<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye iç siyasette yoğun bir dönem yaşıyor. Fon krizinin hem ekonomik hem siyasi yönetimine ağırlık verilmiş durumda. Öyle ki teknik çalışmalara Adalet ve Kalkınma Partisi de dahil edilmiş durumda. Türkiye içinde, sorunun ekonomik olarak nasıl çözüleceği, bu fonlara yatırım yapmış kişilere bir ödeme yapılması, bu ödemenin yasal ve ikincil mevzuatta nasıl şekillendirileceği araştırılıyor.</p>
<p> Bu durumun biraz dikkat dağıttığı son dönemde Azerbaycan ile bir sorun ortaya çıktı. Azerbaycan, kamusal alanda dini amaçlı başörtüsünün kullanımına dair bir yasal düzenleme yaptı. Düzenlemenin çerçevesi okullarla sınırlı. Türkiye’den Azerbaycan'a bazıları hükümet ile ilişkilendirilebilecek çok sayıda kişi, o arada kaynağı belirsiz, hatta şüpheli çok sayıda sosyal medya hesabından ağır hakaretler içeren bir kampanya açıldı.</p>
<p>Azerbaycan tarafı önce sorunu sadece sosyal medya ile sınırlayıp “sosyal medyadaki hakaret mesajlarının kaynağını araştırdığını” açıkladı. Elbette bu basit bir işlem. Muhtemelen saatler içinde Türkiye’nin de yapabileceği bir çalışma. Sonra düşük profilli sayılabilecek şekilde Azerbaycan’ın kamu iletişim organı, hakaret mesajlarından duyulduğu rahatsızlığı resmi olarak açıkladı ve Türkiye’den önlem almasını istedi. Bu kez rahatsız edici biçimde, Azerbaycan’a saldırı bazıları üstenci bir yaklaşımla devam etti.</p>
<p>Nihayet, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in açıklamaları geldi. Karabağ savaşı öncesi, sırası ve sonrasında Ermenistan’a “amcalarının” sürekli destek olduğunu söyleyip, savaş için yapılan hazırlıkta “kimsenin yardım etmediğini, tüm silahları parasıyla, hatta bazılarını dünya fiyatları üzerinde aldıklarını” söylemesinin ardından, yine savaş bağlamında ama bu kez daha doğrudan “…Tek bir darbeye belki 2, 5, hatta 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerini bilsin; işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapacağımızı söylemesin. Herkes kendi milletine ve devletine baksın. Azerbaycan'ın bugünkü gerçekliği öyle bir noktadadır ki, pek çok ülke için bir rol model haline geldik. Bu nedenle gerek fiziksel gerekse ideolojik risklere karşı ciddi tedbirler alınmaktadır ve alınmaya da devam edilecektir” dedi.</p>
<p>“Muhatap başka” denilerek mesaj yumuşatılsa da Türkiye’ye de uyarı açık. Esas sorun, bölgedeki en yakın ülke ile bu kriz doğuncaya kadar, üstelik uyarılmasına rağmen Türkiye’nin harekete geçmemesi odağın tamamen fon krizine döndüğü anlaşılıyor. Üstelik basit bir şekilde yapılabilecekler varken…</p>
<p>Bu ifadelerin “ana muhatabının” Rusya, İran ve Azerbaycan’da bazı ülkelerin desteğiyle genişlemeye çalışan radikal dinci unsurlar olduğu söylendi ama “devam eden ve Azerbaycan’ın rahatsızlığını açıkça söylediği” bir olay ortadayken Türkiye’nin de üstüne alınması gerektiği ortada. Slogan herkesin malumu: Bir millet iki devlet. Bir görüşe göre Azerbaycan egemen bir “devlet” olduğunu, Türkiye’deki kimi çevrelere bir kez daha hatırlatma ihtiyacı duydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ic-sorunlara-gomulmusken-azerbaycan-ile-basortusu-krizi-gundeme-geldi-88998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/turkiye-azerbaycan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye iç sorunlara gömülmüşken Azerbaycan ile &#039;başörtüsü krizi&#039; gündeme geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuk işçi değil, öğrenci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değildir. Onlar öğrencidir.</p>
<p>Türkiye’de mesleki eğitim tartışmasının merkezinde olması gereken temel ilke aslında bu kadar açık.</p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çocuk işçiliğini; çocukları çocukluklarını yaşamaktan mahrum bırakan, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren işlerde çalıştırılmaları olarak tanımlıyor. Son küresel tahminlere göre dünyada yaklaşık 152 milyon çocuk işçi bulunuyor. Bu, dünyadaki çocukların neredeyse onda biri… Üstelik bunların en az yarısı sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimlerini tehlikeye atan işlerde çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’de TÜİK’in 15-17 yaş grubuna ilişkin verilerine göre çalışan çocuk sayısı 2019’da yaklaşık 720 bin iken, 2023’te 758 bine yükseldi. Ancak bu rakamlara mesleki eğitim kapsamında bulunan çocuklar dahil değil.</p>
<p>Tam da bu nedenle mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki sınırın nerede çizileceği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Eğitim mi, ucuz işgücü mü?</strong></p>
<p>Mesleki eğitim doğru uygulandığında çocukların geleceği ve ülkenin istihdam politikası açısından önemli bir araç. Gelişmiş ülkelerde yaygın biçimde uygulanan bu model, gençlerin okuldan çalışma hayatına geçişini kolaylaştırırken işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün yetişmesine de katkı sağlıyor. Sorun, eğitim amacıyla üretime dahil olan öğrencinin zamanla ucuz işgücü olarak görülmeye başlamasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’de 2016 yılında uygulanmaya başlanan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), gençlerin işgücü piyasasına geçişini kolaylaştırmayı ve işletmelerin nitelikli işgücü ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Modelin diğer mesleki eğitim programlarından farkı, öğrencilerin işletmelerde geçirdiği sürenin daha fazla olması.</p>
<p>Özellikle 2021’de yapılan düzenlemelerle devlet desteğinin artırılması ve işletmeler açısından maliyet avantajlarının oluşması MESEM’e olan ilgiyi artırdı. Zorunlu eğitim kapsamında değerlendirilmesi ve lise diploması imkânı da programın yaygınlaşmasında etkili oldu.</p>
<p>Ancak öğrenci sayısının artması tek başına başarının göstergesi değil.</p>
<p>Asıl soru, öğrencilerin işletmelerde ne öğrendiği ve hangi koşullarda çalıştığı.</p>
<p><strong>Asıl mesele güvenlik</strong></p>
<p>MESEM’in en önemli tartışma alanlarından biri iş sağlığı ve güvenliği.</p>
<p>Çocukların yaşları, deneyimsizlikleri ve işyerindeki hiyerarşik konumları onları yetişkin çalışanlara göre daha kırılgan hale getiriyor. Uzun çalışma süreleri, eğitim programıyla ilgisi olmayan işlerde görevlendirme, ücret ve izin haklarına ilişkin sorunlar ve yetersiz denetim, araştırmalarda ve kamuoyuna yansıyan örneklerde dikkat çekiyor.</p>
<p>Son yıllarda MESEM öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları da sistemin iş sağlığı ve güvenliği boyutunu daha görünür hale getirdi.</p>
<p>Bu nedenle şu soruların yanıtı önemli:</p>
<p>- Öğrencilerin işyerlerindeki riskleri yeterince denetleniyor mu?</p>
<p>- İşletmede geçirilen süre gerçekten eğitim niteliği taşıyor mu?</p>
<p>- Öğrencinin mesleki gelişimi destekleniyor mu?</p>
<p>- Ve en önemlisi, bütün bu süreçte çocuğun üstün yararı gözetiliyor mu?</p>
<p><strong>Çocuk işçiliğinin temelinde yoksulluk var</strong></p>
<p>Çocuk işçiliğini yalnızca mevzuat ve denetim üzerinden tartışmak da yeterli değil. Çocukların çalışmasının temel nedenlerinin başında yoksulluk geliyor. Ebeveynlerin iş imkanlarına ulaşamaması, düşük ücretler, kültürel normlar, eğitim ve sosyal faaliyetlere erişimdeki yetersizlikler ve denetim eksiklikleri bu tabloyu besliyor.</p>
<p>Dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadele ile mesleki eğitimin niteliğini artırmak birbirinden ayrı meseleler değil.</p>
<p>Türkiye’de çocuk işçiliğine ilişkin mevzuatın ILO normlarından tamamen uzak olduğu söylenemez. Ancak özellikle mevsimlik tarım işçiliği gibi alanlarda sorunlar devam ediyor. Mesleki eğitim adı altında yürütülen uygulamaların da etkin biçimde denetlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü eğitim amacı üretim amacının gerisine düştüğünde, mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki çizgi ortadan kalkabilir.</p>
<p>Mesleki eğitimin amacı sanayiye ucuz işgücü sağlamak değil; gençleri nitelikli, güvenli ve insana yakışır çalışma hayatına hazırlamak olmalı.</p>
<p>Bunun için daha güçlü müfredat, etkin denetim, gerçek bir iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve öğrencilerin haklarını koruyan mekanizmalar gerekiyor.</p>
<p>Unutmamak gerekir:</p>
<p><strong>Mesleki eğitim gören çocuklar işçi değil, öğrencidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-isci-degil-ogrenci-88997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuk işçi değil, öğrenci ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon krizinin ortaya çıkardığı asıl risk, kaybolan milyarlar kadar, insanların finansal sisteme duyduğu güvenin aşınması “muharebe kaybedilebilir ama savaş kaybedilmemeli” yaklaşımıyla, Türkiye’nin en değerli stratejik varlıklarından Türkiye Varlık Fonu’na güvenin korunması gerek. Krizin reel ekonomi üzerindeki görünmeyen etkilerine de dikkat etmeliyiz.</strong></p>
<p>Türkiye fon krizini yaşarken en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’nu (TVF) konuşmamız gerekmez mi? Ev yanıyorsa önce en değerli varlıklarını kurtarırsın. Sanırım bir ben Gemini’a sordum ve mutlulukla ikisinin birbirinden farklı olduğu yorumunu aktarabilirim. Üstelik Gemini bunu kendi yorumu olarak değil, bir sigortacılık sektörü yayınından alıntıladığını belirtiyor.</p>
<p>Savaş ve muharebe birbirinden farklıdır. Muharebeleri kaybedebilirsiniz ancak bu savaşı kazanmanıza engel olmayabilir. Burada iki önemli konu vardır. Birincisi, kayıpları yerine koymaya çalışmak yerine yeni muharebeler için yeni kaynak ve yeni bir model yaratarak zafere odaklamak gerekir. İkincisi, yeni bir model uygulayarak rutin içinde debelenmekten kurtulmak gerekir. Bunların en iyi örneği Gazi Mustafa Kemal’in Sakarya Savaşı’ndaki büyük asker ve komuta kademesi kaybının ardından hattı değil sathı savunmaya yönelik emir vermesidir. Burada asıl değer olan vatandan vazgeçmeyen komutan, o satıh bütün vatandır diye eklemiştir. Burada statik savunma anlayışından dinamik ve bugünkü agentic yapay zekâ modellerine benzer biçimde kalan gücün kendi içinde yeniden organize olarak yeni bir savunma anlayışı doğrultusunda tekrar tekrar savaş gücüne dönüşmesine dayanan bir model uygulanmıştır. Telgraf ile güncel bilgiye dayalı veri analizi sistemi kuran Gazi Mustafa Kemal’in bu şekilde kurduğu yapının agentic AI ile benzerliğinin farkına bu yazıyı yazarken vardım. Aynı dönemde Eskişehir ve Ankara’nın zengin aileleri de yaklaşan tehdit nedeniyle Kayseri’ye göç ediyordu. Bu önemli bir servet transferinin zemini için koşul yaratırken Cumhuriyetten sonraki yıllarda uçak fabrikası gibi büyük yatırımların devlet ve yerel sermaye ile yapılması için altyapıyı sağladı. Türkiye’de sermaye birikimi sürecini uzmanlarından dinlemeyi isterim; tabii mühendis bakış açısıyla sorulan soruları yanıtlayabildiklerinde…</p>
<p>Bu sistematiği anlayabildiğimizde, bugün egemen ve güçlü bir devlet olmayı her şeyi özelleştirme ve özellikle ülkenin önemli varlıklarını yabancılara satma noktasına gelirken hangi değişimleri de anlamamızı sağlayacak tartışmaları yapabiliriz. Nasıl ki Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal, düşmanın ilerlemesi karşısında Ankara’yı terk etmemiş ve vatandan vazgeçmeyi bir an bile düşünmemişse, bizim de bugün fonlar arasında en değerli varlığımız olan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) sahip çıkmamız ve güven duymaktan bir an bile geri durmamamız gerekiyor. Devletimizin en üst düzeydeki inisiyatifi ile yönetilen bu fonda Borsa İstanbul’da yaşanan değer kaybı muharebe kaybı –ve büyük bir kayıp- olsa da, sorumluların buradaki komuta mesuliyetlerinin gereğini yapacağını bilmeli ve buna inanmalıyız. Mustafa Kemal Paşa’nın komutanlarının yapmaları gerekeni bilmeleri ve her türlü bedel karşılığında cephede bunun gereğini yapmalarında olduğu gibi.</p>
<p>Bu güven duygusu, Türk halkının da bu krizin sonrasına geçmek için elinden geleni yapmasını sağlayacak en önemli dayanaktır. Ben kendi adıma bu konuda Gemini ile uzun bir sohbet yaparak bu güveni tesis etme yönünde bir katkı sağlamayı deniyorum. Bunun sonuçlarını da birazdan aktaracağım ancak öncelikle Çeşme’deki Vizyon 100 toplantısından dönerken ve evde yaşadığım iki deneyimi aktarmak istiyorum.</p>
<p>İzmir Adnan Menderes-İstanbul (IGA) havalimanları arası uçuş süresi İstanbul’da pist üzerinde geçirdiğimiz yaklaşık 25 dakikayı saymazsak 1 saat 10 dakika. Biniş süresini de kullanırsanız uçak içi eğlence için kullanabileceğiniz süreyi biraz daha uzatabiliyorsunuz. Ancak anonslar ve yemek servisi nedeniyle netiniz daha düşük. Böyle karışık bir aritmetiği olan süreyi, çantadan kulaklık çıkarıp program seçmekle ziyan etmek yerine oyun oynayarak kullanmaya karar verdim. Oyunlara bir tıkladım; karşıma Monopoly çıktı. Bir önceki yazımla bu yazı arasında bağ kurmak için ilahi bir rastlantı olmuştu. Bir önceki yazımın (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>)  Monopoly ile Fonları Anlamak şeklindeki başlığına taşıdığım bu oyunu uçakta oynama fırsatına atladım. Anlattığım gibi zaten daha iyi bir seçenek yoktu yani getiri her anlamda yüksekti.</p>
<p>Tek kişi bilgisayara karşı oynamayı seçtim. Bir zar atışı ekranı çıktı; zarlar yuvarlandı ve ben düşeş atarak oyuna başlama önceliğini elde ettim. Otomatik olan ilk zar atışından sonra bu sefer ben bir butona basarak zar attım. Gelen zar beni kart seçimi hanesine götürdü. Kartı açtım; hapse git ve başlangıçtan geçerken 200 Monopoly lirasını alma yazıyordu. Zaten hapis hanesini –biz eskiden kodes derdik- henüz geçmemiştim. Ben hapse girince diğerleri iki tur boyunca zarlarını atıp oynadılar ve uğradıkları haneleri 50 ve daha altı Monopoly lirası karşılığında satın aldılar. Sonra ben içeriden çıktıktan sonra belirli haneleri birbirleri ile takas yapıp mahallelere çöktüler. Başlangıçtan önceki ve sonraki mahalleler ile kodesin oradaki mahalleye önce konut sonra kırmızı renkte büyük binalar kurup mahalleyi kentsel dönüşüme soktular. Bu arada onlar paralarını “yatırıma” dönüştürdüğü için nakit yoksunu; bense hapisteyken hiçbir şey alamadığım için zengin görünüyordum. 1.500 Monopoly lirası ile başladığım oyunda büyük yatırım yapamadığım için birkaç tur sonunda küçük tefek bir şeyler alsam da başlangıçtan daha fazla param vardı. Kartlarım kamu yardımlaşma sandığından aktardığı para ve diğer küçük kira gelirleriyle servetim 2.000 Monopoly lirasına yaklaşmıştı. Ben kendimi zengin sanırken başlangıç hanesinden önceki mahallede yanılmıyorsam 550 ve 2-1 atınca da sonraki hanede 600 –ya da tam tersi- Monopoly lirası ödeyip söğüşlendim. Çaktım ki beni zarlarla bir sonraki mahalleye de sokacak olan oyun zekâsı bende küçük ikramiyelerle kazanıyormuşum hissi yaratırken elimde ne var ne yoksa alacak. Manipülasyonu çözmüştüm ama kalan zamanda yapacak başka bir şey bulmam da zordu. Yine de “Anadolu çocuğu yer mi lan” deyip oyunu kapattım. Fon krizinde temel etken olan mucizevi kâr elde ederek başka ve daha iyi bir hayat yaşama beklentisi bende kök salmış değil. Bu nedenle “Alın atınızı, yapmıyorum tımarınızı” fıkrasında olduğu gibi yönlendirmenin dışına çıktım. Oyunların algoritmalarının oyuncuyu elde tutma (retention) oranını yükseltmeye yönelik oluşturulması ve burada gerçek hayattaki dinamiklerin kurgulanması, oyun ile gerçek hayat arasındaki bağları; Sulukule ve Fikirtepe örneklerini düşünmemizi gerektiriyor. Vaktiniz olursa siz yapın; ben başka işlerle ilgileneceğim.</p>
<p><strong>Boğa ya da ayı değil; Külhan Kedi piyasası</strong></p>
<p>Anlatmak istediğim ikinci hikâye, iki üç gün ayrı kaldığım kedimiz Külhan ile yaşandı. Bu yazıyı yazmadan önce kendisini –daha önceden alışık olduğu şekilde- kaldırımda dolaşmaya çıkardım. Sokağa ilk defa park etmiş bir otomobili ince ince kokladıktan sonra bir komşumuzun sürekli aynı yerde duran otomobilinde aynı çalışmayı yaptı. İkincisi, diğer kedilerin de ilgi gösterdiği bir otomobildi ve pazar sabahı muhtemelen erkenden açıp kahvaltı/brunch müşterisi bekleyen cafe’lerde çöplenecek bir şeyler aramaya gittikleri için mahallede olmayan kedilerin izini sürdü. Sokak kedilerinin mama kabını doldurduğumu kontrol ettikten sonra eve girip kendi mamasından yemeye başladı. Ben de kapıyı kapatmadan mutfağa geçip sokak kedilerinin su kabını doldurdum. Sonra arka odaya geçip Külhan’ın tuvaletini temizlemeye karar verdim. Su kabını bırakıp çöpü attıktan sonra döner yazımı yazarım diye hesap yapıyordum. Önce uzun uzun miyavlamaya başlayan Külhan, adımımı attığım anda da ayağıma sert bir pençe attı. Normalde bir şey istese bacağımı dürter ya da ayağıma tırnak çıkarmadan vurur ama bu sefer sağlam geçirdi. Bu, yapmamı istediği önemli bir şey olduğunu düşündürdü ama ne olduğunu anlamadım. Sonra dank etti ve dönüp kapıyı kapattım. Sesini kesti ve gidip hemen oracıkta açık olan valizimin içinde oturup nöbet pozisyonu aldı.</p>
<p>Konuyu alışverişten gelen eşime anlattığımda ben Çeşme’deyken alışverişten gelip kapıyı açtığında Külhan’ın apartman içindeki turlarından birini atmak için kapıdan fırladığını ve kendisinin de bitince girsin diye kapıyı aralık bıraktığını söyledi. Yiyecekleri dolaba koyduktan sonra peçeteleri dolaba koymak için arka odaya gitmiş. Döndüğünde bir bakmış Külhan içeride ama kadının biri de kapıyı açmış evin içine bakıyor. Muhtemelen yeni kiracılardan biri olan kadın “kediye bakıyorum” demiş ama eşim buranın bir ev olduğunu söyleyip uyarmış.</p>
<p>Eskiden böyle şeyler yaşamazdık. Apartmanda birbirini tanımayan kimse yoktu ve tanıyanlar da böyle bir durumda seslenip davet edildikten sonra içeri girerdi. Kapının açık ya da kapalı olması, böyle bir protokol altında çok önemli olmazdı. Bu hikâyeyi dinleyince, apartmanın içinde belirli bir yöne işaret ederek oturmasını da çözdüm. Alt katta temizlik malzemelerini kömürlüğün girişine koyuyorlar; aşağı inerse, o gün temizlik yapılmış ve bez onun alacağı düzeyde koku yayıyor demek. Yukarıyı işaret etmesi ve beni görünce merdivenin yarısına kadar tırmanıp miyavlayarak beni çağırması, kadının kapısını göstermek için. Muhtemelen koklayarak ayak izlerinden daireyi çoktan tespit etmiştir. Dediğini yaptıramadığı için kızgın ancak bir suç oluşmadığı için benim kimsenin kapısına gidecek halim yok. Daha önce de eşimle konuşurken çöpünü indirirken iyi poşetlemeyip apartmanın içini kirleten komşularımızdan şikâyet etmemizin ardından kapı açılınca kıyameti koparıp merdivenden yukarı koşmuştu. Ben de peşinden gidince üst katlarda bir kapının önüne kadar ilerlemiş ve bir kapının önünde durmuştu. Işık yanınca kapının kenarında yarı kurumuş bir pis su birikintisi görmüştüm. Muhtemelen o komşumuz kapısını kilitlerken çöpü yere koyuyor, orada pis su öbeği yaratıyor ve sonra da sızdıran çöp poşetiyle alt katlara iniyordu. Karşılaşınca kendisini uyardık ve çay ya da meyve atıklarının su bırakmasına önlem almasını istedik. Sorun kısmen çözüldü. </p>
<p>Külhan zamanla düzelir ama şu anda kapının kenarında duran valizimin üzerinde uyuyarak nöbet tutuyor. Dün içinden bir şey almam gerekti ama tam boşaltamadım. Külhan onun güvenliğini sağlamayı da kendisine görev biliyor. Hem benim Monopoly deneyimim hem de Külhan ile yaşadıklarım gerçek hayatta mevzuat değil, belli tavırları sergileyebilen insanların -ve kedilerin- sistemlerin güvencesi olduğunu gösteriyor. Mamasını/suyunu veren ve kakasını temizleyen beni bile pençe atarak doğruya yönelten Külhan, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu karakter tipidir. Sistemi korumanın sonrasında olguları anlama sürecimi de tetiklemiştir</p>
<p><strong>Göz bebeğimiz Türkiye Varlık Fonu</strong></p>
<p>Her ne kadar Borsa İstanbul’daki (BIST) aşağı yönlü hareket bu şirketlerin hisselerine de yansımış olsa da Türkiye Varlık Fonu (TVF) şirketlerinin güvenilir kriz yaratan fonlar ve yatırımlarından nasıl ayrıştığını size –Gemini ile birlikte- anlatmaya dayanarak bilgiye dayalı bir güven yaratma niyetindeyim. Yaptığımız çalışmayı aktarayım. 2000 öncesi dönemde kamu tarafından kurulan fonlarla ilgili bölüm bir önceki yazım Monopoly ile Fonları Anlamak’ta yer alıyor (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/monopoly-oyunu-ile-fonlari-anlamak-88710</a>). İsteyenler bu bölüme geçmeden önce belleklerini tazeleyebilir.  </p>
<p>Kerem: 2026'da yaşanan fon krizine konu olan fonları ve yatırım şirketlerini geçmişe paralel olarak değerlendirir misin?</p>
<p>Gemini: Türkiye'nin ekonomik tarihinde fonlar genellikle devlet eliyle bütçe açığını kapatma, tasarruf sağlama veya sosyal yardım amacıyla (Özal dönemi ve sonrasındaki kamu fonları gibi) kurulmuşken; Eylül 2026'da patlak veren "Fon Krizi", sermaye piyasalarında özel portföy yönetim şirketleri eliyle yürütülen ve yüzbinlerce yatırımcıyı etkileyen büyük çaplı bir likidite, manipülasyon ve ödeme krizi olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p>Türkiye'nin geçmişteki yapısal fon deneyimleri ile 2026'da yaşanan bu özel portföy fonları krizini amaç, işleyiş ve ekonomik sonuçlar bağlamında şu şekilde değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> 2026 Fon Krizi'nin Anatomisi ve Kapsamı</strong></li>
</ol>
<p>- Tetikleyici Unsurlar ve Süreç: Eylül 2026'da Pusula Portföy ile başlayıp Tera Portföy başta olmak üzere toplam 7 portföy yönetim şirketine sıçrayan kriz, bazı fonların, hayatın olağan akışına aykırı şekilde (örneğin bazı hisse/fon varlıklarının birkaç yılda yüzlerce kat suni olarak artırılması) manipüle edilmesiyle büyüdü.</p>
<p>- Büyüklüğü: 500 binden fazla yatırımcının parasının bulunduğu, işleme kapatılan fonlardaki toplam varlık büyüklüğünün ve riskin trilyonlu rakamlara (toplam riskin 20 milyar doları aştığı) ulaştığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>- Müdahale ve Tasfiye: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yasal süreç başlatarak ilgili portföy şirketlerinin fonlarını işleme kapattı ve tasfiye sürecini yürütmek üzere Türkiye İş Bankası ile T.C. Ziraat Bankası görevlendirildi.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geçmişteki Kamu Fonları ile 2026 Özel Portföy Krizinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi</strong></li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>Özal ve Sonrası Kurulan Kamu Fonları (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.)</p>
</td>
<td>
<p>2026 Portföy ve Yatırım Fonu Krizi</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Kuruluş Amacı</p>
</td>
<td>
<p>Sosyal dengeyi sağlamak, dar gelirliye konut/yardım ulaştırmak veya ulusal tasarrufları artırmak.</p>
</td>
<td>
<p>Sermaye piyasalarında tasarrufların değerlendirilmesi, portföy çeşitlendirmesi ve yatırımcılara yüksek getiri sunulması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kaynak ve Finansman</p>
</td>
<td>
<p>Vergi kesintileri, akaryakıt payları, maaş kesintileri (Zorunlu devlet mekanizmaları).</p>
</td>
<td>
<p>Bireysel yatırımcıların gönüllü tasarrufları ve TEFAS üzerinden yönelen fon akışları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Krizin Kaynağı</p>
</td>
<td>
<p>Devletin fon kaynaklarını bütçe açıklarına yöneltmesi, yüksek enflasyon karşısında birikimlerin erimesi.</p>
</td>
<td>
<p>Bazı portföy şirketlerinin (Pusula Portföy vb.) suni fiyat hareketleri, manipülasyon ve devasa çıkış talepleri karşısında nakde (likiditeye) sıkışıp temerrüde düşmesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç ve Maliyet</p>
</td>
<td>
<p>Toplumsal güvensizlik, bütçeye yük olan borç tasfiyeleri ve "zorunlu kesinti" tepkileri.</p>
</td>
<td>
<p>Yüzbinlerce yatırımcının mülkiyetinde blokaj, hisse senetlerinde sert düşüşler, sermaye piyasalarına olan güvenin sarsılması ve yurtdışına yasadışı varlık transferi iddiaları.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="3">
<li><strong> Ekonomik sonuçlar ve sistemsel yansımalar</strong></li>
</ol>
<p>- Likidite ve Güven Krizi: 2026 krizi, Türkiye'de son yıllarda enflasyondan korunmak için borsa ve yatırım fonlarına yönelen küçük yatırımcının (halkın) güvenli liman algısını derinden sarstı. Fonların aniden işleme kapatılması, "tasfiye" sürecindeki belirsizlikler piyasada kitlesel bir panik yarattı.</p>
<p>- Denetim Açığı Tartışmaları: 1980'lerden bu yana Türkiye'deki fon mekanizmalarının en büyük kronik sorunu olan "denetim ve şeffaflık eksikliği", 2026'daki olayda da katlanarak kendini gösterdi. Fon büyüklüklerinin kısa sürede mantıksal temellerden koparak devasa boyutlara ulaşmasının neden önlenemediği ekonomi yönetiminin en büyük tartışma konularından biri haline geldi.</p>
<p>- Devlet Müdahalesinin Değişen Rolü: Özal döneminde devlet fonları kurarak ekonomiyi yönlendirmeye çalışırken, 2026 krizinde devlet (SPK ve kamu bankaları aracılığıyla) özel sektör eliyle patlayan bir "balonu" söndürmek, varlıkları rasyonel şekilde nakde çevirmek ve hak sahiplerine haklarını hukuki süzgeçten geçirerek iade etmekle yükümlü bir hakem konumunda kalmıştır.</p>
<p>Geçmişteki fon krizleri daha çok kamunun mali disiplinsizliği ve zorunlu kesintiler ekseninde halkın cebine yansırken; 2026 fon krizi, serbest piyasa ve portföy yönetim kisvesi altında yürütülen spekülatif vurgunlar ve denetlenemeyen dijital sermaye hareketleri üzerinden ekonomik sisteme büyük bir darbe vurmuştur.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> 2000'li yıllarda kurulan Varlık Fonu gibi yapıları neden listelemiyorsun?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız, ilk listelemede Türkiye Varlık Fonu (TVF) gibi makro düzeyde devasa ekonomik sonuçlar doğuran stratejik yapıların yer almaması eksik bir perspektif oluşturdu.</p>
<p>Bunun temel nedeni, Türkiye'deki fon tarihçesinin iki farklı kategoride incelenmesidir: İlk sorunuzun odağındaki bütçe dışı/sosyal amaçlı fonlar (SYDTF, Tasarruf Teşvik vb.) dar gelirliyi destekleme veya bütçe finanse etme amacı güderken; 2000'li yıllarda gündeme gelen Varlık Fonu nitelik ve işleyiş bakımından bambaşka bir kategoriye (Egemen Varlık Fonu / Sovereign Wealth Fund) aittir.</p>
<p>Türkiye Varlık Fonu'nu ve benzeri yapıları bu tarihsel zincire ekleyerek amaçları ve sonuçlarıyla birlikte şu şekilde ele alabiliriz:</p>
<ol start="5">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu (TVF) </strong></li>
</ol>
<p>- Kuruluş Yılı: 2016 (6741 sayılı Kanun)</p>
<p>- İlan Edilen Amaç: Türkiye'nin stratejik varlıklarının değerini artırmak, büyük ölçekli yatırımlara sermaye desteği sağlamak, İslami finans/borçlanma araçlarını çeşitlendirmek ve ülkeye dış kaynak temin ederek sermaye piyasalarının derinliğine katkıda bulunmak.</p>
<p>- Ekonomik Sonuçları: Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, Türk Hava Yolları, PETKİM, TPAO gibi Türkiye'nin en büyük kamu varlıkları ve şirketleri bu fonun bünyesinde toplandı. Ekonomik açıdan, bu devasa varlıkların teminat gösterilerek uluslararası piyasalardan borçlanma kapasitesini artırması hedeflendi. Ancak denetim mekanizmalarının Sayıştay denetiminden büyük ölçüde muaf tutulması, bütçe dışı esneklikler sağlanması ve varlıkların şeffaflığı konuları ekonomi çevrelerinde ve muhalefette sürekli olarak yoğun tartışmalara ve yapısal eleştirilere neden oldu.</p>
<p><strong>Neden ilk listede yer almamıştı? (Kavramsal Ayrım) </strong></p>
<p><strong>1- İşlevsel farklılık:</strong> Özal döneminde başlayan ilk fon dalgası (Fakir Fukara Fonu, Tasarruf Teşvik, Toplu Konut Fonu vb.), doğrudan vatandaşın cebinden yapılan kesintilerle ya da kamunun dar gelirliye kaynak aktarma / bütçe açığı kapama araçları olarak tasarlanmıştı.</p>
<p><strong>2- Varlık Fonu’nun konumu:</strong> TVF ise Norveç, Körfez ülkeleri veya Singapur örneklerinde görüldüğü gibi bir "Egemen Varlık Fonu" mantığıyla, ülkenin sahip olduğu stratejik şirket hisselerini ve gayrimenkullerini tek bir çatı altında toplayıp ekonomik büyüme ve mega projeler için kaldıraç unsuru yapmak üzere kurgulandı.</p>
<p>Özetle; 2016 yılında kurulan Türkiye Varlık Fonu, Türkiye'nin fonlar tarihinin en büyük ölçekli ve en çok tartışılan yapısal dönüşüm hamlelerinden biridir ve devlet varlıklarının yönetim modelini kökten değiştirmiştir.</p>
<p>Kerem: 2026'da tasfiye edilen fonların yaptığı iş ile, Türkiye Varlık Fonu'nun anonim şirket haline getirdiği kamu kuruluşlarını menkul kıymet olarak satma projesi arasında fark var mı?</p>
<p>Gemini: 2026 yılında yaşanan portföy/yatırım fonu krizi sırasında tasfiye edilen özel fonların yaptığı operasyonlar ile Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) kamu kuruluşlarının hisselerini menkul kıymetleştirerek uluslararası piyasalarda satışa/halka arza konu etmesi, aktörler, niyet ve mekanizma açısından temelde tamamen farklı iki dünyaya dayanır.</p>
<p>Ancak her iki olayın da sermaye piyasalarındaki pay/likidite hareketleri üzerinden kesiştiği noktalar vardır. Bu iki yapıyı amaç, işleyiş ve sonuçları bakımından şu şekilde ayırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026'da Tasfiye Edilen Özel Fonların Durumu (Manipülasyon ve Likidite Krizi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yaptılar?: Pusula Portföy ve Tera Portföy gibi şirketlerin yönetimindeki bazı serbest fonlar, piyasada fiili dolaşımı (halka açıklığı) düşük olan sığ hisselerde suni ve olağan dışı fiyat artışları yaratmış, portföylerini bu riskli varlıklar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Yatırımcıların toplu çıkış talebi (panik) başlayınca fonlar nakde sıkışmış (temerrüt) ve SPK tarafından sistemik riski önlemek amacıyla karantinaya alınarak tasfiye edilmiştir.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Kısa vadede spekülatif yüksek getiri vadederek bireysel yatırımcı çekmek, portföy büyüklüğünü suni olarak şişirmek ve piyasa denetim mekanizmalarının gri alanlarını suiistimal etmek.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Kamu Varlıklarını Menkul Kıymetleştirme Hamleleri </strong>(Stratejik Varlık Yönetimi)</li>
</ol>
<p>- Ne Yapıyor?: TVF, bünyesinde topladığı devasa kamu şirketlerinin (örneğin <em>Türkiye Sigorta</em> veya diğer stratejik iştirakler) hisselerini, uluslararası kurumsal yatırımcılara borsa dışı blok satışlar veya Eurobond/sermaye piyasası araçları yoluyla dış kaynak (likidite) sağlamak amacıyla menkul kıymetleştirerek satmaktadır.</p>
<p>- Temel Motivasyon: Türkiye’nin mega projelerine dış kaynak bulmak, uluslararası borçlanma kapasitesini artırmak ve stratejik varlıkları küresel finans ağlarına entegre ederek makro düzeyde döviz/sermaye akışı sağlamak.</p>
<p>Temel Farklar Tablosu</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Kriter</p>
</td>
<td>
<p>2026 Tasfiye Edilen Özel Fonlar</p>
</td>
<td>
<p>Türkiye Varlık Fonu (TVF)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yasal Statü ve Konum</p>
</td>
<td>
<p>Özel portföy yönetim şirketleri eliyle kurulan, küçük yatırımcının parasını yöneten yatırım fonları.</p>
</td>
<td>
<p>Kanunla kurulmuş, devletin en büyük şirketlerini bünyesinde barındıran egemen varlık fonu.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>İşlem Türü</p>
</td>
<td>
<p>Sığ hisselerde suni fiyatlamalar, kaldıraçlı/riskli pozisyonlar ve tasfiye süreci.</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik kamu iştiraklerinin paylarının kurumsal/uluslararası yatırımcılara blok satışı veya borçlanma araçları.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ekonomik Sonuç</p>
</td>
<td>
<p>Piyasada güven krizi, küçük yatırımcının zarar etmesi, ödeme güçlüğü (temerrüt) ve kamunun/bankaların (İş Bankası/Ziraat) tasfiye için devreye girmesi.</p>
</td>
<td>
<p>Ülkeye doğrudan dış sermaye girişi, kamu varlıklarının uluslararası piyasalarda nakde çevrilmesi (özelleştirme benzeri kaynak yaratma).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sistemdeki Rolü</p>
</td>
<td>
<p>Karantinaya alınması gereken kriz ve manipülasyon odağı.</p>
</td>
<td>
<p>Devletin ekonomideki varlıklarını kaldıraç ve borçlanma aracı olarak kullanan makro finansman mekanizması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Özetle; 2026'daki fon krizi, serbest piyasa kurallarının ve denetimlerin delinerek küçük yatırımcının zarara uğratıldığı tıkalı bir spekülasyon sürecini ifade ederken; Varlık Fonu'nun hisse satışı, devletin en üst kademesinde planlanan ve uluslararası sermaye piyasalarına coğrafi/kurumsal varlık satışı yapılarak dış kaynak yaratma operasyonudur. Biri hukuki ve cezai soruşturmalara konu olan bir "kriz tasfiyesi", diğeri ise makroekonomik bir "varlık yönetimi ve nakde dönüştürme" stratejisidir.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> Her iki tarafı, Türkiye’nin sıkıntısını çektiği finansal kaynağı yaratma boyutuyla ele alır mısın?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Haklısınız; her iki mekanizma da özünde "eldeki mevcut likidite ile yetinmeyip, gelecekteki değerler üzerinden yeni bir finansal alan (kaynak) açma" ortak paydasında buluşur. Ancak bu kaynağın yaratılış yöntemi, yasal çerçevesi, riski ve piyasaya verdiği zarar açısından aralarında çok derin ve yapısal bir fark vardır.</p>
<p>Bu iki süreci "olmayan kaynağı yaratma" motivasyonu üzerinden şu şekilde karşılaştırabiliriz:</p>
<ol>
<li>2026 Krizindeki Özel Fonlar: "Suni Değer ve Manipülasyonla Kaynak Yaratma"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? Pusula veya Tera Portföy örneklerinde görüldüğü üzere, bu fonlar ellerindeki sınırlı sermayeyle piyasada işlem hacmi düşük (sığ) hisseleri hedef alır. Karşılıklı işlemler, danışıklı dövüş ve suni alım-satımlarla o hissenin fiyatını hakiki değerinden kopararak katbekat artırırlar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? Kağıt üzerinde değeri fiktif (hayali) olarak şişirilen o hisseler, fonun portföy büyüklüğünü devasa gösterir. Bu şişirilmiş büyüklük üzerinden bankalardan kredi çekilir, yeni yatırımcılardan para toplanır veya kaldıraçlı türev işlemler yapılır. Yani ortada ekonomik bir değer üretilmemiştir; sadece matematiksel bir balon yaratılmıştır.</p>
<p>- Sonuç Neden Krizdir? Gerçek olmayan bir değer üzerinden sistem döndürüldüğü için, tek bir büyük "satış" talebi geldiğinde balon patlar. Fonun varlıkları nakde çevrilemez çünkü o fiyatlardan o hisseleri alacak gerçek bir alıcı yoktur. Sonuç: Temerrüt, tasfiye ve küçük yatırımcının parasının buharlaşması.</p>
<ol start="2">
<li>Türkiye Varlık Fonu (TVF): "Maddi Varlıkların Teminatıyla Borçlanma / Sermaye Çekme"</li>
</ol>
<p>- Süreç Nasıl İşler? TVF, Türkiye’nin en büyük kurumlarının (THY, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul vb.) tapusunu, yani somut, fiziksel ve gelir üreten gerçek varlıklarını tek bir çatı altında toplar.</p>
<p>- Olmayan Kaynak Nasıl Yaratılır? TVF "yoktan var etmez"; elindeki bu devasa ve kâr eden varlıkları (veya bunların hisselerini) küresel finans piyasalarına "güvence" olarak gösterir. Uluslararası tahvil ihraç eder, yabancı fonlara blok hisse satar veya bu varlıkları kaldıraç yaparak dış borç/sermaye çeker. Buradaki kaynak fiktif değil, gelecekteki nakit akışlarının bugüne iskonto edilmesi veya mevcut devlet varlıklarının uluslararası likiditeye dönüştürülmesidir.</p>
<p>- Sonuç Neden Farklıdır? Bu yöntem yasalara dayanır, uluslararası denetime ve kredi derecelendirme kuruluşlarının onayına tabidir. Buradaki risk "şirketin kağıt üstünde şişmesi" değil, ülkenin en stratejik varlıklarının dış borç karşılığında ipotek altına girmesi veya küresel sermayeye devredilmesidir.</p>
<p>Özetle: Fiktif Balon ile Stratejik Kaldıraç Arasındaki Çizgi</p>
<p>- 2026 Fon Krizi: Ortada gerçek bir değer yokken, kuralların etrafından dolaşılarak ve fiyatlar manipüle edilerek "hayali bir varlık ve likidite" yaratma çabasıdır. Bu bir suç ve piyasa dolandırıcılığıdır; sonuçta sistem çöker.</p>
<p>- Türkiye Varlık Fonu: Ortada devletin yüz yıllık somut ekonomik varlıkları vardır; bu varlıklar sistemik bir politika aracı olarak uluslararası masaya sürülür ve nakde çevrilir. Bu bir egemen finansman stratejisidir; sonuçta varlıklar el değiştirir veya ülke borçlanır.</p>
<p>Birinde hukuk dışı bir illüzyon (kandırmaca) ile sistemin altı oyulurken; diğerinde hukuki ve politik bir yetkiyle devletin mülkiyeti finansal bir kaldıraç olarak küresel piyasalara açılmaktadır.</p>
<p><strong>Son Söz: Sadece finansal göstergelere bakmak yeterli değil</strong></p>
<p>Anlamadığım finans konusunda Gemini ile birlikte yaptığımız bu değerlendirmelere şunu eklemem gerekiyor. Benim için bir sorunun büyüklüğü berberde konuşulması ile ölçülür. Bu krizi, 25 yıldır borsada yer alan deneyimli biri olan berberimin şöyle anlatıyor: “Bu fonları biliyorduk; hiçbirine bulaşmadım ama portföyümün değeri yüzde 20’sine düştü.” Bu, Malta’da ev almak için oluşturulmuş bir portföy değil, yüksek enflasyon ortamında çalışanların ücretlerini ödeyebilmek ve kira dahil dükkanı çevirebilmek için kurulmuş bir finansal yapı.</p>
<p>Emekli bir akademisyen ile konuşuyorum: “Danışmanlığını yaptığım bir işadamı ‘Bu düzelmezse ben Kasım’da maaş ödeyemem’ dedi.”diyor.</p>
<p>Bunlar sorunun bir de ekonomik boyutu olduğunu gösteriyor. Gemini, bu konuda sorumu yanıtlarken “Yüksek faiz ve enflasyon ortamında, güçlü net nakit pozisyonuna sahip bazı sanayi ve perakende şirketlerinde net kârın %30 ila %60’ı (bazı özel çeyreklerde ve sığ şirketlerde çok daha yüksek oranlar) esas faaliyetlerden değil, tamamen yüksek faizli mevduatlardan veya finansman gelirlerinden (faaliyet dışı) gelmiştir” ifadesini kullanıyor. Bir vatandaş olarak uzman ve yöneticilere bu konuya da özen göstermelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varlik-fonuna-tvf-gozumuz-gibi-bakmaliyiz-88996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) gözümüz gibi bakmalıyız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Av. AYŞE UZUN NURİLİ - <em>Penezoğlu Hukuk Bürosu Direktörü</em></strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında son günlerin en önemli gündem maddesi, kamuoyunda "fon soruşturması" olarak bilinen süreç... İddialara göre bazı yatırım fonları, işlem hacmi sınırlı paylarda koordineli alımlar gerçekleştirerek fiyatları yapay biçimde yükseltti; artan iade talepleri karşısında ise likidite sorunu yaşandı. Soruşturma devam ediyor ve iddiaların sübutunu yargı mercileri belirleyecek. Ancak iddia konusu yöntem, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen işlem bazlı piyasa dolandırıcılığının bilinen görünümlerinden biri ve yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Basına yansıyan bilgilere göre soruşturmada incelenen paylar son üç yıl içinde halka arz edilmiş, halka açıklık oranı düşük paylar; bu payların önemli bir kısmı birkaç fonda toplanmış ve fiyatlar şirketlerin finansal durumuyla açıklanamayacak düzeylere çıkmış. İddia edilen bu örüntü, ABD'de son iki yılda küçük yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşanan dalgayla neredeyse birebir örtüşüyor: dolaşımdaki payların dar bir çevrede toplanması, piyasanın tanıdık yatırımcılar ve ilişkili taraflarca yapılan yüksek hacimli alımlarla yönlendirilmesi, fiyatın şirketin temel göstergelerinden koparılması ve küçük yatırımcının sosyal medya üzerinden işleme çekilmesi. Ayrı bir soruşturmada da sosyal medya üzerinden yatırımcı yönlendirildiği iddiasıyla 16 kişi tutuklandı. Türkiye'deki iddiaların ayırt edici yanı ise zararın yalnızca payı doğrudan alanlara değil, bu payları taşıyan fonların katılma payı sahiplerine de yansıması. Üstelik ABD'deki model, Türk şirketlerini farkında olmadan bu düzeneğin aracı haline getirme riski de taşıyor.</p>
<p>ABD'de bu yöntemin adı "pump and dump"; Türkçeye "şişir ve sat" olarak çevrilebilecek bu yöntemde, payın fiyatı yapay yollarla yükseltiliyor, küçük yatırımcı işleme çekiliyor ve ardından payları elinde tutanların satışıyla fiyat çöküyor. Son iki yılda bu uygulamanın en yoğun örnekleri, Nasdaq'ta işlem gören mikro ölçekli ("microcap") ve piyasa değeri çoğunlukla 100 milyon doların altında kalan yabancı şirketlerin halka arzlarında yaşandı. Bloomberg'in araştırmasına göre 2023'ten bu yana yaklaşık 60 şirkette bu örüntü tespit edildi ve yaklaşık 16 milyar ABD doları tutarında piyasa değeri kaybı yaşandı.</p>
<p>Asıl mesele, ABD'nin bu dalgaya karşı aldığı tedbirlerin ağırlıklı olarak Çin bağlantılı şirketleri hedef alması. Nasdaq'ın yalnızca Çin merkezli ihraççılara uyguladığı 25 milyon dolarlık yüklenimli arz şartı, bu düzeneğin iş modelini Çin için fiilen işlemez hale getirdi. Bu düzeneği yönetenler için Çin kapısı büyük ölçüde kapanmış durumda ve bu yapıların yeni hedeflerinden biri Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli şirketler.</p>
<p><strong>Sistem nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bu halka arzlarda sürecin tüm aşamaları birbiriyle bağlantılı aktörlerce yürütülüyor. Halka arzı organize eden danışman ihraççıyı buluyor ve süreci yönetiyor. Halka arza aracılık eden kurum (underwriter) çoğunlukla aynı danışmanla sürekli çalışan küçük ölçekli bir aracı kurum. Değerleme aynı çevrede hazırlanıyor ve şirketin faaliyet sonuçlarından çok toplanması hedeflenen fon tutarına göre şekilleniyor. Arzda payları edinen ilk yatırımcılar ise çoğunlukla danışmanın kendisi veya onunla bağlantılı kişiler. Paylar, gerçek faydalanıcıyı gizleyen çok sayıda paravan hesaba (nominee) dağıtılıyor ve fiili dolaşımdaki payların (free float) aslında birkaç elde toplandığı görünmez hale geliyor. Halka arzın ardından pay sosyal medyada pazarlanıyor, fiyat yükseliyor ve bu çevre satışa geçiyor.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında ise her şey olağan bir halka arz gibi görünüyor. Bu görünümün en önemli dayanaklarından biri de kayıt beyanında (registration statement) adı geçen bağımsız denetçi ve hukuk bürolarının varlığı.</p>
<p><strong>ABD'nin önlemleri ve somut sonuçlar</strong></p>
<p>Nasdaq, 2024'ten bu yana kotasyon kurallarını adım adım sıkılaştırdı. Mart 2024'ten itibaren halka arzı yöneten aracı kurumun Nasdaq üyesi veya sınırlı aracılık üyesi (limited underwriting member) olması şartı getirildi. 2025'te, ilk kotasyon için aranan halka açık pay değerinin yalnızca halka arzda satılan paylarla karşılanması zorunlu hale geldi; mevcut ortakların satışa sunduğu paylar artık bu hesaba katılmıyor. Aralık 2025 itibarıyla Nasdaq Capital Market'te bu asgari tutar tüm kotasyon standartlarında 15 milyon ABD Doları’na çıkarıldı. Aynı dönemde pay fiyatı on işlem günü boyunca 0,10 ABD Doları veya altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasına ilişkin kuralın kapsamı genişletildi. Temmuz 2026'da ise piyasa değeri 30 iş günü boyunca 5 milyon ABD dolarının altında kalan şirketlerin uyum süresi tanınmadan kottan çıkarılmasını öngören kural onaylandı; ancak kural, itirazlar üzerine durduruldu ve SEC Eylül 2026'da kuralı esastan incelemeye aldı.</p>
<p>Nasdaq ayrıca Haziran 2026'da yürürlüğe giren yeni kotasyon kuralıyla Çin, Hong Kong ve Makao merkezli ihraççılar için özel bir rejim getirdi. Bu ihraççıların halka arz yoluyla kote olabilmesi için ABD'de yüklenimli (firm commitment) bir arz gerçekleştirmesi ve bu arzda asgari 25 milyon ABD doları brüt hasılat elde etmesi gerekiyor. Yüklenimli arzda aracı kurum, payların tamamını ihraççıdan satın alarak yatırımcılara satmayı üstleniyor. Bu tutarın hesabında yalnızca şirket yöneticileri, yönetim kurulu üyeleri ve yüzde 10'un üzerinde paya sahip ortaklar dışındaki yatırımcılara (public holders) yapılan satışlar dikkate alınıyor. Asgari tutarın yüksek tutulması ve içeriden kişilere yapılan satışların hesaba katılmaması, küçük ve dar bir çevre tarafından doldurulan arzların önüne geçmeyi amaçlıyor. Bir şirketin "Çin merkezli" sayılıp sayılmadığı ise yalnızca merkezine veya kuruluş yerine göre değil; varlıklarının, gelirlerinin, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerinin ve çalışanlarının çoğunluğunun nerede olduğuna ve şirketin kimin kontrolünde bulunduğuna bakılarak bütüncül bir değerlendirmeyle belirleniyor. Bu nedenle kontrolü Çin bağlantılı yatırımcılara geçen bir Türk şirketi de bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) cephesinde ise Eylül 2025'te kurulan sınır ötesi görev gücü, özellikle Asya merkezli ihraççıları ve bu ihraççıları ABD piyasasına taşıyan, başta denetçiler ve aracı kurumlar olmak üzere "gatekeeper", yani kapı bekçisi konumundaki meslek mensuplarını hedef alıyor. Bu kapsam, kayıt beyanında görüşüne yer verilen hukuk bürolarını ve halka arz sürecinde rol alan finansal danışmanları da içine alabiliyor; bu nedenle Türk hukuk bürolarının ve finansal danışmanların da bu tür tekliflere karşı dikkatli olması gerekiyor. SEC, Eylül 2025 ile Nisan 2026 arasında Çin, Hong Kong, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı 14 yabancı ihraççının pay işlemlerini, sosyal medya üzerinden yürütülen manipülasyon şüphesiyle askıya aldı. Bu şirketlerin neredeyse tamamı paylarını 4 ABD Doları’ndan halka arz etmişti; bazılarının pay fiyatı kısa sürede 200 ABD Doları’nın üzerine çıkmıştı. ABD Temsilciler Meclisi'nin Çin'e ilişkin özel komitesi de Mart 2026'da bu halka arzları yürüten bazı aracı kurumlardan, paravan hesaplara ve halka arz sonrası koordineli alımlara ilişkin belge talep etti.</p>
<p>Somut sonuçlar da gelmeye başladı. Chicago'da savcılık Mart 2025'te, Nasdaq'ta işlem gören China Liberal Education paylarında sosyal medya üzerinden yürütüldüğü iddia edilen bir manipülasyonla bağlantılı 214 milyon ABD doları tutarındaki gelire el koydu ve yedi kişi hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla iddianame düzenlendi; mahkeme Mayıs 2025'te bu tutarın müsaderesine karar verdi. Eylül 2025'te ise Nasdaq'ta işlem gören Ostin Technology'nin eş CEO'su ile bir finansal danışman hakkında, 100 milyon ABD Doları’nı aşan kazanç sağladıkları ve 950 milyon ABD Doları’nı aşan piyasa değeri kaybına yol açtıkları iddia edilen bir pump and dump planı nedeniyle Virginia'da iddianame düzenlendi. Aynı şirkete karşı Şubat 2026'da yatırımcılar da toplu dava açtı. New York'ta savcılık Haziran 2026'da Hong Kong merkezli iki Nasdaq şirketinin paylarındaki manipülasyonla bağlantılı 19,5 milyon ABD Doları’na daha el koydu. Aracı kurumlar cephesinde de ilk somut adım atıldı: ABD'de aracı kurumları SEC gözetiminde denetleyen Finansal Sektör Düzenleme Kurumu (FINRA), Ocak 2026'da birbirine bağlı iki aracı kurum ve bu kurumların eski genel müdürü hakkında disiplin şikâyeti başlattı. Henüz ispatlanmamış iddialara göre bu kurumlar, ihraççıların yönlendirdiği ve neredeyse aynı bilgilerle açılmış hesaplar üzerinden halka arzlara katılım sağlanmasına ve halka arz fiyatının üzerinde koordineli alım emirleri verilmesine karşı gerekli denetimi yapmadı.</p>
<p>Buna karşın SEC'in bu vakalarda bugüne kadar kullandığı başlıca araç, işlem durdurma kararları oldu. Görev gücü kapsamında sonuçlanmış bir idari para cezası henüz kamuoyuna yansımadı. ABD Kongresi'nde ise SEC'in yaklaşımının olay gerçekleştikten sonra müdahale eden reaktif bir yapıda kaldığı eleştirileri dile getiriliyor. Yaptırımlar şimdilik ağırlıklı olarak ceza soruşturmaları, el koyma kararları ve yatırımcı davaları yoluyla geliyor. Bu tedbirlerin toplam etkisi ise belirgin: 2025'in ilk yarısında ABD'de yaklaşık 80 mikro ölçekli halka arz gerçekleşmişken (yılın tamamında bu sayı 140'a yaklaştı), 2026'da Temmuz ortası itibarıyla bu sayı 13'te kaldı.</p>
<p><strong>Peki, bu tablo Türkiye'yi neden ilgilendiriyor?</strong></p>
<p>Çünkü getirilen en sıkı kurallar yalnızca Çin bağlantılı ihraççılara uygulanıyor. Bu halka arzları organize eden yapıların sermayesi, ABD'deki aracı kurum ilişkileri ve iş modeli ise yerinde duruyor. Bu yapıların yeni ihraççılar araması kaçınılmaz ve bu nitelikteki talepler Türkiye'deki şirketlere de ulaşıyor. Çin merkezli bir şirketin kote olabilmesi için artık en az 25 milyon dolarlık yüklenimli bir arz gerekirken, bir Türk şirketi için 15 milyon dolarlık halka açık pay eşiği yetiyor. Bu fark, Türkiye'yi bu yapılar için doğal bir alternatif haline getiriyor.</p>
<p>Bu risk, kuralın hazırlık sürecinde de açıkça dile getirildi. SEC'in Mayıs 2026 tarihli onay kararına yansıyan görüşlerde, sıkılaştırılmış kuralların yalnızca Çin ile sınırlı tutulması halinde bu yapıların dolandırıcılığın daha da kolay olduğu başka ülkelere kayabileceği uyarısı yer aldı. Nasdaq ise şimdilik başka ülkeler için özel bir kurala ihtiyaç görmediğini, ancak durumu izlemeye devam edeceğini ve gerekirse belirli ülkeler için de kotasyon standartlarını yükselteceğini açıkladı. SEC de onay kararında, Nasdaq'ın şirketin bulunduğu yeri gözeterek kotasyon talebini reddetme yetkisinin zaten mevcut olduğunu ve bu yetkinin Çin ile sınırlı olmadığını hatırlattı. SEC'in işlem durdurduğu 14 şirketin 8'inin Çin veya Hong Kong değil, Singapur, Malezya, Endonezya ve Japonya bağlantılı olması da bu yapıların tek bir ülkeyle sınırlı olmadığını ve farklı ülkelerden ihraççı bulabildiklerini gösteriyor.</p>
<p>Nasdaq'ın bu açıklaması Türkiye açısından özellikle önemli. Türk şirketleri üzerinden gerçekleştirilecek birkaç kötü niyetli halka arz, Türkiye'nin de Çin gibi ülkeye özgü ve çok daha ağır kotasyon şartlarına tabi tutulan ülkeler arasına alınmasına yol açabilir.</p>
<p>Bu noktada bir ayrımı net biçimde yapmak gerekiyor. Türk şirketlerinin ABD sermaye piyasalarında halka arz edilmesi, Türkiye ekonomisi için gurur verici bir gelişme. Hepsiburada 2021'de Nasdaq'ta halka arz edilen ilk Türk şirketi oldu, Martı da 2023'te bir SPAC birleşmesi yoluyla New York'ta işlem görmeye başladı. Türkiye'nin girişim ekosistemi oyun, e-ticaret, finansal teknoloji ve mobilite başta olmak üzere pek çok alanda uluslararası ölçekte şirketler çıkarıyor. Bu yapılar üzerinden gerçekleştirilecek tek bir halka arz ve ardından gelecek bir soruşturma dahi, ABD'de halka arz planlayan Türk şirketlerine yönelik şüpheyi artırabilir ve bu şirketlerin çok daha sıkı incelemelerle karşılaşmasına yol açabilir. Yıllarını ürününe ve ekibine vermiş, Türkiye'nin yeni başarı öyküleri olmaya aday girişimler bu muameleyi hak etmiyor. Birkaç kötü niyetli yapı yüzünden bu emeklerin heba olmasına izin verilmemeli.</p>
<p><strong>İhraççı şirket ve yönetim kurulu için sonuçlar</strong></p>
<p>Pay fiyatı çöktüğünde halka arzı organize edenler pozisyonlarını çoktan kapatmış oluyor, sorumluluk ise ihraççıda ve yöneticilerinde kalıyor.</p>
<p>İhraççı, ABD menkul kıymetler mevzuatı uyarınca kayıt beyanındaki yanlış veya eksik bilgilerden kusursuz sorumlu. Fiyatı sert düşen ihraççılara karşı toplu dava (class action) açılması ABD'de yaygın ve uzlaşma bedelleri dahi küçük ölçekli bir şirketin mali yapısını sarsabilecek düzeyde. SEC, pay işlemlerini on iş gününe kadar askıya alabiliyor, ağır vakalarda ihraççının kaydını tümüyle iptal edebiliyor, haksız kazancın iadesini (disgorgement) ve para cezası ödenmesini talep edebiliyor. Nasdaq ise, SEC incelemesi sürdüğü için henüz uygulanmayan yeni asgari piyasa değeri şartından bağımsız olarak, kamu yararı gerekçesiyle kottan çıkarma (delisting) konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip ve bu yetkiyi manipülasyon şüphesi bulunan küçük ölçekli paylar bakımından aktif biçimde kullanıyor. Kottan çıkarılmış ve SEC incelemesi altındaki bir şirketin yeniden fon bulması, hatta bankacılık ilişkilerini sürdürmesi bile güçleşiyor.</p>
<p>Yönetim kurulu üyeleri bakımından tablo daha da ağır. Kayıt beyanının sunulduğu tarihte görevde bulunan her yönetim kurulu üyesi, beyanı imzalayıp imzalamadığına bakılmaksızın 1933 tarihli ABD Menkul Kıymetler Kanunu'nun (Securities Act) 11. maddesi uyarınca şahsen sorumlu tutulabiliyor. Bu sorumluluğa karşı temel savunma, gerekli özenin gösterildiğinin ve makul bir araştırma yapıldığının (due diligence) ispatı; "bilmiyordum" savunması tek başına yeterli değil. Yönetim kurulu üyeleri ve kontrol eden pay sahipleri, ihraççının ihlallerinden kontrol eden kişi (control person) sıfatıyla da sorumlu tutulabiliyor. Genel müdür ve finans müdürünün periyodik raporlara ilişkin onayları ise Sarbanes-Oxley Kanunu kapsamında, bilerek yanlış beyanda bulunulması halinde cezai yaptırıma bağlanmış durumda. SEC, yöneticilerin halka açık şirketlerde görev almaktan men edilmesini talep edebiliyor; bilerek iştirak edilen hallerde ise menkul kıymet dolandırıcılığı suçlamasıyla ceza soruşturması gündeme gelebiliyor. Yönetici sorumluluk sigortaları ("D&amp;O") dolandırıcılık ve kasıtlı eylemleri genellikle teminat dışında bıraktığından, dolandırıcılık tespit edildiğinde bu risk yöneticilerin kişisel malvarlığına yansıyabiliyor.</p>
<p>Türk hukuku bakımından da sorumluluk gündeme geliyor. Bu arzlarda kote olan şirket çoğu zaman Cayman Adaları veya Britanya Virjin Adaları'nda kurulu bir holding, Türk şirketi ise onun iştiraki oluyor; bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesi Türk iştirakin yönetim kurulu üyelerine uygulanıyor. Türk anonim şirketinin paylarını doğrudan ABD'de ihraç ettiği yapılarda ise bu sorumluluk doğrudan ihraççının yönetim kuruluna uzanıyor. Her iki durumda da yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu. ABD'de verilen kararların Türkiye'de tanıma ve tenfiz yoluyla icrası da gündeme gelebilir.</p>
<p>Kurucular açısından çoğu zaman gözden kaçan bir nokta ise satmama taahhüdü ("lock-up"). Bu yapılarda kurucular halka arzın ardından belirli bir süre paylarını satmamayı taahhüt ederken, danışman çevresinin paravan hesaplardaki payları serbestçe işlem görebiliyor. Fiyat şişirilip çöktüğünde danışman çevresi pozisyonunu kapatıp çıkarken, kurucular kendi şirketlerinin değerinin eridiğini izlemek zorunda kalıyor. Ardından açılan davalarda davalı konumunda kalanlar ise yine şirket ve yönetim kurulu oluyor.</p>
<p><strong>Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nitelikte bir teklif alan şirketler bakımından, ABD'de düzenleyicilerin ve Kongre'nin tespitlerinde öne çıkan ortak uyarı işaretleri iyi bir kontrol listesi oluşturuyor. Halka arzı yönetecek aracı kurumun ve danışmanın geçmişi incelenmeli; daha önce aracılık ettikleri halka arzlarda payların işlem görmeye devam edip etmediği, kısa sürede sert düşüş yaşanıp yaşanmadığı ve kottan çıkarılma olup olmadığı kontrol edilmeli. Aracı kurumun ve danışmanın ABD'deki kayıt durumu FINRA BrokerCheck üzerinden teyit edilmeli.</p>
<p>Bazı vaatler ise başlı başına uyarı işareti niteliğinde. Şirketin sektörü, gelirleri ve büyüklüğü hiç sorgulanmadan halka arzın mümkün olduğunun söylenmesi; halka arzın başarısız olmayacağının, gerekirse eksik kalan kısmın danışman tarafından tamamlanacağının garanti edilmesi ve arzın büyük kısmının danışmanın yurt dışındaki kendi yatırımcı çevresi tarafından karşılanacağının belirtilmesi bunların başında geliyor. Halka arz öncesinde danışmana veya üçüncü kişilere bedelsiz ya da çok düşük bedelle pay verilmesi, şirketten kendi çevresinden yatırımcı getirmesinin istenmesi, halka arz sonrasında fiyatı "desteklemek" için alım yapılacağının söylenmesi ve değerlemenin danışmanın tanıdığı bir kuruluşa yaptırılacağının ya da "halledileceğinin" ifade edilmesi de aynı kategoride. Danışmanın asıl kazancının danışmanlık ücretinden değil, halka arz sonrasındaki pay işlemlerinden geleceğinin anlaşılması ise belki de en açık işaret: Bu durumda danışmanın çıkarı şirketin uzun vadeli başarısında değil, halka arzın hemen ardından gelen fiyat hareketinde.</p>
<p>Değerleme danışmandan bağımsız bir kuruluşa yaptırılmalı; halka açılacak payların kimlerin elinde toplanacağı ve halka arz sonrasında şirket üzerindeki kontrolün kimde olacağı halka arz öncesinde açıkça belirlenmeli.</p>
<p>Fon soruşturmasına konu iddialar, sığ paylarda fiyatın yapay biçimde yönlendirilmesinin yatırımcılar ve piyasa güveni açısından yaratabileceği riskleri bir kez daha gündeme taşıdı. ABD, küçük yabancı şirketlerin halka arzları üzerinden yürütülen bu son dalgayla son yıllarda yüzleşti ve bu yapılara karşı önlemlerini kademeli olarak sıkılaştırdı. Meşru Türk şirketlerinin ABD piyasalarındaki itibarını korumak, hem şirketlerin hem de onlara danışmanlık verenlerin bu tekliflere aynı dikkatle yaklaşmasına bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sig-tahtali-hisselerde-manipulasyon-ve-abddeki-halka-arzlar-turk-sirketleri-icin-riskler-88994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sığ tahtalı hisselerde manipülasyon ve ABD&#039;deki halka arzlar: Türk şirketleri için riskler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından her yıl hazırlanan ve 31 Aralık tarihli mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri ile pek çok ürün grubunun güvenli ve mevzuata uygun şekilde ülkemize ithal edilmesi sırasında gerçekleştirilecek ürün güvenliği denetimlerine ilişkin izlenecek yol ve yöntemler hükme bağlanmaktadır.</p>
<p>Öngörülen tüm ürün güvenliği denetimleri farklı ürün gruplarını kapsamakta ve denetimlerin Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) üzerinden risk esaslı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ancak tüm ithalatçıların aynı risk havuzunda alınarak denetlenmesi, sistemin en önemli handikabı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ithalat yapan işletmeler arasında zaten devlet tarafından güvenilirliği tescilli bir grup bulunmaktadır: Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahipleri.</p>
<p>Bilindiği gibi, Gümrük Yönetmeliği'nin 21/A maddesi hükmü doğrultusunda YYS statüsü, Türkiye’de yerleşik firmaların; mali yeterlilik, emniyet ve güvenlik, kayıtların izlenebilirliği, gümrük mevzuatına uyum ve YYS emniyet ve güvenlik koşullarını sağladığını ilan eden uluslararası bir güvenilirlik beratı ile kanıtlanmaktadır. Bir firmanın YYS sahibi olabilmesi, yıllar süren ayrıntılı bir yerinde denetim sürecinden geçmesi ile mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Hali hazırda Türkiye'de 800'ü aşkın YYS sahibi firma, dış ticaret hacmimizin %35'inden fazlasını gerçekleştirmektedir. Bu firmalar ISO 9001, 27001, 28000 gibi uluslararası standartlara da sahiptir.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, özellikle Kasım 2023 tarihinden itibaren YYS'ye yönelik TAREKS'te ayrıcalık sağlandığını teyit etmiştir. Bakanlık sunumlarında "YYS Sahibi Firmalara Ayrıcalık – Bakanlığımız tarafından ithalat denetimlerinde Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası bulunan firmalara bu sertifikaya sahip olmayan firmalara kıyasla TAREKS risk analizi aracılığıyla daha ayrıcalıklı uygulamalar sağlanmaktadır" ifadesi açıkça yer almaktadır.</p>
<p>Keza, iç talimatlarda "TAREKS sistemi üzerinden yapılan başvurularda, firmanın YYS sertifikasına haiz olması halinde, sertifika sahibi olmayan firmalara kıyasla risk analizinde ayrıcalıklı uygulamalar sağlanıyor" ibaresi de yer almaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, bu ayrıcalık bir Genel Müdürlük iç talimatı / TAREKS algoritma parametresi seviyesinde kalmakta, Resmi Gazete’de yayımlanan kamuya açık tebliğin kendisinde şeffaf, bağlayıcı ve öngörülebilir bir madde olarak yer almamaktadır. Bu durum hem hukuki öngörülebilirliği zedelemekte hem de uygulama takdiri memur inisiyatifini ön plana çıkarmaktadır.</p>
<p>Konuya ilişkin uluslararası uygulamalara baktığımızda:</p>
<p>a) Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ) SAFE Çerçevesi: Madde 3.3'te "Gümrük idareleri AEO statüsü sahiplerine mümkün olan en düşük risk seviyesini uygulamalı ve denetimlerini azaltmalıdır" hükmü yer almaktadır. Bu arada, Türkiye’nin de DGÖ üyesi olduğu hususu unutulmamalıdır.</p>
<p>b) Avrupa Birliği Gümrük Kodu: AB Gümrük Kodu Madde 38/6'ya göre AEO-C ve AEO-S sahipleri fiziki ve belge kontrolüne daha az tabi tutulur. AB'nin “ICS2” ve “Market Surveillance” sistemlerinde AEO için risk katsayısı %70 daha düşük uygulanmaktadır.</p>
<p>c) ABD C-TPAT Programı: C-TPAT üyesi ithalatçılar için CBP'nin denetim oranı %3-4 iken, diğer firmalarda %20-25 seviyesindedir.</p>
<p>Bu bakımdan, Türkiye’de de WCO SAFE Framework ve AB-AEO uygulamaları ışığında, YYS için denetim sıklığının azaltılması, risk skorunun düşürülmesi ve güvenilir ithalatçı modeline geçişin gerekliliğini ortaya koyması gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p>YYS'nin asıl vaadi hız ve öngörülebilirliktir. Ancak YYS'li firmalar da TAREKS'te aynı ürün için "Kapsam Dışı" kararı alırken bile aynı prosedürü tamamlamak zorunda kalmakta ve ciddi maddi kayıplar ve zaman kayıpları yaşamaktadır. <br />TAREKS'te risk analizi ürün ve ülke odaklıdır, firma geçmişi ve statüsü odaklı değildir. Oysa 10 yıldır tek bir cezai durumu olmayan, düzenli denetlenen YYS firması ile ilk kez ithalat yapan firma aynı risk skoruyla değerlendirmeye alınmaktadır. Bunun, yapay zekâ destekli yeni TAREKS'in ruhuna da aykırı olduğu düşünülmektedir.<br />Ayrıca denetim için gereken efor en güvenli firmalara harcandığında, asıl riskli, kayıt dışı ve merdiven altı ithalat yapan firmalar gözden kaçabilmektedir. Bu durum hem haksız rekabet yaratmakta hem de hedeflenen “tüketici güvenliği” için tehdit ortamı oluşturmaktadır.</p>
<p>Başta da belirttiğimiz gibi, Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü, devletin özel sektöre verdiği bir "güvenilirlik beratıdır". Bu beratın Ürün Güvenliği Tebliğleri'nde bir karşılığının olmaması, sistemin kendi içindeki çelişkileri ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, 2027 yılında uygulanacak tebliğlerin hazırlıkları sırasında, bu çelişkiyi gidermek gerektiği; yaklaşan tarihin önemli bir fırsat yarattığı ve Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nün, 2027 yılı tebliğlerinde YYS'yi açıkça tanımlayan ve bu firmaların ithal ürünlerini risk kriteri dışında değerlendiren bir düzenlemeyle, hem WCO SAFE Framework standartlarına tam uyumu tamamlamaya hem de güvenilir firmayı ödüllendiren, kötü niyetliyi ayıklayan bir sistem oluşturması olanağına sahip olduğu gerçeğini belirtmek isterim.</p>
<p>Tekraren vurgulamak gerekirse, her yıl 31 Aralık'ta Resmi Gazete'de Ürün Güvenliği ve Denetimi Tebliğleri yayımlanmaktadır. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS) sahibi firmalar için 2027 yılı tebliğlerinde açık, öngörülebilir ve ölçülebilir bir ayrıcalık tanımlanmasını önerilmektedir. Mevcut durumda YYS sahibi firmaların TAREKS risk analizinde kısmen avantajlı olduğu Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü'nce de teyit edilmiş olmasına rağmen, bu avantaj tebliğ metinlerinde normatif bir karşılığa sahip değildir.</p>
<p>Önerimiz ceza değil, ödül sistemidir. Güvenilir olana daha az denetim, riskliye daha çok denetim. Bu prensip, tüm dünyada kabul görmüş modern gümrük yönetiminin esasını oluşturmaktadır.</p>
<p>Sözün özü, 2027 yılı Ürün Güvenliği Tebliğleri hazırlanırken YYS sahibi firmalar için uygulamanın farklılaştırılması ve “referans numarası yönetimi” ile beyan esaslı yöntemin kabul edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-hatta-urun-guvenligi-paradoksu-88993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Hat’ta ürün güvenliği paradoksu  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım fonlarında yaşanan kriz, bazı fonların ilişkili hisselerde gerçekleştirdiği işlemlerle oluşan şişirilmiş fiyatlar, bu fiyatların yarattığı yüksek getiriler ve ardından gelen yoğun fon çıkışlarıyla yeni bir boyut kazandı. Kriz, yalnızca fonların değil, sermaye piyasalarına duyulan güvenin de ciddi biçimde sorgulanmasına yol açtı.</strong></p>
<p>MFÖ’nün Bodrum Bodrum şarkısı “nasıl anlatsam nereden başlasam” diye başlar. Varlığı uzun süredir çeşitli çevrelerde dile getirilen yatırım fonları sektöründeki risklerin krize dönüştüğü şu günlerde tam da böyle bir noktadayız. Krizi her yönüyle analiz edecek resmi veri ve bilgiye sahip değiliz. Ancak krizin belli yönlerini kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlayabildiğimiz kadarıyla ele almaya çalışalım.</p>
<p><strong>Şişirilmiş hisse fiyatlarıyla oluşturulan “ponzi benzeri” yapı</strong></p>
<p>Krizin temelinde, bazı yatırım fonlarının ilişkili taraflarla bağlantılı hisselerde yoğunlaşan işlemleri sonucunda bu hisselerin fiyatlarının ekonomik temellerinden koparak yapay biçimde yükselmesinin yattığı ileri sürülüyor. Bu süreçte fonlarda oluşan olağanüstü getiriler yeni yatırımcıları fonlara çekerken, artan yeni fon girişlerinin spekülatif portföy işlemlerini daha da büyüttüğü anlaşılıyor. Financial Times bu mekanizmayı “Ponzi benzeri” bir yapı olarak niteledi. Varlıkların fiyatı (ve asıl değeri) açısından temel sorunlardan biri; etkin biçimde fiyatlanıp fiyatlanmadığı tartışmalı hisselerde “oluşturulan” borsa fiyatlarının değer algısını biçimlendirmesiydi.<strong><sup>(1)</sup></strong> Bu algı yatırım kararlarında ve teminat kalitesinin belirlenmesinde fazla iyimser bir havanın doğmasına neden olmuştur. Nitekim, serbest fonların birim pay fiyatlarındaki artışı besleyen spekülatif değerlenme, fonlardan çıkış dalgası başlayınca sürdürülemedi. Varlıkların şişirilmiş fiyatlardan satılamaması ise; şimdilik fonlar düzeyinde kalan bir değer-likidite krizine dönüşmüş gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Fon tahaccümü</strong></p>
<p>Yatırımcıların kısa sürede ve topluca fon paylarını nakde çevirmek istemesi, kriz sürecinde fona hücum (tahaccüm) benzeri bir davranışın ortaya çıkmış olabileceğini düşündürüyor (bunun veriyle de sınanması gerekli). Küresel Finans Krizi (KFK) sırasında da, özellikle Eylül 2008’de, para piyasası fonları yoğun geri alım talepleriyle karşılaşmıştı.<strong><sup>(2)</sup></strong> Schmidt vd. (2016) da belirtildiği gibi, bu tür hücumlar varlık sınıfı olarak banka mevduatıyla sınırlı olmayabilmektedir. KFK sırasında borsa yatırım fonları (ETF’ler), yapılandırılmış yatırım araçları (SIV’ler) ve çok kısa vadeli tahvil fonları gibi birçok yatırım havuzunda hücuma benzer davranışlar görülmüştür. Bu süreçte nakit benzeri yükümlülükleri bulunan araçlar özellikle kırılgandı. Zira alacaklılar ödemelerini talep ederken varlıkları nakde çevirmek giderek zorlaşmış, varlıkların likiditesi ile ödeme yükümlülükleri arasındaki uyumsuzluk derinleşmişti. Kısacası, KFK hücuma benzer davranışların banka mevduatından çok daha geniş bir yatırım araçları grubunda ortaya çıkabileceğini göstermişti. Bizdeki fon krizinde de benzer bir iz var gibi görünüyor.<strong><sup>(3)</sup></strong></p>
<p><strong>Borsadaki güven iklimi </strong></p>
<p>Yatırım fonlarının ve diğer sermaye piyasası finansal aracılarının itimada müstenit sorumluluklarını sermaye piyasası işlemlerinin her aşamasında hukuka ve iş etiğine uygun biçimde yerine getirmesi gereklidir. Bugün yaşanan durum yatırım fonlarının güvene ve inançlı mülkiyete dayalı yapısının yaklaşık 500 bin yatırımcı için ağır biçimde zedelenmesi anlamına gelmektedir. En son İmar Bankası Krizi’nde (2003) yaşanan mevduata hücumun, fona hücum versiyonunu bu nedenle yaşadık. Umarız bu musibet, sermaye piyasalarımızın gelişmesinin önündeki başlıca engellerden birinin suçla yeterince etkili mücadele edilememesi olduğunu gösterir ve bu kez gerçekten “gereği yapılır”.</p>
<p>--</p>
<p><em>(1)  https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-steps-support-markets-after-fund-liquidity-crunch-sparks-selloff-2026-09-17/?utm_source ; https://www.ft.com/content/3943277e-eaf8-4faf-9f9c-1c05cb2ba992?syn-25a6b1a6=1 ; https://www.reuters.com/legal/transactional/turkish-firm-tera-portfoy-says-it-is-working-repay-investors-amid-liquidation-2026-09-20/?utm_source </em></p>
<p><em>(2) U.S. Securities and Exchange Commission (SEC). (2010). Money Market Fund Reform, Release No. IC-29132.</em></p>
<p><em>(3) Schmidt, L., Timmermann, A., &amp; Wermers, R. (2016). “Runs on Money Market Mutual Funds.” American Economic Review, 106(9), 2625–2657.  </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spekulatif-portfoy-yonetiminden-likidite-krizine-88992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Spekülatif portföy yönetiminden likidite krizine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv idrak ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa otomotiv sanayisinin elektrikli araç dönüşümünde rekabet artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden şekillenmiyor. Batarya teknolojisinden yazılıma, enerji maliyetlerinden şarj altyapısına, ikinci el piyasasından nitelikli iş gücüne kadar uzanan yeni değer zinciri, Türkiye için de gecikmeden kapsamlı bir yol haritası oluşturulmasını zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Önceki hafta Katowice’de düzenlenen New Mobility Congress’te, Avrupa otomotiv sektörünün elektromobilite dönüşümünde kimin kurallarıyla, hangi maliyetle ve hangi hızda gerçekleşeceği konuşuluyordu. Silezya bölgesinin kongreye hesaplaşma zemini vermesiyle Polonya’nın yalnızca montaj sahası mı, yoksa batarya, yazılım ve enerji değer zincirinin kritik halkası mı olacağı da tartışıldı.</p>
<p>Keşke “otomotiv geleceğimiz”in tüm paydaşlarıyla bu kadar açıkça Türkiye’de de tartışılabileceği bir ortam yaratılabilse, diyerek; Polonya’nın bize nasıl fikirler verdiğine bakmaya devam edelim…</p>
<p>Polonya, kongrede rekabet gücü ve yatırım ile kullanıcı güveni, servis ve ikinci el değeri konularını masaya yatırırken, Çin faktörü en gergin başlık olarak orada da öne çıktı. Avrupalı üreticiler, Çin rekabetini artık ucuz işçilik klişesiyle açıklamıyor; asıl sınav: batarya entegrasyonu, yazılım tanımlı araç mimarisi, hızlı ürün döngüsü ve maliyet inovasyonunun birlikte yapılması. Bu tablo, gümrük duvarlarından öte enerji fiyatı, izin rejimi, sermaye maliyeti ve Ar-Ge tasarımını gerektiren uyarıydı. Polonya için ayrım şuydu; Çinli markaların Avrupa’da üretimi yerli tedarikçilere sipariş açabilir; fakat teknoloji sahipliği kurulamazsa ülke düşük marjlı konaklama ekonomisine sürüklenir.</p>
<p>Batarya değer zinciri de test alanıydı... Hücre üretimi tek başına bağımsızlık sağlamıyor; maden rafinajı, katot-anot kimyası, geri dönüşüm, batarya pasaportu ve karbon ayak izi beyanı artık yatırım koşulu… Polonya’nın konumu ve sanayi kültürü var; eksik halkalar ise yüksek katma değerli aktif malzeme, ileri geri dönüşüm, rekabetçi elektrik fiyatı ve Ar-Ge’nin patente dönüşme hızı. Şarj altyapısı ise, sistemin en kırılgan yüzeyi... İstasyon sayısı artık başarı ölçüsü değil; asıl soru gerçek güç, kesintisiz çalışma, basit ödeme ve bekleme süresi. Mesele, şebeke, dinamik fiyatlandırma, akıllı şarj ve V2G olmadan yüksek penetrasyonun kırılganlık yaratması.</p>
<p>Ayrıca, teknoloji seçimi görev bazlı ekonomiye evrildi. Binek araçlarda batarya ve elektrikli mimari ana yol; hibrit ve menzil uzatıcı ise geçişte tampon işlevi görüyor. Ağır ticaride depo şarjı, batarya değişimi ve hidrojen yarışıyor. Hidrojen liman, demiryolu, kamyon ve sanayi dekarbonizasyonuna taşındı. E-yakıtlar ise niş... Araç artık çelik, cam ve motor değil; güncellenen, veri üreten mobil bilgisayar. Yazılım tanımlı araç, rekabet avantajı olmaktan çıkıp Avrupa pazarında lisans ve güven koşulu oldu. OTA, sürüş asistanları, veri ve siber güvenlik homologasyonun merkezine yerleşti.</p>
<p>Dönüşümün kitleselleşmesi aslında ikinci el piyasasına bağlı. Yeni satışlar teşviklerle hareketlenebilir; fakat yaygınlaşma, filo yenileme döngüsü, batarya sağlık sertifikası, garanti devri, sigorta ve onarım erişimi netleşince gelecek. Polonya’da Batı Avrupa’dan gelen kullanılmış BEV’ler fiyat baskısını azaltabilir; ancak standart batarya raporu ve şeffaf geçmiş olmadan bu akış risk üretir... Alıcı katalog menzilinden çok, beş yıl sonraki değer kaybını ve batarya sağlığını merak ediyor!</p>
<p>Sosyal taraftaysa; içten yanmalı motor, egzost ve transmisyon ekosistemindeki binlerce insanın yetkinlik haritası değişmek zorunda olması, en ağır başlık. Yüksek voltaj, güç elektroniği, mekatronik, veri analitiği ve yazılım testçiliğinde yeni iş gücü rejimi kurulmazsa servis, montaj ve Ar-Ge insan bulamayacak. Adil geçiş, yatırım çekmenin ön koşulu haline geldi.</p>
<p>AB düzenlemeleri artık çevre politikası değil; sanayi, ticaret ve enerji politikasının kesişiminde okunuyor. CO<sub>2</sub>, batarya, sınırda karbon ve ticaret savunma araçları ürün takviminden tedarikçi seçimine kadar her kararı etkiliyor. Asıl mesele hedeflerin büyüklüğü değil; uygulama takvimi, finansman ve idari kapasiteyle uyumu. Katowice’den çıkan tablo, Avrupa otomotiv endüstrisinin eşiklerin üst üste bindiği bir geçitte olduğunu gösteriyor. Elektrikli araç artık geleceğin teknolojisi değil; asıl rekabet, onu ölçeklenebilir, finanse edilebilir, güvenilir ve toplumsal meşru bir sanayi sistemine dönüştürmekten geçiyor. Polonya’nın önünde, Alman tedarik zincirinin ötesine geçip kendi teknolojik ağırlığını koyma imkânı duruyor. Asıl kayıp, arazi ve ucuz iş gücüyle tanımlanan taşeronlukta kalmak olur. Teknik vaadi finansal fizibiliteye, düzenleyici baskıyı sanayi kapasitesine ve tüketici merakını güvene çeviremeyen her proje yarım kalır.</p>
<p>Bizim endüstrimiz de, Made in EU ve IAA streslerinden şikâyet ederken, daha geç olmadan bir genel durum raporuyla yönümüzü netleştirmeli…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-idrak-ediyor-88991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv idrak ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Afrika madenciliğinde yaklaşık 40 milyar dolar ilave ekonomik değer, kıta ekonomisinde %4'e yakın GSYH artışı ve 3 milyondan fazla yeni istihdam yaratılabileceğini öngörüyor.</strong></p>
<p>Hemen her yazımda ifade ettiğim gibi, yirmi birinci yüzyılın küresel rekabeti artık yalnızca petrol ve doğal gaz üzerinden şekillenmiyor. Elektrikli araçlardan yenilenebilir enerji sistemlerine, savunma sanayiinden yarı iletken üretimine ve yapay zekâ altyapılarına kadar uzanan yeni ekonomik düzenin temelinde kritik mineraller yer alıyor. Lityum, bakır, kobalt, nadir toprak elementleri, grafit ve mangan gibi stratejik mineraller, ülkelerin sanayi politikalarını ve jeopolitik önceliklerini yeniden tanımlayan unsurlar hâline gelmiş durumda. Bu yeni dönemin en önemli aktörlerinden biri ise hiç kuşkusuz Afrika…</p>
<p>McKinsey &amp; Company'nin <em>African Bedrock: How the Continent's Minerals Can Help Power the World</em> başlıklı raporu, Afrika'nın sahip olduğu benzersiz mineral zenginliğinin küresel enerji dönüşümü ve yapay zekâ ekonomisinin geleceğinde belirleyici bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Ancak raporun en dikkat çekici tespiti, kıtanın bu olağanüstü jeolojik avantajını henüz sürdürülebilir ekonomik güce dönüştürememiş olması.</p>
<p><strong>Dünyanın en zengin kritik mineral havzası</strong></p>
<p>Afrika, kritik mineraller açısından dünyanın en avantajlı coğrafyalarından biri. Kıta, küresel kritik mineral rezervlerinin dörtte birinden fazlasına sahip olmasının yanı sıra platin grubu metallerin %61'ini, tantalın %72'sini, kobaltın %74'ünü, kromun %58'ini ve manganın %64'ünü barındırıyor. Ayrıca önemli grafit, bakır, lityum ve boksit rezervleriyle de küresel tedarik zincirlerinin vazgeçilmez halkası konumunda.</p>
<p>Bu üstünlük yalnızca rezerv miktarından kaynaklanmıyor. Afrika'daki birçok maden yatağı, dünyanın en yüksek tenörlü cevherleri arasında yer alıyor. Yüksek tenörlü cevherler, aynı miktarda metal üretmek için daha az kazı ve işleme gerektirdiğinden hem üretim maliyetlerini hem de karbon emisyonlarını düşürüyor. Gine'deki Simandou Demir Cevheri Projesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık %65 demir içeren yüksek kaliteli cevher sayesinde demir üretiminde ton başına karbon emisyonunun yaklaşık %5 azaltılabileceği hesaplanıyor. Bu durum, Afrika'nın yalnızca enerji dönüşümü için değil, küresel karbon azaltım hedefleri açısından da stratejik önemini artıran bir unsur.</p>
<p><strong>Artan talep Afrika'yı küresel rekabetin merkezine taşıyor</strong></p>
<p>Enerji dönüşümünün hızlanmasıyla birlikte kritik minerallere yönelik küresel talep de hızla büyüyor. McKinsey'in projeksiyonlarına göre enerji dönüşümünde kullanılan minerallere olan talep 2035 yılına kadar yıllık ortalama %4,5 oranında artacak. Buna karşılık nadir toprak elementleri, nikel ve mangan gibi minerallerde arz tarafı; cevher kalitesindeki düşüş, işleme kapasitesindeki yetersizlikler ve altyapı eksiklikleri nedeniyle giderek daha kırılgan hâle geliyor.</p>
<p>Jeopolitik gerilimlerin derinleşmesi ve ülkelerin stratejik kaynaklar üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik "kaynak milliyetçiliği" politikaları da küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda Afrika, yalnızca büyük rezervlere sahip bir kıta değil, aynı zamanda küresel sanayi politikalarının merkezinde yer alan stratejik bir oyuncu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Doğal zenginlik neden ekonomik güce dönüşemiyor?</strong></p>
<p>Buna rağmen Afrika'nın maden potansiyeli ekonomik başarıya aynı ölçüde yansımamaktadır. Rapora göre bunun temel nedeni jeolojik değil, yapısal sorunlar.</p>
<p>İlk sorun, arama faaliyetlerindeki yetersizlik. Afrika'nın yüzölçümü Çin, Avrupa ve ABD'nin toplamından daha büyük olmasına rağmen son beş yılda yıllık ortalama maden arama harcaması yalnızca 1,2 milyar dolar seviyesinde kaldı. Aynı dönemde Avustralya yaklaşık 2 milyar dolar, Kanada ise 2,2 milyar dolar arama yatırımı gerçekleştirdi. Bu nedenle özellikle nadir toprak elementleri gibi bazı minerallerde görülen düşük rezerv rakamlarının önemli ölçüde yetersiz arama faaliyetlerinden kaynaklandığı değerlendiriliyor.</p>
<p>İkinci temel sorun, projelerin olağanüstü uzun sürelerde hayata geçirilebilmesi. Hukuki belirsizlikler, izin süreçleri, finansman sorunları ve siyasi riskler nedeniyle birçok maden projesi on yıllarca bekliyor. Gine'deki Simandou Projesi bunun sembolik örneklerinden biri. Dünyanın en büyük yüksek tenörlü demir cevheri rezervlerinden biri olmasına rağmen keşiften ticari üretime geçiş yaklaşık otuz yıl sürdü; yıllık 120 milyon tonluk üretim potansiyeline sahip proje uzun süre finansman ve siyasi nedenlerle ilerleyemedi.</p>
<p>Altyapı eksiklikleri de Afrika madenciliğinin rekabet gücünü sınırlayan temel faktörlerden biri. Yetersiz demiryolu ağları, güvenilir olmayan elektrik sistemleri, yüksek enerji maliyetleri, liman bağlantılarındaki sorunlar ve su teminindeki güçlükler üretim maliyetlerini artırıyor. Kıtadaki kritik mineral üreticilerinin yaklaşık %40'ının denize kıyısı olmayan ülkelerde bulunması, ihracat süreçlerini daha da pahalı ve karmaşık hâle getiriyor.</p>
<p>Operasyonel verimlilik de küresel rakiplerin gerisinde. Afrika madenlerinde düşük mekanizasyon seviyesi, sınırlı dijitalleşme, yüksek sermaye maliyeti ve nitelikli iş gücü eksikliği nedeniyle benzer cevher kalitesine sahip diğer üretici ülkelere göre daha yüksek maliyetlerle üretim yapılıyor. Bunun sonucu olarak yaklaşık 9 milyar dolarlık kritik mineral proje portföyünün %10'undan daha azı finansman sağlayabildi veya inşaat aşamasına geçebildi. Sermaye daha çok büyük ölçekli projelere yönelirken ekonomik olarak değerlendirilebilecek birçok orta ölçekli yatak atıl kalıyor.</p>
<p><strong>Afrika'nın madencilik modeli nasıl değişebilir?</strong></p>
<p>McKinsey raporu, kıtanın mevcut darboğazlarını aşabilmesi için üç temel stratejik dönüşüm öneriyor.</p>
<p>Bunlardan ilki, <strong>madencilik kümeleri (mining clusters)</strong> oluşturulması. Birbirine yakın madenlerin ortak demiryolu, liman, enerji altyapısı, cevher işleme tesisleri, eğitim merkezleri ve sanayi bölgelerini paylaşması; maliyetleri düşürürken yatırım riskini de azaltacak bir etken. Hesaplamalara göre bu model üretim hacmini yaklaşık %5 artırabilir, birim üretim maliyetlerini ise %20 oranında düşürebilir.</p>
<p>Yalnızca Güney Afrika bölgesindeki dört kritik mineral kümesinin orta vadede 15-20 milyar dolar ilave gelir ve yaklaşık 1,85 milyon yeni istihdam oluşturabileceği öngörülüyor. Batı Afrika'daki boksit ve demir cevheri kümeleri ise Gine, Liberya ve Sierra Leone'de yaklaşık 17 milyar dolarlık ilave ekonomik değer ve 1,3 milyon yeni iş yaratma potansiyeline sahip.</p>
<p>Kümelenme modeli yalnızca ekonomik fayda sağlamıyor, ortak enerji ve su yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevresel etkilerin azaltılması ve yerel toplumlarla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da önemli avantajlar sunuyor.</p>
<p><strong>Verimlilik ve teknoloji yeni dönemin anahtarı</strong></p>
<p>Raporda öne çıkan ikinci unsur, sermaye projelerinin daha etkin yönetilmesi ve operasyonel mükemmelliğin sağlanması. Öngörüler, doğru proje planlamasıyla ilk yatırım maliyetlerinin %15 azaltılabileceğini; proje takvimleri yaklaşık bir yıl öne çekilebileceğini; işletme maliyetlerinde %20'ye varan düşüş sağlanabileceğini ve cevher geri kazanımındaki iyileşmeler sayesinde gelirlerin %5 oranında artırılabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Kamoa-Kakula Bakır Kompleksi bu yaklaşımın başarılı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Yüksek tenörlü cevher, modüler büyüme stratejisi ve hidroelektrik yatırımları sayesinde proje üçüncü faz sonunda yıllık yaklaşık 450 bin ton geri kazanılabilir bakır üretimine ulaştı.</p>
<p>Üçüncü ve belki de en dönüştürücü unsur ise yapay zekâ ve dijital teknolojilerin madencilik sektörüne entegrasyonu. McKinsey'in MineLens analizlerine göre yeni teknolojiler üretim kapasitesini %12-22 oranında artırabilirken işletme giderlerini %8-13 azaltma kapasitesine sahip. Üretken yapay zekânın Afrika madenciliğine sağlayabileceği toplam ekonomik katkının ise 5,3 ila 8,5 milyar dolar arasında olacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Yapay zekâ destekli jeolojik analizlerin sondaj başarı oranını %15-30 artırabileceği, akıllı sondaj sistemlerinin ise metre başına maliyeti aynı oranda düşürebileceği belirtiliyor. Zambiya'da KoBold Metals'in yapay zekâ kullanarak önemli bir bakır yatağı keşfetmesi, bu teknolojilerin sahadaki somut etkisini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik açığı hâlâ devam ediyor</strong></p>
<p>Afrika madenlerinde ekipman kullanım verileri de küresel standartların gerisinde kalıyor. Kamyon ve ekskavatörlerin kullanılabilirlik oranları dünya ortalamasından daha düşük, kullanım oranları ise belirgin şekilde geride. Buna karşılık arıza sonrası onarım süreleri daha uzun. Bu tablo, teknolojik dönüşümün ve bakım yönetiminin yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda üretim sürekliliği açısından da kritik önem taşıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Afrika için tarihî bir fırsat</strong></p>
<p>McKinsey'in modellemesi, madencilik kümelerinin oluşturulması, operasyonel mükemmelliğin sağlanması ve dijital teknolojilerin yaygınlaştırılması birlikte uygulandığında Afrika madenciliğinde yaklaşık <strong>40 milyar dolar ilave ekonomik değer</strong>, kıta ekonomisinde <strong>%4'e yakın GSYH artışı</strong> ve <strong>3 milyondan fazla yeni istihdam</strong> yaratılabileceğini öngörüyor. Üstelik bu kazanımlar yalnızca maden üretiminden değil; yerel işleme tesislerinden, sanayi yatırımlarından, tedarik zincirlerinden ve altyapı projelerinden beslenen çok daha geniş bir ekonomik dönüşümü beraberinde getirme kapasitesine sahip.</p>
<p>Afrika, dünyanın ihtiyaç duyduğu kritik minerallere sahip olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve yapay zekâ ekonomisinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayabilecek stratejik bir aktör. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi, yalnızca yeraltındaki zenginliklere değil; güçlü kurumlara, modern altyapıya, nitelikli insan kaynağına ve teknoloji odaklı bir kalkınma vizyonuna bağlı. Afrika'nın önündeki asıl mesele, sahip olduğu kaynakların büyüklüğü değil, bu kaynakları küresel rekabet avantajına dönüştürebilecek ekonomik ve kurumsal kapasiteyi inşa edebilmesi. Bu başarıldığı takdirde kıta, yalnızca dünyanın hammadde deposu değil, yeni sanayi çağının en önemli üretim ve değer merkezlerinden biri hâline gelebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/afrikanin-yeraltindaki-gelecek-kritik-mineraller-kuresel-guc-dengelerini-nasil-degistiriyor-88990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Afrika&#039;nın yeraltındaki gelecek: Kritik mineraller küresel güç dengelerini nasıl değiştiriyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği, sanayi politikasından savunmaya, bütçe önceliklerinden karar alma mekanizmalarına kadar yeni bir döneme hazırlanıyor. “Made in Europe”, SAFE ve teknoloji yatırımlarıyla ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmeye çalışan AB’nin bu dönüşümü, Gümrük Birliği üzerinden Avrupa ekonomisine güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından da yeni bir dönemin habercisi oluyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin gündemindeki değişim var.</p>
<p>Brüksel. karar alma mekanizmalarından bütçe önceliklerine, sanayi politikasından savunmaya kadar Birliğin işleyişini yeniden şekillendiriyor. “Made in Europe” ile üretim kapasitesini güçlendirirken, SAFE ile savunma yatırımlarını artırıyor; yeni bütçede teknoloji, rekabetçilik ve güvenliğe daha fazla ağırlık vermeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bu değişimde, AB’nin büyümeye devam etmesi, ancak bu büyümenin özellikle stratejik meselelerdeki karar alma mekanizmasındaki kilitlenmesinin engellenmesi amacı öne çıkıyor.</p>
<p>Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinin parçası olan, Gümrük Birliği üzerinden Tek Pazar’a güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından bu dönüşümün önemi çok büyük. AB içindeki bu değişim eğilimi, Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa ile yürütmeye çalıştığı “ekonomi ayrı, siyaset ayrı” yaklaşımının alanı daraltmaya aday; Eğer AB öngördüğü değişimi hayata geçirebilirse, Avrupa ile ekonomik bütünleşme artık yalnızca ticaret ve pazar erişimi üzerinden değil; sanayi politikası, teknoloji, yatırım, tedarik zincirleri ve güvenlik başlıklarıyla birlikte ele alınacak. <strong>AB sistemini değiştirirken, Türkiye ile ilişkilerinin çerçevesini de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlayacak. </strong></p>
<h2>Daha büyük Avrupa, ancak farklı kurallar…</h2>
<p>AB’deki değişim eğiliminin ana hattı karar alma mekanizmasına odaklanmış durumda; 27 üyeli Birliğin daha da genişlemesi halinde özellikle dış politika, yaptırımlar ve güvenlik gibi alanlarda oybirliği kuralının yaratacağı tıkanıklık Brüksel’in temel sorunlarından biri olacak gibi duruyor.</p>
<p>Bu nedenle antlaşmalardaki “köprü hükümlerinin” kullanılması, bazı alanlarda nitelikli çoğunlukla karar alınması ve yeni üyeler için belirli geçiş mekanizmaları tartışılıyor.</p>
<p>Bunun Türkiye açısından önemi, AB’nin üyelik ile üyelik dışı arasındaki ilişkiyi de yeniden tarif etmeye başlaması. Tartışılan yeni sistemde, Türkiye açısından tam üyelikten önce enerji, ulaştırma, araştırma ve sanayi gibi alanlarda kademeli entegrasyon imkânları genişleyebilir. Bu model Türkiye’ye ekonomik ilişkileri üyelik sürecinden bağımsız geliştirmek için alan açabilir. Ancak bunun da kritik bir “bedeli” ortaya çıkabilir; Türkiye, Avrupa’nın tek pazarında kalmak karşılığında bugüne kadar dış politikada izlediği özerkliği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2>“Made in Europe” ve Türkiye…</h2>
<p>AB içindeki ikinci değişim unsuru, Avrupa’nın artık yalnızca serbest ticareti değil, kendi üretim kapasitesini de korumaya çalışmaya başlaması.</p>
<p>Çin ile rekabet, kritik hammaddeler, enerji maliyetleri, teknoloji bağımlılığı ve tedarik zincirlerinin güvenliği Avrupa sanayi politikasının merkezine yerleşti. “Made in Europe” yaklaşımı da bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p>AB Komisyonu’nun sanayi politikası önerileri, belirli stratejik sektörlerde Avrupa üretimine kamu alımları ve kamu destekleri üzerinden avantaj sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye burada sıradan bir üçüncü ülke değil. Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve çeşitli teknoloji alanlarında Avrupa üretim zincirlerinin parçası. Bu nedenle Avrupa’nın kendi üretimini güçlendirme politikası Türkiye için hem fırsat hem de yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Türkiye’den gelen ürün ve bileşenlerin belirli koşullarda “Made in EU” kapsamında değerlendirilmesine yönelik yaklaşım, Gümrük Birliği’nin bu açıdan hâlâ önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak özellikle kamu ihaleleri ve stratejik sektörlerde uygulamanın nasıl şekilleneceği henüz kesinleşmiş değil. Bu açıdan bakınca, Türkiye açısından mesele yalnızca Avrupa’ya daha fazla mal satmak değil, <strong>Avrupa’nın yeni sanayi politikasında hangi statüyle yer alacağını belirlemek üzerinde düğümleniyor.</strong></p>
<h2>Gümrük Birliği’nin yeni sınavı</h2>
<p>1995 tarihli Gümrük Birliği bu çerçevede Türkiye açısından çok büyük bir avantaj; Mevcut yapı ağırlıklı olarak sanayi ürünlerine dayanıyor. Tarım, hizmetler, kamu alımları ve dijital ticaret ise kapsamın önemli ölçüde dışında.</p>
<p>Oysa Avrupa’nın rekabet anlayışı değişti. Veri, dijital hizmetler, teknoloji, yatırım, kritik hammaddeler ve tedarik güvenliği artık ticaret politikasının ayrılmaz parçaları.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu bu nedenle Türkiye açısından stratejik önem taşıyor. Genişletilmiş/ modernleştirilmiş Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerine daha derin bağlanmanın yolunu açabilir. Ancak buradaki sorun ise, AB’nin yeni değişim sürecinde ekonomik ilişkileri dış politika, güvenlik ve stratejik bağımlılıklardan tamamen ayrı değerlendirmeme eğilimi. Dolayısıyla Gümrük Birliği modernizasyon görüşmeleri teknik olduğu kadar siyasi olmaya da aday bir yöne veriliyor.</p>
<h2>Avrupa bütçesinin getirdiği yeni öncelikler…</h2>
<p>Birliğin para politikası da değişiyor.</p>
<p>2028-2034 dönemi için önerilen yaklaşık 2 trilyon Euro’luk bütçede rekabetçilik, teknoloji, araştırma, güvenlik ve savunmaya daha fazla kaynak ayrılması planlanıyor. Buna karşılık tarım ve bölgesel kalkınma fonlarının geleceği konusunda üye ülkeler arasında pazarlık sürüyor.</p>
<p>Genişleme bu denklemi daha da zorlaştırıyor.</p>
<p>Yeni üyeler altyapı, tarım ve bölgesel kalkınma için kaynak isteyecek. Aynı anda Avrupa savunma ve teknoloji yatırımlarını artırmak istiyor.</p>
<p>Avrupa aynı bütçeden daha fazla stratejik hedefi finanse etmeye çalışıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bunun anlamı, AB’nin gelecekte aday ülkelere ve ekonomik ortaklara sunacağı kaynakların niteliğinin de değişme ihtimali.</p>
<h2>SAFE mekanizmasının dışında kalma tehlikesi</h2>
<p>AB bütçesinde tarım sübvansiyonuna ayrılan kaynakların savunmaya aktarılması tartışması, aslında AB’nin savunma alanında yapmaya çalıştığı dönüşümün de işaretlerini taşıyor.</p>
<p>AB’nin 150 milyar avroluk SAFE mekanizması, ortak savunma tedarikini ve Avrupa savunma sanayiinin kapasitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye ise, Rum-Yunan vetosu nedeniyle halen mekanizmanın dışında kalmış görünüyor.</p>
<p>AB kurallarına göre üçüncü ülke şirketlerinin SAFE kapsamındaki ortak alımlara katılabilmesi için ilgili ülkenin aday ülke olması veya AB ile bir Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kurması ve gerekli anlaşmaların bulunması gerekiyor. Türkiye ile bu çerçevede gerekli düzenleme bulunmadığı için Türk şirketleri SAFE kapsamındaki ortak alımlara doğrudan katılamıyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca savunma ihaleleriyle sınırlı değil.</p>
<p>Avrupa savunma yatırımlarını artırırken elektronik, yazılım, yapay zekâ, havacılık ve ileri üretim alanlarında da yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturuyor. SAFE’nin dışında kalmak, Türkiye’nin bu ekosisteme erişimini sınırlayabilir.</p>
<p>Kısacası, Türkiye Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinde yer alırken, Avrupa’nın yeni savunma finansmanı mekanizmasının dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye-AB pazarlığının yeni çerçevesi</span></h2>
<p>Bütün bu başlıklar aslında aynı dönüşümün farklı yüzleri;</p>
<p>- Avrupa daha korumacı bir sanayi politikası izliyor;</p>
<p>- Stratejik sektörleri destekliyor;</p>
<p>- Savunma kapasitesini büyütüyor;</p>
<p>- Teknolojik bağımlılıklarını azaltıyor;</p>
<p>- Ve belki de en önemlisi, ekonomik ilişkileri güvenlik politikalarından eskisi kadar ayrı tutmuyor.</p>
<p>Türkiye ise Avrupa’nın ekonomik sistemine güçlü biçimde bağlı, fakat siyasi karar mekanizmasının dışında bir ülke.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, “Made in Europe” düzenlemelerinin ve Avrupa savunma sanayiiyle ilişkilerin artık birbirinden bağımsız dosyalar olarak ele alınabilmesi pek mümkün görünmüyor. Ankara daha fazla pazar erişimi ve ekonomik entegrasyon isterken Brüksel, ticaretin yanında düzenleyici uyum, yatırım güvenliği, stratejik tedarik zincirleri ve güvenlik alanlarında daha yakın iş birliği talep etme yoluna doğru giriyor.</p>
<p>Avrupa’nın yeni modeli Türkiye’ye kapıları tamamen kapatmıyor, fakat kapıların açılma biçimini değiştiriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonra mesele sadece Avrupa pazarına erişmek olmayacak; Asıl pazarlık Türkiye’nin <strong>hangi kurallarla, hangi alanlarda ve hangi siyasi-stratejik çerçeve içinde Avrupa pazarında yer alacağı üzerine düğümlenecek…</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sistem-degistiriyor-turkiye-nasil-etkilenecek-88989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/677-1791176647.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği sistem değiştiriyor; Türkiye nasıl etkilenecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zayıf istihdam verisi ve güvercin Fed mesajları ABD’de faiz artışı beklentisini zayıflatırken, küresel piyasalarda teknoloji hisseleri öncülüğündeki yükseliş sürüyor. Borsa İstanbul ise fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışırken, özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerdeki sert kayıplar piyasadaki hasarın boyutunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Zayıf tarım-dışı-istihdam verisi ve güvercin Fed konuşmaları sonrası Ekim toplantısında faiz artış ihtimali %20 civarına gerilerken, dolar zayıfladı. Vadeli piyasalar halen Aralık, Mart, Haziran toplantılarında olmak üzere 2027 sonuna kadar toplam 75 baz puan artış fiyatlıyor. Pozitif sürpriz yapan enflasyon veya soğuyan istihdam verileri bu resmi olumlu yönde değiştirebilir. </p>
<p>Tahvil piyasasında zayıf istihdam verisine rağmen getirilerde yükseliş görüldü. Kısa vadeli getiriler Fed açıklamaları ile hafta boyunca 15 baz puana yakın gerilediği için “piyasa beklentiyi aldı, gerçeği sattı” denilebilir. Orta-uzun vadeli tahvil getirilerinde yükseliş “yapay zekâ yatırımlarındaki artış devlet tahvillerini baskılıyor” görüşümüz ile uyumlu. </p>
<p>Hisse senedi piyasaları istihdam piyasasında soğuma gösteren veriyi sevdi. Yarı iletkenler öncülüğündeki yükselişe muhteşem yedi hisseleri, bankalar güçlü katılıyor. Havacılık hisseleri Tel Aviv uçağının kaçırılması girişimi ve petrol fiyatlarında yükseliş baskısı ile negatif ayrışıyor. </p>
<p>Orta-uzun vadeli trendde farklılık yok. ABD, Hollanda, Güney Kore, Tayvan gibi teknoloji ağırlıklı piyasalar yükselirken, Almanya, Fransa’nın negatif ayrışmaya devam ediyor. K-tipi piyasa görüşümüzü koruyoruz. </p>
<p>Borsa İstanbul fon yolsuzluğu sonrası yaralarını sarmaya çalışıyor. Ankara’nın gecikmeli ama güçlü adımları sonrası endeks aylık %12 kayıpla 12,250 civarında dengelenmeye çalışıyor. Fon kurbanlarına avans ödemesini piyasadaki likidite sorununun çözülmesine yardımcı olacak önemli bir adım olarak görüyoruz.</p>
<p>Hasar kontrolü borsadaki kayıpların simetrik dağılmadığını gösteriyor. Büyük hisselerde aylık kayıp %7 civarındayken, BİST 100-30 ve TÜM-100 hisselerinde geri çekilme %30’a yaklaşıyor. Fon yolsuzluğu ile ilişkilendirilen hisseler endekslerden çıkarıldığı için önümüzdeki dönemde BİST30, BİST50, BİST100 endekslerinin performansı düzelecek. Ama fon tasfiye sürecinde bu hisselerde satış baskısı devam edecek. </p>
<p>Bu hafta yurtdışında gündemde ISM hizmetler, Fed tutanakları izlenecek. Yurtiçinde gözler enflasyon verisinde olacak. Piyasa beklentisi aylık tüketici enflasyonunun %2,2 gelmesi. %2,1 - %2,3 arasındaki bir rakama önemli bir piyasa tepkisi olmaz. Aylık %2,0’nin altında bir rakama kısa-orta vadeli tahviller ve bankalar olumlu tepki verir. Tahvil piyasasında veri öncesi temkinli iyimser bir fiyatlama görülüyor. </p>
<p>Fon yolsuzluğu nedeniyle yaşanan kayıplar servet etkisi gerekçesiyle büyümede aşağı yönlü riskleri artırdı. Merkez Bankası’nın Ekim ve Aralık toplantısında faiz indirdiği baz senaryomuzu koruyoruz. ABD’nin İran’ı yeniden vurmaya başladığı uzun süreli bir savaş, bu senaryonun önündeki temel risk. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-verisi-oncesi-temkinli-iyimserlik-88988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon verisi öncesi temkinli iyimserlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> O sırada dünyada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz burada hisse senedi piyasalarımızdaki sahtekârlığın para ve sermaye piyasalarımızda yol açtığı sistemik hasarı tahmin etmeye çalışırken, dünyanın gündemi yeni enerji ve ticaret koridorları olmaya devam ediyor. Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklanan önemi, Hürmüz Boğazı krizi ve Bab-ül Mendep tıkanıklığı ile azalmıyor, artıyor.</p>
<p>Bir yanda sistemli hisse senedi manipülasyonunu gözümüze sokan “Becerikli Bayan Sayan hadisesi”, memleketin kurumsal kapasite açığını gözler önüne seriyor. Öte yanda ise yeni enerji ve ticaret koridorları, Türkiye’nin kurumsal kapasitesinin bir an önce güçlendirilmesini gerektiriyor.</p>
<p>İçinde olduğumuz ikilem bu sanırım. Ayan beyan görünür hale gelen bir derin idari beceriksizlik ve önemi artan bir idari beceri ihtiyacı. İşimiz zor. Ama fırsatların kazası olmaz. Gelin, ben bir anlatayım.</p>
<p><strong>Dünyanın bizim buralardaki iki dar geçidi birden tıkanıverdi</strong></p>
<p>Yandaki dünya haritası, coğrafi dar geçitleri (chokepoints) ve bu dar geçitlerden dünya petrol ve tahıl ticaretinin ne kadarının geçtiğini gösteriyor. Bir tür küresel darboğaz noktaları bunlar, eğer geçişlerde bir problem ortaya çıkarsa hem petrol hem de tahıl ticareti sekteye uğruyor.</p>
<p>Şimdi önce bir haritaya bakın. Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yüzde 31’i özellikle Asya ülkelerine doğru gidiyor normalde. Geçenlerde Nepal Başbakanı’nın anlatmaya çalıştığı buydu, mesela. Nepal, iklim değişikliği nedeniyle eriyen buzulların neden olduğu görülmemiş bir su baskını felaketi ile karşı karşıya, hem de ülkede petrol kıtlığı var. Bir tür çifte riziko atmosferi…</p>
<p>Asya, Hürmüz krizinden ilk etkilenecek kıtaydı. Öyle de oldu. İran krizinin küresel yayılımı önce Asya’ya, sonra oradan bizi atlayıp Avrupa’ya, Avrupa’dan da Türkiye’ye gelecekti. Değer zinciri bağlantıları işte.</p>
<p>Dünya tahıl ticaretinin ise yaklaşık yüzde 4’ü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Afrika Boynuzuna bakarsanız, Bab-ül Mendep’ten dünya petrol ticaretinin de dünya tahıl ticaretinin de yüzde 8’i geçiyor.</p>
<p>İran savaşı nedeniyle, İran ve vekil güçleri hem Hürmüz hem de Bab-ül Mendep’i kapatınca petrol ticaretinin neredeyse yüzde 40’ı, tahıl ticaretinin ise yüzde 12’si olumsuz etkileniyor.</p>
<p>İsteyen Boğaziçi’nin koridorlardaki önemine, isteyen Malakka Boğazı’nın küresel petrol ve tahıl ticaretindeki ağırlıklı yerine bakabilir yandaki haritadan.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32de201cb5-1791176162.png" alt="" width="800" height="512" /></strong><strong>Mersin-Filyos-Köstence hattı Türkiye için önemli olacak</strong></p>
<p>Şimdilerde herkes tıkanıklıkları dikkate alarak alternatif ticaret koridorları üzerinde çalışıyor. Doğu-Batı ekseninde bakarsanız, İran ve Rusya devreden çıkınca Güney Kafkasya’nın enerji ve ticaret koridoru olarak önemi arttı. Kuzey-güney ekseninde ise Umman-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye karayolu bağlantısı öne çıkıyor.</p>
<p>Önce karayolu. Malum, önce kamyonlar geçmeye başlıyor. Koridor güvenliyse, işlemler süratle ve güvenli bir biçimde yürütülebiliyorsa daha kalıcı düzenlemeler, mesela boru hatları, tren yolları düşünülmeye başlanıyor. Şimdi daha işin başındayız. Memleketin kurumsal kapasite ve beceri ihtiyacı arttı dediğim tüm bu ülkeleri ortak bir normda birleştirme kabiliyeti işte.</p>
<p>Esasen yeni enerji ve ticaret koridorları Türkiye’ye eriştikten sonra da iş bitmiyor. Önemli olan kamyonların süratle ve güvenli bir biçimde Avrupa piyasalarına ulaştırılması elbette..</p>
<p>Doğrusu ben burada Mersin-Filyos hattının önemli olduğunu düşünüyorum. Filyos limanının bu açıdan önemli olabileceği kanaatindeyim. Filyos-Köstence, Romanya bağlantısı konteynerleri Orta Avrupa’ya ulaştırabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ec0db42d-1791176384.png" alt="" width="800" height="515" />Neden iş, sonunda hep Avrupa’ya bağlanıyor?</p>
<p>Çünkü Avrupa dünyanın en zengin ve en büyük pazarı konumunda esas itibariyle. Toplam küresel ithalatın yüzde 28,5’ini AB 27 ülkeleri gerçekleştiriyor. Birleşik Krallık’ı da eklerseniz yüzde 32 oluyor toplam ithalat payı. Son günlerdeki tartışmalar bağlamında, Kanada’yı da eklersek yüzde 34’e erişiyor.</p>
<p>AB 27’nin yüzde 22,5’lik payı karşısında ABD’nin payı yüzde 14’e yakın, Çin yüzde 10 bile değil, Rusya’nın bir pazar olarak önemi ise Türkiye’den küçük sonuçta.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32e549f863-1791176276.png" alt="" width="800" height="463" /><strong>Bölgesel </strong><strong>k</strong><strong>oridor </strong><strong>y</strong><strong>önetimi </strong><strong>m</strong><strong>ekanizmalarını düşünmeye başlamakta fayda var</strong></p>
<p>Peki, bu durumda ne yapmak gerekiyor? Türkiye’nin hem doğu-batı, hem de kuzey-güney eksenindeki enerji ve ticaret yollarında kolaylaştırıcı rolünü vakit geçirmeden tanımlamaya başlamak gerekiyor.</p>
<p>Yeni ticaret koridorlarında konteyner akışını kolaylaştırmak ve koordine etmek için ne tür bir Bölgesel Koridor Yönetimi Otoritesi’ne (Regional Corridor Management Authority/System) ihtiyaç olduğunu bir an önce ilgili ülkeler arasında tartışma masasına getirmek gerekiyor.</p>
<p>Hürmüz ve Bab-ül Mendep tıkanıklığının deniz yolundan kara yoluna ne boyutta bir ticaret kaymasına yol açabileceğini, yeni ticaret koridorlarının olası iş hacmini şimdiden düşünmeye başlamak gerekiyor. Kaç kamyon geçecek, bunları nasıl yöneteceğiz, vs?</p>
<p>Peki, Hürmüz açılınca bu yeni koridorların önemi ortadan kalkar mı? İnsansız Hava Aracı (İHA-drone) teknolojisinin devlet dışı aktörler eliyle bile kullanılabilecek basit ama konteyner yollarını kolaylıkla tıkayan son derece etkili bir teknoloji olduğunun belirginlik kazandığı çağımızda, hepimiz ilk kez her koridorun birden çok alternatifi olmasının önemini kavradık artık sanırım. Bakın eskiden bu anlayış yoktu.</p>
<p>Artık hepimiz neden eski çağlarda İpek Yolu diye tek bir yol olmadığını, ama birden çok İpek Yolu rotası olduğunu biliyoruz. Hadise, alternatif koridor geliştirmek ve lojistik maliyetlerini azaltmakla alakalı... Hadise, alternatifin finansal ve zaman-süre maliyeti ile karbon salımı maliyetini doğru hesaplamakla ve düşürmekle yakından ilgili.</p>
<p>Kurumsal kapasite ihtiyacı dediğim de burada aslında.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-sirada-dunyada-88987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/477-1791176404.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O sırada dünyada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürekli gerçeği inkâr eden, kötü gidişatı halktan gizleyen birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız? Çok basit; konuşurken dudakları kıpırdıyorsa… Lütfen bakanı, bakmayanı bu testten geçirin derim.</strong></p>
<p>Bir kez dilimize dolanmayı görsün; artık <strong>dilde pelesenk</strong> olur çıkar. <strong>Toplam kalite</strong> sakızını onlarca yıl çiğnedik. <strong>Müşteri patrondur</strong> klişesi de öyle… Sonra biri <strong>endüstri bilmem kaç sıfır</strong> dedi; adeta havada kaptık ama gereğini yapmadık. <strong>Çevre</strong>, <strong>yeşil</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>sosyal sorumluluk</strong>, <strong>yapay zekâ</strong>. Uzar gider bu liste.</p>
<p>Ama benim en çok sorguladığım; <strong>sürdürülebilirlik</strong> kelimesidir. Öncelikle <strong>çok uzun</strong> bu yüzden <strong>telaffuzu</strong> da <strong>yazılışı</strong> da pratik değil. Ama en önemlisi; <strong>koca bir yalan</strong>… Durun hemen “<strong>abarttın</strong>” demeyin… Bana <strong>ilelebet payidar kalan</strong> bir şey söyleyin? Başlayan her şeyin mutlaka sonu vardır, <strong>ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p><strong>ŞU ÖLÜMLÜ DÜNYADA GÜNEŞ BİLE SÜRGİT DEĞİL, SÖNECEK </strong></p>
<p><strong>Hangi aşk</strong> sonsuza dek sürmüş? <strong>Hangi imparatorluk</strong> ilk kurulduğundan bu yana yaşıyor ki? <strong>Ya şirketler</strong>? Asırlıkları arayalım dedik, 50’yi zor aştık. O da çoğu taşrada lokanta çıktı. Batılı; kurduğu yapıların <strong>kısa sürede dağılmasın diye</strong> aldığı tedbirleri böyle adlandırmış. <strong>Ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p>Sürdürülebilirlik <strong>her şeyin başına</strong> ekleniyor ya… Benim hiç anlamadığım; <strong>büyümenin önüne</strong> gelenidir. <strong>Sürdürülebilir büyüme</strong> için o kadar çok <strong>klişe</strong>, hiçbir yere götürmeyen <strong>slogan</strong>, boş laf üretildi ki süren sadece bu <strong>lafın gevezeliği</strong> oldu. Netice? Sanırım sürdürebildiğimiz bir tek; <strong>içi boş konuşmalarımızdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yalan ezberlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden yalan söyleriz?</em></strong></p>
<p>Zira <strong>gerçeğin çölünden</strong> geçmek yerine <strong>yalan vadisinde</strong> gezinmek, hoşumuza gider. <strong>Ekonomi</strong> krizi dahi aşmış, çürüme başlamıştır. Gerçek bu iken yalana sığın; “<strong>ekonomik tıkırında, dünya bizi kıskanıyor.</strong>”</p>
<p><strong><em>En güçlü yalan?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçeğin üzerine inşa edilendir</strong>. Biz her yalan söylediğimizde, <strong>gerçeğe borçlanırız</strong>. Gerçek ise eninde sonunda gelir, bizden <strong>hakkını</strong> alır. Ekonomik <strong>kriz</strong> olarak, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çürüme</strong>, <strong>iflas</strong>, <strong>zam</strong>, <strong>zulüm</strong> olarak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR</strong></p>
<p><strong>Kurduğunu korumak</strong>… Sürdürülebilirlik diyoruz buna. Dilimizden düşmüyor bu kelime. İçini boşaltsak da… Cumhurbaşkanlığı forsunda <strong>16 yıldız</strong> var. Tarihte <strong>kurup sürdüremediğimiz</strong> 16 devletimizi temsil ediyor. Bununla doğal olarak <strong>övünürüz</strong> de… Aslında <strong>kurduğumuza sahip çıkmak, kurmaktan da zor</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YALAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Düz yalan</strong>: Gerçeğin maskelenmesi. Olguları inkâr edip temennileri olmuş gibi gösterme sanatı</p>
<p><strong>Kuyruklu yalan</strong>: Alakasız olaylarla bezenmiş, sahte mesnetlerle donatılmış güçlendirilmiş yalan</p>
<p><strong>İstatistik</strong>: Akıl ve vicdan ehlinde değer üreten ama yalancının elinde rakamlarla infaz becerisi</p>
<p><strong>Acı gerçek</strong>: Yalancının yatsıya kadar yanan mumun geride bıraktığı gerçeğin bizzat kendisi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-inanmaya-en-yatkin-yalan-88986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik: inanmaya en yatkın yalan… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Yıllık ihracatta 2026 sonunda öngörülen düzeye üç ay önce, eylül sonunda ulaşıldı; doğru... Üstelik eylül sonundaki 284 milyar dolarlık yıllık ihracat, şimdiye kadarki en yüksek düzey; o da doğru... İyi de yıllık ihracatta 2023'te 500 milyar dolara ulaşılmamış mıydı; ne oldu geri mi gidildi! </strong></p>
<p><strong>✓ Yıllık ithalat, rekor kıran ihracatı yalnız bırakmadı. Eylül sonundaki yıllık ithalat da rekor düzeyde.</strong></p>
<p>Hani hep gelirindeki artışın nasıl arttığını ön plana çıkarıp harcamasının nasıl tırmandığını gizlemeye çalışan kişiler vardır ya, ekonomi yönetiminin dış ticareti yorumlaması da biraz buna benziyor.</p>
<p>İhracat bizim ihracatımız, ithalatı ise artık kimler yapıyorsa, o onların sorunu! Yaklaşım bu.</p>
<p>Hemen her ay aynı tutum sergileniyor, aylık ihracatın nasıl rekorlar kırdığından dem vuruluyor.</p>
<p>Kimi dönem de yıllıklandırılmış ihracattaki rekordan söz ediliyor.</p>
<p>Eylül ayı verileri belli olduktan sonra yapıldığı gibi…</p>
<p>Ticaret Bakanlığı eylül ayının geçici dış ticaret verilerini açıkladı. Buna göre eylülde ihracat geçen yıla göre yüzde 15 artarak 26 milyar dolar, ithalat ise yüzde 6 artarak 31,2 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 83’ün üstünde ve bu gayet iyi bir oran.</p>
<p>Dış ticarette aylık veriler o kadar da önemli değil; ister artış, ister düşüş olsun. Konjonktürel gelişmeler aylık verileri büyük ölçüde etkileyebilir</p>
<p>En iyisi uzun dönemli veriler ne gösteriyor, ona bakmak.</p>
<h2>Yıllıkta rekor </h2>
<p>Uzun dönemli veri olarak da en iyisi yıllıklandırılmış tutarlara bakmak…</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonu itibarıyla 284 milyar dolara yaklaştı. Bu, yıllık bazda şimdiye kadar ulaşılan en yüksek tutar. Yani yıllıklandırılmış ihracatta tüm zamanların rekoru kırıldı.</p>
<p>2026 yıl sonunda ulaşılması öngörülen 282 milyar dolardı. Bu duruma getirilen yorum yıl sonundaki tutara üç ay önce ulaşıldığı. Ekonomi yönetimi böyle söylüyor ve sayılarla konuşuluyor ve söylenen de tabii ki doğru. Tahminin üç ay önce gerçekleştirilmiş olması başarı olarak aktarılıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin ihracatta 284 milyar dolar gibi bir düzeyi çoktan aşmış olması gerekiyordu. Öyle ya ihracat çok önce, 2023’te 500 milyar dolarlık hedefe ulaşmış ve şimdilerde bu düzeyin çok üstünde seyrediyor olmalıydı.</p>
<p>2026 tahminine üç ay erken ulaşılmış olması gerçekte ne kadar önemliydi tartışılır ama 500 milyar dolar hedefinin çok altında kalınması tartışmasız daha önemliydi.</p>
<p>2023’te ihracat ne kadar olmuştu diye merak edilir belki, 255,6 milyar dolar. Yani hedefin yarısı aşıldı.</p>
<h2>Ya ithalat? </h2>
<p>Yıllıklandırılmış ihracat eylül sonunda 284 milyar dolarla rekor kırdı, güzel… Peki ithalat ne oldu dersiniz?</p>
<p>Yıllıklandırılmış ithalat da rekorda ihracata eşlik etti.</p>
<p>Eylülde yıllık bazda rekor yalnızca ihracatta kırılmadı, ithalatta da rekor bir düzeye çıkıldı.</p>
<p>Yıllık ithalat eylül sonu itibarıyla 380 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bu eylüldeki yıllık ihracat geçen yılın eylülündeki tutara göre yüzde 5,2 oranında 14,1 milyar dolar arttı.</p>
<p>Aynı tarihlerdeki ithalat artışı ise yüzde 5,8 oranında 20,7 milyar dolar.</p>
<h2>Enerji hariç tutulunca… </h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı eylül ayı verilerindeki bir detay önemli. Eylül ayındaki toplam ihracat ve ithalatta karşılama oranı daha önce de vurguladığım gibi yüzde 83 ve bu tarihsel ortalamanın üstünde gayet iyi bir oran.</p>
<p>Ancak eylül ayı için çok daha çarpıcı bir oran var. Enerji hariç tutularak yapılan hesaplamaya göre ihracat ithalattan daha fazla. Böyle bir durumda ihracatın ithalatı karşılama oranı kavramı bile biraz yanlış kalıyor. Ama aynı kavramı kullanalım; enerji hariç tutulduğunda eylülde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100,3 düzeyine erişti.</p>
<p>Enerji ve altın hariç tutularak hesaplama yapıldığında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,7 oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32c32231d1-1791175730.png" alt="" width="326" height="323" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ihracat-rekor-kirdi-ama-ithalat-da-88985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ihracat rekor kırdı ama ithalat da! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK’nın geçen perşembe yaptığı açıklamayı okuduğumda aklıma ilk bu soru geldi. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarında karardan önce yapılan satışlardan “fahiş kazanç” elde edenlerin, kendi isteğiyle bu kazancı ilgili fona iade edebilmesi için hesaplar açıldığı duyuruluyordu. Borsada işlem gören hisseler için de “Genel Hisse İade Hesabı” açılmıştı. İade edilen paralar, fonun tasfiye malvarlığına dahil edilerek yatırımcılara yapılacak ödemelerde kullanılacaktı.</p>
<p>Ancak önemli soru şu: İade, varsa hukuki sorumluluğu ortadan kaldıracak mı? SPK’nın duyurusunda bunun yanıtı yok.</p>
<p>O halde şu soruların açıkça yanıtlanması gerekiyor: Parayı iade eden kişinin işlemleri yine de incelenecek mi? İade yapılması, varsa soruşturmayı ortadan kaldıracak mı?</p>
<p>Çünkü burada iki farklı konu birbirine karışmamalı. Birincisi, yatırımcıların uğradığı zararın mümkün olduğunca telafi edilmesi. İkincisi ise fahiş kazanca yol açan işlemlerin hukuki niteliği ve doğabilecek sorumluluk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32ac93a5d8-1791175369.png" alt="" width="700" height="394" />SPK’nın bu duyurusu, bir yandan paranın geri dönmesini sağlayan pratik bir adım olabilir. Diğer yandan, fırıldağın içindeki bazı etkili ve hatırlı isimlerin ortaya çıkarılmasını zorlaştırabilecek bir kapı da oluşturuyor mu?</p>
<p>Burada TLY örneği de dikkat çekiyor. Tera Portföy Birinci Serbest Fon 11 yatırımcıyla yoluna devam ederken, 2 Haziran 2025’te usulsüz şekilde (!) TEFAS alım satım yerleri arasına eklendi. 30 Haziran’da yatırımcı sayısı 159’a ulaşmıştı. Temmuzda ise TEFAS işlemlerinin başlamasıyla fon daha geniş yatırımcı kitlesine açıldı. Ancak fonda 159 yatırımcının bulunduğu tarih TEFAS’a girişten önceydi. Bu nedenle o tarihe kadar fonda bulunan 159 yatırımcının kimler olduğu, ne kadar kazandıkları, kimlerin yönlendirme ve garantisiyle bu yatırımı yaptıkları da ayrıca merak konusu.</p>
<p>Dolayısıyla “parayı getir, mesele kapansın” şeklinde anlaşılabilecek bir görüntü oluşmaması şart. Amaç yatırımcıların zararının telafisiyse bunun sınırı açıkça ortaya konulmalı. Para iadesinin hukuki sorumluluk bakımından ne anlama geldiği de anlatılmalı.</p>
<p>Çünkü yatırımcının parasının geri gelmesi başka, varsa suç ve hukuka aykırı bir işlemin hesabının sorulması başka.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-kazanci-getir-dosyayi-kapatalim-mi-88984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haksız kazancı getir, dosyayı kapatalım mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALMANYA </strong>merkezli Nordex Group’un Menemen’deki İzmir Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikasına giderken 11 Aralık 2025 tarihli yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İhracatı 660 milyon Euro’ya dayandı, Türkiye’ye rüzgar için 60 milyon Euro daha yatırdı…</strong></li>
</ul>
<p>Almanya’da 1985 yılında kurulan, 2009 yılından beri de Türkiye’de faaliyette bulunan Nordex Enerji, İzmir Serbest Bölgesi’nde üretim yaptırdığı tesisleri satın almış, ek yatırımlarla çıtayı yükseltmişti. Daha önce görev yaptığı şirketlerden tanıdığımız <strong>Ender Özatay, </strong>Nordex Group Türkiye ve Ortadoğu Başkan Yardımcısı, Türkiye Genel Müdürlüğü görevini üstlendikten sonra 2025 yılı Aralık ayının ilk günlerinde gazeteye gelmiş, <strong>Şeref Oğuz </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte sohbet etmiştik:</p>
<ul>
<li><strong>Nordex, Türkiye’de ilk rüzgar gülünü 22 yıl önce Murat Vargı’nın çoğunluk hisselerine sahip olduğu Dost Enerji’ye vermişti. 2025 yılında Türkiye’de bizim ürünlerimizle kurulan rüzgar enerjisi santralı gücü 1083 MW’ı buldu.</strong></li>
<li><strong>2024 yılında Türkiye’de çoğu Almanya’ya 660 milyon Euro’ya yakın ihracat yaptık.</strong><strong>2017 yılından beri Türkiye’de pazar lideriyiz. Ciromuz 1 milyar Euro’ya ulaşıyor. Ülkemiz, 30 ülkelik Nordex Group liginde Almanya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3298aa901a-1791175050.png" alt="" width="813" height="475" /></strong>Nordex Enerji A.Ş.’nin İzmir Serbest Bölgesi’ndeki tesislerinde bizi <strong>Ender Özatay </strong>ile Menemen Fabrika Müdürü <strong>Ozan Mamay </strong>karşıladı.</p>
<p><strong>Özatay, </strong>Türkiye’deki kurulu RES’lerin üçte birinin Nordex ürünleriyle hayata geçirildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex, Menemen’deki fabrikayı devralana kadar kanat ve direkleri Türkiye’de farklı tesislerde ürettiriyordu. Şimdi artık kanatları devraldıktan sonra ek yatırımlar yaptığımız Menemen fabrikasında üretiyoruz.</strong></p>
<p>Direkleri hâlâ 5 ayrı fabrikadan tedarik ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki tedarikçilerden 1.1 milyar Euro’luk alım yapıyoruz. Almanya’ya kule (direk) ihracatımız sürüyor. Şu anda iç pazara kanat yetiştiremiyoruz. O nedenle kanat ihraç edemiyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar sayesinde Nordex’in Türkiye’de ciddi büyüme temposu yakaladığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Önceleri YEKDEM, son dönemlerde de YEKA’ya dönüşen ihalelerde, </strong>“Rüzgar türbinlerinde yüzde 51 yerlilik şartı” <strong>yer alıyor. Nordex, bu koşula uyulabilmesi için Türkiye’de üretim yaptırıyordu. Sonra fabrika sahibi olduk.</strong></p>
<p>Türbin bazında yerlilik oranında yüzde 55-65 dolayına ulaştıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Menemen’deki fabrikamızda üretim tempomuz oldukça yoğun. Bu yılın kalan bölümü, 2027’nin tamamında ve 2028’in ilk yarısı için şimdiden full çalışacak şekilde sipariş var elimizde.</strong></p>
<p>Türkiye’deki büyümelerinin en önemli adımlarından birinin Menemen’deki fabrika olduğunu vurguladı, sözü <strong>Ozan Mamay</strong>’a bıraktı. <strong>Mamay, </strong>fabrika ile ilgili şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Mayıs 2026’da üretime başlayan Menemen Kanat Fabrikası, İzmir Serbest Bölgesi’nde 130 bin metrekare arazide, 90 bin metrekarelik kapalı alanda faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Fabrikanın tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte 4 vardiyada 1200 rotor kanadı üretimi hedefleniyor. Üretim ve idari kadrolarda 1200 kişi çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’de yıllık 3 GW’a yaklaşan türbin üretim kapasitesine katkı hedefleniyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Burada ülkemizin büyük ölçekli rüzgar yatırımlarında kullanılacak yeni nesil türbin kanatları üretiliyor. </strong>“YEKA RES-2024” <strong>projeleri için </strong>“N163”, “YEKA RES-2025” <strong>projeleri için </strong>“N175” <strong>türbinlerine ait kanatların üretimi burada gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Nordex ürünleriyle Türkiye’de devreye alınan türbinlerin toplam kapasitesinin 5.5 GW’ın üzerine çıktığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>İnşa halindeki projelerdeki payımız da yüzde 60’ı buluyor.</strong></p>
<p>Orta vadede Menemen’de üretilen kanatları Avrupa’ya ihraç etmeyi planladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Menemen fabrikamız, Avrupa’nın rüzgar enerjisi tedarik zincirinin üretim halkalarından biri haline gelecek. Bu yıl Türkiye’den çoğu kule olmak üzere ihracatımız 300 milyon Euro civarında olacak.</strong></p>
<p>Türbinde kullanılan bazı küçük motorlarını Türkiye’den tedarik ettiklerini paylaşınca sordum:</p>
<p>-          <strong>Rüzgarın gücünü elektrik enerjisine çeviren dev dişli kutusu ve jeneratörün de Türkiye’de üretilmesi gündeminizde var mı?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Burası Almanya’daki merkezimizin göz bebeği. Türkiye’deki canlılığı görüyorlar. O nedenle dev dişli kutusu ve jeneratör üretimi de günün birinde gündeme gelebilir.</strong></p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntıların, birçok sektörde üretim temposunu önemli ölçüde aşağı çektiği bu dönemde Nordex’in Menemen Kanat Fabrikası’nın 2028 yılı ortalarına kadar üretim doluluğu yaşaması dikkati çekiyor…</p>
<p>Bu temponun Nordex’i Türkiye’de dev dişli kutusu ve jeneratör üretimine çekme olasılığı beklentisini artırıyor…</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac329a856530-1791175080.jpg" alt="" width="700" height="466" /><span style="color: #e03e2d;">Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptık</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay</strong>’a Aralık 2025’teki sohbetimizden Aliağa’da yaptıkları yatırım bilgisini anımsatıp sordum:</p>
<p>-          <strong>Aliağa’daki fabrikanız ne zaman devreye girecek?</strong></p>
<p>Aliağa’da 70 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aslında Şubat 2027’de açılışa hazır hale gelir. Orada üretime başlamamızı, önümüzdeki günlerde yapılacak ihale belirler.</strong></p>
<p>Yatırımın tamamının özkaynakla gerçekleştirildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Nordex Group yönetimi bize yatırım için gerekli kaynağı gönderdi. Yani, Almanya’dan ek yatırım bedeli göndermiş oldular.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz, Nordex Akademi’de teknik eleman yetiştiriyoruz</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay </strong>ve Menemen Kanat Fabrikası Müdürü <strong>Ozan Mamay, </strong>fabrikayı gezerken kanat üretiminin emek yoğun olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Haftada 20-30 kişi işe alıyoruz. Eleman bulmakta sıkıntı yaşadığımız oluyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay</strong>’la daha sonra Nordex Akademi’ye geçtik. Akademinin sorumlusu <strong>Zafer Avcı, </strong>2 yıla yayılan, toplamda 75 günü bulan eğitim verdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Toplamda bugüne kadar 22 bin kişiye eğitim vermiş olduk. Akademimiz yalnızca Türkiye operasyonlarımıza değil, global Nordex organizasyonuna ve yatırımcılara da uluslararası standartlar ve akreditasyonlar çerçevesinde hizmet veriyor.</strong></p>
<p><strong>Ender Özatay </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Böylece Türkiye, Nordex açısından yalnızca üretimin gerçekleştirildiği bir merkez değil, aynı zamanda rüzgar enerjisi alanında teknik insan kaynağının yetiştirildiği uluslararası bir bilgi ve eğitim merkezi konumuna geliyor.</strong></p>
<p><strong>Özatay, </strong>ayrıca ürün verip kurulumunu yaptıkları rüzgar santrallarının bakım-tamir işlerini 20 yıl boyunca kendi ekiplerinin gerçekleştirdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sahada, yani ürün verip kurulumunda rol oynadığımız rüzgar santrallarının bulunduğu yerlerde bizim toplam 300 teknik personelimiz görev yapıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Almanya, Hermes kredisiyle destekliyor</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>kanat ve kule başta olmak üzere ürün vermek üzere bağlantı kurdukları projelere finansman sağlama konusunda da yardımcı olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Almanya’nın Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi bizim ürün vermeyi üstlendiğimiz projeler için devreye giriyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Herme</strong><strong>s</strong><strong> kredisi kullanımında </strong>“Made in Germany” <strong>kuralı vardı. Bu kural, </strong>“Made by German Company” <strong>şeklinde değiştirildi. Yani, Almanya dışında yatırımı olan, üretim yapan Alman şirketleri de Her</strong><strong>m</strong><strong>es kaynaklarından yararlanabilir hale geldi.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sivas’ta 525 MW’lık RES kurulumunda varız</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı’nın RES yatırımlarını Doğu’ya yönlendirmeye başladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nordex’in Türkiye’de büyümesinin önemli göstergelerinden biri 2026 Ağustos ayında imzalanan </strong>“YEKA-5 Sivas” <strong>anlaşması oldu. Türkerler Holding’le imzalanan anlaşma kapsamında 72 adet </strong>“N175/6.X” <strong>türbin ve 525 MW kapasite sağlanacak.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Proje, Türkiye rüzgar enerjisi pazarında tek seferde imzalanan en büyük türbin tedarik anlaşması olma özelliği taşıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rüzgar enerjisi rekor büyüme döneminde</span></h2>
<p><strong>NORDEX </strong>Group Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü <strong>Ender Özatay, </strong>Global Wind Energy Council (GWEC) verilerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında dünya genelinde 165 GW yeni rüzgar enerjisi kapasitesi devreye girdi, tüm zamanların rekoru kırıldı. Dünyada toplam rüzgar enerjisi kapasitesi 1.3 TW’a ulaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin de küresel büyümenin dikkat çeken pazarlarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin toplam rüzgar kurulu gücü 2026 itibariyle 16.2 GW’a ulaştı. Rüzgar, bu yılın ilk yarısında toplam elektrik üretiminin yüzde 13.5’ini karşıladı.</strong></p>
<p>Şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 2.1 GW yeni kapasite ekleyen Türkiye, Almanya’nın ardından Avrupa’da en fazla yeni karasal rüzgar kapasitesi devreye alan ikinci ülke oldu.</strong></p>
<p>Alınan lisanslara dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 21 GW’ı aşan ön lisanslı proje stoku ve 17.9 GW’lık ön lisanslı depolamalı rüzgar kapasitesi bulunuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmiri-kanat-direk-ussu-yapti-disli-ve-jenerator-icin-olabilirle-kapiyi-araladi-88983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/ender-ozatay-1791175294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’i, ‘kanat-direk’ üssü yaptı, dişli ve jeneratör için ‘olabilir’le kapıyı araladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler eylül enflasyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gözler Eylül Enflasyonunda! Sürpriz Veri Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 05 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/oloDrUIoMkQ" width="900" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/talip-senay-zeren-1788755736.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı yatırım memnuniyet oranı yüzde 73</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde PwC tarafından hazırlanan “Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri” araştırmasının sonuçları paylaşıldı. PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu ve PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman’ın değerlendirdiği çalışma; teknolojik dönüşüm, doğrudan yabancı yatırımlar, sanayinin rekabet gücü, iş gücü maliyetleri, ihracat ve yeşil dönüşüm başlıklarında Türkiye’nin küresel rekabetteki konumuna ışık tuttu.</p>
<p>Son 10 yılda pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, tedarik zinciri krizleri, Çin’in yükselişi, üretken yapay zekâ, ticaret savaşları ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin küresel ekonominin yönünü değiştirdiğine dikkat çekilen çalışmada, rekabetçiliğin artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden okunamayacağı ortaya kondu. PwC’ye göre yapay zekânın getirdiği verimlilik ile iklim kaynaklı kısıtların ve diğer küresel dinamiklerin etkileşimi şirketler açısından inovasyonu zorunlu hale getiriyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ GETİRİLERİNİN YÜZDE 74’ÜNÜ AZ SAYIDA ŞİRKET ALIYOR </h2>
<p>Sonuçları değerlendiren PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, Türkiye’nin küresel rekabetçiliği üzerine üç yıldır çalıştıklarını belirterek, “2030 projeksiyonumuzda iki mega trend öne çıkıyor: Teknoloji/yapay zekâ ve iklim. İyimser senaryoda yapay zekânın toplam endüstrilerin büyüklüğüne yüzde 14 pozitif katkı yapacağı, iklim düzenlemelerinin ise yatırımlar nedeniyle yüzde 3,3 negatif etki yaratacağı öngörülüyor. Net etki yüzde 11 büyüme” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarında şirketler arasındaki ayrışmaya dikkat çeken Ulu, yapay zekâya en hazır şirketlerin diğer şirketlere göre yapay zekâ kaynaklı finansal performansta 7,2 kat daha yüksek sonuç elde ettiğini belirtti. Araştırmaya göre şirketlerin küçük bir bölümü yapay zekâ yatırımlarından elde edilen getirinin yüzde 74’ünü alıyor. PwC’nin AI Performance Study çalışması, bu farkta yalnızca yapay zekâ kullanımının değil; strateji, yatırım, iş gücü, veri ve teknoloji, yönetişim ve inovasyon gibi alanlardaki yetkinliklerin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<h2>YAPAY ZEKÂ BECERİLERİ DE HIZLA DEĞİŞTİRİYOR </h2>
<p>Yapay zekânın şirket performansı kadar iş gücü piyasasını da dönüştürdüğüne dikkat çekilen sunumda, yapay zekâdan en fazla etkilenen şirketlerde iş gücü verimliliğindeki artışın yüzde 40 daha yüksek olduğu belirtildi. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu işlerde ihtiyaç duyulan beceriler 2,5 kat daha hızlı değişirken, empati, muhakeme ve yaratıcılık gibi insana özgü becerileri gerektiren görevler de 2,5 kat daha hızlı artıyor. Yapay zekâ etkisinin yüksek olduğu giriş seviyesi pozisyonlarda liderlik gibi daha kıdemli rollerle ilişkilendirilen becerilerin talep edilme olasılığı ise 7 kat yükseliyor.</p>
<h2>YURT DIŞI YATIRIMDA İLK MOTİVASYON YENİ PAZARLARA GİRMEK </h2>
<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırım ile Türk şirketlerinin yurt dışına yaptığı yatırımlarda yaşanan değişim oldu. PwC çalışmasına göre 12 aylık yıllıklandırılmış doğrudan yabancı yatırım girişleri tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrederken, Türkiye’den yurt dışına yapılan yatırımlar Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların üzerine çıkmaya başladı. Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde bulunuyor. Şirketlerin yurt dışına çıkışında yüzde 28 ile “yeni pazarlara girmek” ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 17 ile döviz geliri elde etmek, yüzde 16 ile müşteriye fiziksel yakınlık, yüzde 14 ile diğer stratejik hedefl er ve yüzde 13 ile maliyet, vergi ve teşvikler üzerinden rekabet avantajı sağlamak izliyor. Önümüzdeki üç yılda yeni yatırım için Avrupa öne çıkarken ABD/Kanada, Avrasya, Orta Doğu ve Afrika da hedef bölgeler arasında bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’ye gelen ve ülkeden çıkan yatırım arasındaki değişime dikkat çeken Cenk Ulu, “Türkiye’ye gelen yabancı doğrudan yatırım ile Türkiye’den çıkan yatırım dengesinde son 15 yılda ilk kez eksiye düşüldü. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlarındaki memnuniyet oranı yüzde 73 seviyesinde” diye konuştu. Ulu, Türkiye’de CEO’ların tehdit algısında ise enflasyon, jeopolitik gerilimler ve makroekonomik çalkantıların ilk sıralarda bulunduğunu kaydetti.</p>
<h2>SANAYİDE KÂR MARJI YÜZDE 20’NİN ALTINA İNDİ </h2>
<p>PwC’nin çalışması Türkiye’nin rekabetçiliği açısından sanayi cephesindeki baskıya da dikkat çekti. Sunumdaki verilere göre BIST Sınai Endeksi şirketlerinde brüt kâr marjı son yıllarda gerilerken, 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 20’nin altına indi. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı da 2021’de yüzde 21,7 seviyesinden 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 19,7’ye geriledi. Çalışmada sanayinin GSYH içindeki payındaki aşağı yönlü seyir ile ihracat miktarındaki zayıflama da maliyet baskısının sanayici ve ihracatçı şirketlerin rekabet gücü üzerindeki etkisinin göstergeleri arasında sıralandı.</p>
<h2>TÜRKİYE REKABETÇİLİKTE 53’ÜNCÜ SIRADA </h2>
<p>PwC, Türkiye’nin rekabet gücünü Romanya ve Polonya ile iş gücü maliyeti, enflasyon, lojistik, işsizlik ve kurumsal yönetişim göstergeleri üzerinden de karşılaştırdı. Çalışmaya göre 2026 itibarıyla aylık brüt asgari ücret Türkiye’de 720 dolar, Romanya’da 960 dolar ve Polonya’da 1.245 dolar seviyesinde bulunuyor. Buna karşın Türkiye yüzde 31,5’lik enflasyonla iki rakibinden belirgin biçimde ayrışıyor. IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi’nde Türkiye 53’üncü, Romanya 49’uncu, Polonya ise 41’inci sırada yer alıyor.</p>
<p>Lojistik Performans Endeksi’nde Türkiye 38’inci sırayla Romanya’nın önünde ancak Polonya’nın gerisinde bulunurken, çalışmada kurumsal güvenilirlik ve yönetişim göstergesinde Türkiye “düşük/ Ba3”, Romanya “orta/Baa3”, Polonya ise “yüksek/A2” kategorisinde gösterildi. Böylece Türkiye ücret maliyetinde rakiplerine göre avantajını korusa da enflasyon, rekabetçilik ve kurumsal göstergelerde baskı altında bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac3279d80a29-1791174557.png" alt="" width="999" height="630" /></p>
<h2>KÜRESEL REKABETÇİLİKTE BİR BASAMAK YÜKSELDİ </h2>
<p>Türkiye’nin ihracat rekabetçiliğinde ise daha dirençli bir görünüm ortaya çıktı. Araştırmaya göre Türkiye, en çok ihraç ettiği 10 ürün grubunda küresel rekabetçilik sıralamasında 2016-2020 döneminden 2021-2025 dönemine geçişte bir basamak yükselirken, en büyük 10 ihracat pazarındaki göreceli konumunu korudu.</p>
<p>Doğrudan yabancı yatırım çekiciliği açısından Türkiye’nin karşılaştırıldığı 10 rakip ülke içinde de konumunu koruduğu görüldü. Türkiye, 2016-2020 ve 2021-2025 dönemlerinde beşinci sırada yer alırken, küresel doğrudan yabancı yatırımlardan aldığı pay yüzde 0,7’den yüzde 0,8’e yükseldi. Aynı dönemde Meksika, Polonya ve Kolombiya paylarını artırırken Hindistan’ın payında gerileme yaşandı.</p>
<h2>“TÜRKİYE’NİN REKABETÇİLİĞİNDE BEŞ TREND BELİRLEYİCİ” </h2>
<p>PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman ise Türkiye’nin küresel rekabetçilikte yatay bir seyir izlediğini belirterek, yeniden güçlü yabancı yatırım çekebilmek ve yurt içindeki tasarrufları yatırıma yönlendirebilmek için kapsamlı adımlara ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Harman, “Türkiye’nin tekrar ciddi miktarda rekabet için yabancı yatırım çekmek ve yastık altında birikimi bulunan yatırımcıyı motive etmek için ciddi bir çalışma yapması gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin rekabetçiliğini önümüzdeki dönemde beş temel eğilimin şekillendireceğini belirten Harman, bunları yeşil yatırımlar ve uluslararası düzenlemeler; dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ; katma değerli üretim ve sanayide yenilikler; ticaret politikaları ve jeopolitik riskler ile küresel arz fazlası ve fiyat rekabeti olarak sıraladı.</p>
<h2>REGÜLASYONLARA UYUM PAZARDAKİ KONUMU BELİRLEYECEK </h2>
<p>Korumacılığın özellikle Avrupa’da giderek güçlendiğini vurgulayan Harman, “Made in Europe ve menşe kuralları firmalarımızın takip ettiği en önemli başlıklar. Yeni regülasyonların yansımaları ve bu alandaki refleksler mevcut pazarlardaki konumunuzu kısa ve orta vadede belirleyecek unsurlar arasında yer alıyor” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek COP31 süreci, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Yeşil Mutabakat’ın özellikle ihracatçı şirketler açısından yakından izlenmesi gerektiğini kaydeden Harman, bu düzenlemelerin küresel rekabetin yönünü belirleyeceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-yatirim-memnuniyet-orani-yuzde-73-88981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/57-1791174492.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde küresel denetim, vergi ve danışmanlık firması PwC’nin hazırladığı &quot;Türkiye’nin Küresel Rekabetçilik Seyri Araştırması&quot;nın sonuçlarına ilişkin çarpıcı detaylar paylaşıldı. Araştırmada, Türkiye’nin ihracat ve doğrudan yabancı yatırım ölçeğinde rekabetçilik performansı, 10 rakip ülke ile karşılaştırıldı. Türk firmalarının yurt dışı yatırımlardan memnuniyetinin yüzde 73 olduğu ortaya konuldu. Önemli bir rekabet unsuru olarak yükselen yapay zekâ yetkinliğinin, lider şirketleri diğerlerinden kat kat ayrıştırdığına işaret edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Roubini&#039;den gelecek öngörüsü: Daha yüksek büyüme, daha düşük enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>EKONOMİ gazetesinin PwC iş birliği ile bu yıl 5’incisini düzenlediği “Dönüşen Liderlik Zirvesi” Sapanca’da gerçekleştirildi. “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla düzenlenen zirvenin konuk konuşmacısı “Kriz Kâhini” olarak anılan ekonomist-stratejist Dr. Nouriel Roubini, küresel ekonominin geleceğine ilişkin beklenti ve öngörülerini paylaştı.</p>
<p>2007-2008 küresel finans krizini önceden öngörmesiyle “Doktor Kıyamet” olarak tanınan ünlü ekonomist Dr. Nouriel Roubini, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde bu kez dünya ekonomisinin neden yeni bir krize sürüklenmediğini anlattı. COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin artırdığı gümrük tarifeleri ve İran savaşının yarattığı petrol şokunu sıralayan New York Üniversitesi Stern İşletme Okulu Fahri Profesörü Roubini, “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduğunu gösterdi” dedi.</p>
<p>“Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz” diyen ünlü ekonomist içinde bulunduğumuz dönemi “aşırı belirsizlik” olarak nitelendirdi. Roubini, bu şokların neden daha ağır bir ekonomik kayba yol açmadığını dört başlıkta sıraladı; piyasa disiplini, esneklik, para ve maliye politikaları ile teknoloji yatırımları.</p>
<h2>KISA VADEDE STAGFLASYON BASKISI, UZUN VADEDE DÜŞÜK ENFLASYON </h2>
<p>“Jeopolitik, stagflasyonist bir şoktur” diyen ünlü ekonomist, kısa vadede dünyanın birçok bölgesinde büyümeyi yavaşlatan ve enflasyonu artıran koşulların etkili olduğunu söyledi. Gelecek için ise farklı bir tablo çizdi: “Daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyorum.”</p>
<p>Ünlü ekonomist, savaşlar, yüksek borçlar, bütçe açıkları ve ticarette korumacılığı stagflasyon riskini besleyen nedenler arasında sıraladı. Uzun vadeli beklentisini ise teknolojinin daha fazla üretimi daha düşük maliyetle mümkün kılmasına dayandırdı. Yapay zeka, robotik, biyoteknoloji, yarı iletkenler ve yeni enerji teknolojilerindeki gelişmelerin verimliliği artıracağını belirten Roubini, bu yatırımların ekonomiye şimdiden destek verdiğini söyledi: “Bu yatırım patlaması geçen yıl yaşanmasaydı ağır bir resesyona girerdik.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac32558b23cb-1791173976.jpg" alt="" width="900" height="324" /></p>
<h2>PİYASALAR TRUMP’A DA GERİ ADIM ATTIRIYOR </h2>
<p>Piyasa disiplininin yalnızca gelişmekte olan ülkeler için geçerli olmadığını vurgulayan Roubini, Trump’ın tarife kararlarının ardından borsalardaki sert düşüşlere ve tahvil faizlerindeki yükselişe dikkat çekti. Bu tepkinin ekonomi ve seçimler üzerindeki olası etkilerinin, ABD yönetiminin müzakereye yönelmesinde rol oynadığını söyledi.</p>
<p>“ABD gibi güçlü bir ülke bile piyasaların baskısıyla politikasını değiştirmek zorunda kalıyor” diyen Roubini, bütçe ve dış açıklarını finanse eden yatırımcıların tepkisinin göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Piyasa baskısının, tam ölçekli bir kriz yaşanmadan hükümetleri hatalı kararlardan dönmeye zorlayabildiğini ifade etti.</p>
<h2>İRAN'LA ÇATIŞMA TEKRAR BÜYÜRSE PETROL 150 DOLARA ÇIKABİLİR </h2>
<p>Gelecek yıl büyümenin hızlanması ve enflasyonun düşmesinde enerji fiyatlarının önemli rol oynayacağını söyleyen Roubini, Hürmüz ve Babülmendep’te enerji akışını rahatlatacak bir çözümün petrol fiyatlarını aşağı çekebileceğini belirtti. “100 dolar yerine 80 dolar olsa bile bununla yaşayabiliriz” diyen ekonomist, İran’la çatışmanın yeniden tam ölçekli savaşa dönüşmesi halinde petrolün varil fiyatının 150 dolara veya üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu. “Sonuç jeopolitiğe bağlı” diyerek ABD’deki kasım ara seçimlerinin ardından izlenecek politikanın belirsiz olduğunu söyledi. Enerji şoklarının bugünkü etkisini 1970’lerle karşılaştıran Roubini, artan verimlilik ve çeşitlenen enerji kaynakları sayesinde ekonomilerin petrole daha az bağımlı hale geldiğini belirtti. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve elektrifikasyonun yanı sıra stratejik rezervlerin kullanımının da petrol şoklarının etkisini sınırladığını ifade etti. ABD ile Çin’in ekonomik bağlarını tamamen koparmadan rekabet etmesinin çatışma riskini azaltabileceğini söyleyen Roubini, Tayvan üzerinden yaşanabilecek bir çatışmanın ise ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p>
<h2>TAHVİL FAİZLERİYLE BORSALAR BİRLİKTE YÜKSELEBİLİR </h2>
<p>Tahvil faizlerini yükselten nedenler arasında enflasyon ve kamu borcuna ilişkin kaygıları sıralayan ekonomist, şirketlerin yatırım için artan borçlanmasına da dikkat çekti. Bu yatırımların büyümeyi ve şirket kazançlarını artıracağı beklentisinin ise borsaları desteklediğini söyledi. “Daha yüksek tahvil faizleri ve daha yüksek hisse senedi fiyatları bir arada görülebilir” diyen Roubini, faizlerdeki yükselişin nedenine bakılması gerektiğini belirtti. Kamu açıklarından kaynaklanan faiz artışlarıyla, üretken yatırımlar için artan borçlanmanın aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi</p>
<h2>YAPAY ZEKADA BALON YOK, DÜZELTME OLABİLİR </h2>
<p>Yapay zeka yatırımlarında balon oluştuğu yönündeki kaygıları da değerlendiren Roubini, bugünkü tabloyu 2000 yılındaki internet balonundan farklı gördüğünü söyledi. O dönemde ciddi bir iş modeli, geliri veya kârı bulunmayan çok sayıda şirketin yükseldiğini hatırlatarak bugün ise yatırımların önemli bölümünü güçlü gelir ve kârlılığa sahip büyük teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiğini belirtti. Henüz kâr etmeyen yapay zeka şirketleri bulunduğunu da kabul eden Roubini, kullanım yaygınlaştıkça işlem kapasitesine duyulan ihtiyacın artacağını söyledi. Bununla birlikte teknoloji hisselerinde düşüş ihtimalini dışlamadı: “Yüzde 10- 15’lik bir düzeltme olabilir mi? Elbette.” Geçmişte de teknoloji hisselerinde düzeltmeler yaşandığını hatırlatan Roubini, böyle bir düşüşün uzun vadeli yatırım beklentisini tek başına ortadan kaldırmayacağını söyledi.</p>
<h2>TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRMEYEN ÜLKELER DE KAZANABİLİR </h2>
<p>Roubini’ye göre teknoloji yatırımlarının kazancı ABD ve Çin’le sınırlı kalmayacak. Gelişmekte olan ülkeler de enerji ve hammadde sağlayarak, veri merkezi yatırımlarını çekerek veya yeni teknolojileri üretimde kullanarak bu büyümeden pay alabilecek. Yarı iletken, enerji ve metal üreticilerinin artan talepten yararlanacağını söyleyen Roubini, ucuz enerjiye sahip ülkelerin de veri merkezi yatırımlarını çekebileceğini belirtti. “Bu veri merkezlerinin bir bölümünü enerjinin ucuz olduğu yerlere kurmak mantıklı” diyen ekonomist, Arjantin, Brezilya, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan’ı örnek gösterdi. Dr. Roubini, fırsatın yalnızca yatırım çekmekle sınırlı olmadığını da vurguladı: “Yenilik yapmasanız, yalnızca bu teknolojileri benimseseniz bile fayda sağlarsınız.” Mobil iletişim ve çevrim içi bankacılık örneklerini hatırlatarak, gelişmekte olan ülkelerin eski teknolojilerin bazı aşamalarını atlayıp yeni sistemlere geçebildiğini belirtti. Yapay zekanın üretimde ve hizmetlerde kullanılmasıyla da verimlilik artışı sağlanabileceğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İNŞAAT GÜCÜ FIRSAT YARATABİLİR</span></h2>
<p>Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Roubini, altyapı yatırımları, istihdam, Türkiye’de enflasyon, fon krizi ve Çin’in büyüme modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Savaşların ardından yapılacak yeniden inşa yatırımlarının ekonomiye etkisi sorulan Roubini, şöyle yanıt verdi: “Ekonomik gelişme ve iklim değişikliğiyle mücadele için daha fazla altyapıya ihtiyacımız var. Altyapı, özel sektörün üretkenliğini de artırıyor. Ancak siyasi ve jeopolitik belirsizlik yükseldiğinde yatırımlar azalıyor. Çünkü bu projelerin geri dönüşü 10, 20 veya 30 yıl sürebiliyor. Makroekonomik istikrar, iyi yönetim ve siyasi istikrar, hem kamu hem de özel sektörün altyapı yatırımlarını destekliyor.” </p>
<p><strong>Büyümenin kazancı nasıl paylaşılacak? </strong></p>
<p>Yapay zekanın istihdam ve ekonomik hayat üzerindeki etkileri sorulan Roubini, kısa vadede yatırımların işgücü talebini artırdığına dikkat çekti: “Veri merkezlerini inşa etmek zorundasınız. İnşaat işçilerine, tesisatçılara, elektrikçilere ihtiyacınız var.” Uzun vadede ise yeni işlerin ortaya çıkmasıyla kalıcı iş kayıpları ihtimalinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “Verimlilik artışı herkese fayda sağlamaz ve gelir ile servet eşitsizliğini artırırsa, kazananları vergilendirip geliri diğerlerine aktarmamız gerekecek. Bunun sosyal ve siyasi zorlukları olacaktır. Ancak yüzde 5-6 büyümeyi ve bunun paylaşımını tartışmak, çok düşük büyümeye sıkışıp kalmaktan daha iyi bir sorun.”</p>
<p><strong>Türkiye’de enflasyon ve rekabetçilik dengesi </strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyonun nasıl düşürülebileceği sorusuna yanıt veren Roubini, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’nin enflasyon sorunu ciddi, ancak birkaç yıl öncesine göre enflasyon düştü. Mehmet Şimşek yönetiminde bütçe açığını azaltmaya yönelik adımlar atıldı, Merkez Bankası daha bağımsız hale geldi. Fakat Türkiye enerji ithalatına bağımlı olduğu için petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu etkiledi. İç talep hâlâ fazla. Talebi hem maliye politikası hem de özel sektör tarafında azaltmak gerekiyor. Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge. Kalıcı yüksek enflasyon refaha ve ekonomik büyümeye zarar veriyor.”</p>
<p><strong>Siyasi ve jeopolitik istikrar, önemli büyüme fırsatları yaratabilir </strong></p>
<p>Türk şirketlerinin önündeki fırsatlara ilişkin soruyu yanıtlayan Roubini, bölgesel istikrarın sağlayabileceği imkanlara dikkat çekti: “Türkiye’nin Körfez’de çok sayıda proje gerçekleştirmiş güçlü imalat, inşaat ve altyapı şirketleri var. Bunlar Ortadoğu’nun geri kalanında da çalışabilir. Körfez ülkelerinin enerji kaynakları ve geleceğe yatırım için kullanılabilecek büyük varlık fonları bulunuyor. Bölgede insan kaynağı, enerji, sermaye, teknoloji ve güçlü şirketler var. Daha fazla siyasi ve jeopolitik istikrarla önemli büyüme fırsatları doğabilir. Böyle bir gelecekte Türkiye hem kendisi hem de bölge için ekonomik büyümenin dayanaklarından biri olabilir.”</p>
<p><strong>Fonlarda olağanüstü getiri vaatlerine dikkat </strong></p>
<p>Türkiye’deki fon krizinin uluslararası yatırımcılar açısından ne anlama geldiği sorulan Roubini, şöyle konuştu: “Teknolojik yeniliklerden kaynaklanan balonlarla dolandırıcılık ve manipülasyondan kaynaklananları ayırmak gerekiyor. İnsanlar tasarruflarının bir bölümünü kaybetti. Fonların tasfiyeye gitmesi daha geniş borsayı da etkiliyor. Yüzde 100, yüzde 200 veya yüzde 3.000 getiri vaatlerine dikkat edin; bunlar bir gecede gerçekleşemez. Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir.”</p>
<p><strong>“Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor” </strong></p>
<p>Çin’de planlama ile piyasa arasındaki dengenin büyümeye katkısı sorulan Roubini, başarının yalnızca devlet kapitalizmiyle açıklanamayacağını belirtti: “Çin, ekonomisini ticarete ve özel sektöre açtığında hızlı büyümeye başladı. Bugün de geleceğin teknolojilerindeki gelişmelerin önemli bölümü kamu işletmelerinden değil, özel sektörden geliyor. Her sektörde çok sayıda şirket arasında yoğun rekabet var. Ancak sermaye, işgücü, arazi, su ve elektrik destekleri aşırı yatırıma da yol açtı. Çin üretmeyi biliyor, tüketmeyi bilmiyor. Büyük bir kapasite fazlası var ve bunu dünyaya ihraç ediyor. Bu da ABD, Avrupa ve bazı gelişmekte olan ülkelerde korumacı baskılara yol açıyor. Çıkarılacak ders, özel sektörün rekabetin, üretimin, yeniliğin ve büyümenin öncüsü olmasını sağlamak. Aynı zamanda herkesin yararlandığı bir sosyal refah sistemi kurmak gerekiyor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya ekonomisinin dayanıklılığının 4 nedeni</span></h2>
<p><strong>1. PİYASA DİSİPLİNİ: </strong></p>
<p>Borsalardaki düşüş, yükselen borçlanma maliyetleri ve para birimlerindeki değer kaybı, hükümetleri kararlarını değiştirmeye zorluyor. Roubini’ye göre Trump’ın tarife adımlarında geri çekilmesinde de piyasa baskısı etkili oldu. </p>
<p><strong>2. ESNEKLİK</strong></p>
<p>Şirketler tedarikçilerini ve pazarlarını değiştirerek gümrük tarifelerindeki artışa uyum sağlıyor. Enerji kaynaklarının çeşitlenmesi, verimlilik artışı ve elektrifikasyon petrol şoklarının etkisini sınırlıyor. </p>
<p><strong>3. PARA VE MALİYE POLİTİKALARI</strong></p>
<p>Ekonomik yavaşlamaya karşı verilen destekler ve enflasyonun kalıcılaşmasını önlemeye yönelik müdahaleler, şokların etkisini hafifletiyor. </p>
<p><strong>4. TEKNOLOJİ YATIRIMLARI</strong></p>
<p>Veri merkezleri, yarı iletkenler ve yeni teknolojilere yapılan harcamalar üretimi ve işgücü talebini destekliyor. Roubini’ye göre ekonominin dayanıklılığında en önemli pay bu yatırımlara ait.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/roubini-makul-olcude-iyimserim-88980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/roubini-1791173718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesi ve PwC işbirliği ile düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan, ünlü ekonomist Nouriel Roubini, küresel ekonomide kısa vadeli stagflasyon baskısına rağmen gelecek için daha yüksek büyüme ve daha düşük enflasyon bekliyor. Türkiye&#039;deki yüksek enflasyona değinen Roubini, &quot;Para biriminin değer kaybını yavaşlatmak, ithal maliyetler üzerinden enflasyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Ancak bunu çok fazla yavaşlatırsanız rekabet gücünü kaybedersiniz. Bu, çözülmesi zor bir denge&quot; açıklamasını yaptı. Yaşanan fon krizi hakkındaki bir soruyu yanıtlayan Dr. Roubini &quot;Türkiye sağlıklı para ve maliye politikalarını sürdürür, büyüme potansiyelini artıran reformlar yapar ve uygun düzenleme ile denetimi sağlarsa, bu bir likidite şoku olarak kalabilir ve zarar geçici olabilir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir sezon boyunca daha müziğin ve edebiyatın peşinde…</strong></p>
<p>Sonbaharın sevdiğim yanlarından biri, yeni sezon programlarına bakmak… Bir konserin tarihini not etmek, yıllardır dinlediğimiz bir yorumcuyla yeniden buluşacağımızı öğrenmek, henüz sahnede izlemediğimiz bir sanatçının adının yanında durup düşünmek… Daha salona gitmeden başlayan bir heyecan bu. Bazen tek bir eser, bazen bir ses, aylar sonrasındaki bir akşamı beklememize yetiyor.</p>
<p>İş Sanat’ın Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin BlackBox Salonu’nda açıklanan 27. sezon programına da böyle bakıyorum. Kasımda başlayıp bahara uzanan takvimde, farklı müzik geleneklerinden gelen sanatçılar var. Programın içinde ilerlerken bir yanda kemanın, piyanonun, orkestranın dünyasına giriyor; diğer yanda bir türküye, belleğimizde yer etmiş bir şarkıya, bir şairin dizelerine dönüyoruz.</p>
<p>İş Sanat Genel Müdürü <strong>Defne Turaç</strong>, programı hazırlarken her konserin kendi özgünlüğünü koruduğu, aynı zamanda birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmayı amaçladıklarını söylüyor. Uluslararası orkestra ve solistlerden genç müzisyenlere, sahneye özel projelerden çocuk oyununa uzanan bu çeşitliliğin içinde, dinleyiciye kendi yolunu çizme imkânı da sunuluyor.</p>
<p>Sezonun ilk konseri, 5 Kasım Perşembe akşamı. Keman sanatçısı <strong>Viktoria Mullova</strong>, <strong>Gürer Aykal</strong> yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla İş Kuleleri Salonu’nda sahneye çıkacak. Açılışın programı, üç bestecinin farklı dünyalarını aynı akşamda buluşturuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Doğumgününü müzikle hatırlamak…</strong></p>
<p>Bir insanı hatırlamanın yollarından biri, onun sevdiği şeylere hayatımızda yer açmak… Dinlediği müziğe kulak vermek, önem verdiği bir uğraşı sürdürmek, bir araya gelip aynı eseri paylaşmak. Böyle buluşmalarda hatıralar, o akşam orada bulunanların hayatına da katılıyor. Bir doğum günü, müzikle kurulan ortak bir anıya dönüşüyor.</p>
<p>Hisar Okulları’nın kurucusu <strong>Feyyaz Berker</strong>’in doğum günü anısına hazırlanan konserin çıkış noktasında da onun klasik müziğe duyduğu sevgi var. Hisar Okulları Kültür Merkezi’nin yeni sezon buluşmalarından olan konserde keman sanatçısı <strong>Cihat Aşkın</strong> ile piyanist <strong>Cem Babacan</strong>, 7 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’de Hisar Okulları Atatürk Salonu’nda sahneye çıkacak.</p>
<p>Konser programında <strong>Johann Sebastian Bach</strong>, <strong>Giuseppe Tartini</strong>, <strong>Niccolò Paganini</strong>, <strong>Ludwig van Beethoven</strong> ve <strong>Franz Schubert</strong>’in eserleri yer alıyor. Farklı dönemlerin müziklerini aynı akşam içinde dinlemek, kemanla piyanonun anlatım imkânlarını değişik bestecilerin dünyalarından takip etmemizi sağlayacak.</p>
<p><strong>Bir tariften başka bir tarife</strong></p>
<p>Mutfakta bazen bir tarifin peşinden gideriz, bazen de elimizdeki malzemelerin… Dolabı açar, tezgâha birkaç şey çıkarır, neyi neyle buluşturacağımızı düşünürüz. Bildiğimiz bir yemeğe başka bir ot eklemek, alıştığımız sosu değiştirmek, önceki günden kalan bir malzemeyi değerlendirmek gelir aklımıza. Tam o sırada kendimize sorduğumuz soru tanıdıktır: <em>“Olur mu dersin?”</em> Cevabını çoğu zaman ocağın başına geçince öğreniriz.</p>
<p>Filiz’in yeni iletişim yaklaşımı, mutfağın bu gündelik merakından yola çıkıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen durum buğdaylarıyla ürettiği ürünleri 52 yıldır sofralara taşıyan marka, logosunu ve ambalajlarını yenilerken yemek yapmanın denemeye açık yanını öne çıkarıyor.</p>
<p>Barilla Türkiye Genel Müdürü <strong>Murat Koç</strong>, yarım asrı aşan yolculukta sofralarla kurulan bağın ve kazanılan güvenin önemini vurguluyor. Logodan ambalaja kadar markanın kendini ifade etme biçimi değişirken toprağa, çiftçiye, kaliteye, Bolu’daki üretime ve Türk mutfağına bağlılığın sürdüğünü belirtiyor. Yeni dönemde Filiz’in, gençlerin kendi mutfaklarında isteyerek seçtikleri, kendilerine yakın buldukları bir marka olmasını hedeflediklerini anlatıyor.</p>
<p><strong>Nişantaşı’nda bir mahalle restoranı…</strong></p>
<p>Nişantaşı’nda, Valikonağı Caddesi üzerindeki People’daydım geçtiğimiz günlerde… Mekânın kurucuları <strong>Aydan Önder</strong>ve <strong>Ali Özbora</strong> çifti, bir süredir mutfaklarını daha fazla anlatmak istiyorlar. Aydan televizyon yapımcılığı ve sunuculuktan, Ali reklamcılıktan geliyor. İnsanlarla, onların hikâyeleriyle çalışarak geçen yılların ardından ortak seyahat ve gastronomi meraklarını bir mekânda buluşturmuşlar. People adı da bu geçmişle anlam kazanıyor.</p>
<p>Mekânı önceki yıllarda da ziyaret etmiştim. Bu kez masaya oturduğumuzda, aradan geçen zamanda nelerin değiştiğini konuşuyoruz. Anlattıkları, bir restoranın kendi yolunu bulmasının denemeler, kararlar ve bazen geri dönüşlerle ilerleyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Kahveyle kurulan ilk bağın ardından, yalnızca tadım menüsü sunan iddialı bir mutfağa yönelmişlerdi. Bir özel gün için tercih edilebilecek yemek düzeniyle, insanın haftanın herhangi bir akşamı uğramak istediği restoran arasında fark var. Onlar da zamanla bunu görmüşler. Ardından daha rahat bir servis ve menü anlayışına geçerken, önceki dönemin kazandırdığı ürün bilgisini ve üretici ilişkilerini korumuşlar. Bugünkü mutfağın arkasında o birikim var.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahnede-notalar-mutfakta-yeni-hikayeler-88995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sahnede notalar, mutfakta yeni hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-88975</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: Uzay ekonomisi 600 milyar doları aşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, 5-9 Ekim tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek 77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) öncesi, Bakanlar ve Parlamenterler Toplantısına katıldı.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın ev sahipliğindeki toplantıya TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Ankara Milletvekili Fuat Oktay, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve farklı ülkelerden bakan, bakan yardımcısı, büyükelçi ve parlamenterler katıldı.</p>
<p>Antalya’nın küresel uzay gündeminin önemli merkezlerinden biri olacağını belirten Kacır, IAC 2026’nın 111 ülkeden 12 binden fazla katılımcıyı bir araya getireceğini söyledi. Uluslararası Uzay Kongresi’nin, bilimsel nitelik taşıyan bir organizasyon olduğunu belirten Kaçır, ‘’Bu yıl 8 binden fazla bilimsel makale başvurusuyla bir rekora imza atıldı. Hem de küresel uzay ve teknoloji lideri olan şirketlerin ve artık yeni nesil teknoloji girişimlerinin bir araya geldiği bir ticari platform" dedi.</p>
<p>Kongrenin hem bilimsel hem de ekonomik boyutuyla küresel vizyona sunduğu katkıya dikkat çeken Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’600 milyar doları aşan uzay ekonomisinin geleceğinin hangi istikamette ilerleyeceği ve insanoğlunun uzaydan daha etkin şekilde hangi yollarla yararlanabileceği konusu büyük bir önem taşıyor. Bizler bu platformda, insanlığın uzaydaki geleceğine yön verecek stratejileri ve yeni iş birliği modellerini kapsamlı bir şekilde masaya yatırıyoruz.’’</p>
<p><strong>‘’Milli Uzay Programını Hayata Geçiriyoruz’’</strong></p>
<p>Uzayın sadece birkaç ülke ya da şirketin çalıştığı bir alan olarak kalmaması gerektiğini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarının, şirketlerin ve teknoloji girişimlerinin bu gelişime ortak olmasını hedefliyoruz; elde edilen kazanımlardan bütün dünyanın en adil şekilde yararlanabildiği bir platform inşa etmek adına bu kongre çok büyük bir kıymet ve önem taşıyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye hem Milli Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştiriyor hem Milli Uzay Programı’nı hayata geçiriyoruz. Türkiye uydu teknolojilerinde yüzde 80’in üzerinde yerlilik kabiliyetine ulaştı. İMECE ve TÜRKSAT 6A ile kazanılan yetkinlikler yeni nesil uydu projeleriyle ileri taşınacak. 2027’de Ay Misyonu kapsamında milli uzay aracı aya gönderilmesini hedefliyoruz.’’</p>
<p>TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay da, Türkiye’nin kendi uydularını geliştiren, ilk astronotlarını uzaya gönderen ve derin uzay çalışmalarına adım atan bir ülke konumuna geldiğine dikkat çekti. Oktay, ‘’Türkiye artık kendi uydularını kendi yapan, aynı zamanda uzaya ilk astronotunu gönderen ama şimdi de derin uzay çalışmalarına adım atan bir ülke sıfatıyla (Ben bu sektörde varım) diyen bir ülke’’ dedi.</p>
<p>Uzay çalışmalarının parlamenter boyutunun altını çizen Fuat Oktay, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Artık Ay’da kalıcı olma, Ay’ı bir uzay istasyonuna dönüştürme ve asıl önemlisi, sonrasında Mars’a gidilecek yolculuk için bütün test aşamalarının ve çalışmalarının Ay’da yapılması hedefleniyor. Biz olaya parlamento boyutunda bakıyoruz. Sadece yerel boyutta değil, aslında uluslararası alanda da bir konsensüs oluşturma ve yasa koyucu bir unsur olma özelliği var. Bugün burada bir deklarasyon yayımlandı. Küresel kuralların belirlenmesi için çalışıyoruz. Uzayda kim söz sahibi olacak? Uzayda herkes istediği şekilde hareket edebilecek mi? Biz parlamenterler olarak da bunun yasal bir zemine dönüştürülebilmesiyle alakalı hükümetlerimizle, uluslararası kuruluşlarla, BM dahil ilgili bütün yapılarla ve özellikle bakanlığımızla birlikte Türkiye olarak buna katkı vermeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız bu konuda karar verdiğinde, vizyonu ortaya koyduğunda ve hedefleri, amaçları belirlediğinde bunun gerçekleşmeme şansı yok."</p>
<p>Toplantıda ayrıca uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve uzay çalışmalarından tüm insanlığın yararlanabilmesi konuları ele alındı.</p>
<p>Bakanlar ve parlamenterler toplantısı kapsamında hazırlanacak Antalya Deklarasyonu ile uzay çalışmalarında barış, iş birliği ve kapsayıcılık temelinde ortak bir yaklaşım ortaya konulması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-88975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/bakan-kacir-uzay-ekonomisi-600-milyar-dolari-asiyor-1791121755.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin Milli Uzay Programını hayata geçirdiklerini belirterek, ‘’600 milyar doları aşan uzay ekonomisinin geleceğinin hangi istikamette ilerleyeceği ve insanoğlunun uzaydan daha etkin şekilde hangi yollarla yararlanabileceği konusu büyük bir önem taşıyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-88974</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AYDIN</strong></p>
<p>Bünyesinde Pine Bay Hotels &amp; Resorts, DoubleTree by Hilton Kuşadası ile Old Town Tanneries’in yer aldığı Göçtur Turizm Yönetim Kurulu Başkanı ve Mehmet Nuri Göçen Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı Kurucusu ve Başkanı olan Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti.</p>
<p>Uzun süredir mücadele ettiği kanser hastalığına yenik düşen Naile Göçen Çukurova, 64 yaşındaydı.</p>
<p>Kuşadası’nın önemli iş insanlarından biri olan Çukurova’nın vefatı, iş dünyasında ve ilçe genelinde derin bir üzüntü yarattı.</p>
<p>Girişimci kimliğiyle öne çıkan Çukurova'nın, Göçtur bünyesindeki Pine Bay otelinin yanı sıra uluslararası konaklama markası Hilton’u Kuşadası’na kazandırdığı belirtildi. Kentin tarihi dokusuna da sahip çıkan Çukurova'nın Eski Tabakhaneler bölgesinin restorasyon çalışmalarına önemli katkılar sunduğu ifade edildi. Çukurova'nın, ayrıca eğitime verdiği desteklerle çok sayıda öğrencinin geleceğine yön verirken, Kuşadası’nda gerçekleştirilen çok sayıda spor ve sanat organizasyonuna destek vererek ilçenin sosyal ve kültürel hayatına katkı sunduğu bildirildi.</p>
<p>Naile Göçen Çukurova’nın 5 Ekim 2026 Pazartesi günü Aydın’da, Bey (Süleyman) Camii’nde kılınacak öğlen namazı sonrasında Aydın Tellidede Mezarlığı’nda defnedilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-88974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/goctur-ve-pine-bayin-sahibi-naile-gocen-cukurova-hayatini-kaybetti-1791120365.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göçtur Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Naile Göçen Çukurova hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-denizli-5-milyar-dolarlik-ihracat-hedefine-emin-adimlarla-ilerliyor-88970</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> DENİB Başkanı Uğurlu: Denizli, 5 milyar dolarlık ihracat hedefine emin adımlarla ilerliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli’nin ihracatı eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,6 artışla 479 milyon dolara yükseldi. Kent, bu performansla Türkiye’nin en çok ihracat yapan 7’nci ili olurken, ocak-eylül dönemindeki ihracatını yüzde 10,4 artışla 3 milyar 855 milyon dolara taşıdı. Son 12 aylık ihracatın 5 milyar doları aşmasıyla Denizli, yıl sonu hedefi doğrultusunda önemli bir eşiği geride bıraktı.</p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, küresel ekonomide rekabet ve belirsizliklerin yoğunlaştığı bir dönemde elde edilen ihracat artışının önemli olduğunu belirterek, “İhracatçılarımızın üretim ve ihracat kararlılığını sürdürmesi, elde edilen sonuçların en önemli göstergelerinden biri. Son çeyreğe güçlü bir performansla giren Denizli, ihracattaki istikrarlı seyrini koruyarak yıl sonu hedefi olan 5 milyar dolara emin adımlarla ilerliyor” dedi.</p>
<p>Eylül ayında Denizli’nin önde gelen sektörlerinin tamamında ihracat artışı kaydedildi. Elektrik-elektronik ihracatı yüzde 47,3 artışla 138 milyon dolara, tekstil ve konfeksiyon ihracatı yüzde 11 artışla 128 milyon dolara, demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 40,8 artışla 81 milyon dolara yükseldi. Tarım ihracatı yüzde 26,3 artışla 33 milyon dolara, madencilik ihracatı ise yüzde 7,1 artışla 27 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Denizli’nin en büyük ihracat pazarı olan İngiltere’ye yapılan ihracat eylülde yüzde 58,2 artışla 91 milyon dolara çıktı. ABD’ye ihracat yüzde 38,2 artışla 45 milyon dolar, İtalya’ya yüzde 22,9 artışla 38 milyon dolar, Almanya’ya yüzde 8,1 artışla 35 milyon dolar ve Hollanda’ya yüzde 52,7 artışla 25 milyon dolar oldu.</p>
<h2>“Talep ve rekabet baskısı sürüyor”</h2>
<p>Türkiye imalat sanayisinde eylül ayında PMI’ın 47,9 seviyesinde gerçekleştiğine dikkat çeken Uğurlu, yeni siparişlerdeki gerileme, yüksek finansman maliyetleri ve artan girdi fiyatlarının üretim ve ihracatçı firmalar üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin üretim, lojistik ve tedarik zincirlerine etkisine de işaret eden Uğurlu, “Küresel talepteki dalgalanmalar, yüksek finansman maliyetleri ve üretim üzerindeki maliyet baskıları ihracatçı firmalarımızı etkilemeye devam ediyor. İmalat sanayinde üretim, siparişler ve tedarik süreçlerine ilişkin göstergelerde görülecek iyileşmenin kalıcı hale gelmesi, ihracat performansının desteklenmesi açısından önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-denizli-5-milyar-dolarlik-ihracat-hedefine-emin-adimlarla-ilerliyor-88970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/denib-baskani-osman-ugurlu-1791113579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli’nin ihracatı eylül ayında yüzde 22,6 artışla 479 milyon dolara yükselirken, kentin son 12 aylık ihracatı 5 milyar doları aştı. DENİB Başkanı Osman Uğurlu, küresel rekabet ve belirsizliklere rağmen ihracatçıların üretim ve pazar çeşitliliğini koruduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-88969</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> BASİAD Başkanı Değirmenci: Türkiye’nin kaybetmemesi gereken en büyük sermaye güvendir”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Babadağ Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, meselenin birkaç fon, şirket veya yatırımcıyla sınırlı olmadığını belirtti. Türkiye’nin daha güçlü, şeffaf ve güvenilir bir sermaye piyasasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Değirmenci, yatırım ve üretimin sürdürülebilirliği için hukuka, kurumlara ve denetim mekanizmalarına duyulan güvenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>BASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin kişiler üzerinden değil, sistemin işleyişi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin önündeki mesele birkaç fonun, birkaç şirketin ya da birkaç yatırımcının meselesi değil. Asıl mesele, Türkiye’ye, hukuka ve kurumlara duyulan güvendir” dedi.</p>
<p>Sermaye piyasalarının üretim, yatırım ve istihdamın finansmanında önemli rol oynadığına dikkat çeken Değirmenci, güçlü ve güvenilir bir piyasa için kurumların liyakatli kadrolarla güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının bağımsız ve şeffaf çalışması gerektiğini vurguladı. Denetimin sorunlar büyümeden devreye girmesi gerektiğini kaydeden Değirmenci, “Kurallar açık olmalı, denetim güçlü olmalı ve aynı kurallar istisnasız herkese uygulanmalı. Sermaye belirsizlikten uzaklaşır; hukukun, liyakatin ve öngörülebilirliğin olduğu yere gider” diye konuştu.</p>
<p>Sermaye piyasalarındaki sorunların doğru yönetilmesi halinde Türkiye için bir dönüşüm fırsatına dönüşebileceğini ifade eden Değirmenci, “Türkiye’nin kaybetmemesi gereken en büyük sermaye, güvendir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-88969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/9/1280x720/basiad-baskani-dogan-degirmenci-turkiyenin-kaybetmemesi-gereken-en-buyuk-sermaye-guvendir-1791108667.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Değirmenci, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin kişiler üzerinden değil, sistemin işleyişi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, güçlü kurumlar, etkin denetim ve öngörülebilirliğin sermaye piyasalarına güvenin temelini oluşturduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-eylul-performansi-yilin-son-ceyregi-icin-umut-verdi-88968</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhammet Öztürk: Eylül performansı yılın son çeyreği için umut verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), eylül ayında ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artırarak 1 milyar 536 milyon dolardan 1 milyar 705 milyon dolara çıkardı. Türkiye’nin eylül ayı ihracatı ise yüzde 15,4 artışla 26 milyar dolara ulaştı. EİB’nin ocak-eylül dönemindeki ihracatı yüzde 6 artışla 14 milyar 482 milyon dolara, son 1 yıllık ihracatı ise yüzde 4 yükselişle 19 milyar 290 milyon dolara çıktı. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, eylül ayında yakalanan çift haneli ihracat artışının yılın son çeyreği için umut verdiğini belirterek, finansmana erişimin kolaylaştırılması halinde 2026 sonunda 20 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabileceklerini söyledi.</p>
<p>Küresel rekabetin her geçen gün daha da çetin bir hal aldığı, jeopolitik risklerin arttığı, Türkiye’de enflasyonla döviz kuru arasındaki makasın her geçen gün açıldığı ortamda ihracatçıların ülkeye döviz kazandırma çabalarının sürdüğüne işaret eden Öztürk; “İhracatçımızın bu azmi takdir edilmeli, finansmana erişim kolaylaştırıldığı takdirde 2026 yılı sonunda 20 milyar dolar dövizi ülkemize kazandırabiliriz. TCMB’nın döviz dönüşüm uygulamasında ihracatçıları mağdur etmeyecek bir altyapı kurgulanmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Tarım ürünleri ihracatı yüzde 18 arttı</h2>
<p>EİB’nin eylül ayında tarım ürünleri ihracatı yüzde 18 artışla 761 milyon dolara, sanayi ihracatı yüzde 5 yükselişle 787 milyon dolara çıktı. Maden ihracatı ise yüzde 11 artarak 157,7 milyon dolar oldu. Birlikler arasında 193 milyon dolarlık ihracatla Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 9 yıl sonra zirveye yerleşti. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 182,08 milyon dolarla ikinci, ihracatını yüzde 68 artıran Ege Tütün İhracatçıları Birliği ise 182,06 milyon dolarla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<h2>Avrupa Birliği’ne 807 milyon dolarlık ihracat</h2>
<p>EİB’nin eylül ayı ihracatında Avrupa Birliği, 807 milyon dolar ve yüzde 47,4 payla ilk sırada yer aldı. Amerika kıtasına ihracat yüzde 18 artışla 221 milyon dolara, Uzakdoğu’ya ihracat yüzde 43 yükselişle 155 milyon dolara çıktı. Ülke bazında ABD, yüzde 28 artış ve 171 milyon dolarlık ihracatla Almanya’yı geride bırakarak ilk sıraya yerleşti. Almanya’ya ihracat 157 milyon dolara, İtalya’ya ihracat ise 92,5 milyon dolara ulaştı.</p>
<h2>Denizli, Manisa’yı geçti</h2>
<p>Ege Bölgesi’nin toplam ihracatı eylülde yüzde 12,4 artışla 2 milyar 611 milyon dolara çıktı. İzmir’in ihracatı 1 milyar 235 milyon dolara ulaşırken, Denizli yüzde 22 artışla 479 milyon dolara yükselerek Manisa’yı geride bıraktı. Manisa’nın ihracatı 436 milyon dolara gerilerken, Muğla 145 milyon dolara ulaştı. Balıkesir ise yüzde 86’lık artışla 119 milyon dolarlık ihracata imza atarak bölgenin ihracat artış rekortmeni oldu. Aydın 86 milyon, Afyonkarahisar 40 milyon, Uşak 36,7 milyon ve Kütahya 33,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-muhammet-ozturk-eylul-performansi-yilin-son-ceyregi-icin-umut-verdi-88968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/ege-bolgesinin-ihracati-8-ayda-292-milyar-dolara-ulasti-1790492328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri, eylül ayında ihracatını yüzde 11 artırarak 1 milyar 705 milyon dolara çıkardı. Tarım ihracatındaki yüzde 18’lik artış öne çıkarken, Denizli yüzde 22’lik yükselişle Manisa’yı geride bırakarak Ege Bölgesi’nin en çok ihracat yapan ikinci ili oldu. EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, finansmana erişimin kolaylaştırılması halinde yıl sonunda 20 milyar dolarlık ihracata ulaşabileceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-88965</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Portakal dalında kaldı, üretici ve ihracatçı Rusya’ya yeni rota arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye, yıllık 5,5 milyon ton narenciye üretimiyle dünyada yedinci, ihracatta da üçüncü sırada yer alıyor. Geçen yıl ülke genelinde yaşanan zirai don nedeniyle üretici sıkıntı yaşarken, bu sezon da üretimin bol olması yüzünden zorluk çekiyor.</p>
<p>Rusya, narenciye ihracatında Türkiye’nin ana pazarı durumunda bulunuyor. Ancak, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın devam etmesi ve Karadeniz’de gemilere yapılan saldırılar, Türk ihracatçı ve üretici için büyük sıkıntı yaratıyor. Türk ihracatçısı, Rusya’ya ürünlerini gönderebilmek için yeni rota arıyor.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ihracatta sıkıntı yaşanması, nar ve narenciye üretici ile ihracatçıyı zor durumda bıraktı. Sezonun olumlu gitmesine rağmen, komisyoncu ve ihracatçı üreticiden nar, portakal ve limon almaktan imtina ediyor.</p>
<p><strong>Portakal dalında kaldı</strong></p>
<p>Narda hasat başlarken fiyatlar dalında 10-15 lira arasında seyrederken, üretici alıcı bulunmadığından yakınıyor. Önümüzdeki günlerde hasadına başlanacak olan portakalda da fiyatlar dalında 15-20 lira arasında değişiyor. Rusya ve Ukrayna arasında savaşın devam etmesinin yanında komisyoncular hakkında yapılan gözaltı ve soruşturmalar nedeniyle para kazanamayacağı endişesiyle komisyoncu ürün almaktan çekiniyor. İhracatta kriz yaşandığı için de portakal başta olmak üzere narenciye ürünleri şimdilik dalında kaldı.</p>
<p><strong>İhracatçı yeni rota arıyor</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, Samsun’dan RO-RO seferleri başlamadan Rusya’ya narenciyenin gitmesinin çok zor olduğunu söyledi.</p>
<p>Rusya’nın nar, narenciye, domates ve biber ihracatında Türkiye açısından önemli Pazar olduğunu anlatan Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Karadeniz’de ‘Güvenli Koridor’ yaratılmadan Rusya’ya ihracat zor görünüyor. Nar sezonu başladı. Domates, biner ve narenci ihracatında Rusya’ya yeni rota yaratılmaz ise sıkıntı yaşayacağız.  Türkiye’nin lojistik altyapısı yeterli değil. Narenciye fiyatları dalında 10-15 lira. Eğer ihracat olmaz ise bu fiyatlara da satılmaz. Nar dalında kalır. Önümüzde iyi günler görünmüyor. Narenciye de de aynı durum yaşanacak gibi.’’</p>
<p><strong>Mersin-St. Petersburg gemi seferleri olacak mı?</strong></p>
<p>Usta Export Zirai ürünler A.Ş Yönetim Kurulu üyesi Ferda Tekin de, narenciye ihracatında zor bir döneme girildiğini belirtti. Rusya’ya yeni rota yaratılmaması halinde narenciyenin dalında kalacağını ifade eden Tekin, ‘’Rusya’ya ihracatta sıkıntı yaşanırsa narenciye dalında kalır. Mısır da Rusya’nın önemli miktarda narenciye ihracatı yapıyor. Mısır da Rusya’ya ihracatta sıkıntı yaşayacak. Bu sefer Avrupa’da bizim rakibimiz olacak. Nar depolanabilir. Belki narda çok büyük sıkıntı yaşanmayabilir. Limonda Kasım ve Aralık ayında belki bir hareket olabilir’’ dedi.</p>
<p>Ferda Tekin, Mersin limanından St. Petersburg’a gemi seferleri yapılması için girişimlerin bulunduğunu, ancak seferlerin ne zaman başlayacağı konusunda netlik bulunmadığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz da, Rusya’ya gemi seferleri düzenlenmesi konusunda çalışmaların sürdüğünü, ancak önümüzdeki haftalarda kesinlik kazanacağını bildirdi.</p>
<p><strong>Yaş meyve sebze ihracatı</strong></p>
<p>Türkiye 2025 yılında toplam 1 milyar 477 bin 058 doları narenciye olmak üzere toplam 3,7 milyar dolarlık yaş meyve sebze ihracatı gerçekleştirilmiş, ihracatın büyük bölümü ise Rusya’ya yapılmıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-88965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/5/1280x720/portakal-dalinda-kaldi-uretici-ve-ihracatci-rusyaya-yeni-rota-ariyor-1791102374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Narenciye üretiminde dünyada yedinci, ihracatta da üçüncü sırada yer alan Türkiye’de üretici ve ihracatçı, savaşın devam ettiği Rusya’ya narenciye ihracatı için yeni rota arıyor. İhracat olmayınca portakal ve narenciye dalında kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-88952</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 23:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalyalı mimarlar dijital dönüşüme hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından üyelerine yönelik geniş katılımlı bilgilendirme toplantısı düzenlenirken yeni üyelere de rozet takıldı.</p>
<p>Mimarlar Odası Antalya Şube Başkanı Fatma Gül Yalçınkaya, 21. Dönem yönetim kurulu olarak mimarlık ve kent yönetimi için yeni bir dönem başladığını söyledi. Şubenin kurumsal yapısını güçlendirmek ve mesleki hakları savunmak adına yürütülen çalışmaları anlatan Yalçınkaya, sıkı bir mali disiplin ve planlama sayesinde devralınan borçların tamamının ödendiğini belirterek, "2026 yılı bizim için toparlanma ve zemini hazırlama yılı oldu. 'Biz daha yeni başladık' diyerek yola çıktık; bugün mali yapısını toparlamış, geleceğe yönelik kalıcı sistemler kuran ve hedeflerine odaklanan çok daha güçlü ve kenetlenmiş bir ekibiz" dedi.</p>
<p><strong>2027 yol haritası</strong></p>
<p>Mesleki denetimde 26 Mimarlar Odası şubesi arasında 2 bin 143 proje mesleki denetim, bin 342 de şantiye şefliği mesleki denetimi onaylandığını anlatan Yalçınkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Mimarlar Odası Antalya Şubesi üye sayısı 4 bin 886’ya ulaştı. Yapılan mesleki denetimlerde 26 şube arasında şantiye şefliği denetiminde birinci, proje denetiminde üçüncü, genel mesleki denetim işlemlerinde de ikinci sırada yer aldı. 2027 Yol Haritasını oluşturduk. Şube binasının fiziki altyapısı çatısı, iklimlendirme ve havalandırma yenilenerek burayı Mimarlık Merkezi’ne dönüştürülecek. Burada sergi, atölye, söyleşi ve genç mimarların ortak üretim yapabileceği yaşayan bir Mimarlık Merkezi olacak. Tüm Belediyelerde Mesleki Denetim yaygınlaştırılacak. : Temsilciliklerde ve merkez ilçelerde (Kepez, Aksu) yürütülen mesleki denetim uygulaması Antalya Büyükşehir Belediyesi ve tüm ilçe belediyeleriyle imzalanacak protokollerle yaygınlaştırılmasını hedefliyoruz.’’</p>
<p>3. Uluslararası Genç Mimarlar Buluşması: Geçmiş yıllarda 13 defa gerçekleştirilen Uluslararası Genç Mimarlar Buluşması’nın yeniden hayata geçirilmesi; Antalya’nın Türkiye’den ve farklı ülkelerden genç mimarların bir araya geldiği, mesleğin geleceğinin tartışıldığı, deneyim ve fikirlerin paylaşıldığı güçlü bir buluşma noktası hâline getirilmesi hedefleniyor. Atölye, söyleşi, sergi ve farklı üretim ortamlarıyla genç mimarların meslek örgütüyle ilişkilerinin ve karar süreçlerine katılımlarının güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA), sekiz yıllık aranın ardından 2025'te yeniden ivme kazandırıldığını ifade eden Yalçınkaya, Bienal'in, kent geneline yayılan ve mimarlık ofisleri ile üniversiteleri kapsayan sürdürülebilir bir yapıda devam ettirilmesini planladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüm</strong></p>
<p>Üyeleri ile iletişimi kolaylaştıracak, duyurulara, iş ilanlarına, mesleki bilgilere ve güncel gelişmelere daha hızlı ulaşmalarını sağlayacak yeni dijital altyapı ve yapay zekâ destekli uygulamaların hayata geçirilmesinin hedeflendiğini vurgulayan Fatma Gül Yalçınkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Genç meslektaşlarımızın Odanın çalışma, üretim ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlayabilecekleri mekanizmaların geliştirilmesi planlanıyor. 5. Uluslararası Ekolojik Mimarlık ve Planlama Sempozyumu, 2–4 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Sempozyumun organizasyon, lojistik ve fiziki hazırlıkları tamamlanarak ulusal ve uluslararası katılımla Antalya’da önemli bir mesleki ve akademik buluşma oluşturulacak.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-88952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/2/1280x720/antalyali-mimarlar-dijital-donume-hazirlaniyor-1791060735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalyalı mimarlar, dijital dönüşüme hazırlanırken, belediyelerde mesleki denetim için protokoller imzalanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-88951</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 23:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur TSO ve Ticaret Borsası&#039;nda başkanlar değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinde ticaret ve sanayi odaları ile ticaret borsası seçimleri devam ediyor. </p>
<p>Burdur Ticaret Borsa’nda Ömer Faruk Gündüzalp ile Mehmet Varol başkanlık için yarıştı. 407 üyenin oy kullandığı seçimlerde Mehmet Varol’un listesi 205, Ömer Faruk Gündüzalp'in listesi de 200 oy aldı. 2 oy ise geçersiz sayıldı. Buna göre Burdur Ticaret Borsası Başkanlığı’na Mehmet Varol seçildi.</p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) seçimlerinde Başkan Yusuf Keyik, Ömer Semerci ve Osman Kurt başkanlık için yarıştı. Bazı meslek komitelerinde ise turuncu ve beyaz listeler ile bağımsız listelerde komite üyesi seçilmek için adaylar da yer aldı. Ömer Semerci’nin mavi listesi 13,  kırmızı liste Osman Kurt 9, beyaz liste Yusuf Keyik 8, Bağımsız turuncu liste 2, ortak liste 3 meclis üyesi kazandı. Buna göre, meclis üyelerinin en fazla oyunu kazanan Ömer Semerci BUTSO Başkanı seçildi. 34 yaşındaki Ömer Semerci, TOBB’a bağlı oda ve borsalar içinde en genç başkanı oldu.</p>
<p><strong>Durdaş, beşinci dönem için yeniden seçildi</strong></p>
<p>Kumluca Ticaret Borsası seçimine rakipsiz giren Fatih Durdaş 78 üyenin oyunu alarak yeniden başkan seçildi. Türkiye’nin örtüaltı üretim ve ihracat merkezi, İstanbul ve Anadolu’nun örtü altı sebzesini karşılayan Kumluca’nın sorunlarını sürekli gündeme taşıyan Fatih Durdaş, beşinci dönem için yeniden başkan oldu.</p>
<p><strong>Isparta Borsa’da Şahin değişmedi</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası’nda başkan değişmedi. 269 üyesi bulunan Isparta Ticaret Borsası’nda Hüdai Şahin ile Hasan Hüseyim Özdemir başkanlık için mücadele etti. 243 oyun kullanıldığı seçimde Hüdai Şahin üyelerin 181’ini alıp güven tazeleyerek yeniden başkan oldu. Hasan Hüseyin Özdemir ise 60 oy alırken 2 oy ise geçersiz sayıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-88951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/1/1280x720/burdur-tso-ve-borsa-baskanlari-degisti-1791060585.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası ile Burdur Ticaret Borsası başkan ve yönetimleri değişti. BUTSO’ya seçilen 34 yaşındaki Ömer Semerci, TOBB’a bağlı oda ve borsalardaki en genç başkan ünvanını aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eylul-ayi-ihracat-rakamlari-acikladi-gaziantepin-ihracati-1-milyar-26-milyon-dolar-88950</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 20:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in 9 aylık ihracatı 8 milyar liraya yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) üyesi ihracatçılar Eylül 2026’da bölge genelinde 1 milyar 206 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken, Gaziantep’ten 1 milyar 26 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaştı.</p>
<p>Ocak - Eylül 2026 döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine oranla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden %6,7 artışla 9 milyar 358 milyon dolarlık, Gaziantep’ten ise yine geçen yılın aynı dönemine göre %8,0 artışla 7 milyar 989 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşıldı. Bölgedeki diğer illerin Eylül ayı ihracat rakamları ise şu şekilde gerçekleşti: Kahramanmaraş 110,5 milyon dolar, Mardin 104,6 milyon dolar, Malatya 44,5 milyon dolar, Şanlıurfa 36,0 milyon dolar, Diyarbakır 24,0 milyon dolar, Kilis 16,0 milyon dolar, Adıyaman 15,7 milyon dolar.</p>
<p><strong>"Zorlu şartlara rağmen hedeflerimize kilitlendik"</strong></p>
<p>2026 yılının son çeyreğine girilirken eylül ayı verilerini değerlendiren ve ilk dokuz aylık tabloyu paylaşan GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, zorlu küresel koşullara rağmen yakalanan başarıdan dolayı bölge ihracatçılarını kutladı. Akcan, yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: "2026 yılı bütün sektörler için zorlu geçen bir dönem olmasına rağmen, yıl sonu ihracat hedeflerimizi tutturabilmek ve ülke ekonomisine yüksek katma değer sağlayabilmek adına sürecimizi ihracatçılarımızla birlikte büyük bir tempoyla geçirdik. Yılın 9 aylık sürecinde bölgemizden toplam 9 milyar 358 milyon dolarlık ihracata imza atarken, Gaziantep’ten de bu süreçte toplam 7 milyar 989 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Hem Bölgemiz hem de Gaziantep adına tüm zamanların en yüksek eylül ayı ihracat verilerine ulaşan bütün ihracat ailemizi yürekten kutluyorum."</p>
<p><strong>“Birliklerimiz dünyanın dört bir yanında sahada”</strong></p>
<p>GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, ihracatın nitelikli geliştirilmesi, yeni pazarlar kazanılması ve yetkin insan kaynağı yetiştirilmesine yönelik faaliyetlerin aralıksız sürdüğünü belirtti. Bu kapsamda küresel pazarlarda etkinliğini artıran Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB), Paris’te düzenlenen dünyanın en prestijli tekstil buluşmalarından Premiere Vision Fuarı’na katılım sağladı. Sektöre genç ve yenilikçi yetenekler kazandırmayı hedefleyen GATHİB’in gelenekselleşen Doku Kumaş Tasarım Yarışması’nın büyük final heyecanının ise 23 Ekim’de yaşanacağı müjdelendi. Diğer yandan Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği; Bakü’deki ticari ve kültürel temaslarının yanı sıra Kolombiya ve Panama’ya yönelik Sektörel Ticaret Heyeti organizasyonunu başarıyla tamamladı. Halı sektörü ayrıca Ebay.com iş birliğiyle "E-İhracat Konsorsiyumu ve Küresel Pazaryerleri" seminerini düzenlerken, 6-9 Ocak 2027 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek ICFE Uluslararası Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı’nın kura çekimine de ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Hububat ve Kuru Meyve Birliklerinde de küresel saha çalışmalarının yoğun bir tempoyla sürdüğünü aktaran Akcan; Hububat Birliği’nin World Food Moscow Fuarı’na katıldığını, Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin ise düzenlediği özel Hindistan Alım Heyeti Programı ile uzak pazarlarda yeni kapılar açtığını dile getirdi. Ayrıca sektörün en önemli fuarları arasında yer alma hedefiyle hayata geçirilen Foodist fuarında da gıda sektörünün tüm aktörleri bir araya getirildi. Bölgenin en kritik ihraç ürünlerinden Antep fıstığında kalite ve güvenilirliği uluslararası standartlarda tutmaya büyük önem verdiklerini ifade eden Akcan; Avrupa Komisyonu Sağlık ve Gıda Güvenliği Genel Müdürlüğü (DG SANTE), Tarım ve Orman Bakanlığı ile Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürlüğü temsilcilerinden oluşan heyetle aflatoksin kontrollerine ilişkin kritik bir misyon ziyaretine ev sahipliği yaptıklarını aktardı.</p>
<p>Son olarak sanayi, akademi ve teknoloji entegrasyonuna değinen Mete Akcan; GAİB Birlikleri, Gaziantep Üniversitesi TEST-LAB ve ULUTEM iş birliğiyle sanayicilere teknolojik alt yapı çözümleri sunan analitik seminer düzenlediklerini belirtti. İhracatçıların teknolojik gelişmelere uyum sağlamasını önceliklendirdiklerini vurgulayan Akcan, GAİB webinarlarında Eylül ayını "Yapay Zekâ Ayı" ilan ettiklerini ve Türkiye Teknoloji Buluşmaları Gaziantep Etkinliği ile bölge sanayisini geleceğin teknolojileri, dijital finans ve blockchain çözümleriyle buluşturduklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eylul-ayi-ihracat-rakamlari-acikladi-gaziantepin-ihracati-1-milyar-26-milyon-dolar-88950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/0/1280x720/eylul-ayi-ihracat-rakamlari-acikladi-gaziantepin-ihracati-1-milyar-26-milyon-dolar-1791050023.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı ihracat rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, &quot;Yılın 9 aylık sürecinde bölgemizden toplam 9 milyar 358 milyon dolarlık ihracata imza atarken, Gaziantep’ten de bu süreçte toplam 7 milyar 989 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Hem Bölgemiz hem de Gaziantep adına tüm zamanların en yüksek eylül ayı ihracat verilerine ulaşan bütün ihracat ailemizi yürekten kutluyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-en-fazla-ihracat-otomotivden-88945</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde en fazla ihracat otomotivden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) sektörlerin dış satım verilerini paylaştı.</p>
<p> </p>
<p>Buna göre, eylülde sanayi grubu sektörlerinden otomotiv endüstrisi 3 milyar 940 milyon dolar ihracat yaparak ilk sıradaki yerini korudu.</p>
<p> </p>
<p>En fazla ihracat yapan sektörler arasında kimyevi maddeler ve mamulleri 3 milyar 68 milyon dolarla ikinci, elektrik ve elektronik sektörü 2 milyar 63 milyon dolarla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p> </p>
<p>Geçen ay oran olarak en fazla ihracat artışı sağlayan sektör yüzde 203,3 ile mücevher oldu. Bu sektörün eylül ihracatı 1 milyar 512 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p>Türkiye ihracatının yüzde 72,5'ini gerçekleştiren sanayi grubunun dış satımı yüzde 16,8 artışla 18,8 milyar doları aştı.</p>
<p> </p>
<p>Geçen ay ihracatın yüzde 12,3'ünü gerçekleştiren tarım grubunda yüzde 9,2 artışla yaklaşık 3,2 milyar dolarlık, ihracatın yüzde 2,6'sını oluşturan madencilik grubunda ise yüzde 24,2'lik yükselişle 682,6 milyon dolarlık dış satım yapıldı.</p>
<p> </p>
<p><strong>En fazla ihracat Almanya'ya</strong></p>
<p> </p>
<p>Geçen ay en fazla ihracat yapılan ilk üç ülke yaklaşık 1,87 milyar dolarla Almanya, 1,46 milyar dolarla ABD, 1,35 milyar dolarla Birleşik Krallık olarak sıralandı.</p>
<p> </p>
<p>Bu dönemde en çok ihracat yapan ilk 3 kent ise 9,54 milyar dolarla İstanbul, yaklaşık 2,2 milyar dolarla Kocaeli ve 1,7 milyar dolarla Ankara oldu.</p>
<p> </p>
<p>TİM verilerine göre, sektörel bazda 2025 ve 2026'nın eylül ayları ve son 12 aylık ihracat verileri, değişim oranları ve toplam içindeki payları şöyle (bin dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
<td colspan="4">1 - 30 EYLÜL</td>
<td colspan="4">SON 12 AYLIK</td>
</tr>
<tr>
<td>SEKTÖRLER</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
<td>Değişim ('26/'25)</td>
<td>Pay(26) (%)</td>
<td>2024 - 2025</td>
<td>2025 - 2026</td>
<td>Değişim ('26/'25)</td>
<td>Pay(26) (%)</td>
</tr>
<tr>
<td>I. TARIM</td>
<td>2.915.065</td>
<td>3.183.461</td>
<td>9,2</td>
<td>12,3</td>
<td>36.106.535</td>
<td>37.503.504</td>
<td>3,9</td>
<td>13,2</td>
</tr>
<tr>
<td>A. BİTKİSEL ÜRÜNLER</td>
<td>1.883.201</td>
<td>2.086.792</td>
<td>10,8</td>
<td>8,0</td>
<td>24.274.086</td>
<td>25.295.369</td>
<td>4,2</td>
<td>8,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri</td>
<td>991.732</td>
<td>991.027</td>
<td>-0,1</td>
<td>3,8</td>
<td>12.251.042</td>
<td>12.204.728</td>
<td>-0,4</td>
<td>4,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Yaş Meyve ve Sebze</td>
<td>240.222</td>
<td>275.945</td>
<td>14,9</td>
<td>1,1</td>
<td>3.227.845</td>
<td>4.643.355</td>
<td>43,9</td>
<td>1,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Meyve Sebze Mamulleri</td>
<td>225.770</td>
<td>233.924</td>
<td>3,6</td>
<td>0,9</td>
<td>2.667.608</td>
<td>2.514.419</td>
<td>-5,7</td>
<td>0,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Kuru Meyve ve Mamulleri</td>
<td>123.516</td>
<td>167.857</td>
<td>35,9</td>
<td>0,6</td>
<td>1.820.925</td>
<td>1.642.900</td>
<td>-9,8</td>
<td>0,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Fındık ve Mamulleri</td>
<td>143.586</td>
<td>190.304</td>
<td>32,5</td>
<td>0,7</td>
<td>2.496.243</td>
<td>2.558.273</td>
<td>2,5</td>
<td>0,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Zeytin ve Zeytinyağı</td>
<td>35.975</td>
<td>31.690</td>
<td>-11,9</td>
<td>0,1</td>
<td>587.726</td>
<td>388.005</td>
<td>-34,0</td>
<td>0,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Tütün</td>
<td>112.281</td>
<td>186.543</td>
<td>66,1</td>
<td>0,7</td>
<td>1.066.348</td>
<td>1.183.954</td>
<td>11,0</td>
<td>0,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Süs Bitkileri ve Mamulleri</td>
<td>10.119</td>
<td>9.502</td>
<td>-6,1</td>
<td>0,0</td>
<td>156.349</td>
<td>159.734</td>
<td>2,2</td>
<td>0,1</td>
</tr>
<tr>
<td>B. HAYVANSAL ÜRÜNLER</td>
<td>346.479</td>
<td>415.824</td>
<td>20,0</td>
<td>1,6</td>
<td>3.918.897</td>
<td>4.271.055</td>
<td>9,0</td>
<td>1,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller</td>
<td>346.479</td>
<td>415.824</td>
<td>20,0</td>
<td>1,6</td>
<td>3.918.897</td>
<td>4.271.055</td>
<td>9,0</td>
<td>1,5</td>
</tr>
<tr>
<td>C. AĞAÇ VE ORMAN ÜRÜNLERİ</td>
<td>685.384</td>
<td>680.846</td>
<td>-0,7</td>
<td>2,6</td>
<td>7.913.551</td>
<td>7.937.080</td>
<td>0,3</td>
<td>2,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri</td>
<td>685.384</td>
<td>680.846</td>
<td>-0,7</td>
<td>2,6</td>
<td>7.913.551</td>
<td>7.937.080</td>
<td>0,3</td>
<td>2,8</td>
</tr>
<tr>
<td>II. SANAYİ</td>
<td>16.120.891</td>
<td>18.823.179</td>
<td>16,8</td>
<td>72,5</td>
<td>191.272.668</td>
<td>202.793.076</td>
<td>6,0</td>
<td>71,5</td>
</tr>
<tr>
<td>A. TARIMA DAYALI İŞLENMİŞ ÜRÜNLER</td>
<td>1.177.667</td>
<td>1.252.541</td>
<td>6,4</td>
<td>4,8</td>
<td>13.786.209</td>
<td>13.796.999</td>
<td>0,1</td>
<td>4,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Tekstil ve Ham maddeleri</td>
<td>785.822</td>
<td>839.078</td>
<td>6,8</td>
<td>3,2</td>
<td>9.516.544</td>
<td>9.522.938</td>
<td>0,1</td>
<td>3,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Deri ve Deri Mamulleri</td>
<td>128.454</td>
<td>134.315</td>
<td>4,6</td>
<td>0,5</td>
<td>1.472.804</td>
<td>1.435.041</td>
<td>-2,6</td>
<td>0,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Halı</td>
<td>263.391</td>
<td>279.147</td>
<td>6,0</td>
<td>1,1</td>
<td>2.796.862</td>
<td>2.839.020</td>
<td>1,5</td>
<td>1,0</td>
</tr>
<tr>
<td>B. KİMYEVİ MADDELER VE MAM.</td>
<td>2.454.619</td>
<td>3.067.875</td>
<td>25,0</td>
<td>11,8</td>
<td>31.865.956</td>
<td>33.403.397</td>
<td>4,8</td>
<td>11,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Kimyevi Maddeler ve Mamulleri</td>
<td>2.454.619</td>
<td>3.067.875</td>
<td>25,0</td>
<td>11,8</td>
<td>31.865.956</td>
<td>33.403.397</td>
<td>4,8</td>
<td>11,8</td>
</tr>
<tr>
<td>C. SANAYİ MAMULLERİ</td>
<td>12.488.605</td>
<td>14.502.763</td>
<td>16,1</td>
<td>55,8</td>
<td>145.620.503</td>
<td>155.592.680</td>
<td>6,8</td>
<td>54,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Hazırgiyim ve Konfeksiyon</td>
<td>1.485.180</td>
<td>1.405.587</td>
<td>-5,4</td>
<td>5,4</td>
<td>17.013.423</td>
<td>16.429.113</td>
<td>-3,4</td>
<td>5,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Otomotiv Endüstrisi</td>
<td>3.657.358</td>
<td>3.940.039</td>
<td>7,7</td>
<td>15,2</td>
<td>40.489.000</td>
<td>42.463.747</td>
<td>4,9</td>
<td>15,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Gemi, Yat ve Hizmetleri</td>
<td>230.420</td>
<td>181.434</td>
<td>-21,3</td>
<td>0,7</td>
<td>2.029.947</td>
<td>2.758.555</td>
<td>35,9</td>
<td>1,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Elektrik ve Elektronik</td>
<td>1.507.297</td>
<td>2.063.401</td>
<td>36,9</td>
<td>7,9</td>
<td>17.353.720</td>
<td>19.559.685</td>
<td>12,7</td>
<td>6,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Makine ve Aksamları</td>
<td>940.603</td>
<td>954.645</td>
<td>1,5</td>
<td>3,7</td>
<td>10.959.686</td>
<td>11.424.302</td>
<td>4,2</td>
<td>4,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Demir ve Demir Dışı Metaller</td>
<td>1.130.663</td>
<td>1.320.510</td>
<td>16,8</td>
<td>5,1</td>
<td>13.012.156</td>
<td>14.609.435</td>
<td>12,3</td>
<td>5,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Çelik</td>
<td>1.478.955</td>
<td>1.485.807</td>
<td>0,5</td>
<td>5,7</td>
<td>16.373.723</td>
<td>16.834.062</td>
<td>2,8</td>
<td>5,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri</td>
<td>381.323</td>
<td>375.533</td>
<td>-1,5</td>
<td>1,4</td>
<td>4.400.067</td>
<td>4.546.601</td>
<td>3,3</td>
<td>1,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Mücevher</td>
<td>498.420</td>
<td>1.511.860</td>
<td>203,3</td>
<td>5,8</td>
<td>8.261.669</td>
<td>8.597.066</td>
<td>4,1</td>
<td>3,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Savunma ve Havacılık Sanayii</td>
<td>572.821</td>
<td>634.108</td>
<td>10,7</td>
<td>2,4</td>
<td>8.422.263</td>
<td>10.941.333</td>
<td>29,9</td>
<td>3,9</td>
</tr>
<tr>
<td>İklimlendirme Sanayii</td>
<td>605.563</td>
<td>629.840</td>
<td>4,0</td>
<td>2,4</td>
<td>7.304.850</td>
<td>7.428.782</td>
<td>1,7</td>
<td>2,6</td>
</tr>
<tr>
<td>III. MADENCİLİK</td>
<td>549.583</td>
<td>682.562</td>
<td>24,2</td>
<td>2,6</td>
<td>6.093.117</td>
<td>7.115.123</td>
<td>16,8</td>
<td>2,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Madencilik Ürünleri</td>
<td>549.583</td>
<td>682.562</td>
<td>24,2</td>
<td>2,6</td>
<td>6.093.117</td>
<td>7.115.123</td>
<td>16,8</td>
<td>2,5</td>
</tr>
<tr>
<td>T O P L A M (TİM*)</td>
<td>19.585.540</td>
<td>22.689.203</td>
<td>15,8</td>
<td>87,3</td>
<td>233.472.320</td>
<td>247.411.703</td>
<td>6,0</td>
<td>87,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İhracatçı Birlikleri Kaydından Muaf İhracat ile Antrepo ve Serbest Bölgeler Farkı</td>
<td>2.928.008</td>
<td>3.287.207</td>
<td>12,3</td>
<td>12,7</td>
<td>36.124.307</td>
<td>36.315.367</td>
<td>0,5</td>
<td>12,8</td>
</tr>
<tr>
<td>GENEL İHRACAT TOPLAMI</td>
<td>22.513.548</td>
<td>25.976.409</td>
<td>15,4</td>
<td>100</td>
<td>269.596.627</td>
<td>283.727.070</td>
<td>5,2</td>
<td>100,0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-en-fazla-ihracat-otomotivden-88945</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/otomotiv-endustrisi-2025-yilini-415-milyar-dolar-ihracatla-zirvede-kapatti-1767702186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in eylül verilerine göre otomotiv endüstrisi yaklaşık 4 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada, kimyevi maddeler ve mamulleri 3 milyar 68 milyon dolarla ikinci, elektrik ve elektronik sektörü 2 milyar 63 milyon dolarla üçüncü sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-ihracati-yillik-yuzde-107-artti-88946</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma ve havacılık ihracatı yıllık yüzde 10,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, savunma sanayisinin ihracat performansıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Savunma ve havacılık sanayisinde eylül ayında gerçekleşen ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,7 artarak 634 milyon dolara ulaştığını açıklayan Görgün, ocak-eylül döneminde toplam ihracatın da yüzde 15,6 artışla 6 milyar 926 milyon dolara yükseldiğini vurguladı.</p>
<p>Son 12 aylık ihracatın yüzde 30 artışla 10 milyar 941 milyon dolar olarak gerçekleştiğini bildiren Görgün, paylaşımında, "Bu rakamların arkasında yüksek katma değerli ürünlerimiz, mühendislik yetkinliğimiz, üretim kabiliyetimiz ve dünyanın farklı coğrafyalarında geliştirdiğimiz işbirlikleri var. Başkanlığımız koordinasyonunda ihracat odaklı çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyor, savunma sanayimizin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmaya devam ediyoruz. Savunma sanayimize verdikleri destek için tüm ekosistemimiz adına Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyor, bu başarıda emeği bulunan tüm firmalarımızı ve çalışma arkadaşlarımızı tebrik ediyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-ihracati-yillik-yuzde-107-artti-88946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/haluk-gorgun-1759130482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, savunma ve havacılık sanayisinde eylül ayında gerçekleşen ihracatın geçen yıla göre yüzde 10,7 artarak 634 milyon dolara ulaştığını, yılın 9 aylık döneminde ise toplam ihracatın yüzde 15,6 artışla 6,9 milyar 926 dolara yükseldiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigindaki-artis-savasin-basinda-ongorulenden-daha-sinirli-kaldi-88942</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 14:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dış ticaret açığındaki artış savaşın başında öngörülenden daha sınırlı kaldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından eylül ayı dış ticaret verileri hakkında paylaşım yaptı.</p>
<p>İhracatın eylülde yıllık yüzde 15,4 arttığını ifade eden Şimşek, ihracat artışının ilk üç çeyrekte yıllık yüzde 5,2 olduğunu bildirdi.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracatın 283,7 milyar dolara ulaştığını vurgulayan şunları kaydetti:</p>
<p>"Emtia fiyatlarının etkisiyle yükselen ithalata rağmen dış ticaret açığındaki artış (ABD/İsrail-İran) savaşın başında öngörülenden daha sınırlı kaldı. Böylece jeopolitik gerginliklerin etkilerine karşın cari açığın milli gelire oranının yüzde 2,6 ile yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz."</p>
<p>Küresel koşulların zorlu olduğu bu dönemde ihracatı destekleyecek adımlar atmaya devam ettiklerini anlatan Şimşek, "Döviz dönüşüm desteğinde uygulama şartlarını daha esnek ve sade hale getirerek, bu imkandan yararlanabilecek firma sayısını artırdık. Üreten, istihdam sağlayan ve ülkemize katma değer kazandıran reel sektörümüzü desteklemeyi sürdüreceğiz." ifadelerine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigindaki-artis-savasin-basinda-ongorulenden-daha-sinirli-kaldi-88942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı dış ticaret verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, emtia fiyatlarının etkisiyle yükselen ithalata rağmen dış ticaret açığındaki artış ABD/İsrail-İran savaşının başında öngörülenden daha sınırlı kaldığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gultepe-doviz-donusum-destegi-duzenlemesi-beklentileri-karsilamaktan-uzak-kaldi-88941</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 14:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gültepe: Döviz dönüşüm desteği düzenlemesi beklentileri karşılamaktan uzak kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül ayı dış ticaret verileri, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde düzenlenen toplantıda açıklandı.</p>
<p>Toplantıda konuşan Gültepe, döviz dönüşüm desteğinde merakla bekledikleri uygulama esaslarının 1 Ekim'de yürürlüğe girdiğini anımsatarak, daha geniş bir ihracatçı ağı hedefleyen yeni düzenlemenin beklentileri karşılamaktan uzak kaldığını söyledi.</p>
<p>Gültepe, sistemin daha karmaşık hale geldiğini ve bürokrasinin arttığını ifade ederek, konuyla ilgili endişelerini dile getirdi.</p>
<p>Her fırsatta ihracatı çift haneli büyütmeleri gerektiğini söylediklerini hatırlatan Gültepe, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Eylül işte öyle bir ay oldu. Geçen ayı yüzde 15,4 artıyla kapattık, 26 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Hem en yüksek eylül ayı ihracatına hem de bugüne kadar elde ettiğimiz en yüksek ikinci aylık ihracat değerine ulaştık. 9 aylık ihracatta 211 milyar dolar sınırındayız. 12 aylık dönemde 284 milyar dolara yaklaştık. (Son 12 ay baz alındığında) Yıl sonu hedefinin şimdiden üzerine çıktık. Hem 9 aylık ihracatta hem de yıllık çevrimde yüzde 5,2 artıdayız."</p>
<p>- "Eylülde 19 sektörümüz ihracatını artırırken 7 sektörümüz düşüş gösterdi"</p>
<p>Mustafa Gültepe, ihracatın sektörlere göre dağılımına değinerek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Eylülde 19 sektörümüz ihracatını artırırken 7 sektörümüz düşüş gösterdi. İlk 5 sektöre baktığımızda otomotiv sektörü 3,9 milyar, kimya 3,1 milyar, elektrik-elektronik 2,1 milyar, mücevher sektörü 1 milyar 512 milyon dolar, çelik sektörümüz ise 1 milyar 486 milyon dolarlık ihracata imza attı. Eylülde ihracatını en fazla artıran ilk 3 sektörümüz mücevher, kimya ve elektrik-elektronik oldu. Bu 3 sektördeki toplam ihracat artışı 2,2 milyar dolara kadar çıktı."</p>
<p>Gültepe, ihracatta değer artışının çok önemli olduğunu kaydederek, "Değer kadar ihraç ettiğimiz ürün miktarını da yükseltebilmeliyiz. Eylülde yüzde 15,4'lük ihracat artışına karşılık miktar bazında yüzde 0,6'lık düşüş yaşadık. Ocak-eylül dönemi ise değer bazında yüzde 5,2 artarken, miktar yüzde 2 gerilemiş. Değerin yanı sıra miktarın da mutlaka artması gerektiğine inanıyoruz. İkisi birlikte artarsa Türkiye'de üretim hacmi de artmış olur." diye konuştu.</p>
<p>- "Geçen ay 56 ilimiz ihracatını artırdı"</p>
<p>TİM Başkanı Gültepe, illerin yaptığı ihracata ilişkin, "Geçen ay 56 ilimiz ihracatını artırdı. En çok ihracat yaptığımız 3 ülke Almanya, ABD ve Birleşik Krallık oldu. 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülkelerde İsviçre'ye yüzde 599, ABD'ye yüzde 42,5, İspanya'ya yüzde 14,5 artış kaydettik. Eylülde 1015 firmamız ilk kez ihracat yaptı. Bu firmalarımızın ihracatımıza katkısı yaklaşık 141 milyon dolar oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Eylül ayında paritenin ihracatı 235 milyon dolar aşağı çektiğini dile getiren Gültepe, kilogram başına düşen birim ihracat fiyatının 1,74 dolar düzeyinde gerçekleştiğini anlattı.</p>
<p>Gültepe, rekabetçilikle ilgili zorluklara rağmen ihracatçıların eylülde güzel bir performans ortaya koyduğunu kaydederek, "Artık son yılın son çeyreğindeyiz. 2026 hedefimiz 282 milyar dolar. Hedefe ulaşmak için 3 ayda 71 milyar dolarlık ihracat yapmamız gerekiyor. Daha fazlasını yapacağımıza inanıyorum. Biz de yeni pazarlarda sürekli sahadayız." şeklinde konuştu.</p>
<p>TİM ve ihracatçı birlikleri olarak geçen ay 19 ticaret heyeti, 6 alım heyeti, 40 fuar katılımı ve 1 Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) faaliyeti gerçekleştirdiklerini anlatan Gültepe, bu ay 22 ticaret heyetiyle sahada olacaklarını söyledi.</p>
<p>Gültepe, Türkiye Innovation Week 2026'nın (TIW-Türkiye İnovasyon Haftası) 15-17 Ekim'de Haliç Kongre Merkezi'nde düzenleneceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gultepe-doviz-donusum-destegi-duzenlemesi-beklentileri-karsilamaktan-uzak-kaldi-88941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/1/1280x720/gultepe-1791028410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde merakla bekledikleri uygulama esaslarının 1 Ekim&#039;de yürürlüğe girdiğini hatırlatan TİM Başkanı Mustafa Gültepe, daha geniş bir ihracatçı ağı hedefleyen yeni düzenlemenin beklentileri karşılamaktan uzak kaldığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-248-azaldi-88940</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı eylülde yüzde 24,8 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı eylül ayına ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bültenini paylaştı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat Eylül 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 15,4 artarak 25 milyar 976 milyon dolara, ithalat yüzde 5,9 yükselerek 31 milyar 208 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde, dış ticaret hacmi yüzde 10 artışla, 57 milyar 185 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı, bu dönemde yüzde 24,8 azalışla, 5 milyar 232 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 6,8 puan artarak yüzde 83,2, enerji verileri hariç tutulduğunda 14,7 puan artarak yüzde 100,3, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 3,3 puan yükselişe yüzde 97,7 olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Ürün, ülke ve ülke gruplarına göre ihracat</strong></p>
<p>Geçen ay en çok ihracat, yüzde 24,3 artışla ve 14 milyar 165 milyon dolarla "ham madde (ara malları)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 2,2 ve 7 milyar 851 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 19,1 artışla ve 3 milyar 609 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 93 (24 milyar 168 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,5 (909 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,5 (659 milyon dolar) olarak belirlendi.</p>
<p>Eylülde en fazla ihracat yapılan ülke, 2 milyar 45 milyon dolarla Almanya oldu. Bu ülkenin ardından 1 milyar 919 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 430 milyon dolarla İngiltere geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı, yüzde 47,1 olarak hesaplandı.</p>
<p>Eylülde en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 10 milyar 498 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 4 milyar 406 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri, 4 milyar 140 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Eylülde en çok ithalat, yüzde 7,1 artış ve 21 milyar 827 milyon dolarla "ham madde (ara malları)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 9,6 artış ve 4 milyar 797 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları", yüzde 0,5 düşüş ve 4 milyar 535 milyon dolarla "tüketim malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 81,9 ile imalat sanayisinde (25 milyar 550 milyon dolar), yüzde 13 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 65 milyon dolar), yüzde 2,5 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (787 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Eylülde en fazla ithalat yapılan ülkeler, 5 milyar 267 milyon dolarla Çin, 2 milyar 248 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 776 milyon dolarla ABD oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 49 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 10 milyar 293 milyon dolarla Asya ülkeleri, 9 milyar 129 milyon dolarla AB ülkeleri ve 3 milyar 749 milyon dolarla diğer ülkeler olarak sıralandı.</p>
<p>GTS kapsamında ocak-eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 5,2 artarak 210 milyar 973 milyon dolar, ithalat yüzde 5,4 yükselişle 281 milyar 998 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 5,3 artışla 492 milyar 971 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 5,8 yükselişle, 71 milyar 25 milyon dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 74,8 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-eylulde-yuzde-248-azaldi-88940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının eylül verilerine göre, ihracat geçen yıla kıyasla yüzde 15,4 artarak 25 milyar 976 milyon dolara, ithalat da yüzde 5,9 yükselişle 31 milyar 208 milyon dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 24,8 azalarak 5 milyar 232 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-gastroantep-basladi-88948</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kültür Yolu Festivali GastroAntep başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen, sanat, kültür, gastronomi ve eğlencenin bir arada yaşandığı Kültür Yolu Festivali GastroAntep, düzenlenen açılış töreniyle başladı.</p>
<p>GastroAntep, Kültür Yolu Festivali ile birlikte 9 gün boyunca misafrilerini ağırlayacak. Zeugma Mozaik Müzesi’nde düzenlenen açılış programıyla başlayan festival, “Deneyim Çağı: Gastronomi, Tarım, Turizm ve Misafirperverlik” temasıyla gerçekleştirilecek. Etkinliklerin merkezi Gaziantep Festival Parkı olurken, festival boyunca şehrin 14 farklı mekanında 246 etkinlik, 7 dev sergi, tiyatro gösterileri, çocuk oyunları, söyleşiler ve atölyeler vatandaşlarla buluşacak.</p>
<p>Açılış programına Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İdare Amiri ve MHP Gaziantep Milletvekili Sermet Atay Türkiye Kültür Yolu Festivali Genel Direktörü Selim Terzi, il protokolü ve çok sayıda sanatsever katıldı.</p>
<p><strong>“Gaziantep, kültür yolu rotasının en güçlü duraklarından biri”</strong></p>
<p>Açılışta konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, tarihi İpek Yolu üzerinde yükselen Gaziantep’in binlerce yıllık geçmişini canlı şehir kültürüyle harmanlayan önemli bir merkez olduğunu belirterek, “Gaziantep bugün dördüncü kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin coşkusuna ev sahipliği yapıyor. Kültürün, sanatın ve eşsiz gastronomi mirasımızın kalbi önümüzdeki 9 gün boyunca burada, Gaziantep’te atacak. Festivalimizin 2026 yılındaki 21’inci durağı olan Gaziantep; sahip olduğu tarihsel derinlik ve kültürel birikimle bu rotanın en güçlü taşıyıcı sütunlarından biridir” dedi.</p>
<p>Gaziantep’in yaşayan kültürel mirasına dikkat çeken Alpaslan, Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’ne kayıtlı 25 farklı unsurun ve 126 tescilli miras taşıyıcısı ustanın kentte kültürel mirası yaşatmaya devam ettiğini ifade etti. Sedef kakmacılığından bakırcılığa, kutnu kumaşından Antep işine, yemenicilikten geleneksel sohbet toplantılarına uzanan zenginliğin Gaziantep’in kültürel kimliğinin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Alpaslan, festival kapsamında dokuz gün boyunca 14 farklı mekanda 246 etkinlik ve 7 serginin ziyaretçilerle buluşacağını; tiyatrolar, çocuk oyunları, söyleşiler, workshoplar ve konserlerle şehrin farklı noktalarında geniş kapsamlı bir program gerçekleştirileceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac13643a875c-1791047235.jpeg" alt="" width="800" height="461" /></p>
<p><strong>“70’ten fazla lezzet noktasıyla Gaziantep mutfağını misafirlerimizle buluşturacağız”</strong></p>
<p>Alpaslan, Gaziantep mutfağının yalnızca bir yemek kültürü değil, kentin kimliğinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Gaziantep mutfağı sadece bir yemek kültürü veya lezzet durağı değildir. Üretim gelenekleriyle, tarladan sofraya uzanan emeğiyle, mevsimlik ürünleriyle ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarifleriyle bu kentin ruhudur, kimliğidir. Beyranından yuvalamasına, şiveydizinden küşlemesine ve dünyaca ünlü Antep baklavasına kadar bu mutfak, 2015 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na girerek rüştünü dünyaya ispat etmiştir” dedi.</p>
<p>Festival kapsamında gastronominin daha sistematik ve sürdürülebilir bir yapıyla ele alındığını ifade eden Alpaslan, “Şehrin köklü mutfak mirasını doğru yansıtan geleneksel esnaf lokantalarından fırınlara, tarihi kahvelerden baklavacılara kadar 70’ten fazla mekanı Türkiye Kültür Yolu Festivali Lezzet Noktası olarak belirledik. Gaziantep’in özgün gastronomi kültürünü bu noktalar aracılığıyla ziyaretçilerimizle buluşturacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac136525202c-1791047250.jpeg" alt="" width="800" height="611" /></p>
<p><strong>“Bizim medeniyetimiz bir kültürdür, bir bilimdir, bir ışıktır, bir ufuktur”</strong></p>
<p>Açılış programında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, geçmişten alınan ilhamla bugünün, kültürün ve medeniyetin emanetçileri olduklarını aktararak şunları söyledi: “Bizim medeniyetimiz bir kültürdür, bir bilimdir, bir ışıktır, bir ufuktur. İşte ‘Kültür Yolu’. İpek yolundayız. Ecdat, develerle bu yolu kalkınma yoluna dönüştürmüş. Kültür ne? Kültür, Bakırcılar Çarşısı’nda duyduğunuz çekiç sesi. Almacı Pazarı’ndaki baharatın, domatesin, biberin, salçanın kokusu, zencefinin kokusu, menengicin tadı, aroması var. Bizi bir araya getiren estetik sanat. Festivalle bunu güzelleştirmek. Kültür Yolu’nda biz bunların hepsini bir resme, bir tabloya, bu güzellikleri kültüre ve sanata dönüştürüyoruz. İşte bu güzel çalışmalarda bir olduğumuz için beraber olduğumuz için, bu şehri kültür şehri, bu şehri medeniyet şehri yapacağız.”</p>
<p><strong>“Sofra bizi birleştirir”</strong></p>
<p>Konuşmasının devamında festival süreci ve hazırlıklardan bahseden Başkan Fatma Şahin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Mezopotamya benim. Doğu Akdeniz'e geçen hat benim. O yüzden toprağın en güzeli benim. Hava zaten muhteşem. Su zaten muhteşem. Oğuzeli’nin o nar suyunu başka yerde içemezsin. Araban’ın sarımsağının tadını başka yerde alamazsın. Bizim üzümümüz başka bir güzel, altın üzüm. Bizim biberimiz ağzımızı yakar. Hepsini bilen bir kültürden geliyoruz. Sofra bizi birleştirir. Savaşların bittiği, huzurun geldiği, kültürün yükseldiği, medeniyet kodlarımızın birbirini kucakladığı, birbirimizi Allah için sevdiğimiz yeni bir dünyayı hep birlikte inşa edeceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac13667d80db-1791047271.jpeg" alt="" width="800" height="493" /></p>
<p><strong>“Kültür Yolu Festivali Gaziantep’e çok yakıştı”</strong></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber, bir Kültür Yolu Festivali’nin daha eşiğinde olduklarını dile getirerek, “Bugün başlıyoruz. Dolu dolu bir dokuz gün bizleri bekliyor. Artık, Kültür Yolu Festivali, Gaziantep’e, Gaziantep de Kültür Yolu Festivali’ne çok yakıştı. Festivalden en çok memnuniyet alınan, en dolu geçen festivallerden birisi olarak Gaziantep gösteriliyor. Bu da bizler çok mutlu ediyor. Hali hazırda bir kültür şehri, bir sanat şehriyiz. Bu dokuz günde sizlerin keyifli zaman geçirmesi için çok iyi hazırlandık” dedi.</p>
<p>GastroAntep Kültür Yolu Festivali’nin gastronomi programına Şef Doğa Çitçi ile MasterChef jüri üyesi Şef Mehmet Yalçınkaya ev sahipliği yapacak. Ömür Akkor, Ahmet Güzelyağdöken ve Umut Karakuş’un katılımıyla atölyeler, tadım etkinlikleri ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Gastronomi, yalnızca bir tat deneyimi değil, yaşayan bir kültür mirası olarak anlatılacak.</p>
<p><strong>Gaziantep’te konserler dokuz gün boyunca devam edecek</strong></p>
<p>GastroAntep Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenecek ücretsiz konserlerde Türkiye’nin sevilen sanatçıları dokuz gün boyunca müzikseverlerle buluşacak. Festivalin konser programında Bengü, Murat Boz, Kıraç, Buray, Simge, Özcan Deniz, Hakan Altun, Mert Demir ve Sefo sahne alacak. Festival süresince sergiler, tiyatro ve sahne gösterileri, geleneksel sanat atölyeleri, söyleşiler, çocuk oyunları ve etkinlikleri ile gastronomi programları da kentin farklı noktalarında ziyaretçilerle buluşacak. Gaziantep Festival Park’ta kurulacak Çocuk Köyü ise festival boyunca çocuklara yönelik oyun, atölye ve etkinliklere ev sahipliği yapacak.</p>
<p>GastroAntep Kültür Yolu Festivali, 11 Ekim’e kadar kentin tarihi mekanlarından kültür ve sanat alanlarına, konserlerden sergilere, çocuk etkinliklerinden 70’ten fazla Lezzet Noktası’na uzanan programıyla Gazianteplileri ve kenti ziyaret eden misafirleri ağırlamaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-gastroantep-basladi-88948</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/kultur-yolu-festivali-gastroantep-basladi-1791047292.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 9 gün sürecek olan Kültür Yolu Festivali GastroAntep, düzenlenen törenle başladı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, &quot;Açılışa katılan Gaziantep bugün dördüncü kez Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin coşkusuna ev sahipliği yapıyor. Kültürün, sanatın ve eşsiz gastronomi mirasımızın kalbi önümüzdeki 9 gün boyunca burada, Gaziantep’te atacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-ihracatta-parlak-bir-9-ayi-geride-biraktik-88936</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: İhracatta parlak bir 9 ayı geride bıraktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül ayı dış ticaret verileri, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde düzenlenen toplantıda açıklandı.</p>
<p>Toplantıda konuşan Bolat, küresel ekonominin zor günlerden geçtiğine dikkati çekerek, küresel ticarete ve büyüme rakamlarına ilişkin beklentilerin iyi olmadığını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin yılın ilk yarısında yüzde 2,5 büyüdüğünü anımsatan Bolat, son 16 yıldır pozitif büyümenin kesintisiz sürdüğünü, Kovid-19 atlatıldıktan sonra da 24 çeyrektir büyümenin devam ettiğini anlattı.</p>
<p>Bolat, haziran sonu itibarıyla 1 trilyon 706 milyar dolarlık Gayri Safi Milli Hasıla'ya ulaşıldığını belirterek, "Sevindirici olan da net mal ve hizmet ihracatının büyümeye pozitif katkı vermesi. İkinci çeyrekteki yüzde 2,3'lük büyümenin 0,6 puanı net mal ve hizmet ihracatından geldi. Yılın ilk yarısında üretim itibarıyla sanayi, hizmetler ve tarım kesimi olumlu katkı verdi. Harcamalar itibarıyla da özel tüketim, net ihracat ve yatırımlar, milli gelir artışına olumlu katkı verdi." diye konuştu.</p>
<p>İşsizlik oranının ağustosta yüzde 7,8 olduğunu ve 40 aydır tek hanede seyrettiğini dile getiren Bolat, Körfez'de süren savaşın enerji maliyetlerine etkisine değindi.</p>
<p>Bakan Bolat, eylül ayı ihracat rakamlarının sevindirici olduğunu söyledi.</p>
<p>"(Geçen ay) En yüksek eylül ayı ihracat rekoru kırıldı. Yıllık bazda yüzde 15,4'lük artışla 26 milyar dolar ihracatı başardık." diyen Bakan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"26 milyar dolarlık eylül mal ihracatı, 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ikinci aylık rakamıdır. Birincisi, 2025 Aralık'ta 26 milyar 300 milyon dolardı yani 300 milyon dolarla Cumhuriyet rekorunu kaçırmış olduk. Ocak-eylül dönemi ihracatı da yüzde 5,2 artışla 211 milyar dolara ulaştı ve rekor kırdı. 2026 Orta Vadeli Program (OVP) hedefimiz, 282 milyar dolardı. Eylülde yıllıklandırılmış toplam mal ihracat rakamımız, 283,7 milyar dolara yükselmiştir. Bu rakam da yıllık mal ihracatı rekorudur. (Son 12 ayda) 14,1 milyar dolarlık artışla 282 milyar dolarlık OVP hedefini yılın bitmesine henüz 3 ay varken aştık."</p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, eylül itibarıyla son 12 aylık yıllıklandırılmış hizmetler ihracatında 125,4 milyar dolara ulaşıldığının hesaplandığını söyledi.</p>
<p>"Bu da hizmetler ihracatındaki en yüksek rakam oldu bugüne kadar." değerlendirmesinde bulunan Bolat, şunları dile getirdi:</p>
<p>"İkisinin yani mal ve hizmetler ihracatının toplamı da son bir yıl itibarıyla 409,1 milyar dolara yükseldi. Sayın Cumhurbaşkanımız, bize yıl sonu için 410 milyar dolar hedefi vermişti. O hedefe sadece 900 milyon dolar gibi bir rakam kaldı. İnşallah onu da aşacağız. Bu gelişmeler karşısında cari işlemler hesabının ağustos ve eylülde fazla vermesini bekliyoruz."</p>
<p>Bolat, son 41 ayın 30'unda aylık mal ihracatının arttığını, 23'ünde rekor kırıldığını, bu yılın 9 ayının 6'sında artışa imza atıldığını, 5'inde ise rekora ulaşıldığını kaydederek, nisan, haziran ve eylülde çift haneli artışların yaşandığını söyledi.</p>
<p>Eylüldeki artışta paritenin veya takvimin etkisinin bulunmadığını dile getiren Bolat, "Eylülde tartışmasız yüzde 15,4'lük çok önemli bir artış sağlandı." dedi.</p>
<p>Orta ve yüksek teknolojili ürün ihracatında 117,6 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek rakamına ulaştıklarını anlatan Bolat, "Yüzde 43,7'ye yükseldi toplam ihracatımızdaki payı. Geçen yıla göre de 5,6 milyar dolar ekstra artış başarıldı." diye konuştu.</p>
<p><strong>"İhracatın ithalatı karşılama oranında eylülde yüzde 83,2'ye ulaştık"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, eylülde 26 sektörün 19'unda, ocak-eylül döneminde de 18 sektörde ihracatın arttığını belirterek, "Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatında 5 bölgede, 46 ülkede, 23 fasılda rekor rakamlara ulaşılmıştır." bilgisini paylaştı.</p>
<p>İlk çeyrekte 28,5 milyar dolar olan dış ticaret açığının, ikincisinde 24,5 milyar dolara, üçüncüsünde ise 17,5 milyar dolara gerilediğini anlatan Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"İhracatın ithalatı karşılama oranı birinci çeyrekte yüzde 69 iken ikinci çeyrekte yüzde 74,5, üçüncü çeyrekte yüzde 80,8 şeklinde. Aylık mal ihracatında rekorlar devam ediyor. Yıllıklandırılmış mal ihracatında yıl sonu hedefi fazlasıyla aşılmış durumda. Orada da tarihimizin en yüksek mal ihracat rekorunu kırdık. İhracatın ithalatı karşılama oranında eylülde yüzde 83,2'ye ulaştık. Ocak-eylül yüzde 74,8'e ulaştık ve yüzde 75 civarındayız."</p>
<p><strong>"İthalat eylülde yüzde 5,9 arttı"</strong></p>
<p>Bolat, ithalatla ilgili rakamları paylaşarak, "Eylülde yaklaşık yüzde 6'lık artışla 31,2 milyar dolarlık ithalatımız var. Eylülde ihracat yüzde 15,4, ithalat yüzde 5,9 artmış. İthalatta 1,7 milyar dolar, ihracatta 3,5 milyar dolar net artış sağlandı." diye konuştu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ithalatın 282 milyar dolara ulaştığını, 211 milyar dolarlık ihracatın bulunduğunu, net dış ticaret açığının 71 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini anlatan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Yıllıklandırılmışta da 379,7 milyar dolar ithalata ulaşmış durumdayız. Orada da açığımız 96 milyar dolar. 2025'i 92,2 milyar dolarla kapatmıştık. Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış 96 milyar dolar. Demek ki Körfez'deki 7 aylık sıcak savaşa, enerji maliyetlerimizdeki korkunç artışlara ve savaşın olumsuz etkilerine rağmen dış ticaret açığımızda sadece 3,8 milyar dolarlık ekstra artış var. Bunu 100 milyar doların altında tutmaya gayret edeceğiz. Yılbaşında 106 milyar dolar dış ticaret açığı tahmini yapılmıştı. Bunu o rakamlara ulaşmadan inşallah daha aşağılarda tutacağız."</p>
<p><strong>"Ciddi sıkıntılara rağmen gerçekten iyi gidiyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, ihracatta bu yıl tüm olumsuzluklara rağmen güzel rakamların yakalandığını belirterek, "Dünyadaki, bölgemizdeki ve başlıca pazarımız olan Avrupa'daki ciddi sıkıntılara rağmen gerçekten iyi gidiyoruz. 2026'nın 9 ayı parlak bir yıl olarak geçti. İnşallah bundan sonrası için de var gücümüzle hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz." şeklinde konuştu.</p>
<p>İhracatçılara sunulan desteklere ve teşviklere ilişkin detayları paylaşan Bolat, ayrıca ticaret diplomasisi alanında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Birleşmiş Milletler'de önemli toplantılara katıldıklarını, G20 Ticaret Bakanları Toplantısı dolayısıyla bulundukları ABD'nin Milwaukee kentinde önemli ikili görüşmeler yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Bolat, "Türkiye'nin en büyük ticaret ortakları olan ABD, Avrupa Birliği, İngiltere, Polonya, Suudi Arabistan, Rusya ve Güney Kore gibi ülkelerin ticaret bakanlarıyla ticaret diplomasilerimizi yürüttük. Diğer taraftan Brüksel'de ve Roma'da da AB ilişkilerimizde gerek Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gerekse Made in EU konusu ve otomotiv sektörüyle ilgili kritik hayati görüşmelerimiz oldu." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin üretiminde ve milli gelirinde dış ticaretin payının yüzde 50 olduğunu dile getiren Bolat, "Yaklaşık 866 milyar dolar mal ve hizmet ihracatı ve ithalatı yapan bir ülkeyiz. Bu anlamda mal ve hizmet ihracatımız da milli gelirin içinde yüzde 26-27'lik pay oluşturuyor. O nedenle ihracatçılar ve ihracatımız için 'Durmak yok, yola devam' diyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-ihracatta-parlak-bir-9-ayi-geride-biraktik-88936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/6/1280x720/54-1791018526.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı dış ticaret verilerini açıklayan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;En yüksek eylül ayı ihracat rekoru kırıldı. Yıllık bazda yüzde 15,4&#039;lük artışla 26 milyar dolar ihracatı başardık.&quot; dedi. Bolat, &quot;Eylülde yıllıklandırılmış toplam mal ihracat rakamımız, 283,7 milyar dolara yükselmiştir. Bu rakam da yıllık mal ihracatı rekorudur. 14,1 milyar dolarlık artışla 282 milyar dolarlık OVP hedefini yılın bitmesine henüz 3 ay varken aştık.&quot; ifadelerini kullandı. Eylül ayındaki ithalatın yüzde 5,9 artışla 31,2 milyar dolara çıktığını belirten Bolat, &quot;Dünyadaki, bölgemizdeki ve başlıca pazarımız olan Avrupa&#039;daki ciddi sıkıntılara rağmen gerçekten iyi gidiyoruz. 2026&#039;nın 9 ayı parlak bir yıl olarak geçti.&quot; diye konuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-488-kayipla-kapatti-88933</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa, haftayı yüzde 4,88 kayıpla kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 4,88 azalışla 12.270,18 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 11.926,04 puanı, en yüksek 12.750,45 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 7,63 azalışla 14.633,06 puana, sanayi endeksi yüzde 7,76 düşüşle 15.975,44 puana, teknoloji endeksi yüzde 2,96 kayıpla 39.290,84 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 3,34 gerileyerek 10.934,69 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 13,81 ile Bera Holding oldu. Onu yüzde 12,20 ile Otokar ve yüzde 4,69 ile Borusan Boru izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 18,84 ile CW Enerji olurken, onu yüzde 15,79'luk gerilemeyle Astor Enerji ve yüzde 15,28'lik düşüşle Tukaş takip etti.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören şirketler arasında piyasa değeri en yüksek şirket, yaklaşık 1 trilyon 654 milyar lirayla ASELSAN oldu. ASELSAN'ı yaklaşık 726 milyar lirayla Tüpraş ve 528 milyar lirayla Garanti BBVA izledi.</p>
<p><strong>Altın düştü</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,53 azalışla 6 bin 613 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,39 düşüşle 43 bin 250 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,41 altında 10 bin 860 liraya geriledi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,14 artarak 49,0350 liraya çıkarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,69 azalışla 55,4680 liraya geriledi.</p>
<p>Geçen hafta 64,9170 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,12 artışla 64,9970 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,39 değer kaybederek 58,8870 liradan alıcı buldu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-488-kayipla-kapatti-88933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul haftayı yüzde 4,88 azalışla kapatırken, 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,53, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 1,39, çeyrek altın da yüzde 1,41 geriledi. Doların satış fiyatı yüzde 0,14 artarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,69 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-2254-ton-yaglik-aycicegi-acik-artirma-ile-satacak-88931</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM, 225 ton yağlık ayçiçeğini açık artırma ile satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) yağlık ayçiçeği satışı yapacak.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan ilana göre, Sultansuyu Tarım İşletmeleri Müdürlüğü, 2026 yılı istihsali 225 bin 360 kilogram yağlık ayçiçeğini bir parti halinde açık artırma usulüyle satacak.</p>
<p>Muhammen bedelin kilogram başına 33 lira olduğu ihale, 20 Ekim'de yapılacak.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-2254-ton-yaglik-aycicegi-acik-artirma-ile-satacak-88931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/aycicegi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 225 bin 360 kilogram yağlık ayçiçeğini açık artırma usulüyle satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-lisansli-depo-isletmelerinin-ucret-tarifelerini-yilda-2-defa-guncelleyebilecek-88930</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık, lisanslı depo işletmelerinin ücret tarifelerini yılda 2 defa güncelleyebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, yönetmelik kapsamında öngörülen sigorta sözleşmelerinin feshedilmesi sonucunu doğuracak bir nedenin ortaya çıkması veya poliçede yer alan teminatlara ilişkin sigorta bedellerinde değişiklik olması durumunda, ilgili şirket bunu derhal Bakanlığa ve lisanslı depo işletmesine bildirecek.</p>
<p>Lisanslı depo ücret tarifesi Bakanlıkça onaylanarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanacak ve yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecek.</p>
<p>Tarife, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan yıllık üretici fiyat endeksi ile tüketici fiyat endeksinin ortalaması oranında her yıl ocak ayında güncellenecek. Bakanlık, bu oranı yarısına kadar azaltmaya, ücret tarifelerinde yer alan depo giriş ve çıkış ücretleri ile faaliyet konusu hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar dışında olan lisanslı depo işletmelerinin ücret tarifelerini, piyasa koşullarını ve yöresel ticari ihtiyaçları dikkate alarak yılda iki defadan fazla olmamak üzere, farklı tarihlerde ve oranlarda güncellemeye yetkili olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-lisansli-depo-isletmelerinin-ucret-tarifelerini-yilda-2-defa-guncelleyebilecek-88930</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/8/1280x720/lisansli-depoculukta-egenin-yolu-uzun-1756463590.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeye göre, Ticaret Bakanlığı, lisanslı depo işletmelerinin ücret tarifelerini, piyasa koşulları ve yöresel ticari ihtiyaçları dikkate alarak yılda iki defadan fazla olmamak üzere, farklı tarihlerde ve oranlarda güncelleyebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-basvurularinda-teknik-degerlendirme-kriterleri-degistirildi-88929</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rüzgar enerjisi başvuruları için yapılan değerlendirme kriterlerinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Rüzgar Kaynağına Dayalı Elektrik Üretimi Başvurularının Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, rüzgar enerjisi projelerinin teknik değerlendirmesinde dikkate alınan "bağdaşmaz alan" tanımı genişletilerek rüzgar, güneş, biyokütle ve jeotermal santral sahaları ile Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) kapsamındaki alanlara ilişkin hükümler yeniden düzenlendi.</p>
<p>Lisanssız üretim başvurularında eksik veya hatalı bilgi ve belgeler, santral sahalarının belirlenen alanlarla kesişmesi veya çakışması, türbinlerin başka projelerdeki türbinleri etkilemesi ve saha sınırlarının onaylı koordinatlarla uyumsuz olması teknik değerlendirmede uygunsuzluk kriterleri arasına eklendi.</p>
<p>Ayrıca, başvurularda belirtilen rüzgar türbinine ait teknik değerlerin ilgili türbin tip sertifikası ve ekleriyle uyumlu olmaması halinde başvurunun teknik değerlendirmesi uygun bulunmayacak.</p>
<p>Ön lisans veya üretim lisanslarında yer alan ünite sayısı, gücü, koordinatları, santral sahası sınırları, kule yüksekliği ve rotor çapı gibi bilgilerin değiştirilmesine yönelik taleplerde bilgi formunun eksiksiz ve hatasız hazırlanması şartı getirildi.</p>
<p>Arazi koordinat bilgilerinin sisteme aktarılmasına ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenerek tapulu araziler, yollar, akarsular ve sulama kanallarına ilişkin onaylı koordinatlı belgelerin ilgili şebeke işletmecilerince Yenilenebilir Enerji Projeleri Değerlendirme Sistemi'ne (YEPDİS) aktarılması öngörüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-basvurularinda-teknik-degerlendirme-kriterleri-degistirildi-88929</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/ruzgar-santrali.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rüzgar kaynağına dayalı elektrik üretimi başvurularının teknik değerlendirilmesiyle ilgili şartlar yeniden düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nxt-elektronike-faaliyet-izni-88928</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> NXT Elektronik&#039;e faaliyet izni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) NXT Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ'ye elektronik para kuruluşu olarak faaliyet izni vermesiyle ilgili kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Karara göre şirket, "ödeme hizmetleri ile elektronik para ihracı" hizmetlerini sunacak.</p>
<p>Kararın Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun uyarınca alındığı bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nxt-elektronike-faaliyet-izni-88928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, NXT Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri AŞ&#039;ye faaliyet izni verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tbb-baskani-cakardan-fon-aciklamasi-para-sistemin-icinde-kaldi-88921</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBB Başkanı Çakar&#039;dan &#039;fon&#039; açıklaması: Para sistemin içinde kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar, TBB Yönetim Kurulu üyeleri ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol'un katılımıyla düzenlenen "Dönüşümün Finansmanı: COP31 Yolunda Türkiye" başlıklı basın buluşmasında fon soruşturmasına ilişkin soruları yanıtladı.</p>
<p>Çakar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından KOBİ kredilerindeki yüzde 4,5'lik büyüme sınırının yüzde 5'e çıkarılmasının fon soruşturmalarıyla ilgisinin olup olmadığına ilişkin soruya, fon konusunun daha sınırlı bir alanda yaşandığını ve burada daha çok bireylerin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Bir süredir KOBİ kredileri üzerinde çalışıldığını dile getiren Çakar, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Piyasada zaten son zamanlarda buna bir ihtiyaç vardı. Çünkü likiditeye ulaşma noktasında en büyük sorun KOBİ'lerin likiditeye ulaşmasıydı. Büyüklerin çok fazla bir sorunu yok o anlamda. Beklediğimiz bir konuydu. O nedenle fonla bir alakası yok. Fon soruşturmasından önce de likiditeyi rahatlatan bazı kararlar vardı. O kararların devamı mahiyetinde değerlendirebiliriz."</p>
<p><strong>"Bankacılık sektörünü negatif etkilemesi söz konusu değil"</strong></p>
<p>Alpaslan Çakar, fon soruşturmalarının bankacılık sektörüne etkisinin olup olmayacağına ilişkin soruya, "Bankacılık sektörüne negatif yansımasını asla beklemiyoruz. Pazar aynı pazar. Oradan çıkan para nereye gitti? Bankacılık sektörüne girdi. Yani dolayısıyla sistemin içinde kaldı para. O nedenle bankacılık sektörünü negatif etkilemesi söz konusu değil." yanıtını verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tbb-baskani-cakardan-fon-aciklamasi-para-sistemin-icinde-kaldi-88921</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/alpaslan-cakar-1771409520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon soruşturması hakkında açıklamalarda bulunan Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Çakar, &quot;Bankacılık sektörüne negatif yansımasını asla beklemiyoruz. Pazar aynı pazar. Oradan çıkan para nereye gitti? Bankacılık sektörüne girdi. Yani dolayısıyla sistemin içinde kaldı para. O nedenle bankacılık sektörünü negatif etkilemesi söz konusu değil.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/selcuk-ve-haluk-bayraktardan-sankoya-ziyaret-88949</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Selçuk ve Haluk Bayraktar’dan SANKO&#039;ya ziyaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>TEKNOFEST’in ana paydaşlarından SANKO Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TEKNOFEST Güneydoğu kapsamında Şanlıurfa GAP Havalimanı’ndaki festival alanında, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve BAYKAR Genel Müdürü Haluk Bayraktar’ı ağırladı.</p>
<p>Ziyarette, Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda yürütülen çalışmalar ve gençlerin teknoloji üretme heyecanına katkı sunan projeler hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda gençlerin teknoloji alanındaki çalışmalarını desteklemenin ve ülkenin teknoloji yolculuğuna katkı sunmanın önemine dikkat çekerek, “Ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac13c46459d0-1791048774.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Sanko’ya teşekkür</strong></p>
<p>TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ise SANKO Holding’in 2020 yılından bu yana TEKNOFEST’in ana paydaşları arasında yer aldığını belirterek, “İyi ki paydaşımız oldunuz, iyi ki tam bağımsız müreffeh Türkiye idealine bu desteği verdiniz. Sizlere yürekten şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştu. BAYKAR Genel Müdürü Haluk Bayraktar da Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğuna katkılarından dolayı SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu ve SANKO Ailesi’ne teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac13c5174818-1791048785.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Sanko, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesine katkı sunuyor</strong></p>
<p>SANKO Holding, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer aldı. SANKO Holding yürütücülüğünden düzenlenen İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/selcuk-ve-haluk-bayraktardan-sankoya-ziyaret-88949</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/selcuk-ve-haluk-bayraktardan-sankoya-ziyaret-1791048813.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Şanlıurfa GAP Havalimanı’ndaki festival alanında, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve BAYKAR Genel Müdürü Haluk Bayraktar ile bir araya geldi. Konukoğlu buluşmada, Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda gençlerin teknoloji alanındaki çalışmalarını desteklemenin ve ülkenin teknoloji yolculuğuna katkı sunmanın önemini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketten-birlesik-krallikta-yatirim-88918</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 şirketten Birleşik Krallık’ta yatırım hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/İNGİLTERE</strong></p>
<p>Havacılıktan savunma sanayiine, elektrikli araç şarj teknolojisinden orta kalibre silah sistemlerine kadar farklı sektörlerden 4 Türk şirketi, Birleşik Krallık’taki varlıklarını son dönemde büyüttü.</p>
<p>Alarko Holding’in yüzde 51 hisseyle ortağı olduğu İngiltere merkezli Alfor Aviation, Teesside International Airport ile 50 yıllık kira anlaşması imzaladı. Farnborough Airshow’daki görüşmelerde sağlanan anlaşma kapsamında 50 milyon sterlinlik yatırımla kurulacak uçak dönüşüm kampüsü, 250 kalıcı ve nitelikli istihdam yaratacak. Tam kapasitede yılda 24’e kadar yolcu uçağını kargo uçağına dönüştürecek tesisin 2027 sonunda faaliyete geçmesi planlanıyor. Şirket, küresel genel merkezini de Teesside’a taşıyacak. Alfor Aviation Direktörü Ömer Mafa, Avrupa’da çok sayıda lokasyonu incelediklerini, İngiltere’nin en büyük serbest ticaret bölgesi Teesside Freeport’un kararlarında belirleyici olduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac0a198037d8-1791009176.jpg" alt="" width="800" height="534" /><strong>Altınay Savunma, Birleşik Krallık’ta şirket kurdu </strong></p>
<p>Altınay Savunma Teknolojileri, “Küresel 100” hedefi doğrultusunda Birleşik Krallık merkezli yüzde 100 iştiraki Altınay Aerospace Technologies International Ltd.’yi kurdu. Şirket CEO’su Burak Mercan, Birleşik Krallık operasyonunu güçlü bir ihracat ve iş birliği köprüsü olarak konumlandırdıklarını ifade etti. Yeni yapılanma kapsamında Stephen Darnell, Grup Büyüme ve Stratejiden Sorumlu Üst Yönetici (CGSO) görevine atandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac0a1a798562-1791009191.png" alt="" width="800" height="479" /><strong>Vestel Mobilite’nin şarj teknolojisi İskoçya’da devrede</strong></p>
<p>Vestel Mobilite’nin megavat seviyesindeki şarj cihazları, Glasgow merkezli lojistik şirketi Russell Group’un Coatbridge demir yolu terminalinde elektrikli tırların şarjında kullanılıyor. Altyapı ortağı Amphos tarafından kurulan ve Haziran 2026’da devreye alınan tesis, İskoçya’nın ilk megavat ölçekli ağır vasıta şarj merkezi oldu. Tesiste 720 kilovatlık iki çift portlu CCS şarj cihazı ile 1,2 megavata kadar kapasite sunan MCS standardındaki “DC Stella MW 1.2 Dispenser” bulunuyor. Şu anda 1,4 megavat olan kapasite, ileride 3,75 megavata çıkarılabilecek. Vestel Mobilite Genel Müdürü Ender Yüksel, projenin şirketin Avrupa’daki büyüme stratejisinin somut sonucu olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac0a1c57842e-1791009221.png" alt="" width="800" height="451" /></p>
<p><strong>Canik, DVD 2026'ya katıldı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac0a1b761a9f-1791009207.png" alt="" width="800" height="463" /></strong></p>
<p>Canik, 16-17 Eylül’de Bedfordshire’daki UTAC Millbrook’ta düzenlenen DVD 2026 fuarına katıldı. Fuarda öne çıkan Canik’in Birleşik Krallık’taki orta kalibre silah sistemleri tasarım ve üretim merkezi Canik UK (AEI Systems), Birleşik Krallık’ta tasarlanıp üretilen VENOM LR 30x113 milimetre orta kalibre top sistemini kara, deniz ve insansız platformlar için ateş gücü çözümü olarak sergiledi. Canik CEO’su Cahit Utku Aral, Polonya ve Birleşik Krallık’ta kurulacak iş birliklerinin ihracatın yanı sıra ortak geliştirme, yerel entegrasyon ve tedarik zinciri güvenliği açısından da önemli sonuçlar doğuracağına inandıklarını söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketten-birlesik-krallikta-yatirim-88918</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/8/1280x720/alfor-aviation-1791009259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alfor Aviation, Altınay Savunma, Vestel Mobilite ve Canik, havacılık, savunma sanayii ve e-mobilite alanlarında Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/para-piyasasi-fonlarindan-cikan-paranin-yarisi-doviz-ve-altina-gitti-88917</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 09:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Para piyasası fonlarından çıkan paranın yarısı döviz ve altına gitti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs’ın raporuna göre, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) brüt rezervleri 30 Eylül itibarıyla bir önceki haftaya kıyasla 9 milyar dolar azalarak 173 milyar dolara geriledi. Altın değerleme etkisi hariç tutulduğunda haftalık düşüş 5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Eylül genelinde altın değerlemesi dikkate alınarak düzeltilmiş TCMB rezervleri 11 milyar dolar azaldı.</p>
<p>İran savaşı öncesindeki seviyelerle karşılaştırıldığında rezervlerdeki düşüş 43 milyar dolara ulaştı. Altın değerleme etkisi hariç düşüş 17 milyar dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Raporda, eylül ayında para piyasası fonlarından çıkan 13 milyar doların yaklaşık yarısının yurt içindeki döviz ve altın mevduatlarına aktarıldığını bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/para-piyasasi-fonlarindan-cikan-paranin-yarisi-doviz-ve-altina-gitti-88917</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-gold-dollar-1786081395.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Goldman Sachs raporuna göre, eylül ayında para piyasası fonlarından çıkan 13 milyar doların yarısı yurt içindeki döviz ve altın mevduatlarına aktarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/10-yil-evli-kalan-5-yil-10-yil-ve-uzeri-kalan-evlilik-suresinin-yarisi-kadar-nafaka-odeyecek-88916</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 yıl evli kalan 5 yıl nafaka ödeyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi'nin süresiz nafakayı iptal kararı gerekçesinin Resmi Gazete'de yayınlanmasının ardından, yasal uyum için harekete geçirildi. Uzun süredir üzerinde çalışılan nafaka düzenlemesinde taslak çalışma tamamlandı. Ekim ayı içeresinde Meclis gündemine gelmesi beklenen yasal düzenleme 13. Yargı Paketine eklenecek.</p>
<p>EKONOMİ'nin edindiği bilgilere göre, AYM’nin gerekçeli kararının ardından taslak çalışmaya son hali verildi.</p>
<p>Buna göre; 10 yıla kadar evliliklerde 5 yıl, 10 yılın üstündekilerde yarısı kadar nafaka ödenecek. Evlilik süresi 6 ay veya 1 yıl olsa dahi kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Daha uzun süren evliliklerde ise nafaka süresinin, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı esas alınarak belirlenmesi planlanıyor.</p>
<p>Boşanmalarda eşlerin gelir durumu göz önünde tutularak, eşin maddi durumu dikkate alınacak. Bu durumda hakime yetki verilecek. Kadının çalışamayacak durumda olması ya da yaşının ilerlemiş olması durumunda ise farklı bir model geliştirildi. Buna göre; mahkemenin nafakanın süresini uzatabilmesine imkan getiriliyor. Uzun süren çekişmeli boşanma davalarının kısa sürmesi için de düzenleme yapıldı. Buna göre; mal paylaşımından kaynaklanan davalarda 10 yıl olan zaman aşımının 5 yıla indirilmesi öngörülüyor. Mal paylaşımı boşanmaları geciktirdiği gerekçesiyle önce ayrılık gerçekleşecek ve sonra eşler arasında mal paylaşımı yapılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/10-yil-evli-kalan-5-yil-10-yil-ve-uzeri-kalan-evlilik-suresinin-yarisi-kadar-nafaka-odeyecek-88916</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/evlilik-nikah.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AYM’nin gerekçeli kararının ardından yapılan taslak çalışmaya göre, 10 yıl evli kalan 5 yıl; 10 yıl ve üzeri kalan evlilik süresinin yarısı kadar nafaka ödeyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cep-telefonu-kredileri-ile-kredi-kartlari-limitlerinde-duzenleme-88920</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cep telefonu kredileri ile kredi kartları limitlerinde düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), cep telefonu alımı amacıyla kullandırılan tüketici kredilerinde fiyatı 40 bin lira ve altında olan cep telefonları için vade sınırını 12 ay, 40 bin lira üzerinde olanlar için 3 ay olarak belirledi.</p>
<p>İş yerinin "yenileme merkezi" veya "yetkili satıcı" niteliğinde olması kaydıyla "yenilenmiş ürün" niteliğinde olan cep telefonları için vade sınırının, fiyatı 50 bin lira ve altında olanlar için 12 ay, 50 bin lira üzerinde olanlar için ise 3 ay olarak belirlenmesi kararı alındı.</p>
<p>Kredi kartıyla cep telefonu (yenilenmiş ürün niteliğinde olanlar hariç) alımında taksitlendirme yasağının devam etmesine, "yenilenmiş ürün" niteliğindeki cep telefonu alımlarında ise taksitlendirme süresinin herhangi bir tutar sınırı olmaksızın 12 ay olarak uygulanmasına karar verildi.</p>
<p><strong>Kredi kartlarında asgari ödeme tutarı</strong></p>
<p>Öte yandan, kredi kartlarında asgari ödeme tutarının belirlenmesinde dikkate alınan 50 bin liralık limit tutarı artırıldı.</p>
<p>Kredi kartlarında asgari tutar, limiti 100 bin lira ve altında olanlar için dönem borcunun yüzde 20'si, 100 bin liranın üzerinde olanlar için ise dönem borcunun yüzde 40'ı olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cep-telefonu-kredileri-ile-kredi-kartlari-limitlerinde-duzenleme-88920</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu-ikinci-el.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, cep telefonu alımı için kullandırılan tüketici kredilerinde 40 bin lira ve altındaki telefonlar için 12 ay, üzerindekiler için 3 ay vade uygulanmasına karar verdi. Kredi kartlarında asgari ödeme tutarının hesaplanmasında esas alınan limit tutarı 100 bin liraya çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilim-yapay-zeka-donusumunu-koddan-organizasyona-kurguladi-88915</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Güncel Yazılım, yapay zekâ dönüşümünü koddan organizasyona kurguladı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinde kullanımının hızla yaygınlaşması, şirketlerin iş yapış biçimlerini de yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Bursa’da 26 yıldır kurumsal yazılım geliştiren Güncel Yazılım'ın, yapay zekâyı yalnızca kodlama asistanı olarak kullanmak yerine, yazılım üretim organizasyonunun farklı aşamalarına dahil eden bir yapıya yöneldiği belirtildi.</p>
<p>Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. Taşdelen, yapay zekâ kullanımına ilk başladıklarında temel hedeflerinin daha hızlı kod yazmak olduğunu, ancak süreç içinde çok daha kapsamlı bir dönüşüm ortaya çıktığını belirtti. Güncel Yazılım’da bugün taleplerin anlaşılmasından geliştirme, test ve doğrulamaya kadar farklı aşamalarda yapay zekâ ajanlarından yararlanılıyor. Kritik kararlar ve canlıya geçiş süreçleri ise insan onayında tutuluyor. </p>
<h2><strong>“Yüzlerce uzmanlaşmış ajan”</strong></h2>
<p>Taşdelen, şirketin kendi veri merkezi altyapısında çalışan yapay zekâ organizasyonunda farklı görev ve sorumluluklara sahip ajanlar bulunduğunu, gelen talebi anlayıp ilgili role yönlendiren, işi parçalara ayırıp takip eden ve ortaya çıkan sonucu sorgulayarak riskleri değerlendiren farklı ajanların, yazılım ekiplerine destek verdiğini söyledi. Taşdelen’e göre bu yeni yapıda insanın rolü ise “Niyeti tanımlamak, sınırı çizmek ve son kararı vermek” olarak şekilleniyor.</p>
<p>Taşdelen'in verdiği bilgiye göre, bu sistemde bir yazılım talebi tek cümleyle sisteme iletilebiliyor, talep analiz edilerek ilgili ajanlara dağıtılıyor, ajanlar görevleri üzerinde çalışıyor ve birbirlerinin çıktılarının değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Taşdelen, bu değişimi, “Sabah masama gelen şey artık iş değil, karar. İşimin önemli bir kısmı yapmak değil, yargılamak olmaya başladı” sözleriyle anlatıyor. </p>
<h2><strong>“ERP’nin yanına ARP geliyor”</strong></h2>
<p>Taşdelen, yapay zekâ ile birlikte kurumsal yazılımın geleceğinde “Agentic Resource Planning” (ARP) yaklaşımının öne çıkacağını belirtiyor. ERP’nin insan, makine, malzeme ve finans gibi kaynakları planladığını ifade eden Taşdelen, ARP’nin buna yazılım ajanlarını da ekleyerek bir işin hangi yetkiyle, hangi doğrulama süreçlerinden geçerek yürütüleceğini planlamayı amaçladığını aktardı. Güncel Yazılım’ın bu alandaki platform girişimi xLAP ise mevcut ERP ve MES sistemlerini değiştirmeden, bu sistemlerdeki veri, iş kuralları ve kullanıcı yetkilerini kontrollü yapay zekâ ajanlarının kullanabileceği bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor. </p>
<h2>“Kontrol mekanizması insan onayında”</h2>
<p>Kurumsal yapay zekâ uygulamalarında temel konunun yalnızca modelin yeteneği olmadığını vurgulayan Taşdelen, asıl belirleyici unsurun yapay zekâya hangi yetkilerin verildiği olduğunu söyledi. Yanlış bir kararın ERP’ye bağlı sistemlerde fiyat, sipariş veya üretim planı gibi kritik alanları etkileyebileceğine dikkat çeken Taşdelen, bu nedenle yapıyı yetki sınırları, bağımsız doğrulama, işlem kayıtları, insan onayı ve geri alma mekanizmalarıyla desteklediklerini belirtti. Şirket, kendi yazılım üretiminde kullandığı ajan organizasyonunu sanayi işletmelerine yönelik bir ürüne dönüştürmek amacıyla ULUTEK kapsamında üç projeli bir AR-GE programı da yürütüyor. Bu kapsamda çoklu ajan orkestrasyonu, ERP ekranlarının ajan yeteneklerine dönüştürülmesi ve insanlarla yapay zekâ ajanlarının aynı kaynak planında yönetilmesi gibi kabiliyetlerin geliştirilmesi planlanıyor. Bu unsurların halen geliştirme aşamasında olduğu kaydedildi.  </p>
<h2>“Hedef global ürün şirketine dönüşmek”</h2>
<p>Güncel Yazılım, 2030 Vizyonunu Industrial Agentic AI, izinli endüstriyel veri, dikey yapay zekâ ürünleri, SaaS tabanlı ölçeklenme ve yapay zekâ odaklı insan kaynağı olmak üzere beş başlıkta şekillendiriyor. Şirket, sanayide edindiği saha deneyimini tekstil, otomotiv, makine, mobilya ve gıda gibi sektörlere yönelik yapay zekâ ürünlerine dönüştürerek uluslararası pazarlara açılmayı hedefliyor. Taşdelen, şirketin büyüme stratejisinin proje ve adam/gün modelinden ürün modeline geçiş üzerine kurulduğunu belirterek, “Hedefimiz, sanayimizin yapay zekâ kullanımını artırarak kalite, zaman ve verimlilik çıktılarını yükseltmek. Edindiğimiz 26 yıllık tecrübeyle global bir Industrial Agentic AI şirketi olmak” dedi. Taşdelen’e göre yapay zekâ çağında insanın rolü ortadan kalkmayacak, aksine daha üst bir seviyeye taşınacak. “Önümüzdeki dönemin en değerli insanı en fazla kod yazan insan olmayacak” diyen Taşdelen, doğru problemi tanımlama, yapay zekâya doğru işi yaptırma ve ortaya çıkan sonucun doğruluğunu değerlendirme becerilerinin daha fazla önem kazanacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilim-yapay-zeka-donusumunu-koddan-organizasyona-kurguladi-88915</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/5/1280x720/guncel-yazilim-yapay-zeka-donusumunu-koddan-organizasyona-kurguladi-1791005473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, yapay zekânın yazılım sektöründe asıl dönüşümü kod üretiminde değil, iş yapış biçimlerinde yarattığını söyledi. Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
