<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tat-gida-icerik-bilgilerimizi-ambalajin-on-yuzunde-gorunur-hale-getirdik-85477</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tat Gıda: İçerik bilgilerimizi ambalajın ön yüzünde görünür hale getirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tat Gıda, Tat Premium serisindeki ketçap ve mayonez ürünlerinin temel içerik bilgilerini ambalajın ön yüzünde görünür hale getirdiğini duyurdu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, tüketicilerin satın alma kararlarında ürün içeriğine ilişkin bilgilerin daha görünür ve anlaşılır olmasına yönelik beklentilerin artması, gıda sektöründe ürün reçeteleri ve ambalaj tasarımlarında yeni yaklaşımları beraberinde getiriyor.</p>
<p>Tat Gıda da bu kapsamda "temiz içerik" ve "ön yüzde şeffaf bilgilendirme" yaklaşımlarını Tat Premium ketçap ve mayonez ürünlerinde uyguladı.</p>
<p>Temiz içerik yaklaşımı, ürünlerin daha yalın içeriklerle sunulmasını esas alırken, ön yüzde şeffaf bilgilendirme uygulamasıyla tüketicilerin öne çıkan içerik bilgilerine ambalajı çevirmeden ulaşabilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Şirketten verilen bilgiye göre, yeni ürün ailesinde yer alan Tat Premium Ketçap, mevsiminde hasat edilen yaz domateslerinden üretiliyor. Ürünün reçetesi 6 içerikten oluşurken, koruyucu ve katkı maddesine yer verilmediği belirtildi.</p>
<p>Tat Premium Mayonez'in ise 8 içerikten oluştuğu, üründe, yumurta ve yağ oranı artırılırken, koruyucu ve katkı maddesi kullanılmadığı ifade edildi.</p>
<p><strong>"İyi içerik gizlenmez, hak ettiği yerde, ön yüzde durur"</strong></p>
<p>Tat Gıda Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Seçkin Yıldız, tüketici beklentilerindeki değişimin ürün geliştirme süreçlerinde daha fazla dikkate alındığını belirtti.</p>
<p>Tat Gıda'nın yaklaşık 60 yıllık üretim deneyimiyle tarladan sofraya uzanan bir anlayışla faaliyet gösterdiğini aktaran Yıldız, "Uluslararası pazarlarda öne çıkan 'clean label' ve 'front label' uygulamalarını Türkiye'de ketçap ve mayonez kategorilerine taşıdık. Tat Premium ile öne çıkan içerik bilgilerimizi ambalajın ön yüzünde görünür hale getirdik. Böylece tüketicilerin ürün hakkında bilgiye daha kolay ve doğrudan ulaşmasını sağladık." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Tat Premium ürünlerinin içerik yapısını da yeniden ele aldıklarını vurgulayan Yıldız, "Tat Premium Ketçap'ta domates oranını artırarak gerçek domates lezzetini öne çıkardık. Tat Premium Mayonez'de ise yumurta ve yağ oranını artırarak koruyucu ve katkı maddesi kullanmadan zengin ve kremsi yapıda gerçek mayonez lezzetine ulaştık. Premium deneyimi lezzetin yanı sıra şeffaflık, doğallık ve güvenle birlikte tanımladık. Çünkü bize göre iyi içerik gizlenmez, hak ettiği yerde, ön yüzde durur." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tat-gida-icerik-bilgilerimizi-ambalajin-on-yuzunde-gorunur-hale-getirdik-85477</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/7/1280x720/tat-1786712466.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tat Gıda Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Seçkin Yıldız, &quot;Tat Premium ile öne çıkan içerik bilgilerimizi ambalajın ön yüzünde görünür hale getirdik. Böylece tüketicilerin ürün hakkında bilgiye daha kolay ve doğrudan ulaşmasını sağladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-619-geriledi-85469</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yıllık yüzde 6,19 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu haziran ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 777 milyon metreküpü boru hatlarıyla 282 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 6,19 azalışla yaklaşık 3 milyar 60 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 12 milyon metreküple Azerbaycan'dan yapıldı. Bunu 883 milyon metreküple İran ve 882 milyon metreküple Rusya takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatının tamamı Cezayir'den yapılırken, ülkeden 282 milyon metreküp doğal gaz ithal edildi.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 710 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, haziranda yıllık bazda yüzde 4,59 artarak yaklaşık 2 milyar 830 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 88 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 594 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 710 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı haziran sonunda 5 milyar 266 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 4 milyar 970 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 296 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-619-geriledi-85469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dogal-gaz-ocak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık bazda yüzde 6,19 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-haziranda-yuzde-84-azaldi-85467</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı haziranda yüzde 8,4 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) haziran ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu açıkladı.</p>
<p>Rapora göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla ABD, Cezayir, Rusya, Kazakistan ve Yunanistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,4 azalarak 265 bin 447 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 8,5 azalarak 40 bin 895 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Romanya, İngiltere, Bulgaristan, KKTC, İsviçre, Türkiye Serbest Bölge ve Lübnan olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 7,56 artarak 94 bin 305 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince haziranda geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 327 bin 493 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 82,58 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,31 ile tüplü LPG ve yüzde 3,11 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-haziranda-yuzde-84-azaldi-85467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 8,4 azalışla 265 bin 447 tona indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dereici-hes-icin-en-yuksek-teklif-bulsa-enerjiden-85475</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dereiçi HES için en yüksek teklif Bülsa Enerji&#039;den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Elektrik Üretim Anonim Şirketine (EÜAŞ) ait Dereiçi Hidroelektrik Santrali'nin özelleştirme ihalesinin yapıldığını duyurdu. </p>
<p>Nihai pazarlık görüşmeleri hakkında yapılan açıklamaya göre, Kars'ta bulunan Dereiçi Hidroelektrik Santrali ve santral tarafından kullanılan taşınmazların bir bütün halinde "işletme hakkının verilmesi" yöntemiyle özelleştirilmesine ilişkin ihalenin nihai pazarlık görüşmesinde en yüksek teklifi, 10 milyon 500 bin lirayla Bülsa Enerji İnşaat Taahhüt Plastik Hayvancılık ve Sanayi Ticaret Limited Şirketi verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dereici-hes-icin-en-yuksek-teklif-bulsa-enerjiden-85475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/dereici-hes-1786711862.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EÜAŞ&#039;a ait Dereiçi Hidroelektrik Santrali için düzenlenen özelleştirme ihalesinde en yüksek teklifi 10,5 milyon lirayla Bülsa Enerji&#039;nin verdiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nakdi-krediler-yillik-28-trilyon-lirayi-asti-85473</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakdi krediler 28 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi haziran ayına ait aylık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, TBB Risk Merkezi üyesi kuruluşlar tarafından kullandırılan nakdi krediler haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 37 artarak 28 trilyon 136 milyar lira oldu.</p>
<p>Nakdi kredilerin 26 trilyon 987 milyar lirası bankalar, 460 milyar lirası finansal kiralama şirketleri, 365 milyar lirası faktoring şirketleri ve 324 milyar lirası finansman şirketleri tarafından kullandırıldı.</p>
<p>Tasfiye olunacak alacaklar ise haziran itibarıyla 961 milyar lira oldu. Bu alacakların 925 milyar lirasının bankalara, 14 milyar lirasının finansal kiralama şirketlerine, 14 milyar lirasının faktoring şirketlerine ve 8 milyar lirasının finansman şirketlerine ait olduğu görüldü. Tasfiye olunacak alacakların toplam kredilere oranı ise söz konusu dönemde geçen yıla göre 0,7 puan artarak yüzde 3,3 oldu.</p>
<p><strong>Ticari krediler 21,2 trilyon lira oldu</strong></p>
<p>Söz konusu dönemde ticari krediler yüzde 35 artarak 21,2 trilyon lira olurken, bu kredilerin toplam içindeki payı yüzde 75 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Nakdi krediler içinde TL krediler önceki yıla göre yüzde 41 artarak 11 trilyon 220 milyar lira olurken, YP krediler ise yüzde 28 artarak 9 trilyon 989 milyar lira oldu. YP kredilerin nakdi krediler içindeki payı yüzde 47 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Toplam gayri nakdi krediler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43 artarak 10 trilyon 754 milyar lira oldu. Ticari krediler içinde imalat sanayi yüzde 31 ile en yüksek paya sahip sektör olurken, payı yüzde 19 ve üzerinde olan diğer ana sektör ise toptan ve perakende ticaret sektörü oldu.</p>
<p>Haziran itibarıyla tasfiye olunacak alacak oranı en yüksek olan sektör yüzde 4,2 ile "inşaat" ve "toptan ve perakende ticaret" oldu. Yabancı para nakdi kredilerin toplam nakdi krediler içindeki payı en yüksek olan sektör ise yüzde 83 ile enerji olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bireysel krediler 6,9 trilyon lira oldu</strong></p>
<p>Bankalar ve banka dışı finansal kuruluşlar tarafından kullandırılan bireysel krediler, yüzde 46 artarak 6 trilyon 927 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Bireysel kredilerin yüzde 99’u bankalar tarafından kullandırılırken, finansman şirketleri tarafından kullandırılan 33 milyar liralık bireysel kredinin 19,2 milyar lirası taşıt kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bireysel kredilerin yaklaşık yüzde 50’sini kredi kartları, yüzde 24’ünü ihtiyaç kredileri, yüzde 12’sini konut kredileri, yüzde 1’ini taşıt kredileri ve yüzde 14’ünü kredili mevduat hesabı oluşturdu. Bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacak oranı yüzde 4,6 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Kredi kullanan müşterilerin sayısı 44,5 milyon kişiye yükseldi</strong></p>
<p>Bireysel kredi kullanan kişi sayısı ise (takipteki krediler hariç) haziranda yıllık bazda yaklaşık 2,1 milyon kişi artarak 44,5 milyon kişi olurken, bu dönemde ortalama kredi bakiyesi de 156 bin lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Söz konusu dönemde 210 bin kişi ilk defa kredili mevduat hesabı, 199 bin kişi ilk defa kredi kartı, 125 bin kişi ilk defa tüketici kredisi kullanırken, ilk defa konut kredisi kullanan kişi sayısı 13 bin oldu. 9 bin kişi ise ilk defa taşıt kredisi kullandı.</p>
<p>Bireysel kredi kartlarında 0-100 bin lira limit aralığındaki kişi sayısının oranı yüzde 38 oldu.</p>
<p><strong>Bireysel kredide en yüksek pay İstanbul'un</strong></p>
<p>Verilere göre, haziran itibarıyla İstanbul'un yüzde 27, Ankara'nın yüzde 10 ve İzmir'in yüzde 7’lik bireysel kredi payına sahip olduğu görüldü.</p>
<p>Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay son 12 ayda bireysel kredi bakiyesi en çok artan iller oldu. Kişi başına ortalama bireysel kredi (kredi kartı dahil) bakiyesi en yüksek iller ise sırasıyla, Ankara, İstanbul ve İzmir olarak sıralandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nakdi-krediler-yillik-28-trilyon-lirayi-asti-85473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBB Risk Merkezi üyesi kuruluşlar tarafından kullandırılan nakdi krediler, haziranda yıllık bazda yüzde 37 artışla 28 trilyon lirayı geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-129-geriledi-85466</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 12,9 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Haziran 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 9,1 azalarak 2 milyon 657 bin 324 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 24,3 azalarak 913 bin 254 ton oldu. İthalatın kalan kısmını havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,9 azalarak 4 milyon 17 bin 943 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 519 bin 116 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 570 bin 676 tonla ABD ve 464 bin 22 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 9,33 artarak 574 bin 792 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 9,14 artarak 3 milyon 289 bin 578 ton, motorin satışları ise yüzde 9,69 artarak 2 milyon 573 bin 462 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 17,2 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 17,2 azalarak 1 milyon 209 bin 526 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 34,83 azalarak 120 bin 693 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 18,76 azalarak 236 bin 336 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 3,15 artarak 594 bin 749 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 52,55 azalarak 5 bin 916 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 1,52 azalışla 3 milyon 405 bin 560 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,74 azalarak 583 bin 385 ton, benzin türleri üretimi yüzde 20,04 artarak 521 bin 961 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 4,89 artarak 1 milyon 472 bin 566 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-129-geriledi-85466</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/petrol-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yüzde 12,9 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hurmuz-bogazindaki-kriz-hali-ihracatcisini-karayoluna-itti-85464</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz Boğazı&#039;ndaki kriz halı ihracatçısını karayoluna itti, tır karaborsaya düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Küresel tedarik zincirindeki kırılmalar ve lojistik darboğazlar, Türkiye’nin ihracattaki lokomotif kollarından halı sektörünü yeniden test ediyor. Kızıldeniz’de başlayıp Süveyş Kanalı geçişlerini kilitleyen kriz, küresel navlun fiyatlarını tırmandırıp gemileri Ümit Burnu’na püskürtmüştü. Şimdi ise aynı kabus Hürmüz Boğazı üzerinden Körfez bölgesini vuruyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, lojistik maliyetlerindeki patlamayı ve bölgedeki risk haritasını çarpıcı detaylarla özetledi. Deniz yolu sevkiyatlarının durma noktasına geldiğine dikkat çeken Kaplan, tabloyu şu sözlerle aktardı: "Hürmüz Boğazı’nın tıkanması nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Umman’a denizden ulaşamıyoruz. Konteyner fiyatları 3-4 katına çıkmasına rağmen, risk nedeniyle hatlar seferleri tamamen askıya aldı. Herkes Suudi Arabistan’ın Cidde Limanı’na yüklenince liman bu yoğunluğu kaldıramadı, sistem kilitlendi. Gemiler şu an açıkta çaresizce bekliyor."</p>
<p><strong>Karayolunda "tır" karaborsa, navlun 9 bin dolara tırmandı</strong></p>
<p>Denizdeki dev kilitlenme ihracatçıyı mecburen karayoluna sevk etti, ancak orada da arz-talep dengesinin altüst olmasıyla yeni bir kriz patlak verdi. Alternatif olarak tır sevkiyatlarına dönüldü fakat navlun bedelleri 8 bin ila 9 bin dolar seviyelerine dayandı. İhracatçı bu rekor navlun bedellerini ödemeye razı olsa dahi, piyasada sevkiyatı üstlenecek boş tır bulmakta büyük güçlük çekiyor.</p>
<p><strong>"Bu fırtınadan Ar-Ge ve inovasyonla çıkılabilir"</strong></p>
<p>İskender Kaplan, yaşanan tüm lojistik çalkantılara rağmen kalıcı başarının şifresini vererek, "Halı sektöründe kim Ar-Ge ve inovasyonu odağına alır, ülkelerin kültürüne, pazarların dokusuna göre renk, desen ve tasarım geliştirirse fırtınadan her zaman güçlenerek çıkar. Asıl farkı yaratacak olan finansal büyüklük kadar, müşteri odaklı yenilikçiliktir" dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hurmuz-bogazindaki-kriz-hali-ihracatcisini-karayoluna-itti-85464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/hurmuz-bogazindaki-kriz-hali-ihracatcisini-karayoluna-itti-tir-karaborsaya-dustu-1786705123.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Körfez’de tırmanan lojistik krizi ve kontrolden çıkan navlun fiyatları, Türk halı sektörünü radikal önlemler almaya zorluyor. Deniz hatlarının servisleri askıya almasıyla rotayı karayoluna kıran ihracatçı, bu kez de tır karaborsasıyla karşı karşıya kaldı. TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, &quot;Hürmüz Boğazı’nın tıkanması nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Umman’a denizden ulaşamıyoruz. Konteyner fiyatları 3-4 katına çıkmasına rağmen, risk nedeniyle hatlar seferleri tamamen askıya aldı. Herkes Suudi Arabistan’ın Cidde Limanı’na yüklenince liman bu yoğunluğu kaldıramadı, sistem kilitlendi. Gemiler şu an açıkta çaresizce bekliyor&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-65-artti-85461</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 6,5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) haziran ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 40,12'si hidrolik, yüzde 12,95'i rüzgar, yüzde 12,55'i ithal kömür, yüzde 11,45'i linyit, yüzde 10,91'i doğal gaz ve yüzde 3,99'u güneş enerjisi santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla jeotermal, biyokütle, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,51 artışla 26 milyon 260 bin 670 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 7,09 artarak 24 milyon 107 bin 49 megavatsaat oldu.</p>
<p>Tüketimin yüzde 40,17'si sanayi, yüzde 25,62'si mesken ve yüzde 27,81'i kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,61, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 4,79 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,56 artarak 52 milyon 511 bin 920'ye ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,11, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,57, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,61, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,65 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,28 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3,15 artarak 100 bin 874 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,39'unu doğal gaz, yüzde 23,66'sını barajlı hidrolik, yüzde 14,90'ını rüzgar, yüzde 10,37'sini ithal kömür ve yüzde 10,14'ünü linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-65-artti-85461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, yıllık bazda yüzde 6,51 artışla 26 milyon 260 bin megavatsaati aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-85457</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni paylaştı.</p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) yıl sonu artış beklentisi yüzde 29,21'den yüzde 29,43'e yükseldi.</p>
<p>TCMB, reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 68 katılımcıyla gerçekleştirdiği ağustos ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay yüzde 1,44 olan ağustos ayı TÜFE artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 1,67'ye çıktı. TÜFE'de artış beklentisi yıl sonu için yüzde 29,21'den yüzde 29,43'e, 24 ay sonrası için ise yüzde 17,83'ten yüzde 18,03'e yükselirken, 12 ay sonrası için yüzde 23,95'ten yüzde 23,69'a indi.</p>
<p>Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,5537'den 51,6567'ye, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi de 56,6920'den 57,4278'ye çıktı.</p>
<p>Bir önceki anket döneminde 49,3 milyar dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi 50,2 milyar dolara yükselirken, gelecek yıl için de 43,3 milyar dolardan 44,4 milyar dolara çıktı.</p>
<p><strong>Cari yıl için büyüme beklentisi değişmedi</strong></p>
<p>Ankette cari yıl için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artış beklentisi yüzde 3,1 olarak sabit kalırken, gelecek yıl için yüzde 4,1'den yüzde 4'e indi.</p>
<p>Ankette TCMB'nin politika faizine ilişkin ilk toplantı beklentisi yüzde 37 olurken, ikinci toplantı beklentisi yüzde 36,13'e, üçüncü toplantı beklentisi yüzde 35,25'e gerilerken 12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 29,59'a yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-85457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/alisveris-market-sepet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos anketine göre piyasanın enflasyonda artış beklentisi, yıl sonu için yüzde 29,43&#039;e, 24 ay sonrası için yüzde 18,03&#039;e yükselirken, 12 ay sonrası için yüzde 23,69&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretiminde-yillik-yuzde-6lik-azalma-85456</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretiminde yıllık yüzde 6&#039;lık azalma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, haziranda yıllık bazda yüzde 6 azaldı.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 7,5, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 7,6 azalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 4,5 arttı.</p>
<p>İnşaat üretim endeksi, haziranda aylık bazda da yüzde 0,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi aylık yüzde 0,4, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 1 azalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 0,1 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretiminde-yillik-yuzde-6lik-azalma-85456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, inşaat üretimi endeksi yıllık bazda yüzde 6 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gecici-getirilen-araclara-duzenleme-85474</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından geçici getirilen araçlara düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının "Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğin mevcut hükümlerine göre, Türkiye Gümrük Bölgesi dışında yerleşik kişilerden, malulen emekli olanlar ile ön emeklilik hakkı kazananlar dahil yurt dışından emekli olanların, emeklilik belgesini ibraz etmeleri halinde, taşıtlarına 730 gün süre veriliyor.</p>
<p>Tebliğ değişikliği ile ibraz edilmesi gereken emeklilik belgesinin tanımı yeniden belirlendi.</p>
<p>Buna göre, yurt dışından emekli olduğunu gösterecek kişilerce, çalışmaya bağlı olarak hak edilen ilgili ülkenin sosyal güvenlik mevzuatı gereğince düzenlenen belge ile bu belgenin elçilik, konsolosluk veya noterlerce onaylanmış Türkçe tercümesi emeklilik belgesi olarak kabul edilecek.</p>
<p>Tebliğle, hak sahibi dışında aracı kullanacak kişilere ilişkin esaslar da yeniden belirlendi. Buna göre, turistik kolaylıklardan faydalanılarak geçici olarak ithal edilen araçlar, izin hak sahibinin ikamet yeri Türkiye dışında bulunan eşi veya akrabası olan kişilerce kullanılabilecek. İzin hak sahibinin araçta bulunması kaydıyla ikamet yeri Türkiye dışında bulunan kişilerce de söz konusu araçların kullanılması mümkün olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-gecici-getirilen-araclara-duzenleme-85474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/elektrikli-arac-otomotiv-1756984869.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt dışında yaşayan kişilerin geçici olarak Türkiye&#039;ye getirdikleri araçlarla ilgili esaslar yeniden belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dogrudan-hizli-trenle-baglanan-il-sayimizi-27ye-yukseltmeyi-hedefliyoruz-85470</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Doğrudan hızlı trenle bağlanan il sayımızı 27&#039;ye yükseltmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002'den itibaren demir yollarında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, Türkiye'nin hızlı tren işletmeciliğinde Avrupa'nın 6'ncı, dünyanın 8'inci ülkesi konumunda olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, "Hızlı trenlerimizle bugüne kadar 114 milyon yolcu taşıdık. Demir yollarımızı Türkiye'nin ulaşım sisteminin yeniden güçlü bir parçası haline getirdik. Demir yolu ağımızı 10 bin 948 kilometreden 13 bin 919 kilometreye ulaştırdık. Sıfırdan 2 bin 251 kilometre hızlı tren hattı inşa ettik." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, yalnızca yeni demir yolu hatları inşa etmekle kalmadıklarını, mevcut altyapının da kapsamlı dönüşümden geçtiğini aktardı.</p>
<p>Bütün demir yolu ağını yenilediklerini ve modernize ettiklerini bildiren Uraloğlu, "Hatlarımızın yüzde 61'ini sinyalli, yarısından fazlasını elektrikli hale getirerek mevcut altyapımızı dünya standartlarında bir demir yolu ağına dönüştürdük." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, yeni hızlı tren ve demir yolu yatırımlarının Türkiye genelinde devam ettiğine dikkati çekerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Ankara-İzmir, Halkalı-Kapıkule, Bandırma-Bursa-Yenişehir-Osmaneli, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep, Yerköy-Kayseri, Kırıkkale-Çorum ve Karaman-Ulukışla gibi hatlarımızın yapımlarını sürdürüyoruz. Hızlı tren ağını genişletmeye devam edeceğiz. 2028'e kadar doğrudan hızlı trenle bağlanan il sayımızı 11'den 27'ye yükseltmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dogrudan-hizli-trenle-baglanan-il-sayimizi-27ye-yukseltmeyi-hedefliyoruz-85470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, son 24 yılda yürütülen çalışmalarla demir yolu ağının 13 bin 919 kilometreye yükseltildiğini ve sıfırdan 2 bin 251 kilometre hızlı tren hattı inşa edildiğini belirtti. Uraloğlu, &quot;Hızlı tren ağını genişletmeye devam edeceğiz. 2028&#039;e kadar doğrudan hızlı trenle bağlanan il sayımızı 11&#039;den 27&#039;ye yükseltmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-yarida-73-milyar-lira-faiz-oncesi-kar-85468</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;den ilk yarıda 7,3 milyar lira faiz öncesi kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksa Enerji, yılın ilk yarısına ait konsolide finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>8 ülkedeki 15 santral operasyonu ve 3 bin 500 megavat üzeri kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi kârının (FAVÖK) 7,3 milyar lira ve net dönem kârının 1,2 milyar lira olarak gerçekleştiği, FAVÖK marjının yüzde 36 seviyesinde oluştuğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, son yıllarda hızlandırdığı yatırımlarıyla kapasite, coğrafya ve kaynak çeşitliliği odağında büyümesini sürdüren şirket, bu dönemde Kazakistan'daki 264 megavatlık Kızılorda Santrali'ni tam kapasiteyle ticari işletmeye alırken, Gana'daki 350 megavatlık Kumasi yatırımının 179 megavat kurulu güce sahip ilk fazının kombine çevrim dönüşümünü tamamladı.</p>
<p>Türkiye'deki depolamalı yenilenebilir enerji yatırımlarında da ilk projelerini devreye aldı. Aksa Enerji, süregelen yatırımların devreye girmesiyle operasyonel kapasitesini artırdı.</p>
<p>Kazakistan'daki 264 megavatlık Kızılorda Santrali'nin tam kapasiteyle ticari işletmeye alınması şirketin Orta Asya'daki varlığını güçlendirirken, depolamalı yenilenebilir enerji yatırımları da kaynak çeşitliliğini artırarak Türkiye'nin enerji dönüşümüne katkı sağladığı vurgulandı.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Gana'da iki faz halinde hayata geçirilen ve toplamda 350 megavat kurulu güce ulaşması planlanan Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin 179 megavatlık ilk fazının kombine çevrim dönüşümünün tamamlanması şirketin Afrika'daki uzun vadeli büyüme stratejisindeki önemli adımlardan biri oldu. Kazakistan'daki ilk yatırımını hayata geçiren şirket, Özbekistan'daki 1220 megavatlık kurulu gücüyle birlikte Orta Asya’daki toplam kurulu gücünü 1484 megavata ulaştırdı. Gaziantep'te hayata geçirilen Pamuk Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali ticari üretime başlarken, Şanlıurfa'daki RASA Müstakil Elektrik Depolama Tesisi ise tedarik lisansı kapsamında işletmeye alınan Türkiye'nin ilk müstakil elektrik depolama tesisi oldu. Aynı dönemde, Manisa'da hayata geçirilmesi planlanan 82,16 megavat kurulu güçteki Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali projesinin ve Kayseri'de planlanan 10 megavat kurulu güce sahip olacak Fatih Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali projesinin elektrik üretim lisansı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından onaylandı. Aksa Enerji, Türkiye genelinde 11 ilde toplam 941 megavat kurulu güce ulaşması planlanan depolamalı yenilenebilir enerji yatırım portföyünü hayata geçirmek üzere çalışmalarını sürdürüyor." </p>
<p>Şirket, farklı coğrafyalarda hayata geçirdiği enerji yatırımları ve bu yatırımları destekleyen finansman yapılarıyla "En İyi Güneş Enerjisi Finansmanı Anlaşması" ve "Afrika'daki En İyi Enerji Finansmanı Anlaşması" ödüllerini aldı.</p>
<p><strong>"Uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Aksa Enerji Üst Yöneticisi (CEO) ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, yılın ilk yarısının, devam eden yatırım programının sonuçlarının çok daha görünür hale geldiği bir dönem olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Finansal disiplinimizi ve operasyonel odağımızı korurken yeni yatırımlarımızla kapasitemizi ve coğrafi çeşitliliğimizi güçlendirdik. Kazakistan’daki Kızılorda Santralimizin tam kapasiteyle devreye girmesiyle Orta Asya'daki varlığımızı büyütürken, Türkiye'de depolamalı yenilenebilir enerji yatırımlarımızın ilk projelerini üretime aldık. Afrika'daki operasyonlarımızın amiral gemisi konumundaki Gana’da ise Kumasi Santral yatırımımızın 179 megavatlık ilk fazının kombine çevrim dönüşümünü tamamladık ve ülkedeki toplam kurulu gücümüzü 549 megavata yükselttik."</p>
<p>Ağbal, önümüzdeki dönemde de 941 megavatlık depolamalı yenilenebilir enerji yatırım portföyünün adım adım hayata geçirileceğini ifade etti.</p>
<p>Büyümenin yalnızca kurulu güç artışı olarak görülmediğinin altını çizen Ağbal, "Doğru projeyi doğru sözleşme ve finansman modeliyle hayata geçirmek, kaynak ve coğrafya çeşitliliğimizi artırmak ve büyüyen global operasyonlarımızı güçlü bir kurumsal altyapıyla desteklemek sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizin temelini oluşturuyor. Uluslararası alanda ödüllendirilen finansman modellerimiz ve dijital dönüşüm yatırımlarımız bu stratejiyi destekleyen önemli adımlar oldu. Finansal disiplinimizi koruyarak, Türkiye'de ve faaliyet gösterdiğimiz coğrafyalarda uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-yarida-73-milyar-lira-faiz-oncesi-kar-85468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Enerji&#039;nın yılın ilk yarısında 7,3 milyar lira faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı elde ettiği bildirildi. Aksa Enerji CEO&#039;su Naci Ağbal, &quot;Finansal disiplinimizi ve operasyonel odağımızı korurken yeni yatırımlarımızla kapasitemizi ve coğrafi çeşitliliğimizi güçlendirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkten-2-ceyrekte-30-milyar-lira-konsolide-net-kar-85465</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuveyt Türk&#039;ten 2. çeyrekte 30 milyar lira konsolide net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuveyt Türk, 2026 yılının ikinci çeyreğine ait konsolide finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, kullandırdığı fon büyüklüğü geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 38 artışla 799 milyar liraya ulaşan bankanın konsolide aktif büyüklüğü 1,6 trilyon liraya yükseldi.</p>
<p>İkinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 34 artışla 30 milyar lira net kâr elde eden bankanın öz kaynakları ise 160 milyar liraya ulaştı. Söz konusu dönemde, Kuveyt Türk'ün toplam fonlama tabanı 1,24 trilyon lira seviyesine çıkarken, cari hesabın toplanan fonlar içindeki payı yüzde 61 oldu.</p>
<p>Bankanın donuk alacaklar oranı yüzde 2,94, yıllıklandırılmış ortalama öz kaynak kârlılığı ise yüzde 40 seviyesinde gerçekleşti. Yasal limiti yüzde 12 olan sermaye yeterlilik oranı da yüzde 17,86 olarak kaydedildi.</p>
<p><strong>"İstikrarlı büyümemizi sürdürdük"</strong></p>
<p>Kuveyt Türk Genel Müdürü Ufuk Uyan, 2026 yılının ikinci çeyreğinde, küresel ekonomideki belirsizlikler ve dalgalanmalara rağmen katılım finans sektörünün dinamik yapısı sayesinde istikrarlı büyümelerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Uyan, sıkılaşma politikalarının ve dezenflasyon sürecinin şekillendirdiği bu dönemde, risk yönetimi disiplininden ödün vermeden reel sektörü, üretimi ve ihracatı desteklemeye öncelik verdiklerini ifade etti.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde 1,60 trilyon lira konsolide büyüklüğe ulaştıklarını belirten Uyan, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk yarıyıl finansal sonuçlarımız, katılım finans ilkelerine bağlı kalarak sunduğumuz yenilikçi çözümlerin ve sürdürülebilir büyüme stratejimizin somut bir karşılığını oluşturuyor. Yılın ikinci yarısında da müşterilerimize ve paydaşlarımıza değer sunmaya, dijitalleşme yatırımlarımızla kesintisiz hizmet vermeye, katılım finans sektöründe öncü rolümüzü pekiştirerek, müşterilerimiz için güvenilir ve çözüm odaklı bir iş ortağı olmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkten-2-ceyrekte-30-milyar-lira-konsolide-net-kar-85465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/ufuk-uyan-1782732173.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuveyt Türk&#039;ün yılın ikinci çeyreğinde 30 milyar lira konsolide net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Ufuk Uyan, &quot;İlk yarıyıl finansal sonuçlarımız, katılım finans ilkelerine bağlı kalarak sunduğumuz yenilikçi çözümlerin ve sürdürülebilir büyüme stratejimizin somut bir karşılığını oluşturuyor.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-haziranda-yuzde-06-artti-85455</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi haziranda yüzde 0,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,3 arttı.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 1,3, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 1,5, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 9,4, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1,7 artarken, gayrimenkul hizmetleri yüzde 8,8, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 3,8 azaldı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, haziranda bir önceki aya göre yüzde 0,6 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 1,9, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 8,7 artarken, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 1,1, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 2,7, idari ve destek hizmetleri yüzde 3,5 azalış kaydetti.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-haziranda-yuzde-06-artti-85455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/otel-rezervasyon-1764315521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 1,3, aylık bazda yüzde 0,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasindan-ilk-yarida-46-milyar-lira-net-kar-85459</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Finans Katılım Bankası&#039;ndan ilk yarıda 4,6 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Finans Katılım Bankası, 2026 yılının ilk yarısına ait mali sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna da bildirilen sonuçlara göre, haziran sonu itibarıyla Bankanın toplam aktifleri 436 milyar liraya ulaşırken, topladığı fonlar yüzde 20 artışla 283 milyar lira seviyesine yükseldi.</p>
<p>Topladığı kaynakların önemli bölümünü üretim ve ticaretin finansmanına yönlendiren bankanın, kullandırdığı fonları yüzde 13 oranında artırarak 256 milyar liraya çıkardığı belirtildi. Sonuçlara göre, 59 milyar lira tutarındaki gayrinakdi finansmanla ekonomiye sağlanan toplam destek 315 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Banka, net kârını geçen yılın ilk 6 aylık dönemine göre yüzde 230 artırarak 4,6 milyar liraya yükseltti. Yasal öz kaynaklarını 45 milyar lira seviyesine çıkaran bankanın, yüzde 16,2 seviyesindeki sermaye yeterlilik oranıyla sermaye yapısını koruduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, yılın ikinci çeyreğinde Türkiye Finans Katılım Bankasının yenilikçi yaklaşımı, ulusal ve uluslararası platformlarda aldığı ödüllerle tescillendi. Banka, World Economic Magazine Awards 2026 kapsamında "Türkiye'nin En Yenilikçi Katılım Bankası" seçilirken, Global Business &amp; Finance Magazine Awards tarafından "Katılım Bankacılığında Mükemmellik" ödülüne layık görüldü. Dijital bankacılık alanındaki ARI AI Assistant ve MİM Asistan projeleri de ulusal ve uluslararası platformlarda ödüller kazandı.</p>
<p>Banka, Business Life Global 100 Türk Markası araştırmasında yer alan tek katılım bankası olurken, Forbes Türkiye'nin "En İyi İşverenler 2026" araştırmasında da bankacılık ve finans kategorisinde öne çıkan kurumlar arasında yer aldı.</p>
<p><strong>"Katılma hesaplarımızda yüzde 37'lik büyüme yakaladık"</strong></p>
<p>Türkiye Finans Katılım Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Vekili Müge Öner, ikinci çeyrekte küresel ekonomide belirsizliklerin etkisini sürdürdüğü, jeopolitik gelişmelerin, ticaret politikalarındaki değişimlerin ve sıkı finansal koşulların ekonomik görünümü şekillendirmeye devam ettiği bir dönem yaşandığını belirtti.</p>
<p>Öner, değişen ekonomik koşullara çevik organizasyon yapıları, disiplinli risk yönetimi anlayışları ve güçlü finansal yapılarıyla uyum sağlarken, müşterilerini ve reel ekonomiyi kesintisiz desteklemeyi sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>İkinci çeyrek boyunca dijital yetkinliklerini geliştirmeye, müşteri deneyimini güçlendirmeye ve katılım finans ilkeleri doğrultusunda üretime, yatırıma ve ticarete katkı sağlayan çözümler sunmaya odaklandıklarını belirten Öner, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yılın ikinci yarısına girerken de değişen koşullara uyum sağlamayı, müşterilerimizin yanında olmayı ve reel ekonomiyi desteklemeyi sürdüreceğiz. Katılım finans ilkelerine dayalı iş modelimiz sayesinde bu dönemde hem müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına güçlü çözümler sunduk hem de tasarruf sahiplerinin birikimlerine sürdürülebilir değer kazandırdık. Müşterilerimizin bankamıza duyduğu güvenin en somut göstergelerinden biri de ilk 6 ayda katılma hesaplarımızda yakaladığımız yüzde 37'lik büyüme oldu. Bankamızın fonlama gücü, üretim ekonomisini yönlendirmeyi sürdürdü. Katılım fonlarımızı ekonomiye kazandırmaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de güçlü sermaye yapımızı koruyarak, hacimsel büyümenin ötesinde katma değer üreten, sürdürülebilir ve nitelikli büyümeye odaklanmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasindan-ilk-yarida-46-milyar-lira-net-kar-85459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/turkiye-finans-katilim-1786702977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Finans Katılım Bankası&#039;nın yılın ilk yarısında 4,6 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Vekili Müge Öner, &quot;Katılım finans ilkelerine dayalı iş modelimiz sayesinde bu dönemde hem müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarına güçlü çözümler sunduk hem de tasarruf sahiplerinin birikimlerine sürdürülebilir değer kazandırdık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisansli-depo-tebliginde-degisiklik-85441</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanslı depo tebliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğde yapılan düzenlemeye göre, hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar için kullanılan lisanslı depo işletmelerinin merkezinde ve şubelerinde bulunan depoların her birinin kapasitesi 35 bin tondan az olmayacak.</p>
<p>İşletmelerin sahip olması gereken asgari ödenmiş sermaye şartları da düzenlendi. Buna göre, 35 bin tona kadar kapasitesi bulunan işletmenin 20 milyon lira, 35 bin 1 ton ile 70 bin ton arasında kapasitesi bulunan işletmenin 30 milyon lira, 70 bin 1 ton ile 110 bin ton arasında kapasitesi bulunan işletmenin 40 milyon lira ödenmiş sermayesi bulunacak. Ayrıca, 110 bin tonu aşan her 30 bin ton için 5 milyon lira ilave asgari ödenmiş sermaye gerekecek.</p>
<p>Asgari sermaye tutarının altında kalan işletmeler, sermayelerini 31 Aralık 2028 tarihine kadar yükseltecek.</p>
<p>Tebliğden önce Bakanlıktan belirli bir kapasite için kuruluş, şube açılış veya kapasite artış izni alan işletmelere, 31 Aralık 2028'e kadar süre tanınacak.</p>
<p>Düzenlemeden önce Bakanlıktan lisans alarak faaliyet gösteren işletmeler tarafından kapasite artışı talep edilmesi halinde, 11 Mart 2026 tarihli "Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ" hükümleri çerçevesinde izin alınacak.</p>
<p><strong>Tesis sahasına 10 çelik silo şartı</strong></p>
<p>Öte yandan Bakanlığın "Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğe göre, işletmelerin kuruluş izni başvurularında ticari ve mali itibar ile güvenirlik esasları dikkate alınarak olumlu görülmeyen başvurular reddedilecek.</p>
<p>Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonu'na işletmeler tarafından yapılan ödemeler, kuruluş izni kapasitesini aşan işletmelerin izin başvurularının ve sıralamasının değerlendirmesinde öncelik sağlamayacak.</p>
<p>Çeltik hariç hububat ürün grubunda faaliyet gösterecek işletmeler, depolarını yatay şekilde inşa edemeyecek. Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar için faaliyet gösterecek işletmelerin tesis sahasında 10'dan az silo bulunmayacak.</p>
<p>İşletmeler, depo kapasitelerini 35 bin tona artırmak için düzenlemenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde İç Ticaret Genel Müdürlüğüne başvurabilecek. İşletmeler, artırım izninden itibaren iki yıl içinde faaliyet izni almak zorunda olacak.</p>
<p>Kuruluş izni kapasitesinin üzerinde depo ve tesisi bulunan ve lisans almış işletmelere, aşılan kapasitelerinin üzerinde olmamak kaydıyla bir defaya mahsus 10 bin tona kadar kapasite artış izni verilebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisansli-depo-tebliginde-degisiklik-85441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-1784792311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişiklikle hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar için kullanılan lisanslı depoların kapasitesinin en az 35 bin ton olması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-25lik-artis-85451</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısında yıllık yüzde 2,5&#039;lik artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait ücretli çalışan istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Haziran 2025'te 15 milyon 932 bin 665 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, haziranda yüzde 2,5 artışla 16 milyon 334 bin 751 kişiye yükseldi.</p>
<p>Söz konusu ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 1,1 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 7,1 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,5 arttı.</p>
<p>- Aylık değişim</p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, haziranda mayısa göre yüzde 1 artış gösterdi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,9, inşaat sektöründe yüzde 2, ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-25lik-artis-85451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, yıllık bazda yüzde 2,5 artışla 16 milyon 334 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/penta-teknolojiden-ilk-yarida-13-milyar-lira-brut-kar-85448</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Penta Teknoloji&#039;den ilk yarıda 1,3 milyar lira brüt kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Penta Teknoloji, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) da bildirilen sonuçlara göre, 2026 yılının ilk yarısında Penta Teknoloji'nin konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 23 artarak 17,3 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Yılın ilk 6 ayında brüt kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artışla 1,3 milyar lira olarak gerçekleşen şirket, 155,1 milyon lira vergi öncesi kâr elde ederken, faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) yüzde 24 artışla 616,5 milyon lira seviyesine ulaştı. Bu dönemde FAVÖK marjı ise yüzde 3,6 olarak kaydedildi.</p>
<p>Penta Teknoloji Genel Müdürü Fatih Erünsal, 35 yılı aşan deneyimleri, güven ve yenilik odaklı ekosistemleriyle dünyanın önde gelen teknoloji üreticilerinin ürün ve çözümlerini Türkiye pazarına sunduklarını, işletmelerin ve tüketicilerin dijital dönüşüm yolculuğuna ve sektörün büyümesine katkı sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Bu yılın ilk yarısında elde ettikleri sonuçların, sürdürülebilir büyüme stratejilerinin ve satıştan tedarik zincirine uzanan iş yapış süreçlerine yönelik yatırımlarının önemini ortaya koyduğuna aktaran Erünsal, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güçlü iş ortaklıklarımız, geniş ürün portföyümüz ve dijitalleşmeyi merkeze alan iş modelimiz sayesinde değişen pazar dinamiklerine hızla uyum sağlayarak, büyüme performansımızı devam ettirdik. Yılın ikinci yarısında da yapay zeka, veri yönetimi ve bulut teknolojileri başta olmak üzere, odaklandığımız alanlarda büyüme istikrarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz. Verimliliğimizi artıran dijital yatırımlarımız, operasyonel mükemmellik anlayışımız ve insan odaklı kurum kültürümüzle büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz. Önümüzdeki dönem, iş ortaklarımızın dijital dönüşüm yolculuğunu desteklemeye ve teknoloji ekosistemine uzun vadeli değer üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/penta-teknolojiden-ilk-yarida-13-milyar-lira-brut-kar-85448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/fatih-erunsal-1786700489.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Penta Teknoloji yılın ilk yarısında 1,3 milyar lira brüt kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Fatih Erünsal, &quot;Verimliliğimizi artıran dijital yatırımlarımız, operasyonel mükemmellik anlayışımız ve insan odaklı kurum kültürümüzle büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/blg-varlikin-faaliyet-izni-iptal-edildi-85453</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BLG Varlık&#039;ın faaliyet izni iptal edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK), BLG Varlık Yönetim AŞ'nin faaliyet izninin iptaline ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kurul kararına göre, 6 Ağustos'ta yapılan toplantıda, BLG Varlık Yönetim AŞ'nin faaliyet izninin Varlık Yönetim Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları ile Devralınacak Alacaklara İlişkin İşlemler Hakkında Yönetmeliğin 17'nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptal edilmesi kararlaştırıldı.</p>
<p><strong>Şirketten açıklama</strong></p>
<p>BLG Varlık, konu hakkında kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Açıklamada, orta ve uzun vadeli stratejik planlamaları doğrultusunda varlık yönetimi faaliyetlerine son verme kararı alındığı ve bu kapsamda faaliyet izninin iptali için BDDK nezdinde başvuruda bulunulduğu belirtildi.</p>
<p>BLG Varlık Yönetim AŞ Yönetim Kurulu'nun 9 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda, varlık yönetimi faaliyetlerine son verilmesi amacıyla faaliyet izninin iptali için BDDK’ye başvuruda bulunulmasına oy birliğiyle karar verildiği ifade edildi.</p>
<p>Şirket tarafından yapılan başvuru ve devam eden resmi süreç sonucunda, BDDK tarafından kendi yetki ve değerlendirmesi çerçevesinde faaliyet izninin iptaline karar verildiği bildirildi.</p>
<p>Faaliyet izninin BDDK tarafından iptal edilmesinin ardından BLG Varlık Yönetim AŞ’nin esas sözleşme tadil sürecini başlatacağı kaydedildi. Bu kapsamda şirket ünvanında yer alan "Varlık Yönetim" ibaresinin çıkarılması ve faaliyet konusunun şirketin yeni stratejik hedefleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesinin planlandığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/blg-varlikin-faaliyet-izni-iptal-edildi-85453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/bddk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, BLG Varlık Yönetim AŞ&#039;nin faaliyet iznini iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/suresi-bitecek-antidamping-uygulamalari-icin-teblig-85440</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süresi bitecek antidamping uygulamaları için tebliğ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın Resmi Gazete’nin 14 Ağustos günlü sayısında yayımlanan Tebliğ ile (Tebliğ No: 2026/28) ile yönetmelik ve tebliğlerle uygulamaya çeşitli tarihlerde girmiş dampinge ve sübvansiyona karşı önlemlerden bazılarının 2027’nin ilk yarısında süresinin biteceği hatırlatıldı.</p>
<p>Genel mevzuat kapsamında 5 yılda bu önlemlerin bittiği hatırlatılan Tebliğde, Türkiye’deki firmaların “nihai gözden geçirme başvurusu” yapabileceği hatırlatıldı. Süresi bitecek önlemlere konu mallar arasında çeşitli elektrik motorları, pompalar, bisiklet-motosiklet parçaları, bazı camlar, iklimlendirme-soğutma tesis ve ekipmanları bulunuyor. Tam liste ilgili tebliğde yayınlandı. </p>
<p>Tebliğde, her bir GTİP numarasıyla uygulanmış damping-sübvansiyon önlemine konu ürünlerin süre bitiminden önce, yeterli delillerle nihai gözden geçirme soruşturması (NGSS) istenebileceği vurgulandı. Başvurular süre bitmesinden en geç üç ay önce yapılması gerekiyor. NGSS isteyecek şirketlerin Bakanlığın İthalat Genel Müdürlüğü Damping ve Sübvansiyon Dairesi’nden bilgi alabileceği, başvuru formuna ise Bakanlığın https://www.ticaret.gov.tr/ithalat uzantılı sitesinde “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Başvuru ve Soru Formları” sekmeleri izlenerek ulaşılabileceği kaydedildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/suresi-bitecek-antidamping-uygulamalari-icin-teblig-85440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, gelecek yılının ilk yarısında yürürlük süresi dolacak bazı eşyalara yönelik mevcut dampinge ve sübvansiyona karşı önlemleri duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-ozer-matli-60-bin-uyenin-tamaminin-yonetimi-olacagiz-85426</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: 60 bin üyenin tamamının yönetimi olacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı’nın ev sahipliğinde, oda üyelerine yönelik çalışmaların yürütüleceği Birlikte Çalışma Merkezi hizmete açıldı. Matlı Plaza’da gerçekleştirilen açılış programında konuşan Matlı, BTSO’nun Bursa iş dünyasının tamamını kucaklayan, üyelerinin sorunlarına çözüm üreten ve değişen ekonomik koşullara göre kendini yenileyen bir yapıya kavuşması gerektiğini söyledi. BTSO’nun geçmişten bugüne taşıdığı birikime sahip çıkmanın, kurumu geleceğin ihtiyaçlarına hazırlamakla mümkün olduğunu ifade eden Matlı, “Güçlenmek, sorumluluk almak ve iş dünyasını geleceğe hazırlamak için yola çıktık” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ebb826a191-1786690434.JPG" alt="" width="382" height="455" /></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası’ndaki görev süresinde kurumun kurumsal gücünü ve etkinliğini artıran projelere imza attıklarını belirten Matlı, bu deneyimi BTSO’ya taşımaya hazır olduklarını söyledi. Matlı, “Biz hedef koymayı da hedefe ulaşmayı da biliyoruz. Kaynak üretmeyi de kaynakları doğru kullanmayı da biliyoruz. Bir kurumu büyütmenin çok konuşmakla değil; doğru kadroyla, disiplinle, emekle ve sonuç almakla mümkün olduğunu biliyoruz. Şimdi bu birikimi Bursa’nın 60 bin üyesi için kullanmaya hazırız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Sahaya çıktık, üyelerimizi dinledik”</strong></h2>
<p>BTSO Başkan adaylığı sürecinde masa başında hazırlanan söylemlerle değil, doğrudan sahaya çıkarak çalışmalar yürüttüklerini anlatan Matlı, farklı sektörlerden iş insanları ve meslek kuruluşlarıyla bir araya geldiklerini söyledi. Kapalıçarşı’da esnafla, Beşevler’de ustalarla, organize sanayi bölgelerinde sanayiciler ve üreticilerle buluştuklarını belirten Matlı, meslek kuruluşları, dernekler ve sektör temsilcilerinin görüşlerini dinlediklerini kaydetti. Matlı, “KOBİ’lerimizin, küçük işletmelerimizin, esnafımızın, tüccarımızın sesini yükselttik. Üyenin odadaki yerini, komitelerin gücünü, adaleti ve şeffaflığı yeniden oluşturduk” dedi. </p>
<h2><strong>“Adaylık irademiz bile üyelerin gündemini değiştirdi”</strong></h2>
<p>Adaylık sürecinin dahi BTSO üyelerinin sorunlarını daha fazla gündeme taşıdığını savunan Matlı, göreve gelmeleri halinde oda yönetiminin merkezine üyeleri koyacaklarını söyledi. Matlı, “Daha adaylık irademiz bile 60 bin üyemizin gündemini merkezine taşıdı. Göreve geldiğimizde 60 bin üyemiz merkeze taşınacak. Bugün gündeme taşıdığımız KOBİ’lerimizi, küçük işletmelerimizi ve bütün sektörlerimizi yarın bütün gücümüzle birlikte ileriye taşıyacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Kimse tercihi nedeniyle tedirgin olmasın”</strong></h2>
<p>BTSO üyelerine tercihleri nedeniyle herhangi bir baskı veya tedirginlik yaşamamaları çağrısında bulunan Matlı, seçim sürecinin oda üyeleri arasındaki birlikteliğe zarar vermemesi gerektiğini söyledi. “Bize destek veren, henüz vermeyen ve başka düşünen her üye bu odanın ayrılmaz bir parçasıdır” diyen Matlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Kimse kendini yalnız hissetmesin. Tercihi ya da desteği nedeniyle tedirgin olmasın. Hangi şartta olursa olsun biz 60 bin üyemizin sorunlarının çözümlerini konuşmaya devam edeceğiz. Bizim yürüyüşümüz Bursa iş dünyasını birleştirme, büyütme ve taşıma yürüyüşüdür. Göreve geldiğimizde yalnızca bize oy verenlerin değil, 60 bin üyenin tamamının yönetimi olmaya söz veriyorum.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-ozer-matli-60-bin-uyenin-tamaminin-yonetimi-olacagiz-85426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/6/1280x720/btso-baskan-adayi-ozer-matli-60-bin-uyenin-tamaminin-yonetimi-olacagiz-1786690495.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Başkan Adayı Özer Matlı’nın ev sahipliğinde, Bursa iş dünyasına yönelik çalışmaların yürütüleceği Birlikte Çalışma Merkezi, Matlı Plaza’da düzenlenen törenle açıldı. Matlı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın mevcut yapısının zamanın ihtiyaçlarına göre yenilenmesi gerektiğini belirterek, “Göreve geldiğimizde yalnızca bize oy verenlerin değil, 60 bin üyenin tamamının yönetimi olmaya söz veriyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akenerjiden-ilk-yarida-6666-milyon-lira-net-kar-85447</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akenerji&#039;den ilk yarıda 666,6 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akenerji, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre şirket 7,2 milyar lira satış geliri, 642,2 milyon lira faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) ve 666,6 milyon lira net kâr elde etti.</p>
<p>Akenerji'nin bu dönemde, sulak yılın etkisiyle gerileyen piyasa fiyatları ve Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin planlı büyük bakım nedeniyle sınırlı çalışmasına karşın çeşitlendirilmiş üretim portföyü ve finansman yönetimiyle faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Akkök Holding ile Çek enerji şirketi ČEZ'in eşit katılımlı stratejik ortaklığı olan şirket, bu dönemde Erzin'deki 7,79 megavat gücündeki güneş enerjisi yardımcı kaynak santralini (Erzin GES) devreye alarak üretime başladı.</p>
<p>Akenerji ayrıca Adıyaman'daki Burç Bendi Hidroelektrik Santrali (HES) için 10,5 megavat ilave kapasiteli yüzer güneş enerjisi santrali başvurusunda bulundu.</p>
<p>Şirket, 180 milyon dolarlık kredisinin vadesini Mart 2027'ye erteledi.</p>
<p>Akenerji Genel Müdürü Hakan Yıldırım, 2026'nın ikinci çeyreğinde geçen yıl yaşanan kuraklığın aksine son 10 yılın en sulak dönemlerinden birinin yaşandığını belirtti.</p>
<p>Havzalardaki yüksek su seviyeleri ve buna bağlı artan hidroelektrik üretiminin serbest piyasa elektrik fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğunu aktaran Yıldırım, gerileyen piyasa fiyatlarının Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin planlanan büyük bakım çalışması öncesinde sınırlı kapasitede çalışmasına neden olduğunu ifade etti.</p>
<p>Yıldırım, bu dönemde üretim portföyünü güçlendirmeye yönelik adımlar attıklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Erzin'deki güneş enerjisi yardımcı kaynak santralimizi devreye aldık ve Burç Bendi HES'imize ilave 10,5 megavatlık yüzer güneş kapasitesi için başvurumuzu gerçekleştirdik. Çeşitlendirilmiş üretim yapımız, hidroelektrik, doğal gaz, rüzgar ve artık güneş, kısa vadeli dalgalanmalara karşı bizi korurken, uzun vadeli hedeflerimizden taviz vermeden ilerlememizi sağlıyor."</p>
<p>Akenerji Finans Direktörü (CFO) Özge Özen Aksoy da sulak yılın piyasa fiyatları üzerindeki etkisi ve Erzin'deki planlı bakım çalışması nedeniyle ikinci çeyrekte FAVÖK'ün sınırlı kaldığını bildirdi.</p>
<p>Şirketin hidroelektrik üretiminin yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine kıyasla üç kattan fazla arttığını vurgulayan Aksoy, bunun gerileyen piyasa fiyatlarının oluşturduğu baskıyı dengelediğini kaydetti.</p>
<p>Aksoy, 180 milyon dolarlık kredinin vadesinin Mart 2027'ye taşınmasıyla finansal esnekliği koruduklarını belirterek, "Yılın ikinci yarısında üretim çeşitliliğimizin ve ticari operasyonlarımızın katkısıyla performansımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akenerjiden-ilk-yarida-6666-milyon-lira-net-kar-85447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/hakan-yildirim-1786700250.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akenerji&#039;nin yılın ilk yarısında 666,6 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Hakan Yıldırım, &quot;Çeşitlendirilmiş üretim yapımız, hidroelektrik, doğal gaz, rüzgar ve artık güneş, kısa vadeli dalgalanmalara karşı bizi korurken, uzun vadeli hedeflerimizden taviz vermeden ilerlememizi sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurde-talep-dusuyor-ama-yatirim-buyuyor-85414</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürde talep düşüyor, ama yatırım büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel kömür talebinin 2030’a doğru yatay seyretmesi beklenirken, planlanan kömür madeni kapasitesi bir yılda yüzde 11 arttı. Global Energy Monitor, yeni madenlerin devreye giriş hızının gerilediği bir dönemde büyüyen proje stokunun piyasa eğilimleriyle ters düştüğüne dikkat çekiyor. Türkiye’de ise dört yılda 31 ilde 123 kömür madeni projesinin izin sürecine girmesi, COP31’e giderken kömürden çıkış tartışmasını yeniden gündeme taşıyor. </strong></p>
<p>Global Energy Monitor’ın yeni raporu, küresel kömür talebindeki durgunluğa ve yeni maden sahası açılışlarının son 10 yılın en düşük seviyesine gerilemesine rağmen, planlanan kömür madenciliği kapasitesinin geçtiğimiz sene içinde yüzde 11 artarak 2,521 milyon ton/yıl’a (mtpa) ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, kömür sektöründe yatırım planları ile piyasanın gittiği yön arasındaki farkın giderek açıldığına işaret ediyor.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel kömür talebinin 2030’a kadar yatay bir seyir izlemesini bekliyor. Elektrik üretimindeki gelişmeler de bu beklentiyi destekliyor. Ember verilerine göre 2025’te kömürden elektrik üretimi gerilerken, rüzgâr ve güneş ilk kez küresel elektrik üretiminde kömürün önüne geçti. Buna rağmen yeni maden projeleri gündemden düşmüş değil.</p>
<p>Global Coal Mine Tracker verilerine göre planlanan kapasitedeki artışın neredeyse tamamı Hindistan’dan geliyor. Ülkede geliştirme aşamasındaki kömür madeni kapasitesi bir yılda 329 milyon tondan 638 milyon tona yükseldi. Özellikle Jharkhand ve Odisha eyaletlerinde yeni proje planları iki katına çıktı.</p>
<p>Hindistan’ın kömür yatırımlarındaki artışın arkasında yükselen elektrik talebi kadar enerji güvenliği kaygıları da bulunuyor. Sıcak hava dalgaları ve ekonomik büyümenin elektrik tüketimini artırdığı ülkede hükümet, 2025-2026 mali yılında kömür üretimini yaklaşık 1,15 milyar tona çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeni madenler yavaşlıyor</strong></p>
<p>Planlanan kapasite büyürken, fiilen üretime geçen yeni madenlerde ise tersine bir hareket yaşanıyor. 2025 yılında 113 milyon ton/yıl yeni kömür madeni kapasitesi devreye alındı. Bu rakam 2024’teki 185 milyon ton/yıllık kapasitenin yaklaşık yüzde 40 altında. Üstelik 2024 seviyesi de son 10 yılın en düşük yıllık rakamıydı.</p>
<p>Gerilemede Çin ve Avustralya belirleyici oldu. Yeni kapasite devreye alımları Çin’de yüzde 44, Avustralya’da ise yüzde 96 azaldı. Çin’de rüzgâr ve güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payının hızla yükselmesinin yanı sıra, maden güvenliği denetimlerinin sıkılaştırılması ve yeni kapasite onaylarının zorlaştırılması kömür üretimindeki büyümeyi yavaşlatıyor.</p>
<p>Avustralya’da ise sorun daha çok ihracat pazarlarından geliyor. Ülkenin termal kömür ihraç ettiği önemli pazarlardan Japonya, Güney Kore ve Tayvan’da talebin gerilemesi yeni projelerin geleceğini etkiliyor. Avustralya kömür üretiminin yaklaşık yüzde 44’ünü gerçekleştiren Yeni Güney Galler’in yeni kömür madenlerine yönelik aldığı kısıtlama kararı da önümüzdeki dönemde kapasite artışlarının daha sınırlı kalabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Beş ülke projelerin yüzde 92’sini oluşturuyor</strong></p>
<p>GEM’e göre rakamlar, kömür sektöründeki yatırım planlarının piyasa sinyallerinden uzaklaştığını gösteriyor. Talep artışı yavaşlarken ve daha az yeni maden faaliyete geçerken, proje portföyü birkaç ülkede büyümeye devam ediyor. Çin, Hindistan, Avustralya, Rusya ve Güney Afrika, dünyada planlanan kömür madeni kapasitesinin yaklaşık %92’sini oluşturuyor. Ancak bu projelerin önemli bir bölümünün hayata geçeceği kesin değil. Planlanan kapasitenin 1,297 milyon ton/ yıllık bölümü henüz izin öncesi aşamada. 443 milyon ton/yıllık kapasite ise onay almasına rağmen inşaata başlamış değil. Böylece küresel proje portföyünün %70’i henüz inşaat öncesi aşamada bulunuyor. Bu durum önümüzdeki birkaç yılı kömür yatırımları açısından kritik hale getiriyor.</p>
<p><strong>Atıl varlık riski artıyor</strong></p>
<p>Global Coal Mine Tracker Proje Yöneticisi Dorothy Mei, mevcut piyasa koşullarında yeni kömür kapasitesinin geliştirilmesinin uzun vadede ekonomik değerini kaybedebilecek varlıklar yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Mei’ye göre aşırı üretim kapasitesi, hükümetler ve şirketlerin yanı sıra yatırımcılar açısından da atıl varlık, zayıfl ayan proje ekonomisi ve daha yüksek piyasa oynaklığı riskini beraberinde getiriyor. Raporun ortak yazarı Tiff any Means ise düşük maliyetli temiz enerji kaynaklarının kömürün yerini almaya devam etmesiyle yeni kömür madenlerinin ekonomik gerekçesinin giderek zayıfl adığına dikkat çekiyor.</p>
<p>Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz’ün Türkiye açısından yorumları ise şöyle: “Yeni kömürlü termik santral yatırımlarının büyük ölçüde yavaşladığı bir dönemde mevcut maden sahalarının genişletilmesi ve yeni kömür sahalarının açılması, mevcut santrallerin ömrünü uzatacak koşulları yaratıyor ve Türkiye’nin kömürden çıkışını geciktirme riski taşıyor. Nitekim Ağustos 2021 - Ekim 2025 arasındaki sadece 4 yıllık sürede bile Türkiye’nin 31 ilinde toplam 123 kömür madeni projesinin izin sürecine başlamış olması, kömür madenciliğinin hâlâ ne kadar geniş bir coğrafyada gündemde olduğunu gösteriyor. Maden genişlemeleri ormanları ve tarım alanları yok ediyor. Ayrıca, kömür üretimini sürdürmeye ve yeni alanlara genişletmeye yönelik politikalar, COP31 başkanlığını üstlenen Türkiye’nin uzun vadeli iklim hedefleriyle çelişiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kömürde küresel tablo</strong></span></p>
<p>-Planlanan kapasite artışının arkasındaki en önemli aktör Hindistan. Ülkenin planlanan kömür madenciliği kapasitesi önceki yıla kıyasla neredeyse iki kat arttı</p>
<p>-Kömür madeni geliştirme planlarının yaklaşık yüzde 92’sinin yalnızca beş ülkede yoğunlaştığı görülüyor: Hindistan, Çin, Avustralya, Rusya ve Güney Afrika.</p>
<p>-Geliştirme aşamasındaki kapasitesi 1,321 mtpa’ya ulaşan Çin, diğer tüm ülkelerin toplamını geride bırakıyor.</p>
<p>-Çin’de planlanan kapasitenin %15’i, kömürden kimyasal üretimi projeleriyle bağlantılı. Hindistan ise 3,9 milyar dolarlık bir kömür gazlaştırma projesini destekliyor.</p>
<p>-Küresel kömür madenciliği kapasitesindeki artış ise yavaşlamaya devam ediyor: 2025’te, 113 mtpa kapasite devreye girdi. Bu, 2024’teki artıştan yüzde 40 daha düşük.</p>
<p>-2025’te Norveç, son aktif kömür madenini kapatarak yerli kömürden çıkış sürecini tamamladı. Bunu Norveç’ten önce başaran son ülke, İspanya olmuştu.</p>
<p>-Mevcut operasyonel kömür kapasitesinin yüzde 12’sinin (1,145 mtpa), 2035’e kadar emekli edileceği öngörülüyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurde-talep-dusuyor-ama-yatirim-buyuyor-85414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/komur-1786687735.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kömürde talep düşüyor, ama yatırım büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkden-yuzde-50-indirim-karari-85439</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK&#039;den yüzde 50 indirim kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası araçları rehberi ve sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçları rehberi hakkında duyuru yaptı.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye'de sürdürülebilir, sosyal yönü güçlü ve sosyal faydalar yaratan projelerin finansmanını desteklemek amacıyla veya bunlarla sınırlı olmamak üzere, belirli bir kitle için olumlu sosyal sonuçlara ulaşmayı hedefleyen projelerin de yeşil borçlanma aracı, sürdürülebilir borçlanma aracı, yeşil kira sertifikası, sürdürülebilir kira sertifikası rehberine dahil edilmesi suretiyle hazırlanan "Yeşil, Sürdürülebilir ve Sosyal Sermaye Piyasası Araçları Rehberi"nin Kurul Karar Organı'nın i-SPK 128.29 sayılı ilke kararı ile kabul edildiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası araçları rehberinin yeşil, sürdürülebilir ve sosyal tahvil alanında finansal piyasalarda en yaygın kabul gören ve küresel standart haline gelen Uluslararası Sermaye Piyasaları Derneği'nin yeşil tahvil ilkeleri, sürdürülebilir tahvil ilkeleri ile sosyal tahvil ilkeleri esas alınarak hazırlandığı aktarıldı.</p>
<p>Bu rehberle yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası araçları, yeşil ve sosyal projeler, yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası aracı çerçeve belgesi, raporlamalar ve dış değerlendirme hizmetleri konularında düzenlemelerin yapılmakta olduğuna işaret edildi.</p>
<p><strong>Uluslararası sürdürülebilirlik bağlantılı tahvil ilkeleri esas alınarak hazırlandı</strong></p>
<p>Açıklamada, sürdürülebilirlik temalı ihraçların çeşitlendirilmesi amacıyla uluslararası sürdürülebilirlik bağlantılı tahvil ilkeleri esas alınarak hazırlanan "Sürdürülebilirlik Bağlantılı Sermaye Piyasası Araçları Rehberi" Kurul Karar Organı'nın i-SPK 128.29 sayılı ilke kararı ile kabul edildiği anımsatıldı.</p>
<p>Sosyal projelerin de rehbere dahil edilmesiyle sosyal temalı sermaye piyasası araçlarının ihracının mümkün hale geldiği belirtilen açıklamada, "Yeni bir araç olarak sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarına yönelik düzenleme yapılmıştır. Önceki rehberden farklı olarak dış değerlendirme hizmetleri yalnızca ikinci taraf görüşü ve doğrulama hizmeti olarak belirlenmiştir. Kurula başvuru süreci, özel durum açıklamalarına ilişkin yükümlülükler ve raporlamalara ilişkin esaslar yeniden gözden geçirilerek daha açık, anlaşılır hale getirilmiş ve ilgili süreler belirlenmiştir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Ücretlerde yüzde 50 indirim</strong></p>
<p>Açıklamada, yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası aracı ile sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası aracı çerçeve belgelerinde bulunması gereken asgari unsurların belirlendiği ifade edildi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarının ihracına ilişkin olarak temel performans göstergelerinin seçimi, sürdürülebilirlik performans hedeflerinin belirlenmesi, sermaye piyasası araçlarının özellikleri, raporlama ve doğrulama olmak üzere 5 temel bileşenin öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarında, bir hedef ve bu hedef doğrultusunda stratejilerin belirlenerek ihraç gerçekleştirilmesinin düzenlendiği bildirilen açıklamada, "İhraççılar, önceden tanımlanmış, ölçülebilir ve olabildiğince kıyaslanabilir, belirli zaman çizelgesi ile takip edilen sürdürülebilirlik hedefleri ve temel performans göstergeleri belirlenmesi ve bunların performansının dış değerlendirme ile doğrulanması konusunda teşvik edilmektedir. Ayrıca belirtilen hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak sermaye piyasası araçlarının kupon ödemelerinde veya diğer finansal veya yapısal özelliklerinde değişiklik yapılabilmesi öngörülmüştür." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada ayrıca, Kurul Karar Organı'nın i-SPK 128.29 sayılı ilke kararı ile çevreye, sürdürülebilirliğe, topluma olumlu etki edecek yatırımların sermaye piyasası yoluyla finansmanının teşvik edilmesi için, rehberler kapsamındaki sermaye piyasası araçlarının ihracında sermaye piyasası mevzuatının ilgili hükümleri uyarınca alınacak Kurul ücretlerinde yüzde 50 oranında indirime gidilmesine karar verildiği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spkden-yuzde-50-indirim-karari-85439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, çevreye, sürdürülebilirliğe, topluma olumlu etki edecek yatırımların sermaye piyasası yoluyla finansmanının teşvik edilmesi için, rehberler kapsamındaki sermaye piyasası araçlarının ihracında sermaye piyasası mevzuatının ilgili hükümleri uyarınca alınacak ücretlerde yüzde 50 oranında indirim yapılmasına karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-caginin-yeni-emtiasi-compute-85408</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ çağının yeni emtiası ‘compute&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eab0521d46-1786686213.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zekâ emtiaya rakip olabilecek bir büyüklüğe ulaşması beklenen yeni bir varlık sınıfı yaratıyor. Yapay zeka modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gereken işlem hesaplama gücü, yani “compute”, finansal piyasalarda alınıp satılabilen ve fiyatı üzerinden riskten korunulabilen yeni bir varlık sınıfına dönüşmeye hazırlanıyor. Bu dönüşümün en somut adımı ise dünyanın en büyük türev piyasası işletmecilerinden CME Group’tan geldi.</p>
<p>CME Group, temel işlemcilerden biri olan GPU pazarına ilişkin veri ve endeksler sağlayan Silicon Data ile birlikte, düzenleyici onaya bağlı olarak 5 Ekim’de iki ayrı işlem gücü vadeli işlem sözleşmesini piyasaya sürmeyi planlıyor. Sözleşmeler, yapay zekâ altyapısının temel bileşenlerinden Nvidia’nın H100 ve daha yeni Blackwell B200 GPU’larının kiralama maliyetlerini takip eden endekslere dayanacak. Her sözleşme bir aylık GPU kira bedelini temsil edecek.</p>
<p>Böylece şirketler, gelecekte ihtiyaç duyacakları işlem gücünün maliyetini bugünden hedge edebilecek. Yatırımcılar ise doğrudan veri merkezi, GPU ya da Nvidia gibi şirketlerin hisselerine yatırım yapmak yerine, yapay zekâ ekonomisinin temel girdilerinden birinin fiyatına pozisyon alabilecek.</p>
<h2>'Compute’ emtiaya rakip olacak </h2>
<p>Petrol, elektrik veya tarım ürünlerinde vadeli işlem piyasalarının temel işlevi, gelecekteki fiyat belirsizliğini yönetmek. Örneğin bir havayolu şirketi petrol fiyatındaki yükselişe karşı vadeli kontrat satın alabilir; bir çiftçi ise ürününün fiyatındaki düşüşe karşı pozisyon alabilir. Compute piyasasının kurulmasıyla benzer bir mekanizmanın yapay zekâ altyapısına uygulanması hedefleniyor.</p>
<p>Bu özellikle GPU kiralama piyasası açısından önemli. Aynı donanım kapasitesini satın alan ya da kiralayan iki şirket, bugüne kadar farklı fiyatlar ödeyebiliyor ve piyasadaki “doğru” fiyatı karşılaştırabilecekleri standart bir referanstan yoksun kalabiliyordu. Vadeli işlem piyasası, GPU saatlik kira fiyatlarını finansal bir göstergeye dönüştürerek daha şeffaf bir fiyat keşfi mekanizması yaratabilir.</p>
<h2>OneChronos da piyasa kurmak istiyor </h2>
<p>New York merkezli OneChronos da işlem gücü için bir vadeli işlem piyasası kurmaya çalışıyor ve federal düzenleyicilerin onayını bekliyor. Şirketin CEO’su Kelly Littlepage, piyasanın bu yıl faaliyete geçmesinin beklendiğini belirtiyor. BlackRock CEO’su Larry Fink de daha önce işlem gücünün yeni bir yatırım yapılabilir varlık sınıfına dönüşebileceğini söylemişti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İŞLEM GÜCÜ PİYASASI NEDEN ÖNEMLİ?</span></h2>
<p>■ Yapay zekâ modellerinin eğitimi ve çalıştırılması için gereken temel kaynak. <br />■ GPU kapasitesi genellikle saatlik kira bedeli üzerinden fiyatlanıyor. <br />■ H100 ve B200 gibi GPU’ların kira fiyatları arz-talep dengesine göre değişiyor. <br />■ Vadeli işlem piyasası, şirketlerin gelecekteki compute maliyetlerini hedge etmesine olanak sağlayabilir. <br />■ Yatırımcılara doğrudan şirket hissesi yerine işlem gücünün fiyatına yatırım yapma imkânı sunabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 TRİLYON DOLARLIK BÜYÜKLÜK SENARYOSU</span></h2>
<p>‘Compute’un petrol veya elektrik gibi geleneksel emtialara rakip olup olmayacağı ise yalnızca talebin büyüklüğüne bağlı değil. Bir emtianın finansallaşması için standardizasyon, likidite ve güvenilir fiyat keşfi gerekiyor. CME’nin devreye girmesi bu açıdan kritik. Borsa, farklı şirketlerin farklı şartlarla kiraladığı GPU kapasitesini ortak bir endeks ve standart sözleşme üzerinden finansal ürüne dönüştürmeye çalışıyor. </p>
<p>Kalshi CEO’su Tarek Mansour’a göre compute ekonomisi 2030’da 10 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşabilir. Emtia türev piyasalarının temel piyasaya kıyasla 10-15 kat büyüyebildiği varsayımıyla, teorik olarak 100-150 trilyon dolarlık bir compute vadeli işlem piyasası ortaya çıkabilir. Bu rakam mevcut piyasa büyüklüğünü değil, sektörün finansallaşması halinde oluşabilecek uzun vadeli bir senaryoyu ifade ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/yapay-zeka-caginin-yeni-emtiasi-compute-85408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/1/1280x720/yapay-zeka-1778650248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gereken işlem gücü için gerekli olan yapay zekâ hesaplama gücü için, yatırımcıların petrol veya tahıl gibi emtiaları alıp satmasına benzer bir vadeli işlem piyasası oluşturma çalışmaları sürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iskur-aktif-isgucu-programlarindan-yararlananlarin-sayisi-artti-85403</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İŞKUR aktif işgücü programlarından yararlananların sayısı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İŞKUR aktif işgücü programlarından yararlananların sayısı, Ocak-Temmuz 2026 döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 7 bin 293 kişi arttı. Bir önceki yıl aynı dönemde uygulanmayan Kadın İstihdamı İçin Pozitif Ayrımcılık Projesi kapsamında bu yıl 1500 kadın desteklendi. Toplum yararına çalışma ve işgücü uyum programlarında ise yüksek artışlar oldu. Toplum yararına çalışanlar ocak-temmuz döneminde bir önceki yıl aynı döneme göre 67,3 bin kişi artarak 123 bin 745 kişiye; işgücü uyum programına katılanlar 46,7 bin kişi artarak 157 bin 845 kişi oldu. Gençlik programına katılanlar ise 94,3 bin kişi azalarak 10 bin 61 kişi oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ea918d310e-1786685720.png" alt="" width="730" height="305" />Toplum yararına çalışma ile işgücü uyum programları, aktif işgücü programları içinde yer almasa da fiili çalışma ile hem işveren tarafı, hem de çalışan tarafında sıklıkla kullanılıyor. Bu kapsamda, genişletilmiş şekilde bakıldığında, ocak-temmuz döneminde tüm aktif programlardan yararlanıcı sayısı 347 bin 831 kişiye ulaştı. Bu programların hemen hemen tamamında, asgari ücretin günlük tutarı kadar cep harçlığı veriliyor. Çalışma süreleri ise 6 ile 10 ay arasında değişiyor.</p>
<p>Toplam faydalanıcı, katılımcıların sayısında bir önceki yıla göre 47,1 bin kişilik artış oldu. Toplum yararına çalışma, işgücü uyum programlarında tüm giderler, diğer programlarda da büyük kısmı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanıyor. Her iki programda 2026’da ciddi artış görüldü. Toplum yararına çalışmada, belirli sürelerle okullar vb. kamu kurum ve kuruluşlarında hizmet işlerinde bireyler çalışabiliyor. İşgücü uyum programında ise evde bakım, çocuk bakımı, tarım işleri, kamusal alanlardaki temizlik, yeşillendirme vb. işlerde bireyler çalıştırılabiliyor. Her ikisinde de 2026’da dönemsel olarak çalışan kişi sayısında yüksek artış oldu. Uzun süredir bu programlar içinde ana ağırlığı oluşturan işbaşı eğitim programında da yüksek sayı devam etti. İşbaşı eğitim programında, bireyler belirli süreyle özel işyerlerinde ücretleri fon kaynaklı olarak ödenmek kaydıyla çalışabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iskur-aktif-isgucu-programlarindan-yararlananlarin-sayisi-artti-85403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/is-yeri-calisan-sirket.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İŞKUR aktif işgücü programlarından yararlananların sayısı yılın 7 ayında önceki yıla göre 47,1 bin kişi arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ukraynaya-silah-sevkiyati-neden-simdi-tartisiliyor-85401</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin Ukrayna’ya silah sevkiyatı neden şimdi tartışılıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ukrayna-Rusya savaşının geldiği aşamada Karadeniz’deki sivil ticari deniz trafiğinin tartışmalı olduğu, hatta hububat krizi tehditlerinin başladığı ortamda, Türkiye’nin Ukrayna’ya envanterindeki bazı ABD silah ve sistemlerini sevk için prosedür gereği ortaya çıkan bilgi geniş çevrelerce gündeme taşındı.</p>
<p>Bunda Türkiye’nin Rusya-Ukrayna arasındaki denge politikasını yitirme endişeleri öne çıktı. Özelikle, Türkiye’de yapılan NATO toplantısının en önemli çıktılarından biri Ukrayna’ya silah desteğinin genişletilmesiydi.</p>
<p>Türkiye, savaş öncesi ve savaşın başlamasından sonra Rusya ve Ukrayna’nın kabul edilir bulduğu bir zeminde dengeli bir yol izledi. Ukrayna’ya Türkiye’nin aralarında SİHA’ların da bulunduğu savunma sanayii ürünleri verdiği biliniyor, gizli gerçekleşmedi. Aynı zamanda her iki ülkeyle de ticaretini sürdürdü. Tahıl ticareti anlaşması ise tüm dünyanın kabul ettiği bir başarı oldu.</p>
<p>Oysa uzunca bir zamandır aralarında Türk şirketlerinin de işlettiği çeşitli yük gemileri vuruluyor. Yakın zamanda can kaybı da taşındı. Rusya ile ticaretten öteye Akkuyu Nükleer Santrali’nin deneme üretimine başlaması için her gün yeni bir aşamaya geçiliyor. Gecikti, ertelendi ama devam ediyor. Rusya’nın tahıl ihracatını kısıtlama kararı, motorin ihracatını yasaklaması yeni gelişmeler.</p>
<p>Soru elbette hala ortada. NATO kararı sonrası Türkiye’nin bu “her iki tarafın kabul ettiği denge siyaseti” nasıl şekillenecek. Bu soru ortamında ABD Kongresine gönderilen ABD Dışişleri Bakanlığı tezkeresi içeriğinden daha büyük yankı uyandırdı.</p>
<p>Akla gelen soru: Neden şimdi, neden bu bilgi birden yaygınlaştı.</p>
<p>Öncelikle bu ABD sisteminde rutin bir işlem. ABD’nin ister ilk sevkiyat, ister başka ülkeye verilmiş savunma sanayii ürünlerinin eğer devletten devlete satış yapılmışsa ve/veya üzerinde şerh varsa ABD Kongresi’ne bilgi veriliyor. Eğer ABD Kongresi 30 gün içinde aleyhte bir karar almazsa, değişiklik yapmazsa izin verilmiş sayılıyor.</p>
<p>Türkiye’nin ABD Dışişleri Bakanlığına (ABD’deki adı Devlet Sekreterliği ! ) bildirimi sonrası Kongre’ye gönderilen yazı bu işlemin yerine getirilmesi.</p>
<p>Gönderilecek sevkiyat Ukrayna- Rusya savaşı düşünüldüğünde büyük bir kapsam değil. Zaten Ukrayna’nın elinde var olan sistemler. ABD Dışişleri Bakanlığı da bunu önemle vurguluyor.</p>
<p>Gönderilecek mühimmat ve sistemler şöyle:</p>
<p>(12) M270 Çok Namlulu Roketatar Sistemi (MLRS) lançeri.</p>
<p>(2.524) M26 güdümsüz Çift Amaçlı Geliştirilmiş Konvansiyonel Mühimmat (DPICM) roketi.</p>
<p>(47.000) M509AI 203 mm DPICM obüs mühimmatı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ukraynaya-silah-sevkiyati-neden-simdi-tartisiliyor-85401</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/rusya-ukrayna-savas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Ukrayna’ya silah sevkiyatı neden şimdi tartışılıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortulu-sermaye-duzeltmesinde-son-durum-85400</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Örtülü sermaye düzeltmesinde son durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Konuyla ilgili son makaleyi 8 Ekim 2025 tarihinde yazmıştım. Gelişmeler çerçevesinde konuyu yeniden özetlemek isterim.</p>
<p>Önce konuyu hatırlatayım, sonra son durumu özetleyeyim.</p>
<p>Örtülü sermaye düzeltmesinde ödeme koşulu</p>
<p>Yasal düzenleme gereği, örtülü sermaye üzerinden hesaplanan veya ödenen faiz ve benzerleri, hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kâr payı sayılıyor, daha önce yapılan vergilendirme işlemlerinin buna göre düzeltilmesi gerekiyor.</p>
<p>Düzeltmenin yapılması, yine yasal düzenleme gereği, örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen verginin kesinleşmiş ve ödenmiş olması koşuluna bağlı.</p>
<p>Borç alan kurumun örneğin zararlı olduğu, dolayısıyla bu kurum nezdinde tarh edilen ve ödenen bir vergi olmadığı durumda, borç veren kurumda düzeltme yapılıp yapılmayacağı, bir başka ifadeyle elde edilen faizin, kâr payı olarak iştirak kazançları istisnasına konu edilip edilemeyeceği, yirmi yıldan beri tartışılıyor.</p>
<p><strong>Gelir İdaresi’nin görüşü</strong></p>
<p>Gelir İdaresinin görüşü farklı şekillerde anlamaya müsait. Ancak uygulaması açık denebilir. Borç verilen şirkette matrah oluşmaması nedeniyle yapılan bir tarhiyat ile kesinleşen ve ödenen bir vergi yoksa borç veren şirket tarafından da düzeltme yapılarak iştirak kazançları istisnasından yararlanılmasın kabul etmiyor.</p>
<p><strong>Yargı kararları</strong></p>
<p>Konuyla ilgili bugüne kadar çok sayıda yargı kararı çıktı. Daha önce yazdığım makalelerde kararları zaman zaman özetledim, üzerine yorumlar yaptım. Kısaca yeniden özetleyeyim.</p>
<p>Yargı kararları, uzun süre istikrar kazanmadı. 2023 ve 2024 yıllarında çıkan dört Danıştay Veri Dava Daireleri Kurul (Danıştay VDDK) Kararı, beyanname süresi içinde yapılan düzeltmelerde, ödeme koşulunun aranmayacağı yönünde oldu. Bu kararlar sonrasında ben de artık İdarenin konuyu bu çerçevede netleştirmesinde ve uygulamayı bu kararlar doğrultusunda yönlendirmesinde yarar olduğunu yazdım.</p>
<p>İdare görüşünü kararlar doğrultusunda değiştirmedi ancak Danıştay içtihadı değişti. Danıştay VDDK, örtülü sermaye düzeltmesinde, örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartının, hesap dönemi kapanmadan önce yapılacak düzeltme işlemleri bakımından da gerçekleşmesi gerektiği sonucuna ulaştı ve bu yönden içtihat değişikliğine karar verdi. (Danıştay VDDK’nın 05.02.2025 tarih; E:2023/398 K:2025/1 ve E:2024/774 K:2025/2 sayılı kararları.)</p>
<p>Bu kararlar sonrasında yazdığım makalede ben de, içtihat değişikliği kararının İçtihadı Birleştirme Kararı olmadığını, hukuken bağlayıcılığının bulunmadığını, ancak pratikte artık farklı bir karar çıkacağını zannetmediğimi, dolayısıyla düzeltme için borç alanın matrah beyan etmesini ve vergi ödemesini bekleyip geriye doğru düzeltme talebinde bulunmaktan başka yol olmadığını yazmıştım.</p>
<p><strong>Son Danıştay kararları</strong></p>
<p>Nihayet geçtiğimiz günlerde, borç alan kurumda vergiye tabi kazanç ortaya çıktığı ve tarh edilen verginin kesinleşerek ödendiği dönemde, borç verenin ilgili dönem beyannamesinin düzeltilip ödenen verginin iade edilmesi gerektiği yönünde, Danıştay Üçüncü Daireye ait 16 Aralık 2025 tarihli ondan fazla karar Danıştay’ın internet sitesine kondu (K:2025/5555, K:2025/5556, K:2025/5557, K:2025/5558, K:2025/5559, K:2025/5560, K:2025/5574 K:2025/5576, K:2025/5577, K:2025/5580 ve K:2025/5603 sayılı kararlar).</p>
<p>Kararların tam metnine Danıştay’ın sitesinden ulaşmak ve incelemek mümkün. Ben kararların gerekçelerinin kısa bir özetini yapmakla yetineyim.</p>
<p>- Örtülü sermaye düzenlemesi, öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizlere benzer etkilerin giderilmesine yönelik, bir vergi güvenlik müessesesidir. Bu husus gözetilerek yasal düzenlemenin; Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde çerçevesi çizilen yorum sistematiği içerisinde, öz sermayeye ilişkin faiz kısıtlamaları ve değerleme müessesesine ilişkin hükümlerle birlikte ve hükmün konuluşundaki maksadı kavrayacak biçimde yorumlanması gerekmektedir.</p>
<p>- Örtülü sermaye düzenlemesiyle, borç veren kurumlar için bazı koşullarda sağlanan düzeltme hakkıyla, hem mükerrer vergilendirme önlenmekte, hem de cezalandırma ile karşılaşılmadan işlemlerin düzeltilmesine olanak sağlanmaktadır.</p>
<p>- Örtülü sermaye niteliğindeki borcu kullanan şirketin ilgili yılda faiz giderini kanunen kabul edilmeyen gider olarak kaydetmesi, sonradan kâra geçerek kurumlar vergisi ödemesi durumunda bu gideri kendi bünyesinde vergilendirdiği anlamına geleceğinden, faiz gelirini daha önce kurumlar vergisi matrahına dahil etmiş olan borç veren nezdinde iade hakkı doğuracaktır.</p>
<p>- Aksi yorum, borcu kullanan şirketin ilgili yıldan sonraki yıllara aktarabileceği zararının azalması ve borç veren şirketin de matrahına dahil olması nedeniyle, aynı faiz gelirinin her iki şirket bünyesinde de vergilendirilerek mükerrer vergilendirmeye yol açacak ve yasal düzenlemenin amacına aykırı olacaktır.</p>
<p>Danıştay Üçüncü Dairesi, özetlediğim gerekçelerle, örtülü sermaye niteliğindeki borcu kullanan şirketin daha sonra kâra geçerek, tahakkuk eden kurumlar vergisini ödediği durumda, koşulların sağlanmasıyla birlikte kâr payı sayılacak faiz geliri için önceden ödenen kurumlar vergisinin iadesi isteminin reddi işleminde hukuka uygunluk görmemiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararlarını bozmuş.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>
<p>Bir vergi güvenlik önlemi olan örtülü sermaye uygulamasında mükerrer vergilemenin önlenmesi için borç verende düzeltme işlemi, ya borç alanın vergi ödeyip ödemediğine bakılmaksızın, beyanname verme süresi içinde yapacağı düzenlemeye bağlı olarak aynı dönemde yapılabilir ya da borç alan kurumun vergi ödediği dönemde borç veren kurumun ilgili dönem beyannamesi düzeltilerek yapılabilir.</p>
<p>Birinci seçenek, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 2025 yılında verdiği içtihadı değiştirme kararları ile fiilen olanaksız hale geldi. Böylece borç verende sonradan düzeltme dışında mükerrer vergiyi önleme olanağı fiilen kalmadı. Geldiğimiz noktada, yukarıda bahsettiğim kararlarla, sonradan geriye dönük düzeltme yolunun hukuken açık olduğu görülüyor.</p>
<p>Yukarıda belirttiğim Danıştay Üçüncü Daire kararları, kesinleşmiş kararlar değil. Kararların tamamı bozma kararları. Şimdi bu kararların akıbetini ve Danıştay Dokuzuncu Daire kararlarını beklerken, bir taraftan da Mali İdarenin düzeltme başvuruları konusundaki tutumunu beklememiz gerekecek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortulu-sermaye-duzeltmesinde-son-durum-85400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Örtülü sermaye düzeltmesinde son durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-kur-yapisi-ihracatcinin-rekabet-gucunu-zorluyor-85443</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Kur yapısı ihracatçının rekabet gücünü zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan haziran ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Cari denge haziran ayında 4 milyar 194 milyon dolar açık verdi. Geçen yılın aynı ayında cari açık 2 milyar 270 milyon dolar seviyesindeydi. Yıllıklandırılmış cari açık ise 38,9 milyar dolara yükseldi. Haziran ayında hem ihracatta hem de ithalatta güçlü artışlar yaşanırken, ithalatın ihracattan daha hızlı artması dış ticaret açığını genişletti. Enerji açığındaki artışın da etkisiyle cari denge üzerindeki baskının haziran ayında güçlendiğini görüyoruz” dedi.</p>
<h2>“Haziran ayında hizmetler dengesi 6,9 milyar dolar fazla verdi”</h2>
<p>Zeytinoğlu, “Mevcut kur yapısı ithalatı kolaylaştırırken ihracatçımızın rekabet gücünü zorluyor. Cari açıktaki kalıcı iyileşmenin, üretim ve ihracatımızın rekabet gücünü artıracak politikalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Haziran ayında hizmetler dengesi 6,9 milyar dolar fazla vererek cari açığı sınırladı. Bununla birlikte, net seyahat gelirlerinin geçen yılın aynı ayına göre gerilemesi, baskılanan kurun etkilerinin dış ticaretin yanı sıra turizmde de hissedildiğine işaret ediyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılın ilk yarısına ilişkin değerlendirmede bulunan Zeytinoğlu, “Cari açık, yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemindeki 26 milyar dolardan 34,5 milyar dolara yükseldi. Küresel jeopolitik gelişmelere bağlı olarak enerji fiyatlarında yaşanabilecek oynaklığın da önümüzdeki dönemde cari açık açısından risk oluşturabileceğini değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Doğrudan yatırımlara da değinen Zeytinoğlu, “Türkiye’ye yönelik doğrudan yatırım girişleri, yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31,5 azalarak 4,2 milyar dolara geriledi. Haziran ayındaki doğrudan yatırım girişi ise 210 milyon dolar ile sınırlı kaldı. Ancak hükümetimizin vize serbestisi için kalan altı kriterin tamamlanmasına yönelik yeni bir çalışma başlatmasını önemli buluyoruz. Bu süreçte sağlanacak ilerlemenin iş insanlarının hareketliliğini kolaylaştıracağına, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerini güçlendireceğine ve ülkemize yönelik yabancı sermaye girişlerini destekleyeceğine inanıyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-kur-yapisi-ihracatcinin-rekabet-gucunu-zorluyor-85443</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/3/1280x720/zeytinoglu-kur-yapisi-ihracatcinin-rekabet-gucunu-zorluyor-1786696557.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, haziran ayında 4,2 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açığın yıllıklandırılmış bazda 38,9 milyar dolara yükseldiğini belirterek, enerji fiyatlarındaki oynaklığın ve ithalatın ihracattan hızlı artmasının cari denge üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlarin-takvimi-ve-agustosta-enflasyon-hamlesi-85411</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatların takvimi ve ağustosta enflasyon hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyon rakamlarına bakarken çoğu zaman yıllık orana odaklanıyoruz. Oysa aylık enflasyonun da kendine özgü bir takvimi var. Son yirmi yılın verilerinde ağustosun genellikle daha sakin geçtiğini görüyoruz. Tarımsal ürünlerin bollaşması ve yaz indirimleri fiyatları frenliyor. Asıl hareket ise eylülden itibaren başlıyor. Okulların açılması, kira yenilemeleri ve hizmet fiyatlarıyla birlikte enflasyon sonbaharda yeniden başını kaldırıyor.</p>
<p>Bu nedenle ağustos enflasyonu bu yıl sıradan bir veri olmayacak. Son hamlelere bakınca hükümetin ağustosta düşük bir enflasyon rakamı istediği anlaşılıyor.</p>
<p>Motorinde yapılan son ÖTV düzenlemesi bunun en açık örneği. Motorinden alınan ÖTV 13 Ağustos’tan ağustos sonuna kadar sıfırlandı. KDV etkisiyle birlikte litre fiyatında yaklaşık 9,29 liralık indirim oluştu ve bu indirim pompaya yansıdı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eae398fdac-1786687033.jpg" alt="" width="198" height="112" />
<figcaption><strong>ÖTV’nin ağustos ortasında sıfırlanması, pompada KDV dahil 9,29 liralık devasa bir indirim imkânı doğurdu.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Düzenlemenin zamanlaması dikkat çekici. Ağustos, sonbaharda enfl asyonun başını kaldırmasından önce fiyatların görece sakin olduğu aylardan biri. Şimdi buna motorindeki 9,29 liralık düşüş ekleniyor. Hükümet, ağustos enflasyonunun düşük çıkabilmesi için pompada indirimi yüksek tuttu.</p>
<p>Fakat bunun bir başka tarafı daha var. Devlet, bu indirimi daha uzun süre devam ettirip enflasyon üzerindeki olumlu etkiyi kalıcılaştırmak yerine, ağustos sonunda ÖTV’yi yeniden devreye sokuyor. Böylece ağustosta güçlü bir düşüş sağlanırken, sonraki aylarda bütçeye yeniden gelir sağlanıyor.</p>
<p>Burada ekonomi yönetiminin önceliği açıkça görülüyor: Ağustos rakamını mümkün olduğunca aşağı çekmek. Üstelik bu, enfl asyonun zaten sakin olduğu bir dönemde yapılıyor. Ancak eylül geldiğinde tablo değişebilir. Okulların açılması, kira yenilemeleri ve hizmet fiyatlarıyla enflasyonun hızlanması bekleniyor. Akaryakıttaki vergi avantajı da aynı dönemde geri alınacak.</p>
<p>Ağustos enflasyonunun düşük çıkması elbette iyi haber. Ama asıl mesele bunun kalıcı olup olmayacağı. Eğer ağustosta fiyatları aşağı çeken etkiler eylülde tersine dönerse, enflasyonu düşürmekten çok fiyat artışlarının zamanlamasını değiştirmiş oluruz.</p>
<p>Kısacası hükümet enflasyonun takvimini iyi okuyor ve ağustosu mümkün olduğunca sakin geçirmek istiyor. Akaryakıttaki düşüşün nakliye maliyetleri üzerinden marketten hizmetlere yayılması da ağustos rakamını destekleyebilir. Asıl sınav ise eylül ve sonrasında başlayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlarin-takvimi-ve-agustosta-enflasyon-hamlesi-85411</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyatların takvimi ve ağustosta enflasyon hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/519-milyarlik-ihracat-gerceklestirdi-uc-yillik-o-yatay-hareketi-degismedi-85407</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 519 milyarlık ihracat gerçekleştirdi, üç yıllık o yatay hareketi değişmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık verilere göre yurt dışı gelirlerinde 25 milyar TL barajını aşan 10 firma bulunuyor. Türk Hava Yolları 519 milyar TL dış satışıyla zirvede yer alırken, Dof Robotik gelirinin %97’sini ihracattan elde etti. Peki döviz girdisi her zaman güçlü bir bilançonun garantisi mi?</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında döviz geliri üretme gücü yüksek şirketlerin, makroekonomik dalgalanmalara karşı güçlü bir kalkan oluşturduğu kabul edilir. Şirketlerin altı aylık finansal tabloları incelendiğinde Türk Hava Yolları 519,8 milyar TL tutarındaki dış satışıyla dikkat çekiyor. Ford Otosan ise hayli geriden 358,8 milyar TL ile ikinci sırada duruyor. Koç Holding bünyesindeki Arçelik ve Tüpraş öne çıkan diğer iki şirket. Ancak yüksek ihracat rakamları ilgi çekici olsa da borsada işlem yaparken sadece dış satışlara odaklanarak hareket edilmemeli. Firmaların finansal borçları ile nakit akışları da yakından izlenmeli.</p>
<h2>Zirvedekiler ne yapıyor?</h2>
<p>THY, altı aylık bilançoda 585,07 milyar TL toplam gelir elde ederken bunun %88,84’ünü dış gelirler oluşturuyor. Temmuzda yolcu sayısı %4,6 artarak 9,5 milyona ulaşırken doluluk %86,5 seviyesinde. İlk yarıda filosuna 41 uçak ekleyen firma, 552 uçağa ulaşarak küreselde genişlemeyi ve döviz girdisini artırmayı sürdürüyor. Fiyatı üç yıldır yatayda dalgalı hareket ediyor. Ford Otosan, 358,8 milyar TL tutarındaki yurt dışı geliriyle listede ikinci sırada duruyor. Şirketin Koç Finansman devri tamamlanırken bu adımın 2027 yılından itibaren kamyon segmentine katkı sağlaması bekleniyor. İçerde fiyat baskısına rağmen, ihracat kanalıyla duruşunu koruyor. Fiyatı ise şubattan bu yana düşüyor.</p>
<h2>Oran liderleri ne durumda?</h2>
<p>Dof Robotik yüzde 97 ihracat oranı ile öne çıkıyor. Altı aylık dönemde gelirini yüzde 69,4 ve kârını yüzde 420 artırdı. Ancak ikinci sırada yer alan Hatsan Gemi’nin altı aylık toplam geliri %38 düşerek 1,37 milyar TL’ye inmesine karşın %94,47 ihracat oranıyla öne çıkıyor. Gelirlerinin neredeyse tamamını ihracat olarak gerçekleştiren firma, altı aylık dönemde 370,8 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eaa745361b-1786686068.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA POZİSYON MU, UZUN POZİSYON MU?</strong></p>
<p><strong>Kısa pozisyon</strong>; düşüşten kazanç, hızlı hareket, portföy koruması, esnek strateji, fırsat. Yüksek zarar ve maliyet, temettü yükümlülüğü, sıkışma riski.</p>
<p><strong>Uzun pozisyon</strong>; yüksek getiri, sınırlı risk, temettü, trend desteği, konfor. Düşen piyasa riski, fırsat maliyeti, zaman sorunu, enflasyon baskısı, stres.</p>
<p><strong>Ocak için geçici faaliyet belgesini alınırken, işletme için en kritik eşik geride kaldı</strong></p>
<p>Vişne Madencilik Kahramanmaraş’taki ocağı ne zaman işletmeye alacak? ● Gürsel Çimen</p>
<p>Gürsel; Vişne Madencilik’in Kahramanmaraş Türkoğlu’da planladığı dolomit ocağı ile ilgili yasal süreç halihazırda ilerliyor. Ocağa ilişkin Çevre İl Müdürlüğünden geçici faaliyet belgesinin alındığı belirtildi. Mevzuat uyarınca belgenin temin edilmesiyle izin sürecindeki en önemli yasal aşamasının da tamamlandığından bahsedilebilir. Sahadaki son operasyonel hazırlıkların bitmesiyle birlikte ocağın faaliyete geçirilmesi beklenmeli. Ancak mevcut durumda, ocağın kesin olarak hangi tarihte işletmeye alınacağına dair net bir takvim bulunmuyor.</p>
<p><strong>Süt sektöründe faaliyet yürüten yabancı firmayla iş birliğine gitmek için görüşüyor</strong></p>
<p>Altınkılıç görüştüğü yabancı şirketle anlaşırsa nasıl bir fayda sağlayacak? ● Enis Güner</p>
<p>Enis; Altınkılıç haziranda yaptığı açıklamada ünvanını paylaşmadığı süt sektöründeki uluslararası bir firmayla görüşmelerde bulunduğunu açıkladı. Anlaşmanın sağlanması halinde Türkiye pazarındaki konumunu ve rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağını ifade ediyor. İş birliği başlığı doğrultusunda; yabancı ortağın küresel bilgi birikimiyle yenilikçi ürün geliştirme becerilerinin artması bekleniyor. Üretim süreçlerindeki ortaklıkla kapasite kullanım verimliliğini yükselterek maliyet avantajı sağlamayı ve pazarını büyütmeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DDA bankacılık sektörüne ağırlık veren yapısı ile bir yılda %11 kaybettirdi</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün yönettiği Bankacılık Sektörü Hisse Senedi Serbest Fon (DDA), Mayıs 2024’ten bu yana dalgalı bir seyirle hareket ediyor. Yukarıya çıkmada zorlanan fon, zayıf bir performansa sahip bulunuyor. Büyüklüğü dalgalı bir seyir izlerken, şimdilerde 208,3 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Mayıstan bu yana fona bir ay para girişi yaşanırken ertesi ay çıkış gözlendi. Ağustosta gelen miktar 10,8 milyon TL. Yatırımcı sayısı kademeli olarak geriliyor. Şimdilerde sayı 1.046 kişiye indi. Temel stratejisi, fon varlıklarını bankacılık sektöründeki şirket paylarında ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %97,4’ü hisse senedi ve %1,3’ü para piyasası araçlarından oluşuyor. Son bir yılda %10,8 kayıp yaşatan portföy, aynı sürede %27,8 yükselen endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p>Eker Süt, Piyasadan TLREF + %2,75 faizle 350 milyon TL borçlandı</p>
<p>Eker Süt, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 12.08.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 350.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+% 2,75 olarak belirlendi. 372 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 19.08.2027 olarak açıklandı. 12 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,89 seviyesinde bulunuyor. Eker’in verdiği %2,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir seçenek olarak değerlendirilebilir. İhraç, firmanın uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRSEKER82715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eaa3fe7678-1786686015.png" alt="" width="972" height="240" /><strong>ARD BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içi ve yurt dışında olmak üzere iki ayrı projeden iş bağlantısı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>ARD Bilişim, kamu güvenliği ve uluslararası savunma sanayisine yönelik iki ayrı sözleşmeyi paylaştı. Şirket, bir kamu kurumu ile eğitim kurumlarının güvenliğinde kullanılacak ürünlerin tedariki için KDV hariç 163,5 milyon liralık anlaşma imzaladı. Bunun yanı sıra, son kullanıcısı Umman Deniz Kuvvetleri olan bir proje kapsamında Dell sunucu çözümleri ve Nvidia grafik işlem teknolojilerinin tedariki için KDV dahil 780 bin dolarlık sipariş aldı. Bedel yaklaşık 37 milyon TL’ye denk geliyor. Firma, hem kamu altyapısında hem de savunma bilişiminde iş bağlantılarına imza atıyor.</p>
<p><strong>ÇİMENTAŞ</strong></p>
<p><strong>Rekabet Kurulunun verdiği para cezasına karşı itiraz yoluna gitmesi beklenmeli</strong></p>
<p>Çimentaş, Rekabet Kurulu’nun Didim’de hazır beton alanında müşteri paylaşımı anlaşmasına aracılık edildiği gerekçesiyle verdiği 37,37 milyon TL tutarlı idari para cezasının gerekçeli kararını tebliğ aldığını duyurdu. Şirket, karara karşı itiraz yolunun açık olduğunu belirtmekle yetindi. Bu tür durumlarda erken ödeme indiriminden yararlanmak amacıyla ödeme yaparken bilahare dava yoluna gidilmekte. Çimentaş detay vermemekle birlikte benzer bir yolu denemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Firma altı aylık bilançosunda ise gelirini %22 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>İştiraki Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsüne geçerken faaliyetleri kolaylaştı</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, Adana’daki %51 bağlı ortaklığı Çokyaşar Tel’in Ticaret Bakanlığınca verilen Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası (YYS) almaya hak kazandığını duyurdu. Belge sayesinde iştirakin dış ticaret, lojistik ve gümrük süreçlerinde kolaylaştırılmış uygulamalardan yararlanacağı belirtildi. Bu yolla, uluslararası tedarik zincirindeki operasyonel hızını resmi bir sertifikayla destekleme olanağı elde etmiş oldu. Firmaların YYS statüsü edinerek doğrudan ve hızlı gümrükleme yapması lojistik maliyetlerini ve teslimat sürelerini iyileştirmesi açısından önemli.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ereğli Demir Çelik temmuzun son haftası yönünü aşağı çevirirken fiyat geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eaa1aa5a5f-1786685978.png" alt="" width="297" height="236" />Ereğli Demir Çelik’te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,44 ile toplamda 11,7 milyon lot azalarak 127,06 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 159’dan 152’ye geriledi. GSPfonu 5 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, ZPX30.Ffonu 3,36 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Ereğli hakkında bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken ikisi model portföyüne aldı. En yüksek hedefi Gedik Yatırım 59,21 TL ile verirken; Tera Yatırım 31,90 TL önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/519-milyarlik-ihracat-gerceklestirdi-uc-yillik-o-yatay-hareketi-degismedi-85407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 519 milyarlık ihracat gerçekleştirdi, üç yıllık o yatay hareketi değişmedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italyan-imalat-sanayii-ne-yapti-2-baskasinin-merdiveninde-yukselmek-85396</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İtalyan imalat sanayii ne yaptı? (2) Başkasının merdiveninde yükselmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İtalyan deri sektörünün küresel rekabette ayakta kalma hikâyesi, üretim kadar ölçeğin, markanın ve değer zincirinin kontrolünün de önemini gösteriyor. LVMH’nin İtalyan şirketlerini bünyesine katması, Türk sanayisi için de “küçük olsun, benim olsun” anlayışını sorgulatan önemli dersler barındırıyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta İtalyan gözlük devi Essilor-Luxottica’nın kurucusu Sinyor Del Vecchio’nun hikâyesini anlatmıştım. Del Vecchio, İtalyan imalat sanayisinin Çin şoku ve avroya geçişin sonucu değerli kurla mücadelesinde gözlük fabrikasını inşa ettiği değer zinciri merdiveninde önemli bir basamak hâline getirmeyi başarmıştı. Tabii iş dünyasında kendi merdiveninizi kurabileceğiniz gibi başkasının merdivenine de tırmanabilirsiniz. Bu da hiç fena bir yol değil. Bunun için gelin, Fransız merdivenini tırmanan İtalyan şirketlerini birlikte inceleyelim.</p>
<p>İtalya’nın Pisa şehri, eğik kulesi ve tabakhaneleriyle meşhur. Tabakhaneler, mezbahalarda kesilen hayvanların postlarının çantalarda, ayakkabılarda, mobilyalarda kullanılabilecek deriye dönüştürüldüğü atölyeler. Buralarda deri kalitesi çok önemli bir ustalık işi… Her tabakhanenin ürünü aynı olmadığı için İtalyan zanaatkârların elinden çıktığında derinin kıymeti daha da artıyor. İtalyanlar bu derilerden yapılan lüks ürünleri yıllarca kendi aile işletmelerinde üretip sattılar. Taaki Çin bu piyasaya girene dek. Bugün dünyadaki deri üretiminin dörtte birini Çin gerçekleştiriyor. İtalya ise bu pazarın yalnızca %6’sına sahip… Ancak İtalyanların ürettiği derilerin değeri, dünyadaki deri ticaretinin %25’i. Peki, bu nasıl oluyor?</p>
<p>Fransız <em>Le Monde </em>gazetesi, geçen hafta dünyanın en zengin insanı Fransız Bernard Arnault ile ilgili zehir zemberek bir yazı dizisi yayımladı. Arnault, sahibi olduğu dünyanın en büyük lüks ürün şirketi LVMH’de kendisine sadece “Mösyö” denmesine izin veriyormuş. Hatayla Hermès kravatla gelen bir ziyaretçisi olursa Mösyö’nün kavasları ziyaretçiye asansördeyken başka bir kravat veriyormuş. Hermès, Arnault’un -birazdan anlatacağım- satın almalarla LVMH imparatorluğuna katamadığı tek marka. Deri, parfüm, saat, şarap, perakende ve konaklama gibi pek çok sektörde faaliyet gösteren LVMH, 80 milyar Euro ciro ve 17 milyar Euro kârla dünyanın en kârlı şirketlerinden biri. Bu kârın 13 milyar Euro’su deri grubundan geliyor. Yani LVMH esasen çanta satarak para kazanıyor. Louis Vuitton, Dior ve Fendi gibi markalar hep LVMH’nin.</p>
<p>Arnault, lüks işine 1984’te Christian Dior markasına sahip şirketi satın alarak girmiş. Sosyalist Mitterrand yönetimi, birkaç yıl önce batan şirketi çalışanları işsiz kalmasın diye kamulaştırmıştı. Christian Dior’u satın alan Mösyö Arnault, başta “çalışanları muhafaza edeceğim” dese de sonradan herkesi işten çıkarmış, sadece Dior markasını muhafaza etmişti. Mösyö, Dior’un ardından lüks hayata yönelik başka markaları da çeşitli fırsatlarla satın alarak imparatorluğunu kurdu. Bu nedenle kendisine “terminatör” de deniyor.</p>
<p>İmparatorluk kurmak olmak neden önemli? 1980’lerden itibaren küreselleşmeyle birlikte sahte ürünlerle mücadelede, medya satın almalarında, dağıtım ve satış kanallarında ölçeğin önemi giderek arttı. Bir de bunun üzerine, son yıllarda Avrupa Birliği’nin çıkardığı filanca ülkedeki tedarikçinizdeki insan hakkı ihlallerinden, falanca ülkedeki geri dönüşüm denetimlerine kadar her şeyden sizi sorumlu tutan küçük işletmelerin uyum maliyetlerini tahammül edilmez seviyeye çıkardı. Hayatta kalmak için birçok markaya ve dağıtımdan üretimin değişik halkalarına kadar değer zincirinin birçok aşamasına hâkim olmanız lazım.</p>
<p>LVMH’nin esas ürünü çanta olduğu için değer zincirinde tabakhane satın almasına özellikle önem verilmiş. Zira değer, genellikle hammadde ve tüketiciye ulaşan marka/satış noktasında teşekkül ediyor. Tabakhane işin hammadde kısmı. Ancak tabakhaneler sizin olduğunda, sözgelimi, rakibiniz Prada’ya karşı kendinize öncelik tanıyabiliyorsunuz. Arnault’un taktiği ise genelde bir şirkete önce büyük bir sipariş verip orayı tanımak, sonra azınlık hissesini satın almak. Sahibi ölüp varisler kavga edince ya da şirket finansman sıkıntısına düşünce de şirketi ucuza kapatmak. LVMH birçok İtalyan aile işletmesini bu şekilde bünyesine katmış.</p>
<p>Bu İtalyan şirketleri KOBİ olarak kalsalar kendilerini küresel lüks pazarında konumlandıramayacak, maliyet açısından da asla Çin’le rekabet edemeyeceklerdi. Bugün LVMH içindeki Bulgari, Fendi ve Loro Piana gibi İtalyan markaları belki de kaybolup gidecekti. En azından İtalya’daki geçmişle bağlantıları kesilecekti. LVMH’nin İtalyan ekonomisi için büyüklüğünü şöyle açıklayalım: Şirketin bünyesinde sadece İtalya’da 20 bine yakın çalışanı var. Bu sayı Fransa’daki çalışan sayısının yarısı. Ancak LVMH, beş bin tedarikçisi de dahil, İtalya’da 200 bin kişiye istihdam sağlıyor. Bu sayı Fransa ile aynı. Yani, İtalyan deri sektörü Fransız LVMH sayesinde ayakta kalmış.</p>
<p>Şimdi diyeceksiniz ki “Zanaatkârlar İtalyan ama parayı Fransızlar kazanıyor!” Haksız değilsiniz. Kapitalizmin kuralı bu. Üretim değer oluşturabilir ama bu değerin nerede birikeceğini organizasyonel başarı belirler. Marifet organizasyonel yapıyı doğru kurabilmek. Nitekim, danışmanlık şirketi Deloitte’nin dünyanın en büyük 100 lüks şirketine dair raporunda da sonuçlar değerin nasıl zanaata değil de organizasyonel yapıya dayandığına işaret ediyor: Listede çok sayıda İtalyan şirket var. 23 şirketin dünyadaki toplam lüks satışlarındaki payı yalnızca %7,8. Fransa’nın ise listede sadece 7 şirketi var, ama dünyadaki toplam satışların üçte birini gerçekleştiriyor. Demek ki “küçük olsun, benim olsun” mantığıyla küresel rekabette basamakları çıkmak mümkün değil. OECD’nin son İtalya raporu ölçek probleminin İtalyan ekonomisini nasıl esir aldığına dikkat çekiyor: Büyük ölçekli İtalyan şirketleri Avrupa ortalamasından daha verimli Mikro ölçekli İtalyan şirketleri ise Avrupa’daki benzer ölçekli şirketlerden %25 daha verimsiz. Ancak ekonomideki payları Avrupa ortalamasından %250 daha fazla.</p>
<p>Dünya Çin’le rekabet edebilmek için optimal modelleri tartışıyor. Görünen o ki LVMH’nin portföy modeli bu iş sahasında Çin ile rekabet edebilmek için İtalya’nın KOBİ modelinden daha başarılı. Tabii Fransa ekonomisi İtalya’ya benzer büyüklükte olduğu halde sermaye piyasalarının üç kat daha büyük olduğunu ve LVMH’nin de böylece daha kolay fonlanabildiğini unutmayalım.</p>
<p>Peki, Türk sanayisi için ne gibi çıkarımlar yapabiliriz? “Küçük olsun, benim olsun” yerine “denize düşen yılana sarılır” deyip bazı şirketlerimizi onları ayakta tutacak bir yabancı holdinge satmak, sanayimizi ayakta tutmanın bir yoludur. Tabii, şirketi satabilmek için önce profesyonel bir yönetim veya güçlü bir marka inşa etmek gerekiyor. Demek ki neymiş, sanayide rekabetçilik tartışmalarını sadece kur konusuna sıkıştırmak yerine şirketlerin mülkiyeti, değer zinciri ve sanayi politikasını da içeren daha geniş bir kurumsal çerçeveyi tartışmak gerekiyormuş.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italyan-imalat-sanayii-ne-yapti-2-baskasinin-merdiveninde-yukselmek-85396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalyan imalat sanayii ne yaptı? (2) Başkasının merdiveninde yükselmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-raporunu-beklerken-temmuz-enflasyon-verilerinin-gor-dedikleri-85395</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon raporunu beklerken, temmuz enflasyon verilerinin gör dedikleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temmuz enflasyonu yüzde 31,75’e gerilese de hizmet fiyatlarındaki yükseliş ve çekirdek göstergelerdeki bozulma, dezenflasyon sürecinin kırılganlığını ortaya koyuyor. 2027 hedefi ise ekonomi için çok daha zorlu bir sınava işaret ediyor.</strong></p>
<p>Bu hafta perşembe günü 2026 yılının 3. <strong>‘Enflasyon Raporu’</strong> açıklandı. Bu sütunları okuyanlar bilirler, ben kendi adıma enflasyon raporlarına çok önem veririm. <strong>Merkez Bankası ekonomistlerinin büyük bir emekle hazırladıkları raporların içeriği çok yol gösterici ve hatta bazen öğretici de olabilir.</strong> <strong>Raporu, sadece Merkez Bankası’nın enflasyona ilişkin yılsonu ve gelecek yıllara ait ara hedef ve beklentilerine indirgemek de doğru olmaz. </strong>Detaylı incelemek gerekir.</p>
<p>Benim yazı günümün cuma günü olması ve haftalık yazımı perşembe sabahı göndermem nedeniyle bu hafta, enflasyon raporunun içeriğine ilişkin bir yazı yazamadım. <strong>Fakat yine de enflasyon gerçeğinden ayrılmamak adına, geçtiğimiz hafta 03 Ağustos 2026 tarihinde açıklanan enflasyon verilerine detaylı bir şekilde bakmak istedim. </strong></p>
<p><strong>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini 3 Ağustos 2026 Pazartesi günü açıkladı. </strong>Buna göre aylık TÜFE artışı yüzde 1,78, yıllık TÜFE ise yüzde 31,75 olarak gerçekleşti. <strong>Yıllık enflasyon, Haziran ayındaki yüzde 32,11 seviyesinden 0,36 puan gerileyerek, hâlâ küçük bir umutla da olsa, dezenflasyon sürecinin ikinci ayında da devam ettiğini gösteriyor. </strong>Toplumun büyük kesimini ilgilendiren kira artışlarında esas alınan 12 aylık ortalama TÜFE oranının ise yüzde 31,90 olarak gerçekleştiğini gördük.</p>
<p>Piyasa beklentisi (AA Finans anketine katılan 17 ekonomistin ortalaması) aylık TÜFE için yüzde 1,82 yönündeyken, gelen yüzde 1,78 enflasyon için beklentilerin altında bir gerçekleşme diyebiliriz.</p>
<p>TCMB'nin Temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'nde ise aylık TÜFE beklentisi yüzde 1,68 olarak yer almıştı. <strong>Piyasa katılımcılarının her şeye rağmen aşırı iyimserliği beni benden alıyor.</strong></p>
<p><strong>Merkez Bankası 30. Temmuz 2026 tarihli Para Politikası Toplantı özetinde; </strong><em>‘Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir. Mevsimsellikten arındırıldığında, aylık hizmet enflasyonunda yükseliş gözlenmekte, bu gelişmede sağlık hizmetleri fiyatlarının etkisi öne çıkmaktadır. SGK Sağlık Uygulamaları Tebliği'nde yapılan muayene katılım payı düzenlemesinin temmuz ayında aylık tüketici enflasyonunu 0,22 puan artıracağı öngörülmektedir. Buna ek olarak ayrıca, temmuz ayında sağlık hizmetleri fiyatları üzerinde Türk Tabipler Birliği tarife artışlarının yansımaları da gözlenecektir.’ </em>Diyerek bizi uyarmıştı. Enflasyonla mücadelede en temel sorunlardan birinin yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışları, yani kamunun mal ve hizmetlere yaptığı zamlar olduğunu uzun zamandır söylüyoruz. <strong>Program sanayiyi neredeyse yok etmek pahasına sürerken, fedakârlığın büyük kısmı düşük ve orta-düşük gelire sahip kesimden beklenirken, kamunun enflasyonla mücadeleye hiç uygun olmayacak şekilde yaptığı zamlar, enflasyonla mücadelede ne kadar samimi olunduğu konusunda kafalarda soru işareti yaratıyor.</strong> Hal böyle olunca da İran savaşı nedeniyle eşel-mobil sistemine bağlanmış olan akaryakıt fiyatlarını, özellikle dizelde, kontrol etmek amacıyla motorinden alınan ÖTV’de indirime gidilmek zorunda kalınıyor. <strong>Hesapsızca yapılan işlerin faturası bu kez kamu maliyesine yük getiriyor.</strong></p>
<p>Bu arada <strong>‘Enflasyon Verilerinin’</strong>, <strong>‘İşsizlik Verilerine’</strong> benzer bir hal almaya başladığını da söylemeden geçmeyelim.</p>
<p>Nasıl ki işsizlik verilerinde <strong>‘manşet işsizlik oranı’</strong> hep düşük gelirken, <strong>‘mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış atıl işgücü oranı’</strong> neredeyse rekorlar kırıyorsa, TÜFE verilerinde de <strong>‘manşet TÜFE’</strong> çoklukla beklentilerden ya da diğer referans enflasyon oranlarından düşük gelirken, <strong>‘mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış enflasyon’</strong> 2025 yılının tamamında ve hatta 2026 yılının 7. ayına geldiğimizde ortalamada yüzde 2,33 ile devam ediyor. <strong>Burada bir iyileşme maalesef yok. </strong>Bu veri serisini grafik 1’de görebilirsiniz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e9db2e5244-1786682802.png" alt="" width="648" height="464" />Öte yandan Merkez Bankası’nın dikkatlice baktığı çekirdek enflasyon göstergelerinden <strong>‘Mevsimsellikten Arındırılmış İşlenmemiş Gıda Ürünleri, Enerji, Alkollü İçkiler ve Tütün ile Altın Hariç TÜFE’</strong> yani <strong>‘MEA B’</strong> endeksinde durum görece iyi. <strong>Mevsimsellikten arındırılmış B endeksi 2025 (12 ay) ile 2026 (7 ay) ortalaması 2,30 iken, Temmuz 2026 verisinin ortalamanın epey altında yüzde 1,97 gelmesi sevindirici. </strong>Bu veri serisini aşağıdaki grafik 2’de görebilirsiniz.</p>
<p>Fakat aynı şeyi <strong>‘Mevsimsellikten Arındırılmış Enerji, Gıda ve Alkolsüz İçecekler, Alkollü İçkiler ile Tütün Ürünleri ve Altın Hariç TÜFE’</strong> yani <strong>‘MEA C’</strong> için söylemiyoruz. Mevsimsellikten arındırılmış C endeksi 2025 (12 ay) ile 2026 (7 ay) ortalaması 2,25 iken, Temmuz 2026’da ortalamaya yaklaşan, yani artış gösteren (Haziran 2026: 2,07 - Temmuz 2026:2,18) bir veri ile karşı karşıya kaldık. <strong>Burada işler pekiyi gözükmüyor.</strong> Bu veri serisini grafik 3’de görebilirsiniz.</p>
<p>Temmuz 2026 TÜFE verisinde bence en olumlu gelişmelerden biri<strong>, ‘Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 50 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşip, 7 alt sınıfın endeksinde değişim olmazken, 117 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşmesi’</strong> oldu. Bir önceki ay, yani Haziran 2026’da, fiyat yükselişi 138 alt sınıf endeksinde gerçekleşmişti.</p>
<p><strong>Yayılımı göstermesi açısından önemli olduğunu düşündüğüm bu gelişmelerin Ocak-Temmuz 2026 arasındaki grafiksel göstergesi Grafik 4’teki gibidir.</strong></p>
<p><strong>Burada da temkinli olmakta fayda var. 2026 yılsonu enflasyon hedeflerinden en çok saptığımız Ocak ve Şubat aylarındaki seyir Temmuz 2026’dakine benzer bir görünüm sergilemişti.</strong> Elbette sonraki aylardaki gelişme İran savaşı ile çok yakından ilgili; ancak önümüzdeki dönemde risklerin neler olabileceğini kestiremiyor olmamız, bu veriye de temkinli yaklaşmamızı gerektirir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Tüm bunlarla birlikte, Temmuz ayında hizmet enflasyonunda bozulma net bir şekilde görülüyor.</strong> TCMB'nin <strong>‘Temmuz ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’</strong>nda da hizmet grubu fiyatlarının aylık yüzde 3,18 yükseldiği, yıllık hizmet enflasyonunun yüzde 39,70 ile Temel Mallar grubundaki yüzde 16,82'nin oldukça üzerinde kaldığı görülüyor. <strong>Hizmet enflasyonu yükselirken, Merkez Bankası’nın sıkça atıf yaptığı ‘Altın Kaynaklı Servet Etkisi’nin neredeyse hiç kalmadığına dikkat çekelim. </strong></p>
<p><strong>Artık 2026 yılsonunu yüzde 30 civarı bir enflasyonla kapayacağımız genel kabul görmüş bir hal aldı.</strong></p>
<p>Esas sorular şunlar bence;</p>
<p><strong>2027 yılında aynı para politikası dinamiklerini kullanarak enflasyonu yüzde 15’li seviyelere nasıl düşüreceğiz?</strong></p>
<p><strong>Neler farklı olacak ki biz bunu sanayimizi yok etme pahasına başaracağız?</strong> Üstelik 2027 yılının herhangi bir noktasında ‘Seçim’ olma riski varken.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-raporunu-beklerken-temmuz-enflasyon-verilerinin-gor-dedikleri-85395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/5/1280x720/57-1786682920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon raporunu beklerken, temmuz enflasyon verilerinin gör dedikleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-yeni-donem-faiz-politikasi-85394</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası: Yeni dönem faiz politikası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltirken, efektif fonlama faizini yüzde 40’tan politika faizi olan yüzde 37’ye çekebileceğinin sinyalini verdi. Piyasalar faiz indirimi beklentisine girerken, kalıcı bir gevşemenin yolu hâlâ enflasyonun düşürülmesinden geçiyor.</strong></p>
<p>Merkez Bankası bu hafta yılın üçüncü Enflasyon Raporunu açıkladı. Rapor kadar, Başkan Fatih Karahan’ın sonrasında yaptığı basın toplantısı da önemliydi. Çünkü verilen mesajlar, sadece enflasyon görünümüne değil, önümüzdeki dönemde uygulanacak faiz politikasına ilişkin de önemli ipuçları içeriyordu.</p>
<p>Peki, yılın üçüncü Enflasyon Raporundan enflasyon ve faiz politikasına ilişkin neler öğrendik? Öncelikle enflasyonla başlayalım.</p>
<p><strong>Enflasyon tahmini bir kez daha yükseldi</strong></p>
<p>Merkez Bankası 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. 2027 ve 2028 enflasyon tahminlerinde ise herhangi bir değişikliğe gitmedi. Ancak Başkan Karahan’ın soru-cevap bölümünde yaptığı açıklamalar önemli bir ayrıntıyı ortaya çıkardı. Enflasyon Raporu’nda, 2027 ve 2028 yılları için açıklanan tahminlerin aslında Merkez Bankası’nın güncel değerlendirmesini yansıtmadığını ve bankanın bu yıllara ilişkin tahminlerini güncellemek için Orta Vadeli Programı beklediğini öğrendik.</p>
<p>Bunun isabetli bir karar olmadığını düşünüyorum. Merkez Bankası’nın kayıtlara geçen 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri kendi güncel duruşunu yansıtmamalıydı. Özellikle 2027 enflasyon tahmini, uygulanacak para politikasının duruşuna ilişkin önemli bir mesaj veriyor. Şimdilik bu mesajdan mahrumuz. Ayrıca, hükümet ile ana hedefler konusunda henüz uzlaşılmamış olmasını da önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Merkez Bankasının ana mesajı: Faiz oranı düşecek</strong></p>
<p>Merkez Bankası, yılsonu enflasyon tahminini artırmasına rağmen para politikasında gevşeme sinyali verdi. Başkan Karahan’ın açıklamalarından, bankanın efektif fonlama faizini üst bant olan yüzde 40 seviyesinden politika faizi olan yüzde 37’ye doğru çekmek istediğini anladık. Birçok ekonomist için kafa karıştırıcı olan konu da bu oldu.</p>
<p>Merkez Bankası Başkanı yılsonu enflasyon tahminini yukarı çekerken faiz indiriminin şu gerekçelere dayandırdı:</p>
<p><strong>- Gerekçe 1: En kötüsü geride kaldı</strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı faiz indirimine ilişkin açıklamalarında küresel risk ortamındaki gerilimlerin azaldığını ve en kötünün geride kaldığını ifade etti. Mevcut durumda küresel risk algısının ve emtia fiyatlarının ikinci çeyrek verilerine göre iyileştiğini görüyoruz.</p>
<p>Ancak finansal piyasalardaki dalgalanmanın azalmasına karşın petrol fiyatlarında kalıcı bir düşüşü de göremedik. Benzer şekilde, Enflasyon Raporu’ndaki petrol fiyatı varsayımlarına baktığımızda da önceki rapora göre çok büyük bir değişiklik görmüyoruz. Banka petrol fiyatlarının bu yıl ortalama 90 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar civarında seyretmesini bekliyor.</p>
<p>Bunların yanı sıra, küresel çerçevede, enflasyon ve faize ilişkin beklentilerin de hızla bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Küresel ölçekte enflasyon beklentileri yükseldi; birçok gelişmiş ülke merkez bankası faiz artırımlarına başladı. Bu durum, finansal, ticari ve reel kanallarla Türkiye ekonomisine de etki edecektir. Enflasyon Raporu sunumunda ele alınmayan en önemli kalemin bu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Gerekçe 2: Enflasyon dinamikleri ve beklentiler iyileşiyor</strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı, Enflasyon Raporu sunumunda, bir önceki rapora göre yurt içinde enflasyon dinamikleri ve beklentilerinde önemli bir iyileşme sağlandığına vurgu yaptı.</p>
<p>Ancak, yılın ikinci ve üçüncü Enflasyon Raporları’nın açıklandığı dönemlerdeki göstergeleri karşılaştırdığımızda, Merkez Bankasının işaret ettiği ölçüde güçlü bir iyileşme görmek kolay değil. Her iki rapor döneminde de yıllık enflasyon yüzde 32; aylık enflasyon ise yüzde 2 civarında seyretti.</p>
<p>Enflasyon beklentileri tarafında da tablo farklı değil. Her iki rapor döneminde, 12 ay sonrası için beklenen enflasyon, piyasa katılımcıları için yüzde 24; reel sektör için yüzde 33 seviyesinde kaldı. İyileşme gördüğümüz tek oyuncu hane halkı oldu. Ancak buna rağmen, hane halkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 44,9 ile çok yüksek bir oranda gerçekleşti.</p>
<p><strong>- Gerekçe 3: iç talepteki soğuma artıyor </strong></p>
<p>Merkez Bankası, iç talepteki soğumanın belirginleşmesinin enflasyonu aşağı çekme yönünde etkili olacağını iletti. Kapasite kullanımındaki zayıf seyir, iç talepteki yavaşlama ile kredi artış oranları talep koşullarının zayıflamaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>İç talebin zayıflaması, Merkez Bankası’nın faiz politikasıyla hedeflediği bir göstergedir. Ancak sürecin bu kadar uzaması, arz ve maliyet kaynaklı istenilmeyen etkilere de sebep olabilir.</p>
<p><strong>Netice: Piyasa faiz indirimi beklentisine girdi</strong></p>
<p>Efektif fonlama faizinin ne zaman indirileceğine ilişkin henüz net bir takvim verilmedi. Ancak Başkanın açıklamalarının ardından piyasada, fonlama faizinin politika faizi olan yüzde 37 seviyesine çok kısa süre içerisinde çekilebileceğine ilişkin beklentiler oluşmaya başladı. Dolayısıyla Merkez Bankası henüz fiilen bir faiz indirimi yapmadan, sözlü yönlendirmeyle yeni dönemin kapısını açmış oldu. <strong>Ancak mesele yalnızca üç puanlık faiz indirimi değil.</strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyon hâlâ yüzde 32 civarında. Üstelik uygulanan makro finansal program üçüncü yılını tamamlıyor. Bu süreçte yüksek faizlerin üretim, yatırım ve hane halkı refahı üzerindeki olumsuz etkileri giderek daha fazla hissediliyor. Dolayısıyla faizlerin çok daha uzun süre bu seviyelerde tutulması pek de mümkün değil.</p>
<p>Ancak faizlerin kalıcı biçimde düşürülebilmesinin yolu yalnızca Merkez Bankası’nın faiz indirmesinden geçmiyor. Öncelikle enflasyonun kalıcı biçimde aşağı çekilmesi gerekiyor. Bunun için de Merkez Bankası’na duyulan güvenin güçlendirilmesi ve uygulanan programın mutlaka yapısal unsurlarla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-yeni-donem-faiz-politikasi-85394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası: Yeni dönem faiz politikası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-sadece-gundelik-siyasetin-araci-midir-2-85393</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa sadece gündelik siyasetin aracı mıdır? (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, İran’dan Mekke Paktı’na, “Terörsüz Türkiye” sürecinden Kürt meselesine kadar bölgesel dengelerin yeniden kurulduğu kritik bir dönemeçten geçiyor. Asıl soru ise Ankara’nın kendi bölgesel oyununu mu kurduğu, yoksa başkalarının şekillendirdiği bir denklemin içine mi sürüklendiği.</strong></p>
<p>Önceki yazıyı, “Kuşkusuz meseleye dış politika ve çevremizdeki gelişmeler açısından bakınca da ortaya birçok tartışma başlığı çıkabilir. Bir sonraki yazıya onları da ele alırız.” cümlesi ile bitirmiştim. Kaldığımız yerden (iç siyasetteki tartışmalara geri dönmek üzere) devam edelim.</p>
<p>Malum, Türkiye açısından ideal durum; zayıf ve parçalanmış bir İran değil, öngörülebilir ve bölgesel sisteme entegre edilmiş bir İran olarak tasvir edilir.</p>
<p>O halde, başta Mekke Paktı gibi anlaşmalar ve giderek tartışmasız bir hale bürünen Türkiye-ABD ilişkileri, Kasımdaki ABD seçimlerine kadar süreceğini artık herkesin kabul ettiği ABD’nin saldırıları gibi etmenleri üst üste koyduğumuzda; İran’ın çözülmesi, Türkiye’nin doğu sınırında güvenlik boşluğu, büyük göç hareketleri, Irak’ta yeni çatışmalar, Kafkasya’ya kadar uzanan bir istikrarsızlık coğrafyası yaratmayacak mı?..</p>
<p>Türkiye evet, ABD ile de Rusya ile de; İran ile de Suudi Arabistan ile de; Suriye ile de Bağdat ile diyalog kurabiliyor, diyalog geliştirebiliyor. Bu durumda soru ise şu:</p>
<p>Türkiye bu ilişkilerinin de yardımı ile bölgede kendi oyununu mu kuruyor yoksa biraz kendiliğinden, biraz çeşitli büyükelçilerin fantazilerine dayanan, biraz da İsrail saldırganlığının zorunlu kıldığı yeni bölgesel şekillenmelerin içine çok da enine boyuna düşünmeden adeta balıklama dalıyor mu?</p>
<p>Kuşkusuz “Terörsüz Türkiye” tarihî bir süreç...</p>
<p>Eğer herkes bu konuda hem fikirse çerçeve yasa yangından mal kaçırır gibi neden aceleye getirildi? Türkiye Cumhuriyeti ahalisinin bundan sonraki adımların neler olacağını ve o adımların nasıl atılacağını bilmesi zaruri değil mi?</p>
<p>Misal; Türkiye kendi sınırları içinde çözmeye çalıştığı bir sorunu, sınırının hemen ötesinde başka bir projenin parçası olarak kullanacak mı?</p>
<p>Yok, iç siyaset açısından sormadım bu soruyu, Türkiye eğer bölgesel bir oyunun aktörü olacaksa ahalisinin de bunu bilmeye hakkı ve karşı çıkmaya ya da desteklemeye karar verirken de o bilgiye dayanmaya ihtiyacı var.</p>
<p>Aynı soru Mekke Paktı için de sorulmalı. Ama tabii çerçeve yasaya hem “evet” hem “hayır” demeyi başaran “muhalefet” partilerimizin konuya ilgisi neredeyse sıfır.</p>
<p>Neden böyle diyorum; çünkü iç siyasetin meclis koridorlarındaki ayak oyunlarına kendini kaptırmış partilerimiz farkında değil ama Türkiye’yi Pakistan ve Suudi Arabistan’la “birimize saldırı hepimize saldırıdır” ilkesi üzerinden bağlayan bir düzenleme, hem de Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiğinin ısrarla dile getirildiği bir dönemde, son derece (hayati mi demeli) önemlidir.</p>
<p>Misal;</p>
<p>İsrail-İran savaşı Körfez’e yayılırsa kolektif savunma maddesi nasıl işleyecek?</p>
<p>Suudi Arabistan-İran çatışması yaşanırsa ne yapacağız?</p>
<p>Pakistan-Hindistan arasında yeniden savaş çıkarsa Türkiye’nin yükümlülüğü ne olacak?</p>
<p>Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı bu yapının neresinde?</p>
<p>NATO yükümlülükleriyle yeni pakt arasında çelişki doğarsa hangisi öncelikli olacak?</p>
<p>Türkiye bütün bu taahhütlerin karşılığında ne elde ediyor da böyle bir anlaşmaya imza koyuyor?</p>
<p>Bu kadar önemli bir anlaşmanın TBMM’de her platformda ayrı ayrı ve enine boyuna konuşulması gerekmez miydi?</p>
<p>Bölgenin yeniden dizaynın ipuçları açısından “bu pakt ne kadar önemliyse Terörsüz Türkiye ve bölgesel olarak Kürt meselesinin alacağı biçim de o kadar önemli” deniyor.</p>
<p>Gerçekten böyleyse;</p>
<p>SDG’nin Suriye devletine entegrasyonu hangi şartlarda gerçekleşecek?</p>
<p>Irak’taki Kürt dengeleri nasıl etkilenecek?</p>
<p>İranlı Kürt silahlı grupların İran içindeki olası bir mücadelede kullanılması gündeme gelirse Ankara nerede duracak?</p>
<p>Daha önce açıkça ifade edildiği gibi bu durum Türkiye için halâ bir “savaş sebebi” midir?</p>
<p>Toparlarsak…</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinin, hiçbir başka ülkenin (ABD, İsrail, İran vs.) bölgesel stratejisinin alt başlığına dönüşmemesi nasıl sağlanacak?</p>
<p>Mekke Paktı mezhepçi bir İran karşıtı cepheye dönüşmeyecek mi?</p>
<p>Türkiye’nin çıkarı İran’la savaşacak bir blok değil; gerektiğinde İran’ı dengeleyen ve caydıran, ama Tahran’la konuşabilen bir güvenlik düzeni değil midir?</p>
<p>Türkiye, Kürt coğrafyasında vekil savaşçı değil, ekonomik ve siyasi nüfuz üretmeyi başarabilecek mi?</p>
<p>Kendi Kürt vatandaşlarıyla barışık, Irak Kürdistanı’yla ekonomik olarak bütünleşmiş, Suriye Kürtleriyle güvenlik sorunlarını çözmüş bir Türkiye çok daha büyük stratejik derinlik kazanmaz mı?</p>
<p>Eğer son soruya yanıtınız “evet” ise böyle bir Türkiye, İsrail ile “mecburen” çatışma noktasına gelmez mi?</p>
<p>Bunlar ve benzeri sorular kuşkusuz artırılabilir ama bir kez daha hatırlatmak gerekir ki bu soruların yanıtlarının peşine düşmek öncelikle muhalefet partilerinin işidir! Ne ki onlar oy avcılığı için ince hesap peşindeler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-sadece-gundelik-siyasetin-araci-midir-2-85393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa sadece gündelik siyasetin aracı mıdır? (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bireysel-krediler-bireyler-ve-krediler-85392</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bireysel krediler: Bireyler ve krediler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bireysel kredilerde takipteki kredi oranları son iki yıldır hızlı bir şekilde artıyor. Bireysel kredilerin önemli bir bölümünü kredi kartı borçları ve ihtiyaç kredileri oluşturuyor. Bu iki kredi türüne biraz yakından bakmakta fayda var çünkü bunlar kısa vadelidir. Ev veya araba kredisinin aksine özel bir amaçla alınmaz, alınması ve kullanılması çok kolaydır. Mali durumunuz kötü bile olsa bu kredilerden bir noktaya kadar faydalanabilirsiniz. Yani bu krediler mali açıdan zorda olanlar için bir “son kaçış noktası” olmaya uygundur. Bu nedenle bu iki kredi türünde, özellikle ihtiyaç kredilerinde takipteki krediler artıyorsa, pek çok kişi için kaçacak yer kalmamış demektir.</p>
<p>Bu noktayı akılda tutarak grafiği incelemeye başlayalım o halde. Grafikte ihtiyaç kredileri ve kredi kartları için takipteki kredilerin yıllık büyüme hızını görüyorsunuz. Kesikli çizgi ise yıllık enflasyonu gösteriyor. Enflasyon bizim referansımız. Yani takipteki krediler aşağı yukarı enflasyon kadar artsaydı, buna normal diyebilirdik ama gördüğünüz gibi her iki kredi türü için de takipteki krediler enflasyonun çok üzerinde artıyor. Son bir yılda büyüme hızları biraz gerilemiş görünüyor ama bu sizi yanıltmasın. O gerilemiş oranlar bile hala enflasyonun iki katından daha yüksek. Yani burada ciddi bir sıkıntı var ve bu sıkıntı devam edecek gibi görünüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e9c9c2e443-1786682524.png" alt="" width="325" height="230" />Kredilere, yani paraya baktık ama biraz da insanlara bakalım. Sanayi tarafında takipteki krediler artıyorsa ekonomik bir sorundan bahsediyoruz demektir ama bireysel tarafta takipteki krediler artıyorsa ekonomik olmanın ötesinde, insani bir sorundan bahsediyoruz demektir.</p>
<p><strong>İlk kez kredi alanlarla borcunu ödeyemeyenler neredeyse eşit</strong></p>
<p>TÜİK’e göre Türkiye’de 67 milyon yetişkin var ve bunların sadece 33 milyonu çalışıyor. Kredi kartı kullanan kişi sayısı ise 41 milyon. Yani çalışan sayısından daha fazla kredi kartı sahibi kişi var. 2024 yılında 1,4 milyon kişi, 2025 yılında ise 1,6 milyon kişi kredi kartını ödeyememiş.</p>
<p>2026 yılının ilk beş ayında 760 bin kişi daha maalesef kredi kartını ödeyemeyenlere katılmış. Aynı dönemde ilk kez kredi kartı alanlar ise 860 bin kişi. Neredeyse sisteme yeni giren sayısı kadar insan kredi kartı borcunu ödeyemeyecek duruma düşmüş.</p>
<p>İhtiyaç kredisi kullananlar ise 10 milyondan fazla. 2026’nın ilk beş ayında 585 bin kişi yeni ihtiyaç kredisi kullanırken, büyük çoğunluğunu ihtiyaç kredilerinin oluşturduğu diğer bireysel krediler kaleminde ise 600 bin kişi borcunu ödeyememiş. Burada da sisteme girenlerin ve ödeyemeyenlerin yaklaşık aynı sayıda olduğu anlaşılıyor. Bankacılık sistemine ait bu rakamların yanı sıra varlık yönetim şirketlerinde 3,7 milyon bireysel müşteri olduğunu da hatırlayalım. Bu oldukça kötü bir manzara.</p>
<p>O halde şunu soralım. Türkiye’de milli gelir incelenen dönemde reel olarak artarken ve işsizlik oranı dipteyken neden milyonlarca insan ihtiyaç kredisi ve kredi kartı gibi en kolay ödenebilecek cinsten kredi borçlarını ödeyemiyor? Neden bu alanda takipteki krediler enflasyondan çok daha hızlı bir şekilde büyüyor?</p>
<p>Yanıtı bilmiyorsak da “olağan şüpheliler” belli. Gelir dağılımının bozuk olması, değerli TL’nin yarattığı hayat pahalılığı, işgücüne dahil olmayanların sayısının çok yüksek olması, yüksek ve düşmeyen enflasyon. Bu saydığım “olağan şüpheliler” sadece takipteki kredilerin artışından değil, ekonomik problemlerimizin çoğundan sorumlu.</p>
<p>Bu sorunların bir kısmını yapısal reformlarla, kalanlarını ise doğru politikalarla çözmemiz lazım. Henüz enflasyonu çözememişken bu kadar yüklü bir gündeme el atmak doğru mu, bunları yarın mı çözsek diye düşünülebilir ama milyonlarca insan en basit bireysel borçlarını ödeyemiyorsa, bu boyutta bir insani sorunumuz varsa, bunu yarınlara erteleme lüksümüz yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bireysel-krediler-bireyler-ve-krediler-85392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bireysel krediler: Bireyler ve krediler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bunu-konusmamiz-gerek-85391</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bunu konuşmamız gerek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya da yaşlanıyor, Türkiye de; buraya kadar bilinen mevzu. Sağlıklı yaş alma (Longevity) konusunun bu kadar popüler olması da kısmen artan bu farkındalığın bir yansıması. Türkiye’nin sağlık ve sağlık harcamaları meselesi “Ben geliyorum!” diye bağırıyor. Bu, sadece bize özgü bir şey de değil üstelik. Nüfusu yaşlanan, potansiyel büyümesi gerileyen ve borcu yükselen dünyada, bütçenizin sağlık harcamalarını karşılayacak kuvvette olması önemli.</strong></p>
<p>“Altın tekrar yükselir mi?” ya da “TCMB faiz indirir mi?” gibi başlıkların okunurluğumu artıracağının farkındayım. Ama size anlatmak istediklerim var ve o nedenle bugün biraz sıkıcı olma riskini alacağım. Yine de söz, konuyu piyasalara bağlayacağım.</p>
<p>Yazıya nüfus istatistikleriyle başlayacağım ama konum şu pek meşhur “Yaşlanıyoruz, fırsat penceresi kapanıyor!” meselesi değil. Fırsat penceresi konusunda genelden ayrı düşünüyorum, bir ara onu da yazarım.</p>
<p>Malumunuz TÜİK her yıl olduğu gibi bu sene de İstatistiklerle Çocuk bültenini yayımladı. Çocuk nüfusun toplam içerisindeki payı 1935’teki %45’ten 2025 itibarıyla %24,8’e gerilemiş. Bu oran Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri içindeki en yüksek seviye... Bizden sonra gelen İrlanda’daki seviye %22,7, AB-27 ortalaması ise %17,6.</p>
<p>TÜİK’in nüfus projeksiyonları, çocuk nüfusun toplam içerisindeki payının azalmaya devam edeceğini gösteriyor. Baz senaryoya göre 2100’de bu oran 10 yüzde puan gerileyerek %14,5 olacak. TÜİK’in iyimser ve karamsar senaryosu 2100 için %18,6 ile %9,9 arasında değişiyor (Grafik- 1).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e9be58d21a-1786682341.png" alt="" width="415" height="341" />Dünya da yaşlanıyor, Türkiye de; buraya kadar bilinen mevzu. Sağlıklı yaş alma (Longevity) konusunun bu kadar popüler olması da kısmen artan bu farkındalığın bir yansıması. Spor, beslenme, stressiz yaşam… Herkes gerekeni yapmaya hazır. Lakin işin özünü mü kaçırıyoruz acaba? Her yer sağlıklı yaşamla ilgili sloganlarla dolmuşken gördüğüm bir istatistik beni çok şaşırttı: Türkiye’de çocuk aşılama oranları düşüyor (Grafik-2). Burada benim anlamadığım teknik bir gerekçe olabilir ama son yıllardaki düşüş normalize edildiğinde bile, aşılama oranlarının 10 yıllık medyan seviyenin altında kaldığı görülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e9bfaf1fdd-1786682362.png" alt="" width="400" height="300" />Oysa bize sağlık lazım, hem de her yaşta! Gelin bizi nasıl bir gelecek bekliyormuş ona da bakalım. TÜİK’in projeksiyonlarına göre çalışma çağındaki 100 kişiye düşen çocuk sayısı ile hesaplanan çocuk bağımlılık oranı 2025’teki %29,7 seviyesinden 2100’de %21,5’e gerileyecek, yani yaklaşık 8 puan düşecek. Aynı dönemde yaşlı bağımlılık oranı 45 puan artarak %16,2’den %61,6’ya yükselecek (Grafik- 3).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e9c088b07c-1786682376.png" alt="" width="426" height="295" />Sayılı gün çabuk geçer muhteremler; bahsettiğimiz yıl 2100 olsa bile! Grafik-3’te yükselen turuncu çizgideki yaşlı ben değilim. Her ne kadar sağlıklı beslenip sporumu yapsam da bir 75 yıl daha buralarda olacağımı zannetmiyorum. 2100’de 65 yaş ve üzeri olacak olanların bir kısmı henüz doğmadı bile. Yani bizim şu an hem akşamları koltukta uzanırken “longevity” videoları izleyen kitleyi düşünmemiz gerek, hem de yarının yaşlılarını. Çünkü bu sistem, sadece birbirimizin kaldıracı olabilirsek sorunsuz işler. Düşen aşılama oranlarına bir de bu gözle bakmanızı rica edeceğim.</p>
<p>Türkiye’nin sağlık ve sağlık harcamaları meselesi “Ben geliyorum!” diye bağırıyor. Bu, sadece bize özgü bir şey de değil üstelik. Nüfusu yaşlanan, potansiyel büyümesi gerileyen ve borcu yükselen dünyada, bütçenizin sağlık harcamalarını karşılayacak kuvvette olması önemli. Bu kuvveti sağlayacak şeylerden biri bugünden sağlıklı nesiller yetiştirmek (Aşıya ve beslenmeye dikkat!). Bir diğeri de katkı payı aritmetiğini adil kurguladığınız, kapsayıcı bir emeklilik sistemi oluşturmak. Nüfusu az olsa da yaşlanma yükü ağır olan Danimarka, bu anlamda çok güzel bir örnek.</p>
<p>Tam bu noktada yıllardır Fransa’nın emeklilik sistemi kurgusu hakkında yazan Piketty’nin bir sözü geliyor aklıma: <em>Büyük şoklarla mücadele eden gençlerin pek çoğu, emeklilik için hangi hakları biriktirdiklerini bilmiyor.</em> Bizde de durum farklı değil bence. Annenize-babanıza sorun. Onlar emeklilik planlarını da haklarını da biliyorlardır. Ya siz, sizin çocuğunuz? Emekliliğiniz hakkında bir fikriniz var mı? Muhtemelen “evet” yanıtı verenlerin sayısı azdır. Korkunuz yaşlanmak mı yoksa yaşlandığınızda hem sağlığınızı hem ekonomik gücünüzü kaybetmek mi? Birinin çaresi spor ve sağlıklı beslenme, diğerinin çaresi emeklilik sistemi ve sosyal ağ. Kamu yararı gözeterek bunu kurgulayacak olan da içinde iktisatçıların, istatistikçilerin, aktüerlerin olduğu bir grup teknisyen. Doktora tezi için konu arayan gençler haydi! Tereddüt etmeyin.</p>
<p>Peki, bu konunun piyasalarla ilgisi ne? Sağlıksız yaşlanan toplumlarda, bütçenin sağlık harcamaları üzerinden yükü çok artacak. Kamu borcunun yükseldiğini göreceğiz. Bu sırada öz bakım ve yaşlı bakım konusunda sistemi eksik olanlarda, iş gücü katılımı da düşecek. Verimlilik sorunlarına borç eşlik ettiğinde karşımıza çıkan şey yüksek faizdir. Sağlık teknolojisi hisselerine ve yaşlanan nüfusuna emeklilik sistemi ile destek veremeyen ülkelerin sabit getirili menkul kıymetlerine bir de bu gözle bakın!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bunu-konusmamiz-gerek-85391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bunu konuşmamız gerek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolun-eyvah-dedirten-ekonomisi-85390</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Futbolun &#039;eyvah&#039; dedirten ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir şehrin takımının Süper Lig’e çıkması taraftar için bayram, iş dünyası için ise yeni bir maliyet kapısı olabiliyor. Sponsorluk ve destek talepleriyle kulüplere aktarılan kaynakların ekonomik karşılığı ve fırsat maliyeti artık daha ciddi sorgulanmalı.</strong></p>
<p>Bir şehrin takımının Süper Lig’e çıkması normal şartlarda bayram havası yaratır. Taraftar sevinir, esnaf hareketlenir, şehir tanıtım fırsatı yakalar, iş dünyası da bundan payını alır. Ama Türkiye’de meselenin bir de başka yüzü var. Takım Süper Lig’e çıktığında şehir ekonomisinin kazancı mı artıyor, yoksa iş dünyasının sırtına yeni ve zorunlu bir maliyet mi yükleniyor?</p>
<p>Vahap Munyar’ın geçen ay yayımlanan “Eyvah, bizim şehrin takımı Süper Lig’e çıktı” başlıklı yazısını okurken yıllar önce kaleme aldığım “Futbola akan kaynağa yazık” yazısı aklıma geldi.</p>
<p>Yeni sezon bugün başlıyor. Transferler konuşuluyor, milyarlarca liralık bütçeler açıklanıyor, sponsorluk görüşmeleri yapılıyor. Bir yandan da kulüplerin borçları büyümeye devam ediyor. Acaba Türkiye gerçekten sürdürülebilir bir futbol ekonomisi mi kuruyor, yoksa futbolun yarattığı toplumsal baskı nedeniyle kaynaklarını verimsiz alanlara mı yönlendiriyor?</p>
<p><strong>"Eyvah" aslında neyin ifadesi?</strong></p>
<p>Vahap Munyar’ın yazısında aktardığı Malatyalı iş insanının “Eyvah” tepkisi bence çok önemli. Anadolu’daki birçok iş insanının ortak duygusunu anlatıyor. Çünkü Anadolu’da bir takım üst lige çıktığında yalnızca taraftarın yükü artmıyor. Bir süre sonra şehirdeki iş insanlarının da kapısı çalınıyor. Sponsor olunuyor. Reklam veriliyor. Bağış isteniyor. “Şehrin takımına sahip çıkın” deniliyor. Yani, şehirdeki iş dünyası da kısa süre içinde kendisini yeni bir finansman döngüsünün içinde bulabiliyor. </p>
<p>Bazen bu taleplerin Ankara’dan geldiği bile oluyor. Zaman zaman bu taleplerin siyasi veya bürokratik kanallardan gelmesi mümkün… “Falanca takıma destek olun, sponsor olun, reklam verin” şeklindeki taleplere karşı çıkmak ise özellikle Anadolu'da her zaman kolay değil. “Şehrinizin takımını yalnız bırakmayın,” gibi bir çağrıya sırt çevirmek bazı şehirlerde kolay değil. Çünkü konu kısa sürede ekonomik bir tercihten çıkıp sosyal ve hatta siyasi bir beklentiye dönüşebiliyor.</p>
<p><strong>Asıl sorun da burada başlıyor.</strong></p>
<p>Futbola destek verilmesi elbette yanlış değil. Yanlış olan, futbol kulübüne para vermenin neredeyse sorgulanamaz bir “şehir görevi” haline gelmesi.</p>
<p>Bir iş insanı eğitim vakfına bağış yaptığında, öğrencilere burs verdiğinde, bir araştırma merkezini desteklediğinde veya üretim kapasitesini artıracak yatırım yaptığında bunun ekonomik ve sosyal karşılığını ölçmek mümkün. Buna karşın kamuoyu çoğu zaman okul yaptıranı değil, forma sponsoru olanı daha görünür biçimde alkışlıyor.</p>
<p><strong>Kaynağın nereye gittiği önemli</strong></p>
<p>Elbette futbola verilen her desteği aynı kefeye koymak doğru olmaz.</p>
<p>Doğduğu topraklara vefa borcu olarak destek veren ve bu desteğin merkezine altyapıyı, çocukları ve fırsat eşitliğini koyan iş insanları da var. Bence burada kritik bir ayrım var. Verilen para günü kurtaran bir transfer için mi harcanıyor, yoksa kalıcı bir futbol altyapısı mı oluşturuyor?</p>
<p>Eğer kaynak tesislere, altyapıya, genç futbolculara, eğitim programlarına ve kurumsal yapının güçlendirilmesine gidiyorsa futbol gerçekten toplumsal fayda üretebilir. Ancak Türkiye'nin futbol geçmişi bunun henüz istisna olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yıllardır değişmeyen borç döngüsü</strong></p>
<p>On yıllardır kulüpler borçlanıyor, pahalı transferler yapıyor, gelirlerinin üzerinde harcama gerçekleştiriyor ve sonunda yine aynı noktaya geliyor; yani “Devlet bize yardım etsin" noktasına. Bu döngü artık neredeyse normalleşmiş durumda.</p>
<p>Oysa yıllardır bize farklı bir hikâye anlatıldı. Futbola yapılan yatırımların Türkiye'nin tanıtımına katkı sağlayacağı, futbolcu ihracatının ülkeye döviz kazandıracağı, büyük kulüplerin küresel marka değerine ulaşacağı söylendi.</p>
<p>Peki, gerçekten ne kadar yol aldık?</p>
<p>Elbette Türkiye'nin futbolcular yetiştirmesi, ihraç etmesi ve kulüplerinin uluslararası başarı kazanması ekonomik değer yaratabilir. Ancak futbol başarısı ile bir ülkenin genel ekonomik kalkınması arasında otomatik bir ilişki kurmak mümkün değil.</p>
<p>Dünyanın önemli futbolcu ihracatçılarından Arjantin, Nijerya, Gana ve Kamerun gibi ülkelerin deneyimleri de bunu gösteriyor. Çok sayıda futbolcu yetiştirmek tek başına bir ülkenin ekonomik gelişmişliğini, turizm gelirlerini veya uluslararası itibarını belirlemiyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele fırsat maliyeti</strong></p>
<p>Bence tartışmanın en önemli boyutu ise burada başlıyor.</p>
<p>Anadolu'nun birçok kentinde iş insanları kulüpler için kaynak yaratmaya çalışırken aynı şehirlerde tiyatrolar kapanıyor, kültür merkezleri yeterince kullanılmıyor, amatör spor branşları ayakta kalmakta zorlanıyor, bilimsel projeler ve genç girişimcilik yeterince destek bulamıyor.</p>
<p>Bir iş insanının kulübe verdiği 10 milyon liranın alternatif kullanım alanlarını hiç düşünmeden yalnızca “şehrin takımına destek” olarak değerlendirmek ekonomik açıdan eksik bir bakış. Aynı kaynak bir teknoloji laboratuvarına, mesleki eğitim merkezine, kütüphaneye, sanat merkezine veya genç girişimcilere aktarılsa belki de o şehrin geleceğini daha kalıcı biçimde değiştirebilir.</p>
<p>Asıl soru, futbola para verilip verilmemesi değil; verilen paranın başka nerelerde daha yüksek toplumsal ve ekonomik getiri sağlayabileceğidir.</p>
<p><strong>Futbolun ayrıcalığı artık sorgulanmalı</strong></p>
<p>Üstelik futbol dünyası, kendisine gösterilen bu ayrıcalığı haklı çıkaracak bir yönetişim performansı da ortaya koyabilmiş değil.</p>
<p>Yıllardır şike iddiaları, mali krizler, yönetsel başarısızlıklar, borç yapılandırmaları ve tribün şiddeti tartışılıyor. Dünyada FIFA'nın uzun süre yolsuzluk soruşturmalarıyla gündeme gelmesi, Türkiye'de ise kulüplerin sürekli borç sarmalına girmesi aynı temel soruna işaret ediyor:</p>
<p>Artık kabul edelim ki; futbolun en büyük problemi yalnızca para bulamamak değil, bulunan parayı doğru yönetememek. Bu nedenle yeni kaynak aktarmadan önce mevcut kaynakların nasıl kullanıldığı, kulüplerin neden sürekli borçlandığı ve yöneticilerin bu sonuçlardan ne ölçüde sorumlu olduğu sorgulanmalı.</p>
<p><strong>“Şehrin takımına destek” değil, ölçülebilir yatırım</strong></p>
<p>Ligler bugün başlıyor. Transferler yapılıyor, milyonlar harcanıyor, yeni sponsorluk anlaşmaları imzalanıyor. Bu sezon farklı bir şey yapılabilir. Şirketlerden ve kamu kaynaklarından kulüplere yapılacak her desteğin, bağımsız biçimde raporlanması ve hangi hedefe harcandığının kamuoyuna açıklanması şart koşulmalı. Transfer harcamasına verilen destek ile altyapıya, kadın takımlarına, amatör branşlara ve gençlerin eğitimine yapılan yatırım aynı kategoride değerlendirilmemeli.</p>
<p>Hatta iş dünyasının kulüplere sağlayacağı desteğin belirli bir bölümünün altyapı ve gençlik projelerine ayrılması teşvik edilebilir. Böylece “şehrin takımına sahip çıkmak” yalnızca birkaç yılda tüketilen transfer bütçesine değil, 10-15 yıl sonra o şehrin elinde kalacak insan kaynağına ve spor altyapısına dönüşebilir.</p>
<p>Çünkü iyi yönetilen bir futbol kulübü bir şehir için değer yaratabilir. Ama kötü yönetilen bir kulübün borcunu sürekli iş dünyasına, kamuya ve sonunda vergi mükellefine ödetmek ekonomik kalkınma değildir.</p>
<p>Kısacası parayı tribünden geleceğe taşıyalım, bunu gerçekleştirecek iklimi ve mali disiplinin sağlayalım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Şehrin gerçek başarı ölçütü ne olmalı?</strong></span></p>
<p>Belki de artık temel soruyu sormanın zamanı geldi. Bir şehrin en büyük gurur kaynağı Süper Lig'deki takımı mı olmalı; yoksa yetiştirdiği bilim insanları, sanatçıları, girişimcileri ve dünya çapında rekabet eden şirketleri mi?</p>
<p>Futbol elbette hayatın güzel renklerinden biri. İnsanları bir araya getiriyor, ortak heyecan yaratıyor, aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Ben de iyi bir futbol izleyicisi ve taraftar olarak bu güzelliklerin keyfini çıkarıyorum. Ancak duygusal değer ile ekonomik değer aynı şey değil. Bir toplumun sürdürülebilir kalkınma hedefleri varsa, kaynak tahsisinde duygular kadar verimlilik, şeffaflık ve fırsat maliyeti de dikkate alınmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolun-eyvah-dedirten-ekonomisi-85390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/0/1280x720/6776-1786686744.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Futbolun &#039;eyvah&#039; dedirten ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arastiriyoruz-ama-gelistiremiyoruz-85389</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ar’aştırıyoruz ama Ge’liştiremiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Araştırmadan geliştiremez, geliştirmeden de katma değerli ürün üretemezsin. Biz ise biat temelli eğitim sistemiyle Ar-Ge’nin mucizevi faydalarını ıskalıyor, aldığımız teşvikleri de haram ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: <strong>Yasa</strong> yoktu, çıkardık. <strong>Kaynak</strong> yoktu, yarattık. Araştırma ve geliştirmeye <strong>milyarlarca para</strong> harcadık ancak <strong>Ar</strong>’ı başarsak da <strong>Ge</strong>’yi başaramadık. Daha doğrusu <strong>başaranlarımız elbette oldu</strong> fakat bizdeki bu süreç, ne yazık ki <strong>amaçlanan faydayı</strong> sağlamadığı gibi <strong>insan</strong>, <strong>mekân</strong>, <strong>zaman</strong> israfı doğdu.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Sahi; neden başaramıyoruz? <strong>Aklımız mı kıt</strong>? Yeterince zeki değil miyiz? <strong>Ar-Ge’yi çökülecek kaynak olarak mı görüyoruz?</strong> Ahlakımız mı eksik<strong>? Verdiğimiz Ar-Ge teşvikini takip mi etmiyoruz</strong>? Yandaşa kaynak aktarma kurnazlığımızda mı? Aslında sorun daha derinde, <strong>sosyo-kültürel yapılarda</strong>…</p>
<p><strong>KAYNAK DEĞİL İDRAK SORUNU</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Vardığım 10 başarısızlık sebebi; 1- Farklı olandan <strong>KORKU</strong>, 2- Bize benzemeyenden <strong>NEFRET</strong>, 3- Rakiple düello yerine <strong>PUSU</strong>, 4- Akıl yerine <strong>KURNAZLIK</strong>, 5-Sabır yerine <strong>TELAŞ</strong>, 6- Merak yerine <strong>BİAT</strong>, 7- Bilgi yerine <strong>KANAAT</strong>, 8- Özgün yerine <strong>TAKLİT</strong>, 9- Kazan yerine <strong>KAYBET</strong>, 10- Ödül yerine <strong>CEZA</strong>…</p>
<p><strong>4-YÖNTEM</strong>: Hal böyle olunca AR-GE; ‘<strong>Arakla, Getir</strong>’ halini alıyor. Başarılı AR-GE projelerine bakın; buradaki düşünceler <strong>özgür</strong>, gençleri <strong>meraklı</strong>, farklı fikirleri <strong>cezasız</strong>… Bırakın çocuklar merak etsin, onların <strong>merak repertuvarını</strong> daraltmayın, genişletin. Eğitim sisteminizi <strong>nas’lardan kurtarın</strong>, başarın.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / GE’liştirememeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yerimiz mi dar?</em></strong></p>
<p>Değil. Şu anda <strong>1,368 Ar-Ge merkezimiz</strong> var ve buralarda <strong>91,767 kişi</strong> çalıyor. Ayrıca <strong>81 ilimizde</strong> toplam <strong>416 OSB’de 68 bin firma</strong> üretim yapıyor ve hemen hepsi <strong>Ar-Ge teşviki kovalıyor</strong>, çoğu da alabiliyor.</p>
<p><strong><em>Yenimiz mi dar?</em></strong></p>
<p>Değil, Ar-Ge ile <strong>ürününü</strong> bir üst lige çıkaran, <strong>yeni zenginlik alanları</strong> bulan, geliştirenlerimiz var şükür. Ama <strong>siyasi yakınlık</strong>, yandaşlık, <strong>ahlaksızlık</strong>, denetimsizlik sebebiyle, <strong>zihni kötüye çalışanlarımız</strong> da çok.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER ARAYAN BULMAMIŞTIR AMA BULANLAR HEP ARAYANLAR OLMUŞTUR</strong></p>
<p>Bugün özellikle OSB’lerde, <strong>aldığı teşvik ile mucizeler yaratan şirketler</strong> gördüm. Ortak özellikleri, <strong>yeni</strong>, <strong>farklı</strong> bir şeyler aramalarıydı. “<strong>Neden Ar-Ge</strong>?” diye sorduğumda, <strong>konfor alanları olmaması</strong>, kısıtlı imkânlarla çalışmaları, <strong>rakiplerinin baskısı</strong> ve küresel <strong>rekabetin yıkıcı tehditlerini</strong> sıralıyorlardı bana…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AR-GE LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ar-Ge</strong>: Araştırma ve Geliştirme. Research and Development (R&amp;D) kelimesinden tercümeyle türettik.</p>
<p><strong>Ür-Ge</strong>: Ürün Geliştirme. Genelde biz, Ar-Ge diye başlıyor ama Ür-Ge olarak harcıyoruz kaynakları</p>
<p><strong>Tersine mühendislik</strong>: Nihai ürünü alıp onu parçalarına ayırarak yeniden üretim süreci oluşturmak</p>
<p><strong>Ar’akla Getir</strong>: Çin’lilerin yaptığı, kopyacılık, taklitçilik ve sanayi casusluğuyla bir fikre, yeniliğe çökme</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arastiriyoruz-ama-gelistiremiyoruz-85389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ar’aştırıyoruz ama Ge’liştiremiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/3-sirketin-sermaye-artirimina-onay-85438</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayımladı. </p>
<p>Buna göre, Akfen İnşaat Turizm ve Ticaret AŞ'nin 3 milyar 182 milyon 920 bin 390 liralık, SDT Uzay ve Savunma Teknolojileri AŞ'nin 580 milyon liralık ve Orge Enerji Elektrik AŞ'nin 320 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımı onaylandı.</p>
<p>Arsan Varlık Yönetim AŞ'nin 1 milyar 400 milyon liralık, AG Anadolu Grubu Holding AŞ'nin 4 milyar 500 milyon liralık, Normfeed Su Ürünleri Yem Sanayi Ticaret AŞ'nin 300 milyon liralık, Dimes Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ ve Deniz Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 2 milyar liralık borçlanma aracı ihraç başvurularına izin verildi.</p>
<p>Osmanlı Portföy Değer Temalı 25 Endeksi Hisse Senedi Yoğun (TL) Borsa Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin veren Kurul, katılma paylarının halka arzına ilişkin izahnamenin onaylanması talebini olumlu karşıladı.</p>
<p>Kurul, ayrıca Freedom Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin işlem aracılığı, portföy aracılığı, yatırım danışmanlığı ve sınırlı saklama faaliyetlerinde bulunmak üzere geniş yetkili aracı kurum statüsünde faaliyete geçme başvurusunu uygun buldu.</p>
<p>Yapılan inceleme sonucunda 3 tüzel kişiye toplamda 26 milyon 75 bin 654 liralık idari para cezası uygulayan SPK, 2 gerçek kişi ile 2 internet sitesinin içerik sağlayıcıları hakkında suç duyurusunda bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/3-sirketin-sermaye-artirimina-onay-85438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Akfen İnşaat, SDT Uzay ve Savunma ile Orge Enerji&#039;nin bedelsiz sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85388</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon raporunda neler öne çıktı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon Raporu Sunumunda Neler Öne Çıktı? Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/-sIEOA_mkP8" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefim-sabit-ama-bunun-tutmayacagini-ben-de-biliyorum-85387</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Enflasyon hedefim sabit ama bunun tutmayacağını ben de biliyorum”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası tabii ki bire bir böyle söylemiyor, bu cümleyi kurmuyor ama enflasyona ilişkin olarak açıkladığı oranlar bu anlama geliyor:</p>
<p><strong>“2026’nın yüzde 24’lük enflasyon hedefini değiştirmiyorum; ama yüzde 26’lık tahminimi iki puan artırarak yüzde 28’e çekiyorum.”</strong></p>
<p>Bu oranlarda ve kararda bir sürpriz yok. En azından benim için yok. Zaten bu köşede 12 Ağustos’ta hedefin değişmeyeceğini, tahminin ise 2-3 puan yukarı çekilebileceğini yazmıştım.</p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan yılın üçüncü enflasyon raporunu açıkladı ve tahmini iki puan yukarı çekmelerinde ağırlıklı olarak gıda maddelerindeki fiyat artışı ile motorin fiyatlarında kaydedilen artışın etkili olduğunu söyledi.</p>
<p>Tahminin yüzde 28’e çıkarılmasının tek başına çok da önemi yok. Piyasada yüzde 24’lük hedefte kalınmasını zaten kimse beklemiyordu. Yüzde 26’lık tahmin de gerçekçi bulunmuyordu. Yeni tahmin olan yüzde 28, yıl sonu için iyimser tahmin olarak dile getirilen yüzde 28-29’a yaklaşmış oldu. Daha ağır basan yıl sonu tahmininin ise yüzde 30’un üstünde olduğunu vurgulamak gerek.</p>
<p>Şimdi şöyle bir handikap var. Merkez Bankası’nın bazı risklere dikkat çekerek tahminini yukarı yönde güncellemiş olması bir yandan daha gerçekçi hareket edildiği izlenimi uyandırsa da, bir yandan da Merkez’in beklentilerinin kötüleştiği şeklinde -ki öyle- okunur ve genel anlamda tahminler bundan olumsuz etkilenir.</p>
<h2>Enflasyon-faiz çelişkisi</h2>
<p>Merkez Bankası bazı risklere dikkat çekerek enflasyon tahminini yüzde 28’e çekti, tamam.</p>
<p>Ama enflasyon tahmini yukarı çekilirken mevcut durumda fiilen yüzde 40 olan fonlama faizinin bir süre sonra haftalık repoya dönülmek suretiyle yüzde 37’ye indirilebileceğinin ifade edilmesi sanki biraz çelişki oldu.</p>
<p>Gerçi faizle ilgili bir zaman verilmedi. Bir hafta mı, bir ay mı, belli değil. Ama ortada birbiriyle pek örtüşmeyen bir durum var.</p>
<p>Dünkü toplantı öncesinde enflasyon tahmini olan yüzde 26 ile fonlama faizi olan yüzde 40 arasında 14 puan fark bulunuyorken, bu farkı enflasyon tahminini yüzde 28’e çıkarıp fonlamayı yüzde 37’ye indirmek suretiyle 9 puana çekmek için uygun koşullar mevcut mu ya da ne olursa koşullar uygun denilebilecek?</p>
<p>Kaldı ki Merkez Bankası enflasyon tahminini değişen koşullara göre güncellemekle birlikte hedefini iddialı bir şekilde yüzde 24’te tutuyor. Bu, <strong>“Ben tüm politikamı bu hedefe göre belirleyeceğim”</strong> demek. Dolayısıyla <strong>“Hem düşük enflasyon hedefliyorum, hem de bununla bir anlamda çelişecek şekilde parasal duruşumu gevşetiyorum ya gevşetmeye hazırlanıyorum”</strong> demek ne kadar doğru bir yaklaşım!</p>
<h2>2027 ve 2028 değişmedi</h2>
<p>Merkez Bankası 2026 için olduğu gibi 2027 ve 2028 enflasyon hedeflerini de değiştirmedi. 2027 hedefi yüzde 15, 2028 hedefi yüzde 9 olarak korundu.</p>
<p>Ancak bu yılki hedef yüzde 24 olmakla birlikte tahminin yüzde 28’e çekilmesi, gerçekleşmenin tahmin dolayında olacağını gösteriyor, zaten beklentiler de bu yönde. Dolayısıyla bu yıl yüzde 30 dolayındaki bir gerçekleşmeden yüzde 2027’de yarı yarıya bir düşüşle yüzde 15’i yakalamak neredeyse olanaksız. Başkan Karahan da bu konu hatırlatılınca çok somut bir yanıt vermedi. Karahan 2027’ye ilişkin bir revizyon olacaksa bile bunun 2027-2029 orta vadeli programı çerçevesinde yapılabileceğini ima etti.</p>
<h2>Gıda fiyatları ve arz sorunu </h2>
<p>Bir önceki enflasyon raporunda yüzde 26,3 olan bu yıl sonuna ilişkin gıda fiyatları artış tahmini üçüncü raporda yüzde 28,5 olarak revize edildi. İki puanı aşan bu artışın en büyük gerekçesi olarak arz sorunu gösterildi.</p>
<p>Bir yanda üreticinin tarlada kalan ürünü, diğer yanda arz sorunu!</p>
<p>Sakın gerçek sorun arz değil de, özellikle tedarik zincirindeki sıkıntılar olmasın!</p>
<p>Kaldı ki bu yıl iklim koşulları üretimin önceki yıllardan çok daha fazla olmasını sağlayacak ölçüde elverişliydi.</p>
<p>Sorunu doğru teşhis etmeden çözüm söz konusu olabilir mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Net hata noksanda önemli revizyon</span></h2>
<p>Merkez Bankası haziran ayında cari işlemler dengesinin 4,2 milyar dolar açık verdiğini, ilk altı aydaki açığın da 34,5 milyar dolar olduğunu açıkladı. Yıllıklandırılmış açık da haziran sonu itibarıyla 38,9 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Geçen yılki açık haziranda 2,3 milyar, altı aydaki ise 26 milyar dolardı.</p>
<p>Merkez Bankası haziran ayı verileriyle birlikte net hata ve noksanda önemli bir revizyon gerçekleştirdi.</p>
<p>En yakın dönemin revizyonunu aktarayım. Mayıs ayı verileri açıklandığında ilk beş aydaki NHN negatif 18,5 milyar dolardı. Dün açıklanan haziran verilerinde beş aylık NHN negatif 14,8 milyar dolara indi. Merkez Bankası’nın aşağıda aktaracağım üç gerekçeye dayanan revizyonu sonucu beş aydaki NHN negatif 14,2 milyar dolar oldu, 600 milyona yakın fark diğer etkenlerden kaynaklandı ve NHN’yi yukarı çeken etki yaptı.</p>
<p>Merkezin Güncesi’nde yer alan ayrıntılı değerlendirmede 2014’ten bu yılın mayıs sonuna kadar olan dönemi kapsayan revizyon sonucu daha önce bu dönem için toplam negatif 34,3 milyar dolar olan net hata noksanın, 14,5 milyar dolara indiği kaydedildi.</p>
<p>Söz konusu revizyon <strong>“yurt dışı mevduat hareketlerinin yeni veri kaynağı ile derlenmesi, finansal türev işlemlerinin ödemeler dengesine dahil edilmesi ve yurt içi kaynaklı efektif hareketlerinin dış işlemlerden ayrıştırılması”</strong> sonucu gerçekleştirildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Motorine yeni ÖTV düzenlemesi ve 9,30 liralık ucuzlama</span></h2>
<p>Motorinden ÖTV alınmamasına karar verildi. Bunun sonucunda motorin bir seferde tam 9,30 lira birden ucuzladı.</p>
<p>Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla motorin eşel mobil uygulamasının dışına çıkarıldı ve yeni bir ÖTV düzenlemesi öngörüldü.</p>
<p>Buna göre motorinden ağustos ayı boyunca ÖTV alınmayacak. Motorinin ÖTV’si eylülde 3 lira, ekimde 6 lira, kasımda 9 lira, aralıkta 12 lira olacak, 1 Ocak’tan itibaren ise yasal ÖTV tutarı olan 13,90 lira uygulanmaya başlanacak.</p>
<p>Motorinden 12 Ağustos itibarıyla 7,75 lira ÖTV alınıyordu. Bu tutar sıfırlanınca ÖTV’nin yüzde 20’si düzeyindeki KDV de dayanaksız kaldı. Yani 1,55 liralık KDV de ortadan kalktı. Böylece 7,75 lirası ÖTV’den, 1,55 lirası da KDV’den olmak üzere 9,30 liralık bir indirim söz konusu oldu.</p>
<p>Yeni fiyat dünden itibaren uygulamaya girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefim-sabit-ama-bunun-tutmayacagini-ben-de-biliyorum-85387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Enflasyon hedefim sabit ama bunun tutmayacağını ben de biliyorum” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilya-alinirken-saglamlik-ve-fiyata-bakiliyor-kredi-kartina-12-ay-taksit-isteniyor-85386</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mobilya alınırken sağlamlık ve fiyata bakılıyor, kredi kartına 12 ay taksit isteniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET Güleç</strong>’in başkanlığındaki Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED), <strong>“Sektörümüz yalnızca üretim gücüyle değil, tüketicisinin istek ve beklentilerini doğru okuyarak rekabet ediyor” </strong>yaklaşımıyla NielsenIQ’ya araştırma yaptırdı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye Mobilya Sektörü Tüketici Eğilimleri ve Beklentileri Araştırması 2026…</strong></li>
</ul>
<p>MOSFED Başkanı <strong>Ahmet Güleç, </strong>Türkiye’de tüketicilerin mobilya satın alma davranışlarını, beklentilerini ve geleceğe yönelik eğilimlerini ortaya koymak amacıyla yaptırdıkları araştırmanın sonuçlarını düzenlediği sohbet toplantısında açıkladı. <strong>Güleç</strong>’e Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı <strong>Davut Karaçak, </strong>Mobilya Sanayici İşadamları Derneği (MOBSAD) Başkanı <strong>Nuri Gürcan </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7e975bdee3f-1786681179.jpg" alt="" width="800" height="223" /><strong>Ahmet Güleç, </strong>araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarının başında tüketicinin fiyat ve kalite arasında kurduğu dengenin yer aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Son 1 yıl içinde mobilya satın almış olanların araştırma için yapılan ankete verdikleri cevaplarda tercih kriterleri arasında </strong>“dayanıklılık ve uzun ömürlülük” <strong>yüzde 44’le ilk sırada, fiyatın bütçeye uygun olması da yüzde 42 ile ikinci sırada yer aldı.</strong></p>
<p>Fiyatın bütçeye uygunluğunun ikinci sırada olmasına karşın tüketicinin alım kararı vermeden karşılaştırma yaptığını bildirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Tüketicilerin yüzde 90’ı mobilya satın almadan önce fiyat karşılaştırması yapıyor. Yüzde 84’ü ise ürünün kalitesinin fiyatından daha belirleyici olduğunu belirtiyor.</strong></li>
<li><strong>Tüketicilerin yüzde 79’u uzun yıllar kullanacağı bir ürüne daha yüksek fiyat ödeyebileceğini ifade ediyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 81’i aynı ürünü daha uygun fiyata bulması halinde marka değiştirebileceğini söylüyor.</strong></li>
<li><strong>Satın alma kriterlerinde konfor ve kullanışlılık yüzde 41’le üçüncü, kolay temizlenebilirlik yüzde 38’le 4’üncü, malzeme ve işçilik kalitesi de yüzde 34’le 5’inci sırada bulunuyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ahmet Güleç, </strong>bu noktada şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Tüketicinin mesajı net: </strong>“Ucuz olsun” <strong>değil, </strong>“verdiğim paraya değsin.”</p>
<p>Araştırmanın tüketicilerin satın alma kararında ödeme koşullarının ne kadar önem kazandığını ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tüketicilerin yüzde 53’ü alışverişlerini kredi kartı ile taksitli gerçekleştiriyor, 12 taksit uygulanmasının kendileri açısından uygun olacağını bildiriyor.</strong></p>
<p>Araştırma çerçevesindeki ankete katılan tüketicilerin aylık hane halkı gelir ortalamasının 84 bin 590 lira olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tüketiciler aylık ortalama ödenebilir taksit ortalamasının 16 bin 600 lira olduğunu bildiriyor.</strong></p>
<p>Bu sonuçların, tüketicilerin satın alma kararını ödeme kolaylıklarına göre şekillendirdiğini ortaya koyduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Araştırmamız tüketicinin ortalama 12 ay vadeyi makul bulduğunu ortaya koyuyor. Buna karşın bugün mobilya sektöründe uygulanan kredi kartı taksit sınırı 9 ay ile sınırlı.</strong></p>
<p>MOSFED olarak uzun yıllardır mobilyanın temel yaşam ihtiyaçlarından biri olduğunu anlattıklarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Buradan hareketle taksit sürelerinin artırılması gerektiğini ilgili kamu kurumlarımızla paylaşıyoruz. Araştırma sonuçları da tüketici beklentisi ile mevcut uygulama arasında fark bulunduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Kredi kartına taksit süresi ile ilgili çağrısını bu vesileyle yineledi:</p>
<p>-          <strong>Taksit sürelerinin tüketici beklentileri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi; vatandaşlarımızın kaliteli mobilyaya erişimini kolaylaştırırken, iç pazardaki talebi destekleyerek üretime, istihdama ve ülke ekonomisine de önemli katkı sağlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Güleç, </strong>ödeme kolaylığının öneminin kampanya tercihlerinde de görüldüğünü aktardı:</p>
<p>-          <strong>Tüketicilerin yüzde 53’ü indirim kampanyalarını, yüzde 50’si de ödeme seçenekleri ve taksit avantajlarını cazip buluyor. Eski mobilyayı yenisiyle değiştirme ile ücretsiz teslimat ve montaj seçenekleri de yüzde 40’lık oranlarıyla öne çıkıyor.</strong></p>
<p><strong>Güleç, </strong>araştırma sonuçlarını paylaşıp değerlendirirken, sektörün durumunu da şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Mobilya sektörü fiyat artışında bırakın enflasyonun gerisinde kalmayı, 2025 yılının fiyatlarıyla satış yapılıyor. Sektörümüzdeki şirketlerin yüzde 99’u zarar ediyor.</strong></p>
<p>MOBSAD Başkanı <strong>Nuri Gürcan </strong>araya girip, noktayı şöyle koydu:</p>
<p>-          <strong>Şu anda sektörümüzde atölye boyutunda olan firmaların art arda kapandığını üzülerek izliyor, görüyoruz.</strong></p>
<p>Bir sektördeki firmaların yüzde 99’u zarar ediyorsa, ekonomi yönetiminin durumu dikkatle inceleyip önlem alması gerekiyor.</p>
<p>Eğer, kredi kartına taksitin 9’dan 12’ye çıkarılması sektörün iç pazardaki satışlarını nefes alınacak düzeyde hareketlendirecekse, bu talebi de gözden geçirmekte yarar görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mobilya değiştirmede ‘ürünün eskimesi’ en güçlü neden</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA</strong> Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı <strong>Ahmet Güleç, “Mobilya Sektörü Tüketici Eğilimleri ve Beklentileri Araştırması”</strong>nın <strong>“satın alma nedenleri”</strong>yle ilgili bir başka bölümüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Araştırmamız, mobilya satın alma kararının arkasındaki en güçlü nedenin, </strong>“ürünün eskimesi” <strong>olduğunu ortaya koydu.</strong></p>
<p>Bu konuyla ilgili anket verilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Son bir yılda mobilya satın alanların yüzde 37’si mevcut mobilyalarının eskimesini gerekçe gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 29’u daha modern bir yaşam alanı oluşturmayı dile getiriyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 27’si de daha konforlu bir yaşam alanına sahip olmak için mobilyasını değiştirdiğini bildiriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Önümüzdeki bir yıl içinde mobilyasını değiştirmeyi düşünenlerin verdikleri yanıtlar üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Önümüzdeki bir yıl içinde mobilya değiştirmeyi planlayanlarda da satın alma niyetinde en önemli nedeni yüzde 34’le </strong>“mevcutların eskimesi” <strong>oluşturuyor.</strong></li>
<li><strong>Tüketicilerin evlerinde yaratmak istedikleri ortam sorulduğunda konfor yüzde 58’le ilk sırada, huzur yüzde 53’le ikinci sırada, düzen ise yüzde 50 ile üçüncü sırada yer aldı.</strong></li>
<li><strong>Mobilyayı </strong>“temel ihtiyaç” <strong>olarak tanımlayanların oranı yüzde 29 iken, yüzde 27’si </strong>“konfor sağlayan unsur”, <strong>yüzde 21’i ise </strong>“yaşam tarzının bir parçası” <strong>olarak görüyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Güleç, </strong>mobilyada en sık değiştirilen ürün grupları konusunda verilen yanıtları da aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Geçen bir yılda mobilya alışverişi yapanların en sık değiştirdiği ürün, yüzde 48’le oturma grupları oldu. Bu grubu sırasıyla yatak, yatak odası, genç odası, salon takımı ve yemek odası izledi.</strong></li>
<li><strong>Önümüzdeki bir yıl içinde değiştirilmesi planlanan ürün gruplarında yüzde 43’le oturma grupları yine ilk sırada yer aldı. Onu yatak odası, yemek odası, salon takımı, yatak ve genç-çocuk odası takip etti.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5 tüketiciden biri mobilya alırken ‘yapay zeka’ kullanıyor</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA</strong> Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı <strong>Ahmet Güleç, “yapay zeka” </strong>kullanımın mobilya alışverişinde de artmasının araştırmada ortaya çıkan dikkat çekici sonuç olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 21’i, mobilya alışverişinde </strong>“yapay zeka”<strong>dan yararlanıyor.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın kullanım alanlarını araştırma verileriyle şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>“Yapay zeka” <strong>kullananların yüzde 59’u dekorasyon önerisi istiyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 57’si fikir alıyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 53’ü ürün önerisi talep ediyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 49’u fiyat karşılaştırma amacıyla bu teknolojiyi kullanıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ahmet Güleç, “yapay zeka”</strong>nın henüz ana akım bir alışveriş kanalı olmasa da tüketicinin karar yolculuğunda yeni bir temas noktası haline geldiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Mobilya, tüketicinin görerek, dokunarak ve deneyimleyerek karar verdiği ürün grubu. Bu nedenle fiziksel mağazanın önemi devam ediyor. Araştırmamız tüketicinin önce dijital kanallarda araştırma yaptığını, </strong>“yapay zeka”<strong>dan da fikir, ilham ve öneri aldığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde başarılı markalar, fiziksel deneyim ile dijital kanalları ve </strong>“yapay zeka”<strong>nın sunduğu yeni imkanları birlikte yönetebilen markalar olacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sorun yaşamayanların oranını yükseltmek için daha sıkı çalışacağız</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA</strong> Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı <strong>Ahmet Güleç, </strong>sektör için yeni rekabet alanının satış sonrası deneyim olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tüketicilerin yüzde 55’i son mobilya alışverişini hiçbir sorun yaşamadan tamamladığını belirtiyor. Bu bizim için düşük bir oran. Bu oranı önümüzdeki yıl yüzde 60’a çıkarabilmek için daha sıkı çalışmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Yaşanan sorunlarla ilgili araştırmaya yansıyan verileri sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Tüketicilerin yüzde 14’ü teslimatın geciktiğini bildiriyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 13’ü satış sonrası desteği yetersiz görüyor.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 12’si kurulum-montaj sorunları yaşadığını belirtiyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Güleç, </strong>araştırmanın tüketicinin nerelerde gelişim beklentisi olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yeni dönemde güçlü marka; iyi ürün üreten markanın ötesinde, tüketiciye araştırmadan satın almaya, teslimattan satış sonrasına kadar kesintisiz ve güvenilir bir deneyim sunan marka olacak.</strong><strong> </strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüketiciyi gerçek kullanıcı ikna ediyor</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA</strong> Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı <strong>Ahmet Güleç, </strong>araştırmanın en çarpıcı bulgularından birinin de satın alma kararında kimin sözünün daha etkili rol oynadığına ilişkin sonuçlar olduğunu vurguladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kullanıcı yorumları ve videoları yüzde 59 ile satın alma kararındaki en etkili kaynak olarak öne çıkıyor.</strong></li>
<li><strong>Birlikte yaşanan kişilerin görüşleri yüzde 57 ile ikinci sırada yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>Arkadaş ve sosyal çevre etkisi yüzde 44’le üçüncü sırada bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Influencer içeriklerinin etkisi ise yüzde 14’te kalıyor.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilya-alinirken-saglamlik-ve-fiyata-bakiliyor-kredi-kartina-12-ay-taksit-isteniyor-85386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/7/1280x720/ahmet-gulec-1775022236.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mobilya alınırken sağlamlık ve fiyata bakılıyor, kredi kartına 12 ay taksit isteniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-savas-turbulansina-girdi-85385</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik, savaş türbülansına girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek maliyet, finansmana erişim sıkıntıları ve tırmanan konkordato riskleriyle zorlu bir dönemden geçen plastik sektörü, ABD-İsrail ile İran arasında inişli çıkışlı devam eden gerilim nedeniyle ‘stok ve fiyat türbülansı’ içine girdi. Savaşın ilk günlerinde ham madde fiyatlarında yüzde 100’e varan artış nedeniyle yüksek maliyetle stok yapmak zorunda kalan sanayiciler, fiyatların hızla gerilemesiyle birlikte alıcıların anlık indirim baskısıyla baş başa kaldı. Tedarik tarafında mal bolluğu yaşanmasına rağmen alıcı çekimserliğinin pazarı kilitlediğine işaret eden sektör temsilcileri, kapasite kullanımındaki gerileme, ihracattaki daralma ve nakit akışındaki sıkışmanın yılın ikinci yarısında da sanayiciyi zorlamaya devam edeceğini vurguluyor.</p>
<h2>Eroğlu: Fiyatlar çekildi, stok pahalı kaldı </h2>
<p>Sektördeki son gelişmeleri değerlendiren TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, hammadde fiyatlarının kısa sürede yüzde 100’e varan oranlarda yükselip ardından hızla gerilemesinin sanayiciyi zor durumda bıraktığını kaydetti. Üretim koşullarında yaşanan sorunların yanında patlak veren jeopolitik etkilerine işaret eden Eroğlu, “Savaşın başladığında hammadde fiyatlarında yüzde 80 ila yüzee 100’e varan sert artışlar gördük. Şimdiyse fiyatlar hızla gerileyerek savaş öncesi seviyelere yaklaştı; şu an sadece yüzde 10 ila yüzde 20 bandında bir fark kaldı. Ancak bu hızlı düşüşü yönetmek sanayici için son derece güç” diye konuştu. Fiyatlar tırmanırken firmaların ‘Yarın fiyatlar daha da artacak’ endişesiyle yüksek finansman maliyetlerine katlanarak alım yaptığını hatırlatan Eroğlu, “Petrol ve hammadde fiyatları düşüşe geçince de alıcılar haklı olarak bu indirimin derhal satış fiyatlarına yansıtılmasını talep etmeye başladı. Sanayici ise elinde yüksek maliyetle çekilmiş ciddi bir stokla baş başa kaldı. Nakit yönetiminin hayati önem taşıdığı böyle bir dönemde bu sert dalgalanmalar sektörü ciddi şekilde zorluyor” diye konuştu.</p>
<h2>Karadeniz: Fiyat oynaklığı ticareti akışını bozuyor </h2>
<p>Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Başkanı Ömer Karadeniz ise sektörün yalnızca yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişim güçlüğüyle değil, ani fiyat hareketleriyle de mücadele ettiğini söyledi. Sürecin tüccar ve işleyici sanayici bacağında farklı geliştiğini belirten Karadeniz, şu değerlendirmelerde bulundu: “Savaşın ilk günlerinde tedarik endişesiyle yüksek maliyetten alım yapan tüccarlar, fiyatların gerilemesiyle stok değer kaybı yaşadı. İşleyici sanayici tarafında ise yüksek finansman maliyetleri nedeniyle zaten geniş stok tutabilecek bir mali güç bulunmuyordu. Fiyatların gerileme eğilimine girmesiyle üreticiler alımlarını erteledi. Alıcıların ‘fiyatlar biraz daha düşecek’ beklentisiyle beklemesi, satıcıların ise yüksek maliyetli stok nedeniyle indirime direnmesi piyasada kilitlenmeye yol açtı. Bugün en büyük sorun hammadde arzı değil, piyasanın öngörülebilirliğini kaybetmiş olmasıdır. Üretici hangi maliyetle alacağını, kaça satacağını ve yerine aynı maliyetle yeni mal koyup koyamayacağını hesaplayamıyor.”</p>
<h2>“Stok yönetiminde temkinli olunmalı” </h2>
<p>Yaşanan her küresel krizin Türkiye’nin plastik hammaddesinde dışa bağımlılığını bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan Ömer Karadeniz, işletmeler için hayati konunun finansmana erişim olduğunu kaydetti. Yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıklayan Karadeniz, şöyle devam etti: “Savaşa ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak hammadde fiyatlarında dalgalanmalar sürebilir. Ancak talepte güçlü bir toparlanma görülmediği sürece fiyat artışlarının kalıcı olması zor. Bu nedenle firmalarımızın yılın ikinci yarısında stok yönetiminde son derece temkinli hareket etmeleri, nakit akışını koruyacak planlamalara ağırlık vermeleri gerekiyor. Sektörümüzün bu tür şoklardan korunması için yerli petrokimya kapasitesinin artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması artık ertelenemez bir gerekliliktir.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“ALICI TARAFI ÇEKİMSER”</span></h2>
<p>Savaşın ilk günlerinde konuşulan tedarik krizinin aksine şu anda piyasada mal bolluğu yaşandığına dikkat çeken Yavuz Eroğlu, petrokimya sektörünün oligopol yapısına işaret etti. Fiyatlar yükselirken arzın kısıldığını ancak düşüş trendinde tablonun değiştiğini belirten Eroğlu, “Fiyatların daha da düşeceğini gören üreticiler, ellerindeki malı bir an önce yüksek fiyattan çıkarabilmek için piyasaya yoğun bir arz sunuyor. Dolayısıyla tedarik tarafında bir sorun yaşanmazken, bu kez alıcı tarafının çekimser kalması ve alım yapmaması temel sorun olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-savas-turbulansina-girdi-85385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/plastik-atik-geridonusum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişim sıkıntılarıyla mücadele eden plastik sektörü, ABD-İran gerilimiyle fırlayıp ardından hızla düşen ham madde fiyatları nedeniyle kilitlendi. Savaşın ilk günlerinde tırmanan fiyatlarla yüksek maliyetli stok tutmak zorunda kalan üreticiler, fiyatların düşmesiyle alıcıların indirim baskısını yönetmeye çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlama-faizinde-gevseme-sinyali-85384</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlama faizinde gevşeme sinyali!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan yılın üçüncü enflasyon raporunda yılsonu enflasyon tahminini 2 puan artırarak yüzde 28’e çıkardıklarını bu güncellemede savaşın etkileri ile arz yönlü baskıların etkili olduğunu dile getirdi. Karahan, savaşın başlamasıyla birlikte mart başı ara verdikleri 1 hafta vadeli repo ihalelerine geri dönmeyi planladıklarını ancak bir zaman veremeyeceğini belirtirken sıkı para politikasının etki alanında olan temel mal ve hizmet enflasyonu ile iç talepteki zayıflamanın programın çalıştığını gösterdiğini vurguladı. Karahan’ın mesajları yüzde 40 fonlamadan yüzde 37 haftalık repoya dönülse bile sıkılığı bu seviyede korunacağına ve arz yönlü şoklara göre hareket edileceği yorumlarına yol açtı.</p>
<h2>Yönetilen yönlendiren ürünlere zamlar da etkiledi</h2>
<p>Karahan, üçünü enflasyon raporu ile 2026 sonu tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e çekse de 2027 için yüzde 15, 2028 için yüzde 9 olan tahminleri sabit bıraktı. Geçen enflasyon raporunda tahmin iletişimine geçen TCMB’nin 2026 yılsonu ara hedefi ise yüzde 24 seviyesinde bulunuyor. Karahan 2026 yılı için yapılan 2 puanlık yukarı yönlü güncellemede savaşın etkisiyle enerji fiyatlarındaki motorin, doğalgaz ile enerji dışı emtialardaki artış ile yönetilen yönlendirilen ürünlerdeki artışların yükselttiğini ayrıca gıda fiyatlarındaki yüksek seyrin de etkili olduğunu kaydetti. TCMB ayrıca gıda enflasyonu varsayımını 2026 için yüzde 26,3’ten yüzde 28,5’e çıkarırken ham petrol fiyatı tahminini de 89.4 dolardan 87.8 dolara çekti, 2027 için petrol fiyatını 75.4 dolardan 76.4 dolara yükseltti.</p>
<p>Karahan, hem sunumunda hem de soru cevap bölümünde sık sık dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacaklarını ve koruyacaklarını vurgularken sıkı para politikası sayesinde yaşanılan şokların enflasyona etkisinin sınırlı kaldığını bunun da başarım olduğunu kaydetti. Karahan, temel mal enflasyonu ile hizmet enflasyonu ve iç talepteki zayıflamanın da sıkı para politikasının bir başarısı olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2>Haftalık repoya dönmek normalleşme, gelecek sinyali değil</h2>
<p>İç talepte dezenfl asyonu destekleyen önemli bir yavaşlama gördüklerini vurgulayan Karahan haftalık repo ihalelerine başlasalar da sıkılığın süreceğini dile getirdi. Para politikasının kapsamı dışında arz yönlü etkilerin enfl asyonda yükselişi sürüklediğini söyleyen Karahan bu durumun da para politikası tepkisi gerektirecek bir revizyona yol açmadığını dile getirdi. Karahan, öncesinde para politikasında daha uzun süre daha sıkı kalacak vurgularını yaptıklarını aynı iletişimi şu an yapma gereği görmediklerini dile getirdi. Sıkılığın korunması gerektiğini düşündüklerine işaret eden Karahan, enflasyon beklentilerinin iyileştiği durumda faizin sabit kalmasının para politikasının sıkılaşması anlamına geldiğini kaydetti. İç talepte net bir bir soğuma gördüklerini, ekonomik aktiviteye ve etkili olduğu alanlarda dezenflasyonu desteklemekte de mevcut sıkılığın yeterli olduğunu düşündüklerini kaydeden Karahan haftalık repo ihalelerine dönmelerinin normalleşme olduğunu sonrası için sinyal niteliği taşımadığını vurguladı.</p>
<p>Karahan, sıkı duruşlarının yurtiçi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili olduğunu yatırım fonları dahil TL payının yüzde 62’ye yükseldiğini dile getirerek kredi büyümesinin ise tüm türlerde gerilediğini belirtti. Haftalık repo ihalelerine dönmeleriyle birlikte faizlerin politika faizine yakınsamasını beklediklerini söyleyen Karahan, savaş döneminde hanehalkının döviz talebinin olmamasını önemli bir kazanım olarak gördüklerini kaydetti. TL mevduat getirileriyle ilgili faizlerde yüzde 50'den yüzde 37'ye geldiği dönemi ve algı bozucu şokları yaşadıklarını hatırlatan Karahan, indirim döneminde bu kadar yüklü TL mevduat hacminin sorun yaratıp yaratmayacağına ilişkin soruya yönelik "Bir kaç kez test edildi burası. Bu politikanın her seferinde başarıyla çıktığını düşünüyoruz. İndirim illa ki olacak o zaman sürecin doğru yönlendirilmesi, iletişimin doğru yapılması ve zamanının miktarının bu tür hassasiyetleri gözetilerek yapılmasını öngörüyoruz. Doğru politikayı doğru şekilde uyguladığımızda TL payının yüksek kalacağını göreceğiz diye değerlendiriyoruz" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayide kapasite kullanımının azalması daha etkili</span></h2>
<p>Sıkı para politikasının sanayi üzerine etkilerine yönelik Başkan Karahan, dönem dönem sanayisizleşme eleştirilerini duyduklarını, kendilerinin de bu doğrultuda 2025’te başlattıkları reel sektör görüşmelerine devam ettiklerini kaydetti. Karahan, “Sanayi görünümünü etkileyen birden fazla faktör var. Genelde para politikası suçlanabiliyor ama baktığımızda daha fazla öne çıktığını düşündüğümüz unsurlar söz konusu. Bunlardan en önemlisi dış talep görünümü. İkincisi, dış ticarette artan korumacı politikalar. Bu sene jeopolitik gelişmeler ve ortaya çıkan belirsizlikler de buna eklendi. Aslında önemli olan arz kapasitesinin korunması. Verilere baktığımızda arz kapasitesi yönünde bir bozulma olmadığını değerlendiriyoruz. Üretimdeki düşüşün kapasite kullanım oranının azalmasından kaynaklanıyor. Fiyat istikrarı sağlandığında ileride tekrar iç ya da dış talep kaynaklı bir talep artışı olacak olursa, bu kapasite kullanım oranı yani mevcut kapasite daha fazla kullanılarak karşılanabilir. Dolayısıyla mevcut veriler ışığında bu kanaldan bir enflasyonist baskının ileride gelmesini öngörmüyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıkı para politikası olmasaydı daha yüksek seviyeler görülürdü</span></h2>
<p>Başkan Karahan tahminlerinin gerçekleşmelerden iyimser kalmasına yönelik bir soru üzerine ise şunları söyledi: “Enflasyonun yüzde 75’ten yüzde 30’lara kadar gerilemiş olması başarıyken hedeflerimizin üzerinde kalmış olması da kısmi başarısızlık olarak önümüzde duruyor. Bu süreçte en önemli faktörlerden ilki kira ve eğitimdeki ataletin tahminlerimizden yüksek olması. İlk dönemler itibarıyla söylemek gerekirse para politikasının iktisadi faaliyet üzerine etkisi yani aktarım mekanizması ve onun üzerinden fiyatlama davranışları ve enflasyon beklentilerine yansımaları düşündüğümüzden daha yavaş gerçekleşti. Depremlerin yarattığı enflasyonist etkiler de oldu. Bir de geçtiğimiz sene gördüğümüz altın fiyatlarında yaşanan ciddi ve hızlı yükselişin servet etkisi. Bu şoklar neticesinde enflasyonda hedeflerimizin genel olarak üzerinde kaldık ama böyle bir ortamda sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri göreceğimizi söylemek lazım.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlama-faizinde-gevseme-sinyali-85384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB yılın üçüncü enflasyon raporunda 2026 sonu tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e çıkardı; güncellemeyi savaş, yönetilen yönlendiren ürünlere zamlar ile gıda fiyatlarına bağladı. Savaşla birlikte ara verdikleri haftalık repo ihalelerine dönmeye hazırlandıklarını söyleyen Başkan Fatih Karahan, mevcut seviyenin yeterince sıkı olduğunu düşündüklerini de vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dbb-halk-ekmek-dar-gelirli-ailelerin-butcelerine-ciddi-katkilar-sunuyor-85449</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DBB Halk Ekmek, nadir ve kronik hastalık çekenlerin yanında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemlerde hayata geçirdiği ve farkındalık yarattığını düşündüğüm bazı projelerinden bahsetmek istiyorum. Çok yerde olmayan projeler bunlar.</p>
<p>Bunların başında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin (DBB) nadir ve kronik hastalıklara yönelik faaliyetleri geliyor. DBB’nin düşük proteinli özel gıdalara erişimde güçlük yaşayan Fenilketonüri (PKU) hastalarına yönelik desteği büyürken, çölyak hastalarına yönelik glütensiz gıda kolisi desteğinin yanı sıra yine bu hastalara yönelik eğitim ve danışmanlık çalışmaları da sürüyor.</p>
<p>Aralık 2025’te 5 PKU hastayla başlatılan uygulamadan yararlananların sayısı, saha çalışmaları sonucunda 50’ye ulaşmış. Diyarbakır’da bir ilk olma özelliği taşıyan uygulamayla, PKU hastalarının günlük yaşamlarının kolaylaştırılması ve ailelerin ekonomik yükünün hafifletilmesi hedefleniyor. PKU hastalarının yaşam boyu düşük proteinli ve özel içerikli bir beslenme programını takip etmesi gerekiyor. Et, süt ürünleri, yumurta ve baklagiller gibi birçok temel gıda ya hiç tüketilemiyor ya da çok sınırlı miktarlarda tüketilebiliyor. Büyükşehir Belediyesinin sağladığı gıda kolisi desteğiyle, PKU hastalarının özel beslenme ürünlerine erişiminin kolaylaştırıyor.</p>
<p>DBB Çölyak hastalarına yönelik glütensiz gıda kolisi desteğinin yanı sıra eğitim ve danışmanlık çalışmaları da sürüyor. 2025-2026 döneminde belirli periyotlarla 6 bin 300 glütensiz gıda kolisi dağıtan Büyükşehir Belediyesi, düzenlediği eğitim programları ile doğru beslenme, kaygı yönetimi ve güvenli gıdaya erişim konularında bilgilendirmeler yapıyor.</p>
<p>Bu uygulamalar Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Nadir ve Kronik Hastalıklar Şube Müdürlüğü tarafından yürütülüyor. Daire başkanı Anıl Aslan.</p>
<p>Bunun yanı sıra birkaç kelimede 13 Temmuz’da faaliyete geçen halk ekmek fabrikası ile ilgili söylemek istiyorum. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında 4 bin 500 metrekare kapalı alan üzerine kurulan Halk Ekmek Fabrikası, tam otomatik ve son teknoloji makine parkıyla hizmet veriyor. 11 ayda ve 235 milyon liralık yatırımla hayata geçirildi. 210 gram ekmek 10 TL fiyatla satışa sunuluyor. Böylece özellikle dar gelirli ve kalabalık aileler için çok önemli bir proje hayata geçmiş oldu.</p>
<p>Hijyen standartlarının en üst düzeyde gözetildiği modern tesiste ilk etapta günlük 40 bin ekmek üretiliyor. İlerleyen süreçte ise üretim kapasitesinin günlük 100 bin ekmeğe çıkarılması planlanıyor. Fabrikada üretilen ekmekler; Sur, Yenişehir, Kayapınar ve Bağlar ilçelerindeki 43 “Nanê Gel” büfesi aracılığıyla uygun fiyatla sofralara ulaştırılıyor. Şu anda çalışan 60 kişinin 50'si kadın. Hedeflenen istihdam ise 100 kişi.</p>
<p>Bunlar ve benzeri projelerde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Özellikle dezavantajlı gruplara, bireylere yönelik projeler arttıkça biz de sayfalarımızda paylaşmaya, okurlarımızla buluşturmaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dbb-halk-ekmek-dar-gelirli-ailelerin-butcelerine-ciddi-katkilar-sunuyor-85449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DBB Halk Ekmek, nadir ve kronik hastalık çekenlerin yanında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rol-model-85417</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rol model</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Basketbol İçin Destek ve Eğitim Vakfı’nın gönüllüleriyle beraber Türkiye’nin belirli bölgelerindeki altyapı antrenörlerine mentorluk ve koçluk yapıyoruz. Giderilmesi gereken temel ve teknik eksikliklerin yanı sıra, antrenörlerimizin gelişimine katkı sağlayacağını düşündüğümüz bu proje yaklaşık bir sene sürecek. Amacımız; değişime ve gelişime açık, farklı düşünebilen, özgüveni yüksek antrenörler vasıtasıyla bölgenin çocuklarına dokunabilmek.</p>
<p>Nusaybin’de antrenörlük yapan Mehmet Tahir Gümüş’ün yazısında hikayesini paylaştığı Edanur Doğan, o bölgede spora başlayan genç kız basketbolcuların rol modeli. Gümüş, yazısında kendi gelişimini; “yıllardır bana çocuklara ne öğretiyorsunuz diye sorulur, asıl sorulması gerekenin çocukların bize neyi, nasıl öğretiyor olduğunu zamanla öğrendim” diye açıklıyor. Sessiz ve çekingen küçük bir sporcunun, Nusaybin’den Galatasaray Spor Kulübüne, oradan da Milli Takıma uzanan yolculuğu bugün onunla aynı salonda basketbola başlayan kız çocuklarına “Ben de yapabilirim” dedirten gerçek bir başarı hikâyesi.</p>
<p>İlham veren bir hayat hikayesinde insan sadece kendi hayatının sınırlarını değil, arkasından gelenlerin mümkün gördüğü sınırları da genişletiyor. Edanur hepimize, daha önce uzak, hatta imkânsız görünen bir yolun aslında yürünebilir olduğunu gösteriyor. Aslında bambaşka coğrafyalarda, farklı kültürlerin içinde büyüyen bir çok insanın birbirine benzeyen ilham verici hikâyeleri var. Himalayalar’ın eteklerinde büyüyen, dünyanın en yüksek noktasına uzanan Lhakpa Sherpa’nın yaşam öyküsü de bunlardan bir tanesi…</p>
<p>Nepal’in Himalayalar bölgesinde, kalabalık ve yoksul bir ailenin kız çocuğu olarak büyüyen Lhakpa Sherpa’nın okula gitmesine izin verilmiyor. Yaşadığı çevrede dağlar hayatın bir parçası olmasına rağmen kadınların dağcılık yapabileceğine de inanılmıyor. Erkek kardeşleri eğitim alırken onun payına da ev işleri ve ailesine yardım etmek düşüyor. Tüm bu engellere rağmen, ailesini ikna ederek önce dağcılık ekiplerinde çalışmaya başlayan Lhakpa, 2000 yılında Everest’in zirvesine tırmanmayı başaran ilk Nepalli kadın oluyor.</p>
<p><strong>“Ben de yapabilir miyim?” </strong></p>
<p>Bugün Lhakpa Sherpa, Everest’in zirvesine 11 kez ulaşarak bunu dünyada en fazla başaran kadın. Dışarıdan bakıldığında bir başarı hikâyesi gibi görünse de hayatı hiç de zirvelerde geçmemiş. Everest’e tırmanırken tanıştığı Rumen asıllı Amerikalı dağcı George Dijmarescu’yla evlenip Connecticut’a taşınan Sherpa üç çocuk annesi… Yabancı dil bilmeyen, temizlikçilik yapan, marketlerde çalışıp uzun yıllar aile içi şiddetle mücadele eden bu anne, yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen dağlardan vazgeçmiyor.</p>
<p>Yetişkinliğinin önemli bölümünde okuma-yazma bilmeyen Sherpa’nın kendi anlatımına göre; Nepal’de büyürken kız çocuklarının eğitim olanakları sınırlı olduğu için, dağcılığa başladığında harita okumak, yazılı talimatları takip etmek gibi konularda başkalarına bağımlı kalıyor. Lhakpa Sherpa, “Everest’in Kraliçesi” belgeselinde hayatını; “senin için çizilen sınır, yapabileceklerinin sınırı olmak zorunda değil” diyerek özetliyor.</p>
<p>Bana göre, hiç okula gidememiş bir kız çocuğunun, kendisine çizilen hayatın sınırlarını kabul etmeyerek dünyanın en yüksek noktasına ulaşabilmiş olması kırılan rekorlardan daha etkileyici. Lhakpa’nın Himalayalar’ın eteklerinde büyüyen kızlara söylediğini, Edanur da basketbola başlayan kızlara başka dilde söylüyor.</p>
<p>Her çocuğun Edanur gibi Milli Takıma gitmesi, her kız çocuğunun Lhakpa gibi Everest’e çıkması gerekmiyor. Rol modellerin asıl değeri herkesin aynı yolu yürümesinde değil, birilerinin o yolun yürünebileceğini göstermesinde saklı. Bir çocuğun, kendisine benzeyen birinin daha önce mümkün görünmeyen bir şeyi başardığını görmesi, “Ben de yapabilir miyim?” sorusunu ortaya çıkartıyor. Gelişimin ilk adımı da zaten bir çocuğa doğru cevabı vermek değil, o soruyu sordurabilmek.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: https://kislatv.com/makale-detay/nusaybinde-bir-basketboltopu- bir-gencin-hayatini-nasil-degistirebilir-293</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rol-model-85417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rol model ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-yanlis-sorunun-pesindeyiz-85412</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Dijital Dönüşümde’ yanlış sorunun peşindeyiz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Model tartışmaları bitti, nitelik tartışmaları dönemine girdik. Teknolojinin, dijital dönüşümün yadsınması gibi bir yaklaşım söz konusu bile değil. Yapay zekanın devreye girmesiyle ili birlikte de artık konu inanılmaz hızlandı. Öncelikle bu hıza nasıl yetişeceğiz ve dönüşümün neresinden başlayacağız? Farklı fikirler, farklı yaklaşımları zaman zaman yazıyorum. Artık her dönüşüm ‘şirkete özel’ bulunduğunuz sektör, şirketinizin konumu her şeyi etkiliyor. Tabii ‘kültür’ de kritik bir gelişim noktası… Esnek, çevik dediğimiz konular tamamen kültür yapısıyla ilgili. </p>
<p>Biraz verilere de bakarsak, küresel teknoloji harcamalarının 2026 yılında 6,3 trilyon dolara ulaşması beklenirken, Türkiye’de de teknoloji sektörü 2,1 trilyon TL’lik devasa bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Ancak bu rakamların arkasında, özellikle yapay zeka ve dijital dönüşüm projelerinde %50’yi aşan bir başarısızlık oranı gerçeği var. TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu ile bu eksen üzerinde konuştuk, sohbet birbirini teyit eden fikirlerle ilerledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7eafe4dfcd9-1786687460.png" alt="" width="516" height="486" /><strong>TesterYou geleceğin şirketlerinden </strong></p>
<p>Öncelikle Barış Sarıalioğlu’nun kurucusu olduğu TesterYou’dan başlayalım. Kendi alanında bir ‘niş’ şirket. Bu düzeyde örneği de oldukça az… TesterYou, 2018 yılında Türkiye’de kurulmuş, teknoloji odaklı bir danışmanlık ve eğitim şirketi. Ana alanı yazılım testi ve kalite güvencesi alanında uzmanlaşmış olmak. Tabii dijital dönüşüm, çevik dönüşüm (Agile), kullanıcı ve müşteri deneyimi, teknoloji eğitimi ve sertifikasyon alanlarında hizmet veriyor. Yani yeni ekonominin, yeni nesil şirketlerinden.</p>
<p>Sarıalioğlu, “Kendimizi, sadece bir teknoloji ya da yazılım şirketi olarak değil; kurumların dijital yolculuğuna eşlik eden “Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı” olarak tanımlıyoruz. Aynı zamanda, kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefl iyoruz. Bankacılık, sigorta, e-ticaret, savunma ve yüksek teknoloji gibi kritik sektörlerde edindiğimiz deneyimle, yazılım test süreçlerinin olgunlaştırılması ve dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması konusunda sektöre yön veren aktörlerden biriyiz” diyor. TesterYou 10 ülkede yaklaşık 50’yi aşkın kurumla çalışmış ve genel iş kapasitesinin yüzde 40’ı yurtdışından gelmiş. Gelelim dönüşüm evrenine! Evren diyorum çünkü gerçekten ucu bucağı yok. Panik olmayalım, nasıl ilerlemek gerektiğiyle ilgili neleri konuştuk bir bakalım. Sonuçta bundan kaçışımız yok. Bundan sonra bu dönüşümün kilit noktası ‘sürdürülebilir’ olması. Barış Sarıalioğlu’na göre Türkiye’deki projelerin en büyük başarısızlık sebebi, teknoloji merkezli düşünmek. Kurumlar genellikle "Elimizde bu teknoloji var, bununla ne yapabiliriz?" sorusuna yanıt arıyor. Sarıalioğlu bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Biz teknolojiye problem arıyoruz, oysa problemimize teknoloji aramamız lazım." </p>
<p>Bu yaklaşım hatası, beraberinde verimsizliği getiriyor. Sarıalioğlu’nun "uzay mekiğine terlikle binmek" olarak tanımladığı bu durumda, en ileri teknolojiler atın alınsa bile analog alışkanlıklar terk edilmiyor. Örneğin, bekleme süresini minimize etmek için tasarlanan yeni nesil asansörlerin başına, sistemi anlamayanlar için bir görevli yerleştirilmesi, Türkiye'deki dijitalleşme çelişkisinin en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Dijital dönüşümün ve yapay zekanın kalbi olan veri konusunda da ciddi bir yönetişim problemi yaşanıyor. Büyük bankalar ve kurumsal devler bile verinin kime ait olduğu konusunda zaaf yaşıyor. Sarıalioğlu, bankaların canlı ortamda yüzlerce terabayt verisi olmasına rağmen, "Bu verinin sahibi hangi iş kolu?" denildiğinde herkesin birbirinin yüzüne baktığını belirtiyor.</p>
<p>Sarıalioğlu, “Araştırmalar, dünyadaki kurumların ellerindeki verinin sadece %20 'sine hakim olduğunu ve bu veriden katma değer çıkarabildiğini gösteriyor. Kalan %80'lik alan ise atıl bekliyor. Veri sınıflandırma süreçlerinin yeni yeni birebir düzeye inmeye başladığı bu dönemde, nitelikli veriye sahip olmayan bir kurumun yapay zekadan gerçek bir fayda sağlaması imkansız” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-yanlis-sorunun-pesindeyiz-85412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Dijital Dönüşümde’ yanlış sorunun peşindeyiz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/x-85402</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayiyi ayakta tutacak yatırım bankası çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Yaklaşık 4,5 milyar dolarlık ihracatla 100’ün üzerinde ülkeye ulaşan züccaciye sektörü, yüksek finansman ve lojistik maliyetleriyle dönüşüm baskısı altında.</p>
<p>Sektörün kilogram başına ihracat değeri Türkiye ortalamasının üç katına ulaşıyor. ZÜCDER Başkanı Burak Önder, üretim gücünü korumak için yatırım finansmanından liman altyapısına uzanan bir dönüşüm programı gerektiğini söyledi.</p>
<h2>Sanayinin ilk şartı likidite, ikincisi rekabetçi lojistik </h2>
<p>Enflasyonla mücadeleyi desteklediklerini belirten Önder, likiditenin kritik olduğunu söyledi. Eximbank benzeri yatırım bankacılığı modeli kurulmasını, üreticiye de kamu bankalarından kaynak sağlanmasını önerdi. Üretim kredilerinin tüketim kredilerinden ayrılması gerektiğini belirten Önder, liman ücretlerinin öngörülebilir ve rekabetçi hale getirilmesini istedi.</p>
<p>Hedeflerdeki sapma payı yükseldi Savaşlar, ticaret politikaları ve Çin’in fiyatlama stratejisinin belirsizliği artırdığını söyleyen Önder, bunun yatırım iştahını zayıflattığını belirtti. Tekirdağ’da sanayi arsalarının metrekaresinin 300-350 dolara çıktığını, Avrupa’da fiyatların 10 avro, ABD’de 15 dolar olduğunu aktardı. Sanayicinin kaynağının arsa ve betona değil Ar-Ge, tasarım, otomasyon ve dijital dönüşüme yönelmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>“Geçen yılki rakamları korumak bile başarı olabilir” </h2>
<p>Rakiplerin yüzde 3-4, Türkiye’de ise yüzde 50 faizle finansmana ulaşıldığını belirten Önder, ihracatçının müşterilerine 6-8 ay, bazı sektörlerde 12 aya varan vadeler sunduğunu söyledi. Bu koşullarda kapasiteyi ve geçen yılki rakamları korumanın bile başarı olacağını ifade eden Önder, zorluklara rağmen çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.</p>
<h2>Sanayicinin finansman ihtiyacı ‘küçülürken’ artıyor</h2>
<p>Önder, “küçülerek büyüme” yaklaşımının kolay uygulanamadığını, şirketlerin küçülürken finansman ihtiyacının arttığını belirtti. Ciro gerilediğinde varlıkları kaybetme riskinin doğduğunu söyleyen Önder, işletmelerin kuruluş, büyüme ve küçülme dönemlerinde dış kaynağa ihtiyaç duyduğunu ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayide dönüşüm için 5 maddelik reçete</span></h2>
<p>ZÜCDER Yönetim Kurulu Başkanı Burak Önder, mevcut ekonomik koşullarda üretim gücünün korunabilmesi için sanayiye yönelik beş başlıkta acil destek paketi çağrısı yaptı. Önder’in önerileri şöyle: </p>
<p>1- Üreticiye fatura karşılığı uygun maliyetli işletme kredisi sağlanması. <br />2- Otomasyon, sanayi ve dijital dönüşüm yatırımlarının özel finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi. <br />3- Lojistik ve liman maliyetlerinin düşürülerek Türkiye’nin küresel rekabetçiliğinin artırılması. <br />4- Yerli e-ticaret altyapısının güçlendirilmesi, e-ihracat ve sınır ötesi e-ticaretin desteklenmesi. <br />5- Sanayi arsalarında rantın önüne geçilerek arsaların üretim yapan sanayicilerde kalmasının sağlanması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/x-85402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/burak-onder-1781759076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ZÜCDER Başkanı Burak Önder, Eximbank benzeri yatırım bankacılığı modeli kurulmasını, üreticiye de kamu bankalarından kaynak sağlanmasını önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-matruskasinda-otomotiv-icin-atalet-tehdidi-85399</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Made in EU matruşkasında otomotiv için ‘atalet’ tehdidi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gümrük Birliği 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi. Bu tarihten itibaren sanayi ürünlerinde AB ile karşılıklı olarak gümrük vergileri sıfırlandı, kotalar kaldırıldı. Artık korumacılık bitecek, karşılıklı ticareti artıracak serbest ticaret alanı oluşturulacaktı. O tarihlerde tekstil ve konfeksiyon geleceği parlak sektördü. Gümrük Birliği ile birlikte AB’nin uyguladığı kotaların da kaldırılacak olması sektörün önünün daha da açılmasını sağlayacaktı. Ancak bizim karar alıcılar uzun vadede tekstil ve konfeksiyonu değil başka bir sektörü desteklemeyi tercih ettiler. Nasıl mı? Tercih ettikleri sektörü bir süre daha Gümrük Birliği dışında tutarak.</p>
<p>Otomotiv sektöründen bahsediyorum. Gümrük Birliği’ne ilişkin anlaşmada otomotiv sektörü için bir istisna üretildi ve ‘hassas’ olarak değerlendirilen otomotivin ancak 1 Ocak 2001 tarihi itibarıyla, 5 yıl fazladan korunmuş olarak Gümrük Birliği’ne girmesi sağlandı. 30 yıl öncenin bu uygulaması ile özellikle üçüncü ülkelerden ithalata karşı Türkiye’de AB firmalarının da ortak olduğu otomotiv yatırımları gözetilmiş oldu.</p>
<p>Bugün Türk otomotiv sektörü 21 milyar dolardan fazla yatırım ve yıllık 2 milyon civarındaki üretim kapasitesiyle Avrupa'nın 5. ve dünyanın 12. büyük üreticisi olmayı başarmış durumda. Sektör, 2025 yılında 41,5 milyar dolarlık tarihi ihracat rekoru kırdı, iç pazar 1,4 milyon adede ulaştı. Toplam motorlu taşıt üretiminde dünyada 12. sırada, ihracatta ise 16. sırada yer aldı. Sektör; ana sanayi, yan sanayi, bayiler, lojistik ve servis ağları ile birlikte toplam 550 bin kişiyi aşan bir istihdam sağlıyor. Satış, pazarlama, lojistik ve yetkili/özel servisler dâhil edildiğinde toplam etki alanının 1,2 milyon kişiye ulaştığı tahmin ediliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından her yıl ilan edilen ‘motorlu araçlar yerli katkı oranları’ da yerlileşmenin giderek arttığını gösteriyor.</p>
<p>AB’de bu sektörün çatı kuruluşu Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verilerine göre; AB, Türkiye’ye 2025’te 713,4 bin otomobil sattı. Türkiye ise AB’ye 566,8 bin otomobil sattı. Karşılıklı ticaret hacmi 2025’te 25,5 milyar Euro olarak belirlendi. 2025 yılında Türkiye’deki satışların yüzde 49’unu AB menşeli otomobiller oluşturdu. Türkiye, şu anda AB’nin yeni araç ihracatı için üçüncü en büyük pazar. Aynı şekilde değer açısından, Türkiye, 2025 yılında AB ihracat pazarının yüzde 11,1’ini oluşturdu.</p>
<p>Çok kaba bir yorumla serbestleşme nedeniyle karşılıklı ticaretin arttığını görüyoruz. Ayrıca baştan yapılan stratejik tercih ve sonrasındaki performansı ile otomotivin ülke ekonomisinin lokomotifi konumuna eriştiğini de…</p>
<p>Peki, sorun ne?</p>
<p>Sorun şu: Avrupalı otomotiv sanayi üreticilerinin çatı kuruluşu ACEA; Sanayi Hızlandırma Yasası ve bu kapsamdaki Made in Europe uygulamasıyla Türkiye’deki otomotiv yatırımlarının ‘atıl’ kalacağını düşünüyor. Bu görüşü ACEA Genel Direktörü Sigrid de Vries dile getiriyor. Konu bir fabrika olunca ‘atıl kalmak’, “… Çalıştırılamamak, boş ve kullanılmaz vaziyette durmak.” anlamına geliyor.</p>
<p>Avrupalı otomotiv sanayicileri temsilcisi, Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında neyi görerek Türkiye’nin lokomotif sektörünün ‘boş ve kullanılmaz’ hâle geleceğini görüyor ve bunun önlenmesini istiyor?</p>
<p>Kritik konu AB menşei koşullarını karşılamak... Bu yapılamazsa ürünler ve üreticiler AB kamu ihalelerinden, devlet yardımı ve destek programlarından dışlanacak, ihalelerdeki teklifleri geçersiz sayılacak ve rekabet şansları kalmayacak.</p>
<p>Otomotivde Birlik menşei şartının karşılanması için neler gerekli? ‘Batarya hariç olmak üzere, Birlik menşeli araç bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatının, batarya hariç tüm araç bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatına oranı en az yüzde 70 olması’, ‘aracın çekiş bataryasında, batarya hücreleri dahil olmak üzere en az üç ana batarya bileşeninin Birlik menşeli olması’, ‘aracın çekiş bataryasında, batarya hücreleri, katot aktif malzemesi ve batarya yönetim sistemi dahil olmak üzere en az beş ana batarya bileşeninin Birlik menşeli olması’, ‘Birlik menşeli e-güç aktarma sistemi (e-powertrain) bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatının, tüm e-güç aktarma sistemi bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatına oranının en az yüzde 50 olması’, ‘Birlik menşeli ana elektronik sistemlerin toplam fabrika çıkış fiyatının, tüm ana elektronik sistemlerin toplam fabrika çıkış fiyatına oranı yüzde 50’ye eşit veya daha yüksek olması’, küçük elektrikli araçlar için ‘batarya hariç olmak üzere Birlik menşeli araç bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatının, batarya hariç tüm araç bileşenlerinin toplam fabrika çıkış fiyatına oranı yüzde 70’e eşit veya yüzde 70’ten yüksek olması’, ‘aracın çekiş bataryasında, batarya hücreleri dâhil olmak üzere en az üç ana batarya bileşeninin Birlik menşeli olması’…</p>
<p>Bunlar gibi teknik şartların dışında menşe kriteri olarak küçük büyük tüm araçlar için geçerli olan bir koşul daha var: Söz konusu aracın Made in EU malı olabilmesi için “Birlik içinde montajı” hükmü... Yoksa Sigrid de Vries’in gördüğü, Türkiye’deki otomotiv fabrikalarını atıl bıraktıracak koşul bu mu? Gerçekten bizdeki fabrikalar Birlik içinde mi, Birlik dışında mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-matruskasinda-otomotiv-icin-atalet-tehdidi-85399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Made in EU matruşkasında otomotiv için ‘atalet’ tehdidi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-entelektuel-kim-uzman-mi-anlatici-mi-85398</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni entelektüel kim, uzman mı, anlatıcı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilginin hiç olmadığı kadar çoğaldığı bir çağda sözü artık en çok bilen değil, en iyi anlatan alıyor. Uzman derinliği, anlatıcı görünürlüğü temsil ediyor. Peki, yeni entelektüel, bilgiyi üretenle onu pazarlayan arasında sıkışıp kalmış biri mi? Yoksa bu iki niteliği ustaca harmanlayabilen yeni bir aktör mü?</p>
<p>Bugün bilgi ile görünürlük arasındaki makas hiç olmadığı kadar açıldı. Yeni entelektüel, tam da bu makasın üzerinde yürüyen kişidir.</p>
<p>Gazetecilik yaşamım boyunca alanında çok şey bilen ama bildiğini anlatmakta zorlanan insanlarla da karşılaştım; birkaç çarpıcı cümleyle kalabalıkları etkileyenlerle de… Kimi zaman güzel konuşup söylediklerinin içini dolduramayanlarla da… Kültür-sanat dünyasında da gastronomide de aynı çelişkiyi defalarca gördüm: Bazen gerçek bilgi sessiz bir köşede beklerken iyi paketlenmiş bir kanaat bütün salonu kaplayabiliyor.</p>
<p>Bir zamanlar entelektüel denildiğinde akla, yıllarını belirli bir alanda çalışmaya vermiş; okuyan, araştıran, düşünen ve üreten kişi gelirdi. Sözüne değer verilmesinin nedeni yalnızca güzel konuşması değil, o sözün arkasında uzun bir birikimin bulunmasıydı. Bilgi hemen elde edilmez, zamanla kazanılırdı. Bu nedenle konuşmak da bir sorumluluk sayılırdı.</p>
<p>Entelektüel yalnızca bilen kişi değildi. Bildiğini toplumun meseleleriyle ilişkilendiren, gerektiğinde itiraz eden, çoğunluğun rahatını bozmayı göze alan kişiydi. Onun görevi herkesi memnun etmek değil, düşünülmeyeni düşündürmekti.</p>
<p>Bugün bu tanımın sınırları değişiyor.</p>
<p>Artık bilgiye ulaşmak geçmişe göre çok daha kolay. Birkaç saniye içinde binlerce kitaba, makaleye ve görüşe erişebiliyoruz. Bilgi çoğaldıkça bilginin taşıyıcıları da çeşitleniyor. Akademisyenler, gazeteciler, yazarlar ve sanatçılar artık düşünce dünyasının tek aktörleri değil; içerik üreticileri, yayıncılar ve sosyal medya yorumcuları da kamusal tartışmaların merkezine yerleşiyor.</p>
<p><strong>Bilginin dolaşım hızı ölçülüyor</strong></p>
<p>Buradaki temel değişim yalnızca konuşan kişilerin çoğalması değil; sözü değerli kılan ölçülerin de değişmesi. Dijital kültür, bilgiyi değil, bilginin dolaşım hızını ölçüyor.</p>
<p>Bugünün dünyasında bir düşüncenin etkisi çoğu zaman ne kadar doğru, özgün ya da derin olduğuyla değil; ne kadar sade, çarpıcı ve paylaşılabilir biçimde anlatıldığıyla değerlendiriliyor. Uzun yılların birikimi birkaç dakikalık bir videoyla, karmaşık bir araştırma tek cümlelik bir hükümle karşı karşıya geliyor. Üstelik bu karşılaşmada çoğu zaman kazanan, bilgiyi üreten değil, onu daha iyi paketleyen oluyor.</p>
<p>Dijital çağın en kıt kaynağı bilgi değil, dikkat. Bilgi çoğalırken dikkat azalıyor. Böyle olunca uzun uzun düşünen değil, birkaç saniye içinde ilgi uyandıran öne çıkıyor. Bir düşüncenin doğruluğundan önce görünürlüğü, derinliğinden önce paylaşılabilirliği önem kazanıyor.</p>
<p>Uzmanın yıllar içinde biriktirdiği bilgi ile anlatıcının birkaç dakika içinde kurduğu etki arasındaki mesafe giderek büyüyor.</p>
<p><strong>Anlatıcının farkı</strong></p>
<p>Uzman, doğası gereği ihtiyatlıdır. Bildiklerinin yanında bilmediklerinin de farkındadır; kesin hükümler vermekten kaçınır, ayrıntıları ve çelişkileri hesaba katar. “<em>Bu konu göründüğünden daha karmaşık”</em> der.</p>
<p>Anlatıcı ise karmaşıklığı azaltır. Keskin bir başlangıç, anlaşılır bir hikâye ve kolay hatırlanan bir sonuç sunar. Dinleyiciye tereddüt değil, açıklık verir. Bu nedenle daha hızlı yayılır.</p>
<p>Anlatıcılığı küçümsememek gerekir. Bilgiyi anlaşılır hâle getirmek başlı başına önemli bir yetenektir. Anlaşılmayan bilgi, ne kadar değerli olursa olsun kamusal bir güce dönüşemez. Bir uzman bildiklerini anlatamıyorsa, onun yerine daha az bilen fakat daha iyi konuşan biri mutlaka çıkar.</p>
<p>Sorun anlatıcının yükselmesi değil; anlatmanın, bilmenin yerine geçmesidir.</p>
<p>Bir düşünceyi sadeleştirmekle onu yüzeyselleştirmek aynı şey değildir. Sadeleştirmek, karmaşık olanın özünü bulmayı gerektirir; yüzeyselleştirmek ise karmaşıklığı yok sayar. İyi anlatıcı, karmaşıklığı çözerek hakikate giden yolu açar. Kötü anlatıcı ise hakikatin yerine çekici bir hikâye koyar.</p>
<p>Birinde anlatı, bilginin taşıyıcısıdır; diğerinde ise onun taklidi.</p>
<p><strong>Ayrım zorlaşıyor</strong></p>
<p>Bugün bu ayrımı yapmak giderek zorlaşıyor. Güzel kurulmuş bir cümleyi doğru, kendinden emin bir sesi yetkin kabul etmeye eğilimliyiz. Söylenenin doğruluğunu sorgulamadan önce nasıl söylendiğine kapılıyoruz.</p>
<p>Kültür-sanat dünyasında bunun örnekleriyle sık sık karşılaşıyoruz. Bir kitap üzerine yıllarca çalışan araştırmacının değerlendirmesi sınırlı sayıda kişiye ulaşırken, kitabı birkaç cümleyle anlatan bir içerik binlerce kişinin kanaatini belirleyebiliyor. Bir sergiyi tarihsel bağlamına yerleştiren sanat tarihçisinin çözümlemesi yerine, serginin en çarpıcı köşesinde çekilmiş bir görüntü dolaşıma giriyor. Eserin kendisinden çok, paylaşılabilir görüntüsü konuşuluyor.</p>
<p>Gastronomide de benzer bir tablo var. Bir yemeğin tarihini, malzemesini ve tekniğini yıllarca araştıran uzman ya da usta sessiz kalırken, tabağı birkaç çarpıcı sıfatla anlatan kişi çok daha geniş bir etki alanına sahip olabiliyor. Ustanın yıllar içinde edindiği el bilgisi mutfakta kalırken, tabağa sonradan eklenen hikâye kimi zaman lezzetin ve emeğin önüne geçiyor.</p>
<p>Elbette uzmanlık da eleştiriden muaf değil. Uzmanlar kimi zaman kendi dillerinin içine kapanıyor; anlaşılır olmayı basitleşmek, geniş kitlelere seslenmeyi ise bilgiden ödün vermek sanıyorlar. Bu tavır, toplumla bilgi arasındaki mesafeyi büyütüyor. Boşalan alanı da kaçınılmaz olarak anlatıcılar dolduruyor.</p>
<p>Dikkatin ödüllendirildiği bu çağda anlatıcıların yükselişi bir güven bunalımını da beraberinde getiriyor. İzleyici, birkaç dakikada ikna olduğu anlatıcının ertesi gün tamamen zıt bir düşünceyi aynı kesinlikle savunabildiğini görüyor. Çünkü kimi anlatıcıların bağlı olduğu şey hakikatten çok görünürlük, bilgiden çok dikkatin sürekliliği olabiliyor.</p>
<p><strong>Yeni entelektüelin sorumluluğu</strong></p>
<p>İşte tam bu noktada yeni entelektüelin kimliği belirginleşiyor.</p>
<p>O yalnızca iyi anlatmaz; anlattığı şeyin arkasında durur. Yanıldığında bunu kabul eder, yeni bilgiler karşısında düşüncesini gözden geçirir. Ne uzmanlığını tartışılmaz bir otoriteye dönüştürür ne de anlatıcılık gücünü hakikatin önüne geçirir. Güvenilirliği görünürlükten, düşünceyi alkıştan daha önemli görür.</p>
<p>Uzman hakikatin yükünü taşır; anlatıcı hakikatin hızını. Yeni entelektüel ise yük ile hız arasındaki dengeyi kurar.</p>
<p>Derinliğini korurken anlaşılabilir olmayı başarır; sadeleşirken gerçeği bozmaz. Dikkat çekmek için hakikati feda etmez ama hakikati, kimsenin ulaşamayacağı bir dilin arkasına da saklamaz.</p>
<p>Bu yönüyle yeni entelektüel aynı zamanda bir tercümandır. Akademinin karmaşık dilini gündelik hayata, sanatın sezgisel anlatımını ortak düşünce alanına taşır. Fakat bunu yaparken anlamı kaybetmemek, bir kavramı sadeleştirirken onu başka bir şeye dönüştürmemek zorundadır.</p>
<p>Çünkü her tercüme aynı zamanda bir sorumluluktur. Bilgiyi anlaşılır kılmak için onu eksiltmek başka, özünü koruyarak yeniden kurmak başkadır.</p>
<p><strong>Söze karşı sorumluluk</strong></p>
<p>Gerçek entelektüel yalnızca hazır yanıtlar sunmaz; toplumun eleştirel süzgecini harekete geçirecek yeni sorular sordurur. Bildiğini göstermek için değil, ortak düşünce alanını genişletmek için konuşur.</p>
<p>Görünür olmakla haklı olmak arasındaki farkı bilir. Alkışın geçiciliğine karşı düşüncenin uzun ömrünü gözetir. Gerektiğinde herkes konuşurken susar; herkes aynı yöne bakarken başka bir noktayı işaret eder.</p>
<p>Çünkü bugün hakikatin en büyük düşmanı yalnızca cehalet değil, dikkat ekonomisidir. Dikkat ekonomisi her düşünceyi kısaltıyor, her tereddüdü zayıflık gibi gösteriyor, her karmaşık meseleyi kolay tüketilebilir hükümlere dönüştürüyor. Böyle bir ortamda entelektüelin görevi gürültüye yeni bir ses eklemek değil, ses ile söz arasındaki farkı korumaktır.</p>
<p>Yıllar içinde şunu öğrendim: Çok bilmek insanı kendiliğinden entelektüel yapmadığı gibi, güzel konuşmak da sözü kendiliğinden değerli kılmıyor. Söze asıl ağırlığını veren, arkasındaki birikim kadar o sözün neden ve hangi sorumlulukla söylendiğidir.</p>
<p>Belki de bu nedenle yeni entelektüeli uzmanla anlatıcı arasında değil, hakikatle görünürlük arasında aramak gerekiyor. Çağımızın sorunu bilginin azlığı değil, bilgiye benzeyen anlatıların çokluğu.</p>
<p>Böyle bir çağda entelektüel, en yüksek sesle konuşan kişi değildir. Ne zaman konuşması ne zaman itiraz etmesi ve ne zaman susması gerektiğini bilendir. Çünkü sözü değerli kılan yalnızca taşıdığı bilgi değil, o bilginin arkasında duran vicdandır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-entelektuel-kim-uzman-mi-anlatici-mi-85398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/8/1280x720/08-1786683662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni entelektüel kim, uzman mı, anlatıcı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kim-kimi-neye-nasil-ikna-ediyor-85397</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kim kimi, neye, nasıl ikna ediyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Influencer” deyince aklınıza milyonlarca takipçisi olan Instagram fenomeni, TikTok'ta önünüze düşen genç ya da ünlü bir futbolcu geliyor. Sizce ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth bir influencer olur mu? Hegseth de TikTok’daki genç gibi yeri geliyor bir hormon olarak testosteron öneriyor… Ünlü ünsüz protein reklamı yapanlar yok mu? Louis Vuitton'un 18 bin dolarlık ıstakoz çanta duyuruları ne tür bir kategoriye girer… Hindistan'da hamam böceği hareketini nasıl tanımlarsınız?... CNN'in ünlü savaş muhabiri Clarissa Ward’ın, kah dans eden kah buzdolabından bir şeyler atıştırırken çektiği Suriye’de çatışma, İspanya’da göç dalgası gibi “ağır” siyaset haberleri neyin nesi…</p>
<p>Amerikan Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in kameralar önünde kendisine iğne yapması ya da Başkan Donald Trump’ın sosyal medya platformunu aleni bir şekilde sunması, hakkında konuşması, burada yaşanan ticari hareketlik ve en zengin Başkan olması... yetmez; bu konuda aleyhine ticari dava açılması!</p>
<p>Saymakla bitmiyor; dün makyaj videoları çekenler bugün bahis platformu pazarlayan Başkan, hormon tavsiye eden Bakan, kadın sağlığını ve doğurganlığını bedeni üzerinde test eden Senatör… Etiketleri başka ama gün sonunda “influencer” sayılmazlar mı?</p>
<p>Geçtiğimiz hafta gazeteci ve iletişim stratejisti Zeynep Tınaz Redmond'ı Portekiz'den <em>Fikir Buluşmaları</em> yayınıma konuk ettim. Gazeteci kökenliyiz. Farklı coğrafyalarda liderlere ve kurumlara iletişim danışmanlığı veriyoruz. Yaygın şekliyle influencer diye dilimize yapışan “etki” konseptine iletişimci olarak yaklaştık, gazeteci gözüyle örneklerle açtık. Ortaya çıkan tablo, kavramın sınırlarının hayal dünyamızı aştığını gösterdi.</p>
<p><strong>Takipçi mi, etki mi?</strong></p>
<p>Etkinin en önemli unsuru ulaşmak. Bu yüzden yılmadan sayıyoruz; kaç takipçi, kaç görüntülenme, kaç beğeni, kaç paylaşım? Yanlış şeyi sayıyor olabilir miyiz? Kaba bir hesapla ne demek istediğimi aktarayım;</p>
<p>Bir milyon kişiye ulaşmak “erişim”. O bir milyonun içindeki “doğru” bin kişinin davranışını değiştirmek “etki”. Topu topu 20 bin kişinin takip ettiği bir teknoloji uzmanı 100 şirketin yatırım kararını değiştirebiliyor. Beş milyon takipçili bir yaşam tarzı fenomeninin aynı karar üzerindeki etkisi sıfıra yakın olabiliyor. Neden?</p>
<p>Redmont yayında şunun altını çizdi; “Şirketler bazen 15-20 milyon kişiye ulaşan isim yerine, 10 bin kişilik topluluğunda gerçekten ağırlığı olan kişiyi tercih ediyor. Mesele trafik değil; kanaat, güven ve davranış.”</p>
<p><strong>Etki nerede biter, manipülasyon nerede başlar?</strong></p>
<p>Gazeteci, politikacı, bilim insanı influencer’ın kafamızı karıştırması bir yana etki çeşitleri arasında ayırım yapamaz olduk. Etkiyle manipülasyon birbiriyle karıştırılıyor. Tehlikeli buluyorum bunu. İkisi de aynı malzemeleri kullanabiliyor; duyguya, otoriteye, tekrara, sosyal kanıta başvurabiliyor. Etki kararınızı değiştirmeye çalışırken manipülasyon karar verme koşullarınızı değiştiriyor. Etki “hayır” deme alanı bırakıyor; manipülasyon neyi bilip neyi bilmediğinizi kontrol ederek o alanı daraltıyor. İletişim ekonomisinin önemli sınırlarından biri bu. Örnekler vererek aktarmak istiyorum;</p>
<p><strong>“High-T Department of War.”</strong></p>
<p>ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 30 yaş ve üzerindeki askerlerin yıllık sağlık değerlendirmelerine testosteron taramasının ekleneceğini açıkladı. Başlığı kendi koydu: “High-T Department of War.” Kabaca, “Yüksek testosteronlu Savaş Bakanlığı.”</p>
<p>Pentagon diye anılan ABD Savunma Bakanlığı'nın adının 2025'te Savaş Bakanlığı'na çevrilmiş olması başlı başına bir iletişim tercihi. Hegseth, iletişim terminolojisine testosteronu da ekledi Bu hormonun adıyla; savaşçı ruh, performans, dayanıklılık ve güç aynı anlatının içinde birleşiyor. Testosteron kas, kemik, libido, sperm ve kırmızı kan hücrelerinin üretimi gibi birçok fizyolojik süreçte rol oynuyor; “testosteron önemlidir” demekle “yüksek testosteron daha iyi savaşçı yaratır” demek aynı şey değil. İletişimin marifeti de bu. Hegseth, yeni bir hormon keşfetmedi, var olana yeni anlam yükledi.</p>
<p><strong>Protein Influencer’ı kim? </strong></p>
<p>Savunma ve sağlık sorumluluk isteyen, kontrolü yüksek alanlar. Koruma duvarlarının popüler kültür ve iletişim teknikleriyle teker teker yıkılmasına şahit oluyoruz, tehlikeyi gözden kaçırmayalım. Günlük diyetimizin kahramanı proteinden örnek vereyim…</p>
<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA'nın sağlıklı yetişkinler için referansı günlük kilogram başına 0,83 gram. EFSA'nın protein için referans değerlerine https://www.efsa.europa.eu/en/press/news/120209 linkinden<u></u> ulaşılabilir. Bilimsel cümlelerdeki değişime dikkatinizi çekmek istiyorum. “Yeterli protein önemli” yerine “daha fazla protein daha iyi” demeye başladık.</p>
<p>Protein’i GLP-1 zayıflama ilaçları takip etti. Malum, kilo verirken kas kaybetme endişesi büyüyor. Buradan devreye giren farklı sektörler, konseptler ve netice yaratılan algıya da dikkat kesilelim; Wellness kültürü devreye giriyor. Gıda şirketleri fırsatı görüyor. Kahvenin, suyun, atıştırmalığın, kahvaltının önüne aynı sıfat geliyor: proteinli. Sonunda “protein” kelimesi ürün sattırıryor.  Besin maddesi sağlık bilgisinden çıkıp pazarlama diline dönüşüyor? Testosteronda influencer gösterebildik… Proteinde kimi göstereceğimizi şaşırıyoruz. Burada bizi doktor mu, fitness fenomeni mi, gıda şirketi mi, algoritma mı, kim etkiliyor?</p>
<p><strong>18 bin dolarlık ıstakoz</strong></p>
<p>Louis Vuitton’un Erkek Giyim Kreatif Direktörü Pharrell Williams ve Japon tasarımcı NIGO “Lobster Bag” tasarladı ve sundu; yaklaşık 18 bin dolar. Görmesem inanmam; ıstakoz biçiminde.</p>
<p>İçimden “Kim alır bunu?” dedim. Çantanın iletişim başarısını kaç kişinin satın aldığıyla ölçersek resmi kaçırabiliriz. Kaç kişinin çantayı gördüğü, arkadaşına gönderdiği, fiyatına inanamadığı ya da hakkında konuştuğu daha önemli olabilir.</p>
<p>Aynı çanta 180 dolar olsaydı haber olur muydu? Muhtemelen hayır. Demek ki 18 bin dolar yalnız fiyat değil, içeriğin kendisi. Burada influencer insan değil, ürün. Lüks marka ürün üretirken aynı anda konuşulacak malzeme üretiyor. Sizi şaşırtmaya devam etmek istiyorum; ıstakozdan hamamböceğine geçelim.</p>
<p><strong>“Madem hamam böceğiyiz...”</strong></p>
<p>Hindistan'da Mayıs ayında “<em>cockroach”</em>, yani hamam böceği kelimesi popüler oldu. Ülkenin önemli bir figürü işsiz gençleri, “hamam böcekleri ve parazitler” diye nitelendirdi. Sözleri sosyal medyada yayıldı. Eğitimini ABD Boston Üniversitesi'nde tamamlamak üzere olan Abhijeet Dipke isimli genç, sosyal medya mesajı yazdı; “Madem hamam böceğiyiz, tüm hamam böcekleri buluşalım birlik olalım”. O gün bugündür hamam böcekleri istilası yaşanıyor; bir gaf, bir mesajdan “Cockroach Janta Party” doğdu. Hareketin Instagram kitlesi 22 milyonu aştı. Eğitim sistemindeki sınav skandallarıyla birleşen protestolar yayıldı. Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan'ın istifası istendi ve sonunda Pradhan görevinden ayrıldı. Financial Times’ın, “Cockroach Rebellion” başlıklı haberi toparlayıcı, https://www.ft.com/content/5133e936-a257-4541-b708-a9141732f5ad?syn-25a6b1a6=1 linkinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Kongre üyesi yumurtalarını dondururken video çekti</strong></p>
<p>Alexandria Ocasio-Cortez, 36 yaşında Amerikan Kongre üyesi. Geleceği olan tanınmış bir siyasetçi, yumurtalarını dondurma sürecini Instagram'da paylaştı. Hikayede iğnesini kendisi yapıyor. Kamera son zamanların popüler açısı olan dikey çekiyor. Görüntü özel ve mahrem. Cortez, eyleminde kadınların çocuk sahibi olup olmama ya da ne zaman çocuk sahibi olacağı ya da üreme sağlığı konusunda korkularını dile getiriyor. “Kimse bize ne yapacağımızı söylememeli”, diyor. Bir Kongre üyesi neden bunu yapar?</p>
<p>Siyasi iletişimde politikacının ne söylediği ve ne gösterdiği tabii önemli. Ama kameralar önünde kendisine iğne yapması ayrı bir mesaj. Influencer kültürünün kişiselleştirme yaklaşımı siyasete de girmiş. Politikacı artık seçmenine yalnız kürsüden seslenmiyor, telefon ekranından hayatına giriyor. Cortez'in yumurta dondurma süreciyle ilgili haberine https://www.theguardian.com/us-news/2026/aug/12/aoc-egg-freezing-maga-responses linkinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Kişiselleştirme bir iletişim tekniği oldu</strong></p>
<p>“Kişiselleştirme” etkiyi kendi üzerinde taşımak diyebilirim. Etkisini kişiselleştirme metoduyla besleyen göz boyuyor. Gazeteciler bu türün canlı örneği; haberlerini show’a dönüştürmeye başladılar. Gazeteci-influencer, bugün hiç çekinmeden koşarken haber anlatıyor, mutfağından yayın yapıyor, ne yediğini gösteriyor. İzleyenle samimi ilişki kuruyor. Sayıları hızla artıyor. Ne denli etkili oldukları anlaşılmış herhalde, siyasiler de taklit ediyor.</p>
<p><strong>Ceuta: Kriz bitiyor, görüntü kalıyor</strong></p>
<p>30 Temmuz'da Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı Ceuta'ya olağanüstü büyüklükte bir insan hareketi başladı. Farklı kaynaklarda rakamlar farklı, ben Reuters'ın son verilerinde yaklaşık 72 bin kişinin Ceuta'ya geçtiği bilgisini kullanacağım. Göç hareketi, sosyal medyada yayınlanan; sınırın açıldığı, İspanya'ya geçtiklerinde geri gönderilemeyecekleri yönündeki paylaşımlar yüzünden arttı. Can kaybı yaşandı, olay trajik bir hal aldı. Haber haberi kovaladı, bilanço yükseldi. Gerçek zaten ağırken, yayınlanan görüntüler kontrol altına alınamadığından ortaya adeta savaş alanı görüntüsü koydu.</p>
<p><strong>Clarissa Ward: 436 bin mi, doğru 436 bin mi?</strong></p>
<p>CNN'in tanınmış dış haber muhabiri Clarissa Ward, Ceuta görüntüleri üzerinden evinde oturma odasından yayın yaptı. Yayında şu soruyu sordu: “Bu görüntüler beynimize ne yapıyor?” Ben o sırada onun günlük ev kıyafeti giyisisinden tutun arkasındaki görüntü, kameraya sanki arkadaşının kulağına sır veriyormuş gibi fısıldama görüntülerinin benim beynime ne yaptığını da düşündüm. Gösterdiği görüntülerde sel gibi akan göçmenler vardı. Ward videosunun başlığı “identifiable victim effect”, tanımlanabilir mağdur etkisini anlattı. Mağdur kim sorduk; göçenler mi, İspanya halkı mı; karışıklık daha sonra diplomasi kanallarına taşındı.</p>
<p>“Görüntüler beynimize ne yapıyor?” sorusu bir şey anlatıyor;  bir insan görürsek hikâye görüyoruz. Kitle büyüdükçe insanın yüzü kayboluyor; empati azalabiliyor, tehdit algısı büyüyebiliyor. Anlatılmaya çalışılan iç içe geçen manipülatif haberlerdi. Ne gerçek ne yalan…</p>
<p>Ward'ın Instagram'da yaklaşık 436 bin takipçisi var. Cristiano Ronaldo'nun yüz milyonlarıyla karşılaştırırsanız hiçbir şey. Ward'ı diplomatlar, gazeteciler, akademisyenler, uluslararası politika çevreleri ve karar vericiler izliyor. Doğru ağın merkezindeki 400 bin kişi, rastgele 40 milyondan daha etkili olabiliyor. Özetle, Ward ve diğer influencer’lar üzerinden olana bitene daha fazla anlam verdik, en azından “Burada alışılmadık ne oluyor?” diye sormayı akıl ettik.</p>
<p><strong>Trump'ın birkaç saniyesi kaç para?</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın Truth Social'ı, Truth API adlı bir hizmet satıyor. Şöyle demem gerek “zaman” satıyor. Biraz açıklamalıyım;</p>
<p>Truth Social'ın önemli hesaplarından gelen paylaşımlar bankalara, hedge fonlara ve yüksek frekanslı işlem şirketlerine, sizin benim gibi standart kullanıcılardan daha hızlı ulaştırılıyor. 11 Ağustos itibarıyla Wall Street Journal'ın aktardığı rakam aylık 60 bin ile 100 bin dolar arasında. Hizmetin 10'dan fazla müşterisi var ve bunların çoğu yüksek frekanslı işlem şirketleri. Bir şirket neden yılda bir milyon dolara yakın para ödesin?</p>
<p>Trump'ın ticaret, İran, savaş, tarifeler veya ekonomi üzerine birkaç kelimesi piyasayı hareket ettirebiliyor. </p>
<p>Çok güncel bir gelişmeyi paylaşmadan noktalayamayacağım. Bu çabalardan elde edilen gelir o kadar yüksek ki, özel kurumlar devlet başkanını dava etme cesareti gösteriyor. The Intercept ve Freedom of the Press Foundation, Trump ve ekibine federal dava açtı. Davanın temel iddiası, Başkan’ın resmi açıklamalarına daha hızlı erişimin Trump’ın özel şirketi üzerinden aylık 100 bin dolara kadar satılmasının yarattığı hak ihlali. Dava kazanç üzerine, etik değerlere rastlamadım.</p>
<p>Hikâyenin başka enteresan açıları da var. Başkan’a yakın olmak her düzeyde avantaj. Trump'ın teleprompter'ını yöneten çalışan, Başkan'ın konuşmalarında geçen kelimeleri sayarak Kalshi adlı tahmin borsasında bahis oynamış.</p>
<p><strong>Haber, adres değiştiriyor</strong></p>
<p>Reuters Institute'ın <em>Digital News Report 2026</em> araştırması 48 coğrafyadan elde edilen verilere göre sosyal medya ve video ağları üzerine çarpıcı sonuçlar yakalamış; insanların yüzde 54'ünün haber kaynakları arasında yer alıyor. Televizyon yüzde 52'de kalmış, düşünün. Yapay zekâ sohbet motorlarını da eklediğimizde üçüncü taraf platformların oranı yüzde 56'ya çıkıyor. Tarihte ilk kez sosyal ve video platformları haber erişim biçimlerinin önüne geçti. Küresel veri.</p>
<p>Habere güven yüzde 37, sosyal medyada görülen habere güven yüzde 22, yapay zekâ sohbet motorlarından alınan habere güven yüzde 20. Tuhaf değil mi: İnsanlar daha az güvendikleri yere doğru gidiyorlar. “Gençler haber okumuyor” cümlesini doğru bulmuyorum. Haber tüketiyorlar, bizim tükettiğimiz şekilde değil. Reuters araştırmasındaki en çarpıcı bulgulardan biri 18-24 yaş grubundakilerin yüzde 56'sının hayatında hiç düzenli gazete okumamış olması. Gazeteye hiç başlamamış bir kuşak. Reuters Institute'ın <em>Digital News Report 2026</em> çalışmasına <u>buradan</u> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Influencer'ı yanlış yerde arıyoruz</strong></p>
<p>Etkinin gücü doğru bilginin güvenilir kişiyle, doğru toplulukla ve doğru formatla buluşmasından geliyor. Algoritmik dağıtım ya büyütüyor ya da görünmez kılıyor. Haber okuryazarlığı iyi eğitimli insan meziyeti değil, hayatta kalabilmek için gerekli farkındalık. Ben biraz ileri gidip vatandaş olma hali diyorum. Haberi bana kimin getirdiğini, neden tam bu haberi seçtiğini, benden ne yapmamı istediğini ve algoritmanın neden tam o anda karşıma çıkardığını sormak zorundayım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kim-kimi-neye-nasil-ikna-ediyor-85397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kim kimi, neye, nasıl ikna ediyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/omer-zeydan-eskisehir-ticaret-borsasi-baskanligina-adayligini-acikladi-85484</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ömer Zeydan ETB başkanlığına adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Oda ve borsa camiasında yılın son çeyreğinde yapılması beklenen seçimler öncesinde Eskişehir Ticaret Borsası (ETB) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Zeydan, yeniden başkanlığa aday olduğunu açıkladı.</p>
<p>Yeni dönemde Eskişehir Tarım ve Ticaret Kampüsü’nü hayata geçirmeyi hedeflediklerini belirten Zeydan, “Göreve geldiğimiz ilk günden bu yana mali disiplini esas alan yönetim anlayışımız sayesinde Borsamızın öz kaynaklarını yaklaşık 40 kat artırmayı başardık. Artık hedefimiz, yıllar içinde oluşturduğumuz bu kurumsal gücü ve mali birikimi, Eskişehir’e uzun yıllar hizmet edecek Eskişehir Tarım ve Ticaret Kampüsü’ne dönüştürmektir” diye konuştu. Kampüste lisanslı depoculuk, elektronik satış altyapısı, uluslararası standartlarda akredite ürün analiz laboratuvarları, meslek gruplarının ihtiyaçlarına yönelik endüstriyel binalar ve işleme alanları ile modern Canlı Hayvan Borsası hizmetlerinin aynı çatı altında toplanacağını söyleyen Zeydan, yeni yerleşkeye uygun alanların belirlenmesi amacıyla 2025 yılında çalışmalara başladıklarını kaydetti.</p>
<p>Ata Tohumu Koruma ve Geliştirme Merkezi, tarımsal Ar-Ge ve verimlilik çalışmaları, devlet destekleri ve proje danışmanlığı ile eğitim ve dijital dönüşüm programlarının da kampüs bünyesinde yer alacağını aktaran Zeydan, üniversiteler ve kamu kurumlarıyla kurulacak iş birlikleri sayesinde Eskişehir tarımını geleceğin koşullarına hazırlamayı amaçladıklarını ifade etti. Üreticilerin daha fazla kazanmasını, tüccarların rekabet gücünün artırılmasını, kadın üreticiler ile genç tarımsal girişimcilerin desteklenmesini hedeflediklerini vurgulayan Zeydan, “Eskişehir Ticaret Borsası’nı birlikte güçlendirdik. Bu yeni dönemde ise hedefimiz, bu gücü Eskişehirli üreticilerimizin, tüccarlarımızın ve sanayicilerimizin daha fazla kazanacağı, Eskişehir tarımının daha köklü yarınlara taşınacağı kalıcı projelere dönüştürmektir” ifadelerini kullandı.Top of Form</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/omer-zeydan-eskisehir-ticaret-borsasi-baskanligina-adayligini-acikladi-85484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/omer-zeydan-eskisehir-ticaret-borsasi-baskanligina-adayligini-acikladi-1786720855.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Zeydan, başkanlığa adaylığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedas-elektrik-sebekesini-akilli-sayaclarla-donusturuyor-85436</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Akıllı sayaç dönüşümüyle dijitalleşmede önemli bir adım atıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara’da elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) “Akıllı Sayaç Sistemlerinin Yaygınlaştırılmasına ve Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” düzenlemesi kapsamında Akıllı Sayaç Sistemleri (MASS) dönüşümünü hayata geçiriyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, bu dijital dönüşüm sayesinde sayaçların uzaktan ve otomatik okunması, tüketicilerin günlük ve saatlik tüketim verilerini takip edebilmesi, şebeke kalitesinin daha yakından izlenmesi ve olası sorunlara daha hızlı müdahale edilmesini sağlıyor.</p>
<p>Elektrik dağıtım altyapısının dijitalleşmesi ve modernizasyonunu hedefleyen dönüşüm kapsamında, muayene süresi dolan mevcut sayaçlar mevzuat doğrultusunda aşamalı olarak uzaktan haberleşme özelliğine sahip akıllı sayaçlarla yenileniyor. Bu dönüşüm ile sayaçların uzaktan ve otomatik okunması, tüketicilerin günlük ve saatlik tüketim verilerini takip edebilmesi, şebeke kalitesinin daha yakından izlenmesi ve olası sorunlara daha hızlı müdahale edilmesi hedefleniyor. </p>
<p>MASS kapsamında devreye alınan akıllı sayaçlar sayesinde elektrik tüketim verileri, saha personelinin adrese gitmesine gerek kalmadan uzaktan ve otomatik olarak okunabilecek. Böylece fiziksel sayaç okuma süreçlerinde yaşanabilecek zaman kayıplarının ve olası okuma hatalarının önüne geçilmesi hedefleniyor. Muayene süresi dolan sayaçların mevzuat kapsamında yenilenmesiyle yürütülen dönüşümün, belirlenen kriterler doğrultusunda kademeli olarak yaygınlaştırılması planlanıyor.</p>
<h2>“Tüketiciler tüketimlerini saatlik ve günlük takip edebilecek”</h2>
<p>Akıllı Sayaç Sistemleri'nin tüketicilere elektrik kullanım alışkanlıklarını daha yakından takip etme imkanı da sunacağı belirtildi. Kullanıcılar, EPİAŞ mobil uygulaması ve web portalı üzerinden günlük ve saatlik tüketim verilerine erişebilecek. Bu sayede tüketicilerin enerji kullanım alışkanlıklarını analiz ederek tüketimlerini daha verimli planlamaları ve tasarruf fırsatlarını daha kolay belirlemeleri mümkün olacak.</p>
<h2>“Akıllı Sayaçlarla Daha Hızlı ve Etkin Şebeke Yönetimi”</h2>
<p>UEDAŞ Müşteri Teknik Hizmetleri Direktörü Tayfun Tutar, dönüşümün dağıtım operasyonlarına ve şebeke yönetimine sağlayacağı katkıyı şöyle değerlendirdi: “Akıllı Sayaç Sistemleri dönüşümüyle birlikte dağıtım şebekemizde dijitalleşme adına önemli bir adım atıyoruz. Sayaç verilerinin uzaktan ve otomatik olarak alınabilmesi, hem saha operasyonlarımızı daha etkin yönetmemize hem de tüketim verilerinin daha yakından takip edilmesine imkan sağlayacak. Elde edilen verileri şebekenin performansını izlemek ve olası sorunlara daha hızlı müdahale etmek için de kullanacağız. Bu dönüşümün, Güney Marmara’da daha verimli, daha izlenebilir ve geleceğin akıllı şebeke altyapısına hazır bir elektrik dağıtım sistemi oluşturma hedefimize önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.” </p>
<h2>“Kayıp ve kaçakla mücadeleye dijital destek”</h2>
<p>Akıllı sayaçların sunduğu dijital altyapı, yalnızca tüketimin ölçülmesini değil, elektrik şebekesinin teknik performansının da daha etkin şekilde takip edilmesini sağlayacak.MASS dönüşümü, elektrik şebekesindeki enerji akışının daha detaylı takip edilmesine de katkı sağlayacak. Akıllı sayaçlardan elde edilen verilerin merkezi yazılımlar üzerinden analiz edilmesiyle, enerji akışındaki farklılıkların daha etkin şekilde izlenmesi ve teknik kayıplar ile kaçak kullanımın azaltılmasına destek olunması hedefleniyor. Bu kapsamda akıllı sayaçlardan elde edilen veriler, yalnızca tüketim takibinde değil, dağıtım şebekesinin genel performansının değerlendirilmesinde de kullanılabilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedas-elektrik-sebekesini-akilli-sayaclarla-donusturuyor-85436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/uedas-elektrik-sebekesini-akilli-sayaclarla-donusturuyor-1786693302.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ Müşteri Teknik Hizmetleri Direktörü Tayfun Tutar, “Akıllı Sayaç Sistemleri dönüşümüyle birlikte dağıtım şebekemizde dijitalleşme adına önemli bir adım atıyoruz. Sayaç verilerinin uzaktan ve otomatik olarak alınabilmesi, hem saha operasyonlarımızı daha etkin yönetmemize hem de tüketim verilerinin daha yakından takip edilmesine imkan sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-iklim-direncli-sehirler-icin-ankarada-duzenlenen-zirveye-katildi-85432</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırat Görgel: İklim değişikliği gelecek nesillerin de meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu yıl ev sahipliğini üstleneceği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde iklim değişikliğiyle mücadele ve iklim dirençli şehirlerin geliştirilmesine yönelik istişare ve değerlendirme toplantıları sürüyor. Bu kapsamda Ankara’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un başkanlığında “COP31’e Giden Süreçte İklim Dirençli Şehirlerin Geliştirilmesi; Kaynak Verimliliğinden Kentsel Dirençliliğe” konulu istişare ve değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel de toplantıya katılarak istişare ve değerlendirmelere ortak oldu. İLBANK ve Asya Kalkınma Bankası yetkilileri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler temsilcileri, büyükşehir ve il belediye başkanları ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri de toplantıda yer aldı.</p>
<p>İklim değişikliğiyle mücadelede yerel yönetimlerin rolünün ve şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığının artırılmasının ele alındığı toplantıda çeşitli oturumlar gerçekleştirildi. Oturumlarda; COP31 Eylem Gündemi’nin öncelikli alanlarından biri olan iklim dirençli şehirler, kentsel dayanıklılığın ölçeklendirilmesi, su verimliliği, enerji ve atık sistemlerinde yaşanan sorunlar, bu alanlarda geliştirilebilecek pratik çözüm ve fırsatlar ile uluslararası iş birlikleri kapsamlı şekilde değerlendirildi. Ayrıca şehirlerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dirençli hale getirilmesi noktasında ihtiyaç duyulan finansman mekanizmaları, yerel yönetimlerin proje geliştirme kapasitesinin artırılması ve ulusal iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir projelere dönüştürülmesi konuları da toplantının önemli başlıkları arasında yer aldı.</p>
<p><strong>“Dirençli şehirleri COP31’de ana başlıklarımızdan biri haline getirdik”</strong></p>
<p>Programda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, COP31 Eylem Gündemi’ni temiz enerji dönüşümünden yeşil sanayileşmeye, sıfır atıktan gıda güvenliğine, İklim Uygulama Köprüsü’nden dirençli şehirlere kadar 10 ana başlık etrafında şekillendirdiklerini ifade etti. Türkiye’nin son yıllarda yangın, sel, kuraklık ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı afetlerle karşı karşıya kaldığını belirten Bakan Kurum, bu tecrübelerin afetleri önceden hesaplayan, riskleri azaltan ve kaynakları doğru yöneten yeni bir şehircilik anlayışını zorunlu kıldığını vurguladı. Kentsel dirençliliğin afet yönetimi ile iklim değişikliğini birbirinden ayrı değerlendirmediğine dikkat çeken Bakan Kurum, dirençli şehirlerin COP31’in ana gündemlerinden biri haline getirildiğini belirtti. Kurum, dirençli altyapı ve bina standartlarının küresel ölçekte yaygınlaştırılması, yeşil bina sertifikasyon sistemlerinin güçlendirilmesi ve yeni finansman mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Deprem bölgesindeki çalışmalar örnek gösterildi</strong></p>
<p>Türkiye’nin depremden etkilenen 11 ilinde yürütülen yeniden inşa çalışmalarına da değinen Bakan Kurum, bu sürecin yalnızca yapılaşma değil, iklim dirençli ve sürdürülebilir şehirlerin oluşturulması açısından da önemli bir dönüşüm fırsatı sunduğunu söyledi. Kurum, deprem sonrası tasarlanan sıfır enerjili bina konseptiyle enerji tüketiminin yüzde 39, sera gazı emisyonlarının ise yüzde 38 azaltıldığını belirterek, COP31 sürecinde bu tür uygulamaların ölçülebilir hedeflerle somut uygulamalara dönüştürüleceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kaynak verimliliği ve sıfır atık vurgusu</strong></p>
<p>Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de kaynak verimliliği oldu. Suyun kaybedilmesinin yalnızca suyun değil, aynı zamanda arıtma için kullanılan enerjinin, altyapı yatırımlarının ve kamu kaynaklarının da kaybedilmesi anlamına geldiğini belirten Bakan Kurum, kaynak verimliliğinin çevre politikasının yanı sıra ekonomi, kalkınma, milli kaynakların korunması ve nesiller arası adalet meselesi olduğunu ifade etti. Sıfır atık çalışmalarının Türkiye’nin çevre politikalarının önemli bir parçası haline geldiğini belirten Kurum, Depozito İade Sistemi ve DOA uygulamasıyla bu çalışmaların günlük hayatın daha geniş bir alanına taşındığını, bugüne kadar dönüştürülen ambalaj sayısının 100 milyonu aştığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ec1ac79a76-1786692012.jpeg" alt="K.Maraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ı iklim değişikliğine ve afetlere karşı daha dirençli hale getiriyoruz”</strong></p>
<p>Toplantıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız ve COP31 Başkanımız Sayın Murat Kurum’un başkanlığında gerçekleştirilen, istişare ve değerlendirme toplantısına katılım sağladık. İklim değişikliği, kaynakların verimli kullanılması ve şehirlerimizin afetlere karşı dirençli hale getirilmesi artık yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de meselesi. Özellikle belediyelerimizin iklim dirençli projeler geliştirebilmesi ve bu projelerin güçlü finansman imkanlarıyla hayata geçirilebilmesi noktasında ortaya konulan çalışmaların son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Büyükşehir Belediyesi olarak şehrimizin ihtiyaçlarını doğru tespit eden, kaynaklarımızı verimli kullanan ve geleceğe değer katan projeler üretmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle toplantının düzenlenmesinde emeği geçen Bakanlığımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, çalışmalarımızın şehrimiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-gorgel-iklim-direncli-sehirler-icin-ankarada-duzenlenen-zirveye-katildi-85432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/2/1280x720/baskan-gorgel-iklim-direncli-sehirler-icin-ankarada-duzenlenen-zirveye-katildi-1786692090.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Bakan Kurum’un başkanlığında Ankara’da gerçekleştirilen “COP31’e Giden Süreçte İklim Dirençli Şehirlerin Geliştirilmesi; Kaynak Verimliliğinden Kentsel Dirençliliğe” konulu istişare ve değerlendirme toplantısına katıldı. Toplantıda; iklim dirençli şehirlerin geliştirilmesi, kentsel dayanıklılığın artırılması, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, yenilenebilir enerji yatırımları ve uluslararası finansman imkânları ele alındı. Görgel, &quot;İklim değişikliği, kaynakların verimli kullanılması ve şehirlerimizin afetlere karşı dirençli hale getirilmesi artık yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de meselesi. Özellikle belediyelerimizin iklim dirençli projeler geliştirebilmesi ve bu projelerin güçlü finansman imkanlarıyla hayata geçirilebilmesi noktasında ortaya konulan çalışmaların son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesi-iklim-muzesi-kuruyor-85430</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talas Belediyesi &#039;İklim Müzesi&#039; kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ </strong></p>
<p>Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Osmanlı Kültür Sokağı'na “İklim Müzesi” kuracaklarını duyurdu. Kurulacak müze için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Türkiye Çevre Ajansı Başkanlığı tarafından 4 milyon lira hibe desteği verilecek.</p>
<p>Talas’ın önemli bir kültür sanat merkezi haline gelen ve turistik açıdan da ilçeye değer katan Osmanlı Sokağı’nda Talas Belediyesi tarafından pek çok proje hayata geçmişti. Su Medeniyetleri Galerisi, Çanakkale'den Cumhuriyete 100. Yıl Müzesi, tarihi dokuya uygun Talas Musiki Cemiyeti ile Klasik Sanatlar Atölyesi, yöresel lezzetlerin sunulduğu Tokana Restoranı ve Türkçe Sokağı gibi yatırımların ardından şimdi de İklim Müzesi kurulmaya hazırlanıyor. Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Osmanlı Kültür Sokağı dediğimiz Ali Saip Paşa Sokağı'nda çok güzel çalışmalar ortaya çıkmaya başladı. Hem turistik açıdan hem güvenlik hem de şehir estetiği bakımından önemli kazanımlar elde ettik. Yatırımlarla bölgemiz çok farklı bir kimlik kazandı. İki sokağın kesişiminde, camimizin karşısında belediyemize ait tarihi bir sarnıç tespit edildi. Uzun süren temizlik ve bakım çalışmalarının ardından ORAN Kalkınma Ajansı'nın desteğiyle projemizi hazırladık. İklim Müzesi olarak planlanan bu çalışmayla özellikle çocuklarımızın çevre ve iklim konusunda bilinçlenmesini hedefliyoruz. Hazırladığımız projeyi Türkiye Çevre Ajansı'na sunduk. Yaptığımız görüşmeler neticesinde bakanlığımız projeye 4 milyon lira hibe desteği verme kararı aldı” dedi.</p>
<p>Kayseri’de yaklaşık 2 milyon metrekarelik alanda Koruma Amaçlı İmar Planı yapılan tek yerin Talas olduğuna da dikkat çeken Yalçın, “Tarihi eserlerin, taş konakların ve kültürel mirasın bir arada bulunduğu bu alanı korumak için yaklaşık üç yıl boyunca yoğun bir çalışma yürüttük. Tarihi değerlerimizi geleceğe taşımak adına azami gayret gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/talas-belediyesi-iklim-muzesi-kuruyor-85430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/talas-belediyesi-iklim-muzesi-kuruyor-1786691072.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, &quot;Uzun süren temizlik ve bakım çalışmalarının ardından ORAN Kalkınma Ajansı&#039;nın desteğiyle projemizi hazırladık. İklim Müzesi olarak planlanan bu çalışmayla özellikle çocuklarımızın çevre ve iklim konusunda bilinçlenmesini hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/lojistik/arc-grup-cinden-avrupaya-lojistik-koprusunu-turkiyeden-kuruyor-85429</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ARC Grup, Çin’den Avrupa’ya lojistik köprüsünü Türkiye’den kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiği dönemde Türkiye, Çin ile Avrupa arasındaki yük hareketinde stratejik bir lojistik merkez olma yolunda ilerliyor.</p>
<p>Bu doğrultuda yatırımlarını artıran ARC Grup, kara, deniz, hava ve demiryolunu entegre eden taşımacılık modeliyle Çin kaynaklı yüklerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını sağlayan altyapısını güçlendiriyor. ARC Grup Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Arabacı, Çin ile Avrupa arasındaki ticaret hacminin büyümeye devam ettiğini belirterek, bu hatta Türkiye’nin üstleneceği rolün giderek artacağını söyledi. Çin’den gelen ürünlerin Türkiye’de işlenmesinin ya da Türkiye üzerinden transit olarak Avrupa’ya taşınmasının önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını ifade eden Arabacı, lojistik altyapısını da bu gelişmeye göre şekillendirdiklerini kaydetti. Arabacı, “Çin’den alınan ürünleri transit olarak Avrupa’ya aktarıyoruz. Gelecekte İpek Yolu üzerindeki demiryolu taşımalarının da daha güçlü hale geleceğini öngörüyoruz. Kara yolu bağlantımızı kurduk ve operasyonlara başladık. Uzun vadede ticaretin önemli bölümünün Türkiye üzerinden geçeceğine inanıyoruz. Çin’den gelen ürünler ya Türkiye’de işlenecek ya da Türkiye üzerinden transit geçecek. Biz de bu lojistik köprünün altyapısını oluşturuyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Avrupa’da şirketleşmeyle operasyon gücünü artırıyor</strong></h2>
<p>ARC Grup’un Avrupa yapılanmasının yalnızca yeni bir taşıma hattı oluşturmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Arabacı, Çekya merkezli ARCLOG Europe organizasyonuyla Avrupa içi operasyonları doğrudan yönettiklerini söyledi. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan ve Slovakya’da faaliyetlerini genişleten şirket, Bulgaristan’daki yapılanmasıyla da Avrupa’daki operasyonel gücünü artırıyor. Avrupa’da toplam 20 araçlık aktif filoya ulaşan grup, önümüzdeki dönemde Avrupa içindeki araç sayısını daha da artırmayı hedefliyor. Avrupa’da kurulan şirket yapısının, Türkiye’den Avrupa’ya taşınan yüklerin sınır geçişinden sonraki dağıtımında da şirkete doğrudan kontrol imkânı sağladığını belirten Arabacı, özellikle Orta Avrupa’nın Türk ihracatçısı açısından önemli bir dağıtım merkezi haline geldiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7ebda033da9-1786690976.jpg" alt="" width="746" height="420" /></p>
<h2><strong>Kapıkule’ye uzanan lojistik altyapı</strong></h2>
<p>ARC Grup, Avrupa’daki büyüme stratejisini Türkiye’deki lojistik yatırımlarıyla da destekliyor. İstanbul’da ikinci şube ve Edirne şubesini devreye alan şirket, Çerkezköy’de 6 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 10 bin metrekarelik depo ve lojistik garaj yatırımı gerçekleştirdi. Çerkezköy’deki merkezde gümrük işlemleri tamamlanan ihracat yükleri doğrudan Kapıkule’ye sevk edilerek sınır geçiş sürelerinin optimize edilmesi hedefleniyor. Bursa’da ise 12 dönümlük garaj alanı ve 10 bin metrekarelik depo kapasitesiyle operasyonların önemli bir bölümü yönetiliyor. Grup genelinde 700 kişilik istihdam sağlayan ARC Grup, 300 TIR ve 80 express araçtan oluşan filosuyla hizmet veriyor. Kiralık araçlarla da kapasite esnekliği sağlayan şirket, özellikle ihracatın yoğunlaştığı dönemlerde ortaya çıkan ani taşıma ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebiliyor.</p>
<h2><strong>Otomotiv taşımalarının payı yüzde 40</strong></h2>
<p>ARC Grup’un toplam iş hacminde karayolu taşımacılığı yüzde 70, denizyolu ise yüzde 25 pay alıyor. Şirket, farklı taşıma modlarını bir araya getiren multimodal çözümlerle müşterilerinin zaman ve maliyet beklentilerine cevap vermeye çalışıyor. Müşteri portföyünün yaklaşık yüzde 40’ını otomotiv sektörünün oluşturduğunu belirten Arabacı, özellikle üretim zincirinde zaman kaybının yüksek maliyetlere yol açtığı otomotiv sektöründe hızlı teslimatın kritik önem taşıdığını söyledi. ARC Grup, acil ve yüksek değerli otomotiv parçalarında handcarry hizmeti de sunuyor. Şirket, Avrupa’ya 24 saat, diğer küresel destinasyonlara ise 48 saat içinde teslimat gerçekleştirebiliyor. Otomotivin yanı sıra gıda ve makine sanayinde de faaliyet gösteren grubun profil, alüminyum ve kimya sektörlerindeki iş hacminin de artış eğiliminde olduğu belirtiliyor. ARC Grup son beş yılda ortalama yüzde 15 büyüme kaydederken, Avrupa merkezli operasyon modeliyle bu büyüme ivmesini artırmayı hedefliyor.</p>
<h2><strong>Yeşil lojistik ihalelerde avantaj sağlıyor</strong></h2>
<p>Avrupa taşımacılık pazarında karbon emisyonu kriterlerinin giderek daha belirleyici hale geldiğine dikkat çeken Arabacı, ARC Grup’un T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen Yeşil Lojistik Belgesi’ni almaya hak kazanan sayılı firmalar arasında yer aldığını belirtti. Filonun tamamının Euro 6 normunda araçlardan oluştuğunu ifade eden Arabacı, sürdürülebilirlik odaklı yatırımların devam edeceğini söyledi. Yeşil Lojistik Belgesi’nin yalnızca çevresel açıdan değil, ticari açıdan da avantaj sağladığını belirten Arabacı, belge sayesinde teşviklerden yararlanma imkânı elde ettiklerini ve global şirketlerin ihalelerinde rekabet güçlerinin arttığını kaydetti. Şirket, sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında kurulması planlanan hatıra ormanıyla da çevresel katkısını artırmayı hedefliyor.</p>
<h2><strong>Yüksek finansman maliyeti filo yenilemeyi zorlaştırıyor</strong></h2>
<p>Arabacı, son yıllarda yükselen finansman maliyetleri, KDV uygulamalarındaki değişiklikler ve yabancı firmalarla rekabet koşullarındaki eşitsizliğin yerli taşımacıyı zorladığını söyledi. Avrupa’daki lojistik şirketlerinin yaklaşık yüzde 2 faiz oranıyla 5 yıl vadeli araç finansmanı sağlayabildiğini belirten Arabacı, Türkiye’de kredi maliyetlerinin yüzde 40-45 seviyelerine kadar çıktığını söyledi. Bu farkın filo yatırımlarını doğrudan etkilediğini vurgulayan Arabacı, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle Türk taşımacılarının araçlarını yenilemekte zorlandığını, buna karşılık Orta Avrupa ve Balkan ülkeleri plakalı araçların Türkiye hatlarındaki varlığının son yıllarda belirgin biçimde arttığını kaydetti. </p>
<h2><strong>KDV uygulaması nakit akışını baskılıyor</strong></h2>
<p>Sektörün bir diğer önemli sorununun KDV mahsup sistemindeki değişiklikler olduğunu ifade eden Arabacı, özellikle yatırım yapan firmaların nakit akışının bu uygulamalardan olumsuz etkilendiğini söyledi. Araç alımlarında ödenen KDV’nin önceki sistemde daha hızlı mahsup edilebildiğini hatırlatan Arabacı, mevcut uygulamaların özellikle yüksek yatırım gerektiren lojistik şirketleri açısından finansal baskıyı artırdığını belirtti. Arabacı ayrıca, ana faaliyet konusu lojistik olmayan bazı firmaların KDV avantajlarından yararlanmak amacıyla taşımacılık sektörüne girmesinin sektörde kapasite fazlası ve fiyat baskısı oluşturduğunu savundu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/lojistik/arc-grup-cinden-avrupaya-lojistik-koprusunu-turkiyeden-kuruyor-85429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/9/1280x720/arc-grup-cinden-avrupaya-lojistik-koprusunu-turkiyeden-kuruyor-1786691010.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışında Türkiye’yi lojistik merkez haline getirmeye hazırlanan ARC Grup&#039;un, Avrupa’da şirketleşme, filo ve depo yatırımlarıyla operasyon ağını genişlettiği belirtildi. 300 TIR ve 80 express araçlık filosuyla hizmet veren şirket, otomotiv başta olmak üzere ihracatçıya hız kazandırırken, Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Arabacı, Türkiye’de yüzde 40-45’e ulaşan finansman maliyetlerinin yerli taşımacının filo yenilemesini zorlaştırdığını ve yabancı plakalı araçlarla rekabet eşitsizliği oluşturduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-8-dakikada-el-degmeden-arac-yikama-donemi-basladi-85450</guid>
            <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Araç yıkamada fırçasız ve insan temasını ortadan kaldıran yeni bir sistem kurduk&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır’da uzun yıllardır araç koruma ve güzelleştirme sektöründe faaliyet gösteren girişimci Hasip Özalp, sektörde edindiği tecrübeyi yeni nesil araç yıkama teknolojisiyle birleştirdiğini belirtti. Şirket, Yaklaşık 10 milyon TL yatırımla hayata geçirilen ZOREX WASH, Diyarbakır’da hızlı, temassız ve modern araç yıkama anlayışını yaygınlaştırmayı hedefliyor.</p>
<p>Yatırım fikrinin sektörde karşılaştıkları ihtiyaçlardan doğduğunu belirten Özalp, özellikle PPF (boya koruma filmi), seramik kaplama ve benzeri profesyonel araç koruma uygulamalarından sonra doğru yıkama yönteminin büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Özalp, “Yaklaşık 6 yıldır bu sektörün içerisindeyiz. PPF, seramik kaplama, cam filmi ve araç koruma uygulamalarında binlerce araçla ilgili tecrübe edindik. Araçların koruma uygulamalarından sonra yanlış ve kontrolsüz yıkama yöntemlerine maruz kalabildiğini gördük. Bunun üzerine araca mümkün olduğunca hassas davranan, fırça kullanmayan ve insan temasını ortadan kaldıran yeni bir sistem arayışına girdik. Uzun araştırmalar sonucunda teknolojiyi belirledik, makinelerimizi getirerek ZOREX WASH markası altında yatırımımızı hayata geçirdik” dedi.</p>
<p>Sistemin en önemli özelliklerinden birinin araçla fiziksel temasın ortadan kaldırılması olduğunu ifade eden Özalp, şöyle devam etti: “Araca fırça veya insan eli değmeden, kontrollü su basıncı ve özel yıkama sistemiyle işlemi gerçekleştiriyoruz. Alt şase yıkama dahil süreç yaklaşık 8 dakikada tamamlanıyor. Geleneksel yöntemlere kıyasla suyu daha kontrollü kullanırken, müşterimizin zamanını da koruyoruz. İnsanların araç yıkamak için uzun süre beklemesini istemiyoruz.”</p>
<p>Özalp, sistemin yalnızca hız üzerine kurulmadığını belirterek, “Bizim için amaç 8 dakikada işi bitirmekten ibaret değil. Hız, araç güvenliği, hizmet standardı ve kaynakların verimli kullanılması aynı sistem içerisinde olmalı. ZOREX WASH’ı bu anlayış üzerine kurduk” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Günümüzde zamanın en değerli unsurlardan biri haline geldiğini belirten Özalp, yeni yatırımlarının çıkış noktalarından birinin de bu olduğunu söyledi. Özalp “Bir insanın aracını yıkatmak için uzun süre beklemesi artık bize doğru gelmiyor. Teknoloji bunu çok daha kısa sürede ve standart bir kaliteyle yapabiliyorsa neden kullanmayalım? Biz de bu nedenle ‘Zamanın değerini bilenler için ZOREX’ anlayışıyla hareket ediyoruz.”</p>
<p>ZOREX WASH’ın yalnızca tek bir yıkama noktası olarak planlanmadığını vurgulayan Özalp, sistemin performansı ve müşteri deneyiminden elde edilecek veriler doğrultusunda yeni yatırımlar yapacaklarını söyledi. Özalp, “İlk adımı Diyarbakır’da attık. Hedefimiz sistemi burada güçlü ve sürdürülebilir bir modele dönüştürmek. Ardından yeni lokasyonlarla Diyarbakır genelinde büyümek ve çevre illere açılmak istiyoruz. Bununla birlikte oluşturduğumuz sistemin marka, tasarım ve sınai mülkiyet haklarının korunmasına yönelik çalışmalarımızı da başlatıyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-8-dakikada-el-degmeden-arac-yikama-donemi-basladi-85450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/0/1280x720/diyarbakirda-8-dakikada-el-degmeden-arac-yikama-donemi-basladi-1786700481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır’da 6 yıldır araç koruma ve güzelleştirme sektöründe faaliyet gösteren girişimci Hasip Özalp, yaklaşık 10 milyon TL’lik yatırımla fırça kullanılmayan ve insan temasını ortadan kaldıran yeni bir sistem kurduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4158-milyar-lira-artti-85369</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 415,8 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 7 Ağustos ile biten haftada yüzde 1,28 artarak 32 trilyon 379 milyar 318 milyon 37 bin liradan 32 trilyon 795 milyar 159 milyon 240 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,29 azalarak 17 trilyon 769 milyar 130 milyon 860 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 3,59 artışla 10 trilyon 786 milyar 875 milyon 881 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 267 milyar 611 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 227 milyar 440 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 7 Ağustos itibarıyla 1 milyar 770 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,96 azalışla 6 trilyon 779 milyar 769 milyon 152 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 817 milyar 737 milyon 899 bin lirası konut, 41 milyar 384 milyon 793 bin lirası taşıt, 2 trilyon 557 milyar 35 milyon 833 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 363 milyar 610 milyon 627 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 7 Ağustos ile biten haftada 23 milyar 100 milyon 303 bin lira artarak 26 trilyon 740 milyar 928 milyon 993 bin liradan, 26 trilyon 764 milyar 29 milyon 296 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-4158-milyar-lira-artti-85369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/lira-para-tl-1760890382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 415,8 milyar lira artarak 32,8 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-5473-milyon-dolarlik-alis-85367</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 547,3 milyon dolarlık alış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 1,5 milyon dolarlık hisse senedi, 545,8 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 210 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 7 Ağustos haftasında 39 milyar 557,1 milyon dolardan 40 milyar 779,5 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 896,8 milyon dolardan 18 milyar 488,7 milyon dolara ve ÖST stoku da 3 milyar 879,2 milyon dolardan 4 milyar 74,4 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-5473-milyon-dolarlik-alis-85367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşikler, 1,5 milyon dolarlık hisse senedi ile 545,8 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-139-milyar-dolar-artti-85364</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in toplam rezervleri 13,9 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 7 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 7 milyar 211 milyon dolar artarak 71 milyar 22 milyon dolara ulaştı. Brüt döviz rezervleri, 31 Temmuz'da 63 milyar 811 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 6 milyar 708 milyon dolar artışla 100 milyar 637 milyon dolardan 107 milyar 345 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 7 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 13 milyar 918 milyon dolar artarak 164 milyar 448 milyon dolardan 178 milyar 366 milyon dolara çıktı.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>03.07.2026</td>
<td>97.742</td>
<td>61.952</td>
<td>159.694</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>07.08.2026</td>
<td>107.345</td>
<td>71.022</td>
<td>178.366</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-139-milyar-dolar-artti-85364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 13,9 milyar dolar artışla 178,4 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-51-milyon-liraya-geriledi-85363</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 51 milyon liraya geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 7 Ağustos itibarıyla 47 milyar 537 milyon lira artarak 27 trilyon 434 milyar 439 milyon liradan 27 trilyon 481 milyar 976 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 366 milyar 488 milyon lira artarak 30 trilyon 914 milyar 613 milyon liradan 31 trilyon 281 milyar 101 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 6 milyar 955 milyon lira azalarak 3 trilyon 423 milyar 271 milyon liraya geriledi. Söz konusu tutarın 818 milyar 485 milyon lirası konut, 41 milyar 513 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 563 milyar 273 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 21 milyar 455 milyon lira artarak 4 trilyon 205 milyar 273 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,7 azalışla 3 trilyon 363 milyar 852 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 268 milyar 266 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 95 milyar 586 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 7 Ağustos itibarıyla önceki haftaya göre 9 milyar 339 milyon lira artarak 827 milyar 871 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 621 milyar 948 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 3 milyar 542 milyon lira azalarak 5 trilyon 923 milyar 128 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesaplarının (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 106 milyon lira azalarak 157 milyon liradan 51 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-51-milyon-liraya-geriledi-85363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, KKM bakiyesi 106 milyon lira azalışla 51 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-milli-gelire-oraninin-tarihsel-ortalamanin-altinda-kalmaya-devam-edecegi-degerlendiriliyor-85371</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cari açığın milli gelire oranının tarihsel ortalamanın altında kalmaya devam edeceği değerlendiriliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan haziran ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada Haziran 2025'te 2,3 milyar dolar olan cari işlemler açığının, bu yılın haziran ayında 4,2 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Bolat, yıllıklandırılmış açığın 38,9 milyar dolar olduğunu aktardı.</p>
<p>Bolat, yıllıklandırılmış altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında 28,9 milyar dolar fazla verildiğine işaret etti.</p>
<p>Bu performansla cari işlemler açığının, ilk çeyrekte 23,6 milyar dolar olarak gerçekleşmesinin ardından yılın ikinci çeyreğinde 10,9 milyar dolara gerilediğini ifade eden Bolat, yılın ilk yarısında da söz konusu açığın 34,5 milyar dolar olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Mal ihracatındaki artış iyileşmede rol oynadı"</strong></p>
<p>Bolat, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle net enerji açığının haziranda yüzde 42,3 artışla 4,5 milyar dolara yükselmesinin, cari işlemler açığındaki artışta etkili olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yılın ikinci çeyreğinde jeopolitik gelişmelerin emtia ve enerji fiyatları üzerinden ithalatı artırıcı etkisine rağmen, dış ticaret açığında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 iyileşme kaydedilmiştir. Söz konusu iyileşmede mal ihracatımızın yüzde 10,1 artması rol oynamıştır. Böylece yılın ikinci çeyreğinde cari işlemler açığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7,7, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 53,8 azalarak 10,9 milyar dolara gerilemiştir."</p>
<p>Yıllıklandırılmış hizmet ihracatının haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 artarak 123,3 milyar dolara ulaştığını belirten Bolat, seyahat gelirlerinin bu dönemde 60,3 milyar dolar, taşımacılık gelirlerinin 43,2 milyar dolar olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bolat, haziran itibarıyla mal ve hizmet ihracatı toplamının da geçen yıla kıyasla yüzde 3,9 yükselişle 401,2 milyar dolara çıktığının altını çizdi.</p>
<p><strong>"İhracatı güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz"</strong></p>
<p>Küresel konjonktürde artan risk ve belirsizliklere rağmen cari işlemler açığının tarihsel ortalamanın altında seyretmeye devam ettiğini vurgulayan Bolat, cari açığın milli gelire oranının geçen yıl yüzde 1,9 olurken, bu yılın ilk çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda yüzde 2,4 ile tarihsel ortalamanın altındaki performansını sürdürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Bolat, ikinci çeyrekteki büyüme beklentileri doğrultusunda, cari işlemler açığının milli gelire oranının yıllıklandırılmış bazda, ilk çeyreğe yakın seviyede gerçekleşmesinin öngörüldüğüne de dikkati çekti.</p>
<p>Haziran ayından itibaren enerji ve emtia fiyatlarında gerileme görüldüğüne işaret eden Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Son dönemde görülen fiyat oynaklığı cari işlemler açığı üzerindeki yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret etmektedir. Bununla birlikte mal ve hizmet ihracatındaki dayanıklı görünümün desteğiyle, cari işlemler açığının milli gelire oranının tarihsel ortalamasının altında kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir. Bakanlık olarak, ihracat destekleri, ticaret diplomasisi, pazar ve ürün çeşitlendirmesi ile ihracatı güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Mal ve hizmet ihracatındaki kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve dış ticaret dengesinin cari işlemler dengesine sürdürülebilir katkı sağlaması, temel önceliğimiz olmaya devam edecektir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu 'yüksek katma değerli ve rekabetçi ihracat' vizyonu kapsamında, ülkemizi dünya ihracat liginde üst sıralara taşımak üzere gayretle çalışmalarımızı sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-milli-gelire-oraninin-tarihsel-ortalamanin-altinda-kalmaya-devam-edecegi-degerlendiriliyor-85371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Mal ve hizmet ihracatındaki dayanıklı görünümün desteğiyle, cari işlemler açığının milli gelire oranının tarihsel ortalamanın altında kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalacagini-ongoruyoruz-85361</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalacağını öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan haziran ayı ödemeler dengesi verileri hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda haziranda yıllıklandırılmış cari açığın 38,9 milyar dolar olduğunu belirten Şimşek, "İkinci çeyrek itibarıyla cari açığın milli gelire oranının yaklaşık yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz. Enerji ve diğer emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalacağını öngörüyoruz. Dış finansmana erişimdeki güçlü görünüm, program döneminde tesis ettiğimiz güvenin önemli göstergesidir. Son bir yılda dış borç çevirme oranları bankacılık sektöründe yüzde 161, reel sektörde yüzde 246 oldu. Cari dengede elde ettiğimiz kazanımları kalıcı hale getirmek için verimlilik ve dönüşüm odaklı politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Haziranda yıllıklandırılmış cari açık 38,9 milyar dolar oldu. İkinci çeyrek itibarıyla cari açığın milli gelire oranının yaklaşık yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz.<br /><br />Enerji ve diğer emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın… <a href="https://t.co/sLJLWfmHxE">pic.twitter.com/sLJLWfmHxE</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2087837197269410277?ref_src=twsrc%5Etfw">August 13, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalacagini-ongoruyoruz-85361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/simsekten-enflasyon-tahmini-petrol-65-dolarin-altinda-kalirsa-hedefin-1-ile-16-puan-altinda-olur-1744291508.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Enerji ve diğer emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalacağını öngörüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025-vergi-rekortmenleri-belli-oldu-85359</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2025&#039;in vergi rekortmenleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), 2025 vergilendirme dönemine ait yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin değerlendirilmesi sonucunda Türkiye genelinde en fazla vergi beyan eden 100 mükellef listesini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, 2021-2025 yıllarında art arda 5 kez Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen mükellefleri oldu.</p>
<p>2025 vergilendirme döneminde Selçuk Bayraktar 2 milyar 991 milyon 536 bin lira, Haluk Bayraktar da 2 milyar 502 milyon 27 bin lira gelir vergisi beyan etti. İki yöneticinin ödediği toplam gelir vergisi 5 milyar 493,6 milyon lirayı buldu.</p>
<p><strong>Üçüncü sırada Mustafa Rahmi Koç yer aldı</strong></p>
<p>2025 vergilendirme dönemine ilişkin en fazla gelir vergisi beyan eden mükellefler listesinin üçüncü sırasında 830 milyon 795 bin 72 lirayla Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç bulunuyor.</p>
<p>Listenin dördüncü sırasında 676 milyon 261 bin 752 lirayla Mehmet Sinan Tara yer aldı.</p>
<p>Listenin, 5, 6 ve 8'inci sırasındaki kişiler isimlerinin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>Listede yedinci sırada 557 milyon 655 bin 112 lirayla Erman Ilıcak, dokuzuncu sırada 448 milyon 694 bin 701 lirayla Mehmet Cengiz, onuncu sırada 430 milyon 317 bin 466 lirayla Ceyda Lale Tara yer aldı.</p>
<p><strong>5,6 milyon mükellef beyanname verdi</strong></p>
<p>Türkiye genelinde yıllık gelir vergisine ilişkin 5 milyon 586 bin 760 mükellef tarafından beyanname verildi. Bu beyannamelerle 2 trilyon 394 milyar 768 milyon 820 bin 670 lira matrah beyan edildi. Bu tutar üzerinden 710 milyar 565 milyon 105 bin 352 lira gelir vergisi tahakkuku gerçekleştirildi.</p>
<p>Türkiye genelinde 2025 vergilendirme dönemi için her bir mükellef ortalama 428 bin 651 lira matrah beyanında bulunurken, bu matrah üzerinden ortalama 127 bin 187 lira gelir vergisi tahakkuku yapıldı.</p>
<p>Gelir vergisi mükelleflerinden en fazla vergi tahakkuk ettirilen ilk 100 mükellefin illere göre dağılımında 78 isimle İstanbul ilk sırayı aldı. İstanbul'u 10 mükellefle Ankara, 3 mükellefle İzmir, 2 mükellefle Kocaeli, birer mükellefle Bursa, Kayseri, Eskişehir, Tekirdağ, Aksaray, Rize ve Karabük izledi.</p>
<p><strong>78 mükellef isminin açıklanmasını istemedi</strong></p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılı en fazla vergi verenler listesinde ilk sırada Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar yer alırken, kendisine 2 milyar 991 milyon 536 bin 761 lira vergi tahakkuk edildi.</p>
<p>Listedeki ikinci isim, 2 milyar 502 milyon 27 bin 661 lirayla Haluk Bayraktar oldu. Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç da 830 milyon 795 bin lirayla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Listede 78 mükellef ise isminin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>2025 vergilendirme dönemi gelir vergisi Türkiye geneli ilk 20 sıralaması şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>SIRA</td>
<td>ADI SOYADI</td>
<td>FAALİYET TÜRÜ</td>
<td>TAHAKKUK EDEN VERGİ TUTARI (TL)</td>
<td>İLİ</td>
</tr>
<tr>
<td>1</td>
<td>SELÇUK BAYRAKTAR</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>2.991.536.760,62</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>2</td>
<td>LÜTFÜ HALUK BAYRAKTAR</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>2.502.027.660,87</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>3</td>
<td>MUSTAFA RAHMİ KOÇ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>830.795.072,17</td>
<td>ANKARA</td>
</tr>
<tr>
<td>4</td>
<td>MEHMET SİNAN TARA</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>676.261.751,92</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>5</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>6</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>7</td>
<td>ERMAN ILICAK</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>557.655.112,13</td>
<td>ANKARA</td>
</tr>
<tr>
<td>8</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>9</td>
<td>MEHMET CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>448.694.700,95</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>10</td>
<td>CEYDA LALE TARA</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>430.317.465,73</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>11</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>12</td>
<td>AHMET CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>417.497.090,84</td>
<td>İZMİR</td>
</tr>
<tr>
<td>13</td>
<td>MEHMET ÖMER KOÇ</td>
<td>ÜCRET GELİRİ ELDE ETME FAALİYETLERİ</td>
<td>414.993.536,41</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>14</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>15</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>16</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>17</td>
<td>EKREM CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>397.509.699,21</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>18</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>19</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>20</td>
<td>VELİ ERGİN İMRE</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>297.765.221,63</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>(*) Mükellef bilgilerinin açıklanmasını istemeyenler</p>
<p><strong>Kurumlar vergisi</strong></p>
<p>Türkiye genelinde 2025 yılı vergilendirme döneminde 1 milyon 215 bin 24 mükellef tarafından kurumlar vergisi beyannamesi verildi. Söz konusu beyannamelerle 6 trilyon 971 milyar 232 milyon 11 bin 841 lira matrah beyanında bulunuldu ve bu tutar üzerinden 1 trilyon 614 milyar 791 milyon 537 bin 584 lira kurumlar vergisi tahakkuk ettirildi.</p>
<p>Söz konusu vergilendirme dönemi için her bir mükellef, ortalama 5 milyon 737 bin 526 lira matrah beyanında bulundu ve bu matrah üzerinden tahakkuk ettirilen ortalama kurumlar vergisi 1 milyon 329 bin 20 lira olarak belirlendi.</p>
<p>En fazla vergi tahakkuk ettirilen ilk 100 mükellefin illere göre dağılımında ilk sırada 80'le İstanbul yer aldı.</p>
<p>Bu şehri 14 mükellefle Ankara, birer mükellefle İzmir, Antalya, Konya, Kocaeli, Muğla ve Kastamonu izledi.</p>
<p>Listenin birinci sırasında 70 milyar 394 milyon 682 bin 569 lira vergi tahakkuku ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası AŞ yer buldu.</p>
<p>İkinci ve beşinci sırada yer alan kurumlar ise isminin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>Üçüncü sırada 22 milyar 908 milyon 18 bin 998 lira vergi tahakkukuyla Türkiye Vakıflar Bankası Türk AO yer aldı.</p>
<p>Türkiye Garanti Bankası AŞ de 20 milyar 77 milyon 580 bin 965 lirayla listenin dördüncü sırasında öne çıktı.</p>
<p>QNB Bank AŞ, LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Ticaret AŞ, Emin Evim Tasarruf Finansmanı AŞ, Citibank AŞ, Allianz Sigorta AŞ de ilk 10'da yer alan diğer kurumlar oldu.</p>
<p>Listede bankacılığın yanı sıra giyim, sigorta, telekomünikasyon, savunma sanayi, elektrik, perakende gibi sektörlerde faaliyet gösteren kurum ve şirketler öne çıktı.</p>
<p>En fazla kurumlar vergisi beyan eden ilk 100 mükellef listesine giren kurum ve şirketlerden 36'sı isminin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>Listenin ilk 10 sırası ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>SIRA NO</td>
<td>KURUMUN ÜNVANI</td>
<td>TAHAKKUK EDEN VERGİ TUTARI (TL)</td>
</tr>
<tr>
<td>1</td>
<td>TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASI AŞ</td>
<td>70.394.682.568,58</td>
</tr>
<tr>
<td>2</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>3</td>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI TÜRK AO</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td>22.908.018.997,69</td>
</tr>
<tr>
<td>4</td>
<td>TÜRKİYE GARANTİ BANKASI AŞ</td>
<td>20.077.580.964,74</td>
</tr>
<tr>
<td>5</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>6</td>
<td>QNB BANK AŞ</td>
<td>10.188.986.238,17</td>
</tr>
<tr>
<td>7</td>
<td>LC WAİKİKİ MAĞAZACILIK HİZMETLERİ TİCARET AŞ</td>
<td>10.178.312.762,29</td>
</tr>
<tr>
<td>8</td>
<td>EMİN EVİM TASARRUF FİNANSMANI AŞ</td>
<td>10.075.256.901,67</td>
</tr>
<tr>
<td>9</td>
<td>CİTİBANK AŞ</td>
<td>7.683.320.193,57</td>
</tr>
<tr>
<td>10</td>
<td>ALLİANZ SİGORTA AŞ</td>
<td>7.605.688.531,45</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025-vergi-rekortmenleri-belli-oldu-85359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kdv-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GİB verilerine göre, Türkiye&#039;nin 2025&#039;te en fazla gelir vergisi ödeyen ismi, ihracat gelirleriyle Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar oldu. İkinci sırada Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, üçüncü sırada Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç yer aldı. En fazla kurumlar vergisi beyan eden mükellefler listesinin ilk sırasında Ziraat Bankası yer aldı. İkinci sırasındaki kurum isminin açıklanmasını istemezken, listede Türkiye Vakıflar Bankası üçüncü sırada yer buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-yil-sonu-enflasyon-tahminini-yukseltti-85345</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.</p>
<p>Karahan, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentilerin jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Bu bağlamda, dış talep varsayımlarını 2026 yılı için aşağı yönde sınırlı olarak güncellediklerini söyleyen Karahan, "İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Ateşkesin ardından düşen ancak sonraki gerilimlerle yeniden yükselen petrol fiyatlarında, gerçekleşmelerin de etkisiyle aşağı yönlü bir güncelleme yaptık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, sürecin seyrine ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli olarak gerileyeceğini varsaydıklarını dile getirdi.</p>
<p>2027 yılı petrol fiyatları varsayımlarını ise savaşın gidişatını göz önünde bulundurarak yukarı yönlü güncellediklerini belirten Karahan, öte yandan, motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarının da etkisiyle 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımlarını bir miktar yukarı yönlü revize ettiklerini söyledi.</p>
<p>Karahan, 2027 ithalat fiyatı varsayımlarını ise baz etkisi kaynaklı olarak aşağı çektiklerini ifade etti.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarını, gerçekleşme ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttiklerini belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Tahminlerimizi oluştururken, para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eş güdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık. Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında 2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15'e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9'a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.</p>
<p>2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı."</p>
<p>Karahan, çıktı açığı tahminlerinde ise önceki rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme olmadığını ifade etti. Finansal koşullardaki sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini gelecek dönemde sürdürmesini beklediklerini dile getiren Karahan, "Ayrıca geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu hizmet kalemlerinde ataletin zayıflamasıyla hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale geleceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi desteklemesiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin önümüzdeki dönemde sürmesini bekliyoruz." dedi.</p>
<p>TCMB Başkanı, mayıs toplantısına atıfta bulunarak, "tahmin iletişimine" ilişkin yeni bir yaklaşım belirlediklerini anımsattı. Bu kapsamda öne çıkan riskleri paylaşan Karahan, savaş ve ateşkesin gidişatına bağlı olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini söyledi.</p>
<p>Ayrıca motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişlerin de enerji fiyatları üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu ifade eden Karahan, "Diğer taraftan, ateşkese ilişkin haber akışının daha olumlu olması durumunda ise petrol fiyatları temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabilir." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, gıda fiyatları tarafında da uluslararası tarımsal emtia fiyatlarının, tarımsal girdi fiyatlarının, iklim koşullarının ve arz gelişmelerinin her zamanki gibi önemini koruduğunu, özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini belirtti.</p>
<p>Bunun yanı sıra farklı arz yönlü şokların son dönemlerde art arda ve daha sık görülmesinin fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını dile getiren Karahan, "Para politikası duruşumuzu oluştururken risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelere ve bu gelişmelerin makroekonomik etkilerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkati çeken Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Dezenflasyon süreci, yaşanan bu gelişmelerin de yansımalarıyla ivme kaybetmesine rağmen devam ediyor. Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti. Ayrıca, piyasa katılımcılarının beklentileri bir miktar yükselse de reel sektör ve hanehalkı beklentileri geriledi. Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamayı daha net görüyoruz. Ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımaları sınırlı kaldı. Bu şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz. Her fırsatta vurguladığım gibi fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu nedenle ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim."</p>
<p><strong>"Tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmelerin, Mayıs Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı seyrini koruduğunu belirten Karahan, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ettiklerini ifade etti.</p>
<p>Karahan, savaşın seyrine ilişkin söz konusu yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı duruşu sürdürürken, para politikasını kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şokların dezenflasyon sürecine olumsuz yansıdığını aktaran Karahan, "Para politikamızın talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini açık bir şekilde gözlemliyoruz. Bu bağlamda, maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataleti zayıfladı ve dezenflasyon devam etti. Yurt içi dinamiklerde izlediğimiz bu olumlu gelişmeleri kararlı politikamızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğunu belirterek, "Bu dönemde sıkı duruşumuzu sürdürecek, temel amacımız olan fiyat istikrarına ulaşmak için tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Haziranda ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde geçici bir gerileme gözlediklerini dile getiren Karahan, sonrasında jeopolitik risklerin, savaşın seyri ve taraflar arasında yeni bir anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergilediğini söyledi.</p>
<p>Karahan, bu durumun küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açtığını, küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun maliyetlerinin yüksek seyrini koruduğunu ve tedarik zincirlerindeki aksamaların da devam ettiğini kaydetti.</p>
<p>Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerinin, mutabakatın ardından bir miktar arttığını anlatan Karahan, şunları değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ancak izleyen dönemde geçişler yeniden azalarak durma noktasına geldi. Petrol fiyatları da mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadı, ardından yeniden yükseldi. Mevcut durumda petrol fiyatları yüksek ve oynak seyrini sürdürüyor. Doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim. Daha genel baktığımızda gerek enerji gerekse enerji dışı emtia fiyatları savaş öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruyor. Buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını gözlüyoruz.</p>
<p>Küresel büyümenin 2026'da ivme kaybetmesi bekleniyor. 2027'de ise baz etkilerinin de katkısıyla, büyüme görünümünün bir miktar toparlanması öngörülüyor. Diğer taraftan savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor. Dalgalı bir seyir izleyen enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmayı sürdürüyor. Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini koruduğunu görüyoruz. İkincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği değerlendiriliyor."</p>
<p>Karahan, söz konusu durumun küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdiğini ifade ederek, artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy hareketlerinin de dalgalı bir seyir izlediğini belirtti.</p>
<p>Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına ise girişlerin gözlendiğini söyleyen Karahan, "ABD Merkez Bankası (Fed) sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin arttığını görüyoruz. Öte yandan, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) atacağı adımlar da küresel piyasalar açısından önem taşıyor. Bu gelişmeler de küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici olacak." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti"</strong></p>
<p>Karahan, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde ise "Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti. Bu çerçevede, mevcut büyüme verileri, sıkı para politikası duruşumuzun hedeflenen bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit etti. İkinci çeyreğe ilişkin görünüm ise büyümenin, özel tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını ima ediyor." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere değinen Karahan, 2025'in son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay bir seyir izleyen sanayi üretiminin, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttığını ve oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilimin söz konusu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Karahan, hizmet üretiminin nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilediğini ve çeyreklik bazda yataya yakın seyrettiğini belirterek, "İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdü. Temmuzda ise bir miktar geriledi. İş gücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz. Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken, geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ediyor. Nitekim, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor." şeklinde konuştu.</p>
<p>Talep koşullarına da değinen Karahan, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında gerçekleştiğini, trendinden arındırılmış verilerin de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü gösterdiğini söyledi.</p>
<p><strong>"Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti"</strong></p>
<p>Karahan, ikinci çeyrekte gerileyen kart harcamalarının da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini teyit ettiğini kaydederek, temmuz ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.</p>
<p>Talebe ilişkin verilerin bir bütün olarak ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösterdiğini ifade eden Karahan, farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ettiğini kaydetti.</p>
<p>Karahan, yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngördüklerini bildirdi.</p>
<p>İktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan "Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti. İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin, talebi kısmen Türkiye'ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Karahan, bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Orta Doğu ülkelerine ihracattaki düşüşün bir miktar telafi edildiğini, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracatın ise arttığını kaydetti.</p>
<p>Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış olduğunu belirten Karahan, yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının arttığını, altın ve enerji hariç ithalatta ise düşüş gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Karahan, böylelikle dış ticaret açığının ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilediğini belirterek, "Temmuz ayı geçici verileri de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret etmekte. Tüketim malı ithalatına baktığımızda ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını görüyoruz. Temmuz ayı geçici verileri tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ediyor. Bununla birlikte söz konusu artış ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek ölçüde görünmüyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, "İkinci çeyrekte cari açık milli gelire oranla tarihsel ortalamaların altında bir seyir izledi. Savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, enerji ithalatında belirgin yükselişe neden oldu. Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı. Yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı yukarı yönlü riskler var." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirtti.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik"</strong></p>
<p>Enflasyon gelişmelerine dair değerlendirmelerini paylaşan Karahan, "Son aylarda, dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik. Arz yönlü baskılar önceki rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de dezenflasyonda ivme kaybına neden olmaya devam etti. Bu dinamikler eşliğinde, yıllık tüketici enflasyonu temmuz ayı itibarıyla yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyon göstergeleri ise manşet enflasyonun biraz altında kaldı. Nitekim enerji ve gıdayı dışlayan C endeksinde, yıllık enflasyon yüzde 30'un hafif altında gerçekleşti." dedi.</p>
<p>Karahan, yönetilen, yönlendirilen ürünlerde fiyat artışlarının bir süredir TÜFE'nin üzerinde seyrettiğini ifade ederek, söz konusu ürünleri dışlayan F endeksinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi.</p>
<p>Temmuzda enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme görüldüğünü belirten Karahan, "Bu göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin geriledi, bu nedenle ana eğilim tahminlerimize göre daha düşük gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi alt kalem sayısı fazla olan geniş kapsamlı gruplardaki fiyat gelişmelerinin öne çıktığını kaydederek, son üç aydaki yıllıklandırılmış ana eğilim hesaplandığında, takip ettikleri altı göstergenin ortalamasının yüzde 27'li seviyelere işaret ettiğini belirtti.</p>
<p><strong>"Enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesinin görece yatay seyrettiğini söyleyerek, "Ana eğilimin iki temel bileşenine yakından baktığımızda, temmuz ayı itibarıyla temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, hizmet enflasyonu görece yüksek seyrini sürdürüyor. Bildiğiniz gibi, jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımaları ağırlıklı olarak enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleşti. Bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik. Temmuz ayına geldiğimizde bu etkiler bir miktar azaldı." diye konuştu.</p>
<p>Son dönem enflasyon gelişmelerinde öne çıkan bir diğer unsurun gıda fiyatları olduğuna dikkati çeken Karahan, "2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahminleri, geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle zayıflayan üretimin, bu yıl meyve ve tahıllar öncülüğünde yeniden toparlandığına işaret ediyor. Üretimdeki bu iyileşme, gıda enflasyonu açısından olumlu bir arz yönlü görünüm sunuyor. Ancak, bu genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti." dedi.</p>
<p>Karahan, arz koşullarındaki iyileşmenin gıda fiyatlarına etkisi alt gruplar itibarıyla değişkenlik gösterdiğini kaydederek, "Sebze üretimi genel olarak yatay bir görünüm sergilerken, ürün bazında farklılaşmalar görüyoruz. Ağırlığı yüksek bazı ürünlerde haziran-temmuz döneminde arz sıkıntısı yaşandı ve fiyatlar yüksek oranda arttı. Süt, et ve bunlara bağlı ürünler son bir yıllık dönemde fiyat artışları ile öne çıkan diğer ürünler oldu. Son aylarda alkolsüz içecek fiyatlarında da bir hızlanma izliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Jeopolitik gelişmeler temel mal fiyatlarını da etkiledi"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, enerji fiyatlarının ise jeopolitik gelişmelere bağlı olarak oynak bir seyir izlediğini belirterek, jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının temmuz ayında yeniden yükseldiğini ve öncü göstergelerin de bu etkilerin ağustos ayına da sarktığına işaret ettiğini kaydetti.</p>
<p>Karahan, savaş döneminde en belirgin fiyat artışları doğal gaz ve elektrikte olurken, eşel mobil uygulamasının akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını ifade etti.</p>
<p>Akaryakıt tarafında ham petrol fiyatlarının yanı sıra, motorinde rafineri marjlarındaki yükselişin de fiyatlara olumsuz yansıdığını söyleyen Karahan, "Jeopolitik gelişmeler yalnızca enerji fiyatlarını değil, temel mal fiyatlarını da etkiledi. Nitekim, son dönemde temel mal enflasyonundaki artışta bu etkileri kısmen gördük. Örneğin, petrokimya ürünleriyle yakından bağlantılı olan kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinde, jeopolitik çalkantı sırasında önemli fiyat artışları kaydedildi." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, bu dönemde dayanıklı tüketim malları enflasyonunun nispeten yatay kaldığını belirtirken, temel mal grubunda yıllık enflasyonun yüzde 17 ile manşet enflasyonun belirgin altındaki seyrini sürdürdüğünü ve sıkı para politikasının tüketim talebinde yol açtığı yavaşlamanın, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör olduğunu kaydetti.</p>
<p>Son dönemde yaşanan şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında, sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördüklerini belirten Karahan, talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkilerini hizmet sektöründe de gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Karahan, arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlamanın devam ettiğini ifade ederek, "Talebin zayıflaması bu görünüme katkıda bulunuyor. Nitekim, yıllıklandırılmış son üç aylık ana eğilimin, yıllık enflasyonun altında olması, bu eğilimin devamını ima ediyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bir defalık etki oluşturan temmuz ayındaki muayene katılım payı düzenlemesi ile son dönem akaryakıt artışlarının, ulaştırma hizmetleri üzerinden hizmet enflasyonunu yukarı yönlü etkilediğini söyleyen Karahan, bu etkileri dışladığımızda, hizmet enflasyonunun ana eğilimindeki düşüşün daha belirgin hale geldiğini belirtti.</p>
<p>Karahan, hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolü belirgin olduğunu ifade ederek, "Yılın ilk yedi ayındaki birikimli enflasyona bakıldığında her iki kalemde de enflasyon geçen yıla göre önemli ölçüde geriledi. Bu durum, hizmet enflasyonunda bu kalemlerden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösteriyor." diye konuştu.</p>
<p>Kira tarafında, yeni kiracı endeksi gibi öncü göstergelerin düşüş eğiliminin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ettiğini söyleyen Karahan, "Eğitim hizmetlerinde ise fiyat ayarlamalarında son 24 ay yerine 12 aylık enflasyonu esas alan düzenlemeleri, önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bu değişikliklerin geriye dönük endeksleme eğilimini zayıflatmaya devam edeceğini ve dezenflasyon sürecini destekleyeceğini öngörüyoruz. Bu bakımdan, ağustos-eylül döneminde vakıf yükseköğretim ücretlerindeki gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde ise farklı bir seyir izlediklerini kaydederek, akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki fiyat artışlarının güçlü olduğunu belirtti.</p>
<p>Son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonunun da güçlendiğini söyleyen Karahan, bu iki kalemin, hizmet enflasyonundaki iyileşmeyi sınırladığını ifade etti.</p>
<p>Karahan, talep koşullarına duyarlılığı görece yüksek olan lokanta-oteller gibi alt kalemlerde dezenflasyonun devam ettiğini kaydederek, bu dönemde beklentiler kanalıyla ortaya çıkabilecek ikincil etkileri de yakından takip ettiklerini sözlerine ekledi.</p>
<p>Enflasyon beklentilerine de değinen Karahan, "Küresel gelişmelerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisi sektörler arasında farklılık gösterdi. Önceki rapor dönemine kıyasla piyasa katılımcılarının beklentileri yükselirken, reel sektör ve hanehalkı beklentileri de geriledi. Raporumuzda yer alan bir kutu çalışması da gösteriyor ki zayıf talep koşulları maliyet artışlarının enflasyon beklentilerine etkisini sınırlıyor. Para politikasının sıkılığını, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon sürecine katkı verecek şekilde oluşturmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, bu yılın ocak ayında politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini ifade ederek, mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne etkilerini sınırlamak amacıyla, sıkı duruşu koruyarak politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.</p>
<p>Son rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalesi açmadıklarını söyleyen Karahan, piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>Karahan, iki rapor arasında, kısa bir dönem piyasada likidite açığı oluşsa da genellikle likidite fazlası koşullarının hakim olduğunu, bu dönemde, likidite fazlasını sterilize etmek amacıyla depo alım ve swap ihalelerine devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Etkin likidite yönetimi ile para piyasalarında gerçekleşen faiz oranlarının üst bant olan yüzde 40’a yakın seviyelerde oluşmasını sağladıklarını kaydeden Karahan, "TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makro ihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz. TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Sıkı para politikası duruşumuz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu"</strong></p>
<p>Karahan, kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullandıklarını söyleyerek, mevduat ve ticari kredi faiz oranlarının, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu hareket ettiğini belirtti.</p>
<p>Tüketici kredisi faizleri üzerinde ise ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yanı sıra makro ihtiyati tedbirler ile kredi riski gelişmelerinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini ifade eden Karahan, "2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler sonucunda TL payında dalgalanmalar yaşandı. Ancak sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanması ile birlikte TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini dile getiren Karahan, yatırım fonlarını dahil ettiklerinde de bu görünümün değişmediğini paylaştı.</p>
<p><strong>"Şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde 25 dolayına geriledi"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, kredi büyümesine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde şunları kaydetti:</p>
<p>"2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesi 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren belirgin yavaşladı. Para politikasındaki sıkı duruşa ilave olarak KMH limitlerinin büyüme sınırına dahil edilmesi, büyüme sınırlarının düşürülmesi ve istisna kredilerin kapsamının daraltılması gibi adımlar bu yavaşlamada etkili oldu. Sonuç olarak şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde 25 dolayına geriledi. Kredi büyümesindeki bu yavaşlama tüm kredi türlerinde görülüyor.</p>
<p>TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri yüzde 35 seviyesine gerilerken, YP kredi büyümesi yüzde 10’un altına geriledi. Kredi piyasasındaki bu gelişmelerin kredi kompozisyonunu iyileştirerek finansal istikrarı destekleyeceğini ve iç talepteki dengelenmeye katkı vereceğini değerlendiriyoruz. İki rapor dönemi arasında kısa vadeli tahvillere yönelik artan ilgiyle birlikte getiri eğrisinin kısa ucu geriledi. Orta-uzun vadelerde ise sınırlı bir yükseliş oldu."</p>
<p>Karahan, artan jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı kararlı ve proaktif politika duruşu ile sınırlı tuttuklarını söyledi.</p>
<p>Risk priminin ve döviz kuru oynaklığının bir önceki rapor dönemine kıyasla da belirgin iyileşme kaydettiğini ve söz konusu gelişmeler öncesindeki seviyelerine yakınsadığını ifade eden Karahan, "27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervler 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldi. Swap hariç net rezervler aynı dönemde 35 milyar dolar artışla 56 milyar dolar seviyesine ulaştı."</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-yil-sonu-enflasyon-tahminini-yukseltti-85345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı&#039;nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15&#039;e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9&#039;a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.&quot; dedi. Karahan, &quot;2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-net-hata-ve-noksan-analizi-85344</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan &#039;Net Hata ve Noksan&#039; analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Veri Yönetişimi ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Murat Topkaya, Müdür olarak görev yapan Barış Babaoğlu, Kıdemli Uzman Kerem Önde, Uzman Özgecan Çatalçam tarafından hazırlanan "Finans Hesabı Revizyonları ve Net Hata ve Noksan’a Etkileri" başlıklı analiz bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p>
<p>Analizde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri'nin son yıllarda en çok gündeme gelen kalemlerinden birinin Net Hata ve Noksan (NHN) olduğu belirtildi.</p>
<p>2021-2022 yıllarında yüksek pozitif değerler alan bu kalemin, 2023’ten itibaren belirgin bir negatif seyir izlediği belirtilen analizde, bu seyrin "NHN’deki negatif birikim, kayıtlara girmeyen dış ticaret işlemlerine mi, yoksa finansal hesaplardaki ölçüm ve kapsam boşluklarına mı işaret ediyor?" sorularını gündeme getirdiği aktarıldı.</p>
<p>Analizde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri'nin uluslararası ticaret ve finans hareketlerinin farklı veri kaynaklarından derlenmesiyle oluşturulduğu kaydedilerek, "Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme, sınıflandırma ve kayıt zamanı farklılıkları yaratabiliyor. Oluşan farklar NHN kalemine 'kalıntı' şeklinde yansıyor. Dolayısıyla NHN, cari işlemlerdeki ölçüm eksiklerinden kaynaklanabileceği gibi Finans Hesabı’ndaki bazı işlemlerin kayıtlara eksik yansımasından da doğabiliyor." denildi.</p>
<p>TCMB'nin 24 Temmuz 2026 tarihli basın duyurusunda açıklanan ve 13 Ağustos 2026'da yayımlanan Haziran 2026 Ödemeler Dengesi İstatistikleri ile yapılan üç Finans Hesabı revizyonunun bu konuda önemli bir bulgu sunduğu anımsatılan analizde, söz konusu yazıda, NHN'deki son dönemde yaşanan negatif artışın önemli bir bölümünü açıklayan revizyonların dayanaklarının ve ödemeler dengesi açısından sonuçlarının ele alındığı bildirildi.</p>
<p><strong>Yerleşik kişilerin yurt dışı mevduat varlıkları, BIS çeyreklik istatistikleri kullanılarak hesaplanıyor</strong></p>
<p>Analizde, ilk revizyonun, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı mevduatlarının derlenmesine ilişkin olduğu belirtilerek, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışı mevduat varlıkları, Uluslararası Ödemeler Bankasının (BIS) çeyreklik istatistikleri kullanılarak hesaplanıyor. Ancak BIS verilerinin ülke kapsamının sınırlı olması ve özellikle çifte vatandaşlık gibi durumlarda yerleşiklik bilgisinin doğru belirlenememesi, bazı hareketlerin eksik veya farklı kaydedilmesine yol açabiliyor. Örneğin, mevcut veri kaynağıyla izlenemeyen bir yurt dışı mevduat Türkiye’ye getirildiğinde, Türkiye’deki bankaların yabancı para varlıklarına yansırken yurt dışındaki azalışın karşı kaydı oluşmayabiliyor.</p>
<p>Tersi işlemlerde de benzer ölçüm farkları ortaya çıkabiliyor. Bu sorunları azaltmak amacıyla yurt içi yerleşik gerçek kişilerin yurt dışı mevduat hareketlerinin derlenmesinde SWIFT verileri kullanılmaya başlandı. Böylece sınır ötesi mevduat transferleri daha doğru ölçülebiliyor. Bu uyarlamanın Ocak 2023-Mayıs 2026 döneminde NHN üzerindeki birikimli etkisi eksi 13,3 milyar ABD doları olarak hesaplanıyor. Bu tutar yeni bir kaynak çıkışını değil, daha önce NHN’ye yansıyan hareketlerin doğru kalemde gösterilmesini ifade ediyor."</p>
<p>Analizde, ikinci revizyonun, yurt içi yerleşiklerin (bankalar ve diğer sektörler) yurt dışı yerleşiklerle yaptığı finansal türev işlemlerinden doğan kar ve zararların hesaplanmasına ilişkin olduğu bildirildi.</p>
<p>Swap, forward ve opsiyon gibi işlemlerde kar veya zarar, dayanak varlığın getirisinden değil türev sözleşmesinin değerinden kaynaklandığı ifade edilen analizde, bu nedenle tutarların Birincil Gelir Dengesi kalemi yerine Finans Hesabı’ndaki Finansal Türevler kaleminde kaydedildiği belirtildi.</p>
<p>Analizde, bankaların farklı muhasebe yöntemleri kullanması ve işlemlerin teknik karmaşıklığı nedeniyle yurt dışı yerleşiklerle yapılan türev işlemlerinden doğan kar ve zararların istatistiklere tam yansıtılamadığına atıfta bulunarak, söz konusu işlemlerin dayanak varlığına ilişkin hareketleri bankaların döviz varlığına yansırken kar ve zararlara ilişkin karşı kaydın eksik kalmasının NHN’ye sebep olduğu bildirildi.</p>
<p>Veri eksikliğinin giderilmesi amacıyla Merkezi Kayıt Kuruluşu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine dayanan sözleşme bazlı bir hesaplama altyapısı oluşturulduğu bilgisi paylaşılan analizde, "Yabancı para, değerli metal veya Türk lirasını konu alan işlemlerin kar ve zararları, sözleşmedeki kur ve faiz oranları kullanılarak 2014 yılından itibaren hesaplanıyor. Böylece işlemler Finans Hesabı’nda ekonomik niteliğine uygun biçimde gösteriliyor. Finansal türev işlemlerine yönelik revizyonun Ocak 2014-Mayıs 2026 döneminde NHN üzerindeki birikimli etkisi 6,5 milyar ABD dolar tutarında net zarar olarak hesaplanıyor." ifadesine yer verildi.</p>
<p><strong>Yurt içi kaynaklı efektif hareketlerin dış işlemlerden ayrıştırılması</strong></p>
<p>Analizde üçüncü revizyonun, yurt içi yerleşiklere ait efektifin, yani döviz banknotlarının, bankacılık sistemine giriş ve çıkışlarının kaynağına göre ayrıştırılmasına ilişkin olduğu kaydedildi.</p>
<p>Bankacılık sistemindeki her efektif hareketin dış ekonomik işlemden kaynaklanmadığı belirtilen analizde, "Yerleşiklerin finansal sistem dışında tuttukları dövizleri bankaya yatırması veya bankadan çekmesi, bankaların döviz varlıklarını değiştirse de yurt dışı yerleşiklerle işlem oluşturmuyor. Bu nedenle söz konusu hareketlerin dış ekonomik işlemlerden ayrıştırılması gerekiyor." denildi.</p>
<p>Analizde, geçmiş uygulamada, kaynağı doğrudan belirlenemeyen efektif hareketlerinin tamamının yurt dışı işlemlerden kaynaklandığının varsayıldığı anımsatıldı.</p>
<p>Bu yaklaşımın, yastık altı döviz ile bankacılık sistemi arasındaki hareketlerin yoğunlaştığı dönemlerde NHN’de belirgin dalgalanmalara yol açabildiğine değinilen analizde, şu değerlendirmeler yer aldı:</p>
<p>"Efektif hareketlerini kaynağına göre ayrıştırmak amacıyla 2021 yılından itibaren aylık frekansta bir regresyon modeli kullanılıyor. Net efektif girişlerin seyahat harcamaları ve sınır ticaretiyle açıklanabilen bölümü yurt dışı kaynaklı kabul edilirken, gerçekleşen hareket ile model tahmini arasındaki fark (model kalıntısı) yurt içi kaynaklı efektif hareketi olarak değerlendiriliyor. Ayrıştırma sonuçları NHN’de belirli dönemlerdeki aşırı dalgalanmaların yurt dışı ekonomik işlemlerden bağımsız efektif hareketlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Söz konusu revizyon ilgili dönemdeki birikimli NHN’yi etkilememekle birlikte dönemsel NHN’leri mutlak değer olarak dengeliyor."</p>
<p><strong>Revizyonun toplam etkisi</strong></p>
<p>Analizde, Finans Hesabı’nda yapılan üç revizyon ile birlikte Ocak 2014-Mayıs 2026 dönemine ilişkin birikimli NHN'nin eksi 34,3 milyar dolardan eksi 14,5 milyar dolara, yani sıfır çizgisine yaklaştığı bildirildi.</p>
<p>Revizyon sonuçlarında iki noktanın vurgulanmasının önemli olduğunun altı çizilen analizde, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Birincisi, revizyonlar tek yönlü çalışmıyor, 2021-2022’nin yüksek pozitif NHN’sini aşağı, 2023-2025’in negatif NHN’sini yukarı çekiyor. İkincisi, revizyon öncesi ve sonrası serilerin en belirgin ayrıştığı dönem olan 2023-2026 arasında eksi 57,8 milyar dolara ulaşan NHN, revizyon sonrasında eksi 23,5 milyar dolar olarak gerçekleşiyor. Diğer bir ifadeyle, son dönemdeki negatif birikimin yarıdan fazlasının kaynağı tespit edilmiş ve ilgili Finans Hesabı kalemlerine taşınmış durumda. Bununla birlikte 2026 yılının ilk beş ayında NHN, revizyon sonrasında da görece yüksek negatif düzeyde. Ancak bu döneme ilişkin veriler henüz geçici nitelikte olduğundan kesin veriler elde edildiğinde daha sağlıklı değerlendirme yapılabilir."</p>
<p>Analizde, son olarak revizyonların Cari İşlemler Hesabı'nı değiştirmediği belirtilerek, daha önce NHN’ye yansıyan bazı tutarların ekonomik niteliklerine uygun Finans Hesabı kalemlerinde gösterilmesini sağladığı, bu nedenle, cari açık aynı kalırken NHN’nin mutlak büyüklüğünün azalması, NHN’nin önemli bir bölümünün Finans Hesabı’ndaki kapsam, sınıflandırma, değerleme ve kayıt zamanı farklılıklarından kaynaklandığını ortaya koyduğu belirtildi.</p>
<p>Söz konusu değişimin, yeni bir kaynak girişini veya çıkışını değil, gerçekleşmiş işlemlerin doğru kalemler altında kaydedilmesini ifade ettiği aktarılan analizde, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu sonuçlar, NHN’nin tamamını cari işlemler açığına ekleyen değerlendirmelerin, Finans Hesabı kaynaklı ölçüm farklarını dış ticaretle ilişkilendirerek yanıltıcı çıkarımlara yol açabileceğini ortaya koyuyor. Yeni veri kaynaklarının kullanılması ise istatistiklerin kapsamını, sınıflandırmasını ve tutarlılığını güçlendirerek, cari açık ve dış finansman ihtiyacının daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlıyor. Bu çerçevede, veri kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar sürdürülüyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-net-hata-ve-noksan-analizi-85344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın &quot;Finans Hesabı Revizyonları ve Net Hata ve Noksan&#039;a Etkileri&quot; analizinde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri hakkında, &quot;Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme, sınıflandırma ve kayıt zamanı farklılıkları yaratabiliyor. Oluşan farklar NHN kalemine &#039;kalıntı&#039; şeklinde yansıyor. Dolayısıyla NHN, cari işlemlerdeki ölçüm eksiklerinden kaynaklanabileceği gibi Finans Hesabı’ndaki bazı işlemlerin kayıtlara eksik yansımasından da doğabiliyor.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingden-ilk-yarida-145-milyar-lira-net-kar-85341</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding&#039;den ilk yarıda 14,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre, stratejik odak alanlarında büyümesini sürdüren holding, bu dönemde Akçansa'daki yüzde 39,72 oranındaki hisselerinin tamamını 1,1 milyar dolar şirket değeri üzerinden satarak, yaklaşık 428 milyon dolar nakit elde etti.</p>
<p>Yılın ilk yarısındaki net kârı 14,5 milyar lira olarak gerçekleşen holdingin hisse devri 31 Temmuz'da tamamlanan CarrefourSA satışının finansal sonuçlarına yılın üçüncü çeyreği itibarıyla yansıması bekleniyor.</p>
<p>Türkiye'nin elektrik altyapısının güçlendirilmesine yönelik yatırımlarını hızlandıran Enerjisa Enerji'nin, yılın ilk yarısında elektrik dağıtım şebekesi yatırımlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 153 artırdığı, şebekenin modernizasyonu, dijitalleşmesi ve artan elektrik talebine hazırlanmasına yönelik yatırımlarıyla Türkiye'nin enerji dönüşümünü desteklediği bildirildi.</p>
<p>Enerjisa Üretim, Manisa, Balıkesir, Aydın ve Muğla'da toplam 269 megavat (MW) kurulu güce sahip 4 rüzgar enerji santralini devreye aldı. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA-2) yolculuğunu tamamladığında Türkiye'nin toplam rüzgar kurulu gücünün yaklaşık yüzde 10'unu tek başına karşılamayı hedefleyen şirket, devam eden yatırımların tamamlanması ve yeni kapasite artışlarının devreye alınmasıyla 2028'in sonu itibarıyla en az 6 bin 250 MW kurulu güce ulaşmayı planlıyor.</p>
<p>ABD'deki enerji alanında büyüme yolculuğunda önemli bir adımı tamamlayan Sabancı Renewables, Teksas eyaletinde toplam 286 MWdc kapasiteli Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi santralleri için 382 milyon dolar proje finansmanı ve 151 milyon dolar vergi teşviki bazlı finansman sağladı.</p>
<p>Türkiye ekonomisini desteklemeyi sürdüren Akbank'ın, yılın ilk yarısında sağladığı kredi desteğini 2 trilyon 233 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 913 milyar lira seviyesine çıkardığı belirtildi.</p>
<p>Çimsa, kalsiyum alüminat çimento (CAC) üretiminde ve satışında aylık bazda kendi tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırken, global büyüme vizyonu doğrultusunda CAC ürün ailesini ilk kez Japonya'ya ihraç etti. Eskişehir Fabrikası'nda Atık Isıdan Elektrik Üretim Tesisi yatırımını tamamlayarak devreye alan şirket, İrlanda'daki Mannok tesisine çatı tipi güneş enerjisi santrali (GES) kurmak için çalışmalara başladı. Mannok, satın almanın ardından kısa süre içinde temettü dağıtımını gerçekleştirdi. Mannok'un, Çimsa'nın uluslararası büyüme stratejisine güçlü nakit üretimi ve hissedar değeri yaratan sürdürülebilir performansıyla katkı sağlamaya devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Özellikle yenileme segmentindeki güçlü büyüme, etkin kanal yönetimi ve iyileşen ürün karmasının katkısıyla yılın ilk yarısında başarılı bir operasyonel performans sergileyen Brisa'nın, hacim artışını kârlılığa dönüştürerek faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjını artırıp, uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürerek Moldova'nın başkenti Kişinev'de tabelalı mağazasını açtığı belirtildi.</p>
<p><strong>Temsa satışlarını adet bazında yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Açıklamaya göre, geçen yıl Endonezya'da yaşanan sel felaketinin ardından operasyonel faaliyetlerini hızla yeniden normalleştiren Kordsa, kompozit iş kolundaki yüksek katma değerli büyümesini sürdürürken, operasyonel verimlilik ve güçlü ürün karması sayesinde ilk yarıda değer yaratmaya devam etti.</p>
<p>Türkiye'de ve uluslararası pazarlarda araç parkını genişletmeyi sürdüren Temsa, yılın ilk yarısında satışlarını adet bazında yüzde 20 artırdı. Söz konusu dönemde, elektrifikasyon dönüşümünün Avrupa'daki öncülerinden Litvanya'ya 15 elektrikli otobüs teslim eden Temsa'nın, bu yıl içinde teslimatı planlanan diğer araçlarla Litvanya yollarındaki araç sayısı 321'e ulaşacak.</p>
<p>Hayat ve bireysel emeklilik alanında faaliyet gösteren Agesa, ilk yarıda hayat sigortası ve bireysel emeklilik iş kollarındaki büyümesini sürdürerek, prim üretimini ve operasyonel kârlılığını artırdı.</p>
<p>Teknosa'da ise yönetim kadrosunda değişikliğe gidildi. Yeni dönemde Teknosa, güçlü marka mirasıyla müşteri deneyimini daha da ileri taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Dijital teknolojiler alanında faaliyet gösteren Bulutistan'ın, gerçekleştirdiği stratejik iş birliği sayesinde kurumsal ölçekte güvenli ve erişilebilir yapay zeka ses teknolojilerini ekosistemine dahil ettiği ifade edildi.</p>
<p><strong>"Portföyümüzü dinamik ve disiplinli bir anlayışla yönetiyoruz"</strong></p>
<p>Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, sahip oldukları portföyü dinamik ve disiplinli bir anlayışla yönettiklerini belirtti.</p>
<p>Bu süreçte en büyük önceliklerinin portföylerinin sürdürülebilir değer yaratmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Zaimler, "Sahip olduğumuz portföyü daha dirençli ve geleceğe daha hazır hale getirirken, bazı işlerimizi doğru zamanda devretmeyi de dinamik portföy yönetimi anlayışımız için gerekli bir disiplin olarak değerlendiriyoruz. Akçansa ve Carrefoursa'da gerçekleştirdiğimiz pay devirlerimiz de bu anlayışın bir göstergesi. Bu devirlerin finansal sonuçlarımıza olumlu katkısını yılın geri kalan dönemlerinde daha net şekilde göreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sabancı'nın güçlü bilanço yapısını korurken, odaklandığı büyüme alanlarında da yatırıma devam ettiğine değinen Zaimler, "2021 yılından bu yana toplam yatırımlarımız banka ve finansal hizmetler dahil 9,7 milyar dolara ulaşırken, yatırımlarımız içerisinde ülkemiz için seferber ettiğimiz yatırımların oranı da yüzde 90 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, Sabancı'nın yatırımlarında her zaman Türkiye'yi önceliklendirdiğinin en önemli göstergesi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingden-ilk-yarida-145-milyar-lira-net-kar-85341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/kivanc-zaimler-1772720862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding, yılın ilk yarısında 14,5 milyar liralık net kâr açıkladı. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Sahip olduğumuz portföyü daha dirençli ve geleceğe daha hazır hale getirirken, bazı işlerimizi doğru zamanda devretmeyi de dinamik portföy yönetimi anlayışımız için gerekli bir disiplin olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-17-geriledi-85340</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 17 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,6 azalarak 42 bin 529'a geriledi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 20,8 azalışla 81 bin 74 oldu. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 17 düşüşle 123 bin 603 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 34,4, ikinci el olanların payı yüzde 65,6 oldu.</p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,7 artarak 23 bin 888 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise temmuzda yıllık bazda yüzde 23,1 azalışla 99 bin 715 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 19,3, diğer satışların payı yüzde 80,7 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, temmuzda 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 8,6, ikinci el konut satışları yüzde 20,9 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 5,1, ikinci el konut satışları yüzde 5,4 geriledi.</p>
<p><strong>Yabancılara 2 bin 120 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,9 artarak 2 bin 120 oldu. Temmuzda, toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay uyruklarına göre en fazla konut satışı 394 ile Rusya, 189 ile İran, 145 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 0,8 azalarak 264 bin 16 oldu. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 7,5 azalışla 559 bin 103'e geriledi. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 5,5 azalışla 823 bin 119 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-temmuz döneminde yüzde 30,9 artarak 166 bin 682'ye çıktı. Bu yılın 7 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 11,7 azalışla 656 bin 437'ye geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-temmuz dönemine göre yüzde 7,3 azalarak 11 bin 203 oldu.</p>
<p><strong>İkinci el iş yeri satışı yüzde 12,2 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,4 artarak 5 bin 777, ikinci el iş yeri satışları ise yıllık bazda yüzde 12,2 azalarak 10 bin 956 oldu.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 4,1 düşüşle 16 bin 733 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 57,6 artarak 695 olurken, diğer iş yeri satışları yüzde 5,7 azalışla 16 bin 38 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 16,5 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 12,2 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 8,2 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 3,1 azaldı.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-temmuz döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 29 bin 671, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 7,9 gerileyerek 72 bin 590 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 7 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalışla 102 bin 261 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 65,2 artışla 4 bin 700'e çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 7 azalışla 97 bin 561'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-17-geriledi-85340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Türkiye genelinde satılan toplam konut sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 17 azalarak 123 bin 603&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufede-aylik-yuzde-23luk-artis-85339</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE&#039;de aylık yüzde 2,3&#039;lük artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 2,31, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 10,22, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,81 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,12 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,52, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 0,82 artış, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,66 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 0,62 azalış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 8,33, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 0,67 artış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 84,34 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 13,61 azalış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufede-aylik-yuzde-23luk-artis-85339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2,31, yıllık bazda ise yüzde 18,81 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-haziranda-42-milyar-dolar-85338</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık haziranda 4,2 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haziran ayına ait ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayında cari işlemler hesabı 4 milyar 194 milyon dolar açık verirken, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 1 milyar 462 milyon dolar fazla verdi.</p>
<p>Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 8 milyar 533 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış verilere göre, haziran ayında cari açık yaklaşık 38,9 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 76,5 milyar dolar açık verdi. Aynı dönemde hizmetler dengesi 63,7 milyar dolar fazla, birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 24,2 milyar dolar ve 2 milyar dolar açık kaydetti.</p>
<p>Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler haziranda 6 milyar 851 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kalemlerinden kaynaklanan net gelirler​​​​​​​ sırasıyla 2 milyar 597 milyon dolar ve 4 milyar 857 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Net rezerv azalışı 27,2 milyar dolar</strong></p>
<p>Verilere göre, yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net doğrudan yatırımlar 0,3 milyar dolar, net portföy yatırımları 6,4 milyar dolar ve krediler 52,9 milyar dolar katkı verirken, finansal türevler 5,3 milyar dolar, ticari krediler 0,1 milyar dolar ve net efektif ve mevduatlar 21,8 milyar dolar negatif yönlü etki yaptı.</p>
<p>Merkez Bankasının döviz cinsinden net rezerv azalışı 27,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Haziran ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışlar 899 milyon dolar olarak kaydedildi. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye toplam doğrudan yatırımları 210 milyon dolar artarken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 1 milyar 109 milyon dolar arttı.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 248 milyon dolar gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye’de 297 milyon dolar net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Portföy yatırımları haziran ayında 2 milyar 537 milyon dolar tutarında net giriş kaydetti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve yatırım fonu piyasasında 2 milyar 920 milyon dolar ve DİBS piyasasında 1 milyar 185 milyon dolar net alış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, yurt dışı yerleşiklerin bankalar ve diğer sektör ihraçlarında sırasıyla 462 milyon dolar ve 375 milyon dolar net alış, Genel Hükümet ihraçlarında ise 896 milyon dolar net satış yaptığı tespit edildi.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında bu ay bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 3 milyar 495 milyon dolar, 3 milyon dolar ve 1 milyar 800 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası ve yabancı para cinsinden sırasıyla 2 milyar 168 milyon dolar ve 1 milyar 721 milyon dolar olmak üzere toplam 3 milyar 889 milyon dolar net azalış kaydetti.</p>
<p>Resmi rezervlerde bu ay 1 milyar 39 milyon dolar net artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-haziranda-42-milyar-dolar-85338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabında 4,2 milyar dolarlık açık verildi. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında ise yaklaşık 1,5 milyar dolar fazla kaydedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-motorin-aciklamasi-yil-sonuna-kadar-kademeli-uygulamaya-geciyoruz-85336</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek&#039;ten motorin açıklaması: Yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Kararı ile motorin için getirilen kademeli özel tüketim vergisi (ÖTV) uygulamasını değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bütçede harcama disiplini ve kayıt dışılıkla mücadeleyle sağlanan mali alanı, dezenflasyon sürecini desteklemek için kullandıklarını vurgulayan Şimşek, "Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle motorin fiyatlarında yaşanan yüksek artışın tüketici ve üreticilere yansımasını sınırlamak için ağustos ayının kalanında motorinde ÖTV'yi sıfırlıyor ve yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçiyoruz. Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz. Kalıcı refah artışı ve daha adil gelir dağılımının ön koşulu olan fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-motorin-aciklamasi-yil-sonuna-kadar-kademeli-uygulamaya-geciyoruz-85336</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayının kalanında motorinde ÖTV&#039;yi sıfırlayıp yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçeceklerini belirten Bakan Şimşek, &quot;Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-85326</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektrikte PTF’de yükseliş faturaya yansıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, elektrik piyasasında yaşanan fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini söyledi. </p>
<p>EMO Antalya Şube Başkanı Şaban Tat yaptığı açıklamada, esnafın kira, personel ve finansman maliyetleriyle mücadele ettiğini, sanayicinin üretimi sürdürmekte zorlandığını, çiftçinin de artan girdi maliyetleri altında ezildiğini, vatandaşında geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.</p>
<p>Elektrik faturalarının kabarık geldiğini ifade eden Tat, ‘’Özellikle Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) kapsamında bulunan tüketiciler açısından önemli bir risk oluşmaktadır. Elektriğe doğrudan yeni bir zam açıklanmasa dahi, piyasa takas fiyatlarındaki (PTF) yükseliş faturaya yansımaktadır’’ dedi.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin zor günlerden geçtiği bir dönemde, elektrik piyasasında yaşanan fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini ifade eden Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Elektrikte sessiz zam: Fatura sadece eve değil, çarşıya pazara da yansıyacak. Şimdi bu tablonun üzerine bir de artan elektrik maliyetleri ekleniyor. Bunun vatandaş açısından anlamı açıktır. Faturada sessiz bir zam etkisi oluşmaktadır. Antalya için konu daha da önemlidir. Çünkü bizim kentimizde yaz aylarında klima bir lüks değil, ihtiyaçtır. Esnafın soğutucusu, marketin dolabı, otelin kliması, çiftçinin sulama sistemi çalışmak zorundadır. Dolayısıyla elektrik fiyatındaki artış yalnızca elektrik faturasını büyütmez. Esnafın maliyetini artırır, üreticinin maliyetini yükseltir, çiftçinin yükünü ağırlaştırır ve sonunda vatandaşın karşısına çarşıda, pazarda, markette daha yüksek fiyat olarak çıkar.’’</p>
<p>Bugün elektrikte yaşanan artışın, yarın hayat pahalılığı olarak vatandaşların karşısına çıkacağına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Özellikle yıllık elektrik tüketimi 4.000 kWh’ın üzerinde olan mesken aboneleri ile 15.000 kWh’ın üzerinde tüketimi bulunan ticarethane ve sanayi abonelerimiz SKTT kapsamına girmektedir. Bu nedenle söz konusu abonelerimizin faturalarını, tüketim miktarlarını ve uygulanan tarife koşullarını dikkatle takip etmelerini önemle öneriyoruz.</p>
<p>Ancak çözüm vatandaşa (daha az elektrik kullan) demek değildir. Antalya’da Ağustos ayında vatandaşa (klimanı kapat), esnafa (dolabını çalıştırma), üreticiye (üretimini azalt) diyemeyiz. Enerji politikalarının sosyal ve ekonomik gerçeklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Buradan yetkililere çağrımızdır: Ekonomik darboğazın bu kadar ağır hissedildiği bir dönemde enerji maliyetlerindeki artışın yükü bir kez daha esnafın, üreticinin ve vatandaşın omuzlarına bırakılmamalıdır. Çünkü elektrik artık sadece bir fatura kalemi değildir. Elektrik; üretimin, ticaretin ve günlük yaşamın temelidir. Bugün gerekli tedbirler alınmazsa, yarın bunun bedelini yalnızca elektrik faturasında değil, çarşıda, pazarda ve soframızda öderiz.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-85326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-1786605777.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik piyasasında meydana gelen fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini belirten Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, ‘’Özellikle Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamında bulunan tüketiciler açısından önemli bir risk oluşmaktadır. Elektriğe doğrudan yeni bir zam açıklanmasa dahi, piyasa takas fiyatlarındaki yükseliş faturaya yansımaktadır.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekor-hasat-gida-arzini-guclendirecek-finansman-baskisi-un-sanayisini-zorluyor-85325</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Finansman baskısı un sanayisini zorluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>2026 hububat hasadını değerlendiren Dramalı Un Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tüydeş, son iki sezonda Marmara Bölgesi'nin hem verim hem de kalite açısından başarılı bir dönem geçirdiğini söyledi.</p>
<p>Bu yıl yağışların artmasının yabancı ot yoğunluğunu artırarak üreticilerin ilaçlama maliyetlerini yükselttiğini belirten Tüydeş, buna karşın başak olgunlaşma döneminde etkili olan poyrazın tane dolgunluğunu artırarak rekolteye olumlu katkı sağladığını ifade etti. Marmara Bölgesi'nde dönüm başına ortalama 650-700 kilogram verim elde edildiğini aktaran Tüydeş, bu seviyenin Türkiye ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini ve üreticilerin birim maliyetlerini önemli ölçüde aşağı çektiğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a7d78f60c03c-1786607862.jpg" alt="" width="600" height="498" /></p>
<h2>“En büyük maliyet kalemi mazot”</h2>
<p>Tarımsal üretimde en büyük maliyet baskısının enerji kaynaklı olduğuna dikkat çeken Tüydeş, özellikle akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin kalite üzerinde de dolaylı etkiler oluşturduğunu söyledi. Çiftçilerin artan mazot maliyeti nedeniyle gübreleme, çinko uygulaması ve süne mücadelesi gibi kaliteyi doğrudan etkileyen işlemleri azaltmak zorunda kaldığını belirten Tüydeş, bunun hem ürün kalitesini hem de satış fiyatını olumsuz etkilediğini ifade etti. Tüydeş, “Üretimin sürdürülebilirliği için çiftçiye yönelik sübvansiyonlu akaryakıt desteği artık ihtiyaç olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldi” dedi.</p>
<h2>“TMO alımları piyasaya destek verdi”</h2>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) yürüttüğü alımların üretici açısından önemli bir güvence oluşturduğunu belirten Tüydeş, 21 Mayıs-25 Temmuz döneminde yaklaşık 8,5 milyon ton hububat alımı gerçekleştirildiğini, ülke genelindeki yaklaşık 650 alım noktasında alımların sürdüğünü söyledi. TMO depolarındaki doluluk oranının yüzde 70 seviyelerine ulaştığının tahmin edildiğini belirten Tüydeş, Karadeniz havzasında üreticilerin buğdayı 200-230 dolar/ton seviyesinde satarken TMO'nun yaklaşık 300 dolar/ton düzeyinde alım yaptığını ifade etti. Ancak üretim maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle mevcut fiyatların üreticiyi tam anlamıyla memnun etmediğini dile getirdi.</p>
<h2>“23,5 milyon tonluk üretim mümkün”</h2>
<p>Türkiye'nin bu sezon yaklaşık 23,5 milyon tonluk hububat üretimine ulaşarak son 20 yılın rekorunu kırmasının beklendiğini söyleyen Tüydeş, son iki yılda iklim koşullarının üretim açısından elverişli seyretmesi ve tarım teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde azalan ekim alanlarına rağmen verimliliğin yükseldiğini belirtti. Küresel ölçekte savaşlar, liman sorunları ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara rağmen Türkiye'nin güçlü bir üretim sezonu geçirdiğini ifade eden Tüydeş, bu tablonun gıda arz güvenliği açısından önemli bir avantaj oluşturacağını söyledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d79049395c-1786607876.jpg" alt="" width="816" height="245" />“İhracatın açılması stok baskısını azaltacak”</h2>
<p>TMO'nun 29 Temmuz itibarıyla ekmeklik buğday ve buğday kırıkları ihracatını yeniden serbest bırakmasını sektör açısından olumlu değerlendiren Tüydeş, kararın kamu stoklarının ve finansman yükünün azaltılmasına katkı sağlayacağını belirtti. İhracatın kontrolsüz şekilde yapılmayacağını vurgulayan Tüydeş, başvuruların Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri üzerinden alınarak TMO onayıyla yürütülecek kontrollü bir mekanizmanın uygulanacağını ifade etti.</p>
<h2>“Karadeniz piyasasında fiyat baskısı sürüyor”</h2>
<p>Karadeniz havzasında Rusya ve Ukrayna'daki hasadın savaşın gölgesinde devam ettiğini belirten Tüydeş, limanlara erişim sorunları, gemi bulunabilirliği ve sigorta maliyetlerinin ihracatı zorlaştırdığını söyledi. Geçmiş dönem stoklarının yüksek seyretmesi ve ihracattaki aksaklıkların Karadeniz buğday fiyatları üzerinde yüzde 10-15 oranında baskı oluşturduğunu belirten Tüydeş, üreticilerin 180-200 dolar/ton seviyelerine gerileyen fiyatlardan memnun olmadığını, ihracatın hız kazanmaması halinde fiyatlarda kısa vadede güçlü bir toparlanma beklenmediğini ifade etti.</p>
<h2>“Un sanayisinin gündemi finansman”</h2>
<p>Un sanayisinin öncelikli gündeminin finansmana erişim olduğunu belirten Tüydeş, yüksek kredi faizleri ve tahsilat sorunlarının sektörün nakit akışını öngörülemez hale getirdiğini söyledi. Geçmiş yıllarda aylık üretim kapasitesinin 7-8 katına ulaşan stoklarla çalışılabildiğini hatırlatan Tüydeş, mevcut finansman maliyetleri nedeniyle bu modelin sürdürülemediğini belirtti. Sektörün, TMO'nun ekim ayı satış programının revize edilmesini veya vadeli satış uygulamasının yeniden devreye alınmasını beklediğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekor-hasat-gida-arzini-guclendirecek-finansman-baskisi-un-sanayisini-zorluyor-85325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/un-ihracatinda-hedef-3-milyon-ton-1751887644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin 2026 sezonunda son 20 yılın en yüksek hububat üretimine ulaşmasının beklendiğini belirten Dramalı Un Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tüydeş, rekor rekoltenin gıda arz güvenliği açısından önemli bir avantaj sağlayacağını söyledi. Ancak artan üretim maliyetleri, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişim sorunlarının hem çiftçiyi hem de un sanayisini zorladığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yeni-ovpde-hedefli-uretim-koruma-politikasi-gelistirme-onerisi-85342</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten yeni OVP’de &#039;hedefli üretim koruma politikası&#039; geliştirme önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı açıklamada sıkı para politikasının üretim üzerindeki maliyeti ve küresel ekonomideki belirsizlik ortamı hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamasında reel sektör için yeni politika önerilerini açıklayan Avdagiç, "Kısa bir süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program’da (OVP), dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde, para politikasının yanında 'hedefli bir üretim koruma politikası' geliştirilmelidir. Buradaki amaç genel bir kredi genişlemesi veya yeniden enflasyon oluşturacak bir talep teşviki değildir. Hedef üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımı koruyacak seçici finansman mekanizmaları oluşturmaktır" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacının genel bir teşvik ekonomisine geri dönmek olmadığını belirten Şekib Avdagiç, “İhtiyacımız olan üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikasını gerçekleştirmektir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avdagiç, iş dünyası için yeni OVP’de finansman mekanizmalarının 5 başlığı kapsamasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>"Mekanizmanın ilk ayağı, ihracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli ve sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi olmalıdır. Eximbank ve benzeri mekanizmalar yalnızca ihracat gerçekleştiren firmaları değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticileri de kapsayacak biçimde genişletilmeli. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ve ihracat performansı temel alınmalıdır.</p>
<p>İkinci olarak yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredileri birbirinden ayrılmalıdır. Enflasyonla mücadele kapsamında genel kredi genişlemesi sınırlanırken, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman kanalları oluşturabilmeliyiz.</p>
<p>Üçüncüsü baskılanan kurun, ihracatçının maliyet artışını karşılayacak şekilde doğru ve etkili mekanizmalarla dengelenmesine ihtiyaç vardır. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılması ve aradaki makası kapatacak bir seviyeye getirilmesine ihtiyaç var. Enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını sürekli artıran bir yapının önüne geçilmelidir.</p>
<p>Dördüncüsü vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda üretim yapan ve istihdam sağlayan firmalara yönelik seçici düzenlemeler gündeme alınmalıdır. Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesini engelleyecek yeni güçlendirici mekanizmalar geliştirilmelidir.</p>
<p>Ve son olarak ithalat politikası yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınmalıdır. Türkiye'nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri aşağı çekecek gümrük rejiminin benimsenmesi, buna karşılık yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda haksız rekabetin önlenmesi gerekir."</p>
<p><strong>"Temel sorun dezenflasyonun kendisi değil, üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin artmasıdır"</strong></p>
<p>Türkiye'de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını vurgulayan Şekib Avdagiç, "Ancak bunun üretim tarafındaki maliyeti giderek daha fazla görünür hale geliyor. Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetlerini artırırken özellikle KOBİ'lerin finansmana erişimindeki sıkıntılar devam ediyor." dedi.</p>
<p>Üreten ekonominin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınmasının çok önemli olduğuna vurgu yapan Avdagiç, "Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır. Dolayısıyla üreten ekonomimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınması çok önemli" ifadelerini kullandı.</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, "Bu dönemde üretim tabanının korunmasının üzerinde, dikkatle ve hassasiyetle durmamız gerekiyor. İhracatımızın sürdürülebilirliğinin dış talebin yanı sıra Türkiye'deki üretim kapasitesine, bu kapasitenin maliyet ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu unutmamalıyız" açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>"Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına izin vermemeliyiz"</strong></p>
<p>Emek yoğun sektörlerde işin sıkı tutulması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, "Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal, makine ve benzeri sektörlerde yüksek finansman maliyetleri firmaları fiyat rekabetinde zorluyor. Bu sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına hem bugünümüz hem de yarınımız için izin vermemeliyiz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin önündeki denklemin giderek netleştiğini belirten Avdagiç, "Kısa vadede dezenflasyonun korunması gerekiyor. Ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin veremeyiz" dedi.</p>
<p>Avdagiç, "Türkiye'nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici ve hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız. Türkiye bunu başarabilecek güce ve birikime sahip" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin klasik iktisat teorilerinin ve uygulamalarının arasında sıkışmadan kendi çıkışını oluşturacak güce ve ekonomik birikime sahip olduğunu belirten Avdagiç, "Türkiye bunun örneğini oluşturabilecek, siyasi başarılarının rengini ekonomik başarılara verebilecek kapasitededir. Biz iş dünyası olarak buna inanıyor, hükümetimizin de beklentileri karşılayacak şekilde attığı adımları daha da hızlandıracağına güveniyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yeni-ovpde-hedefli-uretim-koruma-politikasi-gelistirme-onerisi-85342</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/2/1280x720/avdagic-1786611482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye&#039;nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici ve hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız.&quot; diyen İTO Başkanı Avdagiç, &quot;Kısa bir süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program’da, dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde, para politikasının yanında &#039;hedefli bir üretim koruma politikası&#039; geliştirilmelidir.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ay-aracimizi-2027nin-ilk-aylarinda-uzaya-gonderecegiz-85334</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: Ay aracımızı 2027&#039;nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Afyonkarahisar'daki Emre Gölü'nde gerçekleştirilen 28. TÜBİTAK Gökyüzü Gözlem Etkinliği'nde basın mensuplarına değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesi iddiasında uzayın çok önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Kacır, uzay ve uzay teknolojilerinin savunma sanayisi gibi kritik alanlar için de en stratejik altyapıları oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde çok kritik çalışmaları gerçekleştirdiklerini vurgulayan Kacır, uydu teknolojileri alanında BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK-2, Türksat 6A ve İMECE ile çok önemli bir kabiliyet oluşturduklarına dikkati çekti.</p>
<p>Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında derin uzay projelerini sürdürdüklerini belirterek şunları ifade etti:</p>
<p>"Mühendislerimiz, araştırmacılarımız, bilim insanlarımız Türkiye'nin kendi ay aracını geliştiriyorlar. Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027'nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz. Şu anda fırlatma takvimi de netleşmiş oldu. Tüm testler başarıyla gerçekleşti. İnşallah böyle bir iddiayı da Türkiye olarak, dünyada çok az sayıda ülkenin başarabileceği bir teknolojik kabiliyeti ülkemize kazandırarak hayata geçirmiş olacağız."</p>
<p><strong>Uzay limanı projesi</strong></p>
<p>Uzaya bağımsız erişimin Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu söyleyen Kacır, Türkiye'nin roket ve füze teknolojilerinde çok önemli kabiliyetlere sahip olduğunu dile getirdi.</p>
<p>ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ve Delta V'nin de bu noktada çok önemli çalışmaları olduğunu belirten Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu çalışmaların artık kendi uydularımızı kendi imkanlarımızla uzaya göndereceğimiz roketleri üretme noktasına gelmesine adım adım yaklaşıyoruz. Uzaya bağımsız erişim için uzay limanı altyapısına sahip olmayı da önceliklendiriyoruz. Uzay limanları uzaya erişimin en maliyet etkin olduğu noktalarda kuruluyor. Ekvator bölgeleri dünyanın dönüş hızından da yararlanıldığı için daha maliyet etkin yollarla uzaya erişim fırsatı sunan bölgeler. Türkiye olarak çok stratejik bir adım atıyoruz ve Somali'de kendi uzay limanımızı inşa ediyoruz. İnşallah o proje de hızla tamamlanacak ve Türkiye kendi roketleriyle kendi geliştirdiği uyduları ve uzay araçlarını kendi uzay limanından uzaya gönderme kabiliyetine erişecek."</p>
<p>Kacır, bütün bunların bir ekosistemle mümkün olduğunun altını çizerek, ODTÜ'de kuracakları uzay teknoparkının, bu alanda tüm kurumların ve şirketlerin kümelendiği, AR-GE faaliyetlerinin bir arada yürütüldüğü bir altyapı olacağını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin gerçekleştirdiği insanlı uzay bilim misyonlarına değinen Kacır, "Bunun devamı da gelecek. Türkiye inşallah önümüzdeki dönemde yeni kurulacak uluslararası uzay istasyonlarında teknoloji bileşenlerini geliştiren, üreten bir ülke olarak bu sürece katılmaya hazırlanıyor. Bu yönde pek çok uluslararası işbirliğine imza atmaya gayret ediyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"IAC 2026'da ilk kez Antalya'dan bir deklarasyon yayımlanacak"</strong></p>
<p>Kacır, 5-9 Ekim tarihlerinde düzenlenecek 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'ne (IAC 2026) Antalya'da ev sahipliği yapacaklarını belirterek, burada 100'den fazla ülkeden 10 binin üzerinde katılımcıyla Türkiye tarihinin en büyük bilimsel organizasyonlarından birinin gerçekleştirileceğini ifade etti.</p>
<p>İlk kez böyle bir kongreye ev sahipliği yapmak ve dünyanın dört bir yanından katılım sağlayacak misafirleri Antalya'da ağırlamak konusunda çok heyecanlı olduklarını dile getiren Kacır, kongrenin Türkiye'nin hem kabiliyetlerini dünyaya tanıtmada büyük imkanlar sunacağına hem de yeni uluslararası işbirliklerinin kapısını aralayacağına inandıklarını söyledi.</p>
<p>Kacır, dünyada pek çok konuda çok derin ayrışmaların yaşandığı bir dönemde bulunulduğunu, Türkiye'nin böyle bir dönemde hem bölgesine hem dünyaya barış ve istikrar mesajı veren çok güçlü bir ülke olduğunu ifade etti.</p>
<p>Uzayın iş birliklerine açık bir alan olduğunu söyleyen Kacır, böyle bir dönemde Türkiye'nin kendi uluslararası misyonuyla ve iddiasıyla çok uyumlu bir alanda, dünyanın dört bir tarafından akla gelebilecek tüm ülkelerden katılımın sağlanacağı bir kongreye ev sahipliği yapmasını çok anlamlı bulduklarını dile getirdi.</p>
<p>Kacır, söz konusu kongrelerin en büyüğüne Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını, tüm ön kayıt istatistiklerinde ve bilimsel makale başvurularında rekor kırdıklarını söyledi.</p>
<p>Kongrede yeni nesil uzay teknolojisi girişimlerine yönelik de bir alan oluşturduklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu alan 'Yeni Uzay'ın sadece büyük şirketlerin, büyük kurumların var olduğu değil, aslında pek çok alanda olduğu gibi paradigma değişimine odaklanan teknoloji girişimlerinin de güçlü şekilde temsil edildiği bir platform olacak. Bu da bu kongreye özgün bir yaklaşım kazandıracak. IAC 2026'da ilk kez Antalya'dan bir deklarasyon yayımlanacak. Önceki kongrelerde böyle bir uygulama da yoktu. Biz bu deklarasyonun da özellikle barış, güven ve istikrar mesajlarını içermesini hedefliyoruz. Bunu biz Uluslararası Uzay Federasyonuna teklif ettik. Kongrenin başlangıcından bir gün önce dünyanın dört bir yanından parlamenterlerin ve hükümet temsilcilerinin katıldığı bir toplantı gerçekleşecek ve 'Antalya Deklarasyonu' buradan yayımlanacak. İstiyoruz ki uzay, barış ve işbirliği mecrası olmaya ve insanlığa hizmet edecek teknolojilerin geliştirilmesine bir platform sunmaya devam etsin. Antalya'daki kongre, aslında yaşamakta olduğumuz dünyadaki tüm uluslararası diplomatik süreçlere çok anlamlı ve güçlü bir mesaj vermemize vesile olacak."</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ay-aracimizi-2027nin-ilk-aylarinda-uzaya-gonderecegiz-85334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/4/1280x720/3566-1786609062.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, &quot;Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027&#039;nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz. Şu anda fırlatma takvimi de netleşmiş oldu. Tüm testler başarıyla gerçekleşti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislerde-bazi-ekipman-testlerine-akreditasyon-istisnasi-85333</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer tesislerde bazı ekipman testlerine akreditasyon istisnası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Nükleer Tesislere İlişkin Yetkilendirmeler Yönetmeliği kapsamında öngörülen test hizmetlerinde, NDK ile tüm tedarikçi ve alt tedarikçileri bünyesinde ilgili test metodunda akredite laboratuvar bulunmaması halinde, üretimi 15 günden kısa süren ekipmanlara yönelik testler için akreditasyon şartına istisna uygulanacak.</p>
<p>Söz konusu testlerin, ilgili test metotlarını uygulamaya yönelik altyapı, tesis ve yetkinliğe sahip, TS EN ISO/IEC 17025 veya eşdeğeri standarda göre akredite başka bir kuruluşun gözetiminde gerçekleştirilmesi ve raporlanması gerekecek.</p>
<p>Ayrıca test sonuçlarının, ürünün tip testi raporunda belirtilen değerlere ve ilgili imalat standardında öngörülen tolerans sınırlarına uygun olması şartı aranacak.</p>
<p>Bu koşulların birlikte sağlanması ve kuruluşun bu kapsamda NDK'ye yapacağı başvurunun uygun bulunması halinde söz konusu testler bakımından akreditasyon şartı aranmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislerde-bazi-ekipman-testlerine-akreditasyon-istisnasi-85333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer Düzenleme Kurumu, üretimi 15 günden kısa süren ekipmanlara yönelik bazı testlerde belirli şartların sağlanması halinde akreditasyon şartı aramayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/menemen-serbest-bolgesinde-ne-bekleniyor-neden-bekleniyor-85314</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Menemen Serbest Bölgesi’nde ne bekleniyor, neden bekleniyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aziz Nesin’in en bilinen kitaplarından biridir, “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”. Nüfus müdürlüğünde yapılan bir hata yüzünden resmi olarak ölü görünen adaşım Yaşar’ın hikayesini anlatır. Kitap, temelde bir bürokrasi eleştirisidir. İzmir’de bir serbest bölge var buna benzer. Var diyoruz ama yok. Yani var ama yok. Ya da yok ama var, Yaşar gibi yani. Uzatmaya gerek yok. Menemen Serbest Bölgesi’nden bahsediyoruz, Menemen ilçesindeki diğer serbest bölge olan İzmir Serbest Bölgesi’nden (İZBAŞ) değil, karıştırmayalım. Yapay zeka karıştırıyor örneğin. İnternette Menemen Serbest Bölgesi’ni arattığınızda karşınıza daha çok İzmir Serbest Bölgesi çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cf00e93d-1786600688.jpeg" alt="" width="700" height="354" /></p>
<p>Biraz karışık olduğu doğru. Baştan anlatalım. Faaliyetlerini uzun yıllardır başarılı bir şekilde sürdüren İzmir Serbest Bölgesi, yeni yatırımlara alan yaratmak için 4-5 yıl önce genişleme kararı aldı. Doğal olarak bunun için sınırında yer alan Menemen Belediyesi’ne ait yaklaşık 1.5 milyon metrekarelik alana talip oldu. O zamana kadarki işleyiş gereği bu alanı alıp, serbest bölge ilan edilmesi için başvuru yapması gerekiyordu. Fakat bu aşamada işleyiş bir anda değişti. Türkiye’de ilk kez bir bölge başvuru olmadan serbest bölge ilan edildi ve Menemen Belediyesi kendisine ait sıradan bir parseli değil, serbest bölge ilan edilmiş bir alanı ihale etti. Söz konusu alanın sınırında serbest bölge işleten İZBAŞ’ın da katıldığı 435 milyon TL muhammen bedelle çıkılan ihaleyi 576,4 milyon TL ile Muş merkezli Kay-Sa İnşaat isimli şirket kazandı.</p>
<p>Ancak asıl tartışma bundan sonra başladı. İhalenin rekabet ilkelerine uygun yürütülmediğini savunarak Menemen Belediyesi'ne iptal başvurusunda bulunan İZBAŞ yönetimi, konuyu yargıya taşımayı da seçenekleri arasına aldı ama çok fazla değişen bir şey olmadı. İhaleden bir yıl kadar sonra 29 Mayıs 2024 tarihli resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Menemen Serbest Bölgesi’ni kurup işletmek üzere, Menemen Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi AŞ (MENSER) 30 yıl süreyle yetkili kılındı. O tarihten sonra da proje adeta rafa kalktı. Faal olmadığı için doğal olarak bakanlığın serbest bölgelerle ilgili istatistiklerinde MENSER yer almıyor. İnternette bu isimle arama yaptırdığınızda son olarak karşınıza Bursa merkezli bir inşaat firmasının referansları arasında Menemen Serbest Bölgesi’nin  “İmar Planı, Arazi Tesviyesi ve Altyapı Etüt – Proje Mühendislik Hizmetleri İşi”nin tamamlandığı bilgisi çıkıyor. MENSER’in kurumsal internet sitesini görmek bile mümkün olmuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cc92bb37-1786600649.jpeg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>“Hadi serbest bölge kur” demekle iş bitmiyor</strong></p>
<p>Serbest bölgelerin ülke ekonomisine pek çok faydası var. Ama, “ben kurdum” ya da “hadi sen kur” demekle iş bitmiyor. Serbest bölgeyi işletmek beceri ve deneyim istiyor. İzmir, bu konuda şanslı. Türkiye’deki mevcut 19 serbest bölge içinde (MENSER hariç) hemen her türlü istatistiki verinin zirvesinde Ege Serbest Bölgesi yer alıyor. İzmir Serbest Bölgesi de azımsanmayacak başarılara sahip. Üstelik, Menemen Serbest Bölgesi hamlesinin boşa çıkmasının ardından satın aldığı yeni genişleme alanındaki çalışmalarını da hızlı bir şekilde sürdürüyor. ESBAŞ öncülüğünde İzmir’in kuzey aksında hayata geçirilen Türkiye’nin 19. serbest bölgesi olan Batı Anadolu Serbest Bölgesi’nde (BASBAŞ) fabrikalar yükselmeye başladı. Türkiye’de; İzmir’de 4 (MENSER dahil), İstanbul’da 3, 11 ilde de birer serbest bölge bulunurken, Menemen bir ilçe olarak iki serbest bölgeye birden ev sahipliği yapıyor. Bu, Menemen için büyük bir nimet. Ama, ikinci serbest bölgenin hikayesi tamamına ererse.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cde57bf6-1786600670.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>MENSER’in kurulmasının üstünden 2 yıldan fazla zaman geçti. Yani 30 yıllık işletme süresinin yüzde 7’si geçti bile. Uygulama imar planlarının tamamlanması, altyapı yatırımları, gümrük altyapısının oluşturulması, Ticaret Bakanlığı nezdindeki işletme ve organizasyon süreçlerinin tamamlanması derken daha geçilecek çok aşama var.</p>
<p>İzmir’in Çiğli, Menemen, Aliağa, Bergama, Dikili, Kınık ilçelerinden oluşan kuzey aksı, hızlı bir büyüme ivmesi yakaladı. Bölgede yer alan veya yeni kurulan organize sanayi bölgeleri, organize tarım bölgeleri, serbest bölgeler bu büyümenin lokomotifi konumundayken, Menemen Serbest Bölgesi’nin durumunu ne yazık ki sadece “potansiyel” olarak ifade edebiliyoruz. Ne beklendiği, neden beklendiği bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Projenin başarıya ulaşması yalnızca Menemen'e değil, Ege Bölgesi’nin ihracat kapasitesine de önemli katkı sağlayacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/menemen-serbest-bolgesinde-ne-bekleniyor-neden-bekleniyor-85314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menemen Serbest Bölgesi’nde ne bekleniyor, neden bekleniyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/binalarda-yasam-dongusu-analizi-donemi-85313</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Binalarda yaşam döngüsü analizi dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Türkiye’de yapı sektörünün karbon hesabında yeni bir dönem başlıyor. 1 Ocak 2027’den itibaren yapı ruhsatı alacak, inşaat alanı 10 bin metrekare ve üzerindeki binalarda Bina Yaşam Döngüsü Analizi Belgesi zorunlu olacak. Böylece binaların yalnızca kullanım sırasındaki enerji tüketiminden kaynaklanan emisyonları değil, ham madde temininden inşaata, bakım ve yenilemeden yıkım ve geri kazanıma kadar tüm yaşam döngüsü boyunca neden olduğu sera gazı emisyonları hesaplanacak. Doç. Dr. Duygu Erten, yeni düzenlemeyi yapı sektörü açısından “bir kırılmanın başlangıcı” olarak tanımlıyor. Erten’e göre asıl değişim, karbon hesabının yalnızca bir belge olmaktan çıkıp tasarım kararlarını, kamu ihalelerini, finansmanı ve bina değerlemelerini etkilemeye başlamasıyla yaşanacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5c038f3b3-1786600451.png" alt="" width="374" height="386" /></p>
<h2>Karbon hesabı tasarımın başına taşınacak</h2>
<p>Yaşam döngüsü analiziyle beton, çelik, cam ve yalıtım malzemelerinin üretiminden kaynaklanan emisyonların yanı sıra nakliye, şantiye, bakım, yenileme, yıkım ve geri kazanım süreçleri de hesaba dahil edilecek. Erten, “Artık karbon hesabı projenin sonunda hazırlanan bir rapor değil, tasarımın başındaki bir karar aracı olacak” diyor. Taşıyıcı sistemden cephe oranına, kullanılan malzeme miktarından yapının ömrüne kadar pek çok karar karbon performansıyla birlikte değerlendirilecek. Ancak sektörün bu dönüşüme eşit ölçüde hazır olmadığını vurgulayan Erten, uygulamanın yaygınlaşmasının önündeki engellerden birinin maliyet olduğunu, temel eksiklerden birinin ise yapı malzemelerine ilişkin güvenilir veri olduğunu belirtiyor. Türkiye’de çevresel ürün beyanlarının yaygınlaşması ve hesaplamalarda kullanılabilecek yerel verinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>“Gerçek emisyon azaltımı mevcut binalardan gelecek”</h2>
<p>Yeni düzenleme ilk aşamada 10 bin metrekare ve üzerindeki yeni binaları kapsıyor. Ancak Erten’e göre Türkiye’nin bina kaynaklı emisyonlarını gerçekten azaltmak için asıl odağın mevcut yapı stokuna çevrilmesi gerekiyor. “Yeni binalar toplam stok içinde sınırlı bir paya sahip. Enerji tüketimi ve dönüşüm ihtiyacı ise milyonlarca mevcut binada yoğunlaşıyor” diyen Erten, öncelikle enerji tüketimi yüksek konutların, kamu binalarının, okulların ve sağlık yapılarının belirlenmesini öneriyor. Yapı yaşı, enerji performansı, iklim bölgesi ve deprem riskinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erten, kamu kaynaklarının da en yüksek enerji tasarrufu ve toplumsal faydanın sağlanacağı yapılara yönlendirilebileceğini söylüyor. Mevcut binaların yenilenmesinde finansman da önemli bir sorun. Erten’e göre düşük faizli ve uzun vadeli krediler, vergi avantajları, hibeler ve enerji tasarrufuna bağlı destekler dönüşümü hızlandırabilir. Yenilemenin yalnızca mantolama veya cihaz değişimi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Erten, deprem güvenliği ile enerji ve karbon performansının birlikte ele alınması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<h2>Düşük karbonlu malzemeler avantaj kazanacak</h2>
<p>Yaşam döngüsü analizinin zorunlu hale gelmesi yapı malzemeleri sektörünü de doğrudan etkileyecek. “Ölçmediğiniz bir değeri satın alma kriteri haline getiremezsiniz” diyen Erten’e göre, aynı teknik performansı sunan ürünler karbon değerleri üzerinden karşılaştırılmaya başlandığında düşük klinkerli çimento, geri dönüştürülmüş içeriği yüksek çelik ve yeniden kullanılabilir yapı elemanları avantaj kazanacak. Türkiye’nin çimento, çelik, cam, seramik ve yalıtım sektörlerinde güçlü bir üretim kapasitesi bulunduğunu hatırlatan Erten, özellikle ihracatçı şirketlerin bu dönüşümün baskısını şimdiden hissettiğini söylüyor. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin veri üretimi, ürün beyanı ve temiz teknoloji yatırımlarında desteklenmesi halinde ise düşük karbon dönüşümünün sanayi açısından bir rekabet fırsatına dönüşebileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Kentsel dönüşümde karbon da hesaba girecek</h2>
<p>Erten’e göre yaşam döngüsü yaklaşımı, kentsel dönüşümde “yık ve yeniden yap” anlayışını da değiştirebilir. Mevcut bir binanın güçlendirilmesi ile yıkılıp yeniden yapılması seçeneklerinin yalnızca maliyet ve deprem güvenliği açısından değil, yaratacağı karbon yükü açısından da karşılaştırılması gerektiğini söylüyor. Çünkü yıkım atık yaratırken, yeni bina için beton, çelik ve diğer malzemelerin yeniden üretilmesi de yeni emisyon anlamına geliyor. Ancak Erten, karbon kriterinin deprem güvenliğinin önüne geçmeyeceğinin altını çiziyor. Önce binanın güvenli olması gerektiğini belirten Erten, bu koşulu sağlayan projelerde daha sonra karbon ayak izi, malzeme verimliliği ve yeniden kullanım oranlarının devreye girebileceğini söylüyor. Bu göstergeler ileride ihale, kredi veya kamu desteğinde kriter haline gelebilir. Eski binalardaki taşıyıcı elemanların yeniden kullanılması ise deprem riski ve malzeme geçmişinin bilinmemesi nedeniyle her zaman mümkün değil. Erten, Türkiye için kısa vadede seçici yıkım yapılmasını, çelik ve betonun geri kazanılmasını; kapı, doğal taş, ahşap ve cam gibi taşıyıcı olmayan parçaların yeniden kullanılmasını daha gerçekçi buluyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Yeşil bina deneyimini kitaba taşıdı</span></h2>
<p>■ Duygu Erten, yeşil bina alanındaki deneyimini Greg Kats’ın çalışmasıyla bir araya getirerek “Yapısal Çevrenin Yeşil Dönüşümü” adlı kitapta Türkiye’ye uyarladı. Türkiye’deki yeşil dönüşümü ve yerel uygulama örneklerini de anlatan kitapta yeşil binaların ilk yatırım maliyeti, enerji ve su tasarrufu ve yatırımların geri dönüş süresi farklı projeler üzerinden ele alınıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"ÖLÇMEK YETMEYECEK, SINIR DA GEREKECEK"</span></h2>
<p>Yeni düzenleme emisyon hesabını zorunlu hale getiriyor ancak binalar için henüz bağlayıcı bir karbon üst sınırı bulunmuyor. Erten, "Hesaplama yükümlülüğünün tek başına emisyon azaltmasını bekleyemeyiz" diyerek bir sonraki adımın ne olması gerektiğine işaret ediyor. Erten'e göre önce farklı bina türleri ve iklim bölgeleri için metrekare başına yaşam döngüsü karbon değerleri ortaya konulmalı. Yeterli veri toplandıktan sonra bu değerler kademeli olarak sıkılaşan karbon sınırlarına dönüştürülebilir. Konut, ofis, okul, hastane ve otel gibi yapıların aynı sınırla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Erten, binanın kullanım biçimi ve bulunduğu iklim bölgesinin de hesaba katılması gerektiğini söylüyor. İlk aşamada kamu binaları ve büyük projelerle başlanıp uygulamanın zamanla diğer yeni yapılara genişletilebileceğini ifade ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“YEŞİL BİNA MUTLAKA DAHA PAHALI DEMEK DEĞİL”</span></h2>
<p>Düşük karbonlu malzemeler ve daha yüksek performanslı sistemler bazı projelerde ilk yatırım maliyetini artırabiliyor. Ancak Erten, "Yeşil binalar mutlaka daha pahalıdır" yaklaşımına katılmıyor. Karbon ve enerji hedefleri daha tasarım aşamasında ele alındığında gereksiz malzeme kullanımının azaltılabileceğini, taşıyıcı ve mekanik sistemlerin daha verimli tasarlanabileceğini söylüyor. Erten'e göre asıl sorun, bir binanın maliyetine yalnızca ilk yatırım bedeli üzerinden bakılması. Enerji ve bakım giderleri, yenileme ihtiyacı, kullanıcı sağlığı, iklim riskleri ve gelecekte ortaya çıkabilecek karbon yükümlülükleri de hesaba katıldığında tablo değişiyor. "Bugün ucuz diye baktığınız bir bina, 30 yıl sonunda size çok daha pahalıya mal olabilir" diyen Erten, karbon performansı yüksek ve işletme giderleri düşük binaların gelecekte değerlerini daha iyi koruyacağını belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/binalarda-yasam-dongusu-analizi-donemi-85313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/yuzyilin-konut-projesi-1767709330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 Ocak 2027’den itibaren 10 bin metrekare ve üzerindeki yeni binalarda yaşam döngüsü analizi zorunlu olacak. TURKECO Kurucusu Doç. Dr. Duygu Erten, düzenlemeyi yapı sektörü için önemli bir başlangıç olarak değerlendirirken, Türkiye’de gerçek emisyon azaltımının büyük ölçüde milyonlarca binanın yenilenmesinden geleceğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-verimliliginin-eksik-hesaplanan-degeri-85312</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji verimliliğinin eksik hesaplanan değeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği yatırımlarını değerlendirirken çoğu zaman ilk bakılan göstergeler yatırım tutarı, yıllık enerji tasarrufu ve geri ödeme süresidir. Ancak bu üç temel gösterge yeterli değildir. Çünkü iyi tasarlanmış bir verimlilik projesi faturayı düşürmenin yanında üretim hattını daha kararlı çalıştırır, bakım ihtiyacını azaltır, kaliteyi iyileştirir, kaynak kullanımını düşürür ve rekabet gücünü destekler.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bu yıl Haziran ayında yayımladığı Multiple Benefits of Energy Efficiency for Business (İşletmeler için Enerji Verimliliğinin Çoklu Faydaları) raporu da bu noktaya dikkat çekiyor. Rapora göre üretkenlik, ürün kalitesi, marka algısı, çalışan sağlığı, bakım maliyeti, su ve malzeme kullanımı gibi başlıkların yatırım kararında daha görünür hale gelmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu bakış açısı sanayi tesisleri ve ticari binalar için önemli. Çünkü verimlilik projeleri çoğu zaman “Kaç yılda geri döner” sorusuna sıkışıyor. Oysa aynı proje daha az arıza/duruş/ fire, daha iyi iç ortam kalitesi ve daha güçlü müşteri algısı yaratıyorsa yatırımın gerçek değeri fizibilite tablosunda görünenden daha büyüktür.</p>
<p><strong>Fizibilite tablosu genişlemeli</strong></p>
<p>Bir pompa değişimi, soğutma sistemi yenilemesi, atık ısı geri kazanımı veya basınçlı hava iyileştirmesi enerji tüketimini azaltırken sistemin çalışma rejimini de değiştirir. Daha kararlı çalışan ekipman daha az zorlanır. Daha iyi kontrol edilen proses daha az hata ve fireyle çalışır.</p>
<p>IEA raporunda bu ilişkinin somut karşılıkları da var. ABD’de KOBİ’lerde 1.023 enerji verimliliği önlemi üzerinden yapılan analize göre, her 1 dolarlık enerji maliyeti tasarrufuna ortalama 13 sentlik ilave üretkenlik kazanımı eşlik ediyor. Bazı uygulama kategorilerinde bu değer 30 sente kadar çıkabiliyor. Rapor ayrıca verimli ve elektrikli teknolojilerde bakım maliyetlerinin önemli ölçüde azalabildiğini belirtiyor.</p>
<p>Ülkemizdeki verimlilik artırıcı projelere (VAP) sağlanan %30 hibe desteği de dikkate alındığında yatırım bedeli neredeyse yarı yarıya düşebiliyor. Bu nedenle klasik geri ödeme süresi tek gösterge olmamalı. Toplam sahip olma maliyeti, bakım etkisi, duruş riski, kapasite kullanımı, kalite kayıpları, su ve malzeme tüketimi, emisyon azaltımı ve iş sağlığı etkisi birlikte ele alınmalı.</p>
<p><strong>Kalite ve güven odaklı değer yaratır</strong></p>
<p>Enerji verimliliğinin önemli faydalarından biri kalite üzerindeki etkisi. Daha hassas kontrol edilen ve daha iyi izlenen üretim sistemlerinde hata oranı düşebilir. Bu da hurda, yeniden işleme, müşteri şikâyeti ve teslimat riski gibi dolaylı maliyetleri etkiler.</p>
<p>IEA’nın aktardığı imalat sanayi çalışmasında, enerji verimliliği önlemleri sonrasında şirketlerin önemli bir bölümü hatalı üretimde azalma bildirmiş. Bu sonuç, enerji verimliliği ile operasyonel mükemmellik arasındaki ilişkiyi gösteriyor.</p>
<p>Benzer ilişki tedarik zinciri tarafında da görülüyor. Büyük alıcıların tedarikçilerinden enerji ve karbon performansı beklentisi artıyor. Bu nedenle enerji verimliliği, iç maliyetleri düşüren bir uygulama olmanın yanında müşteri nezdinde bir güven oluşturma ve rekabetçi kalma aracı.</p>
<p><strong>Binalarda kullanıcı etkisi </strong></p>
<p>Enerji verimliliğinin çoklu faydaları üretim tesisleriyle sınırlı değil. Ticari binalarda verimli iklimlendirme, iyi otomasyon, doğru havalandırma, kaliteli aydınlatma ve etkin işletme yaklaşımı enerji tasarrufunun yanında çalışma koşullarını iyileştirir. Daha iyi iç ortam kalitesi çalışan sağlığı, üretkenlik, kullanıcı memnuniyeti, kiracı bağlılığı ve varlık değeri üzerinde olumlu sonuçlar doğurur.</p>
<p><strong>Karar alma biçimi değişmeli </strong></p>
<p>Son dönemde jeopolitik gelişmeler ve ekonomik koşullar nedeniyle enerji verimliliği kararlarının ya ertelendiğini ya da yalnızca dar finansal göstergelerle ele alındığını gözlemliyorum. Yatırım kararı alındığında ise çoğu zaman en ucuz alternatif öne çıkıyor. Bunun sonucunda, bu yatırımların en temel faydası olan maliyet azaltımı bile planlandığı şekilde sağlanamayabiliyor. Doğru karar ve çoklu fayda için enerji verimliliği yatırımları üretim, bakım, kalite, finans, satın alma, sürdürülebilirlik ve üst yönetim tarafından ortak bir iş kararı olarak ele alınmalı.</p>
<p>Bu yaklaşım yeşil finans açısından da önemli. Ölçülebilir tasarruf, garanti edilen performans, bakım etkisi, emisyon azaltımı ve işletme riski birlikte anlatıldığında proje daha güçlü bir finansman dosyasına dönüşür.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Çoklu faydaları yatırım kararlarına dahil edebilen işletmeler, verimlilik projelerini rekabet gücünü artıran, riski azaltan ve yeşil dönüşümü hızlandıran stratejik yatırımlar olarak yönetir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-verimliliginin-eksik-hesaplanan-degeri-85312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji verimliliğinin eksik hesaplanan değeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yukselis-kapisini-aciyor-85308</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın yükseliş kapısını açıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d52b2234e6-1786598066.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altın piyasasında son haftalarda belirginleşen toparlanma, değerli metalin yeniden yatırımcıların radarına girdiğini gösteriyor. Ons altın dün yaklaşık yüzde 1,5 yükselerek 4.420 dolara ulaşırken, fiyat Haziran başından bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Böylece uzun süredir aşılması beklenen teknik dirençlerin üzerine çıkılması, piyasada “altına dönüş” beklentisini güçlendirdi.</p>
<h2>Yükselişin 3 yakıtı var</h2>
<p>● ABD Merkez Bankası’na ilişkin beklentilerdeki değişim , toparlanmanın arkasındaki en önemli gelişmelerden biri oldu. Zayıf gelen istihdam verileri sonrasında Eylül ayında faiz artışı ihtimali yüzde 60’tan yüzde 50’ye geriledi. Faiz baskısının azalması, faiz getirisi bulunmayan altın için daha elverişli bir zemin oluşturdu. Piyasanın gözü şimdi ABD’nin açıklayacağı enfl asyon verisinde. TÜFE’nin seyri, Fed’in önümüzdeki dönemdeki politika yönü açısından belirleyici olacak. </p>
<p>● Çin Merkez Bankası'nın altın rezervlerini temmuz ayında yaklaşık 20 ton artırması, resmi alımların 21 aydır kesintisiz sürmesi açısından dikkat çekiyor. Çin'in rezervlerini çeşitlendirme politikası, altına yönelik yapısal talebin devam ettiğini gösteriyor. </p>
<p>● Batılı yatırımcı tarafında da yeniden hareketlenme işaretleri var. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel fiziki destekli altın ETF’leri temmuz ayında 3 milyar dolarlık net giriş çekti. Böylece iki aylık çıkış dönemi sona ererken, ETF’lerdeki toplam altın varlığı 23 ton artarak 4.068 tona ulaştı. Girişlerin büyük bölümünü Avrupa fonları oluşturdu. Kuzey Amerika’nın katkısı ise sınırlı kaldı.</p>
<h2>Toparlanma kırılgan olabilir </h2>
<p>Altının önündeki en büyük risk, toparlanmanın henüz tam anlamıyla teyit edilmemiş olması. Temmuzda başlayan ETF girişlerinin kalıcı bir portföy değişikliğine dönüşeceği garanti değil. Özellikle Kuzey Amerika’daki yatırımcı katılımı hâlâ sınırlı. Daha önemlisi, ABD enflasyonunun yeniden hızlanması Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentileri tersine çevirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Saxo Bank: Asıl sınav 4.500 dolarda!</span></h2>
<p>Saxo Bank ise teknik görünümde 4.200 dolar bölgesinin artık önemli bir destek haline geldiğine dikkat çekiyor. Buna karşılık asıl sınav 4.500 dolar civarında. Bu bölgenin üzerinde kalıcı bir hareket, altının 4.690 dolardaki yüzde 50 Fibonacci seviyesine ve ardından 4.860 dolardaki yüzde 61,8 seviyesine doğru ilerlemesinin önünü açabilir. Dolayısıyla piyasadaki temel soru artık yalnızca “altın yükselecek mi?” değil. Asıl soru, fiyatın 4.500 dolar eşiğini kalıcı biçimde aşarak yeni bir yükseliş dalgasını başlatıp başlatamayacağı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5.300 dolarlı senaryo masada</span></h2>
<p>Bankaların fiyat tahminleri de altındaki yükseliş potansiyelinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. RBC Capital Markets’ın en iyimser senaryosu, altının 2027’de ortalama 5.296 dolar seviyesinde işlem görmesini öngörüyor. Bu senaryoda fiyatın 2027’nin üçüncü çeyreğinde 5.321 dolara, dördüncü çeyreğinde ise 5.318 dolara ulaşması bekleniyor. RBC’nin daha ılımlı merkez senaryosu ise altının 2026’da ortalama 4.577 dolar, 2027’de 4.225 dolar seviyesinde kalacağı varsayımına dayanıyor. Kurumun en iyimser senaryosu ile en kötümser senaryosu arasındaki fark ise oldukça geniş. Kötümser tabloda altının 2027 ortalaması 3.661 dolara kadar gerileyebiliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yukselis-kapisini-aciyor-85308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-gold-dollar-1786081395.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın, ABD enflasyon verisi öncesinde 4.420 dolar seviyesine tırmanarak 10 haftanın zirvesini gördü. Fed’e ilişkin daha az şahin beklentiler, Çin gibi merkez bankalarının alımları ve ETF’lere geri dönen yatırımcılar fiyatın yeniden güç kazanmasını sağladı. Fiyat senaryoları yukarı yönlü potansiyelin canlı olduğuna işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-elde-edilen-kazanclarda-vergi-85306</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternetten elde edilen kazançlarda vergi </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnternetten para kazanmanın yolları çeşitlenirken, vergi mevzuatındaki 20/B istisnasının kapsamı da genişliyor. Eğitimden ürün tanıtımına, dijital içerikten kullanıcı yönlendirmeye kadar pek çok gelir modeli kapsama girebiliyor. Ancak her internet geliri 20/B kapsamında değil.</strong></p>
<p>İnternetten para kazanmanın yolları her geçen gün çeşitleniyor. Birkaç yıl önce konu daha çok YouTube’dan reklam geliri elde edenler veya Instagram’da ürün tanıtanlar üzerinden tartışılıyordu. Bugün ise internetten eğitim veren, dijital içerik hazırlayan, mobil uygulama geliştiren, ürün tanıtan, hatta takipçilerini başka bir uygulamaya yönlendirerek gelir elde eden çok daha geniş bir kesim var.</p>
<p>Vergi mevzuatımızda bu gelirlerin önemli bir bölümü için ayrı bir düzenleme bulunuyor: Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi.</p>
<p>Kamuoyunda zaman zaman “YouTuber istisnası” olarak adlandırılsa da 20/B artık bunun çok ötesinde.</p>
<p><strong>20/B’nin kapsamı 2024’te genişledi</strong></p>
<p>Düzenlemenin ilk halinde sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses ve video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticilerinin kazançları, mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformlarından elde ettikleri kazançlar kapsama alınmıştı.</p>
<p>7491 sayılı Kanun’la kapsam genişletildi. 1 Ocak 2024’ten itibaren internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden içerik paylaşanların yanında, bu ortamlar üzerinden bireysel kurs, eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı gibi hizmetlerden kazanç sağlayan gerçek kişiler de 20/B kapsamına girdi.</p>
<p>Buradaki “gibi” ifadesi önemli. Kanunda yapılan sayım sınırlı değil. Bu nedenle internet üzerinden ortaya çıkan yeni hizmet modellerinin de niteliğine bakılarak 20/B kapsamında değerlendirilmesi mümkün.</p>
<p><strong>Peki, sistem nasıl işliyor?</strong></p>
<p>İstisnadan yararlanmak isteyen kişinin önce bağlı olduğu vergi dairesinden istisna belgesi alması gerekiyor. Sonrasında Türkiye’de kurulu bir bankada bu faaliyete ilişkin hesap açılıyor ve kapsamdaki faaliyetlerden elde edilen hasılatın tamamı bu hesap üzerinden tahsil ediliyor.</p>
<p>Banka, hesaba aktarılan hasılat üzerinden yüzde 15 gelir vergisi kesiyor.</p>
<p>2026 yılı için önemli rakam <strong>5 milyon 300 bin TL</strong>.</p>
<p>Burada hasılat-kazanç ayrımına dikkat etmek gerekiyor. Bankanın yüzde 15 tevkifatı hesaba aktarılan hasılat üzerinden yapılırken, Kanundaki 5 milyon 300 bin TL’lik sınır kazanç toplamı üzerinden belirleniyor.</p>
<p>Kazanç toplamı bu tutarı aşmıyorsa bu kazançlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmiyor. Başka gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de 20/B kapsamındaki kazançlar beyannameye dahil edilmiyor.</p>
<p><strong>5 milyon 300 bin TL aşılırsa?</strong></p>
<p>Bu defa kazancın tamamının yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerekiyor. Bankanın yıl içinde kestiği yüzde 15 vergiler de beyannamede hesaplanan gelir vergisinden mahsup ediliyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, belirlenen sınırın altında banka kesintisiyle tamamlanan vergileme, sınır aşıldığında yıllık beyan ve artan oranlı gelir vergisi tarifesine taşınıyor.</p>
<p>KDV tarafında ise durum farklı. KDV Kanunu’nun 17/4-a maddesi, Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi kapsamında vergilendirilen kazançlara konu teslim ve hizmetleri KDV’den istisna ediyor. 20/B kapsamındaki kazancın yıllık sınırı aşması nedeniyle beyanname verilmesinin bu KDV istisnasına etkisi yok.</p>
<p><strong>GİB’in yeni özelgeleri ne söylüyor?</strong></p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nın temmuz ayında internet sitesinde yayımladığı özelgeler dikkat çekici örnekler içeriyor.</p>
<p>Özelgelerden birinde mükellef, Instagram ve YouTube üzerinden yemek tarifleri paylaşarak sosyal içerik üreticiliği yapıyor. Bunun yanında takipçilerine bir mobil uygulamayı tanıtıyor ve uygulamayı indirip üye olan her kullanıcı üzerinden gelir elde ediyor.</p>
<p>Burada para Instagram veya YouTube’dan gelmiyor. Gelir, başka bir uygulamaya kullanıcı yönlendirilmesi karşılığında elde ediliyor.</p>
<p>İdare, yukarıda açıkladığımız şartların yerine getirilmesi halinde bu kazancın da mükerrer 20/B kapsamında değerlendirilebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Bence özelgenin dikkat çekici tarafı da burası. Çünkü dijital ekonomide artık klasik reklam gelirinin yanında satış ortaklığı, yönlendirme, üyelik veya performansa bağlı ödeme modelleri giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><strong>İnternetten eğitim verenler açısından da önemli</strong></p>
<p>Bir başka özelgede Instagram üzerinden e-kitap tanıtımı, internetten e-kitap satışı ve Zoom üzerinden kişisel gelişim kursları verilmesi ele alınıyor.</p>
<p>Özellikle internet üzerinden verilen kurs ve eğitimler açısından 2024’te yapılan değişikliğin uygulamadaki karşılığını burada görüyoruz. Bireysel kurs ve eğitim hizmetleri artık Kanunda açıkça örnek verilen faaliyetlerden.</p>
<p>Ancak kişinin internet üzerinden birkaç farklı iş yapması, bütün gelirlerinin otomatik olarak 20/B’ye gireceği anlamına gelmiyor. Hangi gelirin hangi faaliyetten doğduğuna ayrıca bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Ödemenin adı değil, neyin karşılığında yapıldığı önemli</strong></p>
<p>Dijital dünyada gelir sadece reklam bedelinden ibaret değil. Sponsorluk, ürün tanıtımı, tıklama başına ödeme, satıştan komisyon, kullanıcı veya üyelik başına ödeme gibi çok farklı modeller var.</p>
<p>Özelgeler, ödemenin adından çok geliri doğuran faaliyetin niteliğinin önem taşıdığını gösteriyor. Sosyal medya üzerinden yapılan bir tanıtımın karşılığının sabit reklam bedeli yerine satış veya yönlendirme başına ödenmesi tek başına 20/B uygulamasına engel değil.</p>
<p><strong>Her internet geliri 20/B’ye girmez</strong></p>
<p>Bir kazancın internet üzerinden elde edilmesi, tek başına 20/B kapsamında olduğu anlamına gelmiyor. Faaliyetin içerik üretimi, bireysel kurs ve eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı veya mobil uygulama geliştirme gibi maddede öngörülen faaliyetlerle bağlantısının bulunması gerekiyor.</p>
<p>Üstelik aynı kişinin bazı gelirleri 20/B kapsamındayken bazı gelirleri kapsam dışında kalabilir. Özellikle birden fazla gelir kanalı bulunanların her faaliyeti ayrı değerlendirmesinde fayda var.</p>
<p>Gelir İdaresi’nin temmuz ayında yayımladığı özelgeler bize şunu gösteriyor: 20/B artık sadece YouTube veya Instagram’dan reklam geliri elde edenleri ilgilendiren bir düzenleme değil. İnternetten eğitim verenden ürün tanıtana, uygulama geliştirenden başka bir uygulamaya kullanıcı yönlendirene kadar oldukça geniş bir alan var.</p>
<p>Ama sınırın nerede çizileceği her zaman bu kadar kolay değil.</p>
<p>Bu nedenle internetten gelir elde edenlerin “Yüzde 15 vergi kesiliyor, konu kapanıyor” demeden önce şu soruya cevap vermesi gerekiyor:</p>
<p><strong>Benim elde ettiğim kazanç gerçekten mükerrer 20/B kapsamında mı?</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-elde-edilen-kazanclarda-vergi-85306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnternetten elde edilen kazançlarda vergi  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odinein-yolculugu-85305</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odine’in yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin 5G’nin temelindeki teknolojiyi geliştirmesine rağmen bu alanda küresel bir oyuncu çıkaramamasının ardından Odine, yazılım ve yapay zekâ gücüyle telekom altyapısında dünya ligine çıkma iddiasını büyütüyor.</strong></p>
<p>Tiflis’te Kaspersky’nin Cyber Security Weekend etkinliğinde Kaspersky META Bölgesi Genel Müdürü Toufic Derbass, kısa konuşmasında “Biliyorsunuz, biz 29 yıldır bu işteyiz.” dedi. İlk olarak Kaspersky Lab olarak kurulan şirketin kuruluş tarihinin 26 Haziran 1997 olduğu o zaman aklımda değildi. Sonrasında bu tarihi Google’da buldum. Benim yarı yaşımdaymış. İnsan sürekli karşılaştığı ve takip ettiği bir markanın ezelden beri var olduğunu ve ebediyen var olacağını düşünüyor. Bu nedenle belirli bir anda dikkat çekici bir şey gördüğünde bunu yapma konusunda gereken refleksi gösteremiyor. Aile büyüklerini kaybetmeden bunun nasıl bir hata olduğunu fark etmek pek mümkün olmuyor. Benim bu tür bir kaygısızlık günahı içinde olduğum şirketlerden biri Odine.</p>
<p>Son dönemde sürekli karşıma çıkmasına karşın iş modeli ve bu başarılı iş modeli kurgusunun yarattığı sonuçları ele almayı sürekli erteledim. Herhalde bir yıllık bir süreyi bulmuştur. 1999’da kurulan Odine, son günlerde gazetemizin BIST endeksinde ilk 20 şirketi sıraladığı listede karşıma çıktı, Bilişim 500 ödüllerinde kendi kategorisinde yine birinci oldu ve 5G çağının önemli bir ihtiyacını karşılayarak devlerle rekabet edebileceği kendi niş alanında oyun kurabiliyor.</p>
<p>Yıllar önce Netaş CEO’su Müjdat Altay ile 5G’yi ele alırken Müjdat Ağabey, 5G’yi “kod tabanı üzerinde sanallaştırılmış bir dünya” olarak tanımlamıştı. Odine’in yaşlarının bizden küçük olduğunu düşündüğüm kurucuları bizim sözle tanımladığımız dünyada gerçek servisler yaratıyor.</p>
<p>Asıl büyük başarı burada yatıyor. Daha önce de 5G ile ilgili olarak Erdal Arıkan’ın hikâyesini yazmıştım. Gemini’ın yardımıyla özetleyeyim:</p>
<p>“5G teknolojisinin temelini oluşturan (kutupsal kodlama / polar codes teorisini ortaya koyan) makalenin yazarı Türk akademisyen Prof. Dr. Erdal Arıkan'dır. Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Dr. Erdal Arıkan, 2009 yılında yayımladığı "Channel Polarization: A Method for Constructing Capacity-Achieving Codes for Symmetric Binary-Input Memoryless Channels" başlıklı çığır açan makalesiyle, bilgi teorisinde yarım asırdır çözülemeyen bir probleme çözüm getirmiş ve günümüzde küresel 5G mobil haberleşme standardının ana omurgasını oluşturan kutupsal kodlama (polar coding) sisteminin temelini atmıştır. “</p>
<p>Huawei ve Samsung’un plaket verdiği Arıkan’ın makalesi üzerine 5G’yi inşa edenin, ülke olarak biz olamamamız sıkıntıyı tanımlıyor. Odine’e değinmemin nedeni, tanımlama ile icraatı birlikte gerçekleştiriyor ve bütün bunları müşteri odaklı olarak yapıyor olması. 2019’dan beri sıralamada üst sıralarda yer alan şirketin liderlerinden Odine Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fırat Kerim Ersoy, “Odine olarak Ar-Ge ve mühendislik yetkinliğimizi, yapay zekâ ile dönüşen teknoloji dünyasında kurumların altyapı kaynaklarını daha verimli kullanmasını, karmaşık teknoloji ortamlarını daha etkin yönetmesini ve verileri üzerindeki kontrolünü güçlendirmesini sağlayan güvenli, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir çözümlere dönüştürüyoruz.” sözleriyle genel çerçeveyi çiziyor.</p>
<p>Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Bora Yücel, yapay zekâ sistemlerinin yalnızca bilgi üreten araçlardan, şirketler adına karar alan ve bu kararları uygulayan yapılara dönüştüğünü belirterek şirketin çıkarım (inference) çağına da hazır olduğunu ortaya koyuyor. Yücel, bu dönüşümle birlikte operasyonel kontrol, güvenlik ve teknolojik egemenlik konularının şirketler ve ülkeler açısından stratejik önem kazandığını vurguluyor. Tamamen katılmamak mümkün değil. Bunları yapmak için iş modelini doğru tanımlayarak doğru yönde ilerlemek gerekiyor. Hem teknoloji hem de yatırımcı dünyası bunun doğru yapıldığına olan inancını ortaya koymuş görünüyor.</p>
<p><strong>Odine yıllar içinde nasıl evrildi?</strong></p>
<p>Bugün dünya genelinde pek çok farklı ülkede, onlarca global telekomünikasyon operatörüne ve büyük kurumsal müşteriye hizmet veren bir şirket olan Odine ya da tam adıyla Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi A.Ş., sabit ve mobil şebekelerin buluta taşınması, uçtan uca yönetimi ve sürdürülebilir telekom altyapılarının kurulması konularında sektörün global oyuncuları arasında yer alıyor. Küresel telekomünikasyon sektörüne yazılım, bulut bilişim ve altyapı çözümleri sunan öncü bir teknoloji şirketi olarak tanımlanan Odine’in tarihçesine baktığımızda şunu görüyoruz. Gemini, bu seyirdeki ana aşamalar ve dönüm noktalarını şu şekilde özetliyor:</p>
<ol>
<li><strong><em> Kuruluş ve İlk Yıllar (1999 - 2000'ler)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Resmi Kuruluş: Şirket, 30 Aralık 1999 tarihinde resmi olarak kurulmuş, 2000'li yılların başından itibaren operasyonel faaliyetlerine ağırlık vermiştir.</p>
<p>- Odak Noktası: Kuruluş aşamasından itibaren telekomünikasyon sektöründeki değişen ihtiyaçları görerek bilgi teknolojileri, yazılım ve donanım entegrasyonu alanlarında uzmanlaşmıştır.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Küreselleşme ve bölgesel büyüme (2010'lar)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Şirket, geleneksel telekom altyapılarından yeni nesil sanal şebekelere ve bulut tabanlı sistemlere geçiş sürecinde önemli roller üstlendi.</p>
<p>- Türkiye sınırlarının dışına açılarak Orta Doğu, Avrupa, Afrika ve İngiltere gibi farklı coğrafyalarda operasyonlar yürütmeye başladı. Bu süreçte uluslararası iştirakler (örneğin; Odine UK Limited, Odine Solutions FZ LLC, Çekya'daki Odine Engineering Services vb.) kurarak küresel iş ağını genişletti.</p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Ar-Ge, yeni nesil teknolojiler ve stratejik yatırımlar (2020'ler)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Yazılım Odaklı Dönüşüm: Telekom operatörlerinin dijital dönüşüm süreçlerinde; bulut native (cloud-native) çözümler, yapay zeka destekli altyapı yönetimi ve 5G teknolojilerine yönelik kritik yazılım ve hizmetler geliştirdi.</p>
<p>- Şirket Satın Almaları ve Yeni İştiraklar: Küresel pazardaki etkinliğini artırmak amacıyla Logate D.O.O. gibi bölgesel şirketlerin hisse alımlarını gerçekleştirdi ve OdineLabs markası altında yazılım ve bilişim yatırımlarını artırdı.</p>
<p>- Güney Afrika Açılımı: Küresel coğrafi varlığını genişletme stratejisi doğrultusunda uluslararası operasyonlarına yenilerini ekleyerek Güney Afrika'da yeni bir şirket kurulumunu tamamladı.</p>
<ol start="4">
<li><strong><em> Halka arz ve Borsa dönemi (2025) </em></strong></li>
</ol>
<p>- Borsa İstanbul (BIST): Odine Solutions, büyüme finansmanını desteklemek ve kurumsal yapısını güçlendirmek amacıyla halka arz sürecini tamamlayarak Borsa İstanbul'da işlem görmeye başladı (ODINE koduyla).</p>
<p><strong>Odine’in Borsa İstanbul performansı</strong></p>
<p>Bu yazıyı yazmama neden olan girdilerden biri, Odine’i endekste ilk 20 içinde görmemdi. Yapay zekâ Gemini her ne kadar bu sıralamanın sürekli değiştiğini belirterek net bir sıralama vermese de, Ekonomim kaynağında getir deyince BIST 100’de 11. sırada olduğunu belirtti ve</p>
<p>“Nasıl Bir Ekonomi gazetesinin analiz ve haberlerinde Odine, Borsa İstanbul genelindeki en yüksek piyasa değerine sahip şirketler sıralamasında 11. sırada gösterilmektedir.</p>
<p>Gazetede yer alan değerlendirmelere göre şirket, 321 milyar TL'yi aşan piyasa değeriyle bu konumda yer almakta ve yatırım fonlarının portföylerindeki yüksek ağırlığıyla dikkat çekmektedir.” yanıtını verdi.</p>
<p>Yazının yazıldığı 12 Ağustos 2026 itibariyle genel görünüm ise şu şekilde:</p>
<p>11 Ağustos 2026 itibarıyla Odine Solutions Teknoloji (ODINE), Borsa İstanbul'da yüzlerce şirket arasından piyasa değeri büyüklüğü sayesinde BIST 100 endeksi içerisindedir.</p>
<p>Borsa İstanbul'da şirketlerin sıralaması (örneğin BIST 100 içindeki 1. ile 100. arasındaki exact sıra numarası); aracı kurum raporları, dönemsel endeks değişiklikleri ve anlık piyasa değeri dalgalanmaları (hisse fiyatının saniyelik değişimleri) nedeniyle her gün güncellenen dinamik bir yapıya sahiptir.</p>
<p>11 Ağustos 2026 seans kapanış verilerine göre:</p>
<p>Hisse Kapanış Fiyatı: 3.080,00 TL</p>
<p>Piyasa Değeri: Yaklaşık 340 milyar TL seviyelerinde bulunmakta ve BIST 100 endeksi içerisindeki ağırlığı yaklaşık %3,05 civarında seyretmektedir.</p>
<p>Biraz daha ayrıntılı anliz yapmak istersek şu veriye ulaşabiliyoruz:</p>
<p>Borsa İstanbul’da ODINE koduyla işlem gören Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi A.Ş. şirketinin Ağustos 2026 itibarıyla güncel piyasa değeri ve temel finansal göstergeleri şu şekildedir:</p>
<p><strong>Piyasa değeri ve temel veriler</strong></p>
<p>- Güncel Hisse Fiyatı: ~3.080,00 TL - 3.090,00 TL bandında seyretmektedir.</p>
<p>- Piyasa Değeri: Yaklaşık 325 Milyar TL - 340 Milyar TL aralığında hareket etmektedir.</p>
<p>- Ödenmiş Sermaye: 110.500.000 TL</p>
<p>- Halka Açıklık Oranı: %43,20</p>
<p><strong>Değerleme çarpanları ve oranlar </strong></p>
<p>- Fiyat / Kazanç (F/K) Oranı: Şirketin piyasa fiyatlamasına kıyasla çok yüksek katlarda (yaklaşık 10.600 - 11.400+ F/K seviyelerinde) fiyatlanmaktadır.</p>
<p>- Piyasa Değeri / Defter Değeri (PD/DD): ~146,17 oranındadır.</p>
<p>Şirket hisseleri, yazılım ve telekomünikasyon altyapı alanındaki faaliyetleri ve son dönemdeki piyasa hareketliliğiyle birlikte 3.135,00 TL olan 52 haftalık zirve seviyelerine oldukça yakın bir seyir izlemeyi sürdürmektedir.</p>
<p><strong>İş modelinin ayrıntılarına baktık</strong></p>
<p>Odine Solutions Teknoloji, özellikle telekomünikasyon operatörleri ve kurumsal işletmeler için yeni nesil dijital altyapı, bulut-yerel (cloud-native) çözümler ve yapay zekâ odaklı ağ teknolojileri geliştirmektedir.</p>
<p>Şirketin odaklandığı ana teknoloji ve faaliyet alanları başlıca şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong><em> Telekomünikasyon ve 5G altyapıları </em></strong></li>
</ol>
<p>-Yazılım Tanımlı Ağlar (SDN) ve Sanallaştırma: Geleneksel donanım bağımlı ağ mimarilerini daha çevik, yazılım tabanlı sistemlere dönüştürür.</p>
<p>- 5G ve Ötesi Teknolojiler: Yeni nesil mobil haberleşme ağlarının planlanması, tasarlanması, O-RAN (Açık Radyo Erişim Ağı) ve özel ağ çözümleri sunulması.</p>
<p>- Ağ Orkestrasyonu ve Otomasyonu (MANO): Karmaşık telekomünikasyon altyapılarının otomatik olarak yönetilmesini ve optimize edilmesini sağlayan sistemler.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Yapay zekâ ve inovasyon odaklı ürünler </em></strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Yapay Zekâ Destekli Ağ Yönetimi: Ağ üzerindeki trafiği tahmin eden, optimize eden ve olası kesintileri önceden öngören otonom sistemler.</li>
<li>Üretken Yapay Zekâ ve Doküman Analizi: Kurumlar için diyalog tabanlı üretken yapay zekâ platformları ve akıllı veri analitiği çözümleri.</li>
<li>Patent Başvuruları Bulunan Teknolojiler: Yapay zekâ destekli politika orkestrasyon sistemleri ve semantik iletişim teknolojileri gibi Ar-Ge odaklı yenilikler.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Bulut Dönüşümü ve Sistem Entegrasyonu</li>
</ol>
<ul>
<li>Çoklu Bulut (Multi-Cloud) Yönetimi: Kurumların iş yüklerini özel, hibrit veya genel bulut ortamlarında esnek, güvenli ve uyumlu bir şekilde çalıştırabilmesi için uçtan uca entegrasyon.</li>
<li>Ağ Dijital İkizleri: Fiziksel ağ altyapılarının sanal kopyalarını oluşturarak simülasyonlar yapılması ve performansın test edilmesi.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Kurumsal ve Sektörel Çözümler</li>
</ol>
<p>Odine, geliştirdiği bu altyapı ve yapay zekâ yetkinliklerini sadece telekomünikasyon sektörüyle sınırlı tutmayıp; finans, bankacılık, enerji, sağlık, sigortacılık ve kamu gibi yüksek güvenlik ve kesintisiz süreklilik gerektiren kritik sektörlerin dijital dönüşüm süreçlerine uyarlamaktadır.</p>
<p><strong>Rekabet analizi de yaptık</strong></p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Gemini’a piyasadaki diğer şirketlerle karşılaştırmasını yaptırmasam olmazdı. Gemini şu tabloyu verdi:</p>
<p>Borsa İstanbul’un teknoloji ve bilişim sektöründe (BIST Teknoloji / XUTEK) faaliyet gösteren şirketler; odaklandıkları alanlara (telekomünikasyon altyapısı, kurumsal yazılım, savunma bilişimi, finansal teknolojiler vb.) göre farklılık gösterir.</p>
<p>Odine Solutions Teknoloji’yi bu alandaki diğer şirketlerle kıyaslarken niş odaklanma, piyasa büyüklüğü ve değerleme yapıları öne çıkan temel kıstaslardır:</p>
<ol>
<li><strong><em> Faaliyet alanı ve iş modeli farkı</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odine (Telekom &amp; Bulut Altyapısı): Doğrudan küresel telekomünikasyon operatörlerine bulut-yerel şebeke yazılımları, 5G altyapıları ve yapay zekâ tabanlı ağ orkestrasyonu sunar. BIST’teki pek çok yazılım şirketinden farklı olarak telekom çekirdek şebekelerine (core network) entegre çalışan kritik altyapı sağlayıcısı konumundadır.</p>
<p>- Diğer BIST Bilişim Şirketleri (Örn. ATP, Logo, Arena, Indeks, Link vb.): Sektördeki diğer büyük oyuncular genellikle kurumsal kaynak planlaması (ERP), finansal teknolojiler (Fintech), e-ticaret/tedarik zinciri çözümleri veya donanım dağıtımı odaklıdır. Odine ise tamamen şebeke sanallaştırma ve telekom operatörlerinin dijital dönüşümüne odaklanmasıyla bu gruptan ayrılır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Piyasa Değeri ve Büyüklük Karşılaştırması</strong></li>
</ol>
<p>- Borsa İstanbul’un bilişim ve teknoloji endeksinde yer alan şirketlerin çoğunluğu milyarlarca TL’lik piyasa değerlerine sahipken, Odine kaydettiği yüksek piyasa değeri (320-340 Milyar TL bandı) ile sektörün en yüksek piyasa değerine sahip şirketleri arasında üst sıralarda yer almaktadır.</p>
<p>- Bu durum, şirketin piyasa tarafından sadece bir "yazılım şirketi" değil, aynı zamanda küresel potansiyeli olan bir "altyapı ve teknoloji devi" olarak fiyatlandığını göstermektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Çarpanlar ve fiyatlama davranışı (F/K ve PD/DD)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Yüksek Değerleme Çarpanları: Borsa İstanbul'daki teknoloji şirketleri genel olarak gelecekteki büyüme beklentileri (growth-stock) nedeniyle yüksek F/K oranlarıyla işlem görür; ancak Odine’in piyasa değeri ile net kârlılığı arasındaki makas (10.000+ F/K oranları ve 140+ PD/DD seviyeleri), şirketin mevcut kârından ziyade gelecekteki küresel büyüme ve 5G/Yapay Zekâ yatırımlarına bağlanan beklentilerin fiyatlamada çok baskın olduğunu gösterir.</p>
<p>- Sektördeki bazı kurumsal yazılım veya dağıtıcı şirketlerde ise daha dengeli (geleneksel kârlılık oranlarına dayalı) F/K ve PD/DD çarpanları izlenebilmektedir.</p>
<p>Genel olarak Odine; telekomünikasyon altyapı yazılımlarındaki niş küresel rolü ve Borsa İstanbul’daki piyasa büyüklüğü ölçeğiyle, yerli yazılım ekosistemindeki standart kurumsal uygulama veya entegratör şirketlerden farklı bir kulvarda konumlanmaktadır.</p>
<p>Global rekabet ise şu şekilde:</p>
<p>Odine Solutions Teknoloji, telekomünikasyon altyapıları, bulut-yerel (cloud-native) yazılımlar, yapay zekâ tabanlı şebeke yönetimi ve servis orkestrasyonu (MANO) alanlarında faaliyet göstermektedir. Doğrudan küresel telekomünikasyon operatörlerine (Tier-1) hizmet sunan bu niş ve kritik altyapı pazarında dünyada benzer misyona sahip ölçekli teknoloji şirketleri bulunmaktadır.</p>
<p>Bu alandaki global benzerler ve ekosistem oyuncuları genel olarak şu kategoriler altında incelenebilir:</p>
<ol>
<li><strong><em> Açık Altyapı ve Bulut-Yerel Telekom Ortakları (Örn. Rakuten Symphony)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Geleneksel donanım bağımlı telekom ağlarını tamamen yazılım tabanlı, bulut-yerel (cloud-native) ve Open RAN mimarilerine dönüştürmektir.</p>
<p>- Benzerlik: Odine, bu alandaki küresel vizyonu doğrultusunda Rakuten Symphony gibi devasa ekosistemlerle stratejik ortaklıklar yürütmektedir. Rakuten Symphony, Japonya merkezli Rakuten grubunun telecom altyapısını dünyaya pazarlayan ve telekomünikasyon endüstrisini buluta taşıyan öncü küresel oyunculardan biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Küresel telekom yazılımı ve şekillendiricileri (Örn. Amdocs, Ericsson Cloud &amp; Software, Nokia Cloud and Network Services)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Büyük telekom operatörlerinin şebeke yönetimi, faturalandırma, dijitalleştirme ve yapay zekâ entegrasyonlarını sağlayan devasa yazılım segmentleridir.</p>
<p><strong>- Benzerlik / barklılık:</strong></p>
<ol>
<li>i) Amdocs (İsrail/ABD merkezli): Telekomünikasyon sektöründe yazılım, bulut dönüşümü ve müşteri deneyimi yönetimi alanında küresel bir devdir. Odine'in operasyonel süreç otomasyonu ve şebeke yazılımları bu devlerin hedeflediği pazarla kesişmektedir.</li>
<li>ii) Nokia Cloud &amp; Network Services / Ericsson: Geleneksel olarak donanım (baz istasyonu vb.) üreticisi olmalarına rağmen, tıpkı Odine gibi artık tamamen "Cloud RAN" ve yazılım tanımlı şebeke servislerine odaklanmaktadırlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Özel şebeke (Private 5G) ve çekirdek şebeke yazılımı sağlayıcıları (Örn. Druid Software, Celona, Infovista)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Kurumlar ve kritik altyapılar için özel 5G/LTE çekirdek (core network) yazılımları, yapay zekâ destekli ağ güvencesi (network assurance) ve otomasyon sunmaktır.</p>
<p>- Benzerlik:</p>
<p>i) Druid Software (İrlanda): Sadece hücresel çekirdek ağ yazılımlarına odaklanan global bir oyuncudur.</p>
<p>ii) Infovista: Yapay zekâ destekli ağ otomasyonu ve servis güvencesi (service assurance) çözümleriyle bilinir. Odine’in Türk Telekom veya Turkcell gibi devlerle geliştirdiği yapay zekâ tabanlı ağ dijital ikizleri ve otonom şebeke yönetimi projeleri bu küresel ölçekteki yenilikçi çözümlerle benzerlik gösterir.</p>
<p><strong>Global ölçekte Odine’in konumu</strong></p>
<p>Devasa donanım ve altyapı üreticileriyle (Huawei, Ericsson, Nokia gibi yüz milyarlarca dolarlık devlerle) doğrudan bir büyüklük yarışından ziyade; Odine, çevik yazılım entegrasyonu, satıcı bağımsız (vendor-agnostic) yapı, operatörlere özel yapay zekâ orkestrasyonu ve bulut-yerel esneklik sunmasıyla ayrışır. Dünyada telekomünikasyon operatörlerinin OpEx (operasyonel gider) maliyetlerini düşürmek için bu tarz bağımsız ve çevik teknoloji ortaklarına yönelmesi, Odine'in küresel benzerlerinin pazar dinamiklerini de açıklamaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odinein-yolculugu-85305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odine’in yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/24-sirkette-ucuz-carpan-varken-fk-orani-15in-altinda-kalir-mi-85311</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 24 şirkette ucuz çarpan varken F/K oranı 15’in altında kalır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada hem yıllıkta hem de ikinci çeyrekte kârını büyüten şirketlerden F/K oranı 15 ve PD/DD oranı 3 çarpanının altında olan 24 şirket bulunuyor. Liste ilgi çekici olsa da değer yatırımcısı kârın ana faaliyetlerden mi yoksa tek seferlik bir kaynaktan mı geldiğini kontrol etmesi önemli.</strong></p>
<p>Borsada dönem sonu kârını katlayan ve çarpanları cazip seviyelerde bulunan şirketler dikkat çekiyor. Aradığımız kriterleri karşılayan 24 şirket, piyasada yön arayanlara önemi ipuçları veriyor. İnfo Yatırım, Tofaş Oto ve Galata Wind gibi şirketlerin yüksek seviyedeki kâr artışlarının devamının gelip gelmeyeceği yatırımcıların asıl merak ettiği husus. Tera Yatırım ise 2,06 F/K oranıyla yaklaşık 2 yılda fiyatını kârıyla geri kazanabilme gücü olduğunu işaret ederken listenin üst sıralarında yer alıyor. Ancak tablodaki göstergeler cazip görünse de gelir kaynaklarının kontrol edilmemesi gerektiği unutulmamalı.</p>
<h2>İkinci Çeyreğin hızlıları</h2>
<p>Galata Wind, altı aylık dönemde gelirini %30 düşürse de dönem sonunda kârını büyütmeyi başardı. Şirket ikinci çeyrekte kârını %348 büyüterek 24 şirket içinde en yüksek performansı sergiledi. Gelirinde düşüş olmasına rağmen altı aylık dönem sonunda 1,78 milyar TL net kâr elde etmesinde ertelenmiş vergi kaleminde yer alan 1,34 milyar TL tutarındaki rakam etkili oldu. Tüpraş, altı aylık dönemde satışlarını %43 artırırken, dönem sonunda 49,8 milyar TL net kâr yazdı. Yılın ikinci çeyreğindeki kâr büyümesi %291 seviyesinde gerçekleşti. Firmanın kârının yüksek çıkmasında artan gelirlerinin yanı sıra daha sınırlı büyüyen gider ve maliyetlerin etkisi hissediliyor. Hissenin fiyatı ise son bir yıldır yükseliyor.</p>
<h2>Yıllıkta fark attı</h2>
<p>Listenin ilk sırasında yer alan İnfo Yatırım, yıllıkta kârını %894 büyüterek çarpıcı bir performans ortaya koyuyor. Şirket son açıkladığı altı aylık mali tablolarında da istikrarlı büyüme sürüyor. Esas faaliyet kârı %146 artarken, dönem sonu kâr artışı %395’e çıktı. Mali performansı son günlerde hisseye yönelik talep artışını destekliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d59bea60d8-1786599870.png" alt="" width="999" height="531" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BORÇ ORANI MI, ÖZKAYNAK ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Borç oranı</strong>; kaldıraç gücü, vergi avantajı, hızlı büyüme, enflasyon kalkanı, sermaye verimliliği. İflas tehlikesi, finansman yükü, kırılganlık, baskı. <br /><strong>Özkaynak oranı</strong>; bağımsızlık, dayanıklılık, kesintisiz kârlılık, dinginlik. Yavaş büyüme, kaldıraç feragati, yüksek maliyet, tembel sermaye.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumu’nun para cezasını erken ödeyip yükü hafifletirken iptal davası açacak</strong></p>
<p>Goodyear’ın Rekabet Kurumu’ndan aldığı ceza kârlılığı ne boyutta etkiler? ● Kağan Doğru</p>
<p>Kağan, Rekabet Kurumu lastik sektörüne yönelik yürüttüğü inceleme neticesinde geçtiğimiz haziran ayında Goodyear’a toplam 672,3 milyon TL para cezası verdi. Şirket gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesinin ardından tüm yasal haklarını kullanacağını belirtti. Bu çerçevede para cezasının iptali için dava yoluna başvuracağı anlaşılıyor. Öte yandan %25 erken ödeme indiriminden yararlanarak nakit çıkışını hafifletme yoluna da gidecektir. İptal davasını kazanması halinde tutar iade alınacak olsa da, tek seferlik bir maliyet baskısı gündemde.</p>
<p><strong>Üç madenin ruhsat devri için sözleşme imzalandı. Üretimle birlikte tahsilat başlayacak</strong></p>
<p>İhlas Gayrimenkul sattığı ocaklardan ne kadar gelir elde edecek? ● Ahmet Taş</p>
<p>Ahmet; geçtiğimiz haziranda İhlas Gayrimenkul Manisa, Balıkesir ve Burdur’daki toplam üç maden ruhsatının devri için sözleşme imzaladı. Söz konusu devirlerden toplam 5 milyon dolarlık gelir sağlanacak. Ancak bedeller sabit bir takvim yerine doğrudan üretim başlangıcına bağlı olarak tahsil edilecek. Şirketin açıklamalarına göre tüm devir bedelleri, ilgili sahalarda madencilik üretimi başladıktan sonra taksitler halinde gelecek. Öte yandan, sahalarda gerçekleşecek üretim ve satışlar süresince belirlenen oranlarda düzenli bir payı da alınacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GBV blockchain teknolojisine yatırımla son bir yılda %60 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki Blockchain Teknolojileri Değişken Fon (GBV), yatay ardından yükselen ve sonrasında tekrar yataya dönen bir seyir izliyor. Nisandan hazirana kadar yükselen bir eğilim sergiledi ve en yüksek 14,22 TL’yi gördü ve tekrar geriledi. Büyüklüğü haziranda 2,73 milyar TL’ye kadar çıkarken ardından küçüldü ve şimdilerde 2,49 milyar TL hacme sahip bulunuyor. Fonda marttan bu yana haziran hariç sürekli nakit çıkışı yaşanıyor. Ağustosta çıkan tutar 8,4 milyon TL. Yatırımcı sayısı ise temmuzda gerilerken ağustosta düşüş devam ederek sayı 22.792 kişiye indi. Temel stratejisi, blockchain teknolojisi şirketlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %62,98’i yabancı hisseler ile %15,14’ü yerli hisselerden oluşuyor. Bir yılda %59,57 getiri sağlarken endeksin çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %49,07 bileşik faizle 1,1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, 10.08.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.100.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi ise %49,07 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %10,59 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 11.11.2026 olarak açıklandı. 11 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,90 seviyesinde bulunuyor. Tacirler’in verdiği %42 basit faiz oranı, TLREF’in 2,1 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDK2615 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d597f516e2-1786599807.png" alt="" width="981" height="242" /></strong><strong>MONDİ TURKEY</strong></p>
<p><strong>Üretim içindeki payı düşük olan Gebze fabrikasının kapanış işlemini tamamladı</strong></p>
<p>Mondi Turkey Oluklu Mukavva’nın daha önce aldığı verimlilik kararları çerçevesinde Gebze Fabrikasındaki üretim ve satış faaliyetini sonlandırdığını ve şube kapanışının 4 Ağustos günü tescil edildiğini duyurdu. Hizmet sözleşmeleri sona erdirilen 104 çalışana toplam 66,76 milyon TL kıdem ve ihbar tazminatı ödendi. Şirket, Gebze tesisinin toplam üretim içindeki payının çok düşük olduğunu ve diğer fabrikaların müşteri taleplerini aksaksız karşıladığını ifade etti. Verimsiz fabrikasını kapatan firma, kaynaklarını diğer üretim merkezlerine yönlendirme yoluna gitmekte.</p>
<p><strong>EKOS TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Tahkim davasında karar aleyhe çıkarken hem hukuki hem de uzlaşma arayışı sürüyor</strong></p>
<p>Ekos Teknoloji, Nisan 2025’te duyurduğu Societe Algerienne ile arasındaki sözleşmenin feshi ile ilgili tahkim yargılamasının sonuçlandığını duyurdu. Karar ile şirket aleyhine 3,22 milyon euro ile 300,24 milyon Cezayir dinarı ödemeye hükmedildiğini bildirdi. Açıklamada hukuki başvuru yollarının değerlendirildiğini ve karşı tarafla sulh görüşmelerinin de devam ettiğini belirtti. Tahkim kararlarına karşı hem hukuki mercileri işletmek hem de sulh imkanlarını aramak gerçekçi bir yaklaşımdır. Uzlaşma zemini aramak bilançoya yönelebilecek nakit çıkışını azaltacaktır.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da kurduğu inşaat firması ile gelirini artırmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde etkinliğini artırmak amacıyla Riyad’da 500 bin Suudi Arabistan riyali sermayeli Kiler Construction ünvanıyla yeni bir bağlı ortaklık kurdu. Ticaret sicil belgesi tamamlanan iştirak; gayrimenkul geliştirme, konut, kamu binası ve altyapı inşaatları alanlarında faaliyet gösterecek. Şirket bu hamlesiyle, Orta Doğu’nun en büyük inşaat ve gayrimenkul pazarlarından birinde doğrudan operasyonel yapı kurmuş oldu. Kiler Holding’in Suudi Arabistan’da %100 bağlı bir şirket kurması ihalelere katılım ve lisans süreçlerini hızlandıracak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Altınkılıç Gıda son bir ayda hareketlenirken fonlar alım yönlü işlemler yapıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d59617b7c8-1786599777.png" alt="" width="293" height="236" /></strong>Altınkılıç’ta fonlar alım ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %112,88 ile toplamda 7,25 milyon lot artarak 13,67 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 12’den 11’e indi. TLY fonu 7,5 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, PHE 337,8 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye Tera Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği TLY fonu haricinde TMV fonu da 200 bin lot alımla payını artırdığı gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/24-sirkette-ucuz-carpan-varken-fk-orani-15in-altinda-kalir-mi-85311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 24 şirkette ucuz çarpan varken F/K oranı 15’in altında kalır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-dis-politika-formulu-abdden-kopmadan-bolgesel-guc-olmak-85303</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’nın yeni dış politika formülü: ABD’den kopmadan bölgesel güç olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, ABD ile savunma ilişkilerini yeniden güçlendirirken Suudi Arabistan ve Pakistan’la kurduğu yeni güvenlik hattıyla bölgesel ağırlığını artırıyor. Ancak Ukrayna’ya silah transferi Ankara-Moskova dengesini, üçlü pakt ise Tahran ve Yeni Delhi ile ilişkileri yeni bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.</strong></p>
<p>Türk dış politika çok hareketli;</p>
<p>Mekke'de kurulan Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma paktı ile tek kalemde hem İran, hem de Hindistan'da “kaşların kalkmasına” neden oldu. Şimdi ise, ülkedeki eskiyen Amerikan silahlarını Ukrayna'ya satma adımıyla, Moskova'yla kurulmuş hassas denge tehlikeye atılıyor.</p>
<p>Ankara'nın dış politikada son dönemde attığı her adım ABD ile daha fazla yakınlaşmayı sağlıyor.</p>
<p>Türkiye'nin ABD ile yakınlaşmasının en görünür alanı savunma sanayi;</p>
<p>S-400 krizi, F-35 programından çıkarılma ve CAATSA yaptırımları sonrasında uzun süre gerilimli seyreden ilişkilerde bugünlerde yeni bir dönem yaşanmaya başlandı. Ankara-Washington hattında bugünlerde F-16 modernizasyonu, Türkiye'nin yeniden F-35 satın alma ihtimali ve NATO'nun yeni savunma yapılanmasında Ankara'ya verilen yeni roller gündemin ilk sıralarında.</p>
<p>Bu aşamada Trump yönetiminin Kongre'ye sunduğu yeni bildirim ise, hem ABD-Türkiye savunma ilişkilerinde, hem de Ankara-Moskova hattında yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor.</p>
<p>Trump yönetiminin ABD Kongresi'ne sunduğu 6 Ağustos 2026 tarihli bildirime göre Türkiye, envanterindeki eski ABD yapımı savunma malzemelerinin Ukrayna'ya kalıcı transferi için Washington'dan izin istedi. Yaklaşık 284 milyon dolarlık ilk tedarik değerine sahip paket kapsamında 70 M39 ATACMS füzesi, 12 M270 MLRS lançeri, 2 bin 524 M26 DPICM roketi ve 47 bin adet 203 milimetrelik DPICM mühimmatı bulunuyor. Transferde Türkiye'den MKE AŞ, ASFAT AŞ ve ARCA Savunma'nın yanı sıra Bulgaristan'dan VTIC International Ltd. ve ABD'den şirketler yer alıyor.</p>
<p>Ankara açısından bunun anlamı yalnızca Ukrayna'ya mühimmat gönderilmesi değil; Türkiye eski sistemleri elden çıkarıyor, envanterini temizliyor ve savunma kaynaklarını modernizasyona yönlendiriyor.</p>
<p>Ancak Washington açısından başka bir anlamı daha var; Türkiye'nin ABD ile savunma alanında yeniden aynı masada oturmaya başladığının göstergesi olacak bu satışlar.</p>
<p><strong>Ankara’nın yeni, dış politika “formülü” işler mi? </strong></p>
<p>Son gelişmeler bakınca, Türkiye'nin ABD'ye bu kadar yakınlaşırken, AK Parti hükümet yetkililerinin sürekli ifade ettikleri "dış politikadaki özerkliği" korumak mümkün olabilir mi? En büyük soru işareti burada yatıyor.</p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı yeni savunma anlaşmasını bu açıdan da incelemekte fayda var;</p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO'nun 5. maddesine benzettiği yeni üçlü savunma paktı, aynı zamanda üç ülkenin farklı kriz alanlarında birbirine yakın politika izleme taahhüdünü de zımnen içeriyor.</p>
<p>Sudan bunun en açık örneklerinden biri; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan farklı araçlarla Sudan ordusu ve General Abdulfettah el-Burhan yönetimine destek veren bir çizgide bulunuyor. Türkiye'nin askeri ve savunma sanayisi kapasitesi, Suudi Arabistan'ın finansal gücü ve Pakistan'ın askeri desteği aynı sahada kesişiyor.</p>
<p>Benzer bir ortaklık zemini Kızıldeniz, Somali, Yemen ve Afrika Boynuzu'nda da ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Mekke Anlaşması sıfırdan kurulmuş bir ortaklığın başlangıcı olarak okumak mümkün değil; ABD'nin üç müttefikinin Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar çok geniş bir coğrafyada "birlikte yürümesi" diye tarif etmek daha doğru bir yaklaşım. Kurulan paktı da, üç ülke arasında zaten var olan işbirliğinin güvenlik şemsiyesi altında kurumsallaştırılması nitelemek mümkün.</p>
<p><strong>Mısır’ın “Hayır”ı çok şey anlatıyor</strong></p>
<p>Ancak tam bu açıdan, Mısır'ın anlaşmaya katılmaması oldukça dikkat çekici;</p>
<p>Mısır'ın tercihi bölgedeki yeni yapılanmanın sınırlarını gösteriyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bir savunma paktı ile bir araya gelirken, diğer tarafta Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin politikalarını ortaklaştırma adımları ortada. Yani bölgedeki bir "pakta" girdiğinizde, kalanları otomatik olarak "rakip" ilan etme tehlikesi var.</p>
<p>Nitekim, Kahire yönetimi, Suudi Arabistan'la Kızıldeniz'de güvenlik işbirliği yapmaya hazır bir görüntü çizmesine rağmen, Suudi Arabistan'a yönelik bir saldırıyı otomatik olarak kendi savaşı kabul edeceği bağlayıcı bir askeri ittifaka girmek istemiyor.</p>
<p>Çünkü Mısır aynı anda Suudi Arabistan'la, BAE' ile Türkiye'yle, Hindistan'la, Yunanistan'la ve Kıbrıs dosyasıyla ilişkilerini yönetmek zorunda. Dolayısıyla Mısır'ın mesajı aslında basit: İşbirliğine evet, bloklaşmaya hayır.</p>
<p>Bu tavır Türkiye açısından da önemli bir uyarı. Çünkü Ankara'nın da, kurduğu güvenlik ağları büyüdükçe, başka ülkelerin “taraf seçme” baskısı hissetmesi mümkün.</p>
<p><strong>Moskova’nın hesabı değişebilir</strong></p>
<p>Türkiye'nin yeni yönelimi Rusya ile ilişkilerde "maliyet" olarak ortaya çıkabilir.</p>
<p>Ankara uzun yıllardır Rusya ile Batı arasında hassas bir denge yürütüyordu. Bir taraftan Moskova ile enerji, ticaret ve Suriye gibi alanlarda işbirliği yaparken, diğer taraftan Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekliyordu.</p>
<p>Ancak Suriye'de Esad yönetiminin düşmesi ve Şam'ın kontrolünü ele geçiren Colani/El Şara'nın giderek ABD'ye daha fazla yakınlaşmasıyla Suriye konusundaki Ankara-Moskova işbirliği de düştü.</p>
<p>Şimdi Washington'la savunma ilişkileri yeniden güçlendiren Ankara, Ukrayna'ya ABD menşeli silahların transferi ile kuzeydeki savaş konusunda kurmuş olduğu "hassas dengeyi" de yitirme olasılığı ile karşı karşıya.</p>
<p>Moskova bunu yalnızca “eski mühimmatın tasfiyesi” olarak görmeyebilir. Özellikle ATACMS ve MLRS gibi sistemlerin Ukrayna sahasına girmesi, Rusya açısından Türkiye'nin Batı savunma mimarisine yeniden yaklaşmasının göstergesi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Uluslararası siyasette niyet kadar algı da önem taşıyor. Türkiye “denge politikası” dese bile, Moskova Ankara'nın savunma politikasındaki yön değişikliğini daha dikkatli okumaya başlayabilir.</p>
<p><strong>Yeni Delhi rahatsız olabilir</strong></p>
<p>İkinci hassas başkent ise Hindistan;</p>
<p>Pakistan'ın Mekke Anlaşması'nın merkezinde bulunması, Türkiye-Pakistan savunma ilişkilerinin artık üçlü bir güvenlik yapılanmasının parçası olması anlamına geliyor.</p>
<p>Bu durum Yeni Delhi'nin dikkatinden kaçmayacaktır. Mekke'de imzalanan üçlü savunma paktı, bir tarafta Hindistan-İsrail-Yunanistan bağlantısını diğer tarafta Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan hattı belirginleşiyor.</p>
<p>Türkiye'nin Pakistan üzerinden Güney Asya'daki güç dengelerine daha fazla dahil olması, Yeni Delhi'nin Ankara'ya bakışını sertleştirebilir. Ankara açısından bu önemli bir risk…</p>
<p><strong>Tahran da bu yeni hattı izleyecek</strong></p>
<p>İran açısından tablo daha da hassas;</p>
<p>Türkiye'nin Suudi Arabistan'la askeri yakınlaşması ve Washington'la savunma ilişkilerini geliştirmesi Tahran tarafından da dikkatle izlenecektir. Ankara'nın amacı İran'a karşı bir cephe oluşturmak olmasa da, bölgedeki ittifakların algısı çoğu zaman niyetlerden bağımsız okunuyor bölge ülkeleri tarafından.</p>
<p>Türkiye'nin ABD'yle yakınlaşması, Suudi Arabistan'la savunma anlaşması yapması ve Pakistan'la askeri ilişkilerini güçlendirmesi, İran açısından yeni bir güvenlik kuşağının oluştuğu şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Bu nedenle Ankara'nın önündeki en zor görevlerden biri, Washington ve Riyad'la ilişkilerini geliştirirken Tahran'la bölgesel rekabeti kontrol altında tutmak olacak gibi duruyor.</p>
<p>Kısacası Türkiye, bölgesinde kurmakta olduğu yeni ilişkilerle bölgesel ağırlığını artırmayı hedeflerken, aynı anda riskleri de büyütüyor. Ankara artık yalnızca kendi attığı adımların değil, içinde yer aldığı yeni ittifakların yaratacağı sonuçların da hesabını yapmak zorunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-dis-politika-formulu-abdden-kopmadan-bolgesel-guc-olmak-85303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/764-1786597264.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’nın yeni dış politika formülü: ABD’den kopmadan bölgesel güç olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-stratejisi-ve-eylem-plani-surdurulebilir-buyume-icin-yol-haritasi-85302</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ stratejisi ve eylem planı: Sürdürülebilir büyüme için yol haritası...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KOBİ yöneticilerinin bugün atacağı en değerli adımlardan biri, mevcut durumlarını dürüstçe değerlendirip, 3-5 yıllık bir strateji ve buna bağlı eylem planı oluşturmaktır. Bu süreç, sadece büyüme değil, aynı zamanda dirençli ve geleceğe hazır bir işletme inşa etmenin de temelidir.</strong></p>
<p>KOBİ’ler, Türkiye ekonomisinin temel dinamiğini oluşturur.</p>
<p>İstihdamın büyük kısmını sağlayan, inovasyonu destekleyen ve yerel ekonomiyi canlandıran bu işletmeler, doğru strateji ve uygulanabilir bir eylem planı olmadan büyüme potansiyellerini tam olarak kullanamaz. Bu bağlamda açık kaynaklardan yararlandığım yazımda KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı: Sürdürülebilir Büyüme İçin Yol Haritası ile ilgili bilgileri sunacağım...</p>
<p><strong>KOBİ’lerde stratejinin önemi</strong></p>
<p>Strateji, işletmenin “nereye gideceğini” ve “nasıl gideceğini” belirleyen uzun vadeli bir yol haritasıdır. KOBİ’ler genellikle kaynak kısıtı, piyasa belirsizliği ve rekabet baskısı altında faaliyet gösterir. Bu nedenle strateji; rastgele kararlar yerine, kaynakları doğru alanlara yönlendiren, riskleri yöneten ve fırsatları yakalayan bir çerçeve sunar.</p>
<p><strong>Etkili bir KOBİ stratejisi şu temel sorulara cevap vermelidir:</strong></p>
<p>- İşletmenin vizyonu ve misyonu nedir?</p>
<p>- Hedef pazar ve müşteri profili kimdir?</p>
<p>- Rekabet avantajı (farklılaşma, maliyet liderliği veya odaklanma) nasıl sağlanacak?</p>
<p>- 3-5 yıllık büyüme hedefleri nelerdir?</p>
<p>Strateji olmadan alınan kararlar kısa vadeli kalır; strateji ile alınan kararlar ise sürdürülebilir rekabet gücü yaratır.</p>
<p><strong>Strateji geliştirme süreci</strong></p>
<p>KOBİ’lerde strateji genellikle aşağıdaki adımlarla oluşturulur:</p>
<p>Durum Analizi (SWOT + PESTLE)</p>
<p>İç çevre (güçlü ve zayıf yönler) ile dış çevre (fırsatlar, tehditler, politik, ekonomik, sosyal, teknolojik, yasal ve çevresel faktörler) değerlendirilir.</p>
<p>Özellikle dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve tedarik zinciri riskleri günümüzde kritik başlıklardır.</p>
<p><strong>Vizyon, misyon ve değerler belirleme</strong></p>
<p>Net ve ilham verici bir vizyon, çalışanları ve paydaşları ortak hedefe yönlendirir.</p>
<p>- Stratejik Hedefler Koyma</p>
<p>SMART (Spesifik, Ölçülebilir, Ulaşılabilir, Gerçekçi, Zamanlı) hedefler belirlenir. Örnek: “2027 yılına kadar e-ticaret kanalından ciroyu %40 artırmak” veya “İhracat pazarlarını ikiye çıkarmak”.</p>
<p>- Stratejik seçeneklerin değerlendirilmesi</p>
<p>Büyüme (yeni pazar, yeni ürün), konsolidasyon, dijital dönüşüm, ortaklık veya niş odaklanma gibi alternatifler analiz edilir.</p>
<p><strong>Stratejinin formüle edilmesi</strong></p>
<p>Seçilen yön, kaynak planı ve risk yönetimi ile birlikte netleştirilir.</p>
<p>-Eylem planı: Stratejinin Hayata Geçirilmesi</p>
<p><strong>Strateji kâğıt üzerinde kaldığında hiçbir değer üretmez. </strong></p>
<p>Eylem planı, stratejiyi operasyonel adımlara dönüştürür. İyi bir eylem planı şu unsurları içerir:</p>
<p>- Hedeflerin alt faaliyetlere bölünmesi: Her stratejik hedef, somut projeler ve görevlere ayrılır.</p>
<p>- Sorumluluk atama: Her faaliyet için sorumlu kişi veya ekip belirlenir.</p>
<p>- Zaman Çizelgesi: Başlangıç-bitiş tarihleri ve kilometre taşları netleştirilir (Gantt şeması tercih edilir).</p>
<p>- Kaynak planlaması: Bütçe, insan kaynağı, teknoloji ve dış destek ihtiyacı tanımlanır.</p>
<p>- Performans göstergeleri (KPI’lar): Ölçülebilir metrikler (ciro artışı, müşteri memnuniyeti skoru, stok devir hızı, dijital kanal payı vb.) belirlenir.</p>
<p>İzleme ve Gözden Geçirme Mekanizması: Aylık/çeyreklik takip toplantıları ve sapma durumunda düzeltme adımları tanımlanır.</p>
<p><strong>Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>- Esneklik: KOBİ’ler büyük şirketlere göre daha çeviktir; eylem planı da değişen koşullara göre güncellenebilir olmalıdır.</p>
<p>- Kaynak gerçekçiliği: Aşırı iddialı planlar motivasyonu düşürür.</p>
<p>- Mevcut kapasite dikkate alınmalıdır.</p>
<p>- Çalışan Katılımı: Strateji ve eylem planı sadece üst yönetimde kalmamalı, ekiplere sahiplenme -duygusu verilmelidir.</p>
<p>- Dış destek: KOSGEB, TÜBİTAK, kalkınma ajansları, üniversite iş birlikleri ve danışmanlık hizmetleri strateji ve eylem planı süreçlerinde önemli destekler sunar.</p>
<p><strong>Dijital ve Sürdürülebilirlik Odaklılık:</strong></p>
<p>Günümüz stratejilerinde dijital dönüşüm ve çevresel-sosyal yönetişim (ESG) unsurları mutlaka yer almalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>KOBİ stratejisi ve eylem planı, işletmenin geleceğini rastlantıya bırakmak yerine bilinçli olarak şekillendirmesini sağlar. Doğru analiz, net hedefler ve disiplinli uygulama bir araya geldiğinde, sınırlı kaynaklarla bile rekabet avantajı yaratmak mümkündür. Strateji “ne” ve “neden” sorularına, eylem planı ise “nasıl”, “kim” ve “ne zaman” sorularına cevap verir.</p>
<p>İkisinin birlikte çalıştığı işletmeler, belirsizlik dönemlerinde bile ayakta kalır ve büyümeyi sürdürülebilir hale getirir.</p>
<p>KOBİ yöneticilerinin bugün atacağı en değerli adımlardan biri, mevcut durumlarını dürüstçe değerlendirip, 3-5 yıllık bir strateji ve buna bağlı eylem planı oluşturmaktır.</p>
<p>Bu süreç, sadece büyüme değil, aynı zamanda dirençli ve geleceğe hazır bir işletme inşa etmenin de temelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-stratejisi-ve-eylem-plani-surdurulebilir-buyume-icin-yol-haritasi-85302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ stratejisi ve eylem planı: Sürdürülebilir büyüme için yol haritası... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dava-acmadan-anayasa-mahkemesi-kararlarindan-yararlanilabilir-mi-85301</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dava açmadan Anayasa Mahkemesi kararlarından yararlanılabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Danıştay’ın önemli bir kararı, “nasıl olsa birileri dava açar” diyerek hak arama yoluna başvurmayan mükelleflerin, sonradan Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına dayanarak ödedikleri vergileri geri alamayacağını ortaya koyuyor. Karar, Anayasaya aykırılık iddiasının zamanında ve doğrudan yargıya taşınmasının önemini bir kez daha ortaya koyarken, başkasının hukuk mücadelesinin sonucundan yararlanma beklentisinin de önünü kapatıyor.</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de “Bölge İdare Mahkemesi Kararları Arasındaki Aykırılığın Giderilmesi” başlığı altında yayımlanan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun E.2023/2023 K.2023/4 sayılı Kararı, uygulamada karşılaşılan, “nasıl olsa birileri dava açar” şeklindeki görüşün ileride nasıl hak kayıplarına yol açtığını göstermesi bakımından önemli bir karardır. </p>
<p>Danıştay’ın bu yüksek Kurulunun kararının ayrıntılarına, özelliklerine girmeyeceğim. İsteyenler 22.7.2023 günlü Resmi Gazete’den bulup okuyabilirler.</p>
<p>Yüksek Kurul kararında özetle diyor ki;</p>
<p>- Anayasa Mahkemesi kararları yayınlandıkları gün yürürlüğe girer. Bu kural, kazanılmış hakların korunması kadar idari istikrarın ve hukuki kesinliğin korunmasını da amaçlar.</p>
<p>-  Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmedikçe kanunlar Anayasa’ya uygunluk karinesinden yararlanır. Bu sebeple kanunun yürürlüğü sırasında yapılan ve kesinleşen işlemler kanuna uygun kabul edilir, sonradan klanun iptal edilse dahi hukuki geçerliliklerini korur.</p>
<p>- Ve yine bu sebeple kesinleşmiş idari işlemlerin, kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra idari yargıda iptali talep edilemez. Bu konuda Vergi Usul Kanunu’nun “hata ve düzeltme” hükümleri de kullanılamaz. Çünkü işlem yapıldığında, hata yoktur.</p>
<p>- İdarî mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nin kararından önce yapılmış ve uyuşmazlık konusu yapılmamış işlemler için iptal kararından sonra Anayasaya aykırılık iddiası ile yaratılan uyuşmazlıklara dayalı davalarda Anayasa Mahkemesi kararını uygulayamazlar.</p>
<p>- İdarî Mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nin kararını, ancak Anayasa Mahkemesi Kararı’ndan önce Anayasaya aykırılık iddiası ile yaratılan uyuşmazlıklara dayalı davalarda uygulayabilirler.</p>
<p>- Anayasa’ya aykırılık savı, hata ve düzeltme yolunun konusuna girmez. Çünkü bu konu hukuki yorum konusudur. Bu savla hata ve düzeltme yoluna gidilemez.</p>
<p>Karardan benim anladıklarım kısaca ve özetle bunlar.</p>
<p>Peki, o halde, kişilerin kendilerine uygulanan kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve haklarında Anayasa’ya aykırı vergilendirme yapıldığına inananlar ne yapacak. Bu konuda iki yol karşımıza çıkıyor. Birincisi İYUK md. 10 uyarınca idari müracaatla konuyu mahkemeye taşımak. İkinci yol ise beyanı (veya kendiliğinden tahakkuk söz konusu ise ödemeyi) ihtirazi kayıtla yaparak, doğrudan -30 gün içinde- dava açmak. Bu ikinci yol en garantili yol. Tabii ki ikmalen veya re’sen tarhiyatlar dolayısıyla düzenlenmiş vergi/ceza ihbarnamelerine karşı açılacak davalar da da Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülebilir.</p>
<p>Mali yükümlülük öngören ve kamuoyunda Anayasa’ya aykırılık inancının yaygın olduğu hemen her yasal düzenlemeden, özellikle ek vergiler, asgari kurumlar vergisi, farklı vergi oranlarına tâbi kılınma gibi düzenlemelerden sonra hemen onlarca soru gelir. Soru hep, “Biz dava açmasak da nasılsa biri dava açacaktır. Onların davası, Anayasa’ya aykırılık kararı ile sonuçlandıktan sonra idareye müracaatla ödediklerimizi alabilir miyiz?” şeklinde olur.</p>
<p>Ben bu soruları soranlara “beleşçi” diyorum. Birileri hak arayacak, yargıya gidecek, masraf yapacak, Avukat tutacak, uğraşacak, idareye karşı belki kötü kişi olma riskini alacak, diğerleri sonuca beleş tarafından konup, bir dilekçe ile paralarını alacaklar. Hukukun böyle bir tutumu anlayışla karşılaması kabul edilemez. Herkes hakkını arayacak, hukuki yolları tüketecek. Hakkını kendi aramayıp uyanıklık yapan, başkasının mücadelesinin üstüne konmaya çalışan ise ödediği ile kalacak.</p>
<p>Danıştay Kararı da işte tam bunu söylüyor. Karar, Anayasa’ya aykırılık savının “hata ve düzeltme başvurusuna konu edilemeyeceği”ni açıklığa kavuşturduktan sonra, Anayasa Mahkemesi Kararı’nı müteakip harekete geçenlerin, ihtilaf çıkartmaya çalışanların, yani beleşçilerin yolunu kapatıyor.</p>
<p>Danıştay’ın bu güzide ilke kararını, Anayasaya aykırılık savlarının söz konusu olduğu durumlarda uygulamacılarca veya mükelleflerce mutlaka dikkate alınması gereken kararlardan olması dolayısıyla, gündeme getireyim istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dava-acmadan-anayasa-mahkemesi-kararlarindan-yararlanilabilir-mi-85301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dava açmadan Anayasa Mahkemesi kararlarından yararlanılabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turizm-isletmelerine-sigortali-basina-3500-tl-sigorta-prim-destegi-85300</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm işletmelerine sigortalı başına 3.500 TL sigorta prim desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turizm sektöründeki işletmelere çalışan başına aylık 3 bin 500 liraya kadar sigorta prim desteği geliyor. 2026 Mayıs-Aralık dönemini kapsayan ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak destekten, belirli şartları sağlayan özel sektör konaklama tesisleri yararlanabilecek. Başvuru gerektirmeyen uygulamada kayıt dışı veya eksik bildirim yapan işletmeler destekten yararlanamayacak.</strong></p>
<p>7590 sayılı Kanun’un 11’inci maddesi ile 4447 sayılı sayılı Kanun’a geçici 36’ncı madde eklenmiştir. Eklenen madde ile <strong>turizm işletmesi belgesine sahip</strong> özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi işyerlerinde </strong>01/05/2026-31/12/2026 dönemi için sigortalı başına 3.500 TL destek verilmesi öngörülmüştür.</p>
<p>Anılan kanun hükmü 31 Temmuz 2026 günkü Resmi Gazete’de yayımlanmasına rağmen, <strong>2026 </strong>yılı <strong>Mayıs ayı döneminden itibaren</strong> uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Anılan düzenleme uyarınca; Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında <strong>turizm işletmesi belgesine sahip</strong> özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi işyerlerinde</strong>, <strong>2026</strong> yılı <strong>Mayıs </strong>ila<strong> Aralık aylarına/dönemlerine</strong> ilişkin olmak üzere, <strong>tesisin faaliyette bulunduğu aylar/dönemler ile sınırlı olarak</strong>, ilgili ayda/dönemde verilen muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirilen sigortalıların prim ödeme gün sayısının <strong>116,67 Türk lirası</strong> ile çarpımı sonucu bulunacak <strong>tutar</strong> (ay içinde tam çalışılması halinde <strong>aylık 3.500,10 TL</strong>), bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle Fondan karşılanacaktır.</p>
<p><strong>Destekten yararlanma şartları</strong></p>
<p>Anılan destekten yararlanabilmek için;</p>
<p>- İşyerinin özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi</strong> olması ve <strong>faaliyette olması,</strong></p>
<p>- İşyerinin Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen <strong>turizm işletmesi belgesine sahip olması,</strong></p>
<p>- Muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin yasal süresinde verilmesi,</p>
<p>- Primlerin yasal süresinde ödenmesi,</p>
<p>- Kuruma borcun bulunmaması (varsa da yapılandırılmış/tecil ve taksitlendirilmiş olması ve düzenli ödenmesi),</p>
<p>- Kayıt dışı sigortalı çalıştırılmaması, sahte sigortalı bildiriminde bulunulmaması, sigortalıların prime esas kazançlarının eksik bildirilmemesi</p>
<p> gerekmektedir.</p>
<p>Kayıt dışı sigortalı çalıştırıldığının, sahte sigortalı bildiriminin ya da eksik prime esas kazanç bildiriminin tespiti halinde faydalanılan turizm ücret desteği geri alınacaktır. Tespit tarihinden sonra da destek verilmeyecektir.</p>
<p>Yapılan denetim ve incelemelerde veya mahkeme kararı neticesinde ya da kamu kurum ve kuruluşlarından alınan bilgi ve belgelerden 2026 yılı içinde aylık brüt asgari ücretin onda birini (3.303 TL'yi) geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda; Kurumca işverene ihtar yapılacak ve on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri, asgari ücret desteğinden yararlanmaya devam edecektir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup uzun vadeli sigorta kollarına (SSK) tabi olarak turizm tesislerinde görev yapan çalışanlar için bu destekten yararlanılacak olup,<strong> sosyal güvenlik destek primine tabi çalışan sigortalılar</strong>, <strong>yabancı uyruklu sigortalılar</strong> ve <strong>yurtdışında çalıştırılan sigortalılar</strong> için bu <strong>destekten yararlanılamayacaktır</strong>.</p>
<p>Anılan destek tutarı, bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na <strong>ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle</strong> İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır.</p>
<p>Sigorta prim desteğiyle sağlanacak indirim tutarı, takip eden ay/aylardan doğan sigorta prim borçlarına mahsup edilecektir.</p>
<p>Bu destekten yararlanan işyerlerinin aynı ayda/dönemde diğer sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerinden yararlanması hâlinde; sağlanacak destek tutarı, bu teşvik, destek ve indirimler uygulandıktan sonra destekten yararlanılan aya/döneme ait Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenmesi gereken sigorta primi tutarını aşamayacaktır.</p>
<p>Bu destekten yararlanmak için bir başvuruda bulunma şartı yoktur.</p>
<p>Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik ad, ünvan veya iş birimi altında açılması, yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi veya bu madde kapsamında sağlanan destekten yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis edildiğinin anlaşılması hâlinde, Fondan karşılanan tutar <strong>gecikme cezası</strong> ve <strong>gecikme zammı</strong> ile birlikte işverenden tahsil edilecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turizm-isletmelerine-sigortali-basina-3500-tl-sigorta-prim-destegi-85300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm işletmelerine sigortalı başına 3.500 TL sigorta prim desteği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donulmez-aksamin-ufkunda-miyiz-85299</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönülmez akşamın ufkunda mıyız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BM’nin “Dünya Sistemi Kırılma Noktası” raporu, iklim krizinde geri dönüşü zor eşiklerin aşılmakta olduğuna dikkat çekerken, yeşil dönüşüm için gereken finansman ihtiyacı ile mevcut kaynaklar arasındaki büyük farkı da gözler önüne seriyor.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in Bilimsel Danışman Kurulu 26 Haziran’da ‘Dünya Sistemi Kırılma Noktası’ başlıklı bir rapor yayımladı. Kırılma noktası (ya da eşik ya da dönüm noktası –tipping point) öyle bir eşik değer ki, birkaç derecelik ısı artışı ile dünya kendini Yahya Kemal Beyatlı’nın ünlü şiirinin başlangıç dizesindeki “dönülmez akşamın ufkundayız” durumunda buluyor.</p>
<p>Rapor, bazı alt sistemlerin bu noktaya ulaşmış, hatta onu aşmış olabileceğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olduğuna işaret ediyor: Kutup buzullarının uzun dönemli erime sürecine girmiş olabileceği, Amazon ormanlarındaki savana görünümlü dönüşüm süreci, okyanuslardaki derin su akımı sürecinin yavaşlamış ya da durmuş olabileceği gibi örnekler var. Bu tür değişimlerin birbirlerini tetikleyebileceğinden de korkuluyor.</p>
<p>Bu gelişmelerin iklim değişikliğini yavaşlatma çalışmalarının hızlandırılması zorunluluğunu bir kez daha ortaya koyduğu vurgulanıyor. Altı çizilen bir olgu da şu: Kademeli gelişen çevre risklerinden farklı bir tehlike bu. Doğrusal değil, yani birkaç derecelik ısı artışı felaket niteliğinde bir etki yaratabiliyor ve eşik değerlerin ne olduklarına ilişkin önemli belirsizlikler var. Bu durumda, ‘standart’ yeşil dönüşüm politikalarının yetersiz kalması riski ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kaldı ki o ‘standart’ politikalar açısından önemli sorunlar yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’in 2025’te yayımlanan ‘Uygulama Açığı’ başlıklı raporunda gelişmekte olan ülkelerin ‘standart’ yeşil dönüşüm çabalarının önemli bir finansman kısıtı ile karşı karşıya olduklarını ortaya koyuluyor. Hedeflenen sonuçlara ulaşılması için gereken finansman mevcut finansmanın 12-14 katı. Raporun kapsamı içinde değil ama bu ülkelerin bir kısmı için bir de AB’nin ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ gibi mekanizmaların getirdiği ihracat azalması olasılığı mevcut.</p>
<p>Yeşil dönüşümü sanayi politikası ile birlikte düşünmekte yarar var. Bu çerçevede, daha önce sözünü ettiğim sanayi politikasına ilişkin Stiglitz-Rodrik çalışmasında bazı önemli saptamalar yapılıyor. Özellikle vurgulanan noktalardan biri şu: Yeşil dönüşüm yüklü yatırım harcaması ve dolayısıyla bir ‘yatırım hamlesi’ gerektiriyor. Yatırım hamlesinin iyi planlanması büyüme fırsatı anlamına geliyor. Dönüp dolaşıp Birleşmiş Milletler Raporu’nda altı çizilen noktaya geliyoruz: Uygun koşullarda ve miktarda finansman nasıl sağlanacak?</p>
<p>Devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donulmez-aksamin-ufkunda-miyiz-85299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönülmez akşamın ufkunda mıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vosvosta-panik-85298</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vosvos’ta Panik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1970’lerde Hollywood’ta başrolünde Herbie adında bir Volkswagen Beetle’ın olduğu bir komedi film dizisi çevrilmişti. Hatırladığım kadarıyla da bu filmlerden birinin adı türkçeye “Vosvos’ta Panik” olarak tercüme edilmişti. Kanımca bu ad bugünlerde özellikle Batı’daki otomotiv sektörünün Çin tarafından ele geçirilme korkusunu güzel bir şekilde yansıtıyor. Neredeyse her gün Batı basınında ve medyasında bu konuyla ilgili haberlere rastlıyoruz. FT’nin dünkü başlığı da “Çin, parça tedarikçileri üzerindeki hâkimiyetini artırırken Avrupa otomotiv sanayisi tedirgin”idi.</p>
<p>Makaleye göre Çin'in Avrupa otomotiv sektöründeki etkisi artık yalnızca Çin malı otomobillerin Avrupa'ya satılması meselesi değil. Çinli şirketler, Avrupa'daki otomotiv parçası üreticilerini satın alarak veya kontrol ederek tedarik zincirinin içine iyice yerleşiyorlar. Neticede de Avrupa'nın Çin'den ithalata bağımlılığını azaltma çabası tam tersi bir sonuç doğuruyor: Çin'den doğrudan parça ihraç etmek yerine, Çinli şirketler Avrupa'daki tedarikçileri satın alıyor. Böylece ürün Avrupa'da üretilse bile şirketin teknolojisi, sermayesi ve stratejik kontrolü Çin'e bağlı oluyor. Çin, sadece Avrupa'ya parça ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, Avrupa'nın kendi üretim kapasitesinin sahibi haline geliyor.</p>
<p>Avrupa Çin ithal ürünlerine gümrük vergisi koyup koymamayı tartışa dursun, Çin’in bu yaklaşımı işi başka boyutlara taşımakta. (Ki, bugün otomotiv endüstrisi ise de, yarın diğer sanayilerde de böyle bir yaklaşım benimsenebilir Çin tarafından). Batı bu durumda ne yapabilir? Gümrük duvarlarından sonra Çin’in yabancı sermaye yatırımlarına da mı kısıtlama getirecek? Böyle bir yaklaşım Batı’nın savunduğu serbest piyasa idealleriyle ne kadar uyumlu olabilir? Daha doğrusu biz savundukları serbest piyasa ideallerinin kendilerinin işine geldiği sürece geçerli olduğunu biliyorduk da, artık bu ikiyüzlü tutumlarının foyası iyice mi ortaya çıkacak?</p>
<p>Unutmayalım, Batı yıllarca bizim gibi “kenar” ekonomilerine bugün Çin’in onlara yaptığını yapmaya çalışmadı mı? Önceleri bize sadece otomobil ihraç etti. Sonraları, üretimin kısmen bize kaymasına izin verdi. Ancak, kritik komponentleri, motor teknolojisini, platform bilgisini, tasarım/Ar-Ge bilgilerini elinde tuttu. Sonuçta 60 senelik bir otomotiv sanayimiz olmasına rağmen halen üretimimizdeki ithalat payı %50’ler civarında. (Sadece TOGG’un yerli payının %80’lere çıktığı hesaplanıyor, ancak onun sektör payı %5 kadar.)</p>
<p>Şimdi, aynı durum Batı’nın başına gelince birdenbire korumacı politikalara sığınmaya başladılar. Bunu da “Çin parasını özellikle değersiz tutup, dış ticarette rekabetçi avantaj yaratıyor, bu nedenle de Dünya üretim pazarlarını domine ediyor” iddiasına dayandırmaya çalışıyorlar. Ancak asıl gerçek şu ki: Çin'de elektrikli araç üretimi Avrupa'ya göre en az %35 daha ucuz. Avrupalı üreticiler ise batmamak ve kâr marjlarını koruyabilmek için kendi tüketicilerinin pahalı otomobil alması pahasına korumacılık duvarlarını yükseltmek peşinde.</p>
<p>Geçenlerde Çin’in ihracat başarısının altındaki asıl nedenin Leninist üretim teknikleri olduğu konusunda The Economist dergisinde bir yazı yayımlandı. Dergiye göre, Çin Leninist seferberlik gücü ile iç pazardaki acımasız rekabetçi kapitalizmi birleştirerek küresel imalat sektöründe kırılması zor bir ölçek ve maliyet üstünlüğü yarattı. Klasik Leninist parti örgütlenmesi sayesinde devlet; sübvansiyonları, kamu bankası kredilerini, ucuz enerjiyi ve arsa tahsislerini doğrudan stratejik sanayi kollarına (batarya, elektrikli araç, yeşil teknoloji, çip gibi) yönlendirdi. Aynı zamanda Çin, yüzlerce özel ve kamu firmasının birbiriyle rekabet etmesine izin vererek hantal bir devlet tekelinden ziyade, pazarda sadece en verimli, hızlı ve ucuz üretim yapanların bir anlamda “en güçlünün ayakta kaldığı” (survival of the fittest) ortam yarattı. Devlet altyapı ve lojistik süreçlerini tek elden ve hızla çözerken tüm tedarik zincirlerinin aynı coğrafi bölgede kümelenmesini sağlamakta; bu da üretim hızını ve maliyet avantajını rakipsiz kılıyor. Böyle bir itirafın The Economist gibi serbest piyasa savunuculuğunun bayraktarı olan bir dergide yayınlanması da ayrıca manidar!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vosvosta-panik-85298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vosvos’ta Panik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-aktorlerinin-gundemi-net-mi-85297</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ aktörlerinin &#039;gündemi&#039; net mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KOBİ’lerin küresel değer zincirinde doğru konumlanabilmesi için önce sağlıklı ve dinamik bir envantere, güvenilir veriye ve ortak akla ihtiyaç var. Asıl mesele ise bu veriyi doğru yönetişim anlayışıyla buluşturacak kurumsal yapıyı oluşturmak.</strong></p>
<p>Son 2 yılda KOBİ’ler üzerine yazdığımız yazıların listesini bir tabloda paylaştık. Düşüncelerimizi yazıya aktarırken ölçülerimizin merkezindeki temel ilkemiz birçok kez açıklandı: <strong><em>Hata kültürünün temeli hatadan korkmadan, ama aynı hatayı tekrarlamadan ilerleme becerisine sahip olmadır. Biz hata kültürü bağlamında “yanılabilme özgürlüğünü” sonuna kadar kullanmaya özen göstermeye gayret ediyoruz.</em></strong></p>
<p>Temel yönelimiz çok net: Sorgulama merakımıza dizgin vurmak istemiyoruz; akıl yürütme disiplinini tam kapasite kullanmak ve bilmediklerimizle yüzleşmenin üretken cesaretini göstermekten yanayız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4a2ac9abf-1786595882.png" alt="" width="838" height="371" /><strong>Akla ilk gelen aktörler</strong></p>
<p>Yanılabilme özgürlüğünü kullanarak KOBİ’lerin servet ve sermaye oluşturması, olgunlaştırması ve çoğaltması süreçlerinde dünya düzenine uyumun nasıl olması gerektiğini yorumlamaya çalışıyoruz. KOBİ’lerin yeni değer yaratma zincirinde doğru konumlanmasının akla ilk gelen aktörleri T.C. ilgili Bakanlıkları, Ziraat Bankası, Halk Bankası, KOSGEB, TÜİK, Kalkınma Ajansları, STK’lar ve medya mensupları.</p>
<p>Düşüncelerimizi paylaşırken kendimizi frenlemek için kullandığımız ölçülerimiz var: “<strong>İnanç konforuna</strong>” sığınmadan, “<strong>kusursuzluğu aradığımız yerde tarihin olamayacağını</strong>” bilerek; “<strong><em>sorgulama ile yargılamanın farkını</em></strong>” zihinde diri tutarak, en büyük gücümüzün “<strong>sorgulama</strong>” olduğunu unutmadan, “<strong>ayrıştırma yerine rızaya dayalı birleşmenin gücünü</strong>” kullanarak yaşamın öz gerçeğine yakın duracak yol ve yöntemleri arıyoruz.</p>
<p>Ülkemizde KOBİ düzleminde kaynaklarımızı etkin ve erimli değerlendirme sorumlu olan aktörlerin rollerini tartışmalıyız.</p>
<p>Başta bakanlar ve bürokratları, görevli bir kurum olarak Ziraat ve Halk Bankası, katı bütçeli kamu kurumları olarak KOSGEB TÜİK ve Kalkınma Ajansları, iletişim akışında nesnelliği sağlama sorumluluğu olan medya mensupları elimizi hep birlikte taşın altına koymalıyız.</p>
<p><strong>Net bilgiye nasıl ulaşırız?</strong></p>
<p>KOBİ’lerle ilgili aktörlerin birinci önceliği “<strong>elimizin menzilindeki KOBİ varlıkları hakkında net bilgi oluşturma mekanizması</strong>” ve net bilgiye ulaşılabilirlik olmalı. Bizi net bilgiye götürecek olan da, tekniğine uygun ve hepimize güven veren, rakamları konusunda kuşkuları azaltan “<em>dinamik bir envanter mekanizması</em>nı” oluşturma ve işler kılmadır.</p>
<p>Türkiye gibi nüfusu seksen milyonu aşmış büyük bir ülkede “<em>hata oranı</em>” kabul edilebilir sınırlar içinde kalan envanter verilerinin oluşturulması geçmişte güç olabildi. Bugünün olanaklarını dikkate aldığımızda bizi net bilgiye yaklaştıracak veri sağlayacak envanterin elimizin menzilinde olması sadece bir niyet ve kararlılık sorunu.</p>
<p>KOBİ sorunlarıyla ilgili olan aktörlerin -Bakanlıklar, KOSGEB, Ziraat Bankası, Halk Bank, STK’lar ve medya mensupları ve benzerlerinin alacakları kararların yaşamın öz gerçeğine yakın durması gibi bir kaygıları varsa; ülkemizin başta insan kaynağı olmak üzere, teknik donanımı ve bilgi birikimi envanteri ve sağlıklı veri oluşturmaya odaklamalı. Veri olmaksızın sorunların ölçeklendirmemiz de mümkün değil. Gerçeğe yakın çözümler üretmemiz de.</p>
<p><strong>Yönetişim kalitesi</strong></p>
<p>Hepimiz önce şu soruyu kendimize yöneltmeliyiz: Elimizdeki veriler, var olan KOBİ’leri nesnel değerlendirilmesini yapabilmek için yeterli midir? Eldeki verilerle KOBİ’lerin küresel değer zincirinde doğru konumlanma yapması için net bilgi ihtiyacını karşılayarak etkin koordinasyonun önünü açabilir mi? Veriler odaklanma sağlayarak yüksek kaliteli yönetişim önündeki engelleri kaldırabilir mi? İkincisi, “<strong>dünya genelinde iş süreçleri ve işgücü profilleri bağlamında KOBİ’lerdeki oluşumlarla ilgili beklentilerin</strong>” netleştirilmesidir. Jeoepolitik gelişmelerin, hükümet kararlarının, işgücü hareketlerinin, nüfus oluşumlarının, kültürel çevre etkilerinin ve teknolojik dönüşümlerin yarattığı yeni iş süreçlerini ve işgücü profillerini kavramadan gelecek inşa edilemez.</p>
<p>KOBİ yapılanmalarının yaygınlığı ve derinliği uygun ölçekte ve gerekli olanaklara sahip kurumsal yapıların desteği gerekir. KOBİ’leri yönlendirmede harcayacağımız her kuruşun hakkını vermek istiyorsak, ilgili kamu birimlerinin, iş dünyası sivil inisiyatiflerinin güçlerini birleştirerek beklentileri netleştirmesi ve bir yön tayin etmesi ivedilikli sorumluluktur.</p>
<p>İş süreçleri ve işgücü profillerindeki değişim ve dönüşümün yönünü, hızını tanımadan, tanımlamadan önlem alamayız. Eğer, böyle bir yapılanmanın “ <em>olanaksız</em>” olduğunu düşünenlerimiz varsa iddialarını gerekçelendirmeli, tartışmaya katılarak katkı ikna edici bilgi ve belgeyi sunmalıdır.</p>
<p>Üçüncüsü, “<strong>KOBİ’ler için öngörülen yeni yapılar, işlevler ve kültürün nasıl yönlendirileceğidir</strong>”. Sağlıklı veri üretilirse yapay zekâ olanaklarından da yararlanılarak ülkemiz için uygun KOBİ yapı, işlev kültürünü tanımlayabiliriz.</p>
<p>İşimizin verimliliklerini yükselterek rekabet gücümüzü artırmamız sağlıklı veri, doğru yapı, uygun işlev ve kapsayıcı kültür temelinde yükselir.</p>
<p>Dördüncüsü, “<strong>Neden kurumsal bir rasyonel otoriteye</strong>” ihtiyacımız var? Sorunun yanıtı çok net: İnsan ilişkilerinin temelinde “<em>güven”</em> vardır; güvenin çekirdeği alış-veriş, iletişim ve etkileşimdir. Güveni de bireysel-odaklı bir zeminde sağlamak mümkün değildir. Güveni oluşturacak, olgunlaştıracak ve derinleştirecek olan kurumlardır.</p>
<p><strong>Enstitü benzeri kapsayıcı yapı</strong></p>
<p>KOBİ sorumluluğu olan aktörler enstitü ya da başka bir yapıda, bağımsız ve “<em>rasyonel otorite</em>” olmayı hedefleyen bir kurumsal işleyişi önemsemeli. Kurum bireylerden bağımsız işlerin sürdürülebilirliğini güven altına alma hedefine odaklanmalı. Kurumun ikinci önemli işlevi olan “ <em>etkili özendirme</em>” kaldıracını kullanmalı.</p>
<p>KOBİ’ler “<strong><em>politika üreten</em></strong>”, ama asla “<strong>politik</strong>” olmayan kurumsal yapıların işleyişiyle yaratılacak güvenle gelişirler. Önerimiz, ilgili aktörlerin bir araya gelerek ya var olan bir yapıyı işler kılarak ya da yeni bir yapı oluşturarak “<strong><em>rasyonel otorite boşluğunu doldurma</em></strong>” hedefine odaklanmalı.</p>
<p>Bir başka alan da “<strong>deneysel mesafe ayarları için sistem kontrolü nasıl tasarlanmalı</strong>” sorusuna kafa yormadır. Günümüz dünyasında “<strong>sistem denetimi ve gözetimini</strong>” işler kılamayan girişimler gerektiği gibi başarılı olamıyor. Diğer alanlarda olduğu gibi KOBİ konusunda “<strong>yaratmak istediğimiz sonuçla ulaştığımız sonuç”</strong> arasındaki makası anlatan “<strong>deneysel mesafe</strong>” ölçümlerini zihinlerde netleştirmeden başarı öyküleri anlatılabilir; ama toplumun zihninde anlamlı hale gelecek başarılar yaratamayız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-aktorlerinin-gundemi-net-mi-85297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ aktörlerinin “gündemi” net mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplanan-vergiyi-yapay-zeka-kullandirsin-85296</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplanan vergiyi yapay zekâ kullandırsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her teknoloji, onu hizmetine verdiğin alanda fark yaratır. Eğer daha yetkin devlet istersen ona hizmet eder. Eğer sadece vergi salmak için kullanırsan onu başarır. Bizim önceliğimiz refah olmalı…</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ çoktan geldi ama eşit dağıtılmadı</strong>. Bankalar çoktan <strong>üretken YZ modellerini</strong> süreçlerine kattılar. İmalat sanayii, pek çok alanda <strong>YZ üretkenliğini</strong> devreye aldı bile. Ancak kamu<strong>, YZ’yi vergi memuru yaptı bile</strong>. Soru şudur; devlet yapay zekâyı <strong>refah için mi</strong> kullanıyor, yoksa <strong>tahsilat için</strong> mi?</p>
<p><strong>Veri, yeni petroldür</strong> diyorlar. Ama bazı ülkelerde bu petrol; <strong>motoru çalıştırmak için</strong> değil, <strong>halkı yakmak için</strong> kullanılıyor. Soru net: Yapay zekâ vatandaşa <strong>refah üretmek</strong> için mi var, <strong>vergi toplamak</strong> için mi? Geçenlerde <strong>kamu teknolojileri</strong> üzerine çalışan bir danışmanla oturduk, bu konuyu konuştuk.</p>
<p><strong>VERİ Mİ VERGİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>E-devlet</strong> sistemleri, <strong>YZ destekli vergi</strong> denetimleri, <strong>ihale analizleri</strong> derken sohbet derinleşti. Şunu söyledi: “<em>devlet veriye sahip ama onu anlamaya değil, yakalamaya çalışıyor</em>.” Yani veriyi yönetemeyen, vatandaşı denetliyor. <strong>E-fatura</strong>, <strong>e-nabız</strong>, <strong>e-ihale</strong>… Her şey ‘<strong>e</strong>’ olmuş.” Tuhaf şey…</p>
<p>Ama “<strong>eh</strong>” dedirten bir şey var: Bu kadar veriye rağmen hala <strong>hizmet değil denetim</strong> merkezli bir anlayış hâkim. Yapay zekâlı sistemlerde amaç hâlâ şu: “<strong>Neyi eksik yaptı, nereden ceza keseriz</strong>?” Refah değil, <strong>fişleme zekâsı</strong>! Neden kamu, <strong>YZ ile topladığı vergiyi</strong>, halkın refahı için <strong>YZ marifetiyle</strong> kullandırmaz?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU – İKİ CEVAP / Kamu zekâsına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yapay zekâ devlette neden çalışır?</em></strong></p>
<p><strong>Vatandaşa kolaylık</strong> sağlamak için değil, <strong>vergi kolaylığı</strong> sağlamak için. Şirket<strong> serverleri girişlerine</strong> YZ kabiliyetli <strong>ajan yazılımlar</strong> işbaşı yaptı bile. <strong>Veri kime hizmet ediyor</strong>? Refaha, güvenliğe mi, yoksa?</p>
<p><strong><em>YZ+devlet= yönetişim mi gözetim mi?</em></strong></p>
<p>Yapay zekâ <strong>yönetişimde</strong> kullanılmalı. Ama ne için? <strong>Vatandaşın sorununu</strong> çözmek mi, yoksa <strong>halka baskı </strong>için mi? Birçok kurumda YZ, <strong>şeffaflık üretmiyor</strong>; işlem hacmini artırıyor. YZ kimin emrinde?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HESAP VEREBİLİR YAPAY ZEKÂ YERİNE HESAP SORABİLİR YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p><strong>Veri, devlete silah değil çözüm üretme hakkı verir</strong>.  Vatandaş şeffafsa, devletin de <strong>algoritması</strong> <strong>şeffaf</strong> olmalı. Yapay zekâ ile <strong>hizmet</strong> edemeyen devlet, sadece <strong>ceza</strong> keser. E-devlet zekâyı artırmadıysa, sadece <strong>E-ceza</strong> olmuştur. <strong>Veri, değer üretmiyorsa; vergiye dönüşür</strong>. YZ’den anladığınız vergi midir?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAPAY ZEKÂLI VERGİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>YZ tahsilatı</strong>: Verginin hangi noktada oluştuğunu tespit edip nerede tahsil edeceğini kurgulama</p>
<p><strong>YZ tahakkuku</strong>: Paranın ve alışverişin ardında bıraktığı sanal izi izleyip bunu vergiye dönüştürme</p>
<p><strong>YZ defterdar</strong>: Devletin tüm vergi idaresini yapay zekânın üstlenmesi ve süreci akıllıca yönetimi</p>
<p><strong>YZ vergi takip</strong>: Toplanan vergilerin nereye, nasıl, ne kadar harcandığını anında izleyen akıllı sistem</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplanan-vergiyi-yapay-zeka-kullandirsin-85296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplanan vergiyi yapay zekâ kullandırsın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85294</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon raporunda tahmin güncellemesi gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon Raporu Sunumunda! Tahmin Güncellemesi Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 13 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/ZAq6TKgUQyc" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomobilde-sifirdan-yuze-faizde-dipten-zirveye-85295</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobilde sıfırdan yüze, faizde dipten zirveye!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bakmayın zirveye dediğime; aslında zirvenin ne olduğu da tam olarak bilinmiyor ki… Ama Hazine’nin iç borçlanma faizindeki seyre bakıp otomobildeki sıfırdan yüze nitelemesinin akla gelmemesi mümkün değil. Ancak otomobildeki sıfırdan yüze, performansa dayalı, olumlu yönde bir niteleme. Faizde ise durum tam tersi.</p>
<p>Hazine’nin çeşitli iç borçlanma yöntem ve araçları var. Bunlar temel olarak <strong>“kuponsuz senetlerle borçlanma, sabit getirili senetlerle borçlanma ve nakit borçlanma”</strong> başlıklarında toplanıyor.</p>
<p>İşte bu borçlanmaların faizi de bir dönem inilen düzey esas alındığında dipten zirveye uzanan bir eğri çiziyor. Her ne kadar son bir iki yılda yönünü biraz aşağı çevirmişse de dip noktaya göre hâlâ çok yüksek bir faiz söz konusu.</p>
<p>Faiz oranlarına ilişkin veriler 2003’ün ocak ayından bu yana var. Bu veriler, Maliye Bakanlığı’nın web sayfasında kamuya açık bir şekilde yer alıyor. Yazımda söz konusu borçlanmalarda her yılın aralık ayında oluşan o yıla ait birikimli faiz oranının tablo ve grafiği yer alıyor. Bir diğer tablo ve grafikte de bu yıl her ay itibarıyla yıllık birikimli faizin nasıl seyrettiğini izlemek mümkün.</p>
<h2>Tek haneden yüzde 40’lara…</h2>
<p>2003’ten 2026’nın temmuzuna kadar uzanan dönem borçlanma faizinde tam anlamıyla bir çanak eğrisi oluştuğunu gösteriyor.</p>
<p>2003, hâlâ 2001 krizinin etkisinin hissedildiği, borçlanmanın kriz yüzünden yüksek faizle yapıldığı bir yıl. Zaten çanağın bir ucu 2003 yılındaki oranlar.</p>
<p>İzleyen yıldaki geçişe dikkat! 2003’ten 2004’e geçiş ne kadar belirgin! Faiz oranları her üç borçlanmada da kabaca yarı yarıya azalmış; 20 puanı aşan gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Faizdeki gerileme sonraki yıllarda da hız kesmekle birlikte sürüyor, sürüyor ve 2010 yılından itibaren tek haneye iniliyor. 2010-2016 dönemi Hazine’nin yıllık bazda tek haneli borçlanma lüksü yaşadığı yıllar. Çanağın dibi de orada oluşmuş zaten.</p>
<p>2018’de rahip krizi patlak veriyor ve o krizin etkileri bir sonraki yıla da sarkıyor. Faiz oranları yeniden yükseliyor.</p>
<p>2020’de bir kez daha yarı yarıya azalan oranlar. Hani tam işler yoluna girecek, faizler yine gerileyecek diye umulurken o da ne!</p>
<p>2021’de alınan çok radikal bir karar var. Faiz indirimi… Ama bu indirim faizlerin gerilemesi değil, artması gibi bir sonuç doğuruyor.</p>
<p>Ne kadar tuhaf değil mi; Merkez Bankası’nın faizi indiriliyor ama bunun sonucunda Hazine önceki yıllarla kıyaslandığında olmadık düzeylere yükselen ve şimdilik üç yıla yayılan çok yüksek faizlerle borçlanmak durumunda kalıyor. Çünkü faiz, 2021’de indirilmemesi, hatta bir miktar artırılması gerekirken aşağı çekiliyor.</p>
<p>İşte bunun sonucunda 2003’ten 2026’ya, neredeyse çeyrek yüzyıllık bir dönemde Hazine’nin iç borçlanmasında tam bir çanak eğrisi oluşuyor.</p>
<p><strong>“Hazine’nin borçlanma faizi son üç yılda bu dönemde Merkez Bankası faizi artırıldığı için yükseldi”</strong> denilebilir. İyi de, Merkez Bankası faizinin artırılması da önceki zamansız indirimin bir sonucu değil mi?</p>
<h2>Ya sonrası…</h2>
<p>Bundan sonra ne mi olur? Ne olmayacağını söyleyerek ne olabileceğinin yanıtını vermek mümkün.</p>
<p>Olmayacak şu: Faiz bir daha kolay kolay tek hanelere inmez, inmeyecek. İnmeyecek çünkü enflasyonu öyle üç beş yıl içinde tek haneye çekmek mümkün olmayacak.</p>
<p>Bundan sonra ne olabileceğine ilişkin sorunun yanıtı ortaya çıktı…</p>
<p>Yani bu faiz oranı uzun süre devam eder.</p>
<p>İşler daha olumsuz seyrederse ne mi olur? Daha kötünün, yani daha yüksek faizin sınırı yok ki!</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d48431d740-1786595395.png" alt="" width="339" height="787" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4853c56ff-1786595411.png" alt="" width="343" height="639" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomobilde-sifirdan-yuze-faizde-dipten-zirveye-85295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/enflasyon-kimin-umurunda-1741088831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomobilde sıfırdan yüze, faizde dipten zirveye! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-5-bogazici-mezunundan-4u-yonetici-oluyor-70-bini-duzenli-sekilde-burs-veriyor-85293</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her 5 Boğaziçi mezunundan 4’ü yönetici oluyor, 70 bini  düzenli şekilde burs veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>11. Dönem Başkanlığını <strong>Sertaç Yerlikaya</strong>’nın yürüttüğü <strong>“Boğaziçi Üniversitesi İş İnsanları Derneği” (BRM) </strong>yönetimi, bir süre önce şu konu üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>1959’dan 2025 yılına kadar Boğaziçi Üniversitesi 120 binden fazla mezun verdi. Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyerlerinde ulaştıkları başarıların yanında topluma, bilime, girişimciliğe ve kamu yaşamına katkıları ne düzeyde?</strong></li>
</ul>
<p>BRM Yönetim Kurulu, üniversitelerin gerçek etkisinin mezunları üzerinden ölçülebileceğini irdeleyip kararını verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının Türkiye’ye ve dünyaya nasıl bir değer ürettiğini ortaya koymak üzere bir araştırma yaptıralım.</strong></li>
</ul>
<p>Karar üzerine BRM Üyesi, Future Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula </strong>ile görüşüldü:</p>
<p>-          “Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması” <strong>yapılmasını planlıyoruz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4641bb83d-1786594881.jpg" alt="" width="700" height="646" />
<figcaption><strong>Sertaç Yerlikaya - Başak Abdula</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bunun üzerine BRM ile Future Bright Group ekibi birlikte Boğaziçi Üniversitesi’nin 61 şehirden 120 bini aşan mezununu temsil edecek 1412 kişi belirledi. Söz konusu 1412 kişiyle online anket yapıldı. Ankete yansıyan bilgiler derlendi, analiz edildi ve BRM Yönetim Kurulunun hedeflediği verilere ulaşıldı.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi İş İnsanları Derneği 11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya </strong>ve Future Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula </strong>ile buluştuk, <strong>“Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması”</strong>nın sonuçları üzerine konuştuk.</p>
<p><strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi’nin en önemli gücünün yetiştirdiği insan kaynağı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Araştırma, mezunlarımızın Türkiye’nin sosyal ve ekonomik kalkınmasına sunduğu katkıyı ve üniversitemizin güçlü mezun ekosistemini ortaya koyuyor. Mezunların yarattığı çok boyutlu etki, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gelişimine de uzun vadeli katkı sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Başak Abdula </strong>da araştırmayı şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Araştırma, Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının bilgi, deneyim ve sosyal birikimlerini hem Türkiye’nin kalkınmasına hem de küresel ölçekte değer üretimine dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.</strong></p>
<p><strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırmanın perçinlediği bir noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Üniversitemiz, Türkiye’nin farklı şehirlerinden öğrencileri ortak bir eğitim kültürü etrafında buluşturarak, iş dünyasında, akademide, girişimcilikte, sivil toplumda ve kamu politikalarında etkili roller üstlenmelerine kapı açıyor.</strong></p>
<p>Mezunların yarısından fazlasının Türkiye’nin 61 şehrinden olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu çeşitlilik, üniversitenin farklı sosyal, kültürel ve ekonomik arka planlardan gelen öğrencileri bir araya getiren kapsayıcı yapısını ortaya koyuyor. Bu çeşitlilik aynı zamanda mezunların küresel ölçekte hareket ve etki yaratma kapasitesini de destekliyor.</strong></p>
<p>Bu noktada araştırmadan çıkan bazı verileri irdeledi:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunlarımızın yüzde 93’ü hayatlarının bir döneminde bağış yaptığını belirtiyor, yüzde 59’u bunu düzenli olarak sürdürdüğünü ifade ediyor.</strong></li>
<li><strong>Mezunlarımızın yüzde 64’ü öğrencilere burs desteği sağladığını kaydediyor. Yüzde 58’i ise halen aktif olarak burs vermeye devam ettiğini bildiriyor.</strong></li>
<li><strong>Yani, 70 bin mezunumuz düzenli olarak öğrencilere burs veriyor.</strong></li>
<li><strong>Bu bursların önemli bir bölümünün Boğaziçi Üniversitesi dışındaki öğrencilere yönelik olması, mezun desteğinin toplumsal faydaya dönüştüğünü gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şu veri de BRM yönetimini memnun etti:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunlar arasında her 3 kişiden biri, bir sivil toplum kuruluşunda görev alıyor. Her 10 mezundan biri sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulu düzeyinde sorumluluk üstleniyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyer yolculuklarında erken yaşlardan itibaren sorumluluk üstlendiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunların yüzde 79’u iş hayatına başlamadan önce staj deneyimi yaşıyor. Yüzde 55’i öğrencilik yıllarında çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Kariyerlerinde yöneticilik sorumluluğu üstlenenlerin oranı yüzde 80’e ulaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Araştırmaya katılanların yüzde 93’ü Boğaziçi Üniversitesi mezunu olmalarının kariyerlerine katkı sağladığını, yüzde 96’sı ise yaşamlarına olumlu etkide bulunduğunu kaydediyor.</strong></li>
</ul>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşundan itibaren kısa sürede Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında yerini aldı.</p>
<p>48 yıllık meslek hayatımda Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyer basamaklarını hızlı çıktıklarına, yönetim kademelerindeki başarılarına, iş dünyasındaki ağırlıklı rollerine tanıklık ettim.</p>
<p><strong>“Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması”</strong>ndan çıkan sonuçlar, benim tanıklıklarımla örtüşüyor…</p>
<p>Araştırmanın sonuçlarını dikkatle inceleyip, Boğaziçi Üniversitesi’nin aynı rol ve etkisini sürdürebilmesi için çaba harcanması gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Üniversite-sanayi işbirliğinde önemli rol üstleniyor, yeni iş modelleri geliştiriyorlar</span></h2>
<p><strong>BOĞAZİÇİ </strong>Üniversitesi İş İnsanları Derneği (BRM) 11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırma verilerinden üniversite-sanayi işbirliği konuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımızın iş hayatlarında üniversite ile işbirliği oranı yüzde 76 düzeyinde. Özel sektör Ar-Ge ve düşünce kuruluşları ile temas da güçlü. Araştırma, kurumsal bağın zamanla zayıflamayıp form değiştirdiğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Ardından Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının girişimcilik ekosisteminde oynadıkları önemli rol üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Her 10 mezundan 4’ü en az bir girişim deneyimine sahip.</strong></li>
<li><strong>Girişimci mezunların yüzde 79’u toplumsal fayda yaratmayı temel motivasyonları arasında gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Mezunların yüzde 36’sı mentorluk, yüzde 13’ü de yatırımcılık faaliyetleriyle yeni girişimlerin gelişimine katkı sağlıyor.</strong></li>
<li><strong>Böylece mezunlar yalnızca kendi başarı hikayelerini oluşturmakla kalmıyor, yeni nesil girişimcilerin yetişmesine de destek veriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Girişimcilik faaliyetleri, mentorluk ağları ve akademik üretimin devamlılığı sayesinde mezunlar, üniversitelerde üretilen bilgi ile iş dünyasının ihtiyaçları arasında köprü kurarak üniversite-sanayi işbirliğinin gelişmesinde önemli rol üstleniyorlar.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">‘Dünya vatandaşı’ olma hali ve vurgusu araştırmaya yansıyor</span></h2>
<p><strong>BRM </strong>11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının etkilerini en çok dünyaya açık olmaları, farklı bakış açılarını anlayabilmeleri ve vizyon sahibi olmalarıyla tanımladığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımız kendilerini; sorgulayan, öğrenmeye açık, farklı kültürlerle kolay iletişim kurabilen ve bulundukları ortamlara bu bakış açısıyla katkı sağlayan bireyler olarak görüyorlar.</strong></p>
<p>Özellikle <strong>“dünya vatandaşı” </strong>olma hali ve uluslararası ortamlarda kendini var edebilme vurgusunun araştırmada öne çıktığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu da mezunların etkisinin tek bir alandan ziyade, gittikleri her yerde yarattıkları bakış açısı ve yaklaşım farkı üzerinden hissedildiğini gösteriyor. Mezunların yüzde 62’si uluslararası alanda tanınan şirket, kurum ve üniversitelerde görev alıyor.</strong></p>
<p>Boğaziçi mezun profilinin uluslararası kuruluşlarda karar alma ve yön verme seviyesinde etkin rol aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlarda üstlendikleri sorumluluklarla Türkiye’yi uluslararası platformlarda temsil ediyor ve karar alma süreçlerine katkı sağlıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Kadınlar uluslararası şirketlerde öne çıkıyor</span></h2>
<p><strong>FUTURE </strong>Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula, </strong>yaptıkları araştırmanın dikkat çekici bulgularından birinin de Boğaziçi Üniversitesi mezunu kadınların yarattığı çok boyutlu etki olduğunu belirtti:</p>
<ul>
<li><strong>Araştırma, her 5 kadın mezundan birinin akademisyen veya doktora derecesine sahip olduğunu gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Araştırmaya göre kadınlar uluslararası şirketlerde daha fazla rol alıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 62 iken</strong><strong>,</strong><strong>erkeklerde yüzde 38’de kalıyor.</strong></li>
<li><strong>Kadınların 3’te ikisi öğrencilere burs desteği sağlıyor.</strong></li>
<li><strong>Akademik üretimden sosyal sorumluluk çalışmalarına, sivil toplumdan mentorluk faaliyetlerine kadar geniş bir alanda aktif rol üstlenen kadın mezunlar, toplumsal dönüşümün ve fırsat eşitliğinin güçlenmesine önemli katkı sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Kadın mezunların büyük bölümü, Boğaziçi mezunu olmanın yaşamlarına ve kariyerlerine önemli katkı sağladığını ifade ediyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #ba372a;">4 mezundan biri yurt dışında yaşıyor</span></h2>
<p><strong>BRM </strong>11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırmanın <strong>“Bir Türkiye Mozaiği-Anadolu’dan Dünyaya” </strong>başlıklı bölümünü açtı:</p>
<ul>
<li><strong>1980 öncesi Boğaziçi Üniversitesi’ne giren 4 öğrenciden biri İstanbul dışından geliyordu.</strong></li>
<li><strong>2000 yılı ve sonrası dönemde 5 öğrenciden 3’ü İstanbul dışından geliyor.</strong></li>
<li><strong>4 mezundan biri bugün yurt dışında yaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Yani, Türkiye’nin 61 şehrinden gelip Boğaziçi mezunu olanlar dünyayı şekillendiriyor.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-5-bogazici-mezunundan-4u-yonetici-oluyor-70-bini-duzenli-sekilde-burs-veriyor-85293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/3/1280x720/774-1786594920.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her 5 Boğaziçi mezunundan 4’ü yönetici oluyor, 70 bini  düzenli şekilde burs veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nakit-sikintisi-fondan-cikisi-erteletti-85292</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakit sıkıntısı fondan çıkışı erteletti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Re-Pie Portföy Yönetimi kurucusu olduğu Downtown Gayrimenkul Yatırım Fonu’ndan (GYF) satışları geri alım taleplerini karşılayamadığı için 1 yıl erteledi. Re-Pie Portföy Yönetimi’nden Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamada fon katılma paylarının fona iadesi için gerekli likidite sağlanamadığından 1 Eylül’e kadar karşılanması gereken fon katılım payları geri alım taleplerinin azami 1 yıl ertelendiğini duyurdu.</p>
<h2>1 Eylül’e kadar karşılanması gerekiyordu </h2>
<p>KAP açıklamasında fon katılma paylarının fona iadesine ilişkin süreçte; 01.01.2026–01.03.2026 talimat döneminde kurucuya usulüne uygun şekilde iletilen ve fon ihraç sözleşmesindeki olağan işlem takvimi uyarınca 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade talepleri hakkında karar alındığı vurgulandı. Açıklamada SPK’nın III-52.3 sayılı GYF İlişkin Esaslar Tebliği’nin 16’ncı maddesinin altıncı fıkrasına atıfta bulunularak “Fon İçtüzüğü’nün 7.10. maddesi ve Fon İhraç Sözleşmesi’nin 11. maddesi uyarınca; fon katılma paylarının fona iadesi için gerekli likiditenin sağlanamadığının ve fon portföyündeki varlıkların mevcut koşullarda satışının katılma payı sahiplerinin zararına olacağının kurucu tarafından tespit edilmesi hâlinde, katılma paylarının geri alımı azami bir yıl süreyle ertelenebilmekte ve alınan kararın derhâl SPK’ya bildirilmesi gerekmektedir” denildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada kararın 01.01.2026– 01.03.2026 talimat döneminde kurucuya iletilen ve olağan işlem takvimi uyarınca 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken yeni dönem katılma payı iade talepleri hakkında olduğu vurgulandı. Açıklamada bu dönemde kurucuya iletilen katılma payı iade taleplerinin fonun karar tarihi itibarıyla mevcut nakit ve kısa sürede nakde dönüşebilir varlıkları, mevcut ve öngörülebilir yükümlülükleri, portföy yapısı, piyasa koşulları ve ana portföy varlığı olan Downtown AVM’nin güncel operasyonel ve ticari durumu birlikte dikkate alınarak değerlendirildiği ifade edildi.</p>
<h2>Acele satışa konu edilmesi gerekecekti </h2>
<p>Açıklamada şöyle denildi: “Yapılan değerlendirmede fonun mevcut nakit ve kısa sürede nakde dönüşebilir varlıklarının, 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade taleplerinin tamamını karşılamak için yeterli olmadığı, taleplerin tamamının karşılanabilmesi için Downtown AVM’ye ait bağımsız bölümlerin kısa sürede, kısmen veya acele biçimde satışa konu edilmesinin gerekeceği, bu şekilde gerçekleştirilecek satışların AVM’nin kiracı karmasını, bütünsel ticari ve yönetim yapısını, operasyonel sürdürülebilirliğini ve değerleme bütünlüğünü bozarak önemli iskonto ve değer kaybına neden olacağı, söz konusu değer kaybının hem katılma paylarını fona iade etmek isteyen hem de fonda kalmaya devam eden katılma payı sahiplerinin zararına sonuç doğuracağı, sınırlı fon likiditesinin yalnızca belirli yatırımcıların taleplerinin karşılanmasına tahsis edilmesinin, aynı talep dönemindeki katılma payı sahipleri arasında gözetilmesi gereken eşit işlem ilkesini zedeleyeceği tespit edilmiştir.”</p>
<p>Bu tespitler çerçevesinde açıklamada fon malvarlığının ve portföy değerinin korunması, aynı talep döneminde bulunan katılma payı sahipleri arasında eşit işlem ilkesinin gözetilmesi ve tüm katılma payı sahiplerinin ortak menfaatlerinin korunması amacıyla, kurucu yönetim kurulunun 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade taleplerinin karşılanmasına ilişkin geri alım işlemlerinin azami bir yıl süreyle ertelenmesine karar verildiği duyuruldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nakit-sikintisi-fondan-cikisi-erteletti-85292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/2/1280x720/re-pie-1786594494.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Re-Pie Portföy Yönetimi AŞ kurucusu olduğu Downtown Gayrimenkul Yatırım Fonu’ndan satışları, geri alım taleplerini karşılayamadığı için 1 yıl süreyle erteledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredimevduat-orani-esitlige-gidiyor-85291</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi/mevduat oranı eşitliğe gidiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe sıkı para politikasının başladığı dönemlerde yüzde 90’nın altına gerileyen kredi mevduat rasyosu hem yabancı para kredilerdeki hızlanma hem de kısıtlara rağmen istisnalarla artan krediler sayesinde Haziran 2026 itibariyle yüzde 92,64’e yükseldi. Uzmanlar kredi mevduat rasyosunun neredeyse birebire yakın sağlıklı bir orana yükseldiğini belirterek mevduat yerine para piyasası fonu tercihinin de bu değişime etki yaptığını vurguladı.</p>
<h2>Son 3 yılın en yüksek seviyesinde </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) aylık verilerine göre Haziran 2026’da sektörde kredi mevduat rasyonu yüzde 92,64 ile sıkı para politikasının uygulanmaya başladığı Haziran 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Haziran 2023 öncesinde yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşen ve çok da sağlıklı bir yapıya işaret etmeyen kredi mevduat rasyosu uygulanan politikaların ışığında düşüş eğilimi sergilemişti. Düşük faiz politikasının uygulandığı dönemlerde yüzde 110’ların da üzerine çıkan toplam nakdi kredilerin toplam mevduata oranıyla belirlenen rasyo 2020 Haziran’ında yüzde 111,71 seviyesinde bulunuyordu. 2021 sonunda yüzde 100’ün altına inen kredi mevduat rasyosu Haziran 2023’te ise yüzde 88,16 seviyesindeydi. Yüksek enflasyonla mücadele için sıkı para politikasının devreye girmesi, bankacılık sektörüne TL mevduata yönelik getirilen hedefler ve kredilerdeki makroihtiyati önlemlerle birlikte 3 yıl içinde kredi mevduat rasyosu yüzde 90’ın altında kalmaya devam etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4360d54aa-1786594144.png" alt="" width="411" height="285" /></p>
<h2>Yabancı para kredilerde büyüme etkili </h2>
<p>Bu yıl haziranda ise yüzde 92,64 ile sıkı para politikası dönemindeki en yüksek seviyesine çıktı. EKONOMİ’ye bilgi veren bir uzman kredi mevduat rasyosunun neredeyse birebire yakın sağlıklı bir orana yükseldiğini belirterek yükselişin son yıllarda döviz kredileri kaynaklı olduğunu TL kredilerin kısıtlara rağmen sanıldığı kadar yavaş büyümediğini belirtti. Mevduatı kredinin yarattığını dolayısıyla birbirlerine yakın ilerlemeleri doğal olduğunu vurgulayan uzman şunları söyledi: “Yüzde 90 neredeyse birebire yakın sağlıklı oran, yükseliş son yıllarda döviz kredileri kaynaklı, TL kredi rasyosu daha aşağı seviyelerde bulunuyor. TCMB’nin makroihtiyati önlemleriyle kredilerde büyüme kısıtı bulunuyor ama bir sürü istisna da tanımlanmış durumda. Bu yüzden toplam krediler sanıldığı kadar yavaş büyümüyor. Evet TL kredi kısıtları yüzünden seçim öncesindeki yüzde 110’lardan düştü kredi mevduat rasyosu, aynı dönemde yabancı para kredilerde yüzde 60’lardan yükseldi, şimdi toplam yüzde 90 seviyesinde dengeleniyor.”</p>
<h2>Kredi istisnaları büyümeyi hızlandırdı </h2>
<p>Bir diğer uzman ise kredi büyüme istisnalarından dolayı kredi büyüme hızının yüksek seyrettiğini vurguladı. BDDK verilerine göre Haziran 2026 itibariyle toplam 26 trilyon 784,8 milyar lira seviyesinde. Geçen yılın aynı ayına göre toplam kredilerde büyüme yüzde 37 oldu. Yabancı para kredilerin TL karşılığı haziran itibariyle 9.62 trilyon lirayı aştı ve geçen yılın aynı ayına göre artış yüzde 27,15 hesaplandı. TL cinsi kredilerde ise son 1 yılda yüzde 43,23’lük artışla 17.16 trilyon liraya ulaşıldı. TCMB makroihtiyati önlemlerine göre tüketici ihtiyaç kredilerinde 8 haftalık büyüme sınırı yüzde 3, taşıt kredilerinde yüzde 3, tüketicilere tahsis edilen kredili mevduat hesaplarında yüzde 1 seviyesinde. KOBİ’lere kullandırılan TL kredilerde sekiz haftalık yüzde 4,5 büyüme sınırı varken, KOBİ dışı işletmelere kullandırılan TL cinsi kredilerde ise yüzde 2’lik büyüme kısıtı bulunuyor. Yabancı para kredilerde ise sekiz haftalık büyüme sınırı yüzde 0,5 olarak belirlendi. Bu kısıtlardan muaf olan kredilerin başında ihracat kredileri geliyor, ayrıca yatırım, tarım ve kamu kurumlarının kredileri de büyüme sınırlarından istisna tutuluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırım fonlarında büyüme mevduattan hızlı</span></h2>
<p>EKONOMİ’ye bilgi veren iki uzman, mevduatın daha hızlı büyümemiş olabileceğini dile getirdi. Son yıllarda yatırım fonlarına kayış hikayesi olduğuna dikkat çeken uzmanlar kredi mevduat rasyosundaki değişimin bundan kaynaklanmış olabileceğini dile getirdi. BDDK verilerine göre Haziran 2026 itibariyle toplam mevduat tarihte ilk kez 30 trilyon sınırını aştı ve 30.1 trilyon liraya ulaştı. Bu son 1 yılda yüzde 31,37 büyümeye işaret ediyor. Aynı dönemde yatırım fonlarındaki büyüme ise yüzde 65,33 seviyesinde. Yatırım fonlarının portföy değeri Merkez Kayıt Kuruluşu verilerine göre Haziran 2025’te 6.03 trilyon lira iken bu yıl haziran itibariyle 9.97 trilyon liraya ulaşmış durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredimevduat-orani-esitlige-gidiyor-85291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/para-bankacilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıkı para politikası öncesi yüzde 110’ların üzerinde seyreden kredi mevduat rasyosu yüzde 90’ların altına gerilemişken Haziran 2026 itibariyle yüzde 92,64 ile son üç yılın en yüksek seviyesini gördü. Uzmanlar sağlıklı bir orana yükselen kredi mevduat rasyosunda istisnalar nedeniyle kredilerin sanılandan daha hızlı büyümesi ve yatırım fonlarına kayışın etkili olduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-85343</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhangazi TSO&#039;dan 100. yılda ekonomiye katkı sağlayanlara ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odasının (OTSO) 100. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende, ilçenin üretim, yatırım, ihracat, istihdam ve ekonomik gelişimine katkı sağlayan kişi ve kuruluşlara ödülleri verildi. Orhangazi Hektaş Çiftliği Toplantı Salonu’nda Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı’nın ev sahipliğinde düzenlenen törene İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı Şekib Avdagiç, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay, Orhangazi Belediye Başkanı Bekir Aydın, Orhangazi Ticaret Odası Meclis Başkanı Cem Kapitan ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda oda üyesi katıldı. Tören Orhangazi TSO’nun 1926’dan bugüne uzanan yolculuğunu anlatan tanıtım filmi gösterildi. Filmde, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ilçede yaşanan ekonomik dönüşüm ile bugünkü sanayi ve ticaret yapısına ilişkin gelişmelere yer verildi.</p>
<h2><strong>“Orhangazi’den Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar katkı”</strong></h2>
<p>TOBB Başkan Yardımcısı Avdagiç, törende yaptığı konuşmada, bir asırlık emek, üretim, ticaret, dayanışma ve Orhangazi sevdasını kutladıklarını söyledi. Avdagiç, Orhangazi'nin Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar üzerinde katkı yaptığını belirterek, şunları kaydetti: “Orhangazi’nin 600 milyon doların üzerinde doğrudan ihracatı var. İthalatıyla beraber 1 milyar doları geçen ihracatı ve ithalatı var. İstihdamı, üretimi, ihracatı, ithalatı, ticaretiyle çok güçlü bir şehir. Ticaret ve üretim Orhangazililerin alın yazısı, damarlarında dolaşan kan gibi. Asırlık çınar olmak hiç de kolay değil. Güven, istikrar ve köklü bir gelenek olmak gerekir. Tüccarın, sanayicinin yanında durmak gerekir. Orhangazi'nin, ekonomisiyle, istihdamıyla, ticaretiyle bunu başardığını görüyoruz.”</p>
<h2><strong>“Bursa 36 milyar dolar dış ticaret hacmine ulaştı”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da Bursa’nın 20 milyar doları geçen ihracatı, 16 milyar dolarlık ithalatıyla toplam 36 milyar dolar dış ticaret hacmi olan bir şehir olduğunu dile getirdi. Orhangazi'nin özel endüstri bölgeleri, sanayisi, tarımı ve turizmiyle her alanda Bursa'nın medarıiftiharı olduğunu belirten Burkay, "Orhangazi, iş dünyasına baktığımızda birçok alanda ihracatta çok değerli rakamlar ve performans gösteriyor. Bugün de bu şirketlerin ödül ve gurur gecesi. Dereceye giren şirketleri kendim, ülkem adına tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<h2><strong>“100 yıl, ortak aklın ve dayanışmanın ortak mirası”</strong></h2>
<p>Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı ise 100. yılın yalnızca geçmişin kutlandığı bir dönüm noktası olmadığını, odanın ikinci yüzyılı için yeni bir başlangıç niteliği taşıdığını söyledi. Bir asırlık kurumların değerinin yalnızca geçmişleriyle değil, geleceğe taşıdıkları vizyonla da ölçüldüğünü anlatan Hatırlı, Orhangazi'de bir asır önce yakılan üretim meşalesinin bugün daha güçlü şekilde devam ettiğini ifade etti. Hatırlı, odanın ikinci yüzyılında dijital dönüşüm, yapay zeka, sürdürülebilir üretim ve yüksek katma değerli ekonomiye odaklanacaklarını kaydetti. Hatırlı, “Geride bıraktığımız 100 yıl, başarı hikayesinin, ortak aklın ve dayanışmanın ortak mirasıdır. Bu mirası gelecek kuşaklara güçlü şekilde emanet etmenin bilincindeyiz” dedi.</p>
<h2><strong>“Orhangazi TSO Özel Ödülü Dr. Rüştü Bozkurt’a”</strong></h2>
<p>Törende, üretim, yatırım, ihracat, istihdam, AR-GE ve inovasyon, girişimcilik ile ilçenin ekonomik gelişimine katkı sağlayan kurum ve kuruluşlara ödülleri verildi. “Orhangazi TSO Özel Ödülü” ise Ekonomi Gazetesi Baş Danışmanı Dr. Rüştü Bozkurt’a verildi. Bozkurt’a ödülünü Şekib Avdagiç, Erol Hatırlı, İbrahim Burkay ve Cem Kapitan birlikte verdi. Gecede “İhracat Başarı” ödülleri kategorisinde Döktaş Dökümcülük, Asil Çelik, Sirena Marine, Cargill ve Aka Otomotiv ödül alan firmalar arasında yer aldı. Kurumlar Vergisi’nde Faurecia Poliflex Otomotiv, “Hızlı Büyüyen İşletmele Başarısı” ödülü Kromeka Makine, “Ar-Ge ve İnovasyon Başarı” ödülü Hektaş Ticaret, “Kadın İstihdam” ödülü Ormo Yün İplik, “Turizm Yatırımı” ödülü Oyak AŞ, “Onur ve Özel” ödül Orhangazi Toprak Sanayi, Semih Yazganoğlu Otomotiv, 100. Yıl Hizmet” ödülü Sibel Uysal, Ahmet Aydın, Erdoğan Teoman, Ödüllerin, ekonomik başarıların yanı sıra Orhangazi'nin kalkınmasına katkı sunan kişi ve kuruluşlara duyulan vefanın bir göstergesi olduğu kaydedildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-85343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/3/1280x720/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-1786611489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nın kuruluşunun 100. yılı nedeniyle düzenlenen törende, ilçenin üretim, yatırım, ihracat, istihdam ve ekonomik gelişimine katkı sağlayan kurum ve kuruluşlara ödül verildi. Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı, 100. yılın yalnızca geçmişin kutlandığı bir dönüm noktası olmadığını, odanın ikinci yüzyılı için yeni bir başlangıç niteliği taşıdığını ifade etti. TOBB Başkan Yardımcısı Şekib Avdagiç ise, Orhangazi’nin Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar üzerinde katkı yaptığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-kademeli-otv-donemi-85331</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorinde kademeli ÖTV dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyonla mücadele kapsamında motorinden alınan özel tüketim vergisinde (ÖTV) kademeli uygulamaya geçilirken, bu yakıt eşel mobil sistemi dışına çıkarıldı.</p>
<p>Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararla, motorinde ÖTV düzenlemesi ve eşel mobil uygulamasında değişiklik yapıldı.</p>
<p>Buna göre, bugün itibarıyla motorin üzerinden alınan ÖTV tutarı, ağustos ayının kalan kısmı için sıfır olarak uygulanacak, sonraki aylarda ise yıl sonuna kadar her ay 3'er lira artırılarak belirlenecek. Dolayısıyla ÖTV olarak eylül ayında 3 lira, ekimde 6 lira, kasımda 9 lira, aralıkta 12 lira alınacak.</p>
<p>Belirlenen ÖTV tutarı, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren 13,9006 lira olarak uygulanacak ve eşel mobil uygulaması öncesi seviyeye çıkarılacak.</p>
<p>Motorinde ÖTV tutarları yeniden belirlendiği için eşel mobil uygulaması, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p>Kararla benzin ve LPG türü mallar bakımından mevcut eşel mobil sistemi uygulamasında değişiklik yapılmadı.</p>
<p>Bu mallarda yurt içi rafineri fiyatlarında artış yaşanması durumunda, 30 Eylül'e kadar fiyat artışlarının ÖTV'den karşılanma oranı yüzde 25 olacak, yurt içi rafineri fiyatlarında indirim yaşanması durumunda ise bu indirimin tamamı kadar ÖTV tutarlarında artış uygulamasına devam edilecek.</p>
<p>Eşel mobil sistemi öncesi ÖTV tutarlarına ulaşılmasa bile bu sistem 1 Ekim itibarıyla tamamen yürürlükten kaldırılarak serbest piyasa fiyatlamasına geçilecek.</p>
<p><strong>Kararla dezenflasyon süreci destekleniyor</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgilere göre, uluslararası piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmelerin etkisiyle motorinin pompa satış fiyatlarında benzine kıyasla önemli artışlar meydana geldi.</p>
<p>Kararla tüketiciler, nakliyeciler ve sanayicilerin üzerindeki fiyat baskısının azaltılması ve enflasyonla mücadele kapsamında motorin fiyatlarının aşağı çekilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Bu kapsamda, benzin ve LPG'de mevcut uygulamanın sürdürülmesine, motorin ÖTV'sinde ise kademeli ve kontrollü bir yaklaşım izlenmesine karar verildi.</p>
<p>Kararla, dezenflasyon sürecinin desteklenmesi yanında ekonomik aktivite ve rekabet gücü üzerindeki maliyet baskısının sınırlandırılması da hedefleniyor. Motorinin başta gıda, ulaştırma ve sanayi olmak üzere ekonominin geneline yayılan ikincil etkileri dikkate alınarak, fiyat artışlarının maliyetlere yansımasının sınırlandırılması ve Türkiye'nin rekabet gücünün korunması öngörülüyor.</p>
<p>Aynı zamanda, motorin fiyatlarında oluşabilecek aşırı dalgalanmaların enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını bozmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Bütçe disiplini ve mali sürdürülebilirlikten taviz verilmeyen uygulamayla, enflasyonla mücadele, reel sektörün rekabet gücü ve kamu maliyesi dengeleri birlikte gözetildi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-kademeli-otv-donemi-85331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile motorin üzerinden alınan ÖTV tutarı, ağustos ayının kalan kısmı için sıfır olarak uygulanacak, sonraki aylarda ise yıl sonuna kadar her ay 3&#039;er lira artırılarak belirlenecek. Motorinde ÖTV tutarları yeniden belirlendiği için eşel mobil uygulaması, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-mi-halka-satis-mi-85310</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz mı, halka satış mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde iş dünyasının yakından tanıdığı, başarılı bir iş insanının gönderdiği notta, borsanın işleyişi ve manipülatif işlemlerle ilgili hayli radikal ama bir o kadar da tartışılması gereken öneriler vardı. Bunlardan bence en radikali, halka açılan şirketlerde halka açıklık oranının en az yüzde 80 olmasıydı.</p>
<p>İlk bakışta oran çok yüksek gibi geliyor. Ama düşününce neden olmasın? Şirket belirli bir takvim içinde gerçek anlamda ortakların iradesine açılmalı. Bütün hisselerin oy hakkı eşit olmalı. Altın hisse, imtiyazlı oy gibi düzenlemelerle patronun kontrolü küçük bir pay üzerinden korunamamalı. Hissedarlar gerektiğinde yönetim kurulunu değiştirebilmeli.</p>
<p>Çünkü hisse senedi sahipliğinin bir anlamı olmalı. Şirketin ortağıysanız, yönetime aday gösterebilmeli, kötü yönetilen bir yönetim kurulunun değişmesini sağlayabilmelisiniz.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d57fe671be-1786599422.png" alt="" width="622" height="408" />
<figcaption><strong>Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bugün çok küçük bir kârla borsanın en değerli şirketleri arasına giren, halka açıklık oranı yüzde 20'ler civarında olan bir faktoring şirketini düşünün. Şirketin çok büyük bölümü patronun elinde, küçük bölümü ise piyasada. Binlerce yatırımcının yönetimde ne kadar etkisi olabilir? Piyasa ne düşünürse düşünsün, asıl güç yine patronun elinde kalıyor.</p>
<p>Üstelik yüzde 20 halka açıklık, şirketin piyasa değerinin ve fiyatının küçük bir pay üzerinden oluşması demek. Patronun elindeki büyük hisse, yönetimde olduğu kadar piyasadaki güç dengesinde de belirleyici olabiliyor. Oysa hisselerin yüzde 80'i piyasada olsa şirketin değeri çok daha geniş bir yatırımcı kitlesinin kararıyla oluşacak, patronun ağırlığı azalacaktı. Böyle bir yapıda manipülasyon yapmak da o kadar kolay olmazdı.</p>
<p>Bence mesele tam olarak bu. Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı. Yatırımcı hisseyi alıp satabiliyor ama şirketin yönetimine ve geleceğine etki edemiyorsa burada ortaklıktan çok seyircilik var.</p>
<p>Borsaya güveni yeniden kazandırmanın yolu, MSCI gibi yabancı kuruluşların zorlamasıyla değil, Türkiye'nin kendi yatırımcısına güven vermesiyle mümkün. Bunun yolu daha fazla reklam ve piyasa heyecanı değil; yüksek halka açıklık, eşit oy hakkı, şeffaflık ve gerçek ortaklık. Halka açılıyorsanız, gerçekten halka açılacaksınız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-mi-halka-satis-mi-85310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kumtel-toshiba-is-birligiyle-buyumesini-hizlandiracak-85307</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kumtel, Toshiba iş birliğiyle büyümesini hızlandırmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kumtel Dayanıklı Tüketim Malları Plastik Sanayi ve Ticaret AŞ, 2026 yılında üretim, ihracat ve lojistik yatırımlarını artırırken, Toshiba ile hayata geçirdiği iş birliğiyle beyaz eşya pazarındaki büyümesini hızlandırmayı hedefliyor. Şirket, geçtiğimiz yılı 12 milyar TL üzerinde bir ciro ve konsolide 6 milyar TL üzerinde ihracat ile kapattı. 2026 yılı sonu itibarıyla ise hem iç pazardaki lider konumunu pekiştirerek hem de yeni pazarlara ve kanallara yeni markalarla açılarak cirosunu bir önceki yılın üzerine hem TL bazlı hem de dolar bazlı artırmayı hedefliyor. </p>
<p>1972 yılından bu yana dayanıklı tüketim sektöründe faaliyet gösteren Kumtel, Kayseri OSB ve İncesu OSB’deki iki üretim tesisinde yıllık 7 milyon adet üretim kapasitesiyle faaliyetlerini sürdürüyor. Yaklaşık 2 bin 500 kişiye istihdam sağlayan şirketin; ankastre ürünlerden küçük ev aletlerine, beyaz eşyadan iklimlendirme ürünlerine kadar geniş bir ürün yelpazesiyle üretim gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Toshiba ile önemli bir iş birliğine de imza atan Kumtel, çalışmalarını EKONOMİ Gazetesi’ne anlattı.</p>
<p>Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinin temelinde inovasyon ve verimlilik çalışmalarının yer aldığını söyledi. Bakanlık onaylı Ar-Ge merkezinde üretim süreçlerini geliştiren otomasyon projelerinin yanı sıra enerji tasarruflu ve çevre dostu yeni nesil ürünler üzerinde çalıştıklarını belirten Taşer, "Sektördeki küresel rekabetçiliğimizi korumanın ve sürdürülebilir büyümenin temel anahtarının inovasyon olduğuna inanıyoruz. Ar-Ge merkezimizde hem üretim süreçlerinde verimliliği artıracak projeler geliştiriyor hem de akıllı teknolojilere sahip yeni nesil ürün tasarımları üzerinde çalışıyoruz. Yanı sıra bilişim alt yapımızı geliştirmek amacıyla Erciyes Teknopark’ta yer alan firmamızla projeler üretmeye devam ediyoruz" dedi.</p>
<p><strong>2025'i 10 milyar TL'nin üzerinde ciroyla kapattı</strong></p>
<p>Şirketin finansal performansına ilişkin bilgi veren Taşer, küresel pazarlardaki dalgalanmalara rağmen 2025 hedeflerini yakaladıklarını ifade etti. "2025 yılı, küresel pazarlardaki dalgalanmalara ve bölgesel krizlere rağmen bütçe hedeflerimizi yakaladığımız ve ihracat kaslarımızı güçlendirdiğimiz başarılı bir yıl oldu. 12 milyar TL üzerinde bir ciro ve konsolide 6 milyar TL üzerinde ihracat seviyesiyle kapattık. 2026 yılı sonu itibarıyla ise hem iç pazardaki lider konumumuzu pekiştirerek hem de yeni pazarlara ve kanallara yeni markalarımızla açılarak ciromuzu bir önceki yılın üzerine hem TL bazlı hem de dolar bazlı artırmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Toshiba iş birliği stratejik büyümenin merkezinde"</strong></p>
<p>Taşer, 2026 programının en önemli başlıklarından birinin Toshiba ile gerçekleştirilen iş birliği olduğunu belirterek, söz konusu anlaşmanın yalnızca distribütörlükten ibaret olmadığını vurguladı. "Toshiba ile attığımız imza sadece bir markanın Türkiye'ye getirilmesi değil; marka, lojistik, servis, stok ve kanal desteğinin tek bir motor gibi birlikte çalıştığı bütünsel bir iş modelidir. Pazara sıfırdan başlayan bilinmeyen bir marka gibi değil, tüketicinin hafızasında yer etmiş ve güven oluşturan bir marka ile giriyoruz" ifadelerini kullandı. Dayanıklı tüketim sektöründe yoğun bir marka rekabeti yaşandığını dile getiren Taşer, tüketicilerin satın alma kararında güven unsurunun her zamankinden daha önemli hale geldiğini söyledi. "Bir marka tek başına başarılı olmaz, ekosistem başarılı olur. Biz de satış ağımız, stok yönetimimiz, lojistik altyapımız ve servis organizasyonumuzla bu ekosistemi eksiksiz kuruyoruz" dedi.</p>
<p><strong>"Ulaşılabilir lüks" stratejisi</strong></p>
<p>Toshiba markasını premium algıyla ancak ulaşılabilir fiyat seviyesinde konumlandıracaklarını belirten Taşer, şirketin hedef kitlesinin kalite arayan ve satış sonrası hizmete önem veren tüketiciler olduğunu söyledi. Taşer, "En pahalı marka olmayı değil, en doğru tercih olmayı hedefliyoruz. Premium marka algısını ulaşılabilir fiyat ve güçlü hizmet anlayışıyla birleştiriyoruz. Tüketiciye yalnızca teknik özellikler sunmuyor, mutfaktan iklimlendirmeye kadar birbirini tamamlayan bir yaşam ekosistemi sunuyoruz" diye konuştu. Satış sonrası hizmetlerin marka algısındaki belirleyici rolüne dikkat çeken Taşer, "Bizim için servis bir maliyet kalemi değil, markanın ta kendisidir. Güvenin arıza anında başladığını biliyoruz. Güçlü servis ağımız, yedek parça organizasyonumuz ve hızlı kurulum altyapımızla tüketicinin yanında olacağız" dedi.</p>
<p><strong>Lojistikte TESLİMX yatırımı</strong></p>
<p>Şirketin son dönemde hayata geçirdiği en önemli yatırımlardan birinin lojistik alanında olduğunu belirten Taşer, TESLİMX markasıyla kurdukları yeni yapının operasyonel süreçlerde önemli avantaj sağlayacağını söyledi. İncesu fabrikası yatırımının etaplar halinde büyümeye devam ettiğini belirten Taşer, lojistik yatırımıyla ise üretimden son kullanıcıya kadar uzanan zinciri tek merkezden yönetmeyi hedeflediklerini ifade etti. "TESLİMX'i yalnızca bir taşımacılık şirketi olarak görmüyoruz. Bu yapı bizim için güçlü bir satış kaldıracı ve kâr koruma mekanizmasıdır. Geliştirdiğimiz yazılım altyapısıyla tüm satış kanallarını tek API üzerinden entegre ediyor, siparişten kuruluma kadar tüm süreci anlık takip edebiliyoruz" dedi. TESLİMX'in klasik teslimat modelinden farklı olarak kurulum hizmetini de kapsadığına dikkat çeken Taşer, "Kurye modeli yerine ürünü teslim eden, kurulumunu yapan ve tüketiciye kullanımını anlatan uzman ekiplerle çalışıyoruz. Böylece hem müşteri memnuniyetini artırıyor hem de hasar ve iade kaynaklı operasyonel maliyetleri önemli ölçüde azaltıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinde ilk 3 marka arasına girmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>“İlk kimliğimiz sanayicilik ve bu kimlikten vazgeçmeyeceğiz” diyerek şirketin orta ve uzun vadeli programları hakkında da paylaşımlarda bulunan Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, şunları söyledi: “Hem ülkemiz açısından, hem de çalışanlarımız ve tedarikçilerimiz açısından Kumtel’in üretici olarak kalabilmesi çok önemli. Pişirici grubunda bölgede önemli bir üretici kimliğimiz devam edecek. Bunun yanında Kumtel ve Luxell markalarımız bölge ülkelerde Türk markasının bayrağını taşıyan önemli değerlerimiz olacak. Hem Türkiye’de hem de bölge ülkelerde özellikle değişen, verimlilik odaklı tüm kanallarda olacağız. E-ticaret bu kanallar arasında en çok önem vereceğimiz kanallardan birisi olacak. Bütün bunları düşündüğümüzde Türkiye’de beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinde faaliyet gösteren ilk 3 marka/gruptan biri olmak istiyoruz. İhracat yaptığımız hedef ülkelerde de bu hedefimize olabildiğince yaklaşmak istiyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kumtel-toshiba-is-birligiyle-buyumesini-hizlandiracak-85307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/7/1280x720/davut-taser-1786599069.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kumtel&#039;in, Toshiba ile hayata geçirdiği iş birliğiyle beyaz eşya pazarındaki büyümesini hızlandırmayı hedeflediği belirtildi. Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, &quot;Toshiba ile attığımız imza sadece bir markanın Türkiye&#039;ye getirilmesi değil; marka, lojistik, servis, stok ve kanal desteğinin tek bir motor gibi birlikte çalıştığı bütünsel bir iş modelidir. Pazara sıfırdan başlayan bilinmeyen bir marka gibi değil, tüketicinin hafızasında yer etmiş ve güven oluşturan bir marka ile giriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarinlara-kartopu-bilimsel-bilgiyi-ailelerle-bulusturan-sosyal-etki-modeli-85304</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarınlara Kartopu: Bilimsel bilgiyi ailelerle buluşturan sosyal etki modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocuk gelişiminde ilk yıllar kritik. Çocukların yaşamın ilk yıllarında eşit fırsatlara erişebilmesi, yalnızca bireysel gelişimleri değil, toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıyor. Yapı Kredi’nin Cumhuriyet’in 100. yılında erken çocukluk döneminde fırsat eşitliğini desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Yarınlara Kartopu, kısa sürede Türkiye’nin erken çocukluk alanındaki en yaygın kurumsal toplumsal fayda projelerinden biri haline geldi.</p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin ve uzman proje ekibinin katkılarıyla geliştirilen proje bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaştı. 320 binden fazla çocuk ve ebeveynin yaşamına dokunan Yarınlara Kartopu, dijital eğitim platformu ve saha uygulamalarıyla bilimsel bilgiyi Türkiye’nin dört bir yanındaki ailelerle buluşturuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın’ın davetiyle bir grup gazeteci olarak Kars’taydık. Projenin ayrıntılarını Prof. Dr. Selçuk Şirin’den dinledik; okul öncesi eğitmeni Derya Şirin’in aileler ve çocuklarla yaptığı uygulamaları izledik. Erken çocukluk döneminde bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimi destekleyen uygulamaların yanı sıra ebeveynlerin çocuklarının gelişimindeki rolü, oyun temelli öğrenme ve günlük yaşamda uygulanabilecek yöntemler hakkında bilgi aldık.</p>
<p><strong>Kurumsal süreklilik: Eğitim, kültür, sanat ve yayıncılık</strong></p>
<p>Yarınlara Kartopu’nun arkasındaki kurumsal yaklaşımın kökleri oldukça geriye gidiyor. Yapı Kredi, uzun yıllardır sanat, kültür ve eğitime destek veren; farklı alanlarda toplumsal fayda projeleri geliştiren bir kuruluş.</p>
<p>Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın, bu yaklaşımın kurumun kuruluşundan bu yana devam ettiğini vurguluyor: “<em>Kurucumuz Kâzım Taşkent’in, ‘Bizim gibi büyük kuruluşların iki görevi vardır. Birincisi, kendi iştigal konuları ile ilgili görevleri; ikincisi ise topluma karşı olan görevleridir.’ sözü bugün de bize yol göstermeye devam ediyor.</em>”</p>
<p>Çocuklara ve toplumsal gelişime yönelik yaklaşımın önemli kilometre taşlarından biri de 1945’te yayın hayatına başlayan Doğan Kardeş dergisi. 1945-1978 arasında kesintisiz yayımlanan, daha sonra 1988-1993 arasında yeniden okurlarla buluşan dergi; çocuk sineması, sanat gösterileri, yarışmalar ve kitaplarla yalnızca bir yayın değil, aynı zamanda bir eğitim ve kültür platformu işlevi gördü.</p>
<p>Bugün de burslardan akademik işbirliklerine, ‘Okuyorum Oynuyorum’dan eğitime destek çalışmalarına kadar farklı kanallarla eğitim alanındaki faaliyetler sürdürülüyor. Kurumun eğitim yaklaşımı; çocukların kendilerini ifade edebilmesi, okuduklarını ve dinlediklerini anlayıp yorumlayabilmesi ve yaratıcı bireyler olarak yetişmesi hedefi üzerine kuruluyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d510f59f23-1786597647.jpg" alt="" width="700" height="472" />
<figcaption>
<p><strong>Soldan Sağa: </strong>Yapı Kredi Medya İlişkileri ve İtibar Yönetimi Yönetmeni Fatma Kahraman, Yapı Kredi Medya İlişkileri ve İtibar Yönetimi Müdürü Öykü Baloğlu, Prof. Dr. Selçuk Şirin,  Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü - Arda Öztaşkın, Okul Öncesi Eğitmeni Derya Şirin, Yapı Kredi Stratejik İletişim Müdürü Nilay Karahan</p>
</figcaption>
</figure>
<p><strong>“Erken çocukluk dönemine yapılan yatırım, ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır”</strong></p>
<p>Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın’a göre Yarınlara Kartopu, kurumun toplumsal kalkınmaya katkı sağlama anlayışının önemli yansımalarından biri. Projenin bugün yüz binlerce aileye ulaşan ve bilimsel bilgiye erişimi kolaylaştıran bir sosyal etki platformuna dönüştüğünü belirtiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin ise erken çocukluk dönemine yatırımın yalnızca çocuklara yönelik olmadığını, ebeveynleri doğru ve güvenilir bilgiyle güçlendirmenin de sürecin önemli bir parçası olduğunu söylüyor. Şirin’in yaklaşımında çocukların ilk ve en önemli öğretmenleri ebeveynleri. Dolayısıyla çocukların gelişimini desteklemek, ailelerin de doğru bilgiye erişebilmesini gerektiriyor. Yarınlara Kartopu’nun temel yaklaşımı da bilimsel bilgiyi akademinin sınırları içinde bırakmadan ailelerin günlük yaşamına taşımak.</p>
<p><strong>Yarınlara Kartopu’nu güçlü bir sosyal etki modeline dönüştüren 9 unsur</strong></p>
<p>620 bin kullanıcı önemli bir ölçek. Ancak sosyal etkinin gücünü yalnızca erişilen kişi sayısıyla ölçmek yeterli değil. Yarınlara Kartopu’nun dikkat çekici yanı; bilimsel altyapıyı, dijital erişimi, yüz yüze uygulamaları, gönüllülüğü ve ölçülebilir sonuçları aynı model içinde buluşturması.</p>
<ol>
<li><strong> Doğru problem tanımı: Erken çocukluk döneminin kritikliği</strong></li>
</ol>
<p>Erken çocukluk dönemine yapılan yatırım, çocukların yaşamı ve toplumların geleceği açısından en yüksek getiriyi sağlayan yatırımlardan biri. Prof. Dr. Selçuk Şirin’in dikkat çektiği gibi, bilimsel araştırmalar beyin gelişiminin büyük bölümünün yaşamın ilk altı yılında gerçekleştiğini gösteriyor. Dil gelişiminden problem çözme becerilerine, sosyal ve duygusal gelişimden öğrenme kapasitesine kadar pek çok yetkinliğin temeli bu dönemde atılıyor.</p>
<p>Yarınlara Kartopu, bu içgörüden yola çıkarak okul öncesi eğitime destek olmayı hedefliyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Net hedef: Çocuğu desteklerken ebeveyni güçlendirmek</strong></li>
</ol>
<p>Proje, erken çocukluk döneminde çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimini desteklemek amacıyla ebeveynlere konunun önemini ve oyun temelli öğrenme yaklaşımının yararlarını anlatıyor. Günlük hayatta uygulanabilecek gelişim destekleyici yöntemler sunuyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Net hedef kitle: 0-6 yaş grubu çocuğu olan aileler</strong></li>
</ol>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin’in en büyük hayali, Türkiye’de doğan her çocuğun okula başladığı gün kendini rahatça ifade edebilmesi, öğretmenini anlayabilmesi ve potansiyelini gerçekleştirebilecek güçlü bir başlangıç yapabilmesi. Bunun yolunun ise çocuk kadar aileyi de güçlendirmekten geçtiğini söylüyor.</p>
<p>“Bunun yolu, çocuk kadar aileyi de güçlendirmekten geçiyor. Aileyi güçlendiren her yatırımın, çocuğun geleceğine yapılan yatırım olduğuna inanıyorum” diyen Şirin, Yarınlara Kartopu’nu da bu açıdan uzun soluklu bir yatırım olarak değerlendiriyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Bilimsel altyapı</strong></li>
</ol>
<p>Yarınlara Kartopu’nun önemli farklarından biri bilimsel içeriği merkeze alması. Dijital eğitim platformunda alanında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan, toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosu, podcast’ler ve eğitim materyalleri bulunuyor. İçerikler ücretsiz olarak ailelerin kullanımına sunuluyor.</p>
<p>Dijital içeriklerin yanı sıra farklı bölgelerde düzenlenen organizasyonlarla ebeveynlerin uygulamaları yerinde görmesi ve uzmanlarla buluşması sağlanıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Hibrit model</strong></li>
</ol>
<p>Dijital yapı, projenin geniş bir kitleye ulaşmasını sağlıyor. Ancak model yalnızca ekrandan ibaret değil.</p>
<p>Eğitim videolarını tamamlayan ailelere eğitim kitleri sunuluyor. Kitaplar ve oyun malzemeleri ebeveynleri sürece dahil ederken, Yapı Kredi gönüllülerinin de katıldığı atölyeler ve uzman buluşmaları ailelere yüz yüze öğrenme deneyimi sunuyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Erişilebilirlik</strong></li>
</ol>
<p>Bir projenin kaç kişiye ulaştığı kadar, kullanıcıların içerikle nasıl bir ilişki kurduğu da önemli. Yarınlara Kartopu’nda ortalama kullanım süresinin 32 saat olması, 320 binden fazla çocuğun sisteme dahil olması ve 85 binden fazla çocuğun proje sürecini tamamlaması, erişimin ötesinde sürekliliğe işaret ediyor.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Çok katmanlı fayda: Aileyi güçlendirmek</strong></li>
</ol>
<p>Çocukların gelişiminde ebeveynleriyle kurdukları ilişkinin rolü büyük. Yarınlara Kartopu, ebeveynlere çocuklarıyla birlikte oyun oynamanın, konuşmanın ve kitap okumanın günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Böylece yalnızca çocuğun öğrenme ortamı güçlenmiyor; ebeveynlerin çocuklarının gelişimine ilişkin farkındalıkları da artıyor.</p>
<p>Kars’taki buluşmada genç babaların bebekleri kucaklarında etkinlikleri ve Prof. Dr. Selçuk Şirin’in sunumunu ilgiyle takip etmeleri dikkat çekiciydi. Web sitesinde 23.291 babanın üye olması, babaların toplam üyelerin yüzde 22’sini oluşturması da bu katılımın bir başka göstergesi. Yapı Kredi’nin geçmişte AÇEV işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Babalar Değişiyor Toplum Değişiyor” çalışması da bu yaklaşımın önceki örneklerinden biri.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Gönüllülük hareketi</strong></li>
</ol>
<p>Projenin sahadaki yaygınlaşmasında Yapı Kredi Gönüllüleri de aktif rol üstleniyor. Bugüne kadar 1000 Yapı Kredi Gönüllüsü Yarınlara Kartopu eğitimi aldı. 200’ü aşkın atölye gerçekleştirildi; projenin bilimsel içerikleri farklı şehirlerde çocuklar ve ebeveynlerle yüz yüze buluştu.</p>
<ol start="9">
<li><strong> Ölçeklenebilirlik</strong></li>
</ol>
<p>Yarınlara Kartopu’nun ölçeğini gösteren veriler dikkat çekici. Belirli sayıda eğitim videosunu tamamlayan ailelere sunulan eğitim setlerinin sayısı 110 bine ulaştı. Platforma yaklaşık 620 bin kullanıcı üye oldu; 320.185 çocuk sisteme kaydoldu. Projeye dahil olan çocukların yaş ortalaması 2,87 olarak gerçekleşti. Altı yaş sınırını aşarak projeden “mezun” olan çocukların sayısı ise 85.645.</p>
<p><strong>Uzun vadeli ekonomik ve toplumsal getiri</strong></p>
<p>Erken çocukluk dönemine yapılan yatırımın etkisi yalnızca bugünün çocuklarıyla sınırlı değil. Bu dönemde kazanılan beceriler, ilerleyen yıllardaki öğrenme kapasitesinden sosyal becerilere kadar pek çok alanı etkiliyor. 21. yüzyıl yetkinlikleriyle donanmış gençler, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal geleceğinin en önemli unsurlarından biri olacak. Bu açıdan Yarınlara Kartopu, erken insan sermayesine yapılan yatırımın nasıl somut bir sosyal etki modeline dönüşebileceğini gösteren örneklerden biri.</p>
<p>Kartopu isminin gücü de burada yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarinlara-kartopu-bilimsel-bilgiyi-ailelerle-bulusturan-sosyal-etki-modeli-85304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/6-1786597737.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarınlara Kartopu: Bilimsel bilgiyi ailelerle buluşturan sosyal etki modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-85348</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAİB heyetinden Ankara temasları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği heyeti, Ankara’da bir dizi temaslarda bulundu. Birlik Başkanı Celal Kadooğlu öncülük ettiği heyet, temasları kapsamında Ticaret Bakan Yardımcıları Özgür Volkan Ağar ve Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’yı makamlarında ziyaret etti.</p>
<p>Ziyaretlerde sektörü ilgilendiren güncel konular ve önümüzdeki döneme ilişkin planlar üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Heyet, bölge ihracatçısının çantasındaki hayati meseleleri ve çözüm önerilerini içeren kapsamlı dosyaları bakanlıklara sundu.</p>
<p><strong>Güneydoğu ihracatçısı için kapsamlı rapor masada</strong></p>
<p>Toplantılarda söz alan GAİB Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Güneydoğulu ihracatçıların küresel pazarlarda ve özellikle bölge ülkeleriyle yapılan ticarette karşılaştığı tüm saha dinamiklerini ve operasyonel aksaklıkları aktardı. Ticaret Bakan Yardımcıları Özgür Volkan Ağar ve Mustafa Tuzcu’ya sunulan dosyada, Bölgesel ve jeopolitik riskler, Suriye pazarı, Irak ticaretindeki saha sorunları, küresel rekabet gücünü artıracak talepler gibi kritik başlıklar öne çıkarıldı. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’ya yapılan ziyarette ise sektörel genel konuların yanı sıra yine Karadeniz’de tırmanan güvenlik risklerinin ülkemizin tahıl ve ham yağ tedarik zincirine etkilerini içeren özel rapor sunuldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d97c824b18-1786615752.jpeg" alt="" width="700" height="427" /></p>
<p><strong>Bakanlıklardan güçlü destek mesajı</strong></p>
<p>Ziyaret ve görüşmelerden duyulan memnuniyeti vurgulayan Bakan Yardımcıları, Türkiye’nin ihracat vizyonunun teminatı olan üreticilerin ve tüccarların her zaman arkasında olduklarını belirtti. Dile getirilen sorunların ve dosyalanan taleplerin çözümü adına gerekli tüm diplomatik, bürokratik ve teknik girişimlerin kararlılıkla sürdürüleceği ifade edilerek, devletin tüm imkânlarıyla Türk ihracatçısının yanında olmaya devam edeceği vurgulandı.</p>
<p><strong>Çin çıkarmasından Başkent Zirvesi’ne</strong></p>
<p>Ankara temasları sonrası değerlendirmelerde bulunan Birlik Başkanı Celal Kadooğlu, Türk ürünlerinin global pazarlardaki payını artırmak, mevcut pazarlarda hakimiyet kurmak ve pazar yelpazesini genişletmek amacıyla durmaksızın çalıştıklarını dile getirdi. Kadooğlu, şunları söyledi: "Dünyanın her köşesinde Türk bayrağını gururla dalgalandırmak için sahadayız. Çin'de elde ettiğimiz tarihi başarının ardından, yönetim kurulumuzla birlikte Ankara temaslarımız kapsamında Ticaret Bakan Yardımcılarımız Sayın Özgür Volkan Ağar ve Sayın Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Sayın Ahmet Bağcı’yı ziyaret ettik. Bölge ihracatçımızın gerek jeopolitik gelişmeler gerekse de finansal ve lojistik süreçlerde yaşadığı sorunları ve talepleri içeren detaylı raporlarımızı kendilerine sunduk. Temaslarımızdan aldığımız olumlu dönüşler önümüzdeki süreçte ülkemiz adına gerçekleştirdiğimiz ihracatımızın artması yönünde bizler için büyük moral kaynağı olmuştur. Ülkemizin üretim ve ihracat gücünü daha yukarılara taşımak adına Ankara ile koordineli çalışmamızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-85348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-1786615772.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAİB Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, &quot;Çin&#039;de elde ettiğimiz tarihi başarının ardından, yönetim kurulumuzla birlikte Ankara temaslarımız kapsamında Ticaret Bakan Yardımcılarımız Sayın Özgür Volkan Ağar ve Sayın Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Sayın Ahmet Bağcı’yı ziyaret ettik. Bölge ihracatçımızın gerek jeopolitik gelişmeler gerekse de finansal ve lojistik süreçlerde yaşadığı sorunları ve talepleri içeren detaylı raporlarımızı kendilerine sunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dijitallesme-10-yilda-toplumun-geneline-yayildi-85316</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitalleşme, 10 yılda toplumun geneline yayıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’nın 2017-2026 yılı verileri, Türkiye’nin son 10 yılda internet kullanımı, e-devlet entegrasyonu ve e-ticaret alışkanlıklarında yaşadığı yapısal değişimi ortaya koydu. Aradan geçen süreçte altyapı erişiminden tüketim pratiklerine kadar dijitalleşme, toplumun geneline yayılırken, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2017 yılında yüzde 66,8 seviyesinde olan internet kullanım oranı, 2022 yılında yüzde 85’e, 2026 yılında ise yüzde 92,3’e tırmandı. Bu süreçte cinsiyetler arasındaki dijital makas da hızla kapandı. 2017’de erkeklerde yüzde 75,1, kadınlarda yüzde 58,7 olan kullanım oranları; 2026’ya gelindiğinde erkeklerde yüzde 94,8’e, kadınlarda ise yüzde 89,9’a ulaştı. Böylece 10 yıl önce 16,4 puan olan cinsiyetler arası fark 4,9 puana kadar geriledi.</p>
<h2>Güneydoğu, İstanbul’a yetişmek üzere </h2>
<p>Bilişim altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte hanelerin evden internete erişim imkanı 2017’deki yüzde 80,7 seviyesinden 2022’de yüzde 94,1’e, 2026’da ise yüzde 96,9’a yükseldi. Bölgesel verilere göre, hanelerde internet erişim oranında yüzde 99,6 ile İstanbul zirvedeki yerini korurken, en büyük sürprizi Güneydoğu Anadolu yaptı. 2017’de yüzde 71,5 ile alt sıralarda yer alan Güneydoğu Anadolu, 10 yılda 26,3 puanlık sıçramayla erişim oranını yüzde 97,8’e çıkararak İstanbul’un ardından ikinci sıraya yerleşti. Ege yüzde 97,5 ile üçüncü sırada yer alırken, internet erişim oranının en düşük kaldığı bölgeler ise yüzde 93,1 ile Kuzeydoğu Anadolu, yüzde 93,6 ile Doğu Karadeniz ve yüzde 93,7 ile Batı Karadeniz oldu. </p>
<h2>E-devlet’i en çok gençler kullandı </h2>
<p>Kamu hizmetlerinin dijitalleşme hızı da istatistiklere yansıdı. İnternet üzerinden e-devlet hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı 2017’deki yüzde 42,4 seviyesinden 2022’de yüzde 68,7’ye, 2026’da ise yüzde 76’ya yükseldi. Kullanım amaçları incelendiğinde bireylerin e-devleti artık bir bilgi edinme portalından ziyade doğrudan işlem merkezi olarak kullandığı görüldü. Nitekim 2017’de ilk sırada yer alan bilgi edinme faaliyetinin aksine, 2026 verilerinde ilk sırayı yüzde 65,6 ile kişisel bilgilere erişim alırken, bunu yüzde 52,6 ile randevu alma işlemleri ve yüzde 45,7 ile bilgi edinme takip etti. Yaş gruplarında ise en yüksek e-devlet kullanımı yüzde 93 ile 25-34 yaş aralığında gerçekleşti.</p>
<h2>E-ticaret, tarihi zirvede </h2>
<p>Tüketim pratiklerinde en radikal dönüşüm ise e-ticaret kanalında yaşandı. 2004 yılında Türkiye’de internet üzerinden alışveriş yapanların oranı yüzde 0,88 ile yüzde 1’in bile altındayken, 2017’de yüzde 24,9’a, 2026 yılında ise yüzde 60’a ulaşarak tarihi bir rekor kırdı. Genel e-ticaret oranlarında erkekler yüzde 63,4, kadınlar ise yüzde 56,6 ile öne çıksa da, ‘son 3 ayda aktif sipariş verenler’ dikkate alındığında cinsiyetler arası makas tamamen kapandı. 2017’de son 3 ayda internetten alışveriş yapan erkeklerin oranı yüzde 17,1, kadınların yüzde 13,2 seviyesindeyken; 2026’da erkeklerde yüzde 48,4, kadınlarda ise yüzde 48,2 olarak gerçekleşti. E-ticarette en çok tercih edilen ürün gruplarında giyim, ayakkabı ve aksesuar yüzde 71,3 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 50,2 ile hazır yemek teslimatları ve yüzde 41,9 ile gıda ürünleri takip etti. Dijital içerik tarafında ise yüzde 26,4 ile film ve dizi izleme platformu abonelikleri başı çekti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İnternet üzerinden ‘öğrenme’ye hâlâ uzağız</span></h2>
<p>Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarındaki ivme de son yıllarda artarak sürdü. 2022 yılında yüzde 82 olan WhatsApp kullanımı 2026’da yüzde 90’a çıkarken, YouTube kullanımı yüzde 67,2’den yüzde 77,6’ya, Instagram kullanımı ise yüzde 57,6’dan yüzde 71,1’e tırmandı. Öte yandan dijitalleşme hane içi teknolojilere de yansıdı. 2026 itibarıyla internet kullanan bireylerin yüzde 62’si internet bağlantılı TV, yüzde 18,6’sı robot süpürge ve akıllı ev aletleri, yüzde 16,7’si ise giyilebilir teknolojiler kullandığını belirtti. İnternet üzerinden öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı ise 2022’deki yüzde 15,9 seviyesinden yüzde 22,9’a yükseldi. Tüketicilerin donanım satın alma tercihlerinde yüzde 89,3 ile fiyat ilk sırada yer alırken, donanım özellikleri yüzde 74,7 ve cihazın enerji verimliliği yüzde 69,9 oranında bir kriter olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dijitallesme-10-yilda-toplumun-geneline-yayildi-85316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/bilgisayar-1746772139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2017&#039;de yüzde 66,8 seviyesinde olan internet kullanım oranı, 2022&#039;de yüzde 85’e, 2026&#039;da ise yüzde 92,3’e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-85324</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OMTEC Otomotiv’e Honda Access Europe’tan ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da otomotiv aksesuarları alanında faaliyet gösteren OMTEC Otomotiv, dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden Honda tarafından ödüllendirildi.</p>
<p>Honda Access Europe’un her yıl düzenlediği Honda Access Europe Supplier Forum kapsamında verilen “Award in Appreciation of Excellent Performance” (Mükemmel Performans Ödülü), kalite, lojistik, proje geliştirme ve maliyet yönetimi kriterlerinde üstün başarı gösteren tedarikçilere takdim ediliyor.</p>
<p>Bu yıl Türkiye’den prestijli ödüle layık görülen şirketler arasında OMTEC Otomotiv de yer aldı. OMTEC Otomotiv, ödülünü Honda Access Europe Genel Merkezi’nin bulunduğu Belçika’nın Aalst kentinde düzenlenen tedarikçi forumunda teslim aldı. Ödül, şirketin uluslararası kalite standartları, zamanında teslimat performansı ve sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimindeki başarısının yanı sıra küresel OEM üreticileriyle kurduğu uzun soluklu iş birliklerinin de önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>“30 yıllık emeğimiz uluslararası bir ödülle taçlandı”</h2>
<p>OMTEC Otomotiv Genel Müdürü Enis Özerdem, ödülü Honda Access Europe Başkanı Makoto Nakajo’nun elinden almanın kendileri için büyük bir gurur olduğunu söyledi.</p>
<p>Honda Access Europe’a duydukları güven ve takdir için teşekkür eden Özerdem, “Bu ödül, kalite, yenilikçilik ve güçlü iş ortaklıkları anlayışımızı daha da ileri taşımamız için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Kuruluşumuzun 30. yılında böylesine prestijli bir uluslararası ödüle layık görülmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor.” dedi. Ürünlerini başta Avrupa, Amerika ve Kuzey Afrika olmak üzere çok sayıda ülkeye ihraç ettiklerini belirten Özerdem, global otomotiv üreticileriyle OEM iş birliklerini her geçen yıl güçlendirdiklerini ifade etti. Yenilikçi ve sürdürülebilir ürünlerinin dünya markalarının resmi satış kanalları üzerinden son kullanıcılara ulaştığını kaydeden Özerdem, “Bugün aldığımız bu ödül, ekip olarak ortaya koyduğumuz özverili çalışmanın ve kaliteli üretim anlayışımızın uluslararası ölçekte takdir edildiğinin göstergesidir. Honda Access Europe’dan aldığımız bu ödül hem OMTEC Otomotiv hem de Bursa sanayisi adına önemli bir gurur kaynağıdır” diye konuştu. Sektör temsilcileri, Honda Access Europe tarafından verilen bu ödülün yalnızca tedarik performansını değil, aynı zamanda Türk otomotiv yan sanayisinin küresel üretim ağlarındaki güvenilirliğini ve rekabet gücünü de ortaya koyduğunu değerlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-85324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/4/1280x720/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-1786605339.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa merkezli otomotiv aksesuar üreticisi OMTEC Otomotiv, Honda Access Europe tarafından kalite, lojistik, proje geliştirme ve maliyet yönetimi alanlarındaki performansıyla “Mükemmel Performans Ödülü”ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arada-kalmak-strateji-degildir-85309</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arada kalmak strateji değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong> </strong><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK (4)</strong></p>
<p>Bu dizinin ilk <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981" target="_blank" rel="noopener">yazısında</a> devletin ekonomiye neden geri döndüğünü ele aldım.</p>
<p>İkinci <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> serbest ticaretin stratejik özerklik ve ekonomik güvenlik ekseninde yeniden tanımlandığını anlattım.</p>
<p>Üçüncü <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> ise teşviklerin, fabrikaların ve teknolojik kapasitenin nerede oluşacağını belirleyen yeni bir rekabet aracına dönüştüğünü tartıştım.</p>
<p>Şimdi sıra sormak istediğim asıl soruda: <strong>Türkiye bu yeni küresel ekonomide nerede duracak?</strong></p>
<p>İlk bakışta avantajlı olduğumuz düşünülebilir. Avrupa’ya yakınız. Büyük bir iç pazarımız var. Güçlü bir sanayi geleneğine sahibiz. Otomotivden makineye, beyaz eşyadan tekstile kadar pek çok sektörde Avrupa değer zincirlerinin içindeyiz. Üstelik Avrupa Birliği Türkiye’nin açık ara en önemli ticaret ortağı. 2025 yılında iki taraf arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroyu aştı. Türkiye ihracatının yüzde 42,7’si Avrupa Birliği’ne yapıldı.</p>
<p>Bunlar önemli avantajlar. Ama yeterli değil. Çünkü yeni küresel ekonomide coğrafya bir başlangıç noktasıdır. Strateji değildir.</p>
<p><strong>Yakın olmak yetmez</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye için sıkça “<em>near-shoring fırsatı”</em>ndan söz ediliyor. Avrupalı şirketlerin üretimi daha yakın coğrafyalara taşıması hâlinde Türkiye’nin bundan yararlanacağı düşünülüyor. Bu beklenti tümüyle temelsiz değil. Tedarik süresinin kısalması, gelişmiş lojistik altyapısı, Avrupa ile uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri ve Gümrük Birliği Türkiye’yi güçlü bir aday hâline getiriyor.</p>
<p>Fakat burada önemli bir ayrım var. Avrupa’ya yakın olmakla Avrupa’nın stratejik üretim çevresinin içinde yer almak aynı şey değil. Yeni dönemde şirketler yalnızca ücretlere ve nakliye maliyetlerine bakmıyor. Enerji sisteminin güvenilirliğini, karbon yoğunluğunu, dijital altyapıyı, hukuk düzenini, siyasi ilişkileri ve kuralların öngörülebilirliğini de hesaba katıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı otomatik bir ekonomik kazanç yaratmayacak. Yakınlık, güvenilirlikle birleşirse değer kazanacak. Aksi hâlde haritada Avrupa’nın yanında, yeni üretim mimarisinin dışında kalabiliriz.</p>
<p><strong>Uyum sağlamak yetmez</strong></p>
<p>Türkiye’de Avrupa’nın yeşil dönüşümü çoğu zaman bir <em>“uyum”</em> meselesi olarak ele alınıyor.</p>
<p>Şirketler karbon emisyonlarını ölçecek. Gerekli raporları hazırlayacak. Avrupa Birliği’nin standartlarına uyacak. İhracat kaybı önlenecek.</p>
<p>Bunların tümü gerekli. Ama yetersiz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülükler içeren dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Böylece karbon içeriği, Avrupa’ya yapılan ihracatın doğrudan maliyet unsurlarından biri hâline geldi. Türkiye’de İklim Kanunu ile emisyon ticaret sistemi için hukuki çerçeve oluşturuldu ama halen çok tartışmalı bir konu. Ulusal sistemin uygulamaya geçirilmesine yönelik çalışmalar da sürüyor.</p>
<p>Fakat Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa sınırında ödenecek karbon maliyetini azaltmak olamaz. Asıl amaç, düşük karbonlu üretimi yeni bir rekabet gücüne dönüştürmek olmalı. Aradaki fark büyük. Birinci yaklaşımda şirketler dışarıdan gelen kurallara uyum sağlar. İkincisinde ise Türkiye kendi enerji, teknoloji ve sanayi dönüşümünü tasarlar. Birincisi savunmadır. İkincisi strateji.</p>
<p><strong>Üretim üssü olmak yeterli mi?</strong></p>
<p>Türkiye uzun yıllardır küresel şirketler için bir üretim merkezi olmaya çalışıyor. Bu kötü bir hedef değil. Üretim yatırım, ihracat ve istihdam yaratır. Tedarikçi firmaların gelişmesine katkıda bulunabilir. Ama her üretim faaliyeti aynı değeri yaratmaz. Bir otomobil Türkiye’de monte edilebilir; tasarımı, yazılımı, batarya teknolojisi ve fikrî mülkiyeti başka bir ülkede kalabilir. Bir makine Türkiye’de üretilebilir; kritik parçaları, sensörleri ve kontrol sistemleri ithal edilebilir. Bir yabancı yatırım büyük ihracat rakamları yaratabilir; fakat yerli tedarikçilerle, üniversitelerle ve araştırma kuruluşlarıyla bağ kurmadan faaliyet gösterebilir. Bu nedenle yatırımın miktarı kadar niteliğini de sormamız gerekiyor. Ülkeye ne kadar sermaye geldi? Evet, önemli. Ama daha önemli sorular var:<em>“Bu yatırım Türkiye’de hangi bilgiyi bıraktı? Kaç yerli tedarikçinin teknolojik kapasitesini geliştirdi? Ne kadar nitelikli istihdam yarattı? Yerli araştırma ve tasarım faaliyetlerine ne ölçüde katkıda bulundu? İthal girdilere bağımlılığı azalttı mı?”</em></p>
<p>Yeni küresel ekonomide üretim üssü olmak ile teknoloji ortağı olmak arasındaki farkı bu sorular belirleyecek. Türkiye yalnızca başkalarının tasarladığı ürünleri üreten bir ülke olarak kalırsa ihracat yapabilir. Ama karar gücü kazanamaz.</p>
<p><strong>Teşvik listesi sanayi politikası değildir</strong></p>
<p>Türkiye’nin büyük ekonomilerle teşvik miktarı üzerinden yarışması mümkün değil. ABD’nin, Çin’in veya büyük Avrupa ülkelerinin şirketlere sunduğu mali destekleri aynı ölçekte vermeye çalışmak hem gerçekçi değil hem de doğru değil. Bizim üstünlüğümüz teşvikin büyüklüğünden değil, isabetinden gelmek zorunda. Bu da seçicilik gerektiriyor.</p>
<p>Fakat seçicilik, her yıl yeni bir <em>“stratejik sektörler”</em> listesi hazırlamak demek değil. Her sektörü stratejik ilan etmek, aslında hiçbir tercih yapmamak demektir. Türkiye’nin sınırlı kamu kaynakları; mevcut üretim yetkinliğinin, gelecekteki talebin ve teknolojik öğrenme potansiyelinin kesiştiği alanlara yönelmeli. Düşük karbonlu çelik, otomotivdeki teknolojik dönüşüm, makine ve güç elektroniği, yenilenebilir enerji ekipmanları ve sanayinin dijitalleşmesi bu gözle değerlendirilebilir. Ancak sektörün adını koymak yetmez. Desteğin koşulunu da koymak gerekir.</p>
<p>Kamu kaynağı alan şirketten emisyon azaltması, araştırma yapması, yerli tedarikçi geliştirmesi, çalışanlarına yeni beceriler kazandırması ve ölçülebilir bir teknolojik ilerleme sağlaması beklenmeli. Hedef gerçekleşmezse desteğin azaltılması veya geri alınması mümkün olmalı. Teşvik şirket bilançosunu değil, ülkenin yetkinliğini büyütmeli. Aksi hâlde sanayi politikası, geleceği inşa eden bir araç olmaktan çıkar; geçmişten gelen güçlü şirketleri kamu kaynağıyla koruma yöntemine dönüşür.</p>
<p><strong>Avrupa bir çapa olabilir</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeni küresel ekonomideki yerini Avrupa’dan bağımsız düşünmesi mümkün değil. Ama Avrupa ile yakın ilişki, yalnızca daha fazla mal satmak anlamına gelmemeli. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisinin Avrupa üretim ağlarına girmesinde önemli rol oynadı. Fakat bugünün ticareti artık yalnızca sanayi mallarının gümrükten geçişinden ibaret değil. Dijital düzenlemeler, karbon politikaları, hizmetler, kamu alımları, yatırımlar ve ekonomik güvenlik giderek daha belirleyici hâle geliyor. Türkiye ve Avrupa Birliği de Şubat 2026’da Gümrük Birliği’nin yeşil ve dijital dönüşüm ile değişen küresel ticaret koşulları karşısında güncellenmesinin önemini yeniden vurguladı. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yalnızca bir dış politika dosyası değildir. Türkiye’nin sanayi politikasının parçasıdır. Ancak Avrupa bir çapa olabilir diye Türkiye’nin bütün ekonomik ufkunu Avrupa ile sınırlandırması da doğru olmaz. Stratejik özerklik Avrupa için ne kadar önemliyse, Türkiye için de o kadar önemlidir. Pazarları, enerji kaynaklarını, teknolojik ortaklıkları ve tedarik kanallarını çeşitlendirmek gerekir. Fakat çeşitlendirme, Avrupa’dan uzaklaşmak demek değildir. Tek bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirmemek demektir.</p>
<p><strong>Asıl eksik para mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de yapısal dönüşüm tartışmaları çoğu zaman finansman sorununa bağlanıyor. Elbette yeşil ve teknolojik dönüşüm pahalı. Ama asıl eksik her zaman para değil. Aynı hedef etrafında çalışabilen kurumlar, tutarlı kurallar ve uygulama kapasitesi de gerekiyor. Enerji politikası başka bir yöne, sanayi teşvikleri başka bir yöne, eğitim sistemi başka bir yöne ilerliyorsa ortaya bir dönüşüm stratejisi çıkmaz. Birbirinden kopuk projeler çıkar. Devletin görevi yalnızca teşvik açıklamak değil; enerji, ticaret, teknoloji, eğitim ve finansman politikalarını ortak bir hedef etrafında birleştirmek olmalı. Bunun için de devlet kapasitesi gerekir. Devlet kapasitesi, daha fazla bürokrasi demek değildir. Doğru bilgi üretebilen, özel sektörle konuşabilen ama onun tarafından ele geçirilmeyen, hedef koyabilen, sonuçları ölçebilen ve başarısız politikadan zamanında vazgeçebilen kurumlar demektir. Şirketler yalnızca ucuz kredi aramaz. Öngörülebilirlik de arar. Kuralların sık sık değiştiği, verilen sözlerin güven yaratmadığı ve kamu kararlarının gerekçelerinin bilinmediği bir yerde uzun vadeli teknoloji yatırımı yapmak kolay değildir.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Türkiye’nin önünde kolay bir tercih yok. Bir yanda Avrupa ile derin üretim ilişkileri var. Diğer yanda teknolojide, enerjide ve kritik girdilerde önemli dış bağımlılıklar. Bir yanda güçlü bir sanayi altyapısı var. Diğer yanda düşük teknolojili ve düşük katma değerli üretime sıkışma riski. Bir yanda yeni küresel ekonominin açtığı fırsatlar var. Diğer yanda büyük ekonomilerin teşvik gücüyle yeniden çizdiği sert bir rekabet haritası. Bu tablonun karşısında beklemek de bir tercih. Ama iyi bir tercih değil. Çünkü küresel ekonomi yeniden kurulurken yerini kendisi tanımlamayan ülkelerin yeri, başkaları tarafından tanımlanır. Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa’ya yakın bir üretim alanı olmak olmamalı. Teknoloji geliştiren, düşük karbonlu üretim yapabilen, kendi tedarik kapasitesini güçlendiren ve ortaklarının güven duyduğu bir ekonomi olmak olmalı. Bunun için daha fazla slogan değil, daha net tercihler gerekiyor. Daha fazla teşvik değil, daha iyi tasarlanmış teşvikler gerekiyor. Daha fazla proje değil, birbirini tamamlayan bir dönüşüm programı gerekiyor. Daha güçlü şirketler kadar, daha güçlü kurumlar gerekiyor.</p>
<p>Yeni küresel ekonomide Türkiye’nin önünde iki yol var: Başkalarının tasarladığı dönüşüme düşük maliyetli üretimle eklemlenmek. Ya da kendi kapasitesini kurarak dönüşümün ortağı olmak.</p>
<p><strong>Arada kalmak ise üçüncü bir yol değil, yalnızca karar vermeyi ertelemektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arada-kalmak-strateji-degildir-85309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/9/1280x720/4654-1786621899.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arada kalmak strateji değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-85289</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 23:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatice Öz: Antalya iş dünyası bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan adayı Hatice Öz, ekim-kasım aylarında yapılması planlanan ATSO seçimlerine hazırlık amacıyla Aspendos bulvarında seçim koordinasyon merkezinin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Daha verimli, daha güçlü, daha dijital ve daha zengin bir Antalya iş dünyasına taşıyacak yolun ilk adımlarını attıklarını belirten ATSO’nun ilk kadın başkan adayı Öz, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Yıllardır iş dünyasının içerisindeyiz. Üretenin, risk alanın, istihdam sağlayan sanayicinin, turizmcinin, tüccarın ve esnafın karşılaştığı sorunları da, bu sorunların çözüm yollarını da çok iyi biliyoruz. Antalya; girişimciliğiyle, üretimiyle, ticaretiyle devasa bir potansiyele sahip. İnanıyoruz ki, Antalya iş dünyası bugün bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor. Sahayı geziyoruz, üyelerimizi dinliyoruz. Turizmci 12 ay iş yapmak istiyor, çeşitlilik istiyor, sanayici rekabet gücünü artırmak istiyor, nitelikli iş gücü istiyor, ihracatçı dünya pazarlarına açılmak istiyor, KOBİ’lerimiz finansmana daha kolay erişmek istiyor, kayıt dışı ekonomiyle mücadele istiyor. Bütün bu talepler tek bir gerçeği işaret ediyor. Antalya iş dünyası artık hakkını istiyor.’’</p>
<p>Antalya’nın, hakkını, emeğinin karşılığını almak, fırsatlara erişim eşitliği ve güçlü temsil edilmek olduğunu vurgulayan Öz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İşte bu yüzden diyoruz ki: Antalya’nın hakkı güçlü ATSO. Önümüzdeki ATSO başkanlık seçimleri, değişen dünyaya, yapay zekâya, dijitalleşmeye ve yeşil dönüşüme hazırlanan yeni nesil bir kurum olma seçimidir. ATSO artık sadece evrak onaylayan, rutin işlemleri yürüten bir yer olamaz. Bizler, üyesine yol gösteren, ihracatta ön açan, finansmana erişimi kolaylaştıran ve kent ekonomisinin önümüzdeki 10 yılını planlayan şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. Bu seçim koordinasyon merkezi, ortak aklın, birlikte yönetmenin ve Antalya iş dünyası geleceğini planlamanın ana karargâhı olacaktır. Burası sadece bizim değil; derdi Antalya olan, üretmek isteyen, fikri olan her bir üyemizin, her bir yol arkadaşımızın evidir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-85289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-1786567506.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın ilk kadın başkan adayı Hatice Öz, üretenin, risk alanın, istihdam sağlayan sanayicinin, turizmcinin, tüccarın ve esnafın karşılaştığı sorunları ve çözüm yollarını da çok iyi bildiğini belirterek, ‘’Antalya iş dünyası bugün bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-85288</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 23:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya OSB&#039;de altyapı tamamlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Tarım ve turizm sektörlerinin lokomotifi olan ve nüfusu her geçen gün daha da artan Antalya’da aynı zamanda çevreye duyarlı sanayi bölgesi de büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesinde geçen yıl nisan ayında ihale edilen 108 bin 852 metrekare büyüklüğündeki 5. Tevsii alanı altyapısının yüzde 90 tamamlandığı, 4 fabrikanın ise üretim için çalışmalara başladığı öğrenildi.</p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Hasanali Gönen, Antalya OSB’nin her geçen gün daha da gelişerek büyümesini sürdürdüğünü söyledi. Gönen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’5. genişleme alanı ile birlikte Antalya OSB toplam 781 hektar alana ulaşmış olacak. 5. tevsi alanı altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu alanda 250’ye yakın fabrika ve işletme kurulacak. Antalya OSB’nin büyüme hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen 5. Tevsi Alanında altyapı yatırımları tamamlanma aşamasına geldi. Eş zamanlı olarak sürdürülen çalışmalarla alanın sanayi yatırımlarına hazır hale getirilmesi yönünde önemli bir mesafe kat edildi.’’</p>
<p>Proje kapsamında içme suyu şebekesi ve parsel bağlantıları ile yangın hidrantları ve vana bağlantılarının tamamının bitirildiğini ifade eden Gönen, ‘’Kanalizasyon ve yağmur suyu altyapısında ana imalatlar tamamlanırken, son montaj çalışmalarına geçildi. Atıksu terfi hattının yapımı ve testleri de tamamlanırken, terfi merkezinde çatı, mekanik ve elektrik bağlantılarına yönelik çalışmalar devam ediyor’’ dedi.</p>
<p>Elektrik altyapısı kapsamında da önemli bir aşamanın tamamlandığını anlatan Hasanali Gönen, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’36 kV modüler hücreler ile SCADA haberleşme panolarının, Elektrik Dağıtım Merkezi Yerleşim Projesi’ne uygun şekilde dağıtım merkezlerine yerleştirilmesi tamamlandı. Beş elektrik dağıtım merkezine toplam 59 adet 36 kV modüler hücrenin montajı gerçekleştirildi. Elektrik dağıtım merkezlerinin ana imalatları tamamlanma noktasına gelirken, elektrik ve telekom altyapısındaki kalan bağlantı, montaj ve devreye alma çalışmaları sürdürülüyor. Alanı çevreleyen betonarme duvar ve güvenlik çiti imalatlarının tamamlandığı 5. Tevsi Alanı’nda yol çalışmalarında da son aşamaya geçildi. Sathi kaplama ve yol temel tabakası çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte bölgenin ulaşım altyapısı da yatırıma hazır hale getirilecek.’’</p>
<p><strong>Ağustos ayın içinde tamamlanacak</strong></p>
<p>Gönen, 5. Tevsi Alanının altyapı çalışmalarının yüzde 90’ının tamamlandığını anımsatarak, ‘’Sahadaki çalışmalar planlanan takvim doğrultusunda hızla sürerken, Ağustos ayı içerisinde tüm imalatların tamamlanarak alanın altyapı yönünden sanayi yatırımlarına hazır hale getirilmesi hedefleniyor’’ dedi.</p>
<p>Antalya OSB 5. Tevsi alanını altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu bölgede yaklaşık 250 fabrika ve tesisin faaliyete başlaması öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-85288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-1786567391.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Organize Sanayi Bölgesinde 5. genişleme alanı altyapı çalışmalarının yüzde 90’ının tamamlandığı bildirildi. Antalya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hasanali Gönen, &quot;5. genişleme alanı ile birlikte Antalya OSB toplam 781 hektar alana ulaşmış olacak. 5. tevsi alanı altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu alanda 250’ye yakın fabrika ve işletme kurulacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
