<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-89414</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 15:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSEDAD’a göre eylülde çiğ süt maliyeti 29.34 TL’ye yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İZMİR / EKONOMİ</p>
<p>Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Maliyet Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, eylül ayında sıcak çiğ sütün maliyeti ağustos ayına göre 84 kuruş artarak 29.34 TL’ye yükseldi. Artışta mazot ve kesif yem fiyatlarına gelen zamlar etkili oldu.</p>
<p>TÜSEDAD yönetim kurulu tarafından yapılan açıklamada hesaplamaların 100 baş sağmal üzerinden günlük ortalama 30 litre süt verimi esas alınarak oluşturulan işletme modeli çerçevesinde yapıldığına dikkat çekilerek, “Kesif yem fiyatlarına temmuz ayına göre ağustosta %11 ve ağustos ayı fiyatlarına da eylül ayında %8 zam gelmiştir. Girdi maliyetlerine gelen bu yükselişin yanında reforme inek ve düve kesim fiyatlarında bir değişim olmamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist ortamdan kaynaklı koruyucu hekimlik ve sağlık giderleri de TÜİK verileri dikkate alınarak güncellenmiştir. Gelinen noktada, Ulusal Süt Konseyi tarafından Ekim ayına kadar sabitlenen çiğ süt referans fiyatının gözden geçirilmesi önerimizdir. Nitekim, Bakanlığımız ve Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından düzenlenen Süt Çalıştayı’nda alınan karar gereği Ulusal Süt Konseyi’nin 3 ayda bir çiğ süt satış tavsiye fiyatını güncellemesi gerekmektedir. Ancak 1 Mayıs’tan geçerli olarak ilan edilen fiyat 5 ay boyunca sabit bırakılmıştır” denildi.</p>
<p>Çiğ süt fiyatının üreticinin gerçek maliyetleri temel alınarak belirlenmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Maliyet hesabındaki tüm varsayımlar ve kalemler şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Fiyatlandırma yalnızca bugünü değil, önümüzdeki üç ayı da kapsayacak sürdürülebilir bir yaklaşım içermelidir. TÜFE sepetinde süt ürünlerinin payı sınırlıyken, üretici fiyatını baskılamak tek başına çözüm değildir. Ekim'deki değerlendirmede yalnızca bugünün koşulları değil, yılbaşına kadar uzanacak maliyet riskleri de hesaba katılmalıdır. Aksi halde üreticinin sürü küçültme riski artar. Bu da süt hayvanı varlığını ve dolayısıyla ülkenin süt ve et arzını riske sokar. Bu nedenle çağrımız, üretimin sürekliliğini güvenceye alacak, şeffaf ve gerçek maliyete dayalı bir fiyatlama yaklaşımının benimsenmesidir.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-89414</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-1791548624.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSEDAD tarafından yapılan açıklamada Ulusal Süt Konseyi’nin 3 ayda bir açıklaması gereken çiğ süt tavsiye fiyatını 5 aydır güncellemediğine dikkat çekilerek, fiyatlandırma yapılırken sadece bugünün değil yılbaşına kadar uzanacak maliyet risklerinin de göz önüne alınması istendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucretin-iki-yuzu-alana-dusuk-verene-yuksek-89408</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari Ücretin İki Yüzü: Alana Düşük, Verene Yüksek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in geçtiğimiz günlerde kullandığı <strong>“Asgari ücret alana düşük, verene yüksek”</strong> ifadesi, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu önemli bir maliyet ve gelir açmazını kısa biçimde tarif ediyor. Özel, özellikle tekstil, dericilik ve ev tekstili gibi emek yoğun sektörlerde ücret maliyetinin uluslararası rekabet açısından işletmeleri zorladığını ifade ediyor.</p>
<p>Bu sözü siyasi tartışmanın ötesinde, işletme ve hane bütçeleri açısından değerlendirdiğimizde gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir tabloyla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Çünkü bugün aynı ücret bordrosuna iki farklı taraftan baktığınızda iki farklı ekonomik gerçek görüyorsunuz.</p>
<p>İşçi bordronun <strong>net ücret</strong> tarafına, işveren ise <strong>toplam maliyet</strong> tarafına bakıyor.</p>
<p>Ve ikisi de kendi açısından haklı bir sıkışmışlık yaşıyor.</p>
<p><strong>Alan İçin Neden Düşük?</strong></p>
<p>2026 yılında net asgari ücret <strong>28.075,50 TL</strong>, brüt asgari ücret ise 33.030 TL. Bir önceki yıla göre net asgari ücretteki artış yüzde 27,01 oldu.</p>
<p>Ancak mesele ücretin nominal olarak ne kadar arttığından çok, <strong>bu ücretle ne kadar mal ve hizmet satın alınabildiği</strong> meselesidir.</p>
<p>TÜİK verilerine göre Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde <strong>31,51</strong>. Üstelik asgari ücretlinin bütçesinde çok daha önemli ağırlığa sahip bazı kalemlerde artış daha yüksek: gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde <strong>33,79</strong>, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde <strong>39,77</strong> seviyesinde.</p>
<p>Dolayısıyla asgari ücretlinin problemi yalnızca aldığı maaş değildir.</p>
<p><strong>Kira, gıda, ulaşım, enerji, eğitim ve temel yaşam giderlerinin ücretlerden daha hızlı yükselmesi</strong>, maaşın satın alma gücünü eritiyor.</p>
<p>28 bin liralık bir ücretin önemli bölümü daha ayın başında kira ve zorunlu giderlere ayrıldığında geriye kalan tutarla dört haftalık bir aile bütçesi oluşturmak giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Bu nedenle çalışan açısından sorun çok açık:</p>
<p><strong>Ücret yükseliyor ama hayat daha hızlı pahalanıyor.</strong></p>
<p>Asgari ücretlinin cebine giren paranın nominal değeri artarken, o paranın satın alabildiği mal ve hizmet miktarı aynı ölçüde artmıyorsa ücret artışı refah artışına dönüşemiyor.</p>
<p>“Asgari ücret alana düşük” ifadesinin ekonomik karşılığı tam da burada yatıyor.</p>
<p><strong>Peki Verene Neden Yüksek?</strong></p>
<p>Aynı bordronun diğer tarafında işveren var.</p>
<p>Çalışanın hesabına <strong>28.075 TL</strong> girerken işverenin maliyeti bununla sınırlı değil.</p>
<p>2026 yılında brüt asgari ücret 33.030 TL iken SGK prim indirimi uygulanmayan bir çalışan için işverene toplam maliyet <strong>40.874,63 TL'ye</strong> kadar çıkıyor. İmalat sektöründe beş puanlık SGK prim indirimi uygulanması halinde dahi maliyet <strong>39.223,13 TL</strong>.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise yıllık değişim.</p>
<p>Net asgari ücret 2025'ten 2026'ya <strong>yüzde 27,01</strong> artarken, indirimsiz işveren maliyetindeki artış <strong>yüzde 33,48</strong> olarak gerçekleşmiş durumda.</p>
<p>Üstelik işveren açısından personel maliyeti yalnızca bordrodaki rakamdan oluşmuyor.</p>
<p>Yemek, servis, iş sağlığı ve güvenliği, kıdem ve ihbar yükümlülükleri, izinler, fazla mesailer, yan haklar, iş kıyafetleri, eğitim giderleri ve diğer insan kaynağı maliyetleri de hesaba katıldığında <strong>bir çalışanın işletmeye gerçek maliyeti bordrodaki rakamın üzerine çıkıyor.</strong></p>
<p>Özellikle yüzlerce kişinin çalıştığı emek yoğun işletmelerde birkaç bin liralık kişi başı maliyet artışı bile aylık toplam giderlerde milyonlarca liralık fark oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Sorun sadece işçilik maliyeti de değil</strong></p>
<p>İşveren aynı anda başka bir maliyet baskısıyla da mücadele ediyor.</p>
<p>Enerji, hammadde, kira, lojistik, finansman, bakım-onarım, yazılım, sigorta ve genel yönetim giderleri yükselirken işletmelerin bütün bu artışları satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtması her zaman mümkün olmuyor.</p>
<p>İç piyasada tüketicinin satın alma gücü zayıfladığı için fiyat artırmak satış miktarını düşürebiliyor.</p>
<p>İhracatta ise fiyatı işletme değil, büyük ölçüde uluslararası piyasa belirliyor.</p>
<p>Özellikle tekstil, mobilya, metal, hazır giyim ve benzeri sektörlerde Türk üreticisinin rakibi artık yalnızca yan fabrikadaki üretici değil; <strong>Mısır'daki, Vietnam'daki, Hindistan'daki veya başka bir düşük maliyetli üretim merkezindeki işletme.</strong></p>
<p>Nitekim Özel de açıklamasında özellikle tekstil gibi sektörlerde ücret maliyetinin Mısır ve Afrika ülkelerindeki rakiplerle karşılaştırıldığında rekabet baskısı oluşturduğunu söylüyor.</p>
<p>İşte “verene yüksek” kısmının temelinde de bu gerçek yatıyor.</p>
<p><strong>Kağıt Üzerinde Kar, Kasada Para Yok</strong></p>
<p>Sahada gördüğümüz bir başka önemli sorun ise işletmelerin <strong>nakit döngüsünün bozulması.</strong></p>
<p>Bir işletme bugün malını üretiyor; işçinin maaşını, SGK'sını, elektriğini, doğalgazını, vergisini ve hammadde bedelini bugün ödüyor.</p>
<p>Ama ürettiği malın bedelini belki <strong>60, 90 hatta 120 gün sonra</strong> tahsil ediyor.</p>
<p>Aradaki süreyi finanse etmek zorunda.</p>
<p>Eskiden işletme sermayesi açığı daha makul maliyetlerle banka kredileriyle kapatılabilirken, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle bugün bu yöntem de işletmeler açısından çok daha ağır bir yük oluşturabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle birçok işletmede sorun artık yalnızca: <strong>“Kâr ediyor muyum?” </strong>sorusu değil.</p>
<p>Daha kritik soru: <strong>“Ay sonunda maaşı, SGK'yı, vergiyi, tedarikçiyi ve krediyi ödeyecek nakdi üretebiliyor muyum?” </strong>olmaya başladı.</p>
<p>Bir şirket bilançosunda kâr gösterebilir ama işletme sermayesi alacak ve stoklarda kilitlenmişse kasasında ödeme yapacak para bulunmayabilir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'de reel sektör açısından önümüzdeki dönemin en önemli kavramlarından birinin <strong>nakit akışı yönetimi</strong> olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>İşçilik Giderlerinin Maliyet İçindeki Ağırlığı Artıyor</strong></p>
<p>Özellikle emek yoğun sektörlerde personel giderlerinin toplam üretim maliyeti içerisindeki payının yükselmesi işletmeleri farklı arayışlara itiyor.</p>
<p>İşletme bunun karşılığında verimlilik artışı sağlayamıyorsa önünde birkaç seçenek kalıyor:</p>
<p>Fiyat artırmak, kârlılıktan vazgeçmek, çalışan sayısını azaltmak, otomasyona yönelmek veya üretimin bir bölümünü daha düşük maliyetli bölgelere taşımak.</p>
<p>Bunların hiçbiri ekonomi açısından kolay seçenekler değil.</p>
<p>Çünkü ücret maliyetindeki sorun sonuçta <strong>istihdam problemine</strong> dönüşebiliyor.</p>
<p><strong>Çalışanı işverene karşı konumlandırmak çözüm değil</strong></p>
<p>Asgari ücret tartışmalarında yapılan en büyük hatalardan biri meseleyi yalnızca <strong>işçi-işveren karşıtlığı</strong> üzerinden okumaktır.</p>
<p>Oysa çalışan ile işveren aynı ekonomik zincirin iki tarafıdır.</p>
<p>İşçi; <strong>“Bu ücretle geçinemiyorum.” </strong>diyor.</p>
<p>İşveren ise; <strong>“Bu maliyetle üretemiyorum.” </strong>diyor.</p>
<p>Bu iki cümle birbirinin zıddı değildir. Aslında aynı ekonomik sorunun iki farklı sonucudur.</p>
<p>İşçinin satın alma gücünü artırırken işletmenin rekabet gücünü ortadan kaldırırsanız sonunda istihdamı kaybedersiniz.</p>
<p>İşletmenin maliyetini korumak adına çalışanı geçinemeyeceği bir ücret seviyesinde bırakırsanız bu defa iç talebi ve sosyal refahı zayıflatırsınız.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnızca <strong>asgari ücretin kaç lira olacağı</strong> değildir.</p>
<p><strong>Asıl İhtiyaç: Ücret Değil Sistem Tartışması</strong></p>
<p>Belki de artık her yıl aralık ayında yalnızca; <strong>“Asgari ücret ne kadar olacak?” </strong>sorusunu tartışmaktan vazgeçmeliyiz.</p>
<p>Bunun yerine; <strong>“Çalışanın satın alma gücünü nasıl artıracağız ve aynı anda işverenin istihdam maliyetini nasıl azaltacağız?” </strong>sorusunu tartışmalıyız.</p>
<p>Amaç; ç<strong>alışanın geçinebildiği, işverenin üretebildiği ve işletmenin nakit döngüsünü sürdürebildiği bir ekonomik denge kurabilmek olmalıdır.</strong></p>
<p>Özgür Özel'in <strong>“Asgari ücret alana düşük, verene yüksek”</strong> sözü siyasi bir cümle olarak tartışılabilir. Fakat ekonomi penceresinden bakıldığında işaret ettiği ikilem gerçektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucretin-iki-yuzu-alana-dusuk-verene-yuksek-89408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari Ücretin İki Yüzü: Alana Düşük, Verene Yüksek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-89406</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’de Tiryakioğlu ve Akıncı başkanlığa yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasında (GTB)  3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilen Meslek Komiteleri ve Meclis Üyelikleri seçimlerinin ardından, 13 meslek komitesinden seçilen 36 meclis üyesi, 2026-2030 döneminde görev yapacak başkanları ve yönetim kadrosunu belirlemek üzere sandık başına gitti.</p>
<p>GTB İdari Hizmet Binasında gerçekleştirilen seçimlerde, mevcut başkanlar Ahmet Tiryakioğlu ve Mehmet Akıncı üyelerin oylarıyla yeniden güven tazeledi. Tiryakioğlu Meclis Başkanlığına, Akıncı ise Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilirken, Meclis Divanı, Yönetim Kurulu, TOBB Genel Kurul Delegeleri ve Disiplin Kurulu üyeleri de belirlendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bcdee7ff3-1791540446.JPG" alt="" width="700" height="512" /></p>
<p><strong>“Birlik ve beraberliğimiz en büyük gücümüz”</strong></p>
<p>GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, seçimlerin ardından gerçekleştirilen il meclis toplantısında yaptığı konuşmada, borsa camiasına yakışır bir seçim sürecini geride bıraktıklarını belirterek, kendisine yeniden duyulan güven dolayısıyla meclis üyelerine teşekkür etti. Gaziantep Ticaret Borsasının köklü geçmişi, güçlü kurumsal yapısı ve üyeleri arasındaki dayanışma kültürüyle şehrin ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Tiryakioğlu, elde edilen başarılarda ortak akıl ve istişare anlayışının belirleyici olduğunu söyledi. Seçimlerin bir hizmet yarışı olduğunu ve bu yarışın sonunda kazananın her zaman Gaziantep olması gerektiğini vurgulayan Tiryakioğlu, şöyle konuştu: “Bizler için esas olan makamlar ve görevler değil, bu şehre ve üyelerimize sunacağımız hizmetlerdir. Gaziantep Ticaret Borsası büyük bir aile ve bu ailenin en kıymetli gücü birlik ve beraberliğidir. Bugüne kadar ortak akılla, istişareyle ve dayanışma içerisinde önemli çalışmalara imza attık. Yeni dönemde de aynı anlayışla, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm üyelerimizi kucaklayarak çalışmaya devam edeceğiz. Seçimler geride kaldı, şimdi hep birlikte daha fazla üretmenin, daha fazla çalışmanın ve şehrimize yeni değerler kazandırmanın zamanı.”</p>
<p>Yeni dönemde de üyelerin talep ve beklentilerini yakından takip ederek sektörlerin sorunlarına çözüm üretilmesine katkı sağlayacaklarını aktaran Tiryakioğlu, GTB Meclisinin ortak aklın ve istişarenin merkezi olmaya devam edeceğini dile getirdi. Tiryakioğlu, geçmiş dönemlerde borsaya hizmet eden tüm meclis ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür ederek, yeni dönemde görev alacak üyelere başarılar diledi ve seçim sonuçlarının Gaziantep iş dünyası için hayırlı olmasını temenni etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bcf6788a6-1791540470.JPG" alt="" width="700" height="499" /></p>
<p><strong>“Yeni dönemde de projelerimizle fark oluşturacağız”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilen Mehmet Akıncı ise yaptığı konuşmada, Gaziantep Ticaret Borsasının geride kalan dönemde hayata geçirdiği yatırımlar ve geliştirdiği projelerle Türkiye’de örnek gösterilen ticaret borsalarından biri haline geldiğini söyledi. Borsacılık hizmetlerini yalnızca alım satım işlemleriyle sınırlı görmediklerini, sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik kalıcı çözümler üretmeyi temel hedef olarak benimsediklerini belirten Akıncı, Gaziantep’in tarım, gıda ve ticaret altyapısını güçlendiren yatırımlara yeni dönemde de devam edeceklerini ifade etti. Antep Fıstığı Lisanslı Deposu, Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi ile Gaziantep Et Borsası ve Et Hali gibi yatırımların GTB’nin proje ve hizmet anlayışının somut örnekleri olduğunu kaydeden Akıncı, üretimden ticarete uzanan süreçlerde verimliliği ve katma değeri artıracak çalışmalara öncelik vereceklerini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8bd14f0e55-1791540500.JPG" alt="" width="700" height="410" /></p>
<p>Yeni döneme ilişkin hedeflerini değerlendiren Akıncı, şunları söyledi: “Geride bıraktığımız dönemde üyelerimizin ihtiyaçlarını ve sektörlerimizin beklentilerini esas alarak önemli projeleri hayata geçirdik. Şehrimize kazandırdığımız her yatırımda, üreticimizin emeğine değer katmayı, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmayı ve sanayicimizin rekabet gücünü artırmayı hedefledik. Bizim için başarı, yalnızca ortaya koyduğumuz projelerle değil, bu projelerin sektörlerimize sağladığı katkılarla ölçülür. Yeni dönemde de aynı azim ve kararlılıkla çalışacak, borsamızı daha ileriye taşıyacak yeni projeleri hayata geçirmek için gayret göstereceğiz. Bu bağlamda Hububat Emtia Merkezi ve Zeytinyağı Lisanslı depoyu en kısa sürede hizmete kazandırmayı planlıyoruz.”</p>
<p>Akıncı, geçmiş dönemde birlikte görev yaptığı tüm çalışma arkadaşlarına katkılarından dolayı şükranlarını sunarak, yeni dönemde görev üstlenen tüm üyelere başarılar diledi.</p>
<p><strong>GTB’nin Yeni Yönetim Kadrosu</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasında gerçekleştirilen seçimlerin ardından 2026-2030 döneminde görev yapacak Meclis Divanı ve Yönetim Kurulu üyeleri şu şekilde belirlendi:</p>
<p><strong>Meclis Başkanı, Başkan Yardımcıları ve Kâtip Üye</strong></p>
<ol>
<li>Ahmet Tiryakioğlu – Meclis Başkanı</li>
<li>Mesut Acar – Meclis Başkan Yardımcısı</li>
<li>Veli Çelik – Meclis Başkan Yardımcısı</li>
<li>Şerif Selçuk – Meclis Katip Üyesi</li>
</ol>
<p><strong>Yönetim Kurulu Asil Üyeleri</strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Akıncı (Yönetim Kurulu Başkanı)</li>
<li>Yusuf Kenan Uygur</li>
<li>Hakkı Kılıç</li>
<li>Mehmet Özmen</li>
<li>Cesim Arslan</li>
<li>Bilal Darı</li>
<li>Burak Batallı</li>
<li>Beşir Yaldız</li>
<li>Mehmet Sinan Çakmak</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-89406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/gtbde-tiryakioglu-ve-akinci-yeniden-baskanliga-secildi-1791540545.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsasında 2026-2030 döneminde görev yapacak yeni yönetim kadrosu belirlendi. Gerçekleştirilen seçimlerde Ahmet Tiryakioğlu Meclis Başkanlığına, Mehmet Akıncı ise Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilerek güven tazeledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savunma-sanayi-baglantili-uretim-artisini-olumlu-karsiliyoruz-89404</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 12:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Savunma sanayi bağlantılı üretim artışını olumlu karşılıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>TÜİK tarafından açıklanan ağustos ayı sanayi üretim endeksine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Sanayi üretimi ağustos ayında yıllık yüzde 1,9 geriledi. İmalat sanayinde ise yıllık yüzde 2,5 düşüş gerçekleşti. Yatırım ve üretim kapasitesi açısından önem verdiğimiz sermaye malı üretiminde ise yüzde 5,1 düşüş görüyoruz. Buna karşılık savunma sanayi bağlantılı yüksek teknoloji üretiminde yıllık yüzde 14,5 artış kaydedilmesini olumlu buluyoruz” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Eylül ayında ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,4 artarak 26 milyar dolara ulaşmıştı. İhracattaki bu artışın eylül ayı sanayi üretimine de olumlu yansımasını temenni ediyoruz. Diğer taraftan sanayi üretiminde devam eden azalma ve sanayide çalışan sayısındaki gerileme dikkate alındığında, Merkez Bankası’ndan bu ay için 200 baz puanlık indirim beklentimizi yineliyoruz. Ayrıca ihracatçılarımıza yönelik yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin, yüzde 10 oranına yükseltilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu yönde atılacak adımların, ihracatta daha güçlü ve sürdürülebilir bir performansa katkı sağlayacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savunma-sanayi-baglantili-uretim-artisini-olumlu-karsiliyoruz-89404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/6/1280x720/baskan-zeytinoglu-trumpin-gumruk-artirimlarinin-turkiyeye-olasi-etkilerini-degerlendirdi-1744103724.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, ağustos ayında sanayi üretimi ve imalat sanayinde yaşanan düşüşe karşın savunma sanayi bağlantılı yüksek teknoloji üretiminin yıllık yüzde 14,5 artmasını olumlu karşıladıklarını belirtti. Zeytinoğlu, sanayideki gerilemeye karşı 200 baz puanlık faiz indirimi beklediklerini ve ihracatçılara verilen döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10’a çıkarılması gerektiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-89400</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> GESİAD’dan Bursa iş dünyasına &#039;verimlilik ve dönüşüm&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Genç Sanayiciler İş İnsanları ve Yöneticileri Derneği’nin (GESİAD) yeni dönemdeki ilk Sinerji Toplantısı, Bursa iş, siyaset ve bürokrasi dünyasını bir araya getirdi. Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’ın onur konuğu olduğu etkinliğin açılışında konuşan GESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Papatya, bu yıl kuruluşlarının 35. yılını kutladıklarını belirterek, kuruldukları günden bugüne Bursa’nın ve Türkiye’nin ekonomik hayatına katkı sunmanın hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8ac886e61c-1791536264.jpg" alt="" width="572" height="381" /></p>
<p>Maliyetlerin yükseldiği, finansmana erişimin önem kazandığı, rekabet koşullarının her geçen gün daha zorlaştığı bir dönemden geçildiğine işaret eden Papatya, “Sanayici ve iş insanı açısından baktığımızda artık yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, finansal sürdürülebilirlik, teknoloji, nitelikli insan kaynağı, ihracat kapasitesi ve katma değerli üretim her zamankinden daha fazla önem taşıyor. İş dünyası olarak bizim beklentimiz; öngörülebilirliğin güçlenmesi, finansmana erişimin kolaylaşması, üretim ve yatırım isteğinin desteklenmesi ve reel sektörün rekabet gücünü koruyacak adımların sürdürülebilir biçimde hayata geçirilmesi. Bizler sorunları konuşmaktan çekinmemeliyiz. Ancak sorunların yanında çözüm önerilerini de ortaya koymalıyız. GESİAD olarak bizim yaklaşımımız her zaman bu yönde oldu. Çünkü biz biliyoruz ki Bursa, üretme kapasitesi, girişimcilik kültürü ve güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye ekonomisinin en önemli şehirlerinden biri. Dolayısıyla Bursa iş dünyasının güçlü olması, yalnızca Bursa için değil, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Yapay zekadan dijital dönüşüme, yeşil dönüşümden yeni nesil üretim modellerine kadar birçok alanda yeni bir ekonomik düzenin şekillendiğine işaret eden Papatya, Türkiye’nin bu dönüşümün öncüleri arasında yerini alması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Farklı sektörlerden iş insanlarını bir araya getirerek onların deneyimlerini paylaşmayı ve geleceğe ilişkin ortak bakış açısı yansıtmayı amaçladıklarını vurgulayan Papatya, bu kapsamda yeni dönemdi ilk Sinerji Toplantıları’na Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’ı konuk ettiklerini ifade etti. </p>
<p>Etkinliğin onur konuğu Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl da, iş hayatındaki tecrübelerini salondaki konuklarla paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-89400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/gesiaddan-bursa-is-dunyasina-verimlilik-ve-donusum-cagrisi-1791536294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GESİAD’ın 35. kuruluş yılında düzenlediği yeni dönemin ilk Sinerji Toplantısı’nda konuşan Başkan Tolga Papatya, artan maliyetler ve finansmana erişim sorunlarına dikkat çekerek verimlilik, teknoloji, ihracat ve katma değerli üretimin önemini vurguladı. Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl da iş dünyası temsilcileriyle deneyimlerini paylaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-agustosta-yuzde-1-azaldi-89398</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi ağustosta yüzde 1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait sanayi üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,9 geriledi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, ağustosta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,7, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,3 artarken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 azalış kaydetti.</p>
<p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 0,03 azalış hesaplandı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 1 azaldı.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, ağustosta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,1, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 3,3 artarken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,6 geriledi.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>-8,8</td>
<td>0,4</td>
<td>-1,4</td>
<td>0,3</td>
<td>0,9</td>
<td>8,3</td>
<td>3,6</td>
<td>5,2</td>
<td>2,6</td>
<td>2</td>
<td>2,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>1,3</td>
<td>11,2</td>
<td>4,3</td>
<td>-1</td>
<td>0</td>
<td>-5</td>
<td>-3,8</td>
<td>-5,1</td>
<td>-2,2</td>
<td>-2,9</td>
<td>1,7</td>
<td>7</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>1,1</td>
<td>-2</td>
<td>2,3</td>
<td>3</td>
<td>4,8</td>
<td>8,2</td>
<td>4,9</td>
<td>7,1</td>
<td>3</td>
<td>2,1</td>
<td>2,2</td>
<td>-2,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>-1,9</td>
<td>2,2</td>
<td>-1,2</td>
<td>6,1</td>
<td>-0,1</td>
<td>-1,3</td>
<td>-0,2</td>
<td>-1,9</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-agustosta-yuzde-1-azaldi-89398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/4/1280x720/sanayi-endustri-1782446916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre sanayi üretim endeksi, aylık bazda yüzde 1, yıllık bazda da yüzde 1,9 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-89397</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> İskender Kaplan’dan uyarı: Orta Doğu koridoru tıkandı, ürünler elimizde kalacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yapılan sevkiyatın büyük bir krizle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.</p>
<p>Deniz yolu güzergâhlarının kapanmasıyla birlikte ihracatın karayoluna yönlendirildiğini vurgulayan Kaplan, Türkiye-Suriye-Ürdün–Suudi Arabistan koridorunun tıkandığını ve Suudi Arabistan’ın tır şoförlerine yönelik transit geçiş vizelerini vermezken ya da süreci aylara yayarak ağırdan almasının ihracatı durma noktasına getirdiğini duyurdu.</p>
<p><strong>"Sadece halı değil, bütün sektörlerin ihracatı kitleniyor"</strong></p>
<p>Yaşanan tıkanıklığın tüm imalat sektörlerini etkilediğini ve krizin boyutlarının her geçen gün büyüdüğünü ifade eden TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan, durumu şu sert sözlerle değerlendirdi: "İran-ABD savaşı nedeniyle deniz yolu kapanınca zorunlu olarak Türkiye–Suriye–Ürdün–Suudi Arabistan koridorunu kullanmaya başladık. Türk tırları bu güzergâh üzerinden Suudi Arabistan’ın yanı sıra Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Umman ve Yemen’e ürün taşıyordu. Ancak Suudi Arabistan’ın transit geçiş vizelerinde çıkardığı engeller ve süreci yavaştan alması yüzünden Suriye’nin bu yol güzergahına geçiş sağlayan sınır kapılarında kilometrelerce tır kuyrukları oluştu, adeta tıkandık. Bu sıkıntı sadece halı sektörünün değil, Orta Doğu’ya mal gönderen tüm Türkiye ihracatının ortak kâbusudur. Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Umman ve Yemen’deki alıcılar siparişlerini dört gözle beklerken, mallar fabrikalarımızın depolarında sevkiyat bekliyor. Depolarımız doldu, yeni üretim yapamaz hale geldik."</p>
<p><strong>"Navlun maliyetleri 10 bin doları aştı, acil aksiyon şart"</strong></p>
<p>Lojistik maliyetlerindeki fahiş artışa ve diplomatik çağrıya dikkat çeken İskender Kaplan, normal şartlarda deniz yolu ihracatında konteyner başına 1.000 ila 1.500 dolar ödenirken, tırlarla sağlanan karayolu sevkiyatlarında maliyetin 10 bin doları aştığını vurguladı. Zaten katlanılması güç taşıma giderleriyle mücadele eden Türk ihracatçısının bu haksız vize bürokrasisiyle uluslararası pazarlarda darbe aldığını belirten Kaplan, sözlerini şöyle tamamladı:  "Bu krizin çözümü için Ticaret Bakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımız acilen aksiyon almalı, Suudi yetkililerle masaya oturarak vize sürecini hızlandırmalıdır. Aksi takdirde, fabrikalarda yığılan ve sevkiyat bekleyen ürünler üreticinin elinde patlayacak; Körfez pazarındaki kalıcı bağlarımız ve rekabet gücümüz büyük yara alacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-89397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/7/1280x720/tim-hali-sektor-kurulu-baskani-kaplandan-kritik-uyari-orta-dogu-koridoru-tikandi-urunler-elimizde-kalacak-1791535658.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran, İsrail ile ABD arasında devam eden savaş ve jeopolitik gerilimler nedeniyle Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yönelik sevkiyatın riske girdiğini belirten TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı İskender Kaplan acil müdahale çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-agustosta-yuzde-2-artti-89396</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyetleri ağustosta yüzde 2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos dönemine ilişkin inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,04, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,59 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 2,73, işçilik endeksi yüzde 0,82 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 28,72, işçilik endeksi yüzde 31,2 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 1,59, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,94 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2, işçilik endeksi yüzde 0,89 yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,76, işçilik endeksi yüzde 31,05 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 3,46, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,68 arttı.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 4,95, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,65 artış kaydetti.</p>
<p>Bu dönemde işçilik endeksi aylık yüzde 0,55, yıllık yüzde 31,74 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyetleri-agustosta-yuzde-2-artti-89396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/insaat-1770970824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık bazda yüzde 2,04, yıllık bazda da yüzde 29,59 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pirinc-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-89395</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pirinç ithalatında gözetim uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, ithalatı yapılan bazı pirinç ve çeltik ürünleri gözetim uygulaması kapsamında kayda alınan eşya listesine eklenirken, kayıt merkezi olarak İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği yetkilendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pirinc-ithalatinda-gozetim-uygulamasi-89395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/pirinc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, ithalatı yapılan bazı pirinç ve çeltik ürünlerini gözetim uygulaması kapsamında kayda alınan eşya listesine ekledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-muayene-istasyonlari-cezalarina-duzenleme-89393</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç muayene istasyonlarına cezalarda düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının hazırladığı "Araç Muayene İstasyonlarının Açılması, İşletilmesi ve Araç Muayenesi Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle, Bakanlıkça işletme belgesiyle yetkilendirildiği halde bazı yükümlülüklere aykırı hareket eden istasyon işletmelerine verilecek cezalar yeniden düzenlendi.</p>
<p>Buna göre işletme şartlarına aykırılık tespit edilenlere 17 bin 376 lira, çalıştırılacak personel ve personelde aranacak niteliklere ilişkin ihlallerde 43 bin 447 lira, denetim ve sözleşmelerin feshiyle ilgili ihlallerde ise 100 bin lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p>Yönetmelikteki bazı yükümlülükler "idari şart" olarak kabul edilecek.</p>
<p>Bakanlıkça hazırlanan "Demiryolu Emniyet Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile de denetimlerde tespit edilen aykırılıklarda uygulanacak para cezaları 25 bin liradan 411 bin 506 liraya yükseltildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-muayene-istasyonlari-cezalarina-duzenleme-89393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, işletme şartlarına aykırılık tespit edilen araç muayene istasyonlarına 17 bin 376 lira, çalıştırılacak personel ve personelde aranacak nitelik ihlallerinde 43 bin 447 lira, denetim ve sözleşmelerin feshiyle ilgili ihlallerde ise 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Demir yollarındaki denetimlerde tespit edilen aykırılıklarda uygulanacak para cezaları ise 25 bin liradan 411 bin 506 liraya yükseltildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-yeni-baskani-ozer-matli-oldu-89384</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa TSO’nun yeni başkanı Özer Matlı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) gerçekleştirilen seçimde oy sayımı tamamlandı. Özer Matlı 82 oy alırken, İbrahim Burkay 74 oyda kaldı. Böylece BTSO’da uzun süredir başkanlık görevini sürdüren İbrahim Burkay dönemi sona ererken, Özer Matlı yeni dönemde Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu BTSO’nun başkanlığını üstlenecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac888ce7f103-1791527118.jpeg" alt="" width="624" height="468" /></p>
<p>BTSO'nun yeni dönemine ilişkin mesajlarını paylaşan Matlı, yönetim ile üyeler arasındaki iletişimin güçlendirileceğini belirterek, "Yönetime ulaşmak artık zor değil. İlk sloganımız, ilk başlığımız buydu. Şeffaf odanın içi, yönetimle bir arada olduğu, daha iletişim kurduğu bir düzenek. İletişimi hızlandıracağız. Adım adım meclisimizle beraber şehrin sorunlarını ortak çözeceğiz" dedi.</p>
<p>Matlı, BTSO Meclisi'nin bundan sonraki süreçte bütün üyeleri kapsayacağını ifade ederek, "Meclis hepimizin meclisidir. Bu saatten sonra farklı bir meclis yok. Bütün meclis üyelerinin fikri benim için en kıymetli" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac889529b104-1791527250.jpeg" alt="" width="629" height="422" /></p>
<p>Seçim sürecinde kendisine destek verenlere teşekkür eden Matlı, yeni dönemde Bursa için daha fazla katma değer üretme hedefinde olduklarını söyledi.</p>
<p>BTSO'nun yalnızca bir oda olarak değil, farklı kurum ve kuruluşları bir araya getiren bir yapı olarak faaliyet göstermesini istediğini belirten Matlı, "Ayrıştıran oda değil, birleştiren, bütün organizasyonlara ev sahipliği yapan, dernekleriyle ev sahipliği yapan yeni bir oda olsun istiyoruz. İnşallah bunu da hep beraber başaracağız" dedi.</p>
<h2><strong>Meclis başkanı Dağlıoğlu</strong></h2>
<p>BTSO Meclis Başkanlığı seçiminde ise Erol Dağlıoğlu 79 oy alarak Meclis Başkanı seçildi. BTSO’daki seçim süreci, komite ve meclis üyelikleri için yapılan seçimlerin ardından bugün gerçekleştirilen başkanlık ve meclis başkanlığı seçimleriyle tamamlandı. Seçim sonuçlarının resmi olarak ilan edilmesinin ardından BTSO’nun yeni yönetim dönemi de başlamış olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsonun-yeni-baskani-ozer-matli-oldu-89384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/ozer-matli-1791527706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın başkanlık seçimi tamamlandı. Özer Matlı ile İbrahim Burkay’ın yarıştığı seçimde Özer Matlı BTSO’nun yeni başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-89416</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ENSİA, ikinci 10 yılına yerli üretim ve ihracat hedefiyle giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türk yenilenebilir enerji sektörünün en aktif sivil toplum kuruluşları arasında yer alan Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) kuruluşunun 10’uncu yıl dönümünü Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen bir geceyle kutladı. Türkiye’nin farklı illerinden 116 kurumsal üyesinin sağladığı istihdam 50 bini aşan ENSİA, ikinci on yılına ilişkin proje hedeflerini de üyeleri ve kamuoyu ile paylaştı. ENSİA dernek üyesi firmaların temsilcilerinin yanı sıra, enerji sektörü ve İzmir iş dünyasını da bir araya getirdi.</p>
<p>On yıl önce çıktıkları bu yolculukta Türkiye’nin temiz enerji sanayisine duydukları güvenin hiç değişmediğini dile getiren ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, “Bugün geldiğimiz noktada güçlü bir üretim kültürüne, önemli mühendislik yetkinliklerine ve uluslararası pazarlarda başarıyla rekabet eden şirketlere sahibiz. Önümüzdeki dönemde amacımız; bu gücü daha fazla iş birliği, daha yüksek katma değer ve daha fazla ihracatla geleceğe taşımak olacak. Çünkü enerjimizin tek başına yerli olması yetmiyor. O enerjiyi ürettiğimiz ekipmanın da yerli, yani Türkiye’de üretilmiş olması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Temiz enerji dönüşümünün yalnızca yeni santraller kurmakla tamamlanamayacağını, bu tesisleri tasarlayacak, üretecek, işletecek ve geliştirecek insan kaynağının da yetiştirilmesi gerektiğini dile getiren Anbar, “Gençlerimizin temiz enerji teknolojilerinde uzmanlaşmasını, sanayimizin ihtiyaçlarıyla eğitim programlarının daha güçlü biçimde buluşmasını istiyoruz. ENSİA Genç, mühendis adaylarımızın temiz enerji sektöründe kariyer yapmalarına zemin hazırlıyor. Hazırladığımız her projenin değerini üyelerimize sağladığı faydayla ölçüyoruz. Yeni bir iş birliği, gelişen bir üretim yetkinliği, açılan bir ihracat kapısı ve kazanılan bir uzmanlık, çalışmalarımızın karşılığını oluşturuyor. ENSİA’nın ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı olarak bu birikimi geleceğe taşıma sorumluluğunu üstlenmekten onur duyuyorum” dedi.</p>
<h2>“ENSİA olarak 10 yıllık hedeflerimiz yüksek”</h2>
<p>Yerli üretim oranının yükseltilmesi, tedarik zincirinin geliştirilmesi, ihracat kapasitesinin artırılması ve temiz enerji teknolojilerindeki yenilikçi girişimlerin desteklenmesine odaklanacaklarını diyen Elvan Aygün Anbar, “Önümüzdeki dönemde amacımız; bu gücü daha fazla iş birliği, daha yüksek katma değer ve daha fazla ihracatla geleceğe taşımaktır. ENSİA’nın ikinci 10 yılında da temiz enerjinin yalnızca tüketicisi değil, teknolojisini geliştiren, ekipmanını üreten ve dünyanın dört bir yanına ihraç eden bir Türkiye hedefiyle çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h2>Vatansever: Kümelenme yapıları orkestradaki tüm müzik aletlerinin uyumuyla çalışıyor</h2>
<p>ENSİA’nın temellerini temiz enerji sektöründe faaliyet gösteren firmaları kümelenme anlayışıyla bir araya getirmek ve ortak projeler geliştirmek amacıyla 2016 yılında attıklarını hatırlatan Onursal Başkan Hüseyin Vatansever, “Kümelenme merkezi olmanın anlamını aslında gelişmiş ülkeler çok iyi biliyor. Avrupa'da yenilenebilir enerji sektöründe temaslarda bulunan, üretim merkezlerini gezen, temiz enerji kümeleri ve kamu otoriteleriyle muhatap olan arkadaşlarımız bunu çok iyi anlayacaktır. Avrupa’da temiz enerji sektörünün gelişiminde, firmaları, araştırma kurumlarını ve kamu kuruluşlarını bir araya getiren kümelenme yapıları önemli rol oynuyor ve bu kurumlar orkestrayı oluşturan tüm müzik aletlerinin uyumu hassasiyetinde çalışıyor” dedi.</p>
<h2>Kalaycı: İzmir’i temiz enerjide uluslararası üretim merkezi yapmayı hayal ettik</h2>
<p>ENSİA’nın kuruluş sürecinde amaçlarının yalnızca Türkiye’de daha fazla temiz enerji santrali kurulması olmadığını, bu santrallerin teknolojisinin, ekipmanının ve mühendisliğinin de mümkün olduğunca Türkiye’de üretilmesini hedeflediklerini söyleyen Onursal Başkan Alper Kalaycı, “İzmir’in ve ülkemizin temiz enerji sanayisinde uluslararası bir üretim ve teknoloji merkezi olmasını hayal ettik. Bugün geldiğimiz noktada bu hayalin önemli bir bölümünün gerçekleştiğini görmek hepimiz için büyük bir gurur kaynağı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-89416</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/6/1280x720/ensia-ikinci-10-yilina-yerli-uretim-ve-ihracat-hedefiyle-giriyor-1791549321.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin temiz enerji sektörünü buluşturan ENSİA, 10’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladı. Dernek, ikinci 10 yılında yerli ekipman üretimini artırmayı, teknoloji geliştirmeyi ve Türkiye’yi temiz enerjide uluslararası bir üretim merkezi haline getirmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-grubu-100-yil-sonra-var-olmanin-hesabini-bugunden-yapiyor-89379</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Grubu &#039;100 yıl sonra var olmanın&#039; hesabını bugünden yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizi; suya erişimden tarımsal üretime, tedarik zincirinden enerjiye kadar işin devamlılığını belirleyen temel risklerin başında geliyor. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Süleyman Yazıcı bu nedenle başarıyı yalnızca finansal büyüklükle değil, dönüşüm kapasitesiyle tarif ediyor: “Kararlarımızı yalnızca ‘Bugün ne kazandırır?’ sorusuyla almıyoruz. ‘Bu işi 10, 20, 30 yıl sonra da sürdürebilecek miyiz?’ diye bakıyoruz.”</strong></p>
<p>Bir gram daha az ambalaj, bir bardak daha az su, yüzde 1 daha az enerji… Tek başına bakıldığında küçük görünen rakamlar, milyarlarca ürün, binlerce mağaza ve milyonlarca tüketiciyle çarpıldığında bambaşka bir anlam kazanıyor. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Süleyman Yazıcı’nın sürdürülebilirliğe yaklaşımının merkezinde de tam olarak bu “ölçek etkisi” var.</p>
<p>İklim krizi; tarımda üretim koşullarını, gıda ve içecekte suya erişimi, perakendede tedarik zincirini, otomotivde ise teknolojiyi değiştiriyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, şirketler açısından çevresel hedeflerin ötesine geçerek işin devamlılığı ve rekabet gücü meselesine dönüşüyor.</p>
<p>75 yılı geride bırakan Grubun önündeki hedef yalnızca 100. yılı görmek değil. Yazıcı’nın ifadesiyle amaç, “100 yıl sonra da var olabilmek.” Bu bakış, Anadolu Grubu’nun 2035 vizyonunda büyümenin tanımını da değiştiriyor: Başarı artık yalnızca finansal büyüklükle değil; karbonu, suyu ve kaynak kullanımını ne kadar dönüştürebildiğiniz ve bu dönüşümü ekosisteminize ne ölçüde yayabildiğinizle de ölçülüyor. Yazıcı’nın yorumları şöyle:</p>
<h2>Önümüzdeki 10 yıl bütün işleri değiştirecek </h2>
<p>“Bizim temel bir hedefimiz var: Nesiller boyu sürdürülebilir olmak. 75. yılımızı geride bıraktık. Bizim için önemli olan yalnızca 100. yılımıza ulaşmak değil, 100 yıl sonra da var olabilmek. Önümüzdeki 10 yılda bütün işlerimizin dönüşeceğini öngörüyorum; ancak bunun niteliği sektörden sektöre farklı olacak. Tarım, gıda ve içecekte iklim riski doğrudan tedarik ve üretim sürekliliği meselesi. Perakendede dönüşüm, mağazaların enerji tüketiminden raftaki ürünün nasıl üretildiğine gıda kayıplarından tüketici tercihlerine kadar uzanıyor. Otomotivde ise elektrifikasyon ve mobilite teknolojileri belirleyici olacak. Gıda perakendeciliği ve içecek, işimizin yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor; dolayısıyla sürdürülebilir gıda ve su bizim için hayati. Anadolu Isuzu’da elektrikli araçların satışlarımızdaki payını önümüzdeki beş yılda yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyoruz. CCI’da su verimliliği ve ambalaj, Migros’ta yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği, Anadolu Etap’ta ise tarımsal üretimin iklim koşullarına dayanıklılığı öne çıkıyor. Önümüzdeki 10 yıl, bütün iş kollarında ‘işimizi daha az kaynak kullanarak, değişen koşullara daha dayanıklı ve gelecek nesillere taşınabilir şekilde nasıl yaparız?’ sorusuna cevap aradığımız bir dönem olacak.”</p>
<h2>Su riski artık iş sürekliliği riski </h2>
<p>“Ayak izimizi azaltmak gerekli ama artık tek başına yeterli değil. Yaptığımız işin olumlu bir etki oluşturmasına odaklanıyoruz. Suyu daha az kullanmak ilk adım; kullandığımız suyu doğaya ve topluma geri kazandırmak ise bir sonraki aşama. Toprağın, suyun ve çiftçinin üretim kapasitesini korumak da işimizin geleceğini korumak anlamına geliyor. Anadolu Grubu olarak 8 sektörde 20 ülkede 100’e yakın tesisimiz var. İçecek operasyonlarımızda 2025’te oluşan atığın yaklaşık yüzde 99’unu geri dönüştürdük, geri kazandık veya yeniden kullandık. Perakende işimizde özel markalı ürünlerimizin ambalajlarının yüzde 84’ünü geri dönüştürülebilir hale getirdik. Amaç, daha az kaynak kullanmaktan öte, kaynakların yaşam döngüsü içinde kalmasını ve etkimizin daha olumlu hale gelmesini sağlamak. Ana girdisi su olan içecek sektörünün en önemli önceliği, su kaynağının korunması. İçecek sektöründe su hem ürünün bir parçası hem de temel girdilerinden biri, dolayısıyla su riski, doğrudan iş sürekliliği riski. CCI Türkiye operasyonlarında bir litre ürün için kullanılan suyu 1,75 litreden 2025’te 1,53 litreye indirdik. Meşrubat operasyonlarımızda yaklaşık 814 milyon litre su tasarrufu sağladık. Su stresi yüksek havzalarda, kullanılan suyun doğaya geri kazandırılma oranı da yüzde 54,5 seviyesine ulaştı. Gıda sektöründe kullanılan her girdinin bir su maliyeti var ama fabrikayla sınırlı düşünemeyiz. Çiftçinin üretmeye devam edebilmesi için suyu verimli kullanması kadar bilgiye, finansmana ve pazara erişebilmesi de gerekiyor. Anadolu Efes operasyonlarında, 2025’te 107 bin ton arpa tedarik ederek tarıma yaklaşık 1,7 milyar TL katkı sağladık.”</p>
<h2>Büyümenin yeni ölçüsü: Dönüşebilmek </h2>
<p>“Önemli olan yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil, bu büyümeyi hangi kaynaklarla ve nasıl gerçekleştirdiğimiz, nasıl bir etki oluşturduğumuz olacak. Bu nedenle finansal sonuçların yanında karbon, su, kaynak verimliliği ve döngüsellik gibi göstergelere de bakıyoruz. Türkiye’deki kendi operasyonlarımızda; 2050’de net sıfıra ulaşarak karbon ayak izimizi dengeleyeceğiz, 2035’te içecek ambalajlarımızın yaşam döngüsünü tamamlayarak geri dönüştürülebilir malzemeler kullanacak ve piyasaya sunduğumuz ambalajların tamamını geri kazanacağız. Suyun geri kazanımına da odaklanıyoruz. Meşrubat üretiminde kullandığımız suyun yarıdan fazlasını doğaya geri kazandırıyor, kullandığımız suyun tamamına karşılık gelen değeri doğaya ve topluma geri kazandırma yönünde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kararlarımızı yalnızca ‘Bugün ne kazandırır?’ sorusuyla almıyoruz. ‘Bu işi 10, 20, 30 yıl sonra da sürdürebilecek miyiz?’ sorusuna odaklanıyoruz. Eğer, Anadolu Grubu’nun büyüklüğünü finansal büyüklüğünün yanında dönüşüm kapasitesiyle de tanımlayabiliyorsak, başarılı olmuşuz demektir. Bunun özeti şu: 2035 Vizyonumuzda sürdürülebilirlik yapımızı devam ettirmenin yanı sıra faaliyet gösterdiğimiz sektör ve ülkelerde dönüşümü desteklemek. Bizde küçük değişiklik diye bir şey yok. Bir gram daha az ambalaj, bir bardak daha az su, yüzde bir daha az enerji; bunu milyarlarca ürün, binlerce mağaza ve milyonlarca tüketiciyle çarptığınızda çok büyük bir etkiye dönüşüyor. 77. yılımızda da amacımız, bugünkü işlerimizi gelecek nesillere taşıyabilecek şekilde dönüştürerek 100 yıl sonra da var olmak.”</p>
<h2><span style="color: #169179;">Ekosistemimizi de dönüşümün parçası haline getirmeliyiz</span></h2>
<p>“Asıl etkiyi değer zincirimizle birlikte sağlayabiliriz. Bu büyüklükteki bir yapıda atılan her adım, tedarikçilerden çiftçilere, iş ortaklarından milyonlarca tüketiciye uzanan geniş bir ekosistemde karşılık buluyor. Migros bunun somut bir örneği. Türkiye genelinde 4 bine yakın mağaza ve 2,5 milyondan fazla günlük işlemi düşündüğünüzde, rafta yaptığınız bir değişikliğin etkisi milyonlarca tüketiciye ulaşabiliyor. Bugün, satın aldığımız yerli meyve ve sebzenin yaklaşık her dört kilosundan üçü, İyi Tarım Uygulamalı sertifikaya sahip. Tedarikçilerimizin kapasitesini geliştirmek ve tüketicinin sürdürülebilir tercihler yapmasını kolaylaştırmak gerekiyor. Hammaddeyi ne kadar kaynağına yakın bir mesafeden alırsanız çevresel ayak izi de o kadar azalır. 2025’te tedarik harcamalarımızın yaklaşık yüzde 76’sını yerel tedarikçilere yönlendirdik. Bu da ürettiğimiz değerin ekonomik bir dönüşüm aracı olduğunu gösteriyor. Büyük şirketlerin görevi kendi ayak izini küçültmekten daha geniş. Ekosistemimizi de dönüşümün parçası haline getirmeliyiz. Çünkü tedarikçiniz, müşteriniz, çalışanınız ve içinde faaliyet gösterdiğiniz toplum dönüşmüyorsa, şirket olarak tek başınıza ulaştığınız sonuç sınırlı kalır.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anadolu-grubu-100-yil-sonra-var-olmanin-hesabini-bugunden-yapiyor-89379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/kamil-suleyman-yazici-1791525138.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu Grubu &#039;100 yıl sonra var olmanın&#039; hesabını bugünden yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/butceden-saglik-harcamasinin-kisilmasi-ekonomik-acidan-yanlis-89377</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bütçeden sağlık harcamasının kısılması ekonomik açıdan yanlış&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Roche’un Basel’de düzenlediği Health Innovation: Media Dialogue 2026’da ekonomi, inovasyon, yapay zekâ ve sağlık sistemlerinin dönüşümü ele alındı. Altı ülkeden seçili yayınların davet edildiği etkinlikte Roche yöneticileri, bilim insanları ve sağlık ekonomisi uzmanları nüfusun yaşlanmasını tartıştı. Rupp, sağlık politikalarının yalnızca sağlık bakanlıklarının konusu olmadığını, bugünkü kararların ekonomik refahı ve sosyal istikrarı belirleyeceğini söyledi.</p>
<h2>“Sağlık kısılacak bir kalem değil” </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87f9bdf206-1791524763.png" alt="" width="448" height="476" />Rupp, akut hastalıkları tedavi etmek üzere tasarlanan sağlık sistemlerinde hastalık yükünün kanser, kalp-damar ve nörolojik hastalıklar gibi kronik rahatsızlıklara kaydığını anlattı. Uzayan yaşam süresinin önleyici ve erken teşhise dayalı bir modele geçişi zorunlu kıldığını söyledi.</p>
<h2>2040’a kadar 5 trilyon dolarlık maliyet! </h2>
<p>Kronik hastalıkların tedavi edilmemesinin veya geç tedavisinin maliyeti, iş gücü kaybı, devamsızlık, engellilik ve erken emeklilik yoluyla ekonomiye taşınıyor. Rupp’un paylaştığı hesaplamalara göre gelecek 10 yılda kronik ve bulaşıcı olmayan hastalıkların doğrudan ve dolaylı maliyeti 5 trilyon doları aşacak. Görme kaybı ve körlüğün küresel ekonomide yarattığı kayıp ise 3 trilyon doları aşıyor.</p>
<h2>1 birim, 2 ila 4 birim olarak dönüyor </h2>
<p>Sağlık bütçelerinin azaltılacak bir maliyet olarak görülmesini eleştiren Rupp, “Sağlık harcamalarını bir maliyet olarak değil, ulusal ekonomi ve güvenlik için bir hızlandırıcı olarak yeniden tanımlamalıyız” dedi. Yatırımların ileri evredeki yüksek tedavi maliyetlerini azaltabileceğini belirtti. WifOR ülke araştırmaları kapsamında meme kanserine yapılan her 1 dolarlık yatırım ekonomiye yaklaşık 8 dolar, göz sağlığına yapılan 1 dolarlık yatırım ise yaklaşık 28 dolar ekonomik değer olarak dönebiliyor.</p>
<h2>Roche’tan Ar-Ge’ye 12 milyar İsviçre Frangı </h2>
<p>Roche’un yılda yaklaşık 12 milyar İsviçre frangını Ar-Ge’ye ayırdığını söyleyen Rupp, yeni ilaç geliştirmenin yaklaşık 13 yıl sürdüğünü belirtti. Klinik geliştirme aşamasındaki yaklaşık 13 bin ilacın yaklaşık dörtte üçü bulaşıcı olmayan hastalıklara yönelik.</p>
<p>Rupp, teknolojinin erken teşhis, hızlı ilaç geliştirme ve kişiye göre tedavi açısından fırsatlar sunduğunu söyledi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Hastalık resesyon, sağlık büyümedir”</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87fae3541d-1791524782.png" alt="" width="463" height="480" /></span>Etkinlikte sağlık yatırımlarının ekonomik etkisini rakamlarla ortaya koyan WifOR Institute CEO’su ve kurucusu Prof. Dr. Dennis A. Ostwald, sağlıklı iş gücü olmadan büyümenin sürdürülemeyeceğini söyledi. Bu yaklaşımı “Hastalık resesyon, sağlık büyümedir” sözleriyle özetleyen Ostwald, hükümetlerin iş gücünün sağlık durumunu ekonomik politikanın bir parçası olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’ye ilişkin hesaplamalar paylaşan Ostwald, 2020 verileri üzerinden Türkiye’nin GSYH’sinin yaklaşık yüzde 4,4’üne karşılık gelen sağlık harcamasının ekonomide yaklaşık yüzde 4,2’lik GSYH katkısı yarattığını söyledi. Ostwald’ın çalışmaları, üretim kaybını da hesaplıyor. Almanya’da yalnızca migrenin yarattığı ekonomik kaybın yaklaşık 100 milyar euroya ulaştığını belirten Ostwald, Latin Amerika’daki 8 ülkeyi kapsayan bir çalışmaya değinerek hastalık yükünün Brezilya’nın GSYH’sinin yüzde 4,3’üne ulaşan bir kayıp yarattığını anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/butceden-saglik-harcamasinin-kisilmasi-ekonomik-acidan-yanlis-89377</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/saglik-harcamalari.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roche Pharma International Lideri Jörg Rupp, sağlık bütçelerinin kısılacak bir maliyet kalemi olarak görülmesinin ekonomik açıdan yanlış olduğunu söyledi. Rupp, sağlığa yapılan her bir birimlik yatırımın ekonomiye 2 ila 4 birim olarak geri döndüğünü belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-bugday-ticaretinde-rotalar-yeniden-ciziliyor-89373</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya buğday ticaretinde rotalar yeniden çiziliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac8794098813-1791523136.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel buğday ticaretinde 2025-26 sezonu, ihracatçı ülkeler arasındaki rekabetin ve ticaret rotalarındaki değişimin hızlandığı bir dönem oldu. Rusya 45,22 milyon tonluk ihracatla açık ara liderliğini sürdürürken, Kanada 29,22 milyon tonla ikinci sırada yer aldı. Arjantin 24,05 milyon ton, ABD 19,01 milyon ton ve Avustralya 21,5 milyon tonluk ihracat gerçekleştirdi. </p>
<h2>Rusya lider ama lojistik baskı artıyor </h2>
<p>Argus Media’nın küresel ticaret akış haritasına göre, Rusya’nın yüksek ihracat hacmine karşın 2026-27 görünümünde tablo daha karmaşık. Hasar gören limanlar ve Azak Denizi’nin kapanması sevkiyatları sınırlarken, Baltık, Hazar ve Uzak Doğu üzerinden alternatif rotalar kaybın yalnızca bir bölümünü telafi edebiliyor. Kış koşulları da lojistik riskleri artırıyor. Bu durum, Rusya’nın geleneksel Karadeniz akışlarını farklı pazarlara ve güzergâhlara yönlendirme çabasını güçlendiriyor.</p>
<p>Kanada ise son beş yılın en hızlı ihracat temposuna ulaştı. Hard Red Winter buğdayına yönelik talep ve yılın ilk bölümündeki rekabetçi fiyatlar sevkiyatları destekledi. Arjantin’de rekor hasat ihracatı da rekor seviyeye taşırken, düşük kaliteye rağmen hasat sonrası güçlü satışlar dikkat çekti.</p>
<p>Romanya-Bulgaristan hattı da rekabet gücünü artırdı. Rekor hasat ve özellikle Cezayir talebi sayesinde bölgenin ihracatı 18,29 milyon tona ulaştı. Kazakistan’ın 9,39 milyon tonluk ihracatı ise bölgesel talep ve Çin kaynaklı yemlik un talebindeki artışla güçlendi.</p>
<h2>Asya ve Afrika yeni çekim merkezleri </h2>
<p>Buğday ticaretinde talep tarafında da hareketlilik sürüyor. Dünya Ticaret Örgütü ve Uluslararası Tahıl Konseyi’nin verilerine göre 2025-26 sezonunda deniz yoluyla küresel buğday teslimatları mart sonu itibarıyla yıllık yüzde 4 artarak 115,4 milyon tona ulaştı. Artışın büyük bölümü Asya talebinden kaynaklandı; Asya’nın deniz yoluyla buğday ithalatı yıllık yüzde 19 yükseldi.</p>
<p>Böylece küresel piyasada tek bir ihracat merkezine bağlı yapı yerine, Kanada’dan Arjantin’e, Karadeniz’den Avustralya’ya uzanan daha geniş bir tedarik ağı oluşuyor. Ancak Rusya’nın yüksek hacmi ve Karadeniz’in stratejik konumu, bölgeyi dünya buğday ticaretinin belirleyici merkezi olmaya devam ettiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin buğday rotasında Rusya ağırlığı</span></h2>
<p>Türkiye, küresel buğday ticaret haritasında önemli ithalat destinasyonlarından biri olarak öne çıkıyor. Rusya ise Türkiye’nin ana tedarikçisi konumunda. Dünya Ticaret Merkezi verilerine göre Türkiye 2024’te 5,68 milyon ton buğday ithal ederken bunun 4,75 milyon tonu Rusya’dan geldi. 2026’nın ilk çeyreğinde de Rusya’nın Türkiye’ye buğday sevkiyatları hızlandı. Rusya’nın tarım ürünleri ihracatında Türkiye’ye yapılan buğday satışlarının üç ayda 400 milyon doların üzerine çıktığı ve yıllık bazda 4,3 kat arttığı bildirildi. Bu tablo, Karadeniz’deki gelişmelerin Türkiye’nin tedarik maliyetleri ve iç piyasası açısından önemini koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kazakistan’dan Çin’e yeni kanal</span></h2>
<p>Kazakistan’ın buğday ihracatı 2025-26 sezonunda 9,39 milyon tona çıktı. Argus’a göre ihracattaki güçlenmede bölgesel talebin yanı sıra Çin’den gelen yemlik un talebindeki hızlı artış etkili oldu. Ancak Rusya’nın Karadeniz’de sıkışan ihracatını alternatif kanallara yönlendirmesi, 2026-27 sezonunda Kazakistan üzerinde daha güçlü bir rekabet baskısı yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-bugday-ticaretinde-rotalar-yeniden-ciziliyor-89373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/bugday-1791523356.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel buğday ticaretinde Rusya 45,22 milyon tonla liderliğini korurken Kanada, Arjantin ve Romanya-Bulgaristan hattı güçleniyor. Rekor hasatlar ve yeni talep merkezleri ticaret akışlarını değiştirirken, Karadeniz’deki jeopolitik ve lojistik riskler de rotaları yeniden şekillendiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorun-agustos-kari-676-milyara-cikti-bes-banka-ozkaynaginin-altinda-duruyor-89372</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektörün ağustos kârı 676 milyara çıktı beş banka özkaynağının altında duruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada işlem gören 10 banka iki seviyesinin altında PD/DD çarpanıyla fiyatlanıyor. Sektör, ağustosta toplam kârını 676,3 milyar TL'ye çıkararak büyümesini sürdürdü. Kârlılıktaki artışa rağmen beş banka bir çarpanın altında kalarak iskontolu fiyattan işlem görmeye devam ediyor.</strong></p>
<p>Bankacılık sektörü geçtiğimiz ağustosta 676,3 milyar TL kâr elde ederken büyümesini korudu. Piyasadaki 13 bankanın çarpanlarındaysa farklılıklar dikkat çekiyor. Sıralamada yer alan Enpara Bank 23,74 PD/DD oranıyla en pahalı hisse konumundayken, TSKB 0,55 çarpanla en ucuz banka görüntüsü veriyor. İş Bankası (C), Albaraka Türk ve Şekerbank’ın içinde olduğu beş banka özkaynaklarının altında değerle alıcı buluyor. Ancak borsada işlem yaparken sadece cazip görünen düşük fiyat çarpanlarına bakarak hareket edilmemeli. Aynı zamanda büyüme potansiyelinin de gözlenmesi doğru yaklaşım olur.</p>
<h2>İkincil halka arza gidiyor</h2>
<p>Halkbank son bir yılda %70,63 değer kazanarak listedeki bankalar arasında en güçlü primi yapan konumda. Banka sermayesini 7,18 milyar TL’den 8,98 milyar TL’ye çıkarıyor. Yeni paylar ikincil halka arz yoluyla satılacak ve TVF haricindeki diğer pay sahiplerine tahsisat yapılacak. SPK’dan onay bekleyen banka, yılın ilk yarısında kârını %40 artırarak 17,7 milyar TL’ye çıkardı.</p>
<p>Vakıflar Bankası yıllık %35,7 prim yapsa da 0,95 PD/DD çarpanıyla iskontolu bölgede kalmayı sürdürüyor. Banka eylülde 31,98- 34,36 TL fiyat aralığından toplam 750 bin adet payı geri alarak fiyatı destekledi. Hisse ise nisandan bu yana yatayda dalgalı seyir izliyor. Vakıfbank, yılın ilk yarısında kârını %2 düşürerek 33,7 milyar TL’ye indirdi.</p>
<h2>Yurt dışından yeşil finansman</h2>
<p>TSKB, geçen bir yılda zayıf performans sergilerken %16,83 aşağıda duruyor. Fiyattaki düşük performans 0,55 oranıyla listedeki en düşük çarpana sahip olmasında etkili faktör oldu. Dünya Bankası ile yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı için 200 milyon euroluk kredi anlaşması imzalayan banka, altı aylık dönemde 5,82 milyar TL kâr açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac878ac2bdb9-1791522988.png" alt="" width="900" height="497" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>DÜŞÜK RİSK Mİ? YÜKSEK RİSK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Düşük risk;</strong> güvenlik, öngörülebilirlik, istikrarlı nakit akışı, kriz dayanıklılığı. Enflasyon yenilgisi, yavaş büyüme, fırsat maliyeti, durağanlık.</p>
<p><strong>Yüksek risk;</strong> agresif kazanç, erken keşif, piyasayı yenme gücü, dinamizm. Sermaye çöküşü, ağır stres, telafi zorluğu, likidite tuzağı, spekülasyon sorunu.</p>
<p><strong>Yeniden kiraya vermek yerine, boşaltılan otel binasının bölümlerini tek tek satıyor</strong></p>
<p>Avrupakent GMYO kiracısı Radisson'u neden çıkardı? ● Erol Kural</p>
<p>Erol; Gaziosmanpaşa'daki Radisson Residences'ın bulunduğu bina, işletmeci firma ile Avrupakent GMYO'nun karşılıklı anlaşması ile sonlandırılarak kira ilişkisi bitirildi. Sözleşmenin karşılıklı feshedilmesi kiracının binadan arzu ettiği ticari performansı alamadığını gösteriyor. İşletmeci firma ağustos ayı sonuna kadar verilen süre içinde binayı boşaltırken, Avrupakent GMYO, yeniden kiraya verme yaklaşımında bulunmadı. Firma, ticari bir işletme olarak kiraya verilmesinin zorluğunu görmüş olmalı ki bölümleri ayrı ayrı satmaya karar verdi.</p>
<p><strong>Kapasite artışına gittiği iskelede sipariş ettiği vincin kurulum işini tamamladı</strong></p>
<p>Ege Gübre'nin liman yatırımında son durum nedir? ● Birol Tüzmen</p>
<p>Birol; Ege Gübre, iskele kapasitesini artırma çalışmaları kapsamında 6,1 milyon euro bedelle sipariş ettiği vincin kurulumunu tamamladı. Konteyner ve dökme yük elleçlemelerinde kullanılacak donanım, şirketin aktiflerine kaydedilerek operasyonel sürece dahil edildi. Geçen yıl iskelelerini uzatan şirket, makine parkına eklediği yeni yatırımla liman operasyonlarında verimliliği artırmayı hedefliyor. Operasyonel kapasitedeki büyüme, şirketin uzun vadeli gelir artışını desteklemesi beklenmeli. Firma, altı aylıkta 279,4 milyon TL kâr elde etti.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GMC fonu gümüşe dayalı yatırım araçlarına yönelerek bir yılda %40 kazandırdı</strong></p>
<p>TEB Portföy'ün idaresindeki Gümüş Fon Sepeti Fonu (GMC), geçtiğimiz yıl güçlü bir çıkış sergileyerek Şubat 2026'da 13,53 TL'ye kadar yükseldi. Sonrasında dalgalı bir seyirle aşağı geldi. Şimdilerde 7,41 TL seviyelerinde işlem görüyor. Büyüklüğü inişli çıkışlı bir görüntü sergilerken ekimde hacmi 3,54 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Şubattan bu yana para çıkışının yaşandığı fondan ekimde giden tutar 26,8 milyon TL. Yatırımcı sayısı ocakta en yüksek 27.977'ye kadar yükselse de sonrasında sürekli azaldı ve şimdilerde sayı 18.999'a geriledi. Temel stratejisi, varlıklarını gümüşe dayalı yatırım fonları ile borsa yatırım fonlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %63,31'i yabancı BYF ve %19,36'sı BYF katılma paylarından oluşuyor. Yaşanan düşüşe rağmen yıllık bazda %39,38 getiri sağladı.</p>
<p>TAHVİL</p>
<p><strong>Garanti BBVA Kiralama, %43,68 bileşik faizle 1,23 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Garanti BBVA Kiralama, 06.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 1.229.500.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37,25, bileşik faizi %43,68 olarak belirlendi. 55 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 07.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %5,61 düzeyinde. 7 Ekim itibarıyla TLREF %36,88 seviyesinde bulunuyor. Buna göre firmanın verdiği %37,25 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 0,37 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFGFYHA2611 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87880ea48f-1791522944.png" alt="" width="964" height="241" /><strong>KAFEİN YAZILIM</strong></p>
<p><strong>MENA bölgesine açılım gerçekleştirirken siber güvenlik portföyünü genişletiyor</strong></p>
<p>Kafein Yazılım, büyüme ve ürün çeşitlendirme amacıyla iki yeni iş birliğine imza attığını duyurdu. Şirket, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde satış faaliyetlerini desteklemek için MeaTech Global ile anlaştı. MeaTech Global, şirketin ürünlerini bölgede tanıtacak ve pazara giriş faaliyetlerini destekleyecek. Öte yandan küresel bulut güvenliği firması Sysdig ile çözüm ortaklığı kuruldu. Sysdig ürünlerinin satışı ve danışmanlık hizmetleri üstlenilecek. Operasyon ağını genişleten anlaşmalar, Kafein'in pazar payına ve döviz gelirlerine pozitif katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>KOÇ METALURJİ</strong></p>
<p><strong>Osmaniye'deki üretim tesisinin yanındaki arsayı 85,3 milyon liraya satın aldı</strong></p>
<p>Koç Metalurji, Osmaniye Toprakkale'deki mevcut üretim tesisine bitişik konumda olan yaklaşık 11.773 metrekare büyüklüğündeki arsayı 85,3 milyon TL bedelle satın almak için sözleşme imzaladı. Fiyat pazarlık usulü ile belirlenirken bedel peşin olarak ödendi. Alınan arsa, mevcut tesise bitişik olması nedeniyle şirketin gelecekteki büyüme ve yatırım planlarına doğrudan lojistik destek sağlama imkanı verecek. Mayıs 2024'te borsaya açılan şirket, Haziran 2026'nın ikinci yarısından itibaren yükseldi; ağustosun ikinci yarısında 6,39 TL'yi gördükten sonra ise hızla geriledi.</p>
<p><strong>HEKTAŞ TİCARET</strong></p>
<p><strong>Hisselerde imtiyaz talebini geri çekip tahsisli sermaye artışını öne çıkarıyor</strong></p>
<p>Hektaş, geçtiğimiz martta SPK'ya yaptığı hisse senetlerindeki imtiyaz oluşturulmasına yönelik başvurusunu geri çekti. Açıklamada bu kararın alınmasındaki temel amacın, temmuz ayında yapılan tahsisli sermaye artırımı başvurusunun SPK nezdinde öncelikli olarak değerlendirilip hızla sonuçlandırılmasını sağlamak olduğu belirtildi. Söz konusu yaklaşım, şirketin sermaye yapısını güçlendirme ve nakit akışını hızlandırma önceliğine işaret etmekte. Tahsisli sermaye artırımının süratle tamamlanması, finansman maliyetlerini düşürürken, mali yapıyı destekleyecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Boğaziçi Beton eylülden bu yana sert düşüş yaşarken destek arayışı sonuç vermedi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac878652c7f5-1791522917.png" alt="" width="303" height="237" />Boğaziçi Beton'da fonlar alım ağırlıklı işlemlerde bulundu. Portföylerindeki miktar %49,00 ile toplamda 4,18 milyon lot artarak 12,71 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 19'dan 20'ye yükseldi. THF fonu 3,67 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, YHB 675 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Boğaziçi Beton için yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede Yapı Kredi Portföy'ün YHP ve YHS fonları ile Tera Portföy'ün tasfiyeye giren THF ve FSU fonlarının ağırlığı öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektorun-agustos-kari-676-milyara-cikti-bes-banka-ozkaynaginin-altinda-duruyor-89372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörün ağustos kârı 676 milyara çıktı beş banka özkaynağının altında duruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-89370</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Prof. Dr. Özlenen Özkan: Turizmde su kullanımı faturalara yansıtılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP31) öncesi, Antalya’da yaşanabilecek derin su krizine dikkat çekti.</p>
<p>‘’Geleceğimiz risk altında’’ diye konuşmasına başlayan Prof. Dr. Özkan, suyun herkes ve her kesim tarafından korunması çağrısında bulunarak, ‘’Suyumuzu hep birlikte koruyalım. Sağlığımız, tarımımız, turizmimiz ve geleceğimiz risk altında. Suyumuza hep birlikte sahip çıkmalıyız” dedi.</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü, bir Antalyalı olarak görevlerinin şehirdeki en önemli konuya dikkat çekmek olduğunu anlatan Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Akdeniz Üniversitesi olarak suyun böyle gitmeyeceğini anlatarak, bir farkındalık oluşturmak istedik. Sonuç olarak bu böyle gitmez. Çünkü biz Antalya'da ne gördük? Düden şelalesini, Gelidonya’sını hatırlarsınız, bilirsiniz. Şu an Düden'in ne kadar azaldığını konuşuyoruz. Sular oradaydı, hep öyle kalacak sandık. Ama öyle değil. Bugün gördüklerimiz bize bas bas bağırıyor. Su elimizden gidiyor. Sadece miktar olarak değil, nitelik olarak da elimizden gidiyor.”</p>
<p><strong>"Suyu yanlış kullanımının zararı çok büyük"</strong></p>
<p>Suyun yanlış kullanımının yanında doğaya verilen diğer zararlara da dikkat çeken Rektör Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Suyu fütursuzca kullanmanın yanı sıra su bitmiş, başka yerden su getirmeye kalkmışız, orada da bütün üretimi mahvetmişiz. Su azalmış, deniz suyunu kullanmaya kalkmışız, o aldığımız deniz suyunu dönüştürmüş, yüzde 50 işlenmiş suları tekrar denize geri vermişiz. Bu sefer denizlerdeki algleri, denizi mahvetmeye başlamışız. Özellikle kıyılarda deniz suyu, yer altı sularına karışmış, tatlı suyu mahvetmişiz. Sadece tatlı suyu değil. Denizdeki suları mahvederek de biz 10 yıl sonra bu kadar medeni yaşayamayacağız, bunun farkında değiliz.”</p>
<p>Su kullanımının artık bir kültür haline dönüştürülmesi gerektiğini anlatan Rektör Özlenen Özkan, ‘’Bizim suyu tüketirken bunu kültür haline dönüştürmemiz lazım. Kent nüfusu 2 milyon 700 bin. Ama yıl içinde 12 ayda 17-18 milyon turist ağırlıyoruz. Sonuç olarak hem suyu hem de altyapımız aslında 19. yüzyıldan kalma tasarlanmış. Hem altyapıyı hem suyu kullanırken ona göre bir planlama yapmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>"Su tüketimi faturalara yansımalı"</strong></p>
<p>Tarımda sulamaya mevcut haliyle devam etmesi halinde bir süre sonra gıda krizi yaşanabileceğini anlatan Prof. Dr. Özkan, tarım, turizm ve sanayi sektörlerinde su kullanımın önemini vurguladı. Özkan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çünkü tarım demek gıda güvenliği demek. O yüzden bizim bir kere kapalı sistemlere geçmemiz gerekiyor ve kaçak suları önlememiz gerekiyor. Turizmde kişi başına bir günde 1 ton su harcanıyor. Bir turist başına Antalya'da 1 ton su. Bu korkunç bir rakam. Bu o kadar kolay tüketiliyorsa bu suyun faturalara yansıması gerekiyor. İkincisi, o suyu gerçekten şebekeden mi çekiyorlar yoksa farklı yöntemlerle mi o suyu elde ediyorlar. Buna bakmak gerekiyor. Yine sanayide kullanılan suyun kesinlikle temiz su olmaması gerekiyor. Geri dönüşüm suyu olması gerekiyor. Bunlar için en kısa sürede yaptırımlar ortaya koymamız, regülasyonlar ortaya koymamız gerekiyor.”</p>
<p>Suyun hep birlikte korunması çağrısında bulunan Rektör Özkan, konuşmasına şöyle tamamladı:</p>
<p>“Küçükten büyüğe eğitimle dikkat çekmemiz gerekiyor. Biz eğer tasarruf etmezsek, bunu regüle edemezsek 10 yıl sonra temiz hava da bulamayacağız. Sağlığımız risk altında. Medeniyetimiz, biyolojimiz, tarımımız, turizmimiz risk altında. Biz eğer geç kalırsak 10 yıl sonra çocuklarımıza yeşil, sulak, turizmi güzel, tarımı güvenli, sanayisi gelişmiş bir Antalya bırakmak istiyorsak suyumuza hepimizin sahip çıkması lazım.’’</p>
<p><strong>"Türkiye’nin su potansiyeli 9 yılda çok ciddi miktarda düştü"</strong></p>
<p>Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Ethem Karadirek de, sunumunda iklim değişikliğinin Akdeniz sucul biyoçeşitliliğine ve su kaynakları üzerine etkilerini anlattı.</p>
<p>Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karadirek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’DSİ'nin resmi verilerine göre 2017'de 2,4 milyar metreküp yeraltı suyu potansiyelimiz 2026 yılında 1,7 milyar metreküpe düştü. Toplamda 781 milyon metreküplük koca bir miktarda yeraltı suyu potansiyelinde bir kayıp var. Bu sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler ve yeraltı suyunda gerçekleşen aşırı çekimler sebebiyle gerçekleşti. Biz bu 1,7 milyar metreküplük su potansiyelimizi zirai sulama, içme suyu kullanma ve endüstriyel sanayiye tahsis etmiş durumdayız. Tabii bunların içerisinde çevresel su tahsisleri de var.”</p>
<p><strong>"2100 yılına kadar 30 milyar metreküp su kaybedeceğiz"</strong></p>
<p>Su kaynakları üzerindeki baskıda iklim değişikliğinin büyük etkisi olduğunu, ancak tek sorumlu olamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Karadirek, nüfus artışının da etkisi olduğunu söyledi:</p>
<p>Son verilere göre, Türkiye'de nüfus artışının yüzde 5, Antalya'da ise yüzde 7 olduğunu anlatan Prof. Dr. Karadirek, ‘’Nüfus artış hızı ve kentleşme su kaynaklarımız üzerinde baskı oluşturuyor. Antalya özelinde kentleşmenin ciddi etkisi var. İklim değişikliğinin mevcut hem ortalama sıcaklık hem de su kaynaklarımız üzerindeki etkisi olacak. Bugün 112 milyar metreküp kullanılabilir su miktarımız var. Bunu 2050 yılında ortalama sıcaklığın 2,5 santigrat derece artışı ve kullanılabilir su miktarının ise 100 milyar metreküpe düşüşüyle karşılaşacağız. Bu 2100 yılına geldiğimizde yaklaşık 30 milyar metreküp suyu iklim değişikliğiyle kaybetmiş olacağız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-89370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/0/1280x720/turizmde-su-kullanimi-faturalara-yansitilmali-1791522602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, turizm sektöründe otellerde kişi başı bir ton su tüketildiğini belirterek, su kullanımının fiyatlandırılarak faturalara yansıtılması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-fon-listesi-rahatsizligi-89371</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’de &#039;fon listesi’ rahatsızlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizinin ortaya çıkmasıyla AK Parti’deki tüm görevlerinden istifa eden ve parti üyeliğinden de düşürülen Fatma Betül Sayan Kaya’nın ardından, partide ve hükümette adı geçenlere ilişkin iddialar AK Parti’de rahatsızlık yarattı.</p>
<p>İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, fon krizine ilişkin açıklamasında yanlış yapanların yanı sıra ihmali veya kusuru bulunanların da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımızın neşteri keskindir. Arkadaş, neştere konu olmadan adım atılmaz mı? Bizi yoran, kamuoyunda bizi tartıştıran birkaç kişi, ‘Ben neştere konu olmadan gereğini yapacağım’ demez mi? İstifa mı diyorsun, af mı diyorsun, ne diyorsan bir bak aynaya” dedi.</p>
<p><strong>"Üzgünüz-yorgunuz-kırgınız"</strong></p>
<p>Isparta’da çeşitli etkinliklere katılan Turan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Üzgünüz, yorgunuz ama daha doğrusu kırgınız. Depremi, seli, darbeyi, birçok uluslararası operasyonu aşmış bir milletiz. Ama denizi aşıp derede boğulmayı hazmedemiyoruz. Bu son virajı açıkçası vicdanım, yüreğim kaldırmıyor. Konu bir kişiyi ifade etmek, bir şahsı ifade etmek değil. Bir meseleyi tartışıyoruz. Partimizin imajına zarar veren bir anlayış tartışıyoruz. Bu anlayışı arındırmak, temizlemek zorundayız.”</p>
<p><strong>"Erdoğan'ın ahlaki duruşu"</strong></p>
<p>Bazı kişilerin arkadaşlarının yanlışlarına sahip çıktığını söyleyen Turan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk andan itibaren ekibine yanlış yapanlarla ilgili gereğinin yapılması talimatını verdiğini belirtti. Bunun Erdoğan’ın ahlaki duruşunu gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Turan, “Ama kendi doğrularımızı hırpalıyorsunuz. Üzülmüyor muyuz? Rahatsız olmuyor muyuz? Olmadık mı hep beraber? O yüzden diyorum. Yanlış yapmayacağız. Yapanlara da imkân vermeyeceğiz” dedi.</p>
<p><strong>"Liste açıklansın, herkes huzura kavuşsun" </strong></p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin de TBMM Genel Kurulu’nda, “Listenin tamamının açıklanmasını istiyorum. Hepsinin açıklanmasını istiyorum. Tamam, nasıl olursa bilmiyorum ama bu liste açıklansın, herkes bence huzura ulaşsın” dedi.</p>
<p>Yaşanan gelişmeler nedeniyle üzgün olduğunu, milletvekillerinin de bu ağırlığı hissettiğini söyleyen Zengin, “Burada konuşurken bence hacminden çok ağır ifadelerle konuşuyorsunuz. Bunu yaparken aslında bir anlamda bir tetiklenme yaratmaya çalışıyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bir toplulukta yaşanan yanlışın, hangi partiden olursa olsun herkesi rahatsız edeceğini belirten Zengin, fon meselesinin önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Zengin, örgütlü suç ihtimali bulunduğunu belirterek, “Biz ‘Kim kaç lira almış’tan öte ‘Bu suç nasıl işlendi’, ‘Bu suçu işleyenler içerisinde kamuda kim, hangi şekilde dâhil oldu’ bunun tespit edilmesi tüm Türkiye’nin geleceği için çok önemli, Türkiye siyasetinin geleceği için önemli” dedi.</p>
<p><strong>Komisyon kurulabilir </strong></p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, Meclis araştırma komisyonu kurulabileceğini belirterek, “Komisyon da kurulabilir; bu da bunlardan bir tanesidir. İleriki günlerde de yine bunu tartışırız. Komisyon bu aşamalardan bir tanesi ama şu ana kadar yapılanları da bir önem içerisinde değerlendirmek lazım” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partide-fon-listesi-rahatsizligi-89371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’de “fon listesi’ rahatsızlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-89367</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süleyman Sönmez: Dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) yeni hizmet binası açılışı düzenlenen törenle hizmete açıldı. Törene, TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Milletvekilleri Cavit Arı ve Aykut Kaya ile Burdur ve Isparta iş dünyası temsilcileri katıldı.</p>
<p>Süleyman Sönmez açılışta yaptığı konuşmada, 31 federasyon, 340 dernek ve 100 bini aşkın işletme ile 81 ilde yerelden kalkınmayı tetiklemek için çok yoğun bir çaba içerisinde olduklarını söyledi. Yüzbinlerce kişi ve kuruma dokunduklarını belirten Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’KOBİ tabanındaki dip dalgayı yaptığımız çalışmalarla çok güçlü bir şekilde besliyoruz.  ​KOBİ’lerimizin rekabet gücünü arttırmak, dijital ve yeşil dönüşümlerini hızlandırmak, finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’nin dört bir yanında projeleri hayata geçiriyoruz. ​Biliyoruz ki gerçek kalkınma, yalnızca büyük kentlerin ekonomik göstergeleriyle değil; yerelde ortaya çıkan potansiyelin harekete geçirilmesi, ortak aklın ve iş birliğinin güçlenmesiyle mümkün.’’ </p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecinde dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz"</strong></p>
<p>​BAKSİFED’in yalnızca bölgenin değil, Türkiye ekonomisinin de en önemli merkezlerinden birinde yükselen bu yeni buluşma noktası, yaratacağı sinerjiyi bölgeden tüm ülkeye taşıyacağını ifade eden Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’​Türkiye ve insanımız için kurduğumuz büyük hayallerimiz var.. Yeni yol haritamızı şekillendirdik, eksiklerimizi tanımladık ve kendimize ödevler verdik.  ​Her şeyden önce bir söz verdik. Dünyada belirsizlik artık olağan gidişat hâline gelmişken, teknolojiden jeopolitiğe çeşit çeşit etkenle katı olan her şey buharlaşırken, diğer yandan dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışırken, (Çözüm insandadır)" dedik. ​Yeni çağın insanlı iş birliğiyle, örgütlenmesiyle ve birlikte çalışmasıyla kucaklayabiliriz diye yineledik. İşte bu irade yerelden başlıyor. Ancak yerelden başladığında bölgesel kalkınma hedefinin altını tam olarak dolduruyor. ​Ve bölgesel kalkınma da İstanbul’dan, Ankara’dan hazırlanıp Anadolu’ya gönderilecek reçetelerle olmuyor. Antalya’nın neye ihtiyacı olduğunu en iyi siz biliyorsunuz. Isparta’yı, Burdur’u, buradaki sanayicinin, turizmcinin, çiftçinin, girişimcinin, KOBİ’nin meselesini siz okuyorsunuz.’’ </p>
<p><strong>​BAKSİFED Başkanı Mustafa Cengiz</strong></p>
<p>BAKSİFED Başkanı Mustafa Cengiz de, 15 yıllık bir birikime yeni bir adres, ortak akla yeni bir buluşma noktası, geleceğe ise kalıcı bir zemin kazandırdıklarını söyledi. Göreve geldiklerinde önlerinde çok net bir hedef olduğunu ifade eden cengiz, ‘’Güçlü bir yapıyı, güçlü bir etkiye dönüştürmek hedefimiz vardı. Çünkü BAKSİFED’in temsil ettiği coğrafya sıradan bir coğrafya değil. Antalya, Isparta ve Burdur, turizmden tarıma, enerjiden sanayi ve ticarete kadar Türkiye ekonomisinin çok önemli bir havzasını oluşturuyor. Biz şuna inanıyoruz:.Aynı coğrafyada bulunmak bizi bölge yapar; aynı hedef etrafında birleşmek ise bizi güç yapar. İşte bu nedenle BAKSİFED vizyonunu üç temel kavram üzerine kurduk: Birliktelik, etki ve dönüşüm’’ dedi.</p>
<p>Birliktelik ile güçlerini üye derneklerden onların temsil ettiği iş dünyasından aldıklarını vurgulayan Cengiz, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Etik dedik; çünkü yalnızca sorunları dile getiren değil, çözüm üreten, karar süreçlerine katkı koyan ve gerektiğinde gündem oluşturan bir iş dünyası örgütü olmak istiyoruz. Dönüşüm dedik; çünkü artık dünya yalnızca değişmiyor, yeniden kuruluyor. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, nitelikli insan kaynağı, girişimcilik ve kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımı… Bizim meselemiz yalnızca bugünün sorunlarını konuşmak değildir. Asıl meselemiz, yarının rekabetinde Batı Akdeniz’in nerede duracağına bugünden karar vermektir. Biz bir dönemin başarısını değil, yıllar boyunca büyüyecek bir kurumsal mirası inşa ediyoruz. Ve bu mirasın en büyük gücü yine üye derneklerimiz olacaktır. Bizim amacımız tek ses olmak değil; güçlü bir sözümüzün olmasıdır. Ses yükseltmek kolaydır. Asıl mesele, sözü ağırlık taşıyan bir kurum olabilmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-89367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/7/1280x720/turkonfed-baskani-sonmez-dezenflasyon-surecinde-yasadigimiz-dalgalanmalara-gogus-germeye-calisiyoruz-1791522394.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, ‘KOBİ tabanındaki dip dalgayı yaptıkları çalışmalarla çok güçlü bir şekilde beslediklerini belirterek, &#039;&#039;KOBİ’lerimizin rekabet gücünü arttırmak, dijital ve yeşil dönüşümlerini hızlandırmak, finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’nin dört bir yanında projeleri hayata geçiriyoruz. Dezenflasyon sürecinde yaşadığımız dalgalanmalara göğüs germeye çalışıyoruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-kadinlar-bakiyor-gerisi-yalan-89375</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bize kadınlar bakıyor, gerisi yalan!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ailelerdeki, yaşlı, hasta, bebek ya da çocukların ihtiyaçları, bakımları o kadar büyük bir sorumluluk alanı ki bireylerin, kurumların, şirketlerin ve hatta toplumların, ülkelerin bugünü ve geleceği üzerinde ‘derin’ etkiler yaratıyor. Verilere göre ‘bakım sorumluluğu’ denilen bu süreçler ezici bir ağırlıkla kadınların omuzlarına yüklenmiş durumda. Birleşmiş Milletlerin bir araştırmasına göre dünya genelinde yaklaşık 708 milyon kadın ‘evdeki yaşlıya, hastaya, çocuğa bakım mecburiyeti’ nedeniyle iş gücü dışında kalıyor. Erkelerde bu sayı sadece yaklaşık 40 milyon. Türkiye’deki tablo daha da ağır. Sözün özü; dünyada da Türkiye’de de evdeki birçok işte olduğu gibi ‘bakım sorumluluğu’ konusunda da bütün yükü kadınlar taşıyor ve bize kadınlar bakıyor gerisi yalan! </p>
<p>Özyeğin Üniversitesi ve TÜSİAD, bu durumu değiştirmek istiyor Özyeğin Üniversitesi ile TÜSİAD, yanlış geleneksel anlayışların kökleşmesi nedeniyle ‘ailelerdeki’ bakım sorumluluğu meselesinin neredeyse tamamen kadınların üzerine yıkılmış olmasının ‘kadının iş hayatına katılımı, şirketlerdeki verimlilik, ülke kalkınması’ üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmek, şirketler nezdinde bu sorunun ‘kurumsal çözümlere kavuşturulmasını’ teşvik etmek için işbirliği yaptı. Yaklaşık 2 yıldır devam eden araştırmalar ve istişareler sonucunda kurulan Bakım Eşitliği Şirketler Ağı kuruldu. Şirketler, kendi kurumlarındaki ihtiyaçları veriye dayalı olarak ortaya koyacak ve kendilerine özgü dönüşüm yol haritaları geliştirecek. Bakım Eşitliği Şirketler Ağının ana destekçiliğini ise Fiba Grubu üstlendi.</p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, dün düzenlenen toplantıda bakım eşitliğinin yalnızca bir sosyal politika alanı olarak değil, çalışma hayatı ve şirketlerin ülkelerin rekabet gücü açısından da ele alınması gerektiğini söyledi. Diren, “Ülkemizdeki veriler, bakım sorumluluğunun daha çok kadınlar üzerinde olduğunu gösteriyor. TÜİK verilerine göre, hanesinde 3 yaşın altında çocuğu bulunan 25-49 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 91’i istihdamda iken, bu oran kadınlarda yalnızca yüzde 27. Birçok kadın, eğitimli ve deneyimli olsa dahi, yeterli destek mekanizmaları olmadığı için çalışma hayatına hiç dahil olamıyor ya da çalışma hayatından erken kopuyor. Bakım eşitliği, kadınların ekonomik yaşama eşit katılımı için temel koşullardan biri” dedi. Başkan Diren, Orta Vadeli Program’da bakımın çalışma hayatını ve ekonomik kalkınmayı doğrudan etkileyen bir alan olarak ele alınmasını ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik planlanan adımları bu açıdan kıymetli gördüklerini belirterek, iş dünyasını bu ağın bir parçası olmaya, kendi kurumlarında bakım eşitliğini ölçmeye ve somut adımlar atmaya davet etti.</p>
<p style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87e3f4f07f-1791524415.png" alt="" width="783" height="417" /></p>
<p>Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Barış Tan ise “Bakım eşitliği, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınma kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir mesele. Bir kadının bakım sorumlulukları nedeniyle işinden ayrılması, yalnızca bireysel bir kariyer kaybı anlamına gelmiyor, kurumların yetişmiş insan kaynağını, Türkiye’nin ise eğitim ve deneyimle oluşturduğu insan sermayesinin önemli bir bölümünü kaybetmesi anlamına geliyor. Bu nedenle mesele yalnızca daha fazla kadının çalışma hayatına katılması da değil, kadınların kariyerlerinin her aşamasında potansiyellerini ortaya koyabilmelerini ve bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesini sağlayabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Hangi şirketler ağa katıldı? </strong></p>
<p>Bakım Eşitliği Şirketler Ağına, katılan ilk üyeler arasında Boyner Grup, Coca- Cola İçecek, Fiba Grubu, Garanti BBVA ve TAV Havalimanları yer alıyor. Bir de Ar aştırma Destek Programı başlatıldı ve lisansüstü eğitimine devam eden ya da yüksek lisans veya doktora derecesini son beş yıl içinde tamamlamış erken kariyer araştırmacılarının özgün çalışmalarına destek verilecek. Seçici kurul tarafından belirlenecek iki araştırmanın her birine 150 bin lira olmak üzere toplam 300 bin lira araştırma desteği sağlanacak. 11 Ekim 2026’da başlayacak başvurular 11 Aralık 2026 saat 23.59’a kadar devam edecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>VERİLER YALAN SÖYLEMEZ</strong></span></p>
<p>Özyeğin Üniversitesi’nin “Bakım Emeği ve Zihinsel İş Yükünün Beyaz Yakalı Çalışanlar Üzerindeki Etkisi” araştırması, bakım sorumluluklarının çalışma yaşamı, kariyer sürekliliği ve insan kaynağının etkin kullanımı üzerinde derin etkileri olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre kadınlar bakım emeğinin yüzde 57’sini, erkekler yüzde 33’ünü üstleniyor. Zihinsel iş yükü kadınlarda yüzde 60, erkeklerde yüzde 35 seviyesinde. Evli ve çocuklu kadınların yüzde 15’i bakım sorumlulukları nedeniyle en az bir terfi teklifini reddettiğini, kadınların yüzde 31’i ve evli-çocuklu kadınların yüzde 37’si ise bakım nedeniyle işten ayrıldığını belirtiyor. Özyeğin Üniversitesi araştırmayı iki faz halinde yürüttü. Birinci fazda, üç büyük şehirde 524 beyaz yakalı çalışanla yüz yüze görüşme sonuçları değerlendirildi. İkinci fazda ise 11 şehirde yine yüz yüze 2 bin 104 katılımcıyla daha geniş kapsamlı bir veri seti oluşturuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-kadinlar-bakiyor-gerisi-yalan-89375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bize kadınlar bakıyor, gerisi yalan! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarifi-yazdik-insani-unuttuk-mu-89364</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarifi yazdık, insanı unuttuk mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir çorbanın tarifini soruyorsunuz, karşınızdaki annesini anlatmaya başlıyor. Bir hamur işinin nasıl yapıldığını merak ediyorsunuz, söz çocukluğunun bayram sabahlarına geliyor. Bir ustaya mesleği kimden öğrendiğini soruyorsunuz; dükkânın ilk günlerinden, çıraklığından, kimi zaman yoksulluktan söz ediyor. Yemek hakkında başlayan konuşma, bir süre sonra insanın hayatına açılıyor. Önümüze gelen tabağın, uzun bir yolculuğun son durağı olduğunu böyle anlıyoruz. O yolculukta toprak, mevsim, emek, aile ve bütün bunları birbirine bağlayan bir hafıza var.</p>
<p>GastroAfyon’da konuşmacı olarak katıldığım <em>“Sofradan Satırlara: Anadolu’nun Lezzet Hikâyeleri”</em> başlıklı söyleşide bu ilişki üzerinde durdum.</p>
<p><strong>Bir tarifin çevresindeki hayat</strong></p>
<p>Bir şehri mutfağıyla tanımaya çalışmak, insanların gündelik hayatına yaklaşmanın yollarından biri. Neyi yetiştirmişler, nasıl saklamışlar, kışa nasıl hazırlanmışlar? Misafirlerini hangi yemeklerle ağırlamış, hangi günlerde aynı sofrada buluşmuşlar? Bu soruların cevapları, bir yemeğin neden o coğrafyada, o malzemeyle, o yöntemle yapıldığını anlamamızı sağlıyor.</p>
<p>Gastronomi kültürü yazarlığında bu soruların peşinden gitmeyi önemsiyorum. Malzemenin niteliği, pişirme tekniği, ustanın mahareti elbette yazının temelinde bulunuyor. Bunları, yemeğin oluştuğu hayatın içine yerleştirebildiğimizde okura daha fazla şey söyleyebiliyoruz. Bir saklama yönteminin arkasında uzun bir kış, bir malzeme değişikliğinin arkasında göç, bir tarifin yayılmasında komşuluk ilişkileri bulunabiliyor.</p>
<p>Birçoğumuzun evinde duyduğu <em>“Bizim evde böyle olur”</em> sözü, bu çeşitliliğin küçük bir ifadesi. Aynı sokakta aynı yemeği yapan iki evin yöntemi farklı olabiliyor. Birinde hamur daha ince açılıyor, diğerinde iç harcı başka hazırlanıyor. Bir aile bir baharatı mutlaka kullanırken öteki hiç koymuyor. Bu ayrıntıları kaydetmek, mutfağı kendi farklılıkları içinde tanımamıza yardımcı oluyor.</p>
<p>Yazıya geçirirken bunları tek bir tarife indirgediğimizde, zaman içinde oluşmuş bazı izleri de silebiliyoruz. Hangi hazırlığın hangi ailede, hangi ustada, hangi yörede yaşadığını belirtmek bu nedenle önemli. Farklılıkları anlamak için önce onları dinlemeye zaman ayırmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Elin bildiğini yazabilmek</strong></p>
<p>Mutfaktaki bilgi her zaman kolayca kelimelere dökülmüyor. Tarifi soruyorsunuz, <em>“Aldığı kadar un”</em> deniliyor. Pişirme süresini öğrenmek istiyorsunuz, <em>“Kokusu gelince anlarsın”</em> cevabını alıyorsunuz. İlk bakışta belirsiz görünen bu ifadelerin arkasında, tekrarlarla edinilmiş bir tecrübe bulunuyor.</p>
<p>Elin hamura dokunuşu, gözün rengi seçişi, kulağın kızaran yağın sesini ayırt edişi… Mutfakta bedenin de bir hafızası var. Usta, yaptığı hareketin nedenini her seferinde düşünmeyebiliyor; yıllar içinde öğrendiği şeyi işin doğal akışı içinde uyguluyor. Oysa izleyen kişinin anlaması gereken ayrıntı, tam da o hareketin içinde saklı olabiliyor.</p>
<p>Burada yazanın sabrı devreye giriyor. Aynı soruyu başka türlü sormak, hazırlığı başından sonuna kadar izlemek, gerektiğinde <em>“Şimdi neyi kontrol ettiniz?”</em> diye durup anlamaya çalışmak gerekiyor. Ölçüyü yazdıktan sonra kıvamı da tarif edebiliyor muyuz? Pişirme süresini öğrendik ama yemeğin hazır olduğunu gösteren işaretleri kaydettik mi?</p>
<p>Bir tarifin uygulanabilir olması, bu ayrıntılara bağlı. Ustanın adını anarak aktarılan bilgi de daha sağlam bir dayanak kazanıyor. Sonradan ortaya çıkacak sorular için kime başvurulduğu, hangi hazırlığın izlendiği biliniyor.</p>
<p><strong>Tarifin yanında kimin adı var?</strong></p>
<p>Önümüze gelen yemeği anlatırken çoğunlukla şefi, ustayı ya da sunulduğu mekânı konuşuyoruz. O tabağa gelinceye kadar çalışan insanların bir kısmı anlatının dışında kalıyor. Tohumu eken, hayvana bakan, sütü sağan, unu öğüten, mutfakta saatlerce ayıklayan, yoğuran, pişiren insanlar var. Yemeğin niteliği onların emeğiyle de oluşuyor.</p>
<p>Evlerde bu bilgiyi yaşatanlara ayrıca bakmak gerekiyor. Çocuklarına, torunlarına, komşularına öğretenlerin, özellikle kadınların biriktirdiği mutfak bilgisini ne kadar tanıyoruz? Pek çok yemeğin adını biliyoruz; bize ulaşmasını sağlayan insanların adlarını, hayatlarını, kendi anlatılarını ise çoğu zaman bilmiyoruz.</p>
<p>Bir tarifin yanına onu kimden öğrendiğimizi yazmak, küçük ama anlamlı bir başlangıç…Ardından o kişinin tarifi kimden aldığını, nasıl değiştirdiğini, hangi zamanlarda hazırladığını sorabiliriz. Böylece malzeme listesine bir hayat hikâyesi eşlik etmeye başlar.</p>
<p>Yemeğin kaynağını belirtmek, emeğin sahibini görünür kılar. Kitapta, gazete yazısında, dijital bir paylaşımda bu bilgiyi korumak, mutfak kültürünü aktaran kişilere karşı sorumluluğumuzun parçasıdır. Tariflerin kolayca dolaşıma girdiği bir ortamda, adların da onlarla birlikte yolculuk etmesini sağlamalıyız.</p>
<p><strong>Güzel hikâyeyi araştırmak</strong></p>
<p>Yemeklerin etrafında birbirinden güzel anlatılar dolaşıyor. Bir tarifin nasıl ortaya çıktığını bir aile başka türlü anlatıyor, bir usta başka türlü hatırlıyor. Bu anlatıları dinlemek, insanların geçmişleriyle nasıl ilişki kurduklarını anlamak açısından değerli. Yazıya geçirirken ise bilginin kaynağını açıkça belirtmek gerekiyor.</p>
<p><em>“Ailede böyle anlatılıyor”</em> demekle <em>“Tarihî kayıtlarda böyle geçiyor”</em> demek farklı şeyler. Birincisi sözlü hafızayı, ikincisi belgeye dayanan bilgiyi işaret ediyor. Okurun bu ayrımı bilmeye hakkı var. Bir anlatıyı sevmemiz, onu araştırma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Gazetecilikten gelen alışkanlık burada yol gösteriyor: Başka bir kaynağa başvurmak, tarihleri karşılaştırmak, anlatıların nerede birleşip nerede ayrıldığını görmek… Ulaşamadığımız bilgiyi de açık bırakabilmeliyiz. Bir yemeğin kökenine ilişkin kesinlik kuramadığımızda, farklı anlatıları kaynaklarıyla aktarmak mümkün.</p>
<p>Tekrar edilen bir hikâye zamanla yerleşik bilgi gibi kabul edilebiliyor. Bu yüzden yazdığımız her metin, sonrakiler için de bir kaynak olma ihtimali taşıyor. Bugün gösterdiğimiz özen, yarın o mutfağı araştıracak kişinin işini doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Sıfatların örttüğü ayrıntılar</strong></p>
<p>Aynı dikkati lezzeti anlatırken de göstermeliyiz. Her yemek için <em>“eşsiz”</em>, <em>“benzersiz”</em>, <em>“muhteşem”</em> dediğimizde, bir süre sonra kelimeler ayırt edici olma gücünü kaybediyor. Okur, ne yendiğini ve o yemeği farklı kılanın ne olduğunu öğrenemiyor.</p>
<p>Bazen küçük, somut bir ayrıntı çok daha fazla şey anlatıyor. Hamurun kenarındaki çıtırlık, ağızda kalan hafif is kokusu, ustanın sabahın erken saatinde başladığı hazırlık… Böyle ayrıntılar, hem yemeğe hem onu ortaya çıkaran işe yaklaşmamızı sağlıyor. Bunun için dikkatle tatmak, izlemek ve sorular sormak gerekiyor.</p>
<p>Yemek yazısında duygunun da yeri var. Bazı tatlar bir insanı, bir evi, bir dönemi hatırlatıyor. O duyguyu okurla paylaşabiliriz; gözlemle kişisel çağrışım arasındaki ilişkiyi açık kurarak. Kendi hatıramızın nerede başladığını belli etmek, yazıyı daha samimi ve güvenilir kılıyor.</p>
<p><strong>Edebiyatın sofrasında</strong></p>
<p>Edebiyat, sofranın içindeki insan ilişkilerini anlatmakta çok zengin imkânlara sahip. Bir romanda yemek sahnesi başladığında kimin hazırlık yaptığını, kimin önce oturduğunu, kimin konuşup kimin sustuğunu görürüz. Bu ayrıntılar, o evin düzeni ve karakterlerin birbirleriyle ilişkisi hakkında çok şey söyler.</p>
<p>Bazen bir yemek sahnesinde yoksulluğu anlarız, bir davet sofrasında gösterişi, yıllar sonra hatırlanan bir tatta memleket özlemini… Yemeğin çevresindeki hareketler, söylenenler kadar söylenmeyenleri de açığa çıkarır. Gastronomi üzerine yazarken bu gözlem dikkatinden öğrenebileceğimiz çok şey var.</p>
<p>Kendi hayatımızda da bazı tatları düşündüğümüzde önce bir insanın yüzü gelir aklımıza. Yemeğin bütün malzemelerini hatırlamayız ama o sofrada nasıl hissettiğimizi unutmayız. Hafızayı kayda geçirirken bu insani boyuta yer açmak, tarifin hangi hayatın içinde yaşadığını anlamamızı sağlar.</p>
<p><strong>Yakınımızdaki hafızadan başlamak</strong></p>
<p>Bütün bunları geleceğe taşımak için yakınımızdan başlayabiliriz. Ailemizde bir yemeği iyi yapan kişiyle oturup konuşmak, hazırlığını izlemek, malzemelerini ve ölçülerini kaydetmek mümkün. Ardından birkaç soru daha sormak gerekiyor: Bunu kimden öğrendin? Eskiden ne zaman yapardınız? Malzemeler değişti mi? Çocukluğundaki tadı bugün bulabiliyor musun?</p>
<p>Cevaplar bizi şaşırtabilir. Bildiğimizi sandığımız bir yemeğin içinden daha önce duymadığımız bir aile hikâyesi çıkabilir. Bir göçü, bir komşuluğu, zor geçirilmiş bir kışı öğrenebiliriz. Küçük bir tarif defteri, tarihlerin, yerlerin ve isimlerin eklenmesiyle bir hayat kaydına dönüşebilir.</p>
<p>Festivaller de bu karşılaşmalar için fırsat sunuyor. Ürünün üreticisiyle konuşmak, bir ustanın elini izlemek, başka bir şehrin mutfağı hakkında soru sormak mümkün oluyor. Bu buluşmalardan edindiğimiz bilgiyi sonrasında araştırmak, düzenlemek ve paylaşmak, karşılaşmanın etkisini uzatıyor.</p>
<p>Anadolu’nun lezzet hafızasının önemli bir bölümü, hâlâ sorulmayı bekleyen soruların cevaplarında yaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarifi-yazdik-insani-unuttuk-mu-89364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarifi yazdık, insanı unuttuk mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-piyasalarda-guven-testine-donustu-89363</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi piyasalarda güven testine dönüştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal piyasalar açısından son dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri fon piyasasında yaşanan kriz oldu. İlk bakışta belirli fon şirketleri ve yatırım araçlarıyla sınırlı gibi görünen bu gelişme, aslında finansal sistemin en önemli unsurlarından biri olan <strong>güven</strong> kavramını yeniden gündeme taşıdı. Çünkü yatırımcı açısından mesele yalnızca parasının ne kadar kazandığı değil, gerektiğinde parasına ne ölçüde ve ne kadar hızlı ulaşabileceğidir.</p>
<p>Fonlar son yıllarda Türkiye’de tasarruf sahiplerinin önemli yatırım araçlarından biri haline geldi. Mevduatın yanında alternatif getiri arayan yatırımcılar, hisse senedi, tahvil, para piyasası, altın, döviz ve çeşitli karma fonlara yöneldi. Özellikle yüksek enflasyon döneminde birikimlerin satın alma gücünü koruma arayışı, fonlara olan ilgiyi artırdı. Ancak yatırımcı sayısının ve fon büyüklüklerinin artması, beraberinde daha güçlü denetim ve şeffaflık ihtiyacını da getirdi.</p>
<p>Yaşanan kriz işte tam bu noktada önem kazanıyor.</p>
<p>Fon piyasasında meydana gelen sorunların diğer finansal piyasalara yansımasının ilk kanalı güven olacaktır. Yatırımcı, bir fonda yaşanan problemi bütün fon piyasasına mal ederse, risk algısı hızla değişebilir. Bunun sonucunda yatırımcılar fonlardan çıkıp mevduata, altına, dövize veya doğrudan devlet iç borçlanma senetlerine yönelebilir. Böyle bir davranış tek tek fonların değil, piyasanın genel likidite dengesinin de bozulmasına neden olabilir.</p>
<p>Burada özellikle likidite konusu üzerinde durmak gerekiyor. Bir fonun portföyündeki varlıkların tamamı aynı hızla nakde dönüştürülemez. Yatırımcıların aynı anda yoğun şekilde satış talebinde bulunması halinde fon yöneticilerinin varlık satmak zorunda kalması, bazı piyasalarda fiyatların gerçek değerinin altında oluşmasına yol açabilir. Bu durum da zincirleme bir etki yaratabilir.</p>
<p>Örneğin fonlardan başlayan satış baskısı hisse senedi piyasasına yansıyabilir. Tahvil piyasasında faizler üzerinde baskı oluşabilir. Döviz piyasasında ise yatırımcıların güvenli liman arayışı nedeniyle dövize yönelik talep artabilir. Dolayısıyla fon piyasasındaki bir sorun, doğru yönetilmediği takdirde finansal piyasaların diğer bölümlerine de taşınabilir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Fon sektöründe yaşanan her problem sistemik kriz anlamına gelmez. Türkiye’nin bankacılık sistemi ile yatırım fonları aynı yapıya sahip değildir. Dolayısıyla bir veya birkaç fon şirketinde yaşanan sorunların doğrudan bütün finansal sistemi tehdit ettiği sonucuna ulaşmak doğru olmaz. Asıl önemli olan, olayın nasıl yönetildiği ve yatırımcı güveninin ne ölçüde korunabildiğidir.</p>
<p>Bence bundan sonraki süreçte en önemli başlık <strong>şeffaflık</strong> olmalıdır.</p>
<p>Yatırımcı, parasının nerede değerlendirildiğini, fonun hangi riskleri taşıdığını, portföydeki varlıkların nasıl değerlendiğini ve olası bir sorun halinde hangi mekanizmaların devreye gireceğini açık şekilde bilmelidir. Finansal ürünlerin karmaşıklaşması, yatırımcının bilgi ihtiyacını azaltmıyor; tam tersine artırıyor.</p>
<p>Özellikle küçük yatırımcı açısından konu daha da önemli. Büyük yatırımcıların profesyonel danışmanlara ve risk yönetim ekiplerine ulaşma imkânı bulunurken, bireysel yatırımcı çoğu zaman fonun geçmiş performansına bakarak karar veriyor. Oysa geçmişte yüksek getiri sağlamış bir fon, gelecekte de aynı getiriyi sağlayacağı anlamına gelmez.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların da önemli sorumlulukları bulunuyor. Yüksek getiri beklentisi ile yüksek risk arasındaki ilişki unutulmamalı. “Getirisi yüksek, riski düşük” şeklindeki vaatlere karşı özellikle dikkatli olunmalı. Bir yatırım aracına para yatırmadan önce fonun stratejisi, portföy yapısı, likiditesi ve risk seviyesi mutlaka incelenmeli.</p>
<p>Fon krizinin piyasalar açısından bir başka sonucu da denetim mekanizmalarının yeniden tartışılmasına yol açmasıdır. Sermaye piyasalarının büyümesi sevindirici bir gelişmedir ancak büyüyen piyasanın denetim kapasitesinin de aynı hızda gelişmesi gerekir. Finansal inovasyon ile denetim arasında boşluk oluşursa, sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir.</p>
<p>Burada düzenleyici kurumlara önemli görev düşüyor. Kurallar yalnızca kriz çıktıktan sonra değil, kriz çıkmadan önce de yatırımcıyı koruyacak şekilde tasarlanmalıdır. Risklerin erken tespit edilmesi, fonların portföy yapısının daha şeffaf hale getirilmesi ve yatırımcıların zamanında bilgilendirilmesi piyasadaki güveni güçlendirecektir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde fon piyasasının yeniden güven kazanması, yalnızca fon sektörünün değil, Türkiye sermaye piyasalarının gelişimi açısından da büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye’nin uzun vadede daha fazla tasarrufa, daha fazla sermaye birikimine ve şirketlerin daha fazla sermaye piyasası finansmanına ihtiyacı var.</p>
<p>Sonuç olarak fon krizine sadece “bazı fonlarda yaşanan problem” şeklinde bakmamak gerekiyor. Bu olay, finansal sistemde güvenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Yatırımcı güveni zedelendiğinde piyasaların normal işleyişi de zorlaşıyor.</p>
<p>Bundan sonraki dönemde yapılması gereken, paniği büyütmek değil, <strong>şeffaflığı artırmak, denetimi güçlendirmek ve yatırımcıya doğru bilgi vermektir.</strong> Çünkü finans piyasalarında en değerli varlık yalnızca para değildir; paranın sisteme duyduğu güvendir. Bu güven korunabildiği sürece yaşanan sorunlar yönetilebilir. Güven kaybolduğunda ise küçük bir sorun bile büyük bir piyasa dalgasına dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-piyasalarda-guven-testine-donustu-89363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi piyasalarda güven testine dönüştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-konjonkturde-ab-sermayesi-tercihte-degisiklik-yapar-mi-89362</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni konjonktürde AB sermayesi tercihte değişiklik yapar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 166 bin 500 civarında ihracatçı, 323 bin 700 civarında da ithalatçı var. Son 5 yılda, her ikisi de 100 bin civarından bu noktalara gelmiş. İhracatçı sayısı bir kat bile artmadan, ithalatçı sayısının beş kat artmış. Bu, nedenleriyle, sonuçlarıyla mutlaka değerlendirilmeli. Ancak bu sonuç bile, nedeni ne olursa olsun üretmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Üretmek zor olunca, bu alan giderek zayıflıyor. Ticaret erbabı kolay olan tarafa, ithalata kaçıyor. Merkez Bankası’nın reel sektöre ilişkin bilançoları da faize çalışıldığını, kârlılığın gerilediğini, reel sektörün büyüyemediğini gösteriyor. Giderek daha az üreterek büyümeye çalışmanın zorluğu, büyüme performansında da kendisini gösteriyor. Türkiye ekonomisi aralıksız büyüyor olmasına karşın ihracatın büyümeye katkısı yetersiz kalıyor, sanayinin milli gelirdeki payı geriliyor. Bu üretenin de, ihraç edenin de rekabet gücünün gerilediğini gösteriyor. Üretimden çekilmek kaçınılmaz olarak yatırımdan da çekilmek anlamına geliyor.</p>
<p>Avrupa’da aynı dertten muzdarip. Bu yüzden milli gelir içinde sanayinin payını artırmaya çalışıyorlar. Başta ‘Made in EU’ hedefi olmak üzere temel üretim süreçlerine ilişkin tüm kuralları yeniden yazıyorlar. Bunu yaparken de kendileri açısından ‘yerli’nin ağırlığını artırmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Fransa’nın Türkiye’deki temsilciliklerinin ekonomiyle ilgili son iki aktivitesini izlerken AB’nin bu yönelişi ile aralarında paralellik olup olmadığını düşündüm.</p>
<p>İlkinde, Ankara Sanayi Odası’nda “Fransa’da İş ve Yatırım: Fransa Ülke Günü” isimli etkinlikte Fransa tarafına; “Avrupa pazarı için, Ankara’da üretin” çağrısı yapıldı. Bu çağrı Başkan Seyit Ardıç tarafından; “Ankara’nın mühendislik birikimi, sanayi altyapısı ve üniversiteleri, Fransız yatırımları için elverişli bir ekosistem sunuyor. Fransız teknoloji şirketlerine, sanayicilere ve yatırımcılara açık bir davette bulunuyorum. Avrupa pazarı için Ankara’dan üretin” şeklinde dile getirildi.</p>
<p>Bir süre sonra Fransa’nın diplomatik temsilcileri ile ekonomik ve ticari temsilcilerini Kocaeli Sanayi Odası’ndaki etkinlikte izlerken farklı bir şey gördüm. “Kocaeli-Fransa Dış Ticaret, Yatırım ve Proje Finansmanı Toplantısı” isimli etkinlikte bu kez Fransız temsilcileri her yönüyle Fransa ekonomisini tanıtarak Türk girişimcileri Fransa’ya yatırıma çağırdılar.</p>
<p>Bu vizyonu en açık şekilde, KSO Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Kübra Ulutaş Tapo‘nun konuşmasını yapmak üzere mikrofona çağırdığı Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği Bölgesel Ekonomi Servisi Direktörü Jérôme Baconin şöyle dile getirdi: “Burada Fransız şirketleri var. Kendimi evimde gibi görüyorum. Ama benim hayalim Türk şirketlerini Fransa’da görmek.” Aynı zamanda 12 kitabı bulunan yerel bir Fransız tarihçisi olan Baconin’nin ilişkilerdeki yol ayrımına işaret eden bu tarihsel saptaması, güncellemeye mahkûm bir gümrük birliği ile gelişen ilişkilerin bugün geldiği noktada, AB sermayesinin yönelişinde bir değişiklik olabileceğinin işaret fişeği gibiydi.</p>
<p>Etkinlikte doğallıkla Fransa’nın cazibesi anlatıldı. Ticaret yaparken yararlanabilecek ihracat ve ithalat kredileri, ticari bağlantısı bulunmayan şirketler için de destek mekanizmaları, ortaklık ve doğrudan temas destekleri…</p>
<p> Fransız Kamu Yatırım Bankası Bpifrance MENA Bölgesi Direktörü Pavlo Stergard da etkileyici finansal destekleri detaylandırdı. Banka 2025’te Fransız ekonomisine 72 milyar Euro finansman ve 32,6 milyar Euro uluslararası destek sağlamış. 2026-2030 stratejik yatırım hedefleri olarak; ‘yeniden sanayileşme’ için 35 milyar Euro, ‘iklim-enerji’ için 35 milyar Euro, yapay zekâ için 10 milyar Euro, sağlık sektörü için 10 milyar Euro, ihracat garantileri için 80 milyar Euro kaynak ayırmış.</p>
<p>Finansmanın dışında, Türk Fransız Ticaret Odası (CCI France Turquie) ve Business France Türkiye gibi destekleyici kurumların katkıları ile yatırımda Fransa’yı tercih etmek için az neden yok: Fransa 2019 sonrası en çok yabancı yatırım alan Avrupa ülkesi olmuş. Enerji maliyetleri düşük, nitelikli işgücüne sahip. Her sektör ve her proje için ar-ge harcamalarının yüzde 30’u ve 100 milyon Euro’ya kadar kredi mümkün. Proje başına 200 milyon Euro’ya kadar türbinler, güneş panelleri, bataryalar ve ısı pompaları için yeşil sanayi yatırım kredileri, ulusal ve bölgesel yatırım teşvikleri ile yatırımcılara ayrılan arazi rezervleri var.</p>
<p>Her iki etkinliğin ortak paydasında işin bir de ‘vize’ tarafı var. Biliyoruz ki vize serbestliği artık ‘vize kolaylığı‘na dönüştü. Fransa, vize kartını yatırım öncesi ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir manivela olarak kullanmak istiyor. Bu çerçevede Fransa, Ankara ve Kocaeli sanayicileri ve ihracatçıları için vize alımına hız kazandıracak özel bir kanal açıyor. Her iki odanın başkanları ve Büyükelçi Isabelle Dumont’un katılımıyla bir vize kolaylığı anlaşması imzalanmasının anlamı bu. Sırada Gaziantep ve Mersin ile İstanbul var. Bu illerdeki ihracatçı birliklerine üye sayısını bir hatırlayalım. İstanbul’da 20 bin, Orta Anadolu’da 45 bin, Akdeniz’de 31 bin, Güneydoğu Anadolu’da 20 bin. Şimdiden 100 bin aşılmış durumda. Vize anlaşmalarına Bursa ve İzmir de eklendiği takdirde 165 bin kişilik ihracatçı birikiminin büyük ölçüde kavranmış olacağını söylemek mümkün.</p>
<p>Fransa, 3,6 trilyon dolarlık milli gelir, 89 milyon kişilik nüfus, 52 bin dolarlık kişi başı milli gelir, yüzde 0,9’luk büyüme oranı, 550 milyar dolarlık ihracat, 635 milyar dolarlık ithalat, yüzde 3’ün altında bir enflasyon, ithalata, ihracata, yatırıma güçlü finansman destekleri ile dünyanın yedinci büyük ekonomisi. Fransa artık Türk girişimcileri çağırıyorsa, bugüne kadar yaklaşık 150 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapan AB’den sermaye çekmek kolay olmayacak demektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-konjonkturde-ab-sermayesi-tercihte-degisiklik-yapar-mi-89362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni konjonktürde AB sermayesi tercihte değişiklik yapar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-bin-lotun-arkasindaki-yatirim-akli-ne-89361</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, astronomik kazanç sağladıkları Özata Denizcilik hisseleriyle ilgili savcılık ifadeleri ortaya çıktı. Bakanımız Nisan 2026’da 250 bin lot Özata Denizcilik (OZATD) alıp, bir bölümünü ağustosta, kalanını eylülde satmış. İlyas Kaya da nisanda 150 bin lot alıp bir bölümüyle ağustosta, kalanıyla da eylülde vedalaşmış. İkisi de kendilerini kimsenin yönlendirmediğini, özel bilgi almadıklarını söylemişler.</p>
<p>Nisanda OZATD 220-250 lira bandındaydı. Hisse 27 Nisan’da 255 liradan başlayıp 280,75 liraya, bir gün sonra da 308,75 liraya çıktı. Ardından tavan serisi başladı: 5 Mayıs’ta 451,50, 8 Mayıs’ta 600,50, 12 Mayıs’ta 726,50 lira. Tera’nın alımları da sürdü. 14 Mayıs’ta TLY ve TMV fonları toplam 13 milyon lot daha aldı. Böylece Tera Portföy’ün OZATD’deki payı yüzde 8,14’ten yüzde 26,41’e çıktı. Hisse aynı gün 878,50 lirayı gördü.</p>
<p>Bütün bunlar ilk çeyrek bilançosu öncesi oldu. 18 Mayıs’ta gelen bilançoda ana ortaklığa ait net zarar 288,8 milyon liraydı. Yani tırmanışı “piyasa iyi bilançoyu satın aldı” diye açıklamak mümkün değil. </p>
<p>Sonrasında hisse daha da yükseldi. 16 Eylül’de 5.115 lirayı gördü ve 4.482,50 liradan kapandı.</p>
<p><strong>SORULARIN CEVABI RAKAMLARDA </strong></p>
<p>Sonuçta ortada iki ayrı şey var: Bir tarafta “kimse yönlendirmedi, özel bilgi almadık” diyen bir çift, diğer tarafta bilançosu kötü bir şirketin hissesinde Nisanda başlayan ve kısa sürede olağanüstü boyutlara ulaşan bir yükseliş.</p>
<p>Elbette herkes parasını istediği hisseye yatırabilir. Kaya çifti de kararı kendilerinin verdiğini söylüyor. Fakat 400 bin lotluk yatırımın zamanlaması, ardından hissedeki yükseliş ve satışların ağustos ile eylülde gerçekleşmesi, ister istemez soru işaretleri yaratıyor. Böylesine isabetli bir zamanlamaya ne demeli? Tüm bu olaylar gerçekten yalnızca bir tesadüften mi ibaret?</p>
<p>Fatma Betül Sayan Kaya gibi tıp ve mühendislik diploması almış akıllı bir hanımefendiyle eşinin “bilançosu kötü” bir hisseye “yükselecek” garantisi almadan para bağladığına inanmak da kolay değil.</p>
<p>O halde yapılacak Kaya çiftinin cevaplayacakları bir soru var: Şirketin ilk çeyrek bilançosu henüz açıklanmamışken ve bir yılki önceki bilanço da parlak değilken, bu şirkete neden yaklaşık 400 bin lot parası bağladılar?</p>
<p>“Tamamen kendi analizimizle aldık” diyorlarsa, o analiz de ortaya konulsun. Çünkü bu hikâyede asıl merak edilen, 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-bin-lotun-arkasindaki-yatirim-akli-ne-89361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 400 bin lotun arkasındaki yatırım aklı ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iscilerin-ucretli-mazeret-izinlerinde-guncel-durum-89360</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçilerin ücretli mazeret izinlerinde güncel durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Evlilikten doğuma, yakın kaybından engelli veya süreğen hastalığı bulunan çocuğa refakate kadar çalışanların özel yaşamlarında karşılaştıkları önemli durumlar, belirli koşullarda ücretli mazeret izni hakkı doğuruyor. İşverenin takdirine bırakılmayan bu izinlerin yıllık izinden düşülmemesi ve doğru zamanda kullandırılması gerekirken, uygulamadaki hatalar çalışanlar açısından hak kaybına yol açabiliyor.</strong></p>
<p>Çalışma yaşamında işçinin evlenme, doğum, ölüm veya yakın bir aile ferdinin sağlık sorunu gibi kişisel olaylar nedeniyle geçici olarak işinden ayrılması gerekebilmektedir. Bu ihtiyaç<strong>, iş görme borcu</strong> ile <strong>işçinin özel ve aile hayatının korunması</strong> arasında makul bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu, belirli olaylar bakımından işçiye ücret kaybı olmaksızın mazeret izni verilmesini zorunlu kılarak bu dengeyi kurmaya çalışmıştır. Bununla birlikte uygulamada <strong>“mazeret izni”</strong> kavramı; <strong>kanundan doğan ücretli izinler</strong>, <strong>işverenin inisiyatifiyle verilen izinler,</strong> <strong>toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesiyle tanınan ek haklar ve ücretsiz izinlerle</strong> sıkça karıştırılmaktadır.</p>
<p>Yazımızda 7578 sayılı Kanun’la 1 Mayıs 2026 tarihinden geçerli olmak üzere 4857 sayılı Kanun’un Ek-2’nci maddesinde yapılan değişiklikte dikkate alınarak ücretli mazeret izinlerinin kapsamı, süresi, kullanım koşulları ve işveren uygulamalarında dikkat edilmesi gereken başlıca hususlara değinilecektir.</p>
<p><strong>4857 sayılı İş Kanunu’na göre ücretli mazeret izinleri</strong></p>
<p>Ücretli mazeret izni, işçinin kanunda belirtilen kişisel veya ailevi olaylardan biri gerçekleştiğinde çalışmamasına rağmen <strong>ücretinin kesilmemesini </strong>sağlayan kısa süreli bir izin türüdür. Bu izin yıllık ücretli izinden farklıdır. Yıllık izin, belirli bir kıdem süresinin tamamlanmasına bağlı dinlenme hakkı iken kanuni mazeret izni, ilgili olayın gerçekleşmesiyle doğmakta ve kural olarak kıdem şartı bulunmamaktadır.</p>
<p>Ayrıca, kanundan doğan mazeret izinleri yıllık izin bakiyesinden de düşülmemektedir.</p>
<p>4857 sayılı Kanun’un Ek 2’nci maddesi, ücretli mazeret izinlerinin temel dayanağını oluşturmaktadır.  Hüküm emredici nitelikte olup, asgari bir koruma sağlamaktadır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87d7b9a3ea-1791524219.png" alt="" width="654" height="246" /><strong>Süt izni:</strong> 4857 sayılı Kanun’un 74’üncü maddesi uyarınca kadın işçilerin, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni hakları vardır. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılmaktadır.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, yukarıda belirtilen mazeret izin süreleri <strong>asgari süreler</strong> olup, iş sözleşmeleri, toplu iş sözleşmeleri veya işyeri uygulamaları ile genişletilmesi mümkündür. Örneğin; uygulamada bazı işverenlerce, yeni doğan çocuğun babasına daha uzun süreli ücretli izin hakkı tanıdığı ya da evlilik izninin 5 güne çıkarıldığı, bunun dışında kanunda sayılmayan başka mazeret durumları (örneğin işçinin çocuğunun evlenmesi, çocuğun okula başlaması, taşınma, hala, dayı, teyze vefatı gibi) için de ücretli izin verilebildiği görülmektedir.</p>
<p><strong>Ücretli mazeret izinlerinin karakteristik özelliği</strong></p>
<p>Ücretli mazeret izinleri, işçinin insani yaşam döngüsüne saygı temelinde tanımlanmıştır.</p>
<p>Bu bağlamda, yukarıda belirtilen izinlerin tümü <strong>ücretli</strong> olup, <strong>işverenin takdirine bağlı olmaksızın,</strong> işçinin talebine istinaden yasal zeminde kullanılabilmektedir.</p>
<p>Ücretli mazeret izinleri, belirli olaylara bağlı ve süresi sınırlı olduğundan, <strong>kullanılmadığı takdirde ücrete veya yıllık ücretli izne dönüşmemektedir.</strong> Örneğin, eşin doğumu gerçekleştiği hâlde işçi bu izin süresini kullanmazsa, daha sonra ücretini talep edememektedir.</p>
<p>Bu durum, Yargıtay kararlarında da açıkça vurgulanmaktadır.</p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/31358 E., 2019/18013 K., 10.10.2019 T.</p>
<p><em>“…Ücretli mazeret izni, ancak kullanım halinde işçi lehine sonuç doğurur. Kullanılmayan mazeret izni karşılığı ücret talep edilemez. Zira bu izinler doğrudan olaylara bağlı olup, yıllık ücretli izin gibi süreye tabi hak ediş niteliği taşımaz.”</em></p>
<p>- Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/18503 E., 2015/18350 K., 22.06.2015 T.</p>
<p><em>“Mazeret izni, işçinin talebi ve işverenin bilgisi dâhilinde kullanılan bir izin türüdür. Ancak kullanılmayan izin süresi için ücret ödenmesi söz konusu değildir. Bu hakka ilişkin birikim ve karşılık ödeme düzenlemesi yalnızca yıllık ücretli izin için mümkündür.”</em></p>
<p>Yine, işçinin mazeret izni hakkı sadece sosyal bir düzenleme değil, aynı zamanda <strong>iş güvencesiyle doğrudan ilişkili bir yasal haktır.</strong></p>
<p>Yargıtay, ücretli mazeret izinlerine ilişkin birçok kararında bu izinlerin temel bir işçi hakkı olduğunu ve işveren tarafından <strong>feshin gerekçesi yapılamayacağını</strong> vurgulamaktadır.</p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 03.03.2016, E. 2015/30270, K. 2016/5132:</p>
<p><em>“Davacının evlenme nedeniyle aldığı 3 günlük iznin ücretli mazeret izni olduğu ve bu sürenin devamsızlık olarak değerlendirilemeyeceği açıktır</em>.”</p>
<p>- Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 01.12.2014, E. 2014/21165, K. 2014/32756:</p>
<p><em>“Davacının babasının ölümünden dolayı işe gitmemesi, mazeret izni kapsamında değerlendirilmelidir. İşverenin bu durumu devamsızlık kabul ederek fesih yoluna gitmesi geçerli nedene dayanmaz.”</em></p>
<p>- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.10.2015, E. 2015/17343, K. 2015/29211:</p>
<p><em>“Süt izni, doğrudan kanundan kaynaklanan bir haktır. Kadın işçinin bu hakkını kullanmak istemesi nedeniyle iş akdinin feshedilmesi ayrımcılık yasağını ihlal eder.”</em></p>
<p><strong>Ücretli mazeret izinlerinin kullanım süreci</strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği üzere, ücretli mazeret izinlerinin kullanılmasında işverenin onayı aranmamakta, işçinin sadece durumu belgelendirme konusunda yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede, ücretli mazeret izni kullanmak için aşağıdaki sürecin izlenmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>- İşverene başvuru:</strong> Çalışanın, bir dilekçe ve eki belgelerle (evlilik cüzdanı, ölüm belgesi, doğum belgesi, refakat gerekliliğine dair doktor raporu vd.) mazeret gerekçesini belirterek işverene başvuruda bulunması gerekmektedir.</p>
<p><strong>- İşveren onayı:</strong> Ücretli mazeret izinlerinin kullandırılması yasal bir zorunluluk olduğundan işçinin başvurusuna istinaden işveren tarafından mazeret izninin onaylanması, puantajda da bu iznin gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Kanunda mazeret izinleri, yıllık izinden farklı olarak ‘<strong>işgünü’ </strong>şeklinde değil<strong> ‘gün’ </strong>olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu izinler işgünü olarak değil, parmak hesabı yapılarak takvim günü üzerinden hesaplanması gerekmektedir.</p>
<p>İşyerinde Cumartesi-Pazar günlerinin çalışma günü olup olmaması mazeret izin sürelerini etkilememektedir.</p>
<p>Bu izinler, mazerete dayalı bir izin olması sebebiyle, <strong>mazeretin ortaya çıktığı an itibariyle kullandırılması</strong> gerekmektedir.  </p>
<p>Bununla birlikte işçi lehine düzenleme içeren bir toplu iş sözleşmesi veya işyeri uygulamasıyla, bu izinlerin iş günü üzerinden kullandırılmasında da bir sakınca bulunmamaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iscilerin-ucretli-mazeret-izinlerinde-guncel-durum-89360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçilerin ücretli mazeret izinlerinde güncel durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kacirilan-flydubai-ucagindan-fonziye-89359</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaçırılan Flydubai uçağından Fonzi’ye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta Dubai’den Tel Aviv’e giden bir Flydubai uçağında film gibi olaylar yaşandı. Apple TV’de yayınlanan İdris Elba’nın oynadığı <em>Hijack</em> dizisinin ilk sezonunu izlediyseniz yaşananları zihninizde canlandırabilirsiniz. Emirates’in yan markası Flydubai’ye ait uçağın iki pilotundan biri Hintli, diğeri Ummanlı. Hintli pilotun olaydan sonraki ifadesine kulak verelim:</p>
<p>- Uçak kalktıktan bir süre sonra Ummanlı pilot namaz kılacağını söyledi. Körfez Bölgesi’nden gelen pilotlar için normal bir davranış olduğu için aklıma ters bir şey gelmedi. Rahatsız etmemek için arkama hiç bakmadan uçağı idare ediyordum.</p>
<p>- Birden kafama balta ile vurmaya başladı (kokpitlerde acil durumlarda camı kırmak için balta oluyor). Yere düştüm. Bu sırada Ummanlı pilot uçağın irtifasını hızla alçaltmaya başladı.</p>
<p>- Kokpitin kapısı kurallar gereği kilitli olduğu için kimse içeri giremiyordu. Kapı koluna hamle yapınca bir darbe daha yedim. Son anda tüm gücümü toplayıp kapıyı aralamayı başardım. Bu sırada bazı yolcular zaten kapıya gelmişti. Hemen içeri girip diğer pilotu etkisiz hâle getirdiler.</p>
<p>Olay sırasında Suudi Arabistan hava sahasında bulunan uçak acil iniş yaptı. Uçakta çoğunluğu oluşturan İsrailli yolcuların bir yere bağladıkları Ummanlı pilot, Suudi makamlarına teslim edildi. Böylelikle büyük bir felaket atlatılmış oldu.</p>
<p>Terör amaçlı uçak korsanlıkları 1970’lerde yaygınlaştı. Başı çekenler ise Filistinliler ve Avrupa’daki aşırı sol terör örgütleriydi (meraklıları bu ilginç hikâyeleri Jason Burke’nin geçen sene yayımlanan <em>The Revolutionists</em> kitabından okuyabilir). Beraber hareket eden bu gruplar, neredeyse her ay İsraillilerin bulunduğu bir uçağı kaçırıp yolcuları rehin alarak İsrail ile pazarlık masasına oturuyordu. Zaten uçaklara binişlerde ilk ciddi kimlik kontrolleri ve güvenlik önlemleri de bu dönemde başladı.</p>
<p>Uçuş güvenliğindeki esas sıkılaşma ise 11 Eylül saldırılarından sonra oldu. 11 Eylül’de korsanlar, ilk defa uçaktakileri rehin almak yerine uçakları silah haline getirip önemli binalara saldırdılar. 11 Eylül’den önce ABD’de güvenlik kontrollerini havayollarının kendisi yapıyormuş. 11 Eylül’den sonra ise ABD’de bu iş için yeni bir devlet dairesi kuruldu. Yolcuları didik didik eden arama yöntemlerinden sıvıların uçaklara alınmaması gibi düzenlemeler zamanla hep buradan çıktı.</p>
<p>11 Eylül’den sonra alınan en önemli güvenlik tedbirlerinden biri de kokpite dışarıdan girişin şifreye bağlanmasıydı. Bu nedenle artık uçakların kokpit kapıları dışarıdan açılamıyor. Tabii, bu kuralı koyanların aklına gelmeyen bir ihtimal vardı: pilotun kendisinin korsan olması! Daha önce kafayı üşütüp uçağı düşüren pilotlar olmuştu, ama pilotun kendisinin hava korsanı olduğu ilk vaka geçen haftaki Dubai-Tel Aviv uçuşunda görüldü.</p>
<p>İhtimal dünyasının en önemli kuralı bence “Bayes kuralı”dır. Maalesef üniversitede istatistik dersi alan birçok kişi bu kuralı tam anlamadan mezun oluyor. Bayes kuralı, atalarımızın “her gördüğün sakallıyı deden sanma” diye ifade ettikleri hususun istatistiksel formülü. Bayes’e göre gördüğünüz sakallı bir kişinin dedeniz olma olasılığını hesaplamak için dedenizin sakallı olma olasılığı ile herhangi bir kişinin dedeniz olma olasılığının çarpımını, karşınıza çıkan herhangi bir kişinin sakallı olma olasılığına bölmeniz gerekir. Diyelim ki o gün sokakta gördüğünüz kişinin dedeniz olma ihtimali binde bir. Dedenizin sakallı olduğunu biliyorsunuz. Bu ikisinin çarpımı 1/1000 x 1 = 1/1000 ediyor. Sokaktaki kişilerin %20’si de sakallı olsun. 1/1000’i buna bölünce 5/1000 olasılık buluyorsunuz. Yani, bir sakallı görürseniz o kişinin dedeniz olma olasılığı binde 5. Şimdi sokaktaki sakallıların oranının %50 olduğunu varsayalım. O zaman da 1/1000’i 0,5’e bölersek binde 2 çıkar. Yani, sakallıların sayısı ne kadar artarsa gördüğünüz bir sakallının dedeniz olma olasılığı o kadar düşüyor.</p>
<p>Atasözü “gördüğün her sakallıyı terörist sanma” da olabilirdi. Bayes kuralını bilince, havaalanlarında her sakallıya “özel ihtimamla” güvenlik araması yapılmasının pek de verimli olmadığını anlamak kolaylaşıyor.  Benzer şekilde, 19 Temmuz 2025 günkü yazımda, Türkiye’de fintek üzerinden iş yapan herkesi dolandırıcı olarak görüp finansal regülasyonun aşırı sıkılaşmasının inovasyonu sınırlama riskini anlatmıştım.</p>
<p>Bayes kuralının bir diğer mesajı ise olasılıkların yeni gelen bilgiler ışığında sürekli güncellenmesi gerektiğidir. Örneğin, geçen haftaki olaydaki Ummanlı pilot, aşırı dinci görüşleri nedeniyle daha önce çalıştığı Umman Havayolları’ndan atılmış. Benzer istihbari bilgiler, pilotun daha önce yaşadığı Avustralya’da da varmış. Ancak bu bilgiler asla Flydubai’ye ya da kendi ülkesine uçan her pilotu en derinlemesine araştıran İsrail istihbaratına ulaşmamış veya dikkate alınmamış. Demek ki neymiş? Terörizmle mücadelenin özü güçlü istihbaratmış! Eğer istihbaratınız güçlü değilse, elinizdeki risk olasılığı bilgilerini sürekli güncellemiyorsanız, hatalı olasılıklarla hareket ettiğinizde yanlış alarm çalar; gerçekten alarmın çalması gereken yerde de riski göremezsiniz.</p>
<p>Gelelim Fonzi skandalına… Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Mesela sıkılık ölçütünüz asgari sermaye yeterliliğiyse, en çok sermaye dolandırıcılarda olduğu için yanlış ölçütü kullanmış olursunuz. Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz. Devlet kurumları arasında istihbari bilgi paylaşımı ne denli artıp bu bilgiler ne denli karar süreçlerine entegre edilebilirse risk de o denli azaltılır. Devlet kapasitesi, herkesi şüpheli kabul etmek değil; kimi neden şüpheli kabul edeceğini bilen bir sistem kurabilmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kacirilan-flydubai-ucagindan-fonziye-89359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaçırılan Flydubai uçağından Fonzi’ye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-konusulan-100-baz-puanlik-faiz-indiriminin-etkisi-ne-olur-89358</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok konuşulan 100 baz puanlık faiz indiriminin etkisi ne olur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın ekim ayında yapabileceği 100 baz puanlık faiz indirimi finansal koşullarda sınırlı bir rahatlama sağlayabilecek. Reel sektörün finansmana erişim sorunlarının ve hane halkının borç yükünün tek başına faiz indirimiyle çözülmesi mümkün değil, Kalıcı fiyat istikrarı için faiz politikasının yanı sıra yapısal reformlar da hayata geçirilmeli.</strong></p>
<p>Eylül enflasyonunun açıklanmasından bu yana piyasalardaki genel beklenti, Merkez Bankası’nın bu ay 100 baz puanlık faiz indirimine gideceği yönünde şekillendi. Merkez Bankası da bir önceki Para Politikası Kurulu (PPK) kararında faiz politikasının enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentiler doğrultusunda şekilleneceğine işaret etmişti.</p>
<p>Bu yazımda mevcut ekonomik koşulların faiz indirimine ne ölçüde alan açtığına ve olası bir indirimin etkilerine değineceğim.</p>
<p><strong>Enflasyon faiz indirimine alan açıyor mu?</strong></p>
<p>Öncelikle enflasyon gelişmeleriyle başlayalım. TÜİK verilerine göre eylül ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84 artarken yıllık enflasyon yüzde 31,51’den yüzde 29,73’e geriledi. Böylece yıllık enflasyon, 58 ay sonra ilk kez yüzde 30’un altına inmiş oldu. Merkez Bankası’nın yüzde 37 seviyesindeki politika faiziyle gerçekleşen yıllık enflasyon arasındaki fark da 7 puana yükselmiş oldu.</p>
<p>Enflasyonun ana eğilimine bakıldığında da benzer bir görünümle karşılaşıyoruz. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici enflasyonu eylül ayında yüzde 1,61 olarak gerçekleşti. Son üç aylık enflasyon eğiliminin yıllıklandırılması, yaklaşık yüzde 27 seviyesinde bir enflasyona işaret ediyor.</p>
<p><strong>İç talepteki soğuma belirginleşti</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyete ilişkin öncü göstergeler de faiz indirimini destekleyen bir görünüm sunuyor. Sanayi üretimi, kredi kullanım koşulları ve iç talepteki yavaşlama, ekonomik büyümenin ivme kaybettiğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu gelişmelere eylül ayında fon piyasasında yaşanan sorunların finansman ve güven kanalları üzerinden oluşturabileceği ilave baskıları da eklemek gerekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac87cfb9714d-1791524091.png" alt="" width="653" height="555" /><strong>Peki ya küresel koşullar?</strong></p>
<p>Küresel çerçevede makrofinansal koşullar iç dinamiklerin tersine işliyor. Petrol fiyatları ve enflasyondaki yükseliş ECB ve Fed’in faiz artış döngüsüne girdiğini gösteriyor. Gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki artış ise gelişmekte olan piyasalara giden fon akışını sınırlandırıyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmelere baktığımızda yerel ve küresel ekonomik koşulların, Merkez Bankası’na 100 baz puan civarında sınırlı ölçüde faiz indirimine gitmesine alan açtığını değerlendiriyorum. Şimdi gelelim esas soruya…</p>
<p><strong>100 baz puanlık faiz indiriminin ekonomiye etkisi ne olur?</strong></p>
<p><strong>- Finansal koşullarda sınırlı iyileşme</strong></p>
<p>Faiz indirimini en fazla bekleyen kesimlerin başında reel sektör ve pay piyasası yatırımcıları geliyor. Reel sektör, uzunca bir süredir yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim kısıtları ve reel kurdaki değerlenmenin oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek olan firmalar açısından finansman maliyetleri, üretim ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. KOBİ’ler için bu sorun daha da belirgin.</p>
<p>Son dönemde kredi büyümesine ilişkin bazı düzenlemelerde esneklik sağlanmış olsa da finansal koşulların genel görünümü sıkılığın devam ettiğini gösteriyor. Üstelik politika faizindeki değişim ticari kredi faizlerine aynı ölçüde ve aynı hızda yansımıyor. Dolayısıyla 100 baz puanlık bir faiz indiriminin reel sektörün finansmana erişim sorununu çözmesi beklenmemeli.</p>
<p>Benzer bir değerlendirme pay piyasası için de geçerliliğini koruyor. Faiz indirimi, alternatif yatırım araçlarının getirilerini azaltarak hisse senetlerine yönelik talebi destekleyebilir. Ancak son dönemde fon piyasasında yaşanan gelişmeler, finansal piyasalarda yalnızca getiri beklentilerinin değil, güven unsurunun da belirleyici olduğunu gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle sermaye piyasalarında gözetim ve denetim standartlarının güçlendirilmesi, şeffaflığın artırılması ve yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi, sınırlı faiz indiriminden çok daha kalıcı bir etki yaratacaktır.</p>
<p><strong>- Hane halkının borç yükü hafifler mi?</strong></p>
<p>Faiz politikasından doğrudan etkilenen bir diğer kesim hane halkı. Yüksek enflasyon karşısında satın alma gücünü korumakta zorlanan sabit gelirli kesimler açısından kredi kartları ve tüketici kredileri önemli finansman araçları hâline geldi.  Özellikle kredi kartı borcunun yalnızca asgari tutarını ödeyebilen haneler için uygulanan faiz oranları, kullanılabilir gelir üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.</p>
<p>Ancak politika faizindeki 100 baz puanlık indirim, kredi kartı ve tüketici kredisi faizlerine otomatik olarak aynı ölçüde yansımıyor. Daha da önemlisi, yüksek enflasyon ortamında hane halkının temel sorunu yalnızca finansman maliyeti değil, gelirlerin satın alma gücündeki kayıp. Bu nedenle enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanamadıkça faiz indiriminin iç talep üzerindeki olumlu etkisi oldukça sınırlı kalacaktır.</p>
<p><strong>- Kur ve rezervler nasıl etkilenir?</strong></p>
<p>2023 yılından bu yana uygulanan makroekonomik istikrar programının önemli unsurlarından biri, döviz kuru oynaklığının sınırlandırılması oldu. Yüksek faiz politikası, bir taraftan iç talebi ve enflasyonu kontrol altına almayı hedeflerken diğer taraftan Türk lirası varlıkların cazibesini destekledi.</p>
<p>Bu çerçevede, piyasa beklentileriyle uyumlu ve kontrollü bir faiz indiriminin döviz kuru üzerindeki etkisinin sınırlı kalması beklenebilir.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon üzerindeki etkisi ne olur?</strong></p>
<p>Faiz indirimlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, finansman koşulları kadar ekonomik güven ve makro-finansal istikrar koşullarına da bağlıdır. Mevcut kredi kısıtları, yüksek borçlanma maliyetleri ve zayıflayan talep görünümü dikkate alındığında, sınırlı bir faiz indiriminin büyümeye katkısının da oldukça sınırlı kalması beklenir.</p>
<p>Enflasyon açısından ise piyasa beklentileriyle uyumlu, sınırlı bir faiz indiriminin tek başına belirgin bir olumsuz etki oluşturmasını beklemiyorum. Ancak burada belirleyici olan indirim sürecinin enflasyon görünümüyle uyumlu yürütülmesi olacaktır.</p>
<p><strong>Peki ya sonrası?</strong></p>
<p>Esas tartışılması gereken konu, ekim ayında yapılabilecek 100 baz puanlık indirimden ziyade, önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin ne ölçüde devam edeceğidir.</p>
<p>2023 seçimleri sonrasında uygulamaya konulan ekonomi programının en önemli hedefi enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesiydi. Mayıs 2023’te yüzde 39,59 olan yıllık enflasyon, Eylül 2026 itibarıyla yüzde 29,73 seviyesine geriledi.</p>
<p>Gelinen noktada enflasyonun hâlâ yüksek olmasına rağmen hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program (OVP) enflasyon hedeflerinde önemli bir değişim görüyoruz. 2023 yılı ve sonrasında açıklanan Orta Vadeli Programlarda hedef, bir sonraki yıl enflasyonu en az yarı yarıya düşürmek idi. Ancak bu sene açıklanan hedeflere baktığımızda, önümüzdeki yıl sonu enflasyon hedefinin oldukça mütevazi kaldığını görüyoruz. Bu yıl sonunda yüzde 28,4 olması beklenen enflasyonun önümüzdeki yıl sonunda sadece yüzde 21’e düşürülmesi hedefleniyor. Oysa geçen sene bu hedef yüzde 16 idi.</p>
<p>Bu tabloyu, hükümetin orta vadeli hedeflerinde enflasyonla mücadele devam etmekle birlikte, dezenflasyon hızında yavaşlama olarak okuyorum. Bu gelişme Merkez Bankasının finansal koşulları daha esnek tutmasına imkân verecek bir çerçeve çiziyor. Ancak enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarındaki katılık ile küresel koşullar, Merkez Bankasının faiz indirimlerinde oldukça sınırlı bir hareket alanına sahip olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özetle enflasyon ve faizde katılığın devam ettiği bir dönemde enflasyonla mücadelede başarı, daha önce de birçok kez vurguladığım üzere, yapısal reformların gerçekleşmesine bağlı olacaktır. Bir diğer ifadeyle fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanabilmesi için maliye politikası, verimlilik artışları, rekabet koşulları, hukuki ve kurumsal yapı belirleyici olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-konusulan-100-baz-puanlik-faiz-indiriminin-etkisi-ne-olur-89358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/8/1280x720/67-1791526383.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok konuşulan 100 baz puanlık faiz indiriminin etkisi ne olur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-merkez-bankasina-faiz-indirim-kapisini-acti-mi-89357</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylül enflasyonu Merkez Bankası’na faiz indirim kapısını açtı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eylül enflasyonunun beklentilerin belirgin altında kalması ve yıllık TÜFE’nin yüzde 30’un altına gerilemesi, Merkez Bankası’nın faiz indirimi için elini güçlendirdi. Ancak, para politikasının asıl sınavı finansal piyasalarda yaşanıyor. Yüzde 29,73’e gerileyen yıllık enflasyon ve zayıflayan talep indirimin kapısını aralasa da fon krizinin mevduat, döviz ve beklentiler üzerindeki olası etkileri TCMB’yi ihtiyatlı olmaya zorluyor.</strong></p>
<p><strong>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon rakamları beklenenden oldukça iyi geldi. TÜFE, Eylül’de aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 arttı. </strong>Böylece yıllık enflasyon Ağustos’taki yüzde 31,51'den 1,78 puan gerileyerek uzun zaman sonra ilk kez yüzde 30'un altına inmiş oldu.</p>
<p><strong>Piyasa beklentisi ortalama yüzde 2,20 idi. Hem kurumlar hem de bireysel anlamda beni en çok şaşırtan unsur gıda fiyatları.</strong> Gıda ve alkolsüz içecekler grubu aylık yüzde 0,20 gerileyerek manşet enflasyona negatif 0,05 puan katkı vermiş. Yani enflasyonu temelde aşağı çeken kalem gıda ve alkolsüz içecekler. <strong>Oysa tahmin verenler bu grubun katkısının pozitif (yükseltici) olmasını bekliyordu. </strong></p>
<p><strong>Alternatif hesaplama yöntemlerinde de pek bir alternatifimiz kalmadı. </strong></p>
<p>İTO’nun Ağustos ayı enflasyon hesaplamasındaki metodoloji hatasına İTO cephesinden yanıt gelmedi. İTO’nun İstanbul TÜFE hesaplaması, daha önce de hatalı sonuçlar vermesi nedeniyle bende elendi.</p>
<p>Web TÜFE benim en büyük favorim. <strong>Web TÜFE’de, en büyük 3 pozitif katkı; gıda ve alkolsüz içecekler (0,622 puan), ulaştırma (0,596 puan) ve giyim ve ayakkabı (0,304 puan) olmak üzere toplamda 1,52 puan katkı yaparak Web TÜFE’nin manşet enflasyonun yaklaşık yüzde 67’sini oluşturduğu açıklandı. </strong>TÜİK verisinde, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki bu olağandışı farkın neden kaynaklandığı konusu bence büyük bir soru işareti olarak duruyor. <strong>Geçtiğimiz yıllarda da giyim kaleminde olağandışı farklar çıkardı. Şimdi ‘Giyim’in rolünü ‘Gıda ve Alkolsüz İçecekler’ üstlenmiş gibi görünüyor. </strong></p>
<p><strong>Normal şartlarda şeffaflık adına TÜİK’in bu kritik enflasyon verisindeki olağandışı farkın nedenini açıklaması beklenir. Ancak bizde kurumlar tamamen kapalı sistem şeklinde çalıştığı için, böyle bir açıklamayı beklemek saflık olur. </strong></p>
<p>Yüzde 30 hâlâ çok yüksek, ancak psikolojik olarak yüzde 30’un altını görmüş olmak Merkez Bankası’nın elini güçlendirecek bir durum olduğu konusunda da sanırım herkes hem fikirdir.</p>
<p><strong>Merkez Bankası’nın elini güçlendirmek kastım, yılın sonuna gelinirken kalan son iki toplantıda politika faizini yüzde 37’den yüzde 35’e indirmesi için alan kazanması. </strong></p>
<p>Böylece politika faizi yüzde 37 iken, yıllıklandırılmış TÜFE yüzde 29,73’e ve yıllıklandırılmış çekirdek enflasyon (C Endeksi) ise yüzde 28,70’e gerilemiş oldu. <strong>Basit hesapla, ex-post reel faizin yaklaşık 7,3 puana yükselmesi, Merkez Bankası’na sıkı duruşunu bozmadan sınırlı bir adım atma alanını bırakıyor. En azından 22 Ekim 2026 tarihli Para Politikası Kurulu toplantısı için 100 baz puan indirim cepte gibi görünüyor. </strong></p>
<p><strong>Öte yandan, mevsimsellikten arındırılmış verilere baktığımızda, Eylül ayı mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE yüzde 1,61 geldi. Geçtiğimiz ay (Ağustos) bu veri yüzde 2,29 idi. Olağandışı bir iyileşme burada da göze çarpıyor.</strong> 2026 yılının 9. ayı boyunca 3. kez yüzde 2 altında gelen ve tüm yıl boyunca en düşük mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ile karşılaştık Eylül’de. Bu önemli bir gösterge. Keza; mevsim etkisinden arındırılmış çekirdek enflasyon verileri de (B ve C Endeksi) geçtiğimiz aylardan iyi. <strong>Bu da Merkez Bankası’na alan yaratan hususlardan biri.</strong></p>
<p><strong>Mevsim etkisinden arındırılmış verilerde serinin önceki aylarında sürekli bir güncelleme olduğu dikkatinizi çeker. Ancak bu normal ve uluslararası standartların da bir gereği. </strong>Modele eklenen yeni ayın verisi, yılın o dönemindeki fiyat davranışları ve mevsimsel şablon (seasonal pattern) hakkında algoritmaya taze bilgi sunar<strong>. Sistem, güncel bilgiyi kullanarak serideki geçmiş tüm ayların mevsimsel çarpanlarını geçmişe dönük olarak yeniden kalibre eder.</strong> Çarpanlar değiştiği için önceki ayların arındırılmış değeri de matematiksel olarak yeniden hesaplanır. <strong>Arındırma filtreleri hem geriye dönük hem de ileriye dönük hareketli ortalamalar üzerinden çalışır.</strong> Serinin en sonuna yeni bir veri noktası eklendiğinde, kullanılan çift yönlü filtreler nedeniyle geçmiş ayların tahmin edilen eğilim ve mevsimsellik değerlerinde ufak tefek oynamalar meydana gelir. Mevsimsel verileri de takip edenler açısından bu küçük bilgilendirmeyi yapmadan geçmek istemedim.</p>
<p>Bütün bunların yanında, zayıflayan talep koşulları da bence olası bir indirim için alan yaratan unsurlardan biri sayılabilir. <strong>Talepte keskin bir düşüş olmasa bile, ılımlı bir zayıflama geçmiş aylardan bu yana gözlemlediğimiz bir gerçeklik. Özellikle konut ve otomobil satışlarında bu talep azalışını gözlemliyoruz. </strong></p>
<p>Yukarıda saydığım unsurlar faiz indirimine kapı açabilecek pozitif olarak değerlendirilebilecek hususlar. <strong>Geçtiğimiz haftalarda yine bu sütunlarda da belirttiğim gibi, örneğin Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı 3 temel kritere dayanıyor. </strong>Belki buradan yola çıkarak, TCMB için faiz indirimi kapısının açılıp açılmadığını bir kez daha düşünmekte fayda var.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (AMB); <strong>İlk olarak, gelen ekonomik ve finansal veriler ışığında enflasyon görünümünü ve onu çevreleyen riskleri değerlendiriyor.</strong> Ekonomiyi doğrudan etkileyen ve farklı zamanlarda ortaya çıkan şoklarla enflasyonun orta vadeli görünümünü tahmin etmek bu ilk kısımda odaklandıkları nokta. Tamamen veriye dayalı bir süreç. <strong>Enflasyonun birincil etkilerinin neler olduğu, ikincil etkilerinin neler olabileceğinin derinlemesine irdelendiği bir evre diyebiliriz. </strong>Ne kadar başarılı oldukları elbette tartışılır, ancak kapsamı anlamak açısından bence önemli.</p>
<p><strong>İkinci olarak, AMB bu risklerin altında yatan enflasyon dinamiklerine odaklanıyor.</strong> Enflasyonun geçişkenliği, bu geçişkenliğin hızı ve yoğunluğu bu kısımda incelenen hususlar. Bizde kurdaki artışın mal ve hizmet fiyatlarına geçişkenliğini, bu geçişkenliğin hızını geçmişte çokça tartışmıştık. Şimdi Merkez Bankası yine bunlara bakıyordur mutlaka, ancak temel odak noktası bu kez enerji fiyatları. <strong>Enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık, geleceğe yönelik belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki artışın maliyetlere etkisi gibi konular, içeride bizim de faiz kararımızı etkileyen konular. </strong>Hele ki eşel mobil sistemin sonlanmasıyla bu konunun şimdi daha da önemli hale geldiği bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p><strong>AMB, üçüncü olarak para politikası aktarım gücünü de inceliyor.</strong> <strong>Sanırım içinden geçtiğimiz süreçte Merkez Bankamızın en çok odaklanmasını beklediğimiz konu da burası gibi geliyor bana.</strong> Fon krizinin görünen yüzü kadar görünmeyen tarafı da çok büyük. <strong>Para politikasının kalibrasyonunda finansal koşulların kilit bir rol oynadığını biliyoruz. </strong>Finansal koşulların, parasal aktarım mekanizmasının gücünü belirlemede kilit faktör olduğu gerçeğini de dikkate almak gerekiyor.</p>
<p><strong>Dışarıda tahvil faizlerindeki yükseliş, finansal koşullarda bir sıkılaşma ortaya koyarken; içeride, yatırım fonlarında parası kalanların tasfiyesine yönelik sürecin doğru yönetilmesi gerekliliği, para fonlarından çıkanların gidecekleri yerin mevduat ve yabancı para dışında hemen hemen hiç olmaması, Merkez Bankası’nın elini zorlaştıran hususlar. </strong></p>
<p><strong>Mevduat faizlerindeki hızlı bir geri geliş, beraberinde yabancı paraya yönelimi tetikleyebilir. Bu durumda her ikisini birden yönetmek kolay olmayacaktır.</strong> Merkez Bankası’nın bireysel talebin tetiklediği bir kur artışını hiç istemeyeceğini biliyoruz. O nedenle Merkez Bankası özellikle içinden geçtiğimiz süreçte ihtiyatlı hareket etmeyi tercih edebilir. Bu durumda kimsenin Merkez Bankası’nı eleştireceğini düşünmüyorum.</p>
<p><strong>Parasal aktarım mekanizmasının bir diğer kolunu, beklentiler oluşturur. </strong>Bu kanal çok önemli olmasına rağmen maalesef birçok piyasa profesyoneli tarafından da ihmal edilir. <strong>Oysa merkez bankalarının belki de yönetmekte en çok güçlük çektikleri alan burasıdır.</strong> Fiyat koyma gücü olanlar (reel sektör) ile talep edenlerin (hanehalkı) enflasyon beklentileri ile merkez bankalarının enflasyon tahminleri arasındaki yüksek fark, merkez bankalarının enflasyonu hedef aralığına çekmesini zorlaştırır. Bizde ise halihazırda beklentiler arasında uçurum var.</p>
<p>2026 yılı Eylül ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, bir önceki aya göre piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70 seviyesine, hane halkı için ise 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine yükselmiş durumda. <strong>Bahsettiğimiz beklenti 12 ay sonrası, yani Eylül 2027 için olan beklentiler. Merkez Bankası’nın 2027 yılı enflasyon tahmininin hâlâ yüzde 15 olduğunu dikkate aldığımızda, beklentiler arasında uçurumun çok net görüleceği anlaşılacaktır.</strong></p>
<p>Yine de Merkez Bankası hangi yönde karar verirse versin, bir dayanağı var gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylul-enflasyonu-merkez-bankasina-faiz-indirim-kapisini-acti-mi-89357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül enflasyonu Merkez Bankası’na faiz indirim kapısını açtı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmirin-daglari-89356</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir’in dağları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özgür Özel ve CHP yönetiminin İmamoğlu sürecinden fon skandalına, sert muhalefet söyleminden İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki değişime kadar attığı adımlar tartışma yaratırken, 7 Ekim’de Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarihinde ilk kez AK Parti yönetimine geçti. İzmir’e bu ilki yaşatanlar da Özel ve arkadaşları oldu!..</strong></p>
<p>Kaç zamandır yazıyoruz ben de unuttum artık…</p>
<p>Önce Ekrem İmamoğlu’nu CHP’nin “Cumhurbaşkanı Adayı” olarak lanse edip sonra CHP’den ayrılan Özel ve arkadaşları o gün Mansur Yavaş’ı da kaybetmişlerdi.</p>
<p>CHP bayrağı altında önce mitinglerle meydanları hareketlendiren Özel ve arkadaşları sonra CHP’den ayrılıp (ne hikmetse) mitingleri unutmuşlardı.</p>
<p>Önce CHP çatısı altında İmamoğlu’nu unutturmayacaklarını ısrarla söylenen Özel ve arkadaşları CHP’den ayrıldıktan sonra yavaş yavaş Silivri’nin yolunu unutmaya başlamışlardı. (İmamoğlu’nu deyim yerindeyse ölümüne savunan sosyal medya hesaplarına bakın; neler söylüyorlar Özel ve arkadaşları için, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.)</p>
<p>Önce CHP çatısı altında sert bir muhalefeti örgütlemeye çalışa Özel ve arkadaşları sonra CHP ayrılıp, “Sizin yumuşak muhalefetinizden rahatsızım” diyen vatandaşa şunları söylemişlerdi:</p>
<p>“Katı muhalefet yapayım diye milleti rahatsız eden bir gerginliğin parçası olunca, Tayyip Bey karşısındakini önce ötekileştiriyor, sonra şeytanlaştırıyor, kutuplaştırıyor, kendi arkasını kalabalıklaştırıyor. Biz o oyunu artık bozmak durumundayız.”</p>
<p>Önce CHP çatısı altında “Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e gelince ayağa kalkılacak” diyen Özel ve arkadaşları CHP’den ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanı gelince Meclis Genel Kurulu’nu top yekûn terk etmişlerdi.</p>
<p>Şimdi Fon Skandalı’dan hangi iktidar partisi mensuplarının yararlandığını açıklayacağını söyleyen Özel ve arkadaşları, on gündür sus pus.</p>
<p>Kimi yorumculara göre iktidarla pazarlık içindeler, kimi yorumculara göre İzmir Belediyesi’nin el değiştirmesinin şaşkınlığı içindeler. İlk yoruma inanmak istemem, ikinci yoruma da ben şaşırırım. Şaşırırım çünkü bu değişiklik bağıra bağıra geldi.</p>
<p>Özel, istediği kadar “Ben Tugay için ‘sütte leke var onda yok’ demedim” desin, tablo ortada.</p>
<p>Misal, CHP Milletvekilliği de yapan, gazeteci, siyasetçi Atilla Sertel “Sütün suçu ne?” başlıklı yazısında şu satırları kaleme aldı:</p>
<p>“2024 Yerel seçimler öncesiydi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni yönetmek için dokuz kişi aday adaylığına başvurmuştuk.</p>
<p>Tunç Soyer, Tacettin Bayır, Musa Çam, Cemil Tugay, Abdül Batur, Olgun Atila, Buğra Gökce, Ayhan Baltacı ve ben…</p>
<p>Musa Çam, Tacettin Bayır ve benim başvurumuzun açık bir koşulu vardı: Önseçim yapılması.</p>
<p>Çünkü Özgür Özel, kurultayda adayların önseçimle belirleneceğini söylemiş, bunu ‘namus borcu’ olarak tanımlamıştı.</p>
<p>Biz de o söze güvendik.</p>
<p>Adaylar belirlenmeden önce Genel Başkan’dan davet geldi.</p>
<p>Türk Parlamenterler Birliği Başkanı Erdal Karademir, eski İzmir milletvekilleri Alaattin Yüksel, Metin Öney, Tacettin Bayır ve ben makamında buluştuk. Musa Çam toplantıya katılmadı.</p>
<p>Herkes görüşünü söyledi. Ben de talebimizi açıkça dile getirdim:</p>
<p>Sizin önseçim sözünüz üzerine aday adaylığına başvurduk. Sizden bizi seçmenizi istemiyoruz. Üyeye yetki vermenizi, önseçim yapmanızı istiyoruz.</p>
<p>Yanıt tanıdıktı.</p>
<p>Zaman dardı. Önseçim daha sonra yapılacaktı. Anladık ki kurultay salonunda verilen ‘namus sözü’ genel başkanlık makamında ertelenmişti.</p>
<p>Kalem onların elindeydi. İzmir’in adayını onlar yazacaktı.</p>
<p>Öyle de oldu.</p>
<p>Cemil Tugay aday gösterildi…”</p>
<p>Hatırlayın o dönem, bir önceki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de “Kurultayda bizi desteklemedi” gerekçesiyle adeta “istenmeyen adam” ilan edilmiş, sonra İZBETON soruşturmasıyla tutuklanarak cezaevine konmuştu. Soyer’in tutuklanmasına yol açan en önemli katkının da Cemil Tugay’dan geldiği söylenmişti. Nitekim Tugay, bir röportajında “İZBETON dosyasını incelediğimizde gerçekten kimi yolsuzluklar ve usulsüzlükler vardı. İç denetim sürecinde ortaya çıktı. Ben niye böyle bir sorumluluğu alayım? Biz de suç duyurusu yerine bildirimde bulunduk." itirafında bulunmuştu…</p>
<p>Şimdi geldiğimiz noktada…</p>
<p>AK Parti, 2001'de kurulmasından bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanamamıştı. 7 Ekim 2026'da Tugay'ın partiye katılmasıyla birlikte ise ilk kez AK Partili bir isim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapmaya başladı. İzmir’e bu ilki yaşatanlar da Özel ve arkadaşları oldu!..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izmirin-daglari-89356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’in dağları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artan-borc-james-bond-ve-ben-89355</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Artan borç, James Bond ve ben</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel borç stoku 365 trilyon doları aşarken, teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarından savunma harcamalarına kadar uzanan yeni mali yükümlülükler piyasalardaki borç endişesini büyütüyor. Asıl soru ise giderek daha fazla borçlanan ülkelerin bu faturayı nasıl ödeyeceği; özellikle de enflasyonun borçları eritmenin bir aracı olarak görülmeye başlanması yeni bir küresel riskin habercisi olabilir.</strong></p>
<p>Bir önceki yazımda gelişmiş ülkelerde yükselen ikincil piyasa faizlerinin, merkez bankalarının kontrolü dışındaki değişkenlere tepki verdiğinden ve risk priminin yükseldiğinden bahsetmiştim, hatırlar mısınız? Riski artıran birden fazla faktör var ama ben yazımda özellikle yükselen borç oranlarına işaret etmiştim. Bugün kaldığım yerden devam edeceğim.</p>
<p>Dünyada borcun yükselişi yeni değil. Bunun bir sorun olarak karşımıza çıkacağını zaten biliyorduk. Bilmediğimiz şey, bunun zamanlamasıydı. Yine de piyasanın faturayı ilk kez gördüğünü ve alt toplama şaşırıp “Ne yemişiz be kardeşim!” diyerek tepki verdiğini düşünmek gerçekçi değil. Piyasa tepkiyi, faturanın mevcut haline değil, ilerleyen dönemde daha da şişecek olmasına veriyor.</p>
<p>Önümüzdeki döneme dair bütün plânların daha fazla borçlanma üzerine kurulması, piyasayı endişelendiriyor. Teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, savunma harcamaları, yaklaşan seçimlerin tetiklemesi beklenen mali genişleme… Bunların hepsi faturanın hesapsızca daha da şişeceğine işaret ediyor. Eh, piyasa da hesap biliyor.</p>
<p>ABD çok konuşuluyor ama tek mesele o değil. Bütçe disiplini söz konusu olduğunda kriterleri ile ünlü olan Avrupa Birliği (AB), geçen yıl savunma harcamalarını bütçe limitlerinin dışında bırakmayı konuşuyordu. Teknolojik gelişmeleri kaçırdığını ve sanayide geride kaldığını kabul eden AB’nin bu alandaki yol haritası ve harcama plânı kesin değil ama savunma yatırımları için borçlanarak harcayacağı kesin. Şu an Fransa çok konuşulsa da yakından bakıldığında liste daha kabarık. AB’nin sanayide ayranı yok içmeye, borçlanarak gider savunma projelerine… Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımlarıyla birleştiğinde, Avrupa’nın borç yönetiminde daha sağduyulu bir yere geleceğini umuyorum. Meseleyi Euro/Dolar perspektifinden izlemek de gerekli. Velhasıl belli oldu, biz bunu daha çok konuşacağız.</p>
<p>Fakat bu yazıda Avrupa’yı bir kenara bırakalım ve genel görünüme bakalım. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), eylül sonunda Küresel Borç Raporu’nu yayımladı. Rapordan ilgimi çeken ve bana vurucu gelen birkaç tespit ve rakamı paylaşmak istiyorum:</p>
<p><em>- Gelişmiş ülkelerin faiz ödemeleri, küresel ölçekte yapay zekâya, savunma sanayine veya temiz enerjiye yapılan yatırımların her birinden daha yüksek bir düzeye ulaşmış durumda.</em></p>
<p><em>- Borç, sadece ekonomik ve finansal istikrarı ilgilendiren bir konu değildir; politik yönü de olan bir konudur.</em></p>
<p><em>- ABD’de ara seçimler yaklaşırken ve 2027 yılında Fransa, İspanya ve İtalya’da genel seçimlerin yapılması beklenirken, mali taahhütler ve seçim kampanyalarında verilen vaatler bütçe disiplinini zayıflatıyor.</em></p>
<p><em>- Küresel borç stoku 2026'nın ilk yarısında 365 trilyon doları aştı. (Yakın dönemde yaşanan) yüksek enflasyon, borcun millî gelire oranını kontrol altında tutmaya yardımcı olarak altta yatan kırılganlıkların üzerini kısmen örttü.</em></p>
<p>IIF raporundaki bu son kısım önemli. Pandemi döneminde yükselen enflasyon, borcun milli gelire oranını tıraşladı. Oysa enflasyon sizin için gelip borcu ödemez. Sadece nominalde bir illüzyon yaratır. Yine de iktisat tarihi, borç yükseldiğinde siyasilerin çözümü enflasyonun yükselmesine izin vermekte aradıkları örneklerle dolu.</p>
<p>Benim zihnim bu endişeyle doluyken, ABD Başkanı Donald Trump 1 Ekim’de TIME dergisine verdiği röportajda enflasyonun ABD’nin borcunu çok hızlı ödeyebileceğinden bahsediyordu. Trump’ın aklına koyduğunu, uygulamaya da koyma gibi bir niyeti var mı bilmem ama mesele endişe verici olabilir.</p>
<p>Borçla, kaldıraç arasında ince bir çizgi vardır muhteremler. Şu an teknoloji ve savunma sanayi yatırımları için yapılan borçlanmalar, hızlıca verimli bir iktisadi karşılık bulursa adına “kaldıraç” der geçeriz. Yoksa borcun miktarını, geri ödemesini – ödeyememesini konuşmak zorunda kalırız. Şimdiden borcu enflasyonla eritme ihtimalinden bahsedilmesi beni endişelendiriyor.</p>
<p>Haydi, biz kalbimizi temiz tutalım. O nedenle yüksek borç oranlarına bakıp şimdilik enflasyonla ilgili bir yorum yapmıyorum. Ama o kadar James Bond’u da boşuna okuyup izlemedim, değil mi? Yazarı Ian Fleming, “Bir kez olursa tesadüftür. İki kez olursa rastlantıdır. Üç kez olursa plânlı saldırıdır.” (Once is happenstance. Twice is coincidence. Three times is enemy action.) der. Ben de Trump’ın açıklaması için şimdilik tesadüf diyeyim. İkincisi olursa rastlantı derim, üçüncüsünde dertleniriz…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artan-borc-james-bond-ve-ben-89355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artan borç, James Bond ve ben ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suistimal-iklimini-kurum-kulturu-olusturur-89354</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suistimal iklimini kurum kültürü oluşturur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cerebra’nın İş Dünyasında Suiistimal Algısı Araştırması 2026 sonuçlarını, farklı bir bakıştan değerlendirsin diye İSO Akademi’den Işıl Yükrük’e yorumlattım. Özet değerlendirmeye buyurun.</strong></p>
<p>Yıllardır <strong>suistimal araştırmalarını</strong> izledim, raporlarını okudum, yazdım yorumladım. <strong>Cerebra</strong>’nın İş Dünyasında <strong>Suiistimal Algısı</strong> Araştırması 2026 sonuçları, farklı bir bakışla değerlendirebilmek için <strong>İSO Akademi </strong>eğitim uzmanı <strong>Işıl Yükrük</strong>’ten talep ettim. Özgün yorumunu okurlarımla paylaşmak istedim.</p>
<p>Suistimal yalnızca <strong>denetim</strong> ve <strong>kontrol</strong> mekanizmalarıyla değil; <strong>etik</strong> <strong>kültür</strong>, <strong>güven</strong>, <strong>şeffaflık</strong>, <strong>liderlik</strong> ve <strong>çalışan farkındalığıyla</strong> birlikte ele alınmalı. Suistimal sadece <strong>bireysel davranış</strong> değil; kurum kültürü, güç ilişkileri, <strong>aidiyet</strong> ve çalışanların kendilerini <strong>güvenle ifade edebilmesiyle</strong> de ilişkili olduğu ortada.</p>
<p><strong>SORUN YALNIZCA FİNANSAL KAYIP DEĞİL KONTROL EKSİKLİĞİYLE GELEN GÜVEN KAYBI</strong></p>
<p>Araştırmanın odak noktasını, kurumlarda <strong>suistimal risklerinin nasıl algılandığı</strong>, etik kültürün ve mevcut kontrol mekanizmalarının bu <strong>risklerin önlenmesindeki</strong> rolü ile çalışanların kurumlarına, bildirim süreçlerine duyulan güven oluşturmuş. Sorun yalnızca finansal kayıp değil, <strong>kontrol eksikliği</strong>…</p>
<p>Kurumların yalnızca <strong>suistimal gerçekleştikten sonra müdahale</strong> eden yapılardan, riskleri <strong>önceden fark eden</strong> ve önleyici bir <strong>kurum kültürü</strong> geliştiren yapılara dönüşmesi önem kazanıyor.  Suistimal, sadece bireysel bir <strong>etik ihlal</strong> olarak değil; kurum içerisindeki <strong>güç ilişkileri</strong>, örgüt kültürü ile de yakından ilişkili.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Suistimal araştırmasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Güven ve aidiyet?</em></strong></p>
<p>Yöneticilerin tutumları ve <strong>zaman içinde oluşan davranış normuyla</strong> ilişkili olgular… Çalışanların hangi davranışları <strong>kabul edilebilir</strong> gördüğü, etik dışı durumlar karşısında <strong>ne ölçüde ses çıkarabildiği</strong> önemli.</p>
<p><strong><em>Bildirim cesareti?</em></strong></p>
<p>Çalışanın kendisini <strong>ne kadar güvende hissettiği</strong>, kurumun gerçek <strong>etik kültürünün</strong> önemli göstergesi… Sadece <strong>prosedürler</strong> yetmez, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, <strong>bildiricilerin korunması şart</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ETİK DEĞERLER ROL MODELİ YÖNETİCİLERLE HAYATA GEÇER</strong></p>
<p>Etik değerler konusunda; <strong>yöneticilerin rol model olduğu</strong>, etik değerlerin gündelik iş yapış biçimlerine yerleştiği ve <strong>ortak sorumluluk anlayışının geliştiği</strong> bir çalışma kültürünün oluşturulması gerek. Böylece <strong>suistimal riskleri</strong> azalır. Güven, çalışan aidiyeti artar, <strong>suistimal iklimi oluşması zorlaşır</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÜVEN KAYBI LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Pambık İpliği / Kalp Kırılması</strong>: Güvenin yudum yudum biriktirilip tek bir darbeyle dağılıp kopması</p>
<p><strong>Amigdala Alarmı</strong>: Güven sarsıldığında beynin korku merkezinin (amigdala) aşırı çalışması</p>
<p><strong>Sosyal İzolasyon</strong>: Hayal kırıklığı sonrası kimseye güvenememe ve yalnızlığı kalkan haline getirme</p>
<p><strong>Sürekli Doğrulama / Kontrol</strong>: Telefon kurcalama, her adımı sorgulama ve geçmişi tekrar üretme</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suistimal-iklimini-kurum-kulturu-olusturur-89354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/0/1280x720/patron-1759127984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suistimal iklimini kurum kültürü oluşturur ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89353</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 09 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/oTbQa4Pm1Jk" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/seref-oguz-baris-esen-1791520910.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandim-feryatlarina-oh-olsun-sesleri-karisiyorsa-89352</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Yandım” feryatlarına “Oh olsun” sesleri karışıyorsa…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu fon vurgunu tuhaf yönlere doğru evriliyor. Siyaset; iktidar ve muhalefetiyle konuyu kendi lehlerine söylemlerle götürmeye çalışıyor. İktidar, bu vurgundan olabildiğince az zararla çıkabilmenin, muhalefet ise iktidarı yıpratabilmenin peşinde. Siyasi açıdan herkes kendi doğrusunu yapıyor.</p>
<p>Ama diğer yanda bu vurgundan etkilenen çok geniş bir kitle var. Onlar <strong>“Yandım”</strong> diye feryat ediyor. En kötüsü ise feryat edenlere karşı bir kesimin de <strong>“Oh olsun”</strong> dercesine bir tutum takınması. Adeta <strong>“Çok para kazanmak istersen olacağı bu, batsınlar”</strong> gibi bir yaklaşım sergileniyor.</p>
<h2>Suç mu? </h2>
<p>Yasadışı yollara sapmadan çok para kazanmaya çalışmak ve bunu yaparken bir risk üstlenmek ne zamandan beri suç oldu?</p>
<p>Fon vurgununda altta kalıp canı çıkmakta olan tasarruf sahibinin adeta karşısına geçen birilerinin bundan hiçbir çıkarları olmadığı, olamayacağı halde <strong>“Ama onlar da bunu hak etti”</strong> dercesine bir tutum takınmaları nasıl bir düşüncenin ürünüdür!</p>
<p>Kaldı ki bu vurgunda parasına belli tutarda ve ancak dünden itibaren ulaşmaya başlayan tasarruf sahiplerinin önemli bir bölümü için fazla risk üstlenme gibi bir durum da yok ki. Para piyasası fonu alanları kastediyorum. Herhangi bir bankadan alındığında da risk 1 ya da 2, bir portföy yönetim şirketinden alındığında da. Çünkü burada sorun fonun taşıdığı riskten kaynaklanmıyor ki; normal bir işleyişte söz konusu fonların riski olsa olsa çok az kazandırmak olur. Ama burada sorun çok başka.</p>
<p>Üstelik TEFAS’ta yer alan tüm fonlar için öylesine bir hava yaratılmıştı ki, burada işlem gören fonlar da adeta mevduat gibi güvence altında algısı oluştu. Fonların hiçbiri için; ister bankanın PPF’si olsun, ister portföy yönetim şirketinin, mevduat benzeri bir güvence yok ki, olamaz ki zaten; mevduattan çok farklı bir finansal enstrümandan söz ediyoruz çünkü.</p>
<p><strong>“Getirisi az olsun ama risk üstlenmeyeyim”</strong> diye yaklaşarak riski 6-7 olan bir fonu hiç düşünmeyip para piyasası fonunu yönelen; ama bankanın çıkardığı fon yerine belki yüzde 3-5 fazla kazanmak için portföy yönetim şirketinin fonunu tercih eden bir yatırımcıyı suçlamak çok tuhaf olmuyor mu?</p>
<h2>Ne yaptılar da hak ettiler?</h2>
<p>Para piyasası fonu alan zaten risk üstlenmemek adına ancak enflasyon kadar ya da çok az üstünde getirisi olan bu aracı tercih ediyor.</p>
<p>Ama bazı yatırımcı vardır ki riski göze alır. Serbest fon ya da hisse senedi fonu alan bir risk üstleniyor ve bu riskin tabii ki farkında.</p>
<p>Ancak risk var, risk var! Sorun serbest fon ya da hisse senedi fonu alıp zarar etmek değil ki. Bakın bir okurum bu konudaki görüşlerini nasıl özetliyor:</p>
<p><strong>“Riskli olduğunu bile bile bu fonlara girdik, evet ben daha önce de girdim ve zarar ettiğimde de tercihim doğrultusunda bu zararı kabul ettim, sineye çektim. Ama buradaki sorun başka. Riskli bir fona girdim ve kaybedeceksem de riski minimalize edip çıkabilmeliydim. Burada sorun, zararımı realize edemeyip fonda kalmam, fonlarımın sıfırlanması. Ben belki yüzde 50 zararla çıkacaktım ama izin verilmedi.”</strong></p>
<p>Okurum, şu anda fonlarda işlem yapılamadığına ancak bu fonların içeriğindeki hisselerin tahtalarının açık olduğuna ve borsada işlemlerin devam ettiğine de dikkat çekiyor.</p>
<h2>Ya borsadaki kayıp</h2>
<p>Fon vurgununu yalnızca bu fonları alanların mağduriyeti olarak görmek de eksik bir değerlendirme.</p>
<p>Ya borsadaki kayıp ne olacak? Şimdi <strong>“Borsada kayıp olmaz, birilerinin kaybı birilerinin potansiyel kazancıdır”</strong> denilebilir. Bu yaklaşım normal bir işleyişte doğrudur da şimdi normalin öylesine uzağında bulunuluyor ki.</p>
<p>İşleme kapalı fonların bünyesinde bulunan hisse senetleri, biraz önce de okurumdan alıntılayarak aktardığım gibi borsada işlem görüyor ve bu hisse senetleri günlerdir geriliyor. Bu senetleri yüksek fiyattan alanların durumu ne olacak?</p>
<p>Bu kez de yine tasarruf sahibini eleştirecek ve <strong>“Böylesine riskli senetleri almasalardı”</strong> diyecekler çıkacaktır. Zannediliyor ki herkes finansal okuryazarlıkta zirvelerde dolaşıyor.</p>
<p>Hadi geçtim riskli sayılabilecek, fiyatı çok şişmiş hisse senetlerini. Ya Türkiye’nin sayılı şirketleri ve onların hisseleri, sanki orada durum çok mu iyi ki! Bu hisse senetleri de son dönemde çok büyük bir gerileme göstermediyse de yerinde sayıyor.</p>
<h2>Hırsız ve önlem almayan!</h2>
<p>İnsan ister istemez Nasrettin Hoca’nın <strong>“Hırsızın hiç mi suçu yok”</strong> çıkışını hatırlıyor. En büyük suçlular hırsızlar tabii ki ve onların bir kısmı tutuklu. Ama hırsızın varlığını bir yıl öncesinden bilip önlem almakta gecikenlerin sorumluluğu olmadığı söylenebilir mi?</p>
<p>Yazımı, 21 Eylül’deki yazımın başlığıyla bitireyim:</p>
<p><strong>“Hırsızı bildiği halde kilidi geç değiştirenin hiç mi suçu yok!”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandim-feryatlarina-oh-olsun-sesleri-karisiyorsa-89352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Yandım” feryatlarına “Oh olsun” sesleri karışıyorsa… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-merhamet-ve-adalet-ilkesiyle-yol-alinacak-veri-merkezi-1-gwa-cikacak-89351</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’da merhamet ve adalet ilkesiyle yol alınacak, veri merkezi 1 GW’a çıkacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SÜLEYMAN Ecevit Sanlı</strong>’nın başkanlığını yürüttüğü TABA-AmCham’dan geçen hafta toplantı daveti geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Küresel İş Dünyası İstanbul’da Buluşuyor: ACE BPSC (Best Practice Sharing Conference) 2026</strong></li>
<li><strong>Ticaret Bakanlığımızın himayelerinde dünya ticaretinin rotası yeniden çizilirken, en güçlü iş ağı rotasını İstanbul’a çeviriyor.</strong></li>
<li><strong>30 ülkeden 70 AmCham lideri ve 250 küresel CEO aynı vizyonda buluşuyor.</strong></li>
</ul>
<p>9 Ekim 2026 günü sona erecek toplantının önceki akşam gerçekleşen açılışına gittim. <strong>Süleyman Ecevit Sanlı </strong>ve AmChams in Europe Başkanı <strong>Ajsa Vodnik</strong>’in açılış konuşmaları sonrası kürsüye Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>çıktı.</p>
<p><strong>Kacır, </strong>öncelikle Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>ile ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın belirlediği 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu hedefe doğru ilerlemek konusunda açık ve ortak siyasi irade var.</strong></p>
<p>Dünyanın çok katmanlı bir dönüşümden geçtiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Üretimde ve teknolojide stratejik özerklik, egemenliğin temel unsurlarından biri haline geldi. Tedarik güvenliğine, pazarlara yakınlığa ve güvenilir ortaklıklara daha fazla önem veren yeni bir ticaret mimarisi şekilleniyor.</strong></p>
<p>Teknolojik değişimin giderek hızlanan temposunun, endüstriyel rekabet gücünün ve ekonomik gücün sınırlarını yeniden çizdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yıkıcı teknolojiler geliştirme, bunları sanayi üretimine entegre etme ve küresel pazarlara sunma kabiliyeti, dünya ekonomisinin gelecek dönemini şekillendiren ülkeler ile yalnızca dönüşüme uyum sağlayan ülkeleri giderek daha belirgin biçimde birbirinden ayırıyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac86b569705d-1791519574.jpg" alt="" width="800" height="450" /></strong>Son 20 yılda oluşturulan güçlü üretim altyapısı sayesinde küresel imalat sanayi katma değerinde Türkiye’nin payının iki katına çıktığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık mal ihracatımız 283 milyar dolara çıktı. Güneş panellerinden ticari araçlara, çelik ve yapı malzemesinden mobilya ve tekstile kadar Türkiye, Avrupa’daki değer zincirlerinde hayati rol oynuyor.</strong></p>
<p>Sanayideki büyümenin güçlü inovasyon ekosistemiyle desteklendiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün 1700’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi, yüksek nitelikli mühendis ve teknisyenin gücüyle yüksek katma değerli üretimi ileri taşıyan çözümler ortaya konuluyor. 115 teknoparkta 13 binden fazla firma yarının teknolojilerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>Ar-Ge personeli sayısının 311 bine ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge ve teknoloji alanında kaydettiğimiz ilerleme, sonuçlarını en açık şekilde savunma sanayimizde görülüyor. Türkiye bugün İHA sistemlerinde dünyada lider konumundadır. Artık eğitim uçakları, helikopter, uydular tasarlayıp geliştiriyor ve üretiyoruz.</strong></p>
<p>Dünya Bankası’ndan sanayicileri, KOBİ’leri ve yeşil teknoloji girişimlerini desteklemek amacıyla 1 milyar doların üzerinde kaynak sağladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>EBRD ile işbirliği içinde yeşil dönüşüm yatırımları için 5 milyar Euro’luk uluslararası finansmanın temin edilmesi yönünde adım attık.</strong></p>
<p><strong>Kacır, </strong>TEKNOFEST ile milyonlarca genci inovasyon yolculuğuna dahil ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Kendimize özgü garaj modelimiz sayesinde Türkiye, teknoloji girişimciliğinde altın çağını yaşıyor. Turcorn olma potansiyeline sahip girişimlere uçtan uca destek sağlamak amacıyla </strong>“Turcorn 100 Programı”<strong>nı başlattık.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka devrimi”</strong>ne adalet, merhamet ve sorumluluk ilkeleri temelinde, insanlığın yararına olacak şekilde yön verme konusundaki kararlılıklarını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>2030 yılına kadar veri merkezi kapasitelerini 1 GW seviyesine çıkaracak ve yapay zeka, bulut teknolojileri ve dijital altyapı alanlarında en az 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olduğu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Gümrük Birliği ve geniş serbest ticaret anlaşmaları (STA) ağımız, ülkemize yatırım yapan şirketlerin yüksek satın alma gücüne sahip 1 milyardan fazla tüketiciye erişmesine imkan sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>“Sanayi Alanları Master Planı”</strong>na değindi:</p>
<p>-          <strong>Sanayi alanlarımızı 160 bin hektardan 2030 yılına kadar 350 bin hektara çıkarmaya yönelik adımları attık. Türkiye, ABD şirketleri açısından köklü ve güçlü bir yatırım destinasyonudur.</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm yatırımlarına EBRD’den (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) 5 milyar Euro’nun gelmesine dönük adımlar, yapay zeka, bulut teknolojileri ve dijital altyapı alanlarında özel sektörün 10 milyar dolarlık yatırımını harekete geçirmek, Türkiye’de dönüşümü tetikleyecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türklerin ABD’deki yatırımları 14.5 milyar doları buluyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac86b44513ed-1791519556.jpg" alt="" width="400" height="488" /></span><strong>TABA-</strong>AmCham’ın ev sahipliğinde gerçekleşen “<strong>ACE-Best Practice Sharing Conference”</strong>ın açılışında kürsüye çıkan Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>ABD’nin Türkiye’deki yatırımlarına 1955 yılında başladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’den ülkemize gelen yatırım stoku 16.5 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. 2 bin dolayında ABD’li şirketin Türkiye’de yatırımı var. Üretim yapıyorlar, istihdam yaratıyorlar, ihracat yapıyorlar.</strong></p>
<p>ABD’den Türkiye’ye gelen sermaye toplamının 60 milyar dolara ulaştığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’den de ABD’ye yönelen yatırımlar büyüyor. Türklerin ABD’deki yatırımları 14.5 milyar doları buluyor. Başta New York olmak üzere ABD’deki farklı eyaletlere her gittiğimizde orada yatırımları olan Türk iş insanlarıyla karşılaşıyoruz.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan </strong>ile ABD Başkanı <strong>Trump</strong>’ın belirlediği 100 milyar dolarlık karşılıklı ticaret hedefinin iyi gittiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl 38.5 milyar dolar olan ikili ticaretimizde uçak ve LNG alımları nedeniyle ABD, 6 milyar dolar öne geçti. Bu yıl da ikili ticaretin 43 milyar doları bulmasını bekliyoruz. 2028’de 50 milyar doları bulabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Bolat, </strong>son iki haftada ABD’ye iki kez gittiğini anlattı:</p>
<p>-          <strong>20-23 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle Cumhurbaşkanımızın New York heyetinde yerimizi aldık. O günlerde DEİK-TAİK’le birlikte iş dünyasıyla oldukça verimli görüşmeler yaptık. Döndükten birkaç gün sonra Chicago’ya gittim.</strong></p>
<p>Milwaukee’deki G-20 Ticaret Bakanları toplantısına katıldığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Chicago’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) kurduğu Türk Ticaret Merkezi’ni ziyaret ettim. Oradan bugüne kadar 500 dolayında Türk şirketi yararlanıp ABD’e pazarında eyalet bazında iş yapar hale gelmiş. Halen 150 firma oradan işlerini yürütüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD ile Avrupa’nın finans ve teknoloji gücü Türkiye’nin üretim gücü bir araya gelmeli</span></h2>
<p><strong>TABA-</strong>AmCham Genel Başkanı <strong>Süleyman Ecevit Sanlı, </strong>Avrupa Amerikan Ticaret Odalarının (ACE) İstanbul’da ilk kez bir araya geldiğini belirtip, TABA-AmCham’in rolüne işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bizim rolümüz çok basit: İnsanları harika fırsatlarla buluşturmak ve iş dünyası için kapıları açık tutmak.</strong></p>
<p>Bunu yapabilmek için beklentilerini dört başlıkta sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği modernize edilmeli.</strong></li>
<li><strong>Transit kotaları kaldırılmalı.</strong></li>
<li><strong>Dost ülkeler ve NATO müttefikleri olarak iş insanlarımızın hem AB’de hem de ABD’de seyahat edebilmesi için tüm yasaklar kaldırılmalı, vize ve transit engeller kalkmalı.</strong></li>
<li><strong>ABD ve Avrupa’nın finans, teknoloji, inovasyon gücü ve standartları ile Türkiye’nin üretim gücünü bir araya getirerek üçlü ticareti geliştirmeliyiz.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Birlikte harika işler başarabiliriz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bizim hazır giyim ABD’ye yüzde 30, İtalya’nınki yüzde 10 gümrükle giriyor</span></h2>
<p><strong>DAMAT-</strong>Tween markalarının sahibi Orka Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Süleyman Orakçıoğlu, </strong>TABA-AmCham’ın ev sahipliğinde gerçekleşen “<strong>ACE-Best Practice Sharing Conference”</strong>ın açılışında Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>ile Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat</strong>’ın ABD’yle siyasi ve ekonomik ilişkilerin iyi olduğu yönündeki sözlerini dinlerken bana döndü:</p>
<p>-          <strong>Başkan Trump ve ABD ile aramız iyi ama biz hazır giyim ürünlerimizi yüzde 30 gümrük vergisi yüküyle gönderebiliyoruz. Buna karşın ABD, İtalya’nın hazır giyim ürünlerine yüzde 10 gümrük vergisi uyguluyor.</strong></p>
<p>Bu farkın nasıl oluştuğunu sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>ABD, Türkiye’den giden hazır giyim ürünlerine geçmişte yüzde 17-20 dolayında gümrük vergisi uyguluyordu. Trump’ın ikinci döneminde ülkemiz için genel yüzde 10’luk gümrük vergisi konuldu. Böylece hazır giyimin gümrük vergisi yükü yüzde 30’a çıkmış oldu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-merhamet-ve-adalet-ilkesiyle-yol-alinacak-veri-merkezi-1-gwa-cikacak-89351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/7/1280x720/kacir-1765361401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’da merhamet ve adalet ilkesiyle yol alınacak, veri merkezi 1 GW’a çıkacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilde-1-milyar-dolarlik-cikis-89350</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilde 1 milyar dolarlık çıkış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcıların devlet tahvilleri ve özel sektör tahvillerinde çıkışı üçüncü haftaya taşındı. 18 Eylül ile biten haftada zirvesine ulaşan fon kriziyle beraber geçen üç haftada devlet tahvillerinde 1 milyar 8 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde ise 826 milyon dolarlık net satış yaptı yabancı yatırımcı. Böylece devlet ve özel sektör tahvillerinden üç haftalık çıkış 1.8 milyar doları aştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcı TL varlıkların hepsinde net satış gerçekleştirdi. Hisse senedinde net 189.9 milyon dolar, devlet tahvillerinde 484.7 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde ise 60 milyon dolarlık satış yaptı yabancı yatırımcı. Hisse senedinde son üç haftanın iki haftası satış bir haftası alım yapsa da toplamda yatırım fonu kriziyle birlikte yabancının net TL pozisyonu 1.77 milyar dolar satış yönünde gerçekleşti. Hisse senedi piyasasında bu hafta da yaşanan düşüş hareketi uzmanlara yabancının çıkışının sürdüğünün de işareti. Gelecek hafta TCMB verisinde bu haftalık kayıp da ortaya çıkacak.</p>
<h2>Yabancı para mevduatı 3 haftada 5.22 milyar dolar arttı </h2>
<p>Yabancı TL varlıklardan çıkış yaparken yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı da artış trendini sürdürüyor. TCMB haftalık para ve banka verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak toplamda 861 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış 423 milyon dolar, tüzel kişilerin ise 428 milyon dolar yükseldi. Son üç haftadır yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatında artış gerçekleşiyor ve TCMB verilerine göre bu artış parite etkisinden arındırılmış olarak 5.22 milyar dolara ulaştı. En yüklü artış 18 Eylül ile biten haftada yaşandı. Bu arada TCMB rezervlerindeki düşüş altıncı haftaya taşındı. 2 Ekim haftasında TCMB toplam rezervleri geçen hafta 167.4 milyar dolara geldi. Önceki hafta 171,2 milyar dolar seviyesindeydi. TCMB'nin net rezervleri geçen hafta 53.8 milyar dolar olarak kaydedildi. Net rezervler önceki hafta 53.4 milyar dolar idi. Swap hariç net rezervler ise 39.9 milyar dolardan 37.9 milyar dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilde-1-milyar-dolarlik-cikis-89350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcıların devlet tahvilleri ve özel sektör tahvillerinden çıkışı üçüncü haftaya taşındı. 18 Eylül ile biten hafta itibariyle başlayan fon krizi sonrası yabancılar üç haftada devlet tahvillerinde 1 milyar, özel sektör tahvillerinde ise 826 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece toplam çıkış 1.8 milyar doları aştı. TCMB verilerine göre 2 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcı TL varlıkların hepsinde net satış gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatcinin-3-yillik-hasar-kaydi-agir-oldu-89349</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatçının 3 yıllık hasar kaydı ağır oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) iş birliğiyle hazırlanan Sektör Bilançoları sonuçları, 2023 yılının ikinci yarısında ekonomi yönetiminin değişmesiyle başlayan parasal sıkılaşma sürecinin imalat sanayindeki röntgenini çekti. 2023, 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan 3 yıllık toplulaştırılmış bilanço ve gelir tablosu verileri, Türkiye üretiminin amiral gemisi olan imalat sektörünün ciroyu artırmasına rağmen yüksek borçlanma maliyeti, daralan kâr marjları ve kur baskısı nedeniyle bilanço yapısında belirgin bir bozulma yaşadığını kanıtlıyor. Buna göre, imalat sanayi şirketlerinin net satışları 2023 yılındaki 15 trilyon 50 milyar TL seviyesinden, 2024’te 22 trilyon 293 milyar TL’ye, 2025 yılında ise 28 trilyon 401 milyar TL’ye ulaştı. Sektörün net satışları 3 yılda nominal olarak yüzde 88,7 oranında büyüme kaydetti. İhracat kanadı da sıkılaşma ve dış talepteki yavaşlamaya rağmen direnç gösterdi. Bilançolardaki yurtdışı satışlar 2023’te 3 trilyon 831 milyar TL iken, 2024’te 5 trilyon 807 milyar TL’ye, geçen yıl da 7 trilyon 426 milyar TL’ye yükseldi. Yurtdışı satışların brüt satış payı da 2023’te yüzde 24,07 iken, 2024’te yüzde 24,54 ve 2025’te yüzde 24,52 olarak hesaplandı. Yani ihracat TL bazında 3 yılda yüzde 94 artarken, yurtdışı satışların brüt satış payı da yüzde 24 seviyelerinde sabit kaldı.</p>
<h2>Her 100 TL’nin 70 TL’si faize gitti </h2>
<p>Sıkı para politikasının imalat sanayine en ağır etkisi finansman giderleri kalemi üzerinden gerçekleşti. Politika faizinin kademeli olarak yükseltilmesi ve ticari kredi faizlerinin artması, sanayicinin borç servis maliyetini katladı. İmalat sektörünün finansman giderleri 2023’te 785,5 milyar TL, 2024’te 1 trilyon 171,3 milyar TL, 2025 yılında ise 1 trilyon 550,3 milyar TL’ye dayandı. Yani sıkılaşma politikasının uygulandığı 2023-2025 döneminde imalat sanayinin katlandığı toplam finansman gideri tam 3 trilyon 507 milyar TL’ye ulaştı. Bu tutarın 2 trilyon 957 milyar TL’lik kısmı doğrudan kısa vadeli borçlanma giderlerinden oluştu.</p>
<p>Sıkılaşma sürecinin üretim çarkları üzerindeki yıkıcı etkisini en net gösteren rasyo da finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı oldu. İmalat sektörü 2023 yılında 1 trilyon 754 milyar TL faaliyet kârı elde ederken, bunun yüzde 44,8’ini finansman masraflarına yatırıyordu. 2024’te iç talebin yavaşlamasıyla faaliyet kârı 1 trilyon 636 milyar TL’ye geriledi ve finansman giderinin faaliyet kârına oranı yüzde 71,6’ya tırmandı. 2025’te faaliyet kârı 2 trilyon 242 milyar TL’ye çıksa da yüksek faiz ortamı nedeniyle finansman oranı yüzde 69,1 seviyesinde yüksek kalmaya devam etti. Bir başka ifadeyle, sanayici ana faaliyetinden kazandığı her 100 TL kârın yaklaşık 70 TL’sini bankalara ve finansman masraflarına ödemek zorunda kaldı.</p>
<h2>Net kambiyo zararı 251,5 milyar TL </h2>
<p>Sıkılaşma döneminde uygulanan kura müdahale ve döviz likiditesi adımları, sanayicinin bilanço yapısındaki kambiyo dengesini de sarstı. 2023 yılında kambiyo kârları 1 trilyon 393 milyar TL, kambiyo zararları da 1 trilyon 389 milyar TL olurken, sektöre net 3,96 milyar TL kâr bırakmıştı. Ancak sıkılaşmanın derinleştiği 2024’te net kambiyo dengesi 29,4 milyar TL zarara döndü. 2025 yılında ise kambiyo zararları 1 trilyon 851 milyar TL’ye fırlarken, kambiyo kârları 1 trilyon 600 milyar TL’de kaldı. Böylece sektörün net kambiyo zararı 2025 yılında 251,5 milyar TL’ye ulaşırken, 3 yıllık birikimli net kur zararı 277 milyar TL oldu.</p>
<h2>Net kâr marjı yüzde 3,1’e geriledi </h2>
<p>3 yıllık dönemde satışlar yüzde 88,7 artarken, net kârlılık ise tamamen zıt bir ivme izledi. Sektörün dönem net kârı; 2023’teki 1 trilyon 119 milyar TL seviyesinden, 2024’te 561,9 milyar TL’ye kadar geriledi. 2025’te toparlanarak 873,9 milyar TL’ye çıksa da 2023’ün gerisinde kaldı. Sanayicinin net kâr marjı da 2023’teki yüzde 7,44 seviyesinden, 2024’te yüzde 2,52’ye indi, 2025’te de hafif toparlanarak yüzde 3,08’e çıktı. Ancak 2023’ün oldukça gerisinde kaldı.</p>
<h2>Borçlar özkaynağın önünde </h2>
<p>Bilançoların pasif yapısı incelendiğinde, yüksek borçlanma maliyeti altında ezilen sanayicinin sermaye yapısındaki bozulma net biçimde ortaya çıkıyor. 2023 yılında toplam aktiflerin yüzde 52,9’u özkaynaklardan oluşurken, bu oran 2024’te yüzde 51,8’e, 2025’te ise sert bir düşüşle yüzde 46,7’ye geriledi. Sektörün toplam borcunun aktif büyüklüğe oranı da 2023’teki yüzde 47,1 seviyesinden 2025’te yüzde 53,3’e çıktı. 2023-2025 döneminde imalat sanayinin toplam borçları yüzde 99,9 artışla 8,82 trilyon TL’den 17,62 trilyon TL’ye katlanırken; özkaynak büyümesi yüzde 55,8’de kaldı, 2025’te 15,43 trilyon TL’yi buldu. Yani borçlanma hızı özkaynak büyümesini ikiye katladı.</p>
<h2>Borcun 13,06 trilyon lirası kısa vadeli kaynaklardan oluşuyor </h2>
<p>İmalat sektörünün toplam 17,6 trilyon TL’lik borç yükünün yüzde 74,1’i, yani 13,06 trilyon TL kısa vadeli kaynaklardan oluşuyor. Bu da sanayicinin uzun vadeli krediye erişememesi nedeniyle borç vadelerinin sürekli kısaldığını ortaya koyuyor. Mali borçlar (banka kredileri, finansal kiralama ve ihraç edilen senetler) toplamı ise 3 yılda ikiye katlanarak 3,32 trilyon TL’den 6,92 trilyon TL’ye fırladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finansman yükü yatırım ve Ar-Ge’yi vurdu</span></h2>
<p>Sıkılaşma sürecinin yarattığı yüksek borçlanma maliyetleri, imalat sanayinin geleceğe yönelik yatırımlarını ve inovasyon hamlelerini gölgede bıraktı. TÜİK ve TCMB verilerine göre imalat sektörünün Ar-Ge harcamaları 2025 yılında 103,2 milyar TL seviyesinde kaldı. Aynı yıl sanayicinin bankalara ve finansman kurumlarına ödediği tutarın 1 trilyon 550 milyar TL olduğu göz önüne alındığında, sektörün Ar- Ge’ye ayırabildiği kaynak finansman giderlerinin sadece yüzde 6,6’sına karşılık geldi. Yatırım tarafında da benzer bir büzüşme aşandı. Bilançonun “Yapılmakta olan yatırımlar” kalemi 2024 yılındaki 1 trilyon 333 milyar TL seviyesinden, 2025 yılında 1 trilyon 372 milyar TL’ye yükselerek nominal bazda sadece yüzde 2,9 artabildi. Yüksek enflasyon ortamında gerçekleşen bu yatay seyir, sanayicinin yüksek faiz ortamında yeni fabrika, makine ve kapasite yatırım kararlarını ertelemek zorunda kaldığını net biçimde gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şüpheli alacaklar 2 yılda yüzde 86'lık artış gösterdi</span></h2>
<p>Sıkı para politikasının piyasadaki likiditeyi daraltması ve ticari kredi musluklarının kısılması, şirketler arası tahsilat zincirindeki kırılmaları da bilançolara taşıdı. İmalat sektörünün şüpheli ticari alacaklar kalemi, parasal sıkılaşmanın derinleştiği 3 yıllık dönemde sert bir yükseliş kaydetti. Buna göre 2023 yılında 44,5 milyar TL olan şüpheli alacak tutarı, 2024 yılında 58,4 milyar TL’ye, 2025 yılında ise 82,7 milyar TL’ye yükseldi. Yani, sıkılaşma sürecinde imalatçıların zamanında tahsil edemediği ve icra/dava konusuna dönüştürdüğü şüpheli alacak tutarı 2 yılda yüzde 85,9 oranında sıçrama yaptı. Aynı dönemde şirketlerin şüpheli alacaklar için ayırdığı karşılık giderleri de 33 milyar TL’den 61,1 milyar TL’ye tırmandı. Bu veriler; piyasada artan konkordato, ihbarlı çek ve vadeli ödeme krizinin imalat bilançolarındaki somut yansıması olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatcinin-3-yillik-hasar-kaydi-agir-oldu-89349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK’in Sektör Bilançoları, 2023 ortasında başlayan sıkı para politikasının imalat sanayisine 3 yıllık faturasını ortaya koydu. 2023-2025’te net satışlar 15 trilyon TL’den 28,4 trilyon TL’ye çıkarken kârlılık aynı hızda artmadı. Sanayici 3,5 trilyon TL finansman gideri ödedi; bu giderlerin faaliyet kârına oranı yüzde 44,8’den yüzde 69,1’e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-89383</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sıfır kaza anlayışıyla iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmeye devam edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren DAUCH Eskişehir'in, iş sağlığı ve güvenliği alanında yürüttüğü çalışmalar sonucunda kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan geçen 5 bin günü tamamladığı bildirildi. Açıklamaya göre bu yılın mart ayında kazasız geçen 13 yılı geride bırakan şirket, ulaştığı başarıyı üretim tesisinde çalışanların katılımıyla düzenlenen törenle kutladı.</p>
<p>DAUCH Türkiye Genel Müdürü Serkan Özbayrak, iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca yasal yükümlülükler kapsamında değerlendirmediklerini belirterek, çalışanların güvenliğini üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade etti. Elde edilen sonucun uzun yıllardır sürdürülen çalışmaların ve çalışanların ortak sorumluluk anlayışının bir yansıması olduğunu dile getiren Özbayrak, “Sıfır kaza bir hedef değil, bizim kültürümüzdür. Bugün ulaştığımız 5 bininci gün ile gurur duyarken, bunun bir bitiş noktası değil, aksine yeni bir başlangıç noktası olduğunun farkındayız. Her çalışanımızın evine sağ salim dönmesi gerektiğinin bilincinde olarak aynı kararlılıkla geleceğe yürüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>"İş güvenliğinde önleyici uygulamalara ağırlık veriliyor"</strong></p>
<p>Üretim tesislerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını sürekli geliştirdiklerini belirten Özbayrak, geleneksel koruyucu önlemlerin yanı sıra risklerin ortaya çıkmadan belirlenmesine yönelik proaktif yöntemlerden yararlandıklarını söyledi. Üretim sahalarından ofislere kadar tüm çalışma alanlarında güvenlik standartlarının uygulanmasına önem verdiklerini aktaran Özbayrak, entegre sistemler aracılığıyla olası tehlikelerin düzenli olarak takip edildiğini ve risklerin kaynağında ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. İş güvenliğinde sürdürülebilir başarının yalnızca teknik önlemlerle sağlanamayacağına dikkat çeken Özbayrak, çalışanların bilinç düzeyinin artırılmasını da bu sürecin önemli bir parçası olarak değerlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>"Çalışanlar güvenlik süreçlerine katılıyor"</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliği alanında Davranış Odaklı Güvenlik modelini benimsediklerini belirten Özbayrak, bu uygulamayla çalışanların güvenlik süreçlerine doğrudan katılımını sağladıklarını söyledi. İş güvenliğinin yalnızca ilgili birimlerin denetiminde yürütülen bir faaliyet olmadığını vurgulayan Özbayrak, tüm çalışanların birbirlerinin güvenliğinden sorumlu olduğu bir çalışma ortamı oluşturduklarını ifade etti. Üretim sahasında çalışanların birbirlerinin çalışma alışkanlıklarını gözlemlediğini, güvenli davranışları desteklediğini ve riskli durumların karşılıklı iletişim yoluyla düzeltilmesine katkı sağladığını anlatan Özbayrak, düzenli eğitim programları ve farkındalık çalışmalarıyla bu anlayışı güçlendirdiklerini kaydetti. Özbayrak, her çalışanın iş sağlığı ve güvenliği konusunda aktif sorumluluk üstlenmesinin, 5 bin günlük kazasız çalışma sürecinin temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>"Küresel iş birliklerinde güvenlik standartları öne çıkıyor"</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen otomotiv markalarıyla iş birliklerini sürdürdüklerini belirten Özbayrak, üretim süreçlerinde benimsedikleri yüksek güvenlik standartlarının uluslararası iş ortaklarıyla kurdukları ilişkiler açısından da önem taşıdığını söyledi. Çalışan güvenliğini merkeze alan uygulamaların şirketin kurumsal yapısının önemli bir parçası olduğunu ifade eden Özbayrak, iş sağlığı ve güvenliği alanında sağlanan istikrarı önümüzdeki dönemde de korumayı hedeflediklerini aktardı. Özbayrak, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan tamamlanan 5 bin günlük sürecin kendileri için bir sonuçtan çok yeni hedeflere ulaşma konusunda motivasyon kaynağı olduğunu belirterek, önleyici güvenlik yöntemlerini geliştirmeye, çalışan farkındalığını artırmaya ve sıfır kaza anlayışını tüm çalışma alanlarında sürdürmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-89383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/3/1280x720/dauch-eskisehir-is-kazasi-yasanmadan-5-bin-gunu-geride-birakti-1791526764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DAUCH Eskişehir&#039;in, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan 5 bin günü geride bıraktığı açıklandı. DAUCH Türkiye Genel Müdürü Serkan Özbayrak, çalışanların katılımıyla oluşturdukları güvenlik kültürünün bu başarıda önemli rol oynadığını belirterek, sıfır kaza anlayışıyla iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını geliştirmeye devam edeceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-89369</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur Ticaret Borsası’nda yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası’nda geçen hafta gerçekleştirilen seçim sonrası, meclis üyeleri, yönetim ve disiplin Kurulu ve TOBB delegeleri ile meclis başkanlığı ve yardımcıları da belirledi.</p>
<p>Buna göre, Burdur Ticaret Borsası Yönetim Kurulu başkanlığına Mehmet Varol, yönetim kurulu üyeliklerine de Levent Başar, İsmail Aksöz, Mustafa İleri ve Osman Coşkun seçildi. Meclis Başkanlığına Ahmet Özcan seçilirken, Meclis Başkan Yardımcılıklarına Soner Özdemir ve Halil Ünel, Katip Üyeliğe ise Gürsel Evren getirildi. TOBB Delegeleri ise Mehmet Varol ve Ahmet Özcan’dan oluştu. Yeni dönemde Suat Çetin, Abdullah Çelik, Musa Tuğrul, Ahmet Özalp ve Mehmet Ali Koçak Meclis Üyesi olarak görev yapacak.</p>
<p><strong>Yeni başkandan mesaj</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Varol, yaptığı açıklamada, ‘’Söz verdiğimiz gibi tarlada, ahırda, pazarda emeğimizi ve ticaretimizi güçlendireceğiz. Seçim döneminde ortaya koyduğumuz projeleri hayata geçirmek için vakit kaybetmeden çalışmaya başlayacağız’’ dedi. Varol, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Seçim döneminde söz verdiğimiz projelerimizi hızla hayata geçirmek için vakit kaybetmeden çalışmaya başlıyoruz. Üretenin yanında, Burdur’un hizmetinde; tarlada, ahırda, pazarda emeğimizi ve ticaretimizi güçlendiren olacağız. Üyelerimize, üreticilerimize ve şehrimizin ekonomisine değer katmak için birlik, istişare ve ortak akıl anlayışıyla çalışacağız. Rabbim hepimize hayırlı, güzel ve bereketli hizmetler yapmayı nasip etsin.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-89369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/burdur-ticaret-borsasinda-yeni-donem-1791522495.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası’nda seçim süreci tamamlandı. Mehmet Varol öncülüğündeki yönetim kurulu üyeleri de belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakam-sarhoslugu-89368</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rakam sarhoşluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik darboğazda rakamlara daha sıkı tutunuyoruz. Getiri, büyüme ve başarı göstergeleri, nasıl üretildikleri sorgulanmadığında gerçeği örtebiliyor. Bunlara kurumların ve bireylerin kör noktaları diyebiliriz… Sayıyı bilmek ile sayının anlamını bilmek aynı şey mi?</p>
<p>Şirketler finansmana, insanlar birikimlerini koruyacak araçlara ulaşmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda yüksek getiri rakamının çekim gücü artıyor. Fon skandalını “fon krizi” diye adlandırmak yetersiz.</p>
<p>Her gün haber üzerine haberde tekrar edilen rakamlar olayın yaygınlığını ve denetimin hukuki boyutunu gösteriyor. Yatırımcının neyi bildiğini, hangi uyarıyı duyduğunu, hangi güvenceye inandığını açıklamıyor bu rakamlar. Getiri oranı ile o getirinin kaynağını anlamak arasındaki mesafeden söz ederken niyetim fon garabeti üzerine ben de konuşayım çabası değil. Anlatacaklarımı anlamlandırmakta güncel bir köşe taşı. Sahtekârlığın hangi ortamda fark edilmediğini, sorgulanmadığını veya zamanında durdurulamadığını anlamak için kör noktaları incelemek gerekir.</p>
<p>Kurumların kendi performanslarını okurken yaşadığı sorun da benzer. Rakam ifade etmenin sarhoşluğu, rakama anlam verme zahmetinin önüne geçebiliyor.</p>
<p>Bir şirket hakkında ne kadar çok sayı bilirsek onu o kadar iyi tanıdığımızı düşünüyoruz. Cirosunu, kârını, ihracatını, çalışan sayısını, müşteri memnuniyetini, enerji tüketimini biliyoruz. Önümüzde tablolar, karşılaştırmalar, denetimden geçmiş raporlar var. Buna rağmen şirketin neden müşteri kaybettiğini, çalışanının neden konuşmadığını, bugünün kazancını yarının hangi maliyetiyle elde ettiğini anlayamayabiliyoruz. Ölçülmüş bir faaliyetle anlaşılmış bir kurum arasındaki mesafe düşündüğümüzden büyük olabilir.</p>
<p>Samih Yedievli, otomotiv, havacılık, savunma ve enerji sektörlerinde çalışan bir mühendis. Otuz yıllık yönetim kurulu deneyiminde kurullara görüş ve karar dokümanı hazırlama konusunda mahir. Kendisini 1990’lı yılların kalite hareketinden tanıyorum. Bugün, “kalite” sözcüğü ağzımdan çıkarken başka bir dünyadan söz ediyormuşum gibi geliyor… Ne günlerdi, ne günlere kaldık. Türkiye’yi dev aynasında gördüğümüz zamanlardı, o zamanlar. Sandık ki, AB’ye de gireriz… dünyaya da örnek oluruz. Örnek olmak konusunda baktığınız yöne göre değişir… düz bakınca rakamları okuyamamışız, benim kuşağım yanılmışız biz düpedüz.</p>
<p>Yedievli’nin <em>Derinlik Aynası</em> başlıklı kitabından esinlenerek kendisiyle söyleşi gerçekleştirdim. Ayna metaforu ilginç. Aynayı kurumlara tutuyor.</p>
<p>Kitap, düzenli çalışan başarılı görünen bir kurumun yanlış yönde ilerleyebileceğini söylüyor ve araştırıyor. Kurum yönetici ve çalışanlarının ürettikleri bilgiyle verdikleri karar arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Bu ilişkinin şirketlerin dışına, denetim ve yönetim düzenine, kendi kararlarımızı sorgulama biçimimize uzanan sonuçları olduğunu düşünüyorum. Rakamdaki sonuç, neden fiili sonucu tutmaz. Çalışarak batmak, üreterek iflas etmek, koşarken konkordato talep etmek… nasıl açıklanır?</p>
<p><strong>Rakam ve arkasındaki karar</strong></p>
<p>Bir veriyi anlamak, neyi ölçtüğünü bilmekle başlıyor. Kârlılık yükseldiğinde şirket güçlenmiş olabilir; gelecekte ihtiyaç duyacağı bakım, eğitim ve yatırım harcamalarını ertelemiş de olabilir. Enerji tüketimi azaldığında verimlilik artmış veya üretim düşmüş olabilir. Aynı sonuç, birbirinden çok farklı nedenlere dayanabilir. Kaynağını, karşılaştırma ölçüsünü ve hesaplama sınırını bilmediğimiz rakam, karar vermeyi kolaylaştırırken yanılmayı da kolaylaştırır.</p>
<p>Yönetim kurullarında bu sorun daha belirgin. “Yönetim kurulunun aslında zaman fakirliği var” diyor Yedievli. Ayda iki saat toplanan bir kurul, yılda yirmi dört saat çalışmış oluyor. Yıllık cirosu bir milyar lira olan bir şirketi bu süreye böldüğünüzde, toplantının her saatine yaklaşık 42 milyon liralık bir faaliyet büyüklüğü düşüyor. Bu hesap, boşa geçen bir saatte 42 milyon lira kaybedildiği anlamına gelmiyor. Karar için ayrılan zamanla hakkında karar verilen ekonomik büyüklük arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Rakamın ne işe yaradığını anlamak, ona taşımadığı bir anlam yüklememekle başlıyor. Sınırlı toplantı süresine bütün ayrıntıları taşımak mümkün olmadığı için bilgi özetleniyor. Asıl soru, özet hazırlanırken neyin kaybedildiği: “Oraya gelen bilgi bir indirgemeden geçmek zorunda. Her detayı oraya yansıtamazsınız. Ama o indirgeme ne kadar sağlıklı?”</p>
<p>Bir giderin kayda girmesi, giderin nedeninin anlaşıldığını göstermiyor. Şikâyetin kapatılması, sorunun çözüldüğü anlamına gelmeyebiliyor. Yedievli’nin ifadesiyle, “Şimdi bu bilgi sahada var ama yönetim kurulunda yok.” Teknik olarak doğru bir raporun karar vermek için yetersiz kalabileceği yer burası.</p>
<p>Risk de bu nedenle yalnızca gerçekleşmiş zarar üzerinden okunamaz. Üretim, finans, tedarik ve insan kaynağı ayrı ayrı değerlendirilirken aralarındaki bağlantılar kaybolabilir. Bir alandaki iyileşme, başka bir alanda biriken sorunu örtebilir. <u>Risklerin birbirini nasıl tetiklediğini</u> anlamak, kurumun bütününü görebilmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Katıldığım yönetim kurulu toplantılarında dünya konuşuluyor: Savaşlar, enerji, ticaret yolları, jeopolitik dengeler. Konuşulmalı. Fakat dışarıdaki büyük resmi tartışabilmek, içerideki gerçeğin aynı açıklıkla görüldüğünü göstermiyor. Raporun dışında kalanı kim anlatıyor? İtiraz eden kişinin sözü ne kadar dinleniyor? Farklı uzmanlıkları masaya getirmek, farklı düşüncelere alan açılmadığında yeterli olmuyor.</p>
<p>Yedievli’nin “Orada işini kötü yapan kimse yok. Herkes kendi işini iyi yapıyor.” gözlemi bu açıdan önemli. Birimler kendi görevlerini tamamladığı halde kurumun bütünü yanlış yöne gidebilir. Bu, her başarısızlığın masum olduğu anlamına gelmez. Sorumluluğu yalnızca kişilerin yeterliliğinde aramanın eksik kaldığını gösterir. Teşvikler, bilgi akışı ve itirazın karşılaştığı tepki de incelenmelidir.</p>
<p>Bilginin nasıl kullanıldığı, kurumsal sonuçların ağırlığını değiştirebilir. Boeing 737 MAX kazalarını inceleyen ABD Temsilciler Meclisi komitesinin 2020 tarihli çoğunluk personeli raporu, üretim ve rekabet baskısını, hatalı teknik varsayımları, kritik bilgilerin saklanmasını ve denetim başarısızlıklarını birlikte ele aldı. İki kazada 346 kişi öldü. Buradaki soru, güvenlik bilgisinin ticari hedeflerle çatıştığında karar üzerinde ne kadar etkili olabildiği. <u>Resmî rapor özeti</u></p>
<p>Finansal gerçeğin bilinçli olarak çarpıtılması ise ayrı bir sorumluluk alanı. Enerji şirketi Enron bunu gösteren bir örnekti. SEC personelinin iflas incelemelerine dayanarak aktardığı hesapta, yapılandırılmış işlemler olmasaydı şirketin 2000 yılı borcu 10,2 milyar dolar yerine 22,1 milyar dolar görünecekti. Sorun sayı bulunmaması değildi; borcu örten işlemlerdi. Raporun varlığı şeffaflığı garanti etmiyor. <u>SEC raporu, basılı sayfa 16</u></p>
<p><strong>Aynanın gösterdiği derinlik</strong></p>
<p><em>Derinlik Aynası</em> adı, yalnızca kendimize bakmayı öneren bir benzetme değil. Yedievli, Feynman’ın aynanın sağla solu değil, ön-arka doğrultusunu tersine çevirdiğine ilişkin açıklamasından hareket ediyor. Bunu karar dünyasına taşıyor: Önümüzde duran sonucun ötesinde, o sonucu üreten düşünme biçimini ve bugünkü kararın zaman içinde doğuracağı kurumsal etkileri görünür kılmak.</p>
<p>Bugün maliyeti düşüren bir karar, birkaç yıl sonra hangi yetkinliği kaybettirecek? Liderin başarısı, onun ayrılmasından sonra da çalışacak bir düzen yaratıyor mu? Kurumun kazancı, toplum açısından hangi maliyeti doğuruyor? Kitabın karar, kurum ve kuşaklar boyunca oluşan etkiler arasında kurduğu ilişki, derinliğe bu anlamı veriyor. Geleceği kesin olarak görmekten söz etmiyoruz. Bugünkü başarıya bakarken sormadığımız soruları kararın içine katmaktan söz ediyoruz.</p>
<p>Bunun bireysel tarafı da var. “Bir kısım bilgimiz var, bir kısım da varsayımımız var. Benim sorgulamaya başladığım kısım işte bu varsayımlar” diyor Yedievli. Bir yöntemin geçmişte işe yaramış olması, yeni koşullarda da işleyeceğini kanıtlamıyor. Kendi deneyimimizi gerçeğin tamamı saydığımızda, gelen bilgiyi bildiğimiz hikâyeye uydurabiliyoruz.</p>
<p>Eğitim, vizyon ve çalışma disiplini burada somut bir anlam kazanıyor. Farklı alanların bilgisini bir araya getirmek, verinin sınırını okuyabilmek, kısa vadeli sonuçla uzun vadeli etkiyi birlikte tartmak gerekiyor. Kitap, bu kapasitenin yalnızca bir müfredatı tamamlamakla oluşmadığını; gerçek sonuçları olan kararlar içinde, zamanla gelişen bir muhakeme gerektirdiğini savunuyor. Öğrenilen bilgiyi baskı altında kullanabilmek, yanıldığını kabul etmek ve kararını yeniden değerlendirmek de bu yetişmenin parçası.</p>
<p>Kararların gerekçesini kaydetmek bu yüzden bürokratik bir ayrıntı değil. Yedievli, “İnsanlar kararları alıyorlar ama o kararların şartlarını dokümante etmiyorlar. Dokümante etmeyince de daha sonra gözden geçiremiyorlar” diyor. Hangi bilgiye dayanıldığını, hangi varsayımın yapıldığını bilmeden başarıdan da hatadan da yeterince öğrenemiyoruz. Kurumun hafızası, sonuç listelerinden oluşamaz.</p>
<p>Yapay zekâ bu çalışmayı destekleyebilir; varsayımları karşılaştırmak, karşı argüman üretmek, farklı sonuç ihtimallerini incelemek için kullanılabilir. Yedievli’nin uyarısı, “Yapay zekâyı bir yankı odasına döndürmemek lazım.” Yalnızca kendi düşüncemizi onaylatıyorsak, teknoloji sorgulama kapasitemizi artırmak yerine mevcut kanaatimizi güçlendirebilir. Aynanın ne göstereceği, ona hangi soruyla baktığımıza da bağlı.</p>
<p><strong>Yönetimi Koruyabildik mi?</strong></p>
<p>Türkiye’de 1990’lı yılların kalite hareketi, ürünü kontrol etmekten kurumun nasıl yönetildiğini sorgulamaya geçiş arayışıydı. Yedievli, bazı büyük işletmelerin toplam kaliteyi ve Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın mükemmellik modelini benimseyerek Avrupa’yla çalışmaya hazırlandığını hatırlatıyor. 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği, bu hazırlığın önemli ekonomik eşiğiydi. <u>AB Konseyi</u></p>
<p>Bugün şirketler daha büyük, veri sistemleri daha gelişmiş, raporları daha kapsamlı. Peki o dönemin süreçleri sorgulama ve sürekli iyileştirme anlayışı ne kadar yaşıyor? Kalite, uzman bir bölümün işi olarak mı kaldı; karar verme biçimine mi yerleşti? Yeni bir yükümlülük geldiğinde yeniden başlamak zorunda kalıyorsak, geçmişte öğrendiğimizin ne kadarını kurumsallaştırabildiğimizi sormalıyız.</p>
<p>Karbon düzenlemeleri bu soruyu yeniden önümüze getiriyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın, kısa adıyla CBAM’ın kesin dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli malları kapsıyor. Yükümlülük AB ithalatçısında olsa da ürünün üretiminde oluşan gömülü emisyonlara ilişkin veri, Türkiye’deki üreticinin ticari ilişkisini ve rekabet koşullarını etkiliyor. <u>Avrupa Komisyonu</u></p>
<p>Burada da rakamın anlamı, hangi ürüne, üretim sürecine ve hesaplama sınırına ait olduğu bilinince ortaya çıkıyor. Yedievli’nin ifadesiyle, “Karbon mekanizmasına uymak konusu bir belge konusu değil, bir rapor konusu değil. Bu bir yatırım konusu.” Ölçümün hangi üretim değişikliğine, hangi kaynak tahsisine ve hangi takvime yol açacağı konuşulmalı. <u>Sürdürülebilirlik verisinin iş modeline taşınması</u> da yönetim kurulu, icra ve farklı bölümlerin birlikte çalışmasını gerektiriyor. CBAM ile Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları farklı düzenlemeler; ortak yönetim ihtiyacı, veriyi karar için kullanabilmek.</p>
<p>Ekonomik baskı altında kısa vadeli sonucu korumaya çalışırken uzun vadeli kapasiteyi aşındırmak mümkün. Bunu fark etmek için kurumun daha çok rakam söylemesinden önce, bildiklerine nasıl anlam verdiğini sorgulaması gerekiyor. Aynı sorumluluk birey için de geçerli. Yedievli’nin önerisi yalın: “Acaba aynı düşünceleri aynı şekilde mi yapıyorum? Farklı ne yapabilirim?”</p>
<p>Birikimi korurken, yatırım yaparken, bir şirketi veya daha geniş bir yapıyı yönetirken başarı diye gördüğümüz sonucun nasıl oluştuğunu bilmek zorundayız. Rakamın kaynağını, kararın gerekçesini, itirazın neden duyulmadığını ve bugünkü tercihin yarına ne bıraktığını sormak, gerçeğe yaklaşmanın çalışma disiplini. Derinlik aynasına bakmak, kendi doğruluğumuzdan emin olmak için değil, görmediğimiz şeyi araştırmak için anlamlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakam-sarhoslugu-89368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rakam sarhoşluğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-yeniden-baskan-89366</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATB&#039;de Çandır yeniden başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nda (ATB) 2026-2030 çalışma döneminde görev yapacak yönetim ve disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegeleri belirlendi.</p>
<p>Seçim sonucunda Ali Çandır, güven tazeleyerek yeniden Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Halil Bülbül, Hüseyin Simav, Cüneyt Doğan ve Ragıp Gök de yönetim kurulu asil üyeliğine seçildi.</p>
<p>TOBB Genel Kurul delegeliğine Halil Bülbül, Selçuk Çelebi, Nuri Büyükselçuk,  ATB Disiplin Kurulu asil üyeliklerine de Burak Gönen, Nurettin Babaoğlu, Sedat Ekici, Mustafa Çetin, Salih Kurubaş ve Halil Karakaş seçildi.</p>
<p>Borsa organ seçimlerinin ikinci aşamasını da tamamladıklarını belirten Başkan Ali Çandır, yönetime duyulan güven için Borsa üyelerine teşekkür etti. Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Organ seçimlerimizin ikinci etabını da tamamladık. Üyelerimizin seçtiği meclis üyelerimiz, yönetim kurulumuza 4 yıllığına görev verdi. Bunun yanı sıra disiplin kurulumuz ve TOBB delegelerimiz de belirlendi. Bize güvenen, destek veren tüm üyelerimize ve meclis üyelerimize teşekkür ediyorum. Yeni dönem daha fazla sorumluluk ve daha fazla çalışma gerektiriyor. Antalya Ticaret Borsası olarak üretimin, emeğin ve ticaretin gücünü artıran çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Antalya’mız, tarım sektörümüz ve ülkemiz için fark yaratan çalışmaları daha da ileri taşıyacağız. Üyelerimizin ihtiyaçlarına, kentimizin önceliklerine ve ülkemizin ekonomik hedeflerine odaklanarak çalışmaya devam edeceğiz. İş dünyamızın sesi ve çözüm ortağı olmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dört yılda da daha çok çalışacak, daha çok üretecek ve Antalya için daha güçlü işler ortaya koyacağız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-yeniden-baskan-89366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/candir-yeniden-baskan-1791522204.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası’nda seçim süreci tamamlanırken Ali Çandır güven tazeleyerek yeniden başkan seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evler-calisma-sosyallesme-gastronomi-kisisel-bakim-alanlarinin-kesistigi-bir-yasam-alani-oluyor-89365</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Evler çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Essance İletişim  küçük bir basın grubunu sürprizlerle dolu bir etkinlikte buluşturdu. Hodan markasının yaratıcısı Şef Çiğdem Seferoğlu bizleri Nişantaşı'ndaki yeni restoranında ağırladı. Yemekler mekanın içerisine entegre edilmiş olan Miele alanındaki bir masada servis edildiği için, markanın inovatif çözümlerini de yakından görme imkanımız oldu.  Başyapıt teması çerçevesinde Çiğdem Seferoğlu ve Saffet Tarihçi ve Yazar Saffet Emre Tonguç, “Bir şeyi başyapıta dönüştüren nedir?” sorusunu sordular.  Öyküler anlattılar ve özgün bir gastronomi deneyimi yaşadık. </p>
<p>Gecede Miele markasıyla ilgili konuşma fırsatımız olmadığı için daha sonra Miele Pazarlama Direktörü Hande Çokçetin ve Miele Türkiye Kıdemli Marka ve İletişim Müdürü Büke Öztürk’le buluşarak bu kez şirketle ilgili konular hakkında sorular üzerinde durduk. Hande Çokçetin evlerin artık çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım ve kendini ifade etme alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı olduğuna dikkat çekti.  Miele Türkiye olarak hedeflerinin premium’u bir değer standardı olarak konumlandırmak olduğunu ifade etti ve ekledi:  <em>“Çünkü premium tüketicinin beklentisinin değiştiğini görüyoruz. Premium artık yalnızca neye sahip olduğumuzla değil, o ürünün bize nasıl bir hayat yaşattığıyla da ilgil</em>i.”</p>
<p>Miele bir aile şirketi.  1899 yılında Almanya’da mühendis Carl Miele ve iş insanı Reinhard Zinkann tarafından kurulan yapı, bugün hala kurucu Miele ve Zinkann ailelerinin sahipliğinde devam ediyor.</p>
<p>Kuruluş felsefesini; “Immer Besser – Daima Daha İyi” İlkesiyle ifade eden  Miele’nin dünya çapında,  yaklaşık 23 bin çalışanı, 19 üretim tesisi ve 49 satış ve servis organizasyonu mevcut. 2025 mali yılında global cirosu 5,16 milyar Euro olarak gerçekleştiren Miele, inovasyon çalışmalarına büyük kaynak ayırıyor. </p>
<p>Türkiye’de 1999 yılından bu yana faaliyet gösteren kuruluşun, 100 çalışanı, 11 Miele mağazası, 19 monobrand mağaza ve 91 farklı satış noktasından ve yaygın yetkili servis ağından oluşan bir yapısı bulunuyor. Miele Türkiye, 4 ana kategoride, 17 ürün grubu ile yaklaşık 250 adet ürünle pazarda rekabet ediyor.</p>
<p><strong>1. Türkiye’de Beyaz eşya ve ev aletleri pazarında satışlar ne durumda?</strong></p>
<p><em>Türkiye beyaz eşya pazarı son dönemde temkinli bir tüketim ortamından geçiyor. TÜRKBESD verilerine göre altı ana ürün grubunda iç satışlar, 2025 yılında bir önceki yıla göre %3 daralarak 9,9 milyon adet olarak gerçekleşti. 2026’nın ilk yarısında ise daralma devam etti ve iç satışlar bir önceki yılın aynı dönemine göre %7 geriledi.</em></p>
<p><em>Ancak Miele açısından pazarı yalnızca toplam adetler üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Ekonomik koşullar, tüketicilerin satın alma kararlarında daha seçici ve dikkatli hareket etmesine neden oluyor. Bununla birlikte premium segmentte talebin devam ettiğini, tüketicilerin satın alma kararlarını verirken ürünün sunduğu fayda ve değeri daha fazla değerlendirdiğini görüyoruz.</em></p>
<p><strong>2. Sektörde ürünlerin yenilenme sıklığı konusunda veriler bulunuyor mu? Mevcut müşteri portföyünüzde bunu gözlemleyebiliyor musunuz?</strong></p>
<p><em>Beyaz eşya doğası gereği uzun kullanım süresine sahip bir kategori. TÜRKBESD de tüketicilere yönelik enerji verimliliği bilgilendirmelerinde beyaz eşyalarda 10–15 yıllık kullanım ömrü perspektifini kullanıyor. Ancak bunu Türkiye’deki tüketicilerin ürünlerini ortalama 10–15 yılda bir yenilediği şeklinde yorumlamak doğru olmaz; TÜRKBESD bu süreyi özellikle ürünün kullanım ömrü ve bu dönemde sağlayabileceği enerji tasarrufunu değerlendirmek için referans olarak kullanıyor.</em></p>
<p><em>Miele açısından ise uzun kullanım ömrü zaten ürün geliştirme felsefesinin merkezinde. Ev tipi ürün serilerimizin büyük bölümünü geliştirme aşamasında, 20 yıla kadar kullanım süresini simüle eden testlere tabi tutuyoruz* Tüketiciyi daha kısa döngülerle ürün değiştirmeye teşvik eden bir premium anlayışından ziyade, uzun süre yüksek performans sağlayan ve tüketici için uzun vadeli değer yaratan ürünler üzerine kurulu bir yaklaşımımız var.</em></p>
<p><strong>3. Pazarda Miele’yi ayrıştıran ürünler ve noktalar nelerdir?</strong></p>
<p><em>Miele’yi pazarda ayrıştıran en önemli noktalardan biri, teknolojiyi tüketicinin günlük hayatında somut bir fark yaratmak için geliştirmemiz. Bizim için inovasyon; daha iyi performans, daha fazla kullanım kolaylığı, hassas bakım ve uzun ömürlülüğün bir araya gelmesi demek.</em></p>
<p><em>Bu yaklaşımın en güçlü şekilde hayat bulduğu alanların başında ise mutfak geliyor. Çünkü mutfakta teknoloji, tüketicinin yemek hazırlamaktan pişirmeye, bulaşık yıkamadan temizliğe kadar bütün deneyimini değiştirebiliyor.</em></p>
<p><em>Örneğin;  M Sense indüksiyon teknolojimiz, pişirme kabı ile ocak arasında akıllı bir iletişim kurarak sıcaklığı hassas biçimde kontrol ediyor. Fırınlarda HydroClean teknolojisi, Miele’ye özel temizleme ürünüyle fırının iç bölümünü otomatik olarak temizleyerek en zahmetli işlerden birini büyük ölçüde cihazın kendisine bırakıyor. Bulaşık makinelerindeki AutoDos with PowerDisk ise deterjanı seçilen programa göre doğru miktarda ve doğru zamanda otomatik olarak dozajlıyor. Böylece mutfakta pişirmeden temizliğe uzanan süreçte teknoloji, kullanıcının üzerindeki yükü azaltarak günlük hayatı kolaylaştırıyor.</em></p>
<p><strong>4. Miele Türkiye’nin stratejik hedefinden bahseder misiniz? Konumlama, yakın dönem planlar, ulaşılmak istenen nokta vb.</strong></p>
<p><em>Miele Türkiye olarak hedefimiz premium’u bir değer standardı olarak konumlandırmak. Çünkü premium tüketicinin beklentisinin değiştiğini görüyoruz. Premium artık yalnızca neye sahip olduğumuzla değil, o ürünün bize nasıl bir hayat yaşattığıyla da ilgili.</em></p>
<p><em>Önümüzdeki dönemde Türkiye’de bu ilişkiyi güçlendirecek önemli adımlarımızdan biri de fiziksel ağımızı genişletmek. Premium bir marka olarak hedef kitlemiz doğal olarak kitlesel pazara göre daha tanımlı. Bizim için büyüme, sadece mümkün olduğunca fazla satış noktası açmak anlamına gelmiyor. Doğru lokasyonlarda, doğru tüketicinin Miele deneyimine erişebileceği yeni temas noktaları yaratmak anlamına geliyor. Bu açıdan iki yeni mağaza, Türkiye’deki fiziksel erişim alanımızı genişletecek stratejik bir yatırım adımı.</em></p>
<p><em>Üstelik mağazalarımızı yalnızca satış noktası olarak değil, birer deneyim noktası olarak görüyoruz. Tüketicinin Miele teknolojisini yakından görebildiği, ürünleri çalışırken deneyimleyebildiği, uzmanlardan bilgi alabildiği ve markanın dünyasıyla gerçek anlamda ilişki kurabildiği alanlar yaratmak istiyoruz. Ürün demonstrasyonları, workshop’lar, masterclass’lar, chef’s table gibi gastronomi deneyimleri ve farklı topluluk buluşmaları da bu yaklaşımın parçası. Yani mağazalarımız bizim için deneyim, demonstrasyon, eğitim ve topluluk buluşmalarının bir arada gerçekleştiği alanlar.</em></p>
<p><strong>5. Tüketicilerin premium ürünlere karşı yaklaşımlarında ne tür bir değişim gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p><em>EY’nin 2026 Luxury Client Index araştırmasında katılımcıların %71’i son lüks alışverişini fiziksel marka mağazasında gerçekleştirdiğini, %73’ü ise özel deneyimlere erişmek için ödeme yapmaya hazır olduğunu belirtiyor. Araştırma Türkiye’ye özel değil ancak premium tüketimde fiziksel temas ve deneyimin global ölçekte önemini koruduğunu göstermesi açısından anlamlı.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde hedefimiz sadece daha fazla tüketiciye ulaşmak değil; Miele deneyimini doğru tüketici için daha erişilebilir, daha görünür ve daha güçlü hale getirmek. Bizim için gelecek; ürün + deneyim + servis + iletişim + insan bütünlüğünü kurabilmekten geçiyor. </em></p>
<p><strong>6. Dünyada pandemi öncesi ve pandemi sonrasında pazardaki değişimi nasıl gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Pandemi, tüketicinin hem evle kurduğu ilişkiyi hem de satın alma yolculuğunu değiştiren önemli bir kırılma noktası oldu. TÜRKBESD’in pandemi döneminde 2.000 kişiyle gerçekleştirdiği tüketici araştırmasında sağlık ve hijyenin daha fazla öncelik kazandığı, tasarruf eğiliminin arttığı ve online alışverişin hızlandığı görülüyor. Pandemi öncesinde internetten alışveriş yapmadığını belirten tüketicilerin %76’sı pandemiyle birlikte online alışveriş yapmaya başladığını belirtmişti.*</em></p>
<p><em>Bununla birlikte beyaz eşya gibi yüksek değerlendirme gerektiren bir kategoride fiziksel kanal önemini korudu. Aynı araştırmada pandemi döneminde beyaz eşya satın alan tüketicilerin %68’i, alışverişini yetkili bayi üzerinden gerçekleştirdiğini söyledi.</em></p>
<p><em>Bugün ise bu iki dünyanın birbirine daha fazla yaklaştığını görüyoruz. Tüketici dijitalde keşfediyor, araştırıyor, karşılaştırıyor ve kullanıcı deneyimlerini inceliyor. Bununla birlikte özellikle premium segmentte fiziksel deneyim hâlâ önemli.</em></p>
<p><em>Pandeminin daha uzun vadeli etkilerinden birinin de evin tüketicinin hayatındaki rolünün genişlemesi olduğunu düşünüyoruz. Ev artık çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım ve kendini ifade etme alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı. Dolayısıyla biz de mağazalarımızı deneyim, ürün demonstrasyonu, eğitim ve topluluk buluşmalarının bir arada gerçekleştiği alanlar olarak ele alıyoruz.</em></p>
<p>7<strong>. Tüketici profilinde cinsiyet değişimi gözlemliyor musunuz? Karar verici kim oluyor?</strong></p>
<p><em>Beyaz eşya satın alma kararında kadınların rolünün hala önemli olduğunu gösteren araştırmalar bulunuyor. KONDA’nın gerçekleştirdiği 2024 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Algı Değişim Araştırması’nda, “Bu ailede mobilya veya beyaz eşya alırken kadın karar verir” ifadesine Türkiye genelinde katılanların oranı %56. İlginç olan, kadın ve erkek katılımcıların bu konudaki cevaplarının da birbirine oldukça yakın olması.</em></p>
<p><em>Bununla birlikte özellikle premium segmentte satın alma yolculuğunun giderek daha ortak hale geldiğini gözlemliyoruz. Beyaz eşyanın yalnızca fonksiyonel bir ürün olmaktan çıkıp teknoloji, tasarım, gastronomi ve yaşam tarzıyla daha fazla ilişkilendirilmesi, hanedeki farklı kişilerin araştırma ve karar sürecine dahil olmasını sağlıyor. Bu nedenle Miele olarak; teknoloji, performans, tasarım, gastronomi ve yaşam tarzı gibi farklı ilgi alanları üzerinden hem kadın hem erkek tüketiciyle ilişki kurmayı önemsiyoruz.</em></p>
<p><em>Diğer yandan cinsiyetin yanında satın alma motivasyonunun giderek daha önemli hale geldiğini düşünüyoruz. Aynı Miele ürününü bir tüketici performansı, bir diğeri tasarımı, başka biri ise uzun ömürlülüğü ve uzun vadeli değerinden dolayı tercih edebiliyor. Dolayısıyla geleceğin premium pazarlamasında soru “Kadın mı, erkek mi karar veriyor?” değil; “Hanedeki farklı karar vericiler için hangi değer satın alma kararını tetikliyor?” haline geliyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evler-calisma-sosyallesme-gastronomi-kisisel-bakim-alanlarinin-kesistigi-bir-yasam-alani-oluyor-89365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/7887-1791521560.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Evler çalışma, sosyalleşme, gastronomi, kişisel bakım  alanlarının kesiştiği bir yaşam alanı oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-89402</guid>
            <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11. Uluslararası Kaleiçi Old Town festivali başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Muratpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Oldtown Festivali'nin açılışı nedeniyle gala yemeği gerçekleştirildi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin galada yaptığı konuşmada, Kaleiçi’nin 11’incisi düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Old Town Festivali’nde dünyanın farklı şehirlerinden gelen konukları ağırladığını söyledi.</p>
<p>Seyyah İbn Battuta’nın "Dünyanın her bir yerine Tanrı bir güzellik vermiş ama Antalya’ya güzelliklerin hepsini vermiş" sözlerini anımsatan Vali Şahin, konuk belediye başkanlarına, ‘’İlk Antalya’yı kuran ve ismini veren Bergama Kralı Attalos, Antalya'yı gördüğü zaman (Dünyanın cennetini buldum) diyor. Sizler de Dünyanın cennetine hoş geldiniz” dedi.</p>
<p><strong>"Dünyanın buluşmaya ihtiyacı var’"</strong></p>
<p>Festivalin bu yılki temasının ‘’Dünyayla buluşmaya devam ediyoruz’’ olduğuna dikkat çeken Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Festivalin bu yılki teması çok değerli. (Dünyayla buluşmaya devam ediyoruz) diyor. Gerçekten dünyanın buluşmaya ve bir araya gelip yaralarını sarmaya ihtiyacı var. Günümüz dünyası çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Günümüz dünyası acılarla, gözyaşıyla, kanla, çatışmalarla dolu. Dünyanın iyileşmeye ihtiyacı var. Bunu da ancak şefkatle, empatiyle, sorumluluk duygusuyla ve sevgiyle başarabiliriz. Kaleiçi Old Town Festivali 11 yıldır bunu başarıyor.”</p>
<p>Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal da, festivalde 15 ülkeden 20 şehrin temsilcilerini bir araya geldiğini söyledi. Kaleiçi’nin geçirdiği dönüşüme ve kültürel mirasın korunmasının önemine dikkat çeken Uysal, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Muratpaşa Belediyesi olarak tarihi Kaleiçi’nin uluslararası alanda tanıtılması ve dünya şehirleri arasında kültürel bağların güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Kaleiçi son yıllarda geçirdiği dönüşümle festivalin kültürel mirasın korunması ve uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Kaleiçi artık yılın 12 ayı, günün her saatinde yaşayan ve dünyayla bütünleşen bir antik kent. Kaleiçi, büyük bir değişim geçirdi. Önceden daha çok yaz aylarında ve akşam saatlerinde kullanılan, sınırlı sayıda işletmenin bulunduğu bir alandı. Şimdi ise yılın 12 ayı, günün her saatinde işleyen, dünyaya entegre ve akredite, gurur duyduğumuz bir antik kentimiz var. Onunla hep gurur duyuyorduk ama artık bütün dünyayla paylaşıyoruz.”</p>
<p>Başkan Uysal, festival kapsamında bugüne kadar yaklaşık 200 dünya şehrinin ağırlandığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu şehirlerle karşılıklı ziyaretler ve kültürel paylaşımlar aracılığıyla güçlü bağlar kurduk. Kültürel mirasın korunması gelecekte turizm açısından daha da önem kazanacak. Önümüzdeki 10-15 yılda bireysel turların, kültür turlarının, macera turlarının ve alternatif turizm deneyimlerinin çok daha fazla önem kazanacağını görüyoruz. Kaleiçi’nin ve dayanışma içinde olduğumuz arkadaş şehirlerimizin kültürel varlıklarının da bu süreçte daha fazla değer kazanacağını biliyoruz.”  </p>
<p><strong>Konuk belediye başkanları</strong></p>
<p>Kaleiçi Old Town Festivali’ne 2018 yılından bu yana katıldıklarını belirten İtalya’nın Gradara Belediye Başkanı Filippo Gasperi, ‘’Her katılımımız bizim için eşsiz bir deneyim oluyor. Dünyanın dört bir yanından gelen delegasyonlarla bir araya gelmek, aynı sorunları paylaşmak ve bu sorunlara yönelik olası çözümleri değerlendirmek gerçekten büyük bir fırsat” dedi.</p>
<p>Malta’nın Zejtun Belediye Başkanı Joan Agius ise Kaleiçi Old Town Festivali kapsamında düzenlenen uluslararası buluşmanın farklı kültürleri tanımak ve paylaşmak açısından önemli olduğunu belirtti. Malta ile Antalya arasında kültürel bir köprü kurulduğunu anlatan Başkan Agius, “Kültürlerimizi birlikte paylaşabilmek çok özel. İnsanların bir araya gelmesi, kaynaşması ve kendi kültürlerini paylaşması oldukça ilgi çekici. Bu konferansın aramızdaki kültürel alışveriş açısından çok iyi sonuçlar sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Moldova’dan Komrat Belediye Başkan Yardımcısı Stephan Kara da festival aracılığıyla farklı kültürleri bir arada görme ve bağlantılar kurma şansı yakaladıklarını belirterek Başkan Uysal’a teşekkür etti.</p>
<p>11. Kaleiçi Old Town Festivali kapsamında, kent merkezinin 25 farklı noktasında 110 etkinlik gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-89402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/2/1280x720/11-uluslararasi-kaleici-old-town-festivali-basladi-1791537289.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muratpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Kaleiçi Oldtown Festivali başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-89348</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 20:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahmut Özgener İZTO Başkanlığına tekrar seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası’nda (İZTO) 2026-2030 döneminde görev yapacak Yönetim Kurulu belli oldu. Tek aday olarak seçime giren mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, 202 meclis üyesinin kullandığı 202 oyun 200’ünü alarak üçüncü kez başkan seçildi. Oyların biri geçersiz, biri boş çıkarken, Özgener’in yeni dönem yönetim kurulunda önceki döneme göre değişiklikler yaşandı. Alp Avni Yelkenbiçer ve Celalettin Özlahlan da yeni yönetim listesinde yer aldı. Mevcut Meclis Başkanı Selami Özpoyraz da tek aday olarak girdiği seçimde yeniden Meclis Başkanlığı görevine seçildi.</p>
<p>Özgener başkanlığındaki 2026-2030 dönemi İZTO Yönetim Kurulu'unu Eyüp Cemal Elmasoğlu, Emre Kızılgüneşler, Abdullah Salkım, Mahmut Erkoç, İsmail Kahraman, Serdar Gökhan Arıkan, Ahmet Oğuz Özkardeş, Jülide Tutan, Alp Avni Yelkenbiçer ve Celalettin Özlahlan oluşturdu.</p>
<p>İZTO Meclisi’ndeki ortak iş yapma kültürünün önemine vurgu yapan Özgener, “2018 yılında göreve başladığım ilk günden beri, bu meclis çatısı altında kurduğumuz bağların ve ortak iş yapma kültürünün önemini vurguladım. Böyle güzel bir ailede Yönetim Kurulu Başkanlığı sorumluluğunu üçüncü kez üstlenmem için şahsıma ve Yönetim Kurulu Üyelerimize gösterdiğiniz güven ve destek için sonsuz teşekkürler. Önümüzdeki dört yılı yalnızca yeni projelerin hayata geçirileceği bir çalışma dönemi olarak değil, İzmir’in önümüzdeki 10-20 yıllık geleceğini şekillendirecek adımların atılacağı bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Dünya çok hızlı değişiyor. Teknoloji, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yeni nesil üretim modelleri iş yapma biçimlerimizi yeniden şekillendiriyor. Küresel ticaretin rotaları değişirken, kentler ve bölgeler arasındaki rekabet de her geçen gün artıyor. Şehrimizi bu değişimin yalnızca takipçisi değil, güçlü aktörlerinden biri haline getirmek istiyoruz. Temel hedefimiz; İzmir’i üretimde daha yüksek katma değer yaratan, teknolojiyi geliştiren ve kullanan, girişimciliği destekleyen, uluslararası yatırımlardan daha fazla pay alan ve dünyayla ticari bağlarını güçlendiren bir kent haline getirmek olacak. Meclisimizde 81 yeni üyemizin yer almasından ayrıca memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-89348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/izmir-ticaret-odasinda-mahmut-ozgener-guven-tazeledi-1791481659.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mahmut Özgener, üçüncü kez üstlendiği İZTO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde İzmir’in daha fazla üretim ve yatırım çeken, teknoloji geliştiren ve dünya ile ticari bağlarını güçlendiren bir kent olması için çalışacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-43-bin-fon-katilimcisinin-paralari-bankalara-transfer-edildi-89341</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 17:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: 43 bin fon katılımcısının paraları bankalara transfer edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'na (TEFAS) açık 17 fonun bugün itibarıyla tasfiyesinin yapıldığını açıkladı. </p>
<p>Şimşek, Akit Medya Grubu tarafından VakıfBank Genel Müdürlük Yerleşkesi'nde düzenlenen "Ekonomi ve Finansta Milli Vizyon Zirvesi"nde yaptığı konuşmada, fon soruşturmalarına ilişkin açıklamada bulundu.</p>
<p>Son dönemde sınırlı bir alanda, fon piyasasında, varlık ve portföy yönetim şirketlerinin bir kısmında stres yaşandığını dile getiren Şimşek, bu sorunun temelinde piyasa bozucu faaliyetlerin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) ağustosta bu konuda bir rehber yayımladığını belirten Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bu rehber bütün bu bahsettiğimiz sorunları kalıcı bir şekilde gidermek ve daha sağlıklı sermaye piyasaları için gerekli olan bir adımdı. SPK'nin fonlara ilişkin rehberi şeffaflığı artırıyor. Şeffaflığın olmadığı alanda tabii ki güven de zedelenebiliyor. Kurumsal kapasiteyi iyileştirecek düzenlemeler var. Yani burada esas olan daha sağlıklı işleyiş. Sermaye piyasalarımız bizim için değerli. Sadece bankacılık sektörüne dayalı bir finans sistemi olmaz. Sermaye piyasalarının sağlıklı bir şekilde gelişmesi, büyümesi bizim için çok değerli."</p>
<p><strong>"Sorunu küçümsemiyoruz ama bir daha yaşanmaması için çok ciddi düzenlemeler yapıldı"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, fon soruşturmalarına ilişkin açıklamalarına şöyle devam etti:</p>
<p>"Toplamda 2 bin 900'e yakın fondan 131'inde sorun yaşandı ki bir kısmı tedbiren tasfiye kapsamına alındı. Sorunu küçümsemiyoruz ama bir daha yaşanmaması için çok ciddi düzenlemeler yapıldı, ilave düzenlemeler de yapılacak. Serbest fonlar dahil olmak üzere yatırım fonunun ihraç sayısını şirketin kurumsal kapasitesine bağladık. Bunlar için tabii geçiş öngördük. Para piyasası fonu niteliğindeki serbest fonlara da asgari yüzde 10 devlet iç borçlanma senedi veya kira sertifikası şartı getirdik. Bu, likidite açısından önemli. Aslında bunu 2024'te para piyasası fonları için getirmiştik. Nitekim bu son dönemde yaşanan sorunlarda, yani en az yüzde 10'luk bir geri dönüş imkanı söz konusu olacak."</p>
<p>Şimşek, "Yine fonların repo-ters repo işlemlerine yönelik Takasbank güvencesi kapsamına aldık. Fonların borç verme işlemleri yine teminat şartına bağlandı. Teminatların kalitesine ilişkin düzenlemeler yapıldı. Bunların hepsi çok değerli." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Amacımız sermaye piyasalarının sağlıklı bir yapıya kavuşarak Türkiye ekonomisine güçlü destek vermesi"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, TEFAS'ta işlem görecek fonların katı kurallara tabi olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Nitekim bu fonların halka açıklık oranı düşük olan hisselerde yoğunlaşmaması için tedbir aldık. İlişkili taraflarla işlemlere sınırlama getirdik. Serbest fonların portföy içeriği artık haftalık yayınlanacak. İçinde ne var haftalık görülecek. Özellikle belli oranları aşan fon payı sahiplik oranlarının da kamuya açıklanması şartını getirdik. Borçlanma piyasalarındaki açık pozisyonlar için süre verdik. Bizim amacımız burada gerçekten sermaye piyasalarının sağlıklı bir yapıya kavuşarak Türkiye ekonomisine, Türkiye'nin büyümesine güçlü destek vermesi."</p>
<p><strong>"Hiç endişeye gerek yok, sistemik risk yok"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, piyasa bozucu faaliyetlerde bulunan fonlara ilişkin şöyle dedi:</p>
<p>"Cumhurbaşkanı'mız da Adalet Bakanı'mız da bizler de net olarak söylüyoruz, hukuk önünde, geçmişte piyasa bozucu faaliyetler içine girenlerin tamamı hesap verecek. İçerideki, dışarıdaki bütün mal varlıklarıyla sorumlu olacaklar. TMSF tarafından bunlar bankalarda olduğu gibi çok katı kurallarla takip edilecek. Tasfiyedeki kurallar setini de içeren bir tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine yakında sunulmuş olacak. Bununla da yetinmeyeceğiz. Aceleye getirmeden, fon piyasasını da sağlıklı bir şekilde büyütecek ilave hukuki ve idari düzenlemeler de yapılacak."</p>
<p>Şimşek, 2000'li yılların başında yaşanan bankacılık krizi sonrası sektörün katı kurallara bağlanması sayesinde Türk bankacılık sektörünün sağlıklı bir yapıya kavuştuğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Şimşek, "Sermaye piyasalarımıza ilişkin endişeye hiç gerek yok, sistemik risk yok. Ekonomimizin temelleri sağlamlaştı, şoklara karşı dayanıklılığı yüksek. Dolayısıyla burada gereğini yapacağız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bugün itibarıyla TEFAS'a açık 17 fonun tasfiyesi yapıldı"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, hane halkının altın hariç finansal varlıklarının 30,5 trilyon lira olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Değeri şişirilmiş 131 fondaki büyüklük milli gelirin yüzde 0,7'si. Bu, tamamının kayıp olduğu anlamına gelmiyor. 7 portföy yönetim şirketinden 3 tanesinin finansal yapısı göreceli olarak sağlıklı ama riskliydi, onun için tasfiye kapsamına alındı. A1 Capital, Bulls ve Pardus. Bu portföy yönetim şirketleri olağan tasfiye sürecinde. Bugün itibarıyla TEFAS'a açık ve bu şirketlere ait 17 fonun tasfiyesi yapıldı. 43 bin fon katılımcısının paraları bugün itibarıyla ilgili bankalara transfer edildi. Gördüğünüz gibi önemli ölçüde sorun giderildi. Burada kapalı fonlar zaten tanım gereği birkaç kişiden oluşuyor ve o fonlar ayrı bir alan. Terzi usulüyle onlar çözülecek. Orada da çok büyük sorun gözükmüyor."</p>
<p>Şimşek, bir portföy yönetim şirketinin sahiplerinin "Bırakın biz kendimiz tasfiyede yardımcı olalım, teminat getireceğiz." dediğini aktararak şunları kaydetti:</p>
<p>"3 sorunlu portföy yönetim şirketi ile ilgili süreç biraz daha zaman alabilir. Önceliği para piyasası fonlarına ve küçük yatırımcılara verdik. Bunun yasal altyapısı da hazırlanıyor. Piyasa bozucu faaliyetler içinde olup da mal varlığı şu veya bu şekilde dışarıda veya Türkiye'de bir yerlerde olanları TMSF üzerinden ilgili fonlara aktaracağız. Adalet Bakanlığı'mız ile yaptığımız çalışmada 131 fona ilişkin TMSF bünyesinde hesap açıldı. Bir de genel anlamda hesap açıldı. Piyasa bozucu faaliyetler içinde olanlar için gönüllü iadenin önünü açmış oluyoruz."</p>
<p>Bakan Şimşek, bu ve benzeri olayların dünyanın en gelişmiş piyasalarına sahip ülkelerde görülebildiğini belirterek, "Ama ben inanıyorum ki gerek SPK'nin açıkladığı Fon Rehberi gerekse önümüzdeki dönemde atacağımız ilave adımlarla bu konuda da bankacılık sektöründe olduğu gibi çok daha sağlam bir yapı söz konusu olacak." dedi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-43-bin-fon-katilimcisinin-paralari-bankalara-transfer-edildi-89341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/1/1280x720/mehmet-simsek-1791470521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi ve Finansta Milli Vizyon Zirvesi&#039;nde konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Bugün itibarıyla TEFAS&#039;a açık 17 fonun tasfiyesi yapıldı. 43 bin fon katılımcısının paraları bugün itibarıyla ilgili bankalara transfer edildi.&quot; dedi. Şimşek, &quot;Tasfiyedeki kurallar setini içeren bir tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine yakında sunulmuş olacak. Bununla da yetinmeyeceğiz. Aceleye getirmeden, fon piyasasını da sağlıklı bir şekilde büyütecek ilave hukuki ve idari düzenlemeler de yapılacak.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-mevduati-2168-milyar-lira-geriledi-89335</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 17:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 216,8 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 2 Ekim ile biten haftada yüzde 0,64 azalarak 34 trilyon 2 milyar 178 milyon 176 bin liradan 33 trilyon 785 milyar 405 milyon 395 bin 200 liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 1,42 azalarak 18 trilyon 410 milyar 569 milyon 183 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat ise yüzde 0,33 düşüşle 11 trilyon 167 milyar 400 milyon 200 bin 200 lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 266 milyar 710 milyon 330 bin dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 228 milyar 513 milyon 830 bin doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 2 Ekim itibarıyla 851 milyon 50 bin dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,24 artışla 7 trilyon 27 milyar 729 milyon 236 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 841 milyar 772 milyon 695 bin lirası konut, 41 milyar 950 milyon 529 bin lirası taşıt, 2 trilyon 610 milyar 733 milyon 829 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 533 milyar 272 milyon 183 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 2 Ekim ile biten haftada 237 milyar 496 milyon 732 bin lira artarak 27 trilyon 642 milyar 280 milyon 907 bin liradan 27 trilyon 879 milyar 777 milyon 639 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-mevduati-2168-milyar-lira-geriledi-89335</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/para-money-lira-1776345346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 216,8 milyar lira azalarak 33,8 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-6746-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satti-89334</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı geçen hafta 674,6 milyon dolarlık hisse ve tahvil sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div class="fotoDiv">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</div>
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 189,9 milyon dolarlık hisse senedi, 484,7 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 60 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 2 Ekim haftasında 38 milyar 871,4 milyon dolardan 36 milyar 791,6 milyon dolara indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 121,1 milyon dolardan 16 milyar 659,2 milyon dolara geriledi.</p>
<p>ÖST stoku ise 3 milyar 638,4 milyon dolardan 3 milyar 565,1 milyon dolara indi.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-6746-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satti-89334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 189,9 milyon dolarlık hisse senedi ve 484,7 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-5-haftadir-azaliyor-89330</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 5 haftadır azalıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 2 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 1 milyar 237 milyon dolar azalarak 60 milyar 326 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 25 Eylül'de 61 milyar 563 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 2 milyar 578 milyon dolar azalışla 109 milyar 640 milyon dolardan 107 milyar 62 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 2 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 3 milyar 816 milyon dolar düşüşle 171 milyar 204 milyon dolardan 167 milyar 388 milyon dolara indi.</p>
<p> </p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>11.09.2026</td>
<td>110.280</td>
<td>68.444</td>
<td>178.724</td>
</tr>
<tr>
<td>18.09.2026</td>
<td>111.597</td>
<td>62.808</td>
<td>174.405</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
<tr>
<td>02.10.2026</td>
<td>107.062</td>
<td>60.326</td>
<td>167.388</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-5-haftadir-azaliyor-89330</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri geçen hafta 3,8 milyar dolar azalarak 167,4 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-240-milyar-lira-artti-89328</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 17:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 240 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı. </p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 2 Ekim itibarıyla 240 milyar 15 milyon lira artarak 28 trilyon 402 milyar 282 milyon liradan 28 trilyon 642 milyar 297 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 310 milyar 610 milyon lira azalarak 32 trilyon 675 milyar 352 milyon liradan 32 trilyon 364 milyar 742 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 16 milyar 491 milyon lira artarak 3 trilyon 501 milyar 950 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 842 milyar 536 milyon lirası konut, 42 milyar 92 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 617 milyar 322 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 35 milyar 848 milyon lira artarak 4 trilyon 319 milyar 135 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 69 milyar 706 milyon lira artışla 3 trilyon 533 milyar 557 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 331 milyar 343 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 202 milyar 214 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 2 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 26 milyar 775 milyon lira artışla 914 milyar 579 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 679 milyar 244 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 114 milyon lira artarak 6 trilyon 142 milyar 585 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-240-milyar-lira-artti-89328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/lira-money-tl-1781039328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 240 milyar lira artışla 28,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-aylik-reel-getiri-dibsten-89318</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde en yüksek aylık reel getiri DİBS&#039;ten</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,18, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 1,4 ile DİBS'te görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, mevduat faizi (brüt) yatırımcısına yüzde 0,96 reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,44, euro yüzde 1,12, külçe altın yüzde 2,24 ve BIST 100 endeksi yüzde 6,01 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 1,19 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. Dolar yüzde 0,22, euro yüzde 0,89, külçe altın yüzde 2,02 ve BIST 100 endeksi yüzde 5,79 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p>Mevduat faizi (brüt), 3 aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,42, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,11 ile en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 9,9, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 9,29 yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>6 aylık değerlendirmeye göre mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,6, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 3,15 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,99, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 15,73 ile en çok kaybettiren yatırım aracı olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri külçe altında</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,25, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,3 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde DİBS yüzde 5,85, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17 reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi yüzde 2,8, dolar yüzde 7,58, euro yüzde 9,33 kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 3,93 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 0,32 reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi yüzde 4,56, dolar yüzde 9,26 ve euro yüzde 10,97 kayba yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eylulde-en-yuksek-aylik-reel-getiri-dibsten-89318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/lira-dolar-tl-para-money44rdgghfj.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre TÜFE ile indirgendiğinde en yüksek aylık reel getiri, yüzde 1,4 ile devlet iç borçlanma senetlerinde oldu. Mevduat faizi yüzde 1,19 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,22, euro yüzde 0,89, külçe altın yüzde 2,02 ve BIST 100 endeksi yüzde 5,79 oranlarında kaybettirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-eylulde-05-puan-artti-89317</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 16:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 52 ayın en yükseğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin eylül ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, ağustosta 52,7 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, eylülde 53,2'ye yükselerek son 52 ayın en yüksek düzeyine çıktı. Böylece ihracat pazarlarındaki talep koşullarında görülen iyileşme üst üste beşinci ay hız kazandı. Endeks, Ocak 2024'ten bu yana her ay 50 eşik değerinin üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Eylülde Türk imalat sanayinin en büyük 10 ihracat pazarından dokuzunda üretim arttı. Bu eğilimin tek istisnası, imalat sanayi üretiminin belirgin şekilde gerilediği Polonya oldu. ABD'de ekonomik aktivite güçlü şekilde arttı ve büyüme ivme kazanarak son beş yılı aşkın dönemin en yüksek temposuna ulaştı. Avrupa ekonomilerinde iyileşme sinyalleri devam etti.</p>
<p>Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, İspanya, Romanya ve Hollanda'da üretim artışları sürdü. Fransa'da ekonomik aktivite, sınırlı düzeyde de olsa iki yıldan uzun süredir ilk kez artış kaydetti. Söz konusu Avrupa ekonomilerine yapılan ihracat, Türkiye'nin toplam imalat sanayi ihracatının yüzde 34'ünü oluşturuyor.</p>
<p><strong>En güçlü artış BAE'de gerçekleşti</strong></p>
<p>Anket kapsamında izlenen tüm ekonomiler içerisinde en güçlü üretim artışı ise Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) gerçekleşti. Bu ülkede büyüme, Orta Doğu'daki savaşın başlangıcından hemen öncesine denk gelen şubat ayından bu yana en yüksek hızına ulaştı.</p>
<p>BAE'nin yanı sıra Orta Doğu'daki diğer bazı ülkelerde de ekonomik aktivite üçüncü çeyreği artışla kapattı. Suudi Arabistan, Kuveyt ve Lübnan'da büyüme kaydedildi. Buna karşılık Katar'da üretim düşmeye devam ederken, Mısır'da belirgin bir daralma yaşandı. Mısır'daki daralma, eylülde anket kapsamında izlenen tüm ekonomiler arasındaki en sert düşüş oldu.</p>
<p>Açıklamada sonuçlara ilişkin değerlendirmeleri yer alan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Küresel ekonomik aktivitede üçüncü çeyrek boyunca görülen hızlanma eylülde de devam etti. Bu hızlanmada, ABD'de ekonomik aktivitenin güçlü şekilde artması ve büyümenin beş yılı aşkın sürenin en yüksek hızına ulaşması büyük ölçüde etkili oldu. Faaliyet koşullarındaki iyileşme yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı, Avrupa'da genişleme kaydeden ekonomilerin sayısı artarken, BAE büyümede başı çekti. İmalatçılar, ihracat talebinde son dönemde görülen iyileşmenin 2026'nın geri kalanında da sürmesini ümit ediyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-eylulde-05-puan-artti-89317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta 52,7 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi&#039;nin eylülde 53,2&#039;ye yükselerek son 52 ayın en yüksek düzeyine çıktığı bildirildi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Küresel ekonomik aktivitede üçüncü çeyrek boyunca görülen hızlanma eylülde de devam etti. Bu hızlanmada, ABD&#039;de ekonomik aktivitenin güçlü şekilde artması ve büyümenin beş yılı aşkın sürenin en yüksek hızına ulaşması büyük ölçüde etkili oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-istanbula-600-kilometre-daha-metro-lazim-89339</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: İstanbul&#039;a 600 kilometre daha metro lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun yanı sıra THY Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Ahmet Olmuştur, Türk Telekom Üst Yöneticisi (CEO) Ebubekir Şahin, BTK Başkanı Mehmet Koçyiğit, Albayrak Medya Genel Müdürü Abdullah Hanönü, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla "Ulaşım ve Altyapıda Türkiye Yüzyılı Zirvesi" İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Albayrak Medya işbirliğinde düzenlenen zirvenin açılış konuşmalarının ardından özel oturumda konuşan Bakan Uraloğlu, jeopolitik gelişmeler sonucu uluslararası boğazlar ve ulaşım koridorlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, bazı kriz ve zorlukların geleceğe daha hazırlıklı olma imkanı tanıdığını söyledi.</p>
<p>Yakın coğrafyada yaşanan savaşlar ve çatışmaların bitmesini temenni ettiklerini dile getiren Uraloğlu, "Tarihe baktığımızda savaşların çıkış sebeplerini birkaç başlıkla sınırlayabiliriz. Gıda, su, ulaşım ve ticaret yollarıdır. Ticaret yolları tarihin her döneminde savaşların da tam merkezinde olmuştur." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, Kalkınma Yolu bitmiş olsaydı Hürmüz Boğazı'nın dünyanın gündeminde bu kadar gündeme gelmeyeceğini, Süveyş Kanalı'nda önceki yıllarda yaşanan kapanmaların da Orta Koridor'un önemini ortaya çıkardığını aktardı.</p>
<p>Kalkınma Yolu'nun Basra Körfezi'nden başlayacağını ve Irak'ı 1200 kilometrelik bir hatla Ovaköy'den Türkiye'ye giren ilk etapta demir yolu, sonrasında da otoyolla donatmayı planladıkları bir güzergah olduğunu ifade eden Uraloğlu, "Türkiye tarafında da 2 bin 100 kilometreye yakın bir güzergah var. İlk etapta Ovaköy'le bizim Şanlıurfa arasına yeni bir demir yolu Gaziantep'e kadar yapmamız gerekir." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu yolun Irak tarafındaki kısmının petrol karşılığında Türk müteahhitler tarafından yapılmasını anlaşmaya bağladıklarını, Türkiye'de bir fon kurulmasından oradaki yapım ve işletme süreçlerine kadar birçok konu ile ilgili görüşmelerin devam ettiğini anlattı.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Orta Koridor'un Avrupa'ya giden koridorlar arasında en kıymetli koridorlardan biri olduğunu, Çin'den giden bir trenin Londra'ya 18 günde gittiğini, hattın iyileştirilmesiyle bunun 14 güne kadar düşeceğini söyledi.</p>
<p>Emisyonların en hızlı azaltılabileceği sektörün demir yolu olduğunu ifade eden Uraloğlu, modern Hicaz Demiryolu ile ilgili de görüşmeler yaptıklarını, belirli alanlarda mutabık kalındığını aktardı.</p>
<p><strong>"Yaklaşık 6 milyar dolarlık bir proje"</strong></p>
<p>Uraloğlu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan demir yolunun ekonomik etkisinin ne kadar olacağı sorusuna, "'Biz taşımacılıktan bir para mı kazanacağız?' diye sığ sorular gelebiliyor. İstanbul'dan İzmir'e yaptığımız 426 kilometrelik otoyolun bittikten sonra etrafında 12 tane organize sanayi bölgesi kuruldu. Dolayısıyla bunlar sadece bir taşıma koridoru değil, bunlar esasında bir gelişme koridoru." yanıtını verdi.</p>
<p>İstanbul Boğazı'ndaki geçişlerin kıymetli olduğunu ifade eden Uraloğlu, Marmaray'da günde yaklaşık 300 tren seferiyle 600-700 bin kişinin taşındığını, 4-5 saatlik zaman diliminde ise hem bakımının yapıldığını hem de yük treni geçirildiğini belirtti.</p>
<p>Yeni demir yolunun Gebze'den başlayıp Halkalı'ya kadar uzanacağını hatırlatan Uraloğlu, "Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nden geçecek yaklaşık 120 kilometre demir yolu hattının tekliflerini 14 Ekim'de alacağız. Yaklaşık 6 milyar dolarlık bir proje. Dünya Bankası liderliğinde birçok finansman kurumunun desteklediği bir proje. Önümüzdeki sene bu projeye başlamış olacağız." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Havalimanı'na yönelik hedeflere ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"İstanbul Havalimanı'nda 4'üncü ana pistimizi açmıştık. 2 de yardımcı pistimiz var. Dolayısıyla 6 pistimiz var orada. Hedefimiz ilerleyen zamanda kuzey-güney yönünde 2 tane daha ana pist, bir tane de yedek pist olmak 3 pist daha yaparak 9 pistli, 6 tanesi ana pistli olmak üzere bir havalimanını da dönüştürmüş olacağız. Aynı şekilde ilave terminaller yapacağız ilerleyen zamanlarda. Şu anda bildiğim kadarıyla dünyada yedek pistleriyle beraber 8 pisli havalimanı var. Biz bitirdiğimizde 9 pistli bir havalimanına sahip olacağız. Aşağı yukarı 10,5 milyar avroluk bir yatırım yapılıyor oraya."</p>
<p><strong>"1000 kilometrelik bir metro ağı İstanbul'u rahatlatacaktır"</strong></p>
<p>Uraloğlu, 5G yatırımlarının akıllı ulaşım sistemlerinden, sanayiye, sağlıktan savunmaya kadar birçok alanda gelişim gösterdiğini ve yaygınlaştığını söyledi.</p>
<p>Metro yatırımlarının artırılmasına ilişkin yaptığı açıklamalarda belediyelerden talepler geldiğinde Bakanlığın bu metro projelerini üstlendiğini anlatan Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"İstanbul'da halihazırda 380 kilometrelik, hadi yapımları devam edenleri bitmiş kabul edelim, 400 kilometrelik metro hattı var. İstanbul'a 600 kilometre daha metro lazım ki 1000 kilometreyle ulaşımdaki sorunları daha da azaltabilelim. İstanbul'un imarı ve popülasyonu değiştikçe bu rakam farklılaşabilir ama şu an 1000 kilometrelik bir metro ağı rahatlatacaktır.</p>
<p>İnsanlara 2 saatte gidecekleri yeri 15 dakikada gitme imkanı sunduğumuz zaman daha rahat olacaktır. Biz Bakanlık olarak şu anda Çamlıca Camisi, Bosna Bulvarı oradan Ümraniyespor'a kadar giden yaklaşık 10 kilometrelik yapım çalışmalarını yürütüyoruz. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde Ümraniye'den Beykoz'a kadar giden yaklaşık 16-19 kilometre civarında bir metroyu da Bakanlık olarak biz belediyelerin ve Valiliğin talebi üzerine, Cumhurbaşkanımızın onayını aldık ve onu yapmış olacağız."</p>
<p>Uraloğlu, "Bakanlığın Ankara'da bir metro yapımı var mı?" sorusuna yönelik olarak talebin olmadığını ve devam eden bir işin bulunmadığını ifade etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-istanbula-600-kilometre-daha-metro-lazim-89339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/9/1280x720/uraloglu-1791470252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Ulaşım ve Altyapıda Türkiye Yüzyılı Zirvesi&quot;nde konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;İstanbul&#039;a 600 kilometre daha metro lazım ki 1000 kilometreyle ulaşımdaki sorunları daha da azaltabilelim.&quot; dedi. Uraloğlu,
&quot;Yavuz Sultan Selim Köprüsü&#039;nden geçecek yaklaşık 120 kilometre demir yolu hattının tekliflerini 14 Ekim&#039;de alacağız. Yaklaşık 6 milyar dolarlık bir proje. Dünya Bankası liderliğinde birçok finansman kurumunun desteklediği bir proje. Önümüzdeki sene bu projeye başlamış olacağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalyon-pv-abdde-fabrika-kuracak-89327</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalyon PV, ABD&#039;de fabrika kuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kalyon PV, Ankara'daki entegre üretim tesisinde düzenlediği yatırımcı toplantısında ABD yatırımının yanı sıra şirketin ulusal ve uluslararası büyüme stratejisini, üretim ve teknoloji kabiliyetlerini, finansal görünümünü ve gelecek hedeflerini paylaştı.</p>
<p>Kalyon PV Yönetim Kurulu Başkanı Murathan Kalyoncu'nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya, çok sayıda yatırımcı ve analist katıldı.</p>
<p>Kalyon Holding Strateji ve Yatırımcı İlişkileri Direktörü Gözde Çivici moderasyonunda gerçekleştirilen etkinlikte, Kalyon PV Yönetim Kurulu Üyesi Ali Murat Soydan şirketin stratejisini ve hedeflerini, Kalyon PV Üst Yöneticisi (CEO) Görkem Suner üretim kabiliyetlerini ve teknolojik altyapılarını, Kalyon PV Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı (CFO) Can Ungun da finansal görünümünü yatırımcılarla paylaştı. Kalyon Holding CEO'su Mustafa Koçar ise şirketlerin büyüme planlarını ve gelecek dönem önceliklerini aktardı.</p>
<p>Yatırımcılar ve analistler, sunumların ardından gerçekleştirilen fabrika gezisinde ingottan wafer'a, hücreden panele uzanan üretim süreçlerini yerinde inceleme fırsatı da buldu.</p>
<p>Küresel büyüme hedefiyle gerçekleştirilen stratejik yatırım kapsamında, ABD'de kuruluşu tamamlanan ve şirketin çoğunluk hissedarı olduğu ortaklık bünyesinde yeni bir üretim tesisi kurulması planlanıyor. Söz konusu tesiste, ülkedeki ilgili mevzuat ve yerlilik şartlarına uygun şekilde başta güneş panelleri olmak üzere güneş enerjisi sektörüne yönelik ürünlerin imal edilmesi ve ABD pazarına doğrudan satışının yapılması hedefleniyor. Aynı yapı üzerinden pazarda satış ve pazarlama organizasyonunun da oluşturulması amaçlanıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, güneş enerjisi yatırımlarının hız kazandığı ABD pazarı, yerli üretimi destekleyen teşvik mekanizmaları ve artan talebiyle Kalyon PV'nin uluslararası büyüme stratejisinde önemli bir konumda bulunuyor. ABD'nin 2035'e kadar güneş enerjisi kurulu gücünü dikkati çekici ölçüde artırmaya yönelik hedefleri ve yerli üretime sağlanan avantajların yatırım kararının stratejik zeminini güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p>Yatırım süreci, vergi, hukuk ve yatırım alanlarında ABD'de yerleşik bir danışmanlık firmasıyla yürütülüyor. Şirket, yatırım kapsamında federal düzeydeki vergi teşvikleri ile eyalet ve yerel düzeyde sunulan ekonomik kalkınma teşviklerinden yararlanmayı öngörüyor.</p>
<p><strong>"Yeni bir döneme giriyoruz"</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Murathan Kalyoncu, Türkiye'de edinilen üretim deneyimini uluslararası pazarlara taşıma hedeflerini vurguladı.</p>
<p>"Enerjide Tam Bağımsız Türkiye" vizyonuyla yaktıkları meşaleyi her geçen gün daha ileri taşıdıklarını aktaran Kalyoncu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kurulduğumuz günden bu yana, Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise sayılı güneş enerjisi santrali olan Kalyon Karapınar GES başta olmak üzere sektörümüzün ihtiyaç duyduğu panelleri ürettik. AR-GE'ye, teknolojiye, insan kaynağımıza sürekli yatırım yaptık. Bu sayede, birçok başarıya imza attık. Bugün Türkiye'de kazandığımız bu deneyimi ve üretim gücünü global pazarlara taşıyacak yeni bir döneme giriyoruz. ABD'de kuruluşunu tamamladığımız şirketimiz, uluslararası büyüme stratejimizin önemli adımlarından biri. Yaptığımız her yatırım üretim gücümüzü, girdiğimiz her yeni pazar global büyüme stratejimizi güçlendiriyor. Gelecek vadeden ve sürdürülebilir karlılık sunan yatırımlarımızla ülkemiz, hissedarlarımız ve tüm paydaşlarımız için değer yaratmaya devam edeceğiz."</p>
<p>Şirketin yönetim kurulu ve icra kadrosundaki yenilenmeye değinen Kalyoncu, yeni yönetimin farklı fikirleri ve deneyimleri aynı masa etrafında buluşturduğunu aktardı.</p>
<p>Söz konusu birlikteliğin Kalyon PV'nin üretim, teknoloji geliştirme ve büyüme hedeflerine güç katacağını belirten Kalyoncu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bu yeni dönemi yalnızca bir yönetim değişikliği olarak görmüyoruz. Yeni bir sinerji ve enerjiyle güçlü bir icra dönemi olarak görüyoruz. Yatırımcılarımızla yalnızca finansal sonuçlarımızı değil, bu sonuçların arkasındaki üretim gücümüzü, teknolojik yetkinliğimizi ve güçlü organizasyon yapımızı da paylaşmak istiyoruz. Türkiye'nin yenilenebilir enerjideki geleceğine, güneş teknolojilerindeki kabiliyetimize ve ekibimize inanıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalyon-pv-abdde-fabrika-kuracak-89327</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/7/1280x720/kalyon-pv-1791468328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalyon PV&#039;nin güneş paneli üretimi için ABD&#039;de fabrika kuracağı bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Murathan Kalyoncu, &quot;Türkiye&#039;nin yenilenebilir enerjideki geleceğine, güneş teknolojilerindeki kabiliyetimize ve ekibimize inanıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mali-olmayan-sirketlerin-katma-deger-icindeki-payi-yuzde-555-89310</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mali olmayan şirketlerin katma değer içindeki payı yüzde 55,5</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "Kurumsal Sektör Hesapları" bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, mali olmayan şirketler, toplam ekonomide yaratılan katma değere en fazla katkıyı sağlayan sektör olarak öne çıktı. Toplam katma değerin yüzde 55,5'i, bu şirketler tarafından üretildi. Bu oran, 2024'te yüzde 58 seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu sektörü, yüzde 27,9 ile hane halkı, yüzde 12,6 ile genel devlet ve yüzde 4,1 ile mali şirketler takip etti.</p>
<p>Gayrisafi milli hasılası (GSMH), 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 41,4 artarak 62 trilyon 288 milyar 195 milyon 804 bin lira olurken, toplam gayrisafi tasarrufun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı geçen yıl toplam ekonomi için yüzde 29,9 olarak hesaplandı.</p>
<p>Bu oran, mali olmayan şirketler için yüzde 15, hane halkı için yüzde 9,1, mali şirketler için yüzde 1,7 ve genel devlet için yüzde 4,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hane halkı tasarrufunun harcanabilir gelire oranı olarak tanımlanan tasarruf oranı, 2024'te yüzde 13,9 iken, 2025 yılında yüzde 14,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>Toplam ekonomi, 2024 yılında GSYH'nin yüzde 0,9'u, geçen yıl ise yüzde 1,8 ile net borç alan pozisyonda oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mali-olmayan-sirketlerin-katma-deger-icindeki-payi-yuzde-555-89310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, gayrisafi milli hasıla, 2025&#039;te yaklaşık 62,3 trilyon lira olurken, mali olmayan şirketler, toplam ekonomide yaratılan katma değer içinde yüzde 55,5&#039;lik paya sahip oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isikhan-iskur-9-ayda-yaklasik-11-milyon-kisinin-ise-yerlesmesine-aracilik-etti-89308</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 14:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Işıkhan: İŞKUR, 9 ayda yaklaşık 1,1 milyon kişinin işe yerleşmesine aracılık etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) aracılığıyla çalışma hayatının ihtiyaçlarını tespit ettiklerini ve iş gücü kapasitesini artırdıklarını ifade etti. </p>
<p>Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Ocak-eylül ayları arasında 1,1 milyona yakın işe yerleştirmeye aracılık ettik, 2,5 milyondan fazla bireysel görüşme gerçekleştirdik, 1,8 milyondan fazla açık iş (işveren tarafından talep edilen-ihtiyaç duyulan eleman) tespit ettik. İş arayan vatandaşlarımıza daha iyi hizmet sunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çalışma hayatına yönelik politikalarımızı işçilerimizle, işverenlerimizle, esnafımızla, sanayicimizle, üreticilerimizle belirlemeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aynı dönemde 1 milyon 905 bin 241 kişiye danışmanlık hizmeti verdiklerini aktaran Işıkhan, 74 bin 203 kişinin aktif iş gücü programından, 52 bin 488 kişinin iş kulübünden yararlandığını kaydetti.</p>
<p>Bakan Işıkhan, ayrıca 580 bin 347 iş yeri ile 9 bin 760 eğitim kurumunu ziyaret ettiklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/isikhan-iskur-9-ayda-yaklasik-11-milyon-kisinin-ise-yerlesmesine-aracilik-etti-89308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/vedat-isikhan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, İŞKUR&#039;un aracılığıyla 9 ayda yaklaşık 1,1 milyon kişinin işe yerleştirildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-beklentisi-son-ceyrekte-46-puan-geriledi-89306</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 14:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat beklentisi 4,6 puan geriledi, ithalat 12,7 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, 2026'nın yılın son çeyreğine ait Dış Ticaret Beklenti Anketi'ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, ihracat beklenti endeksi bu dönemde bir önceki çeyreğe kıyasla 4,6 puan azaldı. Yılın üçüncü çeyreğinde 101,5 seviyesinde olan endeks, son çeyrekte 96,9'a geriledi.</p>
<p>Endeks, geçen yılın aynı dönemine göre ise 8,4 puan azalış gösterdi.</p>
<p>Söz konusu endeksi, bir önceki çeyreğe göre şu anda kayıtlı ihracat sipariş düzeyi ve son üç aydaki ihracat sipariş düzeyine yönelik değerlendirmeler azalış, gelecek üç aya ilişkin ihracat beklentisi ve ihracat sipariş beklentisine yönelik değerlendirmeler artış yönünde etkiledi.</p>
<p><strong>İthalat beklenti endeksi</strong></p>
<p>Bu yılın dördüncü çeyreğine ilişkin ithalat beklenti endeksi ise bir önceki çeyreğe göre 12,7 puan artarak 115,4 seviyesinde gerçekleşti. Endeks, geçen yılın aynı dönemine göre 0,3 puan arttı.</p>
<p>İthalat beklenti endeksini, bir önceki çeyreğe kıyasla gelecek üç aya ilişkin ithalat beklentisi, ithalat birim fiyatı beklentisi, şu anda kayıtlı ithalat sipariş düzeyi ve son üç aydaki ithalat sipariş düzeyine yönelik değerlendirmeler artış yönünde etkiledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-beklentisi-son-ceyrekte-46-puan-geriledi-89306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, &quot;Dış Ticaret Beklenti Anketi&quot;ne göre, yılın son çeyreği için ihracat beklenti endeksi, önceki çeyreğe göre 4,6 puan azalışla 96,9&#039;a gerilerken, ithalat beklenti endeksi ise 12,7 puan artarak 115,4&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mali-disiplin-saglandi-ve-bu-disiplin-korunacak-89321</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Mali disiplin sağlandı ve bu disiplin korunacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından İstanbul Finans Merkezi'nde düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından merkez bankası başkanları ile üst düzey politika yapıcıları bir araya getiren İstanbul Ekonomi Forumu başladı.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, forumun açılışında yaptığı konuşmada, küresel ekonominin içinden geçtiği zorluklara, tedarik zincirlerindeki aksamalara, emtialardaki artışlara ve enerji fiyatlarındaki yükselişe değinerek, bu gelişmelerin yol açtığı olumsuzlukları ve küresel zorluklarla mücadele etmek için hayata geçirdikleri uygulamaları anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin şimdiye kadarki tepkisinin makrofinansal istikrarı öncelemek olduğunu belirten Şimşek, "Merkez Bankası sıkılaşmaya gitti, biz nispeten sıkı bir maliye politikası sürdürdük ancak aynı zamanda şokun etkilerini hafifletmek amacıyla mali alanı da devreye soktuk." diye konuştu.</p>
<p>Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu zorlukların oldukça geniş yelpazeye yayıldığına işaret eden Şimşek, çatışmalar ve gerilimlerin yanı sıra ticarette korumacılık, yüksek küresel borçluluk, yaşlanan dünya nüfusu, iklim değişikliği ve yapay zekanın önemli meydan okumalar oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, çatışmaların yoğun olduğu bir dönemden geçildiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin yaklaşımının "çatışmalardan uzak durmak ve barışa yatırım yapmak" olduğunu vurguladı.</p>
<p>Zor bir coğrafyada yaşadıklarını dile getiren Şimşek, "Çatışmalardan kaçınıyor ama aynı zamanda barışa yatırım yapıyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin yeni büyüme lokomotifi olma vakti geldi"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Terörsüz Türkiye sürecinin sağlayacağı ekonomik kazanımların yanı sıra bölgesel entegrasyona ve refaha da katkı sunacağını söyledi.</p>
<p>Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki illerin çoğunda yaş ortalamasının 25 civarında olduğuna dikkati çeken Şimşek, bölgenin altyapısına önemli yatırımlar yapıldığını ifade etti.</p>
<p><strong>"2027 bütçesinde savunma harcamaları yüzde 229 artırılacak"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin caydırıcılığını da güçlendirdiğini vurgulayarak, çatışmaların yaşandığı bir ortamda savunma alanına yatırım yapılmasının zorunlu olduğunu söyledi ve kısa süre önce hazırlanan ve yakında TBMM'ye sunulacak 2027 bütçesinde savunma harcamalarının yüzde 229 artırılacağını belirtti.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin son 20 yılda savunma alanına önemli yatırımlar yaptığının altını çizerek, 1990'larda dünyanın en fazla savunma sanayisi ürünü ithal eden 5 ülkesi arasında yer alan Türkiye'nin bugün en büyük 10 ihracatçı arasına girmeye yaklaştığını vurguladı.</p>
<p>Bakan Şimşek, savunma projelerindeki AR-GE büyüklüğünün 100 milyar doların üzerinde olduğunu ve yaklaşık 1400 ürün geliştirme projesinin yürütüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Türk Hava Yollarının dünyada en fazla noktaya uçan şirket konumunda bulunduğuna işaret eden Şimşek, Türkiye'nin bağlantısallığını güçlendirmeye yönelik yatırımların sürdüğünü, bu kapsamda Orta Koridor'un inşa edildiğini, bunun komşu ülkeleri de alternatif koridorlara yatırım yapmaları konusunda teşvik ettiğini, Kalkınma Yolu Projesi'nin de bu kapsamda değerlendirildiğini anlattı.</p>
<p><strong>"Türkiye, hizmet ihracatında rekabetçi bir konumda"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, enerji arz güvenliğinin bugün kritik konuların başında geldiğini, Türkiye'nin doğal gaz, petrol ve diğer enerji kaynaklarının taşınmasına yönelik boru hatlarına uzun süredir yatırım yaptığını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin yeşil dönüşümü de hızlandırdığını anlatan Şimşek, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payının yüzde 60'a yaklaştığını, COP31'in ev sahibi olarak elektrifikasyon oranını yüzde 23'ten yüzde 35'e çıkarmayı hedeflediklerini, bu sayede Türkiye'nin enerjide ithalat bağımlılığının önemli ölçüde azalacağını dile getirdi.</p>
<p>Ticarette korumacılığa karşı Türkiye'nin halihazırda yürürlükte 54 serbest ticaret anlaşmasının bulunduğu, 3 anlaşmanın onay sürecinin devam ettiği bilgisini veren Şimşek, Japonya, Endonezya, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Kanada ile önemli müzakereler yürütüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin hizmet ihracatında rekabetçi konumda bulunduğunu ve turizmde çok güçlü olduklarını belirterek, son 25 yılda turizm gelirlerinin dolar bazında 9 kat arttığını, gelecek 10 yılda bu gelirleri yaklaşık iki kat daha artırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin sağlık turizmindeki potansiyeline de değinen Şimşek, uluslararası akreditasyona sahip 50'den fazla sağlık kuruluşunun bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Türk dizilerinin de önemli hizmet ihracatı kalemlerinden olduğunu dile getiren Şimşek, Türkiye'nin bu alanda dünyada üçüncü sırada bulunduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"Türkiye avantajlı bir konumda"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin müteahhitlikte ve uluslararası öğrenci sayısında sahip olduğu avantajlara dikkati çekerek, bu alanların sunduğu imkanları anlattı.</p>
<p>Küresel borçluluk oranlarının yüksekliğine işaret eden Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Küresel ölçekte borçluluk oranları yüksek. Türkiye, bu açıdan avantajlı bir konumda. Gelişmekte olan ülkelerin ortalama borçluluk oranı yaklaşık yüzde 230 seviyesinde. Türkiye'de ise bu oran yüzde 90 civarında. Bu seviyeye disiplinli politikalar sayesinde ulaşıldı. Türkiye'nin kamu borcunun GSYH'ye oranı da yüzde 22. Bu gösterge, Türkiye'nin önemli bir mali alana sahip olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye, mevcut konumunu reformlarla daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Kamu İhale Reformu, mali kuralların güçlendirilmesi ve Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) Yönetişim Reformu, gündemimizdeki başlıca alanlar."</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin genç nüfus açısından avantajlı olduğunu, kadınların iş gücüne katılımının artırılmasıyla kişi başına düşen milli gelir bakımından gelişmiş ekonomilerle aradaki farkı kapatma sürecine katkı sağlamayı hedeflediklerini anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin yapay zeka konusunda teknolojik altyapısını geliştirmeye yönelik çalışmalar yürüttüğünü dile getiren Şimşek, 5G+ altyapısına yönelik yatırımların tamamlandığını, fiber kapasitesinin genişletildiğini, büyük ölçekli veri merkezleri alanına yatırım çekmeye çalıştıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Durum kontrol altında"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Türkiye'nin yürüttüğü ekonomi politikalarına değinerek, şunları söyledi:</p>
<p>"Dezenflasyon süreci, bu yıl savaşın etkisiyle kısmen yavaşlasa da mücadeleden vazgeçmedik. Orta Vadeli Program'ın (OVP) birincil hedefi fiyat istikrarını sağlamaktır. Mali disiplinin sağlandı ve bu disiplin korunacak. Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor. Ticaret ortaklarımızın yaklaşık yüzde 1,5 büyüdüğü bir dönemde (geçen yıl) Türkiye ekonomisi, yüzde 3'ün üzerinde büyüdü. Son 25 yılda Türkiye'nin yıllık ortalama büyümesi yüzde 5,5'e yakın. Gelişmiş ekonomilerle arayı kapatma eğilimi ve Türkiye'nin büyüme hikayesi gücünü koruyor."</p>
<p>Şimşek, Merkez Bankasının yalnızca politika faizi üzerinden değil miktarsal sıkılaşma ve seçici kredi sıkılaştırması adımlarıyla da sıkı para politikası uyguladığına dikkati çekerek, Merkez Bankasının geniş araç setine sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>Maliye politikasında da önemli hareket alanının bulunduğuna işaret eden Şimşek, kamu borcunun GSYH'ye oranının yaklaşık yüzde 22, bütçe açığının ise yüzde 3'e yakın seviyesinde bulunduğunu anlattı.</p>
<p>Şimşek, son haftalarda fon piyasalarında yaşanan gelişmelere de değinerek, "Durum kontrol altında. Yaşanan gelişmeler daha sağlıklı ve derin sermaye piyasalarının oluşturulması sürecine katkı sağlayacak. Şoklara açık bir dünyada gereken adımları atacak politika alanına sahibiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-mali-disiplin-saglandi-ve-bu-disiplin-korunacak-89321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/1/1280x720/mehmet-simsek-1791466752.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Ekonomi Forumu&#039;nda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Dezenflasyon süreci, bu yıl savaşın etkisiyle kısmen yavaşlasa da mücadeleden vazgeçmedik. Orta Vadeli Program&#039;ın birincil hedefi fiyat istikrarını sağlamaktır. Mali disiplinin sağlandı ve bu disiplin korunacak. Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor.&quot; dedi. Şimşek, fon piyasalarındaki gelişmelerle ilgili, &quot;Durum kontrol altında. Yaşanan gelişmeler daha sağlıklı ve derin sermaye piyasalarının oluşturulması sürecine katkı sağlayacak. Şoklara açık bir dünyada gereken adımları atacak politika alanına sahibiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-damizlik-hayvan-ciftligini-hizmete-acti-89323</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Migros, damızlık hayvan çiftliğini hizmete açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Migros'un, et ırkı damızlık hayvan yetiştiriciliğini desteklemek, yerli besilik hayvan varlığını artırmak ve kırmızı et üretiminde sürdürülebilir büyümeye katkı sağlamak amacıyla "Migros Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği"ni açtığı duyuruldu.</p>
<p>10 bin büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşabilen çiftliğin, Türkiye'de et ırkı damızlık hayvan varlığının artırılmasına yönelik uzun vadeli bir üretim modeli ortaya koyduğu bildirildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, çiftliğe ilk etapta 3 bin 600 angus ve hereford ırkı anaç sığır getirilerek verimliliği ve dayanıklılığı yüksek hayvanların yetiştirilmesine başlandı</p>
<p>Açıklamada şu bilgilere yer verildi: "Damızlık hayvanlardan ilk dönemde 600 buzağı doğumu gerçekleşti. Çiftlikte gebe hayvan sayısı hızla artırılarak yıllık 5 bin buzağı üretimi kapasitesiyle sürdürülebilir bir yapı oluşturuluyor. Toplam 140 bin metrekarelik operasyon alanı üzerine kurulan 9 milyon euro değerindeki tesiste, 36 bin metrekarelik yarı açık alanda 14 ahır, kapalı revir, 12 bin ton kapasiteli silaj depolama alanı, 5 bin metrekarelik kaba yem deposu ve 4 bin ton kapasiteli yer altı sıvı gübre tahliye merkezi bulunuyor. Çiftlik, 1 milyar lira değerinde hayvan ve yem stoğu ile faaliyetini sürdürüyor. Çiftlikte, hayvanların yaşına, gelişim ve fizyolojik ihtiyaçlarına uygun kaba ve yoğun yemler tam otomasyonlu sistemlerle hazırlanıyor. Konusunda uzman veteriner hekimler, zooteknistler, ziraat mühendisleri ve veteriner teknikerlerden oluşan ekip tarafından hayvanların gelişimi, adaptasyon ve genetik ıslah süreçleri kayıtlı yetiştiricilik sistemleriyle yönetiliyor. Ayrıca çiftlikte tüm et ırkı damızlık hayvanlar Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası güvencesine alındı. Tesis aynı zamanda bölgesel ekonomiye de güçlü bir katkı sunuyor. Çiftliğin yem ihtiyacında kullanılan sezonluk bitkiler çevredeki çiftçilerden tedarik edilerek yerel üreticilere düzenli ve öngörülebilir bir pazar oluşturuluyor." </p>
<p><strong>"Uçtan uca üretim modeli"</strong></p>
<p>Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur, yılda 40 bin ton dana ve kuzu etini müşterileriyle buluşturduklarını belirtti.</p>
<p>Baydur, Türkiye'nin dört bir yanındaki yetiştiricilerden yılda yaklaşık 600 bin küçükbaş, 100 bin de büyükbaş hayvan tedarik ettiklerini anlattı.</p>
<p>Besi çiftliğinin ve MİGET et üretim işletmesinin yanında, bu zincirin ilk adımına katkı sağlayan damızlık hayvan çiftliğini de hayata geçirdiklerine dikkati çeken Baydur, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mevcut hayvan varlığından ürün elde eden yapıya, et ırkı damızlık hayvanların Türkiye'de çoğalmasını ve yeni anaçların burada yetişmesini esas alan uzun vadeli bir üretim modeli ekledik. Ölçeği, teknolojisi ve uçtan uca izlenebilirliğiyle bu yatırımın kırmızı et üretiminde Türkiye'ye kalıcı bir değer sağlayacağına inanıyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-damizlik-hayvan-ciftligini-hizmete-acti-89323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/3/1280x720/ekmel-baydur-1791467174.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Migros &quot;Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği&quot; hakkında açıklama yapan Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur, &quot;Mevcut hayvan varlığından ürün elde eden yapıya, et ırkı damızlık hayvanların Türkiye&#039;de çoğalmasını ve yeni anaçların burada yetişmesini esas alan uzun vadeli bir üretim modeli ekledik.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-kuresel-krizlere-ragmen-tekstilde-toparlanma-ivmesi-yakalandi-89297</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mete Akcan: Küresel krizlere rağmen tekstilde toparlanma ivmesi yakalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Eylül ayı ihracat verileri ve tekstil sektörünün gündemindeki gelişmeler, Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB) Yönetim Kurulu Toplantısında değerlendirildi.</p>
<p>Yılın son çeyreğine girilirken bölge tekstil ihracatının performansını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı ve GATHİB Başkanı Mete Akcan, Eylül 2026'da GATHİB’den 344 milyon 310 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı. 2026 yılının ilk 9 ayında ise Birliğin toplam ihracatı 2 milyar 716 milyon 887 bin dolara ulaştı. Sektörde önceki dönemlere kıyasla belirgin bir toparlanma sürecinin yaşandığını belirten Akcan, ihracatın sürdürülebilir şekilde artırılması ve bölgenin küresel pazarlardaki rekabet gücünün daha da güçlendirilmesi için stratejik çalışmaların aralıksız devam ettiğini söyledi. Küresel ekonomik gelişmelerin yanı sıra bölgedeki savaşların ve artan navlun maliyetlerinin sektör üzerindeki etkisine dikkat çeken Akcan, yaşanan gelişmelerin uluslararası pazarlarda rekabet koşullarını zorlaştırdığını belirtti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Güneydoğu tekstil sektörünün küresel ölçekteki güçlü konumunu koruduğunu vurgulayan Akcan, 2026 yılının ilk 9 ayında 187 farklı ülkeye ihracat gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac76143bfb54-1791451459.jpeg" alt="" width="700" height="631" /></p>
<p><strong>Premiere Vision Fuarı’nda güneydoğu tekstilinin gücü tanıtıldı</strong></p>
<p>GATHİB’in Eylül ayında gerçekleştirdiği saha çalışmalarına da değinen Akcan, küresel pazarlardaki varlığı güçlendirmek ve katma değerli üretimi artırmak amacıyla önemli faaliyetler yürütüldüğünü belirtti. Bu kapsamda, 1-3 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Première Vision Fuarı’na GATHİB Başkan Yardımcısı Suat Akınal, Yönetim Kurulu Üyeleri Serdar Erpamukçu ve Gökhan Anlaş, DOKU yarışmacıları ile Birlik personelinden oluşan heyetle katılım sağlandı. Fuar süresince katılımcı firmalarla sektörün mevcut durumu, karşılaşılan sorunlar ve geleceğe yönelik çözüm önerileri konusunda çeşitli temaslarda bulunuldu.</p>
<p><strong>DOKU Kumaş Tasarım Yarışması’nda final heyecanı</strong></p>
<p>Sektöre yenilikçi ve katma değerli tasarımlar kazandırmayı hedefleyen DOKU Kumaş Tasarım Yarışması kapsamında yürütülen çalışmaların da Eylül ayında yoğun şekilde devam ettiğini belirten Akcan, finalistlerin kumaş ve kıyafet üretim süreçlerinin sürdüğünü ifade etti. Finalist tasarımların teknik açıdan geliştirilmesi, üretimlerinin tamamlanması ve 23 Ekimdeki büyük final gecesinde sergilenecek koleksiyonlara dönüştürülmesi için hazırlıkların titizlikle yürütüldüğünü aktaran Akcan, tasarım ve inovasyon odaklı çalışmaların sektörün geleceği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Akcan, Güneydoğu Anadolu tekstil sektörünün değişen küresel koşullara uyum sağlayarak ihracat kapasitesini artırmaya, yeni pazarlara ulaşmaya ve katma değerli üretim yapısını güçlendirmeye devam edeceğini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7615a31b4a-1791451482.jpeg" alt="" width="700" height="508" /></p>
<p>Toplantıya katılan Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü AB Tek Pazar ve Yeşil Mutabakatı Dairesi Başkanı Elif Berrak Taşyürek ise tekstil sektörünün Avrupa Birliği pazarında önümüzdeki dönemde karşılaşacağı yeni düzenlemeler ile yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik alanındaki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde şekillenen yeni mevzuatın tekstil ihracatçılarına getireceği yükümlülüklere değinen Taşyürek, eko-tasarım, döngüsel üretim, ürünlerin izlenebilirliği ve Dijital Ürün Pasaportu başta olmak üzere firmaların hazırlık yapması gereken başlıklar hakkında Yönetim Kurulu üyelerine bilgi verdi. Yeni düzenlemelere zamanında uyum sağlamanın AB pazarındaki rekabet gücünün korunması açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi.</p>
<p><strong>İhracatta Avrupa Birliği ilk sırada</strong></p>
<p>İhracatın ülke gruplarına göre dağılımında Avrupa Birliği ülkeleri öne çıktı. Söz konusu dönemde Avrupa Birliği ülkelerine 757 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken, Ortadoğu ülkelerine 643 milyon dolar, Afrika ülkelerine ise 324 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Ülke bazında ise Irak 256 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer aldı. Irak’ı 238 milyon dolarla Birleşik Krallık ve 202 milyon dolarla Suriye takip etti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaib-koordinator-baskani-akcan-kuresel-krizlere-ragmen-tekstilde-toparlanma-ivmesi-yakalandi-89297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/gaib-koordinator-baskani-akcan-kuresel-krizlere-ragmen-tekstilde-toparlanma-ivmesi-yakalandi-1791451518.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GATHİB Başkanı Mete Akcan, küresel ekonomik zorluklar, bölgesel çatışmalar ve artan navlun maliyetlerine rağmen Güneydoğu tekstil sektörünün gücünü koruduğunu ve toparlanma ivmesinin belirginleştiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/urun-ihtisas-borsasinin-aracilik-ve-isleyis-esaslarinda-duzenleme-89304</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürün İhtisas Borsasının aracılık ve işleyiş esaslarında düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Ürün İhtisas Borsasında Aracılık Faaliyetleri ile Aracıların Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Yönetmelik, Türkiye Ürün İhtisas Borsasında faaliyet gösteren aracıların yetkilendirilmesi, faaliyetleri, gözetimi ve denetimine dair usul ve esasları düzenliyor.</p>
<p>Buna göre, aracılar, borsada Elektronik Ürün Senedi'ne (ELÜS) dayalı vadeli işlem sözleşmelerine ilişkin kendi nam ve hesabına işlem yapabilecek.</p>
<p>Aracılar, ELÜS'leri kendi nam ve hesaplarına alıp satamayacak. Bu kapsama dahil olmayacak işlemler, aracıların müşteri işlemlerini gerçekleştirme faaliyetleri sırasında hatalı emir iletimi neticesinde oluşabilecek hatalı işlemlerin düzeltilmesi, borsa düzenlemeleri uyarınca vadeli işlem sözleşmelerinin uzlaşma şekline bağlı olarak aracılara teslim edilen ELÜS'lerin ve Borsa tarafından işlemlere konu edilebilen ELÜS asgari miktarının altında ürünü bulunan müşterilerin talepleri doğrultusunda aracılar tarafından alınıp satılması olarak belirlendi.</p>
<p>Bakanlık tarafından 31 Aralık 2028 tarihinden itibaren ürün piyasaları konusundaki yetkinlik ve tecrübesi yeterli görülen aracı kuruluşlar, Sermaye Piyasası Kurulunun uygun görüşüyle bu yönetmelikte tanımlanan "aracı" tanımı kapsamında yetkilendirilebilecek.</p>
<p>Aracı olarak yetkilendirilen aracı kuruluşlar, borsaya üye olmadan aracılık faaliyetlerine başlayamayacak. Üyelik şartları, başvuru usulü ve izni ile üyelerin faaliyetleri süresince uymaları gereken ilke ve esaslar, borsa yönergeleri ile düzenlenecek. Aracılara faaliyet izni verilmesine ve esas sözleşme ile ortaklık yapısı değişikliğine ilişkin hükümler, bakanlıkça aracı olarak yetkilendirilen aracı kuruluşlar hakkında uygulanmayacak. Aracı kuruluşların tabi oldukları ilgili mevzuat hükümleri saklı olacak.</p>
<p><strong>Taraflar uzlaşma şekliyle de yükümlülüklerini yerine getirebilecek</strong></p>
<p>Bakanlığın Ürün İhtisas Borsasının Kuruluş, Faaliyet, İşleyiş ve Denetim Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'i de Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yönetmelik, ürünlerin, ELÜS'lerin, vadeli işlem sözleşmeleri ile bakanlık tarafından uygun görülen diğer sözleşmelerin güven, serbest rekabet ve istikrar içinde şeffaf ve kolay bir şekilde işlem göreceği borsanın kuruluşuna, faaliyetlerine ve bu faaliyetlerin denetimine ilişkin usul ve esasları düzenliyor.</p>
<p>Buna göre, ödeme ve teslimat sürecinin tamamlanması, temerrüt hali ve giderilmesine ilişkin esaslar, borsa yönergeleriyle düzenlenecek. ELÜS işlemlerinde alıcı taraf nakdi ödemekle, satıcı taraf da ürün senedini teslimle yükümlü olacak. Vadeli işlem sözleşmelerinde taraflar, borsa yönergelerinde yer alan uzlaşma şekliyle de yükümlülüklerini yerine getirebilecek.</p>
<p>ELÜS'te ve vadeli işlem sözleşmelerinde gerçekleşen işlemlerle ilgili ortaya çıkan yükümlülüklerin borsa tarafından belirlenen süre ve yöntemlerle borsa üyeleri veya bu üyelerin takas ve saklama hizmeti aldığı kuruluşlar tarafından yerine getirilmesi suretiyle taraflar arasında nakit veya varlıkların transferi sağlanacak.</p>
<p>Borsa, üyelerinin takas ve saklama hizmeti aldığı kuruluşların müşterilerine karşı olan yükümlülüklerinden ve yükümlülüklerini ihlal etmelerinden doğan zararlardan sorumlu olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/urun-ihtisas-borsasinin-aracilik-ve-isleyis-esaslarinda-duzenleme-89304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Ürün İhtisas Borsasında yapılan düzenlemeye göre, aracılar, borsada elektronik ürün senedine dayalı vadeli işlem sözleşmelerine ilişkin kendi nam ve hesabına işlem yapabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-89294</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli&#039;nin İngiltere’ye ihracatı yüzde 40,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB), ev tekstili sektöründe faaliyet gösteren 11 firmayla İngiltere pazarına yönelik sektörel ticaret heyeti düzenledi. 6-8 Ekim tarihleri arasında Londra’da gerçekleştirilen program kapsamında firmalar, fuar ziyaretlerinin yanı sıra İngiltere’nin önde gelen ev tekstili alıcılarıyla ikili iş görüşmeleri yaptı.</p>
<p>İngiltere’nin Denizli ihracatı açısından önemli bir pazar olduğunu belirten DENİB Başkanı Osman Uğurlu, 2026 yılının ilk üç çeyreğinde İngiltere’ye yapılan ihracatın yüzde 40,7 artışla 672 milyon dolara ulaştığını söyledi. Uğurlu, aynı dönemde Denizli’nin İngiltere’ye tekstil-konfeksiyon ihracatının ise yüzde 19 artışla 64 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Denizli’nin köklü üretim birikimi ve ev tekstilindeki uzmanlığını tasarım, yenilikçi ürün geliştirme ve markalaşmayla ileri taşımayı hedeflediklerini belirten Uğurlu, “Firmalarımızın alıcılarla doğrudan bir araya gelmesi, pazardaki beklentileri yerinde değerlendirmesi ve ürünlerini bu beklentiler doğrultusunda geliştirmesi, rekabet gücümüzün kalıcı biçimde artırılması açısından önemli. İngiltere’de gerçekleştirdiğimiz bu programla firmalarımızın hem mevcut bağlantılarını güçlendirmelerini hem de yeni iş fırsatları geliştirmelerini amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Uğurlu, Londra’da düzenlenen program kapsamında 11 firmanın Brand Licensing Europe ve Independent Hotel Show fuarlarını ziyaret ettiğini belirterek, “Firmalarımız, marka lisanslama ve lisanslı ürün geliştirme alanındaki iş birliği olanaklarını inceleme fırsatı buldu. Ayrıca konaklama sektörünün ihtiyaçlarını, otel tekstilindeki beklentileri ve tedarik olanaklarını değerlendirdik” diye konuştu.</p>
<p>Heyet kapsamında 7 Ekim’de İngiltere’nin önde gelen ev tekstili alıcılarıyla ikili iş görüşmeleri gerçekleştirilirken, programın son gününde ticari temasların devamlılığını sağlamak ve yeni iş fırsatlarını değerlendirmek amacıyla firma ziyaretleri düzenlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-89294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/ingiltereye-denizli-ihracati-yuzde-407-artti-1791446678.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DENİB’in 11 firmayla Londra’da düzenlediği sektörel ticaret heyetinde İngiliz alıcılarla ikili iş görüşmeleri yapılırken, 2026’nın ilk üç çeyreğinde İngiltere’ye Denizli ihracatı yüzde 40,7 artarak 672 milyon dolara ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-ahmet-oguz-donemi-basladi-89326</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir Ticaret Borsası’nda Ahmet Oğuz dönemi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Eskişehir Ticaret Borsası’nda (ETB) yeni dönem yönetimini belirlemek üzere gerçekleştirilen seçim süreci tamamlandı. Geçtiğimiz hafta cumartesi günü 8 meslek komitesinde yapılan seçimlerin ardından belirlenen 19 meclis üyesi, yeni dönemin ilk meclis toplantısında bir araya geldi. Toplantıda gerçekleştirilen seçim sonucunda ETB Yönetim Kurulu Başkanlığına Ahmet Oğuz seçilirken, Meclis Başkanlığı görevine Emrah Yardımcı getirildi. Böylece borsada yeni dönemin yönetim kadrosu da şekillendi.</p>
<p>Yeni dönem yönetim kurulunda Bahadır Çağlar, Mustafa Kemal Türkmen, Melih Duran, Ayhan Tahir Tuna, Şeref Alp ve Emin Naryaprağ yer aldı. Organ seçimlerinin tamamlanmasıyla birlikte görev dağılımının da yapıldığı ETB'de, yeni yönetim çalışmalarına başladı.</p>
<h3>“Üyelerimizin temsil gücünü artıracağız”</h3>
<p>İlk meclis toplantısının ardından açıklamalarda bulunan ETB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Oğuz, Eskişehir'in ekonomik potansiyelini artırmak ve ticaret hayatını canlandırmak için çalışacaklarını belirterek, “Borsamızda organ seçimlerimizin ve ardından gelen kurul seçimlerimizin başarıyla tamamlanmasıyla birlikte ilk meclis toplantımızı yaptık. Güven tazeleyerek ve güçlenerek girdiğimiz bu yeni dönemin tüm camiamıza ve şehrimiz iş dünyasına hayırlı olmasını diliyoruz. Şehrimizin ekonomik potansiyelini artırmak, ticaret hayatını canlandırmak ve üyelerimizin temsil gücünü en üst seviyeye çıkarmak için tüm yönetim kurulumuz ve organlarımızla birlikte kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h3>“Sorunlara ortak akılla çözüm üreteceğiz”</h3>
<p>Yeni dönemde katılımcı ve ortak akla dayalı bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini ifade eden Oğuz, üstlendikleri görevin taşıdığı sorumluluğa dikkat çekti. Borsanın köklü geçmişine ve kent ekonomisindeki yerine vurgu yapan Oğuz, “Kadim ticaret kültürü ve köklü geçmişiyle şehrimizin dinamiklerinden olan Eskişehir Ticaret Borsasında Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmiş olmanın büyük onurunu yaşıyorum. Şunun altını özellikle çizmek isterim ki bu görevler bizler için sadece bir makam değil, üyelerimizin omuzlarımıza yüklediği kıymetli birer emanettir. Üyelerimize, üreticilerimize, tüccarlarımıza ve şehrimize karşı sorumluluğumuzun farkındayız. Kapımız ve gönlümüz herkese açık olacak. Bütün meselelerimizi aynı masada konuşacak, çözümleri ortak akıl, birlik ve beraberlik ruhuyla üreteceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Öte yandan, ETB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Oğuz ve yeni yönetim kurulu üyelerinin 12 Ekim Pazartesi günü seçim kurulundan mazbatalarını alarak yeni dönem için resmi işlemlerini tamamlamaları bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehir-ticaret-borsasinda-ahmet-oguz-donemi-basladi-89326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/eskisehir-ticaret-borsasinda-ahmet-oguz-donemi-basladi-1791467267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Ticaret Borsası’nda yeni dönem yönetimi belirlendi. Yönetim Kurulu Başkanlığına Ahmet Oğuz seçilirken, Meclis Başkanlığı görevine Emrah Yardımcı getirildi. Oğuz, yeni dönemde üyelerin temsil gücünü artırmaya odaklanacaklarını belirterek, sorunlara ortak akıl ve birlik beraberlik anlayışıyla çözüm üreteceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolunda-tip-onay-belgesi-cezalari-guncellendi-89303</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yolunda tip onay belgesi cezaları güncellendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan "Demiryolu Araçları Tip Onay Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, tip onay belgesinin askıya alınmasının kesinleşmesiyle Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürü veya yetkilendirdiği personelce, tip onay belgesi sahibine 1 milyon 804 bin 582 lira, tip onay belgesini onaylayan uygunluk değerlendirme kuruluşuna 902 bin 283 lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yolunda-tip-onay-belgesi-cezalari-guncellendi-89303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/tren-demir-yolu-ray-1753285908.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yer alan değişikliğe göre, tip onay belgesinin askıya alınmasının kesinleşmesiyle belge sahibine 1,8 milyon lira, tip onay belgesini onaylayan uygunluk değerlendirme kuruluşuna 902,3 bin lira idari para cezası uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-89291</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 10:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret ve Sanayi Odası başkanını seçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nda (BTSO) 1 Ekim'de gerçekleştirilen meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin ardından, yeni dönemin başkanlık ve yönetim organlarının belirlenmesi için seçim süreci başladı. </p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nda yeni dönemin Yönetim Kurulu Başkanı ile diğer organların belirleneceği seçimde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışacak. Oy kullanma işleminin tamamlanmasının ardından sandıklar kapanacak ve saat 17.00’da oy sayımına geçilecek.</p>
<p>Bursa iş dünyasının yakından takip ettiği seçimde, BTSO’nun yeni dönem başkanının kim olacağı bugün netleşecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-89291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/1/1280x720/bursa-ticaret-ve-sanayi-odasi-bugun-baskanini-seciyor-1791443765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda başkanlık seçimi için oy kullanma işlemi başladı. Yeni dönemin Yönetim Kurulu Başkanı ile diğer organların belirleneceği seçimde mevcut Başkan İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı yarışacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gsoda-konukoglu-ve-unverdi-yeniden-baskanliga-secildi-89307</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO&#039;da Konukoğlu ve Ünverdi yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası’nda (GSO) 3 Ekim’de yapılan ve 35 meslek grubunda 213 meslek komite üyesinin seçildiği GSO Meslek Komiteleri ve Meclis Üyelikleri seçiminin ardından oluşan 89 kişilik meclis, ilk toplantısını gerçekleştirerek GSO’nun 10’uncu dönem meclis divanı, yönetim kurulu, delege ve disiplin kurulu üyelerini belirledi. Seçim sonuçlarına göre Adil Sani Konukoğlu Meclis Başkanlığı, Adnan Ünverdi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine yeniden seçildi.</p>
<p>GSO 2026-2030 döneminde görev alacak yeni meclis divanı, yönetim kurulu, delege ve disiplin kurulu üyeleri seçildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac78015a422f-1791459349.jpeg" alt="" width="800" height="609" /></p>
<p><strong>“Çözüm odaklı çalışmalar yürüteceğiz”</strong></p>
<p>GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, gerçekleştirilen seçimlerin GSO ve Gaziantep sanayisi açısından hayırlı olmasını dileyerek, yeni dönemde meclis üyeleriyle birlikte ortak akıl ve istişare kültürü içerisinde çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Gaziantep’in tüm zorluklara rağmen üretim, ihracat, istihdam ve yatırım alanlarında büyük bir azimle mücadelesini sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, Gaziantep sanayisinin gücünü yeni dönemde daha ileri taşınmak için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini ifade etti. Gaziantep sanayisinin değişen küresel ekonomik koşullara uyum sağlamasının, rekabet gücünü korumasının ve sürdürülebilir büyümesini devam ettirmesinin önemine işaret eden Konukoğlu, GSO olarak üyelerin sorun, talep ve beklentilerini yakından takip ederek çözüm odaklı çalışmalar yürüteceklerini kaydetti.</p>
<p>Konukoğlu, yeni dönemde de Gaziantep sanayisinin ortak sesi olmaya ve kentin ekonomik gelişimine katkı sunmaya devam edeceklerini vurguladı. Yeniden Meclis Başkanlığı görevine seçilmesinden dolayı oda ve meclis üyelerine teşekkür eden Konukoğlu, “Yeni dönemde de birlik ve beraberlik içerisinde, Gaziantep sanayisinin hedefleri doğrultusunda hep birlikte çalışacağız. Önceki dönemde görev alan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, yeni dönemde görev alan arkadaşlarımıza başarılar diliyor, seçimlerin Odamız, üyelerimiz, sanayimiz ve Gaziantep iş dünyası için hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac78021c9a75-1791459361.jpeg" alt="" width="800" height="615" /></p>
<p><strong>“Kentin sanayi ve iş dünyasının gelişimine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de yaptığı değerlendirmede, Gaziantep Sanayi Odası’nın yeni döneminde kentin sanayi ve iş dünyasının gelişimine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. Gaziantep’in güçlü üretim altyapısı, girişimcilik kültürü ve ihracat tecrübesiyle Türkiye ekonomisine önemli katkılar sunduğunu ifade eden Ünverdi, önümüzdeki dönemde de bu potansiyeli daha da geliştirmeyi hedefledikleri söyledi. Sanayicilerin rekabet gücünün artırılması, katma değerli üretimin geliştirilmesi, ihracatın çeşitlendirilmesi, yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerinin desteklenmesi, savunma sanayisi ile yüksek teknolojiye geçiş ve nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesinin öncelikli çalışma alanları arasında yer almaya devam edeceğini belirten Ünverdi, GSO olarak Oda üyelerinin her zaman yanında olmaya, hizmet kalitesini artırmaya ve ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretmeye devam edeceklerini kaydetti. Yeniden Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçilmesinden dolayı Oda ve meclis üyelerine teşekkür eden Ünverdi, yeni dönemde de aynı azim ve kararlılıkla çalışacaklarını ifade etti.</p>
<p>Ünverdi, “Önümüzdeki dönemde de Odamızın tüm organlarıyla uyum içerisinde, istişare anlayışı çerçevesinde Gaziantep sanayisini daha ileriye taşımak için gayret göstereceğiz. Bugüne kadar görev yaptığımız tüm yönetim kurulu, meclis ve divan kurulu üyelerimize şükranlarımı sunuyor, yeni dönemin Odamız, üyelerimiz ve Gaziantep iş dünyası için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Yeni dönemde görev alan tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac780390c327-1791459385.jpeg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>GSO seçimlerinde Adil Sani Konukoğlu başkanlığındaki Meclis Divan Kurulu’nda, Başkan Yardımcılığına Vedat Topçuoğlu, Başar Küçükparmak, Katip Üyeliğe ise Ali Özpolat seçildi. Adnan Ünverdi başkanlığındaki Yönetim Kurulu’nda Ali Can Koçak, Ercan Sayın, Mustafa Özgüler, Melike Yüksel, Bora Tezel, İbrahim Kara, Salih Eruslu, Mehmet Cihan Koçer, Metin Tepe ve Gözde Yılmaz yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7805b02e04-1791459419.jpeg" alt="" width="800" height="470" /></p>
<p>GSO Disiplin Kurulu’na Ali Konukoğlu, Emine Ferhan Sağım, Cevdet Akınal, Metin Yıldırımdemir, Serkan Ünverdi, Hakan Aslansoy seçildi. GSO’nun TOBB Delegeleri ise şu isimlerden oluştu: Adil Sani Konukoğlu, Adnan Ünverdi, Mustafa Topçuoğlu, Sami Konukoğlu, Burhan Çağdaş, Cemil Direkçi, Metin Erturhan.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gsoda-konukoglu-ve-unverdi-yeniden-baskanliga-secildi-89307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/7/1280x720/gsoda-konukoglu-ve-unverdi-yeniden-baskanliga-secildi-1791459436.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası’nda Adil Sani Konukoğlu Meclis Başkanlığı, Adnan Ünverdi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine yeniden seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kgm-5764-milyon-liralik-tasinmazini-satacak-89305</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KGM, 576,4 milyon liralık taşınmazını satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karayolları Genel Müdürlüğünün (KGM) ihale  ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Antalya'nın Muratpaşa ilçesi Bahçelievler Mahallesi'ndeki taşınmazın satış ihalesi kapalı teklif usulüyle yapılacak.</p>
<p>İhale kapsamında 8 bin 693,72 metrekarelik taşınmazın tahmini bedeli 576 milyon 431 bin 280 lira, geçici teminat tutarı ise 17 milyon 292 bin 939 lira olarak belirlendi.</p>
<p>İhale, 26 Ekim saat 10.30'da Karayolları Genel Müdürlüğünün Ankara'daki adresinde gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kgm-5764-milyon-liralik-tasinmazini-satacak-89305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGM, Antalya&#039;da bulunan tahmini bedeli 576,4 milyon lira olan 8 bin 693,72 metrekarelik taşınmazı ihaleyle satacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kent-buyurken-arilara-yer-kaliyor-mu-89275</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kent büyürken arılara yer kalıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Betonlaşma, parçalanan yeşil alanlar ve azalan yerel bitki örtüsü, kentlerin görünmeyen sakinlerinin yaşam alanlarını daraltıyor. Bunlardan biri de tozlaşmada önemli rol oynayan soliter arılar. İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın geliştirdiği Node, arılara yuva yapmanın yanı sıra, barınma, beslenme ve insan farkındalığını bir araya getiren bir kent sistemi öneriyor. </strong></p>
<p>Dünyadaki yaklaşık 20 bin arı türünün büyük çoğunluğu, bildiğimiz bal arıları gibi kovanlarda yaşamıyor. “Soliter arılar”, kolonileri, kraliçeleri ya da işçi sınıfları olmadan tek başına yaşayan arılar anlamına geliyor. Her dişi kendi yuvasını kuruyor, yumurtluyor ve yavruları için besin topluyor. Bal üretmiyorlar ama doğanın en etkili tozlaştırıcıları arasında yer alıyorlar. Bu nedenle tarımsal üretimden biyoçeşitliliğe, gıda güvenliğinden ekosistemlerin devamlılığına kadar önemli bir rol üstleniyorlar.</p>
<p>İstanbul gibi büyük bir şehirde, bir soliter arının hayatta kalabilmesi için iki temel şeye ihtiyacı var: Yuvalanabileceği küçük bir alan ve fazla enerji harcamadan ulaşabileceği polen ile nektar. Ancak kent büyüdükçe doğal çatlaklar ve açık toprak alanlar azalıyor, yeşil alanlar birbirinden kopuyor, yerel bitki örtüsü daralıyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın bitirme projesi Node, bu sorundan yola çıkıyor. Klasik anlamda bir “arı oteli” tasarlamakla yetinmeyen proje; soliter arıların yuvalanabileceği alanları, beslenmelerini sağlayacak bitkileri ve insanın bu canlılarla kurduğu ilişkiyi aynı sistem içinde ele alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac72bfe6fba3-1791437822.png" alt="" width="469" height="533" /><strong>Kullanıcı artık yalnızca insan değil</strong></p>
<p>Onay’a göre meselenin temelinde tasarımın “kullanıcı” tanımını değiştirmek var: “Geleneksel endüstriyel tasarım uzun yıllar boyunca insanı ve insan konforunu merkeze alan bir yaklaşımla şekillendi. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybı, insanı ekosistemin merkezinde değil, onun eşit ve birbirine bağlı bir parçası olarak konumlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor.”</p>
<p>Bu da kenti paylaştığımız diğer canlıları birer “paydaş” ve “kullanıcı” olarak kabul etmek anlamına geliyor. Tasarımcının rolü de yalnızca insan için nesneler üretmekten, türler arasında bir arada yaşamı kolaylaştıracak sistemler kurmaya doğru değişiyor.</p>
<p>Onay, “Bir oturma birimi tasarlarken sadece insanın dinlenme ihtiyacını değil; o yüzeyin mikro canlılara sunduğu yaşam alanını, kullanılan malzemenin döngüselliğini ve çevresindeki fl oraya etkisini aynı anda düşünmek zorundayız” diyor ve ekliyor: “Tasarım artık doğadan alan değil; doğayla birlikte çalışan ve onu onaran bir arayüz olmalı.” Node’un odağında soliter, yani yalnız yaşayan arılar bulunuyor. Onay, biyoçeşitlilik kaybını araştırırken soliter arılarla karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Arı denilince akla gelen ilk şeyin bal arıları olduğunu, ancak doğadaki tozlaşmanın görünmeyen kahramanlarının büyük ölçüde soliter arılar olduğunu fark ettim. Soliter arıların polinasyon verimliliğinin bal arılarına kıyasla yüksek olması ve kent ekosisteminde çiçekli bitkilerin, meyve ağaçlarının ve kentsel tarım alanlarının sürekliliğinde kritik bir köprü görevi görmeleri beni en çok şaşırtan bilgilerden biri oldu.” Ancak kentleşme soliter arıları iki taraftan sıkıştırıyor. Betonlaşma yuvalanabilecekleri doğal alanları azaltırken, parçalanan yeşil alanlar ve yerel floranın kaybı besin kaynaklarına ulaşmalarını güçleştiriyor. Pestisit kullanımı da tabloyu ağırlaştırıyor. “Görünmeyen ama ekosistemin çökmesini engelleyen bu türleri desteklemek, projenin en temel motivasyonu oldu” diyor Onay.</p>
<p><strong>Bir yuva yapmak yetmiyor</strong></p>
<p>Node’u klasik “arı otellerinden” ayıran temel nokta da burada ortaya çıkıyor. Onay, “Doğada yaşam alanları izole düşünülemez. Bir arıya sadece yuva vermek yetersizdir; yuvanın hemen yanında arının enerjisini tüketmeden ulaşabileceği doğru polen ve nektar kaynaklarının bulunması ve çevredeki insanın bu yapıyı bir tehdit olarak görmeyip sahiplenmesi gerekir” diyor.</p>
<p>Bu nedenle Node üç parçayı bir araya getiriyor: Farklı soliter arı türlerinin ihtiyaçlarına uygun yuvalanma alanları, yerel arıların biyolojik takvimlerine ve beslenme alışkanlıklarına göre seçilmiş bitkiler ve insanların arıları tanımasını sağlayan bilgilendirme katmanı. Onay bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Besin yoksa yuva boş kalır; doğru yuva yoksa bitkiler polinatörsüz kalır; insan farkındalığı yoksa sistem kent mobilyası olarak vandallığa, ilaçlamaya veya yok edilmeye mahkûm olur.”</p>
<p><strong>Hedef tek bir park değil, bir ağ</strong></p>
<p>Node’un iddiası bir parkta birkaç arıya barınak sağlamanın ötesinde. Onay, sistemi kentin birbirinden kopmuş yeşil alanlarını birbirine bağlayabilecek küçük ekolojik duraklar olarak düşünüyor.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kent ölçeğindeki verilerinin projeye önemli katkı sağladığını belirten Onay, “Node’un tekil bir nesne olarak değil, kentin parçalanmış yeşil alanlarını birbirine bağlayan bir ağ olarak konumlanması bu iş birlikleri sayesinde netleşti” diyor. Sistem bu nedenle modüler tasarlanmış. Yerel kaynaklarla üretilebilmesi, dış ortam koşullarına dayanması, sökülüp temizlenebilmesi ve az bakım gerektirmesi hedefleniyor. Gerçek bir kent uygulamasına dönüşmesi ise yerel yönetimlerle iş birliğini gerektiriyor. Projede biyologların yılda beş kez alanları kontrol edebileceği ve sorunları raporlayabileceği bir izleme sistemi de öngörülüyor.</p>
<p><strong>Başarıyı sadece arı sayısı göstermeyecek</strong></p>
<p>Node’un etkisinin iki boyutta ölçülmesi planlanıyor. Ekolojik tarafta yuvaların doluluk oranları, sistemi kullanan türlerin çeşitliliği, çevredeki bitki örtüsünün çiçeklenme ve tohum verimindeki değişim ile farklı noktalar arasındaki ekolojik etkileşim izlenecek. İkinci gösterge ise insan. Kent sakinlerinin soliter arılara ve kentsel yaban hayatına bakışındaki değişim ve sistemi ne kadar sahiplendikleri de başarı kriterleri arasında.</p>
<p>Hamiyet Onay için gerçek başarı ise çok daha gündelik bir anda saklı: “İnsanların parkta yürürken vızıldayan küçük bir soliter arıyı gördüklerinde korkup kaçmak ya da onu yok etmeye çalışmak yerine, ‘Bu arı kentin ve bu sistemin sağlıklı çalıştığının bir göstergesi’ diyerek onu izleyebilmesi…”</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Doğaya yardım ederken zarar vermek mümkün</strong></span></p>
<p>Doğayı desteklemek amacıyla yapılan bir tasarım, yanlış kurgulandığında “ekolojik tuzağa” dönüşebiliyor. Hamiyet Onay, “Yanlış delik çapı, nem tutan hatalı malzeme seçimi, parazitlerin birikmesine yol açan tek parça gövdeler veya yanlış güneş alma açısı arılar için faydadan çok ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyor. Bu nedenle Node geliştirilirken İstanbul Üniversitesi’nden biyologlar ve uzman akademisyenlerle çalışıldı. Yuva tüplerinin çapları 2 ile 10 milimetre arasında farklılaştırıldı; tüp derinlikleri, kıymıksız yüzeyler, temizlenebilir modüler katmanlar ve malzeme seçimleri bilimsel kriterlerle ele alındı. Pişmiş toprak ve ahşap gibi nefes alan doğal malzemeler tercih edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kent-buyurken-arilara-yer-kaliyor-mu-89275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/5/1280x720/ari-bee-1791437790.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kent büyürken arılara yer kalıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-3-kisiden-1i-catisi-sizdiran-duvarlari-nemli-binalarda-yasiyor-89273</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Her 3 kişiden 1’i çatısı sızdıran, duvarları nemli binalarda yaşıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac72af06f3b2-1791437552.png" alt="" width="900" height="115" />Türkiye’de yeni binalarda yalıtım standartları yükselirken mevcut yapı stokunda sorunlar sürüyor. Yalıtımın öneminin enerji faturalarının ötesine geçtiğini vurgulayan İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, TÜİK’in 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne göre nüfusun yüzde 28,8’i sızdıran çatı, nemli duvarlar veya çürümüş pencere çerçeveleri gibi konut sorunları yaşarken, yüzde 27,9’unun da konutunda yalıtım olmadığı için ısınma sorunu yaşadığını belirtti. Özdayı, “Bu tablo bize yalıtım konusuna parçalı değil, bütüncül bir yaklaşımla bakmamız gerektiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p>Özdayı, özellikle eski yapılarda çatı yalıtımının bina yaşı, yapı türü, iklim bölgesi ve çatı tipine göre değiştiğini belirterek, yalıtımın yalnızca kışın ısı kaybını önleyen bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de enerji verimliliğine ilişkin ilk mevzuatın 1973 petrol krizinin ardından 1977’de yayımlandığını hatırlatan Özdayı, o dönemde yalıtımın daha çok soğuk bölgelerde yapılması gerektiği anlayışının uzun yıllar etkili olduğunu belirtti.</p>
<p>Özellikle sıcak iklim bölgelerinde yaygın olan teras çatılarda eski binalarda ısı yalıtımının oldukça sınırlı kaldığını belirten Özdayı, yeni yapılarda da zaman zaman yalıtımın yeterli kalınlıkta uygulanmadığını söyledi. Çatı yalıtımında yapılan hatalara da dikkat çeken Özdayı, camyünü gibi malzemelerin üzerine su buharı geçirmeyen naylon ve benzeri örtüler serilmesinin yoğuşmaya yol açabileceğini söyledi. “Yapıyı terk etmesi gereken su buharı bu katmana takılarak yoğuşmakta ve ısı yalıtım malzemesi ile binanın suya maruz kalmasına neden olmaktadır” diyen Özdayı, akan çatının öncelikle tamir edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<h2>“Çatı yalıtımında kalınlık kritik” </h2>
<p>Çatı yalıtımında kalınlığın da kritik olduğunu vurgulayan Özdayı, tüketicilerin çoğu zaman cephede kullanılan kalınlığı çatıda da referans aldığını söyledi. Oysa mevzuatın çatılarda daha yüksek kalınlıklar öngördüğünü belirten Özdayı, İstanbul’da cephelerde en az 8 santimetre yalıtım malzemesi kullanılırken çatılarda bu değerin 11-14 santimetre seviyelerine çıktığını kaydetti. İklim bölgelerine göre ihtiyaç duyulan kalınlığın değiştiğini belirten Özdayı, “Antalya’da cephede ortalama bir ısı yalıtım malzemesi ile yapılacak uygulamanın kalınlığı 6-7 cm mertebelerindeyken, İstanbul’da bu kalınlık 8 cm, Ankara’da 10 cm, Erzurum’da ise 12-13 cm mertebelerindedir. Çatılarda da benzer bir şekilde Antalya’da 9-10 cm olması gereken yalıtım kalınlığı, İstanbul’da 12-14 cm, Ankara’da 14-16 cm ve Erzurum’da ise 18-20 cm mertebelerindedir” dedi.</p>
<p>Çatıların yağmur ve kar gibi yağışlara karşı binayı koruduğuna dikkat çeken Özdayı, bu nedenle ısı ve su yalıtımının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. “Su yalıtımında yaşanan problemler çoğunlukla ısı yalıtımının da performansını etkilemektedir” diyen Özdayı, doğru malzeme, yeterli kalınlık, süreklilik ve uygulama kalitesinin önemine işaret etti.</p>
<h2>Yeni standartla yüzde 25 artış </h2>
<p>Güncellenen TS 825 Binalarda Isı Yalıtımı Kuralları Standardı’nın sektörde önemli bir dönüşüm yaratmasını beklediklerini belirten Özdayı, daha nitelikli ve kalın yalıtım malzemeleri ile kaplamalı çift cam ve üçlü cam kullanımının artacağını söyledi. Özdayı, “Yeni standardın, eskiye kıyasla binalarda enerji verimliliğini yüzde 25 oranında artırmasını bekliyoruz” dedi. Revize TS 825 ile net ısıtma ve soğutma enerjisi ihtiyacına ilişkin enerji limitlerinin 70-90 kWh/ metrekare-yıl seviyesine çekildiğini belirten Özdayı, yeni standardın yılda yaklaşık 120 bin TEP enerji tasarrufu sağlayacağını ve ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon dolarlık katkı sunacağını ifade etti. Özdayı, yapılaşmanın ortalama hızda devam etmesi ve mevcut binalarda yenileme yapılmaması halinde dahi 2030 sonuna kadar sağlanacak verimlilikle ekonomik katkının yaklaşık 1,5 milyar dolara ulaşabileceğini söyledi.</p>
<h2>Yalıtım artık dört mevsim önemli </h2>
<p>klim değişikliği ve aşırı sıcaklıkların artmasıyla birlikte yalıtım anlayışının da değiştiğini belirten Özdayı, çatı yalıtımının artık yalnızca kış aylarında ısı kaybını önlemek açısından değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. “Bugün ise yaz aylarında aşırı ısınmanın önlenmesi ve soğutma ihtiyacının azaltılması da aynı derecede önemli hale geliyor” diyen Özdayı, çatının güneş ışınımına en fazla maruz kalan yapı elemanlarından biri olduğunu belirtti. Geleceğin binalarında kışın ısıyı içeride tutan, yazın ise aşırı ısınmayı sınırlayan bir yalıtım yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kentsel dönüşüm yalıtım için fırsat</span></h2>
<p>Kentsel dönüşüm ve yeni yapılaşmanın binaların yalıtım performansını yükseltmek için önemli bir fırsat yarattığını belirten Özdayı, ısı, su, ses ve yangın yalıtımının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Su yalıtımının deprem güvenliği açısından da önem taşıdığını belirten Özdayı, suyun taşıyıcı sistemlerde korozyona yol açarak yapı dayanımını düşürebildiğine dikkat çekti. Toplam inşaat maliyetinin yüzde 1-2’si gibi düşük oranlarda yalıtım yatırımıyla yapıların korunabileceğini ifade eden Özdayı, mevcut binalarda dönüşümü hızlandırmak için “Yalıtım Kredisi” gibi finansal destek mekanizmalarının yeniden devreye alınmasının önemine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-3-kisiden-1i-catisi-sizdiran-duvarlari-nemli-binalarda-yasiyor-89273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377613.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de nüfusun yüzde 28,8’inin sızdıran çatı, nemli duvar ve çürümüş pencere çerçeveleri gibi konut sorunları yaşadığını belirten İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Atalay Özdayı, yalıtımın enerji tüketimini ve konut giderlerini azaltırken binaların ömrünü ve yaşam konforunu da artırdığını söyledi. Özdayı, güncellenen TS 825 standardıyla enerji verimliliğinde yüzde 25 artış ve ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon dolarlık katkı beklediklerini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gri-metaller-eriyor-89271</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gri metaller eriyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7277a67c44-1791436666.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Değerli metallerde yılın başındaki güçlü yükselişin ardından tablo sakinleşmiş durumda. Gümüş, platin ve paladyum; güçlenen dolar, yükselen ABD Hazine tahvil getirileri ve yüksek reel faizlerin baskısı altında geri çekiliyor. Fiyatlarda zayıflığın sürmesi beklenirken, orta ve uzun vadede ise bu metaller için fiyat tahminleri ayrışıyor. Gümüşte yatırım talebi yeni bir yükseliş dalgası yaratabilirken, platinde arz açığı desteği sürüyor. Paladyum ise otomotiv talebindeki zayıflama ve artan geri dönüşüm nedeniyle grubun en kırılgan metali olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Gümüş, dün öğle saatleri itibariyle ons başına 60,5 dolar civarında işlem görerek iki ayın en düşük seviyelerine yakın seyretti. Yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 14 gerileyen metal, buna rağmen bir yıl öncesinin yaklaşık yüzde 26 üzerinde. Fiyatın 55-60 dolar bölgesindeki desteğin üzerinde tutunması, talebin tamamen kaybolmadığına işaret ediyor.</p>
<h2>Gümüşte son çeyrek beklentisi 70 dolar</h2>
<p>Metals Focus, gümüşün önümüzdeki 12-18 ayda yeniden güçlenmesini bekliyor. Kuruluşa göre yükselişin ana motoru fiziksel piyasadaki sıkışıklık değil, yatırımcı ilgisinin yeniden canlanması olacak. Gümüşün 2026’nın son çeyreğinde ortalama 70 dolar, 2027’nin son çeyreğinde ise 90 doların üzerinde işlem görmesi bekleniyor.</p>
<h2>Platin 1.900 direncini aşamadı </h2>
<p>Platinde de fiyat baskısı belirgin. Metal, 1.900 dolar direncini aşamayınca geri çekildi ve 1.650 dolar bandına geriledi. Ocakta 2.920 dolarla 17 yılın zirvesini gören platinin dokuz ay içinde 1.700 doların altına sarkıp son 1 ayda yüzde 10 ve yılbaşından bu yana yüzde 20 gerilemesi, yatırımcı pozisyonlarının metaller üzerindeki etkisini gösteriyor. Buna karşın Metals Focus, yapısal arz açığının platini desteklemeye devam edeceğini ve fiyatın 2027'de ortalama 2.060 dolar olacağını öngörüyor.</p>
<h2>Paladyumda 1.130 dolara indi </h2>
<p>Paladyum ise üçlü içinde en zayıf görünümü sergiliyor. Ons fiyat bu hafta 1.138 dolara inerek Eylül 2025’ten bu yana en düşük seviyeyi gördü. Otomotiv talebindeki zayıflama, benzinli araç üretimindeki gerileme ve artan geri dönüşüm paladyum üzerindeki baskıyı artırıyor. Metals Focus, ekonomik toparlanmaya bağlı olarak metalin 2027'de ortalama 1.330 dolar olacağını tahmin ediyor.</p>
<h2>Fiyatta ortak hikaye yok </h2>
<p>Uzmanlara göre gri metallerde ortak bir fiyat hikayesinden söz etmek giderek zorlaşıyor. Gümüşte yatırımcı ilgisi fiyatları yeniden yukarı taşıyabilecek en önemli unsur olurken, platinde arz açığı belirleyici olmaya devam ediyor. Paladyumda ise talep tarafındaki bozulma ve artan arz, fiyat görünümünü diğer iki metalden daha kırılgan hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paladyum en zayıf halka!</span></h2>
<p>Paladyum, değerli metaller arasında satış baskısını en sert yaşayan metal konumunda. Son 1 ayda yüzde 16.7 ve yılbaşından bu yana yüzde 31 gerileyen paladyum, bu hafta ons başına 1.140 doların altına inerek haziran sonundan bu yana en düşük seviyeyi gördü. Otomotiv sektöründeki zayıflama, benzinli araç üretiminin azalması ve geri dönüşüm hacmindeki artış fiyat görünümünü bozuyor. Metals Focus, paladyumun 2027'de ortalama 1.330 dolar olmasını bekliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümüşte arz fazlası uyarısı</span></h2>
<p>Gümüşte fi yatları destekleyen fiziksel kıtlık hikâyesi zayıflarken, gelecek yıl arz fazlası riski gündeme geliyor. Deutsche Bank, Londra'daki ticari kasalarda ağustos sonunda 914 milyon onsun üzerinde gümüş bulunduğunu, serbestçe satın alınabilen miktarın ise 300 milyon onsu aştığını belirtiyor. Serbest arzın Ekim 2025'ten bu yana yüzde 70 artması, piyasadaki tamponu büyüttü. Bankaya göre güneş enerjisi uygulamalarında küresel gümüş tüketimi bu yıl yüzde 20'den fazla azalabilir. Çin'deki talebin ise yüzde 33 düşmesi bekleniyor. Üreticilerin panel başına gümüş kullanımını azaltması da tüketimi aşağı çekiyor. Bu nedenle fiziksel kıtlığın yerini yatırım talebinin alması beklenirken, stoklardaki artış 2027'de piyasada fazlalık oluşabileceği endişesini güçlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/gri-metaller-eriyor-89271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/1/1280x720/gri-metaller-1791436913.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümüş, platin ve paladyumda güçlü dolar, yüksek tahvil getirileri ve zayıflayan fiziksel talep fiyatları aşağı çekerken, üç metalin gelecek beklentileri ayrışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/396-liralik-fiyat-coktan-unutuldu-yuzde-89luk-gerileme-fiyati-eritti-89270</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 396 liralık fiyat çoktan unutuldu, yüzde 89’luk gerileme fiyatı eritti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada işlem gören 20 şirketin fiyatı, son bir aydaki düşüşle 200 günlük hareketli ortalamanın %72 ile %89 aşağısına geriledi. Ağırlığı tasfiyesine karar verilen fonların portföyünde olan bu hisseler, aşırı yüklenmeyle çıkan fiyat sonrasında, satışta alıcı bulamayınca hızla gerilediler.</strong></p>
<p>Bir aydır fonların başlattığı satış dalgasıyla birlikte belirli hisseler 200 günlük ortalamalarından hızla koptu. Düşen 20 hisse, hareketli ortalamalarının %72 ve altına inerken temelsiz çıkışın faturasını ödedi. Hedef Holding ortalamasının %89 altında kalarak listede en fazla eriyen hisse oldu. Buna karşın Tekfen Holding ve Çelik Halat gibi firmalar 200 günlük ortalamalarını %61 ve üzeri oranında aşmayı başardı. Borsada sert düşüşleri ucuzluk fırsatı olarak yorumlamak yatırımcıyı yanıltabilir. Fiyat düşüşlerini fırsat görmeden önce, şirketlerin gelir ve kâr kaynakları mutlaka incelenmeli.</p>
<h2>Fiyatlar sert geriledi</h2>
<p>Hedef Holding, 5 Ağustos’taki zirvesi 396 TL’den sonra hızla geriledi. Hisse, 200 günlük hareketli ortalamasının %89,29 altında duruyor. Altı aylık dönemde oluşan gelir ve kâr artışının aldığı hisse senetlerinden kaynaklanıyor olması henüz görünmeyen risk. Fiyatı eriyen hisseler, şirketin açıklayacağı yıl sonu mali tablosundaki gelir ve kârı aşağı çekme potansiyeli taşıyor. LDR Turizm, 22 Temmuz’da test ettiği 124,20 TL’den sonra düşüşünü sürdürdü. Fiyatı 200 günlük ortalamasının %88,09 altına indi. Çarpanları her ne kadar makul seviyeye inmiş olsa da benzer seviyede olan kurumsal firmalara alternatif olabilmesi için belirgin bir beklentiye sahip olabilmesi şart. Şirket yılın ilk yarısında hem gelirini hem de kârını düşürdü.</p>
<h2>Ortalamayı hızla aştı</h2>
<p>Piyasadaki genel düşüş havasının aksine Tekfen Holding, 200 günlük ortalamasını %67,32 oranında aştı. Oyak’ın sermayedeki %42,8 payı devralması hisseye yönelimi artırırken fiyatı temmuz ayından itibaren istikrarlı şekilde yükseldi. Öte yandan şirketin ortağı Cevahir Taahhüt’ün kademeli alımları fiyatı destekleyen bir diğer unsur.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac726e8a8c48-1791436520.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AKTİF DEVİR HIZI MI, VARLIK DEVİR HIZI MI?</strong></p>
<p>Aktif devir hızı; bütüncül kontrol, genel verimlilik, stratejik denge, performans karnesi. Nakit yanılgısı, dalgalanma, körlük, değerleme sapması. Varlık devir hızı; kapasite ölçümü, yatırım pusulası, operasyonel odak, verimlilik çıpası. Kısa vade ve yatırım dönemi sorunu, eski kayıt, kopukluk.</p>
<p><strong>İkinci marka için Manisa’da kurulan iştiraki Cropsafe, ihracat gücünü destekleyecek</strong></p>
<p>Tarkim’in Manisa’da kurduğu şirketteki beklenti nedir? ● Mete Özkan</p>
<p>Mete; Tarkim, geçtiğimiz temmuzda Manisa’da %100 bağlı ortaklığı Cropsafe Bitki Koruma firmasının kuruluş işlemlerini tamamladı. Yeni firma, ikinci marka stratejisi kapsamında kurulurken yurt içi ve dışı satış kanallarının daha verimli yönetilmesini hedefliyor. İhracatın geliştirilmesi ve yeni pazarlara erişim şirketin ana hedefi olarak öne çıkıyor. Farklı pazarlarda operasyonel esneklik sağlayacağı ifade edilen markanın, Tarkim’in küresel rekabet gücünü desteklemesi ve uzun vadede satış gelirlerine olumlu katkı sağlama hedefi ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Verimliliği artırmak amacıyla sonlandırılan halı tabanı üretimine tekrar dönmez</strong></p>
<p>İşbir Sentetik kapattığı fabrikasını tekrar açar mı? ● Kerem Sezen</p>
<p>Kerem; İşbir Sentetik, mayısta aldığı kararla halı tabanı üretimi yapan fabrikasında faaliyetleri tamamen durdurdu. Bu kararın şirketin toplam üretim ve satışlarına %10’luk bir etkisinin olması bekleniyor. Süreç kapsamında fabrikadaki 109 çalışanın da iş sözleşmeleri sonlandırılırken, toplam 74,2 milyon TL tutarındaki tazminat ödemesi yapıldı. Üretimi sonlandırmanın gerekçesi olarak, finansal sürdürülebilirlik ve operasyonel verimliliğin sağlanma kaygısı dile getirildi. Bu nedenle fabrikanın ilerde tekrar açılma olasılığı beklenmemeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RUT fonu robotik ve uzay teknolojilerine yönelerek son bir yılda %42 yükseldi</strong></p>
<p>BV Portföy’ün yönettiği Robotik ve Uzay Teknolojileri Değişken Fon (RUT), Temmuz 2024’ten bu yana işlem görüyor. Fon, yukarı çıkış ardından yatay hareket ve tekrar yukarı çıkış döngüsü ile ilerliyor. Son olarak geçtiğimiz nisanda gerçekleştirdiği yukarı hareketin ardından hazirandan itibaren yatayda dalgalı seyre döndü. Önceki aya göre büyüklüğü bir miktar artan fonun ekimdeki toplam değeri 129,7 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı şimdilerde 3.847 düzeyinde bulunan fonun temel stratejisi, varlıklarını robotik ve uzay teknolojileri temalı hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %68,60’ı yabancı ve %16,17’si yerli hisselerden oluşuyor. Aselsan, Altınay Savunma, SDT Uzay, Logo Yazılım ve VBT Yazılım portföyünde öne çıkıyor. Bir yılda %41,59 yükselirken aynı sürede endeks %13,96 çıktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Garanti Faktoring, piyasadan TLREF + %0,80 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Garanti Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 05.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,80 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 05.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 5 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,82 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,80 ek getiri, yatırımcıya değişken getirili kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFGRFA42719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac726c034e6e-1791436480.png" alt="" width="963" height="241" /><strong>EBEBEK MAĞAZACILIK</strong></p>
<p><strong>Üretimini şubat ayında durdurduğu bağlı ortaklığını 55,4 milyon liraya sattı</strong></p>
<p>Ebebek, kârlılık ve verimliliğini yeterli görmediği için şubatta faaliyetlerini durdurduğu %100 bağlı ortaklığı Tuna Çocuk Gereçleri firmasını 55,4 milyon TL’ye sattı. Satış işleminin fiyatı, tesisin üretimi durdurmuş olması ve güncel finansal durumu dikkate alınarak değerleme raporuna ihtiyaç duyulmadan belirlendiği ifade edildi. İşlemle birlikte söz konusu firmada payı kalmadı. Atıl durumdaki iştirakin elden çıkarılması, şirketin odak noktasını perakendeciliğe çekmesini sağlarken satıştan elde edilen nakdin nerede değerlendirileceği hakkında bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>UŞAK SERAMİK</strong></p>
<p><strong>Mahkeme konkordato kararı verdi; Borsa, hisseleri Yakın İzleme Pazarı’na aldı</strong></p>
<p>Uşak Seramik, borçlarını yeniden yapılandırmak ve faaliyetlerinin aksamasını engellemek amacıyla mahkemeye başvurarak konkordato kararı aldırdı. Mahkeme, şirketin üretim süreçlerini korumak gayesiyle ihtiyati tedbir kararı verirken, tüm haciz ile icra takiplerini durdurdu. Süreci yönetmek adına firmaya üç kişilik geçici konkordato komiseri heyeti atandı. Nakit sorunu yaşayan firmanın, varlıklarının satışı veya haczi engellenerek operasyonel devamlılığı sağlanmış oldu. Borsa İstanbul ise Yıldız Pazar’da işlem gören şirket hissesini Yakın İzleme Pazarı’na aldı.</p>
<p><strong>BMS ÇELİK HASIR</strong></p>
<p><strong>Fabrikayı sat-kirala - geri al yöntemiyle devretti. Tutarı 60 ay vadeyle ödeyecek </strong></p>
<p>BMS Çelik Hasır, İzmir Aliağa’da yer alan 39 bin metrekarelik fabrika binası ve arsasını işletme sermayesini güçlendirmek amacıyla sat-kirala-geri al yöntemiyle Vakıf Finansal Kiralama’ya 802,5 milyon TL’ye devretti. Değerleme raporu ortalamasına göre belirlenen devir, 60 ay vadeli finansal kiralama sözleşmesiyle geri ödenecek olup vade sonunda mülkiyet tekrar firmaya geri dönecek. Bir finansman modeli olarak kurgulanan işlem, şirkete büyük çaplı ve hızlı nakit kaynağı sağlayacak. BMS Çelik, borçlanma maliyetlerini optimize ederken likidite yapısını güçlendirecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Despec Bilgisayar marttan bu yana dalgalı seyir izlerken eylülde aşağı yöneldi</strong></p>
<p>Despec Bilgisayar’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %11,54 ile toplamda 91,61 bin lot azalarak 701,99 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 12’den 11’e geriledi. FBC fonu 120 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 21,7 bin ile en çok alımı gerçekleştirdi. Despec hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede One Portföy’ün yönettiği FBC fonu yaptığı satış ile payını sıfırlarken İş Yatırım’ın TTE ve Garanti Yatırım’ın GRT fonu aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/396-liralik-fiyat-coktan-unutuldu-yuzde-89luk-gerileme-fiyati-eritti-89270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 396 liralık fiyat çoktan unutuldu, yüzde 89’luk gerileme fiyatı eritti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temiz-avrupa-icin-akdeniz-kirleniyor-89268</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Temiz Avrupa için Akdeniz kirleniyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇ/ANKARA</strong></p>
<p>Çevre örgütlerinin sert tepki gösterdiği Türkiye’nin plastik atık ithalatının çevreye olan etkisi, TEPAV’ın COP 31 kapsamında yayımladığı yazı dizisinin ikincisinde bir kez daha göz önüne serildi.</p>
<p>Herhangi bir düzenleme yapılmaması halinde Türkiye’nin 2026 yılında 1 milyon tonun üzerinde plastik atık ithal etmesinin beklendiğini belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, bunların geri dönüşümünde yarısının proses atığına dönüştüğünü söyledi. Bu işleme çalışmalarının Akdeniz kıyılarını kırpılmış plastik istilasına uğrattığının altını çizen Gündoğdu, bu durumu “Sonuç kirli Akdeniz, temiz Avrupa” diye özetledi.</p>
<h2>Atık sular denizlere taşıyor </h2>
<p>Hazırladığı değerlendirmede Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atık ihracatında bir numaralı varış noktası olduğunu kaydeden Gündoğdu, özel bir yasaklama veya kısıtlama olmaması halinde bu yıl toplam atık ithalatının 1 milyon tonu aşmasının beklendiğini bildirdi. Bu atıkların yarısının geri dönüşüm sırasında proses atığa dönüştüğüne vurgu yapan Gündoğdu, bunların da atık sular aracılığıyla kanallara ve denizlere taşındığını söyledi.</p>
<p>Bu yıl ocak-ağustos döneminde tüm Akdeniz kıyılarında kıpılmış plastik kirliliği istilası yaşandığını söyleyen Sedat Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı bölgelerde mikroplastik atıklarının 1321 kata ulaştığını anlattı. Sadece Seyhan Nehrinin sulama kanalları aracılığıyla saatte 5.3 milyar mikroplastiği Akdeniz’e taşıdığı bilgisini veren Gündoğdu, bunun sonucunda "kirli Akdeniz, Temiz Avrupa" tablosunun ortaya çıktığını bildirdi.</p>
<p>Yüksek gelirli ülkelerin evsel geri dönüşüm hedeflerine ulaşmasının ihracat yoluyla Türkiye gibi ülkelerde çevresel ve iklimsel yüke dönüştüğünü ifade eden Gündoğdu, “Geri dönüştürülemeyen ithal plastikler kaçak döküm sahalarına bırakılıyor ya da açıkta yakılıyor ve bu yolla toksik kimyasallar toprağı ve Akdeniz ekosistemini kirletiyor” dedi.</p>
<h2>Tesislerde dikkat çekici yangınlar!</h2>
<p>Son beş yılda Türkiye'de 600'den fazla geri dönüşüm tesisi yangını yaşandığına dikkat çeken Sedat Gündoğdu, düşük kaliteli ithal atığı elinde tutan bazı işletmecilerin, geri dönüştürülemeyen stokları imha etmek için kundaklamaya başvurabildiğini kaydetti. Gündoğdu buna yönelik INTERPOL tarafından da belgelenen bir örüntüye vurgu yaptı.</p>
<p>Türkiye'nin plastik atık ithalatına kapsamlı bir yasak getirmesini öneren Gündoğdu, düzenlemenin sadece çevresel adalet açısından değil, yurt içi geri dönüşüm sisteminin güçlendirilmesi ve zehirli gaz emisyonlarının azaltılması yönünden de COP31 Başkanlığına güvenilirlik kazandıracak bir adım olacağına işaret etti.</p>
<p>Gündoğdu, Türkiye'nin sıfır atıkta öncü bir konum iddia edebilmesi, atık toplayıcılarının resmi olarak tanınmasını, sosyal güvenlik ve iş güvenliği kapsamına alınmasını, asgari yaşam ücretini ve yeni malzeme ekonomisine ilişkin karar alma süreçlerine anlamlı katılımını güvence altına almasına bağlı olduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/temiz-avrupa-icin-akdeniz-kirleniyor-89268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/plastik-1773294943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 8 aylık döneminde tüm Akdeniz kıyılarında plastik kirliliği istilası yaşandığını belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı bölgelerde mikroplastik atıklarının 1321 kata ulaştığını söyledi. Sadece Seyhan Nehrinin sulama kanalları aracılığıyla saatte 5.3 milyar mikroplastiği Akdeniz’e taşıdığını anlatan Gündoğdu, bunun sonucunda &quot;kirli Akdeniz, Temiz Avrupa&quot; tablosunun ortaya çıktığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5-sirketin-borclanma-ihracina-onay-89302</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 şirketin borçlanma ihracına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Akbank TAŞ'nin 30 milyar liralık yapılandırılmış borçlanma aracı ile 100 milyar liralık tahvil ve finansman bonosu, İş Faktoring AŞ'nin 15 milyar 150 milyon liralık, Koç Stellantis Finansman AŞ'nin 5 milyar 73 milyon liralık ve QNB Bank AŞ'nin 5 milyar liralık borçlanma aracı ihraç başvurularını onayladı.</p>
<p>Kurul ayrıca Akbank TAŞ'nin 4 milyar dolarlık yeşil/sürdürülebilir tahvil, finansman bonosu ve sermaye benzeri borçlanma aracı ihracına izin verdi.</p>
<p>Neo Menkul Değerler AŞ'nin yurt içinde işlem aracılığı faaliyet izni kapsamının genişletilmesi talebine de izin verildi.</p>
<p>Kurul, Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yapılan inceleme sonucunda 21 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.</p>
<p>SPK, ODINE pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu bulunan 21 kişi hakkında Borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı uygulanmasını kararlaştırdı.</p>
<p>Söz konusu kişilerden lisans sahibi olan 16 kişinin tüm lisanslarının işlem yapma yasağı süresi boyunca iptal edilmesine karar verildi.</p>
<p>Kurul, One Portföy Üçüncü Fon Sepeti Fonu'nun One Portföy Dördüncü Fon Sepeti Fonu bünyesinde birleştirilmesine izin verdi.</p>
<p>Azimut Portföy Yönetimi AŞ'nin "Azimut Portföy" işletme adını kullanmasına ilişkin talebi olumlu karşılandı.</p>
<p>Galata Menkul Değerler AŞ'nin sermayesinin 70 milyon liradan 200 milyon liraya artırılmasına ilişkin esas sözleşme değişikliğine izin verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5-sirketin-borclanma-ihracina-onay-89302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 şirketin toplam 155 milyar 223 milyon lira ve bir şirketin 4 milyar dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusu SPK tarafından onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-i-89267</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 numara Vizyon 100 (I)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yılki Vizyon 100 toplantısı benim açımdan 10 numara geçti. Çeşme’deki zirvenin sabah oturumları, Aspen ya da Davos’taki tattaydı. İşin iç yüzünü burada yapmak istediğimden daha iyi anlama fırsatım oldu. Sponsorlar tabii ki kendilerine ayrılan sürelerde istediklerini anlatabilirlerdi ama orada bile özenli bir çalışma yapılmıştı. Benim asıl kriterim ise kapının önündeki masalarda hava alırken yaptığım sohbetlerdir. Bu sene tanımadığım birçok kişiyle sıcak bir sohbet başlatırken çok değerli insanlarla ayrıntılı sohbetler yapma fırsatım oldu.</p>
<p>İstanbul medyasına çok yansımayan İzmir İleri teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Yusuf Baran, bu sefer de üniversiteden Unicorn çıkardıkları haberi ile bizi şaşırttı. Ancak konuşmacı olmasa da onun kadar önemli bir eğitimci Irmak Okulları Genel Müdürü Metin Yoleri oldu. Bu önemli ve değerli ifadeleri sizi yanıltmasın. Benim jargonumda bu tür kelimeler yoktur ancak duygularımı ifade edebilmek için kullanıyorum.</p>
<p>Yoleri özelindeki duygularımı daha açık anlatım bu edebi çerçevenin dışına çıkmam gerekiyor. Kendisi ile sohbet ederken tanıdığım bir veya birkaç çocuktan ve ailelerinden dinlediklerimin ışığında okullarını çok beğendiğimi söyledim. Sonra da isim vermeye çalıştım. Önce kayınbiraderin çocuklarından birinin orada okuduğu düşünerek o çocukların isimlerini verdim. Metin Hoca tepki vermedi. Sonra Timur’un çocukları mı acaba diye onları saydım. Onları da hatırlamadı. Bu arada “hepimiz karıştırıyoruz” gibi gereksiz sohbet de açmadı. Sonra bu öğrencinin, apartman komşularımızdan birinin oğlu olduğunu hatırladım. Adını söyleyince Metin Yoleri çocuğu ve ailesini sadece ismen değil, cismen de tanıdığını gösterdi. 1.100 öğrencisi olan bir yapı için bu çok kolay değil ama müthiş bir rekabet avantajı. Bu bence okulun rekabetçi pozisyonunu açıklayan en önemli unsur; birini tanımıyorsan, bu toplantının teması olan Networking &amp; Collaboration - Shaping The Future Together (Yeni Bağlantılar ve İş Birliği-Geleceği Birlikte Şekillendirmek) doğrultusunda yapabileceğin bir şey olamaz. Vizyon 100’ün Yusuf Baran ile Metin Yoleri’yi bir araya getirip bu temanın hakkını verip vermediğini bilmiyorum.</p>
<p>Bu da en önemli kaynağımız olan zamanı sermaye olarak kullanmayı gerektiriyor. Burada sürekli yapay zekâya atıfta bulunmam bize bu sermayeyi daha iyi kullanma olanağı sunmasından kaynaklanıyor. Ülkede büyük sermaye yaratma aracı olarak kullanılan fonların patlamasının neden olduğu kriz, hükümet temsilcilerinin bu zamanı ayırmasını engelledi. Onlar toplantıya katılamazken yapay zekâ ve robotların yarattığı tehditlere işaret ettiği konuşmasında T.C. İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, iş birliği ve teknolojinin insanlık yararına kullanılmasının önemine dikkat çekerek, “Geleceğimizin inşası anlamında iş birliği yapmak, geleceği birlikte değerlendirmek ve güzel bir gelecek için bir araya gelmeniz bence çok kıymetli. Ne kadar devrim yaparsak yapalım ne kadar çok bilgiye erişirsek erişelim; bunu kontrollü yapmıyorsak, insanlığın mutluluğu, refahı ve iyiliği için geliştirmiyorsak, sonuçlarını olumsuz şekilde yaşarız.” dedi. Sektörde bozucu değil yapıcı, birbirini destekleyici, bilgiyi doğru ve insanlığın, şirketlerin yararına kullanacak çalışmalar yapılmasının önemine değinen Dr. Süleyman Elban, zirvenin buna güçlü bir zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Bu vizyona işaret ettikten sonra <strong>Vizyon 100 Danışma Kurulu Başkanı Bülent Kutlu</strong>’nun beni çok etkileyen ve “balık baştan kokar” sözünü olumlu anlamda kullanmama neden olan tavrına işaret etmek istiyorum. Bu sene daha da kısa konuşan Kutlu, sahnede daha yüksek etkileşim ve zirveden daha büyük fayda elde etmek için katılımcıları yeni uygulamaya yönlendirdi. Kendisinden Vizyon 100’ü daha uzun anlatması istenmesine karşın daha da kısa konuşup Adesso’nun yenilediği uygulamaya işaret etmesi, Kutlu’nun zirvenin temasını ne kadar içselleştirdiğinin göstergesi oldu. Bir yandan süreç sancısız aksın diye her yana koştururken diğer yandan kendisine değil, teknolojinin sağladığı imkâna işaret etmek alışık olmadığımız bir tavır. Oturumlar sırasında sahnenin arkasına yansıtılan anket sonuçlarını gösterip “anketi kim yapmış” diye soran birden çok kişiye “salondakiler oy kullanıyor” diye açıklama yapmam gerekti. Kenarda oy kullanan kişi ve kullanılan oy sayısı sürekli değiştiğini görmesem ben de meseleye uyanamayabilirdim. Allah yardım etti, diyeyim. Bu sayede vizyonu ele almak için salona toplananların analitiğini yapacak bir araç elde etmiş oldum. Başka bir yazıda bahsedeceğim.</p>
<p>Kutlu’nun ikinci önemli sözü ise, basın toplantısında işbirliği konusu ele alınırken sarf ettiği “multidisipliner olmalı” ifadesi oldu. Soru daha çok KOBİ’ler ekseninde sorulurken değer yaratacak olanı, sözü kendi üzerine almadan, bu şekilde ifade etmesi çok önemli bir noktaydı. Bu konuyu kendisi ile daha önce ayaküstü ele almıştık.</p>
<p>Kutlu’nun ifade ettiği bu iki nokta aslında yola çıkmak için yeterliydi. Şimdi de sahaya bakıp o yolculuğun ne şekilde olması gerektiğini ele alalım.</p>
<p><strong>Dün ve bugün: Engelleri aşma ve değer ekonomisi yaratma</strong></p>
<p>Basın toplantısında şeytan dürttü, BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Dr. Faruk Güler’e Kürşat Tüzmen dönemini sordum. Okumuş çocuklar araştırıp bir şeyler yazıyor ama bizim yaşadığımız dönemle ilgili bildiğimiz hakikat çok farklı olabiliyor. Türkiye yurtdışına ilk yazılım ihracatını yapacağı dönemde mevzuat bunun önünü kesmişti. Salyangoz ya da mobilya süsü verilmiş sunta ihracatının hayali olduğunu yıllar sonra keşfedebilen dış ticaret yönetimimiz yazılım söz konusu olduğunda diskete yüklenmiş numuneye bakıp bir çırpıda bir disketin yanlış hatırlamıyorsam 400 bin dolar olamayacağını ve bunun hayali ihracat olduğunu “tespit etmişti.” Bu konuda yetkili olan Tüzmen’e konu aktarıldığında, bunu –o zamanın interneti olan- BBS üzerinden göndermelerini tavsiye etmiş ve parayı da bir biçimde ülkeye sokmalarını sağlayacak yolu göstermişti. Bizim yazılımcı “genius”lar bu sayede okyanusu aşıp derede boğulmaktan kurtulmuştu. O zaman inovasyonun önündeki engel mevzuattı.</p>
<p>Bir diğer sorun ise işi bilmemekti. Sermaye yetersizliği sıkıntısı ile kendisine gelen iş dünyası temsilcilerine “sizin ihtiyacınız sermaye değil, işletme sermayesi” teşhisini koyduğunu da bir iş insanı bana anlatmıştı. Tüzmen, yat almanız için cebinize para koymamıza gerek yok finansman araçları yaratmalıyızın kısasını söylemişti. Bu yanlarıyla sevdiğim bir kişi olan Tüzmen ile Turkcell genel müdürü olduğu zaman gümrükler için geliştirdikleri mobil cüzdanı tanıtmak için Ankara’ya davet eden Süreyya Ciliv sayesinde tanışmıştım. Sürekli vücut geliştirme ve Kıbrıs’a yüzme gibi yanlarıyla basına konu olan Tüzmen, Ankara havalimanını ne kadar güzel yaptıklarını söylediğinde “keşke bu kadar küçükbaş hayvan kokan bir yere yapmasaydınız” demiştim ve gerilim yaşamıştık. Sürekli beğenilmek isteyen biri olması bana göre değildi ama bu, beğendiğim yanlarını yukarıda yazmama engel değil.</p>
<p>Ne oldu bilmiyorum, Tüzmen’in bu işlerin önünü açma yanını Güler’e sordum. O da uzun ve iyi bir yanıt verdi. Sonrasında Baran ile, üniversite bahçesinde yetiştirdikleri Unicorn’u konuşma fırsatım oldu. Her ikisi de önemli konular. Bu yazıda daha güncel olduğu için Unicorn’dan bahsedip, serbest bölge konusunu bir sonraki yazıda ele alacağım.</p>
<p><strong>HubX: İYTE’nin üniversite bahçesindeki ilk Unicorn’u</strong></p>
<p>HubX’i yapay zekâ ile birlikte yaptığımız derleme ile size aktarmak istiyorum. Buna öncelik vermemin nedenini Baran’ın ayaküstü sohbetimizde HubX’in yapay zekâ dünyasında oyun dahil birçok alana hitap ettiğini söylemesi oldu. Oradaki insanların bu konuda bilgisi olmaması nedeniyle, başlangıç incelemesinde yapay zekâdan faydalandım.</p>
<p><strong>Kerem:</strong> İYTE unicorn</p>
<p><strong>Google AI:</strong> İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) kampüsünde faaliyet gösteren <u>Teknopark İzmir</u> bünyesinden çıkan HubX, 1,2 milyar dolar değerlemeye ulaşarak İzmir'in ilk unicorn'u (değeri 1 milyar doları aşan girişim) unvanını kazandı.</p>
<p>HubX ve Unicorn Süreci</p>
<ul>
<li>Değerleme: 1,2 milyar dolar.</li>
<li>Yatırım: ABD merkezli Point72 Private Investments'tan 75 milyon dolar yatırım aldı.</li>
<li>Faaliyet Alanı: 40'tan fazla mobil ve web uygulaması (Nova, Wiser, DaVinci, Lotus Flow vb.) geliştiriyor.</li>
<li>Erişim: 190'dan fazla ülkede 600 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaştı.</li>
<li>Kurucular: Cem Ortabaş ve Kaan Ortabaş.</li>
</ul>
<p><strong>Kerem:</strong> HubX'in geliştirdiği uygulamalar hangi sektörlerde kullanılıyor?</p>
<p><strong>Google AI:</strong> HubX, tüketici odaklı teknoloji alanında üretken yapay zeka (Generative AI) altyapısını kullanarak geniş bir sektörel yelpazede uygulamalar geliştirmektedir. Şirketin portföyünde yer alan 40'tan fazla mobil ve web uygulamasının aktif olarak kullanıldığı ana sektörler ve kategoriler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Üretken Yapay Zeka ve Dijital Sanat (Tasarım Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Görsel ve Sanat Üretimi: <em>DaVinci - AI Görsel Oluşturucu</em> ve <em>Momo</em> gibi uygulamalarla kullanıcıların metin komutlarını dijital sanat eserlerine, avatarlara ve gerçekçi portrelere dönüştürmesini sağlar.</li>
<li>İç Mekan Tasarımı: <em>HomeAI</em> uygulaması, yapay zeka desteğiyle evlerin iç ve dış mekân tasarımlarını dijital ortamda optimize eder.</li>
<li>Moda ve Kişisel Stil: <em>TattooAI</em> uygulaması, artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisini kullanarak kullanıcıların vücutlarında dövme tasarımlarını denemesine olanak tanır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Sağlık, Fitness ve Kişisel Bakım (Sağlıklı Yaşam Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Zihinsel ve Fiziksel Sağlık: HubX bünyesine katılan <em>Lotus Flow</em>, kullanıcılara küresel ölçekte yoga, fitness, pilates ve farkındalık (mindfulness) eğitimleri sunar.</li>
<li>Beslenme ve Diyet: <em>Lean</em> uygulaması, fotoğraf veya barkod tarama yöntemiyle makro besin ve kalori takibi yapılmasına yardımcı olur.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Eğitim ve Edtech (Eğitim Teknolojileri Sektörü)</li>
</ol>
<ul>
<li>Kitap Özetleri ve Sesli Kitaplar: <em>Wiser</em> uygulaması, dünyaca ünlü kitapların 15 dakikalık sesli özetlerini ve analizlerini sunarak hızlı öğrenmeyi destekler.</li>
<li>Dil Eğitimi: <em>BetterSpeak</em> uygulaması, interaktif yapay zeka avatarları aracılığıyla kullanıcılara pratik yapma imkanı sunan bir dil eğitmenidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Tarım ve Botanik (Bitki Bilimi)</li>
</ol>
<ul>
<li>Bitki Tanımlama ve Bakım: <em>PlantApp</em> uygulaması, %95 doğruluk oranıyla 100 binden fazla bitki türünü ve bitki hastalıklarını teşhis ederek kullanıcılara bakım hatırlatmaları gönderir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li>İş Üretkenliği ve Günlük Araçlar (Yazılım Hizmetleri)</li>
</ol>
<ul>
<li>Yapay Zeka Asistanları: <em>Nova</em> ve <em>Chatbot</em>, araştırma, planlama ve günlük görevlerin yönetimi için geliştirilmiş hepsi bir arada yapay zeka asistanlarıdır.</li>
<li>Toplantı ve Not Yönetimi: <em>NoteAI</em>, toplantıları sesli olarak kaydedip otomatik olarak özetleyen akıllı bir not alma aracıdır.</li>
<li>Çeviri ve İletişim: <em>Live Translate</em>, yapay zeka destekli anlık çeviri çözümleri sunar.</li>
</ul>
<p><strong>Kerem:</strong> Oyun sektörü ile ilgili durum nedir?</p>
<p><strong>Google AI:</strong> HubX, oyun kategorisinde doğrudan kendi oyunlarını geliştiren bir stüdyo olmaktan ziyade, oyun dışı (non-gaming) mobil uygulamalara odaklanan bir yapıya sahiptir. Şirketin Türkiye'nin ilk "app studio" unicorn'u olmasının arkasında da oyun sektöründeki genel trendlerin değişimi ve HubX'in yayıncılık/yatırım stratejisi yatmaktadır.</p>
<p>Oyun sektörüyle ilişkisi ve bu alandaki konumuna dair detaylar şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Sektörel Değişim ve HubX’in Rolü</li>
</ol>
<p>Türkiye'nin önceki unicorn (Turcorn) hikayeleri ağırlıklı olarak Peak Games, Dream Games ve Loom Games gibi dev oyun şirketleri üzerinden şekillenmişti. Ancak küresel pazarda Apple App Store gibi platformlarda oyun harcamalarında bir yavaşlama yaşanırken, oyun dışı yapay zeka ve üretkenlik uygulamaları hızla büyümektedir. HubX, tam olarak oyun sektöründen mobil uygulama sektörüne kayan bu küresel bütçeyi domine ederek unicorn seviyesine ulaşmıştır.</p>
<ol start="2">
<li>Oyun Yayıncılığı ve Mobil Girişim Yatırımları</li>
</ol>
<p>HubX, kendi içinde yoğun olarak üretken yapay zeka, sağlık ve eğitim uygulamalarına odaklansa da oyun ekosistemine yayıncı (publisher) ve yatırımcı olarak destek vermektedir.</p>
<ul>
<li>Pazarlama ve Know-How Desteği: Bağımsız oyun geliştiricilerinin özellikle <em>casual</em> (gündelik) ve <em>hyper-casual</em> oyunlarını küresel listelerin üst sıralarına taşımak için finansman, veri analitiği ve küresel pazarlama desteği sağlar.</li>
<li>Gelir Optimizasyonu: Geliştiricilerin oyun içi satın alma ve abonelik modellerini yönetmek için kendi geliştirdiği yapay zeka tabanlı <em>RevenueX</em> motorunu kullanır.</li>
</ul>
<p>Bu şekilde değişime işaret ederek bırakalım. Bir sonraki yazıda bunun üzerine tarihsel ve işle ilgili birikimimizi ekleyip Vizyon 100’den nasıl bir rekabet stratejisi çıkaracağımıza bakacağız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-numara-vizyon-100-i-89267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 numara Vizyon 100 (I) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegi-kim-siparis-etti-89265</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceği kim sipariş etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelecek hakkında konuşanların özgüvenine imreniyorum. Hangi işlerin biteceğini, hangi becerilerin gereksizleşeceğini, nasıl yaşayacağımızı anlatıyorlar. Bize de bu geleceğe hazırlanmak düşüyor. Arada el kaldırıp “Bir dakika, bunun nasıl bir gelecek olacağına biz de karışabiliyor muyuz?” diye sormak istiyorum. Yoksa sipariş verilmiş, bize yalnızca teslim almak mı kalmış?</p>
<p>Bu serinin ilk yazısında öğrencinin öğrenmesini, ikincisinde çalışanın deneyim kazanmasını konuştuk. İkisinde de aynı meseleyle karşılaştık: Yapay zekâdan yararlanırken kendi kapasitemizi nasıl geliştireceğiz? Şimdi soruyu biraz büyütelim. Bu dönüşümün yönünü belirleme kapasitemiz ne olacak? Öğrenciye uyum sağla, çalışana kendini yenile, ülkeye yarıştan kopma diyoruz. Peki yarışın kurallarını kim yazıyor?</p>
<p>Burada aklıma, ruhu şâd olsun, aile büyüğümüz Ali Nejat Ölçen geliyor. Türkiye’nin kalkınmasını, dünya ekonomisiyle kurduğu ilişkilerin açtığı imkânlar ve yarattığı bağımlılıklar içinde düşünürdü. Türkiye Sorunları dizisinin giriş yazısındaki bir saptamasını bugün yeniden okumak gerekiyor: “Sermayenin teknolojiyi teknolojinin sermayeyi çoğaltacağı” bir süreçten söz ediyor, teknolojik üstünlüğün bir egemenlik aracına dönüşmesine dikkat çekiyordu. Kullandığı ifade <strong>“teknolojik emperyalizm”</strong>di.</p>
<p>Bu sözü duyunca meseleyi hemen geçmiş yüzyılın tartışmaları arasına kaldırmayalım. Bir teknolojiyi kullanabiliyor olmak, onun üzerinde söz sahibi olmak anlamına gelmiyor. Fiyatını, erişim koşullarını, hangi amaçlarla kullanılabileceğini başkaları belirliyorsa; sistem değiştiğinde sizin de işinizi, araştırmanızı veya kamu hizmetinizi ona göre yeniden düzenlemeniz gerekiyorsa, ilişkinin bir güç boyutu vardır. <strong>Kullanıcı hesabınızın olması, karar masasında sandalyenizin olduğu anlamına gelmez.</strong></p>
<p>Üstelik bağımlılık yalnızca yazılım bedeli ödemekle oluşmaz. Bir kurumun verileri, çalışma alışkanlıkları ve hizmetleri belirli bir sisteme yerleştikçe başka bir sisteme geçmenin maliyeti artabilir. İlk gün kolaylık diye alınan hizmet, zamanla vazgeçilmesi güç bir altyapıya dönüşebilir. Bu ihtimal, dışarıdan teknoloji almayalım demeyi gerektirmiyor. Neyi satın aldığımızı, neyi kendimiz öğrenebildiğimizi ve hangi koşullarda başka bir yol seçebileceğimizi birlikte düşünmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Ölçen’in sermaye-ulus gerilimi üzerinden kurduğu düşünceyi bugüne taşırken sermaye-emek ilişkisini de gözden kaçırmayalım. Aynı ülkede bir şirket yapay zekâ sayesinde kazanç sağlarken çalışanları kayba uğrayabilir. O şirket de kullandığı teknolojinin sağlayıcısına bağımlı olabilir. “Türkiye kazanıyor mu?” sorusunun yanına “Türkiye’de kim kazanıyor?” sorusunu koymak zorundayız. Millî gelir artışıyla herkesin imkânlarının genişlemesi aynı şey değil. İktisadın bu eski meselesi, yapay zekâ gelince emekliye ayrılmıyor.</p>
<p>Peki bu teknolojiyi geliştirenlerin insanlığın iyiliğini düşündüğünü varsaysak? O zaman içimiz rahat edebilir mi?</p>
<p>Burada biraz durup “<strong>etkili özgecilik</strong>” (effective altruism) düşüncesini açıklamak gerekiyor. Özgecilik? Sözlükte bunu karşılayan başka bir sözcük de var: diğerkâmlık. Pek romantik ama pek de eski. Yardımseverlik eksik kalıyor. O halde özgecilik diyeceğiz. Alıştırın kulaklarınızı. Fikret Görün ve Yakup Kepenek Hocalarım da benimle gurur duysunlar.</p>
<p>Özgecilik, başkalarının iyiliğini gözetmek demek. Etkili özgecilik ise buna bir soru ekliyor: Elimizdeki para, zaman ve yeteneği kullanarak mümkün olan en fazla iyiliği nasıl yapabiliriz? Örneğin aynı kaynakla hangi sağlık müdahalesinin daha çok hayat kurtaracağını araştırmak bu yaklaşımın bir parçası. Bir iktisatçı için yabancı bir soru değil. Kaynak kıt, ihtiyaç çok; iyi niyetin yanında sonuçlara da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bu düşünce, zamanla bağışçıların, araştırmacıların ve farklı kuruluşların buluştuğu uluslararası bir harekete dönüşüyor. Düşünsel öncüleri arasında düşünür Peter Singer var. Toby Ord ve William MacAskill, 2009’da kuruluşuna öncülük ettikleri Giving What We Can ile etkili bağış fikrini örgütlü bir çabaya taşıyorlar. Facebook’un kurucularından Dustin Moskovitz ve Cari Tuna da yaklaşımı büyük ölçekli bağış faaliyetlerinde benimsiyor. Böylece felsefi bir sorunun, ciddi kaynakların nereye aktarılacağını etkileyen pratik sonuçları oluyor.</p>
<p>Bu çevredeki herkesin önceliği aynı değil. Bir kısmı bugünün yoksulluğuna ve hastalıklarına odaklanırken, MacAskill gibi isimler, hesabı uzak gelecekte yaşayacak insanları da kapsayacak biçimde genişletiyor. Henüz doğmamış insanların hayatı da ahlaken önemliyse, bugünkü kararlarımızda onları da hesaba katmalıyız, diyorlar. İnsanlığın devamını tehdit edebilecek riskleri ve yapay zekânın yol açabileceği büyük felaketleri önlemek de bu çerçevede öncelik kazanıyor. Bugün bir bağışın nerede daha çok hayat kurtaracağını sorarak başladığımız tartışma, insanlığın uzak geleceğini nasıl koruyacağımıza kadar uzanıyor.</p>
<p>Gelecek kuşakları önemsemekte elbette sorun yok. İklim değişikliği hakkında yazarken biz de bunu yapıyoruz. Güçlük, çok uzak bir geleceğe ilişkin belirsiz varsayımlarla bugünün insanları adına ne kadar kesin karar verebileceğimizde başlıyor. Gelecekte kaç insan yaşayacak? Hangi risk ne kadar olası? Hangi müdahale gerçekten işe yarayacak? Bir hesabın sayılarla kurulması, dayandığı varsayımları kendiliğinden sağlamlaştırmıyor. <strong>Virgülden sonra birkaç hane daha yazınca belirsizlik azalmıyor.</strong></p>
<p>Büyük sermayenin kararlarına duyduğu güveni okurlarından pek esirgemeyen The Economist’in, insanlığın geleceği konusunda birden yetki belgesi aramaya başlaması hoş bir sürpriz. Demek ki özel ellerde biriken güç, bazı koşullarda derginin de uykusunu kaçırabiliyormuş. Şöyle ki:</p>
<p><a href="https://www.economist.com/international/2026/10/01/how-effective-altruism-conquered-the-world">Derginin 1 Ekim tarihli değerlendirmesi</a>, insanlığın toplam iyiliğini hesaplama iddiasının küçük bir gruba fazla büyük bir ahlaki yetki verebileceğini sorguluyor. <a href="https://www.economist.com/by-invitation/2026/10/04/will-macaskill-responds-to-our-cover-story-on-effective-altruism">MacAskill ise 4 Ekim’de yayımlanan yanıtında</a> haklı bir itiraz getiriyor: Bir düşüncenin tuhaf görünmesi, onu reddetmeye yetmez. Bugün benimsediğimiz pek çok hak da bir zamanlar yadırganıyordu. Üstelik tek bir ahlaki görüşe her şeyi bağlamamayı, farklı görüşleri hesaba katmayı ve iyilik yaparken temel ahlaki sınırları korumayı kendisi de savunuyor.</p>
<p>Bu itirazı ciddiye almak gerekiyor. Geleceği düşünmeyi tuhaflık sayamayız; alışılmış olanın ahlaken doğru olduğuna dair bir güvencemiz de yok. Ama tuhaf bulunmak da tek başına haklılığın belgesi değil. Her iddiayı dayanaklarıyla tartışacağız. MacAskill’in belirsizliği ve çoğulculuğu vurgulaması, bu tartışma için değerli bir başlangıç.</p>
<p><strong>Benim sorum tam burada başlıyor: Farklı ahlaki görüşlere kendi hesabınızda yer vermekle, kararınızdan etkilenecek insanlara karar sürecinde söz hakkı vermek aynı şey mi?</strong> İnsanlığın geleceğini düşünmek için insanlıktan yetki almak gerekmiyor elbette. Ama o geleceği biçimlendirecek kaynakları ve teknolojiyi kontrol ediyorsanız, kararlarınızın nasıl denetleneceği sorusu doğuyor. İyi niyetinizin ve düşünsel açıklığınızın yanında, başkalarının size itiraz edebileceği kurumlara da ihtiyacımız var.</p>
<p>Bu soru yalnızca tehlikeleri gerekçe gösterip yavaşlamak isteyenlere yöneltilemez. Yarışı kazanmak için hızlanmak gerektiğini söyleyenler de aynı soruya cevap vermeli. Güvenlik adına hangi imkânlardan vazgeçeceğimize kim karar verecek? Rekabet adına hangi risklere katlanacağımızı kim belirleyecek? Her iki durumda da teknik bilgiye ihtiyacımız var. Ama teknik uzmanlık, başkalarının hayatı üzerinde sınırsız karar yetkisi vermiyor.</p>
<p><a href="https://www.nytimes.com/2026/09/18/opinion/ai-tech-danger-apocalypse-government.html">New York Times’ın 18 Eylül tarihli yazısı</a> da nükleer teknolojinin denetimi üzerinden kamusal sorumluluğu tartışıyor. Yapay zekâyı geliştiren şirketlerin kendi kendilerini denetlemesiyle yetinilemeyeceğini savunuyor. Nükleer teknolojiyle yapay zekâyı her bakımdan eş tutamayız. Yine de yazının hatırlattığı ilke önemli: <strong>Büyük toplumsal sonuçlar doğuran teknolojilerin yönetimi, onları geliştirenlerin gönüllü taahhütlerine bırakılamaz.</strong> Bu, şirketlerin niyetini okumaktan çok yetki ve sorumluluğu düzenleme meselesidir.</p>
<p><strong>Kamu denetimi deyince de devletin her kararını toplum yararıyla özdeşleştirmeyelim. Şirket gücünün karşısına denetlenmeyen bir kamu gücü koymak sorunu çözmez. Bağımsız araştırma, açık gerekçeler, hesap verebilir kurumlar ve itiraz yolları gerekir. Çalışanların, eğitimcilerin, meslek örgütlerinin ve yurttaşların sözü olmalı. Yoksa bir odadaki dar karar çevresini başka bir odaya taşımış oluruz.</strong></p>
<p>Bunun gündelik hayatta karşılığı gayet somut. Bir üniversite, öğrencinin verisini hangi sisteme ve hangi koşullarda aktardığını açıklayabilmeli. Bir işyerinde çalışanlar, yapay zekâyla yapılan iş düzenlemelerinin kendilerini nasıl etkileyeceğini tartışabilmeli. Kamu hizmetinde kullanılan bir sistemin hatası karşısında vatandaşın başvurabileceği bir insan ve işleyen bir süreç bulunmalı. “Algoritma öyle söyledi” cümlesi, sorumluluğu ortadan kaldıran sihirli söz olamaz.</p>
<p>Bu noktada, Türkiye açısından şu soruya geri dönüyoruz: Teknolojinin müşterisi olmanın ötesine nasıl geçeceğiz? Her şeyi kendimiz üretmek zorunda değiliz. Ama neyi geliştireceğimize, kimlerle ortaklık kuracağımıza ve hangi koşulları kabul edeceğimize karar verecek birikime ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Bu birikimin temeli ilk iki yazıda: Üniversitede öğrenmeyi, işyerinde yetişmeyi maliyet diye budayıp teknoloji üreten ülke olmayı bekleyemeyiz. Hesabın en önemli girdisi insan.</strong></p>
<p>Yapay zekâyla kazandığımız zamanı hesaplıyoruz. Kazancı nasıl paylaşacağımızı, hangi kararları başkalarına devrettiğimizi de konuşalım. Bunun için bir teknoloji şirketine sahip olmamız gerekmiyor. O gelecekte yaşayacak olmamız yeterli.</p>
<p>Son tahlilde, eğer ki Ölçen’in cümlesine dönecek olursak: Sermaye teknolojiyi, teknoloji sermayeyi çoğaltabilir. Bizim meselemiz, insanların bilgisinin, refahının ve söz hakkının da çoğalmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Gelecek sipariş edilmiş olabilir. Ama teslim tutanağını henüz imzalamadık.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegi-kim-siparis-etti-89265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/5/1280x720/574-1791436990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceği kim sipariş etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-89264</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara Merkez Bankasınca sağlanacak desteği ifade eden ve 2023/5 sayılı <strong>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ</strong>”le düzenlenen  <strong>“döviz dönüşüm desteği” </strong>başlangıçta % 2 oranında uygulanmış ve 5 / 5 / 2025 tarihinden ise 30/4/2026 tarihine kadar <strong>%3</strong> olarak uygulanmıştı. Anılan <strong>uygulama süresi</strong> <strong>30 / 4/ 2026 tarihinde sona erecekti.</strong> Ancak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle bu süre 31 / 7 / 2026 tarihine kadar uzatılmıştı<strong>. </strong>Daha sonra 1 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliği ile <strong>bu süre 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatılmıştı</strong>. Dolayısıyla, anılan <strong>destek uygulaması</strong> <strong>% 3</strong> oran olarak, <strong>31 / 1 / 2027 tarihine kadar devam edecektir.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanan<strong> <em>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı”</em></strong> 1 Ekim 2026 tarihinde yenilenmiş olup, bu talimattaki düzenlemeler 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir. Önceki talimatta bu destek için aranan döviz alımı yapmama taahhüdü alınmaması uygulaması kaldırılmıştır. Ancak, 1 Ekim 2026 tarihinden önce firmalarca verilen döviz almama taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde, önceki uygulama talimatı hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p><strong>Döviz dönüşüm desteğiu</strong></p>
<p>Yeni Talimatta konuya ilişkin yer alan düzenlemelerden önemli olanları şöyle özetlemek mümkündür:</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>firmalar</strong> ifadesi; Türkiye'de kanuni yerleşim yeri bulunan tüzel kişiliği haiz firmaları ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>“yurt dışı kaynaklı döviz” </strong>tanımı; 11 / 8 / 1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın 2’nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan <strong>tüm kıymetli madenlerin ihracından kaynaklananlar hariç olmak üzere; </strong></p>
<p>- Firmaların döviz cinsi <strong>ihracat gelirlerini</strong>,</p>
<p>- Yabancılara yurt içinde sunulan hizmetler karşılığında kazanılan döviz tutarları da dahil olmak üzere yurt dışında yerleşiklerden elde ettikleri <strong>döviz kazandırıcı hizmet gelirlerinden yurda getirdikleri dövizlerini,</strong></p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin döviz gelirlerini,</strong></p>
<p>ifade etmektedir.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği”</strong> tanımı ise; yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara anılan Uygulama Talimatı kapsamında Merkez Bankasınca sağlanacak <strong>desteği</strong> ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan desteklemeden yararlanmak amacıyla, <strong>firmaların </strong>yukarıda belirtilen yurt dışı kaynaklı dövizlerini banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışı sırasında, “<strong>talep formu” </strong><em>(örneği anılan Uygulama Talimatı’nın B ekinde yer almaktadır)</em> ve<strong> “döviz pozisyonu bildirim formu”nu aracı bankaya ibraz ederek</strong>;</p>
<p>- İhracatçı firmaların 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi kapsamında Merkez Bankası’na satmakla yükümlü oldukları <strong>ihracat bedeli dövizlerin</strong>,</p>
<p>- Firmaların 18 Mayıs 2026 tarihli Görünmeyen İşlemler Genelgesi’nin 5’inci maddesi kapsamında <strong>döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler</strong> ile</p>
<p> Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizlerin</strong>,</p>
<p>banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışının gerçekleştiği gün, <strong>dönüşüm kuru</strong> üzerinden Türk Lirası’na çevrilen tutarın <strong>%3’ü</strong> kadar <strong>döviz dönüşüm desteği</strong> firmalara ödenmek üzere Merkez Bankasınca aracı bankaya aktarılacaktır. <em>(<strong>Dönüşüm kuru;</strong> firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk lirasına çevrildiği gün Merkez Bankası tarafından saat 11.00’de ilan edilen döviz alış kurunu ifade etmektedir.)</em></p>
<p><strong>“Döviz Pozisyonu Bildirim Formu” </strong>anılan Uygulama Talimatı’nın<strong> C </strong>adlı<strong> eki</strong>nde yer almakta olup, bu formda yer alan formüllere göre <strong>“döviz pozisyon oranı” </strong>hesaplanmaktadır.</p>
<p><strong>Döviz pozisyonu oranı yüzde 10’u aşan</strong> firmalar döviz dönüşüm desteğinden yararlanamamaktadır. <strong>Döviz pozisyonu bildirim formu</strong>, belge tarihinden itibaren <strong>15 gün</strong> <strong>süreyle geçerli</strong> olup bu süre içinde aynı form kapsamında birden fazla işlem yapılabilir. Aracı bankalar, her bir döviz dönüşüm desteği başvurusu sırasında bu koşulların sağlandığını kontrol etmek durumundadırlar.</p>
<p>Firmaların limit kullanım dönemi içinde yararlanabileceği <strong>azami döviz dönüşüm desteği tutarı 100.000.000 (yüz milyon) Türk Lirası’dır.</strong></p>
<p>İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Kredisi Uygulama Talimatı ile İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Finansmanı Uygulama Talimatının Ek-4’üncü maddesine göre <strong>kredi kullanan firmalara</strong>, kredi vadesi boyunca, bu madde kapsamında <strong>döviz dönüşüm desteği sağlanmamaktadır.</strong></p>
<p>Firmaların <strong>peşin ihracat bedeli</strong> olarak getirdikleri yurt dışı kaynaklı dövizler için destek ödemesi talepleri, ilgili gümrük beyannamelerinin aracı bankaya ibraz edilmesini müteakip işleme alınmaktadır. Gümrük beyannamesi ibraz edilmeden döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına döviz satışı yapılması halinde, döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına satılan dövizin tamamına eşit tutarda ve ödeme şekli “Peşin Ödeme” yazılı olan gümrük beyannamesi bilgisinin aracı banka tarafından en geç 6 ay içerisinde Merkez Bankası’na bildirilmesi ve döviz pozisyonu bildirim formunun aracı bankaya ibrazı sonrasında, <strong>dövizin Merkez Bankası’na satış tarihindeki dönüşüm kuru üzerinden</strong> <strong>Türk Lirası’na çevrilen tutara cari oran uygulanarak hesaplanan</strong> <strong>destek ödemesi</strong> yapılacaktır.</p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif olarak getirilen </strong>ve<strong> peşin ihracat kapsamında olmayan ihracat bedelleri</strong>nin satışında döviz dönüşüm desteği talep edilebilmesi için <strong>Nakit Beyan Formu</strong> düzenlenmiş olması <strong>zorunludur</strong>. Nakit Beyan Formuyla döviz dönüşüm desteğinden faydalanmak isteyen firmalar dövizlerini yalnızca gümrük beyannamesinin “Finansal ve Bankacılık Verileri” başlıklı 28 numaralı hanesinde yer alan banka aracılığıyla Merkez Bankasına satabilir.</p>
<p><strong>Aracılı ihracatlarda</strong>, aracı tarafından yurda getirilen peşin ihracat bedeli olmayan dövizlerin aracı ihracatçılara <strong>ürün tedarik/imal eden firmalar adına</strong> satışı yapılırsa;</p>
<p>- Anılan Uygulama Talimatı’nın <strong>E</strong> adlı <strong>eki</strong>nde yer alan Aracılı İhracat Kapsamında Döviz Dönüşüm Desteğinin Tedarikçiye/İmalatçıya Ödenmesine İlişkin Beyannamenin,</p>
<p>- Aracı ihracatçı ile tedarikçi/imalatçı firma arasında yapılmış aracılı ihracat sözleşmesinin,</p>
<p>- Tedarikçi/İmalatçı firma unvanının kayıtlı olduğu ilgili Gümrük Beyannameleri ve bu beyannameler kapsamındaki tedarike/imalata ilişkin ihraç kayıtlı mal faturalarının</p>
<p>- Aracı bankaya ibraz edilmesi gerekir. Bu durumda bu Uygulama Talimatı bakımından <strong>döviz satışının tedarikçi firmaca yapıldığı kabul edilir </strong>ve<strong> döviz dönüşüm desteği aracı bankaca doğrudan tedarikçi/ imalatçı firmanın hesabına aktarılır.</strong></p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif </strong>olarak getirilen;</p>
<ol>
<li>a) Döviz kazandırıcı <strong>hizmet ihracatı,</strong></li>
<li>b) <strong>Peşin ihracat kapsamında olan mal ihracatı</strong></li>
</ol>
<p>bedelleri için <strong>döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez</strong>.</p>
<p>İhracat bedeli dövizler için <strong>gümrük beyannamesi,</strong> döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler için <strong>fatura</strong> ve serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurtdışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizler için <strong>Serbest Bölge Müdürlüğü’nce onaylı Serbest Bölge İşlem Formu</strong> aracı bankaya ibraz edilmedikçe döviz dönüşüm desteğinden faydalanılamaz. İbraz edilen ve aracı bankaca kontrol edilen gümrük beyannamesi, fatura ve Serbest Bölge İşlem Formu bilgileri işleme aracılık eden banka nezdinde elektronik ortamda saklanır.</p>
<p><strong>Döviz kazandırıcı hizmetlere aracılık eden firmalar</strong>, sadece verdikleri aracılık hizmetlerinden hak ettikleri dövizleri satarak döviz dönüşüm desteğinden yararlanabilir. Verilen <strong>aracılık hizmetinin tutarı</strong>, yurt dışı yerleşiğe hizmeti sunan firmadan alınacak muvafakatname ve aracı tarafından hizmetin sunulduğu yurt dışı yerleşiğe kesilen faturadaki tutar ile yurt içinde hizmeti sunan firmanın aracıya kestiği fatura arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir.</p>
<p><strong>Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin döviz dönüşüm desteği ödemelerinde;</strong> döviz dönüşüm desteğine esas döviz satış tutarının hesaplanmasında, <strong>ihracat bedelinden bedelsiz ithalat tutarı düşülerek</strong> bulunan tutar esas alınır.</p>
<p>Firmaların bu Uygulama Talimatı kapsamında <strong>limit kullanım dönemi</strong> <em>(takvim yılı)</em> içerisinde Merkez Bankasına satabilecekleri toplam döviz tutarının Türk lirası karşılığı, söz konusu döneme ait <strong>firma satış limiti</strong>ni aşamaz. <em>(<strong>Firma satış limiti;</strong></em> <em>firma kârlılığı ve işgücü maliyetinden oluşan katma değer tutarını ifade etmektedir.) </em>Bir limit kullanım döneminde kullanılmayan firma satış limiti, izleyen limit kullanım dönemine devredilmez.</p>
<p><strong>Destek uygulamasında istenen Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong></p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı’nın C Ekinde yer verilen <strong>Döviz Pozisyonu Bildirim Formu’</strong>nda <strong>formun düzenleme tarihindeki</strong> döviz ve altın varlıklarına ilişkin bilgiler istenilmektedir. Bildirim düzenleme tarihindeki altın/döviz varlık ve yükümlülüklerinin TL karşılığının, döviz varlıkları için TCMB tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen döviz alış kurları</strong>nın; altın varlıkları için Borsa İstanbul tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen altın fiyatları</strong> üzerinden hesaplanarak yazılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Anılan formdaki <strong>aktif toplam tutarının</strong> Gelir İdaresi Başkanlığı’na verilen yıllık beyannamelerde raporlanan <strong>en güncel yılsonu bilanço aktif tutarı</strong> olacağı, net satış hasılatının ise <strong>aynı beyannamede yer alan yıllık net satış hasılatı toplamı</strong> olacağı belirtilmiştir. Keza, <strong>verilen çekler ve ödeme emirleri</strong>nin pozitif değer olarak raporlanacağı, ancak hazır döviz varlıkları toplamı ile döviz pozisyonu oranı hesaplamasında bu değerin çıkarılması gerektiğine dikkat edileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Anılan <strong>formun YMM/SMMM tarafından hazırlanacağı</strong> ve imzalandıktan sonra <strong>firma yetkilileri tarafından</strong> formda yer alan bilgilerin <strong>doğruluğunun teyit edilerek imzalanacağı</strong> belirtilmiştir.</p>
<p>Yeminli Mali Müşavirler genelde, firmalar tarafından hazırlanan kurumlar vergisi beyannamelerinde beyan edilen mali tabloların ve vergi beyanlarının uygunluğunu denetlemekte (Tam Tasdik) ve buna ilişkin yıllık rapor hazırlayarak vergi dairelerine vermektedirler. Bu kapsamda, geçici vergi dönemleri itibariyle de denetimler yapmakta ve verilen beyanları kontrol etmektedirler. Hâlbuki bu düzenlemede tam tersi yapılmakta, formun YMM’lerce hazırlanacağı, firma tarafından onaylanacağı belirtilmektedir. Bu, denetim fonksiyonuna ters bir uygulamadır.</p>
<p>Öte yandan, Formun hazırlandığı tarih itibariyle firmaların güncel verilerinin formda yer alması öngörülmekte olup, formun geçerlilik süresi de 15 gün olarak belirtilmektedir. Formun hazırlandığı tarihte, bu tarih itibariyle güncel veriler henüz muhasebe kayıtlarında da tamamlanmış olamaz. Muhasebe kayıtlarında yer alsa bile, bu güncel verilerin YMM’lerce kontrol edilip forma dahil edilmesi zaman alacak bir çalışmayı gerektirecektir. Üstelik bu tür bir çalışmanın Tam Tasdik Sözleşmesi kapsamında yapılması mümkün olmayıp ayrı bir sözleşme yapılmasını gerektirir.</p>
<p><strong>Kanımızca,</strong> olması gereken, Formdaki verilerin firmalarca hazırlanması, hazırlanacak bu verilerin doğruluğunu teyit edecek bilgi ve belgelerin YMM’lere firmalarca sunulması ve gerekli kontroller yapılabildikten sonra YMM’lerce, Formdaki bilgilerin kendisine sunulan bilgi ve belgelere göre uygun olduğunun onaylanması olmalıdır. Bu süreç muhtemelen 15 günden daha fazla zaman gerektirecektir. Ya da, Formda yer alacak verilerin YMM’lerce Tam Tasdik kapsamında bulunan firmaların en son geçici vergi dönemlerinde beyan ettikleri mali tablolardaki veriler olmalı ve YMM’lerce bu verilerin onaylanması şeklinde düzenleme olmalıdır. <strong>Dolayısıyla</strong>, anılan düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesinde ve ilgili meslek odalarının ve birliğinin görüşlerinin de dikkate alınarak sürecin belirlenmesinde fayda vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-89264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenlemelerin-etkinsiz-uygulanmasi-89263</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzenlemelerin etkinsiz uygulanması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasa manipülasyonlarının yaklaşık 11 milyon yatırımcıyı doğrudan ve dolaylı etkilediği bir ortamda, yeni düzenlemelerin erken uyarıdan öte etkin ve zamanında müdahaleyi de güvence altına alması gerekiyor. Sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesi için yalnızca yeni düzenlemeler yetmez; tasfiye edilen fonların kuruluşundan tasfiyesine kadar tüm işlemlerinin “kuyumcu hassasiyetiyle” incelenmesi ve haksız kazançların ortaya çıkarılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) oldukça geç kalarak yapmış olduğu 28 Eylül tarihli yatırım fonlarına ilişkin getirilen düzenleme sonrasında 7 portföy yönetimi şirketinin yönetimindeki 131 Adet yatırım fonunda tasfiye kararı alındı. İlgili portföy yönetimi şirketlerinin banka ve banka dışı finansal kurum izinlerinin de Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kurumu (BDDK) tarafından geçmişte verildiği ortaya çıktı. İlgili fonların 2021 yılındaki ilk kuruluşundan sonra elde ettikleri “<strong>haksız kazançları</strong>” yüksek miktarlardaki para transferi hareketleri üzerinden MASAK tarafından yapılan açıklamalar ile kamuoyu öğrenmiş oldu.</p>
<p>Bu arada Borsa İstanbul AŞ. (BİST) piyasalarında uygulanacak gözetim tedbirleri yönergesinin ikinci bölümünde yer alan 5. madde gerekli durumlarda genel müdür ve borsa yönetim kuruluna “<strong>Tedbir Yetkisi</strong>”ni uygulama yetkisini vermektedir. İlgili madde içeriğinde “İhlallerin engellenmesini, yatırım araçlarının serbest rekabet şartları altında kolay ve güvenli bir şekilde alınıp satılabilmesini, piyasalarda adil işlem ilkeleri geliştirilmesini, makul bir ekonomik veya finansal gerekçeyle açıklanamayan, piyasaların güven, açıklık ve istikrar içinde çalışmasını bozacak nitelikteki eylemlerin ve işlemlerin önlenmesini, borsa işlemlerinin güvenilir, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesini ve sağlıklı fiyat teşekkül etmesini teminen her türlü önleyici tedbiri alabilir” yer almaktadır.</p>
<p>Yönergenin 6. maddesinde ise tedbir uygulanacak olan durumlar şu şekilde açıklanmaktadır;</p>
<p>- Yüksek miktar ve oranlarda alım ve/veya satım işlemi yapılması suretiyle piyasada hâkimiyet kurulması,</p>
<p>- Bir veya birden fazla fiyat kademesine yüksek miktarlarda alım ve/veya satım emri girilmesi suretiyle arz veya talep üzerinde kontrol sağlanması ve/veya fiyatın istenilen şekilde yönlendirilmesi,</p>
<p>- Kendinden kendine veya karşılıklı işlemler gerçekleştirilmesi,</p>
<p>- Süreklilik arz edecek şekilde girilen aktif emirlerle cari işlem fiyatının yükseltilmesi, düşürülmesi veya sabit tutulmaya çalışılması,</p>
<p>gibi ancak bunlarla sınırlı olmayan yöntemler kullanılmak suretiyle borsa işlemlerinin güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesinin ve sağlıklı fiyat ve piyasa teşekkül etmesinin engellendiğine veya ihlallere sebebiyet verildiğine dair güçlü emareler oluşması durumunda önleyici tedbirler alınabilir.</p>
<p>Metinden gayet net bir şekilde anlaşılacağı üzere kâğıt üzerinde esasında Borsa’da zamanında alınması gereken tüm tedbirler detaylı bir şekilde açıklanmış durumdadır. Herhalde yıl içerisinde yüzde binlerle ifade edilen getirilere ulaşan hisse senetlerini, fiili dolaşım oranı düşük, likiditesi zayıf, bilançosu net dönem zararı üreten şirketlerin milyarlarca dolar piyasa fiyatına ulaşmasını uzunca bir süre uzaktan izleyen borsa yönetiminin görevini layıkıyla yapmadığı çok açıktır.</p>
<p>Son 1 aydır yaşanmakta olan fon piyasasındaki manipülasyon/piyasa dolandırıcılığı işlemleri sonrasında hisse senedi piyasasındaki sert fiyat düşüşlerinin ardından geçtiğimiz günlerde ekonomi basınında şu haber başlığını görünce bu haftaki yazımın konusu belli olmuş oldu.</p>
<p>“<strong>Sermaye piyasasında denetim sıkılaştırılıyor: Erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi geliyor! İşte yeni düzenlemeler…</strong>”</p>
<p>Kamu otoritesi tarafından hazırlanacak olan yeni düzenleme ile "<strong>erken uyarı ve otomatik aksiyon sistemi</strong>” getirilecekmiş. Sermaye Piyasası Kanunu'nda yapılacak olan değişiklik taslağındaki düzenlemeler ile "<strong>Yatırımcıyı koruma, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) erken müdahalesi, sorumluluk ve caydırıcı yaptırım</strong>" şeklinde önemli değişiklikler söz konusu olacakmış.</p>
<p>Düzenleme kapsamında “<strong>fon büyüklüğünün temel finansal göstergelerle açıklanamayacak şekilde artması", "fonun toplam değerine oranla anlık nakit veya kolay paraya çevrilebilir varlık rasyosunun hızla düşmes</strong>i" <strong>ve</strong> "<strong>bir fonun veya aynı gruba ait fonların, dolaşımdaki sığ bir hissede toplam payının izaha muhtaç şekilde artması</strong>" gibi unsurlar erken uyarı sisteminin temel parametreleri olacağı ifade edilmektedir.</p>
<p>Böylece yaşamakta olduğumuz süreçte mağdur olan <strong>455 bin</strong> yatırımcının gelecekte aynı durumlarla karşılaşmaması için gereken yasal değişikliklerin yapılacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Düzenleme ile tasfiye edilen fonlarda ara ödeme usulüne kanuni bir zemin mecliste yakında oluşturulacak. Net yatırım tutarının hesaplanmasına ilişkin esaslara açıklık getirilecek. Fon tasfiye süreçleri hızlandırılacak, yatırımcı mağduriyetini azaltacak yeni tedbirler alınacak. SPK'nın yetkisi kapsamındaki "<strong>geçici işlem yasağı, varlıkların korunmasına yönelik önlemler, portföylerin dondurulması, bilgi ve belge isteme yetkisinin genişletilmesi, denetim süreçlerinin hızlandırılması</strong>" gibi düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Ancak yaşamın bir gerçeği bu aşamada yüzümüze tokat gibi vurdu. 16 Eylül’den bugüne kadar fon tasfiyelerinden mağdur olan <strong>455 bin 758</strong> yatırımcının yanında Borsa’daki <strong>6.6 milyon</strong> hisse senedi yatırımcısı da son <strong>1 ay içerisinde %12-%35</strong> arasında değişen oranlarda yatırımlarında değer kaybına uğradı. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarının içerisinde yer alan BİST.100 harici günlerdir eksi %10 taban yapmakta olan hisse senetlerindeki değer kaybı ise <strong>%80’lere</strong> yaklaşmış durumda. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) içerisinde hisse senedi yoğun ve endeks varlıklarına yatırım yapmış olan <strong>3.3 milyon</strong> yatırımcının da portföyleri hisse senedi fiyat düşüşten olumsuz yönde etkilenmiştir. Ayrıca fon piyasasında serbest yatırım fonları haricinde hisse senedi yoğun fonlara yatırım yapmış bulunan yaklaşık <strong>837 bin</strong> yatırımcının da portföylerinde borsada yaşanan kayıp dolayısı ile gerileme gerçekleşmiştir.</p>
<p>Neticede fon manipülasyonu ve piyasa dolandırıcılığı eylemlerinden doğrudan ver dolaylı olarak etkilenen yaklaşık <strong>11 mlyona </strong>yakın yatırımcı bulunmaktadır. Bu sebeple yaşananlardan etkilenen çok geniş bir yatırımcı kitlesinin bulunduğunu göz önüne alarak sürecin her bir aşamasının kamu otoriteleri tarafından şeffaf bir şekilde bilgilendirmelere haiz olduğu açıktır. Piyasalardaki güveni kaybetmenin çok kolay ancak geri kazanmanın çok zor olduğunu bilerek geriye dönük olarak yapılacak olan incelemelerde tabiri caiz ise kuyumcu hassasiyetinde adil bir süreç yönetiminin sağlanması gerekmektedir. Bu imkânın da ancak tasfiye aşamasındaki tüm fonların ilk kuruluş tarihlerinden tasfiye gününe kadar gerçekleştirilen tüm eylemlerin ve haksız kazançların ortaya çıkarılarak kamuoyu ile paylaşılması zaruriyeti bulunmaktadır.</p>
<p>Son olarak Türkiye’de genel olarak yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir problem olmadığını ancak uygulama ve denetim kısımlarında çok ciddi problemler olduğunu dikkate aldığımızda yeni gelecek olan düzenlemelerin de sermaye piyasamıza hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenlemelerin-etkinsiz-uygulanmasi-89263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzenlemelerin etkinsiz uygulanması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sinirda-karbon-duzenlemesinin-cbam-turk-ihracatina-etkileri-89262</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenlemesi’nin Türk ihracatına etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçmesi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında yeni bir dönemi başlattı. Demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre başta olmak üzere karbon yoğun sektörlerde ihracatçıların maliyet, emisyon verisi ve rekabet baskısıyla karşı karşıya kalması bekleniyor. </strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında geliştirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (Carbon Border Adjustment Mechanism-CBAM), 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine geçmiştir. Mekanizma, AB’ye ithal edilen belirli karbon yoğun ürünlerin gömülü emisyonlarını fiyatlandırarak, AB üreticileri ile üçüncü ülke üreticileri arasında karbon kaçağını önlemeyi ve rekabet eşitliğini sağlamayı amaçlamaktadır.</p>
<p> Türkiye, AB ile derin ticari entegrasyonu nedeniyle bu düzenlemeden en fazla etkilenen ülkelerden biridir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımı bilgilerinize sunuyorum…</p>
<p>CBAM kapsamındaki sektörler demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen olarak belirlenmiştir.</p>
<p><strong>CBAM’ın temel yapısı ve uygulama takvimi</strong></p>
<p> Geçiş dönemi (Ekim 2023-Aralık 2025) boyunca yalnızca raporlama zorunluluğu varken, 2026’dan itibaren mali yükümlülük başlamıştır.</p>
<p> AB ithalatçıları, ithal ürünlerin gömülü emisyonları için CBAM sertifikası almak zorundadır.</p>
<p> Sertifika fiyatı, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) izin fiyatlarına bağlıdır; 2026’nın ilk çeyreğinde ton başına yaklaşık 75,36 Euro, ikinci çeyreğinde 75,28 Euro seviyesinde açıklanmıştır.</p>
<p>2026 ithalatına ilişkin ilk yıllık beyan ve sertifika teslimi 30 Eylül 2027’ye kadar yapılacaktır.</p>
<p> Ayrıca, demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre için yıllık 50 tonluk kütle bazlı muafiyet eşiği uygulanmaktadır; bu eşiğin altında kalan ithalatlar yükümlülük dışı kalır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin maruziyeti:</strong> Rakamlar ve sektörel dağılım</p>
<p>Türkiye’nin AB’ye toplam ihracatı toplam mal ihracatının yaklaşık yüzde 40-42’sini oluşturmaktadır. CBAM kapsamındaki ürünlerin AB’ye ihracatı 2023 itibarıyla yaklaşık 6,5 milyar ABD Doları seviyesinde olup, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 3’üne, AB’ye ihracatının ise yüzde 6,2’sine karşılık gelmektedir.</p>
<p>Bu rakamlarla Türkiye, Çin’in ardından AB’ye CBAM kapsamlı ürün ihracatında ikinci sırada yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sektörel dağılımda metaller ağır basmakta</strong></p>
<p>Demir-çelik ve alüminyum, en yüksek değerli kalemlerdir (2023’te demir-çelik yaklaşık 2,7 milyar, alüminyum 2,8 milyar ABD doları).</p>
<p>Çimento yaklaşık 294 milyon, gübre ise 67 milyon ABD Doları seviyesindedir.</p>
<p>Türkiye çelik üretiminde elektrik ark ocağı (EAF) payının yüksek olması (yaklaşık yüzde 70) sayesinde, küresel ortalamalara göre daha düşük karbon yoğunluğuna sahiptir (demir-çelikte ortalama 2 tCO₂e/ton civarı).</p>
<p>Alüminyum ise daha yüksek yoğunluk göstermektedir (yaklaşık 8,97 tCO₂e/ton).</p>
<p>Çimento sektörü ise ülkenin sanayi sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.</p>
<p>Makroekonomik etkiler kısa vadede sınırlı kalmaktadır.</p>
<p>Bazı analizler, CBAM’ın GSYİH üzerindeki etkisini yüzde 0,01 seviyesinde veya daha düşük tahmin etmektedir.</p>
<p> Ancak sektörel ve bölgesel etkiler daha belirgindir.</p>
<p>CBAM etkilenen sektörler yaklaşık 160 bin kişiyi istihdam etmekte ve bazı illerde (örneğin Zonguldak demir-çelik) yerel istihdamın önemli kısmını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Olumlu ve olumsuz etkiler</strong></p>
<p><strong>- Olumlu yönler</strong></p>
<p>Türk çelik sektörünün EAF ağırlıklı yapısı, yüksek emisyonlu rakiplere (özellikle bazı Asya üreticileri) karşı kısa vadede rekabet avantajı sağlamaktadır.</p>
<p>Bazı çalışmalarda, CBAM’ın Türk demir-çelik ihracatını AB pazarında göreli olarak destekleyebileceği belirtilmektedir.</p>
<p> Ayrıca mekanizma, Türkiye’de iklim politikalarının hızlanmasına katkıda bulunmuştur.</p>
<p> 2025’te kabul edilen İklim Kanunu ve ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) planları bu sürecin somut sonuçlarıdır.</p>
<p><strong>- Olumsuz yönler ve riskler</strong></p>
<p>Maliyet baskısı: Gerçek emisyon verisi sunulamayan durumlarda varsayılan (default) değerler uygulanmakta ve bunlar genellikle daha yüksek olmaktadır.</p>
<p>2026’da yüzde 10, sonraki yıllarda artan oranlarda ek yük getirilmektedir.</p>
<p>Veri ve doğrulama zorunluluğu: İhracatçılar, ürün bazında gömülü emisyon verilerini AB ithalatçılarına zamanında ve doğrulanmış şekilde iletmek zorundadır.</p>
<p>Bu, özellikle KOBİ’ler için operasyonel yük yaratmaktadır.</p>
<p><strong>- Pazar kayması: </strong>Bazı firmalar AB dışındaki pazarlara (MENA, Afrika, Orta Asya) yönelme eğilimi göstermektedir.</p>
<p> Ancak aynı pazarlara yüksek karbonlu üreticilerin de kayması rekabeti artırabilir.</p>
<p><strong>- Kapsam genişlemesi riski:</strong> Downstream ürünlerin (çelik ve alüminyum yoğun ürünler) 2028’den itibaren kapsama alınması, otomotiv yan sanayi gibi sektörleri de doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Uzun vadede karbon fiyatlarının yükselmesi ve ücretsiz tahsislerin kademeli olarak kaldırılması (2034’e kadar), maliyetleri artıracaktır.</p>
<p>Bazı projeksiyonlarda 2032’ye kadar yıllık CBAM maliyetinin 2,5 milyar Euro’ya ulaşabileceği belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin hazırlık durumu ve politika yanıtları</strong></p>
<p>Türkiye’de 2014’ten beri uygulanan İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi, CBAM sektörlerini kapsamakta ve AB standartlarıyla büyük ölçüde uyumludur.</p>
<p>2026’da pilot, 2027-2028’de tam operasyonel olması planlanan ulusal ETS, CBAM yükümlülüklerinden mahsup imkânı sağlayabilecektir (AB’nin Article 9 kuralı çerçevesinde).</p>
<p> Bu sistemin etkili işlemesi, ihracatçıların rekabet gücünü korumada kritik önem taşımaktadır.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı bilgilendirme platformları, sektör dernekleri ve firmalar emisyon envanteri, ürün karbon ayak izi hesaplama ve sözleşme düzenlemeleri konusunda çalışmalarını hızlandırmıştır. Gerçek emisyon verisi sunabilen firmalar, varsayılan değerlerden önemli tasarruf sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>CBAM, Türk ihracatı için hem risk hem de dönüşüm fırsatıdır. Kısa vadede makroekonomik etkiler sınırlı olsa da, demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi sektörlerde maliyet, veri yönetimi ve pazar erişimi baskısı hissedilmektedir.</p>
<p> Uzun vadede ise karbon yoğun üretim modelinin sürdürülebilirliği sorgulanmaktadır.</p>
<p>İhracatçılar için öncelikli adımlar şunlardır:</p>
<p>Ürün bazında doğrulanmış emisyon verisi sistemlerinin kurulması,</p>
<p>AB müşterileriyle veri paylaşımı ve maliyet paylaşımı konularının sözleşmelerde netleştirilmesi,</p>
<p>Enerji verimliliği, alternatif yakıtlar, yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım, Ulusal ETS sürecine aktif katılım.</p>
<p>Politika tarafında ise adil geçiş mekanizmaları, bölgesel destekler, finansman araçları ve AB ile teknik işbirliği önem taşımaktadır.</p>
<p>CBAM’ı yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandıran bir kaldıraç olarak değerlendirmek, Türkiye’nin uzun vadeli rekabet gücünü koruyacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-birligi-sinirda-karbon-duzenlemesinin-cbam-turk-ihracatina-etkileri-89262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/gemi-ihracat-filo-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçmesi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında yeni bir dönemi başlattı. Demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre başta olmak üzere karbon yoğun sektörlerde ihracatçıların maliyet, emisyon verisi ve rekabet baskısıyla karşı karşıya kalması bekleniyor.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-faiz-indiriminin-yolunu-mu-acti-89261</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi faiz indiriminin yolunu mu açtı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pazartesi açıklanan ve tesadüfen geçen ayki enflasyonla tamı tamına aynı olan %1.84’lik aylık TÜFE rakamıyla birlikte 12 aylık enflasyon da %29.73 ile 57 ay sonra 30 değerinin altına gerilemiş oldu. Detaylara baktığımızda, en büyük etkinin her ay artmasını kanıksadığımız gıda fiyatlarının bu ay çok az da olsa düşüş göstermesinden kaynaklandığı görülüyor. (Eylül 2025’te gıda fiyat artışı %4.6 idi, bu eylülde ise %0.2 azalış gördük.) Gıdada tabii ki hava durumlarının etkisi çok büyük. Bu sene iyi yağışlarla birlikte mahsul artışı yaşadık. Ancak, yılın geri kalan aylarında özellikle motorin fiyatlarındaki artışa bağlı olarak gıda fiyatlarında da artışlar görülebilir. Genel endeks verilerine baktığımızda da, geçen senenin özellikle son 2 ayında oldukça düşük aylık oranlar görüyoruz (%0.87 ve %0.89). Bu sene bu düşük oranların tekrarlanmaması durumunda, 12 aylık TÜFE’de yeniden bir yukarı tırmanma göreceğiz. Sene sonunda enflasyonun tekrar 30’un üstüne çıkma ihtimali var.</p>
<p>Kısacası, gelen enflasyon verilerinin enflasyonun ana eğiliminde henüz “kalıcı” bir düşüşe işaret ettiğini düşünmüyorum. Öte yandan, faiz indirimlerinin başlaması gerektiği için öne sürülen diğer bir iddia ise finansal piyasalarda yaşanan kriz ile birlikte hane halklarının tüketim talebinde bir düşüş yaşanacağı, ve hesapta olmayan bu soğumanın Merkez Bankası’nın faizleri düşürme konusunda elini güçlendirdiği iddiası. Genel olarak bu görüşe katılmak ile birlikte, yapılacak olan 100 baz puanlık bir indirimin sıkışmış olan piyasayı yeteri kadar rahatlatacağı görüşünde değilim. İndirimlerin etkili olması için daha yüksek oranlarda olması lazım. Ancak, sıcak para girişlerine ve yurtiçindeki dolarizasyon eğilimlerine çok duyarlı olan bir merkez bankasının dünyada faizlerin arttığı ve Türkiye’nin de fon skandalıyla birlikte uluslararası yatırımcılar gözünde kırılganlığının arttığı bir ortamda böyle bir aksiyon alması imkansız. Bu durum bir anlamda yürütülmeye çalışılan ekonomi politikasının limitlerini de net bir şekilde gösteriyor. Sadece kurları piyasa faizlerinin altında bir oranda artırmaya dayalı olan bir dezenflasyon politikası yürüterek esasen para politikasının bağımsızlığını da feda etmiş oluyorsunuz. (Öte yandan, bahsettiğim kırılganlık noktalarında henüz önemli bir baskı oluşmuş değil. Döviz rezervlerinde bir miktar azalma söz konusu ama alarm verici boyutlarda değil.)</p>
<p>Fon krizi ve bununla birlikte tasfiyeye alınan ve alım-satıma kapatılan fonların hane halklarının ve aynı zamanda pek çok şirketin de varlık değerlerini erittiğini ve nakit akışlarını bozduğunu söyleyebiliriz. Bu bozulmanın miktarını bulmak çok kolay değil. Şu an itibarıyle tasfiye kapsamındaki 131 fonda 650 milyar TL, işleme kapalı fonlarda ise 100 milyar TL gibi bir varlık olduğu görülüyor. Ancak bunların bir miktarı son ana kadar şişirilmeye devam eden hisse fiyatları nedeniyle oluşan fiktif değerler. Diğer bir ifadeyle yatırımcı 100 TL ana para koymuş ise, ve bu ana para bir ayda 150 TL olmuş ise, bu yatırımcının değer kazancının 50 TL olduğu anlamına gelmez. (Zaten tasfiye sürecinde ana para artı enflasyon farkı verilmesi kararlaştırılmış durumda.)</p>
<p>Değer kayıpları sadece bununla da kalmıyor. BİST’in genelinde de büyük düşüş yaşanmış durumda. Yatırımcılar hisse senedi piyasasına sadece hisse fonu alarak girmiyorlar. Önemli bir çoğunluğu doğrudan hisse alıyor. Mayıs sonunda yaklaşık 9 trilyon TL olan borsada işlem gören şirketlerin halka açık piyasa değeri 2 Ekim’de 7.5 trilyona düşmüş durumda. Bireysel yatırımcıların borsadaki payları yaklaşık %60 civarındadır. Buradan hareketle, bireysellerin hisse senedi varlıklarında 1 trilyon TL’ye yakın bir düşüş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bu düşüş ekonomideki genel tüketim talebinin de bu miktarda düştüğü anlamına gelmez. Bu etkinin %3-5 civarında olduğu hesaplanmakta.</p>
<p>Özellikle para piyasası fonlarında sıkışmış paraların ödemelerinin süratle yapılması şart. Aksi takdirde burada parası bağlanmış olan bireyler ve şirketler piyasaya olan ödemelerini de aksatacak, ve bu da etkinin katlanarak artmasına yol açacaktır. (PPF’ler likit oldukları düşüncesiyle sadece bireyler değil, gittikçe artan oranda şirketler tarafından da atıl varlıkları günlük olarak değerlendirme ve net nakit çıkışı gerektiren günlerde bozdurarak nakit sağlama şeklinde kullanılıyordu.)</p>
<p>Sonuçta, zaten durgunluğa girmekte olan ekonomide fon krizinin de ek bir soğutucu etkisi mutlaka olacaktır. Ancak, MB’nın faiz politikası anlamında yapacakları oldukça sınırlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-faiz-indiriminin-yolunu-mu-acti-89261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi faiz indiriminin yolunu mu açtı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ittifaklar-ve-algoritmalar-turkiye-nereye-89260</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, ittifaklar ve algoritmalar; Türkiye nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la geliştirdiği yeni güvenlik mekanizması, Karadeniz’de artan Rusya-Ukrayna gerilimi ve ABD’nin Yunanistan merkezli “Batı” politikası, Ankara’nın dış politikadaki hareket alanını yeniden tartışmaya açıyor. Ortadoğu’dan Karadeniz’e uzanan yeni denklemde Türkiye’ye biçilen rol, ülkenin güvenlik ve dış politika tercihlerini doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p><strong>Seçimler, savaşlar, yapay zekâ ve algoritmalar…</strong></p>
<p>Ortadoğu’da savaşın yarattığı güvenlik boşluğu, Karadeniz’de Rusya-Ukrayna çatışmasının genişleyen etkileri, Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanları üzerinden süren rekabet...</p>
<p>Hepsi küresel ölçekte giderek sertleşen büyük güç mücadelesinin farklı yönlerini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Mehmetçik Suudi Arabistan'a gidecek mi?</strong></p>
<p>Türkiye'nin güneyindeki tablo çok karışık; ABD yavaş yavaş Ortadoğu'yu terk ederken, "bölgenin jandarması" görevinin bizzat Ortadoğu'daki kendi müttefikleri tarafından üstlenilmesinin adımlarını atmakta…</p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın oluşturduğu Mekke Paktı'nı bu açıdan okumak yanlış olmaz. Nitekim, başlangıçta siyasi bir deklarasyon niteliğindeki anlaşmanın son haftalarda hızla somutlaşmaya başlaması dikkat çekici. 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılan ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısının ardından üç ülkenin dışişleri bakanları New York’ta, genelkurmay başkanları ise Riyad’da bir araya geldi. 5 Ekim’de Riyad’da yapılan olağanüstü toplantıda ise daha kritik bir karar alındı.</p>
<p>Üç ülke, Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu tehditlere karşı gerekli askeri kuvvet ve kabiliyetlerin sağlanması ve bunların Suudi Arabistan’da hızla konuşlandırılması kararlaştırdı.</p>
<p>Bu, Mekke İttifakı'nın kâğıt üzerindeki bir anlaşmadan sahadaki güvenlik mekanizmasına dönüşme sürecinde önemli bir aşama. Türkiye'de hükümete yakın duran medya organlarında Türkiye'nin hava savunma sistemleri, elektronik harp, İHA/SİHA teknolojileri, eğitim, bakım ve yeni nesil savunma sistemleri ile Suudi Arabistan'a destek vereceğine ilişkin haberler sıkça yayınlanmaya başladı.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var; AK Parti hükümeti imzalanan Mekke Antlaşması’nı hala TBMM'ye getirip onay almadığı için, şu anda atılan adımlar, Mekke Antlaşması çerçevesinde değil, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında zaten devam eden ikili savunma işbirliği çerçeve anlaşmaları üzerinden gerçekleşiyor. Ancak adımlar hangi yasal çerçeve içinde atılırsa atılsın, Ortadoğu'da ABD'nin boşluğunun bu ittifak üzerinden doldurulmaya çalışıldığı açık.</p>
<p>ABD ile F-16 ve F-35 başlıklarında yürütülen temaslar, NATO içindeki konumu, Avrupa güvenliği ve Ortadoğu’daki yeni güvenlik düzeni birlikte değerlendirildiğinde Ankara’nın Atlantik ittifakıyla bağlarını yeniden güçlendirdiğini söylemek mümkün. Elbette bunlara ABD Başkanı Trump'tan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a her fırsatta yapılan övgüleri de eklemek gerek.</p>
<p>Nitekim Moskova'dan da sert sinyallerin gelmesi, Türkiye'nin giderek "ABD kampına yerleştiğine" ilişkin imajının verdiği zararı ortaya koyar nitelikte.</p>
<p><strong>Karadeniz de Hürmüz gibi "kullanılamaz" mı olacak?</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının başından bu yana Türkiye’nin temel politikası, iki tarafla da konuşabilen ve mümkün olduğunca çatışmanın dışında kalabilen aktör olmak üzerine kurulmuştu. Tahıl koridoru bunun en başarılı örneklerinden biriydi.</p>
<p>Ancak savaşın üçüncü yılı geride kalırken bu denklem değişmeye başladı.</p>
<p>Tam da Türkiye-Ukrayna serbest ticaret anlaşmasının yürürlüğe girdiği haftada Karadeniz’de ticari gemilere yönelik Rus İHA saldırılarının yoğunlaşmasını, özellikle de Türkiye bağlantılı gemilerin hedeflenmesini tesadüf olarak nitelemek zor.</p>
<p>Romanya açıklarında Türk sahipli Royad Mammadov adlı geminin batırılmasının ardından iki Türk sahipli ticari geminin daha İHA saldırılarının hedefi olması şunu gösterdi;</p>
<p>Karadeniz artık Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın coğrafyası olmaktan çıkıp, Türkiye’nin ticaret yollarının, enerji güvenliğinin ve deniz taşımacılığı açısından da kritik risk alanı haline gelmiş durumda.</p>
<p>ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaş Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına, ticaretin ve enerji tedarikinin de darbe almasına yol açmıştı. Şimdi de Rusya-Ukrayna savaşının tırmanmasıyla Karadeniz'in "kapanması", yani ticaretin tamamıyla durması endişesi artıyor.</p>
<p>Türkiye'nin kendisini "ABD kampında" gösteren imajından acilen sıyrılıp, Moskova ile masaya oturması ülke çıkarları açısından elzem.</p>
<p><strong>ABD'ye kadar güvenilir, camiden Akropolis'e, Washington'un değişen mesajı</strong></p>
<p>Türkiye dış politikasında giderek daha fazla ABD kampına yaklaşırken, Ege'nin diğer yakasındaki gelişmeler ise "Washington'a ne kadar güvenilebilir" sorusunu meşru hale getiriyor.</p>
<p>ABD'nin yaklaşık 15 yıl arayla dünyaya verdiği mesajlardaki değişimi, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren iki görüntü üzerinden okumak mümkün.</p>
<p>2009’da Barack Obama, başkanlığının ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye'ye yapıp, İstanbul’da arkasına cami siluetini alarak konuşmuş, ABD’nin İslam’la savaş halinde olmadığını ve Müslüman dünyayla karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişki istediğini söylemişti. Obama'nın bu konuşmasından sadece aylar sonra Arap Baharı başladı. Mısır'da, Suriye'de, Libya'da rejimler, yönetimler değişti.</p>
<p>Bugün ise ABD farklı bir "sahne" kuruyor;</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’ya yaptığı ziyarette arkasına Akropolis’i alarak Batı’nın yeniden kenetlenmesi çağrısı yaptı, Atina ve Roma’dan Hristiyanlığa, oradan Amerikan Cumhuriyeti’ne uzanan "ortak Batı mirasını" öne çıkarttı. Rubio'nun konuşmasında, dünyadaki yeni büyük güç rekabetine karşı ABD ve Avrupa’nın birlikte hareket etmesi çağrısı vardı.</p>
<p>Belli ki Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz arasındaki jeopolitik hatta ABD açısından "Batı" Yunanistan merkezli olarak şekillenirken, Türkiye'ye ise "Ortadoğu'nun jandarmalığı" rolü uygun görülmüş durumda.</p>
<p>Türk dış politikası konuşulurken, üzerinde en çok tartışılması gereken de ülkeye biçilen bu rol olmalı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Küresel rekabetin yeni cephesi; algoritmalar</strong></span></p>
<p>Küresel dünyada yeni dönemin rekabeti yalnızca ordular ve silah sistemleri üzerinden yürümüyor.</p>
<p>Seçimler, sosyal medya platformları, yapay zekâ ve algoritmalar giderek siyasi gücün yeni araçları haline geliyor. Yakın geçmişte ülkelerin rejimleri istihbarat operasyonları ya da doğrudan askeri müdahalelerle değiştirilirken, şimdilerde "operasyon" sivil toplum, medya ve algoritmalar üzerinden ilerliyor.</p>
<p>Bir içeriğin milyonlarca kişiye ulaşmasını sağlayan algoritma, bir siyasi hesabı görünür veya görünmez hale getiren platform kararı, seçim kampanyalarının seçmen davranışlarına ilişkin devasa veri setleri üzerinden yürütülmesi, demokratik rekabetin doğasını değiştiriyor.</p>
<p>Brezilya seçimleri bunun güncel örneklerinden biri. 2026 seçimleri öncesinde Meta'nın Lula'nın Facebook'taki reklam hesabını geçici olarak devre dışı bırakması, daha sonra hesabı yeniden açması, teknoloji şirketlerinin seçim dönemlerinde sahip olduğu gücü bir kez daha gündeme taşıdı. Nitekim bizzat Trump yönetiminin desteklediği aday Bolsonaro, seçimin ilk turunu mevcut Cumhurbaşkanı Lula'nın önünde tamamladı.</p>
<p>Benzer bir durum 2019'da Bolivya seçimlerinde de yaşanmıştı. O dönemde X platformunun da sahibi olan Elon Musk, Bolivya'daki siyasi krizin bu ülkedeki lityum yatakları ile bağlantılı olduğu yönündeki bir yoruma, "İstediğimiz ülkeye darbe yapabiliriz. Bununla yaşamayı öğrenin" yanıtını vermişti. Bu sözler, milyarder teknoloji sahiplerinin siyasi güç ve jeopolitik müdahale tartışmalarının merkezine nasıl yerleştiğini gösteren sembolik bir örneğe dönüştü.</p>
<p>Bu tablo yalnızca Brezilya ve Bolivya ile de sınırlı değil. Washington, Trump yönetiminin "shield of the Americas"/ Amerika'nın kalkanı" adı verilen politikası çerçevesinde Washington yönetimi Batı Yarımküre'deki siyasi ve güvenlik bağlarını yeniden sıkılaştırma politikasının somut sonucu gibi.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı son konuşmalarda bölgede ABD ile siyasi hizalanmanın güçlendiğine dikkat çekmesi de bundan.</p>
<p>Tüm bunlara ABD'nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle'nun Romanya'da hükümetlerin değiştirilebileceği yönünde kapalı bir toplantıda söylediği ancak basına sızan ifadelerini de eklemek gerek.</p>
<p>Washington'ın ülkelere siyasi müdahale hevesinin bitmediğini, ancak şekil değiştirdiği ortada.</p>
<p>2028 seçimleri yaklaşırken Türkiye'nin de bu eğilimden "nasibini alması" olasılığını tüm siyasi partilerin gündemlerine alıp, kafa yormaya başlaması demokrasi açısından kritik önemde.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ittifaklar-ve-algoritmalar-turkiye-nereye-89260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/6754-1791434692.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş, ittifaklar ve algoritmalar; Türkiye nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-rekabet-gucu-yeniden-sekilleniyor-89259</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin rekabet gücü yeniden şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enerji, sanayi, yatırım, karbon, teknoloji ve finansman artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını birlikte belirleyen unsurlar haline geldi.</strong></p>
<p>Küresel rekabetin kuralları değişiyor. Birkaç yıl öncesine kadar şirketlerin ve ülkelerin rekabet gücünü konuşurken maliyet, ölçek, üretim kapasitesi ve ihracat performansı gibi başlıklar öne çıkıyordu.</p>
<p>Bugün ise denkleme çok daha fazla değişken giriyor. Enerjinin fiyatı kadar arz güvenliği ve öngörülebilirliği, üretimin maliyeti kadar karbon ayak izi, finansmana erişim kadar teknoloji ve insan kaynağı, pazar büyüklüğü kadar jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı öne çıkıyor.</p>
<p>Evet, ucuza üretebilmek hala önemli ama Türkiye açısından rekabetçilik artık yalnızca “daha ucuza üretmek” meselesi değil. Asıl soru, değişen küresel koşullar içinde mevcut üretim gücünü korurken bunu yeni bir rekabet avantajına dönüştürmenin nasıl mümkün olacağı.</p>
<p>Geçen hafta bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde, “Sektörler ve Rekabetçilik” başlıklı panelde moderatördüm. Akfen Holding CEO'su Selim Akın, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve SOCAR Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk ile çok keyifli ve bilgilendirici bir sohbet yaptık. Panelistlerin ortaya koyduğu çerçeve de bu dönüşüme işaret ediyordu. Farklı sektörlerden üç yöneticinin perspektifleri, Türkiye'nin rekabetçilik denkleminde birbirinden ayrı görünen başlıkların aslında ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor. Enerji, sanayi, yatırım, karbon, teknoloji ve finansman artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını birlikte belirleyen unsurlar haline geldi.</p>
<p><strong>Enerji artık yalnızca bir maliyet değil</strong></p>
<p>Sanayinin rekabetçiliği açısından enerji, yeni dönemin en kritik başlıklarından biri... Ancak mesele yalnızca elektriğin veya doğal gazın ne kadar pahalı olduğu değil. Sanayici açısından enerjinin ne zaman, hangi koşullarda ve ne ölçüde temin edilebileceği de en az fiyat kadar önemli hale geliyor.</p>
<p>Buna bir de karbon boyutu ekleniyor. Avrupa'nın iklim ve sanayi politikalarını birlikte yeniden şekillendirdiği bir dönemde, enerji yoğun üretim yapan şirketler için düşük karbonlu enerjiye erişim giderek stratejik bir konuya dönüşüyor. Enerjinin maliyeti ile karbon yoğunluğu artık aynı denklem içinde değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin sanayi politikası açısından enerji arzının güvenilir, maliyetinin öngörülebilir ve dönüşümünün düşük karbon hedefleriyle uyumlu olması önem kazanıyor. Sanayicinin önündeki soru yalnızca “enerjiyi nereden ve ne kadara alacağız?” değil; “geleceğin üretim modeline uygun enerjiyi nasıl güvence altına alacağız?” sorusu.</p>
<p><strong>Yakınlık avantajı tek başına yeterli mi?</strong></p>
<p>Türkiye'nin küresel rekabet açısından en önemli avantajlarından biri Avrupa'ya coğrafi yakınlığı ve Avrupa sanayisiyle uzun yıllara dayanan entegrasyonu. Güçlü üretim altyapısı, ihracat deneyimi ve gelişmiş tedarik zincirleri de bu avantajı destekliyor.</p>
<p>Ancak Avrupa'nın sanayi politikası değişirken Türkiye'nin geleneksel avantajlarının üzerine yeni unsurlar eklemesi gerekiyor. Özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM), ihracatçı şirketlerin rekabet koşullarını yeniden değerlendirmesini zorunlu kılıyor.</p>
<p>Karbon maliyeti ilk bakışta yeni bir yük olarak görülebilir. Ancak uzun vadede düşük karbonlu üretim, yalnızca mevzuata uyum sağlamak için katlanılan bir maliyet olmaktan çıkıp bir pazar avantajına dönüşebilir. Daha düşük emisyonla üretilen ürünlerin tedarik zincirlerinde daha fazla önem kazanması, Türkiye açısından bir tehdit kadar fırsat da yaratabilir.</p>
<p>Buradaki kritik nokta, dönüşümün ne kadar hızlı ve hangi yatırımlarla gerçekleştirileceği. Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlığı önemli bir avantaj olmaya devam edebilir; ancak bu avantajın kalıcı olması, üretimin yeni karbon ve teknoloji standartlarıyla uyumlu hale gelmesine bağlı.</p>
<p><strong>Türkiye'den ihracat mı, küresel pazarda yerinde üretim mi?</strong></p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm, küresel üretim yapan Türk şirketlerinin önündeki seçenekleri de değiştiriyor. Geçmişte temel soru, Türkiye'de üretilen ürünün farklı pazarlara nasıl ihraç edileceğiyken, bugün bazı sektörlerde kritik pazarlarda yerinde üretim yapmak da stratejik bir seçenek haline geliyor.</p>
<p>Bu, Türkiye'deki üretimin önemini azaltmak zorunda değil. Aksine Türkiye'nin üretim üssü niteliğini korurken şirketlerin küresel ölçekte daha esnek bir üretim ve yatırım ağı kurması mümkün olabilir.</p>
<p>Önümüzdeki 5-10 yılda şirketlerin yalnızca maliyet avantajına değil, pazar erişimine, lojistik dayanıklılığa, ticaret politikalarına ve jeopolitik risklere de bakması gerekecek. Yani rekabetçilik, üretimin nerede yapıldığı kadar üretim ağının ne kadar dayanıklı olduğu üzerinden de ölçülecek.</p>
<p><strong>Yatırım kararlarının pusulası değişiyor</strong></p>
<p>Bu dönüşümün bir diğer ayağı sermaye ve yatırım. Bugün bir yatırım kararında yalnızca beklenen getiri, pazar büyüklüğü veya maliyetler değerlendirilmiyor. Enerji arzı, karbon düzenlemeleri, teknolojiye erişim, insan kaynağı, finansman koşulları ve jeopolitik riskler de yatırımın fizibilitesinin parçası haline geliyor.</p>
<p>Bu durum şirketler açısından daha karmaşık bir karar ortamı yaratıyor. Ancak aynı zamanda uzun vadeli düşünen yatırımcılar için yeni fırsatlar da oluşturuyor. Enerji dönüşümü, dijitalleşme, altyapı, teknoloji ve verimlilik alanlarında yapılacak yatırımlar yalnızca bugünün sorunlarına yanıt vermekle kalmayıp geleceğin rekabet koşullarını da şekillendirebilir.</p>
<p>Burada öngörülebilirlik kritik bir kavram olarak öne çıkıyor. Şirketler uzun vadeli yatırım yapabilmek için yalnızca finansmana değil, geleceğe ilişkin daha net bir perspektife de ihtiyaç duyuyor. Enerji maliyetlerinin, düzenlemelerin, ticaret koşullarının ve yatırım ortamının mümkün olduğunca öngörülebilir olması, sermayenin yönünü doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji ve insan kaynağı rekabetin yeni altyapısı</strong></p>
<p>Rekabetçilik denklemindeki dönüşüm yalnızca fiziksel yatırımlarla sınırlı değil. Teknoloji, otomasyon, yapay zekâ ve verimlilik çözümleri şirketlerin maliyet yapısını ve üretim kabiliyetini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Ancak teknolojik dönüşümün başarısı onu kullanacak insan kaynağına bağlı. Bu nedenle geleceğin rekabetçiliği yalnızca makine, fabrika veya enerji altyapısına yapılan yatırımlarla değil, nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve mevcut çalışanların yeni teknolojilere uyum sağlayabilmesiyle de belirlenecek.</p>
<p>Türkiye'nin güçlü üretim altyapısını koruması kadar bu altyapıyı daha teknolojik, daha verimli ve daha düşük karbonlu hale getirmesi gerekiyor. Rekabet avantajı, giderek daha fazla “ne kadar üretiyoruz?” sorusundan “ne kadar verimli, esnek, teknolojik ve sürdürülebilir üretiyoruz?” sorusuna doğru kayıyor.</p>
<p><strong>Yeni rekabetçilik denklemi</strong></p>
<p>Türkiye'nin önünde önemli avantajlar bulunuyor: Güçlü bir sanayi tabanı, Avrupa'ya yakınlık, ihracat deneyimi, girişimcilik kapasitesi ve farklı sektörlerde oluşmuş üretim birikimi. Ancak küresel rekabetin yeni koşulları, bu avantajların kendiliğinden yeterli olmayacağını gösteriyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabetçiliğin "enerji, dönüşüm ve öngörülebilirlik" gibi<strong> </strong>üç temel kavram etrafında şekillenmesi beklenebilir. Enerji; maliyet, arz güvenliği ve karbon yoğunluğu ile birlikte ele alınmak zorunda. Dönüşüm; sanayiden enerjiye, teknolojiden insan kaynağına kadar geniş bir alana yayılmak zorunda. Öngörülebilirlik ise şirketlerin uzun vadeli yatırım kararlarını alabilmesi için temel koşullardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin yeni rekabetçilik hikâyesi tek bir sektöre, tek bir maliyet avantajına veya tek bir politika aracına dayandırılamaz. Kamu politikalarının öngörülebilir bir yatırım ortamı yaratması, enerji ve altyapı dönüşümünü desteklemesi; şirketlerin ise teknoloji, verimlilik, düşük karbonlu üretim ve insan kaynağına yatırım yapması gerekiyor.</p>
<p>Küresel rekabetin yeni döneminde kazananlar yalnızca daha düşük maliyetle üretenler olmayacak. Değişimi daha hızlı okuyabilen, riskleri daha iyi yönetebilen, sermayeyi doğru alanlara yönlendirebilen ve üretim kapasitesini yenidünyanın ihtiyaçlarına uyarlayabilen şirketler ve ekonomiler öne çıkacak.</p>
<p>Türkiye için mesele, mevcut üretim gücünü korumaktan daha büyük. Asıl hedef, sahip olduğu üretim ve ihracat kapasitesini yeni dönemin enerji, karbon, teknoloji ve yatırım koşullarıyla buluşturarak kalıcı ve daha yüksek katma değerli bir rekabet avantajına dönüştürmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-rekabet-gucu-yeniden-sekilleniyor-89259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin rekabet gücü yeniden şekilleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-rezaleti-89258</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon rezaleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon krizinde kaybın 20 milyar dolar düzeyinde kalması halinde büyüme üzerindeki doğrudan etkinin sınırlı olması bekleniyor. Ancak düzenleme ve denetim sistemine yönelik güven kaybı, döviz talebinden sermaye hareketlerine kadar uzanan kanallarla enflasyon ve büyüme üzerinde daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.</strong></p>
<p>Fon rezaletinin enflasyon ve büyümeye etkisi hakkında yorumlar yapılıyor. Pazartesi günü enflasyonun açıklandığı dakikalarda bir ekonomi kanalında enflasyonu düşürücü yönde bir işlev görüp görmeyeceği bana da soruldu. Öncelikle belirtmek gerekir ki ortalık toz duman içinde. İşin büyüklüğünü bilmiyoruz. Oysa bu soruları yanıtlayabilmek için fonda buharlaşan para miktarı için bir büyüklüğe ihtiyaç var. Olay ilk patlak verdiğinde 15-20 milyar dolarlık bir olası zarardan söz edildi. Büyüklük bu kadar mı bu kadarsa bu miktarın ne kadarı geriye alınıp, fon katılımcılarının zararları azaltılabilir; bilmiyoruz. Büyüklüğü şimdilik bir tarafa bırakıp, rezaletin ve sonucunda ortaya çıkan fon katılımcılarının kaybının enflasyonu ve büyümeyi hangi kanallardan etkileyeceğine odaklanayım.</p>
<p>Enflasyon açısından iki ana kanal söz konusu. Birincisi talep kanalı. Zarara uğrayan fonlardan fon alanlarının gelirlerindeki azalma, onların tüketim harcamalarını düşürürse, enflasyonu azaltıcı bir etki ortaya çıkar. İkincisi ise güven kanalı. Bu da en azından iki ayrı yoldan enflasyonu etkiler. İlki, duyulan güven kaybı ile yerleşik tasarruf sahiplerinin dövize ve döviz cinsinden mali varlıklara yönelmeleriyle kurda oluşacak yukarıya doğru baskı. İkincisi, rezaletin, finans piyasalarındaki düzenleme ve denetleme hakkında oluşturabileceği olumsuz düşünce nedeniyle Türkiye’ye sermaye girişinin azalması ve mevcutların bir kısmının da geldikleri gibi gitmesi. Bu da kuru artırıcı yönde çalışır. Enflasyonu düşürücü yönde çalışması beklenen ilk kanalın etkisi fonun büyüklüğüne bağlı. İkinci kanal olan güven kanalı ise büyüklükle ilgili değil ve enflasyonu artırıcı yönde işlev görür. Kovuşturma-hesap sorma-sorumluları yargı önüne çıkarma ne kadar şeffaf ve inandırıcı biçimde yapılırsa, bu kanalın etkisi o kadar az olur. Büyüme üzerine olası etkilerin de bu kanallar yoluyla oluşması beklenir. Fonlarda gelirlerini kaybedenlerin tüketim harcamalarını kesmeleri, büyümeyi olumsuz etkiler. Güven kanalı da aynı yönde çalışır.</p>
<p>Şimdi işin büyüklüğüne gelelim. Varsayalım ki 20 milyar dolarlık bir zarar söz konusu. Orta Vadeli Program’da yer alan 2026 GSYH tahminin yüzde 1,2’si, 2027 tahmininin ise yüzde 1,1’i. Özel tüketim harcamalarının GSYH’deki payı ise yüzde 55 civarında. Demek ki özel tüketimin yüzde 2,1’ine denk gelen bir zarardan söz ediyoruz. Birebir tüketime yansısa, yüzde 2,1’lik olumsuz bir şok anlamına gelir. Oysa fon katılımcıları dışında kalan bir dolu tüketici var; özellikle de asgari ücrete yakın ücretle çalışanlar ve çoğu emekli. Onları ilgilendiren bir durum yok. Onların gelirleri düşüyor olsa, tüketim harcamalarını birebir azaltır. Fon yatırımcılarının zararlarının ise fon yatırımcılarının tüketim harcamalarını birebir azaltması söz konusu değil. Böyle bakıldığında, birincisi tüketim harcamaları yapanların sadece bir kısmının tüketimlerine ilişkin bir durum söz konusu. İkincisi, o kısmın gelirlerinden tüketime ayırdıkları pay diğer grubun ki kadar yüksek değil. Sözü edilen büyüklük 20 milyar dolar düzeyinde kalırsa, bu durumda büyümeye önemli bir olumsuz etki beklenmez; etki evet olumsuz olur ama oldukça sınırlı kalır.</p>
<p>Dolaysıyla, rezaletin enflasyona ve büyümeye etkisinin ne kadar olacağı güven kanalına bağlı. Bu açıdan asıl önemli olan ise enflasyon ve büyümeye olacak geçici etki değil; bu rezaletin nasıl olup da yaşandığı. Neden iş büyümeden önlenemediği / önlenmediği. Bunca düzenleyici ve denetleyici kurumun varlığına rağmen bunun nasıl gerçekleştiği ve aynı kurumların bir daha bu tür bir rezaletin olmasını engelleyip engelleyemeyecekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-rezaleti-89258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon rezaleti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-ve-piyasa-tapinmak-icin-degil-yararlanmak-icindir-89257</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plan ve piyasa &#039;tapınmak&#039; için değil &#039;yararlanmak&#039; içindir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasa sistemi, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsil etme, bilgi işleme, ölçü koyma ve hakça dağıtım sağlama gibi işlevleriyle yaşamı yönlendiren önemli araçtır. Piyasanın ortak iyiyi çoğaltan işlevlerini kavrarsak onu fetiş haline getirme yerine yarar üretmesini sağlarız.</strong></p>
<p>İnsan doğasının boşlukları “ <em>faydalı olanın</em>” yollarına engeller oluşturmaya yatkın olduğu kadar, çarenin tükenmezliği bilinciyle çözümler üretme için de olağanüstü potansiyele sahiptir. İnsan doğasındaki boşlukların alabildiğine istismar edilen alanlardan biri de “<em>piyasa ve planı</em>” araç olmaktan çıkarıp, amaca dönüştürmedir.</p>
<p>Bir hafta önceki yazımızda erken sanayisizleşme gibi olgularla başa çıkabilmek için Çin’in yürürlüğe koyduğu planlara gönderme yaparak, planın önemli araçlardan biri olduğu anlatamaya çalıştık: “<strong><em>Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama</em></strong>” başlıklı yazıda plan mekanizmasına sahip çıkılması çağrısı yaptık. Bu yazınının merkez düşüncesi de, “<strong><em>piyasa mekanizmasını iyi anlamadan etkili bir sanayileşme yaratılamaz</em></strong>” varsayımını sorgulamadır.</p>
<p><strong>“Güç hayvanlar dünyasında esastır”</strong></p>
<p>Piyasa dediğimiz olgunun bileşen ve bağlamlarını zihinlerimizde netleştirmeliyiz.</p>
<p>Halil İnalcık piyasa mekanizmasını tanımlarken iki ilkeyi hatırlatır: Biri, Darwin’in ünlü kuramında anlattığı gerçekliktir: “<em>Canlıların uzun ömürlü olanları, en güçlüleri olmadığı gibi, en akıllıları da değildir. Uyum yeteneği yüksek olanlarıdır</em>”. Evrim sürecinin üreme, mutasyon, ayıklama, yalıtım ve işbirliğine dayalı ilerlemesinin özellikle “ <em>ayıklama ve yalıtım</em>” yönüne bakmalıyız. İnalcık, “<em>Güç hayvanlar dünyasında bir esas ve var olma koşuludur. Aynı durum, ulusların var olmalarının da koşuludur</em>” yargısını paylaşır. Piyasa kavrayışı bağlamında bir de modern Batı uygarlığının değerler sistemiyle ilgili yönüne dikkat çeker. İnalcık, “ <em>Batı uygarlığı dendiği zaman, aklı her şeyin üstünde tutan, örgütlenmelerin hareketini akla göre düzenleyen bir toplum anlamına gelir” </em>tanımlamasıyla piyasanın ögeleri ve değerlerinin etkilerini açıklar.</p>
<p>Özge Öner de, piyasanın mal ve hizmet alışverişi işlevini yerine getirmesinin ötesinde “<em>uygarlık geliştirilmesinde en kritik eşik” olma</em> işlevini anımsatır: Piyasanın, “<em>tarımsal fazlayı dağıtmak, rantı tahsil etmek, uzak coğrafyaları birbirine bağlamak”</em> işlevine değinerek, “<em>piyasanın sadece iktisadi değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve siyasi bir fenomen haline gelmesine” i</em>şaret eder.</p>
<p>Piyasalar yerel ölçeklerde olduğu kadar, küresel ölçekte de sosyolojik gelişmeleri, tarihsel oluşumları, düşünce sistemlerini, inançları, kullanılan araç gereçleri bütün olarak kültürü belirler.</p>
<p><strong>Piyasalar platformlardır</strong></p>
<p>Piyasalar belli bir mekânda oluşur; mekân ritmi piyasanın dayandığı kaynakların özelliğine, piyasaya katılımın yaygınlık, yoğunluk ve derinliğine göre oluşur. Bütün piyasalar, mal ve hizmetleri, fikirleri bir araya getiren platformlardır. Özellikle sayısal teknolojilerin yarattığı bağlantı, eletişim, rekabet ve işbirlikleri potansiyelleri, fiziki mekânlar kadar sayısal ortamlarda da piyasa platformları oluşur.</p>
<p>Fiziki ve sayısal mekânlarda oluşan platform yapılarını kavramadan, piyasanın değişik işlevlerini derinliğine anlamak, yönlendirmek ve yaratmak istediğimiz sonuca ulaşmak zorlaşır. Piyasadaki platformlar, sadece alış-veriş, değiş-tokuş alanları değildir. Platformlarda üreticiler, tüketicilerin, değer üretenlerin, veri sağlayanların, geribildirimlerle sapmaları belirleyenlerin, ara yüz oluşturanların, sahiplerin, fikri ve sınai mülkiyeti kontrol edenlerin, kimin hangi koşullarda platformlara katılacağını ve ayrılacağını belirleyenlerin, yurttaşın hak ve çıkarlarını koruma adına düzenleme yapan yetkililerin bir arada bulundukları ortamlardır.</p>
<p>Geleneksel piyasa platformlarının yapısal ve ekonomik özelliklerinin neler olduğunu, hangi yapı ve işlevlerinin modern platformlara taşındığını; piyasa ve platform yapılarındaki değişim ve dönüşümü kavrarsak, kaynakları etkin ve verimli değerlendirebiliriz. Kavrayışımızın yeterliliği bizi “<em>topluluk için ortak iyinin”</em> üretilmesinin önündeki engelleri aşmaya yönelik çabalara yönlendirebilir. Acemoğlu’nun belirttiği gibi, <em>ortak iyi, eşitlik, özgürlük, adalete dayanan liberal temelde işlerse, piyasalar rekabetçiliği koruyabilir; güvenilir hukuk kurumlarının işlerliğini koruduğunda, insanların çıkarlarından nadiren ödün verecekleri </em>düşünülür. Acemoğlu bu bağlamda “<em>Birincil refah teorisinin</em>” dayandığı varsayımları anımsatır: “<em>Bireyler bencil ama rasyoneldir”, “piyasalar rekabetçidir”, “bilgi kusursuzdur” ve “dışsallık diye bir şey yoktur</em>”. Birincil refah teorisinin karşısında şu varsayımları çıkarır: <em>“ Tekeller her yerdedir”, “deneysellik ve öğrenme biçimleri dışsallık üretir”, “yeni mal ve hizmetler hakkında eksiksiz ve güvenilir</em> <em>bilg</em>i <em>yoktu</em>r. “<em>Öğrenme, sosyal yanı ve topluluk temelinden ayrı düşünülemez.</em>”</p>
<p>Herhangi bir konuda değerlendirme yaparak Hawking’in uyarısından yararlanırsak ortak iyiye erişebilmemiz kolaylaşır: “<em>Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin varsayımını değiştirseniz, gerçekliğiniz de değişir</em>.”</p>
<p>Piyasa sistemindeki değişim ve dönüşümleri kavrayarak, ortak iyiyi çoğaltan etkenleri artırmamız, engelleyici etkilerini sınırlayabilmemiz için bildiklerimizin <em>“tek doğru</em>” olduğunu düşünme sapkınlığından uzak durmalıyız. Yaşam örgütlenmesinin çoklu alanlarını, giderek artan katmanlaşmanın yarattığı karışıklığı, kaliteli yönetim eksiklerinden türeyen karmaşayı, karmaşanın oluşturduğu belirsizlikleri artmasını, kimi zaman belirsizliklerin çaresizliğe dönüşmesini, yaşamın ikili yapısını, tehlike ile fırsatın, iyi ile kötünün, bilinmez olan bilebilmenin dengelerini kurmayı zihinlerimizde netleştirmeliyiz.</p>
<p><strong>Piyasa ve plan dengesini kurmalıyız</strong></p>
<p>Kaliteli yönetimle etkin ve verimli işler yapabilmemiz, plan ve piyasayı birbirinin karşıtı iki olgu gibi algılamamayı gerektiriyor. İki aracın güçlü ve zayıf yanlarını bilerek, birbirlerinin boşluklarını doldurabilecekleri kavrayışını yaygınlaştırma ve derinleştirme sorumluğumuz var.</p>
<p>Çin örneğinde olduğu gibi “<em>piyasa ve plan dengesi</em>” kaliteli kalkınmayı etkiliyor; yaratmak istediğimiz sonuçları belirliyorsa, her iki aracı kavrayarak ilerleme konusunda ödün vermemenin topluluklar ve toplumların yararına olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Piyasa sistemi fiyat mekanizmasıyla kurduğu disiplin, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsili, bilgi işleme, ölçü koyma ve gelir dağıtımı gibi çoklu işlevleriyle yaşamı yönlendirir.</p>
<p>Önce piyasaların <em>“vahşi gücünün</em>” günümüze nasıl yansıdığına bakalım. EKONOMİ Gazetesi’nin gelenekselleştirdiği <em>Dönüşen Liderlik</em> toplantılarının beşincisi 3 Ekim 2026 günü yapıldı. Toplantıda konuşan dünyaca ünlü ekonomist Nouriel Roubini yaptığı değerlendirmede “<em>piyasa disiplini</em>” üzerinde durdu: Trump’ın tarifeler konusunda sistemin sınırlarını zorlayan kararlar aldığında, sisteminin dünyanın en güçlü ülkesinde yarattığı “düzeltici etkisini” Trump’a kabul ettirdiğini, makul bir tarife uygulaması için anlaşmalar yapmaya mecbur ettiğini belirtti. Hürmüz krizinin piyasaya yansımasının küresel düzeyde hepimizi etkileyen sonuçlarının, dağıtım sistemlerinde tıkanmalar yaratan geçitlerde meydana gelen çatışmaların bedelini piyasanın hepimize ödettiğini açıklayarak, sistemin bu gücünü her zaman dikkate almak gerektiği üzerinde durdu. Çok daha büyük etki arıyorsak, Çin gibi katı ideolojiyle yönetilen bir ülkenin bile katı plan uygulamalarını terk ederek iş dünyası ve eyaletler arasında yarattığı rekabetle piyasa disiplinden yararlandığını paylaştı.</p>
<p>Geçmişten ders alma tarih bilincinin temeli ise plan ve piyasayı fetiş haline getirme yerine, insan aklının kendi yararını artırmak için geliştirdiği akıl-odaklı değerler sisteminin sonucu olan plan ile doğal akışın gücünü kullanan piyasanın dengelenmesinin olumlu sonuçları hakkında yeterli deneyim ve birikim var.</p>
<p>Piyasaların çok değişik yapıları ve işlevlerinin tümünü gazete yazısında paylaşmak mümkün değil. Gelecek hafta piyasaların temel işlevlerinden bazılarını paylaşmayı sürdürerek <strong>sanayisizleşmenin</strong> olumsuz etkilerini azaltmada “<em>faydalı piyasa bilgisinin”</em> etkilerini değerlendirmeyi sürdüreceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plan-ve-piyasa-tapinmak-icin-degil-yararlanmak-icindir-89257</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plan ve piyasa &#039;tapınmak&#039; için değil &#039;yararlanmak&#039; içindir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavanoz-sahibi-denetlemezse-bal-tutan-parmagini-yalar-89256</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kavanoz sahibi denetlemezse bal tutan parmağını yalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güven, iyidir. Ama denetim daha iyidir. Eğer yetki veriyorsan, sorumlulukla dengelemelisin. Yetki ve sorumluluğu adil, akil paylaş ancak kontrolü asla bırakma. Zira suistimal denetimsizlikten doğar.</strong></p>
<p><strong>Cerebra</strong>’nın İş Dünyasında <strong>Suistimal Algısı</strong> Araştırması 2026 sonuçları, işletmelerin karşı karşıya olduğu sorunları belirginleştirmede <strong>müstesna öneme</strong> sahip. Başkan <strong>Fikret Sebilcioğlu</strong>, küresel ekonomide suistimal kaynaklı kaybın <strong>yılda 5,5 trilyon $</strong>’a ulaştığı gerçeğini vurgulayan isim...</p>
<p>Peki, ya <strong>ülkemizde</strong> durum nedir? Suistimalin ekonomiye maliyeti<strong>, 80 milyar $ </strong>tahmini var. Bu da <strong>kişi başına 930 $’lık yük</strong> demek. Patronun “<strong>beni kim soyuyor</strong>?” sorgusunda çalışanların <strong>%15</strong>’inin daima etik, <strong>%10</strong>’unun her fırsatta suiistimalci, <strong>%75</strong>’inin de fırsat buldukça <strong>hile yaptığı gerçeği</strong> söz konusu.</p>
<p><strong>BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ DÜŞÜNCESİ SUİSTİMALİ SÜREKLİ HALE GETİREBİLİYOR</strong></p>
<p>Araştırmaya bakıyoruz; <strong>Ekonomik baskı</strong>, suistimal riski algısını yükseltiyor (<strong>%65</strong>). Suistimalin gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Etik konusunda <strong>farkındalık</strong> yüksek ancak <strong>uygulama soru işareti</strong>. Üst yönetim önem veriyor ama <strong>ortak kademe pek aldırmıyor</strong>. Bildirim niyeti yüksek ama çekiniliyor.</p>
<p>Her <strong>10</strong> katılımcıdan <strong>7</strong>’si, ekonomik koşulların <strong>suiistimal riskini arttırdığı</strong> kanaatinde. Enflasyondan daha önemlisi; <strong>kurum içi adalet duygusunun gerilemesi</strong>… Sektörler ekonomik baskıyı faklı okuyor ve ahlakın sorgulandığı toplumda  “<strong>bir kereden bir şey olmaz</strong>” düşüncesi, tüm sistemi zehirleyen faktör.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Suistimal algısına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Toplumsal tehlikesi?</em></strong></p>
<p>Suistimal, oturmamış demokrasilerde <strong>kleptokrasi</strong> oluşturur. Bir kleptokrat; “<strong>çözüm ortağı</strong>” aramaz, “<strong>suç ortağı</strong>” arar ve seni de suça bulaştırarak yönetir. Bu da <strong>toplumsal barışı dinamitleyen</strong> faktördür.</p>
<p><strong><em>Ver yetkiyi gör etkiyi?</em></strong></p>
<p><strong>Yetkiyi ver ama denetimi asla bırakma</strong>. Denetlersen etki, <strong>hızlı verimli</strong> çözüme varır. Fakat denetlemezsen yetki, <strong>kötüye kullanılabilir</strong>. Suistimal iklimi oluşturur. <strong>Denetim vazgeçilmezdir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GÜVEN İYİDİR AMA DENETLEMEK DAHA İYİDİR</strong></p>
<p><strong>Alt sınıfın</strong> ahlakı olmaz, <strong>üst sınıf ahlaklı</strong> olmak zorunda değil. <strong>Ahlak orta sınıfın erdemidir</strong>. Eğer orta sınıfı yok edersen <strong>ahlak da yok olur</strong>. Şu anda orta sınıfı erittik. <strong>Beraberinde ahlak da eridi</strong>. Nitekim suiistimalciler ya<strong> ahlaksızdır</strong> ya da <strong>denetlenmiyordur</strong>. Bugünkü <strong>çürüme ortamının temel sebebi</strong> bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SUİSTİMAL LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Suistimal</strong>: Bir görevi, hakkı, yetkiyi ve ya iyi niyeti kötüye kullanmak, istismar etmek, kirletmek</p>
<p><strong>Dolandırıcı</strong>: Hileli ve aldatıcı davranışlarla kişinin güvenini sarsıp kendine yarar, ötekine zarar veren</p>
<p><strong>Sinsi çalışan</strong>: Gerçek niyetini, planın gizleyip kendi çıkarı doğrultusunda hareket eden ikiyüzlü kişi</p>
<p><strong>İtibar istismarı</strong>: Kurumun güvenini, imajını, saygınlığını çıkarı için etik dışı davranışlarla zedeleme</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavanoz-sahibi-denetlemezse-bal-tutan-parmagini-yalar-89256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/dollar-dolar-1790919851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kavanoz sahibi denetlemezse bal tutan parmağını yalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89254</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Satışlar Hızlandı! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 08 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/DgXQJUrYLsw" width="888" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/senay-vahap-munyar-1789027745.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korun-fili-tarifi-ve-dezenflasyon-89255</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körün fili tarifi ve dezenflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Körün fili tarifi olarak bilinen çok meşhur bir hikaye vardır. Gözleri doğuştan görmeyen altı kişiden bir file dokunmaları istenir. Sonuçta hepsi bir tanım yapar ama çok doğaldır ki bu tanımların fil ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.</p>
<p>Hortumu tutan yılan der.</p>
<p>Bacağa dokunan onu bir ağaç gövdesi olarak tanımlar.</p>
<p>Gövdeye dokunan ya da yaslanan bombeli bir kaya parçası diye tahmin yürütür. Kulağa dokunanın tahmini geniş bir yelpaze olur.</p>
<p>Kuyruğu tutan bir halattan söz eder. Dişi tutan ise direk benzetmesi yapar.</p>
<h2>Dezenflasyonun skoru!</h2>
<p>Dezenflasyon programı henüz bitmediğinden, ne zaman biteceği de belli değil ya, içinde bulunulan dönemin verilerini sonuç değil skor olarak niteleyebiliriz. Üç yılı aşkın süredir uygulanan bir programdan söz ediyoruz ve ortaya bazı veriler çıktı. Acaba dezenflasyon programının bu verileri nasıl yorumlanıyor?</p>
<p>Sanki bu dezenflasyon programı da körlerin fili tarifine benziyor gibi…</p>
<p>2021’deki faiz indiriminden önceki enflasyona ve bugünküne bakan vatandaş <strong>“Keşke beş on yıl önceki düzeyde olsaydık, o dönemin enflasyonu çok daha iyiydi”</strong> diyor. Bu kadar da değil, son dönemde indiği açıklanan oranlara inananı ara ki bulasın! Dolayısıyla vatandaş gözünde yıllık enflasyonun değil yüzde 30’lardan aşağı indirilmesi, çok daha düşük oranların yakalanması bile hemen hemen hiçbir şey ifade etmiyor. Hele hele geliri enflasyondan az artan vatandaş aslında enflasyon oranıyla ilgilenmiyor bile. Onun derdi yaşam maliyetinin yüksekliği.</p>
<p>2021 sonunda başlayan ve kimi aylarda yüzde 80’leri aşan enflasyona bakan siyasi kadrolar <strong>“Enflasyonla mücadele programı gayet iyi gidiyor, nereden nereye geldik”</strong> görüşünü savunuyor.</p>
<p>2023’ün haziranında Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Mehmet Şimşek herhalde <strong>“Ben görevi</strong> ‘Türkiye’nin rasyonel politikalara dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır’ diyerek devralmıştım. Haklılığım ortaya çıktı. Bunca yıllık çabanın sonunda dezenflasyon programı nihayet meyvelerini vermeye başladı, işte yüzde 30’un altına inildi” diyordur. </p>
<p>İktisat dünyası büyük fotoğrafa bakmanın elbette iyi olduğuna dikkat çekiyor ama bir yandan da <strong>“Dezenflasyon diyorsunuz diyorsunuz da son dönemdeki yatay sayılabilecek gidişe bir açıklama getiremiyorsunuz”</strong> eleştirisi yöneltiyor.</p>
<p>İş alemi bir yandan enflasyonda gelinen düzeyden biraz kerhen de olsa memnuniyetini dile getiriyor ama bu düzeye inilmesinin maliyetinden de yakınmadan edemiyor. <strong>“Türk parası çok değerli”</strong> deniliyor, “İç talep adeta öldürüldü, biz ürettiğimizi kime satacağız” deniliyor. Bu kadar da değil, <strong>“Enflasyon buraya çekildi, çekilebildi ama faiz hâlâ çok yüksek, piyasada para yok ve işleri döndürmek giderek zorlaşıyor”</strong> yakınması dile getiriliyor.</p>
<h2>Herkesin çıkardığı sonuç farklı</h2>
<p>Ekonomi yönetiminin <strong>“Dezenflasyon programıyla şöyle kazanımlar elde edildi, şuradan şuraya gelindi”</strong> şeklindeki yaklaşımları körün fili tarifinin aksine sanki bütünü tanımlıyor gibi görünse de aslında o büyük fotoğrafın yalnızca bir bölümünü kapsıyor. Çoğu kez de o büyük fotoğrafın küçük bir bölümü, üstelik de yanlı bir şekilde aksettiriliyor.</p>
<p>Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadelede nasıl başarı sağlandığını anlatırken ilk grafiği ama o grafiğin de tepelerdeki oranlarından sonraki bölümünü kullanmayı tercih ediyor. Yıllık enflasyon yüzde 90’a yaklaşmış ve sonrasında yüzde 30’un altına inmiş. Doğru; doğru da, enflasyonu yüzde 90’lara çıkaracak ekonomik tercihleri yapan kimdi?</p>
<p>Üçüncü ve özellikle dördüncü grafik o çok övünülerek söylenen dezenflasyon başarısını sanki biraz gölgeliyor, değil mi!</p>
<p>Son bir yıldaki oran yüzde 30’larda. Son bir yıldaki en düşük oran eylüldeki yüzde 29,73, en yüksek oran ise geçen yılın ekimindeki yüzde 32,87. Arada yalnızca 3 puanlık bir fark var. Bu çok somut olarak enflasyonun yüzde 30’a yapışıp kaldığını gösteriyor. Önceki gün de değinmiştim; yıllık oran ekim sonunda da biraz daha gerileyip kasım ve aralıkta çok muhtemeldir ki yeniden artacak.</p>
<p>Merkez Bankası’nın hesaplamalarına göre bu yılki enflasyonda savaşın da yaklaşık 7 puanlık bir etkisi var. Demek ki savaş olmasa bu yılın enflasyonu yine de yüzde 22-23 dolayında oluşacaktı. Az mı?</p>
<h2>Yapılan aynı, sonuç farklı olur mu?</h2>
<p>Türkiye adı konulmuş enflasyonla mücadele programını Haziran 2023’ten beri uyguluyor. Bu programa başlanmadan önce Mayıs 2023’te yüzde 40 olan enflasyon şimdi yüzde 30’un biraz altında. Hepsi hepsi bu!</p>
<p>Peki bu düşüş karşılığında feda edilenler?</p>
<p>Asgari ücretliye, diğer çalışanlara, emekliye, küçük esnafa, KOBİ sahibine bir sorun bakalım; dezenflasyonu nasıl tarif edecekler?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71de67f2fc-1791434214.png" alt="" width="850" height="331" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korun-fili-tarifi-ve-dezenflasyon-89255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/enflasyon-gelismeleri-ve-faiz-politikasi-1741244438.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Körün fili tarifi ve dezenflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-doyum-noktasi-89253</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın doyum noktası yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son fon skandalıyla birlikte ortaya saçılan iddialara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Milyarlarca liralık servete sahip insanlar, daha fazla para kazanmak için neden böylesine riskli ve kirli işlerin içine giriyor?</p>
<p>Tam burada Türkiye’nin tanınmış iktisatçılarından ve sosyalist düşünürlerinden rahmetli Prof. Sadun Aren’in yıllar önce bir kitabında yer alan cümle geliyor akla:</p>
<p>“Her tüketim malının bir işba noktası vardır ama paranın işba noktası yoktur.”</p>
<p>İnsana sağlayacağı mutluluk azalıyor İnsanın karnı doyuyor. Bir noktadan sonra daha fazla yemek istemiyor. Evin, otomobilin, tatilin de sınırı var. Bir yerden sonra daha fazlasının insana sağlayacağı mutluluk azalıyor. İktisatta buna işba, yani doyum noktası deniyor.</p>
<p>Para ise başka.</p>
<p>Paranın doyum noktası yok. Çünkü para sadece tüketmek için kullanılmıyor. Daha fazla para; daha fazla güç, güvence, itibar ve hareket alanı anlamına geliyor. Servet arttıkça insanın “artık yeter” deme ihtimali de artmıyor.</p>
<p>Son fon skandalının en düşündürücü taraflarından biri de bu.</p>
<p>Karşımızda yaşamını sürdürebilmek için paraya ihtiyacı olan insanlar yok. Milyarlarca liralık servetlerden söz ediyoruz. Buna rağmen daha fazla kazanma hırsı, insanları dışarıdan bakıldığında “Bunlara gerçekten ne gerek vardı?” dedirten işlere sürükleyebiliyor.</p>
<p>Asıl mesele burada başlıyor.</p>
<p>Bir insanın birkaç milyar lirası varsa, birkaç yüz milyon daha kazanması hayatını gerçekten değiştirecek mi?</p>
<p>Büyük ihtimalle hayır.</p>
<p><strong>Riskin sınırı da kayboluyor</strong></p>
<p>Ama insan davranışı her zaman mantık hesabıyla ilerlemiyor. Para bir noktadan sonra ihtiyaç olmaktan çıkıp oyuna dönüşebiliyor. Servet, yaşam aracı olmaktan çıkıp başarı göstergesine dönüşüyor. Daha çok kazanan, kendisini daha başarılı hissediyor. Daha büyük servet, daha büyük bir güç duygusu yaratıyor.</p>
<p>Böyle olunca riskin sınırı da yavaş yavaş kayboluyor.</p>
<p>Bugün fon skandalına bakarken yalnızca paranın nereye gittiğini, kimlerin ne yaptığını, kimlerin kimlerle işbirliği yaptığını ve denetimin nerede aksadığını konuşmamalıyız. İnsanları bu kadar servete rağmen daha fazlasının peşinden koşturan zihniyeti de mutlaka konuşmalıyız.</p>
<p>Prof. Aren’in sözü tam da bu nedenle önemli.</p>
<p>Malların bir doyum noktası var. Para için ise yok.</p>
<p>O halde insanın kendi sınırını kendisinin koyması gerekiyor.</p>
<p>Çünkü paranın sınırı yoksa, o sınırı koyacak olan yine insanın kendisidir.!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/paranin-doyum-noktasi-89253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın doyum noktası yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadadan-canli-istakoz-getirmek-icin-epey-ugrastik-89252</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kanada’dan canlı  ıstakoz getirmek  için epey uğraştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YKT </strong>Global Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Artuk Yakut</strong>’un oğlu <strong>Emir Yakut, </strong>İngiltere’deki öğrencilik günlerinde 2011 yılında Londra’da kurulan <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>da sıklıkla yemek yiyordu. O günlerden itibaren markanın bir şubesini açmayı kafasına koydu.</p>
<p>Babası <strong>Artuk Yakut</strong>, her Londra’ya gittiğinde birlikte <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>a götürür, aklından geçeni paylaşırdı:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong> markasını Türkiye’ye götürelim. İlk şubeyi de mümkünse Zorlu Center’da açalım.</strong></p>
<p>Londra’da inşaat yönetimi öğrenimi gören <strong>Emir Yakut, </strong>eğitimini tamamlayınca ağırlıklı faaliyet alanı inşaat ve gayrimenkul projeleri olan aile şirketi YKT Global’de çalışmaya başladı. Kısa sürede şirketin CEO’luk görevini üstlendi.</p>
<p>Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde başhekimlik yapmış, cerrah Prof. <strong>Cevat Yakut</strong>’un oğlu olan <strong>Artuk Yakut</strong>’un eşi, ailesinin tek kızıydı. <strong>Artuk Yakut, </strong>bir yandan kendi işini kurarken, diğer taraftan <strong>Saner </strong>Ailesi’nin (eşinin ailesi) de işlerini yönetti.</p>
<p><strong>Artuk Yakut, </strong>yurt dışında başta Libya olmak üzere yurt dışında müteahhitlik yaptı, Polonya’da AVM inşa etti. <strong>“Gerflor” </strong>ve <strong>“Artgen” </strong>markalarının temsilciliklerini aldı. 2000 yılında Bakü’de (Azerbaycan) 50 milyon dolarlık <strong>“rezidans-ticari alan”</strong>dan oluşan projeyi hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Emir Yakut, </strong>YKT Global’de CEO olunca Londra’da kurdukları hayali gündeme getirdi:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong>ı Türkiye’ye getirelim…</strong></p>
<p><strong>Emir Yakut, “Burger &amp; Lobster” </strong>kurucusu <strong>Misha Zelman </strong>ve CEO’su <strong>Dino Sura </strong>ile bağlantı kurdu. Babası <strong>Artuk Yakut</strong>’la birlikte görüşüp, markayı Türkiye’ye getirme vizesini aldı. Böylece YKT Global bünyesindeki YKT Gıda, <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>ın ilk şubesini Zorlu Center’da açtı.</p>
<p><strong>Artuk Yakut </strong>ve <strong>Emir Yakut</strong>’la ilk şubenin açılışında sohbet ettik. <strong>Artuk Yakut, </strong>bir dönem menkul kıymet şirketi sahibi de olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>San Menkul Değerler bizimdi. 2012-2013 döneminde İtalyanlar’a sattık.</strong></p>
<p><strong>“Yatırımcı” </strong>ile <strong>“girişimci” </strong>arasındaki farkı şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          “Yatırımcı” <strong>duygularıyla hareket etmez. Para kazanmak ister. </strong>“Girişimci” <strong>daha duygusaldır…</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a440a8d7-1791433284.png" alt="" width="461" height="622" /></strong>Kendisini ve ailesini <strong>“girişimci” </strong>olarak tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Hiç kredi kullanmayız. Özsermaye ile yatırım yaparız.</strong></p>
<p>Gastronomi tarafıyla <strong>Emir Yakut</strong>’un ilgilendiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ben Bursa’da </strong>“Saner” <strong>markasıyla gayrimenkul projeleri hayata geçiriyorum.</strong></p>
<p>Zorlu Center’da açtıkları <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>da işledikleri ıstakozları nereden aldıklarını merak ettim, <strong>Emir Yakut </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Istakozu Kanada’dan alıyoruz. 1.5 ton canlı, 1.5 ton da ıstakoz eti olarak getiriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Artuk Yakut </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Canlı ıstakoz ithalatı için epey uğraştık. Çok sıkı bir mevzuat var. İzinler için çok çaba harcadık.</strong></p>
<p>Başka şubeler açma planlarının olup olmadığını sordum, <strong>Emir Yakut </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          “Burger &amp; Lobster”<strong>ın Londra dışında Brighton (İngiltere), New York (ABD), Jakarta (Endonezya), Kuveyt ve Ban</strong><strong>gk</strong><strong>ok gibi önemli şehirlerde şubeleri vardı. Bunlara şimdi İstanbul eklendi. İstanbul, 21’inci şube oldu. Başka şube planımız var ama temkinli ve adım adım.</strong></p>
<p>YKT Gıda’nın <strong>“Burger &amp; Lobster” </strong>şubelerinin açılışı konusunda bölgeyi de dikkate alacaklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’daki operasyonumuzun ardından YKT Global’in mevcut yatırımları doğrultusunda Bakü’de de bir </strong>“Burger &amp; Lobster” <strong>açmayı gündeme getirebiliriz. Bu da bölgesel büyümemizin ilk adımı olabilir.</strong></p>
<p>YKT Global, <strong>“Burger &amp; Lobster”</strong>la İstanbul’un yeme-içme sektörüne ana ürünü ıstakoz olan bir restoranla adım atarak fark yarattı.</p>
<p>3-4 yıldır yaşanan ekonomik sıkıntı, TL bazında da, dolar bazında da alım gücümüzü oldukça zayıflattı…</p>
<p>Vatandaşın fast food zincirlerine bile uğrama sıklığının nispeten azaldığı bir ortamda Zorlu Center’da <strong>“ıstakoz canlılığı” </strong>yaşanır mı?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kuşadası’na damga vurdu, eğitim ve sanatı hep destekledi</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a0236c36-1791433218.jpg" alt="" width="700" height="525" />
<figcaption><strong>TTYD yönetiminin basınla buluşmalarını Naile Göçen Çukurova da (sağ başta) katılıyordu.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>2022 YILI </strong>Aralık ayıydı… Güney Ege Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (GESİFED) Başkanı <strong>Oktay Mersin</strong>’in davetiyle duayen turizm yazarımız <strong>Fehmi Köfteoğlu </strong>ile birlikte günübirlik Kuşadası’na gitmiştik.</p>
<p>GESİFED’in düzenlediği toplantıda Denizli, Muğla ve Aydın’dan iş insanlarıyla sohbet etmiştik. Toplantı, <strong>Naile Göçen Çukurova</strong>’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Göçtur Tuırizm’e ait Double Tree by Hilton Kuşadası’nın hemen arkasındaki tarihi bölümde gerçekleşmişti.</p>
<p>Toplantı sonrasında <strong>Naile Göçen Çukurova</strong>’dan öyküsünü dinlemiştik:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) mühendislik-mimarlık mezunuyum. Almanya’da Dortmund Üniversitesi’nde lisans üstü eğitim yaptım, yüksek mimar oldum. İş hayatına 1986 yılında Göçay Şirketler Grubu’nda finansman yöneticisi olarak başladım.</strong></p>
<p>1987 yılında kurulan Göçtur Turizm’in kurucuları arasında yer aldığını belirtmişti:</p>
<p>-          <strong>Pine Bay Hotels &amp; Resort’un daha proje aşamasından itibaren içindeydim. Zamanla Göçtur Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı oldum.</strong></p>
<p>2013 yılına geçmişti:</p>
<p>-          <strong>Double Tree By Hilton Kuşadası’nı 2013 yılında hizmete açtık. Burası Kuşadası’nın ilk uluslararası markalı tesisi oldu.</strong></p>
<p>GESİFED toplantısının yapıldığı bölüme işaret etmişti:</p>
<p>-          <strong>Kuşadası’nın eski tabakhaneler bölgesindeki tarihi yapıları restore ettik. </strong>“Old Town Tanneries” <strong>adıyla müze, sanat galerisi sanat atölyeleri ve restoranların bulunduğu bir yaşam-kültür alanına dönüştürdük.</strong></p>
<p>Bu projeyle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştı:</p>
<p>-          “Old Town Tanneries” <strong>projesiyle Kuşadası’nda turizm yatırımıyla kent tarihini bir araya getirmiş olduk.</strong></p>
<p><strong>Naile Göçen Çukurova </strong>ile daha sonra Pine Bay Hotels &amp; Resort’a gitmiştik, orada bir yandan tesisi tanıtırken, diğer taraftan sosyal sorumluluk projelerini anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Babamızın adına </strong>“Mehmet Nuri Göçen Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı”<strong>nı kurmuştuk. Ben vakfın Yönetim Kurulu Başkanıyım. Sosyal sorumluluk projelerimizi vakıf üzerinden yürütüyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs veriyoruz.</strong></p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resort’un koridorlarında, farklı noktalarındaki duvarlarındaki tabloları göstermişti:</p>
<p>-          <strong>Her yıl çok geniş ve uluslararası katılımlı resim atölyesi çalışmaları düzenliyoruz. Sanatçılar otelimizde konaklayıp resim yapıyorlar. Burada gördüğünüz tablolar, o atölye çalışmalarından bazı örnekler.</strong></p>
<p>Bu noktada şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Turizm sadece otel, oda ve doluluk oranlarından ibaret değil. </strong>“Pine Bay Hotels &amp; Resort”<strong>taki sanat etkinliklerimiz fark yaratmamızı sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Naile Göçen Çukurova, Oya Narin</strong>’in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği’nde (TTYD) de Başkan Yardımcısıydı. TTYD’nin çalışmalarında, toplantılarında aktif isimler arasında yer alıyordu.</p>
<p><strong>Naile Göçen Çuku</strong><strong>r</strong><strong>ova, </strong>kızı ve Göçtur Yönetim Kurulu Üyesi, Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Rena Çukurova </strong>ile birlikte gazetemizin Kuşadası’nda düzenlediği <strong>“Dönüşen Liderlik Zirvesi”</strong> için Pine Bay Hotels &amp; Resort’un kapılarını açmış, ev sahipliği yapmıştı.</p>
<p><strong>Rena Çukurova </strong>ve <strong>Naile Göçen Çukurova, </strong>ayrıca Sapanca’da PwC’nin desteğiyle Sapanca’da Elite World Otel’de düzenlediğimiz <strong>“Dönüşen Liderlik Zirvesi” </strong>toplantılarımıza düzenli geliyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac71a2faeb92-1791433263.jpg" alt="" width="800" height="435" /></p>
<p>Geçen Cuma ve Cumartesi günü gözlerimiz onları aradı. Üzücü haber Pazar günü İzmir Temsilcimiz <strong>Yaşar Kuş</strong>’tan geldi:</p>
<p>-          <strong>Naile Göçen Çukurova vefat etti…</strong></p>
<p>Turizm sektörü çok önemli bir girişimcisini, yatırımcısını, neferini kaybetti…</p>
<p><strong>Naile </strong>Hanım’a Allah’tan rahmet diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kanadadan-canli-istakoz-getirmek-icin-epey-ugrastik-89252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/67-1791433368.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kanada’dan canlı  ıstakoz getirmek  için epey uğraştık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-4-maddelik-krizden-cikis-formulu-89251</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabıda 4 maddelik krizden çıkış formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği’nin (TASD) düzenlediği 75. AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı başladı. İçten, jeopolitik gerilimler ve üç yılı aşan dezenflasyon sürecinin sektörde kayıplara yol açtığını söyledi. 2021’de 380 milyon çift olan ihracatın geçen yıl 180 milyon çifte gerilediğini belirtti. Sektörün 2021’de 500 milyon dolar, 2022’de 350 milyon dolar dış ticaret fazlası verirken geçen yıl yaklaşık 700 milyon dolar açık verdiğini, bu yılın ilk sekiz ayındaki açığın da 400-450 milyon dolar olduğunu aktardı. İçten, mikrofiber suni deride ilave gümrük vergisinin sıfırlanmasını olumlu bulduklarını, diğer girdilerde benzer adımlar beklediklerini söyledi. Yan sanayinin farklı mekanizmalarla desteklenmesini ve taklit ayakkabılara karşı denetimlerin artırılmasını istedi. İçten, 26 bin metrekarede yaklaşık 211 firmanın katıldığı fuarda 2027 ilkbahar-yaz koleksiyonlarının sergileneceğini, 52 ülkeden 500’ü aşkın alıcının ulaşım ve konaklamasının karşılandığını bildirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac7183aef911-1791432762.jpg" alt="" width="800" height="534" /></p>
<h2>Şartlar döviz dönüşüm desteğine ulaşmayı zorlaştırıyor </h2>
<p>İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkan Yardımcısı Oğuz İnner, Türkiye’nin dünya ayakkabı ihracatında 6. sıradan 10. sıraya gerilediğini, ithalatın ihracatın 1,7 katına ulaştığını söyledi. İşçilik, hammadde ve finansman maliyetlerinin rekabeti zorladığını belirten İnner, ilk dokuz ayda çift başına ihracat fiyatının 4,3 dolardan 5,8 dolara çıktığını, miktarın yüzde 30, değerin yüzde 7 düştüğünü aktardı. Destek limitinin faaliyet kârı ve işçilik maliyetlerine bağlanmasının erişimi zorlaştırdığını söyleyen İnner, rakiplerle eşit rekabet şartları istedi.</p>
<h2>Bahçıvan: Uygulama ile kararlar arasında uyumsuzluk var</h2>
<p>İSO başkan adayı Ender Yılmaz ile fuara katılan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Orta Vadeli Program’da sanayiye farklı bakış taleplerinin karşılık bulduğunu ancak kararlarla uygulama arasında ciddi fark olduğunu söyledi. Döviz dönüşüm desteği ve işletme kredilerinin esaslarında şirketlerin çözemediği konular bulunduğunu belirtti. Bahçıvan, ay sonundaki seçimlerle üç dönemdir sürdürdüğü başkanlığının biteceğini kaydetti.</p>
<h2>İhracatçıya destek 45 milyar liraya çıkacak</h2>
<p>Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, jeopolitik gerilimlerin teslimat sürelerini uzattığını, navlun ve sigorta maliyetlerini artırdığını söyledi. Deri ve deri ürünleri ihracatının geçen yıl 1,8 milyar dolar, ilk dokuz ayda 1,3 milyar dolar; ayakkabı ihracatının sırasıyla 1 milyar dolar ve 700 milyon dolar olduğunu bildirdi. Ağar, 2026’da ihracat desteklerini 45 milyar liraya çıkarmayı hedeflediklerini, Türk Eximbank’ın hedefinin 59 milyar dolar, Türk Ticaret Bankası’nın kredi hedefinin 100 milyar lira olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Krizden çıkış için dört maddelik çözüm formülü</span></h2>
<p>Devletin ayakkabı dahil hiçbir sektörü gözden çıkaracağına inanmadığını söyleyen TASD Başkanı Berke İçten, ekonomi yönetiminden beklentilerini açıkladı: </p>
<p>■ Ham madde ve yan sanayi ürünlerinde ithalat vergisi sıfırlanmalı <br />■ 3 bin 500 TL’lik istihdam desteği 6 bin TL’ye çıkarılmalı <br />■ Yüzde 3 döviz dönüşüm desteği yüzde 10’a çıkarılmalı <br />■ Kayıt dışı üretimle ödünsüz şekilde mücadele edilmeli</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabida-4-maddelik-krizden-cikis-formulu-89251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TASD&#039;ın düzenlediği 75. AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı&#039;nda konuşan Başkan Berke İçten, sektörün krizden çıkışı için 4 maddelik çözüm önerisi sundu. İçten, ham madde ve yan sanayi ürünlerinde ithalat vergisinin sıfırlanması, 3.500 TL’lik istihdam desteğinin 6 bine çıkarılması, yüzde 3 döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10’a çıkarılması ve kayıt dışı üretimle ödünsüz mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osbde-personel-arayan-50-firma-is-arayan-vatandaslarla-bulustu-89315</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli OSB’de personel arayan 50 firma, iş arayan vatandaşlarla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü ile Denizli Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü iş birliğinde, bölgede faaliyet gösteren firmaların nitelikli iş gücüne erişimini kolaylaştırmak ve iş arayan vatandaşları açık iş pozisyonlarıyla buluşturmak amacıyla “Toplu İş Görüşmesi Etkinliği” düzenlendi.</p>
<p>DOSTEM Mehmet Abdülkadir Uslu Mesleki Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, 50 bölge firması stant açarak iş arayan vatandaşlarla doğrudan görüşme gerçekleştirdi. Etkinliğe; Denizli Vali Yardımcısı Murat Güven, Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Selim Yaymanoğlu, Başkan Vekili Ali Fuat Özel, Bölge Müdürü Ahmet Taş, İŞKUR İl Müdürü Çağrı Çeliktaş, sanayiciler, firma temsilcileri ve iş arayan vatandaşlar katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ac78fa7a9052-1791463335.png" alt="" width="700" height="453" /></p>
<h3> “Denizli’nin üretim gücü insan kaynağıyla daha da güçlenecek”</h3>
<p>Denizli’nin güçlü üretim ve sanayi altyapısının sürdürülebilir şekilde gelişmesinde insan kaynağının önemli bir unsur olduğunu ifade eden Denizli Vali Yardımcısı Murat Güven, Denizli OSB ve İŞKUR iş birliğinde gerçekleştirilen etkinliğin, kentteki çalışma hayatına yönelik ortak çalışmalar açısından değerli bir örnek oluşturduğunu dile getirdi.</p>
<h3>“İstihdam ve üretim arasında güçlü bir bağ kuruyoruz”</h3>
<p>Etkinliğin, firmaların ihtiyaç duyduğu insan kaynağına daha hızlı ulaşmasına ve iş arayan vatandaşların uygun istihdam fırsatlarıyla doğrudan buluşmasına katkı sağladığını belirten Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı Selim Yaymanoğlu, iş gücü ile sanayinin ihtiyaçlarını aynı zeminde buluşturmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p>Yaymanoğlu, güçlü ve sürdürülebilir bir sanayi yapısının nitelikli insan kaynağıyla mümkün olduğunu ifade ederek, DOSTEM Mehmet Abdülkadir Uslu Mesleki Eğitim Merkezi’nin mesleki becerilerin geliştirilmesi ve çalışma hayatına geçiş açısından önemli bir imkân sunduğunu belirtti. Yaymanoğlu, Denizli OSB olarak sanayicilerin insan kaynağı ihtiyaçlarını yakından takip etmeye, mesleki eğitim ile iş dünyası arasındaki iş birliğini güçlendirmeye ve istihdamı destekleyen çalışmalara katkı sunmaya devam edeceklerini söyledi.</p>
<h3>“İşveren ve iş arayanları aynı platformda buluşturuyoruz”</h3>
<p>Denizli Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Çağrı Çeliktaş ise iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yürütmeye ve işverenlerle iş arayanları bir araya getiren organizasyonları desteklemeye devam edeceklerini ifade ederek, etkinliğin düzenlenmesinde iş birliği sağlayan Denizli OSB Yönetimine ve katılım gösteren firmalara teşekkür etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osbde-personel-arayan-50-firma-is-arayan-vatandaslarla-bulustu-89315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/3-1791462730.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Organize Sanayi Bölgesi ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) işbirliğinde toplu iş görüşmesi gerçekleştirildi. Etkinlikte iş arayan vatandaşlar bölgedeki 50 firmanın temsilcileriyle görüşme fırsatı buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-1250-ton-yem-bitkisi-tohumu-toprakla-bulusacak-89284</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’de 1.250 ton yem bitkisi tohumu toprakla buluşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilirliğine katkı sunmak amacıyla üreticilere yönelik desteklerini sürdürdüğü bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, Başkan Tahir Büyükakın’ın öncülüğünde yürütülen yüzde 50 hibeli Yem Bitkisi Tohumu Destekleme Projesi kapsamında sonbahar dönemi dağıtımları Kandıra’dan başladı. Maliyeti 66 milyon TL olan toplam 1.250 ton yem bitkisi tohumu, 8 ilçede 220 mahallede faaliyet gösteren yaklaşık 2 bin 950 çiftçiye ulaştırılacak.</p>
<p>Törende konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, “Belediye sizin. Bakış açısını değiştirmemiz lazım. Bir taraftan belediyeyle ilgili işler yaparken bir taraftan da bakış açısını değiştirmeye çalışıyoruz. Bu memleketin sahibi millettir. Çiftçinin derdiyle kimse dertlenmiyor, bir sıkıntısı olduğunda kimse koşmuyor. O da toprağını bırakıp gidiyor. Ama bizim anlayışımızda köylü milletin efendisidir” dedi.</p>
<h2>“Üreticimizin üretmeye devam etmesi için gerekli desteği vermemiz gerekiyor”</h2>
<p>Tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir alan olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Dünyada yaşanan gıda krizleri, üretimin ve üretimin sürdürülebilirliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu nedenle tarım arazilerimizin boş kalmaması, üreticimizin üretmeye devam etmesi için gerekli desteği vermemiz gerekiyor. Tarım ve hayvancılığı birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Hayvancılık yapan üreticimizin en önemli maliyet kalemlerinden biri yem. Biz de verdiğimiz yem bitkisi tohumu desteğiyle hem üretimin devamlılığına katkı sunuyor hem de üreticimizin girdi maliyetlerini azaltmasına destek oluyoruz” İfadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli’de 750 milyon dolarlık tarımsal ihracat yapılıyor"</h2>
<p>Büyükakın, “Sanayisiyle olduğu kadar tarımsal üretim gücüyle de öne çıkan Kocaeli’nin önemli bir üretim ve ihracat potansiyeli var. 2000’li yılların başında Türkiye’nin toplam ihracatı 36 milyar dolarken, bugün yalnızca Kocaeli yaklaşık 40 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Bunun yanında kentimizde 750 milyon dolarlık tarımsal ihracat yapılıyor. Bu potansiyeli daha da ileri taşımamız gerekiyor. Bunun yolu üretimi artırmaktan, ürettiğimizi markalaştırmaktan ve ihracata yönelmekten geçiyor. Asıl hedefimiz ihracat yapmak olmalı. Kocaeli’de güzel bir takım ruhu yakaladık. Şimdi yapılabilecek işleri hızla hayata geçirelim. 2019 yılının Nisan ayından 2026 yılının Temmuz ayına kadar çiftçilerimize yönelik 99 destekleme projesini hayata geçirdik. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak, üreticimizin yanında olmak ve üretmeye devam etmesini sağlamak için desteklerimizi önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Büyükakın, “Biz Kocaeli’nin sadece sanayisiyle değil; kültürüyle, sanatıyla, sporuyla, gençleriyle ve yaşam kalitesiyle de gelişmesini istiyoruz. Kocaeli çok güzel ufuklara doğru ilerliyor. Bunu da sizlerden aldığımız enerjiyle, sizlerin desteğiyle yapıyoruz. Bazen bir hayır duası alıyoruz, bütün yorgunluğumuz bir anda unutuluyor. Biz istiyoruz ki Kocaeli öyle bir noktaya gelsin ki ufuk açan, çığır açan ve öncü olan projeler burada hayata geçirilsin.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-1250-ton-yem-bitkisi-tohumu-toprakla-bulusacak-89284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/4/1280x720/kocaelide-1250-ton-yem-bitkisi-tohumu-toprakla-bulusacak-1791440682.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 50 hibeli Yem Bitkisi Tohumu Destekleme Projesi kapsamında sonbahar dönemi dağıtımları Kandıra’dan başladı. Maliyeti 66 milyon TL olan 1.250 ton yem bitkisi tohumu, 8 ilçede yaklaşık 2 bin 950 çiftçiye ulaştırılacak. Başkan Tahir Büyükakın, üreticinin desteklenmesinin ve tarım arazilerinin üretimde tutulmasının önemine dikkat çekerek, tarımsal desteklerin sürdürüleceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-89282</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kemal Yazıcı: Yalnızca araç üreten değil, küresel markaların stratejik üretim üssüyüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB), Türkiye otomotiv ihracatında ticari araçların güçlü performansının sürdüğünü bildirdi. OİB verilerine göre, eylül ayında sektörün toplam ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,7 artarak 3 milyar 940 milyon dolara ulaşırken, ticari araç gruplarında daha yüksek oranlı artışlar kaydedildi. Özellikle çekici ihracatının yüzde 58 artışla 292 milyon dolara yükselmesi dikkat çekti. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı da yüzde 15 artarak 800 milyon dolara ulaştı. Bu performansın, sektörün yıl sonu hedeflerini de desteklediği belirtildi.</p>
<p>OİB Başkanı Kemal Yazıcı, 2025’te 12,4 milyar dolara ulaşan ticari araç ihracatının 2026 sonunda 15 milyar dolara yaklaşmasını beklediklerini söyledi. Ticari araç ihracatının toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu belirten Yazıcı, Türkiye’nin Avrupa’nın önde gelen ticari araç üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgularken, artan maliyetlerin rekabetçiliği zorladığına dikkat çekti. Yazıcı’nın verdiği bilgilere göre, 2025 yılında hafif ticari araç ve kamyon grubunda 7,14 milyar dolar, otobüs-minibüs-midibüs grubunda 3,33 milyar dolar, çekicilerde ise 1,92 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Böylece toplam ticari araç ihracatı yaklaşık 12,4 milyar dolara ulaştı. 2026’nın ilk sekiz ayında ise toplam otomotiv ihracatı yüzde 2,5 artışla 27,2 milyar dolara yükselirken, ticari araç gruplarında daha yüksek oranlı artışlar kaydedildi. OİB’nin Eylül 2026 verileri, ticari araçlardaki yükselişin devam ettiğini ortaya koydu. Ticari araç grupları ile tedarik sanayisindeki artış otomotiv ihracatındaki yükselişi destekledi.</p>
<h2>Avrupa'da güçlü üretim üssü</h2>
<p>Türkiye’nin ticari araç üretimindeki konumuna da dikkat çeken Yazıcı, otomotiv sanayisinin küresel ölçekte en güçlü olduğu alanlardan birinin ticari araçlar olduğunu vurguladı. 2025’te Türkiye’de ticari araç üretimi yüzde 19, hafif ticari araç üretimi ise yüzde 21 arttı. Türkiye’nin güçlü tedarik sanayisi, nitelikli iş gücü, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa pazarına yakınlığının önemli rekabet avantajları sunduğunu belirten Yazıcı, özellikle hafif ticari araç, otobüs, minibüs ve midibüs üretiminde Türkiye’nin Avrupa’nın önde gelen merkezleri arasında yer aldığını kaydetti. Yazıcı, “Yalnızca araç üreten değil, küresel markaların stratejik üretim üssüyüz” değerlendirmesinde bulundu. Ticari araç ihracatında ana pazarın Avrupa olduğunu belirten Yazıcı, 2025 yılında toplam otomotiv ihracatının yüzde 72,5’inin AB ülkelerine gerçekleştirildiğini, AB dışındaki Avrupa ülkeleri de dahil edildiğinde bu oranın yüzde 85 seviyesine çıktığını söyledi.</p>
<h2>Maliyet baskısı uyarısı</h2>
<p>2025’te ticari araç ihracatının ortalama yüzde 32 arttığını belirten Yazıcı, yeni modellerin de bu performansa katkı sağladığını söyledi. Önümüzdeki dönemde elektrikli ve hibrit araçlar, batarya ve yazılım odaklı dönüşümün sektörün gündeminde olacağını ifade eden Yazıcı, artan işçilik, enerji ve finansman maliyetlerinin ihracatçı üzerindeki baskısına dikkat çekti. Yazıcı, ihracatçının rekabetçiliğini koruyabilmesi için öngörülebilir bir maliyet-kur dengesine ve yeni nesil araç yatırımlarının Türkiye’ye çekilmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. “Amacımız yüksek katma değerli bir yapı oluşturmaktır” dedi. Ticari araç sektöründe elektrifikasyon, yazılım ve sürdürülebilirliğin önümüzdeki dönemin temel rekabet unsurları olacağını belirten Yazıcı, özellikle KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin dönüşüm sürecine dahil edilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-89282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/oibyazici-yalnizca-arac-ureten-degil-kuresel-markalarin-stratejik-uretim-ussuyuz-1791440365.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv ihracatında ticari araç grupları öne çıkarken, Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Başkanı Kemal Yazıcı 2026 sonunda ticari araç ihracatının 15 milyar dolara yaklaşmasını beklediklerini söyledi. Eylülde çekici ihracatı yüzde 58, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı yüzde 15 arttı. Ancak sektörün önündeki en önemli risk artan işçilik, enerji ve finansman maliyetleri. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaeli-sanayisinin-belirsizlik-sinavi-89280</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli sanayisinin belirsizlik sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayicinin önündeki tablo artık yalnızca maliyetlerden, kurdan ya da faizden ibaret değil. Dünyanın ekonomik dengeleri değişiyor, ticaretin kuralları yeniden yazılıyor, yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürüyor, yeşil dönüşüm yeni yatırım zorunlulukları getiriyor. Jeopolitik gerilimler, enerji fiyatları ve korumacılık ise bütün bu değişkenlerin üzerine ekleniyor.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi olarak her yıl gerçekleştirdiğimiz Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde ortaya konulan tablo, Türkiye sanayisinin önündeki çok katmanlı belirsizliği bütün yönleriyle ortaya koyarken, bu gelişmeleri Kocaeli açısından okumak da ayrı bir önem taşıyor. Türkiye’nin üretim merkezlerinden biri olan Kocaeli’de sanayicinin gündemine baktığımızda artık tek bir sorundan söz etmek mümkün değil. Maliyetler yükseliyor, finansmana erişim zorlaşıyor, ihracat pazarlarında rekabet sertleşiyor. Üstelik bütün bunlar yaşanırken üretimin kendisi de dönüşüyor. Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon ve yeşil dönüşüm artık geleceğin başlıkları değil; bugünün yatırım kararlarının bir parçası.</p>
<p>Çünkü rekabet artık yalnızca daha fazla üretmekle kazanılmıyor. Daha hızlı karar almak, daha az enerjiyle üretmek, veriyi daha etkin kullanmak, teknolojiyi üretim süreçlerine dahil etmek ve müşterinin değişen beklentilerine daha hızlı cevap vermek gerekiyor.</p>
<p>Burada yapay zekâ önemli bir eşik oluşturuyor. Bugün bir sanayi şirketinin yapay zekâyı kullanıp kullanmamasından çok, onu işinin neresine yerleştirdiği önem kazanıyor. Üretim planlamasından kalite kontrole, enerji yönetiminden bakıma, satıştan tedarik zincirine kadar dijital teknolojiler üretimin her aşamasına dokunuyor. Bu nedenle Kocaeli’nin önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’nin üretim üssü değil, “Dijital Kocaeli” yaklaşımıyla teknolojiyi üretimin merkezine alan bir sanayi ekosistemi olarak konumlanması gerekiyor. Güçlü sanayi altyapısının dijital yetkinliklerle buluşması, kentin mevcut üretim gücünü korumasının ötesinde küresel rekabette yeni bir sıçrama yapmasının da anahtarı olabilir.</p>
<p>Şu bir aşikârdır ki sanayicinin yatırım gündemi yalnızca teknolojiyle sınırlı değil. Üretim süreçleri dönüşürken dünyanın ticaret kuralları da değişiyor. Özellikle Avrupa pazarına çalışan şirketler açısından karbon emisyonları, enerji verimliliği, ürünün üretildiği koşullar ve tedarik zincirinin niteliği giderek daha fazla önem taşıyor. Bu da Kocaeli sanayicisinin önündeki yatırım kararlarını daha kapsamlı ve daha uzun vadeli hale getiriyor.</p>
<p>Belki de Kocaeli sanayisinin önündeki en kritik mesele tam olarak burada başlıyor. Bugüne kadar kentin gücü, üretim kapasitesi ve küresel tedarik zincirlerindeki konumuyla şekillendi. Bundan sonraki dönemde ise bu gücün ne kadar hızlı dönüşebildiği belirleyici olacak. Çünkü dünya artık sadece üretenleri değil, değişimi okuyabilen ve değişime zamanında uyum sağlayabilenleri ödüllendiriyor. Kocaeli’nin yeni dönemdeki hikâyesi de yalnızca daha fazla üretmekten değil, sahip olduğu sanayi birikimini teknoloji, insan kaynağı ve yenilikçilikle yeniden büyütmekten geçecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kocaeli-sanayisinin-belirsizlik-sinavi-89280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli sanayisinin belirsizlik sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-35-milyon-kisiye-ulasan-worldcard-avrupanin-en-buyuk-besinci-kredi-karti-oldu-89266</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 35 yılda 35 milyon kişiye ulaşan Worldcard, Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her şeyin hızla dijitalleştiği, internetsiz ve cep telefonsuz bir dünyanın hayal bile edilemediği günümüzde analog dünyadaki küçük plastik kredi kartları hala önemini koruyor. 1988’de Türkiye’deki ilk kredi kartını çıkaran Yapı Kredi’nin, 35 yaşındaki Word markası için yaptığı relansman çalışması da bu önemi kanıtlıyor.</p>
<p>Türkiye’nin ilk markalı kredi kartı Worldcard’ın öyküsü 1991’de başlıyor. Müşterilerin yurt içi ve yurt dışında ayrı kartlar kullandığı bir dönemde, “Dünyanın her yerinde, günün her saatinde geçerli tek kart” fikrinden doğan Worldcard kısa sürede büyük bir başarı elde ediyor.</p>
<p>2002’de taksit özelliğiyle kredi kart dünyasında devrim yaratan marka, 2003’ten itibaren reklamlarında Vadaa karakterini kullanıyor. İlk World markalı lisans kartı 2008’de çıkarılıyor. 2012’de marka Azerbaycan pazarına açılıyor. Teknolojiye aralıksız bir biçimde yatırım yapan Worldcard, 35 yılda 35 milyon kişinin hayatına dokunarak bugünlere geliyor. Worldcard ismi bugün yalnızca coğrafi erişimi değil; müşterileri, üye işyerlerini, ödeme teknolojilerini ve farklı kullanım alanlarını bir araya getiren daha geniş bir ekosistemi ifade ediyor. The Nilson Report’un uluslararası sıralamasında, 2025 yılında kredi kartı alışveriş hacmiyle Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı olan World, üye işyeri ödeme kabul işlem adedinde Kıta Avrupası’nda 14’üncü sırada yer almayı başarıyor.</p>
<p><strong>Tek bir kartın hikâyesinden daha fazlası</strong></p>
<p>5 Ekim 2026 tarihinde World’ün 35. yılı için düzenlenen basın buluşmasında Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Serkan Ülgen ve Yapı Kredi Ödeme Sistemleri Yönetim Başkanı İçten Akalın, World’ün Türkiye’de ödeme alışkanlıklarına eşlik eden yolculuğunu, ulaştığı ölçeği ve geleceğin alışveriş deneyimine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdiler.</p>
<p>World’ün 35 yıllık yolculuğunu değerlendiren Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Serkan Ülge’in verdiği bilgiye göre, bankanın World ekosisteminde lisans bankalarla birlikte 60 milyon kart ve 1,5 milyon üye işyeri bulunuyor. Yapı Kredi kartlarıyla bugün dakikada ortalama 6 bin 500 işlem gerçekleşiyor. Worldcard müşterilerinin 35 yılda kazandığı puanların bugünkü değeri toplam 100 milyar TL’yi aşıyor.</p>
<p><strong>Fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördü temassız</strong></p>
<p>Yapı Kredi Ödeme Sistemleri Yönetim Başkanı İçten Akalın, 35 yılda kartın kullanım şekli, ödeme kanalları ve müşteri beklentilerinin değiştiğini, ancak ödeme anında güvenlik, kolaylık ve somut bir fayda sağlamak için çalışmanın her zaman temel amaç olduğunu ifade etti.</p>
<p>Akalın, Yapı Kredi kartlarıyla yapılan fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördünün temassız olduğuna dikkat çekerek teknoloji yatırımları hakkında şunları söyledi: “Dijital ödeme çözümlerimizi World Pay çatısı altında topladık. Müşterilerimiz mağazalarda karekod okutarak veya NFC teknolojisiyle cep telefonlarını POS cihazına yaklaştırarak, fiziksel kartlarına ihtiyaç duymadan hızlı ve güvenli ödeme yapabiliyor. World Pay entegrasyonu bulunan üye iş yerlerinin uygulamalarında ve e-ticaret sitelerinde ise müşterilerimiz kart bilgilerini girmeden, alışveriş akışını kesintiye uğratmadan ödemelerini tamamlayabiliyor. Müşterilerimize sunduğumuz bu kolay ve pürüzsüz ödeme deneyiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, 2021 yılında QR ve NFC ile yapılan işlem adedi 1 milyonken, 2026 yılsonu itibarıyla bu sayının 230 milyonu aşmasını bekliyoruz.”</p>
<p><strong>35. yılda yenilenen Worldcard</strong></p>
<p>Bugüne kadar en fazla kişiye ulaşan kart programı World 35 yılda toplam 35 milyon kişi ile buluştu ve bu kartlar ile yaklaşık 40 milyar işlem gerçekleştirildi.</p>
<p>World ekosistemi World markasını kullanan lisans bankaları ile birlikte 28 milyon müşteriye, 60 milyon karta ve 1,5 milyon üye iş yerine ulaşıyor.</p>
<p>Yapı Kredi kartlarıyla dakikada ortalama 6 bin 500 işlem gerçekleştiriliyor. Mağazalarda yapılan fiziksel ödemelerde her beş işlemden dördü temassız gerçekleşiyor. Yapı Kredi Teknoloji’nin desteklediği altyapıda günde yaklaşık 10 milyon kart işlemi, ortalama 30 milisaniyelik işlem süresiyle, sıfır hata toleransıyla karşılanıyor.</p>
<p>2021 yılına göre 2026 yılında Yapı Kredi kartlarıyla yapılan toplam işlem adedi 2,5 kat arttı, 1 milyon ile sınırlı olan QR ve NFC işlem adedinin 230 milyonu aştı. Önümüzdeki dönemde temassız işlem adetlerinin 3 katına ulaşması, E-ticaret işlem adetlerinin de 2 katına çıkması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-35-milyon-kisiye-ulasan-worldcard-avrupanin-en-buyuk-besinci-kredi-karti-oldu-89266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/747-1791435480.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 35 yılda 35 milyon kişiye ulaşan Worldcard, Avrupa’nın en büyük beşinci kredi kartı oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/1-milyon-liraya-kadar-odeme-bu-ay-yapilacak-89250</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 milyon liraya kadar ödeme bu ay yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, üç haftadır gündemde olan fon kriziyle ilgili ödeme takvimini açıkladı.</p>
<p>Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda yatırım fonları hakkında hükümet adına bilgi verdi. İdari ve adli tedbirler ile tasfiye çalışmalarını anlatan Yılmaz, ekonominin temellerinin sağlam olduğunu, makroekonomik görünüme ilişkin bir sorun bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan krize rağmen finans piyasalarında sistemik bir risk olmadığını belirten Yılmaz, “Sermaye piyasalarımızın yapısı sağlamdır. Sorunlu fonların tasfiyesi sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, bilakis potansiyel risklerden kurtulan sermaye piyasalarımız yoluna daha güçlü bir şekilde devam edecektir” dedi.</p>
<h2>"Vatandaşların hakları korunacak" </h2>
<p>Vatandaşların haklarının korunacağını vurgulayan Yılmaz, “Piyasanın güven içinde işlemesini sağlayacak ve gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçireceğiz. Sermaye piyasamızda yaşanan sorunun her bir detayı, ilk andan itibaren yetkili adli ve idari kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilmekte, somut tedbirler alınmakta ve gerekli adımlar atılmaktadır” diye konuştu.</p>
<h2>"Hazine kaynağı kullanılmayacak"</h2>
<p>5 Ekim 2026 itibarıyla tasfiyedeki fonların toplam portföy değerinin hanehalkının finansal varlıklarının yüzde 2,4’üne karşılık geldiğini belirten Yılmaz, “Tasfiye hâlindeki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6’sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7’sini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle sorun fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özel zararlar için Hazine kaynağı kullanılmayacağını belirten Yılmaz, risk düzeyi yüksek serbest fonlar başta olmak üzere fon piyasalarında bankacılık sistemindeki devlet garantisinin de söz konusu olmayacağını vurguladı.</p>
<p>Her bir fondaki yatırımcıların haklarının ilgili fonun kaynaklarıyla karşılanmasının esas olduğunu belirten Yılmaz, “Tasfiye sürecinde öncelikli olarak fonların hâlihazırda kendi uhdelerinde bulunan kaynakları kullanılacaktır. Ayrıca, fahiş veya haksız gelir elde edenlerden geri alınacak kaynaklar ile sistem dışına çıkarılan malların satışından elde edilecek kaynaklar kullanılacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Kanun hazırlığı devam ediyor </h2>
<p>Yasal hazırlığa değinen Yılmaz, “Fon Koordinasyon Kurulu genel eşgüdümü sağlamakta, kurumlar arası ortak çalışmaları hızlandırmakta ve ilkesel yaklaşımları ortak akılla tespit etmektedir. Ayrıca Kurulumuz, kanuni düzenleme gerektiren hususlarda kurumların teknik desteğini sağlayarak Meclis grubumuz ile ortak çalışmalar yapmaktadır” dedi. </p>
<h2>Alınan tedbirler </h2>
<p>Eylül ayı ortasında sermaye piyasalarında ortaya çıkan sorunlara karşı Hazine ve Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve ilgili kurumların aldığı tedbirleri sıralayan Yılmaz, şöyle devam etti: “Sorunlu fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu 220 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Bunlardan 85’i tutuklu iken 23 şüpheli hakkında yakalama kararı bulunmaktadır. 81 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanmıştır. 15 Eylül’den 2 Ekim’e kadar yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve suç gelirlerinin kaçırılmasının engellenmesi amacıyla 63 gerçek kişi ile 12 tüzel kişiye ait taşınır ve taşınmazlar üzerinde 21 el koyma kararı verilmiştir. 67 kişi ve şirketin banka, kripto ve kiralık kasa varlıklarına, 27 kişi ve şirketin ortaklık paylarına el konulmuştur. Fon çıkış tarihleri ve işlem oranları esas alınarak yatırımcı listesindeki 42 gerçek kişinin mal varlığı ayrıca dondurulmuştur.”</p>
<h2>Sayısal veriler </h2>
<p>Yılmaz, “Tasfiyesi öngörülen 131 fonda 455.758 tekil kişi bulunmaktadır. Ziraat Bankası’nın tasfiyesinden sorumlu olduğu 125 fonda 151.247 tekil yatırımcı, İş Bankası’nın tasfiyesinden sorumlu olduğu 6 fonda 388.718 tekil yatırımcı bulunmaktadır. Olağan tasfiyesi yapılacak üç şirketin (A1 Capital, Bulls ve Pardus) 17 fonundaki 43.643 yatırımcıya perşembe günü ödeme yapılacaktır. Bu şirketler kapsamında kalan 49 özel fonda 2.098 kişi bulunmakta olup sorunlarının kendi kapsamlarında çözülmesi planlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Gerekli teminatların alınması hâlinde Atlas şirketinde bulunan, 56.614 kişiyi kapsayan 16 fonda da olağan tasfiye kurallarıyla ödemelerin ivedilikle yapılacağını açıklayan Yılmaz, “Olağanüstü tasfiye kapsamında ise hak kazanılacak ödemeye mahsuben ara ödeme yapılacaktır. Ara ödemede MKK tarafından hesaplanacak net yatırım tutarı esas alınacaktır. Ara ödeme en fazla 1 milyon lira olacaktır. MKK kapsamında net yatırım tutarı algoritması yazıldı. Takasbank’tan fiyat bilgisi alındıktan sonra tutarlar hesaplanacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Hak sahipliği, fon ve hesap bazında belirlenecek </h2>
<p>Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılmasıyla 455.758 kişinin çok büyük bir bölümünün ödemelerini tamamen almış olacağını belirten Yılmaz, “İnanıyorum ki yatırımcıların beklentilerini dikkate alacak olan Meclisimiz bu kanunu ivedilikle ele alacaktır. Benim sizlere olağanüstü tasfiye konusunda arz ettiğim hususlar, kanun metni nihai hâlini yüce Meclisimizde aldıktan sonra kesinleşmiş olacaktır. Teknik olarak tüm hazırlıklar yapılmıştır. Kanun yürürlüğe girer girmez en kısa sürede gereği yapılacaktır” dedi.</p>
<p>Yılmaz, “DDK raporu sonrası SPK Kanunu’nda yapılabilecek daha uzun vadeli değişiklikler de gündeme gelebilecektir. Düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek; yatırımcının hakkını daha güçlü şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yol haritasını açıkladı</span></h2>
<p>Cevdet Yılmaz, süreçle ilgili yasal düzenleme üzerinde ilgili kurumların titizlikle çalıştığını belirterek düzenlemenin yakın zamanda Meclis’e gönderileceğini aktardı.</p>
<p>Yılmaz, tasfiye sürecindeki yol haritalarını da şöyle sıraladı: </p>
<p>■ SPK tarafından tasfiye sürecine alınan 7 şirket ve 131 fonun tasfiye süreçlerinin yönetimi için Ziraat ve İş Bankası belirlenmiştir. Bugüne kadar İş Bankası ile çalışan Tera kapsamındaki 6 fonun tasfiyesinin yönetimi İş Bankası tarafından, geriye kalan 125 fonun tasfiyesinin yönetimi Ziraat Bankası’nca yürütülecektir. </p>
<p>■ Fonlara ilişkin olarak yatırımcıların ellerindeki pay senetlerinin kontrolü, hazır değer/nakit tespiti, borç ve alacakların tespiti ve fon mal varlığının gerçek durumunun tespiti yapılmıştır.</p>
<p>■ İlgili bankaların saklama faaliyetlerini resmî olarak devralması sağlanmıştır. </p>
<p>■ 7 şirketten A1 Capital, Bulls ve Pardus’un olağan tasfiye süreci 5 Ekim itibarıyla başlayacaktır. Bu kapsamdaki 17 fonun perşembe günü ödemeleri yapılacak. </p>
<p>■ MKK verilerinin tamamlanmasından sonra geriye kalan dört şirket ve altlarındaki fonlarla ilgili olağanüstü tasfiye süreci başlayacaktır. Atlas şirketinin olağan yöntemle tasfiyesi üzerinde de çalışılıyor. </p>
<p>■ Olağanüstü tasfiyenin özünü 1 milyon liraya kadar anaparanın ödenmesi oluşturuyor. Fon alacaklarının tahsili ve borçların ödenmesi kapsamında çalışmalar sürdürülecek, nihai tasfiye bakiyesi oluşturulacak. (5- 6 ay hedeflenmektedir.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/1-milyon-liraya-kadar-odeme-bu-ay-yapilacak-89250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/meclis-tbmm-1791432270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ödeme takvimini açıkladı. Olağan tasfiye kapsamında A1 Capital, Bulls ve Pardus bünyesindeki 17 fonun toplam 43.643 yatırımcısına ödemesi bugün yapılacak. Olağanüstü tasfiye kapsamında ise ekim ayında 1 milyon liraya kadar anapara ödemesi yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ford-otosan-kocaeli-fabrikalarinda-enerji-yonetimini-yapay-zekayla-donusturuyor-89288</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;MEGA AI APEM ile enerji kayıplarını henüz oluşmadan tespit ederek önlem alabiliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinin önde gelen şirketlerinden Ford Otomotiv Sanayi AŞ'nin (Ford Otosan) Avrupa’nın en büyük ticari araç üretim merkezi konumunda bulunan Kocaeli fabrikalarında enerji yönetimini yapay zekâ destekli MEGA AI APEM çözümüyle dönüştürdüğü bildirildi. Şirketten yapılan çıklamaya göre Gölcük ve Yeniköy fabrikalarında bu yıl devreye alınan sistem, elektrik, doğalgaz, su ve basınçlı hava tüketimlerini 1.000’in üzerinde noktadan izleyerek beklenen tüketimden sapmaları anlık olarak belirliyor ve saha ekiplerini otomatik iş emirleriyle harekete geçiriyor. Toplam 612 bin adetlik üretim kapasitesine sahip Kocaeli fabrikalarında kullanılan çözümün, enerji kayıplarına erken müdahale edilmesini sağlayarak izleme ve aksiyonu aynı yapıda buluşturduğu belirtildi.</p>
<p>APEM ile yıllık CO₂ salımının 2 bin 560 ton azaltılması ve araç başına enerji tüketiminde 19,66 kWh tasarruf sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>MEGA AI APEM’in üretim sahasında veriyi aksiyona dönüştürerek enerji kayıplarının önceden tespit edilmesine imkan sağladığını belirten Ford Otosan Yeni Projeler &amp; Yatırımlar Lideri Müjdat Tiryaki, “Yeni projeleri devreye alırken üretim süreçlerini daha verimli, akıllı ve sürdürülebilir hale getirecek uygulamalara öncelik veriyoruz. MEGA AI APEM ile enerji kayıplarını henüz oluşmadan tespit ederek önlem alabiliyoruz. Yeniköy Boyahane’de tek bir olayda yaklaşık 180 bin kWh/yıl enerji kaybının önüne geçmemiz, yapay zekâ destekli çözümlerin üretimde yarattığı somut değeri gösteriyor. Bu yaklaşımı üretimin farklı alanlarına yayarak kaynak verimliliğini artırmayı, çevresel etkimizi azaltmayı ve geleceğin sürdürülebilir fabrikalarını şekillendirme yolculuğumuza katkı sağlamayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Tiryaki, “APEM’in temelinde sahadaki enerji ekipmanlarından elde edilen verilerin üretim ve çevresel verilerle bir araya getirilmesi bulunuyor. Yapay zekâ ve makine öğrenmesi modellerini farklı üretim koşullarında test ederek geliştiriyoruz. Akıllı Bakım entegrasyonu sayesinde tespit edilen sapmaları doğrudan saha aksiyonuna dönüştürebiliyoruz. APEM, Ford Otosan’ın 2034 yılına kadar Kapsam 1 ve 2 mutlak emisyonlarını 2017 baz yılına göre yüzde 77 oranında azaltma ve 2050 net sıfır emisyon hedefine yönelik enerji yönetimini veri ve yapay zekâ desteğiyle gerçek zamanlı saha aksiyonuna dönüştüren önemli uygulamalardan biri” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ford-otosan-kocaeli-fabrikalarinda-enerji-yonetimini-yapay-zekayla-donusturuyor-89288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/ford-otosan-kocaeli-fabrikalarinda-enerji-yonetimini-yapay-zekayla-donusturuyor-1791442690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MEGA AI APEM ile enerji kayıplarını henüz oluşmadan tespit ederek önlem alabildiklerini söyleyen Ford Otosan Yeni Projeler &amp; Yatırımlar Lideri Müjdat Tiryaki, &quot;Bu yaklaşımı üretimin farklı alanlarına yayarak kaynak verimliliğini artırmayı, çevresel etkimizi azaltmayı ve geleceğin sürdürülebilir fabrikalarını şekillendirme yolculuğumuza katkı sağlamayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31de-iklim-eyleminin-yeni-cephesi-egitim-89269</guid>
            <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’de iklim eyleminin yeni cephesi: Eğitim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizine karşı mücadele yıllardır enerji, finansman, sanayi ve teknoloji üzerinden konuşuluyor. COP31 Antalya’da bu kez başka bir başlık daha güçlü biçimde masaya gelecek: Eğitim. UNESCO’nun Yeşil Eğitim Ortaklığı 100 ülkeye ulaşırken, Türkiye ortaklığın 100’üncü üyesi olacak. 14 Kasım’da çocuklar, gençler, öğretmenler ve iklim krizine dayanıklı bir eğitim sisteminin nasıl kurulacağı tartışılacak.</strong></p>
<p>İklim değişikliğine karşı mücadelede milyarlarca dolarlık finansman paketlerini, yenilenebilir enerji yatırımlarını, karbon piyasalarını, yeni teknolojileri konuşuyoruz. Peki bütün bu dönüşümü gerçekleştirecek insanları nasıl hazırlıyoruz? COP31’in Antalya gündemine eğitim başlığının güçlü biçimde girmesinin arkasında bu soru var. UNESCO, Yeşil Eğitim Ortaklığı (Greening Education Partnership) aracılığıyla COP31 Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte çalışacak. Odak tarih 14 Kasım. COP31 kapsamında o gün, Çocuklar, Gençler, Eğitim ve Beceriler tematik günü olacak. Amaç, eğitimi iklim politikasının yan başlıklarından biri olmaktan çıkarıp iklim dayanıklılığının temel araçlarından biri haline getirmek.</p>
<p><strong>Türkiye 100’üncü ülke oluyor</strong></p>
<p>Antalya’da önemli bir eşik de aşılacak. 2022 yılında Birleşmiş Milletler Eğitimin Dönüştürülmesi Zirvesi’nde başlatılan Yeşil Eğitim Ortaklığı, COP31’de 100 ülkeye ulaşacak. Türkiye, ortaklığın 100’üncü ülke üyesi olacak. Bugün 2 binden fazla kuruluşun da yer aldığı yapı, UNESCO tarafından iklim eğitimi alanındaki en büyük küresel ittifak olarak tanımlanıyor. Ortaklığın hedefi oldukça geniş. Okulların fiziksel yapısından müfredata, öğretmenlerin eğitiminden yerel topluluklara kadar eğitim sisteminin farklı katmanlarını iklim değişikliğine uyumlu hale getirmek amaçlanıyor. Buradaki hedefi tek cümlede özetlemek mümkün: Her öğrenciyi iklim değişikliğine hazır hale getirmek. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken Yeşil Eğitim Ortaklığı’na katılmasının, uzun süredir yürütülen çalışmaların uluslararası ölçekte paylaşılması ve yeni ortaklıklarla geliştirilmesi açısından önemli bir adım olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Müfredat kadar okulun kendisi de değişecek</strong></p>
<p>“Yeşil eğitim” denildiğinde ilk akla gelen, iklim değişikliğinin ders programlarına eklenmesi olabilir. UNESCO’nun yaklaşımı ise bunun çok ötesine geçiyor. Dört temel alan öne çıkıyor: Okulların daha sürdürülebilir hale gelmesi, müfredatın dönüşmesi, öğretmenlerin bu dönüşüme hazırlanması ve eğitimin okul duvarlarının dışına çıkarak toplumla buluşması. Dolayısıyla bir yandan öğrenciye iklim krizinin nedenleri ve sonuçları anlatılırken diğer yandan okul binasının enerji ve kaynak kullanımı, öğretmenin bu konuda sahip olduğu bilgi ve öğrencinin yaşadığı çevreyle kurduğu ilişki de aynı dönüşümün parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>COP31’den sonra GEP 2.0</strong></p>
<p>Antalya aynı zamanda Yeşil Eğitim Ortaklığı’nın bir sonraki döneminin hazırlık noktalarından biri olacak. 2027’de beşinci yılını tamamlayacak ortaklık, GEP 2.0 olarak adlandırılan yeni aşamada küresel taahhütlerden ülke düzeyinde uygulamaya daha fazla ağırlık vermeyi planlıyor. Bölgesel iş birliklerinin de güçlendirilmesi hedefleniyor. Bir başka önemli başlık ise ölçüm. UNESCO, Milli Eğitim Bakanlığı ve OECD ile birlikte Ortaklığın İzleme ve Değerlendirme Çalışma Grubu’nu COP31 kapsamında hayata geçirecek. Böylece ülkelerin iklim eğitiminde attıkları adımların yalnızca hedef ve taahhüt düzeyinde kalmayıp veri üzerinden izlenmesi amaçlanıyor. Bu noktada GEP Global Tracker devreye giriyor. İklim değişikliği eğitimine yönelik küresel bir gözlemevi niteliğindeki sistem, ülkelerdeki ilerlemenin veri ve kanıt üzerinden takip edilmesini sağlayacak.</p>
<p><strong>İklim krizi artık eğitimi de kesintiye uğratıyor</strong></p>
<p>COP31’de konuşulacak mesele yalnızca geleceğin müfredatı değil. İklim krizinin bugünün eğitim sistemi üzerindeki doğrudan etkileri de gündemde olacak. Aşırı sıcaklar, seller, yangınlar ve diğer iklim kaynaklı afetler dünyanın farklı bölgelerinde okulların kapanmasına, eğitimin kesintiye uğramasına ve özellikle kırılgan bölgelerde çocukların eğitimden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Bir afet ya da aşırı hava olayı sırasında eğitimin nasıl devam edeceği, okul altyapısının yeni iklim koşullarına ne kadar hazır olduğu ve öğretmenlerle öğrencilerin krizlere nasıl hazırlanacağı da sistemin dayanıklılığını belirliyor. UNESCO bu nedenle Antalya’daki görüşmelerde iklim kaynaklı kriz ve acil durumlarda eğitimin rolünü de ele alacak.</p>
<p><strong>Çocuklar masanın dışında kalmayacak</strong></p>
<p>COP31 eğitim gündeminin dikkat çeken bir başka tarafı ise çocukların ve gençlerin yalnızca hakkında konuşulan kesim olmaması. UNESCO, çocukların, gençlerin ve öğretmenlerin tartışmaların merkezinde yer alacağını vurguluyor. Antalya’da ortaya çıkacak sonuçlar aynı zamanda COP31 sonrasına uzanacak. Burada alınan kararların ve verilen taahhütlerin, 13-15 Ocak 2027 tarihlerinde Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlenecek UNESCO Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Dünya Konferansı’na taşınması planlanıyor. Evet, iklim krizinin nasıl bir dünya yaratacağını konuşuyoruz. Peki çocukları o dünyada yalnızca yaşamaya değil, onu değiştirmeye de hazırlıyor muyuz?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Antalya Eylem Protokolü</strong></span></p>
<p>COP31’de Antalya Protocol for Action-Antalya Eylem Protokolü gündeme gelecek. Protokol üç alana odaklanıyor: Öğretmenlerin iklim eğitimindeki liderliğini güçlendirmek, çocuk ve gençlerin karar süreçlerine gerçek katılımını sağlamak ve ülkelerin yeşil eğitimdeki ilerlemesini ölçmek. Temel hedef, siyasi taahhütleri ülke düzeyinde somut uygulamalara dönüştürmek.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Eğitimin dört yeşil ayağı</span></strong></p>
<p>UNESCO’nun Yeşil Eğitim Ortaklığı eğitim sistemlerinin dönüşümünü dört başlıkta ele alıyor: Okulların yeşillenmesi, müfredatın yeşillenmesi, öğretmen eğitiminin yeşillenmesi ve toplumların yeşillenmesi. Amaç, iklim eğitimini yalnızca müfredata eklenen bir konu olmaktan çıkarıp eğitim sisteminin bütününe yaymak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PISA’ya iklim okuryazarlığı geliyor</strong></span></p>
<p>İklim eğitiminin ölçülmesinde önemli bir değişiklik de PISA’da yaşanacak. 2029’dan itibaren PISA’ya özel bir iklim okuryazarlığı alanı eklenecek. Ülkelerin öğrencilerine iklim değişikliğini anlama ve bu konuda harekete geçme becerilerini ne ölçüde kazandırdığı karşılaştırılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31de-iklim-eyleminin-yeni-cephesi-egitim-89269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’de iklim eyleminin yeni cephesi: Eğitim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-eylulde-4672-milyar-lira-acik-verdi-89243</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine nakit dengesi eylülde 467,2 milyar lira açık verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, eylül ayına ait nakit gerçekleşmelerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, geçen ay Hazinenin nakit gelirleri 1 trilyon 331 milyar 151 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 798 milyar 304 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz dışı giderler 1 trilyon 524 milyar 436 milyon lira, faiz ödemeleri ise 273 milyar 868 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 193 milyar 285 milyon lira açık verdi.</p>
<p>Eylül ayında nakit dengesinde, 467 milyar 153 milyon liralık açık oluştu.</p>
<p>Kur farklarından kaynaklanan azalış 11 milyar 487 milyon lira olarak gerçekleşirken, kasa/banka net hesabında ise 174 milyar 589 milyon lira azalış görüldü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-eylulde-4672-milyar-lira-acik-verdi-89243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine nakit dengesi, eylül ayında 467 milyar 153 milyon lira açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-39-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-89242</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta 39,8 bin ton fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası tarafından, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, borsalarda 39 bin 812 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem, 9 bin 937 tonla Düzce/Bolu'da yapıldı. Bu kentleri 7 bin 606 tonla Ordu, 7 bin 283 tonla Sakarya takip etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-39-bin-tondan-fazla-findik-islem-gordu-89242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında ticaret borsalarında işlem göre fındık miktarı 39 bin 812 tona ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-ust-duzey-atamalar-89240</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 17:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknosa&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa yönetiminde iki üst düzey atama gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Buna göre, Oğuzhan Poyrazoğlu, Teknoloji Genel Müdür Yardımcılığı'na (CTO), Aslı Gül Dartar da İnsan Kaynakları ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcılığı'na (CHRO) getirildi.</p>
<p>Poyrazoğlu 13 Ekim'de, Dartar da 1 Kasım'da yeni görevine başlayacak.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu Poyrazoğlu, Işık Üniversitesinde yüksek lisans (Executive MBA) programını tamamladı. Kariyerine Yapı Kredi Bankası Teknoloji bünyesinde başlayan Poyrazoğlu, ardından Koç.net, Turkecom Technology ve Doğan Grubunda yazılım geliştirme ve teknoloji yönetimi alanlarında çeşitli görevler üstlendi.</p>
<p>Doğan Online'da CTO olarak e-ticaret, dijital yayıncılık, çevrim içi reklamcılık ve internet girişimleri alanlarında teknoloji ve ürün geliştirme projelerine liderlik eden Poyrazoğlu, D&amp;R’da genel müdür yardımcısı ünvanıyla şirketin e-ticaret operasyonlarını yeniden yapılandırdı ve dijital büyüme stratejilerini hayata geçirdi.</p>
<p>Poyrazoğlu, 2013-2023 yıllarında eBay Türkiye'de (GittiGidiyor) yönetici pozisyonlarında görev yaparak teknoloji, ürün geliştirme ve bilgi güvenliği organizasyonlarından sorumlu oldu. Sonrasında teknoloji ve yapay zeka alanlarında danışmanlık yapan Poyrazoğlu, ScaleFocus Türkiye'de ülke müdürü olarak Türkiye operasyonları ile Orta Doğu bölgesindeki büyüme stratejilerine yön verdi.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Dartar da Sabancı Üniversitesinde Aksiyon Araştırması ve Dönüşüm alanında yüksek lisansını tamamladı.</p>
<p>Kariyerine 2009'da Er-Bakır'da insan kaynakları alanında başlayan Dartar, 2013'te Enerjisa Enerji bünyesine katıldı. Burada sırasıyla insan kaynakları uzmanı, yetenek yönetimi takım lideri, insan ve kültür müdürü ile insan ve kültür grup müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Şubat 2025'ten bu yana Enerjisa Enerji'de insan ve kültür direktörü olan Dartar'ın, insan kaynakları stratejilerinin tasarlanması ve uygulanması, organizasyonel dönüşüm ve entegrasyon, yetenek ve liderlik gelişimi ile iş gücü yönetimi alanlarında deneyimi bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-ust-duzey-atamalar-89240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/teknosa-plastik-poset-kullanimina-son-verdi-1746778935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknosa&#039;da Oğuzhan Poyrazoğlu, Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı, Aslı Gül Dartar da İnsan Kaynakları ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/noodle-ureticisi-adkoturke-rekabet-sorusturmasi-89238</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Noodle üreticisi Adkoturk&#039;e rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazır noodle pazarında faaliyet gösteren, Indomie ve Supermi'nin üreticisi Adkoturk Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Adkoturk) hakkında Rekabet Kurulu tarafından soruşturma başlatılmasına karar verildi.</p>
<p>Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Adkoturk'un hazır noodle pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanmak suretiyle rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırması, rakiplerini pazardan dışlaması, ilaveten alıcılarının yeniden satış fiyatlarını belirlemesi, bayilerinin aktif ve pasif satışlarını kısıtlaması ve onlara süresi belli olmayan rekabet etmeme yükümlülüğü getirmesi eylemleriyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'u ihlal ettiği iddiasına yönelik ön araştırma karara bağlandı.</p>
<p>Kurul, elde edilen bilgileri, belgeleri ve yapılan tespitleri değerlendirdi, bulguları ciddi ve yeterli bularak söz konusu şirket hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.</p>
<p>Adkoturk'un bazı eylemleri bakımından, soruşturmaya konu ilgili ürün pazarında meydana gelebilecek rekabet ihlallerini ve bu ihlallerin yol açabileceği telafi edilemeyecek nitelikteki zararları önlemek amacıyla, nihai karara kadar satış noktalarına bedelsiz ürün, delist (rakip ürünlerin satışının sonlandırılması) bütçesi, aktivite bütçesi, görünürlük desteği ve benzeri ticari avantajlar sağlanmamasına yönelik geçici tedbir kararı alındı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/noodle-ureticisi-adkoturke-rekabet-sorusturmasi-89238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/rekabet-kurumu-1767609048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Indomie ve Supermi&#039;nin üreticisi Adkoturk hakkında rekabet soruşturması başlatılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-transferlerinde-kimlik-bilgileri-icin-sinir-370-bin-liraya-cikarildi-89237</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon transferlerinde kimlik bilgileri için sınır 370 bin liraya çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan "Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Değişiklikle, müşterinin tanınması yükümlülüğü kapsamında uygulanan ve en son 14 Ocak 2023'te belirlenen parasal eşikler yükümlü gruplarının ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden belirlendi.</p>
<p>Bu kapsamda, müşteriden kimlik bilgilerinin alınması gereken işlem tutarı 185 bin liradan 370 bin liraya, elektronik fon transferleri (EFT) ile kripto varlık transferlerinde uygulanan tutar ise 15 bin liradan 30 bin liraya yükseltildi.</p>
<p>Düzenlemeyle ayrıca, yükümlüler nezdinde daha önce kimlik tespiti gerçekleştirilmiş müşteriler tarafından yapılan müteakip işlemlerde, müşteri kimliğinin internet bankacılığı, mobil bankacılık ya da benzeri güvenli doğrulama yöntemleri aracılığıyla doğrulanabildiği durumlarda imza örneği alınması zorunluluğu kaldırıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-transferlerinde-kimlik-bilgileri-icin-sinir-370-bin-liraya-cikarildi-89237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/masak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MASAK, finans sisteminde müşteriden kimlik bilgilerinin alınması gereken işlem tutarını 185 bin liradan 370 bin liraya, EFT ile kripto varlık transferlerinde uygulanan tutar ise 15 bin liradan 30 bin liraya yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/spden-turkiye-sigorta-piyasasi-analizi-karliligin-yuzde-30un-uzerinde-kalmasi-bekleniyor-89236</guid>
            <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 16:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> S&amp;P&#039;den Türkiye sigorta piyasası analizi: Kârlılığın yüzde 30&#039;un üzerinde kalması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası derecelendirme kuruluşu S&amp;P Global Ratings, "Sigorta Sektörü ve Ülke Riski Değerlendirmesi: Türkiye Mülkiyet/Kaza Sigortaları" analizini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'de mülkiyet ve kaza sigortaları piyasasında öz kaynak karlılığı son 3 yılda istikrarlı şekilde yüzde 40'ın üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu eğilimin devam edeceği ve öz kaynak karlılığının enflasyonun düşmesi ve bankaların faiz oranlarını gevşetmesiyle gelecek 2 yıl boyunca yüzde 30'un üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Prim büyümesine ilişkin beklentiler sektörün karlılığını desteklerken, sigorta piyasasının 2023-2025 dönemindeki güçlü gelir büyümesi enflasyonun üzerinde gerçekleşti. Bu büyümede, Şubat 2023'te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından oluşan yeni iş hacmi, enflasyona ve artan sigorta teminatlarına karşılık poliçe primlerinde görülen sürekli artışlar etkili oldu.</p>
<p>S&amp;P Global Ratings'e göre, Türk sigorta şirketleri, enflasyona endeksli ve yabancı para cinsinden düzenlenen sigorta poliçeleri sunarak reel anlamda değerini koruyan ürünler sağlarken, bu da yüksek enflasyona ve kur değer kaybına rağmen sigorta primlerinin ve poliçe sahiplerine sağlanan teminatın değerinin korunmasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Bu yıl fiyat artışlarının kademeli olarak yavaşlamasıyla prim büyümesinin enflasyonun bir miktar gerisinde kalmasına rağmen bu durumun mülkiyet ve kaza sigortacılarının karlılığını olumsuz etkilemesi beklenmiyor.</p>
<p>Türkiye'nin dezenflasyonist bir döneme girmesiyle birlikte nominal prim büyümesinin 2026-2027 döneminde yüzde 20-25 seviyesine gerileyeceği, enflasyonun 2027'de yüzde 19'a düşeceği öngörülüyor.</p>
<p>Analize göre, Türkiye'de sigorta sektör riski orta derecede düşük seviyede bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/spden-turkiye-sigorta-piyasasi-analizi-karliligin-yuzde-30un-uzerinde-kalmasi-bekleniyor-89236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/sigorta-sozlesme-anlasma-mukavele-1791381125.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ S&amp;P Global Ratings&#039;in analizinde, Türkiye&#039;de mülkiyet ve kaza sigortaları piyasasında öz kaynak kârlılığının gelecek 2 yıl boyunca yüzde 30&#039;un üzerinde ve güçlü kalması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
