<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yuzde-666-artti-89764</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yüzde 6,66 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ağustos ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, Suudi Arabistan, ABD, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Kazakistan, Türkiye Serbest Bölgeleri, Yunanistan ve Gürcistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,66 artarak 317 bin 182 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 73,93 artarak 64 bin 531 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, İngiltere, İsviçre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölgeleri olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 13,42 artarak 98 bin 810 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 354 bin 539 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 84,19 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 13,32 ile tüplü LPG ve yüzde 2,49 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yuzde-666-artti-89764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre LPG ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 6,66 artarak 317 bin 182 tona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-08-artti-89763</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 0,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ağustos ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu yayımladı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 27,9'u hidroelektrik, yüzde 21,1'i ithal kömür, yüzde 14,4'ü rüzgar, yüzde 13,6'sı doğal gaz, yüzde 12,5'i linyit ve yüzde 3,7'si güneş enerjisi santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla jeotermal, biyokütle, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,8 artışla 32 milyon 571 bin 188 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 0,5 artarak 28 milyon 794 bin 444 megavatsaat oldu.</p>
<p>Tüketimin yüzde 34,2'si sanayi, yüzde 28,2'si kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler ve yüzde 27,5'i mesken tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,5, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 8,6 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artarak 52 milyon 758 bin 678'e ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,25, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,6, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,64, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,88 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,24 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3,2 artarak 101 bin 254 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,3'ünü doğal gaz, yüzde 23,6'sını barajlı hidrolik, yüzde 15'ini rüzgar, yüzde 10,3'ünü ithal kömür ve yüzde 10,1'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-08-artti-89763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, yıllık yüzde 0,8 artışla 32 milyon 571 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/19-yeni-kara-yolu-ekolojik-koprusu-planlaniyor-89761</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, kara ve demir yollarında yapımı devam eden ve tamamlanan ekolojik köprüler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Biyolojik çeşitliliğin korunması ve yaban hayatının geçiş güzergahlarını koruma hedefiyle mevcut kara ve demir yolları ağında tespit ettikleri geçiş noktalarına ekolojik köprüler inşa ettiklerini belirten Uraloğlu, "Kara yolu ve demir yolu ağımız üzerinde bugüne kadar toplam 21 ekolojik köprü inşa ettik." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kara yolu ekolojik köprüleri kapsamında en son Erzurum Kuzey Çevre Yolu'nda yer alan ekolojik köprünün çalışmalarını tamamladıklarına dikkati çekerek, kara yolundaki ekolojik köprü sayısının 16'ya ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Planlanan ekolojik köprülere ilişkin de bilgi veren Uraloğlu, "Konya-Aksaray Devlet Yolu, Kaş-Kalkan Yolu ve Batman-Hasankeyf Yolu Suçeken Boğazı mevkisi gibi stratejik bölgelerde toplam 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, demir yolu hatlarında da yaban hayvanlarının güvenli geçişini sağlamak amacıyla ekolojik köprü uygulamalarını sürdürdüklerine işaret ederek, bu yapıların çevreye uyumlu doğal malzemelerle kaplandığını ve bölgedeki bitki örtüsüne uygun olarak tasarlandığını kaydetti.</p>
<p>Demir yolu hatlarına bugüne kadar 5 ekolojik köprü inşa ettiklerini aktaran Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı'nda bir, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projesi kapsamında üç, Ankara-İzmir Hızlı Demir Yolu Projesi kapsamında Banaz-Eşme kesiminde de bir ekolojik köprüyü tamamladık."</p>
<p>Uraloğlu, Ankara-Eskişehir YHT Hattı'nın 416'ncı kilometresinde yer alan ekolojik köprünün dünyada hızlı tren hattı üzerinde inşa edilen ilk ekolojik köprü olma özelliğini taşıdığını belirterek, köprünün kızıl geyik, vaşak, yaban domuzu ve kurt gibi türlerin yoğun olarak bulunduğu bölgede yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Ekolojik köprünün yapılacağı alanın, hattın 390 ile 420'nci kilometreleri arasındaki 30 kilometrelik kesimde yaban hayatı uzmanlarıyla gerçekleştirilen incelemeler sonucunda belirlendiğinin altını çizen Uraloğlu, hayvanların köprüden geçişlerinin ve yapıya uyum süreçlerinin fotokapan sistemleriyle izlendiğini ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik geçiş alanına sahip ekolojik köprünün yüksekliğinin 9,6 metre, taban uzunluğunun 74,15 metre, tepe uzunluğunun ise 46,55 metre olduğuna dikkati çekerek, Ankara-Eskişehir YHT Hattı'nın 393. kilometresinde bir ekolojik köprü daha yapmayı planladıkları bilgisini verdi.</p>
<p>Kırklareli-Pancarköy hattının 155. kilometresinde alt geçit, Kırklareli ile Ağayeri arasındaki hattın 171. kilometresinde ve Edirne ile Kabaağaç arasındaki hattın 181. kilometresinde üst geçit niteliğinde ekolojik köprü yaptıklarını aktaran Uraloğlu, "Üst geçitler yaklaşık 19 metre genişliğinde ve yapıların üzeri yeşillendirilerek doğal dokuya uyumlu hale getirildi. Hayvanların demir yolu hattına düşmesini önlemek amacıyla da koruyucu çitler kullanıldı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/19-yeni-kara-yolu-ekolojik-koprusu-planlaniyor-89761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Konya-Aksaray Devlet Yolu, Kaş-Kalkan Yolu ve Batman-Hasankeyf Yolu Suçeken Boğazı mevkisi gibi stratejik bölgelerde toplam 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ureticilerine-tmodan-ek-randevu-hakki-89760</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık üreticilerine TMO&#039;dan ek randevu hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), fındık üreticilerine bir ilave randevu hakkı tanındığını duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, olumsuz hava koşulları nedeniyle ürünlerin kurutulmasında güçlük yaşandığına işaret edildi.</p>
<p>Ürünlerini kurutmakta güçlük yaşayan ve kurutabildikleri sınırlı miktardaki ürünü kuruma teslim ederek mevcut randevu haklarını tüketen üreticilere yeni bir imkan tanındığı belirtilen açıklamada, "Üreticilerimize Çiftçi Kayıt Sistemi limitlerine göre TMO'ya teslim edebilecekleri bakiye ürün miktarı için bir ilave randevu alma hakkı tanınmıştır." denildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ureticilerine-tmodan-ek-randevu-hakki-89760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/findik-1787577942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, ürünlerini kurutmakta güçlük yaşayan ve kurutabildikleri sınırlı miktardaki ürünü kuruma teslim ederek mevcut randevu haklarını tüketen üreticilere yeni bir imkan tanındığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-trafige-kaydedilen-arac-sayisi-161-bini-asti-89759</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde trafiğe kaydedilen araç sayısı 161 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 18 azalarak 161 bin 27 oldu. Eylülde kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 53,4 artışla 4 bin 932'den 7 bin 568'e yükseldi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı, eylülde 153 bin 459 artış gösterdi.</p>
<p>Eylül ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 45,1'ini motosiklet, yüzde 40'ını otomobil, yüzde 10,1'ini kamyonet, yüzde 1,7'sini traktör, yüzde 1,6'sını kamyon, yüzde 0,9'unu minibüs, yüzde 0,5'ini otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında bir önceki aya göre yüzde 6,3 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılanların sayısı bir önceki aya göre özel amaçlı taşıtta yüzde 72,4, otobüste yüzde 18,8, minibüste yüzde 2,9, traktörde yüzde 1,1 artarken motosiklette yüzde 11,1, kamyonda yüzde 5,1, otomobilde yüzde 2,6 ve kamyonette yüzde 1,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Eylülde geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılanların sayısı özel amaçlı taşıtta yüzde 19, otobüste yüzde 3,7 artarken minibüste yüzde 38,2, traktörde yüzde 21,4, otomobilde yüzde 19,9, motosiklette yüzde 18,4, kamyonda yüzde 14,8 ve kamyonette yüzde 5,3 geriledi.</p>
<p><strong>Trafiğe kayıtlı araç sayısı eylül sonu itibarıyla 35 milyonu geçti</strong></p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,2 artarak 33 milyon 20 bin 263'ten 35 milyon 65 bin 235'e yükseldi.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7'sini otomobil, yüzde 21,9'unu motosiklet, yüzde 14,2'sini kamyonet, yüzde 6,7'sini traktör, yüzde 3'ünü kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 957 bin 197 taşıtın yüzde 67,3'ü otomobil, yüzde 13,8'i kamyonet, yüzde 11,3'ü motosiklet, yüzde 3'ü traktör, yüzde 2'si kamyon, yüzde 1,9'u minibüs, yüzde 0,5'i otobüs ve yüzde 0,2'si özel amaçlı taşıtlar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Eylülde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 16,1'i Renault, yüzde 9,8'i TOGG, yüzde 8,6'sı Hyundai, yüzde 7,1'i Volkswagen, yüzde 6,8'i Toyota, yüzde 5,3'ü Mercedes-Benz, yüzde 5'i Skoda, yüzde 4,5'i Kia, yüzde 3,7’si Peugeot, yüzde 3,3'ü Nissan, yüzde 2,7'si Opel, yüzde 2,7'si Fiat, yüzde 2,7'si Tesla, yüzde 2,6'sı Dacia, yüzde 2,6'sı BMW, yüzde 2,4'ü Citroen, yüzde 2'si Volvo, yüzde 1,9'u Audi, yüzde 1,6'sı Chery, yüzde 1,4'ü Honda ve yüzde 7,2'si diğer markalardan oluştu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 14,5 azalarak 1 milyon 503 bin 161 olarak kayıtlara geçti. Trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 26,9 artarak 49 bin 209 oldu. Böylece ocak-eylül döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 453 bin 952 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde trafiğe kaydı yapılan 665 bin 220 otomobilin yüzde 40,8'ini benzinli, yüzde 31,8'ini hibrit, yüzde 18,6'sını elektrikli, yüzde 7,4'ünü dizel ve yüzde 1,4'ünü LPG yakıtlılar oluşturdu.</p>
<p>Eylül ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 18 milyon 115 bin 875 otomobilin yüzde 32'sinin dizel, yüzde 31'inin benzinli, yüzde 29,1'inin LPG'li, yüzde 5,1'inin hibrit ve yüzde 2,7'sinin elektrikli olduğu belirlendi. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 30,9'u 1300 ve altı, yüzde 16,9'u 1401-1500, yüzde 13,9'u 1501-1600, yüzde 11'i 1301-1400, yüzde 7,8'i 1601-2000, yüzde 0,9'u 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 41,5'i gri, yüzde 25,4'ü beyaz, yüzde 12,1'i siyah, yüzde 9,9'u mavi, yüzde 5,8'i yeşil, yüzde 3,2'si kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu ve yüzde 0,3'ü sarı renkli olarak tespit edildi, yüzde 0,1'i ise diğer renk kategorisinde yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-trafige-kaydedilen-arac-sayisi-161-bini-asti-89759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/trafik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre trafiğe 161 bin 27 taşıtın kaydı yapılırken, kayıtlı araç sayısı yıllık yüzde 6,2 artarak 35 milyonu geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-agustosta-yuzde-4-artti-89757</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi ağustosta yüzde 4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, endeks ağustosta yıllık bazda yüzde 2,3 yükseldi.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 0,9 azalırken bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 21,8, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 0,1 arttı.</p>
<p><strong>Aylık yüzde 4 arttı</strong></p>
<p>İnşaat üretim endeksi, ağustosta aylık bazda ise yüzde 4 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,5, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 2,2 ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 3,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-agustosta-yuzde-4-artti-89757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre inşaat üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,3, aylık bazda ise yüzde 4 yükseliş gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-2-yukseldi-89755</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısı yıllık yüzde 2 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait ücretli çalışan istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Ağustos 2025'te 16 milyon 89 bin 37 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, ağustosta yüzde 2 artışla 16 milyon 409 bin 588 kişiye yükseldi.</p>
<p>Aynı ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 1 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 3,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 arttı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, ağustosta temmuza göre değişim göstermedi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,2 azaldı, inşaat sektöründe değişim göstermedi ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,2 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-2-yukseldi-89755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 2 artarak 16 milyon 409 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-23-artti-89754</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi yıllık yüzde 2,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,3 arttı.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 1,8, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 9,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1,1, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,2 artarken gayrimenkul hizmetleri yüzde 7,5 azaldı.</p>
<p><strong>Aylık yüzde 0,2 arttı</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 0,2 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,4, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,7, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 0,9 azalırken bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 0,3, gayrimenkul hizmetleri yüzde 2,6, idari ve destek hizmetleri yüzde 2,6 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-23-artti-89754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/otel-resepsiyon-hizmet-1765786581.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,3, aylık bazda yüzde 0,2 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi-89750</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendede 12 ay taksit sınırı kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Resmi Gazete’nin 15 Ekim günlü sayısında yayımlanan Ticaret Bakanlığı yönetmelik değişikliğiyle, perakende ticarette konut dışı tüm mal ve hizmetlerin taksitlendirilmesinde kapsamlı değişiklik yapıldı.</p>
<p>Daha önce 12 ay ile sınırı temel kuralken, bu süre kaldırıldı. Yine, havayolu taşımacılığı, seyahat, konaklama, mobilya ile elektronik cihazlar ve beyaz eşya için konulan özel süreler de kaldırıldı. Taksit sürelerini Ticaret Bakanlığı belirleyecek. Yönetmelik değişikliğiyle ayrıca tutarlara göre farklılaştırılan taksit düzenlemeleri de kaldırıldı. Böylece, “konut satışı haricindeki taksitli mal ve hizmet satışları”nda taksit süresi belirleme ve ilave sınırlamalar getirme tamamen Ticaret Bakanlığı’nın alacağı kararla oluşturulacak. Düzenlemenin yürürlük tarihi yayım günü (15 Ekim) olarak belirlendi. Böylece, mevcut süre ve tutarlar ortadan kalktığı için, Ticaret Bakanlığı’nın eğer yeni bir düzenleme yapılacaksa bunu hızla ilan etmesi gerekecek.  </p>
<p>Perakende Ticarette Uygulanacak İlke Ve Kurallar Hakkında Yönetmelik’in, 12/B maddesinde yapılan değişiklikle; ilgili maddenin 1 ve 2 numaralı fıkraları değiştirildi, tutar sınırlarını düzenleyen, 3, 4 ve 5. Fıkraları yürürlükten kaldırıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi-89750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan kararla perakendede taksitli mal ve hizmet alımında 12 ay taksit sınırı kaldırıldı. Ticaret Bakanlığı süre ve tutar sınırı belirleyebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-89745</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kentsel dönüşümün önündeki finansman engelleri kaldırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Maltepe’de yedi katlı bir binada meydana gelen kısmi çökme, yapı güvenliği ve kentsel dönüşüm ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı. Olayın nedeninin teknik incelemeler sonucunda netleşeceğini belirten İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu (İMSİFED) ve İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İMSİAD) Başkanı Şeref Demir, Bursa’nın deprem riski ve mevcut yapı stoku dikkate alındığında kentsel dönüşümün ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. Demir, özellikle yüksek maliyetler ve finansman sorunlarının çözülmesi gerektiğine dikkat çekti. Bursa’da dönüşümün yalnızca bina bazında değil, ada ve bölge ölçeğinde planlanması gerektiğini ifade eden Demir, yüksek arsa ve inşaat maliyetlerinin vatandaşların riskli yapılarını yenilemesini zorlaştırdığını söyledi. Finansmana erişimdeki güçlüklerin müteahhitler açısından da projelerin uygulanabilirliğini azalttığını belirten Demir, uzun vadeli ve erişilebilir finansman modellerinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<h2>“Dönüşümü ekonomik olarak mümkün kılmalıyız”</h2>
<p>Kentsel dönüşümün hızlanması için vatandaşların mali açıdan desteklenmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Demir, “Riskli binasını yenilemek isteyen vatandaşın karşılaştığı maliyet farkı, mevcut imkânlarıyla çoğu zaman aşılamıyor. Müteahhitler açısından da yüksek finansman maliyetleri projelerin uygulanabilirliğini azaltıyor. Bu nedenle uzun vadeli, erişilebilir ve öngörülebilir finansman modelleri geliştirilmesi gerekiyor” dedi. İstanbul’da belirli koşullarla sunulan 3 milyon TL’ye kadar kentsel dönüşüm kredi desteğinin Bursa’ya da yaygınlaştırılmasını isteyen Demir, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşların dönüşüm maliyetlerini karşılayabilmesi için yeni destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti. Finansman sorununun kamu kurumları, yerel yönetimler, bankalar, uluslararası finans kuruluşları ve sektör temsilcilerinin iş birliğiyle çözülmesi gerektiğini belirten Demir, şöyle konuştu: “Bursa, Türkiye’nin önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri. Şehrin deprem riskini azaltmak için gerekli finansmana erişmesi, güvenli konut üretiminin önündeki engellerin giderilmesi gerekiyor. İstanbul’da uygulanan desteklerin Bursa’yı da kapsaması ve şehrin ihtiyaçlarına uygun yeni kaynakların oluşturulması için ilgili kurumları birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Güvenli şehirleri afet yaşandıktan sonra değil, bugünden atacağımız adımlarla kurabiliriz. Dönüşümü deprem sonrasına bırakamayız.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-89745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-1792046804.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da yüksek inşaat maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin kentsel dönüşümü yavaşlattığını belirten İMSİFED ve İMSİAD Başkanı Şeref Demir, İstanbul’da uygulanan 3 milyon TL’ye kadar kredi desteğinin Bursa’yı da kapsamasını istedi. Demir, “Vatandaşa yalnızca dönüşüm çağrısı yapmak yeterli değil, dönüşümü ekonomik olarak mümkün kılacak araçları da sunmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapasite-kullanim-kaybi-trend-olarak-dusus-gosteriyor-89740</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanım kaybı trend olarak düşüş gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kapasite Kullanım Oranı’nda (KKO) dikkat çekici bir tablo var. 2007’den 2026’nın 9’uncu ayına kadar 20 yıllık rakamlar görülebiliyor. 7 sektörü içeren verilere bakıldığında, 2026 son veri, hem 2007’nin, hem de bu iki dönem arasındaki 20 yıllık ortalamanın ciddi oranda altında kalıyor. Gerek imalat sanayi gerekse kapsamındaki 6 ana sektörün tamamında kayıp var. Ayrışan bir sektör yok. Tablo, ekonomide hafiflemeyen, aksine ağırlaşan bir kapasite kullanımı sorunu olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi KKO, “İmalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin referans dönemdeki mevcut fiziki kapasitelerine göre fiilen gerçekleşen kapasite kullanımlarını” ifade ediyor. Kurulu kapasitenin 100 kabul edildiği bir durumda, KKO oranının bu düzeyin altında olması, kalanın atıl kapasite olduğu anlamına geliyor. Hem yatırımcı şirket hem de ulusal ekonomi yönünden kayıp ifade eden KKO’nda trend düşüş yönünde ilerliyor.</p>
<p>İmalat sanayi KKO, 2007 yılında yüzde 81,98 düzeyinde. 2007 – 2006-9’uncu ay iti- bariyle yıllık ortalaması %75,90 düzeyinde. 2026 yılı 9’uncu ay itibariyle son veri %73,89 düzeyinde. Bu rakam 2007 yılının 8,09 puan altında, 20 yıllık ortalama da 2007’nin 6,09 puan altında. En yüksek kapasite kullanım kaybı yatırım malları üretiminde olmuş. 20 yıllık ortalama kapasite kullanımı yüzde 75,53 düzeyinde. Bu rakam 2007 rakamının (yüzde 84,80) 9,27 puan altında. 2006 son verisi de (yüzde 71,01) 2007 yılının 13,79 puan altında. Dikkat çeken bulgular şöyle: </p>
<p>▶ Hiçbir sektörde KKO, 20 yıl önceki (2007 yılı) seviyede değil. <br />▶ 2007'de üç sektörde KKO oranı %80’in üzerinde. 2026 yılı 9 aylık ortalamalarda bu seviyeyi gören veya aşan hiçbir sektör yok. <br />▶ 2007 – 2026/9 arasında imalat sanayi, dayanıklı tüketim malları imalatı, tüketim malları, ara malları ve yatırım malları KKO, 2007 rakamına bir daha hiç ulaşamadı. <br />▶ Sadece iki sektörde (dayanıksız tüketim malları ile gıda ve içecek sektörlerinde) tek yıl çok düşük oranlı olarak 2007 rakamı aşıldıysa da kalan yılların tamamında altında seyretti. <br />▶ Dayanıksız tüketim mallarında, 20 yılda, 2007 yılı seviyesi tek bir yıl (2022) çok düşük farkla aşıldı. İzleyen yıllarda sistemli, yıldan yıla kayıp yaşandı. <br />▶ Gıda ve içecek üretimi sektöründe de 20 yıllık sürede, 2007 yılı seviyesi (yüzde 74,05) tek bir yıl (2024) 01 puan aşıldıysa da izleyen yıllarda sistemli bir kapasite kullanım kaybı yaşandı. <br />▶ 20 yıllık sürede en düşük kapasite kullanım oranları 2009 küresel kriz yılı ile pandemi etkisindeki 2020 – 2021 yıllarında yaşandı. Fakat bazı sektörlerde söz konusu kriz dönemlerinin bile altına inilen yıllar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06fea1a2ba-1792045034.png" alt="" width="830" height="656" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapasite-kullanim-kaybi-trend-olarak-dusus-gosteriyor-89740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapasite kullanım kaybı trend olarak düşüş gösteriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/boyada-buyume-hacimde-degil-katma-deger-ve-inovatif-urunde-89739</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boyada büyüme, hacimde değil katma değer ve inovatif üründe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında yaşanan hızlı talep artışının ardından küresel ve yerel makroekonomik dinamiklerin etkisiyle dengelenme sürecine giren Türkiye dekoratif boya sektörü, 2026 yılıyla birlikte daha stabil ve nitelik odaklı bir seyre geçti. Faiz oranlarındaki yüksek seyir, konut satışlarındaki yavaşlama ve alım gücündeki gerilemeye karşın sektör, kârlılığını katma değerli ürün portföyü ve verimlilik odaklı maliyet yönetimiyle korumaya çalışıyor.</p>
<p>Yaklaşık 1 milyon tonluk hacme sahip Türkiye boya pazarında dekoratif boyalar hacimsel olarak yüzde 60, değersel olarak ise yüzde 40’lık bir paya sahip bulunuyor. Sektördeki son gelişmeleri ve şirket hedeflerini değerlendiren Marshall Boya Genel Müdürü Özgür Orçunus, Covid-19 sonrası yaşanan ivmeli büyümenin ardından pazarın kendi 10 yıllık ortalamasına çekildiğini vurgulayarak, zorlu konjonktüre karşın stratejik adımlarla büyümeyi sürdürdüklerini belirtti.</p>
<h2>Proje ve renovasyon kanallarında daralma </h2>
<p>Türkiye’de faizlerin hızlı yükselişi ve makroekonomik politikalardaki değişimlerin ev satışları ile proje tarafında daralmaya yol açtığına dikkat çeken Orçunus, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki deprem sonrası başlayan büyük çaplı inşaat projelerinin tamamlanmasıyla birlikte bu alandaki hareketliliğin de sakinleştiğini söyledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 80’ini oluşturan renovasyon kanalında da tüketici davranışlarının değiştiğine işaret eden Orçunus, şu değerlendirmede bulundu: “Eskiden tüketiciler 3-4 yılda bir evlerinin tamamını boyatırken, artan enflasyonist baskılar ve alım gücü kısıtları nedeniyle bu süre 5 yıl ve üzerine çıktı. Tüketiciler artık tüm evi boyatmak yerine sadece belirli alanlara, örneğin çocuk odası veya salona yöneliyor. Bu durum küçük ambalaj boyutlarına olan talebi artırırken, pazarın genel hacminde tek haneli küçülmeleri beraberinde getiriyor. Ancak 2026’nın ilk yarısında yaşanan bu seyir, Covid sonrası aşırı ısınmanın ardından pazarın sağlıklı bir dengelenme noktasına ulaştığını gösteriyor.”</p>
<h2>Maliyet dengeleri değişiyor </h2>
<p>Boya uygulamalarında ilginç bir maliyet dengesinin ortaya çıktığına değinen Orçunus, geçmiş yıllarda toplam boyatma maliyeti içerisinde boyanın payı yüzde 50 civarındayken, ustaların enflasyona karşı hızlı fiyat ayarlamaları yapmasıyla bu oranın yüzde 25’e gerilediğini söyledi. Sektörün en büyük maliyet kalemini oluşturan hammaddenin yüzde 80’den fazlasının ithal girdilere dayalı olduğunu hatırlatan Orçunus, jeopolitik risklerin maliyetler üzerindeki baskısına dikkat çekti. Hammadde maliyetlerinde döviz bazında yüzde 7-8 seviyesinde artış yaşandığını belirten Orçunus, TL bazındaki hammaddelerin ise asgari ücret ve iç enflasyon etkileriyle yüzde 30’un üzerinde yükseldiğini ifade etti.</p>
<h2>Ciro 3,2 milyar TL’ye ulaştı </h2>
<p>Orçunus, finansal performansa ilişkin şu verileri paylaştı: “Enflasyon muhasebesinden arındırılmamış rakamlarla geçen yılın ilk yarısında 2,6 milyar TL olan ciromuzu, bu yılın ilk yarısında 3,2 milyar TL seviyesine çıkardık. Faaliyet kârımızda ve dönem kârlılığımızda çok ciddi bir artış kaydettik."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PAZAR 2027’DE İVME KAZANACAK</span></h2>
<p>Sanayi Bakanlığı akreditasyonuna sahip Ar-Ge merkezlerinde Türkiye pazarının ve ustalarının yüksek beklentilerine özel lokal formülasyonlar geliştirdiklerini belirten Orçunus, iç pazardaki gücün yanı sıra ticari kanala da aralıksız yatırım yaptıklarını vurguladı. AkzoNobel’in global pazar yapılanması nedeniyle belirli coğrafi sınırlamalara tabi olduklarını aktaran Orçunus, buna karşın KKTC başta olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve yakın coğrafyada aktif bir ihracat operasyonu yürüttüklerini belirtti. İhracatın ciro içindeki payını son 5 yılda iki katına çıkararak yüzde 7 seviyesine taşıdıklarını ve KKTC dekoratif boya pazarında lider konumda bulunduklarını kaydetti. 2027 yılına ilişkin öngörülerini de paylaşan Orçunus, faizlerde yaşanabilecek olası düşüşler ve makroekonomik istikrarla birlikte pazarın yeniden ivme kazanacağını, Marshall olarak her koşulda kârlı ve pazar payını artıran büyüme çizgilerini koruyacaklarını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/boyada-buyume-hacimde-degil-katma-deger-ve-inovatif-urunde-89739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/ozgur-orcunus-1792044883.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında 3,2 milyar TL ciroya ulaşan Marshall Boya, hacimsel daralmaya karşın katma değerli ürün grupları ve sıkı maliyet yönetimiyle kârlılığını artırdı. Sektörün 10 yıllık ortalamasına döndüğünü belirten Marshall Boya Genel Müdürü Özgür Orçunus, &quot;Büyüme stratejimizi hacimden ziyade katma değerli ve inovatif ürünler üzerine kurguluyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirdaki-petrol-sahasinda-kamulastirma-karari-89753</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;daki petrol sahasında kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) istimlake müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Diyarbakır'daki petrol işletme ruhsat sahasında açılan Çobantepe-5 kuyusunun lokasyon sahası, yolu, enerji nakil hattı ve petrol boru hattı için gerekli olan, Kocaköy ilçesindeki iki parselin kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Rayiç bedelin üzerinde talepte bulunulması nedeniyle anlaşma yoluyla satın alınamayan ve haklarında acele el koyma kararları bulunan parsellerden birinin 12 bin 926,76, diğerinin ise 10 bin 406,80 metrekarelik kısmının kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirdaki-petrol-sahasinda-kamulastirma-karari-89753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Diyarbakır&#039;daki Çobantepe-5 kuyusu ve bağlantılı altyapısı için iki parselde kamulaştırma kararı verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/bakir-cesur-hamle-pesinde-89733</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakır cesur hamle peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="241" height="114" /></p>
<p>Küresel emtia piyasası yılın son çeyreğine iki farklı sinyalle giriyor: Yıl genelinde güçlü kazanımları karşın kısa vadede fiyat baskısı görülüyor. On dokuz emtiayı izleyen CRB Endeksi son bir ayda yaklaşık yüzde 1.3 gerilese de yılbaşından bu yana yüzde 43 yükseldi. Enerji ağırlıklı GSCI Endeksi de son bir ayda yüzde 3’ün üzerinde düşüşüne karşın yılbaşına göre yüzde 34 artıda. Bu tablo, son düzeltmenin emtia rallisini henüz sona erdirmediğini gösteriyor.</p>
<p>Sanayi metalleri de bu modele uygun şekilde son çeyreğe görece baskı altında girdi ancak teknik analizler fiyatların destek seviyelerinin üzerinde kaldığı sürece yeni bir sıçrama yaşayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Bakır; maden üretimindeki aksama riskleri, ABD’nin olası gümrük vergileri öncesinde stokların yer değiştirmesi ve yapay zeka veri merkezlerinin büyüyen elektrik altyapısı ihtiyacıyla destekleniyor.</p>
<h2>Hedef 16 bin doların üzeri </h2>
<p>LME bakır fiyatları, rekor seviyelere yakın seyrediyor. Şiili'deki El Teniente madeninde pazar günü meydana gelen ve büyük hasara yol açan çığ felaketinin ardından arz endişeleri de bakır fiyatlarına destek sağladı ve fiyatı 14.620 dolar seviyesine taşıdı. Kırmızı metal yılın üçüncü çeyreğinde yaklaşık yüzde 8 yükselmişti. Reuters’ın fiyat hareketlerine dayalı analizine göre, bakırın ton başına 14.926 doları aşması halinde son çeyrekte 15.869-16.631 dolar aralığı gündeme gelebilir. Aşağı yönlü düzeltmede ise 13.951 dolar seviyesi, yükseliş görünümünün korunup korunmadığını değerlendirmek açısından kritik eşik olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyum rahatlayan arza takıldı</span></h2>
<p>Alüminyumda ise kritik fiyat eşikleri aşılmadan güçlü bir yükselişten söz etmek biraz daha zor. Alüminyum, bakıra kıyasla daha karmaşık bir görünüm sergiliyor. LME’de alüminyum vadeli işlemleri, daha güçlü ABD doları, Körfez’deki arz kesintilerine ilişkin endişelerin azalması ve Endonezya’daki üretim kapasitesinin genişlemesi nedeniyle Şubat ayından bu yana en düşük seviyelerinde, ton başına 3.040 dolarda seyrediyor. Son 1 aylık düşüş yüzde 6 civarında. Güçlü dolar ve küresel arzın toparlanacağı beklentisi fiyatları baskılarken, Basra Körfezi’ndeki üretim kayıpları arz tarafındaki riskleri gündemde tutuyor. Çin’in zayıf iç talep ve yüksek stoklar nedeniyle ihracatını artırması da uluslararası piyasaya daha fazla metal ulaşmasına yol açıyor. Ağustos ayında Çin’in alüminyum sevkiyatları yıllık yüzde 17,2 arttı.</p>
<p>Teknik analizlere göre, ton başına 3.088 doların altı dalgalı ve temkinli seyre işaret ediyor. Fiyat ancak bu seviyenin üzerine geri dönerse yükselişten bahsedilebilir. Bu noktada yükselişi tetikleyecek ilk durak 3.152 dolar olur. Yukarıda 3.397 doların aşılması, 3.705 dolara doğru hareketin önünü açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Metaller dolar endeksini takip ediyor</span></h2>
<p>Doların seyri metal fiyatların yönünü belirleyecek ana etkenlerden. Reuters’ın yılın son çeyreğine ilişkin teknik analizine göre, döviz stratejistleri, dolar endekisinin son çeyrekte 104 seviyesini zorlayabileceğini düşünüyor. ABD’de faizlerin yüksek kalması ve enflasyon riskleri doların gücünü korumasına zemin hazırlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/bakir-cesur-hamle-pesinde-89733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/bakir-1776663531.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emtia piyasasında son haftalardaki geri çekilme, yılın güçlü rallisini henüz silmedi. Bakırda arz endişeleri ve yapay zeka yatırımları yılın son çeyreğinde 16 bin doların üzerine ulaşabilecek zirve beklentilerini canlı tutarken, alüminyumda güçlü dolar ve toparlanan arza rağmen fiyat hız kazanabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-pamuk-sektoru-istanbul-zirvesinde-bulustu-89732</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel pamuk sektörü İstanbul zirvesinde buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel pamuk ticaretinin temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) temasıyla İstanbul’da başladı. ICA tarafından 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de düzenlenen etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı ve geçen yıl Dubai’de gerçekleştirilen organizasyona bu kez 700'ü aşkın delege katıldı ve bu rakam delege sayısı açısından rekora yaklaştı. İstanbul’daki etkinliğin açılışında konuşan ICA Direktörü Bill Kingdon, üyelerin pamuğun tekstilde tercih edilen bir hammadde olarak teşvik edilmesini de birliğin görevleri arasında gördüğünü ifade etti. Kingdon, bu doğrultuda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaptıklarını ve pamuğun kullanımını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. İstanbul buluşmasının 14 ana sponsor ve 15 destek sponsorunun katkısıyla gerçekleştirildiğini belirten Kingdon, bu desteğin ICA’nın uluslararası ticaret etkinliklerinin düzenlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye’den 120 delege katıldı </h2>
<p>ICA Başkanı Pierre Chehab, organizasyonun katılımcı sayısı bakımından rekora yaklaştığını söylerken Türkiye’nin pamuk alanında köklü bir geçmişe sahip olduğunu da vurguladı, etkinliğin Türkiye’de düzenlenmesinin bu birikime verilen önemin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Türkiye’den 120’yi aşkın delegenin etkinlikte yer aldığını açıklayan Cheab, kadın katılımcı sayısının da 120’yi aşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bu katılımı, pamuk sektöründe kadınların varlığını destekleyen “Women in Cotton” çalışmalarının gelişimiyle birlikte değerlendirdi. Konferans boyunca altı Türk konuşmacının söz alacağını belirten ICA Başkanı, İstanbul’daki katılımın sonraki organizasyonlar için de çıtayı yükselttiğini söyledi. Brezilyalı sektör temsilcilerine seslenen Başkan, İstanbul’un ulaştığı katılımın daha da ileriye taşınması çağrısında bulundu. Etkinliğin ilk gününde Amerikan Pamuk Tüccarları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen ile Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia da sunum yaptı. Yine Dr. Murat Üçer de, etkinlikte Türkiye ve dünya ekonomisi konulu bir sunum gerçekleştirdi. etkinliğin öğleden sonraki oturumunda ise Staplcotn’dan Hope Brooks, Arvind Mills’ten Bharat Desai, Abrapa’dan Marcelo Duarte, Nipaş Tekstil’den İsmail Nohutlu, bağımsız risk danışmanı Jagdish Parihar ve China National Cotton Group Corporation’dan David Yang konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<h2>Geleceğin ipliği tartışılacak </h2>
<p>Etkinlik kapsamında bugün “Geleceğin İpliği: Türkiye, Avrupa ve Tekstilin Geleceği” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Türk tekstil sektörünün küresel rekabet gücünü artırma yollarının ele alınacağı oturumda sürdürülebilirlik, izlenebilirlik, değişen AB düzenlemeleri ve yakın coğrafyadan tedarikin artan önemi tartışılacak. Panelde Orka Holding’den Büşra Orakçıoğlu Biberoğlu, Louis Dreyfus Company’den Camille Cluzel, Better Cotton Initiative’den Rebecca Owen, TİM Başkan Vekili Ahmet Öksüz ve Ensar Tekstil’den Ertuğrul Tanrıverdi konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<h2>Pamuk ticaretinde 185 yıllık kuruluş </h2>
<p>ICA temelleri, 1841 yılında İngiltere’nin Liverpool kentinde bir grup pamuk tüccarının ham pamuk alım satımını düzenlemek için oluşturduğu tüzük ve kurallarla atıldı. Bugün dünya pamuk ticaretinin önemli bir bölümü ICA Tüzük ve Kuralları çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Güvenli ticaret ortamı oluşturmayı ve sözleşmelere bağlılığı sağlamayı amaçlayan kuruluşun, tedarik zincirinin tüm halkalarını temsil eden 600’ü aşkın üyesi bulunuyor. Kar amacı gütmeyen ICA, tahkim, eğitim, ticaret ve iş ağı geliştirme etkinliklerinin yanı sıra ICA Bremen aracılığıyla pamuk test ve araştırma hizmetleri sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-pamuk-sektoru-istanbul-zirvesinde-bulustu-89732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/yagislar-202526-sezonu-pamuk-rekoltesi-tahminini-dusurdu-1767687353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 Zirvesi, “Cotton’s Next Chapter-Pamuğun Yeni Dönemi&quot; temasıyla İstanbul’da dün başladı. Etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Ayrıca Türk tekstil sektörünün rekabet gücü ve Avrupa tedarik zincirindeki rolü de gündeme taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-sorusturmasinda-84-kisi-tutuklandi-27-supheli-hakkinda-arama-karari-cikarildi-89731</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon soruşturmasında 84 kişi tutuklandı, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş Başkanlığı’nda Fon Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonlarına İlişkin Düzenlemeleri İçeren Kanun Teklifini görüşmek üzere toplandı.</p>
<p>Komisyonda teklifin ilk imza sahiplerinden AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, şu anda fon piyasalarında 2 bini aşkın yatırım fonu bulunduğunu belirterek SPK tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısının 131 olduğunu söyledi. Aksu, fon soruşturmaları kapsamında, bugüne kadar 84 kişinin tutuklandığını, 282 kişi hakkında işlem yapıldığını, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldığını belirtti. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu da "29 farklı ülkeden 48 ayrı talepte bulunuldu. 278 kişiye ilişkin hesaplar ve mal varlıklarına ilişkin talepte bulunuldu. Başsavclılıklarla iletişim sağlandı" açıklamasını yaptı.</p>
<h2>Teklifler ne getiriyor? </h2>
<p>Teklifin 1 ve 2. Maddeleri ile; kanunun uygulanmasındaki tanımları, 3'üncü maddeyle tasfiyenin SPK'nin gözetim ve denetiminde görevli kuruluşlar eliyle yürütülmesi düzenleniyor. Böylece, 455.578 bireysel fon pay sahibini korumak adına borsa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktireceği, fiyatı daha da düşürerek yatırımcı zararını büyüteceği durumlarda kurul geri alım, hâkim ortağı satma hakkı, toptan satış gibi esnek ve kontrollü satış yöntemlerine karar verebilecek.</p>
<h2>Kimler, nasıl etkilenecek? </h2>
<p>Tasfiye yalnızca varlıklarının süratle satılması şeklinde değil, yatırımcılar bakımından mümkün olan en yüksek ekonomik değerin ve aynı zamanda borsa işlemlerinin sıhhatinin korunmasını hedefleyen kontrollü bir süreç olarak planlanıyor. Sermaye Piyasası Kanunu'nun madde 104 piyasa bozucu eylemler, madde 106 bilgi suistimali ve madde 107 piyasa dolandırıcılığı suçlarına ilişkin fiilleri işlediği belirlenen kişi ve kurumlar bu özel tasfiye ve geri kazanımlardan yararlanamayacak.</p>
<p>Teklifle; net yatırım tutarı, yatırımcının fona kağıt üzerinde biçilen sanal değeri üzerinden değil, fona fiilen koyduğu nakit giriş ve çıkışlar üzerinden hesaplanacağı düzenleniyor. Fonların tasfiyesinde para çıkışları da "İlk Giren İlk Çıkar" yöntemine uygun bir sırayla gerçekleştirilecek. Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılara tutarın tamamı ödenebilecek, mevcut nakdin yetersiz olması hâlinde ise net yatırım tutarı en düşük olan yani en küçük yatırımcılardan başlanarak ödemeler gerçekleştirilecek. Bu sayede yapılan değerlendirme ve analizlere göre 350 bin civarında fon pay sahibinin nihai pay sahipliği korunarak net yatırım tutarlarının ödemesinin gerçekleşeceği öngörülüyor. . Teklifin 4'üncü maddesiyle haksız ve fahiş kazanç elde edenler için bir isteğe bağlı iade mekanizması getiriliyor. Gerçeğe aykırı değerler üzerinden olağan dışı kazanç sağlayıp fondan çıkanlar olağan emsal getiriyi aşan kısmı isteğe bağlı iade hesabına iade edebileceklerdir ancak bu isteğe bağlı iade asla bir af veya ibra, cezasızlık mekanizması sayılmayacak.</p>
<h2>İsteğe bağlı iade yapanların durumu </h2>
<p>Teklifin 5'inci maddesiyle; mevzuata aykırı ve şeklen uygun görünse de gerçek bir ekonomik amacı olmayan repo, ters repo, karşılıksız kredi ve muvazaalı işlemlerle ilişkili taraflara veya üçüncü kişilere aktarılan para, sermaye piyasası aracı mal, hak ve alacakların şahsi sorumluluk kapsamında takip edilmesi öngörülüyor. Teklifin 6'ncı maddesiyle adli makamlarca ceza soruşturmaları kapsamında el konulan veya müsadere edilen gayrimenkuller, araçlar, likit mal varlığı değerleri, hazineye gelir kaydedilmeksizin yatırımcıların fon pay sahipliği haklarının karşılanması amacıyla doğrudan ilgili fona veya TMSF nezdinde açılan özel geri kazanım hesabına aktarılması düzenleniyor. TMSF bu mal varlıklarına kayyım olarak atanacak, dava sonucunu beklemeksizin satış yapabilecek ve elde edilen nakit geri kazanım hesaplarına aktarılarak izlenip dava sonunda fon pay sahiplerine tevzi edilecek.</p>
<p>Teklifin 7'nci maddesiyle tasfiye, takip ve hukuki süreçlerin doğurabileceği yoğun iş yükü ile spesifik uzmanlık ihtiyacını göz önünde bulundurarak finansal operasyonların ve dava süreçlerinin hızlıca ve eksiksiz sonuçlandırılabilmesi için SPK ile yatırımcı tazmin merkezine dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edebilme yetkinliğinin sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-sorusturmasinda-84-kisi-tutuklandi-27-supheli-hakkinda-arama-karari-cikarildi-89731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/ersan-aksu-1792042244.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu&#039;nda konuşan AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, fon piyasalarında 2 binden fazla yatırım fonu bulunduğunu belirterek SPK tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısının 131 olduğunu söyledi. Aksu, fon soruşturmaları kapsamında, bugüne kadar 84 kişinin tutuklandığını, 282 kişi hakkında işlem yapıldığını, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-odeme-zincirleri-de-gerildi-89730</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde ödeme zincirleri de gerildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi, reel sektörün ödeme zincirini de tehdit etmeye başladı.</p>
<p>EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcileri, nakit akışındaki sıkışmanın ticaret çarklarını yavaşlattığına işaret ederken, bazı şirketlerin vadesi gelen borçlarını ertelemek için fonda yaşanan gelişmeleri ‘kalkan’ olarak kullanmaya başladığını öne sürdü.</p>
<h2>Ticari güveni zedeliyor </h2>
<p>Piyasadaki alacak-borç dengesinde yaşanan bozulmayı değerlendiren iş dünyası kaynakları, bazı şirketlerin vadesi dolan tedarikçi ödemelerini ve zaman zaman çalışan maaşlarını ertelemek için “Paramız fonda bağlı kaldı” ya da “Fon çalkantısı nedeniyle nakit sıkışıklığı yaşıyoruz” argümanına sığındığını belirtiyor. Yanı sıra bazı firmaların, çalışan maaşlarını ödeme noktasında yine aynı gerekçeyi öne sürerek erteleme yoluna gittiği de gelen bilgiler arasında.</p>
<p>Sektör temsilcileri, söz konusu tablonun ne kadarının doğrudan fon mağduriyetinden, ne kadarının ise piyasada vadeleri birkaç ay daha ötelemeye dönük yaklaşımlardan kaynaklandığını ayırt etmenin zorlaştığını kaydediyor. Ancak piyasa aktörleri, gerekçeden bağımsız olarak bu durumun ticari güven iklimini zedelediği görüşünde birleşiyor.</p>
<p>Tabloyu ‘sistemik bir krizden’ ziyade piyasa etiğindeki bozulma riski olarak tanımlayan kaynaklar, önümüzdeki dönemin en kritik göstergesinin karşılıksız çek ve protestolu senet oranları olacağına dikkat çekiyor. Şu an çok büyük bir tehlike arz etmemekle beraber, vadelerin suni gerekçelerle uzatılmasının, tedarik zinciri boyunca bir domino etkisi yaratarak reel sektörün genel yapısını olumsuz etkilemesinden de endişe edildiği belirtiliyor. </p>
<h2>Bankalar teminatlar için beklemede </h2>
<p>Öte yandan, fon krizinin etkisiyle hisse senetlerinde yaşanan değer kayıpları sanayici üzerindeki finansman baskısını artırmaya devam ediyor. EKONOMİ gazetesinin daha önce de gündeme getirdiği üzere, sahip oldukları şirket hisselerini veya fon portföylerini teminat göstererek kredi kullanan şirketler, piyasadaki sert fiyat hareketleri nedeniyle teminat açığı riskiyle yüz yüze kaldı. Sektör temsilcilerinin aktardıklarına göre, varlık değerlerinde gerileme ve teminat erimesi yaşanmasına karşın bankalar henüz sert teminat tamamlama çağrıları yapıp piyasayı zora sokacak veya şirketleri acil varlık satışına zorlayacak adımlardan kaçınıyor. Bankacılık kesiminin, parasal sıkılaşmanın ve finansmana erişim zorluklarının sürdüğü bu hassas dönemde pozisyonlarını koruyarak piyasadaki gelişmeleri "bekler-gör" yaklaşımıyla izlemeyi tercih ettiği dile getiriliyor. İş dünyası kaynakları da teminat tarafında oluşan bu riskli tablonun derinleşmeden yönetilmesi için finansal kesim ile reel sektör arasındaki diyalog kanalının açık tutulması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-odeme-zincirleri-de-gerildi-89730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası kaynakları, bazı şirketlerin vadesi dolan tedarikçi ödemelerini ve zaman zaman çalışan maaşlarını ertelemek için “Paramız fonda bağlı kaldı” ya da “Fon çalkantısı nedeniyle nakit sıkışıklığı yaşıyoruz” argümanına sığındığını belirtiyor. Bazı firmaların çalışan maaşlarını ödemede aynı gerekçelerle ertelediği ifade ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yolsuzlugu-icin-tbmmde-bir-arastirma-komisyonu-kurulmali-89729</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon yolsuzluğu için TBMM&#039;de bir araştırma komisyonu kurulmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım fonları ile ilgili gelişmeler muhalefet partilerinin gündeminden düşmüyor. Muhalefet TBMM Genel Kurulu’nda, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması yönünde önerge vermeye devam ederken, bir yandan da fon listesinin açıklanması konusunda ısrarlarına devam ediyorlar. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Listeyi açıklayın, kim kimmiş herkes öğrensin” çağrısında bulundu. Babacan, “Fon yolsuzluğundan Cumhurbaşkanı’nın haberi varsa da vahim, yoksa da vahim. Sayın Erdoğan, 100 açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023’te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız” dedi.</p>
<p>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Yeni Yol Grubu’nun TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Babacan, fon yolsuzluğu konusunda açıklamalar yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’ye, her hafta bir araya geldikleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bu konuda haberdar edip etmediklerini sordu. Babacan şöyle dedi:</p>
<p>“Eğer Cumhurbaşkanı’nın bu meselelerden haberi olmadıysa o zaman durum daha da vahim. Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük bir olaydan haberi olmuyor, haber edilmiyor. Evetse de haberi varsa da vahim. Sorunun cevabı hayır, haberi yoksa da vahim. Bu nasıl bir devlet yönetimidir Allah aşkına? Şu listeyi açıklayın artık. Kim kimmiş herkes bir öğrensin. Bu arınmayı yapmadan bu kadar büyük yolsuzluğun dosyasını kapatamazsınız. Eğer bu fon dolandırıcılığı açığa çıksın, gerçekten suçu olan hesap versin, kirli olan, temiz olan ayıklansın istiyorsanız bunun şu andaki şartlardaki yolu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araştırma komisyonu kurulmasıdır. Bundan kaçmayın.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yolsuzlugu-icin-tbmmde-bir-arastirma-komisyonu-kurulmali-89729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ali-babacan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Fon yolsuzluğu için TBMM&#039;de bir araştırma komisyonu kurulmalı&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89728</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknoloji dünyasında yaşanan hızlı dönüşüm, şirketlerin dijitalleşmeye bakışını da yeniden şekillendiriyor. Yazılım çözümlerinden veri yönetimine, otomasyondan yapay zekâ destekli sistemlere kadar pek çok alanda kurumların ihtiyaçları değişirken, teknoloji artık yalnızca operasyonları destekleyen bir araç değil, doğrudan iş modellerini dönüştüren stratejik bir güç haline geliyor. Bugün yapay zekâyı yalnızca geleceğin teknolojisi olarak konuştuğumuz dönemi geride bıraktık. Artık kurumların günlük operasyonlarında, karar mekanizmalarında, müşteri deneyiminde ve çalışan verimliliğinde doğrudan karşılığı olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Asıl mesele yapay zekâyı kullanmak değil; onu doğru süreçte, doğru veriyle ve gerçek bir ihtiyaca cevap verecek şekilde konumlandırmak. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü; yapay zekayı ne kadar kullandıkları değil, iş süreçlerine ne kadar doğru entegre ettikleri belirleyecek.</p>
<p><strong>Kurumlara özel yapay zekâ dönemi</strong></p>
<p>Kurumlar mevcut sistemlerini tamamen değiştirmek yerine, öncelikle iş süreçlerini ve yapay zekânın nerelerde fayda sağlayabileceğini belirlemeli. Her kurumun verisi, işleyişi ve ihtiyaçları birbirinden farklı… Bu nedenle, herkese aynı yapay zekâ çözümünü sunmak doğru olmaz. Nerede zaman kaybediliyor, hangi işler tekrar tekrar yapılıyor, hangi veriler karar alma süreçlerinde yeterince değerlendirilemiyor, çalışanların iş yükü nerelerde artıyor? Bütün bunları analiz yapılmalı. Ardından teknoloji ve yapay zekâyı devreye alarak bu sorunlara çözüm üretmeye çalışılmalı.</p>
<p><strong>“İnsan ile teknolojinin birlikte çalıştığı modeller öne çıkacak”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı çalışanların yerini alacak bir teknoloji olarak değil, insanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayan bir çalışma arkadaşı olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, kurumlarda insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Bence yapay zekânın en önemli faydalarından birisi, insanların sürekli tekrarladığı işlerden kurtulup; analiz, yaratıcılık ve karar verme gibi daha fazla değer üreten alanlara zaman ayırabilmesidir. Biz geleceği, insanın olmadığı sistemlerde değil, insanın teknolojiyle birlikte çalışarak daha güçlü sonuçlar elde ettiği bir dünyada görüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye’nin, yazılım alanında yetişmiş insan kaynağı ve güçlü bir teknoloji ekosistemi var. Bu nedenle, yapay zekâ dönüşümünde, önemli bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. Burada önemli olan, yerli teknoloji şirketlerinin sadece mevcut teknolojileri kullanması değil, kendi yazılımlarını ve çözümlerini de geliştirebilmesidir. Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve bence bu dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Ülkemiz için burada önemli bir fırsat var. Kendi yazılımını ve teknolojisini geliştiren, kurumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretebilen şirketler, hem Türkiye’de, hem de dünya pazarlarında önemli bir yere sahip olacak. Teknoloji üretmek, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmiyor.  Önümüzdeki birkaç yıl içinde, kurumların nasıl çalışacağını, hangi teknolojilere ihtiyaç duyacağını ve ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini bugünden öngörmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-insani-cevrimin-icine-sokmak-89727</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Securitas ve insanı çevrimin içine sokmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son zamanlarda yapay zekâyı ele alırken çarpıcı bir soru ile karşılaşıyorum. İnsanı nereye koyacağız ya da insan çevrimin içinde yer alacak mı? Bunun İngilizcesi daha havalı: “What do you think about human in the loop?”</p>
<p>Bu sorunun yanıtını verebilmek için Barcelona’da birçok eser bırakmış olan Antonio Gaudi’nin eserlerinden Güell Bahçesi’ne bir bakmak gerekiyor. Burada düşünürken konsantre olmayı kolaylaştırması için eğimden faydalanan Gaudi, bölümü taşıyan kolonlardan birinin üzerine bir kadın yerleştirmiş; daha doğrusu kolon kadın şeklini barındırıyor. Kafasındaki sepet ya da leğen ile net bir insan görünümünde olan bu kadının, Gaudi’nin çamaşırlarını yıkayan kişi olduğu ve Gaudi’nin de minnetini ifade etmek için kendisini bu heykel ya da daha doğrusu yapının bir parçası haline getirdiği anlatılıyor. Gaudi’nin bu şekilde insanın çevrimin içine kattığını düşünebiliriz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir soru var. Gaudi’nin kendisi insan olarak zaten bu çevrimin içinde değil mi? Biz insan derken hep bu tür insanları unutuyoruz ve çamaşırcı kadını çevrimin içindeki tek insan gibi düşünüyoruz.</p>
<p>Aynı durum, insanlı güvenlik hizmetleri sunan Securitas için de geçerli. Şirketin içindeki insanlar olarak hep güvenlik görevlilerini ele alıyoruz ancak şirketi yönetenler de insanlar ve ben de bu kategoride yer alıyorum. Yapay zekâ çağında Securitas gibi bir yapının deneyimi, hem uç bilişim ile benzerliği hem de bunu insanla yapması nedeniyle aydınlatıcı olabilir. Ancak bu aynı zamanda insanların yönettiği bir sistem olarak ele alındığında daha fazlasını sağlıyor.</p>
<p>Vizyon 100 zirvesi için Türkiye’ye gelen Securitas Avrupa Başkanı Henrik Zetterberg ile bu vizyon doğrultusunda bir şeyler öğrenmek için bir araya geldim. “Neden burada bulunuyorsunuz?” şeklindeki ilk sorum Zetterberg’i şaşırttığı için açıklama yapmak zorunda kaldım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: </strong>Neden burada olduğunuzu merak ediyorum çünkü sizin yaptığınız işle uç bilişim (edge computing) arasında güçlü bir benzerlik var. Her ikisinde de uçtaki birimlerin zeki olması gerekiyor ama bunların merkezde analiz edilmesi iş sonuçları açısından büyük fayda sağlıyor. Bunu teknoloji ile yapmak daha kolay olurdu ama insan gibi dinamik bir unsurun uçta yer alıyor olması daha güçlü bir deneyim ve birikim sağlıyor. Ancak benim açımdan aynısını sağlayacak olan, sizin neden burada olduğunuzu anlamak?</p>
<p><strong>Henrik Zetterberg:</strong> Elbette temel amaç bu konferansta yer almak. Hem yeni şeyler öğrenmek hem de –biliyorsunuz- yarın sahnede bir sunum yapacağım. Ayrıca buradaki Türk operasyonumuzu da ziyaret etmek için geldim; yani her ikisini de gerçekleştiriyorum.</p>
<p><strong>- Vizyon 100’den bahsettiğimize göre Türkiye ile ilgili vizyonunuzu anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Türkiye özelinde konuşacak olursam; Securitas Türkiye’de gördüklerim gerçekten mükemmeldi. Biliyorsunuz, bu yıl 20. yıllarını kutluyorlar ve sektördeki öncü şirketlerden biri konumundalar. Avrupa genelinde 120 bin çalışanımız var ve bunların 20 bini burada, Türkiye'de bulunuyor. Toplamda ise 344 bin kişilik bir kadroya sahibiz. Türkiye, insan ve teknolojiyi mükemmel bir şekilde harmanlayarak her zaman ön saflarda yer aldığı için, küresel ölçekte de önde gelen şirketlerimizden biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>- Burada “mükemmel” dediğinizde ortamın nasıl değiştiğini sormam gerekiyor çünkü mesele sadece mükemmel olmak değil, yeni koşullara uyum sağlamak. Burada tedarik zinciri, eşyanın interneti (IoT) ve diğer pek çok şeyden bahsediliyor; dolayısıyla güvenlik anlayışının da değişmesi gerekiyor. </strong></p>
<p><strong>- </strong>Kesinlikle. Türkiye'de sahip olduğumuz ve diğer bölgelerde de geliştirmekte olduğumuz şey şu: Hem insan odaklı güvenlik hem de teknoloji alanında uzmanlığımız var. Murat [Securitas Türkiye Ülke Başkanı Murat Kösereisoğlu] ve ekibinin görevi de -sizin de belirttiğiniz gibi- müşterinin ihtiyaçları doğrultusunda ilerlememizi sağlamak adına bu iki unsuru birleştirmek. Bu süreç yıllar önce oldukça basit bir kombinasyonla başlamıştı ancak gelinen noktada durum epey ileri bir seviyeye ulaştı. İşin içine yapay zekânın da girmesiyle birlikte kapsam giderek genişliyor ve derinleşiyor. Evet, çoğu insan bundan bahsediyor. Böylece yeni senaryolar oluşturmak çok daha kolay hale geliyor; insanların aklına bile gelmeyen şeyler gerçeğe dönüşebiliyor ya da çoktan dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>- İşinizdeki dönüşüm ve sizin buna nasıl uyum sağladığınız sorusu ile devam edersek, sizin kişisel olarak buna bakışınız nasıl?</strong></p>
<p>- Bence bu açıdan ilginç bir iş yapıyoruz; çünkü veri üreten çok sayıda insanımız ve veri sağlayan pek çok sensör ile kameramız var. İşin ilginç yanı, bunların hepsi müşterinin sahasında bulunuyor. Yani elimizde merkezi bir üretim tesisi yok; sistemler doğrudan müşterinin bünyesinde yer alıyor ve müşteriler de kendi verilerine sahip. Eskiden, buradan anlamlı sonuçlar çıkarmak oldukça karmaşık bir süreçti. Ancak şimdi, geliştirilen modern araçlarla bu üç unsuru birleştirerek sadece geçmişe dayalı tepkiler vermekle kalmıyor, aynı zamanda geleceğe uyum sağlamaya ve hizmet sunma biçimimizde giderek daha çevik hale gelmeye başlıyoruz. Dolayısıyla, her türden işletme için yapay zekâ söz konusu olduğunda, benim dünyamda fırsatların tam merkezinde yer aldığımızı düşünüyorum. Kişisel verilerin korunması konusuna gelince; her zaman kurallara uyarız, hatta kuralların gerektirdiğinin de ötesine geçeriz. Yani iyi bir şirket olmaya gayret ediyoruz. Yapay zeka konusuna gelince; henüz nereye evrileceğini tam olarak göremedik, bu yüzden bu teknolojiye büyük saygı duyuyorum.</p>
<p><strong>- Pekiyi, düzenlemeler ile fırsatlar arasındaki denge nasıl? Çünkü toplantılarda sürekli yapay zekânın etik olması gerektiği, bizi yok edeceği, bize zarar vereceği ve robotların da benzer şeyler yapacağı konuşuluyordu.</strong></p>
<p>- Bunların bizi yok edeceğini düşünmüyorum; aksine ondan fayda sağlayacağımıza inanıyorum, ancak bunu etik bir şekilde yapmamız gerekiyor. Elimizde güvenlik görevlilerimizin raporları, kameralarımızdan elde edilen görüntüler ve halka açık kaynaklar ile sosyal medyadan derlenen bazı harici istihbarat bilgileri bulunuyor. Dolayısıyla işimiz, eğilimleri görebilmek adına bu verileri bir araya getirip çapraz analizler yapmaya çalışmaktan ibaret. Yakın zamanda Almanya'daydım. Sosyal medyada bir şeylerin olabileceğine dair bazı işaretler fark ettik ve buna dayanarak sunduğumuz hizmetleri kısmen uyarlayabildik.</p>
<p><strong>İş sürekliliği ve sürdürülebilirlik büyük resmi nasıl değiştiriyor?</strong></p>
<p> Tedarik zincirinin sürdürülebilirliği, işin sürdürülebilirliği ve benzeri şeyler yani işleyişin kesintiye uğramaması da hedeflediğimiz şeyler arasında. Bir bakıma hedeflediğimiz şey de bu. Bence yapmamız gereken şey, ortama ve müşterilerimize uyum sağlamak; bu gerçekten önemli bir husus.</p>
<p><strong>- Farklı ülkelerde bu işi yapmanın zorlukları var mı?</strong></p>
<p>Güvenlik konuları genellikle ulusal düzeyde ele alınır; dolayısıyla işin içine sınır ötesi faaliyetler girdiğinde durum daha karmaşık bir hal alır. Burada bir diğer önemli noktaya daha değinmek gerek. İhracat, uluslararası ilişkiler ve farklı ülkelerde iş yapmaktan sıkça bahsediyoruz; bu süreçte düzenlemeler başlıca engellerden biri, farklı ülkelerdeki farklı iş modelleri ise bir diğer zorluk.</p>
<p><strong>- Pekiyi, küresel bir şirket olarak kendi faaliyet alanınızda bu durumu nasıl ele alıyorsunuz? </strong></p>
<p>Her bir ülkede bu konularla ilgilenen yetkin liderlerimiz var. Ancak bizim için asıl önemli olan, güvenlik konusunda yüksek standartların korunmasıdır. Çünkü çalışanlarınıza iyi davranmalı, yüksek güvenlik standartlarına sahip olmalı ve tüm çalışanlarımıza gereken saygıyı göstermelisiniz. Bu nedenle, faaliyet gösterdiğimiz ülkelerin sağlam güvenlik mevzuatlarına sahip olmasını destekliyoruz.</p>
<p><strong>- İnsan kaynakları işinizin doğası gereği merkezde yer alıyor. İnsan kaynağı devir hızının (turnover) yüksekliğiyle nasıl mücadele etmeyi düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>- Öncelikle, çalışan devir hızımızın ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterdiğini belirtmeliyim. Yani her yerde yüksek olduğunu söylemek doğru olmaz. Türkiye'deki sektör genelinde durum böyle olsa da, elbette bu oranın yüksek olduğu belirli ülkeler de mevcut. Gördüğümüz temel husus şu: Elbette bunu tetikleyen ülkeye özgü bazı unsurlar var; ancak bir diğer önemli nokta da liderlerin insanlarla kurduğu yakınlık. Yapay zekâ ile bu sürece bir nebze katkı sağlayabilirsiniz belki ama insan ilişkisinin yerini asla tutamaz.</p>
<p><strong>Buradaki vizyona sizin sektörünüz açısından nasıl bir katkı sunuyorsunuz?</strong></p>
<p>İki noktaya odaklanıyorum. Birincisi; elimizdeki insan kaynağı, müşterilerle birlikte ürettiğimiz veriler ve harici veriler aracılığıyla insanların daha güvende olmasını sağlamak adına nasıl iş birliği yapabileceğimiz. Mülklerinin daha güvenli hale getirilmesi ve işletmelerin en iyi bildikleri işe odaklanabilmeleri... Bu birincisi. İkincisi ise, Türkiye'de gözlemlediğimiz yerel girişimcilik ruhunun nasıl ölçeklenebileceği ve diğer ülkelerdeki başarılı uygulamaların Türkiye'ye nasıl uyarlanabileceği üzerine konuşmak. Yani mesele, küresel ölçekte büyümek için yerel yetenek ve zekâdan yararlanmak. Temel konular bunlar.</p>
<p><strong>- Son olarak, Türkiye hakkında da biraz soru sormak istiyorum; burada gördüğünüz fırsatlar ve riskler nelerdir? Bu ülkeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Sadece tanıdığım insanlara atıfta bulunabilirim ama girişimcilik ve inovasyonun ölçeklenmesi durumunda çok büyük etki yaratabileceğini söyleyebilirim. Girişimcilik ve bunun ortaya çıkardığı inovasyon şirketimizde bize büyük fayda sağlıyor. Burada ve İstanbul’da konuştuğum şirketlerin yöneticileri, verinin ve verinin analitiğinin önemini vurguladılar. Murat’ın bu konuda çok iyi şeyler yaptığını biliyorum. İşin bir diğer boyutu da, tüm şirketlerimizin veya ülkelerimizin kendi bilgilerini bu harici verilerle birleştirebilmeleri adına bunları onların kullanımına sunmaktır; bu sayede daha çevik olabilir ve gelecekteki ihtiyaçlara uyum sağlayabiliriz. İşte şu anda büyük yatırımlar yaptığımız alan da tam olarak bu. </p>
<p><strong>Drivee işbirliği, yeni bir alan açıyor</strong></p>
<p>Büyük resmi algılamak için bunların üzerine Securitas Türkiye’nin yakın zamanda İTÜ Arı Teknokent’ten çıkan girişim Drivee ile işbirliğini eklemek gerekiyor. Drivee’nin donanımı Securitas Türkiye için yeni bir alan açarken Securitas Türkiye de bir Türk startup’ına iş hacmi yaratarak katkıda bulunacak. Bunun sigorta şirketlerinin prim belirlemesine hizmet eden bir araca dönüşmesi çin gereken regülasyonun geliştirilmesi ise, ülkeye fayda sağlama açısından atılması gereken bir diğer adımı oluşturuyor. Bu girizgâhı yaptıktan sonra Gemini’dan size konuyu aktarmasını istiyorum. Bunu derhal yapıyor:</p>
<p>Securitas Türkiye ve Drivee (Drivee Teknoloji), sürücü, araç ve yük güvenliğini yapay zekâ destekli kaza algılama teknolojileriyle bir araya getiren stratejik bir iş birliği gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Bu iş birliği, klasik araç takip sistemlerinin ötesine geçerek kaza ve risk yönetimi alanında bütünsel bir güvenlik ekosistemi sunmaktadır.</p>
<p><strong>İş birliğinin öne çıkan detayları</strong></p>
<p>- 7/24 Alarm İzleme ve Anında Müdahale: Drivee’nin araç içine entegre edilen akıllı sensörleri ve gelişmiş algoritmaları sayesinde, kaza gerçekleştiği anda durum (aracın devrilmesi, alttan veya yandan darbe alması vb.) anında tespit edilir. Oluşan alarm sinyali Securitas Alarm İzleme Merkezi'ne iletilir.</p>
<p>- Sürücüyle Doğrudan Çift Yönlü İletişim: Kaza algılandığında, sürücünün telefonla arama yapmasına ya da panik butonuna basmasına gerek kalmadan Securitas operatörleri yaklaşık 30 saniye içinde araç içi sistem üzerinden doğrudan sürücüyle sesli iletişim kurar. Durum doğrulanarak ambulans, emniyet veya yol yardım ekipleri olay yerine sevk edilir.</p>
<p>- Proaktif ve Kaza Önleyici Analiz: Drivee'nin sunduğu risk analiz algoritmaları, sürücülerin sürüş davranış biçimlerini inceler. Kaza riski yüksek görülen sürücüler önceden belirlenerek güvenli sürüş eğitimlerine yönlendirilir; böylece kaza henüz gerçekleşmeden önleyici tedbirler alınır.</p>
<p>- Kurumsal Filo ve Saha Güvenliği: İş birliği öncelikli olarak kurumsal filolar, saha ekipleri, lojistik araçları ve dağıtım ağlarına yönelik çözümler sunar. Araç içi güvenliğin yanı sıra kablosuz sensörler aracılığıyla soğuk zincir (taze gıda, ilaç vb.) ve taşınan yükün takibi de araçtan depoya kadar uçtan uca sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Temel hedef ve avantajlar</strong></p>
<p>- Hayat Kurtarma Sürati: Kaza sonrası "altın dakikalar" olarak adlandırılan ilk anlarda acil müdahale ekiplerinin hızla bilgilendirilmesi.</p>
<ol>
<li>Kapsamlı Güvenlik: Ev ve iş yerlerindeki Securitas güvenlik ekosisteminin yollara ve hareket halindeki saha personeline taşınması.</li>
<li>Maliyet ve Risk Yönetimi: Şirket filolarında kaza oranlarını, operasyonel kayıpları ve iş sağlığı-güvenliği (İSG) risklerini en aza indirmek.</li>
</ol>
<p>Burada sayılanların büyüme alanları olduğu kolayca anlaşılıyor. Takipte kalıp sonuçlar ortaya çıktıkça bunlara göre yeni adımlar atmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-insani-cevrimin-icine-sokmak-89727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Securitas ve insanı çevrimin içine sokmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektor-daralmasini-surdururken-karini-yuzde-197-oraninda-buyuttu-89738</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektör daralmasını sürdürürken kârını yüzde 197 oranında büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılbaşından bu yana otomotiv sektöründe yer alan 8 şirketten yedisi yatırımcısına kaybettirdi. Daralmaya devam eden sektörde, eylülde pazar %24,3 küçüldü ve dokuz aylık dönemde araç üretimi %6 geriledi. Tofaş Oto yılbaşından bu yana yatırımcısına kazandıran tek şirket oldu.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören otomotiv şirketlerinden yedisi yılbaşından bu yana yatırımcısına kaybettirdi. Satışların üst üste 8 aydır küçüldüğü bir süreçte, kazandıran tek şirket Tofaş Oto oldu. Koç grubuna bağlı şirketler piyasa büyüklükleriyle ilk dördü kapatırken, Ford Otosan 254,9 milyar TL büyüklükle listedeki şirketlerin en tepesinde yer aldı. Tümosan 6,2 milyar TL ile hem piyasa değeri en düşük firma konumunda hem de yılbaşından bu yana en fazla eriyen olarak öne çıkıyor. Pazarda yaşanan %13,3 oranındaki kümülatif daralma şirketlerin bilançolarını zorluyor.</p>
<h2>Sektörde tek kazandıran</h2>
<p>Otomotiv sektöründe pazar daralırken Tofaş Oto’nun fiyatı, yılbaşından bu yana %12,73 yükselerek yatırımcısına kazandıran tek hisse konumunda bulunuyor. Haziranda en yüksek 358,25 TL’yi test ettikten sonra gerileyen fiyat, ağustostan bu yana taban oluşturmaya çalışıyor. İlk yarıda satışlarını %61 artıran firma, dönem sonu kârını %197 büyüttü.</p>
<h2>Zorluklara rağmen büyüyor</h2>
<p>Pazarda daralmanın faturasını en ağır ödeyen Tümosan, yılbaşından bu yana %46,31 değer kaybederek listenin en sonunda yer aldı. Nisan 2024’te en yüksek 204 TL’yi test eden hisse, sonrasında sürekli geriledi. Geçtiğimiz şubatta ise artan ivmeyle düşüşünü sürdürdü. Yılın ilk yarısında satışları %22 geriledi ve dönem sonunu 2,26 milyar TL zararla kapattı.</p>
<h2>İskontolu çarpanın yükü</h2>
<p>Yıl içinde %11,46 kayıp yaşayan Doğuş Otomotiv, 0,42 PD/DD çarpanıyla defter değerinin altında fiyatlanan üç şirketten biri konumunda. Araç satışlarındaki gerilemenin etkisiyle ilk yarı geliri %18 azaldı. Dönem sonunda kârı %35 gerileyerek 2,35 milyar TL’ye inen Doğuş Otomotiv, mevcut piyasa koşullarında finansal borçlarını %4 azaltarak 33,74 milyar TL’ye indirdi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06defca9c0-1792044527.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MALİYET DÜŞÜRME Mİ, KOL KESME Mİ?</strong></p>
<p><strong>Maliyet düşürme;</strong> ucuzluk fırsatı, psikolojik direnç, kâr potansiyeli, alttan alım. Sermaye yutulması, risk birikimi, duygusal körlük, katlanan zarar.</p>
<p><strong>Kol kesme;</strong> sermaye koruması, manevra gücü, psikolojik rahatlama, trende uyum. Kesinleşen zarar, dipte teslimiyet, pişmanlık baskısı, vizyon kaybı.</p>
<p><strong>İptal edilen ihale beklentiye dahil edilmediği için hedefte değişikliğe yol açmadı</strong></p>
<p>Bulgaristan ihalesinin iptali Kıraç Galvaniz'i olumsuz etkiledi mi? ● Ahmet Şener</p>
<p>Ahmet; Kıraç Galvaniz'in teklif verdiği Bulgaristan'daki otoyol ihalesi, geçtiğimiz temmuzda ilgili kurum tarafından yenilenmek üzere iptal edildi. Arada geçen yaklaşık üç aylık zaman diliminde ihale yeniden açılmadı. Şirket yıl sonu ciro hedefi olarak 8 milyar TL açıklamış bulunuyor. Teklif verilen ihale hedefe dahil edilmediği için öngörünün bozulması söz konusu değil. İlk yarıda satışlarını %160 artırarak 3,49 milyar TL'ye çıkaran Kıraç Galvaniz'in, Bulgaristan'da 10 milyon euroluk bakım sözleşmesi imzalaması ise geliri büyütecek bir gelişme.</p>
<p><strong>Devreye giren GES, fabrikasındaki elektrik harcamasının %16'sını karşılayacak</strong></p>
<p>Besler Gıda'nın Afyon GES yatırımı maliyetleri ne kadar düşürecek? ● Mustafa Rüzgar</p>
<p>Mustafa, Besler Gıda, Emirdağ'daki fabrikasında 3.354 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali yatırımını tamamlayarak temmuzda üretime başladı. Devreye alınan tesis, fabrikanın yıllık elektrik tüketiminin %16'sını karşılayacak. Bu itibarla belirgin bir maliyet avantajı sağlanması beklenmemeli. Şirket, yıl sonunda enflasyondan arındırılmış ciro büyümesini %3 düzeyinde öngörüyor. Enflasyon beklentisi ise %30 düzeyinde. İlk yarıda düzeltilmiş verilerle gelirini %8 büyüten şirketin, hedefe ulaşma ihtimalinin uzak olmadığı söylenebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KIA fonu mutlak getiri hedefiyle geride kalan bir yılda yüzde 28 kazandırdı</strong></p>
<p>Trive Portföy'ün yönetimindeki Mutlak Getiri Hedefli Değişken Fon (KIA), ocaktan bu yana yatayda dalgalı seyir izliyor. Fonun büyüklüğü ise düşen bir eğilim sergiliyor. Mayısta en yüksek 18,2 milyon TL'ye çıksa da şimdilerde 4,81 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Ağustosta 9,86 milyon TL para çıkışının yaşandığı fona ekimde 43 bin TL nakit girişi gözlendi. Kademeli olarak azalan yatırımcı sayısı şimdilerde 301 seviyesinde. Temel stratejisi, fon varlıklarını TL bazında mevduat üzeri mutlak getiri sağlamak üzerine kurulu. Portföyün %62,19'u ters repo, %25,85'i vadeli işlem nakit teminatları ve %9,24'ü hisse senedinden oluşuyor. Volatiliteyi göze alıp mutlak kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %27,98 getiri sağlayan KIA, aynı sürede %14,27 yükselen BIST 100 Endeksinin üzerinde bulunuyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Karel Elektronik, piyasadan %47,75 bileşik faizle 205 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Karel Elektronik, 12.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 205.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41, bileşik faizi %47,75 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 12.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,22 düzeyinde. 13 Ekim itibarıyla TLREF %36,84 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Karel Elektronik'in verdiği %41 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 4,16 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFKREL12714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06db88f19d-1792044472.png" alt="" width="961" height="242" /><strong>LİLA KAĞIT</strong></p>
<p><strong>İhtiyacı olan elektriği üretmek için kuracağı Ergene RES-II projesine onay aldı</strong></p>
<p>Lila Kağıt, halka arz geliriyle planladığı yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında Ergene Rüzgar Enerji Santrali (RES-II) projesi için ilgili kurumdan olumlu teknik onayı aldı. Tekirdağ'da kurulacak olan 6,5 MW kapasiteli santral, tesislerin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilecek. Açıklamada TEİAŞ bağlantı görüşü sürecinin devam ettiği belirtildi. Enerji maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen yatırım, firmanın uzun vadeli işletme giderlerini azaltarak faaliyet kâr marjlarını daha yukarı taşıyacak. Şirket yılın ilk yarısında satış ve kârını düşürdü.</p>
<p><strong>EKİM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Büyüme hedefi çerçevesinde 394 yeni araç aldı. Toplam araç sayısı 814'e yükseldi</strong></p>
<p>Ekim Turizm, operasyonel filo kiralama büyüme hedefi doğrultusunda geçtiğimiz 13 Temmuz - 30 Eylül tarihleri arasında 853 milyon TL yatırımla 394 yeni aracı filosuna kattı. Alınan araçlardan kiralama süresi boyunca toplam 1 milyar TL gelir elde edilmesi hedefleniyor. Son alımlarla birlikte firma, halka arzdan elde ettiği net gelirin %49'una denk gelen 1,92 milyar TL'yi kullanarak toplam 814 araç satın aldı. Bu araçlardan beklediği kontrat geliri 2,37 milyar TL olarak öngörülüyor. Şirket, altı aylık dönemde gelirini %5 düşürürken dönem sonunda 11 milyon TL ile zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>ÇELİK HALAT</strong></p>
<p><strong>Büyük ortak elindeki hisselerin bir kısmını satsa da yönetim kontrolü değişmedi</strong></p>
<p>Çelik Halat'ın ana ortağı Aslan Lena Yatırım, sahip olduğu borsada işlem görmeyen 13,6 milyon adet hisseyi borsa dışında, pay başına 22 TL bedelle sattı. İşlemin toplam büyüklüğü 299,2 milyon TL düzeyinde gerçekleşirken Aslan Lena'nın şirket sermayesindeki payı %50,43'ten %46,90'a geriledi. Satışın büyük kısmı ilişkili taraf olan gerçek kişilere yapıldı, küçük bir bölümü ise dış yatırımcılara yönelik oldu. Gerçekleşen hisse devrine rağmen, birlikte hareket eden ortakların yönetim ağırlığı değişmedi ve Çelik Halat'ın nihai yönetim kontrolünde herhangi bir kayıp oluşmadı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Atakey Gıda hazirandan bu yana düşüşüyle öne çıkarken fonlar paylarını azaltıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06d999c877-1792044441.png" alt="" width="298" height="237" />Atakey Gıda'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,05 ile toplamda 155,9 bin lot azalarak 7,46 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11'den 8'e geriledi. MAS fonu 55,1 bin lot ile en fazla satışı yaparken, alıcı tarafta yer alan kurum gözlenmedi. Atakey Gıda hakkında bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Nisanda tavsiyede bulunan İş Yatırım 69,05 TL ile "Tut" önerisi verdi. Hedef fiyata göre hissenin %104 potansiyeli söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektor-daralmasini-surdururken-karini-yuzde-197-oraninda-buyuttu-89738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektör daralmasını sürdürürken kârını yüzde 197 oranında büyüttü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bacacidan-zade-vitale-1-milyar-liralik-yatirim-89737</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bacacı&#039;dan Zade Vital’e 1 milyar liralık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Takviye edici gıda sektörünün önde gelen şirketlerinden Zade Vital, 2025 yılında Bacacı Yatırım Holding’in bünyesine geçerek üretim kapasitesini yüzde 45 artırdı. Yeni ürün geliştirme çalışmalarını da sürdüren marka, ihracatta yeni pazarlara odaklanıyor.</p>
<p>Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, satın alma sonrasındaki önceliklerinden birinin üretim altyapısını güçlendirmek olduğunu belirterek, “Markayı; içinde bulunduğu pazarın yönü, ürün portföyü ve tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek üzere çalışıyoruz. Bünyemize katılmasının ardından ilk aşamada üretim kapasitesine yönelik yaklaşık 1 milyar TL’lik yatırım yapıldı ve bunun sonucunda kapasitede yüzde 45 artış sağlandı” dedi.</p>
<h2>Üretim artışı sonrası gelen 2 kat büyüme </h2>
<p>Yılın ilk 7 ayında satış adetlerini yüzde 93, cirolarını ise yüzde 105 artırdıklarını belirten Erkıralp, “Yaptığımız yatırımlarla hem kapasite artışı sağladık hem de satışlarımızı önemli ölçüde artırdık. Bunlar yılın ilk 7 ayına ait rakamlar. Yılın tamamında çok daha güçlü bir performans ortaya koymayı planlıyoruz. Yıl sonu itibarıyla ciroda yaklaşık yüzde 150 oranında büyümeyi hedefliyoruz” diye konuştu. Yatırımların süreceğini vurgulayan Erkıralp, “Özellikle ihracatta farklı pazar arayışlarımız var. Her ülkenin standartları ve mevzuatı farklı. Dolayısıyla ürün ve pazar geliştirme çalışmalarımızı bu gerekliliklere göre şekillendiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zade Vital’in bugün 20 ülkeye ihracat yaptığını belirten Erkıralp, orta vadede bu sayıyı 35’e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Erkıralp, “Bunun arkasında stratejik bir yaklaşım var. Yeni ülkelerin pazar büyüklüklerini, tüketici ihtiyaçlarını ve yasal altyapılarını inceliyoruz. 20 ülkeden 35 ülkeye çıkmak yalnızca ihracat yapılan ülke sayısını artırmak anlamına gelmiyor. Bu pazarlarda markamızı doğru konumlandırmaya, yenilikçi ürünleri tüketiciyle buluşturmaya ve portföyümüzü yerel ihtiyaçlara göre şekillendirerek Zade Vital’i güçlü ve güvenilir bir marka olarak kalıcı hale getirmeye odaklanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Erkıralp, Zade Vital’in bugün ABD’den Avrupa’ya ve Uzak Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada bulunduğunu belirtti.</p>
<h2>"Ürün geliştirmede tüketici ihtiyaçları öne çıkıyor" </h2>
<p>Ürün geliştirme ve Ar-Ge çalışmalarını tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiklerini vurgulayan Erkıralp, “Portföyümüzü 8 ana kategori altında yapılandırıyoruz. Sağlıklı yağlar, vitamin ve mineraller, güzellik ve kolajen ürünleri, kadın sağlığı destekleri, magnezyum ve enzim destekleri, sağlıklı yaş alma, çocuk ürünleri ve zihinsel performans destekleri odaklandığımız alanlar arasında yer alıyor” diye konuştu. Erkıralp, bağışıklık, enerji metabolizması, kadın sağlığı ve güzellik ile sağlıklı yaş alma alanlarında önemli büyüme potansiyeli gördüklerini, yeni ürün geliştirme çalışmalarının da bu doğrultuda ilerlediğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bacacidan-zade-vitale-1-milyar-liralik-yatirim-89737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/pelin-erkiralp-1792044219.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, “Markayı; içinde bulunduğu pazarın yönü, ürün portföyü ve tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek üzere çalışıyoruz. Bünyemize katılmasının ardından ilk aşamada üretim kapasitesine yönelik yaklaşık 1 milyar TL’lik yatırım yapıldı ve bunun sonucunda kapasitede yüzde 45 artış sağlandı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisisi-gibi-cep-telefonu-ve-helikopteriyle-de-meshur-olacak-89736</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayısısı gibi ‘cep telefonu ve helikopteriyle’ de meşhur olacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin sosyal, kültürel ve inanç ikliminin ‘koza illerinden’ Malatya, 6 Şubat 2023’teki depremlerde Hatay’dan sonra en fazla hasar gören ilimiz olmuştu. Malatya’daki yıkım gündüz olduğu için vefat sayısı görece daha az olsa da yıkım çok boyutluydu. Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ile İstanbul’da buluştuk. Başkan Er, Malatya’nın Aselsan’ın cep telefonu fabrikası için seçilen il olduğunu hatırlatarak, yakında bir de helikopter yatırımı bilgisinin resmen paylaşılabileceğini söyledi. Er, “6 Şubat depremlerinin ardından ilimizi adeta yeniden inşa ettik. Ulaşımından altyapısına, sanayisinden sosyal yaşamına kadar kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Bakanlık koordinasyonunda TOKİ ve Emlak Konut tarafından 124 bin bağımsız bölümün yapımı tamamlandı. Malatya’nın 50 yıllık konut problemi çözülmüş oldu. Konteynerlerde 12 bin vatandaşımız var ki onların normal konutlara yerleşimi 2-3 aya kadar bitecek. Başlangıçta konteyner nüfusumuz 120 bindi. Malatya’da 76 rezerv alan belirledik ve sadece altyapı için 35 milyar lira harcadık” dedi. Şehrin içme suyu ve kanalizasyon altyapısının yenilenmekte olduğunu Yeşilyurt ve Battalgazi’de 750 km'lik yeni altyapı hattı planlandığını belirten Er, Beylerderesi 2. Viyadük ve Kuzey Günel Kuşak Yollarının da ikinci etaplarının başladığını bunların da 3,7 milyar liralık yatırım anlamına geldiğini söyledi. Er, Çöşnük-İstasyon-Maşti-İkizce güzergahında tramvay ve yer üstü metro projeleri planladıklarını, Çavuşoğlu Sanayi Sitesini de Altaş Kışlasına taşıyacaklarını vurguladı.</p>
<p>Malatya’da tarih ve gastronomi turizminin gelişmesi için altyapı ve etkinlik yatırımlarının da arttığını söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, “İlimizde 3 tane 5 yıldızlı otelimiz vardı şimdi 3 tane daha yapılıyor. Aslantepe kazı alanında Milattan Önce 9 bin yıl öncesine kadar giden yer yüzendeki ‘ilk devlet merkezinin’ ortaya çıkmasıyla ilimiz ayrıca önem kazandı ve turizmde ciddi hızlanmaya neden olabilir. Levent Vadisi ve dünyanın en büyük kanyonlarından biri olarak öne çıkıyor. Nemrut’a ulaşım ise bizim ilimizden çok daha kolay ve hızlı. Malatya Gastronomi Merkezimizi kurduk. Bu konuda da çok iddialı olduğumuzu yakın gelecekte göreceksiniz. Gastronomi turizmi gelişecek. 2027’de Aslantepe ile Nemrut arasında ‘Motokros Yarışı’ da başlatacağız, mesafe yaklaşık 90 km. İnönü Üniversitemiz de tıptaki başarıları ile sağlık turizminde güçlü bir potansiyel oluşturdu bu konuda da çalışmalarımız var” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06b5a18b1f-1792043866.png" alt="" width="545" height="635" /><strong>“Gökbey kararı çok yakında açıklanır” </strong></p>
<p>Geçen sezon Kayısı üretiminin çok bereketli olduğunu da vurgulayan Sami Er, Malatya’nın sanayisindeki genel tabloyu da şöyle özetledi:</p>
<p>“İlimizde şu anda 2 tane Organize Sanayi Bölgesi (OSB) bulunuyor. Biri 1 milyon metrekare biri de 800 bin metrekarelik 2 tane OSB de yeni kuruluyor. Mevcut fabrikalarımızın nemli bir kısmı tekstil ve hazır giyim sektöründeydi. Onların bir kısmı üretim yapamıyor. Şimdi oralarda farklı üretimler için çalışmalarımız sürüyor, bazı görüşmeler yapıyoruz. 6. Bölge teşvikleri kapsamındayız. Biliyorsunuz ki savunma sanayimizin ana şirketlerinden Aselsan’ın 2027’de piyasaya çıkaracağı yerli ve milli cep telefonunun Malatya’da üretilmesi için karar alındı ve açıklandı. Bir süredir de başka bir dev yatırım ve üretim için görüşmeler sürüyor. Daha önce de söylediğimiz gibi TUSAŞ da yerli ve milli helikopterimiz Gökbey için Malatya’da yatırım yapabilir. Bu konuda ‘görüşmeler devam ediyor’ demiştik. Henüz resmen açıklanmadı ama ben söyleyebilirim. İnşallah bu yöndeki karar da çok yakında açıklanacak” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Feyzullah Kıyıklık’ın rahle-i tedrisinde 10 yılım geçti”</strong></span></p>
<p>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, önceden Malatya’da İl özel İdaresi ve TOKİ bünyesinde uzun yıllar hizmeti olduğunu hatırlatarak, “Bu nedenle ilimizin neresinde ne var, kurumlar arasında hızlı koordinasyon nasıl sağlanır, sorunlar nasıl çabuk çözülür uygulamada çok önemli tecrübemiz vardı. Yaklaşık 10 yıl kadar da İstanbul’da belediyeciliğimizin duayeni Eski Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık’ın dahle-i tedrisinde (bilgisi, görgüsü, terbiyesi ve rehberliği altında) belediyecilik yapmıştık. Kendisi bizi çok iyi yetiştirdi. Hem İstanbul’daki belediyecilik tecrübelerimiz hem de Malatya’da daha önceki görevlerim sayesinde göreve seçildikten sonra çok hızlı hareket edebildik. Deprem sonrası en hızlı toparlanan illerden biri olduk” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisisi-gibi-cep-telefonu-ve-helikopteriyle-de-meshur-olacak-89736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayısısı gibi ‘cep telefonu ve helikopteriyle’ de meşhur olacak! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-kaybi-borca-batik-olma-sartlarinda-iyilestirme-duzenlemesinde-sure-uzatimi-89725</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye kaybı - Borca batık olma şartlarında iyileştirme düzenlemesinde süre uzatımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketlerin sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında bazı kur farkı zararları ile belirli dönemlere ait giderlerin dikkate alınmamasına imkân tanıyan geçici düzenlemenin süresi 1 Ocak 2028’e kadar uzatıldı. Düzenleme, şirketlerin mali durumlarının değerlendirilmesinde belirli kalemler için sağlanan kolaylığın bir yıl daha devam etmesini sağlayacak.</strong></p>
<p>Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi kapsamında yapılan sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında dikkate alınmayan kalemlere ilişkin daha önce yapılmış olan geçici düzenlemenin uygulama süresi uzatılmıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere; 6102 sayılı <strong>Türk Ticaret Kanunu</strong>’nun anonim şirketlerle ilgili <strong>Yönetim Kurulu’</strong>na ilişkin düzenlemeleri arasında, <strong>“Görevler ve yetkiler”</strong> başlığı altında yer alan <strong>376.</strong> maddesinde; <strong>“sermayenin kaybı, borca batık olma durumu”</strong> ve bu durumda yönetim kurulunun yapması gerekenler açıklanmıştır. Anılan madde hükmünün uygulamasına ilişkin <strong>usul</strong> ve <strong>esaslar</strong>ı belirleyen ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan <strong>tebliğ</strong> de 15 Eylül 2018 Cumartesi günkü Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Daha sonra, yaşanan pandemi ve krizin etkisiyle şirketlerin mali tablolarında yaşanan olumsuzluklar dikkate alınarak, Ticaret Bakanlığı tarafından, anılan tebliğde değişiklik yapan ve şirketlerin mali tablolarındaki bozulmalar nedeniyle sermaye kayıpları ve/veya borca batık sayılma durumlarını önleyici ve belirli zarar ve giderlerin dikkate alınmamasına imkân tanıyan düzenlemeler içeren <strong>tebliğ</strong> de 26 Aralık 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. </p>
<p>Anılan düzenlemelerin uygulanma süreleri <strong>1.1.2027 tarihine kadar geçerli iken</strong>, 10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile bu süre <strong>1.1.2028 tarihine kadar uzatıldı.</strong></p>
<p>Konuya ilişkin olarak, aşağıda açıklamaları yapılan anılan düzenlemeler <strong>anonim şirketler</strong> için geçerli olduğu kadar <strong>limited</strong> ve <strong>sermayesi paylara bölünmüş komandit</strong> şirketler için de geçerlidir. Dolayısıyla, aşağıda yapılan açıklamalarda geçen <strong>“yönetim organı”</strong> ifadesi anonim şirketlerde <strong>yönetim kurulu</strong>nu, limited şirketlerde <strong>müdür</strong> veya <strong>müdürler kurulu</strong>nu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde <strong>yöneticiyi</strong> veya <strong>yöneticileri </strong>ifade etmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1- Sermayenin kaybı</strong></p>
<p><strong>i) Son yıllık bilanço</strong>dan, <strong>sermaye</strong> ile <strong>kanuni yedek akçeler</strong> toplamının <strong>en az</strong> <strong>yarısı</strong>nın zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı <em>(ki bu; zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısına eşit veya bu tutardan çok ve üçte ikisinden az olması halidir) </em>anlaşılırsa<em>,</em> yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.</p>
<p>Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.</p>
<p><strong>ii) Son yıllık bilanço</strong>ya göre, <strong>sermaye</strong> ile <strong>kanuni yedek akçeler</strong> toplamının <strong>üçte ikisi</strong>nin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı <em>(ki bu; zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisine eşit veya bu tutardan çok olması halidir)</em> anlaşıldığı takdirde, yönetim organı genel kurulu derhâl toplantıya çağırır.</p>
<p>Toplantıya çağrılan genel kurul;</p>
<p>a) <strong>Sermayenin kalan tutarı ile yetinilmesine</strong> ve Kanunun 473 ilâ 475’inci maddelerine göre <strong>sermaye azaltımı</strong> yapılmasına <em>(ki bu durumda, sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içerisinde korunması şartıyla, sermaye asgari sermaye tutarına kadar indirilebilir)</em>,</p>
<p>b) Sermayenin <strong>tamamlanmasına</strong>,</p>
<p>c) Sermayenin <strong>artırılmasına</strong>,</p>
<p>karar verebilir.</p>
<p><strong>Sermayenin kalan tutarı ile yetinilmesi</strong>ne ve <strong>sermaye azaltımı</strong>na karar verildiği takdirde,  yapılacak sermaye azaltımında yönetim organı, alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebilir.</p>
<p><strong>Sermayenin tamamlanması</strong>, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve <strong>verdiğini geri alamaz</strong>. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca <strong>yapılan ödemeler</strong>, <strong>gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.</strong></p>
<p>Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından kanunun 421’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz. Başka bir deyişle; bazı ortaklar tamamlama paylarını ödemezlerse, başka bir ortak onun payını ödeyebilir.</p>
<p>Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan bu ödemeler “Öz Kaynaklar” içerisinde <strong>Sermaye Tamamlama Fonu</strong> hesabında toplanır ve takip edilir. Sermaye tamamlama fonu yalnızca <strong>zararların mahsup edilmesi</strong> suretiyle kullanılabilir.</p>
<p>Halka açık anonim şirketler için sermaye piyasası mevzuatı hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Genel Kurul tarafından <strong>sermaye artırımı</strong>na karar verilmesi halinde;</p>
<p>- Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda artırımına karar verilebilir ki bu durumda,<strong> anonim şirketlerde</strong> <strong>artırılan sermayenin en az dörtte birinin tescilden önce, gerisinin de şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenmesi</strong> şarttır. <em>(<strong>L</strong></em><strong><em>imited</em></strong><em> <strong>şirketlerde ise</strong> artırılan nakit sermaye taahhüdünün şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenmesi gerekir.) </em></p>
<p>- Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebilir ki bu durumda, <strong>tescil edilecek sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içerisinde korunmasını sağlayacak tutarın</strong> sermaye artırımının tescilinden önce ödenmesi zorunludur.</p>
<p>- <strong>Bedelleri tamamen ödenmek suretiyle</strong>, sermayenin istenilen düzeyde artırılmasına ve daha sonra azaltılmasına karar verilebilir. Bu şekilde gerçekleştirilecek işlemler sonucunda, tescil edilecek sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içinde korunması zorunludur.</p>
<p>Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, yukarıda belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin <strong>tasfiye</strong> işlemleri, Kanunun 536 ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.</p>
<p><strong>1- Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının tamamının karşılıksız kalması-borca batık olma durumu:</strong></p>
<p><strong>Borca batık olma</strong> durumu, <strong>şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması</strong> halidir.</p>
<p>Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.</p>
<p>Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, <strong>aktiflerin</strong> hem <strong>işletmenin devamlılığı esası</strong>na göre hem de <strong>muhtemel satış fiyatları üzerinden</strong> bir <strong>ara bilanço</strong> çıkartır. Yönetin organı, çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve yukarıda, sermayenin üçte ikisinin yitirilmesiyle ilgili bölümde belirtilen tedbirleri almaması halinde, şirketin <strong>iflası için</strong> şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine başvurur.</p>
<p>Türk Ticaret Kanunu’nun 377. maddesinde <strong>“Konkordato”</strong> başlığı altında yer alan düzenlemede; yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklının, 376’ncı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapacağı iflâs talebiyle birlikte veya bu kapsamda yapılan iflâs yargılaması sırasında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 285’inci ve devamı maddeleri uyarınca <strong>konkordato</strong> da talep edebilecekleri hüküm altına alınmıştır.</p>
<p><strong>2- Esas alınacak finansal tablolar:</strong></p>
<p>Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, Kanunun 88 inci maddesine göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Başka bir deyişle; <strong>bağımsız denetim kapsamında olan şirketlerde</strong>, bu kapsamda, <strong>Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlanmış mali tablolar</strong>, <strong>bağımsız denetim kapsamında olmayan şirketlerde ise</strong>, <strong>Vergi Kanunları ve Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği düzenlemelerine göre hazırlanmış mali tablolar</strong> esas alınır. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir.</p>
<p><strong>3- Sermaye kaybı veya borca batıklık hesaplamalarında kur farklarının ve bazı giderlerin durumu:</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, 2018 yılında Ülkemizde yaşanan krizin etkisiyle döviz kurlarında yaşanan ani ve yüksek orandaki artışlar dövizle borçlanmış şirketlerde gerek vergi kanunlarındaki düzenlemeler gerekse bağımsız denetim kapsamında esas alınan muhasebe standartları uyarınca kur farkı nedeniyle önemli zararlar ortaya çıkarmıştı. Bu durumda, sermayede önemli kayıplar ya da borca batık olma söz konusu olabilecekti. Bu soruna çözüm amacıyla, Anılan ilk Tebliğde geçici bir düzenleme yapılmış ve <strong>1/1/2023 tarihine kadar</strong>, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, <strong>henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları</strong>nın dikkate alınmayabileceği belirtilmişti. Bu kapsamda örneğin; yabancı para ile alınan kredilerin henüz ödenmemiş kısımlarına ilişkin yapılan değerleme sonucu kayıtlara alınmış kur farkları, sermaye kaybının ya da borca batıklığın hesabında dikkate alınmayacak, sadece ödenmiş kısımlara ilişkin kur farkları dikkate alınabilecektir.</p>
<p>İlk Tebliğin anılan maddesine 26 Aralık 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan İkinci Tebliğ ile <strong>2020</strong> ve <strong>2021</strong> yıllarında tahakkuk eden</p>
<p><strong>- kiralamalar</strong>dan kaynaklanan giderler,</p>
<p><strong>- amortismanlar </strong></p>
<p>ve</p>
<p><strong>- personel giderleri</strong>nin</p>
<p><strong>toplamının yarısı</strong>nın dikkate alınmayabileceği ifadeleri eklenmişti. Dolayısıyla, 2020 ve 2021 yıllarında yukarıda sayılan her 3 giderlere ilişkin <strong>toplam tutarın yarısı</strong> kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda dikkate alınmayabilecekti.</p>
<p>Bu düzenlemeler, <strong>1.1.2028 tarihine kadar</strong> da geçerli olduğundan, <strong>o zamana kadar hazırlanacak mali tablolarda da “Sermaye Kaybı” veya “Borca Batıklık” hesaplamalarında da dikkate alınacaktır. </strong></p>
<p>Dolayısıyla<strong>, 1.1.2028 tarihine kadar hazırlanacak mali tablolarda</strong></p>
<p>- henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsinden doğan kur farklarının tamamı</p>
<p>ile</p>
<p><strong>- 2020</strong> ve <strong>2021</strong> yıllarındaki kira giderlerinin, amortismanların ve personel giderlerinin <strong>yarıları</strong></p>
<p>Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında <strong>sermaye kaybı</strong> veya <strong>borca batık olma</strong> durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda <strong>dikkate alınmayabilecektir.</strong></p>
<p>Öte yandan,  anılan tutarların söz konusu hesaplamalarda dikkate alınmayacak olması, defter kayıtlarına alınmayacağı ve hazırlanan mali tablolarda gösterilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Anılan tutarların tamamı vergi kanunlarına göre tutulmakta olan defterlerde kayda alınacak ve mali tablolarda gösterilecektir. Keza, anılan tutarlar Türkiye Muhasebe Standartları’na göre hazırlanan finansal tablolarda da yer alacaktır. <strong>Dolayısıyla,</strong> yukarıda açıklanan, sermaye kaybı veya borca batıklık kapsamında hazırlanacak finansal tablolarda bir değişiklik yapılmayacak, <strong>ancak</strong> yapılacak hesaplamalara ilişkin olarak, bu durum, bilgi mahiyetinde <strong>dipnotlarda gösterilecektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-kaybi-borca-batik-olma-sartlarinda-iyilestirme-duzenlemesinde-sure-uzatimi-89725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye kaybı - Borca batık olma şartlarında iyileştirme düzenlemesinde süre uzatımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaradan-turkiyeye-teknoloji-refaha-nasil-donusur-89724</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (3)</strong></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Ankara’nın görünmeyen sermayesi yalnız fabrikaları değil, kentte biriken bilgi ve insan kaynağı. Türkiye’de yapılan Ar-Ge harcamalarının yüzde 27,8’i, Ar-Ge personelinin yüzde 19,2’si Ankara’da. Savunma-havacılık şirketleri, üniversiteler, teknoparklar, mühendislik ve yazılım firmaları ile geniş bir KOBİ tabanı aynı üretim coğrafyasında buluşuyor.</p>
<p>Bu tablo Ankara’yı Türkiye için ilginç bir laboratuvar haline getiriyor. Çünkü yüksek teknolojiye sahip olmakla onu daha geniş bir refah artışına dönüştürmek aynı şey değil. Burada belirleyici olan, kaç mühendis ya da kaç teknoloji firması bulunduğundan çok, biriken bilgi ve yeteneğin üretimde hangi işlevlere dönüştüğü. Mühendisler verilen teknik şartnameyi mi uyguluyor, yoksa ürünü mü tasarlıyor? Bilgi birkaç büyük şirkette mi kalıyor, yoksa küçük üreticinin yaptığı işi de değiştiriyor mu?</p>
<p>Kalkınmanın asıl eşiği de burada: Bilgi ve yeteneğin daha yüksek katma değerli üretime, daha nitelikli işlere ve daha geniş bir üretici tabanına dönüşebilmesi.</p>
<p><strong>Fabrikanın görünmeyen yarısı</strong></p>
<p>Modern üretimde değer artık yalnız fabrika binasında ve makine parkında oluşmuyor. Bir makinenin metal gövdesi kadar onu yöneten yazılım, sensör ve veri de önemli. Otomotivde montaj kadar batarya ve gömülü yazılım; makinede kontrol sistemleri ve otomasyon; sağlık teknolojilerinde yazılım, test ve sertifikasyon ürünün değerini belirliyor.</p>
<p>Bu yüzden “sanayi mi, hizmet mi?” ayrımı giderek daha az açıklayıcı. Tasarım, mühendislik, yazılım, test, veri ve sertifikasyon gibi kritik işlevlerin önemli bir bölümü fiziksel üretim hattının dışında gerçekleşiyor. Bir mühendislik şirketi KOBİ’nin ürün geliştirmesine yardım ediyor, bir yazılım firması üretim hattındaki fireyi azaltıyor, bir test merkezi doğrulama altyapısı sağlıyorsa bunlar sanayiden kopuk faaliyetler değil, üretimin katma değerini yükselten işlevler.</p>
<p>Türkiye açısından soru, fabrikanın bu “görünmeyen yarısını” ne ölçüde geliştirebildiğimiz. Hizmet ihracatının yapısı bu açıdan bir işaret veriyor. 2025’te 124,9 milyar dolara ulaşan hizmet ihracatında seyahat ile taşımacılık ve lojistik ağırlığını korurken, telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri 6,7 milyar dolar düzeyinde kaldı. Dolayısıyla mesele yalnız hizmet ihracatını büyütmek değil, üretimi doğrudan besleyen bilgi yoğun hizmetleri de derinleştirmek.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05d97ab099-1792040343.png" alt="" width="328" height="352" /></strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu’nun Temmuz 2026’da yayımladığı İnovasyon Karnesi aynı açığı istihdam yapısında da gösteriyor. 2023–2025 ortalamasında yüksek ve orta-yüksek teknolojili imalatın istihdamdaki ağırlığı Türkiye’de yüzde 21,7 iken AB’de yüzde 38,6. Bilgi yoğun hizmetlerde ise oranlar sırasıyla yüzde 19,5 ve yüzde 28,5. Türkiye’nin açığı böylece yalnız yüksek teknolojili ürün üretiminde değil, o üretimi mümkün kılan bilgi yoğun işlevlerde de ortaya çıkıyor. Asıl mesele, bu bilgi ve yetkinliğin üretici firmaların yaptığı işe nasıl gireceği.</p>
<p><strong>Küçük firma nasıl yukarı çıkar?</strong></p>
<p>Bir KOBİ önce ürününü ortaya çıkarıyor ve ilk müşterisini buluyor. Ardından kalite, test, yazılım, tasarım ve mühendislik ihtiyacı doğuyor. Büyüdükçe finansmana, profesyonel yönetime ve yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. Sonraki eşik ise yalnız verilen işi yapan bir tedarikçi olmaktan çıkıp daha fazla sorumluluk üstlenebilmek.</p>
<p>Bu süreç, girişimcilikten ticarileşmeye, oradan yetkinliğe, ölçeğe ve tedarik zincirinde yükselmeye uzanan bir gelişim hattı oluşturuyor. Firma büyürken yalnız cirosu değil, yaptığı işin niteliği de değişiyorsa daha yüksek verimlilik, daha nitelikli istihdam ve daha güçlü gelir yaratma kapasitesi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dün verilen çizime göre parça üreten bir KOBİ bugün tasarıma katılıyor, yarın test sorumluluğu alıyor ve daha sonra kendi ürününü geliştiriyorsa, artık yalnız daha büyük bir firma değil, değer zincirinde daha yukarıda duran bir firma haline geliyor.</p>
<p><strong>Dünyada küçük firmalar nasıl yukarı taşınıyor?</strong></p>
<p>Çin’in “Little Giant” politikası bu açıdan dikkat çekici. Bu firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yalnızca yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını, toplam kârın ise yüzde 13,7’sini yaratıyor. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı KOBİ’lerden uzmanlaşmış işletmelere ve “Little Giant” düzeyine uzanan kademeli bir yapı kuruyor; finansman, Ar-Ge, fikri mülkiyet ve pazar destekleri de firmanın gelişim aşamasına göre farklılaşıyor.</p>
<p>Güney Kore aynı hedefe farklı bir kanaldan yaklaşıyor. İleri teknolojiyi doğrudan üretim sürecine ve küçük üreticiye taşımaya odaklanıyor. 2026 programında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje destekleniyor. Program ayrıca KOBİ’lerin üretimde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği içeriyor.</p>
<p>İki örneğin ortak noktası, küçük firmaların yalnız daha fazla üretmesinin değil, zaman içinde daha karmaşık ve daha yüksek katma değerli işler yapabilir hale gelmesinin hedeflenmesi.</p>
<p><strong>Peki Ankara?</strong></p>
<p>Ankara’da bu dönüşüm için gerekli parçaların çoğu zaten var. Bir tarafta savunma-havacılık ana yüklenicileri, üniversiteler ve teknoparklar, diğer tarafta OSTİM, İvedik, Sincan ve farklı üretim alanlarında çalışan geniş bir KOBİ tabanı bulunuyor.</p>
<p>Eksik olan, bu parçaların aynı kentte bulunmasından çok birbirine nasıl bağlandığı. Bir talaşlı imalat firması beş yıl sonra hâlâ yalnız verilen parçayı üretiyorsa siparişi büyümüş olabilir, fakat yaptığı iş değişmemiştir. Buna karşılık tasarıma katılıyor, test sorumluluğu üstleniyor veya savunmada kazandığı beceriyi başka sektörlere taşıyabiliyorsa teknoloji birikimi daha geniş bir üretim kapasitesine dönüşmeye başlamış demektir.</p>
<p>Çin ve Güney Kore örneklerinin Ankara açısından önemi de burada. Amaç yalnız KOBİ’yi büyütmek değil, zaman içinde daha karmaşık işleri yapabilir hale getirmek. Bunun için kamu alımı, ana firma–tedarikçi ilişkileri, finansman ve teknoloji altyapısı güçlü araçlar olabilir. Ancak aracın varlığı kadar, firmayı nasıl bir gelişim yoluna soktuğu da önemli.</p>
<p><strong>Kamu desteği tek başına yetmez</strong></p>
<p>Kamu alımı firmaya ilk müşteri ve ölçek sağlayabilir. Ancak bu ilişkinin kalıcı bir gelişim kapasitesine dönüşmesi, firmanın zaman içinde yeni müşterilere, yeni pazarlara ve daha yüksek yetkinliklere ulaşabilmesine bağlıdır. Kamu ya da tek bir ana yüklenici uzun süre tek müşteri haline gelirse, başlangıçta firmayı büyüten ilişki zamanla bağımlılığa dönüşebilir.</p>
<p>Güney Kaliforniya bunun öğretici bir örneği. Soğuk Savaş boyunca savunma talebi bölgeyi önemli bir havacılık merkezine dönüştürdü. Ancak 1990’larda savunma bütçeleri daralınca sektördeki istihdam sert biçimde geriledi. Bölgenin daha sonra uydu sistemleri, özel uzay şirketleri ve sivil teknolojilere yönelmesi şu dersi verdi: Kamu ilk pazarı yaratabilir, ama kalıcı kalkınma kazanılan yetkinliğin yeni müşterilere ve yeni sektörlere taşınabilmesine bağlıdır.</p>
<p>Ankara açısından benzer bir risk var. Nitelikli insan kaynağı birkaç büyük yapıda yoğunlaşırken küçük firmalar mühendislik ve yazılım yetkinliklerine erişmekte zorlanabilir. KOBİ’nin siparişi artabilir, ancak yaptığı iş aynı kalabilir. Böyle bir durumda üretim hacmi büyürken yaratılan değerin önemli bir bölümü değer zincirinin üst kademelerinde yoğunlaşır.</p>
<p>Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı. Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı.</p>
<p><strong>Kalkınmayı biraz da böyle ölçmek</strong></p>
<p>Her KOBİ’nin kendi laboratuvarı ya da yazılım ekibi olması gerekmiyor. Ama ortak test merkezlerine, üniversitelere, mühendislik şirketlerine ve teknoparklarda biriken bilgiye erişebilmesi gerekiyor.</p>
<p>Dünün sanayi altyapısı yol, enerji ve organize sanayi bölgesiydi. Bugün buna test, tasarım, yazılım, veri ve mühendislik hizmetlerini de eklemek gerekiyor. Türkiye’nin kalkınma meselesi yalnız daha fazla üretmek değil. Daha fazla firmanın daha karmaşık ürünler üretebilmesi, daha fazla insanın daha nitelikli işlerde çalışabilmesi ve üretimde yaratılan değerin daha geniş kesimlere yayılabilmesi gerekiyor.</p>
<p>Üç yazının sonunda vardığım yer de burası: Türkiye’nin ne kadar ürettiği kadar, üretimin ne kadar bilgi ve yetkinlik biriktirdiği ve bunun ne tür işler yarattığı önemli.</p>
<p>Ankara bunun için hazır bir başarı modeli değil. Ancak ileri teknoloji kapasitesi, güçlü insan kaynağı ve geniş KOBİ tabanının aynı kentte buluşması, Ankara’yı Türkiye açısından son derece öğretici bir kalkınma laboratuvarı haline getiriyor.</p>
<p><strong>Sanayi politikasının asıl başarı ölçüsü de burada ortaya çıkıyor: daha yüksek teknoloji ve verimliliğin daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan bir refah artışına dönüşmesi.</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yazıda kamu alımlarının sanayi ve teknoloji politikasındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde OECD ve Dünya Bankası’nın güncel sanayi politikası çalışmaları ile kamu alımları literatüründen yararlanılmıştır.</p>
<p><strong>- China State Council / Ministry of Industry and Information Technology, “Little Giant” SMEs, 2025–2026: </strong>“Little Giant” firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını ve toplam kârın yüzde 13,7’sini yaratmaktadır. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren güncel KOBİ geliştirme sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı işletmelerden uzmanlaşmış KOBİ’lere ve “Little Giant” firmalara uzanan kademeli bir yapı kurmakta; desteklerin firmanın gelişim aşaması ve ihtiyacına göre farklılaştırılmasını öngörmektedir.</p>
<p><strong>- Republic of Korea, Ministry of SMEs and Startups, 2026 Smart Manufacturing Innovation Support Program: </strong>Program kapsamında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje desteklenmektedir. Program ayrıca KOBİ’lerin üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği ile teknoloji sağlayıcılarının geliştirilmesine yönelik araçlar içermektedir.</p>
<p><strong>- OECD, <em>Public Procurement for Innovation: Good Practices and Strategies</em>, 2017:</strong> Kamu alımlarının yenilikçi ürün ve hizmetler için önemli bir talep alanı oluşturabileceği, stratejik biçimde kullanıldığında yenilikçiliği ve verimliliği destekleyebileceği belirtilmektedir. Yazıda kamu alımının yenilikçi firmaya ilk pazar, referans ve ölçek kazanma imkânı sağlayabileceğine ilişkin değerlendirme bu çerçeveye dayanmaktadır.</p>
<p><strong>- OECD, <em>Public Procurement, Trade and Industrial Policies: Supporting National Priorities</em>, 2026:</strong> Kamu alımları, yalnız idari bir satın alma faaliyeti değil, piyasaları şekillendirebilen, yenilikçiliği destekleyebilen ve stratejik sektörlerde yerli kapasitenin gelişmesine katkı sağlayabilen bir sanayi politikası aracı olarak ele alınmaktadır. Raporda aynı zamanda bu araçların rekabeti bozucu veya gereksiz ticaret engelleri yaratmayacak biçimde tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>- World Bank, <em>Industrial Policy for Development: Approaches in the 21st Century</em>, 2026:</strong> Raporda kamu alımları sanayi politikasının talep yönlü araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Dünya Bankası’nın rapora ilişkin sunumunda kamu alımlarının firmaların yetkinliklerini geliştirmesine, kalite sunabildiğini göstermesine, verimlilik ve istihdam artışına katkı sağlayabileceğine ilişkin ampirik bulgular aktarılmaktadır. Bununla birlikte kamu siparişlerinin ölçek yaratacak büyüklükte olması, mali alan ve uygulama kapasitesi gibi koşulların sonuçlar üzerinde belirleyici olduğu belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Not:</strong> Yazıda kamu alımının “ilk müşteri”, “referans”, “ölçek” ve “öğrenme” kanallarını birlikte ele alan çerçeve ile Ankara açısından yapılan değerlendirmeler yazarın yukarıdaki literatürden hareketle geliştirdiği analitik yorumdur. Benzer biçimde, ileri teknoloji ve verimlilik artışının daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan refah artışına dönüşmesini sanayi politikasının başarı ölçüsü olarak tanımlayan sonuç cümlesi doğrudan tek bir kaynaktan alınmış bir bulgu değil, yazının genel argümanının sonucudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaradan-turkiyeye-teknoloji-refaha-nasil-donusur-89724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/636-1792040392.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erken-uyari-varsa-hisseler-nasil-sisirildi-89723</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erken uyarı varsa hisseler nasıl şişirildi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizi, borsadaki olağan dışı hareketlerin sadece hisse yatırımcısını değil, o hisseleri taşıyan fon ortaklarını da vurduğunu acı şekilde kanıtladı. 130'dan fazla fonun tasfiyesi ve binlerce yatırımcının uğradığı kayıp, denetim mekanizmalarının etkinliğini ciddi biçimde tartışmaya açtı. Bu ağır fatura, bireysel zararların ötesine geçerek Borsa İstanbul’da işlem hacimlerinin çökmesine, derin bir likidite daralmasına ve en önemlisi güven zemininin sarsılmasına yol açtı. Peki, resmi otoritelerin elinde erken uyarı sistemleri varken bu karanlık tablo nasıl ortaya çıkabildi?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05bfaa4dce-1792039930.png" alt="" width="445" height="385" />Borsa İstanbul’un gözetim sistemleri fiyatı, hacmi ve emir akışını izliyor; SPK ise piyasa bozucu eylemleri cezalandırma yetkisine sahip. Ancak mevcut pratik net bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Erken uyarı, suçu anında engelleyen bir kalkan değil, sadece şüpheli hareketleri raporlayan bir fenerdir. Elbette her sert yükseliş manipülasyon olmadığı gibi, her şüpheli hareket de doğrudan suç değildir. Buradaki temel sorun sistemin alarm vermesi değil; alarm çaldıktan sonra çarkların ne kadar hızlı ve cesur dönebildiği. </p>
<p><strong>Asıl mesele fiyatın uçuşunu izlemek değil </strong></p>
<p>Dünya genelinde modern gözetim sistemleri, yapay zeka destekli algoritmalarla sadece fiyatı değil; emir davranışlarını ve gizli hesap bağlantılarını anında analiz ediyor. Asıl mesele fiyatın uçuşunu izlemek değil, o yükselişin ardındaki tezgahı anında deşifre edebilmek. İşte tam bu noktada sormak gerekiyor: Olağan dışı hareketler ne zaman fark edildi? Şüpheli işlemler ne zaman mercek altına alındı? Hepsinden önemlisi, suni fiyat artışları ile bu hisseleri yutan fonların büyüme hızları arasındaki tehlikeli ilişki zamanında neden masaya yatırılmadı?</p>
<p>Çünkü bir hisse yapay olarak şişirildiğinde, fonun pay değeri de katlanıyor ve yatırımcı bunu gerçek bir başarı sanıp parasını oraya bağlıyor. Balon patladığında ise fatura tabana yayılıyor, kitlesel bir mağduriyet doğuyor. Ekonomi yönetiminin şimdilerde yeni yasa hazırlıkları yapması ve "Risk Takip Sistemi"ni gündeme getirmesi, yapısal zafiyetin zımnen itirafı. Kuşkusuz kurallar kağıt üzerinde ne kadar ağır olursa olsun, geçmişin kayıplarını telafiye yetmiyor. Yatırımcı somut sonuç bekler. Güvenilir piyasa; kuralların proaktif, tavizsiz ve istisnasız herkes için işletildiği piyasadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erken-uyari-varsa-hisseler-nasil-sisirildi-89723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erken uyarı varsa hisseler nasıl şişirildi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkish-carbon-market-dialogue-2026-etkinliginden-89722</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turkish Carbon Market Dialogue 2026&#039; etkinliğinden…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sanayiden finansa kadar birçok alanda yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Turkish Carbon Market Dialogue 2026’da ele alınan başlıklar, karbon fiyatlandırmasının yalnızca çevresel bir yükümlülük değil, üretim ve yatırım kararlarını şekillendiren stratejik bir ekonomik araç olduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta içinde izleyici olarak katıldığım önemli bir etkinlikten derlediğim bilgileri paylaşmak istiyorum. İklim değişikliğiyle mücadele, günümüzde yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda sanayi stratejilerinin, uluslararası ticaretin, finansman modellerinin ve ülkelerin rekabet gücünün de temel belirleyicilerinden biri hâline gelmiştir.</p>
<p>Karbon emisyonlarının ölçülmesi, fiyatlandırılması ve azaltılmasına yönelik mekanizmalar, ekonomik kararların merkezine yerleşmektedir.</p>
<p>Bu gelişmeler ışığında, 7 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı’nın himaye ve desteğiyle, Uluslararası Emisyon Ticareti Birliği (IETA) ve GAIA Climate tarafından düzenlenen Turkish Carbon Market Dialogue 2026, Türkiye’nin karbon piyasalarındaki yeni dönemini değerlendirmek açısından önemli bir buluşma olmuştur.</p>
<p>Kamu kurumlarını, sanayi kuruluşlarını, finans sektörünü ve uluslararası kuruluşları bir araya getiren etkinlikte; küresel karbon piyasalarının geleceği, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon tarımı ve yeşil sanayinin finansmanı ele alınmıştır.</p>
<p>Etkinliğin asıl önemi, karbon piyasalarının yalnızca çevresel bir yükümlülük olarak değil, Türkiye’nin üretim yapısını, yatırım tercihlerini ve uluslararası rekabet gücünü dönüştürebilecek bir ekonomik araç olarak değerlendirilmesinde yatmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi</strong>: Düzenlemeden uygulamaya geçiş</li>
</ol>
<p>Etkinliğin öne çıkan başlıklarından biri, Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin hayata geçirilmesi ve işlerlik kazanmasıdır. Emisyon Ticaret Sistemi, belirli sektörlerdeki sera gazı emisyonlarına bir sınır getirilmesi ve işletmelerin emisyon izinleri veya tahsisatları üzerinden yükümlülüklerini yerine getirmesi esasına dayanır. Emisyonlarını azaltan işletmeler avantaj elde edebilirken, dönüşümünü geciktiren işletmeler artan maliyetlerle karşılaşabilir. <strong>Türkiye açısından ETS’nin önemi üç temel noktada değerlendirilebilir. </strong></p>
<p><strong>- Birincisi,</strong> karbonun ekonomik maliyetinin görünür hâle gelmesidir. Bugüne kadar birçok işletme üretim maliyetlerini hesaplayarak karar verirken karbon emisyonlarının ekonomik etkisini yeterince dikkate almamıştır. Karbon fiyatlandırması, bu maliyeti işletmelerin yatırım ve üretim kararlarına dâhil edecektir.</p>
<p><strong>- İkincisi,</strong> düşük karbonlu üretime geçişin hızlanmasıdır. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, elektrifikasyon, atıkların değerlendirilmesi ve daha temiz üretim teknolojileri işletmeler açısından daha önemli yatırım alanları hâline gelecektir.</p>
<p><strong>- Üçüncüsü</strong>, yeni bir piyasa ve finansman altyapısının oluşmasıdır. Karbon fiyatlarının öngörülebilirliği, şirketlerin uzun vadeli yatırım kararlarını ve finans kuruluşlarının kredi değerlendirmelerini etkileyebilir. Bununla birlikte ETS’nin başarısı, yalnızca mevzuatın hazırlanmasına bağlı değildir. Emisyonların doğru ölçülmesi, raporlanması ve bağımsız biçimde doğrulanması; tahsisat kurallarının açık olması; piyasa gözetiminin etkin yürütülmesi ve işletmelerin sisteme uyum sağlayabilecek teknik kapasiteye sahip olması gerekir. Özellikle KOBİ’lerin bu süreçte desteklenmesi, sistemin ekonomik ve toplumsal açıdan dengeli işlemesi bakımından kritik önemdedir.</p>
<p><strong>2) Avrupa Birliği SKDM: Türk sanayisi için rekabet sınavı</strong></p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın diğer önemli gündem maddesi, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasıdır.</p>
<p>SKDM, Avrupa Birliği’ne ithal edilen belirli ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü karbon emisyonlarını dikkate alarak karbon maliyetlerinin sınır ötesinde de ele alınmasını amaçlamaktadır. Mekanizma özellikle çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi kapsama alınan ürünler bakımından önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği ile güçlü ticari ilişkileri dikkate alındığında, bu düzenleme ihracatçı sanayinin geleceği açısından stratejik bir konudur.</p>
<p>Türk işletmeleri açısından mesele artık yalnızca ürün kalitesi, fiyatı ve teslim süresi değildir.</p>
<p>Ürünün hangi enerji kaynaklarıyla üretildiği, ne kadar emisyona neden olduğu ve bu verilerin hangi yöntemlerle doğrulandığı da önem kazanmaktadır. Bu nedenle SKDM, Türkiye sanayisi açısından hem risk hem de dönüşüm fırsatı oluşturmaktadır.</p>
<p>Dönüşümünü geciktiren işletmeler, karbon maliyetleri ve veri eksiklikleri nedeniyle rekabet baskısıyla karşılaşabilir. Buna karşılık enerji verimliliğini artıran, yenilenebilir enerji kullanan ve emisyonlarını güvenilir biçimde belgeleyen şirketler uluslararası pazarlarda avantaj elde edebilir.</p>
<p><strong>- Etkinliğin genel değerlendirmesi</strong>: Diyalogdan somut sonuçlara</p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın temel katkısı, karbon piyasalarını farklı kurumların ve sektörlerin ortak gündemine taşımasıdır.</p>
<p>Kamu otoritelerinin düzenleyici yaklaşımı, sanayinin uygulama ihtiyaçları, finans sektörünün kaynak tahsisi ve uluslararası kuruluşların deneyimi aynı tartışma zemini içinde ele alınmıştır.</p>
<p>Bu yaklaşım, karbon piyasalarının yalnızca çevre mevzuatına ilişkin teknik bir konu olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Karbon fiyatlandırması; enerji politikası, dış ticaret, sanayi yatırımları, finansal risk yönetimi ve kırsal kalkınmayla birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir dönüşüm alanıdır.</p>
<p>Bununla birlikte bir etkinliğin başarısını yalnızca katılımcı profili veya ele alınan konu çeşitliliği üzerinden ölçmek yeterli değildir.</p>
<p>Asıl ölçüt, tartışmaların hangi somut politika önerilerine, yatırım kararlarına ve kurumsal iş birliklerine dönüştüğüdür.</p>
<p><strong>Sonuç: Karbon piyasası, Türkiye için bir maliyet değil dönüşüm meselesidir</strong></p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026, Türkiye’nin karbon piyasalarında yeni bir döneme girerken karşı karşıya bulunduğu fırsatları ve sorumlulukları birlikte değerlendirme açısından önemli bir platform olmuştur.</p>
<p>Emisyon Ticaret Sistemi’nin geliştirilmesi, Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemelerine uyum, yeşil sanayinin finansmanı ve karbon tarımı gibi konular, Türkiye’nin gelecekteki üretim ve yatırım yapısını etkileyecek başlıca alanlar arasındadır.</p>
<p>Bu süreçte başarı, karbon maliyetlerini yönetmekle sınırlı değildir.</p>
<p>Asıl hedef, daha verimli üretim yapan, enerji kaynaklarını çeşitlendiren, teknoloji kapasitesini geliştiren ve uluslararası pazarlarda çevresel performansını kanıtlayabilen bir ekonomi oluşturmaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın önemi, karbon piyasalarının geleceğini tartışmanın ötesinde, bu piyasaların Türkiye ekonomisi için nasıl değer yaratabileceği sorusunu gündeme taşımasında yatmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin karbon piyasasındaki başarısı, kuracağı sistemin büyüklüğünden çok; emisyonları ne ölçüde azalttığına, sanayinin rekabet gücünü nasıl geliştirdiğine ve yeşil dönüşümün ekonomik kazanımlarını ne kadar geniş bir kesime yayabildiğine bağlı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkish-carbon-market-dialogue-2026-etkinliginden-89722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Turkish Carbon Market Dialogue 2026&#039; etkinliğinden… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suudi-arabistani-kim-kurtaracak-89721</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suudi Arabistan’ı kim kurtaracak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin Yemen’de Husilere karşı olası bir askeri müdahaleye katılabileceğine ilişkin açıklaması, Ankara’nın Suudi Arabistan’la savunma iş birliğini ve bölgesel dengelerdeki rolünü yeniden tartışmaya açtı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kapsamı henüz netleşmezken Türkiye, Suudi Arabistan’a destek ile doğrudan bölgesel savaşın tarafı olma arasında kritik bir tercih yapmak zorunda kalabilir.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan’ın güvenliği bugün üç ayrı cephede sınanıyor:</p>
<p>Husilerin askeri kapasitesi, İran’la bölgesel rekabet ve ülke içindeki siyasi düzenin dayanıklılığı. Peki, Suudi Arabistan'ı tüm bu sıkışmışlık içinden kim çekip çıkaracak?</p>
<p>ABD mi, Türkiye mi, Pakistan mı?</p>
<p>Yoksa bütün bu aktörlerin askeri desteği bile Riyad’ın güvenliğini sağlamaya yetmeyecek mi?</p>
<p><strong>Trump'ın kritik açıklaması</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki gün yaptığı açıklama, bu soruları yeniden gündeme taşıdı. Yemen’de Husilere karşı olası bir askeri müdahaleye Türkiye’nin de katılmasını isteyebileceğini söyleyen Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini bir kez daha övdü ve “Harika bir arkadaşlığımız var. Kendisine çok saygı duyuyorum. Başkan Erdoğan, kendisinden istediğimi yapacaktır” dedi.</p>
<p>Bu sözler Washington'un Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlama yükünü paylaşacak aktörler arayışına Türkiye'yi de dahil etmeyi planladığının işareti.</p>
<p>AK Parti hükümeti de hâlihazırda Suudi Arabistan'a destek olunacağını bizzat Dışişleri Bakanı Fidan'ın ağzından açıklamış durumda.</p>
<p><strong>Trump'ın hesabı; maliyeti başkalarına yüklemek...</strong></p>
<p>Kasım ayındaki ABD ara seçimleri yaklaşırken, İran’la savaşın Amerikan kamuoyunda yarattığı maliyet ve siyasi baskı, Trump yönetiminin Suudi Arabistan meselesinde doğrudan dahil olması ihtimalini azaltır nitelikte. Amerikan iç kamuoyunda İran meselesine ilişkin bakış o kadar sıkıntılı ki, Trump'ın, İran/Yemen savaşlarının sorumluluğunu yönetim içindeki isimlere yükleyerek siyasi maliyeti azaltma arayışına girdiği, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ara seçimlerin ardından görevden alınabileceğine ilişkin haberler Amerikan basınında yayınlanmaya başladı bile. Sadece bu haberler bile, Washington’ın askeri hamleleri kadar bunların iç politikadaki sonuçlarını da hesapladığını gösteriyor.</p>
<p>Trump açısından Suudi meselesine Türkiye’nin olası katkısı bu nedenle önemli; Ankara, NATO üyeliğinin yanı sıra askeri kapasitesi, savunma sanayisi ve bölgesel ilişkileriyle Suudi Arabistan’a destek verebilecek bir aktör.</p>
<p><strong>Mekke anlaşmasının akıbeti...</strong></p>
<p>ABD'nin Türkiye'yi de Yemen denklemine doğrudan dahil etme çabasındaki eksik ise Ankara’nın Riyad’la imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kurumsal altyapısı henüz tamamlanmış olması.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ekim’de yaptığı açıklamada anlaşmanın yakında TBMM’ye getirileceğini söyledi. Erdoğan, kolektif savunma ve bölgesel iş birliğini kalıcı, kurumsal bir çerçeveye oturtmak için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Ancak antlaşma metni hala TBMM'ye sunulmadı, dolayısıyla tam olarak ne içerdiği kamuoyu açısından hala bir "sır".</p>
<p>Üstelik Erdoğan'ın son ifadesindeki detaylar, Mekke Antlaşması’nın akıbeti konusunda önemli bir ayrıma da işaret eder nitelikte;</p>
<p>Antlaşmanın kurumsal altyapısının hazırlanması ile Türkiye’nin başka bir ülkeye asker göndermesine ilişkin somut karar aynı şey değil. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp kapasitesi, eğitim ve bakım desteği sağlaması ile Yemen’de Husilere karşı doğrudan askeri harekâta katılması arasında ciddi fark bulunuyor.</p>
<p>Nitekim Dışişleri Bakanı Fidan'ın da Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağına asker göndererek orada saldırı düzenlemeyeceğini söylemiş olması önemli. Bu ifade, Ankara’nın savunma desteği ile doğrudan savaşan taraf olma arasında bir çizgi çekmeye çalıştığını düşündürüyor.</p>
<p>İşte Mekke İttifakı’nın gerçek sınavı da burada başlıyor;</p>
<p>Antlaşmanın tarafların savunma kapasitelerini güçlendiren bir iş birliği mekanizması mı olacağı, yoksa Türkiye’yi giderek genişleyen bir bölgesel savaşın içine çeken bir askeri çerçeveye mi dönüşeceği yönünde Ankara'nın bakışı ve duruşu hala netleşmiş değil.</p>
<p><strong>Muhammed bin Salman iktidarda kalabilecek mi?</strong></p>
<p>Üstelik Mekke Antlaşması'nın çerçevesi çizilirken hesap edilmesi gereken başka bir unsur daha var; Suudi Arabistan'daki mevcut rejiminin kalıcı olup olamayacağı.</p>
<p>Husilerin saldırıları, havalimanlarını, hava sahasını ve enerji altyapısını hedef alarak Riyad üzerinde hem askeri hem ekonomik baskı oluşturuyor, ülkenin ihracat kapasitesini, ticaret dengesinin vuruyor. Saldırılar, savunma harcamalarının yükselmesine neden olurken, petrol gelirlerine dayanan ekonomik model üzerinde ilave baskılar yaratıyor. Bu da Suudi Arabistan'ın iç siyasetindeki hâlihazırda var olan kırılganlıkları besliyor.</p>
<p>Suudi Veliah Prensi Muhammed bin Selman’ın (MBS) iktidarı merkezileştiren politikaları ülkedeki geleneksel dini çevrelerle, kabilelerle ve kraliyet ailesinin farklı kesimleriyle ilişkilerini zaten gergin hale getirmişti. MBS'nin gücü ilk ele geçirdiğinde "Ritz-Carlton operasyonları" ile bazı iş insanları ve prenslerin gözaltına alınması, mal varlıklarına el konulması ve eski güç odaklarının etkisizleştirilmesi, yönetimin kontrolünü artırırken biriken hoşnutsuzluklara da zemin hazırlamıştı.</p>
<p>Nitekim buradaki temel soru, bu hoşnutsuzluğun Husi saldırılarının ekonomik ve siyasi etkisiyle birleşip, rejimi tehdit edecek ölçüde örgütlenip örgütlenemeyeceği üzerinde düğümleniyor. Rejimin kendi güvenlik aygıtı içindeki hoşnutsuzlukları yönetememesi, dışarıdan gelen tehditlerden çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Devleti korumakla görevli kurumların sadakati yalnızca silahlarla, maaşlarla veya emir-komuta zinciriyle sağlanamaz. Bu sadakat, aynı zamanda siyasi düzenin kabul görmesine ve iktidarın kaynakları nasıl dağıttığına bağlıdır ki, bu da MBS'nin politikalarıyla yerle bir edilmiş durumda.</p>
<p><strong>İran'ın perde arkasındaki arayışları</strong></p>
<p>Suudi yönetiminin karşı karşıya olduğu risklere ilişkin en dikkat çekici iddialardan biri de İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Umman gibi ülkelerde Suudi kabile temsilcileriyle temas kurduğuna ilişkin haberlerde yatıyor. Bu iddialara göre görüşmelerde petrol gelirlerinin daha adil dağıtılması, kabilelerin eski haklarının geri verilmesi ve yönetim modelinin tek bir ailenin egemenliğine dayanmayacak biçimde değiştirilmesi gibi başlıklar ele alınıyor.</p>
<p>İddiaların doğru olması durumunda ortaya çıkacak tablo, Tahran'ın Husiler üzerinden Suudi Arabistan’a askeri baskı uygulamakla yetinmeyip ülkenin içindeki muhalif unsurlarla da ilişki kurmaya çalıştığını gösterir. Bu da, Riyad’ın karşısındaki tehdidin çok katmanlı hale gelmesi olarak okunabilir.</p>
<p><strong>Türkiye ve İsrail “aynı safta” mı savaşacak?</strong></p>
<p>Bölgesel denklemi daha da karmaşık hale getiren gelişme ise İsrail’in de Yemen’deki çatışmaya dahil olma eğilimine ilişkin haberler;</p>
<p>İsrail basınında Başbakanı Netanyahu’nun Suudi Arabistan’a ve Muhammed bin Selman’a destek önerdiğine ilişkin haberler çıkmaya başladı. Geçen ay da Almanya'da Suudi Arabistan'ın da dahil olduğu bir grup Arap ülkesinin İsrailli temsilcilerle bir yuvarlak masa etrafında buluştuğu haberleri yayınlanmış ve bu haberler yalanlanmamıştı.</p>
<p>Türkiye ikili anlaşmalar ve Mekke antlaşması üzerinde Suudi Arabistan’la savunma iş birliğini geliştirirken, İsrail’in de Yemen’de askeri rol üstlenmesi olasılığı da giderek artıyor. Ankara ile Tel Aviv arasındaki siyasi gerilim sürerken, iki ülkenin aynı çatışma sahasında fiilen benzer bir askeri hedef doğrultusunda hareket etmesi ihtimalinin artık masada olduğu açık.</p>
<p><strong>İsrail'in hesabı; Suudileri İbrahim Antlaşmaları’na çekmek...</strong></p>
<p>İsrail'in Yemen meselesine dahil olmak konusundaki asıl stratejik hesabı, Riyad’ı İbrahim Antlaşmaları’na dahil ederek İsrail ile Körfez arasındaki ilişkileri yeni bir güvenlik mimarisi içinde birleştirmek olduğu açık.</p>
<p>İsrail’in 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’le başlattığı normalleşme sürecinin Suudi Arabistan’ı da kapsaması, Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebilecek bir gelişme olur. Riyad’ın İsrail’le diplomatik ilişkiler kurması, İran’a karşı bölgesel iş birliğini güçlendirebileceği gibi, Washington’ın Körfez’deki güvenlik mimarisini İsrail’le daha fazla bütünleştirme hedefini de destekler.</p>
<p>Böyle bir noktada Mekke Antlaşması'nın "nereye koyulacağı" ya da "akıbetinin ne olabileceği" de şimdiden düşünülmesi gereken sorular arasında yer alıyor.</p>
<p>Kısacası Suudi Arabistan'a ve fiili lideri MBS'ye ne ölçüde destek verileceği Ankara açısından adeta bir "çıkmaz sokak" gibi;</p>
<p>Eğer verilecek askeri destek yeterli olmazsa, İsrail'in devreye girmesi ve Mekke Antlaşması'nın "kadükolması" ihtimali var.</p>
<p>Türkiye'nin Suudi Arabistan'ı Mehmetçikle koruma ihtimali ise, zaten fon skandalı ve bitmeyen ekonomik krizle kamuoyunda giderek güç kaybetmekte olan AK Parti hükümetini iç politikada ciddi sınamalarla karşı karşıya bırakabilir.</p>
<p>Ankara açısından üçüncü seçenek Suudilere sınırlı destek verilmesi ve İsrail'in devreye girmesine göz yumulması olabilir; Bu durumda ise, AK Parti'nin Suudi Arabistan'da "İsrail'le nasıl aynı safta olunduğunu" kamuoyuna anlatması gerekecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suudi-arabistani-kim-kurtaracak-89721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/56-1792039729.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suudi Arabistan’ı kim kurtaracak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-dolandiriciliginin-piyasalara-ve-ekonomiye-etkileri-89720</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon dolandırıcılığının piyasalara ve ekonomiye etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon skandalının ardından yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi, sermaye piyasalarının geleceği açısından kritik önem taşıyor. Tasfiye sürecinin uzaması ve para piyasası fonlarından çıkışların sürmesi, şirket tahvillerine talebi daraltabilir, halka arzları geciktirebilir ve servet kaybı üzerinden ekonomik büyüme üzerinde baskı yaratabilir.</strong></p>
<p>17 Eylül’de kamuoyunun öğrendiği fon dolandırıcılığı hadisesinin içeriğinin geçen 1 ay neticesinde yatırım fonlarının ilk kuruluş tarihleri olan 2021 tarihine kadar uzanan bir zaman dilimine yayılmış nitelikli organize bir iş olduğu ortaya çıkmış oldu. Az sayıda kişinin herkesin hayatları boyunca bir arada göremeyecekleri milyonlarca, milyarlarca parayı çok sayıdaki yatırımcının tasarruflarını zimmetlerine geçirmek suretiyle bilinçli ortak bir eyleme imza attıklarını görüyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz haftaki yazımda olayların uzunca bir zaman dilimine yayılması esnasında sorumlu ilgili kamu kurum yetkililerinin mevcut düzenlemelere dayanarak zamanında tedbir almamalarının getirdiği etkinsizlikleri açıklamıştım. Olaydan direkt olarak etkilenen <strong>455 bin</strong> fonzedenin <strong>%88’inin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>%1 milyon TL’nin altında</strong>, <strong>%9’unun</strong> portföy büyüklüğünün <strong>1-5 milyon TL arasında</strong>, <strong>%2’sinin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>5-25 Milyon TL</strong> arasında ve <strong>binde 5’inin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>25 milyon TL</strong>’nin üzerinde olduğunu öğrendik.</p>
<p>Bu veriler ışığında fon koordinasyon kurulu, TBMM’ye getirilen yeni kanun teklifinde SPK’nın tasfiye kararı aldığı fonlarda yatırımcılara ilk etapta <strong>maksimum 1 milyon TL’ye</strong> kadar bir ara ödeme yapılacağı kararına imza attı. <strong>Yatırımcılara ön ödeme şeklinde yapılacak olan avans miktarı yatırımcının portföyündeki net yatırım tutarını aşamayacaktır.</strong> Ayrıca belirlenen net yatırım tutarı herhangi bir alacak garantisi de vermemekte sadece yatırımcılara yapılacak olan üst sınır ödeme miktarını ifade etmektedir.</p>
<p>Otorite tarafından belirlenen 1 milyon TL sınırının doğru olmadığını, burada önemli olanın yatırımcıların tasfiye süreci öncesinde TEFAS üzerinden emir iletiminde bulunarak “<strong>PBLK</strong>” pay blokajı yani <strong>takas kesinliği</strong> hakkına sahip olan yatırımcılara yönelik öncelikli ödeme durumunun belirlenmesi gerektiğini önceki yazımda açıklamıştım. Ayrıca yatırımcıların en düşük fon risk yatırımına sahip olan para piyasası fonlarındaki yatırımlarının %100’e yakın miktarının (tasfiyeye konu ilgili fon varlıkları ilk etapta yeterli ise tamamı değil ise, tasfiye süresince kalan bakiyesi şeklinde ödenmelidir.) öncelikli olarak herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan ödenmesi gerektiğini mevzuat gereğince kati bir durum arz ettiğini açıklamıştım.</p>
<p>Yaşanan fon olayının piyasalara olan etkisini para piyasası fonlarından geçen sürede yaklaşık <strong>600 milyar TL (12 milyar dolar)</strong> çıkış şeklinde ve karşılığında çok büyük bir ölçüde bankalarda TL mevduat yatırımına yöneliş ile ve az bir düzeyde de döviz mevduatına kayış durumu yaşandığını gözlemledik.</p>
<p>Tasfiyeye konu olan yatırım fonlarında mağdur olanlar haricinde BİST piyasasında hisse senedi yatırımları bulunan <strong>6.7 milyon</strong> civarındaki yatırımcılar da <strong>BİST.100</strong> endeksinin son 1 ay içerisinde <strong>%15 gerilemesi </strong>ve BİST.100 harici <strong>XTUMY</strong> endeksinin <strong>%38 </strong>düzeyinde düşüşü neticesinde yatırımlarından Ekim itibarıyla <strong>5.3 trilyon TL’nin</strong> üzerinde toplam portföy kaybı yaşamıştır. Tasfiyeye konu olan fonların içerisinde yer alan likiditesi düşük, fiili dolaşım oranı sahipliğinin büyük ölçüde bu fonların varlıklarında yer alan hisse senetlerinde son 1 aylık değer kayıp miktarlarının <strong>%87</strong> düzeyine kadar ulaştığını görmekteyiz.</p>
<p>Yatırım fonu piyasasında tasarrufları bulunan <strong>6 milyona</strong> yakın miktardaki yatırımcıların özellikle hisse senedi yoğun ve endeks bazlı fonların portföy değerlerinde borsadaki hisselerde yaşanan hızlı değer kaybı sebebi ile hem yatırımcı sayısında hem de portföy değerlerinde düşüş gerçekleşmiştir.</p>
<p>Bireysel emeklilik yatırımları içerisinde yurtiçi endeks ve hisse senedi yoğun emeklilik fonlarına yatırım yapmış olan bir kaç milyon yatırımcının da emeklilik portföylerinde varlık dağılım tercihlerine bağlı olarak kısa vadede portföylerinde gerilemeler yaşanmaktadır.</p>
<p><strong>Para piyasası fonlarından geçtiğimiz 5 haftada yaşanan yüklü çıkış hamlesi sermaye piyasası üzerinden kısa vadeli özel sektör tahvili ve şirket finansman bonosu ihraçlarına yönelik talep daralması durumunu beraberinde getirecektir.</strong> Para piyasası fonları bu alandaki ihraçlara önemli ölçüde yatırımlarda bulunmaktaydı. Bu nedenle önümüzdeki süreçte şirketlerin banka harici refinansman ihtiyaçlarını sermaye piyasası yerine tekrar bankalar üzerinden karşılamak durumunda kalmaları beklenen bir gelişme olacaktır.</p>
<p>Fon piyasasında yaşananlardan olumsuz yönde etkilenebilecek bir diğer alan da <strong>şirket halka arzlarındaki gecikmeler</strong> olacaktır. <strong>2023 yılında 54 adet</strong> şirket halka arz edilirken, <strong>2024 yılında 34 adet</strong> şirket halka açılmıştı. <strong>2025 yılında 18 adet</strong> şirket 45 milyar TL toplam büyüklük üzerinden borsaya açılmıştı. <strong>2026 yılında ise, 28 adet</strong> şirketin halka arzından 63 Milyar TL büyüklüğünde bir piyasa oluşmuştu.</p>
<p>6 aylık fon tasfiye sürecinin tamamlanmasına kadar bu piyasada halka arz döneminin kapalı kalacağını tahmin ediyorum. Sürecin en kısa süre içerisinde şeffaf ve en adil bir şekilde yatırımcıların mağduriyetlerinin basiretli biçimde giderilmesi durumunda 2027 yılında ancak yolumuza yeni piyasa normali üzerinden devam edebileceğiz.</p>
<p>2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program’a (OVP) göre Türkiye’nin <strong>2026 yılsonu GSYH</strong> tahmini büyüklüğü <strong>85.346 milyar TL</strong> şeklinde belirlenmiştir. GSYH büyümesinin <strong>%3.3</strong> olarak tahmin edilmiş olmasına karşılık 2026 yılının 2. Çeyrek döneminde yaşanan büyüme düşüşünün 2026 yılının 3. çeyreğinde belirgin bir daralmaya doğru evrildiğini tahmin etmek mümkündür.</p>
<p>En son açıklanan Ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi aylık değişim mevsimsellikten arındırılmış <strong>eksi %1</strong> düzeyinde olurken, imalat sanayisindeki daralma <strong>eksi %1,6</strong> düzeyinde gerçekleşmiştir. İlgili verinin orta vadeli momentumunda da negatif görünüm devam etmektedir. Takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişimler sanayi üretimi eksi %1.9 iken imalat sanayisi eksi %2.5 düzeyinde oldukça problemli bir görünüm sergilemektedir.</p>
<p>Makroekonomi tarafında iç talepte yaşanan soğumayı perakende satışlar ve yüksek frekanslı haftalık kredi kartı harcama verilerinden izlemek mümkündür. Dış talep koşullarında kısa vadede belirgin bir toparlanma emarelerinin gözlenmediğini dikkate aldığımızda <strong>2026 büyümesinin %2,3 seviyesine yakın</strong> bir yerlerde gerçekleşmesi söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>2026 yılı</strong> <strong>1. Çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %4,8</strong> artış gösterirken, <strong>2026 yılı</strong> <strong>2. çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %3.5</strong> düzeyinde artış kaydetmiştir. Fon olayı sebebiyle piyasalarda yaşanan servet etkisi kaynaklı gelen negatif şok özel tüketim harcamalarının yılın geri kalanında daha da aşağıya çekerek büyümeyi aşağı yönde baskılayacaktır. <strong>2026 yılı ilk yarısında özel tüketim harcamaları ile GSYH arasındaki büyüme elastikiyeti %1,52-%1,92 arasındadır.</strong></p>
<p>TCMB, iç talep koşullarındaki muhtemel geri çekilme trendinin yılın geri kalan aylarında da aynen devam edeceğini göz önüne alarak <strong>22 Ekim tarihinde %37 seviyesindeki gösterge faizini 100 baz puan indirme fırsatını geri çevirmeyecektir</strong>. Bu ihtimali devre dışında bırakacak tek gelişme hâlihazırda 100 dolar üzerinde yer alan brent tipi petrol fiyatı ile jeo-ekonomik dış piyasa koşullarının (ABD tahvilleri başta olmak üzere yurtdışı gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki yükseliş trendi) daha da olumsuz yönde ilerlemesi olacaktır.</p>
<p>ABD Merkez Bankası FED’in Aralık ayında tekrar faiz artırım beklentisi piyasalarda büyük ölçüde fiyatlanmakta iken TCMB’nin faiz indirimi için 10 Aralık toplantısına kadar bekleyeceğini düşünmüyorum. Zira o tarihe kadar Kasım ayındaki ABD Senato ve Temsilciler Meclisi seçimleri sebebiyle uluslararası piyasa koşullarının daha da olumsuz yönde bir seyir seyretme ihtimali bulunmaktadır.</p>
<p>Son 1 ay içerisinde içeride yaşadıklarımızdan sonra sağlık hariç kaybedilen paralar bir şekilde adil bir süreç işletilecek olursa yerine elbette ki konacaktır. Ancak piyasalarda kaybedilen güvenin tekrar geri kazanılması epeyce bir zaman alacaktır. Toplumsal ahlak seviyesinde yaratılan kalıcı hasarların ne kadar bir sürede geri yerine konulacağını ise tahmin etmek pek mümkün değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-dolandiriciliginin-piyasalara-ve-ekonomiye-etkileri-89720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon dolandırıcılığının piyasalara ve ekonomiye etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-mu-made-with-eu-mu-89719</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Made in EU mu, Made with EU mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği’nin sanayiyi güçlendirmek ve üretimi kıtada tutmak amacıyla gündeme getirdiği “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerindeki konumunu tartışmaya açıyor. Gümrük Birliği’nin sağladığı gümrüksüz ticaretin rekabet avantajlarını korumaya yetmeyebileceğine dikkat çekilirken, Türkiye’nin yeni sanayi düzeninin dışında kalmasının iki taraf için de kayıp yaratabileceği vurgulanıyor.</strong></p>
<p>Avrupa’nın öncelikleri değişiyor, sanayi politikası yeniden yazılıyor. Değişmeyen ise Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkinin geleceğine dair belirsizlik.</p>
<p>Geçen yıl bu zamanlarda Brüksel’de Türkiye-AB İş Zirvesi için bulunduğumuzda, “Gümrük Birliği’nin yenilenmesi stratejik bir meseledir” demiştik. Bir yıl sonra yine aynı noktadayız.  Bu belirsizliğe şimdi bir de “Made in Europe” tartışması eklendi.</p>
<p>Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026’da açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası önerisi, üretimi Avrupa’da tutmayı, yatırımları artırmayı, teknolojik kapasiteyi korumayı ve kritik tedariklerde dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor. Çin karşısında rekabet gücünü yeniden kazanmak isteyen Avrupa açısından bu hedefler anlaşılabilir. Ancak Avrupa üretimine öncelik verilirken Türkiye’nin nerede duracağı sorusu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü Türkiye, Avrupa’nın sıradan bir ticaret ortağı değil. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte olan Gümrük Birliği sayesinde sanayi üretimi ve tedarik zincirleri iç içe geçmiş durumda. Otomotivden makineye, metalden tekstile kadar pek çok sektörde Türkiye, Avrupa üretim sisteminin bir parçası... Avrupa’nın üretimi kıtaya çekme politikası Türkiye’yi bu sistemin dışında bırakacak biçimde uygulanırsa, amaçlananın tersine sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><strong>Gümrüksüz ticaret yetmiyor</strong></p>
<p>Türkiye “Made in Europe” kapsamına alınmasa da Gümrük Birliği ertesi gün sona ermeyecek. Ancak Türk ürünlerinin Avrupa’ya gümrüksüz girmesi, Avrupa’da üretilen mallara tanınan teşviklerden ve düzenleyici avantajlardan yararlanabilecekleri anlamına gelmiyor.</p>
<p>Avrupa’da üretilen bir otomobile daha yüksek satın alma teşviki verilmesi, yerel bileşen kullanan üreticilerin desteklenmesi veya Türk tedarikçilerin düşük karbonlu üretim teşviklerinin dışında tutulması, gümrük vergisi uygulanmadan da rekabet koşullarını değiştirebilir. Avrupalı üreticiler zamanla tedarikçilerini değiştirebilir, yeni yatırımlarını başka ülkelere yönlendirebilir. Bugünün sipariş kaybı, yarının üretim ve istihdam kaybına dönüşebilir.</p>
<p>Avrupa Üniversitesi Enstitüsü bünyesindeki Robert Schuman İleri Araştırmalar Merkezi için hazırladığı raporda Sinan Ülgen de bu riske dikkat çekiyor. Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında sıradan bir serbest ticaret anlaşmasından farklı, özel bir hukuki ilişki oluşturuyor. Gümrüksüz ticaretin sürmesi tek başına yeterli değil; pazarda rekabet edebilme imkânlarının da korunması gerekiyor.</p>
<p>Raporda, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın özellikle 5. ve 66. maddeleri çerçevesinde önemli hukuki argümanlar bulunduğu belirtiliyor. Avrupa’nın sanayi politikasını güçlendirme hedefi, mevcut yükümlülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Öte yandan her yerel üretim teşviki de otomatik olarak hukuka aykırı sayılamaz. Arz güvenliği ve çevre koruması gibi gerekçelerin somut verilere dayanması, önlemlerin orantılı olması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin yalnızca siyasi itirazla yetinmemesi bu nedenle önemli... Nihai ürünlerin yanı sıra bileşenlerin, ara mallarının ve teşvik mekanizmalarının nasıl değerlendirileceği açıklığa kavuşturulmalı. Diplomatik müzakere, hukuki hazırlık ve Avrupalı sanayi ortaklarıyla iş birliği birlikte yürütülmeli.</p>
<p>Brüksel’deki zirvede Ticaret Bakanı Ömer Bolat da otomotiv sektörünün Türkiye-AB entegrasyonunun en güçlü örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin 62 milyar dolarlık otomotiv ticaretinin Türkiye-AB toplam ticaretinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturduğunu hatırlatan Bolat, Avrupalı ortaklarına sağduyu çağrısı yaptı. Türkiye-AB otomotiv ticaretine ilişkin kararların sağduyu çerçevesinde alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun mesajı da benzer yöndeydi.</p>
<p>Avrupa’nın küresel rekabet gücünü artırma ve stratejik bağımlılıklarını azaltma hedeflerini paylaştıklarını belirten Çakıroğlu, onlarca yıllık iş birliğiyle oluşan entegre üretim ve tedarik zincirlerinin korunmasının önemine dikkat çekti. Önerisi, “Made in EU” yerine “Made with EU” yaklaşımının benimsenmesi. Yani Avrupa’nın sanayi geleceğinin yalnızca AB sınırları içinde değil, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle bütünleşmiş güvenilir ortaklarla birlikte şekillendirilmesi. Türkiye’de üretilen bileşenlerin ve nihai ürünlerin AB’nin kamu alımları ve destek mekanizmaları kapsamında tanınması da bu talebin önemli bir parçası.</p>
<p>Bu iki açıklamanın ortak mesajı açık: Avrupa’nın sanayi kapasitesini güçlendirmesi ile Türkiye’yle ekonomik bütünleşmesini sürdürmesi birbirine alternatif olmak zorunda değil. Mevcut üretim ve tedarik zincirlerini korumak, Avrupa’nın rekabet gücü ve tedarik güvenliği açısından da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı var</strong></p>
<p>Üstelik konu sadece ticaret hukuku değil. Avrupa düşük büyüme, yüksek kamu borcu, enerji güvenliği ve savunma kapasitesi sorunlarıyla uğraşıyor. Rusya tehdidi karşısında güvenliğini güçlendirmek, savunma sanayisini büyütmek ve stratejik bağımlılıklarını azaltmak istiyor. NATO içindeki belirsizlikler de Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini geliştirme arayışını hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye bu tabloda yalnızca büyük bir pazar değil; sanayi altyapısı, üretim esnekliği, lojistik konumu, enerji bağlantıları ve savunma sanayisiyle önemli bir ortak olabilir. Avrupa’nın ihtiyacı, bütün üretimi kendi sınırları içine kapatmak değil, güvenilir ortaklarla daha dayanıklı bir ekonomik ve stratejik alan oluşturmak olmalı. Türkiye’yi dışarıda bırakan bir yaklaşım, Avrupa’nın kendi rekabet gücünü de zayıflatabilir.</p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak’ın zirve öncesinde vurguladığı gibi, Türkiye-AB ilişkisini yalnızca ticaret hacmi üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Rekabet gücü, yatırım, teknoloji, enerji ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı da bu ilişkinin temel unsurları. DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın daha güçlü entegrasyonun küresel ölçekte yeni bir güç merkezi yaratabileceği yönündeki değerlendirmesi de bu açıdan anlamlı.</p>
<p>Elbette Türkiye’nin de sorumlulukları var. Hukuk devleti, öngörülebilir ekonomi politikaları ve Avrupa standartlarına uyum, ekonomik ortaklığın güvenilirliğini güçlendirecek unsurlar.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği teferruat mı olacak?</strong></p>
<p>Türkiye “Made in Europe” dışında kalırsa her şeyin sona ereceğini söylemek abartı olur. Ancak Avrupa’nın teşvikleri, satın alma tercihleri ve yeni sanayi kuralları Türk üreticileri dezavantajlı duruma düşürürse, Gümrük Birliği’nin sağladığı avantajlar zamanla aşınabilir. Anlaşmanın güncellenmesini istemek de tek başına yeterli olmayabilir; korunması gereken ekonomik bütünleşmenin kendisi zarar görebilir.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile “Made in Europe” kapsamına girme meselesini birbirinin alternatifi olarak görmek de yanlış. Biri ekonomik ilişkinin kurallarını çağın ihtiyaçlarına uyarlamak, diğeri bu ilişkinin Avrupa’nın yeni sanayi düzeninde karşılığını güvence altına almak demek.</p>
<p>Brüksel’deki zirvenin önemi burada... Geçen yıl dile getirdiğimiz stratejik mesele artık daha acil. Avrupa Türkiye’yi üretim, teknoloji ve güvenlik ortağı olarak görürse iki taraf da kazanabilir. Türkiye’yi dışarıda bırakırsa yalnızca Türk sanayisi kaybetmez; Avrupa da yakınındaki güçlü bir üretim ortağının kapasitesinden yeterince yararlanamaz.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ertelenebilir, ancak Avrupa’nın yeni üretim düzeni kurulurken Türkiye’nin nerede duracağı sorusu ertelenemez. Çünkü mesele artık yalnızca malların sınırdan nasıl geçeceği değil, geleceğin üretiminin nerede ve kimlerle yapılacağıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-mu-made-with-eu-mu-89719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Made in EU mu, Made with EU mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-derinligine-kavranmazsa-etkin-kaynak-tahsisi-yapilamaz-89718</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar derinliğine kavranmazsa &#039;etkin kaynak tahsisi&#039; yapılamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasaları savunmayı ya da onlara karşı çıkmayı bir inanç meselesine dönüştürmek yerine, piyasa mekanizmalarını doğru anlamak ve planlamayla dengelemek gerekiyor. Uzmanlaşma, uluslararası ticaret ve rant dağılımına dikkat çeken yazı, sürdürülebilir kalkınma için akılcı planlamanın önemini vurguluyor.</strong></p>
<p>Piyasalar var olan, kendini yeniden üreterek varlığını sürdüren mekanizmalardır. Bu mekanizmadan yana olmayı ya da karşı durmayı fetiş haline getirmenin kimseye yararı yok. Yeni dünya düzeninde doğru bir konumlanma yapacaksak, <em>piyasaları ve planı</em> derinliğine kavramalı, halkımızın binlerce yıllık deneyimine kulak vermeliyiz: “<em>A<strong>kıllı çoban iki ineği birden sağar!</strong>”</em></p>
<p>Önceki haftada yazımızın başlığında “<strong><em>Plan ve piyasa ‘tapınmak’ için değil ‘yararlanmak’ içindi</em></strong>r” varsayımı yer alıyordu. Başlıkta yer alan varsayımı Halil İnalcık’ın piyasayı iki bileşenle tanımlamasına dayanıyordu: Bileşenlerden biri, evrimin üreteme, değişim, ayıklama, yalıtım ve işbirlikleri süreciydi; bu sürecin “<em>vahşi ayıklama</em>” olarak tanımlayabiliriz. Diğeri, insan aklının dirlik, düzen ve yaşam zenginliği için ürettiği “<em>değerler sisteminden</em>” türeyen planlama. Planlamayı, bardağın dolu yanından baktığımızda “<em>vahşi ayıklamanın ehlileştirilmesi</em>” olarak değerlendirebiliriz. Piyasaların <em>“hakça işlemler</em>” kadar “<em>sömürü</em>” üretebileceğini biliyoruz, o nedenle aklın türettiği ilke, kural, kuram, model ve metotları kullanarak “<em>öngörme ve önlem alma disiplininden </em>ödün vermeden <em>planlama süreçlerini</em> i<em>şleterek</em>” piyasaların boşluklarını doldurabildiğini savunuyoruz.</p>
<p>“<em>Piyasa disiplini</em>” yaşamın doğal gerçekliğidir. Piyasaların vahşi ayıklanmasının sömürücü etkilerini en aza indirmenin bilinen en etkin yolu plan disiplinini kararlıkla sürdürmedir. Piyasaların en azından “<em>uzmanlık geliştirme”, “uluslararası ticaret oluşumu”, “rant tahsili”, “bilgi işleme”, “ gelir dağılımı”, “fiyat aracılığıyla ölçme", "farklı formlarda olma”, “dağıtım ve üretim”</em> ve benzeri işlevlerini ve işleyiş mekanizmalarını kavramadan etkin kaynak tahsisi ve kalkınan mümkün olamayacağını kavramalıyız.</p>
<p><strong>Uzmanlık alanlarına odaklanmalıyız</strong></p>
<p>Piyasalar, yerleşik düzene geçen, ürettiği üründe kendi ihtiyacından fazlasını, ihtiyacı olan ve üretemediği diğer ürünlerle takas etmesiyle toplumsal yaşamın araçlarından biri olarak var oldu. Takasın yapıldığı mekânlara da “<em>pazar yeri</em>” dendi. İlk yerleşim alanlarında konumları uygun olanların büyümesi, orada toplanan insanların korunmasını gerektirdi: Setler, kaleler inşa edildi. Büyüyen ve kalabalıklaşan yerleşim alanlarında alış-veriş, değişik-tokuş alanları yaşamın bir parçası oldu.</p>
<p> Toprağı işleme yanında, tarımsal fazlayı değerlendirmek için depolama ve taşıma sistemleri geliştirildi. Ekim ve dikim alanında kullanılan araç-gereçlerin, işlerini yapabilmek için ehlileştirilen hayvanların korunması için mekânlar oluşturdu. Ahşap işleyen ya da metal araç-gereç yapan <strong>uzmanlık alanları</strong> ortaya çıktı. İhtiyaçlar çeşitlendikçe uzmanlık alanları gelişti: Alanların birbiriyle bağlantı, iletişim, rekabet ve işbirlikleri topluluk yaşamlarında giderek derinleşti. Piyasaların oluşması ve uzmanlık alanlarının çoğalması gelişmeleri hızlandıran etkenlerden biriydi. Bugün de değişim ve dönüşümlerin yarattığı yeni araç-gereç ve metotlar piyasaları dönüştürüyor; yeni uzmanlık alanları, yeni iş bölümleri ve yeni iş olanakları oluşuyor.</p>
<p>Piyasa var olan, varlığını geliştirip değişmelere uyum gösteren bir mekanizmadır; bu mekanizmadan yana olmayı ya da karşı durmayı fetiş haline getirmenin kimseye yararı yoktur. Akıl disiplini piyasaların yararlarını en çoğa çıkaran, olumsuz etkilerini de en aza indirebilen yol ve yöntemleri geliştirmek için vardır. Kaliteli yönetim, araçların olumlu ve olumsuz yönlerini dengeleyerek toplum için en iyiyi üretebilmenin yollarını açmaktır. Halkımızın binlerce yılık akıl biriminde dendiği gibi, “A<strong>kıllı çoban iki ineği birden sağabilendir!” </strong></p>
<p>Piyasada olup bitenleri gözleyen, izleyen, sayısallaştıran, görselleştiren, anlayan ve anlamlandıran akıl disiplinidir. Kaliteli yönetim, karşılaştığımız sorunları tanıma, tanımlama, planlama, gidişatın yönünü ve hızını belirleme ve olumlu sonuçlara taşıyabilme becerisidir. Kaliteli yönetim, oluşan uzmanlık alanlarında derinleşmeyi gerektir. Uzmanlığın ulaştığı net bilgi, kaynak tahsisinde etkin koordinasyon ve odaklanmanın önünü açarak verimliliği yükseltir.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme </strong>eğiliminin hızını kesmek, ülkemizin üretim ve ihracat gücünü artırmak gibi bir kaygımız varsa, değişim ve dönüşümlerin yarattığı yeni uzmanlık ihtiyaçlarını kavramalı; iş süreçleri ve işgücü profillerini gelişmeler uyumu hızlandıracak biçimde yönlendirmeliyiz.</p>
<p>Piyasa mekanizmalarının işleyiş dinamiklerini kavramadan, o dinamiklerin bileşenlerinden biri olan gerekli uzmanlıkları geliştirmeden sağlıklı bir gelecek inşa edemeyiz. Uzmanlık alanlarını geliştirmeden, toplum için en iyiyi yaratacak temel girdilerden biri olan <em>“faydalı bilgiyi</em>” gerektiği kadar çoğaltamayız. Piyasanın yarattığı ve geliştirdiği “<em>uluslararası ticarette hak ettiğimiz yeri</em>” alamayız.</p>
<p><strong>Uluslararası ticareti kavramalıyız</strong></p>
<p>İnsan doğasında “<em>macera tutkusu</em>” vardır. Macera peşinde olanlar, yakın ve uzak yerleri görme sevdasına kapılanlar, korkudan sığınacak yer arayanlar, hayvanlarını otlatacak yaylar ve kışlaklar peşinde koşan göçebeler, zenginlik düşleri kuranlar bulundukları yerlerden başka yerlere seyahat ederek dünyayı keşfe koyuldu.</p>
<p>Kendi alanlarının dışına çıkanlar; daha önce yaşadıkları ya da dolaştıkları yerlerdeki ürünler ile gezdikleri yerlerdeki ürünlerin farklılıklarını gözledi. Geri dönüp ülkelerindeki ürün fazlasını ihtiyacı olan yerlere götürerek daha fazla gelir elde etti ya da kendi ülkesinde olmayan ürünler getirerek kazançlarını artırdı. Ürünler arttıkça, değiş-tokuş, alış-veriş uluslararası alanlara açıldı, <em>“yerel ticaret uluslararası ticarete</em>” de evrildi.</p>
<p>Uluslararası ticaret zamanla mal değiş-tokuşu, alış-verişi yanında bilginin, teknolojinin, kurumların da taşınmasının yollarını açtı. Piyasaların bilgi üretimi ve akışlarını sağlayan işlevleri çeşitlendi, yaygınlaştı ve derinleşti. Teknolojik gelişmeler akışları hızlandırdı. Akışların hızlanması “<em>faydalı bilginin özünü oluşturan öğrenme ve uyum süreçlerini</em>” yaygınlaştırdı ve hızlandırdı.</p>
<p>Günümüzde iletişim olanakları alabildiğine gelişti; piyasanın alt birimleri olan platformlar sadece bulundukları yakın çevrenin sınırlarını aşarak küresel ölçekte etkili araçlar haline geldi.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz dönemin piyasalarının yarattığı “<em>uluslararası ticaret yapılanmasını, işlevleri ve kültürü” </em>kavramadan kendi topluluklarımız ve toplumumuzun yararını koruma ve geliştirmemiz çok zor.</p>
<p>Piyasa mekanizmasının uluslararası ticarette hem güç-odaklı doğal işleyişi, hem de akıl disiplinin üretti planlarla piyasa boşluklarını doldurmanın gerek ve yeter şartlarını bilmeden etkin bir kalkınma yaratamaz; piyasanın temel işlevlerinden biri olan “<em>rant tahsili</em>” işleyişini derinliğine bilmeden, eşitsizlik ve adaletsizliği makul düzeylerde tutamayız.</p>
<p><strong>Rant tahsilini dikkatten kaçırılmamalıyız</strong></p>
<p>İlk şehirlerin kuruluşundan bugüne piyasanın temel işlevlerinden biri de <em>“rant tahsili</em>”dir.</p>
<p>Avcı-toplayıcı atalarımız tohumu toprağa atıp, geçimini yerleşik düzende yaşamaya başladığında rant tahsili de başladı. Topraklarda üretim düzenini koruma görevini üstlenen egemen güçler, kendi ihtiyaçlarını, beslediği askerlerin giderlerini, ihtisaslaşan alanlarda çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak için ürünlere el koymaya başladı. El konan ürünler belli alanlarda depolandı, zaman içinde o ürünlerin bir bölümü satılarak değere dönüştürüldü. Yöneticilerin, askerlerin, kentte uzmanlaşarak belli işleri yapan zenaatkerlerin ihtiyaçları arttıkça, ürünlere el koyma biçimlerinde de değişiklikler oldu.</p>
<p>İlk kentlerden başlayarak bugünün çok büyük kentlerine uzanan ihtiyaç duyulaın ürünlerin sağlanmasında “<em>ürün fazlasını bir araya getiren ve yeniden dağıtan mekanizmaları</em>” oluştu. Bugün de piyasalar sömürücü kurumlar aracılığıyla transfer ödemelerinden rant tahsil ediyor. Rant, üretime katkı yapmadan, sadece transferlerle kazanç sağlamaktır; dizginlenmemiş bir piyasada eşitsizlik yaratır. Bir başka etkisi, <em>“israfa</em>” açık olması; kaynakları büyüme hedeflerinden saptırması ve büyümeyi yavaşlatmasıdır. Egemen güçlerin kamu mallarını ve bütçelerini kendi çevrelerine yönlendirmesi de rant tahsili yoluyla gelir eşitsizliğini artırır. Topluluk ve toplumlardan sağlanan kaynaklarla yapılan yollar, köprüler, limanlar, havaalanları gibi “<em>fiziki sermaye stokunu</em>” özelleştirme adı altında ucuz bedellerle yakın çevrelere aktarma da önemli bir rant alanıdır. Piyasanın rant dağıtımındaki boşluklarını plan disipliniyle doldurmadan etkili bir kalkınma yaratılabilir mi?</p>
<p>Bizim algılarımıza göre yaratılamaz. O zaman sözü burada bitirmeden piyasaların işleyişinde önemli bulduğumuz diğer bileşenleri üzerine düşündüklerimizi bir sonraki yazıda paylaşmayı sürdürelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-derinligine-kavranmazsa-etkin-kaynak-tahsisi-yapilamaz-89718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar derinliğine kavranmazsa &#039;etkin kaynak tahsisi&#039; yapılamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urkmeyelim-ama-dikkatli-olalim-89717</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürkmeyelim ama dikkatli olalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ağustos ödemeler dengesi verisi salı günü açıklandı. Son 12 aylık gelişmelere odaklanarak dikkatimi çeken noktaları grafikler eşliğinde belirtmek istiyorum. Cari işlemler dengesinde 2024’ün Ekim ayından bu yana bozulma eğilimi var; cari açık giderek artıyor. Bu dönemin başında 9,7 milyar dolar olan açık Ağustos 2026’da 42,1 milyar dolara yükseldi (Grafik 1).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0591e3de64-1792039198.png" alt="" width="665" height="724" />Peki, bu bozulmanın nedeni enerji ve altın fiyatlarındaki gelişmelere bağlı olabilir mi? Elbette bu dönemde enerji ve altın fiyatları tek yönde hareket etmedi. Ama bir de altın ve enerji ithalatını dışarıda tutarak cari işlemler dengesine bakmakta yarar var. Altın ve enerji hariç tutulduğunda cari denge fazla veriyor. Ama biz eğilimle ilgiliyiz. Aynı dönemde altın ve enerji hariç cari fazla giderek düşüyor; cari açıkla benzer bir eğilim sergiliyor (Grafik 2).</p>
<p>Tamam, cari denge bozuluyor ama bu bozulmanın bizi ne derece ürküteceğini değerlendirmek için cari dengenin GSYH’ye oranındaki gelişmeye göz atmakta yarar var. Yeni Orta Vadeli Program’da 2026 için tahmin edilen GSYH 1821 milyar dolar. Bu durumda yılı, şu andaki 42,1 milyar dolar açıkla kapatsak, cari açık GSYH’nin yüzde 2,3’üne karşılık gelecek. OVP’nin kur hesabının tutacağını ama büyüme öngörüsü olan yüzde 3,3’ün yüzde 2,5 olarak gerçekleşeceğini düşünelim. Cari açığın GSYH’ye oranı yine aynı düzeyde kalıyor. Hadi, bu oran açısından işi biraz daha kötüleştirelim; cari açığın yılın sonunda 46 milyar dolar olacağını kabul edelim. Bu durumda oran yüzde 2,5 oluyor. 46 değil de 50 milyar dolar açık olursa, oran yüzde 2,8’e yükseliyor. Son iki yıla kıyasla yüksek bu oranlar. Ama son 45 ya da 25 yılda gözlenen oranlar dikkate alındığında, ürkütücü ölçüde yüksek değiller.</p>
<p>‘Ürkütücü değil’ yargısı, sadece cari dengenin GSYH’ye oranı dikkate alındığında geçerli. İki noktaya daha dikkat çekmekte yarar var. Birincisi, cari dengedeki (hem de altın ve enerji hariç cari dengedeki) bozulma ekonomi yavaşlarken gerçekleşmekte. Ürkmesek bile bir miktar kaşımızın kalkmasında yarar var. İkincisi, küresel finans piyasalarında olumsuz bir gelişme yaşanıyor. Özellikle ABD uzun vadeli Hazine tahvil faizlerinin giderek yükseliyor olması pek sevimli değil. Fransa, İngiltere, Almanya ve Japonya için de benzer bir durum söz konusu.</p>
<p>Sonuç: Ürkmek gerekmiyor ama dikkatli olmakta yarar var. Özellikle net sermaye girişlerini çıkışa çevirecek gelişmelere yol açmaktan kaçınmak gerekiyor. Açık ki, yol açma/açmama ağırlıklı olarak ekonomi politikası dışında kalan uygulamalarla ilişkili.        </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urkmeyelim-ama-dikkatli-olalim-89717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ürkmeyelim ama dikkatli olalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meger-ortalik-uzman-doluymus-89716</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meğer ortalık uzman doluymuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> Şu anda gündemde nadir toprak elementleri var diye bizim herşeyologlar anında devreye girdi. Meğer her tarafımız nadir toprak elementiyle doluymuş da dünya bizi kıskanmaktan yorulmuş.</strong></p>
<p>Yaşlı başlı amca doktora gitmiş... -<strong>Hayrola şikâyetiniz nedir</strong>? -Cinsel gücüm hemen hiç kalmadı doktor... -<strong>Kaç yaşındasınız</strong>? -Seksen... -<strong>E bu yaşta böyle olur gayet normal</strong>... -Ama doktor benden büyük arkadaşlarım haftada 2 kez eşiyle birlikte olduğunu söylüyor. –<strong>Eee sen de söyle o halde</strong>…</p>
<p>Ne zaman <strong>yeni bir kaynak</strong> bulunur, bizdeki bazı çevreler, anında ekranlarda, sütunlarda beliriverir; “<strong>bizdeki stoklar şu kadar yıl yeter</strong>” veya “<strong>Türkiye zaten bu kaynaklarda dünya birincisi, en azından dünya ikincisi</strong>” diye. Oysa ortada ne bir araştırma ne de herhangi <strong>ciddiye alınacak rapor</strong> vardır.</p>
<p><strong>İŞLER TERS GİTTİĞİNDE ABARTI KOROSU SAHNE ALIYOR</strong></p>
<p>Hatırlıyorum; <strong>Kaya gazı</strong> ABD’de gündeme geldiğinde, benzer olguyu yaşamıştık. <strong>Houston</strong>’a gitmiş ve bu alanın uzmanlarından günlerce <strong>brifing</strong> almıştım. Bunları yazınca bir anda ortalığı, <strong>onlarca kaya gazı uzmanı</strong> prof benzeri uzman(<strong>!</strong>) çıkıverdi; “<strong>Efendim zaten bizde 50 yıl yetecek kaya gazı rezervi var</strong>.”</p>
<p>Şimdi gündemde <strong>nadir toprak elementleri</strong> var. Bunların arzındaki <strong>%10’luk kesinti bile 150 milyar $’lık küresel ekonomi kaybına</strong> yol açabilirmiş. Ancak bizdeki “<strong>abartı korosu</strong>” şimdiden plağı koydu bile; “<em>Türkiye gibi kaynak zengini ülkelere fırsat çıktı</em>.” Oysa ülkemiz <strong>fakir madenler zengini </strong>bir ülke…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Nadir elementlere dair.</strong></span></p>
<p><strong><em>Nedir bu nadir toprak elementleri?</em></strong></p>
<p><strong>Lantan</strong>, seryum, <strong>praseodim</strong>, neodimyum, <strong>prometyum</strong>, samaryum, <strong>İtriyum</strong>, evropiyum, <strong>gadolinyum</strong>, terbiyum, <strong>disprosyum</strong>, holmiyum, <strong>erbium</strong>, tulyum, <strong>iterbiyum</strong> ve lütesyum <strong>nadir toprak elementleri</strong>…</p>
<p><strong><em>Ne işe yarar bu elementler?</em></strong></p>
<p>Nadir toprak elementleri günümüzde <strong>hibrid</strong> arabalarını, <strong>elektrikli</strong> taşıt araçlarını, <strong>rüzgâr</strong> türbinlerini, <strong>güneş</strong> enerjisi panellerini, <strong>MR</strong> makinelerini ve birçok <strong>temiz enerji</strong> teknolojisini hayata geçirebiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>AHALİYE VER GAZI BEKLET AYAZI</strong></p>
<p>Bir ara sosyal medyada “<strong>açın vanaları, pencereleri, doğal gaz bulduk</strong>” nidaları atan birileri vardı. <strong>Karadeniz’de doğalgaz</strong> bulduğumuzun müjdesi paylaşıldığı günün akşamında, <strong>%30 zam</strong> gelmişti. Bir de “<strong>toryum, bor madenlerimizle dünyayı sarsacağız</strong>” abartıları vardı. <strong>Alkışla olmuyor</strong> bu gibi şeyler.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABARTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Mübalağa</strong>: Abartı. Gerçeğe dayanır ama abartılmıştır. Dürüst insanın yalanıdır</p>
<p><strong>Palavra</strong>: Mübalağadan farkı, gerçekle bağı olmamasıdır ve en yaygın abartı türüdür</p>
<p><strong>Dezenformasyon</strong>: Enformasyonu çarptırma, kirletme, algıları manipüle etme</p>
<p><strong>Seçim vaadi</strong>: İktidarın her seçim öncesi tutmayacağı sözler vermesi, seçim ekonomisi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meger-ortalik-uzman-doluymus-89716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/kritik-madenler-icin-kuresel-bir-anlasma-mumkun-mu-1752673917.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meğer ortalık uzman doluymuş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89714</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İçeride Fon Gündemi, Dışarıda ABD Enflasyonu! Piyasanın Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 15 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/500573rhdGo" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-suclanmayan-tek-kesim-var-89715</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon vurgununda suçlanmayan tek kesim var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon vurgununun ortaya çıkmasından bu yana bir ay geçti. Ödeme takvimine ilişkin hazırlıklar sürüyor, yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışılıyor. Kimler parasını ne zaman alabilecek, hâlâ netleşmiş değil. Hatta anaparanın eksiksiz ödenip ödenemeyeceği bile belli değil.</p>
<p>Belli olan, kesin olan tam bir karmaşa hali.</p>
<p>Ama başka belli olanlar da var, en azından şimdiye kadarki süreçte…</p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki bu fon vurgununun yaşanmasında kamudan kimsenin, bir tek kişinin bile sorumluluğu yok. Zaten suçlanmayan tek kesim var, o da bu süreçte etkisi olabilecek kamu görevlileri.</p>
<p>Savcılığın eski SPK Başkanı ile ilgili soruşturma izni başvurusuna da Maliye Bakanlığı’ndan henüz bir yanıt gelmedi, başka bir isimle ilgili de herhangi bir adım atılmadı. <strong>(Bu yazı kaleme alındıktan çok sonra dün akşam saatlerinde eski SPK Başkanı hakkında soruşturma izni verildi.)</strong></p>
<p>Çalan suçlu, çaldıran mağdur; o kadar.</p>
<p>Bu kadar paranın çalınmakta olduğunu, en azından bu yönde girişimler bulunduğunu fark edip zamanında önlem almayanlar için yapılan bir işlem yok.</p>
<h2>Her şey biliniyordu </h2>
<p>Bu hırsızlığı, yani usulsüzlüğü fark eden SPK’nın bizzat kendisi, en azından bunu dile getiren SPK. (18 Eylül 2026 tarihli açıklama.)</p>
<p>Yalnızca SPK mı, bunu dile getiren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. (4 Kasım 2025 tarihli konuşma.)</p>
<p>Finansal İstikrar Komitesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli toplantısı ve konunun burada ele alınması, o toplantıda SPK’ya görev verilmesi ve SPK’nın ertesi gün konuyla ilgili bir çalışma grubu oluşturması.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zamanında önlem alınsaydı…</span></h2>
<p>Bir tek fona bakalım. Bu vurgunun en büyük fonu durumundaki Tera’nın TLY’sinde SPK’nın soruna neşter vurmak üzere çalışma grubu oluşturduğu gün olan 3 Aralık 2025’te yaklaşık 48 bin yatırımcı var, fonun birim fiyatı 2.604 lira, fonun toplam büyüklüğü ise 43,8 milyar lira.</p>
<p>Bu yılın eylülüne gelindiğinde fonda artık 111 bin yatırımcı bulunuyor, birim fiyat 9 bin lirayı aşmış, fon büyüklüğü de 269 milyar liraya dayanmış.</p>
<p>Aralık 2025’te önlem alınsa ve <strong>“Dur bakalım”</strong> denilseydi, <strong>ki denilebilirdi, en azından denilmesi gerekirdi, çünkü öncesinde bir takım tuhaflıklar olduğu biliniyordu,</strong> aradan geçen sürede bu fona, yalnızca bu fona 63 bin yeni yatırımcının daha girmesi önlenir, fon büyüklüğünün de 206 milyar lira artmasının önüne geçilebilirdi.</p>
<p><strong>Görülmemiş olabilir mi? </strong></p>
<p>Fonlarda kaç yatırımcı olduğu, birim fiyatın nereden nereye çıktığı, toplam büyüklüğün düzeyi gün gün görülebildiği halde kamuda bir tek kişi bunlara bakmadı mı, baktı da görmedi mi, gördü de görmezden mi geldi?</p>
<p><strong>“Manipülatif işlemlere izin verilmeyecektir”</strong> diyerek bu tür işlemlerin varlığını bir anlamda kabul eden, etmese bile en azından olabileceğini dile getiren bizzat Maliye Bakanı Şimşek…</p>
<p>Bazı fonların bünyesindeki hisse senetlerinde ekonomik gerçeklikten uzak hareketler olduğunu belirleyen SPK.</p>
<p>Bu konuyu gündemine alan Finansal İstikrar Komitesi.</p>
<p>Yani herkes her şeyin farkında. Ama aradan aylar geçmiş, çalışılmış da çalışılmış ve olan olmuş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Ben yanarsam herkes yanar”cılar!</span></h2>
<p>Fon vurgunuyla ilgili olarak şimdiye kadar iki konu üstünde duruldu. </p>
<p>Bunlardan biri bu vurgundan iktidar içinde kimlerin çıkar sağladığı ve fona para kaptıran tasarruf sahibinin zararının nasıl giderileceği.</p>
<p>Bunların ilkine, yani konunun siyasi boyutuna çok daha fazla ağırlık verildi. Bu fon vurgunundan iktidar içinde kimler çıkar sağlamıştı, bu konu üstünde duruldu. Bir isim kesin olarak çıktı ortaya zaten; Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi. Aslında onlar da fon değil, fon bünyesindeki bir hisse senedinde işlem yapmıştı. Hisse senedi alıp satmak suç değildi, çok kâr etmek de suç değildi, öyleyse Kaya ailesi elde ettiği kazancı niye iade etti? Gerekçe <strong>“vicdani rahatsızlık”</strong> olarak dile getirildi. İnsanın vicdanını rahatlatmak için <strong>“bileğinin hakkıyla kazandığı”</strong> 2 milyar lirayı iade etmesi de ilginç doğrusu!</p>
<p>Günlerdir bu konu üstünde duruldu, hâlâ da duruluyor ve başka isimler de gündeme geliyor.</p>
<p>Bu vurgundan kimlerin çıkar sağladığı kadar, bu çıkarın elde edilmesine bir anlamda göz yumanların da varsa ortaya çıkarılmasına odaklanmak gerekmez mi?</p>
<p><strong>“Bu vurgun nasıl oldu”</strong> sorusu ikinci planda kaldı gibi.</p>
<p>Ama o soru pek açıklığa kavuşacak gibi görünmüyor.</p>
<p>Çünkü o zaman ortaya <strong>“Ben yanarsam herkes yanar”cılar</strong> çıkabilir!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finans dâhileri!</span></h2>
<p>Fon vurgununun baş aktörleri içeride. İyi de herkes şunu çok iyi biliyor ki bu vurgun, portföy yönetim şirketlerinin başında bulunan ya da o şirketlerde yönetici konumda olan kişilerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri kadar büyük. Bir destek gerek. İşte önemli olan da o desteğin kim ya da kimler tarafından sağlandığı. Bu konuda şimdiye kadar atılmış hiçbir adım yok. Sanki her şey kendiliğinden oldu, kamuda kimse bu sorunun varlığından haberdar değildi gibi bir hava hakim. Oysa sorunun varlığından haberdar olunduğu bizzat kamu tarafından itiraf ediliyor. </p>
<p>Şu an tutuklu olan portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri ceza alır mı ya da nasıl bir ceza alır zaman içinde göreceğiz. Peki bu vurgunun ortaya çıkmasında ihmali olanlar?</p>
<p>Eğer “Kimsenin ihmali yok ki” deniliyorsa, denilebiliyorsa bunun bir anlamı şudur:</p>
<p>“Demek ki bu vurgunu gerçekleştirenler adeta birer finans dâhisi ve büyük bir meziyet sahibiymiş!”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-suclanmayan-tek-kesim-var-89715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/musavir-memur-muhasebeci-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon vurgununda suçlanmayan tek kesim var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-euda-turkiyeyi-destekleyen-cok-sayida-avrupali-parlamenter-var-89713</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Made in EU’da Türkiye’yi destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin <strong>“European Business Summit” (EBS) </strong>işbirliği ile Brüksel’de (Belçika) düzenlediği <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>e katılan Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat</strong>’la Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve <strong>“Made in EU” </strong>ile ilgili son durum üzerine konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad055203d418-1792038176.jpg" alt="" width="700" height="479" />Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Avrupa Birliği’nin (AB) <strong>“Sanayi Hızlandırma Yasası” </strong>kapsamındaki <strong>“Made in EU” </strong>düzenlemesinin Türk otomotiv sektörü, elektrikli araç üretimi ve gelecekteki yatırımlar açısından ciddi engeller oluşturabileceğini belirtti:</p>
<p>- <strong>Türkiye’nin Avrupa üretim zinciri dışında bırakılmaması için yoğun diplomasi yürütüyoruz. İlk taslaklarda tamamen dışındaydık. Geldiğimiz nokta kötü değil, ümit verici.</strong></p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki 30 yıllık Gümrük Birliği’nin özellikle otomotiv sektöründe güçlü bir üretim ve tedarik entegrasyonu oluşturduğunu vurguladı:</p>
<p>- <strong>Avrupa’nın yeni sanayi politikalarının bu yapıyı koruyacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Bolat, </strong>2025 yılı Aralık ayına döndü:</p>
<p>- <strong>AB’nin </strong>“Sanayi Hızlandırma Yasası”<strong>nın ilk taslaklarında Türkiye, üye olmayan ülkelerle birlikte kapsam dışında bırakılmıştı. Yürüttüğümüz girişimlerin ardından 4 Mart 2026 tarihli Avrupa Komisyonu teklifinde Gümrük Birliği ve STA anlaşmaları dikkate alındı.</strong></p>
<p><strong>“Made in EU”</strong> konusunda Türk otomotiv sektörüne ilişkin bazı sınırlayıcı hükümlerin devam ettiğinin altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Bu düzenlemelerin değiştirilmesi için AB kurumları ve Avrupa’daki sektör temsilcileri ile görüşmelerimiz sürüyor. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi, yasaya ilişkin süreçleri tamamlamış değil.</strong></p>
<p>Türkiye’nin otomotiv sektöründeki konumunun korunması için küresel üreticileri de diplomasi trafiğine dahil ettiklerini kaydetti:</p>
<p>- <strong>Stellantis’in üst düzey yöneticileri ve Toyota Avrupa Başkanı ile görüştük. Ford’un küresel ve Avrupa yönetimiyle de görüşeceğiz. Türkiye’de üretim yapan şirketlerin desteğini almaya çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Bu yıl Brüksel’e 5 seyahat gerçekleştirdiğini aktardı:</p>
<p>- <strong>Avrupa Komisyonu’nun Sanayi Stratejisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Stephane Sejourne ile iki hafta önce kapsamlı bir görüşmemiz oldu. Türkiye’nin taleplerini, otomotiv sektörümüze olası etkilerini ayrıntılarıyla anlattık.</strong></p>
<p>Yasa tasarısıyla ilgili Avrupa Parlamentosu’na 5 bin 900 değişiklik önergesi sunulduğuna dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>Bu önergeler arasında yasanın kapsamının değiştirilmesini içerenler de var. Türkiye’nin </strong>“Made in EU” <strong>kapsamına tüm yönleriyle dahil edilmesini destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var.</strong></p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki yıllık ticaret hacminin 233 milyar dolara ulaştığını irdeledi:</p>
<p>- <strong>Son 5 yılda AB ile ticaret hacmimiz 1 trilyon doları aştı. Gümrük Birliği, 30 yılda karşılıklı ticaretimiz 11 kat arttı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Otomotivin AB ile entegrasyonun temel sektörlerinden biri olduğu üzerinde durdu:</p>
<p>- <strong>Yeni düzenlemelerin mevcut üretim, yatırım ve tedarik ilişkilerini olumsuz etkilememesi gerekiyor. Biz bu yönde temaslarımızı sürdürüyor ve ilerleme kaydediyoruz.</strong></p>
<p>Tam üyelik konusunda siyasi tavır öne çıkıyor, AB organları ve üye ülkelerden bazıları engel üstüne engel çıkarıyor.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve <strong>“Made in EU”</strong> konusunda da siyasi tavır alınmasının AB ülkelerine ne yararı var?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 9 ayda  26 milyon yolcu, yarım milyon ton kargo taşıdık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0553245513-1792038194.png" alt="" width="411" height="290" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Brüksel’deki <strong>“Türkiye-AB İş Zirvesi”</strong>nde küresel ticaret ve ekonomik istikrarın zorlu dönemden geçtiğini anımsattı:</p>
<p>- <strong>Dünya genelindeki krizlere rağmen Türkiye ile AB ilişkilerinde hayata geçirilmesi bekleyen çok büyük bir potansiyel bulunuyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>Türkiye’nin Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında güvenli bir köprü oluşturduğunu belirtti:</p>
<p>- <strong>THY olarak bu stratejik coğrafi konum avantajını en iyi şekilde kullanıyor, 133 ülke ve 358 destinasyonla dünyanın en çok ülkesine uçan hava yolu şirketi konumumuzu koruyoruz.</strong></p>
<p>THY’nin 568 uçaklık filosuyla network taşıyıcılar arasında uluslararası yolcu kapasitesinde Avrupa’da birinci, küresel ölçekte de üçüncü sırada olduğunu vurguladı:</p>
<p>- <strong>THY, yeni büyüme pazarları arayan Avrupalı, Asyalı, Orta Doğulu ve Afrikalı yolcular ile kurumsal müşteriler için mükemmel bir ortaktır.</strong></p>
<p>THY’nin Avrupa’da 126 destinasyona ulaştığını kaydetti:</p>
<p>- <strong>THY ve Alman Lufthansa Grubu, SunExpress’te 37 yıldır başarılı ortaklığı sürdürüyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl THY ve iştiraki Ajet’in Avrupa destinasyonlarına 8 milyon turist taşıdığının altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Geçen yıl Avrupa varışlı yolcularımızın yaptığı harcamaların 10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.</strong></p>
<p>Havalimanları, konaklama sektörü ve yan sanayilere sağlanan katkılar düşünüldüğünde Avrupa ekonomisine sundukları değerin çok daha büyük olduğunu irdeledi:</p>
<p>- <strong>Bu yılın ilk 9 ayında Avrupa operasyonlarımızda yeni bir rekora imza atarak 26 milyon yolcu taşıdık. Kıtaya yarım milyon ton kargo ulaştırdık. Bu rakamlar, olumsuz siyasi konjonktüre rağmen Avrupa’daki istikrarlı büyümemizin kanıtıdır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Made in EU’da AB’yi ikna etmek için gece gündüz çalışıyoruz</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05549a4346-1792038217.png" alt="" width="500" height="458" /></span><strong>TÜRKİYE’</strong>nin Avrupa Birliği (AB) Daimi Temsilcisi Büyükelçi <strong>Yaprak Balkan, </strong>Türkiye ile AB’nin birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirtti:</p>
<p>- <strong>Türkiye’nin Gümrük Birliği aracılığıyla Avrupa sanayisiyle kurduğu bütünleşmenin </strong>“Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi” <strong>kapsamında korunması gerekiyor.</strong></p>
<p>Son dönemlerde çalışmalarının büyük kısmının kamu alımlarında ve desteklerinde Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik verilmesini öngören <strong>“Made in Europe” </strong>yaklaşımına odaklandıklarını bildirdi:</p>
<p>- <strong>AB ülkelerini olgulara ve bilimsel verilere dayanan argümanlarla ikna etmek için gece gündüz çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Avrupa kıtasının savaş, enerji tedarikindeki kesintiler, öngörülemeyen gümrük tarifeleri ve devlet destekli aşırı sanayi kapasitesi gibi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>AB’nin daha dayanıklı bir sanayi altyapısı oluşturma ve karbonsuzlaşması hızlandırma hedefini destekliyoruz. Ancak, bu doğrultuda ilerlerken her iki tarafı da çok daha rekabetçi hale getiren değer zincirlerini zayıflatmamaya dikkat etmeliyiz.</strong></p>
<p><strong>Balkan, </strong>Gümrük Birliği’ni tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konsey Kararı’na işaret etti:</p>
<p>- <strong>Karar sanayi mallarında gümrük vergilerinin ve tarife dışı engellerin kaldırılmasını öngörüyor.  </strong> “Sanayi Hızlandırıcı Yasa” <strong>önerisi endişe ettiğimiz yönde şekillenirse mevcut taahhütlere aykırı sonuçlar doğurabilir. En önemli argüman budur.</strong></p>
<p><strong>Balkan, </strong>üçüncü ülke ürünlerinin Türkiye üzerinden AB’ye gireceği yönündeki iddiaları <strong>“şehir efsanesi” </strong>olarak niteledi:</p>
<p>- <strong>Türkiye, geçerli kuralları aşmaya çalışan üçüncü ülke üretimi için </strong>“arka kapı” <strong>haline gelmez. Türk sanayisi de haksız rekabet ve aşırı kapasite nedeniyle ciddi baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Her iki pazarda da adil rekabeti koruyacak koordineli yaklaşıma ihtiyaç var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümrük Birliği’nin güncellenmesine güçlü destek veriyoruz</span></h2>
<p><strong>AVRUPA </strong>Birliği Ticaret ve Ekonomik Güvenlik Komiseri <strong>Maros Sefcovic, </strong>Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile birlikte yaptıkları basın toplantısında Türkiye’nin AB’nin 5’inci büyük ticaret olduğunun altını çizdi:</p>
<p>- <strong>2025 yılında hem mal hem de hizmet ticaretinde rekor kırıldı. AB ülkeleri Türkiye’ye yönelen doğrudan yabancı yatırımların yarısından fazlasını sağlıyor. Avrupa ve Türk şirketlerinin tedarik zincirleri birçok sektörde iç içe geçmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Sevcovic, </strong>Türk ve Avrupalı iş dünyası temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna güçlü destek verdiklerini bildirdi:</p>
<p>- <strong>Özellikle yeşil ve dijital dönüşümde işbirliği artırılmalı. Görüşmelerimizde ticaretin önündeki teknik <br />engellerin kaldırılması konusunda ilerleme sağlandı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 75’ini Avrupalı şirketler yapıyor</span></h2>
<p><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun en güçlü örneğinin otomotiv sektörü olduğunu verilerle ortaya koydu:</p>
<p>▶ <strong>Avrupalı şirketler, Türk otomotiv endüstrisine son 55 yılda 21 milyar Euro yatırım yaptı.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 75’ini Avrupalı şirketlerin iştirakleri gerçekleştiriyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye’nin ithal otomobil pazarında AB menşeli araçların payı yüzde 73.</strong></p>
<p>▶ <strong>İkili ticarette otomotiv sektörünün payı yüzde 26.</strong></p>
<p>▶ <strong>Otomobil, ticari araç, parça ve komponent üretiminde karşılıklı bağımlılık yüksek.</strong></p>
<p>Koç Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu </strong>da Bakan <strong>Bolat</strong>’ın aktardıklarını perçinleyen bilgiler paylaştı:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0558c71fd4-1792038284.jpg" alt="" width="600" height="456" />▶ <strong>Türkiye’de 1.4 milyon araç üretiliyor. Yüzde 70’ini aşkın bölümü Avrupalı ortakların olduğu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye, geçen yıl AB ülkelerinden 800 bin araç ithal etti.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki otomotiv ticareti 54 milyar Euro’yu buluyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Bunun 26 milyar Euro’sunu bizim ihracatımız oluşturuyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Avrupa’dan otomotiv ithalatımız da 28 milyar Euro.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-euda-turkiyeyi-destekleyen-cok-sayida-avrupali-parlamenter-var-89713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/omer-bolat-1791970248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Made in EU’da Türkiye’yi destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kapali-fonlar-kendi-havasinda-89712</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalı fonlar kendi havasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yaşanan kriz yatırımcıları fonlardan uzaklaştırsa da TEFAS’a kapalı yani nitelikli yatırımcı şartı gerektiren serbest fonlar toparlanma eğilimine girdi. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre serbest fonlara 1 Ekim’den bu yana 15.1 milyar liralık net giriş yaşanırken bu kapsamdaki üç fona 10 yatırımcının 119.5 milyar lira net giriş dikkat çekti. Aynı dönemde TEFAS'a açık fonlarda ise 114.4 milyar liralık çıkış yaşandı. Serbest fonlar içinde nitelikli yatırımcı şartı aranmayan ancak TEFAS’a açık veya kapalı olsa da tüm yatırımcıların yararlanabildiği para piyasası fonlarında ise 35.5 milyar liralık net nakit çıkışı görüldü. Yaşanan toparlanma riskli ama 10 milyon üzeri varlığı olanların katılabildiği fonların yeniden ilgi görmeye başladığını da ortaya koyuyor.</p>
<h2>Özel fonlarda yatırımcı sınırı yok</h2>
<p>Serbest fonları sadece nitelikli yatırımcılar alabiliyor. Ve bu nitelikli yatırımcı şartı 18 Aralık 2025’te 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkarıldı. 1 milyon lira TL’deki değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle oldukça düşük kalmış piyasa tarafından da sık sık eleştirilmişti. 2026 boyunca serbest yatırım fonlarından alabilmek için finansal varlıkların toplamı tutarının 10 milyon TL olması gerekiyor. Bunun yanı sıra sadece 10 milyon liralık varlığı olanlar değil serbest yatırımcılar, bankalar, aracı kurumlar, yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleri gibi profesyonel müşteri olarak kabul edilen kurumlar da serbest fon müşterisi olabiliyor. Yani özel serbest fonlarda yatırımcı sayısı sınırı yok. Özel ibaresi ise belirlenmiş kişi veya kuruluşlara tahsis edilen fonlar için kullanılıyor. Serbest fonlar özel olsun olmasın yüzde 17,5 stopaja tabi. </p>
<p>TEFAS verilerine göre serbest fonların yılbaşından bu yana ortalama getirisi yüzde 11,08 seviyesinde. Ancak özel serbest fonlarda bu durum değişiyor. Tasfiye sürecine giren serbest fonlar dışarda bırakıldığında TEFAS’a kapalı serbest fonlar içinde bir özel serbest fon tek bir yatırımcısıyla yılbaşından bu yana yüzde 469.642 getirisiyle dikkat çekiyor. Bu fonun portföyünün yüzde 52,69'u vadeli işlemler nakit teminatları, yüzde 39,71 oranında hisse senedi, yüzde 7,6 oranında ise TL mevduat yer alıyor. Bu yılki getiride zirvede olsa da ekim başından itibaren bu fonda nakit giriş çıkışı görülmüyor.</p>
<h2>Üçünün de portföyü ters repoda</h2>
<p>TEFAS'a kapalı özel veya değil serbest fonlara ekim ayı başından bu yana net nakit girişi 15.1 milyar lira seviyesinde. Üç fon ise yüklü girişle dikkat çekiyor, fonların ortak özelliği üçünün de portföyünün yüzde 100’ünün ters repoda olması. Bu fonlardan ilki özel serbest fon. 1 Ekim'den bu yana 46.29 milyar lira net nakit girişi gerçekleşen özel fonun yatırımcı sayısı da 9'dan 12'ye yükseldi. Özel fonun toplam değeri de 51.41 milyar lira. Yılbaşından bu yana özel fonun getirisi yüzde 15,75 seviyesinde bulunuyor. İkinci sırada özel olmayan bir serbest fon var. Bu fona 1 Ekim'den bu yana 44.49 milyar lira girdi. Yatırımcı sayısı da 85'den 90'a yükseldi. Yılbaşından bugüne yüzde 33,37 getiri sağlayan serbest fonun toplam değeri de 51.67 milyar lira. Üçüncü sırada en yüklü nakit girişi alan özel bir serbest fon. 28.76 milyar lira 1 Ekim'den bu yana net nakit girişi sağlayan özel serbest fonun yatırımcı sayısı bu dönem 6'dan 8'e yükseldi. Fonun toplam büyüklüğü 33.04 milyar lira ve yılbaşından bu yana getirisi yüzde 34,96 seviyesinde. Bu fonun portföyünün de yüzde 100'ü ters repoda.</p>
<p>Özel fonlar arasında bir diğer dikkat çekici işlem ise tek bir yatırımcıya sahip bir özel fona 1 Ekim'den bu yana 995.8 milyon liralık giriş gerçekleşmesi. Bu fonun toplam büyüklüğü 65.15 milyar lira, yılbaşından buyana getirisi ise yüzde 25,78 seviyesinde. Portföyün yüzde 57,57'si mevduat, yüzde 13,54'ü hisse senedi, yüzde 8,73'üyatırım fonlarında, yüzde 4,68'i kıymetli maden kamu kira sertifikalarında, yüzde 4,46'sı ise kıymetli maden cinsinden borsa yatırım fonlarında bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Serbest veya özel fonların %22'sinde tek yatırımcı var</span></h2>
<p>Yatırımcı sayısı 1 olan 242 özel fon bulunuyor. 2 yatırımcıya sahip özel fon fonlar ise 73 adet. 3 yatırımcıya sahip 48 özel fon varken, 41 özel fonun 4 yatırımcısı, 17 özel fonun 5 yatırımcısı, 11 özel fonun 6 yatırımcısı, 5 özel fonun 6 yatırımcısı, yine 5 özel fonun 8 yatırımcısı, 6 özel fonun 9 yatırımcısı var. Tasfiye sürecinde olanlar dahil 1095 serbest veya özel fonun yüzde 22'sinden fazlasının sadece tek yatırımcısı bulunuyor. Bu özel fonlar kuruluş için genellikle 900 milyon lira ile 1.3 milyar liraya varan başlangıç varlığı arıyor. Özel fonlar yatırımcısını veya fon portföyünü kamuya açıklamak zorunda değil. Katılımcı bilgileri sadece Sermaye Piyasası Kurulu ile paylaşılıyor. Öte yandan TEFAS'a kapalı fonlar arasında para piyasası fonlarında çıkış sürüyor. Net nakit çıkışının bir miktarı yatırım fonu kriziyle ilgili olsa da çok düşük yatırımcı çıkışına karşın yüksek nakit çıkışı yabancının da stopaj getirilmesi sonrası para piyasası fonlarından ayrıldığını gösteriyor. Özellikle iki büyük bankanın para piyasası fonundan 1 Ekim'den bu yana yaşanan 42 milyar liraya varan net nakit çıkışının çoğunluğunun yabancı yatırımcıdan kaynaklandığı belirtiliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kapali-fonlar-kendi-havasinda-89712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEFAS’a kapalı serbest fonlar bu ay başından itibaren net nakit girişiyle dikkat çekiyor. Sadece nitelikli yatırımcıların veya profesyonel müşterilerin girebildiği serbest fonlardaki 15.1 milyar liralık girişe karşılık TEFAS’a açık yatırım fonlarından aynı dönemde 114.4 milyar lira net çıkış yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginin-adi-kaldi-89711</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinin adı kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yurtdışından elde ettikleri döviz gelirlerini Türk Lirası’na dönüştüren firmalara sunduğu yüzde 3’lük destek mekanizmasında yaptığı son mevzuat değişikliğine, ihracatçı cephesinden tepkiler sürüyor. EKONOMİ’ye konuşan sektör kaynakları, kağıt üzerinde yüzde 3 olarak korunan teşvik oranının, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarına getirilen sınırlamalar nedeniyle reel sektördeki karşılığının sembolik düzeylere gerilediğini ileri sürüyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre, yeni düzenlemeyle firmaların destek kapsamında yıllık olarak satabilecekleri döviz tutarı, işçilik maliyeti + faaliyet kârı hesaplamasıyla elde edilen katma değer tutarıyla sınırlandırıldı. Bu durum sahadaki pratik hesaplamalara ise şöyle yansıyor: Ortalama bir sanayi şirketinde cironun yaklaşık yüzde 20’sini işçilik, yüzde 5’ini ise kâr oluşturduğu varsayıldığında, şirketin toplam katma değer oranı yüzde 25 seviyesinde kalıyor. Sektör temsilcileri, kârsız çalışan veya işçilik payı düşük olan sektörlerde ise bu desteğin toplam ciroya oranının binde 2 ile binde 3 seviyelerine kadar eriyebileceğini öngörüyor.</p>
<p>Düzenlemeyle getirilen firma başına 100 milyon TL’lik yıllık destek tavanı ve katsayı kısıtlamaları, otomotiv ve beyaz eşya gibi ana ihracatçı sektörlerin dev oyuncularının alabileceği desteği ihracat hacimlerinin çok altında sınırlıyor. Sektör kaynakları, ekonomi yönetiminin “Desteği KOBİ’lere yaydık” yönündeki yaklaşımına karşın, karmaşık katma değer hesaplamaları ve bürokratik şartlar nedeniyle KOBİ’lerin de imkandan efektif olarak yararlanamadığını belirtiyor.</p>
<h2>Ankara’da önemli görüşme </h2>
<p>Ortaya çıkan bu tablo üzerine, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe ve bazı ihracatçı birliklerin başkanları 12 Ekim Pazartesi günü Ankara’da TCMB Başkanı Fatih Karahan ile bir araya geldi. Edinilen bilgiye göre, yaş sebze meyveden tekstile, demir-çelikten gemi inşaya kadar pek çok ana sektör temsilcisinin yer aldığı görüşmede, söz konusu kısıtlamalar ve ihracatçının finansman kısıtları masaya yatırıldı. Toplantıya katılan birlik başkanları Merkez Bankası yönetiminin ‘desteği tabana yayma’ hedefini ilkesel olarak olumlu bulduklarını belirtirken, uygulanan yöntemin mevcut makroekonomik koşullarda ağır bir reçete oluşturduğunu dile getiriyor. Yeni düzenleme ile konulan ilkesel çıtalar ve hedeflerin doğru fakat zamanlamasının yanlış olduğunu savunan ihracatçılar, “Bu şartlar iki yıl önce doğruydu ancak şu an fırtınanın ortasındayız. Fırtına büyürken bize sağlanan şemsiyenin boyutu küçültüldü” değerlendirmesini yaparken, Karahan’dan matematiksel reçetenin revize edilmesini talep ettiklerini söyledi.</p>
<h2>Karahan’dan yapıcı yaklaşım </h2>
<p>Görüşmede öne çıkan bir diğer kritik başlık ise yüzde 10’luk döviz pozisyonu sınırı için getirilen serbest muhasebeci mali müşavir (SMMM)/yeminli mali müşavir (YMM) raporu zorunluluğu oldu. Zira, yeni mevzuatla döviz almama taahhüdü yerine ‘yüzde 10 döviz pozisyonu sınırı’ getirilmiş, firmaların bu yüzde 10 sınırını aşmadığını ispat etmek için SMMM ya da YMM onaylı ‘döviz pozisyonu bildirim formu’ düzenletmesi şart koşulmuştu. Düzenlenen bu formun belge tarihinden itibaren yalnızca 15 gün süreyle geçerli olduğu da mevzuatta yer almıştı. İhracatçılar toplantıda, her 15 günde bir rapor alma zorunluluğunun her bir rapor için en az 50 bin TL, firmalara ise ayda 100 bin TL’nin üzerinde ek maliyet çıkardığını dile getirdi.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre TCMB Başkanı Fatih Karahan, ihracatçıların sunduğu hesaplamaları ve sektörel şikayetleri not alırken, toplantıda ihracatçılar tarafından iletilen tüm başlıkların TCMB bünyesinde yapıcı bir yaklaşımla değerlendirileceğini ifade ettiği öğrenildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginin-adi-kaldi-89711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/liman-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde desteğe konu edilebilecek döviz tutarının ‘katma değer’ şartına bağlanması, fiili teşviki binde 7,5’e kadar düşürdü. Dev ihracatçılar 100 milyon TL’lik tavan nedeniyle sistem dışı kalırken, KOBİ’ler de karmaşık bürokrasiye takıldı. TCMB Başkanı Fatih Karahan ile görüşen ihracatçılar, “İlke doğru ama fırtına büyürken şemsiye küçültüldü. Reçete revize edilmeli” uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-fonlari-teklifi-komisyondan-gecti-89752</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonları teklifi komisyondan geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi.</p>
<p>Teklifle Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili hükmü uyarınca, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından bu düzenlemenin yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Teklifin hükümleri, belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmayacak.</p>
<p>Öte yandan, düzenleme kapsamındaki bazı tanımlar ve kısaltmalar da hüküm altına alınıyor.</p>
<p>Düzenlemenin, "Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve fon pay sahipliğinin belirlenmesi" başlıklı hükmüne göre, fonların tasfiyesi SPK'nın gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurul, tasfiye sürecinin aşamalarını, fon varlıklarının tespitini ve nakde çevrilmesini, değerleme esaslarını, fon pay sahipliğinin belirlenme şeklini, ara ve nihai ödemeyi, dağıtım sırasını ve tasfiyeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Tasfiye ile görevli kuruluşlar, yatırımcı menfaatini, ilgili varlığın piyasa koşullarını ve fon portföy yapılarını, fon varlıklarının korunmasını ve fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterecek. Borsada oluşan fiyatın ilgili varlığın gerçek değerini yansıtmadığının veya tasfiyeyi geciktireceğinin Kurulca belirlendiği hallerde, tasfiye işlemlerinde geri alım, hakim ortağa satma hakkı, toptan satış ve özel işlem bildirimi yöntemleri ile geçici olarak farklı bir fiyat marjı uygulanmasına ve sermaye piyasası mevzuatı ile Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlerin kullanılmasına Kurulca karar verilebilecek. Kurul, tasfiye ile görevli kuruluşların talebi üzerine ilgili varlıkların Borsa dışında satışına onay verebilecek. Bu kapsamda yapılacak satış işlemleri bakımından, Kurulun yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinde yer alan kısıtlamalar uygulanmayacak. Borsada veya Borsa dışında yapılacak satış yoluyla varlıkları satın alacak yatırımcıların bu işleme konu olan varlıkları belirli bir süre Borsada satamayacağına ve bu varlıkların Borsada satılması sonucunu doğuracak şekilde herhangi bir işlemde bulunamayacağına Kurulca karar verilebilecek.</p>
<p>Tasfiye sürecinde tahsil edilen tutarlar, fonun yönetim ve tasfiyesi için yapılan zorunlu giderler düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına dahil edilecek. Tasfiyenin tamamlanmasından sonra tahsil edilen tutarlar ise mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde geri kazanım hesabına aktarılacak.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), Takasbank, Borsa İstanbul AŞ (Borsa), Türkiye Bankalar Birliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri, portföy saklama kuruluşları ile diğer sermaye piyasası kurumları ve kamu kurum ve kuruluşları, bu düzenlemenin uygulanması için gerekli bilgi ve belgeleri Kurula, Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) ve/veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) talepleri üzerine gecikmeksizin vermekle yükümlü olacak. Bu kurum ve kuruluşlar özel mevzuatlarında yer alan gizlilik ve sır saklamaya ilişkin hükümlere dayanarak bilgi vermekten imtina edemeyecek.</p>
<p>Fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından MKK kayıtları ile mutabakat sağlanmak suretiyle fon ve hesap bazında tespit edilecek.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillerin, Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından işlenmesi veya bu fonlarla birlikte hareket edilmesi ya da fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bu fonlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun sözü edilen tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.</p>
<p><strong>"Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme"</strong></p>
<p>Teklifin "Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme" başlıklı hükmüne göre, fon malvarlığının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir nakdin, tasfiye kararından bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olmaması halinde, Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillere yönelik hüküm saklı kalmak kaydıyla, tasfiye bakiyesinden yapılacak ödemelerde dikkate alınacak fon pay sahibinin net yatırım tutarı, fona, fon pay sahibi tarafından fiilen yapılan her bir nakit girişinin ve çıkışının tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak giriş ve çıkış tutarlarından, giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda, fondan fon pay sahibine yapılan her bir nakit çıkışının tutarının ilk giren ilk çıkar esası ile düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanacak.</p>
<p>Fon pay sahiplerinin tasfiye bakiyesinden alacakları ödemelerden mahsup edilmek üzere, ilgili hüküm uyarınca hesaplanan net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını geçmemek kaydıyla, Kurulca belirlenen fonlarda, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak. Fonun önceki gün sonu fiyatı, ihtiyaç duyulan bilgiler tasfiye ile görevli kuruluşlardan temin edilerek, ilgili güne dair yapılan değerleme ile Takasbank tarafından hesaplanan fiyat olacak.</p>
<p>Dağıtılabilir nakdin düzenlemeye göre hesaplanan net yatırım tutarlarının ve/veya düzenlemeye göre hesaplanan ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi halinde Kurul, mevcut nakitten mümkün olan en fazla sayıda fon pay sahibinin tam yararlanması amacıyla, net yatırım tutarı en düşük olan fon pay sahibinden başlanmak suretiyle ödeme yapılmasına ve/veya tüm fon pay sahipleri bakımından uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına karar vermeye yetkili olacak. Bu kapsamda yapılacak ödemelerde hiçbir fon pay sahibine net yatırım tutarını, ödeme tutarının hesaplandığı tarihten ve/veya tasfiye tarihinden önceki gün sonu itibarıyla hesaplanmış hak ve alacak tutarlarını veya düzenlemede öngörülen 1 milyon Türk lirası tutarındaki ara ödeme tavanını aşan ödeme yapılamayacak. Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılamayacak. Söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.</p>
<p>Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlarda, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin, girişlerinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak miktarı aşan tutarda elde ettikleri getiri, Kurulca ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Bu fonların malvarlığında yer alan ve Kurulca Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerine konu edilen paylardan kazanç elde eden kişilerce, söz konusu paylardan elde edilen getirinin, payın elde tutulduğu dönemde alım maliyetinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak tutarı aşan kısmı, Kurulca ilan edilen genel hisse iade hesabına isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Hüküm kapsamında, hesaplama döneminin, iade edilecek tutarın belirlenmesinde kullanılacak yöntem ile hükmün uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesine Kurul yetkili olacak.</p>
<p>Nihai ödemede, fon pay sahibine tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilecek.</p>
<p>Teklifte, "Fon malvarlığından mevzuata aykırı çıkarılan değerler ve şahsi sorumluluk" başlıklı hükümle fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin kapsamı ve bu nedenle doğan zarara veya kayba yönelik sorumluluk düzenleniyor.</p>
<p>Buna göre, fon malvarlığından mevzuata aykırı olarak veya mevzuata şeklen uygun olsa dahi fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmaksızın, karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım, satım, repo, ters repo veya benzeri işlem ve sözleşmeler yoluyla ilişkili taraflar, hakim ortaklar, yöneticiler, bunların doğrudan veya dolaylı kontrol ettikleri kişiler yahut diğer üçüncü kişiler lehine çıkarılan veya aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen veya değerlendirilmesi suretiyle elde edilen değerler fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılmış değer addedilerek fon zarara veya kayba uğratılmış sayılacak. Zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu olacak. Bu tutarın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması halinde, fonun zarara veya kayba uğratılmasında sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kişilerle birlikte hareket ettiği tespit edilenler, şahsen sorumlu olacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındaki kişilerin görevlerinden ayrılmış olmaları, görev yaptıkları veya yönetim ya da kontrolü ellerinde bulundurdukları dönemde gerçekleştirilen işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.</p>
<p>Düzenlemenin "Elkonulan ve müsadere edilen malvarlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükmü kapsamında bulunmayan durumlar bakımından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar veya kayıp tutarını, zarar veya kayıpta sorumluluğu bulunan gerçek ve tüzel kişileri ve sorumlu oldukları tutarları belirleyerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) bildirecek.</p>
<p>SPK'nin bildirimi üzerine sorumluların malvarlığından geri kazanım sağlanması amacıyla, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında TMSF tarafından tahsil ve takip işlemleri başlatılacak. TMSF, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümlerini uygulama yetkisine haiz olacak. Bu hüküm kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.</p>
<p><strong>Elkonulan ve müsadere edilen mallar</strong></p>
<p>Teklifle, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında elkonulan veya müsadere edilen malvarlığı değerlerinin, fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dahil edilmesi sağlanacak.</p>
<p>"Elkonulan ve müsadere edilen malvarlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükme göre, bu düzenleme kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalar kapsamında CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca elkoyma kararı verilebilecek. Elkonulan malvarlığı değerleri arasında, fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunması halinde bunlar, CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkemece iade edilecek. Bu düzenleme kapsamında SPK'nin yaptığı suç duyurularına dayanak raporlar, CMK'nin ilgili hükümlerince düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılacak.</p>
<p>Doğrudan fona devredilemeyen ve sorumlulara ait gayrimenkul gibi diğer malvarlığı değerleri bakımından TMSF'nin kayyum olarak atanabilmesine ve Bankacılık Kanunu'nda tanınan yetkileri kullanarak bu değerleri dava sonucu beklenmeksizin satmasına veya tasfiye etmesine imkan sağlanıyor.</p>
<p>Yargılama sonucunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin, Hazine'ye gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise geri kazanım hesabına aktarılmasına mahkemece karar verilecek.</p>
<p>Bu düzenleme kapsamında tahsil ve/veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, TMSF nezdinde her bir fon için ayrı alt hesaplarda geri kazanım hesabı olarak izlenecek. Bu tutarlar TMSF'nin kendi malvarlığından ayrı olacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında bulunan tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek, başka bir amaçla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamayacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında biriken tutarlar, yapılan zorunlu masraflar düşüldükten sonra TMSF tarafından tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezi'ne (YTM) aktarılacak. Ödemeler YTM tarafından katılma payı sahipliği oranında yapılacak. Nihai dağıtım hariç olmak üzere, dağıtım sonucunda bir fon pay sahibine yapılacak ödemenin, ödeme yöntemine ilişkin işlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek asgari ödeme tutarının altında kalması halinde, bu tutar fon pay sahibi adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenecek, birikmiş tutarın asgari ödeme tutarına ulaşması halinde fon pay sahibine ödeme yapılacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabına gelen veya aktarılan bir tutarın birden fazla fon ile bağlantılı olması durumunda fonlar arasında dağıtımına ilişkin usul ve esaslar fon türleri, likidite yeterlik oranı, fon katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcının korunması, ilgili fonlardaki tasfiye oranı ve benzeri kıstaslar dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Teklifle, düzenlemenin uygulanmasında gerekli görülen durumlarda, koşulları Kurul Karar Organı tarafından belirlenmek üzere, bu kanunun uygulanmasından doğan işler, açılacak dava ve takipler için SPK ve YTM tarafından dışarıdan avukatlık hizmeti ile muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edilebilecek.</p>
<p>Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar SPK tarafından, TMSF'nin görev alanına giren hususlarda TMSF'nin görüşü alınarak belirlenecek.</p>
<p>Düzenlemede hüküm bulunmayan hallerde Sermaye Piyasası Kanunu, CMK, Bankacılık Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın bu düzenlemeye aykırı olmayan hükümleri uygulanacak.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-fonlari-teklifi-komisyondan-gecti-89752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/komisyon-1792051570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Komisyonda kabul edilen kanun teklifiyle, fonların tasfiyesi SPK&#039;nın gözetim ve denetiminde tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurulca belirlenen fonlarda, ilgili fonun tasfiye malvarlığından, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iktisatci-omer-faruk-colak-anisina-konferans-duzenlendi-89751</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İktisatçı Ömer Faruk Çolak anısına konferans düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi yazarlarından 25 Ekim 2025’te hayatını kaybeden saygın iktisatçılardan Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak anısına kurucusu olduğu Efil Yayınevi İktisat ve Toplum Dergisi tarafından organize edilen bir anma toplantısı gerçekleştirildi. Bu kapsamda düzenlenen panelde, saygın iktisatçılar Türkiye’nin hem ekonomide hem de siyasette analiz yanında, artık alternatif politikalar önermesi gereken bir döneme girildiğini vurguladı. Toplantının açılışında konuşan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Asaf Savaş Akat, Ömer Faruk Çolak’ın girişimleriyle, iktisadın hem uygulayıcılara, hem halka hem de öğrencilere-genç akademisyenlere daha doğrudan anlatılması, özellikle uygulamaya yönelik politika önerilerinin ortaya çıkması için çalıştıklarını hatırlattı. Prof. Akat, “Eğer iktisatçılar konuşmazsa söylem, banka iktisatçılarına, finansal uzmanlara, gazete köşelerine kalıyor. Böyle olunca ekonomi kur ve faiz olarak algılanıyor. Aslında bu normal çünkü onların işi bu. Hep eleştiri ya da analiz, tespit iyidir, gereklidir ancak ‘siz ne yapacaksınız’ sorusu da önemli. Bu da iktisatçıların iktisat politikası önermesi gereken bir yönü işaret ediyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken sanayisizleşme, teknoloji baskısı ve çevre</strong></p>
<p>“Ekonomik Dönüşümün Boyutları: Politikalar, Teknoloji ve Toplum” başlıklı ilk panelde konuşan Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Burçhan Sakarya, erken sanayisizleşmenin Türkiye için de tartışılabilir durumda olduğunu belirterek, incelenmesi gereken konunun, sadece sanayisizleşme değil, kurulan hizmet sektörü şirketlerinin niteliği de olduğunu kaydetti. Sakarya, Türkiye’de ‘erken sanayisizleşme’ olgusu yerine “durağan sanayisizleşme’ olgusunun görüldüğü yönündeki görüşlerin altını çizdi. ODTÜ Öğretim Üyesi Erkan Erdil de Türkiye’nin araştırma-geliştirme faaliyetlerinde sıçrama görülse de bunun uygulamaya dönüşmesi ve tasarım yönünden sonuç doğurmadığını, özellikle tasarım kısmının zayıf kaldığını belirtti. Erdil, kamu ve özel sektöre yönelik girişim sermayesi ekosisteminin geliştirilmesi, teknoloji geliştirme bölgeleri ile teknoloji transfer ofislerinin ticari çalışma yapmak zorunda kalmaktan çıkarılması, yüksek katma değerli ürünlere odaklanılması, kamu alımlarının destek olarak kullanılmasını önerdi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Funda Barbaros da yeşil dönüşümün iktisadi yönden hem gelecekte gezegen sorunlarının çözümü, hem de eşitsizliklerin giderilmesi yönünden ağırlık kazandığını belirtti. Barbaros, iklim sorunlarının en fazla fakir ülkeleri etkilemesi bir yana, eşitsizliği sadece ekonomik değil, yaşam koşulları, hatta hayatı sürdürme açısından eşitsizlik yarattığını vurguladı.</p>
<p>Hamad Bin Khalifa Üniversitesi öğretim üyesi Ahmet Faruk Aysan da konuşmasında, ABD’nin teknoloji konusunda bilinçli bir koruma politikası uyguladığını belirterek, özellikle yapay zeka ve bağlı teknolojilerde, çip teknolojisinde Çin veya başka ülkelerin başat olmasını engellemek için yoğun çaba harcadığını belirtti. Aysan, yapay zekanın geniş bir alanda dönüşüm yaratacağını, şu aşamada dönüşümün tam ortasında olunduğu için olabilecekler konusunda kestirim yapmakta zorlanıldığını belirtti.</p>
<p>Oturum Başkanlığını Bilgi Üniversitesi’nden Asaf Savaş Akat’ın yaptığı Anayasal Düzen, Kalkınma ve Eşitsizlik başlıklı oturuma da Marmara Üniversitesi’nden Fatma Doğruel, Bilkent Üniversitesinden Ece Göztepe, Koç Üniversitesinden Bertil Emrah Oder ve Sabancı Üniversitesi’nden Alpay Filiztekin katıldı. Konuşmacılar, hukuk üstünlüğü ve güvencesi, hukuken öngörülebilirlik, herkes için adil şekilde işleyen anayasal ve yasal ortamın ekonominin gelişmesi için en önemli unsurlardan olduğunu vurguladılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iktisatci-omer-faruk-colak-anisina-konferans-duzenlendi-89751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/5656-1792051137.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yıl yaşamını yitiren İktisatçı Ömer Faruk Çolak anısına düzenlenen konferansta Türkiye’nin hem ekonomide hem de siyasette artık alternatif politikalar önermesi gereken bir döneme girildiğini vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-89749</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı mazbatasını aldı, BTSO’da yeni dönem resmen başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Özer Matlı, 14 Ekim’de Bursa Adliyesi’nde düzenlenen törenle mazbatasını aldı. Nilüfer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanı Dr. Alaattin Karakaya’dan mazbatasını teslim alan Matlı, böylece BTSO’da yeni dönemi resmen başlattı. Özer Matlı başkanlığındaki BTSO Yönetim Kurulu, yarın saat 10.30’da oda hizmet binasında düzenlenecek törenle görevi devralacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad07fe462b59-1792049124.jfif" alt="" width="653" height="361" /></p>
<p>Mazbata töreninin ardından BTSO Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret eden Matlı, yeni dönemin ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.</p>
<p>Gıda, tekstil, makine, otomotiv, ambalaj, enerji ve deri gibi Bursa ekonomisinin önde gelen sektörlerinden temsilcilerin yer aldığı yeni yönetimde Safa Yaşar Çelik, Abidin Şakir Özen, Sinan Topuk, Murat Çağlar, Osman Güler, Seyfullah Baylan, Savaş Keskin, Mehmet Zahit Yanar, Zeki Eker ve Elif Özhan bulunuyor. Elif Özhan, uzun bir aranın ardından BTSO Yönetim Kurulu'nda görev alan kadın üye oldu. Özer Matlı başkanlığındaki yönetimde Osman Güler ile Sinan Topuk Başkan Yardımcılığı görevlerini üslendi. Safa Yaşar Çelik de Yönetim Kurulu Sayman Üyesi oldu. </p>
<h2><strong>“Şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla çalışacağız”</strong></h2>
<p>Mazbatasını almasının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan BTSO Başkanı Özer Matlı, yeni dönemde üyelerin sorunlarına çözüm üreten bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini vurguladı. Matlı, “Yeni dönemde üyelerimizin sesini daha güçlü duyuran, sorunlarına çözüm üreten, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla Bursa’mız için hep birlikte çalışacağız. Bizlere güvenen ve destek veren tüm üyelerimize şükranlarımı sunuyorum. Bursa’mıza ve iş dünyamıza hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>Oda ve borsa yönetimlerinde deneyimli</strong></h2>
<p>1968 yılında Karacabey’de doğan Özer Matlı, Bursa Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. İş hayatına aile şirketinde başlayan Matlı, 1988 yılında kurulan Matlı Yem Sanayi ve Ticaret AŞ’nin kurucu ortakları arasında yer aldı. 1995 yılında babası Ömer Matlı’nın vefatının ardından şirketin yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.</p>
<p>Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı olan Özer Matlı, Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda çeşitli görevlerde bulundu. 2013 yılında Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Matlı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesindeki kurul ve komisyonlarda da görev aldı. Kredi Garanti Fonu Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Matlı, 2018 yılında TOBB Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-89749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-1792049159.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda 13 yıllık İbrahim Burkay döneminin ardından başkanlığa seçilen Özer Matlı, mazbatasını alarak resmen göreve başladı. Devir teslim töreni yarın saat 10:30’da oda binasında yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-89741</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da kentsel dönüşüm yeni projelerle genişliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın yoğun ve eski yapı stokuna sahip ilçelerinden Yıldırım’da kentsel dönüşüm çalışmaları yeni projelerle sürüyor. Yıldırım Belediyesi, Davutkadı Mahallesi’nde iki etap halinde yürüttüğü kentsel dönüşüm projesinin ikinci etabının temelini attı. İlk etapta konutların teslim aşamasına gelindiği projede, toplam 282 bağımsız bölümün yıkımı tamamlandı. Belediye, Davutkadı’nın yanı sıra Yediselviler ve Sıracevizler mahallelerini kapsayan planlama çalışmalarıyla dönüşümü daha geniş bir alana yaymayı hedefliyor. Projenin tamamlanma aşamasına gelen ilk etabında, yıkılan 86 bağımsız bölümün yerine 81 daire ve bir dükkân inşa edildi. Temeli atılan ikinci etapta ise 196 bağımsız bölümün yerine 148 daire ve 6 dükkân yapılacak. Yaklaşık 20 bin metrekare inşaat alanına sahip ikinci etabın tamamlanmasıyla bölgede toplam 7 blokta 229 konut ve 7 ticari birim yer alacak. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, ilk etapta konut teslimlerine kasım ayında başlamayı hedeflediklerini belirterek, “Bizim için asıl önemli olan rakamlar değil. Asıl önemli olan, burada yaşayacak insanlarımızın güvenli, sağlıklı ve nitelikli yapılara kavuşmasıdır. Bir şehri dönüştürmek, sadece binaları dönüştürmek değildir. İnsanların hayatını, yaşam kalitesini ve geleceğe olan güvenini değiştirmektir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad074f2b41be-1792046322.jpeg" alt="" width="578" height="385" /></p>
<h2>Yeni planlamalar gündemde</h2>
<p>Kentsel dönüşüm çalışmalarını farklı mahallelere yaydıklarını belirten Başkan Yılmaz, Yediselviler Mahallesi’nde yaklaşık 3,4 hektarlık alanı kapsayan 18. Madde İmar Uygulaması çalışmalarının başlatıldığını duyurdu. Yaklaşık 190 yapının bulunduğu bölgede yeni bir planlama yürütüldüğünü aktaran Yılmaz, çalışma kapsamında 4 bin metrekare park alanı, bin metrekare belediye hizmet alanı ve toplam 19 bin metrekarelik konut alanından oluşan üç imar adası oluşturulacağını söyledi. Davutkadı ve Sıracevizler mahallelerini kapsayan daha geniş ölçekli planlama çalışmalarına da değinen Yılmaz, bölgedeki ulaşım, yeşil alan ve sosyal altyapı olanaklarını geliştireceklerini ifade etti. Yeni planlamayla mevcut imar planında yaklaşık 9 bin metrekare olan yeşil alanın 24 bin metrekareye, sosyal ve teknik altyapı alanlarının ise 11 bin metrekareden 41 bin metrekareye çıkarılacağını açıklayan Yılmaz, şöyle konuştu: “Buradaki hedefimiz; ulaşımı güçlendirmek, sosyal ve teknik altyapıyı geliştirmek, birbirine bağlı ve süreklilik gösteren bir açık ve yeşil alan sistemi oluşturmak. Biz Davutkadı’nın sadece bugününü değil, yarınını da planlıyoruz. Hedefimiz günü kurtarmak değil, Yıldırım’ın geleceğini inşa etmek.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-89741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/1/1280x720/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-1792046497.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıldırım Belediyesi, Davutkadı Kentsel Dönüşüm Projesi’nin ikinci etabının temelini atarken, Yediselviler ile Davutkadı-Sıracevizler bölgesini kapsayan yeni planlama çalışmalarını da hızlandırdı. Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, dönüşümün yalnızca güvenli konut üretmekle sınırlı olmadığını belirterek, yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla bütüncül bir şehircilik anlayışını benimsediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-bir-kurum-kulturu-yaratmak-icin-dinlemek-ve-paydaslarla-birlikte-donusmek-gerekiyor-89726</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarılı bir kurum kültürü yaratmak için dinlemek ve paydaşlarla birlikte dönüşmek gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatın her alanında olduğu gibi, iş dünyasında da başarının yolu etkin iletişimden geçiyor. Etkin iletişim İngilizcede “Engagement” sözcüğüyle tanımlanıyor. Bireylerin birbirine güvendiği, kendi yetkinlikleri doğrultusunda kuruma katkıda bulunabildiği, düşüncelerini rahatlıkla ifade edebildiği ortamlar verimliliği ve sadakati artırıyor. Dünyanın en büyük kişisel bakım şirketlerinden L’Oréal, kurumsal iletişim anlayışını geleneksel modellerin ötesine taşıyarak, unvandaki ve stratejideki “Engagement/Etkileşim” boyutunu; yalnızca bilgi aktaran değil, tüm paydaşlarıyla karşılıklı güvene dayalı anlamlı bağlar kuran ve kolektif eylemi harekete geçiren bir güç olarak konumlandırıyor.</p>
<p>L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü &amp; Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu yaklaşımlarını şu cümlelerle özetliyor: “<em>‘Etkileşim’ kavramı, L’Oréal olarak bizim iş yapış felsefemizi yansıtıyor. Biz artık sadece mesaj ileten bir konumda değiliz; dinleyen, birlikte öğrenen, toplumsal fayda için paydaşlarını bir araya getiren ve içeride çalışma arkadaşlarımızın sesini güçlendiren bir etkileşim köprüsüyüz. Amacımız; güvene dayalı, sürdürülebilir ve gerçek bir etki yaratan ortak bir gelecek inşa etmek</em>.”</p>
<p>İrem Karaoda Tanrıkulu L’Oréal’in <em>“Dünyayı Harekete Geçiren Güzelliği Yaratmak” mottosu doğrultusunda </em>“Ortak Anlam ve Güven” inşa edebilmek için üç temel eksene odaklandığına dikkat çekiyor. </p>
<p>İlk eksende Toplumsal Etki ve Ortak Fayda Hareketi bulunuyor. Varoluş amacı doğrultusunda; sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, çeşitlilik ve kadınların güçlendirilmesi gibi alanlardaki taahhütler tek taraflı birer kurumsal proje olmanın ötesine geçiyor. Sivil toplum kuruluşları, kamu paydaşları, akademi ve kanaat önderleriyle birlikte ortak bir sosyal fayda ve eylem hareketine dönüşüyor.</p>
<p>İkinci eksen Çok Paydaşlı Samimi Diyalog kurulması hedefini içeriyor: Medya, tüketiciler ve iş ortaklarıyla kurulan ilişkilerde şeffaflığı ve karşılıklı dinlemeyi merkeze alarak; sektörün geleceğine yön veren konularda açık bir diyalog ve işbirliği platformu sunuluyor.</p>
<p>Üçüncü eksen Çalışan Bağlılığı ve İç Kültürel Dönüşüm Konuları yer alıyor. L’Oréal’in küresel dönüşüm program ve inisiyatiflerin de temelini oluşturan bu yaklaşım; kurum içinde psikolojik güvenliği, açık geri bildirimi ve ortak sahiplenmeyi pekiştirerek çalışanların şirketin vizyonunu birlikte inşa etmesini sağlıyor. Çalışan etkileşimi; çalışanların şirketin önceliklerini anlamasını, görüşlerini paylaşmasını ve kurum kültürüyle bağ kurmasını destekleyen iletişim ve katılım çalışmalarını kapsıyor: çalışanların görüşlerini dinlemeye yönelik anketler, buluşmalar ve geri bildirim kanallarına çok önem veriliyor. Bu doğrultuda, İnsan Kaynakları Departmanı öncülüğünde hayata geçen bir “Çalışan Meclisi” oluşturulmuş. Bu meclis kurumsal yapının daha demokratik hale gelmesini, çalışanların geri bildirimlerinin çok daha sistemli ve sağlıklı olmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Kadınlara güç veren projeler</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye kadınlara yönelik çok kapsamlı sosyal sorumluluk çalışmalarına imza atıyor. L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü &amp; Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu beş farklı projeyle “<em>Bilim Kadınları İçin (FWIS) Programı; L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı; L’Oréal, Kadınların Güçlendirilmesi Fonu; L’Oréal Paris – Stand Up ve Kérastase – Power Talks” kadınlara destek olmak için çalıştıklarını ifade ediyor: </em></p>
<p><strong>Bilim kadınları için (FWIS) Programı</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu işbirliğiyle kesintisiz 24 yıldır yürütülüyor. Proje, “Dünyanın bilime, bilimin ise kadınlara ihtiyacı var” yaklaşımı doğrultusunda, bilimde cinsiyet eşitliğini güçlendirmek ve kadınların bilime katkılarını görünür kılmak amacını taşıyor. Programa 40 yaş altı, “Yaşam ve Çevre Bilimleri” ile “Fiziki Bilimler” alanlarında çalışan bilim kadınları başvurabiliyor. Değerlendirmeler doğrultusunda bilim kadınlarının çalışmalarına destek sağlanıyor. Türkiye, programın global ölçekte en aktif beş ülkesinden biri konumunda. Program kapsamında bugüne kadar desteklenen bilim kadını sayısı 132’ye ulaştı.100’den fazlası akademik çalışmalarını profesör veya doçent olarak sürdürüyor. 2023 yılında Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliğiyle hayata geçen projede, geçmiş yıllarda ödül alan bilim kadınları fen bilimlerinde eğitim gören kız öğrencilere mentorluk yaptı ve burs desteği sağlandı. 2025’te programın 23 yıllık birikimi ilk kez kitaplaştırılarak kalıcı hale getirildi. </p>
<p><strong>L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı</strong></p>
<p>L'Oréal Türkiye'nin "Herkes için güçlendiren güzellik" vizyonuyla hayata geçirdiği ve SistersLab Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen "L'Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı", 50 yaş ve üzeri kadınların dijital dünyadaki "Ben yapabilir miyim?" algısını kırarak STEM alanlarında güçlenmesini ve sosyal hayattaki özgüvenlerinin artırılmasını amaçlıyor.</p>
<p> “L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı” ile Sisterslab - Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği’nin uzmanlığını, L'Oréal Türkiye çalışanlarının gönüllü mentörlüğüyle bir araya getiren bütüncül öğrenme modeliyle 50 yaş üstü kadınların; gerçek potansiyellerine ulaşmalarını, istihdamın aktif bir parçası olmalarını ve nesiller arası sinerjiyle güçlenmelerini destekliyor.</p>
<p>Programın ilk yılında kırsal ve afet bölgelerinde yaşayan kadınların başvurularının önceliklendirildiği ‘L'Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı’nda, 12 farklı başlıkta eğitimler düzenlendi. İlk yılında hedefini %250 aşarak 3.000’den fazla kadının katıldığı program kapsamında, İstanbul İzmir ve Ankara sırasıyla en yüksek katılımı sağlayan iller olurken Adana, Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Malatya ve Elazığ gibi afet bölgelerinde yaşayan kadınlar da eğitimlere yoğun ilgi göstererek aktif şekilde dahil oldu. </p>
<p>Programın ikinci yılında ise yapay zekâ başta olmak üzere güncel dijital ve sosyal beceriler kazandırmayı amaçlayan 24 farklı başlıkta kapsamlı eğitimler düzenlendi. Bu yıl 5.000’in üzerinde 50 yaş üstü kadın katıldı.</p>
<p><strong>L’Oréal, Kadınların Güçlendirilmesi Fonu</strong></p>
<p>L’Oréal, 2020 yılında pandemi döneminde artan sosyal acil durumlara yanıt vermek amacıyla hayata geçirdiği Kadınların Güçlendirilmesi Fonu’na 2026-2030 dönemi için 50 milyon Euro ek kaynak ayırdı. Fon aracılığıyla 2030 yılına kadar 5 milyon kadının refahını, güçlenmesini ve dayanıklılığını artırmak hedefleniyor. </p>
<p>Kuurluş, kırılgan durumdaki kadınların ve kız çocuklarının yaşamlarını desteklemek amacıyla çalışmalarını ekonomik güçlenme, eğitim, şiddetle mücadele ve cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim olmak üzere dört temel alanda sürdürüyor. Fon, 2020’den bu yana dünya genelinde 500’den fazla dernekle iş birliği içinde 6 milyondan fazla kadına destek sağladı. </p>
<p>Türkiye’den KAMER Vakfı ve İmece İnisiyatifi Derneği de fonun geçtiğimiz dönemki faydalanıcıları arasında yer aldı. KAMER Vakfı, dezavantajlı ve mülteci kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesine yönelik projesiyle; İmece İnisiyatifi Derneği ise “Solar Age” ve “Basmane’de Okula Dönüş” projeleriyle fondan destek aldı. L’Oréal Türkiye, KAMER ve İmece iş birlikleri aracılığıyla 33 binden fazla kadına doğrudan ulaştı. </p>
<p><strong>L’Oréal Paris – Stand Up</strong></p>
<p>2021 yılından bu yana kamusal alanlarda güvenliği ve özgürlüğü savunan L’Oréal Paris, sokak tacizi konusunda farkındalık yaratmayı amaçladığı L’Oréal Paris- Stand Up Projesi ile sokak tacizine karşı dünya genelinde 1,6 milyon, Türkiye’de ise 155 bin kişiye “5D” güvenli müdahale eğitimi verdi.</p>
<p><strong>Kérastase – Power Talks</strong></p>
<p>Kérastase tarafından KAGİDER iş birliğiyle 2022 yılında hayata geçirildi. Genç kadınların özgüvenlerini artırmalarını, kariyer yolculuklarında ihtiyaç duydukları becerileri geliştirmelerini ve ilham veren ağlara erişmelerini destekleyen hızlı mentörlük modeli. Bu projeyle kadınların kariyer yolculuklarında karşılaştıkları özgüven açığını kapatmayı ve liderlik becerilerini desteklemeyi amaçlayarak Türkiye’de 159 menti ve 123 mentörün katılımıyla sağlanan 636 saatlik mentörlük desteği sonucunda katılımcıların özgüveninde yüzde 82 oranında bir artış elde ediyor.2026’da Flash Mentorluk modeliyle yenilenen programın yaklaşık 300 genç kadına ulaşması hedefleniyor. Yeni dönemde de genç kadınların iş hayatında kendi yollarını daha cesur şekilde çizmelerine destek olmak ve deneyim paylaşımını güçlendirmek hedefleniyor.</p>
<p><strong>L’Oréal Professionnel – Kadın Profesyoneller</strong></p>
<p>Ülkemizdeki 80 bin kadın kuaförünün yalnızca yüzde 5’i kadınlardan oluşuyor. L’Oréal Professionnel markası altında, kuaförlük sektöründe çalışan kadın sayısını artırmak, bu alanda kariyer yapmak isteyen genç kadınlara ilham vermek amacıyla “Kadın Profesyoneller” projesi gerçekleştirildi. Projede eğitim ekibimizden ve sektörde uzmanlaşmış kadın profesyonellerden teknik eğitim alarak katılımcılar sertifika sahibi oluyorlar. 2025’te 56 kadına sertifika vererek profesyonel kuaförlüğe ilk adımlarını atmalarını sağlandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-bir-kurum-kulturu-yaratmak-icin-dinlemek-ve-paydaslarla-birlikte-donusmek-gerekiyor-89726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/6/1280x720/irem-karaoda-1792040703.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarılı bir kurum kültürü yaratmak için dinlemek ve paydaşlarla birlikte dönüşmek gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupaya-giden-tirlar-2-ortadoguya-gidenler-20-gun-onceden-donmuyor-89710</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçılar rota değişikliği istiyor: Zonguldak&#039;tan RO-RO seferleri yapılsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Rusya ile Ukrayna savaşı ile Hürmüz Boğazı ile Orta Doğu’da yaşanan siyasi gerginlikler ve savaş, Türkiye’nin ihracatını sıkıntıya sokmaya başladı.</p>
<p>Rusya’ya TIR gidişlerinde büyük sıkıntı yaşanıyor. Moskova’ya giden bir TIR maliyetinin 13 bin Dolara ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Merkezi Antalya’da bulunan Usta Export Zirai ürünler A.Ş Yönetim Kurulu üyesi Ferda Tekin, üzüm, nar, armut, ayva, limon, mandalina ve sebze hasadı ile birlikte aynı zamanda ihracatının da başladığını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad072e845097-1792045800.jpg" alt="" width="600" height="522" />Avrupa’ya geçiş kapısı olan Kapıkule’nin Bulgaristan tarafında gümrük kapısında tadilat nedeniyle, TIR’ların Türkiye çıkışında 24 saat, dönüşte de 48 saat beklemede kaldığını ifade eden Tekin, ‘’Orta Doğu pazarımızda bu yıl ihracatta artış var. Ancak, Orta Doğu’ya giden TIR’larımız da 20 günden önce dönmüyor. Bugün 1 TIR’ın Moskova nakliyesi 13 bin USD’ye çıkmış durumda. Rusya ile güvenli geçiş koridoru ve Bulgaristan ile kapı bekleme süresi konuları mutlaka görüşülmeli ve çözülmeli. Ürünlerin dalında kalmaması için satılması lazım. Bunun içinde nakliye konusunda desteğe ihtiyaç var’’ dedi.</p>
<p><strong>Zonguldak- Romanya RO-RO seferleri başlatılmalı</strong></p>
<p>Ferda Tekin, Avrupa ve Rusya pazarlarında sorun yaşanmaması için kısa vadede öncelikli olarak Karadeniz hattında ‘Güvenli Geçiş Koridoru’ oluşturulmasını, Bulgaristan’dan da yaş meyve sebze TIR’larına ‘Geçiş üstünlüğü’ talebinde bulunulmasını istedi. Tekin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Uzun vadede de mutlaka frigorifik demir yolu taşımacılığı sağlanmalı ve sürekli gündemde tutulmalı. Avrupa’ya geçiş için alternatif olarak Zonguldak Limanı ile Romanya’nın Köstence Limanı arasında düzenli RO-RO seferleri yapılması için çalışılmalar başlatılmalı. Böylece, Bulgaristan geçişine alternatif yaratılmalı.’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>Avrupa’ya Geçiş Belgesinde sıkıntı</strong></p>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) tarafından üyelerine yapılan açıklamada, Macaristan Transit Geçiş Belgeleriyle ilgili girişimlerin sürdüğü bildirildi. Açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Geçiş Belgesi Otomasyon Sistemi (GEBOS) verilerine göre, Macaristan transit geçiş belgeleri 13.10.2026 tarihi itibarıyla 613 adet kalmıştır. Belgelerin 14.10.2026 tarihinde tükeneceği öngörülmektedir. Diğer taraftan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızca Macar makamları nezdinde ilave geçiş belgesi temini hususunda girişimleri devam etmektedir. Üyelerimize önemle duyurulur.’’</p>
<p>İhracatçılardan edinilen bilgilere göre, Kapıkule Sınır Kapısı’nda Macaristan dozvala belgelerinin tükenmek üzere olduğu, şu anda sınır kapısında yalnızca bin adet dozvala kaldığı, mevcut belgelerin en geç  (14 Ekim 2026) tarihine kadar tükenmesinin beklendiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Belgelerin tükenmesi durumunda TIR’ların Sırbistan–Hırvatistan güzergâhını kullanmak zorunda kalacağı, bu nedenle de teslimat sürelerinde gecikmeler yaşanabileceği vurgulandı.</p>
<p><strong>10 bin adet belge alındı</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can da, Bulgaristan sınır tarafında tadilat yapıldığı için TIR geçişlerinde bekleme sürelerinin uzadığını söyledi. Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bulgaristan’ın Türkiye giriş kapısı yıllardır sıkıntı yaratıyordu. Tadilata başladılar.  Bulgaristan tarafı, Türkiye’nin TIR akışını karşılayamıyordu. Analiz için bekleniyordu. Şu anda tadilat nedeniyle gıda frigolu araçların bekleme süresi 6-7 saatten 24 saat ve üzerine çıktı.  Kuru yüklü TIR’ların bekleme süresi ise 72 saati buluyor. Öte yandan, Macaristan Transit Geçiş Belgeleri kotaları hakkında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde ilave 10 bin adet belgenin geçen hafta alındığı ve belgelerin teslim edilmesinin beklendiği bilgisi alındı.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupaya-giden-tirlar-2-ortadoguya-gidenler-20-gun-onceden-donmuyor-89710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/lojistik-tasimacilik-1775020096.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaş meyve sebze ihracatı başlarken, Bulgaristan tarafından Gümrük kapılarında tadilat yapılması, Avrupa’ya Macaristan üzerinden tır geçiş belgelerinde sıkıntı yaşanması ile araçların geri dönüşlerinin 2-20 gün arasında sürmesinin Türkiye ihracatını olumsuz etkilediği belirtildi. İhracatçılar, Bulgaristan Gümrük kapısına alternatif, Zonguldak-Romanya limanları arasında RO-RO seferleri yapılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-89709</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur TSO Başkanı Semerci: Burdur’un gelişmesi ve üretimin güçlenmesi için çalışacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Semerci ve yeni yönetim kuruluna kutlama ziyaretleri devam ediyor.</p>
<p>Belediye başkanları, siyasi parti il ve ilçe başkanları, STK temsilcileri ve Burdur iş dünyası temsilcileri BUTSO Başkanı Ömer Semerci’yi ziyaret etti.</p>
<p>Ziyaretlerde, Burdur’un ekonomik kalkınması, yeni yatırım alanları, sanayi ve ticaretin gelişimi, tarımsal üretim ve kurumsal iş birliği konuları ile kentin ekonomik ve sosyal gelişimine yönelik beklentiler ile yeni dönem hedefler, yatırım fırsatları, ticaret ve sanayi hayatının gelişimi, yöresel marka ve ürünlerin yeni pazarlara ulaştırılması ile OSB’lerin faaliyetleri değerlendirildi.</p>
<p>TOBB’a bağlı oda borsalarda en genç başkan unvanını alan BUTSO Başkanı Ömer Semerci, konuşmalarında, yeni dönemin temel yaklaşımının ortak akıl, iş birliği ve kentin ekonomik potansiyelini harekete geçirmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Seçim sürecini geride bıraktıklarını belirten Semerci, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Artık Burdur’umuzun ticaretini, sanayisini ve üretim gücünü daha ileriye taşıma vakti. Belediye başkanlarımızdan idari yöneticilerimize, siyasi partilerimizden köy muhtarlarımıza, esnafımızdan sanayicilerimize, sivil toplum kuruluşlarımızdan akademisyenlerimize, gençlerimizden KOBİ’lerimize, üreticilerimizden öğrencilerimize kadar ticaret hayatının tüm sosyoekonomik kesimleriyle ortak akıl anlayışı içerisinde hareket edeceğiz. Burdur’un gelişmesi, üretimin güçlenmesi, yeni yatırımların hayata geçirilmesi ve şehrimizin refah seviyesinin yükselmesi için tüm paydaşlarımızla birlikte çalışacağız. Kapımız, Burdur için taş üstüne taş koymak isteyen herkese sonuna kadar açıktır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-89709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-1792005314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Semerci, ‘’Burdur’un gelişmesi, üretimin güçlenmesi, yeni yatırımların hayata geçirilmesi ve şehrimizin refah seviyesinin yükselmesi için tüm paydaşlarımızla birlikte çalışacağız’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-89708</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur&#039;da üniversite öğrencilerine ulaşım desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz yaptığı açıklamada, 31 Aralık 2026 tarihine kadar ikametgâhını Burdur’a aldıran üniversite öğrencilerine 3’er bin lira ulaşım desteği sağlayacaklarını bildirdi.</p>
<p>Üniversite öğrencilerine 10 yıldır bu desteği verdiklerini anımsatan Başkan Ercengiz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Belediye olarak yaklaşık 10 yıldır bu desteği veriyoruz. Geçen yıl üniversite öğrencilerine 2 bin lira destek vermiştik. İkametini 31 Aralık’a kadar Burdur’a taşıyan öğrenciye toplu taşımada kullanılan kent kartına yılda bir kez olmak üzere bu yıl için 3 bin TL Ocak ayının ilk haftasında yüklenecek. Şu anda özel halk otobüsü toplu taşımaya bir biniş öğrenci için 40 TL. Verdiğimiz destek, bir öğrencinin yıllık toplu taşıma kullanımının yaklaşık üçte birine karşılık geliyor. Karınca kararınca öğrenciye bu şekilde bir destek vermiş oluyoruz.’’</p>
<p>Burdur Özel Halk Otobüslerinden yararlanan öğrencilere, ikametgâhlarını Burdur’a almaları halinde 3 bin TL’yi kent kartlarına yükleyeceklerini belirten Ercengiz, ‘’Bu yıl da öğrencilerimizin ulaşım giderlerine katkı sağlamak amacıyla desteğimizi kişi başı 3 bin TL’ye çıkardık. 31 Aralık 2026 tarihine kadar ikametgâhlarını Burdur’da belgeleyen öğrencilerimiz, kent kartı yükleme noktalarından bu destekten yararlanabilecekler. Ayrıca Özel Halk Otobüsleri Kooperatifi de her binişte 2 TL indirim uygulayarak öğrencilerimize ek kolaylık sağlayacak’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-89708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-1792005134.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Belediyesinin, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde öğrenim gören ve ikametlerini Burdur’a taşıyan öğrencilere 3 bin lira ulaşım desteği vereceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-89707</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nda (ATB) seçim süreci tamamlanarak yeni dönem ilk meclis toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda Antalya Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçimleri de gerçekleştirildi. Yapılan seçim sonucu Meclis Başkanlığı’na Erdoğan Ekinci yeniden başkan seçildi.</p>
<p>Meclis Başkan Yardımcılıkları görevine de Abdullah İnan ve Murat Köseoğlu seçilirken, Veli Karasu da katip üyelik görevine getirildi. </p>
<p>ATB Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci, yeniden bu göreve getirilmekten dolayı meclis üyelerine teşekkür etti. Ekinci, ‘’Yeni dönemde de birlik ve beraberlik içinde, üyelerimiz, sektörümüz ve Antalya’mız için çalışmaya devam edeceğiz. Meclis Divanımızla birlikte toplantılarımızın düzenli ve verimli şekilde yürütülmesi için gayret göstereceğiz’’ dedi.</p>
<p>Yeniden seçilen ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır da, öncelikle seçimlere katılarak iradesini ortaya koyan tüm üyelere teşekkür etti. Görev alan tüm meclis üyelerini ve meslek komitesi üyelerini de kutlayan Ali Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya Ticaret Borsası, yüz yılı aşan geçmişiyle güçlü bir kurum kültürüne sahip, üyeleri, sektörü ve Antalya için çalışan, görüş ve önerileriyle katkı sunan köklü bir kurum oldu. Bugüne kadar olduğu gibi üyelerimizin sorunlarını takip etmeye, sektörümüzün ihtiyaçlarını doğru şekilde ortaya koymaya ve Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz. Çalışma anlayışımız bugüne kadar net oldu. Sahadan gelen sorunları doğru tespit etmek, verilerle ortaya koymak, çözüm önerileri geliştirmek ve ilgili kurumlar nezdinde sonuna kadar takip etmek. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik.’’</p>
<p>Üyelerinin sorunları ve hakları uğruna, sektörün ve Antalya’nın geleceğini gözeterek çalışmalarını var güçle sürdürdüklerini belirten Çandır, ‘’Bu çalışmalar kapsamında hiçbir kişisel çıkar ya da gelecek peşinde olmadık. Hepimiz, kurumsal sorumlulukla birlikte hareket etmenin ve ortak akıl üretmenin etkili sonuçlarını elde etmeye odaklandık. Yeni dönemde de bu anlayışımız değişmeyecek’’ dedi.</p>
<p>Meslek Komitelerinin ATB için çok önemli olduğunu vurgulayan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Özellikle meslek komitelerimizin katkısını çok önemsiyoruz. Komitelerimiz, Borsamızın sahayla en güçlü bağını kurduğu, sektörün gündemini doğrudan gördüğü ve çalışmalarımızın şekillendiği yapılardır. Meslek komiteleri borsamızın mutfağıdır. Bu nedenle sektörünüzde yaşanan sorunları, üyelerimizin beklentilerini ve çözüm önerilerinizi komitelerimizde açıkça ortaya koymanızı; proje fikirlerinizi paylaşmanızı ve gündeme taşıdığınız konuların takipçisi olmanızı bekliyoruz.‘’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-89707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-1792004998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, ‘’Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik. Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-89699</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Karabağlı: Mevcut finansman maliyetleriyle sanayicilik zor, bu düzen değişmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) 2026-2030 yılları arasında görev yapacak meclisi ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda meclis başkanı, meclis başkan vekilleri ve katip üyesi seçilirken, meclis öncesinde gerçekleştirilen oylamada yönetim kurulu başkanı olarak seçilen Mustafa Karabağlı, üyelere önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verirken, ülke ekonomisine dair görüşlerini de paylaştı. Karabağlı, imalat sanayisinde finansman giderlerinin şirketlerin karlılığına oranının yüzde 70’e çıktığını hatırlatarak, bu düzenin acilen değiştirilmesi gerektiği görüşünü vurguladı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin değiştiğini vurgulayan Karabağlı, “Yanıt vermemiz gereken soru şu: Fazla mı üreteceğiz yoksa az üretip fazla mı para kazanacağız? Doğru yanıtın ikincisi olduğunu biliyoruz. Dünyada eskiden petrokimya devleri, yatırım kuruluşları en değerli şirketlerdi. Bugün ise teknoloji şirketlerinin ülkeleri satın alacak seviyeye geldiğini görüyoruz. Bizim artık bu rekabetteki belirleyici unsurun teknoloji, katma değer ve fark yaratmak olduğunu anlıyor ve buna göre de odamızı çalıştırıyor olmamız lazım. Bizler meslek örgütüyüz. Bizi çalıştırın. Bizler her şeyi yapabilecek beceriye sahibiz. Burada çok önemli bir insan kaynağı var. Bunu kullanmalıyız” diye konuştu.</p>
<p>İmalat sanayisinde şirketlerin finansman giderlerinin faaliyet karına oranının son iki senede yüzde 44’ten yüzde 70’e çıktığını hatırlatan Karabağlı, “Yani sanayici 100 lira kazanıyor, bunun 70 lirasını faiz ve benzeri finansal enstrümanlar için kullanıyor. Üstüne bir de vergi veriyor. Bu adam üretim yapmaz ki. Parayı çekmek istese, stopaj var. Geriye para kalmıyor. Bu durumda çalışmaya gerek yok. Bu düzen değişmeli. Çünkü sürdürülebilir değil. Biz de bunu değiştirmek için elimizden geleni yapacağız. Yapılması gerekenlerin yetkisinin bizi aştığının farkındayım ama bunu gidip en yetkili mercilere anlatabilirim. Benim böyle bir imkanım var. Bana bunu sağlayan da odamızın saygınlığı” görüşünü ifade etti.</p>
<h2>“Yüksek teknolojili yatırımlardan gerekirse arsa parası almayacağız”</h2>
<p>Görev süresi boyunca yüksek teknolojiye dayalı üretimleri desteklemeye çalışacağını anlatan Mustafa Karabağlı, şunları söyledi: “Teknoloji bölgeleri oluşturmak için var gücümüzle hareket edeceğiz. Organize sanayi bölgelerimizde bazı genişleme alanları yaratacağız ama buraları mümkün olduğunca yüksek teknoloji alanları olarak kullandıracağız. Yani oralarda yüksek teknoloji yatırımları yapılmasını sağlayacak şekilde kararlar alacağız ve gerekirse de arsa parası almayacağız. Yeter ki yatırımcı orada yüksek teknoloji üretsin, katma değerli üretim yapsın. Bir şekilde arsayı sağlayacağız. Arsadan para kazanma devri bitti. Organize sanayi bölgesinden 10 liraya arsa aldım, 50 liraya sattım diye sanayicilik olmaz. Zaten bunu gören bakanlık da gereken düzenlemeleri yaptı. Arsayı alan fabrikasını kursun, üretim yapsın. Biz rantiyeci değiliz, sanayiciyiz. Arsadan para kazanmak istiyorsan git Bodrum’dan al, Çeşme’den al.”</p>
<h2>EBSO’nun yeni meclis başkanı Fatih Aracı oldu</h2>
<p>En yaşlı üye olarak Remzi Peköz başkanlığında gerçekleştirilen meclis toplantısında EBSO’nun yeni meclis başkanı Fatih Aracı oldu. Aracı, yarıştığı Haluk Tezcan’ı 64’e 39 oyla geride bırakırken, EBSO’nun yeni meclis başkan vekilleri Hasan Onur Ercan, Ömer Burak Erenoğlu, yeni katip üye de Elif Candan Ülkü oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-89699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-1791986440.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı, yüksek faiz ve vergi maliyetlerinden dolayı sanayicinin para kazanamadığını dile getirerek, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-89698</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Tarım Fuarı 23.’ncü kez kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / BURSA</strong><br />Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörünü dünya pazarlarıyla buluşturmayı amaçlayan Bursa Tarım Fuarı, bu yıl 23.'ncü kez kapılarını açtı. Bursa Valiliği, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Ziraat Mühendisleri Odası ile sektör kuruluşlarının katkılarıyla gerçekleştirilecek organizasyon, Türk yerli üreticilerini küresel pazarlarla bir araya getirecek. Fuar kapsamında Gana Cumhuriyeti Gıda ve Tarım Bakanlığı Bakan Yardımcısı’nın yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Bulgaristan ve Sırbistan’ın da aralarında bulunduğu 15 ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyeti, yatırımcı ve çiftçi Bursa’da ağırlanacak. </p>
<h2><strong>“Fuar bin 200’ün üzerinde alım heyetini ağırlıyor”</strong></h2>
<p>Tarım ve hayvancılık alanındaki güncel teknolojilerin ve yenilikçi ekipmanların tanıtıldığı fuarın açılış konuşmasını Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Matlı yaptı. Matlı konuşmasında Bursa’yı uluslararası ticaretin güçlü buluşma noktalarından biri haline getirmeyi hedeflediklerini belirterek, “Amacımız, Türk tarım sektörünün üretim gücünü uluslararası pazarlara taşımak ve kalıcı ticari köprüler kurmaktır” dedi. Fuar, Gana’dan üst düzey resmi katılımın yanı sıra Mısır, Ürdün, Lübnan, Tunus, Cezayir ve Kosova gibi pek çok ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyetini de misafir ediyor. </p>
<h2><strong>“Tarım ve hayvancılık teknolojileri bir arada”</strong></h2>
<p>Sektörün farklı alanlarından çok sayıda paydaşın katılımıyla düzenlenen fuarda; tarım, hayvancılık, süt ve sera teknolojileri, tohum, fide, fidan, canlı hayvan ve tarımsal makineler başta olmak üzere çok sayıda ürün ve hizmet sergilenecek. Tarımsal mekanizasyondan hayvancılık ekipmanlarına kadar geniş bir ürün seçeneğini ziyaretçilerle buluşturan organizasyon, üreticilere ürünlerini ve geliştirdikleri yenilikçi teknolojileri tanıtma fırsatı sunacak. Fuarın, üreticiler ile yurt içinden ve yurt dışından gelen alıcılar arasında yeni ticari bağlantıların kurulmasına katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<h2><strong>“Fuarda, panel ve yarışmalar düzenlenecek”</strong></h2>
<p>Bursa Tarım Fuarı kapsamında sektörün geleceğine yönelik farklı konu başlıklarında zirveler, paneller ve yarışmalar da gerçekleştirilecek. Etkinliklerde yurt içinden ve yurt dışından akademisyenler, alanında uzman isimler ve sektör temsilcileri konuşmacı olarak yer alacak. Tarım ve hayvancılık alanındaki güncel gelişmelerin ele alınacağı organizasyon, sektör temsilcilerinin bilgi ve deneyim paylaşımına da zemin hazırlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-89698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/8/1280x720/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-1791985056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve hayvancılık sektörünün önemli buluşmalarından Bursa Tarım Fuarı, 23.&#039;ncü kez ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Tarımsal mekanizasyondan hayvancılık ekipmanlarına, tohumdan sera teknolojilerine kadar geniş bir ürün yelpazesinin sergileneceği fuarda, üreticiler ile uluslararası alıcıların bir araya gelmesi hedefleniyor. Fuar, Gana’dan üst düzey resmi katılımın yanı sıra Mısır, Ürdün, Lübnan, Tunus, Cezayir ve Kosova gibi pek çok ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyetini misafir edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tucsanin-hedefi-5-yilda-yuzde-15-yapisal-celik-kullanimi-89696</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> TUCSA’nın hedefi 5 yılda yüzde 15 yapısal çelik kullanımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Yapısal Çelik Derneğinin (TUCSA) yeni yönetim kurulu, "Geleceği Çelikle Kurmak: Afete Dirençli, Sürdürülebilir, İnşaatta Endüstriyelleşen Türkiye" başlıklı toplantıda, "Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin" manifestosunu kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>Manifestoda, deprem dirençli yapılaşmanın yaygınlaştırılması, kentsel dönüşümün hızlandırılması, modüler çelik yapı üretimi, kalite standartlarının geliştirilmesi, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli ihracatın artırılması olmak üzere altı dönüşüm başlığı öne çıktı.</p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyada yedinci, Avrupa'da ikinci sırada yer aldığı belirtilirken, TUCSA üyelerinin yıllık çelik konstrüksiyon üretim kapasitesinin yaklaşık 750 bin ton, ihracatının ise 450 bin ton olduğu aktarıldı.</p>
<p>Manifesto kapsamında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile iş birliği içerisinde TUCSAMARK kalite sisteminin güçlendirilmesi, TUCSA AKADEMİ aracılığıyla nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Manifestoya göre, yapı stokunda yüzde 3-5 seviyelerinde bulunan yapısal çelik kullanım oranının beş yıl içinde en az yüzde 15'e çıkarılması hedefleniyor.</p>
<p>Ayrıca yapay zeka destekli tasarım, robotik otomasyon, dijital ikiz teknolojileri ve geri dönüştürülebilir çelik sistemleriyle üretimde verimliliğin ve uluslararası rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin mühendislik birikiminin yapı güvenliği için daha etkin kullanılması gerekiyor"</strong></p>
<p>TUCSA Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, Türkiye'nin güçlü çelik üretim altyapısının ve mühendislik birikiminin yapı güvenliği için daha etkin kullanılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Derneğin 34 yıllık deneyimini yeni bir dönüşüm vizyonuyla birleştirdiklerini ifade eden Gürel, "Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye'nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir." açıklamasında bulundu.</p>
<p>TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek de Türkiye'de yapı stokunda çeliğin payını beş yıl içinde en az yüzde 15'e çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, özellikle okul, hastane, konut ve kentsel dönüşüm projelerinde yapısal çeliğin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yapı Fabrikaları yaklaşımıyla yapı üretiminin şantiyelerden modern fabrikalara taşınabileceğini aktaran Şimşek, modüler çelik sistemleri sayesinde şantiye sürelerinin üçte birine indirilebileceğini belirtti.</p>
<p>Şimşek, yılda 500 bin konut üretimi için 3,5 milyon ton yapısal çeliğe, 120 bin kişilik iş gücüne ve 20 bin metrekare büyüklüğünde 135 fabrikaya ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Üç yılda 1 milyon modüler çelik konut üretmemiz mümkün." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin yalnızca inşaat malzemesi değil, tamamlanmış yapılar da ihraç eden bir ülke haline gelmesini hedeflediklerini kaydeden Şimşek, üretim, mühendislik ve teknolojinin aynı ekosistemde buluşturulmasının önemine dikkati çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tucsanin-hedefi-5-yilda-yuzde-15-yapisal-celik-kullanimi-89696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/selami-gurel-1791983231.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Yapısal Çelik Derneği, yapı stokunda yüzde 3-5 seviyelerinde bulunan yapısal çelik kullanım oranını beş yılda en az yüzde 15 seviyesine çıkarmayı hedeflediğini duyurdu. Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, &quot;Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye&#039;nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-233-artti-89695</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 2,33 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Ağustos 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 1,13 azalarak 2 milyon 844 bin 434 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 9,03 artarak 1 milyon 166 bin 792 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin, fuel oil, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,33 artarak 4 milyon 487 bin 688 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 257 bin 721 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 553 bin 812 tonla Irak ve 335 bin 622 tonla Suudi Arabistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,7 artarak 634 bin 346 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 5,29 artarak 3 milyon 375 bin 474 ton, motorin satışları ise yüzde 4,42 artarak 2 milyon 592 bin 364 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 34,75 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 34,75 azalarak 793 bin 364 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 4,14 artarak 61 bin 435 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 88,74 azalarak 25 bin 778 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 18,24 azalarak 527 bin 263 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 10,42 artarak 10 bin 126 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 7,26 artışla 3 milyon 704 bin 421 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,32 azalarak 530 bin 784 ton, benzin türleri üretimi yüzde 12,47 artarak 582 bin 933 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 11,85 artarak 1 milyon 646 bin 772 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-233-artti-89695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre petrol ithalatı yıllık bazda yüzde 2,33 artarken, ham petrol ve petrol ürünlerinde en fazla ithalat Rusya, Irak ve Suudi Arabistan&#039;dan yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-3266-azaldi-89694</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yıllık yüzde 32,66 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ağustos ayına ilişkin "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 392 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 384 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 32,66 azalışla yaklaşık 2 milyar 776 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 916 milyon metreküp ile İran'dan yapıldı. Bunu 752 milyon metreküp ile Azerbaycan ve 723 milyon metreküp ile Rusya takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatının tamamı Cezayir'den yapılırken, ülkeden 384 milyon metreküp doğal gaz ithal edildi.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 326 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, ağustosta yıllık bazda yüzde 21,96 azalarak yaklaşık 2 milyar 699 milyon metreküp olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 116 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 886 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 326 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı ağustos sonunda 5 milyar 760 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 5 milyar 456 milyon metreküpü yeraltı depolama tesislerinde, 304 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-3266-azaldi-89694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/diyarbakir-dogal-gaz-1769590601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre doğal gaz ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 32,66 azalırken, en fazla boru gazı ithalatı İran&#039;dan yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-89692</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te küçükbaş üreticisine 12 milyon TL’lik ilave destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı derecelendirme sonuçlarına göre bir kez daha birinci derece üretici örgütü olmaya hak kazandı.</p>
<p>Birlik, 2024 ve 2025 yıllarının ardından 2026 yılında da bu başarıyı sürdürerek Gaziantep’te birinci derece üretici örgütü kapsamına giren tek kurum oldu. Bu başarı, küçükbaş hayvancılık sektöründe örgütlü yapının üreticiye sağladığı ekonomik katkıyı bir kez daha ortaya koydu. Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ziraat Mühendisi Osman Türkman, elde edilen başarının yalnızca kurumsal bir derecelendirmeden ibaret olmadığını, doğrudan yetiştiricilerin gelirine yansıyan önemli bir kazanım niteliği taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>"Üreticinin cebine doğrudan katkı"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2024 yılında uygulanmaya başlanan üretici örgütleri ve kooperatiflerin derecelendirme sisteminin, kurumların faaliyetlerini, üyelerine sundukları hizmetleri ve üreticilere sağladıkları imkânları esas aldığını belirten Türkman, değerlendirmelerin 25 kriter üzerinden yapıldığını ifade etti. Bakanlığın 12 Ekim 2026 tarihinde açıkladığı sonuçlara göre, Türkiye genelindeki yaklaşık 12 bin 343 üretici örgütü ve kooperatif arasından 248 kuruluşun birinci derece üretici örgütü kapsamına alındığını kaydeden Türkman, Gaziantep Birliği olarak üst üste üç yıl aynı başarıyı elde etmekten memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Derecelendirmenin en önemli sonuçlarından birinin yetiştiricilere sağlanan ilave destek olduğuna dikkati çeken Türkman, şu değerlendirmede bulundu: “Birliğimizin birinci derece üretici örgütü olarak değerlendirilmesi, her şeyden önce üyelerimiz ve Gaziantep’te küçükbaş hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz açısından somut bir ekonomik kazanımdır. Bu kapsamda kuzu ve oğlak başına, diğer desteklere ilaveten 86 TL ek destek alınabilecek. Böylece yetiştiricilerimizin söz konusu destekten elde ettiği tutar yüzde 20 oranında artmış olacak. Bizim için asıl önemli olan, yürüttüğümüz çalışmaların ve üyelerimize sunduğumuz hizmetlerin üreticilerimizin gelirine doğrudan katkı sağlamasıdır.”</p>
<p><strong>2026 Yılında yaklaşık 12 milyon TL ek destek</strong></p>
<p>Gaziantep’te 2026 yılı içerisinde yaklaşık 140 bin kuzu ve oğlağın destekleme kapsamına girmesinin beklendiğini belirten Osman Türkman, birinci derece üretici örgütü olmanın sağlayacağı ilave desteğin kent ekonomisine de katkı sunacağını ifade etti. Türkman, “Gaziantep’te destekleme kapsamına alınacağını öngördüğümüz yaklaşık 140 bin kuzu ve oğlak üzerinden hesaplandığında, üreticilerimize diğer desteklere ilaveten yaklaşık 12 milyon TL tutarında bir katkı sağlanmış olacak. Bu kaynak, yetiştiricilerimizin üretim maliyetlerini karşılamaları, işletmelerini ayakta tutmaları ve hayvancılık faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından önem taşıyor. Üreticinin emeğinin karşılığını alması ve üretimde kalması, sektörün geleceği bakımından da büyük değer taşıyor” diye konuştu. Derecelendirme sisteminin uygulanmaya başlandığı 2024 yılından bu yana sağlanan kazanımlara da değinen Türkman, bugünkü değerler üzerinden yapılan hesaplamaya göre Gaziantep’teki küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin toplamda yaklaşık 30 milyon TL ilave destek elde etmesine katkı sunduklarını belirtti.</p>
<p><strong>"Avantajlar yalnızca destek ödemeleriyle sınırlı değil"</strong></p>
<p>Birinci derece üretici örgütü olmanın yetiştiricilere sağladığı avantajların yalnızca kuzu ve oğlak destekleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Türkman, bu statünün finansmana erişimden yatırım projelerine, sektörel temsilden karar alma süreçlerine kadar farklı alanlarda önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. Türkman, birinci derece üretici örgütlerine Ziraat Bankası aracılığıyla kullandırılan sübvansiyonlu kredilerde ilave indirim avantajı sağlandığını, hayvancılık yatırım projelerinde ek puan verildiğini ve Bakanlık organizasyonlarında temsil imkânı sunulduğunu ifade etti. Bu kuruluşların Bakanlığın karar alma süreçlerine daha etkin katılım sağlayabilmesinin de sektörün sorunlarının ve üreticilerin beklentilerinin ilgili mercilere aktarılması bakımından önemli olduğunu dile getirdi. Üretici örgütlerinin güçlü olmasının hayvancılık sektörünün gelişimine doğrudan katkı sunduğunu belirten Türkman, kurumsal kapasitenin artırılması, yetiştiricilerin ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi ve üretim sürecinde karşılaşılan sorunlara çözüm üretilmesinin öncelikleri arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p><strong>“Üreticimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Elde edilen başarının yönetim anlayışının, kurumsal çalışmaların ve üreticilerle kurulan güçlü bağın sonucu olduğunu belirten Osman Türkman, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu başarı, üyelerimiz için hayata geçirdiğimiz projelerin, sunduğumuz hizmetlerin ve üreticilerimizin yanında olmak için verdiğimiz emeğin sonucudur. Yaptığımız çalışmaların üyelerimize doğrudan parasal destek olarak yansıması bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır. Biz, üreticimizin emeğine değer katmayı, karşılaştığı sorunlara çözüm üretmeyi ve Gaziantep küçükbaş hayvancılığının gelişmesine katkı sunmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bu süreçte emeği geçen mesai arkadaşlarıma, yönetim ve denetim kurullarımıza, tüm üyelerimize ve Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Üç yıl üst üste elde ettiğimiz bu başarının ilimize, yetiştiricilerimize ve hayvancılık sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Üreticilerimizin daha güçlü, daha verimli ve sürdürülebilir bir üretim yapısına kavuşması için çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-89692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-1791980381.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, 2026 yılında da birinci derece üretici örgütü oldu. Birlik Başkanı Osman Türkman, bu ünvan sayesinde yetiştiricilerin kuzu ve oğlak başına ilave 86 TL destek alacağını belirterek, kentte üreticilere yaklaşık 12 milyon TL ek katkı sağlanacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-89691</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’nin Antep fıstığı projesine ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasının (GTB) tarımsal sanayinin gelişimine katkı sağlayan yenilikçi projeleri ve teknoloji odaklı yatırımlarıyla önemli bir ödülün sahibi olduğu bildirildi.</p>
<p>GTB ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) iş birliğiyle hayata geçirilen "Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi, Rekabetçi Sektörler Programı" öne çıkan başarılı projeler arasında yer alarak ödüle layık görüldü.</p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Ankara’da düzenlenen törende ödülü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın elinden aldı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mali iş birliği kapsamında yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı'nın (RSP) IPA II Kapanış Konferansı, ‘İnovasyonu Etkiye Dönüştürmek’ temasıyla Ankara'da gerçekleştirildi.”</p>
<p>Konferansa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın yanı sıra kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar, iş dünyası ve proje paydaşlarının temsilcileri katıldı. Program kapsamında hayata geçirilen yatırımların ekonomik ve sektörel etkilerinin değerlendirildiği konferansta; sanayide teknolojik dönüşüm, yenilikçilik, rekabet gücü ve sürdürülebilir kalkınma konuları ele alındı. Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen törende, Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında başarılı çalışmalarıyla öne çıkan projelerin temsilcilerine ödülleri takdim edildi. Törende, Gaziantep Ticaret Borsasının TÜBİTAK MAM iş birliğiyle INNOFOOD Projesi kapsamında şehre kazandırdığı Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi de ödüllendirildi. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, ödülü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'dan aldı.</p>
<p><strong>“23 ilde 43 projeye 260 milyon avro destek sağlandı”</strong></p>
<p>Konferansta konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Rekabetçi Sektörler Programı'nın Türkiye'nin sanayi ve teknoloji altyapısının güçlendirilmesine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Programın IPA II döneminde 23 ilde 43 projeye yaklaşık 260 milyon avro kaynak sağlandığını açıklayan Bakan Kacır, bu desteklerle araştırma ve geliştirme merkezleri, dijital dönüşüm merkezleri, ortak kullanım tesisleri ile test ve analiz altyapılarının hayata geçirildiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf728ba2f03-1791980171.jpg" alt="" width="700" height="445" /></p>
<p><strong>“Bu ödül, üretime ve geleceğe yaptığımız yatırımların kıymetli bir takdiridir”</strong></p>
<p>Ödül töreninin ardından değerlendirmelerde bulunan GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, alınan ödülün Gaziantep'in tarımsal sanayideki üretim gücünü teknoloji ve yenilikçilikle buluşturma hedefi açısından büyük anlam taşıdığını belirtti. Gaziantep Ticaret Borsası olarak yalnızca ticaretin gelişimine değil, üretim altyapısının güçlendirilmesine ve sektörlerin geleceğine yönelik yatırımlara da öncelik verdiklerini ifade eden Akıncı, şunları söyledi: “Gaziantep, köklü üretim kültürü, girişimci ruhu ve güçlü sanayi altyapısıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri. Biz de Gaziantep Ticaret Borsası olarak şehrimizin bu potansiyelini daha ileriye taşımak, tarımsal ürünlerimizi modern teknolojilerle buluşturmak ve sektörlerimizin rekabet gücünü artırmak için çalışıyoruz.”</p>
<p>Antep Fıstığının Gaziantep'in ekonomik ve kültürel kimliğinde çok özel bir yere sahip olduğunu belirten Akıncı, “Bu stratejik ürünümüzün işlenmesinde kaliteyi, verimliliği ve katma değeri artırmak amacıyla hayata geçirdiğimiz tesisimizin böylesine önemli bir programda ödüle layık görülmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Bu ödülü, yalnızca bir tesisin başarısı olarak değil, üretime, teknolojiye ve geleceğe yaptığımız yatırımların kıymetli bir takdiri olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-89691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-1791980219.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi iş birliğiyle hayata geçirilen &quot;Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi, Rekabetçi Sektörler Programı&quot; layık görüldü. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, “Gaziantep, köklü üretim kültürü, girişimci ruhu ve güçlü sanayi altyapısıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri. Biz de Gaziantep Ticaret Borsası olarak şehrimizin bu potansiyelini daha ileriye taşımak, tarımsal ürünlerimizi modern teknolojilerle buluşturmak ve sektörlerimizin rekabet gücünü artırmak için çalışıyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soguk-kaynak-teknoloji-firmasi-adi-dymet-89690</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 14:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eruslu’dan Bursa’ya 43,9 milyar liralık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Sleepy ve Babyfit markalarıyla hijyen ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Eruslu Sağlık Ürünleri San. ve Tic. AŞ'nin Bursa’daki üretim yatırımı için yeni aşamaya geçtiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Mustafakemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde kapasite ve ürün çeşitliliğini artırmayı planlayan şirket, toplam 43 milyar 896 milyon TL bedelli yatırım projesinin ÇED Raporu’nu ilgili Bakanlığa sundu. Proje kapsamında 26 Ekim’de İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yaklaşık 43,9 milyar TL yatırım büyüklüğüne sahip proje; tekstil ve kağıt geri dönüşüm tesisi, elyaf üretim tesisleri, ıslak ve kuru serim hatları ile temizlik kağıdı, hijyenik ped ve temizlik havlusu üretim hatlarının kurulmasını kapsıyor. Etaplar halinde hayata geçirilmesi planlanan yatırımın, şirketin üretim altyapısını genişletirken farklı ürün gruplarındaki kapasitesini de artırması öngörülüyor.</p>
<h2>“İstihdam 1.160 kişiye çıkacak”</h2>
<p>Hâlihazırda 415 kişinin çalıştığı tesiste yatırımın tamamlanmasıyla 744 kişilik ilave istihdam oluşturulması planlanıyor. Böylece tesisteki toplam çalışan sayısının 1.160’a yükselmesi bekleniyor. Yatırım programı kapsamında üretim tesisleri ve hatların etaplar halinde kurulması, projenin tamamının ise 5 yıl 3 aylık süreçte, Mart 2032 sonuna kadar devreye alınması hedefleniyor. Projenin hayata geçirilmesi için ÇED Yönetmeliği kapsamında yürütülen inceleme ve değerlendirme süreci devam ediyor. 26 Ekim’de yapılacak İDK toplantısı, yatırımın çevresel değerlendirme sürecindeki önemli aşamalardan biri olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soguk-kaynak-teknoloji-firmasi-adi-dymet-89690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/erusludan-bursaya-439-milyar-liralik-uretim-yatirimi-1791978301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep merkezli Eruslu Sağlık Ürünleri, Mustafakemalpaşa OSB’de üretim kapasitesini genişletmek için 43 milyar 896 milyon TL’lik yatırıma hazırlanıyor. Geri dönüşümden elyaf üretimine, hijyenik pedden temizlik kağıdına kadar farklı alanları kapsayan ve 2032&#039;de tamamlanması planlanın proje ile 744 kişilik ek istihdam sağlanması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-89687</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUMİAD, Cumhuriyet Ödülleri sahiplerini açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Mühendis ve Mimarlar İş İnsanları Derneği (BUMİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte düzenlediği basın toplantısı ile bu yıl gerçekleştirilecek olan Cumhuriyet Ödülleri töreninde ödül verilecek Cumhuriyet sevdalısı isimleri açıkladı.</p>
<p>Mustafa Gümüş, 22 Ekim 2026 Perşembe günü, Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yılının coşkusuyla Podyum Davet’te gerçekleştirilecek olan ödül töreninde bu yıl, Sürdürülebilir Tarım Politikaları Uzmanı, Feyz Çiftliği Kurucusu Sencer Solakoğlu’na, Haber Spikeri, Sunucu ve Gazeteci Özge Ece Üner’e, Bağımsız Dijital Haber Kanalı Onlar TV’den Gazeteci, Programcı Şule Aydın’a, Gazeteci Yazar Murat Ağırel’e, Araştırmacı Gazeteci, Roman ve Öykü Yazarı Timur Soykan’a, Makine Mühendisi, Gazeteci ve Yazar Barış Terkoğlu’na ve Gazeteci, Yazar Barış Pehlivan’a Cumhuriyet Ödülü, Eğitime Katkı ödülünün ise Endüstri Mühendisi, İnovasyon Yönetimi Danışmanı, Müjgan Çetin Okulları'nın kurucusu Müjgan Çetin’e takdim edileceğini söyledi.</p>
<p>BUMİAD’ın 2009 yılında mühendis ve mimarlardan oluşan, bilimi rehber edinen 30 kişi tarafından, Kurucu Başkan İlker Özaslan’ın öncülüğünde kurulduğunu hatırlatan Mustafa Gümüş, “Kuruluşumuzdan bu yana, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü ilke edinerek, Atatürk devrimleri ve cumhuriyet değerleri doğrultusunda çağdaş Türkiye idealine katkı sunmak için çalışıyoruz. Bu anlayışla, 2017 yılından beri sürdürdüğümüz Cumhuriyet ödülleri ile Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda ilerleyen, cumhuriyetimize gönülden bağlı kişi ve kurumları ödüllendiriyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-89687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-1791973425.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Mühendis ve Mimarlar İş İnsanları Derneği tarafından verilen Cumhuriyet Ödülleri&#039;nin sahipleri açıklandı. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş, “Kuruluşumuzdan bu yana, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü ilke edinerek, Atatürk devrimleri ve cumhuriyet değerleri doğrultusunda çağdaş Türkiye idealine katkı sunmak için çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-89686</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUSİAD’dan Bursa tarımı için 2050 yol haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın tarım ve gıda sektöründe sürdürülebilir üretim, teknoloji kullanımı ve yüksek katma değer odaklı dönüşümünü hedefleyen Bursa Tarım Kongresi Sonuç Raporu açıklandı.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Gıda ve Tarım Uzmanlık Grubu Sorumlusu Lale Yıldız tarafından kamuoyuyla paylaşılan rapor, kentin tarımsal potansiyelinin ekonomik değere dönüştürülmesi için atılması gereken adımları ortaya koydu. Uludağ Üniversitesi, BUSİAD ve Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda 21-22 Nisan 2026’da düzenlenen kongrede hazırlanan rapor; tarım arazilerinin korunması, su kaynaklarının etkin kullanımı, dijital tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve üretimde verimliliğin artırılmasını öncelikli başlıklar olarak belirledi. Raporda, Bursa’nın 2050 yılına kadar iklim değişikliğine uyum sağlayan, ileri teknolojileri üretime entegre eden ve uluslararası rekabet gücü yüksek bir tarım ve gıda merkezi olması gerektiği vurgulandı.</p>
<h2><strong>“457 katılımcı, 55 uzman konuşmacı”</strong></h2>
<p>“Bursa’da Tarımın Dünü, Bugünü ve Geleceği” temasıyla gerçekleştirilen kongreye Bursa ve çevre illerden 457 kişi katılırken, 55 davetli konuşmacı sektöre ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Bitkisel ve hayvansal üretimden gıda sanayisine, su yönetiminden tarımsal mekanizasyona ve dijital tarıma kadar geniş bir yelpazede ele alınan konular, Kasım 2025’te gerçekleştirilen dört tematik çalıştayın  çıktılarıyla birlikte değerlendirildi. Bursa’nın verimli tarım arazileri, farklı iklim koşulları, sanayi altyapısı ve lojistik olanakları önemli avantajlar arasında sıralanırken, bu potansiyelin korunmasının önündeki risklere de dikkat çekildi. Tarım alanlarının amaç dışı kullanımı, kuraklık, su kaynaklarının etkin yönetilememesi, yükselen girdi maliyetleri ve küçük ölçekli, parçalı arazi yapısı sektörün temel sorunları olarak öne çıktı. Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımdan uzaklaşması da üretimin geleceği açısından risk unsurları arasında gösterildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf586a039ab-1791973482.jpeg" alt="" width="613" height="1230" /></p>
<h2><strong>“Tarım arazileri için yeni yasal çerçeve”</strong></h2>
<p>Lale Yıldız tarafından açıklanan raporda, verimli tarım arazilerinin korunması için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda düzenlemeler yapılması ve tarım alanlarını amaç dışı kullanıma karşı daha güçlü koruyacak bir yasal çerçevenin oluşturulması önerildi. Verimli ovaların gelecek nesillere aktarılmasını güvence altına alacak önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi. Hayvancılıkta yem maliyetleri, mera yetersizliği ve üretici kârlılığı; gıda sanayisinde ise hammadde tedariki, markalaşma, izlenebilirlik, soğuk zincir ve nitelikli iş gücü ihtiyacı öne çıkan sorunlar arasında yer aldı. Su ürünleri sektöründe kirlilik, müsilaj, aşırı avcılık ve desteklerin yetersizliği de çözüm bekleyen başlıklar olarak sıralandı.</p>
<h2><strong>“Dijital tarım ve su verimliliği”</strong></h2>
<p>Bursa tarımında rekabet gücünün artırılması için üretim miktarının yanı sıra verimlilik ve birim ürün başına yaratılan katma değerin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. Basınçlı ve sensör tabanlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, yağmur suyu hasadı, uygun kalite standartlarını karşılayan geri kazanılmış suyun tarımsal sulamada kullanılması ve dijital karar destek sistemlerinin devreye alınması önerildi. Hassas tarım uygulamaları ve ileri teknolojilerin üretim süreçlerine entegrasyonunun, kaynak kullanımını iyileştirerek iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı artırması hedefleniyor.</p>
<h2><strong>“Bursa ürünlerinde markalaşma hedefi”</strong></h2>
<p>Bursa siyah inciri, Gemlik zeytini, Bursa şeftalisi, Deveci armudu ve Keles kirazı gibi ürünlerin yüksek katma değer potansiyeline dikkat çekilen raporda, coğrafi işaretli ürünlerin üretim ve pazarlama altyapısının güçlendirilmesi istendi. Meyve ve sebze işlemede ileri teknolojilerin kullanılması, yenilikçi gıda ürünlerinin geliştirilmesi ve markalaşma çalışmalarının desteklenmesi de öncelikler arasında gösterildi. Raporda ayrıca üretici örgütleri ve tarımsal kooperatiflerin kurumsal kapasitelerinin, yönetim yapılarının ve pazarlama altyapılarının geliştirilmesi gerektiği belirtildi. Üreticilerin pazara erişiminin kolaylaştırılması ve tarımsal üretimden elde edilen gelirin artırılması, Bursa’nın tarım ve gıda sektöründeki rekabet gücünü yükseltecek temel adımlar arasında değerlendirildi. Sonuç raporu, Bursa’nın sahip olduğu tarımsal üretim ve sanayi altyapısını ortak bir stratejiyle değerlendirmesi gerektiğine işaret ediyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-89686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-1791973439.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUSİAD öncülüğünde hazırlanan Bursa Tarım Kongresi Sonuç Raporu, tarım arazilerinin korunmasından dijital tarıma, su yönetiminden markalaşmaya kadar sektörün yol haritasını ortaya koydu. Bursa’nın 2050’ye kadar rekabetçi bir tarım ve gıda üretim merkezine dönüşmesi hedeflenirken, artan maliyetler, kuraklık ve kırsalda yaşlanan nüfus sektörün öncelikli sorunları arasında gösterildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fon-cikislari-tl-varliklarda-kayda-deger-bir-zayiflamaya-yol-acmadi-89684</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Fon çıkışları TL varlıklarda kayda değer bir zayıflamaya yol açmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlediği yıllık toplantılarda "Türkiye'de Makroekonomik Görünüm ve Para Politikası" başlıklı sunum yaptı.</p>
<p>Yükselen enerji fiyatlarına rağmen enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığına işaret eden Karahan, zayıf talebin arz şoklarından kaynaklanan enflasyonist baskıları hafiflettiğini ifade etti.</p>
<p>Fatih Karahan, fon çıkışlarının yurt içi yerleşiklerin Türk lirası cinsi varlıklara yönelik tercihlerinde kayda değer bir zayıflamaya yol açmadığını belirterek, “Yurt içi yerleşiklerin Türk lirasına yönelik tercihi genel olarak güçlü seyrini sürdürüyor.” dedi.</p>
<p>Proaktif tedbirlerin işlem kısıtlaması getirilen fonlardan kaynaklanabilecek olası etkilerin yayılma risklerini sınırlandırdığını dile getiren Karahan, sıkı para politikası altında Türk lirasına yönelik güçlü tercihin devam ettiğini vurguladı.</p>
<p>Karahan, "Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu, talep, döviz kuru ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek. Kurul, politika faizini gerçekleşen ve beklenen enflasyon ile enflasyonun ana eğilimini dikkate alarak, ara hedeflerle uyumlu dezenflasyon patikasının öngördüğü sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Para politikası kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alındığını söyleyen Karahan, enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağını belirtti.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon hizmet sektöründe devam ediyor"</strong></p>
<p>Karahan, arz yönlü baskılar nedeniyle dezenflasyon sürecinin yavaşladığını ifade etti.</p>
<p>Bu yıl enflasyon üzerindeki ana etkinin enerji fiyatları olduğunu belirten Karahan, dezenflasyonun hizmet sektöründe devam ettiğini vurguladı.</p>
<p>Kira enflasyonunda gevşeme görüldüğünü belirten Karahan, öncü göstergelerin kira enflasyonunda daha da yavaşlama olacağına işaret ettiğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, kira ve eğitim kalemlerindeki enflasyonun gerilemesinin ulaştırma ve haberleşme kalemlerindeki fiyat artışlarıyla kısmen dengelendiğini belirtti.</p>
<p>Güçlü olumsuz etkenlere rağmen talep koşullarının temel mal grubunda dezenflasyon sürecini desteklediğini vurgulayan Karahan, enflasyon beklentilerinin ihtiyatlı duruşun sürdürülmesini gerektirdiğini kaydetti.</p>
<p><strong>"Cari açık sınırlı seviyelerde kaldı"</strong></p>
<p>Karahan, 2026 yılına ilişkin dış talep görünümünün zayıfladığını belirterek, bu zayıflığa ilişkin zorluklara karşın dış ticaret açığının ılımlı seviyelerde olduğunu bildirdi.</p>
<p>Turizm gelirlerinin geçen yılki seviyelere yakın seyrettiğini ifade eden Karahan, dış kaynaklı olumsuz etkilere karşın cari açığın sınırlı seviyelerde kaldığını vurgularken eşel mobil sisteminin akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını belirtti.</p>
<p>Arz şokları karşısında para politikasının sıkı kalmaya devam ettiğini ifade eden Karahan, soğuyan talep koşullarının enflasyonist baskıları hafiflettiğine dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, işgücü piyasasındaki sıkılığın manşet işsizlik oranının ima ettiğinden daha düşük seviyede olduğunu kaydetti.</p>
<p>"Yüksek frekanslı veriler, üçüncü çeyrekte yurt içi talepteki zayıflığın devam ettiğini teyit ediyor." ifadesini kullanan Karahan, makroihtiyati politikaların kredi büyümesindeki yavaşlamayı desteklediğini söyledi.</p>
<p>Karahan, altın fiyatlarındaki dalgalanmaların rezerv tamponlarındaki oynaklığı artırdığına vurgu yaptı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fon-cikislari-tl-varliklarda-kayda-deger-bir-zayiflamaya-yol-acmadi-89684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bangkok&#039;ta &quot;Türkiye&#039;de Makroekonomik Görünüm ve Para Politikası&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Fon çıkışları, yurt içi yerleşiklerin Türk lirası cinsi varlıklara yönelik tercihlerinde kayda değer bir zayıflamaya yol açmadı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gumruk-birliginin-guncellenmesinde-ilerleme-kaydedildi-89683</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Gümrük Birliği&#039;nin güncellenmesinde ilerleme kaydedildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel temasları kapsamında basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde, bakanlıklar ve iş dünyasıyla koordineli bir şekilde Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri bağlamında yoğun bir çaba sarf ettiğine işaret eden Bolat, "Türkiye-AB ekonomik ilişkileri Türkiye için ne kadar önemliyse, AB için de o kadar önemli. Bunun Avrupalı ortaklarımız ve dostlarımızın da birçoğu farkında. Türkiye ile yakın ve güçlü ekonomik ilişkilerini devam etmek istiyorlar." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, Sanayi Hızlandırma Yasası'na ilişkin de son bir yıldır yoğun çalışmalar yürütüldüğünü aktararak, bu bağlamda başta otomotiv sanayi olmak üzere gelecek yatırımlar ve elektrikli araçlar hususunda sınırlayıcı düzenlemeler bulunduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Söz konusu sınırlayıcı düzenlemelerin giderilmesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini belirten Bolat, muhataplarına Türkiye'nin beklentilerini açık bir şekilde aktardıklarını ve irtibatlarının sürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Bakan Bolat, dünyadaki ticaret savaşları, ekonomik sıkıntılar, jeopolitik gerilimler karşısında farklı akımlar olduğuna işaret etti.</p>
<p>AB'nin tek ve homojen bir yapı olmadığını söyleyen Bolat, çok farklı topluluklar ve milletleri barındırdığını anımsattı.</p>
<p>Bolat, Sanayi Hızlandırma Yasası'nın AB Komisyonu tarafından sunulduğunu, Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB Konseyi'nde kararlar çıkacağını hatırlatarak, bu konuda "sakin ve serinkanlı" olunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İşin içine siyaset ve parlamento girdiğinde farklı bir aleyhte karar da çıkabileceğine işaret eden Bolat, Türkiye'nin mutlaka "Made in EU" kapsamında olmasına inanan da çok sayıda AB yetkilisi bulunduğunu anlattı.</p>
<p><strong>"(Gümrük Birliği güncellenmesi müzakereleri) Konular bazında ilerliyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Brüksel'de yoğun temaslarda bulunduğunu son 3 ayda 3, son bir yılda 5 defa resmi ziyaret düzenlediğini belirtti.</p>
<p>AB içindeki Türkiye ile dost ve ortak sayısının da arttığına dikkati çeken Bolat, "İnşallah sonuç hayırlı olacak." dedi.</p>
<p>Bolat, Gümrük Birliği'nin AB'ye de Türkiye'ye de çok şey kazandırdığını anımsatarak, "Türkiye-AB ticareti 30 yılda 11 kat arttı ve 233 milyar dolara yükseldi. O nedenle bu bir kazan-kazan ilişkisi." diye konuştu.</p>
<p>Gümrük Birliği güncellenmesi müzakerelerinin mevcut durumu hakkında ise Bakan Bolat, sürecin başladığına dikkati çekti.</p>
<p>Gümrük Birliği modernleştirilmesi veya güncellenmesi kapsamında bulunan temel konuların e-ticaret, kamu alımları, yatırımlar ve tarım ürünleri başlıkları olduğunu anımsatan Bolat, bu alanlarda ilerleme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, kamu alımlarına ilişkin temmuz ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçen kanunu anımsatarak, Türkiye AB arasında ikili anlaşma sağlanması için analiz sürecinin tamamlandığını, teknik görüşmelerin de başladığını ifade etti.</p>
<p>Dijital ticaret alanında ise AB'nin kendi mevzuatını hazırlarken Türkiye ile koordinasyon içinde hareket ettiğini aktaran Bolat, Türkiye'nin AB'nin 1 Temmuz'da uygulamaya başladığı ve paket başına 3 avro tahsil edilmesini içeren mevzuattan muaf tutulduğunu anımsattı.</p>
<p>Bolat, bazı üye ülkelerin tutumu nedeniyle Gümrük Birliği güncellenme müzakerelerinin resmen başlaması için AB Konseyinden Komisyona henüz yetki verilmediğine işaret ederek, "İlgili konular gündeme geldiği için AB Komisyonunun ilgili mercileri bizimle müzakerelerini yapıyorlar. Konular bazında ilerliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gumruk-birliginin-guncellenmesinde-ilerleme-kaydedildi-89683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/omer-bolat-1791970248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği&#039;nin güncellenmesinde e-ticaret, kamu alımları, yatırımlar ve tarım ürünleri gibi bazı alanlarda ilerleme kaydedildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-eylulde-yuzde-199-geriledi-89682</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE eylülde yüzde 1,99 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, eylülde bir önceki aya kıyasla yüzde 1,99 düşerken, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 7,03, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,93 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 30,64 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,66, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,75, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 9,93 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 0,03, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 1 artış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 8,37 azalış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 61,07 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup ise yüzde 14,69 azalış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-eylulde-yuzde-199-geriledi-89682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık yüzde 1,99 azalırken, yıllık yüzde 12,93 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mesleki-yeterlilik-belgeli-calisanla-toplanan-sute-ilave-destek-89678</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesleki yeterlilik belgeli çalışanla toplanan süte ilave destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Tarım ve Orman Bakanlığının Çiğ Süt Desteği ve Süt Piyasasının Düzenlenmesi Uygulama Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, mesleki yeterlilik belgesine sahip çiğ süt toplama veya depolama sorumlularınca toplanarak onay belgesine sahip işleme tesislerine satılan süt için ilave 0,3 destek katsayısı uygulanacak.</p>
<p>Üreticinin bu destekten yararlanabilmesi için çiğ süt toplama veya depolama sorumlusu olarak çalışacak kişilerin aldıkları belgenin onaylı örneği, çalıştığı işleme tesisi, toplama merkezi, tarımsal amaçlı örgütler ve üretici tarafından il veya ilçe müdürlüğüne dilekçeyle teslim edilecek.</p>
<p>Üreticinin işletmesindeki soğutma tankında soğutulup doğrudan işleme tesisine satılan ya da toplama merkezine getirilen çiğ sütün toplama işlemi, Bakanlık Süt Kayıt Sistemi'ne (BSKS) kaydedilmiş, "Mesleki Yeterlilik Belgeli Süt Toplama Elemanı" ya da "Mesleki Yeterlilik Belgeli Süt Depolama Sorumlusu" belgelerine sahip personelce yapılacak.</p>
<p>BSKS'ye veri giriş yetkisi bulunan tarımsal amaçlı örgüt ya da il-ilçe müdürlüğü, mesleki yeterlilik belgesiyle ilişkilendirilen soğutma tanklarını üreticiye bildirmekle yükümlü olacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, tarımsal amaçlı örgütlerin veya süt işleme tesisinin noter kanalıyla yetkilendirdiği onay belgesine sahip süt toplama merkezlerindeki tank kapasitelerine ilişkin hususlar da belirlendi.</p>
<p>Tebliğ, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mesleki-yeterlilik-belgeli-calisanla-toplanan-sute-ilave-destek-89678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/sut-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, mesleki yeterlilik belgesine sahip personel aracılığıyla toplanan ve onaylı işleme tesislerine satılan soğutulmuş çiğ süt için ilave destek ödemesi yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-sodyum-glukonat-ithalatina-damping-onlemi-89681</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den sodyum glukonat ithalatına damping önlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, sodyum glukonat ithalatına yönelik başlatılan damping soruşturması tamamlandı.</p>
<p>Soruşturma sonucunda, Çin menşeli sodyum glukonat ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında maddi zarara neden olduğu tespit edildi.</p>
<p>Söz konusu ürün için Weifang Jianbao Biotechnology Co. Ltd. firmasına CIF bedelinin yüzde 22,56'sı, Shandong Fuyang Bio-Tech. Co. Ltd. firmasına yüzde 24,43'ü ve diğerlerine yüzde 32,96'sı oranında dampinge karşı önlem uygulanmasına karar verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-sodyum-glukonat-ithalatina-damping-onlemi-89681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin menşeli sodyum glukonat ithalatında damping önlemi uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvancilik-isletmeleri-5-kategoriye-ayrilacak-89674</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılık işletmeleri 5 sınıfa ayrılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı Hayvancılık İşletmelerinin Sınıflandırılmasına İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Bakanlık veri tabanına kaydedilen sığır-manda veya koyun-keçi bulunduran hayvancılık işletmeleri, il veya ilçe müdürlüklerince yerinde incelenecek.</p>
<p>Bu işletmeler, fiziki altyapı ve biyogüvenlik bakımından düzenlemeyle belirlenen şartlara göre A, B, C, D veya E sınıflarından birine dahil edilecek.</p>
<p>D sınıfı için belirlenen asgari şartları sağlamayan işletmeler, E sınıfı kapsamına alınacak.</p>
<p>D sınıfı işletmelerde hayvancılık faaliyeti, aynı yerleşkede hayvancılık dışındaki amaçlarla kullanılan yapılardan ayrılmış, sınırları belirli ve bağımsız bölümde yürütülecek. Hayvan bakımında kullanılan ekipman düzenli dezenfekte edilecek. Hayvanların bulunduğu yere girecek kişilerin ayakkabılarının dezenfeksiyonunu sağlayacak ekipman bulunacak. İşletmelerde temizlenebilir nitelikte yemlik ve suluk ile hayvanların refahını sağlayacak asgari düzeyde havalandırma yapıları yer alacak.</p>
<p>C sınıfı işletmelerde, D sınıfı işletmeler için istenen şartlara ilave olarak işletme sınırları, hayvan girişini engelleyecek şekilde duvar, çit, tel örgü ve benzeri uygun bir malzeme ile çevrilecek. Ayrıca, hayvanların barındırıldığı yerin açık alanda olması halinde, hayvanların olumsuz hava koşullarından etkilenmesini engelleyecek gölgelik ve yağmurdan korunma alanları, otomatik suluk, aşı yolu veya kilit sistemi ile canlı hayvan kantarı bulunacak.</p>
<p><strong>Hastalıktan ari işletme sertifikası aranacak</strong></p>
<p>B sınıfı işletmelerde de C sınıfı işletmeler için istenen şartlara ek olarak Bakanlıkça belirlenen hastalıktan ari işletme sağlık sertifikası aranacak. İşletme içerisinde uygulanacak biyogüvenlik kurallarının yazılı olduğu levhalar yer alacak. İşletmeye giriş-çıkış yapan tüm araçlar ve ziyaretçiler kayıt altında tutulacak. Araçların işletme alanına girmemesi için gerekli önlemler alınacak. Zorunlu ziyaretçilerin işletmeye giriş-çıkışlarında ve işletme içinde bir bölümden başka bir bölüme geçişlerinde ayak dezenfeksiyonu yapmalarını sağlayacak düzenek ile özel giysi veya tek kullanımlık koruyucu giysi bulundurulacak.</p>
<p>Buradaki hayvanlar, farklı işletmelerdeki hayvanlarla temas etmeyecek. İşletmede, yeni hayvanların karantinada tutulacağı, izole, hastalıkların bulaşmasını önleyecek mesafe ve yapıda ayrı bir alan bulunacak. Piyasaya süt arz eden işletmelerde, seyyar veya sabit hatlı sağım sistemi ve süt soğutma tankı yer alacak. Ayrıca, hayvan hastalıklarının bulaşmasını önleyecek mesafe ve yapıda doğumhane bulunacak.</p>
<p>A sınıfı işletmelerde, B sınıfı işletmeler için istenen şartlara ilave olarak veteriner hekim çalıştırılacak. İşletmede tüm bölümler için biyogüvenlik prosedürleri uygulanacak. Giriş ve çıkışlarda, araçlar için dezenfeksiyon tüneli, ziyaretçiler için dezenfeksiyon kabini yer alacak. İşletmenin bulunduğu köy veya mahallede, ihbarı mecburi bir hayvan hastalığının tespit edilmesi durumunda uygulanacak ilave tedbirler ile acil durum planı belirlenecek.</p>
<p><strong>Gerekli görülen hallerde fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartları denetlenecek</strong></p>
<p>Hayvancılık işletmeleri, il ve ilçe müdürlüklerince gerekli görülen hallerde fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartları yönünden denetlenecek. Denetim sonucunda sınıfının değiştiğinin tespit edilmesi halinde işletme yeniden sınıflandırılacak.</p>
<p>Bakanlık veri tabanına kayıtlı ve faal olan işletmeler, bir yıl içinde sınıflandırılacak.</p>
<p>Daha önce kurulmuş ve Bakanlık veri tabanına kayıtlı olduğu halde faaliyetlerine ara vermiş ya da faaliyetlerini sonlandırmış hayvancılık işletmeleri, faaliyetlerine başladıklarında sınıflandırılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvancilik-isletmeleri-5-kategoriye-ayrilacak-89674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/buyukbas-hayvancilik-besici-1780647569.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre, hayvancılık işletmeleri, fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartlarına göre A, B, C, D ve E olmak üzere 5 kategoride sınıflandırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-konan-kurallara-maruz-kalmayalim-standart-koyalim-89666</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Plastikte konan kurallara maruz kalmayalım, standart koyalım&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) iş birliğiyle gerçekleştirilen 10. PAGEV Uluslararası Plastik Ambalaj Kongresi, "Yeni Dönemde Rekabet: Finansmandan Dönüşüme, Üretimden Küresel Pazarlara" ana temasıyla sektör paydaşlarını bir araya getirdi. İstanbul Ticaret Odası Meclis Salonu’nda düzenlenen organizasyonda, plastik ambalaj sanayinin mevcut durumu, küresel pazarlardaki konumu ve yeşil- dijital ikiz dönüşümün getirdiği finansman ihtiyaçları kapsamlı bir şekilde masaya yatırıldı.</p>
<h2>Küresel pazar 1,2 trilyon dolara koşuyor </h2>
<p>Kongrenin açılışında konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, dünya plastik tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ının ambalaj sektörüne gittiğine dikkat çekerek, küresel ambalaj pazarının 2030 yılına doğru 1,2 trilyon dolara yaklaşmasının beklendiğini vurguladı. Plastik sanayinin Türkiye ekonomisindeki stratejik yerine değinen Avdagiç, sektörün 10 milyon tonu aşan toplam üretimi, 53 milyar dolara yaklaşan cirosu ve 7 milyar doları geçen doğrudan ihracatıyla en güçlü sanayi kollarından birini oluşturduğunu hatırlattı.</p>
<p>Plastik ambalaj alt sektörünün 2025 yılını 4,02 milyon ton üretim ve 14,8 milyar dolar parasal hacimle kapattığını aktaran Avdagiç, ambalaj ihracatının ise 1,5 milyon ton ve 4,3 milyar dolar seviyesine ulaştığını dile getirdi. Bu rakamların Türkiye’yi küresel üretim zincirinin kritik bir halkası haline getirdiğini kaydeden Avdagiç, “Artık sadece büyümek yetmiyor, doğru yönde büyümek gerekiyor. Plastik ambalaj bir sorunun kaynağı değil, aksine doğru tasarlandığında gıda israfını önleyen ve çevre sorunlarının çözümüne katkı sunan stratejik bir araçtır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Sektörün geleceği ikiz dönüşümde </h2>
<p>Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlarda atık yönetimi ve sürdürülebilirlik mevzuatlarının baştan yazıldığına işaret eden İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'nin AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü gibi kurallara pasif şekilde maruz kalmak yerine, bu standartları aşan bir üretim vizyonu koyması gerektiğini belirtti. Sektörün geleceğini "ikiz dönüşüm" olarak tanımlanan dijitalleşme ve yeşil dönüşümün belirleyeceğini vurgulayan Avdagiç, "Yeşil dönüşüm, atığın aslında kaybolmuş bir hammadde olduğunu keşfetmektir. Türkiye, Avrupa pazarına yakınlığı ve esnek üretim kabiliyetiyle bu dönüşümü başardığı takdirde yarışta çok öne geçecektir. Ancak bunun bir finansman boyutu var. Özellikle KOBİ niteliğindeki üreticilerimiz için KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı ve Türk Eximbank imkânları genişletilmeli, kamu eliyle dönüşüm finansmanı güçlendirilmelidir" dedi.</p>
<h2>Eroğlu’ndan ‘zorlu konjonktür’ vurgusu </h2>
<p>PAGEV Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu ise Türkiye plastik sanayinin KOBİ’lerle başlayan serüveninin bugün Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük ikinci, dünyada ise altıncı üretim gücüne dönüştüğünü vurguladı. Sektörde 11 bini aşkın firmanın faaliyet gösterdiğine işaret eden Eroğlu, medikalden havacılığa, gıdadan ambalaja kadar Türkiye’nin global markaların bir numaralı tedarikçisi konumuna yükseldiğini belirtti. Sanayicinin zorlu bir konjonktürden geçtiğini dile getiren Eroğlu, yüksek hammadde maliyetleri, aylık yüzde 5’lere ulaşan vade farkları, işletme sermayesi yetersizlikleri ve küresel fırsatçılıkların üreticiyi zorladığını aktardı. Global pazarlarda yaşanan sıkıntıların yanı sıra sanayicinin yetişmiş eleman problemine de dikkat çeken Eroğlu, PAGEV olarak Gebze Plastik OSB ve bünyelerindeki iki meslek lisesi ile yapısal sorunlara somut çözümler ürettiklerini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Belçika merkezli PAGEV, AB’ye girdi!</span></h2>
<p>Türk plastik sektörünün küresel kural koyucu süreçlerde edilgen kalmaması için tarihi bir adım attıklarını duyuran Yavuz Eroğlu, Belçika merkezli PAGEV International sivil toplum kuruluşunun resmi onay süreçlerinin tamamlandığı müjdesini verdi. Eroğlu, "Artık doğrudan AB merkezli bir sivil toplum kuruluşu olarak Brüksel’deki mevzuat hazırlıklarına doğrudan görüş vereceğiz; kurallara maruz kalan değil, süreci şekillendiren taraf olacağız" diye konuştu. Geçmişten bu yana hammaddeye erişim, anti-damping soruşturmaları ve sektörel yükler karşısında yürütülen çetin mücadelelere değinen Eroğlu, kamuoyunda geniş tartışma yaratan Tek Kullanımlık Plastikler Yönetmelik Taslağı ve ücretli poşet uygulamalarına ilişkin son durumu da değerlendirdi. Tek kullanımlık plastikler konusunda sanayiyi ve çevreyi bir arada koruyan dengeli bir geçiş takvimi üzerinde Bakanlık ve Sıfır Atık Vakfı ile ortak bir noktaya gelindiğini kaydeden Eroğlu, yeşil dönüşüm sürecinde finansmanın KGF benzeri paketlerle ve kamu bankaları iş birliğiyle desteklenmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-konan-kurallara-maruz-kalmayalim-standart-koyalim-89666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/plastik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10. PAGEV Plastik Ambalaj Kongresi’nde konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, AB Ambalaj Tüzüğü ve yeni küresel standartlar karşısında Türkiye’nin pasif kalmaması gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Yeşil ve dijital dönüşüme öncülük ederek küresel tedarik zincirindeki rolümüzü güçlendirmeliyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celtikte-ureticinin-talebi-60-lira-tmo-45-lira-alim-fiyati-acikladi-89664</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeltikte üreticinin talebi 60 lira, TMO 45 lira alım fiyatı açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), çeltik alım fiyatlarını açıkladı. Alımlara 15 Ekim’de başlayacak olan TMO, Baldo grubunun tonunu 45 bin, Cammeo grubunu 43 bin, Osmancık grubunu 38 bin, diğer çeltik çeşitlerini ise 32 bin liradan alacak. Ancak açıklanan fiyatlar üreticilerin beklentilerini karşılamadı. EKONOMİ’ye açıklamada bulunan Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner ile Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün, artan üretim maliyetleri karşısında fiyatların yetersiz kaldığını belirterek üreticinin kâr edemeyeceğini söylediler.</p>
<p>Açıklanan fiyatların gelecek sezonun ekim kararlarını da etkileyebileceğini belirten iki oda başkanı, üreticinin zarar etmesi halinde çeltik üretiminden uzaklaşabileceği uyarısında bulunarak, mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki artışın 2027 sezonu için endişe yarattığını, üreticilerin daha az emek gerektiren alternatiflere yönelebileceğini söylediler. Çeltik üretiminin sürdürülebilmesi için fiyatların yeniden değerlendirilmesini isteyen üretici temsilcileri, maliyetleri dikkate alan bir fiyat politikasının hem çiftçinin gelirini korumak hem de gelecek sezon üretimin devamlılığını sağlamak açısından önem taşıdığını kaydettiler.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf20e79ba4d-1791959271.png" alt="" width="408" height="151" /></p>
<h2>Ton maliyet 46 bin 350 liraya ulaştı </h2>
<p>Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, arazi kiraları dahil yaptıkları hesaplamalarda çeltiğin ton başına maliyetini 46 bin 350 lira olarak belirlediklerini söyledi. Üreticinin yalnızca maliyetini karşılamasının yeterli olmadığını vurgulayan Tosuner, bu tutarın üzerine en az yüzde 20 kâr eklenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Tosuner, özellikle arazisini kiralayarak üretim yapan ve verimi düşük kalan çiftçilerin daha fazla zorlandığını kaydetti. Dekar başına 500-600 kilogram ürün alan üreticilerin kira, gübre, mazot ve diğer giderler karşısında kazanç elde etmekte güçlük çektiğini dile getiren Tosuner, “Bu fiyatlarla çiftçi para kazanmayı bırakın, evine, ocağına yağ, tuz, şeker götüremeyecek duruma gelir” dedi.</p>
<h2>Girdi maliyeti yüzde 50’den fazla arttı </h2>
<p>Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün de açıklanan fiyatın maliyetlerdeki artışı karşılamadığını belirterek çeltik üreticisinin kilogram başına 60 TL fiyat beklediğini söyledi. Çeltiğin maliyetinin bölgelere göre 40-47 TL civarında olduğunu ifade eden Ergün, kalite ve randıman farklılıkları nedeniyle bazı çeşitlerde fiyatın 32 TL’ye kadar gerileyebildiğine dikkat çekti. Mazot fiyatının geçen yıl 48-60 TL seviyelerinde bulunduğunu, bu yıl ise 100 TL’ye ulaştığını kaydeden Ergün, gübre, ilaç, tohum ve işçilik giderlerindeki artışın da üreticiyi zorladığını söyledi.</p>
<p>Biçim ücretinin önceki yıllarda dekar başına 1.500-2.000 TL seviyesindeyken bu yıl 6 bin TL’nin üzerine çıktığını belirten Ergün, kurutma giderlerinin de maliyetleri artırdığını vurguladı. Ergün, “Girdi fiyatları geçen seneye göre yüzde 50’den fazla arttı. Mazotu, gübreyi, ilacı ve tohumu hesaba katmak gerekiyor. Bu şartlarda üretici kâr edemez. Fiyatın yeniden gözden geçirilmesini ve 60 TL’ye yükseltilmesini istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celtikte-ureticinin-talebi-60-lira-tmo-45-lira-alim-fiyati-acikladi-89664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/celtik-tarim-1756307545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun açıkladığı çeltik fiyatları hakkında değerlendirmelerde bulunan Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner ve Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün, artan üretim maliyetleri karşısında fiyatların yetersiz kaldığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/x-89661</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon krizi&#039; lüks tüketimde ciroya yansımaya başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Fon krizinin tüketim üzerindeki etkisi lüks mağazalar ve yeme içme işletmelerinde de hissedilmeye başladı. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel, üst segmentte faaliyet gösteren markaların satışlarında daralma bildirdiğini belirterek, krizin perakendeye yansımalarını değerlendirdi. Öncel, sektör temsilcilerine cirolarında fon krizinin etkisini görüp görmediklerini sorduğunu, hem lüks tüketim markalarından hem de lüks yeme içme işletmelerinden bu yönde yanıt aldığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/sinan-oncel-bmd-1761223242.jpg" width="700" /></p>
<p>Lüks segmentin bir süredir sıkıntı yaşadığını ifade eden Öncel, fonlardan elde edilen yüksek kazançların harcama davranışlarına da yansıdığını düşündüğünü dile getirdi. Bu tür kazançların daha kolay harcanabildiğine işaret eden Öncel, söz konusu harcamaların lüks tüketimi beslediği tahminini paylaştı. Krizin ilk etkilerinin de bu alanda görüldüğünü belirten Öncel, fon yatırımcıları arasında 1 milyon liranın altında birikimi bulunan kişilerin de yer aldığını hatırlattı.</p>
<h2>Domino etkisi yaratır mı? </h2>
<p>Ekonomide gelişmelerin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Öncel, beklenmedik gelişmelerin olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabildiğini belirtti. Öncel, “Toparlanacağını tahmin ediyoruz ama fon krizi daha başka etki edecek mi, domino etkisi yaratacak mı, onu da bilmiyoruz” dedi. Perakendedeki hareketliliğin hava koşullarından da önemli ölçüde etkilendiğini anlatan Öncel, son 10 gündeki soğumanın kışlık ürünlere yönelişi hızlandırdığını kaydetti. Eylül ayında kışlık alışverişine geçişin her zaman kolay olmadığını ifade eden Öncel, bu kez havaların satışlara destek verdiğini söyledi. Beyoğlu’ndaki gözlemlerini de paylaşan Öncel, turist yoğunluğuna ve mağazalardaki canlılığa dikkat çekti. Palto, kaban ve kalın ürünlerin yazlık ürünlere göre daha yüksek fiyatlarla satılmasının ciroya katkı sağlayacağını belirten Öncel, yılbaşıyla birlikte toparlanma beklediğini dile getirdi.</p>
<h2>Ciro indirimle geldi, kârlılık eridi</h2>
<p>Satışlardaki hareketlenmeye karşın perakendecinin karlılık sorununun sürdüğünü belirten Öncel, “İndirim olmazsa satış yapamıyor ve bunun oranı da giderek artıyor” dedi. Ciroların indirimli satışlarla oluşturulduğunu, karlılığın ise sürekli eridiğini söyleyen Öncel, maliyetlerin aşağı çekilmesinin hem üretici hem de perakendeci açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Öncel, üreticiden makul fiyatla ürün alınabilmesinin tüketiciye kabul edilebilir fiyat sunmanın koşulu olduğunu ifade etti. Öncel, ciro içinde indirimli satışların payının yüzde 60’lar gibi yüksek bir seviyeye geldiğini dile getirdi. Yabancı kredi kartlarıyla Türkiye’de yapılan harcamalarda küçük bir düzelme görüldüğünü aktaran Öncel, bu harcamaların toplam içindeki payının yüzde 2,7’den yüzde 3,3’e çıktığını söyledi. Öncel, 0,6 puanlık artışta hazır giyim ve ayakkabı fiyatlarının yatay seyretmesinin etkili olduğunu düşündüklerini belirtti. Yeme içmede ise fiyatların yüksek kaldığına işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"AVM’ler haksız faiz geliri elde ediyor"</span></h2>
<p>Sektörün kronik sorunları arasında AVM genel giderleri ve kira artış taleplerini sıralayan Öncel, genel giderlerde mevzuata rağmen şeffaflık sağlanamadığını savundu. Metrekare başına küçük hesaplama farklarının bile toplamda milyarlarca liraya ulaştığını belirten Öncel, bu giderlerin perakendecinin maliyetine doğrudan yansıdığını söyledi. Genel giderlerin ayın 5’ine kadar toplandığını, ödemelerin ise bir sonraki ayın 5’ine kadar yapılabildiğini anlatan Öncel, bu sürede oluşan faiz gelirinin hesabını sordu. Toplanan paranın bekletilmesinden doğabilecek yıllık faiz gelirini yaklaşık 1,3 milyar lira olarak hesapladığını ifade eden Öncel, bu tutarın genel gider raporlarında giderlerden düşüldüğünü görmediklerini savundu. Öncel, derneğin son anketinde de fahiş kira artış taleplerinin sektörün başlıca sorunları arasında öne çıktığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/x-89661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, fon krizinin üst segment markalar ve lüks yeme içme işletmelerinin cirolarında hissedildiğini söyledi. Öncel, satışların giderek indirimlere bağımlı hale geldiğini, karlılığın ise eridiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borc-yuku-de-butce-deligi-de-buyuyor-89659</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borç yükü de bütçe deliği de büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="232" height="110" /></p>
<p>Dünya ekonomisi, enerji şokları ve ticaret gerilimlerine rağmen büyümeyi sürdürse de kamu maliyesinde biriken sorunlar giderek daha belirgin hale geliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Dünya Ekonomik Görünümü raporu, hükümetlerin artan harcamalar, yüksek borçlanma maliyetleri ve zayıflayan bütçe dengeleri arasında sıkıştığını ortaya koyuyor. Fon, özellikle büyük ekonomilerde kamu maliyesinin yeniden yapılandırılması ve yeni şoklara karşı mali alan oluşturulması için acil adımlar atılması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>IMF tahminlerine göre gelişmiş ekonomilerin net borçlanması bu yıl gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5,2’sine ulaşacak. Bu oran, dünyanın pandemi kısıtlamalarıyla mücadele ettiği 2021’den bu yana en yüksek seviye olacak. Çin ve ABD’de bütçe açıklarının da 2026’da GSYH’nin yüzde 8’ine ulaşması veya bu düzeyi aşması bekleniyor. Fonun hesaplamaları, bazı ülkelerin yalnızca merkezi yönetim bütçesini esas alan tahminlerinden daha geniş bir kamu kesimini kapsıyor.</p>
<h2>Bütçe açıkları yeniden genişliyor </h2>
<p>IMF’nin son tahminleri, nisan ayında yayımlanan rapora kıyasla kamu maliyesi görünümünde bozulmaya işaret ediyor. ABD’de genel hükümetin net borçlanmasının bu yıl GSYH’nin yüzde 8,5’ine ulaşması bekleniyor. Bu oran 2025’te yüzde 7,1, pandemi öncesinde ise yüzde 5,8 düzeyindeydi.</p>
<p>Bütçe dengelerindeki bozulma, kamu borcunun çevrilmesini de daha maliyetli hale getiriyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi enflasyon baskılarını artırırken, merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesi veya faiz artırımlarına yönelmesi devletlerin borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. ABD, Euro Bölgesi ve Japonya’da faizlerin yeniden yükselmesi, yüksek borç stokuna sahip hükümetlerin bütçelerinde faiz ödemelerine ayrılan payı büyütme riski taşıyor.</p>
<h2>Tahvil faizlerinde yeni yükseliş riski </h2>
<p>Tahvil getirilerinin küresel finansal kriz öncesindeki seviyelere dönmesi olasılığı da gündemde. IMF, yüksek mali dengesizliklerle tahvil piyasalarındaki kaldıraçlı işlemlerin birleşmesinin, satışları ve faiz yükselişini birbirini besleyen bir döngüye dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Artan savunma, enerji ve sosyal harcamalar da bütçelerdeki baskıyı artırıyor.</p>
<p>Fonun başekonomisti Silvana Tenreyro’nun değerlendirmesiyle, küresel ekonomi direnç gösterse de bu direncin sınırlarına yaklaşılıyor. Yapay zekâ yatırımlarının sağladığı destek ve beklenenden iyi ekonomik faaliyet, enerji şokunun etkilerini bir ölçüde dengeledi. Ancak IMF’ye göre bu görünüm, artan kamu borcu risklerini ortadan kaldırmıyor. Küresel kamu borcunun on yılın sonuna doğru GSYH’nin yüzde 100’üne yaklaşması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Dünya ekonomisi bu yıl %3,1 büyüyecek</span></h2>
<p>IMF, Ortadoğu’daki savaşın uzaması ve ticaret gerilimlerine rağmen 2026’nın ilk yarısında ekonomik faaliyetin beklentilerden daha güçlü seyrettiğini bildirdi. Fon, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,4 büyümesini bekliyor. Ancak ülkeler arasındaki görünüm farklılaşıyor. </p>
<p>● ABD ekonomisinin büyüme tahmini bu yıl için yüzde 2,3’te korunurken, 2027 beklentisi yüzde 2,2’den yüzde 2,3’e çıkarıldı. <br />● Euro Bölgesi’nin bu yılki büyüme tahmini yüzde 0,9’dan yüzde 1,1’e yükseltildi; gelecek yıl için yüzde 1,2’lik öngörü değişmedi. <br />● Almanya’nın büyüme tahmini 2026 için yüzde 0,7’den yüzde 1,3’e, 2027 için yüzde 1’den yüzde 1,1’e çıkarıldı. <br />● Fransa ekonomisinin bu yıl yüzde 0,4, gelecek yıl yüzde 0,7 büyümesi bekleniyor. <br />● Hindistan’ın büyüme tahmini bu yıl yüzde 6,4’ten yüzde 7’ye, 2027 için de yüzde 6,7’den yüzde 7’ye yükseltildi. <br />● Çin’in büyüme beklentisi ise bu yıl yüzde 4,5’e, gelecek yıl yüzde 4’e indirildi. <br />● Rusya için büyüme tahmini her iki yıl bakımından da yüzde 0,9 seviyesinde.</p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Küresel enflasyon yeniden yükselecek</span></h2>
<p>IMF, küresel manşet enflasyonun enerji ve gıda fi yatlarındaki artışın etkisiyle 2026’da yüzde 4,7’ye çıkmasını, 2027’de ise yüzde 4,1’e gerilemesini bekliyor. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, hem hanehalkı harcamalarını hem de şirketlerin üretim giderlerini etkileyerek fi yat baskılarını canlı tutuyor. Küresel ticaret hacmindeki büyümenin de 2026’da yavaşlaması, 2027’de ise istikrar kazanması öngörülüyor. </p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Türkiye bu yıl %2.7 2027'de %3.6 büyüyecek</span></h2>
<p>IMF, Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 2,7, 2027’de yüzde 3,6 büyümesini bekliyor. Fonun temmuz ayındaki tahminlerinde bu yıl için büyüme beklentisi yüzde 2,9 düzeyindeydi; gelecek yıla ilişkin öngörü ise yüzde 3,6’da korunmuştu. Böylece 2026 büyüme tahmini aşağı çekilirken 2027 beklentisinde değişikliğe gidilmedi. </p>
<p>Enflasyon tarafında da yüksek seviyelerin sürmesi bekleniyor. IMF, Türkiye’de yıl sonu enflasyonunun 2026’da yüzde 31,2, 2027’de yüzde 26,5 olacağını öngörüyor. Bu görünüm, büyüme performansının yanı sıra fiyat istikrarı ve finansman koşullarının da ekonomi gündemindeki ağırlığını koruyacağına işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borc-yuku-de-butce-deligi-de-buyuyor-89659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/546-1791958730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF, gelişmiş ekonomilerde net borçlanmanın pandemi döneminden bu yana en yüksek seviyeye çıkacağı uyarısında bulundu. Küresel kamu borcunun on yılın sonuna doğru dünya ekonomisinin büyüklüğüne yaklaşabileceğine ve ülkelerin dev bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalacaklarını belirten IMF, acil önlem alınması gerektiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilbasina-gore-tepede-duruyor-bir-ayda-ise-yuzde-85-geriledi-89656</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılbaşına göre tepede duruyor, bir ayda ise yüzde 85 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik Endeksi yılbaşından bu yana %8,3 gerilerken 10 hisse %41 ve üzeri düştü. Pozitif taraftaki 13 firmadan ikisi %115’in üzerinde getiriyle diğerlerin çok üzerinde duruyor. Ancak iki şirketten Birleşim Enerji taban serisiyle düşüyor, Ahlatcı Doğalgaz ise çıkışını koruyor.</strong></p>
<p>Borsada Elektrik Endeksi oldukça dalgalı bir seyir izliyor. Yılın ilk beş ayına yükseliş damgasını vurdu. Mayıstan itibaren yatayda dalgalı seyre dönen endeks, ağustosta düşen eğilimiyle öne çıktı. Bu süreçte sektördeki şirketlerin performansı zıt yönlere savruldu. Birleşim Enerji %139 ve Ahlatcı Doğalgaz %116 primle diğer hisselerin açık ara önünde duruyor. Yüzde 77 ile Margün Enerji, %62 ile İzdemir Enerji ve Tatlıpınar Enerji ise sektörün en fazla kaybettirenleri. Elektrik tüketiminin yıllıkta %3,4 büyüdüğü bir süreçte hisse fiyatları sadece enerji tüketim beklentisiyle şekillenmediği görülüyor.</p>
<h2>Kazancı zirvede duramadı</h2>
<p>Yılbaşından bu yana %139 yukarıda olan Birleşim Enerji listenin üstünde yer alsa da, eylülde test ettiği 156,90 TL’den bu yana sürekli taban serisiyle geriliyor. Son bir aydaki kaybı %85’i geçti. Yürütülen bir soruşturma kapsamında, Yönetim Kurulu Başkanının adli kontrol şartı ile serbest bırakıldığını açıklayan firma, altı ayıkta 4 milyon TL zarar yazdı. Ahlatcı Doğalgaz, geçtiğimiz nisandan itibaren düzenli şekilde yükseliyor. Yılbaşından bu yana %116 primle öne çıkan şirket, düzenli pay alımlarıyla tahtasını destekliyor. Bugüne kadar sermayesinin %3,28’ini geri aldı. Yılın ilk yarısında gelirinin %27 ve dönem sonu kârın %110 artması fiyattaki yükselişi besleyen bir diğer unsur.</p>
<h2>Düşüş dalgası kırılamıyor</h2>
<p>Margün Enerji mayısta ulaştığı 68,70 TL’nin ardından yönünü aşağı çevirirken bir daha toparlanamadı. Son bir aydır artan ivmeyle düşüşünü sürdürüyor. Yılbaşından bu yana %77 gerileyen şirket, elektrik sektörünün en çok kaybettireni konumunda. Kârını %100 artışla 1,14 milyar TL’ye taşımış görünse de kaynağı 2,06 milyar TL’ye çıkan birleşmeden kaynaklı değerleme artışı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1cd23be00-1791958226.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SÜRAT Mİ, YAVAŞLIK MI?</strong></p>
<p>Sürat; ilk hareket avantajı, fırsat, sermaye devri, krizden kaçış, dinamizm. Analiz eksikliği, işlem maliyeti, stres, büyük resmi kaçırma, hata riski. Yavaşlık; bilinçli karar, rahatlık, bileşik getiri, düşük maliyet, makro uyum. Fırsat kaçırma, hantallık, erimesi, durağanlık, sermaye kilitlenmesi.</p>
<p><strong>OSB’deki otel ihalesi kesinleşti. Satın almak üzere yönetimle anlaşma imzalandı</strong></p>
<p>Z GMYO’nun imzaladığı ASO otel sözleşmesi şirkete ne sağlayacak? ● İlker Tepe</p>
<p>İlker; Ankara Sanayi Odası OSB’deki otel yapısının satış ihalesi kesinleşti. İhaleyi kazanan Z GMYO, 200 milyon TL’ye satın almak üzere OSB yönetimi ile sözleşmeyi imzaladı. Şirket bu adımla birlikte sanayi otelleri konseptinin ilk projesini hayata geçirecek. Tesiste uluslararası bir marka ile iş birliği yapılarak bölgenin kurumsal konaklama talebinin karşılanması hedefleniyor. Faaliyete geçişle birlikte Z GYO’nun portföyünde 1,5 milyar TL tutarında ilave değer artışı bekleniyor. Düzenli gelir beklenen girişimler, uzun vadeli büyüme amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Hem kendisi hem de bağlı ortaklığı Milsoft’un savunma sanayisi siparişleri artıyor</strong></p>
<p>Forte’nin savunma sanayisi kanalından büyümesi mümkün mü? ● Murat Alkaya</p>
<p>Murat; Forte’nin hem kendisi hem de %100 iştiraki Milsoft üzerinden savunma sanayisindeki etkinliğini artırdığı görülüyor. Gerek Havelsan gerekse ünvanını paylaşmadığı başka kamu kuruluşlarından siparişler alıyor. Paylaşılan açıklamalar siparişlerin ağırlıklı olarak kamu kurumlarından geldiğini işaret ediyor. Savunma sektörüne ait son iki sözleşmesinin toplamı 1,45 milyon dolar düzeyinde. Yılbaşından bu yana gerçekleşen toplam yeni iş bağlantıları yaklaşık 2,55 milyar TL’yi buldu. Tutar yıllık gelirin %89’una ulaşırken, geliri büyütüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TOT özel sektör borçlanma araçlarıyla son bir yılda yüzde 45 getiri sağladı</strong></p>
<p>TEB Portföy’ün idare ettiği Özel Sektör Borçlanma Araçları Fonu (TOT), faiz getirisinin sağladığı getiriden yararlanıyor. Fonun büyüklüğü mayıstan bu yana benzer seviyelerde duruyor. Ekimin ikinci haftasında 113,6 milyon TL toplam değeri ile önceki aya göre bir miktar yükseldi. Hazirandan bu yana değişen miktarlarda para çıkışının yaşandığı fona, ekimde 1,44 milyon TL nakit girişi gözlendi. Yatırımcı sayısı yatay bir görüntü sergiliyor. Sayı şimdilerde 623 kişi düzeyinde. Stratejisi, varlıklarını ağırlıklı olarak özel sektör borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %57,03’ü finansman bonosu ve %11,06’sı mevduattan oluşuyor. Volatiliteden kaçınıp istikrarlı kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %44,89 getiri sağlayan TOT, borsanın %13,34 çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Akbank, piyasadan %38,96 bileşik faizle 173,8 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Akbank, 12.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 173.751.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %40, bileşik faizi ise %38,96 olarak belirlendi. 420 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %46,03 düzeyinde. Tahvilin vade başlangıç tarihi 12.10.2026, itfa tarihi 06.12.2027 olarak açıklandı. 12 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,89 seviyesinde bulunuyor. Akbank’ın verdiği %40 basit faiz oranı, TLREF’in 3,11 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSAKBKA2716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1cac286a7-1791958188.png" alt="" width="956" height="247" /><strong>KARSU TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Sat-kirala-geri al yöntemiyle devrettiği yeri, taksitleri tamamlayıp geri aldı</strong></p>
<p>Karsu Tekstil, 2023 yılında nakit yaratmak amacıyla Ziraat Katılım Bankasına sat-kirala-geri al yöntemiyle devrettiği Mecidiyeköy’deki irtibat bürosunu yeniden mülkiyetine geçirdi. Borç geri ödemesinin tamamlanması nedeniyle 41 milyon TL defter değeriyle adına tescil edilen 354 metrekarelik taşınmaz, Karsu’nun aktiflerine geçti. Finansman modelinin sorunsuz tamamlayarak varlığı geri alması, şirketin yükümlülüklerini yerine getirdiğini gösteriyor. Karsu Tekstil, altı aylıkta gelirini %2 düşürüp 1,16 milyar TL’ye geriletti. Dönem sonunda 110 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>AYES ÇELİK</strong></p>
<p><strong>Bahçelievler’de yeni genel merkez binasının inşası için müteahhit ile anlaştı</strong></p>
<p>Ayes Çelik, idari faaliyetleri tek çatı altında toplamak ve kurumsal yapısını güçlendirmek amacıyla İstanbul Bahçelievler’deki arsası üzerinde yeni bir genel merkez binası inşa ediyor. Toplam 2.410 metrekare kapalı alana sahip olacak anahtar teslim projenin yapımı için üçüncü taraf bir müteahhit firma ile KDV hariç 89,1 milyon TL üzerinden anlaşmaya varıldığı belirtildi. Özkaynaklarıyla finanse edeceğini belirttiği yatırımın 15 ay içerisinde tamamlanması planlanıyor. Binanın bitirilmesi, operasyonel süreçlerin merkezi olarak yönetilmesine esneklik kazandıracak.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ</strong></p>
<p><strong>ABD pazarına doğrudan giriş yapabilmek için Delaware eyaletinde şirket kurdu</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, global büyüme ve yurtdışı pazar payını artırma hedefi doğrultusunda ABD pazarına odaklandı. Şirket, doğrudan güneş paneli ve fotovoltaik bileşen satışı yapmak üzere Delaware eyaletinde 100 bin dolar sermayeli Kalyon Solar Technologies ünvanlı şirketi kurarak tescil işlemini tamamladı. Hisselerinin %51’ine Kalyon Güneş’in sahip olduğu yeni girişim, yerel üretim zorunlulukları veya ABD pazarındaki ticaret engelleri aşmayı kolaylaştıracak. Yurt dışında gerçekleştirilen genişleme firmanın ciro potansiyelini yükseltmesine imkan verecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Datagate hazirandan bu yana gerilerken, bir aydır taban oluşturmaya çalışıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1c8f78a4c-1791958159.png" alt="" width="295" height="239" />Datagate Bilgisayar’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %6,14 ile toplamda 75,5 bin lot artarak 1,31 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 13’ten 14’e yükseldi. ICZ 45 bin lot ile en fazla alımı yaparken, PPH 3,5 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Şimdilerde Ak Portföy’ün ICZ fonunun yanı sıra iş Portföy’ün TTE fonunun ilgisi öne çıkıyor. Pardus Portföy’ün PPH fonunun satış sonrası elinde 10 bin lot kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilbasina-gore-tepede-duruyor-bir-ayda-ise-yuzde-85-geriledi-89656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılbaşına göre tepede duruyor bir ayda ise yüzde 85 geriledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/13-yargi-paketi-meclise-gelecek-89654</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> 13. Yargı Paketi Meclise gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı ile AK Parti’nin üzerinde çalıştığı 13.Yargı Paketi’nde sona gelindi. Süresiz nafaka, boşanmaların kısa sürede sonuçlanması, mal paylaşımı, sosyal medya gibi başlıkları içeren düzenleme önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek.</p>
<p>AK Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre; 25-30 maddeden oluşması beklenen ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen yargı paketinde son rötuşlar yapılıyor. Pek çok düzenlemenin yer alacağı pakette Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli konularda iptal ettiği düzenlemelerinde yer alacağı kaydedildi.</p>
<p>Planlanan düzenlemeler şöyle: </p>
<p>■ Kira ve tahliye davaları Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının 1,5 yılda tamamlanması hedefleniyor. </p>
<p>■ Aile hukuku davalarının adli tatilde de görülebilmesine imkan getirilecek. </p>
<p>■ Yargılanmalar hızlandırılacak Makul sürede yargılanma hakkının daha etkin şekilde güvence altına alınması hedefleniyor. Bazı durumlarda zaman aşımı sürelerinin de kısaltılması tartışılıyor. </p>
<p>■ Sosyal medyaya e-Devlet üzerinden ve kimlikle giriş düzenlemesi getiriliyor. Kimlik doğrulama yöntemi ve anahtar modeline ilişkin düzenlemede; sosyal medyanın gerçek kimlikle kullanılmasını sağlayacak bir doğrulama sistemine geçilmesi öngörülüyor. Düzenlemeyle sosyal medya platformları üzerinden yasa dışı bahis, uyuşturucu ve fuhuş gibi suçların işlenmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>
<p>■ Süresiz nafaka kaldırılacak mı? Nafakada yeni dönemin başlayacağı düzenlemede nafaka ödemeleri eşlerin evli kaldığı sürelere göre ayarlanacak. Buna göre; 10 yıla kadar evliliklerde 5 yıl, 10 yılın üstündekilerde yarısı kadar nafaka ödenecek. Evlilik süresi 6 ay veya 1 yıl olsa dahi kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Daha uzun süren evliliklerde ise nafaka süresinin, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı esas alınarak belirlenmesi planlanıyor. Boşanmalarda eşlerin gelir durumu göz önünde tutularak, eşin maddi durumu dikkate alınacak. Bu durumda hakime yetki verilecek. </p>
<p>■ Uzun süren boşanma davaları Uzun süren çekişmeli boşanma davalarının kısa sürmesi için de düzenleme yapıldı. Buna göre; mal paylaşımından kaynaklanan davalarda 10 yıl olan zaman aşımının 5 yıla indirilmesi öngörülüyor. Mal paylaşımı boşanmaları geciktirdiği gerekçesiyle önce ayrılık gerçekleşecek ve sonra eşler arasında mal paylaşımı yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/13-yargi-paketi-meclise-gelecek-89654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/hukuk-yargi-1747118401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresiz nafaka, boşanmaların kısa sürede sonuçlanması, mal paylaşımı, sosyal medya gibi başlıkları içeren 13.Yargı Paketi&#039;nin ekim ayı içinde Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-firtinaya-tutuldu-89653</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim fırtınaya tutuldu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektöründe artan maliyetler, gerileyen üretim ve finansman giderlerinin işletmeler üzerindeki baskısı, 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nın gündeminde öne çıktı. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanı Toygar Narbay, sektörün son üç yıldır ağır koşullarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Biz bunu son 3 yıldır hissediyoruz. Çok büyük bir fırtına içinde kaldık 3 yıldır” dedi. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından bu yıl 19’uncusu düzenlenen İstanbul Hazır Giyim Konferansı, “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla gerçekleştirildi. TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren’in açılış konuşmasıyla başlayan konferansta, TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay ile TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, sektörün mevcut durumunu ve çıkış yollarını ele aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1503920fd-1791956227.png" alt="" width="683" height="613" /></p>
<h2>Ücret 11, enflasyon 9 kat arttı </h2>
<p>Konferansta konuşan TGSD Başkanı Narbay, faaliyet karının baskı altında olduğunu, finansman giderlerinin de işletmelerin kazançlarını erittiğini anlattı. Narbay, bu giderlerin faaliyet kârını tekstilde yüzde 130, hazır giyimde yüzde 86 oranında aşındırdığını söyledi. Narbay, değerlendirdiği dönemde ücretlerin 11,3 kat, enflasyonun 9 kat arttığını belirterek, “Bunun normalde refah yaratmasını bekleriz ama göremiyoruz. Finansman maliyetleri 3,7 kat, kur 6,5 kat arttı. Maliyet endeksi 115’ten 86’ya geldi. Biz de bunu yüzde 30 dolar bazlı bir maliyet artışıyla karşıladık. Bu da işletmelerin kârlılığını, sermayesini önemli ölçüde etkiledi” diye konuştu. Bir şirketin sermayesini koruyabilmesi için yüzde 13,5 EBITDA marjıyla çalışması gerektiğini belirten Narbay, rakiplerde bu oranın yüzde 3,6 olduğunu ifade etti. Narbay, bu fark nedeniyle Türkiye’deki işletmelerin rakiplerinin yaklaşık 10 puan gerisinde güne başladığını dile getirdi.</p>
<h2>Hacim korunmalı, değer artırılmalı </h2>
<p>Mal ihracatının Türkiye ekonomisinden daha yavaş büyüdüğünü anlatan Narbay, ihracat tutarındaki artışın her zaman üretim miktarındaki büyümeyi yansıtmadığına dikkat çekti. Sektörde 2022-2025 arasında satış fiyatlarının yüzde 13 arttığını, buna karşılık üretim miktarının yüzde 21 azaldığını belirten Narbay, karlılığın tekstilde yüzde eksi 0,6, hazır giyimde ise yüzde 2,3 seviyesinde kaldığını söyledi. İki sektör birlikte değerlendirildiğinde kârlılığın sıfıra yakın olduğuna işaret etti. Katma değer artışının üretim hacmindeki kayıpla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Narbay, “Değeri hacmi küçülterek artırdığınızda ölçek ekonomisinden koptuğunuz için sektör açısından olumlu bir sonuç ortaya çıkmıyor. Çıkışın başka bir yerde olduğunu düşünüyorum. Hem hacim korunmalı hem de değer artırılmalı ki kârlılık artsın ve işletmeler bunu dönüşüme harcayabilsin” dedi.</p>
<h2>Son çeyrek çok daha zorlu olacak </h2>
<p>Konferansta sektörün mevcut durumunu ve çıkış yollarını Narbay ile birlikte değerlendiren TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, son yıllardaki değişimlerin Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlık ve erişim avantajını aşındırmaya başladığını söyledi. Made in Europe yaklaşımının yanı sıra yaklaşmakta olan Hindistan ile serbest ticaret anlaşmasının da Türkiye açısından tehdit oluşturabileceğine dikkat çeken Altınsaç, uzun vadeli planlama ihtiyacını vurguladı. Türkiye’nin 2-3 yıllık planlar yerine kamu-özel sektör iş birliğini içeren 20-30 yıllık planlar yapması gerektiğini belirten Altınsaç, Çin ve Hindistan’ın bu yaklaşımla hareket ettiğini, kamunun da bu konuda rehberlik etmesi gerektiğini ifade etti. Tekstil ve hazır giyimde 350 bin kişinin üzerinde istihdam kaybı yaşandığını söyleyen Altınsaç, benzer gelişmelerin sanayinin pek çok alanında görüldüğünü aktardı.</p>
<h2>Kurda radikal değişiklik yok </h2>
<p>Beceri uyumsuzluğu sorununun yaşandığını belirten Altınsaç, önümüzdeki dönemde mavi yakalı istihdamın refah artışına katkısının değişebileceğini ve farklı bir yapıya evrilebileceğini dile getirdi. Sanayicilerin sıklıkla gündeme getirdiği kur beklentilerine de değinen Altınsaç, Merkez Bankası’nın kur politikasında radikal bir değişim beklemediğini söyledi. Önümüzdeki iki yılda seçim iklimi ve ücret düzeltmeleri nedeniyle işçilik maliyetleri açısından sanayiciyi rahatlatacak bir tablonun oluşmayacağını öngören Altınsaç, finansman maliyetlerinde ise rahatlama beklediğini belirtti. Merkez Bankası’nın kademeli faiz indirimlerine başlayacağını öngören Altınsaç, 2027’nin finansman maliyetleri açısından bu yıla göre daha rahat geçebileceğini ifade etti. Özellikle yılın son çeyreğinin zorlu geçebileceği uyarısında bulunan Altınsaç, şirketlere önümüzdeki 6-7 ay boyunca likit kalmaya özen göstermelerini tavsiye etti.</p>
<h2>Bilgiyi üretime taşıma hızı önemli </h2>
<p>Konferansın açılış konuşmasını yapan TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, Türkiye markasını güçlendirmek için iş dünyası, akademi, kamu ve sivil toplumun ortak strateji geliştirmesi gerektiğini söyledi. Türk şeflerin, bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların uluslararası başarılarının yeni kapılar açtığını belirten Özüren, Türkiye’de üretilen giysilerin de tasarım ve kalitesiyle ülkenin itibarına katkı sağladığını vurguladı. Türkiye’nin ham maddeden nihai ürüne uzanan üretim yetkinliğine, Avrupa’ya yakınlığına ve esnek üretim kabiliyetine dikkat çeken Özüren, “Bilgiyi üretime taşıma hızımız, rekabet gücümüzü belirleyecek” dedi. Üniversitelerin araştırma gücüyle işletmelerin deneyiminin daha sık buluşturulmasını isteyen Özüren, tasarım, teknoloji ve markalaşmayla yaratılan değerden alınan payın büyütülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türk hazır giyimine inovasyon çağrısı</span></h2>
<p>McKinsey Hazır Giyim, Lüks Moda Sektörü Küresel Lideri Gemma D’Aura, Türkiye’nin küresel rekabette pamuk, ürün geliştirme ve hızlı üretim gücünü öne çıkarması gerektiğini söyledi. Markaların fi yatın yanı sıra hız, esneklik ve dayanıklı tedarik zincirleri aradığını belirten D’Aura, doğal elyafa yönelişin Türk üreticiler için fırsat yarattığını ifade etti. Özellikle spor giyimde pamuk ve yün kullanımının gelişeceğine dikkat çeken D’Aura, üç boyutlu tasarımın numune süreçlerini dört ila altı hafta kısaltabileceğini aktardı. Küçük partilerle üretim ve hızlı teslimatın markaların stok yükünü azaltacağını belirten D’Aura, inovasyona ve şeffaf maliyet hesaplamasına yatırım çağrısı yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-firtinaya-tutuldu-89653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, dolar bazında maliyetlerin %30 arttığını belirtirken &quot;3 yıldır çok büyük bir fırtına içinde kaldık&quot; ifadelerini kullandı. TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, yılın son çeyreğinin daha zorlu geçebileceğini kaydederken, şirketlere 6-7 ay boyunca nakit akışını koruma çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-cumhurbaskani-erdogan-masasinin-ustundeki-listeyi-bir-an-once-aciklamali-89652</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel: Cumhurbaşkanı Erdoğan, masasının üstündeki listeyi bir an önce açıklamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Grup toplantısında konuşan muhalefet liderlerinin gündeminde yatırım fonları ile ilgili gelişmeler vardı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bu kez grup kürsüsünden yaptı çağrısını. "Eline belge gelen, bilgisi olan koyacaksınız ortaya. Kaya gibi arkanızdayız. Doğru mu, yanlış mı onlar söyleyecek. Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar, görelim. Kendileri açıklasın haramzadeler" dedi. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan, “masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır” diyen Özgür Özel, “Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. 455 bin yatırımcıyı mağdur ettiler. 2 milyon kişi mağdur. Ancak daha kötüsü borsa mağdurları var kimsenin sesini duymadığı. Bu işten etkilenen kişi sayısı 5 milyonu, etkilenen ailelerle birlikte 10-15 milyonu bulan neredeyse Türkiye’deki her beş aileden birini vurmuş olan bir durumla karşı karşıyayız” dedi. Fon listesinde kimler olduğunu da söyleyen Özel, “Fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, Cumhurbaşkanı başdanışmanı var, İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes AK Partili” iddiasında bulundu.</p>
<p><strong>"Türk askerini Yemen’e göndermek İsrail ve Amerika’nın çıkarınadır" </strong></p>
<p>Özgür Özel, Türk askerinin Yemene gönderilmesine ilişkin tartışmalara da değinirken şöyle dedi: Türk askerini Yemen’e göndermek Trump’ın planıdır, İsrail ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmektir. Kimse Meclis’e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, anayasanın 90 ve 92’nci maddelerini, yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ile yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEM’den “İçeriden bilgi alınmadan bu vurgun yapılmaz" iddiası</strong></span></p>
<p>DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları, fon yatırımları ile ilgili “Bu vurgunun içeriden bilgi alınmadan gerçekleşmesi mümkün değil” iddiasında bulundu. </p>
<p>Hatimoğulları, 450 bini aşkın yurttaşı etkileyen fon vurguna ilişkin iktidara seslendi. Risklerin önceden bilinmesine rağmen önlem alınmadığını belirten Hatimoğulları, “Bu büyüklükte bir vurgunun içeriden bilgi alınmadan ve bazı faaliyetlere göz yumulmadan gerçekleşmesi mümkün değil” dedi. Krizin siyasi sorumluluğunun iktidara ait olduğunu söyleyen Hatimoğulları, fon şirketlerinin sahipleri ile iktidar yetkilileri arasındaki olası ilişkilerin araştırılmasını istedi.</p>
<p>Konuşmasında Türkiye'nin Mekke ittifakı kapsamında müttefiki olduğu Suudi Arabistan'ın, Yemen'in büyük çoğunluğunu kontrol eden Ensarullah hareketine (Husiler) yönelik saldırılara değinerek başlayan Hatimoğulları “Türkiye kendi içinde bir barış süreci yürütüyor ama başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları sürüp gidiyor. Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmalı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-cumhurbaskani-erdogan-masasinin-ustundeki-listeyi-bir-an-once-aciklamali-89652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/ozgur-ozel-1791351232.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel: Cumhurbaşkanı Erdoğan, masasının üstündeki listeyi bir an önce açıklamalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kinetik-otorite-kamu-katilim-bankalarini-varlik-fonuna-eklemledi-89651</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kinetik otorite kamu katılım bankalarını Varlık Fonu’na eklemledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Katılım Bankası ve Halk Katılım Bankası paylarının devrine ilişkin sözleşmeler imzalanmış; gerekli yasal ve düzenleyici süreçlerin ardından devirlerin yılsonuna kadar tamamlanması hedeflenmiştir. Tamamlanmış bir işlemin sonuçlarından çok, şekillenmekte olan finansal mimarinin imkânlarını ve risklerini değerlendirme ve meşruiyeti çerçeveleme meselesi gündeme gelmiştir.</p>
<p>Türkiye'de kamu sermayeli katılım finans kurumlarının Türkiye Varlık Fonu çatısı altında toplanmasına yönelik süreç, bu açıdan önemlidir. Gücün finansallaşması nedeniyle meşruiyet sorgusunu dile getirmek ihtiyacı doğdu.</p>
<p>Modern devletlerin gücü artık yalnızca silahlı kuvvetleriyle değil, sermayeyi seferber etme, stratejik sektörleri finanse etme ve kriz anlarında ekonomik kaynakları yönlendirme kapasitesiyle de ölçülmektedir.</p>
<p>Bu yazıda <strong>kinetik otorite</strong> kavramını, devletin mali ve kurumsal kaynaklarını stratejik amaçlarla harekete geçirme kapasitesinin siyasal otoriteyle kesiştiği alanı açıklamak için kullanıyorum. Kavram, yerleşik bir terimin aktarımından ziyade, finansal kapasite ile kamusal meşruiyet arasındaki ilişkiyi inceleyen analitik bir çerçevedir.</p>
<p>Merkezileşme, ortak strateji geliştirilmesi, ölçek ekonomilerinden yararlanılması, kaynak tahsisinin koordinasyonu ve uluslararası rekabet kapasitesinin artırılması bakımından avantaj sağlayabilir. Kamu bankalarının kriz anlarında hızlı finansman sunabilmesi ekonomik istikrarı destekleyebilir; ortak fonlama stratejileri kaynak maliyetlerini azaltabilir ve sukuk ihraçlarında piyasa görünürlüğünü artırabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, likidite ve risk yönetiminin aynı merkezde yoğunlaşması, sorunların daha geniş bir finansal etki alanına yayılması ihtimalini de doğurabilir. Bunlar merkezileşmenin kaçınılmaz sonuçları değil, kurumsal tasarım ve denetim yoluyla sınanması gereken olasılıklardır. <strong>Asıl mesele, finansal kapasite merkezileşirken hesap verebilirliğin de aynı ölçüde güçlendirilip güçlendirilmediğidir.</strong></p>
<p>Max Weber'in meşru egemenlik yaklaşımı, yönetme yetkisinin yalnızca fiilî güçle değil, bu yetkinin meşru kabul edilmesini sağlayan normatif dayanaklarla da ilişkili olduğunu gösterir.</p>
<p>Hannah Arendt'in iktidar, otorite ve şiddet arasında yaptığı ayrım ise güç kullanma kapasitesinin otoriteyle özdeşleştirilemeyeceğini hatırlatır. Bu düşüncelerden hareketle finansal yönetişim bakımından şu sonuca ulaşılabilir: Devletin kaynakları hızla harekete geçirebilmesi, bunların hangi amaçlarla, hangi usullerle ve kimin adına kullanıldığının sorgulanması gereğini ortadan kaldırmaz. Kapasite, meşruiyetin yerine geçmez; meşruiyet, kapasitenin kullanım biçimiyle de ilgilidir.</p>
<p>Egemen varlık fonlarının farklı ülkelerdeki mülkiyet, yönetim kurulu, yatırım özerkliği, risk raporlaması ve kamuyu bilgilendirme uygulamalarının karşılaştırılması, finansal kapasite ile hesap verebilirlik arasındaki dengenin farklı kurumsal modellerle kurulabildiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu örneklerden hareketle tek bir modelin üstünlüğünü varsaymak yerine, her modelin denetim araçlarını, hukuki güvencelerini ve hesap verebilirlik sınırlarını kendi bağlamında değerlendirmek gerekir. Türkiye açısından belirleyici soru, merkezileşmenin kendisinden çok, bu yapının hangi güvencelerle işletileceğidir.</p>
<p>Bu nedenle kamu sermayeli finans kuruluşları ile kamu varlıklarını yöneten fonlar için, mevcut yükümlülükleri tamamlayan <strong>kamusal finansal hesap verebilirlik standardı</strong> oluşturulması değerlendirilmelidir. Standart; sahiplik ve yönetim yapısının açıklanmasını, önemli stratejik kararların gerekçelendirilmesini, kamu kaynaklarıyla üstlenilen risklerin toplulaştırılmış raporlanmasını, ilişkili taraf işlemlerinin izlenebilirliğini ve bağımsız denetim bulgularının uygun ölçüde kamuya açıklanmasını kapsamalıdır.</p>
<p>TBMM'nin ilgili komisyonlarına düzenli raporlama ve bulguların takibi de değerlendirilmelidir. Ticari sırlar, kişisel veriler ve finansal istikrarın gerektirdiği gizlilik ise gerekçeli, ölçülü ve denetlenebilir istisnalarla korunmalıdır.</p>
<p>Böyle bir düzenlemeden önce mevcut mevzuat, denetim yetkileri ve raporlama yükümlülükleri haritalanmalı; mükerrerlik yaratmadan gerçek boşluklar belirlenmelidir. Düzenlemenin kapsamı, sorumlu kurumları, denetim usulleri ve ihlal hâlindeki hukuki sonuçları açıkça tanımlanmalıdır.</p>
<p>Amaç her finansal kararı siyasallaştırmak değil, kamusal nitelik taşıyan gücün kullanımını ölçülebilir standartlara bağlamaktır.</p>
<p>Siyaset bilimi açısından mesele stratejik kapasite ile meşruiyetin ilişkisidir; bürokrasi açısından koordinasyon ve denetimin birlikte tasarlanmasıdır; hukuk açısından yetki, sorumluluk ve açıklık arasındaki bağdır; felsefe açısından ise gücün hangi koşullarda meşru sayılabileceğidir.</p>
<p><strong>Kinetik otoritenin başarısı, devletin kaynakları ne kadar hızlı harekete geçirebildiğiyle değil, bu kapasiteyi hukuka uygunluk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkili denetim çerçevesinde ne kadar sürdürülebilir kılabildiğiyle ölçülmelidir.</strong></p>
<p>Çünkü finansal güç devlete hareket kabiliyeti kazandırabilir; ancak bu gücün kalıcı kamusal meşruiyeti, büyüklüğünden değil, hukukla sınırlandırılmış ve hesap verebilir biçimde kullanılmasından doğar.</p>
<p>Gücün büyüklüğünü kapasite belirler.</p>
<p>Gücün değerini hukuk biçer.</p>
<p>Gücün meşruiyetini hesap verebilirlik tanımlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kinetik-otorite-kamu-katilim-bankalarini-varlik-fonuna-eklemledi-89651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kinetik otorite kamu katılım bankalarını Varlık Fonu’na eklemledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kefalet-taahhudu-bulunan-kira-sozlesmelerinin-damga-vergisi-89650</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kefalet taahhüdü bulunan kira sözleşmelerinin damga vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Kira sözleşmelerinde müteselsil kefalet bulunması durumunda damga vergisinin hangi tutar üzerinden hesaplanacağı konusunda Gelir İdaresi ile geçmişteki bazı yargı kararları arasında görüş ayrılığı yaşanıyor. Danıştayın 2025 tarihli kararı ise kefalet taahhüdü için daha yüksek vergi oranının uygulanması gerektiği yönündeki idari görüşle paralellik gösteriyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Düzenleme özeti</em></strong></p>
<p><em>Bir kâğıtta birden fazla akit ve işlem bulunması durumunda yapılacak damga vergisi uygulaması, Damga Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde yer alıyor.</em></p>
<p><em>Bu maddede yer alan düzenlemeye göre;</em></p>
<p><em>- Bir kâğıtta birbirinden tamamen ayrı birden fazla akit ve işlem varsa, bunların her birinden ayrı ayrı vergi alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir kâğıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı ve bir asıldan doğma oldukları takdirde vergi, en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir sözleşmedeki akit ve işlemlere asıl işlemin akitlerinden başka bir şahsın eklenen akit ve işlemi de ayrıca vergiye tabi, ancak bir kâğıt üzerinde birden fazla adi kefalet ve garanti taahhüdü bulunması hâlinde, ayrı ayrı olmak üzere bunlardan yalnızca birinden damga vergisi alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir sözleşmenin müeyyidesi mahiyetinde olan taahhütlerden, başlı başına bir sözleşmeye konu olmadıkça damga vergisi alınmıyor.</em></p>
<p><strong><em>Kira sözleşmesinde adi kefalet varsa damga vergisi hesabı</em></strong></p>
<p><em>Yukarıda özetlediğim düzenleme, adi kefalet işlemini, kiralama işleminden bağımsız akit ve işlem olarak görüyor. Uygulamada bildiğim kadarıyla, öteden beri bu şekilde düşünülerek yapılıyor.</em></p>
<p><em>Bu düzenleme gereği, bir kira sözleşmesinde ayrıca bir adi kefalet varsa, her ikisi için ayrı ayrı vergi hesaplanması ve toplam verginin ödenmesi gerekiyor. </em></p>
<p><em>Bu konuda yaşanmış bir görüş ayrılığı veya ihtilaf görmedim.</em></p>
<p><strong><em>Kira sözleşmesinde müteselsil kefalet varsa damga vergisi hesabı</em></strong></p>
<p><em>Bir sözleşmede yer alan müteselsil kefalete ilişkin hükmün, kiralama işlemine bağlı, bir asıldan doğma olduğu kabul ediliyor. Bu konuda bir duraksama yok. Ancak müteselsil kefalet içeren sözleşmenin damga vergisi hesabında farklı görüşler var.</em></p>
<p><strong><em>Gelir İdaresi’nin görüşü</em></strong></p>
<p><em>Gelir İdaresi, müteselsil kefalet içeren kira sözleşmesinin damga vergisinin, kira bedeline binde 1,89 oranının uygulanması sonucu bulunan tutar ile müteselsil kefalet içeren taahhüt için binde 9,48 oranıyla hesaplanan tutarın karşılaştırılması ve daha yüksek vergi alınmasını gerektiren taahhüt üzerinden vergi ödenmesi gerektiği görüşünde. Uygulamayı da bu şekilde yapıyor.</em></p>
<p><em>İdarenin bu görüşünü, 2016 yılında yayımlanan, Damga Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde yapılan değişiklikleri içeren 60 seri no.lu Tebliğde de açıkça görmek mümkün. </em></p>
<p><strong><em>Yargı kararları</em></strong></p>
<p><em>Yargı kararları, tespit edebildiğim kadarıyla farklı. </em></p>
<p><em>Danıştay Yedinci Dairesi’ne ait 2010 tarihli bir kararda, sözleşmede yer alan, kira ile aynı asıldan doğma olan cezai şart tutarı üzerinden, o tarihte yürürlükte bulunan oranlara göre, binde 7,5 oranında hesaplanan verginin binde 1,5’ini geçen kısmının iptaline karar veren Vergi Mahkemesi kararı onanmış. (07.01.2010 tarih ve E:2007/6003 K:2010/3 sayılı karar.) Yani Yedinci Daire, sözleşmede yer alan müteselsil kefalete ilişkin bedel üzerinden de kira sözleşmesine ilişkin oranın uygulanması gerektiği sonucuna varmış.</em></p>
<p><em>Kararda geçen cezai şart ifadesi yerine müteselsil kefalet ifadesini koyabiliriz. Her ikisi de kiralama işlemine bağlı ve bir asıldan doğma işlemler. Damga vergisi uygulaması açısından durum aynı.</em></p>
<p><em>Kararın oy çokluğuyla alındığını, iki üyenin karara katılmadığını ayrıca not düşmek isterim. Karara katılmayan üyelerin muhalefet şerhinde, kanunda yer alan “en yüksek vergi” ibaresinden, en yüksek vergi miktarına ulaşılabilmesi için gerekli matrah ve vergi oranının esas alınması gerektiği, bunun ise kira sözleşmesindeki en yüksek miktar olan cezai şart tutarına en yüksek oranın uygulanması suretiyle bulunacak vergi miktarı olduğu belirtiliyor. Dolaysıyla, sözleşmede yer alan yüksek tutarlı cezai şart matrahına binde 7,5 vergi oranı uygulanmak suretiyle yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı açıklanıyor.</em></p>
<p><em>Oldukça yeni tarihli, 2025 yılına ait bir Danıştay kararı, özetlediğim kararla aynı yönde değil. Bu karar Gelir İdaresi görüşü ile paralel. Kararda, kira sözleşmesine müteselsilen sorumlu kefillerin dahil edilmesinin söz konusu sözleşmenin hukuki niteliğini kefalet senedi olarak değiştirmeyeceği ve kefillerin imzasının sözleşmeden çıkarılması halinde de sözleşmenin hükümlerinin devam ettireceği gerekçeleriyle, <u>kiralayan adına</u> kefalet tutarı üzerinden binde 9,48 oranıyla hesaplanarak tarh olunan damga vergisinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, davayı kabul eden ve vergiyi kaldıran Vergi Mahkemesi kararını istinaf aşamasında hukuka uygun bularak istinaf istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararı yerinde bulunmuş. Ancak aynı sözleşmeyi <u>kiracı sıfatıyla imzalayanlar adına</u>, aynı sebeple tarh edilen vergiye karşı açılan davada, davacının borçlarını yapılandırmaları nedeniyle davadan feragat ettikleri dikkate alınarak, borcun yapılandırma üzerine ödenip ödenmediği, borcun sona erip ermediği hususları araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş. (Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 02.10.2025 tarih ve E:2024/2886 K:2025/3963 sayılı kararı.)</em></p>
<p><em>Somut olayda Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş ama Danıştay kararında açıkça, müteselsil kefalet bedeli üzerinden binde 9,48 oranıyla hesaplanan verginin kira bedeli üzerinden binde 1,89 oranıyla karşılaştırılması ve yüksek olan tutarın ödenmesi gerektiği açıkça belirlenmiş. </em></p>
<p><em>Danıştay kararının gerekçesinde, bir kağıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı bir asıldan doğma oldukları takdirde damga vergisinin, en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınacağının açıkça düzenlendiği, bu durumda sözkonusu kira sözleşmelerinin, üçüncü kişilerin kefalet şerhini de içermesi nedeniyle, en yüksek vergi oranını içeren kefalet sözleşmesine göre vergi alınması gerektiği, kefalet sözleşmesinin tarafı olan davacı adına kira vergisi oranında ödenen damga vergisi düşülmek suretiyle, kefalet akdine ilişkin damga vergisi oranı uygulanmak suretiyle eksik alındığı anlaşılan damga vergisinin ikmalen tarh edilmesi yerindedir deniyor.</em></p>
<p><em> </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kefalet-taahhudu-bulunan-kira-sozlesmelerinin-damga-vergisi-89650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kefalet taahhüdü bulunan kira sözleşmelerinin damga vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89649</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KÖYLÜ - </strong><strong>CFN Teknoloji Kurucusu</strong></p>
<p>Teknoloji dünyasında yaşanan hızlı dönüşüm, şirketlerin dijitalleşmeye bakışını da yeniden şekillendiriyor. Yazılım çözümlerinden veri yönetimine, otomasyondan yapay zeka destekli sistemlere kadar pek çok alanda kurumların ihtiyaçları değişirken, teknoloji artık yalnızca operasyonları destekleyen bir araç değil, doğrudan iş modellerini dönüştüren stratejik bir güç haline geliyor. Bugün yapay zekâyı yalnızca geleceğin teknolojisi olarak konuştuğumuz dönemi geride bıraktık. Artık kurumların günlük operasyonlarında, karar mekanizmalarında, müşteri deneyiminde ve çalışan verimliliğinde doğrudan karşılığı olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Asıl mesele yapay zekâyı kullanmak değil; onu doğru süreçte, doğru veriyle ve gerçek bir ihtiyaca cevap verecek şekilde konumlandırmak. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü; yapay zekayı ne kadar kullandıkları değil, iş süreçlerine ne kadar doğru entegre ettikleri belirleyecek.</p>
<p><strong>Kurumlara özel yapay zekâ dönemi</strong></p>
<p>Yazılım geliştirme alanındaki deneyimimizi, yapay zekâ teknolojileriyle birleştiriyoruz. CFN Teknoloji olarak, kurumların ihtiyaçlarına özel dijital çözümler geliştirirken, yapay zekâyı da çalışmalarımızın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Kurumların mevcut sistemlerini tamamen değiştirmek yerine, öncelikle iş süreçlerini anlamaya ve yapay zekânın nerelerde fayda sağlayabileceğini belirlemeye odaklanıyoruz. Her kurumun verisi, işleyişi ve ihtiyaçları birbirinden farklı… Bu nedenle, herkese aynı yapay zekâ çözümünü sunmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Önce kurumu ve süreçlerini tanıyoruz. Nerede zaman kaybediliyor, hangi işler tekrar tekrar yapılıyor, hangi veriler karar alma süreçlerinde yeterince değerlendirilemiyor, çalışanların iş yükü nerelerde artıyor? Bütün bunları analiz ediyoruz. Ardından teknoloji ve yapay zekâyı devreye alarak bu sorunlara çözüm üretmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>“İnsan ile teknolojinin birlikte çalıştığı modeller öne çıkacak”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı çalışanların yerini alacak bir teknoloji olarak değil, insanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayan bir çalışma arkadaşı olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, kurumlarda insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Bence yapay zekânın en önemli faydalarından birisi, insanların sürekli tekrarladığı işlerden kurtulup; analiz, yaratıcılık ve karar verme gibi daha fazla değer üreten alanlara zaman ayırabilmesidir. Biz geleceği, insanın olmadığı sistemlerde değil, insanın teknolojiyle birlikte çalışarak daha güçlü sonuçlar elde ettiği bir dünyada görüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye’nin, yazılım alanında yetişmiş insan kaynağı ve güçlü bir teknoloji ekosistemi var. Bu nedenle, yapay zekâ dönüşümünde, önemli bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. Burada önemli olan, yerli teknoloji şirketlerinin sadece mevcut teknolojileri kullanması değil, kendi yazılımlarını ve çözümlerini de geliştirebilmesidir. Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve bence bu dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Ülkemiz için burada önemli bir fırsat var. Kendi yazılımını ve teknolojisini geliştiren, kurumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretebilen şirketlerin, hem Türkiye’de, hem de dünya pazarlarında önemli bir yere sahip olacağına inanıyorum. CFN Teknoloji olarak bizler, bu dönüşümü sadece takip etmekle yetinmiyoruz. Teknoloji üretmenin, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmediğini düşünüyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, kurumların nasıl çalışacağını, hangi teknolojilere ihtiyaç duyacağını ve ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini bugünden öngörmek gerekiyor. Biz de, yazılım geliştirme deneyimimizi yapay zekâyla birleştirerek, kurumların geleceğin iş modellerine şimdiden hazırlanmasını sağlayacak çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasfiye-edilen-fonlarda-vergi-tevkifati-nasil-olacak-89647</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye edilen fonlarda vergi tevkifatı nasıl olacak?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17/09/2026 tarih ve 57/1706 ile 57/1707 sayılı kararları uyarınca 7 portföy yönetim şirketinin bünyesinde bulunan toplam 121 fonun tasfiyesine karar verilmiştir.</p>
<p>Söz konusu fonların tasfiyesi; fon portföyünde bulunan hisse senedi ve/veya diğer finansal varlıkların satılarak nakde çevrilmesi ve elde edilen nakdin yatırım fonu katılma belgesi sahiplerine orantılı şekilde dağıtılması suretiyle gerçekleşecektir.</p>
<p>Yatırım fonu ve benzeri finansal varlıklarda oluşan değer artış kazançları ancak yatırım fonu katılma belgelerinin satılması ve benzeri şekillerde elden çıkarılması halinde vergilendirilir. Dolayısıyla, fon satılmadığı ve başka şekillerde elden çıkarılmadığı müddetçe yatırım fonu değer artışı kazançlarına ilişkin vergi ödenmez.</p>
<p>193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar, kanunun geçici 67’nci maddesi kapsamında, ödemeyi yapan banka veya aracı kurum tarafından tevkifata tabi tutulur.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nca vergi oranlarına ilişkin olarak yapılan düzenleme uyarınca, değişken, karma, eurobond, dış borçlanma, yabancı, serbest fonlar ile unvanında “döviz” ifadesi geçen yatırım fonları %17,5 oranında gelir vergisine tabidir (09.07.2025 tarihinden itibaren alınan yatırım fonları için).</p>
<p>Yatırım fonlarının tasfiyesi halinde söz konusu vergilendirmenin nasıl olacağına ilişkin olarak gelir vergisi mevzuatına herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 67’nci maddesine göre katılma paylarının ilgili fona iadesinden elde edilen gelirler vergiye tabi olup, fonun tasfiyesi katılma payının fona iadesini gerektirmektedir. Ne var ki, söz konusu iade yatırımcının veya portföy yönetim şirketinin serbest iradesiyle değil, kamu otoritesinin tek taraflı kararıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle, fonun zorunlu tasfiyesi nedeniyle fonun elden çıkarılmasının kanunda zikredilen “fona iade” kavramını tam olarak ifade edip etmediği noktasında belirsizlik bulunmaktadır. </p>
<p>SPK kararıyla tasfiye edilen fonların önemli bir bölümü değişken fon veya serbest fon olarak gelir vergisine (%17,5 oranında) tabi bulunan fonlardır. Dolayısıyla, söz konusu fonların tasfiye edilmesi sonucunda yatırımcının hesabına geçen paranın fonun alış maliyetinin üstünde olması halinde ciddi bir vergi yükünün doğması anlamına gelmektedir. </p>
<p>Yatırım fonları uzun vadeli bir yatırım aracı olduğu için vergi planlaması açısından oldukça elverişli olan yatırım araçlarıdır. Bu bağlamda, değer artışına rağmen yatırım fonunun elden çıkarılmaması vergi idaresine ödenecek olan verginin aslında fonun bünyesinde kalarak tekrar yatırıma dönüşmesine imkân sağlamaktadır.</p>
<p>Fonların tasfiyesi dolayısıyla yatırım fonu katılma belgelerinin zorunlu olarak elden çıkarılması söz konusu vergi planlamasını ortadan kaldırdığı ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık oluşturduğu için yatırımcı açısından ciddi bir mağduriyetin oluşmasına sebebiyet verecektir. </p>
<p>Her ne kadar yatırım fonları riskli yatırım araçları arasında yer aldığı için yatırımcının basiretli davranma beklenir ise de devletin düzenleyici ve denetleyici otoritelerinin söz konusu görevlerini yeterince yerine getirmemesinin maliyetinin yatırımcıya yüklenmesi hakkaniyetli değildir. Zira yatırımcı söz konusu finansal varlıklara yatırım yaparken varlıkların parametlerine ilişkin risklere maruz olduğunun farkında olup, yatırımcının devletin düzenleyici ve denetleyici görevini tam anlamıyla yerine getirmeyeceğini hesaba katması beklenemez.</p>
<p>Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi dolayısıyla ortaya çıkacak başka bir sorun zarar mahsubuna ilişkin bulunmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre, aynı türden (sınıf) menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı alım satımından doğan zararlar aynı takvim yılı içinde tevkifat matrahından (aynı sınıftaki menkul kıymetlere ilişkin kazançlardan) mahsup edilir. Bu bağlamda, yatırım fonları değişken getirili kıymetler olarak bir sınıf, bono, tahvil vb. sabit getirili menkul kıymetler ise ayrı bir sınıf oluşturmaktadır. Dolayısıyla, yatırım fonunun tasfiyesinin bir yatırımcı açısından zararla sonuçlanması halinde söz konusu zararın başka bir sınıftaki menkul kıymetlerden elde edilen kârdan mahsup edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Aynı şekilde, yatırım fonunun tasfiyesinin içinde bulunulan takvim yılını aşması halinde söz konusu fona ilişkin zararın aynı menkul kıymet sınıfında bulunan yatırım fonundaki kârdan mahsup edilmesi yasal olarak mümkün değildir.</p>
<p>Son olarak, vergi mevzuatına göre, aynı menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracından değişik tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra bunların bir kısmının elden çıkarılması halinde, ilk giren ilk çıkar yöntemi kullanılmak suretiyle, tevkifat matrahının tespitinde dikkate alınacak alış bedeli belirlenir. Bu bağlamda, tasfiye dolayısıyla fon sahiplerine ilişkin ödemelerin tek seferde değil, kısım kısım yapılması halinde her kısmi ödemede maliyetin nasıl eşleştirileceği konusunda belirsizlik oluşacaktır.</p>
<p>Öte yandan, Kanunun 67’nci maddesi gereğince Cumhurbaşkanı bu maddede yer alan oranları her bir sermaye piyasası aracı, ihraç edenler, ihraç veya iktisap tarihi, hesap türü, hesap açılış tarihi, kazanç ve irat türü ile bunların vadesi, elde tutulma süresi ve bunları elde edenler itibarıyla, yatırım fonlarının katılma paylarının fona iade edilmesinden veya diğer şekillerde elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre, ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %40’a kadar artırmaya yetkilidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi nedeniyle yatırımcının vergi yüküyle karşı karşıya bırakılması vergi planlaması pratiğine ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden ciddi mağduriyetlerin ve hukuki ihtilafların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.</p>
<p>Söz konusu mağduriyet ve ihtilafların önüne geçilmesi açısından, yatırım fonlarının tasfiye şekline ilişkin olarak TBMM’de görüşülmekte olan kanun teklifine fonların tasfiyesinden kaynaklanan vergi ile düzenlemelerin de dahil edilmesi fayda bulunmaktadır.  Öte yandan, Cumhurbaşkanının Gelir Vergisi Kanunu’nun fonların elden çıkarılması şekline bağlı olarak vergi tevkifatı oranlarına ilişkin verdiği yetkiyi tasfiye edilen fonların sahipleri lehine kullanması da mümkün bulunmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasfiye-edilen-fonlarda-vergi-tevkifati-nasil-olacak-89647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye edilen fonlarda vergi tevkifatı nasıl olacak?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-devlet-degisen-sorumluluklar-89646</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitalleşen devlet, değişen sorumluluklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>E-tebligat dönemi, Türkiye'nin dijital kamu yönetimi yolculuğunda önemli bir aşamayı temsil ediyor. Daha hızlı iletişim, daha düşük işlem maliyetleri ve daha düzenli belge yönetimi, bu sistemin sunduğu başlıca avantajlar arasında yer alıyor. Ancak elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerin hukuki sonuçları, kullanıcıların daha dikkatli ve bilinçli davranmasını zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hayatın her alanına yayıldığı günümüzde kamu hizmetlerinin sunuluş biçimi de köklü bir değişimden geçiyor. Eskiden posta yoluyla gönderilen, günlerce ulaşması beklenen ve bazen muhatabına teslim edilemeyen resmî belgeler artık elektronik ortamda iletilebiliyor. E-tebligat sistemi, kamu kurumları ile vatandaşlar ve işletmeler arasındaki iletişimi hızlandırırken zaman, maliyet ve iş gücü açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak bu dönüşümün beraberinde getirdiği sorumlulukları da göz ardı etmemek gerekiyor. Çünkü elektronik ortamda gönderilen bir tebligat, yalnızca dijital bir mesaj değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar doğuran resmî bir bildirimdir.</p>
<p><strong>E-tebligat artık bir tercih değil, birçok kişi ve işletme için günlük hayatın önemli bir parçası.</strong> Vergi daireleri, mahkemeler, icra müdürlükleri ve diğer kamu kurumları tarafından kullanılan elektronik bildirim sistemleri, işlemlerin daha hızlı yürütülmesine katkı sağlıyor. Özellikle vergi mükellefleri, şirketler, mali müşavirler ve ticari işletmeler açısından bu sistem, iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Zaman ve maliyet tasarrufu</strong></p>
<p>Geleneksel tebligat yöntemlerinde evrakın hazırlanması, postaya verilmesi, dağıtılması ve teslim edilmesi belirli bir süre gerektiriyordu. Adres değişikliği, muhatabın bulunamaması veya teslimat sorunları da süreci uzatabiliyordu. Elektronik tebligat ise bu aşamaların önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor. Belgelerin elektronik ortamda iletilmesi, hem kamu kurumlarının operasyonel yükünü azaltıyor hem de kâğıt, baskı, posta ve arşivleme maliyetlerini düşürüyor.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında bu değişimin kamu maliyesine katkısı da önemlidir. Kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması, gereksiz bürokratik işlemlerin azaltılması ve kurumlar arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, dijital devlet anlayışının temel hedefleri arasında yer alıyor. İşletmeler açısından ise zaman kaybının azalması, işlemlerin daha hızlı takip edilmesi ve belgelerin elektronik ortamda saklanabilmesi önemli kolaylıklar sunuyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele, yalnızca tebligatın hızlı ulaşması değildir. Önemli olan, bildirimin muhatabı tarafından zamanında görülmesi ve gereğinin yerine getirilmesidir.</p>
<p><strong>Görülmeyen tebligatın ağır sonuçları olabilir</strong></p>
<p>E-tebligat sisteminin en dikkat edilmesi gereken yönü, hukuki sürelerle ilgilidir. Elektronik tebligatın hukuken yapılmış sayıldığı tarih ile kişinin bildirimi fiilen açıp okuduğu tarih aynı olmayabilir. Bu ayrım, vatandaşlar ve işletmeler açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye'de 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi kapsamındaki elektronik tebligatlarda, tebligat elektronik adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Muhatabın bildirimi daha önce açıp açmaması, kural olarak bu kanuni tarihi değiştirmez. Bununla birlikte, her elektronik bildirim aynı mevzuata ve aynı usule tabi değildir. Bu nedenle bildirimin hangi kurumdan geldiği ve hangi hukuki düzenlemeye dayandığı dikkatle incelenmelidir.</p>
<p>Örneğin bir vergi bildiriminin, ödeme emrinin veya dava evrakının gözden kaçırılması; itiraz, ödeme ya da başvuru sürelerinin kaçırılmasına yol açabilir. Böyle bir durumda kişi veya işletme, kendisini savunmak ya da hakkını aramak için sahip olduğu imkânları zamanında kullanamayabilir. Dolayısıyla e-tebligat hesabını kontrol etmemek, basit bir dikkatsizlik olmaktan çıkarak ciddi mali ve hukuki sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Benim değerlendirmeme göre dijitalleşmenin getirdiği kolaylıkların yanında, dijital sorumluluk bilincinin de aynı ölçüde geliştirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Küçük işletmeler ve vatandaşlar ne yapmalı?</strong></p>
<p>E-tebligatın etkin kullanımı yalnızca büyük şirketleri ilgilendiren bir konu değildir. Küçük işletmeler, esnaf, serbest meslek sahipleri ve bireysel mükellefler de elektronik bildirimleri düzenli biçimde takip etmelidir. Özellikle sınırlı personelle çalışan küçük işletmelerde resmî bildirimlerin gözden kaçması, telafisi güç sorunlar yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle öncelikle elektronik tebligat adreslerinin doğru ve güncel tutulması gerekiyor. Bildirimlerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi, mümkün olan durumlarda uyarı ve hatırlatma mekanizmalarının kullanılması, işletmelerde sorumlu bir kişinin belirlenmesi faydalı olacaktır. Mali müşavirlerle iş birliği yapılması da vergiyle ilgili bildirimlerin zamanında değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak sorumluluğun yalnızca mali müşavire bırakılması doğru değildir; mükellefin de kendi yükümlülüklerini takip etmesi gerekir.</p>
<p>Vatandaşların ise e-Devlet, UETS ve ilgili kurumların resmî kanalları arasındaki farkları öğrenmesi önem taşıyor. Her elektronik bildirim aynı platformdan gelmeyebilir. Bu nedenle kişisel bilgilerin korunması, sahte bağlantılara karşı dikkatli olunması ve bildirimlerin yalnızca resmî kanallar üzerinden kontrol edilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Dijitalleşmede güvenlik ve erişilebilirlik</strong></p>
<p>E-tebligat sistemlerinin başarısı, yalnızca teknik altyapının güçlü olmasına bağlı değildir. Siber güvenlik, kişisel verilerin korunması, sistemlerin kesintisiz çalışması ve kullanıcıların dijital hizmetlere erişebilmesi de en az hız kadar önemlidir.</p>
<p>Özellikle ileri yaştaki vatandaşların ve dijital okuryazarlığı sınırlı kişilerin bu sistemlere uyum sağlaması için bilgilendirme çalışmalarının artırılması gerekir. Kamu kurumları, vatandaşlara yalnızca elektronik bildirim göndermekle yetinmemeli; bu bildirimlerin nasıl kontrol edileceğini ve hangi durumlarda hukuki destek alınması gerektiğini de açık biçimde anlatmalıdır. Ayrıca teknik aksaklıklar, erişim sorunları ve yanlış yönlendirmeler karşısında etkili destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Dijitalleşme, vatandaşın haklarını kullanmasını kolaylaştırmalı; bilgi eksikliği nedeniyle hak kaybına uğramasına neden olmamalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Dijital kolaylık, bilinçli kullanım gerektiriyor</strong></p>
<p>E-tebligat dönemi, Türkiye'nin dijital kamu yönetimi yolculuğunda önemli bir aşamayı temsil ediyor. Daha hızlı iletişim, daha düşük işlem maliyetleri ve daha düzenli belge yönetimi, bu sistemin sunduğu başlıca avantajlar arasında yer alıyor. Ancak elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerin hukuki sonuçları, kullanıcıların daha dikkatli ve bilinçli davranmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde kamu hizmetlerinin daha fazla dijitalleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu süreçte vatandaşların ve işletmelerin dijital okuryazarlığını geliştirmek, güvenli erişimi yaygınlaştırmak ve hukuki haklar konusunda farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki teknoloji, işleri kolaylaştıran güçlü bir araçtır; fakat bu aracın sağladığı imkânlardan yararlanabilmek için doğru bilgiye ve düzenli takibe ihtiyaç vardır. E-tebligat kutusunu kontrol etmek birkaç dakikalık bir işlem olabilir. Ancak bu birkaç dakika, bazen ciddi bir mali yükümlülüğün zamanında yerine getirilmesini, bir itiraz hakkının korunmasını veya uzun sürecek bir hukuki sorunun önlenmesini sağlayabilir.</p>
<p>Dijital devletin başarısı, yalnızca kurumların teknolojik kapasitesiyle değil, vatandaşların bu dönüşüme ne kadar hazır olduğu ve haklarını ne ölçüde koruyabildiğiyle ölçülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-devlet-degisen-sorumluluklar-89646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijitalleşen devlet, değişen sorumluluklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musterideki-alacakla-vergi-borcu-odenebilir-mi-89645</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müşterideki alacakla vergi borcu ödenebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Müşterilerinden tahsilat yapamadığı için vergi borcunu ödeyemeyen işletmeler, üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczedilmesini talep ederek bu tutarların kamu borçlarına aktarılmasını sağlayabiliyor. Ancak başvuru tek başına borcu düşürmüyor; vergi borcu, tahsilat gerçekleşene kadar gecikme zammıyla büyümeye devam ediyor.<em> </em></strong></p>
<p>İşletmelerin vergi borçlarını zamanında ödeyememesinin nedenlerinden biri, yaptıkları satışların bedelini tahsil edememeleridir. Mal teslim edilmiş veya hizmet tamamlanmış, fatura düzenlenmiş ve ödeme vadesi gelmiş olmasına rağmen para müşteride kalır. İşletme, alacağının tahsilini beklerken vergi borcunun vadesi geçer ve bu borca gecikme zammı eklenmeye başlar. Bilançoda alacak bulunması, ödeme günü geldiğinde ihtiyaç duyulan nakdin de hazır olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Böyle bir durumda işletmenin değerlendirebileceği yollardan biri, müşterisinden olan alacağını vergi dairesine bildirerek bu alacağa haciz uygulanmasını talep etmektir. Vergi dairesinin müşteriden tahsil edeceği tutar, işletmenin kamu borcunun ödenmesinde kullanılır. Uzun süredir mevzuatta bulunan bu yöntem, tahsilat sorunu yaşayan ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmelerin ödeme planlarında dikkate alınabilir.</p>
<p><strong>Uygulamanın dayanağı ve şartları</strong></p>
<p>Yöntemin hukuki dayanağını, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 62 ve 79. maddeleri oluşturur. Kanunun 62. maddesi, kamu borçlusunun malları yanında alacak ve haklarının da borcu karşılayacak miktarda haczedilebilmesine imkân verirken, 79. maddesi üçüncü kişilerde bulunan alacakların haczine ilişkin usulü düzenler.</p>
<p>Bu yazıda ele aldığımız uygulamada, işletmenin kesinleşmiş, vadesi geçmiş ve ödenmemiş bir kamu borcu bulunmalıdır. İşletme, müşterisinden olan alacağını bu borcun tahsilinde kullanılmak üzere bildirir. Vergi borcu bulunmayan bir işletmenin, yalnızca müşterisinden para alamadığı için vergi dairesinden özel alacağının tahsilini istemesi bu yöntemin konusu değildir. Çünkü vergi dairesi, işletmenin ticari alacağını takip etmek için değil, kendi kamu alacağını tahsil etmek için işlem yapar.</p>
<p>İşletmenin müşterisinden olan alacağı da malvarlığının bir parçası olduğundan, kamu borcunun tahsili amacıyla bu alacağa yönelinmesi mümkündür. İşletme, alacağın kaynağını, tutarını ve vadesini gösteren belgelerle bağlı olduğu vergi dairesine başvurabilir. Tahsil dairesi, kamu borcunun takip durumunu ve bildirilen alacağı değerlendirerek haciz işlemlerini yürütür. Başvurunun yapılmış olması, talebin otomatik olarak yerine getirileceği veya vergi borcunun ödenmiş sayılacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Müşterinin ödeme yapacağı yer değişir</strong></p>
<p>Vergi dairesi tarafından düzenlenen haciz bildirisi müşteriye tebliğ edildiğinde, haczedilen alacak için ödemenin işletmeye değil, ilgili tahsil dairesine yapılması gerekir. Müşterinin vergi dairesine yaptığı ödeme, aynı tutarda işletmeye olan borcunun karşılanmasını sağlar; tahsil edilen para da işletmenin kamu borcuna işlenir.</p>
<p>Burada devlet, işletmenin alacağını satın almadığı gibi tahsil edilemeyen faturanın bedelini de üstlenmez. İşlem, işletmenin malvarlığında bulunan bir alacağın haczedilerek tahsil edilmesinden ibarettir. Bu nedenle uygulamayı, ticari alacağın vergi borcundan doğrudan düşülmesi şeklinde anlamamak gerekir. Vergi borcunu azaltan, alacağın bildirilmesi veya haczedilmesi değil, müşteriden fiilen yapılan tahsilattır.</p>
<p><strong>Başvuru ile tahsilat arasındaki süre de hesaba katılmalı</strong></p>
<p>Bir işletmenin başvuru tarihinde vergi dairesine toplam 1 milyon lira borcu ve müşterisinden vadesi geçmiş 600 bin lira alacağı bulunduğunu düşünelim. Vergi dairesi bu alacağa haciz uygular ve müşteri 600 bin lirayı tahsil dairesine öderse, yapılan ödeme işletmenin kamu borcuna işlenir.</p>
<p>Ancak başvuru ile ödeme arasında geçen sürede gecikme zammı işlemeye devam edeceğinden, kalan borç her durumda 400 bin lira olmayacaktır. Örneğin tahsilat yapılıncaya kadar toplam kamu borcunun 1 milyon 40 bin liraya yükseldiğini varsayarsak, 600 bin liralık ödeme sonrasında 440 bin lira borç kalır. Bu örnekteki 40 bin lira, belirli bir oran veya süre üzerinden hesaplanmış olmayıp gecikmenin borç tutarına etkisini göstermek için kullanılmıştır.</p>
<p>Müşterinin yalnızca 200 bin lira ödeme yapması hâlinde kamu borcu da bu ödeme kadar azalır. Hiç ödeme yapılmazsa, bildirilen alacak vergi borcundan kendiliğinden düşülmez ve işletmenin borcu devam eder.</p>
<p>Alacağın vergi dairesine bildirilmesi, haciz bildirisinin müşteriye gönderilmesi ve alacağa haciz konulması, tek başına kamu borcunun takibini veya gecikme zammını durdurmaz. Gecikme zammına tabi borçta, tahsil tarihine kadar gecikme zammı işlemeyi sürdürür. Kısmi tahsilat yapılırsa ödenmeyen kısım için takip ve gecikme zammı uygulaması devam eder. İşletmenin ödeme planını, başvuru tarihini değil, beklenen tahsilat tarihini dikkate alarak hazırlaması gerekir.</p>
<p><strong>Alacağın belgeleri ve müşterinin itirazı</strong></p>
<p>Başvuruda müşterinin unvanı, vergi kimlik numarası ve adresiyle birlikte alacağın hangi işlemden doğduğu, tutarı ve ödeme vadesi açıkça belirtilmelidir. Faturanın sözleşme, teslim veya hizmet belgeleri, cari hesap ekstresi ve varsa mutabakat yazısıyla desteklenmesi, alacağın değerlendirilmesini kolaylaştırır.</p>
<p>Başvuru öncesinde kayıtların kontrol edilmesi de gerekir. Faturanın düzenlenmiş olması, müşterinin aynı tutarda borcu bulunduğunu kabul ettiği anlamına gelmeyebilir. İade, eksik teslim, ayıplı mal, daha önce yapılmış ödeme veya karşılıklı alacak iddiaları nedeniyle tarafların kayıtları farklı olabilir.</p>
<p>Haciz bildirisi alan müşteri, borcu bulunmadığı veya borcun haciz bildirisinin tebliğinden önce ödendiği gibi itirazlarını, tebliğden itibaren yedi gün içinde tahsil dairesine yazılı olarak bildirmelidir. Süresinde itiraz edilmemesi, bildirilen borcun müşterinin zimmetinde sayılmasına ve hakkında kamu borçlusu olarak takip yapılmasına yol açabilir.</p>
<p>Müşterinin süresinde itiraz etmesi hâlinde ise alacaklı kamu idaresi, bir yıl içinde genel mahkemelerde dava açarak itirazın aksini ispat edebilir ve borçlu olunan tutarın ödenmesine hükmedilmesini isteyebilir. Alacağın ihtilaflı olması, tahsilatın dava sürecine bağlı hâle gelmesine neden olabilir.</p>
<p>Bu yöntem, müşterinin ödeme gücünün bulunmadığı bir durumda tahsilatı garanti etmez. Buna karşılık, belgeleri tamamlanmış ve tahsil kabiliyeti bulunan alacakların kamu borcunun ödenmesine yönlendirilmesi, işletmenin ayrıca finansman bulma ihtiyacını azaltabilir. Kesinleşmiş ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmeler, ödeme planlarını hazırlarken müşterilerde bekleyen bu tür alacaklarını da değerlendirmeli; başvurunun borcu kapatmadığını ve tahsilata kadar gecikme zammının sürdüğünü hesaba katmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musterideki-alacakla-vergi-borcu-odenebilir-mi-89645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşterideki alacakla vergi borcu ödenebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-donusurken-hangi-isler-turkiyede-kaliyor-89644</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim dönüşürken hangi işler Türkiye’de kalıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><em><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (2)</strong></em></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayii 2025’te 41,5 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin ihracat lideri oldu. Bu rakam, ülkede oluşmuş güçlü üretim ölçeğini ve geniş tedarik zincirini gösteriyor.</p>
<p>Fakat otomotivde rekabetin koşulları değişiyor. Elektrikli araçlarla birlikte mesele artık yalnız motor, gövde veya geleneksel otomotiv parçalarının ne kadar verimli üretildiği değil. Batarya, güç elektroniği, yazılım, veri ve yeni mühendislik yetkinlikleri giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla otomotiv açısından soru artık yalnız “Türkiye’de kaç araç üretilecek?” değil. Yeni otomobilin yazılımını kim geliştirecek? Batarya ve güç elektroniğinde hangi firmalar yetkinlik kazanacak? Ürünün mimarisi ve model kararları nerede verilecek? Geleneksel parçaları üreten tedarikçiler bu dönüşümün neresinde yer alacak?</p>
<p>Üretim Türkiye’de kalırken üretimin en hızlı değer kazanan işlevleri başka ülkelerde gelişiyorsa, yüksek üretim hacmi ile teknolojik derinleşme aynı yönde ilerlemeyebilir.</p>
<p>İlk yazıda tartıştığım “ne üretiyoruz, neyi kontrol ediyoruz?” ayrımının istihdam açısından karşılığı da burada ortaya çıkıyor. Üretim sisteminin değişmesi yalnız firmaların ürettiği ürünü değil, insanların yaptığı işi de değiştirmeli.</p>
<p><strong>Her sektör aynı yoldan dönüşmüyor</strong></p>
<p>Makine sektörü başka bir tablo sunuyor. Türkiye özel makine, mekanik üretim ve mühendislikte önemli bir kabiliyete sahip, ancak kontrol sistemleri, elektronik, yazılım ve ileri bileşenler daha fazla önem kazandıkça rekabet yalnız daha iyi tezgâh üretmekten ibaret değil.</p>
<p>Makineyi üretmek kadar makineyi yöneten teknolojiyi de geliştirebilmek gerekiyor. Bu değişim çalışanların yaptığı işi de dönüştürüyor. Mekanik üretim becerilerinin yanına yazılım, otomasyon, elektronik, veri analitiği ve sistem entegrasyonu ekleniyor. Dolayısıyla aynı fabrika üretmeye devam ederken içeride yapılan işin niteliği önemli ölçüde değişebiliyor.</p>
<p>Savunma sanayii ise bu dönüşümün başka bir yüzünü gösteriyor.</p>
<p>İlk yazıda Türkiye’nin özellikle savunma-havacılıkta tasarım, yazılım, sistem entegrasyonu ve test gibi alanlarda önemli bir kapasite oluşturduğunu görmüştük. Ancak ana yüklenicilerin ve büyük teknoloji firmalarının altında, üretimin farklı kademelerinde çalışan geniş bir KOBİ tabanı bulunuyor.</p>
<p>Buradaki kritik soru, siparişin yetkinliğe dönüşüp dönüşmediği. Bir KOBİ ana yükleniciden daha fazla iş aldığında yalnız daha fazla parça mı üretiyor, yoksa zaman içinde tasarım, test, mühendislik veya kendi alt sistemini geliştirme kapasitesi de kazanıyor mu?</p>
<p>OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi’nin faaliyet dağılımı bu katmanlı yapıyı görünür kılıyor. SSB’nin EYDEP programında KOBİ’lerin gelişmeye açık alanlarının belirlenmesi ve yetkinliklerinin artırılmasının hedeflenmesi de aynı noktaya işaret ediyor. Teknolojik kapasite kendiliğinden yayılmıyor.</p>
<p>Bir tedarikçi üretimini artırabilir. Ancak yaptığı iş değişmiyorsa değer zincirindeki konumu da değişmeyebilir. İleri teknoloji ve mühendislik kapasitesinin belirli firmalarda birikmesi önemli. Ancak kalkınma açısından asıl sonuç, bu kapasitenin başka firmaların yaptığı işi ve çalışanların becerilerini değiştirip değiştirmediğinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle ileri teknoloji sektörlerinin başarısını yalnız ihracat hacmiyle değil, ekonominin geri kalanında ne tür işler oluşturduklarıyla da değerlendirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki, istihdam gerçekte nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Türkiye’nin son istihdam verileri bu soruya bakmak için önemli bir işaret veriyor. TÜİK’e göre Temmuz 2026’da imalat sanayiinde ücretli çalışan sayısı bir yılda 77 bin kişi, yüzde 1,7 azaldı. Aynı dönemde ticaret ve hizmetlerde yaklaşık 281 bin kişilik, yüzde 3,1’lik artış gerçekleşti. İnşaatta ücretli çalışan sayısı da yüzde 3,5 yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf0e335de75-1791954483.png" alt="" width="650" height="328" />İlk bakışta Türkiye’de istihdamın sanayiden hizmetlere doğru kaydığı söylenebilir. Ama “hizmetler” tek bir ekonomik faaliyet değil. Ulaştırma ve depolamada ücretli çalışan sayısı yüzde 5,3, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,9 arttı. Mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde artış yüzde 3 olurken bilgi ve iletişimde yüzde 1,1 gerileme görüldü.</p>
<p>Bu ayrım önemli… Yazılım, mühendislik, tasarım, test, veri analitiği ve teknik danışmanlık gibi faaliyetlerin büyümesi ile konaklama veya diğer görece düşük verimlilikli hizmetlerin büyümesi aynı ekonomik dönüşümü ifade etmiyor.</p>
<p>Birincisi, doğrudan fabrika istihdamı azalırken üretim sisteminin daha bilgi yoğun hale gelmesinin sonucu olabilir. İkincisinde ise sanayiden çıkan çalışanların daha yüksek verimlilikli faaliyetlere geçtiğini söylemek mümkün olmayabilir.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnız sanayide kaç kişinin çalıştığı değil. Sanayiden çıkan insanların hangi işlere geçtiği ve sanayide kalan insanların yaptığı işin ne kadar değiştiği…</p>
<p><strong>Ücretlerin yükselmesi tek başına sorun değil</strong></p>
<p>Türkiye’nin düşük maliyet avantajını kaybetmesi tek başına kötü haber olmak zorunda değil. Ücretlerin yükseldiği bir ekonomide firmaların aynı ürünü, aynı teknolojiyle ve aynı iş organizasyonuyla üretmeye devam etmesi giderek zorlaşır. Bunun karşılığında daha yüksek verimlilik, daha fazla teknoloji ve daha nitelikli işler oluşuyorsa bu bir dönüşüm olabilir.</p>
<p>Sorun ücretlerin yükselmesi değil, yapılan işin aynı hızda değişmemesi. Bir otomotiv tedarikçisi geleneksel parçadan güç elektroniğine geçebiliyorsa, bir makine firması mekanik üretimin yanına yazılım ve kontrol sistemi ekleyebiliyorsa, bir savunma tedarikçisi verilen teknik resme göre üretim yapmaktan kendi tasarımına ve test kabiliyetine ilerleyebiliyorsa üretim sistemi yukarı doğru hareket ediyor demektir.</p>
<p>Fakat sanayideki istihdam azalırken daha nitelikli işler sınırlı sayıda firma ve çalışanda kalıyor, istihdam artışı ağırlıklı olarak daha düşük verimlilikli faaliyetlerde gerçekleşiyorsa sonuç farklı olur. Bu nedenle Türkiye açısından temel mesele yalnız kaç fabrika veya kaç sanayi çalışanı kaybettiğimiz değil.</p>
<p>Bir sonraki ve son yazıda bu sorunun firma tarafına geçeceğim. Firmaların daha nitelikli işleri yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu yazılım, mühendislik, tasarım, test ve teknoloji kapasitesi nasıl oluşturulacak ve geniş KOBİ tabanına nasıl yayılacak?</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yazıda kullanılan güncel sektör ve istihdam verileri resmî kurumlar ile ilgili sektör kuruluşlarının yayımladığı verilerden derlenmiştir.</p>
<p><strong>- OİB, Otomotiv Endüstrisi 2025.</strong> Türkiye otomotiv endüstrisinin 2025 ihracatı yüzde 11,6 artışla 41,5 milyar dolara ulaşmış ve sektör Türkiye’nin ihracat lideri olmuştur.</p>
<p><strong>- OİB, 2026 sektör değerlendirmeleri.</strong> Otomotivde rekabetin yazılım, elektronik, enerji ve veri yönetimi gibi alanlara doğru genişlediği, sektörün yalnız üretim değil teknoloji ve inovasyon ekosistemi açısından da dönüşüm içinde olduğu belirtilmektedir.</p>
<p><strong>- MAİB, 2026 sektör değerlendirmeleri.</strong> Makine sektöründe teknolojik yenilenmenin sürdürülmesi, yerli tedarik zincirinin korunması ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik alanlara seçici biçimde yönlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>- OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi.</strong> Kümelenme içindeki firma yapısı Ar-Ge ve tasarım, talaşlı ve katmanlı imalat, yapısal montaj, elektromekanik, yazılım, kablaj ve güç elektroniği ile test cihazları gibi farklı tedarik kademelerini kapsamaktadır.</p>
<p><strong>- SSB, 2026 Yılı Performans Programı.</strong> Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı’nın KOBİ’lerin gelişmeye açık alanlarını tespit etmek ve yetkinliklerini geliştirmek amacıyla yürütüldüğü belirtilmektedir. Program ayrıca savunma sanayii paydaşları arasındaki etkileşimin ve test/değerlendirme altyapısının geliştirilmesini hedeflemektedir.</p>
<p><strong>- TÜİK, Ücretli Çalışan İstatistikleri, Temmuz 2026.</strong> İmalat sanayiinde ücretli çalışan sayısı bir yılda 77.066 kişi, yüzde 1,7 azalmıştır. Ticaret ve hizmetlerde 280.965 kişilik, yüzde 3,1 artış, inşaatta yüzde 3,5 artış kaydedilmiştir. Ulaştırma ve depolamada artış yüzde 5,3, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,9, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde yüzde 3 olurken bilgi ve iletişimde yüzde 1,1 düşüş gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>Not.</strong> Otomotiv, makine ve savunma sektörleri aynı tür dönüşümü temsil eden sektörler olarak değil, üretim sistemindeki farklı nitelik değişimlerini görünür kılmak amacıyla seçilmiştir. “Üretim hacmi”, “işin niteliğinin değişmesi”, “tedarik zincirinde yukarı çıkma” ve “yetkinliğin yayılması” arasındaki ayrım yazarın sektörel veriler üzerinden geliştirdiği analitik çerçevedir.</p>
<p>Savunma KOBİ’lerinde istihdam oynaklığı veya çalışan hareketliliğine ilişkin doğrudan ve karşılaştırılabilir bir veri kullanılmamıştır. Bu nedenle bu alandaki değerlendirme bir istihdam bulgusu değil, sipariş artışı ile yetkinlik kazanımı arasındaki ilişkiye yönelik analitik bir değerlendirmedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-donusurken-hangi-isler-turkiyede-kaliyor-89644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim dönüşürken hangi işler Türkiye’de kalıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bilimsel-kesiflere-el-atarsa-89643</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bilimsel keşiflere el atarsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ önce bilim insanlarının en sadık partneri olacak. Sonra muhtemelen onların koltuğuna oturacak. <u>Önümüzdeki 20 yıl, insanlık tarihinin şimdiye kadarki en baş döndürücü zaman dilimi olabilir.</u></strong></p>
<p><strong>Keşif ve inovasyon farklı kavramlar</strong>. <u>Bazen keşiflerden inovasyonlara uzanırız, bazen ise 0 keşifle inovasyon yapabiliriz</u>. Bilimsel keşif deyince aklımıza genellikle laboratuvarda yıllarını geçiren bilim insanları, sayısız deney ve bazen rastlantısal çözümler geliyor. Peki, bilim insanlarının en önemli çalışma arkadaşı yapay zekâ olursa?</p>
<p>Fütüristik bir senaryo olmaktan çıkıyor, bu durum. Yapay zekâ, bilimsel keşif süreçlerinde şimdiden somut sonuçlar üretmeye başladı. Örneğin, 2026'da Broad Institute araştırmacıları, yapay zekâyla yeniden tasarlanan proteinlerin laboratuvar ortamında evrimleştirildiğinde daha iyi işlevler kazanabildiğini gösterdi. Bu yaklaşım, doğada bulunmayan özelliklere sahip proteinler geliştirmek için yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<p>Bir başka örnek malzeme biliminden. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) araştırmacıları, yapay zekâyı X-ışını ölçümleriyle birleştirerek çok sayıda farklı malzeme bileşimini inceleyen bir sistem üzerinde çalışıyor. Amaç, hangi malzemelerin hangi koşullarda nasıl davranacağını daha hızlı keşfetmek.</p>
<p>Üstelik yapay zekâ artık yalnızca mevcut verileri analiz etmiyor. Google araştırmacılarının 2026'da <em>Nature</em> dergisinde yayımladığı Co-Scientist çalışması, birden fazla AI ajanının bilimsel hipotezler üretip bunları eleştirdiği ve geliştirdiği bir yaklaşım sunuyor.</p>
<p>Anthropic tarafından geliştirilen Claude, biyolojik keşif alanında önemli bir adım atarak daha önce tanımlanmamış bir enzim sistemini ortaya çıkardı. Yapay zekâ ve derin öğrenme algoritmaları, 124 yıllık sismik deprem verilerini analiz ederek yerkürenin 2.900 kilometre altında 6 yeni anomali tespit etti. Pavel Rabtsevich ise çok yakın zamanda yapay zekâ yardımıyla Dünya'dan 116 ışık yılı uzaklıkta yeni bir gezegen keşfetti.</p>
<p>Bütün bunlar bize ne söylüyor? Bilimsel araştırmanın maliyeti ve süresi azalacak; araştırmacılar daha fazla olasılığı daha kısa sürede test edecekler. Dolayısıyla ciddi bir bilgi, keşif, hatta inovasyon patlaması yaşayacağız.</p>
<p>Ancak burada kritik bir nokta var. Yapay zekânın keşifler yapmasıyla bir ilaç geliştirmek ya da ticari değeri olan yeni bir malzeme ortaya çıkarmak aynı şey değil. Laboratuvar doğrulaması, güvenlik testleri, üretim maliyetleri ve pazara ulaşmak hâlâ ciddi engeller olarak karşımızda. Fakat ne olursa olsun, yapay zekâ tüm süreçleri hızlandıracak.</p>
<p>Yapay zekâ önce bilim insanlarının en sadık partneri olacak. Sonra muhtemelen onların koltuğuna oturacak. <u>Önümüzdeki 20 yıl, insanlık tarihinin şimdiye kadarki en baş döndürücü zaman dilimi olabilir. Birçok hastalığın tehdit olmaktan çıktığını, her yerde yeni kompozit malzemelerin kullanıldığını, makinelerin hayatımızın, hatta ailemizin bir parçası olduğunu, pek çok mesleğin ortadan kalkarken yeni teknokrasi modellerinin oluştuğunu, hatta şiddetli paylaşım savaşlarının yaşanacağını öngörebiliriz.</u></p>
<p><strong>Tarihin böyle büyük kopuş anları hem fırsatlar hem de tehditler doğurur</strong>. Maalesef çoğumuz bu radikal dönüşümlere henüz hazır değiliz. O yüzden önümüzdeki on yıllar çok daha sancılı geçebilir. Şimdiden psikolojik, sosyolojik ve teknolojik olarak hazırlanmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bilimsel-kesiflere-el-atarsa-89643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bilimsel keşiflere el atarsa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesinin-ayak-sesleri-89642</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 Bütçesi’nin ayak sesleri…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 yılı merkezi yönetim bütçesi 16 Ekim 2026 günü TBMM’ne sunulacak. Bu Anayasal sorumluluk tarihini 2 gün önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz televizyonda duyurdu.</p>
<p>2027 yılı bütçesi nasıl çakılacak? Daha doğrusu bütçe nasıl bağlanacak? Hangi harcamalar ve hangi tutarda yer alacak?  Gelirler ve özellikle vergi gelirleri nasıl şekillendirilecek?</p>
<p>Bu konuda aslında hafta sonunu beklemek gerekmiyor. Zira orta vadeli programlarda bütçenin ayak sesleri yer alıyor. 2027 yılı merkezi yönetim bütçesi de 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program’ın ekleri arasında yerini almış bulunuyor. 2027 yılı merkezi yönetim temel bütçe büyüklüklerini açıklamadan önce 2026 yılına bakalım.</p>
<p><strong>2027-2029 OVP’sine yansıyan 2026 rakamlarındaki değişiklikler…</strong></p>
<p>2026 yılı bütçesine yansıyan harcama ve gelir rakamlarının 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programında değişmiş. Yani bütçe ile hedeflenen 2026 öngörüleri, daha yıl bitmeden revizyona tabi tutulmuş.</p>
<p>2026 yılı bütçesinde harcamalar 18 trilyon 979 milyar lira olarak öngörülmüştü. Ancak yeni OVP ile bu rakam 19 trilyon 660 milyar lira olarak revize edilmiş. Yani bütçe harcamaları yaklaşık yüzde 3.6 oranında artışa tabi tutulmuş. Bu düzeltmeler veya revizyon alt harcama kalemlerine de farklı yansımış. Şöyle ki;</p>
<p>- Personel giderleri bütçede 4 trilyon 907 milyar lira öngörüldüğü halde yaklaşık yüzde 4 artış ile 5 trilyon 90 milyar liraya çıkarılmış.</p>
<p>- Sosyal Güvenlik Kuruluşları Devlet Primi giderleri 599 milyar lira iken yüzde 7,5 artış ile 645 milyar olarak revize edilmiş.</p>
<p>- Aynı şekilde mal ve hizmet alımları bedeli de 1 trilyon 249 milyar lira olduğu halde OVP ile 1 trilyon 512 milyar liraya yükseltilmiş, yani yüzde 21 artış yapılmış.</p>
<p>- Cari transfer kalemi yüzde 2,5 artış yönünde revize edilerek OVP’ye 7 trilyon 46 milyar lira olarak yansımış.</p>
<p>- Devletin yatırım harcaması olarak bilinen sermaye giderleri kalemi de 1 trilyon 312 milyar liradan 1 trilyon 782 milyar liraya çıkartılarak yüzde 36 oranında revize edilmiş.</p>
<p>- Gelelim faiz giderlerine…</p>
<p>2025 yılı faiz ödenekleri 1 trilyon 950 milyar lira iken 2025 bütçesinde revize edilmiş ve 2 trilyon 54 milyar lira olarak belirlenmiş.</p>
<p>2026 bütçesinde ise 2 trilyon 72 milyar lira olarak öngörülmüş iken yeni OVP’de bu rakam 2 trilyon 830 milyar liraya yükseltilmiş, yani yılı bitmeden faiz harcamaları yüzde 3’den daha fazla artışa tabi tutulmuş.</p>
<p>Bütçe gelirleri rakamı 2026 bütçesinde 16 trilyon 266 milyar lira olarak hedeflendiği halde yeni OVP ile 17 trilyon 28 milyar lira şeklinde revize edilmiş, yani bütçe gelirleri yaklaşık yüzde 5 artışa tabi tutulmuş.</p>
<p>- Aynı şekilde 2026 yılı vergi gelirleri de bütçe ile 13 trilyon 833 milyar lira olarak öngörülmesine rağmen yeni OVP ile 14 trilyon 586 milyar lira olarak belirlenmiş, yani vergi gelirleri yüzde 5’den de fazla artırılmış.</p>
<p>Sonuç itibariyle 2027-2029 OVP’sine yansıyan 2026 rakamlarındaki değişikliklere baktığımızda bütçe harcamalarının da bütçe gelirlerinin de daha yıl bitmeden revize edildiği anlaşılıyor. Harcamaların yüzde 3.6 ve gelirlerin de yüzde 5’in üzerinde farklılık sergilediği görülüyor. Harcama kalemleri içerisinde de devletin yatırım harcamalarıyla mal ve hizmet alımları ödeneklerinin ciddi olarak artış gösterdiği dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>2027-2029 OVP’sine göre 2027 bütçe büyüklükleri…</strong></p>
<p>Çok fazla ayrıntıya girmeden bu hafta sonu TBMM’ne sunulacak ve kamuoyuna da yansıtılacak 2027 yılı merkezi yönetim bütçesi büyüklüklerini özetleyelim. 2027 bütçesinde hedeflenen bütçe harcamaları 27 trilyon 273 milyar lira. Bu rakamın izahı şu: 2026 orijinal bütçesine göre artış yüzde 3,7 ve yeni OVP metnine yansıyan artış ise yüzde 38,8.</p>
<p>Bu tablodan iki sonuç çıkıyor. <strong>Birincisi,</strong> 2026 yılı bütçesinin daha dolmadan revize ihtiyacına bağlı olarak yeni OVP ile düzeltilmesi. <strong>İkincisi</strong> de 2027 yılı enflasyon hedefinin göz ardı edilmiş olması. Gerçekten de ya 2027 yılı enflasyon hedefi yanlış ya da 2027 yılı bütçesinde bu hedef gözetilmemiş. Elbette bunu yapanlar konuyu çok iyi biliyorlar. O zaman da akla “<em>acaba 2027 yılında seçim mi var?” </em>sorusu geliyor.</p>
<p>Öte yandan 2027 bütçesinde hedeflenen bütçe gelirleri 23 trilyon 408 milyar lira. Bu rakamın izahı şu: 2026 orijinal bütçesine göre artış yüzde 44 ve yeni OVP metnine yansıyan artış ise yüzde 37,4. Özellikle vergi gelirleri bakımından konu çok daha çarpıcı. 2026 yılı bütçesine göre 2027 yılı bütçe vergi gelirlerindeki artış yüzde 44. Demek ki 2027 yılında ya enflasyona bağlı olarak ya da bilinçli bir şekilde dolaylı vergilere yüklenerek bütçenin finansmanı hedefleniyor.</p>
<p><em>Sonuç itibariyle </em>2027 yılı bütçesinin hizmet bütçesi olmaktan daha çok transfer bütçesi olduğu görülüyor. Transfer kalemlerinin başında da yüzde 14,6’ya ulaşan oranıyla faiz harcamaları geliyor. Yani aktarma mekanizması ve dolayısıyla frensiz borçlanmaya devam!...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesinin-ayak-sesleri-89642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 Bütçesi’nin ayak sesleri… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limanlarda-elektrikli-donusumun-yeni-formulu-ayni-arac-yeni-guc-sistemi-89670</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limanlarda elektrikli dönüşümün yeni formülü: Aynı araç, yeni güç sistemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Limanlarda dizel araçları hurdaya ayırmadan elektrikliye dönüştürmek mümkün. MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, geliştirdikleri ReadyElectric teknolojisinden yola çıkarak limanlarda sıfır emisyona geçişin ekonomik ve çevresel boyutlarını, döngüsel ekonominin sunduğu fırsatları ve dünya limanlarına uzanan büyüme hedeflerini anlatıyor.</strong></p>
<p>Limanlarda kullanılan dizel araçları hurdaya ayırmadan dört günde elektrikliye dönüştüren ReadyElectric, enerji maliyetlerinde yüzde 60'a, bakım ihtiyacında yüzde 40'a varan düşüş öngörüyor. MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, "Müşterinin bugünkü yatırımını koruyarak geleceğe geçmesini sağlıyoruz" diyor. Hedef, Asya limanlarında 3 bin araca ulaşmak. Limanlar, küresel ticaretin en önemli halkalarından biri. Aynı zamanda enerji tüketiminin ve karbon emisyonunun yoğunlaştığı alanlar. Sektörün önünde bugün önemli bir soru var: Ekonomik ömrünü tamamlamış binlerce dizel araçla sıfır emisyon hedefine nasıl ulaşılacak?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf24dea3a4f-1791960286.png" alt="" width="470" height="463" />MLS Holding bünyesindeki Portunus'un geliştirdiği ReadyElectric teknoloji, bu soruyu mevcut araçları dönüştürerek yanıt veriyor. Dizel terminal çekicileri ve Ro-Ro operasyon araçları, mekanik yapıları korunarak dört gün içinde elektrikliye dönüştürülebiliyor. Üstelik bulundukları limandan ayrılmalarına gerek kalmadan.</p>
<p>MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, geliştirdikleri yaklaşımı üç kelimeyle özetliyor: "Aynı araç, yeni güç sistemi."</p>
<p><strong>Hurdaya ayrılmayan araç, yeni bir ekonomik değer</strong></p>
<p>Özdemir'e göre limanların önünde ciddi bir geçiş zorluğu bulunuyor. Bir tarafta 2030 ve sonrasına yönelik karbon azaltım hedefleri, diğer tarafta ekonomik ve mekanik ömrünü tamamlamamış on binlerce dizel araç var.</p>
<p>Bütün filoyu yenilemek yüksek yatırım gerektiriyor. Mevcut araçlarla devam etmek ise dönüşümü geciktiriyor. ReadyElectric bu ikileme üçüncü bir yol sunuyor.</p>
<p>Özdemir şöyle anlatıyor: "Mevcut aracın hala değer taşıyan şasisini, kabinini, akslarını, fren sistemini ve mekanik yapısını koruyor; artık geleceği temsil etmeyen dizel güç sistemini değiştiriyoruz. Ve bunu yeni bir araca göre daha hesaplı bir şekilde yapıyoruz."</p>
<p>Böylece mevcut varlığın ekonomik ömrü uzarken sermaye ihtiyacı, enerji tüketimi ve bakım maliyetleri azalıyor.</p>
<p>Dönüşümün döngüsel ekonomi açısından da önemli bir karşılığı var. Kullanılabilir durumdaki tonlarca çelik, kabin, aks ve diğer bileşenler hurdaya gitmiyor. Yeni araç üretiminin gerektirdiği malzeme ve kaynak ihtiyacı azaltılıyor.</p>
<p>Özdemir, "ReadyElectric bir retrofit ürününden öte, günümüz ile yeni bir çağ arasında bağ kuran bir geçiş çözümü olarak görüyoruz" diyor.<br /> <br /><strong>Dört günde dönüşümün sırrı: Cradle</strong></p>
<p>ReadyElectric'in merkezinde Portunus mühendislerinin geliştirdiği modüler "Cradle" sistemi bulunuyor.</p>
<p>Elektrik motoru, kontrol sistemleri, batarya altyapısı, termal yönetim ve yardımcı sistemler, aracın dışında önceden mühendisliği tamamlanmış ve test edilmiş bir güç modülünde bir araya getiriliyor.</p>
<p>Bu modül, araçtan çıkarılan dizel motor ve şanzımanın yerine yerleştiriliyor. Bağlantıların tamamlanmasının ardından araç yeniden operasyona hazırlanıyor. Özdemir, "Sahaya gittiğimizde sıfırdan elektrikli araç inşa etmiyoruz. Mühendisliği önceden tamamlanmış sistemi mevcut araca entegre ediyoruz" diyor.</p>
<p>Sistemin önemli avantajlarından biri de lojistikte ortaya çıkıyor. Aracın fabrikaya götürülmesi ve haftalarca operasyon dışında kalması gerekmiyor. Cradle modülü ve batarya kitleri doğruca limana gönderiliyor. ReadyElectric'in Ar-Ge süreci Portunus'un kendi mühendislik birikimiyle yürütülmüş. Özgün teknoloji ve mühendislik çözümlerine ilişkin patent başvuruları tamamlanmış, değerlendirme süreçleri devam ediyor.<br /> <br /><strong>Enerjide yüzde 60, bakımda yüzde 40 tasarruf</strong></p>
<p>ReadyElectric için paylaşılan hesaplamalar, enerji maliyetlerinde yüzde 60'a, bakım ihtiyacında yüzde 40'a varan düşüş ve üç ila beş yıllık yatırım geri dönüş süresine işaret ediyor.</p>
<p>Ancak Özdemir, bu oranların her limanda aynı sonucu vermeyeceğinin altını çiziyor: "Bir hiçbir limana tek bir standart tasarruf oranı vermiyoruz. Aracın günlük çalışma saati, yakıt tüketimi, rölanti süresi, yük profili, elektrik tarifesi ve vardiya yapısı yatırımın geri dönüşünü doğrudan etkiliyor."</p>
<p>Elektrikli dönüşümün ilk kazancı yakıt tüketiminde ortaya çıkıyor. İkinci önemli alan ise bakım. Dizel araçlarda motor, şanzıman, yağlama, yakıt ve egzoz sistemleri çok sayıda bakım işlemi gerektiriyor. Elektrikli tahrik sisteminde ise hareketli parça sayısı azalıyor.</p>
<p>Ancak liman ekonomisinde daha kritik bir gösterge var: Aracın operasyonda kalma süresi. Özdemir, "Makine çalışmadığında para kaybediyorsunuz. Bakım süresinin ve plansız arızaların azalması, aracın operasyonda kalma oranını yükseltiyor. Bunun ekonomik etkisi bakım maliyetinin kendisinden bile yüksek olabiliyor" diyor.</p>
<p>Bu nedenle ReadyElectric, müşterilerine toplam sahip olma maliyeti hesabı sunuyor. Mevcut aracın dizel tüketimi, bakım geçmişi ve kullanım saatleri üzerinden beş ve on yıllık karşılaştırmalar yapılıyor.</p>
<p><strong>Araçlar elektriklenirken şebeke nasıl yetişecek? </strong></p>
<p>Limanlarda elektrifikasyonun önündeki önemli engellerden biri enerji altyapısı.</p>
<p>İki terminal traktörünü elektrikliye dönüştürmekle 50 araçlık filoyu dönüştürmek arasında ciddi bir fark var. Araç sayısı arttıkça eş zamanlı şarj ihtiyacı, limanın elektrik bağlantı kapasitesini zorlayabiliyor.</p>
<p>Portunus bu soruna bataryalı enerji depolama sistemleriyle, yani BESS ile yaklaşmayı öneriyor. Enerji talebinin düşük olduğu saatlerde elektrik depolanıyor. Araçların aynı anda şarja girdiği saatlerde ise depolanan enerji kullanılıyor. "Peak shaving" olarak adlandırılan bu yöntem, şebekeden çekilen anlık gücü sınırlamaya yardımcı oluyor.</p>
<p>Özdemir, "Aracı elektrikliye çevirmek işin ilk adımı. Sonra şarj altyapısı, enerji depolama, enerji tarifesi, filo kullanım planı, finansman ve servis devreye giriyor" diyor.<br />Uzun vadeli hedef, araç dönüşümünü enerji yönetimi ve finansmanla birleştiren bir endüstriyel dönüşüm platformu oluşturmak.<br /> <br /><span style="color: #169179;"><strong>TÜBİTAK desteği</strong></span></p>
<p>ReadyElectric’in hedef pazarları arasında Rotterdam, Hamburg ve Antwerp gibi büyük Avrupa limanları bulunuyor. Ancak Avrupa pazarına girişte teknik performans kadar güvenlik ve mevzuat uyumu da belirleyici. Dizel güç sisteminin elektrikli sistemle değiştirilmesi, aracın elektrik güvenliğinden kontrol sistemlerine kadar yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Özdemir, CE uyumluluğu ve Avrupa güvenlik gerekliliklerinin tasarımın başlangıcından itibaren dikkate alındığını belirtiyor. Teknik geliştirme ve doğrulama çalışmalarında üniversiteler ve TÜBİTAK ile iş birliği yapılmış. Araçlar gerçek liman operasyonlarında test edilmiş ve binlerce saatlik saha verisi toplanmış. ReadyElectric, TÜBİTAK 1832 Yeşil Dönüşüm Programı kapsamında da destekleniyor. Özdemir’e göre bu destek, Ar- Ge finansmanının yanında uluslararası pazara açılma açısından önemli bir güven unsuru. “Bir sistemi laboratuvarda çalıştırmak başka, yoğun bir Ro-Ro veya terminal operasyonunda vardiyalar boyunca çalıştırmak başka” diyen Özdemir, “Standardınızı en kolay pazara göre değil, en talepkâr pazara göre belirlemek zorundasınız” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>HEDEF DÜNYA LİMANLARINDA 3 BİN ARAÇ</strong></span></p>
<p>ReadyElectric'in önümüzdeki üç ila beş yıllık hedefi küresel ölçekte büyümek. Portunus'un değerlendirmesine göre dünyada aktif olarak çalışan ve dönüşüm kriterlerine uygun yaklaşık 30 bin araç bulunuyor. Şirket bu pazarın yüzde 10'una, yani 3 bin araca ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak Özdemir, başarıyı dönüştürülen araç sayısının ötesinde tanımlıyor. Amaç, mevcut araçların elektrikliye dönüştürülmesini limanların karbon azaltım stratejilerinde yaygın bir seçenek haline getirmek.<br />Bu yaklaşımı "Bridge Before Destination" olarak adlandırıyorlar: Hedefe ulaşmadan önce köprüyü kurmak. Liman işletmeleri birkaç araçla başlayıp kendi sahalarında enerji ve bakım performansını ölçebiliyor, sonuçlara göre filolarını kademeli olarak dönüştürebiliyor. <br /> <br />Özdemir, "Görevimiz müşteriyi tek bir teknolojiye bağlamak değil. Gelecekte teknoloji ne yönde gelişirse gelişsin, müşterinin o geleceğe güvenli biçimde ulaşabilmesini sağlamak" diyor.</p>
<p>ReadyElectric'in ortaya koyduğu yaklaşım, döngüsel ekonominin de temel sorularından birine yanıt veriyor: Yeniye ulaşmak için mevcut olanı ne ölçüde koruyabiliriz?</p>
<p>Limanlarda elektrikli dönüşümün geleceği, belki de tam bu sorunun yanıtında şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limanlarda-elektrikli-donusumun-yeni-formulu-ayni-arac-yeni-guc-sistemi-89670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/readyelectric-1791960305.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Limanlarda elektrikli dönüşümün yeni formülü: Aynı araç, yeni güç sistemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ambalajda-2030-hedefi-10-milyar-dolarlik-ihracat-89668</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ambalajda 2030 hedefi 10 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Ambalaj sektörünün Avrasya bölgesindeki en büyük buluşma platformu olan Avrasya Ambalaj İstanbul Fuarı, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde 31’inci kez kapılarını açtı. T.C. Ticaret Bakanlığı desteği, Reed Tüyap Fuarcılık A.Ş. organizasyonu ve Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) iş birliğiyle düzenlenen fuar; 120 bin metrekarelik alanda 35 ülkeden 1.100’ün üzerinde firma ve firma temsilcisini bir araya getiriyor. 135 ülkeden ziyaretçinin ağırlanmasının hedeflendiği fuarın açılışında, ambalaj sanayisinin üretim gücü, ihracat performansı ve sürdürülebilirlik vizyonu ön plana çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf2336c001e-1791959862.png" alt="" width="800" height="342" />Fuarın açılışında değerlendirmelerde bulunan Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Başkanı Zeki Sarıbekir, 30 yılı aşkın süre önce bin metrekarelik alanda 50 katılımcıyla başlayan fuarın bugün dünya ambalaj endüstrisinin en önemli merkezlerinden birine dönüştüğünü vurguladı. İstanbul’un dört gün boyunca dünya ambalaj sanayisinin başkenti olacağını kaydeden Sarıbekir, sektörün ekonomik verilerine ilişkin detay paylaştı.</p>
<h2>Dış ticaret fazlası 1,6 milyar dolara ulaştı </h2>
<p>Sektörün 2026’nın ilk yarısında gerçekleştirdiği ihracatın geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9’a yakın artış göstererek 3,8 milyar doları aştığını ifade eden Zeki Sarıbekir, aynı dönemde dış ticaret fazlasının da yüzde 13 artışla 1,6 milyar dolara yaklaştığını söyledi. Bu rakamın son yedi yılın ilk altı aylık dönemleri arasındaki en yüksek dış ticaret fazlası olduğuna dikkat çeken Sarıbekir, “Sektör olarak 2030 yılı için 50 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve 10 milyar dolarlık ihracat hedefimiz var. Bu hedeflere ulaşmada üretim kapasitesinin yanı sıra katma değerli ürünlerin payının artırılması belirleyici olacak. Katma değerli ürünlerin ihracattaki payını artırmak, kalıcı rekabet gücü için bir zorunluluktur. Bunu başarabilecek tecrübemiz, mühendislik birikimimiz ve altyapımız mevcut. Dünyanın değişen ihtiyaçlarına kendi teknolojimiz ve tasarımımızla cevap vererek büyüyeceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Ambalaj ve sanayi birbirini besliyor </h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, ambalaj sektörünün Türkiye sanayisi ve ihracatında üstlendiği kritik role dikkat çekti. Ambalajın üretimin ve ürün kalitesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Bahçıvan, “Ambalajınızı geliştirdikçe ürününüzün kalitesini artırmaya, ürününüzü geliştirdikçe de ambalaja yönelik yatırımlarınızı büyütmeye yöneliyorsunuz. Dolayısıyla birbirini besleyen ve sanayimizin gelişimini hızlandıran bir yapıdan söz ediyoruz. Türkiye’nin üretiminde ve ihracatında ambalaj sektörümüzün çok büyük payı var. Küresel zorluklara rağmen sanayicilerimizin bu fuara enerjisini, heyecanını ve geleceğe yönelik umudunu ortaya koyarak katılması, sektörün kararlılığını gösteriyor” ifadelerini kullandı. Bahçıvan ayrıca, Türkiye’de fuarcılığın ve sanayinin gelişimine sunduğu katkılardan dolayı Tüyap Fuarcılık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Ünal’a da teşekkür etti.</p>
<h2>Dünya pazarından alınan pay büyümeli</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Çetin Tecdelioğlu ise Türk ambalaj sektörünün küresel pazardaki payının artırılması ve sürdürülebilir üretim yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini dile getirdi. Geçtiğimiz yıl 7,3 milyar dolarlık ihracat imza atan sektörün bu yıl 8 milyar doları aşmayı hedeflediğini bildiren Tecdelioğlu, “Yaklaşık 380 milyar dolarlık dünya ambalaj pazarından aldığımız pay hâlâ yüzde 2 seviyesinde. Bu oranı mutlaka yukarı taşımamız gerekiyor. Yeni pazarlar ve kapasite artışlarıyla varlığımızı genişletmeliyiz. Sürdürülebilirlik, yeni nesil ambalaj teknolojileri ve karbon ayak izinin azaltılması öncelikli gündemimiz olmalı. Atık yönetimi ve enerji dönüşümü alanındaki yatırımlar küresel rekabet gücümüzü korumak adına kritik önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DALGAKIRAN: REKABET AVANTAJIMIZ TASARIM VE TEKNOLOJİ OLMALI</span></h2>
<p>Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, ambalaj sektörünün ürünlerin markalaşma sürecinde stratejik bir işlev üstlendiğini belirtti. Türkiye’nin artık düşük iş gücü maliyetleriyle rekabet edemeyeceği bir döneme girdiğine dikkat çeken Dalgakıran, rekabet unsurlarının doğru tanımlanması gerektiğini söyledi. Ambalaj sektörünün yalnızca teknolojisiyle değil, tasarım gücüyle de Türkiye’nin yeni rekabet avantajlarından biri olabileceğini vurgulayan Dalgakıran, “Ürünlerin markalaşmasında ambalajın çok büyük önemi var. Ancak bunun için yalnızca kendi toplumumuzun değil, ihracat yaptığımız ülkelerin de sosyolojik yapısını doğru analiz etmeliyiz. Dünyada değişmeyen tek gerçek değişim. Türkiye olarak bu değişimi yaratan ülkeler arasında olamasak bile, yaşanan dönüşümü hızla anlayıp buna uyum sağlayabilecek beceriyi ve esnekliği göstermemiz gerekiyor” diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YILMAZ: AMBALAJ 30 MİLYAR DOLARI AŞAN DEV BİR EKOSİSTEM</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanı Ender Yılmaz, ambalaj sektörünün gıdadan sağlığa, makineden lojistiğe ve perakendeye kadar geniş bir ekosistemi beslediğini dile getirdi. Sektörün ekonomik büyüklüğünün 30 milyar doların üzerinde olduğunu belirten Yılmaz, 3 binden fazla şirketin 100 bini aşkın kişiye istihdam sağladığını kaydetti. Değişen küresel rekabet koşullarında sürdürülebilirlik ve verimliliğin öne çıktığını aktaran Yılmaz, “Ambalaj, günlük hayatımızın görünmeyen ama vazgeçilmez bir parçası. Üretilen her ürünün korunması ve tüketiciye sağlıklı ulaşması ambalajla mümkün. Ancak artık sadece üretmek yetmiyor; daha iyi tasarlamak, kaynakları akıllı kullanmak ve çevreye duyarlı çözümler geliştirmek gerekiyor. Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, sanayimizin geleceği için kaçınılmaz bir zorunluluktur” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ambalajda-2030-hedefi-10-milyar-dolarlik-ihracat-89668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/zeki-saribekir-1775627296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 31. Avrasya Ambalaj İstanbul Fuarı kapılarını açtı. Açılışta konuşan ASD Başkanı Zeki Sarıbekir, sektörün yılın ilk yarısında 3,8 milyar doları aşan ihracatla son 7 yılın en yüksek ilk 6 ay dış ticaret fazlasına ulaştığını belirterek, “Katma değerli üretimi artırarak 10 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-artacak-verimlilik-daha-da-kritiklesecek-89641</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik artacak, verimlilik daha da kritikleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin enerji dönüşümünü anlamak için önce bugünkü tabloya bakmak gerekiyor. 2024’te toplam nihai enerji tüketimimiz 128,6 milyon ton petrol eş değerine, yaklaşık 1.496 teravatsaatlik enerjiye ulaştı. 2025’te elektrik tüketimimiz ise 360,9 teravatsaat oldu. Ağustos 2026 itibarıyla elektrik kurulu gücümüzün yaklaşık %63’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Yenilenebilir kaynakların 2025 elektrik üretimindeki payı yaklaşık %43, 2024 toplam birincil enerji arzındaki payı ise %19 düzeyinde. Bu göstergelerin her biri farklı bir büyüklüğü anlatıyor. Elektrikteki ilerlemeye karşılık sanayi, binalar ve ulaşımda fosil yakıtların ağırlığı sürüyor.</p>
<p>Tam bu noktada Türkiye’nin COP31 Başkanlığı tarafından ortaya konulan “2035’e kadar %35 elektrifikasyon” hedefi önem kazanıyor. Hedef, dünya genelinde nihai enerji tüketiminin elektrikle karşılanan payını %20’nin biraz üzerindeki seviyeden %35’e çıkarmak. Öncülük ettiğimiz dönüşüm, muhtemelen COP31 öncesi yayımlanacak ulusal enerji planımızı da etkileyebilir.</p>
<p><strong>Yüzde 35’in büyüklüğü </strong></p>
<p>Mevcut Türkiye Ulusal Enerji Planı, 2035’te elektrik tüketiminin 510,5 teravatsaate, elektriğin nihai enerjideki payının ise %24,9’a ulaşmasını öngörüyor. Türkiye’nin de %35 elektrifikasyon seviyesine yöneldiğini varsayarsak enerji verimliliği kazanımlarını dikkate alan senaryo çalışmamızda yıllık elektrik talebi yaklaşık 650 teravatsaate ulaşabilir. Bu hesap resmi bir tahmin niteliği taşımıyor; farklı teknoloji ve verimlilik varsayımlarına bağlı olarak değişebilecek olası bir senaryoyu gösteriyor. Ancak elektrik üretimi, şebeke, depolama ve enerji verimliliği yatırımlarında ihtiyaç duyulabilecek dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyması açısından önemli.</p>
<p>Dahası, elektrik talebinin artması toplam enerji tüketiminin aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor. Elektrikli araçlar ve ısı pompaları, fosil yakıtlı karşılıklarına göre aynı hizmeti çok daha az nihai enerjiyle sağlayabiliyor. Doğru elektrifikasyonla elektrik kullanımımız artarken toplam enerji ihtiyacımızın düşmesi mümkün.</p>
<p><strong>Sanayide doğru sıra belirleyici </strong></p>
<p>TÜİK’e göre 2024’te sanayide tüketilen enerjinin yalnızca %28,3’ü elektrikti. Geri kalan büyük bölüm doğal gaz, kömür ve petrol ürünleri gibi kaynaklardan sağlandı. Bu tablo özellikle proses ısısında büyük bir dönüşüm alanı olduğunu gösteriyor. Fakat ilk akla gelen çözüm en doğru çözüm olmayabilir. Elektrik fiyatı, üretim parametreleri, proses sıcaklığı, atık ısı imkanı ve şebeke bağlantısı birlikte değerlendirilmeden yapılan dönüşüm işletme maliyetlerini artırabileceği gibi teknoloji çöplüğüne dönüşecek atıl yatırımlara yol açabilir.</p>
<p>Örneğin sıcak su kullanan bir gıda tesisinde önce ısı kayıpları azaltılıp atık ısı değerlendirildiğinde gerekli ısıtma kapasitesi küçülür. Ardından uygun sıcaklık aralığında bir ısı pompası kullanılırsa bir birim elektrikle birkaç birim ısı sağlanabilir. Böylece daha az toplam enerjiyle üretim yapılırken yeni elektrik ihtiyacı da kontrol altında tutulur.</p>
<p>Bu nedenle yol haritamız açık olmalı. Önce ölçmek, ardından verimlileştirmek, atık ısıyı geri kazanmak, uygun süreçleri elektrifiye etmek ve sonuçları ölçerek doğrulamak. Performans garantili enerji hizmetleri modeli de bu yatırımların teknik ve finansal risklerini azaltabilir.</p>
<p><strong>Şebeke de dönüşmek zorunda</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2035’te güneş ve rüzgâr kurulu gücünü 120 gigavata çıkarma hedefi önemli. Ancak elektrik talebinin büyümesiyle sorun yalnızca yıllık üretim miktarı olmayacak. Güneşin en çok üretildiği öğle saatleriyle sanayinin, klimaların ve elektrikli araç şarjlarının talebinin yoğunlaştığı saatler örtüşmeyebilir. Üretim ile tüketimin zamanlamasını yönetemeyen bir sistemde, yeterli kurulu güç bulunsa bile şebeke kısıtları oluşabilir.</p>
<p>Mevcut Ulusal Enerji Planı 2035 için 7,5 gigavat batarya ve 1,7 gigavat talep tarafı katılımı öngörüyor. Daha yüksek elektrifikasyon senaryolarında iletim ve dağıtım altyapısı, depolama, akıllı şarj ve esnek tüketim ihtiyacı yeniden değerlendirilmek zorunda. Binalarda yalıtım ve verimli iklimlendirme, ulaşımda akıllı şarj ile sanayide esnek işletme bu yüzden enerji stratejisinin ayrılmaz parçaları.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>COP31’in %35 hedefi, enerji dünyasında yeni bir yönü işaret ediyor. Türkiye açısından asıl fırsat, daha fazla elektrik tüketen bir ekonomi kurarken fosil yakıt bağımlılığını ve toplam enerji ihtiyacını azaltabilmekte. Bunun yolu verimlilik, doğru teknoloji seçimi, temiz elektrik üretimi ve güçlü şebekeyi birlikte planlamaktan geçiyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajını, elektrifikasyon yatırımına başlamadan önce hangi enerji ihtiyacını nasıl azaltacağını hesaplayan işletmeler elde edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-artacak-verimlilik-daha-da-kritiklesecek-89641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik artacak, verimlilik daha da kritikleşecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-plan-var-takvim-ve-rakam-yok-89640</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kontrolmatik’te plan var, takvim ve rakam yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ceyhan’ın geleceğe ilişkin açıklamaları Kontrolmatik hissesine yatırdıkları para pul olan kızgın, kırgın ve üzgün yatırımcıları rahatlatmadı. Çünkü “ser verip sır vermeyen” Ceyhan’ın anlattıkları ileriye dönük planın ayrıntıları, finansman kaynakları ve hedeflerin takvimi konusunda soru işaretleri barındırıyor.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’u enerji depolama sistemleri, elektrik şebekeleri, otomasyon ve endüstriyel teknoloji alanlarında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketlerinden Kontrolmatik Teknoloji’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ceyhan, şirketin durumunu anlatmak ve yatırımcıların sorularını yanıtlamak üzere aylık toplantıların ilkinde yatırımcılarla bir araya geldi. Toplantıda son üç yılda hisse fiyatının 53 TL’den 2 TL’nin altına inmesi nedeniyle yaşanan sıkıntılar dile getirilse ve şirketin bugün karşı karşıya bulunduğu sıkıntılar anlatılsa da ileriye dönük planın ayrıntıları, finansman kaynakları ve hedeflerin takvimi konusunda yatırımcıların beklediği netlik sağlanamadı. Toplantıdan satırbaşları şöyle: </p>
<p><strong>POMEGA SATILMAYACAK, YATIRIM TAMAMLANACAK </strong></p>
<p>Ceyhan, yaklaşık bir yıldır çalışmayan Ankara’da kurulu lityum demir fosfat (LFP) pil hücreleri, batarya paketleri ve enerji depolama sistemleri üreten Pomega’nın satılmasını düşünmediklerini söyledi. Şirketin geleceği için çok önemli olan 300 amperlik üretim hattının kurulumunun tamamlanması ve üretime geçilmesi için önemli miktarda finansman gerekiyor. Ceyhan’a göre mevcut piyasa koşullarında Pomega’nın değeri olması gerekenin oldukça altında. Bu şartlarda satış yapılırsa Kontrolmatik’in borçlarını ödemek için elinde çok az varlık kalacağını savunan Ceyhan, yatırımı tamamlayıp tesisi çalışır hale getirmek istediklerini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf0c1bd33ad-1791953947.jpg" alt="" width="700" height="525" />Pomega’nın yeniden üretime başlaması için bankalar ve şirketin diğer ortağı İş Portföy ile görüşmeler yürütülüyor. Ancak bu görüşmelerin hangi aşamada olduğu, ihtiyaç duyulan finansmanın nasıl sağlanacağı ve üretimin ne zaman başlayacağı konusunda somut bir takvim açıklanmadı. Bu arada Pomega USA yatırımında ise fabrika binasının inşaatına başlandı ama kriz nedeniyle çalışmalar durdu. Pomega USA’de şu an için bir çalışan var.</p>
<p><strong>BANKALARLA BORÇ YAPILANDIRMA GÖRÜŞMELERİ SÜRÜYOR </strong></p>
<p>Şirketin borçlarının yeniden yapılandırılması için bankalarla görüşmeler devam ediyor. Ceyhan, bankaların kendilerine destek verdiğini ve çözüm arayışlarının sürdüğünü söyledi. Ancak toplam borç tutarı, yapılandırmanın kapsamı, bankalarla hangi koşullarda anlaşma arandığı ve sürecin ne zaman sonuçlanabileceği konusunda ayrıntılı bilgi paylaşmadı. Şirketin nakit sıkıntısı yaşadığını, bazı ödemelerin aksadığını ve devam eden projelerden elde edilen gelirlerin de çeşitli yükümlülüklere aktarıldığını anlattı.</p>
<p><strong>“KONKORDATO İSTEMİYORUZ” </strong></p>
<p>Ceyhan, konkordatonun kendi planlarında bulunmadığını ve şirketin önünde hâlâ değerlendirilebilecek seçenekler olduğunu söyledi. Bütün yolların tükenmesi halinde durumun yeniden değerlendirilebileceğini ifade etti. Bu açıklama, şirket yönetiminin önceliğinin faaliyetleri sürdürmek ve borçları yönetilebilir hale getirmek olduğunu ortaya koyuyor. Ancak mevcut mali verilerle konkordatoya ihtiyaç duyulmadan nasıl bir finansal denge kurulacağı, mevcut kaynakların hangi yükümlülüklere yeteceği ve bankalarla görüşmelerden nasıl bir sonuç beklendiği açıklığa kavuşmadı. Yani Ceyhan diğer konularda olduğu gibi bu konuda da ser verip sır vermedi.</p>
<p><strong>İMZA SİRKÜLERİ SÜRESİ DOLDU, ŞİRKET İŞLEM YAPAMADI </strong></p>
<p>Ceyhan, 21 Nisan’da eski imza sirkülerinin süresinin dolduğunu, yenisinin ise 31 Temmuz’da çıkarıldığını anlattı. Bu dönemde şirketin işlem yapma kabiliyetinin aksadığını belirtti. Şirketin ödeme güçlüğü yaşadığı, çek ve senet ödemelerinde sorunlar ortaya çıktığı da toplantıda gündeme geldi. Yönetim, yaşanan sıkıntıları anlatırken mevcut tabloyu düzeltmeye çalıştıklarını vurguladı; ancak bu dönemin şirketin mali yapısına etkisi rakamlarla ortaya konulmadı. </p>
<p><strong>ZARAR EDEN İŞLER DURDURULUYOR, PERSONEL AZALTILIYOR </strong></p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhan, şirket bünyesinde zarar üreten faaliyetleri durdurmaya ve personel sayısını azaltmaya yöneldiklerini söyledi. Bazı işlerde tamamlanmaya çok az iş kalmasına rağmen finansman bulunamadığı için teslimatın yapılamadığını anlattı. Bir şantiyenin yüzde 98 oranında tamamlanmış olmasına karşın son aşamanın bitirilemediğini örnek gösterdi. Maliyetleri düşürmek şirketin öncelikleri arasında yer alsa da bu önlemlerin ne kadar tasarruf sağlayacağı ve faaliyet sonuçlarına ne zaman yansıyacağı konusunda hedef açıklanmadı.</p>
<p><strong>HİSSE 30-40 LİRADAN 2 LİRAYA GERİLEDİ </strong></p>
<p>Yatırımcıların en önemli gündemlerinden biri de Kontrolmatik hisselerindeki sert düşüştü. Hissenin 30-40 lira seviyelerinden 2 lira civarına gerilemesi, çok sayıda yatırımcıda ciddi kayıplara yol açtı. Yaklaşık 352 bin yatırımcının etkilendiği süreçte, yönetimin şirketin geleceğine ilişkin güven verecek somut bir yol haritası açıklaması bekleniyordu. </p>
<p><strong>ŞİRKETE YENİ KAYNAK KONULDU MU? </strong></p>
<p>Toplantıda yönetimin şirkete yeni para koyup koymadığı da soruldu. Ceyhan’ın yanıtları, şirketin finansman ihtiyacını karşılayacak yeni ve güçlü bir kaynak girişinden çok mevcut projelerden gelecek paralar ve alacaklılarla yürütülen görüşmeler üzerinde durulduğunu gösterdi. Devam eden işlerden elde edilen gelirlerin çeşitli yükümlülüklere yöneldiği anlatıldı. Şirketin kısa vadeli nakit ihtiyacını karşılayacak kaynakların büyüklüğü ve bu kaynakların hangi ödemelere ayrılacağı konusunda net bir tablo paylaşılmadı.</p>
<p><strong>YENİ İŞLER VE DİĞER VARLIKLAR NE SAĞLAYACAK? </strong></p>
<p>Yatırımcılar, mevcut sözleşmeler tamamlandığında şirketin zararlarını telafi edecek yeni işlerin bulunup bulunmadığını da gündeme getirdi. Özellikle yüksek zararların ardından, mevcut iş portföyünün gelecekteki gelirler açısından yeterli olup olmadığı sorusu yanıtsız kaldı. Ceyhan, şirketin uydu üretimi ve uydu tabanlı IoT iletişim teknolojileri geliştiren iştiraki Plan-S’in faaliyetlerini sürdürmesi için kamu kurumlarıyla görüşmeler yapıldığını, antimon madeniyle ilgili sorunlar bulunduğunu da anlattı. Ancak bu varlıkların Kontrolmatik’in mali yapısına ne zaman ve ne ölçüde katkı sağlayabileceği konusunda ölçülebilir hedefler ortaya koymadı.</p>
<p>Toplantı, yönetimin önceliklerini ortaya koydu: Pomega’yı satmak yerine çalıştırmak, konkordato başvurusu yapmamak, bankalarla borç yapılandırmasını sonuçlandırmak ve zararları azaltmak. Fakat yatırımcıların beklediği, yalnızca sorunların anlatılması değildi. Borçların hangi kaynaklarla ödeneceği, Pomega’nın ne zaman üretime geçeceği, yeni işlerin gelir yaratma kapasitesi ve şirketin nakit akışının nasıl düzeltileceği konusunda rakamlarla desteklenen bir plan ve takvim açıklanmadı. Aylık toplantıların ilki, bu nedenle yatırımcıların temel sorularını gidermekten uzak kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-plan-var-takvim-ve-rakam-yok-89640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/kontrolmatik-1781761533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrolmatik’te plan var, takvim ve rakam yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-turkiyenin-firsati-donusumun-sinavi-89639</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: Türkiye’nin fırsatı, dönüşümün sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antalya'nın başarısı açıklanan girişimlerin sayısıyla değil, sonrasında yatırım koşullarını ne kadar değiştirdiğiyle ölçülecek. Bekleyen hangi proje ilerledi? Hangi risk paylaşıldı? Hangi yatırım hızlandı? Bunlar ne kadar emisyon azaltımı ve dayanıklılık üretti?</strong></p>
<p>Türkiye, COP31’de ekonomik ihtiyaçlarla iklim hedeflerini buluşturuyor. Antalya’nın fırsatı, ortak hedefleri somut adımlara dönüştürmek; sınavı ise bu adımların önündeki kilitleri açmak…</p>
<p>İklim müzakerelerinin sorunu, ülkelerin yön konusunda anlaşamaması değil. Yön otuz yıldır belli. Asıl anlaşmazlık, o yönde ilerlemenin faturasını kimin, ne zaman ödeyeceği konusunda.</p>
<p>Geçen yıl Belem'de yaşanan da buydu. Fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası çok sayıda ülkenin desteğini aldı ama ortak karara giremedi. Brezilya başkanlığı çalışmayı resmi müzakerelerin dışında sürdürmeyi üstlendi. Ortak hedef korundu; uygulama üzerindeki anlaşmazlık devam etti.</p>
<p>Bu tablonun arkasında basit bir yapı var. İklim eyleminin maliyeti bugün ve belirli bir yerde ortaya çıkıyor; bir ülkenin bütçesinde, bir şirketin bilançosunda, bir hanenin cebinde. Faydası ise dünyaya dağılıyor ve yıllar içinde birikiyor. Bu düzende her ülkenin, başkasının daha fazlasını yapmasını beklemek için makul bir gerekçesi var. Patinajın kaynağı işte bu bekleme hesabı.</p>
<p><strong>COP31'in uygulama gündemini buna karşı bir hamle olarak okumak mümkün. Hamlenin özü, iklimi bir fedakârlık sorunu olmaktan çıkarıp, ekonomik temelli bir koordinasyon konusuna çevirmek.</strong> Ekonomik çıkarlarla iklim hedeflerinin örtüştüğü alanlarda, birbirini bekleyen kararları birlikte harekete geçirmek.</p>
<p>Türkiye’nin enerji güvenliği, verimlilik, sanayi rekabeti ve finansmana erişimi iklim gündemiyle birleştiren yaklaşımının önemi burada, ekonomik ihtiyaçlar, iklim açısından gerekli adımların dayanağı olabilir.</p>
<p><strong>Beklemekten, ilerlemeye</strong></p>
<p>İklim anlaşmaları üzerine çalışan ekonomist Scott Barrett, iş birliğinin neden bazen tıkanırken bazen de hızlandığını iki farklı durum üzerinden anlatır. İlkinde ülkeler, başkalarının çabasından yararlanırken, kendi katkılarını sınırlamak ister. Başkaları daha fazla sorumluluk aldığında, kendilerinin daha azını yapabileceğini düşünürler. İkincisinde ise bir ülkenin attığı adım, diğerinin harekete geçmesini kolaylaştırır ve daha kazançlı hale getirir. İlkinde sorumluluk başkasına bırakılır. İkincisinde atılan bir adım diğerini de teşvik eder.</p>
<p>Elektrifikasyona bakalım. Bir sanayici üretimini elektrikle yapmak isteyebilir. Ancak şebeke yeterli değilse yatırımını erteler. Şebeke işletmecisi kapasiteyi artırmak için yeni talebin ne zaman geleceğini bilmek ister. Banka da yatırımın ve altyapının takvimini görmeden finansman sağlamaya çekinebilir. Herkes diğerinin adımını beklerken, ekonomik olarak anlamlı bir yatırım gecikir.</p>
<p>Burada sorun yalnız para veya teknoloji eksikliği değil, birbirine bağlı kararların uyum içinde alınamaması. Ortak bir hedef; sanayinin yatırım planını, şebekenin gelişimini ve finansmanı aynı takvimde buluşturabilirse bu bekleyişi kırabilir.</p>
<p>İklim gündeminin patinajdan çıkması için tarafların birbirine daha fazla güvenmesini beklemek gerekmiyor. Her birine, diğerinin de adım atacağını gösteren ve harekete geçmeyi beklemekten daha avantajlı hale getiren somut koşulları kurmak kritik.</p>
<p><strong>Hamlenin ekonomik dayanağı</strong></p>
<p>Türkiye bu hamleyi boşlukta yapmıyor. “35’e 35” çağrısı, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyor. Henüz bütün ülkelerin kabul ettiği bağlayıcı bir karar değil, gönüllü katılıma açık bir küresel hedef.</p>
<p>Ama arkasında güçlü bir ekonomik zemin var. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) Türkiye ve Avustralya'nın talebiyle hazırladığı analize göre, bugünkü maliyet ve teknolojilerle bile küresel pay yaklaşık yüzde 23'ten yüzde 33'e çıkabiliyor. Yani hedefin büyük bölümü, henüz icat edilmemiş teknolojilere değil, bugün alınabilecek kararlara bağlı.</p>
<p>Aynı rapora göre, yakıt ithalatçısı ekonomilerin 2035’teki yıllık ithalat tasarrufu, 2025 fiyatlarıyla 400 milyar doları aşıyor. Bu, elbette senaryoya bağlı bir sonuç, ancak enerji ithalatçısı ülkelerin neden elektrifikasyonu ekonomik bir öncelik olarak görmesi gerektiğini de açıklıyor.</p>
<p>Hedefin siyasi gücü de burada. <strong>Enerji maliyetini, dışa bağımlılığı ve rekabet gücünü etkileyen bir dönüşüm, iklim gerekçesinin yanında ekonomik bir dayanağa da sahip oluyor.</strong> Yalnızca iklim adına verilen sözler bütçe ve siyaset değiştiğinde kırılgan kalabilir; çıkarla desteklenen sözlerse daha uzun yaşar. Burada çoklu bir çıkar kümesi var.</p>
<p>Türkiye'nin gündemi de bu mantığa uygun. Elektrifikasyon enerji ithalatına, yeşil sanayi ihracatın geleceğine, proje hazırlığı finansmana erişime dokunuyor. BRIDGE, ülkelerin iklim ve kalkınma önceliklerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmeyi amaçlıyor. SURFF ise şehirlerdeki ihtiyaçlarla finansman arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Türkiye bu sorunları dışarıdan değil, bizzat yaşadığı dönüşümün içinden tanımlıyor. Gelişmekte olan ekonomilerin ihtiyaçlarını küresel masaya taşıma iddiasının inandırıcılığı da buradan geliyor.</p>
<p><strong>Üç kritik eşik</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın sağlayacağı faydayı değerlendirmek için hangi alanlarda ilerlemeyi kolaylaştırdığını, hangi alanlarda ek desteğe ihtiyaç duyduğunu görmek şart. Üç nokta özellikle önemli.</p>
<p><strong>- Birincisi, elektriğin kaynağı;</strong> “35’e 35” taahhüt metni Paris hedeflerine, yenilenebilir enerjiye ve temiz teknolojilere atıf yapıyor. Bununla birlikte ülkelerin kendi dönüşüm yollarını belirleme yetkisini koruyor; hedefi karşılayacak elektriğin tamamının temiz kaynaklardan üretilmesini ise açık bir koşula bağlamıyor.</p>
<p>Bu esneklik daha geniş katılımı kolaylaştırabilir. İklim açısından elde edilecek sonuç ise elektrik üretiminin nasıl değiştiğine bağlı olacak. Fosil yakıt kullanan bir üretim süreci elektriğe geçtiğinde, emisyonları besleyen elektriğin kaynağı önem kazanıyor. Üstelik yeni talebi karşılamak için kurulacak altyapı uzun yıllar kullanılacak. Bu nedenle elektrifikasyon ile temiz elektrik üretimi birlikte ilerlemeli. Başarı, elektriğin payındaki artışın yanında fosil yakıt tüketiminin ve toplam emisyonların ne ölçüde azaldığıyla değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>- İkincisi, ülkenin kazancı ile yatırımcının hesabı arasındaki fark;</strong> Enerji ithalatının azalması ülke genelinde fayda yaratırken; yeni ekipmanın maliyeti, bağlantı belirsizliği ve kredi geri ödemesi şirketin üzerinde kalabilir.</p>
<p>IEA’nın çalışması, gelişmekte olan ekonomilerde büyük ölçekli güneş yatırımlarının sermaye maliyetinin gelişmiş ekonomilerdekinden iki katın da üzerinde olduğunu gösteriyor. Yüksek başlangıç yatırımı gerektiren temiz teknolojilerde bu fark, ekonomik potansiyelin kullanılıp kullanılamayacağını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Uygulama araçlarının önemli görevlerinden biri bu farkı azaltmak. Ülkeye sağlanacak faydayı, yatırımın gerçekleşmesini kolaylaştıran finansman, altyapı ve destek koşullarıyla buluşturmak önemli. Bunun için hangi riskin kim tarafından üstlenileceği açık olmalı. Risk paylaşımı netleştiğinde, ekonomik olarak anlamlı görünen bir yatırımın hayata geçme ihtimali de mutlak olarak güçlenir.</p>
<p><strong>- Üçüncüsü, ekonomik faydanın tek başına yeterli olmadığı alanlar;</strong> Ekonomik çıkarlarla iklim hedeflerinin örtüşmesi dönüşümü hızlandırabilir. Ancak her gerekli adım aynı ölçüde gelir veya tasarruf üretmez.</p>
<p>Verimlilik yatırımları ve bazı temiz teknolojiler ekonomik getirileri sayesinde ilerleyebilir. Buna karşılık henüz kullanım ömrünü tamamlamamış yüksek karbonlu bir tesisin erken kapatılması mali kayıp doğurabilir. Kıyıları taşkınlara karşı korumak büyük toplumsal fayda sağlasa da doğrudan gelir üretmediği için özel finansmana erişmekte zorlanabilir. Dönüşümden etkilenen çalışanların ve küçük işletmelerin desteklenmesi de ayrıca kaynak ve politika gerektirir.</p>
<p>Bu alanlarda koordinasyonun yanında kamu desteği, uluslararası finansman ve maliyetin adil paylaşımı önem kazanıyor. Uyum, kayıp ve zarar ile adil geçiş, uygulama gündeminin tamamlayıcı unsurları olarak ele alınmalı. Bunlarda sağlanacak ilerleme, dönüşümün toplumsal desteğini ve sürekliliğini de güçlendirecek.</p>
<p><strong>Ortak karar ile uygulama arasındaki bağ</strong></p>
<p>Fiji’deki hazırlık toplantısında Türkiye ve Avustralya, COP31 için başkanlık öncülüğünde bir ana karar metni hazırlayacaklarını açıkladı. Bu, teknik bir ayrıntı değil. Zirvenin farklı dosyalarının hangi ortak siyasi mesaj etrafında buluşturulacağını belirleyecek bir tercih.</p>
<p>COP’larda belirli gündem başlıklarına ilişkin kararların yanında, zirvenin genel yönünü ortaya koyan ana karar metinleri de hazırlanabiliyor. Müzakerecilerin “örtü kararı” dediği bu metinlerde başkanlık, ülkelerle yürüttüğü istişarelerden hareketle ortak bir çerçeve oluşturuyor. Ancak metni hazırlama yetkisi, sonucu tek başına belirleme yetkisi anlamına gelmiyor. Kabulü yine ülkelerin uzlaşmasını gerektiriyor.</p>
<p>Belem’de böyle bir metnin hazırlanacağı ikinci haftada netleşmişti. COP31’de ise yaklaşımın önceden duyurulması, ülkelerin sürece daha erken katkı vermesine imkân sağlayacak. Başkanlığın görevi, farklı beklentileri dinleyerek, üzerinde uzlaşılabilecek bir metnin zeminini kurmak olacak.</p>
<p>Böylece, Antalya’nın siyasi sonucu yalnız zirvenin son günlerindeki pazarlıklarla şekillenmeyecek. Önümüzdeki haftalarda yapılacak istişareler, hangi hedeflerin ortak metne girebileceğini ve bunların hangi destek koşullarıyla kabul görebileceğini belirlemede önemli rol oynayacak. Antalya öncesindeki bu görüşmelerin değeri, hedefle onu mümkün kılacak koşulları aynı çerçevede buluşturabilmesinde.</p>
<p><strong>Asıl sınav Antalya'dan sonra</strong></p>
<p>COP31, ölçülebilir hedefleri ya da ekonomik gerekçeleri iklim diplomasisine ilk kez getirmiyor. Ama bu birikimi gerçekten çalışan bir uygulama düzenine dönüştürmekle ilgili elinde bir fırsat var.</p>
<p>Antalya'nın başarısı açıklanan girişimlerin sayısıyla değil, sonrasında yatırım koşullarını ne kadar değiştirdiğiyle ölçülecek. Bekleyen hangi proje ilerledi? Hangi risk paylaşıldı? Hangi yatırım hızlandı? Bunlar ne kadar emisyon azaltımı ve dayanıklılık üretti?</p>
<p>Bu sorulara verilecek somut cevaplar, ekonomik temelli iklim koordinasyonunun gerçekten çalıştığının kanıtı olacak. Böylece iklim diplomasisi, fedakârlık diliyle patinaj yapmaktan kurtulacak. COP31 de bunu başaran zirve olarak öne çıkacak. Tekeri boşa döndürmekten çok, artık yol alınan zirve…</p>
<p><strong>Ülkemiz için kalıcı kazanım da tüm bu gündemin; kendi enerji, sanayi ve şehir politikalarına yerleşmesi olacak. </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-turkiyenin-firsati-donusumun-sinavi-89639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/56-1791959564.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: Türkiye’nin fırsatı, dönüşümün sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-tasfiye-sureci-ve-sorular-89638</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda tasfiye süreci ve sorular</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Meclis’e sunulan Kanun Teklifi, yatırımcılara 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasını ve sonradan elde edilecek geri kazanımların yatırımcılara aktarılmasını öngörüyor. Ancak ödeme takvimi, bekleyen satış emirleri ve ara ödemelerde esas alınacak son fiyat, yatırımcıların haklarının korunması açısından kritik önem taşıyor.</strong></p>
<p>Fon piyasasında 17 Eylül sonrası başlayan süreç artık yeni bir aşamaya geçti. İlk günlerde ana gündem fonların alım-satıma kapatılması, tasfiye kararları ve yatırımcıların paralarına ne zaman ulaşabileceğiydi. Şimdi ise Meclis’e sunulan kanun teklifiyle birlikte başka soruların cevabını arıyoruz: Tasfiye nasıl yürütülecek, ara ödemeler nasıl yapılacak ve yatırımcı zararlarının ne kadarı geri kazanılabilecek?</p>
<p>Öncelikle teklifin kapsamını doğru anlamak gerekiyor. Düzenleme, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yayımlandığı tarihte tasfiyesi henüz tamamlanmamış fonları kapsıyor. Yani bütün fonlar için yeni ve kalıcı bir tasfiye sistemi değil, yaşanan sürece yönelik özel bir çözüm mekanizması oluşturuluyor.</p>
<p>Açıklamalara göre olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonların (Tera, Pusula, Hedef ve Atlas Portföy) yatırımcılarına 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılması öngörülüyor. Burada önemli nokta, kamu kaynağı kullanılmayacak olması. Ödemelerin fonun mevcut malvarlığı, yapılacak iadeler ve tedbir konulan malvarlıklarından karşılanması planlanıyor.</p>
<p>Bence teklifin yatırımcı açısından en önemli taraflarından biri de sürecin yalnızca “fondaki varlıkları sat, borçları öde, kalanı dağıt” yaklaşımıyla sınırlı kalmaması. Zararların tespiti, olağan dışı kazançların geri alınması, sorumlulara rücu edilmesi ve sonradan sağlanabilecek geri kazanımların da yatırımcıya aktarılması öngörülüyor. Bu özellikle ciddi zarar yaşayan yatırımcı açısından önemli. Fonun bugünkü değeri, yatırımcının nihai olarak geri alabileceği tutarın son noktası olmayabilir.</p>
<p><strong>Güven kaybı fonlarla sınırlı değil</strong></p>
<p>Konuyu yalnızca tasfiye edilen fonların yatırımcıları açısından değerlendirmek de eksik olur. Çünkü yaşananlar yatırımcı davranışını belirgin biçimde değiştirdi.</p>
<p>ING Global’in değerlendirmesine göre ağustos sonundan 6 Ekim’e kadar, işlemleri durdurulan fonlar hariç tutulduğunda TL cinsi yatırım fonlarından net 625 milyar TL çıkış gerçekleşti. Dövize bağlı fon varlıklarından da 2,2 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Buna karşılık TL mevduat ve repo bakiyelerindeki artış, çıkışın önemli bölümünün dövize değil TL içinde daha güvenli görülen alanlara yöneldiğine işaret ediyor.</p>
<p>MKK verilerine dayanan Şebnem Turhan’ın EKONOMİ gazetesindeki haberindeki rakamlar da dikkat çekici. Eylül ayında yatırım fonlarında portföyünü boşaltan yatırımcı sayısı 1.133 kişi artarken, hisse senetlerinde bu artış 50 bin 234 kişiye ulaştı. Fon portföy büyüklüğü de eylül sonunda 9,26 trilyon TL’ye geriledi.</p>
<p>Dolayısıyla bugün yalnızca “tasfiye nasıl yapılacak?” sorusunu konuşmuyoruz. Asıl mesele yatırımcı güveninin nasıl yeniden kurulacağı.</p>
<p><strong>Bekleyen emirlerde yatırımcının hakkın olacak?</strong></p>
<p>Teklifte benim en fazla önemsediğim konulardan biri satış emrini vermiş ancak işlemi tamamlanmamış yatırımcıların durumu. Yatırımcı işlem durdurulmadan önce satış emrini vermiş, fon payları bloke edilmiş fakat işlem tamamlanmadığı için parasını alamamış olabilir.</p>
<p>Benim değerlendirmem, satış emrini zamanında vermiş ve emri ilgili sisteme iletilmiş yatırımcıların haklarının uygulama esaslarında açık biçimde korunması gerektiği yönünde. Olağan tasfiye sürecindeki Pardus Portföy’ün KHA ödemelerinde gördüğümüz uygulamada satış emri veren ve emri bekleyen yatırımcılar ile emir vermemiş olan yatırımcılar arasında hak korunmuştu. Olağanüstü tasfiye sürecinde de bunun yoruma bırakılmaması önemli.</p>
<p>Bir diğer konu tasfiye kapsamında olmayan ancak hâlâ alım-satıma kapalı fonlar. Tasfiye kararı bulunmayan fonlarda gerekli kontroller tamamlandıktan sonra işlemlerin mümkün olduğunca hızlı başlaması gerekiyor. Belirsizlik uzadıkça yatırımcı tarafındaki endişe de büyüyor.</p>
<p><strong>Ara ödemede “Son Fiyat” sorunu</strong></p>
<p>Bence teklifin üzerinde en fazla düşünülmesi gereken bölümlerinden biri ise ara ödeme tutarının nasıl hesaplanacağı.</p>
<p>Teklifte PPF dışındaki fonlar için, ara ödeme için son hesaplanacak fiyatın dikkate alınması öngörülüyor. İlk bakışta teknik bir detay gibi görünse de portföyündeki varlıkları çok sert değer kaybeden fonlarda sonuç yatırımcı açısından oldukça farklı olabilir.</p>
<p>TLY bunun çarpıcı örneklerinden biri. Son varlık dağılımına göre fonun yaklaşık yüzde 75’ini oluşturan beş hissenin son bir ayda yaklaşık yüzde 85 değer kaybettiğini görüyoruz. Böyle bir tabloda daha önce 100 liralık fon payına sahip yatırımcı, son fiyat üzerinden hesaplanacak bir ara ödemede yaklaşık 15 liralık bir değere sıkışabilir.</p>
<p>Elbette kamu kaynağı kullanılmayacağı için mevcut ve geri kazanılabilir kaynakların üzerinde ödeme yapmak kolay bir çözüm değil. Ancak fiyatın likidite şoku, yoğun satışlar veya hukuka aykırı işlemler nedeniyle çöktüğü durumlarda yalnızca son fiyatı esas almak da yatırımcı açısından ağır sonuçlar yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle ara ödeme mekanizmasının yalnızca teknik bir fiyat hesabı olarak değil, yatırımcıya hızlı bir nefes alanı sağlayacak geçiş mekanizması olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Fon türü, portföyün likiditesi, gerçekleşen nakit ve geri kazanım potansiyeli birlikte değerlendirilerek daha dengeli bir uygulama modeli oluşturulabilir.</p>
<p>Özellikle para piyasası fonlarında yatırımcının nakde mümkün olduğunca hızlı ulaşması öncelikli olmalı. Hisse ağırlıklı veya likiditesi düşük varlık taşıyan fonlarda ise ilk ödeme düşük kalsa dahi, sonradan sağlanabilecek geri kazanımların yatırımcının nihai hakkına nasıl yansıyacağı açık biçimde anlatılmalı.</p>
<p><strong>Takvim de en az tutar kadar önemli</strong></p>
<p>Yatırımcı açısından diğer önemli soru doğal olarak “Paramı ne zaman alacağım?”</p>
<p>Teklif herkesin hangi tarihte ne kadar ödeme alacağını belirleyen kesin bir takvim oluşturmuyor. Sürecin önemli bölümü SPK tarafından belirlenecek. Her fonun nakit durumu, portföy yapısı ve geri kazanım potansiyeli farklı olduğu için bunu anlamak mümkün. Ancak yatırımcı açısından belirsizliği azaltacak düzenli bir bilgilendirme takvimine ihtiyaç var.</p>
<p>Hangi fonlarda ilk ara ödeme ne zaman yapılacak? Para piyasası fonlarında süreç nasıl ilerleyecek? PPF dışı fonlarda son fiyat nasıl uygulanacak? Geri kazanımlar oldukça yeni ödemeler hangi aralıklarla yapılacak?</p>
<p>Bazen yatırımcı açısından belirsizlik, zararın kendisi kadar yıpratıcı olabiliyor. Bu nedenle sadece ödeme yapmak değil, yatırımcıya önündeki süreci görebileceği bir takvim sunmak da güvenin yeniden kurulmasının parçası.</p>
<p>Son günlerde fonlardan çıkışların hız kaybetmesi ve para piyasası fonlarında yeniden sınırlı girişlerin görülmesi olumlu. Ancak güvenin geri dönmesi için para akışının sakinleşmesi tek başına yeterli değil. Sürecin öngörülebilir, açık ve mümkün olduğunca adil yürütülmesi gerekiyor.</p>
<p>Kanun teklifi bu açıdan önemli ve gerekli bir adım. Ancak bundan sonrası uygulamada şekillenecek. Bekleyen satış emirlerinde yatırımcının hakkının açık biçimde korunması, kapsam dışında kalan ancak benzer risk taşıyan fonların durumunun netleştirilmesi, ara ödemede son fiyatın yaratabileceği sorunların giderilmesi ve yatırımcıya anlaşılır bir ödeme takvimi sunulması sorunun yönetimi açısından değerli olacaktır.</p>
<p>Çünkü bugün mesele yalnızca yatırımcıya ne kadar ödeme yapılacağı değil. Yaşananlardan sonra fon piyasasına duyulan güvenin nasıl yeniden kurulacağı.</p>
<p>Bu süreç doğru yönetilirse yaşananlar, fon piyasasında kalıcı bir güven kaybına dönüşmek yerine daha şeffaf, daha adil ve yatırımcının kendisini daha güvende hissettiği yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-tasfiye-sureci-ve-sorular-89638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda tasfiye süreci ve sorular ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-gida-sistemleri-ve-kirsal-kalkinmada-100-kadin-kahraman-89637</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım-gıda sistemlerinde kadınların katkıları hâlâ yeterince değer görmüyor. Seçilen kadınların çalışmaları pazara erişimi genişletmiş, gıda güvenliğini güçlendirmiş, geleneksel ve yerel bilgileri korumuş, doğal kaynakları korumuş ve kırsal topluluklar için istihdam ve eğitim fırsatları yaratmıştır.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu yıl ilk kez “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman” seçimi gerçekleştirdi. Seçilen 100 kadın kahraman arasında Türkiye’den de Sevgi Kütüz yer aldı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı” ilan etmişti. “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman”ın seçilmesi de bu kapsamda gerçekleştirildi. Toplamda 131 üye ülkeden 609 kadın için yapılan adaylık başvuruları değerlendirildikten sonra 100 ülkeden 100 kadın kahraman seçildi. Seçilen kadın kahramanlar 15 Ekim Dünya Çiftçiler Günü öncesinde açıklandı.</p>
<p>Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ya göre kadınlar, dünya tarım iş gücünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Üretimden işlemeye, dağıtımdan ticarete kadar tarım-gıda değer zincirinin her aşamasında vazgeçilmez bir öneme sahip olan kadınlar, hane halkı gıda güvenliği ve beslenmesinde büyük rol oynuyor.</p>
<p>Tarım-gıda sistemlerinde çalışan kadınların oranı küresel olarak yüzde 40 seviyesinde olmasına rağmen katkıları hâlâ yeterince değer görmüyor. Çalışma koşulları genellikle daha güvencesiz; düzensiz, kayıt dışı, yarı zamanlı, düşük ücretli, emek yoğun ve son derece kırılgan. Toprak, finansman, teknoloji, eğitim, yayım hizmetlerine erişim ve her düzeyde karar alma süreçlerine katılım da dâhil olmak üzere sistemik engellerle karşılaşmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Türkiye’de tarım sektöründe 5 milyon kişi çalışıyor. Bu 5 milyonun da yaklaşık 2 milyonu kadın. Fakat Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı kadınların oranı sadece yüzde 15. Gelirden aldıkları pay, yönetim hakkından aldıkları pay yok denecek kadar az.</p>
<p><strong>Kadın kahramanlar nasıl seçildi?</strong></p>
<p>FAO’ya göre seçilen kadınlar tarım-gıda değer zincirinin her aşamasından gelmekte ve çok çeşitli rol ve geçmişleri temsil etmektedir. Çalışmaları, pazar erişimini genişletmiş, gıda güvenliğini güçlendirmiş, geleneksel ve yerel bilgileri korumuş, doğal kaynakları korumuş ve kırsal topluluklar için istihdam ve eğitim fırsatları yaratmıştır. Seçilenler, hem bireysel başarıyı hem de kapsayıcı tarım-gıda sistemleri dönüşümüne yönelik ortak bir bağlılığı yansıtmaktadır.</p>
<p>“Kırsalda 100 Kadın Kahraman”ın seçim süreci ile ilgili FAO’dan yapılan açıklama özetle şöyle: “Seçim süreci, geniş üye katılımını, coğrafi dengeyi, şeffaflığı ve tutarlılığı sağlamak üzere tasarlandı. Başvuru çağrısı tüm FAO üyeleriyle paylaşılmış ve ayrıca her üyeye doğrudan iletilmiştir; her ülke için izin verilen maksimum başvuru sayısı nüfus büyüklüğüne göre belirlenmiştir. Toplamda 131 üye ülke 609 adaylık başvurusunda bulunmuştur.</p>
<p>Tüm adaylıklar öncelikle başvuru şartlarına ve her ülkeye tahsis edilen kotaya uygunluk açısından incelendi. Uygun başvurular daha sonra FAO üst yönetimi tarafından değerlendirildi ve sıralandı. Adaylar, Üst Yönetim Kurulu üyelerinden alınan en yüksek sayıda tercihe göre, seçilecek maksimum aday sayısına saygı gösterilerek kısa listeye alındı.</p>
<p>Seçilen adaylar daha sonra üst düzey yöneticiler tarafından iki tur görüşmeyle değerlendirildi. Bu görüşmeler, nihai grubun genel kalitesini, dengesini ve temsil edilebilirliğini sağlamak için ek bir değerlendirme düzeyi sağladı. Seçilen adayların nihai listesi daha sonra Üst Düzey Yönetim Komitesi tarafından onaylandı ve ardından başarılı adaylara seçimleri resmen bildirildi.”</p>
<p><strong>Türkiye’nin kahramanı moringa üreticisi Sevgi Kütüz</strong></p>
<p>Sevgi Kütüz, Gaziantep’teki Moringantep Girişimci Kadınlar Üretim ve Kalkınma Kooperatifi’nin yönetim kurulu başkanı ve kadın öncülüğünde tarımsal girişimciliğin öncü savunucularından biridir. 2017 yılında moringa (ana vatanı Hindistan olan, yapraklarından tohumuna, kabuğundan köküne kadar her bölümü tüketilebilen ve halk arasında <strong>"mucize ağaç"</strong> olarak bilinen şifalı bir bitki) yetiştiriciliğine başlamasından bu yana, Türkiye’nin ilk ticari moringa işletmesinin geliştirilmesine öncülük ederek, onu çeşitli gıda, sağlık ve kozmetik ürünleriyle ulusal çapta tanınan bir markaya dönüştürmüştür.</p>
<p>Üretim, işleme, markalaşma ve pazarlamayı entegre eden kadın merkezli bir model aracılığıyla, tarımsal inovasyonu ve katma değeri teşvik ederken kırsal kesimdeki kadınlar için ekonomik fırsatları genişletmiştir.</p>
<p>2023 depreminde ağır kayıplar yaşamasına rağmen, topluluğunu ve yerel çiftçileri desteklemeye devam ederek, direnç, dayanışma ve liderlik sergilemiştir. Çalışmaları, Moringantep’i Türkiye’de kadınların güçlendirilmesi, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir tarım-gıda girişimciliğinin önde gelen bir örneği hâline getirmiştir.</p>
<p><strong>Peru’dan tarımsal biyoçeşitliliği koruyan </strong><strong>Rita Parcco Pumapillo</strong></p>
<p>Rita Parcco Pumapillo, Peru’nun Apurímac bölgesinden kırsal bir lider ve tarımsal biyoçeşitliliğin koruyucusudur. Hayatını yerli tohumları ve geleneksel And bitkilerini korumaya adamıştır.</p>
<p>Paymakis Tarımsal Biyoçeşitlilik Bölgesi yönetim komitesi başkanı olarak, hem genetik çeşitliliği hem de geleneksel tarımsal bilgiyi koruyan katılımcı yönetişimi ve topluluk temelli koruma çabalarını desteklemektedir. Liderliğiyle, kırsal ve yerli kadınların tohumların, kültürel mirasın ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin koruyucuları olarak hayati rolünü vurgulamıştır.</p>
<p>Çalışmaları gıda güvenliğine, iklim direncine ve tarımsal biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunarak, atalardan kalma bilginin ve yerel yeniliğin kırsal toplulukların ve tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini nasıl güçlendirdiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fransa’da kadınların örgütlenmesine öncülük eden Anne-Marie Crolais</strong></p>
<p>Anne-Marie Crolais, Fransa’nın Bretonya bölgesinde hayvancılıkla uğraşan bir çiftçi ve kadınların tarım örgütlerine katılımını teşvik etmede öncü bir isimdir. Çok az kadının bu tür sorumluluk pozisyonlarında bulunduğu bir dönemde, tarım sendikaları hareketine çok erken bir aşamada dâhil oldu.</p>
<p>Genç Çiftçiler Birliği’nin bölüm başkanı ve daha sonra Ulusal Genç Çiftçiler Çevresi yönetim kurulu üyesi olarak, kadın çiftçilerin durumuna ilişkin farkındalığı artırmaya ve özellikle statü, haklar, mesleki tanınma ve gelir konularında seslerini yükseltmeye yardımcı oldu. Çiftliğini daha da geliştirerek tarım turizmi faaliyetleri kurdu ve tarımsal çeşitlendirmeye ve yerel istihdam yaratılmasına katkıda bulundu.</p>
<p>Kariyeri boyunca Anne-Marie Crolais, kadınların rolünü, tarım geleneklerinin aktarılmasını ve kırsal toplulukların canlılığını savunarak Fransız tarımını dönüştürdü ve yeni nesil kadın çiftçilerin yolunu açtı. Bugün, çiftliğini gururla kızına devrederek, aile çiftçilik mirasının yeni bir nesil tarafından devamlılığını sağladı.</p>
<p><strong>İrlanda’da organik üretim yapan Blátnaid Gallagher</strong></p>
<p>Blátnaid Gallagher, İrlanda’nın Galway bölgesinden organik bir çiftçi, yenilikçi ve tarımda kadınların savunucusudur. Safkan Galway koyunları, Connemara midillileri, ormancılık, biyolojik çeşitliliğin korunması, sosyal tarım, turizm ve geleneksel gıda üretimini birleştiren çeşitli ve sürdürülebilir bir tarım işletmesi geliştirmiştir.</p>
<p>İrlanda’nın tarımsal mirasını korumaya kendini adamış olan Gallagher, nesli tükenmekte olan Galway koyun ırkının önde gelen savunucularından biri olmuş ve yerli Galway yünü için yeni pazarlar yaratmaya ve ülke çapında 70’ten fazla safkan sürüye destek vermeye adanmış İrlanda’nın ilk kooperatifi olan Galway Yün Kooperatifi’ni kurmuştur. Kırsal girişimci, eğitimci ve Farming for Nature Ireland ve FLIARA Projesi gibi girişimlerin elçisi olarak yaptığı çalışmalarla sürdürülebilir tarımı, kadın liderliğini, kırsal yeniliği ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını teşvik etmektedir.</p>
<p>Çiftliği Murray Meadows, aynı zamanda eğitim, kapsayıcılık ve çevre yönetimi merkezi olarak hizmet vererek, çeşitlendirilmiş tarımın kırsal toplulukları nasıl güçlendirebileceğini ve doğal ve kültürel mirası nasıl koruyabileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Cristina Stribacu, Yunanistan’ın yerel zeytin çeşitlerini koruyor</strong></p>
<p>Cristina Stribacu, Yunanistan’ın Mora Yarımadası’ndaki LIÁ Zeytinyağı ve LIÁ Zeytinyağı Merkezi’nin kurucusu ve tarımsal biyoçeşitlilik, kadınların güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kırsal kalkınmanın önde gelen savunucularından biridir.</p>
<p>Son 15 yıldır, Yunanistan’ın yerel zeytin çeşitlerini korumak, sürdürülebilir zeytin üretimini teşvik etmek ve nüfus azalması ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalan kırsal toplulukları güçlendirmek için çalışmaktadır. Kadınların liderliğini, mesleki gelişimini ve zeytinyağı değer zincirinin tamamında katılımını destekleyen uluslararası ağlarda aktif rol alırken, LIÁ Zeytinyağı Merkezi kırsal kadınlar ve genç çiftçiler için eğitim, ağ oluşturma ve inovasyon merkezi olarak hizmet vermektedir.</p>
<p>Yunanistan’ın ilk kapsamlı tarımsal sürdürülebilirlik programı olan REOLIVE gibi girişimler aracılığıyla, biyoçeşitlilik korumasının, kadınların güçlendirilmesinin ve sürdürülebilir girişimciliğin nasıl dayanıklı tarım-gıda sistemlerine ve gelişen kırsal topluluklara katkıda bulunabileceğini göstermiştir.</p>
<p><strong>Alba Pettengill, Paraguay’da et endüstrisindeki yenilikleri ile biliniyor</strong></p>
<p>Alba Pettengill, yaklaşık kırk yıllık çalışmalarıyla ülkenin et endüstrisini modernize etmeye ve tarımsal kalkınmayı güçlendirmeye yardımcı olmuş, seçkin bir Paraguaylı tarım işletmecisidir.</p>
<p>Psikoloji, insan kaynakları ve işletme yönetimi alanlarında eğitim almış olan Pettengill, uluslararası kalite ve gıda güvenliği standartlarının getirilmesinde, önemli ihracat pazarlarına erişimin yeniden açılmasında ve vakumlu paketlenmiş soğutulmuş sığır eti ihracatı ve Paraguay’ın ilk endüstriyel hamburger üretim tesisi gibi yeniliklerin hayata geçirilmesinde öncü rol oynamıştır.</p>
<p>Büyük tarım-gıda şirketlerinde üst düzey liderlik pozisyonlarında bulunmasının yanı sıra, verimlilik, inovasyon ve çevresel sorumluluğa odaklanan sürdürülebilir tarım ve hayvancılık işletmelerini başarıyla yönetmiştir. Paraguay Et Odası’nın kurucusu ve eski başkanı olan Pettengill, tarım kurumlarında saygın bir lider olarak Paraguay’ın tarım-gıda sektörünün rekabet gücüne, sürdürülebilirliğine ve uluslararası tanınırlığına kalıcı bir katkı sağlamıştır.</p>
<p><strong>Nepal’in ödüllü tarım girişimcisi Tsering Dhoka Gurung</strong></p>
<p>Tsering Dhoka Gurung, Nepal’in Mustang bölgesinden ödüllü bir tarım girişimcisi ve kırsal liderdir. Yenilikçilik, çeşitlendirme ve topluluk liderliği yoluyla yüksek rakımlı tarımı dönüştürmüştür.</p>
<p>Ngawang Hisi Tarım ve Hayvancılık Organik Çiftliği’nin kurucusu olarak, bölgesinde yüksek yoğunluklu elma yetiştiriciliğine öncülük etmiş, binlerce ağaçtan oluşan gelişen bir meyve bahçesi geliştirmiş ve Himalaya koşullarına uyarlanmış modern bahçe yönetimi uygulamalarını tanıtmıştır. İşletmesini ticari dağ keçisi üretimiyle başarılı bir şekilde çeşitlendirmiş, kırsal aileler için önemli gelir, istihdam ve fırsatlar yaratan dayanıklı bir tarım işletmesi oluşturmuştur.</p>
<p>Tarım girişimciliği için bir mentor ve savunucu olarak, gençleri yurt dışına göç etmek yerine kendi topluluklarında geçim kaynakları oluşturmaya teşvik ederek, kadın liderliğinin, yenilikçiliğinin ve kararlılığının gıda güvenliğini, kırsal ekonomileri ve sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerini nasıl güçlendirebileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Çekya’nın en etkili tarım liderlerinden Monika Nebeská</strong></p>
<p>Monika Nebeská, Çek Cumhuriyeti’nin en etkili tarım liderlerinden biridir; uygulamalı çiftlik yönetimini, ulusal ve Avrupa düzeyinde tarım politikası ve sektör geliştirme alanındaki liderlikle birleştirmiştir.</p>
<p>2.500 hektardan fazla alanda tarım yapan büyük bir tarım kooperatifinin başkanı ve Bohemya ve Moravya Sebze Yetiştiricileri Birliği başkanı olarak, sürdürülebilir gıda üretimi, inovasyon, su ve enerji dayanıklılığı ve modern teknolojilerin tarıma entegrasyonunu savunmuştur. Geleneksel olarak erkek egemen bir sektörde öncü bir kadın olarak, Çek Cumhuriyeti’nde türünün ilk örneği olan bir tarım kooperatifini yöneten ilk kadın olmuş ve tarımda kadınların ve genç profesyonellerin ilerlemesini aktif olarak desteklemiştir.</p>
<p>Tarım, eğitim, araştırma ve kamu politikası alanlarındaki liderliğiyle, sektörde daha fazla cinsiyet eşitliğini teşvik ederken, daha dayanıklı, rekabetçi ve sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerinin güçlendirilmesine yardımcı olmuştur.</p>
<p><strong>Vangelina Parmachka Kuzey Makedonya’da koyunculuk yapıyor</strong></p>
<p>Vangelina Parmachka, Kuzey Makedonya’nın Budinarci dağ köyünden deneyimli bir koyun çiftçisidir. Ailesiyle birlikte yaklaşık 600 koyundan oluşan bir sürüyü yönetmekte ve hayvan bakımı, işleme ve pazarlamaya kadar tüm değer zincirini denetleyerek geleneksel koyun peyniri üretmektedir.</p>
<p>Çiftçilik çalışmalarının yanı sıra, Ulusal Çiftçiler Federasyonu bünyesindeki Kadın Çiftçiler Ağı’nın koordinatörü olarak görev yapmakta ve kırsal kesimdeki kadınlar için daha fazla tanınma, daha güçlü haklar ve daha iyi destek için savunuculuk yapmaktadır. Ağ, kolektif eylem yoluyla kadın çiftçiler için özel bir yatırım destek önleminin getirilmesine ve kayıtlı kadın çiftçiler için doğum izninin yolunu açan politika değişikliklerine katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Uygulamalı çiftçilik, girişimcilik ve savunuculuğu birleştirerek, geleneksel bilgiyi korumaya, kırsal geçim kaynaklarını güçlendirmeye ve kadınları ve gençleri tarımda aktif rol almaya teşvik etmeye yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>María Cantalicia Torres, Venezuela’nın yerel çeşitlerine sahip çıkıyor</strong></p>
<p>María Cantalicia Torres de Torres, Venezuela’nın And bölgesinden kırsal bir lider, tohum koruyucusu ve tarımsal biyoçeşitlilik savunucusudur. Hayatını yerel patates çeşitlerini korumaya ve geleneksel tarım bilgisini muhafaza etmeye adamıştır. Ayrıca geleneksel yün dokuma ve koyun yetiştirme uygulamalarını da koruyarak bu becerileri topluluğundaki çocuklarla ve gençlerle paylaşmıştır.</p>
<p>Vertientes de Agua Viva Kooperatifi’nin kurucusu olarak, su kaynaklarının korunmasını ve ticari tarımın genişlemesiyle tehdit altında olan yerel patates tohumlarının kurtarılmasını desteklemiştir. Kooperatif aracılığıyla mikro su havzalarının korunmasına da katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Aile temelli çiftçilik, topluluk araştırmaları ve Bilim İnsanı-Çiftçi İttifakı da dâhil olmak üzere bilimsel kurumlarla iş birliği yoluyla, şu anda ulusal genetik kaynak koleksiyonlarında koruma altına alınmış benzersiz yerel patates çeşitlerinin tanımlanmasına, kurtarılmasına ve korunmasına katkıda bulunmuştur. Tarımsal ekoloji uygulamaları konusundaki engin bilgisi ve nesiller arası bilgi aktarımına olan bağlılığıyla tanınan kendisi, And dağlık bölgelerinde biyolojik çeşitliliğin korunması, gıda egemenliği ve sürdürülebilir kırsal kalkınmanın saygın bir savunucusu hâline gelmiştir.</p>
<p>10 kadın kahramanın çalışmalarını gençlere ve kadınlara ilham olması dileği ile paylaşıyorum. “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman”ın hikâyelerini/çalışmalarını FAO’nun “https://www.fao.org/100-women-heroes/en” sayfasından okuyabilirsiniz. Dünyadaki tüm kadınların 15 Ekim Dünya Çiftçi Kadınlar Günü’nü kutlar, mücadelelerinde başarılar dilerim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-gida-sistemleri-ve-kirsal-kalkinmada-100-kadin-kahraman-89637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonumuza-kadar-bizi-kimler-soyuyor-89636</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonumuza kadar bizi kimler soyuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sahi, kimdir bu cebimize musallat olan fareler? Zengini fonuna kadar, fakiri donuna kadar soyan ve yakalanmayanlar… Bilmek istiyorum, soyulmak istemiyorum. Yönetenlerin soygununa dur diyelim.</strong></p>
<p><strong>Bilmek istiyorum</strong>. Zengini fonuna kadar, fakiri donuna kadar soyanlar kim? <strong>Bunu nasıl yapıyorlar</strong>? Ne kadar soydular? <strong>Hangi yöntemleri</strong> kullanıyor, <strong>hangi görevleri</strong> suistimal ediyor ve <strong>hangi siyasi güçlerden</strong> destek alıyorlar? Belki de hayati soru şu olmalı; <strong>Bunu neden yapıyorlar</strong>, koruyucuları kim?</p>
<p>Fon yağmasının sadece <strong>ekonomik</strong> değil, <strong>siyasi sonuçları</strong> da olacağı kesin. Her ne kadar eski bir <strong>kadın bakanı feda edip</strong> yırtacaklarını zannetseler, <strong>gündem değiştirmeye kalksalar</strong> da bu <strong>patlayan lağımın kokusunu </strong>gizleyemiyorlar. Sadece <strong>finans piyasaları</strong> değil, tüm ülkede <strong>genel güvensizlik dalgası</strong> var.</p>
<p><strong>MASUMİYET KARİNESİ TAMAM DA MAĞDURİYET KARİNESİ NE OLACAK?</strong></p>
<p>Soruyoruz; “<strong>bizi kim soyuyor</strong>?” diye ve adlarını bildiklerini söylüyor ama “<strong>masumiyet karinesi</strong>” sebebiyle isimleri “<strong>lekelenmesin</strong>” gerekçesiyle ilan etmiyorlar. Ben de “<strong>suçu sabitlenene dek herkes masumdur</strong>” ilkesine inanan biriyim ancak “<strong>mağduriyet karinesi</strong>” ne olacak? Faili meçhul müyüz yine?</p>
<p>Açıklamalara bakıyoruz, “<strong>bir tür parti için hesaplaşma</strong>” gibi ilerliyor süreç. Sanki “<strong>benim hırsız, senin hırsız</strong>” mücadelesine dönüşmüş soygun. <strong>Satranç tahtası</strong> pisliğe batmışsa <strong>vezir fedasıyla</strong> sıyrılamazsın. Fona adı karışanlar; hiç biriniz işlemediğiniz(<strong>!</strong>) günahın masumu değilsiniz. <strong>Hele ki günahkârsanız</strong>…</p>
<p><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Fon yağmasına dair…</strong></p>
<p><strong><em>Soyanlar neden açıklanmıyor?</em></strong></p>
<p>Eski bakanı feda edip diğer <strong>failleri saklama gayreti</strong> var. Ucu nereye varacaksa varsın irade beyanına rağmen, <strong>fondaş zinciri başat halkaları</strong> bir yerde kesiliyor. Zira <strong>yağmayı yapanlar bilinsin</strong> istenmiyor.</p>
<p><strong><em>Fon soygunu fakirleştiriyor mu?</em></strong></p>
<p>Türkiye, <strong>yağmalanmakta olan </strong>bir ülke ve <strong>yağmalanan bir ülkeye fakir demek, hırsızı aklamaktır.</strong> Fondaş çetelerin ortaya çıkarılması bu yüzden hayatidir ve <strong>ülkeye temizlenme şansı doğurabilir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FİNANSIN SUSURLUK’U</strong></p>
<p>Tam 30 yıl önce <strong>Susurluk</strong>’taki bir kaza, devlete <strong>sızmış kötülerin açığa çıkmasına vesile</strong> olmuştu. Şu anda ülke, <strong>fondaşların yandaşların yağması sürecinde</strong>… Fon yangını, <strong>finans dünyasının Susurluk’u </strong>sayılabilir. Başarılı yönetilirse <strong>sistemin çürük yanları</strong> düzelir, <strong>soygunların önü alınır</strong>, tedbirler gelişir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON SOYGUNU LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Fondaş</strong>; Finans sistemine çöreklenmiş hırsızlar güruhu. Köpek havlamadıysa hırsız tanıdıktır genelde</p>
<p><strong>Yandaş</strong>: Siyaset kartını kullanıp fonlara bankalara, teşviklere, kaynaklara çöken partili kalabalıklar</p>
<p><strong>Troller</strong>: Sosyal medyada yönetimin muhalifleri linç etmek için kullandığı klavye pusucuları</p>
<p><strong>Mağdur</strong>: Kimi mecburiyetten kimi de aşırı kazanç hırsından dolayı sistemin tuzağına düşen kişiler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonumuza-kadar-bizi-kimler-soyuyor-89636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/yoksulluk-fakir-parasiz-para.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonumuza kadar bizi kimler soyuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-dengede-fazla-aylari-geldi-89635</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari dengede fazla ayları geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cari işlemler dengesinin klasik döngüsüdür. Yaz ayları gelir, turizm gelirleri tırmanır ve cari denge açıktan fazlaya döner. En yüksek tutarda fazla verilen ay da genellikle ağustostur. Ancak bu durum her yıl yaşanmaz tabii ki, yaz aylarında, hatta ağustosta bile cari açık verilen yıllar olmuştur.</p>
<p>Bu yılın ağustosunda da cari dengede 4,1 milyar dolar fazla oluştu. Benzer durum geçen yıl da söz konusu olmuş ve cari denge 2025’in ağustosunda 4,6 milyar dolar fazla vermişti.</p>
<p>Cari dengede yılın ilk sekiz ayında 31,5 milyar dolar, ağustos itibarıyla son bir yılda ise 42,1 milyar dolar açık verildi. 2027-2029 orta vadeli programına göre bu yılın tümünde beklenen cari açık 47,5 milyar dolar. Bu makul bir tutar.</p>
<p>Yılın tümünde açığın 47,5 milyar dolar olması, haliyle son dört ayda 16 milyar dolar açık verileceği ya da öngörülenin bu olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>İlk sekiz aydaki açık yaklaşık 32 milyar, son dört ayda öngörülen 16 milyar. Zaten çok büyük dalgalanmaların yaşanmadığı yıllarda genel denge de böyle; yani son dört ayda, ilk sekiz aydaki tutarın yarısı kadar açık veriliyor.</p>
<p>Yılın tümü için 47,5 milyar dolar olarak öngörülen açık savaşın ve dolayısıyla petrol fiyatlarının seyrine göre bir miktar fazla oluşabilir. Ama öyle görünüyor ki 50 milyar doların üstüne kolay kolay çıkılmaz.</p>
<h2>Dış ticaret ve turizmde korkulan olmadı </h2>
<p>Savaşın patlak vermesiyle birlikte cari işlemler dengesi kapsamındaki iki göstergenin çok kötü gideceği yönünde belirgin bir kaygı oluşmuştu.</p>
<p>Bunlardan biri dış ticaretti. Enerji faturası çok kabaracak, buna bağlı olarak ithalat tırmanıp gidecek, diğer yandan pazar daralması yüzünden ihracat belirgin bir şekilde azalacak ve tüm bunların sonucunda da dış ticaret açığı çok artacak. Bundan kaygı duyuluyordu. Dış ticaret açığı arttı artmaya ama öyle <strong>“Eyvah”</strong> dedirtecek boyutta değil. Açık, ödemeler dengesindeki tanımla sekiz aylık dönemler itibarıyla 44 milyardan 53 milyara çıktı. Son bir yıldaki açık da 62 milyardan 78 milyara yükseldi.</p>
<p>Savaşın en çok etkileyeceği kaygısı yaşanan alan turizmdi. Hatta turizmdeki olumsuz gidişin dış ticaretten bile daha fazla olabileceği düşünülüyordu. Oysa bu kaygının tümüyle yersiz olduğu anlaşıldı. Turizm ya da ödemeler dengesindeki adıyla seyahat geliri ilk sekiz ayda net olarak (gelir- gider) yaklaşık 32 milyar dolar oldu ve geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşti. Son bir yıldaki net gelir ise azalmak bir yana bir miktar arttı. Geçen yıl ağustosta 49,3 milyar dolar olan net gelir, bu yıl 50,8 milyar dolara çıktı.</p>
<h2>Şu enerji ithalatı olmasaydı!</h2>
<p>Türkiye ağustos ayında cari denge fazlasında bir rekor kırdı. Görünür fazla 4,1 milyar dolar ve rekor tabii ki bu tutarla ilgili değil.</p>
<p>Rekor, <strong>“enerji hariç cari denge”</strong> tutarında… Ağustosta enerji ihracatı 1,5 milyar, ithalatı ise 6,5 milyar dolar oldu. Böylece net enerji ithalatı 5 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Cari işlemler dengesindeki fazla 4 milyar dolar… Şu durumda 5 milyar dolarlık net enerji ithalatı olmasaydı cari fazla 9 milyar doları bulacaktı. İşte bu tutar, şimdiye kadar oluşan <strong>“net enerji ithalatı hariç”</strong> en yüksek tutarlı cari fazlaya işaret ediyor.</p>
<h2>Altında beş yıl sonra bir ilk</h2>
<p>2021’in aralık ayı… Altın ihracatı, ithalattan daha fazla gerçekleşmişti. Aradan yaklaşık beş yıl geçti ve bir kez daha bu durum yaşandı. Ağustosta 1,1 milyar dolardan fazla ihracat yapıldı. Buna karşılık ithalat 323 milyon dolarda kaldı ve net altın ihracatı 826 milyon dolar oldu.</p>
<p>Ayrıca ağustostaki 826 milyon dolarlık net ihracat, şimdiye kadarki aylık en yüksek altıncı ihracat tutarı olarak kayıtlara girdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf094c26ef1-1791953228.png" alt="" width="677" height="577" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-dengede-fazla-aylari-geldi-89635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari dengede fazla ayları geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89634</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD enflasyon verisi ve bilançolar piyasayı nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Nefesini Tuttu ABD’ye odaklandı! Enflasyon Verisi ve Bilançolar Piyasayı Nasıl Etkileyecek?" src="https://www.youtube.com/embed/0chdE-2Ofww" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-avrupa-icin-stratejik-ortak-bolgeye-acilan-uretim-ve-ticaret-merkezi-de-olabilir-89633</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, Avrupa için stratejik ortak, bölgeye açılan üretim ve ticaret merkezi de olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri ve European Business Summit (EBS) işbirliği ile düzenlenen <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>için Brüksel’deki Egmont Sarayı’ndayız.</p>
<p>Geçen yılki ilk organizasyonda Avrupa’dan bakan düzeyinde katılım olmazken, bu yılki toplantının açılışında Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı <strong>Maxime Prevot </strong>var.</p>
<p>Türkiye, 30 yıllık Gümrük Birliği anlaşmasının modernizasyonu ve son dönemlerde karşısına çıkan <strong>“Made in Europe” </strong>sorununu aşmaya çalışırken, Belçika Başbakan Yardımcısı <strong>Maxime Prevot, </strong>moralleri düzelten mesajlar verdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupalı şirketler tedarik zincirlerini yeniden yapılandırırken yakın coğrafyalarda güvenilir ortaklar arıyor. Türkiye, üretim kapasitesi, sanayi birikimi ve bölgesel bağlantılarıyla Avrupa için stratejik bir ortak.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Türkiye ile ilgili bu yaklaşımını daha da güçlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye yalnızca Avrupa’nın sanayi ortağı değil, çevre pazarlara açılan üretim ve ticaret merkezi olarak da önemli bir rol üstlenebilir.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>küresel rekabetin, jeopolitik gelişmelerin ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaların Avrupa’yı ekonomik ilişkilerini yeniden değerlendirmeye yönelttiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, kritik teknolojilere erişimini güvence altına almak, sanayisini güçlendirmek ve uzak tedarikçilere bağımlılığını azaltmak zorunda. Bu süreçte Türkiye’nin önemi artıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa’nın tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirebilecek üretim kapasitesine, sanayi uzmanlığına ve komşu pazarlara erişim imkanına sahip.</strong></p>
<p>Türkiye’nin NATO müttefiki ve AB tam üyeliğine aday ülke olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında bağlantı sağlayan büyük bir sanayi ekonomisi. Ekonomik ilişkilerin bu stratejik gerçekliği daha güçlü biçimde yansıtması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın stratejik bağımlılıklarını azaltmaya çalıştığı sektörlerde Türkiye yalnızca üretim ortağı değil, daha geniş bölgesel pazarlara açılan </strong><strong>b</strong><strong>ir merkez olarak değerlendirilmeli.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu üzerinde de durdu:</p>
<p>-          <strong>30 yıldır yürürlükte olan mevcut yapının değişen ekonomik koşullara uyarlanması gerekiyor.</strong></p>
<p>AB’nin dünyanın uzak bölgelerindeki ülkelerle yeni ekonomik anlaşmalar müzakere ettiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB’nin doğrudan komşusu ve tam üyelik adayı Türkiye ile benzer bir yaklaşım sergilememesinin açıklanması güç. Modernizasyon süreci mevcut yükümlülüklere saygı, adil rekabet içinde ve çözüm bekleyen konularda ilerleme gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca mal alım satımıyla sınırlı kalmaması gerektiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>İlişkiler savunma, inovasyon, temiz enerji ve dijital teknolojilerde ortak geliştirme ve yatırım modelleri yaygınlaştırılmalı.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Belçika’nın geçen mayıs ayında İstanbul ve Ankara’ya 400’den fazla katılımcıyla ekonomik heyet gönderdiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Ziyaret kapsamında Belçikalı ve Türk şirketler arasında savunma, havacılık, enerji ve teknoloji alanlarını da içeren 33 anlaşma imzalandı.</strong></p>
<p>Türkiye ile Belçika arasındaki siyasi diyaloğun da devam ettiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Gelecek hafta Brüksel’deki Egmont Sarayı’nda Dışişleri, Adalet ve İçişleri alanlarında üçlü görüşmeler gerçekleştirilecek.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>konuşmasını görüş ayrılıklarıyla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Temel haklar, hukukun üstünlüğü ve Türkiye’nin AB üyesi ülkelere yönelik yükümlülükleri konusundaki görüş ayrılıkları sürüyor. Bu konuların açık diyalogla ele alınması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Prevot</strong>’un verdiği mesajlar, bırakın AB’ye tam üyelik konusunda yol almayı, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin de <strong>“siyasi yaklaşımla” </strong>ağırdan alındığını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">30 yıllık Gümrük Birliği modeli artık yeterli değil</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf05f82dc3e-1791952376.png" alt="" width="600" height="420" /></span><strong>AVRUPA </strong>Sanayicileri Yuvarlak Masası (ERT) Genel Sekreteri <strong>Anthony Gooch Galvez, “II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>te katıldığı panelde Türkiye ile AB arasındaki 30 yıllık Gümrük Birliği modelinin günümüz ekonomik koşullarına yanıt vermediğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hizmet ticareti, kamu alımları ve savunma sanayinde yeni işbirliği mekanizmaları oluşturulmalı.</strong></p>
<p>Avrupa’nın küresel rekabet gücünü artırmak için iç pazar entegrasyonunu tamamlaması gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>ERT, Avrupa’nın önde gelen 60 sanayi ve teknoloji şirketinin üst düzey yöneticilerini bir araya getiriyor. Türkiye, Avrupa ekonomik sisteminin önemli bir parçası.</strong></p>
<p>Gümrük Birliği konusunda jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeler karşısında daha pragmatik çözümlere ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, mal ticaretinde Avrupa’nın 5’inci büyük ortağı. İkili mal ticareti 220 milyar Euro’yu aşıyor. Hizmet ticareti yalnızca 42 milyar Euro düzeyinde bulunuyor. Bu durum önemli bir ekonomik fırsat kaybıdır. Hizmetler ve kamu alımlarında yeni düzenlemeler gerekiyor.</strong></p>
<p>Savunma ve güvenlik sektörlerinin yeni işbirliği alanları olarak öne çıktığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ile Avrupa’nın coğrafi ve ekonomik yakınlığı, mevcut ticari ilişkilerde daha güçlü biçimde değerlendirilmeli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Made in Europe’ yerine ‘Made with Europe’ olsun</span></h2>
<p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>zirvenin açılışında Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ortaklığın üç temel öncelik üzerinden geliştirilmesi gerektiğini belirtip sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, Avrupa sanayi ekosisteminde Türkiye’nin konumunun güçlendirilmesi ve bağlantısallık.</strong></p>
<p>Gümrük Birliği’nin hizmetler, e-ticaret, kamu alımları ve tarımı kapsayacak şekilde genişletilmesinin her iki taraf için de yeni ekonomik fırsatlar yaratacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın sanayi politikalarında gündeme gelen </strong>“Made in Europe” <strong>yaklaşımının Türkiye’yi dışlamaması gerekiyor. Bunun yerine </strong>“Made with Europe”, <strong>yani </strong>“Avrupa ile birlikte üretildi” <strong>anlayışı benimsenmeli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa, tarihsel dönüm noktasında</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Avrupa’nın tarihsel bir dönüm noktasında olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik, teknoloji, enerji ve küresel rekabet alanlarındaki gelişmeler Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Türkiye-Avrupa ekonomik entegrasyonu karşılıklı çıkarların ötesinde, kıtanın gelecekteki rekabet gücü için de stratejik önem taşıyor.</strong></p>
<p>Yapay zeka, yarı iletkenler, temiz enerji ve savunma teknolojilerinin küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, bu alanlarda ölçek büyütmek ve rekabet gücünü korumak için daha geniş ortaklıklara ihtiyaç duyuyor. Türkiye, yetişmiş insan kaynağı, teknoloji şirketleri ve girişimcilik ekosistemiyle bu dönüşüme önemli katkılar sağlayabilir.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türk ve Avrupalı şirketler halihazırda ortak değer zincirleri içerisinde yatırım yapıyor, üretim gerçekleştiriyor, inovasyon geliştiriyor ve ihracat yapıyor. Siyasi çerçevenin de bu ekonomik gerçekliğe uyum sağlaması gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 1.5 milyar dolar yatırım yaptık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf05d5ac2b8-1791952341.png" alt="" width="700" height="525" /></span><strong>TRENDYOL </strong>Grup Başkanı <strong>Çağlayan Çetin, “II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>te katıldığı panelde Türkiye ile Avrupa arasında e-ticaretin geliştirilmesi için Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun önemini vurgulayıp şu verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>Her gün 25’ten fazla Avrupa ülkesine 100 bini aşkın sipariş gönderiyoruz. Avrupa’da 10 milyondan fazla aktif müşterimiz var. Son 2 yılda Avrupa’da 6 ofis ile Romanya ve Polonya’da iki büyük depo kurduk.</strong></p>
<p>Türkiye’den 100 bini aşkın satıcının Trendyol üzerinden Avrupa’ya ihracat yapabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>20 bin Avrupalı satıcı da Türkiye ve diğer pazarlara bizim platform üzerinden ulaşabiliyor. Bu ticaret ağı, </strong>“Dijital İpekyolu” <strong>gibi.</strong></p>
<p>Avrupa’daki müşteri sayılarını önümüzdeki birkaç yıl içinde üçe katlamayı hedeflediklerini bildirip yatırıma işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da son yıllarda 1.5 milyar doların üzerinde yatırım gerçekleştirdik. Ayrıca Avrupalı bir şirketle büyük ölçekli ortak girişim üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmayı bu ay sonuna kadar duyurmamız söz konusu olabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 13 fabrikamız var, sadece bizim ticaretimiz 26 milyar dolar</span></h2>
<p><strong>KOÇ </strong>Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>AB’ye <strong>“Made in EU” </strong>yerine <strong>“Made with EU” </strong>çağrısı yaparken grubun Avrupa ile ilişkilerine dönük şu verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyon 30 yılda önemli kazanımlar sağladı. Ancak, yeni sanayi politikaları bu yapıyı riske atabilir.</strong></li>
<li><strong>Koç Topluluğu şirketlerin AB ülkelerinde 13 fabrikası var. 5’i İtalya’da, 4’ü Romanya, 3’ü Polonya ve biri Slovenya’da.</strong></li>
<li><strong>Koç Topluluğu olarak AB ile ticaret hacmimiz 26 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 16 milyar doları ihracat, 10 milyar doları da ithalat.</strong></li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-avrupa-icin-stratejik-ortak-bolgeye-acilan-uretim-ve-ticaret-merkezi-de-olabilir-89633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/546-1791952394.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Avrupa için stratejik ortak, bölgeye açılan üretim ve ticaret merkezi de olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-hacim-derinligini-yitirdi-89632</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa hacim derinliğini yitirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul yatırım fonu krizinin getirdiği kayıplarla baş etmeye devam ediyor. Haftanın ilk işlem günü BİST100 endeksinde işlem hacmi 81.4 milyar liraya kadar geriledi ve bu rakam bu yıl görülen en düşük ikinci seviyeye işaret ediyor. İşlem adetlerinde de aynı seyir gözleniyor. 3.8 milyarlık işlem adedi yılın en düşük üçüncü işlem adedi. Uzmanlar yatırım fon kriziyle yaşanan kayıpların yatırımcıların önemli bir kısmını normalleşme sağlanana kadar bekle gör pozisyonuna soktuğunu vurgulayarak 2027’de kenara çekilen yatırımcının dönüşünün olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da tasfiyesi süren fonların portföyünde yer alan hisselerin taban serisi durmuyor, bazı hisseler 20’nci tabanını gördü 15 Eylül’den bu yana kesintisiz olarak. Bunun yanı sıra yüksek petrol fiyatları yurtiçinde fon krizinin yarattığı belirsizlik ve yabancı yatırımcının ilgisizliği hem endekslerdeki kayıpları hızlandırıyor hem de işlem hacim ile adetlerinde düşük seviyelere yol açıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf037c4e289-1791951740.png" alt="" width="660" height="299" /></p>
<h2>Satışlar yüksek hacimle gerçekleşti </h2>
<p>EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre 16 Eylül’de likidite krizi zirveye ulaşan yatırım fonu krizinin ardından en düşük işlem hacmi BİST100 endeksinde pazartesi günü yaşandı. Satışların çok sert gerçekleştiği 16 Eylül günü işlem hacmi 262 milyar 401,9 milyon lira idi, 17 Eylül günü de satışlar sürdü ve 266 miyar 478,5 milyon liralık işlem hacmi gerçekleşti. Bu haftanın ilk işlem günü ise sadece 81 milyar 459,3 milyon liralık işlem hacmi yakalandı. Bu rakam 16 Eylül'de satışların yoğun olduğu güne göre yüzde 69 daha az bir işlem hacmi yaşandığını gösteriyor. 16 ve 17 Eylül'ü takip eden günlerde zaten işlem hacmi 200 milyar liranın hemen altına geriledi, 25 Eylül'de 100 milyar liranın da altı görüldü.</p>
<h2>Kriz öncesine göre yüzde 54 daha az </h2>
<p>Geçen hafta ortalama 100 milyar liranın üzerinde işlem hacimleri gözlenirken bu hafta oldukça düşük hacimle başladı. Kriz öncesine göre yani 15 Eylül'e göre de işlem hacmi yüzde 54 daha düşük gerçekleşti bu haftanın ilk işlem gününde. Bu yıl 19 Mart'ın ardından en düşük işlem hacmi pazartesi günü gerçekleşti ve tarihsel ortalama olan 100- 180 milyar liranın oldukça altında kaldı. BİST100’in bu yılın 15 bin 204,92 puanla zirvesini gördüğü 11 Mayıs’ta işlem hacmi 245 milyar 971 milyon lira, işlem adedi ise 16 milyar 605,6 milyon idi.</p>
<h2>İşlem adetleri yılın en düşüklerinde</h2>
<p>BİST100'de işlem hacmi kadar işlem adetlerinde de zayıf seyir yaşanıyor. Pazartesi gündü 3 milyar 810,7 milyon işlem adedi yine 16-17 Eylül'e göre oldukça düşük. 16 Eylül'de 15 milyar 313,9 milyon, 17 Eylül'de ise 16 milyar 484,4 milyon işlem adedi gerçekleşti. Bu pazartesi günü yüzde 75,1 daha az işlem adedi olduğunu gösteriyor. 15 Eylül'e yani yatırım fonu krizinin zirveye ulaşmadığı güne göre de işlem adedindeki azalma yüzde 69 seviyesini buluyor. Tarihsel ortalama ise 7-8 milyar adetlik işlemlere işaret ediyor. BİST100'de. Pazartesi günkü işlem adedi tarihsel ortalamaların da oldukça gerisinde. Bu yıl da 19 Mart ve 26 Mayıs sonrası en düşük işlem adedi pazartesi günü yaşandı.</p>
<p>BİST100 endeksi kadar tüm hisselerin işlem gördüğü BİSTTÜM endeksinde de düşük hacimler pazartesi öne çıktı. BİSTTUM endeksinde hafta 127 milyar 955,9 milyon liralık işlem hacmiyle başlarken bu rakam satışların çok sert olduğu 16 Eylül'e göre yüzde 60 daha düşük. Kriz öncesi olan 15 Eylül'e göre ise yüzde 47,2 daha az gerçekleşti. İşlem adedi de 16 Eylül'e göre yüzde 50,3, 15 Eylül'e göre ise yüzde 41,7 daha düşük bu haftanın ilk işlem gününde.</p>
<h2>2027 dönüşe imkan sağlayabilir </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar işlem hacimlerindeki azalışı mevcut fiyatlama koşulları ile okunduğunda normal karşılamak gerektiğine dikkat çekerken, son 1 ay içerisinde takip edilen haber akışının, doğal olarak çok daha az işlem aktivitesini de beraberinde getirdiğini söyledi.</p>
<p>Endeks ve hisse senetlerinde yaşanan değer kayıplarının, yatırımcıların önemli bir kısmını normalleşme sağlanana dek bekle-gör pozisyona ittiğine işaret eden uzman, bu gibi yüksek volatilite ortamını takip eden süreçlerde aktivitenin her zaman yavaşladığını vurguladı. Uzmana göre yeni bir fiyatlama katalizörü devreye girip yatırımcıları ikna edene dek benzer eğilim sürebilir. Yaklaşan üçüncü çeyrek finansalları ve şirketlere ait haber akışı/ beklentilerin kısmen aktivitede artış yaratabileceğini söyleyen uzman, “Bunun yanında aralık ayında yavaş yavaş şekillenmeye başlayacak 2027 beklentileri de kenara çekilen yatırımcıların yeniden dönüş yapmasına imkan tanıyabilir” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Büyük ölçekli hisselere dönüş</span></h2>
<p>Gedik Yatırım ekonomistleri hazırladıkları strateji raporunda en büyük ve en likit 10 banka dışı hisse ile bankacılık endeksinin eşit ağırlıklandırılmasıyla oluşturdukları bileşik sepetin, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nin gerisinde kaldığını vurgulayarak, bu aşırı göreli değerleme farkının giderek sürdürülemez hale geldiğini ve ortalamaya dönüş eğiliminin Türk büyük ölçekli şirketlerine yeniden yönelimi desteklemesini beklediklerini vurguladı. Rapora göre yılbaşından bu yana BIST-100 Endeksi TL bazında yüzde 9 yükselirken, ABD doları bazında yaklaşık yüzde 5 geriledi. Aynı dönemde MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi yüzde 21 değer kazanarak BIST-100’den 26 yüzde puan daha iyi performans gösterdi. Göreli getiri bazında değerlendirildiğinde, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi BIST-100’ü dikkat çekici bir şekilde yaklaşık yüzde 28 oranında geride bıraktı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">BİST100’de yüzde 58 getiri potansiyeli</span></h2>
<p>Orta Doğu’da devam eden çatışmalar, küresel enflasyonist baskıların yeniden güçlenmesi ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi nedeniyle yılın geri kalanında karlılık ortamının zorlu kalmasını bekleyen Gedik Yatırım ekonomistleri politika faizinin yılsonunda yüzde 35’e gerilemesini, 2027’nin ilk yarısında ise 5–6 yüzde puanlık ilave faiz indirimi yapılmasını öngördü. Yurt içindeki parasal gevşeme süreci ilerledikçe bankaların ve holdinglerin kademeli olarak daha cazip hale gelebileceği tahmin edilen raporda takipleri kapsamındaki şirketler için 2026 yılı reel FAVÖK büyüme tahminlerinin yüzde 6,4’ten yüzde 3,5’e, reel net kar büyüme tahminlerinin ise yüzde 5,4’ten yüzde 4,8’e düşürüldüğü yer aldı. Bankacılık sektörü için, reel net karın yüzde 2,9 daralması bekleniyor. 2027’de takip kapsamındaki şirketlerde yüzde 7,8 reel FAVÖK ve yüzde 21,2 reel net kar, bankacılık sektörü için yüzde 30,1 reel net kar büyümesi tahmin edildi. BIST-100 endeksi için hedef yüzde 58 getiri potansiyeliyle 19.380 puan olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-hacim-derinligini-yitirdi-89632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul yatırım fonu kriziyle birlikte işlem hacminde sert düşüş yaşadı. Bu haftanın ilk işlem günü 81.4 milyar liralık işlem hacmi yılın ikinci en düşük hacmine işaret ederken fon krizi öncesi 15 Eylül’e göre yüzde 54 daha düşük bir işlem hacmi gerçekleşti. Uzmanlar bekle-gör pozisyonunda olan yatırımcının 2027’de dönüşe geçebileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-sinirda-karbon-alanini-genisletiyor-89631</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB sınırda karbon alanını genişletiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nda (SKDM) 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçilmesinin ardından, düzenlemenin kapsamını genişletecek yeni bir aşamaya gelindi. Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2025'te açıkladığı yaklaşık 180 ürünlük teklif, AB kurumlarının değerlendirmeleriyle daha geniş bir boyut kazandı. Avrupa Parlamentosu, 15 Eylül 2026'da kabul ettiği pozisyonla ürün listesinin 457'ye çıkarılmasını öngören yaklaşımı desteklerken, AB Konseyi de 12 Haziran'da kapsam genişlemesine yönelik pozisyonunu kabul etti. Böylece 2028'den itibaren makine, metal mamuller ve bazı ev aletlerinin de karbon düzenlemesine dahil edilmesini öngören süreçte kurumlar arası müzakere aşamasına geçildi.</p>
<h2>180 ürünlük teklif 457'ye kadar genişledi </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun ilk teklifinde SKDM kapsamına 180 yeni ürünün eklenmesi öngörülüyordu. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi'nin Eylül 2026 değerlendirmesine göre Parlamento'nun ilgili komitesi bu sayının 457'ye çıkarılmasını önerdi. Parlamento Genel Kurulu da 15 Eylül'de 464 kabul, 50 ret ve 159 çekimser oyla kapsamı genişleten değişiklikleri kabul etti. Nihai ürün sayısı ve uygulama koşulları, Parlamento ile Konsey arasındaki müzakerelerin ardından kesinleşecek.</p>
<p>Mevcut SKDM; demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli ürünleri kapsıyor. Yeni düzenlemeyle karbon maliyetinin bu hammaddeleri kullanan nihai ürünlere taşınması hedefleniyor. Komisyonun ilk teklifindeki ürünlerin yaklaşık yüzde 94'ünü ağır makine ve özel ekipmanlarda kullanılan sanayi girdileri oluştururken, kalan bölümde çamaşır makinesi gibi ev aletleri bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf021100558-1791951377.png" alt="" width="644" height="656" /></p>
<h2>Türkiye, Çin'in ardından ikinci sırada </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun etki analizine göre Türkiye, Çin'in ardından kapsam genişlemesinden en fazla etkilenmesi beklenen ikinci ülke konumunda. Ticaret Bakanlığı'nın aktardığı verilere göre Komisyonun ilk teklifine esas alınan senaryoda, yeni kapsama girebilecek ürünlerde Türkiye'nin AB'ye yıllık ihracatı yaklaşık 8 milyar euro olarak hesaplanıyor. Ancak Parlamento ve Konseyin daha geniş ürün listelerine ilişkin Türkiye özelinde güncellenmiş bir ihracat büyüklüğü henüz açıklanmadı.</p>
<p>Türkiye, mevcut SKDM kapsamındaki ürünlerde de AB'nin önemli tedarikçileri arasında bulunuyor. Ticaret Bakanlığı'nın aktardığı Avrupa Komisyonu verilerine göre Ekim 2023-Haziran 2025 döneminde AB'nin üçüncü ülkelerden gerçekleştirdiği yaklaşık 156 milyon tonluk SKDM ürünü ithalatının 18,34 milyon tonu Türkiye'den karşılandı. Türkiye bu miktarla Ukrayna'nın ardından ikinci sırada yer alırken, çimento ve alüminyumda AB'nin en büyük tedarikçisi oldu. Türkiye'den yapılan SKDM kapsamındaki ihracatın gömülü emisyonu ise yaklaşık 42 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı.</p>
<h2>Karbon maliyeti tedarik zincirine yayılacak </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun kapsamı genişletme girişiminin temel gerekçelerinden biri, karbon maliyetinden kaçınmak amacıyla üretimin AB dışına kaydırılmasını önlemek. Mevcut sistemde doğrudan ihraç edilen belirli çelik ve alüminyum ürünleri SKDM kapsamına girerken, bu hammaddelerin üçüncü ülkelerde nihai ürüne dönüştürülmesi halinde bazı ürünler düzenleme dışında kalabiliyor. Komisyon, bu farklılığı azaltmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, Türk sanayicileri açısından düşük karbonlu hammaddeye erişimi ve tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesini daha önemli hale getirecek. Makine ve beyaz eşya üreticilerinin rekabet gücünde yalnızca ürün fiyatı ve teknolojik özellikler değil, kullanılan hammaddelerin karbon yoğunluğu da etkili olabilecek.</p>
<h2>Makine ve beyaz eşyada karbon hesabı değişiyor </h2>
<p>SKDM'nin ikinci dalgasından etkilenebilecek sektörlerin başında makine sanayisi geliyor. Çelik, döküm ve alüminyum gibi girdileri yoğun kullanan üreticiler, bugün doğrudan düzenleme kapsamında bulunmayan bazı ürünlerde de karbon maliyetiyle karşılaşabilecek. Komisyonun teklifinde bağlantı elemanları, metal parçalar, endüstriyel ekipmanlar ve çeşitli makine bileşenleri öne çıkıyor.</p>
<p>Benzer bir süreç beyaz eşya ve dayanıklı tüketim sektörleri için de söz konusu. Komisyonun ilk teklifinde çamaşır makinelerinin örnek gösterilmesi, karbon maliyetinin nihai tüketici ürünlerine kadar uzanabileceğine işaret ediyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde çelik sac ve alüminyum gibi girdilerin emisyon yoğunluğu daha fazla önem kazanacak. İhracatçıların kendi üretim süreçlerinin yanı sıra tedarikçilerinden aldıkları hammaddelerin karbon verilerini de izlemeleri gerekecek.</p>
<h2>Otomotiv ve kimyada yeni genişleme ihtimali </h2>
<p>SKDM'nin kapsamı ilerleyen yıllarda daha fazla sektöre genişleyebilir. Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2025'te yayımladığı gözden geçirme raporuna göre 2027'de kimya gibi ilave sektörlerin, daha fazla nihai ürünün ve bazı dolaylı emisyonların kapsama alınması değerlendirilecek. Bu gelişmeler, Türkiye'nin AB'ye ihracatında önemli yer tutan otomotiv, kimya ve plastik sektörleri açısından da önem taşıyor. Ancak mevcut süreç, otomobillerin veya kimya, plastik ve cam sektörlerinin tamamının SKDM kapsamına alınacağı anlamına gelmiyor.</p>
<h2>2028 öncesi hazırlık dönemi </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun teklifinde yeni ürünlerin 1 Ocak 2028'den itibaren SKDM kapsamına alınması öngörülüyor. Nihai ürün listesi ve uygulama koşulları AB kurumları arasındaki müzakerelerin ardından belirlenecek. AB Emisyon Ticaret Sistemi'nde üreticilere sağlanan ücretsiz tahsislerin 2026- 2034 döneminde kademeli kaldırılması da karbon maliyetlerinin etkisini artıracak. Türkiye açısından düşük karbonlu hammadde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği, Avrupa pazarındaki rekabetin önemli unsurları arasında yer alacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-sinirda-karbon-alanini-genisletiyor-89631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği, karbon maliyetini demir-çelik ve alüminyum gibi temel hammaddelerden bu girdileri kullanan nihai ürünlere taşırken kapsam da genişliyor. Avrupa Komisyonu&#039;nun yaklaşık 180 ürünlük ilk teklifinin ardından Avrupa Parlamentosu, listenin 457 ürüne çıkarılmasını öngören yaklaşımı destekledi. Türkiye; Çin&#039;in ardından en fazla etkilenmesi beklenen ikinci ülke olurken, düzenlemenin yaklaşık 8 milyar euroluk yıllık AB ihracatını ilgilendirdiği hesaplanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-hafta-turyid-isletmeleri-dileklerin-gerceklesmesine-destek-oluyor-89648</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta TURYİD işletmeleri dileklerin gerçekleşmesine destek oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TURYİD ve Make-A-Wish Türkiye, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerini gerçeğe dönüştürmek için ikinci kez güçlerini birleştirdi. Daha önce de çocukların hayallerine destek olmak için bir araya gelen TURYİD ve Make-A-Wish Türkiye, bu kez “Wish Dish / Bir dilekte senin de tuzun olsun” kampanyasıyla gastronominin birleştirici gücünü iyiliğe dönüştürüyor. 12-18 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Wish Dish kampanyası kapsamında Make-A-Wish Türkiye ve Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD), çocukların dileklerinin gerçekleşmesine katkı sağlamak için bir kez daha güçlerini birleştiriyor.</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye’den anlamlı işbirliği; “Wish dish / Bir dilekte senin de tuzun olsun”</p>
<p>Geçen hafta, “Dilek Tabağı / Wish Dish’’ kampanyasının ayrıntılarını, TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer ve Make-A-Wish® Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eda Sevaioğlu Tan’dan dinledik.</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye/Bir Dilek Tut Derneği’nin, dilek gerçekleştirmenin önemini ortaya koyan 2024 Prevalans Araştırma Raporu’na göre Türkiye’de 3-17 yaş aralığında her yıl yaklaşık 15 bin 246 çocuk, hayati risk taşıyan tıbbi durumlarla karşılaşıyor. Riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürerek iyileşme süreçlerine umut olan uluslararası oluşum Make-A-Wish Türkiye ve TURYİD’in bir araya gelerek riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklara destek olmak hayata geçirdiği yeni sosyal sorumluluk kampanyasına TURYİD üyesi Türkiye’nin önde gelen gastronomi işletmeleri destek veriyor. Böylece riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kampanya kapsamında TURYİD üyesi seçili işletmeler, kendi menülerinden seçtikleri bir yemek veya belirledikleri özel bir ürünü “Dilek Tabağı / Wish Dish” olarak kampanyaya dahil ediyor. Misafirlerin bu yemek veya ürünü tercih etmesiyle elde edilen gelir Make-A-Wish Türkiye’ye bağışlanarak, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçeğe dönüşmesine katkı sağlıyor.</p>
<p>Bu işbirliği ile sofrada yapılan bir seçim, bir çocuğun uzun zamandır kurduğu hayale uzanan anlamlı bir desteğe dönüşüyor. “Bir dilekte senin de tuzun olsun” çağrısıyla hayata geçirilen kampanya; restoranları, çalışanları ve misafirleri aynı iyilik hareketinin parçası olmaya davet ediyor. Wish Dish: Bir dilekte senin de tuzun olsun</p>
<p>TURYİD üyesi seçili restoranlar, kendi menülerinden seçtikleri bir yemeği veya özel bir ürünü “Dilek Tabağı /Wish Dish” olarak belirliyor. Buradan elde edilecek gelir, 26 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren Make-A-Wish Türkiye’ye bağışlanarak, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçekleştirilmesine destek sağlanması hedefleniyor. Gerçekleştirilen her dilek, çocukların tedavi süreçlerine psikolojik katkı sunarken, aileleri için de motivasyon kaynağı niteliği taşıyor.</p>
<p>Türkiye’de başlatılan bu kampanya, bu küresel hedefe katkı sağlamanın yanı sıra, sektörün sosyal etki yaratma potansiyelini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Kampanyaya 48 Marka ve 226 şube katılıyor</strong></p>
<p>TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer geçen sene katılan marka ve katılımcı şube sayısı sayesinde 25 dileği gerçekleştirdiklerini, bu sene sayıyı en az 35’e çıkarmak istediklerini ifade ederek, kampanya mekanizmasını açıkları: “Bu yıl kampanyamıza 48 markamız ve 226 şube katılıyor. Katılan işletmelerimiz menülerinden bir ‘Wish Dish’ seçiyor; bunu çalışanları ve masa üstündeki iletişim araçlarıyla misafirlerine duyuruyor. Misafirlerimiz o yemeği sipariş ettiğinde gelirinin buraya aktarılacağını biliyor ve bu sayede kendilerini iyi hissettikleri bir motivasyon sağlanmış oluyor. Amacımız, çocukların umutlarını artırmak.”</p>
<p><strong>12-18 Ekim tarihleri arasında işletmelerden dileklere destek </strong></p>
<p>Make-A-Wish® Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eda Sevaioğlu Tan</p>
<p>“Kurumsal iş birliklerinin önemini vurguladı ve çağrıda bulundu: “Biz Türkiye çapında çok daha fazla çocuğa ulaşıp daha çok dileği gerçeğe dönüştürmek istiyoruz. Bunun için de hem daha fazla bağışçıya hem de böylesi iş birlikleri yapabileceğimiz kurumsal şirketlere ihtiyacımız var. Hayata geçirdiğimiz bu tarz kurumsal projelerle çocukların dileklerine doğrudan katkı sağlıyoruz ve bu bizim için büyük önem taşıyor. Dolayısıyla 12-18 Ekim tarihleri arasında herkesi bu restoranlara yemek yemeye ve çocuklarımızın dileklerine ortak olmaya davet ediyoruz.”</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye Sosyal Sorumluluk Projesine Katılan TURYİD Üyesi İşletmeler ve Wish Dish Listesi:</p>
<p>1401 Coffee (Limonlu Cadde), 1401 Coffee (Marmara Forum AVM), 1401 Coffee (Metropol İstanbul AVM), 1401 Coffee (Moda), 1401 Coffee (Okan Üniversitesi), 1401 Coffee (Pendik), 1401 Coffee (Sancaktepe - Lavender), 1401 Coffee (Vadistanbul AVM), 1401 Coffee (Viaport Asya AVM), 1401 Coffee (Viaport Marina), 21 Masa Restaurant (Mudanya), 7 Mehmet Restaurant (Antalya), Banyan Restaurant (Ortaköy), Barel Bağ Evi (Tekirdağ), Baydöner (Emaar Square AVM), Baydöner (ÖzdilekPark İstanbul AVM), Bebek Balıkçısı (Bebek), BigChefs (Vadistanbul AVM), Breeze Brasserie (Hilltown AVM İzmir), Brasserie Prime (Caddebostan), Brasserie Prime (Palladium Tower AVM), Brasserie Prime (Vadistanbul AVM), Butterfly Chocolate (Akmerkez AVM), Caffè Nero (Tüm Türkiye Şube), Cakes&amp;Bakes (Tüm Türkiye Şube), Casa Lavanda Boutique Hotel Restaurant (Şile), Clove (İstinyepark AVM İstanbul), Clubhouse (Bebek), Develi 1912 (Florya), Develi 1912 (Nişantaşı), Develi 1912 (Samatya), Divan Pub (Kanyon AVM), Dragon Restaurant (Hilton İstanbul Bosphorus), Dürümle (Hilltown AVM İstanbul), Epoca (İstinyepark AVM İstanbul), Etoba Restoran (Tekirdağ), Foxy (Nişantaşı), Gaziantep Harlı Fırın (Hamamönü), Grill Prime (Palladium Tower AVM), Grill Prime (Vadistanbul AVM), HuQQa (Emaar Square AVM), HuQQa (Emirgan), HuQQa (Kuruçeşme), Inari Omakase (Kuruçeşme), Kronotrop (Tüm Türkiye Şube),Madhus Restaurant (Swissôtel The Bosphorus), Morini İstanbul (Zorlu Center AVM), Nalia Karadeniz Mutfağı (Bostancı), Neolokal (Beyoğlu), Next Republic (Güzelyalı), Next Republic (Tarsus), Next Republic (Toros), Beymen Brasserie (Nişantaşı), Papalina Balık (Bahçeşehir), Paper Moon İstanbul (Akmerkez AVM), Sekizdeyiz Restaurant (Bostancı), Strada (Suadiye), Sunset Grill &amp; Bar (Ulus), Sushico (Kanyon AVM), Şans Restaurant (Levent), Tavuk Dünyası (Kartal Turgut Özal Bulvarı), The Galliard Brasserie (Metropol İstanbul AVM), The Galliard Brasserie (Vadistanbul AVM), The Market at Bosphorus (Kuruçeşme), Todos Los Días (Beyoğlu), Tola Restaurant (Mudanya), Venn Butik Otel &amp; Restaurant (Atakum), White Burger by Serhat Doğramacı (Yeniköy)</p>
<p><strong>Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği</strong></p>
<p>2000 yılında Türkiye’de kurulan Bir Dilek Tut Derneği, 2009’dan bu yana Make-A-Wish Uluslararası Vakfı'nın Türkiye temsilcisi olarak faaliyet göstermektedir. Dernek, 3–17 yaş arası, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerini gerçekleştirerek hayata bağlanmalarını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>TURYİD </strong></p>
<p>Yeme-içme sektörünün çatı örgütü olan TURYİD (Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği), Türkiye'nin kültürel zenginliğini, gastronomik mirasını ve çağdaş işletmecilik anlayışını bir araya getiren öncü bir sivil toplum kuruluşudur. 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren dernek, hizmet standartlarını sürekli geliştirmeye açık, yaratıcı, yenilikçi ve sürdürülebilir iş modelleriyle sektöre yön veren işletmeleri temsil ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-hafta-turyid-isletmeleri-dileklerin-gerceklesmesine-destek-oluyor-89648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/45-1791954950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu hafta TURYİD işletmeleri dileklerin gerçekleşmesine destek oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turksekerin-pancar-alim-fiyati-belli-oldu-89625</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> TürkŞeker&#039;in pancar alım fiyatı belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkşeker'in 2026-2027 üretim yılı şeker pancarı alım fiyatının belirlendiğini bildirdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında, sözleşmeli üretim modeliyle çiftçiye alım güvencesi sunan şeker pancarı tarımının, üreticinin geleceği kadar ülkenin stratejik üretim gücü açısından da büyük önem taşıdığı belirtilerek, "Tarladan fabrikaya uzanan bu güçlü zincir, şeker sanayimizi ikinci asrına taşıyacak en önemli dayanaktır. Ülkemizde şeker üretiminin ham maddesi olan şeker pancarının 2026-2027 üretim yılı alım fiyatı, ton başına kota tamamlama primi dahil 3 bin 720 lira olarak belirlenmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak, alınan bu kararın şeker pancarı üreticilerimiz başta olmak üzere ülkemize ve milletimize hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyoruz." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turksekerin-pancar-alim-fiyati-belli-oldu-89625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/turkseker-1685-daimi-isci-alacak-1744291230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkşeker&#039;in, yeni üretim dönemi şeker pancarı alım fiyatının kota tamamlama primiyle birlikte ton başına 3 bin 720 lira olarak belirlendiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanka-ing-almanyadan-200-milyon-euro-kaynak-89624</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> VakıfBank&#039;a ING Almanya&#039;dan 200 milyon euro kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>VakıfBank, İtalya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu SACE'nin garantisi altında, ING Almanya'dan 200 milyon euroluk finansman sağladığını duyurdu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, SACE'nin yüzde 95 garantisi altında, ING Almanya'dan sağlanan 10 yıl vadeli 200 milyon avro tutarında kaynakla İtalya ile dış ticaret işlemi yapan müşterilerin finansman ihtiyaçlarının karşılanması hedefleniyor.</p>
<p>Söz konusu işlemle, dış ticaret finansmanına erişim desteklenirken Türkiye ile İtalya arasındaki ticaret hacmine de katkı sağlanması planlanıyor.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, yılın başından bu yana Avusturya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu OeKB, Dünya Bankası Grubu üyelerinden IBRD ve MIGA gibi çeşitli uluslararası kuruluşların garantörlüğü kapsamında toplam 2 milyar dolar tutarında yeni kaynak temin ettiklerini belirtti.</p>
<p>Arslan, bu defa da İtalya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu SACE garantörlüğü altında, önde gelen muhabir bankalarından ING Almanya tarafından sağlanan 200 milyon avro tutarında 10 yıl vadeli finansmanı başarıyla tamamladıklarını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026 yılı içerisinde yurt dışından sağladığımız yeni kaynakların toplam tutarı 9 milyar dolara ulaştı. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonumuz doğrultusunda uluslararası fonlama stratejimizi yalnızca yeni kaynak temini üzerine değil, ülkemizin üretim, istihdam, yatırım ve dış ticaret kapasitesini destekleyecek, değer üreten alanlara finansman sağlama anlayışı üzerine inşa ediyoruz. Bu kapsamda farklı uluslararası kuruluşlarla geliştirdiğimiz güçlü işbirlikleri ve farklı finansman yapıları aracılığıyla reel sektörümüzün ihtiyaçlarına uygun çözümler sunuyoruz."</p>
<p><strong>"İki ülke arasında ticaret ve işbirliğine yönelik yeni fırsatlar oluşturuyoruz"</strong></p>
<p>Proje garantörü SACE adına açıklamalarda bulunan Afrika, Türkiye ve Orta Doğu Bölge Direktörü Ciro Aquino da bu işlemin, SACE'nin İtalyan şirketlerinin uluslararası pazarlarda büyümesini destekleme, rekabet güçlerini artırma ve stratejik pazarlarda yeni iş fırsatları oluşturma konusundaki kararlılığının somut bir örneği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Aquino, bu işlemle başta KOBİ'ler ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere 100'ün üzerinde İtalyan şirketinin ihracatını desteklerken, İtalyan ihracatı açısından önemli bir pazar olan Türkiye'de çok sayıda ihracatçının da varlığını genişletmesinin önünü açtıklarını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"İtalya'nın ihracat kredi kuruluşu olarak VakıfBank ve ING ile, Türkiye'deki ithalatçıların orta ve uzun vadeli finansmana erişimini kolaylaştırıyor, İtalyan ihracatçılarla yerel iş ortakları arasındaki ticari bağları güçlendiriyor ve iki ülke arasında ticaret ve işbirliğine yönelik yeni fırsatlar oluşturuyoruz."</p>
<p>Proje kreditörü olan ING Almanya Yapılandırılmış Finansman Direktörü Tiziano Tallarida da VakıfBank'ın uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına uygun şekilde yapılandırılan ve aynı zamanda kullandırım sürecindeki dokümantasyon gerekliliklerini önemli ölçüde sadeleştiren, ihracat kredi kuruluşu garantili bir başka başarılı finansman işleminde VakıfBank'a destek vermekten büyük memnuniyet duyduklarını aktardı.</p>
<p>SACE garantisi kapsamında gerçekleştirilen işlemin, ING ve VakıfBank'ın 2023'te başarıyla tamamladığı ilk SACE garantili finansmanın devamı niteliğini taşıdığını belirten Tallarida, "VakıfBank ile uzun yıllara dayanan güçlü işbirliğimiz çerçevesinde ING olarak, ihracat finansmanı piyasasında etkin rolümüzü sürdürürken, müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırılmış yenilikçi ve uzun vadeli finansman çözümleri sunmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanka-ing-almanyadan-200-milyon-euro-kaynak-89624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/9/1280x720/osman-arslan-1786175788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalya&#039;n SACE&#039;nin garantisi altında ING Almanya&#039;dan temin edilen 200 milyon euroluk finansman hakkında açıklama yapan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, &quot;2026 yılı içerisinde yurt dışından sağladığımız yeni kaynakların toplam tutarı 9 milyar dolara ulaştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-celtik-alim-fiyati-belirlendi-89623</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;nun çeltik alım fiyatı belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026 dönemi çeltik üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 7,7 artışla 1 milyon 75 bin ton olacağının tahmin edildiğini bildirdi.</p>
<p>Hasadın başlamasıyla, piyasaların yakından izlendiğine işaret edilen açıklamada, piyasalarda istikrarın sağlanması ve üreticilerin korunması amacıyla TMO'nun alım fiyatlarının açıklanmasına ihtiyaç duyulduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu yıl uygulanacak TMO çeltik alım fiyatlarına ilişkin bilgi verilerek, "Baldo grubu çeltikler ton başına 45 bin lira (55 randıman), cammeo grubu çeltikler 43 bin lira (58 randıman), Toros grubu çeltikler 41 bin lira (58 randıman), Osmancık grubu çeltikler 38 bin lira (60 randıman), Ronaldo grubu çeltikler 35 bin lira (60 randıman), diğer uzun çeşit çeltikler 32 bin lira (65 randıman) fiyatla satın alınacaktır." ifadesine yer verildi.</p>
<p>TMO'nun, Türkiye genelindeki işyerlerinde ve protokol imzaladığı lisanslı depolarda çeltik alımı yapacağına işaret edilen açıklamada, protokol imzalanan lisanslı depoculuk şirketlerinin, "www.tmo.gov.tr" internet adresinde yayımlanacağı, üreticilerin bu depolara teslim ettiği ürününü Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) olarak TMO'ya satabileceği aktarıldı.</p>
<p><strong>Alım 15 Ekim'de başlayacak</strong></p>
<p>Açıklamada, ⁠Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü tarafından üretim izni verilen veya tescil edilmiş çeşitlerin satın alınacağına dikkati çekilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Kayıtlı olmayan çeşitler kesinlikle satın alınmayacaktır. ⁠TMO, üreticilerimizin işyerleri önünde uzun süre beklemelerini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edecektir. Randevular, 'https://randevu.tmo.gov.tr' internet adresinden, e-Devlet uygulaması (Randevu Sistemi-Toprak Mahsulleri Ofisi) üzerinden alınabileceği gibi başmüdürlük ve şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden de alınabilecektir. Randevular 13 Ekim'den itibaren alınabilecek olup alımlara ise 15 Ekim'den itibaren başlanacaktır. Ürün bedeli ödemeleri, teslimata müteakip 21'inci günden itibaren üreticilerin banka hesaplarına aktarılacaktır. Bakanlığımızca üreticilerimize ilave olarak temel destek ve sertifikalı tohum kullanım desteği ödenecektir."</p>
<p>TMO'ya ürün teslim edecek üreticilerin, alım noktalarında herhangi bir zorlukla karşılaşmamaları için dikkat edecekleri hususlara ilişkin de bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Üreticilerimizin ⁠Çiftçi Kayıt Sistemi bilgilerini güncellemeleri, randevularını mutlaka almaları ve ürünlerini randevu alınan günde getirmeleri, lisanslı depolar üzerinden kurumumuza ürün satmak isteyen üreticilerin bankadan ELÜS işlem emrine izin veren yatırım hesabı açmaları ve en yakın Ürün Piyasası Aracı Kurumları (ÜPAK) acentesi olan ticaret borsalarına kimlik belgesi, yatırım hesabı ve ikamet adresi bilgileri ile birlikte başvurarak ÜPAK'a üye olmaları gerekmektedir. Ürünün, iş yerlerimize ve lisanslı depolara ürün sahibi tarafından veya vekalet verilerek getirilmesi önem taşımaktadır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-celtik-alim-fiyati-belirlendi-89623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/sinop-celtik-tarim-1758900874.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, 2026 yılı çeltik alım fiyatlarını, baldo grubu için ton başına 45 bin lira, cammeo grubu için 43 bin lira, Osmancık grubu için 38 bin lira ve diğer çeşitler için 32 bin lira olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-gm-yalcintas-616-milyon-dolarlik-yillik-getiri-hedefimize-ulasmayi-amacliyoruz-89622</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Yalçıntaş: 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK, Erdemir ve İsdemir'in, çelik üretiminde verimliliği artıran projelerle somut ekonomik kazanımlar sağladığını bildirdi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre alaşım tasarımından ham madde kullanımına, haddeleme hızından bakım süreçlerine uzanan çalışmalar, üretim altyapısının daha etkin kullanılmasına ve plansız duruşların azaltılmasına katkıda bulunuyor.</p>
<p>Açıklamada, "Erdemir ve İsdemir'de operasyonel mükemmellik çalışmaları yıl boyunca üretim verimliliğini, maliyet optimizasyonunu ve süreç güvenilirliğini destekleyen sonuçlar ortaya koydu. Üretim süreçlerinde gerçekleştirilen iyileştirme projeleriyle yaklaşık 36 milyon dolar, çalışanların katkısıyla hayata geçirilen bireysel öneri ve Kaizen çalışmalarıyla ise yaklaşık 3,7 milyon dolar yıllık finansal etki sağlandı. Böylece yıl başından bu yana hayata geçirilen çalışmaların toplam yıllık finansal etkisi yaklaşık 39,7 milyon dolara ulaştı. Erdemir ve İsdemir, çalışanlarının bilgi ve deneyiminden güç alan sürekli iyileştirme yaklaşımıyla operasyonel mükemmellik kültürünü yaygınlaştırarak verimliliğini ve rekabet gücünü artırmaya devam ediyor." denildi. </p>
<p><strong>"Sanayi şirketlerimizin üretim gücünü, verimlilik ve teknolojiyle ileri taşıyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, 2030 vizyonu doğrultusunda, sanayi şirketlerinin üretim gücünü, verimlilik ve teknolojiyle ileri taşıdıklarını belirtti.</p>
<p>Önceliklerinin, kaynakları daha etkin kullanarak yüksek katma değer yaratmak ve bunu sürdürülebilir kılmak olduğunu aktaran Yalçıntaş, "Erdemir ve İsdemir'de yıl başından bugüne kadar tamamladığımız operasyonel mükemmellik çalışmalarının yıllık 39,7 milyon dolara ulaşan finansal etkisi, bu yaklaşımın somut sonucudur. Devam eden çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasıyla birlikte 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yalçıntaş, insanı, bilgiyi ve teknolojiyi merkeze alan sanayi anlayışlarının temelinde çalışma arkadaşlarının emek ve yetkinliği bulunduğuna dikkati çekerek, "Hayata geçirilen 14 bini aşkın öneri ve tamamlanan 742 sürekli iyileştirme takım çalışması, çalışanlarımızın katkısının operasyonel performansa doğrudan yansıdığını gösteriyor. Her öneriyle kurumsal bilgi birikimimizi, her iyileştirmeyle çalışma kültürümüzü daha ileriye taşıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Erdemir ve İsdemir'in, Türkiye'nin sanayi üretiminin sürekliliği ve stratejik ihtiyaçlarının yerli imkanlarla karşılanması açısından önemli sorumluluk üstlendiğini vurgulayan Yalçıntaş, söz konusu doğrultuda maliyet yapılarını güçlendirdiklerini, ürün kalitelerini geliştirdiklerini ve veriye dayalı yetkinliklerini artırdıklarını kaydetti.</p>
<p>Yalçıntaş, elde ettikleri kazanımları, Türkiye ve OYAK üyeleri için kalıcı faydaya dönüştürerek geleceğin sanayisini bugünden inşa ettiklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-gm-yalcintas-616-milyon-dolarlik-yillik-getiri-hedefimize-ulasmayi-amacliyoruz-89622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, &quot;Erdemir ve İsdemir&#039;de yıl başından bugüne kadar tamamladığımız operasyonel mükemmellik çalışmalarının yıllık 39,7 milyon dolara ulaşan finansal etkisi, bu yaklaşımın somut sonucudur. Devam eden çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasıyla birlikte 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-89621</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> 55. Uluslararası Modef Expo İnegöl Mobilya Fuarı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli mobilya üretim merkezlerinden İnegöl’de düzenlenen 55. MODEF Uluslararası İnegöl Mobilya Fuarı kapılarını açtı. 140 firmanın katıldığı organizasyonda sektörün üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli öne çıkarken, son dönemde yaşanan ihracat kaybı, iç pazardaki talep daralması, finansman sıkıntısı ve uluslararası rekabet baskısı gündemin başlıklarını oluşturdu. Açılışta yapılan konuşmalarda İnegöl mobilyasının küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmesi için yeni yatırımların, pazarlama faaliyetlerinin ve sektörel desteklerin önemine dikkat çekildi.</p>
<h2>“MODEF’ten yılda iki fuar ve uluslararası pazar hamlesi”</h2>
<p>MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, İnegöl’ün kesintisiz 55 fuara ulaşmasının sektörün ortak emeğinin sonucu olduğunu belirtti. MODEF bünyesinde her yıl iki fuar düzenlendiğini ifade eden Uğurdağ, nisan ayında iç pazara, ekim ayında ise ihracata yönelik organizasyon gerçekleştirildiğini söyledi. Bu yılki MODEF EXPO’ya 140 firmanın katıldığını belirten Uğurdağ, fuarcılık faaliyetlerinin yalnızca sergi organizasyonuyla sınırlı kalmadığını, uluslararası ikili iş görüşmeleri ve yurt dışındaki fuar organizasyonlarıyla desteklendiğini kaydetti. Hindistan’dan Güney Afrika’ya, Fas’tan Almanya’ya ve Amerika kıtasına uzanan faaliyetlerle İnegöl mobilyasının yeni pazarlara taşınmasının hedeflendiğini ifade etti. Uğurdağ, İTSO’nun desteklediği ihracat odaklı şirketin ikinci yılında önemli sonuçlar elde ettiğini de belirterek, ilk yıl yaşanan yatırım ve işletme güçlüklerinin ardından bir yıl içinde 100 milyon liranın üzerinde ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>
<h2>“OSB bütçesi 3 milyar lirayı aştı”</h2>
<p>İnegöl’ün sanayi altyapısındaki gelişime de değinen Uğurdağ, görev aldıkları organize sanayi bölgesinde bütçenin 136 milyon liradan 3 milyar liranın üzerine çıktığını söyledi. Son beş yılda sanayi bölgesindeki yatırımların planlanması ve altyapı çalışmalarına ağırlık verildiğini belirten Uğurdağ, asfalt çalışmalarının başladığını ve projelerin büyük bölümünün tamamlandığını ifade etti. İnegöl mobilyasının marka değerini korumak ve geliştirmek amacıyla yürütülen çalışmalara da değinen Uğurdağ, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 120 milyon lira destek sağlanan projeye dikkat çekti. Sektörün gelişiminin sürdürülebilirliği açısından üretim altyapısı, kalite standartları ve kurumsal iş birliğinin önem taşıdığını vurguladı.</p>
<h2>“Zorluklara rağmen üretim ve ihracat sürecek”</h2>
<p>AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin hedef pazarlarda belirsizlik yarattığını belirterek üretim, ihracat ve istihdamın sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Mobilya sektörünün emek yoğun yapısıyla istihdama ve yerli tedarik zincirine önemli katkı sağladığını ifade eden Salman, sektörün yaşadığı sorunların aşılması için hükümetin ve sanayicilerin birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba da İnegöl mobilyasının kalite, estetik ve yenilikçilik alanlarında uluslararası pazarlarda öne çıktığını belirtti. MODEF EXPO’nun bu yıl Amerika’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyadan 40 ülkeden ziyaretçiyi ağırlamasının beklendiğini, 140 stantta sergilenecek ürünlerin yaklaşık 25 bin ziyaretçiyle buluşmasının hedeflendiğini kaydetti. Bursa Valisi Erol Ayyıldız ise fuarın İnegöl ve Bursa ekonomisine, istihdama ve mobilya ticaretine katkı sağladığını belirterek organizasyonun sektörün geleceğini şekillendiren uluslararası bir platform olma niteliğini sürdürdüğünü ifade etti. Fuarın yalnızca yurt içinden değil, yurt dışından gelen sektör temsilcilerini de ağırladığını kaydeden Ayyıldız, organizasyonun kent ekonomisine katkısına dikkat çekti. Ayyıldız, “Bursa’mızın ve ülkemizin ticaret potansiyelini yansıtan bu organizasyon, kentimizdeki istihdama ve Bursa ekonomisine büyük katkı sağlıyor. İnegöl mobilyasının hem ihracatına hem de iç pazardaki ticaretine önemli bir ivme kazandırıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Mobilya ihracatındaki düşüş gündemde”</h2>
<p>İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, İnegöl’ün ihracat rakamlarındaki gerilemeye dikkat çekerek sektörün rekabet gücünün yeniden ele alınması gerektiğini söyledi. Toktaş’ın paylaştığı verilere göre, İnegöl’ün toplam ihracatı 2024’te 1 milyar 250 milyon dolar seviyesindeyken 2025’te 1 milyar 36 milyon dolara geriledi. Mobilya ihracatı ise aynı dönemde 640 milyon dolardan 520 milyon dolara düştü. Mobilya ihracatında 120 milyon dolarlık gerileme yaşandığını belirten Toktaş, toplam ihracattaki düşüşün mobilya sektöründeki kayıpla örtüştüğünü vurguladı. Çinli üreticilerin Irak gibi yakın pazarlarda dahi fiyat avantajı sağlayabildiğine işaret eden Toktaş, İnegöllü üreticilerin maliyet ve rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>“En büyük dert talep daralması”</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Ahmet Güleç de mobilya sektörünün yalnızca kendi üretim alanıyla sınırlı olmayan, çok sayıda alt sektörü besleyen bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Sektörün ölçek büyütme, verimlilik artışı ve dünya ticaretinden daha fazla pay alma konularında önemli sınamalarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Güleç, imalat sanayisindeki yavaşlama ve sanayisizleşme tartışmalarının mobilya sektörünü de etkilediğini söyledi. Güleç, sektörün en önemli sorunlarından birinin iç pazardaki talep daralması olduğunu vurgulayarak enflasyonla mücadele sürecinin mobilya sektöründeki faaliyetleri baskıladığına dikkat çekti. İmalat sanayisinin müşterisi konumundaki mobilya sektörünün üretim ve istihdam açısından taşıdığı önemin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>
<h2>“Yeni fuar alanı için ortak akıl çağrısı”</h2>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO) Başkanı Nedim İncebay, mevcut fuar alanının 25 bin metrekare olduğunu belirterek İnegöl’ün büyüyen üretim kapasitesinin yeni bir fuar alanını gerekli kıldığını söyledi. İnegöl’ün üretim gücünü daha fazla alıcıyla buluşturmayı hedeflediklerini kaydeden İncebay, mobilyanın yanı sıra diğer sektörlerin de organizasyon düzenleyebileceği, üreticilerin ürünlerini daha geniş alanlarda sergileyebileceği yeni bir fuar alanı oluşturmak istediklerini ifade etti. Projenin odalar, dernekler ve iş insanlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten İncebay, ortak akılla hareket etmeye hazır olduklarını dile getirdi. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ise kentin yalnızca fuar dönemlerinde değil, yıl boyunca üretim ve showroom kapasitesiyle mobilya sektörünün merkezlerinden biri olduğunu söyledi. İnegöl’ün tasarım ve trend belirleme gücüne dikkat çeken Taban, küresel pazarlarda daha fazla pay alınabilmesi için şehirlerin ve ülkelerin rekabet stratejilerini sürekli geliştirmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-89621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-1791900848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl mobilyasının uluslararası pazarlara açılan kapısı MODEF EXPO, 55’inci kez sektör temsilcilerini buluşturdu. Yaklaşık 140 firmanın katıldığı fuarın, 17 Ekim’e kadar yurt içinden ziyaretçilerin yanı sıra 40 ülkeden yabancı alıcı ve sektör temsilcisini ağırlaması bekleniyor. MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, Hindistan’dan Güney Afrika’ya, Fas’tan Almanya’ya ve Amerika kıtasına uzanan faaliyetlerle İnegöl mobilyasının yeni pazarlara taşınmasını hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-yonetilebilir-seviyelerde-kalmasini-ongoruyoruz-89620</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ağustos ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Paylaşımında, ağustosta 4,1 milyar dolar cari fazla verildiğini, yıllıklandırılmış cari açığın 42,1 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz. Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1,1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık gelmektedir. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koymaktadır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak adımların, orta ve uzun vadede küresel fiyat şoklarına karşı dayanıklılığımızı artırmasını ve cari dengeye katkı sağlamasını bekliyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarıyla pazar erişimimizi genişletmeye; sağlık turizmi, müteahhitlik, yazılım, eğitim, mühendislik ve tasarım gibi hizmet ihracatı alanlarında rekabet gücümüzü daha da artırmaya ve ihracatta katma değeri yükseltmeye yönelik politikalarımızı sürdürüyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Ağustos ayında 4,1 milyar dolar cari fazla verdik; yıllıklandırılmış cari açık 42,1 milyar dolar gerçekleşti. Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz. Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1,1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık gelmektedir. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koymaktadır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak adımların, orta ve uzun vadede küresel fiyat şoklarına karşı dayanıklılığımızı artırmasını ve cari dengeye katkı sağlamasını bekliyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarıyla pazar erişimimizi genişletmeye; sağlık turizmi, müteahhitlik, yazılım, eğitim, mühendislik ve tasarım gibi hizmet ihracatı alanlarında rekabet gücümüzü daha da artırmaya ve ihracatta katma değeri yükseltmeye yönelik politikalarımızı sürdürüyoruz.</p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2109947981726171423?ref_src=twsrc%5Etfw">October 13, 2026</a></blockquote> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-yonetilebilir-seviyelerde-kalmasini-ongoruyoruz-89620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mehmet-simsek-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-eylul-ayinda-da-cari-islemler-hesabinda-fazla-verilmesi-bekleniyor-89619</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ağustos ayı ödemeler dengesi verileri hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen ticaret programı sayesinde cari dengedeki olumlu seyrin sürdüğüne işaret eden Bolat, bu doğrultuda ağustosta cari işlemler hesabının 4,1 milyar dolar fazla verdiğini aktardı.</p>
<p>Bolat, yılın 8 ayında cari işlemler açığının 31,5 milyar dolar, yıllıklandırılmış cari işlemler açığının da 42,1 milyar dolar olduğunu belirterek, yıllıklandırılmış altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 26 milyar dolar fazla verildiğini ifade etti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış hizmet ihracatının ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 125,1 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Yıllıklandırılmış bazda seyahat gelirlerimiz ağustosta 60,1 milyar dolar, taşımacılık gelirlerimiz 44,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Yıllıklandırılmış bazda ağustos ayı itibarıyla mal ve hizmet ihracatı toplamı, geçen yıla göre yüzde 3,8 yükselişle 405,3 milyar dolara çıktı. Eylülde dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalışla 5,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu kapsamda ağustos ayının ardından eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklenmektedir. Küresel ölçekte enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki yüksek seyir ve artan oynaklık, cari işlemler dengesi üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, yılın kalanında ihracatımızdaki dayanıklı görünümün cari işlemler dengesini desteklemeyi sürdürmesi ve cari işlemler açığının millî gelire oranının tarihsel ortalamaların altında seyretmesi öngörülmektedir."</p>
<p><strong>"Ticarette daha güçlü bir Türkiye inşa etmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Bolat, Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında mal ihracatındaki artışın devam etmesi ve turizm başta olmak üzere hizmet gelirlerindeki yükselişin sürmesinin beklendiğine işaret ederek, program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatı toplamının 450 milyar dolara ulaşmasının hedeflendiğini aktardı.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatında öngörülen bu performansın cari işlemler dengesindeki iyileşmeyi desteklemesinin ve cari açığın GSYH'ye oranının 2029'da yüzde 1,6'ya gerilemesinin öngörüldüğünü belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Küresel konjonktürde artan risk ve belirsizliklere rağmen cari işlemler açığı tarihsel ortalamaların altında seyretmeye devam etmiş, 2025'te milli gelire oranı yüzde 1,9 olarak gerçekleşmiştir. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise yıllıklandırılmış bazda yüzde 2,3 ile tarihsel ortalamanın altındaki performansın devam ettiği görülmektedir. Bakanlık olarak ihracat destekleri, ticaret diplomasisi, pazar ve ürün çeşitlendirmesi ile ihracatı güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Mal ve hizmet ihracatındaki kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve dış ticaret dengesinin cari işlemler dengesine sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz olmaya devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-eylul-ayinda-da-cari-islemler-hesabinda-fazla-verilmesi-bekleniyor-89619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Eylülde dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalışla 5,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu kapsamda ağustos ayının ardından eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklenmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-89613</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> EBSO’da Mustafa Karabağlı dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) yeni yönetim kurulu başkanı, tek aday olarak girdiği seçimlerde geçerli 105 geçerli oyun 94’ünü alan Mustafa Karabağlı oldu.</p>
<p>EBSO’nun yönetim kurulu başkanı, meclis başkanı, yönetim kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği genel kurul delegeleri odanın İzmir Atatürk OSB’deki hizmet binasında gerçekleştirilen seçimlerinde belirlendi. Ender Yorgancılar’ın yeniden talip olmadığı ve tek liste ile gidilen yönetim kurulu seçimlerinde 107 meclis üyesi oy kullandı. Mustafa Karabağlı başkanlığında hazırlanan yönetim kurulu listesi geçerli 105 oyun 94’ünü almayı başardı. Mustafa Karabağlı’nın listesinde şu isimler yer aldı: Şeyma Başterzi, Murat Bora Dülger, Fuat Eroğlu, Fesih Demirer, Atınç Abay, Hüseyin Ömeroğlu, Tevfik Önder Karalp, Mustafa Ertan Soydan, Cem İnam, Mehmet Şahin Çakan.</p>
<p>Seçim sonrasında yaptığı konuşmada meclis üyelerinin tercihinin sanayicilerin ortaya koydukları vizyona, dönüşüme ne kadar çok istekli olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Mustafa Karabağlı, “Sanayicilerimizin büyük çoğunluğunun yanımızda olduğunu hissediyorum. Bu bize büyük bir güç veriyor. Ama tabi bir o kadar da sorumluluk yüklüyor. İnşallah ne vaat ettiysek bunların hepsini gerçekleştireceğiz. Sanayicimiz geleceğe umutla baksın. Yolumuz açık olsun” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-89613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/3/1280x720/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-1791891704.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük sanayi odalarından Ege Bölgesi Sanayi Odası’nı 4 yıl boyunca yönetecek kadro belirlendi. 107 oyun kullanıldığı yönetim kurulu başkanlığı seçimini, seçime tek aday olarak katılan Mustafa Karabağlı 94 oyla kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-85-ithalat-yuzde-137-artti-89612</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 8,5, ithalat yüzde 13,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait dış ticaret endekslerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,5 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Ağustos 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 7,4, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 10,9, yakıtlarda yüzde 47,1 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 5,1 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de ağustosta yıllık bazda yüzde 13,7 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 4,2 azalırken yakıtlarda yüzde 35,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 12,5 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 7,5 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,4 azaldı. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 1,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 19,3 artarken yakıtlarda yüzde 20 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,5 azaldı.</p>
<p>İthalat miktar endeksi ağustosta yıllık bazda yüzde 2,8 geriledi. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 36,2, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 8,3 artarken yakıtlarda yüzde 1,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 0,5 azalış kaydetti.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, temmuzda 143,6 iken ağustosta yüzde 1 artarak 145 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Ağustos 2025'te 141,1 iken Ağustos 2026'da yüzde 0,4 azalışla 140,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, temmuzda 114,6 iken ağustosta yüzde 2,5 azalışla 111,7 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl ağustosta 109,6 iken bu yılın aynı ayında yüzde 2,8 azalışla 106,5 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Ağustos 2025'te 94,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 4,3 puan azalışla Ağustos 2026'da 90 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-85-ithalat-yuzde-137-artti-89612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/0/1280x720/lojistik-ithalat-ihracat-1754495640.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine, göre ihracat birim değer endeksi yıllık yüzde 8,5, ithalat birim değer endeksi de yüzde 13,7 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-89609</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO’nun yeni dönem yönetimi belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası’nda (KSO), geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen organ seçimlerinin ardından yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegeleri belirlendi. Seçim sürecinde ayrıca meclis başkanı, başkan vekilleri, katip üye ve hesapları inceleme komisyonu üyeleri için de oylama yapıldı.</p>
<p>KSO hizmet binasında gerçekleştirilen seçimli toplantı, 38 meslek grubundan meclise giren üyelerin meclis başkanı, başkan vekilleri ve katip üyeyi belirlemek üzere oy kullanmasıyla başladı. Toplantıyı, meclisin en kıdemli üyesi Hayrettin Çaycı ile en genç üyesi Mert Ayhan yönetti. Toplam 77 meclis üyesinden 72’sinin katıldığı toplantının açılışını yapan Çaycı, KSO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu tarafından sunulan yeni meclis divanına ilişkin önergeyi üyelerin bilgisine sundu.</p>
<p>Meclise sunulan tek önergede, meclis başkanlığına Hasan Tahsin Tuğrul, başkan vekilliklerine Mehmet Başol ve Birol Bozkurt, katip üyeliğine ise Beril Özdeşlik’in isimleri yer aldı. Kapalı oy ve açık tasnif usulüyle gerçekleştirilen seçimde, önergedeki isimler 72 meclis üyesinin oyuyla KSO’nun 10. dönem meclis divanını oluşturdu. Dört dönemdir meclis başkanlığı görevini yürüten Hasan Tahsin Tuğrul, böylece beşinci kez bu göreve seçildi. Seçimlerde Hesapları İnceleme Komisyonu başkanlığına Oktay Erişken getirilirken komisyon üyeliklerine Emre Açıldı, Korkut Öz, Orhun Turfanda ve Serhan Kasım seçildi.</p>
<p>Meclis divanı seçimlerinin ardından yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegelerinin belirlenmesi için oylamaya geçildi. İzmit Seçim Kurulu gözetiminde, tek sandıkta ve tek liste üzerinden gerçekleştirilen seçimlerde 73 meclis üyesi oy kullandı. Dört dönemdir KSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Dr. Ayhan Zeytinoğlu, seçim sonucunda beşinci kez başkanlığa seçildi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Yeni dönem hepimize hayırlı olsun. Seçim ekip işidir. Ben hepinize teşekkür ediyorum. KSO’nun Meclis Divanı ve Yönetim Kurulu’nda kadın üyelerimizin yer almasından büyük memnuniyet duyuyorum. Kadın sanayicilerimizin gücü ve üretkenliğiyle Odamıza çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-89609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-1791890932.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen organ seçimlerinde Dr. Ayhan Zeytinoğlu yönetim kurulu başkanlığına, Hasan Tahsin Tuğrul ise meclis başkanlığına beşinci kez seçildi. Seçimlerde meclis divanı, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve TOBB delegeleri de belirlenirken yeni dönemin görev dağılımı şekillendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasada-catlaklar-89608</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 13:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasada çatlaklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yüz binlerce insan, bir amaç uğruna yapılan işlerin peşinden gitmekle mevcut kariyer yolunu canlandırmak arasında sıkışıp kalmış; tatmin edici olmayan kurumsal işlerde hapsolmuş hissediyor. Bu gerilimi çözmenin anahtarı, "kahramanca liderlik"ten özgün liderlik"e nasıl geçileceğini öğrenmek olabilir mi?</p>
<p>Pek çok insanın tıkanıp kalmasının nedenlerinden biri, liderliğe dair eskimiş bir tanımı kullanıyor olması. . Bu eski versiyonu "kahramanca liderlik" olarak adlandıralım. Bu anlayış filmlerimize, kitaplarımıza, siyasi ve kurumsal söylemlerimize işlemiş. Şunu savunur: Engelleri aşarak, yok ederek ve fethederek değerini kanıtla. Pek çok insan için göreceli başarı asla yeterli değildir; her zaman daha fazlasına sahip olan veya daha fazlasını başarmış birileri vardır. Kahramanca liderlik tarzını benimseyenler genellikle tükenmişlik yaşar ya da kişisel gelişimlerinde bir tıkanma noktasına gelirler. Dahası, bu zihniyet yapısı kaotik bir dünyada giderek etkisini yitirir. Önümüzdeki birkaç yılı ya kahramanca liderlerin başarısızlığını pasif bir şekilde izleyerek geçirebiliriz ya da özgün liderlik yolunu aktif bir şekilde izleyebiliriz.</p>
<p>Bilinç düzeyiniz arttıkça, kahramanca liderliğin doğasında var olan beyhudeliği ve onun enerjiyi tüketen "sıfır toplamlı oyunlarını" daha iyi fark edersiniz. Bir sonraki adım, "kazan-kazan" senaryoları ve size yeniden hayat verecek "sonsuz oyunlar" aramaya başlamak olabilir. Özgün liderlik, değeri kanıtlamaya değil, değer yaratmaya odaklanır. Bu yaklaşım; korkuyla savaşmak yerine açıklık, savunmasızlık ve korkuya yer açma temelleri üzerine kuruludur.</p>
<p>Önceki raporlarımızda piyasalarda gördüğümüz alışıldık olmadığımız çapraz varlık sınıflarındaki çelişkilere dikkat çekmiştik. Geçen hafta pazartesi günü yayınladığımız raporda da hata marjı azalıyor şeklinde uyarmıştık.</p>
<p>ABD hisse senedi işlemleri, Brent petrolünün 105 doların üzerinde seyretmesinden sonra hala güçlü ancak bu rahatlama ne kadar uzun süreli soru işareti. Zira Hürmüz ve Suudi Arabistan altyapı projeleri hâlâ risk oluşturuyor.</p>
<p>Petrol hâlâ faiz oranlarındaki artışı destekliyor ve 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5,4'e yaklaşmasıyla birlikte, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) artık daha fazla ağırlık taşıyor.</p>
<p>Hisse senetleri, kazanç beklentilerinin güçlü kalması nedeniyle daha yüksek faizleri absorbe etmeye devam ediyor. Ancak piyasa yükü taşımak için giderek aynı dar kazananlar grubuna güveniyor.</p>
<p>S&amp;P 500 şaşırtıcı derecede iyi bir direnç gösteriyor. Ancak endeks üzerinde baskı oluşturan faktörleri artık göz ardı edilebilir birer "arka plan gürültüsü" olarak nitelendirmemek gerekiyor. Zira ABD Hazine tahvili getirileri son yılların en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor, petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine tırmanmış durumda, mali ve jeopolitik riskler gündemdeki yerini koruyor ve FED, hisse senedi yatırımcılarının alışkın olduğu türden bir parasal destek sağlamak yerine sıkılaşma eğilimini sürdürüyor. Bütün bunların yanında kredi piyasalarında da çatlaklar oluşmaya başladı ki bunların hisse senetleri ile korelasyonuna baktığımızda temkinli olmak için bir neden daha ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yüksek Hazine tahvil getirileri, Fransa’da hızla artan faizlerin bulaşma riski, 100 dolarlık petrol ve daha güçlü dolar, hisse senedi değerlemeleri ve şirket kazançları için daha riskli bir ortam yaratıyor.</p>
<p>Yapay zekâ yatırım patlaması güçlü kalmaya devam ediyor. Ancak devasa sermaye harcamaları ve artan borç bağımlılığı finansman modeli hakkında soru işaretleri yaratabilir.</p>
<p>Kredi piyasalarında stres belirtileri ve çatlaklar ortaya çıkmaya başlıyor. IG ve HYG (LQD ve HYG ETF’leri) düşüş eğiliminde görünüyor. Daha riskli segmentlerde stres belirtileri ise daha fazla, örneğin CCC spread’lerinin 1.000 baz puan civarında olduğunu takip ediyoruz.</p>
<p>Gerçek risk, yükselen reel faizlerinin kötüleşen kredi koşulları olumlu giden kazançlara çok az az hata marjı bırakıyor olması şeklinde karşımıza çıkıyor. Endeksi ayakta tutan şirketlerin bizzat kendileri giderek ağırlaşan bir sermaye maliyetiyle karşı karşıyayken, S&amp;P 500 finansal yerçekimine meydan okumaya devam edebilir mi?</p>
<p>Geçen Çarşamba günkü güçlü 10 yıllık Hazine tahvil ihalesi, yatırımcılara alıcıların nihayet ortaya çıktığına dair kısa süreli bir umut verdi. Ancak bu rahatlama, getiriler ihale öncesi seviyelere doğru geri döndü.      </p>
<p>Daha da ilginç olanı, yapay zekâ altında yatan gelişmeler. Yatırımcılar bir sonraki aşamaya kimin katılacağı konusunda daha seçici davranmaya başladı. Hesaplama gücüne olan talep olağanüstü düzeyde devam ediyor. Samsung ve TSMC, normalde coşturacak büyüme rakamları sundu. Ancak piyasayı etkilemek giderek zorlaşıyor. Samsung rekor düzeyde faaliyet kârı açıkladı ancak hisseleri yüzde1,3 değer kaybetti. TSMC eylül ayı için rekor rakamlar açıkladı ancak hisseleri günü yatay kapattı.</p>
<p>Sorun talep değil, talebi karşılamanın artan maliyeti. Yapay zekâ altyapı harcamaları, serbest nakit akışını müthiş bir hızla tüketiyor ve daha fazla yatırımın borç finansmanına yönelmesine neden oluyor. Nakit zengini devler hala risk almayı göze alabilir. Ancak teknoloji kredi merdiveninin daha alt kademelerinde finansman baskısı kendini göstermeye başlıyor. Bir zamanlar geniş çaplı, yapay zekâ etiketli her şeyi satın alma eğilimi olan bir yatırımcı kitlesi daha seçici davranmaya başladı.</p>
<p>Bu arada, jeopolitik gelişmeler, pahalı enerji, artan nakliye maliyetleri ve tedarik zincirlerinin bir gecede zarar görebileceği bir dünyada ortaya çıkan daha geniş lojistik sorunlar nedeniyle enflasyon ateşini canlı tutuyor. Nötr faiz oranlarının nihayetinde nerede sabitleneceğine dair artan tahminleri de eklediğinizde, yapısal olarak daha pahalı para ile giderek daha fazla borç sermayesine bağımlı hale gelen yapay zekâ yatırım patlaması arasında garip bir çatışma ortaya çıkıyor.</p>
<p>Piyasa henüz çıkışa doğru koşmuyor ancak rekor seviyelere yakın seyreden bir endeksle normalde ilişkilendirilecek türden geniş bir coşku da sergilemiyor. Bunun yerine, azalan sayıda büyük hisse senedinden giderek daha büyük bir finansal yük taşıması istenirken, kredi piyasası yavaş yavaş sessizce hesaplamaları sorgulamaya başlıyor.</p>
<p>Bu S&amp;P 500'ün hemen çökmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Hisseler hala kar büyümeleri beklentileri ile güçlü dururken fakat işin perde arkasında makro piyasa, özellikle de kredi piyasaları, bu durumun sonsuza dek sürdürülemeyeceğine dair giderek daha ikna edici argümanlar ortaya koyuyor</p>
<p>Bu arada S&amp;P, yüzde1'lik bir düşüş yaşamadan 49 günü geride bıraktı; bu, altı yılı aşkın süredir görülen en uzun üçüncü seri. Yakın zamandaki seriler şunlardı:</p>
<p>1 Ağustos 2023'te zirve yapan 47 günlük seri; bunu S&amp;P'de 3 ay süren yüzde 10'luk bir geri çekilme izledi ve VIX 23 seviyesine çıktı.</p>
<p>16 Temmuz 2024'te zirve yapan 52 günlük seri; bunu S&amp;P'de 2 hafta süren yüzde 9'luk bir geri çekilme izledi ve VIX 66 seviyesine fırladı ve carry trade işlemleri çöktü.</p>
<p>9 Ekim 2025'te zirve yapan 48 günlük seri; S&amp;P bir günlüğüne geriledi ve birkaç gün sonra VIX 29 seviyesine çıktı. Üç hafta sonra NDX/Teknoloji/Yüksek Beta hisseleri zirve yaptı (29 Ekim 2025). Geniş piyasa, eşit ağırlıklı endeksler, küçük ölçekli şirketler, konjonktürel hisseler ve faiz oranlarına duyarlı sektörlerin hepsinin sert bir yükseliş yaşadığı, aylarca süren büyük bir piyasa rotasyonu yani sektör değişimi etkili oldu.</p>
<p>Bu arada VIX, ABD 10 yıllıklar ve MOVE arasındaki kopukluk da devam ediyor.</p>
<p>Bu kesinlikle bir "her şeyi sat" durumu değil. Ancak piyasada oluşan çatlakları görmemezlikten gelmemek lazım. Zirvelerde olan global piyasalar için risk getiri dengesi artık eskisi kadar cazip değil. Global piyasalar için biraz daha temkinli olma zamanı bizce geldi.</p>
<p>Türkiye’de ise son açıklanan veriler rezerv durumunun güçlü olmaya devam ettiğini, dolarizasyon eğiliminin olmadığı, talep koşullarının zayıf seyrettiğini ve bütçe durumunun da beklenen yönde ilerlediğini gösteriyor. Ekim ayı PPK’sında 100 baz puan indirim beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Örneğin TÜİK 2026 Ağustos ayı sanayi üretimi rakamını açıkladı.</p>
<p>Sanayi Üretimi 2026 Ağustos ayında takvim etkisinden arındırılmış olarak yıllık bazda yüzde 1,9 azalış gösterdi. Temmuz ayında bu oran yüzde eksi 0,2 ve Ağustos 2025’te ise yüzde 7,1’di.</p>
<p>Diğer yandan takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış üretim ise 2026 Ağustos ayında yüzde1 azalış gösterdi. Temmuz ayında bu oran yüzde eksi 0,9 ve geçen seneki ağustos ayında ise yüzde 0,4’tü.</p>
<p>Sanayi üretiminde detaylara bakıldığında ağustos ayında aylık bazda enerji hariç bütün alt kalemlerin düşüş gösterdiği görülüyor. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretiminde sırasıyla yüzde eksi 0,9 yüzde eksi 2,9 yüzde eksi 0,7 yüzde 3,4, yüzde eksi 3,3 değişim gerçekleşti. Temmuz ayında yüzde eksi 0,3, yüzde 3,3, yüzde eksi 2, yüzde eksi 1,5 ve yüzde eksi 1,6’dı. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretimi aylık artışa sırasıyla eksi 0,3 puan, eksi 0,1 puan, eksi 0,2 puan, 0,4 puan katkı ve eksi 0,7 puan katkı sağladı.</p>
<p>Yıllık bazda bakıldığında ise ağustos ayında enerji üretimi haricinde bütün alt kalemlerin düşüş sergilediği görülüyor. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretiminde sırasıyla yüzde eksi 0,8, yüzde eksi 1,5, yüzde eksi 4,1, yüzde4,4 ve yüzde eksi 5,1 değişim gerçekleşti. Temmuz 202’da: yüzde 1,2, yüzde 0,9, yüzde 0,3, yüzde eksi 1,6 ve yüzde 2,6 olarak açıklandı.  Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretimi yıllık artışa sırasıyla eksi 0,3 puan, eksi 0,1 puan, eksi 1 puan, 0,5 puan ve eksi 1 puan katkı sağladı.</p>
<p>Alt sektörler bazında bakıldığında, 2026 yılı Ağustos ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,1 artış 0,2 puan katkı oldu. İmalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,6 düşüş (eksi 1,4 puan katkı), elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksinin ise yüzde 3,3 artış (0,2 puan katkı) gösterdiğini görüyoruz. Yıllık bazda ise madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,7 artış (0,1 puan katkı), imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 düşüş (eksi 2,1 puan katkı) ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise yüzde 1,3 artış (0,2 puan katkı) gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasada-catlaklar-89608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasada çatlaklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-89607</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın &#039;Afet Anayasası&#039; imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin afetlere karşı hazırlık kapasitesini artırmak ve riskleri önceden azaltmak amacıyla hazırladığı ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi’ni kamuoyuna açıkladı.</p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba tarafından ‘Bursa’nın Afet Anayasası’ olarak nitelendirilen beyanname, 13 Ekim Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Günü’nde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle imzalandı. Kamu kurumları, üniversiteler, ilçe belediyeleri, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı törende konuşan Şahin Biba, beyannamenin yalnızca afet anında müdahaleyi değil, afet öncesinde risklerin bilimsel yöntemlerle belirlenmesini ve gerekli önlemlerin alınmasını esas aldığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ace0e6960afa-1791889001.jpeg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<h2>“Riskleri ortaya çıkmadan azaltmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Bursa’nın geleceğini güvence altına almak için bütüncül bir afet yönetimi anlayışı benimsediklerini belirten Biba, “Gerçek afet yönetimi, felaket yaşandıktan sonra sahada olmaktan ibaret değildir. Nitelikli belediyecilik ve kamu yönetimi, muhtemel tehlikeleri önceden bilimsel verilerle tespit edip koruyucu tedbirleri vakit kaybetmeksizin devreye sokabilmektir” dedi. Beyannamenin Büyükşehir Belediyesi'nin tüm birimleri ve iştirakleri için ortak bir yol haritası niteliği taşıdığını ifade eden Biba, şehir planlamasından kentsel dönüşüme, altyapıdan ulaşıma, çevreden sosyal hizmetlere kadar bütün çalışmaların afet dirençliliği yaklaşımıyla ele alınacağını vurguladı. Biba, “Yerine getirilmesi mümkün olmayan vaatler yerine uygulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir hedefler belirledik. Beyannamemiz, belediyemizin görev ve yetkileri çerçevesinde mali açıdan gerçekçi taahhütlerden oluşuyor” diye konuştu.</p>
<h2>JICA çalışmaları yatırımlara yön verecek</h2>
<p>Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile yürütülen çalışmalar kapsamında Bursa’nın teknik, fiziksel ve sosyal açıdan hassas noktalarının bilimsel yöntemlerle değerlendirildiğini belirten Biba, elde edilen verilerin somut uygulamalara dönüştürüleceğini söyledi. JICA çalışmalarının kentin afet risklerini ortaya koyan bilimsel bir altyapı oluşturduğunu ifade eden Biba, “Elimizde artık sadece haritalar, raporlar ve teknik veriler yok. Bursa’nın geleceğine ilişkin önemli bir yol haritasına sahibiz. Beyannamemiz, bu bilgiler doğrultusunda hangi adımları atacağımızı, önceliklerimizi nasıl belirleyeceğimizi ve çalışmalarımızı hangi anlayışla yürüteceğimizi ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ace0e83ef9a3-1791889027.jpeg" alt="" width="555" height="370" /></p>
<h2>Yol, köprü ve kamu binalarında afet kriteri</h2>
<p>Yeni dönemde belediyenin yatırım kararlarında afet güvenliğinin temel değerlendirme kriterlerinden biri olacağını açıklayan Biba, ulaşım, altyapı ve üstyapı yatırımlarının yalnızca günlük ihtiyaçlara göre planlanmayacağını belirtti. Biba, “Yeni bir yol yaparken sadece güzergâhına veya maliyetine bakmayacağız. O yolun afet anında ulaşım sürekliliğine nasıl katkı sağlayacağını da değerlendireceğiz. Köprülerde afet sonrasında ulaşımın devamlılığını, kamu binalarında hizmetlerin kesintisiz sürdürülebilmesini dikkate alacağız” dedi. Park ve yeşil alanların afet anında toplanma, geçici barınma ve lojistik ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde değerlendirilmesinin önemine işaret eden Biba, imar ve planlama kararlarında zemin özellikleri ile afet risklerinin de belirleyici olacağını kaydetti. Altyapı yatırımlarında ise sistemlerin yalnızca normal koşullarda çalışmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Biba, afet sonrasında hizmetlerin ne kadar sürede yeniden devreye alınabileceğinin de hesaplanacağını söyledi.</p>
<h2>Kentsel dönüşümden yapı denetimine kapsamlı taahhütler</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan beyannamede, kentin afetlere karşı güçlendirilmesine yönelik kapsamlı taahhütler yer aldı. Beyannamenin temel başlıklarını afet dirençli kentsel planlama, deprem dirençli yapı zorunluluğu, köprü ve ulaşım güvenliği, altyapı güvenliği, yapı denetiminde şeffaflık ve teknik güvence oluşturdu. Ayrıca akıllı şehir ve kent bilgi sistemlerinin geliştirilmesi, iklim değişikliği ve çoklu afet risklerinin birlikte değerlendirilmesi, afet eğitimleri ve tatbikatların yaygınlaştırılması ile özel gereksinimli ve kırılgan grupların afetlere hazırlığına yönelik çalışmalar da taahhütler arasında yer aldı.</p>
<h2>“Bursa’nın 17 ilçesiyle birlikte güçlenmesi gerekiyor”</h2>
<p>Afetlerle mücadelenin yalnızca Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğunda olmadığını vurgulayan Biba, kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları, sanayi kuruluşları, özel sektör ve sivil toplumun sürece katkısının önemine dikkat çekti. Bursa’nın 17 ilçesiyle birlikte afetlere karşı dirençli hale gelmesi gerektiğini belirten Biba, “Afetle mücadele siyasi farklılıkların ve görüş ayrılıklarının üzerindedir. Bursa’nın geleceğini tesadüflere bırakmadan bilimin ve ortak aklın rehberliğinde çalışmaya kararlıyız. Afetlere hazırlığı belediyemizin belirli birimlerinin sorumluluğundan çıkarıp bütün kurumsal yapımızın ortak çalışma anlayışına dönüştürmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“Afet güvenliği kalıcı bir yönetim standardı olmalı”</h2>
<p>Beyannamenin Türkiye’deki diğer yerel yönetimlere de örnek olacağına inandığını dile getiren Biba, asıl hedeflerinin afetlere karşı hazırlık anlayışını kalıcı bir kurumsal kültüre dönüştürmek olduğunu söyledi. Biba, “Bizim için asıl başarı, bu belgenin bir ilk olmasından ziyade, Bursa’da nesiller boyu devam edecek kalıcı bir kurumsal kültüre dönüşmesidir. Bu beyanname bir bitiş çizgisi değil, köklü ve kesintisiz bir dirençlilik kültürünün başlangıcıdır. Yönetimler, isimler ve dönemler değişebilir ancak bu şehrin afet güvenliği yaklaşımı asla geriye gidemez, taviz verilemez bir yönetim standardı olarak kalmalıdır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-89607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-1791889060.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, 13 Ekim Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Günü’nde, ‘Bursa’nın Afet Anayasası’ olarak nitelendirdiği ve Türkiye’de ilk kez Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi’ne imza attı. Başkan Vekili Biba, “Yerel yönetimler için model oluşturacağına inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
