemin bazı parçalarının denetlemeden ve düzenlemeden uzak olması ve bu kısım ile sistemin geriye kalanı arasındaki girift ilişkiler 2008’de patlak veren küresel krizin temel nedeniydi. Alınan dersle, çoğu ülkede finans sisteminin düzenlenmesinden ve denetlenmesinden sorumlu kurumların aralarındaki eşgüdümün nasıl sağlanacağı yoğun biçimde tartışılmaya başlandı. Mesela merkez bankalarının bankası konumundaki Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) bu amaçla raporlar yayımladı. 2011’de yayımlanan bir raporda, para politikası ile mikro-sakıngan ve makro-sakıngan politikaların eşgüdümlerinin sağlanması için farklı kurumsal düzenleme seçenekleri ortaya konuldu. ‘Mikro-sakıngan (mikro-ihtiyati) politikadan kasıt, mesela döviz açık pozisyonu gibi sorunlara karşı, tekil finans kurumların sağlığı için getirilen düzenlemeler. Makro-sakıngan politikalar ise hem finans kurumları arasındaki ilişkilere hem de bu kurumlarla şirketler ve hane halkı arasındaki ilişkilere ilişkin. Mesela çok hızlı kredi genişlemesine karşı alınabilecek önlemler.</p>
<p>BIS dört seçenek sunmuştu: Birinci seçenek altında, makro-sakıngan politikanın farklı kuruluşların ortaklaşa sorumluluklarına verilmesi halinde ne tür yönetişim düzenlemeleri gerektiği tartışılıyor. Bu seçeneğin iki alt seçeneği var: Makro-sakıngan politika konseyi (finansal istikrar komitesi olarak da adlandırılabilir) kurmak ya da makro-sakıngan kararların farklı kurumlarca alınacağı bir düzenlemeye gitmek. İkinci seçenekte ayrı bir makro-sakıngan politika otoritesinin kurulması tartışılıyor. Üçüncü seçenekte, makro-sakıngan politikanın merkez bankalarının sorumluluğuna verildiği, mikro-sakıngan politikanın ise ayrı bir kurumda olduğu bir kurumsal yapı inceleniyor. Dördüncü seçenek ise, makro-sakıngan ve mikro-sakıngan politika yetkilerinin tümüyle merkez bankalarına geçmesi şeklinde. İngiltere bu dört seçenekten sonuncusunu tercih etti. Türkiye ise birinci seçeneği seçti ve bu amaçla bir Finansal İstikrar Komitesi (FİK) kuruldu. Merkez Bankası’nın internet sayfasından komite hakkında önemli bilgiler var. Alıntı yapıyorum:</p>
<p>“… <em>FİK’in görev tanımı, 4059 sayılı Kanun'un 1. maddesinde "Finansal sistemin sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlıklı bir şekilde desteklemesi ve piyasalarda güvenin korunması için kırılganlıkların belirlenmesi ve sistemik risklerin yönetilmesi" olarak belirtilmiştir. Bu kapsamda, FİK, aşağıdaki konularda üyelerin bağımsızlıklarından ödün vermeden aralarındaki iş birliğini ve koordinasyonu sağlamaktadır:</em></p>
<p><em>a) Finansal istikrar ve güvenliği tehdit edebilecek sistemik risklerin ve kırılganlıkların belirlenmesi, etkin bir şekilde izlenmesi ve yönetilmesi için gerekli yöntemlerin oluşturulması ve politika önerilerinin tespit edilmesi.</em></p>
<p><em>b) Finansal düzenlemelerin etkilerinin değerlendirilmesi.</em></p>
<p><em>c) Finansal sektörün, sürdürülebilir büyümeyi ve finansal istikrarı destekleyecek şekilde sağlıklı gelişiminin sağlanması.</em></p>
<p><em>ç) Sistemik risklerin gerçekleşmesi durumunda uygulanacak kriz yönetim planlarının oluşturulması.</em></p>
<p><em>Bu kapsamda, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve piyasa güvenini destekleyen sağlıklı bir finansal sistem FİK’in nihai hedefidir. FİK bu hedefi görev tanımının (sistemik risklerin yönetimi) doğal sonucu olarak görmektedir.</em>”</p>
<p>8 Haziran 2011’de yapılan düzenlemeye göre FİK üyeleri şöyle: Başkanı Hazine ve Maliye Bakanı. Diğer üyeler: Merkez Bankası Başkanı, BDDK Başkanı, SPK Başkanı ve TMSF Başkanı. Ayrıca, sonradan yapılan değişikliklerle FİK’e Hazine ve Maliye Bakan Yarımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı da eklendi. FİK’in görev tanımında yer alan maddelerden özellikle ilk maddeye (a maddesi) dikkatinizi çekerim.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-istikrar-komitesi-88515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal istikrar komitesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonuma-kadar-beni-kim-soyuyor-88514</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonuma kadar beni kim soyuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çalıyor ama çalışıyor müsamahası mı? SPK’nın fonları denetlememesi gibi mi? Şairin dediği gibi; “en yakının kıysın bana, el ilen öldürmen beni.” Kendini soydurmanın hep aynı matematiği…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Biliyorum, tuhaf bir soru ama gerekçesi var. Pek çok işletmede var olan dert; <strong>suiistimaller</strong> ve bunların yol açtığı kaçak, kayıplar… <strong>Pusula Danışmanlık</strong> ve adli muhasebe uzmanlığı sahibi <strong>Fikriye Aslan</strong>, 138 ülkede gelirin <strong>%5</strong>’inin hilekârların elinde kaybedildiğini söylüyor. Bu oran, giderek artıyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İşletmeler, bu gibi şirketlerden; “<strong>kaçağımı bul, beni kim soyuyor</strong>?” sorusuna cevap bulmasını istiyor. <strong>Veri analizi</strong>, <strong>muhasebe</strong>, <strong>istatistik</strong> ve <strong>psikoloji</strong> disiplinlerinin ortak çalıştığı süreçte, suiistimalcilerin bulunması, <strong>adli süreçler için belgelenmesi</strong> ve kaçak-kayıpların önlenmesi isteniyor.</p>
<p><strong>FON SKANDALIYLA AYYUKA ÇIKAN TÜRKİYE’DE HİLE GERÇEĞİ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: İşletmeyi çoğunlukla <strong>sahibi</strong> veya <strong>aile bireyleri</strong> yönetiyor. Sahip, <strong>tek başına kontrolü</strong> sağlayamıyor. Kurumsallaşmanın oturmadığı işletmelerde <strong>iç kontrol</strong> ve <strong>iç denetim sistemleri</strong> de zayıf. Görevlerin ayrılığı ilkesi olmadığından <strong>birçok işi aynı anda aynı kişi</strong> yapıyor. Sorun da burada zaten.</p>
<p><strong>4: YÖNTEM: </strong>Güvenilir ikinci adam, genelde mali işlerle uğraşıyor; <strong>banka</strong>, <strong>kasa</strong>, <strong>çeklerin</strong> <strong>hâkimi</strong> olduğundan dolayı <strong>güvenilir konumunu kullanarak</strong> rahatça hile yapabiliyor. Yakalandığında, işletme sahibi ondan çekinip <strong>hileyi ortaya çıkaramıyor</strong> ve yapanın <strong>yanında kâr</strong> kalıyor.  Misal <strong>TERA</strong> ve <strong>SPK</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Hilekârlığa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>En çok kim soyuyor?</em></strong></p>
<p><strong>Sahibin eşi</strong>, <strong>damat</strong>, <strong>gelin</strong>, <strong>yeğen</strong> ve <strong>mali işlere bakanlar</strong>. İcranın başındakiler aynı zamanda <strong>denetimi</strong> de yönettiğinden suiistimaller <strong>geç</strong> ortaya çıkıyor. En güvenilir kişiler ise <strong>olağan şüpheliler</strong> sayılmalılar.</p>
<p><strong><em>Kimler hile yapar?</em></strong></p>
<p>Dünya genelinde yapılan araştırma sonucu; her durumda hile yapanlar; <strong>%10</strong>. Fırsat buldukça hile yapanlar; <strong>%75</strong>. Hiçbir durumda hile yapmayanlar; <strong>%15</strong>. Özetle <strong>en güvenilen</strong> ama <strong>denetlenmeyenler</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞLETMELERDE ÇALIŞMA YILLARINA GÖRE HİLE YAPMA ORANI</strong></p>
<p>İlk 3 yılda <strong>%30</strong>. Dördüncü ve beşinci yıllar arasında <strong>%70</strong>. “<em>Beni kim soyuyor</em>?” başvurusuyla çağrıldıkları kurumlarda failleri bulmanın <strong>6-12 ay</strong> sürdüğünü söylüyor. Dünya genelinde hilekârların verdiği zararın maddi büyüklüğü ise <strong>yaklaşık 5 trilyon $</strong> civarında hesaplanıyor. <strong>Peki, bizdeki kayıp?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HİLEKÂRLIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>ACFE</strong>: Uluslararası Suiistimal İnceleme Uzmanları Derneği. Raporlarını sitelerinde bulabilirsiniz</p>
<p><strong>Suiistimal radarı</strong>: İşletmelerin hile ve yolsuzlukları tespit için geliştirdiği kontrol yöntemleri</p>
<p><strong>Adli muhasebe</strong>: Suiistimalin tespiti, belgelenmesi ve delillerin oluşturulması sürecinin genel adı</p>
<p><strong>Göz yumma</strong>: Gelirin ortalama %5’ine göz yumuluyor ama krizde bu dahi göze batar hale geldi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonuma-kadar-beni-kim-soyuyor-88514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonuma kadar beni kim soyuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88512</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Gümüş, Borsa… Hepsi Sert Geriledi! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 29 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/jacsapZdz08" width="888" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-hengamesinde-benzine-1247-motorine-360-lira-zam-88513</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon hengâmesinde benzine 12,47 motorine 3,60 lira zam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Akaryakıt zamları eylül enflasyonunu doğrudan 0,35-0,40 puan etkileyecek. </strong><br /><strong>✓ Akaryakıtta 1 Ekim'de oluşan fiyatlar ay boyunca sabit kalırsa bu fiyatlar da ekim enflasyonuna yine doğrudan olmak kaydıyla 0,30-035 puan etki yapacak.</strong></p>
<p>Fon krizi ekonomideki tüm gelişmeleri adeta gölgeledi. Aslında yalnızca ekonomideki mi, her konudaki gelişmeler ya da olumsuzluklar gölgelendi.</p>
<p>Ama fon krizi de konuşulmayacak gibi değil; göz göre göre, davulla zurnayla Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunlarından biri gerçekleştirildi. Doğrudan yarım milyona yakın, aile fertleriyle birkaç milyon kişi bu soygundan etkilendi. Dahası, bu soygun yüzünden sermaye piyasalarına olan güven ciddi ölçüde sarsıldı.</p>
<p>Fon krizinin gölgelediği ekonomik gerçekler arasında 1 Ekim’den geçerli olmak üzere akaryakıta gelecek vergi zamları en başta bulunuyor.</p>
<p>Motorinle ilgili vergi takvimi zaten çok önce açıklanmıştı. Buna göre motorine her ay 3 lira ÖTV zammı gelecek. ÖTV üzerinden de yüzde 20 oranında, yani 60 kuruş KDV alınacak ve toplam zam 3,60 lira olacak. 1 Ekim’deki motorin zammı bu düzeyde. Zam her ay bu şekilde devam edecek.</p>
<h2>Asıl zam benzinde </h2>
<p>Akaryakıtta asıl zam benzine gelecek. Mevcut durumda benzindeki ÖTV 4,44 lira. Temmuz başında alınan karar uyarınca 1 Ekim’den itibaren eşel mobil uygulamasına tümüyle son verileceği için benzinin ÖTV’si maktu vergi tutarı olan 14,83 liraya yükseltilecek. Yani benzinin ÖTV’si maktu tutarla şu an alınanın farkı olarak 10,39 lira artacak. Vergiye vergi uygulamamak tabii ki olmaz! 10,39 liralık ÖTV’den yüzde 20 oranında 2,08 lira KDV alınacak ve böylece toplam zam 12,47 lirayı bulacak.</p>
<p>Tek seferde böylesine yüklü bir zam gelmesini önlemek için benzinde de motorinde olduğu gibi kademeli geçiş olanağı tabii ki var. Bunun için bir karar alınması gerekiyor. Şu satırların yazıldığı dün akşam üzerine kadar bu yönde bir karar söz konusu değildi. Zaten kademeli geçiş yönünde bir düşünce olmadığı da biliniyor.</p>
<h2>Otogaz zammı düşük </h2>
<p>Otogazda halen uygulanmakta olan ÖTV kilogram başına 9,22 lira. Otogazdaki maktu vergi ise yine kilogram başına 11,38 lira ve dolayısıyla 1 Ekim’de eklenecek tutar 2,16 lira. Bu tutara yüzde 20 KDV uygulanacak ve toplam artış 2,59 lira olacak.</p>
<p>Ancak kilogram başına 2,59 lira olan artış, litre bazında 1,48 liraya denk gelecek.</p>
<h2>Enflasyona etki</h2>
<p>Eylül ayı ortalamasında benzin yüzde 11,5, motorin ise yüzde 14,8 zam gördü. Ay sonu fiyatlarına göre zam oranları çok farklı ama enflasyon hesaplamasında tabii ki ay ortalamasının fiyatları kullanılıyor.</p>
<p>Bu zam oranları eylül ayı enflasyonuna 0,35-0,40 puan arasında doğrudan etkide bulunacak. Dolaylı etkiyi hesaplamak ise pek mümkün değil.</p>
<p>1 Ekim’de gelecek zamlarla oluşacak fiyatlar ay boyunca değişmediği takdirde bu fiyatlar ekim ayının ortalamasına dönüşecek. Eylül ortalaması belli, ekim de bu şekilde belli olacağına göre ekim ayı enflasyonuna olan doğrudan etkiyi hesaplamak da mümkün.</p>
<p>1 Ekim zamlarından sonra ekim ayının ortalama fiyatı benzinde eylüle göre yüzde 17,8, motorinin fiyatı ise yüzde 6 artacak. Bu zamları söz konusu ürünlerin TÜFE’deki ağırlıklarını dikkate alarak enflasyona yansıtınca 0,30-0,35 arası bir etki bulunuyor.</p>
<p>Bir kez daha vurgulamakta yarar var; bu oranlar doğrudan etkiyi gösteriyor.</p>
<h2>Eylül enflasyonu ne olur?</h2>
<p>Eylül ayının haftaya pazartesi açıklanacak enflasyonunda tahminler ağırlıkla yüzde 2,2-2,4 aralığında. Yüzde 2’nin altı da pek beklenmiyor, 2,50’nin üstü de. Ancak bu oranlar tabii ki bir tahmin.</p>
<p>Ancak şu kesin görünüyor; bu eylülde geçen yılki oranın altında kalınacak. Geçen yılın eylülünde yüzde 3,23’lük bir TÜFE artışı kaydedilmişti. Bu yılki oranın daha düşük gelmesiyle yıllık oran da gerileyecek. Ağustos sonunda yüzde 31,51 olan yıllık artış, eylül oranının geçen yıldan düşük kalmasıyla bir miktar gerileyecek.</p>
<p>Bu gerileme yine dezenflasyon sürecinin devam ettiği şeklinde yorumlanacak. Bir yılı aşkın süredir yüzde 30’lara takılıp kalmış enflasyon var ve nasıl oluyorsa dezenflasyon devam ediyor.</p>
<p>Tabii ki burada hemen savaş ve bu yüzden enflasyonun 7 puan kadar yukarıda oluştuğu görüşü dile getirilecektir; bunda haklılık payı da hiç yok değil ama demek ki savaş olmasaydı enflasyon yüzde 24-25 olacaktı.</p>
<p>Peki yüzde 24-25 az mı, hele hele başlangıçta öngörülen yüzde 16’ya göre!</p>
<h2>Fon toz dumanı beklentileri bozacak </h2>
<p>Fon krizi yalnızca parasını kaptıran vatandaşları; bu krizden doğrudan etkilenen yarım milyon kişiyi ya da aileleriyle birlikte birkaç milyonu ilgilendirmiyor. Bu kriz ekonomiye olan güveni; özellikle de kamunun ekonomiyi düzenleme ve denetleme fonksiyonunda ortaya çıkan boşlukların çok büyük olabileceğini gösterdi. Bunun fiyatlama davranışlarına yansımaması beklenebilir mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-hengamesinde-benzine-1247-motorine-360-lira-zam-88513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/6/1280x720/benzin-akaryakit-1788328523.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon hengâmesinde benzine 12,47 motorine 3,60 lira zam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilikta-bir-donem-bitti-simdi-sira-fonlarda-88511</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılıkta bir dönem bitti, şimdi sıra fonlarda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>24 yıl önce bugünlerde dönemin Tekfenbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı rahmetli Ercan Kumcu ile yaptığım röportaja “Bankacılıkta Bir Dönem Bitti” başlığını atmıştık. 2 Temmuz 2002’de Radikal’de yayımlanan röportajda Kumcu, bankacılık krizi sonrası alınan önlemler ve çizilen yol haritasıyla sahip olunan bankaları kullanarak servete servet katma döneminin sona erdiğini söylüyordu.</p>
<p>O gün Türkiye, 2001 krizinin ardından bankacılık sistemini yeniden kurmaya çalışıyordu. Bankaların yönetimi, sahiplerinin sorumluluğu ve denetimin sınırları yeniden tarif ediliyordu.</p>
<p>Yıllar sonra önümüzde başka bir finansal yapı var: yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleri.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunun tasfiyesine karar vermesi, yalnızca bazı fonların kapatılması anlamına gelmiyor. Karar, yatırımcı parasının yönetimi ve sorun çıktığında sistemin müdahalesi konusunda yeni sayfa açıyor. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb3d59baa46-1790655833.png" alt="" width="623" height="328" />
<figcaption><strong>Tera Portföy fonlarının tasfi yesini İş Bankası, diğer fonların tasfi yesini ise Ziraat Bankası yapacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Sorunlar değişmez</strong></p>
<p>İşte burada 2002 ile 2026 arasında bir bağ kurulabilir. Bankacılıktaki çöküşün ardından nasıl “bankanın sahibi olmak” ile “bankayı istediği gibi kullanmak” arasındaki sınırlar yeniden çizildiyse, bugün de fon yönetiminde benzer bir tartışmanın kapısı açılıyor.</p>
<p>İki dönem aynı değil. Banka başka, yatırım fonu başka. Ancak ortak soru değişmiyor: Finansal sistemde başkasının parasını yönetenlerin sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? 2002’de bu sorunun cevabı bankacılık düzenlemeleriyle arandı ve sonuçlar hiç de fena değil. Bugün aynı soruyu portföy yönetimi için soruyoruz. SPK’nın tasfiye kararının ardından İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın sürece dahil edilmesi de bunun ne kadar büyük bir operasyon olduğunu gösteriyor. Tasfiye edilecek fonlarda MKK kayıtlarına göre 455 bin 758 tekil yatırımcı var.</p>
<p>Tera Portföy fonlarının tasfiyesini İş Bankası, diğer fonların tasfiyesini ise Ziraat Bankası yapacak. Fon varlıkları nakde çevrilip yatırımcılara payları oranında aktarılacak. Ancak asıl mesele paranın nasıl dağıtılacağı değil, bu noktaya nasıl gelindiği. 24 yıl önce bankacılıkta “bir dönem bitti” denmişti. Bugün fonlarda da bir dönemin kapandığı görülüyor.</p>
<p>Şimdi önemli olan, yeni dönemin kurallarının nasıl yazılacağı. Çünkü finans sisteminde kurallar yalnızca kriz çıktığında hatırlanıyorsa, değişen kurumların adı olur; sorunların kendisi değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilikta-bir-donem-bitti-simdi-sira-fonlarda-88511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılıkta bir dönem bitti, şimdi sıra fonlarda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aselsan-ve-turk-telekomun-yerli-telefonu-malatyada-uretilecek-2027de-cikacak-88510</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aselsan ve Türk Telekom’un  yerli telefonu Malatya’da  üretilecek, 2027’de çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) davetiyle <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>için gittiğim New York’taki toplantılarda Türk Telekom CEO’su <strong>Ebubekir Şahin</strong>’le karşılaştık.</p>
<p>TAİK’in davet ettiği 4 meslektaşımla birlikte fırsatı değerlendirip <strong>Ebubekir Şahin</strong>’le sohbet ettik. <strong>Şahin</strong>’e Türk Telekom Ventures Genel Müdürü <strong>Muhammed Özhan </strong>ile Türk Telekom İletişim, TV ve Dijital Platformlar Genel Müdür Yardımcısı <strong>Arif Sancaktaroğlu </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb3ca98b1a5-1790655657.jpg" alt="" width="800" height="332" /><strong>Ebubekir Şahin, </strong>önce bazı verileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2005’ten buyana dijital dönüşüm için 24.5 milyar dolar yatırım yaptık.</strong></li>
<li><strong>Son 5 yıldır sektörde yatırım lideriyiz.</strong></li>
<li><strong>921 milli patent başvurusuyla bu alanda da iki yıldır Türkiye’de lideriz.</strong></li>
</ul>
<p>Bu yılın ilk yarısına ilişkin bilanço verilerini aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Yılın ilk yarısında konsolide gelirlerimiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 arttı, 142.2 milyar liraya yükseldi.</strong></li>
<li><strong>İlk 6 ayda net kârımız yıllık bazda yüzde 25.9 büyüdü, 17.2 milyar lirayı buldu.</strong></li>
<li><strong>Güneş enerjisi, imtiyaz süre uzatımı ve mobil lisans bedelleri hariç, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52.3’lü</strong><strong>k</strong><strong>artışla 41.4 milyar liralık yatırım yaptık.</strong></li>
<li><strong>Yılın ilk yarısında mobil abone sayısını 32.7 milyona, toplam abone sayısını da 57.6 milyona yükselttik.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Milli Teknoloji Vizyonu” </strong>üzerinde durdu, Ar-Ge’yi kurum kültürünün temel yapı taşlarından biri olarak konumlandırdıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yapay zekadan yeni nesil haberleşme teknolojilerine, kuantum teknolojilerinden dijital altyapılara kadar uzanan geniş bir alanda geliştirdiğimiz çözümlerle yarının ihtiyaçlarını bugünden şekillendiriyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Netsia BB Suite”</strong>i örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Yerli imkanlarla geliştirilen, SEBA tabanlı </strong>“Netsia BB Suite” <strong>çözümünün 1.5 milyon haneyi aşması, Türk mühendisliğinin dünya telekomünikasyon ekosisteminde ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyuyor.</strong></p>
<p><strong>“Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu”</strong>na işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Geleceğin teknolojilerine yönelik akademik birikim ile sektör deneyimini aynı masada buluşturmak üzere </strong>“Bilim Kurulu”<strong>nu hayata geçirdik.</strong></p>
<p><strong>“Bilim Kurulu”</strong>ndaki uzmanları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Prof. Elif Uysal, Prof. Hüseyin Arslan, Prof. Berk Canberk, Prof. Resul Daş, Prof. Lütfiye Durak Ata, Prof. Halim Yanıkömeroğlu.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ebubekir Şahin, </strong>Aselsan’la birlikte yerli cep telefonu üretimi planlarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Türk Telekom’un haberleşme teknolojileri, Ar-Ge, mühendislik ve 5G alanındaki birikimiyle Aselsan’ın mühendislik ve üretim yetkinliği aynı projede buluştu. İki şirketin birikimiyle yerli cihaz için geri sayım sürüyor.</strong></p>
<p>Ortaya çıkacak cihazların nasıl bir ürün deneyimi sunacağına ilişkin detayların da netleşmeye başladığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İlk modellerin geniş bir kullanıcı kitlesinin ihtiyaçlarını cevap verecek orta-üst segmentte konumlandırılması hedefleniyor.</strong></p>
<p>Cep telefonu üretimiyle ilgili yol haritasını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>İlk faz: </strong>Android ile cihaz ve içerik.</li>
<li><strong>İkinci faz: </strong>Yerli işletim sistemi.</li>
<li><strong>Üçüncü faz: </strong>Yerli çip.</li>
<li><strong>Fazlar birer yıl arayla planlandı, yatırımlar başladı. Tasarım tamamen Türkiye’de geliştiriliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Aselsan-Türk Telekom ortaklığındaki cep telefonunun üretim yerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türk mühendislerinin üzerinde çalıştığı telefon, Anadolu’dan çıkacak ve Malatya’da üretilecek. 2027’nin ilk yarısında satışa çıkarılması hedefleniyor.</strong></p>
<p>Yerli telefonla ilgili hedeflerini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Yerli telefondaki önemli amaçlardan biri de yalnızca </strong>“yerli” <strong>olduğu için tercih edilen bir cihaz ortaya koymak değil; teknolojisi, donanımı, yazılımı ve kullanıcı deneyimiyle kendi segmentinde güçlü biçimde rekabet edebilecek bir ürün geliştirmek.</strong></p>
<p>Cep telefonunun ismiyle ilgili profesyonel destek alınacağını aktardı:</p>
<p>-          <strong>TOGG’un tecrübelerinden pazarlama dersi çıkarılacak. Türk Telekom’un 606 bayisi ve 57 milyon müşteri tabanı dağıtımda önemli avantaj olacak.</strong></p>
<p>Aselsan da dahil, Türkiye’de daha önce de <strong>“yerli” </strong>telefonu pazara sunan şirketler oldu. Yolcu beraberi de dahil, ithal ürünlere uygulanan vergiler, bazı yabancı şirketlerin Türkiye’de üretime geçmesini sağladı.</p>
<p><strong>Şahin</strong>’in anlattıkları Aselsan ve Türk Telekom’un güçlü ortaklığıyla 2027 yılında piyasaya çıkacak cep telefonunun rekabette şansının yüksek olabileceğinin işaretlerini ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bölgemizin ‘teknoloji taşıyıcısı’ haline geldik</span></h2>
<p><strong>TÜRK </strong>Telekom CEO’su <strong>Ebubekir Şahin, </strong>şirketin <strong>“bölgesel teknoloji gücü” </strong>tarafına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türk Telekom, teknoloji birikimi, güçlü altyapısı ve uluslararası alanda faaliyet gösteren iştiraki </strong>“Türk Telekom International” <strong>ile bölge coğrafyasının teknoloji taşıyıcısı rolünü üstleniyor.</strong></p>
<p><strong>“Türk Telekom International”</strong>ın kapsadığı coğrafyaya işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Avrupa, Ortadoğu ve Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren şirketimiz, uluslararası alanda uçtan uca optimize edilmiş bağlantı çözümleri, siber güvenlik, bulut bilişim toptan ses ve mobil dolaşım hizmetleri sunuyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“TT International</strong>”ın Avrupa’dan Ortadoğu ve Asya’ya denizaltı sistemlerini de kapsayan 50 bin kilometrelik uluslararası fiber ağına sahip olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>24 ülkedeki 135’i aşkın varlık noktamız ve 200’den fazla iş ortağımızla Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasında stratejik bir dijital köprü kuruyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Dijital varlık noktalarımızı ve uluslararası fiber ağımızı genişletmek için küresel teknoloji devleriyle işbirlikleri geliştiriyor, ülkemizin bölgesel güç olma vizyonuna milli teknoloji birikimimizle katkı sunuyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">128 MW GES devreye girdi, 530 MW’a çıkacak</span></h2>
<p><strong>TÜRK </strong>Telekom CEO’su <strong>Ebubekir Şahin, </strong>güneş enerjisi santralı yatırımlarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sivas’taki GES yatırımımız tamamlandı, yıllık 128 MW’lık santralımız devreye girdi. Malatya ve Ağrı</strong><strong>'</strong><strong>da yeni tesisler planlıyoruz. GES’te toplam kurulu gücümüz 530 MW’a çıkacak. 3 GES, toplamda 6 in arazi üzerine kurulmuş olacak.</strong></p>
<p>Malatya’da 300 MW, Ağrı’da da 100 MW’lık GES kurulacağını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Malatya’daki GES projemizin inşası başladı, iki yılda tamamlanacak. Hedefimiz Türk Telekom’un enerji tüketiminin yüzde 65’ini güneşten karşılamak.</strong></p>
<p>GES yatırımlarının 300 milyon doları bulacağını kaydedip, şu hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>GES yatırımlarımızla ülkemizin enerji bağımsızlığına katkı sunmaya çalışıyoruz. Hedefimiz yıllık 800 GWh enerji üretimiyle 350 bin tonluk karbon salımını önlemek.</strong></p>
<p>Jeotermal enerji planlarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>GES yatırımlarına ek olarak, ülkemizin alternatif enerji kaynaklarına da ilgimiz var. Bu kapsamda İç Anadolu Bölgesi’nin zengin jeotermal enerji kaynaklarından faydalanmak üzere projeler geliştiriyoruz.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken <strong>“yeşil dönüşüm-enerji verimliliği” </strong>alanında ulaştıkları noktayı özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Uygulanan enerji verimliliği projeleriyle yıllık 46.7 GWh tasarruf sağlandı.</strong></li>
<li><strong>Baz istasyonlarında güneş enerjisi sistemleri yaygınlaştırılıyor.</strong></li>
<li><strong>Sabit/mobil şebekelere yeni nesil soğutma sistemleri entegre ediliyor.</strong></li>
<li><strong>TT Ventures E4 Şarj projesiyle elektrikli ulaşım ekosistemine katkı sağlanıyor.</strong></li>
<li><strong>Veri merkezlerimizde küresel standartların üzerinde enerji verimliliği hedefliyoruz. Nitekim Esenyurt Veri Merkezimiz, 1.08 </strong>“PUE” <strong>oranı ile Google ve Meta ile aynı seviyede bulunuyor.</strong></li>
</ul>
<p>Türk Telekom’un <strong>“COP31”</strong>deki rolünü de aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>9-20 Kasım 2026’da Antalya’da ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşecek </strong>“COP31”<strong>de </strong>“Master Partner” <strong>olarak yer alıyoruz.</strong></li>
<li>“COP31 Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Partneri” <strong>olarak organizasyonun teknoloji altyapısını uçtan uca üstleneceğiz.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekonomiye 20 milyar dolarlık katkı yapacağız</span></h2>
<p><strong>TÜRK </strong>Telekom CEO’su <strong>Ebubekir Şahin, </strong>Türkiye’nin dijital dönüşümü için çalıştıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sabit hizmetler imtiyazımızı 2050’ye kadar uzattık. Bu imtiyaz ile tarihi bir misyon üstlendik.</strong></p>
<p>Yaptıkları her yatırımın Türkiye’nin kazanımı olmaya devam edeceğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülke ekonomisine doğrudan 20 milyar doları aşan katkı yapacağız. Ülkemizin her köşesine değer katacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Futbol yayını ihalesi ilgi alanımızda olur</span></h2>
<p><strong>TÜRK </strong>Telekom CEO’su <strong>Ebubekir Şahin, </strong>Türkiye Süper Ligi’nin teknoloji sponsoru olduklarını, <strong>“VAR” </strong>ve yarı otomatik ofsayt sistemlerinin sağlayıcısı olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Dünya Kupası’ndaki örneğe benzer </strong>“hakem kamerası” <strong>için çalışıyoruz.</strong></p>
<ol start="2">
<li>ve 3. Lig, Kadın Ligleri ve Kadın Milli Takım maçlarının yayın haklarına sahip olduklarını belirtti:</li>
</ol>
<p>-           <strong>Süper Lig yayın ihalesi de yaklaşıyor. Bu ihale de bizim ilgi alanımızda olur. Türk Telekom, geçmişte de bu ihaleye girmişti.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aselsan-ve-turk-telekomun-yerli-telefonu-malatyada-uretilecek-2027de-cikacak-88510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/63-1790665829.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aselsan ve Türk Telekom’un  yerli telefonu Malatya’da  üretilecek, 2027’de çıkacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varliklarinda-tedbir-kaldirildi-88509</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon mal varlıklarında tedbir kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Fon skandalıyla ilgili soruşturma devam ederken alınan kararlar ve bu kararların medyaya yansıma şekliyle ilgili tartışmalar da sürüyor. Adalet Bakanlığı SPK’nın talebiyle şirketler ve fonlarla ilgili tedbir kararlarının kaldırıldığını duyurdu. Ancak bu haberin ardından bazı medya organlarında yeniden tedbir kararı alındığı bilgileri yer aldı. Bunun üzerine Bakanlık yeni bir açıklamayla alınmış yeni tedbir kararının bulunmadığını duyurdu. Bu tartışmalar sürerken, odaktaki şirketlerden Destek Faktoring ve Özata Denizcilik şirketlerinde 10 yöneticiye yönelik adli işlem başlatıldı, öğlen saatleri itibarıyla 8 kişi gözaltına alınırken, bir kişinin yurt dışına çıktığı tespit edildi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise piyasaya likidite desteğinin süreceğini açıkladı</p>
<h2>SPK istedi, tedbirler kalktı </h2>
<p>Adli kaynaklardan edinilen bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında 26 Eylül itibarıyla gerçek kişiler, şirketler ve fonlar hakkında mal varlığını azaltıcı işlemlere yönelik tedbirler alınması ve hesaplarındaki sermaye piyasası araçlarının dondurulması kararlaştırıldı.</p>
<p>Ancak SPK tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bir yazıda 131 fonun TEFAS’ta alım ve satım yönünden işleme kapatıldığının tespit edildiği hatırlatılarak, bu tespitlerin sorumlu tüzel kişiler listesinde yer alan firmalar ile sorumlu fon listesinde yer alan fonlar açısından tekrar değerlendirilmesinin faydalı olacağı kaydedildi.</p>
<p>SPK’nın bu yazısı üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ilgili şirket ve fonların mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbirler ile dondurma kararının kaldırılmasına karar verdi.</p>
<h2>Yatırımcı hakları gözetilecek </h2>
<p>Kaynaklar, şirket ve fonlar yönünden tedbirlerin kaldırılmasının, soruşturmanın sona erdiği veya incelemeye konu işlemlerin hukuka uygun bulunduğu anlamına gelmediğini bildirirken, bir gün arayla gönderilen iki müzekkere arasındaki değişikliğin şirket ve fonlar hakkında uygulanan tedbirlerin kapsamına ilişkin olduğunu aktardılar.</p>
<p>Süreçte, yatırımcıların haklarının korunması ile piyasaların sağlıklı işleyişinin birlikte gözetildiğine vurgu yapan Adalet Bakanlığı, suç şüphesinin araştırılması ve soruşturma konusu mal varlığı değerlerinin korunması hedeflenirken, alınan önlemlerin diğer yatırımcılar bakımından yeni mağduriyetlere ve piyasanın işleyişinde ilave sorunlara yol açmamasının da önemli olduğuna vurgu yapıyor.</p>
<h2>İşleme kapatma ve tasfiye kararları</h2>
<p>Adli kaynaklar, Başsavcılığın bazı tedbirlerin kaldırılmasına ilişkin yazısının, fonların işleme kapatılması ve tasfiyesine ilişkin kararları ortadan kaldırmadığını, tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcıların hak sahipliğine ve yapılacak ödemelere ilişkin sürecin SPK tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yürütüldüğüne dikkat çektiler.</p>
<p>Kaynaklar, fon soruşturmasında gerçek kişiler, para hareketleri ve mal varlığı değerlerine ilişkin incelemelerin devam ettiğini, bir taraftan suçtan kaynaklandığı değerlendirilen kazançların ve sorumluların tespitine, diğer taraftan ise mağdur yatırımcıların haklarının korunması ve piyasalarda ilave mağduriyet oluşmamasına yönelik sürecin birlikte yürütüldüğüne vurgu yaptılar.</p>
<h2>4. dalga gerçekleştirildi</h2>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında dün 4’üncü dalga operasyon gerçekleştirdi. Soruşturma kapsamında Destek Faktoring A.Ş. ile Özata Denizcilik şirketlerinin yönetim kurullarında görev yapan toplam 10 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.</p>
<p>Operasyon kapsamında 8 şüpheli yakalanarak gözaltına alınırken, 2 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.</p>
<p>Destek Faktoring Yönetim Kurulu üyelerinden; Özgür Akayoğlu, Kerim Tosun, Nuray Elmastaş ve Azize Binnur Tosun gözaltına alınırken, Orhan Aksüt ise aranıyor. Özata Denizcilik Yönetim Kurulu üyelerinden; Altuğ Kantarcı, Ali Çil, Tuğba Hicran Ataseven ile Duygu Ataseven gözaltına alındı.</p>
<p>Öte yandan fon soruşturması kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan ve Karadağ’a gittiği tespit edilen Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Üyesi İskender Balcı’nın dün Türkiye’ye dönerek adli makamlara teslim olduğu öğrenildi. Şüphelilerin soruşturma konusu fon ve sermaye piyasası işlemleriyle bağlantılarının, şirketler üzerinden gerçekleştirilen para ve mal varlığı hareketlerinin ve söz konusu işlemlerin soruşturma kapsamındaki diğer şüphelilerle irtibatının tespitine yönelik çalışmalar ise devam ediyor. Adli kaynaklar soruşturmanın; maddi gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin tespit edilmesi ve yatırımcıların haklarının korunması amacıyla titizlikle sürdürüldüğünü vurguladılar. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şimşek: Piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite tedbiri devam edecek</span></h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite tedbirlerinin süreceğini bildirdi. Önceliklerinin; reel sektörün yatırım, istihdam, üretim ve ihracat kapasitesini korumak olduğunu belirten Şimşek, “Piyasa bozucu işlemlere karışanlara yönelik hukuki süreç devam etmekte olup bu faaliyetlerle ilgisi bulunmayan kişi ve şirketlere yönelik herhangi bir işlem yapılmayacaktır” dedi. Adalet Bakanlığı ile koordinasyon içinde fon yatırımcılarının meşru haklarını gözettikleri bilgisini veren Şimşek, “Gelişmelerin finansal sisteme ve reel ekonomiye olumsuz yansımaması için başta piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite olmak üzere gereken tedbirleri almaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-mal-varliklarinda-tedbir-kaldirildi-88509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/borsa-istanbul-3.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon skandalı soruşturmasında 45 şirket ve 10 fonun mal varlığı üzerindeki tedbirler, SPK’nın talebi üzerine kaldırıldı. Kararın, soruşturmanın sona erdiği veya işlemlerin hukuka uygun bulunduğu anlamına gelmediği belirtildi. Adalet Bakanlığının açıklamasında, süreçte, yatırımcıların haklarının korunması ile piyasaların sağlıklı işleyişinin birlikte gözetildiğine vurgu yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borsada-kayip-4-trilyona-ulasti-88508</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada kayıp 4 trilyona ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul yatırım fonu krizinin gölgesinde sert kayıplar yaşamaya devam ediyor. Tüm endeksler gün içinde negatif bir seyir izlerken soruşturma başlatılan portföy yönetim şirketleri ile tasfiyesi karar verilen yatırım fonları portföyünde yer alan şirket hisselerinde taban serisi dün de sürdü. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeni fon rehberini açıkladığı 28 Ağustos’tan düne kadar en sert kaybı yüzde 90’a varan fiyat düşüşleriyle dört hisse yaşadı, fon portföyünde yoğun yer alan 39 hissede ise fiyatlar ya halka arz ya da 2025 başındaki seviyeye yaklaştı, bazılarında ise o fiyatın bile altına inildi.</p>
<h2>Bir haftada 500 milyar lira silindi </h2>
<p>Borsa İstanbul’da dün 70’in üzerinde şirket hissesi taban gördü. Dün sadece 26 hisse pozitif fiyatlanırken, 581 hissenin fiyatı negatif bir seyir izledi. Borsadaki 613 hissenin 581'nindeki düşüşle yüzde 95'i dün kayıp yaşamış oldu. BİST100 endeksinin piyasa değeri 25 Eylül kapanış itibariyle 12.36 trilyon liraya geriledi, bu rakam 18 Eylül kapanış itibariyle 12.8 trilyon lira seviyesinde bulunuyordu. Bir haftada BİST100’in piyasa değerinden 500 milyar lira silinmiş oldu. BİST100 endeksi dün gün içinde 12 bin 457 puana kadar gerileyerek 14 Ocak’tan bu yana en düşük seviyeyi gördü. Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi de 250 puanın üzerine çıkarak mayıstan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. BİST100 endeksi dün günü yüzde 2,38 düşüşle 12 bin 592,7 puandan tamamladı, piyasa değeri 12.1 trilyon lira seviyesine geldi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb3979e474f-1790654841.png" alt="" width="322" height="934" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6abb3981a8df9-1790654849.png" alt="" width="319" height="580" /></p>
<h2>Borsanın yüzde 12'sinin fiyatı yarıya indi </h2>
<p>Öte yandan EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre Borsa İstanbul’da 28 Ağustos’tan düne kadar 4 şirket Hedef Holding, Pasifik Eurasia, Odine ve Gündoğdu Gıda neredeyse yüzde 90 düştü. 8 şirket hissesi yüzde 70 ile 80 arası kayıp yaşarken, 27 hissedeki düşüş de yüzde 60-70 arasında gerçekleşti. 32 şirket hissesindeki düşüş yüzde 50-60 arasında yaşanırken, 75 şirket hissesi yüzde 50 ve üzeri kayıpla öne çıktı. Böylece 613 hisse arasında yüzde 12'yi aşkın şirket 1 ayda fiyatının yarısı eridi. Sadece 31 şirket hissesi yükseliş sağlayabildi. Yatırım fonları portföyünde yoğun yer alan hisselerin fiyat değişimleri de dikkat çekici oldu. Bu dönemde taban serisi gerçekleştiren hisseler bu fon portföyünde yoğun yer alan hisseler olurken 2025 ile birlikte bazı yatırım fonlarında yer alan bazı hisselerde çok hızlı fiyat yükselişleri de sert bir şekilde geri dönüş trendine girdi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yapılan hesaplamaya göre 2024 sonuna göre tüketici enflasyonu yüzde 59,8 yükseldi. Tüm yatırım araçları için düşünüldüğünde bu oranın üzerinde yükseliş reel getiriye işaret ediyor. Yatırım fonlarında yer alan hisselerde 2025 yılına veya halka arz fiyatına göre yükselişler çok hızlıydı. Bu durum tersine dönmüş olsa taban serisi sürse de yine de çok çok fazla yükseliş görmek mümkün.</p>
<h2>Fonlarda öne çıkanlar kayıpta da önde </h2>
<p>EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre SPK'nın tasfiye kararı verdiği 131 yatırım fonu portföyünde öne çıkan hisselerden Pasifik Eurasia taban serisine rağmen 2025 açılış fiyatı 25 liranın yüzde 18,08 üzerinde kalmaya devam ediyor. Katılımevim ise 2025 yılbaşındaki fiyatı olan 13 liranın yüzde 8,85 altına geriledi ve 11.85 liraya indi. Anel Elektrik 2025 başındaki fiyatının yüzde 244,64 üzerinde 55.9 liradan dün taban olurken, Tera Yatırım Teknoloji Holding 2025 başındaki fiyatı olan 2.14 liranın yüzde 767,3 üzerinde 18.56 lirayla taban gördü. Bir diğer fonlarda yoğun yer alan ve dün taban olan Tera Finansal Yatırım Holding ise 2025 fiyatının yüzde 11035,2 üzerinde 1746 lira tabanda. 2025 fiyatı 15.68 liraydı. Özata Denizcilik hissesi dün taban oldu 2025 açılış fiyatına göre halen daha hisse yüzde 2072,2 yukarda. Gündoğdu Gıda hissesi 2025 başına göre yüzde 432,5 yukarda, 282,25 lira ile bu hisse de dün taban görenlerden. Destek Finans Faktoring taban serisini 9 güne taşıdı arada bir tabandan çıksa da 2025 şubattaki halka arz fiyatının yüzde 2149 yukarısında. Peker GMYO 4,56 lira ile dün taban oldu, 2025 başı fiyatının yüzde 286,4 üstünde. Skyalp Finansal Teknoloji hissesi dün taban oldu 2025 başındaki 142.6 liranın yüzde 57 altında. Işıklar Enerji Yapı Holding tabandan 89.3 liradan fiyatlandı bu 2025 başındaki fiyatının yüzde 704,5 üzerinde. Temapol Polimer yine dün taban olan hisselerden. Odine en çok konuşulan hisselerden yine dün taban görenlerden biri. 2025 başı fiyatına göre yüzde 104,3 yukarda. Fon hisselerinden İsvea Seramik borsaya henüz 10 Temmuz'da girdi, halka arz fiyatı dünkü tabana rağmen halka arz fiyatının yüzde 79,81 üzerinde. Margün Enerji de dün taban oldu, 2025 başındaki fiyatına göre yüzde 71,39 yukarda.</p>
<h2>Borsanın yenileri de sarsıntıdan etkilendi </h2>
<p>Balsu Gıda borsada işlem görmeye Mart 2025'te başlamıştı dün taban gördü, halka arz fiyatının yüzde 62,83 altında. Işık Plastik 2025 başı fiyatının yüzde 17,45 üstünde. Dagi Giyim 2025 başı fiyatının yüzde 8,72 altında. İnfo Yatırım 2025 fiyatının yüzde 29,71 altında 0.97 liraya düştü. Selçuk Ecza Deposu dün taban oldu, 2025 başındaki fiyatının yüzde 46,1 üzerinde. Teknika Plastik 20 Ağustos'ta borsada işleme başlamıştı dün taban oldu, halka arz fiyatının da yüzde 28,75 altına geriledi. Dünün taban gören şirketlerinden Altınkılıç Gıda 2025 başındaki fiyatının yüzde 448,5 üzerinde. IC Enterra ise gün içi yüzde 1,91 geriledi 2025 fiyatının yüzde 8,16 üstünde. Birleşim Enerji dün taban oldu Şubat 2025'te borsa macerası başlamıştı, halka arz fiyatının yüzde 402,06 üzerinde. Bu yıl 6 Mart'ta borsaya merhaba diyen Savur GMYO dün taban gördü, halka arz fiyatının halen daha yüzde 66,21 üzerinde bulunuyor.</p>
<h2>Taban serisine rağmen %1000 yukarıda </h2>
<p>Manas Enerji de dün taban oldu, 2025 başı fiyatının yüzde 178,5 üzerinde. Tera Yatırım dün taban gördü 2025 başındaki fiyatının ise halen daha yüzde 1020,5 üzerinde. 31 Temmuz'da borsada işlem görmeye başlayan Kardemir Çelik ise dün taban oldu, halka arz fiyatının yüzde 158,4 üzerinde bulunuyor. Eczacıbaşı İlaç 2025 başı fiyatına göre yüzde 42,87 yukarda. Borlease Otomotiv yüzde 89,43, Eksun Gıda yüzde 40,34, Tatlıpınar Enerji yüzde 56,90, Girişim Elektrik yüzde 10,96 altında kaldı. Taban olan Ral Yatırım Holding 2025 fiyatının yüzde 97,9 üzerindeyken, Hedef Holding yüzde 303,9, Efor Yatırım yüzde 46,63 üzerinde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gerçekleşmeyen emirler de tasfiye kapsamında</span></h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu, tasfiyeye konu edilen fonlara ilişkin 17 Eylül'de TEFAS üzerinden iletilen ve platform tarafından iptal edilen alım-satım talimatlarının, tasfiye bakiyesinden fondaki katılma payı sahipliği oranında karşılanacağını duyurdu. SPK'nin duyurusuna göre, tasfiye listesindeki fonlara ilişkin sadece 16 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilen alım ve satım yönündeki talimatların işlem valörlerinde platformun olağan işleyişine dahil edildiği ifade edilen duyuruda, 17 Eylül'de ilgili fonların TEFAS platformunda işleme kapatıldığından, anılan fonlar için bu tarihte verilen tüm talimatların TEFAS tarafından iptal edildiğine işaret edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borsada-kayip-4-trilyona-ulasti-88508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da yatırım fonu krizinin etkisiyle sert satışlar sürerken, 28 Ağustos’tan bu yana bazı hisselerde kayıp yüzde 90’a ulaştı. Dünkü işlemlerde 613 hissenin yüzde 558’inde kayıp yaşandı. Yüzde 75’inde ise değer kaybı yüzde 50’yi aştı. Pozitif fiyatlanan hisse sayısı 50’de kaldı. Kayıp, endekslerin tamamına yayılırken, tasfiyeye alınan fon portföylerindeki bazı hisselerde taban serileri dün de devam etti. Bu fonlarda yoğun olarak bulunan 39 hissede fiyatlar, ya halka arz ya da 2025 başındaki seviyesine yaklaştı. Fon krizinin patlak verdiği tarihten önceki hafta sonundan dünkü kapanışa kadar borsa şirketlerinin toplam piyasa değerinde 3 trilyon 987,4 milyar TL kayıp yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beni-isten-attiginiz-icin-tesekkur-ederim-88537</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beni işten attığınız için teşekkür ederim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnsan işten çıkarıldığı gün aynı anda hem kırgın hem minnettar olabilir. Arkadaşlarını özleyip yönetimine kızabilir. Gelecekten korkarken yeni bir başlangıç için heyecan da duyabilir.</strong></p>
<p>Uber’in Trendyol GO’nun kontrolünü 2025’te devralmasının ardından, 2026’da Getir’in Türkiye’deki teslimat faaliyetlerini de bünyesine katmak üzere anlaşmaya varması, Türkiye’nin hızlı teslimat sektöründe önemli bir yeniden yapılanmanın başlangıcı oldu.</p>
<p>Ardından geçtiğimiz haftalarda işten çıkarmalar gündeme geldi.</p>
<p>Aslında teknoloji dünyasında artık işten çıkarma haberleri pek şaşırtıcı değil. Satın almalar, birleşmeler, yeniden yapılanmalar, verimlilik programları derken “lay-off” kelimesi iş dünyasının günlük sözlüğüne çoktan girdi.</p>
<p>Benim dikkatimi çeken ise işten çıkarmaların kendisinden çok, ayrılan çalışanların LinkedIn’de yazdıkları oldu.</p>
<p>Mesajların çoğunda tanıdık bir dil vardı.</p>
<p>Ne kadar güzel insanlarla çalıştıklarını, ne kadar değerli deneyimler kazandıklarını, şirketlerinde geçirdikleri yıllar için ne kadar minnettar olduklarını anlatıyorlardı. Yeni yolculuklarına heyecanla baktıklarını söyleyenler vardı.</p>
<p>İnsan ister istemez düşünüyor:</p>
<p><strong>İşinizi kaybettiğiniz gün gerçekten ilk hissettiğiniz şey minnettarlık mı?</strong></p>
<p>Kimse işten çıkarılmak istemez.</p>
<p>Benim de yıllar önce başıma geldiğinde ne kadar büyük bir kırgınlık yaşadığımı hâlâ hatırlıyorum. Mesele yalnızca işinizi kaybetmek de değildir. İnsan ister istemez “Neden ben?”, “Bunca emeğin karşılığı bu muydu?” diye düşünüyor. İşin içinde biraz hayal kırıklığı, biraz öfke, belki biraz da incinmiş gurur oluyor.</p>
<p>Dolayısıyla işten çıkarılan insanların kızgınlığını da, kırgınlığını da anlayabiliyorum.</p>
<p>Ama aynı insan bütün bunları hissederken orada geçirdiği yılları sevebilir, arkadaşlarını özleyebilir, öğrendikleri için gerçekten minnettar da olabilir.</p>
<p>Bunlar birbirini dışlayan duygular değil.</p>
<p>Ve sonra işin daha pragmatik tarafı geliyor:</p>
<p><strong>Bütün hissettiklerinizi LinkedIn’e yazmak zorunda mısınız?</strong></p>
<p><strong>X ve LinkedIn</strong></p>
<p>Sosyal medyadaki şu bildiğimiz çelişki: X ve LinkedIn.</p>
<p>X’te bu veda mesajları da epey eleştirildi. Hatta yapılan paylaşımlar için kullanılan kelimelerden biri <strong>“güzelleme”</strong> idi.</p>
<p>İşten çıkarılan çalışanların eski şirketlerine “güzelleme” yaptığı, yaşadıkları hayal kırıklığını söylemek yerine ne kadar güzel bir şirkette çalıştıklarını, ne kadar çok şey öğrendiklerini, ne kadar harika insanlarla tanıştıklarını anlatmaları eleştirildi.</p>
<p>Haksızlar mı?</p>
<p>Pek sayılmazlar.</p>
<p>Gerçekten de insan bazı mesajları okuyunca, “İşten çıkarılmış mı, yılın en iyi çalışanı ödülünü mü almış?” diye düşünmeden edemiyor.</p>
<p>Ama diğer taraftan insanın aklına şu geliyor:</p>
<p><strong>Ne yapsınlar?</strong></p>
<p>“Yıllarca çalıştım, sonra da beni kapının önüne koydular. Çok kızgınım,” diye mi yazsınlar?</p>
<p>Üstelik bunu, yarın yeni bir iş ararken ilk bakılacak yerlerden biri olan LinkedIn’de mi yapsınlar?</p>
<p>İşten çıkarılan bir çalışanın eski şirketine kızgın olması anlaşılabilir. Haksızlığa uğradığını düşünüyor da olabilir. Ama bu kızgınlığı kamuya açık biçimde göstermesinin ona ne faydası var?</p>
<p>Tam tersine, gelecekteki işvereninin aklına şu soru gelebilir:</p>
<p>“Eski şirketi hakkında böyle konuşuyorsa yarın bizim hakkımızda da konuşur mu?”</p>
<p>İşte LinkedIn’in garip tarafı burada başlıyor.</p>
<p>X’e girdiğinizde dünyada iyi giden hiçbir şey olmadığı hissine kapılabilirsiniz. En masum konu bile birkaç dakika içinde bir tartışmaya, ardından protestoya dönüşebilir.</p>
<p>LinkedIn’e geçtiğinizde ise bambaşka bir dünyaya girersiniz.</p>
<p>Herkes mutludur.</p>
<p>Herkes harika insanlarla çalışmaktadır.</p>
<p>Herkes müthiş şeyler öğrenmektedir.</p>
<p>Ve nedense herkes bir şeyleri “heyecanla paylaşmaktadır.”</p>
<p>Yeni işe başladığımızı heyecanla paylaşırız. Terfimizi heyecanla paylaşırız. Yeni projemizi heyecanla paylaşırız.</p>
<p>Şimdi anlaşılan işimizi kaybettiğimizde bile, orada geçirdiğimiz muhteşem yolculuk için minnettar olduğumuzu paylaşmamız gerekiyor.</p>
<p>Bir platformda öfkeyi, diğerinde mutluluğu biraz fazla seviyoruz.</p>
<p>Gerçek hayat ise muhtemelen ikisinin arasında bir yerde.</p>
<p><strong>Veda mesajı kime yazılıyor?</strong></p>
<p>İnsan işten çıkarıldığı gün aynı anda hem kırgın hem minnettar olabilir. Arkadaşlarını özleyip yönetimine kızabilir. Gelecekten korkarken yeni bir başlangıç için heyecan da duyabilir.</p>
<p>Ama LinkedIn bu kadar karmaşık duyguları pek sevmiyor.</p>
<p>Orada hikâyenin düzgün olması gerekiyor.</p>
<p>Çalışan eski şirketine veda ettiğini düşünüyor. Oysa o mesajı eski çalışma arkadaşlarının yanı sıra belki de gelecekte kendisini işe alacak insanlar okuyor.</p>
<p><strong>Veda mesajı, bir sonraki iş görüşmesinin ilk cümlesine dönüşüyor.</strong></p>
<p>Eskiden işten çıkarılmak insanın yakın çevresinde yaşadığı özel bir deneyimdi. Bugün ise aynı olayın bir de dijital kaydı oluşuyor.</p>
<p>Ne söylediğiniz, nasıl söylediğiniz, eski şirketinizden nasıl bahsettiğiniz profesyonel kimliğinizin bir parçası haline geliyor.</p>
<p>Bu yüzden artık yalnızca kariyerimizi değil, kariyerimizde başımıza gelenleri anlatma biçimimizi de yönetiyoruz.</p>
<p><strong>Kendi hayatımızın halkla ilişkiler müdürü</strong></p>
<p>Belki de kişisel marka denilen şey bizi yavaş yavaş kendi hayatımızın halkla ilişkiler müdürüne dönüştürdü.</p>
<p>Şirketler kötü bir şey olduğunda kriz iletişimi yapar.</p>
<p>Artık çalışanlar da yapıyor.</p>
<p>Profesyonel olmalılar.</p>
<p>Geleceğe baktıklarını göstermeliler.</p>
<p>Ve mümkünse bütün bunları “yeni fırsatlar için heyecanlıyım” diye bitirmeliler.</p>
<p>Bu davranışın ne kadarının samimi, ne kadarının kişisel marka yönetimi olduğunu dışarıdan bilmemiz mümkün değil.</p>
<p>Ama belki de asıl soru bu değil.</p>
<p>Çünkü işini kaybetmiş ve ertesi gün yeniden iş aramak zorunda olan bir insan açısından bakınca:</p>
<p><strong>Başka ne yapsın?</strong></p>
<p>Belki LinkedIn’de gördüğümüz o aşırı pozitif veda mesajları bize çalışanların gerçekte ne hissettiğini değil, bugünün iş dünyasında ne söylemenin güvenli olduğunu anlatıyor.</p>
<p>Ve galiba asıl düşündürücü olan da bu.</p>
<p>Profesyonel hayat bize yalnızca başarılarımızı güzel anlatmayı öğretmedi.</p>
<p><strong>Artık yenilgilerimizi de güzel anlatmayı öğreniyoruz.</strong></p>
<p><span style="color: #34495e; font-size: 18pt;"><strong>Kötü haberi beklemek</strong></span></p>
<p>Bir de o veda mesajlarındaki iyimserliğin başka bir nedeni olabilir.</p>
<p>Şirket satın almalarında ve birleşmelerinde çalışanlar çoğu zaman karar açıklanmadan aylar önce bir şeylerin değişeceğini bilirler. Ama kimin gideceğini, kimin kalacağını bilmezler.</p>
<p>“Benim bölümüm kapanacak mı?”</p>
<p>“İki şirkette aynı işi yapan iki ekip varsa hangisi kalacak?”</p>
<p>“Benim işim devam edecek mi?”</p>
<p>Belki de en yorucu olan budur.</p>
<p>Her toplantıya başka bir anlam yüklemek, yöneticinin söylediği her cümlenin arkasında bir işaret aramak, koridorda duyulan her söylentiyi ciddiye almak...</p>
<p><strong>“İşimi kaybedecek miyim?” sorusuyla aylarca yaşamak.</strong></p>
<p>Sonra bir gün kötü haber gelir.</p>
<p>İşinizi kaybetmişsinizdir.</p>
<p>Üzücüdür. Kırıcıdır. Belki öfkelendirir. Ama en azından artık biliyorsunuzdur.</p>
<p>İnsanın kötü bir haberi beklemesi, bazen o kötü haberin gerçekleşmesinden bile daha zor olabilir. Çünkü belirsizlikte ne yasınızı tutabilirsiniz ne de önünüze bakabilirsiniz. Karar verildiğinde ise hiç istemediğiniz bir karar bile olsa, önünüzde yeniden hareket edebileceğiniz bir yol belirir.</p>
<p>Dolayısıyla LinkedIn’de gördüğümüz “Yeni yolculuğum için heyecanlıyım” cümlesinin tamamını yapay bir güzelleme olarak görmek de haksızlık olabilir.</p>
<p>Belki o insan gerçekten biraz rahatlamıştır.</p>
<p>Aylarca “Acaba ben miyim?” diye bekledikten sonra artık cevabı biliyordur.</p>
<p><strong>Ve bazen insanı sevindiren şey kötü haber değildir.</strong></p>
<p><strong>Kötü haberin artık beklenmiyor olmasıdır.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beni-isten-attiginiz-icin-tesekkur-ederim-88537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/sosyal-medya-1790661198.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beni işten attığınız için teşekkür ederim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/auran-kozmetik-turkiyede-yetisen-aromatik-bitki-ve-yerli-hammadde-ile-zirveyi-hedefledi-88591</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Auran Kozmetik, Türkiye&#039;de yetişen aromatik bitki ve yerli hammadde ile zirveyi hedefledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Koku ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren Auran Kozmetik, üretim kapasitesini artırmak ve yeni pazarlara açılmak amacıyla yatırımlarını sürdürüyor. 2022 yılında Kayseri’de kurulan şirket, Kayseri Mimar Sinan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki üretim tesisi, Erciyes Teknopark’taki Ar-Ge yapılanması ve İstanbul’daki satış ofisiyle faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Şirket, parfüm, vücut ve saç spreyleri, kolonya, oda ve çamaşır spreylerinin yanı sıra, çubuklu oda kokuları, uyku ve yastık spreyleri, esansiyel koku yağları, uçucu ve sabit yağlar, hidrosoller, roll-on, masaj yağları ve bitkisel içerikli kozmetik ürünleri de geliştiriyor.</p>
<p><strong>Yeni hatlarla kapasiteyi 21 milyon adede çıkaracak</strong></p>
<p>Auran Kozmetik CEO’su Abdullah Karataş, üretim altyapısını artan talebe paralel olarak geliştirdiklerini belirterek, 2026 yılındaki en önemli yatırımlarının yaklaşık 30 milyon TL tutarındaki yeni makine yatırımı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yatırım kapsamında üretim altyapılarına yapay zekâ destekli yeni hatlar dahil ettiklerini aktaran Karataş, “Bu yatırımla yalnızca üretim hacmini artırmayı değil, süreçleri daha verimli hale getirmeyi, farklı ürün grupları arasında daha hızlı geçiş sağlayabilmeyi ve yüksek hacimli siparişlere daha kısa sürede yanıt verebilmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Yeni yatırımlarla birlikte tek vardiyada yıllık 7 milyon, üç vardiyada ise 21 milyon adet üretim kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini ifade eden Karataş, yatırımın yalnızca mevcut talebe yönelik olmadığını, şirketin önümüzdeki yıllardaki büyüme planlarının da altyapısını oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc88db319c1-1790740699.png" alt="" width="347" height="521" /></p>
<p><strong>Ar-Ge yapılanmasını güçlendirdi</strong></p>
<p>Şirketin büyüme stratejisinde Ar-Ge çalışmalarının da önemli bir yer tuttuğunu belirten Karataş, 2024 yılında Erciyes Teknopark’taki Ar-Ge yapılanmasını faaliyete geçirdiklerini söyledi.  Burada yeni ürün geliştirme, formülasyon, hammadde ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini aktaran Karataş, Türkiye’de yetişen aromatik bitkilerin ve yerli hammaddelerin kozmetik sektöründe daha yüksek katma değerle değerlendirilmesini önemsediklerini vurguladı.</p>
<p>Karataş, yerli kaynak kullanımını artırabilecek ve ithalata bağımlılığı azaltabilecek ürünler geliştirmenin orta ve uzun vadeli Ar-Ge hedefleri arasında bulunduğunu belirterek, verimlilik tarafında ise otomasyon ve yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanarak üretim planlamasını güçlendirmeyi hedeflediklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Avrupa, Balkanlar ve Orta Doğu'ya odaklandı</strong></p>
<p>2026’yı üretim altyapısını güçlendirdikleri, satış kanallarını çeşitlendirdikleri ve pazardaki erişimlerini artırdıkları bir büyüme yılı olarak planladıklarını söyleyen Karataş, e-ticaretin güçlü oldukları alanlardan biri olduğunu ancak büyümeyi yalnızca online kanallarla sınırlamadıklarını ifade etti.</p>
<p>Kozmetik zincirleri, marketler ve farklı perakende noktalarında yaygınlıklarını artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Karataş, mağazalaşma tarafında da yeni adımlar attıklarını söyledi. Şirketin yurt dışı hedeflerinde ise Avrupa, Balkanlar ve Orta Doğu öne çıkıyor. Bu bölgelerde distribütörlük görüşmeleri gerçekleştirdiklerini aktaran Karataş, yurt dışında yeni satış kanallarının oluşturulmasının 2026 gündemlerinin önemli başlıklarından biri olduğunu kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abc8965e5f71-1790740837.jpeg" alt="" width="413" height="620" /></p>
<p><strong>“Auran’ı uluslararası pazarlarda rekabet eden Türk markası yapmak istiyoruz”</strong></p>
<p>Orta vadede kapasite kullanım oranlarını yükseltmeyi ve yurt dışı satışların toplam gelirler içerisindeki payını artırmayı hedeflediklerini ifade eden Karataş, uzun vadede ise yalnızca nihai ürün geliştiren değil, hammadde ve formülasyon tarafında da katma değer yaratan bir yapı oluşturmak istediklerini söyledi. Türkiye’nin aromatik ve tıbbi bitki çeşitliliğinin önemli bir potansiyel taşıdığına dikkat çeken Karataş, bu kaynakların parfümeri ve kozmetik sektöründe daha yüksek ekonomik değere dönüştürülmesi gerektiğini belirtti. Karataş, “Hedefimiz, güçlü üretim ve Ar-Ge altyapısıyla Auran’ı uluslararası pazarlarda rekabet eden bir Türk koku ve kozmetik markası haline getirmek” dedi.</p>
<p>Şirketin kendisini sektörde farklılaştıran unsurlardan birinin tüketici eğilimlerini hızlı okuyabilme kabiliyeti olduğunu belirten Karataş, e-ticaret deneyimleri sayesinde ürün, kategori ve koku tercihlerindeki değişimleri yakından takip ettiklerini ve bu verileri ürün geliştirme süreçlerine aktardıklarını söyledi. Ürün geliştirme hızının da önemli bir avantaj sağladığını dile getiren Karataş, Ar-Ge, üretim, satış ve pazarlama ekiplerinin yakın çalışmasının değişen tüketici beklentilerine ve yeni trendlere daha hızlı yanıt vermelerine imkân tanıdığını ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/auran-kozmetik-turkiyede-yetisen-aromatik-bitki-ve-yerli-hammadde-ile-zirveyi-hedefledi-88591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/1/1280x720/auran-kozmetik-turkiyede-yetisen-aromatik-bitki-ve-yerli-hammadde-ile-zirveyi-hedefledi-1790740751.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri’de 2022 yılında kurulan Auran Kozmetik, üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla yaklaşık 30 milyon TL’lik makine yatırımını devreye aldı. Yapay zekâ destekli yeni üretim hatlarını bünyesine dahil eden şirket, tek vardiyada yıllık 7 milyon, üç vardiyada ise 21 milyon adet üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. Auran Kozmetik CEO’su Abdullah Karataş, yatırımla birlikte hem iç pazardaki büyüyen talebe hem de yurt dışından gelebilecek yüksek hacimli siparişlere yanıt verebilecek bir yapı oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozdilek-120-milyon-dolarlik-yatirimla-uretim-gucunu-buyuttu-88550</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özdilek&#039;ten 120 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Özdilek Holding, Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSAB) yaklaşık 120 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği yeni üretim kompleksini hizmete açtı. Yaklaşık üç yıllık çalışmanın ardından devreye alınan tesis, 90 dönüm arazi üzerinde 60 bin metrekare oturum alanı ve 106 bin metrekare kapalı alana sahip. Tesiste ilk etapta 651 kişi istihdam edilirken, bu sayının tam kapasiteyle 1.500 kişiye ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>60 bin metrekare oturum alanına sahip olan ve toplam 106 bin metrekare kapalı alandan oluşan tesisin açılışına Devlet Eski Bakanı Cavit Çağlar, milletvekilleri, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba, BTSO Başkanı İbrahim Burkay ve çok sayıda davetli katıldı. Açılışta konuşan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdilek, şirketin 55’inci kuruluş yılında yaklaşık 50 yıllık Özdilek Ev Tekstili Fabrikası’nı yenilediklerini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb65a52e3ff-1790666149.jpeg" alt="" width="621" height="414" /></p>
<p>Yeni üretim kompleksinin 120 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiğini belirten Özdilek, yatırımın 60 milyon dolarlık bölümünün makine, 60 milyon dolarlık bölümünün ise yapı yatırımlarından oluştuğunu ifade etti. Dokuma, boyahane ve konfeksiyon olmak üzere üç ana bölümden oluşan tesisin yıllık 6 bin 600 ton havlu ve bornoz üretim kapasitesine sahip olduğunu aktaran Özdilek, farklı ürün talepleri doğrultusunda kapasitenin daha da artırılabileceğini kaydetti. Yeni kompleksle birlikte Özdilek’in havlu ve bornoz üretimine yönelik tüm ihtiyaçlarının bu tesisten karşılanacağını belirten Özdilek, boya, baskı ve iplik üretiminin ise İnegöl’deki tesislerde devam edeceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb65bdba036-1790666173.jpeg" alt="" width="659" height="494" /></p>
<h2>Üretim hızında yüzde 35 artış</h2>
<p>Yeni tesisin teknolojik altyapısının üretim kapasitesi kadar önemli olduğunu vurgulayan Özdilek, üretim hızında eski tesise göre yaklaşık yüzde 35 artış beklediklerini belirtti. Yeni teknoloji ve verimlilik kazanımlarının toplam üretim maliyetlerine etkisinin ise yaklaşık yüzde 15 seviyesinde olacağını ifade etti. Özdilek, küresel tekstil sektöründe rekabet koşullarının zorlaştığı, maliyet ve fiyat baskısının arttığı bir dönemde yatırımın stratejik önem taşıdığını söyledi. Maliyet yapısındaki iyileşmenin, daha yüksek kaliteli ve katma değerli ürün geliştirme kabiliyetiyle birlikte değerlendirildiğinde, şirketin ulusal ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücüne katkı sağlayacağını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abb65dd9d40a-1790666205.jpeg" alt="" width="603" height="452" /></p>
<h2>Çalışanlara yönelik sosyal alanlar</h2>
<p>Kompleksin çalışanlara sunduğu çalışma koşullarına da dikkat çeken Özdilek, üretim alanlarında son teknoloji ısıtma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin kullanıldığını söyledi. Tesiste 240 kişilik çok amaçlı salon, farklı kapasitelere sahip toplantı odaları, 20 kişi kapasiteli 170 metrekarelik sağlıklı yaşam ve spor alanı, 20 çocuk kapasiteli 200 metrekare kapalı alan ve 80 metrekare oyun bahçesine sahip kreş ile 40 kişilik ibadethane bulunuyor. Özdilek, yatırımın Türkiye’de katma değerli tekstil üretiminin sürdürülmesi ve sektörün uluslararası rekabet gücünün desteklenmesi açısından da önem taşıdığını belirterek, tesisin hayata geçirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozdilek-120-milyon-dolarlik-yatirimla-uretim-gucunu-buyuttu-88550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/ozdilek-120-milyon-dolarlik-yatirimla-uretim-gucunu-buyuttu-1790666235.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özdilek Holding, Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde 120 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği yeni üretim kompleksini hizmete açtı. Yatırımın 60 milyon dolarlık bölümünün makine, 60 milyon dolarlık bölümünün ise yapı yatırımlarından oluştuğunu belirten Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdilek, yeni kompleksle birlikte Özdilek’in havlu ve bornoz üretimine yönelik tüm ihtiyaçlarının bu tesisten karşılanacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makine-yuksek-teknolojili-lazer-cozumleriyle-maktek-avrasya-fuarinda-one-cikti-88583</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lothbrog Makine, MAKTEK Avrasya Fuarı&#039;na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/İSTANBUL</strong></p>
<p>Bursa’da yedi yıl önce kurulan Lothbrog Makine, makine ve üretim teknolojileri sektörünün önemli buluşma noktalarından MAKTEK Avrasya Fuarı’na katıldı.</p>
<p>Gweike Laser’in Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olan şirketin, fuarda sergilediği fiber lazer kesim, büküm ve lazer kaynak makineleriyle üreticilerin yoğun ilgisini gördüğü belirtildi. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde 28 Eylül’de kapılarını açan ve 1.000’in üzerinde firmanın yer aldığı MAKTEK Avrasya’da Lothbrog Makine, 600 metrekarelik standında farklı üretim ihtiyaçlarına yönelik teknolojilerini tanıttı. </p>
<h2>“Üretimde verimlilik ve enerji tasarrufu”</h2>
<p>Lothbrog Makine’nin fuarda sergilediği fiber lazer kesim makineleri, büküm makineleri ve lazer kaynak sistemleri, özellikle üretim süreçlerinde hız ve verimlilik artışı hedefleyen sanayi kuruluşlarına yönelik çözümler sunuyor. Şirket, lazer teknolojilerinin üretim süreçlerine entegrasyonuyla birlikte işletmelerin kapasite kullanımını artırırken operasyonel maliyetlerini de kontrol altında tutmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Lothbrog Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, MAKTEK Avrasya’nın şirket açısından hem mevcut iş ortaklarıyla ilişkileri güçlendirmek hem de yeni ticari bağlantılar kurmak açısından verimli geçtiğini söyledi. Akıncıoğlu, “MAKTEK Avrasya bizim için hem mevcut iş ortaklarımızla bir araya gelmek hem de yeni bağlantılar kurmak adına son derece faydalı bir fuar oldu. Standımıza gösterilen ilgi beklentilerimizin üzerindeydi. Lothbrog olarak üretim teknolojilerinde fark yaratan çözümlerimizle sektörde güçlü bir konumdayız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6abbd80109170-1790695425.JPG" alt="" width="934" height="854" /></p>
<h2><strong>“Satış sonrası hizmete odaklanıyor”</strong></h2>
<p>Lothbrog Makine’nin büyüme stratejisinde yalnızca makine satışının değil, satış sonrası teknik destek ve servis hizmetlerinin de önemli bir yer tuttuğunu belirten Akıncıoğlu, sanayicinin üretiminin kesintiye uğramamasının kritik olduğunu vurguladı. Akıncıoğlu, “Bizim için teknoloji kadar önemli olan bir diğer unsur da müşteri memnuniyetidir. Bu doğrultuda servis yapılanmamız, yedek parça desteğimiz ve teknik ekibimizle müşterilerimizin her zaman yanındayız. Güven, teknoloji ve hizmet üçlüsünü birlikte yürütmeyi önemsiyoruz” ifadelerini kullandı. Gweike Laser’in Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olarak faaliyet gösteren Lothbrog Makine, sektörel fuarlar üzerinden yeni nesil lazer teknolojilerini Türkiye’deki üreticilerle buluştururken, sanayicilerin üretim süreçlerini hızlandırmaya ve daha verimli hale getirmeye yönelik makine ve teknoloji çözümlerini de portföyüne taşıyor. Takım Tezgahları Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TİAD) ile Makina İmalatçıları Birliği (MİB) iş birliğiyle düzenlenen 9. MAKTEK Avrasya Fuarı, 3 Ekim 2026 tarihine kadar TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde ziyaret edilebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makine-yuksek-teknolojili-lazer-cozumleriyle-maktek-avrasya-fuarinda-one-cikti-88583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/lothbrog-makine-yuksek-teknolojili-lazer-cozumleriyle-maktek-avrasya-fuarinda-one-cikti-1790695394.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lothbrog Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, sektör olarak Türkiye’de lider olmalarının stratejisinde yalnızca teknoloji ve makine satışı değil, satış sonrası teknik destek ve servis hizmetlerinin de önemli bir yer tuttuğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abnin-yeni-sanayi-politikalari-gumruk-birliginin-isleyisiyle-uyumlu-olmali-88554</guid>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: AB&#039;nin yeni sanayi politikaları, Gümrük Birliği&#039;nin işleyişiyle uyumlu olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Avrupa Birliği'nin (AB) Brüksel temasları kapsamında, AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos ile yaptığı görüşmenin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. </p>
<p>Görüşmede, Sanayi Hızlandırma Yasası başta olmak üzere AB tarafından geliştirilen yeni sanayi, rekabet ve ticaret politikalarını ele aldıklarını belirten Bolat, "Bu politikaların Gümrük Birliği'nin işleyişiyle uyumlu olması ve Gümrük Birliği'nin karşılıklı kazanımlarını koruyarak geliştirilmesi gerektiği yönündeki görüş ve beklentilerimizi paylaştık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bolat, güçlü ve köklü bir ekonomik entegrasyon ve ortak değerler üzerine inşa edilen Türkiye-AB ilişkilerinin, ortak bir rekabetçilik ve ekonomik güvenlik anlayışıyla daha da geliştirilmesi gerektiği yönündeki ortak anlayışı Kos ile teyit ettiklerini aktardı.</p>
<p>Bu hedef doğrultusunda ticaret alanında somut ve pozitif bir gündem üzerinde birlikte çalışma konusunda mutabık kaldıklarını vurgulayan Bolat, kamu alımları, teknik mevzuat ve bağlantısallık konularındaki işbirliğini, ilişkileri kademeli derinleştirmeye yönelik öncelikli alanlar olarak değerlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Bolat, vize ve taşımacılık kotalarında sağlanacak kolaylık ve iyileştirmelerin karşılıklı ticaret ve yatırımlar üzerindeki olumlu etkilerine dikkati çektiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Türkiye, Avrupa sanayisi ve tedarik zincirlerinin ayrılmaz parçası"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, bir başka sosyal medya paylaşımında AB Komisyonunun Sanayi Stratejisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Stephane Sejourne ile yaptığı görüşme hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Sejourne ile çok verimli görüşme gerçekleştirdiklerine işaret eden Bolat, "Görüşmemizde Sanayi Hızlandırma Yasası Taslağı'na ilişkin ülkemiz görüş ve beklentilerini aktardık. Türkiye'nin Gümrük Birliği ortağı ve aday ülke, aynı zamanda NATO müttefiki olarak stratejik bir ortak ve Avrupa sanayi ve tedarik zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, Türkiye-AB ekonomik entegrasyonunun, Gümrük Birliği çerçevesinde oluşturulan ortak kurallar ve mevzuat uyumu temelinde kapsamlı, dengeli ve karşılıklı fayda sağlayan üretim ve ticaret ağları yarattığını belirterek, "Özellikle otomotiv sektöründe bu entegrasyonun korunmasının Türkiye kadar Avrupa'nın rekabet gücü ve ekonomik dayanıklılığı açısından da stratejik önem taşıdığını vurguladık." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Sejourne'nin Gümrük Birliği üzerine inşa edilen güçlü değer zincirlerinin korunması, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun stratejik önemini ve taslağın Türkiye'nin özel konumuna uygun anlayışla ele alınmasının gereğini teyit ettiğini anlatan Bolat, Sejourne ile yakın diyalog ve işbirliği içinde çalışma konusunda mutabık kaldıklarını vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-abnin-yeni-sanayi-politikalari-gumruk-birliginin-isleyisiyle-uyumlu-olmali-88554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos ile görüşmesinin ardından açıklama yapan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AB&#039;nin Sanayi Hızlandırma Yasası başta olmak üzere geliştirdiği yeni sanayi, rekabet ve ticaret politikalarının Gümrük Birliği&#039;nin işleyişiyle uyumlu olması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurkus-egitim-ucagi-envantere-girdi-88497</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> HÜRKUŞ eğitim uçağı TSK envanterine girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin modern dönemde tasarım ve üretimini gerçekleştirdiği ilk insanlı uçak olan, HÜRKUŞ eğitim uçağının Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ilk teslimatı yapıldı.</p>
<p>Geliştirme sürecinde farklılaşmalar nedeniyle teslim edilen uçaklar HÜRKUŞ-2 olarak isimlendiriliyor. HÜRKUŞ platformu üzerinde, yakın hava destek uçağı ve taktik olarak keşif gözetleme versiyonları da bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aba5d61ad9f6-1790598497.jpeg" alt="" width="800" height="432" />Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, teslim töreninde, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne 2028 yılı sonuna kadar 55 uçak teslim edileceğini, bazı ülkelere ihracat çalışmalarında da son aşamaya gelindiğini belirtti. HÜRKUŞ ile Türk Cumhuriyetleri, Avrupa ülkeleri ve Suudi Arabistan, Pakistan gibi ülkelerin ilgilendiği biliniyor ancak şu aşamaya kadar herhangi bir kesinleşmiş sipariş yok. HÜRKUŞ uçağı, birinci dünya savaşı ve Kurtuluş Savaşına katılmış, Vecihi Hürkuş’tan adını alıyor. TUSAŞ tesislerinde düzenlenen teslim törenine Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran ve diğer savunma sanayisi yetkilileri katıldı. </p>
<p><strong>HÜRKUŞ eğitim uçağı envantere girmiş oldu</strong></p>
<p>HÜRKUŞ-2 temel eğitim uçağı, yapılan hazırlıkların ardından, resmi olarak 26 Eylül 2013 yılında başlatılmıştı. Çeşitli aşamalardan geçen ve prototipleri üretildikten sonra da revizyonlar yapılan uçak, 13 yılık bir süreçte olgunlaşarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girmiş oldu. TUSAŞ tesislerinde düzenlenen teslim töreninde 2 uçak Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi. Bu yıl sonuna kadar 12, takip eden dönemde ise her ay 2 olmak üzere toplamda 55 uçak Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilecek. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 2027 içinde uçakları eğitimde kullanmayı planlıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aba5d7334a0f-1790598515.jpeg" alt="" width="800" height="429" /><strong>Tören düzenlendi: Yerlilik yüzde 80 </strong></p>
<p>TUSAŞ’ın Ankara’da bulunan tesislerinde düzenlenen teslim töreninde konuşan Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, “Ortaya konulan işe bakarak büyük bir güvenle söylüyorum, kendi sınıfında dünyanın en iyisini yaptık. Mühendislik zanaatını, tasarım sanatıyla buluşturduk.” dedi.</p>
<p>HÜRKUŞ uçağında, yerlilik oranının yüzde 80 olduğunu vurgulayan Haluk Görgün şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu genç ekip HÜRKUŞ’la birlikte Türkiye’nin insanlı hava platformları için önemli bir mühendislik birikimi oluşturdu. HÜRKUŞ’ta kazandığımız tasarım, geliştirme, test ve entegrasyon tecrübesini HÜRJET ve KAAN’a taşıyoruz. Yani HÜRKUŞ projesi bize yalnızca bir uçak kazandırmadı, daha büyük hedeflerin altından kalkabilecek bir mühendislik kabiliyeti de kazandırdı. HÜRKUŞ’un geliştirme sürecinde yer, laboratuvar ve sistem entegrasyon çalışmaları kapsamında yaklaşık 23 bin saatlik test faaliyeti gerçekleştirdik. Bu sürecin sonunda, 9 Eylül’de HÜRKUŞ’umuza uluslararası standartlarda askeri tip sertifikasyon verdik. Böylece tasarlayan ve üreten olmanın yanında, kendi uçağını test eden ve sertifikalandıran bir yetkinliğe ulaştık.” </p>
<p>TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu da konuşmasında, uçağa adı verilen Vecihi Hürkuş’un “Başkalarının kanatlarıyla uçmaya çalışanlar Hürkuş olamazlar” sözünü hatırlatarak, uçağın dost ve müttefikler için de “kanat olabileceğini” söyledi. Demiroğlu, uçağın geliştirilip üretilmesi ve sonrasında teslim edilmesinin Türkiye’nin uçak tasarımı konusunda bir kilometre taşı anlamına geldiğini kaydetti. </p>
<p>Törende konuşan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da “HÜRKUŞ, Türk Hava Kuvvetleri pilotaj eğitiminde önemli bir görev üstlenecektir. Modern aviyonik sistemleri, yüksek performansı ve manevra kabiliyetiyle pilot adaylarımızın uçuş becerilerini geliştirmelerine ve çağdaş eğitim ihtiyaçlarını uzun bir altyapı içerisinde yetiştirmelerine büyük katkı sağlayacaktır. Daha da önemlisi HÜRJET ve KAAN başta olmak üzere yakın gelecekte envanterimize girecek yerli ve milli uçaklarımıza entegre olarak, eğitim ve harekat süreçlerine önemli bir temel oluşturacaktır. HÜRKUŞ, yalnızca bugünün ihtiyacına cevap veren bir platform değil, Türk Hava Kuvvetlerinin geleceğine uzanan güçlü bir vizyonun da parçasıdır” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurkus-egitim-ucagi-envantere-girdi-88497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/hurkus-egitim-ucagi-1790598534.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ tesislerinde düzenlenen teslim töreninde 2 HÜRKUŞ eğitim uçağı Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, “Ortaya konulan işe bakarak büyük bir güvenle söylüyorum, kendi sınıfında dünyanın en iyisini yaptık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-6-ekimde-meclise-sunum-yapacak-88495</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası Başkanı Karahan 6 Ekim’de Meclise sunum yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Meclis Plan Bütçe Komisyonu, Başkanı Mehmet Muş başkanlığında 6 Ekim Salı günü saat 15.30’da toplanacak olan Plan Bütçe Komisyonuna Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan Karahan, bu yılın ikinci sunumunu gerçekleştirecek.</p>
<p>Karahan’ın, komisyona küresel gelişmeler, enflasyonla mücadele,  para politikaları, faiz kararları ile son ekonomik gelişmelere ilişkin  kapsamlı bir sunum yaparak milletvekillerinin sorularını yanıtlaması bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-6-ekimde-meclise-sunum-yapacak-88495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan Bütçe Komisyonuna 6 Ekim&#039;de sunum yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-100e-geriledi-88494</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Talep Endeksi 100&#039;e geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İhracat Pazar Monitörü'nün ağustos ayı sonuçları açıklandı. </p>
<p>TİM'den yapılan açıklamada, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden, temel makroekonomik göstergeler ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, ağustosta aylık bazda yüzde 0,7 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalış ile 100 oldu.</p>
<p>Böylelikle endeks uzun dönem ortalamasına geriledi.</p>
<p>Ağustosta, iş güveni ve tüketici güvenindeki gerilemelere karşın, işsizlik, sanayi üretimi ve enflasyondaki kısmi iyileşmelerle talep endeksi uzun dönem ortalamasında seyretti.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi, ağustosta aylık bazda yüzde 0,3 ve geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,7 artış göstererek 100 olarak hesaplandı.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki kısmi iyileşmeye karşın ihracat talep endeksinin uzun vadeli ortalamasına gerilemesi, ihraç pazarları genelinde dayanıklılığı olumsuz etkiledi ancak endeks uzun dönem ortalamasında seyretmeye devam etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-100e-geriledi-88494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/3/1280x720/uibten-temmuz-ayinda-39-milyar-dolarlik-ihracat-1785912415.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM verilerine göre, İhracat Talep Endeksi aylık bazda 0,7 puan azalarak 100&#039;e gerilerken, Pazar Dayanıklılık Endeksi 0,3 artışla 100&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gayrimenkul-satislarinda-guvenli-odeme-sistemi-aralikta-baslayacak-88493</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkul satışlarında &#039;Güvenli Ödeme Sistemi&#039; aralıkta başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, taşınmaz satışlarında "Güvenli Ödeme Sistemi" uygulaması hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Taşınmaz satışlarında alıcı ve satıcı tarafların dolandırıcılık ve sahtecilik riskine maruz kalmaması, kayıt dışılığın azaltılması, para transferinin güvenli ortamda gerçekleştirilmesi amaçları doğrultusunda Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'te 29 Nisan'da değişiklik yapıldığı anımsatılan açıklamada, "Yapılan değişiklikle, taşınmaz satışlarında ödemenin bir kısmının veya tamamının nakit, havale veya elektronik fon transferi ile yapılması halinde satış bedelinin, taşınmaz mülkiyeti ile bedelin eş zamanlı el değiştirmesini sağlayan Güvenli Ödeme Sistemi üzerinden yapılması öngörülmüştür." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada, sistemin uygulamaya alınması için gerekli teknik çalışmaların Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM) ile iş birliği halinde yoğun şekilde sürdürüldüğü belirtilerek, bu kapsamda TKGM bilgi sistemleriyle bankalar arasında veri paylaşımına ilişkin teknik altyapının hazırlandığı ve bankaların teknik altyapılarını oluşturmalarına ilişkin çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>
<p><strong>Uygulama 1 Aralık'ta başlayacak</strong></p>
<p>Uygulama tarihine ilişkin de bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sistemin tüm unsurlarıyla etkin, güvenli ve kesintisiz bir şekilde işleyebilmesi, ilgili paydaşlar arasındaki teknik altyapı ve entegrasyon süreçlerinin tamamlanması, uygulamada yaşanabilecek teknik ve operasyonel sorunların önlenmesi, ilgili kurum ve kuruluşlar ile sektör paydaşlarının gerekli hazırlıkları tamamlaması amacıyla yapılacak yönetmelik değişikliğiyle sistemin zorunlu uygulama başlangıç tarihinin 1 Aralık olarak yeniden belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca, TKGM bilgi sistemleri ile bankalar arasındaki verilerin paylaşımının ve teknik altyapının kurulmasının kolaylaştırılması ve hızlandırılması amacıyla bir entegratörün belirlenmesi yönünde de bir değişiklik gerçekleştirilmiştir. Öte yandan, banka altyapılarının da hazır hale gelmesi akabinde sisteme yönelik bir pilot uygulamanın başlatılması öngörülmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gayrimenkul-satislarinda-guvenli-odeme-sistemi-aralikta-baslayacak-88493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/emlak-e-tabela-gayrimenkul-konut-emlakci-1755087614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, taşınmaz satışlarına yönelik zorunlu Güvenli Ödeme Sistemi uygulamasının başlangıç tarihinin 1 Aralık olarak yeniden belirlendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-vergi-rekortmenleri-turizm-sektoru-oldu-88489</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 14:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’nın vergi rekortmenleri turizm sektöründen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da 2025 yılı vergilendirme dönemine göre, en fazla gelir vergisi ve kurumlar vergisi rekortmenleri açıklandı. </p>
<p>Antalya Defterdarı İlhan Karayılan yaptığı açıklamada, 2025 yılı vergilendirme döneminde Antalya genelinde 247 bin 362 gelir vergisi mükellefi tarafından verilen yıllık gelir vergisi beyannameleri ile 83 milyar 362 milyon 377 bin 899 TL matrah beyan edildiğini belirtti.</p>
<p>Karayılan, beyan edilen bu tutar üzerinden 22 milyar 947 milyon 508 bin 573 TL gelir vergisi tahakkuk ettirildiğini, bir önceki yıla göre beyan edilen matrah toplamında yüzde 78, tahakkuk eden vergi toplamında ise yüzde 82 artış gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p>Kurumlar Vergisinde de, 52 bin 027 kurumlar vergisi mükellefi tarafından verilen beyanname ile 130 milyar 399 milyon 266 bin 721 TL matrah beyan edildiğini ifade eden Karayılan, beyan edilen bu tutar üzerinden 30 milyar 205 milyon 178 bin 19 TL kurumlar vergisi tahakkuk ettirildiğini söyledi. Karayılan, bir önceki yıla göre beyan edilen matrah toplamında yüzde 29, tahakkuk eden vergi toplamında da yüzde 35 artış gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Rekortmenler isimlerini açıklamadı</strong></p>
<p>En fazla Gelir Vergisi rekortmenler listesinde ilk 100 sırada yer alan 74 vergi mükellefi, kurumlar vergisi rekortmenlerinden 51’i de isimlerinin açıklanmasını istemedi.</p>
<p><strong>Cömertoğlu ailesi gelir vergisi rekortmeni</strong></p>
<p>Geçen yıl olduğu gibi bu yılda Delphin Otellerini işleten turizmci Cömertoğlu ailesi en fazla gelir vergisi veren mükellefler arasında ilk 10 arasında yer aldı.</p>
<p>Yıldırım Cömertoğlu 77 milyon 383 bin 757 lira ile en fazla gelir vergisi ödeyenler arasında dördüncü sırada yer alırken kardeşi Tolga Cömertoğlu 74 milyon328 bin 590 TL ile beşinci oldu. Yeğenleri Egemen Cömertoğlu 36 milyon 703 bin 695 TL vergi ödeyerek sekizinci, Alper Cömertoğlu ise 36 milyon 553 bin 242 TL gelir vergisi ödeyerek dokuzuncu sırada yer aldı.</p>
<p>Kurumlar Vergisi rekortmenlerinde geçen yıl olduğu gibi bu yılda Fraport Tav Antalya Terminal İşletmeciliği Anonim Şirketi birinci olurken, Polen Turizm Yatırımları Anonim Şirketi ikinci, Sezer İnşaat Otelcilik Turizm Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi de dördüncü oldu.</p>
<p>Gelir vergisi rekortmenleri ve ödedikleri vergi miktarları şöyle.</p>
<ol start="3">
<li>Uğur Sipahioğlu: 80.635.389,30</li>
<li>Yıldırım Cömertoğlu: 77.383.757,29</li>
<li>Tolga Cömertoğlu: 74.328.590,32</li>
<li>Egemen Cömertoğlu: 36.703.695,32</li>
<li>Alper Cömertoğlu: 36.553.242,29</li>
<li>Zübeyr Hasan Turgut: 24.270.561,65</li>
<li>Yusuf Aydın: 19.260.738,20</li>
<li>Baran Karakaş: 18.759.356,02</li>
<li>Ali Özkan: 18.449.559,10</li>
<li>İzzet Münir Uzun: 15.676.331,51</li>
<li>Diba Yaltkaya Vural: 15.503.843,94</li>
<li>Özcan Demirbaş: 15.342.095,72</li>
<li>Adil Gökmen: 15.034.024,84</li>
<li>Mehmet Yörükoğlu: 13.958.003,99</li>
<li>Cem Günaltay: 13.707.732,76</li>
<li>Tanju Sülü: 13.288.493,00</li>
<li>Oktay Dal: 13.097.659,98</li>
<li>Hüseyin Burak Çorumluoğlu: 12.779.305,91</li>
<li>Mehmet Dikmen: 12.604.426,75</li>
<li>Ayşen Kurt: 12.478.825,97</li>
<li>Nurettin Arslan: 11.971.252,24</li>
<li>Süleyman Arslan: 11.960.588,27</li>
<li>Murat Yılmaz: 11.960.588,24</li>
<li>Hikmet Yılmaz : 11.960.588,23</li>
<li>Güngör Fatih Çaylak: 10.634.633,88</li>
<li>Özgün Utku Alanç :9.719.805,89</li>
</ol>
<p>Kurumlar vergisi rekortmenleri:</p>
<ol>
<li>Fraport Tav Antalya Terminal İşletmeciliği Anonim Şirketi Havaalanı İşletmeciliği: 2.220.073.002,98</li>
<li>Polen Turizm Yatırımları Anonim Şirketi: 538.596.607,44</li>
<li>Sezer İnşaat Otelcilik Turizm Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi: 321.165.047,77</li>
<li>Karamancı Turistik Tesisler Anonim Şirketi: 268.276.141,54</li>
<li>Hastalya Otomotiv Yatırım Ve Pazarlama Anonim Şirketi: 175.255.338,36</li>
<li>Cortex Havacılık Ve Turizm Ticaret Anonim Şirketi: 166.026.380,91</li>
<li>Armas Global Turizm Yatırımları Anonim Şirketi: 120.258.544,49</li>
<li>Özkara Turizm Yatırımları Anonim Şirketi: 112.029.605,37</li>
<li>O.T.S. Open Turizm Seyahat İnşaat Ticaret Anonim Şirketi: 111.108.731,13</li>
<li>Barut Turizm Ve Eğitim Ticaret Anonim Şirketi: 108.672.578,67</li>
<li>Fit Turizm Emlak İnşaat Ticaret Anonim Şirketi: 98.035.078,91</li>
<li>Selectum Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi: 94.814.934,00</li>
<li>Zeplin Turizm Araç Kiralama Mobilite Ve Enerji Yatırımları Anonim Şirketi: 90.262.229,06</li>
<li>Hıshtıl Fidecilik Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi: 80.042.250,17</li>
<li>IC Antbel Antalya Belek Turizm Yatırımları Anonim Şirketi: 76.804.529,93</li>
<li>Suntalya Turizm Seyahat Taşımacılık Ticaret Anonim Şirketi: 76.049.500,05</li>
<li>Tümbüloğlu İnşaat Sanayi Turizm Ticaret Anonim Şirketi: 70.166.463,70</li>
<li>BFA Antalya Havalimanı Yiyecek Ve İçecek Hizmetleri Anonim Şirketi: 70.136.762,97</li>
<li>Ayer Tarım Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi: 60.542.213,21</li>
<li>Beril Otelcilik Turizm Ve Ticaret Limited Şirketi: 60.496.990,87</li>
<li>Ülpaş İnşaat Tekstil Gıda Turizm Eğlence Otomotiv Ticaret Anonim Şirketi: 60.489.267,16</li>
<li>Traveyo Turizm Ticaret Anonim Şirketi: 59.695.152,60</li>
<li>Günkum Turizm Seyahat Ticaret Limited Şirketi: 58.913.959,80</li>
<li>İstanbul Tarım Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi: 58.344.505,31</li>
<li>Adalı Otelcilik Turizm Organizasyon Ticaret Anonim Şirketi: 56.685.868,93</li>
<li>Birleşik Dağıtım Pazarlama Turizm Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi: 50.043.157,67</li>
<li>As Antalya Otomotiv Anonim Şirketi: 48.575.041,75</li>
<li>82 Salı Pazarı İnşaat Gıda Sportif Faaliyetler İthalat İhracat Turizm Ticaret Limited Şirketi: 48.230.995,27</li>
<li>Boztepe İnşaat Turizm Ticaret Sanayi Anonim Şirketi: 47.652.171,81</li>
<li>EF Alüminyum Madencilik İnşaat Turizm Ticaret Ve Sanayi Limited Şirketi: 46.433.903,33</li>
<li>Akdeniz Beton Sanayi Ticaret İnşaat Turizm Anonim Şirketi: 46.293.376,90</li>
<li>Antalya Yaşam Hastaneleri Özel Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi: 45.779.924,44</li>
<li>İnci Pazarlama Dağıtım İnşaat Ticaret Anonim Şirketi: 44.703.630,58</li>
<li>Zeynep Turizm Ve Ticaret Anonim Şirketi: 44.632.583,19</li>
<li>Özdal Kompost İnşaat Gıda Tarım Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi: 43.543.573,48</li>
<li>Ünser İnşaat Ticaret Turizm Tarım Ve Hayvancılık Anonim Şirketi: 43.300.148,05</li>
<li>Akçelik Turizm Otelcilik Anonim Şirketi: 42.100.529,50</li>
<li>Kumsev Turizm Ticaret Limited Şirketi: 40.797.401,45</li>
<li>Kırbıyık İçecek Dağıtım Pazarlama Turizm Otelcilik İnşaat Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi: 40.228.738,72</li>
<li>Güney Fide Üretim Ve Pazarlama Anonim Şirketi: 39.225.492,21</li>
<li>Melas Turizm İşletmecilik Ticaret Anonim Şirketi: 38.907.047,00</li>
<li>Meyfar Tütün Mamülleri Turizm Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi: 38.571.482,32</li>
<li>Süral Turizm Tarım İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi: 37.797.517,52</li>
<li>Ahmet Kasapoğlu Mobilya Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi: 37.509.042,45</li>
<li>Mehmet Bilal Motorlu Araçlar Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi: 37.444.413,81</li>
<li>Tümbüloğlu Ticaret Ve Turizm Anonim Şirketi: 37.376.750,30</li>
<li>Destınatıon Turistik Hizmetleri Ticaret Limited Şirketi: 37.041.196,17</li>
<li>Mert Turizm Ve Ticaret Anonim Şirketi: 36.901.403,31</li>
<li>Özçelik Meşrubat Ve Gıda Maddeleri Ticaret Pazarlama Anonim Şirketi: 36.659.783,61</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-vergi-rekortmenleri-turizm-sektoru-oldu-88489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/vergi-kdv-tl-1767250698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da 2025 yılı verilerine göre gelir vergisinde ilk 2&#039;de bulunanlar isimlerini açıklamazken Cömertoğlu ailesinden ilk 10 içinde 3 kişi yer aldı. Kurumlar vergisinde ise ilk sırayı Fraport Tav Antalya Terminal İşletmeciliği Anonim Şirketi Havaalanı İşletmeciliği aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-surecindeki-fonlarin-talimatlariyla-ilgili-aciklama-88492</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye sürecindeki fonların talimatlarıyla ilgili açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) internet sitesinde yer alan duyuruda, 17 Eylül 2026 tarihli Kurul bülteninde ünvanlarına yer verilen portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu fonların 17 Eylül itibarıyla Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) üzerinden alım ve satım işlemlerine kapatıldığı ve ünvanlarına yer verilen fonların tasfiyeye konu edildiği hatırlatılarak, tasfiyeye konu fonların güncel listesi ile söz konusu fonların TEFAS dışındaki alım ve satım işlemlerinin de durdurulduğu belirtildi.</p>
<p>Söz konusu fonlara ilişkin sadece 16 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilen alım ve satım yönündeki talimatların işlem valörlerinde platformun olağan işleyişine dahil edildiği ifade edilen duyuruda, 17 Eylül'de ilgili fonların TEFAS platformunda işleme kapatıldığından, anılan fonlar için bu tarihte verilen tüm talimatların TEFAS tarafından iptal edildiğine işaret edildi.</p>
<p>Duyuruda, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Dolayısıyla, 17 Eylül'de tasfiyeye konu fonların TEFAS üzerinden alım ve satım işlemlerine kapatılması nedeniyle bu tarihte TEFAS'a iletilen ve platform tarafından 17 Eylül ve 57/1707 sayılı Kurul kararının gereğini yerine getirmek amacıyla iptal edilen talimatların sahiplerine, tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacaktır. Diğer taraftan, 17 Eylül ve 2026/61 sayılı Kurul Bülteni’nde ilan edilen tasfiye usul ve esaslarının A/6 hükmünün uygulanması bakımından, 16 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilmekle birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar da tasfiye kapsamındadır."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-surecindeki-fonlarin-talimatlariyla-ilgili-aciklama-88492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasında, &quot;17 Eylül&#039;de tasfiyeye konu fonların TEFAS üzerinden alım ve satım işlemlerine kapatılması nedeniyle bu tarihte TEFAS&#039;a iletilen ve platform tarafından iptal edilen talimatların sahiplerine, tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacaktır. 16 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilmekle birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar da tasfiye kapsamındadır.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-bugdayda-245-milyon-ton-uretim-bekliyoruz-88483</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Buğdayda 24,5 milyon ton üretim bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te düzenlenen Uluslararası Operatif Değirmenciler Birliği (IAOM) Avrasya Konferansı'nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını söyledi.</p>
<p>İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 yıl önce 1 milyar dolar civarında olduğunu anımsatan Yumaklı, "Bugün bu rakam üç katına çıkarak 3 milyar doları aşmıştır. 5 milyar dolarlık ticaret hedefine de kısa sürede ulaşacağımıza inanıyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkisine dikkati çekerek, "Türkiye olarak geçtiğimiz sezonlarda bunu çok yakından yaşadık. Geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle hububat üretimimiz ciddi bir düşüş yaşadı. Bu yıl ise bereketli yağışlarla birlikte, buğdayda 24,5 milyon ton, arpada ise 10 milyon tonla, yeni bir üretim rekoru bekliyoruz. Bu rakamlar, geçen yıla göre yüzde 44 artış anlamına geliyor. İki üretim sezonu arasındaki bu büyük fark, iklimin tarım üzerindeki etkisinin ne kadar sert ve öngörülemez olabileceğini açıkça ortaya koyuyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>TMO 12,3 milyon ton hububat aldı</strong></p>
<p>Üretimdeki dalgalanmalara karşı devlet olarak üreticinin yanında durduklarının altını çizen Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) bu yıl ülke genelindeki yüzlerce alım merkezinde 12,3 milyon ton hububat aldığını aktardı.</p>
<p>Yumaklı, bu miktarın TMO tarihinin en yüksek alımı olduğunu belirterek, TMO'nun devir stokları ve bu yıl gerçekleştirdiği yüksek miktardaki alımlarla elinde şimdiye kadarki en yüksek hububat stokunu bulundurduğunu kaydetti.</p>
<p>TMO'da güncel olarak 17,5 milyon ton hububat stoklandığına işaret eden Yumaklı, güçlü hasadın tek başına gıda arz güvenliği için yeterli olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Yumaklı, iklimin bugün verdiğini yarın geri alabileceğine dikkati çekerek, bu nedenle su kaynaklarını verimli kullanan, kuraklığa dayanıklı çeşitleri yaygınlaştıran ve planlı üretimi esas alan bir tarım politikası izlediklerini anlattı.</p>
<p>Kriz dönemlerine karşı stok ve depolama kapasitesinin de güçlendirildiğini belirten Yumaklı, Türkiye'nin bu alandaki tecrübelerini kardeş ülkelerle paylaşmaya hazır olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yumaklı, gıda güvenliğinin yalnızca üretim miktarıyla sınırlı olmadığını, ürünün tarladan değirmene, değirmenden sofraya kesintisiz şekilde ulaşması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Türkiye'nin değirmencilik sektöründeki gücü</strong></p>
<p>Türkiye'nin 2005'ten bu yana dünya un ihracatında birinciliğini koruduğunu belirten Yumaklı, makarna ihracatında ise dünya ikincisi olduğunu söyledi.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye'nin tarımsal gücünü bölgesel işbirlikleriyle daha da ileri taşımayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Türkiye ile ilişkilerimiz çok iyi"</strong></p>
<p>Özbekistan Tarım Bakanı İbrohim Abdurahmonov da tarım sektörünün ülkeler arasında ilişkileri güçlendirdiğini belirterek, "Sektörün geliştirilmesi için komşularla iyi olmamız lazım." dedi.</p>
<p>Hububat sektöründe teknolojinin önemli hale geldiğine işaret eden Abdurahmonov, "Bu konferansta birçok uzman bir araya geldi, bu konuda Türkiye'nin de tecrübesi çok kıymetli. Türkiye ile ilişkilerimiz çok iyi. Türkiye'den aldığımız tecrübeleri tüm alanlarda uygulamaya çalışıyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Hasadı korumak, iklim değişikliğine uyumu da gerektiriyor"</strong></p>
<p>IAOM Avrasya Başkanı Eren Günhan Ulusoy da Özbekistan'a buğday ihracatının sürekli arttığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hürmüz çevresindeki kriz ise enerji ve gübre tedariki üzerinden gıda maliyetlerini artırıyor, çiftçinin üretim kararlarını ve gelecek hasadın koşullarını da şekillendiriyor. Hasadı korumak, iklim değişikliğine uyumu da gerektiriyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve suya erişim üretimi etkiliyor. Üretimin sürdürülebilir olması için çiftçi de geçimini sağlayabilmeli."</p>
<p>TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal da piyasayı regüle etmek için yaptıkları çalışmaları anlattı.</p>
<p>İkili görüşmelerin de yapılacağı konferans iki gün sürecek.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-bugdayda-245-milyon-ton-uretim-bekliyoruz-88483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özbekistan&#039;da düzenlenen &quot;Uluslararası Operatif Değirmenciler Birliği Avrasya Konferansı&quot;nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Bu yıl bereketli yağışlarla birlikte, buğdayda 24,5 milyon ton, arpada ise 10 milyon tonla, yeni bir üretim rekoru bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-fon-sorusturmasi-hakkinda-aciklama-88481</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek&#039;ten fon soruşturması hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, fon soruşturması kapsamında devam eden süreç hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, reel sektörün yatırım, istihdam, üretim ve ihracat kapasitesini korumanın öncelikleri olduğunu ifade eden Şimşek, "Piyasa bozucu işlemlere karışanlara yönelik hukuki süreç devam etmekte olup bu faaliyetlerle ilgisi bulunmayan kişi ve şirketlere yönelik herhangi bir işlem yapılmayacaktır. Adalet Bakanlığımız ile koordinasyon içinde fon yatırımcılarımızın meşru haklarını gözetiyoruz. Gelişmelerin finansal sisteme ve reel ekonomiye olumsuz yansımaması için başta piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite olmak üzere gereken tedbirleri almaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Bakan Şimşek, kamuoyunun, süreçle ilgili yetkili kurumların açıklamalarını takip etmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-fon-sorusturmasi-hakkinda-aciklama-88481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon soruşturmasıyla ilgili açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;Piyasa bozucu işlemlere karışanlara yönelik hukuki süreç devam etmekte olup bu faaliyetlerle ilgisi bulunmayan kişi ve şirketlere yönelik herhangi bir işlem yapılmayacaktır. Adalet Bakanlığımız ile koordinasyon içinde fon yatırımcılarımızın meşru haklarını gözetiyoruz. Gelişmelerin finansal sisteme ve reel ekonomiye olumsuz yansımaması için başta piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite olmak üzere gereken tedbirleri almaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/narenciye-konservesi-ihracatinda-yeni-hedef-50-milyon-dolar-88476</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Narenciye konservesi ihracatında yeni hedef 50 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin narenciye konserveleri ihracatı yüzde 28’lik artışla 30 milyon dolardan, 38,5 milyon dolara yükseldi. Türkiye, yılın kalan 4 aylık döneminde narenciye konservesi ihracatında 50 milyon doları geçmek için mesai verecek. Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatında lider olan Ege Bölgesi, Narenciye konservesi ihracatında da zirveyi kaptırmadı. Ege Bölgesi’nin narenciye konservesi ihracatı yüzde 68’lik sıçramayla 11,6 milyon dolardan 18,6 milyon dolara tırmandı. Ege Bölgesi, Türkiye’nin narenciye konservesi ihracatından yüzde 48,5 pay aldı.</p>
<p>2026 yılının Ocak - Ağustos döneminde Türkiye’nin narenciye ürünleri ihracatının yüzde 79’luk artışla 520 milyon dolardan 933 milyon dolara çıktığı bilgisini veren Türkiye Meyve Sebze Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, narenciye sektöründe hem taze hem de konserve ihracatında rekor kırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Narenciye konservesinde en çok ihraç edilen ürünün 32,5 milyon dolarla mandalina konservesi olduğunu paylaşan Uçak, “Greyfurt konservesi’nden 2,8 milyon dolar döviz getirisi elde ettik” diye konuştu.</p>
<p>İhraç pazarları hakkında da bilgi veren Uçak sözlelerini şöyle tamamladı; “Almanya 24 milyon dolarla en büyük ihraç pazarımız. İngiltere’ye 4,5 milyon dolarlık, Hollanda’ya 3 milyon dolarlık narenciye konservesi ihracatı gerçekleştirdik. Yılın kalan 4 aylık diliminde yapacağımız ihracatla 50 milyon doları aşmayı hedefliyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/narenciye-konservesi-ihracatinda-yeni-hedef-50-milyon-dolar-88476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/ege-bolgesi-narenciye-rekoltesinde-yuzde-34luk-azalis-1754816635.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Narenciye konservesi ihracatında yüzde 28’lik artışla 38,5 milyon dolara ulaşılırken, sektör yıl sonunda 50 milyon dolar ihracat hedefliyor. Ege Bölgesi ise 18,6 milyon dolarlık ihracatla Türkiye toplamından yüzde 48,5 pay aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jeotermal-sektorunden-yasama-yili-oncesinde-tbmmye-cagri-88475</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin jeotermal enerji potansiyelini daha etkin kullanmayı hedefleyen sektör, yeni yasama yılı öncesinde TBMM’nin gündemine alınmasını istediği düzenlemeleri açıkladı.</p>
<p>Jeotermal Enerji Derneği (JED), yatırımların önünü açacak mevzuat değişiklikleri, izin süreçlerinin hızlandırılması, arama ve sondaj faaliyetlerine yönelik desteklerin artırılması ve sektörün tek merkezden koordine edilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sektörün ilk ve en öncelikli gündem maddesinin Yenilenebilir Enerji Kaynakalrı Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki santrallerin işletmeye giriş tarihinin 31 Aralık 2030 tarihinden 2040 yılına uzatılması olduğunu vurguladı.</p>
<p>Güneş enerjisi ile hibrit jeotermal santrallerin geliştirilmesi, jeotermalin entegre kullanımının teşvik edilmesi ve tesislerin bulunduğu sahalarda yerele doğrudan pay sağlayacak devlet hakkı uygulamaları önerdiklerini kaydeden Kındap, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’mıza ilettiğimiz öneriler arasında; stratejik mineraller ve Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler konusunda da yeni düzenlemeler, jeotermal enerji santrallerinin ruhsatlandırma, izin, denetim, imar ve taşınmaz temini süreçlerinin tek merkezden koordine edilmesi yer alıyor. Arama ve sondaj yatırımlarında risk paylaşımı ve sigorta modeli dahil olmak üzere, petrol ve doğal gazda olan teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, yatırımcıya uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanması da sektörümüzün altı çizilmesi gereken talepleri arasında bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyaya ilan edilen 2035 yılı Ulusal Enerji Hedefi politika belgesinde, bugün bin 800 Megavat (MW) seviyesinde olan jeotermal enerji kurulu gücünün 9 yıl sonra iki buçuk kat artışla 4 bin 500 MW’a yükselmesinin öngörüldüğünü anımsatan Kındap, Türk jeotermal sektörünün motivasyon, finansal güç ve yetişmiş insan kaynağı başlıklarında bu büyük yatırım ajandasını gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Mevcut bürokratik yapıda jeotermal yatırımlarının, merkezi ve yerel yönetim kurumlarında farklı uygulamayla karşı karşıya kaldığını belirten Kındap, bu durumun yatırım sürelerini uzattığını, maliyetleri artırdığını ve denetimde ortak kuralların ve standartların uygulamasını zorlaştırdığını söyledi.</p>
<p>Yeni yasama yılının jeotermal yatırımlar için bir dönüm noktası olabileceğinin altını çizen Kındap, “TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerimize çağrıda bulunuyoruz. İklim koşullarından bağımsız, yüksek kapasite faktörüyle kesintisiz üretim yapabilen, şebeke dostu, tamamen yerli, temiz ve çok amaçlı olan jeotermal kaynaklarımızın ülkemize çok daha</p>
<p>yüksek seviyede değer yaratmasını istiyoruz. Türkiye’nin enerji arz güvenliği, tarımsal üretimi, bölgesel kalkınması ve net sıfır hedefleri açısından jeotermalin taşıdığı değer, yalnızca kurulu güç rakamıyla ölçülemez. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımıza sunduğumuz önerilerin, yeni yasama yılında TBMM’nin ortak iradesiyle kalıcı düzenlemelere dönüşmesini bekliyoruz. Kamu yararını, çevresel sürdürülebilirliği, yerel kalkınmayı ve yatırım güvenliğini aynı zeminde buluşturan yeni bir dönem başlatabiliriz. Türk jeotermal sektörünün yarım asra yaklaşan birikimini, bugünün enerji güvenliği ve iklim hedefleriyle buluşturacak yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyacımız var” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jeotermal-sektorunden-yasama-yili-oncesinde-tbmmye-cagri-88475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/jeotermal-sektorunden-yasama-yili-oncesinde-tbmmye-cagri-1790585507.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeotermal Enerji Derneği, yeni yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrıda bulunarak YEKDEM süresinin 2040’a uzatılmasını, izin ve ruhsat süreçlerinin tek merkezden yürütülmesini, arama ve sondaj yatırımlarına yönelik teşviklerin artırılmasını ve sektör için bütüncül bir Jeotermal Kanunu hazırlanmasını talep etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-turizmde-rotayi-12-aya-cevirdi-88474</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmaris turizmde rotayı 12 aya çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası İstanbul Turizm Fuarı (ITF 2026), 29 ülkeden 345’in üzerinde firma ve 39 ülkeden 300 uluslararası turizm profesyonelinin katılımıyla Yenikapı’da kapılarını açtı. Dünyanın farklı noktalarından seyahat acenteleri, tur operatörleri, oteller, turizm işletmeleri, belediyeler ve sektör temsilcilerini bir araya getiren fuarda, bölgelerin yerel turizm değerleri ve yeni turizm fırsatları ele alındı. Marmaris Belediyesi de fuarda paydaşlarıyla birlikte yerini aldı.</p>
<p>Fuarın ilk gününde Muğla Büyükşehir Belediyesi Destinasyon Oturumu gerçekleştirildi. Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın moderatörlüğündeki oturumda Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü’nün yanı sıra Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay ve Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin konuşmacı olarak yer aldı. Paneli uluslararası tur operatörleri, seyahat acentesi temsilcileri, otel yatırımcıları ve turizm basını da takip etti.</p>
<p>Oturumda Marmaris’in turizm vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ünlü, markalaşma çalışmalarına ve sürdürülebilir turizm anlayışına dikkat çekti. Marmaris’in turizm yaklaşımına farklı bir bakış açısı getirmeye çalıştıklarını belirten Ünlü, “Biz turizme bakış açımızı değiştiriyoruz. Çok turistten ziyade daha nitelikli, sayısı belki az ama harcaması yüksek, kalış süresi uzun turist için kendimizi yeniliyoruz” dedi. Marmaris’in sadece deniz turizmi değil farklı türdeki turizm çeşitliliği için de ideal bir kent olduğunu ifade eden Başkan Ünlü, Marmaris’in doğal yapısının farklı spor dalları için önemli bir potansiyel taşıdığının altını çizerek, “Marmaris doğal bir spor tesisi. Yüzme, kano, kürek, yelken, koşu, bisiklet; hepsini yapabilirsiniz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin Marmaris’in turizm geleceği açısından önemine vurgu yapan Ünlü, doğal değerlerin korunarak geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Ünlü, “Tüketerek büyüyemeyeceğimizi biliyoruz. Bizim en büyük sermayemiz doğamız. Marmaris’in kendisi. Bunu tüketmeden geliştirmemiz gerekiyor” diye konuştu. Marmaris’i üç ay turizm yapılan bir kentten, yılın 12 ayı yaşayan bir kente dönüştürmek istediklerini belirten Ünlü, sözlerini şöyle sürdürdü, “Artık Marmaris’i sadece bir turizm kenti değil, bir yaşam kenti olarak kodluyoruz. Yani 3 ay turizmin yapıldığı bir kentten 12 ay yaşanan bir kente ulaştırmak istiyoruz. Kent ne kadar gelen ziyaretçilerimiz için cazipse yaşayanlar için de cazip olmalı. Turizmi 12 aya yayan ve sorumluluğu da paydaşlarla paylaşan bir anlayışla yola devam ediyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmaris-turizmde-rotayi-12-aya-cevirdi-88474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/marmaris-turizmde-rotayi-12-aya-cevirdi-1790585390.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, İstanbul Turizm Fuarı’nda Marmaris’in turizm vizyonunu anlattı. Ünlü, daha nitelikli ve yüksek harcama yapan turist profilini hedeflediklerini belirterek, doğal değerleri koruyarak turizmi 12 aya yaymak istediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-418-milyar-tllik-yeni-otoyol-yatirimi-88470</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’ya 41,8 milyar TL’lik yeni otoyol yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın ulaşım altyapısında 41,8 milyar TL’lik yeni bir yatırımın daha düğmesine basıldı. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilmesi planlanan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Ovaakça-Konaklı Kesimi için hazırlanan ÇED raporunda projenin güzergâhı, teknik özellikleri ve yatırım bedeli netleşti. Osmangazi, Mudanya ve Nilüfer ilçelerini kapsayan projenin toplam yatırım bedeli 41 milyar 871 milyon 177 bin 726,90 TL olarak belirlendi. 24 Eylül 2026 tarihinde sunulan ÇED raporuna göre yeni otoyolun ana güzergâhı yaklaşık 33,8 kilometre olacak. Otoyolun 2x4 şeritli olarak ve 140 kilometre/saat proje hızıyla inşa edilmesi planlanıyor.</p>
<h2>33,8 kilometrelik güzergâh</h2>
<p>Projenin ana güzergâhının yaklaşık 11 kilometresi Osmangazi, 17,85 kilometresi Mudanya ve 4,98 kilometresi Nilüfer ilçe sınırlarından geçecek. Ovaakça’dan başlayacak güzergâh, mevcut Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu’nun Bursa Kuzey Gişeleri’nin yaklaşık 300 metre batısından başlayacak. Bursa’nın ve Bursa Kuzey Çevre Yolu’nun kuzeyinden İzmir yönüne ilerleyecek otoyol, yaklaşık 13. kilometrede Bursa-Mudanya Devlet Yolu ile kesişecek. Güzergâhın ardından Çağrışan ve Mürsel mahallelerinin kuzeyinden batıya yönelmesi, mevcut çevre yoluna paralel ilerleyerek Konaklı bölgesinde güneybatı yönünde devam etmesi planlanıyor. Proje, burada Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu’na bağlanacak.</p>
<h2>4 tünel, 12 viyadük</h2>
<p>Yeni otoyol yalnızca ana güzergâhtan oluşmayacak. ÇED raporunda projeye ilişkin 6 kavşak, 4 tünel, 4 köprü, 27 alt geçit, 10 üst geçit ve 12 viyadük planlandığı belirtiliyor. Otoyolun yaklaşık 26. kilometresinde, Mudanya ilçe sınırları içerisinde her iki yöndeki trafiğe hizmet verecek bir hizmet tesisi de yapılması öngörülüyor. Ana güzergâha ek olarak toplam 4,899 kilometrelik iki bağlantı yolu da projeye dahil edilecek. İlk bağlantı yolu 1,769 kilometre uzunluğunda olacak ve Bursa-Mudanya yoluna ulaşacak. 3,130 kilometrelik ikinci bağlantı yolu ise Bursa Çevre Yolu üzerindeki Görükle Kavşağı’na bağlanacak. Bağlantı yollarının 2x2 şeritli ve 110 kilometre/saat proje hızına uygun olarak tasarlanması planlanıyor.</p>
<h2>“3 yıllık inşaat öngörüsü”</h2>
<p>ÇED raporunda proje ve etüt çalışmalarının yaklaşık 2 yılda, inşaat faaliyetlerinin ise yaklaşık 3 yılda tamamlanması öngörülüyor. İnşaat döneminde üç ayrı şantiye kurulması ve şantiyelerde toplam yaklaşık 150 kişinin istihdam edilmesi planlanıyor. Raporda yer alan sürelerin proje planlamasına ilişkin öngörüler olduğu, kesin yapım başlangıç ve tamamlanma tarihleri anlamına gelmediği belirtiliyor. Raporda otoyol yatırımının tarım ve mera alanları, ormanlar, su kaynakları, flora ve fauna, gürültü, trafik ve yerleşim alanları üzerindeki olası etkileri ile alınması planlanan önlemler değerlendirildi. Son şekli verilen ÇED raporu, yönetmelik kapsamında 10 takvim günü boyunca halkın görüş ve önerilerine açık olacak. Süreç içerisinde iletilecek görüş ve önerilerin proje hakkında verilecek kararda dikkate alınacağı bildirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-418-milyar-tllik-yeni-otoyol-yatirimi-88470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/bursaya-418-milyar-tllik-yeni-otoyol-yatirimi-1790582942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın ulaşım altyapısında yeni bir otoyol yatırımı gündeme geldi. Ovaakça-Konaklı Kesimi Otoyolu için ÇED süreci başladı. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilmesi planlanan projenin 33,8 kilometrelik güzergâhta 4 tünel, 12 viyadük, 6 kavşak ve 4 köprü yapılması planlanıyor. Projenin yatırım bedeli 41 milyar 871 milyon TL olarak açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/citroen-ceosu-xavier-chardon-tofas-bursa-fabrikasini-ziyaret-etti-88499</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Citroën CEO’su Xavier Chardon, Tofaş Bursa Fabrikası’nı ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Citroën, global yönetimi ile Türkiye’ye önemli bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu kapsamda Citroën CEO’su Xavier Chardon, Türkiye programı kapsamında Tofaş’ın Bursa Fabrikası’nı ziyaret etti. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarette Chardon, fabrikanın üretim alanlarında incelemelerde bulunarak Tofaş’ın üretim süreçleri, kalite yaklaşımı, mühendislik yetkinlikleri ve yeni dönem projeleri hakkında bilgi aldı. Türkiye’nin en köklü otomotiv sanayi kuruluşlarından biri olan Tofaş, Stellantis Türkiye ile gerçekleştirilen entegrasyonun ardından üretimden satış ve pazarlamaya uzanan geniş bir faaliyet alanında grubun Türkiye’deki önemli merkezlerinden biri konumunda bulunuyor. Bursa Fabrikası ise sahip olduğu üretim altyapısı, Ar-Ge ve mühendislik yetkinlikleriyle Stellantis’in önde gelen üretim ve Ar-Ge merkezleri arasında yer alıyor. Stellantis üst yönetiminin daha önce gerçekleştirdiği ziyarette de Tofaş’ın grup içerisindeki üretim ve Ar-Ge rolü özellikle vurgulanmıştı.</p>
<h2>“Türkiye’nin başarısı güçlü ekiplerin neler yapabileceğini gösteriyor”</h2>
<p>Citroën’in Türkiye’de ulaştığı güçlü konuma dikkat çeken Citroën CEO’su Xavier Chardon, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin 2025 yılında Citroën’in dünya genelindeki 2’nci büyük pazarı konumuna ulaşması ve 2026’nın ilk 8 ayında markanın rekor pazar payı olan yüzde 5,2’yi koruması güçlü bir başarı. Aynı zamanda güçlü ekiplerin neler başarabileceğinin çok önemli bir göstergesi. İddia, yaratıcılık, hız ve uygulama gücü; Citroën’i işte bu anlayışla büyütüyoruz.” Türkiye’nin Citroën açısından güçlü bir pazar olmasının yanı sıra üretim tarafındaki rolü de genişliyor. Tofaş’ta K0 projesi kapsamında Citroën Jumpy ve SpaceTourer modellerinin üretimine başlanmasının ardından, 30’uncu yılını kutlayan Berlingo’nun da çok kısa bir süre içinde Bursa Fabrikası’nda üretilmesi planlanıyor. Türkiye’de bugüne kadar 150 binin üzerinde kullanıcıyla buluşan Berlingo’nun yerli üretime dahil olması, Citroën’in Türkiye’deki üretim yapılanmasının yeni aşamalarından birini oluşturuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aba6e9826720-1790602904.jpg" alt="" width="727" height="505" /></p>
<h2>“Bursa’nın Stellantis dünyasındaki rolünü daha da güçlendireceğiz”</h2>
<p>Citroën CEO’su Xavier Chardon’ı Bursa’da ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirten Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, ziyaretle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Stellantis’in global ölçekte önemli üretim merkezlerinden biri olan Tofaş’ta Citroën CEO’su Xavier Chardon’ı ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk. Bursa Fabrikamızın üretim gücünü, mühendislik yetkinliklerini ve yeni dönem projelerini kendisiyle paylaşma fırsatı bulduk. Türkiye’nin Citroën dünyasında ulaştığı güçlü pazar konumunun, üretim tarafında da yeni projelerle desteklenmesini son derece değerli buluyoruz. Jumpy ve SpaceTourer ile başlayan Citroën üretiminin Berlingo ile genişlemesi bunun somut göstergelerinden biri. Çok markalı üretim yapımız, ihracat gücümüz, mühendislik kabiliyetimiz ve yeni yatırımlarımızla Bursa’nın Stellantis dünyasındaki rolünü daha da güçlendirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/citroen-ceosu-xavier-chardon-tofas-bursa-fabrikasini-ziyaret-etti-88499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/citroen-ceosu-xavier-chardon-tofas-bursa-fabrikasini-ziyaret-etti-1790602704.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Citroën CEO’su Xavier Chardon, Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirdiği Bursa Fabrikası ziyaretinde üretim süreçlerini, fabrikanın teknolojik ve mühendislik yetkinliklerini ve Tofaş’ın yeni dönem projelerini yerinde inceledi. Chardon, Türkiye’nin 2025 yılında Citroën’in dünya genelindeki 2. büyük pazarı konumuna ulaştığını söyledi. Jumpy ve SpaceTourer’ın ardından, 30’uncu yılını kutlayan Citroën Berlingo’nun da kısa süre içerisinde Bursa’da üretilmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/45-firma-ve-19-fon-uzerindeki-mal-varligi-tedbiri-kaldirildi-88480</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.</p>
<p>Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.</p>
<p>Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.</p>
<p>Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.</p>
<p>Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.</p>
<p><strong>SPK'nin Başsavcılığa gönderdiği yazı</strong></p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturması kapsamında şirket ve fonlar üzerindeki adli tedbirlerin yeniden değerlendirilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulunun Başsavcılığa gönderdiği yazı ortaya çıktı.</p>
<p>SPK Başkanı imzalı yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma kapsamında piyasa dolandırıcılığı yapıldığı ve bu yolla suç geliri elde edildiğine yönelik kuvvetli suç şüphesi bulunduğu yönündeki tespitlerine yer verildi. Yazıda ayrıca, SPK Karar Organının 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla 131 fonun TEFAS’ta alım ve satım işlemlerine kapatıldığı hatırlatıldı.</p>
<p>SPK, Başsavcılığa yaptığı bildirimde soruşturmadaki suç şüphesine yönelik tespitlere itiraz etmezken, 26 Eylül tarihli müzekkerede “sorumlu tüzel kişiler” ve “sorumlu fonlar” listelerinde yer alan şirket ve fonlar yönünden tedbirlerin yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağını bildirdi.</p>
<p>Başsavcılık tarafından şirket ve fonlara yönelik tedbirlerin kaldırılması, SPK’nın 131 fonun TEFAS’ta işleme kapatılması ve tasfiyesine yönelik kararlarını ise ortadan kaldırmıyor. SPK’nın yatırımcıların korunması ve sermaye piyasasının düzenli işleyişi kapsamında aldığı idari kararlar ayrı şekilde uygulanmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tedbirler gerçek kişiler için devam ediyor</strong></p>
<p>Fon soruşturmasında gerçek kişiler, para hareketleri ve mal varlığı değerlerine ilişkin incelemeler devam ederken; adli makamların bir taraftan suçtan kaynaklandığı değerlendirilen kazançların ve sorumluların tespitine, diğer taraftan ise mağdur yatırımcıların haklarının korunması ve piyasalarda ilave mağduriyet oluşmamasına yönelik süreci birlikte yürüttüğü belirtiliyor.</p>
<p><strong>Soruşturma</strong></p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.</p>
<p>Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.</p>
<p>Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.</p>
<p>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.</p>
<p>Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.</p>
<p>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.</p>
<p>Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.</p>
<p>Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.</p>
<p>Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/45-firma-ve-19-fon-uzerindeki-mal-varligi-tedbiri-kaldirildi-88480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Istanbul-Cumhuriyet-Bassavciligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlerle ilgili soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/desanin-yeni-sayfasinda-toskana-ve-biyomalzeme-var-olmazi-oldurmak-88458</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> DESA’nın yeni sayfasında Toskana ve biyomalzeme var: &#039;Olmazı oldurmak…&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DESA’nın hikâyesi bir markalaşma hikâyesi ile sınırlı değil… Üretimden vazgeçmeden markalaşmanın, Türkiye’den İtalya’ya doğru tersine yatırım yapmanın ve zanaatı küresel lüksün içine taşımanın hikâyesi. Şirket, bir taraftan lüks modanın en köklü üretim merkezlerinden Toskana’da kendine yer açarken, diğer taraftan kendi köklerini, üretim bilgisini ve deri konusundaki deneyimini geleceğin malzemelerine taşıyor. </strong></p>
<p>DESA’nın 54 yıllık yolculuğunu anlatan kitabın adı, “Olmazı Oldurmak - Deri Modasında Dünya Markası Olma Yolunda Desa’nın İlham Veren Hikayesi.”</p>
<p>Milano’da DESA CEO’su Burak Çelet’i dinlerken, ardından Toskana’nın küçük kasabası Poppi’deki Desa fabrikasını gezerken bu başlık sık sık aklıma geldi. Çünkü bazen bir şirketin hikâyesini rakamlardan çok, izlediği yol anlatıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aba02c8c932c-1790575304.png" alt="" width="403" height="321" />1972’de Türkiye’de yola çıkan bir deri markasının, yarım asır sonra Toskana’da dünyanın en büyük markaları için “Made in Italy” üretim yapan bir fabrika kurması, bu fabrikada Türkiye’de yetiştirdiği ustaların çalışıyor olması ve Milano Moda Haftası sırasında dünyanın moda ve lüks sektörüne yön veren isimlerle aynı platformda yer alması…</p>
<p><strong>Aslında “olmazı oldurmak” tam da böyle bir şey…</strong></p>
<p>Burak Çelet, 21-22 Eylül’de Milano’nun simge yapılarından Torre Velasca’da düzenlenen Milano Fashion Global Summit’te konuşmacıydı. Bu yıl 25’incisi gerçekleştirilen zirvenin teması da DESA’nın hikâyesiyle ilginç biçimde örtüşüyordu: “Roads and Roots” -Yollar ve Kökler.</p>
<p>Zirvede Ermenegildo Zegna, Antoine Arnault, Moncler Yönetim Kurulu Başkanı Remo Ruff ini gibi küresel lüks sektörünün önemli isimleri vardı. Burak Çelet ise “Global Market Overview” oturumunda değişen tüketici dinamiklerini, tedarik zincirindeki dönüşümü ve küreselleşirken kökleri korumanın önemini anlattı.</p>
<p><strong>Moda devlerinin stratejik çözüm ortağı</strong></p>
<p>Milano’daki konuşmasında Burak Çelet’in üzerinde durduğu konulardan biri, küreselleşirken kökleri korumaktı. Çelet, “Kurulduğumuz ilk günden bu yana Türk deri işleme sanatını ve tasarım gücünü dünyaya tanıtmayı kendimize misyon edindik” derken, bugün gelinen noktayı şöyle tanımlıyor: “Tekirdağ Çorlu, Düzce ve İstanbul Sefaköy’deki fabrikalarımızın yanı sıra, İtalya Poppi tesisimizle dünya moda devlerinin en stratejik çözüm ortağı konumunda bulunuyoruz. DESA, Türkiye’nin İtalya’ya gerçekleştirdiği saraciye ve deri mamulleri ihracatının yüzde 50’den fazlasını tek başına gerçekleştiriyor ve üretiminin yüzde 70’i İtalya’ya ihraç ediyor.”</p>
<p>Bu sözlerin sahadaki karşılığını, Milano’dan sonra Toskana’ya, DESA’nın Poppi’deki fabrikasına gidince görmek mümkün. DESA, dünya markalarıyla iş birliklerini geliştirmek, deri çanta ve saraciye ürünlerinde üretim ve satış hacmini büyütmek amacıyla 2022’nin ikinci yarısında Toskana’da yatırım kararı aldı. Casentino Vadisi’nde, Arezzo’ya bağlı Poppi’de bulunan tesis, 5 dönümlük arazi üzerinde yaklaşık bin 900 metrekare kapalı alana sahip. Satın alma süreci Mart 2023’te tamamlanan fabrika bugün hem Ar-Ge hem de üretim merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Poppi’de kalıp oluşturma ve prototiplemeden bitmiş deri çanta ve küçük saraciye ürünlerine kadar üretimin tüm aşamaları aynı çatı altında gerçekleştiriliyor. Endüstri 4.0 uyumlu dikiş, işleme, kesim ve yapıştırma makineleriyle başta İtalyan ve Fransız lüks markaları olmak üzere Avrupa pazarı için yüksek katma değerli üretim yapılıyor.</p>
<p><strong>Dünyanın en güçlü lüks moda ekosisteminin içinde</strong></p>
<p>Aslında Poppi yatırımının anlamı fabrikanın metrekaresinden çok daha büyük. Çünkü İtalya, DESA’nın son 20 yıldır ana ihracat pazarı. Toskana ise yüzlerce yıllık deri zanaatkârlığının merkezi. Dolayısıyla burada üretim yapmak müşteriye yakınlaşmak kadar, dünyanın en güçlü lüks moda ekosistemlerinden birinin içine girmek anlamına geliyor. Poppi aynı zamanda DESA’ya ürün geliştirme süreçlerini hızlandırma ve “Made in Italy” üretim kabiliyeti kazandırıyor.</p>
<p><strong>Deriden gelen 54 yıllık bilgiyi derinin ötesine taşımak </strong></p>
<p>Burak Çelet sadece Milano’daki konuşmasında sadece Poppi fabrikasından değil, aynı zamanda sektörün geleceğini belirleyebilecek bir adımdan da bahsetti. Bu adım aslında, bir deri şirketi açısından ilk bakışta oldukça anlamlı: Yeni nesil biyomalzeme. Sürecin anlamlı bir diğer tarafı ise, ABD’de faaliyet gösteren bir Türk start-up’la birlikte ilerlemesi. Çelet şu bilgileri veriyor: “Bu yeni malzeme yolculuğunun arkasında Türk girişimci Ece Gözen’in kurduğu biyoteknoloji girişimi Gözen var. İstanbul ve San Francisco merkezli olarak gelişen Gözen, hayvansal deri ve fosil bazlı sentetik malzemelere alternatif biyomalzemeler geliştiriyor. 2025 sonunda Gozen Bioworks ve Gozen Institute ile yeni nesil biyomalzemelerin geliştirilmesi, üretilmesi ve küresel pazarlarda ticarileştirilmesi amacıyla ortak girişim için mutabakat zaptı imzaladı. İş birliğinin merkezinde nano-selüloz bazlı Lunaform bulunuyor. Yeni malzeme, DESA’nın mevcut tabakhane ve üretim altyapısında işlenebiliyor. Malzemenin üretimi yaklaşık yedi gün sürüyor. Her üretim tepsisinden yaklaşık 1,1 metrekare, her üretim odasından ise yaklaşık 55 metrekare malzeme elde ediliyor. Şu anda pilot ölçekte çalışan beş üretim odasının haftalık kapasitesi yaklaşık 275 metrekare. Yıllık kapasite 15 bin metrekare seviyesinde. Sistemin modüler olması ise talep arttıkça kapasitenin büyütülmesine imkân veriyor. Uzun vadeli hedef, mevcut alanı daha büyük ölçekli bir biyofabrikasyon tesisine dönüştürmek.”</p>
<p>Bir dünya markası olmanın yolu yalnızca daha fazla ülkeye ihracat yapmaktan geçmiyor. Doğru ekosistemin içinde olmak, üretim bilgisini korumak ve bir yandan da bugünkü işinizi gelecekte değiştirebilecek teknolojiye yatırım yapmak gerekiyor. DESA için “Olmazı Oldurmak”ın bundan sonraki bölümü çoktan yazılmaya başlamış: Milano’da küresel lüksün masasına oturmak, Toskana’da üretmek ve deriden gelen 54 yıllık bilgiyi derinin ötesine taşımak…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dönüşüm sadece yeni malzemeden ibaret değil</strong></span></p>
<p>DESA’nın Lunaform ile yeni nesil biyomalzemelere yönelmesi, şirketin sürdürülebilirlik tarafında attığı daha geniş adımların da bir parçası. Şirket, bir yandan derinin geleceğine alternatif malzemeler üzerinden bakarken, diğer yandan mevcut üretimin çevresel etkisini azaltmaya çalışıyor. 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na göre Çorlu’daki LWG Gold sertifikalı tabakhanede üretimin yüzde 90’ında yenilenebilir enerji kullanılıyor. Şirket, 2024’ü baz alarak Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 15 azaltmayı hedefliyor. Sürdürülebilirlik yol haritasında yönetişim, çevre ve sosyal alanlarda 29 proje bulunurken; su stresi, aşırı hava olayları ve taşkın gibi fiziksel iklim riskleri de üretim tesisleri bazında izleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/desanin-yeni-sayfasinda-toskana-ve-biyomalzeme-var-olmazi-oldurmak-88458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/54-1790575377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DESA’nın yeni sayfasında Toskana ve biyomalzeme var: &#039;Olmazı oldurmak…&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yilmaz-turkiyenin-sahip-oldugu-altin-potansiyeli-yeniden-hesaplanmali-88456</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Türkiye’nin sahip olduğu altın potansiyeli yeniden hesaplanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/RİZE</strong></p>
<p>Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz, Türkiye’nin altın rezervine yönelik çalışmaların 1990’lı yılların başında yapıldığını hatırlatarak, yeni incelemelere ihtiyaç olduğunu söyledi. Mehmet Yılmaz, 4. Maden Arama Kurtarma Yarışması için bulunduğu Rize’de bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. 1990’lı yıllarda jeolojik verilere dayalı yapılan bir modellemeyle 6 bin 500 ton dolayında bir altın potansiyeli tahmin edildiğini hatırlatan Yılmaz, bu miktarın bir “rezerv” (jeolojik olarak varlığı ispatlanmış, çıkarılması teknolojik olarak mümkün ve karlı olabilecek miktar tahmini) olmadığını kaydetti. Türkiye Kanada İş Konseyi Başkanı da olan Yılmaz, Türkiye ile Kanada arasındaki ilişkilerin çok iyi bir seviyeye geldiğini, özellikle küçük nükleer santrallere yönelik işbirliğinin öne çıktığını, teknoloji transferinin dahi masada olduğunu belirtti.</p>
<p>Dünyada altın fiyatlarının geldiği seviye, daha da yükselme ihtimaline işaret eden Mehmet Yılmaz, “O günkü koşullarda (1990’lı yıllar başında yapılan çalışma sırasında) 300 dolar (ons fiyatı) üzerinden belli bir alana cevher diyebiliyordunuz. Ancak altının onsu şu anda 4 bin dolara çıktıysa, eskiden ekonomik bulmayıp 'çöp' diye baktığınız şeyler de artık cevher niteliği kazandı ve bu potansiyel alan genişledi” yorumunu yaptı. </p>
<h2>Nevada altın yataklarına benziyor </h2>
<p>Geçen zaman içinde güncelleme yapılmama nedenine yönelik soruya Mehmet Yılmaz, “Aslında o güncelleme devlet tarafından yapılabileceği gibi özel sektör ya da üniversiteler tarafından da yapılabilecek bir çalışmadır. Bana göre çok iyi bir akademik tez veya doçentlik tezi konusu olabilir. Yapılması da son derece mümkündür. Tekrar aynı konuya döneceğim, o dönem 6.500 ton olarak ifade ettiğimiz potansiyelin biz yaklaşık 1.500 tonluk kısmını ürettik” dedi.</p>
<p>Önceki çalışmanın Türkiye’nin jeolojik yapısına benzeyen ABD Nevada’da altın yatakları bulunan Carlin Kuşağı (Carlin Trend) ile benzerliğinden de faydalanılarak yapıldığını anlatan Yılmaz, yeni çalışma ihtiyacına vurgu yaparak, “MTA gibi kurumlarımız var, MTA buna bakar, gerçekçi bir rakam ortaya koyar, sizi de beni de ikna eder ve spekülasyon ortadan kalkar. Size kesin ve net başka bir veri daha söyleyeyim. Bugün Türkiye'de, ruhsat sahiplerinin elinde bulunan, izin bekleyen ve açılmak üzere olan irili ufaklı altın yataklarını toplarsak, Türkiye yılda çok rahat 50 ton altın üretebilecek kapasitededir” dedi. Türkiye’de üretilen altının 2025’te 28 ton olarak gerçekleştiğini, bu yıl için de yakın bir miktar beklendiğini vurgulayan Mehmet Yılmaz, üretilen altının tamamının Merkez Bankası tarafından alındığını hatırlattı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"ALTIN DEĞERİNİ KORUYOR, MUTLAKA FATURALI OLMASINA DİKKAT EDİLMELİ"</span></h2>
<p>Mehmet Yılmaz, altın fiyatlarındaki dalgalanmayı işaret ederek, ziynet eşyası olmayan altının hala bir güçlü bir yatırım alternatifi olup olmadığı sorusuna, altının değerini uzun vadede koruyan bir araç olduğunu belirterek, özellikle Türkiye ve TL söz konusu olduğunda avantaj yarattığını vurguladı. Dünyada altın ons fi yatı ile ABD dolarının ters yönlü hareket ettiğini, nadiren ikisinin aynı anda yükseldiğini hatırlatan Yılmaz, “Ancak Türkiye’de dolar kuruyla altının aynı anda yükseldiği durumlar çok sık yaşanmaya başladı. Bu da basketboldaki ‘double double’ tabiri gibi çifte etki yaratıyor. Dünyada dolar zayıflasa bile Türkiye'deki ekonomik dinamikler çok farklı işliyor. Bunun temel sebebi dış ticaret açığıdır, çünkü sürekli yurt dışına döviz akıtıyoruz ve maalesef madencilik ürünleri ithal ediyoruz. Konu buraya nasıl geldi diyeceksiniz, aslında çok basit. Yaklaşık 105-110 milyar dolar dış ticaret açığımız var. Bunun 45 milyar dolarlık kısmını oluşturan doğal gaz ve petrolü çıkardığınızda, geriye kalan açık büyük ölçüde madencilik kaynaklıdır. İthal edilen madencilik ürünlerinin de neredeyse yarısını altın oluşturuyor. Hal böyle olunca, döviz kuru ile altın fi yatları çok uzun zamandır birlikte hareket ediyor.” yorumunu yaptı. Yılmaz, her türlü altın alımında da bireyleri mutlaka kayıtlı, faturalı olarak satın alma ve faturasını da saklama tavsiyesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Kanada ile nükleer iş birliği çok önemli" </span></h2>
<p>TMD başkanlığı yanında, DEİK Türkiye- Kanada İş Konseyi Başkanı da olan Mehmet Yılmaz, bu ülke ile ilişkilerin çok iyi bir seviyede olduğunu belirterek, özellikle nükleer enerji alanındaki işbirliğinin dikkat çekici olduğunu vurguladı. Kanada’nın Trump yönetiminin tutumu nedeniyle, ikili ekonomik ilişkilerini çeşitlendirme arayışı içinde olduğunu, yeni seçilen Kanada Başbakanı ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın farklı zamanlardaki görüşmelerinin de ilişkilere ivme kazandırdığını belirten Mehmet Yılmaz, özellikle nükleer enerji alanındaki işbirliğinin önemine dikkat çekerek şu yorumu yaptı:</p>
<p>“Açıkçası (iki ülke dış ticaret hacmi) utanç verici bir seviyede. Yaklaşık 2,5-3 milyar dolar civarında kalmış durumda. Fakat çok kritik bir aşamaya girdik. Eğer söz konusu iş birliği (nükleer enerji) gerçekleşirse, Kanada ile en az 100 yıl sürecek köklü bir ilişkimiz olacak, bu iş birliğinin temeli nükleer enerjiye dayanıyor. Nükleer enerji alanında Kanadalılarla bir ön anlaşma imzaladık. Bunun sebebi, Kanada’ya ait CANDU teknolojisinin dünyadaki en makul ve aynı zamanda teknoloji transferine olanak tanıyan bir sistem olmasıdır. Rusya ve Çin’in sunduğu teklifler maalesef bu imkanı sağlamıyor. Bizim Kanada'ya yönelmemizin asıl nedeni de tam olarak budur (teknoloji transferi). Rusya ve Çin ‘Size nükleer teknolojiyi vermem’ diyor. Bu, santralin yakıtını da sürekli olarak onlardan almak zorunda kalacağımız anlamına geliyor. Ancak Kanada'nın CANDU teknolojisi böyle bağımlılıklar yaratmıyor. Ayrıca SMR (Küçük Modüler Reaktör) sistemleri var. Bunlar daha küçük boyutlu, mobil yapılabilen ve ham uranyumu doğrudan yakıt olarak kullanabilen reaktörlerdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yilmaz-turkiyenin-sahip-oldugu-altin-potansiyeli-yeniden-hesaplanmali-88456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/5/1280x720/tmd-baskani-mehmet-yilmaz-1758725692.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz, 1990’lı yıllarda 6 bin 500 ton olarak hesaplanan altın potansiyelinin güncel koşullarda yeniden incelenmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin mevcut sahalarla yılda 50 ton altın üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/21-milyara-fabrikalari-satiyor-haftalik-yukselisi-yuzde-28-oldu-88455</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2,1 milyara fabrikaları satıyor, haftalık yükselişi yüzde 28 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,90 kayıpla kapatırken, 80 hisse %20 ve üzeri geriledi. Tasfiyeye tabi fonların portföyünde bulunan ya da bu fonlarla ilişkili olan 41 hissedeki düşüş %40’ı geçti. Yüksek kayba rağmen alıcıların bu hisselere mesafeli durması gerilemenin süreceğini gösteriyor. </strong></p>
<p>Tasfiye sürecine alınan 131 fonun etkisiyle sert düşüşler yaşayan sığ hisselerde haftalık kayıplar %40’ı aşsa da BIST 100 Endeksi %2,90 geriledi. Derinliği zayıf tahtalarda nakde dönme isteği 41 hissenin hafta boyunca tabanda kalmasına yol açtı. Anel Elektrik ve Lydia Yeşil Enerji gibi hisseler %40’ın üzerinde geriledi. Buna karşın 10 hisse %17’nin üzerinde yükseliş kaydetti. Hareket Proje ve Tuğçelik %28’i aşan getirisiyle öne çıktı. Riskin yükseldiği dönemlerde, defter değerinden uzaklaşan abartılı fiyatlamalara karşı daima tedbirli olunmalı.</p>
<h2>Haftanın yükselenleri</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta %30,93 yükselen Hareket Proje, düşen piyasada en fazla kazandıran oldu. Umman ve BAE pazarında toplam 8,8 milyon dolarlık yeni sözleşmeler imzalayan firma, nakit girişini destekliyor. Geçen iki yılda zarar eden firma, son açıkladığı altı aylık dönemde satışlarını %20 artırdı. Dönem sonunda da %438’lik artış ile 204,6 milyon TL kâr elde etti. Tuğçelik, haftalık %28,15 primle düşüşten uzak kalan şirketlerden biri oldu. Firma, Kocaeli, Gebze ve Sancaktepe’deki fabrikalarını toplam 2,1 milyar TL bedelle satıp eş zamanlı olarak 10 yıllığına kiralayacağı haberi dikkat çekti. Geçen yıl zarar eden şirket, altı aylıkta da zararını sürdürdü. Fiyatı, Ekim 2023’te en yüksek 10,58 TL’yi test ederken geçen sürede arada çıkışları olsa da sürekli geriledi.</p>
<h2>Satış baskısı kırılamadı</h2>
<p>Anel Elektrik, 9 Eylül günü en yüksek 229,40 TL’ye kadar çıkarken sonrasında sürekli taban serilerle 62,10 TL’ye kadar indi. Haftalık kaybı %40,91 oldu. Yılın ilk yarısında gelirini %80 düşüren firma, dönem sonunda 2,25 milyar TL zarar yazdı. Fiyattaki düşüşe rağmen PD/DD oranının 23,36 seviyesinde olması satış baskısının sürme olasılığını gündemde tutuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab9ffb42fb57-1790574516.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>YATIRIM FONU MU, HİSSE SENEDİ Mİ?</strong></p>
<p>Yatırım fonu; profesyonel yönetim, geniş çeşitlendirme, zaman tasarrufu, psikolojik konfor. Yönetim ücreti, kontrol noksanlığı, fiyatlama gecikmesi. Hisse senedi; maksimum kazanç, tam hakimiyet, anlık işlem gücü, temettü, odaklanmış başarı. Yüksek risk, analiz yükü, ağır stres, çeşitlendirme engeli.</p>
<p><strong>Ağustosta yönünü aşağı çeviren hissede yaşanan sert satış, düşüşü daha da hızlandırdı</strong></p>
<p>Batıçim Çimento neden son bir aydır çok sert bir düşüş yaşıyor? ● İbrahim Aygün</p>
<p>İbrahim, Batıçim Çimento (BSOKE) 11 Ağustos’ta en yüksek 37,16 TL’yi test ederken sonrasında hızla geriledi. Bir ayda değer kaybı %73,13 oldu. Satıcılı piyasada 3 Eylül günü Bulls Portföy’ün yönettiği fonların yüklü satışları öne çıktı. Bir günde toplam 59,6 milyon adet hisse satarken paylarını anılan tarihte sıfırlayarak nakde çevirdiler. Toplu yapılan hızlı çıkış hissedeki düşüş ivmesini artırdı. Halihazırda 13 fon 15 milyon lot hisseyi portföyünde tutarken İstanbul Portföy ile Ziraat Portföy’ün dört fonu toplam 11,9 milyon lotu elinde bulunduruyor.</p>
<p><strong>Aktif toplamının üçte birine denk gelen iş merkezini satın alarak portföyüne dahil etti</strong></p>
<p>Deniz GMYO aldığı iş merkezini kârını üzerine koyup satmaya mı niyetli? ● Mehmet Aydın</p>
<p>Mehmet, geçtiğimiz haziran ayında Deniz GMYO ekspertiz değeri 2,73 milyar TL olan Ümraniye’deki 42 bağımsız bölümlü iş merkezini 2,54 milyar TL’ye portföyüne kattığını duyurdu. Denizbank ve Akbank’ın ortaklığındaki gayrimenkulün devri tamamlanırken, alım bedeli şirketin aktif toplamının %33,3’üne denk geliyor. Firma gayrimenkulü nasıl değerlendireceğine dair bilgi paylaşmadı. Ancak böylesine hacimli bir işlemi al sat beklentisiyle yapması beklenmemeli. İş merkezi olması ve 42 bağımsız bölümden oluşması kira geliri beklentisini öne çıkarıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GTA fonu kıymetli madenler piyasasına yatırımla bir yılda %27 kazandırdı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki Altın Fonu (GTA), ocak ayının son günü en yüksek 1,89 TL’yi test ettikten sonra geriledi. Geçen sürede arada yukarı çıkışları olsa da bir daha ocaktaki seviyesini yakalayamadı. Fonun toplam değeri ağustos ayında bir miktar yükselmiş olsa da nisandan bu yana küçülüyor. Eylülde toplam değeri 23,95 milyar TL’ye geriledi. Düzenli nakit çıkışı yaşanan fonda, eylülde çıkan tutar 408,13 milyon TL oldu. Yatırımcısı benzer şekilde sınırlı olmakla birlikte azalıyor. Şimdilerde 66.843’e inen bir yatırımcı sayısı bulunuyor. Temel stratejisi, fon varlıklarını borsada işlem gören altın ve altına dayalı varlıklarda değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %58,78’i kıymetli maden kamu kira sertifikası ve %39,61’i kıymetli madenlerden oluşuyor. Yıllık getirisi %27,03 düzeyinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Misyon Yatırım Bankası, %42,88 bileşik faizle 565 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Misyon Yatırım Bankası, 24.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 565.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39, bileşik faizi %42,88 olarak belirlendi. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 22.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %19,13 düzeyinde. 24 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,72 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %39 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,28 puan üzerinde yer alıyor. Oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFMSYN32710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aba000a2e3c4-1790574602.png" alt="" width="975" height="237" /><strong>ORGE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>İnşaatı süren veri merkezi ihalesini kazanırken otel projesinde bütçeyi artırdı</strong></p>
<p>Orge Enerji, inşası devam etmekte olan Ankara’daki Turkcell Veri Merkezi’nin elektrik işleri ihalesini 4,95 milyon euroya kazandı. Tutar yaklaşık 276 milyon TL’ye denk geliyor. 10 ayda tamamlanacak proje, firmanın teknoloji ve taahhüt odaklı işlerdeki referansını güçlendirecek. Diğer taraftan firma, Bodrum Hillside Hotel projesinde 564 milyon TL olan sözleşme tutarının, ilave işlerle birlikte artarak 649,2 milyon TL’ye çıktığını belirtti. Yılın ilk yarısında gelirini %26 büyütüp 2,6 milyar TL’ye yükselten firma; dönem sonu kârını da %93 artışla 478,2 milyon TL’ye çıkardı.</p>
<p><strong>PETKİM PETROKİMYA</strong></p>
<p><strong>Yatırım hedefinde bir aşama daha geride kaldı. Son aşama 2027 içinde tamamlanacak</strong></p>
<p>Petkim, uzun süredir üzerinde çalıştığı Master Plan yatırımı kapsamında lisans ve mühendislik sözleşmelerini imzalayarak FEED (Uç Mühendislik Tasarımı) aşamasına geçti. Technip, Univation ve Lummus ile imzalanan sözleşmeler kapsamında polietilen ve polipropilen üniteleri projelendirilecek. Nihai yatırım kararı öncesindeki son aşamanın 2027 sonuna kadar tamamlanması ve bu süreçte 70 milyon dolar harcanması planlanıyor. Yüksek katma değerli üretime geçişi hedefleyen projenin hayata geçirilmesi, Petkim’in uzun vadeli kapasite ve kâr marjlarına katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>MLP SAĞLIK</strong></p>
<p><strong>Samsun Medikal’in kalan hisselerini de devralarak 7 hastanenin kontrolünü aldı</strong></p>
<p>MLP Sağlık, iştirakleri üzerinden Samsun Medikal Grup’un sermayesinin %20’sini daha satın alarak şirketin %100 hakimi oldu. Hazırlanan değerleme raporu nazara alınarak gerçekleştirilen satın almada 115 milyon dolar ödeme yapılacak. Bu işlemle birlikte MLP Sağlık, daha önce sahip olduğu hisselerin yanına kurucu ortaklara ait yönetim hakları ve imtiyazları da ekleyerek toplam yedi hastaneyi bünyesinde bulunduran Samsun Medikal üzerinde tek kontrol sahibi konumuna geldi. Peşin ödemeyle tamamlanan işlem, ciro konsolidasyonu sayesinde firmanın kârlılığını destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Besler Gıda mayıstan bu yana dalgalı bir seyirle aşağı yönlü hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab9ffee9a501-1790574574.png" alt="" width="292" height="231" />Besler Gıda’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %4,13 ile toplamda 86,45 bin lot azalarak 2 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 9’dan 11’e çıktı. DFC fonu 90 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TPR fonu 16,5 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken, model portföyüne alan olmadı. Değerlendirmede bulunan Alnuş Yatırım 24,39 TL ile “Al” önerisi verdi. Hedef fiyatı %110 yükseliş potansiyelini işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/21-milyara-fabrikalari-satiyor-haftalik-yukselisi-yuzde-28-oldu-88455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2,1 milyara fabrikaları satıyor, haftalık yükselişi yüzde 28 oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/altinda-tahvil-stresi-derinlesiyor-88452</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altında &#039;tahvil stresi’ derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab9faa232891-1790573218.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altın piyasası, karmaşık bir sınavdan geçiyor. Normal koşullarda tahvil getirilerinin yükselmesi, faiz kazancı sunmayan altının cazibesini azaltıyor. Nitekim ABD’de enflasyon baskılarının ve Fed’in faiz artırımlarına devam edebileceği beklentisini güçlendirdiği dolar altının önündeki engelleri büyütüyor. Diğer taraftan Batı’da kamu borçlanma ihtiyacı ve devasa devlet borçları tahvile alternatif bir güvenli liman talebi yaratarak altına alan açabilir.</p>
<p>Ons altın geçtiğimiz haftayı 4.285 dolar civarında tamamlarken haftalık kayıp yüzde 1’i aştı. Düşüş ABD’de tahvil faizindeki artış tetikledi. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5,1’in üzerine çıkması ve 10 yıllık reel getirinin yaklaşık yüzde 2,78’e ulaşması, altın üzerindeki baskıya alevlendirdi. Şubat sonunda İran savaşının başlamasından bu yana iki ve beş yıllık tahvil getirilerinde yaklaşık 150 baz puanlık artış yaşandığı belirtiliyor. Doların güçlenmesi de altını ABD dışındaki yatırımcılar için pahalılaştırıyor.</p>
<h2>Yeni faiz arışı kapıda olabilir </h2>
<p>Piyasa fiyatlamaları, Fed’in faiz artırımlarına devam edebileceği beklentisinin güçlendiğine işaret ediyor. CME FedWatch verilerine göre yatırımcılar ekim ve aralık aylarında faiz artışı olasılığını yüksek görüyor. Bu beklenti, kısa vadede altının yukarı yönlü hareket alanını daraltıyor. Goldman Sachs da Fed’in faiz artışlarının yükselişi tamamen sona erdirmekten çok yavaşlatabileceği görüşüyle 2026 sonu altın tahminini 4.900 dolardan 4.650 dolara indirdi; 2027 sonu için 5.400 dolarlık öngörüsünü ise korudu.</p>
<h2>Tahvil tehdit olmaktan çıkabilir </h2>
<p>Öte yandan bazı uzmanlara göre tahvil piyasasındaki her yeni gerilim, altın açısından yalnızca bir tehdit anlamına gelmiyor. Altını baskılayan yüksek tahvil faizleri, uzun vadede değerli metalin lehine bir dinamik de yaratabilir. ABD’nin sürdürülemez kamu maliyesi, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın zayıflayan mali dengeleri, devlet borçlarının güvenli liman niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Ekonomist Desmond Lachman’a göre, bu ülkelerin mali yapılarındaki bozulma, tahvillerin ABD Hazine tahvillerine alternatif olma kapasitesini sınırlıyor. Lachman, “Altının uzun vadeli fiyat görünümü için yıldızlar nadiren bugünkü kadar iyi bir şekilde hizalanmıştır” değerlendirmesinde bulunuyor. Borç yükünün çevrilmesinin pahalılaşması ve kamu maliyesine yönelik kaygıların derinleşmesi, yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırarak altına yöneltebilir. Böylece yükselen faizler kısa vadede altını baskılarken, tahvil piyasalarındaki güven aşınması uzun vadede altına destek sağlayabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel ETF varlıkları ağustosta 121 bin ton arttı</span></h2>
<p>Bu nedenle bazı yatırımcılar, yükselen getirilerin yarattığı baskıya rağmen altını portföylerinde tutmayı sürdürüyor. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın ETF’lerinin varlıkları ağustosta 121 ton artarak 4.189 tonla rekor seviyeye ulaştı. Eylül ayındaki güçlü talep de altına yönelik yatırım iştahının yalnızca kısa vadeli faiz hareketleriyle açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Çin’in 2026’nın ilk sekiz ayında 1.000 tonu aşan altın ithalatı da bu talebin önemli dayanaklarından biri.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altını baskılayan üç unsur</span></h2>
<p>■ Yükselen reel faiz: Faiz getirisi olmayan altını elde tutmanın fırsat maliyetini artırıyor. </p>
<p>■ Güçlenen dolar: Altını dolar dışındaki yatırımcılar için pahalılaştırarak talebi sınırlayabiliyor. </p>
<p>■ Fed’in sıkılaşma beklentisi: Faiz indirimlerinin ötelenmesi veya yeni artış olasılığı, altının kısa vadeli yükselişini zorlaştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altını destekleyebilecek faktörler</span></h2>
<p>■ <strong>Borçlanma maliyetleri:</strong> Yüksek faizler kamu ve özel sektörün finansman yükünü artırıyor. </p>
<p>■ <strong>Tahvil talebinde kırılganlık:</strong> Zayıf ihaleler ve uzun vadeli borç için talep edilen yüksek getiriler, yatırımcıların daha fazla risk primi istediğine işaret edebiliyor. </p>
<p>■ <strong>Güvenli liman talebi:</strong> Mali sürdürülebilirlik ve jeopolitik risk kaygıları, faiz baskısına rağmen altın talebini canlı tutabiliyor. </p>
<p>■ <strong>Yatırımcı akışı:</strong> Dünya Altın Konseyi’ne göre küresel altın ETF’lerinin varlıkları ağustosta 121 ton artarak 4.189 tonla rekor kırdı. Bu, altın talebinin güçlü kaldığını gösteren önemli bir işaret.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/altinda-tahvil-stresi-derinlesiyor-88452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/6/1280x720/dolaraltin-gold-1779164059.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD tahvil getirilerindeki yükseliş ve Fed’in faiz artırımı beklentileri altını kısa vadede baskı altında bırakıyor. Ons altın geçen hafta yüzde 1 geriledi. Ancak ABD, Fransa, Japonya ve İngiltere gibi devlerde artan borç yükü tahvile karşı yeni bir güvenli liman talebi yaratıp rotayı yeniden altına kırdırabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurdaya-gelen-zam-insaat-demirini-atesledi-88451</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurdaya gelen zam inşaat demirini ateşledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR/İSTANBUL</strong></p>
<p>Bölgesel ve küresel ölçekte artan jeopolitik riskler, tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların yanı sıra hammadde, enerji ve lojistik maliyetlerini de yukarı çekiyor. Bu gelişmelerden en fazla olumsuz etkilenen sektörlerden biri de inşaat. İnşaat sektöründe maliyet baskısı, ana girdilerde peş peşe gelen fiyat artışlarıyla yeniden belirginleşti.</p>
<p>Demir-çelik üretiminde önemli bir girdi olan hurdada fiyatların son iki ayda yaklaşık yüzde 14 yükselmesi, üretici maliyetleri üzerinden inşaat demiri fiyatlarına da yansıdı. Temmuz başında tonu 26 bin 500 lira olan 12-32 milimetre nervürlü inşaat demiri, eylül ortasında 30 bin 540 liraya ulaşırken, iki aylık artış 4 bin 40 lirayı buldu. Aynı dönemde hazır betonun metreküp fiyatı 500 lira, çimentonun ton fiyatı da 500 lira yükseldi. C30 hazır betonun metreküpü 3 bin 850 liradan 4 bin 350 liraya, fabrika teslim fiyatı 3 bin 500 lira olan dökme çimentonun tonu da 4 bin liraya yükseldi.</p>
<p>İki ayda yüzde 13,5 artış İnşaat demirinde fiyat artışının önemli unsurlarından biri hurda fiyatındaki yükseliş trendi. Üretiminde demir cevherinin yanı sıra büyük ölçüde hurda kullanan sektörün hurda maliyeti son iki ayda yaklaşık yüzde 14 arttı. Hurdanın yanı sıra enerji, akaryakıt ve navlun maliyetlerindeki yükseliş de üreticilerin toplam maliyetlerini yukarı çekti. Girdi maliyetlerinde yaşanan bu artış, nihai ürün fiyatlarına da yansıdı. İnşaat demirinde ürün gruplarına göre son iki ayda ton başına 2 bin ila 4 bin lira arasında fiyat artışı görüldü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab9fa2107907-1790573089.png" alt="" width="639" height="518" />Nervürlü demir 30 bini aştı </h2>
<p>7 Temmuz'da tonu 26 bin 500 lira olan 12-32 milimetre nervürlü inşaat demiri, 16 Eylül itibarıyla 30 bin 540 liraya yükseldi. Böylece iki aylık dönemde ton fiyatında 4 bin 40 liralık artış gerçekleşti. Aynı dönemde 5,5 milimetrelik kangal demirin ton fiyatı da 625 dolardan 665 dolara çıktı. İnşaat demirindeki yükselişin önemli bir bölümünde küresel hurda piyasasındaki hareketlilik ve üretim maliyetlerindeki artış etkili olurken, sektör temsilcileri açısından kritik soru ise maliyet artışının nihai ürün fiyatına ne ölçüde yansıdığı oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Fiyat artışını nihai ürüne aynı oranda yansıtamıyoruz”</span></h2>
<p>Hurda fi yatlarında son iki ayda yaşanan yüzde 13,5'lik artışın, hurda kullanan demir-çelik üreticilerinin ton başına maliyetlerine ne ölçüde yansıdığı ve bu maliyet artışının inşaat demiri fi yatlarına hangi oranda geçtiği, önümüzdeki dönemde fi yatların seyrini belirleyecek. Hurdanın yanı sıra elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve navlunda yaşanan fi yat artışının da üretici maliyetlerini yukarı çektiğini ifade eden Ekol Soğuk Çekme Demir Çelik AŞ CEO’su Elif Tükay Korkmaz, hurda fi yatındaki artışı nihai çelik fi yatına aynı oranda yansıtamadıklarını söyledi. “Hurda yüzde 13,5 arttı diye nihai çelik fi yatı da yüzde 13,5 artacak gibi birebir bir denklem yok” diyen Korkmaz, “üreticinin elektrik, doğalgaz, elektrot, işçilik, lojistik ve finansman gibi çok sayıda maliyet kalemi var.. Hurda artışı ciddi bir maliyet baskısı yaratıyor ancak bunun nihai ürüne ne ölçüde yansıyacağını piyasa koşulları belirliyor” dedi. Fiyat oluşumundaki mekanizmayı anlatan Korkmaz, hurda fi yatındaki artışın öncelikle üreticinin maliyetini yükselttiğini, ardından bu maliyetin ne kadarının ürüne yansıyacağını piyasa koşullarının belirlediğini söyledi. Korkmaz, enerji, lojistik, kur, arz-talep ve stok maliyetlerinin de nihai fi yat üzerinde etkili olduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurdaya-gelen-zam-insaat-demirini-atesledi-88451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demir-çelik üretiminin temel girdilerinden hurdada son iki ayda yaşanan yaklaşık yüzde 14’lük artış, inşaat demiri fiyatlarını yukarı taşıdı. Kardemir’in hurda alım fiyatı ton başına 2 bin 50 lira yükselirken, 12-32 milimetre nervürlü inşaat demirinin ton fiyatı 4 bin 40 lira artarak 30 bin 540 liraya çıktı. Demirin yanı sıra çimento ve hazır betondaki artışlar da inşaat maliyetleri üzerindeki baskıyı güçlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meclis-1-ekimde-aciliyor-yeni-donem-secim-hazirliginin-hizlandigi-bir-yil-olacak-88450</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meclis 1 Ekim’de açılıyor; yeni dönem seçim hazırlığının hızlandığı bir yıl olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1 Ekim’de yeni yasama yılına başlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Meclisin açılışı nedeniyle düzenlenecek özel oturumda milletvekillerine hitap edecek. Erdoğan’ın, Meclis konuşmasında Terörsüz Türkiye, ekonomi, iç ve dış politikaya ilişkin vereceği mesajlar dikkatle izlenecek. Seçimin en erken Kasım 2027 ya da 2028’in Mart-Nisan ayında yapılacağı dikkate alındığında bu yasama yılı iktidarın seçime hazırlandığı bu kapsamda ‘seçim yatırımı ‘olarak da nitelendirilebilecek yasal düzenlemeleri Meclise getireceği bir yıl olacak. Ne eğitimde ne istihdamda (NEET) yer alan ve “ev genci” olarak bilinen gençlerin iş gücüne kazandırılması amacıyla hazırlanan Genç İstihdam Hamlesi, yine kamuoyunda ‘vatandaşlık maaşı’ olarak da adlandırılan gelir düzeyi düşük ailelerin desteklenmesi amacıyla uygulamaya geçirilecek olan Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için yapılacak yasal düzenlemelerin 2027 yılında Meclise gelmesi öngörülüyor. İnfaz düzenlemesinin de yılbaşından sonra yapılması planlanıyor. Terörsüz Türkiye kapsamında Meclis'te kurulacak izleme komisyonunun kurulmasına ilişkin çalışmalar Meclisin açılmasıyla birlikte hızlanacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun yapısı ve çalışma prensiplerinin siyasi partilerle yapılacak müzakereler sonucunda belirleneceğini açıkladı.</p>
<h2>Kızılay Yasası ile başlanacak</h2>
<p>6 Ekim’de çalışmalarına başlayacak olan Meclis, Türk Kızılay’nın görev ve yetkileri ile hak ve muafiyetlerini kapsayan yasa teklifini öncelikle kanunlaştıracak. Meclise sunulan yabancı dijital konaklama platformlarının faaliyet şartlarını düzenleyen teklifinde kısa sürede kanunlaştırılması bekleniyor. Süresiz nafakanın da yer alacağı 13. Yargı paketi de yılbaşından önce çıkarılacak. Pakette, sosyal medyada kimlik doğrulama da yer alacak. Okul ve hastaneler başka olmak üzere kamu kurumlarında sigara yasağını genişletecek yasal düzenlemede Meclis gündemine gelecek. Yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmaya dönük yasa teklifi üzerinde de çalışmalar sürüyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından Mekke’de imzalanan kolektif güvenlik ve savunma iş birliğini içeren Mekke Ortak Savunma Anlaşması da ekim ayında Meclise sunulacak. AK Parti’nin yeni anayasa konusunda yaptığı çalışmanın ekim ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meclis-1-ekimde-aciliyor-yeni-donem-secim-hazirliginin-hizlandigi-bir-yil-olacak-88450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis 1 Ekim’de açılıyor; yeni dönem seçim hazırlığının hızlandığı bir yıl olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-isletmelerin-isgucu-ihtiyacinin-karsilanmasi-88449</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ve işletmelerin işgücü ihtiyacının karşılanması </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><span data-contrast="auto">Prof. Dr. MUSTAFA HİLMİ ÇOLAKOĞLU - </span></strong><strong><span data-contrast="auto">Cappadocia Innovation Institute</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:100,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İşletmelerin yeni mezunlarının bilgi ve beceri düzeyinden memnun olmadıkları, mezunların ise işsizlikte yakındıkları yıllardır bilinir. Bu konuda meslek kuruluşlarına önemli görev düşmektedir. OECD’nin “Yapay Zekâ ile Mesleki Eğitim ve Öğretimin Geliştirilmesi” ve “Uzman Odaklı Yapay Zekâ, Daha İyi Politika Oluşturma Süreçleri İçin Değerlendirme Verilerinden Nasıl Yararlanılmasını Sağlayabilir?” başlıklı seminerleri, okul programlarının güncel beceri ihtiyaçlarına dayanması ve verilerin somut kararlara dönüştürülmesi gerektiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücü piyasasındaki değişimleri incelemeyi, becerileri eşleştirmeyi ve değerlendirme verilerindeki öğrenme açıklarını belirlemeyi çok hızlandırabilir. Ancak hangi becerilerin öğretileceği ve programların nasıl değiştirileceği konusunda nihai karar; eğitimcilerin, meslek uzmanlarının ve işverenlerindir. Nitelikli çalışan ihtiyacı tarafındaki meslek kuruluşları, işletmeler ile eğitim kurumları arasında iş birliği köprüsü kurmalıdır. Görevleri işletmelerin genel beklentilerini okullarda öğretilebilir ve ölçülebilir yeterliliklere dönüştürülmesi sürecini ısrarla takip etmektir; </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- İşletmelerin iş ilanları önemli bir veri kaynağıdır. </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Staj geri bildirimleri, mezunların işe geçişi ve işverenlerin beceri değerlendirmeleri programların güncellenmesinde çok önemlidir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Çalışanların günlük iş görevleri ve kullandıkları ekipman, yazılım ve teknolojilerin gerekleri</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- İş sırasında en sık karşılaşılan sorunlar, hatalar ve güvenlik riskleri</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Yeni işe başlayanlarda eksik görülen beceriler</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Yakın dönemde kullanılmaya başlanacak teknolojiler ve değişecek iş süreçleri</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- İşe alımda aranan yeterlilikler ve çalışanlara verilen ek eğitimlerin niteliği</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yapay zekâ güncel ve sağlam verileri sınıflandırmak, eğilimleri fark etmek ve müfredat taslakları hazırlamak için kullanılabilir. Meslek kuruluşları önerileri alan uzmanlarıyla doğrulamalıdır. Araştırmalara küçük, orta ve büyük işletmeleri; farklı bölgeleri ve sektörün farklı uzmanlık alanları dâhil edilmelidir. İşletmelere yalnızca “Hangi beceriler gerekli?” diye sormak yetersizdir. Bir çalışanın hangi görevi, hangi araçla ve hangi kalite ölçütüne göre yapması gerektiğini örneklerle açıklamalarını istenmelidir. </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Somut verilerle</span> <span data-contrast="auto">desteklenen ihtiyaçları “dijital beceri” veya “problem çözme” gibi genel ifadeler olarak eğitim kurumlarına iletmek sonuçsuz kalacaktır. Her ihtiyacı, öğrencinin yapabilmesi beklenen bir iş göreviyle tanımlanmalıdır. Örneğin, öğrenci:</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Belirli bir makineyi güvenlik talimatlarına uyarak çalıştırabilmeli,</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Ölçüm sonuçlarını yorumlayıp kalite hatalarını belirleyebilmeli,</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- İş yerinde kullanılan bir yazılımla temel işlemleri gerçekleştirebilmeli,</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">- Yapay zekâ aracının önerisini kontrol edip uygun olup olmadığına karar verebilmeli.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu görevleri öğrenme çıktıları, ders içerikleri, uygulama çalışmaları ve değerlendirme ölçütleriyle eşleştirmelisiniz. Öğrencinin yalnızca konuyu bilmesini değil, bilgiyi gerçekçi iş koşullarında kullanması becerisi kazanmasını vurgulamalısınız.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Meslek okulları, mesleki eğitim merkezleri, öğretmenler, işletmeler, işyeri eğiticileri, öğrenciler ve mezunların katıldığı sektör-eğitim kurullarına somut, açık ve net olarak tanımlanmış görevler verilmelidir. Örneğin işin gerektirdiği beceri ihtiyaçlarını incelemek, ders ve uygulama önerileri hazırlamak, stajların niteliğini değerlendirmek ve program güncellemelerini takip etmek.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Kurulları yılda bir yapılan danışma toplantılarıyla sınırlamayın. Düzenli toplantı takvimi, sorumlu kişiler, karar kayıtları ve takip edilecek göstergeler belirleyin. Farklı ölçeklerdeki işletmeleri temsil edin; böylece programlar yalnızca büyük şirketlerin teknolojilerine göre şekillenmesin.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Üye işletmeleri gerçek iş süreçlerini eğitim kurumlarıyla paylaşmaya teşvik edin. İşletmeler; iş yeri ziyareti, staj, işbaşı öğrenme, güncel vaka örnekleri, ekipman veya yazılım desteği ve uzman katkısı sağlayabilir. Öğretmenler için de işletmelerde kısa süreli gözlem ve mesleki güncelleme imkânları oluşturun. Öğretmenler işyerindeki üretim teknolojisini, yönetim anlayışını ve beklentileri bizzat yerinde görmeli ki eğitim programlarının yeterlik düzeyinde somut olarak kavrayabilsin.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Eğitimin başarısını yalnızca mezun sayısıyla değerlendirmek hatalı ve eksik kanaat oluşturur. Öğrencilerin iş görevlerini yapabilme düzeyini, stajların kalitesini, mezunların işe geçişini, işveren memnuniyetini ve mezunların işe başladıktan sonra ihtiyaç duyduğu ek eğitimi izlenmelidir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Eksiklik tespit edildiğinde sorunu doğrudan tanımlayın ve uygun değişikliği yaptırın. Meslek kuruluşların eğitim kuruluşlarına pratik uygulama süresini artırılmasını, ders içeriğinin yenilenmesini, öğretmen eğitimi sağlanmasını, staj görevlerinin iyileştirilmesini, değerlendirme yönteminin gerçek iş görevlerine yaklaştırılmasını güçlü biçimde aksettirmelidir. Değişikliğin etkisi ölçme sonuçlarıyla kontrol edilmeli ve süreklilik kazandırılmalıdır. Meslek kuruluşları böylece işletmelerin güncel ihtiyaçlarını açık öğrenme çıktıları hâline getirir, işletmeleri uygulamalı eğitime katar ve sonuçları izleyerek programların yenilenmesine öncülük eder. Eğitim kurumlarına verilen yönlendirme somut verilere, ölçülebilir becerilere ve düzenli geri bildirime dayandığında meslek okullarında öğretilenler işletmelerde karşılık bulur; işletmeler de ihtiyaç duydukları becerilere sahip çalışanlara kavuşur.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ve-isletmelerin-isgucu-ihtiyacinin-karsilanmasi-88449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ve işletmelerin işgücü ihtiyacının karşılanması  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birliginde-yeni-bir-vizyon-sart-88448</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük Birliği’nde yeni bir vizyon şart </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - <em>MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu</em> </strong></p>
<p><span data-contrast="auto">“Gümrük Birliği'nin Güncellenmesi İçin Türkiye'nin Gerekçeleri Hâlâ Geçerli mi?” başlıklı önceki yazımda, Gümrük Birliği'nin güncellenmesini gündeme getiren serbest ticaret anlaşmalarına (STA) erişim ve AB-ABD arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'na (TTIP) dahil olma gibi gerekçelerin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiğini, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne bağlanma iradesinin zayıfladığını ve ticaret politikasında daha korumacı bir çizgiye yöneldiğini ortaya koymaya çalışmıştım.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ancak mesele artık yalnızca Gümrük Birliği'nin kapsamının genişletilmesi değildir. Değişen küresel ticaret düzeni ve AB'nin giderek daha fazla sanayi politikası araçlarını kullandığı yeni dönemde, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin yeniden konumlandırılması gerekmektedir. Özellikle Yeşil Dönüşüm ve Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında gündeme gelen “Made in Europe” yaklaşımı ve gelecekte geliştirilebilecek korumacı politikaların Türkiye'nin AB'ye ihracatı ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri, Türkiye'nin AB değer zincirleri ve yeni Avrupa sanayi politikaları içindeki konumunu daha önemli hale getirmiştir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Alternatif modeller siyasi engellere takılıyor</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">AB ile siyasi ve ekonomik bütünleşmeyi hedefleyen üyelik müzakereleri fiilen donmuştur. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğüne ilişkin sorunlar, Gümrük Birliği'nin kapsamlı biçimde güncellenmesinin önünde de önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, AB'nin karar alma mekanizmalarına ve bütçesine katılım sağlanmaksızın; </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">1) İmtiyazlı Ortaklık, </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">2) Birleşik Krallık benzeri kapsamlı bir ticaret anlaşması, </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">3) İsviçre modeliyle Tek Pazar'ın belirli alanlarına erişim</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">veya </span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">4) Norveç ve İzlanda örneğinde olduğu gibi Avrupa Ekonomik Alanı üzerinden Tek Pazar'a katılım gibi daha ileri ekonomik bütünleşme modelleri, mevcut siyasi koşullarda kısa vadede mümkün görünmemektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Öte yandan, geçmişte yapılan kapsamlı analizlerde, malların serbest dolaşımı ilkesine dayanan Gümrük Birliği'nin menşeye dayalı bir STA'ya dönüştürülmesinin Türkiye'nin ihracatı açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği ortaya konulmuştur.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu şartlarda, mevcut kazanımları koruyarak ihtiyaç duyulan alanlarda modüler anlaşmalarla ekonomik entegrasyonu derinleştirmek daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Gümrük Birliği'ni modüler olarak derinleştirmek</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Otomotiv sektörü başta olmak üzere ihracatçılarımız için büyük önem taşıyan "Made in Europe" yaklaşımının bir parçası olabilmek için, kamu alımları alanında AB ile bir anlaşma yapılması önemli bir adım olacaktır. Böyle bir anlaşma, Gümrük Birliği'nin modüler olarak derinleştirilmesine yönelik somut bir örnek oluşturacaktır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ancak, 2001 krizi sonrasında gerçekleştirilen yapısal reformlar kapsamında, önemli ölçüde AB müktesebatıyla uyum sağlama amacı da taşıyan Kamu İhale Kanunu, zaman içerisinde kapsamı genişleyen istisnalar nedeniyle başlangıçtaki şeffaflık ve rekabet hedeflerinden uzaklaşan bir yapıya dönüşmüştür. Büyük altyapı ve yatırım projelerinde ihale dışı veya özel düzenlemelere dayalı modellerin yaygınlaşması ve yerli isteklilere tanınan yüzde 15'e kadar fiyat avantajı da AB ile kamu alımları alanındaki uyum bakımından sorun oluşturan başlıca konular arasında yer almaktadır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu bağlamda, 31 Temmuz 2026'da Kamu İhale Kanunu'na eklenen hüküm, yerli istekliler ve yerli mallara tanınan hak ve avantajların, mütekabiliyet çerçevesinde AB’ye tanınması konusunda Cumhurbaşkanı'na yetki vermektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Esasen, kamu alımlarında AB'ye uyumlu bir yapı oluşturulması iki açıdan da zorunludur: hem "Made in Europe" yaklaşımının parçası olabilmek, otomotiv başta olmak üzere kritik sektörlerimizin AB değer zincirlerindeki yerini korumak için bir ön koşul teşkil etmekte, hem de kamu ihale sisteminde yıllar içinde genişleyen istisnalarla aşınan şeffaflık ve rekabet ilkelerinin yeniden tesisi, kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından başlı başına bir gerekliliktir. Gümrük Birliği'nin kamu alımları alanına modüler bir Ortaklık Konseyi Kararı ile genişletilmesi bu açıdan bir fırsat sunmaktadır: hem AB pazarına erişim korunacak, hem de kamu alımları alanında reform gerçekleştirilecektir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Tahkim mekanizmasının kurulması gündeme gelecektir</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bununla beraber, Gümrük Birliği'nin ister bütüncül ister modüler biçimde güncellenmesinde, işleyen ve yaptırım gücüne sahip bir tahkim mekanizmasının kurulması gerek AB'nin talepleri gerekse Türkiye'nin gelecekteki ihtiyaçları açısından zorunlu olacaktır. Ancak böyle bir mekanizmanın kurulması, Türkiye'nin de Gümrük Birliği'nin temel ilkeleriyle çelişen bazı ticaret ve sanayi politikalarını gözden geçirmesini gerektirecektir. Asıl soru da burada ortaya çıkmaktadır: Türkiye, Gümrük Birliği'nin sağladığı kazanımları ve serbest dolaşım ilkesini güçlendirecek böyle bir mekanizma karşılığında hangi politikalardan vazgeçmeye hazırdır?</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birliginde-yeni-bir-vizyon-sart-88448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük Birliği’nde yeni bir vizyon şart  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-fabrikalari-ile-gelecegi-tasarlamak-88447</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ fabrikaları ile geleceği tasarlamak </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HPE'nin dünya genelinde HPC ve Yapay Zekâ Satışı Stratejilerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Suresh Babu ile GITEX Ai Türkiye 2026’da yapay zekânın yarattığı değişim üzerine konuştuk. <span data-contrast="none">Gündemimiz süper bilgisayarlar ve bunların yapay zekâ çağına nasıl bir katkı yapacağı olacaktı ancak yapay zekâ çağında hayatın gerçekleri olarak adlandıracağımız bir sohbet oldu. Kökenlerden başlayıp bugünkü büyük değişime kadar geldik. Türkiye yapay zekâ yolculuğuna çıkmak isterken iyi bir sohbet oldu. Konuyu daha iyi anlamamıza hizmet etmesini diliyorum.  </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">Öncelikle HPE’nin bu alandaki kökleri ve nasıl bir değişimin yaşandığına odaklanmak istedim. Babu, yapay zekâ fabrikalarının, adının böyle konmadığı dönemden başlayıp GPU’lar ile bugünkü şeklini aldığı döneme kadar uzanan tarihçesini alışık olmadığımız maliyet boyutuna odaklanarak anlattı: </span><span data-contrast="auto">“Bence HP ile ilgili iyi olan şuydu; sizin de haklı olarak belirttiğiniz gibi, biz otuz-kırk yılı aşkın süredir süper bilgisayarlar, yüksek performanslı bilgisayarlar ve exascale (muazzam işlem gücüne sahip) bilgisayarlar üzerine çalışıyoruz. Bir müşteri kapımızı çaldığında, bir hayali oluyor; örneğin belli miktarda petaflop veya exaflop seviyesinde işlem yapmayı hedefliyorlar. Biliyorsunuz, hava durumunu tahmin etmek, yangınları öngörmek ya da bir uçağın aerodinamiğini veya türbülansını analiz etmek istiyorlar. Pek çok kullanım alanı var, değil mi? Bizim başından beri yaptığımız iş buydu. Bu yüzden oldukça küçük ve odaklanmış bir yapıdaydık. Ve... bir bakıma, biraz da pahalıydık, değil mi? Bu, Silicon Graphics'ten kalan bir miras. Bu, Cray'in mirası. Bu, yeni HPE'nin değil, eski HP’nin mirası. Hepimiz —süper bilgisayar ve yapay zekâ fabrikası benzeri işlerin (o zamanlar adı böyle konmamış olsa da) yüzde 70-80'lik büyük bir kısmını— yürütüyorduk. Sonra, üç dört yıl önce GPU’lar ana akım haline geldi.”</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Buradaki önemli değişim bugünkü adıyla yapay zekâ fabrikalarının ne olduğu bilinmeyen bir “kara kutu” olmaktan çıkması oluyor. Buradaki önemli noktalardan biri bu: yapay zekâ fabrikaları içinde ne olduğu bilinen bir hal alıyor. Babu, bugüne kadar yaşanan büyük değişimin süper bilgisayarlar ya da yüksek performanslı bilgi işlem arasındaki farkın kapanması ile çok daha etkileyici bir noktaya taşınacağını söylüyor. Bu değişimin en önemli kısmını ise, kara kutudan anlaşılır bir sisteme geçiş oluşturuyor. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Babu, “Yavaş yavaş farkı kapatmaya başladık; çünkü eskiden bu teknolojiler sadece büyük kurumlar, bilimsel kuruluşlar veya bazı durumlarda sadece devletler içindi. Bu değişirken ortada bir boşluk vardı; bilgi eksikliği, beceri eksikliği, her açıdan bir boşluk. Sonra GPU'lar devreye girince NVIDIA işi bir adım öteye taşıyıp ‘yapay zeka fabrikası’ (AI factory) kavramını ortaya attı; hani az önce gösterdiğim o entegre çözümden bahsediyorum. Bu; yazılım, altyapı, hizmetler ve yazılım yığınının bir bütün halinde sunulması gibi bir şey. Şu anda hâlihazırda pek çok yerde kullanıma sunulmuş yapay zekâ fabrikası kurulumlarımız mevcut. İşte bu yüzden oturumu şu sözlerle tamamladım: ‘Bakın, bu bir 'kara kutu' değil.’ Artık bir kara kutu olmaktan çıktı. Bence sistemi gayet iyi anlıyoruz; içeri ne girdiğini ve dışarı ne çıktığını biliyoruz. Aradaki süreçlerde de destek sağlayabiliyoruz. Sanırım asıl ivme kazanan nokta da bu. Nvidia bu alana kesinlikle büyük bir ivme kazandırdı, değil mi? Dolayısıyla, bu ivmenin giderek arttığını kesinlikle görüyoruz; HP de çalışmalarını sürdürüp duruma uyum sağlıyor ve dünya genelindeki pek çok yapay zekâ fabrikasına destek oluyor.” diyor.</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Doğru sonuca ulaşmak için doğru yaklaşım gerekiyor</span></strong><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bir süre önce SpaceX Ai’ın hisse değeri ile ilgili bir grafik oluşturmaya çalışırken yapay zekânın güncel veriye değil, 2024’teki veriye dayanarak bir grafik oluşturduğunu anlattım. İnsanlar da işle ya da başka konularla ilgili analiz yaparken ilgili dönemi değil başka bir dönemi ya da farklı kriterleri dikkate alarak yanlış sonuçlara ulaşabiliyor. Babu bu duruma yabancı değil ve kendi deneyiminden yola çıkarak büyük şirketlerin yapay zekâyı kullanırken nasıl davranması gerektiği konusunda bir hikâye çıkarıyoruz: </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">“Bir gazeteci olarak bunu çok iyi bilirsiniz; pek çok insan gerçekleri ayırt etmekte zorlanıyor, değil mi? Çok yakın zamanda bir aile üyem için daire bakıyordum ve tam karşımda bir tren yolu olduğunu gördüm. ChatGPT'ye sordum: ‘Burada duruyorum, karşımda bir tren yolu var. Genelde ne kadar gürültü oluyor ya da tren trafiği ne yoğunlukta?’ ChatGPT bana orada bir tren yolu olmadığını, olsa bile yaklaşık 30 mil (yaklaşık 48 km) uzakta olduğunu söyledi. Yani endişelenmeme gerek olmadığını belirtti; oysa ben tam da o yolun önünde duruyordum. Bu durumda ne yaparsınız? Evet, ne yaparsınız? Yapabileceğimiz tek şey bir nevi ‘bilgi doğrulama’ bildirimi göndermek; yani ‘Bakın, bu bilgi yanlış, lütfen güncelleyin’ demek. Ve çoğu zaman bunu yaptığınızda size ‘haklısınız’ diyor. Sizi biraz olsun rahatlatıyor. ‘Bunu düzelteceğim, böylece daha profesyonel ve iyi bir hale gelecek; geri bildiriminiz için teşekkürler’ diyor. Evet, sistem sürekli eğitiliyor. Umarız bir gün, belki yıllar sonra daha iyi bir noktaya gelir. Ama bence yapay zekâ fabrikalarında (kurumsal yapay zekâ çözümlerinde) bu sorun yaşanmıyor; çünkü bu sistemlerin sınırları ve işlevleri çok net tanımlanmış durumda. Bir işletme olarak tam olarak ne istediğinizi tanımlıyorsunuz. İstediğiniz veri setini sağlıyorsunuz ve ardından ortaya çıkan sonuca, yani ölçeklenebilir zekâya odaklanıyorsunuz. Bence kurumsal tarafta işler yolunda ama bireysel/ticari kullanım söz konusu olduğunda durum biraz daha zorlu.”</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Çıkarım çağında yapay zekânın anlamı</span></strong><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yapay zekânın dayandığı büyük dil modellerini (LLM) ele alırken, bunların hep üniversite mantığı ile inşa edildiğinden şikayet ediyorum. Oysa ki aslında hayat, üzerinize bir köpek koşarken yere mi çömeleceğiniz ya da koşmaya mı başlayacağınız gibi çok da karmaşık olmayan sorunlarla şekilleniyor. Babu, benim bu sorunumla ilgili daha iyimser bir tavır sergiliyor. Aynı tavır, benim Türk şirketlerinin kârlı olmaması nedeniyle doğru yatırımları yapamadığı görüşüm konusunda da geçerli. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Babu, “Daha önce bahsettiğim gibi, çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Son otuz-kırk yılda inşa ettiğimiz tüm süper bilgisayarlarda GPU yoktu; tamamen CPU gücüyle çalışıyorlardı. Ancak bence GPU'lar pek çok şeyi çok daha ilginç kılıyor ve sistemi daha ölçeklenebilir hale getiriyor; böylece daha karmaşık sorunları çözebiliyorsunuz. Daha önce bir modelin çalışıp sonuç vermesi belki bir hafta sürerken, şimdi bunu birkaç saatte, hatta birkaç dakikada yapabiliyorsunuz. Ölçek farkı bu. Sizin değindiğiniz ‘bunu kim karşılayabilir, parasını kim öder’ konusuna gelince; en iyi araçları sunabiliriz ama karar işletmelere kalıyor. Onlara söylediğimiz şey şu: ‘Fırsatı kaçırma korkusuna kapılmayın.’ 15 dakikalık konuşmamda bu mesaj ne kadar iyi anlaşıldı bilemiyorum ama bu çok önemli bir nokta. Anahtar kelimeler ‘zekâ’ ve ‘ölçek’. Evet, ve bence zamanlama çok kritik. Aslında son zamanlarda tam da bu konu üzerinde, belki de bir soru işareti teşkil eden bir alan üzerinde çalışıyorum. Yani, bir şeyin sadece ‘gürültü’ (gereksiz veri) olduğuna karar verip onu bir kenara bırakmanız gerekiyor. Artık o bilgiye ihtiyacınız yoksa onu unutmalısınız. Odak noktanızı bir sonraki ortama çevirmelisiniz. Ancak işletmenizle ilgili bazı şeyler elbette çok önemli; pazarlama, reklamcılık ve benzeri alanlar gibi. Bence mesele kapasiteyle ilgili; muazzam miktarda bilgiyi tarayıp size en iyi sonucu sunabiliyoruz. ‘Çok fazla bilgi’, ‘daha fazla bilgi’ veya ‘en fazla bilgi’ değil, doğru bilgi önemli. Şu an çıkarım (inference) çağındayız; belki de sadece ‘hangi yöne gitmeliyim?’ diye sormamız ve gerisini sistemin halletmesine izin vermemiz gerekiyor.” şeklinde konuşuyor.</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Kullanım senaryoları ve sürekli sınama ile işi geliştirme </span></strong><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Babu’nun benimle görüşmesinin hemen öncesinde gerçekleştirdiği müşteri görüşmesi, işin kurumsal tarafındaki boyutunu anlamak için çok yararlı bir bakış açısı sunuyor. Babu bunu, “Siz gelmeden hemen önce müşterinizle görüşüyorduk. Perakende sektöründeki uç nokta (edge) kullanım senaryolarından bahsediyorlardı; mağaza içinde veya depoda neler olup bittiği gibi konular... İşin başarılı mı olacağını yoksa başarısız mı olacağını belirleyecek olan şeyler bunlardır; çünkü iş yapış şeklinizi anlamak bizim için son derece önemli. Diyelim ki Türkiye'de 500 mağazanız var ve siz veri toplayıp analiz etmek, yani bir nevi denetim yapmak istiyorsunuz. Normalde bunun için manuel bir kaynağın 500 mağazadaki işlem eğilimlerini ve kalıplarını araştırması gerekirdi. Ancak elinizde bir yapay zekâ ajanı olduğunu varsayalım; bu ajan işlem verileri, müşteri bilgileri, trafik ve satış verileri gibi tüm giriş-çıkış verilerini alıp hızla çok değerli ve kapsamlı iç görüler üretebiliyor. Elbette yine de kontrol etmeniz gerekir; çünkü işi yıllardır belli bir yöntemle yürütüyorsunuz ve sistemi doğrulama ihtiyacı duyarsınız. Örneğin Ankara'dan gelen bilgilerle mağaza durumunu teyit edersiniz; böylece şirketin mağazayı gerçekten iyi tanıdığını görürsünüz. Aylık gelir veya günlük satış gibi verilerle o ilk veri setini bir nevi doğrularsınız; ardından benzer örneklerle süreci pekiştirirsiniz. Sonuçta, size gerçek zamanlı iç görüler sunan güvenilir bir ajana sahip olduğunuzu anlarsınız. İşte bu, üzerinde konuştuğumuz kullanım senaryolarından biri, değil mi? Sektöre bağlı olarak pek çok kullanım senaryomuz var; örneğin ilaç sektörü, klinik deneyler ve ilaç test süreçleri gibi... Peki, temel olarak şu anki işleyişinizde darboğaz nerede? Peki; ister bir etkileyici (influencer), ister bir LLM ya da bir ajan olsun, darboğazı nasıl ortadan kaldırabilirsiniz?”</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Darboğazları aşmayı bilmek, bugün sürdürülebilirlik olarak tanımlanan başarı kriterinin temelinde yatan olguyu oluşturuyor. Babu ile konuşurken bu noktada konuyu bir teknoloji problemi olmanın ötesinde bir iş problemi olarak ele alıyoruz ve Babu bu notada stratejik akıl düzeyinde bir değerlendirme yapıyor: </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">“Ben, işin doğasını anlamadan hiç kimse için herhangi bir altyapı tasarlamam. Odaya girdiğimizde —biliyorum, bu çok eski bir soru ama— her zaman şu soruyla başlarız: Hangi sorunu çözmeye çalışıyorsunuz? Ya da sizin ilk sorunuza veya ilk yorumunuza dönersek; hangi sorunu ortadan kaldırmaya, yani geride bırakmaya çalışıyorsunuz? Değil mi? Temelde, neyi yok etmek ve neyi yaratmak istiyorsunuz? Çok basit: Neyi yok etmek ve neyi yaratmak istiyorsunuz? Ve hangi sorunu çözmeye çalışıyorsunuz? Her zaman çok temel, basit sorularla işe başlarsınız. Sorun kendini belli eder ve genellikle çözümler birden fazla yolla üretilebilir. Biliyorsunuz, tekrar tekrar söylediğim gibi, her şeyin yapay zekâya ihtiyacı yok. Öyle değil mi? Ancak mesele bir ölçek sorunuysa veya daha hızlı bir geri dönüş süresi gerektiriyorsa —mesela iş sürecinizin bir posta gönderimi ve dönüşü gibi üç ila beş gün sürdüğü bir durumdan bahsediyorsak— o zaman bu konuyu değerlendiririm. Eskiden, işin ilk dönemlerinde, insanlar bilgisayarı kapatıp gider, sabah geri dönüp tekrar açarlardı; böyle durumlar vardı. Şimdiyse sistemler sürekli açık kalıyor, değil mi? Peki, gündüz ve gece saatlerindeki işlem kapasitesini nasıl kullanıyorsunuz? Bundan nasıl yararlanabilirsiniz? Aynı anda birden fazla iş yapabilir misiniz? Yaptığınız yatırımla birden fazla sorunu çözebilir misiniz? İşte bu yüzden, iş birimlerinin neyi çözmeye çalıştıklarını çok net bir şekilde açıklamaları ve BT tarafının da bunu hayata geçirme konusunda harika bir ortak olması gerekir. Genellikle de böyle olur; genellikle durum böyledir. Ancak bazen, yanlış sorunu çözmek istemezsiniz. Verdiğiniz örnek de bunun klasik bir vakası, değil mi? İşte bu nedenle, bir şirket olarak en güçlü yanımızın iş birimleriyle çok derin bir entegrasyon içinde olmamız gerektiğine yürekten inanıyorum. Sürekli teknoloji diliyle konuşmaya çalışmıyoruz; bunun yerine, işin ihtiyaçlarının ve hedeflenen iş sonuçlarının ne olduğunu konuşmaya ve bunları anlamlandırmaya gayret ediyoruz. Bu da bizim temel hedeflerimizden biri.”</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sohbeti tamamlarken işi biraz da felsefi bir boyuta taşıyoruz. Babu, kapanış yorumu olarak, “Her şeyin üretimi giderek kolaylaşıyor. Bu yüzden de odak noktası çok çabuk kaybedilebiliyor. Kesinlikle. Hızlıca hata yapıp bir kısır döngüye girmek istemezsiniz, değil mi? İşte bu yüzden sürekli tekrarlıyorum: Her iş yükü yapay zekâ gerektirmez. Ancak yapay zekâ gerektiren iş yükleri, sizi hiç hayal etmediğiniz veya asla ulaşabileceğinizi düşünmediğiniz yerlere taşır.” sözlerini sarf ediyor. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Kapanışta konuyu yapay zekâ ile analiz ettim</span></strong><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yazıyı kapatırken Gemini’dan kendisini Babu’nun yerine koymasını ve Babu’nun sunumundan yola çıkarak yapay zekâ fabrikalarını ve nasıl bir değişim yaratacağını anlatmasını istedim. Gemini şu metni oluşturdu:</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">Merhabalar! Hazırladığım sunumda da detaylıca ele aldığımız üzere, yapay zeka dünyasında artık buluttan şirket içi altyapılara ve "Egemen Yapay Zekâ" (Sovereign AI) çözümlerine doğru çok büyük bir evrilme yaşanıyor. Pazar araştırmaları da bu trendi destekliyor; örneğin işletme liderlerinin büyük bir kısmı verilerini ve yapay zekâ iş yüklerini şirket içine (on-prem) taşımayı planlıyor. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">Sunumumda anlattığım çerçevede HPE Yapay Zekâ Fabrikaları (AI Factories) ve yarattığı değişimler temel olarak şu sütunlar üzerinde yükseliyor:</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<ol>
<li><strong><span data-contrast="none"> HPE yapay zeka fabrikası nedir?</span></strong></li>
</ol>
<p><span data-contrast="none">HPE AI Factories; HPC (Yüksek Başarımlı Hesaplama), Yapay Zeka, IT ve Güvenliği tek bir çatı altında birleştiren, uçtan uca, ölçeklenebilir ve güvenli bir altyapı çözümüdür. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">- Temel Tanım: Veriyi ve modelleri alıp ölçeklenebilir bir zekaya dönüştüren entegre bir sistemdir. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">- Teknolojik Mimari: NVIDIA (GPU'lar ve BlueField DPU'lar gibi hızlandırılmış bileşenler), gelişmiş depolama, ağ çözümleri, veri merkezi güç/soğutma sistemleri ile NVIDIA AI Enterprise ve Run:ai gibi yazılım yığınlarını harmanlar. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">- Kapsayıcı Yetenekler: Donanım katmanından operasyonel katmana (konteyner platformları, yönetim ve otomasyon motorları) ve yapay zeka iş yüklerine kadar her şeyi barındırır; ayrıca yönetişim, gözlemlenebilirlik (observability) ve güvenlik standartlarını en üst düzeyde sağlar. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<ol start="2">
<li><strong><span data-contrast="none"> Nasıl bir değişim yaratacak? (İş dünyasına ve operasyonlara etkisi)</span></strong></li>
</ol>
<p><span data-contrast="none">Bu fabrikalar, sadece teknolojik bir donanım güncellemesi değil; iş yapış biçimlerini, rollerini ve operasyonel verimliliği kökten yeniden tanımlayan bir dönüşüm yaratıyor:</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">- Çalışma biçimlerinin yeniden tanımlanması (Redefining What Work Is):</span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<ol>
<li><span data-contrast="none">a) IT Operasyonları: Reaktif yaklaşımlardan, öngörülebilir ve otonom sistemlere geçiş.</span></li>
<li><span data-contrast="none">b) Yazılım geliştirme: Manuel kodlamadan, yapay zeka destekli birlikte üretmeye (co-creating) evrilme.</span></li>
<li><span data-contrast="none">c) Siber Güvenlik &amp; IT Servisleri: Kural tabanlı sistemlerden uyarlanabilir zekaya (adaptive intelligence) geçilerek sıfır gün saldırılarının hızla tespiti ve akıllı iş akışları.</span></li>
<li><span data-contrast="none">d) Süreçler: Yönetişim ve uyumluluğun manuel kontrollerden sürekli ve gerçek zamanlı denetime dönüşmesi.</span></li>
</ol>
<p><strong><span data-contrast="none">- Organizasyonel ve kültürel dönüşüm:</span></strong><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<ol>
<li><span data-contrast="none">a) Ekiplerimiz artık sadece destek veren birer birim değil, çözümün co-creator'ı (birlikte yaratıcısı) haline geliyor.</span></li>
<li><span data-contrast="none">b) Odak noktası performans optimizasyonundan doğrudan somut iş sonuçlarına (outcomes) kayıyor.</span></li>
<li><span data-contrast="none">c) Altyapı sağlayıcısı konumundan platform sahipliğine, sistem yönetiminden ise ajan orkestrasyonuna (agent orchestration) doğru bir evre yaşanıyor.</span></li>
</ol>
<p><span data-contrast="none">Özetle; HPE Yapay Zekâ Fabrikaları, kurumların kendi verileri üzerinde tam egemenlik kurmasını, yapay zeka modellerini güvenle ve ölçeklenebilir bir şekilde kendi bünyelerinde çalıştırmasını sağlayarak geleceğin akıllı işletmelerinin omurgasını oluşturuyor. </span><span data-ccp-props="{"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto"> </span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-fabrikalari-ile-gelecegi-tasarlamak-88447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ fabrikaları ile geleceği tasarlamak  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pilot-calisiyor-sirket-degismiyor-yapay-zeka-projeleri-neden-takiliyor-88445</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pilot çalışıyor, şirket değişmiyor: Yapay zeka projeleri neden takılıyor? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOLGA EŞİZ - </strong><strong><span data-contrast="auto">Paperwork Kurucu Ortağı</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İş dünyasında son dönemde giderek daha sık karşılaşılan tanıdık bir örüntü var: Şirketler büyük heveslerle bir yapay zekâ projesine başlıyor, sunulan demolar yönetimden tam not alıyor ancak proje bir noktadan sonra arafta kalıyor. Ne tamamen rafa kaldırılıyor ne de şirket geneline yayılarak beklenen dönüşümü yaratabiliyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sahadaki bu tabloyu küresel araştırmalar da net bir şekilde doğruluyor. BCG'nin 2024 yılına ait araştırmasına göre şirketlerin yarısına yakını yapay zekâ süreçlerinde hâlâ pilot aşamasında. Somut değer üretenlerin oranı beşte bire, gerçek anlamda ölçülebilir sonuç alanların oranıysa yirmide bire kadar düşüyor. McKinsey'nin 2025 yılı raporu da şirketlerin büyük çoğunluğunun en az bir alanda yapay zekâ kullandığını, ancak yöneticilerin çok büyük bir kısmının bunun kâra henüz somut bir katkı sağlamadığını düşündüğünü ortaya koyuyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu tablo, teknolojinin işe yaramadığını değil, projelerin kurgulanma biçiminde temel hatalar olduğunu gösteriyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Yapay zeka kullanmak bir hedef olamaz</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yapay zekâ projelerindeki en yaygın hata, işe teknolojiyle başlamaktır. Oysa öncelik her zaman iş problemini tanımlamak olmalıdır. Müşteri hizmetlerinde yapay zekâ kullanmak başlı başına bir strateji değildir. Yanıt süresini mi kısaltmayı hedefliyorsunuz, yoksa talepleri doğru ekibe yönlendirme oranını mı iyileştireceksiniz? Bu iki senaryo birbirinden tamamen farklı projeler gerektiriyor, ancak çoğu ekip işe başlarken bu ayrımı netleştirmiyor. RAND Corporation’ın uzmanlarla yaptığı araştırmanın sonuçları da bu durumu destekliyor: İş birimiyle teknik ekip, çözülmesi gereken problemi baştan farklı anlıyor ve model kusursuz çalışsa bile kimse onu gerçek iş akışına oturtamıyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bir diğer kritik engel ise veri kalitesi... Şirketlerin ellerinde yılların birikimi olan veriler bulunsa da bunların eksik, dağınık veya güncelliğini yitirmiş olması süreci baltalıyor. IBM’in 2025 CEO araştırmasında yöneticilerin yarısının, hızlı teknoloji yatırımlarının aslında birbirinden kopuk sistemler yarattığını kabul etmesi, altyapıdaki bu veri entegrasyonu sorununu açıkça gözler önüne seriyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Asıl kırılma noktası: Çıktı nereye düşüyor?</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sahadaki uygulamalarda en can alıcı nokta entegrasyon eksikliğidir. Model doğru sonuç üretse bile, o sonuç ayrı bir ekranda kalıyorsa hiçbir şey değişmiyor. Çalışanların bilgiyi kopyalayıp e-postayla gönderdiği veya sonucu başka bir sisteme elle girdiği senaryolarda yapay zekâ bir çıktı üretse de kimsenin iş yükü azalmıyor. McKinsey verilerine göre yapay zekâ kullanan şirketlerin sadece beşte biri iş akışlarını bu teknolojiye göre yeniden tasarlamış durumda. Oysa finansal sonuçla en güçlü ilişkiyi gösteren uygulama tam olarak bu yeniden tasarım sürecidir. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İşe yarayan projelerdeki ortak başarı formülü şu şekilde özetlenebilir: Sorun çoğu zaman modelin zekâsı değil, çıktının bir yere bağlı olmamasıdır. Tedarikçi teklifleri karşılaştırma tablosuna düşünce ilgili kişiye otomatik görev açılmıyorsa, bir arıza bildirimi girildiğinde bakım ekibine anında haber gitmiyorsa, o 'akıllı' sistem ayrı bir raporlama aracından ibaret kalıyor. Başarılı projelerde yapay zekâ platforma dışarıdan eklenen bir yama gibi değil, her fonksiyonun LLM tarafından tetiklenebildiği bir katman olarak kurgulanıyor. Örneğin, bir kullanıcı Teams'ten 'açık işlerim' yazdığında karşısına sadece chatbotun ürettiği bir metin değil, gerçek ve işlevsel bir onay ekranı çıkmalı. Bu küçük gibi görünen fark, aslında pilotun neden şirket geneline yayılamadığının cevabını barındırıyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Doğruluk tek başına yetmiyor, ölçüm şart</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yapay zeka projelerinde başarıyı tanımlarken yapılan bir diğer hata da sadece modelin doğruluk oranına odaklanmaktır. Modelin %95 doğru çalışması projenin bittiği anlamına gelmez. Kalan %5'lik yanılma payının nerede hataya yol açtığının ve bunun şirkete maliyetinin bilinmesi gerekiyor. Proje başlamadan önceki işlem süresi, hata oranı ve yeniden işleme maliyetleri ölçülmeden, uygulamanın getirdiği değer anlaşılamıyor. Nitekim McKinsey araştırması, şirketlerin beşte birinden azının üretken yapay zeka için açık bir performans göstergesi (KPI) takip ettiğini gösteriyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Özetle; şirketlerin yapay zeka yolculuğunda kendilerine sormaları gereken ilk soru "Hangi modeli kullanalım?" olmamalıdır. Bunun yerine, odaklanılması gereken temel sorular şunlardır: "Hangi işi, hangi veriyle, ne kadar iyileştirmek istiyoruz ve sonucu nasıl ölçeceğiz?". </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu sorulara net bir cevap verilmeden teknoloji seçimine geçilmesi, projelerin asılı kalmasındaki en büyük etkendir. </span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559738&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pilot-calisiyor-sirket-degismiyor-yapay-zeka-projeleri-neden-takiliyor-88445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pilot çalışıyor, şirket değişmiyor: Yapay zeka projeleri neden takılıyor?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susan-strangein-casino-capitalism-tezi-isiginda-gunumuz-kuresel-ekonomi-politigi-88444</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Susan Strange’ın Casino Capitalism tezi ışığında günümüz küresel ekonomi politiği </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ekonomi artık yalnızca finansal piyasaların serbestleşmesiyle şekillenmiyor; ABD-Çin rekabeti, teknoloji savaşları, yaptırımlar ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması yeni bir jeoekonomik döneme işaret ediyor. Strange’in “yapısal güç” yaklaşımı ise finans, teknoloji ve ticaretin kesiştiği bu yeni mücadele alanını anlamak için hâlâ güçlü bir çerçeve sunuyor. </strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Uluslararası ekonomi politik disiplininin kurucu isimlerinden biri olan Susan Strange, 1986 yılında yayımladığı Casino Capitalism adlı eserinde küresel finans sisteminin giderek üretimden kopan, spekülatif ve istikrarsız bir yapıya dönüştüğünü ileri sürmüştü. Strange’e göre II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin temel sütunlarından biri olan finansal denetim mekanizmalarının zayıflaması, uluslararası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve devletlerin finans piyasaları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, dünya ekonomisini devasa bir kumarhaneye dönüştürmüştü. Bu nedenle kitap yalnızca bir finans eleştirisi değil, aynı zamanda devlet, piyasa ve küresel güç ilişkileri üzerine bir ekonomi politik analiz olarak değerlendirilir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Casino Capitalism’in temel tezi</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Strange’in temel argümanı, finansal piyasaların reel ekonomiden daha hızlı büyümesi ve giderek kendi mantığıyla hareket eden özerk bir güç haline gelmesidir. Ona göre üretim, ticaret ve yatırımların ihtiyaçlarını karşılamak için var olması gereken finans sektörü, zamanla ekonominin efendisi konumuna yükselmiştir. Böylece sermaye, mal ve hizmet üretiminden elde edilen kazançlardan ziyade döviz işlemleri, faiz arbitrajları, türev ürünler ve kısa vadeli spekülasyonlardan gelir elde etmeye yönelmiştir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu dönüşümün en önemli sonucu ise sistemik istikrarsızlıktır. Finansal aktörlerin beklentileri, korkuları ve spekülatif davranışları ekonomik temellerden bağımsız biçimde fiyatları şekillendirmekte; bu durum krizleri kaçınılmaz hale getirmektedir. Strange, devletlerin bu süreç üzerinde yeterli kontrol kapasitesine sahip olmadığını ve küresel finansın ulusal egemenlik alanlarını aşındırdığını savunmuştur.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Günümüz küresel ekonomisi: Strange’in öngörülerinin gerçekleşmesi</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Aradan geçen kırk yıla yakın sürede yaşanan gelişmeler Strange’in birçok tespitinin doğrulandığını göstermektedir. Özellikle 1997 Asya Finans Krizi, 2008 Küresel Finans Krizi, Avrupa borç krizi ve son yıllardaki finansal dalgalanmalar, sermaye hareketlerinin ekonomi üzerindeki belirleyici etkisini ortaya koymuştur.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">2008 krizi bu açıdan Casino Capitalism tezinin en güçlü kanıtlarından biri olarak değerlendirilebilir. Reel ekonomik değer yaratmayan karmaşık finansal araçların küresel ölçekte yayılması, risklerin görünmez hale gelmesine yol açmış ve sonuçta dünya ekonomisi büyük bir çöküş yaşamıştır. Strange’in yıllar önce dikkat çektiği "finansın üretim üzerindeki tahakkümü" bu krizle somut biçimde görünür olmuştur.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bugün dünya finans piyasalarında günlük işlem hacimleri, küresel mal ticaretinin katbekat üzerindedir. Döviz piyasaları, hedge fonlar, algoritmik işlemler ve dijital finans araçları, üretim ve ticaret süreçlerinden bağımsız bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bu durum Strange’in "casino capitalism" metaforunu daha da güncel kılmaktadır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Ticaret savaşları ve jeoekonominin yükselişi</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ancak günümüz ekonomi politiği yalnızca finansal serbestleşme ile açıklanamaz. Son yıllarda küresel ticaret ilişkileri, giderek artan ölçüde jeopolitik rekabet tarafından şekillendirilmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki stratejik rekabet, küresel ticaret sistemini dönüştürmektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Serbest ticaretin küresel refahı artıracağı yönündeki neoliberal varsayımlar yerini "ekonomik güvenlik" anlayışına bırakmaktadır. Kritik teknolojiler, yarı iletkenler, enerji kaynakları ve tedarik zincirleri artık yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik meseleler olarak görülmektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu gelişme Strange’in devletlerin tamamen güç kaybettiği yönündeki yorumunu kısmen yenilemeyi gerektirse de onun "yapısal güç" kavramıyla uyumludur. Strange, uluslararası sistemde asıl gücün yalnızca askeri kapasiteden değil; finans, üretim, bilgi ve güvenlik yapılarının kontrolünden kaynaklandığını savunuyordu. Günümüzde teknoloji savaşları, yaptırımlar ve ihracat kısıtlamaları tam da bu yapısal güç mücadelelerinin bir yansımasıdır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Küreselleşmenin yeni evresi: Parçalanma mı, yeniden yapılanma mı?</span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Son dönemde "friend-shoring", "near-shoring" ve "de-risking" gibi kavramlar küresel ekonomi tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. Şirketler yalnızca maliyet avantajlarını değil, siyasi riskleri ve tedarik güvenliğini de dikkate almaktadır. Bu nedenle küresel ticaret tamamen ortadan kalkmamakta, fakat yeni siyasi hatlar boyunca yeniden örgütlenmektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Strange’in perspektifinden bakıldığında burada dikkat çekici nokta, piyasaların kendi başına işleyen mekanizmalar olmadığıdır. Ekonomik faaliyetler her zaman güç ilişkileri tarafından şekillendirilmektedir. Dolayısıyla günümüzde küresel arenada yaşanan dönüşüm, serbest piyasanın sonu değil; piyasa ile devlet arasındaki ilişkinin yeni bir biçim almasıdır.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><strong><span data-contrast="auto">Dijital kapitalizm </span></strong><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Strange’in yaşadığı dönemde bulunmayan dijital varlıklar ve kripto para piyasaları ise Casino Capitalism tezine yeni bir boyut kazandırmıştır. Kripto varlıkların önemli bir bölümü, herhangi bir üretim faaliyetinden ziyade gelecekteki fiyat beklentilerine dayalı olarak işlem görmektedir. Bu durum, finansal spekülasyonun dijital çağdaki yeni biçimi olarak değerlendirilebilir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ayrıca yapay zekâ destekli işlemler, yüksek frekanslı ticaret sistemleri ve küresel yatırım fonlarının devasa büyüklüğü, finansal piyasaların reel ekonomi üzerindeki etkisini daha da artırmaktadır. Finansal kararlar artık saniyeler içinde küresel ölçekte milyarlarca dolarlık sermaye hareketlerine yol açabilmektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Netice itibariyle, Susan Strange’in Casino Capitalism adlı eseri, günümüz küresel ekonomi politiğini anlamak için hâlâ güçlü bir analitik çerçeve sunmaktadır. Strange’in temel uyarısı, finansal piyasaların kontrolsüz büyümesinin ekonomik istikrarı tehdit edeceği yönündeydi. Günümüzde finansal krizler, dijital spekülasyonlar ve sermaye hareketlerinin ekonomi politikaları üzerindeki etkisi bu öngörünün büyük ölçüde gerçekleştiğini göstermektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bununla birlikte çağımızın ekonomi politiği, Strange’in analizine ek olarak jeopolitik rekabet, teknolojik egemenlik ve ekonomik güvenlik boyutlarını da içermektedir. Dünya ekonomisi artık yalnızca bir "casino" değil; aynı zamanda büyük güçlerin finans, teknoloji ve ticaret alanlarında rekabet ettiği bir jeoekonomik mücadele sahasıdır. Yine de bu mücadelenin merkezinde finansal gücün yer alması, Strange’in en önemli tezinin geçerliliğini koruduğunu göstermektedir: Küresel ekonomiyi anlamak için üretimden çok finansın, piyasalardan çok güç ilişkilerinin ve devletlerden çok yapısal otoritenin nasıl işlediğine bakmak gerekir. Bu nedenle Casino Capitalism, yalnızca geçmişin değil, günümüzün ve muhtemelen geleceğin küresel ekonomi politiğini anlamak için de temel eserlerden biri olmaya devam etmektedir.</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susan-strangein-casino-capitalism-tezi-isiginda-gunumuz-kuresel-ekonomi-politigi-88444</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Susan Strange’ın Casino Capitalism tezi ışığında günümüz küresel ekonomi politiği  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tali-yolda-polonya-88443</guid>
            <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tali yolda Polonya </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa otomotivinde “Made in EU” ve yakın tedarik baskısı güçlenirken, Türkiye’nin otomobil üretimindeki kapasitesi ile Polonya’nın komponent ve mühendislik gücü birbirini tamamlayabilecek bir yapı ortaya koyuyor. İki ülke arasındaki ticaretin büyümesi ve Togg’un Avrupa’da ölçek arayışı, Türkiye-Polonya işbirliğini Avrupa otomotiv tedarik zincirinde yeni bir ortaklık alanına dönüştürebilir. </strong><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Euro bölgesi yüzde 0,5, Almanya yüzde 0,7 iken 2026 için reel GSYİH büyümesi yüzde 3,7 olan Polonya’nın, AB'nin en hızlı büyüyen ekonomilerinden birinin otomotivine yakından bakalım…</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">1970'lerde Polonya ve Türkiye otomotiv sanayileri aynı noktadan, bir Fiat lisansından yola çıktı. Türkiye Tofaş ile Murat 124 ve Şahin/Doğan'ı üretip kendi markasını yaratma hedefiyle tam bir araç endüstrisi inşa ederken; Polonya FSO ve FSM ile Polski Fiat 125p ve Maluch'u üretti, ardından Avrupa'nın en büyük otomotiv bileşen üreticilerinden biri haline geldi. Bugün bu iki yol Avrupa tedarik zincirinde yeniden kesişiyor… Türkiye TOGG ile kendi markamızı yaratmaya odaklanırken, Polonya "Avrupa'nın komponent güç merkezi" olarak Avrupalı OEM'lerin kritik parçalarını üretiyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Tümüyle Polonyalıların sermayesindeki, yüzde 90'ı aile şirketi otomotiv üreticilerinin kurumsal çatı irtibat derneği Polish Automotive Group (PGM), Polonya hükümetince "Ulusal Anahtar Küme" tanınan ve Avrupa Küme Mükemmelliği Girişimi'nce Gümüş Etiket ile ödüllendirilmiş. PGM, 100'den fazla üyesiyle komponent üreticileri, takım tezgahları, mühendislik ve test firmalarını bir araya getiriyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Kilometrelerce bisiklet otobanı inşa etmeyi de ihmal etmeyen Polonya pazarında 2026'da Ocak-Ağustos'ta 463 binden fazla yeni binek ve hafif ticari araç satılırken, yüzde 9,9 artış başarmış. AB ortalaması yüzde 5,7'de kalırken; Polonya pazarında yeni binek otomobiller yüzde 9,4 artmış. Fakat bineklerin üretimi yüzde 14 düşmüş. Üretim üssü olmaktan, Avrupa içinde büyüyen bir tüketim pazarına yeniden ekosistemi şekilleniyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sektörün bel kemiği komponentlerle 2025'te otomotiv üretimi 226,7 milyar PLN (yaklaşık 52,2 milyar Euro) olmuş; bunun 118,8 milyar PLN'si (27,4 milyar Euro) parça ve aksesuardan gelmiş. Polonya dünyanın yedinci büyük otomotiv parçası ihracatçısı ve üretiminin yüzde 75'inden fazlası ihraç ediliyor. Metal ve işleme, elektronik ve güç, güç aktarma ve kimyasallar, test ve mühendislik olarak dört sütunda çeşitlenen ekosistemlerindeki paradoks ise, karlılık… Polonyalı parça üreticilerinin yüzde 60,8'i satışlarını artırken, yüzde 5'i anlamlı karlılık iyileşmesi bekliyor. Maliyet enflasyonu, enerji, ücretler, OEM fiyat baskısı ve model geçişiyle yüzleşen Avrupalı tedarikçilerin yüzde 76'sı 2026 için yüzde 5'in altında kar, yüzde 24'ü zarar öngörüyor. Konuşulanlar ise, para tasarrufu, risk azaltma, hızlı hareket…</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İthalat tarifelerine rağmen Çinliler ise Polonya'da 2025 ilk yarısında yüzde 5,82 paylarını 2026 ilk yarısında yüzde 12,69'a çıkarmışlar. Yıllık yüzde 138,3’lük artışı Polonya pazarda, Türkiye üretici olarak hissediyor. Hız, yerel varlık, farklılaştırılmış teknoloji ve AB menşeinden geçiyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Diğer yanda; birden fazla mimaride kullanılan parçaların ustası olmuş Polonya için artık hibrit araçlar öncelik kazanmış. 2026 ilk yarısında PHEV satışları yüzde 97,3 artmış; Ağustos'ta HEV ve MHEV payı yaklaşık yüzde 50'ye ulaşmış. Ancak, BEV kayıtları yüzde 33,8 düşmüş.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Temmuz 2026’ya kadar yüzde 50,2'si DC olmak üzere 13.454 şarj noktası, 158 bine ulaşmış tam elektriklilerin parkına hizmet ediyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Polonya ve Türkiye ikili ticareti 2025'te 10,5 milyar Euro iken; bu yıl 15 milyar Dolar hedefleniyor. Polonya'da 159 Türk sermayeli şirket olsa da Polonya'nın Türkiye'ye ihracatında elektro-makine payı yüzde 60,3. Ancak, Polonya'nın ticaret açığı 2,7 milyar Euro… Togg, Avrupa'da ölçek yoluna direksiyon çevirirken; AB menşeli, kaliteli ve yakın tedarikçilere ihtiyaç duyuyor; böylece Polonya ve PGM üyeleri akla geliyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Polonyalı tedarik sanayiinin kozları ise; AB standartları ve menşei (IATF 16949/ISO, REACH), Batı Avrupa genel giderleri olmadan Avrupa kalitesi, derin mühendislik ve Ar-Ge, esneklik, çeşitlilik, AB içi yakınlık. Bir düşük maliyet üssü değil; maliyet açısından rekabetçi bir Avrupa mühendislik merkezi… Hibrit ve PHEV ölçeklenmesi, EV şarj ekosistemi, batarya değer zinciri, çift kullanımlı/savunma, ticari araçlar ve e-otobüsler, otomotiv elektroniği ve SDV, aftermarket, takım tezgâhları ve hassas işleme, fırsatlar ve geçişler portföyü gibi…</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">PGM, dağıtım, özel etiket, ortak geliştirme, montaja tedarik, teknik iş birliği sunarken, ihtiyaca göre yaklaşık 100 üyesi arasında eşleştirmeler yapıyor. </span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">AB Komisyonu’nda masalara oturabilen Polonya’nın 300’den fazla üyesi olan Yeni Mobilite Derneği PSNM ise, 300'den fazla üyesiyle, 20 milyonluk parkları içinde 10 yılda 240 kat artan elektrikli araç payının yüzde 4,7’e ulaştığını açıklıyor… 2.800 sıfır emisyonlu otobüs; 8.000 elektrikli teslimat aracı; 15.000 mikro mobilite aracı; 640 hidrojenli araç, 13 hidrojen istasyonu da ayrıca notlarımızda. 846 bin kamyonla Polonya, Avrupa'nın üçüncü büyük filosuna sahip. 170 bin şirket, 700 bin istihdam ve GSYİH'nin yüzde 8'i de söz konusu olunca, hükümetleri de 1,5 milyar Euro'luk sübvansiyon programı başlatmış. Bu doğru mobilite stratejisinin 2035'e kadar Polonya GSYİH'sine yüzde 5 daha katkı sağlayacağı tahmin ediliyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela; bu yıl 76 elektrikli otobüs satın alan GZM Metropolü, 250’si elektrikli 1.700 otobüsle Polonya'nın en büyük toplu taşıma sistemini işletiyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Polonya’nın yeni nesil enerji işindeki örneklerinden biri de, Solaris dahil Avrupalı otobüs üreticilerine batarya sağlayan Impact Clean Power Technology, bugüne kadar 30 binden fazla sistem teslim etmiş, 6 binden fazla elektrikli otobüsü güçlendirmiş ve şimdi de Pruszków'da GigafactoryX'i kurmuş. </span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Polonya Yatırım ve Ticaret Ajansı’nın (PAIH) "Poland Business Forward" programını ve Katowice'deki New Mobility Congress ile Polonya'nın yarım asırdır Türkiye gibi aynı güçte otomotiv tedarik zincirine sahip olduğu tablosunu yerinde inceledik. Türkiye otomobil yapıyor, Polonya parça üretiyor… “IAA ve Made in EU” stresine karşı, keşke her iki ülke Avrupa tedarik zincirinde daha çok el ele verse, entegre çalışsa…</span><span data-ccp-props="{&quot;134245417&quot;:false,&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240,&quot;469777462&quot;:[566,1133,1700,2267,2834,3401,3968,4535,5102,5669,6236,6803],&quot;469777927&quot;:[0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0],&quot;469777928&quot;:[1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1,1]}"> </span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tali-yolda-polonya-88443</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tali yolda Polonya  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
