<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-89212</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESLOK Başkanı Arnik: POS komisyonları esnafın maliyet yükünü artırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Nakit kullanımının azalması ve kartlı ödeme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla POS cihazlarının işletmeler için vazgeçilmez hale geldiğini belirten Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik, artan komisyon oranlarının özellikle küçük esnafın maliyetlerini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>Finansman maliyetlerindeki artışın yanı sıra banka kesintileriyle de karşı karşıya kalan işletmelerin kâr marjlarının daraldığını ifade eden Arnik, POS komisyonlarına yönelik düzenleme yapılmasını istedi. Anayasa’nın 173’üncü maddesinde yer alan, “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır” hükmüne dikkat çeken Arnik, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>“Kartlı ödemenin bedelini yalnızca esnaf ödememeli”</strong></p>
<p>Yüksek POS komisyonlarının ticaretin sürdürülebilirliği açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Arnik, “Esnafımız bir yandan artan işletme giderleriyle mücadele ederken diğer yandan banka kesintileri nedeniyle kâr marjının daha da daraldığını görüyor. Kartlı ödeme sistemleri vatandaş için önemli bir kolaylık sağlıyor ancak bu kolaylığın bedelini yalnızca esnaf ödememeli. Esnaf ve sanatkârlarımızı korumak bir lütuf değil, anayasal görevdir. Küçük esnaf yüksek banka kesintileri karşısında kendisini sahipsiz hissediyorsa bu konuda ilgili kurumların sorumluluk alması gerekiyor” dedi.</p>
<p>POS üzerinden gerçekleşen tahsilatlarda esnafın bankadan kredi kullanmadığını, aksine yaptığı satıştan doğan parasını belirli sürelerle bankacılık sistemi içinde tuttuğunu dile getiren Arnik, politika faizindeki değişimin POS komisyonlarına doğrudan yüksek oranlarda yansıtılmaması gerektiğini söyledi. Komisyon maliyetlerinin işletme giderlerine yansıdığını belirten Arnik, oranların düşürülmesinin işletmelerin maliyetlerini hafifleteceğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Yüzde 3-4 komisyon önemli bir gider kalemi”</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın Ağustos 2026 verilerine göre Türkiye genelinde 2 milyon 562 bin 615 esnaf ve sanatkâr bulunduğunu aktaran Arnik, POS komisyonlarının geniş bir ekonomik kesimi ilgilendirdiğine işaret etti. Yüzde 3 ile yüzde 4 seviyelerindeki kesintilerin yüksek ciroyla çalışan ancak kâr marjı düşük işletmeler açısından ciddi rakamlara ulaştığını kaydetti. Arnik, komisyon yükünün boyutunu örnek bir hesaplamayla anlatarak, “Ekonomik POS uygulamasında paket limiti aşımında vergi dahil yüzde 3,74 oranının açıklandığını görüyoruz. Aylık 1 milyon liralık kartlı tahsilatın tamamına yüzde 3,74 uygulandığını varsaydığımızda aylık kesinti 37 bin 400 liraya ulaşıyor. Aynı hacim ve oran 12 ay devam ettiğinde bu tutar 448 bin 800 lirayı buluyor. Elbette bütün esnafın aynı oranı ödediğini söylemiyoruz. Ancak bu örnek, komisyon yükünün işletmeler açısından ulaşabileceği boyutu ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kamu bankalarına düşük komisyon çağrısı</strong></p>
<p>POS cihazı ve sarf malzemelerine ilişkin giderlerin de işletmeler tarafından karşılandığını belirten Arnik, komisyonların bu maliyetlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yazarkasa POS cihazını satın alan, rulosunu temin eden ve bakım ile yazılım giderlerini karşılayan esnafın ayrıca işlem komisyonu ödediğini hatırlatan Arnik, bankacılık hizmetlerinin bir maliyeti olduğunu ancak küçük işletmelerin ödeme gücünün de dikkate alınması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Halkbank, Ziraat Bankası ve VakıfBank'a çağrıda bulunan Arnik, kamu bankalarının bu konuda öncü rol üstlenmesini istedi. Küçük işletmelere yönelik kalıcı ve düşük komisyonlu bir model oluşturulabileceğini ifade eden Arnik, “Belirli aylık ciroya kadar komisyonsuz ve en geç ertesi iş günü ödemeli tahsilat modeline öncülük edilmesini istiyoruz. Sağlanan avantajlar birkaç aylık kampanyalarla sınırlı kalmamalı. Komisyon indiriminin bedeli başka ücretlerle ya da haftalar süren blokelerle esnafa geri yüklenmemeli” dedi.</p>
<p><strong>“Esnafın sorunları karar mekanizmalarına taşınmalı”</strong></p>
<p>Eskişehir milletvekilleri başta olmak üzere tüm milletvekillerine de çağrıda bulunan Arnik, esnafın artan işletme giderleri, tedarikçi borçları ve banka kesintileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Esnafın sorunlarının yalnızca belirli dönemlerde gündeme gelmemesi gerektiğini vurgulayan Arnik, sahadaki taleplerin karar mekanizmalarına taşınmasını istedi. Arnik, “Türkiye’de 2,5 milyonu aşkın esnaf ve sanatkârımız bulunuyor. Bu nedenle konu yalnızca belirli meslek gruplarının değil, geniş bir ekonomik kesimin meselesidir. Siyasetçisi, kamu kurumu ve meslek kuruluşuyla herkes sorumluluk almalıdır. Esnafın ödeme sistemlerine duyduğu ihtiyaç, taşıyamayacağı yüksek POS komisyon maliyetlerine mahkûm olması anlamına gelmemeli. Talebimiz, komisyon oranlarının makul seviyelere çekilmesi ve küçük esnafın üzerindeki finansal yükün hafifletilmesidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-89212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/eslok-baskani-arnik-pos-komisyonlari-esnafin-maliyet-yukunu-artiriyor-1791365035.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kartlı ödemelerin yaygınlaşmasıyla POS komisyonlarının küçük işletmeler için önemli bir maliyet kalemine dönüştüğünü belirtti. Yüzde 3 ile yüzde 4 seviyelerine ulaşan komisyonların aşağı çekilmesini isteyen Arnik, kamu bankalarına küçük esnafa yönelik kalıcı düşük komisyon tarifesi oluşturma çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursada-ust-duzey-atamalar-89210</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> CarrefourSA&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Satın alma sonrası yeni dönem hedefleri doğrultusunda CarrefourSA'nın yönetiminde üst düzey atamalar yapıldığı duyuruldu. </p>
<p>Bu kapsamda CarrefourSA Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcılığı (CCO) görevine Hamit Baykal, Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcılığı (CTO) görevine de İsmet Öker getirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre CarrefourSA'da CCO görevine atanan Baykal, perakende sektöründe 20 yılı aşkın deneyimiyle şirketin kategori yönetimi ve pazarlama süreçlerine liderlik edecek. Baykal, yeni görevinde müşteri beklentilerini merkeze alan, kategori ve pazarlama yetkinliklerini tek bir stratejik çatıda buluşturan dinamik bir yapı kurmayı hedefliyor. Kategori yönetimi ve pazarlama alanındaki birikimiyle markanın ürün çeşitliliğini zenginleştirmeye odaklanacak Baykal, müşteri değer önerisini güçlendirerek, yakalanan ticari fırsatları sürdürülebilir bir büyümeye dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Şirkette CTO görevini üstlenecek Öker'in ise teknoloji alanında 15 yılı aşkın deneyimiyle CarrefourSA'nın teknoloji stratejilerini ve ekiplerini yöneteceği belirtildi. Öker, şirketi yeni nesil bir perakende markasına dönüştürme vizyonuyla, veriyi karar süreçlerinin, yapay zekayı operasyonun merkezinde ölçekleyerek, teknolojiyi e-ticaret büyümesinin ve karlılığın motoru haline getirmeyi planlıyor.</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu Hamit Baykal, profesyonel kariyerine 2003'te gıda perakendesi sektöründe başladı. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde hipermarket ve toptan gıda perakendesi alanlarında çeşitli kategorilerde müdür olarak görev yapan Baykal, 2015-2019 yıllarında gıda kategorisi lideri olarak sorumluluk üstlendi. Devam eden 5 yıl boyunca uluslararası bir toptan gıda perakendecisinin Pakistan operasyonunda kategori direktörü olarak rol alan Baykal, 2024-2026 yıllarında Metro Türkiye Kategori Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu İsmet Öker, yüksek lisans programını Boğaziçi Üniversitesinde tamamladı. Kariyerine 2011'de küresel bir teknoloji şirketinde yazılım geliştirici olarak başlayan Öker, yaklaşık 10 yıl boyunca farklı teknoloji ve yazılım liderliği rollerinde görev aldı. Öker, 2021'de Getir'de teknoloji direktörü olarak tedarik zinciri, ürün, fiyatlandırma ve reklam teknolojilerinden sorumlu ekiplere liderlik etti ve bu dönemde şirketin sistem geçiş süreçlerini yönetti. Ardından ABD'de çevrim içi gıda perakendesi alanında teknoloji başkan yardımcısı olarak görev yapan Öker, bulut dönüşümüyle web ve mobil ürünlerin modernizasyonuna liderlik etti. Öker, son olarak kurucu ortağı olduğu teknoloji girişiminde yapay zeka tabanlı ürünlerin geliştirilmesi ve ölçeklendirilmesi üzerine çalıştı.</p>
<p><strong>"Ticari ve teknolojik dönüşümü güçlendireceğiz"</strong></p>
<p>CarrefourSA CEO'su Hatice Evren, yapılan atamaların şirketin ticari ve teknolojik dönüşümünü güçlendireceğini belirtti.</p>
<p>Evren, yeni dönemde CarrefourSA'yı, müşteriye sunduğu değer ve alışveriş deneyimiyle fark yaratan, rekabette daha güçlü bir konuma taşımayı hedeflediklerini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu hedefi gerçekleştirmek için yetenek havuzumuzu güçlendiriyor, farklı pazarlarda önemli sorumluluklar üstlenmiş liderleri ekibimize katıyoruz. Hamit Baykal, 20 yılı aşkın perakende deneyimiyle kategori yönetiminden uluslararası pazarlara uzanan geniş bir birikime sahip. Bu deneyimin, ürün çeşitliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz değeri daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz. İsmet Öker ise farklı pazarlarda mühendislik ekiplerine liderlik etmiş, perakendenin dijital dönüşümünü yakından yönetmiş güçlü bir teknoloji lideri. Onun deneyimi de teknoloji stratejimizi ve dijital yetkinliklerimizi geliştirmemizde önemli rol oynayacak."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursada-ust-duzey-atamalar-89210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/carrefoursa-1779459968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CarrefourSA&#039;da Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcılığına Hamit Baykal, Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcılığına da İsmet Öker atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/celik-motor-piaggionun-turkiye-distributoru-oldu-89209</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelik Motor Piaggio&#039;nun Türkiye distribütörü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anadolu Grubu şirketlerinden Çelik Motor'un, Avrupa'nın en büyük skuter ve motosiklet üreticilerinden "PIAGGIO &amp; C. S.p.A." ile münhasır distribütörlük anlaşması imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında Çelik Motor, Vespa'nın skuterlerinden Aprilia'nın yüksek performanslı motosikletlerine, Moto Guzzi'nin karakteristik ve köklü motosikletlerinden Piaggio'nun şehir içi mobilite çözümlerine uzanan ürün gruplarında Türkiye'de tek yetkili distribütör olarak faaliyet gösterecek.</p>
<p>Ürünlerin satış ve satış sonrası hizmet ağının oluşturulması ile yetkili satış kanallarının seçimi ve atanması Çelik Motor tarafından gerçekleştirilecek. İlk aşamada distribütörlük ile başlayan iş birliği kapsamında, ilerleyen dönemde pazar koşulları, ekonomik ve operasyonel fizibilite çalışmaları ile tarafların karşılıklı mutabakatı doğrultusunda üretim alanında da olası fırsatların değerlendirileceği belirtildi.</p>
<p>Vespa, Piaggio, Aprilia ve Moto Guzzi gibi uluslararası bilinirliğe sahip markaları bünyesinde barındıran ve 1884'te kurulan Piaggio Grubu Piaggio Grubu, aynı zamanda sektörde dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olarak konumlanıyor.</p>
<p>Türkiye otomotiv ve mobilite sektörünün köklü şirketleri arasında yer alan Çelik Motor ise 1960'ta kuruldu. 1966'da Skoda kamyonetlerle otomotiv sektörüne adım atan şirket, Lada ve Honda gibi markaların Türkiye operasyonlarını yürüttü. Şirket, 2001'den bu yana Kia'nın Türkiye distribütörlüğünü üstleniyor.</p>
<p>Ayrıca, 2005'te filo kiralama alanına giren Çelik Motor, 2014'te Garenta'yı, 2026'da ise şehir içi ve kısa dönem araç kullanımına yönelik Praticar'ı hayata geçirdi.</p>
<p>Şirket, otomotiv deneyimini yenilikçi iş modelleri ve dijital dönüşüm yaklaşımıyla birleştirerek mobilitenin geleceğine yön verme hedefiyle faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p><strong>"Bu iş birliği vizyonumuzun önemli bir adımını oluşturuyor"</strong></p>
<p>Anadolu Grubu Otomotiv Grubu Başkanı Bora Koçak, Anadolu Grubu'nun en köklü şirketlerinden biri olan Çelik Motor'un, 60 yılı aşkın süredir otomotiv sektöründe edindiği deneyimi değişen ulaşım ihtiyaçlarına yanıt veren yeni mobilite çözümleriyle ileriye taşıdığını belirtti.</p>
<p>Piaggio ile gerçekleştirdikleri bu işbirliğinin de vizyonlarının önemli bir adımını oluşturduğunu aktaran Koçak, "Piaggio Grubu'nun tecrübesi ile Çelik Motor'un Türkiye pazarındaki köklü deneyimini bir araya getirerek şehir içi mobiliteye yeni seçenekler kazandırmayı hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/celik-motor-piaggionun-turkiye-distributoru-oldu-89209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/9/1280x720/piaggio-vespa-1791364231.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelik Motor, skuter ve motosiklet üreticilerinden Piaggio ile münhasır distribütörlük anlaşması imzaladı. Anadolu Grubu Otomotiv Grubu Başkanı Bora Koçak, &quot;Piaggio Grubu&#039;nun tecrübesi ile Çelik Motor&#039;un Türkiye pazarındaki köklü deneyimini bir araya getirerek şehir içi mobiliteye yeni seçenekler kazandırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasi-ile-kosgebden-is-birligi-89207</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 11:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Finans Katılım Bankası ile KOSGEB&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Finans Katılım Bankası, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ile iş birliği gerçekleştirdi.</p>
<p>Bankanın açıklamasına göre, "Küresel Rekabetçilik Destek Programı" ile işletmelerin küresel rekabet ortamında daha dayanıklı olmalarını ve rekabet avantajı elde etmelerini sağlamak, "Kapasite Geliştirme Destek Programı"yla ise KOBİ'lerin verimliliğini, dayanıklılığını, üretimini, pazar büyüklüğünü ve kurumsal kapasitesini artırmaya yönelik ölçek büyütme yatırımlarına ve büyük işletmelerin tedarikçilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak hedefleniyor.</p>
<p>Kapasite Geliştirme Destek Programı ile KOSGEB'e yaptığı başvurusu onaylanan işletmelerin makine, teçhizat, kalıp, yazılım giderleri, hizmet alımı giderleri ve işletme sermayesi için 20 milyon liraya kadar finansman sağlandığı bildirildi.</p>
<p>Tedarikçi geliştirmeye yönelik savunma, havacılık ve uzay alanında iş birliği yapılan paydaşların bildirdiği işletmeler için ise destek üst limiti 30 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Küresel Rekabetçilik Destek Programı kapsamında ise KOBİ'lerin yenilikçi ürünler geliştirmesi, inovasyon faaliyetleriyle geliştirilmiş ürünlerin üretimi ve ticarileştirilmesi, yeni teknolojilerin entegrasyonu, tedarik zinciri yönetiminin güçlendirilmesi, üretim süreçlerinin optimize edilmesi, verimliliğin artırılması ve küresel iş birlikleriyle küresel pazarlar içerisinde yer almaları için destekler sunuluyor.</p>
<p>Finansman üst limitinin 75 milyon lira olarak belirlendiği pakette makine, teçhizat ve kalıp giderleri, yazılım giderleri, hizmet alımı giderleri (eğitim, danışmanlık ve önderlik, belgelendirme, test ve analiz, pazarlama, tasarım, sınai mülkiyet hakları) ve işletme sermayesi destek unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p>Şube kanalıyla başvuru yapılabilen her iki programda da finansman kullanımı 3 ayda bir eşit taksitle ödenecek şekilde en fazla 36 ay vadeyle planlanabiliyor.</p>
<p><strong>"Farklı alanlardaki finansman ihtiyaçlarına katkı sağlamayı amaçlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Finans Katılım Bankası Bireysel ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Emre Ertürk, KOBİ'lerin üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini güçlendirmelerini, sürdürülebilir büyümeleri açısından öncelik olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Söz konusu iş birliği kapsamında sundukları finansman çözümleriyle de işletmelerin makine ve teçhizat yatırımlarından işletme sermayesi ihtiyaçlarına, dijitalleşme ve inovasyon çalışmalarından küresel pazarlara açılma hedeflerine kadar farklı alanlardaki finansman ihtiyaçlarına katkı sağlamayı amaçladıklarını kaydeden Ertürk, "Katılım finansın reel ekonomiyi destekleyen yaklaşımı doğrultusunda KOBİ'lerimizin yanında olmaya, üretim ve ticaret ekosisteminin gelişimine katkı sunacak finansman çözümlerimizi çeşitlendirmeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-finans-katilim-bankasi-ile-kosgebden-is-birligi-89207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/isletme-kosgeb-destek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOSGEB ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan Türkiye Finans Katılım Bankası Bireysel ve KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Emre Ertürk, &quot;Katılım finansın reel ekonomiyi destekleyen yaklaşımı doğrultusunda KOBİ&#039;lerimizin yanında olmaya, üretim ve ticaret ekosisteminin gelişimine katkı sunacak finansman çözümlerimizi çeşitlendirmeye devam edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-89199</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) tarafından bu yıl 29.’SU düzenlenen “Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri” sahiplerini buldu.</p>
<p>“Doğan Ersöz Ödülü” Valeo Türkiye’ye, “BUSİAD Özel Başarı Ödülü” Çetin Ceylan’a, “Kültür, Sanat ve Spora Destek Ödülü” Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftine verilirken, “Meslek Ödülü” Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu’na, “Sosyal Sorumluluk Ödülü” LÖDER’e, “Eğitime Destek Ödülü”nü ise Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) aldı. Törende konuşan BUSİAD Başkanı Fatih Tuncer Hatunoğlu, “Bursa iş dünyasına 48 yıldır hizmet veren bir derneğiz. Kurucularımızın öncülüğünde bugünlere geldik. Oldukça etkin çalışmalar yapan; Bursa sanayisine ve iş dünyasına değer katan bir dernek olarak bu başarıları ödüllendirerek taçlandırmak istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“En büyük ihtiyacımız umudumuzu kaybetmemektir”</h2>
<p>Başkan Hatunoğlu, “Gelişmeler, bildiğimiz ekonomik kalkınma tablosunu yeniden sorgulamamıza neden oluyor. Tüm bu nedenlerle BUSİAD olarak yıllardır üçlü dönüşümden söz ediyoruz: Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve belki de bunların en önemlisi toplumsal dönüşüm. Geleceğin dünyasını yalnızca teknolojiyi geliştirerek kuramayız. Üretim ve enerji kullanım biçimlerimizi değiştirmeli, dijital yetkinliklerimizi geliştirmeliyiz. Ancak aynı zamanda insana, eğitime, fırsat eşitliğine, yaratıcılığa ve toplumsal dayanışmaya bakışımızı da değiştirmemiz gerekiyor” dedi. BUSİAD’ı yalnızca sanayicilerin ve iş insanlarının bir araya geldiği bir yapı olarak görmediklerine ifade eden Hatunoğlu, “Bursa’nın ve Türkiye’nin geleceği üzerine düşünen, fikir ve bilgi üreten ve bunları toplumla paylaşan bir kurum olmayı önemsiyoruz. Kurulduğumuz günden bugüne yaptığımız çalışmaların arkasında aynı soru var: ‘Daha iyi bir gelecek için bugün ne yapabiliriz?’ Bu anlayışın merkezinde insan bulunuyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5f47ba612a-1791358075.jpeg" alt="" width="630" height="421" /></p>
<h2>“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır”</h2>
<p>Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini başka kentlerde ya da başka ülkelerde aramak yerine Bursa’da yaşamayı istemelerini önemsediklerini dile getiren Hatunoğlu, “Bursa yoksa sanayici ya da iş insanı olarak elde ettiğimiz başarıların da tek başına yeterli olmayacağını biliyoruz. Dönüşümden söz ederken kendi içimizde dönüşümü de gerçekleştirmeliyiz. Genç BUSİAD bunun güzel örneklerinden biri. Gençlerimize yalnızca söz vermiyor, yetki ve sorumluluk da veriyoruz. Onların sivil toplum içerisinde deneyim kazanmalarını ve topluma değer katmalarını önemsiyoruz. Dünyanın böylesine hızlı değiştiği bir dönemde en büyük ihtiyacımız, gerçeklerle yüzleşirken umudumuzu kaybetmemektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü bir kez daha anmak istiyorum: ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’ BUSİAD ailesi olarak biz onlardan değiliz” dedi.</p>
<h2>“Ödüller sahiplerini buldu”</h2>
<p>Gecede Doğan Ersöz Ödülü Valeo Türkiye’ye, BUSİAD Özel Başarı Ödülü Çetin Ceylan’a verildi. Kültür, Sanat ve Spora Destek Ödülü Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftinin olurken, Meslek Ödülü Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu'na takdim edildi. Sosyal Sorumluluk Ödülü LÖDER’e verilirken, Eğitime Destek Ödülü'nün sahibi ise Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) oldu. Doğan Ersöz Ödülü’nü Valeo Türkiye adına alan Valeo CEO’su Tuna Arıncı, “Ben bu ödülü; fabrikalarımızda hat başında çalışan, Ar-Ge laboratuvarlarımızda her gün ter döken, teknoloji üreten, otomotivin geleceğini hayal eden 1.450 kişilik büyük Valeo Türkiye ailesi adına alıyorum. Bursa’dan aldığımız güçle; ülkemiz ve dünya için üretmeye, değer yaratmaya ve geleceğe yön vermeye hız kesmeden devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-89199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/dogan-ersoz-ve-busiad-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-1791358111.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUSİAD tarafından bu yıl 29’uncusu düzenlenen Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Doğan Ersöz Ödülü Valeo Türkiye’ye, BUSİAD Özel Başarı Ödülü Çetin Ceylan’a, Kültür-Sanat ve Spora Destek Ödülü Prof. Dr. Derya &amp; Prof. Dr. Mustafa Şahin çiftine verilirken, Meslek Ödülü Ahmet Özenalp ve Ferit Karslıoğlu’na, Sosyal Sorumluluk Ödülü LÖDER’e, Eğitime Destek Ödülü ise OİB aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tom-katilim-bankasinda-yigit-caglayan-donemi-89208</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOM Katılım Bankası&#039;nda Yiğit Çağlayan dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TOM Katılım Bankası Genel Müdürlüğü görevine Yiğit Çağlayan'ın getirildiği bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, bankacılık, ödeme sistemleri ve finansal teknoloji alanlarında 25 yılı aşkın deneyime sahip Çağlayan, yeni görevinde bankanın büyüme stratejisi ve dijital bankacılık alanındaki hedeflerine liderlik edecek.</p>
<p>Çağlayan, bankanın ürün ve hizmetlerinin geliştirilmesi ile müşteri deneyimini odağına alan finansal çözümlerin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları da yönetecek.</p>
<p>Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun olan Çağlayan, Yeditepe Üniversitesi'nde MBA programını tamamladı.</p>
<p>Kariyerine 2000'de HSBC'de başlayan Çağlayan, bireysel bankacılık, operasyon ve kartlı ödeme sistemleri alanlarında çeşitli görevler üstlendi. HSBC'de 11 yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra 2011'de Mastercard'a katılan Çağlayan, burada satış, ürün ve iş geliştirme alanlarında üst düzey yöneticilik yaptı.</p>
<p>Çağlayan, 2018'de Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü olarak atanırken, daha sonra GetirFinans'a geçti. GetirFinans'ın kurucuları arasında yer alan Çağlayan, yaklaşık 5 yıl şirketin CEO'luk görevini yürüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tom-katilim-bankasinda-yigit-caglayan-donemi-89208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/8/1280x720/yigit-caglayan-1791363619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOM Katılım Bankası Genel Müdürlüğü görevine Yiğit Çağlayan atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-is-gucu-ve-devaluasyon-odakli-model-artik-birakilmali-89187</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ucuz iş gücü ve devalüasyon odaklı model artık bırakılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Küresel pazarlardaki daralma ve finansman maliyetlerindeki artışa rağmen elektrik-elektronik sektörü, bu yılı 20 milyar dolara yakın bir ihracat hacmiyle kapatmaya hazırlanıyor. Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu ile bir araya gelerek, sektörün mevcut performansını, küresel pazarlardaki gelişmeleri, Çin tehdidini ve sanayinin yeni büyüme modelini konuştuk. Elektrik-elektronik sektörünü; tüketici elektroniği, beyaz eşya, elektrik ekipmanları ve kablo olmak üzere 4 ana grupta ele aldıklarını belirten Mehmet Kavaklıoğlu, bu dönemde alt sektörlerin performans açısından birbirinden belirgin şekilde ayrıştığını vurguladı.</p>
<p>Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde küresel ve yerel şartların üreticiyi zorladığını ifade eden Kavaklıoğlu, “Beyaz eşya tarafını zorlayan en önemli faktörler yüksek üretim maliyetleri ve navlun. Navlun maliyetlerine bağlı olarak ithal hammadde girdilerinin yükselmesi maliyet baskısını artırıyor, bu da ihracatta ivme kaybına yol açıyor. Tüketici elektroniğinde ise küresel ölçekte dev oyuncularla kıyasıya bir rekabet var. Türkiye’deki yüksek finansman maliyetleri de eklendiğinde süreç zorlaşıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Şebeke yenileme yatırımları talebi artırdı </h2>
<p>Buna karşın elektrik ekipmanları grubunda güçlü bir talep dalgası yaşandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, bunun gerekçelerini şöyle sıraladı: “Dünya genelinde elektrikli araç sayısı hızla artıyor. Veri merkezlerine (data center) yönelik devasa yatırımlar var ki bunlar yüksek enerji ihtiyacı olan alanlar. Diğer yandan gelişmiş ülkelerde, özellikle Avrupa’da 40-50 yıllık elektrik altyapısı ve dağıtım şebekeleri ömrünü tamamladı. Hem kişi başına düşen elektrik tüketiminin artması hem de şebekelerin yenilenme sürecine girmesi ciddi bir talep doğurdu. Güç trafolarında ve orta/yüksek gerilim kablolarında kapasiteler dolmuş durumda, yeni yatırımlar devreye giriyor. Bu talebin 2030 yılına kadar canlı kalacağını öngörüyoruz.”</p>
<h2>Döviz bazındaki artış emtiadan kaynaklı </h2>
<p>İhracat verileri analiz edilirken döviz bazındaki artış ile miktar bazındaki değişimin ayrıştırılması gerektiğinin altını çizen Kavaklıoğlu, “Döviz bazındaki ihracat artışımız yüksek görünse de miktar bazındaki artış aynı paralellikte değil. Bunun temel nedeni uluslararası emtia fiyatlarındaki artış; yani sattığımız ürünler artık daha pahalı. Elektrik ekipmanları ve kablolar tarafında reel miktar artışı yüzler 10’lar seviyesindeyken, değer bazındaki artış yüzde 20’lerin üzerinde gerçekleşiyor. Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde ise birim fiyatlar yükselmesine rağmen miktar bazında düşüş var. Dolayısıyla tablonun ve dengelerin çok doğru okunması gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
<h2>Bakırda hurda paradoksu </h2>
<p>Sektörün hammaddeye erişimindeki yapısal sorunlara değinen ve bakır sektöründeki çarpıcı tabloyu paylaşan Kavaklıoğlu, yerli üretimin ihtiyacın ancak yüzde 15’ini karşılayabildiğini hatırlattı. Geriye kalan yüzde 85’lik kısmın zorunlu olarak ithal edildiğini belirten Kavaklıoğlu, iç piyasadaki hurda sıkıntısına dikkat çekerek şunları söyledi: “Bizim hurda işleme tesislerimiz var ancak hurda yerli sanayide kalmak yerine Çin’e ihraç ediliyor. Çin devleti sübvansiyon verdiği için orada daha iyi fiyat sunuluyor. Sonuçta biz elimizdeki hurdayı ihraç edip, bu sefer üretimi sürdürebilmek için ham madde ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu kısıldığı ve hurda iç pazarda işlendiği takdirde katma değer ülkemizde kalacaktır.”</p>
<p>Küresel pazarlardaki rekabet koşulları ve pazarların yapısı hakkında da bilgi veren TET Başkanı Kavaklıoğlu, sektör ihracatının yüzde 70’e yakınının Avrupa’ya yapıldığını hatırlattı. Avrupa’nın tüm dünyadan yaptığı toplam ithalata bakıldığında Türkiye’nin payının henüz istenen seviyede olmadığını ve o pazarda hala büyüme alanı bulunduğunu dile getiren Kavaklıoğlu, ABD pazarının ise devasa boyutlarına rağmen KOBİ’ler için oldukça zorlu bir arena olduğunu söyledi. ABD’deki ölçeklerin Avrupa’dan çok farklı olduğunu belirten Kavaklıoğlu, “Bizim sektörde 500 milyon dolar cirosu olan bir distribütöre ABD’de ‘küçük distribütör’ gözüyle bakıyorlar. Avrupa’da ise bu ölçek en büyük distribütör kabul ediliyor. Standartları almak, gerekli belgeleri tamamlamak ve malı orada tutacak organizasyonu kurmak ciddi maliyet. Bu nedenle ABD pazarında ancak 40-50 milyon dolar ve üzerinde ihracat yapabilen, belli bir güce sahip büyük ölçekli firmalarımız kalıcı bir başarı yakalayabilir” diye konuştu.</p>
<p>Çin’in küresel piyasalardaki baskısına da değinen Kavaklıoğlu, ham madde ve teknoloji ağırlıklı ürünlerde rakip olmakta zorlansalar da zayıf akım, fiber optik gibi işçilik değeri yüksek kalemlerde Çin tehdidinin artarak süreceğini kaydetti.</p>
<h2>“Geriye dönmeyeceğiz, ucuz iş gücü modeli bitti” </h2>
<p>Türkiye’nin sanayi ve ihracat politikalarında radikal bir zihniyet değişimine gitmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Kavaklıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Artık Türkiye yeni bir modele geçmeli. Bizler ucuz iş gücü ve ucuz enerjiye dayalı ihracat artışı modelini terk etmeliyiz. Türkiye son 20-30 yılda Gümrük Birliği’nin de etkisiyle belli bir seviyeye geldi. Ancak sanayimizi birkaç basamak daha yukarı taşımak zorundayız. Bu da ancak daha nitelikli, stratejik ürünlerle ve verimli üretimle mümkündür. Ucuz ülke dönemi geride kaldı, bunu kabul edeceğiz. Bugün devalüasyon yapmak bir çözüm değil; sektörü 6 ay rahatlatır ama 6 ay sonra yine aynı gerçeklerle yüzleşiriz. Bizim tek çıkış yolumuz Ar-Ge, inovasyon, yeni ürün geliştirme ve verimliliğe yatırım yapmaktır.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 BİRİM GÜCÜ OLANIN 30 BİRİM BORCU VAR</span></h2>
<p>Devletin teşvik mekanizmalarının günü kurtaran ve bölgesel kurgulardan çıkarılıp suistimallere kapalı, proje bazlı finansman desteğine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Kavaklıoğlu, şirketlerin finansal dayanıklılığına ve borçlanma yapısına ilişkin uyarılarda bulundu.</p>
<p>Türkiye’de şirketlerin taşıyabileceğinin çok üzerinde borçlandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Şirketlerin aktif büyüklüklerine ve risk yapılarına göre borçlanma rasyoları belirlenmeli. Bakıyorsunuz, firmanın 10 birim gücü var ama 30 birim borcu var. Piyasada anormal bir olumsuzluk yaşandığında bu yapılar sıkıntıya giriyor. Şirketlerimizin alacak sigortası mekanizmalarını geliştirmesi, parite ve faiz risklerini doğru hecelemesi gerekiyor. Diğer yandan sanayide kaliteli iş gücü krizimiz var. Mavi yakada tornacı, kaynakçı, elektrikçi gibi meslekler son derece kıymetli ancak yeni nesil bu alanları tercih etmiyor. Tornacının oğlu tornacı olmuyor, gidip hizmet sektöründe çalışıyor. Teknik kadro ve ara eleman sorununu çözmeden sanayide verimliliği yakalamamız mümkün değil.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-is-gucu-ve-devaluasyon-odakli-model-artik-birakilmali-89187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/mehmet-kavaklioglu-1789121546.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik-elektronik sektörünün yılı 20 milyar dolar hedefine yakın bir seviyede tamamlayacağını söyleyen TET Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, &quot;Artık ucuz iş gücü ve devalüasyon odaklı ihracat modelini bırakmalıyız. Türkiye ucuz bir ülke değil. Devalüasyon 6 ay rahatlatır, sonra yine gerçeklerle yüzleşiriz. Ar-Ge, inovasyon ve verimlilik şart&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-hesaplar-meslek-muhakeme-eder-89185</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makineler hesaplar, meslek muhakeme eder</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji işi hızlandırabilir; ancak mesleki muhakemenin ve etik değerlerin yerini alamaz. Geleceğin meslek mensupları, daha az kayıt yapan değil; üretilen bilgiyi daha iyi yorumlayan, riskleri daha erken gören ve işletmelerin karar süreçlerine daha fazla katkı sağlayan meslek mensupları olacaktır. </strong></p>
<p>Ekonomide güven büyük ölçüde, makro düzeyde ekonomiye ait finansal bilgilerin ne kadar doğru olduğu ve doğru kararları ne ölçüde desteklediğine bağlı olarak oluşuyor. Mikro düzeyde de işletmelerin ürettiği veriler her geçen gün artıyor buna bağlı olarak da yapay zeka ve dijital teknolojiler bu verileri daha hızlı işliyor. Fakat veri çoğaldıkça, güvenilir bilgiye duyulan ihtiyaç ve erken uyarıya duyulan ihtiyaç azalmak yerine artıyor.</p>
<p>Yaşanan bu değişim, mali müşavirlik mesleğinin geleceğini de yeniden şekillendiriyor. Muhasebenin ve denetimin önemli bir bölümü dijital sistemlerle daha hızlı ve otomatik yürütülebiliyor. Verilerin işlenmesi, kontrollerin yapılması, raporların hazırlanması ve bazı risklerin tespit edilmesi artık teknoloji sayesinde çok daha kısa sürede gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p>Fakat bu değişimi yalnızca makinelerin insanın yaptığı bazı işleri üstlenmesi olarak değerlendirmek, dönüşümün esas yönünü kaçırmak olur. Çünkü asıl dönüşüm, mali müşavirin ya da denetçinin rolünde kendini gösteriyor.</p>
<p>Mali müşavirin işi yalnızca işletmenin geçmiş işlemlerini kayda geçirmek değil; ortaya çıkan finansal bilgiyi anlamlandırmak, işletmenin risklerini görmek ve yöneticinin daha sağlıklı karar vermesine katkı sunmaktır.</p>
<p>Teknoloji bu süreçte önemli bir yardımcı olabilir. Ancak hangi finansal verinin güvenilir olduğunu, ortaya çıkan sonucun ne ifade ettiğini ve hangi varsayımlara dayandığını değerlendirmek hala meslek mensubunun sorumluluğundadır.</p>
<p>Bu nedenle dijitalleşmeyi, mali müşavirlik mesleğini ortadan kaldıracak bir süreç olarak görmemeli tam tersine, mesleğin daha nitelikli bir noktaya taşınması için önemli bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p>İşletmeler artık yalnızca finansal tablolarını değil; risklerini, iç kontrol yapılarını, dijital süreçlerini ve sürdürülebilirlik hedeflerini de yönetmek zorundalar. Mali müşavirin, bağımsız denetçilerin de işletmelerin bütün bu süreçlerini anlayabilecek bir yetkinliğe sahip olması gerekiyor.</p>
<p>Burada önemli bir ayrım var: teknoloji işi hızlandırabilir, iç ve dış denetimde gerçek zamanlı veri akışını da mümkün kılabilir; ancak mesleki muhakemenin ve etik değerlerin yerini alamaz. Geleceğin meslek mensubu, daha az kayıt yapan değil; üretilen bilgiyi daha iyi yorumlayan, riskleri daha erken gören ve işletmelerin karar süreçlerine daha fazla katkı sağlayan meslek mensubu olacaktır.</p>
<p>Çünkü ekonomide bilgi çoğaldıkça, güvenilir bilgiyi erken uyarıya ve doğru karara dönüştürebilenlerin değeri de artacaktır. Mali müşavirler, bağımsız denetçiler, bunu yapabildikleri ölçüde ekonomide güven inşa ederler ve güvenin mimarları olurlar.</p>
<p>Aşağıda değineceğimiz son “Fon Krizi” de asıl zararı, sermaye piyasalarında güçlükle tesis edilen güven ortamına vermiş görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/makineler-hesaplar-meslek-muhakeme-eder-89185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makineler hesaplar, meslek muhakeme eder ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/11-sektorun-8inde-uretim-dususu-var-89183</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 sektörün 8’inde üretim düşüşü var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e20e53409-1791353358.png" alt="" width="222" height="106" /></p>
<p>Strateji Bütçe Başkanlığı’nın (SBB) yayımladığı “üretim göstergeleri” tablosu, Eylül 2024 – Ağustos 2026 arasındaki 24 aylık sürede; toplam sanayi, imalat, ara ve yatırım malı, dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları, madencilik, enerji, otomotiv, beyaz eşya gibi temel sektörlerde trend olarak durumun ne olduğu konusunda fikir veriyor. Başkanlığın tablosunda, ağustos verisi açıklananlarda 24 aylık, en son temmuz verisi açıklananlarda 23 aylık gelişme- değişme izlenebiliyor.</p>
<p>Buna göre; 11 sektörden 8’inde 24 (veya 23) ayın ortalaması eksi veriyor. Sadece üç sektörde (ara malı, toplam sanayi ve elektrik üretimi) ortalamada artıda görünüyor.</p>
<p>Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı ve yatırım malı sınıflarından, sadece ara malı üretiminde 23 ay ortalaması yüzde 0,01 gibi önemsiz bir artış gösterirken, beyaz eşya ve otomotivdeki derin düşüşlerin etkisiyle dayanıklı tüketim malı ortalamada yüzde 4.1 düşüş gösteriyor. Dayanıksız tüketim malı grubunda %- 2.31, yatırım malı üretimi ise %- 0.07 düşüş olmuş. Yine, toplam sanayi 23 aylık ortalamada yüzde 1,81 artış, imalat ise yüzde 0,36 düşüş gösteriyor. Madencilikte de trend düşüş yönünde. 23 aylık ortalama % -1,75!</p>
<p>Toplam enerji üretiminde %-0,14 düşüş, elektrik üretiminde ise %0,05 artış görünüyor. Bu iki alanda derin değişim yok. Durum görece stabil sayılabilir.</p>
<p>23 ay ortalamasında en yüksek düşüş yüzde 10,3 ile beyaz eşyada. Beyaz eşya üretiminde 23 ayın sadece 2’sinde üretim artışı olmuş. 21 ay düzenli düşüş var. 6 aylık dilimler olarak bakıldığında da tamamı düşüş gösteriyor. Bu sektördeki sıkıntı biliniyor. Otomotiv sektöründe de durum parlak gözükmüyor. Bazı aylarda üretim artışı olmasına karşın, 24 aylık ortalamada %-3,3 düşüş olmuş. Beyaz eşya ve otomotiv üretim ve ihracat yönünden önemlerinin yanı sıra Türkiye’de teknoloji üretimini de sürükleyen sektörler.</p>
<h2>PMI verisi 50 değerini göremedi </h2>
<p>SBB üretim göstergeleri tablosunda 24 aylık PMI verisi de yer alıyor. Tablodaki 24 aylık verinin tamamı 50 eşik değerinin altında! Sadece üç ay (Aralık 2024, Şubat 2026, Mayıs 2026) 49 değerinin üstü görülebilmiş. 24 ayın ortalama değeri ise 47,47.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e2650a4e5-1791353445.png" alt="" width="986" height="583" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/11-sektorun-8inde-uretim-dususu-var-89183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayi-1530611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Strateji Bütçe Başkanlığının verilerine göre, 11 sektörden 8’inde 24 ayın ortalaması eksi veriyor. Sadece ara malı, toplam sanayi ve elektrik üretimi ortalamada artıda görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/perakendeye-fon-golgesi-89182</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendeye fon gölgesi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Yüksek faiz, artan maliyetler ve satın alma gücündeki gerilemeyle mücadele eden perakendede, şimdi de fon krizinin etkileri hissediliyor. Zincir Mağazalar Derneği’nin (ZMD) bu yıl 13’üncüsünü düzenlediği Perakende Teknolojileri Konferansı’nda sorularımızı yanıtlayan ZMD Başkanı Serhan Tınastepe, son 2-3 haftada iç talepte sert daralma gözlemlediklerini söyleyerek, finansmana erişimi kolaylaştıracak adımlar atılması gerektiğini aksi halde şirketlerde yapısal krizler görülebileceğini belirtti. Hazır giyimden yapı markete, gıdadan kozmetiğe uzanan üyeleriyle 3 trilyon TL seviyesinde ciroyu, 55 bin satış noktasını ve 400 binden fazla çalışanı temsil eden derneğin başkanı, son çeyreğe ilişkin toparlanma beklentisinin zayıfladığını kaydetti. Eylül ayıyla birlikte şirketlerin KGF ve devlet destekli krediler, tüketicilerin ise daha uygun faizli kredi ve kredi kartı maliyetlerinde düşüş beklediğini anlatan Tınastepe, “Biz bu tedbirleri beklerken fon krizine uyandık" dedi. Krizin doğrudan etkisinin yaklaşık 800 milyar TL’lik kaynağın donması olduğunu belirten Tınastepe, fonların yatırım yaptığı bazı hisselerde de yatırımcıların çıkış yapmakta zorlandığını söyledi. Tınastepe, kendi parasının da kullanılamaz hale gelmesinden endişe eden tüketicilerin davranışlarının, talepteki daralmayı büyüttüğünü ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e116e8f6f-1791353110.png" alt="" width="900" height="223" /></p>
<h2>Kastan değil, yağdan erisin </h2>
<p>Enflasyonda düşüşün talepteki sert daralmadan kaynaklanmasının sektör açısından sağlıklı olmayacağını vurgulayan Tınastepe, eylül enflasyonunun beklentilerin altında kalmasında fon krizinin belirleyici olduğunu düşündüğünü söyledi. Genişleyici adımlar atılmaması halinde ekim ayı enflasyonunun negatif çıkabileceğini öne sürerek yaşanan daralmanın boyutunu anlatan Tınastepe, “Enflasyonla mücadele ederken yağdan erisin istiyoruz, kastan erisin istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Fon krizine yönelik sürecin şu ana kadar iyi yönetildiğini düşündüğünü belirten Tınastepe, iç talepteki gerilemenin şirketler ve hane halkında yapısal sorunlar yaratmaması için önümüzdeki bir-iki haftanın önem taşıdığını dile getirdi. Fonlara ilişkin ödeme yapılması, faizlerin düşmesi, KGF kredileri ve tüketici kredisi imkanlarının artırılmasını beklenen adımlar arasında saydı. KOBİ kredilerinin karşılık oranlarına ilişkin düzenlemenin bankalardaki yansımalarını henüz yeterince göremediklerini söyleyen Tınastepe, “Şirketlerin ve tüketicilerin cebine para girmesi lazım” dedi.</p>
<h2>3 yıldır üst üste yüksek faiz </h2>
<p>Sektörün fon krizi öncesinde de güçlü bir seyir izlemediğini vurgulayan Tınastepe, üç yıldır uygulanan yüksek faiz ve kontrollü kur politikasının iç talebi baskıladığını, şirketlerin kazançlarını faiz giderlerine harcadığını belirtti. “Son 3 yıldır yüksek faiz ve kontrollü kur süreci devam ediyor. Bu süreç zaten iç talebi önemli ölçüde azaltmıştı. Bu, şirketlerin baş etmekte güçlük çekeceği bir durum. 2001 krizinden beri hiçbir dönem biz böyle 3 yıl boyunca yüksek faize maruz kalmadık. Dolayısıyla bu zaten iç talebi düşürmüştü. Şirketlerin işleri de iyi değildi. Şimdi de fon krizi başladı” diyen Tınastepe, sürecin kötü yönetilmesi halinde etkinin başka alanlara yayılarak domino etkisi yaratabileceği uyarısında bulundu.</p>
<h2>Giyim ve ayakkabıda belirgin küçülme </h2>
<p>Kategoriler arasında farklılaşma olduğunu anlatan Tınastepe, kozmetik ve tüketici elektroniğinin büyüdüğünü, gıdanın yatay seyrettiğini, yeme içmede ise sınırlı artış bulunduğunu söyledi. Hazır giyim ve ayakkabıda belirgin küçülme yaşandığını kaydeden Tınastepe, büyük harcamalardan kaçınan tüketicilerin kozmetik, dışarıda yemek ve küçük ev aletleri gibi alanlara yöneldiğini ifade etti. Markaların da yabancı ve yerli olarak ikiye ayıran ZMD Başkanı Tınastepe, “Yabancılar Sermayelerini dışarıdan getiriyor ya da dışarıdan çok daha düşük faizlerle borçlanıyorlar. Fiyatlarını arttırırken kurun artış oranını dikkate alıyorlar ve yerliye göre daha rekabetçi oluyorlar. Çünkü fiyatlarını daha az arttırıyorlar. Yerli ise yüzde 50-55 ticari kredi faizi ile karşı karşıya. Yerliler, artan kira, işletme maliyetleri, çalışan maliyetleri derken daha yüksek oranda zam yapmak durumunda kalıyor. Bu sefer satışları düşüyor. Az yaptığı zaman zarar ediyor. Dolayısıyla yerli yabancı arasında da bir ayrışmanın olduğunu görüyoruz. Bu 3 yıl süren yüksek faiz dönemi şirketlerde yapısal sorunlar yaratmaya başlama aşamasına geldi. Dolayısıyla bir an önce bu politikadan biraz daha kontrollü genişlemeci bir politikaya geçilmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Perakende Teknolojileri Konferansı’nın 13’üncüsü düzenlendi</span></h2>
<p>Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Perakende Teknolojileri Konferansı'nda perakendenin geleceği; yapay zeka, verimlilik, Agentic Commerce ve yeni nesil mağazacılık ekseninde ele alındı. Konferansın açılışında konuşan Serhan Tınastepe, tüketicinin satın alma gücündeki gerilemenin karar süreçlerini zorlaştırdığını kaydetti. Özellikle gıda dışı perakendede tüketicinin daha fazla karşılaştırma yaptığını, kampanyaları izlediğini ve acil olmayan ihtiyaçları için beklediğini anlatan Tınastepe, “Tüketici bugün bir ürünü yalnızca istediği için satın almıyor. Fiyatını, alternatifini, faydasını ve zamanlamasını daha fazla sorguluyor” dedi. Tınastepe, turizmdeki yavaşlama ve Türkiye’nin yabancı ziyaretçiler açısından daha pahalı algılanmasının, yabancı tüketici harcamalarından beslenen kategorileri ayrıca zorladığını ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/perakendeye-fon-golgesi-89182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perakende sektörü, fon krizi ile iç talepte yeni bir daralmayla karşılaştı. ZMD Başkanı Serhan Tınastepe, yaklaşık 800 milyar TL’lik kaynağın kullanılamadığını, birikimlerine ilişkin kaygıların da tüketicinin harcamalarını etkilediğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-89204</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ilde arazi toplulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzmir ve Kırklareli'de yapılacak arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri, "İyidere Ayrımı-İkizdere-İspir Yolu" ile "Aydın Çıldır Havalimanı Geliştirme" projelerine ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, İzmir'in Tire ilçesinde 30 mahallede Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılacak.</p>
<p>Kırklareli'nin merkez ilçesinde de toplam 15 mahalle ve köyde DSİ tarafından söz konusu hizmetler gerçekleştirilecek.</p>
<p>Öte yandan, Rize'de "İyidere Ayrımı-İkizdere-İspir Yolu Projesi" kapsamında bazı taşınmazlar ile üzerlerindeki müştemilat, belirlenen güzergaha rastlayan kesimde araziye girilerek yol yapım çalışmalarının tamamlanması amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılacak.</p>
<p>"Aydın Çıldır Havalimanı Geliştirme Projesi" kapsamında da belirlenen sahaya isabet eden taşınmazlar ile üzerlerindeki muhdesatın, tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-89204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tarim-arazisi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir ve Kırklareli&#039;de arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılacak. Rize ve Aydın&#039;da enerji projeleri kapsamında bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma kararları verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-21-milyar-geldi-559-milyon-lirasi-geri-alima-gitti-89191</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzdan 2,1 milyar geldi 559 milyon lirası geri alıma gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada 131 fonun tasfiye kararıyla başlayan satış dalgasına karşı 85 şirket 16 Eylül ile 2 Ekim arasında toplam 5,1 milyar liralık geri alım yaptı. Toplamda 470,7 milyon adet hisseyi geri alan firmalar, likidite kurumasına karşı destek verirken, piyasanın rahatlamasına katkıda bulundu.</strong></p>
<p>Satışların ağırlıklı olduğu iki haftayı geçkin sürede fiyat düşüşlerine karşı şirketler kendi paylarına yönelerek önemli bir destek işlevi gördü. Sorunlu fonların tasfiye sürecinin sebep olduğu olumsuz havada geri alımlar aynı zamanda piyasadaki likidite daralmasına karşı destek işlevi gördü. 85 şirketin geri alım yaptığı süreçte Türk Altın, Margün Enerji ve Çitlekçi Marketler Gıda’nın sıralamada ilk üçte yer aldığı 10 firmanın her biri 100 milyon TL’nin üzerinde nakdi piyasaya enjekte etti. Borsaya yeni gelen şirketlerden olan Çitlekçi Gıda’nın dolaşımdaki hisselerin %18,94’ünü geri alması dikkat çekti.</p>
<p><strong>Milyarlık bütçeler devrede</strong></p>
<p>Türk Altın, piyasaya 686,9 milyon TL kaynak aktararak alımlarda başı çekti. Geri alım programı için toplam 5 milyar TL bütçe ayıran firma, tutarın önemli kısmını kullandı ve sermayedeki payını %4,61’e çıkardı. Şirket kendi hissesinde olduğu kadar grup şirketlerinden de alım yapıyor. TR Anadolu Madencilik hissesinde gerçekleştirdiği alımla payını %3,85’e çıkardı. Margün Enerji’nin 11 Eylül’de başlayan düşüşü 17 Eylül’den itibaren taban serisiyle sürdü. Gerçekleştirilen 588,6 milyon TL tutarındaki alımlar hisseyi tabandan kurtaramadı. Geri alınan payların sermayeye oranı %2,36 seviyesinde bulunuyor. Geri alım için oluşturulan toplam 5 milyar TL tutarındaki bütçenin 2,3 milyar TL’si kullanıldı.</p>
<p><strong>Gelirin çeyreği gitti</strong></p>
<p>Geçtiğimiz ağustosta borsaya adım atan Çitlekçi Gıda, ortakların payı da dahil halka arzdan 2,1 milyar TL gelir elde ederken bunun 558,8 milyon TL’sini geri alım için kullandı. Dolaşımdaki payın %18,94’ünü piyasadan çeken firmanın desteği işe yaramış görünüyor. Fiyatı 24 Eylül’de en düşük 76,15 TL’yi görürken sonrasında yukarı yönlü hareketlendi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e6f59c699-1791354613.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PİYASA GİRİŞİ Mİ, PİYASA ÇIKIŞI MI?</strong></p>
<p>Piyasa girişi; büyüme başlangıcı, fırsat yakalama, maliyet avantajı, geleceği fiyatlama. Zamanlama hatası, sermaye kilitlenmesi, yanıltıcı sinyal. Piyasa çıkışı; kâr realizasyonu, zarar kesme, zihin konforu, manevra gücü. Ralli ıskalaması, enflasyon erimesi, yeniden giriş zorluğu, erken çıkma.</p>
<p><strong>Koç Finansman’ın devralınması müşterilere alternatif çözümler sunma imkanı verecek</strong></p>
<p>Ford’un Koç Finansman’ı satın alması şirkete ne fayda sağlayacak? ● Musa Demir</p>
<p>Musa; Ford Otosan, Koç Holding ve Arçelik’in de aralarında bulunduğu grup şirketlerinden Koç Finansman’ın %100 hissesini 130,5 milyon dolar peşin bedelle satın aldı. Devir işlemi temmuz ayında tamamlandı. Söz konusu hamleyle şirketin araç satışlarında finansman faaliyetlerini daha etkin yönetmesi hedefleniyor. Müşterilere sunulan kredi ve finansman çözümlerinin çeşitlendirilmesi satış süreçlerini doğrudan güçlendirebilecek. Yılın ilk sekiz ayında otomotiv pazarı %11,91 daraldığı bir süreçte şirketin satışlarına katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Kendisinin ve bağlı ortaklıklarının elektrik maliyetlerini azaltmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Reysaş Taşımacılık neden GES değil de HES yatırımına gitti? ● Serkan Kartal</p>
<p>Serkan; Reysaş Taşımacılık, enerji alanındaki yatırım fırsatlarını değerlendiren yaklaşımla hareket ediyor. Bu çerçevede GES yatırımlarına ilave olarak temmuz ayında Trabzon’da HES yatırımı gerçekleştirdi. 6,2 MW kurulu güce sahip Çağlayan HES Enerji’nin tamamını 6,9 milyon dolar peşin bedelle satın aldı. Kendi özkaynaklarından karşılanan yatırım ile enerji alanındaki kapasitesini artırmış oldu. Firma hem kendisinin hem bağlı ortaklıklarının enerji maliyetini mahsuplaşma yöntemi ile azaltmak ve fiyat artış etkisini sınırlandırmak istiyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FS5 fonu borsada istatistiksel arbitraj yaklaşımı ile bir yılda %13 geriledi</strong></p>
<p>One Portföy’ün idare ettiği Birinci İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (FS5), yılın ilk beş ayında sınırlı bir yükseliş gerçekleştirdi. Mayısın ikinci yarısında bozulan denge öne çıkarken hızla gerilediği görülüyor. Büyüklüğü mayıstan itibaren artarken ekimde toplam değeri 40,2 milyon TL oldu. Fona eylülde gelen 19,8 milyon TL nakit dikkat çekiyor. Ekimde ise 789 bin TL gibi cüzi bir miktarda para çıkışı yaşandı. Sınırlı yatırımcısı olan fonda ekimin ilk haftası 30 kişi bulunuyor. Temel stratejisi, varlıklarını borsada değerlendirmek üzerine kurulu olup, hisselerdeki fiyat farklarından istifade ederek kazanç sağlamayı hedefliyor. Portföyünün %79,1’i hisse ve %20,91’i BYF’lerden oluşuyor. İşlem görmeye başladığı Mart 2024’ten bu yana %93 yukarda olsa da son bir yılda %11,37 kaybettirdi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, %41,62 bileşik faizle 4 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 05.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 4 milyar lira TL olan finansman bonosunun yıllık basit faizi %38, bileşik faizi ise %41,62 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %18,95 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 05.04.2027 olarak açıklandı. 5 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,82 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %38 basit faiz, TLREF’in 1,18 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFAKYB42716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e6ca2d4a9-1791354570.png" alt="" width="977" height="245" /><strong>BİRLEŞİM MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Hastanenin elektrik işleri için anlaşmaya vardı, projeyi iştirakiyle yürütecek</strong></p>
<p>Birleşim Mühendislik ve iştiraki Erde Mühendislik; Dünya Göz Ataköy Hastanesi’nin renovasyon projesi kapsamında açılan mekanik ve elektrik tesisatı ihalesini kazandı. Taraflar arasında toplam 180 milyon TL tutarlı sözleşme imzalandı. Projenin 96 milyon TL’si Birleşim Mühendislik ve 84 milyon TL’si iştiraki tarafından üstlenildi. İşin dört ayda tamamlanacağı ifade edildi. Proje şirketin kısa vadeli nakit akışını destekleyecek. Öte yandan bir soruşturma kapsamında, ifadesi alınan şirketin yönetim kurulu başkanının adli kontrol ile serbest bırakıldığı dile getirildi.</p>
<p><strong>İSVEA SERAMİK</strong></p>
<p><strong>Yüksek katma değerli üretim yapabilmek için 71,8 milyon liraya yeni tezgah aldı</strong></p>
<p>İsvea Seramik’in %100 bağlı ortaklığı ISV Saniter, ürün karmasını geliştirmek amacıyla 71,8 milyon TL bedelle yeni seramik sağlık gereçleri üretim tezgahları satın aldı. Yatırım teşvik belgesi kapsamında alınan makinelere KDV istisnası uygulandı. Yatırımın asıl amacı, mevcut kiralık tezgahların sayısını azaltarak kira giderlerinden tasarruf sağlamak ve yüksek katma değerli, tasarımlı ürünlerin üretim payını artırabilmek. Birim fiyatların yükselmesini destekleyen girişim, kârlılık marjını iyileştirerek yatırımın geri dönüş süresini hızlandırması hedefleniyor.</p>
<p><strong>KARDEMİR ÇELİK SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Güneş santrali projeleri için Çin merkezli sigorta firmasından kredi onayı aldı</strong></p>
<p>Kardemir Çelik; Van ve Muş’ta kurmayı planladığı 18,2 milyon dolar değerindeki güneş enerjisi yatırımlarının finansmanı için önemli bir aşamayı geride bıraktı. Şirket, yatırımlarını kredilendirmek amacıyla Çin devletine ait Sinosure kredi sigorta firmasından onay belgesini aldı. Projelerin 7 ay içinde devreye alınmasıyla fabrikanın toplam elektrik ihtiyacının %10’u bu santrallerden karşılanacak. Yurt dışı kaynaklı uygun finansmanla sağlanan enerji yatırımı, şirketin yoğun enerji maliyetlerini uzun vadede düşürerek üretim kârlılığına doğrudan destek sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>ATP Yazılım en yüksek seviyesini gördüğü ağustostan sonra hızla aşağıya geriledi</strong></p>
<p>ATP Yazılım’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %6,29 ile toplamda 84,39 bin lot artarak 1,43 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 40’tan 37’ye geriledi. KMF fonu 70 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TEJ 80 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. ATP Yazılım hakkın da bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Öneride bulunan Pusula Yatırım 472 TL ile “Al” tavsiyesinde bulundu. Eylülde gerileyen hissenin son günlerde yönü yukarı doğru.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-21-milyar-geldi-559-milyon-lirasi-geri-alima-gitti-89191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzdan 2,1 milyar geldi 559 milyon lirası geri alıma gitti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/altin-geri-adim-atmiyor-89180</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın geri adım atmıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5de6d41fb9-1791352429.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altının seyri faiz artırımları ve doların yönünden etkilenmeye devam etse ide geleneksel piyasa kuralları giderek daha az işlemeye başladı. Tahvil getirilerinin yükselmesi normalde faiz kazandırmayan altının cazibesini azaltırken, bu kez değerli metalin 4.000 doların üzerinde tutunması yatırımcıların risk algısındaki değişimi ortaya koyuyor. Uzmanlar, artan kamu borçları, jeopolitik gerilimler ve finansal piyasalardaki belirsizliğin altını klasik yatırım araçlarından farklı bir konuma taşıdığını söylüyor.</p>
<p>Spot altın ocak sonunda rekor seviye olan 5,594 dolar seviyesinden yüzde 25 geri çekilerek 4,150 dolar bandında hareket ediyor. ABD Hazine tahvili getirilerinin çok yıllı zirvelere yükseldiği dönemde altının, fiyattaki geri çekilmeye karşın görece güçlü kaldığı belirtiliyor.</p>
<p>İtalya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Sergio Nicoletti Altimari, altının farklı kriz dönemlerindeki performansına dikkat çekerek güvenli liman rolünün özellikle jeopolitik risklerin ve ekonomik parçalanma endişelerinin arttığı ortamda önem kazandığını belirtti.</p>
<p>Bundesbank Başkanı Joachim Nagel de yükselen getirilerin tahvilleri rezerv yöneticileri açısından daha cazip hale getirdiğini, ancak yüksek borç seviyelerinden kaynaklanan kredi riskinin altınla çeşitlendirmeyi önemli kıldığını vurguladı.</p>
<h2>Altının geleneksel faiz kuralı değişiyor </h2>
<p>Altındaki direnç, talep yapısındaki dönüşümle yakından bağlantılı. Metals Focus verilerine göre merkez bankalarının altın alımlarının 2026'da yıllık bazda yüzde 15 azalarak 720 tona gerilemesi bekleniyor. Buna karşın alımların 2022 öncesindeki seviyelerin üzerinde kalacağı öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Emeklilik fonlarda altına yöneldi</span></h2>
<p>Dünya Altın Konseyi'nin incelediği Hollanda, ABD, İngiltere ve Avustralya'daki emeklilik fonları, altını çoğunlukla 2020-2021 döneminde portföylerine dahil etti. Fonların altın pozisyonları bugün de yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 5 aralığında korunuyor. Hollanda'daki 7,7 milyar euroluk Pensioenfonds PDN, altın payını yüzde 5'e çıkardı; ABD'deki Fairfax County Emeklilik Sistemi ise 6,2 milyar dolarlık portföyünün yaklaşık yüzde 3'ünü vadeli işlemler yoluyla altında tutuyor. İngiltere'deki Now: Pensions Master Trust'ın altın payı yaklaşık yüzde 2, Avustralya'daki NGS Super'in payı ise yüzde 3 düzeyinde. Fonların hareketi, altının kurumsal portföylerde geçici bir işlemden çok kalıcı bir risk yönetimi aracı olarak görüldüğüne işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Londra’da altın vadeli işlemler başladı!</span></h2>
<p>New York Borsası’nın da sahibi olan Intercontinental Exchange (ICE), dünyanın en önemli fiziksel altın ve külçe merkezi olan Londra’da değerli metal türevlerinin ticaretini resmen başlatarak piyasada yeni bir dönem açtı. ICE, küresel piyasalardaki etkinliğini artırmak amacıyla bu hafta itibarıyla Londra merkezli değerli metal vadeli işlem sözleşmelerini devreye soktu. Dünyanın en büyük fiziksel altın ve gümüş ticaretinin döndüğü Londra pazarında atılan bu adım, türev ürünlerdeki işlem hacmini artırmayı hedefliyor. ICE’in bu hamlesi; altın ve gümüş ticareti yapan kurumlar, fonlar ve yatırımcılar için yeni bir likidite kaynağı ve riskten korunma (hedging) imkânı sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/altin-geri-adim-atmiyor-89180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/piyasa-1791352611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvil getirileri yılların zirvelerine çıkarken ons altının 4.000 doların üzerinde tutunması, yatırımcının altından vazgeçmeye niyetli olmadığını gösteriyor. Merkez bankalarının alımları ve jeopolitik riskler değerli metali desteklerken, Metals Focus 2027 için ons başına 5.330 dolar ortalama fiyat öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatta-rekor-fiyat-ve-sektorel-etkiyle-geldi-89177</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta rekor; fiyat ve sektörel etkiyle geldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İhracatçıların uzun süredir dile getirdiği rekabetçilik sorunlarına rağmen Türkiye’nin ihracatı eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,4 artarak 26 milyar dolara yaklaşırken, son 12 aylık ihracat 283,7 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Ancak ihracatın dolar bazındaki güçlü performansına miktar artışı eşlik etmedi. Eylülde miktar yüzde 0,6, ocak-eylül döneminde ise yüzde 2 geriledi. EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcilerinin değerlendirmeleri de rekor rakamların arkasında her sektörde daha fazla üretim ve satış olmadığını; fiyat artışları, emtia hareketleri, ürün kompozisyonu ve bazı sektörlere özgü gelişmelerin toplam değeri yukarı taşıdığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Eylülde toplam ihracat geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık 3,5 milyar dolar arttı. Artışta özellikle mücevher, kimya ve elektrik-elektronik öne çıktı. Bu üç sektörün ihracatındaki toplam artış 2,2 milyar dolara yaklaştı. Ancak sektörlerin detayına inildiğinde değer artışı ile miktar performansı arasında önemli farklılıklar görülüyor.</p>
<h2>Külçe artışı rekoru getirdi, katma değere etkisi sınırlı oldu </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc3376ea3-1791351859.png" alt="" width="148" height="249" />Mücevher ihracatındaki güçlü artışın sektörün üretim ve istihdam performansı olarak okunmaması gerektiğini belirten Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) Başkanı Mustafa Özcan, yükselişin önemli bölümünün külçe altın ihracatından kaynaklandığını söyledi. Külçe ihracatının işçilik ve katma değer açısından sektöre katkısının çok sınırlı olduğunun altını çizen Özcan, “Türkiye’de yastık altında bulunan altının sisteme girip ihraç edilmesi rakamları yükseltiyor. Bunun mücevher sanayisine ve istihdama katkısı yok. Bizim için esas önemli olan ürettiğimiz mücevheri ihraç edebilmek” dedi.</p>
<p>Mücevher ihracatında ise gerileme olduğuna dikkat çeken Özcan, altın ithalatındaki kotanın da sektörün üretim ve ihracat kabiliyetini zorladığını belirterek, “İstikrarı sağlamak için kotanın kalkması gerekiyor. Kotadan kaynaklanan kontroller ihracatı da zorlaştırıyor. Yarım günlük teslimatlar 20 güne kadar çıkabiliyor. Kota varken kapanan atölyelerimizin yeniden açılması kolay değil” diye konuştu.</p>
<h2>Kimya ihracatını, fiyat ve yakın pazar avantajı taşıdı </h2>
<p>Kimya ihracatındaki değer artışında fiyatların önemli rol oynadığını belirten İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Vefa İbrahim Aracı, miktar tarafında aynı ölçüde yükseliş bulunmadığını söyledi. Aracı, “Fiyatlar ihracattaki değer artışını etkiliyor, miktarsal olarak çok fazla artış yok. Bunun yanında Avrupa açısından Türkiye’nin lojistik avantajı öne çıkıyor. Bölgemizdeki savaşlar, deniz yolundaki sorunlar ve gümrüklerdeki beklemeler nedeniyle Avrupa birçok ürünü yakınlığı dolayısıyla Türkiye’den alıyor” dedi. Yılı 35 milyar dolarlık ihracatla tamamlamayı hedeflediklerini kaydeden Aracı, miktarda sınırlı artış beklediklerini, değer bazında ise hedefi yakalayabileceklerini ifade etti.</p>
<h2>Elektrik-elektronikte değer miktardan hızlı büyüdü </h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc677fad1-1791351911.png" alt="" width="168" height="284" />Elektrik-elektronik ihracatında eylül ayında miktarın yüzde 7,9, değerin ise yüzde 36,2 arttığını belirten Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, ana rakamların alt sektörlerdeki farklılaşmayı gizleyebildiğine dikkat çekti. Eylülde beyaz eşya ihracatının miktar bazında yüzde 4,3, değer bazında yüzde 1,5 gerilediğini aktaran Kavaklıoğlu, kablolarda miktarın yüzde 1,5 artmasına karşılık değerdeki yükselişin yüzde 35’i bulduğunu söyledi. Elektrik ve elektrik üretim-dağıtım ekipmanlarında ise miktarın yüzde 24,5, değerin yüzde 40,6 arttığını belirten Kavaklıoğlu, elektronikte miktar artışının yüzde 43,5, değer artışının yüzde 77’ye ulaştığını kaydetti. Elektronikteki yüksek artışın eylül ayına özgü güneş paneli ihracatından kaynaklandığını vurgulayan Kavaklıoğlu, bu nedenle tek aylık performansın sektörün genel eğilimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Dokuz aylık verilerin daha farklı bir tablo ortaya koyduğuna işaret eden Kavaklıoğlu, elektrik-elektronik sektörünün ocak-eylül döneminde miktar bazında yüzde 5 gerilemesine rağmen değer bazında yüzde 14 büyüdüğünü söyledi. Aynı dönemde beyaz eşyada miktarın yüzde 14,4, değerin yüzde 8 düştüğünü; elektronikte ise miktarın yüzde 24,7 gerilemesine rağmen değerin yüzde 19,2 arttığını belirten Kavaklıoğlu, kablolarda da yüzde 1,4’lük miktar artışına karşılık değer artışının yüzde 24,6’ya ulaştığına dikkat çekti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Emtia fiyatlarındaki yükseliş ihracat rakamlarına yansıdı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5dc4fa257e-1791351887.png" alt="" width="152" height="255" /></span></p>
<p>Miktar ile değer arasındaki farkta emtia fiyatlarının önemli rol oynadığını vurgulayan Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, “Örneğin geçen yıl 10 bin dolar seviyesinde olan bakır bu yıl 14 bin dolara çıktı. Hammadde fiyatındaki bu artış kablonun satış fiyatına ve dolayısıyla ihracat değerine yansıyor. Bu, tek başına daha yüksek katma değerli satış yaptığımız anlamına gelmiyor. Dünyada enflasyon yükseldiği için hammadde, emtia ve satış fiyatları da yükseliyor” dedi.</p>
<p>İhracat performansının yalnızca dolar bazındaki rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Kavaklıoğlu, “Dünya ticaretinden aldığımız paya da bakmamız lazım. Aldığımız pay büyüyorsa iyi gidiyoruz demektir. Asıl ölçüm bu olmalı. Sadece rakam olarak bakmak yanlış olur. Büyürken büyümenin kalitesine önem vermeli; kontrollü, sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme modeli oluşturmalıyız” diye konuştu. Yılın son çeyreğinde devreye alınacak projelerle dokuz aylık ortalamanın üzerinde bir performans beklediklerini belirten Kavaklıoğlu, yılı 20 milyar dolarlık ihracatla ve miktar bazında yüzde 1-2 artışla tamamlamayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TİM Başkanı Gültepe'den miktar uyarısı</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, ağustos ayı ihracat rakamlarının açıklandığı toplantıda ihracatta yalnızca değer artışına değil, miktar performansına da bakılması gerektiğine dikkat çekmişti. Eylül verilerinde de aynı noktaya vurgu yapan Gültepe, ihracatın değer bazında yüzde 15,4 artmasına rağmen miktarda yüzde 0,6 gerilediğini, ocak-eylül döneminde ise değer yüzde 5,2 artarken miktarın yüzde 2 düştüğünü söyledi.</p>
<p>İhracatın sağlıklı ve sürdürülebilir büyümesi için iki göstergenin birlikte yükselmesi gerektiğini vurgulayan Gültepe, “Biz değerin yanı sıra miktarın da artması gerektiğine inanıyoruz” dedi. Rekabetçilikte yaşanan zorlukların devam ettiğini belirten Gültepe, ağustos itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,5 olurken dolar kurundaki artışın yüzde 17,2’de kaldığına, aradaki 14 puanı aşan makasın ihracatçı üzerindeki baskıyı sürdürdüğüne dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatta-rekor-fiyat-ve-sektorel-etkiyle-geldi-89177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılar kur-maliyet makası, finansman ve işçilik giderleri nedeniyle rekabetçilik kaybına dikkat çekerken, ihracatta rekorlar gelmeye devam ediyor. Eylülde ihracat miktar bazında yüzde 0,6 gerilemesine rağmen değer bazında yüzde 15,4 artışla 26 milyar dolara ulaştı. EKONOMİ’ye konuşan sektör başkanları, artışın önemli bölümünde fiyat, emtia hareketleri ve sektörlere özgü gelişmelerin etkili olduğuna dikkat çekerek, ihracattaki büyümenin kalitesinin yalnızca dolar değeri üzerinden ölçülmemesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-fon-krizi-ile-ilgili-yeni-isimleri-ve-iddialari-gundeme-tasidi-89175</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni isimleri ve iddiaları gündeme taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni iddiaları gündeme taşıdı, krizin maliyetini tek tek açıkladı. Özgür Özel yatırım fonları ile ilgili yeni isimleri grup toplantısında açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, “bu işin tam göbeğimde” sözleri ile eleştiren Özel, bu işin içinde bakanlar, parti yöneticileri ve aileden pek çok ismin olduğunu öne sürdü.</p>
<p>Özel şöyle dedi:</p>
<p>“Fon operasyonun ilk dalgasında gözaltına alınan Lydia Holding var. Yönetim Kurulu Başkanı Enver Çelik. Bulls Yatırım var, AK Partililerin en iyi bildiği fonun yatırım şirketi. Kim var orada, başında gizli sahibi kim, kim özendirdi sizi oraya? Hepiniz biliyorsunuz. Yönetim Kurulu Başkanı Bulls Yatırım’ın; Kemal Akkaya. Bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bunlar tutuklanamayacak kadar büyükler. Bunlar nezareti kapısından giremeyecek kadar büyük lokmalar. O yüzden bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bu şirketin yönettiği ve tasfiye edilen toplam 15 fon var. Bu isimler Lydia Holding’in ortağı olduğu 1000 Yatırımlar Holding, şehir içinde scooter kiralama hizmeti sunuyor. Adı; BinBin. BinBin şirketi pay sahiplerinden biri Lydia Holding ve EC Yatırım Holding. Lydia ile bu şirketler doğrudan ortak. Peki BinBin var ya BinBin. 1000’den geliyor BinBin. Sahibinin adı Usame. ‘Bin’ dediği şeyin adı 1000. Bu genç yatırımcı, Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’ın oğlu Usame Erdoğan. Şimdi yani BinBin’i halka arz eden firma, Bulls Yatırım. Orta firma, Lydia Holding. Lydia, Bulls, BinBin doğrudan bağlantıda ve ortaklar. Lydia Holding hakkında şu bilgiye herkes çok şaşırmıştı. Gerçeğe aykırı olarak borsada aşırı yükselen şirketler konuşulurken Lydia Holding’in kaç kat değer kazandığı görülünce ‘Ne iş yapıyor?’ diye bakılmıştı, çalışan sayısı kaçtı? Sıfır. Hiç çalışanı yok. Sıfır çalışanlı bu Lydia Holding’in içinde olduğu, Usame Erdoğan’ın… Yani Usame Erdoğan Tayyip Bey’e ‘Amca’ diyor. Öz amcası.”</p>
<p>Asrın soygunun maliyetinin 90 milyar dolar olduğunu aktaran Özel, “Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Neredeyse depremin 11 ilde yıktığı ve ortaya çıkardığı bütün kaybın yüzde 90’ını AK Parti’nin kara düzeninde AK Parti’nin saadet zincirinden vurmuşlar” dedi. Şimdi Erdoğan diyor ki, ‘İktisadi güvenliğe sabotaj düzenlendi.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu'dan Şimşek'e istifa çağrısı</strong></p>
<p>Yeni yasama yılının ilk grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeminde de fon krizi vardı. Kılıçdaroğlu, fon krizini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e kritik sorular yönelterek değerlendirdi. “Bu bir devlet krizi. Bürokrat ve siyasetçi halkı soymak için işbirliği yapmış. Son fon skandalı bunun en tipik örneğidir. Bir tarafında bürokratlar, bir tarafında siyasetçiler var. Soyulan vatandaşımızın sayısı 455 bin 748 kişi” açıklamasında bulunan Kılıçdaroğlu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e şu soruları yöneltti: “ Borsa vurgununda kimler kazandı? Bunu kimler denetlemekle görevliydi? Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi?” Bakan Şimşek’i krizi yönetememekle suçlayan Kılıçdaroğlu, Şimşek’in hemen istifa etmesi gerektiği çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-fon-krizi-ile-ilgili-yeni-isimleri-ve-iddialari-gundeme-tasidi-89175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/ozgur-ozel-1791351232.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel, fon krizi ile ilgili yeni isimleri ve iddiaları gündeme taşıdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-geriledi-ama-hayat-pahaliligi-bitmedi-89174</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylül enflasyonu geriledi ama hayat pahalılığı bitmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir ürünün fiyatının geçen yıl yüzde 40, bu yıl yüzde 30 artması fiyatın ucuzladığı anlamına gelmez. Sadece fiyat artışının hızı düşmüş olur. Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca yıllık orana değil, toplumun satın alma gücüne de bakmak gerekir.</strong></p>
<p>Eylül 2026 enflasyon rakamları açıklandı. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 31,49 olurken, yılbaşından bu yana tüketici fiyatlarındaki yükseliş yüzde 24,32’ye ulaştı.</p>
<p>İlk bakışta yüzde 30’un altına gerileyen yıllık enflasyon önemli bir eşik olarak görülebilir. Nitekim geçen yılın aynı ayında yıllık TÜFE yüzde 33,29 seviyesindeydi. Dolayısıyla yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme var. Ancak burada önemli olan yalnızca rakamın düşmesi değil, vatandaşın bu düşüşü günlük hayatında ne kadar hissettiğidir.</p>
<p>Benim açımdan eylül enflasyonunun en önemli mesajı şudur: <strong>Enflasyonun hızı yavaşlıyor ancak fiyatların seviyesi yüksek kalmaya devam ediyor.</strong></p>
<p>Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ürünün fiyatının geçen yıl yüzde 40, bu yıl yüzde 30 artması fiyatın ucuzladığı anlamına gelmez. Sadece fiyat artışının hızı düşmüş olur. Vatandaşın markette, pazarda, kirada, faturada veya ulaşımda karşılaştığı fiyat seviyesi ise yüksek olmaya devam eder. Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca yıllık orana değil, toplumun satın alma gücüne de bakmak gerekir.</p>
<p>Eylül ayında dikkat çeken başlıklardan biri gıda fiyatlarında yaşanan gelişme oldu. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık yüzde 0,20’lik düşüş gerçekleşti. Yıllık artış ise yüzde 27,62 oldu. Gıdanın genel enflasyona yıllık katkısı 6,73 puan olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu gelişme son derece önemli. Çünkü Türkiye’de dar ve sabit gelirli vatandaş açısından enflasyon denildiğinde akla ilk gelen kalemlerden biri gıdadır. Gıda fiyatlarında kalıcı bir istikrar sağlanmadan enflasyonla mücadelede toplumsal rahatlamanın sağlanması kolay değildir.</p>
<p>Ancak gıda fiyatlarının aylık olarak gerilemesi tek başına yeterli değildir. Üretim maliyetleri, tarımsal girdiler, akaryakıt, gübre, yem, enerji, lojistik ve aracılık maliyetleri dikkate alındığında gıda enflasyonunun önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü bugün market rafında gördüğümüz fiyat, yalnızca çiftçinin üretim maliyetinden oluşmuyor. Tarladan sofraya kadar uzanan zincirin her halkasında oluşan maliyet fiyatı etkiliyor.</p>
<p>Eylül verilerinde asıl dikkat çekici alanlardan biri ise konut ve ulaştırma oldu.</p>
<p>Ulaştırma grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 35,10’a ulaşırken, aylık artış yüzde 2,79 olarak gerçekleşti. Ulaştırmanın yıllık enflasyona katkısı 5,96 puan oldu.</p>
<p>Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yıllık artış yüzde 39,99 seviyesinde gerçekleşti. Bu grubun enflasyona yıllık katkısı ise 4,84 puan oldu.</p>
<p><strong>Temel ihtiyaçlardan </strong><strong>vazgeçmek kolay değildir</strong></p>
<p>İşte vatandaşın bütçesini en fazla zorlayan nokta burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü konut ve ulaştırma, insanların kolayca vazgeçebileceği harcama kalemleri değil. Bir vatandaş daha az giyim alışverişi yapabilir, bazı sosyal harcamalarını erteleyebilir veya dayanıklı tüketim mallarını daha ileri bir tarihe bırakabilir. Ancak ev kirası, elektrik, doğal gaz, ulaşım ve temel ihtiyaçlardan vazgeçmek kolay değildir.</p>
<p>Dolayısıyla bu alanlardaki fiyat artışlarının gelirler üzerindeki etkisi çok daha güçlüdür.</p>
<p>Bir başka önemli gösterge ise çekirdek enflasyon olarak takip edilen özel kapsamlı TÜFE göstergesi B oldu. İşlenmemiş gıda, enerji, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE aylık yüzde 2,01, yıllık yüzde 29 arttı.</p>
<p>Burada da önemli bir mesaj görüyoruz.</p>
<p>Manşet enflasyon yüzde 1,84 iken B endeksinin aylık yüzde 2,01 artması, fiyat baskısının ekonominin daha geniş bir bölümünde devam ettiğini gösteriyor. Yani enflasyondaki düşüşü sadece birkaç kalemdeki fiyat hareketlerine bağlamak doğru olmaz.</p>
<p>Eylül ayında 174 alt sınıftan 133’ünde fiyat artışı görülmesi de bu açıdan oldukça dikkat çekici. Sadece 35 alt sınıfta fiyatlar gerilerken, 6 alt sınıfta değişim yaşanmadı.</p>
<p>Bana göre bu tablo, enflasyonun ekonominin geniş bir bölümüne yayıldığını açıkça gösteriyor.</p>
<p>Dolayısıyla bundan sonraki dönemde en önemli konu, enflasyonun yüzde 30’un altına inmesi kadar, fiyat artışlarının ekonominin geneline yayılmasının önlenmesi olacaktır.</p>
<p>Burada para politikasının yanında maliye politikası, üretim politikaları ve arz yönlü tedbirler de büyük önem taşıyor.</p>
<p>Çünkü yalnızca faiz politikasıyla gıda, konut, enerji, kira, ulaştırma ve hizmet fiyatlarındaki bütün sorunları çözmek mümkün değildir.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle üretim kapasitesini artırması, tarımsal üretimi güçlendirmesi, enerji maliyetlerini düşürmesi, lojistik zincirini verimli hâle getirmesi ve konut arzını artırması gerekiyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sadece Merkez Bankası’nın işi değildir. Bu mücadele ekonominin tamamını ilgilendiren bir süreçtir.</p>
<p><strong>Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?</strong></p>
<p>Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilemesi elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak vatandaşın gerçek gündemi hâlâ aynı: <strong>Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?</strong></p>
<p>Asıl mesele budur.</p>
<p>Bir emeklinin, memurun, işçinin veya asgari ücretlinin geliri yüzde 30 civarında artan fiyatlar karşısında ne kadar korunabildiğine bakmadan enflasyonun toplumsal etkisini ölçemeyiz.</p>
<p>Özellikle sabit gelirli kesim açısından geçmiş dönemde oluşan fiyat artışlarının yarattığı kayıpların telafisi büyük önem taşıyor. Çünkü bugünkü enflasyonun düşmesi, geçmişte yaşanan satın alma gücü kaybını otomatik olarak ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Bu nedenle eylül enflasyonunu ben iki farklı açıdan değerlendiriyorum.</p>
<p>Birincisi, yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi ve aylık artışın yüzde 2’nin altında kalması olumlu bir gelişmedir. İkincisi ise konut ve ulaştırma başta olmak üzere temel harcama gruplarında yüksek fiyat artışlarının devam etmesi, mücadelenin henüz tamamlanmadığını göstermektedir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan sadece TÜFE’nin kaç olacağı değildir. Enflasyonun kalıcı biçimde düşmesi, fiyatlama davranışlarının normalleşmesi, beklentilerin iyileşmesi ve vatandaşın satın alma gücünün yeniden güçlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değildir.</p>
<p>Rakamların vatandaşın mutfağına, evine, ulaşım giderine ve geleceğe ilişkin beklentilerine yansıması gerekir.</p>
<p>Eylül 2026 verileri bize önemli bir fırsat penceresi açıyor. Ancak bu fırsatın kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesi, üretimin desteklenmesi ve özellikle dar gelirli kesimin korunması şart.</p>
<p>Benim beklentim, önümüzdeki aylarda enflasyonun yönünün aşağı doğru devam edeceği, ancak aylık fiyat hareketlerinin yakından izlenmesi gerektiği yönünde. Çünkü <strong>enflasyonla mücadelede son kilometre, ilk kilometreden çok daha zor olabilir.</strong></p>
<p>Artık hedef yalnızca enflasyonu düşürmek değil, bunu yaparken ekonomiyi büyütmek, üretimi artırmak ve vatandaşın kaybettiği satın alma gücünü yeniden kazandırmaktır.</p>
<p>Gerçek başarı da ancak o zaman ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Kaynak: TÜİK</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-geriledi-ama-hayat-pahaliligi-bitmedi-89174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül enflasyonu geriledi ama hayat pahalılığı bitmedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-siper-3-mevziden-3lu-kusatma-ve-ates-hatti-89173</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 siper 3 mevziden 3’lü kuşatma ve ateş hattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyasi irade</strong>; toplum adına toplumsal tercihleri belirleyen güçtür.</p>
<p>Bu mevzinin elindeki güç;  kanun yapmak, bütçe belirlemek, kamu politikası oluşturmak ve kurumlara yetki vermektir.</p>
<p>Doğrudan ceza veya yaptırım değil kanun yapma gücünü kullanır.</p>
<p><strong>Bu güç, yasama mevzisinden yönetilir.  </strong></p>
<p><strong>Siperlerinde</strong>;  milletvekilleri, bakanlar, parti yöneticileri vardır. <br /><strong>Güç kaynağı ise; </strong> yasama yetkisi, bütçe, kamu politikası, norm koyma ve siyasi meşruiyettir.</p>
<p><strong>Siyasi irade silaha dönüşürse…</strong></p>
<p>Siyasi irade silaha dönüşürse;  bürokrasiyi ve yargıyı belirli hedeflere karşı kullanılabilecek araçlara dönüştürebilir. Siyasal güç, belirli kişi, grup veya kurumları etkisizleştirmek amacıyla hukukî düzenlemeyi seçici, ölçüsüz veya stratejik biçimde kullanmaya başladığında her şey köklü çürümelere maruz kalabilir.</p>
<p>Siyasi irade; toplumsal tercihleri değil, mevzi tercihlerini uygulayan mekanizma haline gelir.  <strong>Silahın menzilini, hedefini ve kullanılacağı zamanı belirleyen ağır silahlarla donanmış komuta merkezine</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Bürokrasi ve idare yetkisi;</strong> ruhsat, lisans, denetim, vergi, ihale, disiplin, izin, rapor, idari yaptırım ve benzeri araçlarla devletin günlük hayattaki gerçek gücünü taşır.</p>
<p><strong>Bu güç yürütme mevzisinden yönetilir. </strong></p>
<p>Siperlerinde bürokratlar, teknokratlar, hukukçular vardır.</p>
<p><strong>Bürokrasi ve idare silaha dönüşürse…<br /></strong>Toplumsal tercihlerin aksi yönünde mevzilenen siyaset, siyasi iradeyi silah haline getirerek idari uygulamalar yapmaya başlar. Tek tek bakıldığında hukuka uygun görünen işlemler, aynı hedef üzerinde sistematik, seçici veya koordineli biçimde uygulanmaya başladığında bir <strong>kuşatma mekanizmasına</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Bürokrasi bu anlamda savaş alanındaki konvansiyonel kuvvettir. </strong>Siyaset mevziyi belirlerken bürokrasi sahayı kontrol eder, hareket alanını daraltır ve hedefi yıpratır. Hukukun silahlanmasının en görünmez biçimi de çoğu zaman budur; çünkü saldırı tek bir büyük darbede değil, <strong>çok sayıdaki küçük ve teknik işlemin toplam etkisinde</strong> ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Hukuk; </strong>toplumsal ve bireysel refahın kapsam ve içeriğini belirler. Soruşturma, kovuşturma, tutuklama, adli tedbir, el koyma, yargılama ve hüküm, hukuk devletinin olağan araçlarıdır</p>
<p><strong>Bu güç yargı mevzisinden yönetilir.  </strong></p>
<p>Siperlerinde savcılar, hakimler, avukatlar vardır.</p>
<p>Adalet, eşitlik ve hakkaniyet savaşı verir.</p>
<p><strong>Yargı silaha dönüşürse…</strong></p>
<p>Siyasal irade, bürokratik kapasite ve yargısal zor kullanma gücü;  belirli bir hedef üzerinde, belirli bir amaca yönelik, stratejik olarak birleştiğinde; hukuk, <strong>nihai ateş gücüne</strong> dönüşebilir.</p>
<p><strong>Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. </strong> Buradaki tehlike yalnızca hukuka aykırı karar değildir; hukuken mümkün görünen araçların <strong>seçici, ölçüsüz, taraflı veya meşru amacından saptırılmış biçimde</strong> kullanılmasıdır. Çünkü Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. Çünkü yargısal güç; özgürlük, malvarlığı, itibar ve siyasal haklar üzerinde diğer kamu işlemlerinden farklı olarak sonradan tamamen giderilemeyebilecek sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><strong>Üç mevzinin kesişmesi</strong></p>
<p>Üç mevzi, yani <strong>yasama, yürütme ve yargı</strong>, hukukla bağlı kaldıkları sürece birbirlerinin rakibi değil, toplumun <strong>Adalet, Eşitlik ve Hakkaniyet siperlerini koruyan üç savunma hattıdır</strong>.</p>
<p>Yasama toplumsal iradeyi hukuka dönüştürür, yürütme bu hukuku tarafsız ve ölçülü biçimde hayata geçirir, yargı ise hem bireyi hem toplumu diğer iki gücün olası aşırılıklarına karşı korur. Böylece devletin sahip olduğu yasama, yürütme ve yargısal güç, halka karşı kullanılan bir kuvvet olmaktan çıkar; <strong>halkın refah, güven, özgürlük ve haklarını koruyan bir devlet kapasitesine dönüşür.</strong> </p>
<p><strong>Hukuk devleti; tüten bir ocağın dumanına bakıp devleti yönetme hayali kurabilen, o hayali gerçekleştirebileceğine inanabilen çocukların ve gençlerin teminatıdır.</strong></p>
<p>Ancak siyasal irade belirli bir hedefi stratejik olarak seçtiğinde, bürokratik kapasite bu hedefi kuşatacak biçimde seferber edildiğinde ve yargısal zor kullanma gücü aynı hedef üzerinde devreye sokulduğunda üç mevzi artık birbirini denetleyen hukuk devleti kurumları olmaktan çıkar. Sistematik devlet gücü değil, aynı ateş hattında bütünleşen ve birleşen güç artık <strong>lawfare </strong>(hukuki savaş yöntemi)  ihtimalinin aktörü olma potansiyeli taşır.</p>
<p><strong>Lawfare ihtimali</strong>, üç kurumun aynı konuda işlem yapmasından değil; belirli bir hedefin, belirli bir stratejik amaçla, farklı kamu güçlerinin birbirini tamamlayan kapasitesi kullanılarak kuşatılmasından doğar.</p>
<p><strong>İşte o zaman o ocaktaki duman umut ve hayalin değil, ateş ve boğulmanın sebebidir. </strong></p>
<p>Brezilya’daki Lava Jato (Car Wash) Operasyonu, devlet yetkilerinin seçici, stratejik ve kurumsal olarak birbirini güçlendiren biçimde kullanılması halinde hukukun bir mücadele aracına dönüşebileceği tezini somutlaştıran örneklerden biridir.</p>
<p>Operasyon kapsamında eski Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva hakkında yürütülen süreçlerde Brezilya Yüksek Federal Mahkemesi, 2021 yılında Curitiba’daki 13. Federal Mahkemenin bu davalara bakmakta yetkili olmadığına karar vererek verilen kararları hükümsüz kılmıştır. Aynı yıl Mahkeme, hâkim Sérgio Moro’nun Lula’nın “Triplex” davasındaki tarafsızlığını da kabul edilen çoğunluk kararıyla sorgulamış ve onun şüphe nedeniyle görevden çekilmesi gerektiğine hükmetmiştir.  </p>
<p>Böylece mesele yalnızca tek bir kararın hukuka uygunluğu olmaktan çıkmış, <strong>soruşturma, savcılık ve yargılama gücünün aynı hedef üzerindeki birleşik etkisi</strong> hukuk devleti, tarafsızlık ve hâkim güvencesi bakımından tartışmanın merkezine yerleşmiştir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-siper-3-mevziden-3lu-kusatma-ve-ates-hatti-89173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 siper 3 mevziden 3’lü kuşatma ve ateş hattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-ayni-seyi-soyluyorsa-yonetim-kurullarinda-10-adam-nerede-89171</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes aynı şeyi söylüyorsa, yönetim kurullarında 10. adam nerede?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sinemayı, farklı türlerdeki filmleri seyretmeyi küçük yaşlarımdan beri severim. Dile kolay; dört evladımın herbiriyle çizgifilm izlemişliğim de çok;  o kadar çok ki sayısını tahmin bile edemem. Fakat yaş aldıkça, türü ne olursa olsun filmlere daha farklı bakmayı, birşeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getirdim. Birçoğunuzun izlemiş olduğunu tahmin ettiğim bir filmden bahsedeyim. Max Brooks'un 2006 tarihli Zombi Savaşı (World War Z) adlı kitabından uyarlanan, 2013 yılında vizyona giren, Brad Pitt'in başrolde olduğu filmde, Güney Kore'de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getirmektedir ve insanoğlu ikiye ayrılır. Brad Pitt'in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği film, insanlar ve Zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı odağına alıyor. Filmde Brad Pitt, bir "zombi pandemisini" durdurmanın bir yolunu bulmak için dünyayı dolaşarak ipuçları toplayan eski bir Birleşmiş Milletler araştırmacısı olan Gerry Lane'i canlandırıyordu. İşte bu filmde, kahramanımız Gerry 'nin macerasında bir dönüm noktası var. Hastalığın yayılmasını durdurmak için tüm vatandaşlarının bütün dişlerini 24 saat içerisinde zorla çektiren Kuzey Kore Devletinin sınırında yakalanmış, iki taraflı çalışan bir CIA mensubu "dişsiz haliye" bir istihbarat verir; Ortadoğuda'daki "bir devlet" aylar öncesinden bütün ülkesini çok yüksek duvarlarla örerek kapatmıştır. Zombi salgınına karşı çok önceden tedbir kararı alan ve bunu uygulayan ülkeye giden Gerry, ilgili devletin yetkilisinden bunun sebebini öğrenmeye çalışır…</p>
<p>Şirketlerde karar alma süreçlerinin en tehlikeli anı, herkesin aynı fikirde olduğu andır. Çünkü "fikir birliği" her zaman gerçeğe en yakın doğruluğun bir göstergesi değildir!  Bazen yalnızca aynı varsayıma, aynı veriye ve aynı bakış açısına sahip insanların aynı sonuca ulaşmasıdır. Bugün yönetim kurullarında riskler daha çok konuşuluyor. Denetim mekanizmaları güçleniyor. İç denetim, uyum, finansal kontrol ve risk yönetimi fonksiyonları giderek daha kurumsal bir yapıya kavuşuyor. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Bütün bu mekanizmalar, şirketin gerçekten doğru soruları sormasını sağlayabiliyor mu? Her zaman değil.</p>
<p>İyi tasarlanmış bir risk ve denetim sistemi, yanlış varsayım üzerine kurulmuş bir kararın kusursuz şekilde uygulanmasını da mümkün kılabilir. Tam bu noktada “Onuncu Adam” yaklaşımının önemli bir yönetim disiplini haline geldiğini düşünüyorum. Onuncu Adam ne yapar? Onuncu Adam, çoğunluğa karşı çıkmak için görevlendirilmiş bir “muhalif” değildir. Asıl görevi çok daha değerlidir: Herkes aynı sonuca ulaştığında, o sonucun "tersini" bilinçli olarak test etmek. Örneğin bir yönetici: “Bu pazara yatırım yapmalıyız.” diyorsa, 10. Adamın görevi “yatırım yapmayalım” demek değildir. Şunu sormaktır: “Yatırım yapmamamız gerektiğini varsaysaydık, hangi verilere bakardık?” Bu küçük görünen fark, karar kalitesinde büyük bir değişim yaratır. Çünkü tartışma “Kim haklı?” ekseninden çıkar ve “Hangi varsayım yanlış olabilir?” eksenine taşınır. Bence modern yönetim kurullarının ihtiyacı tam olarak budur.</p>
<p><strong>Risk Komitesi geleceğe bakar, Denetim Komitesi sistemi test eder. </strong></p>
<p>Bir şirketin güçlü bir yönetişim yapısına sahip olabilmesi için Risk Komitesi ile Denetim Komitesi'nin görevlerinin birbirinden net biçimde ayrılması gerekir. Risk Komitesi, esas olarak geleceğe bakar. “Ne olabilir?” sorusuyla risk iştahını, stratejik riskleri, gelişmekte olan riskleri, dayanıklılığı ve şirketin gelecekte karşılaşabileceği tehditleri değerlendirir. Denetim Komitesi ise daha çok güvence tarafında durur. “Sistem çalışıyor mu?” sorusuyla iç kontrol, iç denetim, finansal raporlama ve bağımsız denetim gibi mekanizmaların etkinliğini gözetir. Biri geleceği anlamaya çalışır. Diğeri mevcut sistemin güvenilirliğini test eder. Ancak burada da bir sorun vardır: İkisinin de aynı varsayımın içinde kalabilme ihtimali çok yüksektir! Örneğin Risk Komitesi şirketin belirli bir pazarda büyümesinin önündeki riskleri tartışıyor olabilir. Denetim Komitesi ise bu riskleri yöneten kontrol mekanizmalarının düzgün çalıştığını teyit ediyor olabilir. Peki ya temel varsayımın kendisi yanlışsa? İşte Onuncu Adam burada devreye girer.</p>
<p><strong>“Integrated Board Assurance” neden gerekli?</strong></p>
<p>Yönetim kurulunun yalnızca ayrı ayrı raporlar alması yeterli değildir. Risk raporu başka, iç denetim raporu başka, bağımsız denetim raporu başka, uyum raporu başka olduğunda şirket çok fazla bilgi üretebilir; ama yine de bütün resmi göremeyebilir. Bu nedenle son yıllarda daha önemli hale gelen yaklaşım, benim “entegre güvence” olarak ifade edeceğim Integrated Board Assurance anlayışıdır. Temel soru şudur: Şirketin kritik riskleri kim tarafından sahipleniliyor, hangi kontrollerle yönetiliyor, bu kontroller gerçekten çalışıyor mu ve yönetim kurulunun görmediği bir alan var mı?</p>
<p>Bu yaklaşım, yönetim kuruluna tek tek parçaları değil, parçaların birleşiminden oluşan resmi göstermeyi amaçlar. İşte tam bu noktada üç klasik kör nokta ortaya çıkar:</p>
<p><strong>GAP - “Diğer komite bakıyordur.”</strong></p>
<p>Sonuç: Kimsenin sahiplenmediği risk alanlarının kalmasıdır.</p>
<p><strong>OVERLAP - “Herkes aynı konuya bakıyor.”</strong></p>
<p>Sonuç: Tekrara düşmek, zaman kaybı ve muğlakta kalan sorumluluklar.</p>
<p><strong>SILO -  “Herkes kendi parçasını görüyor.”</strong></p>
<p>Sonuç: Şirketin tamamındaki bağlantılı riskler gözden kaçıyor.</p>
<p>Integrated Board Assurance bu üç kör noktayı azaltmaya çalışır. Ancak bence bir katman daha eklenmelidir: Challenge. Yani: “Peki ya hepimiz yanılıyorsak?”</p>
<p>Risk ve denetim mekanizmalarının çok önemli bir görevi vardır: güvence vermek. Fakat yönetim kurulunun sadece güvenceye değil, gerektiğinde meydan okumaya da ihtiyacı vardır. Onuncu Adam yaklaşımı burada bir çeşit zihinsel stres testi işlevi görür. Örneğin şirket yeni bir pazara girecek, büyük bir yatırım yapacak, önemli bir satın alma gerçekleştirecek, dijital dönüşüm yatırımı başlatacak, yeni bir iş modeline geçecek olsun. Risk Komitesi şunu sorar: “Bu kararın riskleri neler?” Denetim Komitesi şunu sorar: “Bu riskleri yöneten kontroller yeterli mi?” Integrated Board Assurance şunu sorar: “Tüm bu riskler, kontroller ve güvence mekanizmaları birbirleriyle uyumlu mu?” Onuncu Adam ise son soruyu sorar: “Bunların tamamını doğru kabul edersek, <u>hangi kritik şeyi hâlâ göremiyor olabiliriz?</u>”</p>
<p>İşte gerçek “challenge” burada başlar. İyi yönetim kurulu sadece güvence istemez Bir yönetim kurulunun görevi yönetime sürekli “Haklı mısınız?” diye sormak değildir; daha stratejik ve kaliteli soru şudur: “Yanılıyor olabileceğiniz yer neresi?” Bu yaklaşım özellikle şirket büyüdükçe daha da önemli hale geliyor. Çünkü küçük şirketlerde patronun sezgisi birçok şeyi telafi edebilir. Ancak organizasyon büyüdükçe bilgi "katmanlara" ayrılır. Satış piyasa koşullarının şekillendirdiği kendi zihniyetiyle resmi görür. Finans kendi perspektifiyle resme bakar. Operasyon kendi koşullarına göre resmi görür. Pazarlama "marketing dünyasının" yönlendirdiği açıyla resme bakar. Risk kendi tarafından bakar, Denetim kendi şartlarına göre resmi görür. Sorun genellikle farklı birimlerde çalışan bu insanların işlerini yanlış yapması değildir. Sorun şudur: Herkes kendi parçasını doğru gördüğü halde, "şirketin tamamındaki resmi" kim görecektir? Onuncu Adam tam olarak burada önem arz eder; fakat Onuncu Adam bir “itiraz memuru” olmamalıdır. Bu yaklaşımın yanlış uygulanmasının da ciddi bir riski var. Eğer 10. Adam rolü: “Ne söylerseniz karşı çık.” şeklinde anlaşılırsa sistem kısa sürede anlamsızlaşır. Onuncu Adamın görevi kararı geciktirmek değildir; kararın dayanıklılığını artırmaktır. Bu nedenle iyi bir Onuncu Adam şu soruları sorar: “Temel varsayımımız nedir?”, “Bu varsayımı hangi veri destekliyor?”, “Bu verinin yanlış olduğunu ne zaman anlayabiliriz?”, “Bunun tam tersi gerçekleşirse ne olur?”, “Hangi risk henüz dashboard'umuzda görünmüyor?”, “Bir yıl sonra geriye baktığımızda ‘Bunu nasıl göremedik?’ diyeceğimiz konu ne olabilir?” Bence bunlar artık yönetim kurulu gündemlerinde standart sorular haline gelmelidir.</p>
<p><strong>Risk yönetiminin yeni seviyesi: Riski bilmek yetmez</strong></p>
<p>Geleneksel anlayışta güçlü şirket, risklerini bilen şirkettir. Daha gelişmiş anlayışta ise güçlü şirket: Risklerini bilen, risk sahiplerini netleştiren, kontrollerini test eden, güvence seviyesini ölçen ve kendi varsayımlarına meydan okuyabilen şirkettir. Bu nedenle ben şu modeli önemsiyorum: Risk Komitesinin  “Ne olabilir?”, Denetim Komitesinin “Sistem çalışıyor mu?”, Integrated Board Assurance'ın “Bütün resim nasıl?” ve Onuncu Adamın “Hepimiz yanılıyor olabilir miyiz?” sorularını düzenli olarak sorduğu model. Bu dört yaklaşım birlikte çalıştığında yönetim kurulunun rolü yalnızca “denetleyen” bir yapı olmaktan çıkar, düşünce kalitesini yükselten bir yapı haline gelir.</p>
<p><strong>Son söz: En tehlikeli cümle “Hepimiz aynı fikirdeyiz” olabilir</strong></p>
<p>Kurumsal hayatta bazen güçlü bir yönetim kurulunu, toplantıda hiç kimsenin itiraz etmediği kurul olarak algılıyoruz. Ben tam tersini düşünüyorum. Güçlü kurul, herkesin aynı düşündüğü kurul değildir. Aynı sonuca ulaşmadan önce farklı ihtimalleri yeterince test eden kuruldur. Çünkü şirketler çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, yanlış varsayımların yeterince sorgulanmamasından hata yapar. Bu yüzden Risk Komitesi'ne Denetim Komitesi'ni, onlara Integrated Board Assurance'ı eklemek önemli bir adımdır. Fakat bence son halka olan Onuncu Adam'ı eklemek gerekir. Çünkü bazen şirketi koruyacak olan şey, dokuz kişinin daha fazla bilgi üretmesi değil; bir kişinin doğru zamanda “Ya hepimiz yanlış düşünüyorsak?” diye sormasıdır.</p>
<p>World War Z filminde, zombi salgınına karşı çok önceden tedbir kararı alan ve bunu uygulayan ülkeye giden Gerry, ilgili devletin yetkilisinden bunun sebebini öğrenir. Aylar öncesinden Hindistan'da gizli bir mesajlaşmayı deşifre eden ilgili ülkenin istihbarat elemanları, bu mesajlaşmada "bahse konu olan hastalığın" eski bir hint lehçesinde yamyam anlamına geldiği bilgisini yetkili kurula sunar. Kurul 10 ayrı üyeden oluşmaktadır; 9 üye bu bilgiyi önemsemediği halde, 10. üye kaideler gereği, "Ya bu büyük bir tehdit ise…" diye hareket eder ve ülkenin bütün çevresi 62 fit (19 metre) yüksekliğinde duvarlarla örülür. Gerry'ye yardımcı olan, ona bu süreci anlatan kişi 10. adamdır!</p>
<p>Hemen herşeyin hızla gelişebildiği, istikrarlı zannedilen bütün dengelerin değişebildiği bir dünyada yaşıyoruz; artık bunu kabul edelim. Böyle bir dünyada belki de yönetim kurullarında aramamız gereken en değerli özellik "fikir birliği" değil; <strong>güvenli biçimde fikir ayrılığı yaratabilme kapasitesidir!</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-ayni-seyi-soyluyorsa-yonetim-kurullarinda-10-adam-nerede-89171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes aynı şeyi söylüyorsa, yönetim kurullarında 10. adam nerede? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-icin-zarlar-yeniden-atiliyor-89169</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ için zarlar yeniden atılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sıradan vatandaşlar temkinli ve protest bir tutum sergilerse, yapay zekânın kaderi yeniden yazılabilir, en azından yavaşlar ve zaman kazandırır. Bu düzeyde bir kolektif bilincin oluşması ise hepimizin görevi.</strong></p>
<p>Büyük bir felaketi beklemeden harekete geçilmesi gerektiğine dair kamuoyu oluşmaya başladı. En son North Carolina’da yaklaşık 1.850 acre (7,5 km²) alanda planlanan dev bir AI veri merkezi (Project Delta), yerel halkın yoğun örgütlenmesi, protestoları ve açtığı dava sonucunda County Commissioners’ın onayı iptal edildi ve projenin ilerlemesi durduruldu.</p>
<p><strong>Radikal aktivist oluşumlar da </strong><strong>seslerini duyurmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekâya eleştirel yaklaşan, hatta karşıt bir duruş sergileyen pek çok sivil oluşum kuruldu. <em>Center for AI and Digital Policy</em> (CAIDP), <em>AI Now Institute </em>ve <em>Future of Life Institute</em> (FLI) gibi politik kulvarda hareket eden düşünce kuruluşlarının yanı sıra Stop AI ve PauseAI gibi daha radikal aktivist oluşumlar da seslerini duyurmaya çalışıyor. S<em>top AI, PauseAI, Stop the AI Race </em>ve<em> Fight for the Future</em>, AI’nin kontrolsüz gelişimine karşı en görünür aktivist oluşumlar. PauseAI, 2023’te Joep Meindertsma tarafından kuruldu ve frontier AI’nin güvenli ve demokratik biçimde kontrol edilebilmesi kanıtlanana kadar geliştirilmesinin duraklatılmasını savunuyor; 14’ten fazla ülkede faaliyet gösteriyor ve 1.000’den fazla destekçiye ulaştığını belirtiyor. Stop AI, 2024’te ortaya çıkan daha radikal bir hareket olarak AGI/ASI geliştirilmesine kalıcı bir küresel yasak talep ediyor ve OpenAI gibi şirketlerin ofisleri önünde doğrudan eylemler ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenliyor. Kendini grassroots bir hareket olarak tanımlıyor. 2024’te Sam Kirchner ve Guido Reichstadter tarafından kuruldu. Sam Kirchner 2025 Kasım’ında ortadan kayboldu.</p>
<p>Stop the AI Race, 2026’da görünürlük kazanan daha yeni bir hareket olup OpenAI, Anthropic ve Google DeepMind gibi şirketlerin AI yarışını durdurmasını talep ediyor; yüzlerce kişinin katıldığı yürüyüşler ve ofis işgalleri düzenledi. Fight for the Future ise 2011’den beri faaliyet gösteren daha geniş bir dijital haklar oluşumu; AI gözetimi, yüz tanıma ve AI’nin emek üzerindeki etkileri gibi konularda kitlesel çevrimiçi ve fiziksel kampanyalar yürütüyor. Kuruluş, 2025 kampanyalarında 83.800 bireysel eylem gerçekleştirildiğini, 19.767 telefon görüşmesi organize edildiğini ve 515 kuruluş/sanatçının koalisyon mektuplarına katıldığını bildiriyor; ayrıca kampanyalarının milyonlarca kişiye ulaştığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Çözüm için zamana </strong><strong>ihtiyacımız var</strong></p>
<p>Bu tip gelişmeler umut verici, fakat büyük model geliştiricilerinin geri adım atmak gibi bir niyeti olup olmadığından emin değilim. Örneğin, OpenAI’da sular kurulduğu günden itibaren durulmuyor. Şirket şimdiye kadar onlarca yöneticisini ve belki de yüzlerce mühendisini kaybetti. Ilya Sutskever ve John Schulman gibi iki kurucu ortağı başta olmak üzere 10-15 isim ayrılırken, kamuoyuna açık şekilde eleştirilerini dile getirdiler. Bunlar arasında en popüler isimlerden biri olan Dario Amodei, ayrıldıktan sonra kendi şirketi Anthropic’i (Claude) kurdu. Geçtiğimiz haftalarda Jacob Coxon’ın istifası ve açıklamaları büyük ses getirmişti. Birkaç gün önce ise David Robinson, şirketin AI yeteneklerini geliştirme hızının güvenlik çalışmalarının önüne geçtiğini söyleyerek istifa etti.</p>
<p>Olası çözüm yollarını daha önce burada yazmıştım. Çözümü tartışmak, bulmak ve uygulamak için zamana ihtiyacımız var. Sıradan vatandaşlar temkinli ve protest bir tutum sergilerse, yapay zekânın kaderi yeniden yazılabilir, en azından yavaşlar ve zaman kazandırır. Bu düzeyde bir kolektif bilincin oluşması ise hepimizin görevi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-icin-zarlar-yeniden-atiliyor-89169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ için zarlar yeniden atılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-verginin-iadesinde-faiz-ikilemi-89168</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haksız verginin iadesinde faiz ikilemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d653681da-1791350355.png" alt="" width="682" height="161" /> </strong>Bilindiği üzere, mükellefe haksız iade edilen vergiler, mükelleften gecikme faiziyle geri istenirken; mükelleften fazla veya yersiz tahsil edilen vergiler tecil faizi oranında ve hatta belirli tarihlerden itibaren işletilen faizle iade edilmektedir.  Bu çalışma, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinde yer alan ve aynı ekonomik olguya yani paranın haksız olarak elde tutulmasına göre, tarafların kim olduğuna bağlı olarak değişen faiz rejimi hakkındaki kişisel düşüncelerimizi içermektedir.  Bu yazıda, iade alan tarafın kimliğiyle bağlı bu ikilemli faiz uygulamasının anayasal vergileme ilkeleri karşısında durumu değerlendirilmiştir.</p>
<p>Vergi ilişkisi, kamu gücüyle donatılmış İdare ile bu güce uyma zorunluluğu bulunan borçlu kişiler (özel-tüzel) arasında kurulu bir ilişkidir. Bu ilişki terazisindeki yapısal eşitsizlik, vergilendirme yetkisinin kullanılmasını kanunilik, öngörülebilirlik ve adalet ilkeleriyle sınırlamayı zorunlu kılmıştır. Söz konusu sınırlamaların uygulanması gereken en önemli alanlardan biri de, hatalı vergilendirmenin maddi sonuçlarının yerine getirilmesidir: İdare mükellefe haksız yere para iade ettiğinde bunun parasal etkisi ne olur; mükellef İdareye haksız yere vergi ödediğinde bu etki ne olur?</p>
<p>Esasen, yasal düzenlemeler kapsamında bu iki sorunun yanıtı bellidir, nettir. Mükellefe haksız yere iade edilen vergi, VUK md. 112/3 uyarınca gecikme faiziyle birlikte geri alınmaktadır. Buna karşılık mükellef aleyhine yapılan hatalar nedeniyle fazla veya yersiz tahsil edilen vergiler, VUK md. 112/4 uyarınca tecil faizi oranında hesaplanan bir faizle ve hatta faizin başlangıcı belirli tarihlere bağlanarak iade edilmektedir. Böylece aynı paranın hukuka aykırı olarak elde tutulması şeklindeki aynı ekonomik koşullara bağlı oluşan sonuçlar, parayı haksız yere elinde tutan tarafın kim olduğuna göre farklı bedellendirilmektedir.</p>
<p>Halbuki, hukuk devleti, idarenin, hukuka aykırı işlemlerinin sonuçlarından sorumlu olmasını ve bu sonuçların gerçek anlamda giderilmesini zorunlu kılmaktadır. İdarenin hukuka aykırı tahsilatının mükellefe iadesinde, iadenin paranın zaman içindeki değer kaybını daha düşük faizle yapılması, mükellef açısından ciddi bir ekonomik değer kaybı oluşturmaktadır. Bu durum ise hukuki güvenlik ve etkili hukuki koruma beklentisiyle örtüşmeyen bir sonuç yaratmaktadır.</p>
<p>Konuya Anayasal eşitlik ilkesi çerçevesinde baktığımızda, eşitlik kuralı, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı kuralların uygulanmasını, farklı muamelenin ise objektif ve makul bir gerekçeye dayanmasını gerektirir. Tartıştığımız konuda, aynı paranın aynı hukuki sebepten kaynaklı haksız yere elde tutulması hususu, parayı elde tutan tarafa göre farkı hukuki muameleyi gerektir bir zorunluluk mudur, bu hususun netleştirilmesi önem arzedecektir. Kişisel düşüncemiz, İdarenin alacaklı olduğu hallerde gecikme faizi; mükellefin alacaklı olduğu hallerde tecil faizi uygulanması, aynı hukuki muameleye farklı hukuk kuralı getirmekte, bu da alacaklının kimliğine göre eşit olmayan bir sonuç doğurmasına sebebiyet vermektedir.</p>
<p>Konuya bir de ölçülülük penceresinden bakacak olursak, daha düşük faizle iade yapılmasının hangi meşru amaca hizmet ettiği de ayrı bir tartışmadır. Kamu maliyesinin korunması elbette meşru bir amaçtır; ancak hukuka aykırı olarak tahsil edilen paranın değerinin mükellef aleyhine olacak şekilde düşürülmesi bu meşru amacın bir gerekçesi olarak gösterilemez. Zira, hukuka aykırı bir tahsilatın ekonomik karşılığının, mükellefe uygulanan düşük oranlı faiz nedeniyle idarede bırakılması, idare lehine oluşabilecek haksız bir zenginleşmenin adeta kurumsallaşmasına sebep olacaktır, hatta olmaktadır.</p>
<p>Verginin, haksız kullanandan iadesi aşamasında uygulanacak iki farklı faiz oranının, yasal mevzuat kapsamında tarafların kimliğine göre farklılaştırılmasının anayasal ilkelere aykırılığı elbette çok daha derin tartışmayı gerektirir. </p>
<p>Sonuç olarak, belirtmek isteriz ki, VUK md. 112/3. maddesi ile 112/4. maddesi arasındaki farklılık, yani yasa ile oluşturulan ikilem, sadece teknik bir düzenleme tercihinin ötesinde, İdare ile mükellef arasındaki parasal ilişkinin karşılıklılık ilkesi kapsamında kurulup kurulmadığına ilişkin bir denge sorunudur. Sorunun yeni bir yasal düzenleme olmadan giderilemeyeceği de açıktır.  Yine de, mükellefe yapılan haksız iadede gecikme faizi, mükelleften yapılan haksız tahsilatta ise tecil faizi uygulanması, aynı ekonomik sonuçtan kaynaklanan hukuki muameleye farklı parasal sonuç yaratmaktadır. Kanımızca, kamu alacağının konumu ve yasa koyucunun takdir yetkisi, bu parasal farklılığı haklı kılacak objektif ve makul bir gerekçeye dayanmamaktadır. Nitekim, aynı ekonomik olgudan kaynaklanan parasal değer kaybının önlenmesine yönelik getirilen düzenlemelerde, taraflar arasında yapılacak eşitlikçi hukuk, hem İdareyi tarhiyat ve tahsilat süreçlerinde daha özenli olmaya yöneltecek, hem de mükellefin İdareye duyduğu hukuki güveni güçlendirecektir. c</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haksiz-verginin-iadesinde-faiz-ikilemi-89168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haksız verginin iadesinde faiz ikilemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gubre-fiyatlari-nereye-gidiyor-89166</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübre fiyatları nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gübre maliyetlerini yalnızca petrol fiyatları üzerinden değerlendirmek doğru değil; doğal gaz, amonyak ve üre zincirinin yanı sıra navlun ve ticaret politikaları da birlikte izlenmeli. Doğal gazın amonyak üretim maliyetindeki yüksek payı nedeniyle, gaz fiyatlarında yeniden yaşanabilecek bir yükseliş üre ve dolayısıyla gübre fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.</strong></p>
<p><em>Doğal gazdan üreye, navlundan küresel ticarete uzanan zincirde enerji maliyetleri ve jeopolitik gelişmeler gübre fiyatlarının yönünü yeniden şekillendiriyor.</em></p>
<p>Gübre fiyatlarını yalnızca tarımsal üretim ve sezonluk talep belirlemiyor. Doğal gaz, enerji maliyetleri, üretim kapasitesi, navlun, ticaret politikaları ve jeopolitik gelişmeler de fiyatların yönünde belirleyici oluyor. Özellikle azotlu gübrelerde bu ilişkinin merkezinde doğal gaz bulunuyor. Doğal gaz, amonyağın temel girdisi; amonyak ise üre üretiminin ana hammaddesi. Dünya Bankası, doğal gazın amonyak üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 80-90'ını oluşturabildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Küresel gübre piyasasının görünümü</strong></p>
<p>FAO'nun 2024 verilerine göre dünyada tarımsal amaçlı inorganik gübre kullanımı 197 milyon ton besin maddesine ulaştı. Bunun 115 milyon tonu azot (N), 44 milyon tonu fosfor (P₂O₅) ve 38 milyon tonu potasyum (K₂O) oluşturdu. Küresel üretim ise 216 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Gübre Fiyatları Nereye Gidiyor-</p>
<p>Buradaki küresel karşılaştırmalar, fiziksel ürün ağırlığı yerine içerdiği N + P₂O₅ + K₂O miktarını ifade eden saf besin maddesi (BBM) bazındadır. Bu ayrım önemlidir; çünkü fiziksel ürün miktarı ile içerdiği saf besin maddesi aynı değildir.</p>
<p><strong>Enerji maliyetleri ve jeopolitik risk</strong></p>
<p>Türkiye açısından fiziksel ürün bazındaki veriler de dış tedarikin önemini ortaya koyuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Gübre Takip Sistemi verilerine göre 2024 yılında Türkiye'nin kimyevi gübre tüketimi 6,98 milyon ton, üretimi ise 4,72 milyon ton oldu. Saf besin maddesi bazında tüketim 2,81 milyon ton, üretim ise 1,76 milyon ton olarak gerçekleşti. Gübre Fiyatları Nereye Gidiyor-</p>
<p>2026'da enerji piyasalarında petrol ve doğal gaz farklı yönlerde hareket etti. Brent petrol, Ocak 2026 seviyesine göre Eylül sonunda yaklaşık <strong>yüzde 55 yükselirken</strong>, Henry Hub doğal gaz fiyatı aynı dönemde yaklaşık <strong>yüzde 58 geriledi</strong>.</p>
<p>Bu ayrışma önemli. Gübre maliyetlerini yalnızca petrol fiyatları üzerinden değerlendirmek doğru değil; doğal gaz, amonyak ve üre zincirinin yanı sıra navlun ve ticaret politikaları da birlikte izlenmeli. Doğal gazın amonyak üretim maliyetindeki yüksek payı nedeniyle, gaz fiyatlarında yeniden yaşanabilecek bir yükseliş üre ve dolayısıyla gübre fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.</p>
<p>Jeopolitik tarafta Orta Doğu'daki gelişmeler de önemini koruyor. Dünya Bankası'na göre Orta Doğu, küresel üre ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştiriyor. Hürmüz Boğazı'ndaki taşımacılığa ilişkin riskler bu nedenle enerji, navlun ve gübre tedarik maliyetleri açısından yakından izlenmeli.</p>
<p>Hindistan'ın talebi de piyasayı destekleyen unsurlardan biri. Hindistan, eylül ayında 1,7 milyon tonluk yeni üre ithalat ihalesi açarken, nisan-ağustos dönemindeki üre ithalatı yıllık bazda 2,04 milyon tondan 4,75 milyon tona yükseldi.</p>
<p><strong>Teknik görünüm ne söylüyor?</strong></p>
<p>Teknik tarafta Çin üre piyasasında fiyatların eylül ayında yükselerek 1.780 CNY/ton civarına geldiği görülüyor. Eylül başındaki yaklaşık 1.715 CNY/ton seviyesine göre artış yüzde 3,8 civarında. Bununla birlikte Çin piyasasında arzın halen yeterli olması ve talebin tam anlamıyla güçlenmemesi, yükselişin önündeki dengeleyici unsurlar olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Doğal gaz tarafında ise kısa vadeli düşüşe rağmen uzun vadeli görünüm yukarı yönlü işaretler taşıyor. Fiyatın 3,38 dolar/MMBtu üzerinde kalıcılık sağlaması halinde yükseliş sinyallerinin daha belirgin hale gelmesi beklenebilir. Bu nedenle mevcut fiyat gerilemesine rağmen doğal gazda yukarı yönlü risklerin göz ardı edilmemesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Doğal gaz maliyetleri, arz kısıtları, navlun ve ticaret politikaları birlikte değerlendirildiğinde, gübre piyasasında önümüzdeki dönemde yukarı yönlü maliyet baskısının devam etme riski göz ardı edilmemeli. Türkiye açısından ise küresel üre fiyatı, doğal gaz, navlun ve döviz kurunun birlikte izlenmesi önemini koruyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5e01373e36-1791352851.png" alt="" width="625" height="271" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gubre-fiyatlari-nereye-gidiyor-89166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gübre fiyatları nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-artik-proje-dosyasi-istiyor-89165</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil finans artık proje dosyası istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin yeşil finans için ortak bir dil oluşturduğunu ele almıştım. Bu hafta aynı çerçevenin sahadaki işletmeler için ne anlama geldiğine bakalım.</p>
<p>Yeşil finans döneminde iyi niyet, genel sürdürülebilirlik söylemi veya kısa bir yatırım fikri yeterli olmayacak. Banka, yatırımcı ve müşteri projenin hangi çevresel hedefe katkı sağladığını, bu katkının nasıl ölçüleceğini ve sonuçların nasıl doğrulanacağını görmek isteyecek. Dolayısıyla artık bir enerji verimliliği projesi hazırlarken yatırım tutarı ve geri ödeme süresinin ötesine geçmek gerekiyor. Baz tüketim ne, hangi ekipman veya süreç değişecek, enerji tasarrufu nasıl hesaplanacak, emisyon azaltımı hangi yöntemle bulunacak, sonuç nasıl izlenecek ve doğrulanacak gibi sorular daha önemli hale geliyor.</p>
<p>Aynı durum atık ısı, su verimliliği, döngüsel ekonomi, bina iyileştirmesi ve düşük karbonlu üretim yatırımları için de geçerli. Proje, teknik faydasını ve finansal geri dönüşünü göstermenin yanında taksonomi açısından hangi çevresel hedefe katkı sağladığını ve diğer hedeflere zarar vermediğini de ortaya koymalı.</p>
<p>Eskiden yatırımcı bankaya bir yatırım fikriyle gider, banka da bu fikri yeşil finansman kaynağıyla eşleştirmek için ciddi bir yorum ve sınıflandırma çabası harcardı. Taksonomi ile birlikte bankaların işi kolaylaşırken yatırımcının sorumluluğu artıyor. Proje gerekli veriler, çevresel hedefler, ölçülebilir fayda ve doğrulama yaklaşımıyla hazırlanmadıysa bankanın o projeyi yeşil finansman kapsamına alması daha zor hale gelecek. Sonuçta daha az sayıda proje yeşil finansman imkânlarından yararlanabilir.</p>
<p><strong>KOBİ’ler hazırlıksız yakalanmamalı </strong></p>
<p>Büyük şirketlerin bu dönüşüme uyum sağlama kapasitesi daha yüksek. Sürdürülebilirlik ekipleri, finansman tecrübesi, danışman kaynakları ve veri altyapıları daha güçlü. Asıl kritik alan ise KOBİ’ler. Çünkü doğrudan raporlama yükümlüsü olmasalar bile taksonominin etkisini banka ve müşteri ilişkileri üzerinden hissedecekler. Büyük alıcılar tedarikçilerinden enerji, emisyon, su ve kaynak kullanımına ilişkin daha fazla veri isteyecek. Bankalar yeşil finansman dosyalarında projenin çevresel etkisini görmek isteyecek. İhracat müşterileri de düşük karbonlu ve kaynak verimli üretimi daha fazla sorgulayacak. Bu nedenle KOBİ’ler taksonomiyi uzak bir mevzuat başlığı olarak görmeyip bugünden enerji tüketimini izlemeye, tasarruf potansiyelini belirlemeye, yatırım önceliklerini oluşturmaya ve projeleri finansmana uygun dosyalara dönüştürmeye başlamalı.</p>
<p><strong>Verimlilik projeleri için fırsat </strong></p>
<p>Taksonomi, enerji verimliliği ve enerji hizmet şirketleri (ESCO) açısından da önemli bir fırsat yaratabilir. Verimlilik projeleri çoğu zaman enerji faturası tasarrufu üzerinden değerlendirilir. Yeni dönemde aynı proje emisyon azaltımı, kaynak verimliliği, finansmana erişim ve müşteri güveni açısından da değer üretecek.</p>
<p>Basınçlı hava iyileştirmesi, verimli soğutma sistemi, atık ısı geri kazanımı, ısı pompası, buhar sistemi optimizasyonu, otomasyon ve bina yenilemesi gibi yatırımlar doğru hazırlanırsa daha güçlü finansman dosyalarına dönüşebilir. Bunun için baz tüketim, teknik çözüm, garanti edilen tasarruf, ölçme ve doğrulama yöntemi, bakım etkisi ve işletme riski birlikte anlatılmalı. Böylece ESCO’ların sunduğu performans garantisi ve ölçme doğrulama disiplini daha görünür hale gelir. Çünkü yeşil finansın ihtiyacı iyi fikirden fazlasıdır. Kanıtlanabilir tasarruf, izlenebilir performans ve paylaşılabilir risk yapısıdır.</p>
<p><strong>İyi dosya nasıl hazırlanır?</strong></p>
<p>İşletmeler için pratik yol haritası çok karmaşık değil. Önce mevcut tüketim doğru ölçülmeli. Sonra en büyük kayıp alanları belirlenmeli. Teknik çözüm ekipman değişimiyle sınırlı kalmadan süreç ve işletme koşullarıyla birlikte tasarlanmalı. Enerji, emisyon, su veya kaynak tasarrufu hesaplanmalı. Ölçme ve doğrulama yöntemi baştan tanımlanmalı. Son olarak finansal geri dönüş, risk paylaşımı ve uygulama planı aynı dosyada birleştirilmeli.</p>
<p>Bu disiplin finansmana erişimi kolaylaştırırken işletmenin kendi yatırım kararının kalitesini de artırır. Yanlış teknoloji seçimini, eksik fizibiliteyi ve beklenen tasarrufun sağlanamaması riskini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye Yeşil Taksonomisi yeşil finansın sözlüğünü yazıyor. Finansmana erişimi, bu sözlüğe uygun hazırlanmış projeler sağlayacak. Önümüzdeki dönemde avantaj kazanacak işletmeler, yeşil iddiasını veriyle gösterenler olacak. Bu dosyayı bugünden hazırlayanlar, dönüşümün maliyetini yönetirken fırsatlarından da daha güçlü yararlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-artik-proje-dosyasi-istiyor-89165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil finans artık proje dosyası istiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-desteginde-yeni-sartlar-yuzde-3-destek-nasil-hesaplanacak-89164</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinde yeni şartlar: Yüzde 3 destek nasıl hesaplanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İhracatçının döviz dönüşüm desteği hesabı değişti. Yüzde 3 oranı devam ediyor; ancak bu oranı ihracat tahsilatıyla çarpmak, şirketin alabileceği desteği bulmaya artık yetmiyor. Önce döviz varlıklarına, ardından faaliyet kârı ve işgücü maliyetine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Ocak 2023’te başlatılan desteğin amacı, şirketlerin yurt dışından kazandıkları dövizi Türk lirasına çevirmelerini teşvik ederek Merkez Bankası rezervlerini güçlendirmekti. Başlangıçta yüzde 2 olan oran, Mayıs 2025’te geçici olarak yüzde 3’e çıkarıldı. Bu uygulamanın süresi, 1 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/11 sayılı Tebliğ ile 31 Ocak 2027’ye kadar uzatıldı.</p>
<p>Süre uzatımı ağustosta yürürlüğe girdi. Desteğe erişimi değiştiren hükümler ve Merkez Bankasının uygulama talimatı ise 1 Ekim’de uygulanmaya başladı. Düzenleme, desteği üretim ve istihdamla daha fazla katma değer oluşturan şirketlere yönlendirmeyi, rezervlere katkıyı da daha kalıcı hâle getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu tercihin işletmeler açısından somut bir sonucu var: Aynı tutarda ihracat yapan iki şirket, artık aynı miktarda destek alamayabilir.</p>
<p><strong>Her döviz girişi destek kapsamında değil</strong></p>
<p>Mal ihracatı, döviz kazandırıcı hizmetler ve serbest bölge firmalarının yurt dışına yaptıkları satışlardan elde edilen uygun döviz gelirleri destek kapsamında. Yabancılara Türkiye’de sunulan hizmetlerden kazanılan dövizler de gerekli koşullarla destekten yararlanabiliyor.</p>
<p>Kıymetli maden ihracatından kaynaklanan dövizler ile serbest bölgeden yurt içine yapılan satışlar ise kapsam dışında. Kredi veya sermaye olarak gelen döviz de ihracat geliri yerine kullanılamıyor. Bankaya döviz gelmesi yeterli değil; paranın destek kapsamındaki faaliyetten doğduğunun belgelenmesi gerekiyor.</p>
<p>Destek hesabında uygun döviz satışının, Merkez Bankasının işlem günü saat 11.00’de ilan ettiği alış kuruyla bulunan TL karşılığı kullanılıyor. Örneğin 100 bin dolarlık satışta kurun 50 TL olduğunu varsayalım. Satışın TL karşılığı 5 milyon, yüzde 3 destek tutarı 150 bin TL olur. Ancak şirketin bu tutarı alabilmesi için döviz pozisyonu ve satış limiti şartlarını da sağlaması gerekiyor.</p>
<p><strong>Döviz borcu yüksek olan da sınırı aşabilir</strong></p>
<p>Önceki uygulamada destek isteyen şirketler bir ay boyunca döviz almamayı taahhüt ediyordu. İthal girdiye ihtiyaç duyan işletmeler için bu şart, destek ile ticari ihtiyaç arasında seçim yapmayı gerektirebiliyordu. Yeni başvurularda taahhüt kaldırıldı; yerine döviz pozisyonu oranının yüzde 10’u aşmaması koşulu getirildi. Eski taahhütlere aykırılıkta ise önceki hükümler geçerli.</p>
<p>Buradaki döviz pozisyonu, varlıklardan borçların düşülmesiyle bulunan net pozisyon değil. Hesapta, formda tanımlanan hazır döviz varlıkları, yıllık net satış hasılatı ile bilanço aktif toplamından büyük olanına bölünüyor.</p>
<p>Kasa, alınan çekler, banka mevduatı, diğer hazır değerler, menkul kıymetler ve ortak, iştirak veya bağlı ortaklıklardan döviz alacakları hesaba giriyor. Verilen çekler ve ödeme emirleri toplamdan düşülüyor. Ticari alacaklar, diğer alacaklar ve gelir tahakkukları oranın payına dahil edilmiyor. Döviz kredileri ve ticari borçlar da hazır döviz varlıklarından indirilmiyor.</p>
<p>Net satışları 200 milyon TL, aktif toplamı 150 milyon TL olan şirketin hesaplamaya giren hazır döviz varlıkları 18 milyon TL ise oran yüzde 9. Bu tutar 22 milyon TL’ye çıktığında oran yüzde 11 oluyor ve şirket destek şartını kaybediyor. Ayrıca 30 milyon TL döviz borcu bulunması bu sonucu değiştirmiyor.</p>
<p>Hesabın bir başka ayrıntısı değerleme tarihi. Form tarihindeki döviz bakiyeleri, yılın ilk iş günü ilan edilen TCMB alış kurlarıyla TL’ye çevriliyor. Altında aynı tarihteki Borsa İstanbul fiyatları kullanılıyor. Net satış ve aktif toplamı için ise yıllık beyannamelerdeki en güncel yıl sonu verileri esas alınıyor. Bu nedenle güncel banka bakiyelerini güncel kurla çevirerek yapılan hesap, başvuru hesabıyla aynı sonucu vermeyebilir.</p>
<p><strong>Ciro kadar değil, katma değer kadar</strong></p>
<p>İkinci sınır, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarı. Bu satışın TL karşılığı, şirketin faaliyet kârı ile 12 aylık işgücü maliyetinin toplamıyla sınırlandırılıyor. Faaliyet kârı Gelir İdaresine beyan edilen verilerden, işgücü maliyeti SGK kayıtlarındaki ücret ve primlerden hesaplanıyor.</p>
<p>Şirket zarar etmişse zarar, işgücü maliyetinden düşülmüyor; yalnızca işgücü maliyeti esas alınıyor. Zarar eden fakat istihdam sağlayan işletmenin de satış limiti oluşabiliyor.</p>
<p>Faaliyet kârı 20 milyon TL, yıllık işgücü maliyeti 40 milyon TL olan şirketin yıllık satış limiti 60 milyon TL. Bu rakam, alınacak desteği değil, destek kapsamında satılabilecek dövizin TL karşılığını gösteriyor.</p>
<p>2026’nın son üç ayında yıllık limitin yüzde 25’i uygulanıyor. Örnekteki şirketin ekim-aralık döneminde kullanabileceği limit bu nedenle 15 milyon TL. Diğer koşulları sağlayarak tamamını kullanırsa yüzde 3 üzerinden 450 bin TL destek alabilir. Yıllık limit üzerinden 1,8 milyon TL beklemek, son çeyrek nakit bütçesinde 1,35 milyon TL’lik fark yaratır.</p>
<p>Yıllık destek üst sınırı da 100 milyon TL; son üç aylık dönem için 25 milyon TL. 1 Ekim’den önceki satış ve destekler, bu dönemin limit hesabına dahil edilmiyor.</p>
<p><strong>Nakit bütçesi yeniden hesaplanmalı</strong></p>
<p>Döviz pozisyonu formu SMMM veya YMM tarafından hazırlanıp şirketle birlikte onaylanıyor ve 15 gün geçerli oluyor. Şirketlerin bankaları ve mali müşavirleriyle başvuru öncesinde hesaplamaya giren bakiyeleri ve kullanılabilir limiti netleştirmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, ihracat cirosu yüksek olanla yurt içinde daha fazla katma değer oluşturan şirket arasında ayrım yapıyor. Düşük kâr marjıyla yüksek hacimde çalışan işletmelerde destek beklentisi azalabilir; faaliyet kârı ve işgücü maliyeti yüksek şirketlerde daha geniş bir limit oluşabilir.</p>
<p>Bu nedenle geçmişte alınan desteği yeni dönemin bütçesine aynen taşımak doğru olmaz. Kasaya girecek tutarı artık ihracat tahsilatının büyüklüğü kadar, şirketin döviz varlıkları ve ürettiği katma değer belirliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-desteginde-yeni-sartlar-yuzde-3-destek-nasil-hesaplanacak-89164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde yeni şartlar: Yüzde 3 destek nasıl hesaplanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yenilenme-hareketi-ve-ingilterenin-geri-donus-hamlesi-89163</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin yenilenme hareketi ve İngiltere’nin geri dönüş hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik ve uluslararası politik gerekçelerle zayıflamasına ve yalnızlaşmasına rağmen bugünlerde Avrupa Birliği’nin kapısını çalan çok!..</p>
<p>Her şeyden önce Karadağ, 28. tam üyeliği kapmak için acele ediyor. Kanada’nın Avrupa Birliği (AB) ortak üyeliğinden bahsediliyor. 2004 yılında tam üyelik için başvuru yapan Türkiye’nin durumu büyük bir soru işareti olarak duruyor. Bu arada İngiltere (Birleşik Krallık) ani bir hamle ile yeniden AB’ye üye olma yolunda kararlı ve hızlı adımlar atmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Aslında son gelişmeler ışığında, AB’nin görünürde ABD ile arasının bozulduğu, uluslararası arenada zayıflık sergilediği görülmekle beraber sınırlarını genişletmenin arifesinde kendini yenileme çabası içinde olduğu gözleniyor. Brüksel’in karar alma mekanizmalarında yeni yaklaşımlar belirlediği, oy ve karar süreçlerinde radikal değişimin yolunu açmaya çalıştığı, dış politika ile güvenlik alanında ve ticaret düzenlemelerinde yeni adımların gündemde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Açıkçası AB yeni üyelerine kapısını açmadan evinin içinde yeni düzenlemelere gidiyor.</p>
<p><strong>İngiltere’nin geçmişteki </strong><strong>AB üyelik serüveni…</strong></p>
<p>Tarih yaprakları, İngiltere’nin 1961 yılında o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve daha sonraki tanımlamayla Avrupa Topluluğu (AT) üyeliği için başvuru yaptığını gösteriyor. Ancak dönemin Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün engeli ortaya çıkıyor ve iktidardan gidene kadar da bu engelini sürdürüyor. İngiltere, üçüncü başvurusu sonrası 1973 yılında AB üyeliğine kabul ediliyor.</p>
<p>İngiltere’nin AB ile ortak yolculuğu 2016 yılına kadar devam ediyor. 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandum ile seçmenlerin yaklaşık yüzde 52’si AB’den ayrılma yönünde oy kullanıyor. Uzun süren siyasi müzakere ve ertelemelerin ardından Birleşik Krallık, 31 Ocak 2020 tarihi itibarıyla AB’den resmî olarak ayrılıyor. Sonrasında ticaret, seyahat ve gümrük kurallarını içeren geçiş süreci tamamlanıyor.</p>
<p>Birleşik Krallık tarafından geçmişin ihtişamlı “<em>Güneş batmayan imparatorluk” </em>algısı nedeniyle AB olgusu çok da hazmedilebilmiş değildi. Zaman içerisinde ortaya çıkan yeni gerekçeler de bu ayrılığı hızlandırmıştı.</p>
<p>Ayrılığın sebepleri nelerdi?</p>
<p><strong><em>- Egemenlik</em></strong><strong>:</strong> Birlik kurallarının ve Brüksel’deki merkezî otoritenin İngiliz yasaları üzerindeki baskısından rahatsızlık duyulması ve ulusal egemenliğin tam olarak geri kazanılmak istenmesi.</p>
<p><strong><em>- Göçmen karşıtlığı ve sınırlar:</em></strong> AB içi serbest dolaşım ilkesi nedeniyle Doğu Avrupa ve diğer bölgelerden gelen yoğun göçün kontrol altına alınmak istenmesi, yerel halkın iş ve kamu hizmetleri üzerindeki kaygıları.</p>
<p><em>- Bütçe katkıları:</em> Brüksel’e ödenen yüksek üyelik aidatlarının İngiltere ekonomisinde kalmasının savunulması.</p>
<p><strong><em>- Küresel politika ve ticaret</em></strong><strong>:</strong> Ülkenin kendi başına, bağımsız dış ticaret anlaşmaları yapabilen küresel bir güç olma hayali.</p>
<p><strong><em>- İç siyaset ve tepki:</em></strong> Londra merkezli elitlere ve mevcut siyasi düzene karşı toplumda biriken tepki ve isyan duygusu.</p>
<p>- Bu arada AB’nin ortak para birimi euroya geçilmemesi, adanın trafik düzeninin soldan işlemeye devam etmesi gibi nedenler de işin tuzu biberi olmuştu.</p>
<p><strong>Şimdi de İngiltere’nin </strong><strong>AB’ye geri dönüş hamlesi</strong></p>
<p>AB ile süren yaklaşık 27 yıllık beraberlik sonrası ayrılmanın altıncı yılında İngiltere’nin yeniden AB’ye dönüş çabası…</p>
<p>İngiltere’nin çiçeği burnunda yeni Başbakanı İşçi Partili Andy Burnham, tekrar AB diyor. Burnham, İngiltere’nin daha yakın bağlar için seçenekleri değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor ve Brexit’in iyiye gitmediğini, daha çok zarara yol açtığını söylüyor. İşçi Partisi’nin yıllık konferansında konuşan Burnham, 2016’daki üyelik referandumunda AB’de kalmak için kampanya yürütmüş biri olarak ülkenin bir kez daha "Britanya’nın Avrupa’daki ortaklarımızla uzun vadeli ilişkisini" değerlendirmesi gerektiğini açıkça dile getiriyor. Britanya’nın AB’den ayrılmasının, destekçilerinin "kontrolü geri almak" vaadini yerine getirmediğini itiraf ediyor.</p>
<p>Burnham, Britanya’nın AB ile gelecekteki bir ilişki için seçenekleri yeniden değerlendirmesi gerektiğini, bunun sadece tam üyeliği değil, aynı zamanda AB’nin tek pazarı ve/veya gümrük birliğine yeniden katılmayı da kapsayabileceğini söyleyebiliyor ki bu da son 10 yıldır ülkeyi bölen tartışmayı yeniden alevlendiriyor.</p>
<p>Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu gelişmeden çok hoşnut görünmediği ortada; karmaşık tepkiler içinde. Üyelik konusunda yarım yol olmadığı hatırlatması dikkat çekici.</p>
<p>Gelelim İngilizlerin bakışına…</p>
<p>Britanyalılar AB’ye çoğunlukla yeniden katılmaktan yana. YouGov’un haziran ayında yaptığı ankete göre, seçmenlerin yüzde 55’i desteklemiş ve yüzde 34’ü karşı çıkmış durumda. The Guardian’da yayımlanan ve 12-24 Eylül tarihleri arasında 11 bin 461 kişiyle yapılan ankete göre, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılmasını isteyenlerin oranı yüzde 49 ve karşı çıkanların oranı yüzde 28,5. Hatta katılımcıların yüzde 25,9’u AB’ye hemen dönülmesi, yüzde 22,9’u ise önümüzdeki üç yıl içinde dönülmesi yönünde görüş bildiriyor. Ancak yapılan anketlerde görülen destek, insanlara AB bütçelerine katkı yapma ve euroyu kabul etme sorulduğunda genellikle düşük.</p>
<p>Ankette, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılması hâlinde bunun hangi yolla yapılması gerektiği de sorulmuş, katılımcıların üçte biri yeni bir referandum yapılmasını istemiş.</p>
<p><strong>AB-İngiltere zirvesi kasımda</strong></p>
<p>Burnham, BBC’ye temmuzda Keir Starmer’in istifasının ardından ertelenen bir Birleşik Krallık-AB zirvesine kasım ayında katılacağını söylüyor ve İngiliz sanayilerini ve göçü desteklemeye yönelik görüşmeleri ilerletmek istediğini belirtiyor. Yine de belirli sanayiler için daha iyi erişim sağlanmasının bazı AB kurallarını kabul etmek anlamına gelebileceğini ve seçmenlerin bu yaklaşımı destekleyip desteklemeyeceğini bilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sonuç…</strong></p>
<p>AB, aslında siyasi birlik hedefi olan çok büyük bir ekonomik ve ticari bölgesel birlik…</p>
<p>Biz de bu bölgesel birlik ile <em>“Gümrük Birliği”</em> başlığı altında ortaklık hâlindeyiz. 1996 yılında başlayan ve 30 yıla ulaşan bu özel statü ile birlikteliğimiz devam ediyor. Ancak AB’nin ticari ve ekonomik yaklaşımları yanında siyasal tavırları da gelişerek aleyhimize işliyor. Bizim ev ödevlerimizi yapmamamız ciddi bir engel teşkil ediyor. Şimdi de Çin, Hindistan gibi dev engeller devrede…</p>
<p>Aslında bizim ülke olarak yankı odalarından çıkıp gerçeklerle yüzleşmemiz, büyük düşünerek gelişmiş bloğun küresel bir parçası olmamız gerekiyor.</p>
<p>Tam bu noktada AB platformu vazgeçilmez gibi görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yenilenme-hareketi-ve-ingilterenin-geri-donus-hamlesi-89163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin yenilenme hareketi ve İngiltere’nin geri dönüş hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklimin-siyasi-ekonomisi-89162</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: İklimin siyasi ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Paris Anlaşması, iklim diplomasisini karbon üzerine kurdu. Antalya onu güç üzerinden yeniden düşünmek zorunda. Çünkü Paris’in üzerine kurulduğu dünya artık yok.</strong></p>
<p>İklim diplomasisinin otuz yıllık kelime dağarcığı, meselenin nasıl değiştiğini de gösteriyor. Önce emisyon ve azaltım dedik. Ardından 1,5 derece, net sıfır, karbon bütçesi ve ulusal katkı beyanları geldi. İklim krizi esas olarak <strong>fiziksel bir karbon sorunu</strong> olarak tarif edildi. Bu yanlış değildi, ama eksikti.</p>
<p>Karbon atmosferde birikiyor. Onu azaltmanın faturası ise bir ülkenin bütçesine, bir şirketin yatırım kararına, bir işçinin mesleğine, bir devletin borcuna, başka bir ülkenin ihracatına düşüyor. <strong>Karbon küresel, bedeli yerel. 9 Kasım'da Antalya'da açılacak COP31'in temel gerilimi burada.</strong></p>
<p><strong>Paris’in formülü</strong></p>
<p>Paris'in dehası, herkese aynı politikayı dayatmadan ortak bir yön yaratmasıydı. Küresel bir emisyon bütçesini yukarıdan paylaştırmak yerine her ülke kendi hedefini koyacak, hedefler beş yılda bir yenilenecek, şeffaflık arttıkça çıta yükselecekti. Motor yaptırım değil, gönüllülük ve karşılıklı gözetimdi.</p>
<p>Model bir varsayıma dayanıyordu: Zaman iklim politikasının lehine işleyecekti. Teknoloji ucuzlayacak, sermaye dönüşüme akacak, maliyet düştükçe iddialı hedefler siyaseten mümkün hale gelecekti.</p>
<p>Öyle olmadı. Evet, teknoloji tarafında bunun bir bölümü gerçekleşti. Ama küresel siyaset başka yöne gitti. Jeopolitik rekabet sertleşti. Sanayi politikası geri döndü. Ticaret ile güvenlik arasındaki sınır silikleşti. Küresel kutuplaşma arttı. Kritik mineraller, bataryalar, yarı iletkenler, elektrik şebekeleri ve temiz enerji teknolojileri yalnız ekonomik değil, stratejik varlıklara dönüştü. Böylece iklim politikası da çevre politikasının sınırlarını aştı.</p>
<p>Bir güneş paneli artık yalnız emisyon azaltmıyor; bir üretim zinciri kuruyor. Elektrikli otomobil yalnız petrol tüketimini düşürmüyor; otomotiv sanayisinin geleceğini yeniden şekillendiriyor. Karbon standardı yalnız emisyonu ölçmüyor; hangi üreticinin hangi pazara, hangi maliyetle gireceğini etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle iklim politikasının temel gündemi de değişiyor. <strong>Karbonsuzlaşan dünyanın ekonomik gücü nasıl dağılacak?</strong> <strong>İşte, COP31’in kritik önemi burada.</strong></p>
<p><strong>1,5°C çöktü mü?</strong></p>
<p>UNEP'in 2 Eylül'de yayımladığı <em>Aşımı Sınırlamak</em> raporu, yıllarca "aşılmaması gereken sınır" diye konuştuğumuz 1,5 derecenin önümüzdeki birkaç yıl içinde büyük olasılıkla aşılacağını söylüyor. En iyi senaryoda artış 1,8 derece civarında zirve yapıp sonra yeniden aşağı çekilebilir. Mevcut politikalarla ise yüzyıl sonunda 2,6 dereceye gidiyoruz.</p>
<p>Bilimsel açıdan bu bir çerçeve değişikliği. Siyasi açıdan ise çok daha büyük bir şey. Artık yalnızca felaketi önlemeye çalışmıyoruz, gerçekleşmeye başlayan zararla da aynı anda uğraşıyoruz. <em>"Ne kadar emisyon azaltacağız"</em> sorusunun yanına yenileri ekleniyor: <em>“Kimi önce koruyacağız? Uyum kaynakları nereye gidecek? Hangi kaybı kim telafi edecek? Kim yerinden edilecek, bedeli kim üstlenecek?”</em></p>
<p>Bir de rahatsız edici başka bir soru daha var.<em> “Geçici aşım, bilimsel bir gerçekçilik mi, yoksa eylemsizlik için yeni ve kibar bir gerekçe mi?”</em></p>
<p><strong>Dönüşümün siyasi ekonomisi</strong></p>
<p>COP31’i <em>“uygulama zirvesi”</em> ile birlikte tanımlayan kavram belki de <strong>dönüşümün siyasi ekonomisi </strong>olacak. Çünkü mesele yalnız ne kadar karbon azaltacağımız değil; dönüşüm sırasında sermayenin, riskin, teknolojinin, maliyetin ve yeni ekonomik fırsatların kimler arasında, nasıl dağılacağı.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin ucuz sermayeye erişimi sınırlı. Devletlerin mali alanı borç, büyüme, güvenlik ve sosyal harcamaların baskısı altında. Uyum finansmanı ihtiyacın gerisinde. Kritik mineraller ve temiz teknoloji üretimi belirli ülkelerde yoğunlaşıyor. Elektrik şebekeleri birçok yerde yenilenebilir enerji yatırımlarının hızına yetişemiyor. Dolayısıyla her iklim kararı aynı zamanda bir ekonomik dağılım kararı haline geliyor.</p>
<p><em>Hangi proje finanse edilecek? Riski kim üstlenecek? Hangi teknoloji desteklenecek? Yeni fabrikalar nerede kurulacak? Dönüşümün maliyetini hangi sektör taşıyacak? Uyum kaynaklarında öncelik kime verilecek? Yeni yeşil ekonominin yarattığı değer nerede birikecek?</em></p>
<p>Bunlar teknik gözüken ama özünde siyasi sorular. Cevapların yönü de kabaca belli. <strong>Ucuz finansmana ulaşan daha hızlı dönüşüyor. Teknolojiyi geliştiren pazar kazanıyor. Standardı koyan, başkalarının üretim koşullarını belirliyor.</strong></p>
<p>Avrupa’nın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması bunun somut örneklerinden biri. Avrupa karbon kulübünü fiilen kurdu. Müzakere masasında değil, kendi gümrük kapısında. Karbonu fiyatlamak, sonuçta rekabetin kurallarını yeniden yazmak demek.</p>
<p><strong>Para var, ama fiyatı aynı değil</strong></p>
<p>Siyasi ekonomi en çıplak haliyle finansmanda görünüyor. Bakü’den Belem’e uzanan yol haritası, gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanını 2035’e kadar yılda en az 1,3 trilyon dolara çıkarma hedefi taşıyor. İstanbul’daki İklim Finansmanı Zirvesi’nde ise küresel ihtiyacın 7,5–9 trilyon dolar düzeyinde olduğu, mevcut akışların bunun çok altında kaldığı vurgulandı.</p>
<p>İlk bakışta sorun kaynak eksikliği gibi. Oysa mesele yalnız miktar değil. <strong>Sermaye dünyada aynı fiyattan dolaşmıyor.</strong></p>
<p>Aynı güneş paneli her yerde aynı elektriği üretir. Bir ton karbonun atmosferdeki etkisi, hangi ülkede azaltıldığına göre değişmez. Ama paranın fiyatı değişir. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre gelişmekte olan ekonomilerde temiz enerji projelerinin sermaye maliyeti, gelişmiş ekonomilerin iki-üç katı. Yani iklim krizine tarihsel katkısı en düşük ülkeler, aynı paneli en pahalı parayla kuruyor.</p>
<p>Risk gelişmekte olan ülkelerin bilançosunda kaldıkça sermaye pahalılaşıyor. Pahalı sermaye yatırımı yavaşlatıyor. Geciken dönüşüm iklim riskini büyütüyor, büyüyen risk de sermayeyi daha da pahalılaştırıyor. Antalya'nın çözmesi gereken düğümlerden biri bu kısır döngü.</p>
<p><strong>Köprü kimleri geçirecek?</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 gündemine taşıdığı <strong>İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)</strong> tam bu noktada önemli. Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan’ın pilot ülkeler olduğu mekanizma, iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yaklaşım makul. Ama <em>“yatırım yapılabilir”</em> kavramının sınırlarını da görmek gerekiyor. Finans dünyasında bir şeyin değerli olması tek başına yeterli değil. Riskinin ölçülebilir, gelirinin öngörülebilir, mümkünse nakit akışının hesaplanabilir olması şart. Bir güneş santrali bu koşulları sağlayabilir. Peki, bir sulak alan? Aşırı sıcaktan korunması gereken yoksul bir mahalle? Deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle taşınacak bir topluluk? Kaybolma riski altındaki kültürel miras?</p>
<p>Her <em>“değerin”</em> fiyatı yoktur. Her <em>“ihtiyaç”</em> gelir üretmez. Bu nedenle İklim Uygulama Köprüsü’nün sınavı yalnız daha fazla projeyi finansal sisteme taşımak değil; piyasanın kolayca fiyatlandıramadığı kamusal ve toplumsal değerleri de koruyabilecek bir finansman düzeni oluşturmak. Aksi halde araç ile amaç yer değiştirir. <strong>İklim finansmanı iklim politikasına hizmet etmek yerine, iklim politikası finans dünyasının yatırım ölçütlerine göre şekillenmeye başlar. </strong></p>
<p><strong>Pasifik’in yaşamsal sorusu</strong></p>
<p>Bu hafta Fiji'de süren Pre-COP ve Tuvalu'daki liderler buluşması bu yüzden sembolik bir durak değil.</p>
<p>Pasifik ülkeleri yıllardır aynı sloganı kullanıyor: <strong><em>“Hayatta kalmak için 1,5 derece.”</em></strong> Bilim bunun artık aşılacağını söylüyor. Bir yanda sıcaklık eğrileri, öbür yanda deniz seviyesinden ortalama iki metre yüksekte olan ada ülkeleri.</p>
<p>İklim diplomasisinin yeni gerilimi bu iki dil arasındaki mesafede yatıyor. Çünkü küresel emisyonlara katkısı çok küçük olan ülkeler, başkalarının karbon yükünün sonuçlarını kendi topraklarında yaşıyor.</p>
<p>İklim krizinin en çıplak güç asimetrilerinden biri de bu. <strong>Kararı veren ile sonucunu yaşayan aynı aktör değil.</strong> Pasifik bu nedenle Antalya’nın yalnız vicdanı değil, aynası da.</p>
<p>Dünya <em>“geçici aşım”</em> dediğinde binlerce adadan oluşan Pasifik ülkeleri şunu soruyor: <strong>Geçici ama kimin için?</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin özgün alanı</strong></p>
<p>Türkiye ile Avustralya arasındaki COP31 düzenlemesi başlangıçta bir ev sahipliği uzlaşmasının ürünüydü. Fakat ortaya çıkan yapı, yeni iklim düzeninin prototipine dönüşebilir.</p>
<p>Türkiye COP Başkanlığını ve eylem gündemini yürütürken, Avustralya müzakerelere liderlik ediyor. Pre-COP’un ev sahibi Pasifik ise sürecin içine daha dolaylı yerleşiyor.</p>
<p>Bu dağınık yapı ilk bakışta zayıflık gibi görünebilir. Oysa iklim liderliği artık tek merkezli değil. Avrupa düzenleme gücüne, Çin üretim kapasitesine, finans merkezleri sermayeye, kalkınma bankaları risk azaltma araçlarına, Pasifik ülkeleri güçlü bir varoluşsal meşruiyete sahip. Hiçbir aktör bunların tamamını tek başına taşımıyor.</p>
<p>Bu nedenle yeni iklim diplomasisinin önemli yeteneklerinden biri <strong>tercüme</strong> olabilir. Finansın dilini kalkınmanın diline, bilimin dilini siyasete, küresel hedefleri ulusal çıkarlara, Pasifik’in varoluşsal talebini büyük ekonomilerin karar masasına, Avrupa’nın karbon standartlarını gelişmekte olan ülkelerin sanayi dönüşümüne çevirmek.</p>
<p><strong>Türkiye’nin özgün alanı bana göre burada. </strong>Türkiye bu gerilimlerin çoğunun kesişiminde bulunuyor. Avrupa’nın ekonomik ve düzenleyici alanıyla güçlü bağlara sahip, gelişmekte olan bir ekonominin sermaye maliyetini yaşıyor, sanayisini karbonsuzlaştırmaya çalışıyor, enerji ithalatını azaltmak istiyor ve Akdeniz’in büyüyen iklim riskleriyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu konum kendiliğinden avantaj sağlamaz. Ama <strong>stratejik tercümanlık</strong> için kritik bir alan açabilir. Tercüman, iki tarafın da güvendiği kişidir. Güven ise söylemle değil, evde yapılanla kazanılır. Yürürlüğe giren Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, İklim Kanunu ve Yeşil Finans Stratejisi bu yüzden Türkiye'nin elindeki en güçlü diplomatik kartlar. <strong>Köprü olmak ortada durmak değildir. Farklı çıkarları ortak bir zemine taşıyacak inandırıcılığa sahip olmaktır.</strong></p>
<p><strong>Antalya’nın başarısı</strong></p>
<p>Bu durumda COP31’in başarısını yalnız kaç yeni hedef açıklandığıyla, metinlerde hangi ifadenin yer aldığıyla ya da kaç milyar dolarlık finansman sözü verildiğiyle ölçmek yeterli olmayacak.</p>
<p>Daha zor sorular sormak gerekiyor. <em>İklim finansmanında risk gerçekten paylaşılabiliyor mu? Gelişmekte olan ülkelerin sermaye maliyeti düşürülebiliyor mu? Uyum finansmanı piyasanın kolayca gelir üretemediği alanlara da ulaşabiliyor mu? Temiz teknoloji üretimi birkaç ekonomide yoğunlaşırken diğer ülkeler yalnız tüketici konumunda mı kalıyor? Sıcaklık aşımı bilimsel bir gerçekçilik mi yaratıyor, yoksa eylemsizliğe yeni bir gerekçe mi sunuyor? <strong>Ve iklim eylemi, ülkelerin ekonomik çıkarlarının karşısında duran bir maliyet olmaktan çıkıp, bu çıkarların parçası haline gelebiliyor mu?</strong></em></p>
<p>Paris ülkelere ortak bir yön verdi. Fakat yön üzerinde anlaşmak, yolun maliyetini ve getirisini paylaşmak anlamına gelmiyor. 2015’in başarısı farklı ülkeleri ortak bir iklim hedefinin çevresinde toplamaktı. 2026’nın görevi çok daha zorlu. <strong>O hedefe ulaşmanın maliyetini, riskini, fırsatını ve gücünü kabul edilebilir biçimde dağıtmak.</strong></p>
<p>Bunu başaramazsak iklim rejimi ortadan kalkmaz. Hedefler, göstergeler, fonlar, projeler ve yeni girişimler çoğalmaya devam eder. Ama ortak siyaset zayıflar, etki bulanıklaşır.</p>
<p><strong>Karbon bize nereye gitmemiz gerektiğini söylüyor. Siyasi ekonomi ise oraya kimin, hangi bedelle ve hangi güçle varacağını belirliyor. Antalya, bu ikinci sorunun sorulduğu ilk büyük sahne olacak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-iklimin-siyasi-ekonomisi-89162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/78-1791352691.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: İklimin siyasi ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekorlar-kiran-kuresel-tahvil-faizleri-neyi-fiyatliyor-89161</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hisse senedi piyasaları büyümeyi fiyatlarken tahvil piyasaları artan bütçe açıklarından kaynaklanan borç krizi risklerini fiyatlıyor. Belirsizliğin çok yüksek olduğu finansal piyasalarda ara ara sert dalgalı seyrin devamını beklemek yanlış olmayacak.</strong></p>
<p>Küresel ekonomide en önemli gündem maddesi, uzun vadeli tahvil faizlerindeki önlenemeyen yükseliş olmaya devam ediyor. Özellikle on yıllık tahvil faizlerine baktığımızda, ABD’de 2002 ortalarındaki seviyeleri geçtikten sonra bir miktar geri dönen, fakat şu anda %5,30’lar seviyesinde seyreden bir görünüm izliyoruz. Enflasyon beklentileri benzer seviyelerde kalmasına rağmen tahvil faizlerindeki yükselişin ağırlıklı olarak kamu borçlanma ihtiyacındaki artıştan kaynaklandığı görülüyor.</p>
<p><strong>Tahvil faizleri rekorlara doymuyor</strong></p>
<p>Sadece ABD’de değil, birçok gelişmiş ülkede on yıllık tahvil faizlerinin çok sert yükseldiğini görüyoruz. İngiltere’de %5,37, Avustralya’da %5,36, Japonya’da ise %3,09 ile rekor seviyelere ulaşan faizler hâlâ yükselmeye devam ediyor. Avrupa’da ise faiz yükselişinde Fransa başı çekiyor. Fransız on yıllık tahvil faizleri şu anda İtalya ve Yunanistan’ın önüne geçmiş durumda. Alman on yıllık tahvil faizlerine göre yaklaşık 140 baz puan yüksek seyreden Fransa tahvilleri, 2012 Euro Bölgesi borç krizinden bu yana en yüksek seviyelere gelmiş görünüyor.</p>
<p><strong>Fransa borç krizi riskiyle karşı karşıya</strong></p>
<p>Fransa’daki ana sorun bütçe açıkları. Fransız hükümetinin bütçe açığını %5’lerde tutmaya yönelik, ağırlıklı olarak ücret dondurmalarını kapsayan planı bile bu yükselişi durduramamış görünüyor. Avrupa’da Fransa, Atlantik’in karşı tarafında ise ABD son bir yılın en büyük faiz artışlarını yaşayan ülkeler arasında bulunuyor. Mutlak rakam olarak değil, fakat son bir yıllık artışa baktığımızda Fransa’daki artış ABD’nin bile üzerine çıkarak 140 baz puana ulaşmış durumda.</p>
<p>Fransa’da kamu açıklarının azaltılmasına yönelik hükümetin attığı adımlar da tam olarak güven oluşturmuyor. Yaklaşık altı ay sonra seçime gidecek Fransa’da hükümetin, %5,5 civarında olan bütçe açığının GSYH’ye oranını, normal koşullarda %6’lara doğru gidebilecekken %5’lere indirecek ölçüde sıkı bir maliye politikası uygulaması seçim sürecinde çok da kolay görünmüyor. Piyasalar, geçmişte de Fransız hükümetlerinin benzer taahhütler verdiğini ancak bunları yerine getiremediğini unutmuş değil.</p>
<p>Macron’un desteğinin anketlerde %16’lara indiği, rakibi Le Pen’in ise %30’ların üzerine çıktığı bir ortamda ekonomiyi daraltıcı adımlar atmak çok da kolay olmayacak gibi görünüyor. Fransa açısından stresi artıran faktörlerden birinin de bu olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>“Frexit” riski gündemde</strong></p>
<p>Mevcut tabloda Le Pen’in seçilmesi durumunda bir başka risk, Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkması olabilir. Her ne kadar son dönemde AB’den çıkış söylemini daha az dillendirse de bu, önemli bir risk olarak algılanmaya devam ediyor. Olası bir “Frexit” durumunda bu gelişme sadece Fransa’yı değil, bütün Euro Bölgesi’ni etkileyebilecek çok ciddi bir kriz anlamına gelebilir.</p>
<p>Bu çerçevede, İngiltere’den sonra Avrupa Birliği’nin kurucu ülkelerinden Fransa’nın da ayrılması, Euro Bölgesi’nin geleceğinin çok daha fazla tartışıldığı bir tablo yaratacaktır. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’nın askerî ve enerji güvenliğinin tartışıldığı bir ortamda bir de Frexit’in gündeme gelmesi durumunda Avrupa’yı çok daha zor günlerin bekleme ihtimali yüksek.</p>
<p>Bu çerçevede, giderek Avrupa Birliği’nin geneline yayılan yüksek faiz ortamının arkasındaki fiyatlamalardan birinin de bu “Frexit” riski olduğu görülüyor. Son günlerde doların güçlenmesinde Fed’in seçim sonrası olası peş peşe faiz artırımları kadar Avrupa’nın kendi içinden kaynaklanan riskler de etkili gibi görünüyor. Büyüme sorunları artan Avrupa’nın bir de faiz artırımlarına ara verme ihtimali, doları güçlendiren bir başka faktör oluyor.</p>
<p><strong>Faizleri enflasyondan ziyade </strong><strong>bütçe açıkları tırmandırıyor</strong></p>
<p>Genel olarak da tahvil faizlerindeki bu yükseliş, enflasyon beklentilerinden ziyade ağırlıklı olarak bütçe açıklarının yarattığı risk priminden kaynaklanıyor gibi görünüyor. Global ekonominin güçlü büyümesi ve beklenen kârlılıkların yüksek olması, şu ana kadar hisse senedi piyasalarında genel olarak olumsuz bir tabloya yol açmış görünmüyor. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere borsalarda yükseliş, yüksek kârlılık beklentileriyle devam ediyor. Bu çerçevede Asya piyasaları önde giderken, Batı’da ABD öne çıkıyor. Hisse senedi piyasaları büyümeyi fiyatlarken tahvil piyasaları artan bütçe açıklarından kaynaklanan borç krizi risklerini fiyatlıyor. Bu iki fiyatlamanın uzun süre eş zamanlı olarak gitmesinin çok mümkün olmadığını, iki piyasadan birisinin fiyatlama davranışını gözden geçirme ihtimalinin yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. Belirsizliğin çok yüksek olduğu finansal piyasalarda ara ara sert dalgalı seyrin devamını beklemek çok yanlış olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekorlar-kiran-kuresel-tahvil-faizleri-neyi-fiyatliyor-89161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neyi fiyatlıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ortak-feryadi-bezdum-89160</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin ortak feryadı: &#039;BEZDUM&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Bıkıp usandım", "yoruldum" veya "artık dayanamıyorum" nidaları arttı. Oysa üreten makine susunca ülke de incelir. Gıda ayakta ama gerisi ölüm diyeti ve sonu zayıflık değil, kas kaybı olur.</strong></p>
<p>Karadeniz bölgesinde çok satılan tişörtün üzerinde tek kelime yazar; “<strong>bezdum</strong>”. Bunlardan çok sayıda alıp, gittiğim <strong>OSB’lerdeki sanayicilere hediye etmeyi</strong> düşünüyorum. Onlara; “<strong>nasılsın</strong>?” demeye gör. Alacağın cevapların örnekleri farklı olsa da temel duygu hep aynı; <strong>usandım, bezdim, bıktım, yıldım</strong>.</p>
<p>Türkiye’de sanayi, iki buçuk yıldır “<strong>büyüyorum</strong>” demiyor; “<strong>idare ediyorum</strong>” bile demiyor. <strong>İSO imalat PMI</strong>; <strong>47,9</strong>’a indi. Ellinin altı daralma demek. Üretim üst üste <strong>4 aydır</strong> düşüyor. İzlenen 10 sektörün 9’unda <strong>tempo yavaşladı</strong>. Tek istisna gıda... <strong>Mide çalışıyor</strong>, torna tezgâhı dinleniyor. <strong>Sıkıntı büyük</strong>.</p>
<p><strong>FABRİKA KAPANINCA TEDARİKÇİ, LOJİSTİK, ÇIRAK, VERGİ, İHRACAT ÇÖKER</strong></p>
<p>Sanayici “<strong>bezdim</strong>” derken şiir okumuyor. <strong>Faiz</strong> hâlâ yüksek, <strong>ticari kredi</strong> %50-55 bandında; <strong>enflasyon</strong> %31 civarında. <strong>Kur enflasyonun gerisinde</strong> ve <strong>maliyet içeride şişiyor</strong>, dışarıda fiyat tutmuyor. <strong>Enerji faturası</strong> da cabası. Sonuç: <strong>3 dolara</strong> mal olan malı, zar zor iki buçuğa satıp “<strong>rekabet ettik</strong>” deniyor.</p>
<p><strong>Sanayisizleşmenin esprisi yok, faturası var</strong>. Fabrika kapanınca; <strong>tedarikçi</strong>, <strong>lojistik</strong>, <strong>vergi</strong> ve <strong>ihracat</strong> çöker. Yerine gelen çoğu zaman <strong>ithal raftır</strong>. Bugün “<strong>üretmesek de olur, tüketiriz</strong>” diyen yarın döviz arar. <strong>Erken sanayisizleşme</strong>, emekliye ayrılmak değil; <strong>daha maaş bağlanmadan işten çıkarılmaktır</strong>.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Bezdum feryadına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bezginlik sebebi?</em></strong></p>
<p><strong>Kârsızlık</strong>, ciro çöküşü, <strong>alacak tahsilinde gecikme</strong>, KDV iadesizliği, <strong>kur sabitliği</strong>, personelin hoşnutsuzluğu, kamunun sektörlere sadece <strong>vergi tahsilatı </strong>diye bakması, <strong>gerileyen büyüme</strong>.</p>
<p><strong><em>Peki, çözüm nerede?</em></strong></p>
<p>Fabrikasını <strong>satılığa</strong> çıkaranı var. <strong>Kiralık tabela</strong> asanı da… Fabrikayı satsa ç<strong>alışanın kıdem tazminatını ödeyemeyecek</strong> sanayici çok. Bazısı <strong>depo</strong> hizmeti verir hale gelmiş. <strong>Sanayici ruhu uçup gitmek üzere</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİSİZ ÜLKE, MUTFAĞI OLMAYAN LOKANTA; MENÜ BOLDUR, KOKU KOMŞUDAN GELİR</strong></p>
<p>Sanayisizleşme, “<strong>artık üretmeyelim, ithal edelim</strong>” demenin kibar hâlidir. Erken sanayisizleşme <strong>emeklilik</strong> değildir. Daha sigorta primi dolmadan işten çıkarılmaktır. <strong>İthal mal ucuzdur</strong>, ta ki kur hapşırana kadar. <strong>Hapşırık geçince fatura üç katına çıkar</strong>, özür dilemez. <strong>Sanayiciyi bezdirmeyin</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BEZGİNLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Bezdim</strong>: Bıkıp usandım, yoruldum, yıldım, dayanamıyorum, bırakmak üzereyim hal beyanı</p>
<p><strong>Bezdiren</strong>: Genelde sistemi kuran, yöneten, yönlendiren ve sanayisizleşme sürecini öneren</p>
<p><strong>Bezgin sanayici</strong>: Fabrikasını artık külfet gibi gören ve satıp kurtulma noktasına getirilen</p>
<p><strong>Duyarsız yönetim</strong>: Sanayicinin “bezdim” feryadına kulak tıkayan ve ülkeyi riske atan</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ortak-feryadi-bezdum-89160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/sanayici-enflasyona-kurban-gitmesin-1746686827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayicinin ortak feryadı: &#039;BEZDUM&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-krizi-cozum-onerileri-ak-parti-icinde-ele-alinacak-89176</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi çözüm önerileri AK Parti içinde ele alınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, fon krizi devam ederken, TBMM’de grup toplantısı yerine yeni yasama yılı mesajlarını parti genel merkezinde milletvekilleri ile kahvaltıda buluşarak verecek, aynı gün partisinin Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayacak. AK Parti Genel Merkezi bugün hareketli olacak. Toplantı üstüne toplantılar yapılacak ve yeni yasama yılının ilk mesajları, yeni yol haritası belirlenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni yasama yılının açılış konuşmasını ve yeni dönem mesajlarını parti genel merkezinde kapalı toplantıda verecek. Milletvekillerine hangi mesajları vereceği, hangi uyarıları yapacağı parti içeresinde de merak uyandırdı.</p>
<h2>MYK’da hangi kararlar alınacak? </h2>
<p>MYK’nın gündem başlıklarını fon krizinin ardından atılacak adımlar, konu ile ilgili hazırlanan yeni yasa teklifi ve yaz boyunca milletvekillerinin saha izlenimleri sonucu hazırlanan rapor oluşturacak. Toplantıda, 2028’de yapılacak seçimlerin öne alınmasına ilişkin takvimlerinde tartışılması bekleniyor. Gözler ise Erdoğan’ın MYK’da hangi kararları alacağına çevrildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betil Sayan Kaya’nın ardından parti yönetiminde adı fon krizi iddialarına karışan isimlerle ilgili nasıl bir tasarruf kullanacağı merak konusu oldu.</p>
<h2>Saha raporlarında öne çıkan başlıklar </h2>
<p>AK Parti’nin eylül ayı boyunca milletvekilleri, parti yöneticileri, bakanlar ve teşkilatlar sahada seçmenin nabzını tuttu. Ortaya çıkan sonuçlar rapor haline getirildi. Bugün MYK’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak raporlarda öne çıkan başlıklar şöyle; Terörsüz Türkiye sürecine vatandaştan yüzde 80 destek gelirken, emekli maaşları, hayat pahalılığı, çiftçilerin üretim maliyetleri ve süresiz nafaka konusu ise şikayetler arasında yer aldı. Türkiye’nin ilk gündemine oturan yatırım fonları ile ilgili gelişmelerin ardından, Külliye’de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında çalışmaları devam eden yasal yasal düzenlemenin son halinin de MYK’da ele alınması bekleniyor.</p>
<h2>Katılımlar olacak mı?</h2>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile birlikte bazı ilçe belediye başkanlarının da toplu halde bugün AK Parti’ye katılması bekleniyor. Parti içinde özellikle CHP’li belediyelerin AK Parti’ye katılması tartışmaları devam ediyor. Eski milletvekillerinin bu yöndeki eleştirileri devam ederken, İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın, “sahada ve sandıkta alamadığımızı masada alıyoruz.. utanıyorum” açıklamaları parti yönetimde rahatsızlık yarattığı bundan sonra da milletvekillerinin bu yönde yapacakları açıklamalar konusunda uyarılacakları öğrenildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-krizi-cozum-onerileri-ak-parti-icinde-ele-alinacak-89176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Genel Merkezi bugün hareketli olacak. Fon soruşturması devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’de grup toplantısı yerine yeni yasama yılı mesajlarını parti genel merkezinde milletvekilleri ile kahvaltıda buluşarak verecek, daha sonra Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-belki-duser-ama-hayat-pahaliligi-baki-kalir-89159</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon (belki) düşer ama hayat pahalılığı baki kalır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kere eğer bir cümlede enflasyon sözcüğü geçiyorsa zaten fiyatlar artmaya devam ediyordur. Enflasyonda çok hızlı bir gerileme olduğu dile getirilirken bu görüşe fiyatların düştüğü iması ekleniyorsa zaten artık o cümlede enflasyon kavramına yer yoktur. O cümleye girmesi gereken sözcük, deflasyondur.</p>
<p>Oysa çoğu kez kavramların karıştırılmasından medet umulur. Vatandaşın enflasyonun düşüşünü, fiyatların gerilemesi olarak anlaması, algılaması istenir.</p>
<p>Hele hele bu görüşü satın almaya hazır büyük bir kitle varsa… Gerçi bu kitle bile gerçeğin ne olduğunun farkındadır da işte o siyasetçisine toz kondurmamak yok mu!</p>
<h2>Enflasyon düşünce hayat pahalılığı bitmez</h2>
<p>Ekonomi yönetiminde bulunan bazı isimlerin zaman zaman dile getirdikleri görüşlere bakınca siyasetin kendine özgü keskin tarafını görmek çok kolaylaşıyor. Çünkü söylenenler, iktisat kitaplarının hiçbirinde yazmıyor. Bu kişiler de iktisat kitaplarını sular seller gibi okuduklarına, bildiklerine göre…</p>
<p>Dönem dönem özet olarak şu görüşü duyarız:</p>
<p><strong>“Enflasyon düşmeye başladı. Şu tarihte şuraya inilecek ve böylece vatandaşın refahı artacak…”</strong></p>
<p>Sayılarla gidelim. Şimdi enflasyon en son veriye göre yüzde 29,73. Yıl sonu için tahmin edilen oran yüzde 28,4. Önümüzdeki üç yılın hedefi de sırasıyla yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9.</p>
<p>Bu yılın tahmini ve gelecek üç yılın hedefi orta vadeli programda yazıyor. Yani ekonomi yönetimi diyor ki, gelecek üç yılda da fiyatlar artmaya devam edecek. Zaten tersini bekleyen yok, fiyatların düşeceği yönünde bir beklenti söz konusu değil.</p>
<p>Ama hedefler tutarsa yıllık enflasyon giderek düşecek. Peki bu durum vatandaşın refahını artıracak mı, yanıt evetse, nasıl?</p>
<p>Örneğin 2021 yılında enflasyon yüzde 21 olarak gerçekleşse bile gelirler yüzde 20 artarsa vatandaş zararda. Yüzde 21’in çok sağlıklı bir ölçümle belirlendiğini varsayıyorum. Refah, gelir artışı ancak enflasyonun üstünde olduğu takdirde mümkün.</p>
<p>Eğer gelir artışı enflasyonun üstünde olmayacaksa 2027’de enflasyon isterse yüzde 21 değil, yüzde 11 olsun, hiç önemi yok. </p>
<p>Dolayısıyla enflasyon düştüğünde refahın artacağı, yaşam kalitesinin düzeleceği hoş bir masal.</p>
<h2>Sihirli el dokunsa bile… </h2>
<p>Hep vurgulamışımdır; ne enflasyon, ne deflasyon yaşanan bir dönem düşünün. Fiyatlar bir şekilde sabitlendi, bundan dolayı talepte öyle büyük bir patlama da yok, tüketim şimdiki tempoda devam ediyor. Tabii ki fiyatlarla birlikte gelirler de sabitlendi.</p>
<p>Eğer refah, enflasyonun biraz düşmesinden dolayı artabiliyorsa hem fiyatların hem gelirlerin sabitlenmesiyle birlikte iyileşmese bile en azından daha da bozulmaz. Peki herkes fiyat ve gelir sabitlemesini benimser mi?</p>
<p>Bu soruya <strong>“Evet”</strong> yanıtı verilebiliyorsa, bunun anlamı şu:</p>
<p><strong>“Demek ki mevcut koşullarda, bu fiyat ve gelir düzeyiyle herkes gayet iyi geçinebiliyor, küçüklü büyüklü tüm iş insanları işlerini gayet rahat döndürüyor.” </strong></p>
<p>Ama gerçek böyle değil çünkü şu anki fiyat düzeyi çok yüksek. Herkes de zaten ondan şikayetçi değil mi?</p>
<h2>Daha da yükselecek </h2>
<p>Bugünkü yazımda iki grafik var. Grafiklerin ilki 2006 yılı başından son verinin açıklandığı bu yılın eylülüne kadar olan tüm ayları kapsıyor.</p>
<p>Yıllık enflasyon iki yıldır düşüyor. Ama aynı dönemde fiyatlar artmaya tabii ki devam ediyor. Verileri somutlaştıralım.</p>
<p>2024’ün mayıs ayındaki TÜFE 72 düzeyinde. TÜFE’yi herhangi bir harcama kaleminiz olarak düşünün, ayda bu kadar harcıyorsunuz. Bu 72’nin, 72 lira diyelim, bir yıl önceye göre artış oranı yüzde 75.</p>
<p>O tarihten bu yana yıllık artış oranı hep düşmüş ve son olarak yüzde 29,73’e inilmiş. Peki Mayıs 2024’te 72 liraya alınan bir ürünün fiyatı ne oldu, 137 lira. Yani endeks 72’den 137’ye çıktı.</p>
<p>Şimdi diyorlar ki <strong>“Bakın enflasyon nasıl yüzde 75’ten yüzde 29’lara indi, refahınız nasıl da arttı”!</strong> İyi de vatandaşın cebinden çıkan para 72 liradan 137 liraya yükseldi.</p>
<p>İstenen şu; vatandaş cebinden çıkan paranın ne kadar arttığına değil, yıllık oranın ne kadar değiştiğine odaklansın. Girişte belirttiğim gibi bunu yapmaya, bunu satın almaya hazır kitle dışında bu yaklaşıma prim veren tabii ki yok.</p>
<h2>Enflasyon düşe düşe artacak! </h2>
<p>İkinci grafik yıl sonları itibarıyla olan enflasyonu ve o tarihlerdeki endeksin düzeyini gösteriyor. Grafiğin son bölümündeki açık renk kutular, bu yılın tahminine ve gelecek üç yılın hedefine işaret ediyor.</p>
<p>Her şey ideal biçimde gider ve öngörülen tutarsa 2029 yılında enflasyon yüzde 9 olacak. Varsayalım bu sağlandı, enflasyon artık 2029’da yüzde 9 ve tek haneli.</p>
<p>Daha önce yüzde 9 (8,81) düzeyinde enflasyonun gerçekleştiği yıl, sıkı durun, 2015 ve o tarihteki endeks 8,47. Peki 2029 sonunda yüzde 9’luk gerçekleşme sağlanabildiği takdirde endeks kaç olacak, tam 212,18.</p>
<p>Yıllık enflasyon 2015’te de yüzde 9, 2029’da yüzde 9 ama 2015 sonundaki harcamanız yalnızca 8,47 liraydı, harcama 2029 sonunda 212,18 lira olacak.</p>
<p>Enflasyon aynı, peki ya refahınız, geçim zorluğunuz; o da aynı mı?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d2ddda472-1791349469.png" alt="" width="900" height="277" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-belki-duser-ama-hayat-pahaliligi-baki-kalir-89159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon (belki) düşer ama hayat pahalılığı baki kalır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-york-borsasi-rudermani-nasil-yakalamisti-89158</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> New York Borsası Ruderman’ı nasıl yakalamıştı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon skandalının ardından çok önemli bir mekanizma gündeme geliyor: Erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu değişiklik taslağında yaklaşık 30 maddelik bir paket çalışılıyor. Kritik başlıklardan biri, SPK’nın sorun büyümeden harekete geçebilmesi.</p>
<p>Alarmın ne zaman çalacağı da tarif ediliyor. Hisse fiyatı ve işlem hacmi şirketin finansal verileriyle açıklanamayacak biçimde artarsa, sığ bir hissede yoğunlaşma veya olağandışı işlemler görülürse sistem devreye girecek.</p>
<p>Burada önemli olan suçluyu değil, olağandışı hareketi yakalamak. Fiyatı, hacmi ve zamanlamayı izliyorsunuz. Alarm çalınca insan devreye girip bunun nedenini araştırıyor.</p>
<p> Fon skandalında gündemdeki sorular çok daha erken tartışılabilirdi. Bir fon neden bu kadar hızlı büyüyor? Neden aynı hissede yoğunlaşıyor? Hissenin fiyatı neden şirketin bilançosuyla açıklanamıyor? Bu soruların cevabını skandal patladıktan sonra değil, alarm çaldığı anda aramak gerekiyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d0da9957c-1791348954.png" alt="" width="438" height="256" />
<figcaption><strong>11 Ağustos gecesi NYSE’den BusinessWeek’e telefon geldi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çünkü alarm mutlaka suç işlendiğini göstermez. Olağandışı fiyat hareketi de tek başına manipülasyon değil. Otomatik sistemin görevi suçlu ilan etmek değil, insan denetimini doğru noktada devreye sokmak.</p>
<p>Taslak bana 1988’de New York’taki BusinessWeek stajımı hatırlattı. O sırada birlikte çalıştığımız Rudy Ruderman, dergideki “Inside Wall Street” köşesinde yer alacak hisseleri önceden görebiliyordu. Bir süre sonra köşede yer alacak bazı hisselerde, dergi piyasaya çıkmadan önce işlem ve hacim artışları görülüyordu. Temmuz 1988’de iç inceleme başlatıldı. Ardından NYSE’nin gözetim mekanizması devreye girdi. Ruderman’ın dergi yayımlanmadan önce bazı hisselerde işlem yaptığı belirlendi. 11 Ağustosta NYSE’den BusinessWeek’e telefon geldi. Ertesi gün Ruderman işten çıkarıldı ve yargılama sonunda hem hapis hem de para cezasına çarptırıldı. O anda ortada kesinleşmiş suç değil, ciddi bir alarm vardı. Sonrası soruşturmayla ortaya çıktı. Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak bu mantık.*** Piyasa hareket ettikten sonra “Ne oldu?” diye sormak yerine, hareket olağandışı hale geldiğinde “Burada ne oluyor?” diye sorabilmek. Erken uyarı sistemi suçluyu otomatik olarak bulmayacak. Ama doğru alarmı zamanında üretirse, sonraki skandalın büyümesini engelleyebilir. Asıl mesele alarmın çalması değil, alarm çaldığında harekete geçebilecek bir sistemin kurulması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/new-york-borsasi-rudermani-nasil-yakalamisti-89158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ New York Borsası Ruderman’ı nasıl yakalamıştı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-tgo-ve-getir-yemekle-yelpazeyi-genisletti-turkiyeye-500-milyon-dolar-yatiracak-89157</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uber, TGo ve Getir Yemek’le yelpazeyi genişletti, Türkiye’ye 500 milyon dolar yatıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>UBER </strong>Chief Business Officer’ı (CBO-Baş İşletme Sorumlusu) <strong>Madhu Kannan, </strong>Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>kapsamında Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>başkanlığında New York’taki Türk Evi’nde gerçekleşen <strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda söz aldığında Türkiye’den memnuniyetini dile getirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de faaliyette olduğumuz için çok memnunuz. Mayıs 2025’te </strong>“Trendyol Go”<strong>yu (TGo), Haziran 2026’da da </strong>“Getir Yemek”<strong>i satın alarak Türkiye’deki işlerimizi büyüttük. Büyümeye devam edeceğiz. Yakın dönemde yeni yatırımlar yapacağız.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d008f2780-1791348744.png" alt="" width="454" height="484" /></strong>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki TAİK’in davetiyle gittiğim New York’tan döndükten birkaç gün sonra İstanbul’a ilk kez gelen Uber’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’la <strong>“Uber Eats TGo Ofisi”</strong>nde buluştum.</p>
<p><strong>Macdonald</strong>’a Uber’in Türkiye’ye ilk geldiği günleri anımsattım:</p>
<p>-          <strong>Uber, Türkiye’ye 2014 yılında geldi. Taksilerin yanı sıra başka araçları da kapsama alınca taksicilerin tepkisiyle karşılaştı. Duraklama dönemi yaşadı. Sonra tekrar dönüş yaptı, satın almalarla büyümeye başladı. Bu büyüme heyecanının kaynağı nedir?</strong></p>
<p><strong>Macdonald, </strong>Türkiye’nin Uber için çok önemli bir pazar olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>10 yılı aşkın süredir Türkiye’de mobilite alanında faaliyet gösteriyoruz. Bugün Türkiye’deki işlerimizi </strong>“teslimat” <strong>tarafına da genişlettik. Böylece Türkiye’de varlığımızı daha ileri taşıyoruz.</strong></p>
<p>Mobilite tarafında lisanslı taksilerle çalışmaya odaklandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Teknolojimiz aracılığıyla taksicilerin daha fazla yolcuya ulaşmasına ve kazanç fırsatlarını artırmalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Bu yalnızca Türkiye’de değil, global olarak da Uber’in önceliklerinden biri.</strong></p>
<p>ABD’den Japonya’ya kadar birçok pazarda taksi sektörü için farklı modeller ve yenilikler geliştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, bu alanda bizim için bir başarı hikayesi. Lisanslı taksilerin Uber platformunu benimsemesi ve teknolojinin taksi deneyimini hem sürücüler hem de yolcular için dönüştürmesi açısından Türkiye, global ölçekte öne çıkan pazarlarımızdan biri.</strong></p>
<p>Türkiye’de 43 şehirde faaliyet gösterdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>60 binden fazla taksi Uber platformunda aktif olarak çalışıyor. Taksi birlikleriyle, ekosistemin farklı oyuncularıyla da yakın çalışıyoruz. Yakın zamanda İstanbul Havalimanı Taksi Birliği ile işbirliğini hayata geçirdik.</strong></p>
<p>Kısa süre önce <strong>“BinBin” </strong>ile taksi ekosisteminin modernizasyonuna yönelik bir iyi niyet anlaşması imzaladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Buradaki amacımız Türkiye’nin elektrikli mobilite hedefleriyle de uyumlu şekilde, taksilerin elektrikli araçlara geçişini desteklemek ve sektörün teknolojik dönüşümüne katkıda bulunmak.</strong></p>
<p>Yatırım heyecanı ile ilgili yineledim, <strong>Andrew Macdonald, </strong>Türkiye’deki potansiyele işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin büyüme potansiyeli, önemli turizm destinasyonu olması, genç nüfus, büyük şehir merkezleri ve ekosistemdeki yüksek enerji. Bunlar, Türkiye’ye yatırım isteğimizi artırıyor.</strong></p>
<p>Trendyol Go’yu alırken Türkiye’nin bu özelliklerini dikkate aldıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki potansiyel bizim global önceliklerimizle örtüşüyordu. Teslimat sektörü bizim büyüyen önceliklerimizden biri.</strong></p>
<p>Trendyol Go’nun alımı sonrasındaki duygularını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Trendyol Go ekibiyle tanıştıktan sonra da buradaki yetenek, özellikle kuryeler ve platformdaki restoranlar için geliştirdikleri başarılı modeller bizi daha da ileri gitmek konusunda heyecanlandırdı ve yeni adımlar atmamızı sağladı.</strong></p>
<p>Getir Yemek alımının da bunun sonucu olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Burada yapmak istediğimiz, mevcut know-how’ımızı ve teknolojimizi yerel deneyim ve başarı örnekleriyle birleştirerek ekosisteme daha fazla katkı sağlamak.</strong></p>
<p>Geçen yıl 200 milyon dolarlık yatırım duyurduklarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırımı 2033 yılı sonuna kadar 500 milyon dolara çıkarma kararı aldık. Aynı zamanda 180 kişiyle başlayacağını duyurduğumuz teknoloji merkezimizi de iki katından fazla büyütüyoruz.</strong></p>
<p>Teknoloji merkezi konusunu biraz daha açtı:</p>
<p>-          <strong>Hem </strong>“mobility” <strong>hem de </strong>“delivery”, <strong>yani ulaşım ve teslimat tarafındaki ekiplerimizi bir araya getireceğimiz yeni merkez yaratıyoruz. Mühendislerimiz ve diğer ekiplerimiz aynı çatı altında olacak. Bununla birlikte yeni bir ofis yatırımı da yapıyoruz. Bu yatırım Maslak’ta olacak.</strong></p>
<p>Uber, Türkiye’ye 2014 yılında <strong>“Uber Taksi” </strong>ve <strong>“UberXL” </strong>uygulamasıyla girdi. <strong>“UberXL” </strong>tarafı daha fazla öne çıkınca taksiciler, <strong>“haksız rekabet” </strong>davası açtı. Uber, o dönemde duraksamak zorunda kaldı.</p>
<p>Derken Uber, davayı kazandı ama Türkiye’de <strong>“UberXL” </strong>tarafını durdu, taksicilerle çalışma yolunu seçti. 2021 yılından itibaren kolları sıvadı, taksi tarafında büyüdü…</p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntıların tüm sektörleri sardığı bir ortamda Uber’in 500 milyon dolarlık yatırım açıklaması, uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir <strong>“işaret fişeği” </strong>etkisi yapacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Organik büyüme bizi heyecanlandırıyor ama fırsatlara da bakarız</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’a 500 milyon dolarlık yatırımın detaylarını sordum:</p>
<p>-          <strong>500 milyon dolarlık yatırım sadece organik büyüme için mi olacak, satın alma da yapacak mısınız?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>500 milyon dolarlık yatırım organik büyümeye dönük olacak. Bu bütçenin kapsamında şirket satın alma yer almıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji merkezimizdeki ekip sadece Türkiye için değil, Uber’in global ölçekte hem mobilite hem teslimat tarafındaki ürünlerinin geliştirilmesine destek verecek. Yani, İstanbul bizim global teknoloji merkezlerimizden biri olacak.</strong></p>
<p>Türk mühendislerin Uber’in dünya genelindeki ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlayacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim bünyemizde Toronto’da (Kanada) çalışan Türk mühendisler var. Onlar İstanbul’da teknoloji merkezi kuracağımızı duyunca, </strong>“Bir gün biz de Türkiye’de çalışabilir miyiz?” <strong>diye sormaya başladılar. Ben de, </strong>“Neden olmasın?” <strong>cevabı verdim.</strong></p>
<p>Trendyol Go ve Getir Yemek alımında olduğu gibi inorganik büyümeyi sürdürmeyi düşünüp düşünmediklerini merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda organik büyüme bizi heyecanlandırıyor. Tabi ki her zaman fırsatlara açığız. Odağımız şu anda organik büyümede. Zaman ne gösterir bilinmez.</strong></p>
<p><strong>Macdonald, </strong>teknoloji merkezlerinin bulunduğu kentleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>New York, San Francisco, Seattle, Sao Paulo, Toronto, Santiago, Amsterdam, Aarhus, Haydarabad, Bangalore… Bu merkezlerde çalışan mühendisler Uber’in yenilikçi ürün ve çözümlerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>İstanbul’a işaret etti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul da bu merkezler arasında yerini alacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her pazarda olduğu gibi fırsatlar ve zorluklar bir arada</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’a Türkiye’de karşılaştıkları sıkıntıları da sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Her pazarda olduğu gibi Türkiye’de de fırsatlar ve zorluklar var. Genel olarak baktığımızda Uber’in getirdiği teknoloji, güvenlik ve yenilikçi yaklaşım ile taksi sektörünün gücü bir araya geldiğinde gerçekten güçlü bir ekosistem ortaya çıkıyor.</strong></p>
<p>Regülasyonlar üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Fiyatlandırma ve farklı seçenekler sunma konusunda gerekli esnekliği sağlayan regülasyonlar da önemli. Doğru koşullar oluştuğunda, taksi ve Uber’in birlikte çalışması hem kullanıcılara daha iyi bir deneyim sunuyor hem de taksicilere daha fazla kazanç fırsatı yaratıyor.</strong></p>
<p>Uber ve taksi sektörünün birlikte hareket etmesinin güvenlik standartlarını da daha ileri taşıdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik bizim için en öncelikli konulardan biri. Güvenlik bizde yolculuk başlamadan önce devreye giriyor. Taksiciler platforma başvurdukları andan itibaren, kayıt sürecinde talep ettiğimiz birçok belge ve gerçekleştirdiğimiz kontroller var.</strong></p>
<p>Güvenliğin yolculuk sırasında da devam ettiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin PIN özelliği ile doğru araç ve sürücüyle eşleştiğinizi doğrulayabiliyor ya da yolculuğunuzu sevdiklerinizle paylaşabiliyorsunuz. Burada sadece yolcuların değil, sürücülerin güvenliği de bizim için çok önemli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de daha yolun başında sayılırız</span></h2>
<p><strong>UBER</strong>’in Operasyondan Sorumlu Başkanı <strong>Andrew Macdonald</strong>’tan Türkiye’nin Uber için dünyadaki yerini sordum, diğer pazarlarla karşılaştırmasını istedim, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin nüfusu, turizme yapılan yatırımlar, genç nüfus ve pazarın dinamizmi açısından müthiş bir potansiyel görüyoruz. Aslında burada daha yolun başındayız. Yaptığımız ve yapacağımız yatırımlar gördüğümüz potansiyelin sonucu.</strong></p>
<p>Önlerinde hayata geçirecekleri çok şey olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Özellikle perakende sektörünün potansiyelini de düşündüğümüzde, Türkiye’de bizim için oldukça heyecan verici bir dönemdeyiz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uber-tgo-ve-getir-yemekle-yelpazeyi-genisletti-turkiyeye-500-milyon-dolar-yatiracak-89157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/uber-1781856022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uber, TGo ve Getir Yemek’le yelpazeyi genişletti, Türkiye’ye 500 milyon dolar yatıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tazmin-merkezi-bireyseli-kapsamiyor-89156</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tazmin merkezi bireyseli kapsamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından alınan tazmin ve tedrici tasfiye kararlarını yerine getirmek üzere 2015 yılında kurulan Yatırımcı Tazmin Merkezi, fon skandalı ile birlikte yeniden gündeme geldi. Uzmanlar bu merkezin, yükümlülüğünü yerine getirmeyen aracı kurumlar ve finans kuruluşlarının verdiği zararın tazminini öngördüğünün altını çizerken, yaşanan fon skandalında fonun ve gelirlerinin kullanılamayacağını bildirdiler. Uzmanlar kamu otoritesinin Yatırımcı Tazmin Merkezini kurarken, bir fonun bu aşamaya gelebileceğini öngörmediği ve spekülasyonu hesaba katmadığını söylediler.</p>
<h2>Mağdurlara yapılacak ödemeler konusu belirsizliğini koruyor </h2>
<p>17 Eylül tarihinde gün yüzüne çıkan ve çok sayıda fonun tasfiyesi ile sonuçlanan fon krizinde, yatırımcılara yapılacak ödemeler belirsizliğini koruyor. Bu konuda para piyasası fonlarından başlamak üzere mutabakatı sağlanan hesap sahiplerine ödemelerin hemen başlayacağı duyuruldu. Ancak şu ana kadar herhangi bir ödeme yapılmadı. Geçtiğimiz hafta bu fon kaynaklı yüksek gelir elde eden kişilerin, bu gelirlerini iadesine yönelik fon bazında hesaplar oluşturulurken, istifa eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya bu hesaba ilk para yatıran kişi oldu.</p>
<p>Bu tartışmalar sürerken, kamuoyunda 2013 yılında kurulan ve yönetmeliği 2015’te yayımlanan Yatırımcı Tazmin Merkezi gündeme geldi. Ancak, EKONOMİ’ye bilgi veren sermaye piyasası uzmanları, Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin bu yaşanan skandalla doğrudan ilgisi bulunmadığını bildirdiler. Bu merkezin, herhangi bir aracı kurum veya finans kuruluşunun batması veya taahhütlerini yerine getirememesi halinde devreye girdiğine dikkat çeken uzmanlar, geçmişte bunun çok örnekleri olduğunu aktardılar.</p>
<h2>Manipülasyona konu olacağı akla gelmemiş, hiç düşünülmemiş </h2>
<p>Buna karşılık bir Portföy Yönetim Şirketinin batması halinde, bünyesindeki fonların başka bir Portföy Yönetim Şirketine devir olduğunu vurgulayan uzmanlar, “Bugün yaşanan gelişmeler, bu mevzuat oluşturulurken hiç akla gelmemiş, hesaba katılmamış. Fonların manipülasyona konu olacağı düşünülmemiş” değerlendirmesinde bulundular.</p>
<h2>SPK Yönetim Kurulu aynı zamanda YTM’nin de Yönetim Kurulu'nda</h2>
<p>Yatırımcı Tazmin Merkezi, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından idare ve temsil ediliyor. SPK Yönetim Kurulu aynı zamanda YTM’nin de Yönetim Kurulu görevini yürütüyor.</p>
<p>Merkezin gelirleri, yıllık aidatlardan oluşuyor. Aidat ise yatırımcı bazında saklama bakiyeleri üzerinden belirli bir oranda alınıyor. Türev araçlara yönelik olarak da yine yatırımcı için sözleşme büyüklüklerine göre 500-1000 TL arasında ücret alınıyor. Yatırım kuruluşlarının, sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemleri sırasında YTM ve YTM’nin koruma kapsamı hakkında yatırımcılara yeterli bilgi vermek zorunluluğu bulunuyor. Ancak bu kuruluşlar, YTM’nin yatırımcılara sağladığı korumayı reklam amacıyla kullanamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tazmin-merkezi-bireyseli-kapsamiyor-89156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin ardından gündeme gelen Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin yükümlülüklerini yerine getiremeyen aracı kurumların neden olduğu zararları karşılamak üzere oluşturulduğu, fon yatırımcısı mağdurlarını ise doğrudan kapsamadığı belirtiliyor. Sermaye piyasası uzmanları, yönetmeliği 2015’te yayımlanan merkezin mevcut fon krizine ilişkin bir koruma mekanizması olmadığını vurguladı. Faaliyeti durdurulan bir portföy yönetim şirketine ait fonların başka bir şirkete devredildiğini belirten uzmanlar, “Fonların manipülasyona konu olacağı ve tasfiye aşamasına geleceği mevzuat oluşturulurken hesaba katılmamış” yorumunu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89154</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, dolar, Euro... Ekim ayında hangi yönde hareket edecek?| Ekonomi Masası | 07 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/uUBHMSyfHzg" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-belirsizlige-karsi-gelecek-rotasini-cizdi-89155</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyası liderleri belirsizliğe karşı gelecek rotasını çizdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ Gazetesi ve PwC iş birliğiyle düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi, Türkiye’nin önde gelen sanayi liderlerini “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla buluşturdu. İş dünyasının liderleri, dengelerin hızla değiştiği bir dönemde şirketlerin gelecek rotasını nasıl çizmesi gerektiğini anlattı. Yeni dönemde yatırım kararlarından büyüme stratejilerine kadar birçok başlığın değişen koşullara göre yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Sermayenin daha seçici kullanılması gerektiğine değinen iş dünyası temsilcileri, değişime hızla uyum sağlayabilecek esnek yapıların oluşturulması gerektiğini vurguladı. Şirketlerin gelecekte ortaya çıkabilecek fırsat ve risklere de hazırlıklı olması gerektiği belirten liderler, ortak mesajında, belirsizliklerin arttığı yeni dönemde rekabet gücünü korumanın yolunun dönüşümü öngörmek ve geleceğe bugünden hazırlanmak olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Tosyalı: Yapılanı tekrarlamak yerine bir adım ötesine bakıyoruz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc068e286-1791347718.png" alt="" width="600" height="361" />Sanayide yaşanan teknolojik dönüşümün şirketleri üretim ve yatırım modellerini yeniden düşünmeye zorladığını belirten Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, küresel rekabette öne çıkmanın yolunun dünyadaki gelişmelerin bir adım ötesine geçebilmekle ilgili olduğunu söyledi. Özellikle Çin’in sanayideki hızlı yükselişinin birçok ülkede tehdit olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Tosyalı, kendilerinin ise bu süreci farklı bir perspektifle ele aldıklarını ifade etti. Tosyalı, "Biz Çin’i tehdit olarak görmüyoruz. Çin bizim için bir fırsat. Oradaki gelişmeleri görüyor ve bunu bir adım daha öteye nasıl götürebileceğimize bakıyoruz. Dünyadaki endüstriyel gelişmeleri takip ederken birçok gelişmenin de öncüsü olmaya çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"KÜMELENMEYLE REKABET GÜCÜMÜZÜ ARTIRIYORUZ" </strong></p>
<p>Tosyalı Holding’in yeni yatırımlarında endüstriyel kümelenme modeline önem verdiklerini belirten Tosyalı, yatırım yaptıkları ülkelerde bütün üretim zincirini tek başlarına oluşturmak yerine güçlü bir ekosistem meydana getirmeye çalıştıklarını anlattı. Tosyalı, “Hangi ülkede iş yapıyorsak her şeyi tek başımıza yapmak yerine çevremizde güçlü bir endüstriyel kümelenme oluşturuyoruz. Bununla rekabet gücümüzü artırıyoruz. Sanayide sahip olduğumuz birikimi doğru ekosistemlerle daha ileri taşımamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>Togg yatırımının Türkiye’nin teknolojik dönüşümünün önemli örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Tosyalı, elektrikli araçlarda rekabetçi bir yapı oluşturmak amacıyla CATL ile ortak bir platform geliştirdiklerini söyledi. Togg’un ürün gamının yeni yatırımlarla genişleyeceğini belirten Tosyalı, “Önümüzdeki dönemde üç model arka arkaya devreye girecek. Togg’u esas hedeflerine bu yatırımlarla ulaştıracağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"SANAYİCİLİK SABIR İŞİ"</strong></p>
<p>Togg yatırımına uzun vadeli baktıklarının altını çizen Tosyalı, sanayi yatırımlarının ilk birkaç yıldaki kârlılık performansıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Tosyalı Holding’in bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduğunu hatırlatan Tosyalı, büyük ölçekli sanayi yatırımlarında sonuç almanın zaman ve sabır gerektirdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu işi sadece rakamlardan ve kârdan ibaret görmediklerinin altını çizen Tosyalı, “Yola çıkarken kendimize 15 yıllık bir hedef koyduk ve bunun ortasındayız. Bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduk. Hiçbiri birinci, ikinci veya üçüncü yılında hemen kâra geçmedi. Biz sanayiciyiz. Sanayicilik sabır işi. Aracımız çok sevildi, yeni versiyonları bekleniyor. Biz de aynı heyecanla yatırım yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Karakaş: Togg’un en değerli varlığı insan kaynağı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc216842b-1791347745.png" alt="" width="342" height="348" /></p>
<p>Otomotiv sektöründeki dönüşümün merkezinde kullanıcı beklentileri, teknoloji ve kişiselleştirmenin bulunduğunu belirten Togg CEO’su Gürcan Karakaş, otomobilin artık yalnızca bir ulaşım aracı olarak değerlendirilmediğini söyledi. Teknolojideki değişime paralel olarak kullanıcıların araçlardan beklentilerinin de hızla farklılaştığını ifade eden Karakaş, sürdürülebilir bir şirket olabilmek için sürekli değişime açık olmak gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Sonuçta burası oturma odamız, çalışma ofisimiz, eğlence merkezimiz ve alışveriş merkezimiz haline geliyor. Dolayısıyla teknoloji ve kişiselleştirme bizim için çok önemli. Kullanıcılarımızdan gelen görüşleri ve talepleri sürekli değerlendiriyoruz. Togg’un bugün en değerli varlığı insan kaynağıdır.”</p>
<h2>Okyay: Yatırım stratejimizde yetkinlikler belirleyici olacak</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc2d16ac4-1791347757.png" alt="" width="600" height="357" />Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Belirsizliğe Nasıl Meydan Okuyorlar?” başlıklı oturumda, küresel ekonomide yaşanan değişimin şirketlerin yatırım ve büyüme stratejilerini yeniden şekillendirdiğini söyledi. Sanayicinin geçmişte de krizler, yüksek faiz, devalüasyon, savaşlar ve pazarların açılıp kapanması gibi birçok belirsizlikle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Okyay, bugünkü dönemi farklılaştıran unsurun ise birden fazla kırılmanın eş zamanlı yaşanması olduğunu vurguladı. </p>
<p>Teknolojik dönüşümün hızlanması, küresel ticarette kuralların yeniden şekillenmesi ve jeopolitik risklerin artmasının şirketlerin karar alma süreçlerini daha karmaşık hale getirdiğine işaret eden Okyay, sanayicinin artık yalnızca ekonomik döngülere göre pozisyon almasının yeterli olmadığını dile getirdi. Yeni dönemde şirketlerin farklı alanlardan gelebilecek kırılmalara aynı anda hazırlıklı olması gerektiğini belirten Okyay, “Sanayicinin hayatında belirsizlik hiçbir zaman eksik olmadı. Krizler, devalüasyonlar, yüksek faiz, savaşlar ve pazarların açılıp kapanmasıyla hep uğraştık. Ancak bugün kendi döngülerimizin dışında teknoloji, ticaret ve jeopolitikte üç büyük kırılma aynı anda gerçekleşiyor” dedi. </p>
<p><strong>“NE OLURSA OLSUN AYAKTA KALABİLECEK MİYİZ?” </strong></p>
<p>Yaşanan sürecin geçici bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eden Okyay, şirketlerin artık geleceği doğru tahmin etmek kadar farklı senaryolara hızla uyum sağlayabilme yeteneğine de ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Önümüzdeki birkaç yılın koşullarını bugünden kesin biçimde öngörmenin giderek zorlaştığını belirten Okyay, bu nedenle şirketlerin stratejilerini tek bir gelecek senaryosuna bağlamak yerine değişime cevap verebilecek yapılar oluşturmasının önem kazandığını ifade etti.</p>
<p>Yeni dönemde çeviklik ve esnekliğin şirketlerin rekabet gücünde daha belirleyici hale geleceğini kaydeden Okyay, “Bu bir çeşit reset. Üç yıl sonra ne olacak sorusunu artık soramıyoruz. Asıl soru şu: Üç yıl sonra ne olursa olsun ayakta kalabilecek miyiz? Yön değiştirebilecek kadar esnek ve çevik olabilecek miyiz?” diye konuştu.</p>
<p><strong>“ORTAK PAYDAMIZ SEKTÖR OLMAYACAK” </strong></p>
<p>Kale Grubu’nun yeni dönem yatırım yaklaşımına da değinen Okyay, yatırım kararlarında yalnızca sektör bazlı büyüme anlayışıyla hareket etmeyeceklerini belirtti. Grubun uzun yıllar içinde oluşturduğu teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgisinin yeni yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar arasında bulunacağını ifade eden Okyay, sahip oldukları yetkinlikleri daha yüksek katma değer yaratabilecek alanlara taşımanın öncelikleri olacağını kaydetti.</p>
<p>Şirketlerin yatırım tercihlerinde kaynaklarını da daha seçici kullanması gereken bir döneme girildiğine dikkat çeken Okyay, sermayenin yanı sıra nitelikli insan kaynağı ve yönetim kapasitesinin de sınırlı olduğuna değindi. Bu nedenle hangi sektörde büyüneceğinden önce hangi alanda rekabetçi bir üstünlük yaratılabileceği sorusuna odaklandıklarını belirten Okyay, “Sermaye sınırsız değil, insan kaynağı sınırsız değil, yönetim enerjimiz de sınırsız değil. Bizim için ortak payda sektör olmayacak. Teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgimiz neye imkân tanıyorsa ona göre karar vereceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“DAHA AZ EMTİA, DAHA FAZLA TEKNOLOJİ” </strong></p>
<p>Kale Grubu’nun yatırım stratejisinde katma değeri artırmanın da önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Okyay, mevcut üretim yetkinliklerinin teknoloji ve marka gücüyle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. Sanayide yalnızca üretim hacmini artırmanın yeterli olmadığı bir döneme girildiğini ifade eden Okyay, grubun gelecekteki büyümesinde teknoloji ve çözüm üretme kabiliyetinin daha fazla öne çıkacağını söyleyerek, “Daha az emtia, daha fazla teknoloji, marka ve çözüm üreten bir yapıya nasıl gelebiliriz, buna bakıyoruz” dedi.</p>
<h2>Özdemir: 135 milyon ton kapasite var, yeni fabrikaya ihtiyaç yok</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc3d98d48-1791347773.png" alt="" width="600" height="361" />Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir, panelde şirket ve sektörlerle ilgili geleceğe ilişkin açıklamalar yapı. Türkiye’nin çimento sektöründe Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesine sahip olduğuna değinen Özdemir, dünyada ise altıncı sırada bulunduğunu belirtti. Özdemir, bundan sonraki yatırım kararlarında yeni kapasite yaratmaktan çok mevcut tesislerin değerlendirilmesinin ön plana çıkması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Deprem nedeniyle çimento talebinin yüksek seyrettiği bir dönemden geçilmesine rağmen mevcut üretim kapasitesinin önemli bölümünün hâlâ kullanılmadığını belirten Özdemir, “Türkiye, deprem dönemi ve ihracat dahil en fazla 90 milyon ton civarında kullanabiliyor. Nereden bakarsak bakalım yüzde 40’a yakın kapasite fazlamız var. Türkiye’nin yeni bir çimento fabrikasına ihtiyacı yok” dedi.</p>
<p><strong>“YENİ FABRİKA YERİNE MEVCUT KAPASİTE DEĞERLENDİRİLMELİ” </strong></p>
<p>Yeni bir çimento fabrikası yatırımının 250 milyon doların altında gerçekleştirilemeyeceğine işaret eden Özdemir, böylesine yüksek yatırım maliyetinin bulunduğu bir sektörde kapasite fazlası dikkate alınmadan yeni tesis kurulmasının doğru olmayacağını ifade etti. Sektöre yeni girmek isteyen yatırımcılara da sıfırdan fabrika kurmak yerine mevcut tesislere yönelmelerini tavsiye ettiğini anlatan Özdemir, “Biri bana ‘Çimento sektörüne girmek istiyorum’ dediğinde, yeni fabrika kurmak yerine mevcut fabrikalardan birini satın almasını söylüyorum. Biz de büyümek istiyorsak bunu yeni fabrika kurarak değil, mevcut kapasite üzerinden yapmak istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Türk müteahhitlik sektörünün küresel pazarlardaki konumuna da değinen Özdemir, yurt dışında kazanılan başarının temelinde Türkiye’de gerçekleştirilen büyük ölçekli projelerden edinilen deneyimin bulunduğunu söyledi. Türkiye’de altyapıdan havalimanlarına, büyük ölçekli üstyapı yatırımlarından farklı mühendislik projelerine kadar geniş bir alanda elde edilen tecrübenin Türk şirketlerine uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet gücü kazandırdığını dile getirdi.</p>
<p>Türk şirketlerinin bu birikimi dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdığını belirten Özdemir, “Burada öğrendiğimiz işi ve kazandığımız tecrübeyi bütün dünyaya taşıdık. Bugün ‘Türkiye’ denildiğinde Türk müteahhitliği de bir marka olarak biliniyor” dedi.</p>
<p>Limak’ın Barcelona’nın Camp Nou Stadı’nın yenilenmesi ihalesinde altı firmayla yarıştığını belirten Özdemir, projeyi Türk müteahhitlik şirketlerinin uluslararası ölçekte ulaştığı rekabet gücünün örneklerinden biri olarak gösterdi. İhale sürecinde yalnızca fiyatın değil, projenin gerçekleştirileceği takvim ile şirketin makine ve ekipman kapasitesinin de belirleyici olduğunu anlatan Özdemir, Limak’ın işe hızlı başlayabilecek hazırlığa sahip olmasının önemli bir avantaj sağladığını ifade etti. İhaleyle ilgili bilgi veren Özdemir, “Tek Türk şirketi bizdik. İyi bir fiyat, iyi bir program ve elimizdeki makine-ekipmanın hazır olduğunu göstererek işi aldık. Çatının da tamamlanmasıyla kapasite 105 bin kişiye ulaşacak” diye konuştu.</p>
<p><strong>"YENİ KUŞAĞIN ROTASINDA ENERJİ VAR" </strong></p>
<p>Grubun gelecek dönem yatırım alanlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özdemir, teknolojideki hızlı gelişmenin enerji sektöründe yeni fırsatlar ortaya çıkaracağını söyledi. Özellikle yapay zekâ uygulamalarının ve veri merkezlerinin yaygınlaşmasının önümüzdeki dönemde enerji tüketimini daha da artıracağına işaret eden Özdemir, bu dönüşümün enerji yatırımlarına duyulan ihtiyacı büyüteceğini kaydetti.</p>
<p>Veri merkezlerinin yalnızca yüksek miktarda enerjiye değil, soğutma başta olmak üzere önemli ölçüde su kaynağına da ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Özdemir, teknoloji yatırımlarındaki büyümenin enerji ve altyapı yatırımlarını da beraberinde getireceğini ifade etti.</p>
<p>Limak’ta yeni kuşağın gelecek dönem büyüme alanlarını bu perspektifle değerlendirdiğini belirten Özdemir, özellikle enerji sektöründeki büyüme potansiyeline odaklandıklarını söyledi.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">SEKTÖRLER VE REKABETÇİLİK</span></h2>
<p><strong>Rekabette, enerji, teknoloji ve dayanıklılık oyunun merkezinde</strong></p>
<p>SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve Akfen Holding CEO’su Selim Akın “Sektörler ve Rekabetçilik” panelinde CNBC-e Genel Yayın Yönetmeni Servet Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Panelde enerjiye kesintisiz erişilebilirliğin önemine dikkat çekilirken, değişim, dönüşüm ve yatırımlardaki yeni kriterler mercek altına alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cc68ebc17-1791347816.png" alt="" width="800" height="284" /><strong>"Türkiye, enerji çeşitliliğinde önemli adımlar attı" </strong></p>
<p>SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk: "Enerjide rekabetçilik artık sadece uygun fiyat anlamına gelmiyor. Denkleme üç yeni kriter eklendi: Kesintisiz erişilebilirlik, orta vadeli öngörülebilirlik ve karbonsuzlaşma. Türkiye enerjisinin büyük kısmını ithal ettiği için kısa vadeli fiyatlar üzerindeki etkisi sınırlı. Ancak çeşitlilik konusunda ciddi adımlar atılmıştır: LNG portföye eklenmiş, yenilenebilir enerji büyütülmüş ve Akkuyu Nükleer Santrali devreye girme aşamasına gelmiştir. Akkuyu tamamlandığında Türkiye elektrik tüketiminin yüzde 10’unu karşılayacak. Gabar ve Sakarya’daki yerli üretim kriz anlarında tedarik güvenliği sağlamaktadır. Avrupa’nın ETS, SKDM ve Clean Industrial Act düzenlemeleri sadece iklim politikası değil, aynı zamanda sanayiyi koruma politikası. Türkiye’nin de kendi ETS’sini sanayinin rekabet gücünü gözeterek kurgulaması gerekiyor. Öte yandan Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefi 120 GW olup önündeki tek kısıt şebeke altyapısıdır. Bulgaristan, Kerkük, Somali ve Azerbaycan’da doğrudan enerji kaynağı yatırımları yapıldı"</p>
<p><strong>"Düşük maliyetle rekabet dönemi sona erdi"</strong></p>
<p>Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör: "Türkiye’nin küresel sanayi devlerinden Assan Alüminyum, toplam satışlarının yüzde 80’ini dünyanın dört bir yanına ihraç ediyor. Şirket, tek başına Türkiye alüminyum ihracatının yüzde 60’ını gerçekleştirerek sektördeki liderliğini koruyor. En büyük ve en stratejik iki ana pazarı ise Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Coğrafi olarak Avrupa’ya yakınlık ve Gümrük Birliği anlaşması, şirkete lojistik anlamda çok ciddi bir altyapı avantajı sunuyor. Ayrıca küresel pazarlardaki korumacılık duvarlarını aşmak adına, Kuzey Amerika’da yerel bir üretim yatırımı hayata geçirilmiştir. Yeni dünya düzeninde karbonsuzlaşma ve dijitalleşme süreçleri, eğer doğru insan kaynağıyla yönetilmezse şirketlerin sırtına sadece ilave maliyet yükü bindirir. Bu nedenle yeni dönemde sadece teknolojiye yatırım yapmak yetmiyor; bu yatırımları esnek ve akıllı bir şekilde yönetebilmek de kritik bir başarı kriteri haline geliyor. Sadece düşük işçilik maliyetiyle rekabet etme dönemi artık tamamen sona ermiştir. Türkiye’nin işçilik maliyetleri, bugün Doğu ve Güney Avrupa ülkeleriyle neredeyse eşitlenmiş durumdadır."</p>
<p><strong>"Yatırımlarda 5 kritere bakıyoruz" </strong></p>
<p>Akfen Holding CEO’su Selim Akın: "Pandemi öncesinde Türkiye orta teknolojide küresel pazarlarda son derece rekabetçi bir konumdayken, pandemi sonrası değişen dengeler ve artan operasyonel maliyetler sebebiyle bu kritik avantajını Mısır gibi alternatif pazarlara kaptırdı. Yaşanan bu dönüşüm, ülkemizin üretim paradigmasını değiştirmesini zorunlu kılıyor. Türkiye’nin önümüzdeki döneme ait yeni başarı hikayesi; savunma sanayiinde yakaladığı ivmeye benzer şekilde ileri teknoloji ürünleri geliştirmek ve yüksek getirili hizmet sektörlerine odaklanmak üzerine kurulmalıdır. Stratejik sektörlerde büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji alanındaki toplam kurulu gücümüzü bin 200 MW seviyesine çıkarmayı, Mersin Limanı’ndaki kapasite artırımı yatırımlarımızı tamamlamayı ve lojistik ile gayrimenkul alanındaki varlığımızı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Yeni bir yatırıma bakarken şu kriterlere odaklanıyoruz: Sürdürülebilir bir gelir modeli var mı?, Finanse edilebiliyor mu?, Çıkış imkanı var mı?, Monopol/rekabet durumu nedir?, Yapay zeka entegrasyonu ve karbon ayak izi durumu nedir?"</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">REKABETTE YENİ SÖYLEMLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK</span></h2>
<p><strong>Dün büyüten model bugün yetmiyor, yeni kurallar yazılıyor</strong></p>
<p>5. Dönüşen Liderlik Zirvesinde “Rekabette Yeni Söylemler ve Sürdürülebilirlik” oturumunda gelecek vizyonuna ışık tutuldu. Didem Eryar Ünlü’nün moderatörlüğünde düzenlenen etkinlikte, MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün ve CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri önemli açıklamalarda bulundu. Oturumda belirsizliğe karşı üst planlamanın önemine dikkat çekildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5ccb337baa-1791347891.png" alt="" width="468" height="344" /><strong>"Mevcut üretim yapımızla ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı" </strong></p>
<p>MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün: "Yaklaşık 100 yıl önce küresel ölçekte hızlanan sanayileşme dalgası, dünyayı teknoloji merdiveninin ilk basamağına taşıdı. Türkiye de genç Cumhuriyeti kurarak bu merdivenin alt basamaklarında kendine stratejik bir yer edindi. Zaman ilerleyip teknoloji geliştikçe, gelişmiş ülkeler üst basamaklara doğru tırmandı. Biz ise 70 yıllık sanayileşme paradigmamız boyunca tekstil, deri ve çimento gibi geleneksel sektörleri sahiplendik. İngiltere ve Almanya gibi devlerin boşalttığı alt basamakları doldurarak büyük bir üretim hamlesi yürüttük. Bu geleneksel model, ekonomimizi tam 70 yıl boyunca başarıyla sırtladı ve büyüttü. Ancak 1996 yılına gelindiğinde küresel dengeler radikal bir biçimde değişti. Çin, sanayicisine sağladığı devasa ucuz kredi faizleriyle bu alt basamaklara hızla yerleşmeye başladı. Üstelik Batılı ülkelerin aksine, yukarılara çıkarken alttaki basamakları hiç boş bırakmadılar. Bugün Türkiye’de kurulu sanayi tesislerinin yüzde 75’i maalesef orta-düşük teknoloji seviyesine sıkışmış durumdadır. Çin alt basamaklarda hiçbir boşluk bırakmadığı için, mevcut üretim yapımızla artık ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı. Daha da kritik olanı, Çin’deki toplam sanayi şirketlerinin yüzde 30’unun bilançosunda devasa zararlar yazmasıdır. Orada rasyonel bir serbest piyasa maliyet hesabı işlemiyor. Bankalarda kesintisiz devlet kredisi döndüğü ve şirketlerin yüzde 70’i devlet ya da belediye ortaklığına dayandığı için batmıyorlar. "</p>
<p><strong>"Azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma stratejisi izliyoruz" </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5ccc06f955-1791347904.png" alt="" width="448" height="379" /></strong>CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri: "Coca-Cola İçecek (CCI) olarak bugün Türkiye, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Pakistan ve Bangladeş’i kapsayan devasa bir coğrafyada, tam 12 ülkede 600 milyonluk bir nüfusa kesintisiz hizmet veriyoruz. Bu dinamik ekosistemi yönetirken 'küresel düşün, yerel hareket et ' felsefesini benimsiyoruz. Merkezdeki global yapı standartları ve genel pazar stratejilerini net bir şekilde belirlerken; yereldeki şişeleyicilerimiz her ülkenin kendi jeopolitik risklerine, regülatif kurallarına ve anlık pazar dinamiklerine göre son derece çevik hareket eme kabiliyetine sahipler. Sürdürülebilirlik ajandamızın odağında ise su yönetimi, iklim değişikliği, döngüsel ambalajlar ve insan hakları olmak üzere dört ana başlık yer alıyor. Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerin sürdürülebilirlik konusundaki olgunluk seviyeleri ve yasal mevzuatları birbirinden oldukça farklıdır. Avrupa Birliği pazarına göbekten bağlı olan otomotiv sektörü, katı AB regülasyonları nedeniyle yeşil dönüşüme çoktan uyum sağlamış durumdadır. Biz de hızlı tüketim sektöründe benzer bir dönüşümü su yönetiminde 'azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma' stratejimizle uyguluyoruz. Bu kapsamda Türkiye’de Isparta ve Bursa’da hayata geçirdiğimiz dijital tarım uygulamalarıyla suyun tarımda verimli kullanımını desteklerken; Azerbaycan’da gerçekleştirdiğimiz kanal iyileştirme projeleriyle yerel halkın temiz suya ve güvenli kaynaklara erişimini artırmak için var gücümüzle çalışıyoruz."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ FIRSATLAR</span></h2>
<p><strong>"Önümüzde gayrimenkulden madenciliğe birçok fırsat var"</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar’ paneline Gülman Holding CEO’su Polat Gülman ile Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi katıldı. Oturumda; girişim sermayesi, veri merkezleri, dijitalleşen yatırım araçları ve madencilik sektöründeki katma değerli üretim hamleleri ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd03957d4-1791347971.png" alt="" width="600" height="311" /><strong>"Veri merkezleri ve oyun sektörü yatırım haritamızı yeniden çizdi"</strong></p>
<p>Gülman Holding CEO’su Polat Gülman: "İyi bir yatırım fırsatını değerlendirirken ilk olarak projenin piyasadaki gerçek bir ihtiyaca yanıt verip vermediğine bakmak gerekir. Yatırım kararlarında veri ve analitik çalışmalar temel rehberimiz olsa da, bazen doğru zamanlama ile şans faktörü ve sezgiler de belirleyici olur. Gayrimenkul ve girişim sermayesi tarafında yatırımları en az 5 ila 10 yıllık perspektiflerle değerlendiriyoruz. Kısa vadeli, popüler ve geçici trendlerden uzak durarak, uzun vadede değer üreten sürdürülebilir iş modellerine odaklanmayı temel prensip edindik. Geçmişte kişisel olarak ilgi duymadığım ancak küresel verilerin ışığında büyük bir potansiyel gördüğüm dijital oyun sektörüne ciddi yatırımlar yaptık. Portföyümüzdeki 300’ü aşkın şirketin 50 tanesini oyun girişimleri oluşturuyor. ABD merkezli Griff in Gaming Partners fonu üzerinden yaptığımız hamlelerin dönüp Türkiye’deki yerli oyun stüdyolarına yatırıma dönüşmesi, ülkemizin bu alandaki potansiyelini kanıtlıyor. Türkiye bugün bin 300’ün üzerinde kurulu oyun şirketi ve 750’den fazla geliştirici ekibiyle küresel bir merkeze dönüşmüş durumdadır. Bir diğer stratejik alan ise veri merkezleri. İngiltere ve ABD’deki ticari gayrimenkul fon yatırımlarımız üzerinden deneyimlediğimiz üzere, dijitalleşen dünyada veri merkezleri yüksek getirili ve sürdürülebilir bir gayrimenkul/teknoloji yatırımına dönüştü. Ohio’da Facebook ile 15 yıllık kiralama yapılan veri merkezi projesinde 6 ayda yüzde 65 karla çıkış sağladık. Özellikle soğuk iklim ve uygun enerji altyapısı sunan Kuzey Avrupa coğrafyalarında veri merkezleri yatırımlarını çok yakından takip ediyoruz."</p>
<p><strong>"Sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var" </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd127df12-1791347986.png" alt="" width="500" height="328" /></strong>Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi: "Türkiye, jeolojik yapısı itibarıyla altın ve bakır rezervleri açısından se zengin ve şanslı bir coğrafyada yer alıyor. Ancak arama risk sermayesinin yüksekliği nedeniyle ülke olarak maden arama potansiyelimizi henüz tam olarak sahaya yansıtabilmiş değiliz. Cengiz Holding bünyesinde yürütülen madencilik faaliyetlerinde temel hedefimiz; ham cevheri işleyerek yüzde 99,99 safl ıkta nihai ürüne dönüştürmek, yani katma değerli üretim yapmaktır. Bu kapsamda Çayeli Bakır ve Anagold yatırımlarıyla portföyümüzü genişletirken, hem mevcut sahalarda derinlemesine aramalara hem de sıfırdan yeni rezerv arayışlarına aralıksız devam ediyoruz. Günümüzde yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçlar ve yeşil enerji dönüşümü bakır ve altın talebini katlayarak artırıyor. Elektrikli araçlarda geleneksel araçlara kıyasla 4 kat daha fazla bakır kullanılıyor; sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var. Ülke olarak her yıl bakırda 2 milyar dolar, altında ise 20 milyar dolar civarında dış ticaret açığı veriyoruz. Bu açığı kapatmak için aramaları artırmak, derinleşen sahalarda dijitalleşmeyle verimliliği sağlamak ve ürettiğimiz cevheri yurt içinde katma değerli ürüne dönüştürmek zorundayız. Anagold ve grup şirketlerimiz bünyesinde yeni dönemdeki tüm operasyonel süreçlerimizi; iş sağlığı ve güvenliği kültürü, uluslararası çevre standartları ve yerel toplumla şeffaf iletişim ilkelerinden oluşan sorumlu madencilik yaklaşımıyla şekillendiriyoruz."</p>
<p><strong>GALA YEMEĞİ</strong></p>
<p><strong>"Yurt dışında kazandığımız birikimi Türkiye’ye yatırıyoruz"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5cd36cc2d3-1791348022.png" alt="" width="468" height="403" /></strong>BENESTA CEO’Su Roksana Diker: "Esta Construction olarak dünyanın farklı coğrafyalarında çok önemli projelere imza attık. Rusya’da Mercedes fabrikasından stadyuma, Yuri Gagarin Havalimanı’ndan Krasnodar’daki büyük park projesine kadar farklı alanlarda ciddi bir tecrübe kazandık. Benesta ile aslında Türkiye’ye ‘merhaba’ demek istedik. Bugüne kadar yurt dışında kazandığımız tecrübeyi ve birikimi Türkiye’ye yatırım olarak taşımak istiyoruz. Benesta markası da bu anlayışla doğdu. Bugün işlerimizin yaklaşık yüzde 20’si Türkiye’de, yüzde 80’i yurt dışında. Türkiye’deki gayrimenkul yatırımlarımızı ise Benesta markası altında sürdürüyoruz. Türkiye’de yaptığımız projelerde de yurt dışında edindiğimiz tecrübeyi kullanırken farklılaşmaya önem veriyoruz. Mimari kadar peyzajı ve yaşam alanlarının niteliğini de yatırımın bir parçası olarak görüyoruz. Örneğin projelerimizden birinde yaklaşık 250 ağaca yer verdik ve İtalya’nın Toskana bölgesinden en az 80 yaşındaki ağaçları Türkiye’ye getirdik. Amacımız yalnızca bina yapmak değil; uzun yıllar değerini koruyacak, çevresi ve yaşam alanlarıyla bütünleşen projeler ortaya koymak. Yurt dışında edindiğimiz deneyimi ve yatırım gücünü Türkiye’de kalıcı değere dönüştürmek istiyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-belirsizlige-karsi-gelecek-rotasini-cizdi-89155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/67-1791347636.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşen Liderlik Zirvesi&#039;nde konuşan iş dünyasının önde gelen temsilcileri, yeni şekillenen küresel rekabetçilikte şirketlerin gelecek rotasına ve büyüme stratejilerinin temel dinamiklerine ilişkin görüşlerini dile getirdi. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, rekabette öne çıkmanın, dünyadaki gelişmelerin bir adım önüne geçmeyi gerektirdiğini kaydetti. Yeni yatırımlarında endüstriyel kümelenmeyi öncelediklerini ifade eden Tosyalı, üretim zincirini tek başına oluşturmak yerine bir ekosistem oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, dünyada teknoloji, ticaret ve jeopolitikte üç büyük kırılma yaşandığına işaret ederek, sanayicinin artık yalnızca ekonomik döngülere göre pozisyon almasının yeterli olmayacağını belirtti. Okyay, şu: Üç yıl sonra da yön değiştirecek kadar esnek ve çevik olabilecek miyiz” diye konuştu. Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir de yapay zekanın üretim süreçlerine hızla dahil olduğunu vurgulayarak, bunun enerji ve altyapıda büyük bir yatırım potansiyeli doğuracağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-89189</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karesi, polyester kapasitesini 6,7 kat artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın tekstil ve kimya sanayisindeki üretim altyapısına katkı sağlayan Karesi Polyester ve Petrokimya Sanayi AŞ, Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesisinde önemli bir kapasite artışına gidiyor. Şirket, mevcut üretim tesisinde yapacağı modernizasyonla yıllık 26 bin 250 ton olan Pet Polyester Cips üretim kapasitesini 175 bin tona çıkaracak. Böylece mevcut kapasitenin yaklaşık 6,7 katına ulaşılması hedefleniyor. Şirketin Bursa OSB’deki 84 bin 281 metrekarelik alanda faaliyet gösteren tesisinde gerçekleştirilecek proje, yeni bir üretim tesisi kurulmasından ziyade mevcut makine ve ekipmanların modernizasyonu ve üretim verimliliğinin artırılması esasına dayanıyor. Proje için öngörülen harcama tutarı ise 5 milyon lira olarak açıklandı. </p>
<h2><strong>Üretim zincirinin hammaddesini üretiyor</strong></h2>
<p>Karesi Polyester’in üretiminde elde edilen PET polyester cips, polyester iplik üretiminde hammadde olarak kullanılıyor. Tesiste saf tereftalik asit (PTA) ve monoetilen glikol (MEG) gibi hammaddelerin çeşitli proseslerden geçirilmesiyle polyester cips üretiliyor. Üretilen ürün, şirketin polyester iplik üretim tesisine sevk ediliyor. Kapasite artışı sonrasında yıllık saf tereftalik asit kullanımının 22 bin 838 tondan 152 bin 250 tona, monoetilen glikol kullanımının ise 9 bin 188 tondan 61 bin 250 tona yükselmesi öngörülüyor. </p>
<h2><strong>Yeni kazan kurulmayacak</strong></h2>
<p>Projenin dikkat çeken unsurlarından biri de kapasite artışının mevcut altyapı üzerinden gerçekleştirilecek olması. Proje kapsamında yeni bir yakma sistemi kurulmayacak, mevcut doğalgaz yakıtlı sistemlerin yakıt türü, sayısı, ısıl gücü ve çalışma prensibinde değişiklik yapılmayacak. Kapasite artışı, makine ve ekipman modernizasyonuyla sağlanacak. Kapasite artışıyla birlikte tesisteki çalışan sayısının da artırılması planlanıyor. Halen 46 kişinin çalıştığı tesiste kapasite artışı sonrasında çalışan sayısının 50 kişiye çıkarılması hedefleniyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-89189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/9/1280x720/karesi-polyester-kapasitesini-67-kat-artiracak-1791354472.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa OSB’de faaliyet gösteren Karesi Polyester ve Petrokimya, mevcut tesisinde yapacağı makine ve ekipman modernizasyonuyla yıllık 26 bin 250 ton olan polyester cips üretim kapasitesini 175 bin tona yükseltmeye hazırlanıyor. 5 milyon liralık modernizasyon yatırımıyla üretim verimliliğinin artırılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fonlardan-cikislar-mevduata-yoneldi-89179</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Fonlardan çıkışlar mevduata yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM’ye Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunumda genel olarak enflasyona ilişkin pozitif bir içerik sundu. Gıda dahil temel mallarda ve geçmişte kira, lokanta fiyatlarıyla öne çıkan hizmetler sektörlerinde ana eğilimin gerilemekte olduğunu, Türkiye’deki fonlardan çıkışların da mevduata yönelmesiyle riskin sınırlandığını belirtti. Karahan risk unsurları arasında dış gelişmeler, enerji-emtia fiyatlarını içeride ise beklentileri öne çıkardı.</p>
<p>Likidite yönetiminde tedbirler alındı Yaşanan fon krizine yönelik doğrudan bir açıklama yapmayan Karahan, “finansal piyasalarda son dönem gelişmeleri dikkate alarak” likidite yönetiminde tedbirler alındığını; haftalık repo ile sağlanan fonlamanın artırıldığını, bankalar arası para piyasasında bankaların borç limitlerini güncellediğini, TL zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranını düşürdüklerini ve böylece bankaların likidite yönetiminde esneklik getirildiğini kaydetti. Karahan haftalık repo fonlamasıyla sağlanan 3 puanlık maliyet azalmasının mevduat ve kredi faizlerine olumlu etki ettiğini belirterek, “Sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu. Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduatın payı yüzde 61’in üzerine yükseldi” dedi.</p>
<h2>Enflasyona gıdadaki olumlu etki</h2>
<p>Karahan, bölgede yaşanan savaşın etkilerinin belirginleştiği mart-haziran döneminde enflasyondaki ana eğilimin yükselişe işaret etmesine karşılık, Temmuz ayından itibaren yıllıklandırılmış göstergelerin ana eğilimin yıllık yüzde 30’lardan, mevcut yıllık enflasyonun 6 puan altında, yüzde 23,7’ye gerilediğini söyledi.</p>
<h2>Temel malları talep koşulları sınırlıyor</h2>
<p>Talep koşullarındaki yavaşlamanın temel mallardaki dezenflasyonu desteklediğini, savaşın ilk başta petrol ile ilişkili mallarda yarattığı yükselişin etkisinin sınırlı kaldığını belirten Karahan, “Takip eden aylarda ise bu etkilerin azaldığını gördük. Nitekim, temel mal grubunda yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim, yıllık enflasyonun altına gerilemiş durumda. Sıkı para politikasına bağlı olarak tüketim talebindeki yavaşlama ve Türk lirasındaki ılımlı seyir, arz yönlü baskılara rağmen temel mal enflasyonundaki artışı sınırladı. Dolayısıyla, son dönemdeki arz şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördük” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Beklentiler kırılamadı, risk göstergesi biraz arttı”</span></h2>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, sunumunda beklentilerdeki iyileşmenin sınırlı olduğunu belirtti. “Geldiğimiz noktada, para politikasındaki sıkı duruşumuzun etkisiyle, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını, talepteki zayıflama neticesinde enflasyonun ana eğiliminin düşme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, enflasyon beklentilerinde sene başında öngördüğümüz iyileşmenin sağlanmamış olması dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ediyor ve ihtiyatlı duruşumuzu sürdürmeyi gerekli kılıyor.” diye konuştu. “Küresel arz zincirinde aksamalar ve navlun maliyetlerinde artış devam etmektedir” diyen Merkez Bankası Başkanı, savaşla ortaya çıkan ortamda, enerji fi yatları ve navlun fiyatlarının baskısının da risk unsuru olmaya devam ettiğini vurguladı. Fatih Karahan, piyasalardaki son gelişmeler nedeniyle risk göstergelerindeki artışa dikkat çekerek şunları söyledi: “Risk ve oynaklık göstergeleri son dönemde bir miktar artmıştır. Son dönemde yurt içi ve yurt dışı finansal piyasalarda yaşanan gelişmelerin etkisiyle, ülke kredi risk primi ve döviz kuru oynaklığında sınırlı bir artış yaşandı. </p>
<p>Rezervlerde savaş sonrası gerilemenin bir kısmı telafi edilmiştir. 27 Şubat’ta 210 milyar dolar olan brüt rezervler savaşın etkisiyle 26 Haziran’da 149 milyar dolara gerilese de 25 Eylül itibarıyla 171 milyar dolar seviyesine yükseldi. 27 Şubat sonrası rezervlerdeki gerilemenin 23 milyar dolarlık kısmı altın fi yatlarındaki düşüşten kaynaklandı. Swap hariç net rezervler ise 25 Eylül itibarıyla 40 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.” </p>
<p><strong>Tahsili gecikmiş alacak ticari kredilerde iyi, bireysellerde yüksek </strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, para politikasında ihtiyatlı duruşun devam edeceğinin altını çizerken, özellikle kredilerdeki gelişmelere vurgu yaptı. Karahan, şubat sonunda yüzde 35 olan toplam kredi büyümesinin yüzde 25’e gerilediğini, ticari kredilerde tahsilatı gecikmiş alacak oranının tarihsel ortalamalarda olduğunu belirtti. Buna karşılık, bireysel kredi tarafında takibi gecikmiş alacakların tarihsel ortalamadan yüksek olduğunu belirterek, bu alana yapılandırma imkanı sağlanmakla birlikte gelişmeleri takip ettiklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fonlardan-cikislar-mevduata-yoneldi-89179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/karahan-1791352324.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda tüm araçların kararlılıkla kullanılacağını belirten TCMB Başkanı Fatih Karahan, son dönemde para piyasası ve benzeri fonlardan çıkışlar yaşandığını, ancak bu çıkışların büyük ölçüde mevduata yöneldiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-turkiyenin-20-milyar-dolarlik-yapay-zeka-merkezi-olur-mu-89172</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO, Türkiye’nin 20 milyar dolarlık yapay zeka merkezi olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKER ÇELİK</strong></p>
<p>Yapay zeka amaçlı veri merkezleri belki de bugün Dünya genelinde en büyük yatırım kalemi. Veri merkezleri Dünyanın en büyük şirketi yapay zeka (YZ) çip şirketi Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da sürekli vurgladığı gibi YZ için klasik sanayinin birçok kolunda yatırıma ihtiyaç var. Çünkü veri merkezleri, yalnızca çip ve teknoloji ekipmanlarından oluşmuyor. Havalandırma sistemlerinden güç ünitelerine, inşaat ve izolasyon malzemelerinden elektrik altyapısına kadar çok sayıda ürün Türkiye’de üretilebiliyor.</p>
<p>İşte burada İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) rolü önem kazanıyor. Türkiye’nin üretim gücünün önemli bölümünü temsil eden İSO, sanayicileri bu yeni ekonominin tedarik zincirine dahil edecek bir platform olabilir. Hatta doğru finansal modellerle bazı sanayi şirketleri yalnızca tedarikçi değil, veri merkezi yatırımlarının ortağı da olabilir.</p>
<p>Savunma sanayiinde Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu iradenin benzeri, yapay zekâ alanında da gerekli. Bunun için kamu, telekom şirketleri, teknoloji şirketleri ve sanayicilerin ortak bir vizyon etrafında buluşması gerekiyor.</p>
<p>Bu açıdan Kasım ayında yapılacak İSO seçimleri yalnızca bir oda başkanlığı seçimi olarak görülmemeli. Önümüzdeki dönemin en önemli sanayi fırsatlarından biri olan yapay zekâ ekonomisinde İstanbul sanayisinin nasıl konumlanacağı da tartışılmalı.</p>
<p>Kasım ayında yapilacak başkanlık seçimlerinde iki başkan adayı da Türk sanayisi açısından değerli, saygın isimler. Uzun yıllardır sanayinin dönüşümü konusunda fikirler ortaya koyan Adnan Dalgakıran’ın yapay zekâ ve yeni ekonomi konusunda geliştirdiği vizyon ise bu tartışmaya farklı bir boyut getiriyor. Sanayi odasını, Türkiye’de yapay zekanın şampiyonu yapacak vizyona bilgi birikimine donanıma sahip.</p>
<p><strong>Önümüzde 20 milyar dolarlık bir yatırım ve büyük dönüşüm imkanı var. </strong></p>
<p>Eğer İSO, Türkiye’nin büyük yapay zeka yatırımı vizyonunda doğru konumlanırsa Türk sanayisi için ciddi bir teknolojik gelişim ve büyüme yolu açılabilir. Burada asıl mesele, bu 20 milyar doların ne kadarının Türkiye’de üretileceği ve Türk sanayicisine ne kadar yeni iş, yatırım ve ortaklık fırsatı yaratacağı. Bu zor günler geçiren Türk sanayisi için büyük bir çıkış ve dönüşüm imkanı olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iso-turkiyenin-20-milyar-dolarlik-yapay-zeka-merkezi-olur-mu-89172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO, Türkiye’nin 20 milyar dolarlık yapay zeka merkezi olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-ceosu-cengiz-eroldu-kulturel-mirasa-destegi-gelecege-yatirim-olarak-goruyoruz-89170</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu: Kültürel mirasa desteği geleceğe yatırım olarak görüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Binlerce yıldır uygarlığın beşiği olan Anadolu’da pek çok ilimizde açık hava müzeleri bulunuyor. Arkeologlar farklı bölgelerde paha biçilmez eserleri toprak altından çıkarıyorlar, Göbeklitepe ve Aslantepe’de olduğu gibi tarihi değiştirebilecek kanıtlar buluyorlar. Eşsiz kültürel mirasımız her yıl daha da büyüyor. Kazı alanları, antik kentler ve müzelerimiz ziyaretçiler için cazibe merkezleri oluşturuyorlar. </p>
<p>Denizli yakınlarındaki Hierapolis de, 1988 yılından bu yana Pamukkale ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan çok önemli bir kültürel mirasımız.  Hierapolis Antik Kentteki  çalışmalarının tarihi 69 yıl öncesine dayanıyor. Kentteki ilk sistematik kazı çalışmaları 1957 yılında başlıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Denizli Valiliği’nin himayesinde yürütülen Hierapolis kazılarında, başta Türkiye ve İtalya olmak üzere arkeolog, mimar, restoratör ve uzmanlardan oluşan yaklaşık 40 kişilik uluslararası ekip görev yapıyor. Çalışmalara 2005 yılından bu yana Tofaş aralıksız bir biçimde destek veriyor. </p>
<p>Geçen hafta Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu,TOFAŞ Kurumsal İletişim Müdürü Sezengül Canbaz Başaran, TOFAŞ Basınla İlişkiler ve Etkinlikler Yöneticisi Nihan Kızıltan ile bir basın grubu olarak birlikte bölgeye gittik. Kazı Başkanı Prof. Dr. Grazia Semeraro ve kazı ekibiyle tanışarak, antik kenti birlikte gezdik. En son bulgular hakkında bilgi aldık.</p>
<p>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, kültürel mirasa desteklerini bir sponsorluk ilişkisi olarak görmediklerini,  eserlerin korunmasına katkı vermeyi, geleceğe yapılan bir yatırım olarak değerlendirdiklerini ifade etti.  Eroldu; şirketin toplumsal yatırımlarında kısa vadeli ve tek seferlik katkılar yerine sürdürülebilir ve kalıcı değer yaratmayı hedeflediğine dikkat çekti . Ve ekledi;  “<em>Güçlü bir toplumun, iş dünyasında kalıcı başarının da temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle toplumsal gelişmeyi destekleyen, ülke ekonomisine katkı sağlayan ve toplum için kalıcı değer yaratan projelere uzun yıllardır yatırım yapıyoruz. Kültürel mirasa verdiğimiz desteğe de aynı anlayışla yaklaşıyoruz</em>.”.</p>
<p><strong>Uluslararası kazı heyetine Prof. Dr. Grazia Semeraro başkanlık yapıyor. </strong></p>
<p>Hierapolis kentinde kazılar  uluslararası bir heyet tarafından yürütülüyor. Bir önceki kazı başkanı Prof. Dr. Francesco D’Andria 40 yıl görev yaptı. 1978'de asistan olarak geldiği kentte 2000–2018 yılları arasında uzun süre kazı başkanlığı yapan Prof. Dr. Francesco D’Andria döneminde kentin en ünlü keşiflerinden Plutonium (Cehennem Kapısı) ve Aziz Philippus Mezarı/Martyrionu su yüzüne çıkarıldı. Günümüzde kazı çalışmalarının başkanlığını İtalya'daki Salento Üniversitesi'nden Prof. Dr. Grazia Semeraro üstlenmiş durumda. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac5d76c70b92-1791350636.jpg" alt="" width="600" height="737" />Hierapolis’teki ziyaretimize Prof. Dr. Grazia Semeraro bizzat eşlik etti ve çalışmalar hakkında bilgi verdi. Daha sonra kazı evinde diğer arkeologlar ve öğrencilerle da tanışma fırsatı bulduk. 70 yıldır süren çalışmalar süresinde farklı nesillerin geldiğini ifade eden Prof. Semeraro, dördüncü hatta beşinci nesil gençlerle çalışmaktan memnun olduğunu ifade etti. </p>
<p><strong>Hierapolis’te yeni dönem çalışmaları sürüyor</strong></p>
<p>Hierapolis’te çalışmalar bugün de yeni kazı, koruma ve ziyaretçi deneyimini geliştirmeye yönelik projelerle devam ediyor. İtalyan Arkeoloji Heyeti, Denizli Müzesi ile iş birliği içinde; Salento Üniversitesi, Messina Üniversitesi, Pisa Üniversitesi, Torino Politeknik Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi ile Ankara ve İzmir’deki üniversitelerden araştırmacıların yer aldığı geniş bir bilimsel ekiple çalışmalarını yürütüyor. Ekipte arkeologlar, konservatörler ve mimarların yanı sıra deneyimli yerel çalışanlar da görev alıyor. Çalışmalar İtalyan kurumlarının yanı sıra Tofaş-Koç Vakfı tarafından da destekleniyor. </p>
<p><strong>Depremlerin şekil verdiği bölge</strong></p>
<p>Hierapolis’in  MÖ 2. yüzyılın başlarında Bergama Kralı II. Eumenes tarafından kurulduğu düşünülüyordu. Yeni bulgular ışığında ise, kentin MÖ 3. yüzyılda kurulduğu kabul edildi. Bulgular Friglerin kent henüz kurulmadan önce bölgedeki mağarayı ziyaret ettiğini ve alanın MÖ 6. yüzyılda kutsal alan olarak kullanıldığını ortaya koydu. </p>
<p>Tahminlere göre, M.Ö 133’te kentte Roma dönemi başlıyor. . M.S. 60 yılında büyük bir depremde yıkılan kent sonra yeniden kuruluyor ve M.S. 2-3. Yüzyıllarda en parlak dönemini yaşıyor. 4. Yüzyılda Hristiyan Bizans’ın en önemli dini merkezlerinden biri haline geliyor. Hz. İsa’nın havarilerinden  Aziz Philippus'un MS 80 yılında burada öldürülmesi kenti bir dini ziyaret merkezi haline getiriyor. 12. Yüzyılda Türklerin yönetimine geçen kent 14. Yüzyılda depremler sonrasında yıkılınca terk ediliyor.</p>
<p><strong>20 yılı aşan destek</strong></p>
<p>Tofaş’ın Hierapolis Antik Kenti’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına desteği 2005 yılına dayanıyor. İlk yıllarda Frontinus Kapısı kapsamındaki çalışmalara destek sağlayan şirket, ilerleyen dönemde Antik Tiyatro, Nekropol ve San Filippo Matriumu gibi önemli kalıntıların gün yüzüne çıkarılmasına katkı sundu. </p>
<p>Tofaş’ın desteği daha sonra Ploutonion’un, diğer adıyla “Cehennem Kapısı”nın kazı ve restorasyonu ile Hades Heykeli’nin korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarını kapsayacak şekilde genişledi. Böylece Hierapolis ile Tofaş arasındaki iş birliği 20 yılı aşan uzun soluklu bir kültürel miras projesine dönüştü.</p>
<p><strong>“Cehennem Kapısı” Hierapolis’in tarihini 300 yıl geriye götürdü</strong></p>
<p>Hierapolis kazılarının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise antik kaynaklarda “Cehennem Kapısı” olarak anılan Ploutonion Kutsal Alanı oldu. 2013 yılında gerçekleştirilen kazılarla yeniden ortaya çıkmaya başlayan Ploutonion’da ilk kez Arkaik Dönem’e ait izlere ulaşıldı. </p>
<p>Kazılarda ortaya çıkarılan Arkaik Dönem parçaları ve Friglere ait Kibele kabartması, Hierapolis’in bilinen tarihini yaklaşık 300 yıl geriye taşıdı. Kentin MÖ 3. yüzyılda kurulduğu kabul edilirken, bulgular Friglerin kent henüz kurulmadan önce bölgedeki mağarayı ziyaret ettiğini ve alanın MÖ 6. yüzyılda kutsal alan olarak kullanıldığını ortaya koydu. </p>
<p>Böylece Ploutonion kazıları yalnızca önemli bir arkeolojik yapının gün ışığına çıkarılmasını değil, Hierapolis’in bilinen tarihinin yeniden yorumlanmasını sağlayan önemli bir bilimsel keşfi de beraberinde getirdi. Kentin orta bölümünde, yaklaşık 35 derece sıcaklığındaki termal suyun çıktığı doğal bir boşluğun bulunduğu alanda yer alan Ploutonion, antik dönemde yeraltı dünyasının tanrısı Hades ile ilişkilendiriliyordu. </p>
<p>Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan en önemli eserlerden biri olan ve tahtında oturan Hades’i tasvir eden yerel mermerden yapılmış Hades Heykeli bugün Denizli Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor. </p>
<p>Ploutonion’un keşfinde antik tarihçi ve coğrafyacı Strabon’un bölgedeki ölümcül gazlara ilişkin anlatımları da araştırmalara ışık tuttu. Alanda ortaya çıkarılan kuş kemikleri ve diğer bulgular, antik kaynaklardaki anlatıların izlerini destekleyen unsurlar arasında yer aldı. </p>
<p><strong>Son dönem kazıları yeni bulgular ortaya çıkarıyor</strong></p>
<p>2022 yılından bu yana yürütülen çalışmaların önemli odaklarından birini Apollon Kutsal Alanı ve anıtsal Severuslar Nymphaeumu oluşturuyor. Nymphaeum’un korunması ve restorasyonunun yanı sıra alanın ziyaretçilere açılması, ziyaretçi güzergâhlarının geliştirilmesi ve yapının daha güçlü biçimde anlatılmasına yönelik düzenlemeler de program kapsamında yürütülüyor. </p>
<p>Zeus, Hera, Apollon, Artemis ve Leto’yu betimleyen figürlü alınlıklarla zenginleştirilen anıtsal çeşme yapısı, Apollon Kutsal Alanı’nın ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Son dönem kazılarında Nymphaeum’un, kutsal alan boyunca uzanan büyük bir deprem fayının doğrudan üzerine inşa edildiği belirlendi. Termal suların fay hattı boyunca ilerleyerek ana kayadan yüzeye çıktığı, buna Hierapolis’te Antik Çağ’dan bu yana bilinen gazların eşlik ettiği tespit edildi. </p>
<p>Bulgular, antik dönem mimarlarının bölgenin uzun süredir devam eden sismik hareketliliğine rağmen yapının sağlamlığını koruyabilmek için özel mühendislik çözümleri geliştirdiğini de ortaya koydu. Fay hattını aşarak devasa yapıyı taşıyan kemerlerin inşa edildiği Nymphaeum’un günümüze ulaşan bölümleri halen 12 metrenin üzerinde yüksekliğe sahip. </p>
<p><strong>Nymphaeum Açık Hava Müzesi oluşturulacak</strong></p>
<p>2026 yılı kazı sezonunda çalışmalar, ziyaretçi güzergâhlarının oluşturulmasının planlandığı Nymphaeum’un önündeki alana doğru genişletildi. Kazılar sonucunda kalın bir traverten tabakasının altında yeni mermer yapılar ortaya çıkarıldı. Teknik açıdan zorlu koşullarda sürdürülen çalışmalara paralel olarak Nymphaeum’daki koruma uygulamaları da devam ediyor. </p>
<p>2025 yılında yapının kuzey köşesinde özgün mimari elemanların yeniden bir araya getirilmesine yönelik “anastylosis” uygulaması gerçekleştirilirken, 2026 yılında üç sütunun daha özgün elemanlarıyla yeniden ayağa kaldırılması planlanıyor. Projede ayrıca cephede yeniden kullanılmaları mümkün olmayan özgün mimari elemanların Nymphaeum’un önünde özel olarak tasarlanan çelik taşıyıcılar üzerinde sergilenmesi hedefleniyor. </p>
<p>Bilgilendirme panoları ve multimedya içerikleriyle ziyaretçi güzergâhlarına entegre edilecek bu düzenlemeyle bir Nymphaeum Açık Hava Müzesi oluşturulması öngörülüyor. Hierapolis Müzesi’nde korunan figürlü mimari frizlerin de bu alanda sergilenmesi planlanıyor. </p>
<p>Açık hava müzesinin, arkeolojik kalıntıların yanı sıra antik yapılar ile Hierapolis’i dünya ölçeğinde benzersiz kılan jeotermal ve sismik doğal olgular arasındaki ilişkiyi de ziyaretçilere aktarması amaçlanıyor. Antik kentin farklı bölümlerinde ziyaretçi erişimini iyileştirmeye yönelik çalışmalar da sürdürülüyor. Apollon Kutsal Alanı ile Tiyatro arasındaki alanda traverten ve mermer bloklar bütünlüklü bir sergileme düzeni doğrultusunda yeniden konumlandırılırken; Aziz Philippos Kutsal Alanı’ndan kentin anıtsal merkezine, Tiyatro’dan konut bölgesi ve Ploutonion’a kadar uzanan geniş bir alanda açığa çıkarılan yapıların korunmasına ve ziyaretçi güzergâhlarının bakımına yönelik uygulamalar gerçekleştiriliyor. </p>
<p><strong>Yeni teknolojilerle bilimsel araştırmalar sürdürülüyor</strong></p>
<p>Helenistik-Roma Dönemi Nekropolü’nde ise mermer lahitler ve mezar alanlarının mekânsal düzeni üzerine bilimsel araştırmalar devam ediyor. Kazı ekibi ayrıca yeni teknolojilerden yararlanarak bilimsel araştırmalarını sürdürüyor. Sismik kırıklardan etkilenen bölgelerdeki sıcaklık değişimlerini belgelemek amacıyla drone tabanlı termal görüntüleme çalışmaları yürütülürken, Nymphaeum’a ait mimari blokların sistematik kataloglanması ve kazılarda elde edilen buluntuların belgelenmesine yönelik çalışmalar da devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-ceosu-cengiz-eroldu-kulturel-mirasa-destegi-gelecege-yatirim-olarak-goruyoruz-89170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/54-1791350651.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu: Kültürel mirasa desteği geleceğe yatırım olarak görüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-deneyimli-eleman-ariyor-89167</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes deneyimli eleman arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Genç insana yıllarca anlamsız işler yaptırıp adına “Pişsin biraz” demenin savunulacak yanı yok. Yapay zekâ bu tür yükleri azaltarak daha nitelikli işlere erken katılmayı da sağlayabilir. Ancak bir basamağı kaldırmakla o basamağa artık ihtiyaç bırakmayacak bir öğrenme yolu kurmak farklı şeyler.</strong></p>
<p>İdeal yeni mezunumuz yirmi iki yaşında, üç dil biliyor, beş yıllık iş deneyimi var. Yapay zekâyı kullanıyor, ürettiğini denetliyor, gerektiğinde inisiyatif alıyor. Ücret beklentisi de yeni mezun seviyesinde. Bulursanız haber verin, belli ki herkes onu arıyor.</p>
<p>Önceki yazıda üniversitenin yapay zekâ çağında ne öğretmesi gerektiğini tartışmıştık. Diyelim ki üniversitede bir mucize oldu ve biz üzerimize düşeni yaptık. Öğrenci öğrendi, sorguladı, diplomasını hak ederek aldı. Şimdi sıra işe girmekte. Karşısına çıkan beklenti tanıdık: Deneyim. İşe girmek için deneyim, deneyim kazanmak için iş gerekiyor. Yapay zekâ, bu eski açmazın tam ortasına yerleşiyor.</p>
<p>Çünkü mesleğin ilk yıllarında yapılan bazı işler aynı zamanda mesleği öğrenmenin basamaklarıdır. İlk raporu hazırlamak, veri temizlemek, basit hesapları kontrol etmek, bir taslağı veya tasarımı kıdemli birinin düzeltmeleriyle yeniden yazmak… Bunların hepsi dışarıdan bakınca zaman alan, tekrarlı, pek de gösterişli olmayan işler. Ama genç çalışan o sırada hangi veriye güvenilmeyeceğini, müşterinin söylediğiyle istediğinin neden farklı olabileceğini, kâğıt üzerindeki çözümün nerede tökezlediğini öğrenir.</p>
<p><strong>Bugünkü tasarruf yarının yetişmiş </strong><strong>insan eksikliğine dönüşebilir</strong></p>
<p>Şimdi bu işlerin bir bölümünü yapay zekâya devredebildiğimizi düşünelim. Aynı çıktı daha kısa sürede hazırlanıyor. Şirket açısından cazibesi açık. Fakat o iş sırasında kazanılan deneyimin yerine ne koyduğumuzu düşünmezsek, bugünkü tasarruf yarının yetişmiş insan eksikliğine dönüşebilir. Bir faaliyet aynı anda hem üretim hem eğitim olabilir. Maliyet hesabında yalnızca ilkini görüyor, ikincisinin kendiliğinden gerçekleşeceğini varsayıyorsak hesabımız eksiktir.</p>
<p>Burada eski usul çıraklığa güzelleme yapmıyorum. Genç insana yıllarca anlamsız işler yaptırıp adına “Pişsin biraz” demenin savunulacak yanı yok. Yapay zekâ bu tür yükleri azaltarak daha nitelikli işlere erken katılmayı da sağlayabilir. Ancak bir basamağı kaldırmakla o basamağa artık ihtiyaç bırakmayacak bir öğrenme yolu kurmak farklı şeyler. Birincisi kolayca satın alınabiliyor. İkincisi işin nasıl örgütlendiğiyle ilgili.</p>
<p>Brynjolfsson, Li ve Raymond’un müşteri hizmetleri çalışanları üzerine araştırması bu imkânı gösteriyor. Yapay zekâ desteğinin verimlilik kazanımları özellikle daha az deneyimli çalışanlarda belirgin. Deneyimli çalışanların başarılı uygulamalarından yararlanan bir sistem, işe yeni başlayan kişinin daha iyi hizmet vermesine yardımcı olabiliyor. Demek ki teknoloji, mesleğe giriş kapısını daraltabileceği gibi içeride öğrenmeyi destekleyen bir araç da olabilir. Yalnız, araçla daha iyi çalışmakla o beceriyi kalıcı olarak edinmek arasındaki ayrımı burada da koruyalım.</p>
<p><strong>Bu yüzden “Yapay zekâ şu mesleği bitirecek” cümlesiyle başlayan tartışmalara biraz mesafeli duruyorum.</strong> Bir meslek, tek bir işten oluşmuyor. Bazı görevler otomatikleşebilir, bazıları değişebilir, yenileri ortaya çıkabilir. İşin ucuzlaması talebi artırabilir; aynı miktar işi daha az kişiyle yapma imkânı istihdamı azaltabilir. Hangisinin baskın çıkacağını sektörün yapısı, rekabet ve şirketlerin tercihleri belirleyecek. Bir görevde sağlanan zaman tasarrufundan bütün mesleğin geleceğine sıçramayalım. Arada epeyce iktisat var.</p>
<p><strong>Ekranda makul görünen o şahane </strong><strong>çözüm fabrikada makul olmayabilir</strong></p>
<p>Sanayide bir genç mühendisi düşünelim. Yapay zekâ desteğiyle tasarım seçeneklerini hızla karşılaştırabilir, bakım kayıtlarını inceleyebilir, üretimdeki aksamalara ilişkin öneriler geliştirebilir. Fakat önerinin mevcut makine parkında uygulanıp uygulanamayacağını, veri kaydındaki boşluğun ne anlama geldiğini, hangi güvenlik varsayımının gerçekçi olmadığını anlaması gerekir. Bunun için üretim sürecini görmesi, teknisyenle konuşması, deneyimli mühendisle çalışması gerekir. Ekranda makul görünen o şahane çözüm fabrikada makul olmayabilir.</p>
<p>Hizmetlerde de benzer bir durum var. Bir müşteri analizi, kredi değerlendirmesi veya danışmanlık raporu hızla hazırlanabilir. Ama müşterinin asıl sorununu anlamak, verinin kapsamadığı riski görmek, önerinin sonucunu açıklamak ayrı bir birikim ister. Dolayısıyla mezundan beklenen, kendi alanını teknolojiyle birlikte kullanabilmesidir. Bu beklentinin karşılığında işyerinin de ona o birikimi geliştirecek görevler ve rehberlik sunması gerekir. Sadece “Kontrol et” demekle kontrol edebilecek insan yetişmiyor.</p>
<p><strong>Herkes yapay zekânın ürettiğini denetleyen çalışan ararsa, o denetleme yeteneğinin nerede kazanılacağını da birinin düşünmesi gerekecek. Değil mi ama? Biz dinoların soyu tükendiğinde kim şüpheyle yaklaşacak zat-ı şahanelerine? Neyin tuhaf olduğunu kim anlayacak? Bugünün deneyimli çalışanlarının muhakemesini kullanırken yarının deneyimli çalışanlarını yetiştirmeyi ihmal edersek, hazır bir birikimi tüketiyor olabiliriz.</strong></p>
<p>Türkiye’ye bu pencereden bakalım. <a href="https://www.ekonomim.com/sektorler/teknoloji/tuik-ilk-kez-acikladi-turkiyenin-yapay-zeka-profili-belli-oldu-haberi-846271?utm_source=chatgpt.com">Ekonomim tarafında haber yapılan</a> TÜİK’in 2026 verilerinde, araştırma kapsamındaki en az on çalışanlı girişimler arasında herhangi bir yapay zekâ teknolojisi kullananların oranı yüzde 14. Bir önceki yıl yüzde 7,5’ti. Kullanım yaygınlaşıyor. Fakat bu gösterge, üretken yapay zekâ dışındaki teknolojileri de kapsıyor; kullanmanın ne kadar verimli veya ne ölçüde iş süreçlerine yerleşmiş olduğunu tek başına anlatmıyor.</p>
<p>Aynı bültende daha da düşündürücü bir bulgu var. Yapay zekâ kullanmayan ama kullanmayı düşünen girişimlerin yüzde 72,3’ü, kullanmama nedenleri arasında ilgili uzmanlık eksikliğini belirtiyor. Dikkat: Bu oran bütün şirketlerin oranı değil. Yine de dönüşmek isteyen bir kesimin insan ve bilgi engeline takıldığını gösteriyor. Teknolojiyi satın alma niyetiyle onu işe yarar biçimde kullanma kapasitesi arasında mesafe var.</p>
<p><strong>Bu mesafeyi kapatmayı yalnızca üniversiteden bekleyemeyiz. Şirketin veri altyapısı zayıfsa, süreçleri belirsizse, kararları yeni bilgiye kapalıysa, en iyi yetişmiş mezunun katkısı da sınırlı kalır. Genç çalışana “Yenilikçi ol” deyip ilk farklı önerisinde “Biz burada böyle yapıyoruz” cevabını veriyorsak, eksiklik onun diplomasında olmayabilir. Hazır bulunuşluk, işe alınacak kişinin özellikleri kadar onu işe alan kurumun öğrenme kapasitesini de içeriyor.</strong></p>
<p>Üniversiteye “Bize uygun mezun yetiştir” demek kolay. Peki o mezun işe girdikten sonra kimden öğrenecek? Hangi işi hangi sırayla üstlenecek? Denemesine, hata yaptığında düzeltmesine ne kadar alan açılacak? Kıdemli çalışanın ona ayırdığı zaman performans değerlendirmesinde karşılık bulacak mı? Yoksa hem kendi hedeflerini tutturması hem gençleri yetiştirmesi beklenecek ve ikincisi mesai aralarına mı sıkışacak?</p>
<p><strong>Üniversite-iş dünyası ilişkisi staj </strong><strong>protokolünden öteye taşınmalı</strong></p>
<p>Burada iktisadın eski bir meselesiyle karşılaşıyoruz. Çalışanı yetiştiren şirket maliyeti üstlenir; çalışan başka bir yere geçtiğinde bu yatırımın bir bölümünden başka şirket yararlanır. Herkes hazır insanı dışarıdan almayı tercih ederse, yetişmiş insanın nereden geleceği belirsizleşir. Her şirket için ayrı ayrı makul görünen tercih, bütün ekonomi için beceri açığı üretebilir. <strong>Yetişmiş insanı herkes istiyor. Ama yetişme maliyetini mümkünse başka biri üstlensin deniyor.</strong></p>
<p>Bu nedenle üniversiteyle iş dünyasının ilişkisini staj protokolü imzalamaktan ileri taşımak gerekiyor. Gerçek bir öğrenme planı olan ücretli stajlar, genç çalışanın farklı görevler gördüğü programlar, kıdemli çalışanlara tanınan rehberlik zamanı düşünülebilir. Küçük işletmelerin tek başına karşılayamadığı eğitim ve uzmanlık ihtiyaçları için ortak imkânlar kurulabilir. Kamu desteğinin başarısını da kaç kişiye sertifika verildiğiyle sınırlamayalım. İnsanların ne öğrendiğine ve öğrendiklerini işlerinde kullanıp kullanamadığına bakalım.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca yeni mezun değil. Mesleğinin ortasındaki çalışan da dönüşümün içinde. Ondan bir yandan mevcut işini aksatmadan yapmasını, öte yandan akşamları kendini baştan yetiştirmesini beklemek ne kadar gerçekçi? <strong>“Hayat boyu öğrenme” kulağa pek güzel geliyor. Hayat boyu öğrenmenin zamanını ve maliyetini kimin karşılayacağını söylemediğimizde, güzel bir temenni olarak kalıyor.</strong> İşte süreklilik için öğrenmenin çalışma hayatının içine yerleşmesi gerekiyor.</p>
<p>Beyin göçü sorusuna da buradan gelebiliriz. Yapay zekâ göçü hızlandırır mı, yavaşlatır mı? Tek yönde cevap vermek zor. Burada geliştiremediği becerisini başka bir ülkede kullanabilecek kişi için gitmek daha cazip hale gelebilir. Buna karşılık yurt dışında giriş seviyesindeki işler daralırsa yeni mezunun gitmesi zorlaşabilir. Ama gidememekle kalmayı tercih etmek arasında fark var. Göçün yavaşlamasını, içeride daha iyi fırsatlar yarattığımızın kanıtı sayamayız.</p>
<p>Bir de yerinden ayrılmadan emeğini dünyaya sunanlar var. Türkiye’de yaşayıp yabancı bir şirkete çalışan kişi gelir, deneyim ve bağlantı kazanabilir. Bunu ülkenin hanesine peşinen kayıp yazmak yanlış olur. Fakat yerli şirketlerin bu insanın emeğinden neden yararlanamadığını da sormak gerekir. Mesele ücretin yanında işin niteliği, gelişme imkânı ve çalışanın bilgisine gösterilen saygıdır. İnsanları yetiştirip becerilerini kullanamayacakları işlere davet ederek burada tutamayız.</p>
<p><strong>Yapay zekâ hikâyenin </strong><strong>gidişatını değiştirebilir</strong></p>
<p>Böyle bakınca üniversite eğitimi, işe giriş, meslek içinde gelişme ve göç aynı hikâyenin birbirini izleyen bölümleri oluyor. Yapay zekâ bu hikâyenin gidişatını değiştirebilir. Değişimin ne kadarının kazanca dönüşeceği, insan yetiştirmeyi kimin sorumluluğu saydığımıza da bağlı.</p>
<p>İş ilanına “Deneyimli eleman aranıyor” yazmak için kimsenin özel bir hazırlığa ihtiyacı yok. O deneyimin kazanılabileceği bir işyeri kurmak ise yatırım ve sabır gerektiriyor. Bugün giriş kapısında tasarruf edip yarın içeride uzman bulamamaktan yakınmayalım.</p>
<p>Bir de bu dönüşümün hızını, yönünü ve kullanım koşullarını kimin belirlediği var. Biz insanımızı yetiştirirken teknolojiyi üretenler bize hangi rolleri bırakıyor? Üçüncü yazıda da o meseleyi masaya yatıralım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-deneyimli-eleman-ariyor-89167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/yapay-zeka-eleman-1791352780.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes deneyimli eleman arıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-89198</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın Engelsiz İstihdam Projesi Avrupa’da finale kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü ile İş ve Meslek Edindirme Şube Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen proje; engelli bireylerin yetkinlikleri doğrultusunda istihdama erişimini kolaylaştırmayı, işverenlerle sürdürülebilir eşleşmeler oluşturmayı ve kapsayıcı bir istihdam modeli geliştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Kamu kurumları, iş dünyası ve engelli bireyler arasındaki iş birliğini güçlendiren proje, bu yönüyle Avrupa Sosyal Hizmetler Ödülleri ‘Public Sector Collaboration in Social Services Award’ kategorisinde finale kalan çalışmalar arasında yer aldı.</p>
<p>Finale kalan projeler için gerçekleştirilen halk oylamasında "Engelsiz İstihdam Projesi"ne destek vermek isteyen vatandaşlar, 26 Ekim 2026 tarihine kadar oy kullanabilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-89198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/bursanin-engelsiz-istihdam-projesi-avrupada-finale-kaldi-1791357178.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin engelli bireylerin çalışma hayatına katılımını desteklemek amacıyla hayata geçirdiği ‘Engelsiz İstihdam Projesi’, Avrupa Sosyal Hizmetler Ödülleri 2026’da finale kaldı. Proje için halk oylaması 26 Ekim 2026 tarihine kadar devam edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasindan-turkiye-icin-buyume-tahmini-89203</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası&#039;ndan Türkiye için büyüme tahmini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Bankası, Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa ve Orta Asya, Latin Amerika ve Karayipler, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ile Güney Asya ekonomilerine ilişkin bölgesel raporlarını yayımladı.</p>
<p>Avrupa ve Orta Asya Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgedeki gelişmekte olan ekonomilerin, yavaşlayan büyüme, yüksek enerji fiyatları ve artan küresel belirsizliğe rağmen ekonomik dayanıklılık göstermeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin ekonomik büyüme hızının bu yıl yavaşlamasının ve 2025'teki yüzde 2,6 seviyesinden 2026'da yüzde 2,2'ye gerilemesinin beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Büyümedeki yavaşlamanın bölge geneline yayıldığı belirtilen raporda, bunun bölgedeki ülkelerin çoğundaki zayıf görünümü yansıttığı aktarıldı.</p>
<p>Yapay zekanın verimlilikteki düşüşü telafi etme ve ekonomik büyümeyi yeniden canlandırma potansiyeline sahip olduğuna dikkati çekilen raporda, organizasyonel kısıtlar, sınırlı bilgi işlem kapasitesi ve yetersiz veri hazırlığının bölgenin bu potansiyelden yararlanmasının önündeki başlıca engeller arasında bulunduğu ifade edildi.</p>
<p>Türkiye'ye ilişkin tahminlere de yer verilen raporda, ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8, gelecek yıl yüzde 3,8 ve 2028'de yüzde 4,5 büyümesinin öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p>Sıkı ekonomi politikaları ve ithal enerji fiyatlarındaki artışların Türkiye'de büyümeyi bu yıl yavaşlatmasının beklendiği belirtilen raporda, Türkiye'nin 2027 ve 2028'deki büyümesiyle bölgesel toparlanmaya önemli katkı sağlamasının beklendiği aktarıldı.</p>
<p><strong>Orta Doğu, şubat ayında başlayan çatışmanın ekonomik maliyetleriyle karşı karşıya</strong></p>
<p>Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgenin şubat ayında başlayan çatışmanın yol açtığı ciddi ekonomik maliyetlerle karşı karşıya olduğu belirtildi.</p>
<p>Raporda, genellikle petrol ihracatçılarına fayda sağlayan önceki enerji şoklarının aksine, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının en büyük maliyetleri Körfez'deki petrol ihracatçısı ekonomilere yüklediği vurgulandı.</p>
<p>Dünya Bankasının raporunda, bölge ekonomisinin 2025'teki yüzde 3,3'lük büyümesinin ardından 2026'da yüzde 2,1 daralmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Etkilerin enerji piyasalarının çok ötesine uzandığına işaret edilen raporda, çatışmanın turizm, havacılık ve lojistik sektörlerinde aksamalara yol açtığı, artan belirsizliğin finansal piyasalar ve şirketlerin ekonomik beklentileri üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdüğü aktarıldı.</p>
<p>Raporda, politika yapıcılar çatışmanın ve ekonomik aksamaların acil sonuçlarıyla mücadele ederken, bölgenin aynı zamanda yapay zekanın yükselişine hazırlık yapması gerektiği belirtildi.</p>
<p><strong>Küresel belirsizliğe rağmen Sahra Altı Afrika'da ekonomik büyüme ivme kazanıyor</strong></p>
<p>Afrika Ekonomik Güncelleme raporunda, Sahra Altı Afrika ekonomisinin jeopolitik gerilimlere, iklim şoklarına, kalkınma yardımlarındaki düşüşe ve mali baskılara rağmen dayanıklılığını koruduğu belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin ekonomik büyümesinin 2025'teki yüzde 4,1 seviyesinden 2026'da yüzde 4,3'e yükselmesinin beklendiği bildirildi. Bu oranın nisan ayındaki tahminden 0,3 puan daha yüksek olduğu kaydedildi.</p>
<p>Sahra Altı Afrika'da ekonomik büyümenin artan küresel belirsizliğe, bölgesel ve ülke içi olumsuzluklara rağmen ivme kazandığı belirtilen raporda, bölgedeki ülkelerin yaklaşık dörtte üçü için büyüme tahminlerinin yukarı yönlü revize edildiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, ancak büyümenin yoksulluğu önemli ölçüde azaltmak veya hızla büyüyen iş gücü için yeterli sayıda istihdam yaratmada hala yetersiz kaldığı ifade edildi.</p>
<p><strong>Doğu Asya ve Pasifik'te yapay zeka yeni fırsatlar yaratıyor</strong></p>
<p>Doğu Asya ve Pasifik Ekonomik Güncelleme raporunda, bölge ekonomisinin küresel zorluklar karşısında dayanıklılık sergileyerek 2026'da yüzde 4,5 büyümesinin beklendiği aktarıldı.</p>
<p>Bölgede büyümenin ekonomiler ve sektörler genelinde dengesiz bir seyir izlemeye devam ettiği kaydedilen raporda, yapay zeka kullanımının yaygınlaşmasının yeni fırsatlar yarattığı belirtildi.</p>
<p>Raporda, bölge genelinde birçok ekonominin, yapay zeka bağlantılı faaliyetlerdeki küresel artışa temel oluşturan yüksek teknolojili ürünlerin üretimi ve ihracatı sayesinde bu yıl beklenenden daha hızlı büyüdüğü vurgulandı.</p>
<p>Bu yıla yönelik büyüme tahminlerinin Vietnam için 1,1 puanlık artışla yüzde 7,4'e, Malezya için 0,7 puanlık artışla yüzde 5,1'e ve Tayland için 0,7 puanlık artışla yüzde 2'ye revize edildiği belirtilen raporda, Pasifik ada ülkelerinin ise yüksek enerji fiyatlarına karşı savunmasız ve dış şoklara karşı sınırlı tamponlara sahip olmaları dolayısıyla daha önce öngörülenden daha yavaş büyüyeceği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, bölgenin en büyük ekonomisi olan Çin'de zayıf iş gücü piyasası ve gayrimenkul sektöründeki süregelen düzenlemeler nedeniyle iç talebin kısıtlı kalmasıyla bu yıl yüzde 4,5 ve gelecek yıl yüzde 4,3 büyüme öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p><strong>Latin Amerika ve Karayipler'de daha güçlü büyüme performansı mümkün</strong></p>
<p>Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Güncelleme raporunda, bölgenin 2026'da yüzde 2,2 büyümesinin öngörüldüğü, bu oranın 2025'te kaydedilen yüzde 2,4'lük büyüme hızıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu ifade edildi.</p>
<p>Bölgede ortalama büyümenin mütevazı düzeyde kalmasına karşın, ülkelerin izlediği farklı yolların daha güçlü bir performansın mümkün olduğunu gösterdiğine değinilen raporda, sağlam ve kalıcı politika tercihleri ​​yapan ülkelerin istikrarlı bir şekilde yüzde 3-4'ün üzerinde büyüme, artan yatırımlar ve piyasalarda güçlenen güven gibi daha iyi sonuçlar elde ettiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, El Salvador ve Paraguay'ın iyileşen güvenlik koşulları, mali konsolidasyon ve güçlü özel sektör yatırımlarının desteğiyle bölgesel ortalamanın üzerinde performans sergilemeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Panama ve Dominik Cumhuriyeti'nin de benzer şekilde sağlam politika temelleri üzerinde güçlü büyüme performanslarını sürdürdüğüne işaret edilen raporda, Arjantin'in ise mali düzenlemeler, vergi reformları ve daha dışa açık bir ekonomi sayesinde, yaklaşık yirmi yıl aradan sonra ilk kez üç yıl üst üste büyüme kaydetmesinin öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p><strong>Güçlü iç talep Güney Asya'yı küresel şoklara karşı dirençli tutuyor</strong></p>
<p>Güney Asya Ekonomik Güncelleme raporunda, bölge ekonomisindeki büyümenin 2026'da önceki tahminleri aşarak yüzde 6,9'a ulaşmasının beklendiği bildirildi.</p>
<p>Bölgede büyümenin güçlü döviz girişleri ve yakın zamandaki yapısal reformların ardından gelen sağlam iç talep ile desteklendiği belirtilen raporda, sağlam iç talebin Güney Asya'yı küresel şoklara karşı dirençli tuttuğu vurgulandı.</p>
<p>Raporda, Güney Asya'daki büyümenin 2027'de yüzde 6,7'ye yavaşlamasının beklendiği ifade edildi.</p>
<p>Sürekli yüksek enerji fiyatlarının bölgede enflasyonu yükseltebileceği ve finansal koşulları sıkılaştırabileceği kaydedilen raporda, şiddetli bir El Nino olayının tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini etkileyebileceği ve küresel yapay zeka yatırımlarında keskin bir gerilemenin finansal baskılara yol açabileceği aktarıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasindan-turkiye-icin-buyume-tahmini-89203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-icin-buyume-tahminini-yukseltti-1745477314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası&#039;nın raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8, 2027&#039;de de yüzde 3,8 büyümesi öngörülüyor. Raporda, sıkı ekonomi politikaları ve ithal enerji fiyatlarındaki artışların Türkiye&#039;de büyümeyi bu yıl yavaşlatmasının beklendiği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-tuketici-enflasyonunun-ana-egiliminde-gerileme-oldu-89202</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Tüketici enflasyonunun ana eğiliminde gerileme oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu paylaştı. </p>
<p>Rapora göre, tüketici fiyatları eylül ayında yüzde 1,84 arttı, yıllık enflasyon 1,78 puan azalışla yüzde 29,73 seviyesine geriledi.</p>
<p>Aylık bazda gıda fiyatları taze meyve ve sebze fiyatları kaynaklı gerilerken, enerji fiyatlarında yükseliş devam etti. Okula dönüşe bağlı olarak başta eğitim hizmetleri olmak üzere ilgili kalemlerde önemli oranlarda artışlar gözlendi.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki gerilemede, olumlu arz koşullarının etkisiyle taze meyve ve sebze fiyatlarında gözlenen belirgin düşüş belirleyici olurken, işlenmiş gıdada aylık fiyat artışı yavaşladı.</p>
<p>Enerji fiyatları, küresel gelişmelerin etkisiyle yükselen akaryakıt fiyatları öncülüğünde yüzde 6,25 arttı.</p>
<p>Hizmet grubunda aylık enflasyon bir önceki aya göre yavaşladı, bu gelişmede ulaştırma ve haberleşme alt grupları öne çıktı. Okula dönüş etkileri, eğitim hizmetlerinin yanı sıra okul servisi ve yurt ücretleri kanalıyla sırasıyla ulaştırma ve lokanta-otel hizmetlerinde de hissedildi.</p>
<p>Temel mal grubunda yeni sezona geçişle birlikte giyim ve ayakkabı fiyatları yükseldi, dayanıklı mallarda enflasyon bir önceki aya kıyasla hızlandı.</p>
<p>Üretici fiyatları önceki aya kıyasla bir miktar yavaşlayarak yüzde 2,07 yükseldi, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan düşüşle yüzde 27,38'e geriledi.</p>
<p><strong>Enerji grubunun enflasyona katkısı arttı</strong></p>
<p>Rapora göre, eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 1,84 arttı ve yıllık enflasyon 1,78 puan azalarak yüzde 29,73'e geriledi. B endeksinin yıllık değişim oranı 1,68 puan azalışla yüzde 29,00, C endeksinin yıllık değişim oranı ise 1,37 puan azalışla yüzde 28,70 oldu.</p>
<p>Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet, temel mal ile alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 1,40, 0,70, 0,05 ve 0,02 puan azalırken, enerji grubunun katkısı 0,39 puan arttı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı ağustos ayına kıyasla zayıfladı. Benzer şekilde B ve C göstergelerinde aylık enflasyon geriledi.</p>
<p>Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan temel malda yükselirken, hizmette ve işlenmiş gıdada zayıfladı.</p>
<p>TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, eylül ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğini gösterdi. Üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedilmesiyle enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama belirginleşti.</p>
<p>Hizmet fiyatları eylül ayında yüzde 2,15 artarken, grup yıllık enflasyonu 2,63 puan düşüşle yüzde 37,65'e geriledi. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda düşüş gösterdi.</p>
<p>Eylül ayında hizmet fiyatlarının seyrinde yüzde 14,19 yükselen eğitim hizmetleri öne çıktı.</p>
<p>Vakıf yükseköğretim kurumlarının kayıt dönemine bağlı olarak geçen yıl eylül ayında tek seferde yansıyan üniversite eğitim ücreti artışlarının bu yıl ağustos-eylül aylarına yayılması, hizmet sektörü enflasyonunu eylül ayında aşağı yönlü etkileyen bir unsur oldu.</p>
<p>Diğer taraftan, önceki yıllardan farklı olarak ilkokul ve ortaöğretim eğitimi ücretlerinin eylül ayında görece yüksek bir oranda artması dikkati çekti.</p>
<p>Yeni eğitim ve öğretim yılıyla birlikte okul servisi ücretlerindeki yüzde 16,04 artışa karşın, hava yolu ile yolcu taşımacılığı ücretlerindeki yüzde 9,03 gerilemenin etkisiyle ulaştırma hizmetlerindeki yükseliş yüzde 0,24 ile sınırlı kaldı. Böylece ulaştırma hizmetlerinin yıllık enflasyonu 8,66 puan azalarak yüzde 43,78'e geriledi.</p>
<p>Kirada aylık artış yüzde 3,10 oldu, yıllık kira enflasyonu düşüşünü sürdürerek yüzde 41,34 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Lokanta ve otel alt grubunda fiyat artışı yüzde 1,41 ile ılımlı seyrini korurken, okula dönüş etkisinin gözlendiği yurt ücretlerindeki aylık artış yüzde 19,99 ile geçen yılın aynı dönemine kıyasla sınırlı kaldı.</p>
<p><strong>Temel mal grubu fiyatları arttı</strong></p>
<p>Temel mal grubu fiyatları eylül ayında yüzde 2,11 arttı, grup yıllık enflasyonu yüzde 15,90 düzeyinde yatay seyretti. Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabı ile dayanıklı mallarda görece yatay seyrederken, diğer temel mallarda geriledi.</p>
<p>Bu dönemde dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat artışı yüzde 2,02 ile bir miktar güçlendi. Tüketici elektroniğinde elektrikli alet fiyat artışları yüzde 3,75 ile öne çıkarken, beyaz eşya aylık enflasyonu yüzde 2,79 ile bir önceki aya kıyasla yükseldi.</p>
<p>Mobilya ve otomobil alt gruplarında fiyat artışları sırasıyla yüzde 1,61 ve yüzde 1,53 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Giyim ve ayakkabı alt grubu fiyatları yeni sezona geçişin etkisiyle yüzde 4,01 ile bir önceki yıla benzer bir oranda artarken, diğer temel mallarda aylık enflasyon yüzde 0,61'e yavaşladı.</p>
<p><strong>Enerji fiyatları akaryakıt öncülüğünde yükseldi</strong></p>
<p>Enerji fiyatları eylül ayında yüzde 6,25 arttı, grup yıllık enflasyonu 6,88 puan yükselerek yüzde 46,11 oldu.</p>
<p>Küresel gelişmelerin yansımalarıyla aylık bazda yüzde 10,91 artan akaryakıt fiyatları, enerji fiyatlarındaki yükselişin temel sürükleyicisi oldu.</p>
<p>Bu dönemde uluslararası enerji fiyatlarının etkisi, yüzde 9,41 artan katı yakıt ve yüzde 3,88 yükselen tüp gaz fiyatlarında da hissedildi. Diğer taraftan, meskenlere yönelik elektrik fiyatları yatay bir seyir izledi.</p>
<p><strong>Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları geriledi</strong></p>
<p>Gıda ve alkolsüz içecekler fiyatları aylık bazda yüzde 0,20 geriledi, grup yıllık enflasyonu 6,17 puan azalarak yüzde 27,62 oldu.</p>
<p>Yıllık enflasyon, işlenmemiş gıdada 9,99 puan azalarak yüzde 24,15'e, işlenmiş gıdada 3,21 puan düşerek yüzde 30,33'e geriledi.</p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki yüzde 2,33 aylık azalışta, taze meyve ve sebze grubundaki arz kaynaklı olumlu gelişmeler etkili oldu. Diğer taraftan, bu dönemde beyaz et fiyatlarında artış gözlendi.</p>
<p>İşlenmiş gıda aylık fiyat artışı yüzde 1,40 ile ağustos ayına kıyasla yavaşlarken, bu alt grupta yemeye hazır gıdalar ile kahve-çay alt kalemleri fiyat artışlarıyla öne çıktı.</p>
<p><strong>Yurt içi üretici fiyatları arttı</strong></p>
<p>Yurt içi üretici fiyatları eylül ayında yüzde 2,07 arttı, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan düşerek yüzde 27,38 oldu.</p>
<p>Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, enerji fiyatları yüzde 3,55 artışla öne çıkmaya devam etti. Ara malı fiyatları yüzde 2,04 yükselirken, diğer ana sanayi gruplarında artışlar yüzde 1,5-1,6 bandında gerçekleşti.</p>
<p>Sektörel bazda incelendiğinde ise tütün, rafine edilmiş petrol ürünleri ve kömür-linyitte fiyat artışları belirgin oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-tuketici-enflasyonunun-ana-egiliminde-gerileme-oldu-89202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın Eylül Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu&#039;na göre tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 18:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel kapsamlı TÜFE yüzde 1,61 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göstergelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, göstergelerin alt başlıklarından genel TÜFE, eylülde aylık yüzde 1,61 yükseldi.</p>
<p>Geçen ay işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE yüzde 1,63, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE yüzde 1,68 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks, enerjide yüzde 6,25, hizmette yüzde 1,85, enerji ve gıda dışı mallarda yüzde 1,34, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,08 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozel-kapsamli-tufe-yuzde-161-artti-89148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre mevsim etkilerinden arındırılmış özel kapsamlı TÜFE aylık yüzde 1,61 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru 105,45&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) eylül ayına ait "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında eylülde bir önceki aya kıyasla 0,45 puan artarak 105,45 oldu. Endeks, ağustosta 105 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,51 puan artarak 101,62'ye çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 6,91 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,08 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin reel efektif döviz kuru (REK) endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,63 değer kazanırken avro ortalama yüzde 1,08 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 1,84 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 2,07 artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE'sindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunduğu, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin ise endekse azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-10545e-yukseldi-89145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel efektif döviz kuru endeksi, eylülde TÜFE bazında 0,45 puan artarak 105,45&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan: Balkanlar’da ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki ayağını güçlendirme vizyonu doğrultusunda 28 Eylül - 2 Ekim tarihleri arasında Kosova ve Kuzey Makedonya’ya yönelik Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından kapsamlı bir Ticaret Heyeti programı gerçekleştirdi.</p>
<p>TİM Sektörler Konseyi Üyesi ve TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan başkanlığında yürütülen programda, Türk firmaları Priştine ve Üsküp’te gerçekleşen B2B görüşmelerinde Balkan iş dünyasıyla bir araya geldi. Toplamda 925’i aşan ikili iş görüşmesiyle tamamlanan programın ardından bir değerlendirme yapan İskender Kaplan, temasların son derece verimli geçtiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4ff521b11d-1791295314.JPG" alt="" width="800" height="428" /></p>
<p><strong>"Priştine ve Üsküp’te yoğun bir ilgiyle karşılaştık"</strong></p>
<p>Balkanlar pazarının Türk ürünleri için taşıdığı potansiyele dikkat çeken İskender Kaplan, organizasyonun iki ayağında da beklentilerin üzerinde bir ilgiyle karşılaştıklarını ifade etti. Kaplan, şunları söyledi: "Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak ihracatçımızın bayrağını dünyanın her noktasında dalgalandırmak için sahadayız. Kosova ve Kuzey Makedonya heyetimiz, bölgeyle var olan güçlü ilişkilerimizi ticari ortaklıklara dönüştürme adına çok kritik bir adımdı. Priştine’de 26 firmamızla gerçekleştirdiğimiz 400’ün üzerindeki görüşme ve hemen ardından Üsküp’te 210 Makedon firmasıyla yaptığımız 525 B2B teması, bölgedeki Türk malı algısının ve iş birliği arzusunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha kanıtladı. İki ülkede toplam 925’in üzerinde iş görüşmesine imza atarak ihracatçılarımız adına çok önemli kapılar araladık. TİM olarak Balkanlar’daki ticari varlığımızı artırmaya ve ihracatçımıza yeni pazarlar açmaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Priştine’den Üsküp’e B2B maratonu</strong></p>
<p>İskender Kaplan başkanlığındaki heyetin ilk durağı Priştine oldu. T.C. Priştine Maslahatgüzarı Şeyda Çimeli Aydın ve Ticaret Müşavirliği yetkililerinin de katıldığı programda, 26 Türk ihracatçı firma temsilcisi Kosovalı ortaklarıyla buluşarak 400'den fazla görüşme gerçekleştirdi. Heyetin 1 Ekim'deki Üsküp ayağında ise büyük bir buluşma yaşandı. 26 Türk firmasından 31 temsilcinin katıldığı programa Kuzey Makedonya’dan 210 firma iştirak etti. Açılışta Heyet Başkanı İskender Kaplan’ın yanı sıra Kuzey Makedonya Ekonomi Odası CEO’su Antoni Peshev, Kuzeybatı Makedonya Ekonomi Odası Başkanı Nuhi Aliu, MATTO Başkanı Aydoğan Ademoski ve T.C. Üsküp Büyükelçisi Alper Aktaş birer konuşma yaparak iki ülke arasındaki stratejik bağların altını çizdi. Üsküp’te gerçekleşen 525 görüşmeyle birlikte ticaret heyeti, hedeflenen ticari hacmin ve yeni ortaklıkların temelleri atılarak başarıyla tamamlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-89135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/5/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplan-balkanlarda-ticaret-koprulerimizi-daha-da-guclendirdik-1791295345.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi organizasyonuyla düzenlenen Kosova ve Kuzey Makedonya Ticaret Heyeti Programı tamamlandı. Heyete başkanlık eden TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, &quot;Balkanlar tarihi bağlarımızın ötesinde, ihracatçımız için stratejik bir pazar kapısıdır. Bu programla ticaret köprülerimizi daha da güçlendirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaan Özhelvacı: Fahri konsoloslar ekonomik diplomasinin yereldeki aktörleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), ekonomik diplomasinin iş dünyasındaki rolünü ve fahri konsolosların uluslararası ilişkilerde üstlendiği sorumlulukları düzenlediği panelde ele aldı.</p>
<p>EGİAD Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu koordinasyonunda gerçekleştirilen buluşmada konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları kent arasında ticaret, yatırım ve iş birliği fırsatlarının geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirterek, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur” dedi.</p>
<p>Düzenlenen panelde İrlanda Ege Bölgesi Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Akgerman, Guatemala Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Buğra İlter ile Çek Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu ve EGİAD Üyesi Zülküf Emre Çüngüşlügil konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderasyonunu EGİAD Genel Sekreteri Dr. H. İ. Murat Çelik üstlendi.</p>
<p>Panelde üç fahri konsolos, temsil ettikleri ülkeler ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalarını ve fahri konsolosluk görevlerinin iş dünyasına sunduğu fırsatları anlattı. Katılımcılar, karşılıklı güvenin artırılması, ticaret ve yatırım olanaklarının geliştirilmesi ve şehirler arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p>İş dünyasının uluslararası ilişkilerde giderek daha güçlü bir aktör haline geldiğini belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, iş insanlarının yalnızca ürün ve hizmetlerin değil, bilgi, teknoloji, kültür ve güvenin de ülkeler arasında taşınmasına katkı sunduğunu söyledi. Ekonomik diplomasinin merkezinde güven bulunduğunu vurgulayan Özhelvacı, “Bugün iş insanları uluslararası temaslarında yalnızca şirketlerini değil; şehirlerini, sektörlerini ve ülkelerini temsil ediyor. Bir anlamda, dünyanın farklı noktalarında ülkelerinin gayriresmî elçileri haline geliyorlar” dedi.</p>
<p>Fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile görev yaptıkları şehir arasında ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir köprü olduğunu belirten Özhelvacı, “Fahri konsolosluk bir unvandan çok bir sorumluluktur. Temsil kabiliyeti, güvenilirlik, uluslararası bakış açısı, güçlü iletişim ve toplumsal itibar gerektirir” diye konuştu. EGİAD’ın üyelerine</p>
<p>sivil toplumdan uluslararası temsile uzanan bir liderlik deneyimi sunduğunu ifade eden Özhelvacı, iş dünyasının kurduğu uluslararası ilişkilerin kent ve ülkenin dünyayla bağlarını da güçlendirdiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-89127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/kaan-ozhelvaci-fahri-konsoloslar-ekonomik-diplomasinin-yereldeki-aktorleri-1791289353.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik diplomasinin iş dünyası açısından öneminin ele alındığı panelde konuşan EGİAD Başkanı M. Kaan Özhelvacı, fahri konsolosların temsil ettikleri ülkeler ile İzmir arasında ticari, ekonomik ve kültürel bağların geliştirilmesinde önemli rol üstlendiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sibel Zorlu: Sanayimizi korurken geleceğe hazırlamalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), farklı sektörlerden sanayicilerin katılımıyla gerçekleştirdiği Sanayi Çalıştayı’nın sonuçlarını raporlaştırdı. 2026 ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda sanayinin finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve talep koşulları gibi mevcut sorunlarının yanı sıra Avrupa Birliği’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka, verimlilik ve nitelikli insan kaynağı gibi rekabet gücünü belirleyecek başlıklar ele alındı.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayda, yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), sürdürülebilirlik, dijitalleşme, yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği değerlendirildi.</p>
<h2>“Üretimin kuralları değişiyor”</h2>
<p>Türkiye sanayisinin mevcut ekonomik koşullarda üretim ve rekabet gücünü korumaya çalışırken küresel ekonomideki değişime de uyum sağlaması gerektiğini belirten Zorlu, finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri ile kur ve talep koşullarının sanayici üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Küresel ticarette korumacılığın yükselmesi, jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki değişimin de ihracatçıların rekabet koşullarını ağırlaştırdığını ifade eden Zorlu, “Yüzde 73-74 bandındaki Kapasite Kullanım Oranı ve son 30 aydır 50 eşik değerinin altında seyreden İmalat Sanayi PMI, sanayi üretimindeki belirgin yavaşlamayı teyit ediyor. Yüzde 27’lerdeki Üretici Fiyat Endeksi de işletmeler üzerindeki maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor” dedi.</p>
<p>Sanayinin gündeminin yalnızca mevcut ekonomik sorunlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Zorlu, “Aynı anda üretimin kuralları da değişiyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilirlik düzenlemeleri, dijitalleşme ve yapay zekadaki gelişmeler, verimlilik ihtiyacı ve nitelikli insan kaynağına erişim, rekabet gücünün yeni belirleyicileri haline geliyor” diye konuştu.</p>
<p>ESİAD Sanayi Çalıştayı Raporu’nda yatırım ortamı ve finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, kur ve pazar koşulları, AB’nin yeni ticaret politikaları, kümelenme ve iş birliği, verimlilik, dijitalleşme ve yapay zeka, insan kaynağı ve üniversite-sanayi iş birliği ile Ar-Ge ve adaptasyon kapasitesi öne çıkan başlıklar oldu.</p>
<p>Raporda, sanayicilerin finansmana erişimindeki güçlüklerin azaltılması, enerji ve girdi maliyetlerinde rekabetçi koşulların sağlanması, AB düzenlemelerine uyum kapasitesinin artırılması ve işletmelerin dijital dönüşümünün hızlandırılması önerildi. Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve üniversite-sanayi iş birliğinin proje bazlı çalışmaların ötesine taşınması da sanayinin gelecekteki rekabet gücü açısından kritik başlıklar arasında değerlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sibel-zorlu-sanayimizi-korurken-gelecege-hazirlamaliyiz-89125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/sibel-zorlu-1749475329.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD’ın Sanayi Çalıştayı Raporu’nda finansmana erişim, enerji ve ham madde maliyetleri, AB’nin yeni ticaret düzenlemeleri, dijitalleşme, yapay zeka ve nitelikli insan kaynağı sanayinin öncelikli gündemleri arasında gösterildi. ESİAD Başkanı Sibel Zorlu, mevcut sorunlar çözülürken sanayinin gelecekteki rekabet gücünün de inşa edilmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısı 14&#039;e ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 9 Ekim'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacak Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamasında hattın hizmete alınmasıyla Yüksek Hızlı Tren (YHT) ağına doğrudan bağlı il sayısının 11'den 14'e çıkacağını belirten Uraloğlu, "Hızlı tren ağımızı Çerkezköy'den Kapıkule'ye, Avrupa sınırına kadar ulaştırıyoruz. Hattımızın hizmete girmesiyle Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi de hızlı tren ağımıza dahil ederek Trakya'yı hızlı tren konforuyla buluşturacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, hattın saatte 200 kilometre işletme hızına uygun olduğunu belirterek, çift hatlı, elektrikli ve Seviye-1 sinyalli proje kapsamında 31 köprü, 8 aç-kapa tünel, 2 viyadük, 114 alt ve üst geçit ile 175 menfez inşa ettiklerini, 353 kilometre ray serimini tamamladıklarını bildirdi.</p>
<p>Hattın tamamlanmasıyla Halkalı-Kapıkule arasında yolcu seyahat süresinin 4 saatten 1,5 saate, yük taşıma süresinin ise 8,5 saatten 3,5 saate düşeceğini vurgulayan Uraloğlu, mevcut hat kapasitesini 4 kat artıracaklarını, yıllık yolcu sayısını 600 binden yaklaşık 3 milyona, yıllık yük taşıma hacmini ise 1,5 milyon tondan 9,5 milyon tona çıkacaklarını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, hattın diğer etaplarında çalışmaların sürdüğünü kaydederek, "Ispartakule-Çerkezköy etabımız ile Ispartakule'yi Halkalı'ya bağlayacak kesimde de yapım çalışmalarına devam ediyoruz." bilgisini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-hizli-tren-agina-dogrudan-baglanan-il-sayisi-14e-ulasacak-89140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı&#039;nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin hizmete açılmasıyla hızlı tren ağına doğrudan bağlanan il sayısının 11&#039;den 14&#039;e yükseleceğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde yapılan gıda denetimlerinde 218,2 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde yapılan gıda denetimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Tarladan sofraya her aşamada milletin sağlığı ve güvenilir gıdaya ulaşmasının en temel öncelikleri olduğunu belirten Yumaklı, "1-30 Eylül tarihlerinde yurt genelinde 117 bin 360 gıda denetimi gerçekleştirdik. Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk. Kurallara harfiyen uyan esnafımızı, işletmelerimizi baş tacı ederken, soframızın bereketine ve insanımızın sağlığına kastedenlere göz açtırmamaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustostaki-gida-denetimlerinde-2182-milyon-lira-ceza-89139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayında 117 bin 360 gıda denetimi yapıldığını belirten Bakan İbrahim Yumaklı, &quot;Denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 218,2 milyon lira idari para cezası uygularken, 29 işletmeyle ilgili suç duyurusunda bulunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK: 2026&#039;da yapılan suç duyurularının 96’sı fonlarla ilgili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul tarafından soruşturmayı yürüten birimlere gönderilen raporda şüpheli fonlarla ilgili olarak 2025 yılından bu yana tam 130 kez uyarıda bulunulduğu, SPK'nin bunu dikkate almadığı yönündeki iddialar hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kurulun, Borsa İstanbul tarafından gelen tüm bildirimleri titizlikle değerlendirdiği ve gerekli denetim ve gözetim işlemlerini yerine getirdiği belirtilen açıklamada, "Kurulumuz gözetim ve denetim çalışmalarında Borsa İstanbul tarafından elektronik posta yoluyla iletilen bilgi notlarını dahi dikkate almakta ve ilgililer hakkında gerekli yaptırımları uygulamaktadır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, habere konu fonlara ilişkin bilgi notları sayısının gerçeği yansıtmadığı kaydedilerek, geçen yıl ve bu yılın 9 ayında uygulanan idari para cezası tutarı ve yapılan suç duyurularına ilişkin, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96'sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-2026da-yapilan-suc-duyurularinin-96si-fonlarla-ilgili-89142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK açıklamasında, &quot;Kurulumuz, denetimleri neticesinde gerçek ve tüzel kişilere 2025 yılında toplam 2 milyar 741 milyon lira ve 2026 yılının 9 ayında 948 milyon lira idari para cezası uygulamıştır. 2025 yılında 152 kişiye, 2026 yılı başından bu yana 174 kişiye suç duyurusunda bulunulmuştur. 2026 yılında yapılan suç duyurularının 96&#039;sı fonlarla ilgili işlemler nedeniyledir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş ve rüzgardan toplam elektrik üretimi 9,9 milyar kilovatsaate yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının verilerine göre, ağustosta güneş kaynaklı elektrik üretimi 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ağustosta güneşten elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payı yüzde 14,1, rüzgarın payı ise 12,9 oldu. Böylece, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, ağustos ayında 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Ağustosta aylık üretim 36,71 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü.</p>
<p>Bu dönemde gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 24,7'sine denk gelen 9,08 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,4’lük oranla 20,7 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 69,7’lik oranla 25,58 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ağustosta bu yılın şu ana kadarki en yüksek günlük üretim değerine ulaşıldı. Günlük maksimum elektrik üretim değeri, 13 Ağustos'ta 1 milyon 241 bin 291 megavatsaate çıktı.</p>
<p>Elektrik üretim verilerinde 1 Ocak-31 Ağustos dönemi incelendiğinde, hidrolik kaynaklı elektrik üretimi 75,2 milyar kilovatsaat, rüzgar kaynaklı elektrik üretimi 30,4 milyar kilovatsaat, güneş kaynaklı elektrik üretimi 29,8 milyar kilovatsaat ile 2000'den beri benzer dönemdeki en yüksek üretim değerlerini oluşturdu.</p>
<p>Ayrıca, yerli kaynaklı elektrik üretimi yüzde 73,2'lik oran ve 181,8 milyar kilovatsaat üretim değeri, yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 60,3'lük oran ve 149,8 milyar kilovatsaat üretim değeri 2000'den beri benzer dönemlerde miktar ve oran bazında en yüksek değerler oldu.</p>
<p><strong>Bayraktar: 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, enerjide güçlü bir altyapının inşa edilmesinin amaçlandığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilenebilir enerji altyapımıza yaptığımız uzun vadeli yatırımlar üretim rakamlarımıza rekorlarla yansımaya devam ediyor. Amacımız yalnızca bugünün enerji talebini karşılamak değil, sürdürülebilir, yenilikçi ve dışa bağımlılıktan tamamen arınmış güçlü bir altyapı inşa etmek. Güneş ve rüzgarda sahip olduğumuz bu yüksek potansiyeli en ileri teknolojilerle şebekemize entegre ederek 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-ve-ruzgardan-toplam-elektrik-uretimi-99-milyar-kilovatsaate-yukseldi-89138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/enerji-res-ges-gunes-1776923639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretiminde ağustosta 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 360 binden fazla firma denetlendi, 2,6 milyar lira ceza kesildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yılın ocak-eylül dönemindeki piyasa denetim bilançosuyla ilgili bilgi verildi.</p>
<p>Yazılı açıklamay göre vatandaşların ekonomik refahını bozacak, iç piyasadaki istikrarlı seyri olumsuz etkileyecek, tüketicilerin arz ve talep dengesini olumsuz etkileyebilecek her türlü fiile karşı iç ticaret denetim birimleri tarafından gereken çalışmalar yapılıyor.</p>
<p>Bakanlık birimlerince yapılan denetimler sonucunda yılın 9 ayında 360 bin 578 firma ve yaklaşık 44 milyon 12 bin ürün denetlendi. Denetimlerde tespit edilen uygunsuzluklara 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Buna göre, İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından, otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme süreleri gibi alanlarda 59 bin 947 gerçek ve tüzel kişi denetlendi. Aykırı fiillerde bulunan 6 bin 72 gerçek ve tüzel kişiye 724,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Genel Müdürlüğün denetimlerinde, fahiş fiyat nedeniyle 399,5 milyon lira, otomotiv sektörüne 145,1 milyon lira, emlak sektörüne 45,6 milyon lira, kuyum sektörüne de 13,7 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde uygulanan idari para cezası miktarı da yaklaşık 115 milyon lira oldu.</p>
<p><strong>Tüketicinin korunması ve piyasa gözetimi denetimleri</strong></p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce de tüketicilerin günlük hayatta hemen hemen her gün taraf oldukları sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği alanlarında denetim yapıldı.</p>
<p>Bu kapsamda 9 ayda 40 bin 857 gerçek ve tüzel kişi denetlenerek, aykırı eylemlerde bulunan 1498 gerçek ve tüzel kişiye yaklaşık 984 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik, mesafeli satış, taksitli satış, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklardan dolayı da 735,3 milyon lira ceza uygulandı.</p>
<p>Reklam ve haksız ticari uygulama denetimleri kapsamında 232,1 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı bulunan fiillere de 16,7 milyon lira idari para cezası verildi.</p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla da söz konusu dönemde 81 ilde 259 bin 774 firma denetlenirken, 52 bin 786'sına 917,6 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumu çalışmaları</strong></p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumu tarafından yapılan çalışmalar kapsamında geçen yıl 227 firmaya 13,2 milyar lira idari para cezası uygulanırken, bu yılın 9 ayında da iş gücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi alanlarında faaliyet gösteren 255 firmaya 20,5 milyar lira idari para cezası verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-360-binden-fazla-firma-denetlendi-89137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 9 ayda 360 binin üzerinde firma ve 44 milyon ürünün denetlendiğini, denetimlerde 2,6 milyar lira idari para cezası uygulandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık fındık ihraç edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinden aldığı bilgiye göre, Türkiye'den 1 Eylül 2025-31 Ağustos 2026 ihracat sezonunda 120 ülke ve serbest bölgeye dış satım yapıldı.</p>
<p>Türkiye, bu dönemde 197 bin 85 ton iç fındık ihracatından 2 milyar 509 milyon 526 bin 39 dolar kazanç sağladı.</p>
<p>En fazla ürün satılan ilk üç ülke Almanya, İtalya ve Fransa oldu.</p>
<p>Almanya'ya gönderilen 56 bin 335 ton fındık karşılığında 730 milyon 955 bin 988 dolar gelir elde edildi.</p>
<p>İtalya'ya 395 milyon 264 bin 674 dolar karşılığı 31 bin 201 ton ve Fransa'ya 147 milyon 324 bin 404 dolar karşılığı 10 bin 500 ton ürün gönderildi.</p>
<p>Türkiye'den söz konusu dönemde en az fındık ihracatı ise 5'er kilogramla Şili ve Gambiya'ya yapıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/almanyaya-731-milyon-dolarlik-findik-ihrac-edildi-89141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025-2026 ihracat sezonunda Almanya&#039;ya 731 milyon dolarlık 56 bin 335 ton fındık ihraç edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO&#039;dan Çayırova’ya E-Sınav Merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odasının (GTO) bölgenin eğitim altyapısına yönelik çalışmalarına Çayırova’da yaptığı E-Sınav Merkezi ile devam ettiği bildirildi. Elektronik ortamda gerçekleştirilen sınavlara ev sahipliği yapacak merkezin, GTO üyeleri ve vatandaşların sınav süreçlerine daha kolay ve yakın bir noktadan erişmesini sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Merkezin hizmete girmesiyle birlikte sınavlara katılacak adayların uzak merkezlere gitme ihtiyacı azalırken, ulaşım için harcanan zaman ve maliyetin de düşürülmesi amaçlanıyor. Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlara daha erişilebilir bir sınav imkânı sunacak merkezin, bölgenin sınav altyapısının güçlenmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, E-Sınav Merkezi’nin özellikle Çayırova ve çevre ilçelerde yaşayan vatandaşlar açısından önemli bir kolaylık sağlayacağını belirterek, “Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak. GTO olarak yalnızca üyelerimizin ihtiyaçlarına yönelik değil, bölgemizin ortak ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar gerçekleştirmeye ve Gebze bölgesinin gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandird-89131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/1/1280x720/gto-cayirovaya-e-sinav-merkezi-kazandirdi-1791291083.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çayırova’da hizmete girecek olan E-Sınav Merkezi hakkında açıklama yapan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş,  &quot;Üyelerimizin ve vatandaşlarımızın sınavlara daha kolay ulaşabilmesi için böyle bir merkezin bölgemizde hizmet vermesini önemsiyoruz. Adayların sınav için uzak merkezlere gitmek zorunda kalmaması, hem zaman hem de ulaşım maliyetleri açısından önemli bir avantaj sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İGSAŞ, &#039;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi&#039;ni hayata geçirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Gübre Sanayi AŞ'nin (İGSAŞ), üretim faaliyetlerini sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarla güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin gübre ihtiyacının yüzde 20’sini tek başına karşılayan şirket, suyun verimli kullanımı ve geri kazanımı için hayata geçirdiği projelerle doğal kaynak tüketimini ve atık su miktarını azaltmayı hedefliyor. İGSAŞ, Kütahya ve Antalya tesislerinde devreye aldığı su geri kazanım projelerine Kocaeli’de başlatılan deniz suyu arıtma yatırımını da ekledi.</p>
<p>Su yönetimine yönelik çalışmalarını üretim tesislerinin geneline taşıyan İGSAŞ'ın, bu alandaki uygulamalarını Mavi Seviye Su Verimliliği Belgesi ile de ortaya koyduğu vurgulandı. İklim krizi ve artan su baskısına karşı su kaynaklarının korunması ve verimli yönetilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında verilen belgeye, İGSAŞ’ın Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki beş üretim tesisi sahip bulunuyor.</p>
<p>Kuraklık dönemlerinde Kocaeli ve çevresinin önemli tatlı su kaynaklarından Sapanca Gölü’nde su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesinin şirketi alternatif su kaynaklarına yönelttiği berlitilen açıklamada, bu kapsamda, üretimde ihtiyaç duyulan suyun denizden karşılanmasına yönelik Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi’nin hayata geçirildiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/06/whatsapp-image-2026-10-06-at-17-hom1.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Tesisimiz yıllık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak”</h2>
<p>2026 yılının başında yapılan ölçümlerde Sapanca Gölü’ndeki su seviyesinin yaklaşık 28,5-28,9 metre aralığında kaldığını belirten İGSAŞ Genel Müdürü İlkay Ünal, “Sapanca Gölü’ndeki su seviyelerinin kritik seviyelere gerilemesi, sanayide alternatif kaynak arayışının ne kadar acil olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz Deniz Suyundan Saf Su Üretim (RO) Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz (ReverseOsmosis) teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Aylık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız”</h2>
<p>Tesisin devreye alınmasıyla birlikte İGSAŞ’ın yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tüketiminin büyük bölümünün deniz suyundan karşılanacağını söyleyen Ünal, “Tesisimiz faaliyete geçtiğinde günlük yaklaşık 2 bin 700, aylık yaklaşık 83 bin metreküp tatlı su kullanımını azaltacağız. Yıllık yaklaşık 1 milyon metreküplük su tasarrufuna karşılık gelen bu miktar, dört kişilik yaklaşık 13 bin hanenin bir yıllık su tüketimine eşdeğer. Projemizde çevresel etkileri de gözetiyoruz. Saf su üretimi için denizden ilave su çekmeyecek, ihtiyacımız olan suyu mevcut soğutma suyu sisteminin geri dönüş hattından sağlayacağız. Böylece deniz ekosistemi üzerindeki olası etkileri de minimumda tutmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Suyun verimli kullanımını çevresel bir sorumluluğun ötesinde sürdürülebilir üretimin stratejik unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Ünal, “Su, yaşamın devamlılığı ve iklim dengesi açısından en kritik kaynaklardan biri. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) verilerine göre Türkiye, su stresi sıralamasında 39. sırada yer alıyor ve su stresi skoru 3,39 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, sanayide suyun geri kazanımına yönelik yatırımların önemini açıkça ortaya koyuyor. Biz de hayata geçirdiğimiz projelerle suyun taşıdığı değeri üretim süreçlerimizin merkezine alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de kaynakların verimli kullanımını esas alan, atık oluşumunu en aza indiren ve geri kazanıma odaklanan projeleri hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-tesisi-devreye-alacak-89146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/6/1280x720/igsas-yilda-1-milyon-metrekup-su-tasarrufu-saglayacak-1791299253.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İGSAŞ, Sapanca Gölü üzerindeki su baskısını azaltmak amacıyla Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi’ni hayata geçirdi. Genel Müdür İlkay Ünal, &quot;Deniz Suyundan Saf Su Üretim Projesi ile deniz suyunu ileri arıtma sistemleri ve ters ozmoz teknolojisi kullanarak sanayide kullanılabilir kalitede saf suya dönüştüreceğiz. Günlük 5 bin 400 metreküp, yıllık yaklaşık 2 milyon metreküp teknik kapasiteye sahip olacak tesisimizi 2027 yılının ilk çeyreğinde tam kapasiteyle devreye almayı planlıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknofest &#039;İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST Güneydoğu’nun ödül töreni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Birincilik elde eden takımlar ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’dan alırken, ikincilik ve üçüncülük elde eden takımların ödüllerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün birlikte takdim etti.</p>
<p><strong>Astronomi ve uzay teknolojileri</strong></p>
<p>Balıkesir Edremit Remzi Molvalıoğlu Ortaokulu öğrencilerinden oluşan NEBULA BİLSEM takımı üyeleri Duru Yavaşoğlu, Ahmet Emir Sarı, Uygar Erbudak, Yağmur Kurt, Tarık Asalıoğlu ve Nil Deniz Gür’ün, Ahmet Alkaya danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Özel Bahçeşehir Vizyon Ortaokulu öğrencisi ve Spektra-Muhafız takımı üyesi Derin Karadaş’ın, Burak Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Cartesian takımı üyeleri Çınar Kağan Cinbiş, Kerem Sungun, Albeg Tan Öğün, Kaya Kolukısa ve Arda Savaş’ın, Sezer Çetintaş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” derecesi elde etti. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Ortaokulu öğrencilerinden oluşan ODTÜLÜ TEKNO ÇEKİRGELER takımı üyeleri Arda Güven, Ela Yalçın ve Elif Avtepe’nin, Zeynep Dilhan Aydoğan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Gökkuşağı Ortaokulu öğrencisi ve Tekno Bilim takımı üyesi Muhammed Said Sezikli’nin geliştirdiği proje, “Astronomi ve Uzay Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü.</p>
<p><strong>Doğa bilimleri ve çevresel farkındalık</strong></p>
<p>Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Samiye Teymur Emine Ulusoy Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Diriliş Cinderesi takımı üyeleri Hiranur Kaya, Yağmur Kara, Kasım Arabelhalil ve Ecrin Leyla Akcan’ın, Ömer Güneş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Mardin Artuklu’dan NouS takımı üyeleri Musa Mirza Demir, Eymen Mirza Nas, Asmin Asya Demir ve Eylül Çete’nin, Abdurrahman Abay danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne layık görüldü. Şanlıurfa’dan Karbon Avcıları takımı üyeleri Taha Yasin Altun, Abdullah Tuna Yaşar, Mehmet Eski, Feyza İncik ve Servan Aksoy’un, Binnur Yılmazyıldırım danışmanlığında geliştirdiği proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülünün sahibi oldu. Şanlıurfa BİLSEM öğrencilerinden oluşan takım üyeleri Fatma Zehra Öztürk, Melahat Sena Sabuncu, Muaz Ali Dalkürek ve Sarya Polat’ın, Özcan Kolyiğit danışmanlığında geliştirdikleri proje, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Eğitim teknolojileri</strong></p>
<p>Adana’dan Duman Çıktı takımı üyeleri Ozan Öztep, Uğur Necmettin Aslan, Mehmet Arda Küçük, Süleyman Enes Doğan ve Onur Malcı’nın, Zehra Betül Bute danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Siverek Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Kodboy takımı üyeleri Mustafa Emir Çakırkalın, Muhammed Kemal Çakırkalın, Zerya Günçiçeği ve Suden Döndü’nün, Barış Mustafa Özsüllü danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülünün sahibi oldu. Mehmet Necati Akel Yatılı Bölge Ortaokulu öğrencilerinden oluşan Kuzey Işıkları takımı üyeleri Elif Çelik, Ramazan Yiğit Atalay, Ceylin Naz Kul, Kezban Zümra Özdemir ve İdris Kağan Abacı’nın, İsmail Abacı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülüne değer görüldü. İstanbul’dan Seagulls of Codes takımı üyeleri Fatih Göcen, Arhan Berge, Atlas Kırcı, Ümit Eymen Ozan, Miran Günel ve Belinay Kütükoğlu’nun, Samet Değirmenci danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne layık görüldü. Yeşilköy 19 Aralık Ortaokulu öğrencileri Ranel Meyra Karaalioğlu ve Zeynep Ergin’in, Emine Şarlı Çaparuşağı danışmanlığında geliştirdiği proje, “Eğitim Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülünün sahibi oldu.</p>
<p><strong>Sağlık ve iyi yaşam teknolojileri</strong></p>
<p>Çorum Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan LONGA TEAM takımı üyeleri Ahmet Said Satıcı, Eymen Şimşek, Orhan Efe Longa ve Ömer Kaan Fidan’ın, Mehmet Fidan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Birincilik” ödülüne layık görüldü. Bayburt Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan 2-H2O TİMLERİ takımı üyeleri Azra Beren Araz, Nilay Narin, Ömer Said Keskinoğlu, Mehmet Teyfik Araz, Hayrunnisa Eren, Kadir Mert Akkoyun ve Irmak Buğlem Erkeç’in, Zöhre Araz danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi İkincilik” ödülüne değer görüldü. Samsun Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Engelsiz Takım üyeleri Poyraz Onat Coşgun ve Pars Onan Coşgun’un, İrfan Gümüş danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Ortaokul Seviyesi Üçüncülük” ödülünün sahibi oldu. İbn-i Sina Ortaokulu öğrencisi ve Engelsiz Bağ takımı üyesi Zehra Tut’un, Meltem Küçükarslan danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “Toplumsal Fayda” ödülüne layık görüldü. Yüreğir Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinden oluşan Yüreğir BİLSEM-TULPAR takımı üyeleri Helen Akdoğan, Defne Sena Aladağ ve Çağan Can’ın, Dr. Ahmet Turan Aladağ danışmanlığında geliştirdiği proje, “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” kategorisinde “En İyi Sunum” ödülüne değer görüldü.</p>
<p><strong>Sanko, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesine katkı sunuyor</strong></p>
<p>SANKO Holding’in yürütücülüğünde düzenlenen İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması – Ortaokul Seviyesi kapsamında; “Astronomi ve Uzay Teknolojileri”, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık”, “Eğitim Teknolojileri” ile “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” olmak üzere dört alt kategoride toplam 189 bin 701 başvuru gerçekleştirilirken, 101 takım ise finalde yarışma hakkı elde etti. İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor.</p>
<p>SANKO Holding'in, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer alarak Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda geleceğin teknolojilerini üretecek gençleri desteklemeyi sürdürdüğü belirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-89144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu-1791298239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEKNOFEST’in ana paydaşlarından SANKO Holding’in yürütücülüğünü üstlendiği “İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması”nın Ortaokul Seviyesi’nde dereceye giren takımlar ödüllendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tedarikte-yeni-model-her-turk-ureticiye-bir-yabanci-89095</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tedarikte yeni model: Her Türk üreticiye bir yabancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’de tekstil ve hazır giyim üreticilerinin artan maliyetlerle mücadele ettiği dönemde Mavi, tedarik zincirindeki riskleri azaltmak için “1+1” stratejisini devreye aldı. Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, her yerli üreticinin yanında şirketin standartlarını karşılayabilecek alternatif bir uluslararası üretici bulundurduklarını açıkladı. Mavi 2026 İkinci Çeyrek Finansal Sonuçlar Toplantısı’nda konuşan Yavuz, Mısır’da 30 yılı aşkın süredir üretim yaptırdıklarını belirterek, tedarik noktaları arasında ürün kaydırarak maliyet, kalite ve teslimat dengesini korumayı hedeflediklerini açıkladı.</p>
<p>Yatırımcı sunumunda tedarikçilerinden biri olan Orta Anadolu’nun kapanması ve Mısır’da üretimle ilgili soruları yanıtlayan Yavuz, “Mavi bu yıl 35’inci yılını kutluyor ve söz konusu şirket kuruluşumuzdan itibaren uzun yıllar boyunca önemli iş ortaklarımızdan biri oldu. Aldıkları ticari kararı önceden bizimle paylaşmaları sayesinde hazırlık yapma imkânı bulduk. Böylece operasyonlarımızdaki aksaklığı minimumda tutmak amacıyla bazı ürün ihtiyaçlarımızı başka üretim noktalarına kaydırabildik. Bunun Mavi’nin tedarikçileriyle kurduğu çalışma ilişkisinin de bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Kredi, finans ve tedarik departmanlarımız tedarik ortamını ve bütün altyapıyı yakından takip ediyor” dedi.</p>
<h2>Mısır'da 30 yıllık üretim</h2>
<p>Mısır’da yeni değil 30 yılı aşkın süredir üretim yaptırdıklarını anlatan Yavuz, şöyle devam etti: “Şu anda Türkiye’de özellikle son birkaç yılda birçok marka Mısır’daki faaliyetlerini büyütmenin ve burada yeni iş modelleri oluşturmanın yollarını arıyor. Bizim açımızdan en büyük öncelik kalite, ardından elbette fiyat geliyor. Bir başka örnek vermek gerekirse, Mısır’da üç yılı aşkın süredir tedarik ortaklarımızı yöneten bir ülke tedarik yöneticimiz ve ekibimiz bulunuyor. Dolayısıyla Mısır denim sektörüyle 30 yılı aşan ilişkimizin yanı sıra tedarik ve bağlantılar açısından da Mısır pazarında halihazırda güçlü şekilde yerleşmiş bir şirketiz.”</p>
<h2>İşçilik maliyeti ucuz ama… </h2>
<p>Yönetmeye çalıştıkları temel konunun brüt kar marjında istikrar sağlamak olduğunu dile getiren Yavuz, ürünleri Vietnam’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Mısır’a, Mısır’dan Sırbistan’a kaydırabildikleri bir sistem oturttuklarına dikkat çeken Yavuz, birinci önceliklerinin her şeyden önce doğru ürünü, doğru zamanda ve doğru kalitede elde etmek olduğunun altını çizdi. Yavuz, “Mısır özelindeki soruya dönersek, üretimi buraya kaydırdığınızda işçilik maliyeti düşüyor. Ancak diğer taraftan zaman maliyeti ve bazı operasyonel giderler ortaya çıkıyor. Dolayısıyla burada bir ödünleşme söz konusu. Yalnızca tek bir maliyet unsuruna bakmak yanıltıcı olur. Maalesef şunu da görüyoruz: Birçok Türk üretici, işçilik ucuz olduğu için Mısır’a gidiyor ancak yalnızca işçiliğin ucuz olmasının doğru sonuçları elde etmek için yeterli olmadığını görüyor. Çünkü belirli bir ürünü üretmek, oradaki insanların gerekli bilgi birikimine sahip olmasını ve operasyon sistemlerinin düzgün şekilde kurulmasını da gerektiriyor. Sistemde başka verimsizlikler de ortaya çıkabiliyor. Ancak Mavi açısından bunlar bir engel oluşturmuyor. Çünkü halihazırda doğru üreticilerle çalışıyoruz ve gerekli adımları atmış durumdayız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÖLGE GİBİ ALTERNATİF ÜRETİCİ</span></h2>
<p>Mavi'nin şu anda bir “1+1 stratejisi” olduğuna dikkat çeken Cüneyt Yavuz, sistemi şöyle açıkladı: “Çalıştığımız her yerli üretici için, brüt kâr marjı, kalite ve zamanında teslimat açısından standartlarımızı karşılayabilecek bir ‘gölge’ veya alternatif uluslararası üreticimiz bulunuyor. Bu yeni bir eğilim ve aynı zamanda yeni bir baskı noktası haline geldi. Ancak küresel bir şirket olarak tedarik ekibimizin de küresel bir tedarik ekibi olduğunu ve bu süreçten geçerken işlerimizi sürdürebildiğimizi söylemekten gurur duyuyorum. Bu tekstil ve hazır giyim işinin bir parçası. Zaman zaman bazı ülkeler daha pahalı, bazıları daha ucuz hale gelecektir. Maalesef savaşlar olacak, vergiler ve gümrük tarifeleri gündeme gelecek. Mavi ise bunların etkisini azaltabilecek ve en uygun senaryoyu bulabilecek durumda. Bunlar bizim kontrolümüz dışındaki gelişmeler. Ancak bunları en iyi şekilde yönetebilecek şirketlerden biri olduğumuzu düşünüyorum. Genel olarak baktığımızda ise tedarikin uluslararası veya yerli olması bizim açımızdan biraz daha ikincil bir konu. Önemli olan brüt kâr marjı beklentimizi ve operasyonel hedeflerimizi koruyabilmek.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tedarikte-yeni-model-her-turk-ureticiye-bir-yabanci-89095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/cuneyt-yavuz-1791266482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim üreticilerinin artan maliyetlerle mücadele ettiği dönemde Mavi, tedarik zincirindeki riskleri azaltmak için “1+1” stratejisini devreye aldı. Uyguladıkları sistemi anlatan Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, her yerli üreticinin yanında şirketin standartlarını karşılayabilecek alternatif bir uluslararası üretici bulundurduklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-istihdam-artti-hazir-giyimde-sirket-sayisi-azaldi-89091</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde istihdam arttı hazır giyimde şirket sayısı azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde istihdam cephesinde haziran ayında yaşanan toparlanma temmuzda hız kesti. Verilere göre iki sektörde toplam çalışan sayısı hazirandaki 858 bin 774 kişiden temmuzda 859 bin 196 kişiye yükseldi. Böylece bir aylık istihdam artışı 422 kişiyle sınırlı kaldı. Çalışan sayısındaki sınırlı artışa karşılık şirket sayısında yeniden düşüş yaşandı. Haziranda tekstil ve hazır giyimde toplam 53 bin 553 şirket faaliyet gösterirken, temmuzda bu sayı 127 azalarak 53 bin 426’ya indi.</p>
<h2>Tekstil 838 kişilik istihdam sağladı </h2>
<p>Temmuz ayında iki sektörün performansı birbirinden ayrıştı. Tekstil sektöründe çalışan sayısı hazirandaki 351 bin 105 kişiden 351 bin 943’e yükseldi. Böylece sektör bir ayda 838 kişilik net istihdam artışı sağladı. Buna karşılık tekstilde şirket sayısı 18 bin 492’den 18 bin 484’e geriledi. Temmuz ayında çalışan sayısı artarken şirket sayısının 8 adet azalması dikkat çekti. Hazır giyimde ise temmuz ayında hem istihdam hem şirket sayısı geriledi. Çalışan sayısı hazirandaki 507 bin 669 kişiden 507 bin 253’e düşerken, bir ayda 416 kişilik kayıp yaşandı. Şirket sayısı da 35 bin 61’den 34 bin 942’ye geriledi. Böylece hazır giyimde yalnızca bir ayda 119 şirket eksildi.</p>
<h2>Hazirandaki güçlü artış devam etmedi </h2>
<p>Aylık veriler istihdamdaki dalgalı seyrin sürdüğünü ortaya koydu. Tekstil ve hazır giyimde toplam çalışan sayısı martta 833 bin 725 kişiye kadar geriledikten sonra nisanda 851 bin 624’e yükseldi. Mayısta yeniden 837 bin 623’e inen istihdam, haziranda 21 bin 151 kişilik güçlü artışla 858 bin 774’e çıktı. Temmuzda ise artış yalnızca 422 kişi oldu. Böylece mart ayındaki dip seviyeden bu yana iki sektörde toplam istihdam 25 bin 471 kişi artmasına rağmen, toparlanmanın büyük bölümünün nisan ve haziran aylarında gerçekleştiği görüldü.</p>
<h2>Yılbaşından bu yana 688 şirket eksildi </h2>
<p>2025 sonuyla karşılaştırıldığında çalışan ve şirket sayılarındaki ayrışma daha belirgin hale geldi. Aralık 2025’te tekstil ve hazır giyimde toplam 54 bin 114 şirket ve 845 bin 904 çalışan bulunuyordu. Temmuz sonunda çalışan sayısı 859 bin 196’ya yükselirken şirket sayısı 53 bin 426’ya geriledi. Böylece yedi ayda iki sektörde istihdam 13 bin 292 kişi artarken 688 şirket eksildi. Tekstilde Aralık 2025’e göre çalışan sayısı 5 bin 243 kişi artarak 351 bin 943’e çıktı. Şirket sayısı ise 116 azalarak 18 bin 484’e geriledi. Hazır giyimde aynı dönemde çalışan sayısı 499 bin 204’ten 507 bin 253’e çıkarak 8 bin 49 kişi arttı. Buna karşılık şirket sayısı 35 bin 514’ten 34 bin 942’ye gerileyerek 572 adet azaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48c30b12f3-1791265840.png" alt="" width="908" height="363" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">20 AYLIK KAYIP 100 BİN KİŞİYİ AŞTI</span></h2>
<p>Temmuzdaki sınırlı toparlanmaya rağmen uzun dönemli veriler sektörlerin hâlâ 2024 seviyelerinin oldukça altında olduğunu gösteriyor. Aralık 2024’te tekstil ve hazır giyimde toplam 959 bin 395 kişi çalışırken, Temmuz 2026’da bu sayı 859 bin 196’ya indi. Böylece yaklaşık 20 ayda toplam istihdam kaybı 100 bin 199 kişi oldu. Aynı dönemde şirket sayısı da 59 bin 101’den 53 bin 426’ya geriledi. İki sektörde toplam 5 bin 675 şirket eksildi. İstihdam kaybının 32 bin 768’i tekstilden, 67 bin 431’i hazır giyimden kaynaklandı. Temmuz verileri, son aylarda istihdamda görülen toparlanmanın devam ettiğini ancak hızının önemli ölçüde düştüğünü gösterirken, şirket sayısındaki gerilemenin ise sürdüğüne işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-istihdam-artti-hazir-giyimde-sirket-sayisi-azaldi-89091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında tekstil ve hazır giyimde görülen güçlü istihdam artışı temmuzda hız kesti. İki sektörde toplam çalışan sayısı bir ayda yalnızca 422 kişi artarak 859 bin 196’ya çıkarken, şirket sayısı 127 azalarak 53 bin 426’ya geriledi. Tekstilde istihdam 838 kişi artarken, hazır giyimde 416 kişilik düşüş yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/euroda-yeni-kirilma-89090</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Euroda yeni kırılma!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48a4b0dfd0-1791265355.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Fransız tahvillerindeki sert değer kaybı, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz patikasına ilişkin beklentilerin değişmesi ve Avrupa'da siyasi belirsizliğin artması, euro üzerinde yeni bir risk primi oluşturuyor. </p>
<p>Londra işlemlerinde dün euro dolar karşısında yüzde 0,6 değer kaybederek 1,12 doların altına indi. Euro yıl başından bu yana dolar karşısında yaklaşık yüzde 5 gerileyip son 17 ayın en düşük seviyene indi. Parite için 1,11-1,12 hedefini korunurken, uzmanlar 1,10 bölgesine doğru daha fazla düşüş riskine dikkat çekiyor.</p>
<h2>Fransa'nın borcu euroyu aşağı çekiyor</h2>
<p>Satışların merkezinde Fransa var. Fransız 10 yıllık tahvil getirisi pazartesi günü 4 baz puan artarak yüzde 4,9'a yükseldi. Haziran sonundan bu yana yükseliş 1,2 puanı aşarken, yatırımcıların güvenli liman olarak Alman tahvillerine yönelmesi Fransa-Almanya 10 yıllık tahvil faiz farkını yaklaşık 1,5 puana taşıdı. Bu seviye, Euro Bölgesi borç krizinin en sert dönemlerinden bu yana görülmeyen bir ayrışmaya işaret ediyor.</p>
<p>Piyasanın temel kaygısı, Fransa'nın bütçe açığını GSYİH'nin yüzde 5'i seviyesine indirme konusunda yeterli ilerleme sağlayamaması. Fransa'da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde siyasi parçalanma ihtimali de mali görünümü daha kırılgan hale getiriyor. İtalya gibi diğer Euro Bölgesi tahvil piyasalarına yayılan satış baskısı ise yatırımcıların artık yalnızca Fransa'yı değil, borçlanma maliyetleri yüksek tüm Avrupa ekonomilerini daha yakından izlediğini gösteriyor.</p>
<h2>Tahvil satışları kaygı yaratıyor </h2>
<p>MUFG kıdemli döviz analisti Lee Hardman'a göre tahvil satışları, Euro Bölgesi'nde finansal koşulların istikrarsızlaşmasına yönelik korkuları artırıyor. ING analisti Chris Turner da bu hafta yatırımcıların Fransız borçlarından uzak durmaya devam etmesinin muhtemel olduğunu belirterek, bütçe teklifinin bölünmüş parlamentoda ilerleyip ilerleyemeyeceğinin yakından izleneceğini söylüyor.</p>
<h2>ECB'nin eli zorlaşıyor </h2>
<p>Euro açısından diğer kritik başlık para politikası. Fransız tahvil getirilerindeki yükseliş zaten finansal koşulları sıkılaştırırken, ECB'nin ilave faiz artırımlarını gerçekleştirmesi daha zor hale geliyor. Yatırımcılar mevcut yüzde 2,5'lik ECB faiz oranından yalnızca iki çeyrek puanlık ek artış fiyatlıyor. Birkaç hafta önce beklenti üç faiz artırımı yönündeydi.</p>
<p>Deutsche Bank'tan Jim Reid, Fransız tahvil getirilerinin finansal koşulları zaten sıkılaştırdığını ve bunun ECB'nin piyasanın fiyatladığı faiz artışlarını gerçekleştirmesini zorlaştırdığını belirtiyor. ING ise euro/dolardaki döngüsel görünümün önümüzdeki aylarda olumsuz kalmasını bekliyor.</p>
<p>Daha zayıf euro ihracatçıların fiyat rekabetini destekleyebilirken, enerji ve ithal girdi maliyetlerinin yüksek kaldığı bir ortamda ithalatçı şirketlerin maliyet baskısını artırabilir. Fransa kaynaklı tahvil stresi kalıcı hale gelirse, kur hareketinin ötesinde Avrupa'daki kredi ve yatırım koşullarının da daha pahalı hale gelmesi gündeme gelebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DOLARIN ARKASINDA FED VAR</span></h2>
<p>Eurodaki kaybı hızlandıran unsurlardan biri de ABD ile Avrupa arasındaki faiz beklentilerinin yeniden ayrışması. Eylül sonundan bu yana piyasa, ECB'nin beklenen sıkılaştırma döngüsünden 30 baz puan geri çekilirken Fed için yalnızca 13 baz puanlık bir indirim yaptı. Bu durum doları lehine çalışıyor ve doların faiz avantajını korumasına yardımcı oluyor. ING'ye göre DXY sepetinin yüzde 58'ini euro oluşturduğu için EUR/USD'deki satış aynı zamanda dolar endeksini mekanik olarak da yukarı taşıyor. Endekste bir sonraki hedef 102,85.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSPANYA DA RADARA GİRİYOR</span></h2>
<p>Fransa'nın yanı sıra İspanya'daki siyasi gelişmeler de yatırımcıların Avrupa risk algısını etkiliyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in önemli bir konut yasa tasarısının reddedilmesinin ardından erken seçim kararı alması, Euro Bölgesi'nde siyasi belirsizliği artıran gelişmelerden biri oldu. Yatırımcılar ayrıca Fransa'da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde popülist partilerin güç kazanmasının maliye politikasını daha da gevşetebileceğinden endişe ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/euroda-yeni-kirilma-89090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/euro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enerji fiyatları ve Avrupa&#039;nın en büyük ekonomilerinden Fransa&#039;nın bozulan kamu maliyesi arasında sıkışan euro, dolar karşısında 17 ayın en düşük seviyesine geriledi. ABD ekonomisinde görünümün güçlü olmasının yarattığı faiz artışı beklentisi de euro üzerindeki baskıyı artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-milyon-dolarlik-harcama-basliyor-yabanci-312-puanlik-satisla-on-aldi-89089</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> 70 milyon dolarlık harcama başlıyor, yabancı 3,12 puanlık satışla ön aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %4,65 gerilerken, 29 şirket değer kaybı yaşadı. Yabancı fonlar endeks kapsamındaki 20 hissede pozisyonlarını küçültürken, sadece 10 hissede alım yönlü işlem yaptı. Fiyatların gerilediği bu süreçte en yüksek alımlar Migros ve Türk Telekom’da gözlendi.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30’daki büyük hisselerin tamamı düşerken Türk Hava Yolları pozitif tarafta kalan tek şirket oldu. Yabancılar Petkim, TR Anadolu Metal ve Sasa başta olmak üzere 20 hissede satış tarafında yer aldı. Bunun yanı sıra Migros’ta 1,19 puan ve Türk Telekom’da 1,05 puanlık alımları dikkat çekti. Satış dalgalarının olduğu dönemlerde kısa vadeli fiyat hareketleri aldatıcı olabiliyor. Düşen piyasada aceleyle satışa geçmek eldeki hissenin yitirilmesi anlamına gelebilir. Satmadan önce şirketlerin büyüme potansiyelini ve nakit gücünü göz önünde bulundurarak hareket etmek fırsat kaybını ortadan kaldıracaktır.</p>
<h2>Çıkışlar baskıyı artırdı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar Petkim’de 3,12 puanlık satışla paylarını %17,42 seviyesine düşürdü. Eylülde 26,80 TL’yi test eden hisse, yeterli gücü bulamayınca aşağı dönerek 18,44 TL’ye kadar geriledi. Master Planı çerçevesinde çalışmalarını yürüten Petkim, 70 milyon dolar harcama yapacağı FEED çalışmasını 2027 sonuna kadar tamamlayacak. Yabancının 3,09 puanlık satışla payını azalttığı TR Anadolu Metal, piyasadaki düşüş dalgasından etkilenen şirketlerden biri oldu. Fiyatı son üç aydır yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Şirketin ortaklarından Türk Altın’ın zaman zaman gerçekleştirdiği alımlar dikkat çekiyor. Son olarak 124,20-130 TL aralığından 470 bin lot alarak payını %3,85’e çıkardı.</p>
<h2>Düşüşte aldılar</h2>
<p>Migros hissesinde yabancılar geçtiğimiz hafta 1,19 puan alım yaparak paylarını %40,53 seviyesine çıkardı. Alımlar hissenin düşüşünün %1,62 ile sınırlı kalmasında etkili oldu. Ancak mayıstan bu yana düşen bir ivmeyle hareket ettiğini göz ardı etmemek gerekiyor. Mayısta en yüksek 727 TL’yi gören hisse, eylülde en düşük 483,50 TL’ye kadar geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489f590aa6-1791265269.png" alt="" width="900" height="493" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>OPTİMİZASYON MU, MİNİMİZASYON MU?</strong></p>
<p><strong>Optimizasyon;</strong> yüksek verim, kalite koruması, sürdürülebilir büyüme, esneklik. Uygulama zorluğu, sürekli denetim, uzmanlık gereksinimi, gecikme riski.</p>
<p><strong>Minimizasyon;</strong> nakit akışı, yalın yönetim, kriz savuşturma, maliyet kontrolü. Kalite düşüşü, inovasyon ve müşteri kaybı, motivasyon sorunu, dar vizyon.</p>
<p><strong>Savunma ve teknoloji yatırımlarıyla gelirde 2 milyar TL hedefini dile getiriyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar’ın gelirini büyütecek bir hikayesi var mı? ● Turgay Ayman</p>
<p>Turgay; geçtiğimiz yıl kârını düşüren Link Bilgisayar, bu yılın altı ayında gelirini %9 düşürerek 690,98 milyon TL’ye indirdi. Bununla birlikte dönem kârını %15 artırarak 246 milyon TL’ye çıkardı. Şirket; Aselsan ve Havelsan ile yürüttüğü projeler sayesinde savunma sanayisinin gelirdeki payını %50’ye çıkarmayı amaçlıyor. Ar-Ge kadrosunu 80 kişinin üzerine çıkarırken, yapay zeka ve bulut teknolojileriyle gelir üreten faaliyet alanını çeşitlendiriyor. Katma değerli yeni alanlarla birlikte yıl sonunda cirosunu iki milyar TL’ye taşımayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>SGK’ya olan borcunu ödese de zayıf kârlılık şirketin toparlanmasını zorlaştırıyor</strong></p>
<p>SGK borcunu kapatan Ekiz Kimya mali sıkıntısını aştı denebilir mi? ● Hasan Karadağ</p>
<p>Hasan; Ekiz Kimya, temmuzda Vakıfbank’ın elindeki taşınmazda olan geri alma hakkını 103 milyon liraya sattı. Bankaya yapılan ödemeden kalan 5,4 milyon TL ile SGK borcunu kapatıldı. Kamu borcunun sıfırlanması nakit akışı üzerinde rahatlatıcı bir etki yaratmasını sağlayabilir. Ancak bu gelişme şirketin mali yapısının düzeldiği anlamına gelmez. İlk yarıda satışları %46 daralarak 182,3 milyon TL’ye düşen şirket, 5,7 milyon TL dönem sonu zararı yazdı. Geçtiğimiz yıl da zarar üreten Ekiz’in kalıcı toparlanma için operasyonel kârlılığını artırması şart.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AKE fonu eurobond borçlanma araçlarına yatırarak bir yılda %18 getiri sağladı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönetimindeki Eurobond (Amerikan Doları) Borçlanma Araçları Fonu (AKE), geçtiğimiz marttan itibaren gerçekleştirdiği yukarı yönlü eğilimini eylülün ilk haftasına kadar sürdürdü. Son bir ayda ise zayıf bir seyir izliyor. Fonun büyüklüğü marttan bu yana yatayda bezer seviyelerde duruyor. Ekimin ilk haftası toplam büyüklüğü 1 milyar TL düzeyinde bulunuyor. Son bir yılda AKE’den ağırlıklı olarak para çıkışı gözleniyor. Ekimde çıkan tutar 5,6 milyon TL olup yatırımcı sayısı 13.058 düzeyinde bulunuyor, doluluk oranı ise %9,59 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını dolar cinsi dış borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %65,85’i kamu dış borçlanma araçları ile %24,41’i özel sektör dış borçlanma araçlarından oluşuyor. Yıllık bazda %18,34 getiri ile endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %45,37 bileşik faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.10.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,37 olarak belirlendi. 105 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,36 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 15.01.2027 olarak açıklandı. 2 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,84 seviyesinde bulunuyor. Tacirler’in verdiği %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 2,66 puan üzerinde yer alıyor. Verilen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD12717 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489b221e5c-1791265202.png" alt="" width="959" height="241" /><strong>BİOTREND ÇEVRE VE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Üreteceği biyometanın Avrupa’da satışı için Almanya merkezli şirketle anlaştı</strong></p>
<p>Biotrend Enerji, Türkiye’de kuracağı tesislerden elde edeceği biyometan gazının Avrupa’daki potansiyel satışı için Almanya merkezli enerji şirketi Uniper ile niyet mektubu imzaladı. Anlaşma çerçevesinde Biotrend, gazın üretim, denetim ve sertifikasyon süreçlerini yönetecek; Uniper ise alıcı olarak konumlandırılıyor. Bağlayıcı olmamakla birlikte imzalanan ön protokol, şirketin uluslararası pazarlara giriş stratejisinde atılmış kritik bir adım olarak nitelendirilmekte. İş birliğinin kesin sözleşmeye dönüşmesi halinde döviz bazlı hasılat garantisi sağlanacak.</p>
<p><strong>LOKMAN HEKİM</strong></p>
<p><strong>İştirak payını kaynaklarını daha verimli alanlarda değerlendirmek için sattı</strong></p>
<p>Lokman Hekim, bağlı ortaklığı Lokman Hekim Tıp Merkezleri firmasının sermayesindeki %49’luk payı ile ön alım hakkına sahip olduğu %51’lik kısmını toplam 35 milyon TL peşin bedelle sattı. Firma satış gerekçesi olarak, kaynakların daha kârlı alanlara yönlendirilmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması olarak açıkladı. Düşük getirili iştiraklerin satılarak nakit girişi sağlanması, mali yapı esnekliği sağlarken stratejik odaklanmaya olanak verebilmekte. Lokman Hekim, yılın ilk yarısında gelirini %11 büyütürken dönem sonu kârını %47 gerileterek 59 milyon TL’ye düşürdü.</p>
<p><strong>KARDEMİR DEMİR ÇELİK</strong></p>
<p><strong>Elektrik ihtiyacını karşılamak için 3,95 milyar liralık GES yatırımına gidiyor</strong></p>
<p>Kardemir ve bağlı ortaklıkları, enerji maliyetlerini düşürmek ve 2053 sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak amacıyla toplam 120,5 MWp kurulu güce sahip bir güneş enerjisi santrali projesi başlatıyor. Mülkiyet ve çağrı mektubu süreçleri tamamlanan projeye yaklaşık 3,95 milyar TL yatırım yapılması öngörülüyor. Kardökmak ve Karçel iştiraklerinin de dahil olacağı yatırımların 2028 yılı içerisinde faaliyete geçmesi planlanıyor. Demir çelik gibi yoğun enerji tüketen bir sektörde geçekleştirilecek yatırım, birim maliyetleri ciddi ölçüde aşağı çekerek kârlılığı destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akfen GMYO eylüldeki sert düşüşün sonrasında gelen alıcılarla toparlandı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac489cc0898a-1791265228.png" alt="" width="301" height="244" />Akfen GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5,57 ile toplamda 4 milyon lot azalarak 67,9 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 21 ile sabit kaldı. HJB fonu 3,28 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, GPG fonu 1,55 milyon ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akfen hakkında yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Hedef Portföy’ün HJB ve HGM fonları satış yaparken paylarını sıfırladı. Fonda konumlanan 21 fonun sadece beşi alıcı tarafta durdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-milyon-dolarlik-harcama-basliyor-yabanci-312-puanlik-satisla-on-aldi-89089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 70 milyon dolarlık harcama başlıyor, yabancı 3,12 puanlık satışla ön aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/online-dis-ticarette-ithalat-ihracatin-21-katina-cikti-89088</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Online dış ticarette ithalat ihracatın 2,1 katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de yerli ve yabancı kartlarla gerçekleştirilen online dış ticaret işlemlerinde ithalatın ağırlığı alınan önlemlere rağmen artıyor. Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Ağustos ayı verilerine göre 2025’in Ocak-Ağustos döneminde 255 milyar 335 milyon TL olan online ithalat işlem tutarı, 2026’nın aynı döneminde 76,9 milyar TL artarak 332 milyar 212 milyon TL’ye çıktı. Aynı dönemde online ihracat ise 126 milyar 301 milyon TL’den 157 milyar 246 milyon TL’ye yükseldi. Böylece geçen yılın ilk 8 ayında yaklaşık 129 milyar TL olan online ithalat ile ihracat arasındaki fark, bu yıl 174 milyar 966 milyon TL’ye ulaştı. Makas bir yılda yaklaşık 46 milyar TL daha açılırken, ithalat ile ihracat arasındaki fark yüzde 35,6 büyüdü.</p>
<h2>Her 100 TL’lik ihracata karşılık 211 TL ithalat </h2>
<p>Online dış ticaretin yapısındaki fark işlem adetlerinde daha belirgin hale geldi. 2025’in ilk 8 ayında 203,4 milyon olan online ithalat işlem sayısı, bu yıl yüzde 31,2 artarak 266,9 milyona ulaştı. Online ihracatta işlem sayısı ise yüzde 28,9 artışla 13,9 milyondan 17,9 milyona çıktı. Böylece online ithalatta işlem adedi ihracatın yaklaşık 15 katına ulaştı. İlk 8 ayda online ithalat ve ihracatın toplam hacmi de 381,6 milyar TL’den yüzde 28,3 artışla 489,5 milyar TL’ye çıktı. Toplam online dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 68’ini ithalat, yüzde 32’sini ihracat oluşturdu. Başka bir ifadeyle online kanallarda her 100 TL’lik ihracata karşılık yaklaşık 211 TL’lik ithalat gerçekleştirildi.</p>
<h2>İthalatta zirve temmuzda </h2>
<p>Aylık verilere göre online ithalat 2026’ya 41,5 milyar TL ile başladı. Şubatta 35,4 milyar TL’ye gerileyen ithalat, martta 39,9 milyar TL, nisanda 40 milyar TL olarak gerçekleşti. Mayısta 43,6 milyar TL’ye yükselen tutar, haziranda 42,5 milyar TL oldu. Temmuz ayında ise online ithalat 45,4 milyar TL ile yılın ilk 8 ayındaki en yüksek seviyesine çıktı. Ağustosta bir miktar gerilemesine rağmen 43,9 milyar TL ile yüksek seyrini korudu. İşlem adedi tarafında yılın en yüksek rakamı mayıs ayında 36,1 milyon işlemle görüldü.</p>
<h2>Online ihracat yaz aylarında hızlandı </h2>
<p>Online ihracatta yılın ilk dört ayında daha yatay bir seyir izlendi. Ocakta 15,4 milyar TL olan online ihracat, şubatta 15,6 milyar TL, martta 15,6 milyar TL ve nisanda 16,6 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Mayıstan itibaren ise ihracatta hızlanma başladı. Online ihracat mayısta 19,5 milyar TL’ye, haziranda 21,7 milyar TL’ye çıktı. Temmuzda 27,8 milyar TL ile ilk 8 ayın en yüksek seviyesine ulaşırken, ağustosta 25,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Veriler, online ihracatın özellikle yaz aylarında hız kazanmasına rağmen yılın ilk 8 ayı toplamında ithalat ile arasındaki farkı kapatamadığını gösterdi. İthalatın yüzde 30,1 ile ihracattan daha hızlı büyümesi sonucunda online dış ticarette ithalatın ağırlığı geçen yılın aynı dönemine göre daha da arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/online-dis-ticarette-ithalat-ihracatin-21-katina-cikti-89088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/e-ticaret-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026’nın ilk 8 ayında online ithalat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30,1 artarak 332,2 milyar TL’ye ulaşırken, online ihracat yüzde 24,5 artışla 157,2 milyar TL’de kaldı. Böylece online ithalat, ihracatın 2,1 katına çıkarken, iki kalem arasındaki fark 175 milyar TL’ye yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-sandikta-alamadigimizi-masada-aliyoruz-sesleri-89087</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti&#039;de &#039;Sandıkta alamadığımızı, masada alıyoruz&#039; sesleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’den istifa ettikten sonra pek çok kez AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddiaları yalanlayan İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Çarşamba günü partiye katılacağı öne sürüldü. AK Parti bu konuda resmi bir açıklama yapmasa da parti kaynakları, İBB başta olmak üzere İzmir’de bir ilçe belediyesinin de yine partilerine katılacağını söyledi. AK Parti’ye geçeceği iddialarıyla gündeme gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bir süre önce herhangi bir partiye katılma planının olmadığını söyleyerek, “Bir partiye geçme gibi bir durumum yok. Kendime bir yol çizeceğim. Bağımsız kalacağım” demişti.</p>
<p>Fon krizinin çözümü noktasında hem Külliye hem de parti kanadında yoğun bir mesai harcanırken, CHP’li belediyelerin AK Parti’ye transferleri de parti içinde ciddi tartışmalara neden oluyor. Özellikle CHP’li belediyelerin AK Parti’ye katılmasına tepki gösteren AK Parti’de bu kez eleştiriler açıktan gelmeye başladı. AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, “Üsküdar’ı kazanamıyorsun, Meclis üyelerini tutukluyorsun. Sahada, sandıkta kazanamadığını masada kazanmak. Bu mu? Utanıyorum. Bileğimizin gücüyle kazanacağız” diyerek seçmen iradesinin sandık dışında değiştirilmesine karşı çıktı. Serkan Bayram gibi pek çok vekil bu transferlerden rahatsız, sayıları bizi geçti) eleştirilerini dile getiriyorlar. Bu arada Bayram bu açıklamasının ardından bir gün sonra "maksadımı aştım" türünden bir duyuru yayınlayarak özür diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-sandikta-alamadigimizi-masada-aliyoruz-sesleri-89087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/cemil-tugay-kooperatif-meselesinde-gercekler-carpitiliyor-1758802368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti&#039;de &#039;Sandıkta alamadığımızı, masada alıyoruz&#039; sesleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-portfoy-hacminin-3te-1i-15-gunde-eridi-89086</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon portföy hacminin 3’te 1’i 15 günde eridi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fon krizinin etkileri ve çözüm adımları sürerken fon yatırımcıları ise paralarını ne zaman ve ne kadarını alabileceği derdinde. Gedik Yatırım analistleri de kapsamlı bir analiz hazırlayarak fon varlıklarının ne sürede ve hangi değerden nakde dönebileceğini araştırdı. Tasfiye kapsamındaki fonları menkul kıymet bazına inceleyen Gedik Yatırım analistleri şimdiden fon porftöylerinin yüzde 34,3’ünün buharlaştığına dikkat çekti.</p>
<h2>129 fonun dağılımı nasıl? </h2>
<p>Gedik Yatırım analistlerinin raporunda tasfiye kapsamında olup TEFAS verisine ulaşılabilen 129 fonun 15’inin para piyasası fonu (11 PPF, 4 serbest PPF), 114’ünün PPF dışı fon (112 serbest, 2 hisse senedi yoğun fon) olduğu ve MKK verilerine göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğu yer aldı. Analize göre 30.09.2026 itibarıyla tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü 652.3 milyar TL. Bunun 305.1 milyar TL’si para piyasası fonlarında, 347.2 milyar TL’si PPF dışı fonlarda. Alım satıma kapatılan 103.7 milyar TL ile birlikte işleme kapalı toplam büyüklük 756 milyar TL’ye ulaşıyor; bu tutar 31 Ağustos’ta 1.470,4 milyar TL idi. Fonlar işleme kapalı olmasına karşın tasfiye kapsamındaki büyüklük 15–30 Eylül arasında yüzde 34,3 geriledi. Bu düşüş büyük ölçüde portföylerdeki payların fiyat kaybını yansıtıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac486a9b029c-1791264425.png" alt="" width="653" height="642" /></p>
<h2>İki fonun tasfiyesi kritik önemde </h2>
<p>“Büyüklük belirgin biçimde yoğunlaşmış” diyen analistler tasfiye kapsamındaki varlıkların yüzde 76,5’inin tek bir PYŞ’nin 6 fonunda toplandığını ve bu fonlardan ikisinin tek başına toplamın yüzde 72’sini oluşturduğunu vurguluyor. Yani sürecin genel seyri büyük ölçüde bu iki fonun tasfiyesine bağlı.</p>
<p>Portföy dağılım raporlarını kamuya açıklayan fonların varlık dağılımlarını ve pozisyon detaylarını derleyen rapora göre tasfiye kapsamındaki 129 fondan 48’inin portföy içeriğine ulaşıldı: 15 para piyasası fonunun tamamı ile 33 PPF dışı fon (31 serbest, 2 hisse senedi yoğun). Fon sayısı sınırlı görünse de bu 48 fon, tasfiye kapsamındaki büyüklüğün yaklaşık yüzde 87’sini temsil ediyor. Alım satıma kapatılan ve TEFAS’ta işlem gören 69 fonun tamamının içeriğine de ulaşan analistler likiditesi sınırlı varlıkları iki grupta tanımladı: Hisseler ve borçlanma araçları.</p>
<h2>Teminat yoluyla maruziyet </h2>
<p>Rapora göre tasfiye kapsamındaki fonlarda likiditesi sınırlı olabilecek varlıkların payı doğrudan tutulan ve ters repo/pay senedi repo işlemlerinde teminat olarak alınan kıymetler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 58,6 (yaklaşık 334 milyar TL). Ancak tablo homojen değil. Para piyasası fonlarında doğrudan tutulan oran yalnızca yüzde 6,9; repo teminatları dahil edildiğinde yüzde 40,0’a çıkıyor (22.4 puanı pay senedi repo teminatı). PPF dışı fonlarda oran yüzde 80,1. Sonucu belirleyen asıl unsur, Tera Portföy’ün iki para piyasası/serbest fonu ile hisse senedi fonu. Bu üç fon hariç tutulduğunda oran yüzde 23,2’ye iniyor; kalan fonlarda portföylerin dörtte üçünden fazlası görece likit varlıklardan oluşuyor.</p>
<p>Teminat yoluyla maruziyet iki farklı işlem türünden kaynaklanıyor. Ters repo işlemlerinde karşı tarafın vadede ödeme yapmaması halinde teminat fona kalır; bu kalem doğrudan bir risk olarak değerlendirilmelidir. Pay Senedi Repo Pazarı işlemlerinde ise takas Takasbank tarafından yürütüldüğünden karşı taraf riskinin daha sınırlı olması beklenir. Para piyasası fonlarındaki yüzde 33,0’lık teminat maruziyetinin 22.4 puanı pay senedi repo, 10.6 puanı ters repo işlemlerinden kaynaklanmakta; pay senedi repo hariç tutulduğunda bu fonlardaki oran yüzde 17,6’ya iniyor.</p>
<h2>İki büyük PPF’de maruziyet ne </h2>
<p>Teminat yoluyla maruziyet, Tera Portföy Para Piyasası (TL) Fonu’nda yüzde 39,6, Pusula Portföy Para Piyasası (TL) Fonu’nda ise yüzde 43,1 seviyesinde. Bu işlemlerin vadesinde karşı tarafça ödenmemesi halinde fonlara likiditesi düşük paylar ve grup şirketi ÖST’leri gibi teminatlar kalacak. Bu nedenle para piyasası fonlarında repo karşı taraflarının ödeme performansı yakından izlenmeli. Bununla birlikte teminat yoluyla maruziyetin yaklaşık üçte ikisi Borsa İstanbul Pay Senedi Repo Pazarı işlemlerinden kaynaklanıyor. Bu pazarda takas Takasbank tarafından yürütüldüğünden, karşı taraf riskinin ters repolara göre daha sınırlı olması bekleniyor.</p>
<p>Raporda TEFAS verilerine dayalı hesaplamalara göre tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü 30.09.2026 itibarıyla 652.3 milyar TL. Bu tutar 31.08.2026’da 1.233,2 milyar TL, fonların işleme kapatılmasından hemen önce 15.09.2026’da ise 992.5 milyar TL idi. Fon bazındaki yatırımcı sayılarının toplamı 722 bin 915’tir; aynı yatırımcının birden fazla fonda bulunabilmesi nedeniyle bu rakam MKK’nın tekil yatırımcı sayısından yüksek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 TL’lik yatırım kaça düşebilir?</span></h2>
<p>Yatırımcı açısından asıl soru, tasfiye sonunda fon değerinin ne kadarının nakde dönüşebileceği olduğunu vurgulayan Gedik Yatırım analistleri bunu bugünden kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını kaydetti. Analistler ancak likiditesi sınırlı varlıkların hangi değerden satılabileceğine ilişkin farklı varsayımlarla bir çerçeve çizilebileceğini kaydetti. Analizde likit varlıkların değerinden nakde döndüğü, likiditesi sınırlı hisse ve borçlanma araçlarının ise senaryoya göre değer kaybıyla satıldığı varsayıldı. Repo işlemlerinde fonun alacağı, karşı tarafın vadede ödeyeceği nakit olurken; teminat ancak karşı taraf ödeme yapmazsa fona kalmakta ve bu durumda değer kaybına uğratıyor. Ödeme yapmayacağını açıklamış ihraççıların borçlanma araçları tüm senaryolarda sıfır değerle hesaplandı. Buna göre yapılan duyarlılık analizinde her 100 liralık fon değerinin yaklaşık nakit karşılığı 4 senaryo üzerinden incelendi. Gedik Yatırım analistlerinin hesaplamasına göre para piyasası fonlarında hafi f senaryoda her 100 TL'lik fon değerinin 97 TL'sinin geri alınması olasılık dahilinde. Rakam orta senaryoda 91 TL'ye, ağır senaryoda 81 TL'ye çok ağır senaryoda ise 68 TL'ye düşüyor. Hisse ve serbest fonlar içinse hafi f senaryoda 100 TL'nin 84 TL'sinin, orta senaryoda 68 TL'sini, ağır senaryoda 52 TL'sinin, çok ağır senaryoda ise 36 TL'sinin geri alınma ihtimali bulunuyor. Bu tablo Tera Portföy'ün üç fonu dışarda bırakıldığında ise daha olumluya dönüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paranın yarısı bu yıl içinde girdi</span></h2>
<p>Gedik Yatırım’ın analizine göre TEFAS verisi bulunan ve tasfiye kararı verilen 129 fona ihraçlarından bu yana nette yaklaşık 322 milyar TL giriş oldu. Bu girişleri gün bazında fonlama maliyetiyle bugüne taşındığında, tutarın bugünkü değeri yaklaşık 497 milyar TL’ye ulaşıyor. Girişlerin önemli bir bölümü yakın döneme ait. Yalnızca 2026 yılında nette yaklaşık 163 milyar TL giriş gerçekleşirken bu tutarın bugünkü değeri 220 milyar TL. Yani, ihraçtan bu yana gerçekleşen net girişlerin yaklaşık yarısı bu yıl içinde fonlara girdi. Fonların 30.09.2026 itibarıyla 652.3 milyar TL olan büyüklüğü, net girişlerin fonlama maliyetiyle hesaplanan bugünkü değerinin yaklaşık 156 milyar TL üzerinde. Bu fark, fon değerlerinin önemli bir bölümünün nakit girişinden değil portföy değerlemelerinden kaynaklandığına işaret ediyor ve likiditesi sınırlı varlıkların tasfiyede hangi fi yattan nakde dönüşeceği sorusunu daha da kritik hale getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-portfoy-hacminin-3te-1i-15-gunde-eridi-89086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/portfoy-sirket-1791264453.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gedik Yatırım analistleri tasfiye kararı alınan ve alım satıma kapatılan fonların portföy büyüklüğünün 15 Eylül’den 30 Eylül&#039;e kadar yüzde 34,3 azaldığını vurgularken, fonlarda likiditesi sınırlı varlıkların payının toplam portföy büyüklüğünün yüzde 59’a yaklaştığına işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insansi-robotlar-ve-robotsu-insanlar-89085</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsansı robotlar ve robotsu insanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Atlas</strong></p>
<p>Tam on yıl sürmüş tanrıların savaşı Titanomachy. Savaş, eski kuşak tanrılar “Titanlar” ile yeni kuşak tanrılar “Olympianlar” arasında geçmiş. Zeus, Olympianlar cephesinde ve Atlas, Titan cephesinde savaşmış. Savaşı Olympianlar kazanmış. Zeus, Atlas’ın kardeşlerini sürgüne yollamış, Atlas’a da gök kubbeyi taşıma görevi vermiş.</p>
<p>İşte Yunan mitolojisine göre o günden beri Atlas, gök kubbeyi omuzlarının üstünde taşıyor. Bu yüzyılın Atlasları ise gök kubbe kadar olmasa da yine yük taşıyacaklar. Atlas, mitolojide olduğu gibi bir tanrı değil, bir robot. İlk kez görücüye bu yılın başında Las Vegas’ta yapılan ünlü elektronik fuarında, CES’te çıktı. (https://youtu.be/5eMSMiL7F2o?si=FQAtyT3muyXDcaeb)</p>
<p>Ve yılın en iyi robotu seçildi.</p>
<p>Bu becerikli robot Atlas’ın özellikleri şöyle: Boyu 1,90 metre, ağırlığı 90 kilogram. Hareketli hâlde 50 kilograma kadar yük taşıyabiliyor. Dikey uzanabilme yüksekliği 2,3 metre. Eklemleri 53 derece dönme kapasitesine sahip. Vücudu 360 derece dönebiliyor. Aküleri ile 4 saat çalışabiliyor. Sonra dolum istasyonuna kendi başına gidip dolu akülerle boşları değiştirebiliyor. Sağ ve sol elini aynı derece ustalıkla kullanabiliyor (dexterous). Alet kullanımında eller 13 derecelik dönme kapasitesine sahip. Bir objeyi de basınç kontrollü olarak tutabiliyor. Çevreye uyabilmek için kendi başına gerekli bilgileri öğreniyor. Atlas’ta bir de takım ruhu var; öğrendiklerini kendine saklamıyor. Öğrendiği her şeyi anında takımdaki her Atlas ile paylaşıyor.</p>
<p><strong>Boston Dynamics ve Hyundai</strong></p>
<p>Atlas, Boston Dynamics firmasının bir ürünü. Firma, MIT kökenli bir elektronik mühendisliği ve bilgisayar profesörü, Marc Raibert tarafından 1992 yılında kurulmuş ve 2021 yılında da hisselerin %80’i Kore firması “Hyundai Motor Group” tarafından satın alınmış. Atlas tanıtımından sonra da Hyundai kalan %20 hisseyi alarak Boston Dynamics’in tamamına sahip olmuş.</p>
<p>Hyundai, Atlas’ın tanıtıldığı bu yılın ocak ayındaki CES gösterisinde Atlas robotlarının 2028 yılından başlayarak önce Amerika’daki, Georgia’daki fabrikasında sonra diğer fabrikalarında kullanılacağını açıkladı. Şirketin hisseleri 10’dan fazla değer kazandı. Ama işçi sendikası kıyameti kopardı. “İşçi ve işveren arasında resmî bir mutabakat olmadan yapay zekâ kullanan tek bir robot fabrikaya giremez” dediler. Ve temmuz ayında Hyundai’nin sendikalı işçileri kısmi grev ve vardiya durdurma eylemine geçtiler. Daha sonra kısmi grevden tam greve geçtiler.</p>
<p>Grevin başlamasından dört gün sonra sendikal görüşmeler sonuçlandı.</p>
<p><strong>Robotlar ve istihdam</strong></p>
<p>Aslında otomasyon otomotiv endüstrisine yabancı değil. Örneğin, mekanik kollar ile kaynak yapımı veya boya karıştırma işlemleri artık kanıksanan görünümler. Ancak iki ayaklı, kolları ve başı olan, hareketleri insana benzeyen “insansı robotlar” (humanoid robots) sahnede yeni. Hyundai’nin robotu Atlas da otomotiv endüstrisinde bir ilk değil. Hemen hemen bütün tanınmış otomobil fabrikalarının üretilmiş ya da üretim planına alınmış, Allah bağışlasın, bir robotu varmış. Ancak Hyundai’deki insansı robot endişesi yüzünden işçi hareketi otomotiv endüstrisi için bir ilk. Dünyada, özellikle bu sektördeki işçi ve işveren tarafları bu çatışmanın sonuçlarını merakla bekliyordu. Peki ne oldu?</p>
<p>Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ağırlık ücret ve diğer haklardır. Ancak Hyundai’nin son toplu sözleşme görüşmelerinde robot ve istihdam konusu önemli yer tutmuş. İşçiler ücret ve yan haklar konusunda istediklerinde işverenle ortada bir yerde anlaşmışlar. Hyundai önümüzdeki iki yıl içinde 500 işçiyi işe almayı kabul etmiş. Emeklilik yaşının 60’dan 65’e çıkması isteği ülke genelinde böyle bir karar alınmasına bağlanmış. Sendikanın “İşçilerin rızası olmadan Atlas üretim hattına asla giremez” söylemi onlara veto hakkı getirmemiş. Onun yerine “Ne zaman otomasyon sistemleri devreye girerse iki tarafın istihdam konularını karşılıklı görüşeceği” kararlara girmiş.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Mavi yakalı işçiler için otomasyon, beyaz yakalılar için ise yapay zekâ iş gücü pazarında önemli değişimler getirecek. Yukarıda aktardığım Hyundai örneğinde sular şimdilik durulmuş. Ama bu teknolojik değişimlerin önünde durmak mümkün değil. Örneğin, Kore hükümetinin bir resmî araştırma kuruluşunun yaptığı hesaba göre bir robotun maliyeti 130.000 dolar imiş ve sağladığı fayda ile iki yıl içinde kendini ödüyormuş. Böyle bir ekonomik avantaj ile Atlaslar tüm fabrika alanlarını dolduracaktır.</p>
<p>Peki, çalışanlara ne olacaktır? Mevcut işlerini kaybedeceklerdir. Mevcut becerilerini başka işlerde kullanacaklardır; yetmezse yeni beceriler öğreneceklerdir. Değişimi durdurmak mümkün değildir. Önemli olan, değişime ayak uydurmaktır. Bunu sağlayacak olan da eğitimdir. Anaokulundan başlayarak, her şeyi sorgulayan, fikri hür, vicdanı hür, bağımsız ruhlu bireyler yetiştirmeyi hedefleyen ve öğrenmeyi öğreten bir eğitim sistemi gerekir. Orta Çağ kafası ile robotsu insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim politikaları ile olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insansi-robotlar-ve-robotsu-insanlar-89085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsansı robotlar ve robotsu insanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasim-gunleri-ve-sonrasi-bir-alman-kaderi-89084</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kasım Günleri&#039; ve sonrası: Bir Alman Kaderi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Muhafazakâr devrim” 1918 sonrası bir Alman icadıdır. 1918 sonrasının icadıdır çünkü “Kasım günleri” yani 1919 Ocak ayında Rosa Luxemburg'un ve Karl Liebknecht'in öldürülmesiyle sonuçlanacak olaylar zinciri –4 Kasım 1918 Kiel denizci isyanıyla ateşlenen ve aslında başlangıçta Spartakusbund ile ilgisi olmayan bir zincir- o zaman başlamıştı. Sonraki yıllarda “Kasım günleri” ve “Kasım canileri” Alman sağının ve Hitler’in elbette olumsuzlayarak çok kullandığı ifadeler haline geldi. 1918 Kasım devrimcileri böylece ‘Kasım canileri, Kasım lümpenleri, Kasım isyanı provokatörleri’ adlarıyla anılarak olayın işçi isyanı boyutu zamanla gözlerden kaçırılıyor, “işçi konseyleri düşüncesi” adi suça eşitleniyordu. „Der Spartakusbund“ artık Karl Liebknecht’in zorlamasıyla Rosa Luxemburg’un itirazına rağmen erken harekete geçmiş talihsiz devrimcilerin kahramanca başlattıkları isyan olmaktan çıkarılarak bizzat işçi sınıfının geniş katmanlarının gözünde Almanya’ya karşı yapılmış bir suikasta indirgenmeye çalışılıyordu. “İşçi cumhuriyeti” istemek işçilerin zihninde bile ihanet demek olmalıydı. İşçi konseyi –yani Sovyet- istemek, doğrudan işçi demokrasisi talep etmek suç sayılmakla kalmamalıydı. Zamanla bizzat işçi sınıfının böyle düşünmesi de sağlanmalıydı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4844edf7b5-1791263822.png" alt="" width="800" height="501" />
<figcaption><strong><em>Cinayete kurban giden sosyalist gazeteci Kurt Eisner’in cenazesi, 26 Şubat 1919. </em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Almanya'nın savaşı askeri değil ekonomik nedenlerden –Osmanlıyı bile şaşırtan, Alman halkının ve askerlerin çoğuna da sürpriz görünen biçimde- aniden kaybetmesi, havlu atması “Kasım günlerinden”, işçi isyanlarından hemen önce gerçekleşmişti. Ekim 1918’de Almanya’ya askeri eğitime gönderilen Osmanlı subaylarının son kafilesi Berlin’e vardığında savaş bitmişti. Esasen Almanya-Osmanlı ilişkileri Haziran 1918’de kopma noktasına gelmişti; ancak bu ayrı bir konu.</p>
<p>Alman gerici küçük burjuvasının ve yenildikleri birdenbire yüzlerine söylenerek terhis edilmeye başlayan –fakat cephedeki duruma bakınca yenilmişe pek de benzemeyen- askerlerin bu ani çöküşe bir suçlu aramaları doğaldı. Savaş nasıl olur da askeri olarak kaybedilmeden kaybedilirdi? Ekim 1918’de Genelkurmaya gidilerek “Alman ekonomisi artık savaşı sürdüremiyor, sanayimiz iflas etti” denmemiş miydi?</p>
<p>Almanya’nın yenilgisinin nedenleri hakkında çeşitli tezler var. Bazıları stratejik –çok fazla cephede savaşmak, bazıları taktik –çabuk bir zafer uman Schlieffen Plan’ının erken başarısızlığı, bazılarıysa savaşın son aylarında sayıları on binlerle ölçülecek kadar çok sayıda Alman askerlerinin teslim olduğu –Alman askeri tarihinde bir ilk- bir dizi yenilgiyi öne sürüyor. “Zaferin Seine nehrinde kazanılacağını” 1913’te bile iddia etmekte olan von Moltke’nin düzelttiği yeni haliyle bile Schlieffen Planı tek atımlık baruta benzeyen bir plan olarak biliniyor. McMeekin 1914’te Almanya’nın Fransa ve Belçika karşısına 7 ordu (1,5 milyondan fazla asker) yığdığını ancak Rusya cephesinde 2 milyon Rus askerine karşı sadece bir süvari ve bir piyade tümeni yerleştirdiğini yazıyor. Yani zaferin batıda kazanılacağından ve çabuk kazanılması gerektiğinden emin olan Almanya gücünü burada yoğunlaştırmış, Rusya cephesine kuvvetlerinin sadece 1/10’unu ayırmıştı. Üç günlük gecikmeye bile tahammülü olmayan bir yıldırım harbi planı <em>ex post</em> çok hatalı görünüyor olmakla birlikte savaşın uzayacağı anlaşıldıktan sonra olanları başlangıçtaki –işe yaramayan- Schlieffen Planı’na bağlamak gerçekçi görünmüyor. Yine de Almanya sonlara doğru zorlukla da olsa dört yıl boyunca savaşabildi.</p>
<p>Ancak Schlieffen Planı daha geniş anlamda o kadar da boş bir plan sayılmamalı çünkü üstü örtük olarak Almanya’nın uzun sürecek bir savaşı kazanacak ekonomik gücünün olmadığının kabulünü içeriyor –ki olan da budur. Almanya’nın ekonomik gücünün birden fazla cephede süren bir harpte hem savaş makinesini çalıştırıp hem de halkının tarımsal ürüne ve sanayi malı ihtiyacını sağlamaya yetecek kadar yüksek olmadığının altını kesinlikle çizmek gerekiyor. Örneğin 1918'de İngiltere ve Fransa 8000, Almanya ise sadece 20 tank üretebilmişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac484156bc77-1791263765.png" alt="" width="538" height="736" />
<figcaption><strong><em>İşçi konseyi hükümetini tüm Münih garnizonunun desteklediğini açıklayan askeri duyuru: 5 Nisan 1919</em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Ama yenilgi tam olarak askeri değilse neden böyle olmuştu? Ekonominin kısa ve acısız bir zafer hariç savaşı destekleyemeyeceğini Alman halkının 2/3’üne anlatmak mümkün değildi –ki işçilerin önemli bir bölümünün anladığını da hiç sanmıyorum. O zaman görünürde yenilgi yokken neden aniden savaştan çıkıldı? Altı hafta sonra basın ihanet diye bağırmaya başladı. Ve zaten çoğunluğun gözünde yenilginin nedeni barikatlar kuran, grevlere kalkışan bu “işçiler” değilse kimdi? Küçük burjuvanın ve gerici Junkerlerin zihninde işçi direnişinin Alman Genelkurmayı savaştan çekilme kararını dünyaya açıkladıktan haftalar sonra başlamış olmasının ne gibi bir önemi olabilirdi? Savaşı bu Bolşevik çırakları, bu işçi sınıfı denen Pleb sürüsü kaybettirmişti işte. Apaçıktı bu. Gerçeklere tamamen aykırıydı ama orta sınıflar bu zokayı yuttu.</p>
<p><em> </em>“Kasım günleri” 11 Kasım 1918’de başladı. Almanya’nın yenilgisi 28-29 Eylül 1918’de belli olmuştu ancak Genelkurmay başkanı Mareşal Ludendorff ABD başkanı Wilson’un aracılığını talep ettiği, İngiltere ve Fransa bu aracılığa şüpheyle baktığı için müzakereler bir ay kadar sürmüştü. 28-29 Eylül 1918’de İngiliz-Fransız güçleri ilerlerken Bulgaristan teslim olmuştu. Arkasından çok güvenilen savunma hattı Siegfried Stellung’un –diğer adı Hindenburg Hattı- müttefikler tarafından hızla geçilmesi sonu getirdi.</p>
<p>Her şey böyle başladı. Eylül sonu-Ekim başında havlu atılmışken yenilgiyi “Kasım günlerinin” getirdiğine inananların daha sonra nereye gideceklerini, kime inanacaklarını bilememelerinde bir sürpriz olmayabilir. “kasım günlerine” inananlar 15 sene sonra Hitler’de inandılar. Yani akıl dışı görünen Nazi vakasında kitleler açısından o kadar da akıl dışı bir şey yoktu. Hiperenflasyon yaşayan Almanya’da (Ağustos 1922-Aralık 1923), duruma cevap vermeye çalışan Hitler’in komik birahane darbesi Kasım 1923’te başarısız olmuştu. Lakin Hitler sadece 9 ay hapis yattı, devletin ve küçük burjuvazinin desteğini aldı. Hatta büyük burjuvazinin radarına bu sayede daha fazla girdiği söylenebilir. 1922-1923 krizinde ol(a)mayan, 1929 krizi sonrasında hızla gerçekleşti. Ne Alman sosyal-demokratları –o sırada hala Marksist olduklarını söylüyorlardı; 1959’a kadar programlarında proletarya diktatörlüğü yer aldı- ne de Alman komünistleri, çok yaygın örgütlenmelerine ve yüksek oy oranlarına rağmen, duruma uygun ekonomik program-siyasal iletişim-stratejik akıl oluşturabildiler.</p>
<p>İttifaklar da başarılı olamadı çünkü Junker sınıfı çok güçlüydü. Almanya’da işçi-köylü ittifakı denemek, toprağın bölünmediği bir tarım sektörü varken ve Alman küçük köylüsü Junkerlere isyan etme noktasında değilken, riskli bir oyundu. Junkerler büyük sanayi burjuvazisiyle birleşti. Mevcut partiler ne yapacaklarını bilemedikçe toplumsal destekleri hızla eridi. Olaylar iki yılda oldu, bitti.</p>
<p>Fakat arka planda tüm Weimar dönemini bir anlamda boşa harcayan –Marksist olduğunu söyleyen ve iç eğitimini buna göre düzenleyen- sosyal demokrasinin ve sosyal demokratlarla rekabete gireyim derken sürekli saçmalayan komünist partinin gözle görünür hale gelmesi zaman alan erimesi yatıyordu. Hitler iktidara geldikten sadece bir yıl sonra Almanya’da bir zamanlar güçlü bir sol geleneğin var olmuş olduğunu toplumun çoğunluğu hatırlamıyordu bile –söz konusu geleneği savunanlar hariç elbette. Bunu geçelim; Hitler’in çok önünde giden “muhafazakâr devrimciler”, zeki ve bilgili Alman sağcı mandarinleri bile hatırlanmıyordu.</p>
<p>Oysaki Alman halkı kendince gayet “rasyoneldi”: Nazilerin Almanya’yı 1929 krizinden nasıl hızla çıkardığını gördükçe bağlılığı da arttı. Gerçi Hitler “yeni bilimle”, “konjonktür bilimi” yani ekonomi, pek de ilgili değildi ve başlangıçta söz verdiği pek çok şeyi yapmaya teşebbüs dahi etmemişti ama otobanlar –ki henüz fazla binek arabası yoktu ama ABD’de de önce yol yapılmamış mıydı? –  ayrıca çok sayıda parti binası ve özellikle askeri harcamalar Almanya’yı krizden çekip çıkarmaya yetmişti. Elbette yollar yapıldıkça araç da yapılmaya başlanmıştı. Raymond J. Overy 1935 yılına kadar Alman askeri harcamalarının ve ordunun gizlice yeniden silahlandırılmasının depresyondan çıkışa fazla yardımcı olmadığını, Almanya’nın “motorizasyonunun” çok daha ön planda olduğunu vurgulamaktadır. Gerçekten de Almanya’nın depresyondan çıkmasında ve Hitler’in ilk yıllarının ekonomik başarısında <em>Motorisierung Politik</em> (Motorizasyon Politikası) atılımının önemli rol oynadığı düşünülüyor. Otomotiv üretimine ağırlık verilmesi ve yol yapımı 1935 yılında 1 milyon, 1938 yılındaysa 1,5 milyon iş yaratmıştı. Söz konusu istihdam Almanya’daki toplam istihdamın 1/12’sine denk düşmekteydi. Toplam motorlu araç üretimi 1932’deki 52.088 sayısından 1938 yılında 342.169 rakamına yükselmekte, ticari araç ve traktör üretimleriyse üç misli veya daha fazla artmaktaydı. Otoban inşaatları ve diğer her türlü yol yapımı hızlandığı için çimento, demir-çelik, makine-donanım, elektrikli araçlar ve parçalar, lastik, tekstil ve petrol ürünlerine olan talep de artmakta ve dolaylı etkilerle birleştiğinde Hitler’in otomobil sektörünün önemini vurgulaması iyice anlam kazanmaktaydı. Almanya, Opel ve Ford’un Almanya fabrikaları dâhil edildiğinde bile müttefiklerin üretim kapasitesinin çok altında kalmış olmakla beraber –örneğin İkinci Dünya Savaşı boyunca 660.000 askeri <em>jeep</em> üreten müttefiklere karşı Almanya’nın üretimi sadece 50.000 olmuştu- otoban programının <em>(Reichsautobahnen) </em>başarısı dünyaya örnek olmuştur.</p>
<p>Daha önemli olan sembollerdi: ‘Onların “doğal” değerlerine’ uygun bir siyasi dil kurulmuştu: Bu dile artan ivmeyle cevap verdiler ve bir süreliğine bu tercih fazlasıyla akılcı bir tercih gibi (de) göründü. Yıllarca süren ve giderek bütün aşırılıklarını hayata geçirmeye başlayan Nazi rejimi III. Reich giderek yerleşti. Birbiri ardına gelen ve temelsiz iyimserlikleri silip atan olaylar zinciri “Almanya bu akıl dışılığa sürüklenmez” diyenler için acı bir deney oldu. Kristallnacht’ın az öncesinde bile, 1938 gibi geç bir tarihte, onca işarete rağmen olabileceklere inanmak istemeyen çok insan vardı.</p>
<p>Devrim konusuna geri dönersek: 1919’da Alman işçi sınıfının nüfusa oranı yüzde 35 idi. Az değil ancak çoğunluk da değil. İttifak şart idi. Kiminle? Belki de kader burada çizildi. İttifak yapacak parti, hareket, sınıf, zümre bulunamadığı gibi her ikisi de işçi partisi olan sosyal demokratlar ve komünistler birbirleriyle rekabet ediyorlardı. Weimar Cumhuriyeti boyunca ittifakların neden adım adım “muhafazakâr devrimden” –hangisi- yana –Hitler değil; o sonra yükseldi ve başlangıçta uç bir olaydı- işlediğini anlatan mükemmel çalışmalar var.</p>
<p>Alman sosyalist devrimi anlaşılan ilk gün bile hayalden ibaretti. Ancak 19 senede nereden nereye gelindiğini poster gösteriyor. Hangisi mi? İşçi konseyi hükümetini tüm Münih garnizonunun desteklediğini açıklayan askeri duyuru: 5 Nisan 1919. Buradan Kristallnacht’a 19 sene var. Ne değişim ama! Fakat unutmayalım ki burası Münih. Hem solun hem sağın tarlasıdır. Katolik etkisi var. <em>İşte burasıdır ki yakın gelecekte AfD’nin kaderini belirleyecek yer olabilir. </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasim-gunleri-ve-sonrasi-bir-alman-kaderi-89084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Kasım Günleri&#039; ve sonrası: Bir Alman Kaderi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomayi-kime-verecegiz-89083</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diplomayı kime vereceğiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ yardımıyla bir görevi daha iyi tamamlamak, daha iyi öğrenmek anlamına gelmeyebiliyor. Düzgün yazılmış cevabı okumak, cevabı değerlendirecek bilgiye sahip olmakla aynı şey değil. Alan bilgisi yapay zekânın cevabını tartacak ölçüyü sağlıyor.</strong></p>
<p>Ödevi öğrenci adına yapay zekâ yapacak, işi yapay zekâ bulacak ve mezunun işini de yapay zekâ yapacaksa diplomayı kime vereceğiz?</p>
<p>Biraz keskin bir soru, kabul. Ama üniversitelerle iş dünyasının yapay zekâ heyecanını yan yana koyunca insanın aklına doğal olarak bu tür sorular geliyor. Bir tarafta öğrenciyi yeni teknolojiyle donatmak istiyoruz. Öte tarafta aynı teknolojinin yapabildiği işlerden tasarruf etmeyi düşünüyoruz. Genç insana da bu iki hedef arasında kendine bir gelecek kurmasını söylüyoruz. Bu yazıda önce üniversitede duralım. Mezunu kapıdan çıkarmadan, içeride ne öğrendiğine bir bakalım.</p>
<p>Kendisinden beklentimiz hayli yüksek: Eleştirel düşünsün, karmaşık sorunları çözsün, değişime uyum sağlasın. Güzel. Peki bunları öğrenirken biraz yavaşlamasına, yanlış yapmasına, bir sorunun başında debelenmesine tahammülümüz var mı? Yoksa öğrencisiyle hocasıyla hepimiz, sonuç bir an önce önümüze gelsin mi istiyoruz?</p>
<p>Öğrenci açısından hesabı anlamak zor değil. Önünde bir ödev, yetişmesi gereken başka işler ve birkaç saniyede cevap veren bir araç var. Notunu da sadece sonuca göre alıyorsa hız kazanmanın cazibesi ortada. Biz kürsüdekiler, çıktıyı ödüllendirip sonra öğrencinin öğrenme sürecini neden atladığına şaşırıyoruz. Anlamsız bir şaşırma hâli. Teşvikleri böyle kurmuşuz; öğrenciden teşviklere rağmen ilkeli davranmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Tasarruf ettiğimiz şeyin bir bölümü </strong><strong>öğrenmenin kendisi olabilir</strong></p>
<p>Gelgelelim öğrenmenin hesabı biraz farklı. Üretimde ortadan kaldırmak istediğimiz bazı zahmetler, öğrenirken işin kendisini oluşturuyor. Bir problemi kurmak, yanlış varsayım yaptığını görmek, başa dönmek, bir paragrafı yazamayınca aslında ne söylemek istediğini bilmediğini fark etmek… Bunların hepsi vakit alıyor. Fakat o vakit yalnızca harcanmıyor. İnsan o zihinsel mücadele sırasında bağlantılar kuruyor, yanlışını düzeltiyor, bir sonraki soruya taşıyabileceği bir kavrayış geliştiriyor. Ödevi bitirme süresini kısaltırken bunları da aradan çıkarırsak, tasarruf ettiğimiz şeyin bir bölümü öğrenmenin kendisi olabilir.</p>
<p>Bir iktisat öğrencisini düşünelim. Yapay zekâya işsizliğin nedenlerini sorup gayet düzgün bir metin elde edebilir. Ama metin korelasyondan nedenselliğe usulca atlamışsa bunu fark eder mi? Hangi varsayımın hangi sonucu taşıdığını görebilir mi? Bütün cümleler yerli yerinde dururken akıl yürütmenin bir halkasında açık olduğunu anlar mı? Düzgün yazılmış cevabı okumak, o cevabı değerlendirecek bilgiye sahip olmakla aynı şey değil. Üstelik metnin akıcılığı, anlamadığımız yeri fark etmemizi de zorlaştırabilir. Her şey pek anlaşılır görünür; ta ki biri “Neden?” diye sorana kadar.</p>
<p>OECD’nin 2026 Dijital Eğitim Görünümü Raporu tam da bu ayrıma dikkat çekiyor: Yapay zekâ yardımıyla bir görevi daha iyi tamamlamak, daha iyi öğrenmiş olmak anlamına gelmeyebiliyor. Aracın doğrudan çözüm sunmasıyla öğrencinin düşünme sürecini desteklemesi arasında fark var. Bu nedenle eğitimde başarıyı yalnızca ortaya çıkan ürünün kalitesine bakarak değerlendiremeyiz.</p>
<p><a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4895486&amp;utm_source=chatgpt.com">Bastani ve çalışma arkadaşlarının</a> Türkiye’de bir lisede, yaklaşık bin öğrenciyle yaptığı matematik deneyi meseleyi somutlaştırıyor. Genel amaçlı sohbet aracına benzer biçimde tasarlanan yapay zekâ desteği, alıştırmalar sırasında başarıyı artırıyor. Ancak destek kaldırıldığında bu öğrenciler, yapay zekâ kullanmayan gruptan daha düşük sınav performansı gösteriyor. Öğretmenlerin katkısıyla hazırlanmış, cevabı vermek yerine ipuçları sunan sürümde ise bu olumsuz etki büyük ölçüde gideriliyor. Bu, tek bir okulda (hatta bir lisede) ve kısa vadeli sonuçlara bakılarak yapılmış bir çalışma. Bütün üniversite eğitimine hüküm çıkarmayalım. Ama ödevin notuyla öğrencinin bilgisi arasındaki mesafenin açılabileceğini de görelim.</p>
<p>Buradan “Yasaklayalım, kurtulalım” sonucu çıkmıyor. Öğrencinin takıldığı noktayı yeniden açıklayan, aynı kavramı farklı örneklerle anlatan, yanlış yaptığı adımı gösteren bir yardımcı çok kıymetli olabilir. Özellikle de sınıfta sormaya çekindiği soruyu sorabileceği, kendi hızında çalışabileceği bir imkân sunuyorsa. Her güçlük öğretici olmadığı gibi her kolaylık da zararlı değil. Öğrenciyi saatlerce aynı çıkmazda bırakmanın pedagojik bir fazileti yok. Hangi çabayı neden aradan çıkardığımıza bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>“Artık bilgiye gerek yok, doğru soruyu sormak yeterli” diyenlere de küçük bir sorum var: O doğru soru hangi bilgiyle sorulacak? </strong>İşsizliğin ölçümünü bilmeyen biri, önüne konan işsizlik yorumunda neyin eksik olduğunu nasıl görecek? Alan bilgisi, yapay zekânın cevabını tartabileceğimiz ölçüyü sağlıyor. Araç güçlendikçe bu ölçüye duyulan ihtiyaç kendiliğinden ortadan kalkmıyor. Öğrenciye yalnızca komut yazmayı öğretip gerisini zat-ı şahanelerine bırakamayız.</p>
<p><strong>Her ders için aynı </strong><strong>reçeteyi yazamayız</strong></p>
<p>Öyleyse dersin tasarımını değiştirmek zorundayız. Öğrenci önce kendi açıklamasını kursun; sonra yapay zekânın açıklamasıyla karşılaştırsın. Nerede fikrini değiştirdiğini, hangi öneriyi neden reddettiğini anlatsın. Bir çözümü teslim ettikten sonra koşullardan birini değiştirelim ve yeniden düşünmesini isteyelim. Hesabı doğru çıkmış olabilir. Peki sonucun neden değiştiğini açıklayabiliyor mu? Kimi çalışmayı araçla, kimini araçsız yaptırmak da bu yüzden anlamlı. Öğrencinin hem teknolojiyle neler yapabildiğini hem kendi başına neyi anlayabildiğini görmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, her ödeve bir kullanım beyanı eklemekten fazlasını gerektiriyor. Beyan şeffaflık sağlar; öğrenmenin gerçekleştiğini tek başına göstermez. Kısa sözlü açıklamalar, sınıf içi uygulamalar, aşamalı çalışmalar ve geri bildirimle düzeltilen taslaklar birlikte düşünülebilir. Her ders için aynı reçeteyi yazamayız. Birinci sınıf öğrencisinin temel kavramı öğrenmesiyle son sınıf öğrencisinin araştırma yaparken araç kullanması aynı ihtiyaç değil. Kuralın da bu farkı gözetmesi gerekir.</p>
<p>Elbette bütün bunları söylemek, yapmaktan kolay. Onlarca öğrencinin olduğu bir derste her öğrencinin düşünme sürecini izlemek emek ister. Öğretim üyesinin yeni ödevler tasarlamaya, denemeye, sonuçlarını değerlendirmeye zamanı olmalı. Asistan desteği, ortak materyaller ve meslektaşlarıyla öğrenme imkânı da gerekir. <strong>Hocanın iş yükünü olduğu gibi bırakıp üzerine “Bir de yapay zekâya uyum sağlayın” ekleyince kurumsal dönüşüm gerçekleşmiş olmuyor.</strong> <strong>Müfredata bir yapay zekâ dersi eklemek ya da yeni bir bölüm açmak da diğer derslerde ne olduğunu kendiliğinden değiştirmiyor.</strong></p>
<p>Türkiye açısından mesele tam burada ağırlaşıyor. Hazır bulunuşluğu kaç kişinin bir uygulamaya eriştiğiyle ölçemeyiz. O uygulamanın ürettiğini anlayacak, sınayacak ve kendi bilgisine katacak temel de gerekiyor. PISA 2022’de Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 61’i matematikte en az temel yeterlik düzeyine ulaşırken OECD ortalaması yüzde 69. Bu veri üniversite öğrencilerinin yapay zekâ becerisini ölçmüyor. Yükseköğretimin devraldığı temel beceri meselesini hatırlatıyor. Üzerine yeni kat çıkacağımız binanın bütün odaları aynı sağlamlıkta değil.</p>
<p>Bu nedenle yapay zekânın eşitsizliği azaltacağına da artıracağına da peşinen karar veremeyiz. İyi tasarlanmış öğrenme desteği, özel derse ulaşamayan bir öğrenciye yeni bir imkân sunabilir. Fakat aynı araç, güçlü bir temeli olan öğrencinin bilgisini derinleştirirken temel eksikleri olan öğrencinin o eksiklerle yüzleşmeden ödev teslim etmesini de kolaylaştırabilir. İkisi de aynı uygulamayı kullanır, ikisi de düzgün bir metin getirir. Dışarıdan bakınca eşitlenmiş görünürler. Öğrenmede aralarındaki mesafe ise açılmış olabilir.</p>
<p><strong>Dönüşümün insan emeği </strong><strong>kısmını bedelsiz varsayamayız</strong></p>
<p>Dolayısıyla üniversitelerin erişim imkânını öğrenme desteğiyle birlikte düşünmesi gerekiyor. Öğrencinin temel eksiklerini fark edebileceği çalışmalar, yazma ve nicel düşünme desteği, ders içinde anlaşılır kullanım kuralları bu işin parçası. Hazır bulunuşluk, satın alınan lisansın yanında öğrencinin ve hocanın ne yapacağını bilmesini de içeriyor. <strong>Bütçeye yazılım bedelini yazıp dönüşümün insan emeği kısmını bedelsiz varsayamayız. Bir iktisatçı olarak söyleyeyim: O maliyet kaybolmaz. Birinin zamanından, öğrencinin öğrenmesinden ya da eğitimin niteliğinden çıkar.</strong></p>
<p>Üniversitenin başarısını da buna göre sorgulamalıyız. Kaç dersimizde yapay zekâ kullanıldığını sayabiliriz. Fakat öğrencinin yeni bir sorunu çözebildiğini, gerekçesini açıklayabildiğini ve öğrendiğini başka bir bağlama taşıyabildiğini görmeden bu sayının ne anlattığını bilemeyiz. Teknolojiyi ne kadar kullandığımız kadar, kullanırken ne öğrendiğimizle ilgilenmek zorundayız. <strong>Üniversite, hızlı ve düzgün cevap üretmenin ötesinde, o cevaptan hangi koşullarda şüphe edileceğini de öğretmeli.</strong></p>
<p>Başlangıçta diplomayı kime vereceğimizi sormuştum. Diplomayı yine öğrenciye vereceğiz tabii. Ama o diploma, öğrencinin kendi başına neyi anlayabildiği ve henüz bilmediği bir şeyi nasıl öğrenebileceği hakkında bir sözümüz olacak. Altına imzamızı atacağız.</p>
<p>Diyelim ki bu sözün hakkını verdik. Öğrenci öğrendi, mezun oldu. Şimdi karşısına bir iş ilanı çıktı: “Deneyimli eleman aranıyor.” O deneyimin nerede kazanılacağı da bir sonraki yazının meselesi olsun.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomayi-kime-verecegiz-89083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/3/1280x720/677-1791263668.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diplomayı kime vereceğiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fdi-istanbul-90-markanin-son-tasarimlarini-ve-42-tasarimcinin-fikirlerini-gorunur-kildi-89082</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> FDI İstanbul 90 markanın son tasarımlarını ve 42 tasarımcının fikirlerini görünür kıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk mobilya ve iç mekan endüstrisini dünyayla buluşturan Furnishings &amp; Design Istanbul (FDI), 24–26 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde üçüncü kez kapılarını açtı. </p>
<p>Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) tarafından düzenlenen FDI İstanbul, 12 bin metrekarelik alanda 90 markanın en yeni tasarımlarını, dört sergide 85 özel seçkiyi, 21 farklı ürün grubunu ve tasarım dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. 12 panelde 30’u aşkın konuşmacı yer aldı. </p>
<p>Ayrıca, dört farklı sergi alanında tasarımın üretim ve ifade biçimlerine odaklanan fuar, <strong><em>“New Horizon Exhibition</em></strong>" ile 42 bağımsız tasarımcının yaratıcı fikirlerini görünür kıldı.  <strong><em>“Design Circle”</em></strong> adı verilen özel bölümde  ‘Malzemenin Hafızası’ temasıyla malzemenin taşıdığı hikayeler üzerinden 30’un üzerinde ürün sergilendi. “<strong><em>Masterful"</em></strong> sergisinde dört tasarım merkezinin geliştirdiği ve dört mobilya markasının ürettiği özel ürünler yer aldı.  <strong><em>“Big Soft”</em></strong> sergisi ise konfor kavramını mekân atmosferi olarak yeniden yorumladı.</p>
<p>FDI İstanbul’un ticari boyutunu güçlendiren Designer-to-Business (D2B) Programı bu yıl daha da genişletilmişti. Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenlenen yabancı alım heyeti programı; ABD’den İtalya’ya, Burkina Faso’dan Katar’a, Hindistan’dan Nijerya’ya uzanan toplam 23 ülkeden nitelikli uluslararası alıcıları Türk markalarıyla bir araya getirdi.</p>
<p><strong>“Mobilyanın bütün kategorilerinde üretim yapabilen dört ülkeden biriyiz”</strong></p>
<p>Where Design Leads” (Tasarıma Yön Verenlerin Olduğu Yer) mottosuyla gerçekleştirilen fuarın açılışına İstanbul Valisi Davut Gül, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ve ev sahibi olarak MOSFED Başkanı Ahmet Güleç katıldılar.   </p>
<p>Fuarın açılış konuşmasını yapan ev sahibi Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, Türkiye’nin mobilyanın bütün kategorilerinde üretim yapabilen dört ülkeden birisi olduğunu ve 14 milyar dolarlık üretim gücüyle dünyanın 200 ülkesine ürün ulaştırdığını ifade ederek şu yorumu yaptı: </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4853018b45-1791264048.jpeg" alt="" width="799" height="449" /><em>“Bu bizim için yalnızca ekonomik bir büyüklük değil. Yıllar içinde oluşmuş güçlü bir üretim kültürü, zanaat birikimi, girişimcilik deneyimi ve önemli bir tasarım potansiyeli anlamına geliyor. Bugün bu birikimi yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda daha güçlü biçimde bir araya getirme fırsatımız var. Çünkü artık değer yalnızca ürünün kendisinde oluşmuyor. Ürünün tasarımında, malzemesinde, hikâyesinde, sunduğu deneyimde, marka kimliğinde ve ulaştığı pazarda da oluşuyor. Dolayısıyla bugün uçtan uca bir değer zincirinden söz ediyoruz. FDI Istanbul’u da bu anlayışın en önemli parçası olarak görüyoruz.”</em></p>
<p><strong>FDI Istanbul’un Türkiye’yi dünyayla, dünyayı da İstanbul’la buluşturması hedefleniyor</strong></p>
<p>FDI Istanbul’un misyonunun Türkiye’nin tasarım ve üretim gücünü dünyaya göstermek olduğuna dikkat çeken Ahmet Güleç, gelecekte uluslararası markaların da İstanbul’u tercih etmelerini ve Türkiye’deki üreticiler ve tasarımcılarla işbirliği kurmalarının hedeflendiğini ifadeetti. Güleç, FDI İstanbul’un hedefini şu cümlelerle özetledi:  <em>“Fuarın başarısı sadece rakamlarla değil; kurulacak iş birlikleri, geliştirilecek yeni ürünler, uluslararası pazarlara açılacak markalar ve İstanbul’un küresel tasarım dünyasında kuracağı bağlantılarla ölçülüyor. Türkiye güçlü üretim kapasitesi, büyüyen tasarım gücü, uluslararası deneyimli markaları, genç yaratıcı insan kaynağı ve dünyayla doğal bağları olan İstanbul sayesinde yarının değer zincirini kurmaya hazır. FDI Istanbul bunun için var</em>.”  </p>
<p><strong>FDI İstanbul’a, ülkemize ve sektöre kazanç sağlıyor</strong></p>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül, konuşmasında, şartlar, talepler, rekabet ve beklentiler değişirken rekabet edebilmek için yüksek teknoloji, marka değerli ürünler, tasarım ve benzeri yeniliklere ihtiyaç olduğunu vurgulayarak;  FDI gibi fuarların İstanbul’a, ülkemize ve mobilya sektörüne çok önemli kazançlar sağladığını ifade etti. </p>
<p>T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar,  Mobilya sektörünün güçlü üretim altyapısı, köklü zanaatkarlık geleneği ve gelişen tasarım kabiliyetiyle Türkiye’nin en önemli katma değer ve istihdam sağlayan alanlarından biri olduğuna dikkat çekerek, Ticaret Bakanlığının, sektörün küresel pazarlarda daha da güçlenmesi için kapsamlı destekler sunduğunu söyledi. FDI Istanbul Fuarı’nın da Bakanlığın Tasarım Desteği kapsamına alınarak, tasarım odaklı üretim ve markalaşma vizyonunun önemli bir parçası haline geldiğini belirterek Heartmade Furniture Turquality® Tanıtım Projesinin de Türk mobilyasının dünya çapında tanınırlık kazanmasına destek olduğunun altını çizdi. </p>
<p><strong>Mobilya sektörü, istihdamını en hızlı artıran ve imalatın en hızlı büyüyen kolu </strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, mobilya sektöründe yarının anahtarının “tasarım” olduğuna dikkat çekerek, fuarın bu yıl belirlenen “Where Design Leads” mottosunun bu açıdan doğru bir temsil yarattığını belirtti. Gültepe’nin verdiği bilgiye göre, Türkiye mobilya sektörü geçen yıl 4.6 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Ocak-temmuz döneminde yüzde 4.3 oranında üretim artışı gerçekleşti. Sektörün bu başarılı grafiği, istihdam konusunda da kendini gösterdi. Haziran 2025’te 174 bin kişi olan sektörün istihdamı, bir yılda yüzde 7.6 artarak, haziran 2026’da 187 bin kişiye ulaştı. Mobilya sektörü, böylelikle son bir yılda istihdamını en hızlı artıran imalat kolu oldu. </p>
<p>Bu yıl 192 ülkeye ihracat yapan sektör, Temmuz ayında üretimini yüzde 9.5 oranında artırarak  imalatın en hızlı büyüyen kolu oldu. Bu büyüme, sonucunda  Fransa’ya yapılan ihracat  yüzde 25, Belçika’ya  ise yüzde 23 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fdi-istanbul-90-markanin-son-tasarimlarini-ve-42-tasarimcinin-fikirlerini-gorunur-kildi-89082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/2/1280x720/568-1791264038.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FDI İstanbul 90 markanın son tasarımlarını ve 42 tasarımcının fikirlerini görünür kıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yapmak-isteyene-yardim-89081</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat yapmak isteyene yardım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İstanbul Ticaret Odası ( İTO )</strong> ihracata başlamak, az veya düzensiz ihracatını arttırmak ve düzene sokmak isteyen <strong>KOBİ</strong> ölçeğindeki <strong>üyelerine uzman danışmanlık desteği sağlıyor</strong>.</p>
<p><strong>2005</strong> yılında <strong>başlatılan</strong> ancak 2020 öncesi kısa <strong>bir ara kesintiye uğrayan</strong> İhracata İlk Adım Programı ( İİAP ), İTO Başkanı Sayın <strong>Şekib Avdagiç’in göreve gelmesi ile yeniden başlatılmıştı</strong> ve şimdi 19. Tekrarını yapmaya hazırlanıyor.</p>
<p>İTO üyesi, KOBİ ölçeğinde, hiç ihracat yapmayan ya da ihracatı olsa bile az veya düzensiz olan, mal veya hizmet üreticisi firmalar programa başvurabiliyor.</p>
<p>Programın en önemli özelliği, programın <strong>uzman danışmanlarının</strong> katılımcı <strong>firmalara</strong> toplamda <strong>16 ziyaret</strong> yapması ve onlarla <strong>birlikte</strong> 48 saat <strong>çalışmaları</strong>.</p>
<p>Hep söylerim “<strong>Dünya Grekoromen güreşirken, karakucak güreşmeye devam edemeyiz</strong>.“</p>
<p>Uluslararası ticaret şekilleri ve kuralları da değişime uğruyor.</p>
<p>Bizler de bu <strong>değişime ne kadar</strong> hızlı <strong>ayak uydurur</strong>, doğru <strong>veriye erişir</strong> ve bu veriyi kullanılabilir <strong>bilgiye çevirebilirsek</strong>, ihracat piyasalarında o kadar <strong>başarılı olma şansına</strong> sahip olabiliriz.</p>
<p>İşletmelerimizin ihracata hazır olup olmadığından ve mevcut yeterliliklerinin saptanmasından başlayarak, müşterinin bulunması ve sözleşmelerin yapılmasına kadar geçen aşamalarda yapılması gereken doğru davranışlar nelerdir?</p>
<p>İhracatçılarımızın bunları bilmeleri ve uygulamaları, uluslararası ticaret temellerini sağlam atmaları demektir.</p>
<p>Temeli sağlam binanın kolay yıkılmaması gibi, doğru bilgi ve davranışla yola çıkan ihracatçının pazarı da mutlaka diğerlerinden daha sağlam, güvenilir ve sürdürülebilir bir kalıcılıkta olacaktır.</p>
<p><strong>İşte İİAP çalışmaları İTO üyelerine bu şansı sunmaktadır.</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi ( TİM ) tarafından yayınlanan rakamları incelediğimizde, yıllık ihracatımızın % 66,64 gibi bir kısmını ilk 1.000 ihracatçı olan büyük firmaların yaptığını görüyoruz. (<a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134</a>)</p>
<p><strong>2025 yılında ihracat yapan</strong> firma sayısının 166 bin kadar olduğunu düşünürsek, ilk 1.000 ihracatçı dışında kalan <strong>165 bin ihracatçının payının</strong> ne yazık ki <strong>sadece % 33,36</strong> olduğunu göreceğiz.</p>
<p>İşte sadece bu rakam bile KOBİ üyelerine, ihracat yapabilmeleri için İTO tarafından İİAP projesi ile verilen danışmanlık desteğinin önemini belirtmeye yeterlidir.</p>
<p>Uluslararası Ticaret Merkezi ( ITC ) internet sayfasında şöyle bir ifadeye rastlamıştım;</p>
<p><strong>Trade doesn't happen by accident, but by design</strong></p>
<p><strong>Ticaret kazara değil tasarlanarak olur</strong></p>
<p>İşte İTO üyelerine bunu sağlıyor…</p>
<p>Bu program şapkadan tavşan çıkartan bir program değil…</p>
<p>Ancak <strong>katılımcı firmalara uygulamalı olarak somut ve kalıcı bilgiler ile kurallar aktararak</strong> onların ilerleyen zamanlarda kendi ayaklarının üzerinde durmasını ve <strong>kendi başlarına ihracat yapabilmelerini sağlayan bir temel atan bir program</strong>.</p>
<p>Özdeyişi hatırlayalım, “<strong>Bu program balık vermiyor amma balık tutmasını öğretiyor.”</strong></p>
<p>Programa başvuru yapmak isteyen firmalar aşağıdaki adreste bilgi bulabilirler.</p>
<p>https://itoconnect.org.tr/pages/public-register/a6af65d5-ea3f-4588-ae6f-6809131e6dd1</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-yapmak-isteyene-yardim-89081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1778213201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat yapmak isteyene yardım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-yeni-rekabet-alani-regulasyonu-inovasyonun-parcasi-yapmak-89080</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un yeni rekabet alanı: Regülasyonu inovasyonun parçası yapmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İstanbul, mobilite, otonom araçlar, drone, robotik ve akıllı şehir teknolojilerinde bir test alanına dönüşebilir. Belirli bölgeler, kampüsler veya güzergâhlar kontrollü denemelere açılabilir. İlk adım, İstanbul Düzenleyici İnovasyon Merkezi olabilir.</strong></p>
<p>Bir şehrin küresel girişimcilik merkezi olması için artık yalnızca iyi girişimcilere, yatırım fonlarına, teknoparklara ve hızlandırma programlarına sahip olması yetmiyor. Teknoloji geliştikçe girişimcilerin karşısına önemli bir konu daha çıkıyor: Regülasyon.</p>
<p>Yapay zekâyla kredi skorlama yapan bir fintek, hastalık teşhis eden bir sağlık girişimi ya da otonom araç geliştiren bir şirket için bazen temel soru “Bu ürünü geliştirebilir miyiz?” değil, “Bunu hangi kurallar altında gerçek kullanıcılarla deneyebiliriz?” oluyor.</p>
<p>İstanbul Kalkınma Ajansı’nın yayımladığı “Regülatif Sandbox Mekanizmaları: Uluslararası Örnekler ve Türk Hukuku Kapsamında Uygulanabilirlik Önerileri” raporu bu meseleye odaklanıyor. Çalışma, literatür taramasının yanında 20 paydaşla yapılan görüşmeler ve fintek ile sağlık teknolojilerinde 27 paydaşın katıldığı odak toplantılarıyla desteklenmiş.</p>
<p>Sandbox’ın arkasındaki fikir basit: Yeni bir teknoloji ortaya çıktığında hemen yasaklamak ya da bütün piyasa için yeni mevzuat hazırlamak yerine, önce kontrollü biçimde test etmek ve sonuçlarından öğrenmek.</p>
<p>İlk önemli örneklerden biri İngiltere’de FCA (Finansal Denetim Otoritesi) tarafından geliştirildi. Ardından Singapur, Avustralya, Abu Dabi ve Dubai gibi merkezler kendi modellerini oluşturdu. Başlangıçta daha çok fintek için kullanılan yaklaşım zamanla enerji, sağlık, veri ve yapay zekâya yayıldı.</p>
<p>Sandbox, kuralların olmadığı bir serbest bölge değil. Süre, kullanıcı sayısı ve işlem hacmi sınırlandırılıyor; tüketici ve veri güvenliği korunuyor. Bazı yükümlülükler gerektiğinde geçici ve kontrollü şekilde farklı uygulanabiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsatlar</strong></p>
<p>Raporun güçlü taraflarından biri Türkiye için tek ve büyük bir sandbox önermemesi. Fintek, sağlık teknolojileri, enerji teknolojileri ile yapay zekâ ve veri koruma alanlarında tematik pilotlarla başlanmasını; merkezi koordinasyon ile sektörel düzenleyici kurumların birlikte çalışmasını öneriyor.</p>
<p>Bu doğru bir yaklaşım. Ancak İstanbul’un küresel girişimcilik rekabeti açısından bir adım daha ileri gidebiliriz. İstanbul’u yeni teknolojilerin güvenli ve hızlı biçimde test edilebildiği şehirlerden biri hâline getirebiliriz.</p>
<p>Dünyada bunun örnekleri var. Güney Kore’de Smart City Regulatory Sandbox kapsamında otonom ulaşım, robot, drone ve akıllı şehir çözümleri gerçek şehir ortamında deneniyor. İngiltere’de FCA’nın bazı programları regülasyon desteğini mentorluk ve yatırımcı erişimiyle birleştiriyor. Endonezya’da ise girişimler hızlandırma programından sandbox’a, oradan uygulama aşamasına ilerleyebiliyor.</p>
<p>İstanbul bu yaklaşımları kendi ihtiyaçlarına göre bir araya getirebilir mi?</p>
<p>İlk adım, <strong>İstanbul Düzenleyici İnovasyon Merkezi</strong> benzeri bir yapı olabilir. Yeni bir düzenleyici kurumdan değil, girişimciyle mevcut kamu kurumları arasında çalışan bir “tek kapı”dan bahsediyorum. Girişim buraya geldiğinde hangi mevzuata tabi olduğunu, hangi kurumlarla çalışması gerektiğini ve gerçekten sandbox’a ihtiyacı olup olmadığını hızlıca öğrenebilmeli. Rapor da her inovasyonun sandbox gerektirmediğini, bazı durumlarda rehberlik ve ön başvurunun yeterli olabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Sandbox’ları girişim hızlandırma programlarıyla ilişkilendirmek de mümkün. Fintek ve dijital kimlik, yapay zekâ ve fiziksel yapay zekâ, kentsel mobilite, iklim ve enerji başlangıç için uygun alanlar olabilir. Programa giren girişim sadece regülasyon desteği almamalı; yatırımcı ve kurumsal müşteriyle buluşmalı, gerekiyorsa İstanbul’da gerçek bir pilot uygulama yapabilmeli.</p>
<p>Özellikle mobilite, otonom araçlar, drone, robotik ve akıllı şehir teknolojilerinde İstanbul’un kendisi büyük bir test alanına dönüşebilir. Belirli bölgeler, kampüsler veya güzergâhlar kontrollü denemelere açılabilir.</p>
<p>En önemli eksik halka ise satın alma tarafı. Bir girişim sandbox sürecini başarıyla tamamladığında elinde yalnızca bir test raporu kalmamalı. Başarılı çözümlerin kamu kurumlarında veya büyük şirketlerde pilot uygulamaya, ardından satın almaya ulaşması kolaylaştırılmalı. Böylece hızlandırma programında başlayan süreç ilk müşteriye, yatırıma ve uluslararası pazarlara kadar devam edebilir.</p>
<p>İstanbul’un büyük bir pazarı, güçlü finans sektörü, üniversiteleri, teknoparkları, sanayisi ve teknoloji insan kaynağı var. Bunların yanına hızlı, öngörülebilir ve teknolojiyle birlikte öğrenen bir regülasyon anlayışı eklenirse şehrin uluslararası girişimcilere sunduğu değer de güçlenir.</p>
<p>İstanbul’un girişimcilere verdiği mesaj belki de şu kadar basit olabilir: <strong>Teknolojini burada geliştir, burada test et, ilk müşterini burada bul ve dünyaya İstanbul’dan açıl.</strong></p>
<p>Sandbox meselesine yalnızca bir hukuk düzenlemesi olarak değil, İstanbul’un küresel girişimcilik rekabetinin araçlarından biri olarak baktığımızda önemli fırsatları fark ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-yeni-rekabet-alani-regulasyonu-inovasyonun-parcasi-yapmak-89080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un yeni rekabet alanı: Regülasyonu inovasyonun parçası yapmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dengelenme-ariyoruz-89079</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dengelenme arıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasa fiyatlamaları, kendi hikayeleri etrafında, ayrışarak yoluna devam etme pozisyonunu koruyor. Globalin ana hikayesi, artan tahvil faizlerinin kamu maliye politikalarına ne ölçekte baskı kuracağı. Para politikası kısmı şu aşamada tahvil faizleri ile pek fazla ilişkilendirilmiyor. Bunun sebebi, zaten bir süredir farklı noktalarda devam eden savaşlar nedeniyle emtia grubu üzerinden baskı ve endişesini artıran enflasyon. Merkez bankalarının bir kısmı önden, geri kalan kısmı ise bekle-gör çerçevesinden tepkilerini göstermişlerdi.</p>
<p>Hızlı bir dış özet ile Ekim ayı ve yeni haftaya başlamakta fayda var. İspanya, erken seçime gideceğini açıkladı. Başbakan Sanchez’den bu yönde beklenen bir çağrı vardı. Son birkaç yıldır hükümetin yasa geçirmekte zorlandığı bilinen bir gerçek. Brezilya’da seçimlerin ilk ayağı tamamlandı. Lula, geriye düşerken, Bolsonaro’nun oğlu önde. Pazartesi günü bu yazı kaleme alındığı sıralarda Japonya’da işlem gören Brezilya ETF’i ve real vadelileri pozitif tarafta fiyatlanıyordu.</p>
<p>Devam edelim. Fransa’da bütçe problemleri yine gündem. Artan tahvil faizleri Bölge içerisinde en çok-bir kez daha Fransa’yı vuruyor. Almanya ile açılan spread ve %5’e açık yaklaştırma çabaları, politik ve sosyal huzursuzluk yaratıyor. Atlantik’in diğer kısmında ise yaklaşan ara seçimler önce benzin ve dizel fiyatları iç tüketimi zorluyor. Dahası, tahvil faizlerindeki yükseliş, Fed’in faiz artırımına gitmesinin ardından kısmen sakinler gibi görünse de tam anlamıyla masadan kalkabilmiş değil. %4.50’nin üzerinde zorlanmaya başlar dediğimiz hisse fiyatlamaları, %5 eşiğindeki 10 yıllık tahvil faizi ile sendelese de nispeten korunaklı kalmayı başardı. Son durumda ise %5.2-5.3 aralığının konuşulduğu fiyatlama ortamına bakarken Cuma kapanışında Nasdaq 100’ün tüm zamanların en yükseğinde işlem gördüğü gerçeği ile karşılaşmak, açıklaması güç gelişmeler listesinde bir kez daha kendisine yer buluyor.</p>
<p>Dış fiyatlama koşullarının hangi kısmına baktığınıza göre değerlendirmeniz değişebilir. Faiz hadlerinin yükselmesi ve değerli Amerikan doları, gelişmekte olan ülkeler kadar artık gelişenler için de bir sorun. Sadece hisse senetleri odaklı gitmek, detayı kaçırmaktan farksız. USD’nin bu yıl için ilk değerlenme kısmı, global koşullar kaynaklıydı. İkinci kısmı, ABD’ye has kaygılar ve faiz artırım beklentileri. Son dönem ise karşısındakilerin zayıflığı dikkat çekiyor. Mesela, EUR. Bölgenin artan riskleri, para birimi açısından zayıf görünmesine zemin hazırlıyor.</p>
<p>Yurt içi tarafın başlıkları dışarıdan farklı. Ancak, etkilenmiyor değiliz. TL tahvil faizlerinin ardından eurobond tarafı da globaldekine paralel bir miktar yükseldi. CDS için de aynı durum geçerli. Fonlara ait haber akışı, genel risk iştahının belirleyicisi olmaya devam ediyor. Para piyasası fonlarında belirli bir rakama dek ödemelerin başlayacağının açıklanması, artan olumsuzluğu büyük oranda sınırladı ve dengelenme için şans tanıdı. Hızlı bir toparlanma beklentisinde değiliz. Ancak, satış baskısının önemli oranda geride kaldığını değerlendiriyoruz. Pazartesi günü açıklanan ve beklentilerin gerisinde kalan enflasyon verisi, Ekim için TCMB’ye fon gelişmeleri kaynaklı oluşan ek sıkılaşmayı da gözettiğimizde faiz indirimi için alan açıyor. Kısa zaman içerisinde 3Ç finansallarına yönelik beklentiler şekillenmeye başlayacak ve gündem biraz değişecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dengelenme-ariyoruz-89079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dengelenme arıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-sanayici-sayisi-almanya-ve-fransa-toplamindan-fazla-desem-inanir-misiniz-89078</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla&#039; desem, inanır mısınız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de mikro ölçekli sanayi girişimleri daha yüksek paya sahip; küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin payları daha düşük. Küçük olmanın birim maliyetlerden ihracat kapasitesine kadar çok sayıda dezavantajı var.</strong></p>
<p>En küçüğünden en büyüğüne, 2015 yılında Türkiye’de imalat sanayisinde faaliyet gösteren toplam girişim sayısı 335 bindi. 2025’e gelirken bu sayı 144 bin artarak 479 bine ulaştı.</p>
<p>Soru şu: 479 bin, imalat sanayimizde faaliyet gösteren girişimlerimiz için yüksek bir sayı mı?</p>
<p>Bu soruya tek kelime ile “evet” ya da “hayır” demek yerine, konuya farklı açılardan bakmak gerekiyor.</p>
<p>Eğer bu kitle sektörlere rasyonel bir şekilde dağılmışsa ve sektörler arası ilişkiler etkin bir şekilde işliyorsa 479 bin rahatsız edici bir düzey değil. Ama bazı sektörlerde aşırı yığılma, bazılarında ihtiyaçtan az girişim varsa sektörlere göre dağılım Türkiye’nin o üründeki iç talep düzeyi ve küresel ticaret hacmi ile örtüşmüyorsa bir sıkıntıdan söz edilebilir. Bizdeki durum ikincisine daha yakın.</p>
<p>Konuya yaklaşmamız gereken ikinci bir boyut, 479 bin girişimin mikro-küçük-orta-büyük ölçek dağılımı. Detaylara girmeyeyim ancak diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de mikro ölçekli sanayi girişimlerinin daha yüksek paya sahip olduklarına, küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin paylarının daha düşük olduğuna şahit oluyoruz. Bu kadar küçük olmanın da birim maliyetlerden ihracat kapasitesine kadar çok sayıda dezavantajı olduğuna daha önceki yazılarda değinmiştim.</p>
<p><strong>Bir verimlilik </strong><strong>sorunu var</strong></p>
<p>Üçüncü olarak, ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki imalatçı sayısını karşılaştırabiliriz. Buradaki durum biraz daha ilgi çekici. Mesela AB’de sanayinin en güçlü olduğu ülkelerden Almanya’da en büyüğünden en küçüğüne kadar imalat sanayisinde faaliyet gösteren girişim sayısı 200 bin civarında. Fransa’da aynı sayı 265 bin. Yani, Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla. AB’de en çok sanayi girişimine sahip ülke ise 350 bin ile İtalya. Bu ülkeler, Türkiye ile kıyaslandığında daha az sayıda girişim ile imalat sanayilerinde bizden daha fazla üretim yapıyorlar. Güney Kore’deki imalatçı sayısı 600 binin üzerinde. Sayıca bizden daha kalabalıklar ancak oradaki üretim düzeyi de bizim hayli üzerimizde. Dolayısıyla elimizde, en basit ifadeyle, bir verimlilik sorunu var.</p>
<p>Ne yapmak gerekiyor? Çok şey var elbette ama başlangıç olması için birkaç öneri paylaşayım…</p>
<p>1- Sanayide sektörler arası dağılımı yeniden planlamak.</p>
<p>2- Girişim sayısının yüksek olduğu ve bunun taleple örtüşmediği sektörlerden çıkış yapan girişimcilere yeni yol haritası sunmak.</p>
<p>3- Seçilmiş sektörlerde büyümeyi teşvik etmek. Mikrodan küçük ölçeğe, küçükten orta ölçeğe geçişi sağlamak.</p>
<p>4- Bazı sektörlerde şirket birleşmelerini kamu eliyle zorlamak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyedeki-sanayici-sayisi-almanya-ve-fransa-toplamindan-fazla-desem-inanir-misiniz-89078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Türkiye’deki sanayici sayısı Almanya ve Fransa toplamından fazla&#039; desem, inanır mısınız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-iki-yilda-reel-sektorde-buyukler-de-kucukler-de-kan-kaybetti-89077</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son iki yılda reel sektörde büyükler de küçükler de kan kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Reel sektörde toplam aktifler iki yılda TÜFE’ye göre reel olarak yüzde 3,07 azaldı. Aktif küçülmesinde başı küçük ve mikro işletmeler çekti. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı ise büyük ölçekli girişimlerde yüzde 48,80’den yüzde 54,56’ya çıktı.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımızda Merkez Bankası’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları verilerinden hareketle reel sektör girişimlerinin bilanço ve gelir performansındaki gidişatı değerlendirmiştik. Bu kez aynı konuya ölçekler bazında bakacağız. Geneldeki gelişmelerin büyük, orta, küçük ve mikro ölçekteki girişimlere nasıl yansıdığını ele alacağız.</p>
<p>- Bilanço esasına göre defter tutan reel sektör firmalarının sayısı 2023-2025 arasındaki iki yılda toplam olarak yüzde 2,91 gibi yavaş bir artış kaydetti. Girişim sayısındaki değişim ölçeklere göre oldukça değişken bir görünüm taşıyor. Orta ölçekli girişimlerin sayısı iki yılda yüzde 27,96 gibi oldukça hızlı artarken, büyük işletmelerin sayısı tam tersine yüzde 25,68 gibi yüksek bir hızla azaldı. Küçük işletme sayısı yüzde 12,49 artarken, mikro ölçekli girişim sayısı yüzde 1,54 azaldı.</p>
<p>- Benzer durum çalışan sayılarında da ortaya çıkıyor. Araştırma kapsamındaki reel sektör firmalarındaki çalışan sayısı iki yılda sadece yüzde 1,16 arttı. Bu artış orta ölçekli girişimlerde iki yılda yüzde 16,52’yi bulan istihdam artışı sayesinde gerçekleşti. Küçük işletmelerde çalışan sayısı iki yılda sadece yüzde 1,13’lük artışla yerinde sayarken büyük işletmelerde istihdam yüzde 5,28, mikro işletmelerde de yüzde 5,11 azaldı.</p>
<p>- Firma başına ortalama çalışan sayısı ise büyük işletmeler dışındaki tüm ölçeklerde düştü. Firma başına ortalama çalışan sayısı, iki yılda toplam yüzde 2,53 azaldı. Firma başına çalışan sayısında iki yıllık düşüş küçük işletmelerde yüzde 21,33’ü, orta işletmelerde ise yüzde 22,33’ü buldu. Mikro işletmelerde işletme başına çalışan sayısı yüzde 9,96 oranında düştü.</p>
<p>- Aktif büyüklüğündeki gelişmeler de istihdamdakine paralel bir şekilde iç açıcı değil. 2023-25 arasındaki iki yılda reel sektör girişimlerinin toplam aktiflerindeki cari fiyatlarla artış, TÜİK’in yıl sonu TÜFE artış hızının da gayrisafi yurt içi hasıla deflatörünün de altında kalarak reel olarak erimiş oldu.</p>
<p>- Reel sektörde toplam aktifler iki yılda TÜFE’ye göre reel olarak yüzde 3,07 azaldı. Aktif küçülmesinde başı küçük ve mikro işletmeler çekti. Büyük işletmelerin toplam aktifleri iki yılda reel olarak yüzde 3,25 erirken, aktiflerdeki küçülme küçük işletmelerde yüzde 14,34’ü, mikro işletmelerde ise yüzde 23,42’yi buldu. Orta ölçekli işletmelerin toplam aktifi ise reel olarak iki yılda yüzde 19,65 büyüdü.</p>
<p>- Orta ölçekli girişimlerin toplam aktifleri reel olarak büyümesine karşın bu büyüme temelde firma sayısındaki artışa bağlı olarak ortaya çıktı. Firma başına ortalama aktif büyüklüğü, diğer tüm ölçeklerde olduğu gibi orta ölçekli girişimlerde de reel olarak küçüldü. Firma başına ortalama aktif büyüklüğü iki yılda reel olarak büyük işletmelerde yüzde 4,96, orta ölçekli işletmelerde yüzde 24,87, küçük işletmelerde yüzde 35,82 ve mikro işletmelerde yüzde 25,56 küçüldü.</p>
<p>- Reel sektörde aktiflerde reel olarak küçülme olmasına rağmen borçluluk oranları arttı. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı iki yılda büyük ölçekli girişimlerde yüzde 48,80’den yüzde 54,56’ya, orta ölçekli girişimlerde yüzde 50,67’den yüzde 56,70’e, küçük işletmelerde yüzde 51,50’den yüzde 56,78’e ve mikro işletmelerde yüzde 36,34’ten yüzde 42,60’a çıktı.</p>
<p>- Borçluluk oranındaki artışa paralel olarak faiz giderlerinin faaliyet kârına oranı da tüm ölçeklerde hızla arttı. Finansman maliyetinin faaliyet kârına oranı, iki yılda büyük işletmelerde yüzde 57,99’dan yüzde 84,04’e, orta ölçekli işletmelerde yüzde 51,63’ten yüzde 68,30’a, küçük işletmelerde yüzde 43,87’den yüzde 47,55’e tırmandı. Mikro işletmeler 2023’te faaliyet kârlarından yüzde 83,38 daha fazlasını finansman giderlerine harcamak zorunda kalmıştı. 2025 yılında mikro işletmeler, esas faaliyetlerini zararla kapattı. Finansman giderleri ise faaliyet zararının 14 katını buldu.</p>
<p>- Aktifler gibi kârlar da enflasyon karşısında tüm ölçeklerde eridi. Net kârlar iki yıl öncesine göre 12 aylık TÜFE ortalamalarına göre reel olarak reel sektörün tamamında yüzde 44,79 gibi yüksek bir düşüş gösterdi. Net kârdaki reel düşüş büyük ölçekli firmalarda yüzde 57,02, orta ölçekli firmalarda yüzde 11,19, küçük işletmelerde yüzde 23,12 ve mikro işletmelerde yüzde 51,18 oldu.</p>
<p>- Net kârlardaki reel düşüş firma başına ortalamalarla hesaplandığında daha da yükseliyor. Firma başına ortalama net kârlardaki iki yıllık toplam reel kayıp, büyük ölçekli firmalarda yüzde 57,78, orta ölçekli girişimlerde yüzde 44,23, küçük işletmelerde yüzde 42,40 ve mikro işletmelerde yüzde 52,54’ü buluyor.</p>
<p>Bu veriler, ekonominin TÜİK hesaplarına göre toplam yüzde 10,24 oranında büyüdüğü iki yıllık sürede reel sektör firmalarının büyüklük farkı gözetmeksizin tüm ölçeklerde hatırı sayılır bir küçülme, zayıflama ve bilanço bozulması yaşadığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-iki-yilda-reel-sektorde-buyukler-de-kucukler-de-kan-kaybetti-89077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/lira-para-1758464419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda reel sektörde büyükler de küçükler de kan kaybetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-daha-fazla-yabanci-yatirim-almasi-gerekiyor-89076</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırım kararlarını belirleyen en önemli faktör yatırımın yapıldığı ortamın güvenilir olmasıdır. Yatırım yapan yabancı şirket ulusal şirketlerle aynı muameleyi görmek isteyecektir, bazı şirketlerin hükümete veya şu veya bu partiye yakınlık dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını kabul etmez.</strong></p>
<p>Şu sıralarda sanayi yatırımı çekmek isteyen ülkeler açısından bir fırsat penceresi açılmışa benziyor. Daha önceki yıllarda sanayi üretimi yaparak ilerleyen ülkelerde sınai üretim çok pahalı olmaya başladı. Aynı malı üretmek için yapılması gereken masraf çoğu Avrupa ülkesinde ve Amerika’da, bu bölgenin dışındaki ülkelere nazaran o kadar yüksek ki üretimden vazgeçmek gerekecek. Ayrıca bu ülkelerin gümrük vergileri ihdas ederek ucuz yabancı malların girişini engellemelerinin sınırı var. Bir kere gelişmiş ülke halkları aynı kaliteyi tutturan fakat daha ucuz olan yabancı mallar karşısında sadece yerli sanayiyi desteklemek maksadı ile daha pahalı mal almak konusunda çok istekli davranmıyor. İkincisi, diğer ülkeler sanayi ürünü ihraç ederek para kazanamazlarsa, daha gelişmiş ve müreffeh ülkelerin ürünlerini alamıyorlar, daha doğrusu alacak imkânı bulamıyorlar. Gelişmiş ülkelerden ithal edilecek ürünlerin her zaman çok gelişmiş ürünler olması da şart değil. Unutmayalım, Çin yüksek miktarda gıda maddesi ithal ediyor. Bunların bir bölümü Amerika’dan gelmekteydi. Ancak nereden gelirse gelsin, Çin’in bu gıda maddeleri için bir ödeme yapması, onun için de döviz kazanacak faaliyetlerde bulunması, yani ihracat yapması lazım. Üçüncü bir husus daha var. İktisadi ilişkiler ülkeler arasındaki daha kapsamlı ilişkilerin sadece bir yönü. Bir hükümet, bir diğeri ile ilişkileri iyi iken iktisadi olanları ayırıp onlarda farklı bir uygulama yapmakta, örneğin gümrük vergilerini yükseltmekte güçlük çekebilir. İktisadi ilişkileri ayrı tutma gayretleri, Kanada-ABD ilişkilerinde de gözlendiği gibi, daha kapsamlı bir bozulmaya yol açabilir.</p>
<p><strong>Yabancı şirketler yerlilerle </strong><strong>eş tutulmayı isterler</strong></p>
<p>Her ne kadar sanayi sermayesinin yatırım fırsatları araması ve bunu üretimin yüksek maliyeti olan ülkeler yerine nispeten ucuz olduğu ülkeler nezdinde yapması anlaşılabilir olsa da, sermayenin hangi ülkelere yöneleceğini başka faktörler belirlemektedir. Yatırım kararlarını belirleyen en önemli faktör yatırımın yapıldığı ortamın güvenilir olmasıdır. Bu ne anlama geliyor? Üzerinde biraz durmamız gerekiyor. İlkin, yatırımcı yatırımının ev sahibi ülke tarafından sadece ticari bir ilişki olarak değerlendirilmesini bekler. Bunun tabii bir sonucu olarak da üretimine el konmasına, özellikle üretiminin iç piyasada daha ucuza satılması için zorlanmaya karşıdır. Benzer şekilde, yatırımcı ürününün gereksiz miktar, fiyat ve benzeri kısıtlamalarla ihraç edilmesinin zorlaştırılmasını istemez. İkinci olarak, yatırımcı kâr amacı güttüğünden, kârlarının merkeze aktarılmasında güçlükle karşılaşmak da istemeyecektir. Üçüncü olarak, yatırımcı gittiği ülkede istikrarlı bir hukuk düzeninin olmasına bakacaktır. Bunun muhtelif nedenleri vardır. Yatırım yapan yabancı şirket ulusal şirketlerle aynı muameleyi görmek isteyecektir, bazı şirketlerin hükümete veya şu veya bu partiye yakınlık dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını kabul etmez. Ayrıca yatırımını satması hâlinde makul bir fiyat verilmesini ve bedelin ülkeden çıkarılmasında güçlük çıkarılmamasını ister. Bir konuyu da tekrar etmeme müsaade edin: Yabancı şirketler yerli şirketlerle eş tutulmayı isterler, daha alt bir konuma konulmayı kabule yanaşmazlar.</p>
<p>Ülkemiz kendi kalkınması ve sanayileşmesinde dış yatırımların ağırlık taşıması gerektiğini uzun süredir ve en yetkili ağızlardan ifade eden bir ülkedir. Dolayısıyla şu anda geçerli olan koşullar muvacehesinde kendisini yatırımcıların ilgi alanına giren bir ülke olarak görmek istemektedir. Cumhurbaşkanımız ülkemize yatırım yapanın pişman olmayacağını, her bakımdan kazançlı çıkacağını her vesile ile dile getirmektedir. Buna karşılık, hâlihazırda Türkiye’ye dönük yaygın bir yatırım merakı olduğunu söyleme imkânından mahrum olduğumuzu itiraf etmek gerekecektir. Böyle bir durumla karşı karşıya değiliz. Herhangi bir uzman Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımları inceleyecek olursa, daha önceki yıllarda ülkeye daha fazla dış yatırım geldiğini görecektir. Mukayese açısından bakıldığında, şu anda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihracatta rakip olarak gördüğü Fas’a giden yatırım ülkemize gelenden daha fazladır. Belki daha da vahim olarak, Türkiye’deki yatırım sermayesi bile Mısır gibi ülkelere kaçmakta, buna karşılık bazı Türk firmaları da faaliyetlerini ya kâr edemedikleri ya da borçlarını ödeyemedikleri için sonlandırmaktadır. Gazete okumak veya haberleri dinlemek imkânına sahip her Türk vatandaşı bazı yatırımların ülke dışına gittiğini öğrenerek üzülmektedir. O zaman sorumuzu yenilemek, daha doğrusu yinelemek gerekiyor: Acaba Türkiye gelişmekte veya yeni sanayileşmekte olan ülkelere yönelen dünyadaki yatırım hareketlerinden neden yararlanamamaktadır? Hangi sorunları aşması gerekmektedir?</p>
<p><strong>Türk Lirası'nın değerinin </strong><strong>yüksek tutulmasının etkileri</strong></p>
<p>İki faktörün özel önem arz ettiğini ve bu iki faktörden her ikisinin de hükümetin tercihi ya da siyaseti olduğunu söylememiz mümkündür. Bunlardan ilki, Türk Lirası’nın değerinin bilinçli bir siyaset sonucu yüksek tutulmasıdır. Doların değerinde bir yükselme beklendiği zaman, Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları devreye girmekte, Türk Lirası’nın fazla değer kaybetmesini önlemek maksadıyla piyasadaki dolar miktarını artırmaktadır. Belirli dönemlerde Merkez Bankası’nın piyasaya milyarlarca dolar zerk ettiğini yine bankanın yayımladığı istatistiklerden izlemenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda Merkez Bankası’nın rezerv durumunun zayıf düştüğü ve swap işlemleri aracılığıyla dengeyi korumaya çalıştığı görülmektedir. Aslında tüm vatandaşlar liranın değerinin yüksek tutulduğunu bilmekle birlikte, hükümet paranın değerinin yüksek olması konusunda ısrar etmekte, herhangi bir değişiklik yapmamaktadır. Bunun fert başına düşen millî geliri yüksek göstermesi yanında başka yararlananları olduğunu tahmin etmek güç değildir. Ancak Türk Lirası’nın değerinin yüksek tutulması hem ülke içi üretimi zayıflatmakta hem de ülkeyi yabancı yatırımcılar açısından beğenilmeyen bir ülke konumuna sokmaktadır.</p>
<p>İkinci faktör ise uzun vadeli etkileri açısından belki de daha belirleyicidir. Birçok gözlemciye göre, şu anda adalet Cumhurbaşkanı’na veya iktidar partisine yakın kişiler lehine tezahür etmektedir. Türkiye daha önce girdiği uluslararası taahhütlere de uymamakta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz aleyhine verdiği kararları uygulamamakta ısrar etmektedir. Hükümete göre, yabancı yargısı devletin yargısının üstünde değildir, dolayısıyla bir ihtilaf durumunda yerli yargı esastır. Tabii, o zaman anlaşmayı neden imzaladınız türünden bir soru akla gelebilir ama elimizde bu tür soruların iktidarı ilgilendirdiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Yabancı yatırımcılar zaten çoğu zaman ülke yargısı yerine uluslararası hakeme başvurulmasını tercih ediyorlar ama bir devlet, “Hakemin sözü burada geçmez, koskoca yargı var” dese ne yapacaksınız? Evet, şimdi soralım: Siz yabancı yatırımcı olsanız, böyle bir ülkeye yatırım yapılmasını tavsiye eder miydiniz? Ben soruyu yanıtlamayacağım, sadece doğru bilgilerin zaten durumu açıkladıklarını belirtmekle yetineceğim. Mevcut eğilimlerin lehinde olmasına rağmen Türkiye bu gidişten yararlanmamaktadır. Şaşırdınız mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-daha-fazla-yabanci-yatirim-almasi-gerekiyor-89076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/6/1280x720/754-1791265646.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/roubini-de-mi-iyimserlesiyor-89075</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Roubini de mi iyimserleşiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Roubini küresel ekonominin dayanıklılığını piyasa disiplini, ekonomilerin esnekliği, makro politika tepkisi ve teknoloji yatırımlarıyla açıklıyor. Veri merkezlerinden çiplere, enerjiden inşaata uzanan yapay zekâ harcamaları ekonomileri canlı tutuyor.</strong></p>
<p>Nouriel Roubini’yi yıllardır izleyenlerin zihninde belli bir Roubini portresi vardır. Riskleri büyüteçle arayan, ekonominin kırılganlıklarını öne çıkaran, iyimser senaryolara mesafeli duran bir ekonomist. Zaten 2008 krizini önceden gören isimlerden biri olarak ününü de büyük ölçüde buradan kazandı. Hatta “kriz kâhini” diye anılmaya başlandı.</p>
<p>Bu yüzden Sapanca’da bu yıl beşincisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nin kapanışında Roubini’yi dinlerken bende önceki konuşmalarından farklı bir izlenim oluştu. Roubini bu kez daha iyimserdi.</p>
<p>Hatta geçen hafta bu köşede Martin Wolf için kullandığım “ihtiyatlı iyimser” tanımını Roubini için de kullanabilirim. Belki Roubini’de ihtiyat biraz daha az, iyimserlik biraz daha fazla.</p>
<p>Bu, Roubini’nin riskleri görmediği anlamına gelmiyor. Tam tersine. Dünya ticaret savaşı, petrol şoku, jeopolitik gerilimler, yüksek enflasyon ve faizler gibi arka arkaya gelen ciddi şoklarla karşı karşıya kaldı. Ancak onun dikkat çektiği asıl nokta, bütün bunlara rağmen küresel ekonominin beklenenden çok daha dayanıklı çıkmasıydı. “Bunca riske rağmen küresel ekonomi ve piyasalar görece dayanıklı olduklarını gösterdi” diyordu.</p>
<p>“Küresel büyüme sert biçimde çökmedi. Küresel enflasyon kontrolden çıkmadı. Ekonomiler şoklara uyum sağladı” dedi. Roubini’nin deyimiyle “Alışılmadık, beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz.”</p>
<p><strong>Roubini’nin dayanıklılık </strong><strong>için saydığı dört neden </strong></p>
<p>Roubini, enflasyonun hâlâ biraz yüksek olduğunu düşünüyor ama gelecek yıl düşmesini bekliyor. Peki, bu dayanıklılık devam eder mi? Roubini bu dayanıklılık için dört neden sayıyor.</p>
<p>Birincisi, piyasa disiplini. Piyasalar bazen siyasetçilerin üzerinde hükümetlerden daha güçlü bir disiplin mekanizması oluşturabiliyor. Trump’ın 2 Nisan’da tarifeleri artırmasının ardından piyasalarda yaşanan sert satışları hatırlatıyor. Roubini’ye göre danışmanlarının uyarıları sonrasında Trump geri adım atmak zorunda kaldı ve tarifeleri yeniden aşağı çekti. İngiltere’de Liz Truss örneği daha da çarpıcı. Piyasaların tepkisi, hükümetin ekonomi politikasını sürdürememesine yol açtı ve Truss 44 gün sonra görevini bırakmak zorunda kaldı.</p>
<p>İkincisi, ekonomilerin şaşırtıcı esnekliği. Tarifeler yükselince şirketler üretimi başka ülkelere kaydırıyor. Çin ve Vietnam örneğinde olduğu gibi tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Enerji kaynakları çeşitleniyor, üretici sayısı artıyor. ABD ve Çin stratejik rezervlerini kullanarak şokları yumuşatabiliyor.</p>
<p>Üçüncüsü, makro politika tepkisi. Ekonomiler yalnız bırakılmıyor. Mali teşvikler devreye sokuluyor. Enflasyon yükseldiğinde merkez bankaları faiz artırıyor. Yani ekonomi politikalarının elinde hâlâ şokları absorbe edebilecek araçlar bulunuyor.</p>
<p>Ve dördüncüsü, belki en ilginç olanı, yapay zekâ ve teknoloji faktörüydü. Roubini’ye göre yapay zekâ yatırımları küresel ekonomi için ciddi bir kuyruk rüzgârı yaratıyor. Veri merkezlerinden çiplere, enerjiden inşaata kadar uzanan devasa sermaye harcamaları ekonomileri canlı tutuyor. Ortada âdeta küresel bir “capex boom” var.</p>
<p>Bu nedenlerle 2025’teki ticaret savaşına ve 2026’daki petrol şokuna rağmen dünya ekonomisi stagflasyona sürüklenmedi.</p>
<p>İşte Roubini’yi bu defa farklı bulduğum noktalardan biri de buydu. Daha önce yapay zekânın yaratabileceği finansal ve ekonomik risklere dikkat çeken bir Roubini’den, bugün yapay zekâ yatırımlarını küresel ekonominin dayanıklılığını artıran bir faktör olarak dinliyoruz.</p>
<p>Elbette bu, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Roubini’nin iyimserliği “artık </strong><strong>sorun yok” iyimserliği değil</strong></p>
<p>Martin Wolf’un geçen ay CNBC-e’ye yaptığı değerlendirmede söylediği gibi dünya ekonomisi “dirençli ama kırılgan”. Yapay zekâ yatırımları bugün büyümenin motoru olabilir ama yarın beklenen getiriyi üretmezse aynı yatırım dalgası tersine dönebilir. Üstelik bu yatırımların arkasındaki finansmanın bir bölümünün geleneksel bankacılık sisteminin dışında bulunması yeni bir kırılganlık yaratıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Roubini’nin iyimserliği “artık sorun yok” iyimserliği değil. Daha çok, “şimdiye kadar korktuğumuz kadar kötü olmadı ve bunun bazı yapısal nedenleri var” iyimserliği.</p>
<p>Türkiye açısından da önemli bir mesajı var.</p>
<p>Roubini, Türkiye’de de piyasanın disiplin edici etkisinin görüldüğünü söylüyor. Bu aslında Türkiye’nin son yıllardaki deneyimi açısından oldukça anlamlı. Piyasalar, yanlış politikaların maliyetini bazen hükümetlerden daha hızlı ve daha sert biçimde gösterebiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin sorunu ise küresel ekonominin dayanıklılığından ne kadar yararlanabileceği.</p>
<p>Çünkü bizim hâlâ yüksek enflasyon, yüksek finansman maliyeti, düşük verimlilik, sınırlı AR-GE harcaması ve kurumsal güven gibi sorunlarımız var. Türkiye’nin çeşitlendirilmiş üretim yapısı ve yatırım potansiyeli önemli avantajlar. Jeopolitik konum da öyle.</p>
<p>Ama fırsat başka, onu kullanabilmek başka.</p>
<p>Geçen hafta Martin Wolf’un değerlendirmesini “ihtiyatlı iyimserlik” diye nitelendirmiştim. Roubini’nin Sapanca’daki konuşmasından sonra aynı ifadeyi onun için de kullanıyorum. Hatta biraz daha ileri giderek “Roubini’deki iyimserlik Wolf’unkinden bir parça daha fazla” diyebilirim.</p>
<p>Belki de bunun nedeni basit.</p>
<p>Dünya son birkaç yılda çok sayıda şok yaşadı ve her defasında yeni bir felaket beklendi. Ticaret savaşı küresel ticareti çökertecek denildi, petrol şoku stagflasyon getirecek denildi, yüksek faizler ekonomileri resesyona sokacak denildi. Bunların hiçbiri bugüne kadar beklenen ölçekte gerçekleşmedi.</p>
<p>Ekonomiler uyum sağladı.</p>
<p>Şimdi asıl soru: “Bu dayanıklılık ne kadar sürecek?” Benim Roubini’den çıkardığım en önemli mesaj bu sorunun cevabının artık eskisi kadar karamsar olmadığı. Katılıyor muyum? Emin değilim...</p>
<p>Dünya hâlâ kırılgan. Jeopolitik riskler hâlâ yüksek. Yapay zekâ yatırımlarının yarattığı iyimserliğin bir balona dönüşme ihtimali de var. Yeni bir petrol şoku, yeni bir ticaret savaşı ya da hiç kimsenin bugün öngöremediği başka bir şok her şeyi değiştirebilir. Siyah kuğuların ve gri gergedanların pusuda beklediği bir dönemdeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/roubini-de-mi-iyimserlesiyor-89075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roubini de mi iyimserleşiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimde-faiz-indirimi-cepte-ya-aralikta-89074</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekimde faiz indirimi cepte, ya aralıkta?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döviz kuru enflasyondaki düşüşe katkı sağlıyor; enerji fiyatlarından ise aynı yönde belirgin bir destek gelmiyor. Talep koşulları enflasyonu artırıcı yönde gelişmiyor. Kasım ve aralık aylarında bazın enflasyondaki düşüşe destek vermemesi öngörülüyor.</strong></p>
<p>Eylül tüketici enflasyonu beklenenden düşük geldi: Yüzde 1,8. 2024 ve 2025 yıllarının aynı aylarında gerçekleşen tüketici enflasyonu yüzde 3 ve 3,2 düzeylerindeydi. Dolayısıyla sadece beklenenden düşük değil, aynı zamanda son iki yılda gözlenen eylül enflasyonlarına kıyasla da düşük. Daha güzel haber yıllık enflasyonun bir psikolojik eşiğin altına inmesi oldu: Yüzde 29,7. Uygulanmakta olan eksik ekonomi programının yürürlüğe konulmasından bu yana gerçekleşen en düşük yıllık enflasyonu temsil ediyor. Bundan önceki en düşük yıllık enflasyon yüzde 30,7 ile ocak ayında gözlenmişti. Temel enflasyon göstergeleri (B ve C) de yüzde 30’un altında gerçekleşti.</p>
<p>Ancak bir noktayı not etmekte yarar var. Aylık enflasyonun düşük düzeyde gerçekleşmesinde gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki enflasyon düşüşü önemli bir rol oynadı. Oysa bu gruptaki fiyat artışları 2024 ve 2025’te yüzde 2,5 ve 4,6 oranında gerçekleşmişti. Bu nedenle bu grubu kısmen (B) ya da tümüyle dışarıda tutan (C) temel enflasyon göstergelerindeki aylık fiyat artışları yüzde 1,8’in üzerinde: 2 ve 2,1. Sürecek mi? Daha önemlisi şu: Enflasyon önümüzdeki aylarda da düşecek mi?</p>
<p><strong>Şimdilik kurda sıçrama </strong><strong>olasılığı yok gibi</strong></p>
<p>Önce maliyet tarafından bakalım. En önemlisi döviz kuru elbette: Kontrol altında ve enflasyonu düşürücü yönde işlev görmeye devam ediyor. Bir sıçrama olur mu? Olağanüstü bir gelişme olmazsa bu ihtimal yok. Ne gibi olağanüstü gelişmeler? ABD uzun vadeli tahvil fiyatlarındaki yükselmenin sürmesinin küresel risk alma iştahını olumsuz etkilemesinden korkuluyor. Ama bu olumsuzluğun derecesi önemli. Küresel krizdeki gibi keskin bir iştah azalması olmadıkça salt bu nedenle Türkiye’ye döviz arzının bıçak gibi kesilmesi ve dolayısıyla da kurda sıçrama gerçekleşmesi beklenmez. Trump hazretleri yeni bir saçmalık yapar mı? Trump bu, ne yapsa yeridir. Bu nedenle bu olasılık üzerinde ahkâm kesmek mümkün değil; öngörülmez bir şahsiyetten söz ediyoruz. Geriye yurt içine dönmek kalıyor. Daha ne göreceğiz? Artık olağanüstü mü kaldı? Bilemiyoruz elbette ama meramım açık: Şimdilik kurda sıçrama olasılığı yok gibi. Öte yandan, Brent petrolünün varil fiyatı hâlâ 100 doların üzerinde seyrediyor. Uluslararası piyasalarda motorin fiyatları yüksek ama son günlerde bir düşüş eğilimi var.</p>
<p>Dolayısıyla kur enflasyonu düşürücü yönde çalışırken enerji fiyatlarındaki gelişmelerden aynı yönde belirgin bir katkı yok. Talep tarafı ise enflasyonu artırıcı yönde gelişmiyor. ‘Baz etkisi’ için 2025’in son üç ayındaki gerçekleşmeleri vereyim: Yüzde 2,6, 0,9 ve 0,9. Özellikle Kasım ve Aralık 2025 değerleri düşük. Bir fikir versin diye yıllık enflasyonun bugünkünün üçte biri düzeyinde gezindiği 2016 ve 2017 yıllarının aynı aylarının ortalama değerlerini de vereyim: Kasım yüzde 1 ve aralık yüzde 1,2. Meali şu: Kasım ve aralık aylarında ‘baz etkisi’ bizle birlikte olmayacak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Merkez Bankası, eylül enflasyonu </strong><strong>gelişmesinde “umut ışığı” görecektir</strong></p>
<p>Peki, Merkez Bankası bu yılın son iki toplantısında politika faizini düşürür mü? 10 Eylül’deki Para Politikası Kurulu toplantısından önce ‘kaleme aldığım’ ve toplantı günü yayımlanan yazımda şöyle demişim: “Yedi ay önce (İsrail ve ABD İran’a saldırmadan önce) hedef yüzde 9 iken, enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi ise yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Bu durumda, faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir… Merkez Bankası’nın hiç olmazsa eylül enflasyon gerçekleşmesini de bekleyip o gelişmede bir ‘umut ışığı’ görmesi hâlinde faizi düşürmesi daha uygun olacak. Bu zaman zarfında, kredi arzı üzerindeki kısıtları gözden geçirmesi ve takibe düşme oranları artma eğilimi gösteren bireysel krediler ve KOBİ kredileri için neler yapılabileceğini düşünmesi yararlı olur.”</p>
<p>Merkez Bankası geçen hafta KOBİ kredi artış sınırını yukarıya çekti. Eylül enflasyonu gelişmesinde de “umut ışığı” görecektir. 2027 hedefinin belirgin biçimde yükseltilmesi zaten faiz indirimine yol vermişti. Bu durumda, olağanüstü bir gelişme olmadıkça politika faizini ekim toplantısında düşürmesi beklenir. Aralıkta da düşürüp düşürmeyeceği ise ekim ve kasım enflasyon gerçekleşmelerine bağlı görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimde-faiz-indirimi-cepte-ya-aralikta-89074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekimde faiz indirimi cepte, ya aralıkta? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-oncesi-dunyaya-mesaj-bos-koltuktan-daha-tehlikelisi-bos-vaat-89100</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi dünyaya mesaj: Boş koltuktan daha tehlikelisi boş vaat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 öncesi kritik durak Pasifik. Fiji ve Tuvalu’nun ev sahipliğinde 5-8 Ekim’de düzenlenecek Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü, dünya liderlerine “konuşma değil eylem” çağrısı yaptı. Fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılmasını, iklim finansmanının hibe ağırlıklı artırılmasını ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumların karar süreçlerine dahil edilmesini isteyen örgütün Genel Sekreteri Agnès Callamard, “En büyük başarısızlık boş bir koltuk değil, boş bir vaattir” diyor. </strong></p>
<p>Pasifik ülkeleri küresel iklim krizinin en çarpıcı adaletsizliğini yaşıyor. Küresel emisyonlara katkıları son derece sınırlı olmasına rağmen yükselen deniz seviyeleri, aşırı sıcaklar, kuraklık ve tuzlu su girişimi nedeniyle krizin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıyalar.</p>
<p>Pasifik, Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 öncesinde dünyaya bir kez daha sesleniyor.</p>
<p>Fiji ve Tuvalu’da dün başlayan ve 8 Ekim’e kadar devam edecek olan Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü dünya liderlerine iklim krizine ilişkin yıllardır tekrarlanan söylemleri somut kararlara dönüştürme çağrısı yaptı.</p>
<p>Toplantılara çok sayıda dünya liderinin katılmamasının beklendiğine dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, liderlerin fiziksel olarak Pasifik’te bulunmamasının sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını vurguluyor.</p>
<p>Callamard’ın sözleri, Pre-COP31’in temel tartışmasını da özetliyor: “Boş bir koltuk en büyük başarısızlık değil. Daha büyük başarısızlık boş bir vaat. Pre-COP31, yıllardır süren söylemleri COP31’de dünyanın ihtiyaç duyduğu iklim hedeflerini sağlayacak somut taahhütlere ve eyleme dönüştürmeli.”</p>
<p><strong>Pasifik neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Pasifik’in iklim müzakerelerindeki ağırlığı ekonomik büyüklüğünden ya da emisyon miktarından kaynaklanmıyor. Tam tersine, iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerden bazıları burada yer alıyor.</p>
<p>Örneğin Tuvalu, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 0,003’ünden daha azından sorumlu. Buna karşılık deniz seviyesindeki yükseliş ülkenin toprağını, tatlı su kaynaklarını, gıda güvenliğini, konutları ve nihayetinde insanların kendi ülkelerinde yaşamaya devam edebilme hakkını tehdit ediyor.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü, Tuvalu ve Kiribati başta olmak üzere Pasifik ada ülkelerinde iklim değişikliğinin suya erişim, gıda, sağlık, barınma ve güvenli bir gelecek hakkı üzerindeki etkilerini uzun süredir izliyor.</p>
<p>Callamard, 2025 yılında gerçekleştirdiği Tuvalu ziyaretinde denizin ilerlemesine karşı yürütülen arazi kazanım çalışmalarını yerinde gördüğünü hatırlatıyor.</p>
<p>Mesajı oldukça sert: “İnsanların yükselen denizler ve aşırı sıcaklarla nasıl yaşadığını görün. Neden olmadıkları bir iklim krizinin etkilerine karşı her gün nasıl mücadele ettiklerine tanık olun. Tuvalu’da denizden geri kazanılan topraklar turistik bir manzara değil. Hayatta kalmak için mücadele eden bir ülkeyi temsil ediyor.”</p>
<p><strong>İklim eylemi artık sadece siyasi tercih değil</strong></p>
<p>Pasifik’in iklim mücadelesindeki etkisi yalnızca müzakere masasıyla da sınırlı değil. Pasifikli öğrencilerin başlattığı süreç, iklim krizini dünyanın en yüksek yargı organına taşıdı.</p>
<p>Uluslararası Adalet Divanı’nın Temmuz 2025’te açıkladığı tarihi danışma görüşü, devletlerin insan haklarını iklim değişikliğinin etkilerinden koruma konusunda hukuki yükümlülükleri bulunduğunu ortaya koydu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre bu gelişme iklim tartışmasında önemli bir eşik anlamına geliyor: İklim eylemi artık yalnızca siyasi iradeye bırakılabilecek bir tercih değil; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir sorumluluk.</p>
<p>Bu nedenle örgütün Pre-COP31 öncesindeki talepleri üç başlıkta yoğunlaşıyor: Fosil yakıt kullanımının ve yeni fosil yakıt genişlemesinin adil geçiş çerçevesinde sona erdirilmesi, büyük kirleticilerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi ve yüksek gelirli, yüksek emisyonlu ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladıkları iklim finansmanını ciddi biçimde artırması.</p>
<p>Burada özellikle finansmanın niteliğine dikkat çekiliyor. Talep, düşük gelirli ülkelerin borç yükünü daha da artıracak krediler yerine; azaltım, uyum ile kayıp ve zarar için kamu kaynaklarına dayalı, hibe ağırlıklı finansmanın büyütülmesi.</p>
<p>Pasifik dünyaya özetle şöyle diyor: İklim krizinin sonuçlarını en ağır yaşayanların artık yeni vaatlere değil, mevcut vaatlerin yerine getirilmesine ihtiyacı var. Callamard’ın ifadesiyle, “Pasifik alarm veriyor. Dünya burada harekete geçemezse, hiçbir yerde başarılı olamaz.”</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>İklim adaletinin yeni cephesi: Çevre savunucuları</strong></span></p>
<p>Pre-COP31’in gündemindeki bir diğer konu iklim mücadelesi veren çevre ve insan hakları savunucularının durumu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre dünyanın farklı bölgelerinde yerli halklar, çevre savunucuları ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumlar fosil yakıt projelerine karşı çıkarken taciz, gözetim, kriminalizasyon, şiddet ve barışçıl protestolara yönelik kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Örgüt bu nedenle COP31 öncesinde “Geleceğimizi Korumak: Adil Geçişe Güç Veren Çevresel İnsan Hakları Savunucuları” başlıklı küresel bir kampanya başlatıyor. Kampanyanın odağında yalnızca fosil yakıt projelerine karşı direniş değil, bu toplulukların önerdiği alternatifler de yer alacak. Avustralya’da topraklarını ve denizlerini etkileyen açık deniz petrol ve gaz aramalarına karşı çıkan First Nations toplulukları bunlardan biri. Uluslararası Af Örgütü, hem Avustralya hem de Fiji yönetimlerine sivil toplumun, yerli halkların, iklim krizinden doğrudan etkilenen toplulukların ve çevre savunucularının karar süreçlerine anlamlı biçimde katılabilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-oncesi-dunyaya-mesaj-bos-koltuktan-daha-tehlikelisi-bos-vaat-89100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/0/1280x720/0-1791267022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 öncesi dünyaya mesaj: Boş koltuktan daha tehlikelisi boş vaat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinden-cikarilmasi-gereken-10-ders-89073</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinden çıkarılması gereken 10 ders</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Getiri vaadi ne kadar parlaksa, çıkış kapısı o kadar dar olabilir. Bu seferki kapının önünde yarım milyona yakın kişi bekliyor. Üstelik fondaşlar ve yandaşlar, senden önce ödeme kuyruğunda ise…</strong></p>
<p><strong>Tera</strong>, Pusula, <strong>Hedef</strong>, Atlas, <strong>A1</strong>, Pardus, <strong>Bulls</strong> portföylerine ait 131 fon <strong>SPK</strong>’ca tasfiyeye alındı; yaklaşık <strong>455 bin yatırımcı</strong> ve yüz milyarlarca liralık varlık kilitlendi. Düşük dolaşımlı hisselerde yoğunlaşma, likidite sıkışıklığı ve “<strong>yüksek getiri</strong>” döngüsü var. Tutuklamalar sürüyor, ödeme takvimi ise hâlâ sisli.</p>
<p><strong>1</strong>- Bedava peynir hâlâ fare kapanında. Piyasa yüzde %40 verirken fon %80 “garanti” diyorsa, o fazlalık ya sihir ya da birinin cebinden çıkıyor. Sihirbazlar genelde iz bırakmadan kaybolur.</p>
<p><strong>2</strong>- “Tavan tavan” giden hisse, asansör değil merdiven olabilir. Her gün tavan yapan kâğıdın altında bazen alıcı yoktur, aynı fonların birbirine top çevirmesi vardır. Top yere düşünce tribün de iner.</p>
<p><strong>3</strong>- Likidite, arkadaşınızın “yarın öderim” sözü gibidir. Kâğıt üzerinde zenginsinizdir; çıkış kapısına herkes aynı anda koşunca kapı dar gelir. 455 bin kişi aynı kapıya yönelince kapı “kapalı” tabelası asar.</p>
<p><strong>4</strong>- Portföy dağılımı “bir hisseye abanmak” değildir. Yumurtaları tek sepete koydun, sepet de düşük dolaşımlı bir şirketin deposunda. Depo kilitlenince kahvaltı da iptal…</p>
<p><strong>5</strong>- Referansla gelen “kazanç” çoğu zaman zincirin bir halkasıdır. Kuzenin, komşunun, WhatsApp grubunun “ben girdim, uçuyor” demesi due diligence sayılmaz. Çiftlik Bank’ı komşular önerirdi.</p>
<p><strong>6</strong>- Denetim raporu “her şey yolunda” diyebilir, yol bazen haritada yoktur. Dış - iç denetim, SPK… Hepsi vardı ama 17 Eylül’de TEFAS’ta ışıklar söndü. Raporu okumak yetmez; neyi ölçmediğine bak.</p>
<p><strong>7</strong>- “Sınırlı bir sorun” cümlesi, sınırın nerede çizildiğine bağlıdır. Resmî açıklamalarda sorun sınırlı; yatırımcının ekranında fon kilitli. İkisi aynı anda doğru olabilir, ikisi de teselli etmez.</p>
<p><strong>8</strong>- Tasfiye, hızlı para iadesi demek değildir. İş Bankası ve Ziraat görevli, süre aylara yayılabilir. “Param nerede?” sorusunun cevabı bazen “sırada, altı aya kadar.” Sıra numarası almak, stratejisi sayılmaz.</p>
<p><strong>9</strong>- Yüksek getiri vaadi, enflasyon kadar eski bir Türk klasiğidir. Banker Kastelli, Tosuncuk, Thodex, şimdi fonlar. Senaryo değişir, replik aynı kalır: “Bu sefer farklı.” Farklı olan genelde sadece logo olur.</p>
<p><strong>10</strong>- Paranı anlamadığın yere yatırma; anladığınız yerde de “neden bu kadar çok kazanıyor?” diye sor. Cevap “çünkü biz akıllıyız” ise ikinci soruyu sor. Cevap gelmezse yeni soru sorma; kaçarak uzaklaş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">NOT</span></h2>
<p><strong>YENİ FON SKANDALLARI OLUŞMAMASI İÇİN HANGİ TEDBİRLER ALINMALI?</strong></p>
<p><strong>SPK yasasını</strong> değiştirmekten söz ediliyor. Aslında <strong>yasalarda sorun yok</strong>. Son derece <strong>güncel</strong>, <strong>evrensel</strong> ve <strong>kapsamlı</strong> yasalarımız var. <strong>Sorun, uygulamada</strong>… En güçlü yasa dahi, uygulayıcının elinde <strong>felaket</strong> <strong>getirebilir</strong> veya <strong>piyasayı düzenleyebilir</strong>. <em>Tilkiyi kümese müdür yaparsan, tavukları yasa kurtaramaz</em>.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FON FACİASI LÛGATI</span></h2>
<p><strong>Yüksek getiri</strong>: Kolay para kazananların, tamahkârların bilmesi gereken şu; yüksek getiri, yüksek risk</p>
<p><strong>Fon denetimi</strong>: Halkı teveccühü diyemezsin, böylesi astronomik getiri vaadinin sorgulanması şart</p>
<p><strong>SPK</strong>: Sermaye Piyasası Kurulu, büyük-küçük yatırımcıyı kollaması gereken ama bunu yapmayan kurum</p>
<p><strong>İnsider trading</strong>: İçeriden ticaret. Tekne su aldığında gemiyi ilk terk eden, bilgilendirilmiş fareler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinden-cikarilmasi-gereken-10-ders-89073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/portfoy-yonetimi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinden çıkarılması gereken 10 ders ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oldu-olacak-5-ekim-enflasyon-bayrami-ilan-edilsin-89072</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oldu olacak 5 Ekim “Enflasyon Bayramı” ilan edilsin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıl 2021, kasım ayı… Yıllık TÜFE artışı yüzde 21,31 düzeyinde… Ama eylül ayındaki faiz indirimi ve devamında ortaya çıkan kur patlaması aralık ayında çok yüksek bir enflasyon geleceğini gösteriyor ve nitekim aralıkta rekor kırılıyor. Aylık enflasyon yüzde 13,58 ve yıllık bazda da yüzde 36,08’e ulaşılıyor.</p>
<p>Sonrasında yüzde 30’un altında bir oranı ara ki bulasın! 2021’in aralık ayından bu yılın ağustosuna kadar geçen dönemde bir daha hiçbir ay yıllık bazda yüzde 30’un altı görülemiyor.</p>
<p>Geliniyor bu yılın eylülüne… Geçen yıl eylüldeki yüzde 3,23 artış yıllık hesaptan çıkıyor, yerine bu yılın eylülündeki yüzde 1,84 giriyor ve yıllık enflasyon da 57 ay aradan sonra yüzde 30’un altına iniyor.</p>
<p>Yıllık enflasyon artık yüzde 29,73’tür. Yüzde 30’un altına inilmiştir.</p>
<p>Artık bu oranın açıklandığı 5 Ekim bir şekilde bayram ilan edilmelidir. Artık adına <strong>“Enflasyonun Belini Kırma Bayramı”</strong> mı denir, <strong>“Enflasyonun Başını Ezme Bayramı”</strong> mı, bilemem; ama bir ad bulunmalı ve yüzde 30’un altına inilmesi bir şekilde kutlanmalıdır.</p>
<p>Öyle ya, Türkiye neredeyse beş yıldır bu oranı bekliyor. Hele hele geçen yılın şubatında yüzde 40’ın altına inildikten sonra 30’lara takılıp kalınmış. Bir türlü yüzde 30’lar aşağı yönde kırılamıyordu. İşte şimdi o da oldu.</p>
<h2>Eylül artışı tahminden düşük </h2>
<p>Biraz önce belirttiğim gibi yıllık hesaplamadan geçen yılın eylülündeki görece yüksek yüzde 3,23’ün çıkmasından sonra yerine girecek oranın çok daha düşük olacağı zaten bekleniyordu. Gerçi beklenen TÜİK’in açıkladığı yüzde 1,84 gibi bir oran değildi, ağırlıklı tahminler yüzde 2,2-2,4 dolayındaydı ama yine de tahminlere paralel bir gerçekleşme olduğunda bile yıllık oran gerileyecekti.</p>
<p>Dolayısıyla TÜİK eylül artışını yüzde 1,84 değil de biraz yüksek açıklamış olsa bile çok şey değişmeyecekti. Somutlaştıralım; eylül artışı yüzde 2,05 bile olsa yıllık oran yine yüzde 30’un altına inecekti.</p>
<h2>Yüzde 29,73’ün önemi ne? </h2>
<p>Hiç! Yüzde 29,73’ün, psikolojik bir eşik olarak gösterilmeye çalışılan yüzde 30’un aşağı yönlü kırılması dışında hiçbir önemi yok.</p>
<p>Kaldı ki hadi ekimde de bir miktar gerileme olabilir. Çünkü geçen yılın ekimindeki artış da yüzde 2,55’ti.</p>
<p>Peki ya kasım ve aralık aylarına gelindiğinde ne olacak?</p>
<p>Geçen yıl söz konusu aylardaki TÜFE artışı sırasıyla yüzde 0,87 ve yüzde 0,89’du. Bu oranlar yaklaşık son altı yılın en düşük aylık oranları. Bir istisnai ay var; doğalgazda sıfır fiyat uygulanan, bu yüzden de TÜFE artışının yapay bir şekilde yüzde 0,04 düzeyinde tutulduğu 2023’ün mayıs ayı.</p>
<p>Dolayısıyla ekimde de yıllık oran biraz daha gerilese bile kasım ve aralıkta yönün yeniden yukarı dönme olasılığı çok fazla.</p>
<h2>Yüzde 622 artış</h2>
<p>Türkiye, yüzde 30’un altında enflasyonu girişte de belirttiğim gibi 57 ay sonra yaşadı.</p>
<p>Aralık 2021’den Ağustos 2026’ya, tam 57 ay; 58’inci ay olan eylülde ise yıllık oran yüzde 30’un altına indi.</p>
<p>Peki Aralık 2021 dahil olmak üzere bu yılın eylülünü de kapsayacak şekilde geçen 58 ay… Bu sürede fiyatlar ne kadar arttı dersiniz?</p>
<p><strong>“Tam yüzde 622,23 oranında artış oldu.”</strong></p>
<p>Bir başka ifadeyle Kasım 2021’de 100 olan fiyat düzeyi, TÜİK’in hesaplamasına göre Eylül 2026’da 722,23’e çıktı.</p>
<p>Tabii ki bu ortalama artışı gösteriyor. Kimi mal ve hizmetlerde fiyat artışı çok daha yüksek.</p>
<p>Örneğin, kiradaki artış tam yüzde 1249,08.</p>
<p>Örneğin, yükseköğretim giderlerindeki artış tam yüzde 1786,39.</p>
<p>Örneğin, okul servislerindeki artış tam yüzde 959,46.</p>
<h2>Ya önceki dönem? </h2>
<p>Son 58 ayda fiyatlar yüzde 622 arttı. Bu oranda fiyat artışının daha önce kaç ayda gerçekleştiğine bakmak istesek, sağlıklı bir şekilde bakamıyoruz.</p>
<p>Niye mi, çünkü endeks yetmiyor! Evet mevcut endeks yetmiyor.</p>
<p>TÜİK’in yeni endeks serisi 2005 yılından başlıyor, eski TÜFE’ye dönerek 2003 yılı başına kadar gidince bile olmuyor, daha önceki çok farklı bazlı endekslerle biraz daha geri gitmek gerekiyor ve çok sağlıklı olmamakla birlikte 2002’nin eylülüne uzanılıyor. Yani 2002 eylülünden 2021’in kasımına kadar geçen yaklaşık 19 yıl artı 2 ayda, yani 230 ayda yüzde 622 oranında artış kaydedilmiş.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48006a3d39-1791262726.png" alt="" width="327" height="331" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4800d60bf6-1791262733.png" alt="" width="323" height="240" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oldu-olacak-5-ekim-enflasyon-bayrami-ilan-edilsin-89072</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enflasyon-market-alisveris-gida-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oldu olacak 5 Ekim “Enflasyon Bayramı” ilan edilsin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuz-koksa-neylemeli-89071</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tuz koksa neylemeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TCMB eski Başekonomisti Prof. Hakan Kara’nın sosyal medyada paylaştığı, Azerbaycan’ın önemli şair, yazar ve fikir adamlarından Bahtiyar Vahapzade’nin şu dizeleri, sermaye piyasasında yaşananları eksiksiz şekilde anlatıyor:</p>
<p>“Yalanlardan cana doyduk <br />Ona uyduk, buna uyduk <br />Et kokuştu, tuza koyduk <br />Tuz kokarsa neylemeli?”</p>
<p>Önce bazı fonların ve hisselerin fiyat hareketleri tartışıldı. Ardından portföy yönetim şirketleriyle ilgili SPK kararları geldi. Sonra bazı fonların temerrütleri, tasfiye kararları ve borsanın paraşütsüz inişi, savcılık soruşturmasına, gözaltılara, tutuklamalara, malvarlığı ve hisse trafiğinin incelenmesine kadar uzandı.</p>
<p>Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: İşler bu hale nasıl geldi?</p>
<p>Meseleyi yalnızca birkaç kişinin usulsüz işlemlerine ve manipülasyonlarına indirgemek kolay. Ancak ortaya çıkan tablo, denetim ve güven meselesinin de yeniden sorgulanmasını gerektiriyor. Çünkü güven bir kez yara aldığında mesele birkaç kişinin yaptığı işlemlerle sınırlı kalmıyor. Fonun yönetenin kim olduğu kadar, hangi kuralla hareket ettiği, neyi ne zaman aldığı, kimlerle nasıl bir ilişkisi bulunduğu da önem kazanıyor.</p>
<p>Yatırımcı parasını emanet ediyor. Karşılığında da sadece getiri beklemiyor. Sistemin kurallara göre çalıştığına inanmak istiyor. Parasını emanet ettiği kurumun ve piyasanın denetlendiğini düşünüyor. Düzenleyicilere güvenmek istiyor.</p>
<p>İşte şimdi asıl ihtiyaç duyulan, bu güvenin yeniden tesisi.</p>
<p>Bunun yolu da yalnızca soruşturma dosyalarından geçmiyor. Denetimin nasıl yapıldığı, kurumların ne kadar bağımsız ve güçlü olduğu, çıkar çatışmalarının nasıl önlendiği, yatırımcının hangi bilgiye ne kadar hızlı ulaşabildiği yeniden ele alınmalı.</p>
<p>Çünkü piyasada mıntıka temizliği başka, temiz kalmasını sağlamak başka şey.</p>
<p>Yaşananların elbette maliyeti var. Güven kaybının yatırımcı davranışından şirketlerin sermaye bulma imkanlarına kadar uzanan sonuçları olacak. Fakat bu zorlu sürecin sonunda ortaya daha şeffaf, daha öngörülebilir ve kuralları herkes için aynı bir sermaye piyasası ortaya çıkarsa, yaşananların Türkiye açısından kazanca dönüşmesi mümkün.</p>
<p>Kara’nın paylaşımındaki asıl mesajı ise ben burada okuyorum.</p>
<p>Et koktuğunda tuza başvurulur. Peki tuz kokarsa?</p>
<p>O zaman sadece kokuyu bastırmak yetmez. Tuzun neden koktuğuna bakmak gerekir.</p>
<p>Sermaye piyasasında bugün tam da bunu yapmanın zamanı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuz-koksa-neylemeli-89071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tuz koksa neylemeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-genc-14-yil-once-tavukla-yola-cikti-girisim-fonlari-ile-500-subeyi-asip-255-milyar-liraya-ulasti-89070</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 genç 14 yıl önce ‘tavuk’la yola çıktı, girişim fonları ile 500 şubeyi aşıp 25.5 milyar liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>5 GENÇ </strong>girişimci 2012 yılında fast food (hızlı yemek) zinciri olarak planladıkları bir restoranın ilk şubesini İstanbul Maltepe’de açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Tavuk Dünyası…</strong></li>
</ul>
<p>Zincirin hızlı büyümesi kurucu ortaklarının başında <strong>Ahmet Faralyalı </strong>ve <strong>Murat Erkurt</strong>’un bulunduğu <strong>“Mediterra Capital”</strong>in dikkatini çekti ve 2015 yılında <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın çoğunluk hissesini satın aldı. <strong>“Mediterra Capital”, </strong>markanın büyüme temposunun hızlandığını görünce çok geçmeden kalan hisselerini satmak isteyen kurucu 5 gençten kalan bölümü de devraldı. Böylece <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın yüzde 100’ünün sahibi oldu.</p>
<p>2017 yılında <strong>Volkan Mumcu, “Tavuk Dünyası” </strong>CEO’su oldu. <strong>“Mediterra Capital”, </strong>2020 yılında da 2 yıl önce, yani 2018’de iki girişimci tarafından kurulmuş olan <strong>“Dürümle”</strong>ye yatırım yaptı. Bu adımla birlikte <strong>Mumcu</strong>’nun görevi <strong>“Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup” </strong>CEO’luğuna dönüştü.</p>
<p><strong>Volkan Mumcu, </strong>7 bin metrekarelik ilk işleme tesisini 2020’de Ankara’da kuran <strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın Gebze’de bir ay önce 20.5 milyon dolarlık yatırımla devreye giren 8 bin metrekarelik kapalı alana sahip yeni fabrikasına davet etti, gittim. Ekibiyle birlikte gezdik. <strong>Mumcu</strong>’ya Tavuk Dünyası Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Meriç Atalay, </strong>Gebze Fabrika Tesis Müdürü <strong>Nurettin Düzgel, </strong>CMO <strong>Ceylan Özmen </strong>eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47da32ee48-1791262115.jpg" alt="" width="800" height="450" /><strong>Mumcu, “Tavuk Dünyası”</strong> ve <strong>“Dürümle”</strong>yi yalnızca bir restoran zinciri değil, ölçeklenebilir bir iş modeli olarak kurguladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bugün 59 şehirde 343 adet Tavuk Dünyası restoranı var. 209 adet Dürümle restoranı ile birlikte 500'ü aşan restoran ağına sahibiz. İki markamızla ülkemiz nüfusunun yüzde 92’sine ulaşıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın 62 restoranının ana şirkete ait olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geri kalanı, yani yüzde 85 franchise. </strong>“Dürümle”<strong>de 190 restoran ana şirkete ait, 19’u franchise. 2026’da Tavuk Dünyası’nın 17, Dürümle’nin de 26 yeni restoranı açıldı.</strong></p>
<p><strong>“Tavuk Dünyası”</strong>nın bu yıl açılacak restoran sayısının 25’i bulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Böylece Tavuk Dünyası’nın toplam şube sayısı 350’yi aşacak. Dürümle’nin bu yıl açılacak restoran sayısı da 50’</strong><strong>yi</strong><strong> bulacak. Yani, grup olarak bu yıl 65 yeni restoran açmış olacağız. 2027 yılında da 30’dan fazla yeni restoran açmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Tümüyle yurt içi büyüme fırsatlarına odaklandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz Tavuk Dünyası’nın uzun vadede 450 restorana ulaşması. Henüz gitmediğimiz illerimizde de yer almak istiyoruz.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası ve Dürümle Grup olarak pazardaki yerlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Global oyuncuların da olduğu pazarda kategorinin en büyük yerli şirketiyiz. Ayrıca grup olarak global oyuncular arasında Türkiye pazarında ilk 3’teyiz.</strong></p>
<p>Markaların finansal performansları üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Sadece Tavuk Dünyası olarak 2026 sonu konsolide ciromuzu 17.5 milyar lira ile kapatacağımızı öngörüyoruz. Bu durumda ciromuz geçen yıla göre yüzde 30’a yakın büyümüş olacak.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un bu yılı 25.5 milyar liralık konsolide ciro ile tamamlamasını öngördüklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Her iki markamızda bu yıl toplam 58 milyon misafir ağırlamış olmayı bekliyoruz. Tabi, büyüme için tek başına ciro artışı yeterli değil. Kârlılığı koruyarak büyümek önemli.</strong></p>
<p>Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un mevcut ortaklık yapısını merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Ana hissedarımız Mediterra Capital, bu yılın Şubat ayında Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup’un yüzde 44 hissesini Esas Private Equity, Tacirler Portföy, Lycian Private Equity, Azimut Group, Fiba Grup ve Qinvest’ten oluşan konsorsiyuma devretti.</strong></p>
<p>Çoğunluk hissenin Mediterra’da olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz bu dönemi güç birliği olarak görüyoruz. Büyümemizi destekleyen sermaye, deneyim ve ağın güçlenmesi.</strong></p>
<p>Mediterra Capital, <strong>“Tavuk Dünyası” </strong>ve <strong>“Dürümle”</strong>de büyüme temposunu görünce, her iki markada da <strong>“stratejik yatırımcı”</strong>lığı tercih etmiş görünüyor.</p>
<p>Mediterra Capital’in gücü ve benimsediği strateji, <strong>“Tavuk Dünyası &amp; Dürümle Grup”</strong>u 500 şubeyi aşan restoran zinciri ve 25.5 milyar liralık ciroya ulaştırmış bulunuyor…</p>
<p>Esas Private Equity, Tacirler Portföy, Lycian Private Equity, Azimut Group, Fiba Grup ve Qinvest’in yüzde 44 hisseyi almasıyla, iki markanın büyüme çıtasını daha yukarı taşıyacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Soğuk zincir üretimden başlıyor, fabrikada yaz-kış montla çalışmak gerekiyor</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu </strong>ve ekibiyle Gebze’deki fabrikayı gezmek üzere hazırlanırken önlüğü giymeden önce ceketimi çıkardım. Fabrika Müdürü <strong>Nurettin Düzgel </strong>uyardı:</p>
<p>-          <strong>Önlüğü ceketin üstüne giymenizde fayda var.</strong></p>
<p>Fabrika ortamının sıcak olabileceğini düşündüğümü söyledim, açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim fabrikada çalışma ortamı ısısı 4-5 derecedir. Ceketi çıkarırsanız üşürsünüz. Üretim ortamının her noktasında soğuk zinciri korumak gerekiyor.</strong></p>
<p>Üretim alanlarını gezerken personelin montla çalıştığını gördüm. Gerçekten de üretim ortamında ısı 4-5 derece düzeyindeydi.</p>
<p><strong>Volkan Mumcu, </strong>Gebze’deki fabrikayı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Tavuk Dünyası’nın ulaştığı ölçeği ve gelecekte ulaşmasını öngördüğümüz büyüklüğü çok iyi ifade eden bir yatırım.</strong></p>
<p>Ankara’daki tesisin ihtiyacı karşılayabildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, işimizin yaklaşık yüzde 55’i Marmara Bölgesi’nde. Ankara’dan Marmara Bölgesi’ne her gün 4-5 TIR ürün göndermek lojistik açıdan ciddi bir verimsizlik riski taşıyor. Gebze yatırımı ile üretimi talebin olduğu yere taşıdık.</strong></p>
<p>Tesislerinde tavuk üretimi veya tavuk kesimi yapmadıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin en büyük tavuk eti üreticilerinden alınan göğüs ve butları (kesilmiş şekilde) özel reçetelerimizle, özel vakumlu tamburlarda 12-14 saat arasında marine ediyor, paketliyor ve şubelerimize sevk ediyoruz.</strong></p>
<p>Ankara ve Gebze’deki tesiste yılda 4 kez habersiz üçüncü taraf denetimi öngördüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Soğuk zincir, gıda güvenliği mal kabulden restoran teslimine kadar online izleniyor. Gıda güvenliği bizim açımızdan çok önemli. Hata yapma lüksümüz yok. Tedarikçilerimizi de risk analizlerine göre düzenli olarak ve çok sıkı bir şekilde denetliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haftada 2 gün izin uygulaması turnover oranını yüzde 30 azalttı</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>sektörün istihdamının 1 milyon kişiye yaklaştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Tavuk Dünyası ve Dürümle ekosistemi 6 binin üzerinde kişiye istihdam sağlıyor. Ekibimizin yarısını kadın personel oluşturuyor.</strong></p>
<p>Şirkete doğrudan bağlı restoranlarda haftada iki gün izin uygulamasına geçtiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu, yeme-içme sektöründe ilk oldu. Uygulamayı 1 Haziran 2024’te kalıcı hale getirdik. Bu uygulamanın da katkısıyla 2024 Ocak-Mayıs döneminde yaklaşık yüzde 16 olan turnover (iş gücü devir hızı) oranı 2026’nın ilk aylarında yüzde 11.5’e geriledi. Yani, yüzde 30 düştü.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alım gücü azaldı, dışarıda yeme-içme frekansları düştü</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>2025 yazı ve sonrasında büyüme hızlarında biraz yavaşlama gördüklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Alım gücü azalmalarıyla birlikte dışarıda yeme-içme frekansları düşmeye başladı. Haftada örneğin 4 kez dışarıda yiyen, bu tempoyu 3’e indirdi. Öğlen trafiklerinde bazı restoranlarımızda azalma hissettik.</strong></p>
<p>Bazı ailelerde bireysel dışarıda yeme-içmenin azaldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Onun yerini bazı ailelerde ailece haftada bir dışarıda yeme-içmeye geçildiğini görüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gebze yatırımımız ile karbon salımı da azaldı</span></h2>
<p><strong>TAVUK </strong>Dünyası &amp; Dürümle Grup CEO’su <strong>Volkan Mumcu, </strong>Gebze yatırımının şu yönüne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gebze’de verimlilik yalnızca maliyet avantajı anlamına gelmiyor. Daha kısa lojistik, daha düşük kaynak tüketimi, daha dayanıklı operasyonel süreçler demek. Gebze’den Marmara Bölgesi’ne sevkiyat lojistik kaynaklı karbon salımını da düşürüyor.</strong></p>
<p>Gebze tesisini LEED Gold sertifikası hedefiyle tasarladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güneş enerjisi santralı için başvurularımızı yaptık. Yenilenebilir enerji kullanımını artırmayı planlıyoruz. Ayrıca, </strong>"Tedarikçi Sürdürülebilirlik Projesi” <strong>kapsamında tedarikçilerimizi 38 farklı kriter üzerinden değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-genc-14-yil-once-tavukla-yola-cikti-girisim-fonlari-ile-500-subeyi-asip-255-milyar-liraya-ulasti-89070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/volkan-mumcu-1791262137.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 genç 14 yıl önce ‘tavuk’la yola çıktı, girişim fonları ile 500 şubeyi aşıp 25.5 milyar liraya ulaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/30un-altini-gormek-tam-57-ay-surdu-89069</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda 30&#039;un altını görmek tam 57 ay sürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de tüketici enflasyonu eylül ayında en yüksek ağırlığa sahip gıda fiyatlarındaki gerileme ile devlet desteğiyle petrol fiyatlarının etkisinin sınırlanmasıyla aylık yüzde 2,2 seviyesindeki beklentilerin altında yüzde 1,84 gerçekleşti. Böylece Kasım 2021’den sonra ilk kez tüketici enflasyonu yıllıkta yüzde 30’un altına geriledi yüzde 29,73 olarak açıklandı. Uzmanlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki Para Politikası Kurulu toplantısında uluslararası petrol fiyatları ne olursa olsun 100 baz puanlık indirimine kesin gözüyle bakarken yılsonu için enflasyon beklentileri de yüzde 30’un altına geldi. Bankacılık endeksi sürpriz yapan enflasyon verisi sonrası gün içinde yüzde 3,6’nin üzerine yükselmeyi başardı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre eylülde enflasyonun beklentilerin altında gelmesi faiz indirimleri açısından pozitif bir tabloyu ortaya koydu. Gıdada özellikle taze sebze ve meyvede aylık yüzde 8,93 gerileme dikkat çekerken bu grupta aylık düşüş yüzde 0,2 oldu. Manşet enflasyonu 0.05 puan geriletse de manşet enflasyonda ağırlığı en yüksek grup olan gıdanın artmaması eylül aylık enflasyonundaki sürprizin ana nedeni olarak öne çıktı. Taze meyve ve sebzenin yanı sıra balık fiyatları da yüzde 9’a varan düşüş yaşadı.</p>
<p>Giyim ve eğitimin ağırlığı düşük İçki ve sigara grubunda aylık yüzde 0,88 enflasyon manşet enflasyonu 0.02 puan arttırdı bira fiyatlarında aylık yüzde 1,31 düşüş dikkat çekti. Giyim ve ayakkabı grubu yeni sezon ürünlerin etkisiyle eylülde yüzde 3,98 enfl asyon yaşadı, manşet enfl asyonu 0.26 puan arttırdı. Konut, su, elektrik, gaz grubu yüzde 2,71'lik artışla manşet enfl asyonu 0.33 puan yukarıya çekti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c1ae4832-1791261722.png" alt="" width="319" height="519" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c2304896-1791261731.png" alt="" width="283" height="345" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac47c402fd77-1791261760.png" alt="" width="320" height="366" /></p>
<p>Elektrik fiyatlarından negatif bir katkı gelmese de su, doğalgaz, kömür ve tüpgaz fiyatlarındaki artış grubun enflasyonunu artırdı. Ulaştırma grubunda küresel petrol fiyatlarındaki yükselişe yönelik uygulanan ÖTV desteğiyle negatif etkisi sınırlandı. Aylık yüzde 2,79 artışın 0.49 puan artırıcı etkisi oldu manşet enflasyona ve eylülde en yüksek etki bu gruptan geldi. ÖTV desteğine rağmen eylülde motorin yüzde 12,93, benzin yüzde 11,55 arttı. Eşel mobil sistemi artık sona erdi ekimden itibaren bu artışlar daha belirgin bir etki yapacak. Eğitimde aylık yüzde 14,19 artışa rağmen katkı 0.3 puan oldu. Okulların açılmasıyla yüksek bir artışa imza atsa da eğitim grubu manşet enflasyon üzerindeki ağırlığı düşük olduğu için çok büyük bir etki yaratmadı.</p>
<h2>Çekirdekte aylık artış yüksek</h2>
<p>Çekirdek enflasyon göstergelerinde yıllık düşüşlere rağmen aylık artışlar hızlandı. B çekirdek enfl asyonda aylık artış ağustostaki yüzde 1,84’ten eylülde yüzde 2,01’e, C çekirdek enfl asyonunda ise yüzde 1,81’den yüzde 2,14’e çıktı. İki çekirdek enfl asyon göstergesinde de aylık TÜFE’nin üzerinde yükselişler yaşandı. Yıllık B çekirdek enfl asyonu yüzde 29'a, C çekirdek enfl asyonu ise yüzde 28,70'e geriledi.</p>
<p>Uzmanlara göre eylül enfl asyon verisi hem politika faiz indirimi hem de bankacılık endeksi için destekleyici bir görünüm sunuyor. Ama çekirdek enflasyondaki aylık hızlandırmalar piyasanın da takibinde ve bu durumun TCMB’nin değerlendirmesi gereken bir veri olabileceğini söyledi uzmanlar. Ayrıca motorindeki ÖTV ayarlamasının petrol tarafındaki etkiyi bir miktar sınırladığını belirten uzmanlar yılsonu için yıllık TÜFE tahminlerini yüzde 30’un altına çekti. Savaşın etkisiyle artan petrol fiyatlarına rağmen 22 Ekim’de PPK’dan 100 baz puanlık indirime kesin gözüyle bakan piyasa aralık PPK toplantısı için de 100 baz puan indirimi fiyatlamaya başladı.</p>
<h2>Faiz enflasyon makası 7.27 </h2>
<p>Kuveyt Türk Yatırım’ın analizinde enerji fiyatlarındaki oynaklığın enflasyon görünümü açısından temel risk unsurları olmaya devam ettiği belirtilerek “Bununla birlikte, tek seferlik ve mevsimsel fiyat artışlarının geride kalması ve enerji fiyatlarındaki daha ılımlı seyrin maliyet baskılarını azaltmasıyla birlikte, yılın son aylarında enflasyonun daha ılımlı bir patikaya yönelmesini bekliyoruz. Beklentilerin altında gerçekleşen eylül enflasyonunun, TCMB'nin faiz indirim döngüsüne yeniden başlaması açısından destekleyici olduğunu düşünüyoruz” denildi. Analizde, 22 Ekim toplantısında yüzde 37 olan politika faizinin yüzde 36’ya çekilmesini ve yılsonuna kadar da 200 baz puanlık bir faiz indirimi alanı olduğu kaydedildi. Öte yandan TCMB politika faizi ile manşet enflasyon arasındaki makas eylül sonunda 7.27'ye geldi. Bu makas martta 9.13, temmuzda 8.22 ve ağustosta 5.49 seviyesindeydi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şimşek: Savaş olmasaydı 7 puan düşecekti</span></h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada yıllık enflasyonun 57 ay sonra yüzde 30’un altına gerilediğini belirterek şunları söyledi: “Eylül ayında gıda enflasyonu geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 8,4 puan azalarak yıllık yüzde 27,6 oldu. Kural bazlı düzenlemelerimizin de katkısıyla eğitim enflasyonu yıllık 17,5 puan düşerek yüzde 48,6 gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre 27,8 puan gerileyen yıllık kira enflasyonu yüzde 41,3'e indi. Öncü göstergeler, kira enflasyonundaki düşüşün süreceğine işaret ediyor. Son dönemde yeniden yükselen petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak için mazottan sonra benzinde de eşel mobil uygulamasından kademeli olarak çıkıyoruz. Merkez Bankamız savaş olmasaydı enflasyonun bu yıl 7 puan daha düşük olacağını hesaplıyor. Konut ve gıda arzını artırmaya yönelik politikalarımıza devam ediyoruz. 2027 yılında başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet enflasyonunda ataletin azalması ve emtia fiyat artış etkilerinin zayıflaması enflasyondaki düşüşe katkı sağlayacaktır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/30un-altini-gormek-tam-57-ay-surdu-89069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 2&#039;nin üstünde beklenen eylül enflasyonu taze meyve ve sebzede sert düşüşün etkisiyle beklentilerin çok altında, yüzde 1,84 oldu. Böylece Kasım 2021’den sonra ilk kez tüketici enflasyonu yıllıkta yüzde 30’un altına geriledi, yüzde 29,73 olarak açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89067</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz indiriminin önü açıldı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon 57 ay sonra yüzde 30’un altında! Faiz indiriminin önü açıldı mı?| Ekonomi Masası | 06 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/B9DUlXXaRw0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/senay-hakan-guldag-1788929953.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-yeni-rekabetciligin-kodlarini-tartisti-89068</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyası belirsizliğe dönüşümle meydan okuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her yıl Türkiye’nin önde gelen iş liderleri ve akademisyenlerini buluşturan ve bu yıl 5’incisi düzenlenen “Dönüşen Liderlik Zirvesi”, “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla gerçekleşti.</p>
<p>Zirve, EKONOMİ Gazetesi’nin ev sahipliği ve PwC iş birliğinde, Hepsiburada ana sponsorluğunda 2-3 Ekim tarihlerinde Elite World Grand Sapanca’da düzenlendi. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin yanı sıra şirketlerin belirsizlik karşısındaki stratejileri, teknolojinin iş süreçlerine ve yatırımlara etkisi ele alındı. Türkiye’nin küresel rekabet gücü, sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü de zirve oturumlarının ana gündemleri arasında yer aldı. Farklı sektörlerden iş insanları ve ekonomistler, Türkiye’nin önündeki fırsatları ve değişen koşullarda büyümenin yollarını tartıştı. Sunuculuğunu Ekonomist Dr. Barış Esen’in yaptığı zirvenin açılışında hoş geldiniz konuşması yapan EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü Didem Eryar Ünlü, belirsizliklerin yalnızca ekonomi ve iş dünyasıyla sınırlı olmadığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4745083fba-1791259728.png" alt="" width="730" height="464" />Öngörülemeyen olayların hayatın akışını değiştirebildiğine dikkat çeken Ünlü, “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasını sahnedeki siyah kuğu üzerinden anlattı. Nassim Nicholas Taleb’in “Siyah Kuğu” kitabına atıfta bulunan Ünlü, öngörülemeyen ancak ortaya çıktığında büyük etkiler yaratan olayların ekonomiden günlük yaşama kadar pek çok alanı değiştirebildiğini ifade etti. Ünlü, COVID-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve ardından yaşanan enerji krizini bu kapsamda değerlendirdi. Zirvede belirsizliklerin yarattığı sorunların yanı sıra bu ortamda doğabilecek fırsatları da konuşmayı amaçladıklarını dile getiren Ünlü, John Elkington’ın “yeşil kuğu” yaklaşımına işaret etti. Ünlü, “Yeşil kuğu da aslında tüm bu belirsizliklerin içinde fırsatları görebilmek, o fırsatları değerlendirmek” dedi. Ünlü, “Bugün burada aslında yeşil kuğular üzerine konuşmak için beraberiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Munyar: Küresel koşullar destekleyici değil EKONOMİ Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Vahap Munyar da, PwC ile 5 yıl önce başlattıkları zirvede her yıl farklı bir konuyu ele aldıklarını belirtti.</p>
<p>Bu yılın teması olan “Belirsizliğe Meydan Okumak” ifadesini iddialı bir başlık olarak nitelendiren Munyar, belirsizliğin hem Türkiye’nin hem de dünyanın gündeminde olduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac474649c496-1791259748.png" alt="" width="775" height="408" /></p>
<p>Türkiye’de ekonomik ve siyasi belirsizliklerin geçmişine değinen Munyar, 15 Temmuz 2016 ve ardından 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişin yaşandığı döneme işaret etti. Yönetim sistemindeki değişimin sancılarının sürdüğünü savunan Munyar, aynı dönemde ekonomi yönetimi anlayışının da değiştiğini ifade etti. 2023 seçimlerinin ardından ekonomi politikalarında yeniden rasyonel zemine dönüşün umut yarattığını belirten Munyar, süreç içinde yaşanan siyasi gelişmelerin ise ekonomik programın ve yaşanan sıkıntıların süresini uzattığını dile getirdi.</p>
<p>Munyar, “Daha önceki krizlerimizde, 24 Ocak kararlarından başlayarak, hepsi genelde en fazla bir yıl, bir buçuk yıl sürdü. Ama şimdiki üç yılı aştı” dedi. Küresel koşulların da Türkiye açısından destekleyici olmadığını vurgulayan Munyar, özellikle ihracatın yoğunlaştığı Avrupa’daki belirsizliklerin ve ekonomik sorunların süreci zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>Ulu: Bu kadar hızlı bir dönüşüm beklemiyorduk </h2>
<p>PwC Türkiye Ülke kıdemli Ortağı Cenk Ulu, beş yıl önce yola çıkarken etkinliğin ismini uzun süre tartıştıklarını anlattı. Pandemi sonrasında dünyanın değişmeye başladığını gördükleri için “Dönüşen Liderlik” başlığını seçtiklerini ifade eden Ulu, “Dünyanın dönüşmeye başladığını görüyorduk ama bu kadar hızlı dönüşeceğini görmedik” dedi. Siyasi ve toplumsal sorunlarla teknolojik gelişmelerin üst üste gelmesinin dönüşümü hızlandırdığını belirten Ulu, bu sürecin bütün dünyada yaşandığına dikkat çekti. Türkiye’nin başlıca pazarı Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar, göçmen sorunları, siyasi değişimler ve jeopolitik tartışmaların Türkiye’yi de etkilediğini söyleyen Ulu, “Türkiye’yi tek başına anlamak artık bir çözüm değil. Orada olan bizi de etkiliyor” ifadelerini kullandı. Zirvenin programını iş insanlarının karar alma ve strateji oluşturma süreçlerine destek olmak amacıyla hazırladıklarını belirten Ulu, özellikle iş gücü planlamasının önemini vurguladı. Ulu, “Sizin yatırımlarınıza, planlamalarınıza, özellikle iş gücü planlamalarınıza ve bu belirsizliklerle mücadelenize biraz katkımız olursa çok sevineceğim” diye konuştu.</p>
<h2>Dr. Burcu Ünüvar: Bir ülkenin tek amacı fiyat istikrarı olamaz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4750b0704c-1791259915.png" alt="" width="528" height="511" />Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Başekonomisti Dr. Burcu Ünüvar, küresel büyümedeki zayıfl ık ve artan ticari korumacılığın rekabet koşullarını kalıcı olarak değiştirdiğini söyledi. Bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde keynote konuşması yapan Ünüvar, dünya ve Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği sürece yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Dünyada riskler ve tehditler bitmese de belirsizliğin azaldığına dikkat çekerek, ekonomileri etkileyecek tehditlerin ve bunların hangi kanallardan geleceğinin daha görünür hale geldiğini söyledi. İş dünyasına “Akışta kalmayın” çağrısı yapan Ünüvar, mevcut koşullarda krizlerin geçmesini bekleyerek yol almanın mümkün olmadığını ifade etti. Ünüvar, risklerin yalnızca büyüklüğüne değil, süresine de bakılması gerektiğini belirterek uzayan krizlerin ticaret rotalarından enerji yatırımlarına kadar iş yapma biçimlerini değiştirdiğini anlattı. Önümüzdeki dönem “şu risk geçse de ben bir yoluma baksam, petrol fiyatı bir düşse benim başka hiçbir derdim yok” diyebileceğimiz bir dönem olmadığını vurgulayan Ünüvar, “Hürmüz kapısı açılsa başkası kapanacak, petrol düşse başkası çıkacak. Önümüzdeki dönemin böyle olduğunu anlayarak planlarımızı yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>BORÇ YÜKÜ ENFLASYONU YENİDEN TETİKLEYEBİLİR </strong></p>
<p>Dünya ekonomisinin uzun süredir tarihsel büyüme ortalaması olan yüzde 3,5’in altında kaldığını söyleyen Ünüvar, geçmişte zayıf büyüme dönemlerini telafi eden güçlü büyüme yıllarının artık görülmediğine dikkat çekti. Ünüvar, “Pasta küçülüyor ve pastanın küçüldüğü yerde maalesef dostluk olmuyor. Dünya ekonomisi şirinler köyü değil ve olmayacak” dedi. Bu ortamda ülkelerin kendi şirketlerini ve sektörlerini önceleyen politikalara yöneldiğini belirten Ünüvar, meselenin yalnızca gümrük tarifeleri olmadığını vurguladı. Kısıtlayıcı ticaret önlemlerindeki artışın daha kapsamlı bir korumacılığın göstergesi olduğunu ifade ederek şirketlerin planlarını bu koşulların devam edeceğini dikkate alarak yapması gerektiğini söyledi. Küresel finansman koşullarını ise bir “havuz problemi” üzerinden anlatan Ünüvar, merkez bankalarının bilançolarını küçültürken yapay zeka yatırımları ve savunma harcamalarının finansman ihtiyacını artırdığını belirtti. Yüksek borçluluğun da eklendiği bu tabloda piyasa faizlerinin yalnızca merkez bankalarının kararlarıyla açıklanamayacağını söyledi. Küresel faizlerdeki yükselişin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Ünüvar, borç yükünün enflasyonu yeniden tetikleyebilecek bir sorun olduğuna işaret etti. Ekosistem krizinin de enflasyon tahminlerinde dikkate alınması gerektiğini belirterek kuraklığın üretim ve dış ticaret yolları üzerindeki etkilerinin izleneceğini kaydetti.</p>
<p><strong>96 ÜRÜNDE ÇİN’E KARŞI PAZAR KAYBETTİK </strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde bu yıl yüzde 3 veya biraz altında büyüme, yüzde 30 civarında enfl asyon beklediklerini açıklayan Ünüvar, gelecek yıl için enfl asyon tahminlerinin şimdilik yüzde 26-27 bandında olduğunu söyledi. Türkiye’nin enflasyonu düşürme önceliğinden vazgeçmemesi gerektiğini vurgulayarak “Bir Merkez Bankası’nın tek amacı fiyat istikrarı olabilir. Ama bir ülkenin tek amacı fiyat istikrarı olamaz” dedi. Ünüvar, sanayi politikalarının ve kaliteli insan sermayesinin acilen gündeme alınması gerektiğini belirtti. Dış talepteki yavaşlamaya ve Çin rekabetine dikkat çeken Ünüvar, TSKB araştırma ekibinin Türkiye ile Çin’in Avrupa Birliği’ne sattığı 96 ürünü incelediğini aktardı. Bu ürünlerin yarıdan fazlasında Türkiye’nin Çin karşısında pazar payı kaybettiğini söyledi. Sektörlerin kapasite gelişimine ilişkin çalışmalarının da sorunların yalnızca faizle açıklanamayacağını gösterdiğini belirten Ünüvar, bazı sektörlerin hem düşük hem yüksek faiz dönemlerinde kapasitelerini azalttığını anlattı. Bu sektörlerin yaşadığı sorunların çözümünü yalnızca faiz indiriminde aramanın yeterli olmayacağını ifade etti.</p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımlarda ucuz iş gücünden teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına doğru bir değişim yaşandığını belirten Ünüvar, Türkiye’nin zenginleşmeden yaşlandığı uyarısında bulundu. Yaklaşık 21 milyon kadının iş gücüne katılamadığını söyleyerek bu potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. İş dünyasına yalnızca mevcut koşullara dayanmayı değil, dönüşümün parçası olmayı hedeflemesi çağrısı yapan Ünüvar, “Kapasite, makine, müşteri, ürün, bildiğimiz, alıştığımız her şeyi sorgulamaya ve gerekirse değiştirmeye hazır mısınız?” diye sordu. Mevcut makinelerin yanına yenilerini ekleyerek veya aynı iş modelini sürdürerek geleceğe hazırlanmanın yeterli olmayacağını belirtti.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #843fa1;">KİM KORKAR BELİRSİZLİKTEN</span></h2>
<p><strong>Belirsizliklerle yaşamanın yolu: Esneklik, hız, stratejik düşünme</strong></p>
<p>NesilX Kurucu Ortağı Cenk Alper’in moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Kim Korkar Belirsizlikten’ panelinde; küresel dalgalanmalar, polikrizler, teknolojik dönüşüm ve yeni nesil yeteneklerin yönetimi masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac475bb3f490-1791260091.png" alt="" width="800" height="246" />Alper, "Belirsizlikle mücadele ederken dört temel aşamayı doğru yönetmek gerekiyor. Birincisi; her şey yolunda giderken, henüz fırtına kopmamışken en iyi bildiğimiz işi olabildiğince yalınlaştırarak ve fark yaratarak yapmak. İkincisi; belirsizliğin geleceği anı öngörebilmek için kurumun ‘sensör’ ve duyarga sayısını artırmak. Üçüncüsü; kriz anında ve krizin ortasında doğru yönetim gösterebilmek. Kriz patlak vermeden önce senaryo analizleriyle antrenman yapmak, fırtınanın göbeğinde ise liderler olarak organizasyona netlik kazandırmalıyız. Dördüncüsü ise ise krizin en derin noktasındayken oradan nasıl çıkacağımızı ve tekrar nasıl liderliği alacağımızı hayal edebilmektir. Liderin asıl görevi, organizasyonu belirsizliklerle yaşayabilir ve esnek hale getirmek" dedi.</p>
<p>Risk yönetimi artık yönetim kurullarının ana strateji elemanı Marsh Türkiye CEO’su Tarık Serpil: "Dünya Ekonomik Forumu’nüresel Riskler Raporu; riskleri ekonomik, sosyal, çevresel, teknolojik ve jeopolitik olmak üzere beş ana kategoride değerlendiriyor. Geçmiş yıllarda daha çok ekonomik ve çevresel tehditler ön plandayken, son iki-üç yıldır en kritik başlık jeopolitik riskler ve jeoekonomik çatışmalar haline geldi.</p>
<p>Günümüzde riskler artık münferit olarak gerçekleşmiyor. Yaşadığımız süreç, risklerin birbirini tetiklediği ‘polikriz’ dönemidir. Böyle bir tabloda risk yönetimi, şirketlerde sadece sigorta işlemleriyle ya da operasyonel detaylarla ilgilenen ikincil bir birim olmaktan çıkmış; doğrudan yönetim kurullarının masasında yer alan temel bir stratejik yönetim elemanına dönüşmüştür. Artık krizlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tartışmaktan ziyade, olası bir riskin kuruma yapacağı doğrudan ve dolaylı etkilere odaklanmak zorundayız. Günümüz dünyasında mükemmel ve kusursuz planlar yapmaktan ziyade, rakiplerden daha esnek ve hızlı hareket ederek suyun üstünde kalabilmek esastır."</p>
<p>Güven ortamı sunmak önemli Kariyer.net CEO’su Fatih Uysal: "Bugün ‘iş’ tanımının kendisini esaslı bir şekilde sorguladığımız bir süreçten geçiyoruz. Yapay zeka teknolojileri iş kollarını tek kalemde ortadan kaldırmıyor; ancak işin içerisindeki görevleri, süreçleri ve beklenen yetkinlikleri baştan aşağı dönüştürüyor.</p>
<p>Kariyer.net üzerindeki 1,7 milyon iş ilanını yapay zeka analizleriyle incelediğimizde, üretken yapay zeka ile ilgili yetkinlik taleplerinin son dört yılda tam 23 kat arttığını gördük. Eskiden tecrübeli yöneticilerden beklenen ‘stratejik düşünme’ gibi üst düzey beceriler, artık yeni mezun düzeyindeki giriş pozisyonu ilanlarında bile 7 kat daha fazla aranıyor.</p>
<p>Bu hızlı dönüşüm iki büyük zorluğu beraberinde getiriyor: Birincisi, kazanılan teknik yetkinliklerin raf ömrünün son derece kısalması; ikincisi ise yapay zekaya aşırı bağımlılık nedeniyle çalışanlarda ortaya çıkan ‘yetkinlik körelmesi’ riski. Belirsizliğin yüksek olduğu bu ortamda yeni nesil çalışanlarda ciddi bir endişe ve özgüven kaybı gözlemliyoruz. Liderlerin ve kurumların yapması gereken, çalışanlara sadece uzun vadeli unvanlar vaat etmek değil, yarın da nitelikli ve değerli kalacaklarını hissettirecek güvenli ve destekleyici bir çalışma ortamı sunmak."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ba372a;">FON KRİZİ PANELİ</span></h2>
<p><strong>Fon krizi sonrasında güvenin yeniden sağlanması gerek</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac476ec30306-1791260396.png" alt="" width="604" height="339" /></strong>Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde son dönemin en önemli konularından biri olan fon krizine, özel bir oturum ayrıldı. EKONOMİ Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Talip Aktaş’ın sorularını yanıtlayan Anadolu Yatırım Genel Müdürü Nuri Sevgen, sürecin yaklaşık 800 milyar TL büyüklüğündeki 131 fonu kapsadığını, bu tutarın yaklaşık 300 milyar TL’sinin iki büyük para piyasası fonunda bulunduğunu söyledi. Sevgen, güven kaybının portföy yönetimi sektörünü geriye götürdüğünü, aracı kurumları da etkilediğini kaydetti. Borsada günlük işlem hacminin yaklaşık yüzde 30 düştüğünü aktaran Sevgen, inceledikleri 53 aracı kurumda yaklaşık 7 bin 700 kişinin çalıştığını, maliyetlerin ortalama yüzde 44’ünü personel giderlerinin oluşturduğunu belirtti. İşlem hacmi ve komisyon gelirlerindeki gerilemenin istihdam üzerinde baskı yaratacağını söyleyen Sevgen, çalışanların yüzde 30-40’ının işsiz kalabileceği tahmininde bulundu.</p>
<p>Sektördeki küçülmenin finansman kanallarını da etkileyebileceğini belirten Sevgen, dalganın faktoring ve bankacılığa yayılma riski taşıdığını söyledi. </p>
<p>Para piyasası fonlarında oluşabilecek kayıpları değerlendirirken pay repo işlemlerine dikkat çeken Sevgen, hisse senetlerinin teminat gösterilerek finansman sağlandığı yapıyı bir örnekle anlattı. Değeri 100 birim olan hisse karşılığında 80 birim kaynak alınabildiğini, bu parayla aynı hisseye yönelindiğinde fiyatın ve teminat değerinin yükseldiğini belirtti. Artan teminatla yeniden kaynak sağlanabildiğini belirten Sevgen, yüksek getirinin fonlara yatırımcı çektiğini söyledi. Fiyatlar düştüğünde teminatları nakde çevirmenin zorlaştığını belirten Sevgen, söz konusu fonlarda yaklaşık yüzde 30 zarar olasılığı gördüğünü aktardı.</p>
<p>Kriz yönetiminin tek elden koordine edilmesi gerektiğini vurgulayan Sevgen, güven sağlanamazsa likidite sorununun sistemik riske dönüşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Mevzuat ve düzenlemelerin yeterli olduğunu, sorunun zamanında müdahale edilmemesinden kaynaklandığını savunan Sevgen, hisse fiyatlarındaki düşüşün hızlı toparlanma anlamına gelmediğini söyledi. Sevgen, ucuz görülen bir hissenin altı ay aynı fiyatta kalabileceğini ifade etti.</p>
<p>Likidite ihtiyacı nedeniyle olayla ilgisi olmayan şirketlerin hisselerinde de satış yaşandığını kaydeden Sevgen, uzun vadeli fırsatların değerlendirilebilmesi için belirsizliğin azalması ve güvenin yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #236fa1;">BELİRSİZLİK ORTAMINDA BAŞARI HİKÂYELERİ</span></h2>
<p><strong>Yapılmayanı yapmaya cesaret etmek</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde düzenlenen ‘Belirsizlik Ortamında Başarı Hikayeleri’ başlıklı panelde; konuşmacılar DESA CEO’su Burak Celet ile GÖZEN CEO’su ve LUNAFORM Teknoloji ve İnovasyon Lideri Ece Gözen, küresel ve yerel belirsizliklerle mücadelede üretimin, insana yapılan yatırımın ve yapılmayanı yapma cesaretinin önemi vurguladı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac476f8d79ab-1791260408.png" alt="" width="765" height="284" /><strong>Sürekli olarak yeninin parçası olmamız gerekiyor </strong></p>
<p>DESA CEO’su Burak Celet: "Oyunun merkezinde olmak gerekiyor ve biz de bu nedenle İtalya Toscana'da fabrikamızı kurduk . Hızlı değişime uyum sağlamak için de sürekli olarak yeninin parçası olmanız lazım. . DESA 1972’de kuruldu. Hala kurucu kuşak şirketin içinde, bu deneyim çok kıymetli bir deneyim. Yani 95’i görmek, 2000’i görmek, 2008’i görmek, bunları doğru stratejilerle atlatabilmiş olmak, zaman zaman acı dersler alıp bunlardan ders çıkarıp yoluna devam edebiliyor olmak çok kıymetli. Dolayısıyla bizim de yapmaya çalıştığımız şey sürekli olarak daha fazla katma değer üretmek. Türkiye’nin en zor sektörlerinden birinin içerisindeyiz, emek yoğun bir sektördeyiz. Sektörün genel olarak mevzi kaybettiği ve sürekli gerilediği, hatta makroekonomik açıdan baktığınızda, politik açıdan baktığınızda bir nebze gözden çıkarılmış gibi kendini hisseden bir sektörün içinde halka açık tek oyuncu olarak yolumuza devam ediyoruz. Dolayısıyla işimize daha evrensel şekilde, ülkenin bizim değiştiremeyeceğimiz şartlarının dışına çıkan, bunlardan bir parça kendisini soyutlayabilen, dağın arkasındaki riskleri öngörüp bu riskler gerçekleşmeden bunları nasıl fırsata çevirebiliriz diye bakan bir yapı içerisindeyiz. İşimizi yaparken hep ‘Yarın başımıza ne gelebilir? Bundan sonra önümüzdeki 5 sene, 10 sene içerisinde bizim dışımızda gelişecek, sektörümüzü etkileyecek ne gelişmeler olabilir?’ diye bakıyoruz. "</p>
<p><strong>Doğayla birlikte biyomalzeme ekosistemi yaratıyoruz </strong></p>
<p>GÖZEN CEO’su ve LUNAFORM Teknoloji ve İnovasyon Lideri Ece Gözen: "Tekstil ve moda sektöründen gelen bir insan olarak aslında tasarımdan biyoteknolojiye geçtiğimiz noktada bir ürüne baktığınız zaman aslında bütün malzemenin performansı, tüketiciyle kurulan bağ gibi konulara bakıyoruz. Malzeme her zaman ön planda. Fakat gerçekten sürdürülebilir bir versiyon yaratabilir miyiz diye bir soruyla yola çıktım. Daha sonrasında mesleği tamamen bırakıp bütün atölyeleri bir laboratuvar ortamına dönüştürüp bir yolculuğa çıktım. Burada da aslında doğayla beraber tasarlamak ve doğanın sistemlerini kendimize entegre etmek gerçekten şu an endüstrimizin en fazla ihtiyacı olduğu şey. Fakat bir biyo-malzeme üretmek gerçekten yeterli olmuyor. Birçok şekilde biyo-malzeme üretebilirsiniz, herhangi bir atık kullanabilirsiniz, onu dönüştürebilirsiniz. Benim amacım biraz daha o organik yapıyı ve deri üzerine bunca senedir geliştirilen o tabaklama tekniklerini nasıl entegre edebilirizin cevabını bulmaktı. Ben cevabı fermentasyonda buldum. Biz LUNAFORM isimli biyo-malzememizi kontrollü bir fermentasyon süreciyle sadece 7 günde büyütüyoruz. Yani canlı sistemlerle yeni bir üretim sistemi yaratıyoruz. DESA gibi çok vizyoner bir platformla kendi teknolojimizi birleştirdik ve sektörün ihtiyacı olduğu şeyi tek bir şirket üzerinden sağlıyoruz. Hammaddeyi yetiştiriyoruz. Bu model dünyada ilk. Ürünümüz otomotivden tutun derinin ve tekstilin kullanıldığı her endüstri alanında kullanılabilme avantajına sahip."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">TEKNOLOJİNİN İZİNDE İŞİMİZİ VE YATIRIMLARIMIZI NASIL DÖNÜŞTÜRÜYORUZ?</span></h2>
<p><strong>Yatırım ve üretim anlayışı teknoloji ile yeniden şekilleniyor</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Teknolojinin İzinde İşimizi ve Yatırımlarımızı Nasıl Dönüştürüyoruz?” başlıklı oturumda DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan, Uyumsoft Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Önder ve Letven Capital CEO’su Kamil Kılıç, teknolojik dönüşümün şirketlerin iş yapma biçimlerine ve yatırım kararlarına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac477c426919-1791260612.png" alt="" width="900" height="265" />Panelde robotikte yerli üretim ve fikri mülkiyet, yapay zekânın yönetim süreçlerine entegrasyonu ve teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesini sağlayacak finansman mekanizmaları öne çıktı. </p>
<p><strong>“Çin’den almak yerine kendi robotumuzu üreteceğiz” </strong></p>
<p>DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan: "Robotik teknolojilerde bence asıl tartışmamız gereken konu robotların bilinç kazanıp kazanmayacağından ziyade bu teknolojinin kimin kontrolünde olacağı. Kötü insanların kontrolündeyse kötü, iyi insanların kontrolündeyse iyi olacaktır. Bütün teknolojilerden her dönemde insanlar korktu. Bilgisayarlar geldiğinde de aynı korkuyu yaşadık. Eğer teknoloji bizdeyse korkmamıza gerek yok. Robotu biz üretiyor ve geliştiriyorsak sıkıntı yok. Çin’den de çok fazla korkmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Çin inanılmaz güçlü ancak bugün gördüğümüz robotların önemli bir bölümü hâlâ uzaktan kumandalı ve kontrollü. Belirli görevleri otonom gerçekleştirebiliyorlar ama henüz yüzde 100 otonom değiller. Biz Türkiye’de daha iyisini üretebileceğimize inanıyoruz. Burada önemli olan yalnızca teknolojiyi satın alıp kullanmak değil, o teknolojiyi üreten tarafta olabilmek. Bizim geliştirmelerimiz bitmek üzere. Kendi robotumuzu üreteceğiz ve bunun için yeni fabrikamızı kuruyoruz. Çin’den almak yerine biz üretelim, teknoloji bize ait olsun istiyoruz. Çin’le ölçek ekonomisinde mücadele etmek kolay değil. Bu nedenle farklı bir model geliştirebiliriz. Kendi robotumuzu üretip satmak yerine kiralayabilir, hizmet modeliyle müşteriye sunabiliriz. Böylece şirketlerin yüksek yatırım maliyetine katlanmadan robotik teknolojilerden yararlanmasını da sağlayabiliriz. Türkiye’nin bu alanda sadece teknolojiyi ithal eden ve kullanan değil, geliştiren, üreten ve dünyaya sunan ülkelerden biri olması gerektiğine inanıyorum. Kendi teknolojimiz ve farklı iş modellerimizle küresel ölçekte rekabet edebiliriz."</p>
<p><strong>“Yapay zekâyı yönetim aracı olarak görmeliyiz” </strong></p>
<p>Uyumsoft Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Önder: "Türkiye’de dijitalleşmeye baktığımızda devlete karşı yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve kayıt altına girme konusunda çok iyi bir noktadayız. E-fatura, e-defter ve e-arşiv uygulamalarında önemli mesafe aldık. Ancak bu dijitalleşmenin işletmelerimizin yönetimine ve verimliliğine ne kadar yansıdığına baktığımızda aynı başarıyı henüz göremiyoruz. Yaklaşık 5 bin büyük işletmemiz dijitalleşmede önemli mesafe aldı. 50 bine kadar uzanan işletme grubunda da neyi, ne zaman ve ne ölçüde dijitalleştirmek gerektiğine ilişkin farkındalık yükseliyor. Geriye kalan yaklaşık 2 milyon 950 bin küçük işletmede ise süreçler ağırlıklı olarak mali müşavirler üzerinden ilerliyor. Şimdi yapay zekâyla birlikte yeni bir döneme giriyoruz. Yapay zekâyı bir teknoloji olarak algılama felsefesinden çıkmamız gerekiyor. Bunu bir yönetim aracı olarak kullanmayı tartışmalıyız. KOBİ’lerde yapay zekâ okuryazarlığı yüzde 10-15 civarındayken, yaklaşık 50 bin daha büyük işletmede bu oran yüzde 40’lara ulaşıyor. Önümüzdeki iki yılda öğrenme katsayımızı çok hızlı artırmalı ve insan kaynağımızı buna hazırlamalıyız. Yapay zekânın insanın alternatifi olacağını düşünmüyorum. Ancak yapay zekâyı iyi kullanamayan insanları sistemin dışına atacak. Bugün bir operasyon yürüten arkadaşımız yarın 10 operasyon yürütebilecek. Şirketlerimizin verimliliği artacak, bugün yapamadığımız işleri de yapabilir hale geleceğiz. Ben kendi şirketimde daha önce 10 günde yaptığımız bir işi bugün yapay zekâyla 3 günde yapabiliyorum. Üstelik yalnızca hız kazanmıyoruz, kalite de ciddi şekilde artıyor."</p>
<p><strong>“43 robotlu karanlık fabrikaya 8 milyon dolar yatırım yaptık” </strong></p>
<p>Letven Capital CEO’su Kamil Kılıç: "Türkiye’de bugün 640’a yakın girişim sermayesi fonu var. Bu fonların yatırımlarının yarattığı değer yaklaşık 650 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Ekosistemde yaklaşık 3 bin şirket ve 25 bine yakın yatırımcı bulunuyor. Ancak girişim sermayesi fonlarının toplam fon büyüklüğü içindeki payı hâlâ yüzde 1’in altında. Biz de son beş yılda 100 milyon dolar kaynak topladık ve yaklaşık 400 milyon dolar değer yarattık. Girişimcilikte önce sektörlerin çözülmemiş problemlerini bulmamız gerekiyor. Biz kurumsal şirketin problemini çözecek alan uzmanını buluyor, bunu akademik bilgi ve teknolojiyle birleştiriyoruz. Ortaya çıkan çözüm müşteriden karşılık gördüğünde şirketleştirip girişim sermayesi yatırımımızı yapıyoruz. Physical AI tarafında 8 milyon dolarlık yatırım yaptık. Yıllardır tersanede çalışan alan uzmanlarını teknolojiyle buluşturuyoruz. RoboSHIFT yatırımımızla bir geminin kaynaklama işlemlerini 43 robotla karanlık fabrikada gerçekleştirebilecek bir yapı üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’de girişim sermayesinden sonraki aşamada önemli bir finansman boşluğu var. Girişim sermayesinden sonra şirketin ölçeklenebilmesi için büyüme sermayesinin gelmesi gerekiyor. Ardından bankacılık finansmanı, emeklilik fonları ve sermaye piyasaları devreye girebilir. Ancak bu zincirdeki eksik halka nedeniyle önemli kayıplar yaşıyoruz. Daha verimli, dayanıklı ve sektörü yaşatan fonlar geliştirerek kaynakları teknoloji üreten ve büyüme potansiyeli bulunan şirketlere yönlendirmemiz gerekiyor."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">DÖNÜŞÜM ENERJİSİ</span></h2>
<p><strong>Güneşte yerli üretimle ihracat fırsatı</strong></p>
<p>“Dönüşüm Enerjisi” konulu oturumda TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Onur Ünlü ve Pekintaş Yönetim Kurulu Başkanı Özhan Olcay yer aldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4784a66a5a-1791260746.png" alt="" width="700" height="343" /><strong>Artan elektrik talebi köklü dönüşüm gerektiriyor </strong></p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Onur Ünlü: "Türkiye’nin yıllık elektrik tüketimi yaklaşık 360 terawatt/saat. Kurulu gücümüzün yüzde 63’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Ancak toplam tüketimimizin yüzde 44-45’ini yenilenebilirden karşılayabiliyoruz. Önümüzdeki dönemde elektrik ihtiyacımız çok daha fazla artacak. Bu nedenle yalnızca yeni santraller kurmayı değil, enerji sisteminin tamamını dönüştürmeyi konuşmamız gerekiyor. Elektriğin toplam enerji tüketimi içindeki payı bugün yaklaşık yüzde 19. Elektrifikasyonla bu payın yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. Fosil yakıt kullanan ekipmanların yerini elektrikle çalışan sistemler alacak. Buna elektrikli araçlar da ekleniyor. Ağustos sonu itibarıyla satılan araçların yüzde 18,1’i elektrikli. 2035’e kadar yollarda 10 milyon elektrikli araç olması bekleniyor. Bu da yaklaşık 25 terawatt/saat ilave elektrik tüketimi demek. Kentsel dönüşüm de talebi etkileyecek. Yeni standartlarla binaların enerji ihtiyacını azaltmayı ve enerjinin bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı amaçlıyoruz. Bütün bunları hesaba kattığımızda, bugün 360 teravatsaat olan elektrik tüketimimizin 2035’te 670 terawatt/saate ulaşması kuvvetle muhtemel. Yani neredeyse iki katına çıkmasından söz ediyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak için yenilenebilir enerji yatırımları tek başına yeterli değil. Dağıtım hatlarını, trafoları ve dağıtım merkezlerini dönüştürmemiz; talep tarafı katılımını ve atık ısıyı değerlendirmemiz gerekiyor. Güneş ve rüzgârda 2035 hedefimiz 120 gigawatt. Mevcut hedefe ulaşabilmek için her yıl yaklaşık 8,5 gigawatt’lık güneş ve rüzgâr yatırımı yapmalıyız. Dolayısıyla üretim kapasitesini artırırken altyapıyı da aynı hızla hazırlamalıyız." </p>
<p><strong>Tedarik emniyeti maliyetten daha önemli hale gelecek </strong></p>
<p>Pekintaş Yönetim Kurulu Başkanı Özhan Olcay: "Güneş enerjisinde maliyet d üşüyor, verimlilik artıyor. 2005-2010 döneminde 1 megavatlık santralin kurulumu yaklaşık 6 milyon Euro'ydu. Bugün bu maliyet onda birine kadar geriledi. Türkiye’nin neredeyse tamamı güneşten elektrik üretmeye uygun. Bu kaynağı en verimli şekilde kullanmalıyız. Ancak bunu yaparken üretimi de Türkiye’de gerçekleştirmemiz gerekiyor. 2013’te güneş paneli üretimine başladığımızda fabrikamızın kapasitesi 10 megavattı. 320 vatlık paneller üretiyorduk. Bir gün 100 panel ürettik ve bunu kutladık. Bugün fabrikamızda günde 10 bin adet 630 vatlık panel üretiyoruz. Fakat Çin’den hücre getirip panel üretirsek bu bir montaj faaliyeti oluyor. Hücreyi de üretmeliyiz ki ithalatı azaltan, ihracata yönelen bir üretimden söz edebilelim. Çin’le fiyat ve ölçek üzerinden mücadele etmek kolay değil. Karşımızda yalnızca bir şirket değil, Çin devleti var. Ancak ABD ile Çin arasındaki rekabetten avantaj elde edebiliriz. Türkiye’nin konumunu, Amerika ve Avrupa’ya açılan bir ihracat kapısı olarak değerlendirebiliriz. Biz de büyük bir hücre üreticisine giderek Türkiye’de ortak üretim teklif ettik. Azınlık ortaklığıyla ileri teknolojiyi Türkiye’ye getirmek üzere çalıştık. Hücre yatırımını 5 Nisan itibarıyla devreye aldık. Hem iç pazara hem dış pazara üretim yaparak ithalatı azaltmayı ve ihracatı artırmayı amaçlıyoruz. Güneşte üretim ile depolamayı birlikte düşünmeliyiz. İhtiyacımızın olmadığı saatlerde üretilen enerjiyi depolayıp gerektiğinde kullanabilirsek güneşin payını artırabiliriz. Üretim ve depolamayı bütünleşik bir sistem halinde yönetmek avantajımızı büyütecek. Herkes yatırımının kaç yılda döneceğini hesaplıyor. Bunlar önemli ama kritik bir nokta daha var: Tedarik emniyeti, tedarik maliyetinden daha önemli hale gelecek. Kendi kaynaklarımızla enerji tedarikimizi güvenceye almak en rekabetçi adımlardan biri."</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">KONJONKTÜREL SOHBETLER</span></h2>
<p><strong>Ekonomiden siyasete yeni dönemin risk haritası</strong></p>
<p>“Belirsizliğe Meydan Okumak” ana teması ile gerçekleştirilen “Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde Konjonktürel Sohbetler paneli düzenlendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac479d659007-1791261142.png" alt="" width="800" height="344" />Panelin moderasyonunu EKONOMİ Gazetesi Yazarı Mete Belovacıklı yaptı: </p>
<p><strong>Bugünkü kriz asla yaşanmaması gereken bir krizdi </strong></p>
<p>Ekonomist Ali Ağaoğlu: "Finans piyasalarındaki profesyonellerin birçoğu, yaklaşık bir buçuk yıl önce, ortada henüz bu kadar büyük bir sıkıntı yokken fon sorununu dile getirmeye başlamıştı. İşlerin buraya doğru gittiği bize göre çok açıktı. Düzenleyici otoriteler için İngilizcede “watchdog”, yani bekçi köpeği ifadesi kullanılır. Buradaki anlamı, insanların canının yanmasını önleyecek bir gözetim ve koruma görevidir. SPK da bunun için kurulmuş bir kurum. Ancak eylemsizlik nedeniyle bu görev tam olarak yerine getirilmeyince böyle bir noktaya gelindi.</p>
<p>Bununla bağlantılı çok önemli bir başka konu da enflasyon. Enflasyonun herkesin derdi olması gerekirken bunu yeterince dert etmedik. Bütün yükü Merkez Bankası’na ve para politikasına bıraktık, maliye politikası tarafını ihmal ettik. Üstelik siyasi deprem yaşadık. Bunlar enflasyonun düşmesini imkansız hale getirmese bile çok yavaşlattı. Yatırımcılar da enflasyon karşısında kendilerini korumak için mümkün olan en yüksek getirinin peşinden koştu. Bu arayış içinde işler daha da zorlaştı. Finans piyasalarındaki kurumların bir kısmı da bu yola girmekte tereddüt etmedi. İçlerinden uyarıda bulunanlar oldu ancak sektörün birliği olan Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin de bu süreçte sesini yeterince yükselttiğini söyleyemem. İlgili kurumlar arasında derli toplu önlem alan bir kurum göremedim. Bu nedenle bugün bu noktadayız. Bugünkü kriz asla yaşanmaması gereken bir krizdi. Bundan sonra ne yapılacağına gelirsek, şu ana kadar açıklanan yöntemlerin hiçbirinin çalışacağını düşünmüyorum. Benim önerim, fonlara yapılan bütün girişlerin ve çıkışların incelenmesi, çıkan paraların geri getirilerek hesabın baştan yapılmasıdır. Bunu hisse senetleri için değil, fonlar için söylüyorum. Yatırılan anapara ve bunun makul bir getirisi esas alınarak, eldeki imkanlar ölçüsünde ödeme yapılmalı. "</p>
<p><strong>Enflasyonu düşürmemenin bir yaptırımı yok </strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz: "Enflasyonun düşmeyeceğini söylüyorum ve bunun nedenleri var. Birincisi, enflasyonu besleyenler var. Bir şeyi besliyorsanız düşmez. İkincisi, bundan beslenenler var. Kimseyi özel olarak hedef almıyorum ama enflasyondan kazanç sağlayan kesimler bulunuyor. Enflasyon, bazı kesimlerin gelirini artırıyor. Bizdeki enflasyona endemik enflasyon diyorum. Kendimize özgü bir yapısı var. Bir başka neden, enflasyonu benimsemiş olmamız. Herkes şikayet ediyor ama kimsenin enflasyonla yeterince derdi yokmuş gibi davranılıyor. Enflasyon niyetle, gayretle ve diyetle düşer. Bizde bunlar dilimizde var ama uygulamada yok. Sonra da “Enflasyon niye düşmüyor, neden bu kadar direnç gösteriyor?” diye soruyoruz. Sabit gelirliler dahil, herkes kendini korumaya çalışırken bu düzenin devamına katkıda bulunuyor. Türkiye’de yaşadığımızı yalnızca kriz diye tanımlamıyorum. Krizde dibe vurur, sonra çıkarsınız. Burada ise dibi bulamıyoruz. Üstelik sorun yalnızca Türkiye’de değil; dünyada da yangın var. 2018’de enflasyonla mücadele seferberliği ilan edildiğinde sektörlere zam yapmama, mümkünse indirim yapma çağrıları yapılmıştı. Bugün aynı şeyi yapmak çok daha zor.</p>
<p>Pandemiyle ekonomilerin kapanması ve dünyada enflasyonun yeniden yükselmesi koşulları değiştirdi. En önemli mesele ise enflasyonu düşürmemenin, düşürememenin bir yaptırımının olmaması. Hesap vermiyorsunuz ama enflasyonun düşmesini bekliyorsunuz. Böyle bir ortamda enflasyon olsanız düşer misiniz? Kalıcı düşüş için önce gerçek bir mücadele niyeti göstermemiz gerek."</p>
<p><strong>Belirsizlik o kadar büyük değil, karşı karşıya olduğumuz koşullar belirgin </strong></p>
<p>İş İnsanı ve Yazar Hilmi Güvenal: "İş dünyasını çok farklı kesimlere ayırmak mümkün. Bir kurucu kuşak var, bir de onlarla birlikte çalışan veya onların işlerini devam ettiren çocukları var. Ayrıca ailelerinin işi olmasına rağmen o işi sürdürmeyip kendi girişimini kuranlar bulunuyor. Bunların her birinin belirsizliğe verdiği tepki farklı. Kurucu kuşağı derken kıtlık dönemlerinde ihtiyacı görmüş, kapasite kurmuş, teşviklerden, ucuz krediden ve ucuz TL ortamından yararlanarak büyümüş iş insanlarından söz ediyoruz. İkinci kuşak da özellikle işler çok büyükse bunları devam ettirmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu işletmelerin bugün yaptıklarına baktığımızda otomasyonu görüyoruz. Çünkü işçilik maliyetleri artık rekabet gücünü azaltacak düzeye yükseldi. Enerji tasarrufuna yönelik projeler yürütülüyor. Bunlara son dönemde yapay zeka projeleri de ekleniyor. Büyük kapasiteler kurmuş şirketlerin bugünkü gündeminde bunlar bulunuyor. Bir de yeni kurulmuş işler var. Bunlar, önceki kuşağın ‘Bir kıtlık görüyorum, bu kıtlığa kapasite kurarak çözüm buluyorum’ yaklaşımından farklı hareket ediyor. Yeni girişimciler, 'Benim dünyayı değiştirecek bir fikrim var”'diyerek yola çıkıyor. Yirmi yıl önce olmayan işleri kuruyorlar. Bu şirketlerde büyüme hâlâ devam edebiliyor. Peki, önceki kuşakların kurduğu şirketlerin tamamı sağlıklı büyüdü mü? Hayır.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca yatırım yapılıyor olması, şirketin büyüdüğü anlamına gelmiyor. Ancak hepsini ilgilendiren, artık belirginleşmiş koşullar var. Yüksek faizin ve yüksek enflasyonun kalıcı olduğunu düşünüyorum. Çin rekabeti ve yapay zeka da herkesi ilgilendiriyor. Şirketlerin geçmişleri, ölçekleri ve iş yapma biçimleri farklı olsa da bu başlıklar ortak gündemlerini oluşturuyor. Bu nedenle belirsizliğin söylendiği kadar büyük olmadığını düşünüyorum. Karşı karşıya olduğumuz koşulların önemli bir bölümü artık belirgin.</p>
<p><strong>Türkiye, ABD ile Çin arasındaki mücadelenin tam ortasında </strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yazarı Zeynep Gürcanlı: "Dışarıda yaşanan gelişmeler, OVP’den hane halkının geçim derdine kadar içerideki bütün kararlarımızı etkiliyor. Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyimizde İran, İsrail ve Amerika arasındaki çatışmalar var. Boğazlar, su yolları ve Ege gibi başlıklar da gündemimizde. Siyasi riskler bitmeyecek; dünyaya ve Türkiye’ye buna göre bakmamız gerekiyor. Çin rekabetini yalnızca üretim ve ticaret üzerinden değerlendirmemek lazım. Bir de ABD öncülüğünde yürüyen su yolları mücadelesi var. Panama Kanalı’ndan Hürmüz Boğazı’na, Babülmendep’ten kuzeyde açılan rotalara kadar uzanan bir rekabetten söz ediyoruz. Mesele, ticaret yollarını kontrol ederek Çin’in hareket alanını sınırlamak.</p>
<p>Türkiye de bu mücadelenin tam ortasında bulunuyor. Rusya ve İran’ı da Çin’in potansiyel müttefikleri olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu ülkelerin zayıflatılması, Amerika’nın Çin karşısındaki konumuyla doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Türkiye açısından temel sorulardan biri Amerika Ortadoğu’dan çekilirken onun yerini kim dolduracak? Türkiye’den bölgede böyle bir rol üstlenmesi beklenecek mi? Önümüzdeki dönemi belirleyecek başlıklardan biri bu olacak.</p>
<p>Gündemdeki bölgesel mutabakatların niteliğini de netleştirmemiz gerekiyor. Bir uluslararası anlaşmadan mı, yoksa niyet beyanından mı söz ediyoruz? Metinleri ve Meclis’e gelecek düzenlemeleri görmeden kesin hüküm vermemeliyiz. Avrupa’da da Türkiye’yi yakından ilgilendiren tartışmalar var. Avrupa pazarına erişimi dış politikaya uyum şartıyla ilişkilendirmeye yönelik hazırlıklardan söz ediliyor. Bu yalnızca Türkiye’ye yönelik değil; ancak Gümrük Birliği nedeniyle bizi yakından ilgilendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/is-dunyasi-liderleri-yeni-rekabetciligin-kodlarini-tartisti-89068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/567-1791261312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesinin PwC işbirliği ve Hepsiburada ana sponsorluğunda gerçekleştirdiği “Dönüşen Liderlik” zirvesinin 5’inci buluşması, iş dünyası temsilcilerini “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla bir araya getirdi. Yoğun katılımla gerçekleşen zirve; dünya ve Türkiye ekonomisinde değişen koşullar ile belirsizliklerin şekillendirdiği yeni rekabetçilik dinamiklerine dair dikkat çeken değerlendirme, analiz ve deneyim paylaşımlara zemin oluşturdu. Teknoloji/yapay zeka, sürdürülebilirlik ve tedarik süreçlerinde şirketlerin uyum kapasiteleri ile liderlik dönüşümü tartışıldı. Türkiye’nin önündeki tehdit ve fırsatlar da öne çıkan konu başlıkları arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-logistech-2026da-sektor-profesyonelleriyle-bulusuyor-89129</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KRONE, LOGISTECH 2026’ya katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>KRONE, lojistik ve taşımacılık sektörünün temsilcilerini bir araya getiren LOGISTECH 2026’da yer almaya hazırlanıyor. Şirket, fuar boyunca treyler çözümlerini ve sektöre yönelik yaklaşımını ziyaretçileriyle paylaşırken mevcut iş birliklerini güçlendirmeyi ve yeni iş fırsatlarını değerlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Taşımacılık sektöründe değişen operasyonel ihtiyaçlar, verimlilik beklentileri ve sürdürülebilir büyüme hedefleri, fuar süresince gerçekleştirilecek görüşmelerin odağında yer alacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre KRONE ekibi, ziyaretçileriyle doğrudan bir araya gelerek farklı taşımacılık uygulamalarına yönelik ihtiyaçları değerlendirecek ve çözüm önerilerini paylaşacak.</p>
<p>Fuarın, İzmir Tire’de üretim gerçekleştiren şirket için bölgedeki sektör paydaşlarıyla ilişkilerini geliştirmek açısından da önemli bir buluşma noktası olacağı ifade edildi. Şirketin, üretim deneyimini ve müşteri odaklı hizmet anlayışını fuara taşıyarak sektörle karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacağını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/krone-logistech-2026da-sektor-profesyonelleriyle-bulusuyor-89129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/0/1280x720/krone-grubu-1770212362.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KRONE, 7–9 Ekim 2026 tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlenecek LOGISTECH 2026’ya katılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-89122</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı 16 Ekim’de açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO Edebiyat Şehrinde kültür ve sanat faaliyetlerini artırarak sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şehrin köklü edebiyat birikimini geleceğe taşımak, kitap ve okuma kültürünü daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla her yıl düzenlenen Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı’nın bu yıl 11’incisi kitapseverlerle buluşacak. Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 16 Ekim Cuma günü KAFUM Fuar Merkezi’nde kapılarını açacak. Anadolu’nun en büyük kitap fuarlarından biri olma özelliğini taşıyan organizasyon, 25 Ekim Pazar gününe kadar kitapseverleri ağırlayacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 10 gün boyunca devam edecek fuarda yerel, ulusal ve uluslararası ölçekte 400 yazar ve şair okurlarla buluşacak. İmza günleri ve çeşitli etkinliklerle yazar ve şairler, eserlerini okurlarıyla buluştururken edebiyatseverler de sevdikleri isimlerle birebir iletişim kurma imkânı yakalayacak. Fuar kapsamında ayrıca 150 yayınevi KAFUM’da stant açacak. Yüz binlerce kitabın okurlarla buluşacağı fuar, geniş kitap seçkisiyle her yaştan ziyaretçiye hitap edecek. Çocuk ve gençlerden yetişkinlere kadar farklı yaş gruplarına yönelik eserlerin yer alacağı organizasyon, Kahramanmaraş’ta kitap ve okuma kültürünün gelişmesine de katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>50 söyleşi programı</strong></p>
<p>Fuar süresince 50 söyleşi programı gerçekleştirilecek. Edebiyat, kültür, sanat ve düşünce dünyasından önemli isimlerin katılımıyla düzenlenecek söyleşilerde farklı konu başlıkları ele alınacak. Kitapseverler, fuar boyunca hem yeni kitaplarla tanışma hem de yazar ve şairlerin fikir dünyalarına yakından tanıklık etme fırsatı bulacak. Söyleşiler, imza günleri ve yayınevi stantlarıyla fuar alanı, on gün boyunca edebiyat ve kültür sanatın buluşma noktası olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-89122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/anadolunun-en-buyuk-kitap-fuari-16-ekimde-kapilarini-ziyaretcilerine-acacak-1791283586.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenecek Uluslararası Kahramanmaraş Kitap Fuarı, 16 – 25 Ekim tarihleri arasında kitapseverleri ağırlayacak. Fuarda 400 yazar ve şair okurlarla buluşurken, 50 söyleşi programı gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-89118</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından 175 Milyon TL yatırımla şehre kazandırılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Başkan Görgel, “Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’ne önemli bir içmesuyu kaynağı kazandırdık. Tesisimizin mahallelerimize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, şehrin altyapı geleceğini güvence altına almak ve vatandaşların içmesuyuna kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirdiği yatırımların hız kesmeden devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şehrin altyapısının modernizasyonu, su kaynaklarının daha etkin kullanılması ve içmesuyu arz güvenliğinin güçlendirilmesi noktasında önemli çalışmalar gerçekleştiren Büyükşehir Belediyesi, bu kapsamda önemli bir yatırımı daha Kahramanmaraş’a kazandırdı. KASKİ koordinesinde, 175 milyon TL’lik yatırımla hayata geçirilen Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi tamamlanarak düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Kılavuzlu Mahallesi’nde gerçekleştirilen açılış törenine; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Vali Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mevlüt Kurt, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı Muhammed Burak Gül, Dulkadiroğlu Kaymakamı Hicabi Aytemür, Onikişubat Kaymakamı Salih Çiğdem, KASKİ Genel Müdürü Necati Çalık, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><strong>“Deprem yaşayan şehirler arasında en hızlı toparlanan şehir durumundayız”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Asrın felaketini yaşadık. Aradan geçen süre zarfında Allah'a şükürler olsun ki artık çalışmalarımızın son safhasına doğru gelmiş bulunuyoruz. Çok saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü irade, bakanlarımız, Bakanımız Sayın Vahit Kirişci, milletvekillerimiz, valimiz, teşkilatlarımız ve vatandaşlarımızın destekleriyle hamdolsun deprem yaşayan şehirler arasında da en hızlı toparlanan şehir durumundayız. Şehrimizde bu denli büyük bir yeniden ihya ve inşa çalışması sürerken bizler de hem altyapıda hem üstyapıda şehrimizi daha konforlu bir hâle getirmeye gayret ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Şehrimizin Tüm Altyapı Ağlarını Yeniliyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Görgel konuşmasının devamında, “Özellikle altyapıda yaptığımız iyileştirmeler geleceğin şehrini inşa etmek ve daha konforlu, daha sağlam bir şehri bizden sonraki gelecek nesillere bırakmak için. Allah'a şükürler olsun bugün altyapıda yaptığımız o iyileştirmelerin artık sonuna doğru gelmeye başlıyoruz. Deprem öncesi altyapımız çok yetersizdi. Kayıp kaçak oranı yüzde 80'leri neredeyse bulmuştu. Depremden sonrasında ise artık altyapımız neredeyse tamamen işlevsiz bir hâle gelmişti. Asbestli borular, şehirde neredeyse hiç olmayan yağmursuyu altyapısı, yetersiz arıtma tesisleri, yeni nesil teknolojilerle entegre edilemeyen sistemler. Gerçekten bu anlamda Kahramanmaraş altyapı yönüyle de iyi bir durumda değildi. Bu sürecin hep beraber zor geçeceğini biliyorduk ve gerçekten hem Sayın Bakanımız, Valimiz, milletvekillerimiz, tüm çalışma arkadaşlarımız, dava arkadaşlarımızla beraber bu şehirde altyapı noktasında herkes bu işe hassasiyet gösterdi ve Allah'a şükürler olsun bugün şehrimizde Sayın Cumhurbaşkanımızın bizlere sağlamış olduğu finansman desteğiyle önemli bir noktaya geldik. 2 bin 350 kilometre içmesuyu, kanalizasyon ve yağmursuyu hattı, arıtma tesisleri ve günümüz teknolojilerine uygun izleme sistemleri ile ilgili çalışmalara çok şükür başladık. Bugün yüzde 80'lere getirdiğimiz bu süreç, inşallah önümüzdeki yıl başından itibaren de büyük ölçüde nihayete ermiş olacak. Bunları yaparken aynı zamanda şehrin diğer altyapı kuruluşlarını da bu noktada harekete geçirdik. Aynı anda bu işlerin hepsini beraber çözmek için de büyük bir gayret sarf ediyoruz. Şu anda AKEDAŞ, örnek verecek olursak şehir merkezindeki en büyük altyapı ihalelerini tamamladı ve onlar da sadece şehir içerisindeki 40 kilometreye yakın bir çalışma yaparak bu noktaya destek verdiler. Bununla birlikte ARMADAŞ, Telekom, velhasıl tüm altyapı kuruluşları eş zamanlı bir çalışma sürdürmekteler. Ben emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“KASKİ’nin Kurumsal Kapasitesini Katbekat Artırdık”</strong></p>
<p>Başkan Görgel, altyapı yatırımlarının sürdürülebilir şekilde yürütülebilmesi amacıyla KASKİ’nin kurumsal kapasitesinin de güçlendirildiğini belirterek, kurumun araç ve ekipman altyapısındaki gelişime dikkat çekti. Görgel, “Tüm bu çalışmaları yaparken Su ve Kanalizasyon İdaremizde de önemli bir yapılanmaya gittik. Kurumumuzun kurumsal kapasitesini katbekat arttırdık. Biz göreve geldiğimiz zaman kurum envanterimizde 60 araç varken şu anda biz bu araç sayısını 105'e çıkardık. Bulduğumuz finansman kaynaklarıyla inşallah çok yakın zamanda 20 araçlık daha bir filoyla bu araç kapasitemizi daha da iyileştirmiş olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“En Uygun Fiyatlı İçmesuyu Sağlayan Büyükşehir’den Biriyiz”</strong></p>
<p>Su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasının önemine de değinen Başkan Görgel, altyapı yatırımlarının yanı sıra su tarifelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başkan Görgel, “Şu anda biz suyu iyi değerlendirmek anlamında altyapıya büyük yatırım yapıyoruz. Yani hem öz kaynaklarımızla hem dediğimiz gibi ulusal ve uluslararası bulduğumuz finansman kaynaklarıyla. Kahramanmaraş'ımız, Büyükşehirler arasında da su bedeli noktasında 20. sırada. Gaziantep, İstanbul, Ankara, İzmir, Balıkesir, Manisa, Malatya, Antalya, Ordu, Adana gibi bizden daha yüksek su tarifesine sahip 19 şehrin ardından 20. sıradayız. Bu çalışmalarımız bittiğinde inşallah Kahramanmaraş'ımız altyapısı tamamen yenilenmiş, asbestli borulardan kurtulmuş, en ileri teknolojili, işletilebilir ve modern bir altyapıya kavuşmuş örnek bir şehir olacak” dedi.</p>
<p><strong>“Sadece Bu Yıl 540 Kilometrelik Yol İhalesi Yaptık”</strong></p>
<p>Başkan Fırat Görgel, altyapı yatırımlarının yanı sıra ulaşım ve üstyapı çalışmalarının da yoğun şekilde sürdürüldüğünü belirterek, özellikle asfalt çalışmalarında önemli bir seferberlik yürütüldüğünü söyledi. Başkan Görgel, “Yol noktasında yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Sadece bu yıl 540 kilometrelik yol ihalesi yaptık. Son 6-7 yılda Kahramanmaraş 90 ila 100 kilometre her yıl yol yapıyordu. Sadece bu yıl içerisinde yaptığımız yol miktarı 540 kilometre. Gerçekten bunu öz kaynaklarımızla, bulmuş olduğumuz finansmanla tamamlamaya çalışıyoruz. Ama gerçekten arkadaşlarımızla beraber gece gündüz çalışarak vatandaşlarımızın bir an önce ulaşım konforunu artırmayı hedefliyoruz. 20 yıldır, 25 yıldır asfaltı yapılmayan sokaklarımızı, altyapı geçsin geçmesin, asfaltlamaya çalışıyoruz. Bu noktada önemli bir çalışma içerisindeyiz. İnşallah havalar müsaade ettikçe bu çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Aynı zamanda bu noktada caddelerimizi yaparken sadece asfaltla yetinmiyoruz. Peyzaj, yürüyüş yolları, aydınlatmalar. Gerçekten şehrimizi daha böyle güzelleştirecek çalışmaları da asfalt çalışmalarımızla beraber yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>5 Mahalle ve OSB’ye Yeni Su Kaynağı</strong></p>
<p>Başkan Görgel, hizmete açılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi’nin bölgedeki mahalleler ve Organize Sanayi Bölgesi açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, projenin Ayvalı Barajı üzerindeki baskının azaltılmasına da katkı sağlayacağını ifade etti. Görgel, “Bugün açılışını yaptığımız Kılavuzlu İçme Suyu Arıtma Tesisi'mizle beraber de isale hattı ve içmesuyu deposu; Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahallelerimizle Organize Sanayi Bölgemize önemli bir kaynak kazandırmış olacağız. Karasu kaynağımızın şehrimizin doğusunu besleme oranını daha da artırmış oluyoruz. Bu da Ayvalı Barajı'mızın daha kontrollü kullanımı demek. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum, gayretlerine sağlık diyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4ca0f47adb-1791281679.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Konuşmaların ardından kurdele kesilerek Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi’nin resmi açılışı gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından heyet tesisi ziyaret ederek incelemelerde bulundu ve yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.</p>
<p><strong>Saniyede 200 litre içmesuyu arıtma kapasitesi</strong></p>
<p>Verilen bilgilere göre, proje kapsamında Kılavuzlu Barajı’ndan alınan su, yaklaşık 2 kilometrelik isale hattı vasıtasıyla modern arıtma tesisine ulaştırılıyor. Tesiste gerçekleştirilen arıtma işlemlerinin ardından kullanıma hazır hale getirilen içmesuyu, bölgedeki yerleşim yerlerinin ve Organize Sanayi Bölgesi’nin ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak. Saniyede 200 litre içmesuyu arıtma kapasitesine sahip olan tesisin, bölgenin içmesuyu arz güvenliğinin artırılmasında önemli bir rol üstleneceği belirtildi. Proje ile Kılavuzlu, Hasancıklı, Gedemen, Kavlaklı ve Kazım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’nin içmesuyu ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanacak.</p>
<p><strong>İçmesuyu arzı çeşitlendirilerek sistem güçlendirilecek</strong></p>
<p>Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile bölgede içmesuyu arzının çeşitlendirilmesi de hedefleniyor. Mevcut durumda Karasu kaynağından beslenen 5 mahalle için Kılavuzlu Barajı önemli bir ek içmesuyu kaynağı oluşturacak. Böylece olası kaynak değişiklikleri ve ihtiyaç artışları karşısında sistemin daha güçlü ve esnek bir yapıya kavuşması sağlanırken, bölgedeki vatandaşların içmesuyuna kesintisiz erişimine yönelik önemli bir adım atılmış olacak. Özellikle nüfus yoğunluğunun ve sanayi faaliyetlerinin arttığı bölgede hizmete alınan tesisin, uzun vadeli içmesuyu ihtiyacının karşılanmasına katkı sunması hedefleniyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-89118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/8/1280x720/kilavuzlu-icmesuyu-aritma-tesisi-hizmete-acildi-1791281804.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından 175 Milyon TL yatırımla yapılan Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Başkan Görgel, “Kılavuzlu İçmesuyu Arıtma Tesisi ile Hasancıklı, Kılavuzlu, Gedemenli, Kavlaklı ve Kâzım Karabekir mahalleleri ile Organize Sanayi Bölgesi’ne önemli bir içmesuyu kaynağı kazandırdık. Tesisimizin mahallelerimize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-89102</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ’da turizm planı yeniden şekilleniyor, yeni planla dönüşüm başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ’ın gelecekteki yapılaşma, turizm, ulaşım ve rekreasyon kullanım kararlarını belirleyecek 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı askıya çıktı. Uludağ Alan Komisyonu’nun uygun görüşüyle onaylanan planlar, 1 Ekim 2026 tarihine kadar askıda kalacak. Yeni planlama kapsamında Uludağ’daki mevcut turizm alanlarının yanı sıra konaklama, günübirlik kullanım, spor, rekreasyon, ulaşım ve ziyaretçi yönetimine ilişkin yeni kararlar getiriliyor. Uludağ Alan Başkanı Candemir Zoroğlu, planın temel hedeflerinden birinin bölgenin doğal karakterini koruyarak Uludağ’ın dört mevsim kullanılabilecek bir destinasyon haline getirilmesi olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4922b97069-1791267371.jpg" alt="" width="449" height="299" /></p>
<h2><strong>İki otel sosyal ve kültürel alana dönüşecek</strong></h2>
<p>Zoroğlu’nun açıklamasına göre, tahliye işlemleri tamamlanan iki otelin yıkılması planlanıyor. Bu yapıların bulunduğu alanlarda yeni konaklama tesisleri yerine sosyal ve kültürel kullanım alanları oluşturulması hedefleniyor. Söz konusu alanların kongre, sergi, gastronomi ve küçük ölçekli spor aktivitelerine hizmet verecek şekilde değerlendirilmesi planlanıyor. Zoroğlu, Uludağ’da konaklama yapısının yanı sıra ziyaretçilerin gün içerisinde vakit geçirebileceği sosyal alanların geliştirilmesine yönelik bir yaklaşım benimsendiğini açıkladı. Uludağ’daki dönüşümün bir başka otelle daha devam etmesi planlanıyor. </p>
<h2><strong>190 bin metrekare spor alanı</strong></h2>
<p>Yeni planın öne çıkan başlıklarından biri de spor altyapısının geliştirilmesi. Uludağ’da yaklaşık 190 bin metrekarelik alanın spor amaçlı kullanıma ayrılması planlanıyor. Alan Başkanı Zoroğlu, bu alanların yalnızca futbol odaklı olmayacağını; tenis, padel, bisiklet ve atletizm gibi farklı spor branşlarına yönelik kullanımların da değerlendirilebileceğini belirtti. Uludağ’ın yüksek irtifa koşullarının spor kampları açısından değerlendirilmesiyle bölgenin yaz aylarında da sporcular ve organizasyonlar tarafından kullanılmasının hedeflendiğini kaydetti. Plan kapsamında ayrıca 52,77 hektar rekreasyon alanı, 19,25 hektar açık spor alanı ve 15,63 hektar kayak eğitim alanı ayrılıyor. Mevcut kızak alanının da 1,50 hektara çıkarılması öngörülüyor. Planla mevcut turizm tesislerinin yapılaşma koşulları da yeniden düzenleniyor. Turizm tesislerinde yapılaşmaya esas emsal 0,30 olarak belirlenirken, kayak ve eğitim alanlarının yeniden düzenlenmesi kapsamında 7 yeni mekanik hat planlanıyor. Kayak sezonunu uzatmak amacıyla yapay karlama sistemi ve 6,20 hektarlık gölet/DSİ set alanı da plan kararları arasında yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4924ae0019-1791267402.jpg" alt="" width="452" height="298" /></p>
<h2><strong>Oteller bölgesine 4 kilometrelik yaya bağlantısı</strong></h2>
<p>Uludağ’ın ulaşım ve ziyaretçi kullanımının yeniden düzenlenmesi de planın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Birinci ve ikinci oteller bölgesi ile teleferik hattını birbirine bağlayacak yaklaşık 4 kilometrelik yaya yolu oluşturulması planlanıyor. Yaya bağlantısıyla ziyaretçilerin oteller bölgesi içerisindeki hareketliliğinin artırılması ve sosyal alanlara erişimin kolaylaştırılması hedefleniyor. Plan kapsamında kayak ve eğitim alanlarının yeniden düzenlenmesiyle birlikte 7 yeni mekanik hat kurulması da öngörülüyor. Bunların bir bölümü yeni kayak pistlerine hizmet verirken, üç hattın birinci ve ikinci gelişim bölgeleri arasında bağlantı sağlaması planlanıyor. Mekanik tesislerin toplam taşıma kapasitesinin saatte 6 bin 450 kişiye ulaşması hedefleniyor. Kayak sezonunun uzatılması amacıyla yapay karlama sistemi ile 6,20 hektarlık gölet/DSİ set alanı da plan kararları arasında bulunuyor.</p>
<p>Uludağ Alan Başkanlığı tarafından hazırlanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar askıya çıktı. Planlar, Uludağ Alan Başkanlığı hizmet binasındaki ilan panosu ile Başkanlığın internet sitesindeki duyurular bölümünde incelenebiliyor. 2024 kış sezonunda Uludağ’da ortalama konaklama süresi 2,16 gece, 2025 kış sezonunda ise 2,23 gece olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac49263e1f48-1791267427.jpg" alt="" width="371" height="558" /></p>
<h2><strong>“Son dönemde spor kulüplerinin Bursa’ya ilgisi var”</strong></h2>
<p>Güney Marmara Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GÜMTOB) Başkanı Buğra Artıç, “Önemli olan Uludağ’ın dört mevsim değerlendirilebilmesi. Özellikle yaz dönemlerinde spor aktivitelerinde kullanılması bizim önceliğimiz. Son dönemde özellikle Ortadoğu’dan spor kulüplerinin Bursa’ya ilgisi vardı. Bu çerçevede planlanan yatırımlar hem Uludağ hem de Bursa’daki konaklamaları olumlu yönde etkileyecek ve geceleme sayılarını artıracaktır. Daha katma değerli ve uzun konaklamalı misafirlerin Bursa’ya gelmesini sağlayacaktır. Ayrıca turizmi dört mevsime yaydığınızda Uludağ herkesin faydalanabileceği daha ekonomik, erişilebilir bir yapı kazanacaktır. Bu çalışma Uludağ’ı hak ettiği yere getirecektir” değerlendirmesini yaptı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-89102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/uludagda-turizm-plani-yeniden-sekilleniyor-yeni-planla-donusum-basliyor-1791267460.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Alan Başkanlığı tarafından hazırlanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planları 1 Ekim’e kadar askıda. Alan Başkanı Candemir Zoroğlu, tahliyesi tamamlanan iki otelin yıkılarak sosyal ve kültürel alanlara dönüştürüleceğini, bir otelin daha plandan çıkarılacağını açıkladı. Plan kapsamında ayrıca yaklaşık 190 bin metrekare spor alanı ve oteller bölgesini teleferiğe bağlayacak 4 kilometrelik yaya yolu oluşturulması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisisel-gorunurluk-artik-bir-kariyer-sermayesi-89098</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kişisel görünürlük artık bir kariyer sermayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YZ çağında içerik üretmek kolaylaştıkça, kendi sesine sahip olmak daha değerli hale geliyor.</strong></p>
<p>Bildiğim, çok beğendiğim bir hukuk firması var. CEO’sunu da tanıyor ve takdir ediyorum. Renkli bir insan. Fikirleri, hikâyeleri, kendine özgü bir mizahı ve hayata farklı bir bakışı var.</p>
<p>Dolayısıyla zaman zaman sosyal medyada bir paylaşımına rastladığımda merak edip bakıyorum:</p>
<p><strong>“Bakalım ne yazmış?”</strong></p>
<p>Sonra birkaç cümle okuyorum ve çoğu zaman içimden aynı şeyi geçiriyorum:</p>
<p><strong>“Hımm… Bunu ekip yazmış.”</strong></p>
<p>Ve benim için yazı o anda değerini kaybediyor.</p>
<p>Çünkü ben hukuk firmasının iletişim ekibinin ne düşündüğünü merak etmiyorum. Tanıdığım ve takdir ettiğim o insanın ne düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p>Üstelik tuhaf olan şu: Karşımdaki insan son derece renkli, ama onun adına yapılan paylaşımlar soluk.</p>
<p><strong>Gazete kâğıdı gibi.</strong></p>
<p>Her şey doğru. Cümleler düzgün. Mesaj yerinde. Muhtemelen kurumsal iletişim açısından hiçbir kusuru yok.</p>
<p>Ama insan yok.</p>
<p>Geçenlerde Financial Times’ın <em>“Why Everyone’s a Creator — Even the CEO”</em> başlıklı videosunu izlerken aklıma tam da bu geldi.</p>
<p>FT buna “creator” diyor. Ben başka türlü tarif etmeyi tercih ediyorum:</p>
<p><strong>Kendi sesiyle görünür olmak.</strong></p>
<h3>“Bu Yaştan Sonra Bir de…”</h3>
<p>Ben de video içeriği üretmeye başladığımda benzer bir tereddüt yaşadım.</p>
<p>“Herkes ne der, İK cılar ne der, bu yaştan sonra bir de video mu çekiyor derler mi?”</p>
<p>Sonra gördüm ki hiç de öyle değil.</p>
<p>Yılların biriktirdiği tecrübeyi, kendine ve iş dünyasına ait bir bakış açısıyla anlatmanın bir karşılığı var. Hele bunu kendine de gülebilen, kendini fazla ciddiye almayan bir yerden yapabiliyorsanız.</p>
<p>Belki de kişisel görünürlük tam olarak bu:</p>
<p><strong>“Bakın ben buradayım” demek değil; “Ben buradan baktığımda dünyayı böyle görüyorum” diyebilmek.</strong></p>
<h3>Kendi Sesimizle Görünür Olmak</h3>
<p>Mesele influencer olmak değil.</p>
<p>Her sabah kahvenizin fotoğrafını paylaşmanız, sürekli video çekmeniz, takipçi saymanız ya da algoritmayla savaşmanız gerekmiyor.</p>
<p>Ama iş hayatında kişisel olarak görünür olmanın değeri giderek artıyor.</p>
<p>Artık yalnızca iyi iş yapmak, iyi bir şirkette çalışmak ya da kartvizitinizde güçlü bir unvan taşımak her zaman yeterli olmayabiliyor. İnsanların sizi, ne bildiğinizi ve nasıl düşündüğünüzü de tanıması önemli bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Bu, herkesin sosyal medyada sürekli konuşması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Görünürlük ile gürültü çıkarmak aynı şey değil.</strong></p>
<p>Mesele çok paylaşmak da değil.</p>
<p>Ne bildiğinizin, nasıl düşündüğünüzün ve hangi konuda söyleyecek sözünüz olduğunun sizin adınızla ilişkilendirilmesi.</p>
<p>Profesyonel kimliğimiz artık yalnızca çalıştığımız şirketten ve unvanımızdan oluşmuyor.</p>
<p>Eskiden kartvizitimiz kim olduğumuzu büyük ölçüde anlatırdı.</p>
<ul>
<li>Genel Müdür.</li>
<li>CFO</li>
</ul>
<p>Hele büyük ve itibarlı bir şirkette çalışıyorsanız şirketin markası sizin kişisel markanızın önüne geçerdi. Hatta onun gölgesinde rahatlıkla yaşayabilirdiniz.</p>
<p>Bugün bu denklem değişiyor.</p>
<p>Şirketiniz çok görünürken sizin tamamen görünmez kalmanız, özellikle kariyerinizin bir sonraki aşamasında bir dezavantaja dönüşebiliyor.</p>
<p>Oysa insanlar sizi zaten tanıyorsa, fikirlerinizi biliyorsa ve bir konuda nasıl düşündüğünüzü merak ediyorsa, kurumdan bağımsız bir profesyonel kimliğiniz oluşuyor.</p>
<p>Bu yalnızca genç çalışanlar için geçerli değil.</p>
<p>Yönetici için de.</p>
<p>Uzman için de.</p>
<p>CEO için de.</p>
<p>Eskiden CEO’nun görevi şirketi görünür kılmaktı.</p>
<p>Bugün ise <strong>CEO’nun kendisinin görünür olmasının da bir değeri var.</strong></p>
<h3>CEO’nun Hesabında CEO Nerede?</h3>
<p>Burada şirketlerin yaptığı tuhaf bir şey var.</p>
<p>CEO görünür olsun istiyoruz.</p>
<p>Sonra onun adına yazması için bir ekip kuruyoruz.</p>
<p>Ne söyleyeceğine iletişim departmanı karar veriyor. Metni biri yazıyor, bir başkası düzeltiyor. Kurumsal dile uygun mu diye bakılıyor. Riskli cümleler çıkarılıyor. Sivri köşeler törpüleniyor.</p>
<p>Sonunda ortaya son derece düzgün bir CEO çıkıyor.</p>
<p>Tek problem var:</p>
<p><strong>CEO ortadan kaybolmuş oluyor.</strong></p>
<p>Bütün pürüzleri temizlerken kişiliği de temizliyoruz.</p>
<p>Oysa insanları takip etmemizin nedeni gramerlerinin kusursuz olması değil. Nasıl düşündüklerini merak ediyoruz.</p>
<p>Bir CEO’nun her fikrine katılmak zorunda değilim. Hatta bazen söylediğine kızabilirim. “Bu konuda hiç katılmıyorum” da diyebilirim.</p>
<p>Ama en azından <strong>onun söylediğini</strong> bilmek isterim.</p>
<p>Kurumsal iletişim departmanının onun söylemesinin uygun olacağına karar verdiği şeyi değil.</p>
<p>Çünkü insanları ilginç yapan şey biraz da pürüzleri.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac497dd02c9c-1791268829.png" alt="" width="800" height="487" /><span style="font-size: 18pt; color: #236fa1;"><strong>Sonra bir de YZ geldi</strong></span></p>
<p>Şimdi bu denkleme YZ’yi ekleyelim.</p>
<p>Artık ortalama bir LinkedIn yazısı üretmenin maliyeti neredeyse sıfır.</p>
<p>“Liderlik üzerine samimi ama profesyonel bir LinkedIn yazısı yaz.”</p>
<p>Birkaç saniye sonra karşınızda gayet düzgün bir metin var.</p>
<p>Biraz daha esprili olsun.</p>
<p>Biraz daha vizyoner.</p>
<p>Biraz daha samimi ama fazla da samimi olmasın.</p>
<p>Hepsi mümkün.</p>
<p>Yakında hepimizin yazıları çok güzel olabilir.</p>
<p>İşte tam da bu nedenle başka bir şeyin değeri artacak:</p>
<p><strong>Gerçek bir sesin.</strong></p>
<p>YZ cümlelerimizi düzeltebilir. Düşüncelerimizi toparlamamıza yardım edebilir. Söylemek istediğimiz şeyi daha iyi ifade etmemizi sağlayabilir.</p>
<p>Bunda da hiçbir sorun görmüyorum.</p>
<p>Ama ortada bize ait bir düşünce yoksa parlatacak bir şey de yok.</p>
<p>Belki önümüzdeki dönemin asıl kıt kaynağı içerik olmayacak.</p>
<p>Zaten içerikten fazlasıyla olacak.</p>
<p><strong>Kıt olan kişilik olacak.</strong></p>
<h3>Şirketten Ayrıldığınız Gün</h3>
<p>Bir zamanlar kariyerimizin itibarı büyük ölçüde çalıştığımız kurumdan ödünç aldığımız bir itibardı.</p>
<p>“Ben X şirketindeyim.”</p>
<p>“Ben Y bankasının genel müdürüyüm.”</p>
<p>“<strong>Yarın orada değilseniz kimsiniz?</strong></p>
<p>Unvan gider. Kartvizit gider. Kurumsal e-posta adresiniz kapanır. LinkedIn’de şirket adınızın yanına bir bitiş tarihi gelir.</p>
<p>Ama insanlar sizi tanıyorsa, fikirlerinizi biliyorsa, belli konularda ne düşündüğünüzü merak ediyorsa, o değer sizinle birlikte gelir.</p>
<p>Hatta işten ayrıldığınızda kişisel olarak tanınıyor olmanız, bir sonraki işe geçiş şansınızı da artırır. Çünkü yeni işveren yalnızca özgeçmişinizdeki şirket isimlerini görmez; <strong>sizi de tanır.</strong></p>
<p>Belki kişisel görünürlüğün giderek bir kariyer sermayesine dönüşmesinin nedeni de bu.</p>
<p>Şirketin itibarı şirkette kalır.</p>
<p><strong>Kendi itibarınızı ise yanınızda götürürsünüz.</strong></p>
<h3><span style="color: #236fa1; font-size: 18pt;"><strong>Kendi sesimizle görünür olmak</strong></span></h3>
<p>Mesele influencer olmak değil.</p>
<p>Her sabah kahvenizin fotoğrafını paylaşmanız, sürekli video çekmeniz, takipçi saymanız ya da algoritmayla savaşmanız gerekmiyor.</p>
<p>Ama iş hayatında kişisel olarak görünür olmanın değeri giderek artıyor.</p>
<p>Çünkü artık kimse şirketleri dinlemek için sıraya girmiyor. Bir şirketin kurumsal hesabından yaptığı kusursuz açıklama çoğu zaman gözümüzün önünden akıp gidiyor. Aynı şekilde bir insanın kartvizitinde CEO, Genel Müdür, Başkan ya da Direktör yazması da tek başına fazla bir şey ifade etmiyor.</p>
<p><strong>Unvan tek başına bir anlam ifade etmiyor.</strong></p>
<p>İnsanlar giderek daha fazla kişinin ne dediğine, nasıl düşündüğüne, neye inandığına, neyi farklı gördüğüne bakıyor.</p>
<p>Bir CEO’yu CEO olduğu için değil, <strong>söyleyecek bir şeyi olduğu için</strong> takip ediyoruz.</p>
<p>Bir uzmanı çalıştığı şirketin logosu için değil, o konuda bize yeni bir şey düşündürdüğü için dinliyoruz.</p>
<p>Kısacası şirket adı ve unvan kapıyı açabilir.</p>
<p><strong>Ama içeri insanı sokan, onun kendi sesidir.</strong></p>
<p>Bu, herkesin sosyal medyada sürekli konuşması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Görünürlük ile gürültü çıkarmak aynı şey değil.</strong></p>
<p>Mesele çok paylaşmak da değil. Ne bildiğinizin, nasıl düşündüğünüzün ve hangi konuda söyleyecek sözünüz olduğunun sizin adınızla ilişkilendirilmesi.</p>
<p>Profesyonel kimliğimiz artık yalnızca çalıştığımız şirketten ve unvanımızdan oluşmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisisel-gorunurluk-artik-bir-kariyer-sermayesi-89098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/56-1791266802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kişisel görünürlük artık bir kariyer sermayesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-89097</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’ya butik üretim modeli ILESBUS</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>2011 yılında Norveç ortaklığıyla kurulan, 2014’ten itibaren yüzde 100 Türk sermayeli yapıya dönüşerek “ILESBUS” markasıyla faaliyetlerini sürdüren ILES Otomotiv, Avrupa pazarında geliştirdiği butik üretim modeliyle faaliyetlerine devam ediyor. İtalya, İspanya, Fransa, Norveç, Almanya, İngiltere ve İrlanda başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerine ihracat gerçekleştiren şirket, yeni yatırımıyla üretim kapasitesini ve ürün gamını genişletmeyi hedefliyor. Şirket açıklamasına göre, üretiminin tamamını ihraç eden ve Avrupa’da Mercedes ile Iveco bazlı araçları butik üretim modeliyle dönüştüren ILES Otomotiv, yüksek maliyetli Avrupa üretimine karşı Türkiye’nin esnek üretim avantajını büyüme stratejisinin merkezine koydu. ILESBUS, yeni yatırımılarıyla hem kapasitesini hem de ürün gamını genişletecek.</p>
<h2>“Butik ve hızlı üretim modeli”</h2>
<p>ILES Otomotiv Genel Müdürü Esra Yıldırım, şirketin kuruluş döneminde Tojo Karoser adıyla faaliyet gösterdiğini, 2014 itibarıyla ise ILESBUS markasıyla bağımsız bir Türk üreticisi olarak Avrupa pazarına açıldığını belirtti. Çeşitli iştirakler kurduklarını aktaran Yıldırım, iştirak olarak bulundukları ülke ve çevre ülkelerde satış ve satış sonrası hizmetleri de kendi organizasyonlarıyla yürüttüklerini söyledi. Avrupa’da Mercedes ve Iveco’dan stoklu araç tedarik ederek bunları müşteri taleplerine göre butik ve hızlı üretim modeliyle üstyapıya dönüştürdüklerini belirten Yıldırım, bu yapının şirketin rekabet avantajlarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ac4915368415-1791267155.jpg" alt="" width="700" height="403" /></p>
<h2><strong>“Avrupa’daki maliyet baskısı Türkiye’ye iş getiriyor”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in rekabet gücünü yalnızca üretim kapasitesinden değil, hızlı proje geliştirme ve özel tasarım kabiliyetinden aldığını ifade eden Yıldırım,  metal-kaynak atölyesinden, boyahanesine,trim atölyesinden, elektrik-elektronik işlerinin ve aracın üretim aşamalarındaki bilimum işlerin yürütüldüğü tüm atölyelerde, tam bir ekip ruhu ile çalışan, nitelikli , becerikli eller aracılığıyla üretim sürdürürülürken,  30’un üzerinde beyaz yakalı mühendisle de profesyonel olarak olarak çalıştıklarını söyledi. Ar-Ge geçmişine sahip Taner Yıldırım’ın liderliğindeki ekibin özel projeler geliştirdiğini belirten Yıldırım, Avrupa’da artan üretim maliyetlerinin Türkiye’deki mühendislik ve üretim kabiliyetine yönelik ilgiyi artırdığını dile getirdi. Avrupa’nın önde gelen üreticileriyle de yaklaşık 2,5 -3 yıldır yapılan  iş birliklerinin olduğunu aktaran Yıldırım, “ Kalite hassasiyeti ve titizliğiyle yürüttüğümüz iş birliğinde üçüncü projemize başladık. Bu, Türkiye’deki mühendislik ve üretim kabiliyetimizin Avrupa’daki üreticiler açısından da önemli bir alternatif haline geldiğini gösteriyor” dedi.</p>
<h2><strong>“Sektör temsilinde TÜSTED vurgusu”</strong></h2>
<p>Şirketin bugüne kadar ağırlıklı olarak ihracat odaklı ilerlediğini belirten Yıldırım, ihracatta ve üretim süreçlerinde, kendi geliştirdikleri faaliyetlerinin yanı sıra, sektöre katkı sağlayan bağlı bulundukları odalar ve kurulumunda ve yönetiminde, ILES Otomotiv olarak, olarak bulundukları, sektör üretici ve tedarikçi firma kümelenme yapısı TÜSTED derneği aracılığı ile de ayrıca operasyonlarında gelişme kat ederek, bu yapıların kendilerine ve sektörde faaliyet gösteren, tüm firmalara katkılarının çok büyük olduğunu ifade etti. </p>
<h2><strong>“Aylık üretim 25 araca çıkıyor”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in standart ve yüksek adetli üretim yerine katma değerli, müşteri ihtiyacına göre şekillenen araçlara odaklandığını belirten Yıldırım, ILESBUS markası altında ayda 20-25 araç ürettiklerini söyledi. Üretimin tamamının ihraç edildiğini aktaran Yıldırım, ‘’ Bizim işimiz butik üretim. Karoserden koltuğa, kapıdan cama kadar aracın farklı bölümlerinde müşterinin talebine göre çözümler geliştiriyoruz” dedi. Özellikle Kuzey Avrupa pazarında ILESBUS araçlarının yaygınlaştığını belirten Yıldırım, Hong Kong’un toplu taşıma araçlarına yönelik üretim de gerçekleştirdiklerini söyledi. Şirketin Ar-Ge merkezinde yeni model ve prototip çalışmalarının da sürdüğü bildirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac4901c5cf47-1791266844.jpg" alt="" width="774" height="561" /></p>
<h2><strong>“Yeni hedef TEKNOSAB’da üretimi büyütmek”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv’in mevcut üretim altyapısında 8 bin metrekare kapalı, 5 bin metrekare açık alan bulunuyor. Şirket, kapasite artışının yeni adresi olarak ise TEKNOSAB’ı belirledi. TEKNOSAB projesine ilk başvuran firmalar arasında yer aldıklarını belirten Yıldırım, 15 bin metrekarelik arsa tahsisinin gerçekleştirildiğini ve yeni üretim tesisinin tamamlanma aşamasına geldiğini açıkladı. Pandemi sonrasında pazar dinamiklerinin değiştiğini ve özellikle alçak tabanlı şehir içi araçlara yönelik talebin öne çıktığını belirten Yıldırım, yeni tesisin bu dönüşüme cevap verecek şekilde planlandığını söyledi. Yıldırım, “TEKNOSAB’daki yeni üretim tesisimiz tamamlanmak üzere, burada farklı modeller ve niş projelerle üretime başlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>“Üretim hattına meslek lisesi desteği”</strong></h2>
<p>ILES Otomotiv, kapasite yatırımı kadar nitelikli iş gücü ihtiyacına yönelik adımlarıyla da üretim ekosistemini desteklemeyi hedefliyor. Şirketin tesisinin arkasındaki teknik lise ile yaptığı iş birliği kapsamında “Karoser Kaporta” bölümü açılırken, okulun atölyesinin modern ekipmanlarla desteklendiği belirtildi. Öğrenciler haftanın belirli günlerinde ILES Otomotiv tesislerinde uygulamalı eğitim alırken, ilk mezunlar da şirket bünyesinde istihdam edilmeye başlandı. Yıldırım, otomotiv sektöründe teknolojinin hızla değişmesine karşın karoser ve üstyapı alanındaki teknik uzmanlığın önemini koruyacağını belirterek, mesleki eğitim ile sanayi arasındaki bağın güçlendirilmesinin sektörün nitelikli iş gücü sorununa doğrudan katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-89097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/avrupaya-butik-uretim-modeli-ilesbus-1791266750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da Mercedes ve Iveco bazlı araçları butik üretim modeliyle üstyapıya dönüştüren ILES Otomotiv, ILESBUS markasıyla butik üretimlerini 2011 yılından bu yana sürdürüyor. Ayda 20-25 araç üreten ve üretiminin tamamını ihraç eden şirket, yeni üretim modellemeleriyle, 2027’nin ilk aylarında farklı model ve niş projelerle devam etmeyi hedefliyor. Şirketin gelişim süreci, Ar-Ge vizyonu ve gelecek hedefleri hakkında değerlendirmelerde bulunan ILES Otomotiv Genel Müdürü Esra Yıldırım, butik ve hızlı üretim gücüyle üretilen araç sayılarının gün be gün artarak devam ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-hierapolis-kazilarini-21-yildir-destekliyor-89093</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş, Hierapolis kazılarını 21 yıldır destekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, Denizli’deki Hierapolis Antik Kenti’nde yaklaşık 70 yıldır devam eden kazılara Tofaş olarak 21 yıldır destek verdiklerini belirterek, “Kültürel mirasın korunması yalnızca geçmişe sahip çıkmak değildir, aynı zamanda gelecek nesillere yapılan uzun vadeli bir yatırımdır” dedi. </strong></p>
<p>Türkiye’nin en köklü ve güçlü ‘otomotiv sanayi’ şirketlerinden Tofaş, Denizli’de yaklaşık 70 yıldır devam eden Hierapolis kazılarına 2005 yılından beri kesintisiz mali destek sağlıyor. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, şirket olarak toplumsal yatırımlarda kısa vadeli ve tek seferlik katkılar yerine sürdürülebilir ve kalıcı değer yaratmayı hedeflediğini belirterek, “Güçlü bir toplumun, iş dünyasında kalıcı başarının da temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle toplumsal gelişmeyi destekleyen, ülke ekonomisine katkı sağlayan ve toplum için kalıcı değer yaratan projelere uzun yıllardır yatırım yapıyoruz. Kültürel mirasa verdiğimiz desteğe de aynı anlayışla yaklaşıyoruz” dedi. Eroldu, Kültürel mirasa desteği bir sponsorluk ilişkisi olarak görmediklerini, eserlerin korunmasına katkı vermeyi, geleceğe yapılan bir yatırım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Cengiz Eroldu, şöyle konuştu: “1978’de asistan olarak geldiği Hierapolis’te 2000 yılında kazı başkanlığını üstlenen ve yaklaşık 40 yıldır bu alanda görev yapan Prof. Dr. Francesco D’Andria, mevcut Kazı Başkanımız Prof. Dr. Grazia Semeraro ve kazı ekibine de ayrıca teşekkür ediyoruz. Hierapolis Antik Kenti’nde sistematik arkeolojik kazılar, ilk kez 69 yıl önce başladı. Tofaş’ın Hierapolis Antik Kenti’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına desteği ise 2005 yılına dayanıyor. İlk yıllarda Frontinus Kapısı kapsamındaki çalışmalara destek sağlandı. İlerleyen dönemde Antik Tiyatro, Nekropol ve San Filippo Matriumu gibi önemli kalıntıların gün yüzüne çıkarıldı. Tofaş’ın desteği daha sonra Ploutonion’un, diğer adıyla ‘Cehennem Kapısının’ kazı ve restorasyonu ile Hades Heykeli’nin korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarını kapsayacak şekilde genişledi. Böylece Hierapolis ile Tofaş arasındaki iş birliği uzun soluklu bir kültürel miras projesine dönüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Denizli Valiliği’nin himayesinde yürütülen kazılarda, arkeolog, mimar, restoratör ve uzmanlardan oluşan yaklaşık 40 kişilik uluslararası ekip görev yapıyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac48d1e259fb-1791266078.png" alt="" width="595" height="428" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>"CEHENNEM KAPISI TARİHİ 300 YIL GERİYE GÖTÜRDÜ"</strong></span></p>
<p>Hierapolis kazılarının en dikkat çekici bölümlerinden biri olan ve antik kaynaklarda Cehennem Kapısı olarak anılan Ploutonion Kutsal Alanı 2013 yılında gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkmaya başladı, Arkaik Dönem parçaları ve Friglere ait Kibele kabartması, Hierapolis’in bilinen tarihini yaklaşık 300 yıl geriye taşıdı. Kentin orta bölümünde, yaklaşık 35 derece sıcaklığındaki termal suyun çıktığı doğal bir boşlukta yer alan Ploutonion, antik dönemde yeraltı dünyasının tanrısı Hades ile ilişkilendiriliyordu. Kazılarda ortaya çıkarılan tahtında oturan Hades’i tasvir eden yerel mermerden yapılmış Hades Heykeli Denizli Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor. Hierapolis’te çalışmalar yeni kazı, koruma ve ziyaretçi deneyimini geliştirmeye yönelik projelerle devam ediyor. İtalyan Arkeoloji Heyeti, Denizli Müzesi ile iş birliği içinde Salento Üniversitesi, Messina Üniversitesi, Pisa Üniversitesi, Torino Politeknik Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi ile Ankara ve İzmir’deki üniversitelerden araştırmacıların yer aldığı geniş bir bilimsel ekiple çalışmalarını yürütüyor. 2022 yılından bu yana yürütülen çalışmaların önemli odaklarından birini Apollon Kutsal Alanı ve anıtsal Severuslar Nymphaeumu oluşturuyor.</p>
<p>Son dönem kazılarında Nymphaeum’un, kutsal alan boyunca uzanan büyük bir deprem fayının doğrudan üzerine inşa edildiği belirlendi. Termal suların fay hattı boyunca ilerleyerek ana kayadan yüzeye çıktığı, buna Hierapolis’te Antik Çağ’dan bu yana bilinen gazların eşlik ettiği tespit edildi. Bulgular, antik dönem mimarlarının bölgenin uzun süredir devam eden sismik hareketliliğine rağmen yapının sağlamlığını koruyabilmek için özel mühendislik çözümleri geliştirdiğini de ortaya koydu. 2026 yılı kazılarında kalın bir traverten tabakasının altında yeni mermer yapılar ortaya çıkarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tofas-hierapolis-kazilarini-21-yildir-destekliyor-89093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tofaş, Hierapolis kazılarını 21 yıldır destekliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-89065</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 00:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmciler 2027 yılı fiyatları için zorlanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, eylül ayı enflasyon rakamlarını değerlendirerek, turizmde kur-maliyet makasının sürdüğünü, döviz gelirindeki artışın, maliyet artışının gerisinde kaldığını bildirdi.</p>
<p>Eylül‘de yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilediğini, ancak turizm sektörü açısından farklı bir tablo öne çıktığına dikkat çeken Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Döviz bazında gelir elde eden konaklama işletmelerinde döviz kurlarındaki artışın enflasyonun gerisinde kalması, gelirlerle TL bazlı maliyetler arasındaki makasın devam etmesine neden oluyor. 2026’nın dokuz ayında tüketici fiyatları yüzde 24,32 artarken Dolar/TL yüzde 13,9, Euro/TL ise yüzde 10,4 yükseldi. Bu tablo, enflasyondaki düşüşe rağmen sektörün reel gelir ve kârlılık baskısının henüz ortadan kalkmadığını gösteriyor. Yılın dokuz aylık döneminde enflasyon ile Dolar/TL artışı arasında 10,4 puan, Euro/TL artışı arasında da 14 puanlık fark oluştu. Bu ayrışma özellikle gelirlerinin önemli bölümünü Euro ve diğer yabancı para birimleri üzerinden elde eden konaklama sektörü açısından kritik önem taşıyor.’’</p>
<p><strong>"Turizmde asıl sorun gelir, döviz, maliyet ve TL"</strong></p>
<p>Kavaloğlu, konaklama sektörünün gelir yapısının önemli ölçüde döviz bazlı olmasına karşılık iş gücü, enerji, gıda, bakım, ulaşım, kira ve çok sayıda hizmet kaleminin Türkiye’deki fiyat hareketlerinden etkilenmesinin, kur–enflasyon dengesini sektör açısından kritik hale getirdiğini söyledi. Kavaloğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Eylül ayında yıllık fiyat artışı konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,99, ulaştırmada ise yüzde 35,10 seviyesinde gerçekleşti. Maliyet baskısı hizmet tarafında da devam ediyor. Manşet enflasyondaki gerileme, turizm işletmelerinin maliyet yapısına aynı hızda yansımış değil. Sektör açısından tabloyu yalnızca (enflasyon yüzde 30’un altına düştü) şeklinde değerlendirmek yeterli değil. 2026’nın dokuz ayında fiyatlar yüzde 24,32 yükselirken Euro’nun TL karşısındaki artışının yaklaşık yüzde 10,4’te kalması, özellikle Avrupa pazarlarında Euro üzerinden satış yapan işletmeler açısından önemli bir kur–maliyet makası oluşturuyor. Otelin Euro bazındaki fiyatını değiştirmediği varsayımında TL geliri artıyor, ancak Türkiye’deki maliyetler bundan daha hızlı yükseliyor. İşletmenin bu farkı oda fiyatlarına yansıtması ise uluslararası rekabet nedeniyle sınırsız değil.’’</p>
<p><strong>"Enflasyonun düşmesi önemli ama…"</strong></p>
<p>Antalya’daki bir otelin fiyatını yalnızca Türkiye’deki enflasyona göre belirleyemediğini ifade eden Kaan Kavaloğlu, ‘’İspanya, Yunanistan, Mısır ve diğer Akdeniz destinasyonlarının fiyatları, kaynak pazarlardaki tüketicilerin satın alma gücü, tur operatörü kontratları ve hava yolu maliyetleri de fiyatlama üzerinde etkili oluyor. Enflasyonun gerilemesi olumlu olmakla birlikte, kur artışı ile maliyet artışı arasındaki fark kapanmadığı sürece konaklama sektörünün reel gelir ve marj baskısının devam etmesi bekleniyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"2027 fiyatlandırmasında kur–maliyet dengesi daha kritik"</strong></p>
<p>Bu görünümün 2027 turizm sezonu açısından önem taşıdığını anlatan Kavaloğlu, turizm sektöründe fiyatların ve tur operatörü kontratlarının önemli bölümünün sezon başlamadan aylar önce belirlendiğine dikkat çekti. Kavaoğlu, sözleri şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Buna karşılık enerji, işçilik, gıda, bakım ve diğer operasyonel giderler yıl boyunca değişmeye devam ediyor. Sektör açısından yalnızca enflasyonun düşmesi değil; enflasyon, kur ve işletme maliyetlerinin birbirine daha yakın ve öngörülebilir bir patikada hareket etmesi önem taşıyor. Kurun maliyet artışlarının belirgin biçimde gerisinde kaldığı dönemlerin uzaması, döviz kazandırıcı bir sektör olan turizmde yüksek ziyaretçi ve gelir rakamlarına rağmen işletme düzeyinde reel kazanç ve marjların baskı altında kalmasına yol açabiliyor. Turizm sektörünün performansının değerlendirilmesinde kur–maliyet dengesinin de dikkate alınması gerekir.’’</p>
<p>Turizm sektörünün döviz kazandırdığını, ancak maliyetlerin çok önemli bir bölümünün Türkiye’de oluştuğuna dikkat çeken Kavaloğlu, turizm işletmelerinin maliyet artışlarını doğrudan fiyatlarına yansıtamadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’2027 sezonuna ilişkin fiyatlama sürecinde öngörülebilirlik kritik hale geldi. Bizim açımızdan önemli olan yalnızca enflasyonun aşağı gelmesi değil, bu düşüşün işletme maliyetlerine de yansımasıdır. Kur, enflasyon ve maliyetler arasında daha dengeli ve öngörülebilir bir yapı oluşması gerekiyor. Turizmde kontratlarımızı aylar öncesinden yapıyoruz. Buna karşılık maliyetlerimiz sezon içerisinde değişmeye devam ediyor. Bu nedenle 2027’ye giderken sektörün uluslararası rekabet gücünü ve reel kazancını birlikte koruyabileceğimiz bir dengeye ihtiyacımız var.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-89065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/5/1280x720/turizmciler-2027-yili-fiyatlari-icin-zorlanacak-1791237436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürekli maliyet artışlarından ve döviz kurlarından yakınan ve sezondan mutlu olmadıklarını her ortamda dile getiren turizmcilerin 2027 yılı fiyatları için zorlanacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-89066</guid>
            <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege adalarını gezen Türk sayısı 1 milyonu aşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Selectum Blu Cruises Satış Müdürü Ceylan Tuncer yaptığı açıklamada, son yıllarda ‘Schengen’ vizesinde randevu ve vize alma süreçlerinin uzun zaman aldığını, bu nedenle Türk vatandaşlarının ‘Kapı vizesi’ ile gidilebilen Ege Adalarını tercih ettiğini söyledi.</p>
<p>Geçen yıl Türkiye ‘den Ege Adaları’nı ziyaret eden Türk vatandaşlarının 1 milyon 119 bin 472’ye ulaştığını belirten Tuncer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu rakam ağırlıklı olarak günübirlik feribotlarla ziyaret edenler oluşturuyor. Geçen yıl 70 bin Türk vatandaşı kruvaziyerler ile Ege Adaları’nı gezdi. 2026 ilk 6 aylık dönemde de feribotlarla da ‘kapı vizesi’ alan 403 bin 333 Türk, Ege adalara seyahat etti. Yılsonuna kadar, geçen yılın rakamlarına ulaşılacak. Kruvaziyer yolcu gemileriyle Ege Adaları’nı ziyaret eden Türk vatandaşların sayısı ise 90 bini aşması bekleniyor.’’</p>
<p>İlk ve tek Türk kruvaziyer gemisi Selectum Blu Cruises gemisinde Ege Adaları turları için erken rezervasyon kampanyası başlattıklarını açıklayan Ceylan Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ege Adaları kruvaziyer turlarını, sadece ‘Kapı Vizesi’ kolaylığı ile yapıyoruz. AB vizesi için randevu almanın son derece zorlaştığı bu dönemde, basit bir-iki evrak ile ‘kapı vizesi’ alabiliyoruz. Özel anlaşmalarla ‘kapı vizesi’ ile 4 adaya kadar gezebilme olanağı sunuyoruz. Selectum Blu Cruises ile 3 gecelik ve 4 gecelik ‘Kapı Vizeli’ Ege Adaları turları, Rodos, Kos, Patmos ve Samos adalarını kapsıyor. Kasım ayı sonuna kadar devam edecek erken rezervasyonda 349 Euro’dan başlayan fiyatlarla gemi turlarımız var.’’</p>
<p>Selectum Blu Cruises gemisinde seyahat acentelerinin çeşitli etkinlikler yaptığını anlatan Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Son yıllarda gemimizde, bazı tarihleri tamamen kapatan seyahat acenteleri Selectum Blu Cruises’i komple charter ederek sıra dışı MICE organizasyonlarına da imza attılar. Artık gemi turları kapalı grup ve komple charter bazında MICE grupları için de ideal bir seyahat ürünü olarak değerlendiriliyor. Türkiye genelinde MICE ve Leisure satışları yapacak acentelerimizle ticari ilişkilerimizi geliştirmek ve onlara her türlü desteği vermek üzere hazırız.”</p>
<p><strong>"Kruvaziyer turizmi büyüyor"</strong></p>
<p>-Selectum Blu Cruises Genel Müdürü Nilda Türe de, kruvaziyer turizmin her geçen yıl büyüdüğünü bildirdi. Kruvaziyer turizmin Türkiye’ye daha nitelikli turist gelmesini sağladığını, kısa süreli konaklamalara rağmen kişi başı harcama ortalamalarını yükselttiğine dikkat çeken Türe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kruvaziyer turizmi, ülkemizde yükselişine devam ediyor. Türkiye limanlarını ziyaret eden kruvaziyer gemi ve yolcu sayısı her geçen yıl daha da artıyor. 2026 ilk yarısında tarihi rekorlar yaşanıyor. 2022 yılı ilk 6 ayında 317 gemi ile 255 bin 817 yolcu ülkemiz limanlarını ziyaret etti. 2023’ün ilk 6 ayında 420 gemi ve 482 bin 925 yolcu ile kruvaziyer turizminde ciddi artış yaşandı. 2024’ün ilk 6 ayında ise 415 gemi ile 574 bin 509 turist ülkemize geldi. 2025 aynı döneminde ise 490 gemi ile rekor kırılarak, 732 bin 302 turist Türkiye’yi ziyaret etti.’’</p>
<p><strong>"2026 kruvaziyer gemi ve yolcu sayısında rekor artış"</strong></p>
<p>2026 yılı ilk 6 ayında 488 gemi ve 756 bin 455 yolcu ile kruvaziyer turizmde tarihi rekor yaşandığına dikkat çeken Türe, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bu rakamlar, pandemiden sonra sektörün hızla ivme kazandığı ve kruvaziyer firmalarının memnuniyet duyduğu 2022 yılı rakamlarını 3’e katlamış oldu. 2024 yılı kruvaziyer pazarında son 10 yılın en üst seviyelerine ulaşıldı. 2024’de bin 195 gemi, Türkiye limanlarına uğrayarak 1 milyon 889 bin 426 turist getirdi. 2025’de hem gemi hem de yolcu sayılarında ciddi artış oldu. 2025 yılı, bin 375 gemi, 2 milyon 138 bin 136 yolcu ile kruvaziyer turizminin en verimli yılı oldu. Böylece 2013 yılının ardından ilk defa 2 milyon yolcu eşiği aşılmış oldu. 2026 yıl sonunda ise 2025’in üzerine çıkarak 2,5 milyondan fazla yolcunun ülkemizi ziyaret edeceği öngörülüyor.’’</p>
<p><strong>"Kruvaziyer turizme destek verilmeli"</strong></p>
<p>Kruvaziyer turistin kişi başı harcamasının diğer turistlere göre daha fazla olduğuna dikkat çeken Türe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kruvaziyer yolcusu sadece birkaç saatliğine limanlara uğradığında ortalama 150-200 Euro harcıyor. Geminin tura başladığı veya turunu sonlandırdığı ‘Homeport’ operasyonlarında bu rakamlar 1200-1500 Euro seviyelerine ulaşıyor. Kruvaziyer turizmi daha fazla teşvik edilerek devlet politikası olmalı.  ‘Homeport’ olarak adlandırılan gemi turu başlangıcı veya bitişinin Türkiye limanlarında olması halinde, gemide hizmet veren binlerce personelin de Türkiye’de harcama yapmasını sağlayacak. Böylece bir personelin ortalama 80 Euro harcaması ülkemize bırakılmış olacak.’’</p>
<p>Lüks otellerin hizmet ve kalite anlayışını Selectum Blu Cruises gemisine de taşıdıklarını vurgulayan Türe, geçen yıl 25 bin misafiri Ege adalarını keşfetme ve keyifli bir gemi seyahati deneyimi yaşattıklarını ifade ederek, ‘’2026 rakamları 2025’in rakamlarına ulaştı. Bu yıl ekonomi olarak, misafirlerimizin zorlandığı bir yıl oldu. Gelecek yıl, 33 bin kişiyi seyahat ettirme hedefi koyduk’’ diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-89066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/6/1280x720/ege-adalarini-gezen-turk-vatandasi-1-milyonu-asacak-1791237549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da vize sorunu yaşayan Türk vatandaşları &quot;Kapıda Vize&quot; sağlayan Yunan adalarını tercih ederken, kruvaziyer gemilerle Türkiye limanlarını ise 2,5 milyondan fazla yolcunun ziyaret etmesi bekleniyor. Yıl sonu Ege adalarını gezen Türk vatandaşlarının 1 milyonu aşacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-89064</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 23:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 9 aylık ihracattı 4 milyar doları geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya’dan Eylül ayında 452 milyon dolarlık ihracat yapıldı. 2026 yılının ilk 9 ayında yapılan ihracat miktarı ise 4 milyar doları geçti.</p>
<p>Eylül ayında Sakarya’dan yapılan ihracatta ilk 5 sırada Otomotiv Endüstrisi, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, Demir ve Demir Dışı Metaller, Çelik ile İklimlendirme Sanayii sektörleri yer aldı.</p>
<p>Sakarya’dan 2026 Eylül ayında serbest bölgeler dahil dünyanın 113 noktasına ihracat gerçekleştirildi. İspanya, Polonya, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık en çok ihracat yapılan ilk 5 ülke oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-89064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/sakaryanin-9-aylik-ihracatti-4-milyar-dolari-gecti-1791233905.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’dan eylül ayında serbest bölgeler dahil dünyanın 113 noktasına ihracat gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dijital konaklama düzenlemesi Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini zayıflatır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, basın mensuplarıyla bir araya geldiği etkinlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu'nda görüşülecek "Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu"na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TÜRSAB açıklamasına göre etkinlikte konuşan Bağlıkaya, kanunun kabul edilmesi durumunda, yabancı dijital platformların Türkiye'de şirket kurmadan ticaret yapabileceğini aktardı.</p>
<p>Bağlıkaya, bu durumun yerli seyahat acenteleri için çeşitli dezavantajlar oluşturabileceğini, bunun da ülke ekonomisi açısından orta ve uzun vadede ekonomik ve yapısal sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye için turizmin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Bağlıkaya, bu nedenle sektörün ana oyun kurucularının yerli ve milli olması gerektiğini aktardı.</p>
<p>Düzenlemenin hayata geçmesi halinde Türkiye'de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında "eşitsiz bir rekabet ortamı" oluşacağını ifade eden Bağlıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yerli ve milli seyahat acentelerimizin, turist ile hizmet sağlayıcı arasında aracılık yapmanın çok ötesinde anlam ve önem taşıyan yönleri var. Türkiye'nin turizm ekosisteminin içerisinde, istihdam oluşturan, vergi ödeyen, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan ve turizm gelirinin Anadolu'nun dört bir yanına yayılmasına önemli katkılar sunan seyahat acentelerimiz hayati bir rol üstleniyor. Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye'nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır."</p>
<p>Bağlıkaya, söz konusu düzenlemenin, yurt dışında kurulu dijital platformlara Türkiye'de şirket kurma zorunluluğu olmaksızın konaklama hizmetlerinin ticareti ve rezervasyon işlemlerinin yanı sıra uçak bileti satışlarını da doğrudan gerçekleştirme imkanı tanıyacağını belirtti.</p>
<p>Bağlıkaya, düzenlemeyle otellerin ve diğer turizm işletmelerinin yabancı platformlara bağımlılığının artacağını, komisyon ve hizmet bedelleri yoluyla yurt dışına aktarılan kaynakların büyümesini de beraberinde getireceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-konaklama-duzenlemesi-turkiyenin-turizm-kapasitesini-zayiflatir-89057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/baglikaya-1780394834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu&quot; düzenlemesinin hayata geçmesi halinde Türkiye&#039;de yıllardır faaliyet gösteren ve mevzuatın getirdiği tüm yükümlülükleri yerine getiren seyahat acenteleriyle yabancı dijital platformlar arasında &quot;eşitsiz bir rekabet ortamı&quot; oluşacağını ifade eden TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Bu işletmelerin geleceğini zayıflatacak her düzenleme, aslında Türkiye&#039;nin turizm kapasitesini ve kendi turizm politikalarını belirleme gücünü de zayıflatır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine 100,8 milyar lira borçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün iki ihale düzenledi.</p>
<p>İlk ihalede, 2 yıl (707 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 18 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı yapıldı.</p>
<p>İhalede, basit faiz yüzde 36,53, bileşik faiz yüzde 39,87 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 38 milyar 987 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 23 milyar 949 milyon lira, net satış 24 milyar 242,5 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 3 milyar 750 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 27 milyar 269 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 14 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>İkinci ihalede 5 yıl (1652 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 16,63 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede, basit faiz yüzde 35,55, bileşik faiz yüzde 38,71 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 46 milyar 990 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 27 milyar 705 milyon lira, net satış 30 milyar 547,9 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 8 milyar 300 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 33 milyar 185 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 20 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>Böylece, Hazine, iki ihaleyle toplam 100 milyar 840,4 milyon lira borçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-1008-milyar-lira-borclandi-89056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, düzenlediği iki ihaleyle 100,8 milyar lira borçlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akhisar Ticaret Borsası’nda Alper Alhat yeniden Başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AKHİSAR</strong></p>
<p>Akhisar Ticaret Borsası’nda mevcut Başkan Alper Alhat ve yeşil listesi, dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden yönetime seçildi. 391 kayıtlı üyeden 356’sının sandık başına gittiği seçimlerin ardından Alhat, yeni dönemde yarışan tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını belirterek, “Seçimler artık bitti, küslük dargınlık yok. Tüm aday arkadaşlarımızla birlikte yol alacağız” dedi.</p>
<p>Yeni dönemin öncelikli projelerinden ilkinin lisanslı depo olduğunu belirten Alhat, “Lisanslı depo, ürünün değerini korurken sanayicimizin üretimini, ihracatçımızın teslimatını daha güvenle planlamasını sağlayacak” dedi. Lisanslı depo için Ballıca Kavşağı’nda yer alındığını ifade eden Alhat, “İzinler için başvurularımızı yaptık. En kısa zamanda ilk etabı sektörümüzün hizmetine kazandıracağız” diye konuştu.</p>
<p>Sıfır atık entegre üretim modelinin de geçen dönemden sarkan önemli projeleri arasında yer aldığını söyleyen Alhat, zeytinyağı üretiminden kalan ürünlerin farklı sektörlerde değerlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Alhat, “Zeytinyağı üretiminde kullanılan mevcut prosesler, dünyada geçerliliğini yitirdi. Akhisar olarak entegre modele geçişin öncüsü oluyoruz. Bu çok önemli bir proje. Çünkü sorun olarak gösterilen zeytin suyunun atık su değil altın su olduğunu ortaya koyduk. Bu modelde zeytinyağı üretiminden kalan ürünler, farklı alanlarda değerlendirilecek. Çekirdeği alınmış katı bölüm yem sanayisinde, çekirdek yakıt sektöründe, sıvı bölüm yani altın su ise tarım arazilerinde değerlendirilecek” dedi.</p>
<p>Zeytinyağı sektörünün analiz ihtiyacına cevap verecek laboratuvarın hazırlıklarına da değinen Alhat, tesisi 31 Aralık’a kadar hazır hale getirmeyi ve ocak ayından itibaren hizmet vermeye başlamayı hedeflediklerini söyledi. Laboratuvar hizmetlerinin Lisanslı Depo A.Ş. tarafından yürütüleceğini Lisanslı depo binası yapılıncaya kadar borsa binasının zemin katında faaliyet göstereceğini söyledi. Alhat, yeni zeytin hasadının başladığını seçimlerde bittiğine göre tüm odağın artık gelen ürünün doğru işlenmesi doğru depolanması ve iyi pazarlanmasına yönlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yeni sezonun sektörün tüm paydaşları için bol kazanç ve bereket getirmesini diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-89052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/akhisar-ticaret-borsasinda-alper-alhat-yeniden-baskan-1791206930.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akhisar Ticaret Borsası’nda dört listenin yarıştığı seçimde 168 oyla yeniden başkan seçilen Alper Alhat, yeni dönemde tüm adaylarla birlikte çalışacaklarını söyledi. Alhat’ın yeni dönemdeki öncelikleri ise lisanslı depo, sıfır atık entegre üretim modeli ve zeytinyağı laboratuvarı olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk ayda fındık ihracatı 192 milyon doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 2026-2027 ihracat sezonunun ilk ayına ilişkin verileri açıkladı. </p>
<p>Yazılı açıklamaya göre, 1-30 Eylül 2026 döneminde yurt dışına 18 bin 929 ton fındık ihraç edilirken, karşılığında 192 milyon 83 bin 755 dolar gelir sağlandı.</p>
<p>Açıklamada, geçen yılın aynı döneminde 13 bin 926 ton fındık ihracatından 143 milyon 978 bin 657 dolar kazanç sağlandığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilk-ayda-192-milyon-dolarlik-findik-ihracati-89047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezonunun ilk ayında 18,9 bin ton fındık ihracatından 192 milyon doların üzerinde gelir elde edildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTSO’da Nedim İncebay dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (İTSO) yeni dönemin yönetimini belirleyecek komite seçimleri, yoğun rekabetin yaşandığı sandık sonuçlarıyla tamamlandı.</p>
<p>Üç adayın yarıştığı seçimlerde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ ve adaylardan biri kendi gruplarından çıkamazken, gruptan çıkmayı başaran tek isim Nedim İncebay oldu. Böylece İTSO’da yeni dönemin başkanlığı için İncebay’ın önü açıldı. Seçimde mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ, Mobilya İmalatı Komitesi’nde sandık başına gitti. Uğurdağ kendi sandığında 152 oy alırken, rakibi 256 oyda kaldı. Bu sonuçla Uğurdağ kendi grubundan çıkamayarak başkanlık yarışının dışında kaldı. Nedim İncebay ise İhracat, E-Ticaret ve Gıda komitelerinde yarıştı. İncebay, E-Ticaret Komitesi’nde 95 oy alarak grubundan çıkmayı başarırken, Gıda Komitesi’nde ise yeterli oyu alamadı. Seçim sonuçlarıyla birlikte İncebay ve ekibi İTSO’nun yeni yönetimini oluşturma hakkını elde etti.</p>
<h2><strong>“Meselemiz kişiler değil, İnegöl’ün geleceği”</strong></h2>
<p>Seçimlerin ardından değerlendirmelerde bulunan Nedim İncebay, İnegöl’ün üretim, ticaret ve ihracat kapasitesine dikkat çekti. Yıllardır iş dünyasının içinde olduğunu belirten İncebay, sanayici ve tüccarın karşı karşıya kaldığı sorunları yakından bildiğini söyledi. İnegöl ekonomisinin mobilyadan tekstile, gıdadan makine ve metal sektörüne, tarımdan hizmetlere kadar geniş bir üretim ve ticaret altyapısına sahip olduğunu vurgulayan İncebay, küresel rekabet koşullarındaki değişime dikkat çekti. İncebay, yeni dönemin yalnızca üretim kapasitesini artırma hedefiyle sınırlı olmayacağını belirterek, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atılması gerekli. Biz de hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac38d5d1b55d-1791200605.jpg" alt="" width="686" height="594" /></p>
<h2><strong>“Hedef 2034”</strong></h2>
<p>İTSO’nun yeni döneminde sorunların doğru tespit edilmesi ve sonuç odaklı bir çalışma anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirten İncebay, “Bir sorun doğru tespit edilir, doğru ekip oluşturulur ve kararlılıkla takip edilirse sonuç alınır” ifadelerini kullandı. Seçim sürecinin ardından verdiği mesajlarda birlik ve gelecek vurgusu yapan İncebay, “Bizim meselemiz kişiler değil; İnegöl’ün geleceğidir” dedi. İncebay, yeni dönemi yalnızca dört yıllık bir görev süresi olarak değerlendirmediklerini belirterek, Hedef 2034 vizyonuna dikkat çekti. Bu hedefin yalnızca bir slogan olmadığını vurgulayan İncebay, İnegöl’ün ekonomik yapısının üretim, ticaret, ihracat, teknoloji, lojistik, markalaşma ve dijitalleşme alanlarında daha ileri bir seviyeye taşınmasını hedeflediklerini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-89044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/itsoda-nedim-incebay-donemi-basladi-1791200572.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen komite seçimlerinde üç aday yarıştı. Mevcut Başkan Yavuz Uğurdağ kendi grubundan çıkamazken, Nedim İncebay iki komitede yarışıp E-Ticaret Komitesi’nden 95 oy alarak gruptan çıkmayı başardı. İncebay ve ekibi, seçim sonuçlarının ardından İTSO’nun yeni yönetimini oluşturdu. Nedim İncebay, “Yeni dönemde yalnızca üretmek yeterli değil, verimlilik, teknoloji, markalaşma, yeni pazarlara ulaşma ve lojistik alanlarında önemli adımlar atacağız. Hep birlikte bunu başaracak güce ve tecrübeye sahibiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TÜİK'in açıkladığı eylül ayı enflasyon verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, enflasyonla mücadeleyi kararlı, bütüncül ve koordineli politikalarla yürütürken, dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımları daha da güçlendirdiklerini belirtti.</p>
<p>Tüketici enflasyonunun eylül ayında yüzde 1,84 oranında gerçekleşirken, yıllık enflasyonun yüzde 29,73 seviyesine gerilediğini aktaran Yılmaz, "Böylece, yılın üçüncü çeyreğinde dışsal gelişmelerin oluşturduğu baskılara rağmen enflasyondaki düşüş eğilimi hızlanmış ve yaklaşık 5 yıllık bir dönemin ardından Orta Vadeli Program'da ortaya konan çerçeveyle uyumlu şekilde yıllık enflasyon yüzde 30'un altına gerilemiştir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, bu iyileşmeye gıda enflasyonundaki olumlu seyrin önemli katkı sağladığını, özellikle taze meyve ve sebze fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle gıda yıllık enflasyonunun bir önceki aya göre 6,2 puan azalarak yüzde 27,6 seviyesine indiğini, temel mal grubunda ise yıllık enflasyonun yüzde 15,9 oranıyla yatay seyrettiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz"</strong></p>
<p>Hizmet grubunda ise ulaştırma ve haberleşme hizmetlerindeki aylık enflasyonda ılımlı artışın etkisiyle, hizmet enflasyonunun yıllık bazda yüzde 37,7 seviyesine gerilerken, yıllık kira enflasyonu görünümündeki iyileşmenin sürmesinin de hizmet kaleminde dezenflasyon sürecini desteklediğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bölgemizde ve küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin enerji ve emtia maliyetleri üzerinden yurt içi fiyatlara yansıyabilecek etkilerini yakından izliyoruz. Bu gelişmelerin yurt içi fiyatlara geçişini sınırlamak ve ekonomimizin dışsal şoklara karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla para, maliye ve gelirler politikalarımızı güçlü bir eşgüdüm içerisinde uygulamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, enflasyonun ana eğilimindeki düşüşü güçlendirerek dezenflasyon sürecini kesintisiz biçimde sürdürmek ve fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmektir. Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p>Bu doğrultuda tarımsal üretimde verimlilik ve üretim planlamasını geliştirirken, enerji arz güvenliğimizi artıracak, konut arzını güçlendirecek ve lojistik maliyetlerini azaltacak adımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Arz yönlü şoklarının etkisinin zayıflaması ve uyguladığımız koordineli politikaların desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz. Fiyat istikrarının güçlenmesiyle ekonomimizde öngörülebilirliği artırmayı, sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi ve büyümeyle oluşan refahın vatandaşlarımızın yaşam standartlarına kalıcı biçimde yansımasını sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-enflasyonu-yeniden-tek-haneli-seviyelere-indirmeyi-hedefliyoruz-89043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayı enflasyon verilerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedefliyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta hasarı hizmetlerine e-Devlet&#039;ten erişilebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), vatandaşların sigorta uygulamalarına güncel, hızlı ve etkin erişimine imkan sağlamak için kurum tarafından yürütülen ve Siber Güvenlik Başkanlığı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinin katkılarıyla sürdürülen "e-Devlet/Özel Sigortalarım" sayfasının kapsamının tamamlanan faz 2 çalışmalarıyla birlikte genişletildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir." ifadelerine yer verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-hasari-hizmetlerine-e-devletten-erisilebilecek-89042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/e-devlet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK açıklamasında, &quot;Vatandaşlarımız, e-Devlet üzerinden hasar dosyalarına ilişkin eksper raporlarına, kaza tespit tutanaklarına ve kusur oranlarına, tüm branşlarda güncel ve geçmiş poliçelere ilişkin ayrıntılı bilgilere, poliçe yenileme uyarılarına erişebilecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: İki yılda 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından geliştirilen Milli Hızlı Tren'in üretim çalışmaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ilk setin testleri sürerken ikinci setin üretim çalışmalarının da devam ettiğini belirten Uraloğlu, "İkinci Milli Hızlı Tren setimizin imalat çalışmalarını sürdürüyoruz. Bir taraftan ilk setimizin testlerini gerçekleştirirken diğer taraftan ikinci setimizi adım adım raylara hazırlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Milli Hızlı Tren üretiminin belirlenen takvim doğrultusunda devam edeceğini vurgulayarak, "2027'de 7, 2028'de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Milli Hızlı Tren setlerinin 8 araçtan oluştuğunu ve 577 yolcu kapasitesine sahip olduğunu anlatan Uraloğlu, trenlerin kritik bileşenlerinden Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi ile Cer Sistemi'nin de ASELSAN işbirliğiyle yerli ve milli olarak tasarlanıp üretildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ilk Milli Hızlı Tren setinin test sürecinin başarıyla devam ettiği bilgisini vererek, saatte 225 kilometre işletme hızına sahip trenin dinamik seyir emniyeti testleri kapsamında saatte 250 kilometre hıza ulaştığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-iki-yilda-14-milli-hizli-tren-seti-uretmeyi-hedefliyoruz-89040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci Milli Hızlı Tren setinin imalat çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Bakan Uraloğlu, &quot;2027&#039;de 7, 2028&#039;de de 7 olmak üzere iki yılda toplam 14 Milli Hızlı Tren seti üretmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa TSO’da İbrahim Özmen dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinde İbrahim Özmen ve ekibi seçimi kazandı.</p>
<p>İlçe Seçim Kurulu gözetiminde oda binasında gerçekleştirilen seçimlerin ardından Mustafakemalpaşa TSO’da yeni dönem başladı. İbrahim Özmen’in öncülüğündeki tek listenin oylandığı seçimlerde, 5 meslek komitesi için kurulan 5 sandıkta toplam 375 üye oy kullandı. Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca bir meslek kuruluşu olmadığını vurgulayan İbrahim Özmen, odanın Mustafakemalpaşa iş dünyasının ortak çatısı olduğunu ifade etti. Odanın kuruluşunun 46. yılında olduklarını belirten Özmen, önlerindeki dört yıllık dönemi yalnızca bir seçim dönemi olarak görmediklerini söyledi. Özmen, hedeflerinin Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nı 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak olduğunu ifade etti. Bu hedef doğrultusunda tecrübenin gücünü gençlerin enerjisiyle buluşturacaklarını dile getiren Özmen, tüm oda üyeleriyle birlikte hareket edeceklerini söyledi. Özmen, Mustafakemalpaşa’yı ticaret, sanayi, tarım ve turizm alanlarında daha ileriye taşımayı hedeflediklerinin de altını çizdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac382ca5c2d0-1791197898.jpeg" alt="" width="666" height="1175" /></p>
<h2>“Mustafakemalpaşa’nın üretim potansiyelini duyuracağız”</h2>
<p>KOBİ’lerin büyümesi, OSB’lerin gelişmesi ve Tarım OSB’nin ilçeye kazandırılması için çalışmalar yürüteceklerini ifade eden Özmen, oda üyelerine yönelik yeni projelerini de açıkladı. Odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı hedeflediklerini belirten İbrahim Özmen, burada genç ve kadın girişimcilere yönelik “Girişim Atölyesi” ile Mustafakemalpaşa TSO Eğitim Akademisi oluşturacaklarını söyledi. Üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanması amacıyla Proje Ofisi oluşturacaklarını belirten Özmen, yurt dışı iş bağlantılarının kolaylaştırılması için de “Kolay Vize” desteği sağlamayı hedeflediklerini açıkladı. KOSGEB desteklerinden üyelerin ve yeni girişimci adaylarının daha fazla yararlanması için çalışmalar yapacaklarına da değinen Özmen, ilçenin üretim potansiyelini Türkiye’ye tanıtacak Mustafakemalpaşa Ticaret Fuarı’nı geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-89038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-donemi-1791197871.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerini İbrahim Özmen ve ekibi kazandı. Kendisine destek olan üyelere teşekkür eden İbrahim Özmen, “Yeni dönemde üyelerimizin desteğiyle, işlerini kolaylaştıran ve ihtiyaçlarına somut çözümler üreten bir oda için hep birlikte çalışacağız. Hedefimiz Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
