<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-ekonomimizin-kuresel-soklara-karsi-dayanikliligini-guclendirdik-81015</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Ekonomimizin küresel şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) açıkladığı nisan ayı ödemeler dengesi verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda nisanda yıllıklandırılmış cari açığın 37 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Şimşek şunları kaydetti:<br /> <br />"Uyguladığımız program sayesinde cari dengede önemli bir iyileşme sağlayarak ekonomimizin küresel şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirdik. Bu sayede, artan enerji fiyatlarının olumsuz etkisine rağmen cari açığın yıl genelinde yönetilebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz.<br /> <br />Zorlu küresel koşullara rağmen dış finansmana erişimde güçlü görünüm devam ediyor. Reel sektörün ve bankacılık sektörünün yıllıklandırılmış dış borç çevirme oranları sırasıyla yüzde 239 ve yüzde 177 seviyesinde gerçekleşti.<br /> <br />Son dönemde hayata geçirdiğimiz düzenlemelerle ülkemize yönelik uzun vadeli finansman girişlerini artırmayı, yatırım ortamını iyileştirmeyi ve Türkiye’yi yatırım, üretim ve ticaret merkezi yapmayı amaçlıyoruz." </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Nisanda yıllıklandırılmış cari açık 37 milyar dolar gerçekleşti.<br /><br />Uyguladığımız program sayesinde cari dengede önemli bir iyileşme sağlayarak ekonomimizin küresel şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirdik. Bu sayede, artan enerji fiyatlarının olumsuz etkisine rağmen cari açığın… <a href="https://t.co/dqUoovlmKq">pic.twitter.com/dqUoovlmKq</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2065371577865105728?ref_src=twsrc%5Etfw">June 12, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-ekonomimizin-kuresel-soklara-karsi-dayanikliligini-guclendirdik-81015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan ayı ödemeler dengesi verileriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Uyguladığımız program sayesinde cari dengede önemli bir iyileşme sağlayarak ekonomimizin küresel şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirdik. Bu sayede, artan enerji fiyatlarının olumsuz etkisine rağmen cari açığın yıl genelinde yönetilebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-artik-ekonominin-en-ust-liginde-bir-oyuncu-haline-geliyor-81014</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Türkiye artık ekonominin en üst liginde bir oyuncu haline geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, AK Parti Samsun İl Başkanlığı tarafından Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu'nda düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşları ve İş Dünyası Buluşması" programında yaptığı konuşmada, dünya ekonomisinin çok zorlu bir dönemden geçtiğini söyledi.</p>
<p>Dünya genelinde büyümelerin tarihi ortalamaların altında olduğuna işaret eden Yılmaz, "Dünya ticareti bundan da daha kötü durumda. Geçmişte küresel, liberal, kurallara dayalı ekonomik ortam vardı. O ortamda genelde ticaret, büyümenin çok üstünde gelişirdi. Büyüme yüzde 4 ise ticaret yüzde 6 artardı ama bugün büyüme aşağıya indiği gibi ticaret neredeyse büyümenin de altında gelişim sergiliyor. Korumacılık yükseliyor dünyada. Güç mücadelesi yükseliyor. Pandemi öncesi ve sonrası gelişmelere baktığınız zaman sanayi kapasitesi, imalat sanayi özellikle büyük oranda Asya'ya kaymış durumda. Çin neredeyse dünyadaki imalat sanayi kapasitesinin yüzde 30'unu tek başına temsil ediyor. Batı'da ise sanayisizleşme dediğimiz bir süreç yaşanıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yeni Amerika yönetimiyle Avrupa Birliği'ndeki yeni tartışmalarda farklı bir mücadelenin başladığının görüldüğünü dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bazıları bunu kişisel özelliklerle de değerlendirebiliyor. Ben o kanaatte değilim. Tabii ki herkesin, her yöneticinin kendine göre özellikleri var. Renkli kişiliği olan yöneticiler var ama ortada yapısal bir değişim dönüşüm var. Dünya yeniden şekilleniyor adeta kartlar yeniden karılıyor. Güç mücadelesi merkeze gelmiş durumda. Eskiden kurallar, hukuk, uluslararası kurumlar bir yere kadar etkili olabiliyordu ama şu anda güç mücadelesi her şeyin önüne geçmiş durumda. 'Güçlüysem istediğimi yaparım' gibi bir anlayış maalesef dünyada hakim hale gelmiş durumda. Bunu siyasi meselelerde, ekonomik meselelerde de görüyoruz. Dolayısıyla kıran kırana mücadele yaşanan bir dönemdeyiz dünya ölçeğinde. Bu da ekonomide belirsizlikleri artırıyor, riskleri yükseltiyor. Geçmişte sadece maliyet esaslı verilen kararlar artık güvenlik odaklı, dayanıklılık odaklı bazı tercihlere dönüşebiliyor. Dolayısıyla bunun farkında olmamız, buna göre kendimizi iyi konumlandırmamız lazım."</p>
<p>Bir taraftan da dünyada büyük bir teknolojik dönüşüm olduğunu söyleyen Yılmaz, "Yapay zeka başta olmak üzere bir taraftan da yeni teknolojiler, dijitalleşme, yeşil dönüşüm farklı bir gündem oluşturuyor dünyada. Kalkınma stratejilerinin artık merkezine yeşil ve dijital dönüşüm gelmiş durumda. Daha sürdürülebilir, enerjiyi daha verimli kullanan, her alana dijital teknolojileri, yapay zekayı uygulayan yaklaşım dünyada hakim hale gelmiş durumda. Dolayısıyla bu genel gidişatı görerek, ülkemizi, bölgelerimizi, şirketlerimizi konumlandırmamız gerekiyor. Biz de bu anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye ekonomisine kısaca baktığımızda, pandemi öncesi ve sonrası rakam söyleyeceğim. Performansımızı bence gösteren önemli bir rakam, 2025 dönemi. 6 yıllık dönemde dünya ekonomisi kümülatif, birikimli olarak yüzde 18,8 büyümüş, Türkiye ekonomisi aynı dönemde yüzde 34,8'e yükselmiş. Yani bizdeki kümülatif artış 34,8, dünyada 18,8." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Dünyanın 11'inci büyük ekonomisiyiz satın alma gücüne göre"</strong></p>
<p>Yılmaz, son 6 yılda dünyanın iki katı büyümüş, kapasitesini geliştirmiş bir Türkiye olduğunu vurgulayarak şöyle dedi:</p>
<p>"Özellikle sanayi alanında Avrupa'da bazı ülkeler hala pandemi öncesi kapasiteye gelebilmiş, üretime ulaşabilmiş değil. Bizdeyse yüzde 30 kapasite ve üretim artışı söz konusu. İşte bunu kalıcı, sürdürülebilir kılmamız ve verimli şekilde geleceğe taşımamız gerekiyor. Yine büyümemiz devam ediyor, ticaretimiz artmaya devam ediyor. Son 23 yılda dünya ortalama yüzde 3,5 büyürken, biz ortalama yıllık 5,3 oranında büyümüşüz. AK Parti'nin, Cumhur İttifakı'nın olmadığı dönem 2002 yılına gittiğimiz zaman, Türkiye dünyanın 21'inci büyük ekonomisiymiş. Nominal dolar bazında bugün 16'ncı büyük ekonomisi konumunda, satın alma gücü paritesi diyoruz. Bu, bizim yaptığımız bir hesap değil. OECD, Dünya Bankası, IMF gibi kurumlar hesapları yapıyorlar. Bu hesaplara göre geçen yıl itibarıyla dünyanın 11'inci büyük ekonomisiyiz satın alma gücüne göre. Geçen sene itibarıyla 1,6 trilyon doları aşmış milli gelir büyüklüğümüz var. Kişi başı gelirimiz 18 bin doları aşmış durumda. Türkiye artık ekonominin en üst liginde bir oyuncu haline geliyor."</p>
<p>Türkiye'nin yeni bir hamleye, yeni bir sıçramaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Yılmaz, "Son 23 yılda alt orta gelirden üst gelire doğru geldi Türkiye. Belirli bir yere geldi. Altyapı kim ne derse desin, yollarıyla, altyapısıyla, sağlığıyla, eğitimiyle, üniversiteleriyle, AR-GE'siyle, demokrasisini vesayetçi bir sistemden normal demokrasiye dönüştürerek, hukuk kurallarını geliştirerek, çevresel standartlarını, tüketici standartlarını geliştirerek bir yere geldi. Şehirleşmemiz belli bir yere geldi ancak yetmez, yeni bir hamle yapmamız gerekiyor. Çok daha üst lige ülkemizi taşımamız gerekiyor. Tarihimize yakışan da budur. Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değil. Bu ülke sıradan bir ülke değil. Çok farklı tarihten gelen bir ülkeden bahsediyoruz. Çok farklı sorumlulukları olan bir ülkeden bahsediyoruz. Dolayısıyla bize yakışan en üstte olmaktır. Bu da kolay bir iş değil elbette. Hep birlikte büyük emek sarf ederek, çaba sarf ederek bunu başarmak durumundayız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Biz barıştan yana bir ülkeyiz"</strong></p>
<p>Yılmaz, Türkiye'nin etrafında bu yıl çok önemli gelişmeler yaşandığını dile getirerek şunları ifade etti:</p>
<p>"Bölgemizde büyük bir savaş yaşandı ve tahmin edilenin de ötesinde uzun süren bir savaş ortamı oldu. Bu ortam sadece insani maliyetler üretmedi. Ekonomik ve çevresel olarak da büyük maliyetler üretti. Dünya lojistiğini etkileyen, sadece bölgemizi değil, dünyayı etkileyen, küresel ekonomiyi etkileyen boyutlar kazandı. Petrol ve enerji fiyatları, gübre fiyatları, lojistik ve finansal maliyetler üzerinden tüm dünyayı etkileyen savaş ortamından geçiyoruz. İnşallah bu bir an önce sona erer. Türkiye Cumhuriyeti olarak etrafımızdaki bu ateşe bulaşmadığımız gibi bu ateşin sönmesi için diplomasinin tüm imkanlarını kullanıyoruz, kullanmaya devam edeceğiz. Biz barıştan yana bir ülkeyiz ama bir taraftan da elbette savunma sanayimiz başta olmak üzere her türlü riske karşı ülkemizi hazırlıyoruz, güçlü şekilde konumlandırıyoruz. Sadece bölgemizde değil, tüm coğrafyamızda, etrafımızda barıştan yana, diplomasiden yana, bunu önceleyen bir tavır ortaya koyuyoruz. Bunu Kafkaslarda da yapıyoruz, Afrika'da da yapıyoruz, yakın coğrafyamızda da aynısını yapıyoruz."</p>
<p>İstikrarsızlık, kaos üreten, bunun üzerinden siyaset yapan ülkeler olduğunu belirten Yılmaz, "Bunlar kazanamayacak inşallah. Türkiye Cumhuriyeti doğru politika yürütüyor ve Sayın Cumhurbaşkanı'mızın tecrübeli, dirayetli yönetimiyle hem ülkemiz hem bölgemiz hem de küresel barış için çok önemli çabalar sarf ediyor. Savaşın ekonomik maliyetleri de oldu. Burada da iki şey yaptık. Birincisi İran ile ilgili savaş etkilerini sınırlamaya çalıştık. Hemen başından itibaren finansal piyasalarla ilgili bazı tedbirler aldık. Enerji fiyatlarının iç dünyamıza, tüketicilere yansımasını sınırlamak için Eşel Mobil dediğimiz sisteme geçtik. Bütçe olarak gerçekten bu bedeli ödedik ama enflasyonist etkisini sınırlamış olduk savaşın. Büyüme etkisini de sınırlamış olduk bir taraftan. Çünkü hem büyümeyi aşağı çekiyor enerji fiyatlarının yükselmesi, maliyetleri artırıyor hem de enflasyonist etkisi var. Dolayısıyla bu fedakarlığı bütçemiz yapmış oldu." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, gübrede de benzer tedbirler aldıklarını ifade ederek şunları söyledi:</p>
<p>"İhracatı yasakladık, ithalatı serbestleştirdik, stoklarımızı değerlendirdik. Dünyada bu savaş nedeniyle açlık riskiyle karşı karşıya kalan ülkeler olacağı söyleniyor, özellikle sahra altı Afrika'da sırf gübredeki meselelerden dolayı ama çok şükür Türkiye hem enerjide hem gübrede hem diğer girdilerde arz problemi yaşamadı. Arz sistemimizi son 20 yılda çeşitlendirdiğimiz, farklı kaynaklardan girdi temin eden bir ülke olduğumuz için şanslıyız. Fiyatlardan etkilendik belki ama arz sıkıntısı yaşamadı ülkemiz. En pahalı enerji malum, olmayan enerji. En pahalı gübre, olmayan gübre. Dolayısıyla böyle bir sıkıntı yaşamadı ülkemiz. Fiyatlardan elbette etkileniyoruz. Onu da aşağıya çekmek için gayret ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. İnşallah güzel bazı sinyaller var son günlerde. Barışın sağlandığı, bölgemizde istikrarın güçlendiği bir dönem de görürüz. Bunun olumlu yansımalarını hep birlikte yaşarız diye inanıyorum. Diğer taraftan bu savaş şunu gösterdi, karmaşa, çatışma ortamında istikrarını koruyan ülkeler ön plana çıkıyordu. Bu öngörülemezlik ortamında öngörülebilir politikalar izleyen ülkeler ön plana çıkıyordu. Dolayısıyla istikrarımızı ve öngörülebilirliğimizi koruduğumuz sürece bu ortam inşallah Türkiye'ye farklı, olumlu etkiler getirecek. Kısa vadede belki maliyetler var ama orta vadede yeni imkanların, yeni fırsatların oluştuğunu da ifade etmek isterim. Türkiye, sermaye için, nitelikli insan için cazibe merkezi konumunda."</p>
<p><strong>"Huzur ve güven ortamı kalkınmanın da temelidir"</strong></p>
<p>Türkiye'nin son derece önemli bir istikamet aldığını, istikrarla yoluna devam ettiğini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bunu Allah'ın izniyle hiç kimsenin bozmaya gücü yetmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Yüzyılı'nda çok daha büyük hedeflere yürüyecek. Bu çerçevede özellikle huzur ve güven ortamımızı pekiştirecek 'Terörsüz Türkiye' sürecinin de altını çizmek isterim. Yıllar yılı büyük bedeller ödedi ülkemiz. Büyük kaynaklar israf edildi. Burada terörün iki maliyeti var. Bir doğrudan maliyet, bir de ekonomik tabirle alternatif maliyet. Yani terör var diye yapılamayan işlerin ortaya çıkardığı maliyet. Bu, en az 2 trilyon dolar. Çeşitli hesaplamalar yapılıyor. Bence bazı şeyleri de hesaplayamıyoruz. En az 2 trilyon dolarlık kayıptan bahsediyoruz. Türkiye, inşallah kalıcı şekilde terör belasından kurtularak kaynaklarını kritik alanlarda değerlendirerek kalkınma sürecini çok daha üst noktalara taşıyacak. Güven ve huzurun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Demokrasi de olmaz. Demokrasinin ve kalkınmanın gelişebilmesi için güvenlik ortamı ve huzur ortamı olacak. Kimse riskli ortamda yatırım yapmaz, turizm gelişmez, hayvancılık gelişmez, ticaret gelişmez. Dolayısıyla huzur ve güven ortamı kalkınmanın da temelidir. İnşallah önümüzdeki süreçte kalıcı huzur ortamında kalkınmamızı da kalıcı şekilde sürdüreceğiz."</p>
<p>Yılmaz, daha sonra Mustafa Demir Kütüphanesi inşaatını gezdi, çalışmalara ilişkin yetkililerden bilgi aldı.</p>
<p>Programa, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Çiğdem Karaaslan, Yusuf Ziya Yılmaz, Orhan Kırcalı ve Ersan Aksu, MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, AK Parti Samsun İl Başkanı Mehmet Köse, MHP Samsun İl Başkanı Burhan Mucur ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-artik-ekonominin-en-ust-liginde-bir-oyuncu-haline-geliyor-81014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/663-1781263837.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sivil Toplum Kuruluşları ve İş Dünyası Buluşması&quot;nda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Geçen sene itibarıyla 1,6 trilyon doları aşmış milli gelir büyüklüğümüz var. Kişi başı gelirimiz 18 bin doları aşmış durumda. Türkiye artık ekonominin en üst liginde bir oyuncu haline geliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagic-10-yilda-uc-farkli-alanda-sicrama-yapabiliriz-81013</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç: 10 yılda üç farklı alanda sıçrama yapabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, haziran ayı meclis toplantısında dünya ve Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye ekonomisinde dezenflasyon programının üçüncü yılının geride kaldığını anımsatan Avdagiç, sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi odaklı, ihracata dayalı ekonomi modelinin güçlendirilmesini temel öncelik olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, "Maliye politikaları, teşvikler ve finansman imkanları ile desteklenen bir üretim modeli Türkiye'yi dünyada yeniden şekillenen ticaret haritasında güçlü bir konuma taşıyacaktır. Enflasyonla mücadele önceliğimizi tehlikeye atmayacak şekilde finansman ve kur politikalarını revize ederek ihracattaki sıkıntıları aşabileceğimize inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Yeni dönemde jeopolitik konumu ile öne çıkan ülkelerin başında Türkiye geliyor"</strong></p>
<p>Küresel jeopolitik gelişmelerin Türkiye için yarattığı fırsatlara değinen İTO Başkanı Avdagiç, Avrupa'nın tedarik güvenliği arayışı, Çin+1 stratejisinin devam etmesi ve deniz taşımacılığındaki aksaklıkların Türkiye'nin lojistik ve üretim merkezi olma potansiyelini güçlendirdiğini kaydetti.</p>
<p>Savunma sanayii, yenilenebilir enerji, lojistik, veri merkezleri ve yüksek teknolojili üretimin önümüzdeki dönemin öne çıkan yatırım alanları olarak görüldüğünü belirten Avdagiç, Körfez-Türkiye-Avrupa kara koridorlarının önem kazanmasının da Türkiye'nin stratejik konumunu daha da güçlendirdiğini ifade etti.</p>
<p>Dünya ekonomisinin son 30 yılın en büyük dönüşümlerinden birini yaşadığını ifade eden Avdagiç, şirketlerin artık yalnızca maliyete değil güvenliğe, siyasi istikrara ve lojistik erişime de önem verdiğini söyledi.</p>
<p>Avdagiç, devam eden savaşlar ve potansiyel çatışma riskleri nedeniyle ülkelerin artık "Nerede daha ucuz üretirim?" yerine "Nerede daha güvenli üretirim?" sorusuna odaklandığını dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'nin coğrafi konumu, sanayi altyapısı, savunma sanayi kapasitesi ve çok yönlü diplomatik ilişkileri sayesinde önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Avdagiç, "Bu yeni dönemde jeopolitik konumu ve potansiyeliyle öne çıkan ülkelerin başında Türkiye geliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Avdagiç, son dönemde öne çıkan Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Körfez-Türkiye-Avrupa bağlantılarının yalnızca ulaştırma projeleri değil aynı zamanda ekonomik güç projeleri olarak görüldüğünü belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Şuna inanıyoruz: Eğer bu avantajları doğru kullanabilirsek, önümüzdeki 10 yılda üç farklı alanda sıçrama yapabiliriz. Bu avantajların ilki, üretim ve ihracat merkezi olma potansiyeli, ikincisi lojistik merkez olma potansiyeli, üçüncüsü de enerji ve teknoloji merkezi olma potansiyelidir. Yeni teşvik kararları, bu anlamda büyük bir adımdır. Avrupa şirketleri tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışırken Türkiye yakın üretim merkezi olarak öne çıkıyor. Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı geçişlerinin taşıdığı güvenlik riski, özellikle kara taşımacılığı koridorlarını daha da değerli hale getiriyor."</p>
<p><strong>"Fırsatları kalıcı kazanımlara dönüştürerek başaracağız"</strong></p>
<p>Stratejik konum ile ekonomik refah arasında otomatik bir ilişki bulunmadığını belirten Şekib Avdagiç, "Bugün Türkiye için asıl mesele, stratejik öneminin artıp artmadığı değil, bu önemin ekonomik değere dönüşüp dönüşmeyeceği meselesidir. Bunu da üretken yatırımları artırarak, yüksek katma değerli sektörleri güçlendirerek, makroekonomik istikrarı koruyarak ve fırsatları kalıcı kazanımlara dönüştürerek başaracağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Avdagiç, küresel ekonominin "faiz şoku döneminden" çıkıp "enerji ve jeopolitik risk dönemi"ne girdiğini belirterek, Türkiye'nin ekonomik performansını petrol fiyatları, yabancı sermaye akımları ve enflasyon beklentilerinin belirleyeceğini söyledi.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda dünya ekonomisinin daha bölgesel, daha güvenlik odaklı ve daha rekabetçi bir yapıya dönüşeceğini ifade eden Avdagiç, "Böyle bir ortamda Türkiye'nin jeopolitik ağırlığının artmaması için herhangi bir neden bulunmuyor. Türk özel sektörü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerine düşeni yapmaya hazırdır. İnanıyorum ki Türkiye her gelişmeyi lehine çevirerek savaş sonrasının kazananlarından olmayı başaracaktır. Bu fırsatı doğru politikalarla desteklersek, 10 yıl içinde dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer almak bizim için sürpriz değil, kaçınılmaz gerçek olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Reel sektörün karşılaştığı zorluklara da değinen Avdagiç, yüksek faiz ortamının reel sektör üzerindeki baskısını sürdürdüğünü belirterek, özellikle ihracatçı şirketlerin yüksek finansman maliyetleri ve zayıf dış talep nedeniyle karlılık baskısını daha fazla hissettiğini kaydetti.</p>
<p><strong>İTO, 27 Ekim'de seçime gidiyor</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, İTO seçimlerini 27 Ekim'de Yeşilköy'deki İstanbul Fuar Merkezi'nde (İFM) gerçekleştirmeyi planladıklarını bildirdi.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kanunu'na göre oda seçimlerinin dört yılda bir, 1 Ekim-30 Kasım tarihlerinde yapıldığını anımsatan Avdagiç, "İstanbul Ticaret Odası olarak seçimlerimizi bu sene 27 Ekim 2026 Salı günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Fatih İlçe Seçim Kurulunun teyidini müteakip resmi duyuruyu yapacağız." açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagic-10-yilda-uc-farkli-alanda-sicrama-yapabiliriz-81013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/9/1280x720/avdagic-1770967025.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı meclis toplantısında konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, &quot;Avantajlarımızı doğru kullanabilirsek, önümüzdeki 10 yılda üç farklı alanda sıçrama yapabiliriz. Bu avantajların ilki, üretim ve ihracat merkezi olma potansiyeli, ikincisi lojistik merkez olma potansiyeli, üçüncüsü de enerji ve teknoloji merkezi olma potansiyelidir. Yeni teşvik kararları, bu anlamda büyük bir adımdır.&quot; dedi. Avdagiç, İTO seçimlerini 27 Ekim&#039;de gerçekleştirmeyi planladıklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-81007</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 68 katılımcıyla gerçekleştirdiği haziran ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, geçen ay yüzde 1,52 olan haziran ayı TÜFE artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 1,36'ya indi. Cari yıl sonu TÜFE artışı beklentisi ise yüzde 28,94'ten yüzde 29,14'e yükseldi.</p>
<p>TÜFE'de artış beklentisi 12 ay sonrası için yüzde 23,82'den yüzde 23,81’e, 24 ay sonrası için ise yüzde 18,43'ten yüzde 18,29’a geriledi.</p>
<p>Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,5711'den 51,4692'ye gerilerken, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 54,6923'ten 55,7196'ya çıktı.</p>
<p>Bir önceki anket döneminde 47,8 milyar dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi, bu dönemde 49,2 milyar dolara, gelecek yıl için de 41,6 milyar dolardan 42,5 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Büyüme beklentisi yüzde 3,2'ye geriledi</strong></p>
<p>Ankette cari yıl için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artış beklentisi yüzde 3,3'ten yüzde 3,2'ye gerilerken, gelecek yıl için beklenti yüzde 4,1 seviyesinde sabit kaldı.</p>
<p>Ankette TCMB'nin politika faizine ilişkin ilk toplantı beklentisi yüzde 37, ikinci toplantı beklentisi yüzde 37 ve üçüncü toplantı beklentisi ise yüzde 36,34 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 30,14'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-81007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın anketine göre, piyasanın enflasyonda artış beklentisi yıl sonu için yüzde 29,14&#039;e yükselirken, 12 ay sonrası için yüzde 23,81’e ve 24 ay sonrası için de yüzde 18,29’a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-137-ithalat-113-artti-81006</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 13,7, ithalat 11,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026 dönemine ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,7 artış gösterdi.</p>
<p>Endeks, Nisan 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 11,5, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 16,1, yakıtlarda yüzde 49,1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 11,1 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi, nisanda yıllık bazda yüzde 11,3 yükseldi.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3,2 azalırken yakıtlarda yüzde 38,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 2,9, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,3 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 7,6 yükseldi. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 9,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 18,1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 10,8 artarken yakıtlarda yüzde 33,6 düşüş kaydetti.</p>
<p>İthalat miktar endeksi nisanda yıllık bazda yüzde 7,3 azaldı. Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 37,5, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 1,2 artarken yakıtlarda yüzde 7,6, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 3,3 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, martta 132,1 iken nisanda yüzde 9,9 artarak 145,2 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat miktar endeksi, Nisan 2025'te 139,6 iken Nisan 2026'da yüzde 3,4 artışla 144,3 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, martta 131,1 iken nisanda yüzde 5,1 azalışla 124,4 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl nisanda 139,1 iken bu yılın aynı ayında yüzde 10,1 azalışla 125 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Nisan 2025'te 88,2 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 1,9 puan artışla, Nisan 2026'da 90,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-137-ithalat-113-artti-81006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre, ihracat birim değer endeksi yıllık bazda yüzde 13,7, ithalat birim değer endeksi de yüzde 11,3 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-05-azaldi-yumurta-yuzde-189-artti-81004</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti üretimi yüzde 0,5 azaldı, yumurta yüzde 18,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, nisanda 236 bin 310 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,5 azalırken, bir önceki aya göre yüzde 1,8 arttı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, nisanda aylık bazda yüzde 3,9 azalırken, yıllık bazda yüzde 18,9 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 844 milyon 973 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Nisanda kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 0,2 azalışla 127 milyon 357 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-nisan döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 17,3, kesilen tavuk sayısı yüzde 3,1, tavuk eti üretimi yüzde 1,6 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-05-azaldi-yumurta-yuzde-189-artti-81004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre ülke genelinde tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 0,5 azaldı. Bu dönemde tavuk yumurtası üretimi ise yüzde 18,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiadhatunoglu-karamsarlik-degil-donusum-ve-umut-kazandiracak-81003</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUSİAD Başkanı Hatunoğlu: Karamsarlık değil, dönüşüm ve umut kazandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>BUSİAD Evi Bahçesi’nde düzenlenen “Yaza Merhaba” etkinliğinde iş dünyası temsilcileri bir araya geldi.</p>
<p>Etkinlikte konuşan Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Mustafa Hatunoğlu, dünya, bölge ve Türkiye’nin alışılmışın ötesinde zorlu bir dönemden geçtiğini belirterek, bu süreçte karamsarlığa kapılmak yerine fırsatlara odaklanılması gerektiğini vurguladı. İnsanlık tarihindeki en büyük sıçramaların çoğu zaman en zor dönemlerin ardından gerçekleştiğini ifade eden Hatunoğlu, BUSİAD olarak ne Bursa ne de Türkiye için umutsuz olmayı tercih etmediklerini söyledi. Gelişim, değişim ve dönüşümün zorluklardan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Hatunoğlu, “Önemli olan zorlukların içindeki fırsatı görebilmektir. Yapay zekâ bir tehdit olduğu kadar büyük bir fırsat, yeşil dönüşüm bir maliyet olduğu kadar yeni bir rekabet avantajı, dijital dönüşüm ise bir zorunluluk olduğu kadar yeni bir sıçrama alanıdır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2bcdb6f34d4-1781255606.jpg" alt="" width="679" height="382" /></p>
<h2>“Gücümüz insan kaynağımız”</h2>
<p>Toplumun geleceğe dair umutlu olmasının temelinde insan kaynağına duyulan güvenin bulunduğunu dile getiren Hatunoğlu, Bursa’yı sanayi, tarım ve gıda alanlarında güçlü bir merkez haline getiren unsurun insan olduğunu söyledi. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar elde edilen başarıların arkasında da aynı gücün bulunduğunu vurgulayan Hatunoğlu, “Sanayimizin geldiği noktada, savunma sanayimizin başarısında ve dünyanın önemli şirketlerinde görev alan gençlerimizde bu potansiyeli görüyoruz. İlk üç sanayi devriminde sermaye belirleyiciydi. Bugün ise bilgi, yaratıcılık ve insan kaynağı öne çıkıyor” diye konuştu. Dijital dönüşüm ve yapay zekâ çağında Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi bulunduğunu kaydeden Hatunoğlu, gençlere özgürce üretebilecekleri ve yaşamaktan mutlu olacakları bir ortam sağlanması halinde bu dönüşümün kazananları arasında yer alınabileceğini ifade etti.</p>
<h2>“Dönüşümün merkezinde yine insan olacak”</h2>
<p>BUSİAD’ın çalışmalarını dijital, yeşil ve toplumsal dönüşüm ekseninde sürdürdüğünü belirten Hatunoğlu, verimlilik, sürdürülebilirlik ve yenilikçiliğin artık kaçınılmaz olduğunu söyledi. Ancak tüm bu dönüşüm süreçlerinin merkezinde insanın yer almaya devam edeceğini vurgulayan Hatunoğlu, “Teknoloji gelişecek, yapay zekâ gelişecek, makineler akıllanacak. Ancak insanın merakı, yaratıcılığı, empatisi ve iş birliği yapabilme becerisi her zamankinden daha değerli hale gelecek” dedi. BUSİAD’ın vizyonunun “gerçekçi iyimserlik” anlayışına dayandığını ifade eden Hatunoğlu, sorunları görerek umutlu kalabilmenin, riskleri bilerek yatırım yapabilmenin ve belirsizliklere rağmen geleceğe hazırlanabilmenin iş dünyasının temel refleksi olduğunu söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiadhatunoglu-karamsarlik-degil-donusum-ve-umut-kazandiracak-81003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/busiad-baskani-hatunoglu-karamsarlik-degil-donusum-ve-umut-kazandiracak-1781255628.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’nin geleneksel “Yaza Merhaba” buluşmasında konuşan BUSİAD Başkanı Mustafa Hatunoğlu, küresel ve yerel ölçekte yaşanan zorluklara rağmen umudun korunması gerektiğini belirterek, yapay zekâ, dijitalleşme ve yeşil dönüşümün Türkiye ve Bursa için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-13-artti-81001</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı yıllık yüzde 1,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, nisanda yıllık bazda yüzde 1,3 artarak 994 bin 137 tona çıktı. Ocak-nisan döneminde ise 2025'in aynı dönemine kıyasla değişmeyerek 3 milyon 835 bin 266 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan içme sütü üretimi, nisanda yıllık yüzde 7,9 artarak 154 bin 447 tona çıktı. Bu yılın 4 ayında da içme sütü üretimi, yıllık bazda yüzde 6,7 artışla 614 bin 367 tona ulaştı.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de nisanda 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 13,4 artarak 125 bin 691 ton, ocak-nisan döneminde de yıllık bazda yüzde 11,1 artışla 470 bin 828 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İnek peyniri üretimi, nisanda yıllık bazda yüzde 3,4 artarak 72 bin 463 ton, ocak-nisan döneminde yüzde 2,9 yükselişle 285 bin 720 ton oldu.</p>
<p>Nisanda ayran ve kefir üretimi yüzde 11,7 yükselerek 96 bin 27 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 7,7 gerileyerek 10 bin 444 tona düştü. Ocak-nisan döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 11,1 artarak 338 bin 512 tonu bulurken tereyağı ve sadeyağ üretimi ise yüzde 2,4 azalışla 37 bin 533 tona geriledi.</p>
<p>Martta 1 milyon 7 bin 179 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, nisanda yüzde 1,3 azalarak 994 bin 137 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde 164 bin 354 tonu bulan içme sütü üretimi, nisanda yüzde 6 azalışla 154 bin 447 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-13-artti-81001</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/9/1280x720/sut-1759411896.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre, ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı, geçen yıla kıyasla yüzde 1,3 artışla 994 bin 137 tona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-nisanda-57-milyar-dolar-81000</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık nisanda 5,7 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Nisan 2026'da cari işlemler hesabı 5 milyar 695 milyon dolar açık, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 319 milyon dolar fazla verdi.</p>
<p>Bu dönemde, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 6 milyar 819 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış verilere göre cari açık, Eylül 2025 döneminden itibaren ilk defa düşüş göstererek nisanda yaklaşık 37 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Ayrıca, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 74,8 milyar dolar açık verdi. Aynı dönemde hizmetler dengesi 62,8 milyar dolar fazla verirken, birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 23,8 milyar dolar ve 1,2 milyar dolar açık kaydetti.</p>
<p>Bu dönemde, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 9 milyar 515 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış verilere göre, nisanda cari açık yaklaşık 39,7 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesinde 77,8 milyar dolarlık açık oluştu.</p>
<p>Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler, nisan ayında 3 milyar 670 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler sırasıyla 1 milyar 685 milyon dolar ve 2 milyar 882 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Net rezerv azalışı 15,5 milyar dolar</strong></p>
<p>Nisan ayı itibarıyla yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net doğrudan yatırımlar 2,9 milyar dolar, net portföy yatırımları 11,7 milyar dolar, krediler 48,2 milyar dolar ve ticari krediler 700 milyon dolar katkı sağlarken, net efektif ve mevduatlar 12,6 milyar dolar negatif yönlü etki yaptı.</p>
<p>Merkez Bankasının döviz cinsinden net rezerv azalışı ise 15,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Nisan ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net girişler 447 milyon dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye'ye yaptıkları doğrudan yatırımlar 1 milyar 87 milyon dolar, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları ise 640 milyon dolar arttı.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 187 milyon dolarlık gayrimenkul alımı yaptığı, yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye'de 164 milyon dolarlık net gayrimenkul alımı gerçekleştirdiği görüldü.</p>
<p>Nisan ayında portföy yatırımlarından kaynaklı 4 milyar 53 milyon dolarlık net giriş gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve yatırım fonu piyasasında 4 milyar 267 milyon dolarlık, DİBS piyasasında ise 382 milyon dolarlık net alış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak yurt dışı yerleşiklerin, bankalar ve Genel Hükümet ihraçlarında sırasıyla 492 milyon dolar ve 2 milyar 91 milyon dolarlık net alış yaptığı, diğer sektör ihraçlarında ise 111 milyon dolarlık net satış gerçekleştirdiği belirlendi.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında bankalar 1 milyar 445 milyon dolarlık, Genel Hükümet 172 milyon dolarlık ve diğer sektörler 3 milyar 345 milyon dolarlık net kredi kullanımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Diğer yatırımlar kalemi altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları Türk lirası ve yabancı para cinsinden sırasıyla 2 milyar 245 milyon dolar ve 1 milyar 790 milyon dolar artarken, toplam net artış 4 milyar 35 milyon dolar oldu.</p>
<p>Resmi rezervler ise nisan ayında 12 milyar 19 milyon dolarlık net artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-nisanda-57-milyar-dolar-81000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/cari-acik-artiyor-ama-endise-edilecek-boyutta-degil-1744697556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın verilerine göre, Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabı 5 milyar 695 milyon dolar açık verirken, altın ve enerji hariç hesap 319 milyon dolar fazla verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/zorunlu-trafik-sigortasinda-teminata-deger-kaybi-da-dahil-olacak-80998</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorunlu trafik sigortasında teminata değer kaybı da dahil olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar" başlıklı tebliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Değişiklikle, genel şartlara "kalıcı veri saklayıcısı" tanımı eklendi. Kısa mesaj, elektronik posta, internet, mobil uygulama, disk, CD, DVD, hafıza kartı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi veya e-Devlet üzerinden kurulacak sistemler bu kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Tebliğe göre, Maddi Zararlar Teminatı kapsamında kaza yapan araçtaki değer kaybı, SEDDK tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre atanacak sigorta eksperi tarafından aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gördüğü kısımlar, geçmiş hasar durumu ve aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değeri ile onarılmasından sonraki ikinci el satış değeri arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilecek.</p>
<p>Sigorta eksperi, raporunda değer kaybı tutarına ilişkin tespitine de yer verecek.</p>
<p>Bu teminat kapsamında yapılacak başvurular, araçta meydana gelen hasar bedelini ve değer kaybını kapsayacak. Araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilecek.</p>
<p>Sigortacı, hesaplanan değer kaybı tutarını yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içinde hak sahibine bildirecek.</p>
<p>Sağlık Giderleri Teminatı, üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içerecek.</p>
<p>Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan giderler ile sürekli bakıcı gideri bu teminat kapsamında olacak.</p>
<p>Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderleri sigorta şirketleri veya güvence hesabı tarafından Sağlık Giderleri Teminatı kapsamında karşılanacak.</p>
<p>Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı ise Sakatlanma Teminatı kapsamında olacak.</p>
<p>Bu kapsamda tazminat ödemesinde, ilgili kurum ve kuruluşlarca tanzim edilecek trafik kazasına ilişkin belgelerde illiyet bağı ile ilgili tespitin yer alması durumunda bu tespitin aksini ispat sigorta şirketine ait olacak.</p>
<p>Sigortacı, söz konusu rapor konusunda ilgili mevzuat uyarınca itiraz usulüne başvurduğunda mağdurun itiraz üzerine yaptığı belgelenmiş harcamalarını bu teminat kapsamında karşılamakla yükümlü olacak.</p>
<p>Söz konusu tazminat miktarlarının tespitinde sakat kalan kişi esas alınacak.</p>
<p>Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı ise üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere 6098 sayılı kanunun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içerecek.</p>
<p>Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınacak.</p>
<p>Tebliğ, 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/zorunlu-trafik-sigortasinda-teminata-deger-kaybi-da-dahil-olacak-80998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK&#039;nin Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğine göre, kaza yapan araçlar için Maddi Zararlar Teminatı kapsamında yapılacak başvurular, araçta meydana gelen hasar bedelini ve değer kaybını kapsayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-insan-avlamayi-birakip-insan-ekosistemi-kurmaya-ne-zaman-baslayacak-80995</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler insan &#039;avlamayı&#039; bırakıp, insan &#039;ekosistemi kurmaya&#039; ne zaman başlayacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası bazen kullandığı kavramların ne anlattığını unutacak kadar onlara alışabiliyor. "Head Hunter" da bunlardan biridir. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca dolarlık üst düzey işe alım süreçleri bu unvan altında yürütülüyor. Yönetim kurulu üyeleri, CEO'lar, CFO'lar ve kritik liderlik pozisyonları için uzman danışmanlar görevlendiriliyor. Şirketler en iyi adayları bulmak için ciddi bütçeler ayırıyor.</p>
<p>Bir organizasyonun geleceğini şekillendirecek insanları bulma işini neden hâlâ "avcılık" metaforu üzerinden tanımlıyoruz?  Bu soru ilk bakışta yalnızca dilsel bir tartışma gibi görünebilir. Oysa kelimeler, kurumların düşünme biçimini şekillendirir. Bir kavramın içinde hangi zihniyet varsa, zamanla süreçler de o zihniyet etrafında oluşur. Avcılık; hedef belirlemeyi, takip etmeyi, yakalamayı ve ele geçirmeyi ifade eder. Oysa 21. yüzyılın şirketlerinin ihtiyacı olan şey, insanları ele geçirmek değil; farklı insan potansiyellerini bir araya getirebilmektir. Belki de artık "Head Hunter" döneminin sonuna yaklaşıyoruz; yeni bir kavrama ihtiyacımız var: Talent Collector – Yetenek Toplayıcısı. Bu kavram ilk bakışta basit bir isim değişikliği gibi görünebilir. Ancak aslında şirketlerin insan sermayesine bakışını kökten değiştirebilecek bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Çünkü geleceğin şirketleri, yetenekleri bulan şirketler değil; "yetenek ekosistemleri kurabilen şirketler" olacaktır.</p>
<p><strong>Büyük Yanılgı: Yetenek, Bir Birey Değildir!</strong></p>
<p>Geleneksel işe alım anlayışı hâlâ "yıldız çalışan" kavramına odaklanıyor; daha iyi bir CEO, daha iyi bir satış direktörü, daha iyi bir finans lideri gibi. Şirketler çoğu zaman başarının belirli bireyler üzerinden geleceğini düşünüyor. Ancak son yirmi yılda organizasyon teorileri, inovasyon araştırmaları ve kurumsal dönüşüm örnekleri bize başka bir gerçeği çok net olarak gösterdi: Başarı artık bireysel mükemmellikten değil, kolektif zekâdan doğuyor! Bir şirketi ileri taşıyan şey, yalnızca en yetenekli insanların varlığı değildir. O insanların "birbirlerini tamamlayabilmeleridir". Bugün dünyanın en başarılı organizasyonları, en iyi bireyleri toplayan kurumlar değil; farklı yetenekleri uyumlu biçimde bir araya getirebilen kurumlardır. Bu nedenle güncel en kritik sorularından birisi, en iyi insanı nasıl buluruz değil, "Birbirini güçlendiren insanlardan oluşan ekosistemi nasıl kurarız?" sorusudur.</p>
<p><strong>Yönetim Kurulları İçin Yeni Rekabet Alanı</strong></p>
<p>Önümüzdeki on yılın rekabet avantajı (sektörüne bağlı olarak) aslında birçok firma için teknoloji olmayacak. Teknoloji herkes tarafından erişilebilir hale geliyor. Sermaye de olmayacak. Çünkü sermaye zaten küresel ölçekte hareket ediyor. Bilgi de olmayacak; çünkü neredeyse sadece "bilginin demokratikleştiği" bir çağda yaşıyoruz. Asıl rekabet avantajı, <u>farklı yetenekleri aynı amaç etrafında toplayabilme kapasitesi</u> olacak. Bu nedenle insan sermayesi konusu artık yalnızca İK departmanlarının gündemi değildir. Yönetim kurullarının da en önemli stratejik başlıklarından biri haline gelmiştir. Çünkü şirketlerin geleceğini artık fabrikalar, makineler veya binalar değil; doğru insan kombinasyonları belirliyor. Yönetim kurullarının sorumluluğu sadece CEO seçmek değildir. Geleceğin liderlik havuzunu oluşturmak, çeşitliliği artırmak ve organizasyonun insan sermayesi dayanıklılığını güvence altına almak da yönetimsel bir görevdir. Bu noktada Talent Collector yaklaşımı, klasik işe alım anlayışının çok ötesine geçmektedir.</p>
<p><strong>Çeşitlilik Bir Sosyal Sorumluluk Değil, Stratejik Zorunluluktur</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca çeşitlilik ve kapsayıcılık konuları sadece "sosyal sorumluluk" perspektifinden ele alındı. Oysa bugün mesele çok daha farklıdır. Yapay zekânın yükseldiği, iş modellerinin hızla değiştiği ve kuşaklar arası beklentilerin farklılaştığı bir dünyada homojen ekiplerin sürdürülebilir başarı üretmesi giderek zorlaşmakta. Benzer insanların oluşturduğu ekipler hızlı uzlaşabilirler, ancak farklı insanların oluşturduğu ekipler çok daha iyi kararlar verirler!  Çünkü farklı bakış açıları kurumsal kör noktaları azaltır. İşte Talent Collector yaklaşımının en güçlü taraflarından biri de budur. Amaç yalnızca yetenek toplamak değildir; "farklılıkları değer üreten bir yapıya dönüştürebilmektir". Bu nedenle geleceğin yetenek yöneticileri, CV toplayan kişiler olmayacak; onlar "kurumların sosyal mimarları" olacaktır!</p>
<p><strong>Çalışan Refahı Yeni Dönemin Sermayesidir</strong></p>
<p>Sanayi çağında sermaye makineydi, bilgi çağındaki sermaye veriydi. Yapay zekâ çağında ise sermaye insan enerjisidir. Yüksek performansın sürdürülebilir olması için insanların yalnızca çalışması değil, gelişmesi, anlam bulması ve aidiyet hissetmesi gerekir. Bu nedenle yeni nesil yetenek yönetimi yalnızca işe alımı değil; çalışan deneyimini, kurum kültürünü, liderlik gelişimini, psikolojik güvenliği, öğrenme çevikliğini aynı çatı altında değerlendirmek zorundadır. Talent Collector yaklaşımı tam olarak burada devreye girer. Çünkü yetenek toplayan kişi yalnızca insanları işe alan kişi değildir. Aynı zamanda o insanların kurum içinde kalmasını sağlayan, sistemi kuran kişidir.</p>
<p><strong>Geleceğin En Değerli Mesleği</strong></p>
<p>Yakın gelecekte yapay zekâ birçok işi elbette değiştirecek. Pek çok meslek elbette yeniden tanımlanacak. Ancak bir alanın önemi daha da artacak: İnsanları anlamlı şekilde bir araya getirme becerisi. Gelecekte şirketler, yöneticilerini yalnızca finansal performanslarına göre değerlendirmeyecek. Aynı zamanda ne kadar güçlü yetenek ekosistemleri oluşturabildiklerine de bakacak. Belki de bugün "Head Hunter" olarak tanımlanan meslek, yarının organizasyonlarında bambaşka bir isimle anılacak. Çünkü avcıların görevi hedefi yakalamaktır; toplayıcıların görevi ise geleceği inşa etmektir! Artık iş dünyasının ihtiyacı olan şey daha fazla avcı değil; daha fazla Talent Collector, yani Yetenek Toplayıcısıdır. Şirketler insanları bulmakta değil, insanları bir araya getirmekte ustalaştıkları gün; yalnızca daha iyi ekipler değil, daha güçlü kurumlar, daha sürdürülebilir organizasyonlar ve daha kapsayıcı bir iş dünyası ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Sesiniz güzel olmayabilir, keman, piyano veya herhangi bir müzik aletini çalmayı bilmiyor olabilirsiniz. Ama gerçekten çok iyi bir kulağınız varsa, çok iyi bir müzik &amp; ses dinleyicisi iseniz ve eğer tutkuyla arzu ediyorsanız, çok iyi bir orkestra şefi olabilirsiniz!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-insan-avlamayi-birakip-insan-ekosistemi-kurmaya-ne-zaman-baslayacak-80995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler insan &quot;avlamayı&quot; bırakıp, insan &quot;ekosistemi kurmaya&quot; ne zaman başlayacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikadda-zuhal-asli-saka-donemi-80993</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUİKAD’da Zuhal Aslı Saka dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği’nin (BUİKAD) 10. Genel Kurul toplantısında bayrak değişimi yaşandı. Şeyda Şençayır, BUİKAD Başkanlığı görevini Zuhal Aslı Saka’ya devretti.</p>
<p>Podyum Davet’te yapılan Genel Kuruluna Bursa iş dünyasının yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. 2023-2026 dönemi faaliyet raporunun video olarak sunulmasının ardından konuşan eski başkan Şeyda Şençayır, “Bugün içim çok huzurlu. Çünkü biliyorum ki 3 yıl boyunca biz, sadece projeler üretmedik. Gece gündüz verilen emekle, birlikte düşünen, birlikte üreten, birlikte yürüyen bir ekibin ruhuyla, ‘Ben’ yerine ‘Biz’ diyebilen kadınların inancıyla çalıştık. Her zaman aynı şeye inandım: Kadın güçlenirse. Hayat değişir. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ‘Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz tek bir yol vardır. O da büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.’ demiştir. Bugün burada bir görevi devrediyorum. Ama kalbimde taşıdığım BUİKAD sevgisini asla bırakmıyorum. Çünkü bazı yolculuklar biter. Ama birlikte bırakılan iz daima yaşar” dedi.</p>
<h2>“Cumhuriyet kadını sorumluluğuyla hareket edeceğiz”</h2>
<p>Yapılan seçimlerin ardından oy birliğiyle göreve getirilen BUİKAD’ın 2026-2029 Hizmet Dönemi Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: Zuhal Aslı Saka (Başkan), Yönetim Kurulu Üyeleri: Dr. Arzu Erdi, Oya Baykal, Türkan Sedef Taşçı, Gamze Diyaroğlu, Sevgi Saygın, Gülnur Algül, Yasemin Yeşilova Muştucu, Nihayet Kırbaş. Genel Kurul’da ayrıca BUİKAD’ı federasyonlarda temsil edecek üyeler de belirlendi. Çok kıymetli bir mirası devraldıklarını belirterek bir teşekkür konuşması yapan yeni Başkan Zuhal Aslı Saka, Cumhuriyet kadını sorumluluğuyla hareket edeceklerini vurgulayarak yeni dönem hedeflerini şöyle özetledi: “BUİKAD’ı bugünlere taşıyan, büyüten ve güçlendiren tüm önceki dönem başkanlarına ve ekiplerine teşekkürlerimi sunuyorum. Üyelerle olan iletişimimizi daha da güçlü ve yakın bir zemine taşımak amacıyla kapsamlı bir üye anketi gerçekleştirmek istiyoruz. Ayrıca, BUİKAD’ın sahip olduğu mesleki çeşitliliği daha görünür ve daha işlevsel hale getirerek, farklı sektörlerdeki bilgi, deneyim ve üretim gücünü ortak bir platformda buluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu. Genel kurul, davetlilerin hep birlikte 10. Yıl Marşı’nı söylemesi ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu. </p>
<p>BUİKAD’ın 2026-2029 Hizmet Dönemi Yönetim Kurulu'nda Zuhal Aslı Saka, Dr. Arzu Erdi, Oya Baykal, Türkan Sedef Taşçı, Gamze Diyaroğlu, Sevgi Saygın, Gülnur Algül, Yasemin Yeşilova Muştucu, Nihayet Kırbaş yer aldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikadda-zuhal-asli-saka-donemi-80993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/3/1280x720/buikadda-zuhal-asli-saka-donemi-1781253047.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUİKAD&#039;ın 10. Genel Kurul toplantısında Başkanlığa Zuhal Aslı Saka seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyenin-solar-cam-uretim-kapasitesi-5-katina-cikti-81012</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin solar cam üretim kapasitesi 5 katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Düzcam, işlenmiş camlar, cam ambalaj ve cam ev eşyası üretiminde dünya genelinde güçlü konumunu pekiştiren Türk cam sektörünün temsilcileri Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) ev sahipliğinde TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde bir araya geldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2be90ab487f-1781262602.jpg" alt="" width="700" height="336" />Toplantıda küresel talep daralmasının etkilerine ve haksız ithalat baskısına karşı stratejik seferberlik vurgusu öne çıktı. Enerjide bağımlılığın her zamankinden daha riskli hale geldiğini belirten ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, cam sektörünün de enerjideki dönüşümde önemli bir parçası olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Sektörün bu kapsamda solar cam üretimi konusunda büyük atılım yaptığını ifade e den Kumru, “Sektör hayata geçirdiğimiz yatırımlarla, Türkiye’nin solar cam üretim kapasitesini tam 5 katına çıkardı. Bu yüksek sermaye ve emeğin korunması adına, haksız rekabet yaratan ithalatın önlenmesini hayati bir zorunluluk olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p>ÇCSİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın da katıldığı toplantıda geçen yıl sektörün 1.5 milyar dolarlık ihracat yaptığını belirten Tansu Kumru, kâr marjlarının sürdürülebilir seviyenin altına düşmüş olmasının bir çok sektör gibi cam üreticilerini de doğrudan etkilediğini bildirdi.</p>
<p><strong>“Küresel ticaret kırılgan ama Türk camı dayanıklı”</strong></p>
<p>Korumacılıktaki artışla birlikte rekabet güçlerinin bu zorluklarla başa çıkabilecek düzeyde olduğunu söyleyen Kumru, </p>
<p>“Yüzde 79 yerli katma değer oranı ile 170 ülkeye cam ihracatı yapan bir sektör olarak, yüksek üretim kapasitemiz, uluslararası standartlardaki ürün kalitemiz ve deneyimli insan kaynağımız ile küresel zorlukları fırsata dönüştürmeye çalışıyoruz. İnşaat, otomotiv, beyaz eşya, güneş enerjisi, gıda, perakende ve turizm gibi pek çok sektöre girdi sağlayarak ülke ekonomisine ve tüm bu iş kollarının ihracatına katkı sağlıyoruz” diye konuştu. Kumru, küresel ticaret sektörü kırılgan olsa da Türk camının dayanıklı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık 4 milyon tonun üzerindeki üretim ve işleme hacmiyle küresel ölçekte önemli bir cam üretim üssü olduğunu aktaran Kumru, <br />“Küresel ekonomideki soğumadan olumsuz etkilenen bu devasa ekosistemde, üretim maliyetlerinin neredeyse yarısını oluşturan doğalgaz ve elektrik giderleri karşısında sektörümüzün desteklenmesine ve ihracatçının elini güçlendirecek rekabetçi kur seviyelerinin sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Çin ürünleri Malezya üzerinden geliyor, önlemler etkisiz kalıyor”</strong></p>
<p>Korumacılık ve yüksek vergilerin iç pazarı tehdit ettiğine değinen Tansu Kumru, </p>
<p>“Maliyet avantajına sahip ülkelerin küresel talep daralmasının da etkisiyle, haksız rekabet yaratan ithal ürünlerini daha fazla Türkiye’ye yönlendirdiklerini görüyoruz. Özellikle Çin menşeli ürünlerin Malezya üzerinden ülkemize yönlendirilerek mevcut ticaret politikası önlemlerinin etkisiz hale getirilmeye çalışılması, haksız rekabet baskısını daha da ağırlaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu. Ticaret Bakanlığı’nın bu kapsamda attığı proaktif adımların sektör için can suyu niteliğinde olduğunu belirten Kumru, </p>
<p>“Son bir yılda cam ev eşyasında Çin ve Mısır’a karşı anti-damping soruşturması başlatılması, cam elyafta anti-damping vergisinin devreye alınması, düzcam ve otomotiv camlarına yönelik ilave önlemler yerli üretimi korumak adına çok kritik kazanımlar oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong>İhracatın şampiyonları konuştu</strong></p>
<p>Cam Sektör Toplantısı açılış konuşmalarının ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu “Dünya ve Türkiye Ekonomisi 2026 Öngörüleri ile Cam Sektörüne Etkileri” başlıklı bir sunum yaptı. Etkinlikte ayrıca, cam ihracatında öne çıkan firma temsilcilerinin katılımıyla “İhracat Şampiyonları Konuşuyor” Paneli düzenlendi. Şişecam Satış Genel Müdür Yardımcısı Başar Tırpancı’nın moderatörlüğündeki panelin konuşmacıları ise Gürok Grup Genel Müdürü Dr. Abdullah Gayret, Rakle Yönetim Kurulu Başkanı Can Dervişoğlu, Yorglass Yönetim Kurulu Başkanı Semavi Yorgancılar, Okandan Cam Genel Müdürü Nurettin Okandan ve Yıldız Cam Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Yıldız oldu. Panelde, bugüne kadar hayata geçirilen yenilikçi projelerin cam sanayiinin gücünü geleceğe taşıyacağı mesajını veren sektörün önde gelen isimleri, Türk cam sektörünün tüm dünya için güvenilir ve küresel bir çözüm ortağı olmaya kararlılıkla devam edeceğini vurguladılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyenin-solar-cam-uretim-kapasitesi-5-katina-cikti-81012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/tansu-kumru-1781262538.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇCSİB Başkan Yardımcısı Tansu Kumru, “Sektör hayata geçirdiğimiz yatırımlarla, Türkiye’nin solar cam üretim kapasitesini tam 5 katına çıkardı. Bu yüksek sermaye ve emeğin korunması adına, haksız rekabet yaratan ithalatın önlenmesini hayati bir zorunluluk olarak görüyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehirde-sosyal-denge-tazminati-tartismasi-80991</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir’de Sosyal Denge Tazminatı tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Haziran ayı birinci oturumunda, Büyükşehir Belediyesi’nde görevli memur ve sözleşmeli personele ilişkin Tüm-Bel-Sen ile görevden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey yönetimi arasında imzalanarak 18 Mart tarihinde yürürlüğe giren toplu sözleşme gündeme geldi.</p>
<p>Toplu sözleşmede yer alan "Mali Haklar" başlıklı 6’ncı madde kapsamında ilgili personele Ramazan Bayramı’nda bir sosyal denge tazminatı tutarında ikramiye, Kurban Bayramı’nda iki sosyal denge tazminatı tutarında ikramiye, eylül ayında kırtasiye yardımı ve ayrıca kumanya bedeli ödenmesine ilişkin hükümler yer alıyordu. Sayıştay tarafından Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan incelemeler neticesinde, 2024 yılında da yapılan ödemelerin mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle kamu zararına hükmedildi. Yapılan açıklamaya göre, Mustafa Bozbey hakkında yaklaşık 75 milyon lira kamu zararı çıkarken, Sayıştay tarafından 2025 yılı için yaklaşık 126 milyon lira kamu zararı tespit edildiği bildirildi. Sayıştay, hukuksuz ödemeler gerekçesiyle toplu sözleşmede imzası bulunan Mustafa Bozbey’den ödemlerin yasal faiziyle birlikte şahsen tahsiline karar verdi.</p>
<h2>Biba’dan toplu sözleşme açıklaması</h2>
<p>Konu hakkında açıklamalarda bulunan Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, sendika ile anlaşmanın hukuk dışı yapıldığını söyledi. Bununla ilgili de Mustafa Bozbey hakkında zimmet çıktığını hatırlatan Başkan Vekili Şahin Biba, “Konuyu herkes biliyor. Sayıştay 2024 yılı raporunda 70 milyon küsur zimmet var. 2025 yılı için de 125 milyon 600 bin liraya yakın zimmet çıktı. Daha 2026 yılı var. Toplamda 300 milyon liraya yakın bir zimmet var. ‘Kurban Bayramı’nda yapılacak ikramiyeyle birlikte hatta çift ikramiye olduğu için 100 milyonun üzerinde bir zimmet daha çıkacak. ‘Ben buna müsaade edemem’ dedim. Eğer bu para verilseydi zimmet bana değildi. Sözleşmeyi yapan bizatihi Mustafa Bozbey’e çıkacaktı. Ama ben buna müsaade etmiyorum’ diye söyledim” diye konuştu.</p>
<h2>“Hukuk dışı olan bir sözleşme”</h2>
<p>Konuyu CHP Grup Sözcüsü ile de görüştüğünü açıklayan Başkan Vekili Şahin Biba, “Beraber konuştuk. Konunun bu şekilde olması gerektiğine de karar verdik. Mustafa Bozbey zaten ekonomik sorumluluk kabul etmediğini söyledi. Dolayısıyla ben de ‘bunu yapmam’ dedim. Hukuk dışı olan bir sözleşme. Sendikaya da ‘Eğer haklıysanız mahkemeye de verin’ dedim. Dolayısıyla ben buna müsaade etmedim ve vermedim. Bizler kanuna göre hareket etmeye çalışıyoruz. Sendika üyeleriyle bizzat görüştüm. Genel Sekreterimiz, arkadaşlarımız görüştü. Yetmedi eylem de yaptılar” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehirde-sosyal-denge-tazminati-tartismasi-80991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/bursa-buyuksehirde-sosyal-denge-tazminati-tartismasi-1781251016.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, belediye ile Tüm-Bel-Sen arasında yapılan toplu sözleşme hakkında, “2024, 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan toplamda 300 milyon liraya yakın bir zimmet var. Hukuk dışı olan bir sözleşme. Ben buna müsaade etmem.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-guvenligi-yapay-zeka-donusumunun-merkezine-yerlesiyor-80983</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Veri güvenliği, yapay zekâ dönüşümünün merkezine yerleşiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Teracity Yazılım Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Osman Akın, yapay zekânın bugün hâlâ yanlış konumlandırıldığını belirterek, asıl dönüşümün uygulamalardan çok altyapıda yaşandığına dikkat çekti. Yapay zekânın internet benzeri bir kırılma yarattığını ifade eden Akın, bu sürecin en kritik başlıklarından birinin veri güvenliği olduğunu vurguladı.</p>
<p>Akın, “Yapay zekâ çoğu zaman bir uygulama gibi algılanıyor. Oysa bu, internet gibi köklü bir altyapı devrimi. İnsan faktörü devam edecek ancak sistemin omurgası değişiyor. Bu noktada verinin güvenliği, bütünlüğü ve doğru yönetimi en kritik unsur haline geliyor” dedi. Altyapı dönüşümünün özellikle ürün geliştiren şirketler üzerinde ciddi maliyet baskısı oluşturduğunu dile getiren Akın, makine, tekstil, otomotiv ve yazılım gibi sektörlerde bu baskının giderek arttığını söyledi. Platform ve ekosistem odaklı yapıların ise süreci daha esnek yönettiğine işaret etti. Teracity olarak bu dönüşümü doğrudan hissettiklerini belirten Akın, “2025’in son çeyreğinde köklü bir dönüşüm başlattık. Bu süreç maliyetli ve zor ama kaçınılmaz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2bae1b4910c-1781247515.jpg" alt="" width="695" height="471" /></p>
<h2>Tüm operasyonlarda güvenli yapay zekâ altyapısı</h2>
<p>Şirketin dönüşüm planının merkezinde, yapay zekânın yalnızca ürünlere entegre edilen bir özellik olmadığını, aynı zamanda tüm operasyonları taşıyan güvenli bir altyapı haline getirilmesinin yer aldığını belirten Akın, yürütülen çalışmaları şöyle özetledi: “Kod üretiminden müşteri taleplerine, destek süreçlerinden iş akışlarına kadar tüm sistemi yapay zekâ ile yönetmeye hazırlanıyoruz. Ancak bunu yaparken veri güvenliği ve regülasyon uyumu en öncelikli başlığımız. Küresel rekabette ayakta kalmanın yolu, güvenli ve sürdürülebilir dijital altyapılardan geçiyor.” Önümüzdeki iki yılı “altyapı inşa dönemi” olarak tanımlayan Akın, bu süreçte agresif büyüme yerine teknolojik dönüşümü tamamlamaya odaklandıklarını belirtti. Teracity’nin 2026 sonu itibarıyla bu dönüşümü tamamlamayı hedeflediğini kaydeden Akın, Türkiye ekonomisinin de aynı dönemde toparlanma sürecine girmesini beklediklerini ifade etti.</p>
<h2>KEP uyumlu insan kaynakları çözümü</h2>
<p>Teracity’nin kamu tarafındaki önemli projelerinden biri, TSE Global’in uçtan uca dijital dönüşümü oldu. Bu projenin stratejik bir referans niteliği taşıdığını belirten Akın, uygunluk denetimi pazarına yönelik yeni bir ürün geliştirdiklerini aktardı. Özel sektörde ise insan kaynakları yönetimine odaklanan yeni bir çözüm geliştirdiklerini ifade eden Akın, 1 Ocak 2026 itibarıyla devreye giren KEP (kayıtlı elektronik posta) düzenlemesiyle uyumlu bu yapının veri güvenliği açısından güçlü bir model sunduğunu vurguladı. Çözümün kamu, özel sektör ve belediyelerde yaygın kullanım potansiyeli taşıdığı belirtildi. Teracity’nin hizmet verdiği projelerin yüzde 75’i kamu, yüzde 25’i özel sektörden oluşuyor. Türkiye genelinde 30’dan fazla belediyeyle çalışan şirket, Bursa’daki belediyelerin yaklaşık yüzde 80’inin yazılım altyapısını yönetiyor. Geliştirilen sistemlerin Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 10’una temas ettiğini belirten Akın, belediyelerde insan kaynakları, maaş, muhasebe, vergi tahsilatı ve saha operasyonları gibi kritik süreçlerin büyük bölümünün Teracity altyapısıyla yürütüldüğünü söyledi. Bu ölçekteki operasyonlarda veri güvenliğinin sadece teknik değil, aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline geldiğine dikkat çekildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-guvenligi-yapay-zeka-donusumunun-merkezine-yerlesiyor-80983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/veri-guvenligi-yapay-zeka-donusumunun-merkezine-yerlesiyor-1781247545.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teracity Yönetim Kurulu Başkanı Osman Akın, yapay zekânın bir uygulamadan öte altyapı devrimi olduğunu vurgularken, bu dönüşümün odağında veri güvenliği ve bütüncül sistem mimarisinin yer aldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yaniltici-vize-reklamlari-durduruldu-80973</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yanıltıcı vize reklamları durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın vize randevu alma sürecine ilişin internet ortamında tüketicileri aldatıcı ve yanıltıcı paylaşımlar yaptığı iddia edilen firmalar hakkında başlattığı inceleme çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>Bu firmalar hakkında re’sen inceleme başlatan Reklam Kurulu 11 Haziran’da yaptığı toplantıda, tüketicilere yönelik olarak “vize randevu garantisi, vize garantisi, hızlı başvuru, kesintisiz destek, garanti çözüm, yüzde 100 onay garantisi, hızlı sonuç garantisi” gibi taahhütler içeren reklamlar nedeniyle incelemeye alınan altı şirkete ilişkin dosyaları değerlendirdi.</p>
<p>Yapılan değerlendirmede bu reklamlar hakkında 3 aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulanmasına karar verildi. Dosyalara ilişkin nihai karar inceleme süresi sonunda verilecek.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, her türlü mecrada tüketicileri aldatmaya yönelik ticari reklam ve haksız ticari uygulamalara karşı inceleme ve denetim faaliyetlerinin aralıksız sürdürüleceği kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yaniltici-vize-reklamlari-durduruldu-80973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/schengen-vizesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kurulu&#039;nun, vize alma sürecine ilişkin yanıltıcı reklamlar için 3 aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulanmasına karar verdiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-dunyaya-yayilan-fosil-enflasyon-80966</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den dünyaya yayılan &#039;fosil enflasyon&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla derinleşen enerji krizi, fosil yakıt ithalatına bağımlı sistemlerin kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Prof. Dr. Etem Karakaya’ya göre bu kriz, enerji güvenliği tartışmasını yalnızca yeni petrol ve gaz tedarikçileri arayışının ötesine taşıyor. Karakaya’ya göre yeni dönemde asıl mesele, “daha fazla tedarikçi” bulmak değil; fosil yakıt ihtiyacını yapısal olarak azaltmak.</strong></p>
<p>Enerji krizleri, çoğu zaman yalnızca fiyat hareketleriyle okunur. Petrol kaç dolara çıktı? Hangi ülke hangi tedarikçiye yöneldi? Oysa Hürmüz krizi fiyatların çok ötesinde bir gerçeği görünür kılıyor. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, küresel enerji sisteminin en hassas damarlarından birini tıkadı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki artış kısa sürede ulaşımdan gıdaya, sanayiden hane faturalarına kadar ekonominin tamamına yayıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2ba15d5099e-1781244253.jpg" alt="" width="700" height="394" />İklim iktisadı, energy dönüşümü, karbon piyasaları ve sanayide karbonsuzlaşma alanlarında çalışan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya’nın ifadesiyle dünya, yalnızca bir enerji arz şokuyla değil, aynı zamanda yeni bir “fosil enflasyon” dalgasıyla karşı karşıya kaldı.</p>
<p><strong>İthalat kaynaklarını çeşitlendirmek enerji güvenliğini sağlamaya yetmiyor</strong></p>
<p>Karakaya’ya göre Hürmüz krizi, fosil yakıt ithalatına dayalı enerji sistemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren ender jeopolitik anlardan biri. Bu kırılganlık yeni değil. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, LNG piyasalarındaki belirsizlikler, tedarik zinciri şokları ve şimdi Hürmüz’de yaşananlar aynı dersi tekrar ediyor: İthalat kaynaklarını çeşitlendirmek, enerji güvenliğini sağlamaya yetmiyor. Çünkü sorun yalnızca petrolün ya da gazın nereden geldiği değil. Sorun, ekonomilerin büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı olması. Karakaya’ya göre yeni dönemde asıl mesele, “daha fazla tedarikçi” bulmak değil; fosil yakıt ihtiyacını yapısal olarak azaltmak.</p>
<p><strong>Enerji güvenliği artık temiz enerji politikası</strong></p>
<p>Geçmiş enerji krizlerinde ülkelerin ilk refleksi genellikle aynıydı: Yeni petrol sahaları, yeni gaz anlaşmaları, yeni LNG terminalleri, yeni tedarik rotaları. Kısa vadede bu adımlar anlaşılabilir olsa da, Karakaya’ya göre artık kalıcı çözüm sunmuyor. Jeopolitik risklerin arttığı bir dünyada, fosil yakıt ithalatını farklı ülkelere yaymak riski ortadan kaldırmıyor; yalnızca yerini değiştiriyor.</p>
<p>Bugün 1970’lerden farklı olarak ülkelerin elinde gerçek bir alternatif var. Güneş ve rüzgâr enerjisi, enerji depolama, elektrikli araçlar, ısı pompaları ve enerji verimliliği teknolojileri artık iklim politikalarının araçları değil, aynı zamanda enerji güvenliğinin de temel unsurları.</p>
<p>Karakaya bu nedenle enerji dönüşümünün artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltma başlığı altında ele alınamayacağını söylüyor. Temiz enerjiye geçiş, aynı zamanda enerji bağımsızlığı, makroekonomik istikrar ve dış ticaret dengesi meselesi haline geliyor.</p>
<p><strong>Fosil enflasyon ekonominin tamamına yayılıyor</strong></p>
<p>Hürmüz krizi, fosil yakıt fiyatlarındaki artışın ekonomiye nasıl yayıldığını da gösterdi. Petrol ve gaz pahalandığında yalnızca akaryakıt veya elektrik faturaları yükselmiyor. Nakliye maliyetleri artıyor, gıda fiyatları baskılanıyor, sanayi üretimi pahalanıyor, hane bütçeleri daralıyor. Karakaya’nın “fosil enflasyon” olarak tanımladığı bu durum, özellikle ithal enerjiye bağımlı ülkeler için yapısal bir risk yaratıyor. Enerji fiyatlarındaki her jeopolitik şok, enflasyon, cari açık ve büyüme üzerinde baskı oluşturuyor. Dolayısıyla enerji dönüşümünü ertelemek, yalnızca iklim hedeflerini değil, ekonomik dayanıklılığı da zayıflatıyor.</p>
<p>Bu nedenle Hürmüz krizi, enerji güvenliği ile iklim politikası arasında kurulan eski ayrımı da geçersiz kılıyor. Artık aynı soru iki farklı alana yanıt veriyor: Bir ülke fosil yakıt bağımlılığını ne kadar azaltırsa, hem emisyonlarını hem de dış şoklara açıklığını o kadar düşürüyor.</p>
<p>Karakaya’ya göre enerji bağımsızlığı somut teknolojik tercihlerle mümkün hale gelen bir dönüşüm alanı. Güneş paneli, elektrikli araç ya da ısı pompası, enerjinin Hürmüz Boğazı’ndan değil, yerli ve temiz kaynaklardan gelmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Bir sonraki şok mutlaka gelecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Etem Karakaya, “Fosil yakıt bağımlılığını azaltan ülkeler, bir sonraki enerji şokunda daha az bedel ödeyecek. Temiz enerjiye, elektrifikasyona ve verimliliğe yatırım yapan ekonomiler, yalnızca iklim hedeflerine yaklaşmayacak; aynı zamanda daha dirençli, daha bağımsız ve daha öngörülebilir bir enerji sistemine sahip olacak” diyor.</p>
<p>Bir sonraki şokun nerede ve ne zaman başlayacağı belirsiz. Hürmüz krizinden çıkarılacak en önemli ders de tam burada yatıyor: Enerji güvenliği, fosil yakıt ithalatını çeşitlendirmekle değil, fosil yakıt bağımlılığını azaltmakla mümkün.</p>
<p><strong>Türkiye için ders</strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturası 60 milyar doları aşarken, bu faturanın büyük bölümü petrol ve gazdan kaynaklanıyor. Bu tablo, enerji güvenliğini yalnızca dış politika veya tedarik diplomasisi meselesi olmaktan çıkarıyor; sanayi, ulaştırma, konut, finansman ve teknoloji politikalarının ortak gündemi haline getiriyor.</p>
<p>Karakaya’ya göre Türkiye’nin enerji faturasını kalıcı olarak düşürebilecek en güçlü araç, yerli yenilenebilir üretimle birlikte elektrifikasyonun hızlanması. Ulaşımda elektrikli araçların yaygınlaşması, binalarda ısı pompalarının devreye girmesi, sanayide enerji verimliliğinin artması ve yenilenebilir enerji kapasitesinin büyümesi, Türkiye’nin dış şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirebilir.</p>
<p>Bu dönüşüm aynı zamanda cari açık, enflasyon ve rekabetçilik açısından da kritik. Enerji ithalatına daha az bağımlı bir ekonomi, küresel petrol ve gaz fiyatlarındaki dalgalanmalardan daha az etkilenir. Bu da enerji politikasını doğrudan makroekonomik istikrar politikasına dönüştürür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Isıtma ve sanayide elektrifikasyona geçişi hızlandırmak hayati önem taşıyor</strong></span></p>
<p>Jacques Delors Enstitüsü, Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) ve SolarPower Europe tarafından yayınlanan yeni veriler, Avrupa’nın savaş başladığından bu yana fosil yakıt bağımlılığını azaltmaya yönelik adımlar attığını ve elektrifikasyona yöneldiğini gösteriyor. IEEFA Kıdemli Enerji Analisti Ana Maria Jaller-Makarewicz, “AB, 2022 yılında aldığı LNG ithalatını artırma kararının sürdürülebilir olmadığını fark etti. Tedarik kısıtlamaları, LNG ithalatında bir azalmaya yol açarken, bloğun enerji güvenliğini tehlikeye atmamak için gaz talebinin daha da azaltılması gerektiğinin aciliyetini ortaya koydu” diyor. Electrification Alliance Direktörü Adrian Hiel ise “Orta Doğu’daki çatışmanın ilk 100 günü, Avrupa için stratejik bir gerçeği ortaya koydu: Enerji güvenliği artık elektrifikasyondan ayrı düşünülemez. İthal yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak ve dayanıklılığı güçlendirmek için, ulaşım, ısıtma ve sanayide elektrifikasyona geçişi hızlandırmak hayati önem taşıyor” yorumunu yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-dunyaya-yayilan-fosil-enflasyon-80966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/etem-karakaya-1781244279.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den dünyaya yayılan &#039;fosil enflasyon&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirvenin-ardindan-yesil-kocaeli-80965</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir Zirvenin Ardından: Yeşil Kocaeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kocaeli, Türkiye’nin sanayi üretiminde ve ekonomik gücünde lokomotif şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor ve tam da bu nedenle bu şehri anlamanın en doğru yolu, farklı kesimlerin aynı masada buluştuğu organizasyonlara bakmak oluyor.</p>
<p>Bazen bir şehirle ilgili en önemli gerçeği, uzun toplantılarda ya da kalın raporlarda değil; farklı kesimlerin aynı masada buluştuğu organizasyonlarda görebiliyorsunuz.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi olarak geçtiğimiz günlerde düzenlediğimiz Kocaeli Çevre Teknolojileri Zirvesi ve Sergisi’nin ardından aklımda kalan en temel mesele şu oldu: Kocaeli artık çevreyi yalnızca konuşan değil, çevreyle daha fazla uyum ve yönetişim içerisinde olmak zorunda.</p>
<p>Bunu söylerken, doğrudan ekonomik gerçeklerden ve küresel rekabetin yeni kurallarından bahsediyorum, tabi ki. Çünkü bugün çevre, üretimin dışında bir alan değil; doğrudan üretimin kendisini belirleyen bir faktör haline geldi.</p>
<p>Önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri COP31 Küresel İklim Zirvesi olacak. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bu büyük organizasyon öncesinde Kocaeli’nin ortaya koyacağı performans, yalnızca kentimizin değil ülkenin de yeşil dönüşüm vitrini açısından belirleyici olacak.</p>
<p>Aslında Kocaeli bu süreci Türkiye’de en iyi yöneten şehirlerden. Yıllardır süren çevre yatırımları, atık yönetimi altyapısı, arıtma tesisleri ve sanayi kaynaklı çevresel iyileştirme çalışmalarıyla güçlü bir zemine sahip.</p>
<p>İzmit Körfezi bunun en somut örneği. Bir dönem “ölü körfez” olarak anılan bu iç deniz, dip çamuru temizliği, biyolojik arıtma yatırımları ve ekosistem koruma projeleriyle yeniden hayat buluyor. Deniz canlılarının geri dönüşü ve su kalitesindeki iyileşme, aslında uzun vadeli çevre politikalarının somut sonucunu gösteriyor. Kocaeli Çevre Teknolojileri Zirvesi ve Sergisi’nde bu konuda yapılan son açıklamaların, dinleyicilerin yüzünde bir tebessüm yarattığının şahitlerindenim. Zirvede ayrıntıları açıklanan Kocaeli’de yapımı hızla süren demir yolu ve metro projesinin de sosyal, ekonomik, çevresel olumlu etkilerini de bir an evvel hissetmek istiyoruz.</p>
<p>Mesele tek başına çevreyi temizlemek değil. Mesele, çevreyi ekonomik sistemin merkezine yerleştirmek ve temiz tutmak. Bu noktada Kocaeli’nin sahip olduğu en kritik avantajlardan biri su yönetimi. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın</p>
<p>KSO’da 32’nci Şahabettin Bilgisu Çevre Ödülleri töreninde paylaştığı veriler aslında meselenin ölçeğini net biçimde ortaya koyuyor. Şehirdeki gri su kapasitesi yaklaşık 49 milyon metreküp seviyesinde. Sanayinin yıllık su tüketimi ise yaklaşık 45 milyon metreküp. Yani doğru planlama ve altyapı ile sanayinin su ihtiyacının çok büyük bir bölümü geri kazanılmış suyla karşılanabilecek durumda.</p>
<p>Öte yandan Kocaeli’de toplam su tüketimi yıllık yaklaşık 200 milyon metreküp seviyesinde. Bu tablonun içinde kayıp-kaçak oranı yaklaşık yüzde 22. Bu oran Türkiye ortalamasına göre iyi olsa da hâlâ önemli bir tasarruf alanı olduğunu gösteriyor. Küçük görünen yüzde 2’lik bir iyileştirme bile milyonlarca metreküp suyun sisteme geri kazandırılması demek.Şu bir aşikarki Kocaeli, sanayide olduğu kadar çevre ve sürdürülebilirlik alanında da öncü olabilecek güce sahip. COP31’e giden süreçte önemli olan, bu potansiyeli doğru projelerle destekleyerek yeşil dönüşümü bir hedef değil, bir yaşam ve üretim kültürü haline getirebilmek. Yeşil Kocaeli, Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolculuğunda öncü şehirlerinden biri olabilir; yeter ki ortak hedeflerden vazgeçmeyelim.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-zirvenin-ardindan-yesil-kocaeli-80965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir Zirvenin Ardından: Yeşil Kocaeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-ithalatina-depozito-ve-ayrisma-sistemi-ile-fren-80964</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik ithalatına depozito ve ayrışma sistemi ile fren</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) 35. Grup Plastik Hammaddeleri ve Plastik Enjeksiyon Mamulleri Sanayii tarafından “Modern Dünyayı Taşıyan Malzeme: Plastiğin Farkında Olmadığımız Gücü” başlıklı bir toplantı düzenlendi. Etkinlikte plastiğin sanayideki ve toplum yaşamındaki kritik önemi masaya yatırılırken, ayrıştırmadaki son teknolojiler tartışıldı. Toplantıda, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde, Prof. Dr. Mehmet Atilla Taşdelen, Prof. Dr. Hüseyin Yıldırım, Dr. Mevlüt Çetinkaya ile Selçuk Gülsün’ün katılımıyla gerçekleşen bir panel de yer aldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9eede8826-1781243629.png" alt="" width="800" height="345" />
<figcaption><strong>(Soldan sağa) Elif Derya Elmas, Oğuzhan Durmaş, Ömer Karadeniz, Arif İzzet İlter, Mustafa Kemal Albayrak</strong></figcaption>
</figure>
<p>Etkinlikte değerlendirmelerde bulunan 35. Grup Meslek Komitesi Başkanı ve Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, plastik sektöründe yerel yönetim ile merkezi yönetimin iş birliğinin kritik önemde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin plastik ham maddesinde ciddi bir dışa bağımlılık yaşadığına dikkat çeken Karadeniz, döngüsel ekonominin ve geri dönüşümün cari açığı azaltmadaki stratejik rolüne odaklanılması gerektiğini belirtti.</p>
<h2>2000’lerde ürettiğimiz ham madde şimdi yok </h2>
<p>Türkiye plastik sektörünün üretim hacmiyle Avrupa’da ikinci, dünyada ise yedinci sırada yer alarak büyük bir başarıya imza attığını hatırlatan Karadeniz, buna karşın ham madde üretiminde aynı güçlü pozisyonda olunmadığını vurguladı. Tarihsel sürece işaret eden Karadeniz, şunları söyledi: “Türkiye’nin plastik ham madde üretimi, 1980’lerin başında Aliağa’daki tesislerin faaliyete geçmesiyle yurt içi ihtiyacın yaklaşık yüzde 20-22’sini karşılıyordu. Ancak bugün geldiğimiz noktada yerli ham madde üretimi, Türkiye’nin toplam ihtiyacının ancak yüzde 8 ila yüzde 10’u bandına gerilemiş durumda. 2000’li yılların başında ülkemizde üretilebilen bazı mühendislik plastiklerinin üretimi ise bugün tamamen durmuş vaziyette.”</p>
<h2>Sistemli geri dönüşüm şart </h2>
<p>Türkiye’nin ham madde üretemediği bir konjonktürde geri dönüşüm hamlelerinin hayati bir katma değer yarattığını vurgulayan Karadeniz, kamuoyundaki bazı olumsuz algıların aksine, sistemli bir geri dönüşümün doğrudan döviz tasarrufu anlamına geldiğini ifade etti. Döngüsel ekonominin tam kapasiteyle işletilmesi durumunda ithalat faturasının ciddi oranda düşeceğini kaydeden Karadeniz, “Bizim ülkemiz için döngüsel ekonomi 10 defa değer, bunu yapmazsak olmaz. Döngüsel ekonominin şartlarını tam donanımlı bir şekilde döndürebilsek, plastik ham maddesi ithalatının en az üçte birinin önüne geçmiş oluruz. Münferit olumsuz örnekleri bir kenara bırakırsak, geri dönüşüm için yapılan her hamle bu ülkeye kazandırılan bir döviz, bir katma değer ve istihdamdır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Depozitodan önce kaynağından ayrıştırma </h2>
<p>Sürdürülebilir bir döngüsel ekonomi modelinin kapılarını açacak en büyük anahtarın doğru ayrıştırma sistemleri olduğunu dile getiren Karadeniz, mevzuat ve uygulamalardaki öncelik sıralamasının değişmesi gerektiğini savundu. Türkiye’de Depozito Yönetim Sistemi (DYS) uygulamalarının henüz pilot bölgeler düzeyinde kaldığını ve yüzde 100 oranında uygulanamadığını belirten Karadeniz, asıl çözümün Kaynağında Ayrıştırma Sistemi (KAS) olduğunun altını çizdi. Karadeniz, “Depozito sisteminden önce esas uygulanması gereken, kaynağında ayrıştırma sistemidir. Çünkü geri dönüşümün kapılarını en büyük oranda açacak olan sistem budur. Bu konunun öneminin ve kültürel bir değer haline getirilmesinin bakanlıklar nezdinde spotlarla, farkındalık kampanyalarıyla işlenmesi gerekiyor. PLASFED olarak bu amaçla bakanlıkların kapısını sürekli aşındırıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastik-ithalatina-depozito-ve-ayrisma-sistemi-ile-fren-80964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/plastik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, ham maddedeki yüzde 90&#039;lık dışa bağımlılığı kırmanın tek yolunun merkezi ve yerel yönetim işbirliği olduğunu söylerken, ithalat faturasını üçte bir oranında düşürmenin yolunun Depozito Yönetim Sistemi’nden (DYS) önce Kaynağında Ayrıştırma Sistemi’ni (KAS) devreye almaktan geçtiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-macarlara-oncelik-80961</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden Macarlara öncelik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gümrük Birliği belirsizliği gibi birincil sebeplerle BYD; tarife koruması, entegre Ar-Ge ekosistemiyle siyasi istikrar sunan Macaristan’da Avrupa stratejisini yeniden kurgularken, Manisa projesini duraklattı...</strong></p>
<p>Öncelikle BYD’nin Avrupa’daki üretim stratejisinde Türkiye’deki Manisa projesini askıya alıp Macaristan’a öncelik vermesinin, kesinlikle bir coğrafi tercih olmadığını belirtelim... Bu karar; ticaret politikaları, endüstriyel ekosistem, kurumsal entegrasyon ve küresel satış dinamiklerinin birleşimiyle şekillenmiş, çok katmanlı bir optimizasyonun sonucu. Şimdi, bu stratejik eksen kaymasının teknik ve yapısal gerekçelerini detaylandıralım.</p>
<ol>
<li><strong>Ticaret rejimi ve Gümrük Birliği belirsizliğine karşı AB üyeliği garantisi</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye yatırımının en temel teorik avantajı, AB ile olan Gümrük Birliği anlaşmasıydı. Ancak bu mekanizma, Çin menşeli tam elektrikli araçlara yönelik ek gümrük vergileri ve anti-sübvansiyon soruşturmaları karşısında yetersiz kaldı.</p>
<p><strong>Menşe kuralları riski:</strong> Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımını sağlasa da üçüncü ülkelerden gelen bileşenlerin oranı yüksek olduğunda "tercihli menşe" statüsü risk altına girdi. BYD için Macaristan, aracın yasal olarak "AB malı" statüsü kazanmasını garanti eden tek kesin çözüm oldu. Bu durum, %10 gümrük vergisine ek olarak gündeme gelebilecek cezai tarifelere karşı tam koruma sağlıyor.</p>
<p><strong>Regülasyon öngörülebilirliği</strong>: Türkiye’deki yatırım teşvik paketi kapsamında sağlanan ithalat muafiyetleri, yerel üretim taahhüdüne bağlıydı. Tesisin inşaatına başlanmaması, bu muafiyetlerin geri alınması ve potansiyel hukuki yaptırım risklerini doğurdu. Buna karşın Macaristan, AB ortak pazarı içinde istikrarlı ve değişmez bir regülasyon çerçevesi sunuyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Endüstriyel ekosistem ve tedarik zinciri entegrasyonu</strong></li>
</ol>
<p>Macaristan tercihi, sadece montaj hattı kurulumu değil, dikey entegre bir üretim üssü oluşturma hedefine hizmet etti.</p>
<p><strong>Olgun otomotiv havuzu:</strong> Szeged bölgesi; Audi, Mercedes-Benz ve CATL gibi devlerin halihazırda faaliyet gösterdiği, nitelikli iş gücü ve tedarikçi ağının hazır olduğu bir lokasyondu. Türkiye’de sıfırdan kurulması gereken yan sanayi entegrasyonu, Macaristan’da mevcut altyapı üzerinden hızla gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p><strong>Lojistik maliyet optimizasyonu:</strong> Orta Avrupa’nın kalbinde yer alan Szeged, hem Batı Avrupa’nın olgun pazarlarına hem de Doğu Avrupa’nın büyüyen pazarlarına eşit mesafede bulunuyor. Denizyolu taşımacılığındaki dar boğazlar (örn. Hürmüz Boğazı krizi) ve konteyner maliyet dalgalanmaları göz önüne alındığında, kara ve demiryolu bağlantılı bu merkezi konum, lojistik giderlerde yapısal tasarruf sağlıyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Ar-ge, inovasyon ve fikri mülkiyet yerlileştirmesi</strong></li>
</ol>
<p>BYD, Macaristan’ı sadece bir üretim bandı olarak değil, Avrupa’daki teknoloji geliştirme merkezi olarak konumlandırdı. Bu yaklaşım, Türkiye projesinden ayrışan en kritik farktı.</p>
<p><strong>Yüksek katma değerli yatırımlar: </strong>Budapeşte’de kurulan Avrupa Genel Merkezi ve Ar-Ge üssü için yaklaşık 250 milyon Euro bütçe ayrıldı. Yapay zeka tabanlı otonom sürüş sistemleri ve yeni nesil güç aktarma organları üzerine odaklanan bu projeler, HIPA tarihinin en büyük Ar-Ge yatırımları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Akademik ve patent entegrasyonu:</strong> En az üç Macar üniversitesiyle stratejik iş birlikleri kuruldu, geliştirilen patentlerin en az %50’sinin Macaristan’da tescil edilmesi taahhüt edildi. Günde ortalama 45 patent başvurusu yapan BYD için bu, fikri mülkiyetin AB sınırları içinde korunması ve yerelleştirilmesi anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Test ve doğrulama altyapısı:</strong> Komárom’daki otobüs fabrikasına eklenen 75,7 milyon Euro’luk kamyon üretimi ve test laboratuvarı yatırımı, bölgenin sadece montaj değil, homologasyon ve validasyon süreçleri için de yetkinleştirildiğini gösteriyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Küresel satış dinamikleri ve kapasite tahsisi</strong></li>
</ol>
<p>BYD’nin Mayıs 2026 verileri, ihracatın artık bir "tampon" değil, yapısal bir büyüme motoru olduğunu kanıtladı.</p>
<p><strong>İhracat odaklı kapasite planlaması:</strong> Mayıs 2026’da yurt dışı teslimatlar 160.000 adedi aşarak toplam satışların önemli bir kısmını oluşturdu. Yurt içi pazardaki %20,5’lik daralma (Ocak-Mayıs 2025/2026 kıyaslaması), Avrupa’daki yerel üretimin hayati önemini artırdı.</p>
<p><strong>Model portföyü uyumu:</strong> Szeged tesisinde üretilecek Dolphin Surf, Atto 2 ve Seal U gibi modeller, Avrupa’nın hacim odaklı uygun fiyatlı tam elektrikli segmentini doğrudan hedefliyor. Bu modellerin tarifesiz ve rekabetçi fiyatlarla pazara sunulabilmesi, Macaristan’daki maliyet yapısının (işçilik, enerji, teşvikler) Almanya veya Fransa’ya göre daha avantajlı olmasına bağlı.</p>
<p><strong>Marka algısı ve güven inşası:</strong> "Made in EU" etiketi, Avrupalı tüketicideki kalite ve servis endişelerini gidermek için kritik bir araç haline geldi. Yerel üretim, yedek parça bulunurluğu ve servis ağı genişletme (1.000’den 2.000 bayiiye çıkış hedefi) stratejilerinin fiziki teminatını oluşturuyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Politik iklim ve "doğa açılımı" stratejisi</strong></li>
</ol>
<p>Macaristan hükümetinin on yılı aşkın süredir uyguladığı "Doğu Açılımı" (Eastern Opening) politikası, Asyalı yatırımcılar için öngörülebilir ve destekleyici bir ortam yarattı.</p>
<p><strong>Devlet desteklerinin kapsamı:</strong> HIPA aracılığıyla sağlanan teşvikler, sadece fabrika inşaatını değil, Ar-Ge, eğitim ve istihdam paketlerini de kapsıyor. Türkiye’de teşviklerin üretime endeksli olması ve projenin durması nedeniyle risk altına girmesi, Macaristan’daki çok boyutlu destek paketinin cazibesini artırdı.</p>
<p><strong>Stratejik ortaklık anlaşması:</strong> BYD ile Macaristan hükümeti arasında imzalanan Stratejik İş Birliği Anlaşması, yatırıma siyasi düzeyde uzun vadeli güvence sağladı. Bu anlaşma, fabrikanın ötesinde vergilendirme, çalışma izinleri ve altyapı geliştirmelerinde öncelikli muamele garantisi içeriyor.</p>
<p><strong>Neden Macaristan?</strong></p>
<p>BYD’nin tercihi, tek bir faktöre indirgenemeyecek kadar kompleks... Türkiye projesi, gümrük birliği avantajına rağmen regülasyon belirsizliği, henüz oluşmamış tedarik zinciri ve başka jeopolitik stresler nedeniyle "yüksek riskli" kategorisinde kaldı. Macaristan ise; tarife koruması, entegre Ar-Ge ekosistemi, lojistik merkeziyetçilik, akademik iş birlikleri ve siyasi istikrar parametrelerinin aynı anda optimize edildiği, BYD’nin "Avrupa için Avrupa’da üretim" vizyonunu en düşük riskle realize edebileceği tek lokasyon olarak öne çıktı. Bu karara, şirketin Avrupa’daki varlığını geçici bir pazar girişiminden, kalıcı ve köklü bir endüstriyel oyuncuya dönüştürme stratejisinin sonucu olarak bakılmalı...</p>
<p><strong>Neden Türkiye değil?..</strong></p>
<p>Yukarıda ayrı ayrı belirttiğim Macaristan’ın BYD için sağladığı uygun koşullar ve yılların ticari araç üretiminden beri oluşmuş olan güven, Türkiye düzleminin üstüne çıkıyor…</p>
<p>BYD’nin ikinci fabrikası için Avrupa’daki eski otomobil fabrikalarının boş kapasitelerine girme imkanı da, Manisa’nın cazibesini aşağı çekiyor…</p>
<p>Diğer yanda BYD’nin Türkiye üretimi, ne olursa olsun hiçbir zaman tam Avrupalı gibi algılanmayacaktı… Yani yine Avrupa dışından giren bir araçlar grubu olacaktı…</p>
<p>Sonuçta vaktiyle Volkswagen-Skoda yatırımı, neden iptal olduysa, BYD yatırımı da o sebeple başlamıyor olabilir…</p>
<p>Peki o zaman niye ilk başta yatırım yapacaklarını açıkladılar Manisa’daki arazide satın aldılar?..</p>
<p>Onun cevabı da çok basit; gündem değişimi!..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-macarlara-oncelik-80961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/BYD_ATTO_3_2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden Macarlara öncelik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarimda-yeni-risk-haritasi-80959</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımda yeni risk haritası!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9b1f4cff5-1781242655.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel tahıl piyasaları son yıllarda alışılmış fiyatlama dinamiklerinden uzaklaşarak yeni bir döneme girdi. Daha önce yaşanan gıda krizleri genellikle kuraklık, arz açığı veya enerji fiyatlarındaki ani yükselişlerden kaynaklanırken, bugün piyasa aynı anda birden fazla yapısal baskıyla karşı karşıya bulunuyor. Ukrayna’da tahıl brokeri Dmitri Verlan’a göre buğday ve mısır piyasaları, son on yılların en karmaşık dönemine giriyor. Küresel kalori tüketiminin yüzde 40’tan fazlasını oluşturan iki temel ürün artık yalnızca tarımsal göstergelerle değil, savaşlar, ticaret politikaları, enerji fiyatları ve lojistik hatlardaki değişimlerle de yön buluyor.</p>
<p>Uzmanlar, 2030’a kadar piyasanın sekiz temel faktör tarafından şekillendirileceğini ve bunların birlikte yeni bir fiyatlama modeli oluşturacağını belirtiyor.</p>
<h2>Karadeniz faktörü kalıcı hale geldi</h2>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı küresel tahıl ticaretinin en önemli belirleyicilerinden biri olmayı sürdürüyor. Savaş öncesinde dünyanın önde gelen buğday ve mısır ihracatçıları arasında bulunan Ukrayna’nın üretim ve ihracat kapasitesi önemli ölçüde zayıfladı. USDA verilerine göre Ukrayna’nın tahıl ihracatı savaş öncesi ortalamanın yaklaşık yüzde 28 altında seyrediyor. Buna karşılık Rusya, son yıllarda ihracatını artırarak küresel pazardaki etkisini güçlendirdi. Ancak uzmanlar, Karadeniz’deki risklerin artık geçici değil, kalıcı bir fiyat unsuru haline geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>Ticaret savaşları yeni dengeler yaratıyor</h2>
<p>ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimi tarım piyasalarında yeni bir dönemi başlattı. Çin’in ABD tarım ürünlerine yönelik ek vergileri, küresel ticaret akışlarının yeniden şekillenmesine neden oldu. Brezilya ve Arjantin’in Çin pazarındaki payını artırması, geleneksel ticaret dengelerini değiştirirken Avrupa Birliği de Ukrayna ürünlerine yönelik kısıtlamalar ve yeni ticaret düzenlemeleriyle denklemin önemli aktörlerinden biri haline geldi. Piyasa uzmanları artık tahıl ticaretinin yalnızca arz-talep dengesiyle değil, Washington, Pekin ve Brüksel’deki siyasi kararlarla yönlendirildiğini vurguluyor.</p>
<h2>Gübre maliyeti üreticiyi zorluyor</h2>
<p>Tarımsal üretimin en kritik girdilerinden biri olan gübrede yükseliş eğilimi sürüyor. Üre fiyatları 2026 yılı içinde yeniden 800 dolar/ton seviyesinin üzerine çıkarak son yılların en yüksek seviyelerini gördü. Dünya Bankası, gübre fiyatlarının yüksek enerji maliyetleri ve Körfez bölgesindeki jeopolitik riskler nedeniyle baskı altında kalmaya devam edeceğini öngörüyor. FAO ise gübre kullanımındaki azalmaların birkaç çeyrek içinde verim kayıplarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<h2>Hürmüz Boğazı artık tahıl piyasasının da konusu</h2>
<p>Tahıl fiyatları ile enerji piyasaları arasındaki bağ giderek güçleniyor. Dünyadaki petrol ticaretinin önemli bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek herhangi bir gerilim, navlun ve üretim maliyetlerini doğrudan etkileyebiliyor. Aynı zamanda Körfez ülkeleri küresel gübre üretiminin önemli merkezleri arasında yer alıyor. Bu nedenle bölgedeki her gelişme tahıl piyasalarına zincirleme etki yaratıyor.</p>
<h2>Lojistik yeniden yazılıyor</h2>
<p>Karadeniz’deki riskler nedeniyle son yıllarda yeni ticaret koridorları ortaya çıktı. Tuna Nehri güzergâhı, Romanya ve Polonya üzerinden yapılan sevkiyatlar ile demiryolu taşımacılığı giderek daha fazla kullanılıyor. Ancak yeni rotaların maliyetlerinin yüksek olması, küresel tahıl ticaretinde kalıcı bir maliyet baskısı oluşturuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">8 kritik faktör</span></h2>
<p>● Karadeniz’deki savaş ve jeopolitik riskler<br />● Çin-ABD ticaret savaşları<br />● AB’nin yeni tarım ve ticaret politikaları<br />● Yükselen gübre ve enerji maliyetleri<br />● Küresel faizler ve finansmana erişim sorunu<br />● Lojistik koridorlarının değişmesi<br />● Ukrayna’nın azalan üretim kapasitesi<br />● İklim değişikliği ve kuraklık riski</p>
<p><strong>Rakamlarla yeni dönem</strong></p>
<p>● %40 Küresel kalori tüketiminde buğday ve mısırın payı<br />● %28 Ukrayna’nın tahıl ihracatında savaş öncesine göre düşüş<br />● 51 milyon ton Rusya’nın 2023/24 buğday ihracatı<br />● 826 $/ton Üre fiyatlarının 2026’da gördüğü seviye</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarimda-yeni-risk-haritasi-80959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/tarim-1765167641.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz’deki savaş, Çin- ABD rekabeti, yükselen gübre maliyetleri, lojistik darboğazlar ve iklim baskısı küresel tahıl piyasasını yeniden şekillendiriyor. Uzmanlara göre 2030’a kadar buğday ve mısır fiyatlarını artık sadece hasat miktarı değil, jeopolitik ve enerji piyasaları da belirleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sirket-borcu-yuzde44te-tuttu-faiz-yukune-karsi-guvence-oldu-80958</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 şirket borcu yüzde 44’te tuttu, faiz yüküne karşı güvence oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Faiz yükünün sorun olduğu bir dönemde 18 sanayi şirketi borç kaynak oranını %44’ün altında tutmayı başardı. Bantaş Ambalaj %11 ile sanayinin en az borçlusu olurken, Kıraç Galvaniz’in faaliyet kârının kısa vadeli borçları 2,7 kat karşılaması bilançosunu koruma gücünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, borç yükü azaldığında zorlu süreçler karşısında şirketin yenilmez bir güce ulaştığını düşünebilir. Şüphesiz kredi musluklarının kısıldığı şartlarda, Bantaş Ambalaj veya Bahadır Kimya gibi şirketlerin bilançoyu borca boğmadan operasyonlarını sürdürmesi güvenli bir yaklaşım olmakta. Bununla birlikte, düşük borçluluğu her zaman üretim başarısı olarak görmemeli. Borcu en aza indirgemek kimi zaman yeni yatırımları ve büyümeyi durdurmakla eşdeğer olduğunu unutmamalı. Risksiz liman arayışına kapılmak yerine borcun kâr üreterek mi yoksa şirketi atıl bırakma pahasına mı sınırlandırıldığına bakılmalı.</p>
<h2>Faaliyetinde borç ağırlığı az olanlar</h2>
<p>Sınai şirketleri içerisinde %11,06 ile faaliyetlerini en az borçlanmayla gerçekleştiren Bantaş Ambalaj, 1,69 milyar TL özkaynağa sahip. Şirket entegre tesis haline gelmek amacıyla Bandırma’da satın aldığı toplam 38.329 m2’lik araziyle ilgili imar sürecini tamamladı. Projenin oluru ardında inşaat aşamasına geçecek. Hisse fiyatı iki yılı aşkın süredir yatayda.</p>
<p>Bahadır Kimya, %13,25 borç kaynak oranıyla ikinci sırada yer alıyor. 13,9 milyon TL gibi oldukça düşük bir finansal borca sahip olan şirketin kaynak dağılımında özkaynakların belirgin bir ağırlığı söz konusu. Firma yürütmekte olduğu iki ayrı yatırımda teşvik miktarını artırırken toplam yatırım büyüklüğü 661,1 milyon TL’ye yükseldi.</p>
<h2>Borç karşılama oranı güçlü olan</h2>
<p>Kıraç Galvaniz, ürettiği esas faaliyet kârının kısa vadeli borçları 2,66 kat oranında karşılaması operasyonel rahatlığını gösteriyor. Firma, yılın ilk çeyreğinde gelirini %44, dönem sonu kârını %57 artırdı. Önceki döneme göre özkaynak yapısını %7 büyüten şirkete ait hisse, yılbaşından bu yana yükselen ivmesiyle öne çıkıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9a0056075-1781242368.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ MÜ BÜYÜME Mİ?</strong></p>
<p><strong>Temettü</strong>; nakit akışı, bileşik getiri, konfor, finansal sağlık, tasarruf disiplini. Vergi yükü, hantal yapı, fırsat maliyeti, sınırlı potansiyel.</p>
<p><strong>Büyüme</strong>; yüksek getiri, yatırımcı cazibesi, vergi avantajı, gelecek vizyonu. Nakit yoksunluğu, beklenti çöküşü, balon riski, finansman zorluğu, stres.</p>
<p><strong>Mali yapısını güçlendirecek. Bedelli sermaye artırımı için SPK’nın olurunu bekliyor</strong></p>
<p>Şekerbank yapacağı bedelliden elde edeceği parayla ne yapacağını öğrenebilir miyim? ● Berk Kurt</p>
<p>Berk, Şekerbank halihazırda 2,5 milyar TL olan sermayesinin tamamını nakit (bedelli) karşılanmak üzere 1 milyar TL artırarak 3,5 milyar TL’ye çıkarıyor. SPK’ya yapılan başvuru henüz onay aşamasında ve Kurulun onayı ardından bedelli sermaye artırımı gerçekleşecek. Banka sermaye artırımından elde edeceği nakitle mevcut sermaye yapısını güçlendirmek ve büyüme stratejilerine ek kapasite yaratmak gayesiyle kullanacağını belirtiyor. Bu itibarla sağlanacak nakdin bankanın operasyonları ve pazar payını genişletmek için kaynak olacağı söylenebilir.</p>
<p><strong>Birikmiş iş hacmi 6 milyar liraya yaklaştı. Büyük kısmı yıl sonu bilançosuna yetişecek</strong></p>
<p>Yeni alınan işler Orge Enerji’nin 2026 cirosunu ne kadar büyütebilir? ● Ümit Altın</p>
<p>Ümit, Orge Enerji yılbaşından bu yana toplam 1,84 milyar TL tutarında yeni iş bağlantısı gerçekleştirdiğini duyurdu. Söz konusu tutar, geçen yıl oluşan cironun %47,80’ine denk geliyor. Öte yandan açıkladığı ilk çeyrek bilançosuna göre satışları %23 artarak 1,25 milyar TL’ye çıkması açıklanmayan ancak gelir tablosuna giren satışların da olduğunu işaret ediyor. Diğer taraftan şirket yöneticisinin martta paylaştığı birikmiş iş hacminin 5,6 milyar TL’ye ulaştığı yönündeki bilgi, yıl sonunda ciro büyümesi yaşanabileceğinin işareti olarak görülebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MPS fonu faizsiz katılım stratejisiyle son bir yılda %54 getiri sağladı</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün yönettiği Katılım Hisse Senedi (TL) Fonu (MPS), uzunca süre yatayda dalgalı seyir izledikten sonra özellikle Haziran 2025’ten sonra daha güçlü bir performans sergiledi. Geçtiğimiz mayısta 25,78 TL’ye kadar çıkarken şimdilerde zirvesinin gerisinde duruyor. Son üç aydır benzer hacme sahip olan MPS, haziranda 2,9 milyon TL gibi cüzi miktarda para girişiyle 177,6 milyon TL büyüklüğünde duruyor. Şimdilerde 2.652 yatırımcısı olan fonda ocaktan bu yana düşük de olsa azalma gözleniyor. Fonun stratejisi, faizsiz finans ilkelerine uygun enstrümanlara yatırım yaparak getiri sağlama üzerine kurulu. Portföyünün %91,07’si hisse senedi, %8,93’ü yatırım fonlarından oluşuyor. Yıllık getirisi %53,95 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bilkom Bilişim, piyasadan TLREF + %0,90 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Bilkom Bilişim, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.06.2026 tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,90 olarak belirlendi. 176 gün vadeli bono, 3 ayda bir ve toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Borçlanma aracının vade tarihi 04.12.2026 olarak açıklandı. 10 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bilkom’un verdiği %0,90 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFBLKMA2617 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b99d605c17-1781242326.png" alt="" width="984" height="240" /><strong>OTOKAR</strong></p>
<p><strong>Satın almak için beklediği onay gelince payların devir alım işlemini tamamladı</strong></p>
<p>Otokar, Romanya’da savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren Automecanica’nın paylarının devralınmasına yönelik ilgili ülke yatırım otoritesinden gerekli onayı aldı ve şirketin %96,77 payının devrini tamamladı. Satın alma işlemi, kapanış sonrası düzeltmelerle birlikte toplam 81,7 milyon euroya gerçekleşti. Mevcut ödemeler sonrası kalan 25 milyon euro nakdi teminat olarak üç yıl içinde taksitler halinde ödeyecek. Otokar, Romanya’daki 4x4 Taktik Tekerlekli Hafif Zırhlı Araç Projesi kapsamındaki faaliyetlerini doğrudan bu yeni bağlı ortaklığı üzerinden yönetecek.</p>
<p><strong>ESENBOĞA ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Yüzde 2,91 payını kurumsallara sattı. Gelen nakdi Margün Enerji’ye kredi veriyor</strong></p>
<p>Esenboğa Elektrik, bağlı ortaklığı Margün Enerji’nin çıkarılmış sermayesinin yaklaşık %2,91’ine denk gelen payın satışını tamamladı. Hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle yurt içi ve yurt dışı kurumsal yatırımcılara yapılan satış, pay başına 53,55 TL bedel üzerinden toplam 4,59 milyar TL karşılığında gerçekleşti. İşlem sonrasında Esenboğa Elektrik’in Margün Enerji’deki pay sahipliği %72,70’e gerilerken, Margün Enerji’nin halka açıklık oranı %27,30’a yükseldi. Elde edilecek tutar özsermaye finansmanı için Margün Enerji’ye hissedar kredisi olarak kullandırılacak.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içindeki müşterisinden 812,5 milyon TL’ye anahtar teslim GES kurulum işi aldı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, yurt içinde yerleşik bir müşteriyle güneş enerjisi panellerinin anahtar teslim kurulumu ve devreye alınmasına yönelik sözleşme imzaladı. Anlaşmanın toplam bedeli KDV hariç 812,5 milyon TL olarak belirlenirken, projenin yılı sonuna kadar tamamlanıp hasılata yansıması hedefleniyor. Yenilenebilir enerji teknolojilerinde faaliyet gösteren firmalar için üretim gücünü anahtar teslim projelerle desteklemek önemli bir karlılık unsuru olmakta. Sadece panel tedariğine nazaran, bir santrali anahtar teslimi kurabilmek ciroyu daha güçlü destekler.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>IC Enterra hissesinde fonlar ağırlıklı satarken fiyat dalgalı hareket ediyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b99b49c324-1781242292.png" alt="" width="312" height="247" /></strong>IC Enterra’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %26,34 ile toplamda 2,06 milyon lot azalarak 5,77 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 19 ile sabit duruyor. HRZ, 1,9 milyon lot satışla hisseden tamamen çıkarken, KOD 248,95 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren fon oldu. IC Enterra hakkında bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek öneriyi Marbaş Yatırım 18,70 TL ile verdi. En düşük öneri 15,92 TL ile İş Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/18-sirket-borcu-yuzde44te-tuttu-faiz-yukune-karsi-guvence-oldu-80958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 18 şirket borcu yüzde44’te tuttu, faiz yüküne karşı güvence oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dort-ayda-7-twh-elektrik-uretilebilecek-su-birakildi-80954</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dört ayda 7 TWH elektrik üretilebilecek su bırakıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de son dönemde gün içinde özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimi nedeniyle belirli saatler arasında sıfır fiyat oluşmaya başladı.  Sadece sıfır fiyat değil, fiyatlar sistem kullanım bedelinin (iletim tarifesinin binde 5’i) altına düştüğünde üreticiler maliyet sorunu yaşıyor. Türkiye’deki sistemin garantili olarak yönetilmesi nedeniyle de bazı santrallere YAT (Yük-At) talimatı veriliyor. Bu durumdan en fazla şikayet eden üreticiler arasında, hidroelektrik santralleri geliyor. </p>
<p>Türkiye, bu dönemde çok yoğun biçimde hidroelektrik üretimi sağladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Nisan ayındaki elektriğin yüzde 41,4’ünü hidroelektrik santrallerinden alındığını açıkladı. Buna karşılık, hidroelektrik santrallerinin çok daha fazla elektrik üretebilecekken, dengede tutulmak istenen üretim nedeniyle 4 ayda 7 THW (Terawatt/saat-7000 gigawatt/saat) elektrik üretebilecek suyun bırakılmak zorunda kalındığı belirtildi.</p>
<p>Hidroelektrik Santralleri Sanayi İş Adamları Derneği (HESİAD) Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, EKONOMİ’ye çevrimiçi yaptığı değerlendirmede, geçmiş yıllarda su yetersizliği nedeniyle sorun yaşadıklarını ancak bu dönem yeterli su birikmesine karşılık bundan tam fayda sağlanamadığını belirtti. Güven, başka kaynaklardan elektrik üretimi nedeniyle elektrik üretmeden su bırakıldığı anlar görüldüğünü söyledi. </p>
<p>-Sorunun kaynağında talep düşüşü, üretime yönelik planlama var, çözüm önerisi öz tüketim GES’lerine ve HES’lere yönelik yeni düzenleme<br />Sorunun temelinde planlama yanında talepteki düşüşün de rol oynadığını, mevcut ortamda çok yoğun şekilde yapılan GES yatırımlarının da bulunduğunu belirten HESİAD Başkanı Güven, gelinen aşamada fiyatlardaki hızlı gevşeme nedeniyle GES üreticilerinin de kazanamadığını kaydetti. </p>
<p>Son dört ayda 7 TWH suyun, yük-at talimatı nedeniyle elektrik üretilemeden bırakıldığını belirten Elvan Tuğsuz Güven, “HES’leri durdurmak, onlara YAT talimatı vermek işin kolayına kaçmak oluyor, yaz aylarında GES’ler yine devrede ama HES’lerin suyu düşeceği için üretim yapamayacaklar” dedi. </p>
<p>Sorunun kaynakları arasında talep düşüşü yanında, öz tüketim için yapılan santrallerin sistem içinde tam olarak oturtulamaması, genel sisteme dahil olmalarını da gördüklerini söyleyen Güven, dağıtım sistemine yapılacak yatırımlar ile öz tüketime yönelik GES’lerin sadece kendi ihtiyaçlarını üretme yönünde bir yaklaşım beklediklerini kaydetti. </p>
<p>Elvan Tuğsuz Güven, “En azından bahar aylarına özgü özel bir fiyat mekanizması veya sistem kullanım bedelinin alınmaması gibi bir şey olsa bu yerli kaynağın boşa akmasını önlemiş olacağız. GES'ler çok üretti, talep düştü. ‘Çok su var. Doğalgazı, kömürü kapat. HES'lerden baz yükü karşılayalım ! Yok, ben sistemde illa doğalgazı, kömürü de tutmak zorundayım.. Doğu-batı dengesini, frekansı tutturmak zorundayım gibi bir argüman var ama ama buralarda hala daha iyi yönetilebilecek, daha optimize edilebilecek bir alan olduğunu düşünüyoruz. Sistem kullanım bedellerinde en azından ilk 5 ayda HES’ler için muaf tutulmaları gibi bir mekanizma olabilir” dedi.</p>
<h2>Finansman sorunu devam ediyor</h2>
<p>Kamu yönetiminin HES yatırımlarında YEKDEM sürecinde yatırım finansmanlarını karşıladığını varsaydığını ancak bunun gerçek durumu yansıtmadığını belirten Güven sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ortalamalara baktığımızda ilk 5 ayda fiyatların 3 sent civarı gerçekleştiğini görüyoruz. Bu santrallerin proje finansmanı mantığı ile finanse edilen bu projelerde kullanılan öngörülebilir YEKDEM gelir fiyatı 7,3 dolar sent. 10 yıllık YEKDEM sonrası da 5 sent, 6 sent civarı gerçekleşmesi beklenir, bekleniyordu. (geçmiş dönemdeki YEKDEM ile) …’Siz kendinizi finanse ettiniz, artık çok para kazanıyorsunuz, sürekli de para kazanmayın! (yaklaşımı var) Öyle bir durum yok aslında. Çünkü bu santrallerin çoğu 10 yıl boyunca da borçlarını ödeyemediler. 10 yıl boyunca değişen faiz oranları sebebiyle enflasyonun gelirin üzerinde seyretmesi vesaire gibi sebeplerle zaten bu projeler kendilerini amorti edemediler. Şu anda da işletme giderlerini, rehabilitasyon ve bakımları yapmakta zorlanıyorlar. Şimdi de beklenen cirolar, hani başa-baş noktasının altındayız şu anda. Yani yatırımcıyı bu işe girdiğine, yatırımı yaptığına bin pişman ettirecek bir ortam oluştu.”  </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Hibrit çözüm  talebi devam ediyor</span></h2>
<p>HES sahalarına GES başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımı yapma izni taleplerinin çözüm önerisi olarak devam ettiğini vurgulayan HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, diğer yandan piyasa takas fiyat görünümü ile bu yatırımların da geri dönüşünün 12 yıla kadar uzadığını, yatırım finansmanının hala yüksek olduğunu ancak yine de ‘izin alalım, dursun’ diyerek sektörün üretim için başvurusunu sürdürdüğünü açıkladı. “Herkes ‘bu hakkı bir alayım, cebime koyayım’ diye düşünüyor ama ne kadarı hayata geçecek? Bu hibrit yatırımları hayata geçirecek olanlar da proje finansmanı uygun olduğu için, karlı olduğu için değil, tüm portföy içinde eriyeceği için yapılacaktır” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dort-ayda-7-twh-elektrik-uretilebilecek-su-birakildi-80954</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/2/1280x720/elvan-tugsuz-guven-1753172260.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmiş yıllarda su yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan baraj ve nehirlerde kurulu santrallerdeki elektrik üretim sorununda farklı bir görünüm ortaya çıktı. Bu kez yeterli su olmasına rağmen başka kaynaklardan elektrik üretimi nedeniyle barajlardan elektrik üretilmeden su tahliyesi yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tpaoya-siverekte-petrol-isletme-ruhsati-80997</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TPAO&#039;ya Siverek&#039;te petrol işletme ruhsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün petrol hakkına müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bulunan 10 bin hektarlık kara sahası için yaptığı başvuru uygun bulunarak, ARİ/TPO/K/M42-a2-1 pafta numaralı saha için 30 Haziran'dan itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süreli petrol işletme ruhsatı verilmesine karar verildi.</p>
<p>Kararda, ruhsatın mevcut rezerv durumu ile yatırım ve üretim programı dikkate alınarak verildiği, ilerleyen dönemde talep edilmesi ve taahhütlerin yerine getirilmesi halinde kanunda öngörülen sürenin kalan kısmının da kullandırılabileceği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tpaoya-siverekte-petrol-isletme-ruhsati-80997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/TPAO.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;ya Şanlıurfa&#039;nın Siverek ilçesindeki saha için 5 yıl süreli petrol işletme ruhsatı verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-bakani-kacirin-millete-bir-aciklama-borcu-var-80962</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi Bakanı Kacır&#039;ın millete bir açıklama borcu var!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’ye 1 milyar dolarlık yatırım sözü veren Çinli otomotiv devi BYD, 2 senelik oyalamadan sonra Manisa projesini askıya aldığını nihayet itiraf etti. Şirketin İcradan Sorumlu Başkan Yardımcısı Stella Li’nin Reuters’a yaptığı "Önceliğimiz Macaristan, Türkiye için net takvim yok" açıklaması, iki yıldır büyük umutlarla pazarlanan parıltılı yatırım hikâyesini derin bir belirsizliğe gömdü.</p>
<p>Oysa imzalar atılırken 150 bin araç kapasiteli dev bir fabrika kurulacağı ve 5.000 kişiye istihdam sağlanacağı açıklanmıştı. Gelinen noktada ise inşaat sahasına tek bir çivi bile çakılmış değil.</p>
<p>Kamu vicdanını yaralayan asıl mesele ise yatırımın gecikmesinden çok daha büyük. BYD, üretim taahhüdü karşılığında muazzam bir ayrıcalık elde etti ve ithalatta ek gümrük vergilerinden muaf tutuldu. Bu vergi avantajıyla vızır vızır araç satıp pazar payını katlarken, biz sadece boş bir araziyi izlemekle kaldık. Ticaret yapıldı, paralar kazanıldı ama yatırım tarafı koca bir sıfır.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9d8414068-1781243268.jpg" alt="" width="574" height="324" />
<figcaption><strong>BYD,Manisa'daki tesisi bu araziye kuracaktı ama 2 yıl sallayıp "askıya aldım" dedi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>İşin en acı tarafı ise milli sermayemizle kurduğumuz yerli gururumuz TOGG'un bizzat devlet eliyle haksız bir rekabete itilmesi oldu. “Babayiğitler”- den toplanan paralarla kurulan TOGG, yüksek maliyetler altında var olma mücadelesi verirken; Çinli markaya sağlanan haksız imtiyazlar, pazarımızı kendi elimizle BYD'ye teslim etmemize yol açtı. Yabancı yatırım gelsin diye kendi milli projemizi kendi ellerimizle mağdur ettik. Şimdi sormak hakkımız: BYD bu yatırımdan tamamen vazgeçerse Türkiye’nin elinde ne kalacak?</p>
<p>AA muhabirinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan edindiği bilgiye göre, BYD ile yapılan yatırım anlaşması, yatırım anlaşmasındaki koşullar, şirketin yükümlülükleri ve devlete verdiği teminatlar geçerliliğini koruyormuş. Bakanlık tüm süreçleri resmi usüllere uygun olarak yürütüyormuş. Bakanlık kaynakları masada güçlü teminatlar olduğunu söylese de bu hukuki kalkanın kapsamını kamuoyu henüz bilmiyor. Artık gözler BYD’den çok Ankara’da. Cevap bekleyen soru devletin bu masada kendisini nasıl koruduğudur. Gazetenin baskıya girdiği saate kadar suskun olan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, eldeki hukuki kozları ve iptal halinde uygulanacak yaptırımları şeffafça açıklamak zorundadır. Hepimizin iki yıldır "büyük başarı" diye alkışladığımız bu projede, kandırılmadığımızı görmeye hakkımız var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-bakani-kacirin-millete-bir-aciklama-borcu-var-80962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi Bakanı Kacır&#039;ın millete bir açıklama borcu var! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgkya-basvurmadan-dogrudan-dava-acilabilir-mi-80948</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> SGK’ya başvurmadan doğrudan dava açılabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal güvenlik reformu ile bir yandan ayrı ayrı tüzel kişilikleri olan SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın tek çatı altında toplanması, bir yandan da yeşil kartlılar ve yabancılar dahil ülkede yaşayan herkesi kapsamına alacak şekilde genel sağlık sigortası uygulamasının devreye sokulması, hem işlem sayısı hem de bütçe yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu’nu (SGK) kamunun en önemli kurumu haline getirmiştir.</p>
<p><strong>Sosyal güvenlik uygulamaları </strong><strong>herkesi etkilemektedir</strong></p>
<p>Bu anlamda, SGK’nın hizmetleri ve idari işlemleri işçi-işveren, vatandaş-yabancı uyruklu, zengin-fakir kısacası ülkede yaşan herkesi doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir.</p>
<p>Bu durum, sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkları da beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>Sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında </strong><strong>görevli mahkeme, iş mahkemesidir</strong></p>
<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101’inci maddesinde sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin neresi olduğu açıkça gösterilmiştir.</p>
<p>Buna göre, aksine bir hüküm olmaması halinde SGK’nın yaptığı işlem ve uygulamalara karşı <strong>iş mahkemelerinde</strong> dava açılması gerekmektedir.</p>
<p>Bu düzenlemenin istisnasını idari para cezaları ile ilgili açılacak davalar oluşturmaktadır ki, SGK tarafından uygulanan <strong>idari para cezalarına karşı</strong> <strong>idare mahkemelerinde</strong> dava açılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>SGK’ya her yıl yaklaşık 126 bin </strong><strong>dava ve icra takibi açılıyor </strong></p>
<p>2025 yılı istatistik rakamlarına göre, SGK’nın leh ve aleyhine idari, hukuk, ceza, vergi ve icra iflas davası olarak her yıl yaklaşık 126 bin dava/takip açılmaktadır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td colspan="7" width="558">
<p><strong>2025 Yılında Açılan Kurumun Taraf Olduğu Davaların ve İcra Dosya Sayılarının Dağılımı</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="79">
<p><strong>Hukuk</strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="83">
<p><strong>İcra İflas</strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="79">
<p><strong>İdari </strong></p>
<p><strong>Davalar</strong></p>
</td>
<td width="82">
<p><strong>Vergi</strong></p>
<p><strong>Davaları </strong></p>
</td>
<td width="84">
<p><strong>Ceza </strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="81">
<p><strong>İcra Takip</strong></p>
<p><strong>Dosyaları</strong></p>
</td>
<td width="70">
<p><strong>Toplam</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="79">
<p>38.128</p>
</td>
<td width="83">
<p>2.411</p>
</td>
<td width="79">
<p>10.417</p>
</td>
<td width="82">
<p>24</p>
</td>
<td width="84">
<p>5.327</p>
</td>
<td width="81">
<p>69.759</p>
</td>
<td width="70">
<p><strong>126.066</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yine, 2025 yılı itibariyle SGK’nın derdest (devam eden) toplam dava/icra dosya sayısı <strong>1 milyonu</strong> aşmıştır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td colspan="7" width="558">
<p><strong>2025 Yılı itibariyle Kurumun Taraf Olduğu Toplam Dava ve İcra Dosya Sayısı</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="78">
<p><strong>Hukuk</strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="81">
<p><strong>İcra İflas</strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="77">
<p><strong>İdari </strong></p>
<p><strong>Davalar</strong></p>
</td>
<td width="81">
<p><strong>Vergi</strong></p>
<p><strong>Davaları </strong></p>
</td>
<td width="82">
<p><strong>Ceza </strong></p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
</td>
<td width="81">
<p><strong>İcra Takip</strong></p>
<p><strong>Dosyaları</strong></p>
</td>
<td width="79">
<p><strong>Toplam</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="78">
<p>476.210</p>
</td>
<td width="81">
<p>25.347</p>
</td>
<td width="77">
<p>172.716</p>
</td>
<td width="81">
<p>191</p>
</td>
<td width="82">
<p>30.933</p>
</td>
<td width="81">
<p>329.619</p>
</td>
<td width="79">
<p><strong>1.035.016</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>SGK’nın ihtilafa düştüğü kişi sayısı her geçen yıl artmaktadır. 2026 yılı itibariyle SGK’nın leh ve aleyhine açılan dava ve icra takip dosya sayısının <strong>1,2 milyona yaklaştığı</strong> tahmin edilmektedir.</p>
<p>Bu durum, doğal olarak sosyal güvenlikle ilgili uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmakla görevli İş Mahkemelerinin ve Yargıtay’ın iş yükünü artırırken, bir yandan da sorunlarının çözümü için yargı yoluna gitmek zorunda kalan vatandaşların önemli miktarda masraf yapmasına ve çözümün gecikmesine bağlı mağduriyetler yaşamasına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Uyuşmazlıklarda önce SGK’ya </strong><strong>başvuru, sonra dava açılabilir</strong></p>
<p>7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4’üncü maddesi uyarınca; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p>Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya 60 gün içinde SGK tarafından cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılmaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede, SGK’ya karşı dava açılabilmesi için, önce Kuruma müracaat edilmiş olması ve Kurumca talebin (itirazın) reddedilmiş veya 60 gün içinde cevap verilmemiş olması şarttır.</p>
<p>SGK’ya başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla, SGK’ya başvurmadan, doğrudan iş mahkemesinde dava açılması halinde, mahkeme idari başvuru yolları tüketilmediği gerekçesiyle davayı reddetmektedir.</p>
<p><strong>Hizmet tespit davaları </strong><strong>doğrudan açılabilir</strong></p>
<p>7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4’üncü maddesindeki düzenleme hizmet tespiti davalarını kapsamamaktadır.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, hizmet akdine tabi (SSK statüsünde) çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti için işveren aleyhine İş Mahkemesinde açılacak davalar, SGK’ya başvurma şartı olmadan, doğrudan açılabilecektir.</p>
<p>Ancak, hizmet tespiti için işveren aleyhine açılan bu tür davalarda, dava SGK’ya resen ihbar edilmekte ve ihbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak Kurum katılmakta ve yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi SGK kanun yoluna başvurabilmekte ve yargılama sonucu verilen kararı kesinleştikten sonra da uygulamaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> SGK’ya karşı dava açılabilmesi için, önce Kuruma müracaat edilmiş olması ve Kurumca talebin (itirazın) reddedilmiş veya 60 gün içinde cevap verilmemiş olması şeklindeki kural hem yargının iş yükünün hafifletilmesini, hem vatandaşın sorunlarını idari aşamada çözüme kavuşturulmasını amaçladığından, gereksiz zaman kaybı ve masrafla karşılaşmamak için  SGK’ya karşı açılacak davalarda hem sosyal güvenlik mevzuatındaki hem 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki düzenlemelere dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgkya-basvurmadan-dogrudan-dava-acilabilir-mi-80948</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SGK’ya başvurmadan doğrudan dava açılabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-55-riski-ve-faize-sikisan-turkiye-80947</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 55 riski ve faize sıkışan Türkiye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Global piyasalar, likidite algısının ve varlık sınıfları arasındaki geçişkenliğin yeniden tanımlandığı kritik bir dönemeçten geçiyor. Son yıllarda enflasyondan korunma kalkanı olarak parlayan altının ve gümüşün fiyatlarında düşüşler gözleniyor. Bitcoin de spekülatif cazibesini yitirmeye başladı.</p>
<p>Yükselen faizler geleneksel ve dijital limanları hırpalarken, piyasa aktörlerinin rotası SpaceX gibi görülmemiş değerlemelerle sahneye çıkan hisse senedi ihraçlarına çevrildi. Elon Musk’ın şirketi gelir yaratma kapasitesi kesinleşmemiş uzay vizyonuna dayanıyor. Yatırımcılara rasyonel nakit akışları sunmuyor. Daha yüksek fiyattan alıcı bulma beklentisiyle şekillenen bu dinamik, küresel risk iştahı için gerçek bir turnusol kâğıdı olacak. Son 15 yıldaki 30 büyük teknoloji halka arzı incelendiğinde, hisselerin ilk yıl içinde ortalama yüzde 55 oranında değer kaybettiği görülüyor. Bu tarihsel döngü düşünüldüğünde SpaceX’in sergileyeceği performans, sermayenin riskli varlıklarda kalıp kalmayacağını veya Tesla dışındaki ‘‘Muhteşem Yedili’’ hisselerine sığınıp sığınmayacağını netleştirecek.</p>
<p>Uluslararası sermayenin daha seçici olduğu bu konjonktür, Türkiye'ye yönelik fon akışını da etkiliyor. Bu duruma, içerideki sıkı para politikasının borsa üzerindeki frenleyici etkisi ve küresel rüzgârlarla gerileyen altın fiyatı da ekleniyor. Yerli yatırımcılar sadece faiz seçeneğine kalıyor. Küresel likidite rotasyonu, Türk finansal varlıklarının üzerindeki baskının seyrini belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-55-riski-ve-faize-sikisan-turkiye-80947</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 55 riski ve faize sıkışan Türkiye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-yuksek-enflasyon-dusuk-buyume-uyarisi-80946</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’ndan yüksek enflasyon, düşük büyüme uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gerek arz şokları, gerek küresel ekonomideki yavaşlama, gerekse yurt içi siyasi gerilimler nedeniyle ekonominin zorlu bir dönemden geçtiği görülüyor. Yüksek enflasyonun yarattığı reel kur baskısı ve sosyal refah kayıpları da ekonomiyi olumsuz etkileyen unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.</strong></p>
<p>Bu haftanın ekonomi gündemi Merkez Bankası faiz kararına odaklanmıştı. Karar, piyasaların beklentisiyle uyumlu olurken, basın açıklamasındaki ana mesaj ise Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kaldığı zorlu dönemece odaklandı: yüksek enflasyon ve düşük büyüme…</p>
<p><strong>Önce faiz kararını hatırlayalım</strong></p>
<p>Merkez Bankası bu haftaki faiz kararında, piyasaların beklentileri doğrultusunda politika faizinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Banka, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tutarken, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te bıraktı.</p>
<p><strong>Enflasyon görünümünde atalet</strong></p>
<p>Merkez Bankası, Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkisini, fiyatları yüksek ve oynak tutmaya devam eden bir arz şoku olarak değerlendirdiğini ifade etti. Henüz savaşa ilişkin kalıcı bir çözümün taraflar arasında müzakere edilememiş olması, bölgede askeri müdahalelerin yeniden başlaması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya yönelik yeni adımları enerji piyasaları açısından olumlu bir tablo ortaya koymuyor. Bunun yanında savaşın enerji altyapısında yarattığı hasarın orta ve uzun vadeli etkileri de enerji fiyatlarının kriz öncesi seviyelere kolay kolay dönmeyeceğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu gelişmeler, arz şoklarının önümüzdeki dönemde de enflasyonu yukarı yönlü etkileyen temel unsurlardan biri olmaya devam edeceğini gösteriyor.</p>
<p>Nitekim Merkez Bankası da basın açıklaması metninde enerji fiyatlarından kaynaklanan şokun enflasyon beklentilerindeki bozulmayı olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Dolayısıyla enerji fiyatlarındaki yüksek seyir yalnızca doğrudan maliyetler üzerinden değil, beklenti kanalıyla da enflasyon görünümünü zorlaştırmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Büyümede sert yavaşlama</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın öne çıkardığı bir diğer unsur ise ilk çeyrek büyüme verilerinin ardından ekonomik faaliyetlere ilişkin değerlendirmesini aşağı yönlü revize etmiş olmasıydı. Banka, açıklama metninde ilk çeyreğe ait verilerin iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ettiğini belirtti. Ayrıca öncü göstergelerin iç talepteki zayıf seyrin sürdüğünü gösterdiğini de vurguladı. Bu değerlendirmeler, ilk çeyrekte neredeyse büyümeyen ekonominin ikinci çeyrekte daralma riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Yüksek enflasyon-düşük büyüme </strong><strong>sarmalında faiz indirimi için alan sınırlı</strong></p>
<p>Bu süreçte gerek arz şokları, gerek küresel ekonomideki yavaşlama, gerekse yurt içi siyasi gerilimler nedeniyle ekonominin zorlu bir dönemden geçtiği görülüyor. Yüksek enflasyonun yarattığı reel kur baskısı ve sosyal refah kayıpları da ekonomiyi olumsuz etkileyen unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<p>Ancak, enflasyonun katı bir şekilde yüzde 30 bandının üzerinde seyrettiği ve Türkiye’nin dış finansman tarafında sınırlı portföy girişleriyle karşı karşıya olduğu mevcut ortamda, Merkez Bankası’nın ekonomiyi desteklemek amacıyla erken bir faiz indirimi yapma imkânı oldukça sınırlı görünüyor.</p>
<p>Özetle, Merkez Bankası’nın aldığı karar ve yayımladığı basın açıklamasından benim çıkardığım sonuç, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüksek enflasyon ve düşük büyüme ile mücadele edeceği daha zorlu bir ekonomik patikaya girmiş olduğudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-yuksek-enflasyon-dusuk-buyume-uyarisi-80946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’ndan yüksek enflasyon, düşük büyüme uyarısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazla-calisma-ucretinin-hesaplanmasi-80945</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fazla çalışma ücretinin hesaplanması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma ücretinin hesaplanmasında öncelikle işçinin saatlik brüt ücretinin tespit edilmesi gerekmektedir. Hesaplamaya esas ücretin tespitinde çalışana sağlanan yol yardımı, yemek yardımı gibi ek menfaatler dikkate alınmamakta, “çıplak brüt ücret” üzerinden hesaplama yapılmaktadır.</strong></p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nda çalışma sürelerinin sınırlandırılması ve işçilerin dinlenme hakkının korunması temel ilke olarak benimsenmiştir. Bu doğrultuda hem haftalık normal çalışma süresi sınırlandırılmış, işçilerin dinlenme sürelerinde ise asgari sınırlar belirlenmiştir.</p>
<p>Fazla çalışma hususu ise işçinin normal çalışma süresinin üzerinde çalıştırılmasını ifade etmektedir. Fazla çalışma yaptırılabilmesi için 4857 sayılı Kanun’da ve İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği kapsamında öngörülen şartlara uyulması, işçinin onayının alınması ve yıllık azami çalışma süresi gibi yasal sınırların gözetilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Fazla çalışma karşılığında ödenecek ücretin doğru şekilde hesaplanması ise hem işçi alacaklarının korunması hem de işverenlerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilmesi açısından önem taşımaktadır.</p>
<p>İş Kanunu uyarınca haftalık normal çalışma süresi 45 saattir. İş yerleri bazında haftalık çalışma süresinin 45 saatten daha az belirlenmesi ise mümkündür. Fazla çalışma olgusu ise haftalık 45 saati aşan çalışmaları ifade etmektedir. Fazla çalışma ücreti, işçinin yaptığı her bir saat fazla çalışma için normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının %50 yükseltilmesi suretiyle ödenmelidir.</p>
<p>Haftalık çalışma süresinin 45 saatin altında belirlendiği iş yerlerinde ise belirlenen haftalık çalışma süresi ile 45 saat arasında geçen sürelerde yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışma olarak nitelendirilmektedir. Fazla sürelerle çalışma ücreti ise her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının %25 yükseltilmesiyle hesaplanmalı ve ödenmelidir.</p>
<p>Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma ücretinin hesaplanmasında öncelikle işçinin saatlik brüt ücretinin tespit edilmesi gerekmektedir. Hesaplamaya esas ücretin tespitinde çalışana sağlanan yol yardımı, yemek yardımı gibi ek menfaatler dikkate alınmamakta, “çıplak brüt ücret” üzerinden hesaplama yapılmaktadır.</p>
<p>Örneğin, pazartesi gününden cumartesi gününe kadar, günde 7 saat 30 dakika çalışan işçi, bir ay boyunca 225 saat çalışma yapmış olacaktır. Pazar günü ise hafta tatilidir. İlgili işçinin ücretinin asgari ücret olduğu varsayımı ile 1 saatlik ücreti 33.030 TL / 225 saat = 146,80 TL’dir.</p>
<p>146,80 TL’nin %50 artırılması ile 1 saatlik fazla çalışma ücreti 220,20 TL’dir. Eğer örneğimizdeki işçinin 2026 yılı haziran ayında 6 saat fazla çalışma yaptığı varsayılırsa, 220,20 TL x 6 saat = 1.321,20 TL fazla çalışma ücretine hak kazanacaktır.</p>
<p>Fazla çalışma ücretinden sosyal güvenlik primi, gelir vergisi ve damga vergisi kesintilerinin de yapılması gerekecektir.</p>
<p>Bu doğrultuda işçinin 2026 yılı haziran ayındaki ücreti toplam, fazla çalışma ücreti 33.030 TL + 1.321,20 TL = 34.351,20 TL olacaktır.</p>
<p>Fazla çalışma yaptırılamayacak işlere ek olarak fazla çalışma yaptırılması mümkün olmayan işçiler de yönetmelik kapsamında hüküm altına alınmıştır. Aşağıda sayılan işçilere fazla çalışma yaptırılması mümkün değildir:</p>
<p>- 18 yaşını doldurmamış işçiler,</p>
<p>- Sağlık durumu uygun olmayan ve bu durumunu işyeri hekimi, SGK hekimi ya da herhangi bir doktor raporuyla belgeleyen işçiler,</p>
<p>- Gebe, yeni doğum yapmış ya da çocuk emziren işçiler,</p>
<p>- Kısmi süreli (part-time) çalışan işçiler,</p>
<p>- Yer altında maden işlerinde çalışan işçiler (zorunlu hâller ve olağanüstü durumlar dışında).</p>
<p>Ek olarak işçinin, 1 yıl içinde yapabileceği toplam fazla çalışma süresi 270 saati geçemeyecektir.</p>
<p>Fazla çalışma uygulamalarında en sık karşılaşılan uyuşmazlıkların başında, çalışma sürelerinin doğru şekilde kayıt altına alınmaması ve fazla çalışma ücretlerinin hatalı hesaplanması gelmektedir. Bu nedenle işverenlerin fazla çalışma yaptırmadan önce gerekli onayları alması, çalışma sürelerini sağlıklı şekilde takip etmesi ve bordro kayıtlarını mevzuata uygun olarak düzenlemesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde işçilik alacaklarına ilişkin davalar ve idari yaptırımlarla karşılaşılması söz konusu olabilecektir.</p>
<p>Sonuç olarak fazla çalışma, işçinin dinlenme hakkını doğrudan etkileyen ve ancak kanunda belirlenen sınırlar içerisinde uygulanabilen istisnai bir çalışma yöntemidir. Fazla çalışma yaptırılacak işçilerin ve işlerin mevzuat kapsamında değerlendirilmesi, yıllık 270 saatlik sınırın aşılmaması ve fazla çalışma ücretlerinin doğru şekilde hesaplanarak ödenmesi hem işçi haklarının korunması hem de işverenlerin hukuki risklerinin azaltılması bakımından önem arz etmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazla-calisma-ucretinin-hesaplanmasi-80945</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fazla çalışma ücretinin hesaplanması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-doguda-iyi-teklif-ucuz-teklif-degildir-80944</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Orta Doğu’da iyi teklif ucuz teklif değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üçüncü Körfez Savaşı başlayalı üç buçuk ay oldu. Savaş, Orta Doğu’da bazı dengeleri ve iş yapış biçimlerini değiştirecek. Orta Doğu, en büyük ihracat pazarlarımızdan ve başlıca yatırım alanlarımızdan biri olduğu için oluşacak yeni mimari şirketlerimiz için önemli. Ancak bu yeni mimarinin nasıl olacağına dair elimizde henüz net sonuçlara varmak için yeterli veri yok. Yine de yeni Orta Doğu’da iş yapmanın daha siyasi, daha bürokratik ve daha pahalı hale geleceğini şimdiden söyleyebiliriz.</p>
<p>Her şeyden önce savaşın ne zaman biteceğini bilemiyoruz. ABD Başkanı Donald Trump yarın İran ile anlaşıp bu defteri kapatabilir. Ya da kasım seçimlerinden sonra İran’a daha büyük bir saldırı da yapabilir. Bunları bilmek mümkün değil. Başka bir bilinmeyen de İsrail’de sonbahardaki seçimlerin sonucunun ne olacağı. Sağ partilerden birinin kazanacağı kesin. Ancak Başbakan Benjamin Netanyahu ve çevresindeki aşırı sağcılar mı iktidarda kalacak, yoksa seçimden daha makul sağcılardan oluşan bir koalisyon çıkacak, bunu şimdiden kestirmek güç. Mesela şimdilerde Gadi Eisenkot adında bir muhalif lider ortaya çıktı. Adam 2019’a kadar Genelkurmay başkanıydı, oğlu 2023’te Gazze savaşında ölmüş; sağ partileri en çok destekleyen Fas kökenli Mizrahi Yahudilerinden; yani seçilmek için tüm şartları sağlıyor.</p>
<p><strong>ABD ile İsrail’in ilişkileri </strong><strong>eskisi kadar garantili değil</strong></p>
<p>Gelin bir de neleri bildiğimize bakalım. Bir kere bölgede İsrail’in askeri güdümünde bir “<em>Pax Israelica</em>” kurulamayacağı tescillendi. İsrail teknolojide ve askeriyede elde ettiği başarıyı uzun vadede bir hegemon haline gelecek seviyeye taşıyamadı. Hem ölçeği buna müsait değil hem de hegemonya kurmak “ahlaki” (İngilizcesi “moral”) unsurlar da içeriyor. Kaldı ki ABD ile İsrail’in ilişkileri de eskisi kadar garantili değil. Her şeyi kişiselleştiren Trump yakınlarda Netanyahu’ya, geçen sene kankası Elon Musk’a dediği gibi, “bir ipte iki cambaz oynamaz” dese şaşırmayız. Dahası, Trump’ın ABD’nin İsrail’in ve Körfez’in güvenliğini sağlama maliyetini tek başına karşılamasını ne kadar daha kabul edeceği de belirsiz. Tarihte yeterince geriye giderseniz, 1967’den önce ABD’nin İsrail’le kayıtsız şartsız müttefik olmadığını, 1980’lerden önce de Körfez’in güvenliğini İngiltere’ye ihale ettiğini görürsünüz.</p>
<p>Görünen o ki İran, savaştan zayıflamış bir teokrasi olarak değil de güçlenmiş milliyetçi otoriter bir rejim olarak çıkacak. Ülkede iktidar fiilen Devrim Muhafızları’na geçmiş durumda. İran’a yapılan saldırı, halkı “memleketi koruma” ortak paydasında birleştirdi. Bizim gibi bürokrasisi ve geleneği güçlü ülkelerden bakınca, son derece doğal görünen bu durumu Amerikan devlet aklının öngörememesi şaşırtıcı olabilir (Devletlerin bürokratik gücünün illa akıl sahibi olmaları sonucunu doğurmadığının güzel bir örneği daha!). Ancak olan oldu. Dolayısıyla İran’ın Suriye, Lübnan, Irak, Yemen gibi yerlerdeki ilişki ağları üzerinden verdiği ideolojik savaş yerine, kendi memleketinde gücünü konsolide etmeyi hedefleyen normal bir otokratik rejime evrileceğini düşünüyorum. Bu nedenle, aynı otokratik Rusya’ya karşı olduğu gibi, İran’a karşı güvenlik endişeleri ve yaptırımlar da sürecek.</p>
<p><strong>Orta D</strong><strong>oğu’da iş yapmak </strong><strong>daha siyasi hale gelecek</strong></p>
<p>Orta Doğu’da Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan gibi “hakiki devletler” öne çıkacak. <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-politikamiz-sandiginizdan-basarili-77275">17 Nisan günü yazdığım gibi,</a> bunlar küçük Körfez ülkelerinin aksine, doyurmaları gereken geniş halk kitleleri ve idare etmeleri gereken iç çatışmaları olan, buna mukabil nüfuslarıyla orantılı askeri güçleri, nüfuz alanları ve kendilerine göre bürokratik gelenekleri olan ülkeler. ABD garantisinin seçicileştiği, İsrail’in hegemonya kuramadığı, İran’ın otoriter-milliyetçi konsolidasyona gittiği ve yaptırımların devam ettiği bölgede Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan gibi hakiki devletlerin önemi artacak. Bu durum, Orta Doğu’da iş yapmanın her zamankinden daha siyasi hâle gelmesine neden olacak. Yani, “Ben filanca hegemonun peşine takılıp iş yapayım veya filanca Körfez ülkesindeki istikrardan istifade edeyim” demek mümkün olmayacak. Birçok devlet arasındaki kompleks siyasi denklemleri yönetebilenler ise önemli işler yapabilecek.</p>
<p>Bu jeopolitik tablo iş dünyası için üç tür fırsat doğuracak. Birincisi, enerji, liman, veri merkezi, gibi yeniden inşa işleri. İkincisi, Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazı giderecek, en azından sıkışıldığında imdada yetişecek yeni lojistik rotalara yönelik yatırım işleri. Üçüncüsü, çeşitlenmenin önemini anlayan bölge ekonomilerinde imalat sanayi, savunma, gıda güvenliği ve bunların çevresindeki teknoloji, finansman ve sigorta işleri.</p>
<p>Bu fırsatların ortak özelliği şu: Hiçbirini yalnızca ürünle, fiyatla ve satış ekibiyle yakalamak mümkün değil. Enerji tesisi de, lojistik koridoru da, savunma işi de, veri merkezi de karşı ülkenin devlet önceliğine, finansman kapasitesine ve siyasi risk haritasına oturmak zorunda. Orta Doğu’da siyasi icazet olmadan iş yapmak eskiden de mümkün değildi. Bu yeni dönemde siyasi desteğin yönetimi işin ana unsurlarından biri olacak.</p>
<p>Alışık olduğumuz bir sahneyi gözümüzün önüne getirelim: İki Orta Doğu ülkesinin cumhurbaşkanı, geniş iş dünyası heyetlerinin önünde, birçok sektöre ilişkin 30 mutabakat zaptı imzalar. Ardından fotoğraflar çekilir, alkışlar kopar. Fakat bu belgelerin çok azı hayata geçirilebilir. Neden mi? Çünkü bu işleri yapacak şirketler, aşağıda bürokratik süreçleri ve mikro siyasi dengeleri yönetemez. Sonra, “Ürünlerimiz ve fiyatımız da çok iyiydi ama bürokrasi çalışmadı!” derler. Bu tatsız duruma “mutabakat zaptı ekonomisi” diyoruz.</p>
<p>Yukarıda kendi iç meseleleri ve kendi bürokratik gelenekleri olan “hakiki devletler”de iş yapabilmek için bu devletlerle iş yapma modellerini iyi anlamak gerekiyor. Yapacağınız işin siyasi hikâyesi nedir? O devleti yönetenlerin siyasi hikâyeleri ve öncelikleriyle uyumlu mu? Yerel istihdam ve teknoloji transferi var mı? Doğru yerel ortağa gerek var mı? Bugünkü doğru olan ortak yarın yanlış olmasın! Acaba işimi kamu kaynaklarıyla finanse ettirebilir miyim? Tabii, bir de vakti gelince paramı alabilir miyim? Bunların hepsi, şirketlerimiz için yeni Orta Doğu’da doğru fiyat veya güçlü bir satış ekibi kadar önemli sorular. Yeni Orta Doğu’da iyi teklif, ucuz teklif değildir. Karşı tarafın devlet aklına, finansman kapasitesine ve siyasi hikâyesine oturan bir teklif olacak. Şirketlerimiz savaş sonrasına şimdiden hazırlanıp bu işi becerebilecek sistemleri kurabilirlerse, yeni Dubai olmak gibi manasız hedefler yerine Orta Doğu’nun yeni oyun kurucusu olabiliriz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-orta-doguda-iyi-teklif-ucuz-teklif-degildir-80944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Orta Doğu’da iyi teklif ucuz teklif değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-2026-devasa-ekonomisi-ile-dikkat-cekiyor-80943</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası 2026, devasa ekonomisi ile dikkat çekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha önceki Dünya kupalarına baktığımızda; yaklaşık gelir, Almanya 2006’da 3,3 milyar dolar, Güney Afrika 2010’da 4,1 milyar dolar, Brezilya 2014’te 5,7 milyar dolar, Rusya 2018’de 6,4 milyar dolar ve Katar 2022’de 7 milyar dolar olmuştu. Bu kez FIFA’nın Kuzey Amerika 2026’da beklediği gelir yaklaşık 9-10 milyar dolar.</strong></p>
<p>Heyecanla beklenen Dünya Kupası başladı. Dünya kupaları, benim küçüklüğümde, evdeki televizyonun değiştirilmesi için de bir fırsat ya da bahane olduğu için, kendi adıma, futboldan daha öte anlamlar taşıyan çok büyük bir organizasyondu hep.</p>
<p><strong>Bu kez Kuzey Amerika’nın 3 ülkesinde (ABD, Kanada ve Meksika) düzenlenecek bu büyük futbol organizasyonu, 48 ülkenin katılımıyla tarihin en çok katılımcı sayısına sahip, 104 maçla en çok maçın oynanacağı devasa bir futbol şöleni olacak. </strong></p>
<p><strong>Dünya Kupası’nda Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 şehri 78 maça ev sahipliği yapacakken, Meksika 3 şehir ve 13 maç, Kanada ise 2 şehir ve 13 maç ile Dünya Kupası’nın diğer ev sahipleri</strong>. Açılış Meksika’da oynandı. Final ise 9 Temmuz 2026, pazar günü New York–New Jersey Stadyumu'nda, yani meşhur MetLife Stadyumu’nda gerçekleşecek.</p>
<p><strong>Umarım 24 yıl aradan sonra katıldığımız bu büyük organizasyonda milli takımımız finalde olur. </strong></p>
<p><strong>İlk rekor, 48 takıma </strong><strong>ödenecek tutarda kırıldı</strong></p>
<p><strong>Birçok alanda farklı rekorların beklendiği Dünya Kupası 2026’da ilk rekor FIFA’nın turnuvaya katılan 48 takıma ödeyeceği miktarda kırıldı bile. </strong>FIFA, katılan 48 takıma 727 milyon dolar mali katkıda bulunacak. Bu paketteki 655 milyon dolarlık para ödülü havuzu, Katar 2022'de dağıtılan <em>440 milyon dolardan</em> yaklaşık %50 daha büyük. 2026 Dünya Kupası şampiyonunun 50 milyon dolar para ödülü kazanması, ikincinin 33 milyon dolar kazanması bekleniyor. Üçüncülük için öngörülen kazanç 29 milyon dolar iken, turnuvayı dördüncü sırada bitiren yaklaşık 27 milyon dolar kazanacak. Grup aşamasında elenen takımların her birine en az 9 milyon dolar garanti veriliyor.</p>
<p>Daha önceki Dünya kupalarına baktığımızda; yaklaşık gelir, Almanya 2006’da 3,3 milyar dolar, Güney Afrika 2010’da 4,1 milyar dolar, Brezilya 2014’te 5,7 milyar dolar, Rusya 2018’de 6,4 milyar dolar ve Katar 2022’de 7 milyar dolar olmuştu. <strong>Bu kez FIFA’nın Kuzey Amerika 2026’da beklediği gelir yaklaşık 9-10 milyar dolar. FIFA’nın önceki projeksiyonlarında 2023-2026 dönemi için gelir hedefinin yaklaşık 13 milyar dolar olduğunu dikkate aldığımızda, Dünya Kupası 2026’nın ekonomik açıdan da dev bir organizasyon olduğunu kolayca görebiliriz.</strong></p>
<p>Gelir öngörülerine baktığımızda, yayın hakları 3,92 milyar dolar, bilet ve ağırlama 3,10 milyar dolar, sponsorluk ve pazarlama 2,29 milyar dolar, lisans hakları ise 670 milyon dolar olarak görünüyor.</p>
<p><strong>Fox Corporation, Amerika Birleşik Devletleri'nde 104 maçın tamamının İngilizce yayın haklarına sahip olduğunu ve rekor sayıda maçın (40 maç) prime time'da yayınlanacağını duyurdu.</strong> Dünya Kupası 2026’dan en çok faydalanacak sektörlerin başında hiç şüphesiz yayıncılık geliyor. <strong>Amerika gibi bir ülkede reklam verenlerin bu tür organizasyonlarda oldukça cömert davrandıklarını dikkate aldığımızda, sadece reklam gelirlerinden bile Fox Corporation’ın çok büyük gelir elde etmesi bekleniyor.</strong></p>
<p>Bunun yanında, Dünya Kupası 2026, YouTube'un resmi bir FIFA <strong>"Tercih Edilen Dijital Yayın Platformu"</strong> haline gelmesiyle dijital yayıncılıkta da büyük bir değişime işaret ediyor. İlk kez katılımcı yayıncılar, her Dünya Kupası maçının ilk 10 dakikasını resmi YouTube kanallarında canlı olarak yayınlama seçeneğine sahip olacaklar. <strong>Buradaki hedef, mobil öncelikli kitleler ve özellikle gençler.</strong> Seçili bölgelerde, yayıncılar bölgesel hak anlaşmalarına bağlı olarak maçların tamamını YouTube'da ücretsiz olarak yayınlamayı da seçebilecek.</p>
<p><strong>FIFA, dijitali ciddiye </strong><strong>almış görünüyor</strong></p>
<p>FIFA ayrıca TikTok ile de yine <strong>"tercih edilen platform</strong>" anlaşması imzalayarak, yayın hakları sahiplerinin canlı maçları YouTube'da tamamen, TikTok'ta ise kısmen yayınlamasına ve canlı olmayan içeriklerin de paylaşımına olanak sağlamış durumda. <strong>Gelenekselden dijitale kayış FIFA tarafından son derece ciddiye alınmış gibi görünüyor.</strong></p>
<p><strong>Dünya Kupası 2026, çok platformlu dijital yayıncılığı büyük ölçekte tam olarak entegre eden ilk turnuva olacak.</strong> 2022 Dünya Kupası (Katar), tüm medya kanallarında küresel olarak 5 milyardan fazla kişiye ulaşmış ve yalnızca final maçı 1,5 milyardan fazla izleyici çekmişti. <strong>Şimdi ise Kuzey Amerika 2026, 48 takım, 104 maç ve şimdiye kadarki en agresif dijital dağıtım ve</strong> <strong>yayın stratejisiyle tüm bu rekorları altüst etmeye ve kırmaya hazırlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Öte yandan, FIFA, sponsorlukların neredeyse tamamını sattı ve böylece bağımsız bir spor etkinliği için şimdiye kadarki en yüksek sponsorluk gelirini elde etmeyi bekliyor.</strong> Ampere Analysis, sponsorluk gelirlerinin 2,4 milyar dolara kadar ulaşabileceğini tahmin ediyor; bu da 2022'ye kıyasla yüzde 37'lik bir artış anlamına gelmekte.</p>
<p><strong>Sektörler bazında incelediğimizde hemen aklınıza spor giyim (forma, eşofman, vs.) gelebilir ki çok da haklısınız. </strong></p>
<p><strong>48 takımın 37’sinin </strong><strong>sponsoru 3 dev marka</strong></p>
<p>14 ülke Adidas sponsorluğunda sahaya çıkacakken, Nike 12 ülkeye, Puma ise 11 ülkeye sponsorluk sağlayacak. 48 ülkenin 37’sinin sponsoru bu üç dev.</p>
<p>Zaten küresel ölçekte, Nike ve Adidas futbol kategorisinde tüm forma, eşofman vs. spor giyimleri pazarının yaklaşık yüzde 80'inin hakimi. <strong>Nike’ın Pazar pozisyonuna baktığımızda yıllık yaklaşık 51 milyar dolarlık geliri ile tartışmasız lider. Adidas’ın yıllık yaklaşık geliri de 26 milyar dolar.</strong> Fakat Nike düşüşte iken Adidas tam tersine çıkışta olduğu bir dönemde Dünya Kupası 2026’da yer alıyor. Küçük dev Puma ise 11 ülkeye sponsorlukla son 20 yılın en yüksek sayısına ulaştı. Puma daha çok Afrika takımlarına ve amiral gemisi olan Portekiz'e güçlü bir şekilde odaklanmış durumda.</p>
<p>Uzun vadeli, sağlam bir temettü geçmişine sahip, savunma amaçlı bir hisse senedi arayanların tercihi Nike iken, büyüme/ivme odaklı, operasyonel olarak net ve hızlı bir ivme yakalayan bir şirket arayanların tercihi ise Adidas olarak gözüküyor.</p>
<p><strong>Bernstein, Dünya Kupası 2026'nın, forma, ayakkabı ve taraftar ürünlerine olan talebin artmasıyla, her iki markanın da küresel satışlarını 2026 yılında yaklaşık yüzde 3-4 oranında artırabileceği tahmininde bulundu. </strong></p>
<p>Son olarak Seyahat, Konaklama ve Oteller sektörüne baktığımızda; Konaklama sektöründe Marriott Int. ve Hyatt Hotels Corporation’ın bu turnuvadan en büyük kazanım sağlayacaklar arasında sayıldığını görüyoruz. <strong>Özellikle Marriott Int.’in, ev sahibi şehirlerde ve stadyumların yakınında büyük bir varlığa sahip olduğuna dikkat çekelim.</strong></p>
<p>Airbnb’nin ise bu yoğun seyahat döneminde otel kapasitelerinin kısıtlanmasıyla <strong>‘yayılan talepten’</strong> faydalanması bekleniyor.</p>
<p>Her şey çok kazançlı ve güzel olacak gibi gözükse de;</p>
<p><strong>Goldman Sachs Dünya Kupası öncesi hazırladığı raporda<sup>1</sup>, Dünya Kupası ev sahipleri için istatistiksel olarak anlamlı bir GSYH artışı bulamadığını belirterek, 17,2 milyar dolarlık katkının 2026 başlarında 31.85 trilyon dolar olan ABD GSYH'sinin yaklaşık yüzde 0,05'ini temsil ettiğini kaydetti.</strong> Goldman Sachs ayrıca, iç harcamaların tamamen yeni bir ekonomik faaliyeti temsil etmekten ziyade, diğer tüketim kalemlerinden yönlendirilmiş olabilecekleri konusunda da uyarıda bulundu.</p>
<p>Bu da bir kenarda dursun.</p>
<p> </p>
<p>[1] Goldman Sachs Economics Research, The World Cup and Economics: Big Business, Small Macro, June 3, 2026 (Kevin Daly and Mambuna Njie, Goldman Sachs International)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-2026-devasa-ekonomisi-ile-dikkat-cekiyor-80943</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/3/1280x720/6776-1781242836.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası 2026, devasa ekonomisi ile dikkat çekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-yardimlasma-kurumu-aile-80942</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> En büyük yardımlaşma kurumu; aile…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi zor zamanlardan geçiyor ve herkesin, her kesenin sorunları var. Tam da bu süreçte aile bağlarını hatırlamanın, güçlendirmenin hayatı derecede önemli olduğunu asla unutmayalım.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Nimeti</strong> olduğu kadar <strong>külfeti</strong> de bölüşmek, akla ve vicdana uygun olandır. Kimlerle paylaşacağımız da <strong>aileden ne anladığımıza</strong> bağlıdır. Nimeti ve külfeti <strong>üleşmek</strong> esastır. Ancak <strong>aile büyüdükçe </strong>çok daha zorlanırız bölüşmekte… Gerçi <strong>çekirdek ailenin</strong> de parçalandığı zamanlardayız.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: İşyeri</strong>, daha büyük bir ailedir. <strong>Patronu</strong>, yöneticisi, çalışanı ile koca bir aile… Bildik anlaşma şudur: <strong>Çalışan</strong>, zamanının bir bölümünü işyerine kiralar. <strong>İşyeri</strong> de ona genişletilmiş alım gücü sağlar… Bu, artık <strong>eskimiş</strong> bir ahittir. <strong>Korona</strong> salgını bize gösterdi ki <strong>yeni bir anlaşma yapma</strong> zamanı gelmiştir.</p>
<p><strong>MÜŞTERİYE BAKIŞI DEĞİŞTİR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Markanın müşteriyle</strong> ilişkisindeki zımni anlaşma da eskimiştir. Müşteri; <strong>velinimet</strong> olmuştur. Markanın <strong>parasını cebinde taşıyan insan</strong> değildir. “<strong>Cebinden parasını al ve ondan kurtul</strong>” mantığı; köhneleşmiştir. Müşteriye sadakat için <strong>önce sen sadık ol</strong>, sonra müşterinden sadakat bekle.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Kriz, salgın, afet süreçlerinde gördük ki <strong>patron</strong> ile <strong>çalışan</strong>, <strong>marka</strong> ile <strong>müşteri</strong>, <strong>alan</strong> ile <strong>satan</strong>, aynı ekosistemin parçalarıdır. <strong>Ekosistemin ürettiği değeri</strong> paylaşmanın ötesine geçebilecek anlaşmalara ihtiyacımız var. O da bu <strong>ekosistemin bekasını</strong> sağlamaktır. <strong>Aile, çekirdek ekosistemdir</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Aileye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Nimet, neyi anlatır?</em></strong></p>
<p><strong>Nimet, çıktıdır</strong>, kârdır, üretimdir. <strong>Külfet</strong>, krizlerin, salgınların, durgunluğun bizlerin sırtına yükledikleridir. “<strong>Ben çalışsam da çalışmasam da maaşımı isterim</strong>” tutumu eskimiştir.</p>
<p><strong><em>Külfet neyi anlatır?</em></strong></p>
<p><strong>Külfet, nimetin maliyetidir</strong>. Nimetin paydaşları, külfeti de pay edebilmeli ki<strong> hayat, kendine yol bulabilsin. </strong>Nimeti alıp külfeti öteleyen, kurnazlardır ve kurnazı bol toplumlar çürümeye mahkûmdur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İNSAFLI EKONOMİ İNSANLI EKONOMİ</strong></p>
<p>Önce <strong>salgın</strong> sonra da yüksek enflasyon, <strong>ekonominin insan boyutunu</strong> ön plana çıkardı. Artık <strong>insanı dışarıda bırakan</strong> hiçbir sistemin <strong>hayatta karşılığı</strong> olamıyor. <strong>İnsanlı ekonomi</strong> aynı zamanda <strong>insaflı ekonomidir</strong>. İnsaf; <strong>ortadan ikiye bölmek</strong> demektir. Nimeti de külfeti de, kârı da zararı da..</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AİLE LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Geniş aile</strong>: Ana-baba, çocuklar ile oluşturulan, genelde 3 nesil aynı mekânda yaşıyor olmak</p>
<p><strong>Çekirdek aile</strong>: Ana-baba ve çocuklarla sınırlı, günümüzdeki en yaygın aile oluşumunun adı</p>
<p><strong>İşyeri ailesi</strong>: Patron-paydaş birlikteliği ile oluşan ve güçlü insani bağlar barındıran yapılar</p>
<p><strong>Ekosistem</strong>: Aynı sektör, amaç için aynı bölgede, katılımcıların birbirlerine aile üyesi gibi davranması</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-buyuk-yardimlasma-kurumu-aile-80942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En büyük yardımlaşma kurumu; aile… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40a-ayni-sekilde-devam-yuzde-37-marji-da-elde-80941</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 40’a aynı şekilde devam, yüzde 37 marjı da elde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası faiz oranlarında değişikliğe gitmedi. Haftalık repo ihale faizi yüzde 37’de, gecelik borç verme faizi yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faizi ise yüzde 35,5’te sabit tutuldu.</p>
<p>Ağırlıklı beklenti zaten Merkez Bankası’nın faizde bir değişikliğe gitmeyeceği yönünde oluşuyordu.</p>
<p>Merkez Bankası bir önceki PPK toplantısında da faizleri değiştirmemişti.</p>
<p>Faiz görünürde bu düzeylerde ama savaşın başlamasıyla birlikte uygulama değişti. Merkez Bankası savaş başlar başlamaz faizleri kağıt üstünde değiştirmedi ancak uygulamada fiilen değişikliğe gitti.</p>
<p>Bu değişiklikle yüzde 37’lik haftalık repo faizi kağıt üzerinde kaldı. Piyasa mart ayı başından beri yüzde 40’lık gecelik kanaldan fonlanıyor. Belli ki bu uygulama bir süre daha devam edecek.</p>
<h2>Yüzde 37 marjı elde tutuldu</h2>
<p>Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında çok daha muhtemel olan bir değişiklik vardı ama o değişiklik tercih edilmedi. Yüzde 37 olan haftalık faiz yüzde 40’a çıkarılabilir ama fiili faizi artırmamak için fonlama gecelikten haftalığa alınabilirdi. Böylece fiili faiz değiştirilmemiş olurdu. Gecelik faiz de yüzde 43’e çıkarılır ve işlerin daha kötü gitmesi gibi bir durumda yeni bir faiz kararı almaksızın yeniden gecelik fonlamaya geçilmek suretiyle faiz yüzde 43’e çıkarılabilirdi. Bu nisanda gündeme gelebilecek bir düzenlemeydi ama tercih edilmedi. Fiili faizin yüzde 40’ın üstüne çıkarılması da zaten gerekmedi.</p>
<p>Bir öncekine göre bu toplantıda Merkez Bankası’nın eli çok daha rahattı. Bir kere ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları savaş tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de adeta kanıksandı, moda ifadeyle sönümlendi, savaş piyasalar üzerinde yaptığı etkiyi kaybetti.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönem için Merkez Bankası’nın faizi daha da yukarı çekmesini gerektirecek neden kalmadı. En azından şimdiki koşullar ve görüntü öyle.</p>
<p>Ayrıca Merkez Bankası haftalık faizi yüzde 40’a, geceliği yüzde 43’e çıkarmış olsaydı ve çok olumlu gelişmeler yaşanıp faizi aşağı çekmek gerekseydi 40’ta bir taban oluşmuş olacaktı. Oysa şimdi Merkez Bankası’nın elinde faizi herhangi bir düzenleme yapmadan, yani bir PPK kararı olmadan yüzde 37’ye çekme olanağı var, Merkez Bankası o hareket alanına sahip.</p>
<p>PPK’nın bir sonraki toplantısı 23 Temmuz’da. Bu tarihe kadar savaşın gerçekten sona ermesi, petrol fiyatlarındaki dalgalanmanın geride kalması gibi durum karşısında faiz indirimine gidilebilir. Merkez Bankası bir karar alır ve çok basit olarak<strong> “Fonlama bundan sonra haftalık repo ihaleleri yoluyla yapılacaktır”</strong> diyebilir. Bu da fiili faizin otomatik olarak yüzde 40’tan yüzde 37’ye çekilmesi anlamına gelir.</p>
<h2>Bu kararı almak kolay değil</h2>
<p>Bu, Merkez Bankası’nın elinde bulundurduğu bir olanak. Ancak bu yönde bir karar alınması olasılığı pek güçlü görünmüyor.</p>
<p>Enflasyonun yıllık bazda yüzde 32,61’e çıktığı (çıktığı diyorum çünkü yıllık enflasyon son iki aydır yükselme eğiliminde, mart ayını hariç tutarsak dört aydır yükselme eğiliminde), bir dönemde faizi indirmek herhalde hiç de doğru bir adım olmaz.</p>
<p>Ülke siyaseten müthiş bir kaos yaşıyorken faiz indirimine gitmek binilen dalın kesilmesinden başka bir anlam taşımaz.</p>
<p>Dolayısıyla haftalık repo ihale faizi kağıt üstünde yüzde 37’de kalmaya ve fiili olarak gecelik fonlama kanalının faizi olan yüzde 40 uygulanmaya daha uzun süre devam edilecek gibi görünüyor.</p>
<p>Bir sonraki PPK toplantısının yapılacağı 23 Temmuz’a kadar işler daha da sarpa sararsa o zaman Merkez Bankası’nın ne yapacağı belli. Bir ara toplantı ve faiz oranlarını artırmaktan başka çare kalmaz.</p>
<h2>Açıklamada söylenenler…</h2>
<p>Para Politikası Kurulu açıklamasında öyle çok kayda değer ve ön plana çıkan bir ifade yok. Enflasyonda yılın ilk aylarındaki yükselişin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisanda ana eğilimin arttığı, ancak mayısta bir miktar gerileme görüldüğü belirtiliyor. Jeopolitik gelişmelerden kaynaklanmak üzere enerji fiyatlarındaki oynaklığın ve yüksek seyrin sürdüğüne işaret edilen açıklamada daha sonra şöyle deniliyor:</p>
<p><strong>“İlk çeyreğe ait veriler iktisadi faaliyetin yavaşlamaya devam ettiğini gösterirken, öncü veriler iç talepteki zayıf seyrin sürdüğüne işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.”</strong></p>
<p>Açıklamada,<strong> “Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır”</strong> vurgusuna yine yer veriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-40a-ayni-sekilde-devam-yuzde-37-marji-da-elde-80941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 40’a aynı şekilde devam, yüzde 37 marjı da elde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-yok-gibi-notumuz-yuksek-diyarbakira-rayli-sistem-icin-onumuzu-acin-80940</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Borcumuz yok gibi, notumuz yüksek, Diyarbakır’a raylı sistem için önümüzü açın&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>JAPON </strong>Nippon Grubu’na bağlı Betek’in Filli Boya markasıyla EKONOMİ Gazetesi işbirliği ile düzenlenen <strong>“Gündem Sohbetleri” </strong>dizisinin Diyarbakır durağında toplantı sonrasında Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun</strong>’la görüştük.</p>
<p><strong>Doğan Hatun, </strong>Yazıişleri Müdürümüz <strong>Handan Sema Ceylan </strong>ve Diyarbakır Temsilcimiz <strong>Mahir Solmaz</strong>’la birlikte yaptığımız sohbette <strong>Osman Baydemir</strong>’in başkanlığı döneminden beri kentin gündeminde olan ancak ilerleme sağlanamayan <strong>“Hafif Raylı Sistem (Tramvay) Projesi” </strong>üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Biz göreve geldiğimizde projeyi yeniden gündemimize aldık. Üzerinde çalıştık ve projeyi uygulanabilir hale getirdik.</strong></p>
<p>Projenin adından konuya girdi:</p>
<ul>
<li><strong>Dağkapı-Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Raylı Sistem Hattı</strong></li>
</ul>
<p>Projenin amacı ve güzergahına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>14.1 kilometrelik bu proje, kentin tarihi ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgesi olan, turizm açısından canlılığı ile bilinen </strong>“Sur İçi” (Dağkapı) <strong>ile yeni gelişen yerleşim alanı </strong>“Kayapınar/Diclekent” <strong>aksını birbirine bağlayacak.</strong></p>
<p><strong>“Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi”</strong>ne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Proje, dar gelirli vatandaşların kent merkezindeki sağlık, eğitim ve istihdam olanaklarına erişimini kolaylaştırarak kentsel ayrışmayı azaltacak. Bakanlık onaylı </strong>“2040 Ulaşım Master Planı”<strong>nın omurgasını oluşturan proje Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar ilçelerinden geçiyor.</strong></p>
<p><strong>Doğan Hatun, </strong>mevcut durum ve planlanan takvimi şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>İhale Sözleşmesi İmzası: </strong>2026 yılı 4’üncü çeyreğinde uluslararası finans kuruluşu (IFI) kredi onayı planlanıyor. Bu yönde İLBANK garantörlüğünde aktif görüşme süreçleri devam ediyor.</li>
<li><strong>İnşaat Başlangıcı ve Sipariş: </strong>2027 yılı birinci çeyreğinde şantiye kurulumu ve altyapı çalışmalarına başlanacak. Aynı dönemde 36 ay teslim süresi olan tramvay araçlarının üretim siparişi verilecek.</li>
<li><strong>Ticari İşletmeye Geçiş: </strong>Kasım 2029’da resmi açılışın yapılması ve Ocak 2030 itibariyle projenin ilk tam işletme yılına girerek ticari faaliyetlerine başlaması öngörülüyor.</li>
<li><strong>İlk Aşama İşletme Kapasitesi: </strong>Başlangıçta 10 dizi (20 araç) ile 8 dakika sefer sıklığında çalışılacak ve günlük ortalama 104 bin 115 yolcu taşınacak. Proje güzergahında 20 peron (durak) inşa edilecek.</li>
</ul>
<p>Projenin bedelini ve finansman formülünü sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Proje 200 milyon Euro’ya mal olacak. Tamamı için kredi kullanmamız gerekiyor. Bunun için İller Bankası (İLBANK) teminatı isteniyor. Biz Fransız Kalkınma Bankası’ndan 24 yıl vadeli alabiliyoruz.</strong></p>
<p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kredibilitesinin yüksek olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Borçlarımızı ödedik. Eylül ayında tamamen borçlarımızı sıfırlamış olacağız. Dolayısıyla İLBANK’tan teminat alabilecek durumdayız. Önümüzdeki en önemli engel, proje için konulan yüzde 60 yerlilik şartı.</strong></p>
<p>Yerlilik şartının başka belediyeler için de engel oluşturduğunu iddia etti:</p>
<p>-          <strong>Dış kredi kullanınca yerlilik şartını yerine getiremiyoruz. Çünkü, dış kredi kullanınca, vagonları kaynağı sağladığımız ülkeden almamız gerekiyor. Yerlilik şartına uyma konusunda da içeriden kaynak bulma ve vade sıkıntısı yaşıyoruz.</strong></p>
<p>Bu konuda hükümetten beklentilerini dile getirdi:</p>
<p>-          <strong>Dış kaynak bulabiliyoruz. Kredi notumuz da yüksek. Yerlilik şartını bizim ve benzer durumda olan belediyeler için kaldırsalar, projemize bir an önce başlasak.</strong></p>
<p><strong>Doğan Hatun, </strong>yerlilik şartına rağmen Türkiye’deki tramvay üretiminde de yetersizlik olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Şu anda bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de bir firma tramvay üretimi yapıyor. Bugün o firmaya sipariş verecek olsak, 2 yıl beklemek gerekiyor. Yerlilik şartı uygulanırken bu durumun da dikkate alınmasında fayda var.</strong></p>
<p>Hükümet, Diyarbakır ve bekleyen diğer belediyeler için içeriden kaynak bulamıyor ve sadece dışarıdan kredi kullanıyorsa yerlilik şartını esnetir mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstasyonlarda güneş enerjisi sistemi kurulacak</span></h2>
<p><strong>DİYARBAKIR </strong>Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun, “Dağkapı-Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Raylı Sistem Hattı”</strong>nın çevresel yönüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Karayolu araçlarından </strong>(otobüs, minibüs, bireysel araçlar) <strong>raylı sisteme geçi</strong><strong>ş</strong><strong> sayesinde karbon emisyonu ciddi oranda azalacak.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Araçlarda enerji geri kazanımı sağlayan rejeneratif frenleme teknolojisi kullanılacak, depo sahasında yağmur suyu hasadı yapılacak ve istasyonlarda güneş enerjisi entegrasyonu değerlendirilecek.</strong></p>
<p>Proje ile yaratılacak istihdama değindi:</p>
<p>-          <strong>Projenin inşaat aşamasında aylık ortalama 800 kişi (yüklenici nezdinde), işletme aşamasında ise makinist, güvenlik ve teknik personel dahil 300 kişi doğrudan istihdam edilebilecek.</strong></p>
<p><strong>“Engelsiz erişim”</strong> üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Tüm istasyonlar ve araçlar, hissedilebilir uyarı bantları, rampalar, sesli/görsel anons sistemleri ile engelli ve yaşlı bireylerin erişimine tam uyumlu tasarlanıyor.</strong></p>
<p><strong>“Kültürel miras”</strong>ı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Diyarbakır’ın </strong>“UNESCO Dünya Mirası” <strong>statüsü gözetilerek, inşaat süreci için özel prosedürler hazırlandı. Koruma Kurulu ile koordinasyon sağlandı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Afet Koordinasyon Merkezi kurulacak</span></h2>
<p><strong>DİYARBAKIR </strong>Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun, </strong>Diyarbakır’da bir Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) kurulması için de proje hazırladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Diyarbakır’da kurulacak AKOM, çevre illere de hizmet verebilecek.</strong></p>
<p>AKOM konusunu İller Bankası (İLBANK) yönetimiyle de görüştüklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>AKOM’un bilişim altyapısı ve teknik donanımı için dış finansman imkanları üzerinde de duruyoruz. Bu konuyu İLBANK yönetimiyle de paylaştık.</strong></p>
<p>AKOM’un işlevine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>AKOM yalnızca afet anlarında değil, aynı zamanda trafik kontrolü ve ulaşım koordinasyonu gibi alanlarda da işlev görebilecek şekilde planlanıyor. Böylece kriz yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Amedspor’a tesis altyapısı gerekiyor</span></h2>
<p><strong>DİYARBAKIR </strong>Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun, </strong>Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesinin şehirde moral-motivasyon etkisi yarattığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Amedspor’un tesis altyapısı ihtiyaçları var. Geçmişte belediyemize ait olan bazı tesisler Gençlik ve Spor Müdürlüğü bünyesine alınmış ve kullanılmıyor. O alanları belediyemize iade etseler, elbirliği ile kullanılabilir hale getirsek diye düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Amedspor’a destek olmak için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Amedspor’un yakaladığı başarıyı sürdürmesi için yanlarında olacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asbestli su boruları tümüyle değişecek</span></h2>
<p><strong>DİYARBAKIR </strong>Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun, </strong>2.5 yıldır altyapıya yatırım yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Su borularının az da olsa bir bölümü asbestlilerden oluşuyor. Onları tümüyle değiştirmek için çalışıyoruz.</strong></p>
<p>İçme suyunda zorluk yaşanan dönemler için de yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Zor günler için ayrı bir arıtma tesisi kurduk. Deniz suyunu arıtan sisteme benziyor. 200 milyon liralık yatırımla fabrika gibi çalışan sistem kurduk.</strong></p>
<p>Altyapı yatırımlarının gözle görünmediği için halk tarafından hissedilmediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Halkımız hizmet bekliyor. En doğal hakları elbette. Altyapı yatırımları vatandaşlar tarafından pek fark edilmese de biz yapmaya devam ediyoruz.</strong></p>
<p>Çöp aktarma istasyonu konusunda yaşadıkları bir sıkıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Lice yakınlarında bir çöp aktarma istasyonu kurmak istiyoruz. Orada 3 dönümlük bir Hazine arazisini talep ettik. 2.5 yıldır bu konuda bize maalesef olumlu cevap vermediler. O alanı alıp bir an önce çöp aktarma istasyonunu kurmak istiyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">3.7 milyar lira borç birikmişti</span></h2>
<p><strong>DİYARBAKIR </strong>Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı <strong>Doğan Hatun, </strong>borç durumuyla ilgili de şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Banka kredileri 3 milyar 750 milyon lira idi. Ayrıca 1.8 milyar lira da hizmet alınmış müteahhitlere hak ediş borcu vardı. Göreve geldiğimiz günlerden itibaren borçları ödemeye gayret ettik. Nitekim sıfırlama noktasına da önemli ölçüde yaklaştık.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borcumuz-yok-gibi-notumuz-yuksek-diyarbakira-rayli-sistem-icin-onumuzu-acin-80940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/0/1280x720/346-1781239034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borcumuz yok gibi, notumuz yüksek, Diyarbakır’a raylı sistem için önümüzü açın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-hissede-rekor-satis-yapti-80939</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, hissede rekor satış yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verilerine göre 5 Haziran ile biten haftada yabancı sadece hisseden değil TL devlet tahvilleri ve özel sektör tahvillerinde de net satışçı oldu.</p>
<p>TCMB verilerine göre geçen hafta hissede yaptığı 856.88 milyon dolar, devlet tahvillerindeki 279.57 milyon dolar ve özel sektör tahvillerindeki 261.13 milyon dolar ile haftalık TL varlıklardan net çıkışı 1.4 milyar dolara dayandı. Yılbaşından bu yana hissede bu sert çıkışa karşın 915.63 milyon dolar net girişi olan yabancı yatırımcının devlet tahvillerinde 1 milyar 992 milyon dolar net satışı, özel sektör tahvillerinde ise 750 milyon dolar net girişi devam etti. Yabancının bu yıl TL varlıklardan net çıkışı ise 326.45 milyon dolara ulaştı. Savaşın başlamasından bu yana da hisse senedinden net 1 milyar 498,4 milyon dolar, devlet tahvillerinde 6 milyar 586,18 milyon dolar ve özel sektör tahvillerinde ise 550.24 milyon dolar net satış yaptı yabancı yatırımcı. Böylece savaş boyunca yabancının TL varlıklarda net çıkışı 8 milyar 634,82 milyon dolara dayandı.</p>
<h2>Döviz mevduatında 1.66 milyar dolar düşüş</h2>
<p>Yabancı yatırımcı TL varlıklardan çıkarken TCMB haftalık para ve banka istatistikleri yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarının gerilediğine işaret etti. Verilere göre yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 1 milyar 659 milyon dolar geriledi. Bayram haftasında döviz mevduatları artmıştı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 476 milyon dolar, tüzel kişilerin yabancı para mevduatı da parite etkisinden arındırılmış 1 milyar 83 milyon dolar azaldı. Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre kur korumalı mevduat hesapları geçen hafta 1.3 milyon lira azalarak 311,2 milyon liraya geriledi. Verilere göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 5 Haziran itibarıyla 126 milyar 737 milyon lira artarak 25 trilyon 927 milyar 476 milyon liradan 26 trilyon 54 milyar 213 milyon liraya çıktı. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 75 milyar 397 milyon lira artarak 29 trilyon 558 milyar 376 milyon liradan 29 trilyon 633 milyar 774 milyon liraya yükseldi.</p>
<h2>Brüt döviz rezervleri 54 milyar 254 milyon dolara ulaştı</h2>
<p>TCMB rezervleri de geçen hafta artış gösteri. Verilere göre toplam rezervler, 5 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 198 milyon dolar artarak 159 milyar 424 milyon dolar oldu. Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 1 milyar 20 milyon dolar artarak 54 milyar 254 milyon dolara çıktı. Bu dönemde altın rezervleri ise 822 milyon dolar azalarak 105 milyar 992 milyon dolardan 105 milyar 170 milyon dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-hissede-rekor-satis-yapti-80939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcılar haziranın ilk haftasında hisse senetlerinde yaptığı 856.88 milyon dolarlık net satışla tarihin en yüksek haftalık çıkışına imza attı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80937</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="TCMB Pas Geçti! Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 12 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/VSq_1cO5F9s" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80937</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-sabit-tutuldu-asimetrik-fonlama-koridoruna-devam-80938</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz sabit tutuldu; asimetrik fonlama koridoruna devam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haziran Para Politikası Kurulu (PPK) kararını açıkladı. PPK’da piyasa beklentilerine paralel politika faizi yüzde 37’de sabit tutulurken, gecelik borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, borçlanma faiz oranı da yüzde 35,5’te bırakıldı. TCMB PPK kararında mayıs enflasyonundaki iyimser beklentiye dikkat çekse de belirsizliklere işaret ederek sıkı duruşunu korumaya devam etti. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyona etkilerini takip ettiğini PPK metninde işaret eden TCMB’nin iç talepteki zayıf seyre yaptığı vurgu piyasa uzmanları tarafından artık faiz artırımı olmayacağı indirimin de en erken eylülde başlayabileceği yorumlarına yol açtı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b8ade9f7f2-1781238494.png" alt="" width="500" height="227" /></p>
<h2>Jeopolitik gelişmelerin etkisine dikkat çekti</h2>
<p>TCMB yılın dördüncü Para Politikası Kurulu’nda bu yıl üçüncü olarak faiz oranlarında bir değişikliğe gitmedi ve metinde daha iyimser olduğu yorumları yapılsa da temkinli duruşundan da taviz vermedi. PPK metninde enflasyon paragrafında değişiklik olurken diğer paragraflar hemen hemen aynı kaldı. PPK metninde yılın ilk aylarındaki yükselişinin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğiliminin, mayıs ayında bir miktar gerilediği belirtildi. Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında oynaklık ve yüksek seyrin sürdüğü kaydedilen PPK metninde “İlk çeyreğe ait veriler iktisadi faaliyetin yavaşlamaya devam ettiğini gösterirken, öncü veriler iç talepteki zayıf seyrin sürdüğüne işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir” denildi. En önemli değişiklik bu ifadelerde olurken nisan PPK metninde enflasyon görünümü üzerindeki ikincil etkilere yönelik ifade haziranda kaldırıldı.</p>
<h2>İhtiyatlı duruş vurgusu devam etti</h2>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği kaydedilen PPK metnine şöyle devam edildi: “Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.”</p>
<h2>Faiz artırımı bu yıl gündemden kalktı</h2>
<p>Piyasa uzmanları iç talepteki zayıf seyre ilişkin ifadelere dikkat çeken bunun TCMB açısından oldukça olumlu bir durum olduğuna vurgu yaptı. Uzmanların yorumlarına göre TCMB odağı iç talep ve iktisadi faaliyetten alıp jeopolitik gelişmelere koyuyor ve bu kendi elinde olmayan bir duruma işaret ediyor. Uzmanlar, jeopolitik gelişmelerin etkileri nedeniyle sıkı duruşunu koruyan TCMB’nin temkinli metni ışığında yakın zamanda bir faiz indirimi beklemediklerini vurgularken faiz artırmayacağının da artık ortaya çıktığını dile getirdi. Savaşın gelişiminde en ufak bir iyileşme olması durumunda TCMB’nin faiz indirebileceğine işaret eden uzmanlar bunun ise en erken eylül PPK toplantısında gerçekleşebileceğine dikkat çekti. Faiz oranları korunurken ihtiyaç halinde makroihtiyati önlemlerle sıkılaşmanın artırılabileceğine uzmanlar vurgu yaptı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uzmanlar PPK kararını nasıl yorumladı?</span></h2>
<p><strong>"FAİZ İNDİRİMİ HÜRMÜZ’E BAĞLI"</strong></p>
<p>● TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat: TCMB’nin nisan metnine göre stratejik bir eksen kayması bulunmuyor. PPK metninde şahin ton korunmuş. TCMB petrol fiyatları daha yüksekken nisanda bir artırım yapmadı ardından makroihtiyati önlemleri devreye aldı. Ve bu tüm kredi musluklarını kapatırken sıkılaşma konusunda elini de rahatlattı TCMB’nin. TCMB faiz artırımına ihtiyaç duymuyor ki zaten her kesim çok yoruldu sıkı para politikasından. 3 yıldır uygulanıyor program hane halkı da reel kesim de yorgun. Normalde 1.5 yılda dezenflasyon programının sonuç vermesi lazım. Artık faiz artışı görmeyiz TCMB makroihtiyati tedbirler kanalından ayarlamalarını yapar. Haziran-temmuzda enflasyon sebze ve meyve fiyatlarıyla düşük gelecek. Petrolde bir şok olmazsa ki bu Hürmüz’e bağlı TCMB eylülde indirimi gündeme alabilir. Temmuz sonu ağustos başı küresel petrol rezervleri açısından kritik olacak. İndirim hamlesi Hürmüz’e bağlı gelişecek.</p>
<p><strong>"DÖVİZ TALEBİNİN SINIRLI KALMASI ARTTIRILMAMASINI SAĞLIYOR"</strong></p>
<p>● EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer: Merkez Bankası beklentilere paralel olarak politika faizini yüzde 37,0 ile değiştirmez, halen enflasyonist kaygılar nedeniyle politika duruşunu da değiştirmeyeceğini vurguladı. Son dönemde döviz rezervlerinin yeniden artmaya başlayarak döviz talebinin İran Savaşı’nın sürmesine rağmen sınırlı kalmasının yanı sıra iç talebin zayıflamış olması da TCMB’nin enflasyonla mücadelesinde endişe duymamasını ve dolayısıyla faiz artışına gitmemesini mümkün kılıyor. Önümüzdeki dönemde yüksek volatilite ve belirsizlik nedeniyle TCMB’nin politika duruşuna dair öngörülebilirlik zorlaşsa da, TL’deki değer kaybının yılın önceki döneminde olduğu gibi görece sınırlı kalacağını tahmin ediyor. İran Savaşı ve yakın dönem jeopolitik gelişmelere rağmen, Türkiye’de yıllık enflasyonda kayda değer bir risk görmüyor, yılsonu enflasyonun yüzde 29’da kalacağı öngörümüzü koruyoruz. İran Savaşı’nın sürmesinin de etkisiyle küresel ve özelde Avrupa ekonomilerindeki zayıflık ile üç haneli enflasyondan gelen fiyatlama davranışlarının bir türlü düzelemiyor olması risk oluştururken, Türkiye’de önde gelen ekonomilerin aksine tüm sektörlerdeki düşük borçluluk riskleri dengeleyerek TCMB’nin manevra alanını genişletiyor.</p>
<p><strong>"ERKEN GEVŞEME MESAJINDAN KAÇINILIYOR"</strong></p>
<p>● QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık: TCMB, beklediğimiz gibi politika faizini sabit bıraktı. Karar metninde, büyüme ve iç talepte ilk çeyrekte görülen yavaşlamanın ikinci çeyrekte de devam ettiği değerlendirilirken, jeopolitik risklerin maliyet ve beklenti kanalları üzerindeki etkilerine yapılan vurgu, enflasyon riskleri açısından temkinli bir duruşa işaret etti. Sonuç olarak TCMB, ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya rağmen erken gevşeme mesajı vermekten kaçınıyor.</p>
<p><strong>"SINIRLI İNDİRİM SON ÇEYREKTE BAŞLAYABİLİR"</strong></p>
<p>● Gedik Yatırım Baş Ekonomisti Serkan Gönençler: Mevcut enflasyon görünümü ve emtia fiyatlarının halen çok yüksek seviyelerini koruduğu dikkate alındığında, TCMB’nin bir süre daha mevcut yüzde 40 seviyesindeki faizden gecelik borç verme kanalından fonlamaya devam etmesini bekliyoruz. Emtia arz koşullarının kademeli olarak normalleştiği ve fiyatların gerilediği bir senaryoda, TCMB üçüncü çeyreğin son bölümünde fonlamayı yeniden haftalık repo kanalına kaydırmasının ardından yılın son çeyreğinde sınırlı faiz indirimlerine başlayabilir. Yıl sonu politika faizi %35-36 aralığında oluşabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-sabit-tutuldu-asimetrik-fonlama-koridoruna-devam-80938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, mart ve nisan aylarının ardından haziran ayı toplantısında da faiz oranlarında değişikliğe gitmedi. Politika faizi yüzde 37’de, gecelik borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faiz oranı da yüzde 35,5’te sabit tutuldu ve yatay seyir altıncı ayına ulaştı. 20 Mart’tan bu yana politika faizi olarak ilan ettiği 1 haftalık repo ihalesine ara veren TCMB, bu kararla, yüzde 37 yerine faiz koridorunun üst bandı olan yüzde 40’la fonlamayı üçüncü aya taşıdı. Uzmanlara göre, faizlerde indirim beklentisi ise eylül ayına kaldı. PPK notunda, enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ile iç talepteki zayıf görünümün sürdüğüne vurgu yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-savas-suruyor-kilicdaroglu-ozelin-odasini-istedi-80953</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de savaş sürüyor: Kılıçdaroğlu, Özel&#039;in odasını istedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından hareketli günler yaşayan CHP’de 9 milletvekilinin tedbirli ihraç kararıyla başlayan gerilim tırmanarak devam ediyor. </p>
<p>CHP MYK’da alınan bu karar sonrası Özgür Özel ve ekibi önceki gün akşam gerçekleştirdikleri uzun bir toplantı sonrası dün sabah saatlerinde alınan karar çerçevesinde 28 Parti Meclisi (PM) üyesinin istifa ettiğini açıkladı. Kararı CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre duyurarak, olağanüstü kongre çağrısını yineledi.</p>
<p>Emre, “CHP büyük bir kumpasa çekiliyor Türk siyasi tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyoruz. Partiyi krizden çıkarmak amacıyla iyi niyetli bir yaklaşım sergiledik ancak olmadı. Artık olağanüstü kongre kaçınılmazdır” dedi.</p>
<p>Zeynel Emre’nin ardından ihraç kararıyla Grup Başkanvekilliği düşen Ali Mahir Başarır, Meclis Genel Kurulu’nda nöbetine devam edeceğini duyurdu. Bu gelişmeler yaşanırken ve taraflar birbirini suçlarken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, istifanın gölgesinde Parti Meclisini topladı.</p>
<p><strong>PM'de üçte iki çoğunluk kalmadı </strong></p>
<p>Özgür Özel’in ekibindeki hukukçular, PM’nin üye sayısının üçte iki çoğunluğa karşılık gelen 40’ın altına indiği için PM’nin tamamen düştüğünü belirterek, tüzük gereği 45 gün içinde kurultaya gidilmesi gerektiğinin altını çizdiler. İstifaların ardından PM 27 üye ile toplandı. 28 üyenin istifasının ardından Kılıçdaroğlu cephesinden ilk tepki Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek’ten geldi. Şimşek, “İsterse PM üç kişi beş kişi kalsın Yargıtay kararı ortaya çıkmadan karar lehte ya da aleyhte sonuçlanmadan yapılan bütün tartışmalar sadece söz üretmektir. Beş kişide kalsa hayat devam eder” dedi.</p>
<p><strong>Meclis’teki makam odası talebi </strong></p>
<p>Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’ndeki makam odasının boşaltılmasının ardından dün de TBMM Başkanlığına bir dilekçe vererek Özgür Özel’in kullandığı makam odasının boşaltılmasını istedi. CHP’deki taktik savaşlarının bir bölümü de yeni yönetim, MYK ve PM’nin görevlerinin sınırlarıyla ilgili yaşanıyor. Bazı hukukçulara göre MYK’nın milletvekillerini görevden alma, tedbirli olarak disipline sev etme yetkisi bulunmuyor. Ancak Kılıçdaroğlu ekibi ise kurultaya götürme dışında PM ve MYK’nın tüm yetkilerini kullanabileceklerini, tedbir kararı sebebiyle kurultaya götürme yetkilerinin bulanmadığını belirtiyorlar.</p>
<p><strong>TBMM Başkanı: Meclis taraf değil</strong></p>
<p>Gözlerin çevrildiği TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, gazetecilerin "Önümüzdeki Salı günü Grup toplantısını kimin yapacağı” “Görevden alınan grup başkanvekillerine ilişkin CHP’den yazının gelip gelmediği “ sorularını yanıtlarken, net bilgi vermedi. Kurtulmuş, “CHP’nin kurumsal kimliğinin bütünlük içinde devam etmesi ve kendi arasındaki bu sürtüşmeleri, çekişmeleri gerçekten en iyi bir şekilde kendi aralarında çözmelerini tavsiye ederiz böyle olmasını da temenni ederiz. Meclis burada taraf değildir, olamaz. TBMM’yi taraflardan birisinin kendi tarafına çekme çabası da hiçbir şekilde sonuç vermez. Dolayısıyla biz ne yapacağımızı biliyoruz, Parlamenter hukuk bakımından elimizdeki imkanları biliyoruz” demekle yetindi. Kurtulmuş'a Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Özgür Özel’in makam odasının kendisine tahsis edilmesi yönünde bir talebi olduğuna ilişkin haberlerde soruldu. Kurtulmuş “Bunların hepsi büyük resmin içinde detaydır. TBMM atması gereken adımı zamanı gelince atar. Arada çelişki varsa bu tartışmanın tarafı ya da bu tartışmayı çözecek makam TBMM değildir” yanıtını verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-savas-suruyor-kilicdaroglu-ozelin-odasini-istedi-80953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de savaş sürüyor; Kılıçdaroğlu, Özel&#039;in odasını istedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anti-damping-onlemlerinin-yerli-sanayi-acisindan-onemi-80952</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anti-damping önlemlerinin yerli sanayi açısından önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9235d1317-1781240373.jpeg" alt="" width="169" height="191" /></strong><strong>ATİLLA UĞUR BAŞBUĞ - </strong><strong>Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü </strong><strong>Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı</strong></p>
<p>Bilgiye erişim maliyetlerinin düştüğü teknolojik gelişimin yaygınlaştığı son yıllarda, küresel ticaretteki rekabet ortamı daha da sertleşmektedir. Artan rekabette firmalar bir yandan yeni pazarlar bulup ihracatlarını artırmaya çalışırken bir yandan da iç pazarlarını koruma refleksiyle çeşitli ticaret politikası savunma araçlarına başvurmaktadır. Bu araçlardan biri de kamuoyunda yeterince bilinmediğini düşündüğümüz anti-damping önlemleridir.</p>
<p>Damping, en basit tanımıyla bir ürünün ihraç fiyatının o ürünün iç piyasadaki normal değerinin altında bir fiyat olması anlamına gelmektedir. Damping, esasında bir fiyat farklılaştırmasıdır. Ancak, uygulanan bu fiyat stratejisi ihracat yapılan ülkedeki yerli üreticilere zarar veriyorsa, o ülkedeki yerli üreticiler anti-damping önlemi alınması için kendi ülke otoritelerine başvuruda bulunabilirler. Benzer şekilde, ülkemizde üretim yapan sanayicilerimiz dampingli olduğunu düşündükleri ithalattan zarar gördüklerini belgeleyebiliyorlarsa, Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü’ne başvurarak anti-damping önlemi alınmasını talep edebilirler.</p>
<p><strong>68 ürün grubunda 26 ülkeye karşı </strong><strong>150 önlemimiz yürürlükte</strong></p>
<p>Anti-damping önleminin alınabilmesi için öncelikle bir damping soruşturmasının başlatılması gereklidir. Yürütülen soruşturmalar ve alınan önlemler Dünya Ticaret Örgütü’nün Anti-Damping Anlaşması ile çerçevesi çizilmiş ve iç mevzuatta kendine 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun’la yer bulmuş kurallar bütününe göre icra edilmektedir. Buna göre, bir ülkenin anti-damping önlemi uygulayabilmesi için yürütülen soruşturma neticesinde üç temel unsurun ortaya konulması gerekmektedir: (i) dampingli ithalatın varlığı, (ii) yerli üretim dalında ortaya çıkan zarar durumu ve (iii) bu zarar ile dampingli ithalat arasındaki nedensellik bağı.</p>
<p>Anti-damping önlemleri dünya genelinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Halihazırda yürürlükte en fazla anti-damping önlemi alanlar sırasıyla ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Brezilya ve Türkiye’dir. Ülkemiz bu mekanizmaları en aktif kullanan ülkeler arasında yer almakta olup halen 68 ürün grubunda 26 ülkeye karşı 150 önlemimiz yürürlüktedir. Demir-çelik, maden-metal, kimya, tekstil, ahşap sanayi, plastik ve kauçuk ürünler, makineler ve elektrikli ürünler de dahil olmak üzere yerli üreticilerimizin rekabetçi olarak üretim yaptığı birçok sanayi ürününde anti-damping önlemleri uygulanmaktadır. ISO 500 listesinde özel müteşebbis olarak yer alan ilk 50 firmanın 18’inin üretmiş olduğu önemli sayıdaki üründe anti-damping önlemleri uygulanmaktadır.</p>
<p>Bu anlamda, ithalatta haksız rekabete karşı alınan anti-damping önlemlerinin yerli üreticilerimize iç piyasa dinamikleri açısından önemli katkıları bulunmaktadır. Her şeyden önce anti-damping önlemleri sayesinde ithal ürünlerin oluşturduğu haksız fiyat rekabeti sınırlanmış ve yerli üreticilerimizin iç piyasa satışları, pazar payları ve istihdamları korunmuş olmaktadır.</p>
<p>İkinci olarak anti-damping önlemleri, üretici sektörler açısından yatırım güvenliği sağlamaktadır. Sanayi yatırımları uzun vadeli planlama gerektirir. Eğer bir sektör sürekli olarak aşırı düşük fiyatlı ithalat baskısı altında kalırsa, firmaların yeni yatırım yapma iştahı ciddi biçimde azalabilir. Dampingli ithal ürünler nedeniyle oluşan haksız fiyat rekabetinin anti-damping önlemleri ile giderilmesi yatırım güvenliğini artırıcı bir unsurdur.</p>
<p>Üçüncü olarak bu önlemler yerli üreticilerimizin stratejik üretim kapasitesinin korunmasına katkı sağlamaktadır. Küresel salgın döneminde ve sonrasında yaşanan tedarik zinciri sorunları, birçok ülkeye kritik sektörlerde yerli üretimin önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Bu nedenle, ürün ve ülke bazlı anti-damping önlemleri artık yalnızca bir ticaret politikası savunma aracı değil, aynı zamanda sanayi stratejisinin önemli bir parçası olarak görülmelidir.</p>
<p><strong>Anti-dampingin amacı rekabetin </strong><strong>adil koşullarda gerçekleşmesi</strong></p>
<p>Elbette anti-damping önlemleri zaman zaman aşırı korumacılık şeklinde algılanarak eleştirilebilmektedir. Ancak burada unutulmaması gereken nokta, bu önlemlerin keyfi biçimde değil, uluslararası kurallar çerçevesinde yürütülen bir soruşturma neticesinde somut veriler ışığında ürün, ülke ve hatta firma bazlı uygulanıyor olmasıdır. Anti-damping önlemlerinin uygulanmasının temel amacı piyasayı ithal ürünlere tamamen kapatmak değil, rekabetin adil koşullarda gerçekleşmesini sağlamaktır. Esasında, anti-damping önlemleri, küresel rekabet ortamında Türk sanayisinin sürdürülebilirliğini destekleyen, çoğu zaman görünmeyen ama güçlü bir kalkan niteliği taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anti-damping-onlemlerinin-yerli-sanayi-acisindan-onemi-80952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anti-damping önlemlerinin yerli sanayi açısından önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konusmak-bir-dert-susmak-ayri-dert-80951</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konuşmak bir dert, susmak ayrı dert</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yanıtı biliyor olsak da sorulduğu zaman dilimizin tutulduğu iki kelimelik büyük bir sorum var, “Ne değişti?”<strong> Klişe yanıt olduğunu biliyorum ama söylüyorum; değişmeyen tek şey değişim. Değişen yüzlerce hatta binlerce konu arasından iletişim disiplini altında kalan pazarlama dünyasını seçiyorum. </strong></p>
<p>Şapkadan sürekli tavşan çıkarmak zorunda hisseden pazarlama dünyası, en az siyaset kadar güven ayarlarımızla oynayan bir disipline dönüştü.</p>
<p>Yakın tarihe kadar pazarlama, görünmek üzerine kurgulanan bir disiplin olarak algılandı. Görünmek kazanmakla ilişkilendirildiğinden, pazarlamanın verdiği coşkuyla çevremiz, iletişim kazalarından geçilmiyor.  </p>
<p>Pazarlama stratejisti Dr. Aysun Şabanlı’yla (yazının altında detaylı bilgisini bulabilirsiniz) söyleşi gerçekleştirdim. Pazarlamanın araçlarında değişim olmadığını, altındaki zeminin kaydığını ifade etti. Haksız mı; reklam duruyor, marka konumlandırması da… basın bültenleri ve toplantıları, sosyal medya, kampanya, sponsorluk, sözcü, influencer, araştırma, hedef kitle hepsi hâlâ var. Zemin, gürültülü, kaygan. Herkes konuşuyor, izliyor izleniyor ve kayıtta…</p>
<p>Bu yazıda pazarlama ve iletişim döngüsünü; görünürlük, güven, lider dili, topluluk enerjisi ve itibar muhasebesi üzerinden tartışmaya açıyorum. Kurumların günlük iletişim pratiğine dokunan daha yapısal tarafı; hikâyeyi yazanlar ve bozanlar…  Bu soruyu İndeks İçerik İletişim bülteninde, Beckham ailesi, Kanye West, Elon Musk, Bad Bunny ve Koç örnekleri üzerinden “marka anlatısı kimin malı?” başlığıyla ele alıyorum.</p>
<p><strong>Konuşsan ya tarafsın ya fırsatçı </strong></p>
<p>Marka konuşursa taraf olmakla ve fırsatçılıkla suçlanabiliyor. Fazla ileri gitmek, yanlış kelime seçmek mayın tarlasında dolaşmaya benziyor. Sussa, geç kalıyor, duyarsız oluyor, konfor alanında kalıyor diye suçlanabiliyor.</p>
<p>Ne biliriz? Marka görünür olmak ister!... Bugün, görünür olmak, masum bir başarı göstergesi değil. Risk. Görünmek tartışmaya davet etmekle eş değer.</p>
<p><strong>Görünmek mi güven vermek mi?</strong></p>
<p>Pazarlama denince akla tanınmak/bilinmek gelirdi. Marka güçlenir, güçlenirse tercih edilir, tercih edilirse sadakat doğar diye düşünülürdü. Görünür olmak, güvenilir olmak anlamına gelmiyor. İzlenmek, konuşulmak, paylaşılmak markayı birkaç saat içinde hedef tahtasına yerleştirebiliyor.</p>
<p>Aysun Şabanlı’nın söyleşide altını çizdiği ayrım önemli: Görünürlük günlük itibar sağlıyor. Borsa gibi! İniyor çıkıyor. Güven yaratmıyor. Günlük itibar hızla doğuyor, yayılıyor, hızla da tükeniyor. Güven ise tutarlılık istiyor, söylenen sözle yapılan iş arasında mesafe bırakmayan sürdürülebilir bir duruş bekliyor.</p>
<p><strong>Göründüğünüzde nasıl etiketleniyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir kurumun 100 yıllık hafızası, güçlü sembolleri, büyük kampanyası, etkileyici töreni, görkemli reklamı, kalabalık çalışan katılımı, duygusal tonu olabilir. Birkaç kelime, bu yapıyı bir anda başka bir tartışmanın içine çekebiliyor.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun bu ay içinde yaşadıkları ders niteliğinde. Güçlü iletişimin bile ne kadar çabuk başka anlamlara çekilebildiğini gösterdi hepimize. Bir tarafta kurumsal tarih, sembol, aidiyet, ulusal hafıza, çalışan katılımı var, diğer tarafta söylenen bir söz üzerinden büyüyen tepki. Gürültü kafa karıştırıyor; herkes aynı anda konuşuyor, alkışlayanlar, itiraz edenler, destekleyenler var ama sonuçta aynı kampanyanın eş zamanlı hem sahiplenilmesi hem sorgulanması yönetilmesi zor bir iletişim süreci.</p>
<p><strong>Hedef kitle, tüketiciden fazlası</strong></p>
<p>Hedef kitle, tüketici, müşteri, segment kavramları kullanılıyor olsa da bireyler jonglör gibi, hep başka bir şapka takıp çıkarıyorlar: Yurttaş, çalışan, yatırımcı, taraftar, anne, baba, çocuk, seçmen, gönüllü, aktivist, eleştirmen, takipçi, içerik üreticisi, boykotçu, hayran kimlikleri oluyor. Üstelik aynı anda çok hassas ve umursamaz, bir markaya bağlı, başka bir değerde keskin, bir platformda profesyonel, diğerinde öfkeli olabiliyorlar.</p>
<p>Pazarlama bireyi “25-45 yaş, şehirli, A/B gelir grubu…” diye tarif etmeye çalıştığında yakalayamıyor. Demografinin yanı sıra, değerlerimiz, aidiyetimiz, korkularımız, öfke, arzu, yas, duygularımız, görünme ihtiyacımız, dışlanma korkumuz, ait olma ihtiyacımız var bizim. İletişim çoklu kimliği görünür kılarken, çokluyor. Kimlikler mantar gibi çoğalıyor.</p>
<p><strong>Hayat performansa döndü</strong></p>
<p>Söyleşideki çarpıcı damarlardan biri sosyal medya iletişim mecrası ve  kimlik vitrini saptaması. Hepimiz orada performans sergiliyoruz. Başarı, duyarlılık, mutluluk, profesyonellik, incelik, öfke, mizah, akıl, duruş. LinkedIn’de başka bir insanız. Instagram’da başka. X’te, TikTok’ta başka. WhatsApp grubunda bambaşka. Yüzyüze daha başka. O kadar çok hayat yaratmamıza karşın, yaşamın kendisinden yani andan çalıyor, sahnelerde performans sergiliyoruz. Yemek yemek, fotoğraf olmaya hazır. Tatil, anlatı. Duyarlılık, paylaşım nesnesi. İş başarısı, “post”. Öfke, “etiket”. Sessizlik, pozisyon sayılıyor. Söyler misiniz böyle bir dünyada nasıl ürün ya da hizmet satacaksınız?...</p>
<p><strong>Etiketim var benim</strong></p>
<p>“Etiket” kelimesini hafife almayın. “Hashtag” teknik bir sosyal medya işareti olabilir, kimin yanında durduğunuzu, hangi duyarlılığı taşıdığınızı, hangi kalabalığa yakın olduğunuzu gösteren bir bildirgeç. Düşünmeden, mahalle baskısıyla ya da “Benim gibiler ne diyor?” diye yoklamak için kullanabiliyoruz. Pazarlama, strateji unsuru olan etiketleri okumak zorunda. Pazarlamacının, kurumsal iletişimcinin önündeki tabloda  hareketli kimlik kümeleri var.</p>
<p><strong>Aktivizm, değer sınavı</strong></p>
<p>Marka aktivizmi çok konuşuluyor. Aktivizmi iletişim modası gibi okumak hata olur. Markanın ne söylediğinden çok neye dayanarak söylediğini açığa çıkarıyor. Marka eşitlikten söz ediyorsa, kiminle iş birliği yaptığı önem kazanıyor. Sürdürülebilirlikten söz ediyorsa, üretim biçimi sorgulanıyor. Toplumsal duyarlılıktan söz ediyorsa, çalışanına nasıl davrandığı gündeme geliyor. Kadın haklarından bahsediyorsa, yönetim kadrosuna bakılıyor. Gençleri önemsediğini söylüyorsa, stajyer politikası izlenebiliyor.</p>
<p>Aktivizm değer sınavı. Kanye West örneğinde yüksek görünürlük, büyük etki, sadık hayran kitlesi, moda, müzik, tasarım, popüler kültür… hepsi bir arada. Aynı zamanda aykırılık, kriz, değer çatışması, marka riski. Bknz; Adidas iş birliği yıllarca ticari değer yarattı; aynı figür markanın değer sistemiyle çatışan bir yük haline geldi. “Ahhh ben Kanye West sponsoru olmalıydım!...” diye içinden geçirenlere küçük bir simülasyon sorusu; “Kanye West’in popüler kimliği, marka misyonunuzla uyumlu mu?” Hayırsa, görünürlük, risk üretir. Kanye West’le sarhoş olmamak gerek.</p>
<p><strong>Marka misyonu “anayasa”</strong></p>
<p>Aysun Şabanlı’nın söyleşide güçlü önermelerinden biri, “…marka misyonu eşittir kurum anayasası”. Marka kiminle çalışacağına, hangi konuda konuşacağına, hangi kampanyaya imza atacağına, kriz anında özür dileyip dilemeyeceğine, hangi sözcüyü öne çıkaracağına bu anayasaya bakarak karar vermeli. Misyon olmadığında kararlar gündeme göre savrulma riski taşıyor. Misyon zayıf, görünürlük büyükse risk artıyor, kriz kaçınılmaz hale gelebiliyor.</p>
<p>Kısa bir süre önce Mustafa Keser, Kayseri’de sahnede fıkra anlattı. Başına büyük iş açıldı. Takip eden günlerden benzer olay, Koç Topluluğu Şeref Başkanı Rahmi Koç’un başına geldi. Bir açılışta, fıkra anlatası yine kriz oldu. İki örneği haber kaynaklarından okuduğunuzu düşünerek detayları atlıyorum, iki kahramanın yarattıkları fırtınadaki farkı okumayı öneriyorum. Biri kişisel marka gibi davranıp “ben buyum” çizgisinde durdu, ısrarla özür dilemedi; diğeri,  kurumun tarihini, değerlerini, çalışanlarını, paydaşlarını, aileleri, müşterileri, yatırımcıları ve toplumsal hafızasını temsil ettiğinden 24 saat içinde özür dilemeyi tercih etti. Kişisel marka ile kurumsal marka taşıdıkları riskler nedeniyle aynı refleksle davranmayabilir.</p>
<p><strong>Konuşmak cesaret, susmak güven değil</strong></p>
<p> “Öyleyse hiç mi konuşmayalım” sonucu çıkmasın. Susmak da okunabiliyor. Bazen en yüksek sesli mesaj suskunluk. Ne kadar benzetirsiniz bilemem, gazeteci Fatih Altaylı gözaltına alındığında yazar eşi düşüncesini net, kısa ve yalın ifade etmişti, benim hafızama yerleşti; “Bazen içeride olmak, dışarıda olmaktan daha önemlidir.”</p>
<p>Kurumlar konuşmalı mı? Bazen evet. Susmalı mı? Bazen evet. Kurum misyonunu, değerlerini, hedef kitlesinin kimlik dünyasını ve toplumsal bağlamını okuyabilmeli. Susmak ya da konuşmaya karar vermek sonra gelir.</p>
<p><strong>Avucumuzun içi gibi bilmiyoruz</strong></p>
<p> “Ben bu sektörü bilirim, bu tüketiciyi tanırım, bu pazarı okurum” dediğimiz günler geride kaldı.  Bu özgüven tehlikeli. Tüketici dediğimiz şahsiyetin kimliği sabit değil. Gündem de sabit değil.</p>
<p>Pazarlama da bu yüzden yalnızca pazarlamacı işi değil. Sosyoloji, sosyal psikoloji, antropoloji, tarih bilgisi, veri seti, tahmin edebilme yetkinliği gerekiyor. Yapay zekâ okuryazarlığı ve en çok da tevazu gerekiyor. Toplumun neye dönüştüğünü anlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Aysun Şabanlı kimdir?</strong></p>
<p><em>Dr. Aysun Şabanlı, pazarlama ve marka iletişimi alanında çalışıyor. Teknoloji şirketlerinde üst düzey görevlerde bulundu.  Akademik ve profesyonel deneyimi birlikte taşıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Çalışma alanları arasında amaç odaklı marka yönetimi, marka ve CEO aktivizmi, pazarlama iletişimi, itibar bağışıklığı, kültürel meşruiyet ve yapay zekâ çağında güven gibi başlıklar yer alıyor. Şabanlı, İndeks Konuşmacı Ajansı üyesi.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konusmak-bir-dert-susmak-ayri-dert-80951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konuşmak bir dert, susmak ayrı dert ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/corumun-topraginda-yazilan-gelecek-hikayesi-80950</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çorum’un toprağında yazılan gelecek hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta Çorum'daydım. Çorum Belediyesi'nin öncülüğünde düzenlenen Açık Ateş Etkinlikleri kapsamında düzenlenen, başlığıyla da vizyonunu ortaya koyan <em>“Yerel Ürünler ve Sürdürülebilir Tarım Denkleminde Çorum”</em> panelinde konuşmacıydım. Moderatörlüğünü gastronomi ve mutfak kültürü yazarı <strong>Reha Tartıcı</strong>'nın üstlendiği panelde; turizm eğitimcisi ve yazar <strong>Ülkü Menşure Solak</strong>, yöresel yemek araştırmacısı <strong>Meryem Aydınlı</strong>, Hilton Adana'nın Çorumlu olan Executive Şefi <strong>Hakan Coşkun</strong> ve ben, Çorum'un sahip olduğu yerel ürünleri, tarımsal potansiyeli ve gastronomi geleceğini konuştuk.</p>
<p>Panel boyunca sözü sık sık aynı noktaya getirdim:</p>
<p>Yerel ürün meselesi artık yalnızca tarımın konusu değil. Yalnızca gastronominin de konusu değil. Bir şehrin kimliğinin... Kültürünün... Ekonomisinin... Turizminin... Ve geleceğinin konusu. Çünkü bir şehrin hikâyesi önce toprağında yazılır. Sonra o toprakta yetişen ürünlerde... Ardından mutfağında... Ve nihayet kültüründe kendini gösterir.</p>
<p>Bu nedenle Anadolu'nun hangi şehrine gidersem gideyim önce toprağına bakarım. Tarlalarına girerim. Pazarlarını dolaşırım. Üreticilerle konuşurum. Çünkü bir coğrafyanın gerçek hikâyesi çoğu zaman sofraya gelmeden önce başlar.</p>
<p>Çorum'da yapılan panel sırasında da aklımdan geçen buydu. Aslında biz yalnızca tarımı konuşmuyor, yerel ürünlerin geleceğini tartışıyorduk. Çorum denildiğinde çoğumuzun aklına önce leblebi gelir. Bu son derece doğaldır. Çünkü leblebi artık şehrin simgesidir. Ancak Çorum'un hikâyesi yalnızca leblebiden ibaret değildir. Bu topraklar binlerce yıllık bir üretim kültürünün üzerinde yükselir. Yaklaşık üç bin beş yüz yıl önce Hititler burada dünyanın en güçlü uygarlıklarından birini kurmuştu. O dönemde de insanlar ekiyor, biçiyor, depoluyor, kurutuyor ve ürettiklerini geleceğe taşıyordu. Bugün Çorum'un gastronomi ve tarım üzerine kurduğu gelecek vizyonunun en güçlü yanı da belki burada yatıyor: Bu topraklar yeni bir hikâye yazmıyor; binlerce yıldır süren hikâyeyi yeniden görünür kılıyor.</p>
<p>İskilip dolması... Oğuzlar cevizi... Bağlar... Bahçeler... Geleneksel tahıllar... Üzüm ve pekmez kültürü... Süt ürünleri... Köylerde kuşaktan kuşağa aktarılan üretim bilgisi...</p>
<p>Aslında Çorum'un gerçek zenginliği burada yatıyor. Çünkü bir yerel ürün sadece bir gıda maddesi değildir. İçinde coğrafya vardır. İklim vardır. Toprak vardır. İnsan emeği vardır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi vardır. Bir köyün hafızası vardır. Bir ailenin hikâyesi vardır. Bu nedenle yerel ürünleri konuşurken aslında tarımı değil; kültürü, ekonomiyi ve geleceği konuşuyoruz.</p>
<p>Bugün dünyanın birçok ülkesinde gastronomi alanındaki en önemli değişimlerden biri de budur. İnsanlar artık yalnızca ne yediklerini merak etmiyor. Nerede üretildiğini öğrenmek istiyor. Kim tarafından üretildiğini bilmek istiyor. O ürünün hangi hikâyeyi taşıdığını merak ediyor. Bu peynir hangi köyde yapıldı? Bu üzüm hangi bağdan geldi? Bu buğday hangi tarlada yetişti? Bu reçete kaç kuşaktır yaşatılıyor? Artık insanlar yalnızca ürünü değil, hikâyesini de satın alıyor.</p>
<p><strong>Bir ürünün değeri nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Ekonomide sıkça kullanılan bir kavram vardır:</p>
<p>Katma değer.</p>
<p>Uzun yıllar boyunca katma değeri daha çok sanayi üretimi üzerinden değerlendirdik. Oysa bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri çok farklı bir şey yapıyor. Ürünün kendisini değil, hikâyesini büyütüyor. Fransa'nın peynirleri yalnızca süt ürünü değildir. İtalya'nın parmesan peyniri yalnızca bir peynir değildir. İspanya'nın zeytinyağı yalnızca bir tarım ürünü değildir. Onlar aynı zamanda kültürel markalardır. Bir bölgenin kimliğini temsil ederler. Bir yaşam biçimini anlatırlar. Bu nedenle ekonomik değerleri yalnızca üretim miktarlarından değil, taşıdıkları hikâyeden gelir.</p>
<p>Türkiye'nin önündeki en büyük fırsatlardan biri de burada yatıyor. Çünkü Anadolu'nun neredeyse her şehri kendi başına bir gastronomi atlasıdır. Her ilin kendine özgü ürünleri vardır. Her ilçenin kendine ait reçeteleri vardır. Her köyün farklı bir üretim bilgisi vardır. Sorunumuz kaynak eksikliği değildir. Sorunumuz bu zenginliği yeterince görünür kılamamaktır.</p>
<p><strong>Kültürel sermayeyi koruyabiliyor muyuz?</strong></p>
<p>Yerel ürünleri korumak yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda kültürel bir sorumluluktur. Çünkü bir yerel ürün kaybolduğunda yalnızca bir tat kaybolmaz. Bir bilgi kaybolur. Bir üretim biçimi kaybolur. Bir yaşam kültürü kaybolur. Bir kimlik kaybolur.</p>
<p>Bugün tarım üzerine konuşurken çoğu zaman üretimi konuşuyoruz. Oysa asıl korunması gereken şey bilgidir. Çünkü bilgi kaybolduğunda üretimi yeniden başlatmak mümkün olsa bile aynı kültürü yeniden üretmek kolay değildir.</p>
<p>Bir düşünelim... Bugün Anadolu'da kaç çocuk büyükannesinin yaptığı tarhananın tarifini biliyor? Kaç genç bir üzüm bağının yıllık bakım döngüsünü anlatabiliyor? Kaç kişi bir peynirin hangi mevsimde neden daha farklı lezzet verdiğini açıklayabiliyor?</p>
<p>Tarım yalnızca ürün üretimi değildir. Tarım aynı zamanda bilgi üretimidir.</p>
<p>Ve bu bilgi binlerce yılda oluşur. Ama bir kuşakta kaybolabilir. İşte bu nedenle yerel ürünleri korumak, aynı zamanda kültürel sermayeyi korumaktır.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliğin üç ayağı</strong></p>
<p>Tam da bu noktada sürdürülebilirlik kavramı karşımıza çıkıyor. Sürdürülebilirliği çoğu zaman yalnızca çevreyi korumak olarak düşünüyoruz. Oysa sürdürülebilirlik çok daha kapsamlı bir kavramdır. Toprak korunacak. Su korunacak. Tohum korunacak. Ama aynı zamanda üretici de korunacak.</p>
<p>Çünkü üretici ayakta kalamazsa ürün de ayakta kalamaz. Üretici kazanamazsa tarım sürdürülemez. Gençler köylerini terk ederse geleneksel bilgi geleceğe taşınamaz. Bu nedenle sürdürülebilirliği üç temel başlıkta düşünmek gerektiğine inanıyorum:</p>
<p>Toprak korunacak.</p>
<p>Üretici kazanacak.</p>
<p>Gençler üretimde kalacak.</p>
<p>Bu üç ayaktan biri eksik olduğunda sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün değildir.</p>
<p>Bugün Anadolu'nun birçok bölgesinde olduğu gibi Çorum'un da önündeki en önemli meselelerden biri gençlerin tarımdan uzaklaşmasıdır. Kendimize şu soruyu sormalıyız: Bugün gururla anlattığımız ürünleri yirmi yıl sonra kim üretecek? Leblebiyi kim kavuracak? Bağlara kim bakacak? Ceviz bahçelerini kim yaşatacak? Köylerdeki bilgi birikimini kim devralacak? Asıl mesele budur.</p>
<p><strong>Geleceğin rekabeti</strong></p>
<p>İşte bu nedenle gastronomi ile turizm artık yalnızca hizmet sektörü başlıkları değildir. Aynı zamanda kırsal kalkınma araçlarıdır.</p>
<p>Bugün dünyanın birçok ülkesinde insanlar bir peyniri yerinde tatmak, bir zeytinyağını üretildiği bahçede görmek, bir üzümün yetiştiği bağı ziyaret etmek için kilometrelerce yol gidiyor. Çünkü artık insanlar şehir görmekten çok deneyim yaşamak istiyor. Üreticiyi tanımak istiyor. Toprağa dokunmak istiyor. Bir hikâyenin parçası olmak istiyor.</p>
<p>Uzun yıllar şehirler fabrikalarıyla yarıştı. Sonra alışveriş merkezleriyle...</p>
<p>Sonra gökdelenleriyle... Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Artık şehirler hikâyeleriyle yarışıyor. Kültürleriyle yarışıyor. Mutfaklarıyla yarışıyor. Yerel değerleriyle yarışıyor. Kimlikleriyle yarışıyor.</p>
<p>Geleceğin kazananları da sahip oldukları özgün değerleri koruyabilen şehirler olacak.</p>
<p>Yerel ürünleri korumak geçmişe dönmek değildir. Geçmişten gelen bilgiyi geleceğe taşımaktır. Ve belki de bugün yapabileceğimiz en değerli yatırım budur.</p>
<p>Çorum'da yapılan panel sırasında aklımda sürekli aynı soru dönüp durdu:</p>
<p>Bugün bize sıradan gelen hangi ürünler, aslında geleceğin en büyük değerleri olabilir? Belki bir leblebi... Belki bir ceviz... Belki bir üzüm... Belki de kuşaklar boyunca aktarılan bir üretim bilgisi...</p>
<p>Çünkü bazen bir şehrin geleceği, en modern binasında değil; yüzyıllardır aynı toprakta yetişen bir ürünün içinde saklıdır. Yerel ürünleri korumak geçmişe duyulan özlem değildir. Geleceğe yapılan en değerli yatırımlardan biridir.</p>
<p>Belki de bu yüzden yerel ürün meselesine yalnızca tarım başlığı olarak bakmak büyük bir eksiklik olur. Çünkü mesele yalnızca ne ürettiğimiz değil; nasıl bir gelecek hayal ettiğimizdir. Toprağıyla bağını koruyan şehirler, kültürüyle bağını da korur. Kültürünü koruyan şehirler ise geleceğini.</p>
<p>Çorum'un sahip olduğu bu büyük potansiyelin daha görünür hale gelmesinde Çorum Valisi <strong>Ali Çalgan</strong>, Belediye Başkanı <strong>Halil İbrahim Aşgın</strong> ve Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. <strong>Ali Osman Öztürk</strong> başta olmak üzere konuya emek veren tüm kurumların katkısını önemli buluyorum.</p>
<p>Eğer bu mirası koruyabilir, geliştirebilir ve ekonomik değere dönüştürebilirsek yalnızca ürünlerimizi değil; kültürümüzü, üretim geleneğimizi ve geleceğimizi de korumuş olacağız.</p>
<p>Çorum’u anlatmaya pazar günü yayınlanacak Yaşam Keyfi yazılarımda devam edeceğim…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/corumun-topraginda-yazilan-gelecek-hikayesi-80950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/0/1280x720/corum-1781240139.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çorum’un toprağında yazılan gelecek hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yollar-ve-kusaklar-cin-artik-mal-degil-akis-tasarliyor-80949</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yollar ve kuşaklar: Çin artık mal değil, akış tasarlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9c6ac2a95-1781242986.png" alt="" width="189" height="208" /></strong><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Faw Limanı/Kalkınma Yolu ve Modern Hicaz Demiryolu, Çin’in uluslararası pazarlara daha esnek, daha kısa ve daha düşük riskli koridorlarla ulaşmasında yeni bölgesel bağlantı seçenekleri sunuyor. Bu da ülke olarak bizi küresel oyunun içerisinde kuvvetli tutacaktır.</strong></p>
<p>Çin’i sadece ziyaret ettiğimiz fabrikalar ve incelediğimiz ürünler üzerinden okumak Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ünlü eseri Mesnevi’deki fil hikâyesini çağrıştırıyor bana. Çin ürün veya sektör değil, geleceği tasarlıyor ve bu yolculuğu bütüncül bir perspektifte, sabırla uçtan uca şekillendiriyor. Burada regülasyonların serbest bölgelerde yeniden tanımlanmasından mal akışına, veri akışından enerji akışına, finansman akışından diplomasi akışına tüm resmi küresel ölçekte ve tarihsel bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Kuşak ve Yol Girişimi’ni de bu nedenle yalnızca liman, yol ve demiryolu projesi olarak değil; Çin’in, özellikle küresel ölçekte tek taraflılığın ve korumacılığın yükselişte olduğu bu dönemde, bağlantı kurmak ve bağlantıyı yönetmek için, üretim kapasitesini küresel pazarlara bağlayan çok katmanlı bir etki mimarisi, kuvvet çarpanı olarak görmek “fil”i doğru tarif etmemize de olanak verecek.</p>
<p>Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki Orta Koridor ülkemiz tarafından doğru hamlelerle ve uzun vadeli bir sanayi politikası ile desteklenirse;  Türkiye; Çin, Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa arasında sadece transit geçiş ülkesi değil, ara üretim, montaj, kalite kontrol, dağıtım, servis, finansman ve yeniden ihracat merkezi olabilme fırsatı da yakalayacaktır.</p>
<p>Benzer şekilde; Türkiye’nin de dâhil olduğu, yakın coğrafyamızdaki Büyük Faw Limanı/Kalkınma Yolu ve Modern Hicaz Demiryolu projelerini de aynı resimde yorumlamak gerekiyor. Bu iki projeyi doğrudan Çin projesi olarak değerlendirmek çok doğru olmasa da, bu iki proje de Çin’in uluslararası pazarlara daha esnek, daha kısa ve daha düşük riskli koridorlarla ulaşma ihtiyacına hizmet edebilecek yeni bölgesel bağlantı seçenekleri sunması münasebetiyle, ülke olarak bizi küresel oyunun içerisinde kuvvetli tutacaktır.</p>
<p>Büyük Faw Limanı ve Kalkınma Yolu Projesi; Basra Körfezi’nden başlayıp Irak içinde yaklaşık 1.200 km kara yolu ve demiryolu ile Türkiye sınırına uzanmayı, oradan da Avrupa’ya bağlanmayı hedefleyen bir lojistik omurgadır. 2024’te Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında mutabakat zaptı imzalanmış; resmî açıklamalarda projenin yaklaşık 17 milyar dolar bütçeyle üç aşamada 2028, 2033 ve 2050 hedeflerine bağlandığı belirtilmiştir.</p>
<p>Modern Hicaz Demiryolu başlığı yalnızca nostaljik bir demiryolu restorasyonu olarak okunmamalıdır. Türkiye, Suriye ve Ürdün hattında atılan adımlar; Akabe Limanı üzerinden Kızıldeniz’e, Türkiye üzerinden Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Avrupa’ya açılan yeni bir ulaştırma koridoru fikrini güçlendirmektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b9c81e1e27-1781243009.jpg" alt="" width="800" height="450" /><strong>Faw-Kalkınma Yolu, Çin’in ulaşım ağı </strong><strong>açısından “akış rahatlatma” projesi</strong></p>
<p>Yakın zamanda yaşanan lojistik kazalar, farklı sebeplerle ortaya çıkan terör olayları, bugünlerde de ABD ve İsrail’in İran müdahalesi nedeniyle Kızıldeniz/Süveyş hattında sürekli ortaya çıkan güvenlik riskleri, ilave sigorta ve navlun maliyetleri, Çin’i alternatif kara-deniz kombinasyonlarına daha duyarlı hale getirmektedir. Faw-Kalkınma Yolu bu nedenle Çin’in Kuşak ve Yol girişiminde resmi olarak yer almasa da Çin’in ulaşım ağıyla uyumlu bir “akış rahatlatma” projesi olarak okunabilir.</p>
<p>Esasen, Reuters haber kanallarında verilen bilgiye göre Büyük Faw Limanı işletmesi için kısa listeye alınan şirketler arasında China Merchants Port Group ve Cosco gibi Çinli oyuncuların da yer alması, Çin’in bu düğüm noktasını ticari olarak yakından izlediğini de göstermektedir. Bahse konu bu kısa listeye kalan şirketlere (China Merchants Port Group Co., Taiwan Konteyner Gemi Şirketi Evergreen, Fransız Gemi Şirketler Grubu CMA CGM, İtalyan Gemi Şirketi (MSC), Hintli Adani, Philippine merkezli International Container Terminal Services (ICTSI), Çinli Cosco ve BAE konuşlu ABM Global Shipping LLC) baktığımızda konunun küresel güç odakları için de ne denli cazip olduğunu görebilmek mümkün. ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, Körfez, Avrupa ve Asya bağlantılarıyla bu hatları küresel tedarik zinciri kırılmalarına karşı daha da kritik hale getirmiştir.</p>
<p>Modern Hicaz hattı; güçlü Türkiye hedeflerimiz ile doğru yönetilirse ve Umman-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa eksenine dönüşebilirse, Süveyş’e alternatif değilse bile Süveyş’i dengeleyen ikinci bir hareket alanı oluşturabilir.</p>
<p>Bu hatlar; Çin için tedarik zincirini rahatlatan, G7 için de alternatif ve dengeleyici, Türkiye için ise üretim, lojistik ve diplomasi kabiliyetini aynı masada birleştiren projelerdir.</p>
<p>Bu yıl ziyaret etme imkânım olmadı ancak Çin’in ölçekten katma değere evrilme süreciyle doğrudan ilişkili olduğu için kısaca Hainan Serbest Ticaret Limanı’ndan da bahsetmek istiyorum.  Bu liman, Çin’in dışa açılma politikasında yeni bir deneme alanı olarak karşımıza çıkıyor. Ada genelinde özel gümrük işleyişine geçileceği; “sıfır gümrük vergisi” kapsamındaki ürün sayısının 6.637’ye ulaştığı ve uluslararası yatırımcılar için yeni fırsatlar doğduğu belirtilmektedir. Mal, sermaye, insan, veri ve hizmet akışını kolaylaştıran düzenlemelerle Çin, kendi iç pazarını dünyaya kontrollü biçimde açarken, aynı zamanda yüksek standartlı uluslararası ticaret kurallarına uyum kabiliyetini de geliştirmektedir. Bu bakış, Çin’in “ölçekten katma değere geçiş” arayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Çin, yalnızca daha fazla üretmek istememekte; üretimin hangi vergi rejimiyle, hangi lojistik kapıdan, hangi yatırımcı güveniyle ve hangi uluslararası standartla dünyaya bağlanacağını da tasarlamaktadır. Hainan, bu anlamda Çin’in gelecekteki dışa açılma modelinin küçük ölçekli fakat stratejik bir prototipi olarak okunmalıdır.</p>
<p><strong>Yollarda gözümüze </strong><strong>ilişenler: hayalet şehirler</strong></p>
<p>Bizler reel sektör temsilcileri olarak şirketlerimizin finansal sağlığını ve rekabet avantajlarını veya dezavantajlarını analiz etmek, stratjik yol haritalarımızı oluşturmak veya revize etmek için belli dönemlerde hem çevresel hem de içsel yapıyı PESTEL Analizi (Political, Economic, Social, Technological, Environmental, Legal) ve SWOT Analizi (Strengths-Güçlü Yönler, Weaknesses-Zayıf Yönler, Opportunities-Fırsatlar, Threats-Tehditler) gibi yöntemlerle irdeleriz. Bu düşünce mantığıyla, ziyaretimizde yer alan tespit ve değerlendirmelerimizde de, Çin’i doğru okumak için, Çin’de oluşan veya muhtemel kırılganlıklara da değinmek istiyorum.</p>
<p>Bunlardan ilkini yaşlanan nüfus olarak önceki kısımlarda ifade etmeye çalıştım. Bir diğer tespitim, açık kaynaklarda da okuduğum hayalet şehirler. Bu ziyaretimizde kara yolunu da sıklıkla kullandığımız için şehirlerde veya şehirlerin büyüyen kesimlerinde başlamış ama yarım kalmış, tamamlanmış ancak oturum başlamamış yüzlerce büyük proje gördük her gittiğimiz yerde. Her birisi kendi içerisinde mahalle gibi olan bu hayalet yapılar iç talep zayıflığının ve gayrimenkulde durgunluğun göstergeleri olarak dikkatimizi çekti.</p>
<p>Bu riskleri ve kırılganlıkları saha gözlemlerimizle de eşleştirince, Çin’in neden kalite, teknoloji ve katma değere yönelmek zorunda olduğunu daha kolay açıklamak da mümkün. Kapasite büyüdükçe fiyat savaşları artıyor. Fiyat savaşları arttıkça kârlılık düşüyor. Kârlılık düştükçe devlet, sektörleri konsolide etmek, zayıf oyuncuları elemek ve güçlüleri teknolojiye zorlamak istiyor. Bu nedenle Çin’in 15’inci Beş Yıllık Planı’nın omurgasını teşkil eden “yüksek kaliteli kalkınma” söylemi yalnızca ideolojik bir slogan değil, kapasite doygunluğunun doğal bir ekonomik sonucu da aslında.</p>
<p>Bu arada, hızlı kentleşme ve gayrimenkul odaklı büyüme politikaları nedeniyle inşa edilen ancak tamamlanamayan veya doluluk oranları çok düşük olan bu devasa projelerin 80 milyon kişiyi barındırabilecek kapasitede olduğunu farklı kaynaklarda okuyunca, saha gözlemlerim daha da yerine oturdu. Diğer taraftan, 2018 yılında ülkemizde yaşanan konut krizinden aldığımız dersler ve almamız gereken tedbirleri de Çin’deki resim üzerinden bir daha okumak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yollar-ve-kusaklar-cin-artik-mal-degil-akis-tasarliyor-80949</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/5-1781243022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yollar ve kuşaklar: Çin artık mal değil, akış tasarlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-win-eurasiada-yatirimcilarla-bulustu-80963</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB, WIN EURASIA&#039;da yatırımcılarla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB), sanayi ve teknoloji sektörünün önemli organizasyonlarından biri olan WIN EURASIA 2026 kapsamında yatırımcı ve sanayicilerle bir araya geldi.</p>
<p>İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen fuarda Kütahya OSB, bölgenin sanayi altyapısını, yatırım imkanlarını ve genişleme projelerini tanıttı. Organize sanayi bölgesi yetkilileri, fuar boyunca yerli ve yabancı yatırımcılarla görüşmeler gerçekleştirerek bölgenin sunduğu avantajlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p data-start="605" data-end="880">Kütahya OSB'den yapılan açıklamaya göre, fuarda özellikle yeni yatırım alanları ve genişleme sahalarına ilişkin sunumlar yatırımcıların ilgisini çekti. Bölgenin lojistik imkanları, üretim altyapısı ve yatırım süreçlerine yönelik sağlanan destekler de ziyaretçilere aktarıldı.</p>
<p data-start="882" data-end="1168">Kütahya OSB Teknik Bölge Müdür Yardımcısı Burak Takıl, Harita ve İmar Şefi Gülçin Topuz, Stratejik Planlama ve Proje Geliştirme Şefi Baran Zafer Kaya ile Kurumsal İletişim Şefi Ali Rıza Vidinlioğlu'nun yer aldığı heyet, fuar süresince çok sayıda sektör temsilcisiyle temaslarda bulundu.</p>
<p data-start="1170" data-end="1235"><strong data-start="1170" data-end="1235">Sanayide dijital dönüşüm ve iş birliği fırsatları gündemdeydi</strong></p>
<p data-start="1237" data-end="1554">Kütahya OSB heyeti, fuar kapsamında otomasyon, makine teknolojileri ve dijital dönüşüm alanlarında faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası firmaların stantlarını da ziyaret etti. Görüşmelerde üretim teknolojilerindeki son gelişmeler, sanayide verimlilik odaklı çözümler ve olası iş birliği imkanları değerlendirildi.</p>
<p data-start="1556" data-end="1829" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Sanayi bölgeleri arasındaki rekabetin yatırım çekme kapasitesi, altyapı kalitesi ve genişleme imkanları üzerinden şekillendiği bir dönemde Kütahya OSB'nin fuarda yürüttüğü tanıtım faaliyetlerinin, bölgenin yeni yatırımlardan pay alma hedeflerine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p data-start="1556" data-end="1829" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Fuar 13 Haziran'da sona erecek. </p>
<p data-start="1556" data-end="1829" data-is-last-node="" data-is-only-node=""> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-win-eurasiada-yatirimcilarla-bulustu-80963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/3/1280x720/kutahya-osb-win-eurasiada-yatirimcilarla-bulustu-1781243556.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya OSB, WIN EURASIA&#039;da bölgenin sanayi altyapısını, yatırım imkanlarını ve genişleme projelerini tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alisoft-resto-yapay-zeka-destekli-cozumlerle-restoranlarin-dijital-donusumune-odaklandi-80967</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alisoft Resto, restoranların dijital dönüşümüne odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong><br /><br />Sipariş yönetimi, masa takibi, stok kontrolü ve raporlama gibi süreçleri tek panel üzerinden yönetilebilen Alisoft Resto'nun, işletmelerin günlük operasyonlarını daha hızlı ve kontrollü şekilde yürütmesine imkan tanıdığı belirtildi.</p>
<p>Alisoft Resto Üst Yöneticisi (CEO) Ali Yıldız, gıda ve hizmet sektöründe dijitalleşmenin işletmeler açısından giderek daha kritik hale geldiğini belirterek, yoğun müşteri trafiğine sahip işletmelerde hızlı ve ölçülebilir süreç yönetiminin öneminin arttığını ifade etti.</p>
<p>Yıldız, işletmelerin yalnızca ürün ve hizmet kalitesiyle değil, zaman yönetimi ve operasyonel verimlilik açısından da rekabet ettiğini kaydederek, “Alisoft Resto ile sipariş alma, ödeme takibi, masa yönetimi, stok kontrolü ve raporlama süreçlerini daha hızlı ve kontrollü hale getiriyoruz. İşletmelerin işlerini kolaylaştıran, sürdürülebilir ve gelişime açık bir yazılım altyapısı sunmayı amaçlıyoruz”  ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni yönetmeliğe uyumlu dijital menü altyapısı</strong></p>
<p>Yıldız, gıda sektöründe mevzuata uyumun önem kazandığına işaret ederek, şirketin geliştirdiği dijital menü altyapısının Tarım ve Orman Bakanlığının yeni düzenlemelerine uygun şekilde tasarlandığına dikkat çekti.</p>
<p>Sistemin, menü içerikleriyle birlikte ürünlere ait kalori, protein ve alerjen bilgilerinin dijital ortamda yayımlanmasına imkan sunduğunu aktaran Yıldız, , “ Geliştirdiğimiz yazılım işletmelerin hem müşterilere daha detaylı bilgi vermesine hem de uyum süreçlerini kolaylaştırmasına katkı sağlıyor.  Dijital menü altyapısı sayesinde işletmeler ürün içeriklerini ve besin değerlerini merkezi olarak yönetebiliyor, gerekli güncellemeleri anlık olarak müşterilere yansıtabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Yapay zeka desteği raporlama ve analiz süreçlerini hızlandırıyor</strong></p>
<p>Şirket, yapay zeka teknolojilerini raporlama, veri analizi, satış takibi ve stok yönetimi gibi alanlarda kullanarak işletmelerin karar alma süreçlerini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli çözümlerin yalnızca büyük ölçekli şirketlere değil, küçük ve orta ölçekli işletmelere de erişilebilir olması gerektiğini belirten Yıldız, “Bu doğrultuda pratik ve uygulanabilir sistemler geliştirdik.Yapay zekanın sunduğu analiz ve işlem kapasitesi sayesinde işletmeler veriye daha hızlı ulaşabiliyor, raporları daha kısa sürede değerlendirebiliyor ve karar süreçlerini daha sağlıklı yönetebiliyor “diye konuştu</p>
<p><strong>Restoran sektöründe dijitalleşme hız kazanıyor</strong></p>
<p>Restoran ve kafe sektöründe teknoloji kullanımının son yıllarda hızla arttığına dikkati çeken Yıldız, QR menü uygulamaları, anlık satış takibi, stok kontrolü, müşteri alışkanlıklarının analiz edilmesi ve detaylı raporlama sistemlerinin işletmelere önemli avantajlar sunduğunu kaydetti.</p>
<p>Farklı ölçeklerdeki işletmelere hizmet verdiklerini belirten Yıldız, sistem sayesinde satış performansı, personel verimliliği, ürün hareketleri ve müşteri taleplerinin daha şeffaf şekilde izlenebildiğini,  <strong>Alisoft Resto yazılımın </strong> ayrıca paket servis süreçlerine yönelik yeni modüller üzerinde çalıştığı, söz konusu geliştirmelerin tamamlanmasının ardından işletmelere daha kapsamlı bir yönetim altyapısı sunulmasının hedeflediğini  söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alisoft-resto-yapay-zeka-destekli-cozumlerle-restoranlarin-dijital-donusumune-odaklandi-80967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/7/1280x720/alisoft-resto-yapay-zeka-destekli-cozumlerle-restoranlarin-dijital-donusumune-odaklandi-1781244467.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Restoran ve kafe işletmelerine yönelik yazılım çözümleri geliştiren Eskişehir merkezli  Alisoft Resto, yapay zeka destekli altyapısıyla işletmelerin operasyonel süreçlerini dijital ortama taşıyarak verimliliği artırmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dunya-fahri-konsoloslar-dernegi-bakan-gurlek-ile-bir-araya-geldi-81005</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Fahri Konsoloslar Derneği, Bakan Gürlek ile bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Fahri Konsoloslar Derneği (DFKD), düzenlediği aylık buluşmalar kapsamında Bangladeş Fahri Konsolosu Kazım Özer’in ev sahipliğinde düzenlenen bir toplantı ile Adalet Bakanı Akın Gürlek ile bir araya geldi.</p>
<p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, Honduras'ın İstanbul Fahri Konsolosu Emre Ete’nin yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü DFKD, bu buluşma ile hukuk, adalet, diplomasi ve ekseninde verimli istişarelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2bd1195c46e-1781256473.jpg" alt="" width="700" height="525" />Toplantıda tüm fahri konsolosların sözcülüğünü Paraguay Fahri Konsolosu ve Honest Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Deveci üstlendi. Toplantıda Türkiye ile temsil ettikleri ülkeler arasındaki ticari, ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerin geliştirilmesi konusunda çalışan fahri konsolosların faaliyet alanlarına ilişkin gündemleri ve bu süreçte yaşadıkları bazı sorunlara karşı çözüm önerilerini ortaya koyan Devecinin, Adalet Bakanlığı ile iletişim ve iş birliği süreçlerinin güçlendirilmesi konusunda konsolosların beklentilerini aktardığı bildirildi.</p>
<p><strong>“Ortak aklın, istişarenin ve güçlü diyaloğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük”</strong></p>
<p>Bakan Gürlek ile gerçekleştirdikleri buluşmanın samimi bir atmosferde geçtiğini kaydeden DFKD Yönetim Kurulu Başkanı Emre Ete, “Toplantıda ortak aklın, istişarenin ve güçlü diyaloğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük. Dünya Fahri Konsoloslar Derneği Başkanı olarak, fahri konsoloslar arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi, ülkeler arasındaki dostluk ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkı sunmayı ve ülkemizin uluslararası alandaki temsil gücünü artırmayı önemli bir sorumluluk olarak görüyorum. Bu doğrultuda yürüttüğümüz çalışmaların her geçen gün daha da güçlenmesinden memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2bd1285a7ff-1781256488.jpg" alt="" width="700" height="390" /><strong>"Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine katkı sağlayacak her türlü çalışmaya destek vermeye hazırız"</strong></p>
<p>Fahri konsoloslar olarak Türkiye ile temsil ettikleri ülkeler arasında ekonomik, ticari, kültürel ve insani ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmaya çalıştıklarını kaydeden Paraguay Fahri Konsolosu ve Honest Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Deveci ise, “Bu önemli faaliyetleri yürütürken kamu kurumlarımızla yakın iş birliği içinde hareket etmenin önemine inanıyoruz. Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine katkı sağlayacak her türlü çalışmada destek vermeye hazırız. Toplantıda Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Türkiye’nin uluslararası alandaki konumu, hukukun üstünlüğü, küresel iş birlikleri ve ülkeler arası ilişkilerin geliştirilmesine yönelik değerli değerlendirmeleri dinledik. Akabinde Gürlek’in çözüm noktasında gerekli talimatları verdiği, verimli bir toplantı gerçekleştirdik.” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dunya-fahri-konsoloslar-dernegi-bakan-gurlek-ile-bir-araya-geldi-81005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/699-1781256454.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Fahri Konsoloslar Derneği (DFKD), aylık buluşmalar kapsamında, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fitch-halkbankin-finansal-kapasite-notunu-yukseltti-80996</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch, Halkbank’ın finansal kapasite notunu yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Halkbank’ın finansal kapasite notunu "b-" seviyesinden "b" seviyesine yukarı yönlü revize etti.</p>
<p>Halkbank’tan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, bankanın uzun vadeli yabancı para ve uzun vadeli yerel para notlarının "BB-", ilgili notların görünümlerinin ise "Durağan" olarak teyit edildiği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fitch-halkbankin-finansal-kapasite-notunu-yukseltti-80996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/halk-katilim-bankasi-as-halkbank-1749032373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings, Halkbank’ın finansal kapasite notunu &quot;b-&quot;den &quot;b&quot;&#039;ye yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/petrol-ofisi-akaryakit-sektorunde-en-degerli-marka-secildi-80994</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol Ofisi, akaryakıt sektöründe 4. kez en değerli marka seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Petrol Ofisi Grubu, uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance tarafından yayımlanan "Türkiye 125 - Türkiye'nin En Güçlü ve En Değerli Markaları" araştırmasında üst üste dördüncü kez akaryakıt sektörünün en değerli markası seçildi.</p>
<p>Türkiye'nin enerji altyapı grubu Petrol Ofisi'nin, akaryakıt sektörünün en değerli markası ünvanını üst üste dördüncü yıla taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Brand Finance'in değerlendirmesine göre, Petrol Ofisi Grubu'nun marka değeri bu yıl bir önceki yıla göre yüzde 14,6 artış sağladı. Rapora göre, Petrol Ofisi'nin bp istasyonlarını bünyesine katması ve dönüşüm sürecini hızla gerçekleştirmesi, markanın görünürlüğünü ve büyüme ivmesini destekleyen temel faktörlerden biri oldu.</p>
<p>Şirket açıklamasında göre, bu stratejik birleşmeyle Petrol Ofisi, 2 bin 700'ü aşkın istasyondan oluşan ağıyla Türkiye'nin açık ara en yaygın akaryakıt istasyon ağına sahip markası konumunu daha da güçlendirdi. Açıklamada, "Ülkenin dört bir yanına yayılan bu benzersiz erişim gücü, markanın görünürlüğünü artırırken müşterilerine daha yüksek standartlarda hizmet sunma kapasitesini de artırdı." denildi. </p>
<p>Petrol Ofisi Grubu Pazarlama Direktörü (CMO) Murat Zengin, Brand Finance tarafından üst üste dördüncü kez Türkiye'nin marka değeri sıralamasında akaryakıt sektörünün en değerli markası olmaktan büyük gurur duyduklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu başarı, uzun vadeli büyüme stratejimizin, güçlü finansal performansımızın ve Türkiye'nin enerji altyapısına yaptığımız yatırımların somut bir göstergesi. bp satın almasıyla yalnızca istasyon ağımızı genişletmekle kalmadık, 'Siz Ne İsterseniz O' vizyonuyla istasyonlarımızı yaşam alanına dönüştürerek müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerimizi daha zenginleştirdik ve sektöre kattığımız değeri artırdık. Bugün geldiğimiz noktada markamızın değerindeki artış da ekosistemimize kattığımız gücün ve müşterilerimizin bize duyduğu güvenin bir sonucu. Türkiye'nin enerji geleceğine yatırım yapmaya ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda sektörümüze öncülük etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/petrol-ofisi-akaryakit-sektorunde-en-degerli-marka-secildi-80994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/petrol-ofisi-1749644912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol Ofisi, Brand Finance&#039;in araştırmasında üst üste dördüncü kez akaryakıt sektörünün en değerli markası seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-1-milyar-liralik-ithalat-maliyetini-sifirlayacagiz-80956</guid>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfırlayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Türk Kızılay Ödülleri Töreni'ne katıldı.</p>
<p>Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Türk Kızılay'ın 158. yaş gününün ülke, millet, sivil toplum camiası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.</p>
<p>Milletin vicdan ve merhametinin, inanç ve hamiyetinin sembolü olan hilalin ışığını yeryüzünün dört bir yanına taşıyan gönüllülere, hayırseverlere, bağışçılara ve Kızılay çalışanlarına şükranlarını sunan Erdoğan, Kızılaya canından can katan, kanından kan veren, bu müesseseyi imar ve ihya eden tüm vatandaşlara yürekten teşekkür etti.</p>
<p>"Dünyanın farklı bölgelerinde kalbi bizimle atan, Kızılaya yaptığı bağışlarla ahdine, mazisine, geleceğine, vahdet ve uhuvvetine sahip çıkan tüm dostlarımızdan Allah razı olsun diyorum." ifadesini kullanan Erdoğan, Türk Kızılayın kurucuları Dr. Marko Paşa, Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa'yı saygıyla yad etti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapının küresel bir iyilik ve dayanışma hareketine dönüşmesinde payı olan, emeğiyle, çabasıyla, gayretiyle, alın ve fikir teriyle bu kuruluşa katkı sunan fakat artık fani dünyadan ebedi aleme göç eden tüm büyüklere Allah'tan rahmet niyaz etti.</p>
<p>Kriz ve çatışma bölgelerinde, afet ve acil yardım çalışmalarında, aziz milletin yardım elini mağdurlara, mazlumlara, masumlara uzatırken şehit düşenleri rahmetle anan Erdoğan, dört ana kategoride ödüllerini verecekleri kişi, kurum, kuruluş ve firmaları şahsı ve milleti adına tebrik etti, başarılarının daim olmasını diledi.</p>
<p>Tarihin her sayfasında Türk milletinin yer aldığı kısımlarda daima ahlakla, erdemle, şefkat ve merhametle karşılaşıldığını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>"Dayanışma gibi, paylaşma gibi, iyilik ve hayırda yarışma gibi hasletler bizim milli seciyemizin temel unsurlarıdır, hamurumuzun özü ve mayasıdır. Bunlar, millet olarak insanlığa en güzel örneklerini verdiğimiz mazi, hal ve istikbal hattında asırlar boyunca sancaktarlığını üstlendiğimiz değerlerdir. Bizim beslendiğimiz o mümbit kaynakta, ruh köklerimizin uzandığı o bereketli toprakta acıyı dindirmek için, yarayı sarmak için, hepsinden öte bir derde deva olmak için kelimeye, cümleye, lügate ihtiyaç duyulmaz. Mazluma ve mağdura dili, dini, mezhebi sorulmaz. İhtiyaç sahibinin ırkına, rengine, meşrebine, kim olduğuna bakılmaz. Garibin, yoksulun, yetim ve öksüzün duasını almak, düşenin elinden tutmak, merhum Mehmet Akif'in ifadesiyle 'Hakkı tutup kaldırmak', rıza-i ilahiden başka hiçbir amaç, hiçbir kaygı taşımaz. Bizim tüm bu hassasiyetlerimiz, tarih boyunca kurduğumuz devletlerde olduğu gibi vakıf, dernek ve cemiyetlerimizde de en parlak şekilde tebarüz etmiştir."</p>
<p><strong>Cephe gerisinde Kızılayın rolü</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Haziran 1868'de Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti adıyla kurulan Türk Kızılayın bu müesseselerden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Cephe gerisindeki hastaneleriyle, hasta taşıma servisleriyle, donattığı hastane gemileriyle, yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hasta bakıcılarla Türk Kızılayın 93 Harbi'nden Kıbrıs Barış Harekatı'na kadar milletin varoluş mücadelesi verdiği tüm savaşlarda Mehmetçiğin yardımına koştuğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bilhassa, Çanakkale Zaferi, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı'nda Kızılayın rolü çok ama çok önemlidir. Kızılay'ımız, milli mücadele döneminde diğer hizmetlerinin yanı sıra cepheye tam 40 bin sandık sağlık malzemesi taşımış, kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla cefakar milletimizin, aynı zamanda gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin dişinden tırnağından artırarak yaptığı bağış ve yardımları askerlerimize ulaştırmıştır. Bakınız merhum Mehmet Emin Yurdakul, Hilal-i Ahmer hanımlarına ithaf ettiği şiirinde o kahraman yürekleri nasıl selamlıyor; 'Size selam, size hürmet, ey hilalin kadınları. Size selam, size hürmet, ey yurdun pak alınları. Ölümlerin önlerinde sargıları bağlayan siz, cenazeler üzerinde matemlerle ağlayan siz. Yara sarmak, can kurtarmak, bu ne iyi, ne güzel iş. Kullarına Cenabıhakk bundan güzel iş vermemiş. Bırakmasın Allah'ımız çatıları merhametsiz, vatanları merhametsiz, bizi sizsiz ve şefkatsiz.' Ben de Rabb'im bizi Kızılaydan mahrum bırakmasın diyorum."</p>
<p>"Kızılay, Filistin'de, Bosna'da, Afganistan'da, Somali'de, Irak'ta, Suriye'de ve daha pek çok yerde yürüttüğü çalışmalarla gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin sadece kalplerine değil zihin ve hafızalarına da kazınmıştır." ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin, iç savaşlardan dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan muhacirlere bir ensar şuuruyla yaklaştığını ve şefkat kucağını açtığını söyledi.</p>
<p>Hilal-i Ahmer'in, doğal afet ve salgın dönemlerinde bakım, barınma ve beslenme faaliyetleriyle de ön safta yer aldığını belirten Erdoğan, "Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay, bu ülkenin övünç kaynağıdır. Kızılay, medeniyetimizin kimlik vesikası, milli ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi bugün bir kez daha tebrik ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Türk Kızılayın afet yönetiminden kan hizmetlerine, uluslararası yardımlardan sağlık ve sosyal hizmetlere, eğitim çalışmalarından barınma, beslenme ve psiko-sosyal desteklere çalışmalarını bugün de başarıyla sürdürdüğünü anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Şube, temsilcilik ve delegasyonlarıyla kan bağışı, hastane, lojistik ve tıp merkezleriyle ihtiyaç sahiplerine yönelik ücretsiz butik mağazalarıyla tüm bu faaliyetler özverili bir şekilde sınır ve engel tanımadan devam ediyor. Gönüllülerimiz ve Kızılay mensuplarımız hizmetlerine ihtiyaç duyulan her yerde adeta arı gibi çalışıyor. Netanyahu'nun başını çektiği siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de, Kızılayımız bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı. 7 Ekim'den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptık. Aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı.</p>
<p>Vekaletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti. Ateşkes sonrası başlattığı 'Gazze, Neşeli Çocuklar Projesi'yle Gazze'deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psiko-sosyal destek faaliyetleri ifa ediyor. Kızılay Gazze Ofisi, eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor. Gazze'nin yanı sıra siyonist barbarların hedefi olan Lübnan'da da Kızılay, gayretleriyle milletimizin yüzünü ağartmaktadır. Dünkü grup konuşmamda ifade ettiğim gibi İsrail, mevcut yönetim altında ham maddesi sadece kan ve gözyaşı, sadece istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür."</p>
<p>"Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır." ifadesini kullanan Erdoğan, "Bugün Hitler'in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır." dedi.</p>
<p>Türkiye'nin bir taraftan mazlumlara yardım elini uzatırken diğer taraftan da katliam şebekesinin hukuk ve tarih önünde hesap vermesi için elinden geleni yapmaya devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada şunu da gururla ifade etmek isterim, Kızılayımız, 190'ı aşkın üyeye sahip Kızılay-Kızılhaç Cemiyeti içinde geçtiğimiz yıl en fazla sayıda ülkeye en çok yardım ulaştıran birinci ulusal cemiyet olmuştur." diye konuştu.</p>
<p>Kızılayın elde ettiği bu başarının aynı zamanda Türk milletinin cömertliğinin, alicenap karakterinin ve dayanışma bilincinin de en açık göstergesi olduğunu söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şunun da altını önemle çizmek durumundayım, 6 Şubat depremlerinde Kızılayımız tarihinin en büyük afet müdahale operasyonunu icra etmiştir. Kızılay, asrın felaketinden çıkardığı derslerle afetlere hazırlık vizyonunu güçlendirmiş, kapasitesini yeniden ve daha güçlü biçimde inşa etmiştir. Deprem bölgesinde 400 milyonun üzerinde sıcak yemek ve paketli gıdayı afetzedelerimize dağıtmıştır. On binlerce çadır ve battaniye yardımının yanı sıra AFAD'ımızın barınma hizmetlerine destek olmuştur. Mobil mutfak, mobil fırın, mobil aşevleri ve ikram araçlarıyla sahada beslenme hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde sunulmasını sağlamıştır.</p>
<p>Depremden en çok etkilenen 6 ilimizde kurulan toplum hizmet merkezleriyle koruma, barınma, su ve sanitasyon alanlarında kapsamlı projeler gerçekleştirilmiştir. Esnaf ve Çiftçi Destek Programları dahilinde on binin üzerinde esnaf ve çiftçimize nakit destek verilmiştir. Bu vesileyle depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bugün bir kez daha rahmetle anıyorum. Kızılay ve AFAD'ımızla birlikte arama-kurtarma çalışmalarından, şehirlerimizin yeniden inşasına deprem bölgemizin ayağa kaldırılmasında emeği geçen tüm kurumlarımıza, gönüllü kuruluşlarımıza ve hayırseverlerimize bir kez daha teşekkür ediyorum."</p>
<p><strong>"Kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz"</strong></p>
<p>Kızılayın geçtiğimiz yıl 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışıyla yeni bir rekora imza attığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve milli yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor. Birazdan inşallah canlı bağlantıyla temelini atacağımız Çubuk ilçemizde 130 bin metrekare alana sahip Protürk Fabrikası da bunlardan biridir. Protürk Projesiyle kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz. Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız. Böylelikle Türkiye'yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dahil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Projenin ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, emeği geçenleri kutladı.</p>
<p>Yurt dışından ithal edilen kan torbalarının da Türkiye'nin kendi imkanlarıyla üretileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Silivri'deki fabrikamızın da kuruluş çalışmaları sürüyor. Bu fabrikanın tamamlanmasıyla yıllık yaklaşık 3 milyon kan torbasını ülkemizde ve kendi tesisimizde imal ederek 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfıra indireceğiz. Çok yakın bir dönemde hizmete alacağımız bu yatırımın da hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Kızılay camiamızın her bir mensubuna, iyiliği omuzlayan merhamet çınarımıza gözü gibi bakan tüm gönüllülerimize, bağışçılarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-1-milyar-liralik-ithalat-maliyetini-sifirlayacagiz-80956</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/74-1781241975.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Kızılay Ödülleri Töreni&#039;nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Silivri&#039;deki fabrikamızın da kuruluş çalışmaları sürüyor. Bu fabrikanın tamamlanmasıyla yıllık yaklaşık 3 milyon kan torbasını ülkemizde ve kendi tesisimizde imal ederek 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfıra indireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turka-249-arac-muayene-istasyonu-kuracak-80928</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turka, 249 araç muayene istasyonu kuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turka, 2027-2047 döneminde yürüteceği araç muayene hizmetleri için Türkiye genelinde istasyon kuracak iş ortaklarıyla anlaşma imzaladı.</p>
<p>İstanbul'daki Turka Genel Merkezi'nde düzenlenen imza töreniyle 81 ilde kurulacak yeni nesil araç muayene istasyonları için saha yapılanması süreci resmen başladı.</p>
<p>Geçen yıl gerçekleştirilen ihale kapsamında 2027-2047 dönemi için araç muayene hizmetlerine hazırlanan Turka, Türkiye genelinde 249 araç muayene istasyonu ve 100 mobil istasyonla hizmet verecek.</p>
<p>Türkiye'den Met-Gün Grup ile ABD merkezli Opus Group'un yanı sıra Itversia Gestion SL ve VTV Norte SA şirketlerinden oluşan MOI Ortak Girişim Grubu, söz konusu hizmeti Turka markası altında sürdürecek.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı koordinasyonunda sonuçlanan ve 1,72 milyar dolarlık işletme hakkı devrini kapsayan işlem, KPMG raporlarına göre, 2025'te Türkiye'de gerçekleştirilen en büyük satın alma işlemi olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Her yıl yaklaşık 16 milyon aracın muayene edildiği Türkiye'de, 34 milyonun üzerindeki araç parkına hizmet vermeyi hedefleyen sistemin daha hızlı, dijital ve erişilebilir bir araç muayene deneyimi sunması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"81 ilde 249 istasyonu hizmete açacağız"</strong></p>
<p>Turka İcra Kurulu Üyesi Serhan Salman yaptığı değerlendirmede, 15 Ağustos 2027 itibarıyla başlayacak yeni dönemde araç muayene sistemini dijitalleşme, veri analitiği ve yapay zeka temelli bir yapıyla kurguladıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin 81 ilini tek tek analiz ettiklerini belirten Salman, her ilin ihtiyaçları, kapasitesi ve büyüme potansiyeline göre istasyon ve kanal planlaması yaptıklarını ifade etti.</p>
<p>Salman, vatandaşların en kolay ulaşabileceği noktalarda hizmet vermeyi hedeflediklerini vurgulayarak, "81 ilde 249 istasyonu hizmete açacağız. Ayrıca mobil istasyonlarımız olacak. Bakanlığın bizden beklentisi 75 mobil istasyondu. Biz 100 civarında mobil istasyonla yola gireceğiz. Ayrıca ileride ihtiyaca göre bunu 250'ye de artırmamız söz konusu olabilir. Bunu zaman gösterecek." dedi.</p>
<p>Araç muayene süreçlerinde yapay zeka destekli yeni teknolojilerin kullanılacağını belirten Salman, plaka tanıma sistemleri, üç boyutlu görüntüleme teknolojileri ve veri analitiğiyle araçların istasyonlara giriş ve çıkış süreçlerinin hızlandırılacağını dile getirdi.</p>
<p>Salman, kredi kartı ve banka kartıyla yapılan ödemelerde alınan komisyon konusunda da adım atacaklarını belirterek, "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızla yaptığımız görüşmeler sonucunda Turka döneminde, 15 Ağustos 2027'den itibaren artık kredi kartlarından veya banka kartlarından bir komisyon uygulamasını ortadan kaldırıyoruz. Bunun da bir memnuniyet yaratacağını düşünüyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>Elektrikli araçların yaygınlaşmasının araç muayene süreçlerinde yeni ihtiyaçlar doğurduğunu aktaran Salman, elektrikli araçlara özel muayene sistemleri üzerinde çalıştıkları bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>"Kadın istihdamı artırılacak"</strong></p>
<p>Salman, kadın istihdamını artırmaya yönelik projelerine de değinerek, konuşmasına şöyle devam etti:</p>
<p>"Sadece kadınların çalışacağı, teknik personelden idareye kadar kadınların görev alacağı istasyon tasarımlarımızın da olmasını planlıyoruz. Ayrıca kadınlara istasyonlarımızda bazı öncelikler tanıyacağız. Kadınların daha hızlı şekilde istasyonlarda hizmet alabilmesi için onlara özel kanallar oluşturmak da istiyoruz. Böylece onların daha hızlı şekilde istasyonlardan çıkışlarını da sağlamaya çalışacağız. Ayrıca Turka Akademi adı altında bir akademi kuracağız. Burada personelin hepsini eğitiyor olacağız. Onlara da sertifikasyon süreçleri gerçekleştireceğiz ve sektöre de bu alanda personel kazandırmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla eğitim ve sertifikasyon bunun bir parçası. Bunun da büyük bir katma değer yaratacağını düşünüyorum."</p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 7 milyon motosiklet bulunduğunun bilgisini paylaşan Salman, motosiklet yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde motosikletlere özel muayene alanları oluşturmanın da planları arasında yer aldığını belirtti.</p>
<p>Salman, ulaşılması güç bölgelerde hizmet verebilmek amacıyla mobil istasyonlar oluşturulacağını, bu istasyonların yoğun dönemlerde ek kapasite oluşturmak amacıyla da kullanılacağını vurguladı.</p>
<p>Araç sahiplerinin bekleme sürelerini azaltmayı da hedeflediklerini ifade eden Salman, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bekleme sıraları ve istasyonlarda kaybedilen süreler üzerinde bir müşteri memnuniyeti planlamamız var. Burada da veri analitiği devreye giriyor. Bütün bunları tek tek analiz ediyoruz. Turka istasyonlarında plaka tanıma sistemlerinden üç boyutlu görüntüleme yapılarına varıncaya kadar yeni teknolojilerin hepsi kullanılıyor olacak. Böylece hızlı şekilde araçlarımızın istasyonlara girmesini, istasyonlardan da doğru bir şekilde çıkışını sağlamayı hedefliyoruz. Bu şekilde süreçleri takip edeceğiz ve sürekli kendimizi geliştireceğiz. Nerede ihtiyaç görünüyorsa oralarda gerekli hizmetleri sağlamak için elimizden geleni yapacağız."</p>
<p><strong>"Amacımız istasyonların işletme süresi boyunca çevresel açıdan sürdürülebilir olmasını sağlamak"</strong></p>
<p>MOI Ortak Girişim Grubu (Turka) ortaklarından Opus'un Üst Yöneticisi (CEO) Lothar Geilen da 2027'de başlayacak yeni dönemde araç muayene hizmetlerinde verimlilik, teknoloji ve sürdürülebilirliğe odaklanacaklarını belirtti.</p>
<p>Geilen, araç muayenelerini mevcut sisteme kıyasla daha verimli gerçekleştirmeyi hedeflediklerini vurgulayarak, "Muayene süreçlerini sadeleştirmek, araçları daha iyi incelememize ve kritik bileşenleri daha iyi değerlendirmemize yardımcı olacak yeni teknolojileri sisteme dahil etmek istiyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'deki araç parkının gelecekteki ihtiyaçlarını dikkate aldıklarını belirten Geilen, teknoloji tarafında ise özellikle elektrikli araçlara odaklandıklarını söyledi.</p>
<p>Geilen, "20 yıllık işletme süresinin sonunda Türkiye yollarında çok sayıda elektrikli araç olacak ve bizim buna hazır olmamız gerekiyor. Bu araçların bataryalarının güvenli ve verimli çalıştığından emin olmak için gerekli test teknolojilerine sahibiz. Bunun yanında araçlar giderek daha gelişmiş teknolojilerle donatılıyor. Araçlarda çok sayıda sensör sistemi bulunuyor. Araçların güvenli olduğundan emin olmak için bu sistemleri araç içi teşhis teknolojilerimizle kontrol edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'de altyapı projelerinde ve birçok farklı ülkede lider konumda bulunan çok güçlü yerel ortağı olduğuna işaret eden Geilen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Ortağımız sürdürülebilirliğe önem veriyor ve araç muayene istasyonlarının sürdürülebilir şekilde işletilmesine odaklanıyor. İstasyonlarımızın çevresel açıdan ileri düzeyde olmasını ve bu alanda öncü konumda yer almasını istiyoruz. Amacımız yalnızca dünya standartlarında ekipmanlarla muayene yapmak değil, aynı zamanda istasyonların işletme süresi boyunca çevresel açıdan sürdürülebilir olmasını sağlamak."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turka-249-arac-muayene-istasyonu-kuracak-80928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/8/1280x720/56-1781190657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turka, 20 yıllık dönemde yürüteceği araç muayene hizmetleri için istasyon kuracak iş ortaklarıyla anlaşma imzaladı. Şirket, 81 ilde toplam 249 araç muayene istasyonu kuracak. Turka İcra Kurulu Üyesi Serhan Salman, &quot;Turka istasyonlarında plaka tanıma sistemlerinden üç boyutlu görüntüleme yapılarına varıncaya kadar yeni teknolojilerin hepsi kullanılıyor olacak. Böylece hızlı şekilde araçlarımızın istasyonlara girmesini, istasyonlardan da doğru bir şekilde çıkışını sağlamayı hedefliyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/stratejik-zorunlu-petrol-stoklarini-yerine-koyma-suresi-uzatildi-80927</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stratejik zorunlu petrol stoklarını yerine koyma süresi uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Enerji Ajansının "Acil Durum Eylem Planı" kapsamında Türkiye'nin piyasaya açtığı stratejik petrol stoklarını yerine koyma süresinin uzatıldığı açıklandı.</p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) internet sitesinde yer alan açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin piyasa üzerindeki etkilerine dikkat çekilerek, arz istikrarını korumak ve olası ekonomik zararları minimize etmek amacıyla stratejik petrol stokları yerine koyma süresinin 31 Aralık'a ertelendiği bildirildi.</p>
<p>Duyuruda, 13-31 Mart döneminde zorunlu petrol stoklarının yüzde 46'sının, 1 Nisan-10 Haziran döneminde ise yüzde 42'sinin piyasa faaliyetlerine konu edildiği hatırlatıldı.</p>
<p>Açıklamada, "28 Şubat 2026 tarihinde başlayan çatışmaların halen sürmesi ve Hürmüz Boğazı gemi trafiğinde yaşanan sorunların küresel petrol piyasası üzerindeki etkilerinin öngörülememesi nedeni ile önümüzdeki süreçte enerji arz güvenliğinin korunması, piyasa genelinde arz kesintisini telafi ederek istikrarın sağlanması ve kesintilerden dolayı oluşabilecek olası ekonomik zararların azaltılması amacıyla Ulusal Petrol Stok Komisyonu tarafından alınan karar ile yükümlülerce piyasaya verilen petrol stoklarının yerine konulması işleminin 31 Aralık 2026 tarihine ertelenmesi kabul edilmiştir." denildi. </p>
<p>Bu kapsamda, stokların yerine konulması için öngörülen takvim ise 1 Ocak 2027 olarak revize edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/stratejik-zorunlu-petrol-stoklarini-yerine-koyma-suresi-uzatildi-80927</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/petrol-1769497251.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Türkiye&#039;nin piyasaya açtığı stratejik petrol stoklarını yerine koyma süresinin uzatıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rusya-gunu-ankarada-kutlandi-80932</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusya Günü Ankara’da kutlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Rusya Günü, Ankara’da düzenlenen resepsiyonla kutlandı.</p>
<p>Büyükelçilikteki resepsiyona yabancı misyon temsilcileri yanında Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, AK Parti Kayseri Milletvekili ve eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da katıldı.</p>
<p>Kutlamada, Kızıl Ordu Korosundan solistler de bir konser verdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2ae2a05d13d-1781195424.jpg" alt="" width="700" height="403" />Solistler, İzmir Marşını da seslendirdi. </p>
<p>Rusya Federasyonu’nun Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Sergey V. Verşinin açılış konuşmasında, ülkesinin her alanda gelişimini sürdürdüğünü vurguladı. Verşinin, iki ülkenin tarih, gelenek, bölgesel ve küresel sorunlarda önemli rollere sahip olduğunu belirterek, “Şundan eminim ki bugünlere dek biriken iş birliği tecrübesi ve ortaklıklarımızın geliştirilmesine yönelik her iki tarafın da gösterdiği çaba, dün ve bugün olduğu gibi istikbalde de halklarımızın çıkarlarına, bölgemizde ve de gezegenimizde barışın ve istikrarın tesisine hizmet etmeye devam edecektir.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>"Düzenli diyalog sürüyor"</strong></p>
<p>Türkiye ve Rusya arasında, enerji, ticaret, kültür, eğitim, nitelikli insan kaynağı teminini başlıklar olarak sıralayan Verşinin sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“İkili ilişkilerin ve uluslararası gündemin meselelerini ivedilikle çözüme kavuşturmayı mümkün kılan düzenli siyasi diyaloğumuz sürdürülmektedir. Bu hususta, ülkelerimizin liderleri Vladimir Vladimiroviç Putin ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki düzenli iletişim benzersiz bir rol üstlenmektedir. Henüz Türkiye’de kısa bir süredir bulunmama rağmen, ilişkilerimizin ne denli büyük bir potansiyele sahip olduğuna; karşılıklı saygı ve güvenin, her iki tarafa da fayda sağlayan çözüm arayışlarında gösterilen çabanın ve pragmatizmin ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi için ne denli sağlam bir temel teşkil ettiğine sarih bir şekilde kâni olmuş bulunmaktayım.” </p>
<p>Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya da konuşmasında, “Köklü tarihleri, güçlü devlet gelenekleri ve diplomatik birikimleriyle Türkiye ve Rusya, bulunduğumuz coğrafyanın istikrarı ve geleceği açısından özel öneme sahip iki ülkedir. Türkiye-Rusya ilişkileri, karşılıklı saygı ve ortak çıkar anlayışı temelinde gelişmeye devam etmektedir” diye konuştu. </p>
<p>Resepsiyonda, Kızılordu Korosundan solistler her iki ülkenin milli marşını canlı okudu. Rus geleneksel şarkıları ve ordu marşlarını seslendiren solistler, Türk Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Atatürk görselleri eşliğinde İzmir Marşını da söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rusya-gunu-ankarada-kutlandi-80932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/2/1280x720/99-1781195397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya Günü için düzenlenen resepsiyonda konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, &quot;Türkiye-Rusya ilişkileri, karşılıklı saygı ve ortak çıkar anlayışı temelinde gelişmeye devam etmektedir.&quot; dedi. Rusya Büyükelçisi Verşinin de, “Şundan eminim ki bugünlere dek biriken iş birliği tecrübesi ve ortaklıklarımızın geliştirilmesine yönelik her iki tarafın da gösterdiği çaba, dün ve bugün olduğu gibi istikbalde de halklarımızın çıkarlarına, bölgemizde ve de gezegenimizde barışın ve istikrarın tesisine hizmet etmeye devam edecektir.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-liranin-altina-geriledi-80926</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 31 trilyon liranın altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 5 Haziran ile biten haftada yüzde 0,27 ve 84 milyar 848 milyon 593 bin lira azalışla 31 trilyon 57 milyar 34 milyon 992 bin liradan 30 trilyon 972 milyar 186 milyon 399 bin liraya geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 1,38 artarak 16 trilyon 778 milyar 7 milyon 57 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,21 azalarak 10 trilyon 366 milyar 944 milyon 668 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 265 milyar 740 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 226 milyar 263 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 5 Haziran itibarıyla 1 milyar 659 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,40 artışla 6 trilyon 438 milyar 298 milyon 598 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 787 milyar 546 milyon 8 bin lirası konut, 43 milyar 425 milyon 533 bin lirası taşıt, 2 trilyon 450 milyar 28 milyon 726 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 157 milyar 298 milyon 331 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 5 Haziran ile biten haftada 123 milyar 776 milyon 989 bin lira artarak 25 trilyon 261 milyar 896 milyon 655 bin liradan 25 trilyon 385 milyar 673 milyon 644 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-liranin-altina-geriledi-80926</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/kkm-gecen-hafta-327-milyar-lira-azaldi-1741265838.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, yaklaşık 85 milyar lira azalarak 31 trilyon liranın altına indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-198-milyon-dolar-artti-80925</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 198 milyon dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 5 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 1 milyar 20 milyon dolar artarak 54 milyar 254 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 26 Mayıs'ta 53 milyar 234 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 822 milyon dolar azalarak 105 milyar 992 milyon dolardan 105 milyar 170 milyon dolara indi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 5 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 198 milyon dolar artarak 159 milyar 226 milyon dolardan 159 milyar 424 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-198-milyon-dolar-artti-80925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 198 milyon dolar artışla 159,4 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-14-milyar-dolarlik-satis-80922</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 1,4 milyar dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler 5 Haziran haftasında 856,9 milyon dolarlık hisse senedi, 279,6 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 261,1 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin önceki hafta 41 milyar 590,5 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 5 Haziran haftasında 40 milyar 632,5 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 421,9 milyon dolardan 14 milyar 238,9 milyon dolara inerken ÖST stoku 1 milyar 542,2 milyon dolardan 1 milyar 272,5 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-14-milyar-dolarlik-satis-80922</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/dolar-dollar-1777267603.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 856,9 milyon dolarlık hisse senedi, 279,6 milyon dolarlık DİBS ve 261,1 milyon dolarlık ÖST sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-80920</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM&#039;de düşüş sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 5 Haziran itibarıyla 126 milyar 737 milyon lira artarak 25 trilyon 927 milyar 476 milyon liradan 26 trilyon 54 milyar 213 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 75 milyar 397 milyon lira artarak 29 trilyon 558 milyar 376 milyon liradan 29 trilyon 633 milyar 774 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 44 milyar 662 milyon lira artarak 3 trilyon 287 milyar 809 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 788 milyar 284 milyon lirası konut, 43 milyar 544 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 455 milyar 981 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 31 milyar 947 milyon lira artarak 4 trilyon 54 milyar 664 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 0,5 azalışla 3 trilyon 157 milyar 533 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 174 milyar 643 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 982 milyar 890 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 5 Haziran itibarıyla önceki haftaya göre 14 milyar 668 milyon lira artışla 738 milyar 524 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 559 milyar 819 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 38 milyar 556 milyon lira artarak 5 trilyon 678 milyar 639 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 1,3 milyon lira azalarak 311,2 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-80920</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, KKM 1,3 milyon lira azalışla 311,2 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mazot-ve-gubrede-birim-destek-fiyatini-guncelleyecegiz-80919</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mazot ve gübrede birim destek fiyatını güncelleyeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sürdürülebilir tarımın geleceği, gıda güvenliği ve tarımda teknolojik dönüşüm gibi konuların ele alındığı "Sürdürülebilir Tarım Zirvesi" İstanbul Finans Merkezi'ndeki (İFM) Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda yapıldı.</p>
<p>TürkMedya tarafından düzenlenen zirve kapsamında düzenlenen "Türkiye'de Sürdürülebilir Tarım" başlıklı özel oturumda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu yıl son 66 senenin yağış anlamında en iyi döneminin geçirildiğini, yağışların yüzde 26 arttığını, barajlardaki doluluk oranının yüzde 81'e yaklaştığını söyledi.</p>
<p>Bu durumun tarımsal üretim anlamında önemli avantaj sağladığını dile getiren Yumaklı, bu yıl üretim rekoru gelebileceğini bildirdi.</p>
<p>Yumaklı, bu konuda benzer tahminlerin uluslararası kuruluşlar tarafından da yapıldığına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Çok stratejik ve başat ürün olan buğdayda geçtiğimiz yıla göre yüzde 27'lik artış olacağını tahmin ediyoruz. Yani 23 milyon ton civarında bir ürün alacağımızı düşünüyoruz. Aynı şekilde arpanın da geçtiğimiz yıla göre yüzde 50'lik artışla 9 milyon tonlara geleceğini düşünüyoruz. Bunların her ikisi de stratejik ürün. Birisi genel olarak bizim ihtiyacımız, diğeri de hayvansal üretim için son derece önemli bir girdi. Hasat başladı bütün Türkiye'de. Şu anda yüzde 2 seviyelerindeyiz. Geçtiğimiz yıl dekar başına 276 kilogram verim alıyorduk. Halk dilinde dönüm diye söyleyelim onu. Bir dönümden 276 kilogram verim alınırken bu yıl ortalama bunun 400 kilogram ve üzerinde olacağını düşünüyoruz. Bu anlamda da çok önemli bir artış var. Bazı yerler var ki özellikle hububat üretiminde son derece önemli sonuçlar alıyor. Çukurova ve Trakya gibi... Buralarda da 700 kilogramların üzerine çıkacağını düşünüyoruz."</p>
<p><strong>"TMO ton başına 16 bin 500 lira taban fiyat açıklayarak piyasanın düşmesini engelledi"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, bir regülasyon kurumu olan Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) üretici, tüketici ve sektör için gerektiği zaman piyasaya dahil olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"TMO'nun bu yıl için (buğdayda) açıkladığı fiyat yurt dışı fiyatlarının çok çok üzerinde. Açıklamamış olsaydı ne olurdu? Şu anda bir ton buğdayın fiyatı yurt dışında yaklaşık 250 dolarlar civarında, yani yaklaşık 11 bin lira civarında bugünkü kurlarla bakarsak. TMO'nun fiyatının olmaması piyasanın belki de bu rakamlara doğru gelmesini sağlayacaktı. Ne oldu? TMO, ton başına 16 bin 500 lira taban fiyat açıklayarak piyasanın bu rakamın altına düşmesini engellemek adına önemli bir görev üstlendi. Bu bir regülasyon faaliyetidir, referans fiyatıdır. TMO, bu konunun ticaretini yapan bir kurum değildir. Piyasa regülasyonu yapar, fiyat ve miktar hareketlerindeki anormallikleri standart hale getirir."</p>
<p>Yumaklı, bu buğdayı alıp kullanacak sanayici için de ekim ayındaki fiyatları açıkladıklarını, sektörün tamamı için bir öngörülebilirlik ortaya koyduklarını vurguladı.</p>
<p><strong>"Birim destek fiyatını güncelleyeceğiz"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, hububat alımı için TMO'nun tüm hazırlıklarını yaptığını belirterek, şu anda 20 milyon tonu depolayacak şekilde ve 600'den fazla noktayla alımlara hazır olduklarını söyledi.</p>
<p>Bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın buğday alım fiyatlarına ilişkin desteklerin güncelleneceğini söylediğini hatırlatması üzerine Yumaklı, şunları ifade etti:</p>
<p>"TMO, ürünü aldığı andan itibaren 21. günden başlayarak ürünlerin bedellerini ödemeye başlayacak. Nakit akışıyla ilgili zamanlamalar öne ya da ileriye gidebilir ama netice itibarıyla ortalama 21 günlük sürede ödemeyi gerçekleştireceğiz. Türkiye'nin içinde olmadığı ama bütün dünya ülkeleri gibi hele ki komşu olmamızdan kaynaklı bulunduğumuz bölgedeki savaşlar ve çatışmalar bizi de etkiliyor. En önemli başlıklardan birisi de enerji, yani mazot ve gübre diyelim. Her ikisi de bizi de etkiledi. Maliyetlerde artış oldu. Üreticilerimiz bunlardan bir bölümüne yakalandı bir bölümünün üretimini de o fiyat artışlarıyla beraber yapmak zorunda kaldı. Dolayısıyla savaş ve çatışmalar sebebiyle, konjonktürel sebeplerle üreticilerimizin mazot ve gübre maliyetlerinde oluşan artışları hesaplayarak 2026 yılı için dekar başına, yani dönüm başına 310 lira olarak belirlenmiş birim destek fiyatını güncelleyeceğiz."</p>
<p>Yumaklı, bu rakamın ne olacağına ilişkin sorular geldiğini belirterek, "Bütün bunları hesaplayabilmemiz için üretim ve hasat faaliyetlerinin sona ermesi, hasat dönemlerinin tamamlanması lazım. Dolayısıyla üretim sezonunun sonunda, savaşın getirdiği üretim ve girdi maliyetleriyle ilgili fahiş artışı hesaplayarak 2026 yılı için belirlenmiş olan 310 liralık dekar başına birim destek fiyatına eklemiş olacağız. Şu anda faaliyetler devam ediyor. Herhangi bir oran ya da hesaplama doğru sonuç vermeyecektir." dedi.</p>
<p><strong>"Hedeflediğimiz üretim planlamasına dönük çok ciddi bir yönelim olduğunu görüyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, tarımsal üretimin kritikliğinden, stratejik olmasından ve artık milli güvenlik meselesi olarak ele alındığından bahsetti.</p>
<p>Tarımın dışsal etkilere çok açık olduğunu, kaynaklara göre bir üretim planlaması yapılması gerektiğini, bununla ilgili bütün yasal düzenlemelerin Mayıs 2023'te tamamlandığını anlatan Yumaklı, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye, Eylül 2024'te bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünlerinde üretimi planlamasına geçti. 2025 ilk yılımızdı. Buradan bütün kalbimle teşekkür ediyorum. Bu ülkenin üreticileri buradaki konunun kritikliğinin farkında olarak bu üretim planlamasına ciddi şekilde destek verdi. Üretim planlaması Bakanlığımızın ana merkezinde oturup ofislerde hazırladığımız bir şey değildir. Üretim planlaması suyu merkeze alan, hangi ürünün nerede üretilmesi ve Türkiye'nin hangi ürüne ne kadar ihtiyacı olduğuna bağlı olarak illerde ve ilçelerdeki çiftçilerimiz, üreticilerimiz, ziraat odalarımız, ticaret odalarımız, üniversitelerimiz ve kamu kurumlarımızın hep birlikte oluşturduğu modeldir. Üretim planlamasının ilk yılı gayet başarılı geçti. Bunu nasıl söyleyebiliyoruz? Çünkü hedeflediğimiz üretim planlamasına dönük çok ciddi bir yönelim olduğunu görüyoruz. Bunu istatistiklerle de açıklayacağız."</p>
<p><strong>"Sözleşmeli üretimde istediğimiz seviyede değiliz"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, sözleşmeli üretimde istedikleri seviyede olmadıklarını belirterek, ağırlık vermeleri gereken konuları da analiz ettiklerini, bu işi yapanların para kazanmasını ve sonraki yıllarda planlı üretim yapmasını hedeflediklerini anlattı.</p>
<p>Tarım ve hayvancılıkta verilen destekleri olağan dışı gelişmelere göre güncellediklerini kaydeden Yumaklı, "Çiftçi gelirini sadece bir desteğe, ürün fiyatına bağlamak değil, politikaların ve onların içeriğinin tümüne bakarak incelemek, analiz etmek gerekir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki üreticilerimizin bugün itibarıyla tarımda sürdürülebilirlik açısından gelirleri onların herhangi bir şekilde problem yaşamayacağı seviyelerdedir." diye konuştu.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Türkiye'nin su krizi yaşayıp yaşamayacağına dair soru üzerine, "Bundan sonra gözümüzün, kulağımızın baktığı yer su olmalı. Sadece bizim için değil. Bütün dünya için böyle. Ama bizim için çok daha önemli. Çünkü biz Akdeniz havzasındayız. Küresel ısınma çok hızlı bir biçimde önce bizim bulunduğumuz havzayı etkileyecek." dedi.</p>
<p>Son 24 yılda su konusuna verilen desteklerden, su depolanmasına, kullanılmasına ve tesisine ilişkin yapılan yatırımlardan bahseden Yumaklı, "Cumhuriyet tarihindeki (suya ilişkin) yatırımların yüzde 60'ı son 24 yılda yapılmış. 10 binin üzerinde su ve sulama tesisi yapılmış. Yaklaşık 4 trilyon liraya yakın para harcandı buraya. Bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz. Yani bizim odak noktamız ve yatırım planlarımızın başlıca kalemlerinden bir tanesi tamamen su ve sulama sistemleri." şeklinde konuştu.</p>
<p>Yumaklı, su tasarrufunun önemine işaret ederek, "Bir damla su bile kıymeti farkında olunarak kullanılmak durumunda. Hükümet olarak, Bakanlık olarak bütün konsantrasyonumuz su ve sulama yatırımları. Planladıklarımız, projeye dönüşmüş olanlar, halihazırda inşaatı devam edenler, geçen yıl devreye aldıklarımız... Yine bu yıl 300'ün üzerinde tesisi devreye alacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu alanda hayata geçirilen düzenlemelerden bahseden Yumaklı, "Korkmalı mıyız? Eğer bunu çok önemsiz görüp ya da ötelersek önemini, o zaman korkmalıyız. Ama farkında olursak korkmamıza gerek yok. Bununla ilgili algılama, bu algının yükseltilmesi konularında da çalışmalar var." dedi.</p>
<p>Bakan Yumaklı, tarımsal üretim planlamasında değişiklik olup olmayacağına ilişkin soru üzerine, bu planlamanın 13 stratejik ürün ve yem bitkilerinde uygulamaya konulduğunu anımsatarak, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Türkiye'nin ekilebilir alanlarının yüzde 80'ine tekabül ediyor. Yani zaten Türkiye'nin neredeyse yüzde 80'ini bu anlamda planlamış durumdasınız. Ancak bizim tek başınıza karar almanızın, yasal düzenlemeler yapmamızın hiçbir sonuç alıcı yönü olmaz. Üreticilerimizle birlikte omuz omuza bunu hayata geçirmeye ihtiyacımız var. Nitekim de öyle oldu. Dolayısıyla Türkiye'nin dört bir tarafında üretim planlamasına destek veren, bunu sahiplenen bütün çiftçilerimize, üreticilerimize teşekkür ediyorum. Sonuç aldık, alacağız, almaya devam edeceğiz. 40 yıldır konuşulan bir konu. Şimdi eksiklerimizi tamamlamamız gerekir. Devasa bir sistemden bahsediyoruz. Bunun birdenbire hemen ertesi günü başka bir yere evrilmesini beklemek doğru değil. Zaten böyle bir şeyi de hiç kimse beklemiyor. Ama 3'er yıllık dönemler halinde bunu güncelliyoruz. Önümüzdeki 3 yıl için 2026 sonunda ürün desenlerini, buralara vereceğimiz destek mekanizmalarını yeniden gözden geçirirken aynı zamanda sistemi de sürekli dinamik tutma şansımız oluyor."</p>
<p>Yumaklı, tarımsal planlamanın sonuçlarını kısa süre içerisinde göreceklerini, istatistiklerin paylaşılacağını bildirdi.</p>
<p><strong>"Yeni dönem için gübre tedarikiyle ilgili sorun yaşamayacağız"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, gübre arzında Hürmüz Boğazı kaynaklı yaşanan sıkıntılar nedeniyle yeni ekim sezonuna ilişkin bir planlama olup olmadığına ilişkin soruya cevaben, savaşın başlamasının ardından daha önce yaptıkları planlama sayesinde herhangi bir sorun yaşamadıklarını anlattı.</p>
<p>Bu süreçte hayata geçirilen kararları paylaşan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yeni dönem için yani 2026'nın eylül ayından hatta ağustostan itibaren ihtiyacımız olan gübre tedarikleriyle ilgili çalışmalarımıza başladık. Türkiye'deki bütün ilgili kurumlarla birlikte çalışıyoruz. Onlarla birlikte bütün tedarik mekanizmalarında birlikte hareket ediyoruz. Şu anda birtakım ülkelerle anlaştık. Anlaşmalarımız ve anlaşacaklarımız var, bunlara devam edeceğiz. Yeni dönemde de bundan önce olduğu gibi gübre tedarikiyle ve tarımsal üretimin etkilenmesiyle ilgili hiçbir sorun yaşamayacağız."</p>
<p><strong>"Ülkemizde tohum anlamında hiçbir problem yok"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, Türkiye'nin İsrail'den tohum ithalatı yaptığına ilişkin eleştirilerin hatırlatılması üzerine, tohum üretiminde ilk 10 ülke arasında bulunduklarını ve otorite ülkeler arasında yer aldıklarını söyledi.</p>
<p>Dünyanın 117 ülkesine sertifikalı tohum ihraç ettiklerini vurgulayan Yumaklı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"1 milyon 300 bin ton civarında tohum üretiyoruz. Yani 200-300 bin tonlardan gelmişiz buraya. İsrail ile tohum konusu söylendiğinde tabii çok ilgi çekiyor. Doğruluğunun yanlışlığının bir önemi yok. Çünkü bu yalanı devreye soktuğunuzda onun bir alıcısı oluyor maalesef. İsrail ile ticaret sonlanalı, şimdi tarihini bile hatırlamıyorum yani o kadar eski oldu. Bir şey oldu mu Türkiye'de? Olmadı. Demek ki öyle bir şey yok yani, almıyoruz. Öncesinde bazı ürünler için bunun ticareti yapılagelmiş ama ticaretin tamamen kesildiği andan itibaren İsrail ile ilgili ne alışımız ne de satışımız söz konusu bile değil. Yok, olmadı olmayacak yani."</p>
<p>Yumaklı, Türkiye'de tohum anlamında hiçbir problem olmadığının altını çizerek, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye tohumculuğu çok başarılıdır. AR-GE konusunda da başarılıdır. Yapılması gerekenler yok mu? Var. O her zaman olacak zaten. AR-GE konusunda bu arkadaşlarımız çalışıyor. Çalışmaya da devam edeceğiz. Bazı ürünlerle alakalı, özellikle iklim değişikliğini konuşuyoruz, kuraklığa dayalı tohumlarla ilgili Bakanlığımızın TAGEM (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü) birimi geliştiriyor, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü devasa arazilerinde bunları ekiyor, tohumlarını oluşturuyor, ondan sonra da üreticilere veriyor."</p>
<p><strong>"Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi devam edecek"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi'ne ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin ihtiyacının ortalama yüzde 10 civarındaki bölümünü ithalatla karşıladığını, bu konuda önemli projeler hayata geçirdiklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin hayvansal üretim konusunda ciddi potansiyele sahip olduğunu, pazar açısından da son derece avantajlı olduklarını dile getiren Yumaklı, 2028'de ithalatı gündemlerinden çıkartmayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Yumaklı, daha önce büyükbaş hayvan yetiştiriciliği için hayata geçirdikleri projeden önemli dönüşler aldıklarını kaydederek, küçükbaşa yönelik Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi'nin büyük ilgi gördüğünü bildirdi.</p>
<p>Bakan Yumaklı, "Bugün arkadaşlarımız başvuru sonuçlarını yayınlamış olacak. Yoğun ilgi gördü, çok ciddi talep var. Hem büyükbaş hem de küçükbaş ile ilgili projeler bir defaya mahsus değil. devam edecek. Yıllar itibariyle 'artık ihtiyacımız yok' dediğimiz ana kadar devam edecek. O yüzden başvuran çok kıymetli üreticilerimize, genç kardeşlerime, hanım kardeşlerime söyleyeyim. 'Bu sefer çıkmadı' diye sakın umutsuzluğa kapılmasınlar, devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Projeye başvuranların yüzde 46'sının kadın, yüzde 35'inin ise genç olduğunu dile getiren Yumaklı, tam da bunu hedeflediklerinin altını çizdi.</p>
<p><strong>"'Artık gençler tarıma ilgi göstermiyor' konusu tersine dönmüş vaziyette"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, gençlerin tarıma ilgisinin artırılması için yapılması gerekenlere ilişkin bir soru üzerine, gençlerin tarıma olan ilgisinin var sayıldığından veya algılandığından çok daha fazla olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu konuda hayata geçirilen projelerden ve verilen desteklerden bahseden Yumaklı, Ziraat Bankası'nın özellikle gençlere ve kadınlara ciddi kredi açtığını anlattı.</p>
<p>Yumaklı, gençlerin teknolojiyi çok iyi kullandığını ve dünyadaki bütün gelişmeleri takip ettiğini belirterek, gençlerin ilgisini hem direkt desteklerinde hem kredi mekanizmalarında hem teşvik sistemlerinde gördüklerini bildirdi.</p>
<p>Bakan Yumaklı, "Yani o klişe, 'artık gençler tarıma ilgi göstermiyor' konusu kesinlikle tersine dönmüş vaziyette. Biz şimdi bu avantajı kendi lehinize, ülkemiz lehine kullanma aşamasındayız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Zirai ilaç kalıntılı ürünler imha ediliyor"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, zaman zaman "pestisit veya kimyasal ilaç kullanımı nedeniyle yurt dışından gönderilen ürünlerin piyasaya sürüldüğüne yönelik" iddiaların gündeme geldiğinin hatırlatılması üzerine, alınan herhangi bir meyvenin-sebzenin üzerinde zirai ilaç kalıntısının olup olmadığına dair şüphe duymanın gayet normal olduğunu söyledi.</p>
<p>Zirai ilaç konusunda kullanımlarla ve dozajlarla ilgili iklim değişikliğiyle ilgili bir kargaşa olduğunu fark ettiklerini aktaran Yumaklı, bu konuda tarlada, serada, paketleme tesislerinde, hallerde ve son tüketim yerlerinde denetim yapıldığını, burada rastlanan zirai ilaç kalıntılı ürünlerin imha edildiğini vurguladı.</p>
<p>Yumaklı, yurt dışından geri dönen ürünlerin yarısından fazlasının birtakım bürokratik konular nedeniyle iade edildiğini kaydederek, pestisit ile alakalı kabul edilebilir oranın ülkelere göre değiştiğini, ürünün gönderileceği ülkeye göre dikkat edilmesi gerektiğini, ürünün zirai ilacın etkisi kaybolmadan hasat edilebildiğini, bu gibi durumlarda karışıklık çıkabildiğini anlattı.</p>
<p>Pestisit veya zirai ilaç kalıntısının belirtilen kriterlerin dışında olduğunun tespit edilmesi halinde ürünün anında imha edildiğini vurgulayan Yumaklı, "Bunların imha edildiğine dair şüphesi olan varsa, biz imha ettiğimiz alanlara bu kişileri götürüp gösterebiliriz. Hiçbir şekilde, 'yurt dışına gitti, oradaki ülkelerden geri döndü, ziyan olmasın, hadi bakalım biz içeriye bunu verelim' gibi bir şey kesinlikle yok. Büyük çoğunluğu da o gönderilen ülkede imha ediliyor zaten. Bize hiçbir şekilde geri dönmüyor." diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mazot-ve-gubrede-birim-destek-fiyatini-guncelleyecegiz-80919</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/9/1280x720/5-1781187600.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sürdürülebilir Tarım Zirvesi&quot;nde konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Savaş ve çatışmalar sebebiyle, konjonktürel sebeplerle üreticilerimizin mazot ve gübre maliyetlerinde oluşan artışları hesaplayarak 2026 yılı için dekar başına, yani dönüm başına 310 lira olarak belirlenmiş birim destek fiyatını güncelleyeceğiz.&quot; dedi. Buğdayda geçten yıla göre yüzde 27&#039;lik artış olacağını tahmin ettiklerini belirten Yumaklı, &quot;Şu anda bir ton buğdayın fiyatı yurt dışında yaklaşık 250 dolarlar civarında, yani yaklaşık 11 bin lira civarında bugünkü kurlarla bakarsak. TMO, ton başına 16 bin 500 lira taban fiyat açıklayarak, piyasanın bu rakamın altına düşmesini engellemek adına önemli bir görev üstlendi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpaslan-cakar-bankamizin-tarimsal-kredilerdeki-sektor-payi-yuzde-70-seviyelerinde-80910</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 16:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alpaslan Çakar: Bankamızın tarımsal kredilerdeki sektör payı yüzde 70 seviyelerinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Sürdürülebilir Tarım Zirvesi", Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın katılımıyla İstanbul Finans Merkezi Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda başladı.</p>
<p>TürkMedya'nın düzenlediği zirvenin açılışında konuşan Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, küresel ekonominin son dönemde artan jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki korumacı eğilimler ve bölgesel çatışmaların etkisiyle yüksek düzeyde belirsizlik ve kırılganlık içeren bir süreçten geçtiğini belirtti.</p>
<p>Söz konusu gelişmelerin ülkelerin büyüme dinamikleri üzerinde belirleyici etki oluşturduğunu kaydeden Çakar, "Bu çerçevede, enerji kaynakları, stratejik madenler, kritik ham maddeler ve gıda ürünleri gibi temel alanlarda fiyat oynaklığının artması ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, ülkeler açısından önemli risk unsurları olarak öne çıkmaktadır. Arz güvenliğinin sağlanması ve kaynaklara kesintisiz erişimin sürdürülebilmesi, ekonomik istikrarın korunmasında kritik öneme sahiptir." diye konuştu.</p>
<p>Çakar, Ziraat Bankası olarak tarımı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil, ülkenin gıda arz güvenliği, istihdamı, ekonomik istikrarı ve kalkınması açısından stratejik bir alan olarak değerlendirdiklerini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Son yıllarda yayımlanan küresel raporlar bize çok net bir gerçeği göstermektedir ki artan dünya nüfusu, iklim değişikliği, su ve doğal kaynaklara ilişkin gelişmeler, tarımın stratejik önemini her geçen gün daha da artırmaktadır. Sürdürülebilir tarımın gelişmesi modern üretim tekniklerine erişim, mekanizasyon, teknoloji kullanımı, altyapı yatırımları ve risk yönetimi gibi alanlarda güçlü bir finansman altyapısını gerektirmektedir.</p>
<p>Ziraat Bankası'nın tarım sektörünün finansmanına yönelik olarak 1 milyondan fazla üreticiye kullandırılan tarımsal kredi bakiyesi bugün itibarıyla 930 milyar lirayı aştı. Bankamızın tarımsal kredilerdeki sektör payı yüzde 70 seviyelerindedir. Tarımsal kredilerimizin yüzde 90'ı sübvansiyonlu kredilerden oluşurken, bu kredilerin yaklaşık yüzde 23'ünün faiz maliyetinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından karşılanmaktadır."</p>
<p>Tarım sektöründe kullanılan suyun verimliliğinin artırılmasında modern ve basınçlı sulama sistemlerinin kritik rol üstlendiğini bildiren Çakar, modern ve basınçlı sulama sistemleri yatırımlarının finansmanı kapsamında son bir yılda Ziraat Bankası'nın 9 milyar liradan fazla kredi kullandırdığını, bu kapsamda kullandırılan kredilerin bakiyesinin ise 24 milyar liraya ulaştığını söyledi.</p>
<p><strong>149 bini aşkın genç çiftçiye 172 milyar lira finansman</strong></p>
<p>Çakar, tarım sektöründe üreticilerin yaş ortalamasının giderek yükselmesinin üretimin sürdürülebilirliği açısından kritik risk alanı oluşturduğunu belirterek, 2025 itibarıyla 149 bini aşkın genç çiftçiye 172 milyar lira, 68 bini aşkın kadın çiftçiye ise 54 milyar lira finansman sağlandığını dile getirdi.</p>
<p>İklim ve diğer dış etkenlerin olumsuz etkilerini en aza indirerek yıl boyunca kesintisiz üretim yapılabilmesine olanak sağlayan seracılık ve örtü altı üretim faaliyetlerini önemsediklerini anlatan Çakar, bu kapsamda kullandırılan kredilerin bakiyesinin ise 15 milyar lirayı geçtiğini kaydetti.</p>
<p>Çakar, tarımın finansmanında sadece üretim değil, depolama, lojistik, altyapı ve teknoloji yatırımlarının da stratejik önemde olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Özellikle gıda güvenliğinin sağlanması, ürün kalitesinin korunması, gıda israfının minimize edilmesi ve tedarik zincirinin sürekliliğinin sağlanması noktasında büyük öneme sahip olan soğuk hava deposu yatırımlarının finansmanına da kesintisiz olarak devam ediyoruz. Tarımda dijitalleşme ve akıllı tarım teknolojilerinin kullanımı başta hassas tarım uygulamaları olmak üzere, tarımsal üretimde üretkenliğin ve gelir düzeyinin artırılması, sektörün iklim etkilerine dayanıklılığının güçlendirilmesi ve ortaya çıkan emisyonların minimize edilmesi bağlamında kritik öneme sahiptir."</p>
<p>Ülkenin sahip olduğu stratejik coğrafi konum, köklü üretim geleneği, dinamik nüfus yapısı ve zengin tarımsal kaynakları sayesinde tarımsal üretimde önemli bir potansiyele sahip olduğunu dile getiren Çakar, bu potansiyelin ekonomik değere dönüşebilmesinin modern ve verimli işletmelerin yaygınlaşmasına, sürdürülebilir üretim anlayışının güçlenmesine ve üreticilerin etkin finansman olanaklarına erişebilmesine bağlı olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Amacımız geleceğin tarımını şekillendirecek fikirleri ortaya koymak"</strong></p>
<p>TürkMedya İcra Kurulu Başkanı Murat Çiçek de tarımın geleceği, sürdürülebilir üretim modelleri ve sektörün öncelikli gündemlerinin zirvede ele alınacağını belirtti.</p>
<p>Zirvede kamu, finans, sigorta, teknoloji ve tarım sektörlerinden temsilcilerin bir araya geldiğine dikkati çeken Çiçek, "Amacımız yalnızca mevcut durumu değerlendirmek değil, aynı zamanda geleceğin tarımını şekillendirecek fikirleri, projeleri ve işbirliklerini de ortaya koymak." dedi.</p>
<p>Çiçek, tarım sektörünün gelişimine katkı sağlayacak platformları desteklemeyi sürdüreceklerini ve zirvenin sektör paydaşları arasında yeni işbirlikleri ile çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkı sunacaklarını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpaslan-cakar-bankamizin-tarimsal-kredilerdeki-sektor-payi-yuzde-70-seviyelerinde-80910</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/alpaslan-cakar-1781184632.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sürdürülebilir Tarım Zirvesi&quot;nde konuşan Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, &quot;Bankamızın tarımsal kredilerdeki sektör payı yüzde 70 seviyelerindedir. Tarımsal kredilerimizin yüzde 90&#039;ı sübvansiyonlu kredilerden oluşurken, bu kredilerin yaklaşık yüzde 23&#039;ünün faiz maliyetinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından karşılanmaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-surdurulebilirlik-temali-sendikasyon-kredisi-80909</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA&#039;dan sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA, uluslararası piyasalardan sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi sağlandığını duyurdu.</p>
<p>Buna göre, toplamda 32,5 milyon dolar ve 23,5 milyon euro tutarında 367 gün vadeli, 105,25 milyon dolar ve 40 milyon euro tutarında 24 ay 2 gün vadeli, 87,5 milyon dolar ve 2 milyon euro tutarında 36 ay 2 gün vadeli olmak üzere sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi anlaşması imzalandı.</p>
<p>Krediye 15 ülkeden 32 finansal kurum katılırken, sendikasyon kredisinin 367 gün vadeli dilimlerinin toplam maliyeti dolar ve euro için sırasıyla SOFR + yüzde 1,25 ve Euribor + yüzde 1,10 olarak gerçekleşti. Söz konusu 24 ay 2 gün vadeli dilimlerin toplam maliyeti dolar için SOFR + yüzde 1,75 ve euro için Euribor + yüzde 1,60 olurken, 36 ay 2 gün vadeli dilimlerin toplam maliyeti ise dolar için SOFR + yüzde 2,00 ve euro için Euribor + yüzde 1,80 seviyesinde belirlendi.</p>
<p>Açıklamaya göre, haziran döneminde uluslararası yatırımcılardan ilgi gören işlem kapsamında, sektördeki diğer bankalarda olduğu gibi 3 yıl vadeli dilimler de yatırımcıların ilgisine sunuldu. Katılan banka sayısı ve sağlanan kaynak tutarı açısından talep gören sendikasyon işlemiyle Garanti BBVA, kredisini yeniledi.</p>
<p>"Sürdürülebilir Borç Finansmanı Çerçevesi" kapsamında gerçekleştirilen işlemin, bankanın sürdürülebilir finansman alanındaki yaklaşımını bir adım ileri taşırken, 24 ay 2 gün ve 36 ay 2 gün vadeli dilimleri ise bankanın ilk tematik sendikasyon kredisi olmanın yanı sıra adil geçiş temasını odağına alan yapısıyla öne çıktığı belirtildi.</p>
<p>İşlemden sağlanan kaynağın Sürdürülebilir Borç Finansmanı Çerçevesi'nde tanımlanan uygunluk kriterleri kapsamında çevresel dönüşümü destekleyen ve aynı zamanda olumlu sosyal etkiler yaratan projelerin finansmanında kullanılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu doğrultuda kaynağın, düşük karbonlu ekonomiye adil geçişi destekleyen yatırımlara yönlendirilmesinin yanı sıra istihdamın, sosyal kapsayıcılığın, yetkinlik gelişiminin ve ekonomik fırsatlara erişimin güçlendirilmesine katkı sağlayabilecek faaliyetlerin finansmanına tahsis edilmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"Fonlama yapımızı daha da güçlendirdik"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, konu hakkında yaptığı değerlendirmede, uluslararası piyasalarda gerçekleştirdikleri söz konusu işlemle Garanti BBVA'ya duyulan güveni ve bankanın güçlü finansal yapısını bir kez daha ortaya koyduklarını belirtti.</p>
<p>Küresel piyasalarda belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde, farklı vadelerde ve para birimlerinde sağladıkları kaynakla fonlama yapılarını daha da güçlendirirken, müşterilerine kesintisiz destek sunma kapasitelerini de artırdıklarına değinen Akten, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu işlemi ayrıca özel kılan unsur, bankamızın ilk tematik sendikasyon kredisi olması. Sürdürülebilir finansmanı iş modelimizin merkezinde konumlandırıyor, ekonomik büyümenin çevresel ve sosyal etkiler gözetilerek desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Sağlanan kaynağın sürdürülebilir finansman hedeflerimize katkı sağlamasının yanı sıra düşük karbonlu ekonomiye adil geçişi destekleyerek, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre verdiğimiz desteği de güçlendireceğine inanıyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-surdurulebilirlik-temali-sendikasyon-kredisi-80909</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası piyasalardan temin edilen sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisiyle ilgili açıklama yapan Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, &quot;Sağlanan kaynağın sürdürülebilir finansman hedeflerimize katkı sağlamasının yanı sıra düşük karbonlu ekonomiye adil geçişi destekleyerek, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre verdiğimiz desteği de güçlendireceğine inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aym-karari-isiginda-gumruklerde-usulsuzluk-cezasi-80907</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> AYM kararı ışığında gümrüklerde usulsüzlük cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış ticaret dünyası bugünlerde küresel gelişmelere odaklanmış durumda. ABD-İran hattındaki gerilim, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel finansal belirsizlikler, üretimden dış ticarete kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Öte yandan, en önemli ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği tarafındaki gelişmeler de ihracatçımız açısından kritik önem taşıyor. “Made in Europe” yaklaşımı, orta ve uzun vadede hem Gümrük Birliği’nin geleceğini hem de alternatif pazar arayışlarını yeniden düşündürüyor.</p>
<p>Bu gelişmeler yatırım kararlarını da etkiliyor. AB’nin kendi içinde yatırımı teşvik etme yaklaşımı yeni değil; ancak son dönemde bu yönde daha hızlı ve somut adımlar atıldığı söylenebilir. Bu tablo karşısında bizim de daha hızlı ve net aksiyonlar almamız gerekiyor.</p>
<p>Bu yazıda dikkat çekmek istediğim konu ise biraz daha teknik ama bir o kadar da önemli: Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), gümrüklerde uygulanan usulsüzlük cezalarına ilişkin verdiği karar.</p>
<p><strong>AYM ne diyor?</strong></p>
<p>2 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararla AYM, Gümrük Kanunu’nun 241. maddesinde yer alan bazı ifadeleri Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Karar doğrultusunda, özellikle “ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere” ifadesinin iptal edilmesi önem taşıyor. Bu kararla birlikte, kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelik, tebliğ veya genelgeler üzerinden usulsüzlük cezası kesilmesinin hukuki zemini ortadan kalkmış oldu.</p>
<p>Basit bir ifadeyle; artık kanunda açıkça düzenlenmeyen bir yükümlülük ihlali için yalnızca ikincil düzenlemelere dayanarak ceza uygulanması mümkün değil.</p>
<p><strong>Karar ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Bu kararın pratikteki yansıması oldukça net.</p>
<p>Beyanname yazım hataları veya vergi farkı doğurmayan GTİP hataları gibi durumlarda, yalnızca ikincil düzenlemelere dayalı yükümlülük ihlali gerekçesiyle usulsüzlük cezası uygulanmamalı. Bu tür durumlarda idarenin, sadece düzeltme işlemiyle yetinmesi çoğunlukla daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ayrıca geçmiş dönemlere ilişkin, henüz ceza kararı düzenlenmemiş işlemler açısından da bu kararın lehe sonuç doğurmalı.</p>
<p>Bununla birlikte, uygulamada farklı değerlendirmelerle karşılaşılması ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle, ikincil düzenlemelere dayanılarak kesilecek cezalara karşı itiraz yolunun kullanılması önem taşıyor.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Karar sonrası tablo aslında oldukça açık: Gümrük Kanunu’nda açıkça sayılmayan haller için 241. madde kapsamında usulsüzlük cezası uygulanmasının önü kapandı.</p>
<p>Bu gelişme, sınırları net olmayan idari para cezalarının önüne geçilmesi açısından önemli ve olumlu bir adım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Geçmişte kesilip ödenmiş cezalar açısından ise teorik olarak geri dönüş imkânı oldukça sınırlı. Ancak henüz kesinleşmemiş ya da itiraz aşamasında olan işlemler için bu karar doğrultusunda iptal beklentisi makul görünüyor.</p>
<p>Bu nedenle, şirketlerin mevcut dosyalarını gözden geçirmesi ve süreci yakından takip etmesi faydalı olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aym-karari-isiginda-gumruklerde-usulsuzluk-cezasi-80907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AYM kararı ışığında gümrüklerde usulsüzlük cezası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zirvedeki-ankalar-antalyada-bulusuyor-80901</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 14:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Zirvedeki Ankalar’ Antalya’da buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği himayelerinde düzenlenecek Global Phoenix Women in Business Summit (Zirvedeki Ankalar) etkinliği, 15-18 Haziran 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek.</p>
<p>İş kadınlarını, uluslararası ticareti ve sektörel iş birliklerini B2B görüşmelerle aynı çatı altında buluşturarak dünyada ve Türkiye’de kadın girişimciliğini artırmayı amaçlayan, 19 ülkeden bin kişinin katılacağı ve bin B2B görüşmenin yapılacağı, 110 uluslararası konuğun yer alacağı Global Phoenix Women in Business Summit (Zirvedeki Ankalar) tanıtım toplantısı yapıldı.</p>
<p>Toplantıya Antalya Valisi Hulusi Şahin ve eşi Ebru Şahin,  etkinlik danışmanı Aysel Dal Cengiz, stratejik ilişkiler danışmanı Cevat Alp ve organizatörler Yasemin Arslan ile Tuğba Avcı da katıldı.</p>
<p>Vali Hulusi Şahin, kadın girişimcilerin, disiplinleri, çalışma azimleri ve güçlü iş ahlaklarıyla ekonomik hayatın en önemli aktörleri arasında yer aldığını söyledi. Kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınmanın ve toplumsal gelişimin temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Toplumun yarısını oluşturan kadınların iş hayatında ve girişimcilikte hak ettiği ölçüde yer almadığı bir yapının tam anlamıyla başarılı olması mümkün değildir. Kadınların iş hayatındaki oranı bugün yaklaşık yüzde 18 seviyelerinde. Ancak bunun yüzde 30, yüzde 40 hatta yüzde 50'lere ulaşmaması için hiçbir neden yok.”</p>
<p>Vali eşi Ebru Şahin de, Antalya'nın kadınların iş dünyasında, sivil toplumda ve sosyal yaşamda güçlü şekilde temsil edildiği şehirlerden biri olduğunu belirterek, “Türk kadınının gücünün ve başarı hikâyelerinin yalnızca Antalya'da değil, tüm dünyada daha görünür olması gerekiyor. ‘Zirvedeki Ankalar'ın bu misyona önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Dünyada her 10 kadından 1'i yeni bir girişim başlatıyor</strong></p>
<p>Kadın girişimciliği hem dünyada hem de Türkiye'de son yılların en hızlı yükselen ekonomik ve sosyal dönüşüm alanlarından biri olduğu belirtilen toplantıda. Global Entrepreneurship Monitor (GEM) 2024/2025 verilerine göre dünya genelinde her 10 kadından 1'inin yeni bir girişim başlattığı ve birçok ülkede kadınlarla erkekler arasındaki girişimcilik farkının da hızla kapandığı vurgulandı.</p>
<p>Türkiye'de, kadın girişimci oranı 2002 yılında yüzde 13,1 seviyesindeyken 2025 itibarıyla yüzde 18,2'ye yükselerek yaklaşık yüzde 39 artış gösterdiği ifade edildi.  TÜİK verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 1 milyon 230 bin kadın girişimci bulunuyor. Bunların yaklaşık 178 bini işveren, 1 milyon 52 bini ise kendi adına çalışan kadınlardan oluşuyor.</p>
<p>"Zirvedeki Ankalar" etkinliği, ATSO, TOBB Antalya Kadın Girişimciler Kurulu, ihracatçı birlikleri, iş dünyası kuruluşları, akademik kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla düzenleniyor.</p>
<p><strong>"Yılın Ankaları" ödülü</strong></p>
<p>Zirvenin en dikkat çeken projelerinden ANKA100 ile Yılın ANKALARI 2026’da ilk toplantısını Antalya’da yapacak. İş dünyasından sanata, bilimden spora birçok alanda başarı gösteren kadın liderleri bir araya getirecek platform, 2027’de ‘’Yılın Ankaları’’nı açıklayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zirvedeki-ankalar-antalyada-bulusuyor-80901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/1/1280x720/zirvedeki-ankalar-antalyada-bulusuyor-1781176521.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global Phoenix Women in Business Summit (Zirvedeki Ankalar) etkinliği, 15-18 Haziran tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-80898</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasına karar verdi. </p>
<p>Karar metninde şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.</p>
<p>Yılın ilk aylarındaki yükselişinin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi, mayıs ayında bir miktar gerilemiştir. Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında oynaklık ve yüksek seyir sürmektedir. İlk çeyreğe ait veriler iktisadi faaliyetin yavaşlamaya devam ettiğini gösterirken, öncü veriler iç talepteki zayıf seyrin sürdüğüne işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p>Kurul, 22 Nisan'daki toplantıda da politika faizinde değişikliğe gitmemişti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-80898</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası PPK, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thyye-5-kez-avrupanin-en-iyi-yiyecek-ve-icecek-hizmeti-odulu-80913</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;ye 5. kez, &#039;Avrupa&#039;nın en iyi yiyecek ve içecek hizmeti&#039; ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), Havayolu Yolcu Deneyimi Derneği (APEX) tarafından verilen "Avrupa'nın en iyi yiyecek ve içecek hizmeti" ödülünü 5. kez kazandı.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, şirket, "2026 En İyi Havayolu Ödülleri" kapsamındaki ödüle beşinci kez layık görülerek, uçak içi ikram alanındaki hizmet anlayışını ve müşteri memnuniyetine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Ödül, İrlanda'nın başkenti Dublin'de 10 Haziran'da düzenlenen "Future Travel Experience EMEA, Ancillary &amp; Retailing" etkinliğindeki APEX Ödül Töreni'nde takdim edildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, "2026 APEX Ödülleri", dünyanın en yaygın kullanılan seyahat planlama uygulamalarından biri olan "TripIt by Concur" iş birliğiyle toplanan tarafsız, anonim ve doğrulanmış yolcu geri bildirimleri doğrultusunda belirlendi.</p>
<p>Değerlendirme sürecinde dünya genelinde 600'den fazla hava yolunun gerçekleştirdiği 1 milyondan fazla uçuş, yolcular tarafından 5 yıldızlı değerlendirme sistemiyle puanlandı.</p>
<p>Yolcular, koltuk konforu, kabin hizmetleri, yiyecek ve içecek, uçak içi eğlence sistemi ve Wi-Fi olmak üzere 5 farklı kategoride deneyimlerini değerlendirme fırsatı buldu.</p>
<p><strong>"Ekiplerimizin ortaya koyduğu tutku ve ustalığın bir göstergesi"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan THY Genel Müdürü Ahmet Olmuştur, APEX tarafından beşinci kez "Avrupa'nın En İyi Yiyecek-İçecek Hizmeti" sunan havayolu olarak ödüllendirilmekten büyük mutluluk duyduklarını belirtti.</p>
<p>Olmuştur, "Bu ödül, menülerimizin tasarımından misafirlerimize sunulduğu ana kadar her aşamada ekiplerimizin ortaya koyduğu tutku ve ustalığın bir göstergesidir. Bize duydukları güven ve destek için misafirlerimize, bu deneyimi hayata geçiren THY ailesinin tüm üyelerine teşekkürlerimizi sunuyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p>APEX Group Üst Yöneticisi (CEO) Joe Leader ise THY'nin uçak içi ikram kalitesini, Türkiye'nin zengin kültürünü ve misafirperverliği, benzersiz bir ustalıkla dünyaya taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Leader, "THY'nin yiyecek ve içecek deneyimi, yolcuların beklentilerini karşılamanın ötesine geçerek, bayrak taşıyıcının bulunduğu coğrafyanın hikâyesini, özenini, cömertliğini ve havacılıktaki liderliğini anlatmaktadır." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thyye-5-kez-avrupanin-en-iyi-yiyecek-ve-icecek-hizmeti-odulu-80913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/3/1280x720/ahmet-olmustur-1781186327.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. kez kazanılan &quot;Avrupa&#039;nın en iyi yiyecek ve içecek hizmeti&quot; ödülü hakkında açıklama yapan THY Genel Müdürü Ahmet Olmuştur, &quot;Bu ödül, menülerimizin tasarımından misafirlerimize sunulduğu ana kadar her aşamada ekiplerimizin ortaya koyduğu tutku ve ustalığın bir göstergesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-burkay-bursanin-gelecegini-mekansal-planlama-belirleyecek-80888</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 11:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burkay: Bursa’nın geleceğini mekânsal planlama belirleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Bursa Temsilciliği tarafından düzenlenen panelde gayrimenkul sektör temsilcileriyle buluştu.</p>
<p>Bursa’nın önündeki en önemli gündem başlığının mekânsal planlama olduğunu belirten İbrahim Burkay, kent anayasası niteliğinde olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın tarihi önemde bir çalışma olduğunu ifade etti. Başkan Burkay, “Bizler sanayi, ticaret ve yaşam alanlarının bir bütün olarak ele alınmasını arzu ediyoruz. Ülkelerin yerine şehirlerin rekabet ettiği bir dönemde Bursa’mızın gerek üretim ve ticaret altyapısı ile gerekse de yaşam alanları ve sosyal imkanlarıyla gelecekte çok daha güçlü bir konumda olmasını hedefliyoruz. Bu vizyonla hazırladığımız KOBİ OSB, Organize Konut Alanları, Organize Ticaret Bölgeleri ve lojistik merkezlerimiz, kentimizin hedeflerinde belirleyici rol oynayacak nitelikte projelerdir” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a794c5a3cd-1781168460.jpeg" alt="" width="548" height="365" /></p>
<h2><strong>“Gayrimenkul, sektörü binalardan ibaret değildir”</strong></h2>
<p>Gayrimenkul sektörünü yalnızca yapı üretimi olarak değerlendirmediklerini ifade eden İbrahim Burkay, sektörün ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal ve kültürel gelişimin de temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, “Bizim için gayrimenkul medeniyet inşasının, ekonomik istikrarın ve toplumsal refahın temel taşıdır. Bursa’nın geleceğinde bu sektörü planlı ekonomik büyümenin ve güvenli kentsel dönüşümün en stratejik aktörlerinden biri olarak konumlandırıyoruz. Sektörün sağlıklı gelişimi için fuarlardan eğitim programlarına, mevzuat çalışmalarından sektör temsilcilerimizle gerçekleştirdiğimiz istişare mekanizmalarına kadar bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kentlerin rekabet gücünün artık sadece ekonomik göstergelerle ölçülmediğini belirten İbrahim Burkay, yaşam kalitesi, güvenli yapı stoğu, ulaşım altyapısı ve sürdürülebilir şehirleşmenin temel unsurlar haline geldiğini vurgulayarak, “Şehirlerin kalitesini binaların çokluğu değil, hava kalitesi, ulaşım planları, sanayi, ticaret ve konut alanlarının dengesi, enerji verimliliği ve çevreye duyarlı sürdürülebilir yapılaşma belirleyecek. Dirençli Bursa, en büyük rekabet avantajımız olacak” ifadelerini kullandı. Bursa için hedefledikleri 2030 vizyonuna da değinen Başkan İbrahim Burkay, bütün çalışmaların merkezinde gelecek nesillere daha güçlü bir şehir bırakma hedefinin yer aldığını dile getirdi.</p>
<p>Bursa’nın yatırım, üretim ve yaşam kalitesi açısından güçlü bir çekim merkezi olduğunu belirten Burkay, bu potansiyelin doğru platformlarla ulusal ve uluslararası yatırımcılarla buluşturulmasının büyük önem taşıdığını belirterek, BTSO öncülüğünde hayata geçirilen Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı ile Dirençli Kentler Zirvesi’nin sektöre önemli katkılar sunduğunu söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-burkay-bursanin-gelecegini-mekansal-planlama-belirleyecek-80888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/btso-baskani-burkay-bursanin-gelecegini-mekansal-planlama-belirleyecek-1781168488.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Bursa’nın en kritik gündeminin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı olduğunu belirterek, sanayi, ticaret, konut ve yaşam alanlarını bütüncül yaklaşımla ele alan projelerin kentin 2030 vizyonuna yön vereceğini söyledi. Burkay, KOBİ OSB, Organize Konut Alanları, Organize Ticaret Bölgeleri ve lojistik merkezlerin Bursa’nın geleceğinde belirleyici rol üstleneceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ildeki-tasinmazlar-satilacak-80884</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 ildeki taşınmazlar satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) yatırımcılara yönelik duyurusu Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Ağrı'nın Eleşkirt, Samsun'un Havza ve Aydın'ın Didim ilçesindeki bazı taşınmazların satışı yapılacak.</p>
<p>Son teklifler Ağrı ve Samsun'daki toplam 3 taşınmaz için 30 Haziran'a kadar, Aydın'daki taşınmaz için ise 1 Temmuz'a kadar verilebilecek.</p>
<p>İhaleler, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek, süreç pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ildeki-tasinmazlar-satilacak-80884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ağrı,, Samsun ve Aydın&#039;da bulunan toplam 4 taşınmazı satış yöntemiyle özelleştirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ayda-40-il-ihracatini-artirdi-80881</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 ayda 40 il ihracatını artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-mayıs dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İstanbul, geçen ay 4 milyar 495 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,7 azaldı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 60 milyon dolarla ve yüzde 15,6 azalışla Kocaeli izlerken 2 milyar 79 milyon dolar ve yüzde 1 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 856 milyon 380 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 413 milyon 529 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 407 milyon 442 bin dolarla kazanlar, makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları 1 milyar 37 milyon 908 bin dolarla en fazla dış satım yapın sektör oldu. Bu faslı, 463 milyon 920 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 268 milyon 950 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar, 603 milyon 396 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından 237 milyon 81 bin dolarla demir ve çelik, 153 milyon 245 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında 452 milyon 558 bin dolarla ABD ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi 399 milyon 746 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri ve 273 milyon 216 bin dolarla Almanya izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 271 milyon 427 bin dolarla Almanya'ya yaptı. Bu ülkenin ardından 230 milyon 110 bin dolarla İngiltere ve 216 milyon 117 bin dolarla İspanya geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke 212 milyon 319 bin dolarla İspanya oldu. Bu ülkeyi, 176 milyon 938 bin dolarla ABD, 170 milyon 754 bin dolarla İtalya takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Mayısta yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında Ankara 300 milyon dolarlık artışla ilk sırada geldi. Başkenti 29 milyon dolarla Osmaniye, 26 milyon dolarla Şırnak izledi.</p>
<p>Böylece ocak-mayıs döneminde 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 40 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ayda-40-il-ihracatini-artirdi-80881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/6/1280x720/uibten-yuzde-24luk-artisla-4-milyar-dolarlik-ihracat-1777898894.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 5 aylık verilerine göre, 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaparken, 40 il de ihracatını artırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbank-abddeki-davanin-sona-erecegini-duyurdu-80880</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank, ABD&#039;deki davanın sona ereceğini duyurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank tarafından, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) ABD'de banka aleyhinde açılan ceza davası ve ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Dairesi (OFAC) süreçleri hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>ABD Adalet Bakanlığı Güney New York Bölge Savcılığı ile banka arasında imzalanarak 11 Mart 2026 tarihinde yürürlüğe giren Kovuşturmanın Ertelenmesi Anlaşması (DPA – Deferred Prosecution Agreement) kapsamında öngörülen Uyum Raporu'nun uzman kuruluş tarafından hazırlanarak ABD Adalet Bakanlığı Güney New York Bölge Savcılığı ile OFAC'a zamanında teslim edildiği bildirilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Uyum Raporu'nun teslim edilmesi sonrasında uzlaşma anlaşması uyarınca Halkbank ve ABD Adalet Bakanlığı Güney New York Bölge Savcılığı, ceza davasının düşürülmesine dair müşterek imza edilen dilekçeyi, ABD Güney New York Bölge Mahkemesi'ne 10 Haziran 2026 tarihinde sunmuştur. ABD Güney New York Bölge Mahkemesi'nin kısa süre içerisinde müşterek talep dilekçesini dikkate alarak ceza davasının düşürülmesini onaylaması ile birlikte 9 yıldır devam eden ceza davası tamamıyla sona erecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbank-abddeki-davanin-sona-erecegini-duyurdu-80880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/halkbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halkbank tarafından yapılan açıklamada, &quot;ABD Güney New York Bölge Mahkemesinin kısa süre içerisinde müşterek talep dilekçesini dikkate alarak ceza davasının düşürülmesini onaylaması ile birlikte 9 yıldır devam eden ceza davası tamamıyla sona erecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beta-enerjinin-halka-azina-onay-80878</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beta Enerji&#039;nin halka azına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) haftalık bülteni yayımlandı. </p>
<p>Bültene göre SPK, Beta Enerji ve Teknoloji AŞ'nin 40 liradan halka arzını uygun buldu.</p>
<p>Türkiye Sigorta AŞ'nin 10 milyar liralık ve Goodyear Lastikleri Türk AŞ'nin 1 milyar 250 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımı onaylandı.</p>
<p>Kurul, Şeker Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 4 milyar liralık, Creditwest Faktoring AŞ'nin 670 milyon liralık, Deva Holding AŞ'nin 4 milyar liralık, Pınar Süt Mamulleri Sanayii AŞ'nin 2 milyar 500 milyon liralık, Tera Yatırım Bankası AŞ'nin 12 milyar liralık ve 50 milyon dolarlık, Aytemiz Yatırım Bankası AŞ'nin 5 milyar liralık ve 50 milyon avroluk, Ak Finansal Kiralama AŞ'nin 150 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi.</p>
<p>Emlak Varlık Kiralama AŞ'nin 4 milyar liralık yönetim sözleşmesine dayalı yeşil-sürdürülebilir kira sertifikası, Hedef Varlık Kiralama AŞ'nin 325 milyon liralık ve Ahlatcı Varlık Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık yönetim sözleşmesine dayalı kira sertifikası ihraç başvurularını onayladı.</p>
<p>Büyükdemir Portföy Yönetimi AŞ Hisse Senedi Şemsiye Fonu, Büyükdemir Portföy Yönetimi AŞ Serbest Şemsiye Fon'un kuruluşlarına izin verilmesi talepleri ve Destek Yatırım Bankası AŞ'nin emir iletimine aracılık faaliyet izni verilmesine ilişkin başvurusu olumlu karşılandı.</p>
<p>Bir tüzel, iki gerçek kişiye 23 milyon 902 bin 868 lira idari para cezası uygulayan Kurul, 12 internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına erişimin engellenmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasına karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beta-enerjinin-halka-azina-onay-80878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/spk-odine-solutions-teknolojinin-halka-arzini-onayladi-f8by_cover.png-1.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Beta Enerji ve Teknoloji AŞ&#039;nin ilk halka arzını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/assan-group-satisa-cikarildi-80877</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Assan Group satışa çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atandığı Assan Group Makine Savunma Sanayi AŞ’ye ait ticari ve iktisadi bütünlüğü satışa çıkardı.</p>
<p>Muhammen bedelin 416 milyon 500 bin dolar olarak belirlendiği ihalede teminat 41 milyon 650 bin dolar olacak. Teminatın devlet tahvili veya hazine bonosu tahvil olarak verilmesi halinde, teminat tutarının yüzde 40 fazlası kadar tutar TMSF adına bloke edilecek.</p>
<p>8 Temmuz’da yapılacak ihale için teklifler 7 Temmuz’a kadar alınacak. İhalede kapalı zarf ve açık atırma usulleri birlikte uygulanacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/assan-group-satisa-cikarildi-80877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/tmsf-1752576307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu, Assan Group Makine AŞ’yi 416 milyon dolara satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-80882</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), bazı illerdeki taşınmazların satışına ilişkin karar tebliğleri Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Çorum'un merkez ilçesi Karaca köyündeki taşınmazın, özelleştirme ihalesinde 45 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Çorum Şeker Fabrikası AŞ'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Samsun'un Çarşamba ilçesi Demirarslan Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 27 milyon 700 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Erdem Torun'a satışı onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Gölbaşı ilçesi İncek-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazın, 26 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Emre Gökdemir İnşaat Mimarlık Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd Şti'ye satışına onay verildi. Gölbaşı'nda Karaoğlan-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazın da 11 milyon 980 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan AEM Taahhüt Yapı İnşaat Ticaret Ltd Şti'ye satışı kararlaştırıldı. Aynı mahalledeki bir diğer taşınmazın da 7 milyon 650 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Kızılırmak İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ'ye satışı uygun bulundu.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı Sivas'ın merkez ilçesi Budaklı köyündeki taşınmazın, 5 milyon 200 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Bahattin Eken'e satılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Bayburt'un Merkez ilçesi Konursu köyündeki taşınmazın, 4 milyon 50 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Hamit Açıkgöz'e satışı onaylandı.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı Sivas'ın merkez ilçesi Budaklı köyündeki taşınmazın, 3 milyon 150 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Bahattin Eken'e satışına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Balıkesir'in Altıeylül ilçesi Küçükbostancı Mahallesi'ndeki taşınmazın, 2 milyon 910 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren İstanbul Yatırım Ortak Girişim Grubu'na satışı kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-80882</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara, Çorum, Samsun, Sivas, Bayburt ve Balıkesir&#039;deki bazı taşınmazların satışına izin verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaltek-cup-2026da-teknolojik-donusum-projeleri-odullendirildi-80980</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 09:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> KalTek CUP 2026’da teknolojik dönüşüm projeleri ödüllendirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>KalDer Bursa ve BTSO iş birliğinde ilk kez hayata geçirilen KalTek CUP 2026 Teknolojik İyi Uygulamalar Etkinliği ve Ödül Töreni, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>KalDer Bursa Teknoloji Uzmanlık Grubu (KalTek) tarafından düzenlenen etkinlikte, işletmelerde hayata geçirilen teknolojik iyi uygulamaların görünür kılınması, kurumlar arasında deneyim paylaşımının artırılması ve başarılı projelerin yaygınlaştırılması hedeflendi. Program, KalDer Bursa Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Sinan Kahraman’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından KalTek Uzmanlık Grup Lideri ve Beyçelik Holding Ar-Ge ve İnovasyon Müdürü İmren Öztürk Yılmaz, yarışmanın kapsamı ve değerlendirme süreci hakkında bilgi verdi. BUTEKOM Genel Müdürü Murat Kurtlar da kurumun faaliyetleri ve teknoloji odaklı çalışmalarını katılımcılarla paylaştı.</p>
<h2>37 başvurudan 10 proje finale kaldı</h2>
<p>KalTek CUP 2026’ya Bursa’daki kuruluşlardan toplam 37 başvuru yapıldı. Alanında uzman isimlerden oluşan jüri tarafından gerçekleştirilen değerlendirmeler sonucunda 10 proje finale kalmaya hak kazandı. Yarışmanın jürisinde Özyeğin Üniversitesi Akademisyeni ve Özyeğin-BEYSAD Dijital Dönüşüm Merkezi Genel Müdürü Erinç Albey, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhun Kundakcıoğlu, Şahince Otomotiv Genel Müdürü Özgür Şahin ve BUTEKOM Genel Müdürü Murat Kurtlar yer aldı.</p>
<h2>Oyak Renault zirvede</h2>
<p>Ödül töreninde açıklanan sonuçlara göre, Oyak Renault’nun “Roboscope” projesi birincilik ödülüne layık görüldü. Borçelik’in “BorVision” projesi ikincilik, Bosch’un “Sherlock” projesi ise üçüncülük ödülünü aldı. Jüri Özel Ödülleri ise Coşkunöz’ün “Inspectrix” ve Oskim’in “Kaynak Sırası Optimizasyonu” projelerine verildi. Etkinlik kapsamında katılımcılar, finale kalan projelerin sunumlarını izleme, ödül törenine katılma ve teknik gezi programlarında yer alma fırsatı buldu. Gün boyunca gerçekleştirilen etkinliklerle dijital dönüşüm, teknoloji ve inovasyon alanlarında bilgi ve deneyim paylaşımı sağlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kaltek-cup-2026da-teknolojik-donusum-projeleri-odullendirildi-80980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/kaltek-cup-2026da-teknolojik-donusum-projeleri-odullendirildi-1781246872.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KalDer Bursa ve BTSO iş birliğinde ilk kez düzenlenen KalTek CUP 2026 Teknolojik İyi Uygulamalar Etkinliği ve Ödül Töreni’nde, işletmelerin dijital dönüşüm ve inovasyon alanındaki başarılı uygulamaları ödüllendirildi. Bursa’dan 37 projenin başvurduğu organizasyonda Oyak Renault birincilik ödülünün sahibi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/milasli-muhtarlar-komur-yoksa-is-de-as-da-yok-80896</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karacaağaç&#039;ta parke taş yol törenle hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Milas-Ören karayolu üzerinde bulunan ve Yeniköy Kemerköy Enerji'nin sosyal etki alanında yer alan yaklaşık 7 bin kişinin yaşadığı 15 mahalleye hizmet verecek yol, muhtarlar ve yöre halkından vatandaşların katıldığı törenle açıldı. Çalışma ile özellikle kış aylarında ulaşımın güçleştiği bölgede tarım arazilerine, zeytinliklere ve yaşam alanlarına erişimin kolaylaştığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, açılış töreninde bir araya gelen bölge muhtarları ve yöre halkı Yeniköy Kemerköy Enerji’nin faaliyetlerinin yerel ekonominin vazgeçilmez unsur olduğunu belirterek, “Kömür yoksa, iş de yok, aş da yok.” mesajını verdi. </p>
<p>Açılışa katılan bölge mahalle muhtarları, ihtiyaçların yerinde tespit edilerek çözüm üretilmesinin önemine dikkat çekti. Törende ortak değerlendirmede bulunan muhtarlar, Yeniköy Kemerköy Enerji'nin özellikle üretimi destekleyen yatırımlarının bölgenin gelişimine önemli katkılar sağladığını belirterek, yerel paydaşlarla sürdürülen iş birliğinin büyük değer taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Ocak 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanan acele kamulaştırma kararı kapsamında bazı parselleri bulunan Karacaağaç Mahallesi'nin Muhtarı ve Muhtarlar Danışma Kurulu Sözcüsü Dursun Uysal, köyünün ihtiyaç duyduğu temel bir eksikliğin giderildiğini söyleyerek, “Bu yol, vatandaşlarımızın zeytinliklerine, tarlalarına ve bağ evlerine ulaşmak için kullandığı ana güzergâhlardan biri. Yolun eski hali özellikle araçla ulaşım açısından ciddi sıkıntı yaratıyordu. Çalışma sayesinde hem tarımsal faaliyetler kolaylaştı hem de mahallemizin üst kesimlerinde bulunan evlere ulaşım çok daha güvenli hale geldi. Yeniköy Kemerköy Enerji’nin yöremizdeki linyit kaynaklarıyla üretimi sürdürmesi, sadece enerji arzı açısından değil, bölgemizdeki istihdamın devamı, ilçemizdeki ekonominin canlılığı ve bu tür altyapı yatırımlarının yapılabilmesi açısından da kritik önem taşıyor. Üretim devam ettiği sürece istihdam olur, bölgesel kalkınma devam eder. Yeniköy Kemerköy Enerji’nin üretimi durursa bütün bölge halkımız derinden etkilenir.” diye konuştu.  </p>
<h2>Burak Işık: Hiçbir köyümüz yok olmayacak</h2>
<p>Faaliyet gösterdikleri bölgede muhtarlarla kurulan güçlü iletişimin sosyal projelerin şekillenmesinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, bölgenin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmeye, çözüm üretmeye devam edeceklerini söyledi. Işık, “Üretim yoksa istihdamın, ticaretin ve yerel kalkınmanın sürdürülebilir olması da mümkün değil. Şirket olarak Türkiye’nin arz güvenliği için elektrik üretimi gerçekleştirirken, çevremizde oluşturduğumuz istihdam, ticaret ve ekonomik hareketlilikle yerel kalkınmaya ciddi katkı sağlıyoruz. Bugün Karacaağaç’ta hizmete açtığımız bu yol da bunun somut örneklerinden biri. Yeniköy Kemerköy Enerji olarak Türkiye’nin en büyük beş elektrik üreticisinden biriyiz ve bunu yerli linyit kaynağımızla yapıyoruz. Doğrudan 3 bin 100 kişiye istihdam yaratırken, yıllık yaklaşık 5 milyar liralık bir ekonomik ekosistem oluşturuyoruz. Yerli kaynakla ürettiğimiz elektrik sayesinde cari açığın azalmasına yıllık 600 milyon dolar katkı sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Acele kamulaştırma süreciyle ilgili zaman zaman kamuoyuna yansıyan köylerin ortadan kalkacağı iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Işık, “Karacaağaç Mahallesi, acele kamulaştırmaya konu olan 679 parselin bulunduğu altı mahalleden biri. Köyümüz yok olmayacak, aksine burada yaşam devam ediyor ve ihtiyaçlar çeşitleniyor. Yeniköy Kemerköy Enerji olarak, Karacaağaç Mahallesi’nde olduğu gibi bölgemizdeki altyapı yatırımlarını, eğitim ve tarımsal kalkınma projelerini destekliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/milasli-muhtarlar-komur-yoksa-is-de-as-da-yok-80896</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/6/1280x720/milasli-muhtarlar-komur-yoksa-is-de-as-da-yok-1781173132.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muğla&#039;nın Milas ilçesine bağlı Karacaağaç Mahallesi&#039;nde yaklaşık 2 kilometre uzunluğundaki parke taş yol çalışması tamamlandı. Yol, mahalle sakinleri ile bölge muhtarlarının katıldığı törenle hizmete açıldı. Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, &quot;Şirket olarak Türkiye’nin arz güvenliği için elektrik üretimi gerçekleştirirken, çevremizde oluşturduğumuz istihdam, ticaret ve ekonomik hareketlilikle yerel kalkınmaya ciddi katkı sağlıyoruz. Bugün Karacaağaç’ta hizmete açtığımız bu yol da bunun somut örneklerinden biri.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kullanimlik-plastikler-80857</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek kullanımlık plastikler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kenan Benliler ile tek kullanımlık plastiklere ilişkin hazırlanan yönetmelik taslağının sektöre olası etkilerini değerlendirdik.</p>
<p>Taslak düzenlemenin çevresel hedefler açısından önemli bir yaklaşım ortaya koyduğunu ancak mevcut haliyle sanayi açısından ciddi soru işaretleri barındırdığını belirten Benliler, “Çevreyi koruma hedefi hepimizin ortak sorumluluğu.</p>
<p>Ancak çevre politikalarının oluşturulması sürecinde ekonomik gerçeklerin, sanayi altyapısının ve uygulama kapasitesinin de dikkate alınması gerekiyor.</p>
<p>Aksi halde iyi niyetli düzenlemeler beklenmeyen ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurabiliyor” dedi.</p>
<p>Çevre sorunlarının temelinde tek kullanımlık plastik ürünlerin değil, yeterli bir atık yönetim sisteminin eksikliğinin bulunduğunu ifade eden PAGDER Başkanı, “Bugün dünyada çevre politikalarının temel yaklaşımı yasaklamadan çok döngüsel ekonomi modeline dayanıyor.</p>
<p>Geri dönüşüm altyapısının güçlendirilmesi, atık toplama sistemlerinin geliştirilmesi ve tüketicinin bilinçlendirilmesi çevresel fayda açısından çok daha sürdürülebilir sonuçlar doğuracaktır.</p>
<p>Plastik ürünler özellikle hijyen, gıda güvenliği, lojistik ve sağlık gibi alanlarda modern yaşamın önemli bir parçası konumunda bulunuyor.</p>
<p>Bu sebeple meseleyi yalnızca ürün bazlı yasaklar üzerinden değerlendirmek yeterli olmayacaktır” dedi.</p>
<p>Avrupa Birliği’nde benzer düzenlemelerin uygulanma sürecinin halen tartışıldığını vurgulayan Benliler, “Taslak düzenleme büyük ölçüde Avrupa Birliği’nin Tek Kullanımlık Plastik Direktifi esas alınarak hazırlanmış durumda.</p>
<p>Ancak Avrupa’da dahi uygulama süreçlerinde çeşitli zorluklarla karşılaşılıyor ve birçok ülkede yasaklardan çok geri dönüşüm oranlarını artırmaya yönelik mekanizmalar ön plana çıkıyor.</p>
<p>Bu kapsamda, konu hakkında hayata geçirilecek düzenlemeler oluşturulurken ülkemizin üretim yapısı, ekonomik koşulları ve sanayi ölçeği dikkate alınarak ihtiyaçlarımız ve yeterliliklerimize uygun modellerin geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz” dedi.</p>
<p>Taslak yönetmeliğin uygulanabilirlik açısından da büyük soru işaretleri barındırdığına dikkat çeken Benliler, “Son yıllarda sektörümüz sürdürülebilir malzemeler, geri dönüştürülmüş içerik kullanımı ve çevresel etkilerin azaltılması konusunda ciddi yatırımlar yaptı.</p>
<p>Biyobozunur,  kompostlanabilir veya geri dönüştürülmüş plastiklerden üretilen ürünler gibi çevre dostu alternatiflerin de yasak kapsamına alınması bu yatırımların motivasyonunu zayıflatabilir.</p>
<p>Ayrıca plastiğe alternatif malzemelerin daha düşük çevresel etki oluşturduğu yönünde kesin bir hüküm üzerine mevzuat oluşturmak yerine ürünlerin çevresel etkilerinin yaşam döngüsü analizi gibi bilimsel yöntemler ile değerlendirilmesi ve bu çalışmaların çıktılarının esas alınması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Öte yandan, taslak yönetmeliğin hazırlanması sürecinde ülkemizin ekonomik koşullarının, mevcut sanayi altyapısının ve yönetmeliğin olası etkilerinin sağlıklı şekilde analiz edilmediğini gösteren bir diğer hususun ise birçok tek kullanımlık plastik ürüne yönelik yasakların 1 Eylül 2026 itibarıyla hayata geçirilmesinin öngörülmesi olduğunu ifade eden PAGDER Başkanı, “Sektörümüz yalnızca plastik üretiminden ibaret değil.</p>
<p>Ambalajdan lojistiğe, gıdadan hijyene kadar çok geniş bir değer zincirinin temel bileşenlerinden birini oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle tek kullanımlık ürünler tarafında faaliyet gösteren işletmelerin önemli bir kısmı KOBİ ölçeğinde üretim yapıyor.</p>
<p>Bu işletmelerin mevcut üretim altyapısını kısa süre içerisinde tamamen dönüştürmesi mümkün değil. Taslak yönetmeliğin hayata geçirilmesi halinde sektörümüzdeki yatırımların atıl kalması ve üretim kayıplarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Oysa ki, çevresel sürdürülebilirliğin ancak sanayi sürdürülebilirliği ile birlikte mümkün olabileceği gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.</p>
<p>Türkiye plastik sektöründe güçlü üretim kapasitesine ve önemli bir bilgi birikimine sahip.</p>
<p>Bu kapasitenin korunması ve daha sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu doğrultuda yasaklayıcı yaklaşımlardan ziyade geri dönüşümü güçlendiren ve sanayinin uyum sürecini destekleyen politikaların çok daha sağlıklı sonuçlar doğuracağına inanıyoruz.” dedi.</p>
<p>Son olarak sektörün tüm bileşenleri olarak yönetmelik taslağına yönelik itirazlarını dile getirdiklerini belirten PAGDER Başkanı Kenan Benliler, “Taslak düzenlemeye ilişkin görüş ve önerilerimizi taslağı hazırlayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile paylaşmanın yanı sıra taslak yönetmeliğin olası ekonomik etkileri sebebiyle konunun muhatabı olan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı yetkililerine de aktardık.</p>
<p>Umarız sektörde derin bir huzursuzluğa sebep olan taslak yönetmelik konunun tüm boyutlarını dikkate almak üzere gözden geçirilir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kullanimlik-plastikler-80857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tek kullanımlık plastikler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-korkusu-altini-fena-yordu-80855</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz korkusu altını fena yordu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a45d6317fc-1781155286.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altın piyasasında aylar süren yükselişin ardından sert bir soluklanma dönemi başladı. Ocak ayında ons başına 5.594 dolar ile tarihi zirvesini gören değerli metal, son haftalarda artan satış baskısıyla 4.200 dolardaki kritik teknik seviyelerin altına geriledi. Piyasada düzeltmenin ne kadar derinleşeceğine dair ipuçları arıyor.</p>
<p>Altın, yılın başından bu yana yüzde 3,5 değer kaybetti. Dün öğle saatlerinde ons fiyatı 4.168 dolara indi. Fiyatlar yalnızca son 1 haftada yüzde 6, 1 ayda yüzde 12 düşüp piyasa açısından 200 günlük hareketli ortalamanın da altına sarkmış durumda. Son dönemde altının aleyhine çalışan faktörlerin sayısı artıyor.</p>
<p>● ABD’nin İran’a yönelik yeni askeri operasyonları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim petrol fiyatlarını yukarı taşırken, enerji maliyetlerinden kaynaklanan enflasyon korkuları yeniden güç kazandı.</p>
<p>● Bu tablo yatırımcıları Fed’in faiz artırımı ihtimalini yeniden fiyatlamaya yöneltti.</p>
<p>● Beklentilerin üzerinde gelen ABD istihdam verileri de bu süreci destekledi. Güçlü istihdam piyasası, Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek tutabileceği görüşünü güçlendirdi.</p>
<p>● Yükselen reel faizler altın gibi getiri sağlamayan varlıkların cazibesini azaltıyor.</p>
<p>● Piyasadaki kırılganlığın bir diğer nedeni ise yatırım talebindeki yavaşlama. ETF piyasasında iştah zayıflıyor. Bloomberg verilerine göre altın ETF varlıkları yılbaşından bu yana 88 ton azalarak 3.048 tona geriledi. Spekülatif fon pozisyonları da son iki yılın dip seviyelerine yakın seyrediyor.</p>
<h2>Uzmanlar kırılganlığın süreceği uyarısı yapıyor</h2>
<p>● Standard Chartered’a göre altın destekli ETF’lerden çıkışlar hızlanırken, zarar eden pozisyonların artması yeni satışları tetikleyebilir. Banka, özellikle 4.250 dolar seviyesinin kritik olduğunu, aşağı yönlü hareketin devam etmesi halinde 4.100 dolar civarının yeni destek bölgesi olarak öne çıktığını belirtiyor.</p>
<p>● Saxo Bank ise altındaki düşüşün yalnızca teknik bir düzeltme olmadığını düşünüyor. Kuruma göre yatırımcılar artık merkez bankası alımları ve jeopolitik risklerden çok petrol fiyatları, tahvil getirileri ve doların seyrine odaklanıyor. Bu nedenle güvenli liman özelliği kısa vadede ikinci planda kalmış durumda.</p>
<p>● Citi, reel faizlerin dengelenmesi, doların güçlenmesi ve güvenli liman talebinin zayıflaması nedeniyle üç aylık altın hedefini 4.300 dolardan 4.000 dolara çekti. Bankaya göre merkez bankası alımlarındaki yavaşlama ve ETF girişlerindeki zayıflama, yükseliş trendinin hız kesmesinde etkili oluyor.</p>
<p>Buna karşın uzun vadeli görünüm tamamen bozulmuş değil. Hem Citi hem de diğer kurumlar, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme politikaları, yüksek kamu borçları ve jeopolitik kırılganlıkların altını desteklemeye devam edeceği görüşünde birleşiyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Toparlanma için kritik seviyeler</span></h2>
<p>● Uzmanlara göre kalıcı bir ateşkes, petrol fiyatlarında normalleşme ve Fed’in yeniden faiz indirimlerine yaklaşması altın için yeni bir yükseliş dalgasının önünü açabilir. Aksi halde piyasa kısa vadede 4.000 dolar seviyesini test etmeye devam edebilir. Analistlere göre altının yeniden güçlü bir yükseliş hikayesi oluşturabilmesi için önce teknik görünümünü düzeltmesi gerekiyor.</p>
<p>● 4.100-4.075 dolar: İlk güçlü destek bölgesi.</p>
<p>● 4.250 dolar: ETF yatırımcılarının zarar bölgesine geçtiği eşik.</p>
<p>● 4.500 dolar: Trendin toparlandığına işaret edecek ilk direnç.</p>
<p>● 4.600 dolar: 50 günlük ortalama ve yükselişin yeniden güç kazanması için aşılması gereken seviye.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-korkusu-altini-fena-yordu-80855</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın başında rekor üstüne rekor kıran altın, şimdi faiz ve enflasyon baskısıyla yön arıyor. ABD’de güçlü istihdam verileri, yükselen petrol fiyatları ve Fed’in yeniden sıkılaşabileceği beklentisi değerli metalin ons fiyatını dün 4200 doların altına çekti. Kısa vadede yeni düşüş riskine dikkat çekiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bir-dosyanin-hem-yargitay-hem-de-istinafa-gitmesi-engellenecek-80852</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir dosyanın hem Yargıtay, hem de istinafa gitmesi engellenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı ve AK Partili hukukçu milletvekillerinin birlikte hazırladığı ve pek çok düzenlemenin yer alacağı 12. Yargı Paketi’nin önemli maddeleri ekim ayına bırakıldı.</p>
<p>Paketten suça sürüklenen çocuklara verilecek ceza oranları, süresiz nafaka gibi önemli düzenlemelerin paketten çıkarıldığı öğrenildi. 12. Yargı Paketine, sosyal medya düzenlemesiyle ilgili 3 madde eklenecek. Sosyal medya hesaplarına, bundan sonra kimlik doğrulamayla girilecek. Her 6 ayda bir bankalarda olduğu gibi, şifre değiştirilecek. Şifre değiştirilirken de kimlik doğrulaması yapılacak. Bu şekilde, hesapların ele geçirilmesi de engellenmiş olacak. Önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek olan pakette, yargılanmaların hızlandırılmasını sağlayacak düzenlemelerin yanı sıra, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen maddeler yer alacak. Önemli düzenlemelerin ekim ayına bırakıldığı ve minimize edilen 12. Yargı Paketi’nde yer alması beklenen düzenlemeler; "yargı süreçlerinin hızlandırılması ile alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin artırılması, noterlik hizmetlerinin kapsamının genişletilmesi, dijital yargı uygulamalarının geliştirilmesi, mahkemelerde iş yükünün azaltılmasına yönelik tedbirler" olacak.</p>
<h2>Dava dosya sayısı 12,5 milyon </h2>
<p>12. Yargı Paketi’nde yapılacak düzenlemeler arasında özellikle yargılama süreçlerinin makul bir sürede sonlandırılması amaçlanıyor. En son yapılan güncelleme ile mahkemelerde şu anda 12,5 milyon dosya bulunuyor. Dosya fazlalığı dikkate alındığında yargılama sürelerinin hızlandırılması ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletecek ilave önlemlerin de pakette yer alması bekleniyor. Süresiz nafaka ile ilgili düzenlemenin 12. Yargı Paketi’nde yer alması beklenmiyor ancak uzun süren boşanma davalarının daha kısa sürede sonlandırılmasını düzenleyen maddelerin olacağı belirtiliyor, çekişmeli boşanma davalarında arabuluculuk hükümlerinin uygulanması öngörülüyor. Atlamalı temyiz müessesesi ile ilgili de düzenlemenin yer alacağı pakette, bir dosyanın hem istinafa hem Yargıtay'a gitmesi engellenerek, yargının hızlanması sağlanacak. Dosya tek elden Yargıtay’a gidecek. Ayrıca silahların saklanması, muhafazası edilmesi konusunda da düzenlemeler yer alacak. Özellikle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak silahları muhafaza edenler hakkında cezai yaptırım uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bir-dosyanin-hem-yargitay-hem-de-istinafa-gitmesi-engellenecek-80852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/hukuk-yargi-1747118401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atlamalı temyiz müessesesi ile ilgili düzenlemenin yer alacağı 12. Yargı Paketi’nde, bir dosyanın hem istinafa hem Yargıtay&#039;a gitmesi engellenerek, yargının hızlanması sağlanacak. Dosya tek elden Yargıtay’a gidecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/egitim/sabanci-universitesinin-mezuniyet-toreninde-onur-konugu-prof-dr-ayse-kivilcim-coskun-80911</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde onur konuğu Prof. Dr. Ayşe Kıvılcım Coşkun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Üniversitesi, 24. lisans ve 27. lisansüstü öğrencilerini 27 Haziran'da Tuzla yerleşkesinde gerçekleştirilecek törenle mezun edecek. Törende Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sanat ve Sosyal Bilimler ve Yönetim Bilimleri fakültelerinden öğrenciler diplomalarını alacak.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, öğretim üyeleri ve öğrenci ailelerinin katılımıyla gerçekleştirilecek olan tören, Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Hayri Çulhacı’nın açılış konuşması ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici’nin konuşmasıyla başlayacak. Bu yılki törenin onur konuğu, Sabancı Üniversitesi’nin 2003 yılı mezunlarından, Boston Üniversitesi Bilgi ve Sistem Mühendisliği Merkezi Direktörü Prof. Dr. Ayşe Kıvılcım Coşkun olacak. Mezunları temsilen seçilen bir öğrencinin de konuşma yapacağı törende, fakülte birincilerine ödülleri takdim edilecek.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2aba70798aa-1781185136.png" alt="" width="344" height="389" /><strong>Coşkun, veri merkezlerinin enerji verimliliği konusunda dünya çapında otorite olarak kabul ediliyor</strong></p>
<p>"2026 Time 100 En Etkin Şirketler Listesi"nde yer alan Emerald AI’ın kurucu ortağı ve Baş Bilim İnsanı olan Prof. Dr. Ayşe Kıvılcım Coşkun aynı zamanda Boston Üniversitesi Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Profesörü olarak görev yapıyor. Prof. Dr. Coşkun, Boston Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Araştırma ve Öğretim Üyesi Geliştirme Dekan Yardımcılığı görevini de yürütüyor. Veri merkezlerinin enerji verimliliği konusunda dünya çapında otorite olarak kabul edilen Prof. Dr. Coşkun’un, enerji şebekesini güçlendirmek için esnek yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanında çığır açan çalışmaları bulunuyor. Prof. Dr. Coşkun aynı zamanda Sabancı Üniversitesi’nin Distinguished Research Fellowship (Seçkin Araştırmacı Ağı) programında yer alıyor. Prof. Dr. Coşkun gibi kendi alanlarında önemli araştırmalar yürüten bilim insanlarının bu programa katılımı, Sabancı Üniversitesi’nin uluslararası araştırma ağlarını güçlendirme ve disiplinlerarası bilimsel iş birliklerini geliştirme hedeflerine önemli katkı sunuyor.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/egitim/sabanci-universitesinin-mezuniyet-toreninde-onur-konugu-prof-dr-ayse-kivilcim-coskun-80911</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/sabanci-universitesi-1781185115.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Üniversitesi, 27 Haziran&#039;da Tuzla Kampüsü’nde düzenleyeceği törenle öğrencilerini mezun edecek. Üniversitenin ilk mezunlarından olan ve veri merkezlerinin enerji verimliliği alanındaki çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan Boston Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Kıvılcım Coşkun törene onur konuğu olarak katılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-amac-ilk-sart-ortaklik-80868</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son amaç, ilk şart: Ortaklık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EkoIQ ve iklimhaber.org Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru, yeni yayın kanalı “Onyedinci Amaç” ile sürdürülebilirlik iletişiminde eksik kalan halkaya dikkat çekiyor: Ortaklıklar. Doğru’ya göre iklim krizini yalnızca bilimsel verilerle ya da şirket raporlarıyla anlatmak yeterli değil. Kültürden ekonomiye, psikolojiden sağlığa uzanan daha geniş, daha insani ve daha sahici bir dile ihtiyaç var.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 17. maddesi, belki de son sırada yer aldığı için çoğu zaman arka planda kalıyor. Oysa tüm listenin kilidini açan madde o: “Amaçlar için Ortaklıklar.” Yoksullukla mücadeleden iklim krizine, toplumsal cinsiyet eşitliğinden temiz enerjiye kadar hiçbir başlık, tek bir kurumun, tek bir sektörün ya da tek bir iyi niyetli çabanın sınırları içinde çözülemiyor. Devlet, özel sektör, sivil toplum, medya, akademi ve yurttaş aynı masaya oturmadığında, sürdürülebilirlik çoğu zaman raporlarda kalan iyi cümlelere dönüşüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4f3942895-1781157689.png" alt="" width="375" height="497" /></p>
<p>EkoIQ ve iklimhaber.org Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru’nun yeni yayın kanalı “Onyedinci Amaç” tam da bu eksik halkaya odaklanıyor.</p>
<p>Sloganı “Sürdürülebilir Bir Dünya için İletişim” olan kanal, sürdürülebilirlik gündemini yalnızca uzmanların konuştuğu kapalı bir alandan çıkarıp daha geniş kitlelerle, özellikle de gençlerle buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Doğru’ya göre Türkiye’de sürdürülebilirlik tartışmasının en büyük sorunlarından biri bilgi eksikliği değil, iletişim eksikliği. Doğru, iklim krizini “iklim değişiyor, eyvah” diliyle değil, sosyoloji, ekonomi, psikoloji, kültür, sağlık ve gündelik hayatla ilişkisi içinde anlatmak gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Barış Doğru ile “Onyedinci Amaç”ı, Türkiye’de sürdürülebilirlik iletişiminin eksiklerini, COP31’in yaratabileceği fırsatı ve Doğru’nun dediği gibi, hepimizin aklında kalması gereken o temel soruyu konuştuk: “İyi bir dünya nasıl kurulur ve bunun için ben ne yapabilirim?”</p>
<p><strong>İlerleme istiyorsanız, işbirliği yapmak zorundasınız</strong></p>
<p>“2015 yılında ilan edilen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), 2030’a kadarki küresel sürdürülebilirlik gündeminin ana yol haritası aslında. ‘Yoksulluğa Son’ ile başlayan SKA’ların ilk 16 maddesi, uygarlığımızın başına gelen, daha doğru ifadeyle başımıza açtığımız toplumsal ve çevresel sorunları özetliyor; 194 alt başlığıyla da ölçülebilir bir ilerleme hattı çiziyor. ‘Amaçlar için Ortaklıklar’ başlıklı 17. Madde ise, bir sorunu değil, çözümü imliyor. Yani ‘bu 16 sorun alanında ilerleme kaydetmek istiyorsanız, işbirliği yapmak zorundasınız’ diyor. Gerçekten de karşı karşıya olduğumuz küresel sorunları ne tek başına devletlerin, ne sivil toplumun, ne de özel sektörün tek başına çözmesi mümkün değil. Bu kolektif bir düşünce ve eylem birliği gerektiriyor. Bu nedenle 17. ve son amaç, anahtar niteliğinde ve ortaklıkları zorunlu olarak görüyor.”</p>
<p><strong>Ciddi bir iletişim eksikliği ve sorunu var</strong></p>
<p>“Sürdürülebilirlik alanında ciddi bir iletişim eksikliği ve sorunu var. Tam da bu nedenle 17. Amaç’ın sloganı, ‘Sürdürülebilir Bir Dünya için İletişim’. EkoIQ ve iklimhaber.org’u hazırlayan ekip olarak alanın sorunlarını, tartışma ve ilerleme alanlarını çok iyi biliyoruz. Ancak şunu uzun bir zamandır görüyoruz ki, yazılı metinler aracılığıyla iletişimin artık çok büyük ve aşılması zor sınırları var. Beni buna aslında genç ekibimiz ikna etti. Uzun bir süredir, ‘Abi çok önemli şeyler yazıyorsunuz, çiziyorsunuz ancak biz bile yazılar aracılığıyla bu bilgileri tam olarak kavrayamıyoruz. Artık başka bir çağda yaşıyoruz ve insanlar bilgiye hareketli kısa görüntülerle ulaşıyor. Mutlaka böyle bir araç yaratmalıyız birlikte’ diyorlardı. Ben de tipik huysuz ve inatçı bir ihtiyar olarak direniyordum. Sonunda inadım kırıldı. Ve Youtube ile Instagram üzerinden yayın yapan 17. Amaç’ı hep birlikte yarattık. Kısa zaman içinde bizim gençlerin haklı olduğunu gördüm. Şimdi aynı şeyleri artık çok daha fazla kişiye, özellikle de gençlere ulaştırabiliyoruz.”</p>
<p><strong>İşbirliği konusunda çok eksiğiz</strong></p>
<p>“Türkiye kopukluk açısından harika bir ülke. Kimse kimseyle bir şey yapmak, işbirliği geliştirmek, gerekiyorsa verimli bir tartışma yapmak istemiyor. Garip bir şekilde, iletişim becerimiz yok olmuş gibi. Tabii dünyada da var bu sorun ama Türkiye’de bir başka seviyede. En temel sorun sivil toplum eksikliği. Sivil toplum böyle bir şeydir, yerdir. Bir müzakere alanıdır. Avrupa uygarlığı, bugün büyük bir sarsıntı geçirmesini ayrı yere koyalım, bu canlı sivil toplumdan doğdu. Türkiye’de ise sivil toplum örgütlerinin birçoğu çok rekabetçi. Devlete ve özel sektöre karşı şüpheci olmalarının çok anlaşılır nedenleri var ama kapıları ardına kapatmaları gelişimlerini de engelliyor. Kısacası işbirliği konusunda çok ama çok eksiğiz…”</p>
<p><strong>İklim krizini, “İklim değişiyor, eyvah” diyerek anlatamazsınız</strong></p>
<p>Onyedinci Amaç’ın bu yıl için özel olarak görünür kılmak istediği elbette COP31. Türkiye’de düzenlenecek bu önemli uluslararası organizasyonun, iklim konusundaki farkındalığı ve kapasiteyi büyütme konusunda önemli bir katkısı olabilir. Açıkçası ben COP31’in düzenleneceği 9-21 Kasım tarihlerinden çok, ona giden yolu, bu arada geçen zamanı ve konunun daha geniş çevrelerin ilgi alanına girmesi konusunu önemsiyorum. COP31’den sonra da, ana izleğimiz sanırım iklim krizi ve onun diğer alanlarla, toplumsal cinsiyetle, yoksullukla, eşitsizliklerle, işsizlikle, kamu sağlığıyla ilişkisi üzerine olacak. İklim krizi, uygarlığın yenilenmesi yolunda çok önemli bir işaret. Ve bunu kuru kuruya “iklim değişiyor, eyvah” diyerek anlatamazsınız. Biz bunu, kültürden psikolojiye, sosyolojiden ekonomiye, antropolojiden sağlık bilimlerine uzanan bir dizi katmanı kullanarak anlatacağız, anlatmak istiyoruz. Tek sahici yol bu gibi görünüyor…”</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">En büyük kaygım, “Dünyanın zamanı yetecek mi?”</span></strong></p>
<p>“Uzun yıllardır iklim ve sürdürülebilirlik haberciliği yapan biri olarak hem umut hem de umutsuzluk için çok işaret var. Umudum daha çok gençlerde. Ben birçok kimsenin aksine, akıllı, vicdanlı harika bir gençlik de görüyorum. Elbette herkes böyle değil ama hiçbir zaman değildi ki. Öğrenirler, öğretirler, uğraşırlar, didinirler ve dünyayı değiştirirler. Onlara güveniyorum ve umutlanıyorum. Endişe deyince, endişe bizim işimiz. Benim en büyük kaygım, dünyanın zamanı yetecek mi? İklim krizi ve biyolojik çeşitlilik açısından geri dönülmesi zor noktalara doğru geliyoruz. Çoktan elini ayağını politikadan çekmesi gereken bir yaş almış erkek kuşağının verdiği ve vermediği kararlar, belki yüzlerce yıllık kaderimizi belirleyecek. Hem dünyada hem de Türkiye’ye baktıkça, buna endişeleniyorum gerçekten…”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sıfır atık için tasarımdan başlamak gerekir</strong></span></p>
<p>“Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında çok konuşulup yeterince somut ilerleme kaydedilemeyen konu bence sıfır atık. Yanlış anlaşılmasın çok konuşulup da az ilerlenen alan olarak söylüyorum. Yoksa burada da bir sürü ilerleme var tabii. Ama evde atık ayrıştırma, ara toplama merkezleri ve yerel yönetimlerin tamamen ayrı bir toplama sistemi olmadan hangi sıfır atıktan bahsediyoruz. Ya da hala yüzde birkaç olarak hesaplanan döngüsel ekonomi oranı. Sıfır atık için daha tasarımdan başlamak gerekir ki, bizde hala depozito sistemi bile yok. Az konuşulduğu için ikinci ama aslında önem olarak birinci olan ise, fosil yakıtlara olan bağımlılık. Gören bizi petrol ve doğal gaz kuyularının, çok nitelikli kömür yataklarının üzerinde oturan; hiç güneş almayan, rüzgar esmeyen, jeotermal kaynakları sıfır bir ülke sanacak." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-amac-ilk-sart-ortaklik-80868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son amaç, ilk şart: Ortaklık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nakit-gucu-yuksek-18-sirket-tedbiri-elden-birakmiyor-80865</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakit gücü yüksek 18 şirket tedbiri elden bırakmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada finansal sıkılaşma döneminin güvenli firmaları olarak öne çıkan nakit oranları yüksek şirketler dikkat çekiyor. 7.114’e varan nakit oranıyla öne çıkan 18 firmanın borç ödeme yapısı alkışı hak ediyor. Peki paranın yatırım yerine kasada durması atıl kalan nakit olabilir mi?</strong></p>
<p>Borsada bir şirketin likit rasyosu ne kadar yüksekse her türlü fırtınaya karşı o kadar sarsılmaz bir güce ulaştığı kabul edilir. Borç çevrim maliyetlerinin zirveye çıktığı zorlu süreçlerde kısa vadeli yükümlülükleri kolayca karşılayabilmek kuşkusuz önemlidir. Bu çerçevede Borusan Yatırım’ın 7.114 seviyesindeki nakit oranı veya Enka İnşaat’ın 254’ü bulan nakit gücü dikkat çekiyor. Şirketlerin bu gösterişli likidite şöleni, gerçek bir operasyonel verimlilikten mi yoksa yönetimin yeni yatırım iştahsızlığından mı kaynaklandığını okumak ise yatırımcı için asıl önemli meseledir. Neticede sermayesini doğru kullanan şirketlerin büyüme potansiyeli her zaman için daha fazladır.</p>
<h2>Nakit oranı yüksekler</h2>
<p>Borusan Yatırım tablodaki 18 şirket arasında 7.114 ile en yüksek nakit oranına sahip firma konumunda. Üç aylık mali tablolarında finansal borcu görünmeyen şirketin net borcu 5,5 milyar TL fazlalık veriyor. İlk çeyrekte dönem sonu kârını %54 düşüren firmaya ait hisse, son iki yıldır yatayda dalgalı bir seyir izliyor.</p>
<p>Türk Altın, 279,57 nakit oranıyla tabloda ikinci sırada yer alıyor. İlk çeyrek bilançosuna göre 12,6 milyon TL finansal borcu olan şirketin net borç yapısı 24,1 milyar TL fazlalık veriyor. İyi bir dönem geçiren firma, satışlarını %61, esas faaliyet kârını %622 büyüttü. Dönem sonu kârı ise 1,6 milyar TL olurken bir önceki yıla göre %143 arttı.</p>
<h2>Nakit oranı düşük olan</h2>
<p>Sıralamaya giren 18 firma arsında Ülker %48,68 ile en düşük nakit orana sahip firma. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %4, esas faaliyet kârını %35 düşüren Ülker, dönem sonunda net kârını yarı oranda gerileterek 1,59 milyar TL’ye indirdi. Finansal borçları 58,3 milyar TL seviyesinde bulunan şirkete ait hisseler yatayda dalgalı hareket ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4cfd84c8f-1781157117.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>BORÇ/FAVÖK MÜ, BORÇ/ÖZSERMAYE Mİ?</strong></p>
<p><strong>Net borç / FAVÖK</strong>; nakit akışı ölçümü, geri ödeme süresi, dinamiklik, kıyas imkanı. Değişken kârlılık, manipülasyon riski, yatırım körlüğü, faiz yükü.</p>
<p><strong>Toplam borç / özsermaye</strong>; kaldıraç kontrolü, sağlamlık, uzun vade, risk iştahı. Enflasyon yanılgısı, atıl sermaye, değerleme farkları, sektör uyumsuzluğu.</p>
<p><strong>Aldığı işler gelirini büyütüyor. Kârın sınırlı kalmasında finansman gideri etkili</strong></p>
<p>SDT’nin açıkladığı onca işe rağmen neden kârı istendiği şekilde bir türlü artmıyor? ● Abdullah Dere</p>
<p>Abdullah, SDT Uzay ve Savunma yılbaşından bu yana açıkladığı işlerin yıllık gelire oranı %31 seviyesinde. Söz konusu işlerin teslimatları ise 2026 ve 2027 yıllarına yayılıyor. Bu itibarla alınan her işin hemen bilançoya yansımasını beklememeli. Yılın ilk çeyreğinde satışlarını %127 ve FAVÖK’ü %2.299 oranında artırdı. Dönem sonunda zarardan kâra dönmesi olumlu olsa da 13,9 milyon TL gibi sınırlı bir tutarda duruyor. Azaltmasına rağmen gelirlerine göre finansman yükü hâlâ yüksek. Nakit akışını artırmaya devam etmesi finansman yapısını güçlendirecektir.</p>
<p><strong>Satışlarında düşüş yaşarken yeniden değerlenen taşınmazlarla dönem sonunda kâr yazdı</strong></p>
<p>Tümosan bir türlü sorunlarını aşıp düze çıkamıyor. Daha da kötüsü olabilir mi? ● Ergün Seren</p>
<p>Ergün, Tümosan nisanda yaptığı açıklamayla üretimin durdurulduğu yönündeki iddiaları net bir dille yalanlarken, faaliyetlerin kesintisiz sürdüğünü belirtti. Bununla birlikte şirket yılın ilk çeyreğinde satışlarını %84 azaltarak 307,9 milyon TL’ye düşürdü ve esas faaliyet zararı 34,1 milyon TL ile devam ediyor. Piyasadaki daralmadan şirketin olumsuz yönde etkilendiği gözleniyor. Dönem sonunda zarar 862,7 milyon TL’ye çıktı. Artan zararda 1,1 milyar TL vergi gideri kalemindeki tutarının etkisi öne çıkmakta. Hisse ise iki yılı aşkın süredir düşüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RDF hisse senedi fonu yıllık %67 performansıyla endeksin üzerinde yer aldı</strong></p>
<p>Rota Portföy’ün idare ettiği Dokuzuncu Hisse Senedi Serbest Fon (RDF), Temmuz 2024’ten bu yana işlem görüyor. Fiyatı özellikle geçtiğimiz ekim ayından itibaren hareketlendi. Şubatta 1,68 TL’yi test ettikten sonra gerilerken mayıstaki ikinci denemesiyle 1,71 TL’ye çıksa da tutunamadı ve tekrar geriye düştü. Hacmi ise ocaktan bu yana daralırken şimdilerde 202,2 milyon TL büyüklüğünde. Şubattan itibaren para çıkışının yaşandığı fona haziranda 415,1 milyon TL ile cüzi de olsa nakit girişi olması önemli. Aynı sürede yatırımcı sayısı 2.578 kişiden 938’e geriledi. Doluluk oranı ise %12,68 seviyesinde. RDF, ağırlıklı hisse senetlerine yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Portföyünde SISE, SAHOL, FROTO, ISCTR ve GARAN hisselerinin ağırlığı öne çıkıyor. Son bir yılda %66,66 yükselişiyle endeksin üzerine çıktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Kent Finans Faktoring, piyasadan TLREF + %3,50 faizle 90 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Kent Finans Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 09.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 90.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%3,50 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 08.12.2026 tarihinde itfa edilecek. 9 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Kent Finans Faktoring’in verdiği %3,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFKNTFA2614 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4cc10dc0a-1781157057.png" alt="" width="981" height="236" /></strong><strong>AKSA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Santralleri tam kapasiteyle devrede. Gaziantep ve Kazakistan’da üretim başladı</strong></p>
<p>Aksa Enerji, Gaziantep’teki 58 MWp mekanik kurulu güce ve 48.169 MWh depolama kapasitesine sahip Pamuk Depolamalı GES projesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kabulünün yapılarak ticari işletmeye alındığını duyurdu. Öte yandan şirket, Kazakistan’ın Kızılorda şehrindeki 264 MW kurulu güce sahip doğal gaz kombine ısı ve enerji santralinin de kabulünün tamamlandığını ve 15 yıllık kapasite sözleşmesiyle tam kapasite devreye girdiğini bildirdi. Enerji yatırımlarında santrallerin inşaat sürecinden ticari işletme aşamasına geçmesi nakit üretimi için en önemli adımdır.</p>
<p><strong>BERA HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Bağlı ortaklığı Konya Kağıt, İzmir Özel Endüstri Bölgesi için imar onayını aldı</strong></p>
<p>Bera Holding, iştiraki Konya Kağıt’ın İzmir Torbalı’daki alanının Özel Endüstri Bölgesi olmasına yönelik Sanayi Bakanlığı tarafından gerekli onayın verildiğini duyurdu. Onay çerçevesinde dekor kâğıt yatırımı, energy ve buhar üretim tesisi projelerini kapsayan ilk imar planı askı süresi sonrası kesinleşecek. Söz konusu girişimle firma entegre üretim tesisi yatırımında en önemli yasal prosedürlerden birini aşmış oldu. Büyük ölçekli sanayi projelerinde, yatırımların özel endüstri bölgelerinde gerçekleştirilmesi bürokrasiyi azaltan ve vergi avantajı sağlayan bir yoldur.</p>
<p><strong>AKIN TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Mahkemeden konkordato talebinde bulundu. Mahkeme 18 Haziran’da karar verecek</strong></p>
<p>Akın Tekstil, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen davasında, konkordato talebiyle alakalı karar verilmek üzere 18 Haziran günü duruşma yapılacağını duyurdu. Mali sıkışıklık yaşayan sanayi şirketlerinde konkordato sürecinde mahkemenin vereceği karar operasyonel sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıyor. Sürecin belirsiz bir şekilde uzamasına nazaran, duruşma tarihinin belli olması şirketin alacaklılarla yeniden yapılandırma görüşmeleri yapması için zemin yaratacaktır. Sürecin bilançoya etkisi ise mahkemenin vereceği nihai karara bağlı olacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Oyak Çimento hissesinde gelen satışlar fiyatı baskılıyor. Fonlar satan tarafta</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4ccebe981-1781157070.png" alt="" width="292" height="244" /></strong>Oyak Çimento’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %23,19 ile toplamda 2,45 milyon lot azalarak 8,12 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 46’dan 36’ya geriledi. OMG, 1 milyon lotla en fazla satışı yaparken, BIH 532,8 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren fon oldu. Oyak Çimento hakkında bugüne kadar 10 aracı kurum öneride bulunurken 3 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Tera Yatırım 40,10 TL ile verdi. En düşük öneri 30,70 TL ile Phillip Capital’den geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nakit-gucu-yuksek-18-sirket-tedbiri-elden-birakmiyor-80865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nakit gücü yüksek 18 şirket tedbiri elden bırakmıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/koruma-duvarlari-ihracati-paslandirdi-80850</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koruma duvarları ihracatı paslandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye'nin ihracatta güçlü olduğu endüstriyel mutfak ekipmanları ile ev ve mutfak eşyaları sektörlerinde son dönemde yaşanan gelişmeler, üreticiler arasında ciddi endişe yarattı. Sektör temsilcilerine göre paslanmaz çelik ithalatına getirilen ilave gümrük vergileri ve mevcut antidamping uygulamaları, üretim maliyetlerini yükseltirken ihracatçı firmaların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattı. </p>
<p>Endüstriyel mutfak ile ev ve mutfak eşyaları sektörlerinin temsilcilerinin verdiği bilgilere göre, söz konusu uygulamaların etkilerinin yalnızca altı ay gibi kısa bir sürede görülmeye başlandığı, çok sayıda işletmenin küçülmeye gittiği, bazı firmaların ise üretim kapasitesini düşürmek zorunda kaldığı ifade ediliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a404aa4b61-1781153866.png" alt="" width="565" height="458" /></p>
<h2>"Ne dediysek gerçekleşti" </h2>
<p>Sektör temsilcileri, paslanmaz çelikte ek vergi uygulamalarının gündeme geldiği dönemde yapılan uyarıların bugün birebir yaşandığını savundu. Kaynaklar, "Paslanmaz çeliğe ek vergi gelirse işsizlik olacak, ihracat düşecek, ithalat artacak ve iç pazarda enflasyon oluşacak dedik. Bugün bunların tamamı gerçekleşmiş durumda" diye konuştu.</p>
<p>Sektör temsilcilerinin verdiği bilgilere göre, sektörün önde gelen şirketlerinden biri son dönemde yaklaşık 400 çalışanıyla yollarını ayırmak zorunda kaldı. Toplam istihdam kaybının ise 10 bin kişiyi geçtiği, bazı sektör temsilcilerine göre bu rakamın 15 bine kadar ulaştığı ifade edildi.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve sektör verileri de bu tabloyu destekliyor. Demir ve demir dışı metaller bünyesinde yer alan endüstriyel mutfak sektörü, 2026 yılının ilk beş ayında miktar bazında yüzde 17,63 gerileme yaşadı. Değer bazındaki düşüş yüzde 7,73 olurken, birim ihracat fiyatı yüzde 12,01 yükseldi. Birim fiyatlardaki yükselişte maliyet baskısının ihracat fiyatlarına yansıtılmasının etkili olduğuna dikkat çekildi. Sektörün son bir yıldaki fiyat artışının yaklaşık yüzde 12 seviyesinde gerçekleştiği belirtilirken, bunun temel nedeninin yükselen üretim maliyetleri olduğu ifade ediliyor. Paslanmaz çeliği yoğun kullanan bir diğer alan olan ev ve mutfak eşyaları sektöründe de ihracat performansı zayıflıyor. İlk beş aylık dönemde sektörün ihracat miktarı yüzde 10,51 azalırken, değer bazındaki kayıp yüzde 8,06 olarak gerçekleşti. Buna karşın birim fiyatlarda yüzde 2,74 artış yaşandı.</p>
<h2>İthalat büyüyor, Çin baskısı artıyor </h2>
<p>Sektör temsilcileri, ihracatçıların rekabet gücü zayıflarken ithalatın ise hızla arttığını belirtti. Geçen yıl sektörlerdeki ithalatın yaklaşık 1 milyar dolar arttığını ifade eden kaynaklar, benzer artışın bu yıl da yaşanabileceğini öngörüyor. Özellikle Çinli üreticilerin küresel talep daralması nedeniyle fiyatlarını agresif şekilde aşağı çektiği ve Türkiye pazarında daha görünür hale geldiği ifade edildi. Bir dönem Avrupa ve ABD pazarlarında Türk üreticilerin en büyük avantajlarından biri olan fiyat rekabetinin giderek kaybedildiği vurgulanırken, Çin'in artık iç pazarda da en güçlü rakiplerden biri haline geldiği dile getirildi.</p>
<p>Türkiye'nin geleneksel olarak dış ticaret fazlası verdiği sektörlerde yaşanan gelişmelerin en dikkat çekici sonucu ise dış ticaret dengesindeki bozulma oldu. Sektör kaynakları, son bir yıl içinde dış ticaret fazlasında yaklaşık 1 milyar dolarlık erime yaşandığını belirtti. İhracatın gerilemesi ve ithalatın artmasıyla birlikte, uzun yıllardır Türkiye ekonomisine net döviz kazandıran sektörlerin avantajının hızla aşındığı ifade edildi.</p>
<h2>Antidamping kalsın, ilave vergi kalksın </h2>
<p>Sektörün dikkat çektiği bir diğer konu ise mevcut vergi yapısı. Temsilciler, paslanmaz çelikte yüzde 4 seviyesindeki antidamping uygulamasının yanı sıra yüzde 12 ilave gümrük vergisinin bulunduğunu hatırlattı. Antidamping kararlarının uzun süre yürürlükte kaldığını, ancak ilave gümrük vergilerinin idari kararla daha hızlı değiştirilebildiğini belirten sektör kaynakları, en azından ilave gümrük vergisinin düşürülmesini talep etti.</p>
<p>İki yıl önce paslanmaz çelikte yalnızca yüzde 8 gümrük vergisi bulunduğunu anımsatan sektör temsilcileri, bugün toplam koruma oranının yüzde 16'ya ulaştığını ve bunun üretici ihracatçılar üzerinde ciddi maliyet baskısı yarattığını savundu. Sektör temsilcileri, vergilerin iki yılda önceki seviyelere geri gelmesi halinde sektörün rahatlayacağını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PORSELEN VE ÇATAL-KAŞIK ÜRETİCİLERİ DE BASKI ALTINDA</span></h2>
<p>Paslanmaz çelik maliyetlerindeki artış yalnızca endüstriyel mutfak ekipmanlarını değil, çatal-kaşık, servis ekipmanları ve bazı porselen üreticilerini de etkiledi. Sektör temsilcileri, son dönemde özellikle katma değeri düşük üretim yapan firmaların ayakta kalmakta zorlandığını, bazı işletmelerin faaliyetlerini sonlandırdığını veya üretimi ciddi ölçüde azalttığını belirtti. Üreticiler, mevcut vergi politikalarının gözden geçirilmemesi halinde önümüzdeki dönemde ihracat kayıplarının derinleşebileceği, istihdam kayıplarının artabileceği ve iç pazarda maliyet kaynaklı fiyat baskısının devam edebileceği uyarısında bulundu. Türkiye'nin küresel pazarlarda elde ettiği konumun korunabilmesi için paslanmaz çelikteki maliyet yükünün hafifletilmesi gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/koruma-duvarlari-ihracati-paslandirdi-80850</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutfak sektörü temsilcileri, paslanmaz çelik ithalatına getirilen ilave gümrük vergileri ve mevcut antidamping uygulamalarının, üretim maliyetlerini yükseltirken ihracatçı firmaların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü de zayıflattığını belirtti.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-ekonomide-kisa-vadeli-bes-adim-onerisi-80849</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İYİ Parti’den ekonomide kısa vadeli beş adım önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, ekonomik programın iflas ettiğini belirterek, yaraları sarmak için kısa vadede atılması gereken beş öneri getirdi.</p>
<p>Birinci adım olarak KOBİ’lerin, sanayicinin KDV alacağının ödenmesini isteyen Dervişoğlu, “Vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabını verin” dedi. İkinci olarak esnafın, sanayicinin SGK ve vergi borçlarının teminatsız taksitlendirilmesi gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, “Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedefleyin. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici, bu ülkenin bel kemiğidir” diye konuştu. Ekonomiye ilişkin kısa vadede atılması gereken önerileri Meclis Grup toplantısında gündeme getiren Dervişoğlu, şöyle devam etti: “Üçüncüsü; teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerini ödeyin. Söz verdiniz, tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar kuşa döndü. Dördüncüsü, çiftçi için, tarım ürünleri için mazottaki ÖTV'yi kaldırın. Bu kadar zor değil, hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zekâ çağındayız, siz de teknoloji atılımıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet sürsün tarlasını, taşısın buğdayını, meyvesini. Beşincisi, gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, millet de devlete olan görevini yapsın. Bu beş adım da mucize değildir. Bu beş adım, sizin vatan ve millet görevinizdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-partiden-ekonomide-kisa-vadeli-bes-adim-onerisi-80849</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/musavat-dervisoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İYİ Parti’den ekonomide kısa vadeli beş adım önerisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-guven-yuksek-risk-primi-ve-faizler-80848</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düşük güven, yüksek risk primi ve faizler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Devletin tasarruf sahibinin nezdinde güvenini kaybetmiş olması bir anlamda kamunun risk primini artıran bir olgu. Bu şartlar altında da ekonomik performans belirgin bir şekilde zayıflamaya devam etse bile Merkez Bankası’nın TL faizleri tasarruf sahibini tatmin edecek kadar yüksek tutmaktan başka bir çaresi de yok.</strong></p>
<p>1940’lardan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin sermaye ve tasarruf sahipleriyle ilişkisi hep problemli oldu. (Bu görüşü Osmanlı dönemine de taşımak mümkün. 1923 sonrasında ise eskinin eskide kaldığı bir temiz sayfa açılmıştı, ancak maalesef ki bu uzun sürmedi.)</p>
<p>Doğru ve akılcı kamu politikalarıyla, orta ve uzun vadeli planlamalarla, sadece bazı gerekli teknoloji ve know-how transferleriyle 15 yıl gibi bir sürede nasıl neredeyse sıfırdan bir ekonomi inşa edilebildiğini gördük. Ancak sonrasında işler giderek karışmaya, siyaset vizyonsuzluğa ve kısa vadeye saplanmaya, kamu ise liyakatsizleşmeye ve plansızlaşmaya başladı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk döneminde büyük zorluklara rağmen bir ödemeler dengesi krizi yaşadık mı? Hayır. Ama sonrasında, bağımsız bir kalkınma politikasından bihaber iktidarlar katma değer üretemedikçe giderek daha çok halkın tasarruflarına göz dikmeye ve yurtdışından kaynak sağlamaya yöneldiler. Bu da krizlere açık, stop-go şeklinde tanımlanabilecek bir ekonomik yapı yarattı.</p>
<p>1940’tan beri halkın tasarruflarına el atma çabalarını ve bunların yarattığı etkileri kısaca özetlersek:</p>
<p>1942 Varlık vergisi-Mülkiyet hakkının yok sayılması algısı ile birlikte yurtdışına kaçış</p>
<p>1961 Tasarruf bonosu-Zorunlu borçlandırma ile tasarrufların eritilmesi</p>
<p>1970-80’ler-finansal baskılama (mevduata eksi reel faiz) yoluyla tasarrufların eritilmesi</p>
<p>1982 Bankerler krizi-Kamunun denetimsizliği sonucu birikimlerin batması</p>
<p>1990’lar-Zorunlu tasarruf kesintileri yapılması ve bunların nemalandırılmaması</p>
<p>1994-2001-2018 devalüasyonları-Tasarrufların döviz değerinin yüksek oranda azalması</p>
<p>2021-23-Bir kez daha finansal baskılama yoluyla tasarrufların eritilmesi</p>
<p>Bu liste istimlakler ve imar kanunu değişiklikleri ile gayrimenkul yatırımlarının güvencesini zedeleyen uygulamalara da genişletilebilir. Devalüasyonlar ise bilinçli bir politika tercihi olmasalar bile neticede bizzat ekonomi politikalarındaki zaafiyetler nedeniyle TL tasarrufların değerini düşürdü ve tasarruf sahiplerini dövize yöneltti.</p>
<p>Bu uygulamalar ve yüksek enflasyon nedeniyle Türk tasarruf sahiplerinin yıllar içerisinde birikimlerinin ciddi bir kısmını yurt dışına çıkarmış olmaları ve döviz ve altın yatırımlarına yönelmeleri şaşırtıcı değil tabii ki. Devletin tasarruf sahibinin nezdinde güvenini kaybetmiş olması bir anlamda kamunun risk primini artıran bir olgu. Bu şartlar altında da ekonomik performans belirgin bir şekilde zayıflamaya devam etse bile Merkez Bankası’nın TL faizleri tasarruf sahibini tatmin edecek kadar yüksek tutmaktan başka bir çaresi de yok. Aksi takdirde yeniden bir dövize yönelim ve buna paralel olarak sıcak para çıkışları, ve yeni bir devaluasyon olgusu gibi ne ekonomik olarak, ne de siyaseten istenmeyen bir noktaya gelinebilir. Öte yandan, TL’nin her geçen gün artan değerliliği ne kadar sürdürülebilir, o da ayrı bir soru işareti tabi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-guven-yuksek-risk-primi-ve-faizler-80848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük güven, yüksek risk primi ve faizler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-1-80847</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de işsizlik oranının %4,3 seviyesinde sabit kalması ve yıllık ücret artışının %3,4 ile enflasyonun altında olması ücretli kesimde reel bazda bir maaş kaybı anlamına gelmektedir. Dolayısı ile manşet verinin kuvvetli olması ücretlerde henüz enflasyonist bir baskı ortamının oluşmadığını göstermektedir.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta Cuma günü ABD'de yayınlanan Mayıs ayı tarım dışı istihdam verisinin piyasa beklentisinin üzerinde <strong>172.000</strong> kişilik yeni istihdam yaratılması şeklinde açıklanması Amerikan borsaların yüksek düzeyde satış emirleri ile karşılaşmasına neden oldu. Teknoloji ağırlıklı şirketlerin işlem görmekte olduğu Nasdaq Bileşik Endeksi Cuma günü <strong>%4,2</strong> gerileyerek Nisan 2025’te Trump'ın gümrük vergilerini açıkladığı “<strong>kurtuluş gününden</strong>” bu zamana kadar ki en sert düşüşü yaşadığını hatırlamakta yarar var.</p>
<p>Özellikle yüksek istihdam verisi ile birlikte gelen makroekonomik verilerin önümüzdeki haftalarda kuvvetli yönde bir eğilim sergilemesi teknoloji hisselerinde 3 aydır devam eden güçlü boğa piyasasından dönüşü beraberinde getirebilir.</p>
<p>İstihdam verisinin kuvvetli gelmesi ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırım beklentisinin piyasada hızla fiyatlanması sonucunu beraberinde getirdi. Uluslararası yatırımcılar, ABD Merkez Bankası’nın bu yıl içinde “<strong>1</strong>” kez faiz artırımına gitme ihtimalini hemen fiyatlamaya başladı. Ancak işsizlik oranının <strong>%4,3</strong> seviyesinde sabit kalması ve yıllık ücret artışının <strong>%3,4</strong> ile enflasyonun altında olması ücretli kesimde reel bazda bir maaş kaybı anlamına gelmektedir. Dolayısı ile manşet verinin kuvvetli olması ücretlerde henüz enflasyonist bir baskı ortamının oluşmadığını göstermektedir.</p>
<p>ABD borsalarında oynaklığın yükselmekte olduğu böyle dönemlerde yurtdışı piyasalardaki hisse senedi yatırımcıları için düşüş durumlarında opsiyon piyasası üzerinden ne tür yatırım stratejileri oluşturulabilir?</p>
<p>Opsiyon ürününe yabancı okuyucular için bir kaç temel kavram hakkında stratejilere geçmeden önce kısa bir bilgilendirme yapmak yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Opsiyon kullanımı:</strong> Karşılıklı olarak belirlenen vadede ilgili dayanak varlık şartları doğrultusunda kullanım fiyatından dayanak varlık üzerine yazılan finansal ürünün alınması veya satılmasıdır.</p>
<p><strong>Kullanım fiyatı</strong>: Opsiyonun işleme konulduğu zaman, dayanak varlık üzerine yazıldığı ilgili finansal ürünü almak veya satmak için uygulanacak olan fiyatı ifade etmektedir.</p>
<p><strong>İçsel değer:</strong> Opsiyonun üzerine yazıldığı enstrümanın değerinin kullanım fiyatından farkını ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Zararda (Out of money):</strong> Opsiyonun içsel değerinin “<strong>Negatif</strong>” olduğu durumdur.</p>
<p><strong>Başabaş (At the money)</strong>: Opsiyonun içsel değerinin “<strong>0</strong>” olduğu durumdur.</p>
<p><strong>Kârda (In the money)</strong>: Opsiyonun içsel değerinin “<strong>Pozitif</strong>” olduğu durumdur</p>
<p><strong>Zaman değeri</strong>: Opsiyonun vadeye bağlı olarak değişen değeridir. Opsiyon değeri içsel değer ve zaman değerinin toplamına eşittir.</p>
<p><strong>Opsiyonların değerini belirleyen unsurlar</strong></p>
<p>Bir opsiyon işleminin içsel değerini (intrinsic value) opsiyon pozisyonunun Alım (Call) veya Satım (Put) yönlü olması, dayanak varlık spot fiyatı ve opsiyon kullanım fiyatı şeklinde üç parametre belirlemektedir.</p>
<p>Opsiyon işleminin zaman değerini (time value) ise, opsiyon pozisyonunun vadesine kalan süresi, dayanak varlık piyasa oynaklık/volatilite seviyesi, risksiz faiz oranı ve hisse senedi/endeks opsiyonlarında temettü oranı belirlemektedir.</p>
<p><strong>Zaman değeri neden önemlidir?</strong></p>
<p>İçsel değeri yüksek olan opsiyonlarla, aşırı içsel değersiz opsiyonların zaman değerlerinin opsiyon primine olan katkısı, başabaş opsiyonların zaman değerine olan katkısından daha azdır. İçsel değeri çok yüksek olan opsiyonların primlerinin çok büyük bir kısmı zaten içsel değer üzerinden oluştuğu için zaman değeri primin içinde çok küçük bir paya sahiptir.</p>
<p>Aşırı içsel değersiz olan bir opsiyonun ise, içsel değerinden çok uzak olmasından dolayı içsel değerli olma ihtimali yok denecek kadar az olup sıfıra yakındır. Primi sıfıra yakın olabilecek bir opsiyonun zaman değeri düşünülmeyecek kadar düşüktür.</p>
<p>Başabaş opsiyonlar ise, zamana bağlı olarak her türlü olasılığın gerçekleşebileceği opsiyonlardır. Söz konusu opsiyon zaman zaman içsel değersiz zaman zaman içsel değerli olabileceği için opsiyonun içsel değerli ve içsel değersiz olma olasılıklarının prim miktarına daha çok katkısı bulunmaktadır.</p>
<p>Vadesine olan uzaklığının prim miktarına en fazla etki ettiği opsiyonlar başabaş opsiyonlardır.</p>
<p>Opsiyon satan bir yatırımcı, dayanak varlık fiyatının dalgalanmasının az olmasını veya dayanak varlık fiyatının satmış olduğu opsiyonun sahibine kâr sağlamasını engelleyecek yönde hareket etmesini bekleyecektir.</p>
<p>Dolayısıyla opsiyonun vadesi ne kadar uzun ise, dayanak varlık fiyatın dalgalanma olasılığı ve opsiyonun sahibine kâr/zarar sağlayacak yönde hareket etme ihtimali artacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla da yatırımcı yaptığı opsiyon satışından zarar etmemek için kendini korumak adına ilave prim talep edecek böylelikle opsiyonun fiyatı da yükselecektir.</p>
<p>Opsiyonun vadesi yaklaştıkça opsiyon satan yatırımcılar daha fazla opsiyon satışı yapma eğilimleri sonucunda aldıkları riskin gerçekleşmeyeceği konusunda inançlarının azalması sayesinde opsiyon satmaya daha çok eğilimli olabilir.</p>
<p>Bu durumda da satmak istedikleri opsiyonun değerini düşürerek alıcıya daha cazip bir fiyattan satmak isteyeceklerdir. Böylelikle opsiyonun zaman değeri vade yaklaştıkça hızlanan bir eğimde azalış gösterecektir. (azalan zaman değeri)</p>
<p>Avrupa tipi opsiyonlarda uzun pozisyon sahibi hakkını sadece vade bitiminde ilgili borsa tarafından önceden belirlenen zaman diliminde kullanabilir. Amerikan tipi opsiyonlarda ise, opsiyon sahibi hakkını opsiyon pozisyon açılış tarihi ile opsiyon vadesi arasında herhangi bir zaman diliminde kullanabilir. Bu imkan nedeniyle Amerikan tipi opsiyonlar aynı pozisyon türündeki Avrupa tipi opsiyonlardan daha değerlidir.</p>
<p><strong>Opsiyon fiyatını etkileyen </strong><strong>temel göstergeler</strong></p>
<p>Opsiyon fiyatını etkileyen temel faktörler açısından konuyu kısaca şu şekilde özetleyebilirim;</p>
<p><strong>Dayanak varlık fiyatı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi azalır.</p>
<p><strong>Kullanım fiyatı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi azalırken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Vadeye kalan gün sayısı arttığında</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Volatilite/Oynaklık yükseldiğinde;</strong> Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi artar.</p>
<p><strong>Faiz oranı yükseldiğinde</strong>; Alım (Call) Opsiyon primi artarken, Satım (Put) primi azalır.</p>
<p>Ayrıca opsiyon pozisyonu alındığında fiyatlamalara etki eden “<strong>5</strong>” temel duyarlılık göstergesinin (greeks) etkilerini de iyi bilmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>Delta;</strong> opsiyonun dayanak varlık fiyatının bir birim değişmesi sonucunda opsiyon priminin ne kadar azalacağını veya artacağını ifade etmektedir. Opsiyon değerini belirlemektedir.</p>
<p><strong>Gamma</strong>; opsiyon dayanak olan varlığın spot fiyatındaki bir birim değişiklikle, opsiyon deltasında kaç birimlik bir değişimin olabileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Vega;</strong> dayanak varlık spot fiyatının piyasa volatilitesinin (implied) %1’lik değişimi sonucunda opsiyon priminin ne kadar değişebileceğini göstermektedir. Pozisyonun volatilite uzun veya kısa olması üzerine bilgi vermektedir.</p>
<p><strong>Theta;</strong> vade sonuna 1 gün daha yaklaşıldıkça, opsiyon fiyatının ne kadar azalacağını ifade etmektedir. Zaman hareketi opsiyonun zaman değerini düşürdüğünden dolayı her zaman eksi değer ile ifade edilmektedir.</p>
<p><strong>Rho;</strong> faiz oranının %1’lik değişmesi sonucunda, opsiyon priminde ne kadarlık bir değişim olacağını göstermektedir.</p>
<p>Haftaya ABD borsası üzerinde yüksek olasılıklı kârlı tamamlanması beklenen opsiyon stratejisi örneklerini inceleyeceğim.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-1-80847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisinin-yari-tam-mukellefleri-80846</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisinin yarı-tam mükellefleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tam veya dar mükellef olmak, Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulama alanı ile ilgili bir konudur. Tam mükelleflerin nerede elde edilirse elde edilsin bütün kazanç ve iratları gelir vergisinin konusuna girerken, dar mükellefler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden vergi öderler.</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu mükellefleri tam ve dar mükellef olarak iki kategoriye ayırmıştır. Bu ayrımın kanunda iki ölçüte göre yapılmıştır. Bunlardan birincisi ikametgâh ölçütüdür. İkametgâh kavramı, bir medeni hukuk kavramı olup, yeni Medeni Kanunda “yerleşim yeri” şeklinde Türkçeleştirilmişse de vergi kanunlarında uyarlama yapılmadığı için halen ikametgâh kavramı yer almaktadır. İkametgâh veya yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyeti ile oturduğu yer olup, bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz (Türk Medeni Kanunu md. 19). İkinci ölçüt ise bir takvim yılı içerisinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturma ölçütüdür. Tabii ki bu konuda kanunda ve/veya çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarında ayrıntı düzenlemeleri vardır, ancak yazımın konusu olmadığından ayrıntılara girmiyorum.</p>
<p>Tam veya dar mükellef olmak, Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulama alanı ile ilgili bir konudur. Tam mükelleflerin nerede elde edilirse elde edilsin bütün kazanç ve iratları gelir vergisinin konusuna girerken, dar mükellefler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden vergi öderler. Bu konudaki kural, 1949 tarihli 5421 sayılı mülga Gelir Vergisi Kanunundan bu yana, yani 77 yıldır geçerli temel kuraldı. Kuraldan söz ediyorsam da buradaki kuralların bir “ilke”yi oluşturduğu da kabul edilmelidir.</p>
<p><strong>Ezberi bozan yeni düzenleme</strong></p>
<p>Şimdi tam ve dar mükelleflerin arasına yarı-tam mükellefler grubu eklendi ve ezber/ilke bozuldu.  </p>
<p>7582 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen “yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası” başlıklı mükerrer 20/D maddesi ile Türkiye’de yerleşmiş, bir başka deyişle tam mükellef statüsünde olan, ancak yurt dışından elde ettikleri kazançları üzerinden gelir vergisi ödemeyen, sadece Türkiye’den elde ettiği kazanç ve iratlar üzerinden vergi ödeyenler kategorisi yaratıldı. Yeni ihdas olunan bu maddeye göre; “Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesna” tutulmuştur.</p>
<h3>20 yıllık vergi istisnası</h3>
<p>Yeni madde geçici madde olmayıp, bir normal-daimi veya kalıcı maddedir. Burada yeni bir statü yaratılmayıp 20 yıllık bir istisna tanınması söz konusuymuş gibi bir düzenleme yapılmışsa da, 20 yılın uzunluğu dikkate alındığında, artık yeni bir statünün varlığı rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>7582 sayılı Kanun’un madde gerekçelerine bakıldığında niçin maddenin ihdas edildiğine ilişkin bir açıklama yoktur. Maddedeki ayrıntıların tekrarının dışında sadece, "yurt dışında benzeri düzenlemelerin bulunduğu”, “benzer ülke örnekleri dikkate alınarak düzenleme yapıldığı” şeklinde açıklama yer almaktaysa da bu ülkelerin nereleri olduğu, oralarda nasıl bir düzenleme olduğu gibi denetime açık bir açıklama yoktur. Bu nedenle maddenin ne gerekçeyle ihdas olunduğu konusunda bir fikrim yok.</p>
<p><strong>Amaç ne, sonuç ne olacak?</strong></p>
<p>Gerekçe konusunda çeşitli olasılıklar aklıma geliyor. Birilerinin Türkiye’ye taşınması arzu ediliyor veya hedefleniyor olabilir. Yurt dışına çalışmaya gidip oralarda yerleşenlerin yurt dışı çalışmalarını emeklilik vb. sebeplerle sonlandırıp memleketlerine dönmek istediklerinde çifte vergi ile karşılaşmalarını önlemek de bir gerekçe olabilir. Ağır vergi yükleri dolayısıyla ülkesini terk etmek isteyenler için bir adres olmak niyeti de bir gerekçe olabilir. Örneğin geçenlerde yeni getirilmek istenilen servet vergileri karşısında İsviçre’nin girişimci ve iş insanları ülkeyi terk etmek tehdidini savunmuşlardı (Oksijen Gazetesi  30.11.2025). Yine basından öğrendiğimiz kadarı ile vergi gerekçesi ile İngiltere’den kaçışlar yaşanmış, futbolcu Rio Ferdinand’ın Dubai’ye, Mısırlı milyarder ve Aston Villa’nın ortaklarından Nassef Sawiris’in de İngiltere'nin ultra zenginlere yönelik vergi muafiyetlerini kaldırmasının ardından ikametini İtalya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Britanya’nın en zengin girişimcilerinden Herman Narula’nın da Dubai’ye taşındığı haberleri basında yer almıştı. Yine yakın zamanlarda Fransa’nın ünlü Fransız sanatçısı Gérard Depardieu, vergi yüzünden ülkesini ve vatandaşlığını terk etmişti. Bu örneklere bakılırsa, belki bu gibi zenginleri ülkeye kazandırmak da bir amaç olabilir.</p>
<p>Madde kapsamına giren kişiler 20 yıl yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratlar için yıllık beyanname vermeyecekler, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verecek olurlarsa da yurt dışı gelirleri beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>
<p>Madde amacına erişebilecek midir? Bu maddeye göre gelecek olanlar ve servetleri yahut beyan etmedikleri istisna kazançları (vergi harcaması) ne kadar olacaktır. Ülke bu işten kazançlı çıkacak mıdır? Bu sorulara şimdilik cevap vermek zor. Bekleyelim görelim diyeceğim ama Maliye Bakanlığı’nın ciddi istatistik çalışma ve yayınlama geleneği olmadığı için, hiçbir zaman bu soruların cevabını öğrenemeyeceğiz gibi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisinin-yari-tam-mukellefleri-80846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisinin yarı-tam mükellefleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-bicilen-rol-avrupadan-uzaklasirken-orta-dogunun-merkezine-yerlesmek-80845</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’ye biçilen rol; Avrupa’dan uzaklaşırken Orta Doğu’nun merkezine yerleşmek...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AB üyeliğine aday, ortak ve stratejik partner olan ülkemizin Cumhurbaşkanı Brüksel’e davet edilmeyeli 11 yıl oldu; Meksika’dan Kazakistan’a, Hindistan’dan Ermenistan’a dünyayı dolaşan ve her gittikleri yerde yeni iş birliği anlaşmaları imzalayan AB liderlerinin Ankara’ya son ziyaretlerinden beri beş yıl geçti.</strong></p>
<p>Uluslararası sistem ABD’nin hakimiyetinden çoklu güç odaklarına doğru kayarken, ülkeler de yeni ortamda yerlerini bulmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Son dönemdeki gelişmeler, Türkiye’ye bu yeni sistemde biçilen role ilişkin ipuçlarını da veriyor; Türkiye Avrupa’nın “eşit ortağı” olmaktan hızla uzaklaşır, hatta kimi AB siyasetçileri tarafından “potansiyel tehdit” sınıfına dahil edilirken, hem ülke yönetim sistemiyle, hem de kurduğu ilişkiler ağıyla giderek daha fazla Orta Doğu’ya yakınlaşıyor.</p>
<p>Daha net ifadeyle, Avrupa Türkiye’yi Orta Doğu’nun bir parçası olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Brüksel’de gerçekleştirilen AB-Güney Kore Zirvesi bu açıdan sembolik bir anlam taşıyor.</p>
<p>AB, Hint-Pasifik’te Güney Kore ile stratejik ortaklığını derinleştiriyor, Ermenistan’dan Hindistan’a kadar yeni iş birlikleri geliştiriyor, Orta Asya’da yeni nüfuz alanları oluşturuyor. Buna karşılık aday ülke statüsündeki Türkiye ile üst düzey siyasi temaslar giderek azalıyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatik kariyerinin büyük bölümünde Avrupa Birliği ilişkileri üzerinde çalışan Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp’in paylaşımı bu açıdan dikkat çekici;</p>
<p>“Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung yarın Brüksel’de AB-Kore zirvesi münasebetiyle Konsey Başkanı Costa ve Komisyon Başkanı Von der Leyen tarafından ağırlanacak. Yanlış hatırlamıyorsam AB üyeliğine aday, ortak ve stratejik partner olan ülkemizin Cumhurbaşkanı Brüksel’e davet edilmeyeli 11 yıl oldu; Meksika’dan Kazakistan’a, Hindistan’dan Ermenistan’a dünyayı dolaşan ve her gittikleri yerde yeni iş birliği anlaşmaları imzalayan AB liderlerinin Ankara’ya son ziyaretlerinden beri beş yıl geçti. Ülkemizin AB için vazgeçilmez olduğuna inananların durup düşünmesi ve nerede hata yaptığımızı araştırmasının zamanı gelmedi mi?”</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci fiilen donmuş durumda. Daha da dikkat çekici olan, Türkiye’nin yalnızca üyelik perspektifinden değil, Avrupa’nın siyasi gündeminden de uzaklaşıyor olması.</p>
<p>G-7 grubunun Haziran ortasında Fransa’nın Evian kentinde gerçekleşecek zirve toplantısına Hindistan’dan Brezilya’ya, Suudi Arabistan’dan Güney Kore’ye kadar çok sayıda ülke temsil edilirken, “aile fotoğrafında” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yer almayacak olması da manidar. Mesaj net; Ankara’nın jeopolitik önemi kabul ediliyor, ancak artık Avrupa ailesinin gelecekteki bir üyesi olarak görülmediği hissi güçleniyor.</p>
<p><strong>Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de zemin kaybı</strong></p>
<p>Bu dönüşümün en görünür sonuçlarından biri Kıbrıs meselesinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan SOFA (Status of Forces Agreement) anlaşması yalnızca teknik bir askeri düzenleme değil. Bu anlaşma Fransa’nın adadaki askeri erişimini ve operasyonel kapasitesini artırırken, aynı zamanda Avrupa’nın Doğu Akdeniz’deki stratejik tercihlerini de ortaya koyuyor.</p>
<p>Bir dönem Kıbrıs meselesinde taraflar arasında denge kurmaya çalışan Avrupa ülkeleri artık daha açık biçimde Rum yönetiminin yanında konumlanıyor. Türkiye’nin savunduğu iki devletli çözüm modeli uluslararası destek üretmekte zorlanırken, Rum tarafı Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı diplomatik avantajları kullanarak alanını genişletiyor.</p>
<p>Buna elbette Kıbrıslı Rum Lider Hristodulidis’in Kazakistan’a, “AB dönem başkanı” şapkasını da takarak yaptığı ziyareti de eklemek gerek; Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı’na üye olan, hatta zirve toplantısında KKTC Cumhurbaşkanı’nı da “gözlemci” sıfatıyla ağırlayan Kazakistan, belli ki Kıbrıs meselesinde Ankara’nın tam karşısındaki cepheye yerleşiyor.</p>
<p>Ankara hala askeri caydırıcılığını koruyor olabilir; ancak diplomatik ve siyasi zeminde aynı başarıyı gösterebildiğini söylemek zor.</p>
<p>Üstelik bu “askeri caydırıcılık” meselesi de Türkiye’yi Avrupa’nın oluşturmakta olduğu yeni savunma sistemine dahil etmeyi başabilmiş değil; Birkaç Türk özel şirketinin Avrupa’da ortaklıklar kurmasının ötesine geçebilmiş değil Türkiye ile AB arasındaki savunma iş birliği; Ufukta savunma alanında devletler arası, resmi ya da kurumsal hiçbir bağ görünmüyor.</p>
<p><strong>ABD’nin askeri tercihi Yunanistan</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’deki bir diğer önemli gelişme ise ABD’nin Yunanistan’a yaptığı stratejik yatırım. Girit’teki Souda Üssü, Dedeağaç, Elefsina ve diğer askeri tesisler Washington’un bölgesel planlamasında giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p>ABD elbette Türkiye’yi tamamen dışlamıyor; Ancak açık şekilde Türkiye’ye bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.</p>
<p>Dedeağaç üzerinden Balkanlar ve Karadeniz’e uzanan yeni lojistik ağlar kuruluyor. LNG terminalleri ve enerji koridorlarıyla Yunanistan bölgesel enerji merkezi haline getiriliyor.</p>
<p>Washington’un verdiği mesaj net: Türkiye önemli ama artık alternatifsiz değil.</p>
<p>Bu da Ankara’nın Batı ittifakı içindeki konumunun geçmişe göre daha farklı bir noktaya evrildiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İç politikadaki dönüşümün </strong><strong>dış politikadaki bedeli</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşmasının nedenlerini yalnızca dış politika ile açıklamak mümkün değil. Sorunun önemli ve asıl bölümü içeride yaşanıyor.</p>
<p>Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve temel haklar alanındaki performansı Avrupa kurumlarının raporlarında sürekli eleştiri konusu oldu.</p>
<p>Kuvvetler ayrılığı mekanizmalarının zayıflaması, yargının bağımsızlığına ilişkin tartışmalar, medya özgürlüğü konusundaki eleştiriler ve siyasi rekabet alanının daraldığına yönelik değerlendirmeler Ankara ile Brüksel arasındaki mesafeyi büyüten faktörler arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<p>Bu çerçevede CHP kurultayına ilişkin verilen mutlak butlan kararının yalnızca bir parti içi mesele olarak değerlendirilmesi mümkün değil elbette; Türkiye’nin ana muhalefet partisinin yönetimini belirleyen bir kurultayın yargı kararıyla geçersiz sayılması, Avrupa başkentlerinde demokrasi ve siyasi rekabet açısından dikkatle izlenen bir gelişme olarak görülüyor. Kararın hukuki yönü kadar siyasi etkileri de tartışılıyor.</p>
<p>Muhalefetin kurumsal yapısına yönelik müdahale algısı, Türkiye’nin demokratik standartları konusunda zaten var olan soru işaretlerini daha da büyütüyor.</p>
<p>Buradaki mesele CHP’nin iç dengelerinden çok daha büyük; Mesele, Türkiye’de siyasetin kuralları ve demokratik rekabetin geleceği.</p>
<p><strong>“Orta Doğulu” olmak...</strong></p>
<p>Türkiye yalnızca jeopolitik olarak değil, yönetim modeli açısından da Avrupa’dan uzaklaşıyor.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin temel referansları olan kuvvetler ayrılığı, bağımsız kurumlar, yargı denetimi, hesap verebilirlik ve çoğulcu demokrasi ilkeleriyle Ankara arasındaki mesafe açılıyor.</p>
<p>Buna karşılık Türkiye’nin siyasi sistemi giderek daha fazla yürütme merkezli hale geliyor.</p>
<p>Bu durumun Orta Doğu’daki başkanlık sistemleri, güçlü lider modelleri ve merkeziyetçi yönetim anlayışlarıyla daha fazla benzerlik taşıyan bir yapıya dönüşüm olduğu çok açık.</p>
<p><strong>Yeni paradoks</strong></p>
<p>Ortaya çıkan tabloyu şöyle özetlemek mümkün;</p>
<p>Türkiye’nin bölgesel gücü yükseliyor; ancak Avrupa ile kurumsal bağı zayıflıyor.</p>
<p>Suriye’de nüfuzu artıyor; Ama Kıbrıs’ta diplomatik alanı daralıyor.</p>
<p>Orta Doğu’nun ekonomik ve güvenlik mimarisinde daha merkezi hale geliyor; Ama Avrupa’nın siyasi mimarisinin dışına itiliyor.</p>
<p>Bunları alt alta koyunca  Batı’nın Türkiye’ye “biçtiği yeni rolün” ipuçlarını da görmek mümkün;</p>
<p>Ankara’dan beklenen, Avrupa’nın bir parçası olması değil; Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda istikrar sağlayan bölgesel bir güç olarak hareket etmesi.</p>
<p>AB’nin eşit üyesi olarak karar alma mekanizmalarında yer almak yerine, Avrupa’ya yönelik göçü durduran, enerji koridorlarını koruyan, Suriye’yi yöneten, Körfez ile Avrupa arasındaki bağlantıları sağlayan bir ülke olması.</p>
<p>Türkiye kamuoyunun tartışması gereken asıl mesele bu;</p>
<p>Ankara Orta Doğu’da güç kazanırken Avrupa’dan uzaklaşmayı kabul ediyor mu?</p>
<p>Türkiye’nin gelecekte nasıl bir ülke olacağı sorusu ile hangi coğrafyanın parçası olacağı sorusu artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiş durumda. Avrupa’nın demokratik normlarına yaklaşan bir Türkiye ile Orta Doğu’nun güç dengelerinde yükselen ama Avrupa kurumlarından uzaklaşan bir Türkiye arasında giderek daha belirgin bir tercih ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’de demokrasiye gerçekten inanan kesimlerin direnci, Ankara’nın bu ikilem karşısında hangi yolu seçeceğini de belirleyecek.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">SURİYE’NİN DURUMU KRİTİK</span></strong></p>
<p>Suriye meselesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dönüşümde kritik bir yapı taşı gibi;</p>
<p>Türk bankalarının Suriye’ye girmesi, yeni sınır kapılarının açılması, demiryolu bağlantılarının kurulması, ticaret hacminin artırılması ve hatta Suriye parasının basımına ilişkin görüşmeler Türkiye’nin bölgesel etkisini artırıyor.</p>
<p>Suudi Arabistan ve Katar milyarlarca dolarlık yatırım yaparken Türkiye devlet kapasitesi, lojistik ağlar ve güvenlik alanlarında Suriye içinde nüfuz oluşturuyor.</p>
<p>Hicaz Demiryolu’nun modern versiyonu olarak tanımlanan yeni ulaştırma koridorları da Türkiye’yi Körfez ile Avrupa arasında kritik bir geçiş ülkesi haline getirebilir.</p>
<p>Bu nedenle Ankara’nın Orta Doğu’daki etkisi son yıllarda hiç olmadığı kadar artıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeye-bicilen-rol-avrupadan-uzaklasirken-orta-dogunun-merkezine-yerlesmek-80845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/5/1280x720/6-1781152757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’ye biçilen rol; Avrupa’dan uzaklaşırken Orta Doğu’nun merkezine yerleşmek... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/druckerin-is-teorisi-ya-da-sorgulamanin-onemi-80844</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Drucker’in &#039;iş teorisi&#039; ya da sorgulamanın önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için sermaye gerek şart, yararlı bilgi yeter şartsa; yararlı bilginin üretilmesinin hızlanmasını sağlayan varsayımlarımızı sürekli sorgulamalı, yeni durumları kavrayan zihni modelimizi kurgulamalı, gerçekliklerimizi belirlemeliyiz.</strong></p>
<p>Aslında politik olmakla politika üretme arasında nerede durmak gerektiğini anlatmak istiyorduk. Ülkede yaşananlar karşısında bir şey yapamasak bile nerede durduğumuzu açık etmemiz gerekiyor. Topal karınca misali, yangına su eriştirmemiz mümkün olmasa bile, bizim neden ve kimden yana olduğumuzu açıkça göstermek, yurttaş olmanın temel sorumluluklarından biri. Sorumluluklarımızı yerine getirerek, işimizi tam, doğru ve temiz yapabilmenin araçlarından biri “<em>iş teorisi</em>”. Yurttaş sorumluluğunun bilincinde olmak anlamlıdır ama ondan da anlamlı olanı günlük jargonları tekrar etmek yerine  “<em>faydalı bilgiyi çeşitlendirerek çoğaltacak</em>” yolu izlemektir.</p>
<p>Peter F. Drucker, iş yönetimine yaptığı büyük katkıları ekonomi alanında yapsaydı, Nobel Ödülü sahibi olurdu. İş yönetimini alışkanlık konforundan kurtararak bilimin bir dalı haline getiren bu büyük düşünce insanının “<em>İş Teorisi</em>”  konusunda yazdıkları yaşamın bütün alanlarına ışık tutar.</p>
<p><strong>Varsayımlarımız çok önemlidir</strong></p>
<p>Drucker diyor ki, “ <em>Krizlerin her birinin temel nedeni işlerin kötü yapılmakta olması değildir. Neden yanlış şeylerin yapıldığı da değildir. Aslında çoğu durumda doğru şeyler yapılmaktadır: ama sonuç alınamamaktadır. Görünürdeki bu çelişkinin neden kaynaklanır? Örgütün üzerinde yükseldiği ve yürüdüğü <strong>varsayımlar </strong>artık günümüz gerçekliğine uymamaktadır. Bunlar her örgütün davranışını biçimlendiren, neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğine ilişkin kararlarını dikte eden ve örgüt açısından anlamlı kabul edilebilecek sonuçları tanımlayan varsayımlardır</em>”</p>
<p>Yaşamın her alanında varsayımlar zihnimizin temel araçlarıdır. Varsayımların önemini Stephen Hawking gerçeklik tanımı yaparken bir dâhinin yapabileceği netlikte anlatır: “ <em>Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin <strong>varsayımlarını</strong> değiştirirsiniz, gerçekliğiniz de değişir</em>.”</p>
<p>Kültür, insanların inandıkları, bildikleri ve düşündükleridir; kültürün etkilerini belirleyen de açık ya da örtük <strong>toplumsal varsayımlarımız</strong>. Yaşam ve yaşamın bütün bileşenlerinde <strong>sürdürülebilirlik</strong> önemliyse, sürdürebilirliği güven altına alacak olan da kültürümüzün varsayımlarıdır. Ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için <strong>sermaye gerek şart, yararlı bilgi yeter şartsa</strong>; yararlı bilginin üretilmesinin hızlanmasını sağlayan varsayımlarımızı sürekli sorgulamalı, yeni durumları kavrayan zihni modelimizi kurgulamalı, gerçekliklerimizi belirlemeliyiz.</p>
<p><strong>İş teorisi nedir?</strong></p>
<p>Drucker iş teorisinin üç parçadan oluştuğunu söyler: <strong>Birincis</strong>i, ö<em>rgütün içinde bulunduğu çevreyle ilgilidir</em>: Telmo Pievani yaşamın direnme, çoğalma ve ulaşılan mekanı doldurma üzerinde kurulu olduğunu söyler. Yaşayan bir varlık olan örgütler de içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı direnmeden varlığını sürdüremez. Örgüt küresel ölçekte jeopolitik gelişmeler, hükümet kararları, işgücündeki değişimler, nüfus hareketleri, kültürel algılar, teknoloji, pazarlar, müşteriler gibi değişik alanlarla ilgili varsayımlarını sürekli gözden geçirmeli. Varsayımlar sorgulamadan Harari’ nin dediği gibi, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatımlar üzerine kurulu zihinsel sabitlere dayalı davranırsak,  İsrail’in bugün düştüğü duruma düşeriz. Cumhurbaşkanı Herzog’un dediği gibi,” <em>İsrail toplumunda korkunç bir süreç başlıyor; vahşileşme süreci!</em>”. İsrail’de vahşileşmenin aktörleri; siyaset biliminde, “<em>düşmanını öretmen yapma yerine, düşmanını benzeme”</em> kuramı üzerinde biraz düşünebilselerdi, ülkenin Cumhurbaşkanı vahşileşme sürecinden söz edecek gerekçe üretemezdi.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> <em>örgütün özgül misyonuyla ilgili varsayımlarıdır</em>: Vazgeçilmez ideal ve yaratmak istenen sonuçlara göre tanımlanmış görevlerle ilgili varsayımlar gelişmelerin yönünü ve hızını belirler. Örgütün misyonunu zihninde net olarak tanımlamışsak, örgütün gelişmesiyle ilgili net bilgiye erişebiliriz, örgütün değişik işlevlerini etkin biçimde koordine edebiliriz ve işimize odaklanarak etkin ve verimli sonuçlar alabiliriz.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong>, <em>örgütün misyonunu yerine getirmek için gerekli çekirdek yetkinliklerle ilgili varsayımlardı</em>r. Örgütün başarılı sonuçlar yaratması, teknik ve sosyal becerileriyle ilgili ölçüleri de net olarak tanımlamış olmasıdır.</p>
<p>Eğer bir örgütün -siyasi, ekonomik ve kültürel ya da benzeri-  herhangi bir noktasında sorumluluk taşıyorsak; işi etkin yönetmenin temel aracı olan iş teorisinin üç bölümüyle ilgili varsayımlarımıza hakim olmamız; onları sürekli sorgulama merakının eleklerinden geçirmemiz, akıl disiplininin ölçülerine vurmamız işimizi kolaylaştıracaktır.</p>
<p><strong>İş teorisinin özellikleri</strong></p>
<p>Drucker iş teorisinin dört özellik üzerine inşa edildiğini söyler:</p>
<p><strong>1-</strong><em> Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar gerçekliğe uymalıdır.</em></p>
<p><strong>2-</strong><em> Bütün alanlardaki varsayımlar arasında bir uyum, bütünsellik olmalıdır.</em></p>
<p><strong>3-</strong><em> İş teorisi bütün örgüt tarafından bilinmeli ve anlaşılmalıdır.</em></p>
<p><strong>4-</strong><em> İş teorisi sürekli sorgulanarak test edilmelidir</em>.</p>
<p><em>Çevre, misyon ve çekirdek yetkinlikleri belirleyen nedir</em>? Zamanın ruhunun bileşenleri belirler. Önce jeopolitik gelişmeleri izleyerek olası etkilerine ilişkin varsayımlarımızı netleştirmemiz gerekir. İçinden geçtiğimiz süreç; çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklerle ilgili algıların köklü değişmeleriyle bizleri yüzleştiriliyor. Bir önceki dünya düzeninin değerler sistemi alt üst oluyor. Hürmüz Boğazı’nda çatışma bütün insanlığın günlük yaşamını etkiliyor. İklim değişikliğinin yarattığı beklenmedik yağışlar, sel baskınları ve toprak kaymaları insanların canına ve malına mal oluyor. Hükümetlerin serbest ve adil piyasa koşullarını bozan korumacı kararları üretim ve ihracat dengelerini bozabiliyor ya da silahlanma yarışı kalkınmaya ayırabileceğimiz sermaye ve yararlı bilgiyi savunma alanlarına kaydırıyor. Teknolojik gelişmeler, insanın verimliliğini artırıyor; yaşamını kolaylaştırıyor; ama aynı ölçüde insanın yerini alarak onu işsiz bırakma tehdidini artırıyor. İç çatışmalar ya da üretim yetersizliğinin yarattığı göçler, ekonomik ve sosyal koşullardan kaynaklanan doğurganlık oranlarının düşmesi üretim sistemindeki varsayımları derinden etkiliyor. Kültürel algılar, toplumun düzenine katkı yaptığı kadar; günün koşullarına uymayan gelenekler kalkınma süreçlerini yavaşlatabiliyor. Bütün bu sorunları aşarken işe yaşam katan insanın teknik ve sosyal becerilerini geliştirmenin temel varsayımları değişiyor. Bütün bu gelişmelere uyum için varsayımlara dayalı gerçekliği belirlemenin özünde sorgulaması önemli.</p>
<p>Varsayımları belli bir model ve belirlenmiş metotlarla sorgularsak iş örgütlerinin yarattığı sonuçların belirleyici olanlar arasında uyum ve bütünselliği sağlayabiliriz. Zamanın ruhunun bileşenlerini erken uyarı anlayışıyla izlemek, varsayımları sorgulamak ve varsayımların birbirini bütünlemesini ve desteklemesini sağlamak etkili sonuç almayı sağlıyor.</p>
<p>İş teorisini sadece yönetenlerin bilmesi yetmez. Örgütün iç tutarlılığını sağlayacak olan çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler ve yöneticilerin de aynı bilgiye sahip olması gerekir.  Toplumsal gücü etkili hale getirmek istiyorsak, örgütü yönetenlerin, çalışanların, müşterilerin ve destek hizmet sağlayan herkesin varsayımları, zihni modeli, bütünsel teoriyi iyi bilmesi ve net olarak anlaması gerekir.</p>
<p>Sorgulama merakı olmadan, sorgulama merakının önünü açan özgürlük ve düzen kurulmadan, ilke, kural ve yasa egemenliğini sağlamadan  “<em>verimli sorgulama</em>” yapılamıyor.</p>
<p><strong>İş örgütü yöneticileri sormalı</strong></p>
<p>Küçük ya da büyük iş örgütleri yöneticileri en azından aşağıdaki üç soruyu kendilerine yöneltmeli: İş teorisinin hakkında ne biliyorum, burada yazılanları ne kadar içselleştirdiğime inanıyorum? Eğer bildiğime ve içselleştirdiğime inanıyorsam, aldığım sonuçları yeterli buluyor muyum? Bilmediğimin ve içselleştirmediğimin farkına vardıysam, bundan sonra ne yapmalıyım?</p>
<p>İçtenlikle sorulara verilecek yanıtlar, işinizin rengini değiştirecektir; hatalarımızı azaltacaktır, bundan emin olun!</p>
<p>Ülkemizdeki siyasi örgütler de anlattıklarımızın kapsamı dışında değil. Aşırı basitleştirilmiş anlatımın yarattığı zihinsel sabitlerin ürettiği kin ve öfke, sonunda dönüp dolaşır toplumun bütünün zihnine gölge yapar, yüreğine yük olur! Tarih, böyle bir sonucu yaratanlar için iyi şeyler yazamaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/druckerin-is-teorisi-ya-da-sorgulamanin-onemi-80844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Drucker’in &#039;iş teorisi&#039; ya da sorgulamanın önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-bugun-ne-yapacak-80843</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası bugün ne yapacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son aylarda “bekle-gör” yaklaşımını benimseyen Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faizi sabit tutacağını düşünüyorum. Banka, genellikle tek aylık verilere aşırı tepki vermekten kaçınıyor.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün toplanıyor. Kurulun kararı, her zamanki gibi saat 14.00’te açıklanacak. Piyasaları şimdiden PPK heyecanı sarmış durumda.</p>
<p>Anketlerde öne çıkan görüş, faizlerde değişiklik yapılmayacağı yönünde. Ancak Banka’nın politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’den yüzde 40’a yükseltmesini bekleyenler de var.</p>
<p>Örneğin Garanti BBVA analistleri Adem İleri ve Berfin Kardaşlar, cuma günü yayımladıkları notta şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Çatışmayı çevreleyen belirsizliğin sürmesi, artan enflasyon riskleri, son iç siyasi gelişmeler ve finansal istikrar kaygıları nedeniyle Merkez Bankası’nın politika faizini mevcut fonlama maliyeti olan yüzde 40’a yükseltmesini bekliyoruz.” Analistler bu adımı, politika faizi ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini eşitlemeye yönelik bir düzenleme olarak görüyor.</p>
<p><strong>Politika faizi 23 Ocak’tan </strong><strong>bu yana yüzde 37 seviyesinde</strong></p>
<p>PPK kararı hakkında tahminde bulunurken öncelikle “Faizin seviyesi şu anda yeterince sıkı mı?” sorusuna yanıt aramak gerekiyor: Mevcut politika faizini değerlendirirken yalnızca yıllık TÜFE’ye değil, gelecek 12 aya ilişkin enflasyon beklentilerine, aylık çekirdek enflasyonun ima ettiği eğilime ve mevsimsellikten arındırılmış göstergelere de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Politika faizi 23 Ocak’tan bu yana yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. Eğer TCMB’nin yıl sonu enflasyon tahmini olan yüzde 26 baz alınırsa, yaklaşık 11 puanlık pozitif reel faiz söz konusu. Bu açıdan bakıldığında para politikası hâlâ yeterince sıkı görünüyor.</p>
<p>Ancak mayıs ayında yüzde 2,92 olarak gerçekleşen aylık çekirdek enflasyon farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bu düzeydeki aylık enflasyonun yıllıklandırılmış karşılığı yaklaşık yüzde 41’e denk geliyor. Dolayısıyla çekirdek göstergenin işaret ettiği eğilime göre para politikasının yeterince sıkı olup olmadığı tartışılır.</p>
<p>Buna rağmen, son aylarda “bekle-gör” yaklaşımını benimseyen Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faizi sabit tutacağını düşünüyorum. Banka, genellikle tek aylık verilere aşırı tepki vermekten kaçınıyor. Büyük ölçüde enerji şokundan kaynaklandığını değerlendirdiği son çekirdek enflasyon artışının kalıcı mı yoksa geçici mi olduğunu görmek isteyecektir. Kur tarafında ciddi bir baskının bulunmaması da faiz değişikliğine gitmemek konusunda elini rahatlatacaktır.</p>
<p>Peki, faiz indirimi olur mu? Açıkçası bunu pek olası görmüyorum. Çekirdek enflasyonun yüzde 2,92 seviyesinde bulunduğu bir ortamda faiz indirimi yapmak zor. Enflasyonun hedeflenen yüzde 24 ve tahmin edilen yüzde 26 patikasına gerçekten girdiğinden emin olmak için birkaç aylık daha veriye ihtiyaç var. Bunun için çekirdek enflasyonun yüzde 2’nin altına, aylık TÜFE’nin ise yüzde 1-1,5 bandına gerilemesi ve hizmet enflasyonunda belirgin bir yavaşlama görülmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Toplantıda faiz artırımına </strong><strong>yüksek olasılık vermiyorum</strong></p>
<p>Bugün politika faizinde bir artış olur mu? Enflasyon beklentilerinin hala tam anlamıyla düzelmemiş olmasına bakarak bunun ihtimal dışı olmadığını söyleyebilirim. Ancak bugünkü toplantıda faiz artırımına yüksek bir olasılık vermiyorum.</p>
<p>Bu nedenle mevcut veriler ışığında en olası ve belki de tutarlı kararın, politika faizini sabit tutarken sıkı duruş mesajını korumak olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Konuya daha teknik açıdan bakanlar, olası bir faiz artırımının mutlaka ek sıkılaştırma anlamına gelmeyeceğini; bunun daha çok politika faizini ağırlıklı ortalama fonlama maliyetiyle uyumlu hale getirmeyi amaçlayacağını belirtiyor. Haklı olabilirler ama buna rağmen ben yine de Merkez Bankası’nın bugün faiz artırımından kaçınacağını düşünüyorum.</p>
<p>Siz bu yazıyı okurken Merkez Bankası kararı çoktan açıklanmış olabilir. Yazıyı okuduktan sonra “Bu kez tutturmuş” ya da “Tamamen yanılmış” diye düşünenler de çıkacaktır. Ancak başlığı her ne kadar bir tahmini çağrıştırsa da bu yazının amacı bir karar tahmininde bulunmaktan ziyade, mevcut görünümü değerlendirmek ve bundan sonraki para politikası kararlarını analiz ederken kullanılabilecek bir çerçeve sunmaktır. Bu nedenle yazıyı, bugünkü karara ilişkin bir öngörüden çok, kararların hangi koşullar altında şekillendiğini anlamaya yönelik bir değerlendirme olarak okumakta fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-bugun-ne-yapacak-80843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası bugün ne yapacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyiler-var-ama-iyiler-ittifaki-yok-80842</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> İyiler var ama iyiler ittifakı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yakalamamız gereken bir yarın var ve yarın, hiç kimseye vaat edilmemiştir. Onu ancak hayal edenler ve bu hayali gerçekleştirmek için ömrü buna vakfedenler inşa edecek, başarabilecektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Dünya; <strong>dün</strong> ile <strong>yarın</strong> arasında bölünmüş görünüyor. Kimileri <strong>dünün hesabında</strong>, kimileri de <strong>yarını şekillendirme </strong>yarışında… Yarını tahmin etmenin en isabetli yolunun, <strong>onu inşa etmekten geçtiğini</strong> bilenler <strong>yeni vizyon</strong>, <strong>yeni stratejileri</strong> konuşurken biz bu hızlı <strong>değişim sürecinin</strong> neresindeyiz?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Aslında tıpkı dünya gibi <strong>Türkiye de ikiye bölünmüş durumda</strong>… Kimimiz “<strong>bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen</strong>” kimimiz <strong>yarının dünyasında yer edinebilmek için</strong> çırpınıyor. Kısaca Türkiye’de ön cama bakıp <strong>ileriye odaklanan</strong> da var, dikiz aynasına dalıp <strong>geri giden,</strong> <strong>otoparkta pinekleyen</strong> de…</p>
<p><strong>ÇİN BİZİ ÇALIŞIYOR AMA BİZ ÇİN’E FRANSIZIZ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Misal <strong>ABD</strong> bugün <strong>Çin</strong>’e kaptırmak üzere olduğu <strong>dünya liderliğini bir süre daha elinde tutabilmek için</strong> yığınca yol deniyor hatta bunun için <strong>dünyayı kan gölüne çevirmeyi</strong> göze almış. <strong>Çin</strong> ise <strong>teknoloji</strong> ve <strong>ekonomi</strong> üzerinden <strong>dünyayı istila </strong>gayretinde… Peki, <strong>Türkiye</strong>? <strong>Bunu dert ediyor muyuz</strong>?</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Çin’e gittiğimde biri <strong>Pekin</strong> ve diğer <strong>Şanghay</strong>’da 2 farklı ve birbiriyle rekabet içinde <strong>Türkiye Araştırmaları Enstitüsü</strong>’nü ziyaret edip konuşma yapmıştım. Dönüp ülkeme geldiğimde ise bizde <strong>Çin’i çalışan</strong>, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde itibar görmeye <strong>bir sinoloji bölümü</strong> vardı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yarına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bizde geleceği öngörenler yok mu?</em></strong></p>
<p>Olmaz mı, <strong>elbette var</strong>. Fakat sayıları yetersiz… Nükleer fizikte, <strong>zincirleme reaksiyonun</strong> başlaması için, <strong>aktif maddenin kritik kütleye ulaşması</strong> şart. Bizim aktif maddemiz, <strong>yarına odaklı beyinlerimiz</strong>.</p>
<p><strong><em>Geçmişe takılanlarımız ne olacak?</em></strong></p>
<p>Olacağı şu; <strong>değiştirilecekler</strong>… Zira dünya <strong>çok hızlı değişim sürecine</strong> girdi ve değişim dahi yetmiyor, <strong>dönüşmek</strong> gerekiyor. Daha iyi bir yarın uğruna, dünü geride bırakacağız, ama unutmayacağız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EN DEĞERLİ SERMAYEMİZ YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜMÜZ</strong></p>
<p><strong>Her toplumun %2’si</strong>, <strong>zeki ve yeteneklidir</strong>. Ancak o toplumun kaderini <strong>bu %2’ye nasıl davrandığın</strong> belirler. Onları <strong>devlet başa</strong> yaparsan, <strong>ufukların efendisi</strong> olursun. Fakat onları <strong>kuzgun leşe</strong> atarsan <strong>uygarlığın taşrasına</strong> düşersin. Yazık ki biz ikinci yolu seçtik ve “<strong>giderlerse gitsinler</strong>” gafletine düştük.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İTTİFAK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İttifak</strong>: Bir amaca ulaşmak için kabiliyet, güç ve birikimlerin bu amaca yönelik iş birliği yapması</p>
<p><strong>Kümelenme</strong>: Kabiliyet havuzunda yer alan tüm yetkinliklerin, birbiriyle iş bölümü tesis etmesi</p>
<p><strong>Ekosistem</strong>: Etkileşim içindeki sektörler ve ekonomik aktörlerin oluşturduğu üretim iklimi</p>
<p><strong>İyiler</strong>: Zeki ve yetenekli insanlar daima bulundukları coğrafyaya, kuruma değer katabilirler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyiler-var-ama-iyiler-ittifaki-yok-80842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İyiler var ama iyiler ittifakı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80839</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dikkatler Merkez Bankası’nın faiz kararına çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Merkez Bankası’na Çevrildi! TCMB’nin Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 11 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/cGdteCP7Fjs" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/munyar-berfin-nilgun-cipa-1762958010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusecekse-hazinenin-bu-faizi-ne-80841</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon düşecekse Hazine’nin bu faizi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine yurt içinden çeşitli şekillerde borçlanıyor. Bunlar arasında TÜFE’ye endeksliler var, değişken faizliler var, dövize ve altına endeksliler var. Bunlar için üç beş yıl sonraki faiz oranını, faiz yükünü şimdiden söylemek zor. Ama faiz yükü baştan belli olan bir borçlanma aracı var: <strong>“TL cinsi sabit faizli kuponlu senetler.”</strong></p>
<p>Bu senetlerin altı ayda bir yapılacak kupon ödemesi ihale günü belli oluyor ve buna göre de yıllık birikimli faiz en başta ortaya çıkıyor. Vade ne olursa olsun.</p>
<p>Dolayısıyla Hazine’nin gelecekte hangi faize razı olduğunu tartışmasız bir şekilde bu ihalelerle izlemek mümkün. Hazine bugünden örneğin beş yıl sonrası için o faize razı olmak durumunda kalmışsa ya da olmuşsa, bu demektir ki bir anlamda enflasyon beklentisi de o düzeydedir.</p>
<p>İşte bu yılın ilk beş ayındaki TL cinsi sabit faizli senet ihalelerinde oluşan faiz oranları, Hazine’nin gelecek dönemdeki enflasyon beklentisinin hiç de dile getirildiği gibi olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>41 kere maşallah!</h2>
<p>Hazine bu yıl on iki sabit faizli senet ihalesi yaptı. 15 Mayıs ihraç tarihli olarak yapılan ve vade tarihi 15 Mart 2028 olan 672 gün vadeli son ihale<strong> “41 kere maşallah”</strong> dedirtti. Hazine bu ihaleyle önümüzdeki yaklaşık iki yıllık dönem için yıllık bazda yüzde 41,80 faize razı oldu.</p>
<p>Yıllık yüzde 41,80 faiz… Bu yılın enflasyon hedefi yüzde 24’e, 2027’nin hedefi de yüzde 15’e revize edilmişti. Yüzde 24 ve yüzde 15’in birikimli toplamı yüzde 42,6.</p>
<p>Bir yandan iki yıl için yüzde 42,6 enflasyon öngöreceksiniz, diğer yandan iki yılı bile bulmayan bir dönem (22 ay 12 gün) için yıllık yüzde 41,80’den toplamda yüzde 101,1 faiz ödemeye razı olacaksınız.</p>
<p>Üstelik iki yıl toplamındaki yüzde 42,6 enflasyon 2026 ve 2027 takvim yıllarını kapsıyor; bu kağıdın vadesi ise bu yılın martından 2028’in mayısına kadar olan dönemi… Yani enflasyonun giderek düşmesinin öngörüldüğü önümüzdeki dönem olduğu halde böylesine bir tuhaflık var.</p>
<h2>Bu yılın rekoru</h2>
<p>Biraz önce bu yıl TL cinsi sabit faizli on iki ihale yapıldığını belirttim. Bu ihaleler içinde yüzde 40 faiz barajı yalnızca son ihalede aşıldı. Yani bir de eğilimin bozulduğu gerçeği var. Faiz yükselme eğiliminde.</p>
<p>Daha önceki ihalelerde faiz biri hariç hep yüzde 30’lu düzeyde oluşmuştu ama o ihalelerin kimisinde vade de çok daha uzundu.</p>
<p>Mayıs ayında yapılan bir başka ihale de Nisan 2031 vadeliydi, yani beş yıl vadeliydi ve bu ihale yıllık yüzde 38,33 faizle yapıldı. Beş yıl boyunca yıllık yüzde 38,33 faiz.</p>
<p>Sonra da<strong> “Enflasyonla mücadele ediyoruz, enflasyonun belini kırdık, ha düştü ha düşecek, biraz sabır”</strong> denilmiyor mu, gel de inan!</p>
<p>Hem Hazine borçlanırken beş yıl boyunca yıllık yüzde 38’in üstünde faiz ödemeye razı olacak, hem de bu dönem için enflasyon tek hanelere indirilecek!</p>
<p>Enflasyon bu süreçte gerçekten tek haneye inse, Hazine batar ki ne batar!</p>
<h2>En düşük faiz bile yüzde 29</h2>
<p>En düşük faizin oluştuğu ihale ocak ayında yapıldı. Ocak ayındaki Eylül 2035 vadeli ihalede faiz yüzde 29,09 ve bu oran görece düşük ama Türkiye yaklaşık on yıl boyunca yüzde 29,09 faiz ödemeye razı oldu. Hani enflasyon önümüzdeki yıllarda tek haneye inecekti!</p>
<p><strong>2026, 2027, 2028, 2029, 2030, 2031, 2032, 2033, 2034 ve 2035’in ilk dokuz ayı boyunca yıllık yüzde 29 faiz!</strong></p>
<p>Bu ihaledeki faiz en düşük faiz ama ne kadar uzun süre bu faizi ödemek durumunda kalındığı böyle yıl yıl yazınca sanırım daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor.</p>
<h2>Söylem başka, eylem başka!</h2>
<p>Hazine’nin borçlanmada bu düzeyde faiz uygulamasına getirilen bir savunma var:</p>
<p><strong>“Ama Hazine bu faizi vermezse borçlanamaz ki…”</strong></p>
<p>Doğru, borçlanamaz. Zaten kimse Hazine keyfinden böylesine yüksek faiz veriyor demiyor. Bu faizi vermedin mi, kimse dönüp çıkardığın kağıda bakmıyor.</p>
<p>Hazine’nin eylemi enflasyonun düşmeyeceğinin itirafı…</p>
<p>Ekonomi yönetiminin ve siyasetçinin söylemi ise enflasyon belasının üstesinden tez zamanda gelineceği…</p>
<p>Sanki vatandaş bu beladan kurtulmanın bu politikalarla mümkün olamayacağını görmüyor! Tabii ki görüyor ve o hep şikayet edilen fiyatlama davranışları var ya, o davranışını Hazine’nin faizine, Merkez Bankası’nın faizine ve bugüne kadar söylenenlerin hiçbirinin tutmamasına göre ayarlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a39b16526f-1781152177.png" alt="" width="323" height="326" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-dusecekse-hazinenin-bu-faizi-ne-80841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon düşecekse Hazine’nin bu faizi ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimi-4-kitaya-yayildi-seramik-iplikte-abdde-isin-buyuk-abisi-oldu-80838</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimi 4 kıtaya yayıldı, seramik iplikte ABD’de  işin ‘büyük abi’si oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2008 YILI </strong>Eylül ayı… Dönemin Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Güler Sabancı </strong>ve Kordsa Global CEO’su <strong>Mehmet Pekarun</strong>’un davetiyle Jakarta (Endonezya) ve Bangkok’daki (Tayland) fabrikalarını geziyoruz.</p>
<p><strong>Güler Sabancı </strong>ve <strong>Pekarun, </strong>Kordsa’yı 2005’te global şirkete dönüştürdüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kordsa, 9 ülkedeki 11 fabrikasıyla cirosunu 2008 yılı sonunda 1 milyar doların üzerine çıkaracak.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a382aa513d-1781151786.jpg" alt="" width="700" height="354" /></strong>Endonezya ve Tayland’la ilgili planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Dünyanın yeni üretim merkezi Asya Pasifik’e 100 milyon dolarlık yatırım yapacağız.</strong></p>
<p><strong>Pekarun, </strong>Kordsa Global’in en mükemmel tesisinin İzmit’te olduğunu vurgulayıp sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>66 numaralı olarak bilinen endüstriyel naylon iplikte yüzde 39 payla dünya lideriyiz. Kord bezinde dünya lastik devlerinin aklına ilk Kordsa geliyor. Müşterilerimizin yeni üretim merkezlerine yakın olmak üzere buralara geldik.</strong></p>
<p>Kordsa CEO’su <strong>Ergun Hepvar</strong>’la buluşmaya giderken, Eylül 2008’deki Endonezya ve Tayland seyahati sonrası yazdığım haberi okudum. <strong>Ergun Hepvar, </strong>Kordsa’nın <strong>“lastik güçlendirme” </strong>kültüründen gelen bir şirket olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2010’lu yılların başlarındaki dönüşüm süreciyle birlikte kompozit alanına da adım atıldı. Bugün gelinen noktada şirketin toplam cirosunun yüzde 75’i </strong>“lastik güçlendirmesi”<strong>nden, yüzde 25’i de kompozit teknolojilerinden geliyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl organizasyon değişikliği ve strateji revizyonunu hayata geçirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kordsa, kendi faaliyet alanında dünyanın en büyüklerinden. Örneğin, naylon katma değerli, yüksek teknolojili ürünlerde dünyada önemli bir liderliğimiz var. Polyesterde de özel ürünlerde liderliğimiz sürüyor.</strong></p>
<p>Lastik sektöründe dünyada ilk sıralarda yer alan 6 büyük şirketin yeni ürün geliştirdiklerinde, yeni teknoloji üzerinde çalıştıklarında ilk önce Kordsa’nın kapısını çaldıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Müşterilerimiz geliştirme gücümüze, bilgi birikimimize ve verdiğimiz test sonuçlarına güveniyor. Kordsa’nın en büyük değerlerinden biri bu.</strong></p>
<p>Yeni dönemde ana faaliyet alanlarına odaklanacaklarını bildirdi:</p>
<p>-          “Lastik güçlendirme” <strong>tarafında özellikle Asyalı üreticilerin yarattığı çok ciddi fiyat rekabeti var. Doğru konumlanıp hangi hacimde kârlı çalışabileceğimizi bulmamız lazım. Şu anda onun üzerinde çalışıyoruz. Lastik tarafında </strong>“özümüze” <strong>dönüyoruz.</strong></p>
<p>Kompozit tarafında büyüme olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kompozitin merkezi ağırlıklı olarak Amerika tarafı. Ciroda kompozitin payı artıyor. Kârlılığı artıyor. Geçen yıl bunu görmeye başlamıştık. Bu yıl da sürüyor. Gelecek yıl da sürecek gibi görünüyor. Hatta daha da artmasını bekliyoruz.</strong></p>
<p>Kompozitte sivil havacılık, uzay teknolojileri ve otomotivde önemli yetkinliklerinin olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Veri merkezleri için de ürün geliştiriyoruz. Amerika’daki şirketlerimizden biri </strong>“seramik dokuma” <strong>ve </strong>“seramik kompozitler” <strong>konusunda uzman. Uzay teknolojilerine de önemli malzeme tedariki sağlıyoruz. Dünyada kendi alanında bir numara.</strong></p>
<p>Şirketin Amerika’da kullanılan deyimle <strong>“İşin büyük abisi” </strong>konumunda olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>O şirketimizin geliştirdiği bir malzeme var. Özel seramik ipliği kullanarak, kendi geliştirdikleri üretim prosesleri ve kimyasallarla yaptıkları bir ürün. Bizim kompozitte parça olarak yapıp sattığımız tek ürün bu. Veri merkezlerindeki enerji hücrelerinde kullanılıyor.</strong></p>
<p>Söz konusu seramik parçanın işlevini anlattı:</p>
<p>-          <strong>900-1000 derece ısıya dayanıyor. Enerji hücresinde dengeyi sağlıyor. Enerji hücresi çalışırken belli bir titreşim ve belli bir sıcaklık oluşuyor. Onun kontrol edilmesi ve o ısının dışarıya geçmemesi gerekiyor. Onu sağlayan malzeme bizim parçalar.</strong></p>
<p>Kordsa’nın ABD’deki iştiraki <strong>“Fabric Development Inc.”</strong>in NASA’nın insan taşıma amacıyla uzayda en uzak mesafeyi kat eden <strong>“Orion” </strong>kapsülü için de kumaşlar sağladığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Amerika’daki dokuma şirketlerimiz Boeing onaylı. Nitekim </strong>“Boeing 787” <strong>programının onaylı tedarikçileri arasındayız. ABD’de tek üretici olduğumuz alanlar da var. Avrupa’daki üretimlerimizde otomotiv pazarında çok güçlüyüz.</strong></p>
<p>Kordsa’nın 4 kıtada 6 ülkeye yayılan 12 üretim tesisinin olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Tedarik zinciri direnci yeni dünya jeopolitiğinde çok önemli hale geldi. Biz, dünyanın farklı bölgelerinden ürün tedarik edebilir durumdayız. Bu bize büyük avantaj sağlıyor. Örneğin Amerika’daki fabrika</strong><strong>mız</strong><strong> oradaki hammaddeyi kullanıyor, Çin’den hammadde taşımıyor.</strong></p>
<p>2005 yılında <strong>“global şirket”</strong>e dönüşen Kordsa, <strong>“lastik güçlendirme”</strong>nin yanına kompozit ürünleri de katıp, bazı alanlardaki dünya liderliğini perçinledi.</p>
<p>Amerika’da ayrıca <strong>“seramik ipliği”</strong>ne dayalı özel parçalarla öne çıkıp <strong>“büyük abi”</strong>lik noktasına ulaştı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Biz ‘uluslararası’ değil, ‘küresel’ bir şirketiz</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar, </strong>şirketin <strong>“uluslararası” </strong>değil <strong>“küresel” </strong>yapıda olduğunu belirtip, farkını şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Benim gözümde </strong>“küresel” <strong>şudur: Küresel müşterilerle çalışıyorsunuzdur. Müşteri de sizi </strong>“küresel” <strong>olduğunuz için tercih ediyor. Bizim müşterimiz olan büyük lastik şirketleri dünyanın her yerinde üretim yapıyor. Kordsa’nın küresel ayak izi onlara çok uyuyor.</strong></p>
<p>Söz konusu müşterilerin Kordsa’da tek kişiyle konuşup dünyanın her tarafından mal alabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>O müşteriler bu yapısı nedeniyle Kordsa’yla çalışmayı tercih ediyor. Kordsa’nın bu konumunun Türkiye için de çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.</strong></p>
<p>2008 yılında dönemin Kordsa Global CEO’su <strong>Mehmet Pekarun</strong>’un Jakarta ve Bangkok seyahati sırasında kullandığı <strong>“Müşterilere yakın olmak için buralara geldik” </strong>cümlesini, 18 yıl sonra <strong>Ergun Hepvar </strong>da yineledi:</p>
<p>-          <strong>Bizim için önemli olan müşterinin yanında olmak…</strong></p>
<p>Ardından sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Tam anlamıyla küresel bir ağ yönetiyoruz. Bazı ürünleri Endonezya’dan Brezilya’ya gönderiyoruz. Kimilerini Brezilya’dan Tayland’a gönderiyoruz. Tayland’dan Amerika’ya gönderdiklerimiz de var. Türkiye’den Amerika’ya, Brezilya’ya giden ürünler oluyor.</strong></p>
<p>Bu yapıyı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Biz her yerden her yere ürün gönderiyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a384091295-1781151808.png" alt="" width="900" height="249" /></strong><span style="color: #e03e2d;">790.7 milyon dolar cirosu var, 280 milyon doları ABD’den sağlanıyor</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar</strong>’a Kordsa’nın 2025 yılı verilerini sorduk, paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılını 790 milyon 757 bin dolarlık toplam ciro ile tamamlamıştık.</strong></li>
<li><strong>FAVÖK (Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) 62 milyon dolar.</strong></li>
<li><strong>Gelirlerin yüzde 78’i ABD </strong><strong>d</strong><strong>oları, yüzde 22’si Euro cinsinden gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>En büyük geliri 319 milyon dolarla Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinden sağlıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Onu 280 milyon dolarla Kuzey Amerika izliyor.</strong></li>
<li><strong>Asya-Pasifik’teki gelirlerimiz 107 milyon dolar düzeyinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Güney Amerika’dan da ciroya 85 milyon dolarlık katkı oluyor.</strong></li>
<li><strong>İhracatımız 244 milyon dolar.</strong></li>
<li><strong>150 milyon dolar operasyonel nakit akışı gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>4 kıtaya yayılan 12 üretim tesisinin yanı sıra 2 Ar-Ge merkezi ile 2 teknik merkezimiz faaliyet gösteriyor. Bu merkezlerde 88 kişi çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Tescilli patent sayımız 617.</strong></li>
<li><strong>1096 patent başvurumuz var.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Seramik ürünlerimizde kilo başı gelir 40 dolar</span></h2>
<p><strong>KORDSA </strong>CEO’su <strong>Ergun Hepvar, </strong>Kuzey Amerika’daki seramik iplik bazlı ürünlerini GE’nin uçak motorlarında kullanmayı düşündüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Maliyeti daha uygun diye titanyumu tercih ettiler.</strong></p>
<p>Kordsa’nın temel ürünlerinin kilo başına ihracat gelirini merak ettik, hesapladı:</p>
<ul>
<li><strong>Lastik güçlendirme ürünleri 3-4 dolar.</strong></li>
<li><strong>Kompozit malzemeler 20-21 dolar</strong></li>
<li><strong>Seramik parçalar 40 dolar</strong></li>
</ul>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayıp, 100 günü geride bırakan savaşın hammadde tedarikine etkisini sorduk, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Biz hammadde tedariki sıkıntısı yaşamadık.</strong></p>
<p>Savaşın talepte dengesizliğe yol açtığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Başlangıçta erken mal çekenler oldu. O da tedarikte biraz dengeleri bozdu.</strong></p>
<p>Söz fiyatlardan açılmışken şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim rekabette en ucuz olmak gibi bir iddia ve çabamız yok. Katma değerli ürünlere yoğunlaşıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimi-4-kitaya-yayildi-seramik-iplikte-abdde-isin-buyuk-abisi-oldu-80838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/8/1280x720/ergun-hepvar-1781151718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimi 4 kıtaya yayıldı, seramik iplikte ABD’de  işin ‘büyük abi’si oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-marji-bankalari-zorluyor-80837</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz marjı bankaları zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bugün faiz kararını açıklayacak. Para Politikası Kurulu haziran toplantısı öncesinde bankacılık sektöründe TL mevduat faizleri yeni haftaya 0.5-1 puan yükselişle başladı. Bankacılık sektöründe 100 bin liraya kadar mevduatta bileşik faiz oranı yüzde 41-42 seviyesine çıkarken yeni getirilen mevduatta yüzde 47’ye varan oranlar gözleniyor. Ticari kredi faizlerinde ise hafif bir gevşeme ile yüzde 50 seviyesinin altına gelindi. Sektörün net kâr verilerinde de bu fark yansıdı, bankalarda nisanda TL mevduat faizleri 141 baz puan artarken, TL kredi getirileri ise 73 baz puan geriledi.</p>
<h2>Beklentiler pas geçilmesi yönünde </h2>
<p>TCMB yılın dördüncü Para Politikası Kurulu kararını bugün açıklayacak. Ocak'ta 100 baz puan indirimle yıla başlayan TCMB yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon verisi sonrası mart toplantısında pas geçerken şubat sonu başlayan savaşın etkilerini de göz önüne alarak nisanda da faizi yüzde 37’de sabit bıraktı. Ancak savaşla birlikte fonlama faizini yüzde 40 seviyesine çeken Merkez Bankası kredilere yönelik makroihtiyati önlemlerini de sıkılaştırdı. Matriks Haber’in anketine katılan ekonomistlerin bugünkü toplantı için beklentisi pas geçilmesi yönünde. Haziran 2026 toplantısı için tahmin veren 33 ekonomistin 27'si haftalık repo faizinin sabit bırakılacağı tahmininde bulundu. 6 ekonomist ise politika faizinin 300 baz puan artırılarak yüzde 40,00 seviyesine yükseltileceğini öngördü. Politika faizine ilişkin medyan tahmin yüzde 37 olurken, ortalama tahmin yüzde 37,55 seviyesinde gerçekleşti. En yüksek beklenti yüzde 40, en düşük beklenti ise yüzde 37,00 oldu.</p>
<p>Ankete göre, borç alma ve borç verme faizlerinin de değiştirilmeyeceği tahmin edildi. Yabancı bankaların da TCMB’ye yönelik tahminleri paralel. Beklentilerini açıklayan Morgan Stanley, Goldman TCMB'nin faizi sabit tutmasını bekliyor. Morgan Stanley notunda, iç talepteki zayıf büyümenin Merkez Bankası’nın sabırlı davranmasını sağlayabileceği belirtilirken enerji emtia fiyatlarındaki yükseliş ve oynaklığa rağmen, TCMB’nin ana politika faiz oranını yüzde 37’de tutmasını ve sıkılaştırma eğilimini yinelemesi beklentisi öne çıktı. Notta, daha uzun vadede, manşet enflasyonun 2026’nın dördüncü çeyreğinde gerilemesini, TCMB’nin temkinli gevşeme döngüsüne yeniden başlamasını ve ana politika faiz oranını 200 baz puan düşürerek yüzde 35’e indirmesini tahmin etti. Kurum, 2027’de TCMB’nin yıl sonuna kadar ana politika faiz oranını kademeli olarak yüzde 27,50’ye indireceğini öngördü. Goldman Sachs da TCMB’nin faiz artırmak yerine, finansal koşulları sıkılaştırmak için kredi büyümesine yönelik düzenleyici sınırlamaları kullanacağı tahmin edildi.</p>
<h2>Döviz ve altın talebi etkisi </h2>
<p>Tüm bu beklentiler bankacılık sektörünü de 8 haftalık hesaplama döneminin sonuna gelinmemiş olsa da TL mevduat faizlerini artırmaya yöneltti. Yeni hafta 0.5-1 puanlık mevduat faizi artışlarıyla başlarken yeni getirilen mevduatlara verilen faiz oranı yüzde 47 seviyesine kadar çıktı. Bankacılık sektörü kaynakları sıkı duruşun yanı sıra döviz ve altına yönelik talebin de TL mevduat oranının tutturulması konusunda bankaları zorladığını bu nedenle mevduat faiz oranlarında yukarı yönlü hareketlerin bir süre daha devam edebileceğini belirtti. Ticari kredi faizleri ise kısıtlamaların sıkılaştırılmasına rağmen hafif bir gevşeme eğiliminde. Talebin de güçlü olduğunu belirten bankacılık sektörü kaynakları bu durumun bankaların net karını baskıladığına da işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Net kârlılıkta aylıkta %38 düşüş, yıllıkta %57 artış</span></h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) aylık verileri de bankaların sıkıntısını ortaya koyuyor. Nisan ayına ilişkin BDDK verilerine yönelik analizinde Yapı Kredi Yatırım bankacılık sektörünün nisandaki 75 milyar liralık net karının aylık yüzde 38 düşüşe, yıllık ise yüzde 57 artışa işaret ettiğine yer verdi. Analize göre aylık net kar düşüşünde marjlarda gerileme temel nedeni oluştururken net faiz marjının aylık 53 baz puan gerilediği ve net faiz gelirlerini aşağı çektiği belirtildi. Analize göre bu bozulmanın temel nedenleri 214 baz puan gerileyen TL kredi-mevduat makası ve 53 baz puan düşen TL menkul kıymet getirileri. TL mevduat faizleri nisanda 141 baz puan artarken, TL kredi getirileri ise 73 baz puan geriledi. Yapı Kredi Yatırım analistleri nisan verilerinin, bankaların karlılıklarının yüksek seyreden TL faizler kaynaklı olarak ikinci çeyrekte zayıf olacağına işaret ettiğine vurgu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faiz-marji-bankalari-zorluyor-80837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enflasyon ve sıkı para politikasının devamına yönelik beklentiyle bankacılık sektöründe TL mevduat faizlerinde yukarı yönlü hareket sürüyor. Yeni haftaya 0.5-1 puan yükselişle giren TL mevduat faizlerine karşın ticari kredi faizlerinde hafif gevşeme var. Bu durum bankaların net karını baskılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogrudan-dis-yatirimda-bilanco-eksiye-dondu-80836</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan dış yatırımda bilanço eksiye döndü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin ilk çeyrek yabancı doğrudan yatırımlar gelişmelerini inceleyen TEPAV, bu dönemde gelen yatırımdan fazla yurt dışına yatırım gittiğini vurguladı. Gayrimenkul hariç yapılan hesaplamada da Türkiye’nin “net yatırımcı” olduğuna dikkat çekilen TEPAV bülteninde, “Yurt dışına yapılan doğrudan yatırımlarda gayrimenkul sektörü ağırlığını artırdı. İlk çeyrekte yurt dışı yatırımların yüzde 41,4’ü gayrimenkul faaliyetlerine yönelirken, imalat sektörü yüzde 16,1 ile ikinci sırada yer aldı. Hollanda, ABD, İngiltere, BAE ve Yunanistan en fazla yatırım yapılan ülkeler oldu. Özellikle Hollanda, İngiltere, BAE, Yunanistan, İsviçre ve İrlanda’ya yönelik yatırımlardaki artış dikkat çekti” denildi.</p>
<p>TEPAV, Ocak-Mart 2026 dönemi yabancı doğrudan yatırımlara yönelik bültenini yayınladı. Buna göre, Türkiye 2,6 milyar dolar yatırım alırken, 2,8 milyar Türkiye’den yurt dışına yatırım yapıldı. Gayrimenkul hariç tutulduğunda da 0,9 milyar dolar, Türkiye aldığı yatırımdan daha fazla yurt dışına yatırım yaptı. 2025 aynı dönemde, Türkiye’ye 0,7 milyar dolarlık net giriş gerçekleşmişti.</p>
<p>Yapılan çalışmada, Türkiye’ye gelen yatırımların yüzde 32’sinin imalat sanayiinde olduğunu, bunu yüzde 25,5 ile bilişimin izlediği, bu iki sektörün toplamda yüzde 57,5 ağırlığa ulaştığına dikkat çekildi. Sektörel bazda, bir önceki yıl aynı dönemle karşılaştırıldığında, bilişim, finans-sigorta ve inşaattaki yatırımların palının arttığı, toptan ve perakende ticaret yatırımlarının ise azaldığı belirtildi. Ülkeler bazında, ilk çeyrekte gelen yatırımların yüzde 23,2’si Almanya kaynaklı olurken, bunu yüzde 19,9 ile ABD, yüzde 13,8 ile Hollanda izledi. İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri dönemsel olarak paylarını artırdı.</p>
<h2>Şirket kuruluşunda güçlü artış </h2>
<p>TEPAV bülteninde 2026 ilk çeyrek itibariyle kurulan şirket sayısındaki artışa vurgu yapıldı. Buna göre, Türkiye’de kurulan yabancı sermayeli şirket sayısı ilk çeyrekte bir önceki yıl aynı döneme kıyasla yüzde 63,9 oranında artışla 2 bin 440 adet oldu. Şirketlere konulan sermaye ise yüzde 409,4 ile 12,7 milyar TL olarak belirlendi. Kurulan şirketlerde ise İran ortaklı girişimler 109 adet ile ilk sırada yer aldı. Bunu 105 şirket ile Almanya izledi.</p>
<p>Bu arada, 2026 ilk çeyrekte yabancıların Türkiye’den aldığı konut sayısında da düşüş oldu. Azalış adet itibariyle yüzde 8,8 düşüşle 4 bin 390 adet olarak gerçekleşti. En fazla konut satılan yabancılar sırasıyla Rusya, İran, Ukrayna vatandaşlarından oluştu. Diğer yandan, en fazla konut satın alan bu üç ülke vatandaşlarına yapılan satış adetlerinde dönemsel olarak yüzde 14,5 ile yüzde 18 arasında düşüş oldu. TEPAV çalışmasında, Türkiye’den yurt dışına yapılan yatırımlarda gayrimenkulün ağırlığının artmayı sürdürdüğü, tutar olarak da yurt dışına yatırım yapma eğiliminin devam ettiğine dikkat çekildi. Gayrimenkulde, Hollanda, ABD, İngiltere, BAE ve Yunanistan en fazla yatırım yapılan ülkeler olması yanında, bu ülkelerden gayrimenkul alımındaki artış eğilimine de vurgu yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogrudan-dis-yatirimda-bilanco-eksiye-dondu-80836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/dolar-para-1766032604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye açığı bulunan Türkiye ekonomisinde doğrudan dış yatırım tablosu son yıllarda dramatik bir dönüşüm trendi izliyor. TEPAV nisan ayı bültenine göre, bu yılın ilk çeyreğinde yurt dışına giden doğrudan yatırımlar 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşirken, gelen yatırım 2,6 milyar dolarda kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-sanayisinde-verimlilik-recetesi-80867</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gıda sanayisinde verimlilik reçetesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk sanayisinin sektörel enerji verimliliği potansiyelini ele aldığım bu seride, beyaz eşya ve otomotivin ardından bu hafta gıda sektörüne odaklanmak istiyorum. Gıda sanayisi iç pazar, ihracat, tarımsal üretimle kurduğu bağ ve tedarik güvenliği açısından stratejik bir alan. Aynı zamanda ısı, soğutma, hijyen, kalite ve soğuk zincir ihtiyacının birlikte yönetildiği enerji yoğun bir üretim yapısına sahip.</p>
<p>Gıda sanayisinde enerji verimliliği yalnızca fatura azaltan bir uygulama olarak görülmemeli. Ürün kalitesi, üretim güvenliği, bakım disiplini, karbon ayak izi ve rekabetçilik aynı çerçevede ele alınmalı. Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda yer alan gıda sektörü analizleri de bu açıdan güçlü bir veri seti sunuyor.</p>
<p>Farklı ölçeklerde 82 tesiste yapılan enerji etütleri, sektörün önemli bir iyileştirme alanına sahip olduğunu gösteriyor. Bu tesislerin 42’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 31’i 1.000 ila 5.000 TEP arası, 9’u ise 1.000 TEP altı tüketime sahip.</p>
<p>Tüketim profili analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %29’u elektrikten, %71’i ise ısı enerjisinden, ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. Buhar, sıcak su, pişirme, kurutma, pastörizasyon, yıkama ve temizlik süreçleri ısı enerjisinin payını yükseltiyor.</p>
<p>Toplam enerji verimliliği potansiyeli %37,2 seviyesinde. Bunun %15,3’ü elektrik tüketiminden, %21,9’u ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Bu tablo, gıda sanayisinde ısı tarafının güçlü bir fırsat alanı olduğunu gösterirken elektrikli sistemlerde de dikkat çekici bir potansiyel bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu nedenle gıda sektöründe verimlilik yol haritası iki kanatlı kurulmalı. Bir tarafta buhar, sıcak su, kurutma, pişirme ve ısı geri kazanımı yer almalı. Diğer tarafta ise soğutma sistemleri, pompalar, fanlar, basınçlı hava ve iklimlendirme sistemleri aynı disiplinle ele alınmalı.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %42’si ısı ve üretim süreçlerinden geliyor. İkinci sırada %30 ile soğutma sistemleri, üçüncü sırada ise %14 ile basınçlı hava yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %86’sına ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım gıda sanayisi için net bir önceliklendirme sunuyor. Enerji verimliliği çalışmaları önce en yüksek etki yaratacak bu üç alandan başlamalı. Alt sektöre bağlı olarak pompalar ve iklimlendirme sistemleri de bu plana eklenmeli.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Gıda sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 1.475 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 2,59 yıl seviyesinde.</p>
<p>Emisyon azaltımı açısından da tablo dikkat çekici. 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 487 dolar. Bu gösterge, gıda sektöründe enerji verimliliğinin karbon yönetimi açısından yüksek etkili ve ölçülebilir bir araç olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>Gıda tesislerinde en sık görülen fırsatlar, ısı enerjisinin yoğun kullanıldığı noktalarda ortaya çıkıyor. Kazan daireleri, buhar hatları, kondens dönüş sistemleri, kurutma ve pişirme ekipmanları, pastörizasyon hatları, sıcak su sistemleri ve yıkama süreçleri ciddi tasarruf alanları yaratıyor. Atık ısının geri kazanılması da besi suyu ön ısıtması, proses suyu hazırlığı ve mahal ısıtması gibi ihtiyaçlarda önemli katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Bir diğer güçlü fırsat alanı ısı pompası uygulamaları. Birçok tesiste aynı anda hem ısıtma hem soğutma ihtiyacı bulunuyor. Bu yapı, doğru tasarlanmış ısı pompası sistemleri için uygun bir zemin oluşturuyor. Soğutma sisteminden atılan ısının sıcak su veya proses ısısı ihtiyacında değerlendirilmesi, fosil yakıt tüketimini ve toplam enerji maliyetini azaltabilir.</p>
<p>Soğutma sistemlerinde düşük verimli ekipman kullanımı, yanlış sıcaklık ayarları, kısmi yük verimsizliği, yetersiz bakım ve eski otomasyon yapıları önemli kayıplara yol açıyor. Pompa sistemlerinde gereğinden yüksek debi, vana kısma yöntemiyle işletme, hatalı motor seçimi ve değişken hızlı sürücü eksikliği tasarruf fırsatlarını büyütüyor. Basınçlı havada ise kaçaklar, yüksek basınçta çalışma ve hat tasarım hataları toplam tüketimi artırıyor.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Gıda sektörü için ortaya çıkan veriler, verimlilik yatırımlarının uygulanabilir ve finansal olarak savunulabilir olduğunu gösteriyor. Doğru önceliklendirme yapıldığında gıda sektöründe enerji verimliliği maliyetleri azaltan, karbon ayak izini düşüren, ürün kalitesini ve tedarik güvenliğini destekleyen somut bir rekabet aracına dönüşüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-sanayisinde-verimlilik-recetesi-80867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/kuru-incir-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gıda sanayisinde verimlilik reçetesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/m11-buyuyor-peki-ya-yolcularin-cilesi-de-buyuyecek-mi-80862</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> M11 büyüyor, peki ya yolcuların çilesi de büyüyecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>M11 Gayrettepe–İstanbul Havalimanı Metro Hattı açıldığında “Türkiye’nin en hızlı metrosu” olarak tanıtılmıştı. Şimdi hattın ikinci etabı olan Arnavutköy–Halkalı kesimi de 19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılacak. Böylece yaklaşık 69 kilometrelik ve 16 istasyonlu hat tamamlanmış olacak.</p>
<p>Ancak hat büyüdükçe yolcu sayısının da ciddi şekilde artacağı ortada. Bu nedenle geçtiğimiz günlerde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı yetkilileriyle yaptığım görüşmede mevcut sefer sıklığının yetersiz kaldığını, seferlerin artırılması ya da vagon kapasitesinin yükseltilmesi gerektiğini ifade ettim. Aldığım yanıt ise “Talep olursa değerlendiririz” şeklindeydi. Oysa talep zaten sahada açıkça var. Yoğun saatlerde hattı kullananlar durumu net biçimde görüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4a61ee06f-1781156449.png" alt="" width="432" height="352" />
<figcaption><strong>Fotoğraf M11 hattında şubat ayında çekildi. Şimdi turizm mevsiminin başlamasıyla birlikte artık valizli turistleri görmeye başlayacağız ve seyahat daha da zorlaşacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şubatta bu köşede İstanbul Havalimanı metrosundaki iki temel soruna dikkat çekmiştim. Birincisi, bir havalimanı hattına yakışmayan işletme saatleriydi. Gece yarısından sonra İstanbul’a ulaşan yolcular metrodan yararlanamıyor, taksi ya da servis kullanmak zorunda kalıyordu. İkinci sorun ise sefer aralıklarıydı. 20 dakikalık bekleme süresi, özellikle yoğun saatlerde ciddi mağduriyet yaratıyordu.</p>
<p>Aradan aylar geçti ama çok şey değişmedi. Sabah 06.00–09.00 saatleri arasında Gayrettepe yönünde, akşam ise dönüş saatlerinde yoğunluk dikkat çekiyor. Yolcular trene binebiliyor ancak çoğu zaman sıkışık şekilde yolculuk etmek zorunda kalıyor. Halkalı etabının devreye girmesiyle yoğunluğun daha da artması sürpriz olmayacak. Yaklaşık 100 milyar lirayı aşan maliyetle hayata geçirilen bu yatırımın başarısı sadece ray döşemekle ölçülemez. Önemli olan sistemin verimli ve konforlu çalışması.</p>
<p>Bugün atılacak adımlar yarının daha büyük sorunlarını engelleyebilir. Yoğun saatlerde 20 dakikalık sefer aralığının düşürülmesi, ek tren setlerinin devreye alınması ve yoğunluğun düzenli takip edilmesi gerekiyor. Çünkü ortada öngörü değil, yaşanan bir sorun var. Halkalı etabı açıldığında “Bu kadar yolcu beklemiyorduk” demek kimseye bir şey kazandırmaz. M11 hattı Türkiye’nin en hızlı metrosu olabilir ama yolcular istasyonlarda ve vagonlarda sıkışıyorsa, o hız tek başına bir anlam taşımaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/m11-buyuyor-peki-ya-yolcularin-cilesi-de-buyuyecek-mi-80862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ M11 büyüyor, peki ya yolcuların çilesi de büyüyecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-yeni-mesaj-olcek-artik-bir-hedef-degil-rekabetin-zemini-80861</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’den yeni mesaj: Ölçek artık bir hedef değil, rekabetin zemini</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Çin’de “ölçek” yeniden tanımlanmış ve ölçeği artık bir üstünlük değil, üstüne kalite, hız, teknoloji ve ağ kabiliyeti bindirilmesi gereken bir zemin olarak yeniden kurgulanmış.</strong></p>
<p>Çin’de ölçek her yerde hissedilmekte; nüfusta, şehirlerde, tren istasyonlarında, fuarlarda, fabrikaların yerleşim alanlarında, üretim kapasitesinde, nadir toprak elementleri ve değerli maden rezervlerinde, limanlarda, e-ticarette ve devletin planlama ve uygulama becerisinde. Fakat 2026 ziyaretimizin asıl dikkat çekici tarafı, ölçeğin artık Çin için tek başına yeterli görülmemesi. Çin’de “ölçek” yeniden tanımlanmış ve ölçeği artık bir üstünlük değil, üstüne kalite, hız, teknoloji ve ağ kabiliyeti bindirilmesi gereken bir zemin olarak yeniden kurgulanmış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4980dd4ea-1781156224.jpg" alt="" width="435" height="435" />Bugün itibarıyla Çin'in en büyük stratejik risklerinden birisinin ABD ile rekabet veya ticaret savaşları yanında hızlı yaşlanan nüfus olacağını söylemek çok yanlış olmaz. Çin hükümeti bu riski de yönetmek zorunda. Çünkü, Çin’de de nüfus artışı dünya ortalamasının altında ve son 3 yıldır azalmaya devam ediyor. Bugün 1,405 milyar civarında olan nüfusun 320 milyonu (% 23) 60 yaş üstünde. Mevcut doğurganlık hızını da dikkate alan akademik çalışmalara baktığımızda, nüfusun 2050’lerde 1,3 milyar civarında olacağı, 2100’lere gelindiğinde 800 milyonun altına ineceği öngörüleri kuvvetli şekilde karşımıza çıkıyor. 2050’ye gelindiğinde 60 yaş üstü nüfus oranının %40 seviyesine geleceği öngörüsü, bugünkü çalışma çağındaki nüfus oranını %60-63 seviyesinden %50 seviyesine çekecek. Başka bir ifadeyle Çin’de toplam nüfus 2050’ye gelindiğinde yaklaşık % 8-9 küçülürken, yaşlı nüfusu yaklaşık %60–70 büyüyecek. Bu nedenle Çin tüm küresel gelişmeleri kendi nüfus yapısıyla birlikte izlemek zorunda. Özellikle nüfusun azalmasından ziyade nüfusun yaşlanmasıyla ilgili tedbirleri bugünden alması gerektiğinin de farkında olduğunu düşünüyorum. Neticede, bu tehlikeyi Çin hükümeti de yakından görüyor. Bu yüzden; robotik, yapay zekâ, otomasyon, bedenlenmiş yapay zekâ ve insansı robot teknolojilerini yalnızca teknolojik üstünlük amacıyla değil, gelecekte oluşacak iş gücü açığını kapatmak ve üretimde katma değeri korumak/artırmak amacıyla da stratejik öncelik haline getirdiğini değerlendiriyorum. Böyle bakınca, nüfustaki bu yapısal değişim öngörüsünün Çin sanayi politikalarının arka planındaki önemli itici güçlerden biri olduğunu da görebiliyorum.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a498fd3d1d-1781156239.png" alt="" width="470" height="426" /><strong>NOT:</strong> Nüfusun kendini koruyabilmesi için gereken doğurganlık oranı 2,1. Güncelde dünya ortalaması 2,2; Çin’de bu oran 1,0 civarında. Bu arada ülkemizde de 1,48 civarında olan doğurganlık hızı sorunsal bir alan oluşumuna doğru ilerliyor. Bu konunun, ülkemizde de uzun dönem stratejilerle tedbir geliştirilmesi gereken bir tehdit olarak algılanması gerektiğini değerlendiriyorum.</p>
<p>Bu arada; Çin’de sosyal uyum ve aile ekonomisi de özel bir sosyal-ekonomik hassasiyetle yönetiliyor. Sokaklarda bir yanda yaşlı nüfusun çoğunlukta olduğu klasik süpürge ile yol ve parkları elle temizleyen insanlar ve bir yanda da taksi, otobüs, temizlik kamyonu ve kargo kamyonetlerinde yollarda sıklıkla karşılaştığımız otonom araçlarda 6G ve akıllı bağlantılı sistemler.</p>
<p><strong>Çin, dünya ham çelik üretiminin </strong><strong>yaklaşık yarısını gerçekleştiriyor</strong></p>
<p>Ölçekle ilgili ekonomik verilere tekrar döneyim. Dünya Çelik Birliği verilerine göre Çin 2025 yılında 960,8 milyon ton ham çelik üretmiş, dünya toplamı ise 1.849,4 milyon ton. Bu rakamlar Çin’in küresel ham çelik üretiminin yaklaşık yarısını tek başına gerçekleştirdiğini göstermekte. Ancak aynı veri seti, Çin’in 2025 üretiminin 2024’e göre %4,4 gerilediğini de ortaya koymakta. Bu iki veri birlikte okunduğunda; Çin çok büyük olmaya devam ediyor; fakat büyüklüğü daha seçici, daha nitelikli ve uluslararası rekabeti yönetebilecek yapılarla yönetmeye çalışıyor. Çin’de devlet söylemi de stratejik hedeflere paralel olarak değişmiş. Firmalar da devlet gözünde “kapasitede doygunluk” oluştuğunun ve devletin bu yeni durumu farklı bir stratejiyle yönetmek istediğinin çok farkında.</p>
<p>Çin devleti, her sektörün her yerde ve firmaların kendi çabalarıyla kontrolsüz büyümesini değil, kümelenme mantığında ve kontrollü bir şekilde, ülkenin makro-hedeflerine uyumlu bir yapıda ve uluslararası pazarda güç kazanmasını istiyor. Devlet aklı, uluslararası rekabette güçlü kalamayacakların devlet destek ve teşvikleriyle desteklenmeyeceğini, bu firmaların doğal yollarla oyundan çekileceğini vurguluyor. Bu yüzden de Çin’de devlet, mevcut kapasiteyi artırarak değil, mevcut kapasiteyle daha güçlü olabilecek yatırımların önünü açacak bir destek ve teşvik sistemi planlıyor. Çin Devleti; 15’i nci Beş Yıllık Planı’nda yer alan gelişen endüstrilere ve geleceğin sektörlerine katma değer yaratacak alanlar ve destek verilecek başlıklar olarak bakıyor. Bu yeni stratejiyi ben şöyle okuyorum; “İç ve dış talebe yönelik ihtiyacın karşılanması için belirlenen ve önceliklendirilen sektörlerde kapasite geliştirmeye Çin yıllarca büyük kaynak tahsis etti. Bundan böyle öncelik, kapasite / ölçek büyütmek değil, katma değeri çoğaltmak olacak. Buna uyumlanamayan ve belirlenen endüstrilere ve sektörlere yatırım yapmayan, ölçekte büyük kalmayı tercih edeceklere ise destek verilmeyecek ve bu firmalar doğal yollardan kaybolacaklar.”</p>
<p>Çin’in hız anlayışı da farklı okunmalı. Bizler imalat sanayiinde rol aldığımız için hızı çoğunlukla üretim bandının hızı ile tanımlayabiliyoruz. Çin’e baktığımızda hızı; karar alma hızı, müşteriye dönüş hızı, müşteriyle ürünü ve istenirse ürünün üretildiği yeri buluşturma hızı, prototip geliştirme hızı, üretme hızı, fuar alanına ulaşma hızı, fuardan siparişe geçiş hızı, teslimat hızı, limandan tren bağlantısını kurma hızı, kara-deniz-demiryolu entegrasyonu ile ulaşım hızı, serbest bölgeler marifetiyle ticaret hızı, devletin yazılı stratejik planlarından sahadaki uygulamaya geçiş hızı gibi çok kriterli ve çok katmanlı olarak değerlendirmemiz gerektiğini de bu ziyarette çok net deneyimlemiş olduk.</p>
<p>Kalite anlayışı da Çin’de yalnızca ürün kalitesinde sıkışmış değil. Çin’de kalite; fabrika düzeni, süreç disiplini, fuar organizasyonu, ulaşım altyapısı, şehir estetiği, lojistik entegrasyon, tedarikçi takip hızı, paketleme, satış kanalı ve kullanıcı deneyimi ve memnuniyeti ile birlikte şekillenmiş. Bu yüzden Çin’i yalnızca “ürün kalitesi” üzerinden değerlendirmek doğru olmayacaktır. Kaldı ki ürün kalitesinde de çok şeffaf ve ileri seviyedeler. Bazı Avrupalı üretici ve OEM’lerin bu gerçeği göremez bir soğukkanlılıkla hala “bizim kalitemizi Çin’le karşılaştırmayın” yanılgısı ve hantallığı içerisinde olduklarını, bir çeşit körebe oyunu oynadıklarını da görüyoruz. Burada, Çin’in asıl yükselişinin biraz da ürün kalitesini sistem kalitesine dönüştürmüş olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çin’le aramızda 5 saat zaman farkı olmasına rağmen yazılan e-posta veya mesajlara aynı gün en geç birkaç saat içerisinde cevap alırken, Avrupa’daki çözüm ortaklarımızda karar süreçlerinin yavaşlıkları yanında “bank holiday”, “out of office” gibi sürekli ötelemeler hepimizin karşılaştığı rutin durumlar haline geldi.</p>
<p><strong>Çin, vize pratikliği ve uluslararası </strong><strong>bağlantı çabasıyla da farklılaşıyor</strong></p>
<p>İş insanları olarak bizler hem kendimiz hem de çalışanlarımızla Avrupa’da da, Çin’de de ticari etkinliklere katılıyoruz. Bazen toplantı, bazen fuar gibi farklı sebeplerle bu ziyaretleri yapma ihtiyacımız oluyor. Çin’de vize alma süreci azami 2-3 ay sürerken, Türk vatandaşlarının Schengen vizesi başvurularındaki yüksek ret oranları sıklıkla karşımıza geliyor veya uzun bir onay sürecine tabi oluyoruz. Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesinde, uzayan vize süreçlerinden dolayı etkinliğe planlanan arkadaşlarımızı zaman zaman gönderemedik. Avrupa’da fuarda stant kiralayıp, standın ücretini vermiş, ürünleri göndermiş, standın imalat ve kurulumunu tamamlamış olmamıza rağmen görevli arkadaş(lar)ımızı, vize başvurumuza cevap gelmediği veya geciktirildiği için fuar ülkesine gönderemediğimiz de çok oldu. Çin; vize onay süreçlerine getirdiği bu pratiklik ve uluslararası bağlantılarına ulaşılabilir olma çabasıyla da farklılaşmaya başlamış durumda. </p>
<p>Bu durum; aslında Türk sanayicisi olarak doğru muhakeme ettiğimizde, bir tarafta “Çin’e rağmen değil Çin’le birlikte neler yapabileceğimize”, diğer tarafta da Avrupa ve Amerika’da nasıl rekabet edeceğimize yönelik fırsat bağlamında önemli bir ışık da tutuyor. Çin bile ölçekte büyümeyi durdurmuşken, bizim ülke olarak önceliğimiz “daha ucuza üretmek” değil; “daha akıllı, daha kaliteli, daha inovatif, daha çevik ve daha güvenilir üretebilir ve zamanında sevk edebilir” olmalı. Böyle bakınca da, kapasite artışını değil; niş uzmanlık, hızlı karar alma, güvenilir teslimat, yakın coğrafya avantajı, mühendislik kabiliyeti, esnek üretim, Avrupa ile mevzuat uyumu ve müşteriyle daha yakın çalışma kültürü üzerinden farklılaşabileceğimizi devlet aklı ve gücü ile desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-yeni-mesaj-olcek-artik-bir-hedef-degil-rekabetin-zemini-80861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/5647-1781156206.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den yeni mesaj: Ölçek artık bir hedef değil, rekabetin zemini ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyal-medyanin-yeni-ekonomisi-ve-yasakli-cocuklar-80860</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyal medyanın yeni ekonomisi ve yasaklı çocuklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal medya ile ilgili yapılan düzenleme ile 15 yaşından küçük olanlara –ailelerinin izni olsa bile- sosyal medya kullanımının yasaklanması, bu yaş grubu üzerinde karar hakkının aileden hükümete geçmesi anlamına geliyor. Bunun siyasi karar boyutu ile ilgili değilim; o taraf, çocuklu ailelerin sorunu. Ancak sosyal medyada bir yaş grubu için “asosyal medya” alanı yaratılmasının farklı boyutları ile sosyologlar tarafından ele alınması gerekecek.</p>
<p>Benim tarafımdan bakınca ortaya çok ilgi çekici bir ekonomi çıkıyor. Bunun ilk boyutu, ailelerin bebeklerinin ihtiyaçlarını karşılamak için harcadığı paradan; ikinci boyutu ise çocuklar biraz büyüdüğünde satın alma kararları üzerinde yarattıkları etkiden oluşuyor. Okul harcamaları ile birlikte ailenin bütçesinde sahip olduğu pay ile ekonominin ve sosyal hayatın temel unsurlarından biri ancak sosyal medyada 15 yaşına kadar yer alma hakkı bulunmuyor. Bu ilgi çekici bir izolasyon ve ekonomik etkiyi anlamak için öncelikle yasal duruma bir bakmak gerekiyor.</p>
<p>Google’ın AI modunda yaptığım kısa sorgulama tabloyu şu şekilde karşıma çıkardı:</p>
<p>Türkiye'de çocukların sosyal medya kullanımı, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'da yapılan kapsamlı değişikliklerle yasal olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>1 Mayıs 2026'da Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu yeni yasal çerçevenin öne çıkan esasları şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>15 Yaş Altı Sosyal Medya Kısıtlaması:</strong> Sosyal ağ sağlayıcılarının, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunması yasaklanmıştır. Bu kural, ebeveyn izni olsa dahi geçerlidir.</li>
<li><strong>Yaş Doğrulama Zorunluluğu:</strong> Platformlar, 15 yaş sınırını uygulamak amacıyla <strong>yaş doğrulama sistemleri</strong> dahil olmak üzere gerekli tüm teknik tedbirleri almakla yasal olarak sorumlu tutulmuştur.</li>
<li><strong>15-18 Yaş Grubu İçin Ayrıştırılmış Hizmet:</strong> 15 yaşını doldurmuş ancak henüz ergin olmamış (18 yaş altı) çocuklar için sosyal ağ sağlayıcıları, onlara özel <strong>"ayrıştırılmış hizmet"</strong> modelleri (çocuk dostu algoritmalar, gizlilik ayarları ve güvenlik filtreleri) sunmakla yükümlü kılınmıştır.</li>
</ul>
<p>Bu düzenlemeyle amaçlanan, çocukları dijital ortamdaki zararlı içeriklerden korumak ve güvenli dijital alanlar oluşturmaktır.</p>
<p>Sosyal medyanın yarı açık bölümünde yatacak olan 15-18 yaş arası kesim ile ilgili işler, teknoloji şirketleri için yeni bir iş alanı yaratacak. Yine yapay zekâ yardımıyla buradaki tabloyu da içneleyelim:</p>
<p><strong>15-18 yaş grubuna yönelik ayrıştırılmış hizmet</strong>, sosyal ağ sağlayıcılarının bu yaş aralığındaki gençleri yetişkinlere sunulan riskli içeriklerden ve ticari mekanizmalardan izole etmesini sağlayan <strong>algoritmik ve operasyonel bir güvenlik kalkanıdır</strong>.</p>
<p>5651 sayılı Kanun kapsamında yürürlüğe giren bu model, platformların içerik motorlarını, reklam politikalarını ve hesap gizliliklerini gençler için özel olarak yeniden yapılandırmasını zorunlu kılmaktadır. Bu ayrıştırılmış hizmet modelinin teknik ve yasal detayları şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Algoritmik Sınırlama ve İçerik Filtreleme</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Güvenli İçerik Akışı:</strong> Platformlar, yetişkinlere açık olan şiddet, kumar, siber zorbalık unsurları veya hassas içerikleri 15-18 yaş grubunun ana sayfa akışından ve öneri algoritmalarından temizlemek zorundadır.</li>
<li><strong>Özel Öneri Motorları:</strong> Bu yaş grubundaki kullanıcıların karşısına çıkacak "Keşfet" içerikleri ve video önerileri, yetişkinlerin algoritmalarından tamamen ayrıştırılmış çocuk/genç dostu yapay zekâ filtreleriyle yönetilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Ebeveyn Kontrol Araçları ve Finansal Kısıtlamalar</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Satın Alma Engelleri:</strong> Genç kullanıcılar, ebeveynlerinin onayı ve izni olmaksızın sosyal medya uygulamaları içinden jeton, abonelik, oyun içi dijital varlık satın alma veya kiralama işlemlerini <strong>gerçekleştiremezler</strong>.</li>
<li><strong>Gelişmiş Takip Panelleri:</strong> Sosyal ağlar; anne ve babaların kullanım sürelerini sınırlandırmasına, hesap gizlilik ayarlarını uzaktan kontrol etmesine imkan tanıyan, kullanımı kolay kontrol araçları sağlamakla yükümlüdür.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Hedefli Reklam Yasakları ve Ticari Koruma</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Veri Toplama Sınırı:</strong> Reklam verenlerin 15-18 yaş grubundaki gençlerin davranışsal verilerini, ilgi alanlarını ve dijital ayak izlerini takip ederek agresif reklamlar yapması engellenir.</li>
<li><strong>Yanıltıcı Reklam Engeli:</strong> Gençleri hedef alan manipülatif, aldatıcı, yaşlarına uygun olmayan finansal veya estetik odaklı ticari reklamlar bu kullanıcı segmentine gösterilemez.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Şeffaflık ve Denetim Zorunluluğu</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Resmi Sitede İlan:</strong> Sosyal ağ sağlayıcıları, 15-18 yaş grubu için hangi teknik tedbirleri aldıklarını, algoritmaları nasıl filtrelediklerini kendi resmi internet siteleri üzerinden kamuoyuna şeffaf şekilde açıklamak zorundadır.</li>
</ul>
<p>Burada çok ciddi bir ekonomi döneceği kesin. Ancak ben öncelikle, Türkiye’nin yarattığı cukka nedeniyle gözünü diktiği oyun pazarında ne olduğunu araştırmak istedim ve yapay zekâya oyundaki durumu sordum:</p>
<p><strong>Evet, 15 yaşından küçük (0-14 yaş arası) çocukların sosyal medya kullanması tamamen yasaklanmıştır.</strong></p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan yeni kanun maddesine göre, sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunması kesin olarak yasaktır. Bu yasağın arkasındaki temel işleyiş ve kurallar şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Ebeveyn İzni Geçersizdir:</strong> 15 yaş altındaki çocuklar için anne veya babanın rızası, onayı ya da gözetimi olması durumu <strong>değiştirmez</strong>. Kanun ebeveyn izniyle dahi hesap açılmasına izin vermemektedir.</li>
<li><strong>Kaçak Hesaplar Kapatılacak:</strong> Platformlar, mevcut veya yeni açılacak hesaplarda çocukların sisteme sızmasını engellemek için <strong>kimlik temelli yaş doğrulama sistemleri</strong> kurmakla yükümlüdür. Yaş sınırına takılan tüm profiller platformlar tarafından engellenecektir.</li>
<li><strong>Cezai Yaptırım Platformlara:</strong> Yasak çocuklara veya ailelerine bir ceza getirmemektedir. Kurallara uymayan, çocukların hesap açmasına göz yuman sosyal medya şirketlerine <strong>30 milyon TL'ye varan para cezaları</strong>, reklam yasakları ve internet trafiği bant genişliği daraltma yaptırımları uygulanacaktır.</li>
</ul>
<p>Bu katı kararın arkasındaki temel amaç, çocukları erken yaşta maruz kalabilecekleri siber zorbalık, istismar, bağımlılık ve yaşlarına uygun olmayan zararlı içeriklerden korumaktır.</p>
<p>Yapay zekâ bu yanıtları verirken beni ilk olarak “Yapay zeka tarafından üretilmiş yanıtlarda hata olabilir. Hukuk konusunda tavsiye almak için bir profesyonele danışın.” diye uyardı. Para cezalarının büyüklüğüne bakınca bu uyarının nedenini anlamak zor değil.</p>
<p><strong>Asosyal çocuklar satın alma kararlarını belirlemeyi sürdürecek</strong></p>
<p>Çocuklar, ailelerin tüketim alışkanlıkları ve pazar dinamikleri üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Özellikle günümüz aile yapılarında çocuklar karar süreçlerine doğrudan dâhil olmakta; gıda, teknoloji, eğlence, tatil ve eğitim gibi birçok farklı ürün kategorisinde stratejik yönlendirici konumundadır.</p>
<p>Çocukların satın alma kararlarındaki etkileri şu dinamiklerle özetlenebilir:</p>
<ul>
<li><strong>Direkt Etki:</strong> Çocukların kendi kullanımlarına yönelik doğrudan talep ettikleri ürünlerdir (oyuncaklar, abur cubur, kıyafetler). Bu ürünlerin seçiminde ve satın alınmasında genellikle son kararı çocuk verir.</li>
<li><strong>Dolaylı (Bilgi Verici) Etki:</strong> Ailenin ortak kullanımına açık olan teknoloji ürünleri (telefon, bilgisayar), televizyonlar, otomobiller veya tatil rotaları gibi büyük bütçeli harcamalardır. Çocuklar bu aşamada araştırmacı rolü üstlenir, markaları inceler ve ebeveynlerini yönlendirir.</li>
<li><strong>İkna Gücü:</strong> Çocuklar; marka sadakati yaratma, reklamlardan etkilenme ve istekte ısrarcı olma gibi araçları ustalıkla kullanarak anne-babalarının bütçe harcamalarını tetikler.</li>
</ul>
<p>Özellikle tek veya iki çocuklu ailelerde, evdeki tüketim kararları çok daha fazla çocuk odaklı hale gelmektedir. Bu tablo, ülke olarak, satın almalardaki asıl karar vericileri pasifize etmeye yönelik bir karar aldığımızı gösteriyor. Yani bu çocuklar bu rolleri sürecek olmasına karşın sosyal medya kullanamayacaklar.</p>
<p>Çocukların satın alma kararları üzerindeki etkisi, <strong>yaş gruplarının gelişimsel özelliklerine</strong> göre radikal şekilde değişmektedir. Ebeveynlerin katılımıyla yapılan küresel ve yerel tüketici araştırmaları, çocukların pazar üzerindeki gücünü net oranlarla ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Yaş Gruplarına Göre Çocukların Tüketim Etkisi</strong></p>
<p>[3 - 6 Yaş]   --&gt; %65-70 Gıda ve Oyuncak Seçimi (Görsel ve Anlık Odaklı)</p>
<p>[7 - 11 Yaş]  --&gt; %80+ Giysi, Kırtasiye ve Dijital İçerik (Sosyal Çevre Odaklı)</p>
<p>[12 - 18 Yaş] --&gt; %40-50 Büyük Ev Harcamaları ve Teknoloji (Araştırmacı/Uzman)</p>
<ol>
<li><strong> İlk Çocukluk Dönemi (3 - 6 Yaş): "Gördüğümü İsterim" Dönemi</strong></li>
</ol>
<p>Bu yaş grubundaki çocukların etkisi <strong>anlık, görsel ve dürtüseldir</strong>. Marka farkındalığı bu dönemde başlar. [3, 6]</p>
<ul>
<li><strong>Etki Alanı:</strong> Ambalajlı gıdalar, oyuncaklar, çizgi film karakterli yan ürünler ve restoran seçimleri.</li>
<li><strong>Oransal Veriler:</strong> Araştırmalar, market alışverişlerinde ebeveynlerin <strong>%69'unun</strong> gıda ve atıştırmalık seçiminde bu yaş grubunun doğrudan taleplerine göre hareket ettiğini göstermektedir. Çocuklarıyla markete çıkan ailelerin harcama miktarı ortalama <strong>%82 oranında artış</strong> göstermektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> İkinci Çocukluk Dönemi (7 - 11 Yaş): Sosyal Çevre ve Uyum Dönemi</strong></li>
</ol>
<p>Okula başlama ile birlikte "arkadaş çevresi" ve dijital medya (YouTube, oyun platformları) birincil karar mekanizması haline gelir. Çocuk, akranlarından geri kalmamak için talep üretir.</p>
<ul>
<li><strong>Etki Alanı:</strong> Okul alışverişi, kıyafetler, dijital oyun içi satın alımlar ve kişisel hijyen/bakım ürünleri.</li>
<li><strong>Oransal Veriler:</strong> Yapılan saha çalışmalarında, ebeveynlerin <strong>%75'i</strong> çocuk kıyafeti alırken model ve marka seçiminde son kararı tamamen 7-11 yaş arası çocuklarına bıraktıklarını belirtmektedir. Bu gruptaki çocukların ebeveynleri üzerindeki ikna başarısı <strong>%60'ın üzerindedir</strong>.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ergenlik Dönemi (12 - 18 Yaş): "Uzman" ve Bilgi Verici Dönem</strong></li>
</ol>
<p>Bu dönemde çocuk artık pasif bir talepçi değil, aile içinde bir <strong>danışman ve bilgi kaynağıdır</strong>. İnterneti ve sosyal medyayı aktif kullandığı için ürün özelliklerini ebeveynlerinden daha iyi analiz eder.</p>
<ul>
<li><strong>Etki Alanı:</strong> Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, aile tatilleri, beyaz eşya ve hatta otomobil modeli seçimi.</li>
<li><strong>Oransal Veriler:</strong> Teknoloji harcamalarında gençlerin aile kararlarına doğrudan ve dolaylı etkisi <strong>%45 ile %50</strong> arasındadır. Tatil rotası ve eğlence sektörü tercihlerinde ise gençlerin yönlendirme payı <strong>%35-40 civarındadır</strong>.</li>
</ul>
<p><strong>Karar Süreçlerinde Çocuk Etkisinin Özeti</strong></p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Ürün Kategorisi </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Çocukların Karar Sürecindeki Rolü</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Etki Oranı (%)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Gıda ve Atıştırmalık</strong></p>
</td>
<td>
<p>Doğrudan Seçici ve Israrcı</p>
</td>
<td>
<p>%69 - %80</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Giyim ve Ayakkabı</strong></p>
</td>
<td>
<p>Tarz ve Marka Belirleyici</p>
</td>
<td>
<p>%75</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Teknoloji (PC, Telefon)</strong></p>
</td>
<td>
<p>Bilgi Arayıcı ve Teknik Danışman</p>
</td>
<td>
<p>%45 - %50</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Tatil ve Eğlence</strong></p>
</td>
<td>
<p>Alternatifleri Değerlendirici ve Onaylayıcı</p>
</td>
<td>
<p>%35 - %40</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ebeveynlerin eğitim ve gelir seviyesi arttıkça, aile içi kararlarda daha <strong>demokratik yaklaşımlar</strong> sergiledikleri ve çocukların söz hakkı oranını bilinçli olarak artırdıkları görülmektedir.</p>
<p><strong>Sosyal ticaret işgücünü yetiştirmemek: E-ticaret ve sosyal ticaret karşılaştırması</strong></p>
<p>Sosyal ticaret, e-ticaretten çok daha hızlı büyüyor. Bu nedenle sosyal medyadan uzak tuttuğumuz çocuklar, Z kuşağının sosyal ticarette oynadığı role bağlı olarak nasıl bir işgücü ya da yetenek açığının temellerini attığımızı ortaya koyuyor.   </p>
<p><strong>E-ticaret</strong> ve <strong>sosyal ticaret</strong>, temelde internet üzerinden alışveriş imkanı sunsa da iş modelleri, hedef kitle etkileşimi ve satın alma süreçleri açısından birbirlerinden ayrılır.</p>
<p><strong>Temel Karşılaştırma Tablosu</strong></p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Özellik </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>E-Ticaret (Geleneksel Çevrimiçi)</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Sosyal Ticaret</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Satın Alma Yeri</strong></p>
</td>
<td>
<p>Özel web siteleri veya mobil uygulamalar.</p>
</td>
<td>
<p>Doğrudan Instagram, Facebook, TikTok Shop içi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Odak Noktası</strong></p>
</td>
<td>
<p>İşlem odaklıdır; arama, bulma ve ödeme adımları temeldir.</p>
</td>
<td>
<p>Deneyim ve etkileşim odaklıdır; keşif, canlı yayın ve topluluk temellidir.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Trafik Kaynağı</strong></p>
</td>
<td>
<p>SEO, doğrudan trafik ve dijital reklamlar.</p>
</td>
<td>
<p>Influencer tavsiyeleri, viral içerikler ve algoritmik akışlar.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Etkileşim</strong></p>
</td>
<td>
<p>Alıcı ve satıcı arasında daha resmi ve markalı iletişim.</p>
</td>
<td>
<p>İki yönlü; yorumlar, mesajlaşma ve "kişiden kişiye" tavsiyeler (C2C).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Dönüşüm Oranı</strong></p>
</td>
<td>
<p>Genellikle daha düşüktür (%2 - %3).</p>
</td>
<td>
<p>Daha yüksektir, özellikle canlı alışverişte (%30'a varabilir).</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Pazar Büyüklüğü (2026)</strong></p>
</td>
<td>
<p>Global çapta yaklaşık <strong>$3.88 trilyon</strong>.</p>
</td>
<td>
<p>Global çapta <strong>$2 trilyon</strong> seviyelerinde.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Öne Çıkan Farklar ve Ekonomik Etkiler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tüketici Yolculuğu (Funnel):</strong> E-ticaret sitelerinde tüketici genellikle ne <strong>arayacağını bilir</strong> ve doğrudan arama çubuklarını kullanır. Sosyal ticarette ise tüketici sosyal akışta gezinirken ürünle <strong>karşılaşır ve keşfeder</strong>.</li>
<li><strong>Sosyal Kanıt ve Güven:</strong> Sosyal ticaret, mikro-influencer'ların incelemeleri ve viral trendler (örneğin TikTok Shop rüzgarları) ile beslenir. E-ticarette ise güven; kurumsal marka algısı, müşteri hizmetleri ve sertifikalarla sağlanır.</li>
<li><strong>Piyasa Dinamikleri ve Büyüklük:</strong> E-ticaret dünya genelinde 3,8 trilyon doları aşan devasa ve oturmuş bir pazardır. Sosyal ticaretin hacmi daha küçük olsa da, büyüme hızı (CAGR) geleneksel e-ticarete kıyasla çok daha yüksektir ve özellikle Z kuşağının harcama alışkanlıklarını domine eder.</li>
</ul>
<p><strong>Türkiye Pazarındaki Durum ve Eğilimler</strong></p>
<p>Türkiye'de sosyal medya penetrasyonunun çok yüksek olması, yerel işletmelerin ve KOBİ'lerin Instagram DM, WhatsApp veya TikTok üzerinden butik satış yapmasını yaygınlaştırmıştır. Büyük oyuncular ise e-ticaret sitelerinden ziyade doğrudan uygulamalarda "canlı yayın (live-shopping)" ve sosyal medya entegre ödeme altyapılarına yönelmektedir.</p>
<p>Yapay zekâdan bu noktada ekonomik bir karşılaştırma yapmasını da istedim ki sosyal ticaretin gelecekteki etkisini anlayalım.</p>
<p><strong>E-ticaret ve sosyal ticaret ekonomilerinin karşılaştırması</strong>, pazar hacimleri, büyüme hızları, reklam maliyetleri ve operasyonel verimlilik gibi kritik finansal göstergeler üzerinden şekillenmektedir. Geleneksel e-ticaret sektörü hacimsel olarak devasa bir olgunluğa ulaşmışken, sosyal ticaret yüksek kârlılık potansiyeli ve düşük müşteri edinme maliyetleriyle hızla pay kapmaktadır.</p>
<p>İşte iki ekonominin makro ve mikro boyuttaki karşılaştırmalı analizi:</p>
<ol>
<li><strong> Makro Ekonomik Göstergeler</strong></li>
</ol>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Ekonomik Kriter</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Geleneksel E-Ticaret</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Sosyal Ticaret</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Global Pazar Hacmi (2026)</strong></p>
</td>
<td>
<p>~<strong>$3.88 Trilyon</strong></p>
</td>
<td>
<p>~<strong>$2 Trilyon</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Yıllık Büyüme Hızı (CAGR)</strong></p>
</td>
<td>
<p>%8 - %10 (Doygun pazar)</p>
</td>
<td>
<p><strong>%25 - %30</strong> (Hiper büyüme)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Pazar Payı Liderleri</strong></p>
</td>
<td>
<p>Amazon, Alibaba, Trendyol</p>
</td>
<td>
<p>TikTok Shop, Instagram Shopping, WeChat</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Z Kuşağı Harcamalarındaki Payı</strong></p>
</td>
<td>
<p>Azalan trend (%35 seviyelerinde)</p>
</td>
<td>
<p>Artan trend (<strong>%65+</strong> seviyelerinde)</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="2">
<li><strong> Mikro Ekonomik ve Operasyonel Dinamikler</strong></li>
</ol>
<p><strong>Müşteri Edinme Maliyeti (CAC) ve Reklam Ekonomisi</strong></p>
<ul>
<li><strong>Geleneksel E-Ticaret:</strong> Google Ads veya Meta reklamları üzerinden bir web sitesine trafik çekmenin maliyeti (Tıklama Başına Maliyet - CPC) her geçen yıl artmaktadır. Dönüşüm hunisi (funnel) uzun olduğu için <strong>Müşteri Edinme Maliyeti (CAC) oldukça yüksektir</strong>.</li>
<li><strong>Sosyal Ticaret:</strong> Keşif odaklı (fırsat bazlı) bir ekonomi hakimdir. Algoritmalar sayesinde organik veya yarı-organik viral içeriklerle sıfıra yakın reklam maliyetiyle milyonlarca kişiye ulaşılabilir. <strong>CAC oranları e-ticarete kıyasla %40'a varan oranda daha düşüktür</strong>.</li>
</ul>
<p><strong>Dönüşüm Oranları (Conversion Rates) ve Sipariş Değeri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Geleneksel E-Ticaret:</strong> Web sitelerinde küresel dönüşüm oranı ortalama <strong>%2 - %3</strong> civarındadır. Ancak, sepeti terk etme oranı (abandonment rate) %70 gibi yüksek bir seviyededir. Ortalama Sipariş Değeri (AOV) planlı alışverişlerden ötürü daha yüksektir.</li>
<li><strong>Sosyal Ticaret:</strong> Platform içi ödeme yöntemleri sayesinde (kullanıcı uygulamadan çıkmadan 2 tıkla satın alır) sepeti terk etme oranı düşüktür. Özellikle canlı yayınlarda (Live Streaming) anlık dönüşüm oranları <strong>%15 ila %30</strong> arasına fırlayabilir. Anlık/dürtüsel (impulse) satın alma yoğun olduğundan sepet tutarları daha küçüktür ancak satış frekansı yüksektir.</li>
</ul>
<p><strong>Altyapı ve Yatırım Maliyetleri (CapEx)</strong></p>
<ul>
<li><strong>Geleneksel E-Ticaret:</strong> Ciddi bir başlangıç sermayesi gerektirir. Güvenli ödeme altyapısı, web sunucuları, SEO optimizasyonu, siber güvenlik lisansları ve kullanıcı arayüzü (UI/UX) tasarımı gibi <strong>sabit maliyetler (CapEx) yüksektir</strong>.</li>
<li><strong>Sosyal Ticaret:</strong> Bir sosyal medya hesabı açıp TikTok Shop veya Instagram üzerinde listeleme yapmak neredeyse <strong>ücretsizdir</strong>. Altyapı yatırım maliyeti sıfıra yakındır. Gelir modelleri doğrudan ciro üzerinden kesilen komisyonlara (Take Rate) dayalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ekosistem Etkisi ve Gelir Paylaşımı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>E-Ticaret Ekonomisi:</strong> Parayı ağırlıklı olarak teknoloji sağlayıcıları (lojistik firmaları, ödeme geçitleri, yazılım şirketleri) ve büyük pazar yerleri kazanır.</li>
<li><strong>Sosyal Ticaret Ekonomisi:</strong> <strong>İçerik Üreticisi Ekonomisini (Creator Economy)</strong> Cironun önemli bir kısmı (komisyon ve sponsorluk olarak) influencer'lara, mikro-influencer'lara ve içerik üreticilerine dağılır. Finansal akış daha demokratik ve tabana yaygındır.</li>
</ul>
<p>Benim çok yorulmadan yaptığım bu etki analizini karar vericiler mutlaka benden çok daha iyi yapmışlardır. Ben 58 yaşında, artık kıt kaynak haline gelmiş olan zamanımı çalmaya çalışan sosyal medyadan pek hazzetmeyen biri olarak, insanlar için yeni bir umut olduğunu düşündüğüm yapay zekâyı kullanarak böyle bir çalışma yaptım. Kimseden daha iyi bildiğim iddiasında değilim ama çocuklarının geleceğini düşünen ailelerin Harry Potter’ın beşinci bölümünü tekrar izlemelerini tavsiye ederim. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyal-medyanin-yeni-ekonomisi-ve-yasakli-cocuklar-80860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sosyal medyanın yeni ekonomisi ve yasaklı çocuklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7582-sayili-kanunla-getirilen-varlik-barisi-80856</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7582 sayılı kanunla getirilen ‘varlık barışı’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>4 Haziran 2026 tarihli Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren <strong>7582</strong> sayılı <strong>kanun</strong> ile Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen <strong>geçici 19. madde</strong>de <strong>“varlık barışı”</strong>na ilişkin yeni düzenlemeler yapılmıştır. Anılan düzenlemeyle; vergiye gönüllü uyumun artırılması hedefi doğrultusunda, <strong>gerçek </strong>ve <strong>tüzel kişilerce</strong> yurt dışında sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye'ye getirilmek suretiyle milli ekonomiye kazandırılması teşvik edilmektedir. <strong>Gelir </strong>ve <strong>kurumlar vergisi mükelleflerinin</strong> Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan aynı tür varlıklarını da maddede yer alan şartlarla bildirime konu etmelerine imkan sağlanmaktadır. Bu düzenlemeden yararlanmak için, <strong>31/7/2027 tarihine kadar</strong> bildirimde bulunulması ve bildirime konu varlıkların <strong>bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde</strong> <strong>Türkiye'ye getirilmesi</strong> gerekmektedir. Yurt içindeki varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılması şartı aranmaktadır.</p>
<p>Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin, maddede yer alan şartların sağlanması halinde, <strong>vergi incelemesi </strong>ve<strong> vergi tarhiyatı yapılmaması</strong> öngörülmektedir.</p>
<p>Henüz Resmi Gazetede yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan <strong>“Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No: 1) Taslağı”</strong> da Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde duyurulmuştur.</p>
<p>Anılan açıklamalar da dikkate alınarak, <strong>varlık barışı</strong>na ilişkin düzenlemeleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ul>
<li><strong>Yurt Dışındaki Varlıklar :</strong></li>
</ul>
<p>Yurt dışında bulunan</p>
<p>- para,</p>
<p>- altın,</p>
<p>- döviz,</p>
<p>- menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19 uncu madde çerçevesinde, <strong>31/07/2027 tarihine kadar(bu tarih dahil) Türkiye’deki banka </strong>veya menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere <strong>aracı kuruma bildirilebilecektir. Bildirim, anılan Tebliğin 1 nolu Eki'nde yer alan form <em>(2 nüsha düzenlenecektir)</em> ile</strong> yapılacaktır. <em>(Gerçek ve tüzel kişilerce, söz konusu varlıklara ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir beyanda bulunulmayacaktır.)</em></p>
<p>Bildirimlerin, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da yapılabilmesi mümkündür. <em>(Bildirimin vekil ya da kanuni temsilcisi tarafından yapılması halinde, bankalar veya aracı kurumlarca söz konusu vekil veya kanuni temsilcinin yetkili olup olmadığı hususu kontrol edilecektir.)</em></p>
<p>Anılan varlıkların tek bir bildirimle bildirilmesi esas olmakla birlikte, 31/07/2027 tarihine kadar <strong>birden fazla bildirimde bulunulması</strong>, ya da daha önce yapılmış bildirimlere ilişkin <strong>düzeltme bildiriminde bulunulması</strong> mümkündür. <strong>Ancak</strong>, bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin yapılan düzeltme talepleri dikkate alınmayacaktır. Bu çerçevede, 31/7/2027 tarihine kadar yapılan bildirimlerin bu tarihten sonra düzeltilmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bildirime konu edilecek bu varlıkların <strong>bildirim tarihinden itibaren iki ay içerisinde Türkiye’deki banka </strong>ya da<strong> aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi</strong> veya yurt dışından <strong>fiziki olarak getirilenlerin</strong> bu hesaplara yatırılması şarttır. Yurt dışında bulunan söz konusu varlıkların Türkiye’ye fiziki olarak getirilmesi sırasında Gümrük İdaresince bu varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirildiğine ilişkin belgenin aranılması şarttır. Gümrük İdaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirecektir.</p>
<p>Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak hesaba ilgili varlığın transferi işlemlerinde, bildirimde bulunan hesap sahibi ile yurt dışından varlığı transfer edenin farklı kişiler olmasının söz konusu hükümden faydalanılması açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>
<p>Bildirime konu edilen varlıklara ilişkin olarak banka veya aracı kurumlar tarafından, bildirimde bulunanlardan herhangi bir belge istenilmeyecektir.</p>
<p>Yurt dışında bulunan ancak kapsama girmeyen varlıkların (örneğin <strong>taşınmazlar</strong>ın) 31/07/2027 tarihine kadar, kapsamdaki varlıklara dönüştürülmek suretiyle söz konusu fıkra hükümleri çerçevesinde Türkiye’ye getirilmesi mümkündür.</p>
<ul>
<li><strong>Yurt İçindeki Varlıklar :</strong></li>
</ul>
<p><strong>Gelir</strong> veya <strong>Kurumlar Vergisi mükellefleri</strong>nce sahip olunan ve <strong>Türkiye’de bulunan</strong> ancak<strong> kanuni defter kayıtlarında yer almayan</strong></p>
<p>-  para,</p>
<p>- altın,</p>
<p>- döviz,</p>
<p>- menkul kıymet ve</p>
<p>- diğer sermaye piyasası araçları ile</p>
<p><strong>31/07/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar</strong> anılan Tebliğin <strong>2</strong> nolu ekinde yer alan <strong>bildirim formu</strong> ile <strong>bankalara</strong> veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) <strong>aracı kurumlara</strong> bildirilebilecektir. Bildirimde bulunan gerçek ve tüzel kişilerce, söz konusu varlıklara ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir beyanda bulunulmayacaktır.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanların da Türkiye'de bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları için bildirimde bulunmak suretiyle madde hükmünden yararlanabilmeleri mümkündür. Bu kişilerin söz konusu varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara yatırmaları ve bu durumu tevsik edici belgelerle kanıtlamaları zorunludur.</p>
<ul>
<li><strong>Yurt Dışı ve Yurt İçi Varlıklara İlişkin Ortak Düzenlemeler :</strong></li>
<li><strong>Yurt Dışında ve Yurt İçinde Bulunan Varlıkların Bildirimi Üzerine Banka veya Aracı Kurumlarca Yapılacak İşlemler ve Verginin Ödenmesi</strong></li>
</ul>
<p>Bankaya verilen 2 nüsha Formun bir nüshası, ilgili banka veya aracı kurum tarafından, varsa bildirim nedeniyle açılan hesaba ilişkin bilgiler yazılıp tasdik edildikten sonra, düzenlenen banka dekontları veya işlem sonuç formlarıyla birlikte ilgilisine geri verilecektir.</p>
<p><strong>Bildirime konu olan varlıkların vergisi, banka</strong> ve <strong>aracı kurumlar</strong> tarafından sorumlu sıfatıyla ödenecek olup, banka ve aracı kurumlar kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden <strong>%5</strong> oranında <strong>vergiyi peşin olarak tahsil edeceklerdir</strong>. Banka ve aracı kurumlar vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla Tebliğin Ek-3'ünde yer alan beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edeceklerdir. Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlar tarafından vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.</p>
<p>Bildirime konu olan varlıklar üzerinden ödenecek <strong>vergi % 5</strong> olmakla birlikte, <strong>şayet bu varlıklar </strong></p>
<ul>
<li>Vadeli hesaplarda,</li>
<li>Devlet iç borçlanma senetlerinde,</li>
<li>kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında         </li>
</ul>
<p>a) En az<strong> beş yıl</strong> bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde <strong>%0</strong>,</p>
<p>b) En az<strong> dört yıl</strong> bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde <strong>%1</strong>,</p>
<p>c) En az <strong>üç yıl</strong> bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde <strong>%2</strong>,</p>
<p>ç) En az <strong>iki yıl</strong> bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde <strong>%3</strong>,</p>
<p>d) En az <strong>bir yıl</strong> bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde <strong>%4</strong></p>
<p>olarak uygulanacaktır.</p>
<p>1/1/2027 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde yukarıdaki oranlara <strong>yarım puan artırım</strong> <strong>yapılacaktır.</strong></p>
<p>Söz konusu taahhütler, <strong>bildirim esnasında</strong>, Tebliğin Ek-2’sinde yer alan taahhütname örneği doldurularak <strong>banka veya aracı kurumlara verilecektir.</strong> Bu taahhütnameler damga vergisine tabi olmayacaktır.</p>
<p><strong>Taahhüt edilen sürelerin başlangıcı olarak</strong>, bildirime konu varlıkların vadeli hesaplara, devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları veya girişim sermayesi yatırım fonlarına <strong>yatırıldığı tarih</strong> esas alınacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Şirketlerin Kanuni Temsilcileri, Ortakları veya Vekilleri Adına Görünen Varlıkların Durumu</strong></li>
</ul>
<p>Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları ya da şirket veya şirketin ortakları adına Kanun kapsamına giren varlıkları 04/06/2026 tarihinden önce yetkili kuruluşlarca düzenlenen bir vekalet veya temsil sözleşmesine istinaden değerlendirmeye yetkili olanların bu tarih itibariyle sahip oldukları ve yurt dışında bulunan varlıklarının, şirket adına bildirime konu edilerek Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi ya da Türkiye'de bulunan ancak 04/06/2026 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklarının Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına beyan edilmek suretiyle Kanun hükümlerinden yararlanılabilmesi mümkündür.</p>
<p><strong>Keza</strong>, şirket veya şirket ortaklarına ait olduğu halde şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri <strong>dışındaki kişilerce tasarruf edilen varlıklar</strong>, söz konusu madde hükümleri çerçevesinde şirket adına bildirime konu edilerek madde hükmünden yararlanılabilecektir. <strong>Ayrıca</strong>, gerçek kişilere ait olduğu halde bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurt dışındaki şirketlerce tasarruf edilen varlıkların da ilgili gerçek kişiler adına bildirime konu edilmesi halinde madde hükmünden yararlanılabilmesi mümkündür.</p>
<ul>
<li><strong>Varlıkların Bildirim Değeri</strong></li>
</ul>
<p>Bildirilen söz konusu varlıklar, <strong>bildirildiği</strong> <strong>tarih itibarıyla,</strong> aşağıdaki değerleme ölçütleri ile değerlenecektir:</p>
<ul>
<li>Türk Lirası cinsinden para, <strong>itibari (nominal) değeriyle</strong>.</li>
<li>Altın, <strong>rayiç bedeliyle</strong>.</li>
<li>Döviz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası <strong>döviz alış kuruyla</strong>.</li>
<li>Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarından;</li>
</ul>
<p>-Hisse senedi gibi pay senetleri, varsa <strong>borsa rayiciyle</strong>, borsa rayici yoksa <strong>rayiç bedeliyle</strong>, bu bedel tespit edilemiyorsa <strong>alış bedeliyle</strong>, alış bedeli de belli değilse <strong>itibari (nominal) değeriyle</strong>.</p>
<p>-Tahvil, bono, eurobond gibi borçlanma araçları, varsa <strong>borsa rayiciyle</strong>, borsa rayici yoksa <strong>rayiç bedeliyle</strong>, bu bedel tespit edilemiyorsa <strong>alış bedeliyle</strong>, alış bedeli de belli değilse <strong>itibari (nominal) değeriyle</strong>.</p>
<p>-Yatırım fonu katılma payları, ilgili piyasasında belirlenmiş <strong>kapanış fiyatıyla</strong>.</p>
<p>-Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri gibi türev araçlar, varsa <strong>borsa rayiciyle</strong>, borsa rayici yoksa <strong>rayiç bedeliyle</strong>, bu bedel tespit edilemiyorsa <strong>alış bedeliyle</strong>, alış bedeli de belli değilse <strong>itibari (nominal) değeriyle</strong>.</p>
<p>Bildirimlerde, söz konusu varlıkların <strong>Türk Lirası karşılığı bedelleri esas alınacaktır</strong>.</p>
<p>Bildirimde bulunduktan sonra, yapılan hataların düzeltilmesi ya da bildirime konu edilen varlıkların azaltılması amacıyla 31/07/2027 tarihine kadar yapılacak düzeltmelerde varlıkların <strong>ilk bildirim tarihindeki değerleri</strong> esas alınacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Bildirilen Varlıkların Kanuni Defter Kayıtlarına İntikal Ettirilmesi</strong></li>
</ul>
<p>Bildirilen varlıklar, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce, banka veya aracı kurumlara bildirildiği ya da vergi dairelerine beyan edildiği tarih itibarıyla, yukarıda açıklanan şekilde belirlenen Türk Lirası karşılığı bedelleriyle, kanuni defterlere kaydedilebilecek ve söz konusu varlıkların elden çıkarılması halinde satış kazancının tespitinde bu bedel dikkate alınacaktır.</p>
<p>Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterebileceklerdir.</p>
<p>Kanuni defterlere kaydedilen bu kapsamdaki varlıkların elden çıkarılmasından doğan <strong>zararlar</strong>, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından <strong>gider </strong>veya<strong> indirim olarak kabul edilmeyecektir.</strong></p>
<p>Bu şekilde bildirimde veya beyanda bulunulan ve Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilen <strong>söz konusu varlıklar, </strong>bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla, <strong>vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecektir.</strong> Başka bir deyişle; bu kapsamda varlık barışından yararlanıldığı takdirde, <strong>bu varlıklar</strong>, <strong>iki yıl geçtikten sonra</strong>, <strong>üzerinden bir vergi ödenmeksizin, işletmeden çekilebilecektir. </strong></p>
<p>Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetleri için pasifte <strong>özel fon hesabı</strong> açacaklardır. Söz konusu hesap sermayenin cüz’ü addolunacak, <strong>bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek</strong> ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır. Fon hesabında tutulan bu tutarlar, işletmenin <strong>tasfiye edilmesi</strong> halinde vergilendirilmeyeceği gibi 193 sayılı Kanunun 81 inci maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 18, 19 ve 20 nci maddeleri uyarınca gerçekleşecek <strong>birleşme, devir ve bölünme</strong> hallerinde de vergilendirilmeyecektir. Ayrıca, söz konusu varlıklara ilişkin tutarların, bildirim tarihinden itibaren <strong>2 yıl geçtikten sonra</strong>, kurumlar vergisi mükellefleri tarafından <strong>ortaklara dağıtılması</strong> halinde <strong>kar dağıtımına bağlı stopaj yapılmayacak,</strong> gerçek kişi ortaklar ile kurumlar vergisi mükellefi olan ortaklar tarafından elde edilen bu tutarlar da <strong>vergilendirilmeyecektir</strong>.</p>
<ul>
<li><strong>İnceleme ve Tarhiyat Yapılmayacak Haller</strong></li>
</ul>
<p>Yukarıda açıklanan kapsamdaki varlıklar nedeniyle, şartlara uyulduğu takdirde, hiçbir suretle <strong>vergi incelemesi </strong>ve<strong> vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.</strong></p>
<p>Bildirilen varlıklar dışındaki <strong>diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri</strong> veya <strong>takdire sevk işlemleri</strong> dolayısıyla, madde kapsamında bildirimde bulunan mükellefler hakkında <strong>matrah farkı bulunması durumunda;</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden tarhiyat yapılmayacaktır.</p>
<p><strong>b)</strong> Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti halinde, bu farkın bildirilen varlık tutarından fazla olması durumunda, yalnızca aradaki fark tutar üzerinden gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden vergi tarhiyatı yapılacaktır.</p>
<p>Ancak, <strong>vergi incelemesine başlanılan</strong> veya <strong>takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra</strong> madde hükmüne istinaden <strong>bildirimde bulunulması</strong>, vergi incelemesi ve takdir komisyonu kararına istinaden <strong>bulunan matrah farkları üzerinden vergi tarhiyatı yapılmasına engel teşkil etmeyecek</strong> ve <strong>bildirime konu edilen tutarlar mahsuba konu edilemeyecektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7582-sayili-kanunla-getirilen-varlik-barisi-80856</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 7582 sayılı kanunla getirilen ‘varlık barışı’ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yatirimcinin-ilgisi-fonlarimizi-elestirenlere-en-net-cevap-80851</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yatırımcının ilgisi fonlarımızı eleştirenlere en net cevap&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Tera Yatırım Genel Müdürü Emin Münir Sarpyener, son dönemde yönettikleri bazı fonlara yönelik eleştirilere karşılık, Tera Portföy’ün fonlarının performansının yatırımcı nezdinde karşılık bulduğunu söyledi. Sarpyener, “Bazı çevreler tarafından sürekli eleştiriler dile getirildi. Ancak ilgili fon güçlü performansına devam etti. Şu anda yaklaşık 90 bin yatırımcıya ve 155 milyar lira büyüklüğe ulaşmış durumda. Bu tablo, eleştirilere yatırımcının ve fon yönetiminin verdiği en net cevaptır” diye konuştu. Sarpyener ayrıca bir başka kurumun bir fonunun yılda sadece 4 işlem yaptığını hangisinin daha doğru olduğuna yönelik kararı da yatırımcılara bıraktığını dile getirdi.</p>
<p>Sarpyener düzenlediği basın toplantısında Sermaye Piyasası Kurulu’nun geçen hafta aldığı ve 15 Haziran’da devreye girecek kararların şirketi olumsuz etkileyecek bir unsur taşımadığını belirterek, “SPK’nin cuma günü açıklanan kararlarında açıkçası bize zarar verecek bir husus yok. Normal şartlarda Tera Yatırım’ın, TR Teknoloji Holding’in ve Pera Gayrimenkul Yatırım Ortaklığımızın endekslerde yer alması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2>280 bin yatırımıyla temas </h2>
<p>Tera Portföy’ün yüzde 100 iştirakleri olduğunu hatırlatan Sarpyener, toplam yönetilen varlık büyüklüğünün 330 milyar lira seviyesine ulaştığını ve yaklaşık 280 bin yatırımcıya temas ettiklerini belirtti. Bireysel yatırımcı tarafında büyümeyi stratejik öncelik olarak konumlandırdıklarını ifade eden Sarpyener, yıl sonundan önce yapay zeka destekli bir mobil uygulamayı devreye almayı hedeflediklerini söyledi. Tera Yatırım’ın son dönemde halka arz süreçlerinde güçlü bir performans ortaya koyduğunu ifade eden Sarpyener, 22 gün içinde 4 halka arz gerçekleştirdiklerini söyledi. Bu işlemlerin üçünün aynı hafta içinde tamamlandığını vurgulayan Sarpyener, bunun ekip açısından önemli bir başarı olduğunu belirtti.</p>
<h2>Yabancı seçim tarihini soruyor </h2>
<p>Sarpyener, Tera Yatırım’ın sadece halka arzlarla değil, Türk varlıklarının yabancı yatırımcılara pazarlanması konusunda da aktif rol üstlendiğini kaydetti. Londra’da son üç yıldır düzenledikleri yatırımcı konferanslarına dikkati çeken Sarpyener, ilk yıl 13 şirket ve 30’un üzerinde yabancı yatırımcıyla başlayan organizasyonun bu yıl 22 şirket ve yaklaşık 60 yabancı yatırımcıya ulaştığını aktardı. Bu yıl sonbaharda Dubai’de bir toplantı yapacaklarını kaydeden Sarpyener yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilişkin en çok sordukları soruları ise şöyle özetledi: “Yatırımcılar özellikle Borsa İstanbul’da yeni ekonomi şirketlerinin azlığına dikkat çekiyor. Teknoloji, enerji ve savunma sanayi ağırlıklı daha fazla şirketin borsada yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Bir de seçim tarihi çok konuşuluyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yatirimcinin-ilgisi-fonlarimizi-elestirenlere-en-net-cevap-80851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/emir-munir-sarpyener-1778505693.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Yatırım Genel Müdürü Emin Münir Sarpyener, &quot;Şu anda yaklaşık 90 bin yatırımcıya ve 155 milyar lira büyüklüğe ulaşmış durumda. Bu tablo, eleştirilere yatırımcının ve fon yönetiminin verdiği en net cevaptır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrik-son-kullanim-sektorlerinde-fosil-yakitlarin-yerini-almali-80854</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temiz elektrik son kullanım sektörlerinde fosil yakıtların yerini almalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Dünyanın, sera gazı emisyonlarını azaltmak için önümüzdeki 10 yıl içinde enerji ihtiyacının üçte birini elektrikten karşılamayı hedeflemesi gerekiyor.” Bu çağrı, Bonn İklim Toplantıları’na katılan Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’dan geldi.</p>
<p>Bugün küresel elektrik üretiminin yaklaşık üçte biri yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Ancak ulaşım, ısınma ve sanayi başta olmak üzere enerji yoğun diğer sektörler bu dönüşümde geride kalıyor. Bunun sonucu olarak nihai enerji tüketiminin yaklaşık beşte dördü fosil yakıt kaynaklı olmaya devam ediyor.</p>
<p>Kurum, Bonn’da yaptığı konuşmada, ekonominin tüm sektörlerinin elektriklendirilmesinin dünyayı düşük karbonlu bir geleceğe taşıyacağını söylerken, “Ulaşımdan binalara ve sanayiye kadar gündelik yaşamı elektriklendirerek aileleri ve işletmeleri dalgalı enerji piyasalarından koruyabiliriz. 2035’e kadar yüzde 35 hedefi, COP31 başkanlığımızın belirleyici önceliklerinden biri olacak” yorumlarını yaptı.</p>
<p>Avustralya İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen ise fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmanın, temiz enerji ve elektrifikasyona yatırım yapmanın hem iklim kaynaklı doğal afetlerin ağırlaşmasına hem de “tarihimizin en kötü enerji krizine” karşı çözüm olduğunu söyledi. Bowen, “İster Almanya gibi büyük bir sanayi gücünde sanayinin elektriklendirilmesi olsun ister Afrika’daki toplulukların temiz pişirme çözümlerine geçişine destek verilmesi ister Pasifik ülkelerinin enerji güvenliğinin dizel yerine güneş enerjisiyle güçlendirilmesi… Yenilenebilir enerji artık elimizdeki en ucuz enerji biçimi” dedi.</p>
<p>Uzmanlar uzun süredir düşük karbonlu bir dünya için ekonominin elektriklendirilmesini en iyi rota olarak gösteriyor. Ancak bugüne kadar bu konuda somut hedefler belirlenmedi. Önceki COP’larda yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğinin iki katına çıkarılması hedefleri konmuştu. Yeni süreçte, Uluslararası Enerji Ajansı’ndan, 2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefine nasıl ulaşılabileceğini ortaya koyan bir rapor hazırlaması istenecek.</p>
<p><strong>Türkiye’nin bütüncül yaklaşımı önem taşıyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a4520c83ac-1781155104.png" alt="" width="233" height="327" /></strong>Elektrifikasyon konusunda görüşlerini aldığım SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, İklim Değişikliği Başkanlığı, Bonn’da küresel elektrifikasyon hızını Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu hale getirecek 2035 perspektifli bir küresel elektrifikasyon hedefinin oluşturulması yönünde önemli bir girişim başlattı. Türkiye, ülkeleri 2035 yılına kadar elektrifikasyon oranını yüzde 35’e yükseltmek amacıyla ortak hareket etmeye ve uluslararası iş birliğini güçlendirmeye davet etti. Elektrifikasyonun COP31 gündeminin merkezine yerleştirilmesi, Türkiye’nin kalkınma, energy güvenliği ve iklim hedeflerini birlikte ele alan bütüncül yaklaşımını uluslararası kamuoyuna taşıması açısından büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin bu hedef etrafında güçlü bir hükümetler arası koalisyonun oluşmasına katkı sağlaması, uygulamadaki engelleri ve finansman ihtiyaçlarını görünür kılması ve elektrifikasyonun hızlandırılmasına yönelik somut girişimlere öncülük etmesi kritik olacak” diyor.</p>
<p><strong>Enerji tüketiminin büyük bölümünü oluşturan sektörlerde fosil yakıt bağımlılığı devam ediyor</strong></p>
<p>Bağ’ın bu noktada dikkat çektiği çok önemli bir konu var. “Enerji dönüşümünün başarısı artık yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmekle değil, temiz elektriğin son kullanım sektörlerinde fosil yakıtların yerini almasıyla mümkün olacak” diyen Bağ’ın yorumları şöyle:</p>
<p>“Temiz enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olan elektrifikasyonun COP31 Başkanlığı tarafından enerji dönüşümünün merkezine yerleştirilmesi son derece önemli ve zamanında atılmış bir adım. Elektrik üretiminde karbonsuzlaşma yönünde önemli ilerlemeler sağlanmış olsa da ulaşım, binalar ve sanayi gibi enerji tüketiminin büyük bölümünü oluşturan sektörlerde fosil yakıt bağımlılığı devam ediyor. Bu nedenle enerji dönüşümünün başarısı artık yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmekle değil, temiz elektriğin son kullanım sektörlerinde fosil yakıtların yerini almasıyla mümkün olacak. Temiz elektrifikasyonun yaygınlaşması, emisyonların azaltılmasının yanı sıra enerji güvenliğinin güçlendirilmesi, enerji ithalat bağımlılığının azaltılması, ekonomik rekabetçiliğin artırılması ve enerji maliyetlerinin daha öngörülebilir hale gelmesi açısından da önemli fırsatlar sunuyor. Bugün küresel ölçekte elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yüzde 21 seviyesinde bulunuyor. Ancak net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda bu oranın önümüzdeki on yıllarda hızla artırılması gerekiyor. Türkiye açısından bakıldığında da elektrifikasyon stratejik bir dönüşüm fırsatı sunuyor. Yenilenebilir enerji kapasitesi hızla artarken sanayi, ulaştırma ve binalar gibi son kullanıcı sektörlerde fosil yakıtların ağırlığı sürüyor. Ulusal Enerji Planı ve SHURA’nın çalışmaları, 2053 yılında elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 55 seviyelerine ulaşması gerektiğini ortaya koyuyor. SHURA analizleri, bu dönüşümün ara adımı olarak Türkiye’de elektrifikasyon oranının 2035 yılı itibarıyla en az yüzde 30 seviyesine yükselmesi gerektiğine işaret ediyor. Bunun başarılabilmesi için yalnızca yenilenebilir elektrik üretiminin artırılması değil; aynı zamanda şebeke altyapısının güçlendirilmesi, sistem esnekliğinin geliştirilmesi ve elektrifikasyonu destekleyen kapsamlı politika çerçevelerinin oluşturulması gerekiyor.”</p>
<p>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, “Enerji dönüşümünün başarısı artık yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmekle değil, temiz elektriğin son kullanım sektörlerinde fosil yakıtların yerini almasıyla mümkün olacak. Aynı zamanda şebeke altyapısının güçlendirilmesi, sistem esnekliğinin geliştirilmesi ve elektrifikasyonu destekleyen kapsamlı politika çerçevelerinin oluşturulması gerekiyor” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrik-son-kullanim-sektorlerinde-fosil-yakitlarin-yerini-almali-80854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temiz elektrik son kullanım sektörlerinde fosil yakıtların yerini almalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-baskani-ozbek-sehirlerin-rekabeti-sayisi-ile-degil-urettikleri-teknoloji-ile-olculecek-80833</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şehirlerin rekabeti sayısı ile değil, ürettikleri teknoloji ile ölçülecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) tarafından düzenlenen ‘’ANSİAD Yapay Zekâ Zirvesi’’ Akra Hotel’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Zirveye Antalya iş dünyası ve kent protokolü geniş katılım sağladı.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, açılışta yaptığı konuşmada, yapay zekânın artık bir gelecek projeksiyonu değil, iş dünyasının bugünkü gerçeği olduğuna dikkat çekti. Dönüşümü kaçıran şirketlerin ticari risklerine dikkat çeken Özbek, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Düne kadar yapay zekâ bir rekabet avantajıydı, bugün ise ayakta kalabilmenin temel şartıdır. Yapay zekâ işinizi elinizden almayacak ama onu etkin kullanan rakibiniz işinizi elinizden alabilir. İş dünyasında yeni rekabet alanı artık sadece sermaye değil, veridir, teknolojidir ve bu dönüşümü yönetebilme kabiliyetidir. Bu konu, yönetim kurullarının ana büyüme stratejisidir.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın küresel marka değeri rakamlarla ölçülmeyecek"</strong></p>
<p>Geleceği bekleyenlerin değil, yarına hazırlananların kazanacağını belirten Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’nın küresel marka değerinin gelecekte sadece rakamlarla ölçülemeyecek. İnsan kaynağına yatırım çok önemli. Geleceğin dünyasında şehirlerin rekabeti yalnızca turist veya üretim sayısıyla değil, ürettikleri teknoloji, yetiştirdikleri insan kaynağı ve oluşturdukları inovasyon ekosistemiyle ölçülecek. ANSİAD olarak, Antalya iş dünyasının bu dönüşümün dışında kalmaması, aksine yön veren tarafta yer alması için çalışmaya devam edeceğiz.’’</p>
<p>Yapay zekânın operasyonel kolaylıkların yanında, göz ardı edilmemesi gereken yasal ve etik sorumluluklara da dikkat çeken Özbek, ‘’Teknolojinin gücü kadar sorumluluğu da vardır. Veri güvenliği, etik kullanım, fikri mülkiyet hakları, kişisel verilerin korunması ve hukuki düzenlemeler bu dönüşümün ayrılmaz parçalarıdır’’ dedi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, dünyadaki teknolojik dönüşümün baş döndürücü hızına dikkat çekerek, tarihte başarıyı her zaman yenilikleri kucaklayanların kazandığını söyledi. Vali Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü.</p>
<p>‘’Bugün yapay zekâ çağında bilgi açık kaynaklarda, kulvarlar eşit ve rekabet aynı şartlarda yapılıyor. Türkiye olarak tam üretim çağında, optimal bir genç nüfus oranına sahibiz. Gençlerimizin bu teknolojiyi otomatik olarak kavrama yeteneği, önümüzdeki 20-30 yıllık üretken dönemi bizim için büyük bir fırsat penceresine dönüştürüyor. Çalışkanlığımız ve pratikliğimizle birleştiğinde bu büyük devrim, bizi yeni dünyanın oyun kurucularından biri haline getirecektir.’’</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Av. Büşra Özdemir ise sanayi devriminin üretimi, internetin ise bilgiye erişimi değiştirdiğini anımsatarak, yapay zekânın ise doğrudan karar verme biçimini dönüştürdüğüne dikkat çekti. Özdemir, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bu süreç yalnızca teknik değil, ekonomi, hukuk ve kamu yönetimini yeniden şekillendiren bütünsel bir kırılma noktası oldu. Bugünün belediyeciliği sadece yol ve park yapan değil; veriyi okuyabilen, kaynaklarını verimli kullanan ve teknolojiyi insan hayatını kolaylaştırmak için yöneten bir anlayışı gerektiriyor. Çünkü akıllı şehirler, önce akıllı teknolojilerle değil, doğru vizyonla kurulur. Turizm, tarım ve ticarette büyük bir potansiyeli olan Antalya’mızda bu gücü yapay zekâ ile birleştirme zamanıdır. Geleceğin başarılı şehirleri, teknolojiyi üretmenin yanı sıra onu etik, adil ve kapsayıcı şekilde kullananlar olacaktır."</p>
<p>ANSİAD Dijital Dönüşüm Çalışma Masası Başkanı Ahmet Erdal, eskiden dijitalleşmenin rakiplerin önüne geçmek için bir rekabet avantajı olduğunu ancak, bugün bir hayatta kalma stratejisi haline geldiğini kaydetti. Erdal, ‘’Veriyi doğru işleyemeyen ve bu dönüşüme ayak uyduramayan şirketler maalesef pazarın dışında kalacak. Antalya olarak tarımda, turizmde ve sanayide çok güçlüyüz ancak geçmiş başarılar bizi rehavete sokmamalı. Amacımız, Antalya iş dünyasını bu dönüşümün takipçisi değil, öncüsü yapmaktır" dedi.</p>
<p>Zirvenin ilk bölümünde de yapay zekânın küresel trendleri ve makro etkileri tartışıldı. Huawei Cloud Türkiye Ülke Müdürü Ray Rui, da büyük veri analizi teknolojilerinin kurumsal ekosistemlerde yarattığı köklü yapısal değişimleri anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ansiad-baskani-ozbek-sehirlerin-rekabeti-sayisi-ile-degil-urettikleri-teknoloji-ile-olculecek-80833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/ansiad-baskani-ozbek-sehirlerin-rekabeti-sayisi-ile-degil-urettikleri-teknoloji-ile-olculecek-1781127033.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ANSİAD Yapay Zekâ Zirvesi&#039;nde konuşan Başkan Ercan Özbek, geleceğin dünyasında şehirlerin rekabetinin yalnızca turist veya üretim sayısıyla değil, ürettikleri teknoloji, yetiştirdikleri insan kaynağı ve oluşturdukları inovasyon ekosistemiyle ölçüleceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guney-korede-turk-lezzetleri-ruzgari-naz-group-seoul-food-2026da-devlerle-yarisiyor-80936</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Naz Group, Seoul Food 2026 Fuarı’na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Naz Group, Güney Kore’nin Goyang kentinde 9-12 Haziran 2026 tarihleri arasında düzenlenen ve Asya gıda sektörünün kalbinin attığı Seoul Food 2026 Fuarı’na katıldı. Yapılan açıklamaya göre, dünyanın dört bir yanından gelen ithalatçılar, distribütörler ve sektör profesyonellerinin akın ettiği fuarda Naz Group standı yoğun bir ilgiyle karşılaştı.</p>
<p>Fuarın ilk gününden itibaren yoğun bir ikili görüşme (B2B) trafiği yöneten Naz Group temsilcilerinin, bölgenin en önemli zincir marketleri ve toptancılarıyla masaya oturduğu, bildirildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a2b862245f49-1781237282.jpg" alt="" width="463" height="399" /></p>
<p><strong>"Türk gıdasının gücünü Uzak Doğu’da kanıtlıyoruz"</strong></p>
<p>Fuarın gidişatından ve gösterilen ilgiden büyük memnuniyet duyduklarını belirten Naz Group Genel Müdürü Ahmet Köse, organizasyonun şirket hedefleri açısından stratejik bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, "Seoul Food 2026, Asya pazarına açılan en önemli kapılardan biri. Burada gördüğümüz yoğun ilgi, sadece firmamız adına değil, Türk gıda sektörünün uluslararası arenadaki prestiji açısından da büyük bir gurur kaynağıdır. Özellikle Güney Kore ve çevre ülkelerden gelen profesyonel alıcıların ürünlerimize olan talebi, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Fuar süresince attığımız imzaların ve yürüttüğümüz görüşmelerin, kısa sürede ülkemize yeni ihracat başarıları olarak döneceğine inancımız tam." ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b08af7ef71-1781205167.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, "Yüksek üretim kapasitesi ve modern tesislerinde işlediği ayçiçek yağı, makarna ve zengin gıda ürünlerini fuar vitrinine çıkaran şirket, yenilikçi vizyonuyla global pazardaki payını artırmayı hedefliyor. 12 Haziran’a kadar devam edecek olan fuarda Naz Group, Türkiye’yi başarıyla temsil etmeye ve Türk bayrağını Asya’nın en büyük gıda platformunda dalgalandırmaya devam edecek." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guney-korede-turk-lezzetleri-ruzgari-naz-group-seoul-food-2026da-devlerle-yarisiyor-80936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/6/1280x720/guney-korede-turk-lezzetleri-ruzgari-naz-group-seoul-food-2026da-devlerle-yarisiyor-1781205186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Naz Group, Asya’nın en prestijli gıda organizasyonlarından biri olan Seoul Food 2026 Fuarı’na katıldı. Naz Group Genel Müdürü Ahmet Köse ayçicek yağı, makarna ve diğer ürünlerde iddialı olduklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-odulu-kazanan-kentler-gaziantepte-bulustu-80935</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Ödülü kazanan kentler Gaziantep’te buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Geleneksel olarak her yıl gerçekleştirilen Genel Kurul ve Gençlik Forumu, Ömer Ersoy Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış töreniyle başladı. Toplantıya Ivano Frankivsk Belediye Başkanı Ruslan Martsinkiv ve Başkan Vekili Svyatoslav Nikorovych, Gdynia Belediyesi Başkan Vekili Tomasz Augustyniak, Eski Altötting Belediye Başkanı Herbert Hofauer başta olmak üzere 13 üst düzey fiziki, 13 çevrimiçi katılımcı, 9 Polonyalı, 6 Alman, 8 Ukraynalı’dan oluşan 23 genç ve toplam 50 yabancı misafirin katılımıyla gerçekleştirilen genel kurul, “Göç ve Göçmenlik: Yerel Düzeyde Sorumlu Hareket Etmek – Zorluklar ve Çözüm Yaklaşımları” temasıyla toplandı. Ödülle birlikte birliğin doğal üyesi statüsünü kazanan Gaziantep’te ayrıca genel kurula eş zamanlı olarak düzenlenen gençlik forumuyla Almanya, Polonya ve Ukrayna’dan gelen gençlerin Türkiye’deki akranlarıyla bir araya gelerek deneyim paylaşımında bulunmaları sağlanacak. Toplantıda Avrupa Ödülü Kazanan Kentler Birliği’nin önemi, Gaziantep’in göç ve mülteci yönetimi alanındaki çalışmaları ile deprem sonrası yeniden inşa süreci, dayanışma ve kentsel dirençliliğin geliştirilmesinde yerel yönetimlerin rolü ele alınacak ve tecrübe paylaşımı yapılacak. Genel kurulda ayrıca ilgili seçimler ve organizasyona ilişkin konular görüşülecek.</p>
<p><strong>“Ortak noktada buluşamazsak hiçbir adım atmış olmayız”</strong></p>
<p>Programın açılış oturumunda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sezer Cihan, konuşmasının başında Gaziantep kültürü ve mimarisi ile ilgili bilgiler vererek şunları söyledi: “Bugün atıkların tekrar değerlendirmesini konuşuyoruz. Sıfır atık konuşuyoruz. Bu atıkları tekrar ekonomiye nasıl kazandırırız, insanların geleceğinde kazanımı nasıl arttırabiliriz bunu konuşuyoruz. Bu anlamda esasında gerçekten Avrupa Ödülü alan kentlerin ayrı bir yeri var. Çünkü bu kentler, yaptığı projelere, geleceğe, gençliğe yatırım yapabilirler. Geleceğe dönük yatırımlarla şehrin, ülkenin ve dünyanın kaynaklarının doğru bir şekilde kullanıldığı zamanda, gerçekten belediye başkanımıza bu işe önem verdiği için, bu projeleri hayata geçirdiği için çok teşekkür ediyorum. Çünkü tek bir dünya var. Tek başımıza hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Ama el ele verirsek birçok güzellemeyi, birçok veriyi hayata geçirip ortak paydada buluşmayı başarabiliriz. Çünkü ortak noktada buluşamazsak hiçbir adım atmış olmayız.”</p>
<p><strong>Ülkeler arasındaki iş birliği yerelde başlıyor</strong></p>
<p>Konuşmasının devamında Genel Sekreter Sezer Cihan, toplantının ana gündemi olan göç konusuna değinerek şunları söyledi: “Gaziantep'e baktığımızda, nüfusunun dörtte biri kadar göç almış bir şehirden bahsediyoruz. 2 milyon nüfusumuz varken, Suriye İç Savaşı’ndan kaçan 500 bin mülteciye ev sahipliği yapmış bir belediye. Aslında sadece göçle sınırlı, misafir etmek değil. Gaziantep’teki bir vatandaşın neye ihtiyacı varsa göçle gelen insanında aynı şeye ihtiyacı var. Gıdaya ihtiyacı var. Ulaşım olanaklarına ihtiyacı var. Dolayısıyla onlara en iyi şekilde ağırlamak insanoğluna yakışan duygularla Gaziantep’te sayın belediye başkanımız sayesinde bunu yaptık. Onları doğru bir şekilde misafir ettik. Burada tabi esas mesele, ülkeler arasındaki iş birliği yerelde başlıyor. Biz kendi aramızdaki ilişkileri doğru geliştirirsek, doğru anlarsak ülkeler arası ilişkiler daha kolay oluyor. Çünkü bizde siyaset yok. Burada gençlerimiz var. Esas olarak gençlerin, gençken kendisini doğru geliştirmek ve geleceğe doğru güvendir. Yani aramızda sahip olduğumuz kaynakları doğru bir şekilde kullanıp geleceğe aktarılmasıdır.”</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2b01d7292b1-1781203415.jpeg" alt="" width="700" height="439" /></strong></p>
<p><strong>“Gaziantep hem misafirperverliğin hem de dayanıklılığın örneği olan bir şehir”</strong></p>
<p>Birlik Başkanı ve Lublin Belediye Başkanı adına konuşan Krzysztof Stanowski, açılış törenindeki konuşmasında toplantıda gençlerin yer almasının önemine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’e ev sahipliği yaptığı için teşekkür ediyoruz. Kendisi ve Gaziantep halkı, biliyoruz ki bu süreçte bizlerle birlikte. Gaziantep hem misafirperverliğin hem de dayanıklılığın örneği olan bir şehir. Birliğin diğer üyeleriyle aynı değerleri paylaşan bir şehir. Birleşik Krallık'tan, Fransa'dan, Almanya'dan, Polonya'dan, Ukrayna'dan şehirler olarak bizler, dayanışmanın önemli olduğunu hep birlikte anlıyoruz. Uluslararası ilişkilerin sadece dışişleri bakanlıklarından, devlet başkanlarından ibaret olmadığını, aynı zamanda insanlarla, belediye başkanlarıyla ve birlikte iş birliği yapan, birlikte çalışan topluluklarla da ilgili olduğunu hep birlikte anlıyoruz.”</p>
<p>Krzysztof Stanowski, konuşmasında toplantıların işleyişine değinerek sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Bugün seçimlerimiz olacak, tartışmalarımız olacak ama toplantıya gençlerle başlayacağız. Türkiye'den, Almanya'dan, Polonya'dan, Ukrayna'dan gelen gençlerin kendi vizyonlarını, kendi anlayışlarını paylaşmalarıyla, Avrupa Ödülü ile ödüllendirilmeye değer bir şehirde, bir Avrupa şehrinde kendilerince en önemli olan şeyin ne olduğuna inandıklarını duymakla başlayacağız.”</p>
<p><strong>“Toplantı farklı kültürlerden katılımcıları bir araya getirmesi dolayısıyla önemli bir buluşma niteliği taşıyor”</strong></p>
<p>Videokonferans yöntemiyle açılış törenine katılan Avrupa Konseyi Sekretaryası Temsilcisi Prisca Barthel ise birliğin genel kurulunun önemi, toplantının yapısı, konuşulacak konular ve yürütülecek çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi: “Toplantı farklı kültürlerden katılımcıları bir araya getirmesi dolayısıyla önemli bir buluşma niteliği taşıyor. Avrupa’nın çeşitliliğin korunması ve bu çeşitliliğin gelecek nesillere aktarılması açısından çok önemli. Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesine katkı sunan bu tür buluşmaların her zaman desteklenmesi gerekiyor. Kültürel etkileşimler toplumlar arasındaki diyalogu geliştiriyor. Bu buluşma bir kültür etkinliği olmasının yanı sıra dostluk köprüleri kurulmasına katkı sağlayan bir organizasyon. Buluşmaya, Türkiye'den, Almanya'dan, Polonya'dan, Ukrayna’dan yani dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılar var. Bu etnik çeşitliliğin bir araya gelmesinin bir önemli yanı da gençlerin buluşmasına vesile olması.”</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından hatıra fotoğrafı çekilerek birlik çalışmalarına başladı. Heyet, çalışmaların yanı sıra Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Veri Koordinasyon Merkezi ve e-spor Merkezi’ni, Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi ile Mekanik Biyolojik Ayrıştırma Tesisi ve Çilek Serası’nı ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alacak. Ayrıca heyet, kültürel ve tarihi yapıları inceleyecek, müzelere ziyaretlerde bulunacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupa-odulu-kazanan-kentler-gaziantepte-bulustu-80935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/5/1280x720/avrupa-odulu-kazanan-kentler-gaziantepte-bulustu-1781203439.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in girişimleri ve çalışmaları kapsamında, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından verilen 2025 Avrupa Ödülü’nün ardından gazi şehir, 2026 Avrupa Ödülü Kazanan Kentler Birliği Genel Kurulu ve Gençlik Forumu’na ev sahipliği yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/futuristler-dernegi-baskani-zeynep-yalim-uzun-70-yas-yeni-50-yas-olacak-80891</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fütüristler Derneği Başkanı Zeynep Yalım Uzun: 70 yaş, yeni 50 yaş olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Yuvarlak Masası katkılarıyla düzenlenen “İnsanlık 2.0: Yapay Zeka ve Uzun Yaşam” başlıklı toplantıda, iş dünyasını bekleyen büyük dönüşüm masaya yatırıldı. Fütüristler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Yalım Uzun, yapay zekadan uzun yaşam ekonomisine, dijital kimlikten yeni çalışma düzenine kadar şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyecek “gigatrendleri” anlattı.</p>
<p>Uzun yaşamın çalışma hayatını kökten değiştireceğini ifade eden Uzun, “2070’lere gelindiğinde, 70 yaşındaki bir bireyin 50 yaşındaki birinin zihinsel ve fiziksel kapasitesine sahip olması bekleniyor. 100 yaşındaki insan 80’ine kadar çalışmak zorunda kalacak. Şirketlerde 20 yaşındaki stajyer ile 80 yaşındaki kıdemli çalışan aynı ekipte yer alacak” dedi.</p>
<h2>“En büyük şirketlerin yüzde 40’ı yok olacak”</h2>
<p>Sunumunda küresel ölçekte şirketlerin karşı karşıya olduğu dönüşüm baskısına dikkat çeken Uzun, Fortune 500 şirketleri üzerinden çarpıcı bir tablo ortaya koyarak, değişimin hızının yalnızca küçük ve orta ölçekli işletmeleri değil, dünyanın en büyük şirketlerini de tehdit ettiğini söyledi. Uzun, “McKinsey Global Institute’un 2024 araştırmasına göre, Fortune 500 listesindeki şirketlerin yüzde 40’ının önümüzdeki 10 yıl içinde yok olması bekleniyor. Bunun temel nedeni, değişim hızına adapte olabilme kabiliyetlerinin eksikliğidir” dedi. Dijital dönüşüm kavramının da artık yeni bir aşamaya geçtiğini ifade eden Uzun, “Eskiden dijital transformasyon konuşurduk, artık oyun değişti. Bugün herkes yapay zeka transformasyonu yapmak zorunda. Eğer hâlâ sadece dijitalleşme ile uğraşıyorsanız, onu hızla yapay zekaya dönüştürmelisiniz” sözleriyle şirketlere dönüşüm çağrısı yaptı.</p>
<h2>“Beş gigatrend iş dünyasını yeniden şekillendirecek”</h2>
<p>Toplantıda, önümüzdeki dönemde sosyo-ekonomik sistemleri derinden etkileyecek beş büyük gigatrend öne çıktı. Bu trendleri “longevity”, “çalışma hayatının dönüşümü”, “Mobility as a Service (Hizmet Olarak Mobilite)”, “sağlık ve önleyici bakım” ile “dijital kimlik” olarak sıralayan Uzun, “Bu trendlerin hiçbiri tek başına ilerlemiyor. Hepsi birbirini besliyor, birbirinin hızını artırıyor ve şirketlerin iş yapma biçimlerini aynı anda değiştiriyor. Bu nedenle gelecek stratejisi, yalnızca teknoloji yatırımıyla değil; insan kaynağı, veri yönetimi, liderlik, sağlık, çalışma modelleri ve müşteri deneyimiyle birlikte düşünülmeli. 2050 yılında dünyada 60 yaş üstü nüfusun 2,1 milyara ulaşması bekleniyor. 2030 yılına kadar 12 trilyon dolarlık devasa bir uzun yaşam ekonomisi doğacak. Bu, yalnızca sağlık sektörünü değil; finansı, sigortayı, insan kaynaklarını, turizmi, perakendeyi, teknolojiyi ve üretimi de dönüştürecek. Çalışma hayatı da önemli bir kırılma noktasında. 2030’a kadar 92 milyon işin yok olması, buna karşılık 170 milyon yeni iş rolünün doğması bekleniyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: İşler kaybolurken işin kendisi bitmiyor; roller, beceriler ve çalışma biçimleri değişiyor.”</p>
<h2>Yiğit Tatış: Değişimi görmeli ve hissetmeliyiz</h2>
<p>Teknolojik gelişim ve adaptasyonun iş dünyası açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan ESİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Yuvarlak Masası Başkanı Yiğit Tatış, “Bugün en küçük bir teknolojik dalgalanmada dahi buna hazırlıklı olmayan şirketlerin ayakta kalma şansı giderek azalıyor. Dünyada neler oluyor, teknoloji nasıl değişiyor; bunu yalnızca okumak değil, görmek ve hissetmek zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/futuristler-dernegi-baskani-zeynep-yalim-uzun-70-yas-yeni-50-yas-olacak-80891</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/zeynep-yalim-uzun-1781171297.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yakın dönemde sosyo-ekonomik sistemleri derinden etkileyecek beş büyük gigatrendi anlatan Fütüristler Derneği Başkanı Zeynep Yalım Uzun, bu trendleri “longevity”, “çalışma hayatının dönüşümü”, “Mobility as a Service (Hizmet Olarak Mobilite)”, “sağlık ve önleyici bakım” ile “dijital kimlik” olarak sıraladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-bakan-guleri-makaminda-agirladi-80890</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Görgel, Bakan Güler’i makamında ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, çeşitli program ve ziyaretlere katılmak üzere şehre gelen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i Büyükşehir Belediyesinde ağırladı. Programa; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Vali Mükerrem Ünlüer, AK Parti İl Başkanı Muhammed Burak Gül, MHP İl Başkanı Mansur Metehan, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Asuman Yavuz ve Gençlik Kolları Başkanı Furkan Ünaldı ile ilçe belediye başkanları da katıldı. Ziyarette, Kahramanmaraş’ın yeniden ayağa kaldırılması için yürütülen çalışmalar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, başta ulaşım, altyapı, üstyapı, sosyal donatılar ve çevre yatırımları olmak üzere şehir genelinde devam eden projeler hakkında Bakan Güler’e bilgi aktardı. Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından devletin tüm kurumlarıyla sahada güçlü bir koordinasyon içerisinde çalıştığını belirten Başkan Görgel, kalıcı konut ve iş yerlerinin inşasıyla birlikte şehir merkezinde ve ilçelerde yürütülen dönüşüm çalışmalarının hızla devam ettiğini ifade etti. Görüşmede ayrıca Kahramanmaraş’ın geleceğine yön verecek yatırımlar, şehir ekonomisinin canlandırılmasına yönelik çalışmalar ve kamu kurumları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi konuları da ele alındı.</p>
<p><strong>“Şehrimize Gösterdikleri İlgi İçin Sayın Bakanımıza Teşekkürlerimizi Sunuyoruz”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Milli Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler’i şehrimizde ve Büyükşehir Belediyemizde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk. Kahramanmaraş’ımızın yeniden inşa ve ihya sürecinde yürüttüğümüz çalışmaları kendilerine aktarma fırsatı bulduk. 6 Şubat depremlerinin ardından devletimizin güçlü desteğiyle şehrimizin her noktasında yoğun bir çalışma yürütülüyor. Bugün geldiğimiz noktada altyapıdan ulaşıma, üstyapıdan sosyal donatı alanlarına, kalıcı konut ve iş yerlerinin inşasından kırsal mahallelerimizdeki yatırımlara kadar pek çok alanda önemli ilerlemeler kaydettik. Kahramanmaraş’ımızı daha güçlü, daha dirençli ve daha yaşanabilir bir şehir haline getirmek için tüm kurumlarımızla koordinasyon içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sayın Bakanımıza şehrimize gösterdikleri ilgi ve destekleri dolayısıyla teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-bakan-guleri-makaminda-agirladi-80890</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/baskan-gorgel-bakan-guleri-makaminda-agirladi-1781170419.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir dizi program ve ziyaretlere katılmak üzere şehre gelen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i Büyükşehir Belediyesinde ağırlayan Başkan Görgel, “Milli Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler’i şehrimizde ve Büyükşehir Belediyemizde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk. Sayın Bakanımıza şehrimize gösterdikleri ilgi ve destekleri dolayısıyla teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-agroekolojik-livinglab-ekosistemi-hizmete-acildi-80887</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ Agroekolojik LivingLab Ekosistemi hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), sürdürülebilir üretim ve ileri teknoloji vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği projelere bir yenisini daha ekledi. Sürdürülebilir tarım, agroekolojik dönüşüm ve yenilikçi teknolojileri aynı çatı altında buluşturmayı amaçlayan “Agroekolojik LivingLab Ekosistemi”nin açılışı, GTÜ Kongre ve Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Doç. Dr. Nurgül Kıtır Şen’in kurucu ve koordinatörlüğünde hayata geçirilen Agroekolojik LivingLab Ekosistemi’nin açılışında; Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Zümrüt Begüm Ögel, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, Letven Capital Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Kılıç, Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı İbrahim Ertural, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkezi Araştırma Enstitüsü Müdür Vekili Halil İbrahim Tuzlacı, katıldı.</p>
<h2>"Gıda güvenliği milli güvenlik meselesidir"</h2>
<p>Açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Zümrüt Begüm Ögel, “Tarımın artık yalnızca sağlık ve gıda politikalarının bir parçası olarak değil, stratejik bir alan olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, “Tarım ve gıda politikalarının merkezinde sürdürülebilirlik ve gıda güvencesi yer alıyor. Gıda güvenliği artık bir milli güvenlik meselesidir” dedi.</p>
<p>Ögel, “İklim ve su güvenliğinin günümüzün en kritik başlıkları arasında yer alıyor. 2025 yılında yaşanan kuraklığın ülke ekonomisinde ciddi kayıplara yol açtı. GTÜ Agroekolojik LivingLab kendi atığını değerlendiren sıfır atık yaklaşımı ve tek sağlık vizyonuyla örnek bir model ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/11/whatsapp-image-2026-06-11-at-11-vytr.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, toplumda hazır gıdaların içerikleri ve ilaçların güvenilirliği konusunda oluşan tereddütlere dikkat çekerek, insani değerlerin korunarak ilerlenmesi gerektiğini vurguladı. Özyiğit, “Gebze Teknik Üniversitesi’de yürütülen akademik çalışmaların da bu süreçte sektöre önemli katkılar sunacağına inanıyorum” dedi.</p>
<h2>“Hava, su ve toprak yoksa insan da yok”</h2>
<p>Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ise çevresel sürdürülebilirliğin tarımın geleceği açısından kritik önem taşıdığını belirterek, “Hava, su ve toprak yoksa insan da yok. Mevcut teşvik sistemlerinin tapu yerine doğrudan ürüne yönelik olacak şekilde revize edilmesi gerekiyor. Su kaynaklarının tükenmesi ve erozyonla mücadelede ise disiplinler arası iş birliği artık bir zorunluluktur” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Gebze yalnızca sanayinin değil, aynı zamanda tarımın da başkentidir”</h2>
<p>Üniversitenin kuruluş vizyonuna uygun şekilde bilimsel çalışmaların sektöre hızlı ve etkin biçimde aktarılmasının temel misyonları olduğunu belirten Gebze Teknik Üniversitesi Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, “Gebze yalnızca sanayinin değil, aynı zamanda tarımın da başkentidir. Tarımda yapay zekâ, akıllı gübreler ve topraksız tarım gibi projelerle disiplinler arası araştırmalara öncülük ediyoruz. Farklı fakültelerden akademisyenlerin ortak projelerde yer almasıyla kurum içindeki duvarlar kalktı ve güçlü bir araştırma ekosistemi oluştu” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ yüksek lisans programına farklı disiplinlerden öğrenci kabul edildiğini de hatırlatan Mantar, teknolojinin hemşirelikten mimarlığa, tarihten biyolojiye kadar geniş bir yelpazede kullanılmasının, teknoloji odaklı kalkınmaya ve ekonomik katma değere dönüşeceğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/11/whatsapp-image-2026-06-11-at-11-qpk9.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“Tarımın geleceğine yönelik yeni bir iş birliği kültürü oluşturduk”</h2>
<p>Tarımın artık yalnızca üretim değil, çevre, ekonomi, enerji ve kırsal kalkınma politikalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Agroekolojik LivingLab Koordinatörü Doç. Dr. Nurgül Kıtır Şen, “Bugün yalnızca bir altyapının açılışını yapmıyoruz; tarımın geleceğine yönelik yeni bir iş birliği kültürü ve inovasyon ekosisteminin başlangıcına tanıklık ediyoruz. Küresel iklim krizi ve azalan kaynaklar karşısında tarımsal sistemleri yeniden düşünmek zorundayız. proje bilginin sahada test edildiği ve üreticilerin çözüm ortağı olduğu yaşayan bir ekosistem olarak tasarlandı” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/11/whatsapp-image-2026-06-11-at-11-otcf.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>GTÜ–LetvenCapital İş Birliğiyle Tarımda Yeni Dönem Başladı</h2>
<p>Törenin ardından Gebze Teknik Üniversitesi ile LetvenCapital arasında stratejik iş birliği protokolü imzalandı. İş birliği ve iyi niyet protokolü; sürdürülebilir tarım, agroekolojik dönüşüm, yapay zekâ destekli tarım teknolojileri, hassas tarım uygulamaları, döngüsel ekonomi ve iklim dirençli üretim sistemleri gibi alanlarda teknoloji doğrulama, pilot uygulama ve yatırım iş birliklerini kapsıyor. Protokol ile GTÜ Agroekolojik LivingLab, akademi–sanayi iş birliğini en üst seviyeye taşıyarak yenilikçi tarım teknolojilerinin sahada test edilmesi, doğrulanması ve yatırım süreçlerine aktarılması için stratejik bir platform kimliği kazandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/11/whatsapp-image-2026-06-11-at-11-d7tg.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-agroekolojik-livinglab-ekosistemi-hizmete-acildi-80887</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/7/1280x720/gtu-agroekolojik-livinglab-ekosistemi-hizmete-acildi-1781168302.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi’nde hayata geçirilen Agroekolojik LivingLab Ekosistemi’nin açılışı gerçekleştirildi. Sürdürülebilir tarım ve ileri teknoloji odaklı ekosistem, akademi–sanayi iş birliğini güçlendirirken GTÜ ile LetvenCapital arasında stratejik protokol de imzalandı. Gıda güvenliğinin “milli güvenlik meselesi” olarak değerlendirildiği törende, tarımda yapay zekâ ve iklim dirençli üretim vurgusu öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/erener-otomotiv-avrupa-yollarinda-katma-degerle-buyuyor-80886</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Rekabette artık adet değil, teknoloji ve katma değer belirleyici olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'da faaliyet gösteren Erener Otomotiv AŞ'nin, turizm taşımacılığına yönelik özel amaçlı minibüs ve midibüs üretiminde Avrupa pazarındaki konumunu güçlendirmeyi sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, Mercedes-Benz başta olmak üzere uluslararası üreticilerin şasi ve araç platformları üzerine özel tasarımlı turizm araçları geliştiren şirket, üretiminin tamamını ihraç ederek Avrupa'nın birçok ülkesinde faaliyet gösteren turizm firmalarına çözüm sunuyor.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkan Vekili Rengin Eren, Erener Otomotiv'in standart araç üretiminden farklı olarak yüksek katma değerli ve müşteri ihtiyaçlarına göre şekillendirilen özel araçlar geliştirdiğini söyledi. Şirketin seri üretim yerine butik üretim modeliyle faaliyet gösterdiğini belirten Eren, turizm sektörüne yönelik tasarlanan araçların şehir içi ulaşımda daha yüksek esneklik, konfor ve operasyonel avantaj sağladığını ifade etti. Turizm taşımacılığında kullanılan standart büyük otobüslerin her ihtiyaca cevap vermediğini vurgulayan Eren, “Bizim geliştirdiğimiz araçlar özellikle 20-30 kişilik grupların taşınmasında önemli avantajlar sunuyor. Şehir merkezlerinde, tarihi bölgelerde ve turistik destinasyonlarda daha rahat hareket edebilen araçlar üretiyoruz. Yolcu konforunu artıran özel iç tasarımlar, farklı koltuk yerleşimleri, toplantı düzenleri ve müşteri taleplerine göre şekillenen donanımlarla standart üretimin dışına çıkıyoruz. OEM üreticilerin standart ürünleri dışında kalan ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştiriyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a76aca2116-1781167788.jpeg" alt="" width="648" height="432" /></p>
<h2>Avrupa yollarında 2.000 araçta Erener imzası</h2>
<p>Yaklaşık 17 yıldır ağırlıklı olarak ihracat pazarlarına çalışan Erener Otomotiv'in bugün Avrupa yollarında 2.000 aracı bulunuyor. Fransa, İngiltere, İrlanda, Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere Avrupa'nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren turizm operatörleri ve filo şirketlerine araç teslim ettiklerini belirten Eren, ürünlerinin tamamının ihracata yönelik olduğunu söyledi. Şirketin Avrupa'da kurduğu bayi ve servis ağı sayesinde satış sonrası hizmetlerde de güçlü bir yapı oluşturduğunu ifade eden Eren, araçların yalnızca satış aşamasında değil kullanım sürecinde de müşterilerin yanında olduklarını kaydetti. Rengin Eren, “Bizim rekabet avantajımız yüksek adetlerde değil, yüksek katma değerde. Müşterilerimiz standart bir araç değil, kendi operasyonlarına uygun özel bir çözüm satın alıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Amacımız daha fazla değer üretmek”</h2>
<p>Yıllık yaklaşık 150 araç ürettiklerini belirten Eren, yeni yatırımla bu rakamı 200-250 adet seviyelerine çıkarmayı planladıklarını ancak büyüme hedeflerinin adet bazlı olmadığını vurguladı. Eren, “Kaliteyi koruyarak büyümek istiyoruz. Her projeyi ayrı değerlendiriyor, müşterinin ihtiyacına göre özel çözümler geliştiriyoruz. Bu nedenle üretim hacminden çok ürünün oluşturduğu katma değer bizim için daha önemli. Önemli olan daha fazla araç üretmek değil, daha fazla değer üretmek” değerlendirmesini yaptı. Turizm sektöründeki gelişmelerin şirket faaliyetlerini doğrudan etkilediğini belirten Eren, özellikle pandemi sonrasında Avrupa'da turizm hareketliliğinin hızla arttığını, bunun da özel amaçlı araçlara yönelik talebi desteklediğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a76c738db5-1781167815.jpeg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<h2>Yeni tesis yatırımıyla üretim verimliliği artacak</h2>
<p>Artan üretim ihtiyaçları doğrultusunda Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi'nde yeni bir tesis yatırımı gerçekleştirdiklerini açıklayan Eren, mevcut üretim alanlarının yetersiz kalması nedeniyle yaklaşık 15 bin metrekarelik yeni bir tesise taşınma sürecini başlattıklarını söyledi. Yeni tesis için önemli bir yatırım yaptıklarını belirten Eren, üretim süreçlerinin yeniden tasarlanacağı bu yatırımla birlikte verimlilik, stok yönetimi ve üretim planlamasında önemli kazanımlar elde etmeyi hedeflediklerini ifade etti. “Aynı kadroyla daha fazla araç üretebileceğimiz bir altyapı oluşturuyoruz” diyen Eren, “Günümüzde rekabet edebilmenin yolu yalnızca kapasite artırmaktan değil, süreçleri daha verimli yönetebilmekten geçiyor. Yeni tesisimiz bu açıdan önemli bir adım olacak” ifadesini kullandı. Sanayinin en önemli sorunlarından birinin nitelikli iş gücü olduğunu dile getiren Eren, özellikle özel üretim yapan firmalarda yetişmiş çalışanların büyük önem taşıdığını söyledi. Kadın istihdamının artırılmasını da önemsediklerini vurgulayan Eren, yeni tesislerinde daha fazla kadın çalışanı üretim süreçlerine dahil etmeyi hedeflediklerini dile getirdi. </p>
<h2>“Rekabetçilik artık sektörün temel gündemi”</h2>
<p>BTSO Otomotiv Konseyi Başkanı olarak sektörün genel görünümünü de değerlendiren Rengin Eren, Türk otomotiv endüstrisinin 2025 yılında yaklaşık 1,37 milyon adet üretim ve 41,5 milyar dolarlık ihracatla önemli bir başarıya imza attığını söyledi. 2026'nın ilk aylarında ise üretimde daralma yaşandığını ancak ihracatın değer bazında artışını sürdürdüğünü belirten Eren, sektörün artık yeni bir rekabet dönemine girdiğini ifade etti. Rengin Eren, Ocak-Nisan döneminde üretimin gerilemesine rağmen ihracat gelirlerinin artmasının, sektörün daha yüksek katma değerli ürünlere yöneldiğinin önemli bir göstergesi olduğunu vurguladı. Avrupa'daki talep yavaşlaması, yükselen maliyetler ve Çin kaynaklı rekabetin tüm üreticileri daha verimli çalışmaya zorladığını kaydeden Eren, Türkiye'nin özellikle katma değerli ürün üretimine odaklanması gerektiğini söyledi. “2026'nın ilk ayları bize gösterdi ki otomotivde başarı artık sadece daha fazla üretmekle değil, daha fazla teknoloji ve katma değer üretebilmekle mümkün olacak” diyen Eren, “Yazılımı, elektrifikasyonu, sürdürülebilirliği ve müşteri deneyimini birlikte yönetebilen ülkeler ve firmalar öne çıkacak. Bursa da sahip olduğu mühendislik altyapısı, tedarik sanayi gücü ve ihracat kültürüyle bu dönüşümün merkezinde yer alma potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/erener-otomotiv-avrupa-yollarinda-katma-degerle-buyuyor-80886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/6/1280x720/erener-otomotiv-avrupa-yollarinda-katma-degerle-buyuyor-1781167852.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Minibüs ve midibüs üretimi gerçekleştiren Erener Otomotiv, yıllık 150 araçlık üretiminin tamamını Avrupa pazarına ihraç ediyor. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Rengin Eren, yeni yatırımla kapasiteyi artırırken butik üretim anlayışını koruyacaklarını belirterek, “Rekabette artık adet değil, teknoloji ve katma değer belirleyici olacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-yuksek-teknoloji-yatirimlarinda-merkez-olmayi-hedefliyor-80871</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir, yüksek teknoloji yatırımlarında merkez olmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’in üretim gücünü girişimcilik ve inovasyonla buluşturmayı amaçlayan “InvESt Eskişehir” etkinliği, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Yaşam Park’ta gerçekleştirildi.</p>
<p>Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi yönetici şirketi ATAP AŞ ve TOBB Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu iş birliğinde düzenlenen etkinlikte yatırımcılar, sanayiciler, girişimciler ve iş dünyası temsilcileri bir araya gelirken; girişim sermayesi fonları, melek yatırımcılık, yatırım ekosistemindeki gelişmeler ve yüksek teknoloji odaklı büyüme stratejileri ele alındı. Toplantıda konuşan kurum temsilcileri, Eskişehir’in sahip olduğu sanayi birikimi, üniversiteleri ve nitelikli insan kaynağı sayesinde girişimcilik ve teknoloji yatırımlarında Türkiye’nin öncü şehirlerinden biri olabilecek potansiyele sahip olduğunu dile getirdiler.</p>
<p>TOBB Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu Başkanı İlhan Köksal, etkinliğin temel amacının fikir sahipleri ile yatırımcıları aynı platformda buluşturmak olduğunu söyledi. Eskişehir’in güçlü sanayisi, üniversiteleri ve yenilikçi yapısıyla önemli bir üretim ve girişimcilik merkezi olduğunu belirten Köksal, kurulan bağlantıların gelecekte güçlü iş birliklerine dönüşeceğine inandıklarını ifade etti. Girişimciliğin yalnızca cesaretle değil, yatırımcı güveni, sanayicinin tecrübesi ve kurumların desteğiyle büyüdüğünü anlatan Köksal, şöyle konuştu:</p>
<p>“Bugün burada yalnızca bir etkinlik gerçekleştirmiyoruz. Fikirlerin sermayeyle, tecrübenin heyecanla ve vizyonun cesaretle buluşmasına vesile olacak önemli bir platform oluşturuyoruz. Eskişehir’in sahip olduğu potansiyelin yeni yatırımlara ve girişimlere dönüşmesi için doğru insanların bir araya gelmesi gerekiyor. Burada kurulacak ilişkilerin gelecekte güçlü ortaklıklara, başarılı girişimlere ve yeni yatırım hikâyelerine dönüşeceğine inanıyoruz. Özellikle gençlerimizin cesur fikirlerini hayata geçirmeleri ve doğru paydaşlarla buluşmaları büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>“Eskişehir teknolojinin ve bilginin merkezi olabilir”</strong></p>
<p>ATAP Yönetim Kurulu Başkanı Metin Saraç da Eskişehir’in sanayi, üniversite ve insan kaynağı açısından Anadolu’nun en güçlü şehirlerinden biri olduğunu belirterek son yıllarda şehirde AR-GE tabanlı girişimcilik ekosisteminin gelişmeye başladığını söyledi. Birçok değerli projenin finansmana erişemediğine dikkat çeken Saraç, yatırımcılarla girişimcileri bir araya getirecek platformların çoğalması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Eskişehir’in teknoloji ve bilişim alanında önemli bir merkez olabilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade eden Saraç, şunları söyledi: “Bu şehirde teknolojiye, bilişime ve bilgiye dayalı bir ekonomik dönüşüm için gerekli bütün unsurlar bulunuyor. Nitelikli gençlerimiz, güçlü sanayimiz ve fikir üreten insanlarımız var. Ancak girişimcilik ekosisteminin gelişebilmesi için finansman kaynaklarının da bu fikirlerle buluşması gerekiyor. Çok değerli projelerin yalnızca finansman bulamadıkları için hayata geçemediğini görüyoruz. Eskişehir bugün başarı hikâyeleri çıkarıyor ama sahip olduğu potansiyel bunun çok daha üzerinde. Eğer bu potansiyeli doğru şekilde değerlendiremezsek, gençlerimizi başka şehirlere ve ülkelere kaptırmaya devam ederiz.”</p>
<p><strong>“Yüksek teknoloji yatırımları için en güvenli liman Eskişehir”</strong></p>
<p>Eskişehir OSB Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli ise küresel ekonomide yaşanan dönüşümün girişimcilik ve teknoloji yatırımlarını daha da önemli hale getirdiğini söyledi. Eskişehir’in sanayi üretimi ve ihracattaki başarısına rağmen yeni dönemin gerekliliklerine uyum sağlamak zorunda olduğunu vurgulayan Küpeli, girişim sermayesinin artık yapay zekâ, robotik, derin teknoloji ve yeşil dönüşüm alanlarına yöneldiğini kaydetti.</p>
<p>Eskişehir’in yüksek teknoloji yatırımları açısından önemli avantajlar sunduğunu belirten Küpeli, şöyle konuştu: “Eskişehir bugün güçlü sanayisi, üç köklü üniversitesi ve yüksek teknoloji üretimindeki başarısıyla girişim yatırımları için önemli bir merkez konumundadır. Ülkemizin kilogram başına ihracat değerini artırabilmesi için yüksek teknoloji üretimine ve yenilikçi girişimlere daha fazla yatırım yapması gerekiyor. Rekabet avantajı artık yalnızca fabrika kurmakla değil, o fabrikaları akıllandıracak yenilikçi çözümlere ulaşabilmekle sağlanıyor. Eğer yüksek teknolojiye, sürdürülebilirliğe ve katma değerli üretime yatırım yapmak istiyorsanız Türkiye’deki en güvenli ve en vizyoner limanlardan biri Eskişehir’dir.”</p>
<p><strong>“Girişimcilik yeni istihdam ve büyümenin anahtarı”</strong></p>
<p>Eskişehir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Hasan Öztürk de girişimciliğin ekonomik kalkınmanın temel dinamiklerinden biri olduğunu belirterek yatırımcılarla girişimcilerin aynı platformda buluşmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Öztürk, yenilikçi fikirlerin doğru kaynaklarla buluşmasının yalnızca yeni şirketler değil, yeni istihdam alanları ve sürdürülebilir büyüme fırsatları oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Eskişehir’in genç nüfusu, üniversiteleri ve sanayi altyapısıyla girişimcilik açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu belirten Öztürk, “Ülkemizin geleceği, cesur girişimcilerin fikirleri ve bu fikirlere güvenen yatırımcıların katkılarıyla şekillenecek. Bu nedenle üretimi, inovasyonu ve girişimciliği destekleyen her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><strong>“Önce zihniyet dönüşümünü başarmalıyız”</strong></p>
<p>Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş ise girişimcilik ekosisteminin gelişmesinde toplumsal dönüşümün önemine dikkat çekti. Gençlerin yalnızca yeni fikirler üretmekle değil, aynı zamanda dönüşümün öncüsü olmakla da sorumlu olduğunu ifade eden Kesikbaş, girişimcilik kültürünün güçlenmesi için zihniyet değişiminin şart olduğunu söyledi. Kesikbaş, “Toplumu dönüştürmeden girişimcilik ekosistemini büyütmek kolay değil. Bu nedenle gençlerimizin birlikte hareket etmeleri, birbirlerine güvenmeleri ve yeni bir düşünce kültürü oluşturmaları gerekiyor. Bu dönüşüm sağlandığında sanayiyi, üretimi ve teknolojiyi dönüştürmek çok daha kolay olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknoloji ve İnovasyon Merkezi’nde yeni girişimlere alan açılacak</strong></p>
<p>Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de kısa süre içerisinde yapımına başlanacak Teknoloji ve İnovasyon Merkezi ile girişimcilik ekosistemine yeni bir ivme kazandırmayı hedeflediklerini söyledi. Merkezde geliştirilecek projelerin yatırımcılarla buluşmasını önemsediklerini belirten Ünlüce, şehirde girişimcilik odaklı bir fon oluşturulmasına yönelik çalışmaları da desteklediklerini ifade etti.</p>
<p>Ünlüce, şunları söyledi: “Teknoloji ve İnovasyon Merkezi’mizi kısa sürede tamamlayarak şehrimize kazandıracağız. Burada geliştirilecek AR-GE projelerinin, start-up’ların ve yenilikçi fikirlerin yatırım bularak hayata geçmesini istiyoruz. Bu nedenle Eskişehir’de güçlü bir girişimcilik fonunun oluşması büyük önem taşıyor. Sanayi Odamız, Ticaret Odamız, Borsamız, OSB’miz ve genç girişimcilerimizle birlikte hareket ederek Eskişehir’in geleceğini girişimcilik ve inovasyon ekseninde şekillendirmek istiyoruz. Geleceğin şehirleri bugünden hazırlanıyor; bizim de artık yalnızca takip eden değil, öncü olan şehirlerden biri olmamız gerekiyor.”</p>
<p>Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler de etkinlik kapsamında girişimcilik, inovasyon, küresel ekonomi ve yatırım ortamına ilişkin farklı başlıkların alanında uzman isimler tarafından değerlendirileceğini belirterek, iş dünyasının bu tür buluşmalardan önemli kazanımlar elde edeceğini ifade etti. Etkinlik kapsamında ayrıca eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara da dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-yuksek-teknoloji-yatirimlarinda-merkez-olmayi-hedefliyor-80871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/1/1280x720/eskisehir-yuksek-teknoloji-yatirimlarinda-merkez-olmayi-hedefliyor-1781158749.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu ve ATAP AŞ  iş birliğinde düzenlenen “InvESt Eskişehir” etkinliğinde Eskişehir’in güçlü sanayi altyapısını girişimcilik ve inovasyon ekosistemiyle bütünleştirerek yüksek teknoloji yatırımlarında daha etkin rol alması gerektiği vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tekstil-teknolojisinin-yeni-guc-merkezi-80864</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye tekstil teknolojisinin yeni güç merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye tekstil sektörü denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak üretim kapasitesi, ihracat rakamları ve moda gelir. Oysa bu dev yapının arkasında, görünmeyen ancak sektörü ayakta tutan çok daha stratejik bir güç bulunur: tekstil makineleri sanayisi. Bugün bu gücün en önemli merkezlerinden biri ise hiç kuşkusuz Tekirdağ– Çorlu hattıdır. Çorlu artık yalnızca bir üretim bölgesi değil; teknoloji geliştiren, mühendislik ihraç eden ve dünya tekstil sanayisine yön veren güçlü bir sanayi ekosistemine dönüşmektedir. Bölgeye yakından bakıldığında ortaya son derece dikkat çekici bir tablo çıkmaktadır. Kumaş boyama makinelerinden ram makinelerine, serbest kurutma sistemlerinden havlu ve iplik boyama teknolojilerine kadar birçok yüksek katma değerli makine bu hatta üretilmekte; Avrupa’dan Orta Asya’ya, Kuzey Afrika’dan Güney Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyaya ihraç edilmektedir. Özellikle ECO-JET PRO kumaş boyama makineleri, WESTAIR WESTDRY model serbest kurutma makineleri, WESTENTER ram sistemleri ve çapraz kurutma teknolojileri gibi ürünler; artık sadece “yerli üretim” kavramıyla değil, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve dijital otomasyon kabiliyetiyle değerlendirilmektedir. Çünkü dünya tekstil sektörü artık yalnızca üretim hızına değil; su tüketimine, enerji maliyetine, karbon ayak izine ve akıllı üretim altyapısına odaklanıyor.</p>
<p>Tam da bu noktada Çorlu’nun yükselişi tesadüf değildir. Bölgenin en büyük avantajı, üretici ile makine mühendisliğinin aynı sahada nefes almasıdır. Avrupa’da birçok sanayi bölgesinde üretim ile teknoloji geliştirme birbirinden kopmuş durumdayken, Çorlu’da makina üreticisi sahadaki problemi doğrudan görebiliyor. Bu durum, bölgeyi klasik bir organize sanayi bölgesinden çıkarıp yaşayan bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştürüyor. Aslında bugün Çorlu’da oluşan yapı, Türkiye’nin sanayide uzun yıllardır aradığı “kümelenme modelinin” en güçlü örneklerinden biridir. Aynı bölgede tekstil üreticileri, makine imalatçıları, yedek parça üreticileri, otomasyon firmaları ve teknik servis ağlarının birlikte hareket etmesi; hem maliyet avantajı hem de hızlı inovasyon gücü yaratmaktadır. Dünyada rekabet artık ucuz işçilik üzerinden değil, teknoloji hızı üzerinden şekilleniyor. Çin büyük ölçek avantajını kullanırken, Avrupa sürdürülebilir üretim teknolojilerine yatırım yapıyor. Türkiye ise bu iki güç arasında yeni bir sanayi kimliği oluşturma fırsatı yakalıyor: hızlı üretim + mühendislik esnekliği + bölgesel lojistik avantaj.</p>
<p><strong>İşte Çorlu’nun asıl stratejik değeri burada ortaya çıkıyor </strong></p>
<p>ITM 2026 da bu açıdan yalnızca bir fuar olmanın ötesindedir. Aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesinin dünyaya gösterildiği stratejik bir vitrindir. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde geçen Salı günü başlayan ve 13 Haziran Cumartesi gününe kadar sürecek olan ITM 2026, Türkiye'nin teknoloji gücünü bir kez daha tüm dünyaya göstermesi açısından çok büyük bir görevi başarı ile gerçekleştirmektedir.</p>
<p>Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:</p>
<p>“Türkiye tekstilde dünyanın üretim üssü mü olacak, yoksa teknolojisini üreten ülkesi mi?”</p>
<p>Çorlu’nun verdiği cevap oldukça nettir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tekstil-teknolojisinin-yeni-guc-merkezi-80864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye tekstil teknolojisinin yeni güç merkezi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unesco-gastronomi-kenti-adayi-corumda-kadinlar-ve-gencler-gelecege-umutla-bakiyor-80859</guid>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UNESCO Gastronomi kenti adayı Çorum’da kadınlar ve gençler geleceğe umutla bakıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5-6 Haziran’da Çorum UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları dahilinde düzenlenen Açık Ateş Gastronomi Etkinlikleri’ni izlemek için Logos İletişim Başkanı Zeynep Kakınç ve ekibiyle birlikte küçük bir basın grubu olarak Çorum’daydık. </p>
<p>Çorum Valisi Ali Çalgan, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın da katıldığı etkinliklerde kentin zengin tarihi mirası, ekonomisi, yatırımları ve hedefleri hakkında bilgi aldık. Kentin hayallerini dinledik.  Bedesten’deki ilk gün etkinliklerinde Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksek Meslek Okulu,  Otel, Lokanta ve İkram Hizmetleri Bölümü Öğrencileri ve çeşitli kadın kooperatiflerinin temsilcileri Çorum yemeklerini tanıttılar. Programda Hitit Üniversitesi öğrencilerince hazırlanan İlklerin Coğrafyası Resim Sergisinin açılışı yapıldı. </p>
<p>Tüm etkinliklerde kadınların ve gençlerin yoğunluğu özellikle dikkatimi çekti. Gençlerin hepsinde büyük bir heyecan, neşe  ve geleceğe yönelik umut vardı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a48391df11-1781155897.JPG" alt="" width="700" height="394" />Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın  “Gizli bir hazine” olarak tanımladığı Çorum, bugüne kadar öne çıkmamayı tercih etmiş olan bir kent. Oysa, anlatacak pek çok öyküsü var. Kent son yıllarda üretimde ve tarımda büyük bir ivme yakalamış. Artık kabına sığamıyor. Bu yüzden, önümüzdeki dönemde kenti Türkiye’ye ve dünyaya tanıtmaya yönelik bir niyet ve kararlılık mevcut.  İlk adım olarak UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Alanı başvuru sürecini resmen başlatmışlar. Bu süreci hızlandırmak ve eko-sistemi büyütmek için de Açık Ateş Gastronomi Etkinlikleri yapılmasına karar verilmiş. </p>
<p><strong>Çorum tüm cephelerde birden çalışarak iddiasını artırıyor.</strong></p>
<p>Dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa Çorum’u dünya tarih mirası atlasında ilk sıralara yerleştiriyor. TÜİK verilerine göre çevre ilçeler  ve köylerle Çorum il genel nüfusu 520 bin civarında. Merkezin  ise 300 bin nüfusu var. Yarım milyon nüfuslu Çorum, bugün 6.2  milyar dolar ihracat yapan, 4 bin yıllık medeniyet mirasıyla Türkiye'nin en önemli sanayi merkezleri arasında yer alıyor.</p>
<p>M.Ö. 1280 veya 1269 yıllarında Hititler ve Mısırlılar arasında imzalanan Kadeş Antlaşması, tarihin bilinen ilk yazılı barış antlaşmasıdır. İki büyük imparatorluk arasında eşitlik ilkesine dayanan bu belgede Hitit Kralı’ın yanında Kraliçe Puduhepa’nın da mührünün olması, Anadolu topraklarında kadının toplumsal liderliğinin ve yöneticiliğinin de bir göstergesidir. Hitit kraliçesi Puduhepa’dan 3 bin yıl sonra, bir zamanlar Hitit medeniyetinin başkenti olan Çorum’da, bugün kadınların ve gençlerin yüzü gülüyor.  Hitit Kraliçesi Puduhepa ilham kaynağı olmaya devam ediyor.</p>
<p>Daha önce bir kaç kez gittiğim Çorum’da bu toplantılarda edindiğim bilgi ve izlenimler doğrultusunda kentin yakın bir gelecekte önemli bir cazibe merkezi olacağını söyleyebilirim. Bu öngörümü destekleyecek 9 maddeyi de aşağıda kısaca özetlemeyi diliyorum: </p>
<ol>
<li><strong>Güçlü ekonomik yapı</strong></li>
</ol>
<p>Karadeniz Bölgesi'nin açık ara ihracat lideri olan Çorum,  2025 yılındaki 6.2 milyar dolarlık ihracatıyla Türkiye'nin ilk 10 ili arasında yer alıyor. Çorum’un üretim ve ihracattaki başarısına dikkat çeken Belediye Başkanı  Dr. Halil İbrahim Aşgın, Ticaret Bakanlığı verilerine göre ilin 2026 yılının ilk dört ayında 1 milyar 603 milyon doları aşan ihracata ulaştıklarını ifade ediyor.</p>
<p>Kentte Merkez’de,  Osmancık’ta  ve Sungurlu’da olmak üzere aktif 3 organize sanayi bölgesi var.  Dördüncü organize sanayi bölgesi için de çalışmalar yürütülüyor. Çorum OSB’de 167 firma faaliyet gösteriyor. 8.194 kişi çalışıyor.  Çorum OSB firmaları ürünlerini 136 ülkeye gönderiyor.  Çorum, Makine ve imalat, Döküm ve metal sanayi, Savunma sanayi , Seramik ve toprak ürünleri, Medikal ekipman üretimi, altın rafinerisi faaliyetleriyle büyük katma değer yaratıyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Gıda üretiminde ilk sıralarda</strong></li>
</ol>
<p>Çorum sanayide olduğu gibi, tarımda da çok başarılı sonuçlar elde ediyor. Anadolu’nun tahıl ambarlarından birisi olan kentin verimli topraklarında çeltik, çörek otu, nohut, arpa, ayçiçeği, haşhaş ve buğday üretimi yapılıyor. Buğday-çavdar melezi olan tritikale üretiminde  Türkiye birincisi konumunda olan Çorum, kaliteli buğdaylarından elde edilen unları, ülkenin dört bir tarafına gönderiyor. Ayrıca, Osmancık pirinci, çörekotu, yeşil mercimek, Alaca mor soğanı, Üyük sarımsağı, Kışlacık pırasası, Oğuzlar cevizi gibi ünlü  ürünleri de bulunuyor. </p>
<ol start="3">
<li><strong> Coğrafi işaretli ürünler</strong></li>
</ol>
<p>Çorum ekilip dikilen alan itibariyle illerimiz arasında 19. sırada yer alıyor. Gastronomi hammaddelerinin tedarikçisi olan kentin,   bu alanda 36 coğrafi işaretli ürünü var. Bölge, leblebinin yanı sıra, Çorum kebabı, İskilip dolması, Kargı tulum peyniri, kuru mantı, beyaz baklava, Çorum şekerlemesi, Çorum simidi, İskilip turşusu, Osmancık ayvalı yahni, kapari gibi çok sayıda özel ve lezzetli ürüne sahip. </p>
<ol start="4">
<li><strong> Köklü gastronomi geleneği</strong></li>
</ol>
<p>Çorum mutfağı özgünlüğüyle dikkat çekiyor.  Kentin tarihi mirasında, İtalyanların  “Cucina povera”  olarak tanımladığı  yaklaşımın en güzel örneklerini görmek mümkün. (<em>Cucina povera İtalyan mutfağında "yoksul mutfağı" veya "fakir mutfağı" anlamına gelen; kırsal kesimlerdeki ekonomik zorluklar nedeniyle ortaya çıkan, elde kalan yerel ve basit malzemelerin israf edilmeden değerlendirildiği geleneksel bir pişirme kültürü.</em> )</p>
<p>Çorumlu kadınlar   yokluk-kıtlık zamanlarında evlerinde bulunan her türlü malzemeyi kullanmış ve eşsiz ve uyumu mükemmel yeni lezzetler ortaya çıkarmışlar. Karaçuval helvası, hasıda, omaç, yırtma aşı gibi özgün lezzetlerin çıkış noktası hep yokluk olmuş.  </p>
<p>Son yıllarda,  Hitit döneminin tabletlerinden elde edilen yemek tarifler üzerinde de  çalışılıyor.  Hattuşa’da ve Hititler’in yaşadığı diğer bölgelerde yapılan kazılarda bulunan kil tabletler Hititlerin zengin mutfak kültürüne sahip olduklarını kanıtlıyor.  Bilim adamları, o dönemde 200’den fazla ekmek çeşidinin olduğunu tahmin ediyorlar. Hititlerden alınan ilham ve çalışmalar sonucunda,  2025 yılında “Hitit Ekmeği” üretimi başlamış durumda.   Kadın kooperatifleri, 3000 yıllık tarifle organik yöntemlerle yaptıkları ekmekleri  el emeği pazarlarında ve internet aracılığıyla satışa sunuyorlar. </p>
<ol start="5">
<li><strong> Eşsiz tarihi doku</strong></li>
</ol>
<p>Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden birisi olan Çorum’un  tarihi yaklaşık 8 bin yıl öncesine uzanıyor.  Kent, MÖ 2. binyılda Anadolu'nun ilk büyük imparatorluğunu kuran Hititlerin başkenti olan Hattuşa ile tanınıyor. Hititlerden sonra Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar’a ev sahipliği yapan bölge çok zengin bir tarihi mirasa sahip.  Devesa bir  açık hava müzesi olan Çorum’da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Hitit başkenti Hattuşa,  Aslanlı Kapı, Kral Kapısı ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’yla; Alacahöyük, Şapinuva, İncesu Kanyonu, Laçin Kapılıkaya Kaya Mezarı gibi eşsiz tarihi ve doğal cazibe merkezleri bulunuyor.  Hitit, Frig, Roma ve Osmanlı dönemlerine ait eserleri barındıran zengin bir arkeoloji müzesi olan Çorum Müzesi ise başlıbaşına çok önemli bir ziyaret noktası. </p>
<ol start="6">
<li><strong> Tarihi Kültür yolu projesi ve canlanan kent kültürü</strong></li>
</ol>
<p>Anadolu medeniyetlerinin önemli duraklarından biri olan Çorum, son yıllarda Tarihi Kültür Yolu projesi çerçevesinde yeniden düzenleniyor.  Kale İçi’nde kapsamlı bir dönüşüm projesi yürüttülüyor. Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın verdiği bilgiye göre,</p>
<p>14 bin 500 metrekarelik bir alan içinde Çorum’un  tarihi meydanı ve Han Önü Meydanı’nı birleştirildi. Türkiye’nin en büyük ahşap hanı olan Veli Paşa Hanı restore edildi.  1100 yıllık Selçuklu döneminde ait 1100 yıllık kalenin etrafı açıldı. Merkezdeki alanda 1500’lü yıllara ait olan bir bedesten aslında uygun olarak yerinden inşa edildi. İçine yer alan dükkanlarda yerel ürünler ve el emeği çalışmalar satılıyor. </p>
<p>Bölgede müze, sanat atölyeleri, butik otel, restoran ve kültürel yaşam alanlarının yer alacağı yeni bir cazibe merkezi oluşturulması planlanıyor. Birçok yapı restore edilerek yeniden işlevlendirilmiş durumda.  Tarihi İkiz Konaklar  butik otel konseptiyle turizme kazandırılacak.  kaydede Veli Paşa Hanı, İkiz Konaklar, Çöplü Arastası ve tarihi meydan düzenlemeleriyle Çorum’un kültürel kimliğini güçlendiriliyor..</p>
<ol start="7">
<li><strong> Halkın katılımı</strong></li>
</ol>
<p>Çorum halkı gastronominin sağlayacağı katma değerin farkında olarak, kentin  UNESCO yolculuğunda en güçlü katkıyı vermek için çalışıyor. Çorum mutfağının geleneksel lezzetleri restoranlarda kolayca bulunabiliyor. Çorum Belediyesi, bu süreçte oluşturduğu gastronomi birimi vasıtasıyla hem vatandaşları hem de restoran sahiplerini bilgilendirmek için çalışıyor.  Restoranların yemek menülerinin yanı sıra, dekorasyonu, menü tasarımları, restoran çalışanlarının kıyafetleri, müşteri karşılama gibi konularda da eğitim çalışmaları yapılıyor.</p>
<p>Şehirde yer alan 8 Kadın Kültür merkezinde her yıl 15 bin üzerinde kadın; geleneksel el sanatları, resim,  müzik, dikiş-nakış, gastronomi benzeri programlara katılarak eğitim alıyor.  Ayrıca,  8 gençlik merkezinde her yıl 30.000 üzerinde ilkokul ortaokul lise öğrencisi akademik, spor ve sanat konularındaki kurslara katılıyor. Çorumlu Obası gençlik kampında her yıl 60.000 öğrenciye eğitim veriliyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2a485b8e602-1781155931.JPG" alt="" width="700" height="414" /><strong>Örnek bir tanıtım faaliyeti: Çorum Açık Ateş Etkinlikleri </strong></p>
<p> 3-7 Haziran 2026 tarihinde Çorum UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları dahilinde düzenlenen Açık Ateş Gastronomi Etkinlikleri,  İspanya, İtalya, Fransa, Brezilya, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere birçok farklı ülkeden şefleri, gastronomi profesyonellerini ve fikir insanlarını  ağırladı.  </p>
<p>Program Bedesten Meydanı’ndaki ateş yakma töreniyle başladı. Çorum Valisi Ali Çalgan, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk ve Çorum Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı Recep Gür’ün açılış konuşmaları ile devam eden etkinlikler, daha sonraki günlerde   açık ateş pişirme teknikleri, şefler ile yerel ustaların birlikte gerçekleştirdikleri workshoplar, Hitit mutfağı ve kültürel miras temalı gezi programları, söyleşiler, sergiler, gastronomi safarileri ve  Gala Yemeği gibi organizasyonlarla devam etti..</p>
<p><strong>Bedesten’de Kadınlar ve gençler ön plandaydı </strong></p>
<p>Etkinliklerde en çok dikkat çeken nokta , her ortamda Hitit Üniversitesi öğrencilerinin yüksek sayıdaki katılımıydı.  Bedesten’deki ilk gün ekinliklerinde Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksek Meslek Okulu Otel, Lokanta ve İkram Hizmetleri Bölümü Öğrencileri ve çeşitli kadın kooperatiflerinin temsilcileri Çorum yemeklerini tanıttılar. Programda Hitit Üniversitesi öğrencilerince hazırlanan resim sergisinin açılışı yapıldı. Yakılan etkinlik ateşi sonrası açılışı yapılan İlklerin Coğrafyası Resim Sergisi gezildi.</p>
<p><strong>Etkinlik akademik içeriğiyle de ön plana açıktı</strong></p>
<p> Geçmişin Peşinde Geleceğin İzinde Etkinlikler kapsamında ilk gün Anitta Hotel’de “Geçmişin Peşinde Geleceğin İzinde” başlığı altında birçok oturum düzenlendi.  Konuşmacılar, Çorum’un gastronomi potansiyelinin yalnızca mutfak kültürüyle değil, tarih, üretim, kültürel miras ve şehir kimliğiyle birlikte ele alınması gerektiğine vurgu yaptılar.   UNESCO yolculuğunun bir tanıtım kampanyasından çok, şehrin sahip olduğu değerleri görünür kılan ve geleceğe taşıyan kapsamlı bir kalkınma vizyonu  olacağı ifade edildi. </p>
<p> Moderatörlüğünü Yemek Kültürü Danışmanı Filiz Hösükoğlu’nun yaptığı Yemek, Bireysel Bir Üretim Mi Yoksa Kolektif Bir Deneyim Midir? oturumunun ardından Osmancık Belediye Başkanı Ahmet Gelgör tarafından gerçekleştirilen Osmancık’ta Pirinç Kültürü sunumu yapıldı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik Açısından Ateşle Pişirme Nasıl Anlaşılmalıdır? oturumu Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kübra Sultan Yüzüncüyıl; Anadolu’da Peynir oturumu ise Yöresel Yemek Araştırmacısı ve Yazar Adnan Şahin moderatörlüğünde gerçekleştirildi. </p>
<p>Gastronomi ve Mutfak Kültürü Yazarı Reha Tartıcı, Yerel Ürünler Ve Sürdürülebilir Tarım Denkleminde Çorum’u konukları ile konuşurken; İskilip Belediye Başkanı İsmail Çizikci ise İskilip Dolmasının Tarihçesi’ni anlattığı sunum ile programda yer aldı.  </p>
<p>Unesco Yolculuğunda Çorum başlıklı oturum; Milliyet Gazetesi Gastronomi Yazarı Zeynep Kakınç’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Kakınç’ın konukları Çorum Valisi Ali Çalgan, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk ve Yöresel Yemek Araştırmacısı – Yazar Adnan Şahin oldu. </p>
<p><strong>Çorumlu Obası’nda yerli ve yabancı ustalar maharetlerini sergilediler.</strong></p>
<p>Çorumlu Obasında düzenlenen Açık Ateş etkinlikleri tam bir şölen havasında geçti. Taş, kül ve doğrudan ateş ile gerçekleştirilen ilkel pişirme tekniklerini izlemek programa   katılan gastronomi öğrencileri için çok değerli bir deneyim oldu.</p>
<p>Oba’da bir yanda, Brezilya ve Uruguay tarafından kurulan açık ateş alanlarında etin yanı sıra sarımsak-soğandan ananas ve portakal gibi sebze meyvelere kadar çeşitli tarifler hazırlandı. Diğer yanda, kadın üreticilerin, sacda yaptıkları baklavalardan tepsi böreklerine, ekmeklerden tandırlardan helvalara birçok özgün lezzet ateşin gücü ile neler yapılabileceğini gösterdi. Adana’dan Erzurum’dan Diyarbakır’a Anadolu’dan birçok usta, kendi  istasyonlarında yemeklerini hazırlayıp, sundular. İspanya’dan Brezilya’ya Uruguay’dan Lübnan’a birçok ülkeden gelen şefler, akademisyenler ve sanatçılarla zenginleşti.</p>
<p>Obadaki büyük Otağı’da gerçekleştirilen Sürdürülebilir Kalkınma İçin Bir Güç Olarak Gastronomi söyleşisi, Sürdürülebilir Gastronomi Uzmanı ve Bağımsız Danışman Blanca Del Nova’nın moderatörlüğünde ve Brezilya’dan Diego Adrian Peres Sosa ve Juan David Diaz Murcia ile İspanya’dan İnaki Gorrochategui Ayerbe ve İvan Carlo Perez konukluğunda gerçekleştirildi.  </p>
<p><strong>Tebrikler…</strong></p>
<p>Çorum UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları dahilinde düzenlenen Açık Ateş Gastronomi Etkinlikleri ilk yılında sınavı başarıyla geçerek, uluslararası bir etkinlik olarak kayda geçti. Başarının gerisindeki herkesi kutlamak gerekiyor. </p>
<ol>
<li><strong>İlk tebrik projeyi sahiplenen kent halkına gitmeli</strong>. Çorum çok temiz bir kent. Halkı kibar. Göç almayan bir beldenin huzuru her yerde hissediliyor. Esnaf ilgili, servis kalitesi yüksek. Konakladığımız Anitta Otel’deki çalışanların ilgisi ve nezaketi, gastronomi alanındaki  kadın girişimcilerin sayısı ve başarıları dikkatimi çekti.  Etkinliklerde sohbet ettiğim kadınlar, girişimciler ve gençler kentin UNESCO Gastronomi Şehri çalışmalarını çok önemsediklerini dile getirdiler. </li>
<li><strong>İkinci </strong>tebrik, Çorum’un yerel yönetimi kentin gastronomi alanında uluslararası bir marka haline gelmesi için yoğun çalışmalar yürüten<strong> yerel yönetime</strong>.   UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Alanı başvuru sürecinin resmen başladığını ,  “Gastro Çorum” projesi kapsamında kentin gastronomi mirasını turizmle bütünleştirdiklerini belirten Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın,  amaçlarını  şu cümlelerle ifade etti: “sadece yemeklerimizi tanıtmak değil; üretim kültürümüzü, imece sofralarımızı, kadın emeğini ve binlerce yıllık mutfak hafızamızı geleceğe taşımaktır. Çorum’un UNESCO Gastronomi Şehri olması için tüm paydaşlarımızla birlikte çalışıyoruz.”</li>
<li><strong>Üçüncü </strong>tebrik: Açık Ateş Festivali’nin fikir babası olan Anadolu Halk Mutfağı Derneği kurucularından, araştırmacı, yazar <strong>Adnan Şahin’e</strong>.  Adnan Bey, eşi Deniz Şahin’le birlikte işlettikleri   “SADE Beş Denizler Mutfağı” adlı restoranın sahibi. Tokatlı olduğu için bölgeyi yakından tanıyor. Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ı  Çorum’un UNESCO başvuru sürecinde, Berlin Turizm Fuarı’na katılmaya yönlendiren Şahin’in  “Açık Ateş” önerisi doğrultusunda İspanya, İtalya ve Brezilya başta olmak üzere birçok ülkeden ünlü şeflerin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyon Çorum’un uluslararası tanıtımına önemli katkı sağladı. Çorum heyeti,  Ekim ayında İspanya’da düzenlenecek San Sebastian Gastronomika Fuarı’na da katılmayı planlıyor. </li>
<li><strong>Dördüncü</strong> tebrik,  <strong>Logos Gastronomik ve Stratejik İletişim Ajansı’na. </strong>Zeynep Kakınç ve ekibi,  <strong>Çorum Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Eray Çetinkaya’nın ekibiyle</strong> birlikte, çok kısa sürece mükemmel bir organizasyona imza attılar. Logos’un kurucusu Zeynep Kakınç,  Gastronomi alanında Türkiye’nin en eski ve saygın sivil toplum örgütü olan Mutfak Dostları Derneği’nin 4 dönemdir yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor.  Slow Food’un Balkan ülkelerinde sürdürdüğü Essedra projesinin 2012-2016 yıllarında Türkiye ortağı olan Mutfak Dostları Derneği’nde hem Anadolu Lezzet Envanteri (ALE) projesinde, hem de “Uluslararası Coğrafi İşaretleme Sistemi” gibi Türk mutfak kültürüne yönelik çalışmalarda sorumluluklar üstlenen Kakınç Gaziantep UNESCO Lansmanı, Uluslararası Akdeniz Ülkeleri Hatay Mutfak Günleri, Gaziantep UNESCO lansmanı ve Adana Lezzet Festivali gibi pek çok ulusal ve uluslararası etkinlikte rol aldı.</li>
</ol>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde de Çorum’dan gelecek yeni haberleri beklemeye devam edelim.  </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unesco-gastronomi-kenti-adayi-corumda-kadinlar-ve-gencler-gelecege-umutla-bakiyor-80859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/9/1280x720/346-1781155881.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UNESCO Gastronomi kenti adayı Çorum’da kadınlar ve gençler  geleceğe umutla bakıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakanliktan-byd-aciklamasi-80830</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 19:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan BYD açıklaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri tarafından, BYD firmasının Türkiye'deki üretim tesisi kurulumuna yönelik yatırım süreciyle ilgili açıklama yaptı. </p>
<p>Elektrikli otomobil üreticisi BYD firması, Türkiye'de 150 bin araç kapasiteli bir üretim tesisi kuracağını duyurmuştu. Bu kapsamda Manisa'da firma tarafından ödenen bedel karşılığında yatırım yeri için tahsis işlemleri yürütülmüş ve yatırım süreci başlamıştı.</p>
<p>Bir süredir yatırımda öngörülen ilerleme kaydedilmediği için, firmanın teşviklerden yararlanma süreci 2026 yılı başında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından askıya alınmıştı.</p>
<p>Firmanın yatırımının ilerlememesine ilişkin sürece dair Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından edinilen bilgiye göre, firma ile yapılan yatırım anlaşması, yatırım anlaşmasındaki koşullar, firmanın yükümlülükleri ve devlete sunduğu teminatlar geçerliliğini koruyor.</p>
<p>Bakanlık tarafından tüm süreçler ise resmi usüllere uygun olarak yürütülmeye devam ediyor.</p>
<p>Yatırımların tamamlanmaması durumunda, firmalar elde ettikleri teşvikleri, ilgili yasal düzenlemeler ile sundukları taahhüt ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlüler.</p>
<p>Bakanlık yetkilileri, yerli ve yabancı hiçbir firmanın herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmadığını, kuralların herkes için geçerli olduğunu, tüm süreçlerde kamunun çıkarlarının güçlü şekilde teminat altına alındığını ifade etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakanliktan-byd-aciklamasi-80830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/2/1280x720/byd-1767856712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı&#039;ndan BYD şirketi hakkında yapılan açıklamada, &quot;Firma ile yapılan yatırım anlaşması, yatırım anlaşmasındaki koşullar, firmanın yükümlülükleri ve devlete sunduğu teminatlar geçerli. Yatırımların tamamlanmaması durumunda, firmalar elde ettikleri teşvikleri, ilgili yasal düzenlemeler ve sundukları taahhüt ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlü.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-harcamalari-2025te-yuzde-44-artti-80829</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 19:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat harcamaları 2025&#039;te yüzde 44 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) tarafından KPMG iş birliğiyle hazırlanan aylık sektör raporunun nisan sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, inşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin genel büyüme hızını geride bırakarak 2025 yılında yüzde 10,8 büyüdü. Bu performans, yüzde 3,6 olarak gerçekleşen ülke gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesine en büyük katkıyı sağlayan sektörlerin başında gelmesini sağladı.</p>
<p>Yılın son çeyreğinde yüzde 8,6 büyüyen sektör, son çeyrekte ivme kaybetmesine karşın yıl genelinde ülke ekonomisinin üzerinde performans sergiledi.</p>
<p>Türkiye genelindeki inşaat harcamaları geçen yıl 2024'e göre yüzde 44 artarak 9,09 trilyon liraya yükseldi. Son çeyrekte ise yüzde 38,6 artışla 2,38 trilyon lira oldu.</p>
<p>Sıkı finansman koşulları, maliyet baskıları ve finansal piyasalardaki dalgalanmalara rağmen sektörün 2025 yılı boyunca büyümesini sürdürmesi, proje bazlı yatırımların, zorunlu harcamaların, afet sonrası yeniden imar faaliyetlerinin ve kentsel dönüşüm çalışmalarının sektöre sağladığı desteği ortaya koydu. Son çeyrekteki yavaşlama ise finansman maliyetleri ve talep koşullarının sektör üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin daha belirgin hale geldiğine işaret etti.</p>
<p><strong>Martta 9 alt sektör üretimini artırdı</strong></p>
<p>Raporda, alt sektörlerin incelendiği inşaat malzemesi sanayi üretim endeksinin mart sonuçları da paylaşıldı. Buna göre, 20 alt sektörün 9’unda inşaat malzemesi sanayi üretimi yıllık bazda artarken, 9 alt sektörde geriledi, 2'sinde ise değişmedi.</p>
<p>En yüksek üretim artışı yüzde 19,7 ile "seramik kaplama malzemelerinde" görülürken onu yüzde 13,9 ile "yalıtımlı kablolar", yüzde 12,7 ile "metal yapı ve yapı parçaları" izledi. "Mermer ve granit", "inşaat amaçlı beton ürünleri", "kilit ve donanım eşyaları", "inşaat amaçlı alçı ürünleri", "tuğla ve kiremit" ile "demir ve çelik inşaat ürünlerinin" üretimi de arttı.</p>
<p>Üretimin en çok azaldığı alt sektör ise yüzde 5,2 ile "ahşap inşaat malzemeleri" oldu. "Armatür, musluk, valf ve vana" üretimi yüzde 5, "hazır beton" üretimi yüzde 4,9, "ısıtma-soğutma-havalandırma donanımları" üretimi yüzde 3,1 düştü. "Seramik sağlık gereçleri", "çimento", "metalden kapı ve pencere", "elektrikli aydınlatma ekipmanları" ile "inşaat boya ve verniklerinin" üretimi de azaldı.</p>
<p>"Plastik inşaat malzemesi" ile "inşaat camları" üretiminde ise değişim görülmedi.</p>
<p><strong>Yapı ruhsatlarında artış eğilimi ilk çeyrekte de sürdü</strong></p>
<p>Rapora göre, ocak-mart döneminde yapı ruhsatı verilen bina sayısı, geçen yılın son çeyreğindeki güçlü artış eğilimini sürdürdü. Bu dönemde yıllık bazda yapı ruhsatı verilen bina sayısı yüzde 19,6, daire sayısı yüzde 37 ve yüz ölçümü yüzde 26,1 arttı. Bu artış, sektörün ileriye dönük proje geliştirme iştahının korunduğuna işaret etti.</p>
<p>İlk çeyrekte yapı kullanım izni alınan daire sayısı yüzde 10,1, bina sayısı ise yüzde 4,8 arttı. Bu görünüm, yapı kullanım izni alan projelerde bina başına düşen ortalama daire sayısının arttığına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-harcamalari-2025te-yuzde-44-artti-80829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İMSAD, inşaat harcamalarının 2025&#039;te yıllık bazda yüzde 44 artışla 9 trilyon lirayı aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekom-ceosu-sahin-turkiyenin-teknoloji-ihrac-eden-ulke-vizyonuna-katki-sagliyoruz-80828</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ebubekir Şahin: Türkiye&#039;nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, milli mühendislik gücüyle geliştirdiği SEBA mimarisi temelli genişbant erişim çözümü Netsia BB Suite'te önemli bir kilometre taşınının geride bıraktığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre, Türk Telekom ve grup şirketi Argela tarafından Linux Foundation Broadband ekosistemi altında geliştirilen Yazılım Tabanlı Genişbant Erişim Çözümü'nün (SEBA) ulaştığı hane sayısı 1 milyonu aştı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, açık kaynak kodlu, bulut tabanlı ve üretici bağımsız mimarisiyle yeni nesil fiber şebekelerin dönüşümünde kritik rol üstlenen Netsia BB Suite, Türkiye'nin 81 ilinde yaygın olarak kullanılıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Türk Telekom'un Fiber to the Home (FTTH) altyapısında aktif olarak kullanılan çözüm, açık kaynak teknolojilerinin yalnızca AR-GE aşamasında değil, büyük ölçekli canlı şebekelerde de olgunluk ve sürdürülebilirlik açısından yaygın bir seviyeye ulaştığını gösteriyor." denildi. </p>
<p>Marka, SEBA çözümünü dünyada ilk kez 2021'de ticari genişbant şebekesinde kullanmaya başladı. Çözüm sayesinde yeni servislerin daha hızlı devreye alınması, teknoloji dışa bağımlılığının azaltılması, kaynak kullanımının optimize edilmesi ve gelecekteki genişbant ihtiyaçlarına daha çevik yanıt verilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Ulaştığı ölçekle açık kaynak tabanlı genişbant erişim teknolojilerinde kendi alanında dünyanın en büyük uygulaması konumuna ulaşan Netsia BB Suite'nin, telekomünikasyon sektörünün en prestijli ödüllerinden NetworkX Awards 2025'te "Outstanding Multi-Gigabit Fibre Access Innovation" (Multi Gigabit Fiber Erişimde Üstün İnovasyon) kategorisinde birincilik elde ederek sektördeki yenilikçi liderliğini tescillediği belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Türk Telekom'un grup şirketi Argela ve Netsia'nın katkılarıyla açık ağ standartları temel alınarak geliştirilen Netsia BB Suite ile geleneksel genişbant mimarilerinde donanım üzerinde üreticiye bağımlı şekilde çalışan birçok fonksiyon, yazılım tabanlı yapılar sayesinde bağımsız hale geliyor. Bulut bilişim teknolojileriyle sanal sunucular üzerinde çalışan çözüm, donanım yatırım maliyetlerini azaltırken farklı üreticilere ait sistemlerin aynı platformda birlikte çalışabilmesine olanak tanıyor. SEBA platformu, yazılım ve bulut tabanlı ayrıştırılmış şebeke yaklaşımıyla operatörlere geleceğe hazır bir altyapı sunuyor. Türk Telekom'un 2030 vizyonu doğrultusunda kritik kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilen Netsia BB Suite, hem yeni FTTH altyapılarında hem de mevcut altyapıların yeni nesil fiber dönüşüm projelerinde aktif olarak kullanılmaya devam ediyor." denildi.</p>
<p>Türk Telekom, Netsia BB Suite çözümünün kapsama alanını gelecek dönemde stratejik yatırımlarla daha da genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>"Milli teknoloji hamlemizi küresel arenada başarıyla temsil etmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, Türkiye'nin dijital dönüşümünün öncüsü olarak, yerli ürün geliştirme vizyonlarıyla teknoloji üreten ve ihraç eden bir Türkiye için çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>Şahin, milli mühendislik güçleriyle geliştirdikleri SEBA teknolojisinde 1 milyon hane erişimini aşarak dünyada bir ilki gerçekleştirmenin sevincini yaşadıklarını vurguladı.</p>
<p>Türk mühendislerinin emeğiyle hayata geçirdikleri yenilikçi çözümün, küresel ekosistemde standartlara yön veren bir seviyeye ulaştığına dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'den çıkan bir teknolojiyi dünya standartları seviyesine taşımaktan ve küresel telekomünikasyon sektörüne yön vermekten büyük gurur duyuyoruz. Türk Telekom olarak, milli ürün geliştirme vizyonuyla yatırımlarımıza ve çalışmalarımıza devam ederken 2024 ve 2025 yıllarını Türkiye'de Patent Başvuru kategorisinde lider olarak tamamladık. Grup şirketlerimiz Argela ve Netsia ile uzun yıllardır yürüttüğümüz AR-GE çalışmaları sayesinde 5G ve yeni nesil iletişim teknolojileri alanında 70'in üzerinde uluslararası patente sahibiz.</p>
<p>SEBA Netsia BB Suite, RIC ve uydu bağımsız 5G senkronizasyonu gibi çözümlerimizi küresel pazarlara taşıyor, Türkiye'nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz. Türk Telekom olarak ülkemizin yenilikçi teknolojileri yalnızca kullanan değil, geliştiren ve dünyaya sunan bir güç olması hedefi doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kendi kendine yeten, dışa bağımlılığı azaltan, teknoloji ihraç eden bir Türkiye vizyonuyla milli teknoloji hamlemizi küresel arenada başarıyla temsil etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekom-ceosu-sahin-turkiyenin-teknoloji-ihrac-eden-ulke-vizyonuna-katki-sagliyoruz-80828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/ebubekir-sahin-1767253912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;SEBA Netsia BB Suite, RIC ve uydu bağımsız 5G senkronizasyonu gibi çözümlerimizi küresel pazarlara taşıyor, Türkiye&#039;nin teknoloji ihraç eden ülke vizyonuna katkı sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurun-alimi-150-bin-tonu-gecti-80827</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR&#039;un alımı 150 bin tonu geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, ÇAYKUR Genel Müdürlüğü'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, 20 Mayıs'ta yaş çay alım kampanyasını başlattıklarını hatırlattı.</p>
<p>Yaş çay alımlarının devam ettiğini belirten Alim, "Bu yıl hava şartları nedeniyle biraz ötelenme oldu ama normal şartlar altında alımlarımız her yıl olduğu gibi devam ediyor." dedi.</p>
<p>Özellikle il dışından gelen üreticilerin bayram tatili süresince çay hasadını kısa sürede tamamlamak istemesi nedeniyle alım yerlerinde yoğunluk oluştuğunu dile getiren Alim, "Üreticilerimiz bu konuda haklı. Bayram tatiline gelmişken çayı da bir şekilde 'bitirip gidelim' düşüncesiyle yola çıktılar. Alımlarımız devam ediyor. Şu an itibarıyla 150 bin tonu geçtik." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Tüm çayı alacağız"</strong></p>
<p>Alim, dün bir günlüğüne yaş çay alımlarına ara verdiklerine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"19 bin ton stok olunca ister istemez iki günlük çay birikmişti. Bugün tekrar alımlarımıza başladık. Çay zaten tam şimdi kıvamına gelmiş durumda. Biz çayın tamamını almak için var gücümüzle çalışıyoruz. Tüm çayı alacağız. Üreticimiz herhangi bir sıkıntı olur veya alım durur gibi bir düşüncesi olmasın. Hiçbir kesinti olmadan tamamını inşallah alıp kampanyamızı hayırlısıyla bitirmeye çalışacağız."</p>
<p>Çayı işleyecekleri kapasitenin belli olduğuna işaret eden Alim," Çay 24 saatten fazla beklemiyor. Makineleşmeye karşı değiliz. Üreticilerimizin rahatlığına, daha sağlıklı şartlar içerisinde çay hasadına karşı değiliz ama acele edip bir günde herkes çayını toplamaya çalışırsa ister istemez sıkıntı oluyor. Sırf o sıkıntıyı aşabilmek için arada bir stoklar aşırı derecede yoğunlaşınca ara vermek zorunda kaldık. İlk ara verdiğimizde 20 bin ton gibi bir sıkıntı oluşmuştu." diye konuştu.</p>
<p>Alim, beyaz çayın ise daha zor toplandığını ifade ederek, "Bugün itibarıyla 4,5 kilo gibi çok az bir miktarda toplanabilmiş. Geçen yıl kilosu 6 bin liraydı bu yıl ise 8 bin lira. Bence güzel bir fiyat. Pek fazla toplanmıyor. Geçen yıl 250 kilo civarında beyaz çay aldık. Bu yıl da umarım aynı yere geliriz." dedi.</p>
<p>Soğuk çay Didi'de geçen yıl 153 milyon litre satış yaptıklarını aktaran Alim, "Bu yıl hedefimiz 170-175 milyon litre gibi bir satış düşünüyorum. Çünkü üretimimiz arttıkça satışımız da artıyor. " ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurun-alimi-150-bin-tonu-gecti-80827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/7/1280x720/yusuf-ziya-alim-1781106968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, birinci sürgünde 150 bin tonun üzerinde yaş çay alımı gerçekleştirdiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-9-kez-turkiyenin-en-degerli-markasi-80825</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY 9. kez &#039;Türkiye&#039;nin en değerli markası&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanlığı, şirketin 2018 yılından bu yana kesintisiz olarak koruduğu "Türkiye'nin en değerli markası" ünvanını bu yıl da sürdürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, marka değerini bir önceki yıla göre yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolara yükselten THY, Türkiye'nin en değerli markası ünvanını üst üste 9. kez korurken, küresel hava yolu markaları sıralamasında da yükselişini sürdürerek dünyanın en değerli hava yolları arasında 15'inci sıraya yerleşti ve bugüne kadarki en başarılı derecesini elde etti.</p>
<p><strong>"Bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında temsil eden bayrak taşıyıcı marka olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını belirterek, "9 yıldır aralıksız şekilde Türkiye'nin en değerli markası olarak gösterilmek ve marka değerimizi yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolar seviyesine yükseltmek, ortaya koyduğumuz istikrarlı büyümenin ve güçlü marka stratejimizin önemli bir göstergesidir. Türk Hava Yolları olarak hizmet kalitesine ve sürdürülebilir büyümeye odaklanarak ülkemize değer katmaya ve bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyanın önde gelen bağımsız marka değerleme ve danışmanlık şirketi olan Brand Finance, 1996 yılından beri pazarlama ile finans arasında köprü kurma amacını taşıyor. 30 yıldan bu yana markaların finansal değerini hesaplayan şirket, her yıl dünyanın en büyük 6 bin markasını değerlendiriyor ve markaları ülke ve sektör bazında sıralayarak kamuoyu ile bu bilgileri paylaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-9-kez-turkiyenin-en-degerli-markasi-80825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;9 yıldır aralıksız şekilde Türkiye&#039;nin en değerli markası olarak gösterilmek ve marka değerimizi yüzde 27 artırarak 2,9 milyar dolar seviyesine yükseltmek, ortaya koyduğumuz istikrarlı büyümenin ve güçlü marka stratejimizin önemli bir göstergesidir. Türk Hava Yolları olarak hizmet kalitesine ve sürdürülebilir büyümeye odaklanarak ülkemize değer katmaya ve bayrağımızı gökyüzünde gururla taşımaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-icin-avrupa-yatirim-bankasindan-200-milyon-euroluk-kredi-anlasmalari-80824</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşüm için Avrupa Yatırım Bankasından 200 milyon euroluk kredi anlaşmaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin yeşil dönüşüm hedeflerini desteklemek amacıyla, Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kaynaklarından sağlanacak toplam 200 milyon euroluk finansman için AYB ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) ve AYB ile Türk Eximbank arasında iki ayrı finansman anlaşması imzalandı. </p>
<p>Bu kapsamda, Hazine geri ödeme garantisi altında TKYB aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına 100 milyon euro, Türk Eximbank aracılığıyla da Türk ihracatçıların yeşil finansman projelerine 100 milyon euro kaynak sağlanacak.</p>
<p>TKYB Genel Müdürü İbrahim Öztop, imza töreninde yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşmanın TKYB ve Türkiye açısından özel bir önem taşıdığına dikkati çekerek, AYB'nin uzun yıllardır Türkiye'nin önemli kalkınma ortaklarından biri olduğunu dile getirdi.</p>
<p>AYB ile son finansman anlaşmalarının 2017'de gerçekleştiğini anımsatan Öztop, "Bu nedenle, AYB'nin Türkiye'deki finansman faaliyetlerinde başlattığı yeni dönemin ortakları arasında yer almaktan ayrıca mutluluk duyuyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Öztop, bu iş birliğini yalnızca bir finansman anlaşması olarak değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisine, kapsamlı dönüşüm gündemine ve uzun vadeli kalkınma potansiyeline duyulan güçlü bir güvenin göstergesi olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>TKYB olarak sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmaya katkı sağlayan yatırımlar için uzun vadeli uluslararası finansmanı mobilize ettiklerini söyleyen Öztop, "Son yıllarda sürdürülebilirlik ve iklim finansmanı, faaliyetlerimizin giderek daha önemli bir parçası haline geldi. Uluslararası ortaklarımızla yakın iş birliği içinde çalışmayı ve ekonomik, sosyal ve çevresel değer yaratan etkili yatırımlara finansman sağlamayı sürdürüyoruz." dedi.</p>
<p>Öztop, şirketlerin iklim riskleri ve yükselen enerji maliyetlerinin şekillendirdiği giderek daha karmaşık bir ortamda faaliyet gösterdiğini vurgulayarak, bu koşullarda verimliliği artıran ve dayanıklılığı güçlendiren yatırımların artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik haline geldiğini anlattı.</p>
<p>Öztop, şöyle devam etti:</p>
<p>"100 milyon euroluk finansman paketi yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve yeşil sanayi alanlarındaki yatırımları destekleyecek. Bu sayede Türk şirketlerinin verimliliklerini artırmalarına, rekabet güçlerini geliştirmelerine ve değişen küresel ekonomiye uyum sağlamalarına katkı sunulacak. Aynı zamanda bu ortaklık, Türkiye'nin daha geniş kapsamlı sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ve yeşil dönüşüm çabalarına da katkı sağlayacak. Bu tür ortaklıklar, ortak sorunların çözümünde ve daha dayanıklı bir geleceğin inşasında uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koyuyor."</p>
<p><strong>"Ortak kararlılığımızın göstergesi"</strong></p>
<p>Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney de, "Finansman kapsamında, Türk ihracatçılarının yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik projelerine destek sağlayacağız. Böylece ihracatçılarımızın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasına uyum sağlamalarına katkıda bulunacağız." diye konuştu.</p>
<p>Türk ihracatçılarının Avrupa ülkelerine ihracatlarını sürdürebilmelerinin önemine dikkati çeken Güney, Avrupa'nın Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı konumunda bulunduğunu anımsattı.</p>
<p>Güney, bugün imzaladıkları anlaşmanın daha yeşil ve sürdürülebilir bir sanayiyi destekleme yönündeki ortak kararlılıklarının bir göstergesi olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin ihracat sektörüne ve Türk Eximbank'a duyduğu güvenden dolayı AYB'ye teşekkürlerini sundu.</p>
<p><strong>"Bu anlaşma yeni bir dönemin başlangıcı"</strong></p>
<p>AYB Başkan Yardımcısı Robert de Groot ise Türk Eximbank ve TKYB ile imzalanan 100'er milyon euroluk iki kredi anlaşmasıyla, Türkiye genelindeki KOBİ'lere finansman sağlanacağını, bu kaynakların enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji projelerini destekleyerek tedarik zincirlerinin güçlendirilmesine, karbon emisyonlarının azaltılmasına ve yeni yeşil istihdam alanlarının oluşturulmasına katkı sunacağını belirtti.</p>
<p>KOBİ'lere ulaşma konusunda güçlü uzmanlığa sahip bu iki kurum aracılığıyla, finansmanı en çok ihtiyaç duyulan alana, yani reel ekonomiye yönlendirmeyi hedeflediklerinden bahseden Groot, AYB olarak bu anlaşmayı, banka ile Türkiye'nin bankacılık sektörü arasındaki iş birliğinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak gördüklerini ifade etti.</p>
<p>Groot, son birkaç günde gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinde hükümet yetkilileriyle bir araya gelerek iş birliğini hangi alanlarda ve nasıl geliştirebileceklerini görüştüklerini anlatarak, "Uzmanlık alanımız, sürdürülebilir ulaşım, temiz enerji ve su altyapısı gibi çevresel etkisi yüksek alanlarda, güçlü bir altyapı bileşeni içeren projelere uzun vadeli finansman sağlamak. Bu projeler kamu kurumları ya da özel sektör ortakları tarafından hayata geçirilebiliyor. Avrupa Birliği içinde ve dışında uzun yıllara dayanan bir deneyime sahibiz. AYB olarak en güçlü katkımızı da sahip olduğumuz bu birikim ve tecrübeyle sunabiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin yeşil ve dayanıklı büyüme hedeflerini ilerletmek için güçlü bir konumda bulunduğunu düşündüklerini kaydeden Groot, AYB olarak bu sürece destek vermeye hazır olduklarını belirtti. Groot, "Bugün attığımız imzalar, birlikte neler başarabileceğimizi gösteriyor. Aynı zamanda bu, önümüzdeki yıllarda daha derin ve daha kalıcı bir ortaklığın da kapısını aralıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-icin-avrupa-yatirim-bankasindan-200-milyon-euroluk-kredi-anlasmalari-80824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/euro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin yeşil dönüşüm hedeflerini desteklemek amacıyla, Avrupa Yatırım Bankasından sağlanacak toplam 200 milyon euroluk finansman için AYB ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ve AYB ile Türk Eximbank arasında iki ayrı finansman anlaşması imzalandı. Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, &quot;Finansman kapsamında, Türk ihracatçılarının yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik projelerine destek sağlayacağız. Böylece ihracatçılarımızın Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasına uyum sağlamalarına katkıda bulunacağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-ankara-istanbul-yht-seferleri-yarim-saat-kisalacak-80821</guid>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 18:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: Ankara-İstanbul YHT seferleri yarım saat kısalacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı'nda Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) İşletmesi Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda sürdürülen T26 Tüneli ve Doğançay Ripajı-2 projeleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Ankara-İstanbul YHT Hattı kapsamında Eskişehir-İstanbul güzergahında darboğaz yaşanan üç kritik kesim bulunduğuna dikkati çeken Uraloğlu, "12 kilometrelik Doğançay Ripajı-1 kesimi 2022'de hizmete açıldı. Şimdi T26 Tüneli ve Doğançay Ripajı-2 kesimlerini de tamamlayarak Ankara-İstanbul YHT Hattı'ndaki darboğazları tamamen ortadan kaldıracağız. Hatta devam eden çalışmalarımız tamamlandığında Ankara ile İstanbul arasında YHT ile 4 saat 7 dakika süren yolculuk 3 saat 37 dakikaya düşecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, T26 Tüneli ile Ankara-İstanbul YHT Hattı'nın Alifuatpaşa-Arifiye kesiminde saatte 250 kilometre işletme hızına uygun hat bütünlüğünü sağlayacaklarını aktardı.</p>
<p>Mevcut durumda hızlı trenlerin yaklaşık 9,2 kilometrelik konvansiyonel hatta ortalama 55 kilometre hızla ilerlemek zorunda kaldığı kesimi 8 kilometrelik T26 Tüneli ile baypas ettiklerine işaret eden Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Bozüyük-Bilecik hattında seyahat süresi T26 Tüneli sonrası 11 dakika kısalarak 9 dakikaya düşecek. Ayrıca tek hatlı bağlantı nedeniyle tren buluşmalarında yaşanan gecikmeleri azaltacak, yük trenleri üzerindeki işletme kısıtlarını da kaldıracağız. Toplam 5 bin 587 metrelik tünelin altyapı çalışmalarını tamamladık. Üstyapı, elektrifikasyon ve sinyalizasyon çalışmalarına devam ediyoruz."</p>
<p><strong>Doğançay Ripajı-2 ile 19 dakikalık kazanç</strong></p>
<p>Uraloğlu, Doğançay Ripajı-2 Projesi'nin de Ankara-İstanbul YHT hattındaki en kritik kesimlerden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Proje kapsamında 7 bin 544 metre tünel, 3 bin 795 metre güvenlik tüneli ve yaklaşık 795 metre viyadük imalatı gerçekleştirildiğini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Doğançay Ripajı-2'nin tamamlanmasıyla bu kesimde seyahat süresi 23 dakikadan 4 dakikaya düşecek. Böylece Ankara-İstanbul YHT Hattı'nda toplam 19 dakikalık kazanç sağlanacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-ankara-istanbul-yht-seferleri-yarim-saat-kisalacak-80821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Hatta devam eden çalışmalarımız tamamlandığında Ankara ile İstanbul arasında YHT ile 4 saat 7 dakika süren yolculuk 3 saat 37 dakikaya düşecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
