<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/elektronik-raf-etiketi-uygulamasi-tuketiciye-zam-tuzagina-donusebilir-81940</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektronik raf etiketi uygulaması tüketiciye zam tuzağına dönüşebilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye genelindeki zincir marketlerde kâğıt etiketlerin yerini, merkezden yönetilen elektronik raf etiketleri almaya başladı. Büyük zincir marketlerin, geleneksel kâğıt fiyat etiketlerini kaldırarak merkeze bağlı çalışan Elektronik Raf Etiketi (ESL) sistemine geçmesi, tüketici cephesinde yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Yapay zekâ destekli dijital etiket uygulamasının tüketici açısından ciddi riskler barındırabileceğine dikkat çeken Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu alanda Ticaret Bakanlığı tarafından mutlaka bağlayıcı bir düzenleme yapılması gerektiğini söyledi. Konuya ilişkin EKONOMİ gazetesine değerlendirmelerde bulunan Ağaoğlu, Elektronik Raf Etiketi uygulamasının kamuoyuna “çevrecilik, kâğıt israfını önleme ve operasyonel kolaylık” gerekçeleriyle sunulduğunu ancak denetimsiz bırakılması halinde etiket oyunlarına ve zam tuzaklarına zemin hazırlayabileceğini vurguladı.</p>
<h2>“Kasa fiyatı ile raf fiyatı farklı olabilir” </h2>
<p>Dijital etiket sisteminde fiyatların merkezden tek tuşla anlık olarak değiştirilebildiğine işaret eden Ağaoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Market içinde alışveriş yapan bir tüketici kasaya geldiğinde farklı bir fiyatla karşılaşabilir. Fiyat düşmüşse sorun yok; ancak artmışsa bu durum Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 54. maddesine aykırıdır. Bu maddeye göre tüketici lehine olan fiyat uygulanmalıdır.”</p>
<h2>“Anlık zam ve denetimden kaçış riski” </h2>
<p>Dijital etiketlerde fiyat değişiklik tarihinin tüketici tarafından takip edilmesinin zor olduğuna dikkat çeken Ağaoğlu, şu uyarıda bulundu: “Online sistemle kasaya ‘100 lira’ talimatı gidiyor. Tüketici rafta 80 lirayı görmüş olabilir; ancak kasaya geldiğinde etiket çoktan 100 liraya dönmüş oluyor. Önceki fiyatı kanıtlamak neredeyse imkânsız, çünkü saat bilgisi zorunlu değil, aynı gün içinde yapılan değişikliklerde tarih de değişmiyor.”</p>
<p>Bu nedenle fiyat değişikliklerinin mağazalar kapalıyken yapılması gerektiğini vurgulayan Ağaoğlu, indirim duyurularına da dikkat çekti: “Eğer bir indirim ilanı verildiyse ister mağaza içinde, ister mağaza dışında, ister sosyal mecralarda o indirimin bitiş tarihinden önce fiyat artırılamaz. Bu, satıcıyı bağlayan bir vaattir” dedi.</p>
<p>Ağaoğlu, şöyle devam etti; “Talep artışı ya da stok durumuna göre fiyatların uzaktan ve anlık olarak değiştirilmesi, hem tüketicinin korunması hem de fahiş fiyat ve etiket denetimleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Denetim anında fiyatların uzaktan değiştirilmesi, kontrolleri işlevsiz kılabilir.”</p>
<p>Dijital etiketlerde bulunması gereken zorunlu bilgilerin de altını çizen Ağaoğlu, “İndirimli ürünlerde indirimden önceki fiyat da aynı puntoyla yazılmalıdır. Ayrıca birim fiyat zorunluluğu vardır. 600 gramlık bir ürün satılıyorsa kilogram fiyatı, 30’lu yumurta satılıyorsa adet fiyatı tüketicinin açıkça görebileceği şekilde yer almalıdır” dedi.</p>
<h2>“Menşe bilgisi tüketicinin hakkı” </h2>
<p>Ürünlerin menşe bilgisinin de hayati önemde olduğunu vurgulayan Ağaoğlu, tüketicinin ürünün yerli mi ithal mi olduğunu bilme hakkı bulunduğunu ifade ederek, “Ceviz Kanada’dan mı geldi, ABD’den mi ithal, yoksa yerli üretim mi? Menşe bilgisi etiket üzerinde açıkça yer almalıdır” dedi. Sebze ve meyve reyonlarında kullanılan hal kayıt künyelerinin dijital etiketlerle değiştirilmesini olumlu değerlendiren Ağaoğlu, “Sebze-meyve ürünlerinde sirkülasyon hızlıdır. Hal kayıt künyesinin rafta bulunması zorunludur. Dijital etiket bu açıdan denetimi kolaylaştırabilir.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Kara kutu sistemi zorunlu hale getirilmeli"</span></h2>
<p>Dijital etiketlerin market çalışanlarının iş yükünü azalttığını kaydeden TÜKONFED Başkanı Aydın Ağaoğlu, ancak tüm bu avantajlara rağmen temel risklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Geçmişte kasa–etiket farklarının çalışanlara yansıtılmasının da ciddi bir sorun olduğunu hatırlatan ve bu sistemin market çalışanları için olumlu yanlarının olduğunu kaydeden Ağaoğlu, çözüm önerisini şu sözlerle dile getirdi: “Elektronik raf etiketlerinde, fiyat değişimlerini kayıt altına alan ve sonradan müdahale edilemeyen bir ‘kara kutu’ sistemi zorunlu hale getirilmeli. Fiyat ne zaman, hangi gerekçeyle ve kaç kez değiştirilmiş, geriye dönük olarak görülebilmeli. Aksi halde tüketici güveni zedelenir.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/elektronik-raf-etiketi-uygulamasi-tuketiciye-zam-tuzagina-donusebilir-81940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enflasyon-market-alisveris-gida.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜKONFED Başkanı Aydın Ağaoğlu, zincir marketlerde başlatılan elektronik raf etiketi uygulamasının, tüketici hakları açısından riskler barındırdığını belirterek merkezden anlık değiştirilebilen elektronik raf etiketlerinin denetimsiz kullanımına karşı uyarılarda bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ucretli-izin-uygulamasinda-dikkat-edilmesi-gerekenler-81936</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ücretli izin uygulamasında dikkat edilmesi gerekenler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Dinlenme hakkı”</strong>, Anayasa ile güvence altına alınmış temel sosyal haklardan biridir.</p>
<p>Bu çerçevede, anayasal güvenceye sahip dinlenme hakkından feragat edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Nitekim, yasal zorunluluğun yanı sıra;</p>
<p>- Çalışanları yorgunluk ve onun beraberinde getireceği dikkatsizlik sonucu uğrayabilecekleri iş kazalarından korumak,</p>
<p>- İşçinin bedensel ve ruhsal olarak iyiliğinin devamını sağlamak,</p>
<p>- İş tatminini artırmak,</p>
<p>- İşçinin sosyal yaşama katılımını sağlamak,</p>
<p>- İş veriminin azalmasına engel olmak,</p>
<p>- İşin kalitesinin düşmesini önlemek gibi gerekçelerle, işçinin yıllık ücretli izin, hafta tatili ve genel tatil hakları ile günlük çalışma süresi içindeki ara dinlenmelerini fiilen ve eksiksiz biçimde kullanabilmesi çalışma hukukunun temel ilkeleri bakımından önem taşımaktadır.</p>
<p>İşyerlerinde yıllık izin kullanım taleplerinin yoğunlaştığı bugünlerde yıllık ücretli izin uygulamasına ilişkin temel hukuki esasların değerlendirilmesi önem arz etmektedir.</p>
<p><strong><em>Yıllık ücretli izin hakkının doğumu ve hizmet süresinin hesabı</em></strong></p>
<p>Yıllık ücretli izin hakkı, işçinin işyerinde çalışmaya başladığı tarihten itibaren bir yıllık hizmet süresini tamamlamasıyla doğar. Deneme süresi de bu bir yıllık sürenin hesabında dikkate alınır.</p>
<p><strong>Örneğin;</strong> 12.06.2025 tarihinde iki aylık deneme süresi ile işe başlayan işçinin yıllık ücretli izne hak kazanma tarihi 13.06.2026 olacaktır.</p>
<p>Bununla birlikte, işçinin aynı işverene ait farklı işyerlerinde ardı ardına veya değişik tarihlerde çalışmış olması hâlinde, yıllık ücretli izne hak kazanmak için aranan bir yıllık hizmet süresinin hesabında bu işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Örneğin;</strong> önce A işverenine ait X işyerinde 4 ay, sonra da yine A işverenine ait Y işyerinde 8 ay çalışılmış ise, her iki hizmet süresi toplanarak bir yıllık çalışma koşulu sağlanmış olacağından, Y işyerindeki 8 aylık çalışma sonunda yıllık izne hak kazanılmış olacaktır.</p>
<p><strong><em>Alt işveren işçilerinde yıllık izin hak ediş süresinin belirlenmesi</em></strong></p>
<p>Alt işveren işçilerinden, alt işverenin değişmesine rağmen aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süreleri, aynı işyerinde geçen toplam çalışma süreleri esas alınarak hesaplanır.</p>
<p>Bu kapsamda asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını denetlemek ve ilgili yıl içinde kullandırılmasını sağlamakla; alt işveren ise tutmakla yükümlü olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene sunmakla yükümlüdür.</p>
<p><strong><em>Hizmet süresine göre kanuni yıllık izin süreleri</em></strong></p>
<p>İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresine göre;</p>
<ul>
<li>Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dâhil) olanlara <strong>14</strong> günden,</li>
<li>Beş yıldan fazla, on beş yıldan az olanlara <strong>20</strong> günden,</li>
<li>On beş yıl (dâhil) ve daha fazla olanlara <strong>26</strong> günden az olamaz.</li>
</ul>
<p>Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün artırılarak uygulanır.</p>
<p>Yıllık izin süreleri, iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.</p>
<p><strong><em>Yaş gruplarına bağlı asgari yıllık izin süreleri</em></strong></p>
<p>18 yaşında veya daha küçük ya da 50 yaşında veya daha büyük işçilerin yıllık ücretli izin süresinin <strong>en az 20 gün olması</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Bunun anlamı; örneğin 16 yaşındaki bir işçi, hizmet süresi beş yıldan az dahi olsa, 19 yaşına gelinceye kadar, her yıl için yıllık izinlerini 14 gün olarak değil 20 gün üzerinden kullanacaktır.</p>
<p><strong><em>Ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günlerinin izin süresine etkisi</em></strong></p>
<p>Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında, izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri yıllık izin süresinden sayılmadığından, bu günlerin izin süresine ilave edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Örneğin;</strong> 14 günlük izin süresi içinde 2 hafta tatili günü, 1 gün de genel tatil varsa, işçi toplam 17 gün izin kullanacaktır.</p>
<p><strong><em>Yıllık ücretli iznin bölünmesi ve kesintisiz kullanım ilkesi</em></strong></p>
<p>Kural olarak yıllık ücretli iznin işveren tarafından bölünmeden ve kesintisiz şekilde kullandırılması esastır. Bununla birlikte, işçi ve işverenin anlaşması hâlinde, <strong>bir bölümü on günden az olmamak üzere</strong> yıllık izin bölümler hâlinde kullandırılabilir.</p>
<p><strong>Örneğin;</strong> 20 gün yıllık ücretli izin hakkı olan bir işçi, yıllık ücretli iznini 10 gün + 5 gün + 1 gün + 1 gün + 1 gün + 1 gün + 1 gün şeklinde yedi bölüm hâlinde kullanabilecektir.</p>
<p><strong><em>Yıllık iznin işyerinden farklı bir yerde kullanılması ve ücretsiz yol izni</em></strong></p>
<p>Yıllık ücretli izinlerini işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara, talepte bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri (bilet, rezervasyon, fatura vb.) şartıyla, yolda geçecek süreleri karşılamak üzere toplam <strong>dört güne kadar</strong> <strong>ücretsiz yol izni</strong> verilmesi zorunludur.</p>
<p><strong><em>Yıllık ücretli izin hakkından feragat ve ücret karşılığı kullanım yasağı</em></strong></p>
<p>Yıllık ücretli izin hakkı, anayasal temeli bulunan ve işçinin dinlenmesini amaçlayan vazgeçilmez nitelikte bir haktır; bu nedenle fiilen kullandırılması esastır.</p>
<p>Bu nedenle, işçi ve işverenin karşılıklı mutabakatı bulunsa dahi yıllık ücretli izin hakkından feragat edilmesi veya iznin kullandırılması yerine ücretinin ödenmesi hukuken mümkün değildir.</p>
<p>Kullanılmayan yıllık izin sürelerine ilişkin ücretin ödenmesi ancak iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde ve işçinin hak kazanıp kullanmadığı izin süreleri bakımından mümkündür.</p>
<p><strong><em>İzin süresinde ücret karşılığı çalışma yasağı</em></strong></p>
<p>İşçinin yıllık ücretli izin süresi içinde başka bir işyerinde ücretle çalışması yasaktır.</p>
<p>İşçinin izin süresi içinde ücret karşılığında başka bir işte çalıştığının anlaşılması hâlinde, bu izin süresi için kendisine ödenen ücret işvereni tarafından geri alınabilir.</p>
<p><strong><em>Yıllık izin zamanının belirlenmesi ve işverenin yönetim yetkisi</em></strong></p>
<p>İşçi, yıllık ücretli iznini dilediği tarihte tek taraflı olarak kullanamaz. Hak kazanılan yıllık ücretli iznin kullanılmak istendiği tarih, en az bir ay önceden işverene yazılı olarak bildirilmelidir.</p>
<p>İşveren, söz konusu talebi izin kuruluna; izin kurulu oluşturulması zorunlu olmayan işyerlerinde ise işçi temsilcisi ile işveren temsilcisine ileterek izin talebine ilişkin değerlendirme yapılmasını sağlar.</p>
<p>İzin zamanı belirlenirken işyerindeki işin niteliği ve gerekleri, aynı tarihe ilişkin diğer izin talepleri ile işçinin önceki yıl izin kullandığı dönemler dikkate alınır.</p>
<p><strong><em>Toplu izin uygulamasının kapsamı ve sınırları</em></strong></p>
<p>İşveren, işyerinde çalışan işçilerin tümünün ya da bir kısmının yıllık izinlerini <strong>nisan ayı başı ile ekim ayı sonu arasındaki bir tarihte</strong> toplu olarak kullanmalarına karar verebilir.</p>
<p>Böyle bir uygulamada belirli sayıda işçi; işyerinin korunması, araç, gereç ve makinelerin bakımı gibi işlerle ilgilenmek üzere toplu izin uygulaması dışında tutulabilir.</p>
<p>Toplu izin uygulamasına karar verilmesi hâlinde, henüz yıllık ücretli izne hak kazanmamış işçiler de avans izin verilerek bu uygulama kapsamına dâhil edilebilir.</p>
<p><strong><em>İzin kurulunun oluşturulması ve kurumsal yapısı</em></strong></p>
<p>İşyerinde 100’den fazla işçi çalışması hâlinde kanunen bir izin kurulunun oluşturulması zorunludur. İzin kurulu; işveren veya işveren vekilini temsilen bir, işçileri temsilen iki kişi olmak üzere toplam üç kişiden oluşur.</p>
<p>İzin kurulu üyesi olacak işçiler ve yedekleri, varsa işyeri sendika temsilcisi tarafından; yoksa işyerinde çalışan işçiler tarafından seçilir. İzin kuruluna işveren temsilcisi olan üye başkanlık eder. İzin kurulu üyeleri iki yılda bir yeniden seçilir.</p>
<p><strong><em>İzin kurulunun görevleri ve yıllık izin çizelgesinin hazırlanması</em></strong></p>
<p>İşçiler, yıllık izinlerini hangi tarihlerde kullanmak istediklerine ilişkin taleplerini izin kuruluna iletir. İzin kurulu, başkanın çağrısı üzerine toplanarak bu talepleri; işyerindeki işçi sayısı, işçilerin kıdemleri ve işlerin aksamaması gerekliliği ile birlikte değerlendirir ve buna göre bir <strong>izin çizelgesi</strong> düzenler.</p>
<p>Bu çizelgede, her bir işçinin hangi tarihler arasında yıllık izin kullanacağı gösterilir. İşverence onaylanan yıllık izin çizelgeleri işyerinde ilan edilir. İzin kurulu ayrıca işçilerin yıllık izinlere ilişkin talep ve şikâyetlerini işverene iletir ve yıllık izinlerin amacına uygun ve verimli şekilde kullanılabilmesi için çalışmalar yapabilir; bu kapsamda kamp, gezi ve benzeri organizasyonlar düzenleyebilir.</p>
<p><strong><em>Yıllık ücretli izin döneminde sosyal sigorta primleri</em></strong></p>
<p>Yıllık ücretli izin kullanılan sürelerde, kısa vadeli sigorta kolları primleri de dâhil olmak üzere tüm sosyal sigorta primlerinin ödenmesine devam edilir.</p>
<p><strong><em>Yıllık izin kayıtlarının tutulması ve işverenin belgelendirme yükümlülüğü</em></strong></p>
<p>İşverenlerin, işyerinde çalışan tüm işçilerin yıllık ücretli izin kullanımını gösteren kayıtları tutma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu kayıtlar <strong>yıllık izin defteri</strong> şeklinde düzenlenebileceği gibi <strong>kartoteks</strong> sistemiyle de tutulabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ucretli-izin-uygulamasinda-dikkat-edilmesi-gerekenler-81936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ücretli izin uygulamasında dikkat edilmesi gerekenler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-endeks-degisikliklerini-nasil-yapiyor-81935</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya endeks değişikliklerini nasıl yapıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'daki son endeks değişiklikleri ister istemez başka bir soruyu gündeme getirdi: Dünyanın büyük borsaları bu işi nasıl yapıyor?</p>
<p>İlk bakışta cevap basit görünüyor. Dolaşımdaki hisselerinin toplam piyasa değeri ve işlem hacmi yüksek olan şirketler yukarı çıkıyor, diğerleri aşağı iniyor. Ancak işin içine dev endeks fonları girince tablo değişiyor. Çünkü bir şirketin endekse girmesi ya da çıkması artık sadece sembolik bir karar değil. Bu fonlar endeks değişikliklerini birebir uyguluyor. Girene para akıyor, çıkandan para çıkıyor.</p>
<p>Dünyada ise uygulama biraz farklı. ABD’de S&amp;P 500’de en az bunlar kadar önemli bir başka kriter de var. Endekse girmek için büyüklük yetmiyor; şirketin son çeyrekte ve son dört çeyrek toplamında kâr açıklaması gerekiyor. Yani geçici fiyat hareketi değil, sürdürülebilir performans aranıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3e02f4c2c3c-1782448884.png" alt="" width="436" height="243" />
<figcaption><strong>ABD’de S&amp;P 500’de en az serbest dolaşımdaki hisselerin piyasa değeri ve işlem hacmi kadar önemli bir başka kriter de var</strong></figcaption>
</figure>
<p>Almanya'nın DAX endeksinde likidite, kurumsal yönetim ve kamuyu aydınlatma yükümlülükleri öne çıkıyor. İngiltere'deki FTSE endekslerinde serbest dolaşımdaki pay oranı önemli bir kriter. Japonya'daki Nikkei 225 ise büyüklüğün yanında sektör dengesine de bakıyor. Teknoloji, sanayi, finans ve hizmetler arasında ekonomiyi yansıtan bir dağılım gözetiliyor.</p>
<p>Kanada ve Avustralya'da da likidite testleri oldukça sıkı. Çünkü büyük fonlar hisse almak istediğinde karşılarında gerçek bir piyasa görmek istiyor. Birkaç günlük yüksek hacim ya da sınırlı işlemlerle oluşan fiyat hareketleri yeterli kabul edilmiyor.</p>
<p>Aslında temel soru şu: Her yüksek hacim gerçek likiditeyi, her hızlı yükseliş gerçek değeri mi gösteriyor? Türkiye'de de zaman zaman bazı hisselerin fiyatı ve işlem hacmi şirketlerin ekonomik büyüklüğünün önüne geçebiliyor (!). İşte bu nedenle gelişmiş piyasalarda yalnızca formüllere değil, rakamların anlattığı hikâyeye de bakılıyor.</p>
<p>En dikkat çekici ortak nokta ise şu: Büyük borsalarda son sözü sadece matematik söylemiyor. Uzmanlardan oluşan endeks komiteleri, ortaya çıkan tablonun piyasayı gerçekten temsil edip etmediğini de değerlendiriyor.</p>
<p>Borsa İstanbul'un da objektif kriterleri var. Ancak dünya örnekleri gösteriyor ki güçlü endeksler sadece kurallarla değil, temsil kabiliyetiyle güven kazanıyor. Çünkü vitrine çıkan şirketler, aslında Borsa’nın yatırımcıya verdiği mesaj. Peki bu mesajı doğru mu veriyoruz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-endeks-degisikliklerini-nasil-yapiyor-81935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya endeks değişikliklerini nasıl yapıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-gecmise-bakarken-gecmis-de-bize-bakar-81934</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biz geçmişe bakarken geçmiş de bize bakar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi bir bilim değildir, disiplindir. Felsefenin alt kolu olan etiğin bir alt koludur. Adam Smith’in bir etik profesörü olması tesadüf değildir. Bu nedenle ekonomi olaylara açıklamacı değil anlamacı yaklaşır. Örneğin kütleçekimi gibi “evrensel” yasaları “açıklamaya” çalışmaz. Tam tersi küresel finans krizi veya internet devrimi gibi “tekil” olayları “anlamaya” çalışır. Dolayısıyla iyi bir ekonomist olmanın püf noktalarından biri de karşılaştığın olayların “tekil” olduğunun farkında olmaktır. Ekonomist çoğunlukla tarihçilik yapar ve bunun her zaman farkında olmayabilir. Sadece bir ay önce gerçekleşen enflasyon rakamını yorumlarken bile ekonomistin kullanması gereken yöntem, tarih yöntemidir.</p>
<p><strong>18. yüzyılın Amerikası, </strong><strong>bugüne ışık tutuyor</strong></p>
<p>Yöntembilime ilişkin bu kısa, yoğun ama gerekli girişten sonra buyurun bugün biraz ekonomi tarihçiliği yapalım. 18. yüzyıl Amerika’sına bir uğrayalım. Orada uygulanan para politikasına bakalım. Bu süreç bugünü anlamaya yardım edecek çünkü.</p>
<p>1700’lü yılların başındayız. İngiltere (Büyük Britanya) vatandaşları Amerika kıtasına göç edip, doğu sahilinde 13 tane koloni kurmuş. Dikkat lütfen. Bunlar sömürge değil, koloni. Doğrudan İngiliz toprağı.</p>
<p>İngiltere o dönemde normalde sömürgelerinden zorla ucuza hammadde alıp, pahalıya mamul mal satıyordu. İngiliz hukuk alanına dahil olan Amerika’da ise aynı sonuca ulaşmak için biraz farklı bir yol izledi. O yıllarda hem İngiltere’de hem de Amerika’da aynı para birimi kullanılıyordu. Yani İngiliz sterlini. Sterlinin arzını kontrol eden İngiliz hükümetleri, Amerika’ya ekonominin sağlıklı bir şekilde işlemesi için gerekli olan miktardan çok daha az para yolladı. Bunun sonucu olarak Amerika’daki sterlin İngiltere’deki sterlinden çok daha değerli hale geldi. İngiltere’de örneğin 1 kilo yün alabilen aynı sterlin, Amerika’da 1,3 kilo yün alabiliyordu. Hatta 1704’de Kraliçe Anne çıkardığı bir fermanla Amerika’daki sterlinlerin daha değerli olacağını resmi olarak teyid etti.</p>
<p>Sonuçta Amerikalılar aşırı değerli bir para birimine sahip olmanın dezavantajlarını yaşamaya başladılar. Rekabet güçleri düştü. Ticaret ve gelir azaldı. Mallarını İngilizlere ucuza satıp, onlardan pahalıya almak zorunda kaldılar. İflaslar arttı. Fiyatlar gerilemesine rağmen korkunç bir hayat pahalılığı baş gösterdi, çünkü para değerli ve kıttı. O yüzden Amerika pahalı bir yer haline geldi. Vergi oranları aynı kalmasına rağmen, vergi yükü ciddi ve hissedilebilir ölçüde arttı.</p>
<p>Vergiden kaçmak ve ticaret yapabilmek için barter başladı, hatta bazı eyaletler kendi paralarını basmayı bile denedi. Bu paralar iyi yönetilemediği için bu defa enflasyona neden oldu ve kabul görmemeye başladılar. İngiltere 1751 ve 1764’de çıkardığı The Currency Acts ile kolonilerin para basmasını yasakladı. Zaten bu paralara talep göstermemiş olan Amerikalılar bütün zararlarına karşın değerli sterlini kullanmaya devam etmek zorunda kaldı.</p>
<p>İngiltere’nin uyguladığı bu para politikasının sonucu olarak Amerika’daki sterlinlerin faizi, İngiltere’deki sterlinlerin faizinden 2-2,5 kat daha yüksek seyretti. Yani Londra’dan Amerika’ya borç vermek çok karlı bir iş haline geldi. O dönemin carry trade işlemi olarak da düşünebilirsiniz.</p>
<p><strong>Çıkarmamız gereken dersler var</strong></p>
<p>Bu olaydan çıkarmamız gereken bir dizi ders var. Madem 200 yıl geriye gidip bu süreci incelemekle uğraştık, derslerimizi de kaçırmadan not edelim.</p>
<p><strong>Değerli para enflasyon değil ama hayat pahalılığı yaratır:</strong> Para biriminiz diğer paralar (dolar, avro) karşısında değerliyse geliriniz diğer dövizler bazında artar evet ama unutmayın harcamalarınızı da o değerli parayla yaptığınız için giderleriniz de döviz bazında artar.</p>
<p><strong>Paranın değerlenmesi yanında enflasyon da varsa: </strong>Değerli paranın yarattığı hayat pahalılığının yanı sıra enflasyon da varsa, yani paranız dövize karşı değer kazanırken, mallara karşı değer kaybediyorsa, hayat pahalılığı daha da ağırlaşır. Bu çok zorlayıcı bir kombinasyondur.</p>
<p><strong>Carry trade çok cazip hale gelir:</strong> Parası değerli olan bir ülkeye yurtdışından borç veriyorsanız <strong><em><u>hem faizi hem de paranın değerli olduğu kısmı</u></em></strong> kazanırsınız. Şöyle düşünün lütfen: Amerikalı bir yatırımcı Türkiye’ye portföy yatırımı yaparsa, Türk vatandaşları gibi aynı faizi kazanır. Fakat Türkler kazandıkları parayı değerli TL olarak harcamak zorunda iken, Amerikalı yatırımcı kazancını ülkesinde dolar olarak harcama imkanına sahiptir. Böylece TL’nin dolar karşısındaki reel değer kazancı kadar ek bir faiz almış gibi olur.  </p>
<p>Son ders: Değerli paranın faizi de yüksek olmak, yüksek kalmak zorundadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-gecmise-bakarken-gecmis-de-bize-bakar-81934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biz geçmişe bakarken geçmiş de bize bakar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-ve-avrupanin-yeni-vatandaslik-tanimi-made-in-europe-81933</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 ve Avrupa’nın yeni vatandaşlık tanımı Made in Europe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta Kuzeybatı Avrupa’da görülmemiş bir sıcak hava dalgası yaşandı. Ben de Brüksel’deydim. Aslında 35 derece bizim için aşırı sıcak sayılmaz, ama altyapı bu sıcağa göre olmayınca çekilmiyor. Neredeyse hiçbir yerde klima yok. Eskiden buralar serin diye klima taktırmıyorlar sanırdım. “Artık iklim değişti, klima taktırmayı düşünmüyor musunuz?” diye sorunca, “Enerji tüketimini azaltarak çevreyi koruyoruz” cevabını aldım.</p>
<p>Brüksel’den önce de Londra’daydım. Burada, COP Başkanı Sayın Murat Kurum ve TOBB Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımlarıyla kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31 zirvesinin iş dünyası ayağının açılışı yapıldı. TOBB, 2015’teki G-20 zirvesinde yaptığı gibi bu önemli uluslararası organizasyonda da iş dünyası ile resmî müzakereciler arasındaki iletişimi düzenleyecek. Antalya’daki zirvede, aynı G-20’de olduğu gibi, iş dünyası zirvesi liderler zirvesiyle aynı gün yapılacak. Bu arada, 2015 yılındaki G20’de iki zirvenin aynı günde yapılmasını o zamandan beri başka hiçbir ülke tekrar edemedi. COP toplantıları bugüne kadar resmî müzakerecilerin ve orada olmaktan başka bir işi olmayan aktivistlerin elindeydi. Türkiye iş dünyası ve resmî müzakereciler arasındaki iletişime önem vererek işin ciddiyetini artırıyor. Ama maalesef, klimaları kapatarak iklim değişikliğinin önüne geçmek mümkün değil.</p>
<p><strong>AB, yeni bir “ekonomik </strong><strong>vatandaşlık tanımı” yapıyor</strong></p>
<p>Londra’daki yuvarlak masa toplantısında küresel iş dünyası liderleriyle, iklim değişikliğiyle mücadele sürecinde iş dünyasının karşı karşıya kaldığı riskleri tartıştık. En önemli risklerden biri, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim politikası adı altında sınırda karbon vergisinden ürün yerelleştirmesine kadar pek çok korumacı politika icat etmesi. AB, çevre, teknoloji ve güvenlik söylemleri üzerinden yeni bir “ekonomik vatandaşlık tanımı” yapıyor. Made in Europe ise bunun son halkası. Türkiye açısından da bu önemli bir risk.</p>
<p>Avrupalı siyasetçiler Çin’in yükselişi, enerji krizi ve Başkan Donald Trump’ın ABD’yi değiştirmesi karşısında panikte. Çareyi teknoloji egemenliği, çevreyi koruma ve enerji bağımsızlığı gibi büyük kavramları siyasileştirmekte buldular. Ancak bu kavramların içini doldurmaya gelince, siyaset yetersiz kalıyor. Örneğin, geçen hafta açıklanan teknoloji egemenliği paketini yazanlar konudan o kadar bihaber ki, Avrupa’nın en gelişmiş teknoloji şirketi, dünyadaki tüm çip üreticilerinin kullanmak zorunda olduğu litografi makinelerinin tekel üreticisi Hollandalı ASML, “bu paket çıkarsa biz batarız!” diye açıklama yaptı.</p>
<p>Anlayacağınız, Avrupalı bürokratlar sürekli yeni regülasyonlar üreterek bu süreci yönetmeye çalışıyor. Ancak Avrupa’nın mevcut saadetini sürdürebilmesi için, mevcut refahı kullanarak keyif sürmek yerine, çalışan ve dinamik bir topluma kavuşması gerekiyor. Fakat Avrupa siyaseti, içinde bulunduğu krize çözüm üretmek yerine göçmen düşmanlığından beslenen bir popülizm sarmalı içinde sıkışmış durumda. Made in Europe, stratejik bir hamle gibi bile görünse de aslında çalışan nüfusu azalan, mevcut nüfusu da tembelleşen Avrupa için oldukça popülist bir hamle.</p>
<p>Bu sene İngiltere’de, seneye de Fransa’da yapılacak seçimleri kuvvetle muhtemel aşırı sağ partiler kazanacak. Hemen belirtelim, Fransız aşırı sağcı lider Marine Le Pen, klimaların açık tutulmasından yana! Almanya’da daha seçimlere üç sene var ve Alman politikası nispeten istikrarlı bir yola oturmuş durumda. Avrupa Birliği’nin geleceği açısından en önemli seçimler tabii ki Fransa’dakiler olacak. Made in Europe tartışmalarında da belirleyici ülke Fransa. Fransızlar şu anda Avrupalı ürün tanımının, ürünün gümrükte kullanılan menşeiyle sınırlı kalmayıp fikri hakların sahipliğinden ihracat kısıtlamalarından bağışıklığa kadar uzanmasını istiyor. Almanlar mesela sadece kamu ihale kriterlerinde mütekabiliyet ile yakın ülkeleri kabul etmeye razı, ama görünen o ki müzakerelerde Almanya pasif davranacak ve Fransa’nın suyuna gidecek. Hoş, Türkiye bu kamu ihalelerine dair Dünya Ticaret Örgütü anlaşmasını henüz imzalamış değil.</p>
<p>Made in Europe hakkında birçok belirsizlik var. Mesela, çevreye dair korumacı düzenlemelerle Made in Europe’un kesişiminde ne olacak? Diyelim ki elektrikli araç Türkiye’de üretilince Avrupa malı olarak kabul gördü, peki üretimde kullanılan çeliğin karbon emisyonu yüksekse ne olacak? Şirket filoları veya askeri araçlar farklı menşe kurallarına tâbi olabilir mi? Bu gibi detaylara dayalı olarak hangi ürünlerin içeride ya da dışarıda kalacağını belirleyecek teknik düzenleme yetkileri Komisyon’a verilecek mi yoksa verilmeyecek mi? Öyleyse Parlamento ve Konsey daha detaylı bir kanun hazırlamak isterse, uzlaşma 2027’ye sarkabilir.</p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-europe-bir-virgulle-disarida-kalabiliriz-76165" target="_blank" rel="noopener">3 Nisan 2026 günü yazdığım gibi</a>, Made in Europe konusundaki müzakerelerde bir virgül farklı yere konulursa otomotiv yan sanayi, rüzgâr türbini gibi kritik sanayilerimiz Avrupa pazarının dışında kalabilir. Sonbaharın ortasına kadar Avrupa Parlamentosu, Komisyon ve Konsey arasında müzakereler yapılacak. Şanssızlığımıza bakın ki Avrupa Parlamentosu’ndaki iki raportör de Fransız. Ancak Parlamento en azından vekilleri etkilemenin mümkün olduğu bir mecra. Konsey’deki kararlar ise tamamen kapalı kapılar ardında alınıyor. Hal böyle olunca, Made in Europe ile ilgili esas önemli pazarlıklar Brüksel’de değil de Paris ve Berlin’de yapılacak gibi duruyor.</p>
<p><strong>Şirketlerimiz elini cebine </strong><strong>atmaya hazır değil </strong></p>
<p>Avrupa siyaseti içinde bulunduğu çıkmazı aşmak için artık sadece kimin değil, hangi ürünün de Avrupalı olduğunun sınırını yeniden çizerken biz ne yapıyoruz? Maalesef pek bir şey yapamıyoruz! Oysa belirsizliğin ilk olumsuz etkisini BYD yatırımının iptal edilmesiyle gördük. Acilen, Türkiye’den tek bir kişinin bile adının geçmeyeceği, Türkiye’nin Made in Europe içinde kalmasının Avrupa’ya ne kadar menfaat sağlayacağını Alman otomotiv üreticilerinin, İspanyol rüzgâr türbini üreticilerinin, tüketici örgütlerinin ve sendikaların anlatacağı bir gerilla kampanya yapmalıyız. Mesela biri çıkıp demeli ki bu rüzgâr türbini fabrikalarını Türkiye’de değil Danimarka’da kurarsanız, işçi olarak daha çok göçmen getirmeniz gerekecek.</p>
<p>Ne yazık ki böyle bir kampanyayı örgütleyecek kapasitemiz yok. Şirketlerimiz elini cebine atmaya hazır değil. Bu bize mahsus bir durum değil, bir Akdenizli alışkanlığı. Geçenlerde Politico, Avrupa’da en çok lobi harcaması yapan şirketlerin hangi ülkelerden olduğunu açıkladı. Birinci sırada Almanya var. Onu ABD, Fransa ve İngiltere izliyor. Avrupa’nın üçüncü ve dördüncü büyük ekonomileri İtalya ve İspanya ise 10. ve 11. sırada. Biz Akdenizlilerin en sevdiği şey, gezdiğimiz yerlerde eş dostla fotoğraf çekip LinkedIn’e koymak. Oysa marifet karda yürüyüp izini bırakmadan karar alıcıların fikrini değiştirebilmektir. Yeni dönemde Avrupa pazarına erişim fabrikalarda değil, müzakere masalarında, gazete köşe yazılarında ve otel lobilerinde kazanılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-ve-avrupanin-yeni-vatandaslik-tanimi-made-in-europe-81933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 ve Avrupa’nın yeni vatandaşlık tanımı Made in Europe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-almali-mi-satmali-mi-81932</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın: Almalı mı, satmalı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD ile İran arasında yürütülen barış görüşmelerinde kaydedilen ilerleme sonrasında Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının yeniden hızlanması, Brent petrol fiyatını savaş dönemindeki zirve seviyelerinden yaklaşık 70 dolar seviyesine kadar geri çekti. Enerji fiyatlarındaki düşüş, Fed'in ilave faiz artırımı ihtiyacını azaltabilecek önemli bir gelişme olarak öne çıktı.</strong></p>
<p>Altın fiyatlarının 6.000 dolara kadar yükselebileceği beklentileriyle başladığımız 2026 yılının ilk yarısında tam tersi bir tabloyla karşılaştık. Altın, sert değer kayıpları yaşayarak 4.000 dolar seviyelerine kadar geriledi.</p>
<p>Bugün altın yatırımcısının önünde önemli bir soru var: Mevcut zararını sınırlamak için satış mı yapmalı, yoksa bu seviyeler yeni bir yükseliş trendi için alım fırsatı mı sunuyor? Bu sorunun cevabı, altın fiyatlarını aşağı ve yukarı yönlü etkileyen temel dinamiklerde saklı.</p>
<p><strong>Altın neden sert düştü?</strong></p>
<p>Öncelikle altının temel özelliğini hatırlamakta fayda var. Altın, faiz veya temettü gibi düzenli bir getiri sağlamaz. Yatırımcısına yalnızca fiyat artışı yoluyla kazanç sunar. Bu nedenle faiz oranlarının yükseldiği dönemlerde altın cazibesini kaybetmeye başlar.</p>
<p>ABD'nin İran'a yönelik saldırıları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması ve petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş küresel enflasyon beklentilerini bozdu. Artan enflasyon ise merkez bankalarını yeniden faiz artırımı ihtimaliyle karşı karşıya bıraktı. Nitekim bu süreçte hem Avrupa Merkez Bankası hem de Japonya Merkez Bankası faiz artırımlarına gitti.</p>
<p>Faiz oranlarının yükselmesi, yatırımcısına düzenli gelir sağlamayan altını elde tutmanın fırsat maliyetini artırdı. Bunun sonucunda altın fiyatlarında sert bir geri çekilme yaşandı.</p>
<p><strong>Kurumsal yatırımcılar altından çıktı</strong></p>
<p>Fiyatlardaki düşüşü hızlandıran en önemli unsur ise büyük yatırım fonlarının pozisyon değişikliği oldu. Kurumsal yatırımcılar, büyük merkez bankalarından yeni faiz artışlarının geleceği beklentisiyle altın pozisyonlarını azaltarak faiz getirisi sunan finansal ürünlere yöneldi. Bu güçlü satış dalgası altındaki düşüşü daha da hızlandırdı.</p>
<p>Buna ek olarak, Türkiye başta olmak üzere bazı merkez bankalarının yerel para birimlerini desteklemek amacıyla altın rezervlerinin bir bölümünü satmaları da fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturdu.</p>
<p><strong>Kritik belirleyici, Fed olacak</strong></p>
<p>Bundan sonraki süreçte en önemli belirleyici ise ABD Merkez Bankası (Fed) olacak. Fed'in yakından takip ettiği çekirdek enflasyon göstergesi, beklentilere paralel, mayıs ayında aylık yüzde 0,3 arttı. Normal şartlarda bu veri, Fed'in faiz artırımı ihtimalini güçlendiren ve altın açısından olumsuz değerlendirilebilecek bir gelişmeydi. Ancak aynı dönemde petrol fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş bu tabloyu değiştirdi.</p>
<p>ABD ile İran arasında yürütülen barış görüşmelerinde kaydedilen ilerleme sonrasında Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının yeniden hızlanması, Brent petrol fiyatını savaş dönemindeki zirve seviyelerinden yaklaşık 70 dolar seviyesine kadar geri çekti. Enerji fiyatlarındaki düşüş, Fed'in ilave faiz artırımı ihtiyacını azaltabilecek önemli bir gelişme olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Petrol fiyatları nasıl seyredecek?</strong></p>
<p>Piyasaların yakından izlediği temel konu ise ABD-İran barış görüşmeleri, Hürmüz Boğazı’nın kaderi ve petrol arzı. Bu görüşmelerde gündeme gelen önemli bir konu, ABD’nin 1979 sonrasında ilk defa İran’a yönelik uyguladığı yaptırımları kaldıracak olması. Böyle bir adım küresel petrol arzını artırabilir ve enerji fiyatlarını daha da aşağı çekebilir. Petrol fiyatlarındaki kalıcı düşüş ise enflasyon baskısını azaltarak Fed'in faiz artırımı ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.</p>
<p>Bu senaryo, altın fiyatlarındaki düşüşün durması ve yeniden toparlanması açısından önemli bir destek unsuru olabilir. Başkan Trump'ın yaklaşan yerel seçimler öncesinde en önemli ekonomik hedeflerinden birinin petrol fiyatlarını düşük tutmak olması, bu unsuru destekliyor.</p>
<p>Ancak bölgedeki jeopolitik riskler hâlâ yüksek. İran ile Batı arasındaki sorunların onlarca yıldır çözülememiş olması ve İsrail'in bölgedeki önceliklerinin zaman zaman ABD'den farklılaşması, kalıcı bir uzlaşının önünde önemli engeller oluşturuyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Özetle, önümüzdeki aylarda altının yönünü belirleyecek en önemli unsur jeopolitik gelişmeler olacak.</p>
<p>Fed'in faiz politikası, petrol fiyatlarının seyri, ABD-İran ilişkilerinin alacağı yön ve Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, altın piyasasında belirsizlik devam edecek görünüyor. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca fiyat hareketlerine değil, küresel jeopolitik gelişmelere ve merkez bankalarının vereceği mesajlara da en az altın fiyatları kadar dikkat etmeleri gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-almali-mi-satmali-mi-81932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/kapali-carsida-altin-krizi-1759940747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın: Almalı mı, satmalı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspan-wall-streetin-adami-81931</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan Greenspan: Wall Street’in adamı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Greenspan göreve geldikten sonra serbest piyasacı görüşlerini fiiliyata geçirdi. Kendi ifadesiyle “bankaların hissedarlarının çıkarlarını korumak için riskleri kontrol altında tutacaklarına ve piyasa mekanizmasının aşırılıkları düzelteceğine” inandı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün 1987-2006 yılları arasında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Başkanlığını yapan Alan Greenspan 100 yaşında vefat etti. Herhalde tarihin yazdığı en şişirilmiş merkez bankacısıydı. Hatta, bir dönem kendisine “Maestro” lakabı verilmiş ve hakkında aynı isimde zamanında bankacı ve finansçılar arasında pek popüler olan bir kitap yazılmıştı.</p>
<p>Greenspan bir başka ünlü Fed Başkanı Paul Volcker’ın yerine seçildi. Volcker 70’li yılların petrol şokları sonrasında ABD’de %15’leri geçen enflasyona karşı faizleri aşırı yükselterek ekonomiyi kısa süren bir resesyon sonrasında tekrar düze çıkarmıştı. Ancak Volcker aynı zamanda finans sisteminin aşırı güçlenerek ekonominin bir “rantiye kapitalizmi”ne dönmesine de şiddetle karşıydı. Bankaların karmaşık finansal ürünlerden ve piyasalardan uzak durması gerektiğini savunuyor ve Glass-Steagall Yasası'nın (ticari bankacılık ile yatırım bankacılığını ayıran yasa) korunmasını istiyordu.</p>
<p>Bu noktada, tabii ki bu yasadan hiç haz etmeyen Wall Street bankacıları devreye girdi. Kendilerine uygun kafa yapısında “serbest piyasacı” bir başkan istiyorlardı. Böylece, 3. dönem seçilmesi kesin gibi gözüken Volcker’ın yerine bu işler için uygun biri bulundu: Alan Greenspan. Kendisi gençlik yıllarında Ayn Rand gibi ultra-liberal görüşlere sahip birinin yanında yetişmiş bir şahsiyetti. (Rand’ın objektivizm olarak adlandırdığı kişisel çıkarcılığın üstünlüğüne dayanan sözde felsefesinin kapitalizmin kendi kendini düzelttiği ve devletin piyasaları kendi işleyişine bırakması gerektiği şeklinde dogmaları vardı. Greenspan de 60’lı yıllarda Rand’ın yayın organında bu görüşleri destekler makaleler yazıyordu.</p>
<p>Greenspan göreve geldikten sonra bu serbest piyasacı görüşlerini fiiliyata geçirdi. Kendi ifadesiyle “bankaların hissedarlarının çıkarlarını korumak için riskleri kontrol altında tutacaklarına ve piyasa mekanizmasının aşırılıkları düzelteceğine” inandı. Türev piyasalarının aşırı şekilde büyümesine ve çeşitlenmesine (MBS’ler, CDS’ler, tezgah üstü türevler vs.) seyirci kaldı. Bu piyasaların ve enstrumanların denetlenmesi konusunda bir hassasiyet göstermedi. “Too Big To Fail" probleminin büyümesine ve finansal sektörün giderek daha büyük ve daha bağlantılı hale gelmesine göz yumdu. Bu yaklaşımlar 2008 Büyük Resesyonu’nun oluşumunda önemli rol oynadı.</p>
<p>Denilebilir ki, bu şekilde davranarak Greenspan kendisinin de inandığı Rand’ın liberal felsefesini uyguluyordu. Ama, asıl çelişki ve son tahlilde Wall Street’in adamı olduğunu kanıtlayan nokta finans şirketlerinin ve bankaların çıkarları söz konusu olduğunda Rand’ın felsefesine 180 derece ters, son derece müdaheleci politikalar uygulamaktan kaçınmamasıydı. Bunun ilk örneklerinden birini 1999’da batan LTCM adındaki fonun bizzat Greenspan tarafından kurtarılmasında gördük.</p>
<p>Benzer bir şekilde, para politikası yönetimi de son derece müdaheleci ve piyasa yanlısıydı. Ne zaman piyasalarda bir sıkışma olduysa, hemen faiz indirimleri devreye sokuluyor ve likidite muslukları açılıyordu. (Hatta piyasalar bu duruma “Greenspan Put” adını vermişlerdi.) Ancak, bu yaklaşım da 2008 krizini hazırlayan bir başka etmendi. Piyasa oyuncuları “piyasalarda ve/veya finansal kurumlarda bir sıkışma olursa nasıl olsa Greenspan devreye girer ve durumu kurtarır” beklentisiyle hareket etmeye başladı. Bu da ahlaki tehlike (moral hazard) riskini artırarak piyasaların pervasızca hareket etmesine ve kaldıraçların daha da artmasına sebep oldu.</p>
<p><strong>Fed siyasetten bağımsız olsa da </strong><strong>Wall Street’ten bağımsız olamıyor</strong></p>
<p>Greenspan aynı zamanda “merkez bankası bağımsızlığını savunan” ve bunu sadece ABD için değil, tüm Batı ülkelerine yaymaya çalışan bir misyon da yüklendi. “Merkez bankaları, dolayısıyla da para politikaları bağımsız olmalı mı, atanmışlar seçilmişlerin üstünde olabilir mi, fiiliyatta MB’ler ne kadar bağımsız olabilirler”, tüm bunlar detaylıca irdelenmesi gereken ve kolay cevabı olmayan sorular. Ancak, Greenspan’in 20 senelik başkanlığında şunu gördük ki Fed siyasetten bağımsız olsa da Wall Street’ten bağımsız olamıyor!</p>
<p>Alan Greenspan’in denetimsizlik ve Wall Street yanlı politikaları, finans sektörünü topluma faydası olmayan, tamamen spekülatif ve yıkıcı bir yapıya sürükledi, yaratılan varlık balonlarıyla gelir dağılımı iyice bozuldu. Bir dönem piyasaların sorunsuz çalışmasını sağlayan vazgeçilemez bir otorite olarak görülen Greenspan hakkındaki bu algı da görevi bıraktıktan kısa süre sonra 2008 krizinin patlamasıyla yıkıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspan-wall-streetin-adami-81931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan Greenspan: Wall Street’in adamı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspane-veda-81930</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan Greenspan’e veda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geleneksel merkez bankacılığına göre düşen işsizlik, ücret ve tüketim baskısıyla enflasyon riskini artırır; bu da faiz artışı gerektirir. Ancak Greenspan, görev döneminde bu yaklaşımın dışına çıkarak işsizlik düşerken borçlanma maliyetlerini düşük tutmayı tercih etti.</strong></p>
<p>Efsanevi Fed başkanlarından Alan Greenspan (6 Mart 1926 – 22 Haziran 2026), bu hafta pazartesi günü 100 yaşında hayatını kaybetti. Bu haftaki köşemi hem kendisini daha yakından tanıtmak hem de genç nesillere ilham olması adına Alan Greenspan’e ayırmak istedim.</p>
<p><strong>Maestro lakaplı (orkestra şefi) Alan Greenspan için sanırım herkesin üzerinde uzlaşacağı nokta, Fed’in en çok ses getiren ve en çok tartışılan başkanlarından biri olması. </strong></p>
<p>Alan Greenspan, 1987’den 2006’ya kadar görev yapan ve ABD ekonomisinin tarihindeki en uzun genişleme dönemine taşıyan, “ekonomi bilgesi” olarak sıkça övülen Fed’in 13. Başkanı. <strong>Bir başka efsane Başkan Paul A. Volcker’ın (1979-1987) da halefi. </strong></p>
<p><strong>Gazeteci Bob Woodward, 2000 yılında kaleme aldığı; Maestro: Greenspan’in Fed’i ve Amerikan Ekonomik Patlaması (Maestro Greenspan’s Fed and the American Boom) başlıklı kitapta ona “maestro” yakıştırmasını yapınca, bu lakapla anılmaya başlandı. </strong></p>
<p>Greenspan, ekonomi alanındaki lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerinin tamamını New York Üniversitesi’nden (NYU) aldı. Doktora derecesini almadan önce, 1950’lerin başında Columbia Üniversitesi’nde, daha sonra Fed Yönetim Kurulu Başkanı olacak (1970-1978) Arthur Burns’ün gözetiminde ekonomi eğitimi aldı. <strong>1974-1977 yılları arasında Başkan Gerald Ford döneminde Başkanlık Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin başkanlığını, 1981-1983 yılları arasında ise Sosyal Güvenlik Reformu Ulusal Komisyonu’nun başkanlığını üstlendi. Ayrıca, Başkan Ronald Reagan’ın Ekonomi Politikası Danışma Kurulu’nda üye olarak yer aldı ve Kongre Bütçe Ofisi’ne danışmanlık yaptı. Fed Başkanlığı boyunca kendisini Fed Başkanlığına taşıyan Ronald Reagan ve sonrasında George H.W. Bush (Baba Bush), Bill Clinton ve George W. Bush (Oğul Bush) ile çalıştı. </strong></p>
<p><strong>Resmi verilerin ötesine bakarak </strong><strong>bir anomaliye odaklandı</strong></p>
<p>Greenspan, yaklaşık 20 yıla yaklaşan görev süresi boyunca son derece çalkantılı bir ortamda ekonomiyi yönetti. Görev süresi içerisinde neredeyse başına gelmedik kalmadı. 1987 yılındaki borsa çöküşünü, 1990-92 ve 2001-02 yıllarındaki göreceli hafif resesyonları, 2000 yılındaki dot-com balonunu ve ardından gelen çöküşü, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ekonomik etkilerini, hızla büyüyen federal bütçe açığını ve artan tüketici borçlarını yönetmek durumunda kaldı.  <strong>Görev süresi boyunca, iki ABD resesyonu, 1997 Asya finansal krizi ve 11 Eylül 2001 terör saldırıları dahil olmak üzere, büyük ekonomik etkileri olan çeşitli olaylar sırasında Fed’e liderlik etti.</strong> Bütün bunlar yaşanırken, döneminin belirgin özelliklerinden biri, 1990’ların kayda değer ekonomik canlanmasıydı.</p>
<p>Greenspan, geçmişe dönük ve genel toplam niteliğindeki resmi verilerin ötesine bakarak bir anomaliye odaklandı. Şirketlerin kâr marjları ya sabit kalıyordu ya da artıyordu. Elektronik ürün fiyatları hızla düşüyordu. Buna rağmen standart enflasyon göstergeleri herhangi bir yukarı yönlü baskı işaret etmiyordu. Greenspan; şirketlerin 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında bilgi teknolojileri (BT), mikroişlemciler, fiber optik ve tedarik zinciri yönetimi alanlarında yaptıkları devasa sermaye yatırımlarının nihayet meyvelerini vermeye başladığı hipotezini öne sürdü ve şu hususları tespit etti.</p>
<p><strong>1-</strong> Resmi devlet istatistikleri, özellikle hizmet ve teknoloji sektörlerindeki verimlilik artışlarını olduğundan daha düşük gösteriyordu.</p>
<p><strong>2-</strong> Ekonomi yapısal bir değişim geçiriyordu. İşgücü verimliliği artış hızı, durgun bir seyir izleyen yüzde 1,5’lik (1970–1995 ortalaması) seviyeden, on yılın ikinci yarısında yüzde 2,5 ila yüzde 3’ün üzerine (1999’da yüzde 4’ün üzerine çıkarak zirve yapacak şekilde) iki katına çıkıyordu.</p>
<p><strong>Buradaki temel tezi ise şuydu: Daha yüksek verimlilik, çalışanların saat başına daha fazla üretim gerçekleştirmesi anlamına geliyordu. Bu durum, işletmeleri fiyat artışına zorlamadan ücretlerin yükselmesine olanak tanıyor ve böylece düşük işsizlik ile istikrarlı enflasyon arasındaki kısa vadeli ödünleşim ilişkisini fiilen ortadan kaldırıyordu.</strong></p>
<p>Bu konuyu ‘Yapay zekâ balon mu, yoksa gerçekten verimlilik artışı mı sağlıyor?’ tartışmaları konusunda çokça geçmişe referans vererek irdelediğimizi belirtmekte fayda var.</p>
<p>Geleneksel merkez bankacılığında; işsizlik düştüğünde, bu durum işgücü piyasasının sıkılaştığı anlamına gelir; daha fazla insan iş bulur, ücretler üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşur ve tüketici harcamaları genellikle güçlü seyreder. Merkez bankaları için bu, ekonominin genişlediğine dair bir işarettir ve bu durum, bankaların temel odağını fiyat istikrarını korumaya (enflasyonu kontrol altına almaya) kaydırmalarına neden olur. <strong>Greenspan’ın görev süresinin büyük bir kısmı, düşen işsizlik oranlarıyla geçti. Ancak Greenspan bu geleneğin dışına çıktı ve borçlanma maliyetlerini düşük tuttu. </strong></p>
<p>Fed yönetim kurulunda Greenspan ile birlikte görev yapan Alan Blinder daha sonra o günleri anlatırken; <strong><em>“İşsizlik oranı giderek, durmaksızın düşerken ve buna rağmen herhangi bir enflasyon görülmezken, o sadece izleyip beklemeyi tercih etti.”</em></strong> diye tanımlıyor.</p>
<p><strong>Faiz oranlarını sürekli düşük tutmasının sonra kendisine en çok yöneltilen eleştirilerden biri olduğunu da hatırlatalım. </strong></p>
<p><strong>Greenspan’i öne çıkaran farklı unsurlar</strong></p>
<p>Bu temel yaklaşım değişikliği yanında Greenspan’i öne çıkaran birçok farklı unsurun varlığını da belirtmekte fayda var.</p>
<p>Greenspan, göreve başlamasından sadece birkaç ay sonra gerçekleşen <strong>1987 “Kara Pazartesi”</strong> borsa çöküşünün hemen ardından küresel finans piyasalarını istikrara kavuşturmadaki rolüyle büyük takdir toplamıştı. Görevi resmen onaylandıktan iki ay sonra ve çöküşün hemen ardından Greenspan, Fed’in “<strong>ekonomik ve finansal sistemi desteklemek amacıyla bir likidite kaynağı olarak hizmet etmeye hazır olduğunu teyit ettiğini”</strong> ifade etti. Federal Rezerv, bu duyurunun ardından daha sonra “Greenspan Put”u (Greenspan Opsiyonu / Güvencesi/ Satım Opsiyonu) olarak anılacak olan para politikası adımlarını hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Greenspan Put; Fed’in, borsada sert düşüşler yaşandığında agresif bir şekilde faiz oranlarını düşürme veya piyasaya likidite enjekte etme eğilimini ifade eden bir piyasa terimi. Bu uygulama, merkez bankasının yatırımcıları piyasadaki büyük kayıplara karşı koruyacağına dair güvence vererek, bir sigorta poliçesi veya geleneksel bir finansal “satım opsiyonu” (put option) işlevi görüyordu.</strong></p>
<p><strong>Bir diğer önemli değişikliği Fed’in iletişiminde gerçekleştirdi.</strong> İletişim dilini kasıtlı olarak muğlak tuttu. Finans piyasalarını hareketlendirebilecek herhangi bir şey söylemekten kaçınmak için cümle yapısını kasıtlı olarak karmaşıklaştırdığını daha sonra kendisi itiraf etti zaten. <strong>Bu muğlak ve adeta bir kâhin edası taşıyan iletişim tarzı “Fedspeak” (Fed Dili) olarak adlandırıldı ve yıllar boyunca merkez bankacılarının iletişim biçimine yön verdi.</strong> Şimdi yeni Başkan Warsh ile bu muğlaklığa geri dönüşü görüyoruz.</p>
<p><strong>Greenspan’e yönelik eleştiriler</strong></p>
<p>Yaklaşık 20 yıl görevde kalınca birçok eleştirinin gelmesi çok doğal.</p>
<p><strong>Greenspan’i eleştirenler, serbest piyasaya duyduğu derin ideolojik bağlılığın, onun sistemik riskleri görmesini engellediğini savunuyorlar. </strong>Greenspan varlık balonlarından kaynaklanan tehlikeyi göz ardı etti. Bu tutumu, onu düşük enflasyon, hızla yükselen borsa ve sürekli artan konut fiyatları sayesinde kazanç sağlayan varlıklı kesim nezdinde popüler kıldı; ancak bu popülerlik, piyasada coşku sona erince sönümlendi.</p>
<p>Bir diğer eleştiri ise; spekülasyon ve kredi verme arasındaki sınırın giderek belirsizleştiği bir dönemde bile Greenspan’in, bankaların ve sigorta şirketlerinin oluşturup ellerinde tuttukları (ki bu ürünlerin karmaşıklığı ve şeffaf olmayışı 2008’de küresel finans sistemine paniğin yayılmasında rol oynayacaktı) yeni türev araçlara yönelik sıkı denetimlerden kaçınılması konusunda Kongre’ye ve düzenleyici kurumlara telkinde bulunduğu için getirilen eleştiridir.</p>
<p><strong>Hakkında yazılacak şeyler, bu alanın kelime sınırını fazlasıyla aşacak kadar uzun. Ben kendimce önemli gördüklerimi elimden geldiğince sizlere aktarmak istedim. </strong></p>
<p><strong>Bu dünyadan, iyisiyle kötüsüyle, bir Alan Greenspan geçti. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspane-veda-81930</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/0/1280x720/alan-greenspan-1782448366.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan Greenspan’e veda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalarda-isiksizim-sanayide-oksijensizim-81929</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odalarda ışıksızım, sanayide oksijensizim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bundan 30 yıl önce sanayinin ekonomideki ağırlığı %30’a koşuyordu. Şimdi ise %15’e doğru geriliyor. Oysa sanayi olmadan ne savunma ne ihracat ne de sürdürülebilir kalkınma olmaz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN:</strong> Üretmeden kaynak yaratmak için Merkez’in doludizgin banknot basması, <strong>filigranlı kâğıt</strong> gerektirir. Orta Vadeli Program’ın <strong>ekonomiyi yanlış yerden soğutmasıyla</strong> enflasyonu çözemediğimiz gibi üretimden de olduk. Sistemin döviz ihtiyacını ancak <strong>sanayi üretimiyle karşıladığımız</strong> bir gerçek.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: </strong>Bizim dövize ihtiyacımız var. <strong>Döviz basamıyoruz</strong> zira kalpazanlar buna yeltendiğinde, 6’ncı Filo gelir tepene çöker. Ancak bizim <strong>2 döviz banknot matbaamız</strong> var. Biri turizm, öteki ihracat… Hele ki ihracat, sanayi üretimiyle yürüyorsa, <strong>sanayisizleştirme yerine</strong>, sanayiciyi el üstünde tutmak gerekir.</p>
<p><strong>“CİDDİ BİR ŞEKİLDE OKSİJENSİZ KALDIK”</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM:</strong> Nasıl ki <strong>banknot matbaası filigranlı kâğıt olmadan</strong> para basamıyorsa, <strong>ihracat makinemiz sanayi</strong> de <strong>ancak hayatta tutulduğunda döviz üretebilir</strong>. Hele ki “<strong>ciddi şekilde oksijensiz kaldık</strong>” diye feryat ediyorsa… Finansa erişimini zorlaştırdığımız gibi <strong>oksijen hortumuna basıp soluğunu kesiyoruz</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM:</strong> İstanbul Sanayi Odası Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan</strong>, soluksuz kalan sanayimiz için hayati uyarılarına devam ediyor: “<em>Sanayicilerimiz için <strong>çok özel bir kredi paketine</strong> ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda gerekli adımların vakit kaybetmeden atılmasını <strong>tüm sanayicilerimiz adına</strong> talep ediyoruz.</em>”</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sanayisizleşmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tehlikeye kim dikkat çekiyor?</em></strong></p>
<p>Kayahan; “<em>odalarda ışıksız kaldım</em>” diyordu şarkısında… İSO Başkanı da <strong>360 oda içinde cesurca haykırıyor</strong>; odalarda nefessiz kaldıklarını… <strong>Oksijen solumayan sanayi, nasıl değer üretebilir ki</strong>…</p>
<p><strong><em>Sanayi sektörü neden gerekli?</em></strong></p>
<p><strong>Şeyh Edebali;</strong> “<em>İnsanı yaşat ki devlet yaşasın</em>” diyordu. <strong>Erdal Bahçıvan</strong> da “Sanayiyi yaşat ki <strong>üretim sürsün</strong>, ihracat gelişsin, <strong>savunma sanayisi büyüsün</strong>, OSB’ler soluk alsın” diyor. <strong>Duyulmuyor mu</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİYE SAHİP ÇIKMAK TÜRKİYE’YE SAHİP ÇIKMAKTIR</strong></p>
<p><strong>Bahçıvan</strong>’dan: “<em>Türkiye’nin sürdürülebilir <strong>büyümesi</strong>, kalıcı <strong>refahı</strong>, nitelikli <strong>istihdamı</strong> ve küresel <strong>rekabet gücü</strong> ancak <strong>güçlü bir sanayi yapısıyla</strong> mümkündür. <strong>Üretimin zayıfladığı</strong>, yatırımların ertelendiği, <strong>teknolojik dönüşümün yavaşladığı</strong> ekonomide <strong>sağlıklı</strong> ve <strong>dengeli</strong> bir kalkınmadan söz edemeyiz</em>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İmalat sanayisi:</strong> Endüstrimizin bel kemiği, ihracatımızın dayandığı üretim kabiliyetimiz</p>
<p><strong>Savunma sanayisi:</strong> 3 tarafı deniz, 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada var olma savaşımız</p>
<p><strong>Sanayi teşvikleri:</strong> Hak edene ve değer üretmeye verilmesi gereken ama zombilere giden…</p>
<p><strong>Yapısal reform:</strong> Kamudan beklenen ama sanayicinin de yapması gereken verimlilik reformları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odalarda-isiksizim-sanayide-oksijensizim-81929</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odalarda ışıksızım, sanayide oksijensizim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81926</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 26 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/Tvx6HfApglE" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81926</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/talip-aktas-berfin-1774245175.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-petrolde-90-dolara-raziydi-70lere-inildi-81928</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası petrolde 90 dolara razıydı, 70’lere inildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>✓ Merkez Bankası yine yanılmış görünüyor; ama bu seferki yüz güldüren bir yanılgı olacağa benziyor.</strong></p>
<p><strong>✓ Merkez Bankası ikinci enflasyon raporunda yılın tümündeki ham petrol fiyatı tahminini 89 dolara çıkarmıştı. Ancak savaşın en azından şimdilik geride kalması ve petrol fiyatlarının tahminlerin ötesinde bir hızla 70 dolarlara kadar gerilemesi, yıllık ortalamanın 80-85 dolar arasında kalmasını sağlayacak gibi.</strong></p>
<p><strong>✓ Fiyatın 70 doların da altına inmesi ve ortalamanın 80 doların altında kalması ise şahane olur.</strong></p>
<p>2026 yılı enflasyon hedefinin yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltildiğinin açıklandığı yılın ikinci enflasyon raporunda ham petrol fiyatına ilişkin tahmin de 60,9 dolardan 89,4 dolara çıkarıldı.</p>
<p>Yüzde 24’lük enflasyon hedefi neredeyse hiç mümkün görünmüyordu ama petrol fiyatı öngörülen 89,4 dolarlık düzeyde gerçekleşebilirdi; ne var ki bu düzeyin çok üstünde kalınması da söz konusuydu, daha aşağıda bir gerçekleşme olması da…</p>
<p>Petrol fiyatının hangi düzeyde oluşacağı tabii ki tümüyle dış gelişmelere ve özellikle de ABD-İran savaşının ne kadar süreceğine, bu çerçevede Hürmüz’de neler olacağına bağlıydı.</p>
<p>Savaş şimdilik bitti; tam anlamıyla bir anlaşmaya varılamasa da ateşkes söz konusu ve petrol fiyatları da hızla gerileme eğilimi içine girdi. Hatta petroldeki gerilemenin beklentilerin de ötesinde olduğunu belirtmek gerek.</p>
<p>Petrolde nisan ayının sonunda ulaşılan 126 dolarlık fiyatla yalnızca bu yılın değil, son dört yılın rekoru kırılmıştı. Ateşkesle ve anlaşmaya yaklaşılmasıyla petrol fiyatları hızla geriledi ve 70 dolarlar düzeyine indi.</p>
<h2>Merkez’in tahmini yüksek kaldı</h2>
<p>Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu mayıs ayının ortasında açıkladı ve girişte de belirttiğim gibi ham petrol fiyatındaki yıllık ortalama beklentisinin 89,4 dolar olduğunu bu rapor kapsamında ilan etti.</p>
<p>O döneme kadar olan dört buçuk ayda gerçekleştirilen ithalattaki ortalama fiyat yaklaşık 90 dolar düzeyinde oluşmuştu. Dolayısıyla yılın tümündeki ortalamanın da 89,4 dolar olması için yılın kalan dönemindeki fiyatın 89-90 dolar olması gerekiyordu.</p>
<p>Bu düzey aşılırsa Merkez Bankası’nın 2026’ya ilişkin başta enflasyon olmak üzere bir dizi tahmininin tutma olasılığı iyice zayıflayacak, cari dengedeki açık daha da artma eğilimine girecek; tersi olur ve petrol fiyatı 89-90 doların altında kalırsa bu kez de lehte sapmalar görülecekti.</p>
<p>İşte son dönemde yaşanmakta olan budur!</p>
<p>Fiyat en azından şimdilik de olsa kayda değer ölçüde geriledi ve Merkez Bankası’nın tahmini yüksek kaldı. Ama bu elbette mutluluk veren bir yanılgı.</p>
<h2>Ortalama 80 dolara kadar inebilir</h2>
<p>Ham petrol ithalatında ortalama fiyat ilk altı ayda yaklaşık 91-92 dolar düzeyinde oluştu.</p>
<p>Ancak savaşın en azından şimdilik sona ermesi ve ateşkesle birlikte petrol fiyatları 70-75 dolar arasında salınmaya başladı. Biraz önce de belirttim, bu düzeye bu kadar kısa sürede inileceği beklenmiyordu bile.</p>
<p>Petrolün yılın kalan döneminde bu düzeyde kalması, yılın tümündeki ortalama fiyatı 80 dolara kadar çekebilir. Biraz daha geniş marjda ifade etmek gerekirse 2026’nın tümündeki ortalama fiyat 80-85 dolar arasında oluşabilir.</p>
<p>Yılın tümü için kendini yaklaşık 89-90 dolara hazırlayan Merkez Bankası için bu yüzde 10’a yakın bir avantaj demek. Bu durum tabii ki yalnızca Merkez Bankası için değil, Türkiye için avantaj demek.</p>
<h2>Yüzde 24 yine de olmaz</h2>
<p>Her şey son dönemdeki görece dinginlikte seyretse ve ham petrol fiyatı 70 dolarlarda kalsa, yıllık ortalama maliyet öngörülenin yüzde 10 altında 80 dolar civarında oluşsa bile bundan yüzde 24’lük enflasyon hedefinin tutturulacağı gibi bir sonuç çıkarmak çok yanlış olur.</p>
<p>Unutmayalım; yüzde 24’lük hedefi tutturabilmek için yılın kalan yedi ayındaki, yedi ay toplamındaki fiyat artışının yüzde 6,3’ü aşmaması gerekiyor.</p>
<p>İlk beş aydaki yüzde 16,6 artıştan sonra nasıl bir mucize gerçekleşecek de yedi ayda yüzde 6,3’te kalınacak?</p>
<p>Hani olur ya<strong> “İşte savaş sona erdi, petrol fiyatı da beklentilerin ötesinde düştü”</strong> diyen çıkarsa diye söyleyeyim. Yok, olmaz; petrol fiyatındaki düşüş bu oranın gerçekleşmesini sağlamaya yetmez.</p>
<p>İyimser olmak iyidir, iyidir de bir anda böyle dünyayı toz pembe görecek kadar değil.</p>
<p>Kaldı ki, değil yüzde 24’lük hedefi, yüzde 26’lık tahmini tutturmak bile mümkün görünmüyor. Yüzde 26’da kalmak da yedi ay toplamında yüzde 8'i aşmamayı gerektiriyor.</p>
<p>2025 son yılların görece en düşük enflasyonunun (yüzde 30,89) gerçekleştiği yıldı ve haziran-aralık dönemindeki artış yüzde 13,71 olmuştu.</p>
<p>Dolayısıyla<strong> “Petrol fiyatı düştü, enflasyon belası da geride kalıyor”</strong> gibi hayallere dalmanın hiç alemi yok.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-petrolde-90-dolara-raziydi-70lere-inildi-81928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/petrol.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası petrolde 90 dolara razıydı, 70’lere inildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/40-fabrika-ve-markalar-sattik-75-milyar-dolar-borc-odedik-ciromuz-16-milyar-dolara-cikti-81927</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;40 fabrika ve markalar sattık, 7.5 milyar dolar borç ödedik, ciromuz 16 milyar dolara çıktı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COCA-</strong>Cola Avrasya &amp; Ortadoğu Bölgesi Kamu İlişkileri, Sürdürülebilirlik ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Hakan Ergen </strong>ile Coca-Cola Türkiye Kurumsal İlişkiler, Sürdürülebilirlik ve İletişim Direktörü <strong>Zeynel Çağlar</strong>’ın ev sahipliğinde gittiğimiz San Francisco’da (ABD) Macy’s mağazasında Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Pladis Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Ülker</strong>’le karşılaştık.</p>
<p><strong>Murat Ülker</strong>’le karşılaşma, sohbete dönüştü. 2018 yılında banka borçlarıyla ilgili yeniden yapılandırmayı anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2018 yılında toplam ciromuz 11 milyar dolardı. Yeniden yapılandırma sonrası geçen 8 yılda 40 fabrika, bazı markalarımızı ve arsalarımızı sattık. 7.5 milyar dolar borç ödedik. Ciromuz da şu anda 16 milyar doları buluyor.</strong></p>
<p>Yeniden yapılandırmadan kalan borca işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Yeniden yapılandırmaya dahil borçlarımız 500 milyon dolara indi.</strong></p>
<p>Takıldım:</p>
<p>-          <strong>O 500 milyon doları kapatamadınız mı?</strong></p>
<p>Savunmaya geçti:</p>
<p>-          <strong>Koşulları çok uygun. Neden toptan kapatayım? Takvimine uyarak ödememizi yapıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker</strong>’le sohbet ederken Yıldız Holding’in banka borçları yeniden yapılandırma operasyonları ile ilgili yazılarımı taradım. 25 Nisan 2018 tarihli yazıma şu başlığı atmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>Varlıklarım 6.5 milyar dolarlık borcumun tamamını karşılar, üstüne 15 milyar lira bana kalır…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Murat Ülker, </strong>bankalarla yaptıkları sayıları 400 dolayında olan kredilerinin yeniden yapılandırılmasına imza attıktan sonra bu mesajı vermişti.</p>
<p>Sonra 24 Eylül 2021 tarihli yazıma baktım, başlığı şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Fabrika sayısı 80’den 58’e indi, 4.8 milyar dolar borç ödedik…</strong></li>
</ul>
<p>O günler için borç ödeme konusunda şu ayrıntıları vermişti:</p>
<p>-          <strong>2018’den bu yana tüm alacaklı bankalara 4.8 milyar dolar ödeme yaparak yükümlülüklerimizi eksiksiz ve ödeme takviminden önce yerine getirdik.</strong></p>
<p>Fabrika satışlarıyla ilgili veriyi şöyle aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Çoğu Türkiye’de toplam 80 fabrikamız vardı. Bunlardan 22’sini sattık. Şu anda yine büyük bölümü Türkiye’de olmak üzere 58 fabrikamız var.</strong></p>
<p>Şirket ve fabrika satışlarıyla ilgili şu noktanın altını çizmişti:</p>
<p>-          <strong>Şirket ve fabrika satışlarını gerçekleştirirken ana işe odaklanma planıyla hareket ediyoruz.</strong></p>
<p>O tarihte borçları sıfırlama takvimini sorunca şu yorumu yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Borç olayı yakın zamanda rafa kalkmış olur. Yalnız borcun tamamını sıfırlamak akıllıca bir şey değil elbette. Zaten bankalar da borcu sıfırlamamızı istemiyor.</strong></p>
<p>Şu saptamayı aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Bizden şirket ve fabrika alanlardan çok şükür hiç biri gelip de, </strong>“Sizden yumurta aldım sarısı çıkmadı” <strong>diyen olmadı. Sattığımız fabrikalar ve markalar yola devam ediyor.</strong></p>
<p>Ardından 15 Ekim 2024 tarihinde çıkan haberleri gözden geçirdim. Dönemin Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ali Ülker, </strong>o tarih itibariyle son durumu şöyle özetlemişti:</p>
<p>-          <strong>6.5 milyar dolar olan borcumuz 1 milyar dolara indi…</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker, </strong>en son Aralık 2025’te borçlarla ilgili şu bilgiyi paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>7.5 milyar dolarlık borcumuzu 6 yılda yaptığımız ödemelerle 500 milyon dolara indirdik.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker, </strong>San Francisco’daki sohbetimizde 40 fabrika, bazı markalar ve arsalarını sattıklarını bildirdikten sonra şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>40 fabrika satmamıza rağmen üretimimizde düşme değil artış oldu. Çünkü, kalan tesislerimizin kapasitelerini artırdık.</strong></p>
<p>İstihdama da dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Tüm grupta 82 bin kişi çalışıyor. Her yıl 5 bin kişiyi işe alıyoruz.</strong></p>
<p>Yıldız Holding, banka borçları yeniden yapılandırmasında Türkiye’nin en büyük operasyonlarından birine imza atarken, ödemelerini de aksatmadan yaptı…</p>
<p>Sonunda Yıldız Holding için büyük sayılmayacak düzeye, 500 milyon dolara kadar indirip rahatladı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’de hedef 1 milyar dolar </span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3dfef58fdaf-1782447861.png" alt="" width="434" height="347" /></span><strong>YILDIZ </strong>Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Pladis Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Ülker, </strong>konakladığı otelin yakınındaki Macy’s mağazasındaki ürünlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Macy’s’in ABD’de şu anda 398 mağazası bulunuyor. Bu mağazaların tamamında Godiva satışı gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Godiva ürünlerinin Macy’s’deki konumlanmasına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Çoğunlukla hediyelik ürünlerin bulunduğu lüks hediyelik alanlarında yer alıyor. Ayrıca kasa önü, yani </strong>“At Your Service” <strong>gibi noktalarda küçük bar (çubuk veya parmak) çikolatalar, mini barlar, pearls ürünleri (inci tanesi şeklinde çikolata) bulunuyor.</strong></p>
<p>ABD’deki Goviva cirosunu sorduk, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 500 milyon dolar. 5 yılda 1 milyar dolara ulaşılması konusunda ekibi zorluyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Direksiyonun kendi kendine hareket etmesi garip geliyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3dff0cbc79b-1782447884.png" alt="" width="271" height="336" /></span><strong>SAN </strong>Francisco’ya yakın arkadaşı Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Murat Ülker</strong>’le birlikte giden bisiklet üreticisi Özaktaç A.Ş.’nin kurucusu <strong>Ahmet Özaktaç, “Waymo” </strong>deneyimini sosyal medya hesabında şöyle paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Sanırım Amerika’ya ikinci ya da üçüncü gelişim. Çok şey değişmemiş gibi görünse de piyasada inanılmaz otonom araçlar var.</strong></li>
<li><strong>Telefonla çağırıyorsunuz ve sizi istediğiniz yere götürüyor. Oldukça konforlu ve keyifli bir deneyim sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Birkaç kez kullandım. Trafikte rahatça ilerliyor. Yayalara dikkat ediyor. Kurallara kusursuz uyuyor.</strong></li>
<li><strong>İlk başta direksiyonun kendi kendine hareket etmesi garip gelse de kısa sürede güven veriyor.</strong></li>
<li><strong>Ayrıca yapay zeka ve robotik alanında da büyük gelişmeler var.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ahmet Özaktaç, </strong>Paraguay yenilgisi sonrası <strong>Murat Ülker</strong>’le birlikte Los Angeles’e Amerika ile maçımızı seyretmeye geçerken şu yorumu ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Sonuçta hayata siyah-beyaz bakmamak gerekiyor. Türk Milli Takımı buraya kadar geldi. Biz de onun yanında olduk. Elbette sonuna kadar gitmesini çok istedik. Bazen olanla yetinmeyi bilmek gerekiyor.</strong></li>
<li><strong>Yılgınlık yok, pişmanlık yok. Bu ortamın içinde olmak var. 4 senede bir yaşanabilen böyle bir organizasyona tanıklık etmek var.</strong></li>
<li><strong>O yüzden takımımıza, ülkemize, milletimize ve burada kurduğumuz dostluklara, arkadaşlıklara şükretmek gerekiyor.</strong></li>
<li><strong>Bazı şeyleri eleştirmek çok kolay ama o seviyeye gelebilmek, orada olabilmek ve mücadele edebilmek öyle değil. Sonuçta birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Biz kazananı alkışlıyor, kaybedeni de teselli ediyoruz.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #ba372a;">Sanatın birleştirici gücüne inanıyor, 39 yıldır destekliyoruz</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3dfee09e72c-1782447840.png" alt="" width="700" height="393" /></span><strong>İSTANBUL </strong>Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) bu yıl 54’üncüsünü düzenlediği <strong>“İstanbul Müzik Festivali”</strong>ni 39 yıldır destekleyen, <strong>“Yüksek Katkıda Bulunan Gösteri Sponsoru” </strong>Mercedes-Benz, klasik müzik alanında dünya çapında ses getiren sanatçıları izleyicilerle buluşturma geleneğini bu yıl da sürdürdü.</p>
<p>Mercedes-Benz sponsorluğunda önceki akşam Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleşen konserde 125 yıldır klasik müzik dünyasını şekillendiren, bu kültürün geçmişiyle geleceği arasında köprü kuran Viyana Senfoni Orkestrası, daimi şef <strong>Petr Popelka </strong>yönetiminde sahne aldı. Orkestra, ödüllü çellist <strong>Kian Soltani</strong>’ye eşlik etti.</p>
<p>Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu Başkanı <strong>Şükrü Bekdikhan, “İstanbul Müzik Festivali”</strong>ne 39 yıldır kesintisiz destek vermelerinin, kültür-sanat alanındaki uzun soluklu vizyonlarının çok değerli bir parçası olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl geçmişle gelecek arasında bağ kuran Viyana Orkestrası ve Kian Soltani gibi dev isimleri ağırlamanın mutluluğunu yaşıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Bekdikhan, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sanatın dönüştürücü ve birleştirici gücüne inanarak, ülkemizin yaratıcı potansiyelini desteklemeye devam edeceğiz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/40-fabrika-ve-markalar-sattik-75-milyar-dolar-borc-odedik-ciromuz-16-milyar-dolara-cikti-81927</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/3/1280x720/murat-ulker-o-kizgin-kafayi-bana-neden-gonderdi-1742938079.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 40 fabrika ve markalar sattık, 7.5 milyar dolar borç ödedik, ciromuz 16 milyar dolara çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyonda-beklentiler-asagi-yonlu-revize-ediliyor-81925</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Savaşın etkileri nedeniyle yükselen yılsonu enflasyon tahminlerine bu kez aşağı yönlü güncellemeler geliyor. Ekonomistler şubat sonrasında yılsonu enflasyon tahminlerinde neredeyse 7 puana yakın yukarı yönde revizyonlar yaparak yüzde 24-26 seviyesinden yüzde 31’e kadar çıkarmışlardı. Ancak ABD ile İran arasındaki 60 günlük ateşkesle gelen petrol fiyatlarındaki gerilemenin yanı sıra yurtiçinde düşen gıda fiyatları ile gerileyen iç talep tahminlerde aşağı revizyonları getirdi. Yüzde 29’a çekilen enflasyon tahminlerinin yanı sıra ekonomistlerin ilk faiz indirimi fiyatlaması ise eylül ayına yoğunlaştı.</p>
<p>QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Şakir Oktay Gür yayımladıkları analizde yılsonu enflasyon tahminlerini gıda ve petrol fiyatlarındaki düşüş kaynaklı olarak yüzde 31’den yüzde 29’a çektiklerini böylece, şubattan sonra yaptıkları 7 yüzde puanlık yukarı revizyonun 2 puanını geri aldıklarını belirtti. Analizde ay içi gözlemlerine göre haziran ayı TÜFE enflasyonunun yüzde 1 olacağı tahmin edilirken yıllık enflasyonun mayıstaki yüzde 32,6 seviyesinden yüzde 32,1’e ineceği belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3dfd0943cd8-1782447369.png" alt="" width="660" height="288" /></p>
<h2>Gıdada haziranda düşüş bekleniyor </h2>
<p>Ekonomistler analizde gıda grubunda, sebze meyve fiyatlarındaki belirgin düşüşün mevsim etkisinin desteğiyle sürdüğünü vurgularken işlenmiş gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının da yavaşlamasıyla birlikte, gıda ve alkolsüz içecek grubu endeksinde yüzde 0,5 düşüş beklediklerini kaydetti. Sigara fiyatlarında ise bu ay yüzde 4 civarında artış hesaplanan analize göre enerji grubunda, benzin, motorin ve LPG fiyatları belirgin oranlarda düşerken, tüp gaz fiyatı yatay seyretti. Elektrik ve doğal gazda genel bir zam olmazken, kademeli tarifelerin yüksek kullanım kısmında fiyat artışı beklentisi oluştu. Sonuç olarak, enerji grubu genelinde sınırlı bir düşüş hesaplandı.</p>
<p>Temel mallardan otomobilde fiyat artışı ve indirimlerin birbirini dengelediğini, beyaz eşya ve elektronik fiyatlarında ise ılımlı seyrin sürdüğünün gözlemlendiği yer alan analize göre giyim fiyatlarında mevsimsel artışların sona ermesiyle yatay seyir olacak. Hizmetler tarafında, son aylarda dalgalı seyreden lokanta fiyatları ile ulaştırma fiyatlarında son aylardaki yüksek artışların ardından, akaryakıt fiyatlarının gerilemesi ve Kurban Bayramı tatilinin geçmesiyle ılımlı seyir görüldü. Analizde kira enflasyonunda ise eğilim yavaşlasa da bu aydan itibaren mevsimsel olarak hızlanma beklentisi kaydedildi.</p>
<h2>Tahmine 2 puanlık revizyon geldi </h2>
<p>Sonuç olarak, C endeksine göre aylık enflasyonun yüzde 1,7 olacağını ve yıllık çekirdek enflasyonun yüzde 30,4’ten yüzde 30,1’e gerileyeceğini tahmin edilen analizde “Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon oranları, geçen ay TÜFE’de yüzde 1,9, C endeksinde yüzde 2,2 olmuştu. Tahminlerimiz, bu ay oranların TÜFE’de yüzde 1,5’e, C endeksinde yüzde 2’ye gerileyeceğine işaret ediyor. TCMB’nin ana eğilim göstergesinin de çekirdek enflasyona paralel gerilemesini bekliyoruz” denildi.</p>
<p>Yakın dönemdeki jeopolitik gelişmelerin ardından, piyasa beklentilerine paralel olarak yılsonu Brent petrol fiyatı varsayımlarını 90 dolardan 80 dolara düşüren QNB ekonomistleri bunun yanında haziran enflasyon görünümü ve tüketim harcamalarındaki yavaşlama işaretlerini de dikkate alarak, yılsonu enflasyon tahminimizi yüzde 31’den yüzde 29’a çektiklerini açıkladı.</p>
<h2>Tabloda köklü değişim oldu </h2>
<p>Nurol Portföy Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Altuğ Özaslan da nisan ayında İran Savaşı'nın enerji ve gıda fiyatlarında yarattığı arz şokuyla yılsonu enflasyon beklentilerini yüzde 30'un üzerine sıçrattığını hatırlatarak “O dönemde piyasa konsensüsünün defansif kaldığını, enflasyonun yüzde 28'in üzerinde gerçekleşeceğini ancak net bir rakam vermenin erken olduğunu söylemiştim. Bugün tablo köklü biçimde değişti. Kredi büyümesindeki yavaşlama, iç talepteki sönümlenme ve büyümenin düşük bir patikaya oturması; arz yönlü şokun terse dönmesiyle birleşince yılsonu beklentileri yüzde 30'un hemen altında toplandı. Benim öngörüm ise değişmedi: enflasyonun yüzde 28–29 bandında kapanacağını düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>Ataleti 6-9 ay içinde kırma ihtimali güçlü </h2>
<p>Bu görüşün arkasındaki dinamiklerin net olduğuna işaret eden Özaslan şunları söyledi: “TL'nin reel değerlenmesi sayesinde temel mal fiyatlarındaki artış oldukça düşük bir patikada seyrediyor. Hizmet enflasyonundaki ataleti istediğimiz hızda kıramamış olsak da buradaki fiyat artışları yavaşlamaya devam ediyor. Takip ettiğim öncü göstergeler, haziran verisinde gıda fiyatlarında bir düzeltmeye işaret ediyor; bu da aylık enflasyonu yüzde 1'in altına çekecek bir etki yaratacaktır. Çekirdek göstergelerde de trend aşağı yönlü kalmaya devam ediyor. Tüm bunları bir arada değerlendirdiğimde, yeni bir dış şok yaşanmadığı sürece manşet enflasyondaki yüzde 30'luk ataleti önümüzdeki 6–9 ay içinde kırma ihtimalimizin güçlü olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>Özarslan, para politikasının gerektiğinden daha sıkı olduğu kanaatini vurgulayarak TCMB'nin temmuz ayında fonlamayı yeniden haftalık repoya çekmesini, eylül itibarıyla da temkinli bir faiz indirim sürecine başlamasını beklediğini vurguladı. Matriks Haber’in haziran anketinde de ekonomistlerin yılsonu enflasyon beklentisi mayıstaki yüzde 29,58 seviyesinden yüzde 29’a indi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyonda-beklentiler-asagi-yonlu-revize-ediliyor-81925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat sonu başlayan savaşın özellikle petrol fiyatlarına etkisiyle ekonomistler yıl sonu enflasyon tahminlerini yüzde 30’un üzerine çekmişti. Ateşkesin ardından düşen petrol fiyatları ve içeride sönümlenen iç taleple gerileyen gıda fiyatları, enflasyon beklentilerinde aşağı yönlü revizyona yol açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kendi-enerjisini-ureten-sanayiciye-saat-darbesi-81924</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kendi enerjisini üreten sanayiciye saat darbesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de sanayi tesislerinin, "Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması"na (SKDM) uyum sağlamak ve enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla yöneldiği lisanssız elektrik üretimi yatırımlarında, 1 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla yeni bir dönem başladı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından hayata geçirilen düzenlemeyle, lisanssız elektrik üretiminde uzun süredir uygulanan ‘aylık mahsuplaşma’ sistemi yerini ‘saatlik mahsuplaşma’ modeline bıraktı. Yeni uygulamayı değerlendiren sanayicilere göre, bu radikal değişiklik özellikle vardiya sistemleri ve tüketim profilleri güneşin dik geldiği saatlerle uyuşmayan işletmelerde ciddi bir maliyet baskısı oluşturacak.</p>
<h2>60 dakikalık zaman dilimi </h2>
<p>Eski aylık mahsuplaşma sisteminde sanayiciler, ay boyunca gündüz ürettikleri fazla elektriği şebekeye verip, gece veya üretimin düştüğü zaman dilimlerinde tüketerek ay sonunda netleşebiliyordu. Bu sayede şebeke, endüstriyel tesisler için adeta ücretsiz ve sınırsız bir batarya işlevi görüyordu. Yeni yürürlüğe giren saatlik modelde ise her 60 dakikalık zaman dilimi kendi içinde hesaplanıyor. Fabrikanın kapalı olduğu pazar günleri ya da öğle saatlerinde üretilen yüksek miktardaki fazla enerji, o saatteki tüketimden fazla ise şebekeye ‘bedelsiz katkı’ olarak aktarılıyor ve tesisin akşam veya gece yaptığı tüketime sayılamıyor. Sanayici, akşam saatlerindeki enerjiyi şebekeden yeniden satın almak zorunda kalıyor.</p>
<h2>Depolama acil ihtiyaç oldu </h2>
<p>Sektörel analizlere göre, 350 bin dolar yatırım maliyeti olan 1 MWp kurulu güce sahip standart bir GES projesinde, eski aylık yönetmelikte 2,95 yıl olan net amortisman süresi, yeni saatlik eş tüketim modelinde 3,69 yıla çıkıyor. Ancak en büyük risk, üretim ve tüketim saatleri uyuşmayan işletmelerde yaşanıyor. Tüketiminin yüzde 90'ını akşam ve gece vardiyalarında gerçekleştiren yoğun sanayi tesislerinde, öz tüketim oranları yüzde 81'lerden yüzde 17,9'a kadar düşüyor. Bu durum, gece çalışan bir işletmenin 1 MWp'lik yatırımının geri dönüş süresini 6,80 yıla kadar uzatıyor. Sektör temsilcileri, bu tablonun önüne geçebilmek ve gündüz üretilen fazla enerjiyi koruyabilmek için ‘endüstriyel batarya ve enerji depolama sistemleri’ yatırımlarının artık bir lüks değil, zorunluluk haline geleceğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>GES'ler Anadolu'ya yayıldı </h2>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Üyesi ve Girişimci İş Adamları Vakfı (GİV) Başkanı Ali Bakaner, arazi GES yatırımlarının Anadolu’ya yayılması için geçmişte büyük mücadele verdiklerini hatırlattı. Eski dönemde GES kurulumu için fabrika ile aynı bölgede olma şartı arandığını belirten Bakaner, "O dönem bakanlığa giderek, 'İstanbul, Ankara gibi sanayileşmiş yerlerde tarım dışı arazi bulmak çok zor ve pahalı. Bize müsaade edin, Anadolu’nun tarıma elverişli olmayan kırsal kesimlerinde bu yatırımları yapalım ve mahsuplaşalım' dedik. Bakanlığın bu talebi kabul etmesiyle sanayicimiz Van’dan Yozgat’a kadar Anadolu’nun dört bir yanında, birçoğu borçlanarak ve finansman kullanarak arazi GES yatırımlarına girişti" dedi.</p>
<h2>Amortisman hesabı şaştı </h2>
<p>Yatırımlar hız kazanmışken devreye alınan saatlik mahsuplaşma uygulamasının sanayiciyi zor durumda bıraktığını vurgulayan Bakaner, şöyle devam etti: "Biz iş insanları olarak bir yatırıma girmeden önce onun geri dönüşünü yani amortisman süresini hesaplarız. Yatırım karlı mı değil mi ona bakarız. Sanayici o dönemki kurallara göre hesabını yaptı, borçlandı ve yatırımını gerçekleştirdi. Ancak maç devam ederken kuralın değişmesi, yatırımcılarımızın aleyhine oldu. Saatlik mahsuplaşmaya geçilmesiyle, her tesiste değişmekle birlikte, daha önce 3 ila 5 yıl arasında olan amortisman süreleri şu anda 7-8 yıla kadar çıkmış durumda."</p>
<h2>Yanlış hesap Ankara’dan dönmeli </h2>
<p>Yatırımların rasyonel olmaktan çıkması nedeniyle tesisini devretmek ya da kapatmak isteyen sanayicilerin ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Bakaner, mali yükün altından kalkılabilmesi için acil bir düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizdi. Bakaner, "Borçlanarak yatırım yapmış bu sanayici tesisini nasıl kapatsın? Sanayicinin zarar etmemesi lazım, bu durumun mutlaka göz önünde bulundurulması gerekiyor. 'Yanlış hesap Bağdat'tan döner' derler; bu hesap da Ankara’dan dönmeli bence" çağrısında bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Sanayicinin yatırım kararı aldığı dönemdeki hakları ile şu anki hakları tamamen değişti"</span></h2>
<p>Saatlik mahsuplaşma ve yeni fiyatlandırma politikalarının sahada yarattığı mağduriyete ilişkin konuşan Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneği (MAKSDER) Başkanı Gökhan Kocabaş, sanayicinin yatırım kararı aldığı dönemdeki haklar ile şu anki hakların tamamen değiştirildiğini söyledi. Yatırımın geri dönüş hesaplarının altüst olduğunu vurgulayan Kocabaş, "Biz yatırım kararı aldığımız andaki şartlar neyse hesabımızı, kitabımızı, bütün yatırımın matematiğini ona göre yapıyoruz. Yatırım kararı aldığımızda bu yatırımın amortismanı 4-4,5 yıllardayken şu anda bu sürenin çok daha uzamış olması, verilmiş olan sözlerle şu andaki sözlerin birbiriyle çelişmesine sebep oluyor. Zaten sanayicinin son dönemdeki süreçlerde yaşadıklarını biliyorsunuz; maliyetleri ciddi artıyor, finansman sıkıntısı var" diye konuştu.</p>
<p>Aylık mahsuplaşmadan saatlik mahsuplaşmaya geçilmesinin rekabetçiliğe darbe vurduğunu ifade eden Kocabaş, sistemi şu sözlerle eleştirdi: "Saatlik mahsuplaşmada bir saat dilimi içinde ne kadar tüketiyorsak, ne kadar üretiyorsak bunların farkını alıyorlar. Ama ben mesela tesisimi akşam çalıştırıyorsam, o akşam hava karardığı için ürettiğim elektrik olmadığından maalesef o enerji akşam kullanım fi yatından fatura ediliyor bana. Dolayısıyla burada da biz rekabetçiliğimizi kaybediyoruz. Yatırıma girerken hayallerimiz neydi ama gerçekler ne oldu noktasında ciddi anlamda bir teşvik mağduriyeti hissiyatı var hepimizde."</p>
<p>Yeni fiyatlandırma modelindeki enerji iletim bedeli uygulamalarının yarattığı sıkıntılara da değinen Kocabaş, Bizim aleyhimize olan fiyatlandırmalardan bir tanesi enerji iletim bedeli. Mesela fabrikanın çalışmadığı dönemde GES’iniz enerji üretti. Bu enerji sisteme verildiği için size bir bedel çıkıyor. Bu nedenle mesela son Kurban Bayramı tatilinde bu bedeli ödemek istemeyenler 9 günlük süreçte sistemlerini kapattılar” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kendi-enerjisini-ureten-sanayiciye-saat-darbesi-81924</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/4/1280x720/sanayi-endustri-1782446916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lisanssız elektrik üretiminde aylık mahsuplaşmadan saatlik mahsuplaşmaya geçilmesi, öz tüketim amacıyla GES yatırımı yapan sanayicilerin maliyet hesaplarını kökten değiştirdi.  Yapılan analizlere göre, yeni sistemle birlikte yatırımların geri dönüş süreleri 3-5 yıldan 7-8 yıla uzarken, tüketim ile üretim saatleri uyuşmayan sanayi tesislerinde fatura yükü artıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-artik-sadece-getiri-aramiyor-dayaniklilik-da-satin-aliyor-81944</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye artık sadece getiri aramıyor; dayanıklılık da satın alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Private Markets Summit 2026, COP31’e giderken İstanbul’da kritik bir tartışmayı gündeme taşıdı: Parçalanan bir dünyada özel sermaye nereye yönelmeli? Daha önemlisi, sermaye yalnızca kazanç mı üretmeli, yoksa aynı zamanda dayanıklılık, dönüşüm ve güven de inşa etmeli mi?</strong></p>
<p>Küresel ekonomi uzun süredir tek bir kelimeyle tarif ediliyor: Belirsizlik. Ama artık bu kelime de olup biteni anlatmaya yetmiyor. Konu, sadece faizlerin, jeopolitik gerilimlerin ya da enerji fiyatlarının oynaklığı değil. Daha derinde, sermayenin yön bulma biçimi değişiyor. Kamusal kaynakların yetersiz kaldığı, iklim krizinin ekonomik maliyetlerinin arttığı, tedarik zincirlerinin kırılganlaştığı ve ülkelerin kendi güvenlik alanlarına çekildiği bir dünyada, özel sermayeye yüklenen anlam da büyüyor. İstanbul’da düzenlenen Private Markets Summit 2026, tüm bu başlıkları masaya yatırdı. SustainFinance tarafından, CFA Society Istanbul ve CAIA Association iş birliğiyle, Istanbul Impact Partners’ın stratejik ortaklığında Tekfen Tower’da gerçekleştirilen zirvenin ana teması “Allocating for Resilience” idi. Yani “Sermayeyi dayanıklılık için tahsis etmek”.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="width: 343px; height: 537px;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3e0cf6a933f-1782451446.png" alt="" width="515" height="807" />
<figcaption><strong>Zirvenin açılış konuşmasını SustainFinance Kurucu Ortağı Kübra Koldemir ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin Birleşik Krallık Ülke Danışmanı Ersoy Erkazancı yaptı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Sürdürülebilir finansın yeni sınavı</strong></p>
<p>Zirvenin açılışında SustainFinance Kurucu Ortağı Kübra Koldemir ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin Birleşik Krallık Ülke Danışmanı Ersoy Erkazancı, tartışmanın zeminini dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve özel sermaye ekseninde kurdu: Sürdürülebilir finans artık yalnızca yeşil tahviller, ESG raporları ya da iklim taahhütleri üzerinden konuşulmuyor. Daha temel bir yere doğru ilerliyor: Sermayenin risk algısı nasıl değişiyor?</p>
<p>SustainFinance Kurucu Ortağı, CFA Institute eski Başkanı ve CEO’su Paul Smith, CFA moderatörlüğündeki “Belirsizlik Çağında Sürdürülebilir Finans: CEO Perspektifleri” oturumu bu açıdan önemliydi. Türkiye Varlık Fonu, Azimut Portföy ve SustainFinance perspektiflerinin buluştuğu oturumda, fon yöneticilerinin sürdürülebilirlik taahhütlerini jeopolitik ve makroekonomik baskılar altında nasıl yönettiği tartışıldı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik hedefleri uzun vadeli düşünmeyi gerektiriyor; oysa piyasalar çoğu zaman kısa vadeli reflekslerle hareket ediyor. Bu çelişki, fon yöneticilerinin önündeki en zor sınavlardan biri. Çünkü bugün yatırım kararı almak, yalnızca “nerede getiri var?” sorusuna yanıt vermek değil; aynı zamanda “hangi sistemler ayakta kalabilir?” sorusunu da sormak anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Dünya yeniden “kablolanırken”</strong></p>
<p>CAIA Association’ın “The World Rewired” araştırmasından hareketle kurgulanan yatırımcı paneli, zirvenin en güçlü düşünsel çerçevelerinden birini sundu. Laura Merlini moderatörlüğündeki oturumda, Ju Hui Lee ve Adrian Stefani gibi isimler, yatırım kurumlarının artık üç farklı basınç altında yeniden şekillendiğini ortaya koydu: Çok kutuplu makroekonomik düzen, kamu ve özel piyasaların birbirine yaklaşması ve kurumların yatırım yapma biçimlerinde yaşanan iç dönüşüm.</p>
<p>Bu başlıkların her biri, finans dünyasında ezber bozucu sonuçlar doğuruyor. Özel piyasalar artık portföylerin kenarında duran “alternatif” alanlar değil; giderek ana akım yatırım stratejilerinin merkezine yerleşiyor. Kamu piyasalarının dalgalı, kısa vadeli ve zaman zaman irrasyonel hareket ettiği dönemlerde, özel sermaye daha sabırlı bir alan sunabiliyor. Ama bu sabır, kendiliğinden bir erdem değil. Güçlü yönetişim, doğru veri, deneyimli ekipler ve sağlam kurum kültürü gerektiriyor.</p>
<p>Oturumda yapay zekânın yatırım süreçlerine etkisi de tartışıldı. Burada da önemli olan teknolojinin kendisi değil, teknolojiyle birlikte insan denetiminin nasıl yeniden tanımlanacağıydı. Çünkü algoritmalar karar süreçlerini hızlandırabilir; ama güveni, sezgiyi ve sorumluluğu tek başına üretemez. Finansın geleceği, teknolojinin hızıyla insan muhakemesinin dengesi arasında kurulacak.</p>
<p><strong>Enerji dönüşümünün finansman açığı</strong></p>
<p>Gelişen ekonomilerde enerji yatırımlarının ölçeklenmesi ise zirvenin en somut başlıklarından biriydi. Elvan Güven moderatörlüğündeki oturumda Elisabetta Falcetti, Elif Yağlı ve Nihal Kanay gibi isimler, enerji projelerinde finansman açığını, karma finansman modellerini, kalkınma bankalarının rolünü ve yatırımcıların risk algısını tartıştı.</p>
<p>Bu oturumun önemi şuradaydı: Enerji dönüşümü çoğu zaman teknoloji, kapasite ya da mevzuat başlığıyla ele alınıyor. Oysa dönüşümün en kritik düğümlerinden biri finansman. Özellikle gelişen ekonomilerde iyi projeler var; ihtiyaç var; enerji güvenliği baskısı var; iklim hedefleri var. Ama sermaye aynı hızda akmıyor, çünkü yatırımcıların algıladığı risk ile projelerin gerçek riski arasında çoğu zaman ciddi bir mesafe var. Bu mesafe kapanmadıkça, enerji dönüşümü de istenen hızda ilerleyemiyor. Kalkınma bankalarının, karma finansman araçlarının ve risk paylaşım mekanizmalarının önemi burada ortaya çıkıyor. Gelişen ekonomilerde sermayeyi harekete geçirmek için yalnızca proje üretmek yetmiyor; güven üretmek de gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye: Risk mi, fırsat mı?</strong></p>
<p>Zirvenin kapanış oturumu ise Türkiye’ye odaklandı. Moderatörlüğünü üstlendiğim “Parçalanan Bir Dünyada Sermaye Tahsisi: Türkiye’de Özel Piyasalar, Risk ve Fırsatlar” başlıklı panelde, Merkez Bankası Eski Baş Ekonomisti ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hakan Kara, S&amp;P Global’den Dillon Watts ve Oleka Capital’dan Emir Bölen ile Türkiye’nin parçalanan küresel düzende özel sermaye açısından nasıl konumlandığını tartıştık.</p>
<p>Bu oturumun merkezinde şu soru vardı: Türkiye uluslararası yatırımcılar için hem yüksek potansiyel hem de yüksek belirsizlik algısı taşıyor. Peki mesele riskin kendisi mi, yoksa riskin doğru fiyatlanmaması mı?</p>
<p>Hakan Kara’nın makroekonomik dengelenme ve güven eşiği üzerine değerlendirmeleri, Türkiye’ye uzun vadeli sermaye çekmenin yalnızca faiz, kur ya da büyüme göstergeleriyle açıklanamayacağını hatırlattı. Sabırlı sermaye için öngörülebilirlik gerekiyor. Kuralların, verinin, politikanın ve kurumların güven vermesi gerekiyor.</p>
<p>Dillon Watts, sürdürülebilirlik verisinin yatırım kararlarındaki rolünü gündeme taşıdı. Çünkü artık yatırımcı yalnızca finansal tabloya bakmıyor; şirketin iklim riskini, geçiş planını, tedarik zincirini, yönetişim yapısını ve veri kalitesini de görmek istiyor. Sürdürülebilirlik verisi, raporların sonunda yer alan bir ek olmaktan çıkıp sermayeye erişimin ana dili haline geliyor.</p>
<p>Emir Bölen ise özel piyasalar açısından Türkiye’nin fırsat alanlarına dikkat çekti. Burada profesyonelce yaklaşılması gereken konu, Türkiye’yi yalnızca kısa vadeli dalgalanmalarla değerlendirmemek. Girişim sermayesi, büyüme sermayesi, altyapı, enerji, teknoloji ve ihracat kapasitesi gibi alanlarda Türkiye’nin ciddi bir potansiyeli var. Ancak bu potansiyelin uluslararası sermaye için okunabilir ve güvenilebilir hale gelmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>COP31 yılında finansın dili değişiyor</strong></p>
<p>Private Markets Summit 2026’nın İstanbul’da yapılması tesadüf değil. Türkiye, COP31 yılına girerken yalnızca iklim diplomasisinin değil, finansman tartışmasının da merkezlerinden biri olmaya aday. Çünkü iklim hedefleri, energy dönüşümü, özel sermaye ve kalkınma artık ayrı başlıklar değil. Aynı masada konuşulması gereken, birbirine bağlı meseleler.</p>
<p>SustainFinance Genel Sekreteri Eren Soydal’ın ifadesiyle zirve, sermaye tahsis edenlerle sermayeye ihtiyaç duyan şirketleri ve ekonomileri aynı odada buluşturmak üzere tasarlandı. Daha parçalı bir dünyada dayanıklılık artık getiri kadar önemli.</p>
<p>CAIA Association’dan Laura Merlini de yatırımcıların karşı karşıya olduğu soruların yalnızca yeni stratejiler değil, yeni beceriler gerektirdiğini vurguladı. Gerçekten de bugün finans profesyonellerinin yalnızca bilanço okuması yetmiyor. Jeopolitik farkındalık, iklim okuryazarlığı, veri analizi, teknolojiyle çalışma becerisi ve uzun vadeli sistem düşüncesi gerekiyor.</p>
<p>Zirveden geriye kalan en güçlü mesaj bence şu oldu: Sermaye artık sadece getiri aramıyor. Dayanıklılık da arıyor. Güven arıyor. Veri arıyor. Dönüşüm kapasitesi arıyor. Ve sermaye artık yalnızca kazandıran değil, ayakta tutan sistemlerin peşinden gidiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-artik-sadece-getiri-aramiyor-dayaniklilik-da-satin-aliyor-81944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/4/1280x720/57-1782451488.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye artık sadece getiri aramıyor; dayanıklılık da satın alıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebeke-modernizasyonu-icin-50-60-milyar-dolar-yatirim-gerekli-81943</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şebeke modernizasyonu için 50-60 milyar dolar yatırım gerekli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Yeni enerji mimarisinin dönüşümünün omurgasını oluşturan elektrik dağıtım şirketleri, Türkiye genelinde 52 milyon aboneye kesintisiz elektrik hizmeti verirken, özelleştirme sonrası 12 yılda önemli bir altyapı ve hizmet kapasitesi artışı sağladı. ELDER’in sektörde ortak aklın oluşturulmasında önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz, dağıtım şirketlerinin Türkiye ekonomisine yaklaşık 33 milyar dolarlık katkı sağladığını belirtti.</p>
<p>Şebekelerin gelecekte en değerli varlık olacağını söyleyen Erdeniz, “Data center yatırımlarını çekmek, sanayide büyümek, elektrikli araçların hız kesmeden hayatımızda yer almasını istiyorsak şebeke yatırımlarımızın da hazır olması gerekiyor. Elektrik dağıtım şirketleri olarak bizler bu dönüşümün omurgası konumundayız” diye konuştu. Türkiye’nin şebeke büyüklüğü ve artan enerji talebine dikkat çekerek yatırım ihtiyacının altını çizen Erdeniz, “Bu dönüşüme adaptasyon sürecinde dünya genelinde yapılması gereken yatırım aşağı yukarı 600 milyar dolardır. Avrupa’da 80 milyar dolar, Türkiye’nin ise 10 yıllık dönemde 50- 60 milyar dolar civarında yatırım yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektörde bugüne kadar yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım yapıldığını belirten Erdeniz, hat uzunluklarının ve trafo kapasitesinin ciddi şekilde artırıldığını söyledi. Kayıp-kaçak oranının yüzde 18,5’ten yüzde 8,8’e gerilediğini vurgulayan Erdeniz, bunun ekonomiye yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolar katkı sağladığını ifade etti. Sektörün son 5 yılda 12 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğini belirten Erdeniz, dağıtım şirketlerinin gelecek 5 yıllık dönemde ise 20 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulunduklarına vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Türkiye’de mesken elektriği Avrupa’ya göre daha düşük</strong></p>
<p>Elektrikleşme sürecinde yenilenebilir enerji kurulu gücünün de önemli ölçüde arttığını belirten ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz, şunları söyledi: “Globaldeki kurulu güce baktığımızda 2013-2025 arası dönemde 5 bin gigavattan 10 bin gigavata çıkıldığı görülüyor. 2025-2050 arası dönemde de 30 bin gigavat seviyelerine ulaşılacağı tahmin ediliyor” diyen Erdeniz, Türkiye’nin Avrupa’ya kıyasla avantajlı bir fiyat yapısına sahip olduğunu vurgulayarak, “27 Avrupa ülkesinin ortalama fiyatları baz alındığında mesken elektriğinde Türkiye beşte bir oranında daha ucuz ve Avrupa’daki en uygun elektriği Türkiye kullanıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebeke-modernizasyonu-icin-50-60-milyar-dolar-yatirim-gerekli-81943</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/3/1280x720/baris-erdeniz-1782451141.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ELDER Başkanı Barış Erdeniz, enerji dönüşümünde şebeke altyapısı için dünya genelinde 600 milyar dolar, Türkiye için 10 yılda 50–60 milyar dolar yatırım gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31e-en-az-150-bin-yabanci-ziyaretci-bekleniyor-81942</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e 150 bin yabancı ziyaretçi bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği tarafından uygulamaya konulan Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Meclis üyelerine Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) süreciyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Antalya’nın iklim diplomasisinin merkezi olacağını belirten Şahin, COP31 kapsamında Antalya’nın dünyanın dört bir yanından gelecek binlerce katılımcıya ev sahipliği yapacağını, bu etkinliğin kent tanıtımı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler himayesinde düzenlenen ve dünyanın en önemli iklim etkinlikleri arasında gösterilen COP31 hazırlıkları hakkında bilgi veren Şahin, 9-20 Kasım tarihleri arasındaki organizasyonun Antalya’nın uluslararası tanıtımına sağlayacağı katkılar, sürdürülebilirlik hedefleri ve iş dünyasının süreçte üstlenebileceği roller hakkında ATSO meclis üyelerine bilgi verdi.</p>
<p>COP31’in, çevresel dönüşüm, yeşil ekonomi ve iklim odaklı yatırımlar açısından Antalya için önemli fırsatlar sunacağına dikkat çeken Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın COP31 hazırlıklarını çevreye duyarlı şekilde yürütüyor. Etkinlik alanı Blue Zone (Mavi Alan) ve Green Zone (Yeşil Alan) olmak üzere iki bölümden oluşacak. Devlet başkanları ve diplomatik heyetlerin yer alacağı Blue Zone sınırlı erişime sahip olacak. Green Zone ise akredite katılımcılara açık bir alan olarak kullanılacak. Her iki alandaki insan hareketliliği Antalya’nın tanıtımı açısından büyük önem taşıyor. COP31 süresince günlük ziyaretçi sayısı Green Zone’da 100 bin, Blue Zone’da ise 50 binin üzerine çıkması bekleniyor.  Antalya’ya yönelik yoğun ilgi nedeniyle katılım önceki COP organizasyonlarının üzerine çıkacak. 100’den fazla devlet ve hükümet başkanının etkinliğe katılması bekleniyor. COP 31 Antalya’ya önemli bir küresel görünürlük sağlayacak.’’</p>
<p><strong>"Antalya için yeni fırsatlar yaratılacak"</strong></p>
<p>Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje koordinatörü Ebru Şahin, COP31’in Antalya için önemli bir tanıtım fırsatı olduğunu, kentin yalnızca turizm potansiyelini değil, sürdürülebilirlik ve çevre koruma alanındaki çalışmalarını da dünyaya anlatma olanağı bulacağını vurguladı. Şahin, ‘’Organizasyon konaklama, gastronomi, ulaşım, yerel üretim ve yaratıcı sektörlerde ekonomik hareketlilik yaratacak. Yeni projelerin hayata geçirilmesi açısından da bu süreç önemli bir fırsat sunacak’’ dedi.</p>
<p>COP31 hazırlıkları kapsamında kurulan Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi’nin temizlik, ekolojik koruma, farkındalık ve iş birliği başlıkları üzerine kurulduğunu anlatan Ebru Şahin, özellikle denizlerdeki kirliliğin kaynağında önlenmesine odaklandıklarını, akarsular ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğin azaltılması gerektiğine dikkat çekti. Şahin, deniz ekosisteminin korunması ve çevre bilincinin genç kuşaklara aktarılmasının öncelikli hedefleri olduğunu söyledi.</p>
<p>Tek kullanımlık plastiklerin azaltılması amacıyla içme suyu çeşmeleri kurduklarını da ifade eden Şahin, şu ana kadar 17 çeşmenin hizmete alındığını, akarsu bariyer sistemleri, biyoçözünür sera ipleri, depozito iade makineleri, Üç Adalar Bilimsel Koruma Projesi, deniz süpürgesi ve çöp kapar gibi projeler üzerinde de çalıştıklarını bildirdi.</p>
<p> ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, COP31’in yalnızca bir iklim konferansı olmadığını, gelecek nesilleri doğrudan ilgilendiren önemli bir sürecin de parçası olduğunu belirtti.</p>
<p>İnsanlığın doğayla mücadelesinin tarih boyunca farklı aşamalardan geçtiğini belirten Hacısüleyman, “Bugün geldiğimiz noktada artık doğaya hükmetmekten değil, onu korumaktan söz ediyoruz. Antalya'da sıkça kullandığımız bir kavram var; koruma-kullanma dengesi. Ancak artık koruma tarafına biraz daha ağırlık vermemiz gereken bir döneme giriyoruz. Çünkü gelecek nesillere tükenmiş bir dünya bırakmamak zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31e-en-az-150-bin-yabanci-ziyaretci-bekleniyor-81942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/2/1280x720/cop31e-en-az-150-bin-yabanci-ziyaretci-bekleniyor-1782450723.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da kasım ayında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı&#039;na 150 bin ziyaretçinin katılması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-seferde-13-milyarlik-kar-dagitti-temettu-verimi-yine-de-yuzde-62de-kaldi-81941</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek seferde 13 milyarlık kâr dağıttı, temettü verimi yine de yüzde 6,2’de kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada son bir yılda fiyatını %20’nin üzerinde artırırken temettü verimini %2’nin üzerine çıkaran 24 şirket var. Yeni Gimat’ta yıllık getiri %224’ü bulurken, İsdemir ve Naturelgaz’ın temettü verimi %6’yı aşıyor. Peki bu çıkışlar sürdürülebilir bir nakit getirisi sağlayabilir mi?</strong></p>
<p>Fiyatı yükselen ve yatırımcısına nakit dağıtan şirketler her zaman ilgiyle takip edilir. Hisse fiyatı yükselirken faaliyet kârının artması, kafalarda o şirketin kusursuz bir nakit makinesi olduğu düşüncesini besler. Oysa sadece fiyat etiketine ve vitrindeki temettüye bakarak kalıcı zenginlik hayali kurmak yanıltıcı olabilir. Ebebek veya Doğan Holding gibi hisselerde gördüğümüz çarpıcı kâr büyümeleri kağıt üzerinde dikkat çekse de bilançonun arka bahçesini de sorgulamak gerekir. Kâr artsa dahi şirket kazancı verimli yatırımlara dönüştüremiyor ya da sadece enflasyonist rüzgarla rakamları şişiriyorsa büyümede süreklilik söz konusu olmayacaktır.</p>
<h2>Temettü verimi yüksekler</h2>
<p>Mart 2021’de borsaya gelen Naturelgaz, ilk günden bu yana düzenli kâr payı ödeyen yapısıyla dikkat çekiyor. Mayıs ayında 0,87 TL temettü öderken temettü verimi %6,19 seviyesinde bulunuyor. Söz konusu oran listeye giren firmalar arasında en yüksek düzeye işaret ediyor. Şirket ilk çeyrekte gelirini %6 ve dönem sonu kârını %21 büyüttü. İskenderun Demir Çelik, düzenli temettü ödemesi yapan bir diğer şirket. Son olarak haziran ayının ilk haftasında hisse başına 4,50 TL kâr payı ödemesi yaparken, toplamda yatırımcısına 13 milyar TL kâr payı dağıttı. Temettü verimi ise %6,15 düzeyinde bulunuyor. Hissenin fiyatı mayıstan itibaren artan ivmeyle yükselişini sürdürüyor.</p>
<h2>Fiyatı en çok artan</h2>
<p>Yeni Gimat GMYO, son bir yılda gerçekleştirdiği %224’lük fiyat artışı ile tablodaki hisseler içinde en yüksek performansı sergiledi. Düzenli kâr payı ile öne çıkan Yeni Gimat, geçtiğimiz nisan ayında dağıtılabilir kârın %48’ini yatırımcısı ile paylaştı. Hisse başına 10,55 TL temettü ödemesi yaparken temettü verimi %4,13 düzeyinde bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3e090fb72bf-1782450447.png" alt="" width="900" height="493" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>MARJ REKABETİ Mİ, MARJ GÜVENLİĞİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Marj rekabeti</strong>; yüksek getiri, agresif büyüme, verimlilik, fırsat. Teminat çağrısı, sermaye erimesi, zorunlu satış, stres, likidite sıkışıklığı.</p>
<p><strong>Marj güvenliği</strong>; kriz kalkanı, konfor, esneklik, sürdürülebilirlik, maliyet kontrolü. Düşen performans, fırsat maliyeti, atıl sermaye, yavaş büyüme.</p>
<p><strong>Bakım çalışmalarında ortaya çıkan teknik sorunlar sürecin daha da uzamasına yol açtı</strong></p>
<p>Akenerji, Erzin Santrali’ndeki bakımın uzamasından ötürü olumsuz etkilenir mi? ● Ercan Karacan</p>
<p>Ercan, Akenerji’nin Erzin Doğalgaz Santrali’nde nisan ayında başlayan periyodik bakım çalışmaları, süreçte tespit edilen yeni teknik hususlar sebebiyle öngörülenden daha uzun sürdü. Mayısın son haftası yapılan açıklamada sürecin tamamlanmasını takiben santralin faaliyete alınacağı belirtilmekle birlikte geçen sürede devreye alındığına dair ek paylaşım yapılmadı. Gecikmenin şüphesiz şirketin finansallarına olumsuz yönde bir etkisinin olması beklenmeli. Uzayan duruş süresi elektrik satışından elde edeceği ciroda azalmaya neden olacaktır.</p>
<p><strong>Arnavutköy’de aldığı arsa üzerine fabrika yaparak kapasitesini artırmayı planlıyor</strong></p>
<p>Dof Robotik’in Arnavutköy’de aldığı arsayı nasıl değerlendirmek istediği belli mi? ● Ali İnci</p>
<p>Ali, Dof Robotik, büyüme hedefi çerçevesinde Arnavutköy’de 157,4 milyon TL bedelle yaklaşık 5.700 metrekarelik bir arsa satın aldı. Söz konusu girişim pasif bir gayrimenkul yatırımından ziyade operasyonel bir hamle olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şirket söz konusu alan üzerine yeni bir üretim tesisi kurmayı amaçlıyor. Arsa, fabrika inşası için değerlendirilerek üretim kapasitesinin artırılması planlanıyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %74 büyüten Dof Robotik’in esas faaliyetlerinden zarar yazması giderlerin daha hızlı büyüdüğünü işaret ediyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NTI inovasyon fonu küresel vizyonla yatırımcısına altı ayda %52 kazandırdı</strong></p>
<p>Neo Portföy’ün yönettiği Teknoloji ve İnovasyon Değişken Fon (NTI), Temmuz 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz nisana kadar sınırlı hareket eden fonun ivmesi sonrasında güçlendi. Nisanda 1 TL olan fiyat hızla artarken şimdilerde 1,72 TL bölgesinde. Fona yönelen nakit girişinde ivme artarken haziranda tutar 246,9 milyon TL’yi buldu; büyüklüğü ise 493,06 milyon TL’ye yükseldi. Artan ilgi fona yönelen yatırımcı sayısında belirgin bir yükselişe yol açarken sayı 2.373’e çıktı. NTI’nın temel stratejisi, varlıklarını küresel teknolojik inovasyonu yönlendiren şirketlerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %70,44’ü yabancı hisse senedi ve %12,10’u yatırım fonlarında bulunuyor. Küresel teknoloji temasına yönelen ve risk alabilen yatırımcıya hitap ediyor. Son altı ayda %51,69 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Koç Stellantis, piyasadan %43,67 bileşik faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Koç Stellantis Finansman, 23.06.2026 tarihinde tahvil ihracını tamamladı. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faiz oranı %44,25, bileşik faiz oranı ise %43,67 olarak belirlendi. 390 gün vadeli ve tek kupon ödemeli olan tahvil, 19.07.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz %47,28 düzeyinde. 24 Haziran itibarıyla (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Koç Stellantis’in %44,25 basit faizi, TLREF’in yaklaşık 4,26 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin uzun vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Tahvil, piyasada TRSKFTF72716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3e08d9c27c1-1782450393.png" alt="" width="967" height="243" /></strong><strong>SMART GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içi şirketten 13,4 milyon dolarlık depolamalı GES kurulumu için avans aldı</strong></p>
<p>Smart Güneş Teknolojileri, bağlı iştiraki üzerinden yurt içinde faaliyet gösteren kurumsal bir müşteriyle depolamalı GES kurulumu için anahtar teslim mühendislik ve tedarik sözleşmesi imzaladı. KDV hariç 13,36 milyon dolar tutarındaki projede şirket kendi ürettiği yerli panelleri kullanacağını ve avans ödemesinin tahsil edildiği belirtildi. Yılın ilk yarısı dolmadan açıkladığı yeni iş bağlantılarının toplam tutarı ise yıllık gelirinin %53’ü seviyesinde bulunuyor. Müteahhitlik ve teknoloji üretimini aynı bünyede toplamak şirketlere operasyonel üstünlük sağlıyor.</p>
<p><strong>ASELSAN</strong></p>
<p><strong>Yeni siparişler alıyor. Şimdiden yıllık gelirinin %71,5’ini garanti altına aldı</strong></p>
<p>Aselsan, SSB ve uluslararası müşterileriyle üç ayrı sözleşmeye imza attı. Kamu güvenliği, haberleşme, uydu ve uzay sistemleri için 845 milyon dolar; hava savunma sistemleri için 780 milyon euro; yurt dışı ihracatı için de 114,7 milyon dolar tutarında anlaşmalar yaptı. Teslimat takvimleri 2032 yılına kadar uzanan yeni iş bağlantıları, anlaşmalarla garanti altına alınmış oldu. Şirket, henüz yılın ilk yarısı tamamlanmadığı halde yıllık gelirinin %71,5’i düzeyinde yeni iş bağlantıları gerçekleştirdi. Mevcut veriler şirketin sene sonuna kadar ivmeyi koruyacağını gösteriyor.</p>
<p><strong>DCT TRADİNG</strong></p>
<p><strong>Çin için zorunlu olan lisansı yeniledi. Aracı kullanmadan ihracat yapabilecek</strong></p>
<p>DCT Trading, Çin devlet teşekküllerine aracısız ve doğrudan satış imkanı veren AQSIQ lisansının denetimlerden geçerek 2029 yılına kadar yenilendiğini duyurdu. Böylece şirket, dünyanın en büyük pazarlarından birine standartlara uygun giriş vizesini korumuş oldu. Uluslararası ticarette devlet kurumlarına doğrudan satış yapabilmek aracı maliyetlerini sıfırlar ve önemli bir avantaj sağlar. Aracı kurumlar üzerinden düşük marjlarla da olsa çalışmak ilave gider anlamına geliyor. Şirketin doğrudan tedarikçi lisansına sahip olması ise ihracat ayağını destekleyecektir.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Şok hissesi marttan bu yana yatayda dalgalı hareket ediyor. Fonlar satış tarafında</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3e08b6b252f-1782450358.png" alt="" width="308" height="250" /></strong>Şok Marketler’de fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %27,82 ile toplamda 3,23 milyon lot azalarak 8,39 milyona indi. Fon sayısı 45’ten 36’ya geriledi. NNF fonu 2,68 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, YHP fonu 1,13 milyon ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 15 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ata Yatırım 110 TL ile verdi. En düşük öneri 66 TL ile Tera Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-seferde-13-milyarlik-kar-dagitti-temettu-verimi-yine-de-yuzde-62de-kaldi-81941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tek seferde 13 milyarlık kâr dağıttı, temettü verimi yine de %6,2’de kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-duzenlemesi-12-yargi-paketine-girdi-81939</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> IBAN düzenlemesi 12. Yargı Paketi&#039;ne girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>12. Yargı Paketinin Meclis Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerinde AK Parti ve MHP tarafından verilen önergenin kabul edilmesiyle kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak adlandırılan haksız menfaat için banka hesap bilgilerini başkalarına kullandıranlara ilişkin düzenlemeye gidildi. Önergeyle, Türk Ceza Kanunu'nun nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158. Maddesine yeni bir fıkra eklendi. Dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>
<h2>İlk derece mahkemeleri </h2>
<p>Komisyonda kabul edilen diğer bir önergeyle bu konudaki geçiş hükümleri de düzenlendi. Buna göre, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılıktan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan eklenen fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilecek ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine iletilecek.</p>
<h2>Daha ölçülü değerlendirme </h2>
<p>Yapılan düzenlemeyi değerlendiren Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, sosyal medya ve dijital platformlarda “hesabını kirala, IBAN'ını paylaş, komisyon kazan” gibi vaatlerle vatandaşların banka hesaplarının suç gelirlerinin aktarılmasında kullanılabildiğine dikkat çekti. Bundan en fazla gençlerin etkilendiğini söyleyen Yüksel, yapılan düzenlemeyi değerlendirirken bir geri adımın söz konusu olmadığını vurguladı, yalnızca suça katkısı banka hesabını veya hesabın kullanılmasını sağlayan bilgi ve araçları vermekle sınırlı kalan kişiler bakımından daha ölçülü bir değerlendirme yapılmasının sağlandığını kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dengeli bir ceza politikası</span></h2>
<p>Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, “Mevcut uygulamada özellikle asıl faillere ulaşılamayan bazı dosyalarda hesabını kullandıran kişiler de asli fail olarak sorumlu tutulabilmekte ve mağdur sayısına bağlı olarak oldukça yüksek hapis cezalarıyla karşılaşabilmektedir. Yapılması planlanan düzenlemeyle, dolandırıcılık suçuna katkısı yalnızca banka hesabını veya hesabın kullanılmasını sağlayan, bilgi ve araçları vermekle sınırlı kalan kişiler yönünden verilecek cezanın yarı oranında indirilmesi öngörülmektedir. Bu düzenlemeyle yeni bir suç ihdas edilmemekte, herhangi bir fiili suç olmaktan çıkarmamakta ve dolandırıcılık suçunun faillerine cezasızlık getirmemektedir, aksine, suça sağlanan katkının niteliğini esas alan daha dengeli bir ceza politikası ortaya koymaktadır. Suçun planlanmasında, yönetilmesinde, mağdurların aldatılmasında veya suç gelirlerinin paylaşılmasında rol alan kişiler bakımından ise mevcut hükümler aynen uygulanmaya devam edecektir" dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-duzenlemesi-12-yargi-paketine-girdi-81939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak adlandırılan haksız menfaat için banka hesap bilgilerini başkalarına kullandıranlara ilişkin yapılan düzenlemeye göre, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-aile-sirketi-hikayesi-kurucudan-sonra-tufan-mi-81938</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir aile şirketi hikayesi: Kurucudan sonra tufan mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın en ilginç transfer sezonu açıldı. Bu bir futbol transferi değil. Bir şirket satın alma dalgası da değil.</p>
<p>Önümüzdeki 20-25 yıl içinde yaklaşık 84 trilyon dolarlık servetin el değiştirmesinden söz ediyoruz. Para, gayrimenkul, şirket hissesi, özel sermaye yatırımları, sanat koleksiyonları, vakıflar, aile şirketleri, portföyler, borçlar, itibar, ilişkiler ve en önemlisi karar gücü devredilecek.</p>
<p>Kuruculardan çocuklara, çocuklardan torunlara, eşlerden hayatta kalan diğer eşlere, aile şirketlerinden profesyonel yönetime, yerel sermayeden küresel yapılara, bazen de aileden tamamen dışarıya.</p>
<p>Transfer coğrafya tanımıyor; ABD, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve dahi Türkiye’de... Bizde sermaye birikiminin tarihi kısa, aile şirketlerinin çoğu hâlâ birinci, ikinci ve üçüncü kuşak eşiğinde. Konuya “zengin ailelerin meselesi” diye bakmamak gerek, sermayenin devamlılığı, şirketlerin ömrü, istihdamın geleceği, markaların kalıcılığı ve ekonomik hafızanın korunması diye okumak memleket meselesi olabilir.</p>
<p>Serveti yaratmak ile serveti taşımak; kazanmak ile o kazanç etrafında sistem kurmak birbiriyle karışan farklı konular.</p>
<ul>
<li>Kurucu kuşağın sezgisiyle büyüyen şirket, üçüncü kuşakta hâlâ aynı sezgiyle yönetilebilir mi?</li>
<li>Aile büyüdüğünde masa büyür mü, yoksa masa dağılır mı?</li>
<li>Herkesin aynı soyadını taşıması, aynı hedefe baktığı anlamına gelir mi?</li>
</ul>
<p><strong><em>Aile Portföy Yapısı Araştırması </em></strong></p>
<p><em>J.P. Morgan’ın 2026 Global Family Office Report çalışması, aile ofislerinin artık klasik “servet koruma” refleksiyle yetinmediğini gösteriyor. 30 ülkeden 333 tek aile ofisinin yer aldığı çalışmada ortalama aile net varlığı 1,6 milyar dolar; rapor kapsamındaki toplam yönetilen varlık yaklaşık 518 milyar dolar.</em></p>
<p><em>Portföylerde risk iştahı belirgin: Varlıkların yaklaşık yüzde 75’i hisse senedi ve alternatif yatırımlarda. Önümüzdeki 12–18 ayda “private equity” payını artırmayı planlayanların oranı yüzde 37. Bu, tüm varlık sınıfları içinde en yüksek artış beklentisi.</em></p>
<p><em>Aile ofisi kurmak için tek bir evrensel eşik yok. Küresel pratikte tek aile ofisi için sık kullanılan başlangıç eşiği yaklaşık 50 milyon İsviçre Frangı ve üzeri servet seviyesi. Daha küçük yapılarda çoklu aile ofisi, hibrit model ya da sanal aile ofisi daha gerçekçi kabul ediliyor.</em></p>
<p>Aile ofisi yönetişiminde dönüşümsel liderlik ve kurumsal yapılandırma uzmanı, eski bankacı, CFO Sinan Dallı yukarıdaki temel sorularıma ve artçılarına yanıt verdi. Servetin neden kırılganlaştığını, aile şirketlerinde çatışmanın nereden çıktığını, Türkiye’de sermaye birikiminin neden genç olduğunu, kadınların ve genç kuşakların bu denklemde neden kritik hale geldiğini tartıştık.</p>
<p><strong>Servet Transferi Nedir?</strong></p>
<p>Servet transferi, temelde bir kuşağın elindeki varlıkların bir sonraki kuşağa geçmesi demek. Hisse senedi devredilir. Gayrimenkul miras kalır. Banka hesapları aktarılır. Şirket hisseleri çocuklara geçer. Eşler arasında mülkiyet değişir. Vakıflar, koleksiyonlar, aile konutları, yurt dışı varlıkları yeniden düzenlenir. Gerçek hayatta mesele yalnızca varlık devri değil. “Karar-Sorumluluk-Değer Devri”. Hatta bazen suçluluk, kırgınlık, rekabet ve suskunluk devri.</p>
<p>Sözü edilen yaklaşık 84 trilyon doların bir bölümü likit varlık. Bir bölümü şirket hissesi, gayrimenkul ve özel yatırımlar gibi daha zor çözülen varlıklar.</p>
<p>Likit aktarılabilir. Bina satılabilir, şirket hissesi bölünebilir; aile şirketinin ruhu, kurucunun vizyonu, görünmeyen emek, kardeşler arasındaki rekabet, kuzenlerin farklı hayat beklentileri nasıl devredilir?</p>
<p>Aile ofisi, özel bankacılık hizmeti değil; “parayı nereye yatıralım?” sorusuna cevap vermiyor. Dallı, “Aile ofisi, ailenin işletim sistemidir. Bilgisayarın işletim sistemi bozulduğunda programlar çalışmaz. Ailenin işletim sistemi yoksa servet parçalanır. Şirket, gayrimenkul, portföy, vergi, hukuk, sanat, vakıf, miras planlaması ve aile toplantıları birbirinden kopar. Herkes bir şey bilir, kimse bütünü görmez” diye tanımladı.</p>
<p>Dallı, dünyada yaygın Türkiye’de görece yeni bir oluşum sayılan aile ofisleri için, “Türk patron profilini anlamadan aile ofisini anlayamayız” diyerek söze başladı; “Türk patron çoğu zaman sadece şirket sahibi olmuyor, ailenin psikolojik merkezi, kriz çözücüsü, son karar vericisi, finansör, müzakereci ve bazen tek kişilik strateji ofisi. Dallı’ya göre, bu model birinci kuşakta hız sağlıyor, risk alma cesareti veriyor, fırsatlar yakalanabiliyor, pazar kokusunu alan biri oluyor...”</p>
<p>Peki ya sonra diye bakınca görüyoruz ki, aynı model ikinci ve üçüncü kuşakta risk üretiyor. Aile büyüyor. Kuzenler çoğalıyor. Çocuklar farklı okullarda okuyor. Kimi yurt dışında yaşıyor kimi şirkette çalışmak istiyor, kimi asla istemiyor. Bazıları teknolojiye, bazıları gayrimenkule, bazıları sanata, bazıları yalnızca temettüye bakıyor. Kurucu hayattayken herkes bekliyor, çekildiğinde “Şimdi kim konuşacak?” sorusu çıkıyor.</p>
<p><strong>Çatışma Nereden Çıkar?</strong></p>
<p>Şaşıracaksınız, büyük servetlerden söz ettiğimiz aile şirketlerinde çatışma çoğu zaman basit, dünyevi, insani başlıklardan çıkıyor;</p>
<ul>
<li>Kim yönetecek?</li>
<li>Hisseler kime geçecek?</li>
<li>Temettü ne kadar dağıtılacak?</li>
<li>Borçlanma seviyesi ne olacak?</li>
<li>Aile üyeleri şirkette çalışacak mı?</li>
<li>Çalışmayan hissedar ne kadar söz sahibi olacak?</li>
<li>Aileden ayrılmak isteyen hissesini hangi fiyata devredecek?</li>
</ul>
<p>Küçük bir miras paylaşımında bile aile ilişkileri gerilebiliyor, dışarıdan çok uyumlu görünen ailelerin içinde yıllarca konuşulmamış beklentiler olabiliyor. Sessizlik, barış anlamına gelmiyor, ertelenmiş çatışma da olabiliyor.</p>
<p>Benden sonra kim sorusunun yaygın kullanım şekli; “halefiyet” ki, bu da  yalnızca “kim CEO olacak?” demek değil. Dallı, beş ayrı geçişten söz etti: Sahiplik, yönetim, yönetim kurulu, aile liderliği ve değerler geçişi. “Biri eksik kalırsa diğerleri de aksar” dedikten sonra şöyle sürdürdü sözlerini;</p>
<p>“…Bir ailede en büyük çocuk şirketin başına geçebilir. Ama aile lideri o olmayabilir. Hissedar olabilir ama yönetici olmayabilir. Şirkette çalışmayan bir kuzenin mülkiyet hakkı vardır ama operasyon bilgisi olmayabilir. Bir kız çocuğu yıllarca görünmez kalmış olabilir, servetin en kritik döneminde karar masasına oturabilir. Eş, kurucudan daha uzun yaşayabilir, varlığın fiili yöneticisi haline gelebilir. Asıl soru “Kim karar verir?” diyebilir miyiz…”  </p>
<p><strong><em>Servet Kime Geçiyor; Kadınlar ve Z Kuşağı</em></strong></p>
<p><em>Büyük servet transferi çoğu zaman “genç kuşağa geçiş” diye anlatılıyor. Araştırma verilerinin gösterdiği tablo daha karmaşık: mirasçıların ortalama yaşı 59. Servet çoğu zaman 20’li yaşlardaki gençlere değil, kendi hayatı, alışkanlıkları ve risk algısı oluşmuş bir kuşağa geçiyor.</em></p>
<p><em>Kadınlar bu denklemin merkezine yaklaşıyor. 2030’a kadar ABD’de hane halkı servetinin yaklaşık üçte ikisinin kadınların kontrolüne geçmesi bekleniyor. Kadınların erkeklerden ortalama 6–8 yıl daha uzun yaşaması, aile servetinde “finansal uzun ömürlülük” planlamasını kritik hale getiriyor.</em></p>
<p><em>Z ve Y kuşağı ise serveti yalnızca korunacak varlık olarak görmüyor. Yeni kuşağın servete bakışı “kimlik ve amaç aracı” olarak tarif ediliyor. İlgi alanları anonim borsa sembollerinden çok; iklim, sağlık teknolojileri, eğitim teknolojileri, yapay zekâ, robotik ve sürdürülebilir altyapı gibi hikâyesine dahil olabilecekleri alanlara kayıyor.</em></p>
<p><strong><em>Kaynak:</em></strong><em> Julius Baer Family Barometer 2025; J.P. Morgan 2026 Global Family Office Report</em></p>
<p><strong>Zayıf Halka Kim?</strong></p>
<p>Zayıf halka her zaman kötü yönetilen şirket olmak zorunda değil, güçlü marka da olabilir.  Hatta aile kontrolü, hızlı büyüme, tek adam başarısı, kurucunun büyüklüğünden ezilen sistem olamaz mı?</p>
<p>Dünyada iyi örnekler klasik; Rockefeller, Rothschild, Walton gibi aileler ifade ediliyor. Ortak özellikleri yalnızca servet sahibi olmaları değil. Servetin etrafında kurum, kural, aile anlaşması, vakıf, değer aktarımı ve profesyonel yönetim yapıları kurabilmiş olmaları.Tersi örnekler de var. Gucci güçlü bir markaydı. Ama aile yönetişimi zayıfladığında marka aileden çıktı. Murdoch örneğinde kontrol çok güçlüydü; her zaman yönetişimin güçlü olduğu anlamına gelmiyor; Murdoch dizileriyle eğlendik zaman geçirdik; fragmanları izlemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Türkiye’de dikkat çeken örnekler; Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Borusan gibi gruplar. Peki neden liste genişleyemiyor, konu yalnızca ülke ekonomisi görece genç mi konusunda olmasa gerek, benim görüşüm servet birikimine ne servet sahipleri ne de gelen geçen siyasi yönetimler bir memleket meselesi olarak bakmıyor. Servet A B C şirketi ve aile ferlerinin olduğu kadar, onlara bu olanağı tanıyan vatandaşın… Buradan hükmünü yitirmiş farklı ideoloji ve rejimler akla gelmemeli. Konu servet birikiminden halka halka ekonomik, psikolojik, sosyolojik, akademik ve pek çok yan konuda fayda sağlamak.</p>
<p>Başarılı sayılan Türk ailelere dönecek olursak, yalnızca şirket ölçekleriyle değil; aile kontrolünü profesyonel yönetimle, vakıf kültürüyle, yönetim kurulu disipliniyle ve kurumsal hafızayla birlikte ele alabildikleri için incelenebilir. Biliyoruz ki, hepsi aynı yolu izlemedi. Koç’ta profesyonel yönetim ve aile seviyesi dengesi öne çıkıyor. Eczacıbaşı’nda kültür, sanat, sağlık ve modernleşme vizyonu aile kimliğinin parçası oluyor. Sabancı’da genişleyen portföy, holding yapısı ve vakıf kültürü dikkat çekiyor. Borusan’da sanayi mirası ile kültür-sanat alanındaki devamlılık birlikte okunuyor. Ülker/Yıldız Holding örneğinde ise geleneksel gıda işinden küresel marka satın almalarına uzanan başka bir ölçek değişimi var.</p>
<p><strong><em>Sanat Koleksiyonu; Miras Riski</em></strong></p>
<p><em>UBS’nin sanat koleksiyonlarının halefiyeti üzerine çalışmasında ultra yüksek varlıklı koleksiyonerlerin servetlerinin ortalama yüzde 28’ini sanata ayırdığı belirtiliyor. Koleksiyonerlerin yüzde 80’i eserleri çocuklarına bırakmayı planlıyor; ancak yalnızca yüzde 31’i bunu varisleriyle “konuşmuş”. Sessizlik tehlikeli bulunuyor. Eser kime ait? Nerede saklanıyor? Sigortası var mı? Belgeleri tam mı? Satılacak mı, ailede mi kalacak, müzeye mi bağışlanacak? </em></p>
<p><em>Raporlarda çözüm olarak aile anayasasına sanat koleksiyonu maddesi eklenmesi ve “Aile Sanat Konseyi” kurulması öneriliyor. Bu konsey; alım-satım, bütçe, küratöryel strateji, oy ve veto haklarını belirleyebilir. Türkiye açısından çarpıcı bilgiler var; ultra yüksek varlıklı Türk ailelerin servetlerinin yaklaşık yüzde 28’ini sanata ayırdığı belirtiliyor. </em></p>
<p><strong><em>Kaynak:</em></strong><em> UBS Succession of Art Collections; UBS Family Office Slides 2026; 14 Mayıs 2026 İstanbul/Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği sunum notları.</em></p>
<p><strong>Sermaye Ne İster?</strong></p>
<p>Bazı Batılı aileler 5-7 hatta, 10 kuşaktır servet yönetiyor. Türkiye’de ise ciddi sermaye birikimi çoğu aile için bir, bir buçuk, en fazla iki kuşaklık bir hikâye.</p>
<p>Yine Dallı’ya dönüyorum; “Sermaye ürkektir” dedi. “Ne ister?” diye sordum; “Hukuk ister. Öngörü ister. Vergi istikrarı ister. Sözleşme güvenliği ister. Şeffaf uygulama ister. Mülkiyet hakkının korunmasını ister. Aile anayasasının çalışabileceği zemin ister. Danışman kalitesi ister. Finansal altyapı ister. Uluslararası erişim ister. Gerektiğinde sessiz kalabileceği, gerektiğinde hızla hareket edebileceği merkezler ister” diye yanıtladı.</p>
<p>Bu yüzden İsviçre yıllardır aile servetinin merkezlerinden biri. Londra ve New York büyük sermayenin doğal adresleri. Singapur ve Dubai yeni dönemin yükselen merkezleri. Aileler yalnızca daha az vergi ödemek için gitmiyor. Servetin korunacağına, kuralların değişmeyeceğine, uyuşmazlık çıktığında sistemin çalışacağına inandıkları yerlere gidiyor.</p>
<p>Dallı, Türkiye’de durumu şöyle özetledi; “… servetin kurumsal haritası eksik. Hangi ailede ne kadar varlık var, kaç aile ofisi var, hangi sektörlerde yoğunlaşma var, hangi varlıklar aile içinde, hangileri yurt dışında, hangileri profesyonel yönetiliyor? Bu konuda net ve yaygın veri yok. Veri yoksa politika da eksik kalır. Aileler kendi servetini yönetirken ülke, kendi sermaye kapasitesini okuyamaz.”</p>
<p><strong>Sonuç: Servet ve Aileden Geriye Ne Kalır?</strong></p>
<p>Aile şirketlerinin geleceği aile mimarisi konusu, sanıldığı gibi bilanço meselesi değil. Türkiye’de birinci kuşak çok çalıştı, yarattı. İkinci kuşağın görevi bunu sisteme dönüştürmek. Üçüncü kuşağın görevi de sistem içinde ortak amacı bulmak. Aile ofisi doğru kurgulanırsa erken uyarı sistemi, yanlış kurgulandığında yeni bir bürokrasi olabiliyor. Hiç kurgulanmazsa, kimse bilmiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-aile-sirketi-hikayesi-kurucudan-sonra-tufan-mi-81938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir aile şirketi hikayesi: Kurucudan sonra tufan mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/e-donusumde-yeni-donem-2026nin-ikinci-yarisinda-dijitallesme-hiz-kazanacak-81937</guid>
            <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> e-Dönüşümde yeni dönem: 2026’nın ikinci yarısında dijitalleşme hız kazanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sıla Gül Ottan - </strong><strong>Kolaysoft Teknoloji e-Dönüşüm Direktörü </strong></p>
<p>2026 yılı e-Dönüşüm açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında e-Envanter Defteri uygulamasının hayata geçmesi ve e-Gider Pusulası'nın uygulamaya alınması, dijital dönüşüm sürecinin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Yılın ikinci yarısında ise e-Fatura ve e-İrsaliye tarafındaki mükellef sayısındaki artışlar ile birlikte işletmelerin e-belgelere olan ilgisinin daha da artması bekleniyor.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dijitalleşme vizyonu doğrultusunda yıllardır devam eden e-Dönüşüm süreci, artık yalnızca e-Fatura ve e-Arşiv Fatura ile sınırlı değil. Bugün işletmeler, e-Defter, e-İrsaliye, e-Müstahsil Makbuzu, e-Serbest Meslek Makbuzu ve diğer elektronik belgeleri aktif olarak kullanırken, yeni uygulamalar da sisteme dahil olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>e-Dönüşüm, iş dünyasının en önemli başlıklarından biri olmaya devam edecek </strong></p>
<p>Gelinen noktada e-Dönüşüm artık yalnızca yasal bir zorunluluk olarak değerlendirilmiyor. Aynı zamanda, işletmelerin verimliliklerini artıran, operasyonel süreçlerini hızlandıran ve kayıt düzenini güçlendiren bir dönüşüm aracı haline gelmiş durumdadır. 2026’nın ikinci yarısında da yeni düzenlemeler, yeni uygulamalar ve artan kullanım oranlarıyla, e-Dönüşüm gündemi iş dünyasının en önemli başlıklarından biri olmaya devam edeceği görülüyor.</p>
<p>Bu yılın ikinci yarısında da yeni düzenlemeler, yeni uygulamalar ve artan kullanım oranlarıyla, e-Dönüşümün iş dünyasının ajandasında yer alacağını ifade eden Kolaysoft Teknoloji e-Dönüşüm Direktörü Sıla Gül Ottan, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu yıl, 1 Temmuz itibariyle e-Fatura ve e-İrsaliye uygulamalarına dahil olacak yeni mükelleflerle birlikte, sistem üzerindeki işlem hacminin daha da büyümesi bekleniyor. Bu durum, işletmelerin e-Dönüşüm süreçlerini son güne bırakmadan planlamalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu yıl ilk kez gönderilmeye başlanan e-Envanter Defteri, işletmeler açısından önemli bir yenilik olarak dikkatleri çekiyor. Özellikle stok takibi ve dönem sonu envanter işlemlerinin elektronik ortama taşınması, kayıtların daha düzenli tutulmasına ve süreçlerin dijitalleşmesine katkı sağlıyor. Son dönemin en dikkat çeken gelişmelerinden biri ise, e-Gider Pusulası oldu. Vergi mükellefi olmayan kişilerden mal veya hizmet temin edilmesi durumunda düzenlenen gider pusulasının elektronik ortama taşınması, hem belge düzenleme süreçlerini kolaylaştırıyor, hem de arşivleme ve erişim konusunda önemli avantajlar sağlıyor. Önümüzdeki dönemde e-Gider Pusulası’nın birçok sektörde yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum. Özellikle çok sayıda gider pusulası düzenleyen işletmeler açısından elektronik ortamın sağlayacağı hız, maliyet avantajı ve operasyonel kolaylıklar dikkat çekici olacak. Yeni düzenlemeler ve uygulamaların etkisiyle e-Dönüşümün, yılın ikinci yarısında da iş dünyasının ajandasında güçlü bir şekilde yer almaya devam edecek.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/e-donusumde-yeni-donem-2026nin-ikinci-yarisinda-dijitallesme-hiz-kazanacak-81937</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ e-Dönüşümde yeni dönem: 2026’nın ikinci yarısında dijitalleşme hız kazanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/faktoring-sektoru-lizbonda-bir-araya-geldi-81900</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faktoring sektörü Lizbon’da bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya genelinde 90’dan fazla ülkeden yaklaşık 350 faktoring şirketi, banka, kredi sigortası kuruluşu, finansal teknoloji ve bilgi teknolojileri şirketini bir araya getiren Dünya Faktoring Birliği’nin (FCI) 58. Yıllık Toplantısı, Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, alacak finansmanı ve tedarik zinciri finansmanında küresel eğilimlerin ele alındığı organizasyonda Yapı Kredi Faktoring’in “En İyi İhracat Faktoring Şirketi” kategorisinde dünya üçüncüsü olması, Türk faktoring sektörünün uluslararası alandaki görünürlüğünü güçlendiren gelişmeler arasında yer aldı.</p>
<p>Bu yıl “Alacak Finansmanının Geleceğini Tasarlamak” temasıyla düzenlenen toplantıda; sektör profesyonelleri, düzenleyici kurum temsilcileri ve uluslararası uzmanlar bir araya geldi. Konferanslar, panel oturumları, üye forumları ve ikili iş görüşmelerinde alacak finansmanının geleceği, dijitalleşme, risk yönetimi, sürdürülebilir büyüme ve tedarik zinciri finansmanındaki yeni uygulamalar ele alındı.</p>
<p>FCI Yıllık Toplantısı’na Finansal Kurumlar Birliği’ni (FKB) temsilen FKB Faktoring Sektörü Başkanı ve Tera Finans Faktoring Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Taşdelenler, FKB Faktoring Sektörü Yönetim Kurulu Üyeleri Yapı Kredi Faktoring Genel Müdürü Bozkurt Çöteli ile Tam Finans Faktoring Genel Müdürü Hakan Karamanlı ve FKB Faktoring Sektörü Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Kemal Aka katıldı.</p>
<p><strong>Taşdelenler: Türk faktoring sektörü uluslararası ekosisteme katkı sunmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Toplantı hakkında değerlendirmelerde bulunan Taşdelenler, faktoring sektörünün, küresel ticaretin sürdürülebilirliği açısından kritik bir altyapı sunduğunu belirterek şunları kaydetti: "FCI çatısı altında gerçekleştirilen bu toplantılar, sektörün geleceğine yön veren uygulamaların ve yeni iş birliği modellerinin şekillendiği önemli platformlar arasında yer alıyor. Türk faktoring sektörü olarak uluslararası ekosistemin aktif bir parçası olmaya, küresel bilgi paylaşımına katkı sunmaya ve sınır ötesi iş birliklerimizi güçlendirmeye devam ediyoruz. Türkiye’den 15 faktoring şirketi ve 3 bankanın FCI bünyesinde yer alması, sektörümüzün uluslararası sistemle güçlü entegrasyonunun önemli göstergelerinden biridir. Türk faktoring sektörü uzun yıllardır FCI’ın yönetim organlarında ve çalışma komitelerinde etkin şekilde görev alırken, uluslararası alacak finansmanı alanındaki deneyimiyle küresel ekosisteme katkı sunmaktadır. FCI tarafından gerçekleştirilen değerlendirmelerde yalnızca işlem hacimleri değil, üyelerin birbirlerine sunduğu hizmet kalitesi ve operasyonel yetkinlikleri de dikkate alınıyor. Yapı Kredi Faktoring’in ‘En İyi İhracat Faktoring Şirketi’ kategorisinde dünya üçüncüsü olması, Türk faktoring sektörünün uluslararası standartlardaki güçlü konumunu göstermesi açısından son derece değerli bir başarıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/faktoring-sektoru-lizbonda-bir-araya-geldi-81900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/nurcan-tasdelenler-1782394978.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Faktoring Birliği’nin 58. Yıllık Toplantısı, sektör temsilcilerini Lizbon’da bir araya getirdi. Küresel alacak finansmanındaki dönüşümün ele alındığı organizasyonda Türkiye’yi temsil eden sektör profesyonelleri de yer alırken, Yapı Kredi Faktoring “En İyi İhracat Faktoring Şirketi” kategorisinde dünya üçüncüsü oldu. FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, &quot;Türk faktoring sektörü olarak uluslararası ekosistemin aktif bir parçası olmaya, küresel bilgi paylaşımına katkı sunmaya ve sınır ötesi iş birliklerimizi güçlendirmeye devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-2696-milyar-lira-artti-81898</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 269,6 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 19 Haziran ile biten haftada yüzde 0,86 ve 269 milyar 622 milyon 994 bin lira artışla 31 trilyon 30 milyar 549 milyon 884 bin liradan 31 trilyon 300 milyar 172 milyon 879 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,51 artarak 17 trilyon 24 milyar 997 milyon 610 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,46 yükselişle 10 trilyon 256 milyar 327 milyon 99 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 262 milyar 208 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 222 milyar 74 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 19 Haziran itibarıyla 1 milyar 456 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,83 azalışla 6 trilyon 475 milyar 40 milyon 524 bin liraya indi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 795 milyar 448 milyon 635 bin lirası konut, 42 milyar 991 milyon 841 bin lirası taşıt, 2 trilyon 473 milyar 903 milyon 116 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 162 milyar 696 milyon 932 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 19 Haziran ile biten haftada 13 milyar 574 milyon 345 bin lira azalarak 25 trilyon 573 milyar 634 milyon 477 bin liradan 25 trilyon 560 milyar 60 milyon 132 bin liraya geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-2696-milyar-lira-artti-81898</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 269,6 milyar lira artışla 31,3 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-800-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-alimi-81897</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 805 milyon dolarlık hisse ve tahvil alımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 465,7 milyon dolarlık hisse senedi, 339,7 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 365,6 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 19 Haziran haftasında 40 milyar 801,1 milyon dolardan 42 milyar 908,6 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 589,5 milyon dolardan 15 milyar 109,1 milyon dolara çıkarken, ÖST stoku da 1 milyar 269,4 milyon dolardan 1 milyar 629,7 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-800-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-alimi-81897</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 465,7 milyon dolarlık hisse senedi, 339,7 milyon dolarlık DİBS ve 365,6 milyon dolarlık ÖST aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-51-milyar-dolar-artti-81895</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası rezervleri 5,1 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 19 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 6 milyar 387 milyon dolar artarak 59 milyar 511 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 12 Haziran'da 53 milyar 124 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 1 milyar 272 milyon dolar azalarak 98 milyar 957 milyon dolardan 97 milyar 685 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 19 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 5 milyar 115 milyon dolar artarak 152 milyar 81 milyon dolardan 157 milyar 196 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-51-milyar-dolar-artti-81895</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankasının toplam rezervleri, geçen hafta 5,1 milyar dolar artışla 157,2 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-250-milyon-liranin-altina-geriledi-81894</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 250 milyon liranın altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 19 Haziran itibarıyla 16 milyar 606 milyon lira azalarak 26 trilyon 241 milyar 145 milyon liradan 26 trilyon 224 milyar 538 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 142 milyar 558 milyon lira artarak 29 trilyon 709 milyar 151 milyon liradan 29 trilyon 851 milyar 709 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 10 milyar 358 milyon lira azalarak 3 trilyon 319 milyar 280 milyon liraya geriledi. Söz konusu tutarın 796 milyar 197 milyon lirası konut, 43 milyar 114 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 479 milyar 969 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 16 milyar 661 milyon lira artarak 4 trilyon 99 milyar 371 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,4 azalışla 3 trilyon 162 milyar 954 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 194 milyar 193 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 968 milyar 761 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 19 Haziran itibarıyla önceki haftaya göre 5 milyar 759 milyon lira artışla 753 milyar 672 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 567 milyar 32 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 67 milyar 713 milyon lira artarak 5 trilyon 747 milyar 370 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 30 milyon lira azalarak 249,8 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-250-milyon-liranin-altina-geriledi-81894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/lira-para-1761201598.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, KKM bakiyesi geçen hafta 30 milyon lira azalarak 249,8 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-turkiyenin-jeopolitik-degeri-daha-gorunur-hale-geldi-81888</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO Başkanı Yıldırım: Türkiye’nin jeopolitik değeri daha görünür hale geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odasının (GTO) Haziran Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Yardımcısı Ali Bayram Sarıca başkanlığında, Yönetim Kurulu, Meclis ve Disiplin Kurulu üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Meclis toplantısında konuşan Başkan Tuncay Yıldırım, dünya ekonomisinin son yılların en kritik dönemlerinden birinden geçtiğine dikkat çekti. Yıldırım, “Uzun süredir küresel gündemi belirleyen savaşlar, jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları bugün yerini yeni bir arayışa bırakmış durumda. Özellikle son dönemde İran ile ABD arasında şekillenen diplomatik süreç, yalnızca bölgesel dengeler açısından değil, küresel ekonomi açısından da yakından takip ediliyor” dedi.</p>
<p>Son haftalarda yaşanan gelişmelerin Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi açısından önemini bir kez daha gösterdiğini belirten Yıldırım, “Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu koridorda yaşanabilecek her gelişme; enerji maliyetlerinden enflasyona, üretim maliyetlerinden lojistik giderlerine kadar geniş bir alanı etkileyebilmektedir. Türkiye açısından baktığımızda ise tablo iki yönlüdür. Bir taraftan diğer enerji ithalatçısı ülkeler gibi yükselen enerji maliyetlerinden etkilenirken, diğer taraftan ülkemizin enerji koridoru, lojistik merkez ve diplomatik aktör olarak stratejik önemi daha da artmıştır. Kriz büyüdükçe Türkiye’nin jeopolitik değeri de daha görünür hale gelmiştir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel piyasalarda artık yalnızca savaşın maliyetlerinin değil, barışın ekonomik sonuçlarının da konuşulmaya başlandığını dile getiren Yıldırım, “Bölgede kalıcı bir normalleşmenin sağlanması halinde enerji piyasalarında daha istikrarlı bir görünüm oluşabileceği, küresel enflasyon baskılarının hafifleyebileceği ve ticaretin daha öngörülebilir bir zemine kavuşabileceği değerlendiriliyor. Bu tablo, merkez bankalarının kararlarını da doğrudan etkiliyor. Bugün küresel piyasalarda yalnızca faiz kararları değil, merkez bankalarının geleceğe ilişkin verdiği mesajlar da yakından takip ediliyor. Çünkü bugün faiz oranlarından önce beklentiler yönetiliyor” dedi.</p>
<p>Toplantıda konuşan GTO Meclis Başkan Yardımcısı Ali Bayram Sarıca da, GTO Meclisi’nin Gaziantep iş dünyasının sahadaki beklenti, sorun ve önerilerini Oda gündemine taşıyan önemli bir istişare mekanizması olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-turkiyenin-jeopolitik-degeri-daha-gorunur-hale-geldi-81888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/gto-baskani-yildirim-turkiyenin-jeopolitik-degeri-daha-gorunur-hale-geldi-1782391042.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, küresel ekonomi, bölgesel gelişmeler, enerji piyasaları, enflasyonla mücadele süreci ve reel sektörün finansmana erişim sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, “Coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle birlikte ülkemizin enerji koridoru, lojistik merkez ve diplomatik aktör olarak stratejik önemi daha da artmıştır. Kriz büyüdükçe Türkiye’nin jeopolitik değeri de daha görünür hale geldi” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-2-bono-ihracini-tamamladi-81896</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİMES, 2. bono ihracını tamamladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DİMES Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından onaylanan 500 milyon TL tutarındaki ihraç tavanı kapsamında planlanan 250 milyon TL’lik ikinci bono ihracını da başarıyla gerçekleştirdiğini duyurdu. Böylece şirket, mevcut ihraç programını toplam 500 milyon TL finansmanla tamamlamış oldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin mayıs ayındaki birinci bono ihracı, yurt içinde nitelikli yatırımcılara satış yöntemiyle gerçekleşmiş; başlangıçta 150 milyon TL nominal tutarla planlanan bu ilk ihraç, yatırımcılardan gelen güçlü talep doğrultusunda 250 milyon TL’ye yükseltilmişti.</p>
<p>Açıklamada, "Sermaye piyasalarına ilk kez bono ihracıyla adım atan DİMES, kısa sürede planlanan tüm ihraçları başarıyla tamamladı. İkinci ihracın tamamının yabancı kurumsal yatırımcılar tarafından karşılanması, şirketin finansal yapısına ve büyüme stratejisine duyulan uluslararası güveni ortaya koyarken, yatırımcı tabanının çeşitlenmesine de katkı sağladı." denildi. </p>
<p>Yatırım hizmetleri ve varlık yönetimi grubu ÜNLÜ &amp; Co’nun iştiraki olan ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ'nin aracılığıyla gerçekleştirilen ihraçların, şirketin sermaye piyasalarındaki konumunu güçlendirdiği ve alternatif finansman kaynaklarına erişimini desteklediği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Uluslararası yatırımcı güveninin önemli bir göstergesi"</strong></p>
<p>DİMES Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı (CFO) Cihan Diren, gerçekleştirilen ihraçla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Sermaye piyasalarından sağladığımız finansmanı uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçası olarak görüyoruz. İkinci ihracın tamamının yabancı kurumsal yatırımcılar tarafından karşılanması, DİMES’in güçlü finansal yapısına ve büyüme vizyonuna duyulan uluslararası yatırımcı güveninin önemli bir göstergesi oldu. Bu ilgi, yatırımcı tabanımızı genişletme ve sermaye piyasalarındaki varlığımızı güçlendirme hedefimizi destekliyor. Bu çalışmadaki uzman ve titiz yaklaşımları için ÜNLÜ &amp; Co ekibine, bizlere güven gösteren yatırımcılara, tüm başarılarımızın gerçek sahipleri olan DİMES çalışma arkadaşlarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım da konu hakkında şunları kaydetti: “DİMES’in sermaye piyasalarından etkin şekilde yararlanmasına katkı sunan bu ihraç programında ÜNLÜ &amp; Co olarak, borçlanma araçları piyasalarındaki uzmanlığımız ve kurumsal yatırımcı erişimimizle yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu işlem, doğru yapılandırılmış borçlanma aracı ihraçlarının reel sektör şirketleri için alternatif finansmana erişimde sunduğu güçlü potansiyeli de ortaya koyuyor. ÜNLÜ &amp; Co olarak şirketlerin sermaye piyasalarındaki varlığını güçlendiren işlemlere katkı sunmaya ve yatırımcılarla sürdürülebilir bağlar kurmalarını desteklemeye devam edeceğiz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-2-bono-ihracini-tamamladi-81896</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/dimes-1759076052.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİMES&#039;in, 2. finansman bonosu ihracını başarıyla tamamladığı bildirildi. ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ aracılığıyla yurt içindeki yatırımcılara satış yöntemiyle gerçekleşen ilk bono ihracının ardından, 2. ihracın tamamı yabancı kurumsal yatırımcılar tarafından karşılandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-gastronomisi-yerel-yonetimlerin-destegiyle-buyuyor-81881</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri gastronomisi yerel yönetimlerin desteğiyle büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kayseri, son yıllarda yerel yönetimlerin öncülüğünde hayata geçirilen projelerle gastronomi alanında dikkat çeken bir ivme yakaladı. Kapadokya ve Erciyes ile birlikte güçlü bir turizm destinasyonunun ayağını oluşturan Kayseri, sahip olduğu zengin mutfak kültürünü daha görünür hale getirmek için önemli yatırımlar gerçekleştirmeye başladı. Geçtiğimiz hafta Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, tarihi Kayseri Kalesi içerisinde hizmet verecek olan Mülhem Kayseri Mutfağı'nın açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde faaliyet gösteren Mutfak Sanatları Merkezi’nin bir markası olarak hayata geçirilen Mülhem Kayseri Mutfağı, yaklaşık 150 kişilik kapasitesiyle misafirlerini ağırlayacak ve UNESCO Kreatif Şehirler Ağı’nda yer alan mutfağının seçkin lezzetlerini sunacak. Aynı zamanda kentin tescilli 32 coğrafi işaretli ürününün tanıtımına da katkı sağlayacak.</p>
<p>Şehrin merkezinde, Başkan Dr. Büyükkılıç’ın ifadesiyle “Kayseri’nin gerdanlığı” olarak nitelendirilen tarihi kalenin içinde konumlanan tesis, turistlerin kolaylıkla ulaşabileceği bir noktada bulunuyor. 2027 yılında TÜRKSOY Kültür Başkenti, 2029 yılında ise Dünya Spor Başkenti unvanlarını taşıyacak olan Kayseri’ye gelecek yerli ve yabancı ziyaretçilerin kent mutfağıyla tanışması açısından da önemli bir işlev üstlenecek.</p>
<p>Benzer şekilde Kayseri’nin sosyal ve kültürel hareketliliğinin yoğun yaşandığı Talas’ta da gastronomi odaklı yatırımlar dikkat çekiyor. Talas Belediyesi tarafından hayata geçirilen Tokana Restoran, kısa sürede bölgenin ilgi gören mekânlarından biri haline geldi.</p>
<p><strong>Gastronomi artık yerel kalkınmanın da parçası</strong></p>
<p>Mülhem Kayseri Mutfağı’nın açılışından birkaç gün sonra, EKONOMİ Gazetesi ailesi olarak hepimizi derinden üzen bir olay yaşadık. Aslen Kayserili olan Kocaeli Temsilcimiz Sabiha Toprak, annesini ve yeğenini aynı gün toprağa verdi. Buradan bir kez daha Sabiha Toprak’a ve ailesine başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum. Acımızı paylaşmak üzere Kayseri’ye gelen gazeteci dostlarımızın ağırlanmasında Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar destekleriyle yanımızda oldular.</p>
<p>Cenaze programının ardından dönüş yoluna çıkacak gazeteci dostlarımızı, Kocasinan Belediyesi Basın Yayın Müdürü Mehmet Serbez, Sinan Kafe’de Kayseri mutfağıyla tanıştırdı. Kentin öne çıkan lezzetlerini misafirlerimize ikram eden, samimi ev sahipliğiyle acımızı paylaşan Mehmet Serbez’e ayrıca teşekkür etmek isterim.</p>
<p>Kocasinan Belediyesi’nin Kafe Sinan yolculuğu da, Kayseri gastronomisinin marka değeri açısından başarılı örneklerinden biri. Bugün Kayseri’nin farklı noktalarında hizmet veren Sinan Kafeler, önemli bir sosyal yaşam markasına dönüşmüş durumda. Mehmet Serbez ile gerçekleştirdiğimiz sohbette gördük ki Kocasinan Belediyesi’nin gastronomi faaliyetleri bu kadarla da sınırlı değil. Öncesinde Çölyak Hastalarına destek olmak için gıda paketleri hazırlayan Kocasinan, zamanla Sinan Kafelere Glütensiz Kayseri Mutfağı’nı da ekledi. Şimdi ise Glütensiz Kayseri Mutfağı sadece bir yeme içme mekânı olmasının dışında endüstriyel bir kimlik kazanarak, mantı ve erişte başta olmak üzere birçok yöresel ürünün glütensiz olarak üretildiği ve Türkiye'nin farklı illerine satıldığı bir merkez konumunda.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-gastronomisi-yerel-yonetimlerin-destegiyle-buyuyor-81881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri gastronomisi yerel yönetimlerin desteğiyle büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-odemelere-basladi-81892</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO ödemelere başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) hububat alım ödemeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yumaklı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"TMO, 3 Haziran'da başlayan hububat alım sürecinde ilk ödemeleri çiftçilerimizin hesaplarına bugün aktarıyor. Ülke genelindeki 211 noktada devam eden alımlarımız hasat sezonunun yoğunlaşmasıyla 600 noktaya ulaşacak. TMO, kendisine getirilen ürünlerin tamamını alacak. Ürün bedellerini ise 21'inci günden itibaren üreticilerimizin hesaplarına aktarmaya devam edecek. Çiftçimizin emeğini ve alın terini korumaya devam edeceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-odemelere-basladi-81892</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı &quot;TMO, 3 Haziran&#039;da başlayan hububat alım sürecinde ilk ödemeleri çiftçilerimizin hesaplarına bugün aktarıyor. Ülke genelindeki 211 noktada devam eden alımlarımız hasat sezonunun yoğunlaşmasıyla 600 noktaya ulaşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-torunoglundan-yerinde-donusum-uyarisi-hakedisler-odenmezse-insaatlar-durur-81878</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerinde dönüşüm uyarısı: Hak edişler ödenmezse inşaatlar durur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/ADIYAMAN</strong></p>
<p>Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torunoğlu, yerinde dönüşüm sürecinde yaşanan hakediş sorunları ve çözüm önerilerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, yerinde dönüşüm kapsamında hak edişlerini alamayan müteahhitler, mimarlar ve mühendislerin yaşadığı mağduriyetler gündeme taşındı.</p>
<p>ATSO’da düzenlenen toplantıya Belediye Başkan Yardımcısı ve ATSO Meclis Üyesi Ufuk Bayır, Adıyaman İnşaatçılar Odası Başkanı Hakan Yanar, Adıyaman Müteahhitler Birliği Başkanı Mehmet Fatih Çiçek, İnşaat Mühendisleri Odası Adıyaman Temsilcisi Tuncay Kaya, Adıyaman Mimarlar Odası Başkanı Abdullah Akbaş,  Adıyaman İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Bayram Doğru ile çok sayıda müteahhit ve sektör temsilcisi katıldı.</p>
<p>Toplantıda, yerinde dönüşüm projelerinde yaşanan ödeme gecikmelerinin inşaat sektörüne etkileri değerlendirilirken, sürecin sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi için atılması gereken adımlar masaya yatırıldı.</p>
<p>Basın açıklamasında konuşan ATSO Başkanı Mehmet Torunoğlu, 6 Şubat depremlerinin ardından Adıyaman’ın yeniden ayağa kaldırılması için tüm kesimlerin büyük fedakârlıklarla çalıştığını belirtti. Yerinde Dönüşüm Projesi’nin, deprem bölgesinde ticari hayatın canlanmasına ve yerinde kalkınmanın sağlanmasına önemli katkılar sunduğunu ifade eden Torunoğlu, projenin bugün ciddi bir tıkanıklıkla karşı karşıya olduğunu söyledi.</p>
<p>Depremin ilk gününden itibaren büyük sorumluluk üstlenen müteahhitler, mimarlar ve mühendislerin hak edişlerini alamadığı için ciddi mağduriyet yaşadığını vurgulayan Torunoğlu, aylardır biriken ödemeler nedeniyle sektör temsilcilerinin alt yüklenicilere, işçilere ve malzeme tedarikçilerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığını dile getirdi.</p>
<p>Hazine tarafından satın alınan konutların ödeme bedellerinin de güncel maliyetler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Torunoğlu, yaşanan sıkıntının yalnızca sektörün değil tüm Adıyaman’ın sorunu olduğunu ifade etti.</p>
<p>“Müteahhit hak edişini alamazsa inşaat durur, inşaat durursa depremzede vatandaşlarımızın evlerine kavuşma umudu gecikir” diyen Torunoğlu, finansman sorunları nedeniyle şantiyelerin durma noktasına geldiğine dikkat çekti.</p>
<p>ATSO olarak üyelerinin ve Adıyaman’ın haklarını korumanın en temel görevleri olduğunu belirten Torunoğlu, ilgili bakanlık ve yetkililere çağrıda bulunarak, müteahhit ve mühendislerin hak ettiği ödemelerin bürokratik engellere takılmadan, düzenli ve hızlı şekilde hesaplarına aktarılmasını istedi.</p>
<p>Torunoğlu, açıklamasının sonunda sürecin yakından takipçisi olacaklarını belirterek, yerinde dönüşüm çalışmalarının kesintisiz sürmesinin Adıyaman’ın yeniden inşası açısından hayati önem taşıdığını kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-torunoglundan-yerinde-donusum-uyarisi-hakedisler-odenmezse-insaatlar-durur-81878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/8/1280x720/atso-baskani-torunoglundan-yerinde-donusum-uyarisi-hakedisler-odenmezse-insaatlar-durur-1782379965.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansman sorunları nedeniyle şantiyelerin durma noktasına geldiğini vurgulayan Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torunoğlu, “Müteahhit hak edişini alamazsa inşaat durur, inşaat durursa depremzede vatandaşlarımızın evlerine kavuşma umudu gecikir.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-kurulusa-kira-sertifikasi-ihraci-yetkisi-81889</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6  kuruluşa kira sertifikası ihracı yetkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, kira sertifikası ihracı için 6 kuruluşu yetkilendirdi.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yer alan duyuruda, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, uluslararası sermaye piyasalarında Temmuz 2032 vadeli dolar cinsinden bir kira sertifikası ihracı gerçekleştirmek amacıyla Dubai Islamic Bank, Emirates NBD, HSBC, KFH Capital, Mashreq ve Standard Chartered'a yetki verildiği belirtildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-kurulusa-kira-sertifikasi-ihraci-yetkisi-81889</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dubai Islamic Bank, Emirates NBD, HSBC, KFH Capital, Mashreq ve Standard Chartered&#039;a kira sertifikası ihracı için yetki verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bci-sertifikali-pamukta-uretim-alani-71-bin-hektari-asti-81868</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Pamukta sorunlar daha da derinleşti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de pamuk üretimi artan maliyetler, sulama suyu baskısı ve iklim krizinin etkileriyle zorlu bir dönemden geçerken, sürdürülebilir ve iyi pamuk üretimine yönelik ilgi artıyor. 2025-2026 sezonu tahmini hasat verilerine göre BCI sertifikalı pamuk üretim alanının 71 bin 164 hektara ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2024-2025 sezonunda 68 bin 916 hektar olan üretim alanına göre artış meydana geldiğini ortaya koydu.</p>
<p>İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, pamukta yaşanan sorunların yalnızca bir sezonun iklim koşullarıyla açıklanamayacağını belirterek, sürdürülebilir üretimin artık sektör için stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyledi.</p>
<h2>"Pamukta üretim baskısı sürüyor"</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cde2d89f00-1782373933.webp" alt="" width="700" height="380" />Pamukta özellikle 2023 sezonu ve sonrasındaki yıllarda yaşanan rekolte kaybının sektör açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını hatırlatan Kayhan, aradan geçen sürede maliyet, kuraklık ve su yönetimi başlıklarının daha da kritik hale geldiğini ifade etti.</p>
<p>Bu yıl yağışların görece iyi gitmesinin üretici açısından olumlu olduğunu ancak genel tablonun hâlâ kırılgan seyrettiğini belirten Kayhan, “Pamukta sorunlar daha da derinleşerek devam ediyor. Bu yıl yağışların daha iyi seyretmesi elbette üretici açısından moral verici oldu. Ancak iklim krizi, küresel ısınma, su kaynakları üzerindeki baskı ve üretim maliyetlerindeki artış artık dönemsel değil, yapısal sorunlar haline geldi. Bu nedenle tek bir iyi sezon, pamuk üretimindeki genel kaybı ve üreticinin yaşadığı maliyet baskısını ortadan kaldırmıyor” dedi.</p>
<p>Kayhan, pamuk üreticisinin mazot, gübre, ilaç, enerji ve işçilik maliyetleri karşısında giderek daha zor kararlar almak zorunda kaldığını vurgulayarak, “Pamuk stratejik bir ürün. Tekstil ve hazır giyim sanayisinin en temel ham maddelerinden biri olmasının yanında, tarımsal üretim, sanayi tedarik zinciri ve ihracat açısından da büyük önem taşır. Üretici pamuğu terk ettiğinde bunun etkisi yalnızca tarlada kalmaz; çırçırdan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar bütün değer zincirine yansır” diye konuştu.</p>
<h2>“BCI artışı umut veriyor”</h2>
<p>2025-2026 sezonu tahmini hasat verilerine göre BCI üretim alanının 68 bin 916 hektardan 71 bin 164 hektara yükselmesinin olumlu bir gelişme olduğunu belirten Kayhan, aynı dönemde 349 bin tonun üzerinde kütlü pamuk üretimi beklendiğini söyledi. BCI üretimindeki artışın, pamukta yaşanan genel zorluklara rağmen sürdürülebilir üretim bilincinin güçlendiğini gösterdiğini ifade eden Kayhan, “Bugün pamuk üretiminde maliyetler, iklim riski ve su sorunu nedeniyle ciddi bir baskı yaşanırken, BCI alanındaki artış son derece kıymetli. Bu artış, üreticimizin daha verimli, daha izlenebilir ve daha sürdürülebilir bir üretim modeline yöneldiğini gösteriyor. BCI yalnızca bir sertifikasyon modeli değil; suyu daha verimli kullanan, toprağı koruyan, girdileri daha bilinçli yöneten ve üreticiyi küresel pazarlara daha güçlü bağlayan bir üretim yaklaşımıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bci-sertifikali-pamukta-uretim-alani-71-bin-hektari-asti-81868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/8/1280x720/bci-sertifikali-pamukta-uretim-alani-71-bin-hektari-asti-1782373375.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPUD Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, pamukta özellikle 2023 sezonu ve sonrasındaki yıllarda yaşanan rekolte kaybının sektör açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, &quot;Pamukta sorunlar daha da derinleşerek devam ediyor. Bu yıl yağışların daha iyi seyretmesi elbette üretici açısından moral verici oldu. Ancak iklim krizi, küresel ısınma, su kaynakları üzerindeki baskı ve üretim maliyetlerindeki artış artık dönemsel değil, yapısal sorunlar haline geldi. Bu nedenle tek bir iyi sezon, pamuk üretimindeki genel kaybı ve üreticinin yaşadığı maliyet baskısını ortadan kaldırmıyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yaralari-daha-hizli-iyilestiren-cerrahi-iplik-81864</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ, yaraları daha hızlı iyileştiren cerrahi iplik üzerinde çalışıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bilim insanlarının, ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırabilecek yeni nesil cerrahi iplik geliştirmek için çalışmalar yürüttüğü bildirildi. </p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesinde (BTÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü'nde YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı programı dâhilinde görev yapan Dr. Halime Serinçay’ın yürütücülüğünü üstlendiği araştırma projesi, TÜBİTAK 2218 Yurt İçi Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı tarafından desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p>Danışmanlığını Doç. Dr. Gökçe Taner’in yaptığı projede, ameliyatlarda kullanılan cerrahi ipliklerin yara iyileşmesini destekleyeceği yeni bir teknoloji geliştirilmesi hedefleniyor. Ameliyat sonrasında kullanılan cerrahi iplikler, yaraların kapanması ve dokuların yeniden birleşmesinde önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde kullanılan birçok cerrahi iplik, yara kapatma ve enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olsa da yara dokusunun yenilenmesini doğrudan destekleyemiyor. BTÜ'de yürütülen araştırmada ise bu soruna çözüm geliştirilmesi amaçlanıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cdaa7ce6de-1782373031.JPG" alt="" width="599" height="688" /></p>
<h2>“Doğal dokuları taklit eden kaplama”</h2>
<p>Proje kapsamında, doğal dokuların yapısını taklit eden biyolojik bir kaplama geliştirilerek cerrahi ipliklerin yüzeyine uygulanacak. Böylece ameliyat sonrası iyileşme sürecinde hücrelerin daha kolay çoğalması ve yeni dokunun daha hızlı oluşması hedefleniyor. Projede sığır derisinden üretilecek olan hücresizleştirilmiş hücre dışı matriksin metakrilat türevleri ile fonksiyonelleştirilmesi ve elde edilen bu biyokompozit yapının ticari cerrahi ipliklerin yüzeyine kaplama yapılması planlanıyor. Proje Yürütücüsü Dr. Halime Serinçay, geliştirilecek kaplamanın yara bölgesinde doğal bir iyileşme ortamı oluşturarak dokuların kendini daha hızlı onarmasına katkı sağlayacağını belirtti. </p>
<h2>“Cerrahi tedavilerde büyük kolaylık”</h2>
<p>Mevcut cerrahi ipliklere uygulanabilecek şekilde tasarlanan sistemin, sağlık alanında kolaylıkla kullanılabilecek bir teknolojiye dönüşme potansiyeli taşıdığını dile getiren Dr. Serinçay, “Geliştirdiğimiz bu yeni nesil cerrahi iplik kaplama teknolojisinin, hem enfeksiyonlarla mücadeleye destek olması hem de yara iyileşme sürecini hızlandırmasıyla cerrahi tedavilerde önemli faydalar sağlamasını bekliyoruz” dedi.</p>
<h2>“BTÜ’de bilim toplumsal faydaya dönüşüyor”</h2>
<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında yaşam kalitesini artırmaya yönelik araştırmaların öncelikleri arasında yer aldığını belirterek, “Akademisyenlerimizin yürüttüğü bu çalışma, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. TÜBİTAK tarafından desteklenen projenin, ameliyat sonrası iyileşme süreçlerine katkı sağlayacak yenilikçi sonuçlar ortaya koyacağına inanıyorum. Projede görev alan araştırmacılarımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yaralari-daha-hizli-iyilestiren-cerrahi-iplik-81864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/btuden-yaralari-daha-hizli-iyilestiren-cerrahi-iplik-1782372998.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırabilecek yeni nesil cerrahi iplik geliştirmek için çalışıyor. TÜBİTAK desteği alan projede, dokuların daha hızlı yenilenmesine yardımcı olacak biyolojik kaplama teknolojisi geliştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/olum-hizi-2025te-binde-57-81872</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölüm hızı 2025&#039;te binde 5,7</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ölüm sayısı 2024'te 489 bin 734 iken, 2025'te 491 bin 684 olarak belirlendi. Ölen kişilerin yüzde 55,1'ini erkekler, yüzde 44,9'unu kadınlar oluşturdu.</p>
<p>Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025'te bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu. Diğer bir ifadeyle 2025'te bin kişi başına 5,7 ölüm düştü.</p>
<p>Kaba ölüm hızı en yüksek il, 2025'te binde 10,8 ile Sinop oldu. Bu ili binde 10,2 ile Kastamonu, binde 9,6 ile Giresun ve binde 9,5 ile Balıkesir izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak olurken, bu ili binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,1 ile Van, binde 3,2 ile Batman ve Şanlıurfa izledi.</p>
<p><strong>İllere göre ölüm nedenleri</strong></p>
<p>Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2025'te yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti.</p>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 42,3'ünün iskemik kalp hastalıklarından, yüzde 24,6'sının diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,2'sinin serebro-vasküler hastalıklardan kaynaklandığı belirlendi.</p>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarından ölümler illere göre incelendiğinde, 2025'te bu hastalıklara bağlı ölüm oranı en yüksek il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Bu ili yüzde 42,8 ile Balıkesir, yüzde 42,2 ile Hatay, yüzde 42 ile Burdur izledi.</p>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranı en düşük iller ise yüzde 25,4 ile Kilis, yüzde 28,7 ile Hakkari, yüzde 28,9 ile İstanbul, yüzde 29 ile Kayseri şeklinde sıralandı.</p>
<p><strong>Bebek ölüm hızı binde 7,8</strong></p>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 28,9'unun gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümöründen, yüzde 8'inin kolonun kötü huylu tümörü, yüzde 7,6'sının lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.</p>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden ölenler illere göre incelendiğinde, 2025'te iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölüm oranı en yüksek il yüzde 22,4 ile Ağrı oldu. Bu ili yüzde 19,8 ile Van, yüzde 19,5 ile Kocaeli ve Ankara, yüzde 19,4 ile Elazığ izledi.</p>
<p>Bu hastalıklara bağlı ölüm oranı en düşük iller ise yüzde 9,7 ile Kilis, yüzde 10,9 ile Burdur, yüzde 11 ile Şanlıurfa, yüzde 11,2 ile Aydın olarak tespit edildi.</p>
<p>Bebek ölüm sayısı, 2024'te 8 bin 484 iken, 2025'te 6 bin 988'e geriledi. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2024'te binde 9 iken, 2025'te binde 7,8 oldu.</p>
<p>Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2024'te binde 11,1 iken, 2025'te binde 9,5 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/olum-hizi-2025te-binde-57-81872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/nufus-artis-hizi-salgin-doneminin-bile-altinda-mzeb_cover-1.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre Türkiye&#039;de ölüm sayısı, 2024&#039;te 489 bin 734 iken, geçen yıl 491 bin 684&#039;e yükseldi. Buna göre ölüm hızı 2025&#039;te değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/camin-gelecegi-firinda-degil-ar-gede-sekilleniyor-81851</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Camın geleceği fırında değil, Ar-Ge’de şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şişecam ArTeGe, 50 yıllık bilimsel birikimiyle camı, sadece üretilen bir malzeme olmaktan çıkarıp enerji dönüşümü, düşük karbonlu sanayi, ileri mühendislik ve küresel rekabetin stratejik alanlarından biri haline getiriyor. </strong></p>
<p>Sanayinin geleceği daha az enerjiyle, daha düşük karbonla, daha yüksek teknolojiyle ve daha güçlü öngörüyle üretmekle tanımlanıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise Ar-Ge var. Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge merkezi olarak 1976’dan bu yana faaliyet gösteren Şişecam ArTeGe, yarım asırlık bilimsel hafızasıyla Türkiye sanayisinin teknoloji geliştirme kapasitesinin de önemli örneklerinden biri. Ar-Ge’yi geleceği inşa eden stratejik bir yatırım olarak gören bu yaklaşım, cam üretiminde enerji tüketiminin azaltılmasından yeni nesil fırın teknolojilerine, modelleme ve simülasyondan düşük karbonlu üretime kadar geniş bir alanda somut sonuçlar yaratıyor. Şişecam Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Burak Büyükfırat ile ArTeGe’nin 50 yıllık yolculuğunu, camın değişen stratejik rolünü ve sanayide dönüşümün neden artık sezgilerle değil, öngörüyle yönetilmesi gerektiğini konuştuk.</p>
<p><strong>Kırılma noktası Ar-Ge’yi geleceği inşa eden bir yatırım olarak konumlandırmamız oldu</strong></p>
<p>“Türkiye sanayisinde Ar-Ge’nin genellikle bir ‘maliyet merkezi’ olarak görüldüğü bir dönemde, Şişecam için en büyük kırılma noktası Ar-Ge’yi bir gider kalemi değil, geleceği inşa eden bir yatırım olarak konumlandırma kararlılığı oldu. Bu, Ar-Ge’nin rolünü reaktif bir sorun çözücüden, proaktif bir değer yaratıcıya dönüştüren temel bir yaklaşım değişimiydi.</p>
<p>Kuruluşu 50 yıl önce gerçekleşmiş olsa da Şişecam’da bilim ve teknoloji temelli büyüme vizyonunun temelleri çok daha eskiye, 1940’lara dayanıyor. 1976’da Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge merkezi olarak yola çıktığımızda hedefimiz yalnızca teknik sorunlara çözüm üretmek değildi. Bilimi ve mühendisliği karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiren kalıcı bir yetkinlik oluşturmayı amaçladık. Bugün geriye baktığımızda, Şişecam Ar- TeGe’nin Türkiye’de sanayinin Ar-Ge kültürünün kurumsallaşmasına yaptığı en önemli katkının, araştırma ile üretim arasındaki bağı kalıcı hale getirmesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçek değer, bilginin ürüne, teknolojinin rekabet avantajına ve inovasyonun sürdürülebilir büyümeye dönüşmesiyle ortaya çıkıyor. ArTeGe’yi yalnızca Şişecam’ın değil, Türkiye sanayisinin teknoloji üretme kapasitesine yapılmış uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın güncel yansımalarından biri de küresel cam ekosistemini bir araya getiren ve sektörümüz için önemli bir platform olan Şişecam Uluslararası Cam Konferansları… Bu yıl 40’ıncı kez, “United to Innovate: A Future Focused Transformation of Energy &amp; Glass” temasıyla gerçekleştirdiğimiz konferansta akademi, tasarım ve sanayi dünyasını İstanbul’da bir araya getirdik.”</p>
<p><strong>İş birliği odaklı ekosistem</strong></p>
<p>“Şişecam ArTeGe’yi farklı kılan unsur, Ar-Ge’yi yalnızca yeni fikirler üreten bir yapı olarak değil, iş sonuçlarına doğrudan etki eden stratejik bir teknoloji ve yetkinlik alanı olarak konumlandırması. 1976’dan bu yana oluşturduğumuz bilimsel ve teknolojik birikimi, üretimden ürün geliştirmeye, maliyet yönetiminden sürdürülebilirliğe kadar tüm süreçlere entegre ederek somut değere dönüştürüyoruz. Bu dönüşümde önemli bir dönüm noktası, 2014'te Gebze-Çayırova'da açılan Şişecam Bilim, Teknoloji ve Tasarım Merkezi oldu. 9.400 metrekarelik alanda, 31 uzmanlık laboratuvarıyla, LEED Gold sertifikalı ve Avrupa›da alanının sayılı cam araştırma merkezlerinden biri olan bu yapı, ArTeGe’nin fiziksel ve kurumsal ölçeğini yeni bir düzeye taşıdı. Fakat asıl dönüştürücü güç bu duvarların içinde saklı değil; sektörel zorlukları tek başımıza çözmek yerine, tüm paydaşlarımızla el ele vererek ortak akılla çözmemizi sağlayan iş birliği odaklı ekosistem yaklaşımımızda yatıyor. Şişecam ArTe- Ge bugün kısa vadeli mühendislik ihtiyaçlarına hızlı çözümler üretirken, aynı zamanda geleceğin teknolojilerine yatırım yapan çift odaklı bir modelle çalışıyor. Araştırma, mühendislik, tasarım ve inovasyonu aynı çatı altında buluşturan ‘tek durak teknoloji uzmanlığı merkezi’ entegre yapısı sayesinde fikirden endüstriyel uygulamaya kadar tüm süreçlerde değer yaratıyor.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik teknoloji geliştirme sürecinin ayrılmaz parçası</strong></p>
<p>Rekabet gücü artık nihai ürünün kendisi kadar, o ürünün ne kadar düşük enerjiyle, az kaynak kullanılarak ve düşük karbon ayak iziyle üretilebildiğiyle de ölçülüyor. Aynı zamanda üretim sistemlerinin değişen koşullara ne kadar dayanıklı ve uyumlu olduğu da bu denklemin önemli bir parçası haline geliyor. Şişecam ArTeGe’de, enerji verimliliğinden karbon azaltımına, kaynak optimizasyonundan alternatif hammadde kullanımına kadar geniş bir alanda yürüttüğümüz çalışmalar, sürdürülebilirliği tüm teknoloji geliştirme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Cam kompozisyonlarının optimize edilmesinden yeni nesil fırın teknolojilerine, dijital modelleme altyapılarından elektrifikasyon çalışmalarına kadar uzanan projelerle hem çevresel etkimizi azaltıyor hem de üretim performansımızı sürekli geliştiriyoruz. ArTeGe, Şişecam’ın büyüme hedefleri ile sürdürülebilirlik hedeflerini aynı noktada buluşturan bir dönüşüm alanı olarak çalışıyor.”</p>
<p><strong>Cam geleceğin ihtiyaçlarına güçlü bir cevap veriyor</strong></p>
<p>“Cam çok köklü bir malzeme; ancak bugün onu yeniden önemli hale getiren şey geçmişi değil, geleceğin ihtiyaçlarına verdiği güçlü cevap. Enerji dönüşümünden sürdürülebilir yapılara, mobiliteden sağlık teknolojilerine kadar pek çok alanda camın rolü yeniden tanımlanıyor. Çünkü artık mesele yalnızca bir malzemenin kullanılabilir olması değil, enerji verimliliği, dayanıklılık, güvenlik ve sürdürülebilirlik açısından ne sunduğu… Biz camın geleceğini daha akıllı, daha yüksek performanslı ve daha sürdürülebilir uygulamalarda görüyoruz. Elektrifikasyon bu dönüşümün merkezinde yer alacak. Yüksek elektrikli hibrit ve tam elektrikli fırınlar öne çıkarken, dijitalleşme ise yapay zekâ ve makine öğrenmesini tasarım ve mühendislik süreçlerine entegre ederek karar alma hızını ve alınan kararın doğruluğunu artırmada kritik bir rol üstlenecek. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş hızlandıkça, camın hem işlevi hem de stratejik değeri artıyor. Bu dönüşümde belirleyici olan ise yalnızca üretim kapasitesi değil; bilim, mühendislik ve inovasyon gücü.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İnovasyon tek bir kurumun sınırları içinde gelişmiyor</strong></span></p>
<p>● “İnovasyon artık tek bir kurumun sınırları içinde gelişmiyor. En güçlü çözümler, farklı disiplinlerin ve farklı bilgi birikimlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Şişecam ArTeGe, üniversiteler, araştırma kuruluşları, teknoloji şirketleri ve uluslararası platformlarla kurduğu iş birlikleri sayesinde küresel inovasyon ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlanıyor. Küresel cam endüstrisi ile akademiyi bir araya getirerek karbonsuz ve sürdürülebilir üretime yönelik Ar-Ge çalışmaları yürüten, kâr amacı gütmeyen bir araştırma ve teknoloji kuruluşu olan Glass Futures’ın stratejik ortaklardan biri olarak da önemli bir ekosistemin aktif bir parçasıyız. Bu platformu, cam endüstrisinin geleceğini şekillendiren güçlü bir iş birliği modeli olarak görüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/camin-gelecegi-firinda-degil-ar-gede-sekilleniyor-81851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/burak-buyukfirat-1782367709.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Camın geleceği fırında değil, Ar-Ge’de şekilleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/helal-uygunluk-belgeli-urunlerin-ithalat-denetiminde-duzenleme-81871</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Helal uygunluk belgeli ürünlerin ithalat denetiminde düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Helal Uygunluk Belgeli Ürünlerin İthalat Denetimi Tebliği", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre tebliğ, ithalat yoluyla iç piyasaya arz edilecek ürünlerdeki helal uygunluk işaretlerinin ve belgelerinin haksız ticari uygulama teşkil etmesini engellemek, ilgili düzenlemelere uygunluğunu sağlamak ve aldatıcı ticari uygulamalara karşı koruma amaçlıyor.</p>
<p>Söz konusu tebliğ Serbest Dolaşıma Giriş Rejimi ile Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi'ne tabi tutularak ithal edilecek ve Helal Akreditasyon Kurumunun akreditasyon hizmeti verdiği uygunluk değerlendirme alanlarına konu ilgili ürünleri kapsıyor.</p>
<p>Bu ürünleri ithal etmek isteyen firmaların, Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi Hakkında Tebliğ çerçevesinde Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi'nde (TAREKS) tanımlanması gerekecek.</p>
<p><strong>Denetim başvuruları TAREKS üzerinden gerçekleştirilecek</strong></p>
<p>Helal uygunluk denetimlerine ilişkin başvuru, denetim ve bildirimlere ilişkin işlemler TAREKS üzerinden yapılacak.</p>
<p>Tebliğ kapsamındaki ürünlerin ithalatında denetim birimlerine yapılacak başvurular, firma adına yetkilendirilen kullanıcılar tarafından Bakanlık internet sayfasındaki TAREKS üzerinden gerçekleştirilecek. Bu ürünlerin taşıdığı herhangi bir helal ibaresine ilişkin belgelerin de TAREKS'e yüklenmesi zorunlu olacak.</p>
<p>Yapılan ithalat denetimi sonucunda, ürünün ilgili mevzuata aykırı olduğunun tespit edilmesi durumunda ürünün helal beyanıyla ithalatına izin verilmeyecek.</p>
<p>İthali uygun görülmeyen ürün veya ambalajındaki helal uygunluğa yönelik ibarenin denetim birimince uygun görülen bir yöntemle çıkarılması halinde ürünün ithalatına müsaade edilebilecek.</p>
<p>Tebliğ 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/helal-uygunluk-belgeli-urunlerin-ithalat-denetiminde-duzenleme-81871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, bazı ürünler için düzenlenen helal uygunluk belgelerinin haksız ticari uygulama teşkil etmesini engellemek amacıyla firmaların TAREKS tanımlanması gerekecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasi-yonetmeliginde-degisiklik-81869</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik piyasası yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, ilgili yönetmelikteki maddede metodoloji çerçevesinde Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından hesaplanan geri ödemeye esas yatırım tutarı, Tüketici Fiyat Endeksi değerleri kullanılmak suretiyle geri ödemenin başlamasını takiben TEİAŞ tarafından güncellenecek.</p>
<p>Güncelleme, yılda bir defa olmak üzere her ocakta temel endeks değeri olarak son güncellemenin yapıldığı aydan bir önceki aralık ayına ilişkin endeks değeri, güncel endeks değeri olarak ise güncellemenin yapıldığı ocak ayından bir önceki aralık ayına ilişkin endeks değeri kullanılmak suretiyle yapılacak.</p>
<p>Güncelleme, bakiye geri ödemeye esas yatırım tutarı üzerinden yapılacak. İlk güncelleme, geri ödemenin başladığı aydan sonraki ilk ocak ayında yapılacak ve bu güncellemede temel endeks değeri olarak bağlantı anlaşmasında yer alan iletim varlıklarının en son geçici kabul onayının yapıldığı aya ilişkin endeks değeri kullanılacak.</p>
<p>Ayrıca, eklenen diğer madde ile 20. maddenin altıncı fıkrası kapsamında yapılacak güncelleme işlemleri, geçici kabulü 27 ocak 2026'den ve bu tarihten sonra onaylanan iletim tesisleri için yapılacak. Bununla birlikte, 2014'te yayımlanan Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliğinin 20. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "sabitlenerek," ibaresi yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasi-yonetmeliginde-degisiklik-81869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, elektrik piyasası bağlantı ve sistem kullanım yönetmeliğinde değişiklik yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/13-ilde-yeka-ilani-81867</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 13 ilde YEKA ilanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, Türkiye'nin çeşitli illerinde bulunan bölgeleri Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ankara'nın Polatlı, Batman'ın Gercüş, Bingöl'ün Solhan, Çorum'un Merkez, Denizli'nin Çivril ve Bekilli, Edirne'nin Keşan, Konya'nın Cihanbeyli, Malatya'nın Arapgir, Sivas'ın Yıldızeli, Tokat'ın Sulusaray, Uşak'ın Banaz, Eşme, Sivaslı, Karahallı, Ulubey ve Merkez, Yozgat'ın Akdağmadeni ilçeleri ile Kayseri'nin Küpeli Mahallesi'ndeki bazı alanlar, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği kapsamında YEKA ilan edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/13-ilde-yeka-ilani-81867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara, Batman, Bingöl, Çorum, Denizli, Edirne, Konya, Malatya, Sivas, Tokat, Uşak, Yozgat ve Kayseri&#039;deki bazı alanlar YEKA ilan edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasindan-donusum-ve-guvenlik-dersleri-81840</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’ndan dönüşüm ve güvenlik dersleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu başlıktaki unsurları dijital parantezine almak mümkün değil çünkü hem başlık çok uzun hale geliyor hem de gerçekte yaşananı anlatmakta yetersiz kalıyor. Bu şirketlerin, kurumların ve devletlerin dikkate alması gereken önemli bir nokta çünkü artık dijital olan ile gerçek olan birbirinin içine öylesine girmiş durumda ki, birini değiştirdiğinizde diğeri de değişiyor. Bu dünyada asıl değişenin ne olduğunu anlamak rekabet gücü ve sürdürülebilir bir iş modeli yaratma noktasında büyük önem taşıyor. Öncelikle benim dikkatimi çeken noktaları sıralayıp sonrasında asıl konuya geçmek istiyorum.</p>
<p>Futbol bambaşka bir şeye dönüşüyor ve bu, değişen dünyamızın en açık göstergesi ve bunu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) normlarıyla gerçekleştiriyorlar.</p>
<p>Birincisi, eskiden iki devre halinde oynanan futbol maçları Dünya Kupası’nda su molası ile bölünerek dört devre halinde oynanmaya başladı. Bu basketbol maçlarında daha önce hayata geçirilmiş bir değişiklikti.</p>
<p>İkincisi, futbolcuların birbirini itip kakması faul olmaktan çıkarıldı ya da daha doğru bir anlatımla, burada otorite tamamen hakeme devredildi. Bu, daha önce Amerikan futbolunda karşılaştığımız bir durumdu ve oyuncularla hakemlerin ağız dalaşına kadar gidiyordu. Bu da izleyicinin çok ilgisini çekiyordu. Daha o noktaya gelmedik ama artık neyin faul olup olmadığı tamamen flu alanda.</p>
<p>Üçüncüsü, maça yeni açılardan bakmak mümkün oldu. Hakem kamerası, hakemin karar verirken ne gördüğünü bizim de görmemizi sağlıyor. Bu, seyirci için değil, elektronik oyunlar için geliştirildiğini düşündüğüm bir uygulama ancak hareketli robotların sadece futbol maçlarında kullanılmakla sınırlı kalmayacağa benziyor. Bunun, merkezi olarak yönetilen askeri robotlar için de geliştirilen bir teknoloji olduğunu düşünüyorum ve kısa sürede sarsıntının azaltılması gibi konularda çok hızlı mesafe kat edildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, hakemler robot gibi maç yönetiyor. Koyulan her kuralı uygulayan otomatize edilmiş bir hakem formatı var. Bu hakemlerin, topun beş saniyede oyuna sokulması kuralını uygulamak için kollarını indirip kaldırarak saniye saymalarında çok komik bir hale geliyor.</p>
<p>Ve son olarak, hakemlerin cezalandırma kuralları garip bir hal almış durumda. Bileğe basmak bazen sarı kart bile getirmezken bizim Paraguay ile oynadığımız maçta rakip futbolcu ağzını kapatarak konuştuğu için kırmızı kart gördü. ABD vize başvurusunda sosyal medyası kapalı olduğu için ret yiyenlerin bu durumu Amerikanlaşma olarak değerlendireceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Futboldan “soccer”a geçiş</strong></p>
<p>Yapay zekâya “football” ile “soccer” arasındaki farkı anlattırmaya çalıştığımda net bir sonuç alamadım. En fazla bizim de içinde Türkiye, Avrupa ve Güney Amerika coğrafyasında futbol, ABD, Kanada ve kısmen Avustralya’da soccer sözcüğünün kullanıldığı analizini yapabildi. Ancak buradaki ayrım benim aldığım eğitim kapsamında belleğimde, futbola soccer diyenlerin futbol diyenlere yönelik hem bir aşağılama hem de “gerçek futbol bizimki (Amerikan futbolu), siz sadece topu tepiyorsunuz” tavrı olarak yerleşmiş. Tıpkı, takvim değişikliğinin ardından yapılan 1 Nisan şakalarında olduğu gibi. Bizde masum şakalar olsa da 1 Nisan’da yapılan şakalar, yılı 1 Nisan’da başlatan Jülyen takvimini kullananlara yönelik sıkı bir aşağılama barındırıyor. Konuyu yapay zekâ marifetiyle aktarayım.</p>
<p>“1 Nisan şakalarının kökenine dair en yaygın ve güçlü teori, 1582 yılında Jülyen takviminden Gregoryen (Miladi) takvime geçiş sürecine dayanır.</p>
<p>Bu takvim reformu ve iletişim gecikmeleri, şaka gününün doğuşunu şu adımlarla tetiklemiştir:</p>
<p>Yılbaşı Tarihinin Değişmesi</p>
<p>Eski Jülyen takvimine göre yeni yıl, ilkbahar ekinoksu dönemi olan mart sonu başlayıp 1 Nisan civarında kutlanıyordu. Papa XIII. Gregory, 1582'de kendi adını taşıyan Gregoryen takvimini ilan ettiğinde yılbaşını resmi olarak 1 Ocak tarihine taşıdı.</p>
<p>Bilgi Eksikliği ve Reddediş</p>
<p>O dönemde haberleşme imkanları kısıtlı olduğu için Avrupa'daki birçok kasaba ve köy halkı bu takvim değişikliğinden yıllarca haberdar olamadı. Bazı gelenekçiler ise değişikliği duymalarına rağmen yeni tarihi kabul etmeyi reddederek yeni yılı yine 1 Nisan'da kutlamaya devam etti.</p>
<p>"Nisan Aptalları" (April Fools) Kültürü</p>
<p>Değişikliği benimseyen modern kesim, 1 Nisan'da hala yılbaşı kutlaması yapan bu bilgisiz veya inatçı gruplarla alay etmeye başladı. Kendilerine sahte hediyeler gönderildi, boş davetiyeler verildi ve asılsız haberlerle kandırıldılar. Bu kişilere İngilizcede "April Fools" (Nisan Aptalları), Fransa'da ise kolay avlanan toy balıklara benzetilerek "Poisson d'Avril" (Nisan Balığı) adı verildi.</p>
<p>Zamanla bu tarihsel takvim karmaşası ve yapılan alaylar evrenselleşerek her yılın 1 Nisan gününde insanların birbirini kandırdığı eğlenceli bir şaka geleneğine dönüştü.”</p>
<p>Futbol sadece futbol değildir. Bu değişimi küçümsemememizi sağlamak için 1 Nisan konusunu aktarmak istedim. Siyasete odaklı yazılar yazıyor olsam, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO zirvesi için geleceği Türkiye’de, herkesin ABD’ye laf söylemesine karşın meclisimizin ABD’deki Cumhuriyetçiler-Demokratlar yapısında olduğu gibi iki partili (Cumhur İttifakı-Millet İttifakı) haline gelmesine ve yargı sistemimizin ABD’deki Attorney General modeline dönüştürülmesine de değinmek isterdim ama bunlar daha derin analizler yapanların işi olmalı.</p>
<p>Ben futbol ve teknoloji ile gelen ve bizim yine farkında olmadığımız muazzam değişimle devam edeyim. Biz teknoloji tarihimizi sürekli treni kaçırma benzetmesi ile algılıyor ve anlatıyoruz. Asıl sorunumuz trene geç kaldığımız için ödediğimiz faturanın yüksekliği ve trene yetişmeye çalışırken unuttuğumuz valizlerimiz ile vedalaşmadan arkamızda bıraktıklarımız. Bunlar bizi sürekli geri çekiyor. Dünya Kupası’nın dijital uygulama kullanımı ile başlayan ve bugünlerde siber güvenlik boyutu ile devam eden hikâyesini bir dijital dönüşüm olgusu olarak değerlendirmek istiyorum.</p>
<p><strong>Uygulamalardan siber güvenliğe Dünya Kupası</strong></p>
<p>Dünya Kupası’nın başlangıcından önce Adjust, 2022 Dünya Kupası’nın verilerine 2026 Dünya Kupası ile ilgili öngörülerini aktardığı önemli bir bülten geçti. Olduğu gibi aktarayım.</p>
<p>“2026 Dünya Kupası’nın Mobil Uygulama Ekonomisinde Rekor Büyüme Yaratması Bekleniyor</p>
<p>11 Haziran – 19 Temmuz 2026 tarihleri arasında ABD, Kanada ve Meksika ev sahipliğinde düzenlenecek olan 2026 FIFA Dünya Kupası, turnuva tarihinin en büyük organizasyonu olmaya hazırlanıyor. İlk kez 48 takımın mücadele edeceği turnuva, toplam 16 şehirde gerçekleştirilecek ve milyarlarca izleyiciye ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Büyük futbol turnuvaları, kullanıcı davranışlarını anlık olarak değiştiren küresel etkileşim dönemlerine dönüşüyor. 2022 FIFA Dünya Kupası dönemine ilişkin Sensor Tower’ın mobil uygulama yükleme trendlerine ilişkin verileri, Adjust’ın mobil kullanım ve etkileşim analitiğiyle birlikte değerlendirildiğinde, büyük spor organizasyonlarının mobil uygulama ekosistemi üzerinde güçlü ve ölçülebilir etkiler yarattığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu analizler, mobil pazarlamacılara turnuva dönemlerindeki kullanıcı davranışlarını daha iyi anlama ve kampanya performanslarını optimize etme konusunda önemli içgörüler sunuyor. Verilere göre turnuva dönemlerinde özellikle spor haberleri, streaming, spor eğlence, yemek teslimatı ve alışveriş uygulamalarında ciddi büyüme yaşanırken, kullanıcı oturum süreleri ve uygulama etkileşimleri de belirgin şekilde artıyor.</p>
<p>Veriler, en güçlü büyümenin açılış haftasında, milli takım maçlarında ve eleme turlarında gerçekleştiğini gösteriyor. Dünya Kupası’nın ilk haftasında spor haber uygulamalarının yüklemeleri küresel ölçekte %56 artarken, streaming uygulamalarında yüklemeler %41 yükseldi. Turnuvanın en yoğun günlerinden biri olan 22 Kasım’da ise spor eğlence uygulamalarındaki küresel büyüme %189’a, spor haber uygulamalarındaki artış ise %204’e ulaştı.</p>
<p>Analizler, kullanıcı davranışındaki değişimin yalnızca spor kategorisiyle sınırlı kalmadığını da gösteriyor. Dünya Kupası’nın açılış gününde yemek teslimatı uygulamalarının yüklemeleri küresel olarak %15 artarken, büyük maç günlerinde alışveriş uygulamalarındaki oturumlarda da dikkat çekici artışlar yaşandı. Kullanıcıların maçları takip ederken aynı anda canlı skor, sosyal medya, streaming ve sipariş uygulamaları arasında geçiş yaptığı “ikinci ekran” davranışı, mobil ekonomide eş zamanlı büyüme yarattı.</p>
<p>2026 FIFA Dünya Kupası’nın, önceki turnuvalara kıyasla daha uzun sürecek maç takvimi, artan takım sayısı ve gelişmiş dijital yayın altyapısı sayesinde mobil uygulama ekonomisi üzerindeki etkisinin daha da büyük olması bekleniyor. Özellikle canlı yayın, spor eğlence, hızlı teslimat, alışveriş ve sosyal etkileşim uygulamalarında kullanıcı edinimi ve uygulama içi etkileşimlerin rekor seviyelere ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Adjust META Satış Direktörü Başak Zerman, Dünya Kupası gibi küresel organizasyonların mobil pazarlama ekosistemi açısından giderek daha stratejik bir rol üstlendiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Dünya Kupası gibi küresel organizasyonlar, mobil uygulama pazarlamacıları için yalnızca görünürlük sağlayan etkinlikler değil, kullanıcı kazanımı, yeniden etkileşim ve gelir artışı açısından stratejik büyüme dönemleri olarak öne çıkıyor. Uygulama yüklemelerinde ve eş zamanlı kullanıcı etkileşimlerinde yaşanan hızlı artış, markalara büyüme fırsatı sunarken rekabeti de önemli ölçüde artırıyor.</p>
<p>Bu dönemde yalnızca kullanıcı kazanımına odaklanmak yeterli olmuyor. Kampanya performansını doğru ölçmek, kullanıcıları doğru zamanda yeniden etkileşime geçirmek ve pazarlama yatırımlarını anlık verilerle optimize edebilmek markalar için kritik avantaj sağlıyor. Özellikle maç günlerinde yaşanan yoğun trafik, veri odaklı stratejilerin önemini daha da artırıyor.</p>
<p>Kullanıcı edinim maliyetlerinin arttığı bu yoğun dönemlerde doğru attribution modelleri, gelişmiş analitik ve fraud prevention çözümleri pazarlama yatırımlarının daha verimli yönetilmesini sağlıyor. Kullanıcı davranışı ve dönüşüm süreçlerinin doğru şekilde analiz edilmesi ise sürdürülebilir büyüme için belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Adjust, sunduğu uçtan uca ölçümleme, attribution, otomasyon ve fraud prevention çözümleriyle markalara kampanya performansını gerçek zamanlı yönetme, kullanıcı yolculuğunu daha net anlama ve yatırım geri dönüşünü optimize etme imkânı sunuyor. Böylece markalar, Dünya Kupası gibi yüksek etkileşimli dönemleri kısa vadeli kazanımın ötesinde, uzun vadeli büyüme fırsatlarına dönüştürebiliyor.”</p>
<p>Benim yapay zekâ ile birlikte yaptığım çalışma 2026’da Dünya Kupası’nda kullanılan teknolojileri şu şekilde sıralamamı sağladı. Ben, teknolojiler ile tehditleri bir arada sıralamayı tercih ettim:</p>
<p>Dünya Kupası organizasyonları mobil biletleme, yapay zeka destekli bilgisayarlı görü ve IoT (Nesnelerin İnterneti) tabanlı akıllı stadyum sistemlerine dayanmaktadır. Bu dijitalleşme; oltalama (phishing) kampanyaları, sahte yayınlar, fidye yazılımları, QR kod dolandırıcılıkları ve kritik altyapılara yönelik siber saldırılar için geniş bir saldırı yüzeyi oluşturmaktadır.</p>
<p>Dünya Kupası'nda Kullanılan Yeni Teknolojiler</p>
<ul>
<li>Yapay Zeka ve Bilgisayarlı Görü: Maç esnasında ofsayt gibi kritik pozisyonları tespit etmek için kameralar, yapay zeka algoritmalarıyla entegre edilmiştir.</li>
<li>Akıllı Stadyum ve IoT: Stadyum aydınlatması, biletleme sistemleri, taraftar yönlendirme uygulamaları ve saha içi ekipmanlar birbirine bağlı dijital ağlar üzerinden yönetilmektedir.</li>
<li>Biyometrik Güvenlik: Taraftarların stadyumlara sorunsuz ve güvenli erişimi için gelişmiş yüz tanıma ve biyometrik kontrol sistemleri stadyum girişlerinde kullanılmaktadır.</li>
<li>Dron Savunma Sistemleri: Stadyumları ve taraftar alanlarını yetkisiz insansız hava araçlarından (İHA) korumak için siber-radyo frekans (RF) tabanlı savunma teknolojileri devreye alınmıştır.</li>
</ul>
<p>Bu Teknolojilere Yönelik Siber Saldırılar</p>
<ul>
<li>Sahte Siteler ve Oltalama: Resmi FIFA kanallarını taklit eden binlerce sahte alan adı, özellikle bilet bulmakta zorlanan taraftarları hedef almaktadır.</li>
<li>Kötü Amaçlı Yazılımlar (Malware): "Ücretsiz maç yayını", "bilet sorgulama" veya "bahis" vadeden sahte mobil uygulamalar (APK'lar) ve dosyalar kullanılarak taraftarların cihazlarına sızılmaktadır.</li>
<li>Siber Casusluk ve Veri Hırsızlığı: Taktiksel avantaj elde etmek isteyen rakip grupların yanı sıra oyuncu, personel veya biletleme sistemlerine sızarak büyük veri kümelerini ele geçirme girişimleri bulunmaktadır.</li>
<li>Kritik Altyapı Tehditleri: Devlet destekli grupların veya hacktivistlerin, turnuva sırasında şehirlerin ve stadyumların kritik altyapılarını hedef alan kesinti (DDoS) saldırıları ve sistemleri devre dışı bırakan eylemleri risk teşkil etmektedir.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, alınacak önlemler listesinde 1 numaraya resmi kanallardan güvenli bilet almayı koyarken bu konuda VPN değerlendirmesi yaparak şöyle diyor:</p>
<p>Resmi kanalları doğrulamak ve halka açık ağlarda güvende kalmak için uygulayabileceğiniz adımlar şunlardır:</p>
<p>Resmi Kanalları Doğrulama Yöntemleri</p>
<ul>
<li>Alan Adı Kontrolü: FIFA veya resmi iş ortaklarının web adreslerini kontrol edin. "fifa-tickets-2026.com" gibi şüpheli uzantılı taklit adreslerden uzak durun.</li>
<li>SSL/TLS Sertifikası: Tarayıcı adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın. Sertifikanın sadece geçerli olduğunu değil, doğrudan "FIFA" adına düzenlendiğini doğrulayın.</li>
<li>Resmi Yönlendirme: Bilet veya konaklama sayfalarına arama motorları üzerinden değil, yalnızca FIFA'nın doğrulanmış sosyal medya hesaplarındaki linklerden geçiş yapın.</li>
<li>Güvenli Ödeme: Ödeme sayfasında 3D Secure (SMS onay kodu) zorunluluğu arayın. Ödemelerinizi doğrudan ana sayfadan değil, güvenli ödeme geçitlerinden yapın.</li>
</ul>
<p>Halka Açık Ağlarda VPN ile Veri Güvenliği</p>
<ul>
<li>Trafiği Şifreleme: VPN, cihazınız ile internet arasında şifreli bir tünel açar. Stadyum veya otel Wi-Fi ağındaki bilgisayar korsanlarının verilerinizi izlemesini engeller.</li>
<li>Güvenli Protokol Seçimi: VPN uygulamanızda "OpenVPN" veya "WireGuard" gibi güncel ve yüksek güvenlikli şifreleme protokollerini aktif hale getirin.</li>
<li>Kill Switch Özelliği: VPN bağlantınız anlık olarak kopsa bile, internet trafiğinizi tamamen keserek şifresiz verinin halka açık ağa sızmasını önleyen bu özelliği açın.</li>
<li>Güvenilir Sağlayıcı: "Ücretsiz" VPN servisleri verilerinizi reklam şirketlerine satabilir. Bu nedenle kayıt tutmayan (no-logs) ücretli ve saygın VPN servislerini tercih edin.</li>
</ul>
<p>ABD gerçekliğinden bizim daha yakın olduğumuz Avrupa’ya geçerek bir karşılaştırma öğesi ile yazıyı kapatayım.</p>
<p><strong>Teknolojide Avrupa, Barcelona örneği ile dikkat çekiyor</strong></p>
<p>ABD, Kanada ve Meksika olmak üzere üç ülkede gerçekleşen Dünya Kupası, futbol sisteminin yanında teknoloji alanında da böyle önemli bir dönüşüme sahne olurken Avrupa’nın (ve tabii ki FIFA karşısında UEFA’nın) ne olacağı aklıma gelen bir soru oluyor.</p>
<p>Bu sorunun teknoloji boyutunda Avrupa’nın yarattığı başarılı bir örnekle yazıyı tamamlamak istiyorum. Biraz F35-Eurofighter karşılaştırması gibi olacak ama Barcelona’nın yenilenen stadı Camp Nou, Avrupa’nın stadyumdaki izleyiciler üzerinden teknolojik olarak ayakta durduğunu gösteren, ileriye uzanan bir örnek oluşturuyor. İşte yapay zekâ ile yaptığımız değerlendirme:</p>
<p>Yenilenen Spotify Camp Nou, Avrupa'nın en büyük ve en dijital stadyumu olma hedefiyle, akıllı altyapılardan sürdürülebilir enerji sistemlerine kadar pek çok yenilikçi teknolojiyi barındırmaktadır. Türk şirketi Limak İnşaat tarafından inşa edilen stadyumda öne çıkan temel teknolojiler şunlardır:</p>
<p>Görsel ve Dijital Deneyim Teknolojileri</p>
<ul>
<li>360 Derecelik Dev Skorbort: Tribünlerin iç kısmını tamamen çevreleyen, çatının altına asılı devasa bir 360 derecelik LED ekran sistemi bulunmaktadır.</li>
<li>Dinamik LED Dış Cephe: Stadyumun dış mimarisi, kulüp renkleri, anlık maç skoru veya görsel şovlar için tamamen aydınlatılabilir dinamik LED panellerle kaplanmıştır.</li>
<li>Kalıcı 5G Altyapısı: Nou Camp, saha içi, tribünler ve tüm ziyaretçi alanlarında kesintisiz yüksek hızlı bağlantı sunan dünyanın ilk kalıcı 5G entegrasyonlu stadyumlarından biridir.</li>
<li>Bütünleşik IoT ve Ses Ekosistemi: Crestron ile yapılan ortaklık sayesinde, stadyum genelindeki tüm ses, görüntü ve iklimlendirme sistemleri tek bir merkezi IoT (Nesnelerin İnterneti) ekosisteminden yönetilir.</li>
</ul>
<p>Bulut Bilgi İşlem, Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik</p>
<ul>
<li>HPE Bulut ve AI Çözümleri: HPE iş birliğiyle, taraftarlara özelleştirilmiş hizmetler sunmak için veri analiz modelleri ve yapay zeka (AI) destekli bulut servisleri entegre edilmiştir.</li>
<li>Fortinet Güvenlik Duvarları: Stadyumun Wi-Fi ağını, operasyonel teknolojilerini (OT) ve veri merkezlerini korumak için yapay zeka destekli Fortinet Security Fabric ve sıfır güven mimarili (ZTNA) siber güvenlik duvarları kullanılır.</li>
</ul>
<p>Sürdürülebilirlik ve Akıllı Mimari</p>
<ul>
<li>Güneş Panelli Çatı: Yeni eklenen devasa gergi çatı, üzerindeki fotovoltaik (güneş) panelleri sayesinde kendi enerjisini üreterek içerideki dev ekranı ve sistemleri besler.</li>
<li>Akıllı Hibrit Saha: Çim zemin; gelişmiş havalandırma, otomatik drenaj ve hava durumuna göre kendini ayarlayan iklim kontrol sistemleriyle donatılmıştır.</li>
<li>Yağmur Suyu Geri Dönüşümü: Çatı ve tribün yüzeylerinden toplanan yağmur suları, filtreleme sistemleriyle arıtılarak sahanın sulanmasında tekrar kullanılır.</li>
</ul>
<p>Özellikle son maddedeki yağmur suyu geri dönüşümü, ülkelerin rekabet gücü ile kültürleri arasındaki bağlantıya işaret eden önemli bir gösterge. Bu yöntemin kullanıldığı çok sayıda örnek var ancak Barcelona’da bunu farklı kılan, usta mimar Antoni Gaudi’nin bunu 1900 ile 1914 arasında inşa ettiği Park Güell’de kullanmış olması hikâyeye farklı bir anlam katıyor. İngiltere ile yapılan ticaretle finanse edilen Park Güell’de, o dönemde dumanlar içindeki bir sanayi şehri olan Barcelona’da bulunmayan sürdürülebilir yaşam olanağı aranmıştı. Bugün Avrupa futbolunun ABD modeli karşısında hayatta kalmak için yapması gerekenleri düşünürken bu örnek aklıma geliyor. O zaman İngiltere ile savaş ticaretin bozulmasına ve Park Güell’in yarım kalmasına neden olmuştu. Bakalım bugün futbolda ne olacak? </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasindan-donusum-ve-guvenlik-dersleri-81840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’ndan dönüşüm ve güvenlik dersleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-aclik-sinirinin-altinda-81839</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari ücret açlık sınırının altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. HÜSEYİN MERT - </strong><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi</strong></p>
<p><strong> </strong>Asgari ücret, çalışan ve ailelerinin onurlu bir şekilde yaşayabilmesine yönelik bir sosyal devlet projesidir. Uluslararası kabul gören tanımıyla asgari ücret, ‘vasıf gerektirmeyen işler için işçiye emeği karşılığında ödenen, işçinin kendisi ve ailesinin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayıp, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesine yetecek olan ücrettir’.</p>
<p>Ülkemiz hukukunda asgari ücretle ilgili düzenlemelere; Anayasa ve yasalarda yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 49 ve 55’nci maddeleri birlikte ele alındığında; sosyal devlet ilkesinin gereği, çalışma barışının sağlanması, çalışanların korunması ve hayat seviyelerinin yükseltilmesi amaçlarına yönelik olarak asgari ücretin, ‘insan onuruna yakışır bir hayat sürmeye yetecek miktarda olması gerektiği’, hüküm altına alınmıştır. İş Kanunu’nun 39’uncu maddesi ve Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4’üncü maddesinde asgari ücret, ‘işçilere normal bir çalışma günü karşılığında ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden karşılamaya yetecek ücret’ olarak tanımlanmıştır.</p>
<p>Görüldüğü üzere ülkemiz hukukunda asgari ücret, evrensel uygulamalarla uyumlu olacak şekilde; işçinin yaşamsal öneme sahip temel ihtiyaçları vurgulanarak, bu ihtiyaçların minimum düzeyde sağlanması esası üzerine tanımlanmıştır.</p>
<p>Yine ülkemizin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalarda devletler; (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Hükümleri, Avrupa Sosyal Şartı vs.) çalışanların, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri için gerekli önlemleri almakla sorumlu tutulmuşlardır.</p>
<p><strong>Asgari ücret uygulamaları giderek </strong><strong>öz ve amacından uzaklaşıyor</strong></p>
<p>Asgari ücret, çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığında çalışanların insanca yaşayabilmesi önünde zorluklar oluşmaktadır. Asgari ücretin en önemli amacı; çalışanlara asgari yaşamsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak bir yaşam düzeyini sağlamasıdır.</p>
<p>Ülkemizde asgari ücret uygulamalarının giderek öz ve amacından uzaklaştığını gözlemlemekteyiz. Çünkü uygulanan politikalar, ücret artışlarını enflasyonun kaynaklanış nedenleri arasında görmektedir. Ve ücret artışları sürekli olarak enflasyon oranının altında tutulmuştur.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb9b331fa7-1782364595.png" alt="" width="650" height="157" />Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere ülke ekonomisi her yıl bir önceki yıla göre büyümüştür. Ekonomik kalkınmanın yaratıcısı emek güçleri refah toplumu anlayışı gereği büyümeden pay almaları gerekir. Bu ekonomide, adaletli yönetim anlayışının ve paylaşmanın da gereğidir. <strong>Sonuç olarak; çalışanlar  büyümeden pay alamadıkları gibi hayat pahalılığı karşısında sürekli ezilmiş ve yoksullaşmışlardır. </strong></p>
<p>TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak açlık ve yoksulluk sınırı verileri yayınlanmaktadır. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere asgari ücretli  çalışanlar gelir seviyesi olarak her yıl açlık sınırının altında kalmışlardır.</p>
<p>TÜRK-İŞ Konfederasyonu verilerine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.174,85 TL’ye yükselmiştir. Uygulanmakta olan asgari ücret 28.075,50 TL olup, açlık sınırının % 25,28 altına düşmüştür.</p>
<p><strong>Yoksulluk kader değil, uygulanan </strong><strong>politikaların sonucudur</strong></p>
<p>Görüldüğü üzere asgari ücret; salt gıda harcamalarını esas alan açlık sınırı endeksinin altındadır ve asgari ücretlinin yoksullaşması her yıl olduğu gibi devam etmektedir. Ancak hayat pahalılığı dolu dizgin devam etmektedir. Dolayısıyla asgari ücrete yapılan zammın olumlu etkisi devam eden hayat pahalılığı karşısında çok kısa sürede ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Asgari ücret bu haliyle bırakalım çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılamasını tam bir sefalet ücretine dönüştürülmüştür. Çalışanlar için yoksulluk bir kader değildir, uygulanan politikaların sonucudur.</p>
<p>Ekonomik kalkınmanın ve yaşamdaki her türlü gelişmenin kaynağında insan ve emek vardır.</p>
<p>Emeğin kazanması için yegane yol emeğin birleşmesi ve siyasal yaşamdaki ağırlığını arttırmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-aclik-sinirinin-altinda-81839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari ücret açlık sınırının altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazanclarinda-indirimli-kurumlar-vergisi-uygulamasi-81836</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat kazançlarında indirimli kurumlar vergisi uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan <strong>“Komisyon görüşmeleri sonrası yeni kanun teklifinin getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda yer verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte olan kanun teklifi kabul edilerek 7582 Sayılı Kanun olarak 4 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlannuş ve yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Anılan yazımızda belirtildiği gibi; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. Maddesi’nin 7. fıkrasındaki<strong> üretim</strong> ve <strong>ihracatın teşviki</strong> amacıyla %25 olan genel kurumlar vergisi oranının, <strong>ürettiklerini ihraç eden imalatçıların bu ihracat işlemlerinden elde ettikleri kazançlarına</strong> 16 puan indirim yapılarak <strong>%9</strong> olarak, ihracat yapan kurumların ise münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına 11 puan indirim yapılarak <strong>%14</strong> olarak <strong>uygulanmasını öngören düzenleme Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeler sırasında çıkartılmıştır.</strong> Dolayısıyla, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun <strong>32.</strong> Maddesi’nin 7. Fıkrası’ndaki düzenleme aynen kalmıştır. Anılan düzenlemede olduğu şekliyle; <strong>ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaya devam edecektir. </strong>Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına da bu indirim uygulanmaya devam edecektir.</p>
<p>Anılan yasanın 8. Maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun <strong>32</strong>. Maddesi’nin <strong>8.</strong> Fıkrası’nda değişiklik yapılmıştır. Anılan düzenlemeye göre<strong>; sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> <strong>kurumlar</strong> ile <strong>zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>kurumlar vergisi oranının</strong> 12,5 puan indirimli <strong>yüzde 12,5 olarak uygulanmasına imkân sağlanmaktadır.</strong> Bu faaliyetlerden elde edilen kazançlar aynı zamanda bazı durumlarda bu kurumların ihracattan elde edeceği kazancı da kapsayabileceğinden bu fıkra kapsamında indirimden yararlanılan kazançlar için ayrıca ihracat kazançlarına uygulanan 5 puan indirimin uygulanmaması öngörülmüştür. 7582 sayılı Kanunun yürürlükle ilgili 14. maddesinde belirtildiği üzere; bu düzenleme <strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanacaktır.</p>
<p>Henüz Resmi Gazetede yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan ve <strong>“Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Seri No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair 26 Seri No.lu Tebliğ”</strong> de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde duyurulmuştur.</p>
<p>Anılan tebliğ taslağındaki hususları da dikkate alarak, bu, <strong>oranla ilgili düzenlemeleri, özetlemek gerekirse</strong>, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına;</p>
<p><strong>i- Sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> kurumların <strong>münhasıran</strong> bu faaliyetlerinden elde ettikleri <strong>kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>% 12,5</strong> olarak uygulanacak (bu kazançları içinde ihracattan elde ettikleri kazanç bulunursa bunun için ayrıca oran indirimi yapılmayacak ve bu kazancın tamamına % 12,5 oran uygulanacaktır),</p>
<p><strong>ii-</strong> Birden fazla konuda üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin üretimden elde ettikleri kazancın tespitinde, üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar (varsa üretimden doğan zararlarla) bir bütün olarak değerlendirilecektir.</p>
<p><strong>iii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz olan ve münhasıran bu belge kapsamında <strong>yazılım, bilişim </strong>ve <strong>benzeri hususlarda gerçekleştirilen üretim faaliyeti</strong> sonucu elde edilen kazançlara da kurumlar vergisi oranı 12,5 puan indirimli uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>iv- </strong>Sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerin üretim faaliyetlerinin yanı sıra diğer faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar bulunması halinde, üretim faaliyetinden elde edilen ve 12,5 puan indirim uygulanacak matrah, <strong>fiilen yapılan üretimden elde edilen kazancın ticari bilanço kârına oranlanması suretiyle</strong> tespit edilecektir.</p>
<p>                                                                       Üretim faaliyetinden elde edilen kazanç</p>
<p>İndirimli oran uygulanacak matrah: Matrah x  ----------------------------------------------------</p>
<p>                                                                                  Ticari bilanço kârı</p>
<p>Mükelleflerin üretim faaliyetinden elde ettiği kazancın ticari bilanço kârından fazla olması halinde <strong>safi kurum kazancını aşmamak kaydıyla</strong> üretim faaliyetinden elde edilen kazancın <strong>tamamına</strong> 12,5 puan indirim uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>v- Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı % 12,5 olarak uygulanacaktır.</p>
<p><strong>vi-</strong> Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu hükümden yararlanabilmeleri için Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan alınmış <strong>çiftçi kayıt belgesi</strong>, <strong>gıda işletmesi kayıt belgesi</strong> ve <strong>işletme onay belgeleri</strong><strong>nden</strong> <strong>(üretici belgesi)</strong> herhangi <strong>birine sahip olması</strong> ve <strong>fiilen üretim faaliyetiyle iştigal etmesi</strong> şartlarını birlikte sağlamaları gerekmektedir.</p>
<p><strong>vii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ve zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ile <strong>ihracat faaliyetinden elde edilen</strong> kazançları, <strong>matrah</strong><strong>ı</strong> (safi kurum kazancını) aşsa bile <strong>safi kurum kazancı</strong> kadar tutar üzerinden %12,5 oranında kurumlar vergisi hesaplanacaktır.</p>
<p>İlk defa halka arz edilen kurumlarda üretim ve ihracat faaliyetiyle iştigal edilerek Kanunun 32’nci maddesinin yedinci ve/veya sekizinci fıkrası kapsamında bir kazanç elde edilmesi halinde, bu kurumların tüm matrahları için önce 2 puan indirim hesaplandıktan sonra, üretim faaliyetleri ile ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için (Kanunun 32’nci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında hesaplanan 2 puanlık indirime ilave olarak) 12,5 veya 5 puan indirim daha uygulanacaktır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. Maddesi’nin 8 no.lu fıkrası hükmü <strong>değişiklik öncesi</strong> şöyleydi:</p>
<p>“<em>Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanır. Bu kazançların ihracata isabet eden kısmı için yedinci fıkra hükmüne göre indirimden faydalananlara bu fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</em></p>
<p>7582 no.lu Kanun’la yapılan <strong>değişiklik sonrası</strong> fıkra hükmü şöyle oldu:</p>
<p><em>“<strong>Kurumlar vergisi oranı</strong>, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>%12,5</strong> olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında indirimli orandan faydalanılan kazançlar için yedinci fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</em></p>
<p>Üretimden elde edilen kazançlarla değiştirilen bu maddenin <strong>yürürlük hükmü</strong> ise şöyleydi:</p>
<p>“<strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına <strong>uygulanmak üzere <u>yayımı</u> tarihinde” </strong>yürürlüğe girer.</p>
<p>Anılan fıkra hükmü için, her ne kadar, “2027 yılından itibaren elde edilecek kazançlara uygulanacaktır” dense de fıkra hükmü, Kanunun yayımlandığı tarihte (<strong>4 Haziran2026 tarihinde</strong>) yürürlüğe girer dendiği ve o tarih itibariyle fıkra değiştiği için, önceki fıkra hükmünün o tarihten sonra uygulanamayacağı görüşleri savunulmaktadır. Bu nedenle, <strong>2026 yılında</strong> sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için 1 puanlık kurumlar vergisi oran indiriminin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılır hale gelmiştir.</strong></p>
<p><strong>Kanımızca,</strong> Sanayi Sicil Belgesi’ni haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların <strong>2026 yılında, münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanmaya devam etmelidir.</p>
<p>Tartışmaların sonlandırılması ve uygulamanın nasıl olacağının açıklığa kavuşturulması zorunlu olup, anılan Tebliğ taslağında bu konuda da belirleme yapılmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazanclarinda-indirimli-kurumlar-vergisi-uygulamasi-81836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat kazançlarında indirimli kurumlar vergisi uygulaması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizden-balkanlara-yeni-satranc-81835</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a yeni satranç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Macaristan ve  İspanya’nın petrol şirketlerinin Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.</strong></p>
<p>Ortadoğu’da savaşların ardından oluşan yeni denklemi artık yalnızca Gazze, Suriye ya da İran üzerinden okumak mümkün değil; Son haftalarda peş peşe yaşanan gelişmeler, yeni güç mücadele merkezinin Doğu Akdeniz ve Balkanlar’a kaydığını gösteriyor.</p>
<p>Libya’da Türkiye ile Mısır’ın aynı dosyada buluşmaya başlaması, Kıbrıs’ta yeni çözüm formüllerinin dolaşıma sokulması ve İsrail’in Balkanlar’da giderek görünür hale gelen diplomatik hamleleri, birbirinden bağımsız gelişmeler değil elbette.</p>
<p>Ortaya çıkan yeni tabloda, Washington merkezli yeni bir “bölgesel mühendisliğin” izleri hakim; Türkiye’ye Libya ve Ortadoğu’da önemli roller biçilirken, Kıbrıs dosyası ise Avrupa Birliği’nin güvenlik ve enerji mimarisi içine çekilmeye çalışılıyor gibi.</p>
<p><strong>Libya’da Türkiye-Mısır ortaklığı </strong><strong>bölünmeyi bitirebilecek mi?</strong></p>
<p>Libya iç savaşında yıllarca tek bir tarafı destekleyen Türkiye, Mısır’da Sisi rejimi ile barıştıktan sonra yön değiştirdi. Ankara bugünlerde Libya’nın yeniden birleşmesi için Kahire ile birlikte hareket ediyor.</p>
<p>20 Haziran’da Kahire’de gerçekleştirilen ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’u bir araya getiren görüşmeler bu işbirliğinin ilk somut adımları oldu.</p>
<p>Daha düne kadar Libya’nın batısında Türkiye, doğusunda ise Mısır etkiliydi. Şimdi ise Kahire’nin Trablus’a, Ankara’nın ise Bingazi’ye uzandığı görülüyor. Mısır İstihbarat Başkanı Hasan Reşad’ın Trablus’a giderek Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesi, hemen ardından MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Bingazi’de Saddam Hafter ile bir araya gelmesi de bu yeni ortaklığın en önemli işaretleri. Libya’da bölünmüş yapı, belli ki Türkiye ve Mısır eliyle birleştirilip, bu ülkede yeni bir düzenin ilk temelleri atılıyor.</p>
<p>Nitekim son aylarda Libya’da savaşan taraflar, ABD arabuluculuğuyla ilk kez ortak bir bütçe kabul ettiler. Parlamento, Devlet Konseyi ve Başkanlık Konseyi seçimlere yönelik yol haritasında uzlaşmaya çok yaklaştı. Daha da önemlisi doğu ve batı Libya güçleri ABD Afrika Komutanlığı gözetiminde ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmeye başladı.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Libya üzerinden </strong><strong>enerji koridoru hamlesi</strong></p>
<p>Tam da bu süreçte Türkiye Petrolleri’nin Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol enerji devi Repsol ve Macar MOL şirketleriyle yeni deniz arama anlaşmasına imza atması dikkat çekici.</p>
<p>Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar yanlarına İsrail ve Fransa’yı da alarak Kıbrıs Adası etrafında Türkiye’yi etkisiz kılmaya uğraşırken, Ankara’nın karşı hamlesinin Libya’da geldiğini söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Bu açıdan bakıldığında AB üyesi iki ülkenin, Macaristan ve  İspanya’nın petrol şirketlerinin de Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ta yeni formül mü hazırlanıyor?</strong></p>
<p>Akdeniz’in batı ucunda, Libya üzerinden Türkiye’nin hem siyasette, hem de enerji denkleminde etkisini arttıran bu gelişmeler yaşanırken, Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs’ta ise durum Ankara açısından pek parlak görünmüyor.</p>
<p>Rum basınında yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in üzerinde çalıştığı öne sürülen plan, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın Rum tarafına bırakılması karşılığında Kıbrıs Türk tarafına siyasi kazanımlar verilmesini öngörüyor.</p>
<p>İddialara göre plan çerçevesinde, doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temas gibi uzun yıllardır Kıbrıslı Türklerin talep ettikleri çok haklı bazı adımların önü açılacak. Ancak buna karşılık güvenlik mimarisinde değişikliğe gidilecek ve Türkiye’nin etkin garantörlüğünün yerini NATO merkezli yeni bir sistem alacak.</p>
<p>Kıbrıs Adası üzerindeki Türkiye garantileri, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki nüfuzu açısından yaşamsal öneme sahip. Eğer gerçekten masaya gelecek plan bu ise, Kıbrıslı Türkler’e verilecek bazı küçük kazanımlar karşılığında, Ankara’nın Doğu Akdeniz denkleminden, bir daha dönmemek üzere, dışlanması söz konusu olabilir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi (perde gerisinden Fransa) öncülüğünde, Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken bir “siyasi mühendislik” izleri taşıyor basına sızan plan.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ta hedef Türkiye’nin </strong><strong>stratejik derinliği mi? </strong></p>
<p>Unutulmaması gereken konu şu:</p>
<p>Kıbrıs meselesi Türkiye açısından yalnızca bir ada üzerinde kimin egemen olacağına dair bir sorun değil. Sızan planda adları geçen Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın önemi ise sadece harita üzerindeki birkaç bölgeden ibaret değil;</p>
<p>Maraş, Doğu Akdeniz’in en değerli turizm bölgelerinden biri. Güzelyurt, KKTC’nin tarımsal üretim merkezi ve Türkiye’den gelen suyun hayat verdiği en verimli alanlardan biri. Mesarya ise Lefkoşa ile Gazimağusa arasındaki stratejik koridor.</p>
<p>Dolayısıyla bu bölgelerin statüsü yalnızca Kıbrıs Türklerinin geleceğini değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve enerji stratejisini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Ankara’nın garantörlük, egemen eşitlik ve güvenlik konularında geri adım atması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu kaybetmesi anlamına gelebilir.</p>
<p><strong>İsrail’in “Balkan çıkartması” </strong></p>
<p>Denklemin bir diğer ayağı ise Balkanlar;</p>
<p>Son yıllarda İsrail’in bölgedeki görünürlüğü dikkat çekici biçimde arttı. İsrail’in hem Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, hem de Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile geliştirdiği ilişkiler artık sıradan diplomatik temasların ötesine geçmiş durumda. Arnavutluk’taki ilişkiler ağına doğrudan ABD Başkanı Trump’ın damadı Kushner bile dahil oldu. Arnavut halkı, Rama’nın Kushner ve ailesine tahsis ettiği, eğlence ve tatil merkezi yapılacak ada nedeniyle haftalardır sokaklarda protesto gösterileri düzenliyor.</p>
<p>Ancak asıl dikkat çeken son gelişme İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic arasındaki görüşme oldu. Görüşmede Bosna-Hersek bayrağının bulunmaması ve yalnızca Sırp Cumhuriyeti’nin sembollerinin kullanılması uluslararası basında geniş yankı uyandırdı.</p>
<p>İsrail Dışişleri Bakanı’nın da görüşme sonrasında  “Sırplar İsrail’in gerçek dostlarıdır” mesajı vermesi ve Bosna’daki Hristiyan azınlıkların korunması söylemini öne çıkarması İsrail’in bu kez Balkanlar’da yeni siyasi istikrarsızlıkları ateşlemenin peşinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yeni düzenin şifresi: ABD’nin müttefiklerine </strong><strong>“iş bölümü” ve “nüfuz alanları”</strong></p>
<p>Ortaya çıkan tabloya bütün olarak bakıldığında dikkat çekici bir iş bölümü görmek mümkün.</p>
<p>Libya’da Türkiye ve Mısır, ABD ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle yeni siyasi dengeyi kurmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Kıbrıs’ta, Türkiye’nin güvenlik rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen formüller dolaşıma sokuluyor. Burada devrede olan ise Avrupa Birliği.</p>
<p>Balkanlar’da ise İsrail, Sırbistan ve Bosnalı Sırplar üzerinden yeni nüfuz alanları oluşturuyor.</p>
<p>Bu gelişmeler bir araya getirildiğinde akla şu soru geliyor:</p>
<p>Acaba Washington öncülüğünde yeni bir bölgesel paylaşım mı şekilleniyor?</p>
<p>Türkiye’nin Libya, Suriye ve Ortadoğu’daki rolünün kabul gördüğü; buna karşılık Doğu Akdeniz’in Avrupa güvenlik mimarisi içinde yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç peşinde mi koşuluyor?</p>
<p>Doğu Akdeniz ve Balkanlar, önümüzdeki dönemde yalnızca enerji ve güvenlik rekabetinin değil, küresel güç mücadelesinin de yeni cepheleri olacak gibi.</p>
<p>Kıbrıs’tan Libya’ya, Bosna’dan Bingazi’ye uzanan hatta yaşananlar, bölgesel gelişmelerden çok daha büyük bir stratejik dönüşümün habercisi gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizden-balkanlara-yeni-satranc-81835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/5/1280x720/54-1782364036.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a yeni satranç ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedde-19-yil-kaldi-bizde-ise-19-yilda-8-baskan-gorev-yapti-81834</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’de 19 yıl kaldı, bizde ise 19 yılda 8 başkan görev yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir.</strong></p>
<p>Bu hafta hayatını kaybeden eski Fed başkanlarından Alan Greenspan, merkez bankacılığı tarihine damga vuran isimlerden biriydi.</p>
<p>Yıllar önce, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın eski başkanlarından Süreyya Serdengeçti bana bir kitap vermişti. Bob Woodward’ın Maestro: Greenspan’s Fed and the American Boom adlı eseriydi.</p>
<p>Bu, Woodward’ın ilk kitabı değildi. Ünlü gazeteci daha önce de ses getiren birçok çalışmaya imza atmıştı. Örneğin Carl Bernstein ile birlikte yazdığı All the President’s Men (Başkanın Bütün Adamları), Watergate skandalını ve onu ortaya çıkaran gazetecilik sürecini anlatıyordu. Kitap, araştırmacı gazeteciliğin klasikleri arasında yer aldı ve daha sonra aynı adla sinemaya uyarlandı. Woodward’ın bir başka eseri olan The Final Days ise Başkan Richard Nixon’ın istifasına giden son ayları konu alıyordu.</p>
<p>Maestro’da ise Woodward, Alan Greenspan’in yükselişini, düşünce dünyasını ve ABD ekonomisi üzerindeki etkisini anlatıyordu. Greenspan’i, teknik uzmanlığı ve siyasi aktörlerle kurduğu ilişkiler sayesinde öne çıkan bir figür olarak tasvir ediyordu.</p>
<p><strong>Maestro kalıplara sığmadı</strong></p>
<p>Kitabın merkezinde Greenspan’in Fed’i yönetme tarzı vardı. Woodward’a göre Greenspan, ideolojik katılıktan çok pragmatizmi tercih eden bir liderdi. Faiz oranları, para politikası ve finansal piyasalarla ilgili kararlarını büyük ölçüde ayrıntılı veri analizlerine dayandırıyordu. Onu farklı kılan da buydu. Kalıplara sığmıyordu.</p>
<p>Ne demek istediğimi anlatayım.</p>
<p>Piyasalar merkez bankası başkanlarını “şahin” ya da “güvercin” olarak sınıflandırmayı sever. Bu metaforun kökeni 19. yüzyılın başlarına kadar uzanır. “Şahin”, İngiltere’ye karşı savaşa girilmesini savunan Amerikan Kongresi üyeleri için kullanılan bir sıfattı. Savaştan kaçınıp diplomatik çözüm arayanlara ise “güvercin” denirdi. Zamanla bu ayrım dış politikadan ekonomiye taşındı.</p>
<p>Finans piyasalarında sıkı para politikasını savunan merkez bankacıları “şahin”, daha gevşek politikaları tercih edenler ise “güvercin” olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir. Başkanlar, yeri gelir şahin olur, yeri gelir güvercin. Yanlış olan şahin olunması gereken yerde güvercinlik yapmak, ya da güvercin olunması gereken zamanda şahinlik yapmaktır.</p>
<p>Örneğin eski Fed başkanlarından Paul Volcker belirgin bir şahindi. Ben Bernanke ise daha çok güvercin olarak tanımlanır. Janet Yellen da genellikle güvercin bir profil çizdi. Jerome Powell ise özellikle 2022-2023 dönemindeki enflasyonla mücadelede oldukça şahin bir duruş sergiledi.</p>
<p><strong>Ne şahindi ne de güvercin</strong></p>
<p>Alan Greenspan ise bu kategorilerin hiçbirine tam olarak oturmuyordu. Ben uzun yıllar onu daha çok şahin olarak düşünürdüm. Ancak ekonomistlerin, analistlerin ve bankacıların değerlendirmelerine bakıldığında Greenspan’in net biçimde ne şahin ne de güvercin olarak tanımlandığı görülüyor. Yorumlara baktım, “kim ne demiş” diye. Çoğu kişi onu pragmatik bir merkez bankacısı olarak görüyor. Greenspan koşullara göre hareket eden bir başkandı.</p>
<p>Nitekim Woodward’ın kitabında da anlatıldığı gibi, geleneksel ekonomik modellerin öngördüğünden daha düşük işsizlik oranlarına izin verdi; verimlilik artışlarının ekonomiyi dönüştürdüğünü ise birçok merkez bankacısından önce fark etti.</p>
<p><strong>“Merkez bankası başkanları ketum olurlar”</strong></p>
<p>Geçen yıl kaybettiğimiz Süreyya Serdengeçti, görev süresi boyunca son derece başarılı bir merkez bankası başkanlığı yaptı. “Merkez bankası başkanları ketum olurlar” derdi. Başkanların görevinin kitlelere, iş dünyasına ya da siyasetçilere şirin görünmek değil, fiyat istikrarını ve ulusal paranın değerini korumak olduğunu vurgulardı.</p>
<p>Bir dönem beraber çalıştığım rahmetli gazeteci Metin Münir’in ifadesiyle, “Serdengeçti mütevazı, ketum, saygın; yanından skandalın fısıltısı bile geçmemiş klasik bir bankacıydı. İtibarı yüksek, bilgisi ve tecrübesi güçlü, aldığı sonuçlar ise son derece başarılıydı.”</p>
<p>Onun döneminde Türkiye’de enflasyon yarım yüzyıl sonra ilk kez tek haneye inmiş, 2005 yılında Türk lirasından altı sıfır atılmıştı.</p>
<p><strong>Greenspan’i güçlü kılan süreklilikti</strong></p>
<p>Greenspan de arkasında başarılı bir başkanlık dönemi bıraktı. Ancak onu bizim merkez bankası başkanlarından ayıran önemli bir avantaj vardı: Süreklilik.</p>
<p>Tam 19 yıl boyunca Fed’in başında kaldı. Bu süre boyunca kurumsal istikrar ve politika devamlılığı sağlandı. Başkanlar, kongre üyeleri ve finans piyasaları onun açıklamalarını dikkatle takip etti, uyarılarına kulak verdi.</p>
<p>Bizde ise TCMB son 19 yılda sekiz farklı başkan gördü. Bunların 7’si son 10 yılda görev yaptı.</p>
<p>Umarım bir gün bizde de benzer bir kurumsal istikrar sağlanır. Merkez bankası başkanları görevden alınma endişesi taşımadan para politikasına odaklanabilir. Mario Draghi’nin meşhur ifadesiyle, gerektiğinde “ne gerekiyorsa” onu yapabilecek hareket alanına sahip olurlar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedde-19-yil-kaldi-bizde-ise-19-yilda-8-baskan-gorev-yapti-81834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed’de 19 yıl kaldı, bizde ise 19 yılda 8 başkan görev yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-48-ozsermaye-kari-hesaplandi-kazanc-emlak-degerlemesinden-geldi-81846</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 48 özsermaye kârı hesaplandı, kazanç emlak değerlemesinden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsadaki 17 şirkette aktif kârlılık %26’lara, özsermaye kârlılığı ise %109 gibi hayli yüksek seviyelerde bulunuyor. Hisse başına kârda ise 158 TL’yi gören çarpıcı örnekler var. Peki bu göz alıcı oranlar sürdürülebilir bir verimliliğin mi eseri, yoksa dönemsel bir rüzgar mı?</strong></p>
<p>Piyasa, yatırdığı her kuruşun katlanarak dönmesini yani yüksek özsermaye kârlılığını her zaman ayakta alkışlar. Katılımevim veya Ral Yatırım Holding gibi şirketlerin dikkat çekici marjları kağıt üzerinde göz alıcı birer verimlilik işareti gibi görünüyor. Ancak yaldızlı yüzdelere bakıp tarladan sürekli aynı mahsulü beklemek yanıltıcı olabilir. Yatırımcının asıl araştırması gereken bu kârlılıkların gerçekten ana işin nakit üretmesinden mi, yoksa bilançodaki özsermayenin küçülmesinden veya yüksek kaldıraçtan doğan matematiksel bir yanılsama mı? Rakamların büyüsüne kapılmadan önce dikkatli incelemek önemli.</p>
<h2>Özsermaye kârlılığı yüksekler</h2>
<p>Tabloda yer alan Katılımevim %109,51’e ulaşan özsermaye kârlılığı ile öne çıkıyor. Büyüyen yapısıyla dikkat çeken firma, haziranın ilk haftasında 99. şubesini Alanya’da açtı. Gerçekleştireceği %238,16 bedelsiz sermaye artırımı için SPK’dan onay bekleyen şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %40, dönem sonu kârını %203 artırdı. Ral Yatırım Holding %48,96 özsermaye kârlılığı ile listede yer alan firmalar arasında ikinci sırada geliyor. Üç aylık dönemde gelirini 286 büyütürken esas faaliyet kârını %59 düşürdü. Dönem sonunda ise kârını %145 büyüterek 1,2 milyar TL’ye çıkardı. Net kârın büyümesinde gayrimenkul değerlemesi ve pay devrinden kaynaklı oluşan kâr etkili oldu.</p>
<h2>Hisse başına kârı yüksek olan</h2>
<p>Düzenli temettü ödemesi ile öne çıkan firmalardan biri olan Borusan Yatırım, geçtiğimiz nisan ayında hisse başına net 141,22 TL ödeme yaptı. Diğer firmalardan daha yüksek hisse başına kâra sahip olmasına rağmen temettü verimi %8,15 düzeyinde bulunuyor. Sebebi hissenin 1.934 TL bölgesinde olan fiyatı ile alakalı. Şirketin halihazırda hisse başına kârı 158,14 TL.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc1a6cfbfa-1782366630.png" alt="" width="900" height="495" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KÂR MI, ZARAR MI?</strong></p>
<p><strong>Kâr</strong>; sermaye büyümesi, cazibe, özkaynak desteği, temettü kapasitesi, kolay kredi. Rehavet riski, beklenti baskısı, kâr payı çatışması, popülizm tuzağı.</p>
<p><strong>Zarar</strong>; yapısal reform, maliyet disiplini, dönüş potansiyeli, yapılanma. Sermaye erimesi, kredi darboğazı, kaçış, mecburi küçülme, psikolojik çöküş.</p>
<p><strong>Gerçekleştirdiği hamleyle birlikte JMW’nın ortaklık yapısında tam kontrolü sağladı</strong></p>
<p>Jantsa’nın JMW’deki payını büyütmesindeki beklentisi nedir? ● Adem Bıçak</p>
<p>Adem; Jantsa, iştiraki JMW Jant Sanayi’deki yabancı ortaklarının paylarını devralma yoluna giderken şirketteki sahiplik oranını %99,99 seviyesine çıkardı. Konuyla ilgili yaptığı açıklamada gerçekleştirilen stratejik kararın gerekçesine dair herhangi bir bilgilendirmede bulunmadı. Ancak ticari dinamikler dikkate alındığında; Jantsa’nın iştirakindeki karar alma mekanizmasında bağımsızlık kazanmayı hedefl ediği söylenebilir. Ayrıca, ortakların devreden çıkmasıyla birlikte JMW’nin ilerde sağlayacağı kârın tamamından yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Körfezray projesi için tedarikçi konumunu sürdürüyor. Yeni fazlar için de görüşüyor</strong></p>
<p>Erciyas Çelik’in Körfezray’dan aldığı işin cirodaki payını öğrenebilir miyim? ● Zehra Polat</p>
<p>Zehra, Erciyas Çelik, geçtiğimiz mayıs ayında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Körfezray Metro Projesi 4. fazı için yaklaşık 2,6 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Şirket proje için 342 adet çelik boru üreteceğini belirtiyor. Temmuz ayında teslim edilecek siparişin toplam bedeli, yıllık gelirlerinin yaklaşık %1,7’si düzeyinde bulunuyor. Bu itibarla cirosu içinde önemli bir ağırlığı olduğunu söylemek doğru olmaz. Projenin önceki etaplarında da yer alan Erciyas Çelik, bu siparişle tedarikçi konumunu sağlamlaştırdı. Yeni fazlar için de görüşüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ASJ fonu borsadaki hisselere yönelerek son bir yılda %54 getiri elde etti</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki Hisse Senedi (TL) Fonu (ASJ), yılın ilk aylarında yukarı yönlü bir hamlesi olsa da uzun soluklu olamadı. Şubatın ikinci yarısından itibaren yataya döndü. Yılbaşından bu yana büyüklüğü inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Haziranda önceki aya göre hacmi artarken 69,6 milyon TL oldu. Ancak veriler marttan bu yana nakit çıkışı yaşandığını söylüyor. Yatırımcı sayısında azalma gözlenirken sayı 810 kişiye inerek zayıf eğilim devam ediyor. Stratejisi, varlıklarını borsada işlem gören hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %92,85’i hisse senedi ve %6,02’si yatırım fonlarından oluşuyor. Yüksek getiri arayışıyla volatiliteyi göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %53,76 getiri elde ederken, aynı sürede %57,98 yükselen BIST 100’ün gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Dimes Gıda, piyasadan %44,01 bileşik faizle 250 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Dimes Gıda, 22.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %40, bileşik faizi %44,01 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 23.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %19,95 düzeyinde. 22 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Dimes Gıda’nın verdiği %40 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 0,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFDMSGA2614 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc149771a9-1782366537.png" alt="" width="968" height="242" /></strong><strong>GERSAN ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Dubai’deki projeye 10,6 milyon dirhemlik busbar gönderecek. Üretime başladı</strong></p>
<p>Gersan Elektrik, BAE’deki China State firmasıyla Dubai Island projesi için tedarik sözleşmesi imzaladı. Projenin busbar ve ilişkili ekipman ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olan sözleşmenin yaklaşık 10,66 milyon BAE dirhemine bağlandığı belirtildi. Tutar yaklaşık 134,8 milyon TL’ye denk gelirken üretim sürecinin başladığı bildirildi. Şirketin, yurt dışındaki prestijli altyapı projelerinde tedarikçi olarak yer alması referanslarını güçlendirmesi açısından olumlu olarak değerlendirmeli. Bu durum hitap ettiği pazarda payını genişletmesini sağlayacaktır.</p>
<p><strong>NETAŞ</strong></p>
<p><strong>İki ayrı sözleşmeyle toplam 28,4 milyon dolarlık iş bağlantısı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>Netaş, yaptığı iki ayrı açıklama ile yurt içinde önemli siparişler aldığını duyurdu. Türkiye’nin önde gelen telekom operatörlerinden Set-Top- Box tedariki için 8,9 milyon dolar ve sunucu satışı için 19,5 milyon dolar tutarında iki ayrı sözleşmeye imza attı. Teslimatların tamamı yıl içinde gerçekleştirilecek. Anlaşmalar yedi yıla varan satış sonrası destek hizmetini de kapsıyor. Sözleşmelerin toplam tutarı yıllık gelirinin %11’i düzeyinde bulunuyor. Sadece donanım tedarikine odaklanmak yerine satış sonrası hizmetleri uzun yıllara yaymak gelir döngüsünü güçlendiriyor.</p>
<p><strong>MOPAŞ MARKETÇİLİK</strong></p>
<p><strong>Niksar’daki GES yatırımını devreye aldı. Tüketiminin %45’ini karşılayacak</strong></p>
<p>Mopaş Marketçilik, Niksar’da kurduğu 5 MWp kurulu güce sahip GES projesini tamamlayarak faaliyete aldı. Yaklaşık 2,5 milyon dolara mal olan yatırımla şirketin elektrik tüketiminin yaklaşık %45’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanacağı belirtildi. Şirket, çevreci enerji hamlesiyle operasyonel maliyetlerini sabitlemeyi amaçlıyor. Perakende sektöründe faaliyet yürüten mağazalarının elektrik tüketim maliyetlerini düşürmek, işletme sermayesini koruyan doğrudan ve kalıcı bir yatırım olarak değerlendirmeli. Mopaş, ilk çeyrekte gelirini %8 büyüttü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Anadolu Hayat bir aydan fazla süredir düşüyor. Fonlar satış tarafında duruyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc154cd5e6-1782366548.png" alt="" width="309" height="237" /></strong>Anadolu Hayat’ta fonlar satış yönlü işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %3,62 ile toplamda 321,06 bin lot azalarak 8,55 milyona indi. Fon sayısı 44’den 39’a geriledi. NSY fonu 175 bin lot ile en fazla satışı yaparken, KPH fonu 126,68 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken 4 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Pusula Yatırım 201,72 TL ile verdi. En düşük öneri 146,60 TL ile Oyak Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-48-ozsermaye-kari-hesaplandi-kazanc-emlak-degerlemesinden-geldi-81846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 48 özsermaye kârı hesaplandı, kazanç emlak değerlemesinden geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sabirla-enflasyonun-dusmesini-bekliyoruz-81842</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sabırla enflasyonun düşmesini bekliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, bankacılık sektöründe rasyolara bakıldığında en büyük problemin yüksek faizler olduğunu belirterek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın temmuz Para Politikası Kurulu toplantısında faiz yükseltmesini beklemediklerini vurguladı. Akten, temmuz toplantısında üst bantta bir miktar gevşeme tahmin ettiklerini belirterek, politika faizinin ise eylül toplantısından sonra aşağı gelmesini öngördüklerini dile getirdi.</p>
<p>THY ile Miles&amp;Smiles işbirliği kapsamında düzenlenen basın toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akten, "Temmuz toplantısında faiz yükseltilmesini beklemiyoruz. Ama üst bant belki biraz aşağı gelebilir, biraz gevşeme bekliyoruz" dedi. Enflasyon açısından önümüzdeki iki ayın çok önemli olduğunu kaydeden Akten, gıda fiyatlarında bir aşağı geliş olduğunu gördüklerini ve bu nedenle, enflasyonun daha iyi olacağını beklediğini söyledi.</p>
<h2>Savaş 4-5 ay rötarda bıraktı </h2>
<p>Akten, "Savaş bizi bir 4-5 ay rötarda bırakmış olabilir ama ben önümüzdeki toplantı ile beraber en azından üst bandın biraz gevşeyeceğini bekliyorum, bu da efektif olarak faizlerin aşağı gelmesi anlamına geliyor... Biliyorsunuz şu an yüzde 37 politika faizi var ancak yüzde 40 ile repo piyasası dönüyor. O aşağı geldiğinde, bu da kredi faizlerine yansıyacaktır" diye konuştu.</p>
<p>Faizlerin aşağı gelmesinin herkesi rahatlatacağına işaret eden Akten, enflasyon böyle giderse politika faizinin eylülde daha anlamlı bir şekilde aşağı gelmesini beklediğini belirterek, "Reel faizimiz düşük değil dolayısıyla önümüzdeki bir iki ayda aşağı gelmek için yer var" dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Yapılandırma, müşteride rahatlık yaratıyor"</span></h2>
<p>Akten takipteki kredilerle ilgili bir soruya da "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun yaptığı yapılandırma uzun vadeye yayma, müşteride rahatlama yaratıyor. Takipteki alacak oranları Covid öncesi döneme geldi yani normalize oldu. Bakiyeleri yüksek bulabilirsiniz ama hem kredi kartı kullanma alışkanlığı arttı hem de harcamalar arttı enflasyona paralel... Doğası gereği kart hacminiz artmış durumda. Rasyolarımıza bakıldığında problemimiz aslında faizlerin yüksek olması. Elimizde bir çok kredi var, bonolar var, faizler yükselince biz zarar ediyoruz" dedi. </p>
<p>BBVA'nın birçok gelişen piyasada bulunduğunu ve yaşanan durumu anladığını söyleyen Akten "Genel olarak biz enflasyonun gerçekçi olarak aşağı geldiği takdirde bankacılık sektörüne bunun çok destek olacağını düşündüğümüz için sabırla enflasyonun aşağı gelmesini bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sabirla-enflasyonun-dusmesini-bekliyoruz-81842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/mahmut-akten-1782365493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, bankacılık sektöründe rasyolara bakıldığında en büyük problemin yüksek faizler olduğunu belirterek politika faizinde gevşemeyi eylülde öngördüklerini kaydetti. Akten, bankacılık sektörünün sabırla enflasyonun düşmesini beklediğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sucu-soklarda-degil-programda-ara-81833</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suçu şoklarda değil, programda ara</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uygulanan programın sonucu olarak 2002 başında yüzde 73’e yükselen enflasyon, Şubat 2004’te tek haneye düşmüş. Ekonomi yüksek bir oranda büyümeye başlamış. Bankacılık sektörü üç yıl önce batmanın eşiğine gelmişken, artık oldukça güçlenmiş vaziyette. Kamunun borcu ve borçlanma faizi keskin biçimde düşme, borçlanma vadesi ise uzama sürecinde.</strong></p>
<p>Kapsamlı olduğu iddia edilen bir ekonomi programı uygulanırken, ekonomi dışındaki gelişmeler nedeniyle döviz kuru, risk primi ve piyasa faizi artıyor, tepki olarak hem politika faizini yükseltmek hem de döviz satmak zorunda kalınıyorsa, uygulanan programda önemli sorunlar var anlamına gelir.</p>
<p>Gelin 2004’e gidelim. 2001 krizinden hemen sonra uygulamaya konulan güçlü bir ekonomi programı var. Program istikrarı sağlamak üzere sadece para ve maliye politikasına dayanmıyor. Onlar elbette mevcut ama çok önemli başka unsurlar da var. Kapsamlı bir bankacılık sektörü reformu yürürlüğe konulmuş. Uluslararası iyi örneklerden yola çıkılarak yeni bir ihale yasası yapılmış. Merkez Bankası yasası değiştirilerek, Merkez Bankası’nın Hazine’ye kredi açması yasaklanmış. Temel amacı olarak enflasyonla mücadele etmesi hükmü getirilmiş ve bu çerçevede politika faizi kararını serbestçe alacağı belirtilmiş. Başkanın görevden alınması son derece zorlaştırılmış. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu işler hale gelmiş. Tarımdan ulaştırmaya kadar bir dizi yapısal değişikliğe gidilmiş. Üstüne üstelik Avrupa Birliği süreci rayına girmiş.</p>
<p>Bunların bir sonucu olarak 2002 başında yüzde 73’e yükselen enflasyon, Şubat 2004’te tek haneye düşmüş. Ekonomi yüksek bir oranda büyümeye başlamış. Bankacılık sektörü üç yıl önce batmanın eşiğine gelmişken, artık oldukça güçlenmiş vaziyette. Kamunun borcu ve borçlanma faizi keskin biçimde düşme, borçlanma vadesi ise uzama sürecinde. Dış borcun döviz gelirlerine oranı azalıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb619d7f66-1782363673.png" alt="" width="651" height="237" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb6297ae6a-1782363689.png" alt="" width="327" height="230" /><strong>Başarısını iki yılda kanıtlamış çok </strong><strong>güçlü bir ekonomi programı var</strong></p>
<p>2004’ün bahar aylarında birden uluslararası piyasalar karışıyor. Temel nedenlerinden biri ABD Merkez Bankası’nın (Fed’in) keskin biçimde faiz artırma sürecine gireceği beklentisi. Türkiye ve benzeri ülkelerden sermaye çıkışı yaşanıyor. Birden risk primi ve döviz kuru sıçrıyor, lira cinsinden tahvil ve kredi faizleri artıyor. Bu üç değişkenin 2004’ün ilk yarısındaki günlük hareketleri iki ayrı grafikte gösteriliyor. Birkaç örnek: Gösterge Hazine tahvilinin faizi Nisan başında yüzde 21,4. 11 Mayıs’ta yüzde 31,1’e sıçrıyor. Bir buçuk ayda 10 puan artış. Euro ve dolardan oluşan döviz sepeti kuru 2,88’den 3,42’ye yükseliyor: Yüzde 19 artış. O aylarda yıllık enflasyonun yüzde 7,4 civarında gezindiğini hatırlatırım. Dolayısıyla hem kur hem de faiz artışı çok yüksek.</p>
<p>Peki, bu gelişmelere tepki olarak Merkez Bankası politika faizini yükseltip döviz satıyor mu? Hayır, ne politika faizi yükseltiliyor ne de döviz satışı yapılıyor. Arkasında yatan düşünce şu: Başarısını iki yılda kanıtlamış çok güçlü bir ekonomi programı var. Üstelik Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci olumlu bir hava estiriyor. Bu koşullar altında eninde sonunda güçlü ekonomik temellerin galip geleceği, böylelikle döviz kurunun ve faizin eski düzeylerine dönecekleri değerlendirmesi yapılıyor. Nitekim yılın ikinci yarısında her ikisi de düşmeye başlıyor. Eylül 2004’te Merkez Bankası politika faizini yüzde 22’den yüzde 20’ye, Aralıkta ise yüzde 18’e düşürüyor! Politika faizi ile gösterge faizin hareketleri üçüncü grafikte yer alıyor. Mart 2006’ya gelindiğinde sepet kuru 2,9’a iniyor. Gösterge faiz ise yüzde 16,1 düzeyinde.</p>
<p>Kıssadan hisse: Bir ekonomi programının ne derece sağlam olduğunu anlamak için yerli paraya güven olup olmadığına bak. Güven yoksa ve bu nedenle her şokta döviz rezervini eritmek ve faiz artırmak zorunda kalıyorsan, suçu şoklarda değil programda ara.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sucu-soklarda-degil-programda-ara-81833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/reel-sektorun-doviz-acigi-5-yilin-zirvesinde-1741186960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suçu şoklarda değil, programda ara ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bernoulli-mi-pareto-mu-hakli-cikacak-81832</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri.</strong></p>
<p>Tekstil makinelerinin sergilendiği fuarda dolaşırken makine üreticilerine, “<em>Bir önceki fuara göre müşteri ihtiyaçları hangi alanlara odaklanıyor?”</em> sorusunu yönelttim. Beklemediğim bir alanda odaklanma olduğunu öğrendim: <strong><em>Müşteri, iplikten kumaşa, kumaş renginden diğer özelliklerindeki eksikliklere istatistik, olasılık ve analitik işlevleriyle öne çıkan makine arıyor. Başta işgücü olmak üzere girdi azaltan, çıktıyı artıran ve rekabet gücü yaratan makine arayışı güçleniyor.</em></strong></p>
<p><em>Makineciler </em>olasılık, istatistik ve analitik temelli bir gelişmeden söz edince zihnimde yerleşik iki kuramın karşı karşıya geleceğini düşündüm: <strong><em>Büyük Sayılar Yasası ve Pareto Kuralı.</em></strong></p>
<p><strong>Büyük Sayılar Yasası </strong><strong>kadük mü kalacak?</strong></p>
<p>Mario Livio’nun “<em>Tanrı Matematikçi mi?”</em> kitabının <strong>“İstatistikçiler ve Olasılıkçılar: Belirsizliğin Bilimi” </strong>bölümündeki Jakob ve Johann Bernoulli kardeşlerin hikayesi son günlere kadar zihnimde yaşayan bir umudu da besliyordu. Livio, “ <em>Olasılık ve istatistik elinizdeki birkaç veri için değil, çok sayıda veriniz varsa anlam kazanır. Büyük Sayılar Yasası olarak da bilinen bu teoremi, Ars Conjectandi (Varsayım Sanatı) adlı kitabında formüle eden Jakob Bernoulli’ ye borçluyuz</em>”  diyordu.</p>
<p><em>Büyük Sayılar Yasası</em>, bir değişkenin uzun dönemde kararlılık göstereceğini anlatır: Elinizdeki madeni bir parayı beş kez yazı tura olasılığı için atarsanız, beşi de yazı ya da tura gelebilir.</p>
<p>Yazı tura atmayı sürdürür, beş bin kez tekrarlarsanız, beklenen ortalama değeri, yüzde 50’yi bulacaktır.</p>
<p>Gözlem ve deney sayıları arttıkça olasılıklar daha güvenilir tahmine dönüşebilmektedir; çünkü gözlemlerin ortalaması beklenen değere yaklaşır.</p>
<p>Bernoulli’ nin kusursuzlaştırmak için yirmi yıl çalıştığı bu teorem istatistik biliminin temel dayanaklarından biri. <em>Büyük Sayılar Yasası</em>, tümüyle şans gibi görünen olayların bile belli bir yasa ya da mantık içinde gerçekleştiğini söylüyor. Ünlü matematikçi diyordu ki, “<em>Şu andan itibaren sonsuza dek her şeyi kaydetseydik, olasılık dediğimiz şey sonunda kesinliğe dönüşürdü. Biz dünyada olup biten her şeyin belli bir sebep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla aslında rastlantı ya da kader gibi görünen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik. Zaten Platon’un evrensel döngü doktriniyle kastettiği şey de buydu; sayısız yüzyıllar geçtikten sonra her şeyin başlangıcındaki durumuna dönmesi gerektiğini söylüyordu.</em>”</p>
<p>Livio’nun kitabını 2015 yılında birinci baskısından okuduğumuz zaman yarı iletken teknolojiler de evrenin sonsuzun okyanuslarına yelken açıyordu. Kozmik evren ile canlı evrenin en küçüklerine ve en büyüklerine erişilebilirlik geçişleri hızlanmıştı. Özellikle mobil iletişim teknolojileriyle dünyanın en kuytuda kalmış yerleriyle bağlantı kurabilme, iletişim sağlama, rekabet etme ve iş birlikleri yaparak ilerleme kapıları ardına kadar açılıyordu. Süreçleri uçtan uca gözleyebilecek, izleyebilecek, değerlendirecek ve geribildirimlerle sapmaları belirleyerek, aksaklıkları onaracak, geniş anlamda bütün kaynaklarımızı verimliliklerini artıracak gelişmeler ufukta belirmişti</p>
<p>Olasılık ve istatistik, ekonomist, siyaset bilimci, genetikçi, sigorta şirketleri gibi çok geniş alanlarda iş gören, geniş ölçekli verileri anlamlandırmaya çalışanların önemli silahıydı. Yarı iletken teknolojinin erişme, ölçme, sayma, görselleştirme alanındaki ilerlemeleri belirsizliği aşacağımız umudunu güçlendiriyordu.</p>
<p>Büyük verideki sıçramalar değişik kaynaklarda yer alıyor, ama ben Akan Abdula’nın yazısındaki verileri paylaşmanın yeterli olacağını düşündüm: 2000 yılında dünya genelinde dijital veri miktarının 2 zettabyte’ın altında olduğu tahmin ediliyor. Çeyrek yüzyıl sonrasında bugün 150 zettabyte düzeyini aştığı tahmin ediliyor. İki yıl sonra bu rakamın yaklaşık 400 zettabyte’a çıkacağı hesaplanıyor. İnsanlık her gün 400 milyon terabyte veri üretiyor.</p>
<p>Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri. Verinin yüzde 80’inin işlenememesi zihnimizi bulandırıyor ve soruyorum: <em>Vilfredo Pareto bir kez daha haklı mı çıkıyor? </em></p>
<p><strong>80/20 kuralı işleyecek mi?</strong></p>
<p>Varlıklı bir çevreden geldiği halde Pareto dış görünüşüne aldırış etmeyen biriydi. İktisatçılar dünyasında anıtsal eseri Trattato di Socioelogia Generale’yi yazarken bir çift ayakkabı ve bir takım elbiseyle yetindiği anlatılır.</p>
<p>Pareto yirmi yıl kadar demiryolu mühendisi olarak çalışıyor. Sonra ne ürettiğimiz, nasıl ürettiğimiz ve kimler için ürettiğimiz merakının peşine düşüyor. Demiryolu mühendisliği sonrasındaki hayatını iktisat bilimini Newton’un Principia’sında formüle edilen yasalara yakın ilke, kural ve yasalarla tanımlanabilir bir disiplin haline getirmeye adıyor.</p>
<p>Sorgulama merakın hiç söndürmeyen bilim insanlarından biridir. Çalışmaları üç ciltlik Trattato ile yararlı bilgi üretiminin doruklarında bir esere dönüşüyor. Eser, iktisatçılar ve sosyologların esin kaynağı olma özelliğini bugün de koruyor.</p>
<p>Albert-Laszlo Barbasi, <em>Bağlantıla</em>r kitabında onun ekonomik eşitsizlikler konusunda dikkatli bir gözlemci olduğunu, İtalya’daki toprakların yüzde sekseninin nüfusun yüzde yirminin elinde olduğunu gözlediğini anlatıyor. Bahçesinde yetiştirdiği bezelyelerin yüzde sekseninin, tohumların sadece yüzde yirmisinin elde edildiğini gözlemliyor. Gözlemler bugün <strong>Pareto Kuralı</strong> ya da <strong>Pareto İlkesi</strong> diye bilinen zihinsel araç çantamızdaki yerini alıyor.</p>
<p>Pareto İlkesi daha sonra <strong>Murphy Yasası</strong> olarak iş yaşamında yaygınlaşan bir araca dönüşüyor: Kârın yüzde 80’i, çalışanların sadece yüzde 20’si tarafından yaratılır. Müşteri hizmeti sorunlarının yüzde 80’i, tüketicilerin sadece yüzde 20’sinden kaynaklanır. Kararların yüzde 80’i, toplantı süresinin yüzde 20’sinde alınır.</p>
<p>Büyük verinin yüzde 80’i raflarda kalıyor, işlenemiyor, yararlı bilgiye dönüşmüyorsa, Pareto bir kez daha haklı çıkar. O zaman teknolojinin yarattığı gözleme, izleme, ölçme, sayma görselleştirme, kaydetme konularında ilerlemesinin yarattığı büyük veri için Bernoulli’nin “ <em>Herşeyi gözleyip kaydetseydik, olasılık dediğiniz şey en sonunda kesinliğe dönüşürdü, biz dünyada olan biten her şeyin belli bir sep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla, tesadüf ya da kader zgörünnen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik”</em> tezi kadük kalır mı?</p>
<p>Yapay zekâ işleme kapasitelerinin veri üretimi kapasitesini aşması belirsizliği sınırlama konusunda umut yaratan bir teknolojik geçiş mi?</p>
<p>Yapay zekâ konusundaki tartışmaları biraz da köklü kuramlar penceresinden değerlendirmemiz tünelin ucundaki ışığı görmemizi sağlayabilir; umudumuzun canlı ve diri tutmamıza destek olabilir.</p>
<p>Siyasetin sığ denizlerinde çırpınışlar ve makroekonomik fetişin bıktırıcı tekrarı mı geleceğimizi güven altına alır; yoksa gelişmelerin birikimi bağlamında geçerliliğini koruyan temel kuramları sorgulamak mı?</p>
<p>Kuramları sorgulamanın daha üretken olacağını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bernoulli-mi-pareto-mu-hakli-cikacak-81832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirlerimiz-dijital-ama-aliskanliklarimiz-hala-analog-81831</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fikirlerimiz dijital ama alışkanlıklarımız hâlâ analog</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her tercih, bir vazgeçiştir ve her şeye koşanlar, kodun mantığını kaçırır. Tercihlerin doğru olabilir fakat eğer YZ dünyasında düne dair vazgeçişlerin yoksa YZ senin için otursun ağlasın.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: YZ çağında artık tek bir gerçek var: <strong>Her tercih bir vazgeçiştir</strong>. Ama biz tercihi “<strong>her şeye yatırım</strong>” zannediyoruz. YZ’ye geçiyoruz diyoruz ama <strong>neye geçtiğimizi</strong>, <strong>neyden vazgeçtiğimizi</strong> bilmiyoruz. Bir sistemi satın alıyoruz, ama <strong>eski kültürü aynen sürdürüyoruz</strong>.  Olacak şey mi bu?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu yeni çağın ilkesi şu: <strong>Kod üretmeden sonuç beklenmez</strong>. YZ’ye dair tercihler yapmıyor, sadece “<strong>moda olanı</strong>” satın alıyoruz. Yeni kavram: <strong>Seçimsiz strateji</strong>... Yani yön belirlemeden araç seçmek… YZ bizi <strong>kendi algı düzeni</strong> ve onun <strong>arkasındakilerin ideolojisiyle</strong> yönetecekse; tehlike var.</p>
<p><strong>TERCİHİN VARSA KODUN DA OLSUN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: YZ sistemleriyle <strong>yükselmek istiyoruz</strong> ama elimizde hâlâ <strong>analog prangalar</strong> var. Süreçler <strong>belirsiz</strong>, ekipler <strong>hazırlıksız</strong>, kararlar <strong>sahipsiz</strong>. Yeni kelimemiz: <strong>Dijital pranga</strong>. Yâni teknolojik yatırımın olmuş ama <strong>zihinsel dönüşüm</strong> eksik. Tıpkı uçmaya çalışan bir kuşun <strong>hâlâ yere bağlı olması</strong> gibi.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Her şeyi teşvik eden hiçbir şeyi geliştiremez</strong>. Geçmişte yaptığımız gibi, bugün de <strong>YZ’de her alanı teşvik ediyoruz</strong>. Eğitimsiz modele <strong>fon</strong>, veri kültürü olmayan ekibe <strong>destek</strong>… Sonuç: <strong>Zekâsız teşvik</strong>… Yani teknik kapasiteye değil, <strong>siyasi dengelere göre</strong> dağıtılan destekler. <strong>Oysa YZ odak ister</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ tercihlerine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden dönüşemiyoruz?</em></strong></p>
<p>Çünkü <strong>tercihler net değil</strong>. Herkes sistem kuruyor ama <strong>kimse neyi hedeflediğini</strong> bilmiyor. Bu<strong>, kod kalabalığına </strong>neden oluyor. Yani <strong>sistemler yığılıyor</strong> ama <strong>çözümler üretilemiyor</strong>, gevelenip duruyoruz.</p>
<p><strong><em>Peki, ne yapılmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Tercih etmeli</strong>. Ve onun gereği olarak bazı alanlardan <strong>bilinçli şekilde vazgeçilmeli</strong>. YZ bir kaynak oyunudur. <strong>Her şeyi hedefleyen, hiçbir şey üretemez. </strong>YZ’den umulan faydayı <strong>abartmamalı</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİJİTAL PRANGALARLA YÜKSELEMEZSİN</strong></p>
<p><strong>YZ sistemine yatırım yapıyorsan, onunla çalışacak insanı da yetiştirmelisin</strong>. Veriyi topluyorsan, o <strong>verinin anlamını</strong> da sorgulamalısın. Şirket olarak “<strong>YZ’ye geçtik</strong>” diyorsan, zihninde hâlâ “<strong>Excel yönetimi</strong>” varsa bir yere gidemezsin. Yeni kavramım: <strong>Hesapsız uyum</strong>; taklitte sınırlı kalmak…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Zekâsız teşvik</strong>: Teknoloji değeri olmayan ama kaynak tüketen karavana destek mekanizması</p>
<p><strong>Kod kalabalığı</strong>: Odaksız, kararları çakışan, çatışan, birbirini boğan yazılım ve sistem yığını</p>
<p><strong>Seçimsiz strateji</strong>: Yön belirlemeden araç seçmeye kalkmak ve dijital dünyada pusulasızlık</p>
<p><strong>Dijital pranga</strong>: Yapay zekâ kurulmuş, fikirler dijitalleşmiş ama zihin hâlâ analog geçmişte kalmış</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirlerimiz-dijital-ama-aliskanliklarimiz-hala-analog-81831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/robot-yapay-zeka-1756744116.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fikirlerimiz dijital ama alışkanlıklarımız hâlâ analog ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akar-akar-akar-oder-oder-oder-81828</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akar, akar, akar; öder, öder, öder!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki <strong>“akar”</strong> sözcüğünün ikinci <strong>“a”</strong>sını ve <strong>"öder"</strong> sözcüğünün <strong>“e”</strong>sini uzatarak okumanız gerekiyor. Yaptınız mı? Şimdi akar ve öder sözcükleri daha bir anlam kazanmış olmalı.</p>
<p>Aktığı vurgulanan, yani akan muhtemelen sizi de yıllar öncesine götürdü, bir reklam sloganıydı.</p>
<p>Ödenen ise borç; ödeyen de Hazine…</p>
<p>Hazine’nin iç borç ödemesine ilişkin son verilere baktım da gelecek adeta ipotek altında. Kımıldayacak yer kalmamış.</p>
<p>Hani sokak röportajlarında da çok sık görüyoruz, vatandaş kredi kartı borcunu bir başka kartla kapatıyor, tam bir kısır döngüye girmiş ve çıkması da hiç mi hiç mümkün görünmüyor ya, Hazine de adeta o durumda.</p>
<p>Hazine sırtını Türkiye Cumhuriyeti’ne dayamış ve elindeki limitsiz <strong>“kredi kartı”</strong> sayesinde borçlanıyor. Borç verenler nazlanıyor mu, anında faizi yükselterek yeni kaynak bulabiliyor; bu anlamda hiç sıkıntısı yok.</p>
<p>Ama bulunan her kaynak ve maliyetin yükselmesi gelecekteki yükü artırıyormuş, ne gam!</p>
<p><strong>“Ödeme günü gelince bakarız”</strong> diye mi düşünülüyor?</p>
<p>Pek o düşüncede olunduğunu da sanmıyorum. Bugünün borçlananları, yarın bu borcun nasıl ödeneceğiyle hiç ilgili görünmüyor.</p>
<p>Herhalde <strong>“Vade gününde görevde olanlar düşünsün, yok eğer hâlâ biz görevde olursak yeniden borçlanırız, olur biter”</strong> diye yaklaşılıyor.</p>
<h2>Bürokrasi değil</h2>
<p>Burada borçlananlar derken kastettiklerim bürokratlar değil. Çünkü Hazine’nin borçlanması siyasi tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk.</p>
<p>Siyasetteki tercihler ekonomi politikasını belirliyor, o ekonomi politikası da Hazine’nin çok yüklü borçlanmasını gerektiriyor ya da tersi oluyor.</p>
<p>Yoksa Hazine çalışanları durup dururken ve ihtiyaç yokken tabii ki <strong>“Hadi biraz borç alalım, almışken de yüksek faiz uygulayalım”</strong> demiyor.</p>
<p>Borçlanma ve borç ödemesi siyasetçinin ekonomik tercihlerinin bir sonucu.</p>
<h2>Bir yılda 4,7 trilyon ödenecek</h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz günlerde iç borç anapara ve faiz ödemesi projeksiyonuna ilişkin son verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre bu yılın haziran ayı başından 2027’nin mayıs ayı sonuna kadarki bir yıllık dönemde 2,4 trilyon lirası anapara, 2,3 trilyon lirası da faiz olmak üzere 4,7 trilyon lira iç borç ödemesi yapılacak. Bu haziran ayı başındaki projeksiyona göre oluşmuş bir tutar.</p>
<p>Endeksli borçlanmalar yüzünden varsayılan tutar değişiklik gösterebiliyor. Özellikle faiz ödemesine ilişkin tutarlar döviz ve enflasyona ilişkin belli bir gerçekleşme varsayımına dayanıyor. Döviz öngörülenden çok artar, aynı şekilde enflasyon çok yüksek gerçekleşirse faiz ödemesinde kayda değer bir değişiklik olabiliyor.</p>
<h2>Rekor ayları</h2>
<p>Şu anki duruma göre, yani haziran ayı başında yapılan projeksiyona göre bir yıllık dönemde en yüklü iç borç anapara ödemesi 458,7 milyar lirayla bu yılın ağustosunda yapılacak.</p>
<p>En yüklü faiz ödemesi ise gelecek yılın nisan ayında. Nisan 2027’deki 420,5 milyar liralık faiz ödemesi zaten şimdiye kadar bir ayda yapılması gereken en yüklü faiz ödemesi.</p>
<p>Bu bir yıllık dönemde anapara+faiz olarak toplam en yüklü ödeme ise 604,8 milyar lira ile önümüzdeki temmuz ayında.</p>
<h2>Toplam ödeme 18,4 trilyon</h2>
<p>Maliye Bakanlığı verilerine göre Türkiye artık hiç iç borç almasa, döviz ve enflasyon da çok artış göstermeden, en azından Hazine’nin yaptığı son projeksiyona göre seyretse mevcut anapara ve faiz yükü 18,4 trilyon lira düzeyinde.</p>
<p>Tutar bu düzeyde öngörülürken gelecek yılların enflasyonunun ve döviz kuru artışının hangi düzeyde varsayıldığını bilmiyoruz ama muhtemelen resmi hedefler doğrultusunda bir varsayımda bulunulmuştur. O varsayımlar şaşarsa, hiç yeni borç alınmasa bile bu 18,4 trilyona <strong>“yukarıdan”</strong> bakar ve <strong>“Keşke o düzeyde kalınabilseydi”</strong> deriz.</p>
<p>Kaldı ki Türkiye’nin yeni iç borç almamak gibi bir lükse sahip olmadığı da ortada. Dolayısıyla bu 18,4 trilyon mutlaka artacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb1697db3a-1782362473.png" alt="" width="324" height="668" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akar-akar-akar-oder-oder-oder-81828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akar, akar, akar; öder, öder, öder! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-81825</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRGİD’le yola çıkıp gastronomide bilgi kirliliğine savaş açtılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>’nin önde gelen şeflerinden, Palude’nin kurucusu <strong>Yunus Emre Akkor </strong>ve Günaydın Et’in kurucusu <strong>Cüneyt Asan</strong>’ın önderlik ettiği gastronomi sektöründen bir grup, 2025 yılı ilk yarısının sonlarına doğru buluştu, şu saptamaları yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Bizim mesleğin tam anlamıyla oturmuş bir standardı yok. Önlüğü giyen göğsüne </strong>“şef” <strong>yazıp piyasaya çıkıyor.</strong></li>
<li><strong>Gastronomide bilgi kirliliği oluştu. Doğru bilgilerin öne çıkarılması, toplumun daha bilinçli yönlendirilmesi gerekiyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yunus Emre Akkor </strong>ve <strong>Cüneyt Asan </strong>önderliğindeki sektör oyuncuları, birkaç kez daha toplanıp kararı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bir dernek kuralım ama sadece şeflerden, restoran işletmecilerinden oluşmasın. Gıdanın tüm taraflarını kucaklasın.</strong></p>
<p>Bu kararın ardından kollar sıvandı, 6-7 ay önce dernek kuruldu:</p>
<ul>
<li><strong>Tüm Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD)…</strong></li>
</ul>
<p>TÜRGİD’in kurucu Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>Genel Başkan Vekili <strong>Sinan Canlı, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri<strong> Cüneyt Asan, </strong>Nalia Karadeniz Mutfağı Kurucusu <strong>Süleyman Tarakçı </strong>ve Eğitmen Şef <strong>Nermin Öztürk</strong>’le buluştuk, gastronomiyi, gıda sektörünü ve derneği konuştuk.</p>
<p><strong>Yunus Emre Akkor, </strong>gıda sektörünün artık sadece yemek yapmakla yürüyen bir sektör olmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Gastronomi alanında bilgi kirliliğinin oluştuğunu gördük. Doğru bilgileri öne çıkararak toplumun daha bilinçli yönlendirilmesi ihtiyacı doğdu. Çünkü gastronomi sadece birkaç popüler reçeteden ya da medya görünürlüğünden ibaret değil.</strong></p>
<p>Gastronominin tarih, kültür, üretim, tarım, ekonomi ve halk sağlığıyla doğrudan ilişkili çok önemli bir alan olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD’i kurarken sektörün içinden gelen insanlar olarak artık bazı konularda sessiz kalınmaması gerektiğine inandık. Yanlış ve eksik uygulamaların zamanla normalleşmesinin önüne geçmek istiyoruz.</strong></p>
<p>Gastronomide, özellikle şefler için tam anlamıyla belirlenmiş bir meslek standardı olmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Önlüğü giyen göğsüne </strong>“şef” <strong>yazıp piyasaya çıkabiliyor. Çünkü, bunun önünde bir engel yok. Oysa bu, yıllarını mutfağa vermiş insanlara büyük saygısızlık. Ne yazık ki sektör uzun yıllardır akademik anlamda da yeterince güçlü yapılanamadı.</strong></p>
<p>Üniversitelerdeki gastronomi bölümlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Daha birkaç yıl öncesine kadar birçok üniversitede gastronomi bölümlerinin başında bu alandaki isimler değil, farklı disiplinlerden olanlar vardı. Yeni yeni kendi akademisini, kendi eğitim kültürünü oluşturan sektör haline geliyoruz.</strong></p>
<p>Derneğin 6-7 ay önce kurulduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kısa sürede 41 ilde aktif faaliyet gösteriyoruz. 1000’e yakın üyemiz var. Üyelerimiz arasında Şekerci Cafer Erol da var, Bursa Kebap Evi de. Gıda sektöründe üretim yapanlar da üyelerimiz arasında yer alıyor. 81 ilde örgütlenmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Sinan Canlı </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD’i gastronomi ile ilgili diğer derneklerden ayıran önemli yanlarından biri </strong>“Tüm Gıda İşletmeleri”<strong>ni kapsıyor olmamız.</strong></p>
<p><strong>Yunus Emre Akkor, </strong>gastronominin dünyada ve ülkemizde önemli bir sanat haline geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Sevinçte de acıda da yemek var. Yani, doğumu kutlamak için yemek yiyoruz, ikram ediyoruz. Ölümde de yemek ikramı söz konusu oluyor. Bizim mesleğimiz sadece şefler üzerinden yürümez. Yatırımcıları da katmak gerekiyor.</strong></p>
<p>30-35 yıldır sektörde olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yeteri kadar formasyonu olmayan birçok kişi forma, önlük giriyor, kendini </strong>“şef” <strong>gibi lanse edip sektörde kendine yer açmaya çalışıyor. Onları ayrıştıran bir kurum yok. Onları görünce insanın, </strong>“Aklı olan dışarıda yemek yemez” <strong>diyesi geliyor.</strong></p>
<p>TÜRGİD, sadece gastronomiye değil, tüm gıda sektörüne disiplin sağlayacak çalışmalar için kolları sıvamış bulunuyor…</p>
<p>Koydukları iddialı hedeflere ulaşırlarsa, sektöre güvenin güçlenebileceği anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Etin KDV’si yüzde 1 iken yemekte yüzde 10’a çıkıyor, bu da bize ciddi yük bindiriyor</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>iyi yemeği ucuza mal etme şanslarının olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Bugün sektörümüzün en önemli başlıklarından biri finansal dayanıklılık. Özellikle KDV’nin yeniden değerlendirilmesini bekliyoruz. Etin KDV’si yüzde 1 iken ürüne dönüşünce KDV yüzde 10’a çıkıyor. Bu da işletmeler üzerinde ciddi yük oluşturuyor.</strong></p>
<p>Bu konuda şu öneriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Beklentimiz bu yükün tamamen kaldırılması değil, daha dengeli ve sürdürülebilir bir model kurulması. Örneğin, hammaddeyi yüzde 5 KDV ile alalım, ürünü de yüzde 5 KDV ile satalım. Böylece hem sektör hem de devlet için daha sağlıklı bir noktaya gelinir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yapılacak düzenleme, yalnızca işletmeleri rahatlatmakla kalmayacak, vatandaşın kaliteli ve erişilebilir fiyatla gıdaya ulaşımını da doğrudan etkileyecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her dağda, ilçede gastronomi kenti Fikri gerçekçi değil</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, “gastronomi kenti enflasyonu”</strong>na işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin her ilinde, ilçesinde, dağında bir </strong>“gastronomi kenti” <strong>yaratma fikri gerçekçi değil. Buna rağmen bazı umut tacirleri, </strong>“Burada şu var, bunu yaparız, şöyle geliştiririz” <strong>diyerek beklenti yaratıyor.</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın özellikle kadın kooperatiflerinin içini boşalttığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sürekli, </strong>“Buradan büyük değer çıkacak, kadınlar para kazanacak” <strong>deniliyor ama her ürün her bölgede aynı karşılığı bulmaz. Her ürün için yapay bir gastronomi hikayesi kurmaya çalışmanın anlamı yok.</strong></p>
<p>Türkiye’de gastronomi festivallerinin sayısının 100’ü aştığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gastronomiden çıkar sağlamaya çalışan pek çok kişi, sanki sektörden intikam alırcasına, bu alanın içini boşaltan projeler üretiyor. Oysa 100’ü aşkın gastronomi festivalinden yalnızca yüzde 15-20’si nitelikli. Geri kalanın içi boşaltılmış durumda.</strong></p>
<p>Herkesin büyük bir miras paylaşır gibi ülkenin gastronomi kültüründen pay almaya çalıştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Oysa yemeğin bir milliyeti yoktur, bir coğrafyası vardır. Eğer coğrafya kültürünüzü besliyorsa, üzerinde farklı medeniyetler kurulmuşsa, toprak verimli, iklim elverişliyse, o zaman gastronomi açısından önemli bir yerde olursunuz.</strong></p>
<p>TÜRGİD Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Süleyman Tarakçı </strong>da şu nokta üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Her yıl coğrafi işaret tescili alan ama arkasında gerçek bir üretim altyapısı olmayan pek çok ürün ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni denetim eksikliği. Denetimin bağımsız mekanizmalar tarafından yapılması gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gıda artık doğrudan toplum sağlığı meselesi</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>toplum sağlığını etkileyen bir iş yaptıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kullanılan yağın kalitesi, ürün doğallığı, doğru üretim modeli; bunların hepsi doğrudan insan sağlığını etkiliyor. Biz kaliteli ve doğru ürün kullanımını artırdığımızda aslında uzun vadede toplum sağlığına yatırım yapmış oluyoruz.</strong></p>
<p>Gıdanın doğrudan toplum sağlığı meselesi olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Niteliksiz ürünlerle, yoğun katkı maddeleriyle, koruyucularla hazırlanmış yemeklerin </strong>“kaliteli gastronomi” <strong>adı altında yüksek fiyatlarla satılmasına karşıyız. İnsan sağlığına zarar veren ürünleri kullanıp normalleştirmek vicdani olarak da doğru değil.</strong></p>
<p>Konuyu şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Bir çocuk haftada birkaç kez aynı işletmede yemek yiyor, sürekli katkı maddesi içeren tatlılar tüketiyor. Bu alışkanlık yıllarca devam ettiğinde obezite, diyabet ve ciddi metabolik hastalıklar kaçınılmaz hale geliyor. Yani, bu işin şakası yok.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi Kurmayı hedefliyor</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, “Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi” </strong>kurma planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD olarak bazı paydaşlarımızla birlikte ülkemize </strong>“Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi” <strong>kazandırmayı hedefliyoruz. Türk mutfağının geçmişini de geleceğini de aynı yerde toplayacak güçlü bir merkez planlıyoruz.</strong></p>
<p>Merkezle ilgili ayrıntıları açtı:</p>
<p>-          <strong>Bu merkezde yalnızca aşçılar değil; gıda mühendisleri, akademisyenler, tarihçiler, yapay zeka ve veri teknolojileri üzerine çalışan uzmanların da yer almasını düşünüyoruz. Çünkü, artık mesele 100 yıl sonra nasıl besleneceğimiz.</strong></p>
<p>Türk mutfağı ismini kullanmanın belli bir bilgiye, emeğe ve sorumluluğa dayanması gerektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mesela sürekli tekrar edilen bir örnek var; </strong>“Evliya Çelebi Seyahatnamesi”<strong>nden çeşitli yemek örnekleri verilir. Oysa bu doğru değil. 10 ciltlik seyahatnamede doğrudan verilen tek tarif Trabzon’daki hamsi pilakisi.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-81825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-1782362171.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRGİD’le yola çıkıp gastronomide bilgi kirliliğine savaş açtılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-londrada-konustu-enflasyon-beklentilerindeki-bozulma-sinirli-kalmaya-devam-ediyor-81862</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan Londra&#039;da konuştu: Enflasyon beklentilerindeki bozulma sınırlı kalmaya devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İngiltere'nin başkenti Londra'da "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Arz şoklarının etkisiyle yükselen gıda ve enerji enflasyonunun, jeopolitik gerilimlerin azalmasıyla sönümlenebileceğini belirten Karahan, yavaşlayan talep ve azalan katılığın, dayanıklı mallarda ve hizmetlerde dezenflasyonu desteklediğini dile getirdi.</p>
<p>Talepteki yavaşlamanın fiyatlama davranışlarını iyileştireceğini kaydeden Karahan, jeopolitik gelişmelerin cari işlemler üzerindeki etkisine ilişkin, yükselen enerji fiyatlarının ithalat faturasını artırdığını, talepteki yavaşlamanın ise cari işlemler üzerindeki baskıları sınırladığını söyledi.</p>
<p>Karahan, söz konusu gelişmeler neticesinde, ihracatın kısmen yeniden konumlandırılan talebe de bağlı olarak dirençli seyrettiğini belirtti.</p>
<p>Yeniden dolarizasyonun olası bir risk olup olmadığına yönelik de Karahan, Türk lirası varlıklara talebin güçlü kalmaya devam ettiğini, sıkı para politikasının makroihtiyati araçlar ve güçlü döviz rezervlerinin Türk lirasına talebi desteklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık dezenflasyonu destekledi"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, gıda ve enerjide arz gelişmeleri, hizmetlerde azalan katılık ve talepteki yavaşlamanın kısa vadeli enflasyon dinamiklerinde belirleyici olan unsurlar arasında olduğunu kaydetti.</p>
<p>Enflasyonun gıda ve enerjide yükseldiğini söyleyen Karahan, gıda enflasyonunun oynak ve son dönemde yüksek bir seyir izlediğini, kira ve eğitim kalemlerinde ise azalan katılığın dezenflasyonu desteklediğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, önümüzdeki dönemde enflasyonu, enflasyon beklentileri ve talepteki yavaşlamanın şekillendireceğini söyleyerek, "Enflasyon beklentilerindeki bozulma jeopolitik gelişmelere rağmen sınırlı kalmaya devam etmektedir." diye konuştu.</p>
<p>Hanehalkının enflasyon beklentilerindeki gerilemenin genele yayıldığını ifade eden Karahan, iktisadi faaliyetin yavaşladığını kapasite kullanım oranının da zayıf seyrettiğini bildirdi.</p>
<p>Karahan, perakende satış hacim endeksi ve toplam kart harcamalarındaki değişimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, talep göstergelerinin iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ettiğini ve kredi büyümesinde yavaşlama olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Döviz rezervleri güçlü seviyelerde"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, jeopolitik gelişmelerin cari işlemler üzerindeki etkisine yönelik yaptığı değerlendirmelerde dış ticaret açığının yılın ikinci çeyreğinde gerilediğini belirtti.</p>
<p>Aylık gelen ziyaretçi sayısı ve aylık seyahat gelirlerine ilişkin bilgiler veren Karahan, söz konusu jeopolitik gelişmelerin turizm üzerindeki etkisinin sınırlı seviyede kaldığını, cari işlemler açığının ise tarihsel ortalamasına kıyasla ılımlı seviyede olduğunu bildirdi.</p>
<p>Karahan, hanehalkının döviz talebinin sınırlı kaldığını belirterek, "Yurt içi yerleşiklerin TL talebi güçlü kalmaya devam etmekte. Döviz rezervleri ise güçlü seviyelerde." diye konuştu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-londrada-konustu-enflasyon-beklentilerindeki-bozulma-sinirli-kalmaya-devam-ediyor-81862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Londra&#039;da &quot;Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Enflasyon beklentilerindeki bozulma jeopolitik gelişmelere rağmen sınırlı kalmaya devam etmektedir.&quot; dedi. Karahan, &quot;Yurt içi yerleşiklerin TL talebi güçlü kalmaya devam etmekte. Döviz rezervleri ise güçlü seviyelerde.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81824</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol savaş öncesi seviyesini gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Savaş Öncesi Seviyesini Gördü, Ons Altın 4000 $ Altına Geriledi!| Ekonomi Masası | 25 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/NPDEB_J6-4w" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/25-milyarlik-nefes-iki-haftada-tukendi-81823</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25 milyarlık &#039;Nefes&#039; iki haftada tükendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Limiti 3 milyon liraya yükseltilerek yeniden başlatılan TOBB Nefes Kredisi'nde 25 milyar lira olan ilk dilim, henüz iki hafta geçmesine rağmen neredeyse tükendi. Yüzde 34 faizle 25 milyar liralık ilk dilimin hızla tükenmesi üzerine Kredi Garanti Fonu (KGF) yetkililerinin Merkez Bankası ile limitin 25 milyar liralık ilave ile 50 milyar liraya yükseltilmesi yönünde görüşmelere başladıkları öğrenildi. </p>
<p>Dezenflasyon programı döneminde uygulanan sıkı para politikaları sebebiyle finansman güçlüğü içine düşen reel sektör için hayata geçirilen TOBB nefes kredisi, Merkez Bankası’nın kredi artış sınırlamasına tabi olmaması sebebiyle özellikle KOBİ’ler için adeta cansuyu niteliğinde oldu.</p>
<p>Merkez Bankası bir süre önce bankaların ticari kredilerinde yüzde 2 olarak uygulanan artış hızı sınırlamasını yüzde 3’e çıkarmıştı. Ancak aralarında KGF, İGE A.Ş, Katılım Finans Kuruluşları gibi hazine garantili kefalet kuruluşları aracılığıyla kullandırılan kredilerin bu sınırlamaya tabi tutulmaması, bunlara yönelik talebin artmasını sağlıyor.</p>
<h2>61 bin firma kullanmıştı</h2>
<p>Finansman sıkıntısı çeken işletmelere TOBB kaynaklarıyla KGF kefaletiyle geçen yıl kullandırılmaya başlanan Nefes Kredisinde, yıl içinde yapılan artışlarla birlikte 61 bin firma toplam 81 milyar lira civarında kredi kullanmıştı. EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre bu yıl 8 Haziran Pazartesi günü başlayan 25 milyar liralık yeni Nefes Kredisi’ne birçok ilden çok yoğun talep geldi. İllerin önemli bölümünde limitler kısa süre içinde tükenirken, kalan illerde de çok az limit kaldığı belirtiliyor.</p>
<h2>Hisarcıklıoğlu gündeme getirmişti </h2>
<p>Yeni Nefes Kredisine ilişkin ilk duyuruyu yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, reel sektörün en büyük sorununun finansmana erişim olduğunun altını çizerek, kredi büyüme sınırının finansmana erişimi zorlaştırdığının altını çizmişti. Başkan Hisarcıklıoğlu, Kredi Garanti Fonu (KGF) Özkaynak Kefalet Programı kapsamında 2026 için ilk dilimin 25 milyar lira olmakla birlikte yıl içinde toplam tutarın 100 milyar liraya çıkmasının hedeflendiğini aktarmıştı.</p>
<h2>Firma başına limit 3 milyon lira </h2>
<p>Toplam 9 bankanın aracılık ettiği kredilerde firma başına üst limit 3 milyon lira olarak uygulanıyor. Reel sektör 24 ay kredi için yüzde 36, bunun üzerindeki vadelerde ise yüzde 34 faiz ile kaynak kullanabiliyor. Kredi 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil, toplam azami 48 ay vadeli oluyor.</p>
<p>Nefes Kredisi’ne; Akbank, Denizbank, QNB Bank, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Yapı ve Kredi Bankası ve Ziraat Katılım Bankası olmak üzere 9 banka aracılık ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/25-milyarlik-nefes-iki-haftada-tukendi-81823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/lira-butce-1771230710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Nefes Kredisi&#039;nin 25 milyar lira olan ilk dilimi neredeyse iki haftada tükendi. KGF yetkilileri, Merkez Bankası ile limitin 25 milyar liralık ilave ile 50 milyar liraya yükseltilmesi yönünde görüşmelere başladıkları öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5-sirketin-halka-arzina-onay-81863</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 şirketin halka arzına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Orzaks İlaç ve Kimya'nın 69 liradan, Ekim Turizm'in 30,26 liradan, Soho Giyim ve Enerji'nin 15 liradan, İsvea Seramik ve Banyo Ürünleri'nin 20,9 liradan, Golda Gıda'nın ise 9,2 liradan halka arzını uygun buldu.</p>
<p>İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ'nin yaklaşık 415 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımı onaylandı.</p>
<p>Kurul, Adil Varlık Yönetim AŞ'nin 500 milyon liralık, Yapı Kredi Faktoring AŞ'nin 6,8 milyar liralık, Koç Finansman AŞ'nin 1,4 milyar liralık, Türkiye Garanti Bankası AŞ'nin 6 milyar dolarlık, İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 10 milyar liralık, Ak Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 15 milyar liralık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi.</p>
<p>ZKB Varlık Kiralama AŞ'nin 3 milyar liralık, Bizim Varlık Kiralama AŞ'nin ise 500 milyon liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusu onaylandı.</p>
<p><strong>Kuruluşuna izin verilen yeni fonlar</strong></p>
<p>SPK, BV Portföy Yönetimi AŞ'nin "Boğaziçi Ventures Global Girişim Sermayesi Yatırım Fonu" ile "Greenwise Girişim Sermayesi Yatırım Fonu" kurmasına izin verdi.</p>
<p>İş Portföy BIST 30 Endeksi Hisse Senedi Yoğun Borsa Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin verilmesi talebi olumlu karşılandı.</p>
<p>Fiba Yatırım Menkul Değerler AŞ ile Marbaş Menkul Değerler AŞ'ye yurt dışında işlem aracılığı faaliyet izni verilirken, Gekas Kitle Fonlama Platformu AŞ ünvanlı bir kitle fonlama platformunun kurulması onaylandı.</p>
<p><strong>İdari para cezaları ve suç duyuruları</strong></p>
<p>Kurul, Girişim Elektrik Sanayi Taahhüt ve Ticaret AŞ ile Europower Enerji ve Otomasyon Teknolojileri Sanayi Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda bu iki şirkete ve 4 kişiye toplamda 20,7 milyon liralık idari para cezası uyguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/5-sirketin-halka-arzina-onay-81863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/spk-odine-solutions-teknolojinin-halka-arzini-onayladi-f8by_cover.png-1.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Orzaks İlaç, Ekim Turizm, Soho, İsvea ile Golda Gıda&#039;nın halka arzını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolattan-tekstil-sektoru-aciklamasi-iki-yil-sonra-geri-geliyorlar-81861</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat&#039;tan tekstil sektörü açıklaması: İki yıl sonra geri geliyorlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Merter Sanayici ve İşadamları Derneği (MESİAD) tarafından Güngören'de bir otelde düzenlenen Tekstil-Giyim Sektörü Değerlendirme Toplantısı'na katıldı.</p>
<p>Bolat burada yaptığı konuşmada, Merter'in tekstil ve modanın merkezi haline gelme yolculuğunu anlattı.</p>
<p>Son yıllarda yaşanan küresel ve bölgesel olumsuzluklardan bahseden Bolat, Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kahramanmaraş merkezli depremler ve yüksek enflasyona rağmen Türkiye'nin büyümeyi, istihdamını ve ihracatını artırmayı sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>Bolat, hazır giyim, tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin toplam ihracatının Kovid-19 salgınından önceki yıl olan 2019'da 28 milyar 580 milyon dolar olduğunu anımsatarak, bu rakamın, salgın sonrası 2021'de 34 milyar 455 milyon dolara yükseldiğini, 6 milyar dolarlık bir artışın söz konusu olduğunu, 2022'de 35 milyar 256 milyon dolara ulaştığını, sonraki yıllarda bu rakamın gerileyerek 31,7 milyar dolara indiğini kaydetti.</p>
<p>Bakan Bolat, "2021 ve 2022'deki anormal büyüme, Kovid-19 nedeniyle Batı'nın Çin ve Uzak Doğu yerine koşarak buraya gelmesinden ve 'Al sana iki yıllık sipariş, peşin para.' şeklindeki talebinden kaynaklandı." dedi.</p>
<p>O dönem genel ihracatta da talep patlaması nedeniyle artış yaşandığına işaret eden Bolat, sonraki süreçte dış talep zayıflasa da büyümeyi sürdürdüklerini vurguladı.</p>
<p><strong>"Uzak Doğu ülkelerine giden müşterilerin bir kısmı Türkiye'ye dönmeye başladı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, bu geçici talep patlamasının doyuma ulaşması ve azalması karşısında bazı üreticilerin "Müşteriler gelmiyor, yok oldular, ben şuraya-buraya gideceğim, şunu yapacağım" şeklinde söylemlerde bulunduğunu belirterek, "Bu sektör bitti, devlet bu sektörü gözden çıkardı gibi asla düşünülmeyen, gerçek olmayan bazı ifadeler, tevatürler ortalarda dolaşıyordu. Biz de göreve geldikten sonra 2023 Haziran'da bu konuyu kucağımızda bulduk." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu talebin azalmasının nedenlerinden bahseden Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"28 Şubat'ta ABD ve İsrail, İran'a karşı savaş açtı. Ne oldu? Bir anda siparişlerde artış olmaya başladı. O Uzak Doğu ülkelerine giden müşterilerin bir kısmı tekrar Türkiye'ye dönmeye başladı. Biz sürekli Türkiye'nin her tarafından veri topluyoruz her gün. Görebiliyoruz bunları. Lojistik maliyetleri yükseldi Uzak Doğu'dan. Artı tedarik konusunda şüpheler oluştu. Ne yapacağız? En güvenilir, en başarılı imalatçı bölgede. En yakın lojistik üssü, en güvenilir tedarik üssü, en kaliteli üretim üssü Türkiye. 'Hadi tekrar siparişleri Türkiye'ye döndürmeye başlayalım.' Öyle değil mi arkadaşlar? Son 3-4 aydır bu trend oluştu. Bunları iyi bilirsek ve görürsek panik yapmaya, kötücül mesajlar yaymaya hiç gerek yok. 'Şuraya gidiyorlar, buraya gidiyorlar, eyvah biz de onlara takılalım.' denirken şimdi de 'Gidenler geri dönmeye başladı.' deniliyor. Orada sıkıntı çektiler. 'Türkiye'deki kalite, tasarım, donanımlı, başarılı ve nitelikli iş gücü noktasında eksiklikler var. Onun için biz yeniden evimize dönelim.' diyorlar."</p>
<p><strong>"Hazır giyimde aldığımız tedbirlerin etkisini görüyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türk üreticilerin ve tacirlerin dünyanın her yerine yayılmış durumda olduğunu, 215 ülke ve gümrük noktasına ihracat yaptıklarını belirterek, yurt dışından gelip Türkiye'de yatırım yapan 89 bin şirketin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Dünya ekonomisinin zor günlerden geçtiğini, NATO ve Dünya Ticaret Örgütünde anlaşmazlıkların ve sıkıntıların yaşandığını, tek taraflı ticaret kararları alan önemli ülkelerin bulunduğunu, çok yüksek sübvansiyonlarla dünya pazarını hallaç pamuğu gibi atan rakip ülkelerin var olduğunu anlatan Bolat, korumacılığın arttığını ancak karamsar tablo çizmek istemediğini bildirdi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin üretimde Kovid-19 salgınından sonra yaşadığı hızlı toparlanmaya işaret ederek, 2019'a göre Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden çok daha fazla artış yaşadıklarını anlattı.</p>
<p>Tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim gibi alanlara yönelik aldıkları kararlardan bahseden Bolat, "Bunların etkisini hazır giyimde, iplikte, kumaşta, deride, saraciyede ve ayakkabıda görüyoruz. Bu alanlarda ithalat geçen yıla göre daha az." dedi.</p>
<p>Bolat, tekstil ve hazır giyimcilere yönelik verdikleri desteklere ilişkin bilgiler paylaşarak, bu alanda son 3 yılda 6 fuara katıldığını, firma temsilcileri ile istişarelerde bulunduklarını, onların dertlerini dinleyip taleplerini not ettiklerini aktardı.</p>
<p>Fuarlara yurt dışından gelen alım heyetleri ve ziyaretçiler için verdikleri desteklerden bahseden Bolat, yurt dışına yönelik kargo noktasında yaşanan şikayetleri çözmek için gerekli temaslarda bulunduklarını ve bunları çözdüklerini bildirdi.</p>
<p>Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerdeki muhataplarla da gerekli görüşmeleri yaptıklarını kaydeden Bolat, "Bunun en iyi yollarından birisi üreticiler ve ihracatçılar olarak birleşmeniz ve kargo konusunda bir alternatif oluşturmanız ya da birlikte hareket ederek kargo firmaları nezdinde kargo maliyetlerini düşürtmeye çalışmak olacak." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Böylesine altın yumurtlayan bir tavuğu hangi devlet gözden çıkarır?"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin hazır giyim ve tekstilde hala dünyanın önemli bir üretici ve ihracatçı ülkesi olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Kendimize güvenmeye devam edelim. 'Ahmet şuraya gitmiş, Mehmet buraya gitmiş, onu taklit edelim, onu takip edelim.' falan buna gerek yok arkadaşlar. Birleşerek güçleneceğiz, ayrılarak ya da panik halinde dağılarak bir şey elde edemeyiz. Halı ve ev tekstili de dahil 31,7 milyar dolar tekstil ve giyim ihracatı olan bir ülkeyiz. Dünyada 7'nci, Avrupa Birliği ülkeleri arasında 3'üncü sıradayız. Avrupa kıtasında üretimde birinciyiz."</p>
<p>Bolat, olaya sadece ihracat gözüyle bakılmaması gerektiğinin altını çizerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Koskoca iç pazarımız var. 86 milyon nüfus, 65 milyon turist satın alıyor buradan. Tatile geliyor çanta, kıyafet, ayakkabı, aksesuar alıyor. Gurbetçiler geliyor yılda 5 milyon. Genelde alışverişlerini buradan yapıyorlar. O nedenle iç pazarı da kattığımızda, ki iç pazarımız ihracatımızdan daha büyük, 75 milyar dolarlık bir sektörden bahsediyoruz. Bu anlamda tekstil ve giyim sektörü istihdam bakımından da birinci sırada. Böylesine altın yumurtlayan bir tavuğu hangi devlet, hangi hükümet gözden çıkarmaya cesaret eder ya da çıkarmak ister? Aklını peynir ekmekle yemesi lazım. Bu tevatürler yanlış. 'Başkaları şunu yaptı, bunu yaptı, oraya gitti, buraya gitti...' Ne oldu? Şimdi geri geliyorlar iki yıl sonra. Evinde güçlü olmayanın deplasmanda güçlü olması mümkün değildir. Bu ticaretin en önemli kuralıdır. Evinde de deplasmanda da güçlü olacaksın. Onun için rakipler evinizde güçlü olmadığınızı bilirlerse sizi o ülkede çabuk harcarlar."</p>
<p><strong>"Vatandaşımızın makul fiyatlarda kaliteli ürünler alması için çalışalım"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, devletin ve hükümetin Türk üreticilerin ve ihracatçıların her zaman yanında olduğuna vurgu yaparak, "Pazar bütün dünya arkadaşlar. Ama iç pazarımızı da asla ihmal etmeyelim. Vatandaşımızın makul fiyatlarda kaliteli ürünler alması için çalışalım, rekabet edelim." dedi.</p>
<p>Yılbaşında hayata geçirilen ve yurt dışındaki e-ticaret platformlarından gerçek kişiler adına gelen, kıymeti 30 avroya kadar eşyanın basitleştirilmiş gümrük beyannamesiyle ithalatının sonlandırıldığı uygulamayı hatırlatan Bolat, bunun nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Bolat, "Bakın şimdi Avrupa Birliği de 1 Temmuz'da aynı uygulamaya başlıyor. 3 avro vergi getiriyor artı paket başına da işlem vergisi uygulayacak. ABD, 'Normal ithalatla getirirsen getir.' diyor. Bizde de aynı." diye konuştu.</p>
<p>Üreticilere ve ihracatçılara sunulan finansman imkanlarından bahseden Bolat, "Fuar teşvikleri, ticaret heyetleri, alım heyetleri, mağaza ve depo açma, lojistik destek gibi tüm desteklerimizin hepsinden faydalanabilirsiniz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin artık birçok ülke ve bölgede rol model alınan bir ülke olduğunu vurgulayan Bolat, bunu yurt dışı ziyaretlerinde daha iyi anladığını söyledi.</p>
<p>Bolat, "e-İhracatı sakın ihmal etmeyelim. AB ile yoğun müzakere halindeyiz. Körfez, Kafkaslar, Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetler bu konuda önemli yerler." diye konuştu.</p>
<p>Toplantıya, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Güngören Belediye Başkanı Bünyamin Demir, MESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Muslu, İstanbul'un farklı bölgelerinde tekstil alanında faaliyet gösteren STK'lerin temsilcileri ile Merter ve farklı bölgelerdeki tekstilci ve hazır giyimciler katıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolattan-tekstil-sektoru-aciklamasi-iki-yil-sonra-geri-geliyorlar-81861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/4-1782372521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil-Giyim Sektörü Değerlendirme Toplantısı&#039;nda konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;75 milyar dolarlık bir sektörden bahsediyoruz. Tekstil ve giyim sektörü istihdam bakımından da birinci sırada. Böylesine altın yumurtlayan bir tavuğu hangi devlet, hangi hükümet gözden çıkarmaya cesaret eder ya da çıkarmak ister? Aklını peynir ekmekle yemesi lazım. Bu tevatürler yanlış. &#039;Başkaları şunu yaptı, bunu yaptı, oraya gitti, buraya gitti...&#039; Ne oldu? Şimdi geri geliyorlar iki yıl sonra.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bonndan-antalyaya-81852</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bonn’dan Antalya’ya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında yıllık Taraflar Konferansı (COP), Kyoto Sözleşmesi Taraflar Konferansı (CMP) , Paris Anlaşması Taraflar Konferansı (CMA) yapılırken, konferanslara destek veren iki daimi Yardımcı Organ (SB) toplantıları da gerçekleştiriliyor. COP, CMP ve CMA çalışmalarını destekleyen ve yılda iki kere toplanan Bilimsel ve Teknolojik Danışma Yardımcı Organı (SBSTA) ile Uygulama Yardımcı Organı (SBI) işlevleri mühim. SBI sanayi ve ülkelerin öncelikli ödevi “Sera Gazı Emisyonu Ölçüm, Raporlama ve Doğrulama Sistemi (MRV)çalışmaları ile Uluslararası Değerlendirme ve İnceleme (IAR) ve Uluslararası Danışma ve Analiz (ICA) süreçlerini de ilerletiyor.</p>
<p>Bonn, nam-ı diğer Birleşmiş Milletler (BM) Şehri, 1996’dan beri sekretarya, ajanslar ve toplantıların ev sahibi. Bonn Dünya Konferans Merkezi’ndeki 8-18 Haziran 2026 tarihli Haziran İklim Toplantıları (SB64), COP31’e, Antalya’ya giden yolda önemli oldu. Toplantı öncesinde Uluslararası Af Örgütü insan haklarına uygun iklim eylemi önerilerini açıklayarak, insan haklarını gözardı eden iklim tedbirlerinin adaletsiz ve daha az etkili olduğu vurgusunu yaptı.</p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum Bonn İklim Değişikliği Konferansı açılış oturumu konuşmasında COP31 Eylem Gündemi’ne ilişkin güncelleme bildirip, elektrifikasyon için küresel koalisyon kurmayı taahhüt ederek 2035’e dek elektriğin nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e artırma (35X35 Hedefi), binalarda da enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini başlattı. Açıklanan yeni öncelik ve hedefler arasında ülkelerin ulusal iklim, ekonomi ve kalkınma öncelikleri arasındaki bağı güçlendirerek finansmanın sahaya daha hızlı ve daha etkili ulaşmasına yardımcı olacak İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge) yapılanması öne çıktı. Böylece COP31 Eylem Gündemi 10 Öncelik Alanı: Sıfır Atık; Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon; Gıda Güvenliği; Yeşil Sanayileşme; Okyanuslar ve Denizler; İklim Dirençli Şehirler; Gençlik ve Eğitim; Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri; Rio Sinerjisi; İklim Uygulama Köprüsü başlıklarında Uygulama, Finansman, Adil Geçiş odağında Diyalog, Uzlaşı, Aksiyon vizyonumuzla ev sahibi ülke oluyoruz.</p>
<p>Antalya Expo’da yeşil elektrifikasyonun enerji verimli tüketilmesi, hele de devasa COP31’in “ISO 20121 Sürdürülebilir Etkinlik Yönetim Sistemi” ile gerçekleştirilmesi ve ardından “Karbon Nötr” ilan edilmesi ülkemize pek yakışacaktır. Mevla’m utandırmasın.</p>
<p>İklim değişikliği mücadelesi, karbonsuzlaştırma için en iyi enerji yönetiminde Yenilenebilir Kaynaklı Enerji; Enerji Verimliliği; Mevcut En Temiz Teknoloji ile Dijital-Dağıtık- Düşük Karbonlu Enerji üçlemeleri şart. Ülkemizin yenilenebilir kaynak teknik potansiyeli elektrifikasyon ve yeni nesil yakıtlar için ayrı kıymetli. Savaşlar sürerken jeoekonominin zorlukları diğer yanda iken yeşili, mavisi başka güzel ülkemizde yatırımcı olmak, mevcut iş yapışını sürdürmek hiç kolay değil. Artan yenilenebilir kaynaklı kurulu gücümüzle umudumuz enerjik olarak çok çalışmalıyız.</p>
<p>İddialı çalışanlar var. Küresel %100 Yenilenebilir Enerji Platformu (Global 100%RE), sivil toplum, endüstri, bilim ve politika alanlarından ortakların oluşturduğu bir ağ olarak kurulan, Nisan 2013'te San Francisco'da faaliyete geçen lokomotif yapılanma. Yenilenebilir enerji tartışmasını %100 yenilenebilir enerjiyi “Yeni Normal” olarak kabul edecek şekilde yönlendirme ve %100 yenilenebilir enerji bölgelerinden oluşan küresel bir ağ kurma amaçlı Global 100%RE enerji yatırımlarının yenilenebilir kaynaklara insan odaklı dayalı olmasını savunuyor. Ben de savunuyorum.</p>
<p>26 Haziran BM Uluslararası Temiz Enerji Günü kutlu, erişilebilir fiyatlı, iklim dostu, emre amade elektrik vekatı- sıvı-gaz yakıtlar bizimle olsun. Bir de en temiz enerji kaynağı Enerji Verimliliği başarımızı da artırırsak çifte güç olur. En önemlisi de kendi enerjimizi yüksek tutmalı, olagelenlere dirençli, sağlıklı, mutlu ve üretken olmalıyız.</p>
<p><em>Can Yücel’in dediği gibi:</em></p>
<p><em>“Bu gün dünyayı istediğin</em><br /><em>bir renge boya</em><br /><em>Rengârenk batan günü al karşına</em><br /><em>Bir renk, de kendinden kat</em><br /><em>Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak</em><br /><em>Kapat gözlerini bir hikâye yarat.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bonndan-antalyaya-81852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bonn’dan Antalya’ya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iletisimin-surdurulebilir-gelecekteki-rolu-81838</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İletişimin sürdürülebilir gelecekteki rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb956e9cce-1782364502.JPG" alt="" width="244" height="176" /></strong><strong>GONCA KARAKAŞ - </strong><strong>Effect Burson CEO’su</strong></p>
<p>Küresel iklim mücadelesinde her geçen günün kritik bir değer taşıdığı, aksiyon almanın artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu bir dönemin içindeyiz. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları (COP), bu küresel mücadelenin nabzını tuttuğumuz, dünyanın dört bir yanından liderlerin, bilim insanlarının, sivil toplumun ve iş dünyasının bir araya gelerek ortak bir gelecek aradığı en önemli platform olmaya devam ediyor. Şimdi ise gözlerimizi, yeni ve daha kararlı adımların atılacağı COP31’e çevirmiş durumdayız. Türkiye’nin ev sahipliğinde, Antalya’da gerçekleşecek COP31’e adım adım yaklaşıyoruz.</p>
<p>Daha önceki birçok COP’a bizzat tanıklık etmiş biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim; artık sadece verilen sözlerin ve iyi niyet beyanlarının yeterli olmadığı bir noktadayız. Geldiğimiz bu yeni eşikte, iş dünyasının ve markaların en büyük sınavının “hesap verebilirlik” ve “şeffaflık” olduğunu görüyoruz. COP31, bu sınavın en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihte yerini almaya hazırlanıyor. Türkiye, COP31 ev sahipliği sürecini, sadece bir organizasyon düzenlemenin çok ötesinde, küresel iklim eylemine yön veren bir liderlik vizyonuyla şekillendiriyor. “Geleceğin COP’u” olarak tanımlanan bu iddialı yaklaşım, “diyalog, uzlaşı ve aksiyon” sacayakları üzerinde yükseliyor. Daha şimdiden 10 öncelikli temayı ve 2035’e odaklanan 6 küresel hedefi içeren kapsamlı bir Eylem Gündemi’nin dünya kamuoyuyla paylaşılmış olması, sürecin somut adımlarla ilerlediğinin en net kanıtı olarak öne çıkıyor. Bu vizyonun en umut veren yanı ise gençlerin sürecin tam merkezine yerleştirilmesi. Gençleri yalnızca ‘geleceğin muhatabı’ olarak değil, ‘bugünün çözüm ortağı’ olarak gören bu yaklaşım, atanan Gençlik İklim Şampiyonu’ndan Türkiye’nin dört bir yanındaki İklim Elçileri’yle yapılan buluşmalara kadar her adımda kendini gösteriyor. Gençlerin fikirlerinin doğrudan COP31 yol haritasına dahil edilmesinin, bu samimi duruşun en somut ve değerli göstergesi olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlikte samimiyet </strong><strong>marka değerini artırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde  sürdürülebilirliğin çevresel olduğu kadar sosyal ve kurumsal yönetim açısından da ele alınması gerekliliği, özellikle büyük ekonomilerde yürürlüğe konan yasal düzenlemeler nedeniyle kaçınılmaz hale geliyor. Kantar Küresel BrandZ araştırmasına göre; sürdürülebilirlik, dünyanın en iyi 100 markasının değerine 193 milyar dolarlık katkı sağlıyor ve kurumsal itibarın en önemli itici gücü olmaya devam ediyor. Bu çerçevede kapsayıcılık ve çeşitlilik de önemi her geçen gün artan konular aasında yer alıyor. Deloitte tarafından küresel çapta yapılan araştırmalar, tüketicilerin yarısından fazlasının, özellikle de Z kuşağının, satın alma kararında bir markanın sürdürülebilirlik uygulamalarını ve çevresel etkisini önemli bir faktör olarak gördüğünü gösteriyor. Kısacası, sürdürülebilirlik konusunda samimi adımlar atan markalar, tüketiciler tarafından sadece tercih edilmekle kalmıyor, aynı zamanda ödüllendiriliyor.</p>
<p>İşte iletişimciler olarak bizim rolümüz tam da burada başlıyor. Görevimiz, sadece kısa süreli  projelerin planlanması ve bunlar için basın bültenlerinin hazırlanmasıyla sınırlanamaz. Hizmet verdiğimiz iş ortaklarımızın sürdürülebilirlik vizyonunun en baştan itibaren doğru bir stratejiyle kurgulanmasında, C level liderlere danışmanlık yapmamız gerekiyor. Bu vizyonu, tüm paydaşlar için anlaşılır, samimi ve etkileyici bir hikâyeye dönüştürmemiz ve en önemlisi, verilerle desteklenen somut kanıtlarla sunmamız büyük önem taşıyor. Teknoloji ve yapay zekâ, bu kanıtları toplama, analiz etme ve şeffaf bir şekilde raporlama konusunda bize eşsiz araçlar sunuyor.</p>
<p><strong>Dönüşümün itici gücü iletişim</strong></p>
<p>Biz, sürdürülebilirliğin bir maliyet kalemi değil, aksine markanın itibarını, rekabet gücünü ve uzun vadeli başarısını güvence altına alan stratejik bir yatırım olduğuna inanıyoruz. Bu yatırımın en yüksek geri dönüşü sağlamasının yolu ise dürüst, tutarlı ve cesur bir iletişimden geçiyor. İletişimin sadece sonuçları duyuran bir araç olmanın ötesinde, dönüşüm sürecinin kendisini besleyen, paydaşları harekete geçiren ve ilham veren bir itici güç olduğunu unutmamak gerekiyor.</p>
<p>COP31’e doğru ilerlerken, tüm iş ortaklarımızı ve sektörümüzü bu yeni döneme hazırlıklı olmaya davet ediyorum. Bugün, yaptığımızı anlatma ve anlattığımızı somut verilerle kanıtlama zamanı. Geleceğin lider markaları, gezegenimize ve toplumumuza karşı sorumluluklarını iş modellerinin merkezine koyan ve bu yolculuklarını tüm şeffaflığıyla paylaşma cesaretini gösterenler olacaktır. Bizler de bu cesur yolculukta onlara rehberlik etmeye, iletişimin gücüyle daha yaşanabilir bir geleceğin kapılarını aralamaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iletisimin-surdurulebilir-gelecekteki-rolu-81838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İletişimin sürdürülebilir gelecekteki rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unilever-turkiyeye-inovasyon-uretim-ve-pazarlamada-basari-getiren-sassy-formulu-81837</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Unilever Türkiye’ye inovasyon, üretim ve pazarlamada başarı getiren &#039;SASSY&#039; formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Unilever, 190 ülkede ürünleri satılan, yılda 50.5 milyar dolar cirosu ve 96 bin çalışanı olan bir dünya devi.  </p>
<p>16.500 aktif patente sahip olan ve yılda 836 milyar dolar euro araştırma geliştirmeye ayıran kuruluş, marka yönetimi ve pazarlamada da küresel trendleri belirliyor.  Faaliyette olduğu ülkelerde markaları genellikle pazar lideri konumunda bulunan Unilever’in büyümesinde  %78’lik bir oranla en güçlü markaları rol oynuyor.  </p>
<p>Unilever reklamcılık dünyasında yaratıcılık, medya kullanımı ve ödül performansı ölçütlerinde  dünyanın 1 numaralı reklamverenlerinden birisi konumunda.  Hatta birçok küresel listede  ilk sıralarda yer alıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cd518d6556-1782371608.jpeg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p>Bir pazarlama okulu yapısına sahip olan Unilever marka yönetim stratejisini dört sütun üzerine kuruyor.  Bu süreç İngilizce sözcüklerinin ilk harflerinden oluşan SASSY kavramıyla ifade ediliyor. Kuruluşun yaptığı her işte öncelik verdiği özellikler: <strong>S</strong>cience (Bilimden Güç Alan); <strong>A</strong>esthetics &amp; <strong>S</strong>ensorials(Estetik ve Duyusal Deneyim Sunan); <strong>S</strong>aid &amp; Shared by Others(Başkaları Tarafından Konuşulan) ve <strong>Y</strong>oung Spirited Genç Ruhlu) SASSY formülünde birleşiyor. </p>
<p>Tüm çalışmaların odağında mutlaka bilimsel veriler yer alıyor. Bilimden güç alan yaklaşım olarak tanımlanan bu ilk basamaktan sonra ürünün “Estetik” olması ve “Duyusal Deneyim” sunması için neler yapılması gerektiği üzerinde çalışılıyor.  İletişim çalışmalarının temelinde ise “Genç Ruhlu” olma hedefi yatıyor. Bu doğrultuda, pazarlama bölümleri  dikkat çeken, ilgi uyandıran, duygulara hitap eden, başkaları tarafından konuşulan ve paylaşılan içerikler ortaya çıkarma amacıyla çalışıyorlar. </p>
<p><strong>1888’den beri değişmeden modernleşen bir tesis: Port Sunlight</strong></p>
<p>Geçen hafta bir basın grubuyla birlikte  Unilever’in Birleşik Krallık’taki Araştırma ve Geliştirme Üssü Port Sunlight’ı ziyaret ettik.  Aynı merkeze 18 yıl önce bir kez daha gitmiştim. Avrupa’nın pek çok bölgesinde olduğu gibi Port Sunlight’ta da binalar, caddeler, ağaçlar değişmemişti. William Hesketh Lever tarafından 1888 yılında kurulan ilk sabun fabrikasıyla temelleri atılan Port Sunlight’ta, yeşillik bahçeler, temiz sokaklar ve tuğla binalar Birleşik Krallığın tarihi mirasını bugüne taşıyordu. </p>
<p>Dış görünüş kadar değişmeyen başka bir nokta da, merkezin inovasyon konusundaki başarısıydı. Kurulduğu ilk günden beri yeniliklerle öne çıkan Port Sunlight’ta bilim insanları gelişmiş teknoloji sayesinde yüksek verimli çözümler elde ediyorlar. Her ülkeye özel çözümler geliştiriyorlar. Bu ülkelerin ilk sıralarında Unilever Türkiye bulunuyor. </p>
<p><strong>Küresel Bilim Üssü Port Sunlight ve Türkiye Arasındaki Teknoloji Köprüsü</strong></p>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nü Türkiye’den yöneticilerle birlikte ziyaret ettik.  Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü Unilever Türkiye Ülke Başkanı, Ali Fuat Orhanoğlu;  Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Kurumsal İlişkiler ve İletişim Başkanı Ebru Şenel Erim;  Unilever Türkiye ve Orta Asya Ev ve Hijyen Kategorisi Pazarlama Direktörü Harun Çeliksoy;  Unilever Türkiye ve Orta Asya Çamaşır Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Elif Yıldırımcan; Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Araştırma ve Geliştirme Başkanı Deniz Gabay’dan Türkiye’deki trendler ve çalışmalar hakkında bilgi aldık. </p>
<p>Unilever Ev Bakım Bilim ve Teknoloji Ar-Ge Lideri Jonathan Hague; Unilever Ev Bakım Global Ar-Ge İnovasyon Lideri Dr. Keith Rutherford; Unilever Ev Bakım Malzeme Inovasyon Fabrikası (Materials Innovation Factory-MIF) ve Otomasyon Programından Sorumlu Lider Mark Baker, Unilever Ev Bakım Ar-Ge Proses Geliştirme Lideri Torsten Schoeppner ise küresel gelişmeler hakkında bilgi paylaştılar. </p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cd532c3fc4-1782371634.JPEG" alt="" width="720" height="1080" /></p>
<p><strong>İlklerin Ar-Ge üssü </strong></p>
<p>Unilever’in tarihsel inovasyon ekosisteminin merkezi olan  Port Sunlight,  Lever Kardeşler tarafından 1911 yılında inşa edilen ilk özel araştırma binası olma özelliğine sahip.  İlk konsantre sıvı çamaşır deterjanından yoğun kıvamlı çamaşır suyuna, enzim içermeyen ilk deterjan kapsüllerinden plastik içermeyen karton ambalajlara kadar Unilever’in temizlik dünyasındaki ilkleri bu Ar-Ge Üssü’nde tasarlanmış. Yapay zeka ve ileri teknoloji cihazların bulunduğu laboratuvarlarda verimlilik ve sürat arttığı için, ürünlerde kullanılan içerikler, ambalajlar, üretim-dağıtım-pazarlama faaliyetlerinde radikal değişimler var. </p>
<p>OMO, Cif, Domestos, Surf, Sunlight, Comfort (Yumoş) ve Radiant olmak üzere Unilever bünyesindeki yedi büyük ev bakım markasının temel araştırma ve geliştirme süreçleri bu tarihsel merkezde yürütülüyor. Unilever, yüzyılı aşan küresel Ar-Ge mirasını ve inovasyon gücünü ev bakım kategorisinin uzun dönemli büyüme motoru olarak konumlandırıyor. Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nde geliştirilen geleceğin teknolojileri ve yeni nesil ürünler her pazardaki tüketicilerin yerel içgörüleriyle de geliştiriliyor.</p>
<p><strong>Türkiye en büyük küresel 10 ev bakım pazarından birisi</strong></p>
<p>Unilever’in Ev Bakım portföyü 11,6 milyar Euro’luk bir ciro elde ediyor. Küresel  büyümenin %79’u gelişmekte olan pazarlardan, %21’i gelişmiş pazarlardan geliyor. . Türkiye, Unilever globaldeki en büyük 10 ev bakım pazarından birisi olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Türkiye, neden Unilever’in en gözde ülkelerinden birisi? </strong></p>
<ol>
<li><strong> Üretim ve ihracat performansı</strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in Türkiye’de 2 fabrikası, 2 bini aşkın çalışanı, 400’ü aşkın tedarikçisi ve 10 deposu bulunuyor. Toplamda 16 markasıyla faaliyet gösteren ve son 6 yılda (2019-2025) da 1 milyar doları aşan ihracatla ülke ekonomisine önemli bir döviz girdisi sağlayan kuruluş, 2025 yılında 29 ülkeye 173 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. </p>
<p>Unilever’in dünyadaki en büyük 2. Ev Bakım fabrikası olan Konya’daki fabrika, Türkiye’de tek seferde yapılmış en büyük FMCG yatırımı konumunda. Tedarikçileriyle birlikte 350m Euro değerinde giriş yatırımı olan tesise kuruluşunda bugüne 100m Euro ilave kapasite yatırım yapıldı. </p>
<ol start="2">
<li><strong>Küresel Ar-Ge ağı içinde stratejik bir merkez </strong></li>
</ol>
<p>Ali Fuat Orhonoğlu, Unilever Türkiye’nin küresel organizasyon içerisindeki stratejik yükselişini şu cümlelerle ifade ediyor: “<em>Unilever Türkiye, bugün pazardaki tüm ürünlerinin yaklaşık yüzde 90’ından fazlasını Türkiye’deki tesislerinde yerel olarak üreten, ev bakım ürünlerinde tonaj bazında küresel ağın ilk 10’unda yer alan bir üretim devi. Bu yerel güç, Unilever’in küresel liderliğinin de dikkatinden kaçmadı ve aldığımız stratejik kararla Türkiye, Orta Doğu liderliğinin yanına Pakistan ve Bangladeş’in de eklenmesiyle yarım milyarı aşan nüfuslu PTAB bölgesinin tek yönetim ve mükemmeliyet üssü haline geldi. Artık İstanbul’dan sadece bir pazarı yönetmiyor, devasa bir coğrafyanın stratejilerine yön veriyoruz</em>.”</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yetenek ve yönetim üssü</strong></li>
</ol>
<p>Unilever Türkiye  üretim gücünü ve yönetim kalitesini Unilever’in her coğrafyasına taşımayı hedefliyor. Ali Fuat Orhonoğlu, globalde Unilever bünyesinde görev yapan 186 Türk bulunduğunu ve bu  sayının artmaya devam edeceğini beliriyor.   En doğuda Dakka’dan İstanbul’a kadar uzanan PTAB coğrafyasında Unilever Türkiye’nin 100 yılı aşkın deneyimi ve birikimiyle bölgenin büyümesine güçlü katkısı olacağını dile getiriyor.</p>
<p>2026 yılında Ev Bakım kategorisinde, tüketici içgörülerini doğru okuyarak performans, duyusal deneyim, dijital teknoloji ve sürdürülebilirliği aynı stratejik çatı altında birleştirmeye odaklanacaklarını belirten Orhonoğlu şu yorumu yapıyor:  “<em>Hedefimiz, ev ve çamaşır bakımında yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermek değil, dijitalleşmenin getirdiği hızla kültürü ve tüketici davranışlarını şekillendiren yenilikçi bir kategori lideri olarak bölgedeki güçlü büyümemizi sürdürmek. Bu vizyon, bizi veri odaklı yeni bir rekabet dönemine taşırken, Türkiye adına da kritik bir yönetim ve yetenek ihracatı değeri yaratıyor. Bu yönetim gücünü taçlandıran bir diğer unsur ise, küresel organizasyonda görev alan 188 Türk lider. Bu rakamın yüzde 65'ini ise kadın yöneticiler oluşturuyo</em>r.”</p>
<ol start="4">
<li><strong> Güçlü Ar-Ge altyapısı </strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in globaldeki 12 Bölgesel Ar-Ge Merkezi’nden biri olan Türkiye’de Sarıgazi ve Ümraniye’de bulunan 2 tescilli Ar-Ge merkezi bulunuyor.  Türkiye Ev Bakım AR-GE’si 22,3 milyon haneye hizmet sunuyor.</p>
<p>Türkiye AR-GE’si; Pakistan, Türkiye, Arabistan, Bangladeş’ten oluşan PTAB bölgesi (toplam 17 ülke) için Ar-Ge merkezi olarak görev yapmakta ve yerel tüketici beklentilerine uygun çeşitli inovasyonların geliştirilmesine liderlik ediyor.. </p>
<p>Türkiye’de görev yapan 93 kişilik ekip, Ar-Ge ve inovasyon alanındaki öncü çalışmalarıyla sektöre liderlik etmektedir. Bu ekibin %70’i kadınlardan oluşmaktadır.  Liderlik ekibindeki kadın oranı ise %74.</p>
<p>Unilever Türkiye, küresel ölçekte yetenek ihraç eden önemli pazarlardan biridir. Bu kapsamda, Türkiye’den 50’den fazla Ar-Ge uzmanı, dünyanın farklı ülkelerinde (İngiltere, Hollanda, UAE) çeşitli Ar-Ge görevlerinde çalışmaktadır. Bunlardan %50’ye yakını İngiltere’de çalışıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sürdürülebilirlik çalışmaları</strong></li>
</ol>
<p>Unilever, dünya genelinde Paris Anlaşması’nın belirlediği karbon nötr hedeflerini 11 yıl geriye çekti.  2039 yılında değer zincirinde net sıfır emisyon elde etme hedefiyle çalışıyor. </p>
<p>Unilever Konya Ev Bakım Ürünleri fabrikasında 2025 yılında Unilever ve MEXT iş birliğiyle hayata geçirilen Digital Tower projesi, toz deterjan üretiminde yapay zeka teknolojisi kullanılarak üretim verimliliğinin artırılması ve yıllık doğalgaz tüketiminde ise yüzde 6’lık bir azalma sağlanması planlanıyor.  </p>
<p>4,5 milyon Euro yatırımla güneş enerjisi santrali (GES) kurulan Unilever Konya fabrikasının toplam enerji ihtiyacının yüzde 30’u yeşil enerjiyle karşılanıyor. </p>
<p>Unilever’in dünya genelinde 100 lokasyonda hayata geçireceği su koruma programlarından birisi Türkiye olarak belirlenmiş.  bu doğrultuda Karaman’ın Burunoba köyünde Doğa Koruma Merkezi ile 2026 yılı itibarıyla bir program başlatılmıştır. Program kapsamında Burunoba köyünde doğru su yönetimini temin edecek tarım uygulamaları ve rüzgar bariyerleri oluşturuluyor.</p>
<p>2026 yılı sonuna kadar Unilever Türkiye'nin plastik ayak izinin %14'ünün geri dönüştürülmüş (PCR) plastiklerden oluşması hedefleniyor. </p>
<p>OMO’nun hayata geçirdiği sürdürülebilir ürünler ve yeniden dolum istasyonları, yüksek performans ile çevresel etkiyi azaltma hedefini bir araya getiriyor. Cif tarafında ise geri dönüştürülebilir ambalaj, düşük plastik kullanımı ve daha sürdürülebilir formülasyon çalışmaları kategori dönüşümünü destekliyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Beklentilere cevap veren özel ürünler</strong></li>
</ol>
<p>Unilever Türkiye’nin Ar-Ge yapılanmasındaki öncü rolüne ve yerel inovasyon gücüne değinen Ali Fuat Orhonoğlu, “<em>Unilever Türkiye, sadece güçlü bir pazar ve üretim üssü değil, aynı zamanda Unilever dünyası içindeki en kritik global Ar-Ge merkezlerinden biridir. Bizler, küresel bilimsel altyapımızı kendi topraklarımızdaki üstün Ar-Ge yetkinliklerimizle birleştirerek, doğrudan Türkiye’deki tüketicilerimizin beklenti ve ihtiyaçlarına yönelik özel ürünler geliştiriyoruz. Türk insanının yaşam dinamiklerini, evlerindeki temizlik rutinlerini ve yüksek performans talebini çok iyi biliyor; bu beklentileri tam kalbinden yakalayan formülleri yerel inovasyon gücümüzle tasarlayarak tüketicilerimizin beğenisine sunuyoruz. Hayata geçirdiğimiz her yeni ürünle, kaliteyi ve yüksek performansı erişilebilir kılıyor, milyonlarca hane halkının gündelik yaşamını somut bir şekilde kolaylaştırıyoruz. Türkiye’deki bu global Ar-Ge gücümüz, markalarımızı tüketicilerimizin zihninde sadece birer temizlik ürünü değil, hayat kalitesini artıran güvenilir birer yaşam ortağı haline getiriyor</em>.”</p>
<p><strong>SASSY yaklaşımı pazarlama dünyası için mükemmel bir yaklaşım sunuyor.</strong></p>
<p>Birleşik Krallık’taki ziyaretimiz sırasında, Port Sunlight’ta uzmanların ve University of Liverpool’daki akademisyenlerin anlattıklarının ışığında  Unilever’in markalarını inovasyon ve üretimde başarılı kılan formül olan SASSY’nin geri planındaki unsurları kısaca aşağıda özetliyorum. </p>
<ol>
<li><strong> Bilimsellik ve kesintisiz  AR-GE yatırımı </strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in; 500’den fazla doktoralı olmak üzere 4500 Uzmanın çalıştığı 6 Küresel , 12 Bölgesel Ar-Ge İnovasyon Merkezi ve  16.500 patenti bulunuyor.  Ar-Ge yatırımı 836 milyon Euro olan kuruluş, inovasyondan 1,8 milyar Euro ciro elde ediyor. Unilever'in mikrobiyom alanında 100'den fazla patenti bulunuyor. Uzmanlar, mikrobiyom, biyoteknoloji ve yeni nesil ambalaj malzemeleri gibi en ileri teknolojili alanlarda öncülük ederek bilimin sınırlarını zorluyor ve inovasyonun geleceğini şekillendiriyor.</p>
<p>En son teknolojiyle donatılmış, dijital özellikli bir koku inovasyon laboratuvarı için 95 milyon Euro yatırım yapan kuruluş koku dünyasında derin tüketici deneyimleri yaratmak ve inovasyonu dijitalleştirmek  için çalışıyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Güven duygusu yaratmak</strong></li>
</ol>
<p>Bir ürünün güven duygusu yaratabilmesi için arkasında bilim ve teknoloji olması gerekiyor.  Günümüzde tüketiciler gelişen bilgi teknolojileriyle geçmişe oranla kullandıkları ürünlerdeki içerikleri ve teknolojiyi daha yakından takip ediyorlar.  Bu yaklaşım Unilever’in insanların yalnızca işlevsel olarak ihtiyaç duyduğu değil, aynı zamanda yaşam alanlarında görmeyi arzuladığı markalar tasarlamasını sağlıyor. Ev bakım ürünleri sıradan birer temizleyici olmaktan çıkıp tüketicide keyif, güven ve aidiyet duygusu yaratan ürünlere dönüşüyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Duyuları ve duyguları anlamak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in büyüme yaklaşımını <strong>“</strong>Kitlelerde Arzu Yaratan Markalar stratejisi” çerçevesinde çalışmak olarak özetleniyor.  Bu yaklaşım Unilever’in insanların yalnızca işlevsel olarak ihtiyaç duyduğu değil, aynı zamanda yaşam alanlarında görmeyi arzuladığı markalar tasarlamaya yönlendiriyor. Ev bakım ürünleri sıradan birer temizleyici olmaktan çıkıp tüketicide keyif, güven ve aidiyet duygusu yaratan ürünlere dönüşüyor. Ürünlerin sadece işlevsel olmakla kalmayıp, ambalajıyla, kokusuyla, dokusuyla tüketici nezdinde arzu nesnesine dönüşmesi hedefleniyor.  </p>
<ol start="4">
<li><strong> Teknolojiye yatırım: Bilim, teknoloji, yapay zeka ve robotlarla geleceğin kodlarını yazmak</strong></li>
</ol>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü, şirketin uluslararası rekabetçiliğini korumak, sürdürülebilirlik, ürün inovasyonu ve malzeme bilimi alanındaki gelişmelerde ön saflarda tutmak amacıyla son yıllarda hayata geçirdiği Malzeme İnovasyon Fabrikası (MIF), Ürün İnovasyon Laboratuvarı (PIL) ve İleri Üretim Merkezi (AMC) gibi bir dizi yatırımı temsil ediyor.</p>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nde, uzmanlar “Ürün İnovasyon Laboratuvarı” ve erken aşama ürün testlerine olanak tanıyan "Tüketici Merkezi”sin sağladığı olanaklar sayesinde verimli ve süratli bir biçimde ürün geliştirebiliyorlar.  </p>
<p>2018 yılında 24 milyon GBP yatırımla kurulan İleri Üretim Merkezi ise bu formüllerin endüstriyel ölçekteki üretim dinamiklerini test etme imkanı sunuyor. </p>
<ol start="5">
<li><strong> Yapay zekayla Ar-GE’de, üretimde ve pazarlamada verimliliği artırmak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever tüm süreçlerine yapay zekayı ve teknolojiyi dahil ediyor. Ancak, üretim ve pazarlama döngüsünün tüm aşamalarında bilim insanlarının yorumları ve araştırmalardan elde edilen içgörüler doğrultusunda ilerliyor. Yapay zeka üretimde, AR-GE’de ve pazarlama süreçlerinde verimlilik, sürat ve kalite artışı sağlıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Üretimde verimlilik ve kalite artışı </strong></li>
</ul>
<p>Unilever fabrikalarında kullanılan yapay zekâ destekli dijital ikiz teknolojileri; enerji tüketimini azaltıyor, hammadde kullanımını optimize ediyor ve küresel üretim ağı genelinde ürünlerin kalitesini artırıyor.  Örneğin: Konya Ev Bakım fabrikasında enerji verimliliği için yapay zeka kullanılıyor. 2025 yılında MEXT iş birliği ile yapılan Digital Tower projesi toz deterjan üretiminde yapay zeka kullanarak hem üretim verimliliğini artırmayı hem de sürdürülebilirliği destekliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Ar-Ge çalışmalarının hızlandırılması</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zeka sayesinde elde edilen bilimsel içgörüler yenilikçi ürünlerin ortaya çıkışında önemli rol oynuyorlar.  Ev Bakımında yapay zeka ile geliştirilmiş enzimler kullanılıyor. . Global AR-Ge ekiplerinin yapay zekâ destekli akıllı protein tasarımı sayesinde enzim geliştirme süreçleri 5 kat hızlandırılabiliyor.  Bu bilimsel buluş sayesinde Unilever ürünleriyle daha iyi bir temizleme performansı elde edilebiliyor. Kullanılan tedarik zinciri programıyla  su ve enerji kullanımından tasarruf ediliyor</p>
<ul>
<li><strong>Pazarlama süreçlerinin yeniden tasarlanması </strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, pazarlama yaşam döngüsünü yeniden şekillendiriyor; tüketicilerin yaratıcı mesajlara verdiği tepkileri hızla analiz ederek içgörüler üretiyor ve performans optimizasyonu sağlanıyor.  Sosyal medyada trend olan konseptleri yapay zeka hızlıca markalarımıza uyarlıyoruz.</p>
<ol start="6">
<li><strong> İş birlikleri  ve çok paydaşlı sistemler kurmak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever ekosistemlere büyük önem veren bir kuruluş. Örneğin, Liverpool Üniversitesi’nin İngiliz finansman kuruluşları ve Unilever iş birlikleriyle gerçekleştirdiği Malzeme İnovasyon Fabrikası 24 terabaytın üzerinde veri noktası üretiyor. Malzeme kimyası alanında dünyadaki en yüksek robot yoğunluğuna sahip Ar-Ge üssü olan ve 81 milyon GBP değerindeki bu tesis sayesinde geniş kapsamlı mükemmel testler, simülasyonlar yapılabiliyor. Formüller geliştirilebiliyor. Sanal ikizler yaratılıyor. Bu durum bilim insanlarının operasyonel ve tekrarlayan işlerle vakit kaybetmesini engelliyor. Onların veri modelleme, simülasyon ve tüketici deneyimine odaklanan stratejik buluşlara yoğunlaşmasını sağlıyor. </p>
<p><strong>5 yılda 400’ün üstünde patent başvurusu</strong></p>
<p>Malzeme İnovasyon Fabrikası 11bin metrekarelik bir alanda 250’den fazla araştırmacıya ev sahipliği yapıyor. Akademisyenler, araştırmacılar ve start-up’lar özel üretim robotlarla birlikte açık erişimli araştırmalar üzerinde çalışmalar yapabildiği tesiste  2020’den bu yana 400’ün üzerinde patent başvurusu yapıldı. Bilim insanı başına fikri mülkiyet üretkenliği 2-3 kat artırıldı. 24 TB’ın üzerinde veri üretildi.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Genç duruşa sahip olmak </strong></li>
</ol>
<p>Sassy formülünün son ögesi olan <strong>Y</strong>oung Spirited (Genç Ruhlu) olma hedefi, Unilever’in daima ileriye dönük bir biçimde çalışmasını sağlıyor.  Markalarının yaştan bağımsız olarak, kültürün içinde yaşayan, modern bir bakış açısıyla gündemle uyumlu dinamik bir duruşa sahip olmasında etkin bir rol oynuyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong> Tüketiciyi marka ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlamak</strong></li>
</ol>
<p>Güven konusunun son derece kritik olduğu günümüzde  artık markanın kendi hakkında konuşması ve reklam ajansları tarafından hazırlanan televizyon ve gazete reklamları hazırlaması yeterli etki yaratmıyor.  Sosyal medyada toplulukların, uzmanların ve içerik üreticilerinin ve en önemlisi tüketicilerin markalar hakkında paylaştıkları büyük önem arz ediyor.  SASSY’nin üçüncü ögesi olan <strong>S</strong>aid &amp; Shared by Others (Başkaları Tarafından Konuşulan) boyutu, pazarlama ekiplerini sürekli olarak dışarıdaki duygu, düşünce, yorum ve eleştirileri takip etmelerini gerekli kılıyor.  Toplulukların, uzmanların ve içerik üreticilerinin markalar hakkında ne dediğini anlamak için pek çok araştırma yapılıyor.</p>
<p><strong>Social First: Sosyal medyaya öncelik </strong></p>
<p>Pazarlama tarafında Unilever Ev Bakım kategorisi,  tüketiciyi yalnızca hedef kitle olarak değil, marka ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlandırıyor.  “Social-first” yaklaşımı, topluluklardan beslenen kampanyalar, dijital ve fiziksel kanalların senkronize kullanımı ve kültürle bağ kuran yaratıcı iletişim modelleri bu stratejinin merkezinde yer alıyor.   Bu yaklaşım çerçevesinde yeni nesil yapay zeka araçları araştırma, yaratıcı süreç  ve medya planlamada hız, verimlilik ve etkinlik artışı sağlanıyor. </p>
<ol start="9">
<li><strong> Tüketici içgörülerine  yönelik ürün geliştirmek</strong></li>
</ol>
<p>Unilever tüm pazarlarda olduğu gibi Türkiye’de de, tüketicilerin beklenti ve talepleri doğrultusunda ürün geliştiriyor. Bu strateji de doğal olarak büyüme getiriyor. </p>
<p>Port Sunlight ziyaretimizde Türkiye’de kısa sürede büyük başarı elde eden iki ürünün geri planı hakkında ayrıntılı bilgi aldık. Tüketici beklentilerine yanıt veren bir biçimde tasarlanarak sorunlara hızlı ve ekolojik çözüm sunan bu ürünleri kısaca özetleyelim: </p>
<p>Cif’in yeni nesil temizlik çözümü Infinite Clean patentli teknolojisi ve doğal probiyotikler içeren özel formülü sayesinde sert yüzeylerde temizlik sonrası oluşabilecek tozlanmayı 3 güne kadar geciktirerek uzun süreli temizlik vadediyor. Yeniden doldurulabilir yedek şişe sistemi, standart spreylere kıyasla plastik kullanımını %50 oranında azaltıyor. Tüketicilere normal spreye göre fiyat avantajı sağlıyor. OMO’nun Express Fresh ürünü ise ise patentli Fast Clean teknolojisi sayesinde makine çalışır çalışmaz aktifleşen bir formüle sahip. Bu içerik kısa programlarda etkili temizlik sağlıyor. </p>
<p>Ali Fuat Orhonoğlu’nun verdiği bilgiye göre, dünyada olduğu gibi Türkiye’de  de tüketiciler çamaşır makinelerinde kısa yıkama programını tercih ediyorlar.  "Hızlı Temizlik" (Fast Cleaning) trendi sonucunda bu segmentteki küresel pazar 2 Milyar Euro’luk bir büyüklüğe ulaşmış durumda.  </p>
<p>Orhonoğlu’nun verdiği bilgiye göre,  Türkiye’de tüketicilerin %78’i haftada en az 1 kere kısa programı tercih ettiğini ifade ediyor. Yıkamalarının çoğunluğunda kısa program kullanan tüketicilerin oranı ise %48’i buluyor. Bu trend Omo Express Fresh satışlarına da yansımış durumda. Türkiye dünyada 1 numaralı Express Fresh ülkesi olmuş ve ürünü deneyen tüketicilerde %36 oranında tekrar geri alım hızı yakalanmış. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unilever-turkiyeye-inovasyon-uretim-ve-pazarlamada-basari-getiren-sassy-formulu-81837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Unilever Türkiye’ye inovasyon, üretim ve pazarlamada başarı getiren “SASSY”formülü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksten-hafizayi-olusturan-sirketler-ciksin-demedik-81826</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Endeksten hafızayı oluşturan şirketler çıksın&#039; demedik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'un son endeks revizyonu sonrası başlayan tartışmaların uzun süreceği açık. Aslında mesele endekslere hangi şirketin girdiği ya da çıktığı değil. Tartışılan, endekslerin neyi temsil ettiği.</p>
<p>Çıkartılanlar arasında Arçelik gibi dünyaya ihracat yapan, onlarca yıllık geçmişi olan, sektörünün simgesi hâline gelmiş şirketler ya da Doğuş Otomotiv gibi temettü şampiyonları var. Diğer tarafta ise son dönemde işlem hacmi ve piyasa değeri hızla yükseldiği için endekse girme hakkı kazanan şirketlerden bazıları... Kurallar uygulandığında ortaya çıkan tablo bu olabilir. Ama insan yine de şunu sormadan edemiyor: Endeksler yalnızca bir matematik hesaptan mı ibaret?</p>
<p>Borsa’nın kullandığı yöntem belli. Şirketler, fiili dolaşımdaki piyasa değeri ve işlem hacmine göre sıralanıyor. Üstelik küçük dalgalanmaların sürekli değişikliğe yol açmaması için "tampon bölge" uygulaması da var. Kâğıt üzerinde bakıldığında sistem objektif görünüyor.</p>
<p>Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü son yıllarda bazı hisselerde fiyatların ve işlem hacimlerinin anlamsız (!) şekilde olağanüstü yükseldiğine çok tanık olduk. Bu hareketlerin tümünün şirketlerin gerçek performansından kaynaklanmadığı açık. Manipülatif işlemler, yoğun küçük yatırımcı ilgisi veya sınırlı fiili dolaşımdan kaynaklanan fiyat sıçramaları da aynı sonucu doğurabiliyor. Böyle olunca, endekse girişte kullanılan iki temel kriter zaman zaman gerçeği yansıtmayabiliyor.</p>
<p>Üstelik Borsa’nın burada eli kolu tamamen bağlı da değil. Kural seti, istisnai durumlarda değerlendirme imkânı tanıyor. Yani sadece formülün ürettiği sonuca mahkûm değil. Gerektiğinde endeksin güvenilirliğini ve temsil niteliğini koruyacak kararlar alma yetkisine de sahip.</p>
<p>Çünkü bir endeks sadece en çok işlem gören hisselerin listesi değil aynı zamanda o borsanın vitrini, hatta hafızasıdır. Yabancı yatırımcı da, yerli yatırımcı da önce vitrine bakar. Vitrindeki şirketlerin ekonomik ağırlığı ile endeksin temsil gücü arasında makul denge kurulması gerekir.</p>
<p>Elbette hiçbir şirketin endekste kalma hakkı tapulu değil. Kriterleri tutturamayan çıkar, tutturan girer. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama kısa vadeli fiyat ve hacim hareketlerinin, yıllar içinde oluşturulmuş kurumsal değerin önüne geçmesine de seyirci kalınmamalı.</p>
<p>Endeks değişsin dedik... Ama borsanın hafızasını oluşturan şirketler, sadece birkaç dönemlik rakamlara yenik düşsün demedik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksten-hafizayi-olusturan-sirketler-ciksin-demedik-81826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Endeksten hafızayı oluşturan şirketler çıksın&#039; demedik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-toplantisi-yuzunden-ohal-donemine-gectiler-ankarayi-felc-edecekler-81844</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;NATO toplantısı yüzünden OHAL dönemine geçtiler, Ankara’yı felç edecekler&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, geçtiğimiz hafta AK Parti Grubu tarafından Meclis’e sunulan 12. Yargı Paketi’ni eleştirdi. AK Parti’ye, ‘sahte pusula’ uyarası yaptı. Emir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesini değerlendiren Murat Emir, alınan olağanüstü güvenlik önlemlerini eleştirdi.</p>
<p>Emir, “Bu 36 zirveden önce bir tanesi İstanbul'da olmak üzere 35 kere NATO toplantısı yapıldı. Londra'da yapıldı, New York'ta yapıldı, Paris'te yapıldı, Cenevre'de yapıldı, Milano'da yapıldı... Ama hiçbiri Ankara'daki gibi olmadı. Bir OHAL dönemine geçtiler, bir sıkıyönetim ilan ettiler. Yolları kapatıyorlar, idari izinle vatandaşlarımızın trafiğini felç edecekler. Hayatı boğdular, hayatı Ankara'da felç edecekler…Niye? Çünkü gelen liderler Türkiye'nin ne kadar anti-demokratik bir ülke olduğunu görmesinler, fark etmesinler diye” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>"Yargı Paketi’nin içi bomboş"</strong></p>
<p>AK Parti Grubu tarafından Meclis’e sunulan 12. Yargı Paketi’ne ilişkin Emir şunları dedi: “Bir yargı paketi getirdiler, içi bomboş; içinde bizim eleştirmeye değer bulacağımız, kıymetlendireceğimiz herhangi bir hüküm yok. Günlük idareyi maslahat anlamında değerlendirilecek hükümler var. Öyle paket maket demeyin buna. Üstelik de şöyle bir iddia ile çıkıyorlar: ‘Yargının etkili ve verimli çalışması’ diye. 59 maddelik. Bunda IBAN mağdurlarıyla ilgili düzenleme olacağını söylediler. Nerede? Yok. Çocuk hükümlülerle ilgili düzenlemeler olacaktı. Yok. Sosyal medya hesaplarında adres doğrulama olacaktı. Yok. Televizyon dizilerinde şiddetin özendirilmesinin önüne geçecek hükümler olacaktı. Nerede? Onlar da yok. Aynı şekilde yoksulluk nafakası olacaktı. Yok. Yok..”</p>
<p><strong>76 sahte pusula uyarısı </strong></p>
<p>Murat Emir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında CHP’ye yönelik eleştirilerine, Meclis’te geçen hafta 76 AK Partili milletvekilinin imzasının yer aldığı sahte pusula örneği ile yanıt verdi.</p>
<p>Murat Emir, “AKP'nin, Cumhurbaşkanı'nın 76 milletvekili 4 gün önce burada olmadıkları halde sahte pusula vermişlerdir. Eğer meclisin saygınlığı tartışılacak ise, Cumhurbaşkanının önce dönüp grup toplantısındaki o sahteciliği yapan 76 milletvekiline ve onlar adına pusula düzenleyenlere iki çift sözü olması gerekir. Bunu söylemekten bile imtina etmiştir, hiç olmamıştır” diye konuştu.</p>
<p>CHP’li Emir, CHP Genel Merkezi’nin kurultayla ilgili takvim açıklamasının anımsatılması üzerine de şunları dedi:</p>
<p>“Açıkça anlaşılmaktadır ki şu ana kadar eğer son anda bir aklıselim, son anda bir demokratik anlayış ve son anda Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve ona umut bağlayan milyonlara kastetmeme sağduyusu gelişmezse, bir erken derhal olağanüstü kurultay yapılması arzu edilmiyor ve bu süreçte bir taraftan sarayın arzu ettiği gibi partide bir çekişme görüntüsü verecekler, bir yıpratma sürecine girecekler ve sarayın atadıkları, diğer taraftan Cumhuriyet Halk Partisi'nin öz evlatlarını, öz kadrolarını dağıtma görevi görecek. Bunun üzerinden yıllara yayılacak ve hatta ‘seçim zamanında kurultay mı olur?’ noktasına kadar getirecekleri ve oradaki o süreci dilediklerince sürdürebilecekleri bir çaba içerisinde olduklarını görüyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-toplantisi-yuzunden-ohal-donemine-gectiler-ankarayi-felc-edecekler-81844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/4/1280x720/murat-emir-1782366027.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;NATO toplantısı yüzünden OHAL dönemine geçtiler, Ankara’yı felç edecekler&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspanin-ardindan-81841</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan Greenspan’in ardından</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Greenspan’in adıyla özdeşleşen akıl dışı coşku kavramı, yatırımcıların aşırı iyimserliğinin varlık fiyatlarını ekonomik temellerinden koparabileceğine işaret ediyordu. 1996 yılında yaptığı bu uyarı, aradan geçen 30 yıla rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor.</strong></p>
<p>22 Haziran 2026'da 100 yaşında hayatını kaybeden Alan Greenspan, modern merkez bankacılığının en etkili ve aynı zamanda en tartışmalı isimlerinden biri olarak tarihe geçti. 1987-2006 yılları arasında ABD Merkez Bankası'nın (Federal Reserve; FED) başkanlığını yürüten Greenspan, Reagan tarafından göreve getirildi. Ardından baba Bush, Bill Clinton ve oğul Bush dönemlerinde yeniden atanarak dört farklı başkan döneminde yaklaşık 18,5 yıl boyunca görevini sürdürdü.<sup>1</sup></p>
<p><strong>Piyasa psikolojisinin yönetimi</strong></p>
<p>Greenspan’in görev süresi boyunca en dikkat çeken özelliklerinden biri; finansal piyasalara güven vermesiydi. Enflasyon beklentilerinin yönetilmesi, piyasa psikolojisinin dikkate alınması ve FED’in bağımsızlığının korunması konularında sergilediği yaklaşım merkez bankacılarını önemli ölçüde etkiledi. Ancak Greenspan’in Wall Street’i (ve özellikle finans sermayesini) mutlu eden kuralsızlaşmayı (deregülasyon), öz düzenlemeyi ve düşük faizi önceleyen politikaları haklı olarak ciddi biçimde eleştirildi (bkz. Eichengreen, 2026).<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p><strong>“Maestro”nun merkez bankacılığı</strong></p>
<p>1987’de ABD Merkez Bankası başkanlığı görevini üstlendiğinde, olası finansal krizlere yeterince hazırlıklı olunmadığını gördü. Farklı acil durum senaryoları için kapsamlı kriz planları hazırlattı. Kısa süre sonra, 19 Ekim 1987’de borsaların tek bir günde %22,6 düştüğü “Kara Pazartesi” yaşandı ve hazırlanan bu planlar yol gösterici oldu. Greenspan borsa çöküşünde piyasaya likidite sağlanacağını ilan ederek paniğin kontrol altına alınmasını sağladı.<strong><sup>3</sup></strong> Daha sonra Asya Finansal Krizi (1997), Rusya Ekonomik Krizi (1998) ve 11 Eylül (2001) saldırıları sonrasında da benzer şekilde finansal sistemin işleyişini önceleyen adımlar attı.<strong><sup>4</sup></strong></p>
<p><strong>Piyasa köktenciliğinin sonu</strong>: <strong>İnternet </strong><strong>balonu, konut balonu ve sosyal yıkım </strong></p>
<p>Greenspan’in mirası yalnızca başarı hikâyelerinden oluşmuyor. 1990’lardaki ivme kazanan ve zaman içinde “piyasa köktenciliğine (fundamentalizmine)” dönüşen kuralsızlaşma-hafif düzenleme atağının sonu önce internet balonu (2001-2003), sonra da küresel finansal kriz (2007-2010) ile sonuçlandı. Wall Street’in düzenlemeye karşı alerjisi büyük bir sosyo-ekonomik yıkım yarattı. Özeleştiri yapan Greenspan ise ABD Kongresi’nde  piyasada oluşan risklerin etkin şekilde yönetilemediğini ifade ediyordu.<strong><sup>5</sup></strong></p>
<p>Özellikle 2001’de internet balonunun patlaması ve sonrasındaki ekonomik durgunluk döneminde uygulanan düşük faiz politikaları uzun süre tartışıldı. Federal fonlama faizinin uzun süre düşük tutulmasının kredi genişlemesini hızlandırdığı, konut finansmanını olağanüstü ölçüde kolaylaştırdığı ve ABD’de konut balonunun şişmesine zemin hazırladığı yönündeki eleştiriler bugün de güçlü biçimde dile getiriliyor.</p>
<p><strong>Az bilinen yönü: Cazcı Greenspan</strong></p>
<p>Maestro’nun hayatındaki ilginç ayrıntılar ekonomi dünyasının dışına uzanıyordu. Gençliğinde caz müziğiyle profesyonel olarak ilgilendi. Saksafon ve klarnet çaldı, hatta caz efsanesi Stan Getz ile aynı orkestrada sahne aldı. Ünlü müzik yapımcısı Quincy Jones'un anlattığına göre, diğer grup üyeleri aralarda dinlenirken Greenspan grubun defterlerini tutuyor, arkadaşlarının vergi beyannamelerini dolduruyordu.<strong><sup>6</sup></strong></p>
<p><strong>“Akıl dışı coşku”nun panzehiri: </strong><strong>Finansal okuryazarlık</strong></p>
<p>Greenspan geride çok sayıda iyi-kötü ders bıraktı. Bunların ikisini gündeme getirelim. Onun adıyla özdeşleşen <strong>akıl dışı coşku</strong> kavramı, yatırımcıların aşırı iyimserliğinin varlık fiyatlarını ekonomik temellerinden koparabileceğine işaret ediyordu. 1996 yılında yaptığı bu uyarı, aradan geçen 30 yıla rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor (bkz. yapay zeka balonunu tartışıyoruz). Bugünün gözlüğü ile bakınca bu tür aşırılıkların önüne geçilmesinin en etkili yollarından birinin finansal okuryazarlığın güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz. Greenspan ise 2003 yılında ABD’deki John Philip Sousa Ortaokulu’nda öğrencilere bizzat temel finans dersi vererek bu konuya verdiği önemi göstermişti.<strong><sup>7</sup></strong></p>
<p><strong>Geriye kalan</strong></p>
<p>Belki de onun mirasından çıkarılacak en değerli sonuç şudur: Sağlıklı piyasalar yalnızca doğru para politikalarıyla değil, riskleri anlayabilen, sorgulayabilen ve akıl dışı coşkuya kapılmayan bilinçli yatırımcılarla mümkün olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1]https://www.cnbc.com/2026/06/22/alan-greenspan-former-chairman-of-the-fed-dies-at-age-100.html ; https://www.theguardian.com/business/2026/jun/22/alan-greenspan-dies-aged-100</p>
<p>2https://www.project-syndicate.org/commentary/alan-greenspan-fed-chair-mixed-legacy-by-barry-eichengreen-2026-06</p>
<p>3https://www.brookings.edu/articles/remembering-alan-greenspan/</p>
<p>4https://www.reuters.com/world/us/alan-greenspan-economist-longtime-head-federal-reserve-dies-100-nbc-news-reports-2026-06-22/</p>
<p>5https://www.govinfo.gov/content/pkg/CHRG-110hhrg55764/html/CHRG-110hhrg55764.htm</p>
<p>6https://time.com/article/2026/06/23/remembering-alan-greenspan-the-fed-chair-bookkeeper-and-bandleader/?utm_source=twitter&amp;utm_medium=social&amp;utm_campaign=editorial&amp;utm_content=230626</p>
<p>7https://www.federalreserve.gov/boarddocs/press/other/2003/20030519/default.htm; https://www.washingtonpost.com/archive/business/2003/06/06/helping-kids-understand-money/ae050cc9-e9a1-4d42-b16b-074dca5fcd0c/</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspanin-ardindan-81841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan Greenspan’in ardından ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-geri-donusum-yatirimlari-dunyaya-ornek-oluyor-81880</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Japon heyet Kahramanmaraş&#039;ı ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı Tokyo Yatırım ve Teknoloji Geliştirme Ofisi (UNIDO-ITPO) Tokyo Başkanı Fumio Adachi, UNIDO-ITPO Tokyo Yatırım ve Teknoloji Danışmanı Kosuke Kuroda ve UNIDO-ITPO Tokyo Proje Asistanı Ayako Maruyama, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etti.</p>
<p>Gerçekleştirilen ziyarette heyete, deprem sonrası atık yönetimi ile yıkıntı atıklarının ayrıştırılması ve geri kazanım süreçlerine ilişkin teknik bilgiler aktarıldı. Daha sonra Büyükşehir Belediyesi tarafından 6 Şubat depremleri sonrası 100 Milyon TL’lik yatırımla şehre kazandırılan Karacasu Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi’ni inceleyen Japon heyet, tesisin kuruluş süreci, teknik altyapısı, ayrıştırma sistemleri ve geri dönüşüm faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler aldı.</p>
<p><strong>Deprem Sonrası Yatırımlar Anlatıldı</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesinde gerçekleştirilen toplantıda, Kahramanmaraş’ın deprem sonrasında yürüttüğü iyileştirme ve kalkınma çalışmaları ele alındı. Özellikle çevre, altyapı ve geri dönüşüm alanlarında gerçekleştirilen yatırımlar hakkında heyete kapsamlı bilgiler verildi. Japon heyet, şehirde yürütülen çalışmaların afet sonrası toparlanma sürecine önemli katkılar sunduğunu belirterek, Kahramanmaraş’ın ortaya koyduğu yaklaşımın dikkat çekici olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Afet Sonrası Süreçte Örnek Yatırım</strong></p>
<p>UNIDO-ITPO Tokyo Başkanı Fumio Adachi ve beraberindeki heyet, daha sonra Karacasu Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi’ni ziyaret etti. Heyete tesisin kuruluş süreci, teknik altyapısı, ayrıştırma sistemleri ve geri dönüşüm faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler verildi. İncelemede deprem enkazlarından elde edilen malzemelerin nasıl ayrıştırıldığı, yeniden kullanılabilir hale getirildiği ve çevresel etkilerin nasıl minimize edildiği yerinde gösterildi. Çevre sağlığını önceleyen yatırımların gelecek nesiller açısından büyük önem taşıdığına vurgu yapan heyet üyeleri, Karacasu Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi’nin afet sonrası süreçte örnek yatırım olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-geri-donusum-yatirimlari-dunyaya-ornek-oluyor-81880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/buyuksehirin-geri-donusum-yatirimlari-dunyaya-ornek-oluyor-1782380749.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japonya’dan Kahramanmaraş’a gelen UNIDO-ITPO Tokyo heyeti, Büyükşehir Belediyesi ve Karacasu Enkaz Atıkları Ayrıştırma Tesisi’ni ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarihi-kapali-carsi-yeniden-hayat-buldu-asirlik-carsida-kepenkler-acildi-81879</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asırlık çarşıda kepenkler açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın asırlara meydan okuyan simgelerinden Tarihi Kapalı Çarşı, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından yeniden ticaretin ve sosyal hayatın merkezi olmaya başladı. Yaklaşık 6 asırlık geçmişiyle şehrin kültürel ve ekonomik hafızasında önemli bir yere sahip olan çarşıda, esnaflar yenilenen iş yerlerine taşınarak ticari faaliyetlerine yeniden başladı. 6 Şubat depremlerinde ciddi hasar gören Tarihi Kapalı Çarşı, başlatılan kapsamlı ihya ve yeniden inşa süreciyle tarihî kimliğine uygun şekilde restore edildi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı iş birliğinde yürütülen çalışmalar kapsamında yaklaşık 600 Milyon TL’lik yatırımla çarşıda bulunan 140 iş yeri aslına uygun şekilde yenilendi. Restorasyon sürecinde çarşının mimari dokusunun korunmasına özel önem verilirken; güçlendirme çalışmaları, cephe yenilemeleri, altyapı düzenlemeleri ve çevre düzenlemeleri de eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Böylece hem tarihî yapı korunmuş oldu hem de çarşı modern ve güvenli bir görünüme kavuştu.</p>
<p><strong>Esnaflar iş yerlerine taşındı</strong></p>
<p>Deprem sonrasında yaklaşık üç yıl boyunca konteynerlerde faaliyetlerini sürdüren çarşı esnafı, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte yeniden iş yerlerine kavuştu. Esnafların yeni dükkânlarına taşınmasıyla birlikte Tarihi Kapalı Çarşı’da yeniden hareketlilik başladı. Uzun yıllardır çarşı esnaflığı yapan vatandaşlar, yenilenen iş yerlerinden duydukları memnuniyeti dile getirirken, Kapalı Çarşı’nın eski canlı günlerine yeniden kavuşacağına inandıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>“Çarşımız çok güzel bir şekilde restore edilmiş”</strong></p>
<p>Çarşı esnaflarından Aydın Dut, deprem sonrası zorlu bir süreç yaşadıklarını belirterek, “Deprem sonrası 3 yıl kadar konteynerde ticari faaliyetlerimizi sürdürdük. Şimdi Kapalı Çarşımız restore edildi ve iş yerlerimize yeniden kavuştuk. Çarşımız çok güzel bir şekilde restore edilmiş, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. Furkan Şaştım ise, “Depremden sonra Kapalı Çarşıdaki iş yerlerimize yeniden kavuştuk. Burası çok güzel bir şekilde dizayn edilmiş. Tüm esnaflarımız yeni iş yerlerine yerleşmeye başladı artık. Tüm hemşehrilerimizi Kapalı Çarşı'mıza davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kapalı Çarşı yeniden hayat buldu”</strong></p>
<p>Yaklaşık yarım asra yakındır çarşıda terzilik yaptığını belirten Ahmet Vurel, “8 yaşından itibaren Kapalı Çarşı'dayım. Depremde iş yerlerimiz çok büyük hasar almıştı ancak şimdi çok güzel bir şekilde restore edilmiş. Yeniden iş yerlerimize kavuştuk. Çarşımızın yeni yapısı çok hoşumuza gitti. Komşu esnaflarımızla yeniden Kapalı Çarşımızdayız” diye konuştu. 18 yıldır çarşı esnafı olan Mehmet Cücük de, “Çarşımızın restore edilmesinin ardından yeniden çarşımıza döndük. İş yerlerimiz çok güzel bir şekilde yenilenmiş. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. Ömer Ergin ise, “Çok büyük bir deprem yaşadık. Kapalı Çarşımız da bundan ciddi şekilde etkilendi. Konteynerde geçirdiğimiz 3 yılın ardından tekrar Kapalı Çarşımıza döndük. Çarşımız çok güzel bir şekilde yenilenmiş, çok memnun kaldık” ifadelerini kullandı. Restorasyon çalışmalarının tamamlanması ve esnafların yeniden iş yerlerine taşınmasıyla birlikte Tarihi Kapalı Çarşı’da ticari hayat yeniden canlanırken, asırlardır şehrin en önemli ticaret merkezlerinden biri olan çarşının önümüzdeki süreçte eski yoğunluğuna kavuşması hedefleniyor</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarihi-kapali-carsi-yeniden-hayat-buldu-asirlik-carsida-kepenkler-acildi-81879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/tarihi-kapali-carsi-yeniden-hayat-buldu-asirlik-carsida-kepenkler-acildi-1782380520.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş’ın yaklaşık 6 asırlık geçmişe sahip simge mekânlarından Tarihi Kapalı Çarşı’da restorasyon çalışmaları tamamlandı. Depremin ardından aslına uygun şekilde yenilenen iş yerlerine taşınan esnaflar yeniden kepenk açarken, çarşıda ticari hareketlilik ve sosyal canlılık da yeniden başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmarasi-guclu-yarinlara-tasiyacagiz-81877</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 04:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KMTSO Başkanı Buluntu: Kahramanmaraş’ı güçlü yarınlara taşıyacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nın (KMTSO) 34. Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı M. Hanefi Öksüz başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıya KMTSO Yönetim Kurulu Üyeleri, Meclis Üyeleri, Meslek Komite Üyeleri ve Kahramanmaraş iş dünyasının temsilcileri katıldı. Toplantının özel konuğu ise Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü Hasan Yiğit oldu.</p>
<p>Şehrin ekonomik gündeminin kapsamlı şekilde ele alındığı toplantıda, iş dünyasının mevcut durumu, beklentileri, devam eden projeler ve önümüzdeki döneme ilişkin hedefler değerlendirildi. Toplantı, KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu’nun Haziran ayı faaliyetlerine ilişkin sunumuyla devam etti.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş İş Dünyasının Sesini Her Platformda Duyuruyoruz”</strong></p>
<p>Sunumunda KMTSO’nun yürüttüğü faaliyetler hakkında meclis üyelerine bilgi veren Başkan Buluntu, Oda olarak üyelerin ihtiyaçlarına çözüm üretirken, aynı zamanda Kahramanmaraş’ın üretim, yatırım, ihracat ve istihdam gücünü daha ileriye taşımaya odaklandıklarını söyledi. Buluntu, “Bizim için temel hedef; sadece bugünün sorunlarına cevap vermek değil, aynı zamanda şehrimizin yarınlarını daha güçlü bir ekonomik zemine oturtmaktır. Bu anlayışla hem yerelde hem ulusal ve uluslararası platformlarda Kahramanmaraş iş dünyasının sesini duyurmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong> </strong><strong>“1 Milyon Euro Hibe İle İhracat ve İstihdama Destek Sağlanacak”</strong></p>
<p>Uluslararası ortaklıklarla yerel kalkınmayı destekleyen çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Buluntu, GIZ ile yürütülen proje kapsamında ihracat ve istihdam odaklı önemli bir destek mekanizmasının hayata geçirildiğini kaydetti. Buluntu, “GIZ ile yaptığımız proje neticesinde 1 milyon Euro hibe desteği kapsamında 30 firmamıza ihracat desteği sağlanması ve 150 kişilik istihdam hedefi, şehrimizin ekonomik toparlanma sürecine önemli katkılar sunacaktır” dedi.</p>
<p>Sanayi altyapısını güçlendirmeye yönelik temaslara da değinen Buluntu, OSBÜK Başkanı Memiş Kütükçü’yü KMTSO’da misafir ettiklerini hatırlatarak, organize sanayi bölgelerinin mevcut durumu, üretim kapasitesinin artırılması, deprem sonrası yeniden yapılanma süreci ve yeni yatırım alanları üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduklarını söyledi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Bir Şehrin Gücü İnsan Kaynağında Saklıdır”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın kalkınma hedeflerine ulaşmasında ortak akıl, güçlü iletişim ve dayanışma kültürünün büyük önem taşıdığını belirten Buluntu, şehrin gelişiminde insan kaynağının kritik bir rol oynadığını ifade etti. Buluntu, “Bir şehrin gücü, yalnızca fabrikalarında, makinelerinde ya da rakamlarında değil; insan kaynağında, birlik ruhunda ve ortak hedeflere yürüme iradesinde saklıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kadın Girişimcilere Güçlü Destek</strong></p>
<p>Kadın girişimcilerin kalkınma vizyonunun merkezinde yer aldığını vurgulayan Buluntu, Kahramanmaraş Kadın İş Geliştirme Merkezi’nde faaliyet gösteren girişimcilerin üretimlerini, emeklerini ve başarı hikâyelerini desteklemeye devam ettiklerini söyledi.</p>
<p>Depremden etkilenen 11 ilden kadın girişimcileri bir araya getiren Geleneksel 3. Kadın Emeği Alışveriş Festivali’nin de gurur verici bir organizasyon olduğunu belirten Buluntu, “156 kadın girişimcimizin stant açtığı, 3 günde 130 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlayan festivalimiz; kadın emeğinin, üretimin ve dayanışmanın ne kadar güçlü bir karşılığı olduğunu bir kez daha ortaya koydu” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“İSO 500’de 8 Firmamızın Yer Alması Gurur Verici”</strong></p>
<p>TOBB 82. Genel Kurulu’nda Divan Kurulu Üyeliği görevini üstlenerek Kahramanmaraş iş dünyasını Türkiye’nin en önemli ekonomik karar platformlarından birinde temsil ettiklerini hatırlatan Buluntu, şehrin üretim, yatırım ve ihracat potansiyelini her zeminde dile getirmeye devam edeceklerini kaydetti. Şehrin sanayi gücüne ilişkin önemli bir başarıya da dikkat çeken Buluntu, İSO 500 listesinde 8 Kahramanmaraş firmasının yer almasının büyük bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. Buluntu, “Bu başarı, Kahramanmaraş’ın üretim gücünün, sanayi birikiminin ve rekabetçi yapısının açık bir göstergesidir. Zorlu koşullara rağmen üretmekten, istihdam oluşturmaktan ve ülkemize değer katmaktan vazgeçmeyen tüm sanayicilerimizi gönülden tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş Sanayisiyle Olduğu Kadar Kültürüyle De Güçlü Bir Şehir”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın yalnızca sanayisiyle değil, kültürü, edebiyatı ve yetiştirdiği değerlerle de güçlü bir şehir olduğunu belirten Buluntu, UNESCO tarafından “Edebiyat Şehri” unvanına layık görülmesinin şehrin kültürel zenginliğinin dünya çapında kabul gördüğünün önemli bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Buluntu, Rasim Özdenören’in “Bir şehrin ruhu, yetiştirdiği insanlarda yaşar” sözünü hatırlatarak, “Kahramanmaraş’ın ruhu hem üreten insanında hem düşünen, yazan, emek veren insanında yaşamaya devam edecektir” dedi.</p>
<p><strong>KOBİ’lere Dijital Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Desteği</strong></p>
<p>Dijital dönüşüm alanında da üyelerin yanında olmayı sürdürdüklerini ifade eden Buluntu, Trendyol öncülüğünde, TOBB, MÜSİAD ve KMTSO iş birliğinde hayata geçirilen “Dijital Usta Yanınızdayız Projesi” kapsamında KOBİ’lere e-ticaret, dijitalleşme ve yeni nesil iş modelleri konusunda önemli bilgiler aktarıldığını belirtti. Buluntu, rekabetin artık yalnızca üretim gücüyle değil; dijital kabiliyet, pazara erişim hızı ve yeniliklere uyum becerisiyle şekillendiğini söyledi.</p>
<p>TOBB ve Eurochambres organizasyonuyla gerçekleştirilen Sürdürülebilirlik Elçileri Programı’na da dâhil olduklarını aktaran Buluntu, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve çevresel farkındalık konularında üyelere rehberlik etmeyi hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>“Ekonomik Göstergeleri Dikkatle Takip Ediyoruz”</strong></p>
<p>Toplantıda ekonomik göstergelere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Başkan Buluntu, Ocak-Mayıs döneminde Kahramanmaraş ihracatının yaklaşık 518 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirtti. Tekstil ve hammaddeleri sektörünün ihracatın lokomotifi konumunda olduğunu ifade eden Buluntu, demir ve demir dışı metaller ile kâğıt ve orman ürünleri sektörlerinde dikkat çekici artışlar yaşandığını söyledi.</p>
<p>Kurulan şirket sayısında önceki yılın aynı dönemine göre düşüş, kapanan şirket sayısında ise artış yaşandığını belirten Buluntu, bu tablonun dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Buluntu, “Finansmana erişim, yatırım ortamının iyileştirilmesi, üretim maliyetlerinin azaltılması ve işletmelerimizin rekabet gücünün korunması önümüzdeki dönemin en önemli başlıkları arasında yer almaktadır” dedi.</p>
<p>SGK özel sektör zorunlu sigortalı sayılarında 2026 yılının ilk aylarında 160 bin bandında dengelenen bir seyir görüldüğünü ifade eden Buluntu, bu tablonun istihdamı korumanın ve yeni istihdam alanları oluşturmanın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Her Rakamın Arkasında Alın Teri Var”</strong></p>
<p>KMTSO olarak ekonomik verileri yalnızca rakam olarak görmediklerini vurgulayan Buluntu, “Her ihracat rakamının arkasında alın teri, her istihdam verisinin arkasında bir aile, her yeni yatırımın arkasında bu şehre duyulan güven olduğunu biliyoruz” dedi. Başkan Buluntu, önümüzdeki süreçte de üyelerin sorunlarını ilgili kurumlara taşımaya, çözüm önerileri geliştirmeye, yeni iş birlikleri kurmaya ve Kahramanmaraş iş dünyasının gücünü daha görünür kılmaya devam edeceklerini belirterek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmarasi-guclu-yarinlara-tasiyacagiz-81877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/7/1280x720/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmarasi-guclu-yarinlara-tasiyacagiz-1782379751.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nın (KMTSO) 34. Meclis Toplantısı’nda konuşan KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, üretimden ihracata, istihdamdan kültürel değerlere kadar şehrin tüm dinamikleriyle güçlü bir gelecek hedeflediklerini belirterek, “Birlikte çalışarak, ortak akılla hareket ederek ve şehrimize inanarak Kahramanmaraş’ı çok daha güçlü yarınlara taşıyacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ccn-girisimcilikte-firsat-esitligini-anadoluya-yaydi-81854</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;CCN, girişimcilikte fırsat eşitliğini Anadolu’ya yaydı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de girişimcilik ekosistemi ve inovasyon yatırımları hızla büyürken, bu sürecin büyük şehirlerin sınırlarını aşarak Anadolu’ya yayılması için elini taşın altına koyan sivil toplum örgütleri ve özel sektör kuruluşlarının sayısı artıyor. Bu noktada CCN Group da, IC İbrahim Çeçen Vakfı iş birliğinde ikincisini gerçekleştirdiği "MeShift Girişimcilik Programı" ile eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacıyla harekete geçti. EKONOMİ’ye konuşan CCN Group Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol, 7 bölgeden 110 üniversite ve yaklaşık 350 gencin katıldığı programın çıktılarını, hedeflerini ve Türkiye’nin makroekonomik tablosunda genç girişimcilerin karşılaştığı bariyerleri değerlendirdi.</p>
<p>Girişimcilik programlarının ve desteklerinin büyük çoğunluğunun İstanbul ve Ankara gibi metropollerde yoğunlaştığını, buradaki üniversite öğrencilerinin imkanlara daha kolay eriştiğini belirten Çeçen Şenol, teknoloji girişimciliği dünyasının çok başka bir yere evrildiğini, bu alandaki programları incelerken, Anadolu’daki öğrencilerin bu nosyona erişmekte zorlandığını fark ettiklerini söyledi. Aile vakfı olan IC İbrahim Çeçen Vakfı ile birlikte Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’ni kuruluşundan bu yana desteklediklerini; sadece burs değil, kişisel gelişim programları da yürüttüklerini hatırlatan Çeçen Şenol, “Girişimcilik projesi fikri de tam olarak bu döngüden doğdu. Belli başlı şehirlerdeki olanakları, imkanı kısıtlı olan öğrencilere de ulaştırmak istedik. Odağımızı eğitimde fırsat eşitliği olarak belirledik” diye konuştu.</p>
<p><strong>Final sahnesinde İstanbul yok </strong></p>
<p>Bu yıl ikincisi düzenlenen programın rakamsal verilerini paylaşan Şenol, ilginin katlanarak arttığına dikkat çekti. İlk yıl 139 iş fikri ve 273 katılımcıyla başlayan sürecin, bu yıl 110 üniversiteden 350 gence ulaştığını belirten Şenol, şu bilgileri aktardı: “8 haftalık yoğun bir eğitim sürecinin ardından finale kalan 10 grubumuz oldu. Dikkat çekici olan şu ki, final sahnesinde İstanbul’dan hiç kimse yoktu. Ağrı, Çanakkale, İzmir ve Mersin gibi şehirlerden gelen öğrencilerimiz finale kalmayı başardı. Geçen yıl Ordu’dan katılan öğrencilerimiz birinci olmuştu. Bu tablo, projenin tam olarak amacına ulaştığını, Anadolu’daki cevherlerin doğru enstrümanlarla buluştuğunda nasıl öne çıkabildiğini net bir şekilde gösteriyor.” Gençlerin ağırlıklı olarak sağlık, turizm, yaşlı bakımı, sağlıklı beslenme ve uzay bilimleri gibi alanlarda yenilikçi çözümler ürettiğini dile getiren Şenol, Anadolu’dan gelen projelerin en büyük gücünün ise ‘ihtiyaç analizini doğru yapmak’ olduğunu vurguladı. “Girişimcilik ihtiyaçtan doğar” diyen Çeçen Şenol, “Anadolu’daki öğrenciler kendi çevrelerindeki eksiklikleri ve sorunları çok daha net tahlil edebiliyorlar. İlk defa bir iş planı yapan, ilk defa sunum teknikleri eğitimi alan bu gençlerin 8 haftada çıkardığı fikirler ve bakış açıları hepimize büyük bir umut oldu” dedi. Projenin ticari bir hibe programı gibi olmadığının altını çizen Şenol, erken aşamadaki bu fikirlerin hemen ticari bir başarıya dönüşmesinin gerçekçi olmadığını kaydetti. Şenol, CCN Group olarak verdikleri sürdürülebilir desteği de şu şekilde aktardı: “Birincil hedefimiz hemen bir unicorn çıkarmak ya da ayakları yere basan büyük şirketler kurdurmak değil. Gençlere girişimcilik ruhunu aşılamak istiyoruz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Katılımcıların yüzde 60’ı kız öğrenci </strong></p>
<p>Türkiye’deki kadın girişimci oranlarının istenilen seviyede olmamasını toplumsal rollere ve iş hayatının getirdiği bariyerlere bağlayan Şenol, MeShift programında ise gurur verici bir tabloyla karşılaştıklarını belirtti. Programa herhangi bir pozitif ayrımcılık veya cinsiyet kotası koymadıklarını vurgulayan Şenol, “Buna rağmen katılım oranlarında yüzde 60 ile kadın öğrencilerimiz daha önde yer aldı" dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"GENÇLERE, ‘BENİM ÜLKEMDE DE BU İŞLER YAPILIYOR’ DEDİRTMEK İSTİYORUZ"</strong></span></p>
<p>Türkiye’deki makroekonomik dalgalanmaların, yüksek enflasyonun ve sermayeye erişim zorluklarının gençlerde ciddi bir gelecek kaygısı yarattığını kabul eden Şenol, bu kaygının girişimciliğin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söyledi. Girişimciliğin temelde cesaret işi olduğunu belirten Şenol, sözlerini şöyle tamamladı: “Gençlerdeki hayat kaygısı üretkenliğin önüne set çekebiliyor. Bu tarz programların en büyük misyonu da gençlere o motivasyonu ve umudu yeniden aşılamak, ‘Benim ülkemde de bu işler yapılıyor’ dedirtebilmektir. Dünyadaki yeni nesil üniversite programları yapay zeka ve kodlama alanında vizyoner adımlar atıyor. Bizim de eğitim sistemimizi bu doğrultuda güncelleyerek Anadolu’daki bu potansiyeli harekete geçirmemiz, kıymetli beyin gücümüzü ülkemizde tutmamız gerekiyor. Biz gençlerin sadece fikirlerine değil, doğrudan kendilerine yatırım yapıyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ccn-girisimcilikte-firsat-esitligini-anadoluya-yaydi-81854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/4/1280x720/berfin-cecen-senol-1782368962.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CCN Group, MeShift Girişimcilik Programı ile Anadolu’daki üniversite öğrencilerine odaklandı. CCN Group Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol, “Ağrı, Çanakkale, İzmir ve Mersin gibi şehirlerden gelen öğrencilerimiz finale kalmayı başardı. Geçen yıl Ordu’dan katılan öğrencilerimiz birinci olmuştu. Amacımız sadece ticari başarı ya da unicorn çıkarmak değil; genç zihinleri Türkiye’de tutmak, onlara vizyon katmak ve girişimcilik nosyonunu Anadolu’ya yaymak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/s-arabistan-ile-enerji-anlasmasina-meclisten-onay-81845</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> S. Arabistan ile enerji anlaşmasına Meclis&#039;ten onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan toplam 5000 MW kurulu güce sahip güneş ve rüzgar enerji santralleri kurulmasına ilişkin anlaşma TBMM’de onaylandı. Anlaşmaya göre, ilk aşamada, Sivas ve Karaman'da her biri 1000 MW olmak üzere toplam 2000 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulacak. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacak. Türkiye ile Suudi Arabistan Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifinin Meclis süreci tamamlandı. İki ülke arasındaki anlaşma 3 Şubat 2026 tarihinde Riyad’da imzalanmıştı. Anlaşma ile Türkiye’de toplam 5000 MW kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri Suudi Arabistan şirketleri tarafından geliştirilecek.</p>
<h2>Tamamı dış finansman olacak </h2>
<p>Meclisten onaylanan anlaşmanın gerekçesinde yapılan değerlendirmeye göre, tamamı dış finansman yoluyla gerçekleştirilecek söz konusu projelerin doğrudan yabancı yatırım niteliği taşıdığı ve uluslararası finans kuruluşları tarafından da destekleneceği kaydedildi. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) tarafından satın alınacak, santraller için tahsis edilen alanların mülkiyeti EÜAŞ’da kalacak ve 30 yıllık sürenin sonunda EÜAŞ’ın santralleri bila bedel devralma hakkı olacak. Anlaşma, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması bakımından önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/s-arabistan-ile-enerji-anlasmasina-meclisten-onay-81845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM&#039;de onaylanan anlaşmaya göre, ilk aşamada, Sivas ve Karaman&#039;da her biri 1000 MW olmak üzere toplam 2000 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulacak. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-sanayici-icin-cok-ozel-bir-kredi-paketine-ivedilikle-ihtiyac-var-81830</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Sanayici için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin haziran ayı olağan toplantısı “Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır Anlayışı Eşliğinde Sanayimizin Finansman Sorununu ve Çözümü Kamu Bankalarımızla Birlikte Değerlendirmek” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasının ardından düzenlenen panelde; BloombergHT Genel Yayın Yönetmeni Açıl Sezen’in moderatörlüğünde Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Alpaslan Çakar, Halkbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Recep Süleyman Özdil, Vakıfbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Osman Arslan ve Türk Eximbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ali Güney gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<h2>Yeni bir üretim vizyonu </h2>
<p>Açılış konuşmasında bir sivil toplum kuruluşu olarak görevlerinin yalnızca verileri açıklamak değil; bu verileri çözüme, politikaya ve ülkemizin geleceğini güçlendirecek yeni bir üretim vizyonuna dönüştürmek olduğunun altını çizen İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan “Bu çerçevede üretim hayatımızın ihtiyaçlarını kamuoyuyla ve karar alıcılarla paylaşmaya, sanayicimizin sesini duyurmaya, çözüm önerileri geliştirmeye ve nitelikli üretimi destekleyen politikalara katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tam bu noktada sanayimiz adına önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sanayicilerimiz için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda gerekli adımların vakit kaybedilmeksizin atılmasını tüm sanayicilerimiz adına talep ediyoruz” dedi.</p>
<p>Türk Eximbank tarafından sağlanan reeskont kredilerinde günlük limitlerin düşük kalması ve firma başına kullanımın 60 milyon TL ile sınırlı olmasının; ihtiyaç duyulan kredilere erişimi 5-6 aya kadar geciktirdiğini bildiren Bahçıvan "Bu da sanayicileri çok daha yüksek maliyetli, banka ve banka dışı farklı kredi kaynaklarına yöneltmektedir. Günlük limitlerin yükseltilmesi ihracatçılarımıza çok önemli destek sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>"Sanayicinin oksijeni finansmandır"</h2>
<p>Sahadan yükselen haklı seslerin, İSO’nun düzenli açıkladığı öncü göstergelerin ve İSO 500 verilerinin şu gerçeği net bir şekilde gösterdiğini belirten Bahçıvan şunları söyledi:</p>
<p>“Sanayicinin oksijeni finansmandır. Ve geldiğimiz noktada sanayicimizin ciddi ölçüde oksijensiz kaldığını görüyoruz. Üretmeye devam eden, istihdam yaratan, ihracat yapan ve ülkesine katma değer kazandıran sanayi kuruluşlarımız; yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve artan mali yükler karşısında adeta nefes almakta zorlanmaktadır. Bugün sektörümüzün ihtiyacı yalnızca iyi niyetli temenniler değildir. Sanayinin yeniden nefes almasını sağlayacak somut, etkili ve sonuç odaklı adımlara ihtiyaç duyuluyor. Çünkü oksijensiz kalan bir insan nasıl yaşamını sürdüremezse, finansmana erişemeyen bir sanayinin de yatırım yapması, üretimini geliştirmesi, teknolojiye yönelmesi ve küresel rekabette güç kazanması imkansız."</p>
<h2>Sağlıklı ve dengeli kalkınma </h2>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi, kalıcı refahı, nitelikli istihdamı ve küresel rekabet gücünün ancak güçlü bir sanayi yapısıyla mümkün olduğunu kaydeden Bahçıvan "Üretimin zayıfladığı, yatırımların ertelendiği, teknolojik dönüşümün yavaşladığı ekonomide sağlıklı ve dengeli bir kalkınmadan söz edemeyiz. Üretimden uzaklaşan değil; üretimi teknolojiyle, verimlilikle, ihracatla, yeşil ve dijital dönüşümle güçlendiren bir kalkınma anlayışını stratejik önceliğimiz olarak görmek zorundayız. Ülkemiz sanayisinin geleceği konusunda duyarsız kalınırsa, özellikle geleneksel sektörlerimiz desteklenmek yerine kaderine terk edilirse bu Türkiye için çok ciddi sorunlar üretir. İşte bu sebeple biz İstanbul Sanayi Odası olarak ‘Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır’ diyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-sanayici-icin-cok-ozel-bir-kredi-paketine-ivedilikle-ihtiyac-var-81830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/bahcivan-1780459626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Ülkemiz sanayisi için önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sanayicilerimiz için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda gerekli adımların vakit kaybetmeden atılmasını tüm sanayicilerimiz adına talep ediyoruz.”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozka-ambalaj-ihracatta-buyumeyi-hedefliyor-81891</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özka Ambalaj ihracatta büyümeyi hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kâğıt, mukavva ve balonlu naylon üretimi alanında, Kayseri OSB’de faaliyet gösteren Özka Ambalaj, sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda hem üretim süreçlerini geliştirmeye hem de yeni pazarlara açılmaya odaklanıyor. 2006 yılında kurulan şirketin, üretim faaliyetlerini kendi tesislerinde gerçekleştirirken, farklı sektörlerin ambalaj ihtiyaçlarına yönelik geniş bir ürün yelpazesi sunduğu belirtildi.</p>
<p>Şirketin çalışmaları hakkında değerlendirmelerde bulunan Özka Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Özdemir, üretimde kalite ve güvenilirliği temel prensip olarak benimsediklerini ifade etti. Özdemir, müşteri memnuniyetini merkeze alan bir anlayışla faaliyet gösterdiklerini ve uzun vadeli iş birlikleri kurmaya önem verdiklerini söyledi.</p>
<p><strong>Geri dönüşüm odaklı AR-GE çalışmaları yürütülüyor</strong></p>
<p>Şirket bünyesinde geri dönüşüm odaklı bir AR-GE alanı bulunduğunu aktaran Özdemir, “Üretim süreçlerinin daha verimli ve çevre dostu hale getirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Sürdürülebilirlik ve süreç iyileştirmelerine odaklandık. Önümüzdeki dönemde bu alandaki çalışmalarımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi. Şirket olarak sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı finansal yapıyı önceliklendirdiklerini belirten Özdemir, 2025 yılında hem yurt içi hem de yurt dışı pazarlarda istikrarlı büyüme hedeflediklerini belirterek, faaliyetlerini planlı ve kontrollü bir şekilde sürdürdüklerini vurguladı. 2026 yılı hedeflerine ilişkin de bilgi veren Özdemir, mevcut yapıyı daha ileri seviyeye taşımayı amaçladıklarını kaydetti. Müşterilere daha kaliteli ve hızlı hizmet sunabilmek için yenilikçi adımlar planladıklarını belirten Özdemir, üretim ve hizmet süreçlerinde sürekli iyileştirme anlayışını benimsediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Global ölçekte büyüyen bir marka olma vizyonuyla hareket ediyoruz”</strong></p>
<p>Yakın dönemde devreye alınmış bir yatırım bulunmadığını belirten Özdemir, şirketin gelişimine katkı sağlayacak alanlarda yatırım yapmaya her zaman açık olduklarını söyledi. Pazar koşullarını ve sektördeki fırsatları yakından takip ettiklerini ifade eden Özdemir, “Doğru zamanda ve doğru alanda yatırım yapmak önemli.  Biz orta ve uzun vadeli hedeflerimizi ihracat faaliyetlerimizi güçlendirecek şekilde planladık. Yurt dışı pazarlarda kalıcı bir yer edinmek için çeşitli planlamalar yaptık. Gerekli koşullar oluştuğunda farklı ülkelerde veya yeni lokasyonlarda üretim alanları oluşturma seçeneğini de değerlendireceğiz. Global ölçekte büyüyen bir marka olma vizyonuyla hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozka-ambalaj-ihracatta-buyumeyi-hedefliyor-81891</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/seref-ozdemir-1782392116.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özka Ambalaj Kâğıt ve Plastik Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Özdemir, şirketin orta ve uzun vadeli hedefleri arasında ihracatta daha güçlü bir konuma ulaşmanın bulunduğunu belirterek, yurt dışı pazarlarda kalıcı büyüme için çalışmalar yürüttüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marsifed-is-dunyasinin-zirvesine-bursada-ev-sahipligi-yapti-81866</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MARSİFED, iş dünyasının zirvesine Bursa’da ev sahipliği yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile Marmara ve İç Anadolu Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (MARSİFED) Ortak Yönetim Kurulu Toplantısı, Bursa’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Almira Otel’de düzenlenen toplantıya TÜRKONFED ve MARSİFED yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra TÜRKONFED’e bağlı federasyonların başkanları ile MARSİFED üyesi derneklerin başkanları katıldı. Toplantının ev sahipliğini üstlenen MARSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Osman Akın, federasyonun 2024-2027 dönemi faaliyetlerine ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. Bursa, Eskişehir ve Bilecik illerini kapsayan TR41 Bölgesi’nde faaliyet gösteren MARSİFED’in bünyesinde 13 üye dernek bulunduğunu belirten Akın, yönetim anlayışlarını iş birliği ekosistemini güçlendirmek, ortak kaynak kullanımıyla verimliliği artırmak ve sürdürülebilir etki yaratan marka etkinlikleri oluşturmak üzerine kurguladıklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cdb6f025c2-1782373231.jpeg" alt="" width="554" height="564" /></p>
<h2><strong>“Türkiye’nin en güçlü sivil iş dünyası ağları”</strong></h2>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ise Bursa, Eskişehir ve Bilecik’in üretim kapasitesi ve ticaret hacmiyle Türkiye ekonomisinde stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Sönmez, “MARSİFED bölgede önemli çalışmalara imza atıyor. Başkan Osman Akın ve federasyon bünyesindeki derneklerin yönetimlerini başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum” diye konuştu. Toplantının açılışında konuşan TÜRKONFED Federasyon İlişkileri Kurulu Başkanı Lale Yıldız da TÜRKONFED’in Türkiye’nin en güçlü sivil iş dünyası ağlarından biri olduğunu belirterek, federasyonlar arasındaki iletişim, iş birliği ve ortak üretim kültürünün bu yapının temel gücünü oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2><strong>“Projeler paylaşıldı”</strong></h2>
<p>Toplantıda, TÜRKONFED ile MARSİFED’in yürüttüğü çalışmalar ve gelecek dönem projeleri değerlendirildi. Gündem maddeleri arasında TÜRKONFED-TÜSİAD Yeşil Dönüşüm Projesi hazırlıkları, Girişimde Kadın Gücü Projesi kapsamında gerçekleştirilen Birleşik Krallık ziyareti, 25-26 Eylül 2026 tarihlerinde Elazığ’da düzenlenecek TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi, TÜRKONNECT CRM sistemi ve TÜRKONFED Akademi kapsamında MARSİFED ile hayata geçirilecek ilk uygulama yer aldı.</p>
<h2><strong>“21. Yüzyılda Yurttaşlık Bilgisi”</strong></h2>
<p>Program kapsamında ayrıca, Zeynep Hiçdurmaz moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Mehmet Öznur Alkan ve Nurdan Atalay konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda TÜRKONFED’in “21. Yüzyılda Yurttaşlık Bilgisi” kitabının tanıtımı yapıldı. Toplantının konuk konuşmacısı Filiz Eryılmaz ise küresel ekonomik gelişmeler ve Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marsifed-is-dunyasinin-zirvesine-bursada-ev-sahipligi-yapti-81866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/6/1280x720/marsifed-is-dunyasinin-zirvesine-bursada-ev-sahipligi-yapti-1782373188.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa&#039;da düzenlenen TÜRKONFED-MARSİFED ortak yönetim kurulu toplantısında, bölgesel kalkınma, ekonomik gelişmeler ve federasyonların ortak projeleri ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsodan-6-firmaya-yesil-donusum-odulu-81865</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EBSO’dan 6 firmaya Yeşil Dönüşüm ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) 2000 yılından beri düzenlediği Çevre Ödülleri Yarışması’nı bu yıl Yeşil Dönüşüm Ödülleri adıyla ve farklı bir formatla gerçekleştirdi.</p>
<p>EBSO hizmet binasında düzenlenen törende 5 kategoride en başarılı işletmeler ödüllendirilirken, bir firmaya da jüri özel ödülü verildi. EBSO Yeşil Dönüşüm Ödülleri’nin sahipleri Bak Gravür, CMS Jant, Abalıoğlu Yağ, DYO Boya, Pınar Süt ve Baylan Ölçü Aletleri oldu. Ödül materyalleri de önceki yıllardaki gibi kristalden değil, doğada tamamen çözünebilen malzemelerden yapıldı.</p>
<p>Törende yaptığı konuşmada Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl yayınladığı küresel riskler sıralamasında çevresel risklerin, 2011 yılından itibaren ilk 5 sıraya girdiğini ve 2017’den beridir de birinci olduğunu hatırlatan EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, “O nedenle de her ülkenin, her kurumun, her bireyin sorumluluğu büyük. Biz de, sahip olduğumuz sorumluluğun farkındalığı ile adımlar atıyoruz. AB’nin yeni büyüme stratejisi olarak gördüğü Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecinde de rolümüzün farkındayız. Bu kapsamda; düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde sanayi sektörü olarak geri dönüşüm, endüstriyel simbiyoz, enerji ve kaynak verimliği önceliği ile üretim yapmamıza, karbon emisyonlarını hesaplama ve azaltmaya yönelik yol haritamızın belirlenmesine yönelik üyelerimize gerek eğitimlerimizle, gerek bilgilendirme toplantılarımızla, gerek danışmanlık hizmetlerimizle rehberlik etmeye çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h562q95gc/storage/files/images/2026/06/25/ender-yorgancilar-8zlk.jpg" alt="EBSO’dan 6 firmaya Yeşil Dönüşüm ödülü - Resim : 1" width="850" height="562" data-lightbox="true" /></p>
<p>Hazırladıkları “Yeşil Sanayi Rehberi: Uyum Sağlayamayan İhracat Yapamayacak” kitapçığı ile bu konuda ilk andan itibaren sanayicilerin yanında olduklarını vurgulayan Yorgancılar, “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından, bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) paydaşlarından biriyiz. EBSO olarak sürdürülebilirliği ilk günden beri sadece çevresel bir sorumluluk olarak değil, sanayimizin rekabet gücünü ve geleceğini belirleyen stratejik bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyoruz. Yarının rekabetçi ekonomisini inşa etmek vizyonuyla bu dönüşüm sürecinde üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<h2>Çevre Çalışma Grubu’nu 1980’lerde kurduk</h2>
<p>EBSO’nun çevreye ilişkin faaliyetlerini 1980’lerden bugüne aktif olarak Yönetim Kurulu Çevre Çalışma Grubu aracılığıyla yürüttüğünü söyleyen Yorgancılar, “Yarışmada katılımcıları dosya incelemesi ve saha ziyareti olmak üzere iki aşamada değerlendirdik. Geçen yıla kadar KOBİ’ler ve büyük kuruluşlar için ödül verirken, bu yıl bu ayırımı kaldırıp yarışmayı 5 kategoriye ayırdık. Üyelerimizin çevreyi korumaya yönelik projelerini ve yatırımlarını desteklemekten, iyi uygulamaların ödüllendirilmesinden, üyelerimizi teşvik ediyor olmaktan son derece mutluyuz” diye konuştu.</p>
<h2>Yalçınkaya: İzmir, yeşil dönüşümün öncülerinden</h2>
<p>Törene katılan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İzmir İl Müdürü Aytaç Yalçınkaya da İzmir’in yeşil dönüşümde öncü şehirler arasında yer aldığına dikkat çekerek, “Yeşil dönüşüm geleceğe hazırlanmanın ve üretimde güçlü kalmanın en önemli araçlarından biri. İzmir de bu değişimin öncü şehirlerinden biri. Bu süreçte özel sektörün katkısı çok önemli. Bakanlık olarak bizim en önemli görevlerimizden biri denetim. Bu durumda elbette ceza da söz konusu oluyor. Ama burada iyi örnekleri ödüllendirmekten de mutlu oluyoruz” dedi.</p>
<p>EBSO Çevre Çalışma Grubu Başkanı Erdoğan Çiçekçi de artık firmalar açısından başarının ciro, üretim rakamları, ihracat miktarı gibi parametrelerle ölçülmediğini vurgulayarak, şunları söyledi:  “Günümüz iş dünyasında başarının yolu karbon ayak izini azaltmaktan, döngüsel ekonomiye uyumdan geçiyor. Bunlar artık küresel ekonomide var olmanın temel şartları. Bizler de bu sürecin uyum sağlayanı değil kural koyanı olmak için çalışıyoruz.”</p>
<h2>EBSO Yeşil Dönüşüm Ödülleri kazananları</h2>
<p>Atık Yönetimi Kategorisi:             Bak Gravür Teknoloji Sanayi</p>
<p>Su Yönetimi Kategorisi:               CMS Jant Sanayi</p>
<p>Enerji Yönetimi Kategorisi:          Abalıoğlu Yağ Sanayi</p>
<p>Emisyon Yönetimi Kategorisi:      DYo Boyaları</p>
<p>Sosyal Sorumluluk Kategorisi:     Pınar Süt Mamulleri</p>
<p>Jüri Özel Ödülü:                           Baylan Ölçü Aletleri</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsodan-6-firmaya-yesil-donusum-odulu-81865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/ebsodan-6-firmaya-yesil-donusum-odulu-1782373120.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl Yeşil Dönüşüm Ödülleri adıyla gerçekleştirilen Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın geleneksel çevre ödüllerini Bak Gravür, CMS Jant, Abalıoğlu Yağ, DYO Boya, Pınar Süt ve Baylan Ölçü Aletleri firmaları aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turkiyenin-en-cok-goc-alan-5ci-ili-oldu-81859</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa, Türkiye&#039;nin en çok göç alan 5. ili oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 Uluslararası Göç İstatistikleri'ni açıkladı. TÜİK verileri, Bursa'nın göç hareketliliğindeki dikkat çekici konumunu ortaya koydu.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'ye geçen yıl toplam 393 bin 829 kişi göç ederken, Bursa yüzde 2,9'luk payla en fazla göç alan beşinci il oldu. TÜİK verilerine göre Türkiye'ye gelen uluslararası göçün illere dağılımında ilk sırada yüzde 42,2 ile İstanbul yer aldı. İlk 5 il şu şekilde sıralandı: “İstanbul: % 42.2, Antalya: % 9.1, Ankara: % 6.7, İzmir: % 3.1 ve Bursa: % 2.9” Bu veriler, Bursa'nın Türkiye genelinde uluslararası göçün yoğunlaştığı şehirlerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. </p>
<h2>“Türkiye'ye gelen 100 göçmenden 3'ü Bursa'yı tercih etti”</h2>
<p>2025 yılında Türkiye'ye gelen toplam 393 bin 829 kişinin yaklaşık yüzde 2,9'unun Bursa'ya yerleştiği dikkate alındığında, on binlerce kişinin yeni yaşam adresi olarak Bursa'yı seçtiği görülüyor. Sanayi üretimi, ihracat gücü, ulaşım imkanları, eğitim kurumları ve yaşam standartlarıyla öne çıkan Bursa, özellikle çalışma ve yatırım amaçlı göç hareketlerinde önemli bir çekim merkezi konumunda bulunuyor.</p>
<h2>“Bursa'nın sanayi gücü göçü destekliyor”</h2>
<p>Otomotiv, tekstil, makine, metal, gıda ve lojistik sektörlerinde Türkiye'nin üretim üslerinden biri olan Bursa, hem Türk vatandaşları hem de yabancı uyruklular için cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. Kentte faaliyet gösteren organize sanayi bölgeleri, ihracat yapan firmalar ve yüksek istihdam kapasitesi, Bursa'yı göç alan şehirler arasında üst sıralara taşıyan başlıca etkenler arasında gösteriliyor. Türkiye'ye gelen yabancı uyruklular arasında ilk sırada yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları yer aldı. Türkmenistan'ı sırasıyla; Azerbaycan (%8,3), Özbekistan (%6,9), Mısır (%6,1) ve Afganistan (%5,8) takip etti. Bursa'da son yıllarda özellikle Orta Asya ülkelerinden gelen nüfusun artış gösterdiği biliniyor.</p>
<h2>“Türkiye'den göç azaldı”</h2>
<p>Öte yandan TÜİK verilerine göre Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2025 yılında yüzde 5 azalarak 403 bin 216 olarak kaydedildi. En fazla göç veren iller ise: İstanbul (%35,4), Ankara (%8,7), Antalya (%6,5), Mersin (%4,3) ve İzmir (%3,7) oldu. Bursa, en fazla göç veren ilk 5 il arasında yer almadı.</p>
<h2>“Bursa'nın cazibesi devam ediyor”</h2>
<p>Açıklanan veriler, Bursa'nın yalnızca Türkiye'nin üretim ve ihracat merkezi olmadığını, aynı zamanda uluslararası göç açısından da ülkenin en önemli çekim noktalarından biri haline geldiğini gösterdi. Özellikle genç ve çalışma çağındaki nüfusun tercih ettiği şehirlerden biri olan Bursa'nın önümüzdeki yıllarda da göç alan kentler arasında üst sıralarda yer alması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turkiyenin-en-cok-goc-alan-5ci-ili-oldu-81859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/9/1280x720/bursa-turkiyenin-en-cok-goc-alan-5ci-ili-oldu-1782371572.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in açıkladığı 2025 Uluslararası Göç İstatistikleri&#039;ne göre Bursa, Türkiye&#039;nin en fazla göç alan illeri arasında ilk 5&#039;e girdi. İstanbul, Antalya, Ankara ve İzmir&#039;in ardından gelen Bursa, yurt dışından gelen nüfusun tercih ettiği önemli merkezlerden biri olmayı sürdürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-bilgisayarlar-reel-sektore-de-acilacak-81849</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süper bilgisayarlar reel sektöre de açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay Zekânın 2026-2030 yıllarını içeren ikinci 5 yıllık yol haritası açıklandı, aşama aşama uygulamaya girecek. Bu netlikte yer almasa da yol haritasının ruhunda, yapay zekânın özellikle KOBİ’lerin üretim süreçlerinde kullanılması öncelik taşıyor. Bu amaçla TÜBİTAK’ın ‘süper bilgisayar’ sistemi, başta KOBİ’ler olmak üzere reel sektöre açılarak yapay zekâ kullanımına ivme kazandıracak projelerde iş birliği yapılması sağlanacak. İkinci 5 yıllık dönemde HIT 30 Projesi kapsamında yürütülen çağrılarla yatırımlar sürdürülerek altyapının geliştirilmesi planlanırken, yapay zekânın artık fiilen sanayide ve üretimde kullanılması temel hedef olarak belirlenirken ‘kuvveden fiile’ geçiş bu şekilde sağlanmış olacak.</p>
<p>Bu süreçte TRUBA içinde faaliyet gösteren ARF süper bilgisayarı ile TÜBİTAK-ODTÜ iş birliği ile ODTÜ CoZone’da oluşturulan BSC Yapay Zekâ Fabrikası altyapısı kamu kuruluşları ile üniversitelerin dışında sanayinin yararlanabileceği yapay zekâ altyapıları arasında yer alarak önemli bir fonksiyon görecek. Kapasite artırımı ya da ‘özel ek ünite’ kurulması sağlanacak.</p>
<p>Yapay Zeka ikinci 5 yıllık uygulama döneminde sektörlerin kavranması önem taşıyan hedeflerden birisi olacak. Bu çerçevede ileri hedef olarak ‘agentic yapay zeka’ temelleri oluşturulmaya çalışılarak sanayinin gelişmesi daha da hızlandırılacak. Bu sistem karmaşık görevleri sürekli insan gözetimine ihtiyaç duymadan, kendi kendine planlayabilen, araçları kullanabilen ve hedefe ulaşmak için bağımsız olarak aksiyon alabilen gelişmiş bir yapay zekâ sistemi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Yeni eylem planında satır başları </strong></p>
<p>Eski yol haritasında 6 stratejik öncelik, 24 amaç 119 tedbir, 122 eylem, 451 uygulama yer alıyordu. Yeni yol haritasında ise farklı olarak, etik çerçeve ve regülasyonlara ilişkin satır başları da yapay zekâ modelinin uygulanması için zorunlu düzenlemeler arasında yer alıyor. Veri altyapısının geliştirilmesine ilişkin yatırımlar ve insan kaynağının hazırlanması her iki yol haritasının ortak paydaları arasında. Uluslararası rekabete hazırlık ve iş birliklerinin geliştirilmesi de yeni yol haritası kapsamında. Girişimcilik, sanayinin dönüşümü her iki yol haritasında yer alırken, ikinci 5 yıllık süreçte kamu alımları da devreye sokulacak bir politika aracı olarak plan unsurları arasında olacak.</p>
<p>2030’a kadar 10 milyar dolarlık yatırım gerekli Türkiye’nin inşa etmesi gereken hesaplama altyapısı da muazzam seviyede. Bugün Türkiye yaklaşık 250 megavat seviyesinde veri merkezi altyapısına sahip. 2030’a gelindiğinde bu kapasitenin 1 gigavat seviyesine çıkması öngörülüyor. Bu çerçevede yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırımın önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde yapılması gerekiyor. Bu amaçla teşvik sisteminde değişiklikler öngörülüyor. Türkiye’nin teknoloji, AR-GE ekosisteminin, akademisinin yapay zekâ altyapılarına erişebilmesi gerekiyor. Halihazırda MareNostrum5 ve Euro- HPC girişimi üzerinden altyapılara erişim yeni yeni başladı. Yapay zekâ teknolojilerinin ürün ya da çözümlere dönüştürülmesine katkı sağlamayı ve Türkiye Yapay Zekâ Ekosistemini harekete geçirmeyi amaçlayan Yapay Zekâ Ekosistem Çağrısı, 2022 yılından bu yana her yıl düzenli olarak açılıyor. Yapay Zeka Ekosistem çağrılarında son 3 yılda 41 proje 215.5 milyon TL ile desteklendi. TÜBİTAK Bu program kapsamında beş öncelikli alandaki yatırımları destekliyor. Bu öncelikli alanlar; Akıllı Üretim Sistemleri, Akıllı Tarım, Gıda ve Hayvancılık, Finans Teknolojileri, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik, Akıllı Eğitim Teknolojileri olarak sıralanıyor.</p>
<p>AB normlarında Türk Yapay Zekâ Kanunu hazırlanması. Türk Yapay Zeka Kurum Başkanlığı, Yapay Zekâ Etik Kurulu, Türkiye Veri Kurumu, Üst Düzey Yapay Zekâ İstişare Platformu, Finansal YZ Etki İzleme Birimi, Yapay Zekâ Süper Bilgisayar Merkezler gibi yapılar kurulmasını öneren raporda bir dizi teşvik önerisi de yer alıyor:</p>
<p>Kamu-özel ortaklığıyla, birbirini yedekleyerek kesintisiz hizmet verecek büyük ölçekli yerel veri merkezlerinin kurulması. Veri Merkezi Organize Sanayi Bölgesi oluşturulması. Bunun için yer tahsisi, enerji ve internet altyapısı gibi ortak gereksinimlerin bütüncül bir planlama çerçevesinde hayata geçirilmesi.</p>
<p>KOBİ’ler, girişimciler ve teknoloji geliştirme kapasitesi yüksek grupların YZ araçlarına erişimini kolaylaştırıcı yatırım, hibe, teşvik ve düşük faizli kredi programları ile vergi indirim ve/veya muafiyetlerinin hayata geçirilmesi.</p>
<p>Orta ve büyük ölçekli YZ girişimlerinin büyümesini sağlayacak risk sermayesi fonları, melek yatırımcı ağları ve teknoloji yatırım bankası gibi yeni finansman mekanizmalarının oluşturulması, kamu özel sektör ortaklıklarının ve rekabet öncesi iş birliğinin teşvik edilmesi, yerli girişimlerin küresel pazara açılması için destek mekanizmalarının geliştirilmesi.</p>
<p>Kamu kurumlarında ve kritik sektörlerde kullanılmak üzere açık ve güvenilir, Türkçe kaynaklı büyük dil modelleri geliştirilmesi gibi yüksek etkili projeler için özel teşvik çağrıları yapılması.</p>
<p><strong>Türkiye’ye özgü bir model oluşturmak istiyoruz </strong></p>
<p>TBMM Yapay Zekâ Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, komisyonun 900 sayfalık raporunu tamamladığını; 120 uzmanla görüşerek görüş topladıktan sonra yol haritasında yer verilmesi için 10 başlık altında 100 öneri getirdiklerini açıklamıştı. Bu şekliyle TBMM’nin ‘yapay zekâ’ konusunda inisiyatif alması da farklı ve önemli. Dünyada ABD gibi fazlasıyla liberal, AB gibi sert kuralcı, Çin gibi devletçi ve merkeziyetçi sistemlerin olduğuna dikkat çeken Fatih Dönmez: “Bizim toplumumuza, sanayimize uygun, Türkiye’ye özgü bir yapay zekâ modeli oluşturmak istiyoruz.” değerlendirmesi ile ‘esnek bir model’ peşinde olduklarını anlatmıştı.</p>
<p><strong>Hızla gelişecek bir alan </strong></p>
<p>Türkiye’de 1000 kadar firmanın yapay zekâ konusunda çalıştığını anlatan Fatih Dönmez hazırlıkları ile ilgili olarak: “Yürütme tarafı var. Yasama organı olarak bizim çalışmamız gereken konular var. Sanayi tarafında yapılması gerekenler var. Aynı şekilde üniversiteler, kullanıcılar... Yapay zekâ hızla gelişerek ofis programları gibi herkesin kullanımına açılacak. Sanayide, üniversitelerde ”Bu işin acaba neresinde olabiliriz?” diye soruyorlar. Kesinlikle hangi meslekle ilgileniyorsanız ilgilenin, muhakkak yapay zekânın o alana dokunuşlarını, o alanla kesiştiği noktaları öğrenmekte fayda var düşüncesindeyiz.” şeklinde konuşan Fatih Dönmez’e göre TBMM Komisyonu’nun görevini sürdürmesi gerekli. Çünkü bu teknolojinin kurulması, koordinasyonu, geliştirilmesi çok yönlü çabalar gerektiriyor. Dönmez’in yapay zekâ sürecine ilişkin değerlendirmelerinden bazıları şöyle:</p>
<p><strong>Kişilerin mahremiyeti korunmalı </strong></p>
<p>“Bu teknoloji çok standart bir teknoloji değil. Belli kuralları koymak gerekir. Ama çok sıkı, katı kurallar teknolojinin daha bu ilk gelişme evrelerinde, teknolojinin gelişmesine engel olabilir. O açıdan esnek, belli riskleri önceden öngörmüş, tedbir alan bir kurallar setinin olmasından yanayız. Tabii bu verilerin kişilere başkalarına açılması konusu da biliyorsunuz tartışmalı anlardan birisi. Ama bu verileri anonimleştirip yani kişisel veri biliyorsunuz kanunlarımız da yasaklıyor, paylaşamıyoruz. Bu çerçevede TBMM’nin çıkaracağı mevzuatla kırmızı çizgileri baştan belirlemesi ve kişilerin mahremiyetinin korunmasına yönelik etik kriterleri oluşturması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-bilgisayarlar-reel-sektore-de-acilacak-81849</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süper bilgisayarlar reel sektöre de açılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-81847</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GEBKİM Modeli, eğitim ile sanayiyi aynı hedefte buluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk kimya ihtisas OSB’si olarak alanında güçlü kimya üreticilerine ev sahipliği yapan GEBKİM OSB ve GEBKİM Vakfı tarafından hayata geçirilen GEBKİM Modeli tanıtıldı.</p>
<p>Sanayi, eğitim ve vakıf iş birliğinin güçlü bir örneği olarak öne çıkan model kapsamında, GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin hayata geçirdiği dönüşüm süreci, öğrencileri doğrudan sahaya hazırlayan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. İstihdam odaklı projeler ve eğitim-sanayi entegrasyonuna dayalı yaklaşım sayesinde öğrenciler, son sınıfta haftanın üç gününü organize sanayi bölgesindeki firmalarda uzun dönem staj yaparak, mezun olmadan önce üretim süreçlerinden laboratuvar uygulamalarına, iş sağlığı ve güvenliği kültüründen çalışma disiplinine kadar sanayinin ihtiyaç duyduğu bilgi ve deneyimi sahada kazanacak. GEBKİM tarafından geliştirilen GEB-LINK platformu ile mezunlar ve sanayi kuruluşları aynı dijital ağda bir araya getirilirken, insan kaynakları süreçlerinin daha hızlı, verimli ve etkin şekilde yönetilmesi amaçlanıyor.</p>
<h2>“Üretime katkı sunan gençlerimizi görmek bize gurur veriyor”</h2>
<p> Sanayi bölgesinin içerisinde başlayan eğitim yolculuğunun bugün Türkiye'ye örnek gösterilen bir modele dönüştüğünü söyleyen GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, “Burası taşlık, dağlık bir yerdi. Fabrikaları kurduk, altyapılarımızı oluşturduk. Ama bence burada yaptığımız en değerli iş eğitime verdiğimiz katkı oldu. İyi ki bu okulu yapmışız. Bu okuldan mezun olup bugün organize sanayi bölgemizde çalışan, üretime katkı sunan gençlerimizi görmek bize gurur veriyor . GEBKİM Modeli sürdürülebilir şekilde büyümeye devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, Meslek liselerine yönelik önyargıların kırılması gerek. İnsanları zorlayarak değil, ilgi ve yeteneklerine göre mesleklerle buluşturmalıyız. Türkiye'de mesleki eğitim oranı yüzde 36 seviyesinde, bu oran Kocaeli'de yüzde 47'ye, Dilovası'nda ise yüzde 67'ye ulaştı. Mesleki eğitimde bir öncülük olacaksa bunun liderliğini Kocaeli yapmalıdır" diye konuştu.</p>
<h2> “Sanayi artık daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor”</h2>
<p>GEBKİM Modeli'nin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması gereken bir örnek olduğunu vurgulayan Kocaeli Vali Yardımcısı Ertuğrul Şevket Aksoy, "İstihdam demek iş demek, aş demek, gelir demek, mutluluk demektir. Bir toplumun istihdam düzeyi arttıkça huzuru ve refahı da artar. Kocaeli'de bugün iş arayan 63 bin kişi bulunurken, sanayimizin 33 bin kişilik personel ihtiyacı var. Bu tablo bize eğitim ile istihdam arasındaki bağın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Sanayi artık daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Kaliteli ve verimli üretim yapamazsanız küresel rekabette geri kalırsınız. Bunun yolu da eğitim ile sanayiyi aynı hedefte buluşturmaktan geçiyor" şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-81847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/7/1280x720/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-1782367281.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GEBKİM OSB ve GEBKİM Vakfı tarafından hayata geçirilen GEBKİM Modeli tanıtıldı. Mesleki eğitimi üretimle buluşturan model kapsamında öğrenciler, organize sanayi bölgesindeki firmalarda uzun dönem staj yaparak iş hayatına hazırlanırken, yetkililer modelin nitelikli iş gücü ihtiyacına çözüm sunduğunu ve Türkiye’ye örnek olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucak-parcalarindan-25-yila-ozel-kart-81843</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uçak parçalarından 25. yıla özel kart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Garanti BBVA ve Türk Hava Yolları, Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartını tanıttı. Türk Hava Yolları filosunda aktif olarak görev yapan Airbus A321neo (TCLTL) uçağından alınan gerçek bir parçadan üretilen kart, havacılık ve ödeme sistemleri dünyasını buluşturuyor. Garanti BBVA’nın kuruluş yılı olan 1946 ile Türk Hava Yolları’nın kuruluş yılı olan 1933’ün toplamından ilham alınarak yalnızca 3.879 adet üretilen Miles&amp; Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition özel tasarımıyla müşterilere sunuluyor. Kart, gökyüzünde binlerce saat uçuş gerçekleştiren bir uçağın parçasını taşıyor.</p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, değerlendirmesinde şu açıklamalarda bulundu: “25 yıl önce başlayan Miles&amp;Smiles hikâyesi, seyahat ve ödeme deneyimini bir araya getiren yenilikçi bir fikirle başladı. Bugün ise bu fikrin ne kadar güçlü bir ekosisteme dönüştüğünü görüyoruz. Garanti BBVA Miles&amp;Smiles ailesi bugün 675 bin müşteriye ulaştı. Kart portföyümüz 1 milyon 300 bin adedin üzerine çıktı ve son beş yılda yaklaşık yüzde 80 büyüdü. Sadece geçtiğimiz yıl yaklaşık 475 milyar TL işlem hacmine ulaştık. Bugüne kadar müşterilerimize 178 milyarın üzerinde Mil kazandırdık. Bu rakamlar bizim için yalnızca büyüklüğü değil, müşterilerimizin hayatlarında nasıl bir yer edindiğimizi de gösteriyor. Bu kartın bizim için en anlamlı tarafı ise geçmiş ile geleceği bir araya getirmesi. Gökyüzünde binlerce saat uçmuş, binlerce yolcunun hikâyesine eşlik etmiş bir uçağın parçası, şimdi yeni hikâyelerin parçası olmaya devam edecek” dedi.</p>
<h2>Miles&amp;Smiles’ta köklü değişiklik </h2>
<p>Türk Hava Yolları Genel Müdürü Ahmet Olmuştur ise, “Garanti BBVA ile 25 yıldır sürdürdüğümüz iş birliği, milyonlarca misafirimizin seyahat deneyimine değer katan güçlü bir ekosisteme dönüştü. Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartı, bu köklü ortaklığın yenilikçi yaklaşımını yansıtan anlamlı bir çalışma olmasının yanı sıra, filomuzun bir parçasını yeni hikâyelerin parçası haline getiriyor. Önümüzdeki dönemde de misafirlerimize ayrıcalıklı deneyimler sunmak için iş birliğimizi güçlendirmeyi sürdüreceğiz” dedi. Olmuştur,- Miles&amp;Smiles ile ilgili köklü bir değişiklik yapacaklarını da ifade etti.</p>
<p>Kartın üretiminde kullanılan ve Türk Hava Yolları filosunda aktif olarak görev yapmaya devam eden Airbus A321neo (TC-LTL), bugüne kadar 11.142 saatin üzerinde uçuş gerçekleştirdi ve 3.685 kez kalkış-iniş yaptı. Farklı coğrafyalar arasında binlerce yolculuğa eşlik eden uçak, Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartına dönüşerek hikâyesini şimdi yeni yolculuklarda yaşamaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucak-parcalarindan-25-yila-ozel-kart-81843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/3/1280x720/346-1782365733.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA ve Türk Hava Yolları, 25 yıllık iş birlikleri kapsamında, aktif hizmet veren bir Airbus A321neo uçağının bakım sırasında değiştirilen parçasından üretilen sınırlı sayıda bir kredi kartı tanıttı. Kart, Türkiye’de uçak parçası kullanılarak üretilen ilk kredi kartı olma özelliği taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-81808</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arçelik'in, sürdürülebilirlik alanındaki performansı nedeniyle listelerde üst sıralarda yer almaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, TIME dergisinin Statista iş birliğinde üçüncüsünü yayımladığı "Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri" listesinde bu yıl 89'uncu olarak sıralanan Arçelik, endekste sektörünün lideri konumunda bulunurken, Türkiye'den listeye giren şirketler arasında da yerini korudu.</p>
<p>Söz konusu liste, 43 ülkeden 5 bin 800'ü aşkın şirketin karbon emisyonu, sürdürülebilirlik hedef ve girişimlerine bağlılık, iş güvenliği, çalışan devir hızı, cinsiyet ücret farkı, yönetim kurulunda kadın oranı ve uluslararası raporlama standartlarına uyum gibi sürdürülebilirlik yönetimi ve şeffaflığına ilişkin 20'den fazla temel performans göstergesine göre 4 aşamalı bir süreçle değerlendirilmesiyle oluşturuldu.</p>
<p>Endeks, şirketleri Karbon Saydamlık Projesi (CDP) puanları, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) onaylı yakın ve uzun vadeli hedefleri, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact), S&amp;P Global Sürdürülebilirlik Yıllığı, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Race to Zero ve MSCI ESG sıralamaları ile Küresel Raporlama Girişimi (GRI), Sürdürülebilirlik Muhasebesi Standartları Kurulu (SASB), İklimle İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü (TCFD) ve Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) raporlama standartlarına uyum gibi göstergeleri de göz önüne alarak değerlendirdi. Listede, sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalarıyla öne çıkan 750 şirket sıralandı.</p>
<p>Arçelik, 2025 S&amp;P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinde 100 üzerinden 86 puan alarak yedinci kez üst üste DHP Dayanıklı Ev Aletleri Sektöründe en yüksek skoru elde eden şirket oldu.</p>
<p>Corporate Knights'ın yayımladığı "Global 100 - Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri" listesine art arda altıncı kez girme başarısını gösteren Arçelik'in, dünya genelinde 45'inci, sektöründe ve Türkiye'de birinci sırada yer aldığı belirtildi. Ayrıca, Corporate Knights'ın hazırladığı "Clean200" listesine dördüncü kez giren şirket, "2026 Europe 50" listesinde de yer buldu. Arçelik, Real Leaders'ın "2025 Top Impact Companies" listesinde de birinci sırada konumlandı.</p>
<p>Şirket, 2026'da CDP tarafından hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanlarında art arda ikinci kez "A" notu aldı. Londra Borsası Grubu (LSEG) çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performansı ile BIST Sürdürülebilirlik ve BIST Sürdürülebilirlik 25 endekslerinde yer alan şirket, çevre, çalışan-insan hakları ve sürdürülebilir tedarik alanlarında göstermiş olduğu performansla 2025 EcoVadis Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinde 82 puan alarak, değerlendirilen şirketler arasında yüzde 3'lük dilime girdi ve Altın EcoVadis madalyası ile ödüllendirildi.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilirlik küresel rekabet gücümüzün ayrılmaz parçası"</strong></p>
<p>Arçelik CEO'su Can Dinçer, sürdürülebilirliği, raporlama gerekliliklerinin ötesinde, şirketin uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının temel unsurlarından biri olarak ele aldıklarını ve küresel rekabet güçlerinin ayrılmaz parçası olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p>Değişen koşulların şirketlerin önceliklerini yeniden şekillendirirken, sürdürülebilirliği tüm değer zincirlerini merkezinde tutmaya devam ettiklerini aktaran Dinçer, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ürün geliştirmeden üretime, tedarik zincirinden satış sonrası hizmetlere kadar her alanda kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan, çevik bir yapı inşa ediyoruz. SBTi tarafından onaylı yakın vadeli hedeflerimiz ve net sıfır yol haritamız doğrultusunda, bu yaklaşımımızı ölçülebilir hedefler ve somut uygulamalarla destekliyoruz. Attığımız adımların TIME ve Statista gibi saygın kurumlar tarafından bir kez daha takdir edilmesi, bizim için büyük bir gurur. 'Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri' listesinde üst üste üçüncü kez yer almak, sektörümüzdeki liderliğimizi ve Türkiye'den listeye giren şirketler arasındaki birinciliğimizi korumak, sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezinde konumlayan uzun vadeli yaklaşımımızın uluslararası ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu teyit ediyor."</p>
<p>Dinçer, söz konusu başarının arkasında dünyanın dört bir yanında aynı vizyonla çalışan ekiplerinin emeği ve kararlılığının olduğunu, 2050 net sıfır emisyon hedeflerine doğru ilerlerken kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan ve insanı merkeze alan dönüşümü, tüm değer zincirlerinde yaygınlaştırmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-81808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/can-dincer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik CEO&#039;su Can Dinçer, &quot;Attığımız adımların TIME ve Statista gibi saygın kurumlar tarafından bir kez daha takdir edilmesi, bizim için büyük bir gurur. &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde üst üste üçüncü kez yer almak, sektörümüzdeki liderliğimizi ve Türkiye&#039;den listeye giren şirketler arasındaki birinciliğimizi korumak, sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezinde konumlayan uzun vadeli yaklaşımımızın uluslararası ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu teyit ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-turkiyeye-goc-2025te-yuzde-252-artti-81804</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK: Türkiye&#039;ye göç 2025&#039;te yüzde 25,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "uluslararası göç istatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.</p>
<p>Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.</p>
<p>Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.</p>
<p>Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.</p>
<p><strong>En fazla göç İstanbul'a</strong></p>
<p>Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.</p>
<p>Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.</p>
<p><strong>En çok Türkmenistan'dan</strong></p>
<p>Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.</p>
<p>Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-turkiyeye-goc-2025te-yuzde-252-artti-81804</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/nufus-kalabalik-1751662872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre Türkiye&#039;ye göç edenlerin sayısı yüzde 25,2 artışla 393 bin 829 kişi oldu. Türkiye&#039;den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise yüzde 5 azalarak 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimsayal-ara-urunde-gumruk-uyarisi-81801</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimsayal ara üründe gümrük uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Yerli sanayici, başta savunma sanayii olmak üzere bir çok alanda kullanılan, boya ve plastik matserbatch endüstrisinin can damarı olan pigment ve esanslarla ilgili tedarik sıkıntısı yaşamaya başladı. Avrupa ülkelerinin, Uzak Doğu’dan bu ürünleri serbest ticaret anlaşmalarıyla gümrüksüz çekerken, Türkiye’de uygulanan ek vergiler nedeniyle zorlanmaya başladıklarını kaydeden Mec Chemical Yönetim Kurulu Başkanı Murat Beyazlı, “Bu tür kimyasal ara ürünler, Türkiye’nin üretim ekosistemi için hayati bir stratejik öneme sahip” dedi. </p>
<p><strong>“Maliyet avantajı Avrupa’nın eline teslim ediliyor”</strong></p>
<p>Plastik masterbatch ve boya endüstrilerinde yoğun olarak kullanılan, nihai ürünün kalitesini doğrudan belirleyen boyar maddeler, endüstriyel pigmentler ve esanslı ürünlerin büyük çoğunluğunun ülkemizde üretilemediğini kaydeden Beyazlı, şu ifadeleri kullandı: “İthalata mahkum olan sektör, bir de küresel ticaret savaşlarının gölgesinde dezavantajlı konuma düşüyor. Avrupa Birliği ülkeleri, üretim maliyetlerini düşürmek için ihtiyaç duydukları bu kritik ara ürünleri Hindistan gibi Uzak Doğu ülkelerinden, Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) sayesinde gümrüksüz veya çok düşük vergilerle tedarik edebiliyor. Avrupa’nın Uzak Doğu ile bu entegrasyonu sağladığı bir dönemde, ülkemizde aynı ürünlerin Uzak Doğu'dan getirilmesi ek gümrük vergilerine tabi tutuluyor. Bu durum, nihai ürünü ihraç edecek olan Türk sanayicisinin maliyet avantajını doğrudan Avrupa'nın eline teslim ediyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimsayal-ara-urunde-gumruk-uyarisi-81801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/murat-beyazli-1782306910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kimya sanayiinde son yıllardaki üretimi artırmaya devam ederken, stratejik ara üründe tedarik tehlikesi ortaya çıktı. Mec Chemical Yönetim Kurulu Başkanı Murat Beyazlı, ithalata bağımlı olunan pigment ve esanslarla ilgili uygulanan ek vergilerin, yerli üreticinin rekabet gücünü zora soktuğunu söyledi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-yaklasimi-gumruk-birligi-ile-celisiyor-81798</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Made in EU’ yaklaşımı Gümrük Birliği ile çelişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel tedarik zinciri ABD-İran arasındaki anlaşma ile rahat bir nefes almış durumda. İran ile ilgili gelişmeler küresel petrol arzını etkilediği için üretim, taşıma ve girdi maliyetlerine doğrudan yansıyor ve Hürmüz Boğazı’nın işlerliğiyle bu maliyetlerin yavaş yavaş eski haline dönmesi bekleniyor. Ancak, İran’ın bu anlaşmayla küresel ticarete entegre olma ve tedarik zincirlerinde yerini alma şansını yakalama durumu asıl önemli konu olarak öne çıkıyor. Orta koridor gibi ticaret yollarının geçiş üzerinde olması, çok ciddi bir nüfusa ve üretim hacmine sahip olması gibi nedenlerle bu anlaşma, yakın coğrafyamızda yeni ekonomik gelişimin de ufkunu açabilir.</p>
<p>Ülkemizi ilgilendiren diğer bir konu ise Avrupa Birliği’nde (AB) yaşanıyor. Gümrük Birliği ile 30 yıla yaklaşan bir yatırım ve ticaret entegrasyonun içindeyiz; üretim yapımız, tedarik zincirlerimiz ve pazarlama stratejilerimiz AB regülasyonlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle, AB’nin açıkladığı Sanayi Hızlanma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA) bizi doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p><strong>Made in EU ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Avrupa son 20 yılda sanayi üretiminde ciddi bir gerileme yaşıyor. AB imalatının GSYH içindeki payı 2000’de %17,4 iken 2024’te %14,3’e düşmüş durumda. Enerji fiyatları, küresel rekabet, Asya kaynaklı arz fazlaları ve stratejik bağımlılıklar, AB’yi sanayiyi yeniden merkezileştiren bir politika setine yönlendiriyor. Bu noktada Çin ciddi bir tehdit olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda sanayiyi dönüştürme anlamındaki yasal düzenleme ile iki konuya odaklanılıyor.</p>
<p>Bu düzenlemelerden biri, düşük karbonlu ürünlerde zorunlu dönüşüm. Çelik, çimento, alüminyum gibi enerji yoğun ürünlerde AB, kamu alımlarında düşük karbonlu ürün şartı getiriyor. Aynı zamanda, net-sıfır teknoloji ürünlerinde (batarya, güneş paneli, rüzgâr türbini, ısı pompası) belirli oranlarda <strong>“Made in EU”</strong>, yani AB menşelilik zorunluluğu devreye alıyor. Bunun asıl amacının kritik alanlardaki üretimi AB sınırları içinde toplama çabası olduğu görülüyor.</p>
<p>Özellikle Gümrük Birliğinden temin edilen girdilerin Made in EU hesaplamasına dahil edilmesi oldukça önem taşıyor. Bu bağlamda, AB içerisindeki üretimin artmasının daha fazla girdi ihtiyacı doğuracağını ve dolayısıyla ihracatımızı daha da artıracağını belirtebiliriz. Özellikle otomotiv yan sanayinin bu açıdan bir avantajı elde ettiği ya da mevcut avantajı koruduğu söylenebilir. Bu durum, bu alandaki entegrasyonu daha da artırabilir.</p>
<p>Diğer konu ise yatırımlar için yeni kurallar getirilmesi. Teknoloji transferi ve yerli istihdam sağlayan yatırımlar önceliklendiriyor ve bu alanda yapılan yatırımlarda AB’de üretim yapma zorunluluğu, AB iş gücünün istihdam edilmesi gibi koşullar aranmaya başlanıyor.</p>
<p><strong>Made in Europe ülkemizi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmekte yarar var. Düzenleme ülkemizde üretilen ürünleri “Made in Europe” kapsamına alındığına ilişkin bir bilgi içermiyor. Örneğin, ülkemizde üretilen araçlar “Made in Türkiye” olacak ve bu yasal düzenleme kapsamında AB menşeli olarak değerlendirilmeyecek. Otomotiv gibi birçok sanayi sektöründe kamu alımları ve üretime yönelik verilecek teşvikler açısından AB’de üretilen sanayi ürünlerinde dezavantajlı olacağız. Bu nedenle, ülkemize AB şirketlerinin ya da AB pazarını düşünerek yatırım yapacak şirketlerin ülkemizde yeni yatırım yapma ihtimalleri de azalıyor.</p>
<p>Ayrıca, AB’de üretim yapma zorunluluğu ve üretimlerin bu kapsamda desteklenmesi orta ve uzun vadede ülkemize yeni yatırım çekme konusunda bir problem olarak karşımıza çıkabilir ve AB’nin üretim ve yatırım üssü olan pozisyonumuz bu düzenleme nedeniyle tehdit altında olabilir. Çin merkezli bir otomotiv şirketi örneğinde olduğu gibi yatırım kararlarındaki istenmeyen durumlar daha da artabilir.</p>
<p>Gümrük Birliğinin ileri düzey bir pazara giriş anlaşması olarak kurgulanması nedeniyle bu yaklaşım Gümrük Birliği ile tamamen çelişiyor. Sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri açısından serbest dolaşım statüsünü kazanan her ürün her iki pazarda serbest dolaşımda olabiliyor. Her iki pazarda bu sektörlerde yatırım yapmanın bir farkı bulunmuyor. Bu nedenle, birçok AB’li şirket ülkemizde yatırım yapmıyor ve üretilen ürünleri de AB pazarında serbestçe dolaştırabiliyor.  Ancak “Made in EU” olan ürünlerin AB’de bir ayrıcalığa sahip olması nedeniyle son düzenleme  sonrasında AB’de üretilen ürün ile ülkemizde üretilen ürünler açısından ciddi bir fark oluşuyor. Bu yaklaşım da Gümrük Birliği ile oluşturulan ortak pazar kavramına zarar veriyor.</p>
<p>Türkiye’de üretilen otomobiller AB’ye gümrüksüz girebilse de bu durum, araçların AB’deki şirket aracı vergi avantajlarından ve filo teşviklerinden otomatik olarak yararlanacağı anlamına gelmeyebilir çünkü Gümrük Birliği malların ticaretini kolaylaştırırken, AB’nin sanayi politikası teşviklerine eşit erişim sağlamıyor.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>AB uzun süredir bir sanayi dönüşümü içinde; bundan sonra da olmalıdır ya da olacaktır. Yerli üretimi ve bu alandaki teşvikleri artırmaya yönelik yasal düzenlemeler yapılıyor ve maalesef Gümrük Birliğimizin olması bu yaklaşım için yeterli olmuyor. AB tarafından mevcut Gümrük Birliği yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının gerisinde kalıyor ve yeşil sanayi teşvikleri, kamu alımları, şirket aracı vergi avantajları, yerli içerik koşulları, batarya ve kritik teknoloji politikaları gibi alanlarda Türkiye’ye otomatik hak tanımıyor. Öncelikle, Gümrük Birliği yaklaşımının gözden geçirilmesi ve modernizasyon değil AB sanayi dönüşümüne entegrasyonun veya dönüşümünün bir parçası olarak bir kez daha ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Ülkemizin öncelikli olarak nihai düzenlemede “güvenilir ortak” veya “eşdeğer ülke” statüsünde olduğunu AB’ye tekrar hatırlatması gerekiyor. Bunun için AB’ye Türkiye’nin otomotiv gibi birçok sektörde AB değer zincirinin entegre bir parçası olduğunu sık sık hatırlatmamız gerekiyor. Aksi durumda AB’li şirketlerin üretimlerinin artması sonucunda Türkiye’den AB’ye ihraç ettiğimiz ürünler olumsuz etkilenebilir. Ek olarak bu yaklaşım, AB pazarı için AB’li şirketler tarafından ülkemizde üretim yapan şirketlerin faaliyetlerini de olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Bu noktada, Ticaret Bakanlığımızın koordinasyonuyla STK’lar ile bir araya gelerek ortak bir strateji geliştirmek ve bu süreçte AB’nin de olumsuz etkilenebileceğini ortaya koymamız önemli olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-yaklasimi-gumruk-birligi-ile-celisiyor-81798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Made in EU’ yaklaşımı Gümrük Birliği ile çelişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-81792</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosch Rexroth Bursa&#039;da üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen teknoloji ve servis sağlayıcılarından Bosch’un Bursa'da bulunan Bosch Rexroth fabrikasında üst düzey bir atama gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 30 yıldır Bosch Grubu bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan Bekir Hastemir, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Bosch Rexroth Bursa tesisinin Fabrika Ticari Müdürü oldu. </p>
<p>Bosch’ta kariyeri boyunca, Almanya, Türkiye, Çin, Güney Kore ve Romanya’da sorumluluklar üstlenen Bekir Hastemir, Almanya Kempten Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İşletme Bölümü’nde Lojistik ağırlıklı eğitim aldı. Hastemir, kariyerine 1997 yılında Almanya'da SAP Lojistik Proje Lideri olarak başladı. 2004-2009 yılları arasında dünya çapındaki SAP yaygınlaştırma projelerinde yönetici olarak görev alan Hastemir, 2010-2013 yılları arasında Güney Kore'de Lojistik Direktörü olarak görev yaptı. 2013-2018 yılları arasında Türkiye'de, Bursa Güç Çözümleri fabrikasında Lojistik Direktörlüğü görevini yürüten Hastemir, ardından 2018-2023 yılları arasında Çin'de Lojistik ve İnovasyon Süreçlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak çalıştı. 2023 yılından itibaren Romanya'nın Cluj şehrinde aynı ünvanla görev yapan Hastemir, uluslararası alanda edindiği tecrübeyi Mayıs 2026 itibarıyla Bursa'ya taşıyor.  </p>
<p>Hastemir’in liderlik edeceği Bosch Rexroth fabrikası, 20 yıldır Bosch’un sanayi teknolojileri sektöründe faaliyet gösteriyor ve tesiste mobil hidrolik ürünler üretiliyor. Bekir Hastemir, son olarak Romanya’nın Cluj şehrinde Mobilite Elektronik alanında üretim yapan Bosch fabrikasında Planlama, Lojistik ve İnovasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Hastemir, Bursa’daki Bosch Rexroth fabrikasındaki yeni görevinde; lojistik, mali işler, insan kaynakları, iç iletişim, stratejik planlama ve süreç geliştirme fonksiyonlarının sorumluluğunu üstleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-81792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/2/1280x720/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-1782302862.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bekir Hastemir, Bosch Rexroth Bursa tesisinin Fabrika Ticari Müdürlüğüne atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-kasap-esnafi-tukeniyor-vatandas-ete-hasret-kaliyor-81790</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arnik: Kırmızı ette sorun sadece fiyat değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların yalnızca fiyat artışlarıyla açıklanamayacağını söyledi. Arnik, üreticiden kasap esnafına, kasap esnafından tüketiciye kadar uzanan zincirin tamamında ciddi sıkıntılar yaşandığını ifade ederek, hayvancılığın stratejik bir sektör olarak ele alınması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Üretim maliyetlerinin sürdürülemez seviyelere ulaştığını, vatandaşın alım gücündeki düşüşün ise sektördeki daralmayı daha da hızlandırdığını vurgulayan Arnik, kırmızı et piyasasında kalıcı istikrarın ancak üretimi güçlendirecek politikalarla sağlanabileceğini belirtti. Kırmızı et fiyatları nedeniyle hem tüketicinin hem de kasap esnafının zor durumda kaldığını kaydeden Arnik, tezgahlarda ürün bulunmasına rağmen satışların istenilen seviyelerde gerçekleşmediğini dile getirdi. Arnik, vatandaşın alım gücündeki gerilemenin sektöre doğrudan yansıdığını belirterek, şunları kaydetti: "Vatandaş artık kilogramla değil, gramla alışveriş yapıyor. Kasap tezgahında ürün var ancak vatandaşın cebindeki para her geçen gün daha da eriyor. Yüksek fiyatlardan en az vatandaş kadar kasap esnafı da rahatsızlık duyuyor. Çünkü yüksek fiyat, düşük satış anlamına geliyor. Kasap esnafı fiyatların sorumlusu değil, yaşanan tablonun mağdurudur. Sektörün tüm paydaşları aynı sorunların yükünü taşımaktadır."</p>
<p><strong>Üretim maliyetleri üreticiyi zorluyor</strong></p>
<p>Hayvancılık sektörünün temel sorunlarının başında artan üretim maliyetleri ile finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin geldiğini belirten Arnik, yem, mazot, elektrik ve işçilik giderlerindeki yükselişin üreticinin üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Üreticilere yönelik kredi uygulamalarında da çeşitli sorunlar bulunduğunu savunan Arnik, "Üretici yem, mazot, elektrik ve işçilik maliyetleri altında eziliyor. Düşük faizli olarak tanıtılan hayvancılık kredileri uygulamada beklenen rahatlamayı sağlayamıyor. Kapasite raporu, ipotek işlemleri, ekspertiz ücretleri, sigorta giderleri, dosya masrafları ve çeşitli bankacılık kesintileri üreticinin karşısına ilave maliyet olarak çıkıyor. Kredi kullanımı daha üretim başlamadan ciddi bir finansman yüküne dönüşüyor. Üretime destek olması gereken sistem, maalesef üreticiyi başlangıç noktasında borç baskısıyla karşı karşıya bırakıyor" dedi.</p>
<p>Hayvan sevk ve pasaport işlemlerinde yaşanan bürokratik süreçlerin de üreticiyi zorladığını belirten Arnik, uygulamaların sahadaki ihtiyaçlarla daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğini kaydetti. Arnik, üreticilerin zaman zaman satın aldıkları hayvanları sevk edebilmek için uzun süre beklemek zorunda kaldıklarını ifade ederek, üretimin önünü açacak düzenlemelerin hayata geçirilmesini istedi.</p>
<p><strong>"Kasap esnafının dayanacak gücü kalmadı"</strong></p>
<p>Kasap esnafının da artan işletme maliyetleri nedeniyle önemli bir mücadele verdiğini belirten Arnik, kira artışları, enerji giderleri, SGK primleri, personel maliyetleri, KDV ve stopaj yüklerinin işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi. Esnafın ayakta kalabilmek için yoğun çaba harcadığını dile getiren Arnik, şu ifadeleri kullandı: "KDV yükü, stopaj, yüksek kira artışları, SGK primleri, personel giderleri, enerji maliyetleri ve diğer işletme giderleri esnafımızı nefessiz bırakmıştır. Bugün birçok işletme kar etmek için değil, faaliyetini sürdürebilmek için mücadele veriyor. Üretici zor durumda, vatandaşın alım gücü düşmüş durumda, esnafın ise dayanacak gücü giderek azalıyor. Sorunun kaynağı kasap tezgahları değil, üretim maliyetleri ve sistemin işleyişinde yaşanan aksaklıklardır."</p>
<p><strong>"Hayvancılık milli meseledir"</strong></p>
<p>Kırmızı et sektöründeki sorunların çözümü için üreticiyi, esnafı ve tüketiciyi birlikte koruyan politikaların uygulanması gerektiğini dile getiren Murat Arnik, yem ve mazot desteklerinin artırılması, kredi maliyetlerinin azaltılması, üretici desteklerinin zamanında ödenmesi, sevk işlemlerindeki bürokrasinin azaltılması ve küçük ölçekli işletmelere yönelik özel destek paketlerinin hazırlanması çağrısında bulundu. Et ve Süt Kurumunun piyasadaki düzenleyici rolünün güçlendirilmesi gerektiğini de ifade eden Arnik, açıklamasını şöyle tamamladı: "Hayvancılık milli bir meseledir ve sahipsiz bırakılamaz. Üretici kazanacak ki hayvancılık yaşayacak. Hayvancılık yaşayacak ki kasap ayakta kalacak. Kasap ayakta kalacak ki vatandaş uygun fiyatla ete ulaşabilecek. Bugün üreticiyi kaybedersek yarın eti de kaybederiz. Artık günü kurtaran değil, üretimi koruyan, üreticiyi, esnafı ve vatandaşı birlikte destekleyen güçlü ve kalıcı adımların atılması gerekiyor."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-kasap-esnafi-tukeniyor-vatandas-ete-hasret-kaliyor-81790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/arnik-1782300313.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kırmızı etteki sorunun sadece fiyat olmadığını belirterek, üreticiden kasaba, kasaptan tüketiciye kadar uzanan zincirin tamamında ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-81785</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Tekstil’in yeni CEO’su Şahin oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding’in tekstil sektöründeki öncü şirketi SANKO Tekstil'in üst düzey bir atamayla liderlik kadrosunu güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla Hasan Hakan Şahin şirketin CEO'su olarak atandı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre uluslararası pazarlarda farklı sektörlerde üst düzey liderlik deneyimine sahip olan Şahin, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde tamamladıktan sonra Michigan Üniversitesi’nde MBA derecesini aldı. Profesyonel kariyerine Procter &amp; Gamble bünyesinde başlayan H. Hakan Şahin, Avrupa’da altı farklı ülkede üretim, tedarik zinciri, küresel kategori planlaması ve satış gibi kritik fonksiyonlarda 15 yıl boyunca üst düzey sorumluluklar üstlendi. Ardından Eczacıbaşı Yapı Grubu’nda Avrupa’da satın alınan şirketlerin gruba entegrasyonu ile Hindistan pazarına giriş süreçlerine liderlik etti. Daha sonra McKinsey &amp; Company’de yönetim danışmanı olarak görev alan Şahin, farklı coğrafya ve sektörlerde stratejik dönüşüm ve büyüme projelerini yönetti. 2013-2021 yılları arasında Nobel İlaç’ta Yönetim Kurulu Üyeliği ve CEO’luk görevini yürüten Şahin, son olarak Biofarma İlaç’ın CEO’luğunu üstleniyordu.</p>
<p>Açıklamada Şahin'in, SANKO Tekstil’in köklü üretim gücünü ve yenilikçi yapısını küresel pazarlarda daha da ileriye taşıyacak yeni döneme liderlik edeceği vurgulandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-81785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-1782294635.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanko Tekstil’de CEO’luk görevine Hasan Hakan Şahin atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-hizmet-insaat-ve-perakende-ticarette-guven-artti-81803</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda hizmet, inşaat ve perakende ticarette güven arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026'ya ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi haziranda aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4 artarak 110,5, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,3 yükselerek 112,8 ve inşaat sektöründe yüzde 1,1 artışla 83 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe haziranda geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,1, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 2,7 ve gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,3 artış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 0,4 ve mevcut mal stok seviyesi yüzde 2,7 yükselirken gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 1,6 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 0,2 azaldı, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 4 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-hizmet-insaat-ve-perakende-ticarette-guven-artti-81803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/ekonomi-endeks-hesap-1760684409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre güven endeksi, aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4, inşaat sektöründe yüzde 1,1 ve perakende ticaret sektöründe yüzde 0,3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-uygunluk-belgeleri-elektronik-ortamda-duzenlenebilecek-81781</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç uygunluk belgeleri elektronik ortamda düzenlenebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırladınan "Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Değişiklikle, elektronik ortamdaki uygunluk belgesi uygulamasına ilişkin esaslar düzenlendi.</p>
<p>Buna göre, imalatçılar, belirtilen elektronik ortamdaki uygunluk belgesini Araç Sicil ve Tescil Sistemi aracılığıyla Türkiye Noterler Birliğine sunacak. İmalatçılar ile Araç Sicil ve Tescil Sistemi arasındaki veri alışverişi, ilgili kanun çerçevesinde güvence altına alınacak.</p>
<p>Elektronik ortamdaki uygunluk belgesine ilişkin veri unsurlarının temel biçimi ve yapısı, Genişletilebilir İşaretleme Dili (XML) şema yapısı ve ilkelerine göre oluşturulacak.</p>
<p>İmalatçılar tarafından uygunluk belgesi bilgileri elektronik ortamda veri olarak iletilirken güvenli bir yerel web bağlantısı ve Türkiye Noterler Birliği tarafından belirlenen standartlaştırılmış araç bilgisi formatı kullanılacak.</p>
<p>Ayrıca, 7 Temmuz'dan itibaren yazılım güncellemesi bakımından tam araçlar halinde imal edilen M ve N kategorisi araçların yönetmeliğin yazılım güncellemesi şartlarını sağlamaması halinde, bu araçların tescili, piyasaya arzı veya hizmete girmesi, O kategorisi araçların ise imali yasaklanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-uygunluk-belgeleri-elektronik-ortamda-duzenlenebilecek-81781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, motorlu araçlar ve römorkları ile bunlar için tasarlanan aksam, sistem ve ayrı teknik ünitelerin tip onayıyla ilgili uygunluk belgesi elektronik ortamda düzenlenebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-ozturk-izmirin-onundeki-en-buyuk-engel-ulasim-81780</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yusuf Öztürk: İzmir&#039;in önündeki en büyük engel ulaşım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, İzmir'in turizmden kruvaziyere, limanlardan uluslararası ulaşım ağlarına kadar birçok başlıkta önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Kentin büyümesinin önündeki en büyük engellerden birinin ulaşım yetersizliği olduğunu vurgulayan Öztürk, İzmir'e doğrudan uluslararası uçuşların artırılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Öztürk, kruvaziyer turizminde ise kentte oluşan ortak vizyon sayesinde yeniden yükseliş dönemine girildiğini ifade etti.</p>
<p>İzmir'in turizmdeki en büyük sorunlarından birinin ulaşım olduğunu vurgulayan Öztürk, doğrudan uçuş eksikliğinin kentin büyümesini engellediğini söyledi. Öztürk, “İzmir'den Romanya'ya gitmek için önce İstanbul'a gitmek zorunda kalıyorsunuz. İki saatlik yolu 12 saatte gidiyoruz. Yolcu yok deniliyor ama önce yolcu yaratmanız gerekiyor. Dünyanın en modern havalimanlarından birine sahibiz ancak İzmir'den yeterli uluslararası uçuş bulunmuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İzmir'in kruvaziyer turizminde yeniden yükselişe geçtiğini dile getiren Öztürk, yıllardır sürdürdükleri çalışmaların sonuç verdiğini söyleyerek, “Kruvaziyer konusunda elimizden gelen her şeyi yaptık. İşin sadece ticari değil turizm tarafı da vardı. Uzun süre bu konuda yalnız hissediyorduk ancak artık kentte güçlü bir iş birliği oluştu. Bu birliktelik sayesinde çok daha iyi sonuçlar alacağız” diye konuştu.</p>
<p>Sektöre ilişkin verileri de paylaşan Öztürk, 2026'nın ilk beş ayında kruvaziyer yolcu sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 257 bine ulaştığını açıkladı. Kuşadası'nın 129, İstanbul'un 66 ve İzmir'in 26 kruvaziyer gemisi ağırladığını belirten Öztürk, konteyner taşımacılığında da olumlu bir seyir izlendiğini söyledi.</p>
<h2>"Alsancak ve Aliağa rakip değil"</h2>
<p>Alsancak Limanı'nın işletme sürecinde yeni bir döneme girildiğini hatırlatan Öztürk, operasyonel verimlilik, altyapı yatırımları ve sürdürülebilir yönetim modelinin ön plana çıktığını söyleyerek, “Alsancak Limanı'nın en büyük avantajı İzmir'in üretim merkezlerine yakınlığı. Bu avantaj gelecekte rekabet gücünü daha da artıracaktır. Aliağa ile Alsancak Limanı'nı birbirine rakip olarak görmek doğru değil. Aliağa farklı bir ölçek ve yük yapısına sahip. Alsancak ise hinterlandına yakınlığıyla öne çıkıyor. Sorulması gereken soru bu iki yapının nasıl birlikte güçlendirileceği” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-ozturk-izmirin-onundeki-en-buyuk-engel-ulasim-81780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/0/1280x720/yusuf-ozturk-1782291751.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, İzmir&#039;in turizm ve kruvaziyer alanında güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ancak doğrudan uluslararası uçuş eksikliğinin kentin büyümesini sınırlandırdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-duzenleme-kuyumcular-sentetik-taslari-ayri-bolumde-satacak-81779</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni düzenleme: Sentetik taşlar ayrı bölümde satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yürürlüğe giren düzenlemeye göre, kuyum işletmeleri, laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taş ürünlerini "sentetik", "laboratuvar üretimi", "yapay üretim" veya Bakanlıkça uygun görülen benzer ibarelerden en az birine etiket, ürün sertifikası, fatura, internet sayfası, reklam ve tanıtım materyallerinde tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde açıkça yer vermeden satışa sunamayacak.</p>
<p>Bu ürünler ile doğal kıymetli taşlar, tüketiciyi yanıltmayacak şekilde vitrinlerde ve satış alanlarında ayrı bölümlerde, internet ortamında ayrı kategorilerde satılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-duzenleme-kuyumcular-sentetik-taslari-ayri-bolumde-satacak-81779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/kuyumculuk-V3ez_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni düzenlemeyle, tüketicinin yanıltılmasını önlemek amacıyla laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taşlar, vitrinlerde ve internet satışlarında doğal taşlardan ayrı bölümlerde sergilenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfed-ile-ttgvden-surdurulebilir-uretim-icin-is-birligi-81805</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRKONFED ile TTGV&#039;den sürdürülebilir üretim için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), Türk sanayi firmalarının iklimle uyumlu, düşük karbonlu ve rekabetçi üretim süreçlerine geçişlerini desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Protokol imza töreni, vakıf ve konfederasyon yetkililerinin katılımıyla, TTGV Ankara Ofisi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Protokol kapsamında sanayi firmalarının emisyon kaynaklarının analiz edilmesi ve firmalara özel emisyon azaltım yol haritası hazırlanması hedefleniyor.</p>
<p>Çalışmalarda SME Climate Hub karbon hesaplama aracı ile TTGV tarafından geliştirilen "Eko-Reka" analiz platformunun kullanılması ve firmaların üretim süreçleri, kaynak verimliliği, çevresel performansları ve tedarik zinciri sürdürülebilirlik düzeylerinin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi öngörülüyor.</p>
<p>TTGV Yönetim Kurulu Üyesi Levent Mete Özgürbüz, törendeki konuşmasında, Türkiye'nin dinamik bir topluma sahip olduğunu ve bunun ülke sanayisine de yansıdığına işaret ederek, Türk sanayisinin sürekli bir dönüşüm içerisinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Sanayinin rekabetçi gücünü artırmayı amaçladıklarını belirten Özgürbüz, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"İran krizinde yaşıyoruz, maliyetlerimiz aslında global düzeyde farklılık göstermiyor. Bir malı ucuz alma şansımız yok. Herkes ne kadara alıyorsa siz de o kadara alıyorsunuz. İşçilik zaten bizim insanımızın el emeği. İnsanımızın refahı işçiliğe bağlı, işçilikten de çok kısamıyoruz. Rekabeti nasıl sağlayacağız? O zaman markalaşacağız ve en önemlisi de inovasyon. Yani işletmelerimizi dönüştüreceğiz ki dünyadaki rekabetçiliğimizi koruyabilelim."</p>
<p>Özgürbüz, ABD ve Çin dışında pek çok ülkenin rekabet problemi yaşadığının altını çizerek, ana görevlerinin, dijital ve yeşil dönüşüm sürecinde Türk firmalarının yanında durmanın yollarını aradıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım"</strong></p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez de kalkınma bölgelerinde 26 federasyon, 5 sektörel federasyon, 340 dernek ve 100 bini aşkın işletmeyi temsil eden bağımsız ve gönüllülük esasına dayalı bir kuruluş olduklarını dile getirdi.</p>
<p>Temel amaçlarının bölgesel kalkınmaya destek ve rekabetçiliği artırmak olduğunu belirten Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>"Rekabetçiliğimizin artması için mutlaka dijital ve yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım ve bunu yakalayacak potansiyeli olan bir ülkeyiz. Sanayisiyle, iş gücüyle, girişimcisiyle, yatırımcısıyla o potansiyeli yakalayabiliriz. Bunu önemsiyoruz. Kurum olarak da, başta kamu olmak üzere, yarı kamu yarı özel kurumlarla ortak yol almanın değerini çok iyi biliyoruz. Geçmiş dönemde de TTGV ile projeler yaptık. İki kurumun yarattığı değer, hem ülke açısından hem bizim açımızdan hem de bölgeler açısından takdir ediliyor."</p>
<p>Söz konusu iş birliğiyle, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında sanayi firmalarının uluslararası rekabet güçlerinin artırılması, ihracat pazarlarına uyum kapasitelerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilirlik dönüşümünün hızlandırılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfed-ile-ttgvden-surdurulebilir-uretim-icin-is-birligi-81805</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/5/1280x720/346-1782308147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED) ile TTGV arasında, firmaların iklimle uyumlu, düşük karbonlu ve rekabetçi üretim süreçlerine geçişlerini desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, &quot;Rekabetçiliğimizin artması için mutlaka dijital ve yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım ve bunu yakalayacak potansiyeli olan bir ülkeyiz. Sanayisiyle, iş gücüyle, girişimcisiyle, yatırımcısıyla o potansiyeli yakalayabiliriz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sanayici-alin-teriyle-kazandigini-faize-veriyor-81773</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Sanayici alın teriyle kazandığını faize veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Haziran ayı Meclis Toplantısında küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yılın ilk yarısını geride bırakırken küresel ekonomide risk algısının güçlü biçimde sürdüğünü söyleyen Seyit Ardıç, enerji ve lojistik maliyetlerinin gerilimlere her zamankinden daha duyarlı hale geldiğini kaydetti.</p>
<p>Çin’in 1990’lı yıllarda imalat sanayinde yüzde 3 olan payının bugün yüzde 30’un üzerine çıktığını bildiren Ardıç, Türkiye’nin payının yüzde 0.86’dan yüzde 1.3’e yükseldiğini, ülkemizin arzu edilen sıçramayı henüz gerçekleştiremediğini kaydetti.</p>
<p>Korumacılığın giderek arttığı dönemde sanayinin yeniden devlet meselesi haline geldiğinin altını çizen Ardıç, sanayisi olmayan ülkenin savunma ve diplomasisinin de uzun süre ayakta kalamayacağının görüldüğünü anlattı.</p>
<p>Yılın ikinci yarısına Türkiye ekonomisinin dezenflasyonun belirleyici eşiğinde girdiğini söyleyen Ardıç, bunun faturasını en çok sanayinin ödediğinin sahada görüldüğünü, büyüme verilerinin de bu tespiti doğruladığını belirtti.</p>
<p><strong>“Alın teriyle kazanılan faize gidiyor”</strong></p>
<p>Sanayi üretiminin büyümeyi yüzde 0.8 aşağı çektiğini dile getiren Seyit Ardıç, “Ekonomi büyüyor; ama bu büyüme üretimden çok tüketime dayanıyor. Kalıcı büyüme, tüketimden değil üretimden gelir.” diye konuştu.</p>
<p>Sanayideki ivme kaybının ISO 500 verilerine de yansıdığını vurgulayan Ardıç, asıl kırılmanın, mali yapılar, kârlılık ve finansman yüklerinde kendisini gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Ardıç, “Veriler, sanayicimizin daha çok üretip daha çok sattığını ama aynı oranda kâr edemediğini gösteriyor. Bugün büyük sanayi kuruluşlarımızda faaliyet kârının neredeyse tamamı, yaklaşık yüzde 85’i finansmana gidiyor. Yani sanayici alın teriyle kazanıyor, kazandığını faize veriyor; bu durum işletme sermayesini ve rekabet gücünü doğrudan kısıtlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Zor günler geçecek diye bekliyoruz ama rakamlar kalıcı hale gelme  riskini gösteriyor”</strong></p>
<p>Firmaların zor günler geçecek beklentisiyle, üretim, istihdam ve yatırımdan kopmamaya çalıştığını söyleyen Seyit Ardıç, “Ancak mevcut tablo bize, beklediğimiz o rahatlama döneminin bir türlü gelmediğini; aksine maliyet, finansman ve talep baskılarının kalıcı hale gelme riski taşıdığını gösteriyor” dedi.</p>
<p>ASO üyelerinin kârlılığında da erime yaşandığını dile getiren Ardız, “Son dört yılda reel kârlılık yüzde 30’a yakın geriledi. 2025 yılını üyelerimizin üçte biri yılı zararla kapattı. Son iki yılda zarar eden üye sayımız ikiye katlandı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başkan Ardıç, ISO 500 listesine giren Ankara firması sayısının 50’den 53’e yükseldiğini kaydederken, bunların içinde yer alan ASO üyesi firmaları da kutladı.</p>
<p><strong>“Sanayi yavaşlarken kredi büyüme hızının aşağı çekilmesi bizi düşündürüyor”</strong></p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacının üretim üzerinde baskının azalması, fiyat istikrarını kalıcı kılan ve büyüme kapasitesini koruyan bütüncül ekonomi politikası olduğunu söyleyen Ardıç, “Tam da sanayi yavaşlarken Merkez Bankası’nın kredi büyüme sınırlarını aşağı çekmesi bizi düşündürüyor. KOBİ kredilerinde aylık büyüme sınırının yüzde 5’ten yüzde 4,5’e, diğer ticari kredilerde yüzde 3’ten yüzde 2’ye indirilmesi, finansmana erişimin önümüzdeki dönem daha da zorlaşacağını gösteriyor” diye konuşu. Ardıç bu dönemde yeniden devreye giren TOBB nefes kredisinin çok değerli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan Sağlık Endüstrisi Başkanlığı raporunun çok önemli olduğunu belirten Seyit Ardıç, “Savunmada nasıl planlı bir yapı kurduysak, sağlıkta da aynı stratejik bakışı geliştirebiliriz. Güçlü bir koordinasyon ve yönlendirme yetkisine sahip bir “Sağlık Endüstrisi Başkanlığı”; tıbbi cihazdan biyoteknolojiye, ilaçtan tıbbi yazılıma, sağlık teknolojilerinden sarf malzemelerine kadar geniş bir alanda kamu alımlarını, yerli üretimi, Ar-Ge desteklerini, yatırım teşviklerini ve ihracat hedeflerini tek bir vizyonda birleştirebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sanayici-alin-teriyle-kazandigini-faize-veriyor-81773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/seyit-ardic.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi OdasıBaşkanı Seyit Ardıç, sanayicinin yaşanan sıkıntılara rağmen üretime devam ettiğini ancak bunun karşılığını alamadığını bildirdi. “Zor ünler geçecek diye bekliyoruz ama rakamlar kalıcı hale gelme riskini gösteriyor.”  diyen Seyit Ardıç, “Sanayici alın teriyle kazandığını faize verdiğini söyledi. Ardıç zenginliğin ithal edilemeyeceğini belirterek, fabrika, laboratuvar ve atölyede inşa edileceğini aktardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-karari-istinaf-mahkemesine-tasiyoruz-81811</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öktem: TAG kararını İstinaf Mahkemesi’ne taşıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAG uygulamasına ilişkin davanın 7’nci duruşması, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görüldü.</p>
<p>İstanbul Otomobilciler Esnaf Odası, Birleşik Taksi Şoförleri Derneği, İstanbul Havalimanı Turizm Taksiciler Karayolu Yolcu Taşıma Kooperatifi, Sabiha Gökçen Havaalanı Taşıma ve İşletme Kooperatifi, İstanbul Taksi Sahipleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası, Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası, Gaziantep Şoförler ve Otomobilciler Odası ile Kayseri Otomobilciler Kamyon, Otobüs, Kamyonet ve Şoförler Odası Başkanlığı tarafından açılan davada mahkeme heyeti, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verdi.</p>
<p><strong>“İnanıyoruz ki haklılığımız bir kez daha tescil edilecek”</strong></p>
<p>Duruşma sonrası açıklama yapan TAG Kurucusu Oğuz Alper Öktem, kararın üst mahkemeye taşınacağını belirterek şunları söyledi, “Taksicilerin uygulamanın bugün kapatılmasına yönelik tedbir talebi reddedildi. Genel olarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildi. 2024 yıllarında verilen benzer karar, İstinaf Mahkemesi tarafından hatalı bulunarak kaldırılmıştı. Bu kararı da yeniden İstinaf Mahkemesi’nin değerlendirmesine sunacağız. Hukukun üstünlüğüne ve yargı süreçlerinin sağlıklı şekilde işleyeceğine olan inancımız tam. Bu süreç boyunca bize güvenen, destek veren ve Türkiye’nin en büyük topluluğunu oluşturan TAG ailesinin tüm mensuplarına teşekkür ediyoruz. Kamuoyunu süreçle ilgili gelişmeler hakkında şeffaf şekilde bilgilendirmeyi sürdüreceğiz.” açıklaması yaptı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-karari-istinaf-mahkemesine-tasiyoruz-81811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı’nın TAG uygulamasıyla ilgili davada, İstinaf&#039;ın daha önce iki kez kaldırdığı kararın ardından alt mahkeme davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verdi. Karar hakkında açıklama yapan TAG Kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Taksicilerin uygulamanın bugün kapatılmasına yönelik tedbir talebi reddedildi. Genel olarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildi. 2024 yıllarında verilen benzer karar, İstinaf Mahkemesi tarafından hatalı bulunarak kaldırılmıştı. Bu kararı da yeniden İstinaf Mahkemesi’nin değerlendirmesine sunacağız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/universite-ogrencilerine-af-geliyor-81770</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öğrenci affı geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti Grubu’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı öğrenci affı ile ilgili yasal düzenlemeye son şekli verildi. Meclis kapanmadan yasalaştırılması planlanan düzenleme ile terör, yüz kızartıcı suç ve ağır disiplin  cezası alanlar bu aftan yararlanamayacak. </p>
<p><strong>Düzenleme iki gruba ayrıldı</strong></p>
<p>2022  yılı öncesinde çeşitli nedenlerle üniversitelerden ilişiği kesilen ve öğrenci affından hiç yararlanmayanların başvurması öngörülürken, 2023 yılı sonrası ise terör ve ağır disiplin suçu almayan herkesi kapsayacak. </p>
<p><strong>Kapsam genişletiliyor </strong></p>
<p>Yükseköğretim Kanunu'na geçici madde eklenerek, 2022'deki af uygulamasının kapsamı genişletiliyor. Bu çerçevede 2022 yılında çıkarılan aftan yararlanmayanlar başvuru yapabilecekler. İkinci grup da ise 2023 sonrasında ilişiği kesilen kanunun belirlediği kurallar çerçevesinde başvuru yapılacak. Böylece yüzbinlerce öğrenciye 2026-2027 eğitim-öğretim yılında öğrenime yeniden başlama imkanı sağlanmış olacak. </p>
<p><strong>1 milyon üzerinde öğrenci var</strong></p>
<p>AK Parti’nin araştırmasına göre, üniversitelerle ilişiği kesilen yaklaşık bir milyonun üzerinde kişi var. Bunların arasında daha önce çıkan aflardan yararlanmayanların sayısı da oldukça yüksek.  </p>
<p><strong>300 bin başvuru bekleniyor</strong></p>
<p>AK Parti’nin çıkardığı etki analizine göre; en son çıkan öğrenci affından sadece 40 bin öğrenci yararlanmış. Şu anda bir milyonun üzerinde kişinin çeşitli nedenlerle yüksek öğrenim kurumlarından  ilişiğinin kesildiği belirtilirken, bu aftan ise en fazla 300 bin kişinin başvuracağı tahmin ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/universite-ogrencilerine-af-geliyor-81770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/universite-egitim-ogrenci-1780388545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis tatile girmeden yasalaşması planlanan öğrenci affı düzenlemesi daha önceki af fırsatlarını kaçıran binlerce kişiyi de kapsayacak. Düzenleme 2022 yılı öncesi ve 2023 yılı sonrası olarak planlandı. Yapılan araştırmaya göre halihazırda çeşitli nedenlerle üniversiteden ilişiği kesilen kişi sayısı bir milyonun üzerinde.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-81763</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kadın mühendisler geleceğin şekillenmesinde kritik rol üstlenecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Tüm Kadın Mühendisler Derneği (TÜMKAD), 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü’nü bu yıl beşincisini düzenlediği konferansla kutladı. </p>
<p>Bursa’da Podyum Davet’te “Mühendislik Zekâsının Yükselişi” temasıyla düzenlenen organizasyon, TÜMKAD’ın faaliyetlerini anlatan tanıtım filminin gösterimiyle başladı. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasından temsilcilerin katıldığı etkinlikte mühendislik, yapay zekâ ve geleceğin çalışma modelleri ele alındı. Konferansın açılış konuşmasını yapan TÜMKAD Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Öztürk, günümüzde yalnızca zekânın değil, mühendislik zekâsının önem kazandığını belirterek, insanlığın yapay zekâ ile birlikte kendini yeniden tanımladığı bir döneme tanıklık ettiğini söyledi. Mühendislik zekâsının sorunları çözmeye odaklanan bir düşünme biçimi olduğunu vurgulayan Öztürk, “Mühendislik zekâsı, kısıtlı kaynaklar ve belirli şartlar altında en doğru çözümü üretebilme yeteneğidir. Günümüz dünyasında iklim krizi, enerji, su kaynakları, demografik dönüşüm ve yapay zekâ gibi küresel sorunların çözümünde bu bakış açısına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor” dedi.</p>
<h2>“Kadın mühendislerin katkısı kritik önemde”</h2>
<p>Mühendislik zekâsının herhangi bir cinsiyete ait olmadığını ancak kadınların bu alandaki temsilinin artırılması gerektiğini ifade eden Öztürk, geçmişte kadınların karar alma süreçlerinde yeterince yer bulamadığını söyledi. Kadın mühendislerin görünürlüğünün artırılmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Geleceği nasıl şekillendireceğimizi biliyoruz. İhtiyacımız olan şey, bunu hayata geçirecek mühendislerdir. Özellikle kadın mühendislerin bilgi ve yetkinlikleriyle bu dönüşümün merkezinde yer alması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>“TÜMKAD 10 projeyi eş zamanlı yürütüyor”</h2>
<p>Dernek olarak eğitimden mentorluk programlarına, burs çalışmalarından sürdürülebilirlik projelerine kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürüttüklerini belirten Öztürk, TÜMKAD’ın bugün 160’ı aşkın üye, 11 kurumsal üye ve ulusal ile uluslararası temsilcilik ağıyla çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. “Kutup Yıldızım Mentörlük Projesi”, “Dönüşüm Bugün”, “Yeşil Okuryazarlık”, “GIF-T Ideathon”, “İlham Veren Mühendis Kadınlar Podcast” ve burs fonu projeleri başta olmak üzere 10 farklı çalışmayı aynı anda yürüttüklerini ifade eden Öztürk, kadın mühendislerin gelişimini desteklemeyi ve genç kızlara rol model olmayı amaçladıklarını söyledi.</p>
<h2>“Başkan Özdemir’den kadın mühendislere destek”</h2>
<p>TÜMKAD’ın beşinci konferansını gerçekleştirdiğini hatırlatan Öztürk, Endüstri 5.0 ve yapay zekâ çağında kadın mühendislerin dönüşümün öncü aktörleri arasında yer alacağını belirterek, “Biz geleceği beklemiyoruz, geleceği tasarlıyoruz” dedi. Etkinlikte konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Dünya Kadın Mühendisler Günü’nü kutlayarak, mühendis kadınların yalnızca sanayi ve teknoloji alanında değil, siyaset ve yerel yönetimlerde de daha fazla yer almasının önemine dikkat çekti. Mühendislik disiplininin çözüm odaklı yaklaşımının kamu yönetimine önemli katkılar sağlayacağını ifade eden Özdemir, TÜMKAD’ın çalışmalarını takdirle takip ettiklerini söyledi. Konferans, alanında uzman konuşmacıların yapay zekâ, dönüşüm ve geleceğin mesleklerine ilişkin sunumlarıyla devam etti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-81763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-1782284393.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüm Kadın Mühendisler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Öztürk, kadın mühendislerin geleceğin şekillenmesinde kritik rol üstleneceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
