<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satsuma-ihracatinda-cifte-kriz-kapida-90135</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 17:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satsuma ihracatında çifte kriz kapıda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Rusya’ya deniz yoluyla ihracatın aksaması ve Macaristan üzerinden Avrupa’ya geçişte kullanılan transit belgelerinin tükenmesi, yaş meyve sebze ihracatçısının önündeki iki önemli sorun olarak öne çıktı.</p>
<p>Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, Rusya’ya deniz yoluyla sevkiyat yapılamamasının ürün fiyatlarını baskıladığını belirtirken, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık da Macaristan transit belgelerinin ekim ayı başında tükenmesinin narenciye başta olmak üzere yaş meyve sebze ihracatında yeni bir lojistik krizi yarattığına dikkat çekti. İki başlık, 19 Ekim 2026’da İzmir Gümüldür’de düzenlenen Satsuma Mandalina Hasat Töreni’nde gündeme geldi.</p>
<p>Mandalinada bu yıl rekoltenin geçen yıla göre yüzde 10-20 civarında artmasının beklendiğini belirten Balık, “Bu sezonda önceliklerimiz nettir. Kalıntı mevzuatına tam uyum, iyi tarım uygulamalarının yaygınlaşması, gümrük süreçlerinin kesintisiz işlemesi ve alıcılara zamanında, güvenilir sevkiyat yapılması gerekiyor. Bunlar gerçekleştirildiğinde ihracat çok daha kolay ve sürdürülebilir hale geliyor. Birlik olarak uluslararası fuarlar, ticaret heyetleri ve tanıtım faaliyetleriyle pazarlarımızı genişletmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<h2>Hayrettin Uçak: En büyük ihracat pazarımız Rusya’da ihracatta sorun bizi olumsuz etkiliyor</h2>
<p>Rusya’ya deniz yoluyla ihracat yapılamamasının yaş meyve sebze ürünlerinde fiyatları olumsuz etkilediğini belirten Uçak, “Şu anda Rusya’ya deniz yoluyla ürün gönderemediğimiz için üzüm, narenciye ve erik gibi ürünlerimiz bu pazara ulaşamıyor. Bu nedenle fiyatlar olması gereken seviyede değil. Bakanlıklarla görüşmeler yaptık ancak henüz kesin bir yanıt alamadık. Rusya’nın İzmir’deki temaslarıyla da görüşmeler gerçekleştirildi fakat henüz net bir tarih verilmedi. Karayoluyla sevkiyat yapabiliyoruz ancak bu yöntem maliyetleri artırıyor ve zaman kaybına yol açıyor. Deniz yolunun bir an önce açılmasıyla ürünlerimizin değerini bulacağını düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2>Cengiz Balık: Macaristan geçiş belgeleri ekimde tükendi</h2>
<p>Yaş meyve sebze ihracatında en büyük ihraç pazarları olan Rusya Federasyonu’na savaş nedeniyle gemi yolunun kapalı olduğunu, Avrupa Birliği’ne ihracatta Macaristan üzerinden gidecek araçlar için Dozvala Belgesi kotasının dolması nedeniyle sorunlar yaşandığını ihracatta aksama yaşanmaması için iki güzergahtaki lojistik sorunlarının çözülmesi gerektiğini, aksi takdirde ihracatta kayıplar yaşanabileceğini vurgulayan Balık, “Macaristan’ın sağladığı geçiş belgeleri normal yıllarda aralık ayına kadar yeterken bu yıl ekim ayının başında tükendi. Bakanlığımızın girişimleriyle 10 bin ek geçiş belgesi sözü alındı ancak henüz ulaşmadı. Günlük yaklaşık 500 belge kullanıldığı düşünüldüğünde bu miktar yalnızca 20 günlük ihtiyacı karşılayabilir. Yıl sonuna kadar üç ay bulunurken sorunun yeniden yaşanması riski var. Bu nedenle geçiş belgelerinin yaş meyve sebze ve analiz gerektiren ürünleri taşıyan araçlara öncelikli olarak ayrılması gerekiyor. Aksi halde ihracatçılarımız yeniden ciddi sıkıntılarla karşılaşabilir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satsuma-ihracatinda-cifte-kriz-kapida-90135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/satsuma-mandalinanin-ihracat-yolculugu-17-ekimde-basliyor-1760256771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya’ya deniz yoluyla sevkiyatın yapılamaması ve Macaristan üzerinden Avrupa’ya geçiş belgelerinin tükenmesi, yaş meyve sebze ihracatında lojistik baskıyı artırdı. Satsuma mandalinada rekoltenin yüzde 10-20 artması beklenirken, ihracatçılar iki güzergâhtaki sorunların çözülmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikli-arac-donusumunde-sadece-kullanici-degil-etkin-aktor-olmaliyiz-90134</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 17:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektrikli araç dönüşümünde sadece kullanıcı değil, etkin aktör olmalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla enerji, yazılım ve şarj altyapısında yeni yatırım alanları ortaya çıkarken, iş dünyasının dönüşümde üstleneceği rol de önem kazanıyor. Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) ve Aydem Enerji iş birliğiyle düzenlenen seminerde, elektrikli araç ekosisteminin sunduğu fırsatlar ve şirketlerin yeni iş modelleri geliştirme potansiyeli ele alındı.</p>
<p>EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mert Hacıraifoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan seminer, EGİAD üyeleri ve iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinlikte Aydem Enerji Perakende Grubu Satış Direktörü Sarper Saraçoğlu ve Aydem Plus Proje ve Operasyon Müdürü Ahmet Say, elektrikli araç ekosisteminin mevcut durumunu, şarj teknolojilerindeki gelişmeleri, enerji altyapısının dönüşümünü ve sektörler arası yeni iş birliği olanaklarını değerlendirdi.</p>
<p>Dijital, yeşil ve toplumsal dönüşümün şirketlerin rekabet gücünü, yatırım kararlarını ve iş modellerini yeniden şekillendirdiğini belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mert Hacıraifoğlu, elektrikli araçların yalnızca bir otomobil teknolojisi değil, enerji, yazılım, batarya, veri ve şarj altyapısını kapsayan geniş bir ekonomik ekosistem olduğunu söyledi. Türkiye’nin güçlü üretim ve ihracat altyapısının bu alanda önemli fırsatlar sunduğuna dikkat çeken Hacıraifoğlu, “Asıl mesele, bu dönüşümde ne kadar hızlı kullanıcı olduğumuz değil, ne kadar söz sahibi olabileceğimizdir. Batarya teknolojileri, enerji depolama sistemleri, şarj altyapısı, akıllı şebekeler, filo yönetimi ve yazılım çözümleri şirketlerimiz açısından yeni yatırım ve girişim fırsatları sunuyor” dedi.</p>
<p>Elektrikli araç kullanımının yaygınlaşmasıyla enerji sektöründe şarj altyapısı, enerji maliyetlerinin yönetimi ve yeni hizmet modellerinin önem kazandığını belirten Aydem Enerji Perakende Grubu Satış Direktörü Sarper Saraçoğlu ve Aydem Plus Proje ve Operasyon Müdürü Ahmet Say, elektrikli mobilitenin yalnızca elektrik tüketimiyle sınırlı kalmadığını, altyapı yatırımlarından operasyonel süreçlere uzanan yeni bir değer zinciri oluşturduğunu ifade etti. Seminerde işletmelerin elektrikli araçlara geçiş süreçleri ve şarj çözümlerindeki gelişmeler de ele alınırken, dönüşümün şirketlere operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve maliyet yönetiminin yanı sıra yeni ticari fırsatlar sunduğuna dikkat çekildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikli-arac-donusumunde-sadece-kullanici-degil-etkin-aktor-olmaliyiz-90134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/4/1280x720/elektrikli-arac-donusumunde-sadece-kullanici-degil-etkin-aktor-olmaliyiz-1792507613.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EGİAD ve Aydem Enerji iş birliğiyle düzenlenen seminerde, elektrikli araç ekosisteminin enerji, yazılım ve şarj altyapısında yarattığı yeni yatırım fırsatları ele alınırken, iş dünyasının dönüşümde yalnızca kullanıcı değil, değer zincirinde söz sahibi bir aktör olması gerektiği vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-bolgesinin-9-aylik-ihracati-33-milyar-dolari-asti-90133</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 17:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Bölgesi’nin 9 aylık ihracatı 33 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR </strong></p>
<p>Ege Bölgesi’nin ihracatı 2026 yılının ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 artarak 33 milyar 132 milyon dolara ulaştı. Eylül ayında yüzde 15,5’lik artışla 3 milyar 949 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren bölge, aylık bazda Cumhuriyet rekoru kırdı.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin eylül ayında ihracatta daha başarılı bir grafik ortaya koyduğu bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, 2025 yılı eylül ayında 3 milyar 418 milyon dolar ihracat yapmışken, 2026 yılı eylül ayında yüzde 15,5 artışla 3 milyar 949 milyon dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdıklarını belirtti. Öztürk, “Eylül ihracatı Ege Bölgesi’nin aylık bazda cumhuriyet rekoru olarak kayıtlara geçti. Bundan sonraki hedefimiz aylık bazda 4 milyar dolar barajını aşmak. Eylül ayı verileri 2026 yılının son çeyreği için umutlarımızı artırdı” diye konuştu.</p>
<p>İzmir’in 17 milyar 613 milyon dolarlık ihracatla Ege Bölgesi'nde liderliğini sürdürdüğünün altını çizen Öztürk, İzmir’in Türkiye genelinde üçüncü sıradaki yerini koruduğunu, Balıkesir’in de ihracatını yüzde 18,4 artırarak 1 milyar 854 milyon dolardan 2 milyar 195 milyon dolara taşıdığını ve Ege Bölgesi’nde ihracat artış rekortmeni olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Manisa, 5 milyar 159 milyon dolarlık ihracatla ikinci sırada yer almayı sürdürdü” ifadelerini kullanan EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “Denizli ise yüzde 14,7'lik artışla ihracatını 3 milyar 869 milyon dolara taşıyarak bölgenin üçüncü büyük ihracatçı ili oldu” dedi.</p>
<p>Öztürk Ege Bölgesi’ndeki illerin ihracat performanslarını şöyle özetledi; “Aydın'ın ihracatı yüzde 4,6 artışla 1 milyar 466 milyon dolar olarak gerçekleşti. Muğla yüzde 13,8 artışla 1 milyar 157 milyon dolara, Kütahya yüzde 7,3 artışla 776 milyon dolara, Uşak ise yüzde 12,2 artışla 345 milyon dolara ulaştı. Afyonkarahisar'ın ihracatı ise ilk dokuz ayda yüzde 18,4 düşüşle 551 milyon dolara geriledi.”</p>
<h2>“Döviz dönüşüm desteğinde yanlıştan dönülmeli”</h2>
<p>Türk ihracatçısının yüksek faiz, yüksek enflasyon ve düşük döviz kuru nedeniyle zor bir süreçten geçtiğinin altını çizen Öztürk, “2026 yılında yakın coğrafyamızdaki jeopolitik riskler, petrol fiyatlarındaki artışlar maliyetlerimizi çok artırdı. İhracatımızda döviz gelirlerimiz</p>
<p>artıyor gözükse de miktar bazında ihracatımız artmıyor, başka bir ifadeyle imalatta çarklar yavaşlıyor. Bu veriler yalancı bahar algısı oluştursun istemiyoruz. İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi eylülde 53,2’ye yükseldi. Bu veri son 52 ayın en yüksek düzeyine işaret ediyor. Bu veri ihracat pazarlarındaki talep koşullarında görülen iyileşmenin üst üste beşinci ay hız kazandığını da ortaya koyuyor. İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi, Türk imalat sanayinin en büyük 10 ihracat pazarından dokuzunda üretim artışını gözler önüne seriyor. Türk ihracatçısına can suyu verildiği takdirde 2027 yılında dünyadaki talep artışını fırsata çevirebiliriz. İhracatçılar olarak yüzde 3 olarak uygulanan döviz dönüşüm desteğinin artmasını bekliyorken destek tutarı çoğu ihracatçımız için yüzde 1 seviyelerine geriledi. Bu hatadan hızlıca dönülmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-bolgesinin-9-aylik-ihracati-33-milyar-dolari-asti-90133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/ege-ihracatci-birlikleri-koordinator-baskani-muhammet-ozturk-tanitim-desteklerinde-kaynak-sikintisi-yok-ihracatci-daha-gayretli-olmali-1791193312.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, bölgenin eylül ayında 3 milyar 949 milyon dolarla aylık ihracat rekoru kırdığını belirterek, yüksek maliyetler ve döviz dönüşüm desteğindeki düşüşün ihracatçıyı zorladığını söyledi. Öztürk, desteğin yeniden artırılması çağrısında bulundu. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, eylül ayı verilerinin yılın son çeyreği için umut verdiğini belirtirken, ihracatçıların yüksek maliyetler ve döviz dönüşüm desteğindeki düşüş nedeniyle zorlandığına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gerilim-artiyor-90130</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 16:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerilim artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“İnsan yaşamında en az iki temel görev bulunduğuna dair, çeşitli düzeylerde pek çok kanıt vardır. İlk görev, güçlü bir ‘kap’ ya da kimlik inşa etmektir; ikinci görev ise bu kabın içinde barındırması amaçlanan içeriği bulmaktır.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>-Richard Rohr</em></p>
<p>Sık sık atıfta bulunduğumuz Carl Jung ve Dr. Iain McGilchrist’in fikirlerini neden bu kadar önemsiyoruz?</p>
<p>İkisinin de ama özellikle Jung’un dünya görüşüne dair temel anlayışım şöyle: Siz sadece bilinçli egonuzdan ibaret değilsiniz; daha büyük daha eski ve daha zeki bir şey işleri zaten yönetmekte. Üstelik bu güç, sizi konfordan ziyade bütünlüğe doğru yönlendirebilir. Jung, bu daha büyük zekaya “Self” adını vermiş: egomuzun yalnızca küçük bir parçasını oluşturduğu, ruhsal yapının düzenleyici bütünlüğü durumu. Siz isteseniz de istemeseniz de, sizi yeniden dengeye çeker. Bilinç dışı size karşı çıktığında ortaya çıkan gerilimi koruyabilmenin önemli olduğunu söylemekte fayda var. Bu gerilim, taraflardan hiçbirinin tek başına yaratamayacağı üçüncü bir unsuru ortaya çıkarabilir. Bu da kaçınılmaz olarak, reddetmeyi tercih edeceğiniz yönlerinizi bütünleşme sürecine dahil etmenizi gerektirir çünkü bütünlük, karanlık yanımızı da kapsamak zorunda olarak görülebilir.</p>
<p>Geçen hafta Pazartesi ifade ettiğimiz gibi global piyasalar için daha temkinli duruşumuzu koruyoruz.</p>
<p>Artan yapay zeka endişeleri, ABD enflasyonunun yüksek seyretmesi, Avrupa'da riskten kaçınma eğiliminin yeniden canlanması ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle küresel risk baskıları yoğunlaşıyor. Giderek artan beklentiler ile fiili iş performansı arasındaki uçurumun haklı gösterilmesi zorlaştıkça, yapay zeka düzeltmesi derinleşiyor. OAT'deki bozulma, risk primi bulaşması, döviz kuru baskısı ve yerel faiz oranlarındaki oynaklık yoluyla Orta ve Doğu Avrupa'ya da sıçradı. Avrupa'daki duyarlılığın daha da bozulması, yüksek beta katsayılı Orta ve Doğu Avrupa para birimleri için aşağı yönlü riskler oluşturuyor.</p>
<p>Geçen hafta bir kısmını geri verdiyse de dünyada sadece nominal değil reel faizler de yükseldi. Hatta yükselişin önemli bir kısmı reel faizlerden geldi. ABD, Avrupa ve Japonya'daki mali genişleme, çok önemli bir yapay zeka yatırım patlamasıyla çarpıştı ve piyasaları küresel mali krizden bu yana büyük ölçüde eksik olan bir şeyle yüzleşmeye zorladı: Gerçek sermaye kıtlığı.</p>
<p>Tahvil piyasası sermayenin fiyatını yükselttiğine göre, ilk önce kim bundan etkilenecek? Sanırız şöyle bir varsayımda bulunmak yanlış olmaz: Daha yüksek gerçek faiz oranlarının özel talebi yavaşlatmaya ve yapay zeka ekosisteminin en sermaye yoğun kısımlarını zorlamaya başlayacak ancak bu, bono faizlerinin hızlı gerilemesi veya eski seviyelerine gelmesine yetmez.</p>
<p>Yapay zeka, ABD büyüme öyküsünün bir kısmını açıklayabilir fakat hükümetler küresel sermaye talebinin yapısal bir kaynağı olmaya devam ediyor. Özel yatırım ertelenebilir. Devlet borçlanması, savunma taahhütleri ve yeniden finansman ihtiyaçlarını ertelemek çok daha zor olarak görülür. Dolayısıyla borçlanma ihtiyaçları yüksek kalmaya devam edecek.</p>
<p>Küresel tahvil piyasasındaki satış dalgası sadece enflasyonla ilgili bir hikaye değildi. Aksine, ABD güçlü nominal büyümeye rağmen büyük bütçe açıkları veriyor. Avrupa, en iyi ihtimalle savunma, enerji güvenliği ve altyapı harcamalarını artırırken, diğer durumlarda piyasa tarafından dayatılan mali genişleme sınırlamalarıyla karşı karşıya kalıyor. Japonya, faiz rejimi normalleşirken önemli devlet finansmanı ihtiyaçlarıyla karşı karşıya. Aynı zamanda, büyük ölçekli şirketler yarı iletkenler, veri merkezleri, enerji üretimi ve iletimini kapsayan olağanüstü bir yatırım döngüsüne girdiler.</p>
<p>Çok fazla borçlu aynı tasarruf havuzunun peşinde. Sonuç, daha yüksek reel faiz oranları oldu. Piyasalar, hükümetleri ve şirketleri aynı anda finanse etmek için daha yüksek bir getiri talep etti. Bugün, tartışma değişkenlik gösteriyor gibi görünüyor. Soru, reel faiz oranlarının neden yükseldiğinden, şimdi bu durumda ne olacağına dönüşüyor.</p>
<p>Son fiyat hareketleri, piyasaların enflasyon ve arz endişelerinin yanı sıra büyüme ve bulaşma risklerini de ele almaya başladığını gösteriyor. Güçlü enflasyon verilerine rağmen uzun vadeli tahvil getirileri gerilerken, yapay zekâ bağlantılı hisse senetleri ve büyük ölçekli şirket kredilerinin bazı bölümleri zayıfladı. Piyasalar bir yerde ekonomilerin ve şirketlerin mevcut sermaye maliyetini karşılayıp karşılayamayacağını test ediyorlar diyebiliriz.</p>
<p>ABD'deki yüksek getiri oranlarının gerekçelerinden biri, olağanüstü güçlü nominal büyüme ancak piyasalar giderek artan bir şekilde, yapay zekanın büyüme beklentilerindeki iyileşmenin orantısız bir payını oluşturup oluşturmadığını test ediyor gibi görünüyor.</p>
<p>Yapay zeka hiçbir zaman sadece bir hisse senedi teması olmadı. Daha güçlü sermaye harcamaları, kurumsal ihraçlar, veri merkezi inşaatı, enerji talebi, altyapı yatırımları, verimlilik iyimserliği açıklaması haline geldi.</p>
<p>Bu, bir döngü yarattı:</p>
<ol>
<li>Yapay zeka iyimserliği yatırımı ve sermaye talebini artırdı.2. Yatırım, nominal büyümeyi ve ABD'nin istisnai durumunu destekledi.</li>
<li>Güçlü nominal büyüme ve sermaye kıtlığı, reel faiz oranlarını yükseltti.</li>
<li>Daha yüksek reel faiz oranları, finansman maliyetlerini ve ROI eşik oranlarını yükseltti.</li>
<li>Bu daha yüksek eşik oranları, yapay zeka değerlemelerini, krediyi ve sermaye harcamalarını sorgulamaya başlayacak.</li>
</ol>
<p>Beklenen getirilerin, yatırımın ölçeğini, zamanlamasını ve finansman gereksinimlerini haklı çıkaracak kadar hızlı bir şekilde gelip gelmeyeceğini test ediyor. Yapay zekâ altyapısının üç yıl yerine on yılda geliştirilmesi, sonunda benzer bir altyapı stoğu oluşturabilir ancak bu, kısa vadede sermayeye olan talebin çok daha az olacağı, nominal büyümeye daha az destek verileceği ve reel faiz oranları üzerinde daha az yukarı yönlü baskı olacağı anlamına gelir.</p>
<p>Eğer yapay zekâ, ABD büyüme beklentilerindeki iyileşmenin anlamlı bir payını sağladıysa, yapay zekânın yeniden değerlendirilmesi, reel faiz oranı dengesinin bir kısmının yeniden değerlendirilmesi anlamına gelir.</p>
<p>Yapay zekâ yatırımları yavaşlasa bile, diğer finansman ihtiyaçları ortadan kaybolmaz. ABD'nin bütçe açıkları büyük kalmaya devam ediyor. Avrupa'nın savunma ve altyapı taahhütleri önemli ölçüde devam ediyor. Japonya'nın devlet finansmanı ihtiyaçları, faiz oranları normalleşirken sürüyor. Başka bir deyişle: Sermaye ihtiyacı ise azalmayabilir.</p>
<p>Konu sermaye kıtlığını ortadan kaldırmaktan ziyade, kimin onu absorbe edeceğine karar vermekle ilgili olabilir. Hükümetler genellikle daha yüksek bir fiyattan da olsa borçlanmaya devam edebilir. Savunma harcamaları devam ediyor, altyapı hala inşa edilmeli ve mevcut borçlar yeniden finanse edilmeli. Yükün daha çok hanehalklarına ve en sermaye yoğun en uzun vadeli özel yatırımlara düşmesi muhtemel.</p>
<p>Geçen hafta da ifade ettiğimiz gibi işlem gücüne yönelik talep üstel olarak artabilir ancak bunu finanse etmek için mevcut olan sermaye aynı oranda artamaz. Tahvil piyasası, sermayenin maliyetini şimdiden yükseltti, kredi piyasalarında stress arttı.</p>
<p>Asıl kritik soru ise söz konusu yüksek reel faiz oranlarına katkıda yardımcı olan yapay zeka odaklı büyüme hikayesinin, aynı zamanda bu faiz oranlarının ilk büyük kurbanı haline gelip gelmeyeceği olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda Tayvan ve Güney Kore’nin yarı iletken ihracatı, yapay zeka yatırımlarındaki bir yavaşlamaya dair faydalı bir erken uyarı sinyali sunabilir.</p>
<p>Şaşırtıcı bir şekilde, geçen haftaki faizlerde gördüğümüz bu geniş tabanlı düşüş, beklenenden daha yüksek iki enflasyon raporuna rağmen gerçekleşti. Normalde, bu tür sürprizler, yatırımcılar daha şahin bir FED'i fiyatlandırdıkça Hazine tahvil getirilerini yükseltirdi.</p>
<p>Peki, neler oluyor? Tahvil piyasasının yapay zeka yatırım patlamasının sürdürülebilirliğine odaklandığını düşünüyoruz. Bu konu, CoreWeave'in tahvillerinin dolar başına 80 sentin altına düşmesi ve büyük veri merkezi projelerini finanse eden borçların da düşmesiyle bu hafta ön plana çıktı. Yeni bir Gartner raporu, yapay zeka veri merkezi operatörlerinin maliyetleri karşılamak ve sağlıklı getiriler elde etmek için 2030 yılına kadar 8,5 trilyon dolarlık gelire ihtiyaç duyacağını tahmin ediyor. Oysa öngörülen gelirler "sadece" 3,6 trilyon dolar. Coreweave örneği “crowing out” etkisinin pratikte tam olarak nasıl ortaya çıktığını gösterebilir: Tüm yapay zeka kompleksinin bir anda çökmesiyle değil, öncelikle marjinal borç alan üzerinden, sermayenin çok pahalı hale gelmesi ve finansman kapasitesinin kendi kendini kısıtlamaya başlamasıyla.</p>
<p>Bu neden önemli? Yapay zeka yatırımları, ABD ekonomik büyümesinin önemli bir motoru haline geldi ancak gelecekteki getiriler hakkındaki şüpheler, borçlanma maliyetlerini artırıyor. potansiyel olarak sermayeye erişimi kısıtlıyor ve nihayetinde yatırım harcamalarını yavaşlatıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, yatırımcılar yapay zeka patlamasının yavaşlayabileceği endişesiyle ekonomik büyüme beklentilerini düşürüyor olabilir. Bu da hazine tahvil getirilerini aşağı çekiyor. Bu durum, hazine tahvil getirilerindeki önceki yükselişin büyük ölçüde beklenenden daha güçlü nominal GSYİH büyümesini yansıttığı yönündeki uzun süredir savunduğumuz görüşümüzü güçlendiriyor fakat daha zayıf bir yapay zekâ döngüsü görsek dahi, bu piyasaları otomatik olarak 2010'ların düşük faizli dünyasına geri götürmez. Yapay zekâ yatırımlarının azalması, yüksek reel faiz dengesine ilişkin bir ayağı zayıflatır. Ancak devam eden devlet borçlanması küresel faizlerin altında bir taban oluşturabilir. Dolayısıyla faizler kısa vadede geri gelse bile eski zamanlardaki faiz oranlarına dönüş beklemek çok gerçekçi olmayabilir.</p>
<p>Türkiye’de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir sonraki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını 22 Ekim'de gerçekleştirecek. Mevcut yüzde 37 seviyesindeki bir hafta vadeli repo faiz oranının yüzde 36'ya düşürülmesini bekliyoruz. TCMB, Orta Doğu'daki çatışmaların başlamasıyla askıya aldığı bir hafta vadeli repo ihalelerine 24 Ağustos'ta yeniden başlamıştı. Merkez Bankası temkinli bir yaklaşım sergileyerek geçen ay faiz oranlarını sabit tuttu. Bununla birlikte, üçüncü çeyrekte enflasyon ivmesindeki düşüş zayıf yurt içi talebi ve yurt içinde kayda değer bir dolarizasyon eğiliminin görülmemesi,bu PPK’da 100 baz puan sayılık bir indirim beklememize sebep oluyor.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad76f79b8a0b-1792503673.png" alt="" width="700" height="365" />
<figcaption>
<p style="text-align: center;"><strong>Kaynak: Macrohub</strong></p>
</figcaption>
</figure>
<p>Merkez Bankası'nın artık Türk lirasında daha hızlı bir nominal değer kaybına izin veriyor olabileceğine dair haberlere rağmen, radikal bir değişiklik beklemiyoruz. Yetkililerin döviz kurunda ılımlı bir reel değerlenme sağlama tercihinde bir değişiklik olduğunu düşünmüyoruz.</p>
<p>Bu arada son Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi bir önceki anketteki yüzde 29,61’den yüzde 29,63’e sınırlı ölçüde yükseldi. 2027 yıl sonu enflasyon beklentisi 0,6 puan artarak yüz 23,3’e çıkarken, 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi 0,2 puan artışla yüzde 23,9’a yükseldi. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi 0,4 puan azalarak yüzde 17,9’a geriledi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad76f3bac3ff-1792503611.png" alt="" width="700" height="359" />
<figcaption>
<p><strong>Kaynak: Macrohub</strong></p>
</figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gerilim-artiyor-90130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerilim artıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-eylul-basindan-bu-yana-fonlardan-net-cikis-yaklasik-647-milyar-lira-90128</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 16:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir televizyon programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>BloombergHT ve HaberTürk ortak yayınında soruları yanıtlayan Şimşek, fon meselesinde tasfiye sürecinin öngördükleri hızda ve çerçevede gittiğini söyleyerek tasfiyeyle şeffaflık, etkinlik ve adalet gibi temel ilkeleri belirlediklerini anlattı.</p>
<p>Şimşek, ara ödeme için Türkiye Büyük Millet Meclisinde tasfiyeye ilişkin kanun teklifinin görüşüldüğünü hatırlatarak, kanun geçtikten sonra fonlardaki kaynakların durumuna göre 1 milyon liraya kadar ödemelerin hızlı şekilde yapılacağını bildirdi.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ve diğer bütün ilgili kurumların hazırlıklarını tamamladığına işaret eden Şimşek, tasfiyeyi "olağan" ve "olağanüstü" olmak üzere ikiye ayırdıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>"131 fonun 66'sı tamamen tasfiye edildi"</strong></p>
<p>Olağan tasfiyenin mali yapıları nispeten yönetilebilir olan portföy yönetim şirketleri için uygulamaya konulduğuna dikkati çeken Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Toplamda 7 portföy yönetim şirketinin bünyesindeki 131 fon tasfiyeye alındı. Tasfiyeye alınan 131 fonun 66'sı tamamen tasfiye edildi. 7 portföy yönetim şirketinden 3'ünün tam tasfiyesi tamamlandı. 45 bin 747 hesaba 40,8 milyar lira ödendi ve normal tasfiye başarılı bir şekilde gerçekleşti. Normal tasfiyeye tabi ve tasfiyesi tamamlanan 3 portföy yönetim şirketinde para piyasası fonu yatırımcıları bırakın zarara uğramayı, 17 Eylül'e göre ortalama yüzde 1,43 ilave temettü getiri aldılar. Hisse senedinin değerleri şişirilmiş olduğu, yani şirketin temellerinden bağımsız ve fiktif bir şekilde değerler arttığı için hisse senedi yoğun fonlarda yatırımcılar 17 Eylül'deki portföy değerinin ortalama yüzde 58'ini alabildiler. Yani yüzde 42 daha düşük bir ödeme aldılar ama bu tamamen hisse senetlerinin değerlerinin düşüşünden kaynaklanıyor. Hisse senedi fiyatları şişkin olmayan fonlar yine daha yüksek şekilde geri dönüş aldılar."</p>
<p><strong>"Hafta sonu itibarıyla 7 portföy yönetim şirketinden 4'ünün normal tasfiyesi tamamlanacak"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, geçen hafta SPK'nin Hedef Portföy Yönetim Şirketinin fonlarını da normal tasfiyeye tabi tutmaya karar verdiğini belirtti. Hedef Portföy Yönetim Şirketinde 31 fonun olduğunu, bunun 4'ünün para piyasası fonu olduğunu dile getiren Şimşek, "Toplamda 23 bin 925 hesap var. Kurumlarımızın amacı, bu hafta itibarıyla Hedef Portföy Yönetim Şirketini de normal tasfiye sürecine tabi tutup bu süreci tamamlamak. Muhtemelen bu hafta sonu itibarıyla 7 portföy yönetim şirketinden 4'ünün normal tasfiyesi tamamlanmış olacak. Bu niye önemli? Çünkü hem şeffaf hem etkin hem de adil bir şekilde bu süreç yönetiliyor." dedi.</p>
<p><strong>"Atlas'ın sahipleri bir süredir tasfiyeci kurumla diyalog içindeler"</strong></p>
<p>Geriye nispeten büyük 3 portföy yönetim şirketinin kaldığı bilgisini veren Şimşek, "Tera, Pusula ve Atlas bugün itibarıyla olağanüstü tasfiyeye tabi. Atlas'ın sahipleri bir süredir tasfiyeci kurumla diyalog içindeler ve dışarı çıkarılan birtakım varlıkları, değerleri veya fon kaynağını geri iade etme konusunda bir irade ortaya koymuş durumdalar. Bir müzakere süreci var. Sahiplerine ilişkin tedbirler alındı. Tasfiyeden sorumlu kurumun bize söylediğine göre fondan bir miktar kaynak dışarı çıkarılmış, o kaynağın geri iadesinden bahsediyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şimşek, TBMM'deki kanun teklifi kabul edildikten hemen sonra olağanüstü tasfiyeye tabi şirketlerde 1 milyon liraya kadar küçük yatırımcıları ve para piyasası fonu yatırımcılarını önceliklendirecek şekilde süreç izleneceğini belirterek, "Burada da yaklaşık 390 bin hesap, 1 milyon liraya kadar ödeme kabiliyeti olursa temizlenmiş olacak. Bu normal tasfiyeye tabi olan hesaplardan bahsetmiyoruz, olağanüstü tasfiye." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Gönüllü iade etmezlerse hukuki süreç Adalet Bakanlığı'mız tarafından işletilecek"</strong></p>
<p>TMSF, Adalet Bakanlığı ve Merkezi Kayıt Kuruluşunun birlikte çalıştığını, geliştirilen algoritmayla bu fonların doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte piyasa bozucu faaliyetlere iştirak edenlerin ve buradan kazanım elde edenlerin hepsinin belirlendiğini vurgulayan Şimşek, şunları söyledi:</p>
<p>"Bunlar liste halinde TMSF'ye ve Adalet Bakanlığına verildi. TMSF'nin yönettiği süreçte 131 fon için 131 tane hesap açtık. Artı, bir tane de genel iade hesabı açtık. 132 tane hesap açıldı. Bu 132 hesaba iki kanaldan kaynak gelecek. Gönüllü iadeler. Burada bir süreç işliyor. Eşik değerlerin hepsini belirledik. Verilerin hepsi duruyor ama önce reel olarak 10 milyon lira ve üzeri buradan kazanım elde edenlere başvurulacak. Bir algoritma var, TEFE-TÜFE ile uyarlanacak. Buradan nemalanan şirketler ve kişiler davet edilecek. Çünkü bunların manipülasyona iştirak durumu veya değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse tabii ki hukuki bir süreç Adalet Bakanlığı'mız tarafından işletilecek."</p>
<p><strong>"Bizim için sermaye piyasaları çok değerli"</strong></p>
<p>Şimşek, vatandaşların fonlarda kalan haklarının saklı olduğunu ve hukuken üzerine gideceklerini belirterek, birlikte hareket edenlerin kişisel mal varlıklarına da başvurulacağını bildirdi.</p>
<p>Sermaye piyasalarının bu süreçten çok daha sağlıklı bir yapıyla çıkacağını dile getiren Şimşek, "Geçici tasfiye düzenlemesini Meclise gönderirken Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak kalıcı reform düzenlemesine de çalışmıştık, bir taslağa dönüştürmüştük. Fakat haklı olarak 'Tasfiyeyi önceliklendirelim, kalıcı yapısal düzenlemeleri ise biraz daha sakin kafayla yapalım.' dedik. Çünkü bizim için sermaye piyasaları da çok değerli." dedi.</p>
<p>Bakan Şimşek, sermaye piyasalarının gelişmesini sekteye uğratacak yaklaşım içine de girmeyeceklerini ifade ederek şöyle konuştu:</p>
<p>"Piyasa bozucu faaliyetler, koordineli hareketler, içeriden bilgiyle yapılan alışverişler, bütün bunlara ilişkin çok kapsamlı, yaptırımları ciddi şekilde artıracak, yaptırımlar öncesinde gözetimi, denetimi güçlendirecek yaklaşım içine gireceğiz. Bir kere şunu açıkça söyleyeyim, ilgili kurumlarımızın kurumsal kapasitesini güçlendireceğiz. Bu niye önemli? Çünkü piyasa çok sofistike, çok gelişmiş algoritmalar, birlikte hareketler var. Bizim de bu teknolojileri kullanmamız gerekecek. O nedenle bizim düşüncelerimizden bir tanesi, bu üst kurullardaki insan kapasitesini, kaynağını güçlendirmek. Gerekirse ücret düzenlemelerinden tutun, kadro karşılığı sözleşmeli statüden tutun, gerekirse bizim Vergi Denetim Kurulu'muzda yanlış hatırlamıyorsam bugün itibarıyla 7 bin 100'ün üzerinde müfettişimiz var, oradan birkaç yüz deneyimli vergi müfettişini kanunla, belirli bir sürece tabi tutarak ilgili kurumlarımıza aktaracağız. Burada bağımsız düzenleyici denetleyici kuruluşlar var ve bunların kapasitesinin çok güçlü olması lazım. Mevzuat açığımız varsa o da giderilecek."</p>
<p><strong>"Daha ileri bir düzenlemeye çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Denetimi, gözetimi yapacak kurumların da kapasitelerinin güçlü şekilde yeniden tasarlanacağını ve güçlendirileceğini söyleyen Şimşek, "Hazine ve Maliye Bakanlığında yetişmiş insan kaynağı var. Biz kanuni düzenlemeyle bu alanlara önemli bir geçici veya kalıcı insan kaynağı aktaracağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yeni düzenleme hazırlıklarına ilişkin de bilgi veren Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Şeffaflığı artıran, manipülasyonların yapılmasında kullanılan açıkların çoğu fon rehberiyle kapatıldı. Bu önemli bir adım ama yeterli değil. Dolayısıyla daha ileri bir düzenlemeye çalışıyoruz ve bu düzenlemeleri inanıyorum ki parti grubumuz nihai şeklini verip TBMM'ye bu sene içinde sunar ve kabul görür diye ümit ediyoruz. Fon rehberinin uygulanması ertelenmeyecek. Çünkü doğru bir karar ve uyum konusunda herkes hesabını kitabını ona göre yapsın. Zenginlerin kendi paralarıyla aldıkları riskler ki dünyada buna özel fon deniliyor, bizde de serbest fon deniliyor, serbest fonlar TEFAS'a açılmasa bugünkü düzeyde zaten hiçbir sorun yaşanmayacaktı."</p>
<p><strong>"Fon meselesinin bir daha yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapılacak"</strong></p>
<p>Aşırı regülasyon riskini de dikkate alacaklarını vurgulayan Şimşek, sektörle de diyalog içinde olacaklarını ifade etti.</p>
<p>Şimşek, "Ben arkadaşlara 'Sektörde manipülasyona bulaşmamış, 20 önemli büyük fonun yöneticileriyle bir araya gelelim, onları dinlemek istiyoruz.' dedim. Çünkü bu düzenlemeleri sektörle de istişare edeceğiz. Ama eğer fon rehberi sürecinde, SPK'nin bana verdiği bilgiye göre sektörün taleplerini dikkate alsaydık rehber diye bir şey çıkmayacaktı." dedi.</p>
<p>Koordineli işlemlere yönelik sürekli yaptırım ve fiili dolaşım oranlarının kendileri açısından oldukça önemli olduğunu vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Açıklanan fiili dolaşım oranlarının bağımsız bir kurumca doğrulanması bizim açımızdan çok önemli. Çünkü zaten manipülasyonun önemli bir kısmı, bu fiili dolaşımdaki sıkıntılardan kaynaklanıyor. Fiili dolaşımın oranı yeterli mi, değil mi o hususlara çalışılıyor. Vatandaşa satılacak fonların TEFAS'a açık olup olmaması hususu değerlendiriliyor. Sonuçta, kapsamlı bir düzenleme hazırlanacak. Sektörle muhtemelen önümüzdeki ay içinde istişareler de yapılacak. Sonra da nihai kertede grubumuz tarafından Yüce Meclis'in iradesine sunulacak. Bu türden fon meselesinin bir daha yaşanmaması için ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktır. Çünkü sermaye piyasaları bizim değer verdiğimiz, reel ekonomi açısından kritik bir alan. Bu tamahkarlara, sahtekarlara bırakmayacağımız kadar değerli bir alan."</p>
<p><strong>"Çıkan para mevduata geçti"</strong></p>
<p>Şimşek, bankacılığa bulaşıcılık riskinin, neredeyse yok denecek düzeyde olduğuna işaret ederek, bankaların söz konusu problemli fonlara doğrudan olan riskinin 1,3 milyar lira olduğunu bildirdi. Bankacılık sektöründe yaklaşık 56 trilyon liralık bir aktif olduğunu aktaran Şimşek, bankacılık sektörüne sirayet etmesinin, bankacılık sektörü için bir risk oluşturmasının şu an itibarıyla söz konusu olmadığını vurguladı.</p>
<p>Benzer şekilde, reel sektörün bu fonlarla etkileşiminin, aktiflerin on binde dokuzu olduğuna değinen Şimşek, "Bunlar düşük rakamlar, dolaylı etkileri ben küçümsemiyorum. Bu fon problemi, birçok başka küresel soruna denk geldi. Dolayısıyla borsaya, fiyatlara yansıması normal fon piyasasındaki sorunların yansımasının çok ötesine taştı. Bu arada, fonlardan bir miktar çıkış oldu. Geçen hafta cuma itibarıyla fonlardan çıkış, büyük oranda durdu. Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirası yabancıların çıkışı. Riskten bir kaçınma var, fakat o da durdu. Bu kalıcı bir çıkış mı, dönüşü olacak mı, ayrı bir konu ama burada en önemlisi çıkan para mevduata geçti. Eylül başından bu yana Türk lirası mevduat artışı 685 milyar lira. Türk lirası mevduatın toplam mevduata oranı, yüzde 62'ye çıktı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, özel sektör tahvil piyasasının toplam büyüklüğünün 1 trilyon lira, bu yıl sonuna kadar 1 trilyon liralık toplam tahvil stokunun vadesi gelecek olan kısmının tamamının da 26,5 milyar lira olduğunu kaydetti. Oransal bakıldığında çok cüzi bir alan olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Buna rağmen ilkesel kararımız var, kamu kaynağı kullanılmayacak diye. Bankalarla Kredi Garanti Fonu (KGF) şu anda iletişimde. Kredi Garanti Fonu'na net bir şekilde şunu söyledik: 'Biz Hazine olarak taraf olmayacağız, kaynağımızı kullandırmayacağız, yani garanti vermeyeceğiz.' KGF kendi öz kaynaklarından, bu manipülasyona bulaşmamış, özel sektör tahvillerine ilişkin bir kredi çerçevesi oluşturursa buna olumlu bakarız."</p>
<p><strong>"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı"</strong></p>
<p>Şimşek, özel sektör tahvillerine ilginin azaldığını, KGF'nin kendi öz kaynaklarıyla bir paket konusuna çalışıldığını, sektör temsilcileriyle bir araya geleceklerini anlattı.</p>
<p>MSCI'nın (Morgan Stanley Capital International) Türk hisse senetlerine yönelik belirli endeks değişikliklerini dondurduğunu açıklamasına da değinen Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı, süre vermesi önemliydi. Dolayısıyla sağlıklı işleyen bir fon piyasası, borsa, yani sermaye piyasaları açısından bu talepler son derece makul. Onların sorun olarak ifade ettiği hususların üzerine gideceğiz, zaten gidildi. Fon rehberiyle çok güçlü bir adım atıldı. Mevzuat, şeffaflığı artıracak önemli bir konu, yaptırımlar önemli bir konu ama uygulamada etkinlik en kritik konu. Uygulamada etkinlik için ilgili düzenleyici ve denetleyici bağımsız kurumlarımızın kapasitesini, mevzuatı nasıl güçlendiririz? Bireysel inisiyatiflerin ötesinde algoritmalarla, yani zamanında müdahaleyi nasıl sağlarız hususu dahil olmak üzere, bu konular çalışılacak. Güvenilir, sürekli yaptırım ve ağır yaptırım hususu kalıcı düzenlemeler içinde var. Ağustostan bu yana, Amerikan Merkez Bankası faizleri artırdı. Faizleri daha da artırması gerektiğine ilişkin piyasanın güçlü bir beklentisi var, küresel finansal koşullar sıkılaşıyor. Borsada bir değer kaybı var ama bunları bundan bağımsız düşünemezsiniz. MSCI endeksinin tamamına bakarsanız, yüzde 4 aşağıda. Bütün gelişmekte olan ülkelerden şu son dönemde çıkış var, riskten kaçınma var."</p>
<p>Şimşek, petrol fiyatlarında mayıstaki zirvenin tekrar yakalandığını, bunun etkisinin reel ekonomiye, gelişmekte olan ve petrol, doğal gaz ithal eden ülkelere olumsuz yansıdığına işaret ederek, gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının son 20-25 yılın zirvesine çıktığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Önceliğimiz tasfiye sürecini şeffaf ve adil yönetmek"</strong></p>
<p>Dünya piyasasındaki gelişmelere de dikkati çeken Şimşek, gelişmekte olan pek çok ülke borsasında yüzde 23'lere kadar düşüş olduğunu aktardı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin, son 3 yıldır şoklara karşı rüştünü ispat ettiğinin altını çizen Şimşek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Uyguladığımız program sayesinde, şoklara karşı dayanıklılığımız çok güçlendi, bunu işin uzmanları söylüyor. Standard &amp; Poor's ve Fitch, bu konularda açıklama yaptı, hepsi bu sürecin daha sağlıklı bir sermaye piyasası açısından olumlu gördüğünü, reel ekonomiye kalıcı, sistemik bir riskin olmayacağını ifade etti. Aklı başında herkes diyor ki, 'Türk sermaye piyasası, çok daha güçlü, sağlıklı bir zemine kavuşacak ve bu sağlıklı işleyiş dünyadan da kaynak çekecek, Türkiye'den de insanların güvenli bir şekilde tasarruflarını değerlendirdiği bir alan olacak.' Gelinen noktada bizim şu anda önceliğimiz, bu tasfiye sürecini etkin, şeffaf ve adil şekilde yürütmek. Buna ilişkin Meclis'ten kanun çıkar çıkmaz, ben sürecin başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar hızlı ve güvenli şekilde gideceğine inanıyorum. Nitekim normal tasfiyede zaten hiçbir sorun yaşanmadı. Hisse senetlerinin değeri iner, çıkar bunlar geçici gelişmelerdir. Önemli olan reel ekonomidir." şeklinde konuştu.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'de sadece para politikası değil, makroihtiyati tedbirler üzerinden de bakıldığında, ciddi bir politika tepki alanı bulunduğuna işaret ederek, ekonomide ciddi bir yavaşlama olursa karşılık verebileceklerini söyledi.</p>
<p>Maliye politikasında da çok ciddi avantajları bulunduğunun altını çizen Şimşek, "Geçen sene gelişmekte olan ülkelerin bütçe açığının milli gelire oranı neredeyse yüzde 6, bizde yüzde 2,9. Gelişmekte olan ülkelerde bu sene ortalama bütçe açığı yüzde 5,8, bizim bütçedeki tahminimiz ki temkinli bir tahmindir, altında da olabilir yüzde 3 civarı. Gelişmekte olan ülkelere göre bizim bütçe açığımız yarı yarıya daha düşük. Kamunun iç ve dış borç, brüt borç stokunun milli gelire oranı yüzde 22 civarı, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 78'ler civarı. Küresel, jeopolitik gelişmelerin ve içerideki bu fon meselesinin reel ekonomiye dolaylı etkileri olabilir. Bu dolaylı etkileri yönetmek için bizim politika geliştirme alanımız güçlü." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Kamu kaynağını kullandırtmayacağız o bizim ilkemiz"</strong></p>
<p>Şimşek, bu dönemde ihracatçıların finansmana erişimini artırmak için günlük kredi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya çıkarttıklarını, imalatçı KOBİ'lere 250 milyar lira sübvansiyonlu kredi vermesinin önünü açtıklarını, YTAK'ta ciddi bir kaynak olduğunu, reel sektörde istihdamda ilave programlar oluşturduklarını ve bu alanlara odaklanmaya devam edeceklerini anlattı.</p>
<p>Küresel arka planın zorlu olduğuna işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi neredeyse bir ateş çemberindeyiz. Çok büyük ihtimalle geçici bir yavaşlama olsa da bu ciddi bir şekilde dezenflasyonisttir ve politikada tepki alanımızı genişletecektir. Biz bu süreçleri seyretmeyeceğiz, seyretmiyoruz. Fon konusunda biz dedik ki 'Kamu kaynağını kullandırtmayacağız' o bizim ilkemiz, biz reel ekonomiyi destekleyeceğiz. Bu sıkıntıları aşmak için ve küresel sıkıntıların Türkiye'ye sirayet etmesini sınırlamak için sürekli programı gözden geçiriyoruz ve güçlendiriyoruz. Ama zorlukların da farkındayız, zorlukları, fon piyasasındaki gelişmeleri de küçümsemiyoruz. Bunlar bizim mutlaka tedbir alıp, bir daha asla yaşanmaması için çok güçlü bir irade ortaya koymamız gereken bir alan. Bu konuda da zerre tereddüt yok, ne gerekiyorsa yapılıyor. Buna bulaşanlar, ortak hareket edenler, piyasa bozucu faaliyetler içine girenlerin hepsi hakkında adli makamlar gereğini yapıyor. Sermaye Piyasası Kurulumuz 7/24 çalışıyor, biz kurumlarımızı güçlendireceğiz."</p>
<p><strong>"Çeşitlendirme çabalarımız devam edecek"</strong></p>
<p>Şimşek, AB ile hukuki bir zeminleri olduğunu vurgulayarak, (Made in Europe) AB'nin küçük hesaplarla, Türkiye'yi dışlayabileceğine inanmadığını dile getirdi.</p>
<p>Herhangi bir alanda, bir bölgeye veya bir ülkeye aşırı bağımlı olmanın, ulusal bir güvenlik riski olduğunun altını çizen Şimşek, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bizim önümüzdeki orta-uzun vadede, sürekli şekilde risk azaltma, çeşitlendirme yapmamız lazım. Avrupa'yla çok derin bir ekonomik ve hukuki bir entegrasyonumuz var, ben kimsenin buna zarar vereceğine inanmak istemiyorum. Eninde sonunda Türkiye önemli bir ekonomi. Bugün kim ne derse desin Türkiye nüfus, satın alma gücü paritesi itibarıyla, yani bütün boyutlarıyla şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Ben inanıyorum ki, hiç kimse Türkiye'yi tamamen dışlayan bir yaklaşım içine giremez. Biz şu anda, Kanada ile serbest ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Japonya ile Uzak Doğu ile Körfez ülkeleriyle konuşuyoruz. Afrika ile çok ciddi inisiyatiflerimiz var. Bunları niye yapıyoruz sanıyorsunuz? Biz Türkiye'nin ekonomisinin veya herhangi bir alanının bir bölgeye veya bir ülkeye veya birkaç ülkeye bağımlı olmasını risk olarak görüyoruz. Onun için, bu çeşitlendirme çabalarımız devam edecek."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-eylul-basindan-bu-yana-fonlardan-net-cikis-yaklasik-647-milyar-lira-90128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Tasfiyeye alınan 131 fonun 66&#039;sı tamamen tasfiye edildi. 7 portföy yönetim şirketinden 3&#039;ünün tam tasfiyesi tamamlandı.&quot; diyen Bakan Şimşek, &quot;45 bin 747 hesaba 40,8 milyar lira ödendi ve normal tasfiye başarılı şekilde gerçekleşti. Normal tasfiyeye tabi ve tasfiyesi tamamlanan 3 portföy yönetim şirketinde para piyasası fonu yatırımcıları bırakın zarara uğramayı, 17 Eylül&#039;e göre ortalama yüzde 1,43 ilave temettü getiri aldılar.&quot; ifadelerini kullandı. Şimşek, &quot;Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirası yabancıların çıkışı. Riskten bir kaçınma var, fakat o da durdu. Bu kalıcı bir çıkış mı, dönüşü olacak mı, ayrı bir konu ama burada en önemlisi çıkan para mevduata geçti. Eylül başından bu yana Türk lirası mevduat artışı 685 milyar lira. Türk lirası mevduatın toplam mevduata oranı, yüzde 62&#039;ye çıktı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-tuketici-haklari-odulu-90122</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 15:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKONOMİ’ye tüketici hakları ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bakanlık olarak ticaretin tüm süreçlerini tüketiciyi yakından korumak amacıyla takip ettiklerini bildirdi. </p>
<p>Bu yıl 29’uncusu düzenlenen Geleneksel Tüketici Ödülleri kapsamında, EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil tüketici ödülü aldı.</p>
<p>Törende konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, dijital çağın kötü niyetliler açısından önemli bir kaynak oluşturduğunu belirterek, Bakanlık olarak sosyal medya dahil tüm mecralarda tüketicinin her yönüyle korunmasını sağladıklarını bildirdi. Tüm düzenleyici ve denetleyici fonksiyonlarını yerine getirdiklerinin altını çizen Bakan Bolat, bilinçli tüketicinin güçlü ekonominin teminatı olduğunu aktardı.</p>
<p>Bakanlık bünyesinde olmakla birlikte faaliyetlerini bağımsız yürüten Reklam Kurulu’nun, tüm mecralardaki reklamları büyük bir titizlikle denetlediğini dile getiren Ömer Bolat, sosyal medya reklamlarının da ciddi şekilde denetlendiğini, sadece bu yıl incelenen 33 bin dosyada 230 milyon lira ceza kesildiği bilgisini verdi.</p>
<p>Yapılan sıkı denetimlerle birlikte güvensiz ürün oranının yüzde 32’den yüzde 1’e indiğini vurgulayan Bolat, bunlara ilişkin denetim sonuçlarının da Güvenli Ürün Bilgi Sistemi’nde (GÜBİS) kamuoyuna duyurulduğunu kaydetti. Bolat güvensiz ürüne yönelik sıfır tolerans uygulandığını bildirirken, çözüme bağlanan uyuşmazlıklar hakkında da bilgi verdi. Geçen yılın tamamında 12.4 milyar liralık uyuşmazlığın çözüldüğünü anlatan Bolat, bu yıl Ocak-Eylül döneminde çözüme bağlanan uyuşmazlıkların tutarının 13.8 milyar liraya ulaştığını dile getirdi.</p>
<p>Bolat, Bakanlık izniyle faaliyette olan 29 elektronik ürün yenileme merkezlerinde şu ana kadar 1.8 milyon ürünün yenilendiğini, bu sayede cari açığın finansmanına önemli miktarda katkı yapıldığını belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomiye-tuketici-haklari-odulu-90122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/554-1792498563.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleneksel Tüketici Ödülleri için düzenlenen törende konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ticaretin tüm süreçlerini tüketiciyi yakından korumak amacıyla takip ettiklerini belirterek, bu denetimler kapsamında güvensiz ürün oranının yüzde 32’den yüzde 1’e kadar gerilediğini söyledi. Törende EKONOMİ Gazetesi Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil tüketici ödülü aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-gelismekte-olan-piyasalarin-esg-ihraclarinda-payi-yuzde-117-90110</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 13:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin gelişmekte olan piyasaların ESG ihraçlarında payı yüzde 11,7</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fitch Ratings'in yayımladığı analizde, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), 2026'nın 9 aylık döneminde gelişmekte olan piyasaların dolar cinsinden Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ESG) borçlanma aracı ihraçlarına en fazla katkıda bulunan bölge olmayı sürdürdü ve Çin hariç toplam ihraçların yaklaşık yüzde 39'unu gerçekleştirdi.</p>
<p>ESG ihraçları ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yoğunlaşırken, Çin hariç gelişmekte olan piyasalardaki dolar cinsinden ESG ihraçları ocak-eylül döneminde 15 milyar dolar oldu. Ancak bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40 azaldı.</p>
<p>Bu dönemdeki dolar cinsinden ESG ihraçlarında gelişmekte olan piyasalar arasında Suudi Arabistan yüzde 20,9 pay aldı. Bu ülkeyi yüzde 17,8 ile Birleşik Arap Emirlikleri, yüzde 15,9 ile Brezilya, yüzde 12,5 ile Hindistan ve yüzde 11,7 ile Türkiye takip etti.</p>
<p>KİK'te dolaşımdaki ESG borçlanma araçlarının toplam tutarı, 2026’nın üçüncü çeyreği sonu itibarıyla yıllık bazda yüzde 18 artarak 72,9 milyar doları aştı.</p>
<p>Sukuk, KİK bankacılık sistemlerinde önemli bir paya sahip olan İslami bankalardan gelen talebin desteğiyle bu toplamın yüzde 43’ünü oluşturdu.</p>
<p>Analize göre, sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü planları, fonlama kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve sürdürülebilirlik odaklı uluslararası yatırımcıların talebiyle desteklenen KİK'in gelişmekte olan piyasalar arasında en fazla katkıda bulunan bölge olmayı sürdürmesi bekleniyor.</p>
<p>KİK'in ESG ihracatının bu yılın son çeyreği ve 2027'de artabileceği öngörülmesine rağmen, jeopolitik oynaklığın aşağı yönlü risk oluşturmaya devam ettiği belirtildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-gelismekte-olan-piyasalarin-esg-ihraclarinda-payi-yuzde-117-90110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/dolar-money55u.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch&#039;in yılın 9 ayını kapsayan analizine göre, gelişmekte olan piyasaların dolar cinsinden ESG ihraçlarında, Suudi Arabistan yüzde 20,9, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 17,8 Brezilya yüzde 15,9, Hindistan yüzde 12,5, Türkiye ise yüzde 11,7 pay aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-yolunda-macaristanda-gecis-belgesi-krizi-buyuyor-90098</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Yolu&#039;nda Macaristan&#039;da geçiş belgesi krizi büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Avrupa’ya karayoluyla gerçekleştirilen ihracatta önemli bir transit güzergah olan Macaristan’dan geçiş belgesi (dozvola) sorunu büyüyor.</p>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) 12 Ekim 2026 tarihli duyurusuna göre Macaristan transit geçiş belgelerinde kalan sayı 1.140 adede gerilerken, belgelerin 13-14 Ekim’de tükenmesi öngörüldü. Yılın son çeyreğinde yaşanan bu durumun, Avrupa’ya ihracat yapan firmaların yıl sonu sevkiyatları açısından yeni bir risk oluşturduğu belirtildi. </p>
<p>ESA Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Erdi Altıntaş, her yıl bu dönemde yaşanan sorunun geçici ek belgelerle değil, ihtiyaca dayalı ve kalıcı bir sistemle çözülmesi gerektiğine dikkat çekti. Macaristan’ın, Türkiye’den Almanya, Avusturya, Çekya, Polonya ve Batı Avrupa ülkelerine uzanan taşımacılık hattının kritik geçiş noktalarından biri konumunda bulunduğunu belirterek, “Macaristan geçiş belgelerinin yetersiz kalması yalnızca Macaristan’a yönelik taşımaları değil, Orta ve Batı Avrupa’ya gerçekleştirilen ihracat seferlerinin önemli bir bölümünü de doğrudan etkiliyor” dedi.</p>
<h2>“Kota artıyor ancak ihtiyacı karşılamıyor”</h2>
<p>Altıntaş, dozvola olarak adlandırılan geçiş belgesinin, bir aracın yabancı bir ülkeye giriş yapması veya o ülkeden transit geçebilmesi için gerekli izin belgesi olarak uygulandığını hatırlatarak rakamlara dikkat çekti. Altıntaş konuşmasını şöyle sürdürdü, “UND verilerine göre 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’den Avrupa’ya 875 bin ihracat seferi gerçekleştirildi ve bu seferlerin 560 bini Türk plakalı araçlarla yapıldı. Avrupa seferleri bir önceki yıla göre yüzde 4 arttı. Sefer sayısı her yıl büyürken geçiş belgesi kotası aynı hızla artmıyor. Günde ortalama 500 Türk tırının çıkış yaptığı düşünüldüğünde, gündemdeki 10 bin adetlik ek belge bile yaklaşık 20 günlük ihtiyacı ancak karşılayabilir.” Her yılın sonuna doğru ortaya çıkan geçiş belgesi sıkıntısının artık kronikleşen bir probleme dönüştüğünü belirten Altıntaş, geçici adımlar yerine uzun vadeli bir çözüm oluşturulması gerektiğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ad741b03b108-1792491952.jpg" alt="" width="700" height="1009" /></p>
<h2>“Avrupa’ya giden ihracat bir kağıt kotasına takılıyor”</h2>
<p>Altıntaş, “Her yıl bu aylarda aynı belgeyi bekliyoruz. Bugün yükünü dakikası dakikasına takip edebildiğimiz bir dünyada, Avrupa’ya giden ihracatın bir kağıt kotasına takılması kabul edilebilir değil” ifadeleriyle sorunun yalnızca lojistik sektörünün değil, doğrudan ihracat zincirinin tamamının meselesi olduğuna dikkat çekti. Erdi Altıntaş, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ek belge temini yönündeki girişimlerini önemsediklerini belirterek, birkaç günlük rahatlama sağlayacak ilave belgelerin sorunun temelini ortadan kaldırmadığını vurguladı. “Kotaların gerçek ihtiyaca göre belirlenmesini, görüşmelerin kriz anında değil yılbaşında yapılmasını ve bu sorunun kalıcı olarak çözülmesini bekliyoruz” diyen Altıntaş açıklamasının sonunda, geçiş belgesi sorunundan kaynaklanabilecek gecikme ve maliyet artışlarının azaltılması amacıyla ihracatçı firmalara da erken planlama çağrısında bulundu. Yıl sonuna yönelik sevkiyatların mümkün olduğunca erkene çekilmesi, Ro-Ro ve intermodal taşıma seçeneklerinde rezervasyonların erkenden yapılmasını önerdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-yolunda-macaristanda-gecis-belgesi-krizi-buyuyor-90098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/avrupa-yolunda-macaristanda-gecis-belgesi-krizi-buyuyor-1792488237.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESA Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Erdi Altıntaş, &quot;Her yıl bu aylarda aynı belgeyi bekliyoruz. Bugün yükünü dakikası dakikasına takip edebildiğimiz bir dünyada, Avrupa’ya giden ihracatın bir kağıt kotasına takılması kabul edilebilir değil.” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/endustriyel-yemekte-ciro-kaybi-yuzde-30a-ulasti-90097</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endüstriyel yemekte ciro kaybı yüzde 30’a ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Sanayide üretim ve istihdamdaki daralma, endüstriyel yemek sektörünün iş hacmini aşağı çekiyor. Hizmet verilen müşteri sayısı değişmese de fabrikalarda vardiya ve çalışan sayılarının azalması, günlük yemek talebini düşürüyor. Sektörde “pax” olarak ifade edilen kişi başı hizmet hacmindeki gerileme, yemek firmalarının cirolarını ve kapasite kullanım oranlarını olumsuz etkiliyor. Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Abidin Şakir Özen, müşteri portföyünün korunmasının satış hacminin de korunduğu anlamına gelmediğini belirterek, bazı işletmelerde ciro kaybının yüzde 30’a ulaştığını söyledi. Özen, talepteki daralmaya karşın işletme giderlerinin aynı oranda düşürülememesinin sektörün faaliyet kârlılığını baskıladığını vurguladı.</p>
<h2>“Aynı müşteri, daha düşük ciro”</h2>
<p>Endüstriyel yemek sektöründe iş hacminin, hizmet verilen fabrikalardaki istihdam ve çalışma düzeniyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Özen, vardiya sayısı ve çalışan sayısındaki azalmanın yemek siparişlerine yansıdığını kaydetti. Özen, “Bir fabrikayla sözleşmemiz devam ediyor, hizmetimiz sürüyor. Ancak fabrikada vardiya sayısı veya çalışan sayısı azaldığında talep edilen yemek miktarı da geriliyor. Dolayısıyla müşteri portföyünü koruyan bir yemek firması da ciddi ciro kaybı yaşayabiliyor. Bugün bazı işletmelerimizde bu kayıp yüzde 30 seviyesine ulaşıyor. Buna karşılık işletme giderlerini aynı oranda azaltmak mümkün olmuyor” dedi.</p>
<h2>“Maliyetler cirodan hızlı artıyor”</h2>
<p>Üretim miktarındaki düşüşün gıda tüketimi gibi değişken maliyetleri azaltabildiğini belirten Özen, tesis kirası, ekipman, bakım ve personel giderlerinin önemli bölümünün üretim hacmi gerilese de devam ettiğine dikkat çekti. Akaryakıt, taşıma, ambalajlama ve temizlik malzemelerindeki fiyat artışlarının da maliyet baskısını ağırlaştırdığını dile getiren Özen, şöyle konuştu: “Daha az kişiye yemek üretmek, işletmenin bütün giderlerinin aynı oranda azalması anlamına gelmiyor. Tesisin çalışması, hijyen ve sanitasyon koşullarının korunması, dağıtımın sürdürülmesi gerekiyor. Akaryakıt giderlerindeki artış taşıma maliyetimize yansıyor. Ambalaj ve temizlik malzemelerine de daha fazla ödeme yapıyoruz. Ciro daralırken bu giderlerin yükselmesi, faaliyet kârlılığımızı ciddi biçimde zorluyor.”</p>
<h2>“Kapasite düşüyor, birim maliyet yükseliyor”</h2>
<p>Endüstriyel yemek üretiminde tesis, ekipman ve personel organizasyonunun belirli bir üretim kapasitesine göre planlandığını hatırlatan Özen, sipariş miktarındaki düşüşün ölçek ekonomisinin sağladığı avantajları zayıflattığını belirtti. Özen, üretim hacminin planlanan seviyenin altına inmesiyle sabit giderlerin daha az sayıda yemek üzerine dağıldığını ve kişi başı maliyetin yükseldiğini ifade ederek, “Satış hacmindeki kayıpla birim maliyetteki artış bir araya geldiğinde işletmelerin giderlerini karşılama gücü de zayıflıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Sözleşmelerde hacim değişimi vurgusu”</h2>
<p>Sanayideki üretim ve istihdam koşullarındaki değişimin tedarik zincirinin diğer halkalarını da etkilediğini belirten Özen, yemek hizmeti sözleşmelerinde öngörülen kişi sayısı ile gerçekleşen hizmet hacmi arasındaki farkın dikkate alınması gerektiğini söyledi. Sanayicilerin de mevcut ekonomik koşullar içinde karar aldığını vurgulayan Özen, fiyatlandırma süreçlerinde güncel maliyetler ve fiili hizmet miktarının birlikte değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Özen, “Sanayicimizin içinde bulunduğu koşulları biliyoruz. Aynı üretim zincirinin birbirini tamamlayan parçalarıyız. Yemek hizmetinin fiyatlandırılmasında hem güncel giderlerin hem de gerçekleşen hizmet miktarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Vardiya ve personel planlamasındaki değişikliklerin önceden paylaşılması, sözleşmelerin belirgin hacim değişikliklerini dikkate alması ve ödeme takvimlerine uyulması, bu dönemin daha sağlıklı yönetilmesine katkı sağlayacaktır” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/endustriyel-yemekte-ciro-kaybi-yuzde-30a-ulasti-90097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/endustriyel-yemekte-ciro-kaybi-yuzde-30a-ulasti-1792487439.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide vardiya ve istihdamdaki daralma, endüstriyel yemek sektörünün satış hacmini düşürdü. BUYSAD Başkanı Abidin Şakir Özen, müşteri portföyünü koruyan işletmelerde bile ciro kaybının yüzde 30’a ulaştığını belirtirken, artan taşıma, ambalaj ve temizlik maliyetlerinin kârlılık üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spnin-turkiye-icin-yil-sonu-enflasyon-tahmini-yuzde-309-90096</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> S&amp;P&#039;nin Türkiye için yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 30,9</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>S&amp;P Global Ratings'in Türkiye ekonomisiyle ilgili yayımladığı analizine göre, hanehalkının Türk lirasına duyduğu güvenin dirençli olması ve döviz talebinin azalması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) döviz rezervlerini kısmen yeniden oluşturmasını sağladı.</p>
<p>Bu kapsamda hanehalkının Türk lirasına duyduğu güven yıl boyunca dirençli seyrini korurken, eylül itibarıyla döviz cinsinden mevduatların toplam banka mevduatları içindeki payı yüzde 38,7 ile yıl başındaki seviyesine göre değişiklik göstermedi.</p>
<p>Öte yandan, S&amp;P Global Ratings'e göre, eylülde başlayan fon soruşturması ve bazı yatırım fonlarının tasfiye edilmesinin yansımaları sınırlı kaldı. Zorunlu varlık satışlarının hisse senedi piyasasında sert bir düzeltmeye ve yaklaşık 18 milyar dolarlık fonun tasfiyesine yol açmış olmasına rağmen, TCMB'nin hızlı likidite sağlaması ve düzenleyici çerçevede uygulanan ayrıştırıcı önlemler, "finansal bulaşmanın" önüne geçti.</p>
<p>Fon çıkışlarının büyük ölçüde yabancı para yerine Türk lirası cinsinden banka mevduatlarına yönelmesi, söz konusu gelişmenin Türk lirasına yönelik daha geniş çaplı bir güven kaybını tetiklemediğine işaret ediyor.</p>
<p>Analize göre, Orta Doğu'daki savaş sonrası ortaya çıkan enerji fiyat şokunun Türkiye'de enflasyona yukarı yönlü baskı yapabileceği tahmin ediliyor. Bu kapsamda Türkiye'de enflasyonun bu yıl ortalama yüzde 30,9 ve 2027'de yüzde 21,7 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.</p>
<p>S&amp;P Global Ratings'in Türkiye ekonomisine ilişkin "durağan" görünümü, yetkililerin sıkı para ve ücret belirleme politikalarını sürdürmesi ve döviz rezervlerini daha fazla tüketmemesi varsayımı altında, Türkiye ekonomisinin devam eden enerji fiyat şokunu atlatabileceği yönündeki değerlendirmesini yansıtıyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinde büyümenin ise geçen yılki yüzde 3,7 seviyesine göre bu yıl yüzde 3 düzeyinde gerçekleşebileceği değerlendiriliyor. Orta Doğu'daki savaş nedeniyle bu yıla ilişkin büyüme beklentisi kurumun daha önceki tahminlerinin 0,4 puan altında kalıyor. Ekonomik büyümenin 2027'de yeniden hızlanarak yüzde 3,7'ye ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 2,6'sı düzeyinde gerçekleşen bütçe açığının bu yıl sınırlı ölçüde genişleyerek yüzde 3'e yaklaşacağı tahmin edilirken, kamu borcunun GSYH'ye oranının ise yüzde 30'un altında kalarak düşük seviyelerini koruyacağı öngörülüyor.</p>
<p>S&amp;P Global Ratings, nisanda yayımladığı son değerlendirmesinde, Türkiye'nin kredi notunu "BB-/B" olarak teyit etmiş ve not görünümünü "durağan" olarak korumuştu. Kurum, 16 Ekim'de beklenen Türkiye değerlendirmesini ise pas geçmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spnin-turkiye-icin-yil-sonu-enflasyon-tahmini-yuzde-309-90096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/boykotlarin-enflasyonla-mucadeleye-katkisi-1743693549.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ S&amp;P Global Ratings&#039;in değerlendirmesine göre Türkiye&#039;de hanehalkının liraya güveni dirençli kalmaya devam ediyor. Değerlendirmeye göre, eylülde başlayan fon soruşturması ve bazı yatırım fonlarının tasfiye edilmesinin yansımaları sınırlı kaldı. S&amp;P, Türkiye&#039;de enflasyonun bu yıl ortalama yüzde 30,9 ve gelecek yıl yüzde 21,7 seviyesinde gerçekleşeceği tahmininde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-haksiz-ve-fahis-kazanclarin-yatirimcilara-odenmesi-icin-yogun-caba-sarf-ediliyor-90095</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Haksız ve fahiş kazançların yatırımcılara ödenmesi için yoğun çaba sarf ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon piyasalarıyla ilgili sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Yılmaz, sermaye piyasalarının kalkınma sürecinde son derece önemli ve değerli olduğunu, belirli fonlarda son dönemde ortaya çıkan sorunların aşılması ile sermaye piyasalarının daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini belirtti.</p>
<p>Başkanlığını yaptığı Fon Koordinasyon Kurulu'nun yoğun bir şekilde çalıştığını anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Fon piyasalarının belirli bir bölümünde yaşanan sorunlarla ilgili olarak idari ve adli tedbirler kararlılıkla ve eş güdüm içinde hayata geçirilmektedir. Olağan tasfiyeler hızla yapılmaktadır, olağanüstü tasfiye için kanuni düzenlemeler Meclisimizin gündemindedir. Haksız ve fahiş kazançların sisteme dönmesi ve yatırımcılara ödenmesi için yoğun ve çok yönlü çaba sarf edilmektedir.</p>
<p>Diğer yandan, istismarcılara ve manipülatörlere karşı alınan tedbirleri ve yapılan düzenlemeleri çarpıtarak, tüm sermaye piyasalarını ve sağlıklı işleyen fonları töhmet altında bırakmak yanlıştır. 10 ay kadar önce, özet olarak, istismar edilen bazı fonlara ilişkin o dönem yapılan belirli düzenlemelerin tüm piyasaya yönelikmiş gibi algı oluşturulmasını yanlış bulduğumu söylemiştim. Sağlıklı ekonomik iletişimin altını çizmiştim. Bugün de aynı anlayışla, sorunlu fonlara ilişkin alınan tedbirlerin, kurallara uygun çalışan ve piyasanın yüzde doksanından fazlasını teşkil eden fonlara yönelikmiş gibi oluşturulan algıların sisteme ve yatırımcılara zarar verdiğini ifade ediyorum."</p>
<p><strong>"Yatırım yapmak suç değil"</strong></p>
<p>Hastalıklı yapıları tasfiye ederken, bünyeye zarar vermeyen bir yaklaşımla hareket ettiklerini belirten Yılmaz, "Nerede somut bir sorun varsa, yetkili otoritelerce söz konusu sorunun veya sorunlu fonların üstüne gidilmesi esastır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Defalarca vurguladığımız üzere, fonlara, hisse senetlerine veya farklı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak suç değildir, aksine tüm plan ve programlarımızda desteklenen bir politikadır. Bu alanlarda hukuka aykırı işlemler ile piyasayı bozmak, dolandırıcılık ve manipülasyon yapmak ise suçtur. Bu ayrımı net bir şekilde yapmamak, yatırımcılara da ekonomimize de zarar verecektir. Kim hukuka aykırı işlem yaptıysa veya yaparsa hiç şüphesiz sonuçlarına katlanmalıdır. Kurallara uygun çalışanlara, sistemin geneline ve yatırımcıların haklarına sahip çıkmak ise başta bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoriteler olmak üzere, hepimizin ortak sorumluluğudur."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-haksiz-ve-fahis-kazanclarin-yatirimcilara-odenmesi-icin-yogun-caba-sarf-ediliyor-90095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/cevdet-yilmaz-1791385538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, &quot;Fon piyasalarının belirli bir bölümünde yaşanan sorunlarla ilgili idari ve adli tedbirler kararlılıkla ve eş güdüm içinde hayata geçirilmektedir. Olağan tasfiyeler hızla yapılmaktadır, olağanüstü tasfiye için kanuni düzenlemeler Meclisimizin gündemindedir. Haksız ve fahiş kazançların sisteme dönmesi ve yatırımcılara ödenmesi için yoğun ve çok yönlü çaba sarf edilmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-tesebbuslerinin-2027-yatirim-hedefi-7542-milyar-tl-90094</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu teşebbüslerinin 2027 yatırım hedefi 754,2 milyar TL</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Bağlı Ortaklıklarının 2027 Yılına Ait Genel Yatırım ve Finansman Programının Tespit Edilmesi Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, kamu teşebbüsleri kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde, tüm işletmecilik faaliyetlerinde verimliliği ve karlılığı artıracak tedbirler alacak ve etkin bir insan kaynakları politikası izleyecek.</p>
<p>Atıl durumdaki gayrimenkuller değerlendirilerek, üretilecek mal ve hizmetlere yönelik tedarik edilecek ham madde miktarı ve fiyatıyla üretilen mal ve hizmetlerin miktar ve fiyatları, programdaki hedefleri sağlayacak şekilde tespit edilecek. Faaliyet alanlarını ilgilendiren konularda, AR-GE ve inovasyon çalışmalarına önem verilecek. Piyasa koşullarında daha kaliteli ve düşük maliyetli mal ve hizmet üretmek amacıyla üretim teknolojisindeki gelişmeler takip edilecek, bilgi ve iletişim altyapısıyla organizasyon yapıları gözden geçirilecek.</p>
<p>Kamu teşebbüsleri, ticari kredi kullanımlarını ve mali yükümlülüklerini asgari düzeyde tutmak ve yönetmekle sorumlu olacak. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanan üretim azami düzeye çıkarılacak. Teşebbüslerin enerji tüketimleri ve maliyetlerinin azaltılması amacıyla, enerji yönetimi faaliyetlerinin ve enerji verimliliği önlemlerinin uygulanmasına özen gösterilecek. İşletme faaliyetlerinde etkin risk yönetimi uygulanacak, finansal risklere karşı tedbirler alınacak, tasarruf odaklı yaklaşım gösterilecek.</p>
<p>Kamu teşebbüsleri, 2027 yılına dair işletme bütçelerini hazırlayarak, 31 Aralık'a kadar ilgisine göre Hazine ve Maliye Bakanlığına veya Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirecek.</p>
<p>Bu teşebbüsler, ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, ürettikleri mal ve hizmetlerin fiyat ve tarifelerini belirlemekte serbest olacak. Satış fiyatları ve tarifeler, uygulanan ekonomik programda yer alan ilke ve politikalar, mali hedefler ve teşebbüsün finansman ihtiyacı dikkate alınarak belirlenecek.</p>
<p>Kamu işletmeleri, kamu ve özel sektör ayrımı yapmaksızın, tüm borçlarını zamanında ödemek ve temettü dahil alacaklarını zamanında tahsil etmek için gerekli tedbirleri alacak.</p>
<p><strong>Teşebbüslerin 2027 yılı mali hedefleri</strong></p>
<p>Öte yandan, KİT'lerin gelecek yıl için mali hedefleri de belirlendi. Buna göre KİT'lerin, 2027'de, toplam 754 milyar 196 milyon 990 bin liralık yatırım yapmaları öngörülüyor.</p>
<p>En yüksek yatırımı 353,8 milyar lirayla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) yapacak. TPAO'yu 122,7 milyar lirayla Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) İşletmesi Genel Müdürlüğü, 75,7 milyar lirayla Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) takip edecek.</p>
<p>Kamu teşebbüslerinin 2027 yılı mali hedefleri (bin lira) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Kamu teşebbüsleri</td>
<td>Yatırım</td>
<td>Borçlanma gereği</td>
<td>Faiz dışı fazla</td>
</tr>
<tr>
<td>1-Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TŞFAŞ)</td>
<td>5.718.100</td>
<td>26.607.882</td>
<td>-3.225.258</td>
</tr>
<tr>
<td>2-Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ETİ MADEN)</td>
<td>13.500.000</td>
<td>-5.208.453</td>
<td>1.814.295</td>
</tr>
<tr>
<td>3-Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)</td>
<td>3.000.000</td>
<td>34.565.157</td>
<td>644.093</td>
</tr>
<tr>
<td>4-Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ)</td>
<td>160.500</td>
<td>13.662.491</td>
<td>16.190.431</td>
</tr>
<tr>
<td>5-Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ)</td>
<td>13.500.000</td>
<td>246.151.953</td>
<td>37.861.354</td>
</tr>
<tr>
<td>6-Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ)</td>
<td>75.684.000</td>
<td>-7.016.729</td>
<td>11.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>7-Türkiye Petrolleri A.O. (TPAO)</td>
<td>353.808.640</td>
<td>120.056.497</td>
<td>-104.339.050</td>
</tr>
<tr>
<td>8-Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ)</td>
<td>70.000.000</td>
<td>311.869.447</td>
<td>3.705.866</td>
</tr>
<tr>
<td>9-Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)</td>
<td>1.215.150</td>
<td>68.568.158</td>
<td>76.818.876</td>
</tr>
<tr>
<td>10- Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR)</td>
<td>300.000</td>
<td>11.782.891</td>
<td>12.700.681</td>
</tr>
<tr>
<td>11-Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)</td>
<td>2.150.000</td>
<td>6.214.029</td>
<td>-485.362</td>
</tr>
<tr>
<td>12-Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK)</td>
<td>1.237.800</td>
<td>870.717</td>
<td>-2.870.717</td>
</tr>
<tr>
<td>13-Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü (DMO)</td>
<td>303.000</td>
<td>-137.611</td>
<td>-6.262.389</td>
</tr>
<tr>
<td>14-T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD)</td>
<td>122.744.000</td>
<td>238.671.802</td>
<td>22.618.469</td>
</tr>
<tr>
<td>15-TCDD Taşımacılık AŞ</td>
<td>45.000.000</td>
<td>66.534.777</td>
<td>1.519.519</td>
</tr>
<tr>
<td>16-Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii Anonim Şirketi (TÜRASAŞ)</td>
<td>13.594.000</td>
<td>5.073.234</td>
<td>19.731.443</td>
</tr>
<tr>
<td>17-Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ)</td>
<td>26.000.000</td>
<td>-10.584.019</td>
<td>8.749.036</td>
</tr>
<tr>
<td>18-Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM)</td>
<td>4.638.000</td>
<td>-1.884.404</td>
<td>-2.179.667</td>
</tr>
<tr>
<td>19-Türkiye Elektromekanik Sanayi AŞ (TEMSAN)</td>
<td>741.000</td>
<td>708.787</td>
<td>775.814</td>
</tr>
<tr>
<td>20-Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ)</td>
<td>812.500</td>
<td>-3.808.333</td>
<td>1.925.821</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4">4046 sayılı Kanuna Tabi Olup Sermayesinin Yarıdan Fazlası Kamuya Ait Olan İşletmeci Kuruluşlar</td>
</tr>
<tr>
<td>Sümer Holding AŞ</td>
<td>300</td>
<td>403.534</td>
<td>21.766</td>
</tr>
<tr>
<td>Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ (TDİ)</td>
<td>90.000</td>
<td>-207.727</td>
<td>
<p>​​​​​​88.705</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ (ADÜAŞ)</td>
<td>0</td>
<td>-46.374</td>
<td>11.047</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-tesebbuslerinin-2027-yatirim-hedefi-7542-milyar-tl-90094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının, gelecek yıl 754,2 milyar liralık yatırım yapmaları hedefleniyor. En yüksek yatırım planı 353,8 milyar lirayla TPAO&#039;ya ait. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-odasi-elektrik-ihtiyacinin-yuzde-60ini-gunesten-karsilayacak-90092</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir Ticaret Odası, elektrik ihtiyacının yüzde 60’ını güneşten karşılayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Eskişehir Ticaret Odası (ETO), yeni dönemin ilk projesi kapsamında enerji maliyetlerini azaltmaya yönelik yatırım kararı aldı.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []">ETO Fuar Merkezi’nin çatısına kurulacak 632 kilovat gücündeki güneş enerjisi santrali (GES) ile odanın yeni hizmet binası ve Eskişehir Fuar Kongre Merkezi’nin elektrik ihtiyacının önemli bölümünün yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması hedefleniyor.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Projenin hayata geçirilmesi amacıyla ETO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Güler ile Winsolar Power Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Burak Çağrı Günay arasında iş birliği protokolü imzalandı. Oda tarihinin ilk sürdürülebilir enerji yatırımı olma özelliğini taşıyan projenin üç ay içerisinde tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Protokol töreninde konuşan ETO Başkanı Metin Güler, güneş enerjisi yatırımının odanın enerji giderlerinin azaltılması ve kaynakların verimli kullanılması açısından önem taşıdığını belirtti. Kurulacak santralin 25 yıl boyunca ETO ve Eskişehir Fuar Kongre Merkezi’nin elektrik ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayacağını ifade eden Güler, “Eskişehir Ticaret Odası olarak projelerimizle ve yatırımlarımızla geleceğe dönük çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yeni dönemimizin ilk projesini sürdürülebilir enerji alanında gerçekleştiriyoruz. Odamızın tarihinde ilk kez çevreci ve sürdürülebilir bir enerji yatırımına imza atacağız. Kuracağımız 632 kilovat gücündeki güneş enerjisi santraliyle hem odamızın hem de Eskişehir Fuar Kongre Merkezimizin elektrik ihtiyacının önemli bir bölümünü ekonomik ve çevreci yöntemlerle karşılayacağız. Bu yatırımla enerji yönetiminde daha çevreci bir yapıya kavuşurken elektrik giderlerimizde de tasarruf sağlayacağız” dedi.</p>
<h3>Yatırım öz kaynaklarla gerçekleştirilecek</h3>
<p>GES projesinin finansmanına ilişkin de bilgi veren Güler, yatırımın tamamının Eskişehir Ticaret Odası’nın kendi öz kaynakları kullanılarak gerçekleştirileceğini belirtti. Proje için herhangi bir borçlanmaya gidilmeyeceğini vurgulayan Güler, “Eskişehir Ticaret Odası olarak sahip olduğumuz kaynakları en verimli şekilde kullanmaya önem veriyoruz. Güneş enerjisi santrali yatırımımızı da bu anlayış doğrultusunda gerçekleştiriyoruz. ETO Fuar Merkezi’nin çatısına kurulacak santralimiz, 25 yıl boyunca odamızın ve Eskişehir Fuar Kongre Merkezimizin elektrik ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayacak. Projemizin tamamını odamızın kendi öz kaynaklarıyla, herhangi bir borçlanmaya gitmeden faaliyete geçireceğiz. Böylece hem enerji maliyetlerimizi azaltacak hem de sürdürülebilir enerji kullanımını sağlayacağız” diye konuştu.</p>
<h3>Üç ay içerisinde tamamlanması hedefleniyor</h3>
<p>Winsolar Power Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Burak Çağrı Günay ise şirket olarak ilk kez bir ticaret odasıyla ortak projede yer aldıklarını belirtti. Güneş enerjisi santralinin üç ay içerisinde tamamlanmasını hedeflediklerini ifade eden Günay, “Winsolar Power olarak ilk kez bir ticaret odasıyla ortak projede buluşuyoruz. Eskişehir Ticaret Odası ile gerçekleştireceğimiz güneş enerjisi santrali yatırımını üç ay içerisinde tamamlamayı hedefliyoruz. Bu projenin diğer ticaret odalarına ve kurumlara da örnek olacağını düşünüyoruz. Santralin faaliyete geçmesiyle birlikte Eskişehir Ticaret Odası’nın enerji maliyetleri düşerken çevrenin korunmasına da önemli katkı sağlanacak. Yenilenebilir enerji alanında gerçekleştirilecek bu yatırımın ekonomik ve çevresel açıdan kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-odasi-elektrik-ihtiyacinin-yuzde-60ini-gunesten-karsilayacak-90092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/eskisehir-ticaret-odasi-elektrik-ihtiyacinin-yuzde-60ini-gunesten-karsilayacak-1792485545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dönemin ilk yatırımını yenilenebilir enerji alanında gerçekleştirmeye hazırlanan Eskişehir Ticaret Odası, 632 kilovat gücünde güneş enerjisi santrali kuracak. Odanın ve Eskişehir Fuar Kongre Merkezi’nin elektrik ihtiyacının yüzde 60’ını karşılaması planlanan projenin, ETO’nun öz kaynaklarıyla ve borçlanmadan tamamlanacağı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/hatay/hatayda-acele-kamulastirma-karari-90091</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 ilde acele kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Hatay'ın Samandağ ilçesinde yapılacak doğal gaz boru hattı projesinin gerçekleştirilmesi için ilgili güzergaha isabet eden taşınmazlar ile proje kapsamında inşa edilecek sabit tesisler, ulaşım yolları, enerji nakil hatları, katodik koruma hatları ve anot yataklarının yapımı amacıyla ihtiyaç duyulan taşınmazlar, mülkiyet ya da daimi/geçici irtifak hakkı kurulmak suretiyle Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılacak.</p>
<p><strong>Mardin ve Denizli</strong></p>
<p>Mardin ve Denizli'deki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Mardin Güneybatı Çevre Yolu Projesi kapsamında bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek Denizli Merkez Atık Su Arıtma Tesisi Projesi kapsamında Denizli'nin Merkezefendi ilçesi Eskihisar Mahallesi'ndeki bazı taşınmazlar da Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığınca acele kamulaştırılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/hatay/hatayda-acele-kamulastirma-karari-90091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatay&#039;ın Samandağ ilçesinde yapılacak doğal gaz boru hattı projesi için bazı taşınmazlar ile ulaştırma ve atık su arıtma projeleri kapsamında Mardin ve Denizli&#039;deki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-agustosta-eksi-3645-milyar-dolar-90090</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net UYP ağustosta eksi 364,5 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı ağustos ayına ait Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin net UYP'si ağustos itibarıyla eksi 364,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, ağustos itibarıyla bir önceki aya göre yüzde 6,1 artışla 445,2 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 1,1 azalışla 809,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rezerv varlıklar, 22,2 milyar dolar artarak 186,7 milyar dolar olurken varlık kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar yüzde 0,7 artarak 82,4 milyar dolar oldu.</p>
<p>Finansal türevler kalemi yüzde 51,9 artarak 3,8 milyar dolar, diğer yatırımlar yüzde 1 artarak 163,3 milyar dolar, bankaların yabancı para varlıkları ise yüzde 2 azalarak 43,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Portföy yatırımları alt kalemlerinden hisse senetleri ve yatırım fonu payları, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 6,8 artarak 53,6 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 2,9 azalışla 225,9 milyar dolar, portföy yatırımları yüzde 2,8 artarak 164,7 milyar dolar, finansal türevler kalemi yüzde 22,7 azalarak 3,1 milyar dolar, diğer yatırımlar ise yüzde 1,3 düşerek 416 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-agustosta-eksi-3645-milyar-dolar-90090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre Türkiye&#039;nin yurt dışı varlıkları aylık yüzde 6,1 artarak 445,2 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 1,1 azalışla 809,7 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disi-ufe-eylulde-yuzde-282-artti-90089</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı ÜFE eylülde yüzde 2,82 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre YD-ÜFE, eylülde bir önceki aya kıyasla yüzde 2,82, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 28,69, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 33,64 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 32,82 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 44,35, imalatta yüzde 33,45 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarda yüzde 32,87, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 28,97, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 29,82, enerjide yüzde 130,31, sermaye mallarında yüzde 20,66 artış hesaplandı.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 3,15, imalatta yüzde 2,81 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarda yüzde 2,21, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,35, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,55, enerjide yüzde 15,45 ve sermaye mallarında yüzde 1,32 artış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disi-ufe-eylulde-yuzde-282-artti-90089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/1/1280x720/madencilik-nte-element-1767850831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2,82, yıllık bazda yüzde 33,64 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/bazi-tasinmaz-satislari-ve-imar-plani-degisiklikleriyle-ilgili-karar-90108</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bazı taşınmaz satışları ve imar planı değişiklikleriyle ilgili karar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı taşınmaz satışları ile imar planı değişikliklerine ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Muş'un merkez ilçesi Alizurum (Tandoğan) Köyü'ndeki bir taşınmazın 65,5 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren MBD İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ'ye, bir diğerinin de 73 milyon 750 bin lira bedelle aynı şirkete satışı uygun bulundu.</p>
<p>Mülkiyetleri Maliye Hazinesine kayıtlı özelleştirme kapsam ve programında bulunan İstanbul'un Fatih ilçesi Süleymaniye, Sofular ve Şeyhmehmet Geylani mahallelerindeki bazı taşınmazların imar planı değişikliğine yapılan itirazlar reddedildi.</p>
<p>Mülkiyetleri Maliye Hazinesi adına kayıtlı özelleştirme kapsam ve programında bulunan İstanbul'un Pendik ilçesi Yahyalar Mahallesi ve Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi İstiklal Mahallesi'ndeki bazı taşınmazların imar planı değişiklikleri ise onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Ankara Üniversitesi Rektörlüğü adına kayıtlı, özelleştirme kapsam ve programında bulunan Ankara'nın Çankaya ilçesi Dikmen Mahallesi'ndeki taşınmazlara ilişkin imar planı değişikliklerinin de onaylanması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/bazi-tasinmaz-satislari-ve-imar-plani-degisiklikleriyle-ilgili-karar-90108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÖİB&#039;nin taşınmaz satışları ile imar planı değişikliklerine onay verilirken bzı değişikliklere yapılan itirazlar reddedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-secim-heyecani-90101</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret Borsası’nda seçim heyecanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası'nda yeni dönemin meclis ve meslek komitesi üyelerini belirlemek üzere seçim süreci başladı. 8 meslek komitesi ve 22 meclis üyesi belirlenecek. Seçimde tek aday olan İbrahim Özhan da sandık başına giderek oyunu kullandı. Sabah saat 09.00 itibarıyla başlayan oy verme işlemleri, borsa binasında kurulan 8 sandıkta gerçekleştiriliyor. 8 meslek komitesinin üyeleri ile 22 meclis üyesi belirlenecek. Saat 17.00'de sona erecek oy verme işleminin ardından sandıklar açılarak sonuçlar netleşecek.</p>
<h2>“8 komitede 21 meclis üyesi ve meclis komiteleri belli oluyor”</h2>
<p>Seçimde tek aday olarak yer alan İbrahim Özhan, oyunu kullandıktan sonra açıklamalarında, Türkiye genelinde oda ve borsa seçimlerinin devam ettiğini belirtti. Özhan, “Bildiğiniz gibi Türkiye genelinde il ve ilçelerde, Ticaret Odası ve sanayi ve borsalarında seçimler tüm hızıyla devam etmektedir. Bugün Bursa Ticaret Borsamızın seçimlerini gerçekleştireceğiz. 8 komitede 21 meclis üyesi ve meclis komite arkadaşlarımız seçimlerini gerçekleştirecekler. Bu vesileyle Türkiye'deki tüm il ve ilçe oda seçimlerinde meclis üyesi olmuş, Türkiye Odalar Borsalar Birliği delegesi olmuş ve yönetim kuruluna seçilmiş arkadaşlara tebrik ve teşekkür ediyorum" dedi.</p>
<h2>“Türkiye genelinde 14'üncü sırada yer almaktadır”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası'nın köklü geçmişine ve işlem hacmine dikkat çeken Özhan, “Bursa Ticaret Borsası 1924 yılında kurulmuş zâhire borsasıdır ve bugün bin aşkın üyesiyle Bursa'ya hizmet etmektedir. İşlem hacmine baktığımız zaman bugün Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, borsalar arasında 14. sırasında yer almaktadır. Tabii ayrıca biraz önceki söylediğim gibi bir teşekkürde BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı'ya yapmak istiyorum. Çünkü üç dönem boyunca bizlere liderlik yaptı ve birçok önemli projede birlikte imza atmanızı sağladı. Bu vesileyle yeni dönemde BTSO başkanını tebrik eder, yönetim kuruluna başarılar dilerim” diye konuştu. Bursa Ticaret Borsası'nda oy verme işleminin tamamlanmasının ardından yapılacak sayımla yeni dönemde görev alacak meclis ve meslek komitesi üyeleri belli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasinda-secim-heyecani-90101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/1/1280x720/bursa-ticaret-borsasinda-secim-heyecani-1792489471.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası&#039;nda yeni dönemin meclis ve meslek komitesi üyelerini belirlemek üzere seçim süreci başladı. 8 meslek komitesi ve 22 meclis üyesi belirlenecek. Seçimde tek aday olan İbrahim Özhan sandık başına giderek oyunu kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sari-yeleklilerin-yanina-gencler-geldi-bir-kusak-gecinemiyor-digeri-gelecegini-goremiyor-90078</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sarı yeleklilerin yanına gençler geldi: Bir kuşak geçinemiyor, diğeri geleceğini göremiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sekiz yıl önce karbon vergisine karşı sokağa çıkan Sarı Yelekliler’in yanına bugün öğrenciler katılıyor. Bir kuşak geçinememekten, diğeri geleceğini kuramamaktan şikâyetçi. Fransa’dan yükselen bu ortak ses, COP31 öncesinde adil dönüşümün en temel açmazını hatırlatıyor: Geleceği kurtarmaya çalışırken bugünün eşitsizliklerini nasıl gidereceğiz? </strong></p>
<p>2018’de Fransa’da karbon vergisine karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketi, sekiz yıl sonra öğrencilerle birlikte yeniden sokakta. Bu kez taleplerin merkezinde eğitim, gelir adaleti, çalışma koşulları ve gelecek kaygısı var. İki farklı kuşağın ortak itirazı, sürdürülebilir kalkınmanın en temel sorusunu yeniden gündeme getiriyor: Geleceği dönüştürürken bugünün eşitsizliklerini nasıl gidereceğiz?</p>
<p>10 Aralık 2018’de bu köşede, “Sarı Yelekliler iklim politikalarının sorgulanmasına yol açtı” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.</p>
<p>Fransa’da karbon vergisine karşı başlayan protestoların, iklim değişikliğiyle mücadele açısından önemli bir kırılma noktası olduğu gündemdeydi. Çünkü mesele karbon emisyonlarını azaltmanın gerekliliğinden çok, bu dönüşümün maliyetinin toplumda nasıl paylaşılacağıydı.</p>
<p>O yazıda Fransız filozof Félix Guattari’nin 1989’da yayımlanan Üç Ekoloji kitabına yer vermiştim. Guattari, ekolojik krizin doğa, toplum ve insan zihni arasındaki ilişkiler yeniden kurulmadan çözülemeyeceğini savunuyordu. Aradan sekiz yıl geçti.</p>
<p>Bugün Fransa sokaklarında yeniden Sarı Yelekler var. Ama bu kez yanlarında başka bir kuşak yürüyor: Liseliler ve üniversite öğrencileri. 2018’de sokağa çıkanlar ay sonunu getirememekten şikâyet ediyordu. 2026’da gençler, önlerinde nasıl bir gelecek olduğunu sorguluyor. Aslında iki kuşağın söylediği birbirinden çok farklı değil. Biri bugünün geçim koşullarına, diğeri yarının yaşam koşullarına itiraz ediyor.</p>
<p>Ve her ikisi de aynı sorunun etrafında buluşuyor: Ekonomik ve toplumsal dönüşümün bedelini kim ödeyecek?</p>
<h2>Sekiz yıl sonra değişen ne? </h2>
<p>2018’de Sarı Yelekliler hareketini tetikleyen temel neden, Emmanuel Macron yönetiminin akaryakıt vergilerini artırma kararıydı. Karbon emisyonlarını azaltmayı hedefl eyen bu politika, özellikle otomobil kullanmak zorunda olan, kırsal bölgelerde yaşayan ve gelirinin önemli bölümünü ulaşıma ayıran kesimleri etkiliyordu. İklim açısından doğru kabul edilen bir uygulama, sosyal açıdan ciddi bir tepkiyle karşılaşmıştı. 2026’nın Ekim ayında yaşananlar ise daha geniş bir toplumsal kırılmaya işaret ediyor. Paris banliyölerinde başlayan öğrenci hareketi kısa sürede ülke geneline yayıldı. Kalabalık sınıfl ar, öğretmen eksikliği, yetersiz eğitim altyapısı, üniversiteye geçiş sistemine yönelik eleştiriler ve eğitimde fırsat eşitsizliği protestoların temel başlıkları arasında yer aldı. 13 Ekim’de düzenlenen gösterilere katılım, İçişleri Bakanlığına göre 161 bin 500, organizatörlere göre 480 bin kişiye ulaştı. 17 Ekim’de ise öğrenciler, sendikalar ve Sarı Yelekliler aynı protesto dalgasında buluştu. Ülke genelindeki gösterilere ilişkin katılım tahminleri 550 bin ile 800 bin arasında değişiyor.</p>
<p>Ne yazık ki kitlesel ve barışçıl gösterilere, Paris başta olmak üzere birçok kentte ciddi şiddet olayları, yağma ve kamu binalarına yönelik saldırılar eşlik etti. Bu olaylar, toplumsal taleplerin tartışılmasını gölgede bıraktı. Ancak şiddetin yarattığı tablo, sokaktaki farklı kesimlerin dile getirdiği sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Fransız basınında yeni hareket için kullanılan ifade oldukça dikkat çekici: “Jeunes et jaunes.” Yani gençler ve sarılar. Bu iki kelime, Fransa’da sekiz yıldır biriken toplumsal huzursuzluğun belki de en kısa özeti.</p>
<h2>Mesele karbon vergisinden çok daha büyük </h2>
<p>2018’de tartışmanın merkezinde iklim politikalarının toplumsal kabulü vardı. Bugün tartışma, ekonomik sistemin genç kuşaklara sunduğu imkânlara kadar uzanıyor. Gençlerin temel talepleri eğitim sisteminin niteliği, eşit fırsatlar ve kamu hizmetleriyle ilgili. Fransa’da yaşananlar, sürdürülebilir kalkınma hedefl erinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini bir kez daha gösteriyor. Nitelikli Eğitim (SKA 4), İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme (SKA 8), Eşitsizliklerin Azaltılması (SKA 10) ve İklim Eylemi (SKA 13) aynı dönüşümün birbirini tamamlayan parçaları. Bugünün eğitim ve gelir eşitsizlikleri giderilmeden yarının düşük karbonlu ekonomisini adil bir zeminde kurmak da mümkün görünmüyor. İklim politikalarının başarısı, insanların bu dönüşümde kendilerine nasıl bir gelecek gördükleriyle doğrudan bağlantılı. Mesleki eğitim, yaşam boyu öğrenme, yeniden beceri kazandırma programları ve gençlerin iş gücüne geçişini destekleyen politikalar, iklim stratejisinin ayrılmaz parçaları olmak zorunda. Fransa’da öğrencilerin eğitim koşulları için sokağa çıkması ile çalışanların gelir adaleti talebi arasında bu açıdan güçlü bir bağ var. Çünkü, bugünün eğitim eşitsizliği, yarının istihdam eşitsizliğine dönüşebilir.</p>
<h2>Guattari’nin üç ekolojisine yeniden bakmak</h2>
<p>2018’de yazımın çıkış noktasını oluşturan Guattari’nin üç ekoloji yaklaşımı bugün çok daha anlamlı geliyor: Doğanın ekolojisi, sosyal ekoloji ve zihinsel ekoloji.</p>
<p>Guattari’nin yaklaşık kırk yıl önce ortaya koyduğu düşünce, yaşadığımız krizlerin neden birbirinden ayrı çözülemediğini anlatıyor. Doğayı korumak için ekonomik sistemi dönüştürmek gerekiyor. Ekonomik sistemi dönüştürürken insanların yaşam koşullarını, alışkanlıklarını ve gelecek beklentilerini dikkate almak gerekiyor. Ve bütün bunları yapabilmek için toplumsal güvene ihtiyaç var. Toplumun karar alma süreçlerine katılımı, kurumlara duyulan güven ve politikaların şeffaflığı, sürdürülebilir kalkınmanın temel koşulları arasında. İnsanlar dönüşümün neden gerekli olduğunu, maliyetinin nasıl paylaşılacağını ve kendilerine nasıl bir gelecek sunacağını bilmek istiyor. Bu sorular yanıtsız kaldığında, en gerekli politikalar bile toplumsal dirençle karşılaşabiliyor.</p>
<h2>İki kuşağın ortak sorusu </h2>
<p>2018’de Sarı Yelekliler hareketi başladığında dünya, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için nasıl daha hızlı hareket edebileceğini tartışıyordu. Bugün COP31’e haftalar kala aynı tartışmayı sürdürüyoruz. Ancak artık iklim politikalarının başarısını değerlendirirken toplumsal etkilerini de çok daha güçlü biçimde hesaba katmamız gerekiyor. Fransa’da yaşananları doğrudan iklim politikalarının başarısızlığı olarak okumak doğru olmaz. Bugünkü protestoların nedenleri çok daha çeşitli. Buna karşılık 2018 ile 2026 arasında önemli bir süreklilik var: Ekonomik kararların toplumsal maliyetini kimin taşıdığı sorusu hâlâ yanıt bekliyor. Ve bu kez tartışmanın içine gençlerin eğitim hakkı, istihdam beklentileri ve geleceğe duydukları güven de katılmış durumda. Bir dönüşümün adil olması için, bugünün çalışanlarını koruması ve yarının çalışanlarına fırsat sunması gerekiyor. İklim politikalarıyla eğitim politikalarını, gelir dağılımıyla istihdam stratejilerini, çevresel hedeflerle sosyal hakları aynı bütünün parçaları olarak ele almak zorundayız. Sekiz yıl önce yazımı şu soruyla bitirmiştim: Bu kötüye gidişi durdurmak için gerekli olan değişimin bedelini ödemeye ne kadar hazırız?</p>
<p>Bugün aynı soruyu biraz değiştirerek sormak istiyorum: Geleceği kurtarmak için dönüşümden söz ediyoruz. Peki o geleceğin içinde yaşayacak insanlara nasıl bir hayat vaat ediyoruz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sari-yeleklilerin-yanina-gencler-geldi-bir-kusak-gecinemiyor-digeri-gelecegini-goremiyor-90078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/paris-eylem-1792478139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sekiz yıl önce karbon vergisine karşı sokağa çıkan Sarı Yelekliler’in yanına bugün öğrenciler katılıyor. Bir kuşak geçinememekten, diğeri geleceğini kuramamaktan şikâyetçi. Fransa’dan yükselen bu ortak ses, COP31 öncesinde adil dönüşümün en temel açmazını hatırlatıyor: Geleceği kurtarmaya çalışırken bugünün eşitsizliklerini nasıl gidereceğiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-mu-job-mu-90076</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP mu, JOB mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) için paydaşlar, her birimiz “Ortak geleceğimizi korumak için hep birlikte harekete geçme” çağrısının simgesi COP31 Maskotu CARETTA gibi gülümseme ve umut doluyuz. Olmalıyız. Umut olmadan mutluluk, başarı, refah olmaz.</p>
<p>Bu zirvede alışılmışın dışında bir yönetim paylaşımı var. COP31’in ev sahibi ve başkanlığını yürüten ülkemizin iklim müzakerelerinin yürütülmesinin lideri Avustralya yanında gücünü küresel göstermesi gerek. Benim özetle hevesim, dileğim, beklediğim sonuç şu: COP, düzenli ödeme aldığımız işimiz, aldığımız görevimiz, mesleğimiz, (JOB) olsun. COP31 yatırımlarının artması, istihdamın coşması, JOB için dönüştürücü, hızlandırıcı olsun. Yoksa bu devasa etkinlik, sadece bir etkinlik olarak kalır. İklim değişikliği odaklı her yerde çok sayıda etkinlik var. COP31 öncesinde de bir araya geliyoruz. Biz paydaşlar hep güzelim ülkemizi önceliklemeyi unutmamalıyız.</p>
<p>Hükümet; İş Dünyası; Sivil Toplum; Şehir; Finans Kuruluşları; Diğer Paydaşlar olarak 198 ülkeden yaklaşık yüz on bin delege beklenirken Diyalog-Aksiyon diyerek çalışılacak. Anlaşma; Antlaşma; Bildirge; İttifak; Mutabakat; Taahhüt takip edeceğiz. Taahhütlerin, söz vermelerin ölçülebilir ve izlenebilir uygulamaya, sonuçlara dönüştüğü bir süreç olarak tasarlanan COP31’de finans “Eylem Gündemi Küresel Uygulama Hedefl eri ile Öncelikli Alanları” için yeri teknik ve ekonomik açıdan tartışılamaz bir mühim özne. Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u diye ilerlerken Türkiye’miz için COP, JOB olsun. İklim Eylemi için finansmana erişmeden küresel ısınmaya 0,00010C dahi dur denemezken, eylemle gelecek yeni işler, yeni yatırımlar, yeni pazarlara açılım, yeşil-mavi akçe düşük karbon ekonomisinin cazip yönü. Dünyaya ülkemizin ilgili mevzuatını, yeşil dönüşüm yolunu Antalya’da göstereceğiz. Eylem Gündemi’nde başaramayacağımız hiçbir başlık yok.*** COP31 iş dünyamız için JOB olsun, akçe olsun. Şehirlerimiz ve endüstri finansmana hazırlık için iddialı bilime dayalı hedeflerle projeler geliştirerek akçeye ulaşmalı. Sözün özü elimiz kalem tutmalı. Meraklısı için: Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (SBTi). Bu yolda akademi, sivil toplum ile bankalarımızın yeri önemliyken her bir yurttaşın da yapacakları var.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği(SÜT-D) Başkanı olarak yeşil-mavi kalemimle çalışıyorum. İTÜ’de, kovanımızda biz arılar CARETTA’nın yanında görevdeyiz. İTÜ COP31 Bilim Platformu; İTÜ İklim Değişikliği Uygulama ve Araştırma Merkezi (İTÜ İklim); İTÜ Arı Teknokent; 1773 İTÜ Teknopark ve Ayazağa İklim Mutabakatı ile yola çıkan öğrenci yapılanmamız İTÜ CORAL ile her yeni günde, UI Greenmetric sıralamasında Türkiye’nin hep en sürdürülebilir üniversitesinde daha da hazır oluyoruz. Yükseköğretim Kurulu “COP31 Üniversite Katkı ve Proje” başvurularında kabul edilen 81 projemizle birinci olduk. Gurur duyduk. COP31’de kovanımızı kuracağız. Bekleriz. SÜT-D Gençlik Kurulu ile düzenli çalışma toplantıları yaparken SÜT-D İklim Eylemi ve Kadın projemiz ve basın bültenlerimizle yaygın bilgi yaratıyoruz. Bu köşemde biyoçeşitlilik kaybı; çevre kirliliği; iklim değişikliğine dur demek için, sürdürülebilir yaşam için yemyeşil, masmavi sesim olsun gayretindeyim.</p>
<p>COP31 delege olmadan da uzaktan verimli takip edilebilir mi? COP’tan JOB’larımıza bilgi, etki gelir mi? Fenni kanaatimce evet. Sizlere COP31 okuryazarlığı önerilerimi açıklayayım. Önce Türkçe ve İngilizce doğru iklim ve COP jargonumuz olmalı. BM Kalkınma Programı (UNDP) İklim Sözlüğü ile COP31 Kavram Rehberi (MLGP4Climate) bizimle olsun. COP işlevi, iklim müzakaresi, Yeşil Alan ve Mavi Alan nedir sorularının cevabını bilmeliyiz. Bonn’da bulunan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) Bölgesel İş Birliği Merkezi (RCCs) Sekretaryası adı ile de bilinen BM İklim Değişikliği (UN Climate Change); Avrupa Birliği (AB) İklim Eylemi(EU Climate Action); COP31 Türkiye; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı web sitesi, Instagram, Linkedin hesapları ile mutlaka COP31 Türkiye ve UN Climate Change Youtube kanalları izlenmeli. BM, AB ve COP31 basın bültenlerinin günlük takibi de mühim. COP31 Türkiye Instagram hesabı bilgi küpü gibi. Görseller özenli, içerik öğretici. Ülkemizdeki mevzuat ve planlama, son iki yıldaki BM ile Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporları, Paris Anlaşması, başta Belém Küresel Yeşil Sanayileşme Bildirgesi olmak üzere COP30’daki sonuçlara odaklanma yararlı olur. Küresel Durum Değerlendirme Raporlaması (GST); Kayıp ve Zarar Fonu (LDF); İklim Finansmanı bilmeden olmaz. Çünkü akçe olmadan yeşil sanayileşme, yatırım, JOB, iklim dayanıklılığı, diğer deyişle iklim direnci olamaz. Burada şerh koymak gerek. Ülkemizin yatırım ortamı ikliminin birinci değişken olduğunu da asla unutmamalıyız.</p>
<p>İklim değişti, iklim değişiyor ve de iklim değişecek. COP31, JOB’umuz için mevcut konumumuz, yeni işlere aday olmamız, yeşil işler yaratmamız, mesleki donanımımız için bir fırsat. Biricik ülkemiz için bambaşka bir fırsat. COP, JOB olsun. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop-mu-job-mu-90076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP mu, JOB mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misir-yatirimlari-geri-donusume-de-uzandi-90073</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mısır yatırımları geri dönüşüme de uzandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye'de tekstil ve hazır giyim sektörünün yüksek üretim maliyetleri, finansman sıkıntısı ve uluslararası rekabet nedeniyle yaşadığı daralma sürerken, Türk şirketlerinin Mısır'daki üretim faaliyetleri genişliyor. Son dönemde meydana gelen gelişmeler ülkede hayata geçen Türk yatırımlarının yalnızca hazır giyim üretimiyle sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor. İplik, kumaş, boya ve terbiye tesislerinin ardından geri dönüştürülmüş elyaf üretimi de Türk yatırımcıların Mısır'da faaliyet gösterdiği alanlara eklendi. Öner Tekstil, Mısır'da geri dönüştürülmüş elyaf üretimi yapan operasyonunu faaliyete geçirdiğini duyurdu.</p>
<p>Şirket adına Oğuzhan Öner tarafından LinkedIn’de yapılan açıklamada, tekstilden tekstile geri dönüşüm sektöründeki 30 yıllık deneyimin Mısır'a taşındığı belirtildi. Yeni yatırımın daha geniş bir ürün yelpazesine rekabetçi piyasa koşullarında erişim sağlamayı hedeflediği ifade edildi. Şirket, Mısır operasyonunun tedarik zincirindeki iş ortaklarına ve müşterilerine yeni fırsatlar sunmasını bekliyor. Öner Tekstil'in yatırımı, Mısır'ın yalnızca düşük maliyetli konfeksiyon üretiminde değil, tekstil atıklarının yeniden ekonomiye kazandırılması ve geri dönüştürülmüş ham madde üretiminde de Türk şirketlerini çekmeye başladığını gösteriyor.</p>
<h2>Türk tekstil grubunun hedefi 500 milyon dolar </h2>
<p>Mısır'daki Türk yatırımlarının büyüklüğünü ortaya koyan gelişmelerden biri de GID Textile Egypt’in ihracat hedefleri oldu. Mısır Sanayi Bakanlığı'nın 16 Haziran 2026 tarihli açıklamasına göre GID Textile Egypt CEO'su Selim Şankaya, grubun ülkedeki ihracatını 2026 sonunda 285 milyon dolara, 2029-2030 döneminde ise 500 milyon dolara çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Yeşim Grup bünyesindeki Jade Textile'in Mısır faaliyetleriyle bağlantılı olan grubun ülkede üç üretim tesisi ve yaklaşık 15 bin çalışanı bulunuyor. Mısır basınında yer alan bilgilere göre Jade Textile'in İskenderiye'de yaklaşık 500 milyon Mısır lirası yatırımla yeni bir hazır giyim fabrikası da devreye alındı. Aynı haberlerde Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ndeki Qantara West sanayi bölgesinde Nisan 2026 itibarıyla yaklaşık 560,2 milyon dolar tutarında 15 Türk yatırımının bulunduğu aktarıldı.</p>
<h2>Avrupalı makineciler de doğruladı </h2>
<p>Türk şirketlerinin Mısır'a yönelimi, ülkede faaliyet gösteren Avrupalı tekstil makinesi üreticilerinin açıklamalarına da yansıdı. Alman Oerlikon Barmag, 24-26 Eylül tarihlerinde Kahire'de düzenlenen Egypt Stitch &amp; Tex 2026 Fuarı kapsamında Kohan Textile Journal'a yaptığı açıklamada, çok sayıda Türk şirketinin tekstil üretiminin bir bölümünü Mısır'a taşıdığını veya bu ülkedeki kapasitesini genişlettiğini söyledi. Yaklaşık 45 yıldır Mısır pazarında faaliyet gösterdiklerini belirten şirket yetkililer, Çinli yatırımcıların da ülkede büyük tekstil projeleri geliştirdiğini aktardı. Boya, terbiye ve iplik makineleri üreten Xorella ise, Türk tekstil üreticilerinin Mısır'da yeni fabrikalar kurduğunu ve üretimlerinin bir bölümünü bu ülkeye taşıdığını belirtti. Avrupalı üreticilerin açıklamaları, Mısır'daki yeni kapasite yatırımlarının yalnızca konfeksiyonla sınırlı olmadığını, iplikten boya ve terbiyeye uzanan üretim zincirine yayıldığını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MISIR, TÜRKİYE'YE 1,80 DOLARA TİŞÖRT SATIYOR</span></h2>
<p>Mısır'ın maliyet avantajı, Türkiye pazarına yönelik hazır giyim tekliflerine de yansıyor. Karamans Tekstil Dış Ticaret adına LinkedIn üzerinden yapılan duyuruda, Mısır'da üretilen 30/1 pamuklu basic tişörtlerin Türkiye teslim fiyatının 1,80 dolardan başladığı açıklandı. Erkek, kadın ve çocuk gruplarında üretim yapılabildiği, sipariş miktarı ve ürün özelliklerine göre fiyatlandırmanın değiştiği belirtildi. Mısır'ın Türk tekstil yatırımlarını çekme girişimleri de sürüyor. Eylül ayında Kahire'de gerçekleştirilen Egypt Stitch &amp; Tex 2026 Fuarı'nda Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi, yaklaşık 10 Türk şirketinin Mısır'da tekstil ve hazır giyim alanlarında faaliyet göstermeyi planladığını açıkladı. Şirketlerin isimleri ve planlanan yatırımların büyüklükleri paylaşılmadı. Türk şirketlerinin Mısır'daki üretim faaliyetlerinin büyümesi iki ülke arasındaki tekstil ticaretine de yansıyor. İTHİB verilerine göre Türkiye'nin Mısır'a tekstil ihracatı 2024 yılında 461 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılında yüzde 23 artarak 567 milyon dolara ulaştı. Bu yılın Ocak-Eylül döneminde ise söz konusu rakam bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12’den fazla artarak 476 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misir-yatirimlari-geri-donusume-de-uzandi-90073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/tekstil-1758467608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk tekstil ve hazır giyim üreticilerinin Mısır&#039;a yönelik yatırımları, geri dönüşüm alanına da yayıldı. Öner Tekstil, Mısır&#039;da geri dönüştürülmüş elyaf üretimine başlarken Avrupalı tekstil makinesi üreticileri, Türk şirketlerinin Mısır&#039;da yeni fabrikalar kurduğunu ve tesislerini büyüttüğünü belirtiyor. Mısır&#039;daki üreticilerden Türkiye pazarına 1,80 dolardan başlayan tişört teklifleri yapılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-bazi-liderler-hesap-vermekten-kacarlar-90070</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden bazı liderler hesap vermekten kaçarlar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Zaferin bin babası vardır, yenilgi ise öksüzdür.</em></p>
<p><em>John F. Kennedy,</em></p>
<p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Bankadaki denetim komitesi olarak genel müdürlükteki bir bölümün denetim raporunu görüşüyorduk. Toplantıda genel müdür ve ona doğrudan bağlı yöneticiler ile söz konusu bölümün yöneticisi vardı. İç denetim raporu önceden bizlere dağıtılmıştı. Denetçi rapordaki bulguların üstünden geçiyordu. Çok önemli yanlışlıklar yoktu. Ama bölümün yöneticisi denetçinin her lafına giriyor, kendini savunuyordu. Fransız Genel Müdür “Bir dakika“ deyip denetçiyi durdurdu. Sonra söz konusu bölümün yöneticisine döndü. Şöyle konuştu “Bu bankanın genel müdürü benim. Burada olan her şeyden, iyi veya kötü ben sorumluyum. Bu denetçi aslında beni eleştiriyor. Şimdi sakin olun, sadece dinleyin. O bitirsin eleştirilerini, sonra biz oturup ne yapacağımıza, aksaklıkları nasıl gidereceğimize birlikte karar veririz“</p>
<p>Fransız Genel Müdür değerli bir yönetim dersi vermişti.</p>
<p><strong>Liderlikte yedi yetkinlik</strong></p>
<p>Ünlü kamuoyu araştırma şirketi Gallup’un yıllardır araştırma yaptığı konulardan biri de liderliktir. Bu konuyla ilgili olarak geniş bir iş yelpazesi ve endüstride üstün performans gösteren yöneticilerin iş analizleri incelenmiş. Bunun yanında değişik organizasyonların yetkinlik modellerinin sonuçları da göz önüne alınmış. Bunlar birlikte incelenmiş. Araştırmalarındaki modelde şöyle bir sonuca ulaşılmış. Başarılı liderlik için, şu yedi yetkinlik ortaya çıkmış:</p>
<p>1- İlişki geliştirmek,</p>
<p>2- Çalışanı geliştirmek,</p>
<p>3- Değişimi yönetmek,</p>
<p>4- Başkalarına ilham vermek,</p>
<p>5-Kritik düşünmek,</p>
<p>6-Açık-net iletişim yapmak,</p>
<p>7-Hesap-verebilirlik yaratmak (Create accountability).</p>
<p>Bu yetkinlikler, benim de yönetimde başarı için gerekli olduğuna inandığım yetkinliklerdir.</p>
<p><strong>Hesap verebilirlik yaratmada zayıflık</strong></p>
<p>Gallup başka bir araştırmasında liderlerden bu yetkinliklerini değerlendirmelerini istemiş. Liderler kendilerine en düşük notu, “Hesap-verebilirlik yaratmak“ yetkinliğinde vermişler. Liderlerin altındaki yöneticilerden de liderlerinin bu yedi yetkinliğini değerlendirmeleri istenmiş. Onların değerlendirmesinde de en düşük notu “Hesap-verebilirlik yaratmak“ yetkinliği almış. Bu arada yine ilginç bir olgu ortaya çıkmış. Liderlerin bu yetkinliklerde kendilerine verdikleri notlar, altlarındaki yöneticilerin verdikleri notlardan hep düşükmüş. Ve de fark büyükmüş. Ancak bu iki değerlendirme arasındaki en düşük fark söz konusu yetkinlikte çıkmış. Başka bir deyişle, “Hesap-verebilirlik yaratmak“ yetkinliğinin diğer yetkinliklere göre zayıflığı konusunda lider ve yöneticiler aynı fikirdeymiş.</p>
<p>Peki, nedir hesap verebilirlik? Kişinin, yaptığı işin sorumluluğunu taşıması, ona sahip çıkmasıdır.</p>
<p>Başarılı lider, hem kendi sorumluluğuna sahip çıkmalı, hem de organizasyonda çalışan diğer yöneticilerin de sahip çıkmasını sağlamalıdır. Bunun için de lider, bu yetkinliği de güçlü yöneticileri seçmelidir. Böylece lider, yönetimindeki organizasyonda bir “Hesap-verebilirlik iklimi" yaratacaktır.</p>
<p><strong>Neden kaçınırlar?</strong></p>
<p>Bazı liderler neden hesap vermekten kaçınırlar? Burada lider olarak nitelendirdiğimiz, bir organizasyonun icraatının en tepesindeki, en yetkili kişidir. Tabi ki, liderlerin hepsi sorumluluktan kaçmaz, bazıları kaçar. (Her seferinde “Bazı liderler” dememek için aşağıdaki ifadelerde bunun yerine “Liderler” ifadesi, kullanılmaktadır.)</p>
<p>Liderlerin hesap vermekten kaçınmasının bir nedeni, korkudur. Bir başarısızlık anında ortaya çıkan faturanın yüksekliği lideri korkutur. Bunun hesabını veremeyeceği için hesap vermez.</p>
<p>Liderlerin egoları yüksektir. Yanlış işte sorumluluğu kabul etmeyi, özür dilemeyi zayıflık olarak görürler; delikanlı imajlarının çizileceğini düşünürler. Ancak sorumluluğu kolayca başkalarının üstüne yıkmayı, suçu başkalarında aramayı delikanlılıklarına kolayca sığdırabilirler.</p>
<p>Organizasyon kültürü, suçlamaya dayanıyor ve hesap vermek bir cezalandırmaya çıkıyorsa lider sorumluktan kaçmayı öğrenir. Bunun da değişik yollarını bulur. Örneğin, başarısızlığı yükleyecek bir günah keçisi çok rastlanan bir yoldur. Veya lider, başarısızlığı saklar, ortaya çıkarsa da önemsiz bir şeymiş gibi göstermeye çalışır. Sorumluluğu, altındaki bir birime veya kişilere yüklemeye çalışır. Tabi ki, yapılan yanlışlığı lider bizzat kendisi yapmamıştır. Alt kadrolarda yetki devrettiği birileri yapmıştır. Ama lider, yönetim disiplininin çok önemli bir gerçeğini görmemezlikten gelir: Yetki devredilir, ama sorumluk asla. Fransız Genel Müdür’ün delikanlıca belirttiği gibi, bir organizasyondaki her şeyden lider sorumludur. Çünkü o yanlışı bizzat yapan kişi veya kişileri de lider seçmiştir. Ama yanlışı yapan kişi veya kişiler yetkin değildir. Lider, yetki devretmiş, ama gereken kontrolü elden bırakmıştır. Veya söz konusu yöneticilerin işlerine karışarak yanlış iş yaptırmıştır.</p>
<p>Toksik veya narsistik yöneticiler için ise daima başarı vardır. Başkalarının başarısı üstüne yatabilirler, ama başarısızlıklar hep başkasına aittir. Sorumluluktan kaçamadıklarında yerine göre başarısızlığa bir neden bulurlar. Bu neden, bazen rakipler veya dış güçler de olabilir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yönetimin ayrılmaz üçlüsü yetki, sorumluluk ve hesap verebilirliktir. Bir sorumluluğu üstlenen kişi, verilen yetki ile işini yapar. Ancak eylemlerinin hesabını da verecektir. Sadece krallar, diktatörler ve malın sahiplerinin hesap verme zorunluluğu yoktur.</p>
<p>Gallup’un sözünü ettiğim modelinde “Hesap verebilmeyi yaratmak“ liderin öz(core) bir yetkinliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kurumda hesap verebilme kültürünü yaratacak olan, o kurumun lideridir. Ama hesap vermek önce liderin kendisinden başlar. Çünkü bir organizasyonun en tepesindeki en yetkili kişi olan lider, o organizasyondaki iyi veya kötü her şeyden sorumludur.</p>
<p>Ve delikanlı liderler hesap vermekten kaçmazlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-bazi-liderler-hesap-vermekten-kacarlar-90070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden bazı liderler hesap vermekten kaçarlar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-piyasalarinda-aciklanacak-asgari-veriler-belirlendi-90093</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji piyasalarında açıklanacak asgari veriler belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) elektrik, doğal gaz, emisyon ticaret sistemi (ETS) ve Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sistemi (YEK-G) piyasalarında kamuoyuna açıklanacak asgari verilere ilişkin Kurul kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, elektrik üretim ve depolama tesislerindeki arıza ve bakım kaynaklı kapasite değişiklikleri, iletim şebekelerindeki kısıtlar, doğal gaz altyapısındaki kapasite sorunları ve lisanslara ilişkin gelişmeler açıklanacak bilgiler arasında yer aldı.</p>
<p>Ayrıca ETS kapsamındaki tesislerin üretim kapasitelerinde ve sera gazı emisyonlarını etkileyebilecek gelişmeler ile YEK-G sistemindeki yenilenebilir enerji tesislerinin devre dışı kalma durumları da bildirilecek.</p>
<p>Tesislerin kapasite kullanımındaki değişikliklere ilişkin bilgilerin, ilgili olayın ortaya çıkmasından itibaren en geç bir saat içinde, diğer bilgilerin ise mümkün olan en kısa sürede Dahili Bilgi Platformu üzerinden kamuoyuyla paylaşılması gerekecek.</p>
<p>Öte yandan EPDK tarafından elektrik, doğal gaz ve YEK-G piyasalarında Şeffaflık Platformu üzerinden yayımlanacak verilerin listesi de güncellendi. Bu platforma ilişkin 6 Ocak 2022 tarihli 10711 sayılı kurul kararı ise yürürlükten kaldırıldı. Konuya ilişkin kurul kararı ise 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-piyasalarinda-aciklanacak-asgari-veriler-belirlendi-90093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik, doğal gaz, emisyon ticaret sistemi ve Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sistemi piyasalarında kamuoyuna açıklanacak asgari verileri belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lojistik-sektoru-akaryakit-maliyetlerini-tasiyamiyor-90066</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lojistik sektörü, akaryakıt maliyetlerini taşıyamıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarındaki ani yükselişler başta petrol ve türevi tüm hammaddelerde maliyetlerin neredeyse iki kata yakın artmasına neden oldu. Özellikle motorindeki yükseliş denizyolu, karayolu ve proje taşımacılığı başta olmak üzere birçok kalemde kendisini hissettirdi. Öyle ki 1 Ocak 2026’da ülke genelinde ortalama litresi 53,6 TL olan motorinin fiyatı, 96 liranın üzerine çıktı. EKONOMİ gazetesi olarak yapmış olduğumuz hesaplamalarda 1 Ocak 2026’da ülke genelinde 53,6 TL olan motorin fiyatı aylık 4 bin 500 litre yakıt tüketimine sahip bir tırda 241 bin 200 TL oldu. 18 Ekim 2026 tarihli hesaplamamızda ise Türkiye genelinde 96,6 TL olan motorin fiyatı 4 bin 500 litre aylık yakıt tüketimi olan bir tıra getirdiği maliyet yükü 434 bin 700 TL olarak hesaplandı. Geçen 10 aylık süre zarfında yakıt maliyetinde 2 kata yakın artış görülürken, lojistik firmaları bu durumu tedarikçilerine sınırlı bir şekilde yansıtabiliyor.</p>
<h2>Yıllık bütçe 6 ayda yakalandı </h2>
<p>EKONOMİ’ye açıklamalarda bulunan sektör temsilcileri yakıt kaleminde sene sonunda öngördükleri maliyetlere ilk 6 ayda eriştiklerini mevcut durumda ise hesaplamaların yüzde 30 ila 40 arasında üzerinde bir tablo ile karşı karşıya olduklarını iletti. Mevcut kalemler içerisinde sadece personel maliyetlerindeki artışın sınırlı kaldığına dikkat çekilirken, sene sonundaki asgari ücret artışlarının yeni dönem stratejilerinde belirleyici olacağı ifade edildi.</p>
<h2>Kauçuk sözleşmesi 9 yılın zirvesinde </h2>
<p>Taşımacılığın ana gider kalemleri arasında yer alan lastikte de durum farklı değil. Eylül ayından bu yana 60'tan fazla lastik şirketi, tam çelik gövdeli lastikler, yarı çelik lastikler ve mühendislik lastikleri gibi tüm kategorileri kapsayan 70'ten fazla kalemde fiyat artışı bildirimi yayınladı ve fiyat ayarlama oranları genellikle yüzde 2 ile yüzde 5 arasında değişiyor. Sonrasında ürünün ana hammaddesi olan kauçukta tarafında da önemli bir gelişme yaşandı. Shanghai Vadeli İşlemler Borsası'ndaki (SHFE) ana kauçuk sözleşmesi, Ekim 2026 başı itibarıyla ton başına 20 bin 145 yuana kadar tırmanarak son 9 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Sektör temsilcileri bu durumun ilerleyen dönemlerde lastik tarafında yeni düzenlemelerin geleceği şeklinde yorumlarken, “Bir tırın altındaki lastik setini yenileme maliyeti, artık küçük ölçekli bir sermaye yatırımına dönüşmüş durumda” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<h2>Gemi yakıt endeksleri 2 kat yükseldi </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad701bdb1748-1792475581.jpg" alt="" width="800" height="450" />Gemi Yakıt İkmalcileri Derneği (GYİD) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Muhtaroğlu, gemi yakıt endekslerinin savaş sonrasında bin 250, bin 350, bin 400 ve sonrasında da bin 500’lere kadar yükseldiğine dikkat çekerek, “Endeksler savaş öncesinin 2 katına çıktı. Aslında bu süreç bize şu sinyali verdi, ham petrol beklendiği kadar yükselmedi ancak ürünler yani gemilerin yaktığı yakıtlar bizim araçlarımıza aldığımız yakıtlar anormal şekilde yükseldi” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Varil dizel yakıt 200 doları gördü</span></h2>
<p>Yakıt fiyatlarında da önemli ayrışmalar görüldü. Özellikle dizel ve benzinde makas ters yönde işledi. Mustafa Muhtaroğlu, bir varil ham petrol 100 dolar iken bir varil dizel yakıtın 200 dolara yükseldiğinin altını çizerek, “Bunun temel sebebi Hürmüz Boğazı’ndan ürün çıkışının bazı günler sıfıra inmesi, İran’ın bölge ülkelerinin enerji altyapılarını ve rafinerilerini vurması ve nihayetinde dünyanın en önemli petrol üreticilerinden olan Rusya’nın Ukrayna saldırıları ile rafinaj kapasitesinin yüzde 30’unu yitirmesidir” dedi. Muhtaroğlu, bu durumun doğrudan etkilerinin deniz ve karayolu taşımacılığında yoğun bir şekilde hissedildiğini kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lojistik-sektoru-akaryakit-maliyetlerini-tasiyamiyor-90066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/tasimacilikk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lojistik sektörü temsilcileri yakıt kaleminde sene sonunda öngördükleri maliyetlere ilk 6 ayda eriştiklerini, mevcut durumda ise hesaplamaların yüzde 30 ila 40 arasında üzerinde bir tablo ile karşı karşıya olduklarını vurguladı. Mevcut kalemler içerisinde sadece personel maliyetlerindeki artışın sınırlı kaldığına dikkat çekilirken, sene sonundaki asgari ücret artışlarının yeni dönem stratejilerinde belirleyici olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/avrupada-secim-firtinasi-basliyor-90063</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’da seçim fırtınası başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="236" height="112" /></p>
<p>Avrupa, son yılların en kritik seçim dönemlerinden birine giriyor. Önümüzdeki 12 ayda Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomileri arasında yer alan ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede sandık kurulacak. Seçimler yalnızca ulusal hükümetleri değil, Avrupa’nın ortak politika üretme kapasitesini de etkileyecek. Zira. millliyetçi ve aşırı sağ partilerin güç kazanması, Brüksel’in ekonomi, enerji, savunma ve göç alanlarında daha bütünleşik bir politika oluşturmasını zorlaştırabilir.</p>
<h2>İspanya ilk sınavı verecek </h2>
<p>Seçim mevsimi Bulgaristan ve İspanya ile başlıyor. İspanya'nın yanı sıra Fransa , İtalya, Polonya, Finlandiya, Yunanistan, Estonya ve Slovakya da sandık başına gidecek. Bunların en büyük dört ülkesi olan Fransa, İtalya, Polonya ve İspanya'da aşırı sağcı veya milliyetçi popülist partilerin güç kazanması siyasi gözlemcilere göre Avrupa'nın çehresini önemli ölçüde değiştirebilir.</p>
<p>Sürecin ilk büyük dönemeçlerinden biri 29 Kasım’da yapılacak İspanya parlamento seçimleri. Başbakan Pedro Sánchez’in erken seçim kararı, sekiz yıllık sosyalist yönetimin geleceğini tartışmaya açtı. Kamuoyu yoklamalarında muhafazakâr Halk Partisi (PP) ile milliyetçi-popülist Vox’un birlikte çoğunluğa ulaşabileceği öngörülüyor. Böyle bir sonuç, İspanya’nın iç politikasında olduğu kadar AB içindeki dengelerde de değişim yaratabilir.</p>
<h2>Fransa ve Polonya sırada </h2>
<p>Gözler daha sonra Fransa ve Polonya’ya çevrilecek. Fransa’da Marine Le Pen liderliğindeki Ulusal Birlik’in cumhurbaşkanlığını kazanması, Avrupa siyasetinde en önemli kırılma ihtimallerinden biri olarak görülüyor. Le Pen’in AB bütçesine katkıyı azaltma, ortak iltica politikasından ayrılma ve Fransız hukukunun AB hukuku karşısındaki konumunu güçlendirme vaatleri, Brüksel’le yeni bir gerilim başlığı oluşturabilir. Polonya’da ise milliyetçi Hukuk ve Adalet Partisi’nin yeniden iktidara gelmesi, ülkenin AB ile ilişkilerini yeniden şekillendirebilir.</p>
<h2>İtalya’da favori yine Meloni </h2>
<p>İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidarını koruması beklenirken, daha radikal sağın baskısının hükümetin çizgisini değiştirip değiştirmeyeceği izlenecek.</p>
<h2>AB’nin ortak kararları zorlaşabilir </h2>
<p>The Guardian analizinde öne çıkan temel risk, sağa kayışın tek tek ülkelerle sınırlı kalmayıp Avrupa genelinde birbirini besleyen bir siyasi dönüşüme dönüşmesi. Merkez sağ partilerin aşırı sağla işbirliğine daha açık hale gelmesi, göç ve iklim politikalarında daha sert çizgileri güçlendiriyor.</p>
<p>Seçim sonuçlarının ekonomik etkisi de önemli. Hükümetlerin kampanyalara odaklanması, AB’nin uzun vadeli bütçesi ve ortak savunma yatırımları gibi hassas konularda uzlaşmayı geciktirebilir. Ülkelerin ulusal çıkarlarını öne çıkarması, enerji, finans ve teknoloji alanlarında daha derin bütünleşme çabalarını da sekteye uğratabilir.</p>
<h2>Ukrayna önemli başlıklardan biri </h2>
<p>En kritik başlıklardan biri ise Ukrayna. Fransa’da Le Pen’in kazanması halinde Kiev’e ikili askerî yardımın sınırlandırılması ve Rusya yaptırımlarına mesafeli yaklaşılması ihtimali, Avrupa’nın güvenlik politikası açısından yeni belirsizlikler yaratabilir. Buna karşılık, seçimlerin tamamının AB karşıtı bir çizgide sonuçlanacağı kesin değil. İtalya’nın pragmatik çizgisini koruması veya Polonya’da Avrupa yanlısı yönetimin devam etmesi, ortak hareket alanını koruyabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En kritik eşik Fransa</span></h2>
<p>Fransa’daki seçimler, Avrupa’nın siyasi yönü açısından belirleyici olabilir. Cumhurbaşkanlığını AB ile daha çatışmacı bir çizgideki milliyetçi bir adayın kazanması, ortak bütçe, göç, Ukrayna’ya destek ve AB hukukunun üstünlüğü gibi başlıklarda yeni gerilimler doğurabilir. Bu nedenle seçim takviminin en yakından izlenecek duraklarından biri Paris olacak. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’nın seçim takvimi</span></h2>
<p>■ 25 Ekim ve 1 Kasım 2026 Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçimi</p>
<p>■ 29 Kasım 2026 İspanya parlamento seçimi</p>
<p>■ 7 Mart 2027 Estonya parlamento seçimi</p>
<p>■ 18 Nisan 2027 Finlandiya parlamento seçimi</p>
<p>■ 18 Nisan ve 2 Mayıs 2027 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi</p>
<p>■ 2027 Yazı Fransa parlamento seçimi</p>
<p>■ 25 Temmuz 2027’ye kadar Yunanistan parlamento seçimi</p>
<p>■ Sonbahar 2027 Polonya ve Slovakya parlamento seçimleri</p>
<p>■ Aralık 2027’ye kadar İtalya parlamento seçimi</p>
<p>■ 2027 - Almanya’da yıl boyunca çeşitli<br />eyalet seçimleri de planlanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’de ara seçimler sonrasında ticaret savaşları sertleşebilir</span></h2>
<p>ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından Trump yönetiminin gümrük tarifelerini artırarak ticari gerilimi tırmandırabileceği öngörülüyor. Olumsuz senaryoda ortalama tarife oranının yüzde 21,3’e yükselmesi bekleniyor.</p>
<p>Küresel ticarette korumacılık ve tarife belirsizlikleri sürerken, ABD’deki ara seçimler yeni bir gerilim dalgasının habercisi olabilir. Allianz Trade’in “Ekonomik Görünüm 2026-2028” raporuna göre seçimlerin ardından Trump yönetimi ticaret politikalarında daha sert adımlar atabilir. Çin’in üretim fazlasına yönelik yeni tarifeler, Çin mallarının üçüncü ülkeler üzerinden sevkiyatına ilişkin soruşturmalar ve Kanada ile devam eden ticari anlaşmazlıklar başlıca riskler arasında yer alıyor.</p>
<p>Ticari gerilimin sürmesi, küresel mal ticaretinin büyümesini de sınırlayabilir. Hacim bazında yüzde 4,7 büyüyen dünya mal ticaretinin 2026’da yüzde 4’e, 2027 ve 2028’de yüzde 2,9’a gerilemesi bekleniyor. Raporda ABD tarifelerinin 2027’de küresel ticaret büyümesinden 0,3 puan götürebileceği öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/avrupada-secim-firtinasi-basliyor-90063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/avrupa-1792474168.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da seçim fırtınası başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dijital-abonelikte-mevzuat-yenileniyor-90062</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital abonelikte mevzuat yenileniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, milletvekillerinin dijital abonelikleri ilişkin soru önergesine verdiği yanıtladı.</p>
<p>Tüm abonelik sözleşmelerinin Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 52. Maddesi ve Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği ile düzenlendiğini hatırlatan Bakan Bolat, “Bununla birlikte, abonelik sözleşmelerine ilişkin mevzuatın ihtiyaçlara göre güncellenmesine yönelik çalışmalara başlanmış olup, 6502 sayılı Kanun kapsamındaki tüm sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli sağlayıcılar nezdinde araştırma ve incelemeler sürdürülmektedir. Ayrıca bu alanda tespit edilen diğer sorunları kapsayan bir rapor hazırlanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir” dedi.</p>
<p>Bakan Bolat’ın verdiği bilgiye göre, 2025 ve 2026 yıllarında dijital aboneliklere ilişkin olarak Bakanlığa toplam bin 459 tüketici başvurusu yapıldı. Genel abonelik işlemleri arasında en çok tüketici şikayeti elektronik haberleşme hizmetlerinde yoğunlaştı. 2023-2026 yıllarını kapsayan son 3 yıllık dönemde otomatik yenileme nedeniyle 282 tüketici tarafından şikayet başvurusu yapıldı. 9 bin 669 tüketicinin yıllık ve sezonluk aboneliklerinin tüketicilerin talep ve onayları alınmadan yenilenmesi nedeniyle bir sağlayıcıya 2022 yılında 5 milyon 946 bin 435 lira idari para cezası verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dijital-abonelikte-mevzuat-yenileniyor-90062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı abonelik sözleşmelerine ilişkin mevzuatı yenilemeye hazırlanıyor. Sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli sağlayıcılara ilişkin saha çalışması başlatan Bakanlık, yeni düzenlemeyi hayata geçirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-savunmada-natonun-2035-hedefine-simdiden-yaklasti-90061</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, savunmada NATO’nun 2035 hedefine şimdiden yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye, savunma harcamalarında hızlanmayı sürdürüyor. TBMM’ye sunulan bütçede 2027 yılında toplam savunma harcamaları 3 trilyon 454 milyar TL olarak planlandı. Bu tutar, OVP’de öngörülen 111.2 trilyon TL’lik 2027 GSYH’sinin yüzde 3,11’i anlamına geliyor. Bu alanda önemli bir veri de hafta sonu açıklandı. Bursa’da konuşan Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, hali hazırda doğrudan silahlı kuvvet ihtiyaçları için üretim ve çeşitli projeler kapsamında savunma sanayiinde 15 milyar dolarlık sözleşmenin imzalandığını, yıl sonuna kadar 20 milyar dolarlık sözleşmenin imzalanmasının beklendiğini açıkladı. Bu gelecek yıllarda da özellikle yeni ürünlere yönelik harcamanın devam edeceği anlamına geliyor.</p>
<h2>GSYH'nin yüzde 5 hedefi </h2>
<p>Son tartışmalarda NATO’nun savunma harcamalarını 2035’e kadar her birinin GSYH’sinin yüzde 5’ine kadar yükseltmesi hedefi konulmuştu. Bu oranın yüzde 3,5’i orduların modernizasyonu dahil doğrudan askeri konularda, yüzde 1,5’i de siber güvenlik, altyapı ve savunma sanayi üretim yapıları için konuldu. Türkiye’nin 2027’de ilişkili alanlar dışında, doğrudan askeri harcamalarının NATO’nun koyduğu yüzde 3,5’lik hedefe çok yakın seviyede bir harcama planladığı belirlendi.</p>
<h2>İhracat da yerli siparişler de yükseliyor </h2>
<p>Savunma sanayii ve savunma harcamalarında yüksek tutarlı seviyelere ulaşıldı. İhracatın getirdiği ivme yanında, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere, güvenlik birimlerinin alımları hızlandı. Savunma sanayiinde, sahil güvenlik, jandarma, emniyet ve diğer güvenlik güçlerinin kendi doğrudan tedariki olabiliyor ama ağırlıklı olarak SSB üzerinden de alım yapıyor.</p>
<p>Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, hafta sonundaki etkinlikte, 2026’da Ekim ayı itibariyle 15 milyar dolarlık iç sipariş alındığını, yıl sonuna kadar siparişin 20 milyar dolara ulaşmasını beklediklerini kaydetti. Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı şirketleri ile SSB iştiraki şirketlerin (ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ, HAVELSAN ve STM) son üç yıl içinde 16 binden fazla şirkete iş verdiğini, yine son 3 yıl içinde alt üretici şirketlere verilen siparişin 20 milyar doları geçtiğini vurgularken, bu yıl içinde alınanlar dahil, toplam açık yurt içi sipariş tutarının 13,4 milyar dolar düzeyinde olduğunu vurguladı. Görgün, Türkiye’deki savunma sanayii ekosisteminin “4 bin firmanın üzerinde” olduğunu açıklamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekosistem için yol haritası</span></h2>
<p>Türkiye’nin ihracatı 2026 yılında da rekora ilerliyor. TİM verilerine göre Eylül ayı itibariyle yıllıklandırılmış ihracat, bir önceki yılın toplamını geçti ve 10 milyar 941 milyon dolara ulaştı. Yıllıklandırılmış veride atış yüzde 30, Ocak-Eylül kıyaslamasında ise yüzde 15,6 düzeyinde bulunuyor. Savunma sanayiinin toplam ihracat içindeki payı da Ocak-Eylül dönemi itibariyle yüzde 3,3, yıllıklandırılmış veride yüzde 3,9 ile yüksek sayılabilecek bir seviyede seyrediyor. İhracat tutarı, SSB’nin veri tabanıyla bir miktar daha yukarı çıkabiliyor. Haluk Görgün, 2024-2025’i kapsayan dönemde imzalanan ihracat siparişi tutarını 20 milyar doların üzerinde olarak açıklamış ve bunun orta vadede ihracatın güçlü seyrini sürdüreceğini vurgulamıştı. Bu açıklamaların ardından Malezya, İspanya, Azerbaycan ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinin de bulunduğu çok sayıda yüksek tutarlı sözleşme duyuruldu. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, sektörde KOBİ’ler dahil, üretim yapan alt üretici ve yüklenicileri ana unsur olarak gördüklerini, YETEN programı ile finansman kolaylıkları da sağlayan bir yapılanma sağladıklarını kaydetti. Alt üreticilere yönelik olarak bir yol haritası oluşturacaklarını vurguladı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-savunmada-natonun-2035-hedefine-simdiden-yaklasti-90061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin 2027’de ilişkili alanlar dışında, doğrudan askeri harcamalarının NATO’nun koyduğu hedefe çok yakın seviyede bir harcama planladığı belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-ak-partiye-cevrildi-yeni-katilimlar-olacak-mi-90060</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler AK Parti’ye çevrildi: Yeni katılımlar olacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Merkez Karar Yönetim Kurulu(MKYK) toplantısına başkanlık edecek. Yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, saha raporları, Terörsüz Türkiye Süreci, Meclis çalışmaları ve yeni yasal düzenlemeler toplantının gündem başlıklarını oluşturacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MKYK toplantısında yeni döneme ilişkin öneri ve uyarılarını kapalı toplantıda, Çarşamba günü ise açık mesajlarını Meclis’te AK Parti Grup toplantısında verecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis’te 28. Dönem 5. Yasama yılının ilk grup toplantısında konuşacak. Erdoğan’ın mesajları merak ediliyor.</p>
<p>AK Parti’ye, belediye başkanı düzeyinde transferler devam ederken, Çarşamba günü TBMM’de AK Parti grup toplantısında milletvekili düzeyinde de katılım bekleniyor.</p>
<p>Şu ana kadar İzmir başta olmak üzere 108 belediyeyi saflarına katan AK Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,10’un üzerine belediye başkanının grup toplantısında rozetlerini takacağı öne sürülüyor. Öte yandan, daha önce partilerinden istifa eden ve şu anda bağımsız olan birkaç milletvekilinin de yine grup toplantısında AK Parti’ye katılacağı kulislerde konuşuluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP’li Akay: 3 yılda 1 trilyon 26.5 milyar liralık garanti yükü!</strong></span></p>
<p>CHP Karabük Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Cevdet Akay, 2027, 2028 ve 2029 yıllarında ulaştırma projelerinin garanti ve katkı ödemelerine ve şehir hastanelerine toplam 1 trilyon 26 milyar 542 milyon TL ayrılacağını belirterek, kamu kaynaklarının kullanımındaki tercihlerin sorgulanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Akay, ulaştırma projelerinin trafik garantileri ve katkı ödemeleri için 2027’de 134 milyar 144 milyon TL, 2028’de 165 milyar 250 milyon TL, 2029’da 167 milyar 975 milyon TL öngörüldüğünü, üç yıllık toplamın 467 milyar 369 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. 2027 bütçe teklifinde tutarın 2026 bütçesine göre yüzde 32,4 arttığını kaydeden Akay, “Yolun, köprünün, tünelin garantisi var; peki geçim derdindeki vatandaşın garantisi nerede?” diye sordu.</p>
<p>Şehir hastanelerinin hizmet alım bedelleri ve yatırım kullanım bedelleri için 2027-2029’da 559,2 milyar TL, yalnızca 2027 yılında iki kalem için 160,7 milyar TL öngörüldüğünü aktaran Akay, hizmet alım bedellerindeki artışın bir önceki yılın bütçesine göre yüzde 36,4’e ulaştığını kaydetti. Akay, “Şehir hastanelerinin üç yıllık ödeme yükü 559,2 milyar liraya ulaşıyor. Bu nasıl bir maliyet politikasıdır? Sağlık hizmetinin maliyetini, şirketlere yapılan ödemeleri ve bu sözleşmelerin kamuya uzun vadeli yükünü kim açıklayacak? Sağlığa ayrılan kaynağın büyüklüğüyle övünmeden önce, bu paranın ne kadarının doğrudan sağlık hizmetine, ne kadarının sözleşme kapsamındaki kullanım ve hizmet ödemelerine gittiğini ortaya koyun. Milletin vergileriyle yapılan ödemeler şeff af değilse, o bütçenin hesabı da verilmiş değildir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-ak-partiye-cevrildi-yeni-katilimlar-olacak-mi-90060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/1/1280x720/erdogan-1762955996.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gözler AK Parti’ye çevrildi: Yeni katılımlar olacak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sel-zorunlu-neden-mucbir-sebep-sayilir-mi-90057</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sel zorunlu neden (mücbir sebep) sayılır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Evet</strong> geçtiğimiz hafta yaşanan şiddetli yağışların neden olduğu su baskınları, bu olaya bağlı olarak edimlerini yerine getiremeyen <strong>ihracatçılar için mücbir sebep sayılabilir</strong>.</p>
<p><strong>Ancak…</strong></p>
<p>Bu olayın <strong>kendiliğinden</strong>, başka bir deyişle otomatik olarak <strong>zorunlu neden sayılabilmesi olası değildir</strong>.</p>
<p>Su baskınının bu <strong>duruma nasıl yol açtığı</strong>, hangi <strong>yükümlülüklerin</strong> yerine getirilemediği, <strong>sözleşme koşulları</strong> ve ilgili <strong>mevzuat</strong> hükümleri <strong>belirleyici</strong> rol oynar.</p>
<p>Eski deyimle “ Mücbir Sebep,“ günümüz Türkçesinde “ Zorunlu Neden “ İngilizcede “Act of God “ve Fransızcada da “Force Majeure“ denilen olayı bir açıklığa kavuşturalım.</p>
<p><strong>Zorunlu nedenlerin, kendi kontrolümüzün dışında nedenler olması gerekir. </strong></p>
<p>Başka bir deyişle bunların meydana gelmesinde bizim bir ihmalimizin veya kusurumuzun olmaması gereklidir.</p>
<p>Ayrıca, bu <strong>nedenleri</strong> ve bunların <strong>işimiz</strong> üzerindeki etkilerini makul çerçevelerde <strong>tahmin edemememiz</strong> gerektir.</p>
<p>Tüm bunlara ek olarak da bu sebeplerden <strong>kaçınmamızın</strong> veya bunların <strong>etkilerini ortadan kaldırmamızın</strong> makul çerçevelerde <strong>mümkün olmaması</strong> şarttır.</p>
<p>Genel olarak zorunlu nedenleri sayacak olursak; Doğal afetler, (deprem, sel, toprak kayması, kasırga, volkan patlaması v.b) Kanuni grev, Genel Salgın Hastalık, Kısmî veya Genel seferberlik İlânı, Savaş, Genel isyan v.b. ve tarafların üzerinde anlaşmaya varabilecekleri bazı diğer nedenler, (ağır kaza, ağır hastalık v.b) şeklinde genel bir tanımlama yapabiliriz.</p>
<p>İlk iş olarak, ithalatçı ile yapılan <strong>sözleşmedeki</strong> Mücbir Sebep <strong>maddelerine</strong> bakmalıyız.</p>
<p>Sözleşmemiz yoksa, ne yazık ki birçok ihracatçımız sözleşme yapmadan, sadece yazışmalara dayanarak iş yapmayı tercih ediyor, işimiz biraz yokuşa doğru oluyor.</p>
<p><strong>Alıcımızı</strong> derhal, durumdan <strong>yazılı</strong> olarak <strong>bilgilendirmeliyiz.</strong></p>
<p>Edimlerimizi yerine getiremememiz ile içerisinde bulunduğumuz durumun <strong>doğrudan bağlantısı</strong> olduğunu <strong>kanıtlamalıyız</strong>.</p>
<p>Fotoğraf, tutanak, taşıyıcı yazısı, sigorta belgesi gibi <strong>kanıtlarla</strong> ile Meteoroloji, Ticaret ve/veya Sanayi odası v.b. resmi kurumlardan alacağımız <strong>resmî belgelerle</strong> hem olayı hem de bize ve yükümlülüğümüze olan etkilerini kanıtlamalıyız.</p>
<p><strong>Buna ne gerek var</strong>, tüm medyada yer aldı <strong>demek</strong> bizi zora ve hatta <strong>zarara sokabilir</strong>.</p>
<p>Bir uyuşmazlık durumunda bu belgeler bizim savunma araçlarımız olacaktır.</p>
<p>Öte yandan, alıcının uğraması olası <strong>zararları en aza indirgemek</strong> için olabildiğince ve elden geldiğince <strong>her türlü çabanın</strong> gösterilmesi ve bunun kanıt altına alınması gereklidir.</p>
<p>Sorunun <strong>çözülebilmesi</strong> için <strong>farklı seçenekler</strong> olabilir mi <strong>araştırın</strong> ve alıcınıza <strong>bilgi verin</strong>.</p>
<p><strong>Zorunlu nedenin</strong> geçerli olabilmesi, yalnızca edimin yerine getirilmesinin <strong>fiilen imkânsız</strong> hale geldiği durumlarda <strong>mümkündür</strong>.</p>
<p><strong>Yükümlülüklerin</strong> yerine getirilmesinin daha <strong>zorlu</strong> ya da daha <strong>pahalı</strong> bir <strong>hale gelmesi</strong> mücbir sebep için <strong>yeterli değildir</strong>.</p>
<p>Eğer ihracatçı, malları farklı ve daha maliyetli bir güzergâh üzerinden teslim edebilecek durumdaysa, mücbir sebep iddiası kabul edilmeyebilir hatta alıcınız bu durumu sizinle pazarlık konusu bile yapabilir.</p>
<p><strong>Böylesi durumlarda zararın en aza indirilebilmesi, elinizde karşılıklı hak ve sorumlulukları detaylı olarak belirleyen bir sözleşmenizin olması ile mümkündür.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sel-zorunlu-neden-mucbir-sebep-sayilir-mi-90057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sel zorunlu neden (mücbir sebep) sayılır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-90056</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun hafızasını unutmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SEZGİN ERÖZBAĞ - </strong><strong>ABB ASKİ İç Denetim Birimi Başkanı</strong></p>
<p>Suyun hafızası vardır; bir zamanlar aktığı yeri unutmaz ve uygun koşulları bulduğunda yeniden o yoldan akar. Bu söz, yalnızca doğanın işleyişini anlatan bir ifade değil, aynı zamanda şehir planlamacılarına ve yerel yönetimlere yönelik önemli bir uyarıdır. Kentler planlanırken suyun doğal akış yolları, toprağın suyu emme kapasitesi ve yer altı su kaynaklarının dengesi mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi hâlde doğanın akışını engelleyen uygulamalar, zamanla sel, su baskını, kuraklık ve yer altı su kaynaklarının azalması gibi ciddi sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu yönetmek</strong></p>
<p>Özellikle İstanbul gibi yoğun yapılaşmanın görüldüğü büyük şehirlerde, yağmur suyunun doğru yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Kent yüzeylerinin önemli bir bölümünü oluşturan çatılar, yağmur suyu hasadı için büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Çatılara düşen yağmur suları uygun sistemlerle toplanarak depolanabilir ve bahçe sulama, temizlik gibi alanlarda yeniden kullanılabilir. Böylece hem şebeke suyu tüketimi azaltılabilir hem de yağmur suyunun doğrudan kanalizasyon sistemlerine yük oluşturmasının önüne geçilebilir.</p>
<p>Yollarda ve yağış sırasında su birikintilerinin oluştuğu alanlarda ise hendekler, yağmur bahçeleri ve suyu toprağa geçiren geçirgen yüzeyler kullanılmalıdır. Bu uygulamalar, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini önleyerek toprağa sızmasını kolaylaştırır. Böylece yüzey akışı kontrol altına alınabilir, su baskını riski azaltılabilir ve yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlanabilir.</p>
<p>Dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi yöntemleri, kentlerin doğayla uyumlu biçimde planlanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye'deki yerel yönetimlerin de bu uygulamaları kentlerin coğrafi özelliklerine göre değerlendirmesi ve yaygınlaştırması gerekmektedir. Bu konuda sorumluluk yalnızca belirli bir dönemin yönetimine değil, geçmişten bugüne görev yapan ve gelecekte görev alacak bütün idarelere aittir.</p>
<p><strong>Betonlaşan dereler, artan sel riskleri</strong></p>
<p>Doğal su yollarının betonlaştırılması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması, şehirlerin karşı karşıya kaldığı önemli çevresel sorunların başında gelmektedir. Dereler yalnızca suyun bir noktadan başka bir noktaya taşındığı kanallar değildir. Aynı zamanda <strong>yağmur sularının doğal biçimde ilerlediği,</strong> çevresindeki ekosistemleri beslediği ve taşkın dönemlerinde fazla suyu taşıdığı doğal sistemlerdir. Bu alanların betonla kaplanması, daraltılması veya yapılaşma baskısı altında bırakılması, suyun doğal hareketini değiştirebilir. Yoğun yağışlarda ise suyun kısa sürede büyük miktarlara ulaşması, taşkın riskini artırabilir ve yerleşim alanlarında ciddi zararlara neden olabilir.</p>
<p>Bu nedenle dere yatakları ve taşkın alanları, şehir planlamasında korunması gereken doğal alanlar olarak ele alınmalıdır. Suya karşı mücadele etmek yerine suyun doğal akışına alan açan, taşkın riskini önceden hesaplayan ve doğayla uyumlu çözümler geliştiren bir planlama anlayışı benimsenmelidir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu toprakla buluşturmak</strong></p>
<p>Kentlerde yağmur suyunun büyük bölümü beton, asfalt ve diğer geçirimsiz yüzeyler nedeniyle toprağa ulaşamadan uzaklaştırılmaktadır. Oysa yağmur suyu, doğru planlama ve uygun altyapı sayesinde yer altı su kaynaklarını besleyen önemli bir doğal kaynaktır.</p>
<p>Bunun için yağmur bahçeleri oluşturulmalı, geçirgen zeminler yaygınlaştırılmalı, yeşil alanlar korunmalı ve çatılardan toplanan sular değerlendirilmelidir. Dere yatakları üzerindeki yapılaşma baskısı azaltılmalı, taşkın alanları korunmalı ve şehirlerin yağmur suyu altyapısı iklim koşulları dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Bu uygulamalar yalnızca sel riskini azaltmakla kalmaz; suyun kent içinde tutulmasına, toprağın nem dengesinin korunmasına ve doğal su döngüsünün desteklenmesine de katkı sağlar.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Suyun hafızasını göz ardı eden şehircilik anlayışı, kısa vadede çözüm gibi görünen uygulamalarla uzun vadeli sorunlara zemin hazırlayabilir. Dere yataklarını betonlaştırmak, doğal suyollarını yapılaşmaya açmak ve yağmur suyunu hızla kent dışına taşımak, suyun doğayla kurduğu dengeyi bozabilir.</p>
<p>Oysa çözüm, suyu engellemekte değil, ona doğru alanı açmakta yatmaktadır. <strong>Çatılarda su hasadı yapmak, yollarda yağmur bahçeleri ve hendekler oluşturmak, geçirgen yüzeyleri artırmak, dere yataklarını korumak ve yer altı su kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek</strong> bu anlayışın temel adımlarıdır.</p>
<p>Şehirleri planlayanlar ve yönetenler, suyun doğal akışını dikkate almak zorundadır. Çünkü yağmur suyu yalnızca uzaklaştırılması gereken bir yük değil, korunması ve değerlendirilmesi gereken değerli bir kaynaktır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki suyun yolunu yok saymak, suyun o yolu yeniden aramayacağı anlamına gelmez. Doğayla uyumlu kentler kurmanın ilk şartı, suyu toprakla buluşturmak ve doğanın işleyişine saygı duymaktır. Bunun için şehirleri doğaya rağmen değil, doğayla birlikte planlamak lazım.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-90056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun hafızasını unutmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-tartismasinda-asil-mesele-ulke-listesi-degil-90055</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Made in EU tartışmasında asıl mesele ülke listesi değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA ADIGÜZEL - </strong><strong>FİNERA Genel Müdürü</strong></p>
<p>Avrupa'da geçen hafta sonu açıklanan Fransız Alman uzlaşması Türkiye'de tek bir başlığa indirgendi: listede yokuz. Oysa aynı belgede Türkiye'yi en az kapsam kadar ilgilendiren ikinci bir talep var ve o talep konuşulmuyor. Otomotive ilişkin hükümlerin, Türkiye'yi koruyan eşdeğerlik maddesinin bulunduğu metinden çıkarılıp ayrı bir düzenlemeye taşınması isteniyor.</p>
<p><strong>Martta ne kazanıldı, ne kazanılmadı?</strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu 4 Mart 2026'da Sanayi Hızlandırma Yasası teklifini yayımladı. Amaç açık: kamu alımlarını, satın alma desteklerini ve belirli teşvikleri Avrupa'da üretilmiş ve düşük karbonlu ürünlere yönlendirerek imalatın Birlik hasılasındaki payını 2024'teki yüzde 14,3'ten 2035'te yüzde 20'ye çıkarmak.</p>
<p>Teklifin 8. ve 9. maddeleri, AB ile gümrük birliği veya serbest ticaret alanı bulunan ülkelerden gelen içeriği Birlik menşeli içerikle eşdeğer sayıyordu. Türkiye'de bu hüküm haklı olarak kazanım sayıldı, borsada otomotiv hisseleri yükseldi, aracı kurumlar belirsizliğin ortadan kalktığını yazdı.</p>
<p>Ancak o günden bugüne iki şey yeterince konuşulmadı. Birincisi, aynı teklifte Türk şirketlerinin AB kamu ihalelerine doğrudan taraf olarak katılamayacağı Komisyon sözcüsü tarafından açıkça belirtilmişti. Ürün içeriğinin eşdeğer sayılması ile ihaleye katılım hakkı iki ayrı meseledir ve Mart'ta yalnızca birincisi için kapı aralanmıştı.</p>
<p>İkincisi, eşdeğerliğin nihai montaj şartına da uygulanıp uygulanmadığı teklif metninde kesin değildi. Konuyu inceleyen hukuk firmalarından biri, Ek III'teki AB içinde montaj koşulunun dar yorumlanabileceğini ve üçüncü ülke içeriğine tanınan eşdeğerliğin nihai montajı kapsayıp kapsamadığının belirsiz olduğunu özellikle not etmişti.</p>
<p>Yani Mart'ta elde edilen şey bir ilke kapısıydı, kapalı bir hukuki güvence değil. Bu ayrım bugünü anlamak için önemli, çünkü kaybedilen şeyin ne olduğunu doğru tarif etmemizi sağlıyor.</p>
<p><strong>16 Ekim'de iki şey oldu, ikincisi konuşulmadı</strong></p>
<p>Birincisi biliniyor. Fransa ile Almanya, Avrupa Konseyi toplantısının kenarında otomotivde uzlaştı. Almanya karbondioksit hedeflerinde esneklik aldı, Fransa buna karşılık daha dar bir Avrupa tercihi tanımı elde etti. Agence Europe'un aktardığı coğrafi kapsam Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri, İsviçre ve İngiltere ile sınırlı. Bu ülkelerin yararlanması ise AB ile özel ortaklık anlaşmaları imzalamalarına bağlanıyor. Türkiye bu listede yok.</p>
<p>İkincisi konuşulmadı. MLex'in gördüğü ortak pozisyon belgesine ve EUobserver'ın aynı gün verdiği habere göre iki ülke, otomotive ilişkin hükümlerin Sanayi Hızlandırma Yasası taslağından çıkarılıp Otomotiv Paketi içine taşınmasını istiyor. İki dosyanın mümkün olduğunca hızlı ve eş zamanlı kabul edilmesi öneriliyor. Fransa, araçlar için kurulacak yeni tanımın yasanın geri kalanı, yani çelik, çimento, alüminyum ve temiz teknoloji için de ölçüt olmasını umuyor.</p>
<p>Bu niçin önemli? Çünkü Türkiye'yi koruyan eşdeğerlik hükmü Sanayi Hızlandırma Yasası'nın içinde. Otomotive özgü kurallar başka bir metne taşınırsa, o metinde aynı eşdeğerliğin korunup korunmayacağı ayrı bir müzakere konusu haline gelir. Otomotiv Paketi'ndeki karbondioksit standartları revizyonu ile Temiz Kurumsal Araçlar teklifi, bir aracın Avrupa'da üretilmiş sayılmasının ölçütünü zaten yetkilendirilmiş tasarruflara bırakmıştı. Yani tanımı sonradan Komisyon yazacak.</p>
<p>Burada abartıya kaçmamak gerekiyor. Bir hükmün başka düzenlemeye taşınması, eşdeğerliğin kendiliğinden silinmesi anlamına gelmez. Bunu yeni metindeki kapsam, atıflar ve geçiş hükümleri belirleyecek. Doğrulanmış olan şey ayrıştırma talebidir; hukuki korumanın kaybı ise bir risktir.</p>
<p>Ancak Türkiye'nin takip ettiği şeyin değişmesi gerekiyor. Mesele yalnızca ülke listesinde yer alıp almadığımız değil; hangi hükmün hangi metne taşındığı, orada hangi istisnaların korunduğu ve tanımın yetkilendirilmiş tasarrufa bırakılıp bırakılmadığı. Bir metinde olumlu ifade bulunması bütün sisteme erişim güvencesi vermiyor.</p>
<p><strong>Liste neye göre yapıldı</strong></p>
<p>Türkiye'nin otuz yıldır kullandığı savunma şu: Gümrük Birliği içindeyiz, Avrupa sanayisiyle bütünleşiğiz, dolayısıyla eşit sayılmalıyız. Ticaret Bakanı Ömer Bolat Brüksel'deki temaslarında bu çerçeveyi tekrarladı ve otomotivde yıllık 55 milyar avroluk bir ticaret hacmine dikkat çekti.</p>
<p>Gerekçe doğru, ama listeyi açıklamıyor. İsviçre'nin AB ile gümrük birliği yok, listede. İngiltere Birlikten ayrıldı, listede. Türkiye 1996'dan beri sanayi mallarında gümrük birliğinde, listede değil.</p>
<p>Bunu yalnızca güvensizlikle açıklamak eksik olur. Listedeki ülkelerin paylaştığı başka özellikler var. Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn gümrük birliğinde olmadan iç pazara katılıyor ve ortak düzenleme ile denetim yükümlülüğü taşıyor. İngiltere ve İsviçre, Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşması'na taraf; yani kapsanan ihalelerde karşılıklı erişim bakımından somut bir hukuki bağ veriyorlar. Türkiye bu anlaşmaya taraf değil ve Gümrük Birliği kamu alımlarını kapsamıyor.</p>
<p>Uzlaşmanın koşulları da bu yönü gösteriyor. Euronews'in aktardığına göre listedeki üçüncü ülkelerin yararlanabilmesi için iki şey isteniyor: Avrupalı şirketlerin o ülkenin kamu ihalelerine ve kamu fonlarına adil koşullarda erişebilmesi, ve o ülkenin üçüncü ülkeler tarafından kuralları dolanmak için arka kapı olarak kullanılamaması.</p>
<p>Yani kriter, bütünleşmenin tek bir boyutu değil. Karşılıklılık, ticaret savunmasıyla uyum, düzenleyici yükümlülük ve siyasi pazarlık birlikte çalışıyor. Türkiye'nin cevabı bugün bu başlıkların hiçbirinde hazır değil ve mesele yalnızca Türkiye'ye özgü de değil; Japonya ve Güney Kore gibi ortakların durumu da aynı tartışmanın parçası.</p>
<p>İşin bir de açık uçlu tarafı var. Parlamentoda metne beş binin üzerinde değişiklik önergesi verildi, komite aşaması sürüyor ve tanım anlaşmazlığının müzakereleri 2027'ye sarkıtabileceği yazılıyor. İspanya üç kademeli bir uzlaşma formülü önerdi. İskandinav ve Baltık ülkeleri katı bir rejimin yatırımı caydıracağı uyarısını yapıyor. Toyota, Türkiye'nin kapsama alınmasını açıkça istedi. Yani kapı kapanmadı.</p>
<p><strong>Türk imalatçısının çifte kıskacı</strong></p>
<p>Tartışma otomobil ihracatında kilitlendi, oysa daha geniş bir sanayi sorunu var.</p>
<p>Mart teklifine göre kamu desteğinden yararlanan bir elektrikli aracın AB'de monte edilmesi ve batarya hariç değer olarak belirli bir oranda Birlik içinde üretilmiş bileşen içermesi öngörülüyordu. Burada iki ayrı koşul var: montajın yeri ve içeriğin payı. Bu ikisi birbirinin yerine geçmiyor.</p>
<p>Türkiye kapsam dışında kalırsa, Çin girdisini Türk girdisiyle değiştirmek ilgili destek için yeterli olmayabilir, çünkü sorun montaj yeri koşulunda kalır. Türkiye kapsama alınırsa, bu kez burada yapılan işlemin menşe kazandırıp kazandırmadığı ve ithal bileşenlerin hesapta nasıl değerlendirildiği belirleyici olur. Yani diplomatik talep sadece ülke listesine girmek olamaz. Türkiye'de montajın, Türk menşeli bileşenlerin ve bunların ispatının hangi hükümde nasıl tanınacağı birlikte güvenceye alınmalı.</p>
<p>Girdi tarafındaki tablo bu yüzden önemli. Ocak 2026 itibarıyla ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 72,1. Çin'den ithalat 2025'te 49,6 milyar dolara ulaştı; 2026'nın ilk sekiz ayında 36,1 milyar dolarla toplam ithalatın yüzde 14,4'ünü oluşturdu. TOBB Otomotiv Tedarik Sanayi Meclis Başkanı Alper Kanca, Türkiye'de üretilmeye başlanan yeni modellere rağmen yerlilik oranlarının düşük kaldığını söylüyor.</p>
<p>Burada bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekiyor. Çin'den girdi almak tek başına eşiğin altında kalmak demek değil. Girdinin niteliği, Türkiye'de geçirdiği dönüşüm ve ilgili hesabın yöntemi belirleyici. AB'nin genel menşe yaklaşımı, birden fazla ülkede üretilen mallarda son esaslı dönüşümü esas alıyor. Ham maddeyi Türkiye'de işleyen bir üretici menşe kazanabilir; hazır bileşeni sınırlı işlemden geçiren üretici kazanamayabilir.</p>
<p>Asıl maliyet kalemi de belge ücreti değil. Uygun sayılmayan parçanın değiştirilmesi, yeni parçanın müşteri onayından geçmesi, ürün reçetelerinin ve tedarikçi kanıtlarının tutarlı yönetilmesi, farklı pazarlar için ayrı stok tutulması ve bütün bunların işletme sermayesine binmesi. Bu yükün sabit kısmı büyük üreticide yönetilebilirken küçük tedarikçide birim başına çok daha ağır oluyor. Dolayısıyla dosyanın ayrı bir KOBİ boyutu var ve bugün en az konuşulan kısım burası. Otomotiv tedarik sanayiinin 2025 ihracatı 15,77 milyar dolar, yani sektör toplamının yüzde 38'i.</p>
<p><strong>Yapılması gereken: önce ölçmek</strong></p>
<p>Bu hafta dolaşan kimi değerlendirmelerde Türkiye'de üretilen araçların Avrupa'ya binlerce avro daha pahalı satılacağı söylendi. Böyle bir rakamın dayanağı kamuya açık değil ve destek kaybı her araca aynı tutarda eklenen bir ihracat vergisi gibi işlemiyor; ülkeye, programa ve modele göre değişiyor. Bu tür rakamlar çürütüldüğünde tartışmanın tamamı zayıflıyor.</p>
<p>Daha sağlam olan yol, etkiyi kendimizin hesaplamasıdır. İngiliz otomotiv sanayii, kendi üretiminin AB ekonomisinde desteklediği faaliyeti ve istihdamı bağımsız bir kuruluşa hesaplatıp yayımladı. Bu bir kayıp tahmini olarak değil, karşılıklı bağımlılığın ülke ve sektör düzeyinde kanıtı olarak sunuldu. Türkiye'de aynı ayrıntıda yayımlanmış bir hesap yok.</p>
<p>İhtiyaç duyulan ölçüm şu dört soruya cevap vermeli. AB'ye satışımızın ne kadarı destek koşuluna bağlı segmentte? Hangi modeller ve hangi parça grupları hangi şartı karşılayamıyor? Hangi bileşenin değiştirilmesi gerekiyor ve alternatifi teknik olarak var mı? Sonraki model ve kapasite kararları hangi takvimde veriliyor? Bu veriler olmadan 30 milyar dolarlık AB otomotiv ihracatını doğrudan kaybedilecek tutar diye sunmak savunulamaz.</p>
<p>Müzakere tarafında da talep madde bazında olmalı. Dört başlık öne çıkıyor: Türkiye'de montajın ve Türk menşeli bileşenlerin ilgili desteklerde nasıl tanınacağı, tanımanın otomotiv, batarya ve diğer kapsamlar arasında tutarlı olması, mevcut yatırım ve sözleşmeler için uygulanabilir geçiş hükümleri, ve küçük üreticilerin kullanabileceği ortak menşe ve izlenebilirlik altyapısı. Buna karşılıklılık tarafında Türkiye'nin kendi kamu alımlarında ne teklif edeceğinin açıklığa kavuşturulması ekleniyor.</p>
<p>Asıl tehlike ihracatın bir günde kesilmesi değil. Önce marj aşınır, sonra yeni model ve kapasite başka tesise tahsis edilir, en sonunda üretim ve istihdam verisinde görünür. Bu süreç yıllar alır ve bugün yapılacak ölçüm ile hukuki talep, o yılların sonucunu belirler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-tartismasinda-asil-mesele-ulke-listesi-degil-90055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Made in EU tartışmasında asıl mesele ülke listesi değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/hazine-ve-maliye-bakan-yardimciligina-taskin-atandi-90080</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına Taşkın atandı, SPK Başkanı görevden alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararına göre, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığı görevine Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı Kutluhan Taşkın getirildi.</p>
<p>1978'de Konya'nın Akşehir ilçesinde doğan Taşkın, ilk ve ortaöğrenimini Akşehir'de tamamladı. Taşkın, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nden 2001'de mezun olurken aynı yıl Devlet Planlama Teşkilatı Ekonomik Modeller ve Stratejik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Planlama Uzman Yardımcısı olarak göreve başladı. ABD'de Cornell Üniversitesi kamu yönetimi programında yüksek lisansını tamamlayan Taşkın, Kalkınma Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığında çeşitli görevlerde bulundu. Taşkın, son olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyordu.</p>
<p><strong>Bazı atama ve görevden alma kararları</strong></p>
<p>Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla bazı kurumlara ilişkin atama ve görevden alma kararları da Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül görevden alındı.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığına (GİB) Devlet Malzeme Ofisi (DMO) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Şinasi Candan atandı.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkan Yardımcılıklarına da Hazine ve Maliye Bakanlığı Teftiş Başkanı Kaan Kasım, Gelir İdaresi Daire Başkanları Zekayi Çenge ile Hüseyin Azili'nin ataması gerçekleştirildi.</p>
<p>Gelir İdaresi Daire Başkanlığına Ferhat Dinçer'in ataması yapıldı.</p>
<p>Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünde açık bulunan yönetim kurulu üyeliğine Hikmet Yıldırım, genel müdür yardımcılığına ve yönetim kurulu üyeliğine Salih Ercan ve birinci hukuk müşavirliğine Nigar Genç atandı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığında açık bulunan Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcılığına Mahmut Musa Timur ve Hukuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Özge Umut Eker'in ataması gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Gümüş atandı</strong></p>
<p>Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararlara göre, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında açık bulunan Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığına Yakup Gümüş atanırken, Kırıkkale Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Çiğdem Açıkyıldız Kazel görevinden alındı.</p>
<p>Kütahya İl Kültür ve Turizm Müdürü Zekeriya Ünal ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Adana Vakıflar Bölge Müdürü Lütfi Karabacak görevinden alındı.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığında açık bulunan İnşaat ve Emlak Genel Müdür Yardımcılığına Fikri Erdem Kökbay atandı.</p>
<p>Adli Tıp Kurumu Başkanlığında açık bulunan Başkan Yardımcılığına Adli Tıp Beşinci İhtisas Kurulu Adli Tıp Üyesi Uzm. Dr. Ali Ulvi Çalık atandı. Uzm. Dr. Refik Akman ise, Adli Tıp İkinci İhtisas Kurulu Adli Tıp Üyeliğine getirildi.</p>
<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerinde değişim</strong></p>
<p>Atama kararlarına göre, Barış Ecevit Akgün, Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdür Yardımcılığına atanırken, Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdür Yardımcılığına, Sakarya Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Nedim Arsal getirildi.</p>
<p>Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ömer Bolat, Muş Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Yusuf Akkaya ve Afyonkarahisar Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Merih Karayol görevden alındı.</p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerine ilişkin diğer atamalar şöyle:</p>
<p>- Hasan Mehmet Kuyumcu, Sakarya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Bolu Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Oğuzhan Kurt, Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Abdullah Yenigün, Bolu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mehmet Fatih Namık Öztürk, Kayseri Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Ertuğrul Yıldırım, Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne</p>
<p>- Özgür Somuncu, Karaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Yusuf Sarıkaya, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Murat Turan, Muş Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Mesut Önem, Kocaeli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Kastamonu Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Oktay Marşap, Ordu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne,</p>
<p>- Resul Deveci, Kastamonu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/hazine-ve-maliye-bakan-yardimciligina-taskin-atandi-90080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına Kutluhan Taşkın atanırken, SPK Başkanı Mahmut Sütcü ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül görevden alındı. Gelir İdaresi Başkanlığına, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü Şinasi Candan getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-ve-20-yuzyillarin-eksik-belirlenmis-toplumsal-projesi-90054</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19. ve 20. yüzyılların eksik belirlenmiş toplumsal projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tatmin edici bir sosyalizm tanımı hiçbir zaman yapılamamıştı. Sosyalizmle komünizm arasındaki ayrım da net değildi. Ayrım çizgisi sosyalizmde üretim araçlarının/üretim mallarının kamusallaştırılması buna karşın tüketim mallarının özel mallar olarak kalacak olması ama komünizmde onların da bir biçimde kamusallaştırılacak olması mıydı? Nasıl? Ayrıca üretim malları kamulaştırılınca tüketim malları tamamen özel kalabilir miydi? Sosyalizmde ücret ödenecek olması –ilk aşamada “değer yasası” geçerli olacaktı- ama komünizmde doğrudan ayni ödeme yapılacak oluşu mu asıl ayrımdı? Sosyalizmde herkese eşit/aynı/tek ücret mi ödenecekti yoksa yeteneğe ve çalışmaya göre ücretler farklılaşacak mıydı? Eşitlik ücrette mi refahta mı fırsatta mı kapasitede mi eşitlikti veya neydi? Komünizmde ayni ödeme yapılacaksa –para artık kullanılmayacaksa ve mal sepeti tercihi de yapılmayacaksa- doğrudan dağıtılacak mallar ‘her rasyonel insanın tercih edeceği mallar’ mıydı? Doğal birincil mallardan mı yoksa sosyal birincil mallardan mı veya her ikisinden mi bahsediyorduk? Lüks mallar ne olacaktı? Diğer tercihler ne olacaktı? Fiyatı veya üretimi için homojen emek cetveliyle çalışma zamanı gereksinimi eşit olan iki gömlekten sarı olanını mavi olanına tercih ediyorsam ne olacaktı? Bütçe kısıdı içinde kalarak ‘n’ mal tercih eden birisine karşılık başkası bambaşka ‘m’ mal seçemez miydi? Teknoloji ileri olduğu için bolluk olacaksa işler nasıl yürüyecek, mesela bu durumda teşvikler nasıl tasarlanacaktı? Yoksa yeni düzenin süper insanları teşvike ihtiyaç duymayacaklar, maddi özendiriciler hızla gereksiz hale mi gelecekti? Bolluk ne demekti? İhtiyaç ne demekti? ‘İnsan ve şeyler’ arasındaki ilişki nasıl bir ilişkiydi veya olacaktı? Kamu malları özel ödeme yaparak ortak kullanılabilecek mallar (club goods), ortak (daha doğrusu orta malı olan) mallar (common goods) ve özel mallar (private goods) ayrımını bile genelde net biçimde yapamayan sosyalist düşünürler bazen de ütopyacı sosyalist Fourier’de olduğu gibi aşırı detaya kaçabiliyorlardı. Tugan-Baranovsky bu durumu derli toplu biçimde anlatır. Ancak Tugan’ın kendi tanımının da faydalı olduğunu söylemek güç çünkü bu tanım da bireylerin eşit hak ve yükümlülüklerle sosyal çalışmaya katılacakları ve çalışmalarının meyvelerinden paylarını alacakları bir toplumda sömürünün mümkün olmayacağını söylemekten ileri gitmiyor.</p>
<p>Trotsky dâhil dönemin çeşitli önemli sosyalistleri için sosyalizmin ne olduğu konusunda net olmayan ifadeler ve anlam kaymaları genel geçer sayılabilir. Örneğin bir iddiaya göre maddi refaha kavuşulunca toplumun tümü rahatlayacaktı ve insanın insanla savaşına gerek kalmayacaktı. Yani Hobbes’un bahsettiği ‘doğal durum’ gereksiz hale gelecekti. Ancak insanın insanla savaşının tek nedeni maddi zenginliğin sınırlı oluşu, refahın nesnelerinin ve gücün sembollerinin rakip (rival) ve dıştalayıcı (excludable) mallar olmaları mıydı? Kıskançlık (invidia), kibir (superbia) ne olacaktı? “Yedi Ölümcül Günah” boşuna mı sayılıp dökülmüş, bunlara karşı vaaz edilen erdemler binlerce yıl anlamsızca sıralanan isteklerden ibaret mi kalmıştı? Öte yandan belki ‘doğal durum’ olmayacaktı ama bu durumda acaba yeni düzende ‘doğal haklar’ olacak mıydı? Doğal hakların varlığı devlet öncesine, yani ius divinium/ius naturale’ye geri dönüşü, ius humanum/ius civile/ius positum’un terk edilmesini mi vaaz edecekti? Sonuçta asgari düzeyde sağlanacak ihtiyaç maddeleri bolluğu temeli üzerinde bir meritokrasi mi doğacaktı? Aksi takdirde sosyalizmde “Aristo, Marx insanlığın ortalaması olacak, onların üzerinde yeni tepeler yükselecektir” demenin mantığı ne olabilirdi? Trotsky aynen bunu söylemektedir. Herkes insan olarak, doğum hakkı nedeniyle eşit mi olacaktı, yoksa yeteneklerimiz bize mi ait olacaktı ve bunun karşılığında daha fazla refaha kavuşabilecek miydik? Hepimiz eşitsek bu Kantian bir “doğuştan eşitlik” temelinde miydi yoksa Serge-Christophe Kolm’un Budist esinlenişinde olduğu gibi aslında hepimiz temelde “aynı” miydik? Gerald Allan Cohen’in unutulmaz biçimde formüle ettiği gibi ‘kendimizin sahibi miydik’ yoksa kendi öz sahipliğimiz de kısıtlı mı olacaktı?</p>
<p>Sosyalizm 1914 öncesinde çok yaygın bir siyasal akımdı belki ancak sosyalist entelektüellerin dahi tümü net olmayan formüllerle ikna olmuyordu. Örneğin büyük ekonomist Tugan-Baranovsky genel olarak Antik dünyanın estetiğine övgü yağdırırken –küçük bir kent olan Pompei’den bahseder- aynı yerde sosyalist toplumun nelere önem vereceğini anlatır ve sosyalizmde oluşacak medeniyet halini Rönesans İtalya’sının şehir devletlerine benzeterek kitaptaki devamlılık hipotezimize uyan bir girdi yapar. Ayrıca ‘modern sosyalizmin neşeli ve kendisine güvenli bir hümanizm, güzel bir rüya olan İtalyan Rönesansına bir geri dönüş’ olduğunu da ekler. Tugan’a göre sosyalizm bu nedenle ikna ediciydi, güçlüydü ve bireyin ezilmeyeceğinin garantisiydi. Rönesans’a geri dönüşten başka ‘hangi toplumsal ideal 20. Yüzyılın başında sadece proletaryayı değil tüm sınıfların en üstün insanlarını’ kendisine bağlayabilirdi? Kısa süre sonra, haklı veya değil, yaşayan kanlı canlı sosyalistlerin kendi hümanist ve Kantian yaklaşımıyla ilgilerinin olmadığını düşünecek ve Marksizm’den hızla uzaklaşacaktır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6f586db663-1792472454.png" alt="" width="353" height="519" />Bolşevik Devrimi sonrası olanlar bambaşkadır. Bir köylü toplumunda gecikmiş sanayi devrimi yapma çabasına sosyalizm adının verilmiş ve orijinal tanımların hepsinden uzaklaşılmış olması pratik bir olaydı, şartlar öyleydi. Uzun sözün kısası aşağıdadır. Ekteki “Sovyetler ve elektriklendirme yeni bir dünyanın temelidir” posteri (1920) durumu özetliyor. 26 Aralık 1919’da Lenin ve Krzhizhanovskii arasında Moskova’daki yakıt kıtlığını/enerji kesintilerini tartışmak için yapılan idari bir toplantıdan çıkan ve yeni toplumun temelini oluşturmak üzere elektrik mühendisleri tarafından on ay boyunca geliştirilip savunulan GOELRO. Bir mühendislik ütopyasıdır. Yenidünyanın temeli miydi? Hangi ölçüde öyleydi? Sovyet elektrik mühendisleri sosyalizmi biz kurduk dememişler miydi? Kurulan her ne idiyse yukarıda sorulan evrensel sorularla bir ilgisi var mıydı? Tarihsel zorunluluktan doğan pratikler eksik tanımlanmış, eksik belirlenmiş bir toplumsal projenin açıklarını kapatabilir miydi? Cevabın hayır olduğunu yaşayarak gördük. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-ve-20-yuzyillarin-eksik-belirlenmis-toplumsal-projesi-90054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. ve 20. yüzyılların eksik belirlenmiş toplumsal projesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimin-turkiye-acisindan-onemli-bir-ay-oldugu-muhakkak-90053</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekimin Türkiye açısından önemli bir ay olduğu muhakkak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk Kurtuluş Savaşı’yla sömürgeci güçlerin yenilmezliği düşüncesi sarsılırken, Mudanya’dan Lozan’a uzanan süreç Türkiye’nin bağımsızlığını güvence altına alan yolu açtı. Bir asır önce atılan adımlar, yeni devletin kuruluşunu ve Türkiye’nin uluslararası alandaki konumunu belirledi. Cumhuriyet’in ilanıyla sonuçlanan bu tarihsel dönüşüm, Türkiye’nin son yüzyılda barış içinde yaşama başarısının da temelini oluşturdu.</strong></p>
<p>Ekim ayının Türkiye açısından önemli bir ay olduğuna kesin gözüyle bakmamız gerekiyor. Aradan yüzyıl geçmiş olsa da, bu ay içinde cereyan eden olaylar ülkemizin kaderini belirlemiştir. Her ne kadar ülkenin Batı kesimlerini işgal eden Yunan ordularının 9 Eylül’de Türk kuvvetlerinin İzmir’e girmesi ile Anadolu’dan gitmesi sağlanmış ise de, ülkenin bazı anahtar bölgeleri hala sömürgeci devletlerin işgali altında idi. İşgalcilerin çekilmeyi düşünüp düşünmedikleri de bilinmezler arasındaydı. Bir ateşkes anlaşması imzalanması gerekiyordu.  Hatırlayacaksınız, böyle bir anlaşmayı zaten Osmanlı Hükümeti Mondros’ta imzalamış bulunuyordu. Bu ateşkese göre Türkler Avrupa Kıtası’ndan çekiliyorlar, Anadolu’nun önemli bir bölümünü Ermenilere ve kurulması tasarlanan bir Kürt birimine bırakıyorlar, kendiler ise küçük bir alana sığdırılıyorlardı. Ancak bu tasavvurun Türkler bir kurtuluş mücadelesine girişince terk edilmesi gerekti. Halbuki o noktaya kadar başkent İstanbul ve Türk Boğazları sömürgeci devletlerin işgalinde idi. İstanbul’un batısında yer alan Doğu Trakya ise İngiltere’nin teşvikleri ve izniyle Yunanistan tarafından işgal edilmişti. Bütün bu durumlar yeni ateşkese konu teşkil edecek, askeri bir zafere imza atmış olan Milli Güçlerin temsilcileriyle müzakere edilecekti. </p>
<p>Her ne kadar tüm sömürgeci ülkeler Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı bölgelerinde egemenliklerini devam ettirmek isteseler de, aralarında yaklaşım farkları bulunduğunu da görmemiz gerekiyor. Örneğin Fransızlar, bugün Türkiye’nin güneyini teşkil eden vilayetlerde Türklerle girdikleri mücadelede yenik düşmüşler, bunun üzerine Suriye’yi sömürge yapmayı kabul ederek Türklerle Ankara Anlaşması’nı imzalamışlardı. Herhalde sömürge demenin artık ayıp kaçmaya başladığını görmelerinden olacak, bu ülkede kurdukları yönetim biçimini manda olarak nitelendirmişlerdi ve sözde bu ülkeyi bağımsızlığa hazırlayacaklardı. Ülkeyi böldüler.  İtalyanlar ise Milliyetçi Hükümetle işbirliği yapmaya yönelmişlerdi. Hatta, bazı rivayetlere göre, Türkiye’den çekilirken bir kısım silahı Yunanlılara karşı kullansın diye Türklere dahi bırakmışlardı. İtalyanlar İngiltere’nin ihanetine uğradıklarını düşünüyorlar, kendilerine vaat edilen toprakların bilahare Yunan işgaline açıldığına inanıyorlardı. Buna karşılık, zaten İngiltere’nin dümen suyuna girmiş Yunanistan’a görüşme masasında yer dahi verilmemiş, Mudanya açılarında demirleyen Yunan donanmasına ait gemilerde neticeyi beklemeleri tavsiye edilmişti.</p>
<p>Sömürgeci devletler İsmet İnönü’nün temsil ettiği Milliyetçi Kuvvetler ile 1922 Ekim ayının erken bir döneminde Mudanya’da görüşmeye başladılar. Bilhassa İngilizler ama onların yanında Fransızlar, karşılarında kendilerini eşit gören bir müzakereci ile görüştüklerini kabul etmekte güçlük çekiyorlardı. Bu yaklaşımları beni öğrencilik yıllarına götürdü. Toprağı bol olsun, Sosyoloji Hocam Immanuel Wallerstein, sömürgeler tarihini anlatırken, sömürgeciliği mümkün kılan bir faktörün de Avrupalı Hristiyan beyaz adamı yenmenin mümkün olmadığı inancı olduğunu ve muhtelif gelişmelerin bu inancı kırmakta kilit rol oynadığını anlatmıştı. Wallerstein’e göre, sömürge halklarının beyaz adamın yenildiğini müşahede ettikleri ilk olay 1905 Rus-Japon Harbi idi. Bu savaş Japonya’nın başarısı ile sonuçlanmış ve Rusları Beyaz adam olarak gören sömürge halkları ilk defa Avrupalı beyaz adamın sarı ırk karşısında yenildiğine şahit olmuştu. İkinci olay ise Türk Kurtuluş Savaşı idı. Burada da sömürgeci devletler sömürgeci olarak görülmeyen ve ayrıca Avrupalı Hristiyan beyaz adamlardan sayılmayan Türkler karşısında mağlup olmuşlardı. Demek ki, Avrupalı Hristiyan beyaz adamlar yenilmez değillerdi. Dolayısıyla onlara meydan okumak düşünülebilirdi.</p>
<p>Tabii, sömürgeci liderler Wallerstein’in talebesi filan değildiler. Yenik düşseler bile, diğer halkların kendilerine eşit olmadığına inanıyorlardı. Sizlerin de bildiği gibi, bu eşitsizlik anlayışı Lozan’da devam etmiş ve sömürgeci devletler İsmet Paşa’yı daha kötü bir sandalyeye oturtmak istemişler, ancak çaresiz kalınca aynı cins sandalyede oturmasını kabul etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Nitekim Mudanya’da da üstünlük taslayan İngiliz Başbakanı Türklere bir ders vermek gerektiğini düşünüyordu. Neyse ki, işgal kuvvetlerine komuta eden ve alanı daha yakından tanıyan General Harrington Başbakan’a kolay bir zafer kazanmanın mümkün olmayabileceğini ifade ederek, hayaller peşinde koşmaması tavsiyesinde bulundu. Hemen ekleyelim, bu arada İngiliz kamuoyu da dünya savaşının bittiğini kabullenmişti ve Türklerle yeni bir savaşa girmek siyasi bakımdan çoğu siyaset adamına pek çekici gelmiyordu. Sonunda, Fransa ve İngiltere Türk Boğazlarının uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi koşuluyla İstanbul işgaline son vermeyi kabul ettiler. Ayrıca İngiltere zaten sayıca Türklerin hakim olduğu konusunda bir kuşku bulunmayan Doğu Trakya’dan da Yunan kuvvetlerinin çekilmesini kabul etti. Okuyucunun da kolayca hatırlayacağı gibi, bu ateşkes anlaşması 1923 Temmuz ayında imzalanan ve Türkiye ile savaşı sonlandıran Lozan Barış Anlaşması’na giden yolda toprak sorunlarının önemli ölçüde aşılmasının dayanağını teşkil etmiştir.  </p>
<p>Mudanya’dan sonra önemli bazı gelişmeleri cereyanı için gelecek Ekim ayını beklemek gerekmiştir. Örneğin 1923 Ekimi’nin 11’inde Ankara yeni oluşan devletin merkezi yapılmıştır. Çok ilginçtir ki, kendini eşit gören bir kadroya muhatap olduklarının bilincine bir türlü varamayan sömürgeci devletler, daha önce de yaptıkları hataya düşmüşler, Ankara gibi kuş uçmaz, kervan geçmez ve modern olanaklardan yoksun bir yerleşme birimini başkent olarak kabul edemeyeceklerini bildirmişlerdir. Bekleyişleri kısa sürede bu tavırlarını yaratacağı baskı sonucu Milliyetçi kadroların tercihlerini değiştirmek mecburiyetinde kalacakları idi. Osmanlı döneminde öyle alışmışlardı. Ama gelişmeler hiç de bekledikleri gibi olmadı ve daha da kötüsü, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildi. Bu gerçeği sömürgecilerin başını çeken İngiltere’nin kabulü yedi yılı buldu ve ancak 1930 yılında büyükelçiliklerini Ankara’ya taşımaya karar verdiler.</p>
<p>Gördüğünüz gibi Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda bazı çok önemli gelişmeler Ekim ayında cereyan etmiştir. Ben de bu gelişmelerin etkisi altında kalarak Ekim ayını yakın Türk tarihi açısından önemli bir ay olarak ilan ettim. Her ne kadar Ekim ayında önemli olaylar cereyan etmişse de, bu olaylar aslında ay be ay ilerlemekte olan bir sürecin aşamalarını oluşturuyor. Ancak, sürecin sonuna baktığımız zaman ne kadar önemli bir dönem yaşadığımızı daha iyi idrak ediyoruz. İmparatorluğa zorla benimsetilen ateşkesi ve onu izleyen barış antlaşmasını reddedip bir kurtuluş savaşına girerek ve sonunda kabul edilebilir bir barışı tesis eden Türkler Dünya Savaşı’nın hemen ardından ortaya çıkan revizyonist kampa katılmadıkları gibi onların başlattığı İkinci Dünya Savaşına da taraf olmamışlardır. Sonuç gerçekten de etkileyicidir: Türkiye son yüzyılda herhangi bir uluslararası çatışma içinde yer almamış ve barış içinde yaşamayı başarmıştır. Aralarında benim de yer aldığım kuşak savaş görmemiş olmanın mutluluğunu yaşamaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekimin-turkiye-acisindan-onemli-bir-ay-oldugu-muhakkak-90053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/45-1792476564.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekim ayının Türkiye açısından önemli bir ay olduğu muhakkak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-asistandan-uc-kitaya-uzanan-limak-hikayesi-90052</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki asistandan üç kıtaya uzanan Limak hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1970’li yılların iki üniversite asistanı Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız dışarıda iş yapmak için tam gün tazminatından vazgeçmişlerdi. Bugün 4.5 milyar dolar cirolu holdingin patronu oldular </strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen müteahhitlik ve sanayi gruplarından Limak, 50. kuruluş yılını bu akşam özel bir davetle kutlayacak. Yıllar önce iki üniversite asistanının ‘proje işi’ yapmak için kurduğu şirket zaman içinde büyüdü, farklı sektörlere yayıldı ve bugün üç kıtada faaliyet gösteren küresel bir gruba dönüştü. 1976 yılında Limak İnşaat ile temelleri atılan Limak Şirketler Grubu bugün inşaat, enerji, turizm, çimento, altyapı, gıda ve teknoloji sektörlerinde, 14 ülkede faaliyet gösteriyor. Holding 2025’i 4.5 milyar dolar ciroyla kapatırken binlerce kişiye istihdam sağlıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6f4b74f6a9-1792472247.png" alt="" width="507" height="335" />
<figcaption><strong>(Soldan sağa) Limak Holding Kurucu Ortağı Nihat Özdemir, Limak Holding Kurucu Ortağı Sezai Bacaksız ve Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir </strong></figcaption>
</figure>
<p>Limak İnşaat bugüne kadar toplam değeri 25 milyar doları aşan 200’ün üzerinde projeyi tamamladı. ENR’nin 2026 yılı “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesinde 51. sırada yer alan Limak, dünyanın önde gelen uluslararası inşaat şirketleri arasında gösteriliyor. Limak’ın tamamladığı önemli projeler arasında dünyanın en uzun orta açıklıklı asma köprülerinden biri olan 1915Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu Projesi, İstanbul Havalimanı, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi TCMB Yerleşkesi ve Yusufeli Barajı yer alıyor. Grubun uluslararası projeleri arasında ise Kuveyt Havalimanı Terminal II Binası, FC Barcelona’nın Spotify Camp Nou Stadyumu’nun yenileme ve genişletme projesi ile Dubai Metro Mavi Hat Projesi bulunuyor.</p>
<p>Limak Holding’in iki kurucusu Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız, üniversiteden sınıf arkadaşı. O zamanki Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir’in deyişiyle, şimdi Ankara’da Gazi Üniversitesi olan yerdeki mühendislik okulunu birlikte bitirmişler. Birlikte asistan kalmışlar. Birlikte Ege Üniversitesi’ne gidip master yapmış, asistanlığa devam etmişler. Şirketi de o dönemde birlikte kurmuşlar.</p>
<p>İlk günler Özdemir, Radikal Gazetesi için 2011 yılında yaptığım röportajda, ortağı Sezai Bacaksız ile birlikte kurdukları şirketin ilk günlerini şöyle anlatıyordu:</p>
<p>“O zamanlar üniversite memuriyetinde, asistanlıkta tam gün (full time) tazminatı diye bir şey vardı. Yalnız okulda çalışırsan, başka yere iş yapmazsan maaşının yüzde 40’ı kadar bir ödeme yapıyorlardı. Doktora da, profesöre de bu para veriliyordu. Örneğin maaşın 1000 lira, full time tazminatı da 400 lira 1400 lira veriyorlardı. Biz o 400 lirayı almayarak üniversitedeki birimimizi, tecrübemizi, projeciciliğimizi değerlendirmek için dışarıda bir proje firması kurduk. Ama o zamanlar en büyük sıkıntı terördü. Çalıştık, çalıştık ama artık okulda kalmamızın mümkün olmadığını gördük. Çünkü okulda hem sağcı, hem solcu öğrenciler olduğu için çok kavga çıkardı. Biz ders anlatırdık. Sınıfın ortasında o zaman Fruko denen toplum polisleri otururdu, sağında sağcılar solunda solcular. Ama o dersi yine tamamlayamazdık. Sınıfta polis olmasına rağmen yine kavga çıkardı. Bizleri de tehdit etmeye başladılar, o noktaya geldik. 1979 yılının sonunda da bıraktık. Dışarıda da işlerimiz, projelerimiz yürümeye başlamıştı bıraktık çıktık. Gidelim artık dışarıda çalışalım dedik. Gördük dışarıda iyi iş olduğunu. Doktorayı tamamlamaya az kalmıştı. Sekiz ay sonra da ihtilal oldu. Eşim hem benim sınıf arkadaşımdı, hem de okulda asistandı. O devam etti.”</p>
<p>İki asistan arkadaşın kurduğu şirket, aradan geçen 50 yılda dev bir holding haline geldi. Bugün iki ortak da Limak’taki günlük yönetimden biraz geriye çekilmiş durumda.</p>
<p>İkinci kuşak, yani ortakların çocukları işin başında. Nihat Özdemir’in kızı Ebru Özdemir holdingin yönetim kurulu başkanı. Kardeşi Batuhan ile Sezai Bacaksız’ın oğulları Serhan ve Serdar da hem holdingin yönetim kurulunda yer alıyorlar hem de bünyedeki belli gruplarla özel olarak ilgileniyorlar.</p>
<p>O günkü röportajda Nihat Özdemir’e “Bir anayasa hazırlayıp, yavaş yavaş kendinizi tasfiye etmeyi, işlerin dışına çıkmayı mı planlıyorsunuz?” diye sormuş ve yanıtı almıştım:</p>
<p>“İnşaallah tasfiye oluruz. Allah bize sağlık sıhhat verirse, yaşayabilirsek şirket yönetimindeki etkimizi kademe kademe azaltıp 2015 yılından itibaren yani 2016’nın başında bu işlerden tamamen çekilmeyi planlıyorum kafamda. Benim o zaman Ankara’da veya İstanbul’da bir bürom olacak, gelip orada vakit geçireceğim. Gelip okuyacağım, edeceğim ama işlere karışmayacağım. Çocuklar da çekirdekten yetiştiği için zaten bize ihtiyaç olmayacak.”</p>
<p>Nitekim zaman içinde Limak’taki gelişmeler bu öngörüyü kısmen doğruladı. İki ortak bugün biraz geri çekilerek tribünlerdeler ve sahadaki ikici kuşağı izliyorlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-asistandan-uc-kitaya-uzanan-limak-hikayesi-90052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki asistandan üç kıtaya uzanan Limak hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ajanlari-kontrolden-cikarsa-dijital-dunyanin-yeni-guvenlik-krizi-90051</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ ajanları kontrolden çıkarsa: Dijital dünyanın yeni güvenlik krizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın tehlikeli davranması için kötü niyetli olması gerekmiyor. Yanlış tanımlanmış bir hedef, yetersiz yetki kontrolü veya sonuç odaklı bir optimizasyon mekanizması da benzer sonuçlar doğurabiliyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık yalnızca soruları yanıtlamıyor. İnternete bağlanan, yazılım çalıştıran, veri tabanlarını sorgulayan ve bizim adımıza karar alabilen ajanlar hayatımıza giriyor. Ancak bu dönüşüm, bugüne kadar yeterince tartışmadığımız bir soruyu gündeme taşıyor: Bir yapay zekâ ajanı kendisine verilen görevi yerine getirmek için izin verilmemiş yollara başvurursa ne olacak?</p>
<p>Teknoloji dünyasında bu davranışlar “rogue AI agent activity”, yani yetki ve kontrol sınırlarının dışına çıkan yapay zekâ ajanı faaliyetleri olarak tartışılıyor. Mesele bilinç kazanıp insanlığa savaş açan makineler değil: Kendisine tanımlanan hedefe ulaşmak için güvenlik engellerini aşan, başkalarının sistemlerine giren veya yetkisi olmayan işlemleri gerçekleştiren yazılımlar.</p>
<h2>Bilgi için yetki sınırını aşan ajan</h2>
<p>2026 yılında yaşanan iki olay, bu riskin artık teorik olmadığını gösterdi.</p>
<p>İlk olay Avustralya'da yaşandı. OpenAI'ın deneysel modellerinden biri, kamuya açık sağlık harcamaları istatistiklerini araştırırken Avustralya'nın Medicare istatistik sistemine yetkisiz erişim sağladı. Sistem içinde kamuya açık olmayan dosyalara, teknik bilgilere ve erişim kimlik bilgilerine ulaştı; komutlar çalıştırdı. Amaç, cilt hastalıkları ilaçlarına yapılan kamu harcamalarını öğrenmekti. Ajan ise yanıt için yetkisiz işlemlere yöneldi.</p>
<p>İncelemelerde Yeni Güney Galler'in suç istatistikleri sistemi, Victoria'nın sağlık raporlama altyapısı ve Avustralya Sağlık ve Refah Enstitüsü ile ilgili başka faaliyetler de tespit edildi. Bazı sistemlerden yapılandırma bilgileri ve toplu istatistikler alındı. Bireysel hasta kayıtlarına erişildiğine dair kanıt bulunmadı. Ancak bilgi toplamakla görevli bir ajan yetki sınırını aşmıştı.</p>
<p>İkinci olay daha da çarpıcı. Temmuz 2026'da OpenAI'ın siber güvenlik testlerinde kullandığı deneysel ajanlar, kendilerini internetten yalıtmak için oluşturulan güvenlik ortamını aşarak Hugging Face platformunun sistemlerine sızdı. Yazılım açıklarını kullanan ajanlar çok sayıda sunucuda kod çalıştırdı, birinde en üst yönetici yetkisine ulaştı; bazı özel veriler açığa çıktı.</p>
<p>Buradaki en düşündürücü ayrıntı, saldırının arkasındaki amaç. OpenAI'ın kendi incelemesine göre ajanların temel motivasyonlarından biri, kendilerine verilen siber güvenlik testini çözmek yerine cevaplara dışarıdan ulaşarak değerlendirmede avantaj sağlamaktı. Sistem, kestirme yol ararken güvenlik sınırlarını ihlal etti. Ajanlar arasında yetkisiz iletişim ve birbirlerinin hedeflerini benimseme de gözlemlendi.</p>
<p>Yapay zekânın tehlikeli davranması için kötü niyetli olması gerekmiyor. Yanlış tanımlanmış bir hedef, yetersiz yetki kontrolü veya sonuç odaklı bir optimizasyon mekanizması da benzer sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p>Peki bir sonraki aşamada ne olabilir? Bir bankanın kredi değerlendirme ajanını düşünelim. Daha fazla kredi başvurusunu sonuçlandırmakla görevlendirilen sistem, risk kontrollerini gereksiz engeller olarak yorumlayabilir. Bir şirketin satın alma ajanı, daha ucuz tedarik bulmak için yetkisiz sistemlere erişebilir veya insan onayı olmadan sipariş verebilir. Bir hastanenin operasyon ajanı, kaynak kullanımını optimize ederken hasta mahremiyetini ihlal edebilir. Bunlar gerçekleşmiş olaylar değil, olası senaryolar.</p>
<p>Daha ileri bir senaryoda, yüzlerce yapay zekâ ajanının aynı anda finansal piyasalarda işlem yaptığını düşünelim. Benzer hedeflerle hareket eden ajanlar birbirlerinin kararlarını tetikleyerek beklenmedik fiyat hareketlerine yol açabilir. Kritik enerji, ulaştırma veya iletişim altyapılarını yöneten ajanların hatalı biçimde etkileşime girmesi ise dijital bir sorunu fiziksel dünyaya taşıyabilir. En ciddi risklerden biri de saldırganların bu ajanları yönlendirerek meşru erişim yetkilerini kötüye kullanmasıdır.</p>
<p>Geleneksel siber güvenlik, sisteme dışarıdan kimin girmeye çalıştığına odaklanıyordu. Yapay zeka çağında sisteme kendi ellerimizle erişim verdiğimiz yazılımların ne yaptığına da bakmak zorundayız. Bir ajanın teknik olarak bir işlemi yapabiliyor olması, o işlemi yapmaya yetkili olduğu anlamına gelmez.</p>
<h2>Yeni bir girişimcilik alanı doğuyor</h2>
<p>Çözüm, yapay zekâ ajanlarını tamamen durdurmak değil; yetkilerini sınırlandırmak, kritik işlemlerde insan onayı istemek, davranışlarını gerçek zamanlı izlemek ve gerektiğinde anında durdurabilmek. Ayrıca ajanların hangi veriye neden eriştiğini ve hangi kararı nasıl aldığını geriye dönük inceleyebilmeliyiz. Şirketlerin artık yalnızca çalışanlarına değil, dijital çalışanlarına görev tanımı ve denetim mekanizması oluşturması gerekiyor.</p>
<p>Yeni bir girişimcilik alanı doğuyor: AI Agent Security ve AI Agent Governance. Yeni siber güvenlik şirketleri, bilgisayarları insan saldırganlardan korumaktan çok, kurumların kendi yapay zekâ ajanlarını kontrol altında tutmaya odaklanabilir.</p>
<p>Artık bir çok yerde yapay zekânın neler yapabildiği değil, istemediğimiz neleri yapabileceği ve bunları nasıl engelleyeceğimiz tartışılmakta. Geleceğin büyük teknoloji krizlerinden biri, bize düşman bir yapay zekâdan değil, verdiğimiz görevi fazlasıyla ciddiye alan bir yapay zekâdan kaynaklanabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-ajanlari-kontrolden-cikarsa-dijital-dunyanin-yeni-guvenlik-krizi-90051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ ajanları kontrolden çıkarsa: Dijital dünyanın yeni güvenlik krizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-pamukcularinin-istanbul-bulusmasi-90050</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya pamukçularının İstanbul buluşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Toplantı süresince herkesin dilinde Brezilya’nın pamuktaki başarısı vardı. Üretimden ihracata bütün dünyada Brezilya rüzgarı esiyor. Herkesin merakla dinlediği Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia, sunumunda Brezilya’ya geniş yer verdi ve Amerika’nın üretimde Brezilya ile rekabet etmesinin çok zor olduğunu belirtti.</strong></p>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği (ICA)’nın 2026 yılı toplantısı İstanbul’da yapıldı. Uluslararası Pamuk Birliği’nin temelleri 1841 yılında İngiltere'nin Liverpool şehrinde, bir grup pamuk tüccarının ham pamuğun alım satımını düzenlemek amacıyla bir dizi tüzük ve kural oluşturmasıyla atıldı.</p>
<p>Günümüzde, dünya pamuğunun büyük çoğunluğu hâlâ ICA Tüzüğü ve Kuralları çerçevesinde uluslararası olarak işlem görüyor. Kurallar zamanla değişmiş olsa da amaçları güvenli bir ticaret ortamı yaratmak.</p>
<p>ICA, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor. Şu anda 700'den fazla üyesi var ve üyeleri dünyanın dört bir yanına yayılmış olup tedarik zincirinin tüm sektörlerini temsil ediyor. Pamuk ticaretini belirleyen tüzüğü ve kurallarına ilave olarak tahkim, eğitim, ticaret ve ağ oluşturma gibi etkinliklerin yanı sıra, pamuk testi ve araştırma gibi çeşitli hizmetler sunuyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6f2b1740cf-1792471729.jpg" alt="" width="800" height="532" />
<figcaption><strong>İkinci Başkan Yardımcısı seçilen İsmail Nohutlu, 2028’de ICA'nın en genç ve ilk Türk başkanı olacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>“<strong>Pamuğun Yeni Dönemi”</strong></p>
<p>İstanbul’da 14-15 Ekim tarihlerinde düzenlenen “Uluslararası Pamuk Birliği 2026 İstanbul” etkinliğinin ana teması “Pamuğun Yeni Dönemi” olarak belirlendi. Yapılan sunum ve konuşmalarda pamuğun bugünkü durumu ve geleceği mercek altına alındı. Toplantıya ilişkin notları ve konuşmalarda öne çıkanları özetleyerek paylaşıyorum.</p>
<p><strong>1-</strong> Uluslararası Pamuk Birliği’nin kuruluşu 1841 yılına dayanıyor. Çok uzun yıllar ICA’nın yıllık toplantısı hep Londra’da yapılırken son yıllarda farklı ülkelerde yapılmaya başlandı. Birlik, 185 yıllık tarihinde ilk kez İstanbul’da toplandı. “Pamuğun Yeni Dönemi” teması ile düzenlenen toplantıya Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Türkiye ve diğer birçok ülkeden 725’i aşkın delege katıldı. Türkiye, 120 delege ile en çok katılım gösteren ülkelerden biri oldu. ICA’nın 2027 yılı toplantısı Brezilya’da yapılacak.</p>
<p><strong>2-</strong> ICA Başkanı Pierre Chehab, Türkiye’nin uzun bir pamuk geçmişine sahip olduğunu belirterek böyle bir toplantının İstanbul’da yapılmasının çok önemli olduğunu söyledi. Chehab, Türkiye’de yapılan bu organizasyona 725 delegenin katılmasının bir rekor olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>3-</strong> İstanbul’a ICA Başkanı olarak gelen Pierre Chehab, bu toplantı ile başkanlık süresini tamamladı. İstanbul toplantısında yapılan seçimle ICA’nın yeni başkanı Eimear McDonagh oldu. Raymond Faus ICA Birinci Başkan Yardımcısı, İsmail Nohutlu ise İkinci Başkan Yardımcısı seçildi. ICA’nın işleyişine göre bir yıl sonra Raymond Faus başkanlık koltuğuna oturacak. 2028’de ise İsmail Nohutlu başkan olacak.</p>
<p><strong>ICA’nın en genç ve ilk Türk </strong><strong>başkanı İsmail Nohutlu olacak</strong></p>
<p><strong>4-</strong> İstanbul toplantısında birçok ilk gerçekleşti. ICA, 185 yıllık tarihinde ilk kez İstanbul’da toplandı. Yapılan seçim sonucunda, 2022 yılından beri Uluslararası Pamuk Birliği’nin yönetim kurulu üyesi olan Nipaş Tekstil Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Nohutlu ikinci başkan seçildi. İsmail Nohutlu 2028’de ICA başkanı olarak görev yapacak. Nohutlu ilk Türk başkan olmasının yanı sıra ICA’nın en genç başkanı olarak tarihe geçecek. İstanbul’daki toplantı sonrasında başkanlık görevini devreden Pierre Chehab, toplantıdaki konuşmasında İsmail Nohutlu’nun ikinci başkan seçilmesini tebrik ederken, “Meslektaşlarıma veya akranlarıma saygısızlık olmasın ama bu seçimden dolayı çok mutluyum çünkü bu pamuk dünyasına yeni kan, gençlik ve yeni fikirler getiriyor” dedi.</p>
<p><strong>5-</strong> İsmail Nohutlu ikinci başkan olmasının yanı sıra ICA’da İplikçiler Komitesi Başkanı ve Değer Farklılıkları Komitesi Üyesi olarak görev yapıyor. İsmail Nohutlu’nun yanı sıra Ensar Tekstil’den Ertuğrul Tanrıverdi de ICA Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapıyor.</p>
<p><strong>6-</strong> Toplantıdaki ilk sunumu dünya pamuk ticaretinde çok önemli bir paya sahip olan Louis Dreyfus Company’nin Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia yaptı. Onun konuşmasından önce tekstil ve pamuk sektörünün temsilcileri, “Bu toplantıların en önemli konuşmacısıdır” uyarısı yaptı. Herkes onun ne söylediğine bakar. Dünya piyasalarını en iyi bilen ve söylediklerine itibar edilen bir uzman olduğunun altını çizdiler. Gerçekten de çok kapsamlı bir sunum yaptı.</p>
<p>Söze dünyadaki belirsizliğe dikkat çekerek başladı ve özetle şunları söyledi: “Bugün kendimi dünyanın oldukça belirsiz olduğu bir durumda buluyorum. Neler olup bittiğini düşünürsek, dünya savaşları değil ama devam eden birkaç savaşımız var. Muhtemelen dünyada uzun zamandır sahip olduğumuz siyasi ve ideolojik olarak en büyük bölünmeye sahibiz. Bir teknoloji, yapay zekâ devriminin ortasındayız. Arkamızı dönüyoruz, yüksek faiz oranlarıyla karşılaşıyoruz, yaşam maliyetinden korkuyoruz, enflasyon konusunda endişeleniyoruz ki bu arada Amerika Birleşik Devletleri’nde her gün enflasyonumuzun ne kadar yüksek olduğu bilgisiyle dövülüyoruz. Çünkü yüzde 3,4’e fırladı. Dünyada kaç ülkenin yüzde 3,4 enflasyona sahip olmaktan mutlu olacağını düşünüyorum. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nde düşünürseniz, bu dünyanın sonu demek. Ancak pamuk dünyasında da büyük bir belirsizliğimiz var. Sanırım huzursuzluk diyebileceğim şeyi görmeyeli uzun zaman oldu. Bazı ülkeler genişliyor ve iyi gidiyor, diğerleri ise iyi gitmiyor. Politikanın ne olduğu, ticaret meseleleri, gümrük vergileri hakkında birçok sorunumuz var ve bunların hepsi orada, ama bugün hepimiz aynı şeyi paylaşıyoruz ve o da şu: Buradaki herkes pamuğu seviyor.”</p>
<p><strong>Pamukta Brezilya rüzgârı esiyor</strong></p>
<p><strong>7-</strong> Toplantı süresince herkesin dilinde Brezilya’nın pamuktaki başarısı vardı. Üretimden ihracata bütün dünyada Brezilya rüzgârı esiyor. Herkesin merakla dinlediği Joe Nicosia da sunumunda Brezilya’ya geniş yer verdi ve Amerika’nın üretimde Brezilya ile rekabet etmesinin çok zor olduğunu belirterek özetle şunları söyledi: “ABD pamuğunda bir geleceğimiz olacaksa, bu arz tarafında olmayacak. Savaşmamız gereken denklemin talep tarafında olacak. Peki bunu nasıl yapacağız? ABD pamuk üretimi pek iyi değil. Bu yüzden bu konuda bir şeyler yapmalıyız. Peki ne yapacağız? Savaşabiliriz ama kime karşı savaşıyoruz? Brezilya, çok fırsatçı davrandı ve ABD’nin yıllarca süren kuraklık nedeniyle yaşadığı talihsizlikten faydalandı.”</p>
<p>Joe Nicosia’nın sunumunda yer verdiği bilgilere göre 2017-2018 sezonunda Amerika’nın lif pamuk üretimi 20,9 milyon balya (bir milyon 480 librelik balya) yani 4,39 milyon ton iken, aynı sezon Brezilya’nın üretimi 7 milyon balya, ton bazında 1,52 milyon ton seviyesindeydi. 2026-2027 sezonuna gelindiğinde Brezilya’nın pamuk üretimi 19 milyon balyaya, yani 4,32 milyon tona ulaştı. Amerika’nın üretimi ise 13,4 milyon balyaya geriledi.</p>
<p>Louis Dreyfus Company’nin Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia, Brezilya’nın son 10 yılda pamuk üretimini 7 milyon balyadan 19 milyon balyaya çıkardığını hatırlatarak, “Brezilya’nın mahsulü bu arada 19 milyon balyadan daha büyük ve her yıl daha da büyüyor. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nde Batı Teksas’ta kuraklıklar yaşadığımızı biliyoruz ama Brezilya tüm bu boşluğu doldurdu. İhracatta da aynısını yaptılar. İhracatta da 2 milyon balyadan 16 milyon balyaya çıktılar, Amerika Birleşik Devletleri ise zorlandı ve ihracat 12 milyon balyaya düştü. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nde bu üretim yarışını kazanamayacağız. Brezilya yıllar içinde üretimini neredeyse yüzde 200 artırdı ve Brezilya’nın genişlemeye devam edeceğini biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde Tarım Yasası, arza, fiyat korumasına, üretime ve çiftçilere yardıma odaklanıyor. Evet, tekstil fabrikalarımızda küçük bir miktar var. Ancak ABD bir üretim yarışını kazanamaz” dedi.</p>
<p><strong>ABD giyime yılda 340 milyar dolar ödüyor</strong></p>
<p><strong>8-</strong> Amerika Birleşik Devletleri’ndeki giyim ve giyim aksesuarlarının perakende satışının yılda 340 milyar dolar olduğuna dikkat çeken Joe Nicosia, Amerika’nın dünyadaki en büyük giyim ve tekstil ürünleri alıcısı olduğunu söyledi. Bu nedenle Amerika’nın aynı zamanda dünyadaki en büyük pamuk ve pamuklu ürün ithalatçısı olduğunu belirten Nicosia, “Herkes zannediyor ki dünyanın en büyük pamuk ithalatçısı Çin, Bangladeş gibi ülkeler. Hâlbuki en büyük ithalatçı Amerika Birleşik Devletleri. Kimsenin aklına bu gelmiyor, çünkü biz dünyadaki en büyük pamuk ihracatçısıydık. Ancak biz bunu farklı bir şekilde ithal ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gelen bitmiş ürünler şeklinde ithal ediyoruz ve bunun için yılda trilyonun üçte biri kadar dolar ödüyoruz. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’ne giren o pamuk yılda kabaca 18 milyon balya. Bunun sadece 4 milyon balyası Amerika Birleşik Devletleri’ne geri dönen ABD pamuğu. Yani çok fazla pamuk yetiştiriyoruz. Brezilya’nın izin verdiği kadarını ihraç ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’ne geri dönen geri kalan şeyler gerçekten dünyadaki diğer tüm üreticileri destekliyor.” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>Amerikan pamuğu kullanana vergi indirimi</strong></p>
<p><strong>9-</strong> ABD Ticaret Temsilciliği (USTR)’nin “karşılıklı tekstil programı” oluşturduğunu hatırlatan Joe Nicosia sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu program, ‘Eğer ABD pamuğu satın alırsanız, ABD pamuğu satın aldığınız için sizi ödüllendirmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne geri dönen bitmiş ürünleriniz için daha düşük bir gümrük vergisine sahip olmanızı sağlayacak bir program geliştireceğiz’ der. Şimdi, bu kulağa oldukça iyi geliyor. Bunu alırsanız, şunu elde edersiniz. Yapmazsanız, alamazsınız. Şimdi, bu neden önemli?</p>
<p>Birincisi, süper güçlü. Çünkü bitmiş ürün fiyatında yüzde 5’lik bir gümrük vergisi indirimi alsanız bile, bunun ne anlama geldiğini bir düşünün. Amerika Birleşik Devletleri’ne giren bir gömleğin toptan satış seviyesinde bile, bir gömlekte belki yarım kilo pamuk vardır ve diyelim ki o gömlek 5 dolar. Yani 5 dolarlık bir gömlekte yüzde 5, 25 sente denk geliyor. Yarım kilo pamukta 25 sent. Bu oldukça büyük bir teşvik ve bu sadece başlangıç.</p>
<p>Ama şimdi ilginç olan şu ki, bunu sadece ticaret anlaşması yaptıkları ülkeler için yapmaya karar verdiler. Şu anda bunu Malezya, Kamboçya, Endonezya ve Bangladeş ile yapıyorlar. Ve buradaki fikir şu ki, eğer bu işe yararsa, bir sonraki kapıyı kim çalacak? Vietnam mı olacak? Hindistan mı? Pakistan mı? Türkiye mi? Kim aynı türden bir anlaşma istiyorsa, bunu alabilmek için Amerika Birleşik Devletleri ile bir ticaret anlaşması yapmalı.</p>
<p>Şimdi, bu hem iyi hem kötü. Kötü tarafı, henüz büyük bir etki yaratacak kadar geniş değil, çünkü yeterli ülke dâhil değil. İyi tarafı ise, bunu yapmak için ilgi uyandıracak olması. Şimdi, hükümetimiz bunu nasıl yapacaklarına dair yönetmelikleri eylül sonuna kadar çıkaracaklarını söylemişti. Henüz elimizde yoklar. Bu yüzden nasıl çalışacağından emin değiliz. Dışarıda metrekare bazında mı yoksa dolar bazında mı yoksa başka bir şekilde mi olacağına dair farklı teklifler var. Bu yüzden bu teklifin nasıl ilerleyeceğini duymayı bekliyoruz.”</p>
<p><strong>Plastik değil, bitki giy</strong></p>
<p><strong>10-</strong> Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) toplantısında öne çıkan konulardan birisi de doğal olmayan, laboratuvar veya sanayi ortamında kimyasal yollarla üretilen liflerden elde edilen polyester, naylon, akrilik gibi sentetik kumaşlarla mücadele oldu. Joe Nicosia, sunumunda bu konuya da geniş yer vererek bazı ülkelerin mücadelede öne çıkarken bazılarının duyarsız kaldığına dikkat çekti. Amerika Birleşik Devletleri’nin “plastik değil, bitki giy” (wear plant, not plastic) sloganıyla bu konuda en çok mücadele veren ülke olduğunu hatırlatan Nicosia, bu konuda daha etkili mücadeleye ihtiyaç olduğunu, özellikle mikroplastiklerin sağlığa olan olumsuz etkilerini öne çıkarmak gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Nicosia, mikroplastiklerin etkilerini şöyle anlattı: “Dünyamızda, okyanus tabanından dağ zirvelerine, içme suyumuzda ve yediğimiz yiyeceklerde mikroplastiklerin daha fazla farkına varıyoruz. Yine de mikroplastik kirliliğinin kaynaklarından biri burnumuzun dibinde gizleniyor. Her yıkama ve giyişte, sentetik kumaşlardan yapılan giysiler soluduğumuz havaya görünmez mikroplastikler döküyor. Parçalanmıyorlar. İçeri sızıyorlar. Mikroplastikler akciğerlerde, kan dolaşımında ve beyinde, yani plastiğin olmaması gereken yerlerde tespit edildi. Ne giydiğiniz önemlidir. Pamuğu seçin. Plastik değil, bitki.”</p>
<p>Özetle, Uluslararası Pamuk Birliği’nin İstanbul toplantısında pamuğun sadece bugünü değil, geleceği de detaylı olarak ele alındı. Konuşmalarda, sunumlarda Brezilya’nın üretimden ihracata pamukta çok önemli bir atılım yaptığı ve bunun devam edeceği dile getirildi. Sadece toplantı ve sunumlar olmadı, İstanbul’a gelen 725’i aşkın delege ikili görüşmelerle ticaret de yaptı. ICA bünyesindeki komiteler toplantılar yaptı. İki gün süren toplantıda Brezilya, Türkiye ve diğer ülkelere ilişkin bilgileri de paylaşacağım.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-pamukcularinin-istanbul-bulusmasi-90050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/89897-1792472555.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya pamukçularının İstanbul buluşması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinde-degisen-bir-sey-yok-90049</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ödemeler dengesinde değişen bir şey yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası verilerine göre ağustos ayında cari işlemler dengesi 4.05 milyar dolar fazla verdi. Yaz dönemi için olağan olan bu duruma bakarak ödemeler dengesindeki sıkıntılı durumu göz ardı etmek mümkün değil. Hem cari işlemler ayağında hem de sermaye hareketleri cephesinde gerek aylık, gerekse 8 aylık veriler, bu akandaki sıkıntıların aynen sürdüğünü ortaya koyuyor:</p>
<p>- Ağustos ayında cari işlemler dengesi 4.05 milyar dolar fazla verdi. Ancak bu geçen yılın aynı ayındaki fazladan 569 milyon dolar ve yüzde 12.31 daha az bin fazla.</p>
<p>- Bunda kuşkusuz enerji fiyatlarındaki artışın ciddi bir payı var. Enerji dış ticareti dengesindeki açık geçen yıla göre 1.41 milyar dolar ve yüzde 39.49 artmış durumda.</p>
<p>- Ancak bu durum mal ticareti cephesindeki olumsuz gidişi perdelemesin. Çünkü altın ve enerji hariç mal ticaretinde geçen yıl ağustos ayında 1.74 milyar dolar olan fazla, bu yıl yüzde 78.12 gibi yüksek oranlı bir düşüşle sadece 381 milyon dolar oldu.</p>
<p>- Yaz aylarında cari dengenin en büyük destekçisi olan turizmin performansı da geçen yılın az da olsa gerisinde. Turizm dengesindeki fazla geçen yıla göre yüzde 4.43 azalmış durumda.</p>
<p>- Sermaye hareketleri cephesinde de yabancı girişinde göreli zayıf seyir sürerken, yerleşiklerin yurt dışına çıkışındaki canlılık temposundan bir şey kaybetmeden sürüyor. Ağustosta yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdiği kaynak miktarı 2.33 milyar dolar ile sınırı kalırken, yerleşiklerin portföy yatırımı ve doğrudan yatırım olarak dışarı çıkardıkları kaynak miktarı 3.58 milyar dolar ile yabancı girişinden yüzde 53.47 oranında daha fazla oldu.</p>
<p>- 2026’nın ilk 8 ayına ait toplam rakamlara baktığımızda ödemeler dengesindeki olumsuz gidiş daha net olarak ortaya çıkıyor. Öncelikle cari açıkta 11.83 milyar dolar ve yüzde 60.12’lik bir sıçrama var. Mal ticaretindeki açıkta da 9.14 milyar dolar ve yüzde 20.69’luk bir artış var.</p>
<p>- Enerjideki dış açıkta ortaya çıkan 4.63 milyar dolarlık artışı, altın dış ticareti açığındaki 3.86 milyar dolarlık azalış önemli ölçüde telafi etmiş gözüküyor.</p>
<p>- Bu aynı zamanda çekirdek dış ticaret açığındaki bozulmayı da ortaya koyuyor. Enerji ve altın hariç dış ticaret açığı 1.98 milyar dolardan 10.41 milyar dolara fırlayarak geçen yılın 5.26 katına ulaştı.</p>
<p>- Hizmetler tarafında taşımacılıktaki fazlada 2.26 milyar dolar ve yüzde 15.37’lik bir artış var ama turizmdeki fazla geçen yıla göre 256 milyon dolar daha az.</p>
<p>- Sermaye hareketleri cephesinde yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdiği toplam kaynak yüzde 65.46’lık bir artışla 19.11 milyar dolardan 31.62 milyar dolara çıktı. Bunda geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla piyasalarda yaşanan şokun yarattığı baz etkisinin de rolü var.</p>
<p>- Buna karşın yerleşiklerin portföy yatırımları ve doğrudan yatırım olarak dışarıya çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 41.51 gibi ciddi oranda artarak 34.3 milyar dolara ulaştı. Bu haliyle yerleşiklerin yurtdışı yatırımlarının miktarı yabancıların yurtiçi yatırımlarından 2.67 milyar dolar ve yüzde 8.46 daha fazla.</p>
<p>- Bunun doğal sonucu olarak dış kredi borçlanması geçen yıla göre 6.82 milyar dolar ve yüzde 28.72 artarak 32.69 milyar doları buldu.</p>
<p>- Dış borçlanmadaki artışa rağmen döviz rezervlerindeki erime geçen yılla göre yüzde 286.75’lik bir sıçrama ile 10.92 milyar doları buldu.</p>
<p>Özetle cari açıkta hızlı artış, yabancı girişinde zayıf seyir, yerleşiklerin yurt dışına kaynak çıkarmasındaki canlılık sürüyor. Yani ödemeler dengesindeki kırılganlıklarda değişen bir şey yok.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6f20a64abf-1792471562.png" alt="" width="623" height="876" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinde-degisen-bir-sey-yok-90049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesinde değişen bir şey yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varliklar-arasi-gecis-90048</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlıklar arası geçiş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Haftalar arasındaki geçişler, bir süredir, global cephe açısından da sert oluyor. Bir önceki haftada yaptığımız sesli düşünmelerin uzağında, satış baskısının gölgesinde hafta başlangıcı gerçekleştiriyoruz. Azalan öngörülebilirlik ve bir kez daha teknoloji tarafı ve özelinde AI cephesi için sorgulanan gelecek dönem kar görünümü, yatırımcılar açısından risk algısını baskılarken, satış baskısını da beraberinde getiriyor. Yalnız bu kez bir fark ile: ABD’de tahvil faizleri ve Amerikan doları gerilerken, hisse senetleri de baskılanıyor. Güvenli liman algısının yeniden belirmesi ABD tahvillerine girişi desteklerken, USD zayıflıyor. Dolar endeksindeki sınırlı nefes alır durum, son düzlükteki hızlı koşunun ardından EMFX cephesi için de çok ama çok sınırlı alan açıyor.</p>
<p>Emtia tarafı hâlâ sıkıntılı ve fiyatlar yukarı yönde baskılanıyor. Vadeli petrol kontratlarının Brent nezdinde Cuma gecesi bizim kapalı olduğumuz işlem diliminde $110 bölgesini test etmesi, zaten problemli ve aksak ilerleyen fiyatlama mekanizmalarını baskılamak için yeniden öne çıktı. Yatırımcıların, mevcut ABD yönetiminin iş başına geldiği süreçten bu yana enflasyonda yukarı yönlü risklere farklı birçok gerekçe ile daha hassas durumda yaklaşmaları ve bunun pozisyonlanmayı da farklı tarafa sürüklemesi, para politikasında yapılan ayarlamalar ile beraber hepimizin durduğu noktanın farklılaşmasına zemin hazırlıyor. İşlemciler, Cuma gününün ardından Fed açısından gelecek dönem beklentilerini Ekim ayını pas geçme ve Aralık’ta +25bp ile yeniden topa girme şeklinde belirlemiş durumda. Benzer eğilimi ECB’ye dair OIS fiyatlamaları nezdinde de görmek mümkün. Her iki büyüm merkez bankasının 2027 Haziran’ında bugüne kıyasla para politikası duruşlarının toplamda +60bp civarı daha yukarıda olması, para piyasalarındaki işlemler nezdinde karşımıza çıkmakta. Bu ise, yakın vadede enflasyonist baskıların farklı katalizörler ile ne ölçekte hafifleyeceğinin taşıdığı soru işareti bir yana, globaldeki sıkılaşmanın bir süre daha devam edebileceğine yönelik riskleri canlı tutuyor.</p>
<p>Buradan içeriye doğru geldiğimizde ise fon krizinin fiyatlama tarafındaki olumsuz etkilerinin hissedilmesi durumunda herhangi bir değişiklik maalesef henüz yok. Geçtiğimiz haftaki yazıda sınırlı da olsa fırsat arayışlarına kafa yormuş ve yaklaşan çeyrek dönem finansallarını işaret etmiştik. Ancak, BIST nezdinde işlem hacimlerinin adet ve Türk lirası bazında gerilemeye devam etmesi, düşük emirlerle sert fiyatlamaların oluşmasına neden oluyor ve bu da yatırımcı algısını baskılıyor. Her ne kadar TCMB’den Ağustos sonu itibarıyla fonlama maliyetinde normalleşme-düşüş takip etsek de henüz alternatif getirinin cazibesi masadan kalkabilmiş değil. İlginçtir, yaklaşan PPK toplantısına rağmen tahvil piyasası işlemleri de faizlerde aşağı yönde eğilime imkan tanımıyor, olsa da son derece sınırlı kalıyor. Elbette tüm bu konuştuklarımızda destekleyici olmayan (zorlayıcı) dış koşullar ve gidişat da etkili. Hâlâ daha başta petrol ve türevleri olmak üzere önemli girdi maliyetlerinde bugün ve gelecek döneme ait fiyatlamalar yakın dönem ortalamasının üzerinde seyrediyor ve bu da enflasyonist baskıları canlı tutuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varliklar-arasi-gecis-90048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlıklar arası geçiş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-ve-turkiye-arasindaki-guvensizlik-asilabilir-mi-90047</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB ve Türkiye arasındaki güvensizlik aşılabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye-AB ilişkilerindeki tıkanıklık tek bir başlıkla açıklanamaz. Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusundaki kaygılar, üyelik sürecinin önündeki önemli engeller arasında yer alıyor. Kıbrıs meselesi, Yunanistan’la yaşanan anlaşmazlıklar ve dış politika farklılıkları da ilişkileri zorlaştırıyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta Brüksel’deki II. AB-Türkiye İş Zirvesi’ni izledim. Her iki taraftan gelen açıklamalar, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkilerde yaklaşık 20 yıldır biriken güvensizliğin bugün yalnızca siyasi diyaloğu değil, iki tarafın güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da sınırladığını ortaya koydu. Ancak Rusya kaynaklı tehditler, ABD politikalarındaki belirsizlik ve Çin’in ekonomik ağırlığı, Brüksel ile Ankara’yı zor bir soruyla karşı karşıya bırakıyor. Bütün anlaşmazlıklar çözülmeden iş birliği yeniden kurulabilir mi?</p>
<p>Centre for European Reform’da araştırmacı olan Thomas Maddock’un "AB ve Türkiye: Ortak tehditler karşılıklı güvensizliği aşabilir mi?" başlıklı politika notu bu soruya odaklanıyor. Maddock’un temel tezi, iki tarafın mevcut çıkmazı sürdürmek yerine ortak çıkarların bulunduğu alanlarda aşamalı iş birliğine yönelmesi gerektiği.</p>
<p>Bu yaklaşım, sorunların ortadan kalktığı varsayımına değil, çözülemeyen anlaşmazlıkların maliyetini yönetme ihtiyacına dayanıyor.</p>
<h2>Güvensizliğin iki tarafında da nedenler var</h2>
<p>Türkiye-AB ilişkilerindeki tıkanıklık tek bir başlıkla açıklanamaz. Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusundaki kaygılar, üyelik sürecinin önündeki önemli engeller arasında yer alıyor. Kıbrıs meselesi, Yunanistan’la yaşanan anlaşmazlıklar ve dış politika farklılıkları da ilişkileri zorlaştırıyor.</p>
<p>Ankara ise üyelik perspektifinin fiilen durmasını, siyasi engelleri ve Avrupa’nın verdiği taahhütlerin yeterince karşılık bulmamasını eleştiriyor. Böylece karşılıklı güvensizlik kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşüyor. Siyasi sorunlar ekonomik iş birliğini sınırlandırıyor; sınırlı iş birliği de güvenin yeniden kurulmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu tabloyu değiştirmek kolay değil. AB’nin Türkiye ile yakınlaşmayı savunurken demokratik standartlar konusundaki kaygılarını görmezden gelmesi beklenemez. Türkiye’nin de Avrupa ile daha güçlü ortaklık kurmak istiyorsa hukuk devleti ve öngörülebilirlik alanlarında somut ilerleme sağlaması gerekiyor.</p>
<h2>Ortak tehditler, ortak hareket ihtiyacı</h2>
<p>Öte yandan jeopolitik koşullar, ilişkilerin yalnızca sorunlar üzerinden değerlendirilmesini giderek daha maliyetli hale getiriyor.</p>
<p>Rusya’nın oluşturduğu güvenlik tehdidi, Karadeniz’in istikrarı ve Avrupa’nın savunma kapasitesini artırma ihtiyacı, Türkiye ile AB’nin kesişen çıkarlarını görünür kılıyor. ABD’nin güvenlik politikalarındaki belirsizlik de Avrupa’nın kendi kapasitesini güçlendirme arayışını hızlandırıyor. Çin’in kritik mineraller, sanayi üretimi ve teknoloji alanındaki ağırlığı ise iki taraf için yeni ekonomik ve stratejik riskler yaratıyor.</p>
<p>Türkiye’nin NATO üyeliği, coğrafi konumu, savunma sanayisi ve üretim kapasitesi Avrupa açısından önemli imkanlar sunuyor. Ortak çalışmalar mühimmat üretimi, savunma teknolojileri, Karadeniz güvenliği ve bölgesel krizlerin yönetimi gibi alanlarda geliştirilebilir.</p>
<p>Brüksel'de Vahap Munyar ile birlikte bir yemekte sohbet ettiğimiz bir AB diplomatı bu zor süreçte en kritik olan şeyin iki taraf arasında diyaloğun sürmesi olduğunu vurguluyordu. Maddock’un önerdiği yapılandırılmış AB-Türkiye güvenlik diyaloğu bu nedenle önem taşıyor. Düzenli ve üst düzey bir mekanizma, tarafların yalnızca kriz anlarında değil, ortak tehditlere karşı önceden planlama yapmasını sağlayabilir.</p>
<p>Ancak Kıbrıs kaynaklı engeller ve Türkiye’nin AB savunma programlarına katılımına ilişkin siyasi sorunlar, bu alandaki ilerlemeyi de güçleştiriyor. Dolayısıyla ikili ve çok taraflı iş birliği kanallarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<h2>Ekonomik ortaklıkta kaybedilecek çok şey var</h2>
<p>Ekonomik ilişkiler, güvenin yeniden inşası için bir başka somut alan. 1995’ten bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği, Türkiye ile Avrupa sanayisini birbirine bağladı; ancak hizmetler, dijital ticaret, kamu alımları ve tarım gibi alanları yeterince kapsamıyor. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından yarattığı asimetri de rekabet koşullarını zorlaştırıyor.</p>
<p>Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026’da açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası önerisi etrafındaki “Made in EU” tartışması, bu ilişkinin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Avrupa’nın yeni sanayi teşvikleri ve kamu alımları sisteminin dışında kalması, mevcut üretim ve tedarik zincirlerini zayıflatabilir.</p>
<p>Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun savunduğu “Made with EU” yaklaşımı, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle bütünleşmiş ortakların da bu sistemin parçası olmasını öngörüyor.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için müzakerelerin başlatılması, yalnızca ticari bir düzenleme değil, karşılıklı güveni sınayacak somut bir adım olacaktır. Kritik mineraller, dijital ekonomi, temiz teknoloji ve Orta Koridor gibi ulaştırma bağlantıları da yeni ortaklık fırsatları sunuyor. Ancak bu yakınlaşmanın kalıcı olabilmesi için ekonomik reformların ve karşılıklı yükümlülüklerin güvence altına alınması gerekiyor.</p>
<p>Dünya ekonomisinin görünümü de iş birliğinin önemini artırıyor. IMF en son tahminlerinde küresel büyümeyi yüzde 3,1, Euro Bölgesi büyümesini ise yüzde 1,1 olarak öngörüyordu. Zayıf Avrupa talebi Türkiye’nin ihracatını da etkileyebilir. Böyle bir ortamda üretim, yatırım ve teknoloji ortaklıklarını geliştirmek, iki tarafın da ekonomik dayanıklılığına katkı sağlayabilir.</p>
<h2>Yakınlaşma kolay değil, hareketsizlik daha maliyetli</h2>
<p>Elbette iş birliğinin yeniden başlatılması risksiz değil. AB, Gümrük Birliği’ni güncelleyip savunma ortaklıklarını geliştirirken Türkiye’de hukuk devleti ve demokratik standartlar konusunda ilerleme sağlanamamasından kaygı duyabilir. Ankara ise yeni iş birliği adımlarının üyelik sürecinde veya ekonomik ilişkilerde somut karşılık bulmamasından endişe edebilir.</p>
<p>Bu nedenle Maddock’un önerdiği aşamalı yaklaşım önem kazanıyor. Ortak çıkarların bulunduğu alanlarda somut adımlar atmak, ilerlemeyi ölçülebilir hedeflere bağlamak ve siyasi anlaşmazlıkları ayrı kanallarda yönetmek gerekiyor. AB’nin de iş birliğine yönelik desteğini açık biçimde ortaya koyması, verilen taahhütlerin uygulanabilir olması ve Türkiye’nin atacağı reform adımlarının karşılık bulması gerekiyor.</p>
<p>DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Brüksel’de bu yaklaşımın özünü anlatıyordu. “Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz," diyordu Yalçındağ.</p>
<p>Bu, anlaşmazlıkları önemsizleştirmek değil, onları bütün ilişkinin önünü kapatan engellere dönüştürmemek anlamına geliyor. AB üyeliği kısa vadede gerçekçi görünmese de uzun vadeli hedef olarak korunabilir. Bu sırada güvenlik, ticaret ve teknoloji alanlarında ilerleme sağlanabilir; demokratik standartlar konusundaki diyalog da sürdürülebilir.</p>
<p>Sonuçta AB ile Türkiye arasındaki güvensizliğin kısa sürede aşılması beklenmemeli. Bununla birlikte, güvenin yeniden kurulması için bütün siyasi sorunların önce çözülmesini şart koşmak da mevcut çıkmazı uzatacaktır. İki tarafın çıkarları, kontrollü ve aşamalı bir yakınlaşmayı gerekli kılıyor.</p>
<p>Asıl sınav, tarafların birbirine duyduğu güvensizliği yok saymak değil, bu güvensizliğe rağmen çalışabilecek mekanizmalar kurmak. Avrupa’nın güvenlik ve rekabet gücü ile Türkiye’nin ekonomik ve stratejik geleceği, her konuda aynı düşünmelerine değil, ortak çıkarlarını somut sonuçlara dönüştürebilmelerine bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-ve-turkiye-arasindaki-guvensizlik-asilabilir-mi-90047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/turkiye-ab-avrupa-1769660665.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB ve Türkiye arasındaki güvensizlik aşılabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/politika-faizi-degistirilmemeli-neden-90046</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Politika faizi değiştirilmemeli; neden?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kasım ve Aralık 2025’te aylık enflasyon değerleri, yıllık enflasyonun mevcut değerinden çok daha düşük olan yıllardaki gerçekleşmelerden belirgin biçimde düşük çıktı. Hem ‘mevsim normalleri’ hem de enerji fiyatlarındaki yüksek seyir dikkate alındığında, bu yılın aynı aylarında daha yüksek aylık enflasyonlara şahit olmamız ihtimali var.</strong></p>
<p>Perşembe günü Para Politikası Kurulu (PPK) toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Merkez Bankası’nın bu ortamda işi çok zor. ‘Bu ortam’ derken kastettiğim elbette ki fon rezaleti. Gelin, “bu rezalet yaşanmamış olsaydı Merkez Bankası’nın dikkate alacağı ekonomik gelişmeler neler olurdu” sorusunun yanıtına bakalım.</p>
<p>6 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21’e yükseltildi. Oysa 12 Şubat 2026’da kamuoyuna duyurulan Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu yüzde 9’du. O tarihteki politika faizi ise yüzde 37 idi. Hedefin 12 puan daha yüksek olduğu bugün politika faizi yine yüzde 37. Salt bu basit çerçeve bile politika faizinin düşürülmesi için önemli bir alan olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>TEPAV uzunca bir süredir PPK toplantıları öncesinde Para Politikası Değerlendirme Notu yayımlıyor. 10 Eylül PPK toplantısından önce yayımlanan notta bu alana dikkat çekiliyordu. Ama faiz değişikliği önerilmemişti. Neden? Çünkü aylık enflasyon gerçekleşmeleri yüksek seyrediyordu. Eylül enflasyonunun da beklenmesi gerektiği üzerinde, not yayımlanmadan önce yapılan toplantıda anlaşmaya varılmıştı. Eylül enflasyonu düşük bir düzeyde gerçekleşti. Dolayısıyla, Perşembe günü PPK’nın politika faizini düşürmesi için önemli bir gerekçe oluştu.</p>
<p><strong>Baz etkisiyle yıllık enflasyon </strong><strong>sınırlı da olsa yükselebilir</strong></p>
<p>Bir de şu olguya dikkat etmek gerekiyor: Kasım ve Aralık 2025’te aylık enflasyon değerleri, yıllık enflasyonun mevcut değerinden çok daha düşük olan yıllardaki gerçekleşmelerden belirgin biçimde düşük çıktı. Hem ‘mevsim normalleri’ hem de enerji fiyatlarındaki yüksek seyir dikkate alındığında, bu yılın aynı aylarında daha yüksek aylık enflasyonlara şahit olmamız ihtimali var. Farklı bir ifadeyle, ‘baz’ etkisi nedeniyle yıllık enflasyon sınırlı da olsa yükselebilir.</p>
<p>Bu değerlendirmeler ışığında, olası ‘baz’ etkisine karşın, Perşembe PPK toplantısında politika faizi 200 baz puan indirilerek yüzde 35 olarak açıklanabilirdi. Siz bu satırları okurken TEPAV Değerlendirme Notu da yayımlanmış olacak. O not, “ama politika faizi artık düşürülemez; yüzde 37’de sabit tutulmalı” diyor. Neden? Nedeni, elbette fon krizinin yarattığı ve artma ihtimali de olan riskler.</p>
<p>TEPAV’ın söz konusu notunun ‘Durum’ kısmından: “Son PPK toplantısının ardından ekonomiye duyulan güveni olumsuz etkileyen fon krizi yaşanmıştır. Finans piyasalarında bu tür krizlerin oluşmasını önlemekten sorumlu kurumların varlığına ve bu kurumların gerekli yasal yetkilere sahip olmalarına rağmen krizin yaşanmış olması üzerinde dikkatle durulmalıdır. Bu gelişmeler sonucunda, küresel portföy yatırımcılarının referans aldığı endeks sağlayıcısı MSCI 15 Ekim 2026’da Türkiye endekslerindeki belirli değişiklikleri dondurma kararı almıştır. Bir yandan fon krizinin üzerindeki sis perdesinin henüz kalkmamış olması diğer yandan MSCI’ın aldığı bu karar, ekonomimiz açısından yeni ve önemli bir risk kaynağı haline gelmiştir.”</p>
<p>Devam ediyor: “8 Eylül 2026’da yayımlanan 30. Para Politikası Değerlendirme Notu’nda ‘Bu şartlar altında Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır’ demiştik. Bu tarihten sonra ortaya çıkan fon krizi, bu temel sorunun yanı sıra, finans sisteminin sağlıklı işlemesine ilişkin önemli sorunlar yaşanabileceğini göstermiştir. Merkez Bankası kısa dönemde, piyasalarda güveni sağlamak için gerekli tedbirler alınıncaya kadar, bu olguyu da dikkate almalıdır.”</p>
<p>Peki, politika faizinin sabit tutulmasına ek olarak ne öneriyor? ‘Sonuç’ kısmından: “Merkez Bankası, fon krizi nedeniyle gelecekte daha da artma ihtimali olan geri dönmeyen krediler, şirketlerdeki likidite yetersizliği ve benzeri bilanço zafiyeti çıkarabilecek sorunların hafifletilmesi için gerekli ihtiyatı önlemleri Finansal İstikrar Komitesi’nde gündeme getirmelidir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/politika-faizi-degistirilmemeli-neden-90046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Politika faizi değiştirilmemeli; neden? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-firmalari-aptallastiriyor-mu-90045</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ firmaları aptallaştırıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Algoritmik çağda kendini eksilterek sistemi kurtaramazsın. Yapay zekâ ekosisteminde veri setlerini, işlem gücünü ve inovasyon kapasitesini kısarak yalnızca kendi geleceğini zayıflatırsın, dikkat et!</strong></p>
<p>Bir soru ile başlayalım; <strong>YZ çağında nelerden kısmaya başladık</strong>? Maliyet baskısıyla algoritmalar, <strong>veri setlerini </strong>küçülttü, <strong>işlem gücünü azalttı</strong>, kullanıcıya sunduğu <strong>hizmet kalitesini daralttı</strong>. Bu, dijital dünyanın shrinkflasyonu… Fiziksel dünyada <strong>paket gramajını düşürmek</strong> neyse, sanalda da durum o…</p>
<p><strong>Kullanıcı aynı fiyatı öder ama daha az değer alır</strong>. Bulut hizmetleri limit koyuyor, <strong>API erişimleri</strong> (<em>yazılımların protokollerle birbiriyle iletişim kurması</em>) daralıyor, veri merkezleri <strong>kapasite</strong> kısıyor. “<strong>Aynı hizmet</strong>” algısı korunup sistem <strong>sinsice</strong> büzülüyor. Sonuç; <strong>inovasyon hızı </strong>düşüyor<strong>, rekabet gücü </strong>eriyor.</p>
<p><strong>3 ADIMDA YAPAY ZEKÂ İLE ŞİRKET BATIRMA</strong></p>
<p><strong>1</strong>- YZ modelleri, maliyet optimizasyonu uğruna <strong>daha küçük veri setleriyle eğitildiğinde</strong>, öğrenme kabiliyeti ve doğruluk seviyesi düşer. Bu da <strong>inovasyon enflasyonuna</strong> yol açar.</p>
<p><strong>2</strong>– Altyapıda işlem gücü azaltmak, <strong>enerji tasarrufu sağlasa da</strong> kullanıcı deneyiminde <strong>görünmez kalite kaybı </strong>yaratır.</p>
<p><strong>3</strong>– Algoritmik shrinkflasyonun en tehlikeli yanı, <strong>kullanıcı fark etmeden</strong> güven erozyonu yaratmasıdır. Bir kez oluşan güven açığı, <strong>teknoloji markaları için geri dönüşü zor</strong> bir çöküş sürecidir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Zekâ daraltmasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ’de shrinkflasyon ne anlama gelir?</em></strong></p>
<p>Fiyat aynı kalırken hizmet kapasitesinin, <strong>veri erişiminin</strong> veya <strong>işlem gücünün</strong> azaltılmasıdır. Kullanıcı fark etmez ama <strong>inovasyon hızı yavaşlar</strong>, rekabet avantajı <strong>sinsice </strong>ve<strong> yavaşça</strong> kaybolur.</p>
<p><strong><em>Bunu durdurmanın yolu nedir?</em></strong></p>
<p>Algoritmik yönetimde <strong>şeffaflık</strong>, <strong>açık veri iş birlikleri</strong>, <strong>enerji verimli donanımlar</strong> ve <strong>uzun vadeli kapasite </strong>planlaması. Sadece <strong>kâr optimizasyonu</strong> değil, <strong>inovasyon sürdürülebilirliği</strong> öncelikli olmalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ALGORİTMİK BÜZÜLME KURUMUN HAFIZA KAYBIDIR</strong></p>
<p>YZ dünyasında büzülme, yalnızca <strong>donanım</strong> veya <strong>yazılım kapasitesinin düşmesi</strong> değil, aynı zamanda <strong>dijital ekosistemin güven sermayesinin</strong> de azalmasıdır. <strong>Parametreleri kısmak</strong> kısa vadede kâr sağlasa da uzun vadede teknoloji şirketlerini “<strong>hafıza kaybı</strong>” yaşayan sistemlere dönüştürür. <strong>Aptallaşmayın</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik Shrinkflasyon</strong>: YZ hizmetinde fiyat sabitken kapasitenin veya veri miktarının kısılması</p>
<p><strong>İnovasyon Enflasyonu</strong>: Kaynak kısıtları yüzünden yenilik hızının düşmesi, yeni fikirlerin fonlanmayışı</p>
<p><strong>Veri Kıtlığı</strong>: YZ’nin öğrenme kapasitesini sınırlayan, planlı veya zorunlu veri kesintisi</p>
<p><strong>Güven Açığı</strong>: Kullanıcının fark etmeden yaşadığı kalite kaybının zamanla marka güvenini aşındırması</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-firmalari-aptallastiriyor-mu-90045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/robot-yapay-zeka-1756744116.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ firmaları aptallaştırıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90043</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın pozitife dönmesi için ne gerekli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Borsada Sert Düşüş! Piyasanın Pozitife Dönmesi İçin Ne Gerekli? | Ekonomi Masası | 20 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/yQ3K_EKAy-Y" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-ne-yapar-ya-da-yapmali-90044</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB ne yapar ya da yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın 22 Ekim Perşembe günü yapılacak PPK toplantısında faiz konusunda nasıl bir karar alacağını bilmek tabii ki mümkün değil. Toplantıya şunun şurasında üç gün kaldı ama doğrusu perşembe günü faizle ilgili ne gibi bir karar alınması gerektiği konusunda Merkez Bankası’nda bile kesin bir karar, en azından güçlü bir eğilim oluş mudur, tartışılır.</p>
<p>Piyasalar öylesine karışık ve ne olacağı öylesine belirsiz ki toplantı gününe kadar bile köprülerin altından çok sular akabilir; bugün oluşacak bir eğilimin tersini yapmak söz konusu olabilir.</p>
<p>Ancak yine de bugünkü duruma bakarak bir şeyler söylemek tabii ki mümkün. En azından bu satırların kaleme alındığı 19 Ekim’deki koşulların çok fazla değişmeyeceği varsayımıyla perşembe için bir tahmin yapılabilir…</p>
<h2>“Ne yapar” başka, “Ne yapmalı” başka</h2>
<p>İlk soru Merkez Bankası’nın perşembe günkü toplantıda ne yapacağı.</p>
<p>Bu sorunun yanıtı bende yok. Aslında kimsede yoktur ama herkes bir tahminde bulunabilir. Doğrusu bu aşamada dile getirilen tahmin midir, yoksa beklenti ya da ikinci sorunun, yani <strong>“Merkez Bankası ne yapmalı”</strong> sorusunun yanıtı mıdır, o da ayrı bir konu.</p>
<p>Merkez Bankası’nın ne yapması gerektiği sorusuna gelince…</p>
<p>Bu soruya çok büyük bir kesimin faizin indirilmesi gerektiği yönünde yanıt verdiğini biliyoruz. Bu görüşte olanlara göre Merkez Bankası faizi mutlaka indirmeli, hatta bir puan yetmez, iki puan birden indirmeli. Hızını alamayıp üç puandan söz edenler bile var.</p>
<h2>İktisat kitaplarının söylediği… </h2>
<p>Faiz indiriminin neden istendiği açık…</p>
<p>Çünkü iktisat kitaplarında yazanlar faizin indirilmesi gerektiğini söylüyor: </p>
<p>■ <strong>“Enflasyonun düşüş eğilimi iyice belirginleşti”</strong> deniliyor. </p>
<p>■ <strong>“Enflasyon ile faiz arasındaki makas çok açık”</strong> deniliyor. (Bu söylenirken bugünkü faizle öngörülen enflasyon dikkate alınıyor, ayrıca enflasyon, bugünkü basit faizin bileşiği ile karşılaştırılıyor.) </p>
<p>■ <strong>“Bazı harcama kalemleri var ki yüksek faizle bu alanlarda fiyatı etkilemek mümkün olmaktan çıktı”</strong> deniliyor. </p>
<p>■ <strong>“Yüksek faiz büyük sanayicileri de, orta ve küçük boy işletmeleri de herkesi zorluyor. Faiz inmeli ki piyasa biraz nefes alabilsin”</strong> deniliyor.</p>
<h2>Ya Türkiye gerçekleri?</h2>
<p>Kitapta yazanlar çok özet olarak böyle. İyi de bir de iktisat kitaplarında pek yazmayan bugüne özgü Türkiye gerçekleri var.</p>
<p>Herkes parasına sımsıkı sarılmış, onun sıcaklığına sığınmış.</p>
<p>Kimse para harcamak istemiyor, piyasaya kaynak sağlamak durumundaki finansal kuruluşlar para kullandırmaktan kaçınıyor.</p>
<p>Bankalar deseniz istese de fazla kredi açamıyor. Kredi genişlemesine ilişkin aylık sınırlar var ve bu sınırları aşan ekonomik yönden cezalandırılıyor.</p>
<p>Piyasa çok sıkışık, doğru; para dönmüyor çünkü. Peki faiz indirildiğinde bu sıkışıklık aşılacak mı?</p>
<h2>Sorun boruda ise?</h2>
<p>Olmaz ya, hadi diyelim Merkez Bankası perşembe günü faizi öyle bir ya da iki puan değil, çok daha fazla düşürdü. Yani para musluğu iyice açılabilir hale geldi.</p>
<p>Açtınız musluğu ama değişen pek bir şey yok, su yine az, yine az!</p>
<p>Ya sorun faizin düzeyinde ve musluğu istediğiniz kadar açabilmenizde değilse…</p>
<p>Ya apartman yöneticisinin boruyu bir yerde sıkıştırmasından dolayı su borusu çok dar olduğu için musluk ne kadar açılırsa açılsın yeterince su gelmiyorsa…</p>
<p>Boruyu sıkıştıran anahtar Merkez Bankası’nın elinde ve kredi büyümesindeki sınırlama yürürlükte.</p>
<p>Faiz indirilse ne olur ki, hiçbir şey.</p>
<h2>Faiz inince piyasa rahatlar mı?</h2>
<p>Varsayın ki Merkez Bankası perşembe günü faizi yüzde 37’den 36’ya düşürdü.</p>
<p>Varsayın ki banka dışı bir finansal kuruluşta yöneticisiniz ve artık yeni faiz oranına göre işlem yapacaksınız. Elinizde de fazla kaynak var. Daha önce yüzde 37 ile satmaya yanaşmadığınız parayı bu kez 36 ile satmak için can mı atarsınız, yoksa tam tersini mi yaparsınız?</p>
<p>Turşusunu kurmayacaksınız paranın, tabii ki değerlendirmek isteyeceksiniz ama ya yarın ne olacağını kestiremiyorsanız, piyasa gün gün inanılmaz dalgalanıyorsa?</p>
<p>Elinizdeki kaynağı piyasaya sürmek için o kaynağın fiyatının, yani faizinin düşmesi mi işinize gelir, artması mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tcmb-ne-yapar-ya-da-yapmali-90044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/tcmb-js3I_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB ne yapar ya da yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evyapla-rusyaya-uzandi-estayi-kurup-20-yilda-9-ulkede-100-proje-ustlendi-90042</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Evyap’la Rusya’ya uzandı, Esta’yı kurup 20 yılda 9 ülkede 100 proje üstlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ </strong>Gazetesi’nin PwC işbirliği ile Elite World Grand Sapanca’da bu yıl 5’incisini düzenlediği <strong>“Dönüşen Liderlik Zirvesi”</strong>nde sahnede sohbet ettiğim iş insanları arasında Benesta Genel Müdürü <strong>Roksana Diker </strong>de vardı.</p>
<p>Hem <strong>Roksana Diker</strong>’in hem de şirketin kurucusu <strong>Bahattin Demirbilek</strong>’in Esta’dan Benesta’ya uzanan öyküsünü dinledik.</p>
<p>Önce <strong>Roksana Diker</strong>’i tanıyalım istedik:</p>
<ul>
<li><strong>Babam Azerbaycanlı, Karabağ kökenli. Annem Kazan Tatarı. Ben Ukrayna’da doğdum, ana dilim Rusça.</strong></li>
<li><strong>1992 yılında, 15 yaşındayken ailemle Türkiye’ye geldik. Babama Çukurova Üniversitesi’nde öğretim üyeliği teklif edilmişti. Plan netti: Adana’da bir yıl kalacaktık.</strong></li>
<li><strong>Geldiğimde tek kelime Türkçe bilmiyordum. Yaklaşık 6 ayda konuşmaya, yazmaya başladım. Türkçeyi çok sevdim.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad75f8b33fe5-1792499595.jpg" alt="" width="800" height="450" /></strong>Öyküsünü anlatırken arada şu saptamayı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bir ülkeye kendini ait hissetmek biraz da onun dilinde düşünmeye, anlatmaya başladığınızda oluyor.</strong></p>
<p>Sonra öyküsüne döndü:</p>
<ul>
<li><strong>3 yıl geçti, üniversite sınavına girdim. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme’yi kazandım.</strong></li>
<li><strong>1995’te ailem geri döndü, ben İstanbul’da tek başıma üniversiteye devam ettim.</strong></li>
<li><strong>Burada okudum, dostluklar kurdum, çalışmaya başladım. Evlendim, hayatımın ve kariyerimin en önemli kararlarını burada verdi</strong><strong>m</strong><strong>.</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada <strong>Bahattin Demirbilek</strong>’le ilgili kısa film ekrana yansıdı, izledik. <strong>Roksana Diker, </strong>Esta ve Benesta’nın öyküsüne geçti:</p>
<p>-          <strong>Bahattin Bey’le 2000 yılında Evyap’ta çalışırken tanıştık. O Rusya’daki ofisteydi, ben de İstanbul’da ihracat tarafındaydım. Çok iyi bir ekip olmuştuk.</strong></p>
<p><strong>Demirbilek</strong>’in 2006 yılında Esta’yı kurduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bahattin Bey Esta’yı kurduğunda beni davet etmeyince bozuldum. Gittim, sordum: </strong>Beni neden davet etmiyorsunuz?”</p>
<p><strong>Bahattin Demirbilek, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Senin Evyap’ta oturmuş bir kariyerine var, düzenin var. Sıfırdan başlayan bir şirkete davet edip mevcut kariyerini riske atmanı istemedim.</strong></p>
<p><strong>Roksana Diker, </strong>ısrar etti:</p>
<p>-          <strong>Bunu bana soran oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Diker, </strong>ısrarının nedenini şöyle açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Bahattin Bey’e, kurduğu hayale ve o hayalin büyük bir başarıya dönüşebileceğine inanıyordum. Birlikte çalıştığımızda neler yapabileceğimizi tahmin ediyordum.</strong></p>
<p><strong>Demirbilek, Diker</strong>’in ısrarı üzerine davet etti:</p>
<p>-          <strong>O zaman gel, birlikte çalışalım.</strong></p>
<p>2007 yılı Ocak ayında Esta’ya katıldığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bugün geriye baktığımda Bahattin Bey’le yollarımızın kesişmesinin üzerinden 26 yıl geçmiş.</strong></p>
<p>Esta’dan Benesta’ya uzanan 20 yıllık yolculuğu şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>9 ülkede 100’ü aşkın projeyi üstlenip hayata geçirmeye uzanan bir başarı hikayesi… Bahattin Bey, gayrimenkul geliştirmeyi ticari faaliyetin ötesine taşıdı: </strong>“İnsan hayatına değer katmak ve şehirlere kalıcı bir miras bırakmak.”</p>
<p>Bu yaklaşıma şu örneği verdi:</p>
<p>-          <strong>Bahattin Bey’in bu yaklaşımını Krasnodar’da inşa ettiği ve Roma Kolezyumu’nda kullanılan doğal taşlarla örülen stadyumda gizli. Bugün Krasnodar FC Stadyumu, zamanın izlerini taşıdıkça değerlenen anıtsal bir yapı olarak hizmet veriyor.</strong></p>
<p><strong>Roksana Diker, </strong>Esta’nın ulaştığı noktayı <strong>“Engineering News Record” (ENR) </strong>listesiyle de ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>ENR’ın dünyadaki 250 müteahhit firma listesinde Esta 71’inci sırada yer alıyor. Esta Construction, Türkiye’de de 5’inci sırada bulunuyor.</strong></p>
<p>Esta ve Benesta’nın bugünkü konumu, <strong>Roksana Diker</strong>’in 20 yıl önceki  <strong>“Bahattin Demirbilek’in kurduğu hayalde başarıya ulaşır” </strong>düşüncesini oldukça haklı çıkarmış görünüyor…</p>
<p>20 yılda 9 ülkede 100’ü aşkın proje üstlenmesi, dünyada 250 müteahhit arasında 71’inci olması, <strong>Demirbilek</strong>’in başarısını gösteriyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Önce parkı tasarlayıp 3 bin yıllık zeytin ağacı getirdi, sonra projeyi hayata geçirdi</span></h2>
<p><strong>BENESTA </strong>Genel Müdürü <strong>Roksana Diker, </strong>Esta Construction’ın Türkiye’de <strong>“Benesta”</strong>ya dönüştüğünü belirtip, Acıbadem’deki <strong>“Benesta Benleo” </strong>projesine değindi:</p>
<p>-          <strong>Projeyi tasarlarken önce parkı hayal edip tasarladık. Projenin içinde </strong>“BenLeo Park”<strong>ı yarattık. Park için Anadolu’dan 3 bin yıllık zeytin ağacı taşıyıp diktik.</strong></p>
<p><strong>“Benleo Park” </strong>için İtalya’nın Toskana kentinden 50 yaşın üzerinde 200’den fazla ağaç ithal ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Toskana’dan getirdiğimiz ağaçları Floransa Üniversitesi danışmanlığında seçtik. Böylece şehrin kalbinde yaşayan bir ekosistem kurduk.</strong></p>
<p><strong>Roksana Diker, </strong>ardından Bahçelievler’deki <strong>“Benesta Center” </strong>projesi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bahçelievler, Merter ve Güngören, İstanbul’un en yoğun nüfusuna ve Türkiye’nin tekstil üretiminin merkezine ev sahipliği yapıyor. Bölgenin ihtiyacından yola çıkarak 40 bin metrekarelik proje alanının yaklaşık yarısını kamusal yaşama ayırdık.</strong></p>
<p>Projenin konumlandığı noktanın 1930’lardan itibaren <strong>“Londra Asfaltı” </strong>adıyla anılan tarihi bir hattı taşıdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Meydanın üzerinde konumlanan dört blok, dünyanın yaşam kültürüne yön veren dört şehrin ruhunu taşıyor: </strong>Londra, Paris, Milano, Tokyo.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Krasnodar’daki Galitsky Parkı, Rusya’nın turistik destinasyonuna dönüştü</span></h2>
<p><strong>BENESTA </strong>Genel Müdürü <strong>Roksana Diker, </strong>Esta Construction’un yurt dışında yaptığı projelerden örnekler sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Krasnodar Stadyumu</strong></li>
<li><strong>Gagarin Havalimanı</strong></li>
<li><strong>Irkutsk Smart School</strong></li>
<li><strong>Mercedes-Benz Sirius Otomobil Fabrikası</strong></li>
<li><strong>Amur Gas Chemical Complex</strong></li>
<li><strong>Ust-Ilimsk Pulp and Paper Mill</strong></li>
<li><strong>SL3 Crude Oil Export Facility Reconstruction (Irak)</strong></li>
</ul>
<p><strong>Roksana Diker, </strong>Esta’nın Krasnodar’da 22 hektarlık alanda yaptığı <strong>“Galitsky Parkı”</strong>na dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>5 binden fazla ağaçla oluşturulan ekosistem Rusya’nın turistik destinasyonları arasına girdi. Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ve Rusya’nın farklı kentlerinden </strong>“Galitsky Parkı” <strong>görmek, orada vakit geçirmek için Krasnodar’a gidenler var.</strong></p>
<p><strong>Diker, </strong>parkı Krasnodar’da büyümüş bir iş insanının yaptırdığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>22 hektarlık alanı kapsayan park yatırımını tümüyle o iş insanı karşıladı. Krasnodar’a bir anlamda bağışlamış oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Mükemmeliyet Merkezi’nde Gece 02.00’de bile eğitim var</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6ece8a1810-1792470248.jpg" alt="" width="800" height="533" /></span><strong>GEÇEN </strong>hafta Kocaeli Temsilcimiz <strong>Sabiha Toprak</strong>’ın girişimiyle Kocaeli-Gebze İMES Makine İhtisas OSB’de, <strong>“6. Ekonomi Zirvesi” </strong>toplantımızı gerçekleştirdik.</p>
<p>İMES OSB Başkanı <strong>Ahmet Tokkan, </strong>Başkan Vekili <strong>Kerim Çolakoğlu, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Ahmet Şahin, Enver</strong><strong> Kaya</strong><strong>, Süleyman Akar, </strong>OSB Bölge Müdürü <strong>Onur </strong><strong>Kesici</strong>’nin ev sahipliğindeki toplantıya Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ayhan Zeytinoğlu, </strong>İMES Sanayi Sitesi Başkanı <strong>Kemal Akar </strong>da katıldı.</p>
<p><strong>Ahmet Tokkan, </strong>toplantının açılışında İMES OSB ile ilgili bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>İMES OSB’de 371 fabrika faaliyet gösteriyor. 40’a yakın yabancı sermayeli şirkete ait fabrika var. Ayrıca fabrikaların 37’si de savunma sanayine dönük üretim yapıyor.</strong></p>
<p>İMES OSB’nin 377 hektarlık alana kurulu olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İMES OSB’deki şirketlerin yıllık ihracatının toplamı 1.7 milyar dolara ulaşıyor. İstihdam da 23 bin 500 dolayında bulunuyor.</strong></p>
<p>İMES OSB’de yatırımları olan 35-40 sanayicinin 2 milyon Euro hibe ettiği <strong>“Mükemmeliyet Merkezi”</strong>ne değindi:</p>
<p>-          “İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi”, <strong>Türkiye’nin örnek merkezlerinden biri haline geldi. </strong>“Model Fabrika”<strong>nın ötesinde katkıları var.</strong></p>
<p>Ardından Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürü <strong>Tarık Sönmez </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte paneli gerçekleştirdik, İMES OSB’deki sanayicilerden yönelen soruları yanıtlayıp, yorumlarını dinledik.</p>
<p>Toplantı sonrasında <strong>Kerim Çolakoğlu </strong>ile sohbet ederken <strong>Sabiha Toprak, “</strong><strong>İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi İleri Mühendislik A.Ş.</strong><strong>” </strong>Genel Müdürü <strong>Deniz Aygan</strong>’ı yanımıza getirdi. <strong>Aygan</strong>’a sordum:</p>
<p>-          “Mükemmeliyet Merkezi” <strong>nasıl gidiyor? Hedeflerinize ulaştınız mı?</strong></p>
<p><strong>Aygan, </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Oldukça yoğun çalışıyoruz. Eğitimlerimiz aralıksız sürüyor. Örneğin bu gece saat 02.00’de Arçelik’ten bir ekip eğitime geliyor.</strong></p>
<p>Şaşırdım:</p>
<p>-          <strong>Gece saat 02.00’de neden eğitime geliyorlar?</strong></p>
<p><strong>Aygan </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Gece vardiyasında çalışan personel için böyle bir program yapıldı. Talep Arçelik’ten geldi.</strong></p>
<p>2022 yılı Ekim ayında İMES OSB’ye <strong>“Ekonomi Zirvesi” </strong>için gittiğimizde o dönemde yeni devreye girmiş olan <strong>“Mükemmeliyet Merkezi”</strong>ni gezmiş, Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Tokkan</strong>’dan şu mesajları almıştık:</p>
<ul>
<li>“Mükemmeliyet Merkezi”<strong>miz Kocaeli Üniversitesi ve Gebze Teknik Üniversitesi’ni kapsayan güçlü bilimsel altyapısıyla ve liselerin katılımıyla bölgemizde kısa sürede cazibe merkezi oldu.</strong></li>
<li><strong>Çevremizdeki diğer OSB’lerde de yer alan 1000 dolayındaki imalat sanayi firmasının, hatta daha fazlasının ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün yetiştirilmesine katkıda bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Bölgemizde ve çevremizdeki sanayi kuruluşlarından imkanı olmayanların Ar-Ge ve tasarım ihtiyaçları da </strong>“İMES Mükemmeliyet Merkezi” <strong>tarafından karşılanıyor.</strong></li>
<li><strong>Burada eğitimin yanı sıra gerçek üretim de yapılıyor. Bazı ürünlerin siparişini veren firmalara fatura kesmeye başladık.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evyapla-rusyaya-uzandi-estayi-kurup-20-yilda-9-ulkede-100-proje-ustlendi-90042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/2/1280x720/bahattin-demirbilek-1792470295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Evyap’la Rusya’ya uzandı, Esta’yı kurup 20 yılda 9 ülkede 100 proje üstlendi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsada-fon-etkisiyle-gorunum-bulaniklasiyor-90041</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada &#039;fon&#039; etkisiyle görünüm bulanıklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonlarında başlayan ve Borsa İstanbul’u derinden etkileyen kriz endekslerde yılın en kötü seviyelerinin görülmesine neden oluyor. BİST100 endeksi dolar bazında Haziran 2025’ten bu yana en düşük seviyelerini test ederken dün de satıcılı bir seyir izledi. BİST100 piyasa değeri/defter değeri rasyosu ise 1.00 ile 2026 yılının en düşük seviyelerine indi. Öte yandan analistlerin BİST100 için takip ettiği 12 ay sonrası gösteren piyasa değeri/ defter değeri rasyosu ise 0.58’e işaret ediyor.</p>
<p>Borsa İstanbul endekslerinde 16 Eylül’de likidite kriziyle yaşanan en sert günün ardından toparlanma çabaları sürse de sıkıntılar bitmiyor. Borsa İstanbul’da bankacılık endeksi pozitif ayrışsa da tüm endekslere bu ay negatif bir seyir hakim. Öyle ki BİST100 endeksinin piyasa değeri 15 Eylül’den geçen hafta cuma günü kapanışa kadar 2 trilyon liranın üzerinde, BİST30 endeksi 1.7 trilyon liranın üzerinde, BİSTTUM endeksi ise 3.5 trilyon liranın üzerinde kayıp yaşadı. BİST100 endeksi TL bazında bu ay yüzde 2,83 düşerken, son 30 günlük kayıp performansı ise yüzde 12,6'ya kadar çıktı. Yılbaşına göre BİST100 sadece yüzde 3,1 yukarda hareket ediyor.</p>
<h2>Halka arz endeksinde 30 günlük kayıp </h2>
<p>Tasfiye edilen ve tasfiye süreci devam eden yatırım fon portföylerinde yoğunluklu bulunan hisseleri barındıran halka arz endeksinde ise durum çok daha kötü. Halka arz endeksi bu ay yüzde 27'ye varan kayıp yaşarken son 40 günlük kayıp yüzde 54'e dayandı. Yılbaşından bu yana halka arz endeksi sadece yüzde 0,9 yukarıda bulunuyor. Endeks dün de gün içinde yüzde 1,2'nin üzerinde düşüşlere imza attı. BİSTTÜMY yani BİST100 harici tüm hisseler bu ay yüzde 15,8 düştü, son 30 günlük kayıp yüzde 33,71 olurken yılbaşından bu yana düşüş yüzde 24,48e yükseldi.</p>
<p>Uzmanların değerlendirmesine göre BİST100 endeksi 12 bin puana tutunmaya çalışsa da gelen tepkiler yeterli olmuyor ve fon tasfiye sürecindeki hisselerde süren taban serisi 12 bin puanın altında kalınmasını destekliyor. Dolar bazında 234 seviyeleri ile Haziran 2025’ten bu yana en düşük seviyelerini gören BİST100 endeksinde uzmanlara göre 228-220 dolar aralığı destek olarak ön planda kalacak. Bu bölge üzerinde potansiyel bir tepki seviyeleri ise ilk aşamada 250-260 dolar olarak görülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6eb1c08290-1792469788.png" alt="" width="321" height="912" /></p>
<h2>200 günlük ortalamanın %15 altında </h2>
<p>Öte yandan Garanti Yatırım BBVA’nın analizine göre BİST 100 endeksinde 200 günlük ortalama üzerinde bulunan BİST 100 endeksine dahil hisse sayısı sadece 20. BİST 100 endeksi ile 200 günlük hareketli ortalaması arasındaki fark, son 10 yılın en yükseği -1985 puanda kapanış gerçekleşti. Oransal anlamda ise BİST 100 endeksi, 200 günlük ortalamasının yüzde 15 altında, Nisan 2020’den bu yana en düşük seviye.</p>
<p>Yine aynı analize göre ekim ayında etkili olan volatil eğilimde BİST Tüm- 100 endeksi teknik görünümde aşırı satım bölgede kalmaya devam ediyor. Diğer yandan globalde MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar endeksi, lokalde ise BİST 100 ve BİST Sınai endeksleri aşırı satım bölgelere yaklaşıyor. </p>
<h2>Endeks üzerinde satış baskısı arttı </h2>
<p>ÜNLÜ &amp; Co günlük analizinde de endeksin net bir yön tayin edebilmesi için ekim ayı başından bu yana içinde seyrettiği 12.000-12.500 bandının dışına çıkması gerektiğine sıklıkla dikkat çektikleri hatırlatılarak bu bölgenin altına inilmesinin baskıyı belirgin şekilde artırdığı, kısa vadeli görünümü ise önemli ölçüde bulanıklaştırdığı vurgulandı. Zayıflığın devam etmesi halinde 11.550 puanı ilk önemli destek seviyesi olarak takip edileceği analizde yer aldı. Yapı Kredi Yatırım sabah raporunda da 9 Eylül tarihinde başlayan kısa vadeli düşüş trendinin devam ettiği piyasada, son iki haftadır zayıf yükseliş denemelerinin direnç noktalarını aşmakta başarısız kaldığı kaydedildi. 12,000/12,500 bandında oluşan yatay seyrin ardından, cuma günü 12,000 desteğinin kırılmasıyla satış baskısının yeniden etkisini arttırmasının dikkat çektiği kaydedilen analizde “Şu aşamada kısa vadeli düşüş trendinin devam ettiği ve başarısız yükseliş denemelerinin direnç noktalarında aşağı baskıyı sürdürdüğü piyasada, 11,500 seviyesini ilk önemli destek noktası olarak izliyoruz. İlk etapta 11,500 üzerinde tutunma çabasında hareketlenecek piyasada, bu seviye altında ise 11,000 ve 10,750 riskleri devam edecektir. Şu aşamada satış baskısının devam etme riskinin sürdüğü piyasada, 12,000 seviyesini artık ilk önemli direnç noktası olarak izliyoruz. Dolayısıyla piyasada tepki sürecine yönelik bir hareket oluşabilmesi için ilk etapta 12,000 direncinin aşılması gerektiğini düşünüyoruz” denildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsada-fon-etkisiyle-gorunum-bulaniklasiyor-90041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/borsa-istanbul-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul endeksleri fon krizinin etkilerini üzerinden atamıyor. BİST100 endeksi dolar bazında Haziran 2025’ten bu yana en düşük seviyeyi görürken tasfiye fon portföylerinde yer alan hisselerin yoğunluklu bulunduğu halka arz endeksinde 30 günlük kayıp yüzde 54’e dayandı. BİST100 piyasa değeri/defter değeri rasyosu da 1’e geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bist30un-15inde-payini-artirdi-90040</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı BIST30’un 15’inde payını artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Satış baskısının genele yayıldığı geçtiğimiz hafta 532 hisse değer yitirdi. Yabancılar BIST 30’daki 15 şirkette payını artırarak büyük hisselerde tersi bir hamle yaptı; Astor ve Sasa gibi tahtalarda yaşanan sert fiyat düşüşüne rağmen alımları, satıcılı piyasada mal toplama olabilir mi?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 kapsamındaki şirketlerin takas verileri zorlu haftanın özeti niteliğindeydi. Piyasada çoğu hisse gerilerken, yabancılar Sasa, Astor ve Türk Altın gibi tahtalarda düşen fiyatı fırsata çevirdi. Yüzde 18,4 değer kaybı yaşayan Astor’da yabancı fonların beş gün boyunca alım yapması dikkat çekti. Fiyatı yükselen Sabancı Holding’de ise kâr satışları öne çıktı. Fiyatlardaki kısa süreli düşüşlere aldanarak bir hisseyi panikle elden çıkarmak yerine, şirketin finansal tablolarını ve üretim gücünü göz önünde bulundurarak hareket etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacağı unutulmamalı.</p>
<p><strong>Düşüşte toplanan hisseler</strong></p>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta Sasa’da piyasanın tersine hareket ederek paylarını 3,45 puan artışla %14,62’ye çıkardı. Şirket, eylül ayında satışlarını önceki yılın aynı dönemine göre %45 artırarak 173 milyon dolara çıkardı. Satıştaki ihracatın payı ise 51 milyon dolar seviyesinde. Altı aylık dönemde geliri %31 büyüyen Sasa’nın satış ivmesi güçleniyor. Geçtiğimiz hafta fiyatı %5,92 gerileyen Türk Altın’da yabancı payını 2,02 puan artırarak %30,74’e taşıdı. Aynı zamanda şirketin kendisi de geri alımlarda bulunuyor. Ancak gerçekleşen alımlara rağmen fiyatı son iki aydır dalgalı bir seyirle gerilemeye devam ediyor. Hisse için 7 kurum tavsiyede bulunurken ortalama fiyat önerisi 59 TL seviyesinde.</p>
<p><strong>Yükselişte gelen satışlar</strong></p>
<p>Düşüşlerin ağırlıklı olduğu piyasada Sabancı Holding geçtiğimiz hafta %2,16 prim yaptı. Yabancılar 0,14 puanlık satışla payını %26,04’e indirdi. Holding, 16 Ekim günü aldığı kararla 7 milyar TL bütçe ile 42 milyon lota kadar geri alım yapacağını duyurdu. İlk alımını 85,82 TL ortalama fiyattan gerçekleştirirken, yabancılar satış tarafında yer aldı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6e9d209509-1792469458.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>İKİNCİL PİYASA MI, BİRİNCİL PİYASA MI?</strong></p>
<p>İkincil piyasa; yüksek likidite, şeffaf fiyatlama, geçmiş veri avantajı, kolay erişim. Primli maliyet, dalgalanma, işlem masrafları, yanlış beklenti. Birincil piyasa; iskontolu giriş, doğrudan finansman, tavan potansiyeli, sıfır başlangıç. Bilinmezlik, kısıtlı alım, likidite engeli, beklenti çöküşü.</p>
<p><strong>Dışarda kurduğu iki iştirak ve yarı ortaklı savunma firmasıyla amaç geliri artı</strong></p>
<p>Empa’nın yurt dışı şirketleri ve yeni ortaklığının amacı nedir? ● Halil Tosun</p>
<p>Halil, şubatta borsada işlem görmeye başlayan Empa Elektronik’in yurt dışında farklı ülkelerde şirket kurduğu gözleniyor. Dubai’de, Empa Electronics MENA firması ve New York’ta Empa Electronics USA’yı kurdu. Ayrıca Deico firmasıyla %50 ortaklı savunma sanayisine yönelik Versom Elektronik’i hayata geçirdi. MENA şirketi Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki satışlarını büyütmeyi, ABD iştirakinin ise tedarik süreçlerini iyileştirmesi amaçlanıyor. Savunma odaklı ortaklık şirketi ise katma değerli teknoloji pazarında konumlanmasını sağlayacak.</p>
<p><strong>Gerçekleştirdiği ortaklıklarla Adana ve İstanbul’daki projelerine ağırlık veriyor</strong></p>
<p>Halk GMYO’nun projelerle ilgili bilgi alabilir miyim? ● Cemil Ergin</p>
<p>Cemil, geçtiğimiz ağustos ayında Halk GMYO; Adana’da 21,9 bin metrekarelik kentsel dönüşüm projesi için %55 payla STS Grup ile ortaklık kurdu. Kartal’da geliştirilecek yaklaşık 40,8 bin metrekarelik karma proje için ise Vakıf ve Ziraat GYO ile eşit paylı yeni bir iş birliğine imza attı. Öte yandan Kemerburgaz’daki proje kapsamında ana yüklenici sözleşmesi imzalanarak yapım aşamasına geçildiği bilgisi paylaşıldı. Şirketin büyük ölçekli yatırımlarda riskleri konsorsiyumlarla bölüşerek ilerlemesi portföy verimliliğini artırmasına olanak verecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TLE fonu yabancı borçlanma araçlarına yatırım yaparak yüzde 23 kazandırdı</strong></p>
<p>Aura Portföy’ün yönettiği Yabancı Borçlanma Araçları Fonu (TLE), yılın ilk yarısında yükselen eğilimi ile öne çıksa da ikinci yarıda yataya döndüğü gözleniyor. Eylülde 28,49 TL seviyelerinde işlem görürken şimdilerde bu fiyatın altında duruyor. Fonun toplam değeri 462,05 milyon TL düzeyinde ve son dört ayda daraldığı gözleniyor. Hazirandan itibaren para çıkışı yaşanan fonda ekimde çıkan tutar 21,45 milyon TL düzeyinde. Bir yıldır yatırımcı sayısı gerilerken halihazırda sayı 641 kişiye inmiş durumda. Temel stratejisi, yabancı kamu ve özel sektör borçlanma araçlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %50,14’ü yabancı özel sektör ve %34,52’si yabancı kamu borçlanma araçlarından oluşuyor. Son bir yılda %23,41 yükseliş kaydeden TLE, aynı sürede %12 oranında performans sergileyen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Finans Katılım Bankası, %33,91 bileşik getiriyle 200 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>TF Varlık Kiralama, 16.10.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan kira sertifikasının, yıllık basit getirisi %34, bileşik getirisi ise %33,91 düzeyinde. Tek kupon ödemeli kira sertifikası 371 gün vadeli ve ödeme tarihi 22.10.2027 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı %34,56 olacak. 16 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Katılım Referans Getiri Oranı (TLREFK) %36,67 seviyesinde bulunuyor. Türkiye Finans Katılım Bankası’nın fon kullanıcısı olduğu kira sertifikası yıllık %34 basit getirisi, TLREFK’nın 2,67 puan altında yer alıyor. Önerilen getiri, piyasa koşullarında kendisi için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Kira sertifikası piyasada TRDTFVKE2729 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6e9ad39d62-1792469421.png" alt="" width="962" height="245" /><strong>YONGA MOBİLYA</strong></p>
<p><strong>Hammadde kısıtlamalarının kalkmasıyla meşe kerestesi ithalatını yapabilecek</strong></p>
<p>Yonga Mobilya, ağustosta devreye giren yönetmelik nedeniyle durma noktasına gelen meşe kerestesi ithalatının, yeni düzenlemeyle yeniden serbest bırakıldığını duyurdu. Tarım Bakanlığının yaptığı değerlendirmeyle, AB standartlarına uygun sertifikasyon şartlarının sağlanması kaydıyla Amerikan meşesi başta olmak üzere kereste tedariki tekrar mümkün hale geldi. Şirketin üretim süreci ve ihracat bağlantıları için önemli olduğu belirtilen temel hammaddenin ithalatına yönelik belirsizliğin ortadan kalkması, Yonga’nın üretim planlamasındaki riskini bertaraf edecek.</p>
<p><strong>ETİLER GIDA</strong></p>
<p><strong>Polonya merkezli gıda şirketiyle 10 milyon euroluk ihracat anlaşması imzaladı</strong></p>
<p>Etiler Gıda, yurt dışına yönelik önemli bir satış bağlantısı gerçekleştirdi. Polonya merkezli Sweet Nuts firması ile 10 milyon euro referans ticari bedelli ihracat sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Bir yıl süreli anlaşma kapsamında, belirlenen teslimat programı dahilinde 125 ton Antep fıstığı içi, 160 ton kavrulmuş Antep fıstığı, 100 ton çekirdek ve 7,7 bin teneke baklavalık yağ satışı öngörülüyor. Sözleşme şartlarına göre nihai fiyatlar piyasa koşulları ve hammadde fiyatlarındaki değişikliklere göre revize edilebilecek. İş bağlantısı yıllık gelirinin %22,5’i düzeyinde.</p>
<p><strong>MASFEN ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içindeki firmayla 10,2 milyon dolarlık güneş enerjisi kurulumu için anlaştı</strong></p>
<p>Masfen Enerji, Türkiye’de faaliyet gösteren kurumsal bir firmayla anahtar teslim güneş enerjisi santrali kurulumu için mühendislik, tedarik, inşaat ve devreye alma (EPC) süreçlerini kapsayan bir sözleşme imzaladı. KDV hariç 10,2 milyon dolar tutarındaki sözleşmenin 120 günlük süre içerisinde tamamlanması öngörülüyor. Tutar firmanın yıllık gelirinin %13’ü düzeyinde bulunuyor. Yenilenebilir enerji pazarındaki konumunu güçlendirmeye çalışan şirket, aldığı bu yeni taahhüt projesiyle birlikte görünürlüğünü artırmakta. Masfen, yılın ilk yarısında kârını %107 artırdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çelebi Hava Servisi’nin fiyatı nisandan bu  yana düşerken fonlar satış tarafında</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6e98e57d6e-1792469390.png" alt="" width="298" height="237" />Çelebi’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %9,67 ile toplamda 303 lot azalarak 2,83 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 4’ten 3’e geriledi. TGR fonu 670 lot ile en fazla alımı yaparken, FLY fonu 856 lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Çelebi hakkında 2026 yılında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede konumlanan fonların düşük miktarlarla işlem yaptığı görülüyor. FLY fonu yaptığı satış ile payını sıfırlarken BIY fonu 117 adet satışla payını azalttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bist30un-15inde-payini-artirdi-90040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/bist-B16K_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül satışı 173 milyon dolara çıktı, yabancı fonlar payını hızla artırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ileri-kalip-yerli-otomasyon-hamlesini-euroblech-fuarinda-tanitti-90132</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İleri Kalıp Kurucusu Moran: Otomasyon sistemimizi geliştirerek devreye aldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa merkezli İleri Model Fikstür Kalıp Tasarım Mühendislik Makina'nın kalıp üretiminde verimliliği artıran yeni transfer sistemiyle uluslararası pazarda dikkat çektiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin kendi bünyesindeki Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirdiği sistem, Almanya’nın Hannover kentinde bu yıl 28’incisi düzenlenen EuroBLECH Fuarı’nda tanıtıldı.</p>
<p>Kalıp sektörüne yönelik mühendislik, tasarım ve üretim çözümleri geliştiren şirketin, yeni teknolojisiyle mevcut preslerin otomasyon kabiliyetini artırmayı hedeflediği belirtilen açıklamada, "Transfer özelliği bulunmayan preslerde kalıpların transferli şekilde çalışmasını sağlayan sistem, üretim süreçlerinde iş gücü ihtiyacını azaltırken operasyonel verimliliğe de katkı sunuyor." denildi.</p>
<p>İleri Kalıp, bu teknolojiyle hem üretim süreçlerinde verimlilik artışı sağlamayı hem de kalıp sektörünün otomasyon odaklı dönüşümüne katkıda bulunmayı amaçlıyor.</p>
<h2>“Dört personelin işini tek personelle gerçekleştiriyor”</h2>
<p>İleri Model Fikstür Kalıp Tasarım Mühendislik Makina Kurucusu Yavuz Moran, şirket bünyesinde geliştirilen sistemin üretim süreçlerinde önemli bir dönüşüm sağladığını belirterek, teknolojiyi ilk kez EuroBLECH Fuarı’nda uluslararası sektör temsilcilerine tanıttıklarını söyledi. Sistemin sağladığı iş gücü avantajına dikkat çeken Moran, “Normal şartlarda dört personelin yürüttüğü bir işlemi tek personelle gerçekleştirebilir hale getirdik. Transfer özelliği olmayan bir preste kalıbın transferli çalışmasını sağlayan otomasyon sistemimizi geliştirerek devreye aldık. Bu yılın en önemli inovasyon adımı oldu” dedi.</p>
<h2>“Sektörden talep artıyor”</h2>
<p>Fuarda sektör temsilcilerinden olumlu geri dönüşler aldıklarını belirten Moran, yeni transfer sistemine yönelik talebin de giderek arttığını ifade etti. Geliştirdikleri çözümün önümüzdeki dönemde sektörde yaygınlaşmasını beklediklerini kaydeden Moran, “Sektörden son derece olumlu geri dönüşler alıyoruz ve talep her geçen gün artıyor. Bu çözümün önümüzdeki dönemde sektör için yeni bir standart oluşturacağına inanıyoruz” diye konuştu. Moran, zorlu geçen yılı üretim süreçlerine katma değer sağlayacak bir teknoloji yatırımıyla tamamladıklarını belirterek, şirketin Ar-Ge ve mühendislik odaklı çalışmalarını sürdürdüğünü vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ileri-kalip-yerli-otomasyon-hamlesini-euroblech-fuarinda-tanitti-90132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/ileri-kalip-yerli-otomasyon-hamlesini-euroblech-fuarinda-tanitti-1792507344.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin geliştirdiği sistemi ilk kez EuroBLECH Fuarı’nda tanıttıklarını belirten İleri Model Fikstür Kalıp Tasarım Mühendislik Makina Kurucusu Yavuz Moran, “Normal şartlarda dört personelin yürüttüğü bir işlemi tek personelle gerçekleştirebilir hale getirdik. Transfer özelliği olmayan bir preste kalıbın transferli çalışmasını sağlayan otomasyon sistemimizi geliştirerek devreye aldık. Bu yılın en önemli inovasyon adımı oldu.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/santa-farma-ve-kocaeli-universitesi-sektore-ozel-ilk-ihtisas-programini-acti-90123</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Santa Farma ve Kocaeli Üniversitesi sektöre özel ilk ihtisas programını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>80 yılı aşkın süredir ilaç sektöründe faaliyet gösteren Santa Farma İlaç'ın, 10 terapötik kategoride 74 marka ve 150 ürünle çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kocaeli GEBKİM OSB’de bulunan 44 bin metrekare kapalı alana ve yıllık 150 milyon kutu üretim kapasitesine sahip üretim tesisiyle 65’ten fazla ülkeye ulaşan şirket, ilaç sektörünün nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sunmak amacıyla Kocaeli Üniversitesi iş birliğinde hayata geçirilen ve Türkiye genelinde sektör odaklı ilk ihtisas programı olma özelliği taşıyan İlaç Üretim Teknolojisi Ön Lisans Programı’nda eğitim başladı.</p>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından onaylanarak açılan programa ilk döneminde 30 öğrenci kayıt yaptırdı. Öğrenciler, sektörün işleyişini yakından tanımak ve İşletmede Mesleki Eğitim (İME) modeline hazırlanmak amacıyla Santa Farma İlaç’ın Kocaeli GEBKİM OSB’de bulunan yüksek teknolojili üretim tesisini ziyaret etti.</p>
<h2>“İlaç sektörünün ihtiyaçlarına göre özel bir program hazırladık”</h2>
<p>Kocaeli Üniversitesi Kocaeli Meslek Yüksekokulu Kimya Bölüm Başkanı Taner Erdoğan, İlaç Üretim Teknolojisi Ön Lisans Programı’nın Santa Farma ile yaklaşık 13 ay önce başlayan iş birliği sonucunda hayata geçirildiğini belirterek, “Mevcut ders planına ilaç sektörüne yönelik dersler eklemenin sektörün ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceğini gördük ve sektörün beklentilerine göre özel olarak tasarlanmış yeni bir program açmayı önerdik. Santa Farma’nın farklı departmanlarından yönetici ve çalışanların katkılarıyla ders planları ve içerikleri hazırlandı, başvurumuz YÖK tarafından onaylandı. Böylece Türkiye’de bir ilk olan programı üniversitemize ve ülkemize kazandırdık” diye konuştu.</p>
<h2>“Gençlerimizin çağdaş ilaç üretim teknolojilerini yakından tanımalarını hedefliyoruz”</h2>
<p>İmza töreninde konuşan Santa Farma İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Erol Kiresepi, “Santa Farma İlaç olarak 80 yılı aşkın süredir insan sağlığına hizmet ediyoruz. Bu süre içinde fabrikalar kurduk, teknolojiye yatırım yaptık, ürünler geliştirdik ve uluslararası pazarlara açıldık. Ancak her zaman inandığımız bir gerçek var: Bir şirketin gerçek gücü yalnızca sahip olduğu tesislerle, teknolojilerle veya ürettiği ürünlerle değil, yetiştirdiği insanlarla da ölçülür. Bizim için yatırım, yalnızca makineye, binaya veya teknolojiye yapılan harcama değildir. İnsana, bilgiye ve gençlerimizin geleceğine yapılan yatırım da en az bunlar kadar değerlidir. Amacımız, gençlerimizin çağdaş ilaç üretim teknolojilerini yakından tanımalarını, bilgi ve becerilerini geliştirmelerini ve meslek hayatına güçlü bir donanımla hazırlanmalarını sağlamaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“İlaç teknolojilerinde ön plana çıkmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, programın üniversite-sanayi iş birliğinin önemli bir adımı olduğunu belirterek, “Kocaeli Üniversitesi olarak önümüzdeki dönemde savunma sanayisi, medikal ve ilaç teknolojileri alanlarında ön plana çıkmak üzere planlarımızı yapıyor, ekibimizi bu doğrultuda oluşturuyoruz. Bu program da hedeflerimize yönelik ilk adımlardan biri. Bunun gerçekleşmesinden büyük mutluluk duyuyorum” dedi.</p>
<h2>“Türkiye’de ilk olan bu bölüm hep ilk kalacak”</h2>
<p>Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Türkiye’de sektör odaklı ilk ihtisas programı olma özelliği taşıyan İlaç Üretim Teknolojisi Ön Lisans Programı’nın önemine dikkat çekerek, “Türkiye’de ilk kez açılan bu bölümün hep ilk olarak kalacak olması çok kıymetli. Hepimizin zaman zaman ihtiyaç duyduğu ilaçların üretimine yönelik böyle bir programın hayata geçirilmesi, önemli bir yol haritası niteliği taşıyor. Gençlerimizin de Türkiye’de açılan ilk bölümün öğrencileri olması onlar açısından ayrı bir değer taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/santa-farma-ve-kocaeli-universitesi-sektore-ozel-ilk-ihtisas-programini-acti-90123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/santa-farma-ve-kocaeli-universitesi-sektore-ozel-ilk-ihtisas-programini-acti-1792498556.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Santa Farma İlaç ile Kocaeli Üniversitesi iş birliğinde açılan İlaç Üretim Teknolojisi Ön Lisans Programı’nda ilk dönem eğitimleri başladı. YÖK onaylı programa kayıt yaptıran 30 öğrenci yüksek teknolojili üretim tesisini ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-minik-seflerle-zeytinli-tarifler-90111</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik’ten &#039;Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler&#039; projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik'in, zeytin ve zeytinyağı alanındaki köklü birikimini toplumsal faydaya dönüştüren çalışmalarına devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, çocukları erken yaşta zeytin kültürüyle buluşturmak, sağlıklı beslenme konusunda farkındalık oluşturmak ve üretimin değerini deneyim yoluyla anlatmak amacıyla hayata geçirilen “Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler” projesi kapsamında İznik Tacir İlkokulu’nda atölye çalışması yapıldı. Tacir İlkokulu 4/A sınıfı öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen etkinlikte, Şef Tuncay Sönmez çocuklarla bir araya gelerek zeytinli tariflerin hazırlanmasına rehberlik etti. Öğrenciler, malzemeleri tanıdı, tariflerin hazırlanışına katıldı ve zeytinin mutfakta nasıl farklı lezzetlere dönüştüğünü uygulamalı olarak öğrendi. Çocukların merakını ve yaratıcılığını harekete geçiren atölye, birlikte üretmenin ve paylaşmanın değerini öne çıkaran bir deneyime dönüştü.</p>
<p>Programa İznik Kaymakamı Arif Karaman, İznik İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Arslan, İznik İlçe Jandarma Komutanı Erdal Aktaş, İznik Belediye Başkan Vekili Halil Çakır, İznik İlçe Millî Eğitim Müdürü Mustafa Kahya ve Tacir Köyü Muhtarı Sait Ersöz’ün yanı sıra; Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yunus Emre Koyutürk, Marmarabirlik İznik Kooperatifi Başkanı Mehmet Zengin ve Kooperatif Yönetim Kurulu Üyeleri de katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad74ec7323a4-1792495303.jpeg" alt="" width="644" height="364" /></p>
<h2>“Zeytini tanımak, emeğin değerini öğrenmek”</h2>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada, "Bir tarım ürününün çocuklarla buluşması, aynı zamanda o ürünün arkasındaki emeğin, doğanın ve kültürün de tanıtılması anlamına geliyor. 'Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler' projesi, zeytini yalnızca sofralarda tüketilen bir gıda olarak ele almak yerine, üretimden tüketime uzanan bir değer zincirinin parçası olarak çocukların dünyasına taşıyor. Projenin sosyal sorumluluk boyutunu güçlendiren unsur da burada ortaya çıkıyor. Çocuklar, doğrudan katıldıkları atölyeler sayesinde sağlıklı beslenmeye ilişkin yeni bilgiler edinirken yaşadıkları coğrafyanın önemli değerlerinden biri olan zeytinle bağ kuruyor. Marmarabirlik’in bu çalışmayla hedeflediği, çocuklara yalnızca yeni tarifler öğretmek değil; zeytin kültürünün taşıdığı değerleri geleceğe aktaracak bir farkındalığın oluşmasına katkıda bulunmak. Çünkü kültürel mirasın yaşatılması, onu gelecek kuşakların tanıması, benimsemesi ve kendi yaşamlarının bir parçası hâline getirmesiyle mümkün oluyor." denildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad74eeb98175-1792495339.jpeg" alt="" width="607" height="476" /></p>
<h2><strong>“Geleceğe yapılan yatırım, çocuklarla başlar”</strong></h2>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, projenin çocukların gelişimine ve zeytin kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sunduğunu belirterek şunları söyledi: “Zeytin, bizim için yalnızca ekonomik değeri olan bir ürün değil; kültürümüzün, üretim geleneğimizin ve ortak geçmişimizin önemli bir parçası. Bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmanın yolu, çocuklarımızın zeytini tanımasından, üretimin önemini kavramasından ve sağlıklı beslenme konusunda bilinç kazanmasından geçiyor. ‘Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler’ projemizle çocuklarımızın öğrenerek, deneyimleyerek ve üreterek bu kültürle bağ kurmasını istiyoruz. Marmarabirlik olarak toplumsal sorumluluğumuzu yalnızca faaliyet gösterdiğimiz alanlarla sınırlı görmüyoruz. Çocuklarımızın gelişimine katkı sunan, yerel değerlerimizi yaşatan ve toplumsal fayda oluşturan çalışmaları önemsiyoruz. Bu projeyi farklı okullarda sürdürerek daha fazla çocuğumuza ulaşmayı hedefliyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-minik-seflerle-zeytinli-tarifler-90111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/1/1280x720/marmarabirlikten-minik-seflerle-zeytinli-tarifler-1792495267.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik tarafından başlatılan “Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler” projesinin yeni durağı İznik Tacir İlkokulu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-yatirim-almadan-kurulan-kuresel-basari-tek-basina-regtechte-abdyi-kesfe-hazirlaniyor-90103</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış yatırım almadan kurulan küresel başarı: Tek başına RegTech’te ABD’yi keşfe hazırlanıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fatih Coşkun’un altı yıl önce Yıldız Teknik Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde temellerini attığı Sanction Scanner, dış yatırım ve sermaye ortaklığı olmadan büyüyerek 80’den fazla ülkede 800’ü aşkın kurumsal müşteriye ulaştı. Şimdi Complead adını alan şirket, Türk mühendislerinin geliştirdiği yapay zeka destekli finansal suç uyum platformuyla ABD pazarında yeni bir büyüme dönemine hazırlanıyor.</strong></p>
<p>Teknoloji girişimlerinin büyüme hikâyelerinde yatırım turları çoğu zaman ilk sırada yer alır. Fatih Coşkun’un kurduğu şirket ise farklı bir rota izlemiş. İlk günden itibaren öz kaynaklarıyla ilerleyen, hisse devrine gitmeyen ve kârlılığı koruyan girişim; ürün geliştirme kararlarını yatırımcı beklentileri yerine müşteri ihtiyacına göre şekillendirmiş, Coşkun, bu bağımsızlığın şirkete hem stratejik hareket alanı hem de uzun vadeli ürün odağı kazandırdığını söylüyor. Tabii çoğu zaman şirketler, büyümek için yeterli kaynağı bulmakta zorlanıyor. İlk aşamadan sonra ikinci önemli dönemeci yani bir ölçeği yakalayıp yukarı doğru çıkmak her zaman kolay olmuyor. Fatih Coşkun ve şirketi Sanction Scanner Türkiye’den çıkan son dönemdeki en önemli başarılardan birine imza atmış görünüyor.</p>
<p>Coşkun sohbetimizde büyüme konusundaki kararlılığını söylüyordu. RegTech- Regülasyon Teknolojileri ise bunu başarabilmek için ‘zamanlama’ olarak da önemli bir fırsat yaratıyor.  Herkesin şimdi buna yöneldiği bir dönemde, Fatih Coşkun şirketi ile bu alanı yönlendirebilecek önemli bir girişim olarak tam yerinde duruyor. Bu öyküleri görünce diğer girişimler için de umutlanıyorum. Coşkun bu büyüme sürecini kendi cümleleriyle de şöyle anlatıyor: “Hiç dış yatırım almadan büyüyerek belirli bir olgunluğa ulaştık. Bu sayede üzerimizde herhangi bir yatırımcı baskısı olmadan doğrudan müşteri memnuniyetine ve ürünümüzün kalitesine odaklanabiliyoruz” diyen Coşkun, tüm teknolojinin Türk mühendisler tarafından sıfırdan geliştirildiğini vurguluyor. Şirket, döviz bazında üç haneli yıllık büyüme performansı yakalarken dört yıl üst üste Deloitte tarafından Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasında gösterildi.</p>
<p><strong>Sanction Scanner’dan Complead’e dönüşüm</strong></p>
<p>Başlangıçta kişi ve şirketlerin yaptırım ya da kara listelerde bulunup bulunmadığını tarayan Sanction Scanner, finansal sistemlerin dijitalleşmesiyle ürün kapsamını genişletti. Coşkun, “Sanction Scanner adı kurulduğumuz gün doğruydu; çünkü yaptığımız şey yaptırım listelerini taramaktan ibaretti. Ancak bugün şirketimiz o fotoğrafın dışına taştı” sözleriyle değişimin gerekçesini anlatıyor. “Lead on Compliance” vizyonundan türetilen Complead artık çatı marka; Sanction Scanner ise Fusion platformu içindeki ürünlerden biri.</p>
<p>YZ destekli finansal suç uyum platformu</p>
<p>Bugün Sanction Scanner’ın kapsamı, yalnızca yaptırım listelerini tarayan bir yazılımın ötesine geçmiş durumda. “Fusion” mimarisi; müşteri kabulü, yaptırım ve PEP taraması, risk profili çıkarma, gerçek zamanlı işlem izleme, dolandırıcılık tespiti, nihai faydalanıcı analizi ve regülatöre sunulacak dosyaların hazırlanmasını tek platformda buluşturan, yapay zeka tabanlı uçtan uca bir uyum, risk ve dolandırıcılık altyapısı sunuyor. Complead, 220’den fazla ülkeden 3 bini aşkın veri noktasını işlerken yapay zeka ajanları şirket verilerine göre rutin uyum vakalarının yüzde 77’sini otomatik sonuçlandırıyor ve yanlış alarm oranını yüzde 97’ye kadar azaltıyor.</p>
<p>Platformun “Açıklanabilir ve Savunulabilir Uyum” yaklaşımı, yapay zekanın verdiği kararların kaynağını ve gerekçesini denetim süreçlerinde izlenebilir hale getiriyor. Böylece şirket, finans kuruluşlarına yalnızca hız ve otomasyon değil, düzenleyici kurumlar karşısında hesap verebilir bir karar altyapısı da sunmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>80’den fazla ülkede 800’ü aşkın müşteri</strong></p>
<p>Complead’in dış sermayeye dayanmadan ulaştığı ölçek, şirketin küresel iddiasının en somut göstergesi. Bugün 80’den fazla ülkede 800’ün üzerinde kurumsal müşteriye hizmet veren şirketin portföyünde iyzico, Papara, Midas, QNB, Hepsiburada, Türk Telekom ve Togg gibi Türkiye’nin önde gelen finans ve teknoloji şirketlerinin yanı sıra Zurich, BMW, Stellantis, Delivery Hero, Western Union, NN, APMEX, Hometap, Candex ve Birleşmiş Milletler UNOPS gibi küresel kurumlar yer alıyor. Coşkun, finansal teknolojiler alanında Türkiye’den çıkan bu büyüme hikâyesini “Kârlı bir dünya markası inşa ettik” sözleriyle özetliyor.</p>
<p><strong>ABD yolculuğu yeni başladı</strong></p>
<p>Londra operasyonunun ardından New York’ta yeni şirketini kuran Complead, küresel odağını dünyanın en yüksek finansal suç uyum harcamasının yapıldığı ABD pazarına kaydırıyor. Bu yapılanma, şirketin büyük teknolojik evrimini ve Sanction Scanner’dan Complead’e uzanan yeni kimliğini uluslararası pazarda görünür kılacak önemli bir adım olarak konumlanıyor. Şirketin ABD gelirlerinin toplam içindeki payı bugün yüzde 8 düzeyinde. Coşkun, bugüne kadar dış yatırım almamış olsalar da bu pazardaki payı katlamak amacıyla büyümenin bir sonraki aşamasında stratejik bir “growth fund” yatırımını değerlendirebileceklerini belirtiyor.</p>
<p>ABD’de eski, pahalı ve hantal uyum sistemlerinin yaygınlığı Complead için önemli bir fırsat oluşturuyor. Finans kuruluşları verimlilik baskısı ile düzenleyicilerin açıklanabilirlik beklentisi arasında çözüm ararken şirket, yapay zeka destekli mimarisini bu iki ihtiyacın kesişiminde konumlandırıyor. ESG ve kripto hizmet sağlayıcılarının uyum ihtiyaçlarını da kapsama alan Coşkun hedefini şöyle koyuyor: “İyi bir alternatif olmak değil; finansal suçla mücadelenin dünya genelinde nasıl yapıldığını yeniden tanımlayanlardan biri olmak istiyoruz”.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-yatirim-almadan-kurulan-kuresel-basari-tek-basina-regtechte-abdyi-kesfe-hazirlaniyor-90103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/fatih-coskun-1792491660.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış yatırım almadan kurulan küresel başarı: Tek başına RegTech’te ABD’yi keşfe hazırlanıyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/icada-yeni-donem-ismail-nohutlu-ikinci-baskan-yardimcisi-oldu-90100</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ICA’da yeni dönem: İsmail Nohutlu ikinci başkan yardımcısı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği (International Cotton Association – ICA), yıllık genel kurul toplantısının ardından yeni yönetim ekibini belirledi. Ekim ayında İstanbul’da düzenlenen ICA İstanbul 2026 ticaret etkinliği kapsamında gerçekleştirilen genel kurulda, birliğin yeni başkan ve başkan yardımcıları seçildi.</p>
<p>Genel kurul sonucunda, Hang Tung Resources Direktörü Eimear McDonagh, ICA’nın yeni başkanı oldu. McDonagh’ın birinci başkan yardımcılığı görevini Omnicotton Yönetim Kurulu Başkanı Raymond Faus üstlenirken, Nipaş Tekstil yönetim kurulu üyesi İsmail Nohutlu ise ikinci başkan yardımcılığına seçildi.</p>
<p><strong>İsmail Nohutlu uluslararası pamuk sektöründe önemli görev üstlendi</strong></p>
<p>Kahramanmaraş tekstil sektörünün önde gelen isimlerinden Nipaş Tekstil yönetim kurulu üyesi İsmail Nohutlu’nun ICA yönetiminde ikinci başkan yardımcılığı görevine seçilmesi, Türk tekstil sektörünün uluslararası pamuk ticaretindeki temsili açısından önem taşıyor.</p>
<p>Pamuk üreticilerini, tüccarlarını, tekstil sanayicilerini ve finans kuruluşlarını bir araya getiren ICA, uluslararası pamuk ticaretinde güven, ticari standartlar ve iş birliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüyor. Yeni yönetimde, Louis Dreyfus Company Pamuk Avrupa Birimi Başkanı Pierre Chehab, önceki dönem başkanı olarak görevini tamamlayan başkan sıfatıyla yer alırken, Liverpool Cotton Brokers ortağı Chris Williams ise saymanlık görevini sürdürdü.</p>
<p><strong>İstanbul’da gerçekleşen organizasyonun ardından yeni dönem başladı</strong></p>
<p>ICA İstanbul 2026 kapsamında gerçekleştirilen genel kurulda belirlenen yeni yönetim kadrosu, uluslararası pamuk ticaretinin geleceğine yön verecek çalışmaları üstlenecek. İsmail Nohutlu’nun ikinci başkan yardımcılığı görevine seçilmesi, hem Türkiye’nin hem de Kahramanmaraş’ın tekstil sektöründeki uluslararası bağlantıları açısından dikkat çeken bir gelişme olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/icada-yeni-donem-ismail-nohutlu-ikinci-baskan-yardimcisi-oldu-90100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/0/1280x720/icada-yeni-donem-ismail-nohutlu-ikinci-baskan-yardimcisi-oldu-1792489173.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Pamuk Birliği’nin yeni yönetim kadrosu belirlendi. İstanbul’da düzenlenen ICA İstanbul 2026 ticaret etkinliği kapsamında gerçekleştirilen yıllık genel kurulda, Eimear McDonagh başkanlığa seçilirken, Nipaş Tekstil yönetim kurulu üyesi İsmail Nohutlu ikinci başkan yardımcılığı görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istatistiklerin-soylemedigi-seyler-90074</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstatistiklerin söylemediği şeyler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rakamlar bize çok şey anlatır. Ama bazen asıl önemli olan, onların ne söylediği değil, neyi söylemediğidir.</strong></p>
<p>Hafta sonu Arya Kadın Yatırımcılar Platformu'nun bir etkinliğinde Akın Abdula'yı dinledim. Kitaplarını okuduğum, ve dünyaya bakışını ilgiyle takip ettiğim bir isim. Bu kez konusu, küresel ve yerel ölçekte kadınların sermaye ve mülkiyet dünyasındaki değişen konumuydu.</p>
<p>Sunumda oldukça dikkat çekici tespitler vardı. Türkiye'de varlık dağılımının Anadolu'ya doğru kaydığı, İstanbul'daki beyaz yakalıların ekonomik güç kaybetmeye başladığı gibi, alıştığımız ekonomik tabloyu yeniden düşünmemize neden olan değerlendirmeler yaptı.</p>
<p>Ama benim asıl ilgimi çeken, kadınların finans ve yatırım dünyasında giderek daha fazla söz sahibi olmaya başladığına ilişkin tespitlerdi.</p>
<p>Kadınların yalnızca çalışma hayatında değil, sermayenin sahibi, yöneticisi ve yatırım kararlarının belirleyicisi olarak da güçlenmesi elbette çok sevindirici.</p>
<p>Üstelik Akın Abdula'nın söylediklerine kalben katılıyorum. Bu değişimi ben de görüyorum. İş hayatında, çevremde, kadınların giderek daha fazla sorumluluk üstlendiği ve ekonomik kararlar aldığı alanlarda bu dönüşümü gözlemliyorum.</p>
<p>Ama sunumu dinlerken aklıma başka bir soru da takıldı:</p>
<p><strong>İstatistikler bize her zaman gerçeği mi söylüyor, yoksa biraz da görmek istediğimiz gerçeği mi gösteriyor?</strong></p>
<p>Çünkü insanın, inanmak istediği sonuçları destekleyen rakamları sorgulamaya pek de hevesi olmuyor.</p>
<p><strong>Rakamlar yanlış olmayabilir. Ama baktığımız pencere, gördüğümüz gerçeği değiştirebilir.</strong></p>
<p>Bunu düşünürken bir süre önce izlediğim, I. Dünya Savaşı'ndaki asker kasklarıyla ilgili bir video aklıma geldi.</p>
<h3><strong>Kasklar gerçekten işe yaramıyor muydu?</strong></h3>
<p>1. Dünya Savaşı sırasında ordular, askerleri savaş alanındaki yaralanmalardan korumak amacıyla metal kasklar kullanmaya başladı.</p>
<p>Ancak kaskların yaygınlaşmasının ardından hastanelere ulaşan kafa yaralanması vakalarında artış gözlemlendiği anlatılır.</p>
<p>Şimdi yalnızca bu veriye bakarsanız ne düşünürsünüz?</p>
<p>Kask kullanımı arttı, kafa yaralanmaları da arttı.</p>
<p>Demek ki kasklar işe yaramıyor!</p>
<p>Hatta belki de durumu daha kötü hale getiriyorlar.</p>
<p>Oysa gerçek bunun tam tersi olabilir.</p>
<p>Kaskların koruyucu etkisi, ölümcül olabilecek bazı darbelerin yaralanmayla sonuçlanmasını sağlıyordu. Kask takmayan bir askerin hayatını kaybedebileceği bir durumda, kask takan asker yaralı olarak hastaneye ulaşabiliyordu.</p>
<p>Böylece hastanelerdeki kafa yaralanması vakaları artarken ölümler azalabiliyordu.</p>
<p>Başka bir deyişle, yaralı sayısındaki artış, koruyucu önlemin başarısızlığından değil, bazı askerlerin hayatta kalmasını sağlamasından kaynaklanıyor olabilirdi.</p>
<p>Ne tuhaf değil mi?</p>
<p><strong>Bazen bir sorunu çözmek için attığınız başarılı bir adım, istatistiklerde o sorunu büyütmüşsünüz gibi görünebiliyor.</strong></p>
<p>Bu örnek, hayatta kalma önyargısı (survivorship bias) ve verilerin hangi gruptan toplandığı meselesiyle yakından ilgili.</p>
<p>Hayatta kalma önyargısı, yalnızca hayatta kalanları, başarılı olanları veya gözlemleyebildiğimiz kişileri inceleyip diğerlerini hesaba katmadığımızda ortaya çıkıyor.</p>
<p>Elimizdeki veriler doğru olsa bile, eksik olanları görmediğimiz için yanlış sonuçlara ulaşabiliyoruz.</p>
<h3><span style="color: #236fa1;"><strong>Uzun yaşamın sırrı zeytinyağı mı, emekli maaşı mı?</strong></span></h3>
<p>Bir de Akdeniz ülkelerindeki uzun yaşam meselesi var.</p>
<p>Yıllardır Akdeniz kıyılarında yaşayan, yüz yaşını aşmış insanları konuşuyoruz.</p>
<p>Ne yiyorlar, ne içiyorlar? Zeytinyağı mı mucize yaratıyor? Domates mi, balık mı, bol sebze mi? Yoksa akşamları içilen bir kadeh şarap mı?</p>
<p>Akdeniz diyeti neredeyse uzun yaşamın formülü haline geldi.</p>
<p>Ama bir zamanlar bu konuda oldukça ilginç, hatta biraz da muzır bir yorum dinlemiştim.</p>
<p><strong>Acaba bazı insanların uzun yaşamasının sırrı zeytinyağında değil de emekli maaşında mı saklıydı?</strong></p>
<p>Şöyle ki, bazı kırsal bölgelerde yaşlı anne babalarının emekli maaşını almaya devam etmek isteyen ailelerin ölüm bildirimlerini yapmadıkları, böylece kayıtlarda yüz yaşını aşmış insanların ortaya çıkabildiği anlatılıyordu.</p>
<p>Bu yorumun ne ölçüde gerçeği yansıttığını bilmiyorum. Elbette buradan Akdeniz diyetinin faydasız olduğu veya uzun yaşayan insanların gerçekte yaşamadığı sonucunu çıkaramayız. Üstelik Akdeniz diyetinin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran çok sayıda bilimsel çalışma var.</p>
<p>Ama bu hikâye insanın aklına başka bir soru düşürüyor:</p>
<p><strong>Biz uzun yaşamın sırrını mı araştırıyoruz, yoksa önce gerçekten kimin ne kadar yaşadığından emin mi olmalıyız?</strong></p>
<p>Çünkü bazen mesele istatistiklere hangi açıdan baktığımız değil, o istatistiklerin hangi bilgilerle oluşturulduğu.</p>
<p>Veri yanlışsa, onun üzerine kurduğumuz en parlak analiz de yanlış olabilir.</p>
<h3><span style="color: #236fa1;"><strong>Başarı istatistiklerde mi, sezgilerimizde mi saklı?</strong></span></h3>
<p>Hayatta kalma önyargısının en çok karşımıza çıktığı alanlardan biri de girişimcilik.</p>
<p>Başarılı girişimcilerin hikâyelerini dinlemeyi seviyoruz. Nasıl başlamışlar? Hangi riskleri almışlar? Hangi stratejileri uygulamışlar? Başarılarının sırrı neymiş?</p>
<p>Bu hikâyeleri dinlediğimizde sanki her şey önceden hesaplanmış, bütün riskler değerlendirilmiş ve doğru kararlar alınmış gibi görünüyor.</p>
<p>Oysa kendi deneyimimden biliyorum ki her zaman böyle olmuyor.</p>
<p>1999'da Datassist'i kurarken kapsamlı bir pazar araştırmasına değil, daha çok sezgilerime, heyecanıma ve gördüğüm bir fırsata güvenmiştim.</p>
<p>Peki, girişimcilikte gerçekten istatistiklerle mi hareket ediyoruz?</p>
<p>Yoksa bazen rakamların bize söylediklerine rağmen, İngilizcede <em>gut feeling</em> dediğimiz o içgüdüsel hisle, sezgiyle, heyecanla mı yola çıkıyoruz?</p>
<p><strong>Ya bazı başarılar, tam da istatistiklerin işaret ettiği yöne gitmediğimiz için ortaya çıkıyorsa?</strong></p>
<p>Sonuçta henüz var olmayan bir pazarın istatistiklerini nereden bulacaksınız?</p>
<p>Henüz kimsenin talep etmediği bir hizmetin gelecekte ne kadar talep göreceğini hangi veriye bakarak hesaplayacaksınız?</p>
<p>Bazen fırsat, rakamların gösterdiği yerde değil, henüz ölçemediği yerde saklıdır.</p>
<p>Ama burada kendime bir itirazım da var.</p>
<p>Bugün başarılı olduğum için sezgilerimin doğru olduğunu düşünüyor olabilirim. Aynı heyecanla, aynı cesaretle, aynı içgüdüyle yola çıkıp başarısız olan binlerce girişimci de vardı.</p>
<p>Onların sezgileri benimkinden daha mı kötüydü?</p>
<p>Belki de yalnızca sonuçları farklıydı.</p>
<p>İşte yine hayatta kalma önyargısına dönüyoruz.</p>
<p><strong>Başarılı girişimcinin sezgilerine vizyon diyoruz. Başarısız olanınkine ise hesapsız risk.</strong></p>
<h3><strong>İş dünyasında rakamların söylemediği şeyler</strong></h3>
<p>Benzer yanılgılara iş hayatında da sık sık düşüyoruz.</p>
<p>Örneğin bir şirkette müşteri şikâyetlerinin arttığını düşünelim.</p>
<p>İlk tepkimiz, “Hizmet kalitemiz bozuluyor!” olabilir.</p>
<p>Oysa belki de şirket yeni bir müşteri geri bildirim sistemi kurmuştur. Daha önce duyulmayan şikâyetler artık kayıt altına alınıyordur. Veya şirkete gelen yeni çalışan sessizlik kültürünü delmiştir.</p>
<p>Yani sorun büyümemiş, görünür hale gelmiştir.</p>
<p>Ya da çalışan performansını daha sıkı ölçmeye başladığınızda düşük performans gösteren çalışanların sayısı artabilir.</p>
<p>Bu, çalışanların birdenbire kötüleştiği anlamına mı gelir?</p>
<p>Belki de daha önce ölçmediğiniz bir şeyi artık ölçüyorsunuzdur.</p>
<p><strong>Bu nedenle yönetimde rakamlarla çalışmak vazgeçilmezdir ama rakamların arkasındaki gerçek nedenleri anlamadan karar vermemek gerekir. </strong></p>
<p><strong>Sunuma geri dönersek </strong></p>
<p>Akan Abdula'nın yakaladığı bu eğilimin gerçek olmasını ve giderek güçlenmesini bütün kalbimle istiyorum.</p>
<p>Çünkü savaşların, çatışmaların ve kötülüğün giderek daha fazla hayatımıza hâkim olduğu bir dünyada, kadınların bakış açısına, karar alma süreçlerindeki varlığına ve farklı yaklaşımlarına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Kadınların yalnızca ekonomik güç kazanmasını değil, bu gücü kullanarak dünyayı değiştirebilmesini de önemsiyorum.</p>
<p>Ve belki de tam bu yüzden, bu istatistiklerin doğru çıkmasını bu kadar çok istiyorum.</p>
<p><strong>Ama insan en çok da doğru çıkmasını istediği istatistikleri sorgulamalı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istatistiklerin-soylemedigi-seyler-90074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/547-1792481288.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstatistiklerin söylemediği şeyler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuzey-avrupada-artan-talep-ihracatta-vites-yukseltiyor-90072</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuzey Avrupa&#039;da artan talep ihracatta vites yükseltiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad706d988799-1792476889.png" alt="" width="999" height="134" />Yaz aylarında sıcaklıklar yükseldiğinde klima satışları, kışın soğuklar bastırdığında ısıtma sistemleri daha fazla konuşuluyor. Oysa iklimlendirme sektörü, mevsimsel talebin çok ötesinde bir dönüşümden geçiyor. Enerji tasarrufundan iç hava kalitesine, veri merkezlerinden sanayi tesislerine kadar uzanan geniş bir alanda iklimlendirme sistemlerinin önemi artıyor. Türkiye açısından asıl mesele ise bu büyüyen pazarda ne kadar güçlü bir üretici ve ihracatçı olunabileceği.</p>
<p>Sektörün ihracat rakamları, bu soruya umut veren bir tablo sunuyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre iklimlendirme sanayisi, 2025 yılında yaklaşık 7,4 milyar dolarla yıllık ihracat rekoruna ulaştı. İhracat bir önceki yıla göre yüzde 3,5 arttı. 2026'nın ocak-eylül döneminde ise 5,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Sektörün yıl sonu hedefi 8,1 milyar dolara ulaşmak.</p>
<h2>Avrupa pazarında fırsat büyüyor</h2>
<p>İklimlendirme sektörünün önündeki fırsatların başında, Avrupa'da soğutma ihtiyacının giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılması var. Almanya, 635,1 milyon dolarla sektörün en fazla ihracat yaptığı ülke oldu. Birleşik Krallık, İtalya ve Fransa da önde gelen pazarlar arasında yer aldı. İspanya ve Polonya'nın ilk altı ülke arasına girmesi, ihracatın farklı Avrupa pazarlarına yayıldığını gösteriyor.</p>
<p>Özellikle sıcak hava dalgalarının geleneksel olarak klima kullanımının daha düşük olduğu Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde de soğutma talebini artırması, Türk üreticiler için yeni bir alan açıyor. Avrupa'ya coğrafi yakınlık, hızlı teslimat ve esnek üretim kabiliyeti Türkiye'nin avantajları arasında. Ancak bu avantajın kalıcı olması için firmaların ürün kalitesi, satış sonrası hizmet ve enerji performansı gibi alanlarda da rekabet edebilmesi gerekiyor. Sektörün hedefi yalnızca ihracat miktarını artırmak değil, aynı zamanda ihracatın birim değerini ve katma değerini de yükseltmek. Sektörde faaliyet gösteren firmalar da 2027’ye daha yüksek katma değerli, daha teknolojik ve daha rekabetçi bir ihracat yapısıyla girmek için çalışıyor.</p>
<h2>Enerji tasarrufu ürün tercihlerini değiştiriyor </h2>
<p>Tüketici davranışlarında da değişim var. İklimlendirme sistemlerinde artık yalnızca ilk satın alma maliyeti konuşulmuyor. Cihazın ne kadar enerji tükettiği, işletme giderlerini nasıl etkilediği ve uzun vadede ne kadar tasarruf sağladığı da karar sürecinde belirleyici hale geldi. Enerji maliyetleri ve karbon salımını azaltmaya yönelik hedefler, daha verimli sistemlere olan ilgiyi artırıyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri de yüksek verimli sistemler, ısı pompaları ve akıllı klima çözümlerinin öne çıktığını belirtiyor. Kentsel dönüşüm projeleri, nitelikli konut ihtiyacı ve ticari yapılarda sürdürülebilirlik kriterlerinin yaygınlaşması, iç pazarı destekliyor. Bu gelişmeler, üreticilerin teknoloji yatırımlarını da önemli hale getirdi. Isı pompaları, akıllı kontrol sistemleri ve yüksek verimli soğutma ekipmanları, önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelecek ürün grupları arasında. Türkiye'deki kentsel dönüşüm ve yapı yenileme çalışmaları da eski sistemlerin daha verimli çözümlerle değiştirilmesi açısından fırsat yaratıyor.</p>
<p>Ancak enerji tasarrufu sağlayan teknolojilerin yaygınlaşması, yalnızca üreticilerin yeni ürün geliştirmesiyle mümkün değil. Günümüz ekonomik şartlarında ilk yatırım maliyeti hala tüketicilerin satın alma kararlarında belirleyici durumda. Sistemlerin uzun vadeli tasarruf avantajının daha görünür hale gelmesi ve enerji verimliliği yatırımlarının desteklenmesi de önemli.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Veri merkezleri öne çıkıyor</span></h2>
<p>Yapay zeka uygulamaları, bulut bilişim ve dijitalleşme yatırımları, iklimlendirme sektörünün geleneksel pazarlarının yanına yeni alanlar ekledi. Veri merkezlerinde sunucuların ürettiği ısının kontrol altında tutulması, kesintisiz çalışma açısından kritik önemde. Bu tesislerde soğutma sistemlerinin enerji verimliliği de işletme maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu noktada sıvı soğutma gibi yüksek işlem kapasitesine sahip yeni nesil teknolojiler devreye giriyor. Türkiye'deki üreticilerin bu alanda geliştireceği mühendislik çözümleri, standart ürünlerin ötesine geçerek daha yüksek katma değerli işlere ulaşmasını sağlayabilir. Bunun için Ar-Ge yatırımlarının, teknik uzmanlığın ve uluslararası projelerdeki deneyimin artırılması gerek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuzey-avrupada-artan-talep-ihracatta-vites-yukseltiyor-90072</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/iklimlendirme-sistemleri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ısınmayla birlikte Türkiye’de ve özellikle Avrupa’da artan soğutma ihtiyacı, yapay zeka yatırımlarıyla büyüyen veri merkezleri ve enerji verimliliği arayışı iklimlendirme sektörüne yeni fırsatlar sunuyor. Türkiye iklimlendirme sektörü, 2025’te yaklaşık 7,4 milyar dolarla ihracat rekoruna ulaşırken 2026’nın ilk dokuz ayında 5,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Sektör yıl sonunda 8,1 milyar dolarlık ihracat yapmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarin-yesil-donusumu-icin-finansman-kanallari-daha-fazla-cesitlenmeli-90064</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limanların yeşil dönüşümü için finansman kanalları daha fazla çeşitlenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Çevreci yatırımların zorunluluk haline geldiği bir dönemde lojistik sektörü de bu alanda önemli adımlar atmaya başladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nca bu konuda 2028 yılı sonuna kadar yeşil kruvaziyer limanı, 2030 yılı sonuna kadar ise yeşil konteyner limanı projelerinin tamamlanması hedefleniyor. Özellikle limancılık tarafında yatırımların bu kapsamda olduğunu görüyoruz. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Erçelik, çevre dönüşümü kapsamında Ulaştırma Bakanlığı'nın Yeşil Liman Sertifikasyonu'nu kademeli olarak zorunlu hale getirdiğini söyledi. Kullanılan elektriğin yeşil enerjiden teminine kadar birçok sürdürülebilirlik alanında birçok kriterin AB ve uluslararası standartlarca talep edildiğini kaydeden Erçelik, “2030 hedeflerine kadar bu regülasyonlara uyum sağlanması bekleniyor. Bu doğrultudaki yeşil dönüşüm finansman süreçlerinin kolaylaştırılması şart. Doğrudan ekonomik getirisi kısa vadede görülemeyen bu yüksek maliyetli çevresel yatırımlar, birçok firmanın temkinli yaklaşarak bekle-gör pozisyonu almasına neden oluyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Milyonlarca dolarlık ekipman yatırımı yapıldı </h2>
<p>Avrupa’ya yoğun çalışan limanlar ise milyonlarca dolarlık ekipman yatırımı gerçekleştirmiş durumda. Ekonomi gazetesi olarak 21 limandan derlediğimiz bilgilere göre bu alandaki yatırımların tutarı 1,1 milyar doları aşmış durumda. Devam eden yatırımlarda ağırlıklı olarak dizel yakıtlarla çalışan ekipmanların azaltımına yönelik. Küresel ölçekte karbon nötr hedeflerine ulaşmak isteyen dev lojistik firmaları ve armatörler, artık sadece kendi emisyonlarını değil, yük taşıdıkları limanların da karbon ayak izini sorguluyor. Bu durum, Türkiye’nin dış ticaretinde kilit rol oynayan deniz kapılarını devasa bir operasyonel dönüşümün eşiğine getiriyor. Liman sahalarında kullanılan geleneksel istifleme makineleri, saha vinçleri ve rıhtım vinçleri hızla elektrikli veya hibrit alternatifleriyle değiştiriliyor. Sadece makine parkı değil, liman içi operasyonlarda kullanılan çekiciler ve kılavuzluk hizmeti veren römorkörler de bu değişim rüzgarından payını alıyor.</p>
<h2>Alternatif finansman ve teşvik mekanizmaları şart </h2>
<p>Yeşil dönüşümün önündeki en büyük bariyer ise yüksek başlangıç sermayesi gereksinimi olarak dikkat çekiyor. Sektör paydaşları, AB Yeşil Mutabakatı kapsamında hayata geçirilecek olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) tam uyum sağlanması için finansman kanallarının çeşitlendirilmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Sürdürülebilirlik odaklı sendikasyon kredileri, yeşil tahviller ve uluslararası kalkınma bankalarının sunduğu düşük faizli uzun vadeli fonlar, bu süreçte liman işletmelerinin en önemli can simidi olmaya aday.</p>
<h2><span style="color: #169179;">Geleneksel yöntemlerde direnen limanlar pazar kaybı yaşayabilir</span></h2>
<p>Yeni nesil elektrikli römorkör yatırımları, liman içi emisyonları sıfırlama yolunda atılan en somut adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak dönüşüm yalnızca araç filolarının elektrifikasyonu ile sınırlı kalmıyor. Limanların tükettiği yüksek miktardaki enerjinin kaynağı da büyüteç altına alınıyor. Sektör temsilcileri, liman arkalarında yer alan depolama alanlarının çatılarına kurulan güneş enerjisi santralleri (GES) ve rüzgar türbinleri ile kendi temiz enerjisini üreten tesislerin sayısının hızla arttığını vurguluyor. Uluslararası ticaret zincirinde "Yeşil Liman" damgası vurulmuş tesisler, küresel navlun pazarında rekabet avantajı elde ederken, geleneksel yöntemlerde direnen limanların gelecekte pazar kaybı yaşama riski ciddi şekilde artıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad6ff884213f-1792475016.png" alt="" width="919" height="388" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limanlarin-yesil-donusumu-icin-finansman-kanallari-daha-fazla-cesitlenmeli-90064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/78-1792475092.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaretin omurgası konumunda olan limanlarda çevreci yatırımlar zorunluluk haline gelmeye başladı. Sektör temsilcileri dönüşümü hızlandırmak adına alternatif finansman kaynaklarının çeşitlenmesi yönünde ortak görüş bildiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fenese-otomotiv-euroblechte-kuresel-is-birliklerinin-pesinde-90124</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fenese Otomotiv, EuroBLECH’te küresel iş birliklerinin peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv yan sanayisinde ihracat odaklı büyümesini sürdüren Bursa merkezli Fenese Otomotiv'in, sac işleme teknolojileri alanında dünyanın önde gelen ihtisas fuarlarından EuroBLECH’te uluslararası temaslarını güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Almanya’nın Hannover kentinde düzenlenen fuara katılan şirket, üretim yetkinliklerini, Ar-Ge çalışmalarını ve akıllı üretim süreçlerine yönelik çözümlerini sektör profesyonelleriyle buluşturdu. Sac ve plastik parça üretimi, kalıp imalatı ve kontrol fikstürü tasarımı alanlarında faaliyet gösteren Fenese Otomotiv, küresel otomotiv üreticileri ve tedarikçileriyle yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Esnek üretim, verimlilik ve maliyet avantajı sağlayan çözümlerini öne çıkaran şirketin, uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmayı amaçladığı ifade edildi.</p>
<h2>“Akıllı üretim ve verimlilik öne çıkıyor”</h2>
<p>Fenese Otomotiv Genel Müdürü Rıfat Gülseven, EuroBLECH’in sektörün önde gelen firmalarıyla doğrudan temas kurmak ve şirketin üretim altyapısını uluslararası platformda tanıtmak açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.</p>
<p>Gülseven, fuar kapsamında sektör temsilcileriyle bir araya gelerek şirketin üretim kabiliyetleri ve Ar-Ge çalışmaları hakkında bilgi verdiklerini söyledi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre küresel otomotiv sanayisinde üretim teknolojilerinin ve maliyet rekabetinin giderek daha fazla önem kazandığına dikkat çeken Fenese Otomotiv, akıllı üretim süreçlerine uyum sağlayan çözümleriyle uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmayı hedefliyor. EuroBLECH’in sunduğu uluslararası buluşma ortamının, şirketin teknolojik yetkinliklerini tanıtmasının yanı sıra yeni müşteri ve iş ortaklıkları geliştirmesi açısından da önem taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Bugüne kadar 10’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Fenese Otomotiv; Fas, Romanya ve Meksika başta olmak üzere mevcut pazarlardaki faaliyetlerini genişletirken Güney Amerika’da da yeni iş birlikleri için görüşmeler yürütüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fenese-otomotiv-euroblechte-kuresel-is-birliklerinin-pesinde-90124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/fenese-otomotiv-euroblechte-kuresel-is-birliklerinin-pesinde-1792500597.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa merkezli Fenese Otomotiv, Almanya’nın fuar kenti Hannover’de düzenlenen EuroBLECH Fuarı’a katıldı. Genel Müdür Rıfat Gülseven, fuar kapsamında sektör temsilcileriyle bir araya gelerek şirketin üretim kabiliyetleri ve Ar-Ge çalışmaları hakkında bilgi verdiklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-vekili-biba-hizmet-gitmeyen-mahalle-kalmayacak-90112</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Vekili Biba: Hizmet gitmeyen mahalle kalmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla il genelinde görev yapan mahalle muhtarlarına yönelik Merinos Atatürk Kültür Kongre Merkezi’nde (AKKM) kutlama töreni düzenledi.</p>
<p>Programa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Yavuz, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve 17 ilçede görev yapan muhtarlar katıldı. Törende konuşan Başkan Vekili Şahin Biba, Osmanlı Dönemi’nde 1829 yılında temelleri atılan ve belediyelerden de eski bir sistem olan muhtarlık müessesesinin, yerel yönetimlerin en önemli parçalarından biri olduğunu ifade ederek, “Muhtarlık müessesesi, köklü tarihiyle demokrasimizin çınar yapraklarından biridir. Muhtarlarımız mahallelerimizin, köylerimizin, gözü, kulağı, sesidir. Vatandaşımızla devletimiz arasında kurulan gönül köprüsünün ilk mimarlarıdır. Gece gündüz demeden fedakârca görev yapan muhtarlarımız, sadece birer idari yönetici değil, aynı zamanda mahallemizin huzurunun ve barışının güvencesidir” dedi.</p>
<h2><strong>“Omuz omuza çalışıyoruz”</strong></h2>
<p>Büyükşehir Belediyesi olarak 17 ilçede muhtarlarla omuz omuza çalıştıklarını ifade eden Başkan Vekili Biba, “Bir mahallede en doğru tespiti, en samimi ihtiyacı ancak o mahalleyi seven ve sevenlerinin oylarıyla göreve gelen muhtarımız bilir. Hizmetlerin hakkaniyetle, en hızlı ve en doğru şekilde mahallelerimize ulaşmasında muhtarlarımızın payı çok büyüktür. İlçelerimizi ziyaret ederek muhtarlarımızla görüşüyor ve talepleri yerinde alıyoruz. Özellikle altyapı başta olmak üzere birçoğunu kısa sürede çözüme kavuşturduk. İnşallah en yakın zamanda tüm talepleri karşılamış olacağız” şeklinde konuştu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad75087adf90-1792495751.jpeg" alt="" width="706" height="699" /></p>
<h2><strong>“Her mahalleye hizmet gidecek”</strong></h2>
<p>Önceliklerinin hizmet belediyeciliği olduğunu hatırlatan Biba, “Amacımız, kimseyi dışlamayan, herkese eşit yaklaşan, her vatandaşın sesini duyan bir Bursa’dır. Bursa’da elimizin değmediği, hizmetimizin gitmediği tek bir mahalle kalmaması için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Mahallelerimiz ne kadar güçlü olursa Bursa’mız da o kadar güçlü olacaktır. Bugüne kadar şehrimize ve mahallelerinize kattığınız tüm değerler, gösterdiğiniz özveri ve gayret için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” dedi.</p>
<h2><strong>“Birlik ve beraberlik içinde çalışıyoruz”</strong></h2>
<p>Bursa Muhtarlar Derneği Başkanı Erol Yılmazer de vatandaşlara samimi ve nitelikli hizmet sunma çabalarının birlik ve beraberlik içinde devam edeceğini belirtti. Muhtarların mahalle kültürünün yaşatılmasına, yerel yönetimlerin güçlenmesine ve toplumsal dayanışmanın artırılmasına önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Yılmazer, afet ve kriz dönemlerinde de devlet ve milletle birlikte çözümün bir parçası olmayı sürdüreceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-vekili-biba-hizmet-gitmeyen-mahalle-kalmayacak-90112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/2/1280x720/baskan-vekili-biba-hizmet-gitmeyen-mahalle-kalmayacak-1792495720.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla düzenlenen törende muhtarlara seslenerek, “Bursa’da elimizin değmediği, hizmetimizin gitmediği tek bir mahalle kalmaması için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-holdinge-kayyum-atandi-90085</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Holding&#039;e kayyum atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF), Tera Yatırım Teknoloji Holding'e kayyum olarak atandığı bildirildi.</p>
<p>Holdingin Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yaptığı açıklamada, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ekim 2026 tarihli ve 2026/10332 D. iş sayılı kararıyla TMSF'nin şirkete kayyum olarak atandığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Karar uyarınca Fon Kurulu tarafından şirketimizin yönetim kurulu oluşturularak Yönetim Kurulu Başkanlığına Enis Güçlü Şirin, Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine Cüneyt Ardağ, Yönetim Kurulu üyeliklerine Melek İnceköse İmert, Ercan Doğan, Arif Kural, Mert Can Aktı, Batuhan Başoğlu, Aybike Kaynar Bardakcı ve Mine Terzi atanmıştır. Şirketimizin yönetimi ve temsili Fon Kurulunca atanan yönetim kurulu tarafından yerine getirilmekte olup gerekli çalışmalara büyük bir titizlikle ve ivedilikle başlanmıştır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-holdinge-kayyum-atandi-90085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/tmsf.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Tera Yatırım Teknoloji Holding&#039;e kayyum olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-veri-merkezlerine-toplam-93-milyar-dolar-yatirim-90069</guid>
            <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rönesans&#039;tan veri merkezlerine toplam 9,3 milyar dolar yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Rönesans Holding ABD’li şirket Digital Realty işbirliği ile Ankara Temelli bölgesinde yapacağı 4.1 milyar dolar tutarındaki veri merkezi yatırımının temelini attı. Temel atma törenine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da katıldı. Kacır, sektörde 1GW büyüklükte kapasiteye ulaşma hedefini tekrarladı.</p>
<p>Törende konuşan Rönesans Holding Onursal Başkanı Erman Ilıcak, Ankara yatırımının ardından İstanbul’da da toplam tutarı 5.2 milyar dolara ulaşacak veri merkezi yatırımına hazırlandıklarını duyurdu. Türkiye’nin planlanan diğer yatırımlarla birlikte Avrupa’nın beşinci büyük ‘data-center’i olacağını söyleyen Ilıcak “Ankara’da 450 milyon dolarlık yatırımın ardından ikinci aşamada 900 milyon dolarlık bir yatırım daha yaparak toplamda Ankara’da yatırımımızı diğer aşamalarla 4.1 milyar dolara ulaştıracağız. Önümüzdeki 3 yıl içinde bu yatırım gerçekleşecek. İstanbul’a da 120 megavatlık büyüklüğüyle Türkiye’nin en büyük veri merkezlerinden birini, toplamda 5,2 milyar dolarlık yatırımla yapacağız. Bin megavatlık hedefimizi de 2 bin megavata yükseltiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüme uyumlu </h2>
<p>Temel atma töreninde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yerliler yanında uluslararası bulut ve sayısal hizmet sağlayıcıların Türkiye’deki faaliyetlerini geliştirmelerini sağlayacak imkanlar sunacaklarını vurgulayarak yatırımın enerji tüketimine ilişkin, “Tesisin, tasarımından işletme süreçlerine kadar her aşamada enerji ve kaynak verimliliğini esas alan yaklaşımı, sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm hedeflerimizle tam bir uyum içindedir. Rönesans ile Digital Realty’nin ülkemizde gerçekleştireceği bu yatırım; aslında büyük bir yolculuğun başlangıcıdır” dedi.</p>
<h2>Yeni teşvik sistemiyle geniş ve kapsamlı destekler geliyor </h2>
<p>Veri merkezlerine yönelik strateji içinde özel sektör eliyle yapılacak yatırımın 10 milyar dolara ulaşması ve 1 GW kurulu güçte bir toplam büyüklüğe ulaşılması hedefini hatırlatan Kacır, bu hedeflere ulaşma amacıyla sağlanan teşvik ve desteklere ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>“Yeni teşvik sistemimizle de veri merkezi yatırımlarına geniş ve kapsamlı destekler sağlıyoruz. Bildiğiniz üzere ülkemiz tarihinin en büyük ölçekli teşvik programı HIT-30 ile; 2030’a kadar 30 milyar dolarlık destekle Türkiye’yi yüksek teknoloji yatırımlarının çekim merkezi haline getirmek üzere harekete geçtik. Programımızda, yeni nesil dijital altyapı yatırımlarını hızlandıracak özel çağrılara da yer verdik. 1,5 milyar dolar destek bütçeli HIT–Veri Merkezi Çağrısıyla, yüksek kapasiteli, güvenli ve enerji verimli veri merkezleri yatırımlarını hızlandırmak üzere adım attık. Asgari 30 megavat kapasitede yüksek nitelikli veri merkezlerinin kurulumu için kapsamlı destekler sunuyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-veri-merkezlerine-toplam-93-milyar-dolar-yatirim-90069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/5656-1792476480.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rönesans Holding ABD’li şirket Digital Realty işbirliği ile Ankara Temelli bölgesinde yapacağı 4.1 milyar dolar tutarındaki veri merkezi yatırımının temelini attı. Törende konuşan Rönesans Holding Onursal Başkanı Erman Ilıcak, Ankara yatırımının ardından İstanbul’da da toplam tutarı 5.2 milyar dolara ulaşacak veri merkezi yatırımına hazırlandıklarını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-yardimcisi-osman-celik-gorevinden-ayriliyor-90033</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yardımcısı Osman Çelik emekliliğini istedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik görevinden ayrılıyor.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, Osman Çelik, Bakan Şimşek'e bugünden geçerli olmak üzere emeklilik dilekçesini verdi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-yardimcisi-osman-celik-gorevinden-ayriliyor-90033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik&#039;in Bakan Şimşek&#039;e emeklilik dilekçesini sunduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/spk-baskani-mahmut-sutcu-istifa-etti-90032</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK Başkanı Mahmut Sütcü istifa etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü'nün istifa ettiği bildirildi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, SPK Başkanı Mahmut Sütcü sağlık sorunları sebebiyle istifa dilekçesini sundu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/spk-baskani-mahmut-sutcu-istifa-etti-90032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK Başkanı Mahmut Sütcü, sağlık sorunları gerekçesiyle istifa etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-fon-aciklamasi-90029</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK sonrası &#039;fon&#039; açıklaması: Ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında toplandı. </p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin, belirsizliklerin ve risklerin tarihi yüksek seviyelere ulaştığı ve çoklu şokların yaşandığı bir dönemden geçtiğine işaret edilerek, savaşın neden olduğu arz şokları ve tedarik zincirlerindeki aksamaların küresel ekonomik görünümü baskıladığı belirtildi.</p>
<p>Bu ortamda ekonomik dayanıklılık ve istikrarın öneminin daha da arttığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Uyguladığımız ekonomi programı sayesinde büyüme daha dengeli bir yapıya kavuşmuş, işsizlik ve enflasyon gerilemiş, finansal istikrar güçlenmiş ve mali disiplin tesis edilmiştir. Önümüzdeki dönemde elde ettiğimiz kazanımları korurken ekonomimizin üretim kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü artırarak sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin temellerini sağlamlaştıracağız. Ülkemizde eğitimin niceliğinin ve niteliğinin artırılması, eğitim-istihdam bağlantısının güçlendirilmesi öncelikli politika alanlarımızdan birisidir. Bu doğrultuda bütçemizden en büyük payı yıllardır eğitime ayırıyoruz. Uyguladığımız politikaların sonuçlarını uluslararası göstergelerde de görüyoruz. OECD tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye tüm alanlarda sıralamasını yükseltmiş, son 10 yılda performansını artıran tek OECD ülkesi olmuştur. Diğer taraftan yükseköğretimde de bilimsel araştırma performansı başta olmak üzere birçok uluslararası göstergede iyileşme sağlanmıştır. Eğitimde sağlanan kazanımların önümüzdeki dönemde ekonomimizde verimlilik artışına önemli katkı sağlamasını bekliyoruz."</p>
<p><strong>"Ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Açıklamada, dünyada yeşil, dijital ve demografik dönüşümün yaşandığı bu dönemde işgücü piyasasının değişen ihtiyaçlarını karşılayacak beceri ve yetkinliklerin geliştirilmesinin önemine değinilerek, "Eğitim ve istihdam politikalarımızı teknolojik gelişmeler, sektörel ihtiyaçlar ve stratejik önceliklerimizle uyumlu şekilde sürdüreceğiz. Böylece ihtiyaç duyulan alanlarda nitelikli işgücü arzını artırırken verimliliği de destekleyeceğiz. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdama katılımını teşvik edeceğiz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>EKK toplantısında, beşeri sermayenin güçlendirilmesine yönelik yürütülen çalışmaların ele alındığı, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik hayata geçirilmesi planlanan politikaların değerlendirildiği ve ödemeler dengesi istatistikleri kapsamında gerçekleştirilen revizyonların net hata ve noksan kalemine etkisinin ele alındığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, sorunlu fonlara ilişkin olarak ilgili kurumların gerekli adımları eşgüdüm içerisinde attığı belirtilerek, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Tasfiye süreçlerinin adil, şeffaf ve hukuki güvence altında yürütülmesini amaçlayan kanun teklifi TBMM’ye sunulmuş, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmiştir. Teklifin TBMM Genel Kurulunda görüşülüp yasalaşmasının ardından ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz. Güçlü makroekonomik temellerimiz ve kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde, yaşanan gelişmelerin finansal sistem ve reel ekonomi üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasını bekliyoruz. Alınan tedbirlerle sermaye piyasalarımızın güvenilirliğini ve etkinliğini artırmayı, piyasamızı daha sağlıklı, güçlü ve dayanıklı bir yapıya kavuşturmayı amaçlıyoruz. Türkiye Yüzyılı’nda sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedefimiz doğrultusunda, verimliliği artıran, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıran, işgücü piyasasının etkinliğini güçlendiren ve ekonomik kazanımların toplumun geniş kesimlerine yayılmasını sağlayan politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-fon-aciklamasi-90029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/9/1280x720/ekk-1792419262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKK toplantısı sonrası tasfiye edilecek fonlarla ilgili yapılan açıklamada, &quot;Tasfiye süreçlerinin adil, şeffaf ve hukuki güvence altında yürütülmesini amaçlayan kanun teklifi TBMM&#039;ye sunulmuş, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmiştir. Teklifin TBMM Genel Kurulunda görüşülüp yasalaşmasının ardından ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-ve-ges-yeka-ihaleleri-kasimda-yapilacak-90028</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> YEKA ihaleleri kasımda yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, rüzgar ve güneş enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ve bağlantı kapasitelerinin tahsisine ilişkin yarışmaların 2 ve 3 Kasım'da yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, rüzgarda 7 saha için 1500 megavat, güneşte 11 saha için 785 megavatlık kapasite tahsisi gerçekleştirilecek.</p>
<p>Rüzgar enerjisine dayalı, R26-Sivas RES, R26-Balıkesir-1 RES, R26-Balıkesir-2 RES, R26-Balıkesir-3 RES, R26-Balıkesir-4 RES, R26-Manisa RES ve R26-Kütahya RES sıralamasıyla yapılacak yarışmalar Bakanlık Toplantı Salonu'nda 2 Kasım'da saat 10.00'da başlayacak.</p>
<p>Güneş enerjisine dayalı, G26-Denizli GES, G26-Ankara-1 GES, G26-Ankara-2 GES, G26-Konya GES, G26-Kahramanmaraş-2 GES, G26-Kahramanmaraş-3 GES, G26-Malatya-1 GES, G26-Diyarbakır GES, G26-Mardin-2 GES, G26-Batman GES ve G26-Elazığ GES yarışmaları da bakanlığın aynı salonunda 3 Kasım'da saat 10.00'dan itibaren yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-ve-ges-yeka-ihaleleri-kasimda-yapilacak-90028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/gunes-ges-enerji-1766639794.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rüzgar ve güneş enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili ihaleler 2 ve 3 Kasım&#039;da düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-90034</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhangazi TSO’da yeni başkan Ahmet Faruk Güney oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nda (Orhangazi TSO) yönetim kurulu seçimlerinde büyük bir sürpriz yaşandı. </p>
<p>Orhangazi TSO'da geçen hafta gerçekleştirilen meclis seçimlerinin ardından, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin belirlendiği seçim yapıldı.</p>
<p>Mevcut başkan Erol Hatırlı ile Ahmet Faruk Güney'in listelerinin yarıştığı seçimde 30 meclis üyesi sandık başına gitti. Oy sayımı sonucunda Ahmet Faruk Güney'in listesi 15, Erol Hatırlı'nın listesi ise 14 oy aldı. Bir oyun geçersiz sayıldığı seçimleri bir oy farkla kazanan Güney, Orhangazi TSO'nun yeni yönetim kurulu başkanı oldu.</p>
<p>Seçim sonucuyla birlikte Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası'nda yeni dönem başlarken, Ahmet Faruk Güney başkanlığındaki yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Ahmet Faruk Güney, Mesut Keskin, Hüseyin Akın, Davut Çil, Fırat Söğütlü, Fatih Demir, Adnan Köse, Evren Kılıç ve Yakup Özbey.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-90034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-1792420808.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 meclis üyesinin oy kullandığı Orhangazi TSO seçimlerinde 15 oy alan Ahmet Faruk Güney yeni başkan seçilirken, mevcut başkan Erol Hatırlı’nın listesi 14 oyda kaldı. Bir oy ise geçersiz sayıldı. Ahmet Faruk Güney, 1 oy farklı seçimi kazanarak Orhangazi TSO’nun yeni başkanı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-90025</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 15:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreticiden 62,5 ton Bodrum mandalini toplandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Bodrum Belediyesinin, coğrafi işaretli Bodrum mandalininin yeşil hasat döneminde üreticilere destek olmak ve ilçenin önemli tarımsal değerlerinden biri olan mandalinin ekonomik değerini artırmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda 104 üreticiden temin edilen toplam 62 ton 500 kilogram yeşil Bodrum mandalininin endüstriyel üretimde kullanılmak üzere sevkiyatı gerçekleştirildi.</p>
<p>Bodrum Belediyesi Gıda AŞ ve Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında Bahçelievler, Bitez, Dereköy, Gündoğan, İslamhaneleri, Müskebi, Turgutreis ve Yalıkavak mahallelerinde üreticiler tarafından gerçekleştirilen yeşil hasatla toplanan mandalinler, Herodot Kültür Merkezi'nde paketlenerek sevk edildi.</p>
<h2>Tamer Mandalinci: Bodrum Mandalinine ve üreticimize sahip çıkıyoruz</h2>
<p>Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, yeşil hasat döneminde gerçekleştirilen çalışmaların Bodrum'un tarımsal mirasının korunması açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “Bodrum mandalinimiz, kentimizin en önemli tarımsal ve kültürel değerlerinden biri. Üreticilerimizin emeğini korumak, mandalin bahçelerimizin yaşamasını sağlamak ve bu değerimizi gelecek nesillere aktarmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yeşil hasat döneminde 104 üreticimizden 62,5 ton mandalinin değerlendirilmesi hem üreticilerimiz hem de Bodrum'un tarımsal geleceği açısından çok kıymetli. Coğrafi işaretli ürünümüz Bodrum mandalini, üreticilerimizi, mandalin bahçelerimizi ve kültürel mirasımızı koruyarak gelecek nesillere aktarma sözümüz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-90025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-1792413041.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bodrum&#039;da 104 üreticiden temin edilen toplam 62,5 ton yeşil Bodrum mandalininin endüstriyel üretimde kullanılmak üzere sevkiyatı gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-yolunun-10-yilda-ekonomimize-55-milyar-dolarlik-katki-saglamasini-ongoruyoruz-90021</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kalkınma Yolu&#039;nun 10 yılda ekonomimize 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını öngörüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Ankara Ofisi'nde düzenlenen "Değişen Küresel Ulaştırma Jeopolitiği ve Kalkınma Yolu Projesi Konferansı"nda konuştu.</p>
<p>Küresel ticaret koridorlarının bugün yeniden çizildiğine işaret eden Uraloğlu, son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmelerin, ulaştırma sistemlerinin ne denli kırılgan olabileceğini ve küresel ticareti nasıl sekteye uğratabileceğini gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi gelişmelerin, kırılganlıklar yarattığını belirten Uraloğlu, bu kırılganlık karşısında ülkelerin daha güvenli, kısa, öngörülebilir ve sürdürülebilir güzergahlar aramaya başladığını anlattı.</p>
<p>Uraloğlu, bu noktada Türkiye'nin coğrafi ve jeostratejik üstünlüğünün devreye girdiğine dikkati çekerek, "Orta Koridor'un kalbinde yer alan, Türk Boğazları'nı yöneten ve Kalkınma Yolu'nu inşa eden bir Türkiye olarak masada da sahada da şunu net biçimde kanıtlıyoruz. Türkiye'siz koridor olmaz. Bu gerçekten kıymetli. Dünya artık, Trans-Hazar üzerinden işleyen Orta Koridor'u, Basra'dan Avrupa'ya uzanacak Kalkınma Yolu'nu, Orta Koridor'un yeni bağlantısı TRIPP Koridoru'nu ve Modern Hicaz Demir Yolu Hattı'nı konuşuyor. Bu koridorlar birbirinin rakibi değildir, olmamalı da. Doğu-batı ve kuzey-güney hatlarını ülkemizde buluşturup, Avrupa'ya taşıyan tamamlayıcı omurgalardır. Dolayısıyla Kalkınma Yolu'nu, mevcut ticaret ağlarına can suyu veren tamamlayıcı bir güç olarak konumlandırıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin bir kavşak noktasında olduğunu ve 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1,6 milyar insanın yaşadığını, yaklaşık 50 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya sahip 67 ülkenin merkezinde yer aldığını aktaran Uraloğlu, altyapı yatırımları, kriz çözme kabiliyeti, diplomasideki yapıcı duruşu ve güven inşa eden yaklaşımıyla Türkiye'nin "jeostratejik bir güven adası" haline geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"Kalkınma Yolu stratejik bir kaldıraç niteliğinde"</strong></p>
<p>Uraloğlu, ulaştırma ağlarının çeşitlendirilmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu ve bu zorunluluğu fırsata çevirdiklerini, Türkiye'yi küresel ticaretin vazgeçilmez merkezi kılmak için bölgesel ve uluslararası işbirliklerini de kararlılıkla güçlendirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Orta Koridor'un, Çin ve Orta Asya'yı Hazar üzerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya bağlayan en kritik güzergah olması bakımından, bu vizyonun en önemli ayaklarından biri olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Türkiye'de Orta Koridor'a bağlantı sağlayan hatların uzunluğu mevcut, devam eden ve planlanan hatlarla birlikte toplam 2 bin 156 kilometreye ulaşmaktadır. Bu kapsamda, yapılan ve yapılacak yatırımların toplamı 47,1 milyar doları bulurken, 10 yıllık projeksiyonda üretim kapasitesinin 114 milyar doları, yıllık ortalama istihdam etkisinin ise 144 bin kişiyi bulmasını hedefliyoruz." dedi.</p>
<p>Temeli atılan Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu'nun Orta Koridor'a stratejik bir güzergah kazandıracağına işaret eden Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Doğu-batı eksenindeki bu gücü, kuzey-güney yönünde tamamlayacak ana omurga ise Kalkınma Yolu'dur. Basra Körfezi'ni Irak'taki Fav Limanı'ndan başlayarak, Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak yeni bir lojistik omurga oluşturuyoruz. Bu proje, özellikle Körfez ülkelerinden Avrupa'ya giden yükler için Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltacak stratejik bir alternatif sunacaktır. Bu projeyi bitirmiş olsaydık, dünya Hürmüz Boğazı'nı daha az konuşacaktı. Fav Limanı'ndan çıkıp, ülkemiz üzerinden Avrupa'ya uzanan güzergah sayesinde, 45 gün süren Ümit Burnu güzergahına göre 20 gün, 35 gün süren Güney Koridoru'na göre ise 10 gün kısalarak, yaklaşık 25 güne düşecektir. Kalkınma Yolu, Asya-Körfez-Irak-Türkiye-Avrupa hattında yeni bir ticaret ve lojistik koridoru oluşturmayı hedeflemekte, Irak'ın ekonomik yeniden inşasını desteklerken, Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney bağlantısallık ağlarındaki merkezi konumunu güçlendirme potansiyeli taşımaktadır. Bu yönüyle proje, yalnızca bir ulaştırma ve altyapı yatırımı değil, bölgesel güç dengelerini ve ekonomik ilişkileri yeniden şekillendirebilecek stratejik bir kaldıraç niteliğindedir. "</p>
<p>Uraloğlu, projenin hayata geçirilmesinin Irak'ın petrol gelirlerine bağımlılığının azalmasına, transit ticaretten ekonomik kazanç sağlamasına ve uluslararası sistemdeki jeopolitik önemini artırmasına katkıda bulunabileceğini de vurguladı. 28 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin huzurlarında imzalanan mutabakatların, bu vizyonu somutlaştırdığını anımsatan Uraloğlu, çözüm odaklı bu mutabakat ve anlaşmaları her iki ülkenin meclisinden geçirip, sonrasında inşa sürecine başlamayı planladıklarını da söyledi.</p>
<p><strong>"Avrupa'ya uzanan yeni bağlantılar kuruyoruz"</strong></p>
<p>Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı üzerinden demir yolu ve kara yolu taşımacılığına ilişkin mutabakat zaptına değinen Uraloğlu, doğal kaynaklar karşılığında Irak Cumhuriyeti içinde ulaştırma altyapısının geliştirilmesine dair çerçeve mutabakat zaptının iki ülke arasında "İki Ülke Tek Koridor" anlayışının en güçlü ifadesi olduğunu kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, Kalkınma Yolu'nun demir yolu ve kara yolunun ötesinde enerji nakil hatları, fiber optik altyapı, petrol ve doğal gaz boru hatlarıyla entegre, çok modlu bir lojistik ve ekonomik kalkınma hamlesi olduğunu, Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu'nun, Orta Koridor ve mevcut enerji hatlarıyla bütünleşmesinin, Türkiye'nin Avrasya bağlantısallık ağlarındaki konumunu pekiştireceğini bildirdi.</p>
<p>Projenin, aynı zamanda Türkiye ile Irak arasında bir tür "ticari kader ortaklığı" oluşturarak, ikili ekonomik ilişkileri de derinleştireceğine işaret eden Uraloğlu, "Sadece ülkemiz açısından projenin 10 yıllık periyotta ekonomimize yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını ve üretim ile lojistik merkezlerinin konumlandırılmasıyla her yıl ortalama 70 bin vatandaşımıza istihdam imkanı oluşturmasını öngörüyoruz. Kısa süre önce Suudi Arabistan ile imzaladığımız Hicaz Demir Yolu İşbirliği Mutabakat Zaptı da bu vizyonu güçlendirmektedir. Tarihi Hicaz Demir Yolu'nu modern bir yaklaşımla canlandırarak, Körfez'den Türkiye'ye ve oradan Avrupa'ya uzanan yeni bağlantılar kuruyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'de Kapıkule-İstanbul-Eskişehir-İslahiye güzergahındaki 1681 kilometrelik hatla birlikte Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan kesimlerini de içeren toplam 2 bin 511 kilometrelik bir bağlantıdan söz edildiğini aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kalkınma Yolu Projesi, Orta Doğu'nun parçalanmış jeoekonomik yapısını yeniden bütünleştirme, Irak'ı bölgesel ticaretin kavşak noktalarından birine dönüştürme ve Türkiye'nin küresel bağlantısallık ağlarındaki konumunu güçlendirme potansiyeline sahiptir. Bölgesel sahiplenmenin güçlendirilmesi, güvenlik risklerinin yönetilmesi, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve mevcut bağlantısallık girişimleriyle tamamlayıcılığın sağlanması, Kalkınma Yolu'nun bir ulaştırma koridorunun ötesine geçerek, bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde rol oynayan kalıcı bir stratejik girişime dönüşmesini mümkün kılacaktır. "</p>
<p><strong>"Kalkınma Yolu somut bir ortaklık zemini sunmaktadır"</strong></p>
<p>SETA Genel Koordinatörü Nebi Miş de yürüttükleri çalışmalarda, Orta Doğu'daki gelişmeleri özel bir dikkatle takip ettiklerini ve kapsamlı araştırmalar yaptıklarını, tanıtılan "Kalkınma Yolu Projesi: Ekonomik Koridordan Stratejik Güce" başlıklı raporun da bu anlayışla hazırlandığını söyledi.</p>
<p>Uluslararası sistemde yaşanan dönüşümün, devletlerin güç kaynaklarını da değiştirdiğine dikkati çeken Miş, Orta Doğu'nun temel sorunlarından birinin geniş ekonomik imkanlara sahip coğrafyanın siyasi ve güvenlik açısından parçalanmış olması olduğunu ifade etti.</p>
<p>Miş, bölgenin potansiyelinin gerisinde kaldığını kaydederek, "Kalkınma Yolu bu parçalanmışlığı azaltabilecek somut bir ortaklık zemini sunmaktadır. Irak'ın yeniden inşa ihtiyacı, Türkiye'nin üretim ve lojistik kapasitesi, Körfez'in yatırım gücü ve küresel pazarlara erişim arayışı aynı proje etrafında buluşmaktadır." şeklinde konuştu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-yolunun-10-yilda-ekonomimize-55-milyar-dolarlik-katki-saglamasini-ongoruyoruz-90021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/67-1792411397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesi hakkında, &quot;Sadece ülkemiz açısından projenin 10 yıllık periyotta ekonomimize yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını ve üretim ile lojistik merkezlerinin konumlandırılmasıyla, her yıl ortalama 70 bin vatandaşımıza istihdam imkanı oluşturmasını öngörüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yemek-sektorune-rekabet-sorusturmasi-90020</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yemek sektörüne rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulu, toplu yemek hizmeti sağlayan 10 şirket hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi.</p>
<p>Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamaya göre toplu yemek hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler tarafından Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4'üncü maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik yürütülen ön araştırma tamamlandı.</p>
<p>Rekabet Kurulu, elde edilen bilgileri, belgeleri ve yapılan tespitleri değerlendirdi, bulguları ciddi ve yeterli buldu.</p>
<p>Bu kapsamda, Akyol Kurumsal Yemek Hizmetleri Ltd. Şti., Aş Dünyası Yemek Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Azık Yemek Sanayi ve Ticaret AŞ, Bircan Temizlik ve Yemek Hizmetleri Turizm İnşaat Nakliyat Hayvancılık Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti., Emiroğulları Yemek Fabrikaları Gıda İnşaat Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti., Gusto Toplu Yemek Üretim Hizmetleri ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti., Kaf Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti., Kalfoğlu Yemek Ticaret Ltd. Şti., Paraf Yemek Temizlik ve Özel Eğitim Hizmetleri İnşaat Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. ve Şimal Yemek Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında soruşturma açılmasına karar verildi.</p>
<p>Soruşturma kapsamında, söz konusu şirketlerin kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen toplu yemek hizmeti alımlarına yönelik ihalelerde danışıklı hareket etmek suretiyle kamu zararına yol açtığı iddiası araştırılacak.</p>
<p>Kurulca alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yemek-sektorune-rekabet-sorusturmasi-90020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/rekabet-kurumu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu, kamu kurumlarına toplu yemek hizmeti sağlayan 10 şirket hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-90018</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep OSB’nin arıtma tesisi ihalesi 30 Ekim&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinin (OSB) Evsel ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi Projesi’nde ilk etap başlıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, dünyanın en büyük ikinci endüstriyel kapasiteli arıtma tesislerinden biri olarak planlanan proje ile atık suların çevreye verdiği zararın önlenmesi, günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun geri kazanılarak yeniden kullanılması ve doğal kaynakların korunması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden Gaziantep OSB, çevrenin korunması ve su kaynaklarının verimli kullanılması amacıyla büyük ölçekli bir projeyi hayata geçiriyor. Nihai kapasitesi günlük 250 bin metreküp olarak planlanan tesisin ilk etabı, günlük 125 bin metreküp atıksu arıtma kapasitesine sahip olacak." denildi.</p>
<p><strong>İhale 30 Ekim’de</strong></p>
<p>Gaziantep OSB Başkanı Cengiz Şimşek, projenin ilk etabın yapım ihalesinin 30 Ekim 2026 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Başkan Şimşek, “İleri arıtma teknolojileriyle donatılacak tesis, atıksuların arıtılmasının yanı sıra suyun geri kazanılarak sanayide yeniden kullanılmasını da sağlayacak. Böylece çevrenin korunması, doğal kaynakların verimli kullanılması ve üretimde sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Günlük 40 bin metreküp su geri kazanılacak</strong></p>
<p>Projenin öne çıkan özelliklerinden birinin su geri kazanımı olduğunu vurgulayan Başkan Cengiz Şimşek, tesiste gelişmiş fiziksel, kimyasal ve ileri biyolojik arıtma proseslerinin yanı sıra ozonlama ve ileri filtrasyon teknolojilerinin kullanılacağını belirtti. Şimşek, günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun yeniden kullanıma kazandırılmasının planlandığını ifade ederek, bu sayede doğal su kaynaklarına olan ihtiyacın azaltılacağını ve sanayinin su arz güvenliğinin güçlendirileceğini kaydetti. Geri kazanılan suyun uygun endüstriyel alanlarda yeniden değerlendirilmesinin, yalnızca çevresel kazanımlar sağlamakla kalmayacağı, üretimde kaynak verimliliğini artırarak sanayicilerin su maliyetlerinin uzun vadede azaltılmasına da katkıda bulunacağı vurgulandı.</p>
<p><strong>"Çevre ile uyumlu üretim"</strong></p>
<p>Açıklamada, "Gaziantep OSB’nin çevre yatırımı, sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi hedefleri açısından da önem taşıyor. Atıksuyun arıtılarak yeniden üretim süreçlerine kazandırılması, su tüketiminin azaltılmasına ve doğal kaynaklar üzerindeki baskının hafifletilmesine imkân sağlayacak. Çevre dostu proje ile çevresel sorumluluk ve sanayinin rekabet gücünün birlikte geliştirilmesi amaçlanıyor. Kaynakların daha verimli kullanıldığı, çevre dostu üretim uygulamalarının yaygınlaştığı bir sanayi yapısının oluşturulması da yatırımın öncelikli hedefleri arasında yer alıyor." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p><strong>Su kaynaklarının korunması hedefleniyor</strong></p>
<p>Projenin önemli hedeflerinden biri de bölgedeki su ortamlarının korunması ve kirlilik yükünün azaltılması. Nizip Çayı-Samözü Deresi-Hancağız Barajı Su Kalitesinin İyileştirilmesi Eylem Planı’nın hedefleriyle uyumlu yürütülecek çalışmalar kapsamında, arıtılmış suyun kalitesinin yükseltilmesi ve Samözü Deresi üzerindeki kirlilik yükünün azaltılmasına katkı sağlanması öngörülüyor. Bu kapsamda yatırımın, sanayi kaynaklı atıksuların kontrol altına alınmasının yanı sıra su ekosistemlerinin korunması ve çevresel etkilerin azaltılması bakımından da önem taşıdığı ifade edildi. Nihai kapasitesi günlük 250 bin metreküp olarak planlanan tesisin, su geri kazanımı ve ileri arıtma uygulamalarıyla Gaziantep sanayisinin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Proje, üretim gücünü çevre sorumluluğuyla birleştiren ve doğal kaynakların korunmasını önceleyen sanayi anlayışının geliştirilmesi açısından önemli bir yatırım olarak öne çıkıyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-90018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/8/1280x720/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-1792408986.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Günlük 250 bin metreküp olarak planlanan Evsel ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi&#039;nin yapım ihalesinin 30 Ekim&#039;de gerçekleştirileceği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-fazla-cografi-isaretli-urunune-sahip-sehri-gaziantep-uc-lezzetini-daha-tescil-etti-90016</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in üç ürünü daha tescillendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin en fazla coğrafi işaretli ürününe sahip şehri olan Gaziantep'in, gastronomi alanındaki öncü konumunu üç yeni tescille güçlendirdiği bildirildi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı bünyesinde yürütülen çalışmalar sonucunda, kentin mutfak mirasında önemli yere sahip üç yöresel lezzet Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc31ee6b4-1792408625.jpeg" alt="" width="700" height="690" /></p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada, "Yeni tesciller arasında yalnızca sofraların değil, Gaziantep’in köklü geleneklerinin de izleri bulunuyor. Özellikle bebeklerin ilk dişinin çıkmasını kutlamak amacıyla hazırlanan Gaziantep Diş Hediği, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel anlamıyla dikkat çekiyor. Geleneksel lezzet, 1905 tescil numarasıyla mahreç işareti alarak resmî koruma kapsamına girdi. Gaziantep sakız helvası, Gaziantep avrat salatası ve diş hediği de kentin tescilli gastronomi değerleri arasındaki yerini aldı." denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc3d26654-1792408637.jpeg" alt="" width="700" height="700" /></p>
<p><strong>Gaziantep’in 5 lezzeti Avrupa’da da tescilli</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında, "Yerel lezzetlerini yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası alanda da koruma altına alan Gaziantep, Avrupa Birliği coğrafi işaret tescillerinde de önemli bir başarıya sahip. Antep baklavası, Araban sarımsağı, Menengiç kahvesi, Antep fıstık ezmesi ve Gaziantep lahmacunu, Avrupa Birliği tarafından tescillenen beş ürün arasında bulunuyor." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p>Bu tescillerle Gaziantep’in geleneksel üretim yöntemlerinin korunması, yöresel ürünlerinin uluslararası pazarlarda tanınırlığının artırılması ve yerel ekonomiye daha fazla katma değer sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc4981f97-1792408649.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Sırada 5 yeni ürün var</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kentin henüz tescillenmemiş yöresel değerlerini de koruma altına almak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Oğuzeli nar ekşisi, Antep muskası, Antep bulguru, Nizip nanesi ve Nizip mızar havucu için coğrafi işaret tescil süreçleri devam ediyor.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Ürün Markalaşma ve Coğrafi İşaretler Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmaların, ürünlerin yalnızca tescillenmesini değil, üretim kültürünün yaşatılmasını ve ekonomik değerinin artırılmasını da kapsadığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Kamu kurumları, üreticiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri sayesinde Gaziantep’in yöresel ürünlerinin yurt içi ve yurt dışındaki tanıtım faaliyetlerine ağırlık veriliyor. 112 coğrafi işaretli ürünü ve Avrupa Birliği tesciline sahip 5 lezzetiyle Gaziantep, mutfak mirasını korurken yerel üretimin geleceğine de yatırım yapıyor." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-fazla-cografi-isaretli-urunune-sahip-sehri-gaziantep-uc-lezzetini-daha-tescil-etti-90016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/sakiz-helvasi-1792409250.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep&#039;in sakız helvası, avrat salatası ve diş hediği coğrafi işaret alırken, kentin tescilli ürün sayısı 112’ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-90014</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş 7,5 milyonuncu aracını üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinin köklü üreticilerinden Tofaş, Bursa Fabrikası’nda 7,5 milyonuncu aracını banttan indirerek üretim tarihinde yeni bir eşiğe ulaştı. Yapılan açıklamaya göre, yarım asrı aşan sanayi birikimini yeni model yatırımları, çok markalı üretim ve ihracat hedefleriyle büyütmeye hazırlanan şirketin 7,5 milyonuncu aracı Fiat Ulysse oldu. 1968 yılında temelleri atılan, 1971’de 20 bin adetlik üretim kapasitesi ve yaklaşık 600 çalışanla seri üretime başlayan Tofaş, 500 bin adetlik yıllık üretim kapasitesine sahip. Üretim hacmi, mühendislik yetkinlikleri ve ihracat kabiliyetiyle Türkiye otomotiv sanayisinde önemli bir konumda bulunan şirketin, Stellantis Türkiye faaliyetlerinin Tofaş çatısı altında birleşmesiyle yeni bir büyüme dönemine girdiği bildirildi.</p>
<h2>55 yılda 7,5 milyon araç</h2>
<p>Şirketten verilen bilgilere göre, Tofaş’ın 1971’de başlayan üretim yolculuğu, Türkiye otomotiv sanayisinin gelişimindeki önemli kilometre taşlarını da beraberinde getirdi. Murat 124 ile başlayan üretim serüveninde binek otomobillerden hafif ticari araçlara, iç pazar için geliştirilen modellerden uluslararası pazarlara ihraç edilen araçlara kadar geniş bir ürün gamı Bursa’da üretildi. Şirketin üretim tarihinde 1 milyonuncu araç Fiat Tempra, 2 milyonuncu araç Fiat Palio Go, 3 milyonuncu ve 4 milyonuncu araçlar Fiat Fiorino, 5 milyonuncu araç Fiat Egea Hatchback, 6 milyonuncu araç Fiat Egea Sedan, 7 milyonuncu araç ise Fiat Egea Cross Wagon oldu. Fiat Ulysse, 7,5 milyonuncu araç olarak bu üretim zincirinin yeni halkasını oluşturdu.</p>
<p>Tofaş’ın yaklaşık 55 yıllık üretim döneminde ulaştığı toplam adet, takvim günü üzerinden hesaplandığında günlük ortalama yaklaşık 375 araca karşılık geldiği belirtilirken, bu ölçeğin, Bursa Fabrikası’nın Türkiye otomotiv sanayisindeki üretim birikimini ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ad5fb23d19ae-1792408355.jpg" alt="" width="700" height="489" /></p>
<h2><strong>“K0 ve K9 projeleriyle yeni büyüme dönemi”</strong></h2>
<p>Tofaş, yeni dönemde üretim hacmini ve ürün çeşitliliğini K0 ve K9 projeleriyle artırmayı hedefliyor. Yeni nesil hafif ticari araç projeleri, Bursa Fabrikası’nın Stellantis’in küresel üretim ağı içindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. K0 projesi, şirketin Kuzey Amerika pazarına yönelik üretim ve ihracat faaliyetleri açısından da önem taşıyor. Tofaş, bu proje kapsamında Kuzey Amerika’ya ihracata 2027 yılı başında yeniden başlamayı planlıyor. K9 model ailesinde ise çok markalı üretim yapısının geliştirilmesi hedefleniyor. Yeni projeler, Tofaş’ın yalnızca Türkiye pazarı için üretim yapan bir sanayi kuruluşu olmanın ötesinde, uluslararası üretim ve tedarik zincirlerinde daha güçlü bir rol üstlenme hedefini yansıtıyor.</p>
<h2><strong>Eroldu: “Tofaş 2.0 dönemi başladı”</strong></h2>
<p>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, 7,5 milyonuncu araç üretiminin şirketin sanayi birikimini ve çalışanlarının katkısını temsil ettiğini belirterek, yeni model yatırımlarıyla büyüme dönemine girdiklerini söyledi. Murat 124’ten Fiat Ulysse’ye uzanan süreçte Türkiye otomotiv sanayisinin gelişimine katkı sağlayan projeler gerçekleştirdiklerini ifade eden Eroldu, çok markalı üretim yapısını güçlendirdiklerini, üretim hacmini ve ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. K0 ve K9 projelerinin Bursa Fabrikası’nın Stellantis içindeki rolünü ileri taşıyacağını belirten Eroldu, Kuzey Amerika pazarına yönelik ihracatın 2027 yılı başında yeniden başlamasının yeni dönemin önemli adımlarından biri olduğunu vurguladı. Eroldu, üretim gücünü artırırken kalite ve verimlilik alanlarında da Stellantis’in önde gelen fabrikaları arasında yer almayı hedeflediklerini belirterek, Ar-Ge, mühendislik, ihracat ve çalışan deneyimiyle Türkiye ekonomisine daha fazla katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ad5fb4159410-1792408385.jpg" alt="" width="700" height="375" /></p>
<h2><strong>“Bursa Fabrikası’nın stratejik rolü güçleniyor”</strong></h2>
<p>Stellantis Türkiye faaliyetlerinin Tofaş çatısı altında birleşmesinin şirket açısından yeni bir dönemi başlattığını belirten Eroldu, bu süreci “Tofaş 2.0” olarak tanımladı. Eroldu, yeni model yatırımları ve artan üretim çeşitliliğiyle Bursa Fabrikası’nın üretim merkezi olarak öneminin arttığını, Tofaş’ın Türkiye pazarındaki güçlü konumunun yanı sıra Stellantis için de giderek daha önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Tofaş’ın 7,5 milyonuncu araç kilometre taşı, şirketin geçmişten gelen üretim gücünü yeni yatırımlarla ileri taşıma hedefini ortaya koyuyor. K0 ve K9 projeleri, çok markalı üretim kapasitesi ve Kuzey Amerika’ya yeniden ihracat planı, Bursa’nın önümüzdeki dönemde küresel otomotiv üretim ağındaki konumunu belirleyecek başlıca gelişmeler arasında yer alıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-90014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-1792405868.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Fabrikası’nda 1971’den bu yana 7,5 milyon araç üreten Tofaş, 500 bin adetlik yıllık üretim kapasitesiyle yeni büyüme dönemine girdi. 7,5 milyonuncu araç Fiat Ulysse olurken, K0 projesiyle Kuzey Amerika’ya ihracatın 2027 başında yeniden başlaması hedefleniyor. CEO Cengiz Eroldu, yeni yatırımlar ve çok markalı üretim yapısıyla Bursa’nın Stellantis içindeki stratejik rolünün güçlendiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortadan-finansal-sonuc-karari-90005</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta&#039;dan &#039;finansal sonuç&#039; kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in finansal sonuçlarının açıklanması ertelendi.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yapılan açıklamada, "15 Ekim 2026 tarihinde KAP üzerinde bildirdiğimiz gibi Şirketimiz Genel Müdürü istifası sebebiyle anılan dönemin finansal sonuç açıklama süreci hazırlıkları tamamlanamamıştır. Bu çerçevede finansal sonuçlarımızın açıklanması ertelenmiştir. Konuya ilişkin gelişmeler kamuoyu ile paylaşılacaktır.​​​​​​​" denildi. </p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortadan-finansal-sonuc-karari-90005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/turkiye-sigorta-1792399400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik, genel müdürünün istifasından dolayı finansal sonuçlarını açıklanmasının ertelendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-341-artti-90004</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları aylık yüzde 3,41 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayına ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,41 arttı. Endeks, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 21,15, Ağustos 2025'e göre yüzde 30,28 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,05 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,77, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,17 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 31,63, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 22,16 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre, 2 alt grup yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Ağustosta, yıllık bazda artışın en az olduğu alt gruplar yüzde 21,16 ile malzemeler, yüzde 22,59 ile tarımsal ilaçlar oldu. Yıllık artışın en yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 43,14 ile enerji ve yağlayıcılar, yüzde 31,19 ile tohum ve dikim materyali olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre, 8 alt grup daha düşük ve 3 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre, gübre ve toprak geliştiriciler yüzde 0,59'la en az artış gösteren alt grup olurken, buna karşılık aylık artışın en yüksek olduğu alt grup yüzde 9,58 ile enerji ve yağlayıcılar olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-341-artti-90004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/tarimsal-sulama-1773724185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, yıllık bazda yüzde 30,28, aylık bazda yüzde 3,41 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-agustosta-1766-milyar-dolar-90003</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç ağustosta 176,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayına ilişkin kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki aya göre 25 milyon dolar artarak 176,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 243,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 1,6 azalarak 76,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki aya göre yüzde 3 azalarak 9,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 0,1 azalışla 19,7 milyar dolar olurken, banka hariç mevduatlar yüzde 1,7 artışla 22 milyar dolara yükseldi. TL cinsinden toplam mevduat yükümlülükleri ise yüzde 4,8 azalarak 25,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 0,1 artarak 74,6 milyar dolar oldu. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 0,8 azalarak 64,5 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 6,6 artarak 10 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Döviz kompozisyonu incelendiğinde, KVDB stokunun yüzde 34'ünü dolar, yüzde 27,1'ini avro, yüzde 25,6'sını Türk lirası ve yüzde 13,3'ünü diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 67 milyar dolara, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 75,1 milyar dolara düştü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-agustosta-1766-milyar-dolar-90003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/dollar-dolar-1790919851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku, temmuz ayına kıyasla 25 milyon dolar artarak 176,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kazancidan-ozbekistana-200-milyon-dolarlik-yatirim-90017</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazancı&#039;dan Özbekistan&#039;a 200 milyon dolarlık yatırım planı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kazancı Holding'in, Özbekistan'da 200 milyon dolarlık enerji yatırımı yapmayı planladığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Kazancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile Yakıt ve Enerji Sektörü Yatırımcıları Konseyi'nin Taşkent'te düzenlenen ilk toplantısı kapsamında bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmede, Kazancı Holding'in Özbekistan enerji sektöründeki mevcut yatırımları, yeni işbirliği olanakları ve ülkenin elektrik altyapısının modernizasyonuna yönelik projeler değerlendirildi.</p>
<p>Holding çatısı altında faaliyet gösteren Aksa Enerji, Taşkent, Buhara ve Talimarcan'daki santralleriyle ülkede toplam 1220 megavat kurulu güce ulaşırken, grubun elektrik dağıtım şirketi Aksa Elektrik de Semerkant'ın ardından yeni dağıtım bölgelerinde operasyona başlamaya hazırlanıyor.</p>
<p>Aksa Enerji'nin Taşkent, Buhara ve Talimarcan'daki santrallerine bugüne kadar 700 milyon doları aşkın yatırım gerçekleştiren Kazancı Holding, elektrik dağıtımında da Özbekistan'daki varlığını büyütüyor.</p>
<p>Uluslararası ihaleyi kazanarak Semerkant bölgesinin elektrik dağıtım şebekesinin işletmesini 30 yıllığına üstlenen Aksa Elektrik için üç bölgede daha dağıtım faaliyeti yürütme olanakları değerlendiriliyor. Semerkant ile birlikte dört bölgeye gelecek iki yıl içinde yaklaşık 200 milyon dolar yatırım yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni yatırımlarla elektrik dağıtım şebekelerinin modernize edilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması ve tüketicilere daha güvenilir ve kesintisiz enerji hizmeti sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Yatırım yaptığı her bölgede okullar yaptırarak eğitime ve sosyal kalkınmaya katkı sunmayı da planlayan Kazancı Holding'in yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Mirziyoyev tarafından büyük memnuniyetle karşılandı.</p>
<p>Mirziyoyev, Semerkant’ta başlayan elektrik dağıtım işbirliğinin yeni bölgelere genişletilmesine yönelik desteğini ifade etti.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Kazancı, Özbekistan'ın holdingin küresel ölçekli ve uzun vadeli planlarında stratejik bir konuma sahip olduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanı Mirziyoyev'in reform vizyonu ve Türkiye ile Özbekistan arasındaki güçlü ilişkiler, yatırımlarımızı derinleştirmemiz için sağlam bir zemin oluşturuyor. Yeni dönemde enerji üretimindeki varlığımızı elektrik dağıtımındaki yetkinliklerimizle birleştirerek ülkenin enerji dönüşümünde sorumluluk almaya devam edeceğiz. Özbekistan enerji sisteminin dönüşümüne ve modernizasyonuna yatırım yapacağız. Ayrıca Türkiye'de milli eğitim sistemine armağan ettiğimiz okulların benzerlerini Özbekistan'da da inşa ederek toplumsal gelişime de destek olmayı hedefliyoruz. Böylece Özbekistan'ın hem enerji arz güvenliğine hem de sürdürülebilir kalkınmasına kalıcı katkı sunmayı hedefliyoruz." açıklaması yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kazancidan-ozbekistana-200-milyon-dolarlik-yatirim-90017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/5445-1792408841.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 200 milyon dolarlık enerji yatırımı hakkında açıklama yapan Kazancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı, &quot;Özbekistan enerji sisteminin dönüşümüne ve modernizasyonuna yatırım yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-acil-durum-uygulamalarinda-yeni-duzenlemeler-90002</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 10:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik piyasalarında yeni düzenlemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) elektrik piyasasındaki yönetmelik değişiklikleri, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>EPDK'nin yönetmelik değişiklikleri, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, EPDK'nin Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği kapsamında, anlaşma gücünden daha yüksek kurulu güçte elektrik depolama tesisi kuracak tüketiciler, şebekeye enerji verilmesini ve anlaşma gücünün aşılmasını önlemek amacıyla otomatik güç kontrol ve enerji kesme sistemi kurmakla yükümlü olacak.</p>
<p>Üretim lisansı sahipleri, lisansları sona ermediği veya iptal edilmediği sürece dağıtım sisteminden ayrılamayacak. Ancak dağıtım sistemine bağlı bir üretim tesisinin iletim sistemine geçişinin talep edilmesi halinde, lisansındaki bağlantı noktası değiştirildikten sonra dağıtım sisteminden ayrılma talebinde bulunulabilecek.</p>
<p>Elektrik dağıtım şebekesinin yapımını üstlenen başvuru sahiplerine, bağlantı anlaşmasının imzalanmasının ardından tesis yapım sözleşmesi için 30 gün süre tanınacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, dağıtım sistemi kullanıcılarının teminat yükümlülükleri de yeniden düzenlendi.</p>
<p>Kullanıcılar, belirlenen tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu veya nakit teminat sunabilecek. Banka teminat mektupları elektronik ortamda da düzenlenebilecek.</p>
<p>Ek teminat talepleri 10 iş günü içinde karşılanacak, fazla teminatlar ise kullanıcıların talebi üzerine aynı sürede iade edilecek. Teminat yükümlülüğünde yüzde 20 ve üzeri eksikliği bulunan ve bunu gidermeyen kullanıcılar EPDK'ye bildirilecek.</p>
<p>Son 24 ayda sistem kullanım faturalarını eksiksiz ödeyen ve teminat temerrüdüne düşmeyen kullanıcıların teminat hesabında azami 1 kat oranı uygulanacak. Yönetmeliğe eklenen geçici madde kapsamında oluşan fazla teminatlar ise bir ay içinde iade edilecek.</p>
<p><strong>Depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans ve teminat işlemleri değiştirildi</strong></p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu doğrultuda, depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans başvurularında sunulacak belgelerin değerlendirilmesinde elektrik depolama ünitesinin kapasitesi yerine gücü dikkate alınacak.</p>
<p>Tedarik ve toplayıcı lisansı sahipleri, faaliyetlerinde ilgili dağıtım şirketiyle ilişkili oldukları izlenimini verebilecek unvanları kullanamayacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, EPDK tarafından daha önce mücbir sebep olarak kabul edilen bir olayın, yatırımın tamamlanmasını engelleyecek şekilde süreklilik kazanması halinde aynı madde kapsamında değerlendirilmeyeceği hükme bağlandı.</p>
<p>Depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans başvurularında sunulan teminatlar, üretim tesisinin tamamı işletmeye geçinceye kadar iade edilmeyecek. Depolama ünitelerine ilişkin teminat iadelerinde ise kabulü yapılan ünitenin gücü dikkate alınacak.</p>
<p>- Talep tarafı katılımı hizmetinde ödeme ve performans kriterleri güncellendi</p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Yan Hizmetler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu kapsamda, talep tarafı katılımı hizmeti kapsamında toplayıcılara yapılacak ödemelerin hesaplanması yeniden düzenlendi. Aylık kapasite bedeli, kritik ayda talimata katılınmayan saatlerin toplam talimat saatlerine oranı dikkate alınarak hesaplanacak.</p>
<p>Toplayıcıların aktivasyon talimatlarına uyumunda, talimat miktarından yüzde 10'a kadar daha az yük düşülmesi halinde hizmet sağlanmış sayılacak. Farkın yüzde 10'u aşması ancak yüzde 25'in altında kalması durumunda hizmet sağlanmamış, yüzde 25 ve üzerinde olması halinde ise talimata katılım gerçekleşmemiş kabul edilecek.</p>
<p>Talimat miktarının üzerinde yük azaltılması halinde yüzde 50'ye kadar olan fark kabul edilecek. Bu oranı aşan yük azaltımları ise aktivasyon talimatının başlangıcından en az bir saat önce Türkiye Elektrik İletim AŞ'nin (TEİAŞ) onayının alınması durumunda uygun sayılacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, talimata katılmama durumunda uygulanacak yerine getirmeme bedellerinin hesaplanmasına ilişkin esaslar da yeniden düzenlendi.</p>
<p>Bununla birlikte, yan hizmet performans testleri ile ilgili sertifika ve raporların TEİAŞ tarafından düzenlenmesine yönelik uygulamanın başlangıcı 31 Aralık 2026'ya ertelendi.</p>
<p>- Elektrik depolama tesislerinin kurulum koşulları değiştirildi</p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, tüketiciler, ilgili şebeke işletmecisinden uygun bağlantı görüşü alınması ve tesisin aynı ölçüm noktasında bulunması şartıyla elektrik depolama tesisi kurabilecek.</p>
<p>Bağlantı anlaşmasındaki anlaşma gücünden daha yüksek kurulu güçte depolama tesisi kurmak isteyen tüketicilerin ise Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği'nde belirtilen ünite ve sistemleri kurması zorunlu olacak.</p>
<p><strong>Acil durum uygulamalarında yeni düzenlemeler</strong></p>
<p>Buna göre, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik kapsamında, elektrik dağıtım şirketleri ile dağıtım lisansı sahibi organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgeleri, acil durum talimatları kapsamında lisanssız elektrik üretim tesislerini uzaktan kontrol edebilecek. Acil durum kapsamında yapılan müdahalelere ilişkin üreticilere en geç 15 dakika içinde bildirim yapılacak.</p>
<p>Acil durum talimatlarına tabi lisanssız üreticilerin, bağlantı anlaşmalarının revizyonu için 60 gün içinde başvurması gerekecek, bağlantı anlaşmalarındaki belirli cezai şartlar ise 30 Nisan 2027'ye kadar uygulanmayacak.</p>
<p>Acil durum yük atma talimatlarına uymayan lisanssız üreticilere, talimatın yerine getirilmeyen kısmına karşılık gelen üretim miktarı için ise ödeme yapılmayacak. İlgili tutarlar, görevli tedarik şirketleri veya toplayıcılar tarafından üreticilerden tahsil edilecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, lisanssız üretim tesislerinin iç tüketimine ilişkin faturalandırma esasları da güncellendi. İlişkili tüketim tesislerinin iletim sistemine bağlı olması halinde, iç tüketimin faturalandırılmasında iletim sistemi kullanıcılarına uygulanan perakende enerji bedeli esas alınacak.</p>
<p>Ayrıca, lisanssız elektrik üretim tesislerinde, tesisin elektriksel gücünü aşmamak şartıyla kapasite sınırlaması olmaksızın elektrik depolama ünitesi kurulabilecek.</p>
<p><strong>Dengeleme güç piyasasında teklif ve bildirim süreçleri yeniden düzenlendi</strong></p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile dengeleme güç piyasasında yük alma ve yük atma teklifleri saatlik yerine uzlaştırma dönemi bazında verilecek. Lisanssız elektrik üretim tesisleriyle ilişkilendirilen tüketim noktalarından çekilen elektriği ölçen sayaçlar da uzlaştırma kapsamında kayıt altına alınacak.</p>
<p>Üretim tesislerinin toplayıcı portföyüne alınabilmesi için en az bir ünitesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca kabul edilmiş ve ilgili uzlaştırma kayıtlarının devir tarihinde tamamlanmış olması gerekecek.</p>
<p>Gün içi piyasasında tekliflerin alt fiyat limiti doğrudan uygulanacak, üst fiyat limiti ise belirlenen limite dengesizlik katsayıları esas alınarak hesaplanan tutarın eklenmesiyle belirlenecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, dağıtım sistemine bağlı lisanssız elektrik üretim tesislerini portföyünde bulunduran piyasa katılımcılarına da acil durum talimatı verilebilecek. Bu kapsamda talimatlar, 900 kilovat ve üzeri kurulu güce sahip tesislerden başlanarak uygulanacak. Toplayıcılar, portföylerindeki ilgili tesisler için uzaktan kontrol mekanizmaları kuracak.</p>
<p>Ayrıca, dengeleme güç piyasasında yerine getirilmeyen talimatların raporlanmasına ilişkin kriterler, EPDK Kurul Kararı ile belirlenecek.</p>
<p>Devredeki termik kaynaklı üretim birimlerine yük değişim eğrilerine göre talimat verilmesine ise 1 Ocak 2027'de başlanacak.</p>
<p><strong>Organize sanayi ve endüstri bölgelerine yeni yükümlülükler</strong></p>
<p>EPDK'nin Organize Sanayi Bölgelerinin ve Endüstri Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile dağıtım lisansı sahibi organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişilere yeni yükümlülükler getirildi.</p>
<p>Buna göre, söz konusu tüzel kişiler, görevli tedarik şirketlerince iletilen lisanssız elektrik üretim tesislerine ilişkin acil durum yük atma talimatlarını yerine getirmekle yükümlü olacak. Talimatlara uyulmaması halinde Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında yaptırım uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca, dağıtım sistemlerine bağlı lisanssız üretim tesisleri ve yük atma talimatlarının yerine getirilmesine ilişkin bilgiler görevli tedarik şirketleriyle paylaşılacak. Acil durum önlemleri kapsamında talep edilen veriler ise süresi içinde Türkiye Elektrik İletim AŞ'ye (TEİAŞ) eksiksiz bildirilecek.</p>
<p><strong>YEKDEM'de depolama kayıtları ve ödeme hesaplamaları yeniden düzenlendi</strong></p>
<p>EPDK'nin Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki elektrik üretim tesislerinde depolanan enerjinin kaynağının belirlenmesine yönelik sanal kayıtların tutulması ve güncellenmesine ilişkin esaslar yeniden düzenlendi.</p>
<p>Buna göre, depolama ünitelerinde şebekeden çekilerek veya üretim tesisinde üretilerek depolanan enerjiye ilişkin sanal kayıtların toplamı, depolama ünitesinin işletmedeki kapasitesini aşamayacak. Kapasiteye ulaşıldıktan sonra yeni enerji depolanması halinde mevcut kayıtlar, depolanacak enerji miktarı kadar oransal olarak azaltılacak.</p>
<p>Ayrıca, YEKDEM kapsamında YEK toplam bedeli ile lisanssız elektrik üretimine ilişkin bedelin hesaplanmasında kullanılan formüller değiştirildi. Hesaplamalarda, yerine getirilmeyen talimatlara ilişkin lisanssız üretim maliyet tutarı da dikkate alınacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-acil-durum-uygulamalarinda-yeni-duzenlemeler-90002</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik piyasasında bağlantı ve sistem kullanımı, lisans, yan hizmetler ve elektrik depolama faaliyetleri ile acil durumlarda lisanssız elektrik üretim tesislerine yönelik yük atma talimatları ve uzaktan kontrol uygulamaları başta olmak üzere çeşitli alanlarda düzenlemeler yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/denizde-yakit-krizi-89993</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizde yakıt krizi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="253" height="120" /></p>
<p>ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışma, deniz yakıtı piyasasında alım alışkanlıklarını değiştiriyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki güvenlik riskleri nedeniyle bazı gemilerin Afrika’nın çevresinden daha uzun rotalara yönelmesi, yakıt tüketimini ve sefer maliyetlerini artırıyor. Küresel ticaretin hacim olarak yaklaşık yüzde 90’ının deniz yoluyla taşınması, yakıt piyasasındaki bu değişimi nakliyeciler açısından da kritik hale getiriyor.</p>
<h2>Yakıt fiyatı %70 arttı </h2>
<p>Sektör verilerine göre deniz yakıtı fiyatları savaş öncesi seviyelerin yüzde 70’ten fazla üzerinde. Bu ortamda şirketler, uzun vadeli tedarik sözleşmelerinin getirdiği miktar ve fiyat yükümlülüklerini azaltmaya çalışıyor. Bunun yerine bir sonraki limana ulaşmaya yetecek kadar yakıt alıp sonraki ikmal noktasına piyasa koşullarına göre karar veriyor. Spot alımlar esneklik sağlarken fiyatların daha da yükselmesi riskini ortadan kaldırmıyor.</p>
<h2>Singapur, ikmal merkezi olarak öne çıkıyor </h2>
<p>Dünyanın en büyük gemi yakıt ikmal merkezi Singapur faaliyetlerini artırırken, güvenlik kaygıları gemileri Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujairah’tan uzaklaştırıyor. Mauritius, Güney ve Batı Afrika, Brezilya, Sri Lanka ve Pakistan’daki limanlarda yakıt talebi yükseliyor. Talebin farklı merkezlere kayması, limanlar arasındaki fiyat farklarını büyütürken alternatif noktaların ikmal kapasitesi üzerinde baskı yaratıyor. Şirketler hem yakıtın bulunabilirliğini hem de kalitesini daha yakından izlemek zorunda kalıyor. Bazı işletmeler, fiyat dalgalanmalarına ve tek bir tedarikçiye bağımlılığa karşı korunmak için daha sık, ancak daha küçük hacimlerde ikmal yapıyor.</p>
<h2>Navlun ve emtia maliyetlerine yeni baskı </h2>
<p>Yakıt, deniz taşımacılığının en büyük gider kalemlerinden biri. Uzayan rotalar, daha yüksek yakıt fiyatları ve sıklaşan ikmal ihtiyacı, özellikle tahıl, yağlı tohumlar ve diğer dökme emtiaların taşınma maliyetlerini artırıyor. Uzmanlara göre bu durum, navlun fiyatlarına yansıyarak uzun mesafeli ihracat yapan üreticilerin rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Süveyş geçişinde yaşlı gemilere ek denetim</span></h2>
<p>Süveyş Kanalı İdaresi, 25 yaş ve üzerindeki tüm gemiler için zorunlu teknik denetim ve test uygulaması başlattı. Yeni kurallar, gemi sahipleri ve acentelerin geçiş planlarına ek kontrolleri dahil etmesini ve gerekli ücretleri önceden karşılamasını gerektiriyor. Denetim ücretleri ve işlemlerin ne kadar süreceği henüz açıklanmadı. İlave prosedürler, özellikle yaşlı filoları işleten şirketler açısından maliyet ve gecikme riski yaratabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/denizde-yakit-krizi-89993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaş deniz yakıtı fiyatlarını savaş öncesinin yüzde 70’ten fazla üzerine taşırken, gemi sahipleri uzun vadeli anlaşmalardan spot alımlara ve alternatif ikmal limanlarına yöneliyor. Uzayan rotaların yarattığı ikmal ihtiyacı deniz taşımacılığında maliyet baskısını büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/krizin-3-yil-surmesi-firmalari-yordu-solugumuzu-tuketti-89989</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Krizin 3 yıl sürmesi firmaları yordu, soluğumuzu tüketti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, güncel ekonomik görünüme ilişkin açıklamalarda bulundu. Finansmana erişim sıkıntısından ziyade finansmanın kalitesiyle ilgili sıkıntılar yaşandığını söyleyen Tecdelioğlu, “Kredi bulmayla ilgili bir sıkıntı yok. Ama kredi faizleri hâlen çok yüksek. İhracatçılarımız reeskont kredileriyle, Eximbank kredileriyle çarklarını çevirmeye çalışıyor” dedi. “Bu faizlerle üretim yapabilmek, iş geliştirmek, yatırım yapmak mümkün değil” diyen Tecdelioğlu, “Şu an yatırım iştahı maalesef çok düşük. Firmalarımız işletme sermayeleriyle ilgili ciddi sıkıntı içindeler. Bunun en önemli sebeplerinden biri de emtia fiyatlarının çok yükselmesi” diye konuştu. Emtia fiyatlarında yaşanan artışın ihracatta da değer bazında artışı beraberinde getirdiğini anlatan Tecdelioğlu, eylül ayında 26 milyar dolarlık ihracat açıklandığını, burada değer bazında artışa rağmen miktar bazında geride olunduğunu vurguladı.</p>
<h2>"Bu coğrafyada zor olanı başarıyoruz"</h2>
<p>“Ama bu coğrafyaya baktığımız zaman gerçekten çok zor olanı başarıyoruz” diyen Tecdelioğlu, “Bölgedeki savaşlar, yüksek enflasyon ve kur politikası ihracatçıyı köşeye sıkıştırıyor. Buna rağmen yine de bu ihracatı yapabilmek gerçekten çok büyük başarı. İhracatçılar müşterilerini kaybetmemek için, almış oldukları işleri kaybetmemek için yeri geliyor kafa kafaya, yeri geliyor küçük küçük zararlarla ihracata devam ediyorlar” dedi. Çin nedeniyle yeni pazarlara girmekte zorlandıklarını kaydeden Tecdelioğlu, “Çünkü Çin yeni pazarları çok zorluyor; kendi ihracatçısına destek oluyor, para veriyor. Bu destekten dolayı da her türlü fiyata mal satabiliyorlar. Eskiden Çin ile fiyat makasımıza baktığımızda yüzde 5-10 daha pahalıydık. Oysa şu an yüzde 25-30 daha pahalıyız. Hatta bazılarında yüzde 40. Bu nedenle de artık bizi tercih etmiyorlar” diye konuştu.</p>
<h2>Umduğumuzu bu yıl da bulamadık </h2>
<p>Son çeyreğe girerken 2026 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tecdelioğlu, “2026 yılı 2025’e göre daha zordu” diyerek şöyle devam etti: “Çünkü biz bu yıl artık faizlerin ciddi anlamda geriye geleceğini, enflasyonla kur politikasının paralel gideceğini bekliyorduk. Ama yılbaşından bu yana kurdaki artış enflasyonun yarısı kadar kaldı. Yani biz bu yıl da kaybettik. Kötü bir yıldı demek istemiyorum ama zor bir yıldı. Umduğumuzu bu yıl da bulamadık." Gelecek yıla ilişkin umutlarının olduğunu dile getiren Tecdelioğlu, “En önemli beklentimiz Orta Doğu’daki gerilimin sonlanmasıyla enerji fiyatlarının gerilemesi ve Ukrayna-Rusya savaşının bitmesiyle pazarların yeniden açılması… Eğer bunlar olursa, özellikle enerji fiyatları geriye çekilirse biz çok hızlı toparlanırız. Çünkü ülkemiz cari açığın en önemli kısmını enerjiden veriyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÖDEMELERDE MAJÖR BİR SORUN YOK</span></h2>
<p>Bazı sektörlerde çok yüksek borçluluk oranlarına sahip, faaliyet kârlarıyla faizi karşılayamayacak düzeye gelmiş firmalar olduğunu aktaran Tecdelioğlu, “Kimse faizlerin bu kadar yüksek, uzun yıllar kalacağını tahmin etmiyordu. Yani bu kriz 3 yıldır devam ediyor. Hepimiz 1 yıl içinde bu krizi aşarız diye umuyorduk. Ama 3 yıl devam eden bu yüksek faiz ve enflasyon firmaları yordu. Böyle olunca kapanan firmaları, satılan fabrikaları ve istihdamı yüzde 50'nin altına düşen tesisleri görüyoruz. Bu gerçekten üzücü. Bir an önce beklediğimiz iyi haberler gelirse zordaki firmalarımız yaşamaya, istihdama ve üretime devam ederler. Umutla bunu beklemekteyiz” ifadelerini kullandı. Tecdelioğlu, piyasada ödeme zincirinde ve karşılıksız çeklerde şu an majör bir sorun olmadığına da işaret ederek "Krizin uzun sürmesi firmalardaki soluğu tüketti. İster istemez bu kriz bir an önce inşallah geriye doğru gelir, o zaman o firmalarımız da işlerine devam ederler” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/krizin-3-yil-surmesi-firmalari-yordu-solugumuzu-tuketti-89989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cetin-tecdelioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İDDMİB Başkanı Çetin Tecdelioğlu, enflasyonla mücadelenin 3 yıla yayılmasının şirketlerin finansman dengesini bozduğunu vurgulayarak “Hepimiz 1 yıl içinde bu krizi aşarız diye umuyorduk. Ancak 3 yıl devam eden yüksek faiz ve enflasyon firmaları yordu, soluğu tüketti” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-89986</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elmada rekolte arttı, kalitede sorun var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin elma üretim merkezi Eğirdir başta olmak üzere Isparta’da elma hasadının yüzde 70’nin tamamlandığı, bu sezon rekoltenin 1 milyon tonun üzerinde olacağı belirtildi. Rekoltenin yüksek olmasına karşılık, susuzluk ve dolu olayları nedeniyle kaliteli elma konusunda sıkıntı yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, elma sektörü için destek çağrısında bulundu. Üretici ve üyelerinin yaşadıkları zorluklara değinen Şahin, elma üreticisi ve ihracatçısının yaşadıkları sorunlar hakkında hazırladıkları raporu Ticaret Bakanlığına sunacaklarını söyledi.</p>
<p>Bu yıl Isparta ve ilçelerinde 1 milyon tonun üzerinde rekolte beklendiğine dikkat çeken Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu yıl elma rekoltesi oldukça yüksek, ancak olumsuz iklim koşulları rekolte kalitesine zarar verdi. Hava şartları, dolu yağışları ve kara leke pas hastalığı nedeniyle geçtiğimiz yıllarda yüzde 70 olan sofralık elma oranının bu sezon yüzde 40’larda kalacağı öngörülüyor. Yaklaşık 400 bin ton ürünün depolara girmesini, il ve ilçe dışından gelen elmalarla birlikte bunun 550 bin ton doluluğa ulaşmasını bekliyoruz.’’</p>
<p><strong>"Üretici ve sanayici maliyet kıskacında"</strong></p>
<p>Artan maliyetlerin üreticiyi zorladığını anlatan Şahin, sofralık elmanın kilogram maliyetinin 20 TL civarında gerçekleştiğine dikkat çekti. Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Satış fiyatları 28-30 TL bandında seyretmesine rağmen sektörün temel sorunu fiyat değil, üretilen elmanın ne kadarının pazarlandığıdır. Özellikle sanayi tipi elmada yaşanan sıkıntıların çok daha ciddi boyutlara ulaştı. Sanayi tipi elmada yerinde alım fiyatları 4 TL civarında seyrediyor. Konsantre üreten fabrikalarımızın 1 ton elma suyu konsantresi maliyeti bin 250 doları bulurken, küresel pazarda Çin ve Polonya’nın da etkisiyle satış fiyatları iki bin 300 dolarlardan bin 300 dolar seviyelerine geriledi. Tabii ki üretim yapan fabrikalarımız fiyat konusunda çaresiz durumda.’’</p>
<p><strong>Üretici ve ihracatçıya destek bekleniyor</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, sektörün rahatlatılması için ihracat desteğinin gerekli olduğunu bildirdi. Sorunların çözümü için girişimlere başladıklarını anlatan Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İhracattan sorumlu Bakan Yardımcımızla görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Elma suyu konsantresinin destekleme kapsamına alınabilmesi için gerekli dosya hazırlığımızı yapıyoruz. Bu dosya Ticaret Bakanlığımıza sunulacak ve gerçeğe dönüştürülebilmesi adına temaslarımızı sürdüreceğiz. Sofralık elmanın iç piyasadaki tüketimini artırmak amacıyla, geçmişte uygulanan tanzim satış benzeri dönemsel destek mekanizmaları yeniden hayata geçirilebilir. Sofralık elma ihracatına ton başına teşvik verilmesi yönündeki girişimlerimizi sürdüreceğiz. Isparta, bu süreçte tek yürek olması gerekiyor.’’</p>
<p><strong>"Elma üreticisi memnun değil"</strong></p>
<p>Eğirdir Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıdoğan, kara leke hastalığı, susuzluk ve dolu olayının ürüne zarar vermesi ile işçi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle elma üreticisinin mağdur olduğunu söyledi.</p>
<p>Elmanın dalında 20-25 TL olduğunu belirten Sarıdoğan, fabrikaların 4 lira olan sanayi tipi elma fiyatını 3,5 TL’ye çektiklerini bildirdi. Çiftçi maliyetinin 15-17 lira olduğunu ifade eden Sarıdoğan,’’Eğirdir bölgesinde elmada kalite sorunu yaşanıyor. Kaliteli elma bu yıl az. Çiftçi, soğuk hava depolarında elmanın para etmesini bekliyor. Bölgemizde elma hasadının yüzde 70’i bitti’’ dedi.</p>
<p><strong>"Hürmüz Boğazı kapalı, Hindistan Türkiye’ye yöneldi"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinin en büyük elma üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan Anafruıt Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi sahibi BAİB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Erdoğan ise bu yıl elma rekoltesinin oldukça iyi olduğunu, ancak kaliteli elma sıkıntısı yaşandığını bildirdi.</p>
<p>Elma ihracatının sezona iyi başladığını vurgulayan Erdoğan, Hürmüz Boğazının kapalı olması nedeniyle dünyanın en büyük elma alıcısı konumunda olan Hindistan’ın Türkiye’ye yöneldiğine dikkat çekti. Mehmet Erdoğan, ‘’Avrupa’da rekabet ettiğimiz Polonya pazarında bu yıl elma üretimi az oldu. Hindistan,  elma alımını en fazla İran’dan yapıyordu. Savaş nedeniyle Hürmüz boğazının kapalı olması nedeniyle İran’dan elma alamayan Hindistan, Türkiye’ye yöneldi. Kaliteli ve iyi elma para edecek’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-89986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-1792387368.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyet artışları ile karşı karşıya kalan elma üreticisi ile ihracatçısı destek beklerken, rekoltenin yüksek ancak kaliteli üründe sıkıntı yaşandığı bildirildi. Dünyanın en büyük elma ithalatçısı Hindistan, Hürmüz Boğazı&#039;nın kapalı olması nedeniyle Türkiye’ye yöneldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislar-borsaya-sert-geldi-532-hissenin-fiyati-geriledi-89985</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satışlar borsaya sert geldi, 532 hissenin fiyatı geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haft ayı %4,44 kayıpla tamamlarken, BIST Tüm-100 Endeksi %10,50 geriledi. Haft anın son işlem gününde 116,2 milyar TL hacim oluşmasına rağmen 532 hisse geriledi. MSCI’ın açıklamasıyla artan satışlar, fiyatların geri çekilmesindeki en önemli faktör oldu.</strong></p>
<p>Eylülde test ettiği 14.673’ün ardından düşen endeks, geçtiğimiz haftada %4,44 geriledi. MSCI’ın Türkiye Endeksi’ne yeni hisse ekleme ya da daha büyük ölçekli endekse taşımayı Haziran 2027’ye kadar askıya alması satışları destekledi. BIST 100 kapsamındaki 1000 Yatırımlar Holding ve Tekfen Holding %23’ü aşan kayıp yaşarken, Akfen Yenilenebilir Enerji yükselen sınırlı hisselerden biri oldu. BIST 100’deki 91 hisse haftayı ekside tamamladı. Dalgalı dönemlerde panikle satış yapmak yerine, mali dengesi ve rekabet gücü yüksek şirketlerde payların korunması uzun vadede kârı büyütecektir.</p>
<h2>Düşüşte gözler onlarda</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde yer alan 1000 Yatırımlar Holding, geçtiğimiz hafta %26,32 oranında değer kaybederken yıllık bazdaki kayıp %50,59’a ulaştı. Şirket, yaptığı açıklamada düşüşün faaliyetlerden kaynaklanmadığını, fon tasfiye süreciyle piyasa şartlarıyla alakalı olduğunu belirtti. Geçen yıl kârda olan firma, yılın ilk yarısında 1,6 milyar TL zarar açıkladı. Tekfen Holding haftayı %23,77 oranındaki sert kayıpla kapatsa da son bir yılda %150,87 primli duruyor. Fiyattaki gerilemeye rağmen şirketin iki büyük ortağı Oyak ile Cevahir Taahhüt firmasının zaman zaman alımları dikkat çekiyor. Tekfen, altı aylık bilanço döneminde gelirini %18 düşürürken dönem sonunda zarardan dönerek 376,9 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<h2>Üretimini artırdı</h2>
<p>Piyasanın düştüğü haftada Akfen Yenilenebilir Enerji BIST 100 içinde en fazla yükselen hisse konumunda. Yüzde 2,89 yükselen firma, pozitif tarafta kalmayı başardı. Elektrik üretimini %26 artırması olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da altı aylık dönemde geliri %5 geriledi. Esas faaliyetleri de azalan şirketin dönem sonu kârı %43 artış ile 1,4 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a8956c114-1792387221.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HİSSE AL MI, HİSSE ERTELE Mİ?</strong></p>
<p>Hisse al; maliyet avantajı, pasif gelir, erken büyüme, karar rahatlığı. Erken giriş zararı, likidite kaybı, dalgalanma baskısı, primli alım, düşüş riski. Hisse ertele; manevra özgürlüğü, güvenli giriş, bilinçli karar, sakinlik, alternatif kazanç. Fırsat kaybı, yüksek maliyetlenme, reel erime, pişmanlık.</p>
<p><strong>Kazakistan’daki firmalarla imzaladığı anlaşmalarla gelirini artırmayı hedefl iyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim’in Kazakistan’daki yeni işleri açılım sağlar mı? Caner Tokgöz</p>
<p>Caner; ARD Bilişim, geçtiğimiz günlerde Kazakistan pazarında iki ayrı iş birliğine imza attı. Ekim ayında Kazakistan’ın en büyük telekomünikasyon şirketi Kazakhtelecom ile kamu kurumlarına yönelik uzaktan görüşme ve dijital altyapısının oluşturulması için mutabakat zaptı imzaladı. Diğer taraftan ülkenin önde gelen bankalarından Eurasian Bank ile elektronik fatura entegrasyonu, yapay zekâ, dijital varlık saklama ve tokenleştirme konularında pilot çalışmalara başladı. Girişimler ARD Bilişim’in Orta Asya’daki konumunu güçlendirir nitelikte.</p>
<p><strong>Mersin’deki tesiste kapasitesi artarken, Eskişehir’deki fabrikada maliyeti düşecek</strong></p>
<p>Çimsa'nın kapasitesini büyütmesi kârını da artırabilecek mi? ● Adem Kuru</p>
<p>Adem, geçtiğimiz temmuzda açıklamada buluna Çimsa; Mersin tesisinde devreye aldığı kalsiyum alüminat çimento yatırımıyla klinker kapasitesini 131 bin tondan 197 bin tona çıkardı. Söz konusu adımla global pazardaki en büyük üçüncü üretici konumunu güçlendirmiş oldu. Eskişehir fabrikasında ise 5.500 kWp gücündeki atık ısı tesisi üretime başladı. Güneş santraliyle birlikte fabrikanın elektrik ihtiyacının %40’ı kendi üretiminden karşılanacak. Kapasite artışı ve düşen enerji giderleriyle Çimsa’nın kârlılığının uzun vadede güçlenmesi beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>APJ fonu, hisse yoğun fonlara yatırım yaparak son bir yılda yüzde 21 yükseldi</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki BIST Şirketleri Fon Sepeti Fonu (APJ), yıl boyunca yatayda dalgalı bir seyir izledi. Geçen süre zarfında şubatta test ettiği 7,23 TL’yi bir daha görmedi. Fonun toplam değeri kademeli olarak küçülüyor. Şimdilerde büyüklük 74,03 milyon TL seviyesinde olup önceki aya göre daralma devam etti. Mart ayından bu yana para çıkışının yaşandığı fondan ekimde ayrılan tutar 1,12 milyon TL oldu. Fonun yatırımcı sayısı ocakta en yüksek 3.369’u bulurken devamında düzenli şekilde azaldı ve sayı şimdilerde 2.748 kişiye indi. Temel stratejisi, varlıklarını hisse senedi yoğun fonlarda değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %85,79’u yatırım fonları katılma payları ve %9,38’i ters repodan oluşuyor. Yıllık bazda %20,86 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %12 yükselen BIST 100 Endeksini geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İş Faktoring, piyasadan TLREF + %0,50 faizle 650 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>İş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 16.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 650.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,50 düzeyinde bulunuyor. 180 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 14.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 16 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,79 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFISFA42713 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2>ŞİRKET PANOSU</h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a86edd372-1792387182.png" alt="" width="964" height="242" /><strong>BİM BİRLEŞİK MAĞAZALAR</strong></p>
<p><strong>Yazılım, fintek ve yapay zeka alanında çalışacak bir teknoloji şirketi kuruyor</strong></p>
<p>BİM, perakende sektöründeki dijital dönüşümü hızlandırmak ve operasyonel verimliliğini artırmak amacıyla tamamen teknoloji odaklı bir şirket kurma kararı aldı. BİM’in %100 bağlı ortaklığı olarak kurulacak olan girişim; yapay zeka, büyük veri analitiği, bulut bilişim, siber güvenlik, POS/ATM donanımlarının tedariki ve e-ticaret hizmetlerine odaklanacak. İlgili yasal izinlerin alınması halinde iştirak finansal teknoloji (fintek), dijital bankacılık ve ödeme hizmetleri alanlarında da faaliyet gösterecek. BİM, müşteri verisini gelir modeline dönüştürmek istiyor.</p>
<p><strong>AKFEN İNŞAAT</strong></p>
<p><strong>Bilişim Vadisi Terminal İstanbul Yerleşkesi’nde çatı tadilatı işi için anlaştı</strong></p>
<p>Akfen İnşaat, Bakırköy’de yer alan Bilişim Vadisi Terminal İstanbul Yerleşkesi’nde çatı onarım ve tadilat işleri için KDV hariç 340 milyon TL bedelli iki sözleşme imzaladı. Sabit fiyatla alınan işler, sonraki aşamada yapılacak iç mimari düzenlemeleri için ön şart niteliği taşıyor. Firma, önümüzdeki süreçte iç mimari projelerini de üstlenmek için görüşmeler planlıyor. Akfen İnşaat’ın Atatürk Havalimanı’nın teknoparka dönüşümünden sonra çalışmalarda yer alması, şirketin daha önceki taahhüt tecrübesini yansıtırken; ciro büyümesine ve nakit akışına güçlü katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>PASİFİK EURASİA LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Orta Koridor üzerinden Kazakistan’dan tahıl getirmek için deneme taşıma yapacak</strong></p>
<p>Pasifik Eurasia Lojistik, Orta Koridor ve Bakü-Tifl is-Kars (BTK) Demiryolu Hattı üzerinden uluslararası taşımacılık işini büyütme yönlü çalışma yürütüyor. Türkasya Demiryolu Lojistik ile Kazakistan’dan Türkiye’ye tahıl taşımacılığı yapmak üzere önemli bir anlaşmaya imza attı. Sözleşme kapsamında, ilk aşamada ekim içinde Mersin/Yenice varışlı 16,38 bin tonluk deneme taşıması gerçekleştirilecek. Denemenin ardından, aylık yaklaşık 30 bin ton buğday ve kepeğin tahıl vagonlarıyla Türkiye’deki farklı istasyonlara ulaştırılması hedefl enirken lojistik hacmi artacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Alarko GMYO hissesi mayıstaki zirvesinin ardından düşen eğilimle hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a854ef32c-1792387156.png" alt="" width="299" height="239" />Alarko GMYO’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %21,12 ile toplamda 15,74 milyon lot artarak 90,26 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 17’den 19’a yükseldi. MAC fonu 11,59 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, FPH 1,2 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Alarko GMYO için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek hedefi İnfo Yatırım 8,24 TL ile “Al” olarak verirken; Marbaş Yatırım 4,10 TL ile “Tut” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislar-borsaya-sert-geldi-532-hissenin-fiyati-geriledi-89985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satışlar borsaya sert geldi, 532 hissenin fiyatı geriledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-teklifi-meclis-genel-kurulu-gundemine-geliyor-89982</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon teklifi Meclis Genel Kurulu gündemine geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis bu haftadan itibaren ekonomi ağırlıklı gündemiyle yoğun bir çalışma temposuna giriyor. Plan Bütçe Komisyonunda 27 Kasım Cuma gününe kadar sürecek olan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ile Sayıştay raporlarının görüşmeleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 21 Ekim Çarşamba günü Plan Bütçe Komisyonuna yapacağı bütçe sunumuyla bu hafta başlıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın Çarşamba günü yapacağı bütçe sunumunun ardından, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, 27 Ekim Salı günü bütçenin geneli üzerindeki görüşmeler yapılacak. Ardından 27 Kasıma kadar bakanlıklar ve bağlı kuruluşların bütçeleri sırasıyla ele alınacak.</p>
<h2>Yeni bütçede 27,2 trilyon lira gelir, 23,5 trilyon lira gider öngörüldü </h2>
<p>2027 yılında bütçe giderleri 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olarak öngörüldü. 2027 yılında bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 3.5 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. 2027 yılında gelir vergisi 5 trilyon 533 milyar lira, kurumlar vergisi 2 trilyon 223 milyar lira, özel tüketim vergisi 3 trilyon 284 milyar lira, katma değer vergisi 5 trilyon 681 milyar lira, diğer vergi gelirleri 3 trilyon 184 milyar lira, vergi dışı gelirler ise 3 trilyon 502 milyar lira olarak öngörüldü.</p>
<p>Fon soruşturması, uygulanan ekonomik program ve yüksek enflasyona bağlı olarak emekliler başta olmak üzere dar gelirlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, belediyelere yönelik operasyonlar, Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşama ve önümüzdeki dönem için beklentilerin muhalefet partileri tarafından bütçe görüşmelerinde gündeme taşınması beklenen tartışmalı başlıkları oluşturuyor.</p>
<h2>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi</h2>
<p>Meclis Genel Kurulu’nda Kızılay’a ilişkin yasa teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi Meclis Genel Kurul gündemine alınarak kanunlaştırılacak. Teklifle Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararı ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonları ile bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılması, fon kayıp ve zararlarının sorumlulardan tahsil edilmesi ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin yasal altyapı oluşturuluyor.</p>
<p>Yatırımcılara, net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olanlar için bu tutara kadar, 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek.</p>
<p>Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-teklifi-meclis-genel-kurulu-gundemine-geliyor-89982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon teklifi Meclis Genel Kurulu gündemine geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-89981</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun hafızasını unutmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SEZGİN ERÖZBAĞ - </strong><strong>ABB ASKİ İç Denetim Birimi Başkanı</strong></p>
<p>Suyun hafızası vardır; bir zamanlar aktığı yeri unutmaz ve uygun koşulları bulduğunda yeniden o yoldan akar. Bu söz, yalnızca doğanın işleyişini anlatan bir ifade değil, aynı zamanda şehir planlamacılarına ve yerel yönetimlere yönelik önemli bir uyarıdır. Kentler planlanırken suyun doğal akış yolları, toprağın suyu emme kapasitesi ve yer altı su kaynaklarının dengesi mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi hâlde doğanın akışını engelleyen uygulamalar, zamanla sel, su baskını, kuraklık ve yer altı su kaynaklarının azalması gibi ciddi sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu yönetmek</strong></p>
<p>Özellikle İstanbul gibi yoğun yapılaşmanın görüldüğü büyük şehirlerde, yağmur suyunun doğru yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Kent yüzeylerinin önemli bir bölümünü oluşturan çatılar, yağmur suyu hasadı için büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Çatılara düşen yağmur suları uygun sistemlerle toplanarak depolanabilir ve bahçe sulama, temizlik gibi alanlarda yeniden kullanılabilir. Böylece hem şebeke suyu tüketimi azaltılabilir hem de yağmur suyunun doğrudan kanalizasyon sistemlerine yük oluşturmasının önüne geçilebilir.</p>
<p>Yollarda ve yağış sırasında su birikintilerinin oluştuğu alanlarda ise hendekler, yağmur bahçeleri ve suyu toprağa geçiren geçirgen yüzeyler kullanılmalıdır. Bu uygulamalar, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini önleyerek toprağa sızmasını kolaylaştırır. Böylece yüzey akışı kontrol altına alınabilir, su baskını riski azaltılabilir ve yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlanabilir.</p>
<p>Dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi yöntemleri, kentlerin doğayla uyumlu biçimde planlanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye'deki yerel yönetimlerin de bu uygulamaları kentlerin coğrafi özelliklerine göre değerlendirmesi ve yaygınlaştırması gerekmektedir. Bu konuda sorumluluk yalnızca belirli bir dönemin yönetimine değil, geçmişten bugüne görev yapan ve gelecekte görev alacak bütün idarelere aittir.</p>
<p><strong>Betonlaşan dereler, artan sel riskleri</strong></p>
<p>Doğal su yollarının betonlaştırılması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması, şehirlerin karşı karşıya kaldığı önemli çevresel sorunların başında gelmektedir. Dereler yalnızca suyun bir noktadan başka bir noktaya taşındığı kanallar değildir. Aynı zamanda <strong>yağmur sularının doğal biçimde ilerlediği,</strong> çevresindeki ekosistemleri beslediği ve taşkın dönemlerinde fazla suyu taşıdığı doğal sistemlerdir. Bu alanların betonla kaplanması, daraltılması veya yapılaşma baskısı altında bırakılması, suyun doğal hareketini değiştirebilir. Yoğun yağışlarda ise suyun kısa sürede büyük miktarlara ulaşması, taşkın riskini artırabilir ve yerleşim alanlarında ciddi zararlara neden olabilir.</p>
<p>Bu nedenle dere yatakları ve taşkın alanları, şehir planlamasında korunması gereken doğal alanlar olarak ele alınmalıdır. Suya karşı mücadele etmek yerine suyun doğal akışına alan açan, taşkın riskini önceden hesaplayan ve doğayla uyumlu çözümler geliştiren bir planlama anlayışı benimsenmelidir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu toprakla buluşturmak</strong></p>
<p>Kentlerde yağmur suyunun büyük bölümü beton, asfalt ve diğer geçirimsiz yüzeyler nedeniyle toprağa ulaşamadan uzaklaştırılmaktadır. Oysa yağmur suyu, doğru planlama ve uygun altyapı sayesinde yer altı su kaynaklarını besleyen önemli bir doğal kaynaktır.</p>
<p>Bunun için yağmur bahçeleri oluşturulmalı, geçirgen zeminler yaygınlaştırılmalı, yeşil alanlar korunmalı ve çatılardan toplanan sular değerlendirilmelidir. Dere yatakları üzerindeki yapılaşma baskısı azaltılmalı, taşkın alanları korunmalı ve şehirlerin yağmur suyu altyapısı iklim koşulları dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Bu uygulamalar yalnızca sel riskini azaltmakla kalmaz; suyun kent içinde tutulmasına, toprağın nem dengesinin korunmasına ve doğal su döngüsünün desteklenmesine de katkı sağlar.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Suyun hafızasını göz ardı eden şehircilik anlayışı, kısa vadede çözüm gibi görünen uygulamalarla uzun vadeli sorunlara zemin hazırlayabilir. Dere yataklarını betonlaştırmak, doğal suyollarını yapılaşmaya açmak ve yağmur suyunu hızla kent dışına taşımak, suyun doğayla kurduğu dengeyi bozabilir.</p>
<p>Oysa çözüm, suyu engellemekte değil, ona doğru alanı açmakta yatmaktadır. <strong>Çatılarda su hasadı yapmak, yollarda yağmur bahçeleri ve hendekler oluşturmak, geçirgen yüzeyleri artırmak, dere yataklarını korumak ve yer altı su kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek</strong> bu anlayışın temel adımlarıdır.</p>
<p>Şehirleri planlayanlar ve yönetenler, suyun doğal akışını dikkate almak zorundadır. Çünkü yağmur suyu yalnızca uzaklaştırılması gereken bir yük değil, korunması ve değerlendirilmesi gereken değerli bir kaynaktır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki suyun yolunu yok saymak, suyun o yolu yeniden aramayacağı anlamına gelmez. Doğayla uyumlu kentler kurmanın ilk şartı, suyu toprakla buluşturmak ve doğanın işleyişine saygı duymaktır. Bunun için şehirleri doğaya rağmen değil, doğayla birlikte planlamak lazım.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-89981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun hafızasını unutmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-merkezlerinde-hedef-10-milyar-dolar-sirketler-yatirimlarinda-gaza-basti-89996</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veri merkezlerinde hedef 10 milyar dolar, şirketler yatırımlarında gaza bastı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Yapay zeka kullanımı ve bulut hizmetlerine talep arttıkça, şirketler veri merkezi yatırımlarına hız veriyor. Dünyada her gün yaklaşık 500 milyon terabayt veri üretildiği tahmin edilirken, bu verinin güvenli biçimde saklanması ve hızla işlenmesi ihtiyacı da büyüyor. 2023’te 260 milyar dolar seviyesinde olduğu hesaplanan küresel veri merkezi pazarının 2026’da 416 milyar dolara ulaşacağı, Türkiye pazarının ise 2023- 2028 döneminde yıllık ortalama yüzde 14 büyüyeceği öngörülüyor. 2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zeka Eylem Planı’yla Türkiye veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkarmayı, veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolarlık yatırımı harekete geçirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Kredi Kayıt Bürosu (KKB), Anadolu Veri Merkezi’nin kabinet sayısını üç katına çıkarmaya hazırlanıyor. Aktif veri merkezi kapasitesini 54 megavata ulaştıran Turkcell de Google Cloud iş birliğiyle yeni tesisler kuruyor. Rönesans Altyapı ile Digital Realty ortaklığı ise Ankara ve İstanbul’da uzun vadede toplam 200 megavat bilişim kapasitesi ve 3 milyar dolara kadar yatırım öngörüyor.</p>
<h2>KKB’de kabinet sayısı 3 katına çıkacak </h2>
<p>KKB, ilk fazını 2016’da açtığı Anadolu Veri Merkezi’nde ikinci faz yatırımını bu yıl sonunda tamamlamayı planlıyor. Sorularımızı yanıtlayan KKB Genel Müdürü Gökhan Şahin, yatırımla toplam kapasitenin 1.000 kabinetten 3.000 kabinete çıkacağını açıkladı. Sunucuların yerleştirildiği kabinetlerin sayısı artarken tesisin elektrik altyapısı da genişletiliyor.</p>
<p>Şahin, “Veri merkezimizin kurulu güç kapasitesi bugün 8 MVA seviyesindeyken, ikinci fazın tamamlanmasıyla birlikte 2026 yılı sonunda 32 MVA’ya ulaşacak. İlerleyen yıllarda bu kapasiteyi daha da artırmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Şirketlerin yapay zekayı üretim planlaması, talep tahmini ve müşteri hizmetleri gibi alanlarda kullanması, veri depolamanın yanında işlem gücüne olan ihtiyacı da artırıyor. Bulut hizmetleri ise kurumların kendi sunucularını kurmadan bu kapasiteye erişmesini sağlıyor. Şahin, veri merkezleri, bulut hizmetleri ve yapay zeka altyapısının giderek daha fazla birlikte kullanılacağını, yatırımı da gelecekteki ihtiyaçları gözeterek planladıklarını söyledi:</p>
<p>“Biz ikinci fazı yalnızca daha büyük bir veri merkezi oluşturmak için hayata geçirmiyoruz. Yeni ihtiyaçlara hazırlanıyoruz. Teknoloji yatırımlarında yalnızca bugünün ihtiyacına göre hareket ederseniz, yatırımınız tamamlandığında geride kalma riskiyle karşılaşabilirsiniz. Dolayısıyla bizim yaklaşımımız, yalnızca bugünü değil, önümüzdeki 10 yılı düşünerek altyapımızı hazırlamak.”</p>
<p>KKB’ye talep ağırlıklı olarak finans kurumlarından geliyor. Ancak enerji, sigorta, teknoloji şirketleri ve kamu kurumları da güvenli ve kesintisiz veri altyapısına ihtiyaç duyuyor. Şahin, kurumların hizmet seçiminde kapasite kadar verinin saklanma koşullarının da etkili olduğunu belirterek, “Verinin nerede tutulduğu, nasıl korunduğu, gerektiğinde ne kadar hızlı işlenebildiği ve mevzuata ne ölçüde uyumlu olduğu, kurumların teknoloji tercihlerinde giderek daha belirleyici hale geliyor” dedi. Yapay Zeka Eylem Planı’na da değinen Şahin, özellikle finans gibi hassas alanlarda verinin yetkilendirilmiş aktörler tarafından kontrollü ve denetlenebilir ortamlarda kullanılmasının öne çıkarıldığını belirtti.</p>
<h2>Yılın yüzde 70’inde doğal soğutma, elektrikte yüzde 100 yenilenebilir kaynak </h2>
<p>Veri merkezlerinde elektrik, sunucuların çalışmasının yanı sıra bu cihazların ürettiği ısının uzaklaştırılması için de kullanılıyor. Bu nedenle soğutma sistemleri, tesislerin enerji tüketiminde önemli yer tutuyor. Enerji verimliliğine de odaklandıklarını belirten Gökhan Şahin, Anadolu Veri Merkezi’nin LEED Platinum standartları esas alınarak tasarlandığını söyledi. Yılın yaklaşık yüzde 70’inde dış havadan yararlanan doğal soğutma sistemlerini kullanarak soğutma için harcanan enerjiyi azalttıklarını, tesisin elektrik tüketiminin tamamını da yenilenebilir kaynaklardan karşıladıklarını belirtti. Şahin, sektördeki rekabette enerji kullanımının da önem kazanacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde veri merkezleri alanındaki rekabetin yalnızca kapasite üzerinden şekillenmeyeceğini düşünüyorum. Aynı işlem gücünü ne kadar verimli enerji kullanarak sağladığınız, enerjinizi hangi kaynaklardan karşıladığınız ve çevresel etkinizi nasıl yönettiğiniz giderek daha belirleyici hale gelecek.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b8bda013a-1792391357.png" alt="" width="815" height="526" /></p>
<h2>Turkcell’in aktif kapasitesi 54 megavata ulaştı </h2>
<p>İlk yeni nesil veri merkezini 2016’da Gebze’de açan Turkcell’in bugün dört yeni nesil tesisinde yaklaşık 32 bin metrekare aktif sunucu alanı bulunuyor. Sorularımızı yanıtlayan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, bu yılın ikinci çeyreğinde devreye alınan yeni modülle aktif kapasitenin 54 megavata ulaştığını söyledi. Şirket, veri merkezi ve bulut çözümleriyle 4 binin üzerinde kuruma hizmet veriyor. Mevcut veri merkezlerinin kapasitesini artırmayı ve Google Cloud iş birliğiyle yeni tesisler kurmayı planladıklarını belirten Koç, inşaat sürecinin başladığını, yeni kapasitenin talebe göre aşamalar halinde devreye alınacağını açıkladı. İş birliğindeki görev dağılımını ve yatırımın sağlayacağı katkıyı şöyle anlattı:</p>
<p>“Veri merkezlerinin inşasını Turkcell üstlenecek. Enerji, bağlantı, fiziksel güvenlik ve tesis operasyonları TDC Veri Hizmetleri şirketimiz çatısı altında Turkcell tarafından yönetilecek. Google Cloud ise kendi bulut platformuna ilişkin sunucu ve teknoloji altyapısını sağlayacak ve bulut hizmetlerinin işletiminden sorumlu olacak. Türkiye’deki bölgede kullanıma açılacak yapay zeka, siber güvenlik, veri depolama, veri işleme ve analitik gibi farklı hizmetler bu altyapı üzerinden sunulacak. Google Cloud ile hayata geçireceğimiz yatırımın Türkiye’nin veri merkezi ve bulut kapasitesinin yanı sıra yapay zeka altyapısını da güçlendireceğine inanıyoruz.”</p>
<h2>Kamu ve finansta yerel veri ihtiyacı </h2>
<p>Turkcell’e gelen talepte bankacılık ve finans ile kamu başı çekiyor. Koç, bu alanlarda veri güvenliği, kesintisiz hizmet ve mevzuata uyumun belirleyici olduğunu söyledi. E-ticaret, yazılım, finans teknolojileri ve oyun şirketlerinin de değişen işlem hacimlerini karşılamak ve yeni hizmetlerini hızla devreye almak için buluttan yararlanıldığını belirtti.</p>
<p>Sağlık, ulaştırma, enerji ve tarımdaki dijitalleşmenin yanı sıra üniversiteler ve araştırma merkezlerindeki çalışmalar da kapasite ihtiyacını artırıyor. Yapay zekanın daha fazla sektörde kullanılmasının talebi büyüttüğünü vurgulayarak, “Asıl değer, bu teknolojinin sektörlerin gerçek ihtiyaçlarına uygulanmasıyla ortaya çıkıyor. Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaştığı her sektör aynı zamanda yeni bir işlem gücü, veri merkezi ve bulut kapasitesi ihtiyacı oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Google Cloud iş birliğinin özellikle kamu ve finans kuruluşlarının yerel veri ihtiyaçlarına da yanıt vereceğini belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlgili hizmetlerin özellikleri ve düzenlemelerin izin verdiği ölçüde kurumlar verilerini Türkiye’de konumlandırabilecek; şifreleme ve anahtar yönetimi gibi güvenlik seçeneklerinden yararlanabilecek. Bu imkan, özellikle kamu kurumları ve düzenlemeye tabi sektörlerin ileri bulut hizmetlerine geçişini kolaylaştıracak. Turkcell olarak egemenliği; kritik veriyi, şifreleme anahtarlarını, iş yükünü ve operasyon kararını kendi hukuk alanında ve kendi kontrolünde tutabilme kapasitesi olarak görüyoruz. Türkiye’deki şirketlerin, girişimlerin ve araştırmacıların bu altyapının üzerinde kendi çözümlerini geliştirebilmesi gerekiyor. Yerli teknoloji girişimlerinin finansmanın yanında veriye, altyapıya, pazara ve kullanıcıya erişimi de bu nedenle önemli.”</p>
<h2>“Coğrafi avantaj tek başına yeterli değil” </h2>
<p>Türkiye’nin bölgesel veri merkezi olma potansiyelini de değerlendiren Koç, “Türkiye, coğrafi konumu ve büyük iç pazarı sayesinde yakın coğrafyaya dijital hizmet sunma konusunda önemli bir potansiyele sahip. Ancak bölgesel bir veri merkezi üssü haline gelmek için coğrafi avantaj tek başına yeterli değil” dedi. Güçlü ve farklı güzergahlardan sağlanan fiber bağlantılarını, kesintisiz enerji arzını, rekabetçi enerji maliyetlerini, nitelikli insan kaynağını ve öngörülebilir düzenlemeleri yatırım kararlarının temel unsurları arasında saydı. Bağlantıların hızına da dikkat çekerek, “Veri merkezinden modele, modelden uygulamaya uzanan bütün zincirin yüksek hız ve düşük gecikmeyle çalışması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Elektrik tüketimi 2030’da 950 teravatsaate yaklaşacak </h2>
<p>Veri merkezi kapasitesi büyürken yüksek işlem gücüne sahip sunucuların elektrik ve soğutma ihtiyacı da artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 tarihli raporuna göre dünyadaki veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2025’teki 485 teravatsaatten 2030’da yaklaşık 950 teravatsaate çıkması bekleniyor. Yapay zeka odaklı veri merkezlerinin tüketiminin ise aynı dönemde üç katına ulaşacağı öngörülüyor. Koç, Türkiye’de elektrik üretimi, iletim, dağıtım ve veri merkezi yatırımlarının eşgüdüm içinde ilerlemesi gerektiğini söyledi. Özellikle yeni nesil tesislerde kesintisiz ve kapasite artışına uygun enerji erişiminin belirleyici olacağını vurguladı.</p>
<p>Turkcell’in rüzgar ve güneş enerjisindeki aktif kurulu gücünün 99,1 megavata ulaştığını açıklayan Koç, enerji ihtiyacının daha büyük bölümünü kendi yenilenebilir enerji üretimlerinden karşılamayı hedeflediklerini belirtti. Yeni tesislerde enerji ve su tüketimini tasarım aşamasından itibaren dikkate aldıklarını; doğal soğutmaya uygun bölgelerin seçilmesi, su tüketiminin azaltılması, yağmur suyu ve atık suyun yeniden kullanılması gibi uygulamalardan yararlandıklarını aktardı. Verimliliğin kullanılan yapay zeka modelinin seçimiyle de bağlantılı olduğuna dikkat çekerek, “Aynı işi ne kadar düşük işlem maliyetiyle ve ihtiyaca en uygun modelle gerçekleştirdiğimiz en az enerji tüketimi kadar önemli olacak” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rönesans ortaklığında 3 milyar dolarlık yatırım potansiyeli</span></h2>
<p>Rönesans Altyapı ile Digital Realty ortaklığının ilk yatırımı Ankara Temelli’de hayata geçiriliyor. İnşaatına başlanan veri merkezi kampüsünün ilk fazında 22 megavatın üzerinde bilişim kapasitesi ve 10 bin metrekareden fazla sunucu alanı planlanıyor. Tesisin 2028’de faaliyete geçmesi hedeflenirken İstanbul’da da yeni bir kampüs yatırımı öngörülüyor. Uzun vadede iki şehirde toplam 200 megavat bilişim kapasitesine ulaşmayı hedefleyen ortaklığın yatırım potansiyeli ise 3 milyar dolara kadar çıkıyor. Rönesans’ın yatırım, finansman ve mühendislik deneyimi ile Digital Realty’nin veri merkezi işletmeciliğini buluşturan projede Türkiye’deki şirketlere, kamu kurumlarına ve uluslararası bulut, teknoloji ve dijital hizmet sağlayıcılarına hizmet verilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-merkezlerinde-hedef-10-milyar-dolar-sirketler-yatirimlarinda-gaza-basti-89996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/kkb-anadolu-1792391420.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, 2030’a kadar veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkarmayı, veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında ise en az 10 milyar dolarlık yatırımı harekete geçirmeyi hedefliyor. Turkcell aktif kapasitesini 54 megavata ulaştırırken, KKB kabinet sayısını üç katına çıkarıyor. Rönesans-Digital Realty ortaklığı ise Ankara ve İstanbul’da uzun vadede 3 milyar dolara kadar yatırım planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-89987</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Manavgat’ta zeytinyağı üretimi artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) tarafından yeni dönemin ilk zeytinyağı sektörel toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, zeytinyağı sektörünün mevcut durumu, üretim beklentileri, yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı.</p>
<p>Toplantıya, MATSO’nun çiçeği burnunda Başkanı Önem Gök, Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin ve ilçede faaliyet gösteren zeytinyağı fabrikaları sahip ve yöneticileri katıldı.</p>
<p>MATSO Başkanı Gök, zeytinyağı üretiminin Manavgat’ın tarımsal zenginliğinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. İlçede 2024’de yaklaşık bin 443 ton olan zeytinyağı üretiminin 2025 yılında bin 53 tona gerilediğini belirten Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bölgemizde 2026 yılı için 3 bin ton zeytinyağı üretimi öngörülüyor. Zeytinyağı üretim beklentisi sektör açısından umut verici. Bu nedenle yerel üretimin katma değeri artırılmalı. Üretim artışının yanı sıra üreticilerin emeklerinin karşılığını alması ve işletmelerin sürdürülebilirliği de önemli. Enerji ve işçilik maliyetleri, hammadde temini, sıkım ücretleri ile üretim atıklarının yönetimi sektörün öne çıkan sorunları arasında yer alıyor.’’</p>
<p><strong>"Yerel zeytinyağı bölge işletmelerinde kullanılmalı"</strong></p>
<p>Manavgat’ta üretilen zeytinyağının bölge işletmelerinde daha fazla kullanılmasının ilçe ekonomisi için de çok önemli olduğunu vurgulayan Önem Gök, ‘’Üretimin yanı sıra ürünlerin katma değerini artırmaya yönelik çalışmalara da ağırlık verilmeli. Sektörün sorunların çözümü için çalışacağız’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-89987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-1792387551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomisi tarım ve turizme dayalı olan Manavgat’ta zeytinyağı üretiminde yüzde 100’e yakın artış öngörülüyor. MATSO Başkanı Gök, &quot;Zeytinyağı üretim beklentisi sektör açısından umut verici. Bu nedenle yerel üretimin katma değeri artırılmalı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perhiz-ve-lahana-tursusu-89980</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perhiz ve lahana turşusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de yapılmış en güzel regülasyonlardan biri belediye otobüslerinde hayata geçirilmişti. Otobüslerde şoförle vatandaş arasında kavga çıkıyordu ve bunu engellemek için şoförlerin seyir sırasında koltuklarından kalkması yasaklanmıştı. Otobüslerdeki kameralar ile de bu kurala uyulduğunun tespiti sağlanmıştı.</p>
<p>Aynı otobüslerde engellilerin tekerlekli sandalyeleri ile otobüse binmesi için açılır kapanır rampalar yapılmıştı. Biz ABD’ye ihraç ettiğimiz ya da etmeye çalıştığımız taksilerde bu mekanizmayı otomatik kontrole bağlarken Türkiye’de ucuna kulp takılmış bir levha ile sorunu çözme yoluna gidilmişti. Sistem böyle olunca da birinin gidip o kulpu kullanarak rampayı açıp 180 derecelik –hatta daha fazla- bir hareketle dışarıda yere dayaması gerekiyordu.</p>
<p>Benimle ilgili olmadığı için mevzuatı bilmiyordum. Bir gün bir yürüme engelli beyin aşağıdan “bunu sizin açmanız gerekiyor” diye seslenmesiyle öğrendim. Yürüme engelli olduğunu daha sonra tekerlekli sandalyesiyle otobüse bindiğinde anladım aslında. Şoför de gerisin geriye “Benim bu koltuktan kalkmam yasak” diye bağırıyordu.</p>
<p>Ben yaşlı bir teyzenin yanında kucağımda poşetle oturuyordum ve kucağımda ağır bir poşet vardı. Başımızda ayakta duranlar da olduğu için gidip bu işi yapmam mümkün değildi. En sonunda sistemin nasıl çalıştığını bilen biri gidip rampayı açtı da sorun çözüldü. Sonra da kapattı da otobüs hareket edebildi. İki regülasyonun birbirini kesmesinin daha iyi bir örneği olamaz.</p>
<p>Tabii lor peynirini saymazsak: Orada da bozulmadan kullanılması gereken süt, limon ya da tuz ile kestirilip bozulur. Aradaki fark, peynirin bir ekonomik değeri varken beceriksizliğin kimseye bir faydasının olmamasından kaynaklanıyor.</p>
<p>İnternet üzerinden kurulan iletişimi düzenlemek için sosyal medya kullanımına getirilen sınırlamalara ve takip eden içtihata bakınca, ilgili kişilerin bu alandaki regülasyonları, birbirlerine etkileri ile birlikte araştırması gerektiğini düşündüm. Biz her şeyi torbaya koyan ama bir ambalajdan sızan sıvının ekmeği ıslatmasından şikayet etmekten de vazgeçmeyen bir topluma dönüştük. Bunun olmasını engellemek için sorumluluk sahibi olanların sorunluluk sahibi olmasını dilemekten başka bir şey yapacak durumum yok. Ancak şans yardım ettiği için sizi aydınlatacak bazı kaynaklara ulaşma fırsatım oldu.</p>
<p><strong>EDAM’dan dünya örnekleri ile Türkiye’yi aydınlatma raporu  </strong></p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (<strong>EDAM</strong>) Direktörü Sinan Ülgen’in “Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri” başlıklı raporun, dünya örneklerini sunarak artık üzerinde karar kılınmış olan sosyal medya sınırlamalarını mantıklı bir zemin üzerine yerleştirmeyi hedeflediğini düşünüyorum. Çok özenli ve iyi niyetli bir çalışma yapılmış. Üstelik konu ile ilgili olarak bir kamuoyu araştırması da yapılmış. Benden daha düzgün yazan yapay zekânın desteği ile aktarıyorum</p>
<p>“Rapora temel oluşturan kamuoyu araştırmasını, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) adına Research İstanbul yürütmüştür.</p>
<p>Can Selçuki liderliğinde hazırlanan bu "Sosyal Medya Düzenlemesi Araştırması", Türkiye genelinde 1.000 yetişkinle anket yapılarak ebeveynlerin çocukların sosyal medya kısıtlamalarına ve yaş doğrulaması gibi teknik uygulamalara bakış açısını ölçmüştür.”</p>
<p>Buradaki iyi niyet, farkındalık sorusunda ortaya çıkıyor. Basın toplantısında sorduğumda, aranan kişilere yasal düzenleme anlatılıp bu konuda bilgileri olup olmadığı soruluyor; olduğunu söyleyenler, farkında kabul ediliyor. Yani konuyla ilgili bir şey sorup, gerçekten farkında olup olmadığını anlamak söz konusu değil. Buna karşın, farkında olduğunu düşünenlerin oranı üçte bire yakın bir düzeyde kalıyor.</p>
<p>Bu nedenle de rapor çok önemli çünkü farkındalık ihtiyacı olduğu aşikâr.</p>
<p>Ben de bu konuda üzerime düşeni yapmak istedim ve yapay zekâ ile üç farklı formatta çalıştım.</p>
<p>Birincisi yönetici özeti:</p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlıklı raporu, 15 yaş altına yönelik mutlak sosyal medya yasaklarının çocukları denetimsiz dijital alanlara itebileceği uyarısında bulunarak kademeli ve koruyucu bir model önermektedir. Raporda, temel sorunun platformların bağımlılık yaratan tasarımları olduğu vurgulanarak teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar düzenlemeye geçiş süresi tanınması talep edilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak Google AI Modu’ndan bir haber olarak konuyu yazmasını istedim:</p>
<p>EDAM’dan Sosyal Medya Yasağı Uyarısı: "Çocukları Denetimsiz Alanlara İtebilir"</p>
<p>İSTANBUL — Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), son dönemde gündemde olan çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması veya yasaklanması tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlığını taşıyan raporda, 15 yaş altı çocuklara yönelik mutlak yasakların ters tepebileceği uyarısında bulunularak daha dengeli ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerektiği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Toptan Yasaklar Çözüm Değil"</strong></p>
<p>Raporda, çocukların internete ve sosyal medyaya girişini tamamen engellemeye yönelik katı düzenlemelerin, çocukları dijital dünyadan koparmadığı, aksine daha denetimsiz ve tehlikeli yeraltı dijital alanlara ittiği belirtildi. EDAM uzmanları, mutlak bir yasak yerine çocukların yaş gruplarına göre korunmasını hedefleyen kademeli ve koruyucu bir modelin Türkiye için çok daha etkili olacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Asıl sorun: Bağımlılık yaratan tasarımlar</strong></p>
<p>EDAM'ın değerlendirmesinde, çocukların dijital dünyada karşılaştığı risklerin temel kaynağının sadece platformlarda geçirdikleri süre değil, sosyal medya devlerinin kullandığı bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlar olduğu aktarıldı. Raporda, politika yapıcılara şu temel başlıklar altında öneriler sunuldu:</p>
<ul>
<li>Geçiş Süresi Tanınmalı: Teknik altyapı yetersizlikleri ve mahremiyet endişeleri tamamen giderilene kadar yasal düzenlemelerin hemen yürürlüğe sokulmaması, platformlara ve ailelere bir geçiş süresi tanınması gerektiği belirtildi.</li>
<li>Algoritmalara Müdahale Edilmeli: Platformların çocukları hedef alan ticari ve bağımlılık yapıcı mekanizmalarının sıkı denetime tabi tutulması önerildi.</li>
<li>Dijital Okuryazarlık Artırılmalı: Ailelerin ve çocukların dijital dünyadaki risklere karşı bilinçlendirilmesinin, yasaklardan daha kalıcı bir koruma sağlayacağı ifade edildi.</li>
</ul>
<p>Uzmanlar, Türkiye'nin siber politikalar ve dijital demokrasi standartlarını koruyarak çocuk güvenliğini sağlaması için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve eğitici bir strateji izlemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Üçüncü olarak bir sosyal medya postu yapmasını istedim:</p>
<p>Sosyal medya yasakları çocukları daha büyük tehlikelere mi itiyor?</p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), çocukların sosyal medyaya erişimini kısıtlamaya yönelik düzenleme tartışmalarını inceleyen yeni bir rapor yayımladı! 📊</p>
<p>Rapordan öne çıkan kritik başlıklar:</p>
<ul>
<li>Mutlak Yasaklar Ters Tepebilir: 15 yaş altına yönelik toptan yasaklar, çocukları korumak yerine onları denetimsiz dijital alanlara itme riski taşıyor.</li>
<li>Asıl Sorun Tasarım: Çocuklar için temel risk, platformların bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlarından kaynaklanıyor.</li>
<li>Çözüm Kademeli Model: Yasaklamak yerine yaş gruplarına göre koruyucu ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerekiyor.</li>
<li>Acele Edilmemeli: Teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar platformlara ve ailelere mutlaka bir geçiş süresi tanınmalı.</li>
</ul>
<p>EDAM, Türkiye için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve dijital okuryazarlığı artıran bir politika öneriyor.</p>
<p>Raporun tamamını incelemek ve detaylara ulaşmak için profildeki linke tıklayabilirsiniz!</p>
<p>#EDAM #SosyalMedya #ÇocukGüvenliği #DijitalPolitika #SosyalMedyaYasağı #Teknoloji Haberleri</p>
<p>Raporun tamamına ulaşmak için gereken linki ben yazayım çünkü aslında böyle bir paylaşım yapmıyorum: https://edam.org.tr/Uploads/Yukleme_Resim/sosyalmedyaerisimi-8-10-2026-13-18-21.pdf</p>
<p><strong>Çocukların bundan sosyal medya içeriğiyle haberi olmayacak</strong></p>
<p>Bütün bu içeriklerle ilgili en önemli nokta bunların sosyal medyada yayınlanması durumunda ilgilendirdiği kesim olan 15 yaş altının bundan haberi olmayacak olması. Onlar bu konuyu televizyondan ya da çeşitli mecralarda yayınlanan bir resmi basın bülteninden öğrenecek ve şu tür içeriklerle karşılaşacaklar.</p>
<p>Yapay zekânın televizyon bülteni için ürettiği içerik şu şekilde:</p>
<p>HABER BAŞLIĞI: 15 YAŞ ALTI SOSYAL MEDYA YASAĞINA "KADEMELİ MODEL" ÖNERİSİ</p>
<p>SÜRE: 01:45<br />VTR / GÖRÜNTÜ: Akıllı telefonla oynayan çocuk görüntüleri, sosyal medya logoları, e-Devlet giriş ekranı animasyonu ve EDAM raporunun kapak görseli.</p>
<p>[ANONS - DIŞ SES / PERFORE]<br />Türkiye, çocukları dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için tarihi bir adıma hazırlanıyor. 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yeni yönetmelikle, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımı sınırlandırılacak, yaş doğrulaması ise e-Devlet üzerinden yapılacak. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu düzenlemeyi mercek altına alan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi, yani EDAM, dikkat çekici bir rapor yayımladı.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />Sosyal medyada sonsuz kaydırma yapan parmaklar, ekrana kilitlenmiş çocuk yüzleri. Ekrana büyük puntolarla "%84 AİLELER KARAR VERMELİ" grafiği gelir.</p>
<p>[DIŞ SES]<br />EDAM Direktörü Sinan Ülgen imzalı raporda yer alan kamuoyu araştırması, çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Ebeveynlerin yüzde 84'ü çocuklarının sosyal medya kullanımı konusunda kararın ailelere bırakılmasını istiyor. Ancak mutlak bir yasağın getireceği riskler de var. Rapora göre katı yasaklar, çocukları tamamen engellemek yerine daha güvensiz ve denetimsiz platformlara yönlendirebilir.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />Kilitlenen hesaplar, e-Devlet yaş doğrulama ekranı simülasyonu. Ekranda "%67 KİMLİK BİLGİSİ ENDİŞESİ" yazısı belirir.</p>
<p>[DIŞ SES]<br />Bir diğer büyük endişe ise dijital mahremiyet. Katılımcıların yüzde 67'si, yaş tespiti yapılırken sosyal medya hesaplarının gerçek kimlik bilgileriyle eşleştirilmesinden kaygı duyuyor. Ayrıca ailelerin yüzde 53'ü uygulamanın hemen 1 Kasım'da başlamasına karşı çıkarak teknik hazırlıklar için geçiş süresi veya erteleme talep ediyor.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />EDAM Raporu’ndan öneriler başlığı: "Yasaklamak Yerine Güvenli Tasarım".</p>
<p>[DIŞ SES]<br />Peki çözüm ne? EDAM, toptan bir yasak yerine "kademeli ve risk temelli bir model" öneriyor. Raporda; çocukları ekran başında saatlerce tutan sonsuz kaydırma algoritmaları, gece bildirimleri ve yabancılardan gelen mesajlar gibi doğrudan risk barındıran özelliklerin kısıtlanması gerektiği savunuluyor. Eğitim ve sağlık gibi alanlardaki içeriklere ise erişim hakkı tanınması isteniyor.</p>
<p>[ANONS - DIŞ SES]<br />Uzmanlar uyarıyor: Dijital dünyayı çocuklardan tamamen saklamak yerine, sosyal medyayı çocuklar için güvenli hale getirmek en kalıcı çözüm.</p>
<p>Hem bu metin hem de resmi basın bülteni opsiyonu için aldığım yanıt Türkiye’den çok BBC havasını yansıtıyordu. O nedenle uzatmayacağım ama bu formatları, medyanın ve hayatın 5N1K’nın çok ötesine geçtiğini anlatmak için aktardım. Bu dünyada regülasyonların da etki analizi yapılarak hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bizim sektörümüz ve diğer sektörlerin bu kadar hızlı değişip dönüştüğü bir dönemde çocukları 15 yaşına kadar kendimize mahkûm etme hakkını kendimizde görmemiz çok doğru değil, diye düşünüyorum. Sosyal medyadan dışlanırlarsa çocuklar bizim gazeteyi almaya başlayıp benim okunurluğumu artıracak? Bunlar olmayacak.</p>
<p>Sinan Ülgen’e ekonomik etkiyi sorduğumda, e-devlet altyapısı kullanılacağı için teknolojik boyutta bir ekonomik yük oluşmayacağını ancak e-ticaretin etkilenebileceğini söyledi. Daha önemli bir yorumu ise, her yıl Türkiye’ye gelen ve e-devlette kaydı olmayan 60 milyon turistin ne olacağı ile ilgiliydi. Ülgen bu konuda bir belirsizlik görürken ben, bu tür politikaları oluştururken Çin’i kopyalayan Türkiye’de de benzer durumun yaşanacağını düşünüyorum. Bizi davet eden şirketlerin çalışanları kendi VPN şifrelerini veriyorlardı. Bu tartışma daha çok su kaldırır ama başka bir konuya yer açmak için burada kesiyorum.</p>
<p><strong>Her regülasyon yeni bir teknolojiye çiçek açtırır </strong></p>
<p>Çevrimiçi iletişimle ilgili bir diğer regülasyon çalışanların e-posta hesaplarının şirket içinde izlenmesi ile ilgili. Konudan VerbaPulse Kurucusu Ali Can Elagöz vasıtasıyla haberim oldu. Yani yukarıdaki anket kriterleri ile farkındaydım ama konuyu yorumlamamı Elagöz sağladı.</p>
<p>Ben de kendisinden bu konudaki çözümleri ile ilgili bültenlerini göndermesini istedim. Gönderdi:</p>
<p>Önce Eylül 2026’da tanışmamızın ardından bana gönderdiği ve benchmark oluşturan içeriğine bakmanızı istiyorum. İlk yazışmamızda Elagöz, “2020–2026 arasında ABD, İngiltere ve AB’de hukuki veya regülasyon sürecine konu olmuş 13 gerçek vakadaki yazılı ifadeleri alıp VerbaPulse’ın canlı sistemiyle test ettik. Sistem, bu ifadelerin 9’unu henüz gönderilmeden önce riskli olarak işaretledi. Yaklaşımımızı ve neden VerbaPulse’ı geliştirdiğimizi de oldukça iyi anlatan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Dün sohbetimizde bahsettiğim rapor buydu. E-postadaki riskli cümle, gönderilmeden önce ve kurumun kendi sunucusunda yakalanıyor.” diyordu.</p>
<p>Elagöz’ün geçen günlerde benimle paylaştığı bülteni şu şekilde:</p>
<p>Estonya'da kurulan Türk girişimi VerbaPulse, çalışanın yazdığı e-postadaki riskli cümleyi gönder tuşuna basılmadan önce gösteriyor. Sistem kurumun kendi sunucusunda çalışabiliyor. Yazılan metin kaydedilmiyor, uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor.</p>
<p>İSTANBUL / TALLİNN, 15 Ekim 2026. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun kurumsal e-postaların denetimine ilişkin ilke kararı 8 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlandı (16 Eylül 2026 tarihli, 2026/2035 sayılı karar). Karara göre işveren, çalışanın yazışmalarını gizlice izleyemiyor. İzleme çalışana açıkça bildirilmeli ve ölçülü olmalı. Kötüye kullanım filtreleme gibi teknik yollarla önlenebiliyorsa işverenin genel bir denetim hakkı da doğmuyor. E-postaların içeriğine bakmak ise ancak somut bir şüphe varsa başvurulabilecek bir yol.</p>
<p>VerbaPulse bu konuya başka bir noktadan yaklaşıyor: riskli cümleyi e-posta daha yazılırken, yazan kişinin kendi ekranında gösteriyor.</p>
<p><strong>Nasıl çalışıyor?</strong></p>
<p>Çalışan Outlook'ta e-postasını yazarken VerbaPulse metni okuyor. "Getiriniz garanti", "Aradaki farkı biz karşılarız" ya da bayiye yazılan bir fiyat ricası gibi uyum riski taşıyan bir cümle varsa altını çiziyor, nedenini kısaca açıklıyor ve daha dikkatli bir ifade öneriyor. Öneriyi kabul etmek, değiştirmek ya da kapatmak çalışanın kararı. VerbaPulse uyum ve hukuk ekiplerinin incelemesini destekliyor; kurum kendi kurallarını yükleyerek kontrolü kendine göre ayarlayabiliyor.</p>
<p>VerbaPulse taslağın diline bağlı kalmadan çalışıyor. E-posta hangi dilde yazıldıysa uyarı ve öneri de o dilde geliyor.</p>
<p><strong>Kurumun kendi sunucusunda</strong></p>
<p>Bankalar, sigorta şirketleri ve kamu kurumları gibi verisini dışarı çıkaramayan kurumlar için VerbaPulse'un kurumun kendi sunucusunda çalışan üç kurulumu var: Sovereign, Enclave ve Black. Bu kurulumlarda yapay zekâ modeli de kurumun donanımında çalışıyor ve metin kurum ağından çıkmıyor. Black, internet bağlantısı olmayan ortamlar için tasarlandı. İlk kurulumlar seçili kurumlarla birlikte yapılıyor.</p>
<p>Daha hızlı başlamak isteyen kurumlar için bulut sürümü de var. Bulut sürümü Microsoft Azure'un İsveç bölgesinde, Avrupa Birliği içinde çalışıyor.</p>
<p><strong>Ne kaydediliyor, ne kaydedilmiyor</strong></p>
<p>Uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor, yöneticiye bildirim gitmiyor. Kayıtlarda e-postanın metni, işaretlenen cümle, kişinin adı ve e-posta adresi tutulmuyor. Yalnızca tarih, departman, risk türü ve çalışanın ne yaptığı kaydediliyor. Şirket, 4 Ekim 2026'da canlı sistemde yaptığı sayımda 27 bin 427 kaydın hiçbirinde metin ya da kimlik bilgisi bulunmadığını belirtiyor. Raporlar departman düzeyinde hazırlanıyor, çok küçük ekipler için ayrı rapor üretilmiyor.</p>
<p>Kurulun kararı iki şeyin altını çiziyor: çalışan izlendiğini bilmeli ve izleme ölçülü olmalı. Riskli bir cümleyi yazan kişi göndermeden önce kendi ekranında görürse, sonradan kimsenin başkasının yazışmasını okumasına gerek kalmıyor. Yirmi yılı aşkın süre ajanslarda bir cümlenin okuyanda nasıl karşılık bulacağını düşünerek çalıştım. VerbaPulse bu işi e-posta daha taslakken yapıyor.</p>
<p>Elagöz’ün bu yazdıkları herkesin iyi niyetli olduğu dünyada uyum (compliance) açısından önem taşıyor. Sosyal medyayı sınırlarken şirket çalışanlarının haklarını koruma düzenlemesi yapmak yine de bana perhiz ile lahana turşusu arasında bir uyumsuzluk olduğunu düşündürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perhiz-ve-lahana-tursusu-89980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perhiz ve lahana turşusu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-fonu-krizi-3-hata-kimde-kurumsal-yapinin-sorunlari-89978</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonu krizi-3: Hata kimde? Kurumsal yapının sorunları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hisse senedi yoğun bazı fonlarda portföye alınan varlıklara yönelik tercihlerin ilişkili taraflarla bağlantılı ve fiilî dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaşması, bu varlıklardaki şüpheli değer artışları ve fiktif olan yüksek fiyat artışlarının sürdürülebilir olduğu izleniminin yaratılması mesleki özen ve yatırımcı yararına hareket etme ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. </strong></p>
<p><em>“Gelmeyi ben de istemiyordum, sizin de beni görmek istemediğinizi biliyorum. <strong>Çünkü kötü haber getiren elçiyi kimse sevmez</strong>." (Sofokles, Antigone: 276-277)<strong>1</strong>”</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p>Ülkemizde yaşanan Yatırım Fonu Krizi gibi krizlerde hatayı bütün aktörlerde aramak gerekiyor. Küresel Finans Krizi’ndeki (KFK, 2007-2010) tabloyu ele alalım. ABD konut piyasası ve borsalarındaki yatırımcının risk algısını kör eden doyumsuzluk ve tamah büyük çöküşün talep tarafındaki zeminini hazırlamıştı. Politika yapıcı tarafta ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikalarının varlık balonunun şişmesindeki ve patlamasındaki rolü de çok belirgin. ABD’deki İnternet Balonu’nun (2001-2003) gölgesindeki düşük faiz politikası 4-5 yıl içinde önce ABD ekonomisini, ardından da küresel ekonomiyi krize sokmuştu. ABD SPK’sı (SEC) ise yetersiz insan kaynağı-denetim kapasitesi ve belki de düzenleyici kaçınmanın etkisiyle sorunları erken teşhis edemedi. Varlık balonunu şişiren finansal aracılık sistemi ise sahteciliğin harman olduğu olaylarla doluydu. Böyle durumlarda adettendir: müzik çalarken ve dans devam ederken, kimse filmi ilk koparan, kötü haberi veren olmak istemez (bkz. <em>Sofokles, Antigone: 276-277</em>). Ama tabi bir yere kadar. Kriz günlerinde de her çıkışın bir inişi oluyor.</p>
<h2>Yatırım fonu krizinde hata kimde?</h2>
<p>Yatırımcıların yüksek getiriye duyduğu hesapsız iştahın krizlerin büyümesinde önemli bir payı vardır. Piyasa koşullarına göre bazı fonların sunduğu olağandışı getiriyi yatırımcının sorgulaması gerekirdi. Ya da sorgulayıp bize bir şey olmaz dememeleri gerekiyordu. Ancak bu tür krizlerde hatayı tek bir aktörde aramak da doğru değil. Örneğin, KFK’da yatırımcıların yüksek getiri iştahı, FED’in faiz politikası, SEC’in yetersiz denetimi ve finansal kuruluşların ölçüsüz risk alması aynı kırılgan yapının farklı parçalarıydı.</p>
<h2>Birincil sorumlular: Fon kurucuları ve yöneticileri</h2>
<p>Bizdeki yatırım fonu krizinde birincil sorumluluk portföyü (fonu) inançlı mülkiyet esaslarına uygun olarak yönetmekle yükümlü olan fonlardadır.<strong>2</strong> Fonların kurucusu ve yöneticisi konumunda olan kurumların portföy yönetiminde basiretli bir tacirden beklenecek özeni göstermeleri gerekirdi. Hisse senedi yoğun bazı fonlarda portföye alınan varlıklara yönelik tercihlerin ilişkili taraflarla bağlantılı ve fiilî dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaşması, bu varlıklardaki şüpheli değer artışları ve fiktif olan yüksek fiyat artışlarının sürdürülebilir olduğu izleniminin yaratılması mesleki özen ve yatırımcı yararına hareket etme ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. </p>
<h2>Saklayıcıların görev tanımı gerçek risk raporlamasını da kapsamalı</h2>
<p>Varlık-teminat kalitesini sorgulamak belki başta fon kurucularının ve yöneticilerinin görevi ama, kötü senaryoda kötü portföyün tasfiyesi görevi saklayıcı kurumda olduğuna göre, saklayıcıların da varlık-teminat kalitesini takip etmesi makul bir beklentidir. Saklayıcılar yatırımcılara yönelik risk takibi/raporlaması yapabilir, riske göre saklayıcılık ücretlerini de düzenleyebilir. Bu tür uygulamaların izini bir ölçüde mevcut fon yönetimi sisteminde bulmak mümkün olabilir. Ancak görünen odur ki; saklayıcıların mevzuatla belirlenen görev sahasına yönelik uygulamalar nitelikli bir risk yönetimi çerçevesi oluşturamamıştır.<strong>3</strong> Tamamlayıcı bir yol olarak, güncel fon risklerinin takip edilmesi için bağımsız denetim kurumunun daha etkin biçimde kullanılması da düşünülebilir. Ne var ki, fon uygulamalarına yönelik mevzuata uygunlukla sınırlı bir denetimin, üstelik de bunun yıllık aralıklarla yapılmasının, güncel risklere yönelik bilgi vermesi beklenemez. Zira işler geceden sabaha değişiyor borsalarda.</p>
<h2>Bağımsız risk yönetim kurumlarına ihtiyaç var</h2>
<p>Fon yönetimine yönelik risklerin doğru biçimde takip edilebilmesi için fon bünyesinde çeşitli sistemler var. Ancak kurum içi risk yönetimi yapılarının kendi içinde çıkar çatışması oluşturmasını ve böylelikle risk yönetimi sorunlarının kendi kendine çözülmesini beklemek fazla safça bir beklenti. Öz düzenleyici yaklaşımlarla risk yönetimi sorunları çözülemez. Belki de bağımsız bir risk yönetimi kurumundan haftalık aralıklarla güncel risk raporu alınmasının zorunlu tutulması düşünülebilir. Ancak işvereni fon değil, bir kamu kurumu olmadığı sürece bu sistemden de büyük bir performans beklemek doğru değil. Bunu anlamak için bağımsız denetim sisteminin neden kamu yararına değil de müşteri yararına çalıştığını düşünmek yeterli olur. Kısacası, bundan sonrası için ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusuna piyasa oyuncularına yönelik yeni bir sistem tasarımı üzerinden yanıt bulmak kolay değil. O zaman geriye kalan yapı olarak “düzenleyici ve denetleyici kurumlar”ın rolünü bir kez daha düşünmek gerekiyor. </p>
<h2>Düzenleyici kurumların sorumluluğu </h2>
<p>Yatırım fonu krizinde fonların kurucuları, yöneticileri, saklama kuruluşları ve bağımsız denetçiler gibi aktörler yalnızca şekli uygunlukla yetinmeyip ekonomik riskleri de incelemeliydi. Şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekirse; bu listeye kamusal otoriteyi temsil eden kurumları da eklemek gerekiyor. Sermaye piyasamızın temel düzenleyici kurumu SPK’dır. İkincil düzeyde, ancak piyasa pratiği bağlamında, kamusal güç ile donatılmış düzenleyici kurumlar ise BİST, Takasbank ve MKK’dır. Düzenleyici ve denetleyici otoritelerin de olağanüstü fon getirilerini, ilişkili taraf işlemlerini, düşük likiditeli hisselerdeki yoğunlaşmayı ve fonlar arasındaki ortak pozisyonları daha erken sorgulaması gerekirdi. Bundan sonra ise daha iyi bir düzenleme ve denetleme çerçevesi nasıl oluşturulmalı diye düşünülmeli.</p>
<p>Kriz yazılarımız devam edecek.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> Sophokles’in Antigone oyununda krala kötü haberi getiren nöbetçinin sözü, https://tr.wikisource.org/wiki/Antigone</p>
<p><strong>2</strong> Bkz. https://spk.gov.tr/data/61e34f9a1b41c61270320792/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1.pdf</p>
<p><strong>3</strong> Bkz. https://spk.gov.tr/data/6740a2d08f95db1d842d9776/Yat%C4%B1r%C4%B1m_Fonlar%C4%B1na_%C4%B0li%C5%9Fkin_Rehber.pdf</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-fonu-krizi-3-hata-kimde-kurumsal-yapinin-sorunlari-89978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcı fonu krizi-3: Hata kimde? Kurumsal yapının sorunları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-hedefin-ekonomik-sinirlari-89977</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik hedefin ekonomik sınırları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin imalat sanayisinde 660 milyar dolarlık ek üretim potansiyeli bulunurken, stratejik ürünlerde ithalat bağımlılığını azaltmak yaklaşık 2 trilyon dolarlık yatırım gerektirebilir. McKinsey Global Institute’un raporu, mevcut fabrikaların kapasitesini artırmanın tek başına yeterli olmadığını; asıl sınavın yarı iletkenlerden kritik minerallere uzanan tedarik zincirlerinde yeni üretim kapasitesi oluşturmak olduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Küresel ticarette jeopolitik gerilimler artarken üretim kapasitesi yeniden ekonomi politikalarının merkezine yerleşiyor. Ancak “üretimi ülkeye geri getirmek” kulağa geldiğinden daha karmaşık bir hedef... Hangi ürünlerin stratejik olduğu, mevcut fabrikaların ne kadar üretim artırabileceği ve yeni kapasitenin hangi maliyetle kurulacağı ayrı ayrı yanıtlanmalı. McKinsey Global Institute’un Mayıs 2026’da yayımladığı <em>Ramping up manufacturing in America?</em> raporu, ABD için bu sorulara ürün düzeyinde cevap arıyor. Çalışmanın gösterdiği temel ayrım şu: ABD’nin bazı sektörlerde kullanabileceği önemli bir âtıl kapasitesi var; fakat en hassas tedarik bağımlılıkları çoğunlukla bu kapasitenin bulunmadığı ürünlerde yoğunlaşıyor.</p>
<h2>Üretim gücü sürüyor, ithalat bağımlılığı büyüyor</h2>
<p>ABD hâlâ dünyanın ikinci büyük imalat üreticisi. Bununla birlikte raporun kullandığı <strong>brüt üretim</strong> ölçüsünde Çin’in imalat çıktısı ABD’nin yaklaşık dört katına ulaşmış durumda. Burada ölçü önem taşıyor: Ülkelerin ekonomiye yaptığı net katkıyı gösteren <strong>imalat katma değeri</strong> karşılaştırıldığında fark daha dar. ABD’de imalatın GSYH içindeki payı 1970’lerin sonlarında yüzde 21’in üzerindeyken bugün bunun yarısının altına indi. Toplam istihdamdaki payı da yüzde 22’den yaklaşık yüzde 8’e geriledi. Bu değişim, üretimin bütünüyle ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; ABD imalatının brüt çıktısı hâlâ 7 trilyon doların üzerinde. Ancak ülkenin ihtiyaç duyduğu ürünlerle içeride ölçekli biçimde üretebildikleri arasındaki mesafe açıldı. Hesaplamalara göre ABD, 2025’te yaklaşık <strong>3 trilyon dolarlık imalat ürünü</strong> ithal etti. Bu tutar GSYH’nin kabaca yüzde 10’una denk geliyor. Raporda imalat ürünleri ticaret açığı yaklaşık <strong>1,2 trilyon dolar</strong> olarak veriliyor. Tek başına açık rakamı ise hangi bağımlılıkların gerçekten tehlikeli olduğunu göstermiyor.</p>
<h2>Asıl risk hangi ürünlerde?</h2>
<p>Rapor, ithalatın kırılganlığını üç ölçütle inceliyor: ürünün ekonomi veya ulusal güvenlik için kritik olması, tedarikin az sayıda ülkede yoğunlaşması ve başlıca tedarikçilerle jeopolitik mesafe. Bu ölçütlerden en az ikisini taşıyan ürünleri ABD’nin “Aşil topuğu” olarak nitelendiriyor. İmalat ithalatının yaklaşık <strong>yüzde 25’i</strong>, yani kabaca <strong>750 milyar doları</strong>, en az iki ölçüte giriyor. Üç riskin bir araya geldiği ithalat ise yaklaşık <strong>140 milyar dolar</strong>. Dolayısıyla her ithal ürün aynı ölçüde stratejik bir sorun oluşturmuyor; öncelik, kesintisi en ağır sonuçları doğurabilecek ürünlerde. Bu ürünler arasında ileri elektronikler, yarı iletkenler, veri merkezi sunucuları ve bazı ilaç etken maddeleri bulunuyor. Kritik minerallerde ise risk çoğu zaman madenin çıkarıldığı yerde değil, işlendiği aşamada ortaya çıkıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 değerlendirmesine göre Çin; galyum, grafit, manganez ve nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda küresel arzın yüzde 90’ından fazlasını sağlıyor. Bir ürünün son montaj yerini değiştirmek, içindeki girdilere ilişkin bağımlılığı bu nedenle kendiliğinden çözmüyor.</p>
<h2>Üretimi artırmak kaç kat büyüme gerektiriyor?</h2>
<p>Raporda geliştirilen “kapasiteyi büyütme katsayısı”, ABD’nin ithal ettiği miktarı içeride üretmesi halinde mevcut üretim ölçeğinin ne kadar büyümesi gerektiğini gösteriyor. Hesaplama, fabrikaların son on yılda ulaştığı yüksek kapasite kullanım düzeyini esas alıyor. Bu yüzden katsayı, yalnızca boş vardiyaların devreye alınmasını değil, gerektiğinde yeni tesis kurulmasını da içeriyor. Tüm ürünler birlikte ele alındığında katsayı yaklaşık <strong>1,3</strong>. Riskli ithalat ürünlerinde ise ortalama <strong>iki kat</strong> üretim gerekiyor. Fark, bazı ürünlerde çok daha büyük: Belirli ilaç etken maddelerinde üretimin beş katı, yapay zekâ sunucularında on katı aşması gerekiyor. Elektronik sektörünün genel katsayısı <strong>2,4</strong>; üç riskin birden birleştiği elektronik ürünlerinde ortalama katsayı yaklaşık <strong>9,5</strong>. Bu rakamlar fabrikaların tamamının sıfırdan kurulması gerektiği anlamına gelmiyor. Fakat özellikle ileri elektroniklerde, mevcut ABD üretiminin ithalatın yerini alacak ölçeğe ulaşması için büyük ve uzun soluklu yatırımlar gerektiğini gösteriyor.</p>
<h2>Âtıl kapasite ne kadar işe yarar?</h2>
<p>Rapora göre ABD imalat sanayisinin 2025’teki kapasite kullanım oranı, son on yılın zirvesinin yaklaşık dört puan altındaydı. Mevcut fabrikalar yeniden o yüksek kullanım düzeyine çıkabilirse teorik olarak <strong>660 milyar dolarlık ek üretim</strong> mümkün olabilir. Bunun <strong>280 milyar doları ulaştırma ekipmanlarından</strong>, <strong>80 milyar doları metallerden</strong>, <strong>60 milyar doları ahşap ve kâğıt ürünlerinden</strong> geliyor. Ancak 660 milyar doların tamamını dış ticaret açığında beklenen bir düşüş gibi okumamak gerekiyor. Ek üretimin yaklaşık <strong>530 milyar dolarlık bölümünün teorik olarak mevcut ithalatın yerini alabileceği</strong> hesaplanıyor. Bunun gerçekleşmesi, üreticilerin rekabetçi fiyatlarla alıcı bulmasına, uygun iş gücüne ve tedarik girdilerine erişmesine bağlı. Üstelik boş kapasite, stratejik kırılganlıkların merkezinde sınırlı bir çözüm sunuyor. Elektronikte mevcut tesislerin daha yoğun çalışması yaklaşık <strong>44 milyar dolarlık</strong> ek üretim sağlayabiliyor; bu da sektör ithalatının yalnızca <strong>yüzde 5’i</strong> civarında. Rapora göre kapasite kullanımını artırmak, en az iki risk taşıyan ithal ürünlerin ancak küçük bir bölümünde anlamlı ikame sağlayabilir. Kısacası mevcut fabrikalardan daha fazla üretim almak kısa vadede değerli bir fırsat. Fakat yarı iletkenlerden yapay zekâ donanımına uzanan hassas alanlarda temel ihtiyaç, yeni kapasite ve onu besleyecek tedarik zinciri.</p>
<h2>İki trilyon dolarlık hesabın içinde ne var?</h2>
<p>Raporda, riskli ürünlerin ABD’de üretilmesi ve bunların üretiminde kullanılan girdiler için yerli tedarik zincirleri kurulmasının yaklaşık <strong>2 trilyon dolarlık yatırım</strong> gerektirebileceğini tahmin ediliyor. İlk üretim aşamasına yönelik tesis ve ekipmanlar yaklaşık <strong>500 milyar dolar</strong>; riskli ara girdilerin üretimi yaklaşık <strong>500 milyar dolar</strong>; daha geniş ara malı zincirinin kurulması ise yaklaşık <strong>1 trilyon dolar</strong> olarak hesaplanıyor. Bu, tek seferde yapılacağı ilan edilmiş bir yatırım programı değil, belirli bir üretim hedefinin büyüklüğünü göstermek için hazırlanmış belirsizlik içeren bir tahmin. Üstelik bu hesap enerji altyapısı, diğer destekleyici altyapı ve kritik minerallerin madenciliği için gerekebilecek bütün yatırımları kapsamıyor. Finansman bulunsa bile uzman iş gücü, elektrik arzı, izin süreçleri ve tedarikçilerin eş zamanlı büyümesi belirleyici olacak. Yeni bir fabrikanın açılması ile ürünün bütün değer zincirinin güvence altına alınması arasında büyük fark var.</p>
<h2>İş dünyası için doğru soru</h2>
<p>ABD’nin sanayi tartışması küresel şirketlere de bir karar çerçevesi sunuyor. Her ürünü yerelleştirmek ekonomik olarak gerekli veya uygulanabilir olmayabilir. Buna karşılık üretimi az sayıda tedarikçiye bağlı, kesintisi ağır sonuçlar doğurabilecek girdiler için tek ölçütün en düşük satın alma fiyatı olması da yeterli değil. Şirketlerin ürün bazında şu sorulara cevap vermesi gerekiyor: Kesinti halinde üretim ne kadar süre devam edebilir? Alternatif tedarikçi aynı kalite ve ölçekte üretim yapabilir mi? Yerli kapasite kurmak, farklı ülkelerden tedarik etmek veya ürünü yeniden tasarlamak seçeneklerinden hangisi daha uygulanabilir? Bu cevap, sektör kadar ürünün kendisine de bağlı.</p>
<p>Raporun en güçlü mesajı burada yatıyor: <strong>Sanayi kapasitesi ancak doğru ürünlerde, rekabetçi bir iş modeli ve eksiksiz bir tedarik ağıyla kurulduğunda stratejik dayanıklılığa dönüşür.</strong> Önümüzdeki dönemin sanayi politikası, her şeyi içeride üretme iddiasından çok, hangi bağımlılığın hangi araçla azaltılacağını belirleme becerisiyle sınanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-hedefin-ekonomik-sinirlari-89977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik hedefin ekonomik sınırları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-yuzde-30-diyor-89976</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stellantis yüzde 30 diyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Stellantis, Brüksel'in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisini dışlamasını engellemek için yüzde 30'luk esneklik marjını bir diplomatik kalkan olarak kullanırken, Tofaş cephesinde de "ürün geri dönüşü" ve "bölgesel ihracat odaklı üretim" ile somut, icraata dayalı bir Plan A'yı devreye almış durumda.</strong></p>
<p>Avrupa otomotiv endüstrisi, 2026’nın bu sonbaharında iki devasa dalganın çarpışma noktasında duruyor: Bir yanda elektrikli araçlarda maliyet ve teknoloji üstünlüğünü ele geçiren Çinli üreticilerin tırmanan rekabeti, diğer yanda Brüksel’in sanayi tabanını korumak için kurguladığı giderek sertleşen korumacılık duvarları. Paris’te geçtiğimiz hafta düzenlenen Mondial de l’Automobile fuarında Stellantis CEO’su Antonio Filosa ile yaptığımız söyleşide son strateji değerlendirmelerini, Avrupa Komisyonu’nun gündemine aldığı "Made in Europe" vizyonu ve bunun arkasındaki Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) dinamiklerine dair ne kadar net ve proaktif davrandıklarını sorduk. Filosa, ayrıca Çin ile AB arasında açıklanan hibrit anlaşmasını yalnızca bir "ilk kilometre taşı" olarak gördüğünü, asıl hedefin Avrupa otomotiv sanayisini koruyacak, teşvik edecek ve ödüllendirecek güçlü bir "Made in Europe" regülasyonuna ulaşmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Asıl savaş alanının ise Brüksel’in üretimden tedarik zincirine kadar her aşamayı denetim altına almayı hedeflediği IAA ve yerlilik mevzuatları olduğunu belirtiyor.</p>
<h2>AB’deki korumacı rüzgarlar, Türkiye için sanayi sınavı demek</h2>
<p>Stellantis’in bu konudaki temel argümanı son derece net; “Avrupa’da satılan araçlarının yüzde 85’ini zaten bölgede üreten, Ar-Ge’si, mühendisliği, tasarımı ve tedarik ağıyla kıtaya kök salmış bir devin, sırf nihai montajın yapıldığı coğrafi sınırlara hapsedilmiş dar bir "yerlilik" tanımıyla cezalandırılması, Avrupa sanayisinin kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelir… Oysa bu derin entegrasyonun Brüksel tarafından katı kurallarla değil, akılcı teşviklerle desteklenmesi gerekiyor!</p>
<p>İşte bu korumacı rüzgarlar, Gümrük Birliği’nde olmasına rağmen siyasi sınırları Avrupa Birliği dışında kalan Türkiye için yepyeni bir jeopolitik ve sanayi sınavı anlamına geliyor. Brüksel’de masaya yatırılan yüzde 70 yerli içerik kuralı ve teşviklerin doğrudan AB sınırları içine odaklanma riski, Avrupa otomotiv tedarik zincirinin ana omurgalarından biri olan Türkiye’yi dışarıda bırakma tehlikesi barındırıyor. Stellantis yönetimi, bu riski bertaraf etmek ve grubun küresel maliyet rekabetçiliğini korumak için Brüksel nezdinde yoğun bir lobi faaliyeti yürüterek, katı kuralların yanına mutlaka yüzde 30’luk bir "esneklik marjı" konulmasını talep ediyor. Stellantis’in ve Avrupa otomotiv endüstrisinin tarihsel ayak izini koruması açısından hayati olduğunu belirtirken, açıkça Türkiye ve Fas gibi stratejik üretim üslerinin gelecekteki sürdürülebilir ihracat akışını garanti altına almanın tek yolunun bu esneklik olduğunu ifade etti. Brüksel’in alacağı nihai karar henüz belirsizliğini korusa da, eğer IAA, esneklikten yoksun katı bir "sadece AB içinde üretim" dayatmasına dönüşürse, Bursa’daki Tofaş tesislerinin Avrupa pazarındaki ihracat rekabetçiliği, AB üyesi ülkelerdeki tesisler karşısında ağır yara alacak. Stellantis, Türkiye’yi sadece bir satış pazarı olarak değil; mühendislik kapasitesi, yedek parça operasyonları ve entegre sanayi gücüyle grubun Avrupa’daki en kritik üçüncü ana pazarı ve vazgeçilmez bir üretim üssü olarak konumlandırarak, Brüksel’in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisine zarar vermesini engellemeye çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa tedarik zincirinin ana omurgası olarak bu esneklik şemsiyesinin altında tutulması ve ayrımcı sanayi politikalarından korunması gerektiği belirtilirken; Tofaş özelinde, "Made in EU" sınırları dışında kalınması durumunda bir "Plan B" olup olmadığı sorumuza Filosa’nın cevabı son derece kesin ve stratejikti; "Bizim sadece bir Plan A'mız var." Fiat'ın son dönemde Türkiye'de pazar payı kaybetmesinin temel nedeninin Tofaş'ta üretilen Fiat ürün gamının kademeli olarak iptal edilmesi olduğunu, otomotiv işinin nihayetinde bir "ürün işi" olduğunu ve ürün olmadan pazar payının korunamayacağını net bir dille ifade etti. ”Bu nedenle Plan A, doğrudan Tofaş'a yeni ürün tahsis etmekten geçiyor.” Fiat için yeni modellerin Bursa'ya getirilmesi hedeflenirken, aynı dönemde Opel'in Türkiye'deki pazar payını önemli ölçüde artırarak bu geçiş dönemini dengelediği ve artık Fiat'ın eski gücüne kavuşturulmasının öncelikli hedef olduğunu vurguluyordu.</p>
<p>Üretim ve kapasite stratejisi açısından da Tofaş'ın rolü net bir şekilde yeniden tanımlandı. K9 platformu özelinde yürütülen operasyonda, Avrupa Vigo fabrikasının Avrupa pazarına yönelik üretim yapmaya devam edeceği, Tofaş'ın ise öncelikle Türkiye yerel pazarının ve Orta Doğu-Afrika bölgesinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir ihracat üssü olarak konumlandırılacağı belirtildi. Bu yaklaşım, Tofaş'ı sadece bir montaj hattı olmaktan çıkarıp, bölgesel dinamiklere hitap eden, mühendislik ve tedarik zinciri entegrasyonuyla güçlendirilmiş stratejik bir pivot noktası olarak konumlandırıyor.</p>
<h2>Stellantis’in Türkiye’deki en önemli kozu…</h2>
<p>Sonuç olarak Stellantis, Brüksel'in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisini dışlamasını engellemek için yüzde 30'luk esneklik marjını bir diplomatik kalkan olarak kullanırken, Tofaş cephesinde de "ürün geri dönüşü" ve "bölgesel ihracat odaklı üretim" ile somut, icraata dayalı bir Plan A'yı devreye almış durumda.</p>
<p>Bu regülasyon savaşının gölgesinde Stellantis’in Türkiye’deki en önemli kozu, hafif ticari araçlardaki radikal yerlileşme hamlesi... K0 ve K9 projeleriyle Combo, Vivaro gibi modellerin Bursa’ya çekilmesi ve yerliliğin %90’a çıkarılması, hem "Made in Europe" zorlamasına karşı mevzi kazanımı hem de elektrikli dönüşümdeki TCO maliyetlerine karşı bir sigorta... Düşen pazarda dahi fabrika doluluk ve nakit akışını garantiye alıyor.</p>
<p>Binek tarafta ise 2028’deki yeni elektrikli Corsa ve Leapmotor altyapılı C-SUV gelene kadar, Tofaş ve Opel’in fiyat-marj-pazarlama ayaklı "Köprü Planı" ile 2027 geçiş döneminin kriz yönetimi yapılıyor. Uygun fiyatlı segmentte Peugeot’nun STLA1 platformlu E208’i ve Citroën’in 15 bin Euro’luk 2CV projesi ise IAA’nın sonucunu bekliyor. Stellantis, Brüksel’e 15 bin Euro’luk bir aracı 100 bin Euro’luk lüks araçla aynı regülasyona tabi tutmanın, Avrupa’yı uygun fiyatlı segmentte Çinlilere teslim edeceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Avrupa’daki kapasite fazlası için "tesis kapatma, kapasiteyi paylaşma" modeli devrede. İspanya’da Leapmotor, Fransa’da Voyah ile yapılan üretim ortaklıkları, Brüksel’in baskısına uyarken istihdamı koruyor. Stellantis, tek bir teknolojiye hapsolmadan, çoklu enerji stratejisiyle hem Avrupa’nın yavaşlayan EV talebini hem de Türkiye ve Fas gibi stratejik pazarların gerçeklerini okuyarak küresel tedarik ağını "Avrupa mühendisliği" altında meşrulaştırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-yuzde-30-diyor-89976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stellantis yüzde 30 diyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-sanayi-duvari-turkiyenin-sinavi-89975</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın yeni sanayi duvarı: Türkiye’nin sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği, Türkiye’ye kapıyı bütünüyle kapatmıyor. Ancak kapının koşullarını ve yerini değiştiriyor. Yeni dönemde Avrupa pazarına girmek kadar, Avrupa’nın kamu kaynaklarından ve sanayi teşviklerinden yararlanabilmek de belirleyici olacak. Türkiye bu dönüşümün dışında kalırsa, Avrupa için önemli bir üretim ortağı olmayı sürdürebilir; fakat Avrupa’nın korumak istediği sanayinin geleceğinde daha sınırlı bir role itilebilir.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, Çin’in yükselen sanayi gücü karşısında ekonomik savunma hattını yeniden kuruyor. Ancak bu yeni hattın sınırları yalnızca gümrük vergileriyle çizilmiyor; Kamu ihaleleri, devlet teşvikleri, yerli üretim koşulları ve karbon kuralları, Avrupa pazarına erişimin yeni ölçütleri haline geliyor.</p>
<p>Türkiye açısından asıl risk de burada: Avrupa’nın üretim zincirlerine yıllardır entegre olan Türk sanayisi, AB'nin yeni düzeninde ayrıcalıklarını kaybetmekle karşı karşıya.</p>
<h2>Çin'e karşı yeni Avrupa duvarı</h2>
<p>Avrupa’nın sanayi politikasındaki değişimin arkasında Çin’le büyüyen ticaret dengesizliği, sübvansiyonlarla desteklenen üretim kapasitesi ve Avrupalı üreticilerin rekabet gücüne ilişkin kaygılar bulunuyor. Otomotivde başlayan tartışma artık kimya, sanayi makineleri, çelik, mobilya ve rüzgâr enerjisi ekipmanları gibi sektörlere de uzanıyor.</p>
<p>Brüksel’in Çin'le mücadele etmek için üzerinde çalıştığı yöntem, yalnızca belirli ürünlere ek vergi veya kota getirmekten ibaret değil. Avrupa Komisyonu, mevcut ticari savunma araçlarının daha etkin kullanılmasını ve stratejik sektörlerde üretimin Avrupa’ya yönlendirilmesi üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Avrupa bu arayış çerçevesinde serbest ticaretin kurallarını tümüyle terk etmese de, pazar erişimini sanayi politikasıyla daha sıkı biçimde ilişkilendiriyor. Kamu parasının hangi üreticiye gideceği, hangi yatırımın teşvik edileceği ve hangi ürünün Avrupa menşeli sayılacağı artık ticaretin teknik ayrıntıları olmaktan çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’nin sorunu ise Çin’e karşı geliştirilen bu yöntemin,  kendisini de kapsayabilecek olması.</p>
<h2>“Made in Europe” Türkiye’ye kapıyı daraltıyor</h2>
<p>AB'nin gündeme getirdiği ve tartıştığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act) ve bununla bağlantılı “Made in Europe” yaklaşımı, bu açıdan kritik önemde. Avrupa Komisyonu'nun 4 Mart 2026’da sunduğu taslak, stratejik sektörlerde kamu alımları ve teşvikler üzerinden Avrupa üretimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde önerilen koşullar, tartışmanın yönünü açıkça gösteriyor: Kamu alımlarına ve teşviklere erişimde aracın AB içinde monte edilmesi ve batarya hariç parça değerinin en az yüzde 70’inin Birlik kaynaklı olması öngörülüyor.</p>
<p>Gümrük Birliği kapsamındaki parça ve girdilerin kullanılması ile nihai ürünün nerede monte edildiği arasında ise önemli bir ayrım bulunuyor. Bu ayrım Türkiye için hayati; Bu yeni yaklaşıma göre, Türkiye'de üretilen bir otomotiv parçasının Avrupa üretim zincirine dahil edilmesi, aynı fabrikada monte edilen aracın da Avrupa menşeli kabul edileceği anlamına gelmeyebilir. Türkiye’den Avrupa’ya giden ürün gümrük vergisinden muaf olsa bile, üreticisi AB içindeki kamu ihalesinde veya teşvik programında dezavantajlı konuma düşebilir.</p>
<p>Tartışma henüz sonuçlanmış değil. Dolayısıyla taslağın nihai biçimi ve Türkiye’nin kapsam içindeki konumu kesinleşmiş değil. Ancak bu belirsizlik, Ankara’nın rahatlamasını değil, harekete geçmesini gerektiriyor.</p>
<h2>Paris-Berlin uzlaşması; Türkiye pazarlığa dahil olamadı</h2>
<p>Fransa ile Almanya arasında sadece birkaç gün önce otomotiv sektörünün geleceğine ilişkin varılan uzlaşma da, tartışmayı yeni bir aşamaya taşıdı.</p>
<p>Uzlaşmayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron açıkladı. Macron, Almanya ile hedeflerinin hem iklim politikalarını sürdürmek hem de Avrupa’daki üretimi ve istihdamı korumak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Guardian’ın aktardığı ortak Fransız-Alman belgesine göre İngiltere’nin, Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan tarifeler konusunda AB çizgisiyle uyum sağlaması koşuluyla otomotivde “Made in Europe” kapsamına alınmasının önü açıldı.</p>
<p>Buradaki asıl dikkat çekici nokta, AB üyesi olmayan İngiltere için koşullu da olsa "Made in Europe" için kapı açılırken, AB ile on yıllardır Gümrük Birliği içindeki Türkiye için benzer bir açılımın yapılmıyor olması. Fransa ve Almanya’nın kendi aralarındaki bu uzlaşma, Türkiye’nin ekonomik entegrasyonunun siyasi pazarlık masasında otomatik bir ağırlık yaratmadığını gösteriyor. Aynı uzlaşma çerçevesinde Türkiye gibi, Japonya, Güney Kore ve Fas gibi ülkeler de dışlanır duruma düşüyorlar.</p>
<h2>Risk sadece otomotiv sektörü ile ilgili değil</h2>
<p>Türkiye açısından tehlikenin boyutunu görmek için rakamlara bakmak yeterli;  Otomotiv sektörü, 2025’te 41,5 milyar dolarla Türkiye’nin ihracat şampiyonu oldu. Sektör ihracatının yüzde 72,5’i AB pazarınaydı.</p>
<p>Türkiye’den AB’ye giden otomobillerin yalnızca yüzde 1,3’ünün elektrikli olması, ilk bakışta mevcut ticaretin henüz sınırlı etkileneceği izlenimini yaratabilir. Oysa asıl mesele bugünkü araçların durumu değil, otomotiv sektörünün hangi teknoloji ve üretim modeliyle geleceğe taşınacağı.</p>
<p>Elektrikli araç yatırımları, batarya üretimi, yeni montaj hatları ve tedarikçi ağları önümüzdeki yılların rekabetini belirleyecek. Kamu teşviklerinin ve ihalelerin Avrupa’da üretim şartına bağlanması, yeni yatırımların hangi ülkede yapılacağı kararını etkileyebilir. Türkiye kapsam dışında kalırsa sorun yalnızca mevcut ihracatın maliyetinin artması olmayacak; gelecekteki yatırımların başka ülkelere kayması da gündeme gelecek.</p>
<p>Dolayısıyla “Made in Europe” meselesi, otomotiv ihracatında pazar kaybetme ihtimalinden çok daha geniş bir anlam taşıyor.</p>
<p>Türkiye’de faaliyet gösteren Avrupalı otomotiv şirketleri, mevcut üretim ve tedarik ağlarından yararlanıyor. Türkiye’nin yeni teşvik ve kamu alımı düzenlemelerinde dışarıda bırakılması, yalnızca Türk üreticileri değil, bu şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarını ve tedarikçi ağlarını da etkileyebilir.</p>
<p>Burada Ankara’nın önünde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir seçenek var: Türkiye, kendi teşvik ve kamu alımı politikalarında benzer bir üretim ve menşe yaklaşımını uygulamalı mı? Böyle bir adımın maliyeti, hukuki sonuçları ve Avrupa şirketlerine etkisi dikkatle hesaplanmalı.</p>
<h2>Sanayi politikası AB’nin ortak dış politikasına bağlanabilir</h2>
<p>Avrupa Parlamentosu’nda gündeme gelen değişiklik önerileri, tartışmanın yalnızca ekonomik boyutla sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor. Fransız parlamenterlerin sunduğu önerilerden birinde, AB aday ülkelerinin kapsama alınması için Birliğin ortak dış ve güvenlik politikasına yüzde 80’in üzerinde uyum şartı getirilmesi öngörülüyor.</p>
<p>Bu, kabul edilmiş bir düzenleme değil. Ancak gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin Avrupa sanayisine ne kadar entegre olduğu kadar, AB’nin dış politika kararlarıyla ne ölçüde uyumlu olduğu da önem kazanabilir. Böyle bir yaklaşım, sanayi politikasını ekonomik rekabetin ötesine taşıyarak siyasi tercihlerin de aracı haline getirebilir.</p>
<h2>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi zorunluluk haline geldi</h2>
<p>Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde bugünkü temel açmazı, Gümrük Birliği’nin getirdiği yükümlülükleri üstlenirken Avrupa’nın yeni sanayi ve ticaret politikalarının hazırlanmasında aynı ölçüde söz sahibi olamaması.</p>
<p>1996’dan bu yana Türkiye, sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla Avrupa ekonomisine derin biçimde bağlandı. Ancak Gümrük Birliği, Türkiye’yi AB’nin bütün ekonomik kararlarında otomatik olarak eşit konuma getirmiyor.</p>
<p>Avrupa artık yalnızca tarifeleri değil, kamu parasının nasıl kullanılacağını, hangi üretimin destekleneceğini ve tedarik zincirlerinin nerede kurulacağını da belirliyor.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi artık bir "lüks" olmaktan çıkıp, Türkiye’nin Avrupa’nın yeni ekonomik düzenindeki konumunu güvence altına alabilmesi için bir "zorunluluk" haline gelmiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için acilen harekete geçme zamanı</span></h2>
<p>Avrupa, Çin karşısında sanayi gücünü korumak için kurallarını yeniden yazıyor. Bu süreçte Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinin parçası olması, yeni ayrıcalıklardan yararlanmasını garanti etmeyebilir. Gümrük Birliği’nin varlığı da kamu ihaleleri, teşvikler ve stratejik sektörlerde uygulanacak yeni kuralların dışında kalınmayacağının teminatı değil.</p>
<p>Ankara’nın önceliği, Komisyonun taslağı, Avrupa Parlamentosu’ndaki değişiklikler ve üye ülkeler arasındaki pazarlıklar tamamlanmadan Türkiye’nin statüsünü güvence altına almak olmalı. Bunun için Brüksel’deki temasların yoğunlaştırılması, otomotiv sektörünün yanı sıra çelik, kimya ve diğer stratejik alanlardaki risklerin birlikte değerlendirilmesi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yeniden öncelik kazanması gerekiyor.</p>
<p>Üstelik Türkiye’nin Avrupa pazarına erişimini yalnızca mevcut ihracat rakamları üzerinden değerlendirmek de artık yeterli değil. Geleceğin elektrikli araçları, batarya teknolojileri ve düşük karbonlu sanayi yatırımları için hangi ülkelerin tercih edileceği de bugünden şekilleniyor.</p>
<p>Avrupa Birliği, Türkiye’ye kapıyı bütünüyle kapatmıyor. Ancak kapının koşullarını ve yerini değiştiriyor. Yeni dönemde Avrupa pazarına girmek kadar, Avrupa’nın kamu kaynaklarından ve sanayi teşviklerinden yararlanabilmek de belirleyici olacak. Türkiye bu dönüşümün dışında kalırsa, Avrupa için önemli bir üretim ortağı olmayı sürdürebilir; fakat Avrupa’nın korumak istediği sanayinin geleceğinde daha sınırlı bir role itilebilir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin yapması gereken otuz yıllık entegrasyonun sağladığı kazanımları tekrarlamak değil, bu kazanımların yeni sanayi düzeninde de geçerli olmasını sağlayabilmek olmalı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-sanayi-duvari-turkiyenin-sinavi-89975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/77-1792385518.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’nın yeni sanayi duvarı: Türkiye’nin sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-iklimi-endeksi-guclenince-ihracat-artar-mi-89974</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat İklimi Endeksi güçlenince ihracat artar mı? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin ihracat iklimi endeksi ile ihracatımızın miktarı arasında güçlü bir ilişki vardı. İhraç ettiğimiz mal miktarı, iklim endeksinin seyriyle uyumlu bir görünüme sahipti. Ancak son dönemde ilişkinin zayıfladığını görüyoruz.</strong></p>
<p>“<em>Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, Eylül 2026'da 0,5 puan artarak 53,2 seviyesine yükseldi ve son 52 ayın en yüksek düzeyine ulaştı</em>”. Bu, İstanbul Sanayi Odası’nın iki hafta önceki açıklaması.</p>
<p>İklim endeksi, imalat sektörünün ihracat pazarlarında yer alan 40’ı aşkın ülkenin PMI  üretim endekslerinin ağırlıklandırılması ile hesaplanıyor. Ağırlıklar ise Türkiye sanayi ihracatından ülkelerin bir önceki yıl aldıkları paylara göre belirleniyor.</p>
<p>Veri açıklandığında gelen bazı yorumlar, ihracatımız ile iklim endeksi ile arasındaki ilişkinin çok iyi bilinmediğini gösteriyor. Size birkaç başlık ile bu ilişkiyi resmetmeye çalışacağım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a1597e9c0-1792385369.png" alt="" width="654" height="338" /><strong>1- </strong>İhracat iklimi endeksi Türkiye için mevcut durumu değil, ihracat potansiyelini gösterir. Endeks, hedef pazarlarımızın PMI üretim endekslerinin ortalaması ile hesaplanıyor. Buradaki mantık, “hedef pazarlarımızda ekonomik aktivite güçlendikçe, bu ülkelerin ithalat talebinin de artacağı” üzerine kurulu.  Ancak ithalat talebinin artması, bu ek talebin Türk ihracatçıları tarafından karşılanacağı anlamına gelmiyor. Tedarik Türkiye tarafından da karşılanabilir; başka ülkeler tarafından da.</p>
<p><strong>2- </strong>İşte bu noktada sektör faktörü devreye giriyor. Artan talep hangi sektörler kaynaklı? Türkiye’nin kapasite ve yetkinlik sahibi olduğu sektörlerde mi, yoksa değil mi? Olanlar da var olmayanlar da; ama biz bu aşamada öyle olduğunu, yani talep artışı olan ürünlerde Türkiye’de belirli bir birikim ve hazır kapasite olduğunu varsayalım.</p>
<p><strong>İhracat fiyatları, son yıllarda </strong><strong>rakiplerimize göre hızla artıyor</strong></p>
<p><strong>3- </strong>Peki bizim ihracata konu edeceğimiz ürünlerde fiyatımız ne düzeyde? Satacak malımız var ama rakiplerimize kıyasla fiyatımız ne ve nasıl bir değişim gösteriyor. İşte bu son dönemde sıkıntı yaşanan alanlardan biri çünkü, genel olarak Türk mallarının ihracat fiyatları son birkaç yıldır, rakiplerimize göre hızla artıyor, yani pahalılaşıyor. Bu yüzden küresel talep artışına rağmen, bazı sektörlerde ihracatımız geriliyor, bazılarında yatay seyrediyor.</p>
<p><strong>4- </strong>İhracat iklim endeksi bir öncü gösterge. Peki neyin öncüsü? Kimi zaman “iklim endeksi artıyor ama neden ihracat düşüyor?” (ya da tersi) gibi sorular geliyor. Karşılaştırmayı ilgili dönemde açıklanan dolar bazlı ihracatla yapmak doğru değil. Doğru olan, iklim endeksi ile ihracat miktar endeksindeki değişimi kıyaslamak. Öyle ya; dış talepte reel bir artış varsa, sektör ve fiyatlarda da uyum varsa, bu bizim ihracatımızın miktar bazında artmasını sağlamalı. İşte bu açıdan baktığımızda, iki veri aynı grafik üzerinde şöyle görünüyor.</p>
<p><strong>5- </strong>Türkiye’nin ihracat iklimi endeksi ile ihracatımızın miktarı arasında güçlü bir ilişki vardı. İhraç ettiğimiz mal miktarı, iklim endeksinin seyriyle uyumlu bir görünüme sahipti. Ancak son dönemde ilişkinin zayıfladığını görüyoruz. İklim endeksindeki güçlenmeye rağmen, ihracat miktarımız hafifçe geriliyor. İklim son 52 ayın en yüksek düzeyinde fakat sattığımız mal miktarı aynı dönemdeki zirvesinin yüzde 15 altında. Bunun birden çok nedeni var ama gördüğüm kadarıyla en baskın olanı, mallarımızın fiyatlarının yakın geçmişte çok yükselmesi ve talebin alternatif tedarikçilere kaymaya başlaması.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-iklimi-endeksi-guclenince-ihracat-artar-mi-89974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat İklimi Endeksi güçlenince ihracat artar mı?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimcilar-acil-cikis-kapisina-yoneliyor-89973</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’nın fon krizini çözümlemek için attığı somut adımlar sonrasında, Türkiye’nin MSCI Gelişmekte Olan Ülke endeksinden çıkarılacağına inanmıyoruz. Ama cuma günkü satış, piyasanın bizim gibi  düşünmediğini gösteriyor. </strong></p>
<p>Yapay zekâ hisselerinde sert satış ile haftaya başlıyoruz. Beklentilerden yüksek ABD çekirdek enflasyonu ile başlayan satış, kaldıracı yüksek yapay zekâ altyapı şirketlerinde borcun ödenebilirliğine yönelik endişelerle sertleşti. Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor. </p>
<p>Yarı iletken, hafıza, yapay zekâ altyapı hisseleri 10 -%25 arasında haftalık kayıpla en zayıf sektörler oldu. Yapay zekâ temasından defansif sektörlere yönelme sayesinde enerji, kamu hizmetleri, sağlık, temel tüketim pozitif ayrıştı. ABD endeksleri %2-%4 arasında kayıpla haftayı kapattı.</p>
<p><strong>Vadeli piyasalar artık daha </strong><strong>uzun sürecek bir savaş fiyatlıyor</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarının mayıs ayı sonrası gördüğü en yüksek seviyelere ulaşması küresel risk iştahını bozan diğer gelişme. İran'ın Hürmüz Boğazı’nda saldırıları artırması, Husilerin Arabistan'ın havalimanlarını ve enerji alt yapısını vurması ile aralık vadeli Brent petrol 110 dolara yaklaştı. Savaşın ilk döneminin tersine vadeli piyasalar artık daha uzun sürecek bir savaş fiyatlıyor. </p>
<p>Borsa İstanbul haftalık yüzde 5.0’a yaklaşan kayıpla ocak başında gördüğü en düşük seviyeye yaklaştı. Küresel satışlar ve enerji fiyatlarındaki yükseliş zaten Borsa İstanbul’u baskılıyordu. MSCI tarafından Malezya ve Türkiye’ye yapılan uyarı Cuma günü satış dalgasının derinleşmesinde etkili oldu. </p>
<p>Ankara’nın fon krizini çözümlemek için attığı somut adımlar sonrasında biz Türkiye’nin MSCI Gelişmekte Olan Ülke endeksinden çıkarılacağına inanmıyoruz. Ama cuma günkü satış piyasanın bizim gibi  düşünmediğini gösteriyor. </p>
<p>Haftaya piyasaların gündeminde Orta Doğu'da gelişmeler, Nvidia Küresel Teknoloji Konferansı, Meta sonuçları öne çıkacak. ABD - İran görüşmeleri yeniden başlamazsa Hürmüz ve Babülmendep’in eşanlı olarak uzun süre kapalı kalacağı bir senaryo ihtimali artar ve Brent petrol 120 doların üzerini hedefler. Nvidia konferansında yapılacak açıklamalar ve Meta’nın paylaşacağı hedefler piyasalardaki karamsar havayı dağıtabilir. MSCI uyarısı sonrası Türkiye varlıklarında satış devam ederse alış fırsatı olarak görürüz. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimcilar-acil-cikis-kapisina-yoneliyor-89973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bist-borsa-istanbul-endeks.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-bu-piyasalari-sus-olsun-diye-kurmadik-89972</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MSCI, “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.</strong></p>
<p>Morgan Stanley Capital Investments (MSCI) Yükselen Piyasalar (Emerging Markets Free--EMF) endeksini 1988 yılından beri yayımlıyor, benim bildiğim. Seçilmiş gelişmekte olan ülkelerin borsa performanslarını izlemek için başlatılmış bu endeks çalışması.</p>
<p>Türkiye bu endekse 1989 yılında dahil edilmiş. 1990 başından itibaren de rakamlar toplanmaya başlanmış. Geçen hafta bu nedenle, “fon krizi adı altında takip edilen, organize borsa dolandırıcılığı şebekesi hadisesi” üzerine MSCI tarafından yapılan açıklama önemliydi doğrusu.</p>
<p>Ne dedi MSCI? “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim.” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.</p>
<p>1989 yılında o endekse dahil olabilmek Türkiye 1981’den beri çalışıyordu. O iş bir günde olmadı. Gelin anlatayım. Bir çuval inciri berbat etmeyelim.</p>
<p><strong>Önce uluslararası fon akımlarının biçimi değişti</strong></p>
<p>MSCI Yükselen Piyasalar endeksi 1988’lerde başlatılıyor ama MSCI endekslerinin başlangıcı 1968 aslında. Nedir? Amerikan piyasalarında uluslararası sermaye piyasalarını takip etmek için bir endeks geliştirme fikri, yükselen piyasalardan daha önce. Amerikalılar önce diğer gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarına sonra bizim gibi ülkelere gelmeye başladılar.</p>
<p>Neden? 1980’lere kadar aslında uluslararası fon akımları devletten devlete krediler biçimindeydi. Ancak 1980’lerden sonra uluslararası fon akımları sermaye piyasaları vasıtasıyla gerçekleştirilmeye başlandı. Endekslerin ortaya çıkışı fon akımlarının hedefleri ile yakından alakalı. Önceleri böyle bir ihtiyaç yoktu. 1980 demek, bundan kırk yıl önce filan demek dikkatinizi çekeyim. Yeni yani.</p>
<p>Geçiş öyle birdenbire de olmadı doğrusu. Eskiden yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da da mevduat faizleri üzerinde kamu kontrolü vardı. Ancak 1970’lerin petrol krizi ve oralarda hissedilmeye başlanan enflasyon Amerikan tasarruf sahibini önce reel getiri arayışına yöneltti. Sonra işler gelişti.</p>
<p>İlk eurobond piyasaları  o dönemde böyle ortaya çıktı. Böyle bakarsanız hadiseyi aslında ilk eurobond ihracının olduğu 1963’e kadar götürebilmek mümkün. MSCI endeksine ihtiyaçta böyle başladı elbette. İlk eurobond 1963 ise, MSCI endeksi de 1968. Not edeyim.</p>
<p><strong>Türkiye uluslararası fon akımlarındaki değişime intibak etti</strong></p>
<p>Ama 1980’ler uluslararası fon akımlarının devletten devlete kredi biçiminde olmaktan çıkıp, piyasaya dayalı hale geldiği yıllar. Piyasaya dayalı demek, sermaye piyasası araçları vasıtasıyla fon aktarımı demek. Türkiye bu değişikliği ilk fark eden ülkelerden biri oldu doğrusu. Fon akımları sermaye piyasası enstrümanları ile yapılmaya başlayınca Türkiye “finansal liberalizasyon” yolunda tedbir alan ilk ülkelerden biri oldu.</p>
<p>Neden? Türkiye, normal iktisadi faaliyetini sürdürebilmek için, yabancı tasarruflara ihtiyaç duyan bir ülke. Hep cari işlemler açığı verdik. Hep bu açığı batıdan gelen yabancı tasarruflarla finanse ettik. Farklı bir dönem yok tarihimizde.</p>
<p>Uluslararası fon akımlarının biçimi değişmeye başlayınca, Türkiye de sermaye piyasalarını inşa etmeye başladı doğal olarak. Yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni kanalları açmak üzere çıkardık esasen Sermaye Piyasası Kanunu’nu 1981 yılında. O nedenle kurduk, Sermaye Piyasası Kurulu’nu 1982’de.</p>
<p>O yıllardaki banker krizi hadisesi, aynı Amerika’daki gibi bizdeki mevduat faizi kontrollerinden kaynaklanmıştı. Onu da ifade edeyim. Reel getiri arayışı, orada eurobond piyasalarını yarattı, bizde ise banker faciasını. Kurumsal altyapı farkı işte.</p>
<p>Dikkat edin, Amerika’daki mevduat faizi kontrol sistemi 1980’de kalktı, piyasalar serbestleşti. Bizde aynısını yaptık, yabancı tasarruflar ülkeye akabileceği yeni kanallar kurmaya başladık.</p>
<p>“Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık” dediğim o işte. Hisse senedi piyasası, tahvil piyasası, kamu menkul kıymetleri piyasası hep cari işlemler açığımızı finanse etmemize imkan verecek yabancı tasarruflar, bizim buraya yabancı paralar vasıtasıyla güvenle gelebilsin diye inşa edildi.</p>
<p>Ben mesela Borsa İstanbul’dan önce İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)’nin nasıl açıldığını hatırlıyorum. 1986 yılında. Hep o tarihten sonra işte. Önce hisse senedi ve tahville ilgili düzenlemeler yapıldı, halka açılma süreçleri belirlendi, sonra opak bir biçimde işleyen hisse senedi piyasası İMKB bünyesinde şeffaflaştırıldı. “Türkiye MSCI EMF’e 1989 yılında eklendi” ifadesini bu çerçevede görmek lazım.</p>
<p>1989 aynı zamanda Türkiye’de sermaye akımlarının serbestleştirildiği yıl, onu da ekleyeyim. Ödemeler dengesi serbestleştirilince, bir nevi, piyasalarda fiyatlarda serbestçe belirlenir oldu. Her şey şeffaflaştı. Kontrolü de emek ister oldu tabii. Bir gün size bizim serbestleştirme ile Çin’inkini de kendimce karşılaştırayım.</p>
<p><strong>MSCI işini ciddiye almakta fayda var doğrusu</strong></p>
<p>Fon akımları biçim değiştirince, biz de değiştik. Çünkü yabancı tasarruflara ihtiyacımız vardı. Hala da var. Hala çok önemli.</p>
<p>Ama hiçbir şey bir günde olmadı doğrusu. Sermaye Piyasası Kanunu 1981’de çıktı. Önce hisse senedi birinci el piyasası düzenlendi. Sermaye artırımları nasıl yapılır, şirket nasıl halka açılır, hisse senetleri borsaya nasıl kote olur? Hepsi belirlendi.</p>
<p>İMKB 1986’da yeniden düzenlenerek açıldı. Hisse senedi ikinci el piyasası düzenli bir biçimde işlemeye başladı. Türkiye MSCI endeksine 1989’da eklendi. Böylece yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni bir kanal inşa edilmiş oldu.</p>
<p>Sonuçta bu yolla bugün yabancıların portföyünde 143 milyar dolarlık Türk menkul kıymeti birikmiş durumda. 9 Ekim itibarıyla TCMB verisi bu. Bunun 36 milyar doları hisse senedi, 17 milyar doları devlet iç borçlanma senedi (DİBS), 3 milyar doları özel sektör tahvili, kalan 87 milyar doları da Hazine’nin ve şirketlerin yurt dışında çıkardığı eurobondlar. Bunu TCMB’nin 171,6 milyar dolarlık brüt rezerviyle yan yana koyun. Toplam, brüt rezervin %83’üne denk geliyor; yalnızca yurt içi piyasalardaki kısım bile rezervin üçte biri. Ama dikkat edin, bu kez rezervi eriten yabancı olmadı. 28 Ağustos ile 2 Ekim arasındaki beş haftada brüt rezerv 20,8 milyar dolar eridi. Aynı dönemde yabancının yurt içi piyasalardan net çıkışı 1,9 milyar dolarda kaldı, yerlinin döviz mevduatı ise 6,7 milyar dolar arttı. Dövize kaçan yerli tasarruf sahibi oldu. Hadise bir güven hadisesi doğrusu, önce bizim kendi tasarruf sahibimizin güveni.</p>
<p>Bu kanalı işleten portföy yatırımcılarının ortak kanaatini yansıtıyor aslında MSCI açıklamaları. Bizim burada yaklaşık 455 bin yatırımcının güpegündüz dolandırılmasına neden olan organize bir suç şebekesinin 2022-2026 operasyonlarının tadı henüz damağımızdayken, bu hadisenin hemen sonrasında herhalde yabancı portföy yöneticilerinin sakin olmasını beklemiyorduk değil mi? Değiller elbette.</p>
<p>Şimdi aynı Türkler gibi yabancılar da bu organize suç şebekesinin dağıtılıp dağıtılmayacağını, dolandırıcılardan hesap sorulup sorulmayacağını, piyasalarda fiyatların artık serbestçe belirlenip belirlenmeyeceğini merak ediyorlar doğrusu.</p>
<p>Bu kez hadise ciddi, Türkiye gibi yabancı tasarruf ihtiyacı bariz bir ülkede ek sistemik risk istemeyiz herhalde.</p>
<p>Hadi bakalım, kolay gelsin.</p>
<p>Haziran 2027’ye kadar vaktimiz var işleri yoluna koymak için.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-bu-piyasalari-sus-olsun-diye-kurmadik-89972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/2/1280x720/5447-1792385189.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagimsiz-baglantisiz-gazetecilik-neden-onemli-89971</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağımsız, bağlantısız gazetecilik neden önemli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hesap verebilirlik ve şeffaflık, demokratik toplumların ihtiyaç duyduğu kavramlar… Bağımsız-bağlantısız medya; bunlar için var ve medyayı susturmak, çürüme sebebidir.</strong></p>
<p><strong>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti</strong>’nde bu soruya cevap aradık. “<strong>Gazeteci Olmak-Gazeteci Kalmak</strong>”, toplumun gerçekleri öğrenme ve doğru haber alma hakkının da güvencesi… TGC Başkanı <strong>Vahap Munyar</strong>; “bunun önüne konulan her engel, <strong>her yurttaşın yaşamını etkiliyor</strong>” diyor.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı <strong>Gökhan Durmuş</strong> bu zor dönemde “<em>yazsan bir dert, yazmasan başka bir dert. <strong>Yazarsan özgürlüğünden ol</strong>abilirsin. Ama halkın haber alma hakkı için <strong>mücadele etmeye devam</strong> edeceğiz</em>” görüşünde. Nitekim biz de bunu yapıyoruz.</p>
<p><strong>İNSANLARI KORKU İMPARATORLUĞUNUN KALELERİNE HAPSETMEK…</strong></p>
<p>Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan <strong>Mustafa Köz</strong>’ün endişesi bu: “<strong>Büyük bir ülkeyi o kalelerin içine hapsetmek birden kolay değil ve hapsetmeye düşünenlerden başlanıyor</strong>.”  Yazarlar, gazeteciler her zaman bütün <strong>iktidarların ilk hedefi</strong> oluyor. Bugün aynı tecelli söz konusu…</p>
<p>DİSK Basın İş Sendikası Uzmanı <strong>Tuğçe Yılmaz</strong>’ın önerisi, gayet net: Medyanın içinde bulunduğu bu baskı iklimini, <strong>geniş halk kitlelerine anlatmak</strong> ve onlardan <strong>destek almak</strong> şart. <strong>Z kuşağının dikkat süresi</strong> kısa olabilir ancak bunların dikkati çekilirse <strong>gençlerden destek</strong> gelir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Özgür medyaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Dördüncü kuvvet ne demek?</em></strong></p>
<p><strong>Yasama</strong>, <strong>yürütme</strong> ve <strong>yargı</strong>; 3 temel kuvvet ise medya da bunların tümünden bağımsız ve bağlantısız şekilde, <strong>toplumun haber alma hakkına</strong> hizmet eden, denetleyen <strong>4’üncü kuvvettir</strong>.</p>
<p><strong><em>Medya susarsa ne olur?</em></strong></p>
<p>Olacağı şu; halkın haber alma hakkı elinden alınmış, <strong>kurumlar denetlenmemiş</strong>, iktidarın icraatı amacından sapmış, <strong>iş-cemiyet hayatından şeffaflık</strong>, <strong>hesap verebilirlik</strong> gitmiş olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BIRAK BENİ HAYKIRAYIM, SUSARSAM SEN MATEM ET</strong></p>
<p><strong>Mehmet Emin Yurdakul</strong>, şairane üslubuyla bizi uyarıyor. Bağımsız- bağlantısız medyanın susturulması, sadece <strong>demokratik hak</strong> ve <strong>özgürlüklerin kısıtlanması</strong> değil, aynı zamanda özgür piyasa kaybı, ekonomik gelişime set vurulması, <strong>toplumsal ahlakın çöküş </strong>başlangıcıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZGÜR BASIN SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Bağımsız gazeteci</strong>: Herhangi bir siyasi partiye, devlete, sermayeye, patrona bağlı olmayan</p>
<p><strong>Bağlantısız gazeteci</strong>: İdeolojik yapıdan, devlet ve sermayeden bağımsız haber, yorum üreten</p>
<p><strong>Trol</strong>: Sosyal medyada insanları kasıtlı olarak kışkırtan, linç eden muktedirin paralı kişileri</p>
<p><strong>Kayyım</strong>: Susturulmak istenen medyanın yönetimine getirilen muktedir hizmetindeki kişi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagimsiz-baglantisiz-gazetecilik-neden-onemli-89971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/cgd-2024un-basarili-gazetecilerini-belirledi-alaattin-aktasa-odul-1741348163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bağımsız, bağlantısız gazetecilik neden önemli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirimda-gelen-giden-makasi-giderek-aciliyor-89970</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yatırımda gelen-giden makası giderek açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye uzun yıllar boyunca net doğrudan yatırım çeken bir ülke oldu. Tabii ki yurt dışında da yatırım yapılıyordu ama yabancıların Türkiye’deki yatırımları hep daha fazlaydı. İşte bu tablo bu yıl değişti. Üstelik gelen yatırımla giden yatırım arasındaki makas da giderek açılma eğiliminde.</p>
<p>Merkez Bankası’nın açıkladığı son veri olan ağustos ayına ait. Geçmiş dönemlerin verisi yıllık olduğu için bu yılın ağustosundaki veriyi de yıllık baza getirmek ve kıyaslamayı öyle yapmak gerekiyor.</p>
<p>Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış verileri irdeleyelim…</p>
<h2>Bir milyar dolara yakın fark</h2>
<p>Yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında toplam 10,1 milyar dolarlık yatırım yaptı. Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 9,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Sonuçta bu dönemde yurt dışında yapılan yatırım, yabancıların Türkiye’de yaptığı yatırımdan 946 milyon dolar daha fazla. Bu tutar, şimdiye kadarki en büyük net farka işaret ediyor.</p>
<p>Yıllık bazdaki en yüksek net giriş ise 19,9 milyar dolarla 2007 yılında gerçekleşmişti.</p>
<h2>Sanal yatırım!</h2>
<p>Toplam yatırım giriş ve çıkışı aslında biraz yanıltıcı. Bu tutarların içinde gayrimenkul için giden ve yine aynı amaçla getirilen döviz de var.</p>
<p>Yurt içi yerleşikler ağustos itibarıyla bir yıllık dönemde yurt dışında 2,4 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Yabancıların bu dönemde Türkiye’deki alımlarının tutarı ise 2,8 milyar dolar.</p>
<p>Gayrimenkulü “sanal doğrudan yatırım” olarak nitelemek pek yanlış olmaz.</p>
<h2>Gayrimenkul dikkate alınmamalı</h2>
<p>Gerçek doğrudan yatırımı görmek için gayrimenkulü hariç tutmak en iyisi. Gayrimenkul bir döviz giriş ve çıkışı ama klasik anlamda bir yatırım değil.</p>
<p>Gayrimenkul hariç tutulduğunda yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında 7,7 milyar dolarlık yatırım yapmış durumda.</p>
<p>Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 6,4 milyar dolarda kalıyor.</p>
<p>Fark tam 1,3 milyar dolar. Bu da şimdiye kadar oluşmuş en büyük farka işaret ediyor.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım ne kadar? </h2>
<p>Gayrimenkul hariç doğrudan yatırımı da kendi içinde detaylandırmak gerek. En önemli kalem tabii ki sıfırdan doğrudan yatırımlar.</p>
<p>Ancak yurt içinde ve dışında yapılan yatırımların ne kadarının sıfırdan doğrudan yatırım olduğuna ilişkin veri yok. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Türkiye’deki sıfırdan doğrudan yatırımlarla ilgili verileri derliyorsa da bu veriler yatırım tutarını gösteriyor ve yıllık bazda derleniyor. Buna göre Türkiye 2025 yılında 475 proje kapsamında 21,1 milyar dolarlık yatırım çekmiş.</p>
<p>Ancak ödemeler dengesi istatistikleri fiili döviz giriş ve çıkışını esas aldığı için bu 21,1 milyar doların ödemeler dengesinde bir karşılığı yok, olamaz da zaten. Bu yatırımlar kim bilir kaç yılda gerçekleşecek ya da belki bir kısmı gerçekleşmeyecek. Dolayısıyla sıfırdan doğrudan yatırımların herhangi bir dönem için ne miktarda olduğunu bilme şansımız yok. Belki de bu 21,1 milyar dolarlık yatırımın bir kısmı şimdiye kadar gerçekleşti.</p>
<h2>Netin netine indikçe… </h2>
<p>Net doğrudan yatırım tutarı, varsa tasfiye düşüldükten sonra kalan tutarı gösteriyor. İşte kalan doğrudan yatırım toplamını <strong>“sermaye, diğer sermaye ve gayrimenkul”</strong> olarak üç ana bölümde düşünmek gerek.</p>
<p>Sıfırdan doğrudan yatırımlar, <strong>"sermaye”</strong> alt kaleminde yer alıyor.</p>
<p><strong>“Diğer sermaye”</strong> ise Türkiye’deki ana ortak ya da şubenin yurt dışındaki şube veya ana ortağa verdiği krediler ve bunlara ilişkin geri ödemelerden oluşuyor. Aynı işlemin tersi yurt dışındaki ana ortak ya da şubenin yurt içine dönük uygulamaları için de geçerli. Yani gerçek anlamda yeni yatırım küçüldükçe küçülüyor. Bu konuya da detaylı olarak daha sonra eğilmekte yarar var.</p>
<h2>Piyasa böyleyken…</h2>
<p>Türkiye bir aydır sermaye piyasalarında olan bitenle çalkalanıyor. Aslında sorunlar çok uzun zamandır varmış da halının altına süpürüle süpürüle bugünlere gelinmiş. Bu sorun tortusu ne zaman kaldırılabilir, hatta kaldırılabilir mi, belli değil.</p>
<p>Türkiye’de işlerin hukuka uygun yürüdüğü algısı giderek yitirilirken, yerli sermaye bile yatırım yapma eğiliminden uzaklaşırken yabancıları çekmek nasıl mümkün olacak? Yabancı bir yatırımcı hukuki hiçbir engelle karşılaşmayacağını bilse bile ekonominin sürekli zikzak çizdiği bir ülkeyi niye tercih etsin? Türkiye yatırımcıya ne vadediyor?</p>
<p>Sanayi üretimi yerinde sayıyor, çünkü yeni yatırım yok, mevcutlar da görece düşük kapasiteyle çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük sorunu işsizlik, atıl işgücü oranı yüzde 30’u bulmuş; ama bu işsizliği biraz olsun hafifletecek yatırım yok. Bu gidişle olacağı da yok.</p>
<p>Bu durumda ne denir; <strong>“Sabah ola hayrola”</strong> mı? </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59fa9abdf2-1792384937.png" alt="" width="700" height="611" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirimda-gelen-giden-makasi-giderek-aciliyor-89970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yatırımda gelen-giden makası giderek açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-skandali-kacirilan-para-nasil-geri-alinir-89969</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon skandalı: Kaçırılan para nasıl geri alınır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de fon skandalına ilişkin soruşturma ilerledikçe asıl hesap şimdi sorulmalı: Yüz binlerce yatırımcının milyarlarca lirası nerede? Kimlerin hesabına girdi, hangi şirketlere aktarıldı ve ne kadarı yurt dışına çıkarıldı? Soruşturmanın en kritik ayağı artık yalnızca sorumluları bulmak değil, yatırımcıların parasını ve bu parayla edinildiği belirlenen varlıkları geri almak. MASAK’ın yurt dışına aktarılan paraların izini sürmek üzere 20 kişilik özel ekip kurması bu nedenle önemli. Çünkü para sınırları aştıysa, onu geri getirmek Türkiye’deki soruşturmanın ötesinde uluslararası bir hukuk mücadelesi gerektirecek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59da5dae92-1792384421.png" alt="" width="669" height="469" />
<figcaption><strong>Imelda Marcos</strong></figcaption>
</figure>
<p>Filipinler’in eski devlet başkanı Ferdinand Marcos ve eşi Imelda Marcos’un servetini geri almak için yürüttüğü mücadele Türkiye’ye önemli bir ders veriyor. Marcos ailesinin serveti İsviçre’deki banka hesaplarına, vakıflara, off shore şirketlere ve gayrimenkullere dağıtılmıştı. Filipinler, 1986’da Marcos yönetiminin devrilmesinin ardından özel bir komisyon kurdu. Yabancı ülkelerle işbirliği yaptı ve hesapların dondurulmasını sağladı. İsviçre’deki 658 milyon dolarlık mevduatın Filipinler lehine müsaderesine 2003’te karar verildi. Bazı varlıkların geri alınması ise onlarca yıl sürdü.</p>
<p>Türkiye’de sorular belli: Para hangi ülkelere aktarıldı? Hangi banka hesaplarında tutuluyor? Paravan şirketlerin arkasında kimler var? Yurt dışında gayrimenkul, hisse veya başka varlıklar alındı mı? Yanıtlar, para hareketlerinin belgelerle izlenmesine bağlı.</p>
<p>MASAK’ın uluslararası mali istihbarat ağları üzerinden çalışması, Adalet Bakanlığı’nın adli yardımlaşma kanallarını işletmesi ve ilgili ülkelerin makamlarıyla işbirliği yapılması gerekiyor. Delillerin desteklediği durumlarda hesaplar ve mal varlıkları dondurulmalı; ardından müsadere ve iade yolları işletilmeli.</p>
<p>Marcos örneği, parayı geri almanın mümkün olduğunu ama sabır ve uzmanlık gerektirdiğini gösteriyor. Türkiye’de soruşturmanın başarısı yalnızca kaç kişinin yargılandığıyla ölçülmemeli. Yatırımcıların parasından ne kaldığı ve ne kadarının geri getirildiği de açıklanmalı.</p>
<p>Çünkü sanıkların cezalandırılması adaletin bir ayağıysa, kaçırılan servetin geri alınması diğeridir. Yatırımcıların parasının hesabı, sınır kapısında kapanmamalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-skandali-kacirilan-para-nasil-geri-alinir-89969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon skandalı: Kaçırılan para nasıl geri alınır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-89984</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Antalya Sivil Platformu raporu tanıtıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) liderliğinde, STK ve meslek odaları temsilcileri ile akademisyenlerin yer aldığı ‘Cop31 Antalya Sivil Platformu’ üçüncü ve son toplantısında rapor tanıtımı yapıldı. Raporda, iklim dirençliliğinden su güvenliğine, tarım ve turizm entegrasyonundan yeşil dönüşüme kadar Antalya’nın 2050 vizyonunu belirleyen stratejik bir yol haritası ortaya konuldu.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Cop31 sürecini Antalya için kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini söyledi. COP31 Antalya Sivil Platformu’nun kent genelinde ortak aklı ve güçlü bir iş birliği kültürünü temsil ettiğini belirten Özbek, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’COP31 süreci Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan ibaret değildir. Bu süreç kentimizin çevre, iklim, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanlarındaki kapasitesini geliştirmek, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm üretmek ve Antalya’nın geleceğine kalıcı katkılar sunmak için önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz.’’</p>
<p>Kamu, iş dünyası, sivil toplum ve akademinin bilgi birikimini ortak bir hedef etrafında buluşturduklarını anlatan Özbek, hazırlanan raporun raflarda kalmayacağını, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olarak Antalya’nın geleceğine yön veren uygulanabilir projelere dönüştürüleceğini kaydetti.</p>
<p>ANSİAD İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı Cem Arüv de, uluslararası finansmana erişimi kolaylaştıran UNDP formatında stratejik raporlar hazırlandığını belirtti. Sürecin teknik detaylarını ve hazırlanan kapsamlı raporu katılımcılarla paylaşan Arüv, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Şubat ayından bu yana farklı disiplinlerden paydaşlarımız yoğun emek harcadı. Ortaya çıkan birikim tek bir metinle sınırlı kalmayarak uluslararası standartlara taşındı. Çalışmalarımız sonucunda Antalya’nın iklim dirençli kalkınma hedefine katkı sağlayacak üç temel rapor oluşturduk. Bu raporları, uluslararası finans kuruluşlarının kabul ettiği UNDP formatında hazırladık ki, Antalya’daki işletmelerimiz ve yerel aktörlerimiz yeşil finansman ve iklim fonlarına başvururken bu altyapıyı doğrudan referans alabilsinler. Raporların tamamına dijital ortamda ve QR kodlarla kolayca erişilmektedir. Türkçe hazırlanan belgeler COP dönemine kadar İngilizceye çevrilerek uluslararası platformlara da sunulacak.’’</p>
<p><strong>Antalya’nın yeni normalleri</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi ve ÇMO Antalya Şubesi yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Güray Doğan, Antalya’nın yeni normallerine uyum sağlayan mavi-yeşil ekosistemin inşa edilmesi gerektiğini bildirdi. Bunun için kentleşme, iklim riskleri, tarım ve turizm ekseninde değerlendirmelerinde bulunulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, ‘’Antalya’da yaşanan aşırı yağışlar ve iklimsel dalgalanmalar artık istisna değil, yeni normalin kabul edilmesi gerekli. Altyapımızı, yağmur suyu kanallarımızı ve imar planlamalarımızı bu yeni gerçeğe göre tasarlamak zorundayız. Sahilden dağlık kesimlere kadar afetlere dirençli bir kentsel doku oluşturmalıyız. Tarım ve turizm Antalya’nın temel omurgasıdır. Bu iki sektörü birbirini destekleyen, biyoçeşitliliğe ve doğaya saygılı bir ekosistem içinde ele almalıyız’’ dedi.</p>
<p><strong>‘’Su güvenliği kritik eşikte’’</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ethem Karadirek ise ‘’Su güvenliği yalnızca temel bir insan hakkı değildir, aynı zamanda hızlı kentleşme, nüfus artışı ve ekonomik sektörlerin baskısı altında kritik bir eşikte bulunuyor. Hazırladığımız raporda su kaynaklarının yönetimiyle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli eylem planları belirledik. Suyu ve ekosistemi korumadan sürdürülebilir bir gelecekten söz edemeyiz’’ dedi.</p>
<p><strong>‘’Kaynak bazlı kalkınma modeline geçmeliyiz’’</strong></p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Atmaca da, bina sektöründen enerji verimliliğine, 2050 vizyonuyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme başlıklarının ele alınmasını isteyen Prof. Dr. Atmaca, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Geleneksel şehirlerde sanayi ve ulaşımı karbon salınımında ilk sırada yer alıyor. Ancak, Antalya’da tablo farklı. Antalya’da karbon salınımı neredeyse yüzde 48’i bina sektöründen, özellikle de turizm kökenli yapılaşmadan kaynaklanmaktadır. Nüfusumuzun önümüzdeki yıllarda en az yüzde 35 oranında artacağı öngörülmektedir. Bu da enerji talebinin aynı oranda büyüyeceğini gösterir. Bu nedenle sadece tasarruf etmek yetmez; dağıtık enerji sistemlerini, trijenerasyon modellerini, fotovoltaik (PV) sistemlerin önündeki yasal engellerin kaldırılmasını ve atıkların enerjiye dönüştürülmesini içeren kaynak bazlı bir kalkınma modeline geçmeliyiz’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-89984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/4/1280x720/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-1792387217.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Özbek, 9 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi’nin (KOP 31) Antalya için kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/540-bin-istihdam-korundu-ama-tek-sirket-5-bin-isci-ile-vedalasmak-zorunda-kaldi-89967</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 540 bin istihdam korundu ama tek şirket, 5 bin işçi ile vedalaşmak zorunda kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA Paşahan</strong>’ın başkanlığını yürüttüğü İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) <strong>“İnovasyon ve Tasarım Merkezi”</strong>nin açılışında TYH Tekstil A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Selçuk Mehmet Kaya </strong>ile karşılaştım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59c730f6c3-1792384115.jpg" alt="" width="600" height="450" />
<figcaption><strong>Selçuk Mehmet Kaya</strong></figcaption>
</figure>
<p>2000 yılında kurulan TYH Tekstil’i, Keşanlı Yönetici ve İş İnsanları Derneği (KYİAD) Başkanı <strong>Ahmet Eler</strong>’in önderliğinde Kasım 2019’da düzenlenen <strong>“Keşan Ekonomi Forumu”</strong>nda TYH Tekstil İcra Kurulu Üyesi <strong>Ramazan Kaya</strong>’yı yönettiğim panelde dinleyince yakından tanıma fırsatı buldum.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>Türkiye Giyim Sanayiciler Derneği’nin (TGSD) Başkanlığını üstlendiği dönemde TYH Tekstil’in bilinirliği arttı, 13 fabrikada yaptıkları üretimin boyutu, yarattıkları istihdam öne çıktı.</p>
<p><strong>Selçuk Mehmet Kaya</strong>’ya klasik soruyu sordum:</p>
<p>-          <strong>İşler nasıl? Şirketlerinizin durumu nasıl? Fabrikalarınızdan bazılarını kapattığınızı biliyorum…</strong></p>
<p><strong>Kaya, “Bir dokun, bin ah işit”</strong>in en somut örneği oldu:</p>
<p>-          <strong>Konkordato sürecindeyiz maalesef. Ekonomide yaşadığımız sıkıntılar bizi bu noktaya getirdi. 13 fabrikamız vardı, 6’ya indirdik. Özellikle hazır giyim tarafında büyük ölçüde küçüldük.</strong></p>
<p>7 fabrikayı kapatmalarının istihdama yansımasına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>13 fabrikada 6 bin 900 kişiyle üretim yapıyorduk. 1900 kişiye indik. Yani, 5 bin personelimizle vedalaşmak zorunda kaldık. Hemen hepsi yetkin, işini iyi yapan çalışma arkadaşlarımızdı. Küçülmeyle birlikte personelle vedalaşma süreci de yaşadık.</strong></p>
<p>Ekonomideki sancılı dönem üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ekonomide yaşanan sıkıntı ister istemez bazı şirketleri daha olumsuz etkileyecekti. En yoğun etkilenenler arasına maalesef biz de girdik.</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme dönük planlarını merak ettim, işaretlerini verdi:</p>
<p>-          <strong>Kumaş tarafına yoğunlaşıyoruz şu anda. Teknik tekstile de bakıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Selçuk Mehmet Kaya </strong>ile sohbetimiz şu anonsla noktalandı:</p>
<ul>
<li><strong>Ticaret Bakanı Prof. Ömer Bolat ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, salona teşrif etti. Açılış törenimiz başlıyor.</strong></li>
</ul>
<p>İHKİB Başkanı <strong>Mustafa Paşahan </strong>ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı <strong>Mustafa Gültepe</strong>’nin ardından kürsüye çıkan Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır, </strong>tekstil ve hazır giyim sektörüne desteklerle ilgili verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>23 yılda tekstil ve hazır giyim sektöründe 1.7 trilyon liralık yatırımın önünü açtık.</strong></li>
<li><strong>Bu aynı zamanda 1 milyon istihdamın önünü açmayı sağladı.</strong></li>
<li><strong>Sektörde faaliyet gösteren 11 bin 530 işletmeye 10.8 milyar lira destek verildi.</strong></li>
<li><strong>Şu anda personel başına 3 bin 500 lira olan destekle 540 bin istihdamı koruduk.</strong></li>
<li><strong>İstihdamı koruma desteği, 29 bin 300 kişiye de yeni iş kapısı açtı.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin geniş üretim kabiliyetleri, yenilikçi sanayi altyapısı ve uluslararası pazarlardaki etkinliğiyle, küresel değer zincirlerinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemiz, Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği bakımından en önde gelen ihracatçı ülkedir.</strong></p>
<p>Kalkınma ajansları eliyle tekstil ve hazır giyim sektörünün üretim kapasitesini, verimliliğini ve yenilikçilik kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik 634 projeye 3.8 milyar lira destek sağladıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bakanlık olarak tekstil ve hazır giyim sektörünün dönüşümünü hızlandıracak, işletmelerin teknolojiye ve yenilikçi üretim altyapılarına erişimini kolaylaştıracak adımları hayata geçiriyoruz.</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektöründe 76 Ar-Ge ve 60 tasarım merkezinin bilgi birikimini yenilikçi ürünlere ve özgün tasarımlara dönüştürerek katma değerli üretim altyapısını ileriye taşıdığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa Birliği Katılım Öncesi Aracı programlarıyla sektörün dijital ve yeşil dönüşümünü hızlandıracak, yenilikçilik kapasitesini ve uluslararası rekabet gücünü artıracak toplam 28.5 milyon Euro büyüklüğünde 4 projeyi destekledik.</strong></p>
<p><strong>Kacır, </strong>konuşmasını şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin önü açık, geleceği parlak. Önceliğimiz yatırım ve üretimdir. Bizi geleceğe Milli Teknoloji Hamlesi taşıyacak. Ar-Ge ve inovasyon yükselmemizi sağlayacak. Sanayimizin köklü üretim birikimini geleceğin teknolojileriyle buluşturmaya kararlıyız.</strong></p>
<p>Toplu veriler, desteklerle 540 bin istihdamın korunduğunu, 29 bin 300 ilave istihdam yaratıldığını ortaya koyuyor ama bir taraftan da TYH Tekstil gibi 13 fabrikasından 7’sini kapatan, 5 bin personeliyle vedalaşan örnekler de yaşanıyor…</p>
<p>Desteklerin, teşviklerin bu gerçeklerin yakından incelenerek düzenlenmesi gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kilo başına ihracat geliri 1.73 dolara çıktı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59ceb11f28-1792384235.jpg" alt="" width="700" height="423" /></span><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, “İHKİB İnovasyon ve Tasarım Merkezi”</strong>nin açılışında Türkiye’nin ihracatının kilo başına değer artışına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl kilo başına ortalama ihracat gelirimiz 1.53 dolardı. Bu yılın ilk 9 ayında kilo başına ortalama ihracat gelirimiz 1.73 dolara yükseldi. Çimento, seramik gibi taşa ve toprağa dayalı ürünleri çıkardığımızda ihracatımızın kilo başına değeri 2.14 doları buluyor.</strong></p>
<p>Hazır giyime dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Hazır giyimde moda, marka, tasarım gibi katma değeri yükselten adımlar devreye girdiğinde kilogram başına ihracat geliri, 50, 70 doları buluyor, hatta 100 doları da aşıyor. Ülkemizin hazır giyimde alacağı daha çok yol var.</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin dünyadaki büyüklükleri üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyada hazır giyim sektörünün büyüklüğü 626 milyar doları buluyor. Biz Türkiye olarak yüzde 3 pay alıyoruz. Dünyada 8’inci, Avrupa’da 3 veya 4’üncü sırada yer alıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dünya tekstil ve hammadde ihracatı da 269 milyar dolar. İkisini toplayınca büyüklük 900 milyar dolara yaklaşıyor</strong><strong>.</strong></li>
</ul>
<p>900 milyar dolara yaklaşan dünya hazır giyim ve tekstil pazarından da Türkiye’nin yüzde 3 pay aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İki sektörün toplam ihracatı 31 milyar dolar. Elbirliği ile bu rakamı ve dünyadaki payımızı büyüteceğiz.</strong></p>
<p>2023, 2024 ve 2025 yıllarında tekstil ve hazır giyim sektörlerinin ihracatının, istihdamının azaldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl tekstilde artış başladı. Hazır giyimde de </strong>“başa baş”<strong>a yakın bir performans var. Halı, ev tekstili de dahil 860 bin kişilik istihdamı var sektörün. Yani, en büyük istihdam deposu. Bizim için kaşıkçı elması gibi bir sektör. Bu sektörü ilerletmeye, geliştirmeye kararlıyız.</strong></p>
<p>Kapasite kullanım oranının altını çizdi:</p>
<p>-           <strong>Tekstil ve hazır giyimde iyileşmenin bir göstergesi de kapasite kullanım oranıdır. Hazır giyimde geçen yıl yüzde 74.7 olan kapasite kullanım oranı bu yıl yüzde 77.4’e yükseldi. Bunda verilen desteklerin de etkisi var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Halim Mete’den ‘fon krizi’ şiiri</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59cfa5842c-1792384250.jpg" alt="" width="204" height="272" /></span><strong>TÜRKİYE </strong>Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB9 eski Başkan Yardımcılarından, denizcilik sektörünün duayeni <strong>Halim Mete, </strong>yeni şiirlerinden birini geçen hafta ortak yazışma gruplarında paylaştı.</p>
<p><strong>Mete</strong>, <strong>“fon skandalı”</strong>na tepkisini şiirle ortaya koyunca, kendisinden köşede kullanma izni istedim. <strong>Mete</strong>’den <strong>“Vahap kardeşim, tabi ki kullanabilirsin” </strong>yanıtını alınca gündeme uygun şiiri ben de sizlere aktarmak istedim:</p>
<p><strong>NEDİR BU FON İŞİ</strong></p>
<p><strong>Bir ay geçti galiba</strong></p>
<p><strong>Hiç bahsetmedim fondan,</strong></p>
<p><strong>Yıllardır hep korkarım,</strong></p>
<p><strong>Soğuklardan ve dondan.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ne aç gözlü insanlar,</strong></p>
<p><strong>Yiyip yiyip doymuyor,</strong></p>
<p><strong>Biz bıraktık binleri,</strong></p>
<p><strong>Milyarlar da yetmiyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Koca koca ünvanlar,</strong></p>
<p><strong>Size hiç yakışmadı,</strong></p>
<p>“İncinmesinler” <strong>demek</strong></p>
<p><strong>Bu işe yapışmadı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ne diyeyim Allah’ım,</strong></p>
<p><strong>Bedduaları bilmem,</strong></p>
<p><strong>Bir ömür böyle geçti</strong></p>
<p><strong>Bu fon nedir bilmem.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>O kadar çok para ki,</strong></p>
<p><strong>Yüz senede sayılmaz,</strong></p>
<p><strong>Bunlar da suç değil mi</strong></p>
<p><strong>Parayla huzur olmaz</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tüm milletin isteği,</strong></p>
<p><strong>Adalet uygulansın,</strong></p>
<p><strong>Yanlışı babam yapsa da</strong></p>
<p><strong>Allah’ım ceza alsın</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Seksen yılda çok gördüm</strong></p>
<p><strong>Boş ver be, bana kalsın...</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/540-bin-istihdam-korundu-ama-tek-sirket-5-bin-isci-ile-vedalasmak-zorunda-kaldi-89967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/7/1280x720/47-1792384097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 540 bin istihdam korundu ama tek şirket, 5 bin işçi ile vedalaşmak zorunda kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupa-pazarina-baltik-kapisi-89966</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa pazarına Baltık kapısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin sıkılaşan korumacılık politikaları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve karayolu kotaları Türk ihracatçısını yeni pazar arayışlarına yönlendirirken; Baltık coğrafyası taşıdığı kritik potansiyelle öne çıkıyor. Türkiye’nin Letonya, Litvanya ve Estonya’dan oluşan Baltık ülkeleriyle olan toplam ticaret hacmi 2 milyar dolar sınırına yaklaşırken; otomotiv yan sanayinden tekstile, makine ve iklimlendirmeden hazır gıdaya, kimya ve sanayi hammaddelerinden çeliğe kadar pek çok farklı kulvarda Türk üreticileri bölgedeki varlığını güçlendiriyor. Yanı sıra bölgede gelişmiş dijital altyapılar, sıfıra yakın bürokratik engeller, serbest ekonomi bölgeleri ve İskandinav pazarına kıyasla yüzde 40-50’yi bulan maliyet avantajları, ‘Made in Europe’ etiketiyle AB pazarlarında kalıcı olmak isteyen Türk markalarına büyük fırsatlar sunuyor.</p>
<h2>Sadece tüketim pazarı değil </h2>
<p>Türkiye’nin Vilnius ve Riga Büyükelçileri de, Baltıklar’ın sadece nihai bir tüketim pazarı olmadığını, İskandinav ve tüm AB pazarına doğrudan erişim sağlayan stratejik bir lojistik ve üretim üssü olduğunu vurguluyor. Türk girişimcilerinin Baltıklarda yalnızca ihracatçı rolüyle yetinmemesi gerektiğini işaret eden diplomatlar; ortak imalat, stratejik lojistik depoları, montaj hatları ve bölgesel dağıtım merkezleri kurmanın Türk markalarının Avrupa’daki kalıcılığını, rekabet gücünü ve vergi avantajlarını teminat altına alacak en stratejik hamle olacağına dikkat çekiyor.</p>
<h2>Letonya maliyet avantajı ile önde</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5995534851-1792383317.png" alt="" width="242" height="242" />Türkiye’nin Riga Büyükelçisi Ahmet Cemil Miroğlu ise Letonya’nın nüfus ve yüzölçümü bakımından mütevazı görünmesine karşın; güçlü dijital altyapısı, coğrafi avantajları ve sunduğu maliyet efektif çözümlerle Türk özel sektörü için kritik imkanlar barındırdığını ifade etti.</p>
<p>Letonya’nın 1,8 milyonluk nüfusuna rağmen Kuzey Avrupa ve İskandinav pazarlarına açılan güçlü bir kapı olduğunu belirten Miroğlu, ikili ticaret hacminin 440 milyon dolar seviyesinde ve dengeli seyrettiğini, ancak bu rakamların mevcut potansiyeli yansıtmadığını kaydetti. Önümüzdeki dönemde düzenlenecek JETCO toplantıları ve Letonya hükümetinin özel sektörü destekleyen reformcu adımlarıyla ticarette ilk etapta 1 milyar doların hedeflendiğini belirten Miroğlu, karayolu kotaları ile SKDM kısıtlamalarına karşı Letonya’nın ideal bir depolama ve lojistik merkezi olabileceğini vurguladı.</p>
<p>Miroğlu, bölgedeki maliyet avantajlarına dikkat çekerek, “Letonya’da çok dilli, yükseköğrenimli ve dijital yetkinlikleri yüksek iş gücünün ortalama net maaş seviyesi 1400-1500 Euro bandında bulunuyor. İskandinav ülkelerine kıyasla elde edilen yüzde 40 ila 50 civarındaki bu maliyet avantajı, bölgede depolama ve üretim tesisi kurmak isteyen Türk yatırımcılara muazzam bir kolaylık sunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Litvanya’nın Dönem Başkanlığı fırsat olabilir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5996f0eed8-1792383343.png" alt="" width="211" height="309" /></span>Litvanya’nın coğrafi ve nüfus ölçeğinin ötesinde taşıdığı stratejik değere dikkat çeken Türkiye’nin Vilnius Büyükelçisi Esra Topçu, ülkeyi AB pazarına geçişte kilit bir eşik olarak niteledi. Özellikle yüksek teknoloji, yeşil dönüşüm, savunma sanayii ve lojistik kulvarlarında ortak yatırım fırsatlarının bulunduğunu aktaran Topçu, iki ülke arasındaki ticaretin son derece dengeli bir seyir izlediğini belirtti. 2022'den bu yana 1 milyar dolar bandının üzerinde seyreden ticaret hacminin geçtiğimiz yıl 1,1 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Topçu, Türkiye-Litvanya Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) oturumlarında yeni hedeflerin çizildiğini kaydederek, “Ticari ilişkilerimizde çıtayı 1,5 ile 2 milyar dolar aralığına yükselttik. Mevcut dış ticaretimizin ana omurgasını çelik sektörü oluşturuyor; fakat bu yapıyı farklı iş kollarını dahil ederek çeşitlendirmek durumundayız” dedi.</p>
<p>Litvanya’nın 2027 senesinde AB Konsey Dönem Başkanlığı görevini üstleneceğini hatırlatan Esra Topçu, bu süreçte küresel ölçekli pek çok iş forumu ve ticari etkinliğin ülkeye taşınacağını dile getirdi. Türk üreticilerinin katma değerli ve düşük emisyonlu imalat altyapısıyla SKDM ve korumacılık duvarlarını aşarak Litvanya’da önemli bir avantaj elde edebileceğini belirten Topçu, şöyle devam etti: “Haritada küçük bir ülke gibi dursa da Litvanya’nın sunduğu teşvikler ve stratejik konum son derece kıymetli. Serbest ekonomi bölgeleri, iş yapma kolaylığı ve AB pazarına doğrudan erişim noktasında çok önemli bir kapı. Gerek Büyükelçilik gerekse Ticaret Müşavirliği olarak bölgeye adım atmayı hedefleyen tüm şirketlerimizin arkasındayız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupa-pazarina-baltik-kapisi-89966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/Israil-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baltık ülkeleri, AB’nin korumacılık politikaları ve sınırda karbon düzenlemesiyle oluşan riskleri aşma arayışındaki Türk ihracatçılar için kritik çıkış kapısı olarak görülüyor. Türkiye’nin Letonya, Litvanya ve Estonya ile 2 milyar dolarlık ticaret hacminin mevcut yatırım fırsatlarıyla hızlı büyüme potansiyeli taşıdığına işaret eden diplomatlar ortak üretim ve dağıtım yatırımlarının önemine işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilardan-ab-kararina-sert-tepki-89965</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Made in Europe&#039;ta Türkiye&#039;nin dışlanması kabul edilemez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin (AB) küresel rekabette sanayisini korumak amacıyla hazırladığı “Made in Europe” düzenlemelerinde Türkiye açısından kritik bir aşamaya gelindi. Çin'in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD'nin sanayi teşviklerine karşı Avrupa'da üretimi güçlendirmeyi hedefleyen Brüksel, kamu alımları ve devlet desteklerinde yerli üretim kriterlerini öne çıkarmaya hazırlanıyor. Süreçteki son gelişme ise 16 Ekim'de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma oldu. İki ülke, İngiltere'nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önünü açarken, Türkiye ve Fas önerilen özel kapsamın dışında kaldı.</p>
<p>Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen uzlaşma, Türkiye'nin Avrupa otomotiv sanayisindeki konumu açısından soru işaretleri yarattı. Türkiye'nin Gümrük Birliği içinde bulunmasına ve Avrupalı üreticilerin önemli üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen yeni desteklerde aynı statüye sahip olamama ihtimali, ihracatın yanı sıra yeni model ve fabrika yatırımlarını da gündeme taşıdı. Türkiye'nin 2025'te gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları, yani yüzde 72,5'i AB ülkelerine yapıldı.</p>
<h2>İngiltere içeride, Türkiye dışarıda kaldı </h2>
<p>Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşmada Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı öne çıktı. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken, Almanya yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istiyordu. Ortak yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması benimsendi. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken, 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye'yi kapsam dışında bırakıyor.</p>
<p>Uzlaşmada batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70'inin Avrupa kaynaklı olması, bataryalarda ise başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği kriteri öne çıkıyor. Türkiye'de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşeli sayılması mümkün olabilecek. Ancak nihai araç montajının AB veya tanımlanacak Avrupa üretim bölgesinde yapılmasının zorunlu tutulması halinde Türkiye'deki fabrikalar desteklerden yararlanmakta dezavantaj yaşayabilecek.</p>
<h2>Teşvik, üretim adresini değiştirebilir </h2>
<p>AB'nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri üretimin yönünü belirleyen araçlara dönüşüyor. Avrupa Komisyonu'nun 4 Mart'ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünleri desteklemeyi öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojilerini kapsayan yaklaşım, kamu alımlarına yönelik düzenlemelerle de güçlendiriliyor.</p>
<p>Elektrikli araç alım destekleri, kamu filoları ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin yaygınlaşması, Türkiye gibi AB dışında kalan üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor ve kritik hammadde yatırımlarının desteklenmesi de yeni fabrikalar için AB ülkelerinin cazibesini artırabilir.</p>
<h2>Türkiye'ye yatırımlar da risk altında </h2>
<p>Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına tanınacak hakların kapsamı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret alanı veya Gümrük Birliği oluşturan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine imkân tanınıyor. Ancak Türk malının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesiyle nihai üretimin AB sınırları içinde gerçekleştirilmesi aynı anlama gelmiyor. Gümrük Birliği'nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye'nin konumunu zorlaştırıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise, 14 Ekim'deki Brüksel temaslarında Türkiye'nin “Made with Europe” yaklaşımı çerçevesinde en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75'inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, kapsam dışında kalmanın Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas'taki mevcut Avrupalı üretici yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad597d908511-1792382937.png" alt="" width="774" height="335" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa'nın yeni teşvik sisteminde neler var?</span></h2>
<p>■ Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. <br />■ Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa'da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. <br />■ Batarya ve teknoloji fonları: İnovasyon Fonu ve IPCEI aracılığıyla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımları destekleniyor. <br />■ Kritik hammaddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi hammaddelerin Avrupa'da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin yerelleştirilmesi teşvik ediliyor. <br />■ Ticaret savunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örneklerinden biri.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">İŞ DÜNYASI “MADE IN EUROPE”TA EŞİT KOŞULLAR İSTİYOR</span></h2>
<p>■ <strong>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe:</strong> “Ticaret Bakanımız Ömer Bolat ve bakan yardımcılarımızın da yer aldığı heyetle geçen hafta Brüksel’deydik. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattık. Görüştüğümüz yetkililer, ‘Bu düzenlemeyi Türkiye’yi hedef alarak değil, kendi ekonomimizi ve sanayimizi güçlendirmek için yapıyoruz’ mesajını verdi. Ancak otomotiv ihracatımızın yüzde 70’inden fazlasını AB’ye gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla sektörümüzün etkilenmesi kaçınılmaz. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartı, Türkiye’deki üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabilir. İlave maliyetler ve vergiler gündeme gelirse ihracatımız azalabilir, yeni yatırımlar Avrupa ülkelerine kayabilir. Bununla birlikte Avrupa’nın bu sistemde çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Çünkü 27 ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli üretim kapasitesine sahip olduklarını ve gerekli tedariki sağlayabileceklerini sanmıyorum. Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımları ve ortaklıkları bulunuyor. Düzenleme henüz kesinleşmedi, Avrupa Parlamentosu’nun kararı belirleyici olacak. Bizim de pazarlarımızı korurken kendi ülkemizde üretimi ve sanayimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”</p>
<p>■ <strong>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı:</strong> “Türk otomotiv sektörü olarak Avrupa’nın sanayide rekabet gücünü artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak destekliyoruz. Ancak 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkimize ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonumuza rağmen Türkiye’yi dışarıda bırakacak bir ‘Made in Europe’ yaklaşımını kabul edilemez buluyoruz. Türkiye, Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortaktır. Fransa-Almanya uzlaşması mevcut haliyle yasalaşırsa hem AB’ye hem de Türk otomotiv sektörüne zarar verecek. Tedarik zincirlerinin bozulması üretim maliyetlerini artırırken, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü de olumsuz etkileyecek. Eurostat verilerine dayanan analizimize göre Türk otomotiv sektörü AB genelinde 250 binden fazla istihdamı doğrudan destekliyor. Türkiye’nin dışlanması halinde Avrupalı tüketiciler aynı araç için daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak. Türkiye’de üretilen araç ve parçalar ‘Made in Europe’ kapsamında değerlendirilmeli, montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımlarında AB ülkeleriyle aynı şartlara tabi olmalı. Brüksel, Berlin ve Paris’te gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde bu riskleri muhataplarımıza anlattık. Türkiye’nin stratejik rolünün tanınması ve düzenlemenin istediğimiz şekilde yasalaşması için temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p>
<p>■ <strong>İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu:</strong> “Fransa ve Almanya’nın otomotivde ‘Made in Europe’ konusunda vardığı uzlaşının Türkiye’yi dışlaması kabul edilemez. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 73’ü AB’ye gidiyor. AB pazarında ‘Made in Europe’ engeli ile karşılaşmamız ticaretimize ve ihracatımıza büyük zarar verecek. Üstelik Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için öngörülen ortak gümrük tarifesi ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı, zaten Gümrük Birliği çerçevesinin bir parçası. Türkiye, AB üyesi olmadan Gümrük Birliğine giren ve uygulayan tek büyük ekonomidir. Türkiye, bugüne kadar karşılaştığı engellere rağmen Gümrük Birliği’ne bağlı kalmış ve yaklaşık 350 milyar euroluk ticaret açığı vermiştir. AB’nin tek büyük Gümrük Birliği ortağına yönelik böyle bir dışlama, iyi niyetle bağdaşmaz. Gümrük Birliğinde olan bir ülkenin kapsam dışında ele alınması kabul edilemez. Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim mekanizması gibi yollara gidilerek Gümrük Birliği ile kazandığımız haklar korunmalı ve dışlanmaya izin verilmemelidir. Taslağın yasalaşmasını beklemeden Türkiye kamu alımları piyasasında mütekabiliyeti yerine getirmeli, AB’nin dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemlerine ilişkin uyumsuzlukları gidermeli, reform adımlarını AB tarafına ileterek adil muamele talebinde bulunmalıdır.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilardan-ab-kararina-sert-tepki-89965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nin Fransa-Almanya uzlaşısı kapsamında Türk otomotiv sektörünü “Made in EU” kapsamı dışında tutma eğiliminin belirginleşmesi, ihracat cephesinde sert tepkiye yol açtı. Türk otomotiv sektörünün AB ile derin bir entegrasyon içinde bulunduğuna işaret eden muhatap kuruluş ve ihracatçı sektör temsilcileri; İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralanırken Gümrük Birliği içindeki Türkiye’yi dışarıda bırakan yaklaşımı “kabul edilemez” olarak niteledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetiminde-hizli-tahsilat-ve-hukuki-guvenlik-90113</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi denetiminde hızlı tahsilat ve hukuki güvenlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi denetiminde yöntem değişiyor. Geçmiş dönemlerin defter ve belgelerini inceleyip rapor düzenleyen klasik modelin yanında, veriye dayalı risk tespiti ve gönüllü uyum uygulamaları daha fazla öne çıkıyor. İdare, inceleme başlamadan önce mükellefle temas kurarak riskli işlemleri açıklamasını ve gerektiğinde beyanlarını düzeltmesini istiyor. Bu yaklaşım tahsilatı hızlandırabilir; ancak başarısı, mükellefin hukuki güvenliğinin ne ölçüde korunduğuna da bağlıdır.</p>
<p><strong>KLASİK VERGİ İNCELEMESİ UZUN VE MALİYETLİ BİR SÜREÇ</strong></p>
<p>Klasik vergi incelemesi hem idare hem de işletme açısından zaman ve kaynak gerektirir. Defterler değerlendirilir, açıklamalar alınır, gerektiğinde karşıt incelemeler yapılır ve tespitler hukuki dayanaklarıyla rapora bağlanır. Tarhiyat sonrasında ortaya çıkan uyuşmazlık ise yargıya taşınarak yıllarca sürebilir. İdare için personel ve tahsilat maliyeti; işletme için müşavirlik, avukatlık, finansman ve belirsizlik yükü doğar. Üstelik tarh edilen vergi, her zaman aynı hızla tahsil edilen vergi değildir.</p>
<p><strong>YENİ MODEL TAM DA BURADA DEVREYE GİRİYOR</strong></p>
<p>Yeni model bu süreci daha erken aşamada yönetmeyi amaçlıyor. Elektronik belgeler, banka hareketleri ve diğer veri kaynakları üzerinden belirlenen riskler mükellefin önüne getiriliyor. Mükellef, tespitin gerçeği yansıtmadığını düşünüyorsa belgeleriyle açıklama yapabiliyor; hata bulunduğunu değerlendiriyorsa beyanlarını gözden geçirerek düzeltme yoluna gidebiliyor. Böylece bazı dosyaların kapsamlı bir incelemeye dönüşmeden sonuçlanması mümkün oluyor.</p>
<p>İdare açısından bu yöntem anlaşılır bir tercih. Sınırlı müfettiş kapasitesi daha geniş bir risk alanına yönlendirilebiliyor, uzun inceleme ve uyuşmazlık süreçlerine ihtiyaç duyulmadan vergi tahakkuku sağlanabiliyor. İşletmeler de hatalarını erken fark ederek ileride doğabilecek maliyetleri ve belirsizliği azaltabiliyor.</p>
<p><strong>NEDEN MÜKELLEF GÖNÜLLÜ UYUMU TERCİH EDİYOR?</strong></p>
<p>Ancak meselenin bir de işletmelerin finansman koşullarıyla ilgili tarafı var. Nakit akışının zayıfladığı, krediye erişimin zorlaştığı dönemlerde ilave vergi yükü, işletmenin ödeme gücünü daha fazla zorlayabiliyor. İnceleme ihtimalinin yarattığı belirsizlik ile hemen doğacak ödeme yükü arasında kalan mükellefin kararı, yalnızca teknik bir vergi hesabına dayanmıyor.</p>
<p>Mükellefin önüne; <em>“Sistemimizde sizinle ilgili şu riskler bulunuyor. Bu işlemleri açıklayın, kayıtlarınızı kontrol edin ve gerekiyorsa beyannamelerinizi gözden geçirin.”</em>şeklinde çok daha erken aşamada bir fotoğraf konulabiliyor.</p>
<p>Mükellefin önünde de doğal olarak iki temel yol beliriyor.</p>
<p>Riskin gerçeği yansıtmadığını düşünüyorsa açıklamasını yapıyor ve gerektiğinde klasik inceleme sürecine giriyor.</p>
<p>Tespitin doğru olduğunu veya inceleme sonucunda önemli bir tarhiyat riski bulunduğunu değerlendiriyorsa kayıtlarını gözden geçirerek <strong>gönüllü uyum kapsamında düzeltme yolunu</strong> tercih edebiliyor.</p>
<p>Bu noktada düzeltme beyannamesinin hukuki sonucu özellikle önem taşıyor. İdarenin inceleme sonucunda yaptığı tarhiyat ile mükellefin kendi beyanıyla doğan vergi aynı hukuki konumda değildir. Kendi beyanına karşı dava açılması bakımından sınırlamalar vardır; vergi hatası ve ihtirazi kayıt gibi konular ise ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle bir düzeltme kararı, yalnızca dosyayı hızla kapatma düşüncesiyle verilmemeli; tespitin doğruluğu ve başvuru yollarına etkisi birlikte incelenmelidir.</p>
<p>Risk analizinden çıkan rakamın da kesinleşmiş vergi alacağı gibi görülmemesi gerekir. İşlemin gerçek mahiyeti, sunulan belgeler ve mevzuatın uygulanma biçimi değerlendirildiğinde ilk tespit değişebilir. Müfettiş ile mükellef veya müşaviri arasındaki teknik görüşmeler bu yüzden önemlidir. Burada yapılan değerlendirme, vergi tutarı üzerinde pazarlık değil, vergilendirmenin maddi ve hukuki temelinin açıklığa kavuşturulmasıdır.</p>
<p><strong>EN KRİTİK HUKUKİ SONUÇ: BEYANI MÜKELLEF VERİYOR</strong></p>
<p>Asıl tartışma, gönüllü uyumun hangi koşullarda gerçekleştiğidir. İncelemeye sevk edilme ihtimali altında verilen bir düzeltme beyannamesinde, mükellefin kararını ne kadar serbestçe oluşturabildiği sorgulanabilir. Kamu alacağının hızlı tahsili meşru bir amaçtır. Bununla birlikte savunma hakkı, vergilendirmede kanunilik ve yargıya erişim de korunmalıdır.</p>
<p>Bu dengeyi sağlayacak temel unsur şeffaflıktır. Mükellef, kendisine yöneltilen riskin hangi verilere dayandığını, hesabın nasıl yapıldığını ve açıklamalarının nasıl değerlendirildiğini anlayabilmelidir. Uyum süreci, yalnızca beyanname düzeltmeye yönelten bir temas olmaktan çıkıp belgelerin ve hukuki gerekçelerin karşılıklı değerlendirildiği bir zemine oturmalıdır.</p>
<p>Vergi denetiminin geleceğinde veri analizi ve erken müdahalenin ağırlığı artıyor. Bu dönüşüm, doğru uygulandığında hem idarenin kaynaklarını daha etkin kullanmasını hem de işletmelerin hatalarını daha erken düzeltmesini sağlayabilir. Fakat başarının ölçüsü yalnızca ilave matrah veya tahsilat tutarı olamaz. Hızlı tahsilat ile hukuki güvenliği birlikte sağlayan bir sistem, mükellefin vergiye uyumunu daha kalıcı hâle getirecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetiminde-hizli-tahsilat-ve-hukuki-guvenlik-90113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VERGİ DENETİMİNDE HIZLI TAHSİLAT VE HUKUKİ GÜVENLİK ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/talebin-yeniden-sekillendigi-kuresel-tekstil-endustrisinde-dogal-elyafin-stratejik-onemi-artiyor-89992</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talebin yeniden şekillendiği küresel tekstil endüstrisinde doğal elyafın stratejik önemi artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel pamuk ticaretinin temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) temasıyla İstanbul’da düzenlendi. ICA tarafından 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de düzenlenen etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı organizasyona 725’i aşkın delege katıldı ve bu rakam delege sayısı açısından rekora yaklaştı. İstanbul’daki etkinliğin açılışında konuşan ICA Direktörü Bill Kingdon, üyelerin pamuğun tekstilde tercih edilen bir hammadde olarak teşvik edilmesini de birliğin görevleri arasında gördüğünü ifade etti. Kingdon, bu doğrultuda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaptıklarını ve pamuğun kullanımını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p>ICA Başkanı Pierre Chehab da Türkiye’nin pamuk alanında köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayarak, etkinliğin Türkiye’de düzenlenmesinin bu birikime verilen önemin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Türkiye’den 120’yi aşkın delegenin etkinlikte yer aldığını açıklayan Cheab, İstanbul’daki katılımın sonraki organizasyonlar için de çıtayı yükselttiğini söyledi. Etkinliğin ilk gününde , Amerikan Pamuk Tüccarları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen ile Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia da sunum yaptı. Joe Nicosia, jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının, yüksek faizlerin ve değişen tüketici tercihlerinin pamuk sektöründe yeni bir dö nemin kapısını araladığını söyledi. Dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan uzun süredir görülmeyen bir belirsizlik içerisinde bulunduğunu belirten Nicosia, bazı ülkelerin büyümesini sürdürürken diğerlerinin ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti.</p>
<p><strong>“ABD üretim yarışını kazanamaz” </strong></p>
<p>Konuşmasının önemli bölümünü ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilere ayıran Nicosia, iki ülke arasındaki gelişmeleri inişli çıkışlı bir aşk hikayesine benzetti. Nicosia, iki ülke arasındaki görüşmelerin sonucunun yalnızca Amerikan üreticilerini değil, küresel pamuk fiyatlarını da etkileyeceğini belirterek, piyasanın somut anlaşmaları beklediğini söyledi.</p>
<p>Küresel pamuk ticaretindeki güç dengelerinin değiştiğine işaret eden Nicosia, Brezilya'nın son yıllarda üretim ve ihracatta kaydettiği büyümenin ABD açısından önemli bir rekabet baskısı yarattığını söyledi. Brezilya'nın pamuk üretiminin yaklaşık 7 milyon balyadan 19 milyon balyanın üzerine çıktığını, ihracatının ise 2 milyon balyadan 16 milyon balyaya ulaştığını aktaran Nicosia, aynı dönemde ABD'nin ihracatının yaklaşık 12 milyon balya seviyesine gerilediğini ifade etti.</p>
<p>Brezilya'nın üretim kapasitesini artırmaya devam edeceğini belirten Nicosia, ABD'nin özellikle Batı Teksas'ta yaşanan kuraklık nedeniyle üretimde zorlandığını anlattı. Brezilya'nın bu boşluğu doldurduğunu ve küresel pazarda giderek daha güçlü hale geldiğini söyleyen Nicosia, Amerikan pamuk sektörünün yalnızca üretimi artırmaya dayalı bir stratejiyle rekabet edemeyeceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretimin yüzde 22’si ABD’den </strong></p>
<p>ABD'nin dünyanın en büyük hazır giyim ve tekstil tüketim pazarlarından biri olduğunu belirten Nicosia, ülkede yıllık hazır giyim ve aksesuar perakende satışlarının yaklaşık 340 milyar dolara ulaştığını söyledi. ABD'nin ham pamuk ihracatçısı olarak tanınmasına rağmen bitmiş tekstil ve hazır giyim ürünleri üzerinden büyük miktarda pamuk ithal ettiğini vurgulayan Nicosia, bu durumun Amerikan üreticileri açısından önemli bir fırsat oluşturduğunu ifade etti. ABD'ye bitmiş ürünler içerisinde giren pamuk miktarının yıllık yaklaşık 18 milyon balya olduğunu belirten Nicosia, bunun yalnızca 4 milyon balyasının Amerikan menşeli pamuktan oluştuğunu söyledi. Geri kalan tüketimin başka ülkelerde yetiştirilen pamukla karşılandığına dikkat çeken Nicosia, ABD'nin kendi tüketim pazarını yerli pamuk için daha güçlü bir talep kaynağına dönüştürmeyi hedeflediğini anlattı.</p>
<p><strong>ABD pamuğu kullanımı artabilir </strong></p>
<p>ABD'nin Section 301 kapsamında geliştirdiği karşılıklı tekstil programının küresel tedarik zincirinde önemli değişiklikler yaratabileceğini belirten Nicosia, sistemin Amerikan pamuğu satın alan üreticilere ABD'ye gerçekleştirdikleri bitmiş ürün ihracatında daha düşük gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğünü söyledi. Nicosia, yüzde 5'lik bir gümrük indiriminin bile hazır giyim üreticileri açısından güçlü bir teşvik yaratabileceğini belirterek, 5 dolarlık bir gömlekte sağlanacak 25 sentlik avantajın kullanılan pamuk miktarı dikkate alındığında oldukça yüksek bir ekonomik karşılık oluşturduğunu ifade etti. Programın başlangıçta Malezya, Kamboçya, Endonezya ve Bangladeş gibi ABD ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler üzerinden şekillendiğini aktaran Nicosia, Vietnam, Hindistan, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin de benzer avantajlardan yararlanmak istemeleri halinde ABD ile ticari anlaşmalar geliştirmelerinin gündeme gelebileceğini söyledi. Bununla birlikte düzenlemenin uygulama esaslarının henüz netleşmediğine dikkat çeken Nicosia, gümrük avantajının metrekare, ürün değeri veya farklı bir hesaplama yöntemi üzerinden uygulanabileceğini belirtti. Nicosia, düzenlemenin kapsamının genişletilmesi halinde uluslararası tekstil ticaretinde Amerikan pamuğunun kullanımını artırabileceğini ifade etti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b1ce15dba-1792389582.png" alt="" width="999" height="257" />
<figcaption><strong>Küresel pamuk endüstrisine yön veren, dünyanın değişik coğrafyalarından gelen 725 delegenin hazır bulunduğu Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 Konferansı, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) teması ile İstanbul'da gerçekleştirildi. Tüketici talebinin yeniden şekillendirdiği küresel tekstil endüstrisindeki gelişmeler, sunumlar, paneller ve uzman görüşleriyle birlikte Türk tekstil sektörünün d e büyük ilgi gösterdiği geniş katılımlı toplantıda ele alındı. </strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Sentetiğe karşı mücadele çağrısı</strong></p>
<p>Pamuk sektörünün yalnızca ülkeler arasındaki rekabetle ilgilenmesinin yanlış olduğunu belirten Nicosia, sektörün asıl mücadelesinin polyester başta olmak üzere sentetik elyafl arla yaşandığını söyledi. Pamuk üreticilerinin kendi ürünlerini birbirlerine karşı öne çıkarmaya çalıştığını ancak küresel ölçekte doğal elyafın pazar payını korumak için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Sektörde üç farklı mücadele yaşandığını anlatan Nicosia, yeni şirketlerin ve üretici gruplarının ticarete girmesini gerilla savaşına, pamuk üreten ülkelerin kendi aralarındaki rekabetini iç savaşa, sentetik elyafl arla mücadeleyi ise dünya savaşına benzetti. ABD'de mikroplastiklerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik farkındalığın arttığını belirten Nicosia, pamuk sektörünün bu alanda yürüttüğü çalışmaların doğal elyaf lehine bir fırsat oluşturduğunu söyledi. ABD Çevre Koruma Ajansı'nın mikroplastiklere yönelik çalışmalarına ve araştırma programlarına dikkat çeken Nicosia, tüketicilerin sentetik kumaşlardan kaynaklanan mikroplastik kirliliği konusunda daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti. Nicosia, yüzde 100 pamuklu ürünlere yönelik internet aramalarının yıllık bazda yüzde 400 arttığına ilişkin bir araştırmaya da değinerek, özellikle genç tüketiciler arasında doğal elyafa yönelik ilginin güçlendiğini savundu.</p>
<p><strong>Hindistan ithalatçıya dönüşüyor </strong></p>
<p>Küresel pamuk piyasasının görünümünü değerlendiren Nicosia, Hindistan'ın son yıllarda önemli bir değişim geçirdiğini söyledi. Geçmişte dünyanın en büyük pamuk ihracatçıları arasında yer alan Hindistan'ın üretim ve verim sorunları nedeniyle giderek ithalata bağımlı hale geldiğini belirten Nicosia, ülkenin kısa vadede önemli bir ithalatçı olmaya devam edeceğini ifade etti. Brezilya'nın üretimini artırmayı sürdüreceğini, Avustralya'da ise su kaynaklarına bağlı belirsizliklerin devam ettiğini aktaran Nicosia, Çin'de Sincan bölgesine yönelik yatırımların pamuk tüketimini desteklediğini söyledi. Çin'de iplik üretim kapasitesinin bölgesel olarak yeniden şekillenmesinin pamuk kullanım oranını sınırlı da olsa artırdığını belirtti. Petrol fiyatları ve polyester üretimindeki gelişmelerin de pamuk açısından önem taşıdığını ifade eden Nicosia, Çin'de polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının son yılların pamuk lehine en elverişli seviyelerinden birine yaklaştığını söyledi. Sentetik elyaf kullanımından pamuğa doğru küçük bir geçişin bile küresel piyasada büyük sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Nicosia, “Yüzde 1'lik bir değişim, 5 milyon balyalık pamuk talebi anlamına geliyor” dedi</p>
<p>Piyasa somut sonuç görmek istiyor Küresel pamuk tüketiminin uzun süredir beklenen büyüme eğiliminin altında kaldığını belirten Nicosia, sektörün yeniden sürdürülebilir bir talep artışı yakalaması gerektiğini söyledi. Dünya pamuk stoklarında yaklaşık 75 milyon balya seviyesinden 5 milyon balyalık bir düşüş öngörüldüğünü ancak bu daralmanın piyasada henüz güçlü biçimde hissedilmediğini ifade etti. Pamuk fiyatlarının geleceğinde ABD-Çin ticaret anlaşması, Amerikan pamuğu kullanımını teşvik edecek gümrük düzenlemeleri ve Buy American Cotton Act girişiminin belirleyici olacağını vurgulayan Nicosia, bu üç başlıkta olumlu gelişmeler yaşanmasının fiyatlarda güçlü bir yükseliş yaratabileceğini söyledi. Buna karşılık ticaret savaşlarının devam etmesi, yüksek faizler, enflasyon ve Brezilya'daki üretim artışının fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Nicosia, piyasanın artık belirsizlikten yorulduğunu ifade ederek, “Piyasa sabırsız. Netlik istiyor. Bekleyiş uzadıkça fiyatlar üzerindeki olumsuz etki büyüyor” dedi.</p>
<p><strong>ABD' yeni strateji geliştiriyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b192cbab9-1792389522.png" alt="" width="444" height="524" /></strong>Aynı etkinlikte konuşan Amerikan Pamuk İhracatçıları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen da ABD'nin küresel pamuk ticaretinde yaşadığı pazar kaybına dikkat çekerek, sektörün geleceğini korumak için üretim odaklı politikalardan tüketimi artıracak yeni bir modele geçilmesi gerektiğini söyledi. Brezilya'nın son yıllarda üretim kapasitesini ve ihracatını hızla artırarak ABD'nin geleneksel pazarlarında önemli bir pay elde ettiğini belirten Allen, Amerikan pamuk sektörünün artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden rekabet edemeyeceğini vurguladı. Son 10 yılda ABD'nin küresel pazardaki payının ciddi biçimde gerilediğini belirten Allen, Amerikan pamuğu dışındaki yüksek kaliteli ihracata uygun pamuk arzının yaklaşık 6,5 milyon balyadan 20 milyon balyanın üzerine çıktığını söyledi. ABD'nin pamuk üretim maliyetlerinin tarihi yüksek seviyelere ulaştığını belirten Allen, üretimin yaklaşık yüzde 90'ının ihraç edildiğini, buna karşın başlıca pazarlara erişim koşullarının son 10 yılda yüzde 13 kötüleştiğini ifade etti. Kuraklığın da üreticiler üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Allen, son beş yılda kuraklık nedeniyle ABD'de yaklaşık 20 milyon balyalık pamuk üretiminden vazgeçildiğini söyledi. Verimliliğin 20 yıldır yatay seyrettiğini belirten Allen, üretimin ekonomik olarak sürdürülebilir hale gelmesi için özellikle ülkenin güney ve güneydoğu bölgelerinde yeni fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>ABD pamuğu kullanana teşvik </strong></p>
<p>ABD'nin en büyük avantajının kendi tüketici pazarı olduğunu belirten Allen, ülkenin bitmiş ürünler üzerinden tükettiği pamuk miktarının ürettiği miktarın 1,15 katına ulaştığını söyledi. Brezilya'da bu oranın yüzde 2,7, Avustralya'da ise yaklaşık yüzde 27 olduğunu belirten Allen, ABD'nin tüketim gücünü yerli pamuk üreticilerini desteklemek amacıyla kullanması gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda hazırlanan Buy American Cotton Act (BACA) düzenlemesinin sektör açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Allen, Amerikan pamuğundan üretilen ürünleri koleksiyonlarına dahil eden markalara vergi avantajı sağlanmasının hedeflendiğini anlattı. Düzenlemenin yalnızca ABD'de üretilen hazır giyim ürünlerini değil, tercihli ticaret ortaklarında Amerikan pamuğu kullanılarak üretilen ürünleri de kapsayabilecek şekilde tasarlandığını söyledi.</p>
<p><strong>2026'da yasalaşma ihtimali düşük </strong></p>
<p>BACA'nın ABD Kongresi'ndeki durumuna ilişkin bilgi veren Allen, 435 üyeli Temsilciler Meclisi'nde 100'ün üzerinde, 100 üyeli Senato'da ise 20'den fazla parlamenterin düzenlemeye resmi destek verdiğini açıkladı. Beyaz Saray yönetiminin de tasarıya güçlü destek sunduğunu belirten Allen, düzenlemenin maliyetine ilişkin son hesaplamaların başlangıçtaki tahminlerden daha düşük çıktığını söyledi. Yasa teklifinin 2026 yılı sonunda kabul edilme ihtimalini yüzde 15-20 olarak değerlendiren Allen, 2027 yılında ise yasalaşma için birkaç önemli fırsat bulunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Asıl mücadelemiz polyesterle </strong></p>
<p>Pamuk sektörünün geleceğine ilişkin en büyük tehdidin Brezilya ile ABD arasındaki rekabet olmadığını belirten Allen, asıl sorunun sentetik elyafın büyüyen pazar payı olduğunu söyledi. Son yıllarda polyester tüketimindeki artışın pamuktaki büyümenin üç katına ulaştığını belirten Allen, üretici ülkelerin bu konuda ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Allen, “Belki de asıl mücadele ABD ile Brezilya arasında değil. Pamuk sektörünün polyester karşısında birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü hepimizin geleceğini belirleyecek olan bu rekabet” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tekstilde kapasite 2,3 milyon tona çıktı, kullanım yüzde 63’e geriledi</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b2b3cabbb-1792389811.jpg" alt="" width="800" height="509" /></strong></span>ICA Başkan Yardımcısı ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Nohutlu, Türkiye'nin pamuk ipliği üretim kapasitesinin son dört yılda 1,9 milyon tondan 2,3 milyon tona yükselmesine rağmen kapasite kullanım oranının yüzde 88'den yüzde 63'e gerilediğini söyledi. Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 konferansında Türkiye tekstil sektörünün küresel rekabet gücünü değerlendiren ICA Başkan Yardımcısı ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Nohutlu, sektörün üretim altyapısındaki gücüne rağmen maliyetler ve finansman koşulları nedeniyle ciddi bir daralma yaşadığını söyledi. Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını bünyesinde barındırmasının önemli bir avantaj olduğunu belirten Nohutlu, bu entegre yapının korunması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin dünya ihracatındaki payının 2005-2024 döneminde yüzde 3,5-3,7 bandında seyrettiğini belirten Nohutlu, 2025 yılında bu oranın yüzde 2,7'ye gerilediğini söyledi. Aynı dönemde dünya hazır giyim ticaretinin yüzde 4,35 büyüdüğüne dikkat çeken Nohutlu, Türkiye'nin ilgili ihracat göstergelerinde yüzde 5,58 ve yüzde 6,30'luk düşüşler yaşadığını ifade etti. Sektörün üretim kapasitesindeki gelişmelere de değinen Nohutlu, “2022 yılında 1,9 milyon ton pamuk ipliği eğirme kapasitemiz vardı ve kapasite kullanım oranımız yüzde 88 seviyesindeydi. Sonraki yıllarda yeni yatırımlar yaptık, kapasitemizi 2,3 milyon tona çıkardık. Ancak bugün kapasite kullanım oranımız yüzde 63'e kadar geriledi” dedi. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b27939813-1792389753.png" alt="" width="324" height="325" /><strong>İşçilik maliyeti 737 dolara yükseldi </strong></p>
<p>Rekabet gücündeki kaybın en önemli nedenleri arasında işçilik maliyetleri ve yüksek faizlerin bulunduğunu belirten Nohutlu, 2022 yılında çalışan başına aylık brüt işçilik maliyetinin 375 dolar olduğunu, 2025'te ise 737 dolara yükseldiğini söyledi. Bangladeş, Mısır, Hindistan, Pakistan ve Vietnam gibi rakip üretim merkezlerinde bu maliyetin 100-350 dolar arasında değiştiğini aktaran Nohutlu, özellikle emek yoğun hazır giyim üretiminin bu farktan olumsuz etkilendiğini ifade etti. Hazır giyim üreticilerinin kapasite düşürmesi veya üretimlerini yurt dışına taşımasının iplik sanayisini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Nohutlu, Türkiye'nin entegre üretim zincirinde bir halkada yaşanan kaybın diğer sektörlere de yansıdığını anlattı. Finansman maliyetlerinin de rekabet gücünü zayıflattığını belirten Nohutlu, 2022'de yüzde 17,8 olan faiz oranlarının 2025'te yüzde 44'e ulaştığını söyledi. Döviz kurundaki artışın maliyet yükselişini karşılamadığını ifade eden Nohutlu, yüksek faizlerin dolar bazında da ciddi bir finansman yüküne dönüştüğünü dile getirdi.</p>
<p><strong>Yeni tehdit AB'deki anlaşmalar </strong></p>
<p>Türkiye'nin en büyük avantajlarından birinin Avrupa Birliği pazarına yakınlık olduğunu belirten Nohutlu, siparişten müşteriye teslimata kadar geçen sürenin 21 gün seviyesinde olduğunu söyledi. Türkiye'nin Prada, Hermès ve Burberry gibi üst segment markalarla uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri bulunduğunu belirten Nohutlu, bu alandaki uzmanlığın önemli bir rekabet avantajı yarattığını ifade etti. Ancak AB'nin Vietnam, Hindistan ve diğer rakip üretim ülkeleriyle geliştirdiği ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından yeni riskler oluşturduğunu vurgulayan Nohutlu, ABD pazarında da yüksek gümrük vergilerinin ihracatın önünde engel olduğunu söyledi. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve Orta Asya ülkelerinin kendi tekstil sanayilerini geliştirmesinin Türkiye'nin geleneksel pazarlarını daralttığını belirtti.</p>
<p><strong>Fiyatlar aynı hıza yansımıyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin rekabette yeniden güç kazanabilmesi için sürdürülebilirlik, izlenebilirlik, otomasyon ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerektiğini belirten Nohutlu, özellikle Türk organik pamuğuna ve geri dönüştürülmüş pamuğa uluslararası pazarlarda güçlü talep bulunduğunu söyledi. Pamuktan hazır giyime uzanan entegre üretim yapısının dijital izlenebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. İplik üreticilerinin hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar ve sözleşme iptalleri nedeniyle de risk taşıdığını belirten Nohutlu, pamuk fiyatlarındaki artışın aynı hızla iplik fiyatlarına yansıtılamadığını anlattı. Kalite standartlarından taviz verilmemesi gerektiğini vurgulayan Nohutlu, sektörün teknoloji yatırımlarıyla verimliliğini artırmak zorunda olduğunu söyledi. Nohutlu, “Bugünlerde hayatta kalmak kolay değil. Ancak Türkiye için güneşli günlerin yeniden geleceğine inanıyoruz. Finansal istikrar sağlanana kadar ayakta kalmamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pamukta rekabetin yeni şartı dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b24a3c7f3-1792389706.png" alt="" width="372" height="369" /></strong>Dijital ürün pasaportu, izlenebilirlik ve sürdürülebilirliğin pazara erişimde belirleyici hale geldiğini belirten Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya, Türkiye'nin entegre üretim yapısı ve Avrupa'ya yakınlığıyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurguladı. </p>
<p>Kılıçkaya, küresel ekonomide artan korumacılık, jeopolitik gerilimler ve enerji maliyetlerinin tekstil sektöründe rekabet koşullarını değiştirdiğini söyledi. Dünya mal ticaretinde 2025 yılında yüzde 4,6 olan büyümenin 2026'da yüzde 1,9'a gerilemesinin beklendiğini belirten Kılıçkaya, şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmek ve yeni pazarlara yönelmek zorunda olduğunu ifade etti. Türkiye'nin ihracat performansına ilişkin verileri paylaşan Kılıçkaya, 2025 yılında 273,2 milyar dolara ulaşan mal ihracatının, Eylül 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış bazda 283,7 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Türkiye'nin dünya mal ihracatından aldığı payın 2002'deki yüzde 0,65 seviyesinden 2025'te yüzde 1,04'e çıktığını belirtti.</p>
<p>Tekstil sektörünün geleceğinde döngüsel ekonomi ve dijitalleşmenin öne çıktığını vurgulayan Kılıçkaya, dijital ürün pasaportunun hammaddeden üretime, kullanımdan geri dönüşüme kadar ürünün bütün yaşam döngüsüne ilişkin bilgilerin izlenmesini sağlayacağını anlattı. Yapay zekâ, nesnelerin interneti ve blokzincir teknolojilerinin tedarik zincirinde şeffaflığı artırabileceğini belirterek, sürdürülebilirlik iddialarının güvenilir verilerle doğrulanması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin elyaftan ipliğe, kumaştan hazır giyime uzanan entegre üretim altyapısının önemli bir avantaj oluşturduğunu belirten Kılıçkaya, Avrupa pazarına yakınlığın da hızlı teslimat ve esnek üretim imkânı sunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>İhracatçılara yeşil dönüşüm desteği </strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmak amacıyla çeşitli destekler sunduğunu aktaran Kılıçkaya, özellikle Responsible (Yeşil Mutabakata Uyum Projesi) Programı'na dikkat çekti. Program kapsamında firmaların sürdürülebilirlik durumlarının analiz edildiğini, dönüşüm yol haritalarının hazırlandığını ve uygulama ile doğrulama süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Türkiye'nin 2025 yılı ihracatında Avrupa Birliği'nin yüzde 42,8 paya sahip olduğunu hatırlatan Kılıçkaya, çevresel düzenlemelere uyumun ihracatçılar açısından giderek daha önemli hale geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Pamukta su verimliliği öne çıkacak </strong></p>
<p>Türkiye'nin dünyanın yedinci büyük lif pamuk üreticisi olduğunu belirten Kılıçkaya, artan gübre, yakıt ve sulama maliyetleri ile kuraklığın üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Pamuk üretiminde su kaynaklarının etkin kullanımının önemine dikkat çekerek, toprak neminin izlenmesi, veri destekli sulama ve uydu teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. Kılıçkaya, gelecekte pamuğun rekabet gücünün yalnızca kalite ve fi yatla değil, doğrulanabilir su ayak izi, düşük kimyasal kullanımı ve tarladan nihai ürüne kadar izlenebilirlikle belirleneceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üçer: Küresel ekonomide belirsizlik artık kalıcı hale geldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b211446bf-1792389649.png" alt="" width="444" height="420" /></strong>Global Source Partners Danışmanı ve Ekonomist Dr. Murat Üçer, küresel ekonomide belirsizliğin geçici olmaktan çıkarak yapısal bir özellik haline geldiğini söyledi. Üçer, Türkiye açısından önümüzdeki bir iki yılın en önemli sorununun seçim sürecine yaklaşılırken döviz kurunun nasıl yönetileceği olduğunu vurguladı. ICA 2026 konferansında küresel ekonominin görünümünü değerlendiren Global Source Partners Danışmanı ve Ekonomist Dr. Murat Üçer, dünya ekonomisinin 1990'lı yıllardaki küreselleşme ortamından uzaklaştığını söyledi. O dönemde serbest ticaretin, demokratikleşmenin ve kurallara dayalı uluslararası düzenin güçlendiğini hatırlatan Üçer, bugün ise jeopolitik gerilimlerin ekonomik kararların önüne geçtiğini ifade etti. Belirsizliğin artık küresel ekonominin yapısal bir özelliği olduğunu belirten Üçer, “1990'lı ve 2000'li yılların dünyasına geri dönmeyeceğiz. Artık ekonomiden çok jeopolitiğin belirleyici olduğu bir dünyadayız. Ekonomi, jeopolitik avantaj sağlamak için bir araç olarak kullanılıyor” dedi.</p>
<p>Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Üçer, ülkenin en önemli sorunlarından birinin kurumsal yapıda yaşanan aşınma olduğunu söyledi. Türkiye'nin geçmişte birçok ekonomik ve fi -nansal şoka rağmen faaliyetlerini sürdürmeyi başardığını belirten Üçer, bu dayanıklılığın ne kadar devam edebileceğinin belirsiz olduğunu ifade etti. Merkez Bankası'nın enflasyonu düşürmek amacıyla döviz kurunu bir çıpa olarak kullandığını belirten Üçer, bu politikanın sınırlı başarı sağladığını ancak Türk lirasının giderek değerli hale geldiğini söyledi. Üçer, “Türk lirasının ciddi ölçüde aşırı değerli olduğunu düşünmüyorum ancak mevcut politikanın uzun süre sürdürülebileceğine de inanmıyorum. Seçimler yaklaştığında döviz talebi artabilir. Bunun nasıl yönetileceği önümüzdeki bir iki yılın en önemli makroekonomik sorusu olacak” diye konuştu. Özellikle 2027 yılına ilişkin tahmin yapmanın zor olduğunu vurgulayan Üçer, seçim sürecinin yaklaşmasıyla döviz kuru ve ekonomi politikalarının daha fazla önem kazanacağını dile getirdi.</p>
<p>Küresel ekonominin savaşlar, ticaret gerilimleri ve korumacı politikalara rağmen beklenenden daha dayanıklı kaldığını belirten Üçer, dünya ticaretinin büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Ancak gelişmiş ülkelerde uzun vadeli faiz oranlarının yükselmesinin yeni bir risk oluşturduğuna dikkat çekti. ABD başta olmak üzere birçok ekonomide borçlanma maliyetlerinin son 20 yılın yüksek seviyelerine ulaştığını belirten Üçer, enflasyon ve kamu maliyesindeki sorunlar çözülmedikçe faizlerdeki yükseliş eğiliminin devam edebileceğini ifade etti. Enerji fi yatlarının da Türkiye gibi ithalatçı ülkeler açısından önemli risk oluşturduğunu söyleyen Üçer, devam eden savaşların petrol fiyatlarını yüksek tuttuğunu belirtti. Petrolün varil fiyatının yaklaşık 100 dolar seviyesinde seyrettiğini aktaran Üçer, bunun beklenen 70 dolarlık seviyeye kıyasla daha ağır bir maliyet baskısı yarattığını dile getirdi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tekstilcilerden küresel markalara çağrı: Sürdürülebilirliğin maliyetini paylaşın</strong></span></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Kipaş Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, sürdürülebilirlik yatırımlarının maliyetinin büyük ölçüde üreticilerin üzerinde kaldığını belirterek, küresel markalara sorumluluk çağrısında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b157c60c7-1792389463.png" alt="" width="900" height="274" />Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Kipaş Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Öksüz, sektörün artan maliyetler ve küresel rekabet baskısına rağmen önemli bir üretim gücüne sahip olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin dünya tekstil ihracatında beşinci, Avrupa Birliği'nde ise ikinci sırada bulunduğunu belirtti ve küresel tekstil ihracatından yüzde 3,5 pay aldığını kaydetti. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin toplam yıllık üretiminin 74,3 milyar dolara ulaştığını aktaran Ahmet Öksüz, bunun 42,7 milyar dolarının tekstil, 31,6 milyar dolarının ise hazır giyimden oluştuğunu ifade etti. İki sektörün yıllık 27 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini ve 17 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini belirterek, yalnızca tekstil sektörünün 2025 yılında 211 ülke ve bölgeye 9,4 milyar dolarlık ihracat yaptığını söyledi. Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan teknik tekstile ve hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını gerçekleştirebilen az sayıdaki ülkeden biri olduğunu vurgulayarak, yalnızca üretim kapasitesinin artık küresel rekabette yeterli olmadığını dile getirdi. Öksüz, gelecekte inovasyon, teknoloji, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimin belirleyici olacağını belirterek, “Bizim avantajımız ucuz üretim değil; hızlı, kaliteli, entegre ve sürdürülebilir üretim” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Mısır ile yalnızca fiyatta rekabet edemeyiz" </strong></p>
<p>Türkiye'nin düşük maliyetli Asya ve Kuzey Afrika ülkeleriyle rekabetinde farklılaşmaya odaklanması gerektiğini belirten Öksüz, özellikle Mısır'ın iş gücü ve enerji maliyetlerinde önemli avantajlara sahip olduğunu söyledi. Buna karşılık Türkiye'nin çok daha entegre, esnek ve hızlı bir üretim ekosistemi sunduğunu ifade ederek, Kuzey Afrika'daki hazır giyim üreticilerine kumaş, iplik ve diğer tekstil girdileri sağlayan önemli tedarikçilerden biri olduğunu kaydetti. Avrupa pazarına yakınlık, kısa teslim süreleri ve değişen siparişlere hızlı yanıt verebilme kabiliyetinin Türkiye'nin stratejik önemini artırdığını vurgulayan Öksüz, sektörün yalnızca kısa vadeli maliyetlere değil, uzun vadeli yapısal rekabet gücüne odaklanması gerektiğini belirtti. Öksüz, AB'nin yeni çevre ve sürdürülebilirlik düzenlemelerinin Türk tekstil sanayisinde dönüşümü hızlandırdığını belirterek, izlenebilirlik, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı, döngüsellik ve enerji verimliliği alanlarında önemli yatırımlar yapılması gerektiğini söyledi. Bu yatırımların finansmanında ciddi bir dengesizlik bulunduğuna dikkat çekerek, küresel markaların sürdürülebilir ve yüksek kaliteli ürün talep etmesine rağmen yatırım yükünün büyük bölümünü üreticilere bıraktığını ifade etti. Sürdürülebilirliğin bütün değer zincirinin ortak sorumluluğu olması gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilirliğin maliyeti marka, üretici ve tüketici arasında adil paylaşılmalı” dedi. Sürdürülebilirlik hedefleri ile markaların kalite beklentileri arasında zaman zaman çelişkiler yaşandığını belirten TİM Başkan Vekili, geri dönüştürülmüş pamuğu örnek gösterdi. Geri dönüşüm sürecinde elyaf uzunluğu ve renk açısından bazı sınırlamalar ortaya çıkabildiğini, buna rağmen markaların geri dönüştürülmüş ürünlerden konvansiyonel pamukla aynı kaliteyi ve görünümü beklediğini söyledi. Bu nedenle ürünlerin reddedilerek yeniden üretilmesinin ek atık, maliyet ve karbon emisyonuna yol açtığını belirten Öksüz, sürdürülebilirlik hedeflerinin üretimin teknik gerçekleriyle uyumlu olması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Doğal elyafın tüketiciye anlatılmasında yapay zeka fırsat yaratıyor" </strong></p>
<p>Orka Holding İcra Kurulu Üyesi Büşra Orakçıoğlu, tekstil sektörünün küresel rekabette yalnızca ürün kalitesi ve fiyatla değil, ürünün hikâyesi, sürdürülebilirliği ve tüketiciye sunduğu değerle de farklılaşması gerektiğini söyledi. Sürdürülebilirliğin tekstil sektörünün geleceğinde belirleyici olacağını vurgulayan Orakçıoğlu, özellikle tedarik zincirinde izlenebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Üretimin bütün aşamalarına ilişkin güvenilir verilerin oluşturulmasının hem sürdürülebilirlik hedeflerine hem de markaların uluslararası pazarlardaki konumuna katkı sağlayacağını dile getirdi. Doğal elyafların tüketiciye anlatılmasında yeni teknolojilerin kullanılabileceğine de değinen Orakçıoğlu, yapay zekâ destekli alışveriş uygulamalarının bu alanda önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Bu sistemlerin doğal elyafların özelliklerini tüketicilere daha iyi aktarabilmesi için güvenilir veri altyapısı ve uygun düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>"Doğal elyafın avantajları, tüketiciye doğru anlatılmalıdır"</strong></p>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) Yönetim Kurulu Üyesi ve Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tanrıverdi, pamuğun polyester başta olmak üzere sentetik elyaflar karşısında pazar payı kaybettiğine dikkat çekerek, üretici ülkelerin ortak bir iletişim ve tanıtım stratejisi geliştirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b13aaf8fe-1792389434.png" alt="" width="666" height="596" />ICA 2026 konferansında küresel elyaf rekabetini değerlendiren Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tanrıverdi, pamuk sektörünün polyester başta olmak üzere sentetik elyaflar karşısında giderek zorlandığını söyledi. Sentetik elyaf üreticilerinin yeni ürün geliştirme, fiyatlandırma ve pazarlama konusunda son derece aktif olduğunu belirten Tanrıverdi, pamuk sektörünün ise ülkeler ve kurumlar bazında ayrı ayrı hareket ettiğine dikkat çekti. Pamuğun binlerce yıllık geçmişe sahip doğal bir elyaf olduğunu hatırlatan Tanrıverdi, viskonun yaklaşık 130, polyesterin ise 80 yıllık geçmişi bulunduğunu söyledi. Sentetik elyaf üretiminde sürecin her aşamasına müdahale edilerek ürün özelliklerinin geliştirilebildiğini, pamukta ise üretimin doğa koşullarına bağlı olduğunu belirten Tanrıverdi, bu nedenle rekabette yalnızca teknolojinin değil, iletişim gücünün de belirleyici hale geldiğini vurguladı. </p>
<p><strong>"Pamuk kendisini doğru anlatmak zorunda" </strong></p>
<p>Pamuk üretiminin çevresel etkilerine ilişkin kamuoyunda yıllardır tekrarlanan bazı anlatıların sektörün algısını olumsuz etkilediğini belirten Tanrıverdi, Aral Gölü'nün kurumasının pamuk üretimiyle ilişkilendirilmesini örnek gösterdi. Konunun çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Tanrıverdi, doğal elyafın avantajlarının tüketicilere doğru anlatılması gerektiğini söyledi. Polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının da giderek açıldığını belirten Tanrıverdi, maliyet baskısının arttığı bir dönemde tüketicilerin daha ucuz sentetik ürünlere yöneldiğini kaydetti. Tanrıverdi, pamuğun yalnızca doğal bir ürün olmasıyla rekabet edemeyeceğini, fiyat, performans, sürdürülebilirlik ve tüketici algısını kapsayan güçlü bir değer önerisine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. ABD'nin Cotton USA, Brezilya'nın Cotton Brazil ve Türkiye'nin GDO'suz Türk pamuğunu öne çıkaran girişimlerinin önemli olduğunu belirten Tanrıverdi, bu çalışmaların ortak bir çatı altında birleştirilmesi çağrısında bulundu. Yün sektöründeki Woolmark uygulamasını örnek gösteren Tanrıverdi, “Pamuk üreticileri, tüketicileri, sektör birlikleri ve üretici ülkeler aynı masa etrafında oturmalı. Artık yalnızca aktif olmak yeterli değil, proaktif hareket etmemiz gerekiyor. Pamuk daha güçlü ve tutarlı bir sese ihtiyaç duyuyor” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye'nin gücü entegre üretim yapısında </strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli organik pamuk üreticilerinden biri olduğunu belirten Tanrıverdi, son yıllarda pamuk ekim alanlarının alternatif ürünlere kayması ve fiyat baskısı nedeniyle üretimin gerilediğini söyledi. Buna rağmen Türkiye'nin güçlü tekstil altyapısının önemli bir rekabet avantajı sunduğunu ifade etti. Türkiye'nin küresel hazır giyim ve ev tekstili markalarıyla uzun yıllara dayanan ilişkileri bulunduğunu belirten Tanrıverdi, iplikten kumaşa, boyadan konfeksiyona uzanan üretim zincirinin yeni teknolojilere hızlı uyum sağladığını vurguladı. Tanrıverdi, “Türkiye'nin gücü yalnızca pamuk üretmesinden kaynaklanmıyor. Asıl değer, elyaftan nihai ürüne kadar uzanan bütünleşik yapıdan geliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Rusya ve Suriye'de normalleşme beklentisi </strong></p>
<p>Türkiye'nin tekstilde yeniden güçlenmesinde bölgesel pazarların toparlanmasının da belirleyici olacağını söyleyen Tanrıverdi, özellikle Rusya ve Suriye'deki gelişmelere dikkat çekti. Rusya'nın Türkiye açısından çok büyük bir pazar olduğunu belirten Tanrıverdi, ülkenin uluslararası ticarete yeniden güçlü biçimde katılmasının önemli fırsatlar yaratacağını ifade etti. Suriye'nin savaş öncesinde Türkiye için önemli bir ticaret ortağı ve Arap Yarımadası'na açılan kapı olduğunu hatırlatan Tanrıverdi, bölgedeki normalleşmenin yaklaşık 500 milyon nüfusa ulaşan geniş bir coğrafyada yeni ticaret olanakları sağlayabileceğini söyledi. Türk tekstil sanayisinin en büyük gücünün üretim kültürü ve değişime uyum kabiliyeti olduğunu belirten Tanrıverdi, “İyi yıllarımız da oldu, kötü yıllarımız da. Ama üretmekten hiçbir zaman vazgeçmedik” dedi. Türkiye'nin tekstilde yeniden daha güçlü bir konuma ulaşacağına inandığını belirten Tanrıverdi, bunun için on yıl beklemeye gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/talebin-yeniden-sekillendigi-kuresel-tekstil-endustrisinde-dogal-elyafin-stratejik-onemi-artiyor-89992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/2/1280x720/joe-nicosia-1792389915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia, dünya pamuk piyasasında üretim artışından çok talep yaratmanın belirleyici hale geldiğini söyledi. Brezilya’nın üretim ve ihracattaki yükselişine karşı ABD’nin yeni bir strateji geliştirdiğini belirten Nicosia, Amerikan pamuğu kullanan ülkelere gümrük avantajı sağlanmasının gündemde olduğunu açıkladı. Nicosia, polyester karşısında doğal elyafın güçlenmesinin sektörün geleceğini belirleyeceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rixos-misirdaki-basarili-performansiyla-turizmin-rol-model-yildiz-markasi-oldu-89979</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rixos Mısır’daki başarılı performansıyla turizmin rol model yıldız markası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Medeniyet tarihinin başlangıç noktası olan Mısır, son yıllardaki yatırımlarıyla yeniden bir cazibe merkezi haline geliyor. 2025 yılı Kasım ayında açılan Büyük Mısır Müzesi (GEM), yeni havalimanı ve tatil köyleri yatırımları sayesinde ülkeye gelen ziyaretçi sayısı ve dolayısıyla Mısır turizminin katma değeri artıyor.</p>
<p>1milyon bin 450 kilometrekarelik geniş bir alana yayılmış olan Mısır topraklarının yüzde 95'i çölden oluşuyor. Yaşam Nil Nehri’nin yarattığı delta etrafında toplandığı için başta Kahire olmak üzere, kentlerdeki nüfus yoğunluğu çok yüksek. Dolayısıyla sanayi ve ticaret kentlerde yoğunlaşmış durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5bf72940e1-1792393074.jpg" alt="" width="720" height="539" /></p>
<p>Öte yandan, Akdeniz ve Kızıldeniz boyunca yer alan toplam 2 bin 450 kilometrelik geniş sahil şeridi Mısır’ı turizm yatırımcıların gözdesi haline getiriyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere, bölgedeki komşu ülkeler ve büyük inşaat şirketleri Mısır’da çok modern projeler hayata geçiriyorlar.</p>
<p>Piramitlerin ve Nil Nehri’nin yarattığı ilginin yanı sıra, turkuaz renkli temiz denizleri, bakir sahilleri, 12 ay güneşli olan iklimi sayesinde Mısır deniz ve güneş turizmindeki payını hızla artırıyor. Ülkenin turizm gelirlerinin 2030 yılında kadar 21,5 milyar dolar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Türkiye ve Mısır’ın son dönemde sağlamlaşan ilişkileri sayesinde, Türkiye’den bölgeye yoğun bir ziyaretçi akını var. Her gün İstanbul’dan Sharm El -Şeyh’e 5, Hurghada’ya 4 uçak kalkıyor. Ayrıca her hafta Sharm’a Ankara’dan 1, İzmir’den 2, Antalya’dan 3; yine Antalya’dan Hurghada’ya 3 direkt uçuş var.</p>
<p>Mısır’da turizme yön veren kuruluşların ilk sıralarında Rixos Hotels geliyor. Türkiye'de ve dünyanın diğer ülkelerindeki yatırımlarıyla yıllar içinde operasyonel yetkinlik ve insan kaynağı bakımından premium segmentte bir dünya markasına dönüşen Rixos, Mısır’da geçtiğimiz yıl sektörün iki katı civarında büyümeyi başardı.</p>
<p><strong>Rixos Hotels Mısır’da 12 otel ve 7 bin 500 odalık bir kapasiteyi yönetiyor</strong></p>
<p>Rixos Hotels Mısır CEO’su Erkan Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre, kuruluş mevcut durumda Mısır’da 12 otel ve 7 bin 500 odalık bir kapasiteyi yönetiyor. Tesislerin yatırımcıları çoğunlukla Mısırlı iş insanları. Rixos diğer dünya devleri gibi, otellere kendi işletme deneyimini taşıyarak yüksek kaliteli bir hizmetin garantisi oluyor. Ultra her şey dahil konsepti, lüks hizmet anlayışı, aqua parkları ve yeme içme alanlarıyla Şarm El-Şeyh ve Hurghada gibi destinasyonlardaki tesisleriyle farklılaşıyor.</p>
<p>Rixos’un Mısır’daki diğer zincirlerin örnek aldığı ve pazarı domine eden bir grup haline geldiğini ifade eden Erkan Yıldırım şu yorumu yapıyor: “Mısır, bu seneye kadar çift haneli büyümeler kaydediyordu. 2025 yılında bir önceki seneye göre yüzde 21 büyüyerek 19 milyon turist ağırladı. Geçen sene Mısır turizminde yüzde 21 büyüme varken Rixos Hotels Mısır olarak yüzde 50 büyüdük. Bu sene ise yüzde 58’lik büyüme rakamlarından bahsediyoruz. Şu anda Mısır'da 12 otel ve 7 bin 500 odayla hizmet veriyoruz.”</p>
<p>Erkan Yıldırım 2025’te Rusya, İngiltere, Kazakistan, İngiltere, Özbekistan, Polonya, Almanya, İtalya başta olmak üzere farklı coğrafyalardan 500 bin yabancı turisti ağırladıklarını ifade ediyor. Ve ekliyor. “2026da bu rakamı 600 bine çıkarmayı başardık. Türkiye’den gelen 500 bin Türk turistin 50 bini Rixos tesislerine konakladı. Türkiye gelen ziyaretçi sayısı itibarıyla beşinci sırada yer aldı.”</p>
<p>Rixos’un başarılı yükselişi gelecekteki yatırımlar için de yol açmış durumda. Erkan Yıldırım “İşletme hamlelerimiz aralıksız sürecek. Şu an imza aşamasına geldiğimiz çok ciddi 4-5 proje daha var. Hedefimiz net: 3 yıl içinde Rixos Hotels Mısır olarak 20 otel ve 16 bin oda sayısına ulaşacağız.” diyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5c01340532-1792393235.jpeg" alt="" width="430" height="574" /></p>
<p><strong>Mısır’ın parlayan yıldızı Hurghada</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Seyahat- gastronomi konuları yazarı ve Danışman Sermet Severöz’ün organizasyonuyla küçük bir grup olarak Mısır’ın Kızıldeniz tarafında bulunan Hurghada kentinde yer alan Rixos tesislerine gittik. Rixos Mısır Pazarlama Direktörü Zafer Yavuz’un ev sahipliğinde ve Rezzak Kaykaç’ın mükemmel desteğiyle bölgeyi yakından tanıma imkanı bulduk.</p>
<p>Hurghada Kahire’nin 600 km güneyinde yer alan 260 bin nüfuslu bir kent. 36 km'lik sahil şeridine sahip. Bölgede hayat turizm üzerine kurulu. Küçük bir balıkçı köyü iken, seksenli yıllardan sonra devletinin teşvikiyle Şarm el Şeyh’e alternatif olarak geliştirilen bir turizm destinasyonuna dönüşen kentte, Mısırlı ve uluslararası yatırımcılar büyük projelere imza atıyorlar. Alman, İtalyan ve Rus turistlerin Ortadoğu’daki favori bölgesi konumunda olan bölgenin çehresi hızla değişiyor. İstanbul’dan Hurghada’ya sadece 2 saatlik bir uçuşla ulaşılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5c030884f2-1792393264.jpeg" alt="" width="400" height="533" /></p>
<p><strong>850 oda, 1500 çalışan, 1.5 kilometrelik beyaz kum sahil</strong></p>
<p>Rixos Mısır Pazarlama Direktörü Zafer Yavuz’un verdiği bilgiye göre, iki otelde toplamda 850 oda bulunuyor. Sadece çiftlere ve ailelere hizmet veren otelin ilk bölümü 2021’de açılmış. Rixos Premium Magawish Suites&amp;Villas adındaki tesis bir kısmı havuzlu olan 410 odadan oluşuyor. Bu yıl Şubat ayında hizmete giren Rixos Premium Magawish Bay View ise 440 odasıyla hizmet veriyor.</p>
<p>1.5 kilometrelik sahili, binlerce bitki ve ağaçtan oluşan peyzaj düzenlemesi, 2 ana 10 alakart olmak üzere 12 restoranı, 20 barı ve devasa bir sahne alanı olan otelde 1500 kişi çalışıyor.</p>
<p>Tesis 12 ay boyunca açık. Ekim ayında havanın 30-31, deniz suyu sıcaklığı ise 28 derecelerde. Zafer yavuz, kış aylarında bile deniz suyunun 23 derece civarında olduğunu, yaz aylarında ise bölgedeki esintinin sıcaklığın etkisini azalttığını ve nem oranını düşürdüğünü anlatıyor.</p>
<p>Otel çok geniş bir alana yayıldığı için farklı talepleri olan ziyaretçilere uygun çözümler sunulabiliyor. Çocukların gün boyu güvenle eğlenebileceği, profesyonel kadroya sahip Rixy Kids Club’da oyun ve eğitim programları var. Çocuksuz alanları tercih edenler için +18 yetişkin havuzları, özel uşak (butler) hizmetli sahil kasabaları ve geniş bir SPA alanı mevcut. Tesiste yer alan at çiftliği de özel bir deneyim sunuyor. Dileyenler atlarla vakit geçirebiliyor hatta sahilde at binebiliyorlar.</p>
<p><strong>Otel dışına çıkmak isteyenler için seçenekler</strong></p>
<p>Otelin tam karşısında bulunan ve sular çekildiğinde ortaya çıkan göz alıcı beyaz kum tepelerinden ve turkuaz sularından oluşan doğa harikası Beyaz Ada’ya zodyaklarla beş-on dakikada gidilebiliyor. Çöl safarisi, ve tekne turları gibi klasik etkinliklerin yanı sıra , günübirlik turlarla Krallar Vadisi'nin yer aldığı Luksor'a ya da piramitleri görmek için Kahire'ye geçmek de mümkün.</p>
<p>Hurghada’daki tarihi yapılar yakın tarihin eseri. Örneğin, kent merkezinde geleneksel İslam Mimarisiyle dikkat çeken Al Mina Cami’nin yapımına 1968’de başlanmış. Mevcut hali ise 2012’de inşa edilmiş. Mısır'ın köklü Kıpti tarihini ve dini çeşitliliğini gözler önüne seren, harika vitraylara ve mimari detaylara sahip olan El Dahar bölgesinde yer alan Saint Shenouda Hristiyan katedrali 1970’lerde yapılmış.</p>
<p>2008’lerde inşa edilen Marina ise, kentin eski binaları ve dar sokaklarına tezat oluşturan bir alan. Tekneler, yatlar, restoranlar ve kafeleriyle Avrupai bir görünüme sahip olan bölge, dinlenmek için ideal bir ortam sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rixos-misirdaki-basarili-performansiyla-turizmin-rol-model-yildiz-markasi-oldu-89979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/erkan-yildirim-1792385993.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rixos Mısır’daki başarılı performansıyla turizmin rol model yıldız markası oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89968</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 19 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/IzlNjO_iz0g" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-90000</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kipaş Tekstil’den inovasyonda Türkiye birinciliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın köklü sanayi kuruluşlarından Kipaş Tekstil'in, araştırma-geliştirme faaliyetleri, yenilikçi üretim anlayışı ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla Türkiye’nin inovasyon alanındaki öncü şirketleri arasında yer almaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından, Ticaret Bakanlığının desteğiyle düzenlenen Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında gerçekleştirilen İnovaLİG 2026 sonuçlarına göre Kipaş Tekstil, Büyük Ölçekli İşletmeler kategorisinin İnovasyon Stratejisi dalında Türkiye birinciliğine layık görüldü.</p>
<p>Şirket adına ödülü Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz teslim aldı.</p>
<p>Elde edilen başarının, Kipaş Tekstil’in inovasyonu yalnızca üretim süreçlerinin değil, kurumsal stratejisinin de temel unsurlarından biri olarak ele aldığını gösterdiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklamaya göre Kipaş Tekstil’in İnovaLİG 2026’da kazandığı Türkiye birinciliği, şirketin önceki yıllarda elde ettiği başarılarla birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Kipaş Tekstil, 2022 yılında İnovaLİG’in İnovasyon ve Organizasyon Kültürü kategorisinde Türkiye birinciliği elde etmişti. </p>
<p>Şirket, 2025 yılında ise İnovasyon Stratejisi kategorisinde Türkiye üçüncüsü olarak kürsüde yer aldı. 2026 yılında aynı kategoride Türkiye birinciliğine ulaşan Kipaş Tekstil'in, inovasyon alanındaki gelişimini ve stratejik yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğu dile getirildi.</p>
<p>Bu sonuçların, şirketin yenilikçi üretim kültürünü kurumsal yapısına yerleştirme ve uluslararası rekabet gücünü geliştirme hedeflerinin sürekliliğine işaret ettiği ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-90000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-1792396270.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kipaş Tekstil, Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında düzenlenen İnovaLİG 2026’da Büyük Ölçekli İşletmeler kategorisi İnovasyon Stratejisi dalında Türkiye birincisi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-90012</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Türkiye’nin otomotivde &#039;Made İn Europe&#039; kapsamı dışında bırakılması kabul edilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Mart ayında taslağı yayımlanan “AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası” üzerinde görüşmeler devam ederken, AB’nin iki öncü ülkesi Fransa ve Almanya’nın liderleri otomotiv sektöründe 2035 içten yanmalı motorlardan çıkış hedefini yumuşatma (2035’e kadar 2021’e göre %90 emisyon azaltımı) ve “<em>Made in Europe</em>” kapsamı konularında uzlaşıya vardı.</p>
<p>Şimdiye kadar Almanya otomotivde kamu alımları ve kamu teşviklerinde “<em>Made in Europe</em>” kapsamının geniş tutulmasını savunuyor, Fransa ise AB ülkeleri ile sınırlı tutulmasını istiyordu. Anlaşmayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron otomotiv endüstrisini başarıyla dönüştürmek ve iklim hedeflerini korumak ile ilişkilendirirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise ülkesi, Fransa ve Avrupa’da motorcular ve istihdam için iyi bir gün olarak nitelendirdi.</p>
<p>Bu uzlaşı ile Almanya, 2035’te otomotiv sektöründe emisyonları yüzde 100 azaltma hedefini yumuşatmanın karşılığında Fransa’nın pozisyonuna yaklaşmış oldu. Uzlaşının Türkiye’de üretilen araçları ise dışlaması sebebiyle Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği belirtiliyor.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu: “Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Federal Almanya Başbakanı Merz’in otomotiv sektöründe “<em>Made in Europe</em>” kapsamı konusunda vardıkları uzlaşı Türkiye’yi dışlaması sebebiyle son derecede düşündürücü ve bizim açımızdan kabul edilemez. Bu uzlaşıya göre otomotiv için kamu ihaleleri ve kamu teşvikleri AB’nin 27 üyesi, Birleşik Krallık ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri ile sınırlı olacak. Araç komponentlerinin, batarya hariç, %70 oranında AB ve kapsama dahil edilen ülkelerde üretilmesi şartı getiriliyor. Kapsama dahil olmanın karşılığında Birleşik Krallık’ın AB’nin gümrük tarifeleri, ticaret korunma önlemleri ve yabancı sübvansiyon tarama uygulamalarına da uyum sağlama koşulunu yerine getirmesi gerekiyor”dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının %73’ü AB’ye gidiyor. AB pazarında “<em>Made in Europe</em>” engeli ile karşılaşmamız AB ile ticaretimize ve ihracatımıza büyük zarar verecek. Süreç henüz tamamlanmadı. Taslağın yasalaşması için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin onayı gerekiyor. Ancak iki lider ülkenin bu uzlaşısı süreç üzerinde önemli etkiye sahip” diye konuştu.</p>
<h2>“<em>Made in Europe</em>”dan Türkiye’nin dışlanması gümrük birliği ile bağdaşmaz</h2>
<p>“<em>Made in Europe</em>” kapsamına Türkiye’de üretilen araçların alınmamasının gümrük birliğine aykırı olduğunu belirten Zeytinoğlu, “1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı ile yürürlüğe giren gümrük birliği, Türkiye ile AB arasında sanayi mallarında serbest dolaşımı getirirken, Türkiye’nin AB dış ticaret politikası ve önlemlerine uyumunu öngörüyor. Gümrük birliği kamu alımlarını kapsamıyor. AB’nin kamu alımlarına dahil olabilmek için Türkiye’nin de kamu ihalelerini AB’ye açması ve AB ile ikili anlaşma yapması gerekiyor ki bu konuda ilk adım atıldı. Ancak Fransa ve Almanya’nın Birleşik Krallık’ı “<em>Made in Europe</em>” kapsamına dahil ederken getirdikleri tarife ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı zaten gümrük birliği çerçevesinin de bir parçası. Türkiye’nin AB dış ticaret önlemlerine ve ortak gümrük tarifesine uyum sağlaması gerekiyor. Son dönemde gümrük birliğindeki bu uyum özellikle AB’nin STA sayısının giderek artması ve 80 ülkeye ulaşması ile bozulmuştu” dedi.</p>
<h2>“Gümrük birliği ile kazandığımız haklar korunmalı”</h2>
<p>Gümrük birliğinde olan bir ülkenin kapsam dışında ele alınması kabul edilemeyeceğini belirten Zeytinoğlu, “Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim mekanizması gibi yollara gidilerek gümrük birliği ile kazandığımız haklar korunmalı ve dışlanmaya izin verilmemelidir. Türkiye, AB üyesi olmadan gümrük birliğine giren ve uygulayan tek büyük ekonomidir. Türkiye dışında sadece San Marino ve Andorra gümrük birliği ortağıdır” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Ülkemiz bugüne kadar özellikle Kıbrıs meselesine ilişkin olarak karşısına çıkarılan engellere rağmen, gümrük birliğine bağlı kalmış ve 350 milyar avroya yakın ticaret açığı vermiştir. Buna rağmen AB’nin yegâne gümrük birliği partnerine böyle bir dışlamada bulunması hiçbir şekilde iyi niyetle bağdaşmaz. Taslağın yasalaşmasını beklemeden, Türkiye kamu alımları piyasasında mütekabiliyeti yerine getirmeli ve AB’nin dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemlerine ilişkin olarak eksiklik ve uyumsuzlukları gidermeli, iyileştirme ve reform adımlarını AB tarafına ileterek adil muamele talebinde bulunmalıdır” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-90012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-1792403741.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa ve Almanya’nın “Made in Europe” kapsamında Türkiye’yi dışlayan uzlaşısının otomotiv ihracatına zarar vereceğini belirten KSO ve İKV Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, düzenlemenin Gümrük Birliği ile kazanılan haklarla bağdaşmadığını vurgulayarak Türkiye’nin adil muamele talep etmesi ve haklarını koruması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
