<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-sepaya-katilim-icin-niyet-mektubunu-avrupa-odemeler-konseyine-ilettik-82393</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: SEPA&#039;ya katılım için niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi&#039;ne ilettik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin Tek Avro Ödeme Alanı'na (SEPA) katılım için niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi'ne ilettiğini açıkladı. </p>
<p>Şimşek, Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde basına kapalı düzenlenen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı'nın ardından Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ile basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Toplantının, Türkiye ile AB arasındaki stratejik ekonomik entegrasyonu daha da ileri taşıma yönündeki ortak iradelerinin güçlü bir göstergesi olduğunu ifade eden Şimşek, küresel ekonominin önemli bir dönüşümden geçtiğini, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ticaretin yeniden şekillendiğini, tedarik zincirlerinin çeşitlendiğini anlattı.</p>
<p>Şimşek, böyle bir dönemde istikrarlı, öngörülebilir ve ileriye dönük ortaklıkların her zamankinden daha fazla önem taşıdığını kaydederek, geçen yıl Brüksel'de 6 yıllık aranın ardından bu diyaloğu yeniden başlattıklarını, o toplantının karşılıklı güveni tazelediğini ve iletişim kanallarını güçlendirdiğini söyledi.</p>
<p>Bugün aynı ivmeyi İstanbul'da sürdürdüklerini dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Sabah gerçekleştirdiğimiz hükümetler arası oturumda, küresel ekonomik görünümü, ortak sınamalarımızı ve işbirliğimizi ileri taşıyacak somut adımları kapsamlı şekilde ele aldık. Sanayide iş birliği, yeni ticaret koridorları, enerji arz güvenliği, üçüncü ülkelerde ortak projeler ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi gündemimizin öne çıkan önemli başlıklarıydı. Bütün bu başlıkların ortak noktası ise ekonomilerimizi daha rekabetçi ve dayanıklı hale getirmekti."</p>
<p><strong>"Gümrük Birliği'nin modernizasyonu stratejik bir gereklilik"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, bu çerçevede Gümrük Birliği'nin özel bir önem taşıdığını belirterek, bu anlaşmanın 30 yılı aşkın süredir ekonomik ilişkilerin temelini oluşturduğunu, ancak dünyanın değiştiğini, Gümrük Birliği'nin ise hala 1990'ların ekonomik gerçeklerine göre işlediğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, "Bugünün ekonomisi yalnızca sanayi ürünlerinden ibaret değil. Hizmetler, dijital ticaret, kamu alımları ve tarım artık ekonomik entegrasyonun ayrılmaz parçaları. Bu nedenle Gümrük Birliği'nin modernizasyonunu teknik bir güncelleme değil, stratejik bir gereklilik olarak görüyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Mevcut asimetrinin giderek daha belirgin hale geldiğini dile getiren Şimşek, şöyle devam ett:</p>
<p>"AB, üçüncü ülkelerle ticaret anlaşmaları ağını genişletirken, Türkiye ile Gümrük Birliği aynı çerçevede kalıyor. Oysa değişen küresel ekonominin ihtiyaçlarına birlikte uyum sağlamamız gerekiyor. Modernize edilmiş bir Gümrük Birliği; işletmelerimize, yatırımcılarımıza ve tedarik zincirlerimize önemli katkılar sunacaktır. Aynı şekilde, vize serbestisi sürecinde ilerleme sağlanması da iş dünyamızın hareket kabiliyetini artıracak ve ekonomik ilişkilerimize yeni ivme kazandıracaktır. Aslında bir ilerleme var. Bu nedenle Komisyona teşekkür ediyoruz."</p>
<p><strong>"(AB'nin Made in EU yaklaşımı) Otomotiv sektöründeki bazı belirsizlikler giderilmeli"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bugün Sanayi Hızlandırma Yasası teklifini de değerlendirdiklerini belirterek, şu açıklamalarda bulundu.</p>
<p>"Son taslakta Türkiye'de üretilen ürünlerin, Birlik menşeli ürünlerle eşdeğer kabul edilmesi tabii ki memnuniyet verici. Bununla birlikte, özellikle otomotiv sektöründe bazı belirsizliklerin giderilmesi gerektiğini de ifade ettik. Çünkü Türkiye ile Avrupa Birliği artık yalnızca ticaret yapan iki taraf değildir. Ortak üretim yapan, aynı değer zincirlerinin parçası olan iki önemli ekonomik ortaktır. Bu düzeydeki entegrasyon daha modern, daha öngörülebilir ve daha kapsayıcı bir iş birliği çerçevesini gerekli kılıyor. Biz de bu anlayışla, Kamu İhale Kanunu'nda yapacağımız değişiklikle Avrupa Birliği firmalarına karşılıklılık esasına dayalı eşit muamele sağlayacağız. Böylece ekonomik ortaklığımızın getirdiği işbirliğini, hukuki zeminde daha da güçlendirmiş olacağız."</p>
<p>Bakan Şimşek, bugünkü görüşmelerinin önemli başlıklarından birisinin de "bağlantısallık" olduğunu kaydederek, yeni ticaret, enerji ve ulaştırma koridorlarının artık yalnızca lojistik projeleri değil rekabet gücünü, yatırımı ve üretimi destekleyen stratejik araçlar haline geldiğini anlattı.</p>
<p>Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasındaki Türkiye'nin başta Orta Koridor olmak üzere yeni bağlantı hatlarının doğal merkezinde yer aldığını dile getiren Şimşek, bu durumun Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik entegrasyonu daha da güçlendirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"Yüksek düzeyli katılım, ortak irademizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, günün ikinci bölümünde uluslararası finans kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldiklerini ifade ederek, altyapıdan iklim finansmanına, KOBİ'lerden dijital dönüşüme kadar geniş bir yelpazede ortak çalışmaları değerlendirdiklerini, ardından iş dünyası ile buluştuklarını anlattı.</p>
<p>Türkiye'den ve Avrupa'dan çatı kuruluşların, ticaret odalarının, Türkiye'de faaliyet gösteren AB menşeli şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının da toplantıya katıldığını aktaran Şimşek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu yüksek düzeyli katılım, ortak irademizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Çünkü biliyoruz ki hükümetler çerçeveyi oluşturur. Yatırımı, üretimi, inovasyonu ve istihdamı özel sektör hayata geçirir. Bu nedenle iş dünyamızın katkısını ekonomik ortaklığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Önerilerini dikkatle dinledik ve dikkate alacağız. Yatırım ortamını iyileştirmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Türkiye, SEPA'ya katılım için niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi'ne iletti"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, önemli bir gelişmeyi paylaşmak istediğini belirterek, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Türkiye, Tek Avro Ödeme Alanı'na yani SEPA'ya katılım için niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi'ne iletti. SEPA üyeliği, sınır ötesi ödemeleri daha hızlı, daha güvenli ve daha düşük maliyetli hale getirecek, ticareti ve yatırımı kolaylaştıracak, şirketlerimizin rekabet gücünü artıracaktır. Hem işletmelerimize hem vatandaşlarımıza doğrudan fayda sağlayacak bu sürecin, en kısa sürede tamamlanmasını temenni ediyorum. Türkiye, Avrupa Birliği ile güçlü, istikrarlı ve karşılıklı faydaya dayanan ortaklığını daha da ileri taşımaya kararlıdır. Bugün ortaya koyduğumuz yapıcı diyalog ve işbirliği anlayışı bunun en somut göstergesi olmuştur. AB üyeliği Türkiye'nin stratejik hedefi olmaya devam edecektir."</p>
<p>AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Dombrovskis ve katılımcılara teşekkür eden Şimşek, gelecek yıl Brüksel'de yeni gündemler ve somut ilerlemelerle yeniden bir araya gelmeyi temenni ettiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin SEPA'ya katılma niyetini resmi olarak beyan etmesini memnuniyetle karşılıyorum"</strong></p>
<p>Dombrovskis de, yaptığı konuşmada, doğu ile batı arasında uzun süredir köprü görevi gören bir şehirde bir araya gelmenin tıpkı bugünkü ekonomik ortaklığın, karşılıklı büyüme ve refah paylaşımı adına iki ekonominin birbirine bağlamayı amaçlaması gibi oldukça anlamlı olduğunu söyledi.</p>
<p>AB-Türkiye ilişkisinin ticaretten yatırıma, ekonomiden güvenlik ve savunmaya kadar geniş bir politika yelpazesinde stratejik öneme sahip olduğuna işaret eden Dombrovskis, "Türkiye, bir AB aday ülkesi, önemli bir NATO müttefiki ve güvenlik ile istikrar açısından kilit bir bölgesel ortaktır. Giderek daha fazla zorlukla karşılaşan ve parçalanan bir dünyada hem komşu hem de ortağız. Güçlü ve güvene dayalı ortaklıklar inşa etmek ve bunları sürdürmek, özellikle bu dönemde büyük önem taşımaktadır. AB, ekonomik bağlarımızı ve işbirliğimizi daha da güçlendirme konusunda Türkiye ile ortak bir çıkarı paylaşmaktadır. Bugünkü diyaloğumuzun konusu da buydu." diye konuştu.</p>
<p>Dombrovskis, iki aktör arasındaki rakamların ekonomik ilişkilerin derinliğini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.</p>
<p>AB ile Türkiye'nin Gümrük Birliği kapsamındaki ikili ticaretine değinen Dombrovskis, "Türkiye-AB ticareti, 2025'te 217 milyar avronun üzerinde bir seviyeye ulaşarak rekor kırmıştır ve Türkiye, AB'nin en büyük beşinci ticaret ortağı olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla, ekonomik bağlarımızı güçlendirmeyi hedeflerken, sağlam temeller üzerine inşa ediyoruz." dedi.</p>
<p>Dombrovskis, bugün pek çok konuyu kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını belirterek, değişken ve istikrarsız dönemde ekonomik görünüme ilişkin karşılıklı değerlendirmelerini paylaştıklarını ifade etti.</p>
<p>Rusya-Ukrayna Savaşı ve Orta Doğu'daki çatışmaların hassasiyetlerin ve tedarik zinciri kesintilerinin yüksek riskini gözler önüne serdiğini anlatan Dombrovskis, aynı zamanda rekabet güçlerini ve dayanıklılıklarını artırmanın aciliyetini de ortaya koyduğunu anlattı.</p>
<p>Dombrovskis, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek'e AB'nin rekabet gücünü artırma hamlesindeki son gelişmeler hakkında bilgi verdiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu hamle, ticaret ağımızı güçlendirmeyi ve çeşitlendirmeyi, işletmelerimiz için bürokrasiyi azaltmayı ve AB tek pazarı içindeki mevcut engelleri kaldırmayı amaçlayan girişimleri içeriyor. Bu, uzun vadeli refahımızı, güvenliğimizi ve dayanıklılığımızı güvence altına alma stratejimizin merkezinde yer almaktadır. Hem AB'nin hem de Türkiye'nin, ekonomik rekabet gücünü ve dayanıklılığı artırmaya yönelik karşılıklı çabalardan kazanç sağlayacağı açıktır. Özellikle her iki ekonomi için de kritik öneme sahip sektörlerde yeni işbirliği fırsatları aramak ortak çıkarımızadır ve burada keşfedilmeyi bekleyen muazzam, henüz değerlendirilmemiş bir potansiyel bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin Avrupa Tek Ödeme Alanı'na (SEPA) katılma niyetini resmi olarak beyan etmesini memnuniyetle karşılıyorum. Bugünkü diyalog, uluslararası finans kuruluşlarının ortak siyasi hedeflerimizi somut yatırımlara dönüştürmede oynayabileceği önemli rolün de altını çizdi."</p>
<p>AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Dombrovskis, Avrupa Yatırım Bankası'nın temiz enerji ve enerji verimliliği yatırım projelerine destek vererek Türkiye'de yeniden aktif bir rol üstlenmeye başlamasından özellikle memnuniyet duyduğunu bildirdi.</p>
<p>Dombrovskis, Türkiye'nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (EBRD) 2,7 milyar avronun üzerindeki tutarla bankanın operasyon yürüttüğü en büyük ülkelerden biri olmayı sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Uluslararası finans kuruluşlarının önemli bir rol oynayabileceği, büyük potansiyele sahip alanlardan birinin de ulaştırma, enerji ve dijital altyapı gibi alanlar olduğunu anlatan Dombrovskis, "Yatırım gerektiren bağlantısallık gündemimizdir. Örneğin, İstanbul Kuzey Demiryolu Geçiş Projesi, Karadeniz Bölgesi ve Güney Kafkasya genelindeki kritik lojistik merkezleri güçlendirecek büyük bir altyapı girişimidir. Bu proje, kalkınma bankalarının etkileyici işbirliğini içeriyor ve tamamlayıcılığın birinci sınıf bir örneğidir." diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-sepaya-katilim-icin-niyet-mektubunu-avrupa-odemeler-konseyine-ilettik-82393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/356-1783008310.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı&quot;nda konuşan Bakan Şimşek, &quot;Türkiye, Tek Avro Ödeme Alanı&#039;na yani SEPA&#039;ya katılım için niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi&#039;ne iletti. SEPA üyeliği, sınır ötesi ödemeleri daha hızlı, daha güvenli ve daha düşük maliyetli hale getirecek, ticareti ve yatırımı kolaylaştıracak, şirketlerimizin rekabet gücünü artıracaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tsb-hasar-yonetiminde-vatandas-odakli-yeni-bir-doneme-girildi-82379</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> TSB: Hasar yönetiminde vatandaş odaklı yeni bir döneme girildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından zorunlu trafik sigortasına ilişkin devreye alınan vatandaş odaklı yeni düzenlemeler hakkında değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Yaşar, SEDDK tarafından hayata geçirilen son düzenlemelerin yalnızca trafik sigortalarında hasar süreçlerini iyileştiren teknik değişiklikler olmadığını, vatandaşın mağduriyetinden rant sağlayan organize illegal hasar takip yapılanmalarına karşı yürütülen mücadelede tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti.</p>
<p>29 Haziran 2026'da yayımlanan SEDDK Genelgesi ile yetkisiz hasar aracılığı faaliyetlerine yönelik önemli hukuki ve idari tedbirlerin hayata geçirildiğini, 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe giren Trafik Sigortası Genel Şartları değişiklikleriyle de hasar yönetiminde vatandaş odaklı yeni bir döneme girildiğini anımsatan Yaşar, yapılan reformların birbirini tamamlayan güçlü bir dönüşüm oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p>Yaşar, bu düzenlemelerin yalnızca hasar süreçlerini değiştirmediğine, vatandaşın mağduriyetinden beslenen organize illegal hasar takip yapılanmalarına karşı devletin kararlı iradesini de açık biçimde ortaya koyduğuna dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yıllardır trafik kazası mağdurlarının bilgi eksikliğinden yararlanan, kendisini farklı unvanlarla tanıtan, vatandaşlarımızı gereksiz uyuşmazlıklara sürükleyen, yüksek komisyonlarla mağduriyeti derinleştiren ve çoğu zaman kişisel verilere hukuka aykırı yollarla erişerek organize faaliyet yürüten yapılar, yalnızca sigorta sektörüne değil, doğrudan vatandaşımıza zarar vermektedir. Kişisel Verileri Koruma Kurumunun konuya ilişkin ilke kararı da kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde kullanılması suretiyle yürütülen bu faaliyetlerin yalnızca sigortacılık açısından değil, vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri bakımından da ciddi ihlaller oluşturduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu mücadele, hak arama özgürlüğüne, avukatlık mesleğine ya da hukuki temsil hakkına karşı değildir. Mücadelemiz, vatandaşın mağduriyetini ticari kazanç kapısına dönüştüren, hukuka aykırı yöntemlerle faaliyet gösteren organize illegal yapılara karşıdır."</p>
<p><strong>"Hiç kimse vatandaşın tazminat hakkını kendi ticari rantının konusu haline getiremez"</strong></p>
<p>Ahmet Yaşar, yeni dönemde hak sahiplerinin, olması gerektiği gibi, herhangi bir aracı yapıya ihtiyaç duymadan süreçlerini doğrudan sigorta şirketleri üzerinden yürütebileceğini vurgulayarak, "Hiç kimse vatandaşın mağduriyetini bir gelir modeline dönüştüremez. Hiç kimse hukuka aykırı yollarla elde edilen kişisel veriler üzerinden organizasyon kuramaz. Hiç kimse vatandaşın tazminat hakkını kendi ticari rantının konusu haline getiremez. Yeni sistemle birlikte değer kaybı hasar dosyasının doğal bir parçası haline geliyor. Vatandaşımız ikinci bir başvuru yapmak, farklı bir dosya açmak ya da aracı yapılara yönelmek zorunda kalmadan hakkına daha hızlı, daha şeffaf ve daha güvenli şekilde ulaşabilecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Değer kaybının hasar dosyasının içinde değerlendirilmesinin, hesaplamaların standartlaştırılmasının, vatandaşın doğrudan bilgilendirilmesinin ve hasar süreçlerinin sadeleştirilmesinin aynı dönüşümün birbirini tamamlayan parçaları olduğunu belirten Yaşar, amacın hasarı büyüten değil, hasarı etkin yöneten bir sistem kurmak olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Yaşar, bu reformlar sayesinde vatandaşın korunacağını, gereksiz uyuşmazlıkların azalacağını, tahkim süreçlerinin rahatlayacağını ve sigorta sistemine duyulan güvenin daha da güçleneceğini aktardı.</p>
<p>SEDDK'nin düzenlemeleri ile Kişisel Verileri Koruma Kurumunun ilke kararı birlikte değerlendirildiğinde, vatandaşların kişisel verilerini hukuka aykırı şekilde kullanarak mağduriyet üzerinden kazanç sağlayan organize yapılara karşı devletin çok yönlü ve kararlı mücadele iradesinin açıkça ortaya konulduğunu belirten Yaşar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Vatandaşımızın mağduriyetinden rant sağlayan, kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kullanan ve sigorta sistemini istismar eden organize illegal yapılara açık uyarımızdır. Bu dönem sona ermiştir. Hiçbir hukuka aykırı yapı, vatandaşımızın mağduriyetini kazanç kapısı haline getiremeyecektir. Hukukun dışına çıkan herkes, bundan sonra yalnızca sektörün değil, ilgili kamu kurumlarının da kararlı mücadelesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu mesele yalnızca sigorta şirketlerinin meselesi değildir. Bu mesele, vatandaşın hakkının korunması, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve sigorta sektörüne duyulan güvenin artırılması meselesidir. TSB olarak, vatandaşımızın hakkını koruyan, hasar süreçlerini sadeleştiren ve sigorta sistemine duyulan güveni güçlendiren tüm düzenlemelerin yanındayız. Yetkisiz ve organize illegal hasar takip yapılanmalarıyla mücadelede ilgili tüm kurumlarımızla işbirliği içinde aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz."</p>
<p>Yaşar, bu reformların hayata geçirilmesinde ortaya konulan güçlü liderlik ve vizyon dolayısıyla SEDDK Başkanı Davut Menteş'e, tüm SEDDK kurul üyeleri ve kurum çalışanlarına, katkı sunan kamu kurumlarına, eksperlere, sigorta şirketlerine ve sektör paydaşlarına teşekkür etti.</p>
<p>Yaşar, "Vatandaşımızın hakkını, kişisel verilerini ve sigorta sektörünün itibarını hedef alan hiçbir organize illegal yapılanmaya göz yummayacağız. TSB olarak, hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve vatandaş odaklı sigortacılık anlayışı doğrultusunda, SEDDK başta olmak üzere tüm kamu kurumlarımız ve sektör paydaşlarımızla işbirliği içinde bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Çünkü güçlü bir sigorta sistemi ancak güven, hukuk ve etik değerler üzerine inşa edilebilir." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tsb-hasar-yonetiminde-vatandas-odakli-yeni-bir-doneme-girildi-82379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/ahmet-yasar-1783004131.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, &quot;Vatandaşımızın mağduriyetinden rant sağlayan, kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kullanan ve sigorta sistemini istismar eden organize illegal yapılara açık uyarımızdır, bu dönem sona ermiştir. Hiçbir hukuka aykırı yapı, vatandaşımızın mağduriyetini kazanç kapısı haline getiremeyecektir. Hukukun dışına çıkan herkes, bundan sonra yalnızca sektörün değil, ilgili kamu kurumlarının da kararlı mücadelesiyle karşı karşıya kalacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-651-milyon-dolarlik-alim-82392</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 651,6 milyon dolarlık alım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 203,3 milyon dolarlık hisse senedi, 448,3 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 492,1 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 26 Haziran haftasında 42 milyar 908,6 milyon dolardan 41 milyar 387,8 milyon dolara indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 15 milyar 109,6 milyon dolardan 15 milyar 614,7 milyon dolara, ÖST stoku da 1 milyar 629,7 milyon dolardan 2 milyar 114,7 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-651-milyon-dolarlik-alim-82392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 203,3 milyon dolarlık hisse senedi ve 448,3 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mali-tatilde-yeni-e-beyan-sureci-kabul-edilemez-82375</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mali tatilde yeni e-beyan süreci kabul edilemez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (DSMMMO), mali müşavirlerin güncel mevzuat ve dijital uygulamalar konusunda bilgilendirilmesi amacıyla "Yeni E-Beyan Mevzuatı" konulu seminer düzenledi.</p>
<p>Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) binasında gerçekleştirilen seminere çok sayıda mali müşavir ve meslek mensubu katıldı. Seminerin açılış konuşmasını yapan DSMMMO Başkanı Amine Demir Çoban, gelir vergisi, kurumlar vergisi ve e-defter süreçleri nedeniyle mali müşavirlerin yoğun bir çalışma döneminden geçtiğini belirterek, oda olarak meslektaşlarının yaşadığı sorunları ilgili kurumlar nezdinde sürekli gündeme taşıdıklarını söyledi.</p>
<p>Çoban, 1 Temmuz'da başlayan mali tatilin amacından uzaklaştığını belirterek, bu konuda bölge platformlarında değerlendirmeler yaptıklarını, mali tatilin işlevsel hale getirilmesi ve bu süreçte karşıt incelemelerin gönderilmemesi yönündeki taleplerini TÜRMOB'a ilettiklerini ifade etti.</p>
<p>Mali tatilin başladığı dönemde yeni e-beyan uygulamasının hayata geçirilmesini eleştiren Çoban, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Sevgili meslektaşlarım; gelir vergisi ile başlayan süreç, kurumlar vergisi ve e-defter uygulamalarıyla devam etti. Hepimizin oldukça yoğun bir dönemden geçtiğinin farkındayım. Ancak biz bu süreçlerin tamamının takipçisiyiz. Tüm bölge platformlarında konuyu tartıştık. Mali tatilin işlevsel hale getirilmesi gerektiğini ilgili kurumlara ilettik. Ayrıca mali tatil süresince karşıt incelemelerin gönderilmemesi için TÜRMOB nezdinde girişimlerde bulunduk. Ancak mali tatilin hemen başında yeni bir e-beyan süreciyle karşı karşıya</p>
<p>Yeni e-beyan sisteminin uygulanma zamanlamasının yanlış olduğunu vurgulayan Çoban, şöyle devam etti:</p>
<p>"Mali tatilde yeni e-beyan süreci kabul edilemez. Mali tatilin amacı, mali müşavirlerin yoğun iş yükünü azaltmak ve dinlenme hakkını korumaktır. Tam bu dönemde yeni bir e-beyan sürecinin hayata geçirilmesi, mali tatilin ruhuna aykırı olup meslek mensuplarını gereksiz bir yük ve belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır. Yeni uygulamalar, mali tatil sonrasında gerekli eğitim ve hazırlık süreci tamamlandıktan sonra yürürlüğe alınmalıdır."</p>
<p>Seminer kapsamında SMMM Ekrem Çetin, "Yeni E-Beyan Mevzuatı" başlıklı sunumuyla mevzuattaki son değişiklikleri anlattı. Ardından SMMM Welat Tekay, Zirve Muhasebe Programı'nda E-Beyan Uygulaması konusunda uygulamalı eğitim verdi.</p>
<p>Programın son bölümünde ise SMMM Fahri Gündüz, Luca Muhasebe Programı'nda E-Beyan Uygulaması başlıklı sunumunda yeni e-beyan sisteminin Luca yazılımı üzerinden kullanımına ilişkin uygulamalı bilgiler paylaştı.</p>
<p>Seminerde elektronik beyan sistemindeki yeni düzenlemeler ile muhasebe programları üzerinden yürütülecek e-beyan süreçleri ayrıntılı şekilde ele alınırken, katılımcıların soruları da uzmanlar tarafından yanıtlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mali-tatilde-yeni-e-beyan-sureci-kabul-edilemez-82375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/5/1280x720/mali-tatilde-yeni-e-beyan-sureci-kabul-edilemez-1783001655.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mali tatilde yeni e-beyan sürecinin kabul edilemez olduğunu belirten DSMMMO Başkanı Amine Demir Çoban, &quot;Mali tatilin amacı, mali müşavirlerin yoğun iş yükünü azaltmak ve dinlenme hakkını korumaktır. Tam bu dönemde yeni bir e-beyan sürecinin hayata geçirilmesi, mali tatilin ruhuna aykırı olup meslek mensuplarını gereksiz bir yük ve belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır. Yeni uygulamalar, mali tatil sonrasında gerekli eğitim ve hazırlık süreci tamamlandıktan sonra yürürlüğe alınmalıdır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-316-trilyon-liraya-yukseldi-82391</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 31,6 trilyon liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 26 Haziran ile biten haftada yüzde 1,07 ve 333 milyar 981 milyon 798 bin lira artışla, 31 trilyon 300 milyar 172 milyon 879 bin liradan 31 trilyon 634 milyar 154 milyon 676 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 2,92 artarak 17 trilyon 521 milyar 562 milyon 279 bin liraya çıkarken, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,25 azalışla 10 trilyon 128 milyar 595 milyon 275 bin liraya geriledi.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 258 milyar 859 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 218 milyar 406 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 26 Haziran itibarıyla 1 milyar 110 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,64 artışla 6 trilyon 581 milyar 31 milyon 717 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 799 milyar 712 milyon 518 bin lirası konut, 43 milyar 170 milyon 184 bin lirası taşıt, 2 trilyon 521 milyar 491 milyon 123 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 216 milyar 657 milyon 892 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün TCMB dahil toplam kredi hacmi de 26 Haziran ile biten haftada 327 milyar 362 milyon 759 bin lira artarak 25 trilyon 560 milyar 60 milyon 132 bin liradan 25 trilyon 887 milyar 422 milyon 891 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-316-trilyon-liraya-yukseldi-82391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, yaklaşık 334 milyar lira artarak 31,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-8-milyar-dolar-azaldi-82390</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 8 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 26 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 260 milyon dolar azalarak 54 milyar 251 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 19 Haziran'da 59 milyar 511 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 2 milyar 731 milyon dolar düşüşle 97 milyar 685 milyon dolardan 94 milyar 954 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 26 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 991 milyon dolar azalarak 157 milyar 196 milyon dolardan 149 milyar 205 milyon dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-8-milyar-dolar-azaldi-82390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankasının haftalık verilerine göre toplam rezervler, 7 milyar 991 milyon dolar azalarak 149,2 milyar dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-vekili-biba-afetlere-daha-hazir-bursa-icin-calisiyoruz-82374</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin Biba: Afetlere daha hazır Bursa için çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle ‘Orman Yangınları Bilgilendirme Toplantısı’ düzenlendi.</p>
<p>Merinos Atatürk Kültür Kongre Merkezi’nde (AKKM) gerçekleştirilen toplantıya Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba ve Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’in yanı sıra kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, kamu kurum yöneticileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Programda orman yangınlarına karşı alınacak tedbirler, kurumlar arası iş birliği, muhtarların yangınlarla mücadelede üstleneceği rol ve afetlere hızlı müdahale süreçleri ele alındı.</p>
<p>Bursa Valisi Erol Ayyıldız, orman yangınlarının çoğunlukla dikkatsizlik, ihmal ve tedbirsizlik sebebiyle başladığını belirterek “Yangına müdahale öncesinde, yangının ortaya çıkmasına fırsat vermeyecek tedbirleri almalıyız. Bu manada muhtarlarımızın üstlendiği sorumluluk çok büyük. Risklerin doğru anlatılması ve kurumların vakit kaybetmeden bilgilendirilmesi müdahalemizin başarısına doğrudan katkı sağlayacaktır. Önleyici tedbirleri eksiksiz uygulayıp devletimizin yangınlarla mücadeledeki güçlü altyapısını desteklemeliyiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a466d69dff37-1783000425.jpeg" alt="" width="626" height="417" /></p>
<h2>“En önemli başlığımız yangınlarla mücadele”</h2>
<p>Yaz mevsimiyle birlikte orman yangını riskinin arttığına dikkat çeken Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin afetlere karşı hazır bir şehir oluşturmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüğünü vurguladı. Başkan Vekili Biba, “Afet Koordinasyon Merkezi’mizi (AKOM) güçlendiriyoruz. Kurumlar arası koordinasyonu artırıyoruz. Masa başı tatbikatlardan mahalle bazlı eğitimlere kadar birçok çalışmayı hayata geçiriyoruz. Orman ve kırsal yangınlarla mücadele, bu hazırlıklarımızın en önemli başlıklarından birini oluşturuyor” dedi.</p>
<h2>Yangın söndürme tankeri kapasitesi artırılıyor</h2>
<p>Kırsal bölgelerde yangına ilk müdahale kapasitesini artırmak amacıyla bugüne kadar 355 mahalleye traktör arkası yangın söndürme tankeri dağıtıldığının altını çizen Başkan Vekili Biba, “Yıl içerisinde bu sayıyı 455’e çıkarmayı hedefliyoruz. Muhtarlarımıza yönelik uygulamalı eğitimlerimiz de devam ediyor. Diğer taraftan, itfaiye teşkilatımızı her geçen gün güçlendiriyoruz. Önceki gün 147 yeni itfaiye erimiz göreve başladı. Bugün Bursa’mıza 31 istasyonda, 164 araç ve 772 personelle hizmet veriyoruz. Yeni arkadaşlarımızın katılımıyla bu gücümüz daha da arttı” ifadelerini kullandı. Güçlü araçlar ve donanımlı ekipmanların yanında vatandaşların yangını önleme konusunda göstereceği hassasiyetin de önemine vurgu yapan Başkan Vekili Biba, “Söndürülmeden bırakılan küçük bir ateş, yol kenarına atılan bir izmarit ya da ihmal edilen bir an, yılların emeğini yok edebiliyor. Bu nedenle hepimizin ortak sorumluluğu, yangını büyümeden önlemek, hiç başlamamasını sağlamaktır. Rabbim ülkemizi ve güzel Bursa’mızı her türlü afetten muhafaza etsin” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Bursa’nın yüzde 45’i ormanlarla kaplı</h2>
<p>Bursa’nın yüzde 45’inin ormanlarla kaplı olduğunu hatırlatan Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, orman varlığının korunması için kamu kurumları, muhtarlar ve vatandaşlar arasındaki koordinasyonun son derece önemli olduğunu dile getirdi. Karacabey, “Geçtiğimiz yıl Bursa’da Orhaneli başta olmak üzere şehrimizin birçok noktasında yaşanan orman yangınları hepimizin hafızasındaki tazeliğini koruyor. Küçük bir kıvılcımla başlayan yangının ne kadar büyük bir felakete sebep olduğunu yaşayarak öğrendik. Bu sahaların yeniden ormanlaştırılmasıyla ilgili çalışmalar hemen başladı. Şu anda sahada tohum ekilmemiş, fidan dikilmemiş kısım kalmadı. Birkaç yıl içinde bu bölgelerdeki yeşil örtüyü göreceğiz” açıklamasında bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-vekili-biba-afetlere-daha-hazir-bursa-icin-calisiyoruz-82374</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/4/1280x720/baskan-vekili-biba-afetlere-daha-hazir-bursa-icin-calisiyoruz-1783000407.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, ‘Orman Yangınları Bilgilendirme Toplantısı’nda Bursa’nın afetlere daha hazır hale getirilmesi için yapılan çalışmalara vurgu yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-250-milyon-liranin-altina-indi-82389</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 245 milyon liranın altına indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 26 Haziran itibarıyla 312 milyar 754 milyon lira artarak 26 trilyon 224 milyar 538 milyon liradan 26 trilyon 537 milyar 292 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 416 milyar 860 milyon lira artarak 29 trilyon 851 milyar 709 milyon liradan 30 trilyon 268 milyar 569 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 52 milyar 38 milyon lira artarak 3 trilyon 371 milyar 318 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 800 milyar 464 milyon lirası konut, 43 milyar 292 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 527 milyar 562 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 39 milyar 663 milyon lira artarak 4 trilyon 139 milyar 34 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,7 artışla 3 trilyon 216 milyar 933 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 199 milyar 610 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 17 milyar 324 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 26 Haziran itibarıyla önceki haftaya göre 3 milyar 901 milyon lira artışla 757 milyar 573 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 571 milyar 849 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 6 milyar 32 milyon lira artarak 5 trilyon 753 milyar 402 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 5,6 milyon lira azalarak 244,2 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-250-milyon-liranin-altina-indi-82389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM, 5,6 milyon lira azalışla 244,2 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-cevreye-ve-topluma-faydali-oncu-adimlarimizi-guclu-yatirimlarimizla-desteklemeyi-surdurecegiz-82382</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: Çevreye ve topluma faydalı öncü adımlarımızı güçlü yatırımlarımızla desteklemeyi sürdüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, 2025 yılı Entegre Faaliyet Raporu'nu paylaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türk Telekom, teknoloji birikimini sürdürülebilir bir gelecek hedefiyle yaşamın tüm alanlarına yansıtıyor.</p>
<p>Dijital geleceğin inşasına yönelik yatırımlarına ve operasyonel çalışmalarına devam eden Türk Telekom'un faaliyet raporunu Küresel Raporlama Girişimi (GRI) standartlarına uygun olarak yayımladığını bildirildi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC), Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG) ve İklimle Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) kılavuzlarını takip ederek üçüncü kez yayımlanan raporda, Türk Telekom'un Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) performansındaki güçlü ivme öne çıkarıldı.</p>
<p>Raporda ayrıca Türk Telekom'un finansal ve operasyonel başarılarının yanı sıra çevresel, sosyal ve yönetişim etki alanındaki uzun vadeli hedeflerine de yer verildi.</p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, şirketin güçlenen operasyonel kaslarını ve sürdürülebilirlik alanındaki öncü adımlarını raporda şeffaf şekilde ortaya koyduklarını belirtti.</p>
<p>Şahin, sürdürülebilirlik temelinde 2025'te öncelikli konularını güncellediklerini ve Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları ile uyumlu, Çifte Önemlilik Analizi çalışmasını yürüttüklerini aktardı.</p>
<p>Bu analizle şirketin toplum ve çevre üzerindeki etkileriyle sürdürülebilirlik konularının operasyon ve finansal performansları üzerindeki potansiyel risk ve fırsatlarını birlikte ele aldıklarını vurgulayan Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kurumumuzun yönetim vizyonunu ve yarattığı çevresel, sosyal etkilere dair tüm ayrıntılarını içeren bu çalışma, aynı zamanda yeşil dönüşüme ve sürdürülebilir geleceğe olan katkılarımızı da yansıtıyor. Çevreye ve topluma duyarlı yönetim yaklaşımımız Türk Telekom'a uluslararası alanda duyulan güveni artırırken, operasyonel nakit akışımız ve uluslararası finansman kaynaklarına erişimimiz uzun vadeli stratejik yatırımlarımızı güvence altına alıyor. 2024 yılında ilk kez gerçekleştirdiğimiz 500 milyon dolar 'Sürdürülebilir Eurobond' ihracından aldığımız güçle, 2025 yılında 600 milyon dolar 'Yeşil Eurobond' ihracımız ile birlikte yeşil finansman portföyümüz 1,1 milyar dolara ulaştı. Türk Telekom olarak teknoloji birikimimiz ve yenilikçi vizyonumuzla dijital dönüşüme liderlik ederken, çevreye ve topluma faydalı öncü adımlarımızı güçlü yatırımlarımızla desteklemeyi sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>"Uluslararası derecelendirmelerde üst yüzdelik dilimdeyiz"</strong></p>
<p>Şahin, emisyon hesaplamalarını sürekli olarak geliştirdiklerini ve raporlama süreçlerinde şeffaflık vizyonuyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Titiz çalışmalarının neticesi olarak, dünyanın en prestijli çevre raporlama platformu Karbon Saydamlık Projesi'nin (CDP) İklim Değişikliği Programı'nda A, Su Güvenliği Programı'nda ise A- notu alarak Global A Listesi'ndeki yerlerini bu yıl da koruduklarına dikkati çeken Şahin, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings tarafından hazırlanan Sustainable Fitch raporunda da başarımızı perçinledik. Sürdürülebilirlik faaliyetlerimizin değerlendirildiği bu raporda notumuz bir önceki yıla kıyasla 1 puan artarak 3'ten 2'ye yükseldi. En yüksek notun 1 olduğu bu ölçekte, global sıralamada üst yüzdelik dilimde yer almanın gururunu yaşıyoruz."</p>
<p>Şahin, teknolojiyi insana, topluma ve doğaya faydaya dönüştürecek çevreci yatırımlara odaklandıklarını vurguladı.</p>
<p>Dijital dönüşümdeki vizyoner duruşlarını yeşil enerji hamleleriyle desteklediklerini aktaran Şahin, "Güneş Enerjisi Santrali projelerimize aralıksız devam ediyoruz. Grubumuzun enerji ihtiyacını büyük ölçüde yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı ve emisyon azaltım hedeflerimize hızla ulaşmayı amaçlayan bu yatırımlarla geleceğin daha yeşil ve sürdürülebilir dijital dünyasını bugünden inşa ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-cevreye-ve-topluma-faydali-oncu-adimlarimizi-guclu-yatirimlarimizla-desteklemeyi-surdurecegiz-82382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/ebubekir-sahin-1767253912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;Çevreye ve topluma duyarlı yönetim yaklaşımımız Türk Telekom&#039;a uluslararası alanda duyulan güveni artırırken, operasyonel nakit akışımız ve uluslararası finansman kaynaklarına erişimimiz uzun vadeli stratejik yatırımlarımızı güvence altına alıyor. 2024 yılında ilk kez gerçekleştirdiğimiz 500 milyon dolar &#039;Sürdürülebilir Eurobond&#039; ihracından aldığımız güçle, 2025 yılında 600 milyon dolar &#039;Yeşil Eurobond&#039; ihracımız ile birlikte yeşil finansman portföyümüz 1,1 milyar dolara ulaştı. Türk Telekom olarak teknoloji birikimimiz ve yenilikçi vizyonumuzla dijital dönüşüme liderlik ederken, çevreye ve topluma faydalı öncü adımlarımızı güçlü yatırımlarımızla desteklemeyi sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykur-birinci-surgunde-259-bin-ton-cay-aldi-82388</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR birinci sürgünde 259 bin ton çay aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çay İşletmeleri (ÇAYKUR) Genel Müdürlüğü, yaş çay kampanyasının birinci sürgün döneminin 28 Haziran itibarıyla tamamlandığı ve toplam 259 bin ton çay alındığı bildirildi.</p>
<p>Sezon başlangıcında önceki yıllarda olduğu gibi çok düşük miktarda mubayaa olmasına rağmen kampanyanın önceden açıldığı ve bu sayede üreticilerin erkenden bahçelere girmesinin teşvik edildiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"20 Mayıs tarihinde başlattığımız kampanyamızda ilk gün 890 ton, sonraki günlerde ise ortalama bin ton gibi toplam kapasitemizin yalnızca yüzde 10'una denk gelen miktarda mubayaa yapılmış olup, tam kapasite kullanımımız ise ancak 28 Mayıs tarihinde gerçekleşmiştir. ÇAYKUR olarak geçmişten gelen bilgi ve tecrübelerle hasat süreçlerini titizlikle takip edip, başta üreticilerimizin ihtiyaçları olmak üzere tüm unsurları göz önünde bulundurarak en uygun üretim takvimini oluşturmaktayız. Bundan sonraki sürgün ve kampanya dönemlerinde de bu hassasiyet korunmaya devam edilecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykur-birinci-surgunde-259-bin-ton-cay-aldi-82388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/caykur-1777102448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR&#039;un hasat döneminin birinci sürgününde 259 bin ton yaş çay aldığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-banka-1505-milyon-dolar-sendikasyon-kredisi-82383</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burgan Bank&#039;a 150,5 milyon dolar sendikasyon kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Burgan Bank, yüzde 114 yenileme oranıyla uluslararası piyasalardan 150,5 milyon dolar karşılığı sendikasyon kredisi temin ederek, dış ticaret finansmanına yönelik kaynak yapısını güçlendirdiğini bildirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Burgan Bank, dış ticaretin finansmanı kapsamında geçen yıl haziranda temin ettiği 132,5 milyon dolar eş değerindeki 1 yıl vadeli sendikasyon kredisini, bu yıl da 14 ülkeden 19 bankanın katılımıyla yeniledi.</p>
<p>Emirates NBD Capital Limited (EMCAP) koordinatörlüğünde gerçekleştirilen işlem kapsamında banka, 75,5 milyon dolar ve 17 milyon avro tutarında 1 yıl vadeli, 50 milyon dolar ve 5 milyon avro tutarında 2 yıl vadeli olmak üzere toplam dört dilimden oluşan 150,5 milyon dolar eş değerinde sendikasyon kredisi temin etti. İşlemde Emirates NBD Bank ise ajan banka olarak görev aldı.</p>
<p>Burgan Bank Genel Müdürü Murat Dinç, uluslararası piyasalardan sağladıkları yeni sendikasyon kredisiyle dış ticaretin finansmanına verdikleri desteği sürdürürken, fonlama yapılarını çeşitlendirmeye ve müşterilere kesintisiz finansman sağlamaya devam edeceklerini belirtti.</p>
<p>İşleme 14 ülkeden 19 bankanın katılmasının, uluslararası finans kuruluşlarının bankaya ve uzun vadeli stratejilerine duyduğu güvenin güçlü bir göstergesi olduğunu vurgulayan Dinç, "Uluslararası işbirliklerimizi güçlendirerek reel sektörün büyümesine katkı sağlamayı sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Dinç, Burgan Bank'ın güçlü sermaye yapısı, etkin risk yönetimi anlayışı ve sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda uluslararası piyasalardan kaynak sağlamaya devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uluslararası finansman imkanlarına erişim kabiliyetimiz, müşterilerimize sunduğumuz yenilikçi finansal çözümleri güçlendirirken sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi de destekliyor. Önümüzdeki dönemde de dış ticaretin finansmanını destekleyen işlemlerimizle ülke ekonomisine değer yaratmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/burgan-banka-1505-milyon-dolar-sendikasyon-kredisi-82383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/burgan-murat-dinc-1770631802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası piyasalardan temin edilen sendikasyon kredisiyle ilgili açıklama yapan Burgan Bank Genel Müdürü Murat Dinç, &quot;Uluslararası finansman imkanlarına erişim kabiliyetimiz, müşterilerimize sunduğumuz yenilikçi finansal çözümleri güçlendirirken sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi de destekliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tzob-markette-38-urunun-21inde-fiyat-artti-82363</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 14:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> TZOB: Markette 38 ürünün 21&#039;inde fiyat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, haziran ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişim hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında geçen ay üretici ile market arasındaki fiyat farkının, en fazla yüzde 379,3 ile elmada görüldüğünü ifade eden Bayraktar, bu ürünü yüzde 284,2 ile havucun, yüzde 283,5 ile çileğin, yüzde 251,3 ile yeşil fasulyenin ve yüzde 246,9 ile kirazın takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, elmanın 4,8, havuç ve çileğin 3,8, yeşil fasulyenin ise 3,5 kat fazlaya satıldığına işaret ederek, üreticide 18 lira 75 kuruş olan elmanın markette 89 lira 87 kuruşa, 22 lira 50 kuruş olan havucun 86 lira 45 kuruşa, 43 lira olan çileğin 164 lira 91 kuruşa, 46 lira 25 kuruş olan yeşil fasulyenin 162 lira 45 kuruşa ve 57 lira 50 kuruş olan kirazın 199 lira 48 kuruşa satıldığını aktardı.</p>
<p>Marketteki fiyat gelişmelerine dikkati çeken Bayraktar, "Haziranda, markette 38 ürünün 21'inde fiyat artışı, 17'sinde fiyat düşüşü görüldü. Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 81 ile çilek oldu, bu üründeki fiyat artışını yüzde 52,2 ile havuç, yüzde 32,8 ile kabak, yüzde 32,5 ile kuru soğan ve yüzde 24,7 ile patates takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 37,8 ile domates oldu. Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 22,3 ile karpuz, yüzde 17,1 ile nohut, yüzde 13,3 ile kuru üzüm ve yüzde 10,5 ile yumurta izledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Üreticide 9 üründe fiyat değişmedi</strong></p>
<p>Bayraktar, geçen ay üreticide ise 30 ürünün 12'sinde fiyat artışı, 9'unda fiyat düşüşü görüldüğünü, 9 üründe ise değişim olmadığını vurguladı. Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 54,8 ile karpuzda oluştuğuna değinen Bayraktar, bu ürünü yüzde 43,3 ile domatesin, yüzde 30,4 ile limonun, yüzde 25,4 ile yeşil fasulyenin ve yüzde 15,7 ile maydanozun izlediğini kaydetti.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat artışının yüzde 112,5 ile kabakta görüldüğünün, bunu yüzde 50 ile havucun, yüzde 47,4 ile patlıcanın, yüzde 33,4 ile sivri biberin ve yüzde 28,1 ile patatesin takip ettiğinin altını çizen Bayraktar, üreticideki fiyat değişimlerini şöyle değerlendirdi:</p>
<p>"Seralarda, sezon bitmek üzere. Kabak, patlıcan, sivri biber ve salatalık genel olarak söküldü, bu da arzı düşürerek fiyatların artmasına sebep oldu. Domateste ise sera sezonunun sonuna gelinse de Antalya, Mersin ve Balıkesir'in yayla kesimlerinde domates hasadının başlamasıyla arz arttı, bu da fiyatların düşmesine neden oldu. Hasat miktarındaki artışa bağlı olarak karpuz arzının yükselmesi, limonda talepteki azalma üretici fiyatlarının düşmesine sebep oldu. Yazlık patateste ilkbahar yağışlarının uzun sürmesi, üründe bozulmalara neden oldu, arz azaldı. Bu durum patates fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Havuçta turizm sezonuna bağlı olarak talep artışı olduğundan fiyatlar yükseldi."</p>
<p>Bayraktar, girdi fiyatlarındaki değişimlere de işaret ederek, gübre, besi ve süt yemi, elektrik ve tarım ilaçlarında fiyatın arttığını, mazotta ise aylık olarak haziranda azalış görüldüğünü kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tzob-markette-38-urunun-21inde-fiyat-artti-82363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/semsi-bayraktar-1752389658.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, haziran ayında markette 38 ürünün 21&#039;inde fiyat artışı, 17&#039;sinde fiyat düşüşü görüldüğünü açıkladı. Bayraktar, fiyatı en fazla artan ürünün ise yüzde 81 ile çilek olduğunu bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jti-turkiyenin-genel-muduru-jose-luis-amador-82387</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> JTI Türkiye&#039;nin Genel Müdürü Jose Luis Amador</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Japan Tobacco International (JTI), Türkiye Genel Müdürlüğüne Jose Luis Amador atandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Amador, JTI'nın Türkiye organizasyonuna dahil olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki iş süreçlerinin yönetilmesini de üstlenecek.</p>
<p>Şirkette 28 yılı aşkın süredir bulunan ve Kazablanka'dan Türkiye'ye transfer olan İspanyol asıllı Amador, 1998'de JTI İspanya'da JTI Mezun Programı ile başladığı kariyerinde 2005'te Cenevre'deki JTI Genel Merkezi'ne global ticari pazarlama direktörü olarak geçiş yaptı.</p>
<p>Hong Kong merkezli Asya Pasifik Bölgesi'ne 2010'da pazarlama müdürü olarak atanan Amador, 2011 yılı itibarıyla Meksika Genel Müdürlüğü, 2019 yılı itibarıyla da Güney Kore Genel Müdürlüğü görevlerini üstlendi.</p>
<p>Amador, 2022'den bu yana Fas merkezli olarak Cezayir, Tunus, Libya, Gine ve Kamerun'un da aralarında bulunduğu 13 ülkeyi kapsayan Kuzey ve Batı Afrika Bölgesi'ne liderlik etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jti-turkiyenin-genel-muduru-jose-luis-amador-82387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/7/1280x720/jose-luis-amador-1783007148.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JTI Türkiye Genel Müdürlüğüne Jose Luis Amador&#039;un atandığını duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-3-haftada-1-milyon-tonluk-hububat-alimi-82385</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan 3 haftada 1 milyon tonluk hububat alımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hububat alımları hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Hububatta 3 Haziran'da başlayan alımların yoğun şekilde devam ettiği vurgulanan açıklamada, "Ülkemizin dört bir yanında açtığımız alım noktalarımızla kıymetli üreticilerimize en iyi hizmeti sunuyoruz." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada, kuruluş tarihinden bu yana 1 milyon ton alım eşiğinin bu yıl yeni bir rekorla sadece 21 günde geçildiğine işaret edilerek, "Alın terini sermaye eden, ülkemiz için üreten tüm kıymetli üreticilerimize ve mesai mefhumu gözetmeksizin büyük bir özveriyle görev yapan personelimize teşekkür ediyoruz." ifadesi kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-3-haftada-1-milyon-tonluk-hububat-alimi-82385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hububat-tarim-bugday.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toprak Mahsulleri Ofisi, 1 milyon ton hububat alım eşiğinin 3 haftada geçilerek rekor kırıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafi-cezalandiran-degil-ayakta-tutan-bir-mali-politika-benimsenmelidir-82361</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Esnafı cezalandıran değil ayakta tutan bir mali politika benimsenmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>TESK Genel Başkan Vekili ve Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği (DESOB) Başkanı Alican Ebedinoğlu, son yıllarda artan maliyetler, daralan piyasa şartları ve düşen alım gücü nedeniyle esnaf ve sanatkârların tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söyledi. </p>
<p>"Buna rağmen vergi ve SGK borçlarının yapılandırılmasında uygulanan yüksek faiz ve ek mali yükler, esnafımızı rahatlatmak yerine daha da çıkmaza sürüklemektedir." diyen Ebedinoğlu “Devletin amacı vatandaşını ve üreticisini yaşatmak olmalıdır. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, borcunu ödemek isteyen esnafın dahi yapılandırma taksitlerini karşılayamaz hale geldiğini göstermektedir. Faiz yükü nedeniyle ana para katlanmakta, ödeme niyeti olan binlerce esnafımız sistemin dışına itilmektedir” ifadesini kullandı.</p>
<p>Hükümete açık ve net çağrıda bulunan Ebedinoğlu, “Vergi ve SGK yapılandırmalarındaki faiz yükü derhal düşürülmelidir. Esnafın ödeme gücü dikkate alınarak faizsiz veya düşük maliyetli yapılandırma modeli hayata geçirilmelidir. Özellikle küçük esnafın birikmiş borçları için uzun vadeli, sürdürülebilir ve gerçekçi ödeme planları oluşturulmalıdır. Esnafı cezalandıran değil, ayakta tutan bir mali politika benimsenmelidir.” dedi.</p>
<p>Bugün birçok esnaf dükkânını açık tutabilmek için mücadele veriğine değinen Alican Ebedinoğlu “Yüksek faizli yapılandırmalar yeni bir yük haline gelmiştir. Vergisini ödemek isteyen, primini yatırmak isteyen esnafın önüne aşılması güç engeller konulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki esnaf yalnızca kendi ailesinin değil; bulunduğu mahallenin, sokağın ve şehir ekonomisinin de taşıyıcı gücüdür. Esnafın ayakta kalması üretimin, istihdamın ve sosyal huzurun korunması demektir. Hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: Esnafın sesine kulak verilmeli, vergi ve SGK borçlarında faiz yükünü hafifleten adımlar gecikmeden atılmalıdır. Aksi halde kapanan iş yerleri, artan işsizlik ve derinleşen ekonomik sorunların sorumluluğu bu talepleri görmezden gelenlerde olacaktır.” şeklinde konuştu .</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafi-cezalandiran-degil-ayakta-tutan-bir-mali-politika-benimsenmelidir-82361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/1/1280x720/esnafi-cezalandiran-degil-ayakta-tutan-bir-mali-politika-benimsenmelidir-1782989824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESK Genel Başkan Vekili ve DESOB Başkanı Alican Ebedinoğlu, &quot;Vergi ve SGK yapılandırmalarındaki faiz yükü derhal düşürülmelidir. Esnafın ödeme gücü dikkate alınarak faizsiz veya düşük maliyetli yapılandırma modeli hayata geçirilmelidir. Özellikle küçük esnafın birikmiş borçları için uzun vadeli, sürdürülebilir ve gerçekçi ödeme planları oluşturulmalıdır. Esnafı cezalandıran değil, ayakta tutan bir mali politika benimsenmelidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-surdurulebilir-tarim-icin-20-milyon-euroluk-finansman-82386</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;ndan sürdürülebilir tarım için 20 milyon euroluk finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda Güneydoğu Avrupa için Avrupa Fonu (EFSE) ile 20 milyon euro tutarında 6 yıl vadeli kaynak temini için anlaşma imzaladı.</p>
<p>Sağlanan 20 milyon euro tutarındaki kaynağın, EFSE'nin sürdürülebilir tarım kriterleri ve İş Bankası'nın Sürdürülebilir Finans Çerçevesi ile uyumlu olarak kullandırılacaüı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, altı yıl vadeli söz konusu finansman, gıda güvenliği, modern sulama sistemleri, toprak sağlığını koruyan uygulamalar, yüksek verimli üretim yöntemleri, akıllı tarım teknolojileri ve sürdürülebilir ekipman yatırımları başta olmak üzere tarımsal üretkenliği ve iyi tarım uygulamalarını artıran projelerin desteklenmesine yönlendirilecek.</p>
<p><strong>"Tarım sektörünün gelişim ve dönüşümüne katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Ebru Özşuca, kaynağın, gıda güvenliği ve Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasında kritik öneme sahip tarım sektörünün gelişim ve dönüşümüne katkı sağlayacağına inandığını belirtti.</p>
<p>Önceki senelerde ihraç ettikleri yeşil ve sürdürülebilir tahvillere 2026 yılının Ocak ayında 50 milyon doları tutarındaki ilk mavi tahvil ihracını eklediklerini aktaran Özşuca, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kez, kalkınma odaklı bir fondan sürdürülebilir tarım faaliyetlerini desteklemek üzere kaynak sağlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Ekonomimiz ve gıda güvenliğimiz açısından stratejik öneme sahip tarım sektöründe yenilikçi ve verimliliği artıran yöntemlerin yaygınlaşmasını önemsiyoruz. Sağladığımız bu kaynakla çiftçilerimizin ve tarımsal işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırırken, gıda güvenliğini, tarımda verimi ve rekabet gücünü artıracak projeleri desteklemeye devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde de ülkemize ve ekonomimize katkı sağlayacak şekilde bankamızın sürdürülebilir kaynaklarını çeşitlendirerek uluslararası işbirliklerimizi geliştirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>EFSE Portföy Yöneticisi Jasminka Begert de Türkiye'de sürdürülebilir tarımın finansmanını desteklemenin özel bir önem taşıdığını belirterek, İş Bankası ile bu alanda işbirliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını aktardı.</p>
<p>Tarımın Türkiye ekonomisi, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından kritik rolüne dikkat çeken Begert, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"İş Bankası ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliği kapsamında daha sürdürülebilir, verimli ve dayanıklı üretim uygulamalarına yatırım yapan çiftçilerin ve tarımsal işletmelerin uzun vadeli finansmana erişimini artırmayı hedefliyoruz. İşbirliği, tarımsal üreticilerin değişen piyasa koşullarına ve çevresel zorluklara uyum sağlamasına katkıda bulunurken, sektörün uzun vadeli rekabet gücünü desteklemeye yönelik ortak vizyonumuzu da yansıtıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-surdurulebilir-tarim-icin-20-milyon-euroluk-finansman-82386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ sürdürülebilir tarım için temin edilen kaynak hakkında açıklama yapan İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Ebru Özşuca, &quot;Ekonomimiz ve gıda güvenliğimiz açısından stratejik öneme sahip tarım sektöründe yenilikçi ve verimliliği artıran yöntemlerin yaygınlaşmasını önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-en-cok-kuru-soganin-fiyati-artti-en-buyuk-dusus-kirazda-82365</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO verileri: En çok kuru soğanın fiyatı arttı, en büyük düşüş kirazda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), haziranda perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Haziranda bir önceki aya göre indekste yer alan 336 ana üründen 184'ünün fiyatı artarken, 71'inin fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 46,54 ile kuru soğan olurken, onu yüzde 36,38 ile patlıcan, yüzde 26,57 ile limon, yüzde 22,20 ile patates, yüzde 18 ile sandalye, yüzde 15,38 ile telefon ekipmanı, yüzde 14,63 ile ütü, yüzde 13,61 ile makyaj malzemeleri, yüzde 12,65 ile havuç izledi.</p>
<p>Fiyat artışı internet fatura harcamalarında yüzde 11,74, masada (tek) yüzde 10,28, yer fıstığında yüzde 9,40, salatalıkta yüzde 8,48, ücretli, dijital aboneliklerde yüzde 8, elektrik süpürgesinde yüzde 7,74 ve bulaşık temizlik ürünlerinde yüzde 7,72 oldu.</p>
<p><strong>En çok kiraz ve domatesin fiyatı düştü</strong></p>
<p>Haziranda bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 57,24 ile kiraz çekti. Bunu yüzde 52,88 ile domates, yüzde 40,33 ile araç kiralama ücreti (günlük), yüzde 28,01 ile kıvırcık, yüzde 27,83 ile uçak bileti ücreti, yüzde 23,52 ile şeftali, yüzde 22,71 ile erik, yüzde 18,16 ile sivri biber izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü çarliston biberde yüzde 18,14, dolmalık biberde yüzde 17,51, kayısıda yüzde 17,49, taze fasulyede yüzde 16,25, çilekte yüzde 15,09, maydanozda yüzde 14,19, şehirlerarası otobüs bileti ücretinde yüzde 12,47, altında (mücevherat) yüzde 9,06 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-en-cok-kuru-soganin-fiyati-artti-en-buyuk-dusus-kirazda-82365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/sogan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Ticaret Odasının haziran verilerine göre, fiyatı en çok artan ürün yüzde 46,54 ile kuru soğan olurken, en fazla düşüş yüzde 57,24 ile kirazda görüldü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-son-20-yilda-bogazlardan-gecen-gemi-sayisi-2-milyonu-asti-82384</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Son 20 yılda boğazlardan geçen gemi sayısı 2 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi'nin açılışına katıldı.</p>
<p>Uraloğlu burada yaptığı konuşmasında, küresel yük taşımacılığının yüzde 88'inin deniz yoluyla yapıldığını, Türkiye'nin de dış ticaret taşımalarının tonaj bazında yüzde 85'inin deniz yoluyla gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p>Denizciliğin küresel ekonominin ve tedarik zincirlerinin vazgeçilmez ana taşıyıcısı olduğuna işaret eden Uraloğlu, "Bu küresel gerçek, ülkemizin denizcilik vizyonunun ve mavi vatana olan güçlü bağlılığımızın ne kadar stratejik bir önem taşıdığını da vurgulamaktadır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın milletin "mavi vatan"a sarsılmaz bağlılığının en güçlü simgesi olduğuna dikkati çekerek, "Tarih boyunca kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan ülkemiz, bugün de uluslararası tedarik zincirleri ve ulaşım koridorlarının merkezindedir." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin kuzey-güney ve doğu-batı koridorlarının vazgeçilmez bir halkası haline geldiğini vurgulayan Uraloğlu, "Bu coğrafi ve jeostratejik üstünlük, küresel ticarette Türkiye'siz koridor düşünülemeyeceğini her fırsatta kanıtlamaktadır." dedi.</p>
<p>Uraloğlu, son yıllarda yaşanan gelişmelerin, ulaştırma sistemlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ve küresel ticareti sekteye uğratabileceğini açıkça gösterdiğini dile getirdi.</p>
<p>Hürmüz Boğazı çevresindeki kapanmaların tek bir boğazın dünya enerji arzını ve tedarik zincirlerini nasıl derinden etkileyebileceğini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirten Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu stratejik su yolundaki aksama, enerji güvenliğinden lojistik maliyetlerine kadar geniş bir etki oluşturmaktadır. Bu noktada da bizler yalnızca krizi değil, riski de yönetmek zorundayız. Bunun yolu, mevcut koridorları güçlendirirken, alternatiflerini de oluşturmaktan ve ulaştırmanın diğer modlarıyla da entegre bir yaklaşımdan geçiyor."</p>
<p><em>"Hürmüz Boğazı'na alternatif bir ticaret rotası sunmayı planlıyoruz"</em></p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türkiye olarak Asya'dan Avrupa'ya uzanan en önemli güzergahlardan biri olan Orta Koridor'u yüksek kapasiteli ve rekabetçi bir ticaret omurgasına dönüştürmek istediklerini söyledi.</p>
<p>"Kalkınma Yolu Projesi" ile de Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak yeni bir lojistik omurga oluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>"Şimdi bu büyük resme çok önemli bir yeni halka daha ekliyoruz. Kısa bir süre önce Suudi Arabistan ile yeni ve modern Hicaz Demir Yolu'nu canlandıracak işbirliği mutabakat zaptını imzaladık. Bu projeyle Hürmüz Boğazı'na alternatif bir ticaret rotası sunmayı planlıyoruz. Böylece Körfez bölgesinden Avrupa'ya ulaşacak yükler için yeni bir seçenek daha ortaya çıkacak ve ticaret akışları olası krizlerden daha az etkilenecektir."</p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik altyapısı, enerji koridorlarındaki merkezi rolü ve sağladığı istikrarla sadece kendi bölgesinin değil, küresel güvenliğin de vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurguladı.</p>
<p>Denizcilik sektörünü daha da güçlendirerek küresel tedarik zincirlerine katkı sunmaya ve uluslararası işbirliğini derinleştirmeye kararlı olduklarını anlatan Uraloğlu, "Denizler, tarih boyunca sadece ticaretin değil, bilgi, teknoloji ve kültürlerin ana taşıyıcısı oldu. Bugün de aynı gerçekle karşı karşıyayız, denizcilik geleceğin anahtarıdır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü filolar, modern limanlar, yeşil ve akıllı lojistik sistemler kuran milletlerin yarının dünyasını şekillendireceğinin altını çizen Uraloğlu, "Biz Türkiye olarak, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılında, kadim denizcilik mirasımızı geleceğin vizyonuyla birleştirerek bu yarışta ön sıralarda yer almaya kararlıyız. Kabotaj'ın ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı ile birleştireceğiz." dedi.</p>
<p><strong>"Gemi insanlarımızın yeterlik belgelerinin tanındığı ülke sayısı 42'ye yükselmiş oldu"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde geçen son 24 yılda denizcilik sektörünün tarihinin en büyük büyüme dönemini yaşadığını dile getirdi.</p>
<p>Türk sahipli deniz ticaret filosunun, 1 Ocak itibarıyla 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon DWT kapasiteyle dünyanın en büyük filolarından biri olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, "Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin ve Aliağa olmak üzere 5 limanımız dünyanın en yoğun 100 limanı arasında yer almaktadır." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, gemi inşa sanayisinin de küresel ölçekte güçlü bir konumda olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"85 faal tersaneyle gemi siparişinde dünyada 7, tonajda 10'uncu sıradayız. Mega yat imalatında dünyada 2'nci sıradayız. Gemi geri dönüşüm alanında ise dünyada 3'üncü, Avrupa'da lideriz. Bugüne kadar 51 farklı ülke ile 65 denizcilik anlaşması imzaladık. Geçen yıl denizcilikte en etkili ülkelerinden biri olan Panama ile imzaladığımız anlaşmayla, gemi insanlarımızın yeterlik belgelerinin tanındığı ülke sayısı da 42'ye yükselmiş oldu."</p>
<p>Türk boğazlarının küresel ticaret ve enerji arz güvenliğinin en kritik geçiş noktalarından biri olduğunu dile getiren Uraloğlu, boğazlardan son 20 yıllık dönemde geçen gemi sayısının 2 milyonu aştığını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-son-20-yilda-bogazlardan-gecen-gemi-sayisi-2-milyonu-asti-82384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/uraloglu-1783006503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi&#039;nde konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;Türk boğazları, küresel ticaret ve enerji arz güvenliğinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Boğazlarımızdan son 20 yıllık dönemde geçen gemi sayısı 2 milyonu aştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-yillik-yuzde-819-daraldi-82360</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv pazarı ilk yarıda yüzde 8,19 daraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) sektörün ocak-haziran dönemine ait verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre otomobil ve hafif ticari araç satışları, yılın ilk yarısında 2025'in aynı dönemine göre yüzde 8,19 azalarak 558 bin 179 oldu.</p>
<p>Otomobil satışları bu dönemde yıllık bazda yüzde 9,79 azalarak 440 bin 234'e, hafif ticari araç satışları da yüzde 1,69 düşüşle 117 bin 945'e geriledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 84,7'sini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 241 bin 100 adetlik satışla yüzde 54,8, B segmenti otomobiller ise 130 bin 476 ile yüzde 29,6 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen otomobiller yüzde 64,6 pay ve 284 bin 493 satışla SUV modeller oldu. Onu yüzde 20,5 pay ve 90 bin 216 satışla sedan, yüzde 14,5 pay ve 63 bin 991 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Böylece, otomobil ve hafif ticari araç satışları ocak-haziran döneminde yüzde 8,19 azalarak 558 bin 179 oldu.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobillerin payı yüzde 18,5 oldu</strong></p>
<p>Benzinli otomobiller 182 bin 492 adetle pazardan yüzde 41,5 pay alırken, hibrit otomobiller 145 bin 804 adetle yüzde 33,1, elektrikli otomobiller 81 bin 331 ile yüzde 18,5, dizel otomobiller 27 bin 485 ile yüzde 6,2, otogazlı otomobiller ise 3 bin 122 ile yüzde 0,7 pay aldı.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde 160 kilovat altındakilerin satışları yüzde 7,7 artarak yüzde 16,6 paya, 160 kilovat üstündekiler ise yüzde 54,1 azalarak yüzde 1,9 paya sahip oldu.</p>
<p>1400 cc altındaki otomobil satışları yüzde 24,9 azalarak pazardan yüzde 26,9 pay alırken, 1400-1600 cc aralığındakiler ise yüzde 11,7 azalarak yüzde 20,7 paya geriledi. 1600-2000 cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 4,2 artarak yüzde 0,7 pay, 2000 cc üstü otomobil satışları da yüzde 24,9 düşüşle yüzde 0,2 pay aldı.</p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 426 bin 740 adetle satışların yüzde 96,9'unu, manuel şanzımanlı otomobiller ise 13 bin 494 ile yüzde 3,1'ini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari pazarında van gövde tipi araçlar yüzde 76,2 pay ve 89 bin 848 satışla ilk sırada yer alırken, kamyonetler yüzde 9 pay ve 10 bin 618 ile ikinci sırada konumlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-yillik-yuzde-819-daraldi-82360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin ilk yarı verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları, geçen yıla kıyasla yüzde 8,19 gerileyerek 558 bin 179&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sanayi-odasi-60-yasinda-82349</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Sanayi Odası 60 yaşında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) kuruluşunun 60. yıl dönümünü Haziran Ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda düzenlenen programla kutladı. Meclis Başkanı Abidin Özkaya’nın toplantının açılışında reel sektör için sıraladığı önemli başlıklar oldu. Önce bu başlıkları sizinle Özkaya’nın cümleleriyle paylaşmak isterim:</p>
<p>“Sanayideki düşüş eğilimi maalesef artık süreklilik kazanmıştır. Gidişatı olumlu yönde değiştirmek geleceğimiz açısından büyük önem taşımaktadır. İlgili paydaşlarımızın ve karar vericilerimizin bu gidişatla ilgili önlemleri bir an önce almaları gerekmektedir. Özellikle emek yoğun sektörler; mobilya, tekstil, beyaz eşya, toprak, cam ve seramik sektörlerinde kan kaybı hızlı bir şekilde devam etmektedir. Üretimde verimliliğin düşmesi, tatil günlerinin fazla oluşu ve tatil aralarının birleştirilmesi, finansmana erişim zorluğumuz, üretimde verimsizlik problemlerimiz ve etrafımızdaki savaşlar başlıca sıkıntılı konu başlıklarımızdır. Maalesef konu başlıkları kalıcı hale gelmektedir. Son dört yılda, enflasyon kümülatif olarak yüzde 450, asgari ücret yüzde 550, döviz kurları ise yüzde 240-250 bandında artış göstermiştir. Yurtdışı rekabet gücümüzü kıran ve pazar kaybımıza sebep olan görüntünün özeti buradadır. Artan girdi ve işçilik maliyetleri, buna karşın maliyet artışının yarısı kadar kur artışı, sorunun ve yurtdışı pazar tıkanıklığının, rekabet gücümüzü kaybetmemizin özetidir. Vakit kaybetmeden faizlerin aşağı çekilmesi, ihracata yüzde 7'ler civarında kur desteği verilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması gerekmektedir. Eximbank kullanımlarında limit, teminat kriterleri ivedilikle gözden geçirilmeli, başvurudan sonra kredi kullanım süreleri kısaltılmalıdır.”</p>
<p>Özkaya’nın ardından kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Büyüksimitci ise ekonomik gelişmelerle ilgili Özkaya’nın açıklamalarını destekleyen bir konuşma gerçekleştirdi. Ardından da Kayseri Model Fabrika, Erciyes Organize Sanayi Bölgesi, Uzay, Havacılık ve Savunma Sanayi İhtisas OSB, Geri Dönüşüm İhtisas OSB, KAYSO Akademi, Proje Destek Ofisi ve Gümrüklü Hava Kargo Sahası gibi son on yılda hayata geçirdikleri yatırımları anlattı. Kayseri adına ise gelecek 10 yılı çok daha güçlü gördüğünü söyleyen Büyüksimitci, “Hayalimdeki Kayseri; yüksek teknolojili üretimin merkezi, yapay zekâyı üretime entegre etmiş, savunma sanayinde söz sahibi, ihracatta kilogram değerini yükseltmiş ve dünya markaları çıkaran bir Kayseri'dir. Önümüzdeki 60 yıl, geride bıraktığımız 60 yıldan başarılı olacaktır" dedi. Büyüksimitci, meclis konuşmasının sonunda ise yaklaşan oda seçimlerinde tekrar aday olduğunu da duyurdu.</p>
<p>Bana ayrılan kısıtlı bir alanda olabildiğince rafine şekilde sizlere Kayseri Sanayi Odası’nın meclis toplantısındaki konuşmaları aktarmaya çalıştım. Birkaç satırda kendi gözlemlerimi aktarmak istiyorum.</p>
<p>Haziran ayı Kayseri için kırık geçti. Okuyucularımızdan üretimi durdurduğu için adres değişikliği isteyenler oldu. Diğer taraftan işler yolunda olsa da komşusundaki derdi görüp korkuya kapılan ciddi bir kitle gördüm. Ancak benim için daha önemlisi İSO 500 verileri oldu. Açıklanan listeye bakınca sanayici kimdir diye düşündüm. Ve şehirlerin, kendisine uzaktan yatırım yapanlarla değil; içinde yaşayan, birlikte üreten ve kaderini o şehirle birleştiren insanlar sayesinde büyüdüğünü gördüm. İmkânı olduğu hâlde doğduğu ya da yatırım yaptığı şehri terk etmeyen; çocuklarını o şehirde büyüten, vergisini o şehre ödeyen, şehre entelektüel birikim katan, aidiyet inşa eden ve gelecek nesillere şehre özel bir kalkınma anlayışı bırakmak için siyasetçilerden daha çok söz sahibi olması gereken kişidir sanayiciler. Bu yüzden de taleplerini dikkatle okumak gerekir.</p>
<p>Yine Büyüksimitci’nin meclis toplantısındaki bir sözüyle kapatayım: “Kavgadan, mücadeleden kaçan bir tane sanayici görmedim.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sanayi-odasi-60-yasinda-82349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Sanayi Odası 60 yaşında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretim-bollugunda-sebze-meyve-fiyatlari-yine-artti-82348</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim bolluğunda sebze meyve fiyatları yine arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Haziran ayı Toptancı Hal Endeksi açıklandı.</p>
<p>Antalya hallerinde işlem gören domates, meyve ve sebzenin miktar ve fiyat endeksleri, 2026 Haziran ayında bir önceki ay ve geçen yılın aynı dönemine göre değişim gösterdi.</p>
<p>Endekse göre, Antalya hallerinde işlem gören domates miktar endeksi yıllık yüzde 10,37, fiyat endeksi yüzde 28,44 arttı, meyve miktar endeksi yıllık yüzde 4,92 azaldı, fiyat endeksi yüzde 62,21, sebze miktar endeksi yıllık yüzde 6,27, fiyat endeksi yüzde 54,50 arttı.</p>
<p>Haziran’da domates ve meyve işlem miktarı arttı</p>
<p>Haziran ayında miktar endeksi aylık domateste yüzde 28,96, meyvede yüzde 36,22 artarken, sebzede yüzde 4,25 azaldı. Yıllık ise domates yüzde 10,37, sebze yüzde 6,27 artarken meyvede yüzde 4,92 düşüş yaşandı.</p>
<p>Haziran ayında yıllık miktar endekslerinde domates ve sebze ortalamanın üzerinde, meyve ise ortalama seviyesinde değişim gösterdi. Yıllık fiyat endekslerinde ise domates ortalama civarında kalırken, sebze ve meyve fiyatları ortalamanın üzerinde arttı.</p>
<p><strong>Fiyatlar arttı</strong></p>
<p>Haziran ayında domates fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 28,44 yükseldi. Bu artış, domates işlem miktarının aynı dönemde yüzde 10,37 artmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 62,21 artarken bu yükselişte, meyve işlem miktarındaki yüzde 4,92’lik azalış etkili oldu.</p>
<p>Sebze fiyat endeksi ise yıllık yüzde 54,50 arttı. Fiyatlardaki yükseliş, sebze işlem miktarının yıllık yüzde 6,27 artmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p><strong>Son 8 yılın haziran aylarında rekor değişim</strong></p>
<p>Haziran ayında domates işlem miktar endeksi bir önceki aya göre yüzde 28,96 artarken, fiyat endeksi yüzde 61,44 azaldı. Son 8 yılın Haziran ayları değerlendirildiğinde domateste işlem miktar endeksi en yüksek artışı, fiyat endeksi ise en büyük düşüşü gösterdi.</p>
<p>Meyvede işlem miktar endeksi aylık yüzde 36,22 artarken, fiyat endeksi yüzde 31,28 geriledi. Son 8 yılın Haziran ayları içinde meyve miktar endeksinde üçüncü en yüksek artış, fiyat endeksinde ise dördüncü en büyük düşüş kaydedildi.</p>
<p>Sebzede işlem miktar endeksi yüzde 4,25, işlem fiyat endeksi ise yüzde 37,48 azaldı. Son 8 yılın Haziran ayları dikkate alındığında sebzede miktar endeksi en düşük azalışı, fiyat endeksi ise ikinci en büyük düşüşü yaşadı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretim-bollugunda-sebze-meyve-fiyatlari-yine-artti-82348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/uretim-bollugunda-sebze-meyve-fiyatlari-yine-artti-1782982264.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meyve ve sebzede üretim bolluğu yaşanırken fiyatlar artışını sürdürüyor. Antalya hallerinde sebze ve meyve fiyatları ortalamanın üzerinde artış oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-duyurdu-avans-orani-yuzde-30a-yukseltildi-82347</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı duyurdu: Avans oranı yüzde 30&#039;a yükseltildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "IPARD III Programı 4. Program Değişikliği"nin onaylanması hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, program çerçevesinde hayata geçirilen yeni düzenlemelerle, M6-Kırsal Alanda Kamu Altyapı Yatırımları Tedbiri kapsamında yenilenebilir enerji yatırımlarında sulama birliklerinin de faydalanıcı olarak desteklerden yararlanabileceğini belirtti.</p>
<p>Yumaklı, "LEADER Tedbiri kapsamında yerel eylem gruplarına uygulanabilecek avans oranı yüzde 10'dan yüzde 30'a yükseltildi. Yüzde 40–59 oranında ortopedik engele sahip vatandaşlarımız, proje seçiminde ilave 10 puan almaya hak kazandı. M10-Danışmanlık Hizmetleri Tedbiri, IPARD III Programı kapsamına dahil edildi. Düzenlemelerin ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Yumaklı, programla ilgili detaylı bilginin "ipard.tarimorman.gov.tr" sitesinde yer aldığını da bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-duyurdu-avans-orani-yuzde-30a-yukseltildi-82347</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı 4. Program Değişikliği hakkında açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;LEADER Tedbiri kapsamında, yerel eylem gruplarına uygulanabilecek avans oranı yüzde 10&#039;dan yüzde 30&#039;a yükseltildi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-alinan-cihazlarda-imei-kayit-ve-degisim-kurallarinda-degisiklik-82345</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından alınan cihazlarda IMEI kayıt ve değişim kurallarında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından hazırlanan "elektronik kimlik bilgisini haiz cihazların kayıt altına alınmasına" dair düzenlemelerde değişiklik yapılmasına dair tebliğ ve yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Yeni düzenlemelerle IMEI'nin kayıt süreci ve yönetilmesi süreçlerinde teknik ve idari güncellemeler yapıldı.</p>
<p>Buna göre Dışişleri Bakanlığınca vergi muafiyeti tanınan yabancı misyon kimlik kartı sahipleri, cihaz kayıt başvurularını e-Devlet Kapısı üzerinden gerçekleştirecek.</p>
<p>Başvuru esnasında beyan edilen bilgiler, ilgili mercilerce elektronik ortamda doğrulandıktan sonra BTK'ye iletilecek. Söz konusu cihazların IMEI numaraları, ilgili misyon mensubunun kimlik kartı geçerlilik süresi boyunca "beyaz listede" tutulacak. Kimlik kartı süresi biten cihazlar, 120 günlük kullanım süresinin ardından "siyah listeye" alınarak kullanıma kapatılacak.</p>
<p><strong>Yolcu beraberinde getirilen cihazlara ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Yurt dışından yolcu beraberinde getirilen cihazların arızalanması nedeniyle cihazın veya ana kartının değiştirilmesi durumunda yapılacak IMEI değişim işlemleri de yeniden düzenlendi.</p>
<p>Bu kapsamda, ilk kayıt başvurusunu yapan kişi e-Devlet üzerinden değişim başvurusunda bulunabilecek.</p>
<p>IMEI değişikliği başvurularında, değişimi gerçekleştiren firma tarafından düzenlenen belgenin belirli şartları taşıması gerekecek.</p>
<p>Belgede, firma ünvanı ve iletişim bilgilerinin, arızaya bağlı değişim yapıldığının, eski ve yeni IMEI numaralarının, firma anteti veya kaşesinin bulunması zorunlu olacak.</p>
<p>Bazı başvuruların abone kayıt merkezleri üzerinden yapılmasına ilişkin hüküm de kaldırıldı.</p>
<p>Böylece söz konusu işlemler e-Devlet Kapısı üzerinden yürütülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yurt-disindan-alinan-cihazlarda-imei-kayit-ve-degisim-kurallarinda-degisiklik-82345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/cep-telefonu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, yolcu beraberinde getirilen mobil cihazların kayıt altına alınması ile arızalı cihazlarda yapılacak IMEI değişim süreçleriyle ilgili usul ve esaslarda değişiklik yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbankta-ust-duzey-atama-82364</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akbank&#039;ta üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akbank'ın Marka ve İletişim Başkanlığı görevine Seçil Demiralp'in getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Demiralp, dün itibarıyla başladığı yeni görevinde Akbank'ın tüm marka ve iletişim çalışmalarından sorumlu olacak.</p>
<p>Pazarlama, marka yönetimi ve iletişim alanlarında 20 yılı aşkın deneyimi bulunan Demiralp, kariyeri boyunca farklı kurumlarda üst düzey sorumluluklar üstlendi.</p>
<p>Kariyerine 2004'te TAB Gıda'da başlayan Demiralp, kurumdaki çeşitli görevlerin ardından 2015-2019 döneminde Pazarlama Genel Müdürü olarak görev aldı.</p>
<p>Metro Türkiye'ye 2019'da katılan Demiralp, Pazarlama, Marka Yönetimi ve İletişim Grup Müdürü olarak kurumun pazarlama ve iletişim çalışmalarına liderlik etti.</p>
<p>Demiralp, 2021'de Vodafone Türkiye'de Marka ve Pazarlama Stratejisi Direktörlüğüne getirildi, daha sonra Yeni Müşteri Kazanımı Pazarlama Direktörlüğü görevini yürüttü.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Demiralp, aynı zamanda Koç Üniversitesi İngilizce İşletme MBA Yüksek Lisans Programı'nı tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akbankta-ust-duzey-atama-82364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/akbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akbank&#039;ta Marka ve İletişim Başkanlığı görevine Seçil Demiralp atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolattan-abnin-3-euroluk-gumruk-vergisi-hakkinda-aciklama-82358</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat&#039;tan AB&#039;nin 3 euroluk gümrük vergisi hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği'nin (AB), üçüncü ülkelerden gelen 150 euro altındaki e-ticaret gönderilerine yönelik gümrük muafiyetini kaldırarak, kalem başına 3 euro gümrük vergisi uygulamasının 1 Temmuz'da yürürlüğe girdiğini bildirdi.</p>
<p>Uygulamanın AB Gümrük Veri Merkezinin kurulacağı 1 Temmuz 2028'e kadar süreceği kaydedilen açıklamada, söz konusu tarih itibarıyla basitleştirilmiş uygulamanın tamamen kaldırılacağı ifade edildi.</p>
<p>Bakan Ömer Bolat, AB ile sınır ötesi e-ticarette Gümrük Birliği kazanımlarını korumak için Türkiye adına müzakereleri yürüttüklerine dikkati çekerek, "Ticaret Bakanlığı, AB tarafından söz konusu düzenleme hazırlıklarının başlatıldığı ilk günden itibaren, Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin hukuki kazanımlarının korunması amacıyla, AB Komisyonu nezdinde yoğun diplomatik ve teknik girişimlerde bulunmuştur." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, yürüttükleri çalışmaların sonucuna ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p>"AB Komisyonu tarafından, Türkiye'de serbest dolaşımda bulunan ve 'A.TR dolaşım belgesi' eşliğinde AB'ye e-ticaret yoluyla gönderilen ürünlerin, H1 gümrük beyannamesi kapsamında, kolaylaştırılmış usulle tercihli rejimden yararlanmaya devam edebileceği bildirilmiştir. Böylece, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği'nin temel prensiplerinin sınır ötesi e-ticaret alanında da korunması yönünde önemli bir kazanım sağlanmıştır."</p>
<p>Bakanlığın yalnızca mevcut hakların korunmasına yönelik girişimlerde bulunduğu gibi, düşük değerli e-ticaret gönderilerinde tercihli rejimin uygulamada kesintisiz şekilde sürdürülebilmesi amacıyla gerekli teknik altyapı çalışmalarını da eş zamanlı yürüttüğünü ifade eden Bolat, bu kapsamda, 150 euro altındaki e-ticaret gönderileri için hızlı kargo operatörleri tarafından kolaylaştırılmış "A.TR dolaşım belgesi" düzenlenmesine imkan sağlayacak teknik sistemin oluşturulduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, uygulamaya ilişkin hazırlıkların da en kısa sürede tamamlanacağına işaret ederek, "AB ile kurulan kolaylaştırılmış sistemin, etkili, e-ihracatçılarımıza külfet yüklemeyecek, AB içerisinde yeknesak ve pratik şekilde planlanması için de temaslara devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bu kapsamda, AB tarafından e-ticarette kullanılan "H7 gümrük beyannamesi" kapsamında da "A.TR dolaşım belgesinin" kullanılabilmesini sağlayacak kalıcı ve daha güçlü bir çözümün hayata geçirilmesi amacıyla AB Komisyonu ile teknik çalışmaları da kesintisiz şekilde sürdüreceklerini ifade eden Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Diğer taraftan, AB tarafından ilerleyen dönemde yürürlüğe konulması planlanan işlem ücreti (handling fee) uygulamasından ülkemizin muaf tutulmasına yönelik girişimlerimiz de kararlılıkla devam etmektedir. Türkiye'nin Gümrük Birliği kapsamındaki ileri düzey entegrasyonu ile ürün güvenliği ve gümrük mevzuatındaki yüksek uyum seviyesi dikkate alındığında, ülkemizin bu uygulamadan muaf tutulmasının haklı ve gerekli olduğunu AB Komisyonu nezdinde her düzeyde dile getiriyoruz. Ticaret Bakanlığı olarak, ihracatçılarımızın ve e-ihracatçılarımızın AB pazarındaki rekabet gücünü koruyacak, Gümrük Birliği'nin sağladığı kazanımları güçlendirecek ve sınır ötesi e-ticaretin kesintisiz şekilde sürdürülmesini sağlayacak tüm girişimlerimizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolattan-abnin-3-euroluk-gumruk-vergisi-hakkinda-aciklama-82358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB&#039;nin düşük değerli e-ticaret paketlerine 3 euroluk gümrük vergisi getirmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Bakan Bolat, &quot;AB Komisyonu tarafından, Türkiye&#039;de serbest dolaşımda bulunan ve &#039;A.TR dolaşım belgesi&#039; eşliğinde Avrupa Birliği&#039;ne e-ticaret yoluyla gönderilen ürünlerin, H1 gümrük beyannamesi kapsamında, kolaylaştırılmış usulle tercihli rejimden yararlanmaya devam edebileceği bildirilmiştir. Böylece, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği&#039;nin temel prensiplerinin sınır ötesi e-ticaret alanında da korunması yönünde önemli bir kazanım sağlanmıştır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turizm-sektorune-sosyal-guvenlik-prim-destegi-geliyor-82341</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm sektörüne sosyal güvenlik prim desteği geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, tatil öncesi son torba teklifi yarın Meclis Başkanlığına sunmaya hazırlanıyor. En düşük emekli aylığının artırılmasına ilişkin düzenleme de torba teklifte yer alacak. AK Parti kurmayları, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan dört ayı geride bırakan savaşın ardından yaşanan rezervasyon iptalleri nedeniyle sıkıntı yaşayan turizm sektörünü rahatlatmaya dönük sosyal güvenlik prim desteğinin torba yasayla geleceğini belirttiler.</p>
<p><strong>En düşük emekli aylığındaki artışta ibre memur ve memur emeklileri artış oranını gösteriyor </strong></p>
<p>Meclise sunulacak yasa teklifinde en düşük emekli aylığında yapılacak artışta yer alacak. Yarın TÜİK tarafından haziran ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla 6 aylık enflasyon farkı ortaya çıkacak. AK Parti kurmaylarından edinilen bilgiye göre, en düşük emekli aylığındaki artışta memur ve memur emeklilerinin 6 aylık enflasyon farkının dikkate alınması öngörülüyor. Kaynaklar, memur ve memur emeklilerinin maaş artış oranının yansıtılarak en düşük emekli maaşı belirlenmesinin planlandığını kaydettiler. Ocak-Mayıs dönemi enflasyon verilerine göre, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde yüzde 16.61, memur ve memur emeklilerinde ise yüzde 12.41 oranında enflasyon farkı ortaya çıkmıştı. Yapılacak yasal düzenlemeden 5 milyon civarında emekli yararlanacak.  En düşük emekli aylığı Ocak ayında 20 bin liraya çıkarılmıştı. Emekli aylıklarında ayrıca bir refah payı artışı öngörülmüyor.</p>
<p>Yasa teklifinde PTT’de ihtiyaç fazlası kadroların başka kurumlara gönderilmesine yönelik bir düzenlemede yer alacak.  Kaynaklar, PTT’de ihtiyaç fazlası kadroların azaltılmasının sağlanacağını belirterek, bu fazla kadronun önce il bazında havuza alınacağı daha sonra aynı il içerisinde ihtiyaç olan diğer kurumlara geçiş hakkı verileceğini belirttiler.  Dijital platformların yaygınlaşması nedeniyle seyircisi azalan sinema sektörüne desteklenmesine dönük bir düzenlemede  torba teklifle  yapılacak.  Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın idari para cezalarına ilişkin maddelerde yasa teklifinde yer alacak.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turizm-sektorune-sosyal-guvenlik-prim-destegi-geliyor-82341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin Meclise sunacağı torba teklifle, turizm sektörüne sosyal güvenlik prim desteği sağlanmasına yönelik düzenlemeye gidilecek. Turizm sektöründe istihdamın korunması için işverene yıl sonuna kadar sosyal güvenlik prim desteği sağlanacak. İşverenin prim yükünün azaltılması amacıyla her çalışan için 2500 ile 3000 bin lira arasında bir desteğin sosyal güvenlik prim desteği olarak verilmesi planlanıyor.   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-makine-sanayii-avrupanin-donusumunde-kilit-ortak-82332</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> MİB Başkanı İğrek: Türk makine sanayii Avrupa&#039;nın dönüşümünde kilit ortak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin sanayi üretimini güçlendirmek amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası, Türk makine sektörünün de gündeminde.</p>
<p>Makina İmalatçıları Birliği (MİB) Yönetim Kurulu Başkanı O. Fatih İğrek, düzenlemenin Avrupa'nın rekabetçiliğini artırma hedefini desteklediklerini belirterek, bu sürecin Türkiye gibi Avrupa sanayi sistemiyle bütünleşmiş üretim ortaklarını dışlayan bir anlayışla başarıya ulaşamayacağını söyledi. İğrek, Avrupa'nın yalnızca yeşil dönüşüme değil, aynı zamanda üretim kapasitesi, stratejik tedarik zincirleri ve sanayi dayanıklılığına odaklandığını belirterek, “Asıl belirleyici konu Avrupa'nın sanayi tabanını nasıl tanımlayacağıdır. Yasanın başarısı da buna bağlı olacaktır” dedi. Türkiye'nin Avrupa sanayi zincirine sonradan eklemlenmiş bir tedarikçi değil, Gümrük Birliği, ortak teknik standartlar ve uzun yıllara dayanan iş birlikleri sayesinde Avrupa üretim ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eden İğrek, özellikle makine sektöründe bu entegrasyonun güçlü şekilde hissedildiğini söyledi. Türk makine üreticilerinin yalnızca ürün değil; mühendislik, bakım ve esnek üretim kabiliyeti de sunduğunu belirten İğrek, Avrupa ile kurulan ilişkinin karşılıklı bağımlılığa dayalı gerçek bir sanayi ortaklığına dönüştüğünü dile getirdi.</p>
<h2>28,7 milyar dolarlık rekor ihracat</h2>
<p>Türkiye'nin makine sektöründeki gücüne dikkat çeken İğrek, 2025 yılında sektör ihracatının **28,7 milyar dolarla tarihi rekor** seviyeye ulaştığını söyledi. Toplam ihracatın yüzde 10'undan fazlasını oluşturan makine ihracatının yaklaşık yüzde 60'ının AB ve ABD pazarına yapıldığını belirten İğrek, Türkiye'nin bugün Avrupa'nın altıncı büyük makine üreticisi konumunda bulunduğunu kaydetti. Makine sektörünün sanayi dönüşümünün temel altyapısını oluşturduğunu vurgulayan İğrek, yeni fabrika yatırımlarından temiz enerji teknolojilerine, otomasyondan enerji verimliliğine kadar tüm stratejik dönüşüm alanlarının makine teknolojilerine dayandığını ifade etti.</p>
<h2>“Dar menşe yaklaşımı Avrupa'ya da zarar verir”</h2>
<p>İğrek, 30 yılı aşkın süredir yürürlükte bulunan Gümrük Birliği'nin yalnızca ticari değil, aynı zamanda sanayi entegrasyonunun temelini oluşturduğunu belirterek, Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında Gümrük Birliği ortaklarından gelen ürünlerin AB menşeli içerikle eşdeğer kabul edilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Bu yaklaşımın Türkiye'ye ayrıcalık sağlamak anlamına gelmediğini belirten İğrek, bunun mevcut sanayi entegrasyonunun doğal sonucu olduğunu söyledi. AB'nin stratejik bağımlılıklarını azaltma hedefini desteklediklerini belirten İğrek, Türkiye'nin gerçek üretim gücünün yalnızca menşe tartışmaları üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmayacağını ifade etti. Dar kapsamlı menşe yorumlarının Avrupa açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini kaydeden İğrek, tedarikçi seçeneklerinin azalması, maliyetlerin yükselmesi ve teslim sürelerinin uzamasının Avrupa sanayisinin rekabet gücünü zayıflatabileceği uyarısında bulundu. MİB olarak Sanayi Hızlandırma Yasası'na ilişkin görüşlerini Avrupa Komisyonu'na ilettiklerini açıklayan İğrek, düzenlemenin başarılı olabilmesi için Gümrük Birliği ortaklarının sisteme entegre yapısının korunması ve sürdürülebilirlik kriterlerinin coğrafi sınırlamalar yerine teknik performans esas alınarak belirlenmesi gerektiğini söyledi. İğrek, "Türk makine sanayii Avrupa için bir bağımlılık riski değil; yakın, güvenilir ve teknik olarak uyumlu bir sanayi ortağıdır. Avrupa'nın rekabetçiliğini güçlendirecek bu süreçte Türkiye'nin stratejik rolünün dikkate alınmasını bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-makine-sanayii-avrupanin-donusumunde-kilit-ortak-82332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/turk-makine-sanayii-avrupanin-donusumunde-kilit-ortak-1782974242.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makina İmalatçıları Birliği Başkanı Fatih İğrek, AB&#039;nin hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası&#039;nın Türkiye&#039;nin Avrupa sanayi ekosistemindeki stratejik konumunu göz ardı etmemesi gerektiğini söyledi. İğrek, Türk makine sanayiinin Avrupa için risk değil, rekabet gücünü artıran güvenilir bir üretim ortağı olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eximbanka-830-milyon-dolarlik-sendikasyon-kredisi-82328</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eximbank’a 830 milyon dolarlık sendikasyon kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank'ın, uluslararası piyasalardaki güçlü kredi itibarı ve yatırımcı güvenini bir kez daha ortaya koyan yeni bir sendikasyon kredisi işlemini başarıyla tamamladığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamay göre, euro ve dolar cinsinden 1, 2 ve 3 yıl vadeli dilimlerden oluşan işlem kapsamında 830 milyon dolar tutarında kaynak sağlanırken, sendikasyon kredisi yüzde 129 yenileme oranıyla sonuçlandı. İşleme 9’u ilk kez olmak üzere toplam 32 uluslararası banka katıldı.</p>
<p>Uluslararası finans piyasalarında jeopolitik risklerin ve finansman maliyetlerindeki dalgalanmaların sürdüğü bir dönemde tamamlanan işlem, uluslararası finans kuruluşlarının Türk Eximbank’a ve Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme perspektifine duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Kaynağın üretim, yatırım ve istihdama katkı sağlayan, reel sektörde faaliyet gösteren ihracatçı firmaların finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kullandırılacağı bildirildi.</p>
<p><strong>2026’da 5,1 milyar dolar kaynak</strong></p>
<p>Verilen bilgilere göre Türk Eximbank, yılın başından bu yana uluslararası kredi ve sermaye piyasalarındaki etkin fonlama stratejisini sürdürerek toplam dış kaynak tutarını 5,1 milyar dolara yükseltti. Açıklamada, "Banka, uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş finansman yapısıyla ihracatçılara daha rekabetçi kaynak sağlamayı sürdürürken, Türkiye’nin ihracat hedeflerine katkı sunan en önemli finans kuruluşlarından biri olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte, sendikasyon kredisinin 1 yıl vadeli bölümü sürdürülebilirlik bağlantılı olarak yapılandırıldı. Çevre dostu ürün ihracatı gerçekleştiren KOBİ’ler ile ihracatçı kadın girişimcileri de destekleyen Türk Eximbank, ihracat finansmanını yalnızca ekonomik büyümenin değil; yeşil dönüşümün, kapsayıcı kalkınmanın ve sürdürülebilir üretimin de önemli araçlarından biri haline getirmeyi hedefliyor." denildi. </p>
<p><strong>“Yenileme oranı, uluslararası güvenin finansal karşılığı”</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda belirsizliklerin devam ettiği bir dönemde elde edilen sonucun uluslararası finans kuruluşlarının Türk Eximbank’a duyduğu güveni açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, “Bugün uluslararası finans piyasalarında en değerli faktör, yatırımcıların güven duyduğu kurumlar arasında yer alabilmektir. Yüzde 129 yenileme oranıyla tamamladığımız bu işlem ve işleme katılan 9 yeni uluslararası banka, Türk Eximbank’ın güçlü bilançosuna, etkin risk yönetimine ve Türkiye’nin üretim gücüne duyulan güvenin somut bir göstergesidir. Bu güven, ihracatçılarımızın uluslararası rekabet gücünü destekleyen stratejik bir finansman kapasitesine dönüşmektedir” dedi.</p>
<p>2026 yılının başından bu yana uluslararası kredi ve sermaye piyasalarından sağladıkları toplam kaynağın 5,1 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Güney, “Bu kaynak, yalnızca finansal büyüklüğü ifade etmiyor. Bu kaynak; ihracat yapan firmalarımızın yeni pazarlara açılmasını, yüksek katma değerli üretimin finansmanını ve Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesini destekleyen uzun vadeli bir kalkınma yatırımını temsil ediyor. Sürdürülebilirlik bağlantılı yapısıyla öne çıkan bu işlem de yeşil dönüşümü, KOBİ’leri ve kapsayıcı ihracatı önceleyen finansman yaklaşımımızın önemli bir parçasıdır. Türk Eximbank olarak uluslararası piyasalardan sağladığımız kaynakları ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak şekilde ekonomimize kazandırmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eximbanka-830-milyon-dolarlik-sendikasyon-kredisi-82328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/ali-guney-1782974139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank&#039;ın, 830 milyon dolarlık sendikasyon kredisiyle yılın en güçlü dış finansman işlemlerinden birini gerçekleştirdiği bildirildi. Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, “Yüzde 129 yenileme oranıyla tamamladığımız bu işlem ve işleme katılan 9 yeni uluslararası banka, Türk Eximbank’ın güçlü bilançosuna, etkin risk yönetimine ve Türkiye’nin üretim gücüne duyulan güvenin somut bir göstergesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdeniz-is-dunyasi-tusiad-ve-turkonfedi-ziyaret-etti-82362</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz iş dünyası TÜSİAD ve TÜRKONFED’i ziyaret etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) Başkanı Mustafa Cengiz ve yönetim kurulu üyeleri ile federasyona üye SİAD Başkanlarıyla birlikte ayrı ayrı TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez ve TÜSİAD Başkanı Ozan Diren’i ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmelerde bölgesel kalkınma öncelikleri ve kurumlar arası iş birliği olanakları ile Türkiye ekonomisinin güncel gündemi, iş dünyasının öncelikleri, bölgesel kalkınma modelleri ve kurumlar arası ortak çalışma olanakları ele alındı.</p>
<p>TÜSİAD Başkanı Ozan Diren’i kutlayarak görevinde başarılar dileyen BAKSİFED Başkanı Cengiz, TÜSİAD’ın aynı zamanda BAKSİFED’e üye dernekler arasında yer almasının önemine dikkat çekti. Görüşmelerde, TÜSİAD’ın Batı Akdeniz Bölgesi’ndeki etkinliklerde daha aktif rol alması ve bölgedeki temasların artırılması yönündeki beklentiler de paylaşıldı.</p>
<p>Başkan Cengiz, ziyaretlerle ilgili şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TÜSİAD’ın özellikle Batı Akdeniz Bölgesi’nde gerçekleştireceği etkinliklerde daha aktif rol almak ve TÜSİAD’ı bölgemizde daha fazla görme yönündeki beklentimizi dile getirdik. İş birliği konusunda karşılıklı anlaşmaya vardık. TÜSİAD Başkanı Sayın Ozan Diren de yeni dönemde hayata geçireceği projeleri bizlerle paylaşarak, bu projelerin bölgedeki karşılığı olan temasların BAKSİFED ev sahipliğinde gerçekleştirileceğini kaydetti. TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez ile yapılan görüşmede ise federasyonlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi hedeflendi. BAKSİFED’in devam eden kurumsallaşma çalışmaları ile federasyona üye derneklerin faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, gelecek dönemde hayata geçirilebilecek ortak iş birlikleri ve stratejik projeler üzerine görüş alışverişinde bulunduk.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdeniz-is-dunyasi-tusiad-ve-turkonfedi-ziyaret-etti-82362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/2/1280x720/bati-akdeniz-is-dunyasi-tusiad-ve-turkonfedi-ziyaret-etti-1782991523.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya, Burdur ve Isparta iş dünyasını temsil eden Batı Akdeniz Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu yönetimi, TÜSİAD ve TÜRKONFED’i ziyaret ederek, bölgesel işbirliklerinin geliştirilmesi konusunda bilgi alışverişinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-halka-arzina-onay-82343</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin halka arzına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayınladı. </p>
<p>Buna göre Kurul, Şa-Ra Enerji İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ'nin pay başına 70 liradan, Saat ve Saat Sanayi ve Ticaret AŞ'nin pay başına 56 liradan halka arzını uygun buldu.</p>
<p>SASA Polyester Sanayi AŞ'nin yaklaşık 5,5 milyar liralık tahsisli bedelli sermaye artırımı onaylandı.</p>
<p>Kurul, Marbaş Menkul Değerler AŞ'nin 1,8 milyar liralık, Alnus Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 2 milyar liralık, Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 12 milyar liralık, Tam Finans Faktoring AŞ'nin 5 milyar 356 milyon 800 bin liralık, Erciyas Çelik Boru Sanayi AŞ'nin 2,5 milyar liralık, Egeyapı Avrupa Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 1,5 milyar liralık, Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik Sanayi AŞ'nin 3 milyar liralık, Türkiye Vakıflar Bankası TAO'nun 50 milyar liralık, Aktif Yatırım Bankası AŞ'nin 35 milyar lira ve 120 milyon avroluk, Destek Yatırım Bankası AŞ'nin 750 milyon lira ve 62,5 milyon dolarlık, QNB Bank AŞ'nin 1 milyar dolarlık, Şekerbank Türk AŞ'nin 350 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi.</p>
<p>DK Varlık Kiralama AŞ'nin 500 milyon liralık, Katılım Varlık Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık, Pasha Yatırım Bankası AŞ Worqcompany Varlık Finansmanı Fonu'nun 1,5 milyar liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusu onaylandı.</p>
<p>SPK, Allbatross Portföy Yönetimi AŞ'nin (Şirket), 42,5 milyon lira olan çıkarılmış sermayesinin 80 milyon liraya artırılmasına izin verilmesi talebi olumlu karşıladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-halka-arzina-onay-82343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Şa-Ra Enerji ile Saat ve Saat&#039;in halka arzına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-turkiyeden-bolgeye-uzanan-bir-nukleer-sanayi-ekosistemi-kuracak-82321</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC, Türkiye’den bölgeye uzanan bir nükleer sanayi ekosistemi kuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya genelinde elektrik talebi hızla büyüyor. Sanayide elektrifikasyon, elektrikli araçlar, yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri, otomasyon ve enerji yoğun üretim süreçleri ülkelerin önüne yeni bir soru koyuyor: Kesintisiz, düşük karbonlu, güvenilir ve rekabetçi enerji nasıl sağlanacak?</p>
<p>Bu sorunun cevabı, enerji politikalarının tek kaynaklı çözümlerden çok daha karmaşık bir mimariye ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bunun sonucunda da güneş, rüzgâr, depolama, şebeke yatırımları, talep yönetimi ve nükleer enerji aynı enerji mimarisinin farklı parçaları olarak birlikte düşünülüyor.</p>
<p>Bu süreçte özellikle nükleer enerji yeniden ülkelerin gündemine girmiş durumda. bakış son birkaç yılda belirgin biçimde değişti. COP28’de küresel nükleer kapasitenin 2050’ye kadar üç katına çıkarılması hedefi de yaşanan dönüşümün en önemli göstergelerinden biri oldu.</p>
<p>Bugün yaklaşık 500 GW seviyesinde olan küresel nükleer kapasitenin bin 500 GW’a çıkarılma hedefi, önümüzdeki dönemde yaklaşık bin GW ilave kapasite ve trilyon doların üzerinde yatırım ihtiyacı anlamına geliyor. Bu kadar büyük bir dönüşüm, nükleeri sadece enerji üretimi değil, teknoloji ve sanayi politikası olarak da yeniden tartışmaya açıyor.</p>
<p>IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, yeni dönemde nükleer enerjinin, enerji güvenliği, iklim hedefleri, sanayinin karbonsuzlaşması, veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, proses ısısı, yerli tedarik zinciri ve ileri mühendislik kapasitesinin kesişiminde konumlandığını ifade ediyor. Bayar’a göre bu yeni dönemin en dikkat çekici başlıklarından biri küçük modüler reaktörler, yani SMR’lar. Çünkü SMR’lar, klasik nükleer santral anlayışından farklı olarak daha esnek, daha modüler ve sanayiyle daha doğrudan entegre olabilecek bir teknoloji hattı sunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45fc83b903a-1782971523.png" alt="" width="470" height="404" /><strong>4. nesil nükleer teknolojilerde bölgesel model hedefi</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefi içinde 5 bin MW’lık SMR kapasitesinin yer alması, bu alanı Türkiye açısından stratejik hale getiriyor. Bayar bu noktada Türkiye’nin sadece teknoloji satın alan değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer alması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Bu nedenle IC Nükleer Teknoloji, Türkiye’de bir SMR yatırımı yapmanın ötesinde, SMR teknolojisinin geliştirilmesi, lisanslanması, yerlileştirilmesi, tedarik zincirinin kurulması ve ticari uygulama alanlarına taşınması için uzun vadeli bir teknoloji platformu oluşturmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu vizyonun somut adımlarından biri ABD merkezli ARC Clean Technology ile yürütülen iş birliği. ARC- 100, 100 MWe sınıfında, sodyum soğutmalı hızlı reaktör teknolojisine dayanan gelişmiş bir küçük modüler reaktör tasarımı.</p>
<p>Bayar, “Bu, hazır bir teknolojiyi alıp Türkiye’de kurma projesi değil. Bugün yaygın, ticarileşmiş, ‘al-kur-çalıştır’ noktasına gelmiş bir SMR pazarı henüz oluşmuş değil. Bu nedenle IC ile ARC arasındaki iş birliği, teknolojinin mevcut gelişim aşamasından alınarak birlikte olgunlaştırılması anlamına geliyor. Teknik, ekonomik ve düzenleyici fizibilite çalışmalarının yapılması, teknolojinin farklı uygulama alanlarına uyarlanması, ekipmanların yerlileştirilmesi, tedarik zincirinin oluşturulması ve düzenleyici kurumların beklentilerine uygun bir yol haritası geliştirilmesi bu sürecin temel parçaları arasında” diyor.</p>
<p>Bayar’ın ifadesiyle hedef, Türkiye’de geliştirilecek mühendislik, lisanslama hazırlığı, sanayi entegrasyonu ve ticari uygulama kabiliyetiyle çevre coğrafyalara da çözüm sunabilecek bir kapasite yaratmak. Yani 4. nesil nükleer teknolojilerde Türkiye’den bölgeye uzanan bir uygulama modeli kurmak.</p>
<p><strong>Yeni bir mühendislik ve sanayi platformu</strong></p>
<p>Bayar’ın verdiği bilgilere göre, her bir SMR projesinin arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan geniş bir değer zinciri bulunuyor.</p>
<p>Nükleeri yalnızca enerji politikası değil, aynı zamanda sanayi, teknoloji ve iklim politikası olarak değerlendirmek gerektiğini söyleyen Bayar, bu nedenle, SMR’ı tekil bir enerji yatırımı olarak değil, Türkiye’de yeni bir mühendislik ve sanayi platformu olarak ele almak gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Enerji arz güvenliği kadar sanayinin rekabetçiliğiyle de ilgili</strong></p>
<p>Yapay zekâ ve bulut bilişim yatırımları büyüdükçe büyük ölçekli veri merkezleri için kesintisiz, güvenilir, düşük karbonlu ve yerinde enerji çözümleri giderek daha fazla tartışılıyor. Bayar’a göre SMR’ların bu kadar ilgi görmesinin arkasındaki nedenlerden biri bu. Demir-çelik, petrokimya, organize sanayi bölgeleri, proses ısısı ihtiyacı olan üretim tesisleri, deniz suyunun arıtılması ve şebeke kapasitesi sınırlı bölgeleri de bu teknolojinin kullanılabileceği alanlar arasında sıralayan Bayar, şöyle devam ediyor: “Sodyum soğutmalı 4. nesil reaktörlerin yaklaşık 550 derece seviyesinde proses ısısı sağlayabilme potansiyeli, ağır sanayi açısından önemli bir fırsat olarak görülüyor. Ağır sanayinin karbonsuzlaşması yalnızca elektrikle çözülebilecek bir mesele değil. Yüksek sıcaklıkta, güvenilir ve düşük karbonlu ısı ihtiyacı dönüşümün merkezinde yer alıyor. Bu nedenle SMR tartışması, enerji arz güvenliği kadar sanayinin rekabetçiliğiyle de doğrudan ilgili.”</p>
<p><strong>Nükleer teknolojide insan kaynağı için</strong></p>
<p>IC Nükleer Teknoloji, Türkiye’de nükleer teknoloji alanında insan kaynağı ve mühendislik kapasitesini geliştirmek amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi ile iş birliği yürütüyor. İTÜ ve IC Nükleer Teknoloji arasında imzalanan protokol, Türkiye’de kurulacak Nükleer Teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlamayı hedefliyor. Bu kapsamda öğrencilerin ve genç araştırmacıların desteklenmesi, burs programları, akademi-sanayi iş birlikleri ve uygulamalı mühendislik çalışmaları gündemde yer alıyor. Murad Bayar, “Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmak için bilgiyi projeye, projeyi teknolojiye, teknolojiyi de sanayi değer zincirine dönüştürmek gerekiyor” diyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Toryum neden  bugünkü öncelik değil?</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin toryum potansiyelinin uzun yıllardır kamuoyunun ilgisini çeken bir başlık olduğunu belirten Murad Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin toryum dahil yeni nesil nükleer teknolojileri yakından izlediğini söylüyor. Bayar, toryum bazlı erimiş tuz reaktörlerinin ticari uygulanabilirlik açısından henüz daha erken bir teknolojik aşamada olduğunu ifade ederek, “Toryum önemli bir potansiyel; ancak bugün ticari önceliğimiz, uygulama alanı daha yakın olan sodyum soğutmalı 4. nesil SMR teknolojisi” diyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SMR’LARDA HEDEF: KİLOWATT BAŞINA MALİYETİ 3 BİN DOLARA İNDİRMEK</strong></span></p>
<p>Büyük ölçekli nükleer santrallerde yatırım maliyetleri bugün ortalama kilowatt başına yaklaşık 7 bin dolar seviyesinde seyrederken, SMR’larda ilk uygulamalarda bu seviyenin 5 bin dolar, seri üretim ve standartlaşma sonrasında ise 3 bin dolar seviyesine çekilmesi hedefleniyor. Murad Bayar, uzun vadeli iş planlarında Türkiye’de 10 reaktöre, bölgede ise 20 reaktöre kadar gidebilecek bir uygulama potansiyeli üzerinde çalıştıklarını belirterek, sonraki uygulamalarda kilowatt başına yaklaşık 3 bin dolar seviyesinde rekabetçi bir maliyet yapısına yaklaşmayı hedeflediklerini ifade ediyor. Bayar, bu ölçeğin 100 MW sınıfı bir reaktör için yaklaşık 300 milyon dolarlık bir büyüklüğe işaret ettiğini söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-turkiyeden-bolgeye-uzanan-bir-nukleer-sanayi-ekosistemi-kuracak-82321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IC, Türkiye’den bölgeye uzanan bir nükleer sanayi ekosistemi kuracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-celikte-kaleyi-guclendiriyor-82315</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB çelikte kaleyi güçlendiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f18a708e5-1782968714.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa Komisyonu, çelik sektörünü küresel arz fazlası ve dampingli ithalata karşı korumak amacıyla yeni ithalat kotası sistemini yürürlüğe aldı. Yeni düzenlemeye göre AB'nin yıllık gümrüksüz çelik ithalat kotası yaklaşık 34,5 milyon tondan 18,3 milyon tona düşürüldü. Kota kapsamını aşan 26 ürün grubunda ise yüzde 50 oranında gümrük vergisi uygulanacak. Komisyon, düzenlemenin temel hedefinin son yıllarda ciddi üretim kaybı yaşayan Avrupa çelik sanayisini yeniden güçlendirmek olduğunu belirtti. Brüksel, mevcut yaklaşık yüzde 67 seviyesindeki kapasite kullanım oranını yüzde 80'e yükseltmeyi amaçlıyor. Ancak Avrupa Çelik Birliği (EUROFER), talepteki zayıflığın devam etmesi nedeniyle kapasite kullanımının kısa vadede ancak yüzde 73- 75 bandına çıkabileceğini öngörüyor. Birliğe göre buna rağmen yeni sistem sayesinde Avrupa üreticileri son yıllarda kaybettikleri yaklaşık 15 milyon tonluk üretimin yarısını geri kazanabilecek.</p>
<h2>Kotalar üç farklı erişim modeliyle uygulanacak </h2>
<p>Yeni sistemde ithalat kotaları üç farklı mekanizma üzerinden işleyecek. Toplam kotanın yarısı yalnızca Serbest Ticaret Anlaşması (STA) bulunan ülkelere ayrılırken, kalan bölüm tüm ihracatçı ülkelere açık olacak. Ayrıca geçmiş ihracat performansı yüksek ülkeler için ülkeye özel kota sistemi uygulanacak.</p>
<p>Komisyon, STA ortaklarının büyük bölümünün tarihsel ticaret hacimleri sayesinde ortalama yüzde 47'lik kesintiden daha düşük oranda etkileneceğini belirtirken, uygulamanın önemli sayıda ticaret ortağı tarafından da prensipte kabul edildiğini açıkladı. AB, bu düzenlemenin yalnızca ithalatı sınırlamayı değil, aynı zamanda küresel aşırı kapasitenin Avrupa piyasasında yarattığı fiyat baskısını azaltarak "adil rekabeti" yeniden tesis etmeyi amaçladığını vurguluyor. Sektör temsilcileri ise önlemlerin ilerleyen dönemde otomotiv sacı, boru ve çelik işleme gibi alt sektörlere de genişletilebileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye ‘sıcak rulo sac’ piyasasında avantajlı</span></h2>
<p>Türkiye yeni kota sisteminde en avantajlı ülkelerden biri olmayı sürdürüyor. Sıcak rulo sac (Kategori 1A) için ülkeye ayrılan 642 bin tonluk kota, tüm ihracatçılar arasında en yüksek ülke kotası oldu. Türkiye'yi Hindistan, Japonya, Ukrayna ve Güney Kore izledi.</p>
<p>SteelOrbis’in haberine göre, Yeni sistemde ithalatın yarısının STA ülkelerine ayrılması Türkiye açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Türkiye kendisine tahsis edilen ülke kotasını kullandıktan sonra, "STA Kotası Ülkeye Özgü Kota" havuzundan da ilave ihracat yapabilecek.</p>
<p>Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD), ilk bakışta kota miktarının düşmesine rağmen fiili ihracat kapasitesinin korunabileceğini belirtiyor. Derneğe göre sıcak rulo sac kotası yaklaşık 2,5 milyon tondan 642 bin tona inse de STA kapsamında kullanılabilecek yaklaşık 1,5 milyon tonluk ek kota ve diğer kota mekanizmaları sayesinde Türkiye'nin toplam ihracatı 3 milyon tonun üzerine çıkabilir.</p>
<p>TÇÜD ayrıca, geçmiş yıllarda AB'ye ayrılan kotanın önemli bölümünün zaten kullanılmadığını, bu nedenle yeni sistemin beklenenden daha sınırlı etki yaratabileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ba372a;">Rakamlarla AB çelik piyasası</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f25d06d12-1782968925.png" alt="" width="368" height="703" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-celikte-kaleyi-guclendiriyor-82315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/celik-sanayi-1766123362.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB, çelikte artan arz fazlası ve damping baskısına karşı kapsamlı koruma adımlarından birini attı. Yeni sistemle gümrüksüz ithalat kotası yüzde 47 azaltılırken, kota dışındaki ithalata yüzde 50 gümrük vergisi uygulanacak. Brüksel, düzenlemeyle Avrupa&#039;da kapasite kullanımını yüzde 80&#039;e çıkarmayı hedeflerken, yeni rejim Türkiye başta olmak üzere AB&#039;ye ihracat yapan ülkelerin pazar stratejilerini etkileyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kartal-storedan-alinan-her-urun-sehit-cocuklarinin-egitimine-katki-sagliyor-82380</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kartal Store&#039;dan alınan her ürün şehit çocuklarının eğitimine katkı sağlıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Kartal Vakfı Genel Müdürü Aynur Aksoy, Espark AVM otopark alanında ziyaretçilerini ağırlayan Kartal Store Tırı'nın tanıtımında konuştu.</p>
<p>Aksoy, tırın yalnızca lisanslı ürünlerin satıldığı bir mağaza olmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Kartal Vakfı'nın 1997 yılından bu yana görevleri sırasında şehit olan veya maluliyet onayı alan Türk Hava Kuvvetleri personeli ile ailelerine destek verdiğini ifade eden Aksoy, vakfın öncelikli hedeflerinden birinin şehit çocuklarının eğitimine katkı sunmak ve ailelerin ihtiyaç duyduğu her an yanlarında olmak olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Aksoy, Kartal Store'da satışa sunulan Türk Yıldızları ve SOLOTÜRK temalı lisanslı ürünlerden elde edilen gelirin tamamının vakfın sosyal destek çalışmalarına aktarıldığını belirterek, “Bugün satın alınan her ürün; yalnızca bir tişört, bir şapka, bir kupa ya da anlamlı bir hatıra değildir. Her ürün; bir çocuğun eğitimine verilen destek, bir annenin duası, bir ailenin umudu ve milletimizin vefa duygusunun somut bir göstergesidir” dedi.</p>
<p><strong>12 Temmuz'a kadar ziyarete açık</strong></p>
<p>Gökyüzünü koruyan kahramanların ailelerine sahip çıkmanın toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Aksoy, Eskişehirlileri 12 Temmuz 2026 tarihine kadar Espark AVM park alanında açık kalacak Kartal Store Tırı'nı ziyaret ederek projeye destek vermeye çağırdı.</p>
<p>Vatandaşların göstereceği her katkının şehit ailelerine sahip çıkma iradesinin önemli bir göstergesi olacağını kaydeden Aksoy, konuşmasının sonunda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitleri rahmet ve minnetle andığını, gazilere sağlıklı ve huzurlu bir ömür dilediğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kartal-storedan-alinan-her-urun-sehit-cocuklarinin-egitimine-katki-sagliyor-82380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/0/1280x720/kartal-storedan-alinan-her-urun-sehit-cocuklarinin-egitimine-katki-sagliyor-1783004701.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kartal Vakfı Genel Müdürü Aynur Aksoy, Eskişehir&#039;de tanıtımı yapılan Kartal Store Tırı&#039;ndan elde edilen tüm gelirin şehit aileleri ve çocuklarına yönelik sosyal destek faaliyetlerinde kullanıldığını belirterek, vatandaşları projeye destek vermeye davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasi-suclarinda-cezalar-neden-caydirici-olmuyor-82316</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye piyasası suçlarında cezalar neden caydırıcı olmuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gün geçmiyor ki Sermaye Piyasası Kurulu, hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin patronlarına ya da yöneticilerine “piyasa dolandırıcılığı” suçundan idari ceza uygulamasın. Ya işlem yasağı getiriyor ya da para cezası veriyor. Çok az vakada da Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulacağı ifade ediliyor. Ancak değişen bir şey yok. Dolandırıcılığın, uygulandığı ifade edilen tüm cezalara rağmen hız kesmemesi dolandırıcıların çok korkusuz (!) olduğunu gösteriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f599efe29-1782969753.jpg" alt="" width="600" height="354" />
<figcaption><strong>Borsalarda güven kaybolursa sermaye de kaybolur hele yabancı sermaye hiç durmaz. Bunun en yakın örneğini kısa süre önce Endonezya’da gördük.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu tablo yalnızca ilgili şirketi değil, sermaye piyasalarının tamamına duyulan güveni de zedeliyor. Elbette her soruşturmada masumiyet karinesi esastır ama sermaye piyasalarında güveni korumanın yolu da, şüphe doğuran her iddianın titizlikle incelenmesinden geçiyor.</p>
<p>Asıl soru bundan sonra başlıyor. Benzer bir iddia ABD'de, İngiltere'de ya da Almanya'da ortaya çıksaydı süreç nasıl işlerdi?</p>
<p>İlk bakışta cevap şaşırtıcı olabilir. Esasında temel mekanizma birbirine oldukça benzer. Önce sermaye piyasalarını denetleyen kurumlar inceleme başlatır, gerekli görülmesi halinde geçici tedbirler uygulanır ve delillerin niteliğine göre dosya adli makamlara taşınabilir. Türkiye'de de bu imkân var. Dolayısıyla fark, "orada ceza var, burada yok" meselesi değil.</p>
<p>Asıl fark, yaptırımların caydırıcılığı, soruşturmaların etkinliği ve piyasanın kurallara olan güveninde ortaya çıkar. ABD'de yatırımcıyı yanıltan veya piyasayı manipüle eden fiiller nedeniyle milyonlarca doları bulan para cezaları, haksız kazancın geri alınması, yöneticilik yasakları ve mahkûmiyet halinde uzun süreli hapis cezaları görülebiliyor. İngiltere ve Almanya'da da ağır piyasa suistimalleri benzer şekilde hem mali hem de cezai sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p>Türkiye'de de Sermaye Piyasası Kanunu piyasa dolandırıcılığı suçu için hapis ve adli para cezaları öngörüyor. Bu nedenle asıl mesele kanunlarda hangi cezaların olduğu değil; kuralların hızlı, etkili ve istisnasız uygulanması. Çünkü borsalarda güven kaybolursa sermaye de kaybolur hele yabancı sermaye hiç durmaz. Bunun en yakın örneğini kısa süre önce Endonezya’da gördük. Sermaye piyasalarının gerçek teminatı, sadece şirketlerin performansı değil, hukukun öngörülebilirliği ve denetimin tartışmasız şekilde işlemesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-piyasasi-suclarinda-cezalar-neden-caydirici-olmuyor-82316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye piyasası suçlarında cezalar neden caydırıcı olmuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-85lik-kaynak-ar-geye-gidiyor-yuzde-209luk-cikis-devam-eder-mi-82314</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 85’lik kaynak Ar-Ge&#039;ye gidiyor, yüzde 209’luk çıkış devam eder mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üç aylık ortalama işlem hacmi 10 milyon TL’nin üzerinde olan ve likiditesiyle dikkat çeken 18 şirket bulunuyor. Cari oranı 642›ye, nakit oranı 3.876›ya ulaşan rakamlar güven veriyor olsa da; her yüksek seviyenin sağlıklı bir operasyonel güç anlamına gelmediğini göz ardı etmemeli.</strong></p>
<p>Piyasa, kasasında nakit tutan ve kısa vadeli borçlarını rahatça ödeyebilen şirketleri her zaman beğeniyle karşılar. Likidite oranlarının yüksekliği, olası krizlere karşı koruyucu bir nitelik olarak yorumlanır. Rakamları yüksek firmalar görüldüğünde, finansal yapının sarsılmaz olduğuna inanılır. Oysaki kasadaki para, şirketin esas faaliyetinden sürekli nakit ürettiği anlamına gelmez. Mevcut tablo 18 şirketin anlık bir nakit havuzunda oturduğunu söylüyor. İdeal cari oranın 1 veya 2 olması makul karşılanırken, bu rakamların çok üzerine çıkması başarıyı kanıtlamaz. Eğer para atıl tutuluyorsa ortada sorun var demektir.</p>
<h2>Nakit Zengini mi, Yatırım Fakiri mi?</h2>
<p>Şirketlerin bilançoları yakından incelendiğinde asıl sorunun her zaman borçluluk olmadığı görülür. Yüksek likidite bazen vizyonsuzluğun veya tembelliğin kendisi olabilir. Asce GMYO’nun kısa vadeli yükümlülüklerinin 642 katı dönen varlığa ve 3.807 gibi inanılmaz bir nakit oranına sahip olması ekranda bir güç gibi duruyor. Aynı şekilde Eczacıbaşı Yatırım Holding 3.877›lik sıra dışı nakit oranı ilgiyle takip ediliyor olabilir. Peki bu şirketler parayı neden operasyonlarına yatırmıyor? Neden kapasite artışı veya yeni pazar arayışı yok? Şişkin nakit oranları genellikle şirketlerin elindeki fazla parayı işine yatıramadığının, parayı repoda veya mevduatta tuttuğunun işaretidir.</p>
<h2>Kaynağın %85’ini Ar-Ge’ye Ayırdı</h2>
<p>Şubatta borsaya gelen Netcad Yazılım, 1,44 milyar TL’lik yüksek ortalama işlem hacmiyle dikkat çekiyor. Şubatta halka arzdan yaklaşık 512,9 milyon TL nakit temin ederken bunun %85’ine kadarını Ar- Ge yatırımlarının finansmanında kullanacak. Yatırımcının oldukça yüksek ilgi gösterdiği hissenin fiyatı beş aya yakın sürede %209 arttı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f0e927dd9-1782968553.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MALİ BORÇ MU, ÖZSERMAYE Mİ?</strong></p>
<p>Mali borç; sahiplik koruması, kaldıraç etkisi, ucuz finansman, enflasyon faydası. Temerrüt tehlikesi, sabit yük, maliyet, sınırlama, azalan temettü. Özsermaye; iflas koruması, finansal esneklik, yatırım gücü, kurumsal güven, zarar emilimi. Sahiplik erimesi, maliyet, getiri baskısı, yavaş büyüme.</p>
<p><strong>Yüksek maliyet ve olası riskler fark edilince eski ünvana geri dönmek için karar alındı</strong></p>
<p>Mepet’in ünvanını Break Mola yapıp sonra tekrar eski hale dönme sebebi nedir? ● Kadir Bolat</p>
<p>Kadir; Metro Petrol haziranın ilk yarısında ünvanını Break Mola olarak değiştirip sicile tescilini yaptı. Ancak hemen ardından eski ünvanına dönmek için yasal süreci başlattı. Bunun sebebi olarak yeni ünvanın yarattığı ağır bürokratik ve finansal yükler olduğunu ifade etti. Firma isim değişikliği sonrası EPDK ruhsatları ve tesis izinlerinin güncellenmesi için harekete geçtiğinde yenileme süreçlerinin ciddi zaman kaybına, faaliyet aksaklıklarına ve yüksek maliyetlere yol açacağını fark etti. Olası zararın önüne geçmek için eski ünvana dönüyor.</p>
<p><strong>Kredi temini için devrettiği taşınmazlarını geri alması için gerekli nakdi bulamadı</strong></p>
<p>Ekiz Kimya’nin Vakıfbank ile bir türlü bitmeyen görüşmelerde son durum nedir? ● Abdullah Çetin</p>
<p>Abdullah; Ekiz Kimya, üç yıl önce kredi temin etmek amacıyla Vakıfbank’a devrettiği taşınmazlarıyla ilgili müzakereleri belli bir aşamaya getirdi. Protokol çerçevesinde taşınmazların devrini üzerine alabilmesi için Ekiz Kimya’nın finansman sorununu çözmesi gerekiyordu. Ancak geçen sürede gerekli nakdi bulamadığı anlaşılıyor. Şirket, geri alım yerine sözleşmedeki üçüncü kişiye devir hakkını kullanarak satışa çıkarmaya yöneldi. 30 Haziran’a kadar gelen teklifleri değerlendirecek. Satış bedeli ile kredi borcu arasındaki farktan yararlanacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HGM hisse fonu endeks performansının üzerine çıkarak yıllık %52 getirdi</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün idare ettiği İkinci Hisse Senedi (TL) Fon (HGM), geçtiğimiz aralık ayının sonunda 2,76 TL seviyesinde bulunurken yılbaşından itibaren yükselişe geçti. Mayısta en yüksek 4,22 TL’yi gördükten sonra düşen bir eğilim sergiledi. Zayıf seyir, fonun büyüklüğünü mayısa göre hızla geriletirken 165 milyon TL’ye indirdi. Haziranda çıkan nakit tutarı da 83,4 milyon TL oldu. Yılbaşından itibaren düzenli artan yatırımcı sayısı mayısta en yüksek 2.507’ye kadar çıkarken şimdilerde 2.070’e gerilemiş durumda. Fonun stratejisi, varlıklarını borsada değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %87,11’i hisse senedi ve %8,56’sı yatırım fonlarından oluşuyor. Yüksek volatiliteyi göze alıp getiri arayan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %52,18 getiri ile endeksin %41,96 getirisinin üzerine çıktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Enerjisa Enerji, Piyasadan TLREF + %1,5 faizle 2 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Enerjisa, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 30.06.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2 milyar TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%1,5 olarak belirlendi. 1.094 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 12 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 28.06.2029 olarak açıklandı. 30 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,99 seviyesinde bulunuyor. Enerjisa’nın verdiği %1,5 ek getiri değişken faizli kazanç sağlıyor. Tahvil, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSENSA62915 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f0af41b8f-1782968495.png" alt="" width="970" height="240" /></strong><strong>İNDEKS BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Gebze’de inşaatı devam eden lojistik yatırımını kiraya vermek üzere görüşüyor</strong></p>
<p>İndeks Bilgisayar, Gebze’de devam eden lojistik merkez yatırımını kasım ayında tamamlamayı planlıyor. Yaklaşık 54.675 metrekare kiralanabilir alana sahip lojistik merkezinin üçüncü kişilere kiralanması için görüşmelere başladığını ve Türkiye’nin önde gelen bir lojistik sağlayıcısı ile temas halinde olunduğu belirtti. Tesisin 14 metre iç yüksekliği ve otoyol bağlantılarına olan yakınlığıyla stratejik bir operasyon merkezi olma potansiyeli taşıdığı ifade edildi. İndeks, inşaatı devam eden yatırımını uzun vadeli düzenli kira gelir kaynağına dönüştürmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>KİMTEKS POLİÜRETAN</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge çalışmaları neticesinde tren koltuklarına özel köpük sistemi geliştirdi</strong></p>
<p>Kimteks, Ar-Ge çalışmaları neticesinde raylı sistemler sektöründe kullanılan tren koltuklarına yönelik HR (yüksek elastikiyet) köpük sistemi geliştirdiğini duyurdu. Yeni ürünün, yangın güvenliği, ısı salım hızı ve toksik gaz yoğunluğu testlerini başarıyla geçtiğini belirtti. Raylı sistemler sektörüne yönelik ürün portföyünü genişleterek katma değerli ürün satışlarını artırma yolunda önemli bir inovasyona imza atan Kimteks, yangın dayanımı gibi yüksek güvenlik standartları gerektiren alanlara yönelik malzeme geliştirmesi neticesinde gelirini büyütebilecek.</p>
<p><strong>ALVES KABLO</strong></p>
<p><strong>Kapasitesini büyütecek olan fabrika yatırımında inşaat çalışmalarına geçti</strong></p>
<p>Alves Kablo, Polatlı OSB’de yapmayı planladığı üretim tesisinin saha hazırlıkları kapsamında yaklaşık 1 milyon metreküplük hafriyat alımı için iş makinelerinin çalışmaya başladığını duyurdu. Hafriyat süreci, yatırımın ilk aşamasını oluşturuyor. Firmaların operasyonel yapılarını büyütebilmeleri açısından fiziki altyapılarını genişletmeleri önemlidir. Alves Kablo, yılın ilk çeyreğinde gelirini %65 ve esas faaliyet kârını %149 büyüttü. Dönem sonunda ise net kârını %27 düşürerek 11,2 milyon TL’ye geriletti. Dönem sonu kârın zayıflamasında vergi kalemi etkili oldu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi son bir ayda yüksek ivmeyle çıkarken son hafta kâr satışları etkiliydi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f0bc73d91-1782968508.png" alt="" width="302" height="239" /></strong>Yapı Kredi’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,59 ile toplamda 14,09 milyon lot azalarak 529,8 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 164 ile aynı seviyede. YBE fonu 5,04 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, ZPLIB. F fonu 19,15 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Banka için bugüne kadar 29 aracı kurum öneride bulunurken 13 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Alnus Yatırım 60,55 TL ile verdi. En düşük öneri 42,90 TL ile Tacirler Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-85lik-kaynak-ar-geye-gidiyor-yuzde-209luk-cikis-devam-eder-mi-82314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 85’lik kaynak Ar-Ge&#039;ye gidiyor, yüzde 209’luk çıkış devam eder mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinin-sigorta-giderleri-indirimi-82313</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisi mükelleflerinin sigorta giderleri indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüz devletleri vatandaşlarının sağlık ve sosyal güvenlik ihtiyaç ve kaygıları ile yakından ilgilenmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti de diğer ülkeler gibi insanların bu ihtiyaç ve endişeleri ile yakından ilgili olmuştur. Öncelikle kendisi hastaneler, bakım evleri emekli sandıkları kurma ve işletme gayretinde olmuştur. Bunun yeterli olmadığı endişesi ile kişilerin de sigorta sisteminden yararlanarak kendilerine ek güvence sağlamalarına imkan yaratmıştır. Bu amaçla Gelir VergisiKanunu’nun89.uncu ve 63.ncümaddeleri ile vergi teşviki sağlanmıştır.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre hayat/şahıs sigorta prim ödemelerinin yıllık gelir vergisi matrahının tespitinde beyan edilen gelirlerden indirilebilmesi mümkündür.</p>
<p>Beyan edilen gelirin %15 ini aşıp aşmadığının hesabında, işverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ile GVK’nun 63üncü maddesinin birinci fıkra üçüncü bendi ve 89 uncu madde birinci bendi kapsamında indirim konusu yapılacak prim ödemelerinin toplamı birlikte dikkate alınır.</p>
<p>İndirimlerden, ticari, zirai ve serbest meslek kazancı, ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları dolayısıyla yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükellefler yararlanabilmektedir.</p>
<p>İndirimlerin yapılabilmesi için gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen bir gelirin bulunması ve gerekli diğer şartların yerine getirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Ayrıca,</strong> Gelir Vergisi Kanununun 63. üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine göre ise vergiye tabi aylık ücret matrahının tespitinde, hayat/şahıs sigortaları için ödenen sigorta primleri, belirli şartlar dahilinde aylık ücret matrahından indirilebilmektedir.</p>
<p><strong> Gelir Vergisi Matrahından İndirilebilecek Sigorta Primleri ve İndirim Oranları ve şartları</strong></p>
<p> Gelir Vergisi Kanunu’nun 89 uncu madde birinci bendine göre, yıllık beyanname ile beyan edilen gelirin%15’ini ve asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin%50’si ile ölüm kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primlerinin tamamı gelir vergisi matrahından indirim konusu yapılabilir. Sigorta primlerinin indirilebilmesi için;</p>
<ul>
<li>Beyan edilen gelirin %15’ini ve asgari ücretin yıllık tutarını aşmaması,</li>
<li>Sigortanın Türkiye’de yerleşik ve merkezinin Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması ve</li>
<li>İndirilecek prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması, gerekir.</li>
</ul>
<p> <strong>Sigorta primlerinin gelir vergisi matrahının tespitinde indirime konu edilmesi</strong></p>
<p>Sigorta primlerinin; mükellefin kendisine, eşine ve küçük çocuklarına ait olması gerekmektedir. Bununla beraber, eşlerin ve çocukların da ayrı gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda, eşlerin ve çocukların her biri beyan ettikleri gelirin %15’i ve asgari ücretin yıllık tutarı ile sınırlı olarak sigorta primlerini kendi verecekleri beyannameleri üzerinden indirime konu ederler.</p>
<p>Ancak, İndirime konu birden fazla hayat/şahıs sigorta prim ödemesinin aynı takvim yılı içerisinde birlikte yapılması durumunda, toplam prim ödemelerinin tutarının beyan edilen gelirin %15’i ve asgari ücretin yıllık tutarı ile sınırlı olan kısmı, diğer şartların da sağlanması koşuluyla gelir vergisi</p>
<p>beyannamesi üzerinden indirime konu edilebilecektir.</p>
<p><strong>“Çocuk” veya “küçük çocuk” tabiri</strong>, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, “eş” tabiri ise, aralarında</p>
<p>yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder.</p>
<p> İndirim konusu yapılacak tutarın hesaplanmasında beyan edilen gelir, yıllık gelir vergisi beyannamesinde yer alan indirimler ve geçmiş yıl zararları düşülmeden önceki tutardır.</p>
<p>58.000 TL’nin üzerinde konut kira geliri elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan üçüncü gelir diliminde ücretliler için yer (2026 yılı için 1500.000 TL) tutarı aşanlar, 58.000 TL’lik istisnadan yararlanamazlar.</p>
<p>Konut, taşıt ve tüketici v.b. kredilerin kullanımı sırasında bu kredilere bağlı olarak ilgili bankalarca yapılan hayat sigortası poliçelerine ilişkin ödenen primler, indirim olarak dikkate alınabilecektir.</p>
<p>Mükellefin elde ettiği gelir toplamı (beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı) 2026 yılı için belirlenen 1.500.000 TL’lik istisna haddi tutarını aşmadığında mükellef 58.000 TL’lik istisnadan yararlanabilecek olup 2026 yılı istisna sınırını aşan konut kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir.</p>
<p> <strong>Yıllık beyanname veren</strong> <strong>ücretlilerde hayat/şahıs sigorta prim ödemelerinin durumu</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanununa göre vergiye tabi ücret matrahının tespitinde, şahıs sigortaları için ödenen primlerin elde edilen ücretin %15’ine kadar olan kısmı ücret matrahının tespitinde indirilebilecektir.</p>
<p>İndirim konusu yapılacak primlerin toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını (2026 takvim yılı asgari ücretin yıllık brüt tutarı olan 396.360 TL’yi) aşamaz. Yıl içinde asgari ücret tutarında meydana gelebilecek değişiklikler, indirim yapılacak tutarların hesabında dikkate alınır.</p>
<p>İndirim konusu yapılacak prim tutarının tespitinde esas alınacak ücret, işveren tarafından çalışana hizmeti karşılığında ödenen aylık (maaş), prim, ikramiye, sosyal yardımlar ve zamlar gibi vergiye tabi sürekli nitelikteki ödemelerin brüt tutarlarının toplamı olacaktır.</p>
<p>Yıl içerisinde ücretin safi tutarının hesaplanması sırasında indirim konusu yapılan sigorta prim ödemelerinin, mükellefin yıllık gelir vergisi beyannamesi vermesi durumunda beyanname üzerinden ayrıca indirim konusu yapılması mümkün değildir.</p>
<p> <strong>İşverenler tarafından çalışanları için yapılan şahıs sigortası primlerinin durumu</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanununa göre, işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler ücret sayılmaktadır.</p>
<p>İşveren tarafından ödenen şahıs sigorta primleri ücretliye sağlanan bir menfaat olarak nitelendirilmekte olup çalışanlar adına ödenen şahıs sigorta primlerinin, çalışanlara sağlanan net menfaat (ücret) olarak değerlendirilmesi ve brütleştirilmek suretiyle aylık ücret bordrolarına dahil edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Sigortanın Türkiye’de yerleşik ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması şartıyla, söz konusu primler ücretin safi tutarının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.</p>
<p> Ancak, indirim konusu yapılacak primlerin toplamının, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını (2026 takvim yılı asgari ücretin yıllık brüt tutarı olan 396.360TL’yi) aşmaması gerekir..</p>
<p> <strong>Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları indirim konusu yapılamaz</strong></p>
<p>İşveren ya da ücretli tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, vergiye tabi ücret matrahının tespitinde hiçbir surette indirim konusu yapılamaz.</p>
<p>Yıllık beyanname veren mükellefler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları da yıllık beyannamede, gelir vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılamaz.</p>
<p><strong>Katkı payları ticari kazancın tespitinde söz konusu işverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen primler</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanununun 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendine göre, işverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, ücretle ilişkilendirilmeksizin ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmektedir.</p>
<p>Ancak ,bu kapsamda indirim konusu yapılabilecek tutarın toplamı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır.</p>
<p>Gerek işverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, gerekse Gelir Vergisi Kanununun 63. üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında indirim konusu yapılacak şahıs sigortaları prim ödemelerinin toplam tutarı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını (2026 takvim yılı asgari ücretin yıllık brüt tutarı olan 396.360 TL’yi) aşamayacaktır.</p>
<p><strong>İşverenler tarafından çalışanları için yapılan şahıs sigorta primleri ticari ve mesleki kazançtan indirimi </strong></p>
<p>İşverenler tarafından çalışanları adına ödenen hayat/şahıs sigorta primleri, işle ilgili olarak ticari ve mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen ücret kapsamında olduğundan, Gelir Vergisi Kanununun 40 ve 68 inci maddeleri çerçevesinde ticari ve mesleki kazanç kapsamında indirim konusu yapılabilir.</p>
<p><strong>İşveren tarafından çalışan için bireysel emeklilik sistemi ödemesi ile ücretli tarafından şahıs sigorta primi ödemesinin aynı zamanda olması halinde indirim </strong></p>
<p>İşverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ile çalışan tarafından yapılan prim ödemelerinin toplam tutarı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını (2026 takvim yılı asgari ücretin yıllık brüt tutarı olan 396.360 TL’yi) aşamaz.</p>
<p>Hem işveren tarafından bireysel emeklilik sistemine katkı payı ödemesi hem de ücretli tarafından şahıs sigortalarına prim ödemesinin bulunması ve bunların toplam tutarının yukarıda belirtilen sınırı aşması halinde, indirimin öncelikli olarak ücret matrahının tespitinde mi yoksa ticari kazancın tespitinde mi yapılacağı konusu taraflarca mükerrer indirime izin verilmeksizin serbestçe belirlenebilecektir.</p>
<p><strong>Öte yandan</strong>, sigorta priminin toplu olarak ödenmesi halinde söz konusu primlere ait ödeme</p>
<p>belgesinin işverene ibraz edilmesi şartıyla, ibraz edilen ay da dâhil olmak üzere kalan ay sayısı toplamına bölünerek hesaplanan aylık prim tutarının, her aya ilişkin indirilebilecek azami tutarı ve yıllık asgari ücret tutarını geçmemek kaydıyla ücret matrahından indirim konusu yapılması mümkündür.</p>
<p><strong>Şunu da belirtelim ki</strong>, Sigorta prim ödemelerinin gelir vergisi matrahından indirilmesinin doğru bir şekilde uygulanabilmesi için ödeme tutarı ile tarihinin belgelendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-mukelleflerinin-sigorta-giderleri-indirimi-82313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisi mükelleflerinin sigorta giderleri indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-eylem-planinin-sonrasi-82312</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ eylem planının sonrası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yapay zekâ eylem planı kapsamlı bir yol gösterici ancak bunun hızla değişen bir ortamda başarılı sonuçlara ulaşmayı sağlaması için dinamik süreç yönetimi ile desteklenmesi gerekiyor. Dinamik süreç yönetiminden kastım, biz nihai hedefimize ulaşmak için çalışırken değişen nesnel koşullara en uygun politikaları belirleyerek dalganın üzerinde kalmayı ve aşamalı olarak fayda elde etmeyi sağlamak. İşin ekonomik boyutu, birçoğumuzun yaşadığı “bir yandan okurken bir yandan çalışıyordum” şeklinde anlatılan öğrenme masraflarını kendisi karşılama yaklaşımını, bu alan için de geçerli yaklaşım haline getiriyor. Hizmet sektörünün asıl istihdam alanını yarattığı günümüzde, bu soruyu garsonluk mu yoksa bir yapay zekâ şirketinde çalışmak mı şeklinde sormak gerekiyor. Geçmişte “ben garsonluk yaparak okudum” gibi ifadeler daha saygın kabul edilse de bugün farklı bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor ve bu, sahada yapılan ve daha düşük değerli kabul edilen işleri yadsımıyor.</p>
<p>Günümüzde önemli olan saha bilgisi ile yapay zekâ alanında kullanılan teknolojileri bir araya getirip gerçek sorunlara gerçek çözümler geliştirmek. Bu sorunların başında da bizim bu işe ayırdığımız kaynağın 10 milyar dolar olması geliyor. Bu yazı yazılırken Crunchbase’in güncel bülteninde, Qualcomm’un yapay zekâ yazılım girişimi Modular’ı yaklaşık 4 milyar dolara satın almasından ve çip üreticisi SambaNova’nın 10 milyar dolar değerleme üzerinden 800 milyon dolarlık bir yatırım turunu tamamlama aşamasında olduğundan bahsediliyordu. Bu, bizim bütçemizin yaklaşık yarısına denk geliyor. O zaman bizim için önemli olan, yapay zekâyı kullanarak Türk şirketlerinin büyüklüğünü ve kârını artırmak suretiyle yapay zekâyı bir gelir ve kâr aracı haline getirmek olmalı. Yapay zekânın kendi alanındaki büyük sayılar oyununu oynayacak gücümüz oluşana kadar yapay zekâ dünyasında çaycılık yapmak iyi bir çözüm olabilir. Bunu şaka olarak söylemiyorum; bugüne kadar çalıştığım bütün yapılarda en kritik pozisyon çaycıydı çünkü herkesi tanıyor ve herkesin çayını kahvesini nasıl sevdiğini biliyordu; özellikle de yöneticilerin.</p>
<p>Bir yanı bu olan denklemin diğer yanında kurmay zekâsı ile geleceği öngörüp hedefe büyük oyuncularla aynı zamanda ulaşmanın hesabını yapacak insanlara ihtiyaç var. 1995’te askerlik yaparken uçaksavar bataryalarının hedefi vurmak için uçağın bulunduğu yere değil, gelecekte olacağı yere ateş etmesi gerektiğini öğrenmiştim. İTÜ’de bundan yaklaşık 10 yıl önce gördüğümüz paralel işlemciler bu işi de yapıyordu. İşlemciden biri düşman uçağının rotasını hesaplarken diğeri namluyu buna göre yönlendirerek hedefin vurulmasını sağlıyordu. Bugün yapay zekâ konusunda yapmamız gereken tam olarak bu.</p>
<p>Bunu yaparken de şu konuya karar vermemiz gerekiyor. Paralel işlemcilere mi yatırım yapacağız yoksa uçaksavarı yapay zekâ ile birlikte –geçmişte paralel işlemcilerle yapıldığı gibi- kullanacak insanları mı yetiştireceğiz. Şu anda uçakları füzelerle vurdukları bir dünyada yaşıyor olsak da stratejimizi belirlerken bu eski analojiyi kullanmak daha iyi sonuç veriyor. Bu stratejiyi de dinamik olarak uygulamamız gerekiyor.</p>
<p>Şu andaki dinamikleri ele alırsak; birincisi, demin belirttiğim satın almaların işaret ettiği yön önem taşıyor. Crunchbase’in 30 Haziran tarihli bültenindeki şu değerlendirmeye dikkatinizi çekmek isterim: “Yapay zekâ (AI) dünyası belki de giderek daha büyük modeller geliştirme yarışı olarak başladı; ancak rekabet alanı giderek bu modellerin temelindeki altyapıya kayıyor. Geçtiğimiz hafta bu duruma dair iki önemli gelişme yaşandı: Qualcomm’un AI yazılım girişimi Modular’ı yaklaşık 4 milyar dolara satın alması ve çip üreticisi SambaNova’nın 10 milyar dolar değerleme üzerinden 800 milyon dolarlık bir yatırım turunu tamamlama aşamasında olduğuna dair haberler…”</p>
<p>Bültende önemli bir başlık da, yatırım boyutu ile ilgili: Crunchbase, “AI çıkarım (inference) işlemlerine yönelik talep hızla artarken, GV yönetici ortağı Dave Munichiello, bir sonraki altyapı girişimi dalgasının verimlilik odaklı olacağını belirtiyor: Yani, kıt ve maliyetli işlem gücünden daha fazla değer elde etmek. Munichiello, Crunchbase News ile yaptığı röportajda; AI iş yüklerinin neden "ayrıştırılmış çıkarım" (disaggregated inference) modeline doğru kaydığını, açık kaynaklı modellerin AI altyapısını satın alan ve işleten tarafları nasıl değiştirebileceğini ve donanım ağırlıklı girişimlerin neden hâlâ büyük, bağımsız ve halka açık şirketlere dönüşebileceğine inandığını anlatıyor. Ayrıca, Qualcomm’un geçen hafta duyurduğu satın alma işlemi sayesinde yatırılan sermayenin 10 katı kadar getiri elde etmeye hazırlandıkları Modular’a yaptıkları erken dönem yatırımdan edindikleri deneyimleri de paylaşıyor.” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>ABD’de milyarlarca dolarlık yatırım alan startuplardan bahsederek yapay zekâ alanındaki gerçek dinamikleri anlamamıza yardımcı olan Crunchbase bülteninde dikkat çeken bir diğer başlık da Gilion'ın kurucu ortağı ve CPTO'su Henrik Landgren’in yazısı: “Gilion'ın kurucu ortağı ve CPTO'su Henrik Landgren, kaleme aldığı bir yazıda, yapay zekanın sunum dosyalarını (pitch deck) özetleyebileceğini ve durum tespiti (due diligence) süreçlerini hızlandırabileceğini, ancak hatalı veya yetersiz girdilerin yarattığı sorunları aşamayacağını savunuyor. Spotify'daki analitik liderliği deneyiminden yola çıkan Landgren; en hızlı şekilde sağlam bir kanaate varan firmaların, yapay zekayı yalnızca eski süreçleri daha hızlı yürütmek için kullananlar değil, şirketlerin gerçek işleyişine dair en net görüşe sahip olanlar olacağını belirtiyor.” diye aktarıyor Crunchbase.</p>
<p><strong>Yapay zekâ hayatımızı kurgulamak</strong></p>
<p>“Hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdir.” sözünü çok severim. 29 Haziran’daki katıldığım <strong>Yapay Zekâ Türkiye Platformu (A</strong>ITR) toplantısında sunulan kapsamlı raporu görünce de aklıma bu söz geldi. Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın bültene yansıtılan konuşmasını çerçeveyi anlamanız için aktarıyorum:</p>
<p>Türkiye Bilişim Vakfı ve İstanbul Teknik Üniversitesi liderliğinde, 15'ten fazla öncü kurumun, akademisyenlerimizin ve kamu paydaşlarımızın katılımıyla AITR'yi kurduklarını belirten Eczacıbaşı, “Biz AITR olarak, hantal ve yeni bürokratik yasalar üretmek yerine; ulusal inovasyonu koruyan ama zararlı eylemi cezalandıran proaktif bir yaklaşımı savunuyoruz. Bu doğrultuda, küresel riskleri yönetirken ulusal egemenliği merkeze alan dokuz adımlık stratejik mimarimizi kamuoyunun dikkatine sunuyoruz: Suç Odaklı Yaptırım, Dijital Kalkan, Dengeli Risk Yönetimi ve Kum Havuzu, Egemen AI ve GPU Kredisi, Türkçe Dil Modeli ve Açık Veri, Siber Savunma Entegrasyonu, Eğitim ve İş Gücü Dönüşümü, Şeffaflık Kartları ve Model Künyesi, Otonom Devlet Asistanları. Bütün bu adımları atarken bir dengeyi de gözden kaçırmamak gerekiyor. Kısa vadede egemen yapay zekâ kapasitemizi kurarken, asıl uzun vadeli pusulamızı, yani ‘iyilik için teknoloji' ilkesini de unutmamalıyız: yapay zekânın iklim, eğitim ve biyoçeşitlilik gibi alanlarda topluma ve gezegene gerçek bir fayda üretmesi. Çünkü yapay zekâ uyumu, izole bir yasal görev ya da yalnızca teknik bir parametre olarak kalmıyor; doğrudan ulusal rekabet avantajımızın ve toplumsal refahımızın merkezinde duruyor. AITR tek başına sihirli bir çözüm değil ama doğru sorulara, doğru paydaşlarla, açık ve hesap verebilir biçimde yanıt arayan köklü bir platform.”</p>
<p>AITR<strong> eş başkanları Prof. Dr. Altan Çakır ve Levent Kızıltan’ın ayrıntılarını ele aldığı rapor, girişte yaptığım değerlendirme ile 10 milyar dolarlık bütçe konusuyla başlamam gerektiğini hissettirdi. Ancak Eczacıbaşı’na önemli olduğunu düşündüğüm başka bir soru yönelttim ve zihniyet ile ilgili bu soruya yanıt alabildiğime sevindim. Daha önce bilişim konusunda “Ben bilgisayarların bağırsakları ile hiç ilgilenmedim; toplumda yarattığı değişime odaklandım” diyen Eczacıbaşı yapay zekâya yön verirken yapmamız gerekenleri de kısaca “Çocuklarımızın, torunlarımızın ve onların torunlarının mutlu olmasını nasıl sağlayacağımıza odaklanmamız ve yapay zekâyı nasıl kullanacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Burada neleri elimizde tutacağımızı ve nelerden vazgeçeceğimizi kararlaştırıp yapay zekânın rolünü belirlemeliyiz.” diyor.</strong></p>
<p><strong>Asıl mesele bu. Neleri yapacağız, neleri yapmayacağız ve neleri yapay zekâyı kullanarak yapacağız. Türkiye’nin eylem planını açıklamasının ardından buna karar vermesi gerekiyor. </strong></p>
<p><strong>Konuyu yapay zekâ ile değerlendirince…</strong></p>
<p><strong>Gemini, kendisine biçtiğim rolün hakkını bu sefer fazlaca veremese de, </strong>yapay zekâyı bir teknoloji meselesinden ziyade “milli bağımsızlığın yeni cephesi” olarak tanımlayacağını söyleyerek önemli bir noktaya temas ediyor. Bunu destekleyen bir adımı da eğitimde müfredat devrimi olarak tanımlayan Gemini, “Yapay zekâyı sadece bir ders olarak değil, temel eğitimden itibaren mantık yürütme, algoritmik düşünme ve etik sorgulama üzerine kurulu bir disiplin haline getirirdim.” diyor.</p>
<p>Hakkını veremediği bu profilden vazgeçip başka bir kimlikle AITR raporunu özetlemesini istediğimde şu noktalara işaret ediyor:</p>
<p>Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) çatısı altında faaliyet gösteren Türkiye Yapay Zeka Platformu (AITR), yapay zekanın Türkiye'de geliştirilmesi ve uygulanması konusunda önemli bir "yönetişim, etik ve risk" çerçevesi sunmaktadır.</p>
<p>AITR'nin "Yapay Zekâ - Hızlandırılmış Dönüşüm Çağında Yönetişim, Etik ve Risk" başlıklı raporu ve genel çalışma prensipleri doğrultusunda öne çıkan temel unsurlar şunlardır:</p>
<h3>1. Yönetişim ve Ekosistem İş Birliği</h3>
<p>Raporun ana odak noktalarından biri, yapay zekanın sadece teknik bir konu değil, ekonomik ve toplumsal dönüşümün merkezinde yer alan stratejik bir alan olduğudur.</p>
<ul>
<li>Ortak Akıl: Kamu, akademi ve özel sektör arasında güçlü bir iş birliği ağı kurulması gerektiği savunulur.</li>
<li>Platform Rolü: AITR, farklı paydaşları bir araya getiren "ortak bir platform" olarak, Türkiye'nin yapay zeka ekosisteminde yol haritası belirleyici bir misyon üstlenmektedir.</li>
</ul>
<h3>2. Etik ve Sürdürülebilirlik</h3>
<p>Yapay zeka teknolojilerinin "insan merkezli" ve "güvenilir" bir şekilde geliştirilmesi, raporun temel taşıdır.</p>
<ul>
<li>Güvenilir AI: Teknolojinin herkes tarafından ulaşılabilir ve güvenilir olması gerektiği vurgulanır.</li>
<li>Etik Sorumluluk: Yapay zekanın sadece verimlilik odaklı değil, aynı zamanda toplum refahını ve değerlerini gözeten, etik ilkelere dayalı bir yönetim modeline sahip olması gerektiği belirtilir.</li>
</ul>
<h3>3. Risk Yönetimi ve Teknolojiye Uyum</h3>
<p>Rapor, yapay zekanın beraberinde getirdiği belirsizliklere ve risklere karşı hazırlıklı olmayı hedefler.</p>
<ul>
<li>Hızlandırılmış Dönüşüm: Teknolojinin çok hızlı değiştiği bu çağda, şirketlerin ve kurumların ölçeklenebilir, yeniden kullanılabilir ve yönetişim prensiplerine sahip "platform bazlı" yaklaşımlara geçmesi gerektiği önerilir.</li>
<li>Yol Haritası: Türkiye'nin yapay zekada "egemenlik" kazanabilmesi için yerel yeteneklerin ve teknolojilerin desteklenmesi, gelecek dönemin en kritik gündem maddesi olarak tanımlanır.</li>
</ul>
<p>Özetle: AITR raporu, yapay zekanın sadece teknolojik bir kapasite artışı değil, aynı zamanda güvenlik, etik standartlar ve yönetişim mekanizmalarıyla beraber kurgulanması gereken bir "ulusal strateji" olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p>Bu raporun yaklaşımı, Türkiye'nin Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ile uyumlu bir şekilde, teknolojiyi toplumsal refah ve küresel rekabet gücü için bir "araç" olarak konumlandırmaktadır.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ortamında değişim</strong></p>
<p><strong>Konuya bir kurmay katkısı sağlamak için Gemini ile ele aldığımız bir diğer konuyu, yazının girişinde bahsettiğim gibi yapay zekâ ortamının nasıl değiştiği oluşturuyor. </strong></p>
<p>2026 yılı itibarıyla yapay zekâ, “deney aşamasından” çıkıp iş süreçlerinin "görünmez ve vazgeçilmez bir altyapısı" haline geldiği olgunluk dönemine girmiş durumda. Teknolojinin değişen doğasını şu ana başlıklar altında özetleyebiliriz:</p>
<h3>1. "Araç" Olmaktan "İş Ortağı" Olmaya Geçiş</h3>
<p>Yapay zekâ artık sadece soruları yanıtlayan bir sohbet botu değil; stratejik kararlara katılan, iş akışlarını yöneten ve ekiplerle birlikte çalışan bir "dijital iş arkadaşı" rolünü üstleniyor.</p>
<ul>
<li>Ajan Tabanlı Çalışma: "Multi-agent" (çoklu ajan) sistemleri, karmaşık görevleri insanlar yerine planlıyor, koordine ediyor ve sonuçlandırıyor.Bu sayede çalışanlar rutin işler yerine strateji, yaratıcılık ve insan ilişkilerine odaklanabiliyor.</li>
<li>Performans Yönetimi: Performans değerlendirmeleri artık yılda bir yapılan statik süreçlerden, gerçek zamanlı verilere dayalı, dinamik ve ileriye dönük sistemlere evrildi.</li>
</ul>
<h3>2. Altyapıda "Verimlilik" Dönemi</h3>
<p>Yapay zekânın büyümesi, artık sadece "daha fazla veri merkezi" inşa etmek anlamına gelmiyor; eldeki bilişim gücünü en verimli şekilde kullanma dönemine girildi.</p>
<ul>
<li>Yapay Zeka "Süper Fabrikaları": Bilişim gücünün dünyanın dört bir yanına yayılmış, dinamik ve birbirine bağlı sistemler ("AI superfactories") üzerinden dağıtıldığı bir model benimseniyor.</li>
<li>Hibrit Sistemler: Kuantum hesaplama, süper bilgisayarlar ve yapay zekânın birlikte çalıştığı hibrit yapılar, özellikle bilimsel araştırmalarda (ilaç geliştirme, malzeme bilimi) yeni bir çağ açıyor.</li>
</ul>
<h3>3. Stratejik ve Ekonomik Odak: "Deney Değil, Sonuç"</h3>
<p>İş dünyasında yapay zekâya dair abartılı beklentilerin yerini, somut ve ölçülebilir getiri beklentisi aldı.</p>
<ul>
<li>Maliyet ve Değer: Şirketler, sonsuz pilot projelerden vazgeçip, yapay zekâ yatırımlarının yatırım getirisini (ROI) ve doğrudan iş sonuçlarına etkisini kanıtlamaya odaklanıyor.</li>
<li>Veri Kalitesi: AI modelleri ne kadar gelişirse gelişsin, "kötü veri" girdisiyle başarının imkansız olduğu anlaşıldığı için, artık verinin temizliği ve doğruluğu en kritik stratejik varlık haline geldi.</li>
</ul>
<h3>4. Yeni Paradigma: "Güven ve Özgünlük"</h3>
<p>Yapay zekâ üretimi içeriklerin yaygınlaşmasıyla birlikte, "insan dokunuşu" ve "marka gerçeği" eskisinden daha değerli hale geldi.</p>
<ul>
<li>Güvenilirlik Oyunu: Arama motorları artık bir "anahtar kelime" yarışı değil, "güvenilirlik ve doğruluk" oyununa dönüştü.</li>
<li>Etik Sınırlar: Şirketler, yapay zekayı insan bağlantısının yerini alacak bir araç olarak değil, onu güçlendirecek bir destek unsuru olarak konumlandırıyor.</li>
</ul>
<p>Özetle, 2026 yılı yapay zekanın "heyecandan pragmatizme" geçiş yaptığı, teknolojinin bir "teknoloji konusu" olmaktan çıkıp her sektörün operasyonel kalbine yerleştiği bir yıl olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Aklın yolu bir: Gemini, benim girişte önerdiğim yapay zekâ ile reel sektörü ve reel sorunlaru çözmeye odaklanma yaklaşımını yazının sonunda bana öneriyor. Ben de bu modeli bir kere daha vurguluyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-eylem-planinin-sonrasi-82312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ eylem planının sonrası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayatta-ne-ekersen-onu-bicersin-82310</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayatta ne ekersen onu biçersin…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yatırımcılar, MSCI endekslerini takip ederek dünya genelindeki farklı piyasalar için kolayca yatırım kararları oluşturabilir. Farklı bölgeler ve coğrafyalar için geliştirilen MSCI endeksleri, ilgili pazar segmentlerini detaylı analizlerle yansıtır.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde küresel piyasalarda yatırım kuruluşlarına gösterge niteliğinde önemli borsa endeks verileri sağlamakta olan MSCI (Morgan Stanley Capital International) tarafından Türkiye kritik bir uyarıya tabi tutuldu. İlgili kurum tarafından yapılan ikaz borsa endeksindeki piyasa sınıflandırmasına yönelik olmuştur.</p>
<p>MSCI gelişmekte olan piyasalar endeksi, <strong>24 adet</strong> gelişmekte olan ülkedeki <strong>1.200 adet</strong> büyük yerel borsa şirketlerini kapsamaktadır. Endeksin kapsamındaki şirketlerin toplam borsadaki piyasa değeri <strong>$13 trilyona</strong> yakın durumdadır. Doğal olarak bu kadar büyük bir piyasa değerini temsil etmekte olan endeksin dönemsel performansını portföy yönetimi ve sigorta sektöründe baz almakta olan büyük borsa yatırım fonları bulunmaktadır.</p>
<p>“<strong>%23, Çin %20, Hindistan %11, Brezilya %4</strong> şeklinde iken <strong>Türkiye’nin ağırlığı %0.4</strong> düzeyinde oldukça düşük durumdadır.</p>
<p>Bugünden 20 yıl öncesinde aynı endeks içerisinde borsadaki Türk şirketlerinin ağırlığı <strong>%4</strong> seviyesine kadar yükselmişti. Bu sonuç geçen zaman zarfında sermaye piyasalarında işleri doğru bir şekilde yönetmediğimizin çok somut bir kanıtıdır.</p>
<p><strong>MSCI Endeksi ne işe yarar?</strong></p>
<p>MSCI endeksi nasıl yorumlanır konusu yeni yatırımcılar veya halihazırda alış satış işlemi gerçekleştiren kullanıcılar tarafından sıkça merak edilmektedir. Yatırımcılar, MSCI endekslerini takip ederek dünya genelindeki farklı piyasalar için kolayca yatırım kararları oluşturabilir. Farklı bölgeler ve coğrafyalar için geliştirilen MSCI endeksleri, ilgili pazar segmentlerini detaylı analizlerle yansıtır.</p>
<p>Yatırımcılar, portföylerini dengelemek veya farklı araçlara yatırım yapmak amacıyla MSCI endeks verilerini analiz amaçlı kullanabilir. Dünya genelindeki piyasa verilerini detaylı şekilde takip etmek ve kolayca anlamak için değerli ölçüt olarak tanımlanan MSCI endeksleri, portföy risklerini minimize etmeye de yardımcı olur. Bilinçli ve bilgiye dayalı yatırım kararları almaya yönelik detaylı veriler içeren MSCI endeks ölçütü, çeşitlendirilmiş portföyleri hızlıca yönetmeyi de destekler. Ayrıca, MSCI endeks verileri ilgi duyulan bölgeler hakkında piyasaları daha ayrıntılı görebilmeye katkı sağlar.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>MSCI, en son açıkladığı “<strong>2026 Piyasa Sınıflandırma İncelemesi</strong>” sonuçlarında Türkiye ve Endonezya hisse senedi piyasalarını pay sahipliği şeffaflığındaki eksiklikler ve koordineli işlem şüpheleri gerekçesiyle özel gündem maddesi şeklinde konuyu ele aldı.</p>
<p>MSCI, her iki ülkenin mevcut sorunu gidermek üzere bir aksiyon almakta olduklarını ifade etmekle birlikte, Kasım 2026 MSCI endeks incelemesine kadar net ve şeffaf bir ilerleme gerçekleşmemesi durumunda ilgili ülkelere yönelik olarak <strong>yeniden sınıflandırma danışma sürecinin başlatılabileceğini</strong> belirtmiştir.</p>
<p>Uluslararası kurumsal yatırımcılar, bazı küçük ölçekli halka açık şirketlerle yakın ilişkili fon varlıklarını kapsayan olası koordineli işlem davranışlarına ilişkin tekrar eden bir takım şüpheli örnekleri MSCI'a aktardıkları düşünülmektedir. Bu uygulamaların, söz konusu şirketlerin <strong>halka açık hisse oranı</strong> (serbest dolaşım) miktarlarını <strong>yapay biçimde şişirdiği</strong> öne sürülmektedir. MSCI, söz konusu endişelerin uluslararası kurumsal yatırımcıların gerçek serbest dolaşım miktarını değerlendirme ile portföy oluşturma ve endeks benzetimi amaçlı <strong>piyasa fiyatlarına güvenme</strong> <strong>kapasitelerini ciddi ölçüde kısıtladığını</strong> ifade etmektedir.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Öncelikle yapılan uyarı oldukça önem arz eden, sorumluların üzerinde kapsamlı bir şekilde çalışmalarını gerektire Türkiye Sermaye Piyasasının geleceği yönünden mihenk taşı sayılabilecek bir konudur.</p>
<p>Bilindiği üzere MSCI, uluslararası sermaye piyasalarındaki hisse senetlerinin performansını ölçmek amacıyla oluşturulmuş, Dünya çapında binlerce şirketi kapsayan önemli bir endeks sağlayıcısıdır.</p>
<p>Dünya genelindeki yatırımcılar, MSCI tarafından oluşturulan bu endeksleri kullanarak küresel piyasa trendlerini takip etmektedir. Kurum tarafından hazırlanan en bilinen endekslerden bazıları şunlardır;</p>
<p><strong>MSCI Dünya Endeksi</strong>: Gelişmiş ülkelerdeki büyük ve orta ölçekli şirketlerin hisse senetlerini izlemektedir.</p>
<p><strong>MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi</strong>: Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ekonomilerdeki piyasa performansını ölçmektedir.</p>
<p><strong>MSCI Türkiye Endeksi:</strong> Türkiye piyasasındaki büyük ve orta ölçekli şirketlerin performansını yansıtır ve küresel yatırımcılar tarafından Türkiye'ye yönelik yatırımların kıyaslanmasında birincil referans olarak kullanılır.</p>
<p>Endeks kapsamındaki şirketler ve ağırlıkları, piyasa değerleri ve likidite gibi kriterler doğrultusunda <strong>yılda dört kez</strong> (genellikle Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarında) kapsamlı bir şekilde gözden geçirilir. Bu güncellemeler, ilgili ülkelerdeki borsalar üzerindeki yabancı porföy giriş çıkışları açısından zaman zaman önemli hareketlilikler oluşturabilir.</p>
<p>MSCI Gelişmiş Ülkeler Endeksi içerisinde ABD, Kanada, Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya, İspanya..vs. şeklinde birçok Avrupa ülkesi yer alırken, Singapur, Avustralya, Hong Kong, Japonya şeklinde Asya ülkeleri de bulunmaktadır.</p>
<p>MSCI Gelişmekte Olan Ülkeler Endeksi içerisinde Brezilya, Meksika, Şili, Yunanistan, Mısır, Macaristan, Güney Afrika, Türkiye, BAE gibi ülkeler yer almaktadır.</p>
<p>MSCI Sınır Ülkeler Endeksi içerisinde ise, Bahreyn, Benin, Kenya, Kazakistan, Nijerya, Senegal, Tunus gibi bir çok az gelişmiş ülkeler bulunmaktadır.</p>
<p>Yıllardır piyasalarda yaşanmakta olan bu tür çalkantılardan sonra Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yeni bir mevzuat değişikliğini gündemine aldı. Söz konusu düzenleme kapsamında, gerçek yararlanan sahipliği zaten serbest dolaşım dışında tutulan taraflara ait fon varlıklarının borsanın serbest dolaşım hesaplamalarından çıkarılması öngörülmektedir.</p>
<p>MSCI ise, bu gelişmeyi önemli bir adım bulmakla birlikte, <strong>piyasa katılımcılarının düzeltilmiş hesaplamaların fiili yansımalarını</strong> görmek istediklerini aktardı. Uluslararası yatırımcılar ayrıca yararlanan sahipliğin ayrıntılı ve zamanında açıklanması, koordineli işlem davranışına karşı güçlü gözetim ve uygulama mekanizmaları ile yapısal olarak bozulmuş serbest dolaşım sergileyen menkul kıymetlerin tespiti için şeffaf ve kurala dayalı bir çerçeve talep etmektedir.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler olanca hızıyla devam ederken sosyal medya hesapları arasında dolaşırken <strong>@vobtrader</strong> hesabı altında görece küçük pay sahipliğine sahip şirketlerin piyasa değerlerindeki olağanüstü yükselişler neticesinde BİST endeksi üzerindeki etkisi üzerine görüş alışverişinin yapıldığını gördüm. MSCI ikazı ile ilintili bir konu olması hasebiyle konuyu gündemde tutmakta yarar var</p>
<p>Örneğin 2026 başı itibarıyla BİST.30 endeksine ASELS şirketinin %13, BIMAS şirketinin %9, DSTKF şirketinin %9, THYAO şirketinin %7 şeklinde etkide bulunmakta olduğunu görüyoruz. Burada veri sağlayıcısı kurumların borsadaki şirketlerin güncel piyasa değerleri üzerinden geriye dönük bir statik ağırlıklandırma yaparak borsa endeks payına ilişkin sonuç üretmelerinin doğru olmadığını hatırlatmak isterim.</p>
<p>Bu tartışmalarda dikkat edilmesi gereken nokta şirket piyasa değerlerinin geriye dönük olarak günlük olarak değişmesi, fiili dolaşımdaki pay sayısının geriye dönük olarak bugüne kıyasla fark etmiş olabilmesi gibi nedenlerden dolayı endeks ağırlıklarının tarihsel bir sabitliğe sahip olamayacağı gerçeğini unutmamak gerektiğidir.</p>
<p>Neticede <strong>bir hissenin fiili dolaşımdaki pay senedi piyasa değeri, fiili dolaşımdaki pay senedi sayısı ile hissenin piyasa fiyatının çarpımından</strong> oluşmaktadır.</p>
<p>Hisse senedinin endeks içerisindeki ağırlığı ise, <strong>hissenin fiili dolaşımdaki pay senedi piyasa değerinin endeks içerisindeki tüm hisse senetlerinin toplam fiili dolaşımdaki pay sayısına bölümü</strong> ile hesaplanmaktadır.</p>
<p>Dolayısı ile hisse senedinin bir yıl önceki değerinden türetilen endeks ağırlığı ile aynı hisse senedinin bugünkü endeks ağırlıklarının eşit olmaması gerekir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yabancı yatırımcılar absürtlüklere seyirci kalmayı tercih ediyor</strong></span></p>
<p>Her şey bir günde yaşanmadı ki... Öncelikle yıllar önce sermaye piyasalarından yabancı sağlam kurumsal yatırımcılar çıktı, piyasalarda hızla derinlik ve likidite kayboldu, borsadaki manipülasyon suçlarında artışlar yaşandı, küçük hisse senetlerinin fiyatlarında %1.000’leri aşan, yatırım fon getirilerinde %10.000’leri bulan olağanüstü artışlar gerçekleşti. Yabancı yatırımcılar doğal olarak 2013’ten bugüne kadar gerçekleşen tüm bu absürtlüklere günümüzde seyirci kalmayı tercih ediyor. Bundan sonrası için artık ne diyebiliriz ki neye niyet neye kısmet…</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.yf.com.tr/yf-akademi/blog/%20msci-endeksi-nedir</p>
<p>2 https://tr.investing.com/news/economy-news/mscin-2026-piyasa-snflandrma-incelemesinde-turkiyeye-kritik-uyar-3954934</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayatta-ne-ekersen-onu-bicersin-82310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/0/1280x720/piyasa-finans-1782967730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayatta ne ekersen onu biçersin… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-kobiler-icin-luks-degil-bir-gerekliliktir-82309</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik, KOBİ’ler için lüks değil, bir gerekliliktir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde küresel iklim krizi, kaynak kıtlığı, artan düzenlemeler ve tüketicilerin çevre bilinci, işletmeleri kökten değiştirmeye zorluyor.</p>
<p>Özellikle KOBİ’ler için sürdürülebilirlik artık bir “iyi niyet” meselesi olmaktan çıkıp, hayatta kalma ve rekabet avantajı kazanma zorunluluğu haline geldi.</p>
<p>Üretimde ve ürün geliştirmede sürdürülebilir stratejiyi ilke edinmek, KOBİ’lerin geleceğini belirleyecek en kritik yaklaşımdır.</p>
<p><strong>Neden Sürdürülebilirlik KOBİ’ler İçin Bir Lüks Değil, Bir Gereklilik?</strong></p>
<p>Türkiye’de KOBİ’ler ekonominin omurgasını oluşturuyor; istihdamın yaklaşık %70’ini sağlıyor ve toplam işletmelerin %99’undan fazlasını temsil ediyor.</p>
<p>Ancak birçok KOBİ hâlâ kısa vadeli maliyet odaklı düşünerek, çevreye ve topluma duyarlı üretimden uzak duruyor.</p>
<p>Oysa sürdürülebilirlik, uzun vadede maliyetleri düşürür, yeni pazarlar açar ve marka değerini artırır.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması (CBAM) gibi düzenlemeler, ihracat yapan KOBİ’leri doğrudan etkileyecek.</p>
<p>Sürdürülebilir olmayan üretim yapan firmalar, yakın gelecekte pazar kaybedecek veya ek vergi ve cezalara maruz kalacak.</p>
<p>Tüketiciler ise özellikle Z ve Alfa kuşakları, çevre dostu ürünleri tercih ediyor.</p>
<p>McKinsey ve diğer araştırmalara göre, sürdürülebilir ürünlere prim ödeyen tüketici oranı hızla artıyor.</p>
<p><strong>Üretimde Sürdürülebilir Stratejiler</strong></p>
<p>Kaynak Verimliliği ve Döngüsel Ekonomi</p>
<p>Atık azaltma, su ve enerji tasarrufu öncelikli olmalı.</p>
<p><strong>Örneğin:</strong></p>
<p>Atıkların geri dönüşüme veya yeniden kullanıma kazandırılması (zero waste yaklaşımı).</p>
<p>Yenilenebilir enerjiye (güneş, rüzgar) geçiş.</p>
<p>Su geri kazanım sistemleri kurmak.</p>
<p>Tedarik Zinciri Şeffaflığı</p>
<p>KOBİ’ler tedarikçilerini sürdürülebilirlik kriterlerine göre seçmeli.</p>
<p>Yerel ve etik tedarikçiler tercih edilmeli.</p>
<p>Blokzincir gibi teknolojilerle izlenebilirlik sağlanabilir.</p>
<p><strong>Yeşil Üretim Teknolojileri</strong></p>
<p>Enerji verimli makineler, otomasyon ve IoT sensörleri ile üretim süreçlerini optimize etmek.</p>
<p>Bu yatırımlar ilk etapta maliyetli görünse de, enerji faturasında %20-40 tasarruf sağlayabilir.</p>
<p>Ürün Geliştirmede Sürdürülebilir Yaklaşım (Eco-Design)</p>
<p>Ürün geliştirme aşaması, sürdürülebilirliğin en etkili olduğu noktadır.</p>
<p>Çünkü bir ürünün çevresel etkisi %80’i tasarım aşamasında belirlenir.</p>
<p>Yaşam Döngüsü Analizi (LCA): Ürünün ham maddeden, kullanıma ve atık aşamasına kadar tüm etkisini ölçmek.</p>
<p><strong>Modüler ve Tamir Edilebilir Tasarım</strong>:</p>
<p>Ürünlerin kolayca onarılması, parçalarının değiştirilmesi.</p>
<p>Bu, ömrünü uzatır ve atığı azaltır.</p>
<p><strong>Biyobozunur ve Geri Dönüştürülebilir Malzemeler:</strong></p>
<p>Plastik yerine biyoplastik, geri dönüştürülmüş kumaş veya ahşap bazlı alternatifler.</p>
<p>Fonksiyonel ve Minimalist Tasarım: Gereksiz ambalajı azaltmak, çok fonksiyonlu ürünler üretmek.</p>
<p>Örnek: Bir mobilya KOBİ’si, mobilyalarını modüler tasarlayarak hem nakliye maliyetini düşürebilir hem de müşteriye “kendin monte et” seçeneği sunarak sadakati artırabilir.</p>
<p><strong>Türkiye’den  Bazı Başarılı KOBİ Örnekleri</strong></p>
<p>Tekstil KOBİ’leri organik pamuk ve geri dönüştürülmüş iplik kullanarak Avrupa pazarında fark yaratıyor.</p>
<p>Gıda sektöründe yerel ve mevsimsel hammaddelerle çalışan firmalar, karbon ayak izini düşürerek “sürdürülebilir Türk lezzeti” markası oluşturuyor.</p>
<p>Uluslararası: Patagonia veya Interface gibi firmalar, KOBİ’lere ilham veriyor.</p>
<p>Interface halı şirketi, “Mission Zero” ile sıfır negatif etki hedefine ulaştı ve kârlılığını artırdı.</p>
<p><strong>Uygulamada Karşılaşılan Zorluklar ve Çözümler</strong></p>
<p>Maliyet Endişesi: İlk yatırımlar yüksek gelebilir.</p>
<p><strong>Çözüm</strong>: KOSGEB, TÜBİTAK ve AB fonları gibi destek programlarını kullanmak.</p>
<p><strong>Yeşil Dönüşüm çağrıları sıkça açılıyor.</strong></p>
<p>Bilgi ve Uzmanlık Eksikliği: Eğitim ve danışmanlık almak.</p>
<p>Sürdürülebilirlik raporlaması için basit araçlar (örneğin ISO 14001) yeterli başlangıçtır.</p>
<p><strong>Ölçek Küçüklüğü</strong>: KOBİ’ler tek başlarına zorlanabilir.</p>
<p> İşbirlikleri, kümelenmeler ve kooperatifler güçlü bir çözüm sunar.</p>
<p><strong>Adım Adım Sürdürülebilir Strateji Oluşturma Rehberi</strong></p>
<p><strong>Durum Analizi:</strong> Karbon ayak izinizi ölçün, atık envanteri çıkarın.</p>
<p>Vizyon Belirleme: Üst yönetimden başlayarak “sürdürülebilirlik ilkesi”ni şirket kültürüne yerleştirin.</p>
<p><strong>Kısa ve Uzun Vadeli Hedefler:</strong></p>
<p>1 yılda %20 enerji tasarrufu, 3 yılda tüm ambalajı geri dönüştürülebilir hale getirme gibi.</p>
<p><strong>Uygulama ve İzleme:</strong> KPI’lar (Anahtar Performans Göstergesi) belirleyin, düzenli raporlayın.</p>
<p>İletişim: Müşterilere, tedarikçilere ve çalışanlara sürdürülebilirlik hikâyenizi anlatın.</p>
<p>Şeffaflık marka değeri yaratır.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik, Yeni Rekabet Üstünlüğüdür</strong></p>
<p>KOBİ’ler üretimde ve ürün geliştirmede sürdürülebilir stratejiyi ilke edindiklerinde, sadece çevreye ve topluma katkı sağlamaz; aynı zamanda daha dayanıklı, yenilikçi ve kârlı işletmelere dönüşür.</p>
<p>Kısa vadeli düşünen firmalar zamanla pazar dışı kalırken, sürdürülebilirlik odaklı KOBİ’ler yeni nesil müşterileri, uluslararası fonları ve yetenekli çalışanları kendine çeker.</p>
<p>Artık soru<strong> “Sürdürülebilirlik için zamanımız var mı?</strong>” değil.</p>
<p>Soru şu: <strong>Bu dönüşümü ne kadar hızlı ve etkili yapacağız?</strong></p>
<p>KOBİ sahipleri ve yöneticileri, bugün harekete geçerek yarının kazananı olabilir.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bir maliyet değil, geleceğe yapılan en akıllı yatırımdır.</p>
<p>Üretimde kalite, verimlilik, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik birlikte ele alındığında hem ulusal hem de uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir rekabet avantajı elde edilecektir.</p>
<p>Geleceğin başarılı işletmeleri yalnızca daha fazla üretim yapanlar değil; doğal kaynakları koruyan, enerji verimliliğini artıran, yenilikçi ürünler geliştiren ve toplumsal fayda oluşturan işletmeler olacaktır. Bu nedenle KOBİ'ler sürdürülebilirliği geçici bir proje olarak değil, kurumun tüm karar süreçlerini yönlendiren temel bir yönetim ilkesi olarak benimsemelidir.</p>
<p>Bugün bu dönüşümü gerçekleştiren KOBİ'ler yarının küresel rekabetinde söz sahibi olacak; gecikenler ise artan maliyetler ve değişen pazar koşulları karşısında ayakta kalmakta zorlanacaktır.</p>
<p>Güçlü ekonomi, güçlü sanayi ve güçlü ihracat hedeflerine ulaşmanın yolu; çevreye duyarlı, yenilikçi ve sürdürülebilir üretim anlayışını benimseyen KOBİ'lerden geçmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak, sürdürülebilir üretim ve sürdürülebilir ürün geliştirme artık bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluktur.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-kobiler-icin-luks-degil-bir-gerekliliktir-82309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/6/1280x720/yesil-surdurulebilir-ekonomi-cevre-dostu-1770098423.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik, KOBİ’ler için lüks değil, bir gerekliliktir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bati-cine-karsi-savasi-kazanabilir-mi-82308</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı, Çin’e karşı savaşı kazanabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Durdurulamayan Çin dalgası karşısında Batı ekonomileri ne yapacaklarını bilemez hale düşmüş durumdalar. Sonunda Paul Krugman gibi serbest ticareti savunan ve Trump’ın korumacı ve merkantalist politikalarına karşı olan bir akademisyen bile gümrük vergilerini bir çözüm olarak görmeye ikna olmuş vaziyette.</p>
<p>Ben (tabii oldukça abartarak da olsa) Batı’nın düşmekte olan durumu, SSCB’nin yıkılmadan önceki son 20 senesinde düştüğü duruma benzetiyorum. O dönemde SSCB de sanayisini savunmak için kendini uluslararası ticarete neredeyse tamamen kapamıştı. Ancak, bu durum SSCB’nin tamamen hantallaşmasına yol açmış, ürettiği ürünler teknolojik olarak geri kalmaya başlamış ve kalitesizleşmişti.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada Batı kendi yatırım imkanlarını geliştirmek, şirketlerini teşvik etmek, ortak sanayi politikaları geliştirmek yerine gümrük vergilerini yükseltmek gibi basite kaçan korumacı politikaları yeğliyor. Neymiş? Bu şekilde kendi sanayileri korunacak ve gelişecekmiş. Belki bundan daha da önemlisi Çin’in ihracatını baltalayarak ona diz çöktüreceklermiş. Ancak Çin, Batı pazarına bağımlılığını çoktan kritik seviyelerin altına indirdi. Afrika, Latin Amerika, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri artık sadece Çin'in hammaddesini tedarik etmiyor; Çin’in otomobillerini, akıllı telefonlarını, 5G altyapısını ve nükleer reaktörlerini satın alıyor. Ayrıca Çin Küresel Güney'e sadece mal satmıyor, teknolojik standartları da belirliyor. Afrika'da ray aralığını, telekomünikasyon altyapısını veya dijital ödeme sistemlerini Çin standartlarına göre kurduğunuzda, o coğrafyayı önümüzdeki 50 yıl boyunca Batı rekabetine tamamen kapatmış oluyorsunuz.</p>
<p>Batı Çin ile ekonomik bir savaşa girerken onun ekonomik sistemini de bir türlü algılayabilmiş değil, çünkü kullandıkları tezler tamamen Batı’daki egemen sınıfların sistemi kendi lehlerinde kullanmaya yarayan uydurma tezler. Bu uydurma tezleri Çin ekonomisine uygulamaya kalktığınızda da taşa tosluyorsunuz. Örneğin, en basitinden, Batı’da yatırımlar tasarrufların bir fonksiyonu olarak görülür. Çin ise aslında yatırımların tasarrufu yaratığını biliyor ve buna göre hareket ediyor. Çin Merkez Bankası ve dev devlet bankaları, tamamen devletin planlama araçlarıdır. Devlet stratejik bir sektöre (örneğin güneş paneli, batarya veya kuantum) yatırım kararı aldığında, banka sistemi bilgisayar ekranında o krediyi yoktan var ediyor.</p>
<p>Çin’in yatırımlara yaklaşımı tam bir "teknokratik dirijizm" (devlet güdümlü yönlendirme) örneği. Batı’daki gibi spekülatif "hype" döngülerine (her hafta değişen yapay zeka balonu ya da SpaceX’in  popülist Mars vaatleri) kapılmak yerine, 5 ve 10 yıllık planlarla doğrudan fiziksel ve stratejik dünyaya yatırım yapıyorlar. Çin patent ve akademik makale sayısında da lider duruma gelmiş durumda. Mühendislik ordusu da çok güçlü artık. Batı’da en parlak beyinler Wall Street’te daha karmaşık algoritmik trade botları yazmak veya Silikon Vadisi'nde insanları reklamlara tıklatmaya ikna etmek için harcanırken; Çin’de bu kalifikasyondaki iş gücü yarı iletken üretimi, nükleer füzyon ve endüstriyel otomasyon gibi "sert" (hard tech) alanlara kanalize ediliyor.</p>
<p>Öte yandan, Batı’nın gümrük duvarları ile yaratmaya çalıştığı korumacılığın Batı’daki yatırımları otomatik olarak artıracağı da meçhul. Aşırı finansalizasyon ve rantiye kapitalizmine esir olmuş bir Batı’nın kolektif hareket ederek kendini bu çok farklı eksene kaydırması pek mümkün gözükmüyor. En azından hâlâ Batı’da hükmeden güç odakları bu kafa yapısında değil. Hâlâ kısa vadeli finansal kârlara odaklılar. (Örneğin, Almanya’da bile yalnızca 2023 yılında, Çin'in elektrikli araç furyası çoktan başlamışken, üç büyük otomobil üreticisi kârlarını çok ihtiyaç duyulan yatırımlara aktarmak yerine 31 milyar euro temettü ödemeyi tercih etti.)</p>
<p>Ancak meçhul olmayan bir şey ise Batı’daki hanehalklarının daha kalitesiz ürünlere mahkum olacağı, orta sınıfların artan fiyatlar nedeniyle alım gücünün daha da düşeceği ve zaten kötü durumda olan gelir dağılımının daha da bozulacağı, ki tüm bu durumları şimdiden yaşamaktalar. Belki de tıpkı 1980'lerin SSCB'sindeki bir vatandaşın Mercedes'e ve Walkman’e özenmesi gibi; 2050'lerin bir Amerikalı veya Avrupalı genci de Küresel Güney'deki akıllı ve ucuz Çin teknolojilerine, robotik sistemlerine ve yaşam kalitesine özenerek bakacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bati-cine-karsi-savasi-kazanabilir-mi-82308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı, Çin’e karşı savaşı kazanabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatali-gecikme-faiz-veya-zamminda-duzeltme-yolu-82307</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatalı gecikme faiz veya zammında düzeltme yolu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hemen her hukuk dalı, kendi açısından “hata” kavramına yer vermiştir. Hata, ceza hukukunda suçun unsurlarına bağlı olarak ve özellikle yanılma hali ile dikkate alınırken, borçlar hukukunda iradeyi sakatlayan bir hâl olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Hata hâli ve kavramı Vergi Usul Kanunumuzda da yer bulmuş ve Kanunun 116. maddesinde “vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır.</p>
<p>Hatanın yukarıdaki şekilde genel bir tanımından sonra izleyen maddelerde hata, hesap hataları ve vergilendirme hataları olmak üzere iki ana türe ayrılmıştır. Kanun matrahta veya vergi miktarında yapılan hatalarla mükerrer vergi tarhını hesap hatası olarak kabul etmiştir. Kanunda vergilendirme hataları ise mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, mevzuda hata ve vergilendirme yahut muafiyet döneminde hata şeklinde sayılmıştır (VUK md. 117 ve 118).</p>
<p>Görüldüğü gibi, vergi hukukunda hatadan söz edebilmek için, varlığı ileri sürülen hataların bu aktardığımız hâllerden birisinin kapsamı içerisinde yer alması gerekmektedir.</p>
<p>Hatanın genel tanımından ve izleyen maddelerdeki türlerinden hareketle Vergi Usul Kanununun hata müessesesini sadece vergi aslı yönünden kabul ettiği gibi bir izlenim doğmaktadır. Ancak Kanunun 375. maddesinde “vergi cezalarında yapılan hatalar, bu Kanunda vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre düzeltilir” hükmü ile hata ve düzeltme usulünün vergi cezaları için de uygulanabileceği vurgulanmıştır.</p>
<p>Bizim bu gün üzerinde tekraren duracağımız konu ise vergiye bağlı fer’i alacaklar (gecikme faizi ve zammı) için de hata ve düzeltme usulünün uygulanıp uygulanamayacağıdır. Konuya tekrar değinmemin sebebi, vergi dairelerinin bu konuda farklı uygulamalar içerisinde olmasıdır.</p>
<p><strong>Gecikme faizinde düzeltme yolu</strong></p>
<p>Önce gecikme faizi ile başlayalım. Gecikme faizinin de bir fer’i alacak olmasının ötesinde Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiş ve tarh usulü belirlenmiş bir kamu alacağı olması sebebiyle hata ve düzeltme müessesesinin kapsamı içerisinde olması gerektiği düşüncesindeyim. Nitekim ikale sözleşmesinden doğan verginin hata ve düzeltme hükümlerine göre faizi ile iadesinde faiz talebinin reddi üzerine konuya ilişkin olarak Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 02.03.2022 tarih E.2022/1, K.2022/4 sayılı kararında asıl alacaktan ayrı ve bağımsız olarak faiz ödenmesi isteminin düzeltme ve şikayet başvurularına konu edilebileceği yönünde hüküm kurmuştur. Kararda; <em>“Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin (4) numaralı fıkrasından faizin, haksız veya fazla tahsil edilen vergi kapsamında değerlendirilmesi gereken yasal bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda fazladan tahsil edilen verginin iadesi tam olarak yerine getirilmediğinden iade işlemindeki eksikliğin giderilmesi ve işlemiş olan faizin ödenmesi istemiyle, asıl alacağın iadesine ilişkin öngörülen düzeltme zamanaşımı süresi içinde, iadeden ayrı ve bağımsız olarak düzeltme ve şikâyet yoluna başvurulmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu olaylarda, başvurucular tarafından ikale sözleşmesi uyarınca yapılan ek ödeme üzerinden kesilen gelir vergisinin tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle yapılan düzeltme başvurusu faiz talebi yönünden kısmen reddedilmiştir. Bunun üzerine faiz ödenmeksizin başvuruculara iade edilen vergiler için işlemiş olan faizin ödenmesi istemiyle yapılan şikâyet başvuruları iade talebinden ayrı ve bağımsız olarak faiz talep edilmesi olarak değerlendirilemeyecektir.” </em>şeklinde açıklamalardan sonra “<em>açıklanan hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, haksız olarak tahsil edilen verginin iadesi üzerine iade edilen vergiden bağımsız olarak ve tek başına faiz ödenmesi istemiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 116 ve devamı maddeleri uyarınca düzeltme ve şikâyet yoluna başvurulabileceği” yönünde giderilmesine”</em> şeklinde sonuca varılmıştır.  </p>
<p>Görüldüğü gibi Danıştay Vergi Dava Daireleri Kuruluna göre de mükelleflerin sadece faiz talebiyle dahi hata ve düzeltme hükümlerinden yararlanması mümkündür. Bu durumda hatalı veya fazla gecikme faizi hesaplanan hallerde de gecikme faizinin hata ve düzeltme hükümlerine göre düzeltilmesinin istenebileceği açıktır. Bu husus özellikle 2 no’lu Vergi Ceza İhbarnamesi ile tarh edilen gecikme faizinin hatalı hesabına karşı kullanılabilecek bir hukuki yol olması bakımından önemlidir. </p>
<p><strong>Gecikme zammında düzeltme yolu</strong></p>
<p>Ancak gecikme zammı konusunda hata ve düzeltme hükümlerinden yararlanmak mümkün değildir. Bilindiği gibi gecikme zammı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda düzenlenmiştir. Gerek Danıştay kararlarında gerek doktrinde baskın görüş, 6183 sayılı Kanuna tabi işlemlerde hata ve düzeltme yolunun kullanılamayacağı yönündedir. Geçmişteki bir yazımda da bahsettiğim üzere bu görüşün ve özellikle yargı anlayışının aşağıdaki gerekçelere dayandığı görülmektedir.</p>
<p>- 213 sayılı Kanunda düzenlenmiş hata ve düzeltme hükümlerinin 6183 sayılı Kanuna göre tesis edilen işlemleri kapsamadığı,</p>
<p>- 6183 sayılı Kanunda konuya ilişkin olarak 213 sayılı Kanuna ilişkin bir atfın da bulunmadığı,</p>
<p>- (Ödeme emrine ilişkin olarak) ödeme emrinin vergi borcunun artık ödenmesi gereken safhaya gelmesinden sonra düzenlendiği,</p>
<p>- 6183 sayılı Kanunun 213 sayılı Kanuna nazaran çok daha geniş bir kapsama sahip olduğu ve hemen hemen bütün kamu alacaklarının bu Kanuna tabi olduğu, vergi alacaklarında hata ve düzeltme müessesesinin geçerliliğinin kabulü halinde diğer kamu alacakları ile vergi alacaklarının tahsil usulü konusunda bir ayrım ve eşitsizlik oluşacağı.</p>
<p>Bu nedenlerle de gecikme zammına ilişkin konularda Vergi Usul Kanununun hata ve düzeltme hükümlerinden yararlanmak kanaatimce mümkün değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatali-gecikme-faiz-veya-zamminda-duzeltme-yolu-82307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatalı gecikme faiz veya zammında düzeltme yolu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-var-mi-82306</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarı var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Haziran enflasyonunun yüzde 1’in biraz altında açıklanacağı tahmin ediliyor. Yüzde 0,9 gelirse yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 32’ye inecek. Bu durumda Haziran 2023’te yüzde 50-55 bandında olan enflasyon üç yılın sonunda yaklaşık 20 puan gerilemiş olacak. Buna başarı demek mümkün mü? Nereden baktığınıza bağlı. “20 puan düşürdük” derseniz başarı gibi görünür; “üç yılda yalnızca 20 puan düşürdük” derseniz tablo o kadar parlak değil.</strong></p>
<p>Nasreddin Hoca fıkrasındaki sözü hatırlayalım: Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun? 2022 öncesinde İTO’nun yayımladığı İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi ile ölçülen yıllık enflasyon ile TÜİK’in açıkladığı tüketici enflasyonu arasında istatistiki olarak bir fark yoktu. Sonrası malum; ‘Rasyonele geçiş’ kod adlı programın başladığı tarihe kadar aradaki fark çarpıcı biçimde açıldı. İki enflasyon arasındaki aylık farkların Ocak 1994-Aralık 2021 dönemindeki ortalaması 0,7 puan, standart sapması ise 1,99. Ocak 2022- Mayıs 2023 döneminde bu değerler sırasıyla 16,7 puan ve 8,35 oldu. Son birkaç yıldır bu gariplik ortadan kalktı.</p>
<p>Bu durumda, uygulanmakta olan eksik programın enflasyon açısından başarısına hakkaniyetli biçimde bakmak için başlangıçtaki (Haziran 2023) enflasyonu TÜİK’in yüzde 38,2 olarak açıkladığı değeri değil de ondan 17 puan yüksek olan İTO’nun açıkladığı enflasyona yakın bir değeri almakta yarar var. Çok hassas bir ölçüm yapma imkânı yok elbette. Bu durumda,  Haziran 2023’te yıllık enflasyonun yüzde 50-55 aralığında bir yerde olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45f32f0b4c1-1782969135.png" alt="" width="668" height="487" /><strong>Hazira enflasyonunda </strong><strong>%1’in biraz altı bekleniyor</strong></p>
<p>Yarın haziran ayı enflasyonu açıklanacak. Günlük veriler toplayarak tahmin yapan değerli araştırmacılar var. Onların sosyal medyadan duyurdukları tahminler yüzde 1’in biraz altında bir enflasyon açıklanabileceğine işaret ediyor. Yüzde 0,9 olsa, yıllık enflasyon yüzde 32 olur. Öyle olduğunu kabul edelim. Bu durumda Haziran 2023’te Yüzde 50-55 civarında bir yerde olan enflasyon üç yıl sonra yüzde 32’ye inmiş olacak. Yaklaşık 20 puanlık bir azalma söz konusu.</p>
<p>Başarı mı? Nereden baktığınıza bağlı: “20 puan düşürdük” ise başarı. “Üç yılda 20 puan düşürdük”: Başarı değil. “Başladığımızda dünyanın yedinci en yüksek enflasyonuna sahip ülkeydik, şimdi de öyle”: Başarı değil. Bitmedi elbette: Tamam, Haziran 2026’da yüzde 32 ama son aylardaki gidişat nasıl? Düşme eğilimi gösterdi mi? Ne gezer? Mayıs 2025’ten bu yana, farklı bir ifadeyle, son 14 ayda enflasyon belirgin bir katılık gösteriyor. Ortalaması yüzde 32,5. Böyle bakınca da bir başarı olmadığı ortada.</p>
<p>Yine bitmedi: Daha önemlisi, enflasyonun bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği. Varsayalım ki Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi sayısı savaş öncesindeki sayılara yaklaşsın ve böylelikle ihtiyati nedenlerle stoklarda tutulan petrol miktarı normale dönmese de normale yaklaşsın. Petrol fiyatları bu nedenle şu andaki seviyenin üzerine çıkmasın. Bu durumda enerji tarafından enflasyona ek bir baskı gelmeyeceği açık. Ama savaş başlamadan önce de bizim enflasyon yüksekti: Uygulanan program neticesinde ortaya çıkan Mayıs 2025-Şubat 2026 ortalaması yüzde 32,7’ydi. Hadi diyelim, sadece petrol fiyatları makul düzeylere inmeyecek, risk alma iştahı da yükselecek. 2026 sonunu yüzde 30’un biraz altında kapatalım; yüzde 29 olsun. Başarı mı? Üç buçuk yıl sonra yüzde 29? Ya da yüzde 28? Elbette bir de yaklaşan seçim ve öncesindeki seçim uygulamaları var. Bu durumda, bu eksik programla seçime kadar yüzde 25’in altını görmek pek mümkün olmayacak gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basari-var-mi-82306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarı var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abd-israil-savasi-gercek-kazananlar-ve-kaybedenler-82305</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran-ABD-İsrail Savaşı: Gerçek kazananlar ve kaybedenler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika savaş boyunca devasa askeri ve ekonomik maliyetler üstlendi. Buna karşılık ortaya çıkan anlaşma, birçok yorumcuya göre savaş öncesindeki duruma oldukça yakın bir denge üretiyor. Yani dünyanın parası harcandı ama savaş öncesi tabloya göre çok az bir ilerleme sağlandı.</strong></p>
<p>Geçen ay Mahfi Eğilmez'in Kendime Yazılar başlıklı bloğunda "Hürmüz Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri" başlıklı bir analiz vardı. Tavsiye ederim, okuması kolay ve bilgilendirici ve fikir verici bir yazıydı. Uluslararası medyada çıkan diğer analizleri de okudum. Bu analizler tabii ki savaşın bu aşamada fiilen sona erdiği varsayımıyla yazıldı. Ama aylardır görüyoruz ki; her an her şey olabiliyor.</p>
<p>Yine de biz de savaşın fiilen sona erdiğini kabul edelim. Bakalım, bu varsayımla kimler kaybetti? Kimler kazandı?</p>
<p>Önce belirtmekte fayda var. Savaşların sonucu yalnızca cephedeki kayıplarla ölçülmez. Asıl bakılması gereken tarafların savaşa hangi hedeflerle girdikleri ve sonunda ne elde ettikleridir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında İran ile ABD-İsrail ekseni arasında yaşanan son savaşın galibi ve mağlubu ilk bakışta göründüğünden daha farklıdır.</p>
<p><strong>En büyük kazanan: İran rejimi</strong></p>
<p>Savaşın başında İsrail ve ABD'nin temel hedefinin İran'ın nükleer kapasitesini kalıcı biçimde zayıflatmak, bölgesel nüfuzunu kırmak ve mümkünse rejim üzerinde varoluşsal baskı kurmak olduğu açıktı. Ancak her ne kadar Trump aksini savunsa da bugün gelinen noktada İran rejimi hala iktidarda.</p>
<p>Dahası, yaptırımların kısmen gevşetilmesi, dondurulmuş varlıkların açılması ve yeniden inşa süreçlerinin gündeme gelmesi, Tahran'a ekonomik nefes alma alanı sağlıyor. İran'ın balistik füze kapasitesi ve bölgesel ağları da tamamen ortadan kaldırılmış değil.</p>
<p>Bu nedenle savaşın sonunda ortaya çıkan tablo, İsrail basınında dile getirilen şu değerlendirmeyi doğruluyor.  “Savaş, rejimi devirmek amacıyla başladı; ancak rejim hayatta, istikrarlı ve yeniden mali kaynaklara erişiyor.”</p>
<p>Elbette İran askeri, ekonomik ve insani açıdan ağır bedeller ödedi. Ancak rejimler açısından savaşın temel ölçütü hayatta kalmaktır. Bu ölçüte göre Tahran yönetimi hedef alınan taraf olmasına rağmen ayakta kaldı.</p>
<p><strong>Sessiz kazananlar: Çin ve Rusya</strong></p>
<p>Çin ve Rusya ise çatışmanın dışında kalarak önemli avantajlar elde etti.</p>
<p>Çin, enerji akışının yeniden başlamasıyla ekonomik çıkarlarını korudu ve doğrudan savaşın maliyetlerini üstlenmeden diplomatik ağırlığını artırdı. Özellikle kriz boyunca arabuluculuk ve istikrar söylemi bence Pekin'in bölgedeki etkisini güçlendirdi.</p>
<p>Rusya açısından da sonuç olumlu. ABD'nin İran üzerinde kesin bir zafer kazanamaması, Moskova'nın Ortadoğu'daki manevra alanını korudu. Washington'un dikkatinin ve kaynaklarının önemli bir bölümünü yeniden bölgeye yöneltmesi de Rusya'nın işine geldi.</p>
<p><strong>Kısmi kazanan: Donald Trump</strong></p>
<p>Trump yönetimi savaşı rejim değişikliğiyle sonuçlandıramadı. Ancak Amerikan kamuoyu açısından bakıldığında, seçimlere aylar kala daha büyük ve maliyetli bir bölgesel savaştan kaçınmayı başardı.</p>
<p>Bu nedenle Trump'ın kazancı stratejik değil, daha çok siyasi ve taktiksel bir kazanç.</p>
<p>Beyaz Saray ateşkesi bir diplomatik başarı olarak sunabilir ve bunu Amerikan seçmenine yutturabilirse bu siyasi ve taktik kazanca ulaşmış olur.</p>
<p>Ancak savaş öncesi hedeflerle kıyaslandığında elde edilen sonuçların oldukça sınırlı olması Trump'ı biraz sıkıntıya düşürebilir.</p>
<p><strong>En büyük kaybeden: İran halkı</strong></p>
<p>Kazanan ve kaybedenleri belirlerken İran'daki rejim ile İran halkını ayırmak gerekir. Bence savaşın gerçek mağduru İran halkıdır.</p>
<p>Binlerce insanın hayatını kaybetmesi, altyapı hasarı, ekonomik çöküntü, enflasyon ve artan siyasi baskılar doğrudan halkı vurdu. Rejim ayakta kalırken sıradan İranlılar daha yoksul ve daha kırılgan hale geldi.</p>
<p>Tarih boyunca sık görülen bir tablo burada da tekrarlandı. Devletler savaşı sürdürdü, faturayı halklar ödedi.</p>
<p><strong>Beklentilerin altında kalan taraf: İsrail</strong></p>
<p>İsrail savaşın ilk aşamalarında önemli askeri başarılar elde etti. Ancak savaşın siyasi bilançosu onun açısından da daha karmaşık.</p>
<p>Eğer amaç İran rejimini zayıflatmak, bölgesel tehditleri kalıcı biçimde azaltmak ve füze kapasitesini ortadan kaldırmak idiyse, bu hedeflerin hiçbiri tam olarak gerçekleşmedi.</p>
<p>Üstelik müzakerelerin son aşamalarında karar verici konumun Washington'a geçmesi, İsrail'de rahatsızlık yarattı. ABD ile arası limonileşti. Avrupa'da anti-İsrail cephesi güçlendi.</p>
<p>Bu nedenle İsrail'in askeri düzeyde değilse bile stratejik düzeyde istediği sonucu alabildiğini söylemek zor.</p>
<p><strong>ABD neden tartışmalı bir konumda?</strong></p>
<p>Amerika savaş boyunca devasa askeri ve ekonomik maliyetler üstlendi. Buna karşılık ortaya çıkan anlaşma, birçok yorumcuya göre savaş öncesindeki duruma oldukça yakın bir denge üretiyor.</p>
<p>Yani dünyanın parası harcandı ama savaş öncesi tabloya göre çok az bir ilerleme sağlandı.</p>
<p>İngiliz basınında yer alan sert değerlendirmeler bu algıyı özetliyor. Bir İngiliz gazetesinin attığı  “America has lost this war” yani "Amerika bu savaşı kaybetti" başlığı abartılı olabilir; ancak Washington'ın harcadığı kaynaklar ile elde ettiği sonuçlar arasındaki farkın dikkat çekici olduğu da inkar edilemez.</p>
<p><strong>Sonlu oyun-sonsuz oyun</strong></p>
<p>Bu savaşı anlamak için" sonlu oyun–sonsuz oyun" yaklaşımı aslında bize yararlı bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>Simon Sinek'in Vietnam Savaşı örneğinden hareketle anlattığı gibi, Amerikalılar savaşı kazanılması gereken sonlu bir oyun olarak görürken Vietnamlılar için mesele hayatta kalmaktı.</p>
<p>Bugünkü İran savaşına da benzer bir açıdan bakılabilir. ABD ve İsrail, İran'ın nükleer kapasitesini kalıcı biçimde yok etmek, bölgesel etkisini kırmak ve mümkünse rejimi dönüştürmek gibi somut hedeflerle hareket etti; yani sonlu bir oyun oynadı. İran rejimi ise öncelikle ayakta kalmaya, sistemi ve iktidar yapısını korumaya odaklandı; yani sonsuz oyunun mantığıyla hareket etti.</p>
<p>Bu nedenle savaşın sonunda kimin daha fazla füze attığından veya hangi hedefleri vurduğundan çok, kimin oyunda kalmayı başardığı önem kazanıyor. Bu açıdan bakıldığında, ağır bedeller ödemesine rağmen İran rejiminin varlığını koruması, savaşın siyasi bilançosunda neden göreli bir kazanan olarak görüldüğünü de açıklıyor.</p>
<p>Kısacası, bu savaşın sonunda ortaya çıkan en önemli gerçek hiçbir tarafın mutlak zafer kazanmadığıdır. Belki de savaşın en doğru özeti şudur: Sonsuz oyun oynayan İran zayıfladı ama yenilmedi; ABD ve İsrail vurdu ama dönüştüremedi. Bu nedenle savaşın siyasi bilançosunda en güçlü çıkan aktör, paradoksal biçimde, savaşın başlıca hedefi olan İran rejimi oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abd-israil-savasi-gercek-kazananlar-ve-kaybedenler-82305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran-ABD-İsrail Savaşı: Gerçek kazananlar ve kaybedenler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yiwu-penceresinden-diyarbakira-bakinca-82304</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yiwu penceresinden Diyarbakır&#039;a bakınca…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pazar-şehir, fabrika-şehir, dünya-şehir olan Yiwu, Çin kapitalizminin çelişkilerini bünyesinde barındırıyor: Nicelik ve nitelik, kayıt dışılık ve denetim, halk tipi ticaret ve kalite artışı, küreselleşme ve devlet stratejisi arasındaki çelişkiler bir arada bulunuyor.</strong></p>
<p>Tekstil, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu,  ülkemizin 5 merkezinde durum değerlendirmesi yapan çalıştaylar düzenledi: Denizli, İzmir, Gaziantep, Malatya ve Diyarbakır’da sahanın sorunlarını birebir yaşayanlara, sektörü geleceğe taşıyabilmek için ne yapması gerektiği soruldu.</p>
<p>Katılımcılar birkaç kümeye ayrılarak önce kendi aralarında tartışarak önerilerini yazılı hale getirdi. Sonra her grubun sözcüsü kendi önerilerini gerekçeleriyle açıkladı. Derlenen öneriler önceliklerine göre sıralanarak sorunların ve çözümlerin öncelikleri belirlendi.</p>
<p>Federasyon Başkanı Hüseyin Öztürk’ün liderliğinde Diyarbakır’da yapılan toplantıda Şeref Gökçe, Mehmet Kaya, Prof. Dr. Nevin Çiğdem Gürsoy da birikimlerini paylaştı.</p>
<p>Diğer merkezlerde yapılan değerlendirmeleri de EKONOMİ gazetesinde okuyucuyla paylaştık. Diyarbakır toplantısındaki gözlemlerimizi de iki ayrı yazı halinde sunmak istiyoruz: Birincisi, Çin’de Yiwu’da olup bitenleri bir gazetecinin yerinde yaptığı gözlemlerinden özetleyerek dayanak noktası oluşturacağız. İkincisi, Diyarbakır’daki gözlemlerimizi özetleyerek tartışma zemini yaratmayı deneyeceğiz.</p>
<p><strong>“Çin faktörü” ihmal edilebilir mi?</strong></p>
<p><em>Le Monde Diplomatique/ Türkçe’</em>nin Mayıs 2026 sayısında Maelle<strong> Mariette</strong>’nin “<strong>Dünyanın süpermarketinden izlenimler / Küreselleşmenin başkanti: Yiwu</strong>” başlıklı yazısında anlattıklarını özetleyerek önemli bir  “<em>rakip alanda</em>” olup bitenler hakkında bilgiye dayalı fikir edinelim istiyoruz. Yiwu’da;</p>
<p>- Ticaret sadece satışı organize etmekle kalmıyor; sanayileşmeyi de yapılandırıyor.</p>
<p>- Yapılan işler, özel girişim ile kamu müdahalesi arasında sıkı bir ittifaka dayanıyor.</p>
<p>- Bürokrasi ticaretin önünü açıyor; iş yapanı inceliyor; ihtiyaç olan araçları sağlıyor.</p>
<p>- Yerel yönetimler kiraları düzenliyor; altyapıları oluşturuyor; anlaşmazlıklarda arabulucu görevini üstleniyor; hakemlik yapıyor.</p>
<p>- Özellikle küçük eşya ihracatını kolaylaştıracak mekanizmalar oluşturuluyor.</p>
<p>- Yiwu, küresel bir altyapı gibi çalışıyor; sıradan ürünlerin büyük ölçekte ve seri olarak üretimine odaklanmış makine gibi işliyor.</p>
<p>- Zhejiang eyaleti kırsalına ve daha da ötesine yayılmış parçalı üretim ağını harekete geçiriyor.</p>
<p>- “<em>Pazar tedariki</em> ” adlı gümrük rejiminin en gelişmiş örneğini oluşturuyor: İhracatçıların yaklaşık 130 bin Euro’ya kadar olan birbirinden farklı binlerce ürününü, ayrı ayrı ihracat makbuzlarına ihtiyaç duymadan tek bir basitleştirilmiş beyanname ile gruplamasına olanak sağlanıyor.</p>
<p>- “<em>Yuwigo platformu</em>”, küçük toptan ticaretin dünya başkenti olan şehrin stratejik konumunu dijital ortama taşıyarak güçlendiriyor.</p>
<p>- Fiyat rekabeti yapmanın bilinciyle çok küçük kâr marjlarıyla çalışarak satış hacminden yararlanıyor.</p>
<p>- Değer zincirinin en az getiri sağlayan segmentlerine hapsolan küçük işletmeleri ayakta tutmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Şehrin ayakta durması</strong></p>
<p>Yiwu’daki uygulamaların “<em>şehrin büyümesi</em>” bağlamı da üzerinde özenle düşünülmesi gereken hususlar. Nasıl bir ekosistem oluşturulursa sağlıklı ve yaşanabilir bir şehre sahip olabileceğimizi de düşünmemiz gerektiği konusunda uyarıyor. Şehir bağlamında yapılan tespitler de şöyle:</p>
<p>- Şehrin büyümesi, ağırlıklı olarak düşük satın alma gücüne sahip gelişmekte olan ekonomilerin pazarlarına bağımlı bir yapıda ilerliyor.</p>
<p>- Pazar-şehir, fabrika-şehir, dünya-şehir olan Yiwu, Çin kapitalizminin çelişkilerini bünyesinde barındırıyor: Nicelik ve nitelik, kayıt dışılık ve denetim, halk tipi ticaret ve kalite artışı, küreselleşme ve devlet stratejisi arasındaki çelişkiler bir arada bulunuyor.</p>
<p>- Şehrin ayakta durması, arz bolluğunun maskelediği yapısal kırılganlığa karşı sürekli düzenlemeler yapılarak sağlanıyor.</p>
<p>- Görünürdeki düzensizliğin altında sıkı bir geometrisi olan bir düzen var.</p>
<p>- Buradaki avantaj, her şeyin elin altında ya da yan mahallede olması..</p>
<p>- Atölye kurmak ve iş yeri açmak çok kolay.  Kurallar esnek, vergiler düşük, aksi halde kimsenin ayakta kalamayacağının herkes bilincinde.</p>
<p>- İşyerleri aile temelli, çalışma saatleri esnek ve atölye tipi rekabet üstünlüğü hakim.</p>
<p>- Finansal hizmetler dağınık bir yapı içinde karşılanıyor; nakliyeciler, ticari aracılar ve komisyoncuların etkinliği üzerine kurulu.</p>
<p><strong>Bir dayanak noktanız olmalı</strong></p>
<p>Diyarbakır’da “ <em>Tekstil ve Hazır Giyim sektörünü gelecekte nasıl konumlandırmalıyız</em>?” konusunda yapılan değerlendirmelerde bir dizi sorun ve çözüm tanımlandı. Anlamayı ve anlatmayı kolaylaştırmak için  “<em>dayanak noktasına</em>” ihtiyacımız varsa, Yiwu örneğine bakabiliriz. Diyarbakır ile Yiwu’nun çok değişik koşulları olduğu düşünülüyorsa, daha uygun örnekler de önerebiliriz.</p>
<p>Diyarbakır’da tekstil ve hazır giyim alanındaki   gözlemlerimizi 9  başlıkta paylaşacağız.. Temel amacımız, gerekçeli tartışmalar yaparak uygun yol ve yöntemlerin bulunmasına katkı yapma.  Burada yapılan değerlendirmelerin eksiklerini tamamlayan ve yanlışlarrını düzelten gerekçeli eleştirilere ihtiyaç var. Herhangi bir değer katmadan, <em>“her şeye karşı</em>” anlayışıyla yapılacak eleştiriler ise boşa enerji harcar.</p>
<p> Diyarbakır’ı değerlendirirken; <strong>1<em>)</em></strong><em> Fiziki sermaye stoku, </em><strong>2)</strong><em> Yatırım motivasyonları, </em><strong>3)</strong><em> Merkezi ve yerel yönetim birimleri, </em><strong>4)</strong><em>Mikro coğrafya dinamikleri, </em><strong>5)</strong><em> İşgücü profillerindeki değişme, </em><strong>6)</strong><em> Destek hizmetler ekosistemi, </em><strong>7)</strong><em> Finansal araçlar ve erişilebilirlik, </em><strong>8)</strong><em> Faydalı bilginin çoğaltılması, </em><strong>9)</strong><em> Makroiktisadi istikrar bağlamla ilgili değinmeler yapacağız.</em></p>
<p>Tartışma gündemine taşımak istediğimiz konuların hepsini bir gazete yazısı kapsamına sığdıramayız. Burada anlatılacak olanların eksiği, yanlışı ve doğrusu üzerine düşünce belirtmek isteyenler ya da kendi işi için ipuçları yakalamak gibi kaygıları olanlar bu ilk yazıyı saklar, bir sonraki yazıda paylaşılacak düşüncelerle harmanlayarak yargıya ulaşırlarsa daha anlamlı katkı yapabilirler.</p>
<p>Haftaya, <strong>“ Diyarbakır’ın birikimleri heba edilmemeli</strong>”  konusunu ele alacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yiwu-penceresinden-diyarbakira-bakinca-82304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yiwu penceresinden Diyarbakır’a bakınca… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-doguda-yeni-duzenin-sifreleri-lubnanda-baris-irakta-temizlik-82303</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu’da yeni düzenin şifreleri: Lübnan’da ‘barış’, Irak’ta ‘temizlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD birliklerinin bu yıl Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün tamamen Irak yönetimine devredilmesi Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmıştı. Oysa yaşananlar geri çekilmeden çok yöntem değişikliğine işaret ediyor. Güvenliği artık Bağdat sağlıyor, ancak oyunun siyasi ve ekonomik kuralları hâlâ Washington tarafından şekillendiriliyor.</strong></p>
<p>İran’da Tahran ve Washington arasındaki ilk uzlaşma metni imzalandı, ancak savaşın “artçı sarsıntıları sürüyor. İsrail ile Lübnan arasında Washington’un arabuluculuğunda varılan tarihi anlaşma da, Irak’ta aniden başlayan onlarca siyasetçi ve üst düzey bürokratı hedef alan büyük yolsuzluk operasyonu da aynı hedefe odaklanmış durumda;</p>
<p>İran’ın on yıllar boyunca adeta iğneyle kuyu kazarak kurduğu “Şii kuşağını” tümden bitirmek.</p>
<p><strong>Lübnan’da barış mı, yoksa </strong><strong>yeni güvenlik düzeni mi?</strong></p>
<p>Washington’da dört gün süren müzakerelerin ardından İsrail ile Lübnan arasında varılan anlaşma, yaklaşık 40 yıl sonra iki ülke arasında imzalanan en önemli siyasi uzlaşı olarak sunuldu. Ancak anlaşmaya ilişkin ortaya çıkan bilgiler, kamuoyuna anlatılan tablo ile müzakere masasındaki gerçekler arasında ciddi farklar bulunduğunu gösteriyor. Anlaşma, Lübnan hükümetinin sırtına Hizbullah’ı “bitirme” yükünü olanca ağırlığıyla koyarken, İsrail’e ise hemen hemen hiçbir “ön şart” getirmiyor.</p>
<p>Anlaşmanın sızdırılan “Gizli Güvenlik Eki”, İsrail’in çekilmesini otomatik bir yükümlülük olmaktan çıkarıyor. Buna göre Tel Aviv, yalnızca Lübnan’ın anlaşmada yer alan güvenlik yükümlülüklerini yerine getirdiğinden tatmin olması halinde geri çekilecek. Başka bir ifadeyle İsrail’in çekilmesi hukuki bir zorunluluk değil, siyasi bir ödül mekanizmasına bağlanmış durumda.</p>
<p>Yine aynı ekte yer alan daha da dikkat çekici unsur ise Lübnan ordusuna biçilen rol;  İddialara göre Lübnan güvenlik operasyonlarını ABD koordinasyonunda yürütecek, hedef listeleri bizzat Amerikan kanalıyla Lübnan ordusuna ulaştırılacak ve süreç İsrail’in güvenlik beklentileri doğrultusunda şekillenecek.</p>
<p>Bu nedenle anlaşmayı, Lübnan’da egemenliği güçlendiren değil, güvenlik mimarisini dış denetime açan bir model olarak değerlendirmek mümkün.</p>
<p><strong>Asıl hedef Hizbullah </strong><strong>ve İran etkisi</strong></p>
<p>ABD, İsrail ve Lübnanlı kaynaklara dayandırılan değerlendirmelerde, görüşmelerin temel motivasyonunun Hizbullah’ın askeri ve siyasi kapasitesini sınırlandırmak olduğu belirtiliyor. İ</p>
<p>İsrail açısından anlaşmanın en önemli kazanımı, Lübnan devletinin güvenlik mekanizmasının Hizbullah’ın hareket alanını daraltacak şekilde yeniden yapılandırılması.</p>
<p><strong>Irak’ta yolsuzluk operasyonu:  Milyonlarca </strong><strong>dolar, altın külçeleri ve değerli saatler... </strong></p>
<p>Lübnan’daki diplomatik gelişmeler sürerken Irak’ta ise bambaşka, ancak çok daha sert bir süreç başladı.</p>
<p>Başbakan Ali Ez Zeydi’nin talimatıyla yürütülen operasyonlarda onlarca milletvekili, eski bakan, üst düzey bürokrat ve kamu yöneticisi hakkında gözaltı ve tutuklama kararları alındı.</p>
<p>Son operasyonlarda ortaya çıkan rakamlar ülkedeki yolsuzluğun boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yetkililerin açıkladığı bilgilere göre, Beyci Rafinerisi Müdürü Adnan el-Cumeyli’nin elinde 120 milyon dolardan fazla nakit para ile çok sayıda kilogram altın ele geçirildi. Milletvekili Hind el-Abbasi’nin evinde yapılan aramalarda 57 milyon dolar nakit para, 27 kilogram altın ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran altın işlemeli iç çamaşırları bulundu.</p>
<p>Ayrıca Salahaddin vilayetinden bir başka kadın milletvekilinin evinde 4 milyon doların üzerinde nakit para ele geçirilirken, çok sayıda milletvekili ve siyasetçiyle bağlantılı adreslerde de milyonlarca dolar bulundu.</p>
<p>Bir diğer dikkat çekici operasyonda ise güvenlik güçleri, Petrol Bakan Yardımcısı Ali Maarij Suveyc el-Bahdali’nin konutunda beton bir duvarı kırarak oluşturulan gizli bölmeye ulaştı. Aramalarda 11 milyon dolar nakit para, 4 milyar Irak dinarı, çok sayıda tapu ve mülkiyet belgesi ile Rolex marka lüks saatler ele geçirildi. Sadece iki gece süren operasyonlarda güvenlik güçleri toplamda yaklaşık 400 milyon dolar nakit para ile 200 kilogramdan fazla altına el koydu.</p>
<p><strong>Petrol hatları ve İran bağlantısı</strong></p>
<p>Operasyonun en kritik ayağını petrol sektörü oluşturuyor.</p>
<p>ABD’nin daha önce yaptırım uyguladığı bazı üst düzey isimlerin soruşturmanın merkezinde bulunması dikkat çekiyor. Washington bu isimleri İran’a petrol aktarımı, sahte belgeler düzenlenmesi ve İran bağlantılı gruplara mali kaynak sağlanmasıyla suçluyordu.</p>
<p>Bu nedenle operasyon yalnızca klasik bir yolsuzluk soruşturması olarak okumak mümkün değil;  Petrol gelirlerinin kontrolü, İran destekli yapıların finansmanının kesilmesi ve devlet kurumlarının yeniden şekillendirilmesi sürecin en önemli hedefleri arasında gösteriliyor.</p>
<p>Bu tablo, Irak’ta devlet mekanizmasının yeniden inşa edilmeye çalışıldığı kadar, İran’ın ekonomik nüfuzunun sınırlandırılmaya çalışıldığı yorumlarını da güçlendir nitelikte.</p>
<p><strong>NATO zirvesi öncesinde yeni dengeler</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelerin, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesine denk gelmesi dikkat çekici.</p>
<p>ABD yönetimi son aylarda yalnızca askeri değil siyasi ve ekonomik araçlarla da bölgesel dengeyi yeniden kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Gazze savaşı sonrasında İran ile kontrollü diyalog sürdürülürken aynı zamanda İran’ın vekil güçlerinin hareket alanı daraltılıyor.</p>
<p>Lübnan’da Hizbullah’ın etkisinin azaltılması, Irak’ta İran’a yakın ekonomik ağların hedef alınması ve Suriye’de devam eden yeni güvenlik arayışlarını, Washington’da kurulan aynı stratejinin farklı halkaları olarak değerlendirmek mümkün.</p>
<p>Belli ki Washington’un amacı doğrudan İran’la geniş çaplı bir çatışmaya girmekten ziyade, Tahran’ın bölgedeki nüfuz alanını kademe kademe daraltmak. Yeni nesil savaş olarak da okumak mümkün bunu.</p>
<p>Henüz bu sürecin kalıcı bir bölgesel dönüşüme mi yoksa yeni gerilimlere mi yol açacağı belli değil.</p>
<p>Ancak görünen gerçek şu ki Orta Doğu’da Washington’un liderliğinde, İsrail’i rahatlatacak yeni bir güç dengesi kuruluyor ve bu denklemin merkezinde artık sadece askeri operasyonlar değil, diplomasi, ekonomi, enerji ve devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması da yer alıyor.</p>
<p>Bölge, uzun yıllar etkileri hissedilecek yeni bir jeopolitik dönemin eşiğinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Trump: “Alacağımızı </strong><strong> almadan bırakmayız...”</strong></p>
<p>Orta Doğu’da değişen ABD’nin hedefleri değil, yöntemleri. Ve bu yeni yöntemlerin en önemli uygulayıcılarından biri de, Başkan Trump’ın Türkiye Büyükelçisi olarak atadığı, ancak daha sonra Suriye ve Irak özel temsilciliği görevlerini de verdiği yakın dostu Tom Barrack.</p>
<p>Barrack, uzun süredir bölge ülkelerinde “istikrar”, “egemenlik”, “reform” ve “yatırım” söylemini öne çıkarıyor. Ancak bu söylemin arkasında çok daha stratejik bir hedef olduğu artık açık; ABD’nin askeri yükünü azaltırken siyasi ve ekonomik etkisini kalıcı hale getirmek.</p>
<p>Irak’ta onlarca siyasetçi, milletvekili ve üst düzey bürokratı hedef alan dev yolsuzluk operasyonunu da bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Operasyonu Irak Terörle Mücadele Servisi yürüttü. Ancak operasyonun zamanlaması, kapsamı ve ortaya çıkan siyasi atmosfer, Washington’un uzun süredir savunduğu “daha güçlü ama aynı zamanda daha denetlenebilir Irak” vizyonuyla büyük ölçüde örtüşüyor.</p>
<p>ABD birliklerinin bu yıl Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün tamamen Irak yönetimine devredilmesi Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmıştı. Oysa yaşananlar geri çekilmeden çok yöntem değişikliğine işaret ediyor. Güvenliği artık Bağdat sağlıyor, ancak oyunun siyasi ve ekonomik kuralları hâlâ Washington tarafından şekillendiriliyor.</p>
<p>Irak’ta yaşananlara bakıldığında, Tom Barrack’ın aylar önce yaptığı ve Donald Trump ile Irak dinarının aynı karede yer aldığı “Today was a great day” (Bugün büyük bir gün) paylaşımını hatırlamamak mümkün değil;  Bu mesaj, Trump’ın daha önce dile getirdiği “Irak’tan alacağımızı almadan ayrılmayız” sözleriyle birlikte okunduğunda sembolik olmaktan çıkıyor.</p>
<p>Irak’ta yaşanan gelişmeler de bir kez daha gösteriyor ki ABD “alacağını” gerçekten bırakmıyor; sadece tahsilatın yöntemini değiştiriyor.</p>
<p>Bölgede Trump’a “borçlu” hale gelen ülkelerin neyle karşılaştıkları/karşılaşacaklarına ilişkin örnek niteliğinde Irak.</p>
<p>Washington’a dayanmanın, “borçlanmanın” sonu pek hayırlı değil...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-doguda-yeni-duzenin-sifreleri-lubnanda-baris-irakta-temizlik-82303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/suriye-turkiye-irak-israil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’da yeni düzenin şifreleri: Lübnan’da ‘barış’, Irak’ta ‘temizlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/golgelerin-gucu-adina-82302</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gölgelerin gücü adına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ortada gölge varsa, bir yerler, ışıktan saklanıyor demektir. Bu durumda testiyi kıranla suyu getireni karıştırabilirsin. Hele ki gölgeler uzamaya başlamışsa o diyarda karanlık gece yaklaşıyor demektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana <strong>baş edemeyeceğim</strong> bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar <strong>güvenmeseydin</strong> diyorum.” Baş edip edememe <strong>gücüne</strong> dair kaygı değil de <strong>maliyetine</strong>, ancak böylesi güzel vurgu yapılırdı. Maliyet, gölgelerde saklı…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Gücü bir <strong>üst siklete</strong> taşıyınca <strong>rekabet ikliminin</strong> değişmesi, sürecin tanımından gelir<strong>. Düşük gelir grubunda</strong> baş edebildiğiniz dertler, üst ligde dönüşmüş, <strong>belalar</strong> da ölçek değiştirmiştir.  <strong>Dert terazisi</strong> genelde, diğer <strong>kefedeki talip olduğunuz güçle</strong> eşleniktir. <strong>Kontrolsüz güç, güç değildir zaten</strong>…</p>
<p><strong>TEDBİRİNİ TERK EDEN GÜCÜNE KURBAN OLUR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve benzeri belalar, her <strong>iklimde</strong>, her inanç sisteminde, her coğrafya ve <strong>gücün geliştiği her yapıda</strong> ola gelmiştir. Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları <strong>helak</strong> etmiştir. Bunların <strong>özrü</strong> olmaz. Risk gerçekleşir, <strong>tedbir devreye girer</strong> ve yüksek maliyet ödenir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Kayıp yılları</strong> hatırlıyorum; <strong>1990</strong>’larda bu gerçeği <strong>en uzun yoldan</strong> öğrendik. Maliyetini <strong>2001 kriziyle</strong> herkes ve her kesim ödedi. Ancak <strong>antikorlarını</strong> da geliştirdik. Daha <strong>şeffaf</strong> yapılar, <strong>hesap</strong> verebilirlik, <strong>kurumsal yönetişim</strong> ilkeleri gibi modern kavramlar oluşturduk. Şimdi ne durumdayız ki…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Güce dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Gölge, güç kirliliği üretir mi?</em></strong></p>
<p>Elbette… Gölgede yolsuzluk, usulsüzlük kalmasın. Kalmasın ki <strong>gölgelerin gücünü kullanıp kurumların itibarını</strong> kemirmeyebilelim. Türkiye’nin <strong>büyük ülke iddiası</strong> kirlenmiş güçle, gölgelerde gerçekleşemez.</p>
<p><strong><em>Gölge zihni karartır mı?</em></strong></p>
<p>Gölge, <strong>şeffaf ve aydınlık olmama</strong> halidir. Daha da hayati olanı; <strong>gölgeye mahal vermeyip</strong>,  kurumları koruyayım derken, <strong>gölgelerin yıkıcı gücünden</strong> sakınabilmektir. Örnek mi? Misal; gölgelenmiş TÜİK.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BELÂ, GÖLGEYE ÂŞIKTIR</strong></p>
<p>Gölge; <strong>ışıktan nasibini almama</strong> halidir. Oysa şeffaflık ışığı, <strong>gölgeye mahal</strong> vermez. Kurumlarımızı hesap verebilir, şeffaf kılarsak, <strong>kötülüğün yeşereceği gölge</strong> kalmaz. Şu andaki <strong>ekonomik katastrof</strong>, bilgi ve erdem eksikliğiyle oluşmuş gölgelerden kaynaklanıyor. <strong>Gölge, iblisin sarayında konaklar.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÖLGE LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hesap verebilirlik</strong>: Mekânı aydınlatan projektöre benzer ve hesap veren ardında gölge bırakmaz</p>
<p><strong>Şeffaflık</strong>: Gölgeden çıkma halidir ve ışığın aydınlığında, içi dışı bir olma ferahlığı, gücüdür</p>
<p><strong>Gölgesizlik</strong>: Ateşin gölgesi yoktur zira kendisi; ışığıyla gölgeyi, gölgeleri çözen ve tanımlayandı</p>
<p><strong>Gölgeli piyasa</strong>: İşlemlerin gizli kapaklı, etik kuralların geçersiz, kirliliğin kural olduğu karanlık piyasalar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/golgelerin-gucu-adina-82302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/3/1280x720/kapitalizm-zengin-para-dolar-1759302441.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gölgelerin gücü adına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82301</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon verisi borsanın yönünü ne kadar etkiler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 Küreselden Pozitif Ayrıştı! Enflasyon Verisi Yönü Ne Kadar Etkiler?|Ekonomi Masası| 2 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/UrJW3_VptbU" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/munyar-berfin-nilgun-cipa-1762958010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuike-acik-mektup-82300</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK’e açık mektup</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle şunu belirtmeliyim. Bu mektup defalarca iletişim kurmaya çalışmama rağmen karşı tarafın, yani TÜİK’in kendini o koskoca binaya adeta hapsetmeyi ve iletişim kurmaktan kaçınırcasına davranmayı tercih eden yaklaşımından dolayı aleniyet kazandı. Bir kısmını bu köşede daha önce de dile getirdiğim önerilerimi ve TÜİK-medya ilişkilerinin yürütülmesinde yaşanan sıkıntıları ve bunların aşılması için neler yapılması gerektiğine ilişkin görüşlerimi aktaracak muhatap bulamadığım için bu mektubu yazmak durumunda kaldım.</p>
<p>Yıllar önce Merkez Bankası’nın elektronik veri dağıtım sistemini (EVDS) hizmete sokmadan önce medyanın görüşüne başvurduğunu, eleştirilerini dinlediğini biliyorum. Yine aynı şekilde yıllar önce eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir’in eleştirilerini anlatmaları ve kullanımda ortaya çıkan sorunları dile getirmeleri için medya ile TÜİK’in üst düzey çalışanlarını bir araya getiren toplantılar yaptığını da. O dönemleri bizzat yaşadım, o toplantılarda da bulundum.</p>
<p>Oysa bu kez bazı konuları aktarabilmek için özel kaleme ulaşmak bile mümkün olmadı. Belli ki bazı kişiler kendilerini çok yukarıda konumlandırıyor! Olabilir.</p>
<p>Bu arada yeni Başkan ile bir görüşme talebiyle yola çıkmadığımı, buna gerek duymadığımı da belirteyim.</p>
<h2>TÜİK niye veri toplar?</h2>
<p>Bazı kuruluşlar vardır ki çalışmalarını kamuoyuna çok sınırlı ölçüde yansıtmak ister, hatta o iş sonuçlanana kadar hiçbir açıklama yapmaz, işin doğası da bunu gerektirir.</p>
<p>Siz hiç MİT’in rutin faaliyetlerini nasıl yürüttüğünü duydunuz mu, tabii ki duyamazsınız. Hadi MİT’i bir kenara koyalım; Milli Savunma Bakanlığı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın, bu çerçevede Emniyet’in tüm faaliyetlerini açıkladığını gördünüz mü?</p>
<p>Ama öyle kurumlar vardır ki, temel amaçları yaptıkları işi kamuoyuna duyurmaktır. Çünkü yaptıkları iş, topladıkları bilgiyi ya da yaptıkları hesaplamayı kamuoyuna açıkladıklarında bir anlam kazanır.</p>
<p>Bu kurumların başında Türkiye İstatistik Kurumu gelir, tartışmasız! TÜİK veri toplar ve yayımlar. Yayımlamak yetmez, o verinin iyi anlaşılmasını ve olabildiğince geniş kesimlere yayılmasını sağlamak da gerekir.</p>
<p>Veriler toplandığı ile kalacaksa, anlaşılmasında zorluk yaşanacaksa ve topluma mal olmayacaksa onları derlemenin ne alemi var.</p>
<p>Örneğin biz medya mensupları niye haber ve köşe yazısı yazar; niye televizyon, radyo ve sosyal medyada yayın yaparız; okunsun, izlensin ve dinlensin diye. Ayrıca olabildiğince fazla kişiye ulaşmaktır amaç.</p>
<p>TÜİK’in yaptığının da çok farklı bir yönü yok.</p>
<p>TÜİK onlarca veri üretiyor ve bunların toplumda olabildiğince geniş bir kitleye ulaşması arzulanıyor.</p>
<p>Bunun yolu ne peki; medya, yani bizler…</p>
<p>Veriler haber bülteniyle açıklanıyor; o verilerin ne anlama geldiği metaveride izah ediliyor. Kimi veriler zaten çok iyi biliniyor ve herhangi bir izaha gerek yok. Kimi veriler var ki ya da kimi dönemler oluyor ki metaverideki bilgi notları yetersiz kalıyor, o zaman da doğrudan TÜİK’e başvurup doğru bilgiyi almak gerekiyor.</p>
<p>İşte orada karşınıza bir engel çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Basın müşavirlerinin görevi ve mevzuat hazretleri!</span></h2>
<p>Hangi yıl terk edildi hatırlamıyorum; daha önce TÜİK’in şöyle bir uygulaması vardı. Açıklanan her haber bülteninin altında o bültenle ilgili teknik bilgi verebilecek birimin ve kişinin adı ve telefonu yer alır, çok kolaylıkla ve çok hızlı bir şekilde gereken teknik bilgiye ulaşmak mümkün olurdu.</p>
<p>TÜİK bu uygulamayı terk etti. Şimdi bir çağrı merkezi var; 124. Burayı arayacaksınız, oradaki görevliye derdinizi anlatacaksınız…</p>
<p>124 sizi başka bir birime aktaracak.</p>
<p>O birim de aslında bilgi verebilecek değil de sorduğunuz soruya kimin yanıt verebileceğini belki bilecek bir birim olacak.</p>
<p>Oradan aldığınız numarayı arayacaksınız, önce karşınıza çıkanın <strong>“Ama ben açıklamaya yapmaya yetkili değilim”</strong> gerekçesini dinleyeceksiniz, belki bir bilgi alabileceksiniz ve o sırada haber ya da köşe yazınız bekliyor olacak.</p>
<p><strong>Basınla ilgili birim ne güne duruyor!</strong></p>
<p>Basın birimimiz de bu işle görevli, diyebilirsiniz. Ben pek emin değilim! Basın müşaviri meşgul değilse telefona elbette bakar; ancak her istatistiğin detayını bilmesi doğaldır ki mümkün olmadığı için o da ilgili birimden bilgi alıp dönmek durumundadır.</p>
<p>Ama zaten kamu kurumlarındaki basın müşavirlerinin, tabii ki TÜİK basın müşavirinin de her gazeteci ile derhal bire bir iletişim kurma yükümlülüğü de yok, yani yokmuş! Bunu yeni öğrendim, öğrendiğim de iyi oldu. Bunu nereden mi öğrendim; anlatayım.</p>
<p>Geçenlerde hakkımda manevi tazminat davası açmıştınız ve mahkeme davayı reddetmişti ya. Dava dilekçesine verdiğim yanıtta dava konusu sosyal medya paylaşımlarımı yapmadan önce basın müşavirliğini ısrarla aradığımı ancak yanıt alamayınca o paylaşımları yaptığımı belirtmiştim. İşte dava dilekçenize verdiğim yanıt üzerine yine tarafınızdan mahkemeye sunulan yanıtta aynen şunları dile getirmişsiniz:</p>
<p><strong>“Herhangi bir kamu kurumunun basın biriminin kendisine yöneltilen her telefon aramasını anında cevaplama veya her gazeteci ile derhal bire bir iletişim kurma yönünde mutlak ve sınırsız bir yükümlülüğü bulunduğuna dair mevzuatta yer alan bir düzenleme mevcut değildir. Kurumların basın birimleri kamuoyunu bilgilendirme görevini belirli usul ve yöntemler çerçevesinde yerine getirmekte olup bu görev, bireysel iletişim taleplerinin anlık ve kesintisiz şekilde karşılanmasını zorunlu kılan bir sorumluluk olarak yorumlanamaz.”</strong></p>
<p>Ben tabii ki TÜİK’in hukukçuları kadar bilemem; demek ki mevzuatta derhal iletişim kurmayı gerektiren böyle bir düzenleme yokmuş! Mevzuatta yokmuş!</p>
<p>Ama ben iletişim ne demektir ve nasıl yapılır, iyi bilirim.</p>
<p>Bir gazeteci, web sayfasının tümüyle yeni bir şekle sokulduğu, enflasyonun açıklandığı, ağırlıkların değiştirildiği ve ağırlıkların açıklandığı sayfanın yerinin de değiştiği bir günde sabah sabah TÜİK’i arıyorsa bu <strong>“bireysel iletişim talebi”</strong> gereği değildir.</p>
<p>Şu 124 icadına tekrar dönersek…</p>
<p>Hani her haber bülteninin altında ilgili birimin ve kişinin telefonu olurken bundan vazgeçildiğini ve onun yerine 124’ün icat edildiğini belirttim ya... Bunun o dönem açıklanan gerekçesi şuydu:</p>
<p><strong>“Vatandaş enflasyon verileri açıklandığında orada yazan telefonu arayıp çok ağır konuşuyormuş, hatta daha açık ifade edeyim, küfrediyormuş, o yüzden bu uygulamaya son verilmiş.”</strong></p>
<p>Nasıl olsa artık her konuşma kaydediliyor, numara görülebiliyor, eskiye dönülse iyi olmaz mı?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üretip satamadıktan sonra!</span></h2>
<p>TÜİK onlarca veri üretiyor. Bir hizmet üretiliyorsa amaç toplumun ondan yararlanmasını sağlamaktır.<strong> “Ben üretirim, sonrasına karışmam”</strong> denilebilir mi?</p>
<p><strong>“TÜİK, kalkınma planları ve programlarının hazırlanmasında, ekonomik kararların alınmasında ve ihtiyaç duyulan diğer bütün konularda istatistiki bilgi derleyen, değerlendiren ve karar alıcıların istifadesine sunan bir kurumdur. (…) Karar alma süreçlerinde ihtiyaç duyulan güvenilir istatistiki bilgiyi sağlamak ve güçlü bir bilgi altyapısı oluşturmak, ülkemizin bugünü ve geleceği için önem arz etmektedir. Bu nedenle TÜİK, 1926 yılından günümüze kadar ülkemizin karar süreçlerinde etkin rol oynamaktadır.”</strong></p>
<p>Bu görüşler bana ait değil, TÜİK Başkanı söylüyor bunları.<strong> “Verileri karar alıcıların istifadesine sunan bir kurum…”</strong></p>
<p>Bir kez daha söylüyorum, karar alıcılar arasında milyonlarca vatandaş da var ve TÜİK ile o vatandaşlar arasındaki bağ da medya.</p>
<p>Dolayısıyla TÜİK’e düşen o devasa cam binaya hapsolmuşçasına çalışmak değil, üretilen bilginin en kısa zamanda ve en doğru şekilde yorumlanacak biçimde kamuoyuna mal olmasını sağlamaktır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mayıs enflasyonu niye 5 Haziran’da açıklandı?</span></h2>
<p>Yıllardır bilinir ki herhangi bir ayın enflasyonu sonraki ayın 3’ünde açıklanır. Eğer ayın 3’ü tatil gününe denk gelmişse açıklama bir sonraki iş gününde yapılır. Mayısın son haftası Kurban Bayramı tatiliyle geçmişti ve 3 Haziran Çarşamba günü mayıs enflasyonunun açıklanacağı bekleniyordu. Ama veri yayımlama takvimine bakanlar 3’ünde fiyat endeksi açıklanacağına ilişkin bir ifade göremedi. Açıklama 5 Haziran Cuma günü yapılacaktı.</p>
<p>1 Haziran Pazartesi günü bunu fark edip TÜİK’i soranlar,<strong> “Biz açıklamanın 5 Haziran’da yapılacağını ta yılbaşında, 2 Ocak’ta yıllık veri yayımlama takvimiyle ilan ettik”</strong> yanıtı aldı. 2 Ocak’ta tüm yılı kapsayan takvim incelenecek ve mayıs enflasyonun hangi gün açıklanacağı akılda kalacak! Herhalde bu bekleniyordu.</p>
<p><strong>“Peki bu konuda yeni bir açıklama yaptınız mı”</strong> sorusuna<strong> “Hayır”</strong> yanıtı verildi.</p>
<p>Ama o gün enflasyonun 5 Haziran’da açıklanacağı konusunda bir açıklama yapıldı. Ne zaman mı,<strong> “Açıklama yaptınız mı”</strong> sorusunun yöneltildiği telefon görüşmesinden sonra.</p>
<p>Yani medya ile temas kurmanın ve onların <strong>“Açıklama yaptınız mı”</strong> şeklindeki sorusunun bile yararı varmış, değil mi!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Heba edilen 100’üncü yıl</span></h2>
<p>TÜİK, neredeyse Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt. Bu yıl nisan ayında 100’üncü kuruluş yıl dönümü geride kaldı. Ama ne yazık ki böylesine önemli bir yıl dönümü bir anlamda heba edildi.</p>
<p>TÜİK’in ürettiği veriler içinde tüm kesimleri ilgilendiren en önemli veri, hatta belki de tek veri enflasyon. Ama TÜİK’in ürettiği veriler arasında en güvenilmeyen de enflasyon. TÜİK, bir de <strong>“Enflasyon hesabımıza ne kadar güveniyorsunuz”</strong> diye bir anket yapsa, nasıl bir sonuç alır acaba?</p>
<p>Yanıt belli. Vatandaşın ne düşündüğü ve gelecekte ne olacağını tahmin ettiği hem Merkez Bankası’nın sektörel enflasyon beklentileri çalışmasında ortaya konuluyor, hem de vatandaş açıklanan oranlara inanmadığını her platformda dile getiriyor.</p>
<p>Tek başına tabii ki çare değil ama beklentileri iyileştirmeden bu enflasyon belasının üstesinden gelmek çok zor.</p>
<p>Bu aşamada TÜİK’i bir soru sormak gerek:</p>
<p><strong>“Toplumun enflasyon hesaplamanıza böylesine inanmıyor olmasından hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz?”</strong></p>
<p>Belki duyuyorsunuz da<strong> “Ne yapabiliriz ki”</strong> diye mi düşünüyorsunuz acaba?</p>
<p>İşte 100’üncü kuruluş yıl dönümü bu anlamda önemli bir fırsattı.</p>
<p>Anadolu’da bazı üniversitelerde ne işe yaradığı da pek anlaşılamayan küçük organizasyonlar gerçekleştirmek yerine Ankara’da bir toplantı, bir sempozyum, bir tartışma programı, ardından Kurum ile medya, akademi dünyası ve finans kesimini kaynaştıracak bir resepsiyon nasıl akla gelmez! Böyle bir fırsat nasıl kaçırılır!</p>
<p>Bu tür etkinlikler akla geldi de acaba TÜİK hukukçuları <strong>“Bu mevzuatta yazmıyor”</strong> mu dedi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Madde fiyatlarını açıklamak için tarihi bir fırsat var</span></h2>
<p>TÜİK olarak yarın haziran ayının enflasyon verilerini açıklayacaksınız. İlan edilen oran aylık yüzde 5 de olsa, 10 da olsa vatandaş <strong>“Demek ki gerçek artış daha fazla”</strong> diyecek, artık ağzınızla kuş tutsanız işe yaramaz duruma gelindi.</p>
<p>Eğer TÜİK olarak vatandaşın yaklaşımını umursuyorsanız iyi kötü bir çare, bir fırsat var.</p>
<p>Giderek içe kapanmak değil, olabildiğince şeffaf olmak.</p>
<p>Bunun için de çok iyi bir gerekçe var aslında.</p>
<p><strong>“Madem Türk yargısı böyle karar verdi, uyacağız”</strong> demeniz çok sorunu çözecek.</p>
<p>Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz, Avukatı Ali Erdem Gündoğan ile yıllardır bir mücadelenin içinde ve madde fiyatlarının açıklanması konusunda açtığı davayı kazandı. İşte buyurun madde fiyatlarını açıklamak için şahane bir gerekçe. <strong>“Fiyatları açıklamanın şu, şu, şu sakıncaları ve zorlukları var ama madem mahkeme karar verdi, yapacak bir şey yok, biz de açıklıyoruz”</strong> denilse ne olur, ne kaybedilir. Kaldı ki madde fiyatları gizlenmeye başlandığında sıralanan gerekçeler de gerekçe olsa!</p>
<p>■ Avrupa’da hiçbir ülke madde fiyatı açıklamıyor (Yıllık yüzde 3-5 enflasyon yaşayan ülkede madde fiyatını kim niye merak etsin)</p>
<p>■ Madde fiyatını açıklamak yanlış yorumlara yol açıyor (Sanki şimdiki yorumlar açıklama yapılan dönemdekinden daha az.)</p>
<p>■ Madde fiyatlarını açıklamak için en az bir gün fazla çalışmak gerekiyor (Bu fiyatlar açıklanırken daha fazla mı çalışılıyordu, yoksa şimdi daha az mı çalışılıyor? Böyle bir gerekçenin arkasına saklanmaya çalışmak, olacak şey değil. Ayrıca nasıl mevsimsellikten arındırılmış oran bir gün sonra açıklanıyorsa madde fiyatları da bir gün sonra açıklanabilir.)</p>
<p>■ Madde fiyatları neyse de madde ağırlıkları niye açıklanmıyor? Ya da fiyatları değilse bile her bir madde için endeks niye açıklanmıyor? Bütün bunlar veri karartma olarak okunuyor ve güvensizliği artırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Zamları biz belirlemiyoruz” bile diyemiyorsunuz</span></h2>
<p>Yarın haziran ayının oranlarını açıklayacaksınız. Ne açıklarsanız açıklayın düşük bulunacak. Oysa sizin açıkladığınız oran memur ve emekliler için yapılacak artışta bağlayıcı değil ki. Hükümet elbette ilan ettiğiniz oranın çok üstünde artış verebilir. Bunu tabii ki biliyor ama dile getiremiyorsunuz. Nasıl dile getireceksiniz ki, topu Maliye’ye, ilişkili olduğunuz bakanlığa nasıl atacaksınız.</p>
<p>Medya bile bunu fazla dile getirmiyor, çünkü araya öylesine mesafe koymuşsunuz ki, herkes<strong> “Ne halleri varsa görsünler”</strong> yaklaşımı sergilemeyi tercih ediyor.</p>
<p>Çare ilişkileri geliştirmekten geçiyor. Bunun yolunu da zamanında kim bilir kaç kez dile getirdim.</p>
<p>TÜİK’i bir günlüğüne basın mensuplarına, akademisyenlere, finans kesimine, bu konuyla ilgili olanlara açın. Açın ve öyle<strong> “Zamanımız doluyor”</strong> gibi anlamsız bir kısıtlama getirmeden sabahtan akşama kadar tüm sorulara yanıt verin. Zihinlerdeki kuşkuları giderin. Fiyatları nasıl giriyorsunuz, hesaplamayı nasıl yapıyorsunuz; hepsini gösterin.</p>
<p>Unutmayın; ikna edebildiğiniz takdirde bazı isimlerin yazacağı<strong> “Evet bu hesap doğru ya da doğruya çok yakın”</strong> türü bir yazı, bu yönde verilecek bir mesaj, ekonomi yönetiminden birilerinin bin kere söyleyeceği <strong>“Enflasyon hesabımıza güvenin"</strong> ya da<strong> “Bakın enflasyon nasıl da düşüyor”</strong> sözünden çok daha etkili olacaktır.</p>
<p>Yaptığınız işi topluma anlatmayı bir deneyin.</p>
<p>Eğer toplumun tepkisini ve görüşlerini önemsiyorsanız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuike-acik-mektup-82300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/tuik-hatasindan-gecikmeli-ve-gostermelik-de-olsa-dondu-1741159506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK’e açık mektup ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/125-milyon-dolara-ulasti-yeni-aldigi-harley-ve-cat-botlari-turkiyede-yaptiracak-82299</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> 125 milyon dolara ulaştı, yeni aldığı ‘Harley’ ve ‘Cat’ botları Türkiye’de yaptıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KADRİYE </strong>ve <strong>Güven Olgar </strong>çifti, 1989 yılında hobileri olan kayaktan yola çıkarak İstanbul Bakırköy’de kayak, snowboard ve tenis malzemeleri odaklı bir mağaza ile ticarete atıldı. Zamanla <strong>“Rossignol”, “Burton” </strong>ve <strong>“Salomon” </strong>gibi markaların distribütörlüğünü aldıklarında iş de yelpaze de genişledi.</p>
<p><strong>Olgar </strong>çifti, daha sonra <strong>“Quiksilver”, “Billabong” </strong>ve <strong>“Merrel” </strong>gibi markaların münhasır temsilciliğini de alarak işleri büyüttü. Bu adımlar birlikte perakendenin yanına toptan ticaret de eklendi.</p>
<p><strong>Olgar </strong>ailesinin spor giyim, ayakkabı ve malzemeleri marka yelpazesi, perakende satışlarının büyüme temposu, bazı yatırımcıların dikkatini çekti. Derken 2015 yılında şirketin yüzde 70’i Kuveytli özel sermaye fonuna (GMFA) satıldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e68e2985d-1782965902.jpg" alt="" width="500" height="563" />
<figcaption><strong>Kadriye Olgar</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Olgar </strong>ailesi yüzde 30 hisseyle şirketin içinde kalırken, aynı yıl <strong>Barış Andırınlı </strong>CFO olarak göreve başladı. <strong>Andırınlı, </strong>2019 yılında da Olgar’ın genel müdürlük görevini üstlendi. <strong>Andırınlı </strong>ile şirketin Beşiktaş’taki merkez ofisinde buluştuk, sohbet ettik.</p>
<p><strong>Barış Andırınlı, </strong>Kuveytli GMFA’nın ortaklığının ardından büyüme temposunun oldukça hızlandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hem mağaza tarafında hem de distribütörlük anlamında oldukça hızlı büyüdük. </strong>“Jack Wolfskin”, Trespass”, “Kamik”, “Karrimor” <strong>ve </strong>“Mammut” <strong>gibi markalar da bünyemize katıldı. Genel stratejimiz kendi dalında lider markaların Türkiye münhasır temsilcisi olabilmek.</strong></p>
<p>Bu noktada kendi profesyonel geçmişiyle ilgili kısa bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>Olgar’a geçmeden önce bir fon şirketindeydim, </strong>“G2M Dağıtım”. <strong>Yıldız Holding’e sattık.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e7b85b96b-1782966200.jpg" alt="" width="500" height="331" />
<figcaption><strong>Barış Andırınlı</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Şirketimizin kurumsal unvanı </strong>“Olgar”<strong>dır. Piyasa, tüketici bizi daha çok </strong>“SPX” <strong>olarak bilir.</strong></p>
<p>Mağaza sayılarını sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 51’i </strong>“SPX” <strong>olmak üzere toplam 56 mağazayı kendimiz işletiyoruz. Ayrıca </strong>“Salomon”, “Merrel” <strong>ve </strong>“Quiksilver” <strong>gibi tek marka odaklı mağazalarımız da var.</strong></p>
<p>Kazakistan ve Gürcistan’da da ellerindeki markaların haklarını üstlendiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Kazakistan’da 3, Gürcistan’da da 3 mağazamız faaliyette.</strong></p>
<p>Türkiye’de 3 yıl önce franchise mağazalarının da devreye girdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yalnız franchise mağazalar için </strong>“Vault” <strong>adını kullanıyoruz. Bayiler tarafından işletilen, </strong>“SPX” <strong>standartlarında 25 tane </strong>“Vault” <strong>mağazası hizmet veriyor. </strong>“Vault” <strong>mağazaları daha küçüktür, 25 metrekare civarındadır.</strong></p>
<p>Perakende tarafıyla ilgili bilgileri şöyle toparladı:</p>
<p>-          <strong>80-82 mağaza, 140 bayi, 700 satış noktasında ürünleri başından sonuna, siparişinden ithalatına, sevkiyatına kadar takip ediyoruz, yönetiyoruz.</strong></p>
<p>Üretim tarafına değindi:</p>
<p>-          “Merrel”, “Quiksilver”, “Billabong” <strong>ve </strong>“Roxy” <strong>gib, markaların Türkiye lisansörüyüz. Fason olarak üretim yaptırıyoruz. Kontrolü kolay olsun diye genelde üreticilerimizi İstanbul’dan seçiyoruz.</strong></p>
<p>Yaptıkları işi <strong>“marka yönetimi” </strong>olarak tanımlayıp sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Bir markanın temsilciliğini alınca, </strong>“adım adım ama hızlı şekilde en iyi noktaya taşımak” <strong>iddiasıyla kolları sıvıyoruz. Markanın başarılı şekilde Türkiye’de oturması için fiyattan bayi segmentasyonuna, pazarlama aktivitelerine kadar odaklanıyoruz.</strong></p>
<p>Olgar’ın cirosunu sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Perakende ve toptan tüm markaların operasyonunun konsolide cirosu 125 milyon dolar civarında.</strong></p>
<p>Kendileri için yeni ve heyecan verici bir gelişmeyi anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu kış sezonu ile birlikte </strong>“Caterpillar” (Cat) <strong>ve </strong>“Harlet-Davidson” <strong>botlarının Türkiye distribütörlüğünü aldık. Bu markalar eskiden Yeşil Kundura’nın yönetimindeydi. Yeşil Kundura piyasadan çekildi, bu markalar açığa çıkınca bizimle irtibat kurdular.</strong></p>
<p>Bu kapsamda Türkiye’de bot ve ayakkabı ürettirmeye başlayacaklarını irdeledi:</p>
<p>-          “Harley-Davidson”<strong>un yüzde 100’ünü, </strong>“Caterpillar”<strong>ın da yüzde 70’ini ülkemizde ürettirebileceğiz. Piyasanın, maliyetlerin durumuna göre ithalat da yapacağız. İki marka toplamında Türkiye’de 300 bin çift yıllık üretim öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’de maliyetlerdeki artışa işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Gümrük vergilerine rağmen kur baskısı nedeniyle ülkemizde üreticinin fiyat tutturması çok zorlaştı. Yine de biz ülkemizde üretim yaptırmak için her türlü çabayı göstereceğiz.</strong></p>
<p><strong>“Cat”</strong>in ayrıca <strong>“iş ayakkabısı” </strong>kategorisi olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          “Cat”<strong>in bot ve ayakkabıda global iş hacminin yüzde 30’unu </strong>“iş ayakkabısı” <strong>oluşturuyor. Türkiye, Kazakistan ve Gürcistan’da bu kategoriyi de biz üstlendik.</strong></p>
<p><strong>Kadriye-Güven Olgar </strong>çiftinin 1989 yılında kayak, snowboard ve tenis malzemeleri mağazasıyla temelini attıkları iş, 37 yılda 125 milyon dolarlık büyüklüğe ulaştı…</p>
<p><strong>Barış Andırınlı</strong>’nın yönetimindeki Olgar, <strong>“Harley-Davidson” </strong>ve <strong>“Cat”</strong>le daha da büyüyecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Üretim tesisimiz vardı kapattık, Mısır’a giden Türklerle görüşüyoruz</span></h2>
<p><strong>OLGAR </strong>Genel Müdürü <strong>Barış Andırınlı, </strong>bir dönem üretimde de yer aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Tekstil-hazır giyim sektöründeki sıkıntılardan dolayı üretimden çekildik. Yönettiğimiz markaların fason üretimini elbette ülkemizde yaptırmayı tercih ediyoruz. Maliyet tutturabildiğimiz ölçüde tabi.</strong></p>
<p><strong>“Quicksilver” </strong>markasıyla ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>-          “Quicksilver” <strong>globalde </strong>“ABG” <strong>isimli bir gruba satıldı. Bu grup marka topluyor. Dünyada farklı partnerler ile anlaşıp, </strong>“Bizim onayımızla kendi koleksiyonunuzu geliştirin. Birbirinize de satış yapın. Biz royalty alırız” <strong>diyorlar.</strong></p>
<p>Sistemin nasıl çalıştığını şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>ABD, Uzakdoğu, Ortadoğu ve Avrupa’da o kadar çok partner var ki, çok uygun fiyatlı olarak her yerden ürün alabilecek haldeyiz. </strong>“Quicksilver” <strong>için içeride 1-2 tedarikçi ile çalışıyoruz. Yurt dışından çok uygun maliyetle getirme imkanımız var.</strong></p>
<p>Tekstil- hazır giyim sektöründeki birçok oyuncu gibi Mısır’a da yöneliklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Mesela </strong>“Skechers”<strong>ın üreticisi Mısır’a kaydı. Biz de Mısır’daki Türk üreticilerle temas halindeyiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Olgar Ailesi yönetimde ama işi bana bıraktılar</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e6f3290ad-1782966003.jpg" alt="" width="500" height="568" />
<figcaption><strong>Orkun Olgar</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>OLGAR </strong>Genel Müdürü <strong>Barış Andırınlı</strong>’ya kurucu ailenin yönetimde olup olmadığını sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Olgar Ailesinin yüzde 30 hissesi var ve elbette yönetim kuruluda varlar. Yalnız operasyonel işlerde yoklar. Onlar işi bana bıraktı.</strong></p>
<p><strong>Kadriye Olgar</strong>’a dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Kadriye Hanım 1.6 milyon takipçisi olan bir fenomen influencer. Oğlu Orkun Olgar’ın da 1.2 milyon takipçisi var. Ayrıca NTV’de </strong>“Macerasever” <strong>adlı bir belgesel programı var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Müşteri mağazada fazla kalsın diye başladık kafe sayısı 10’a çıktı</span></h2>
<p><strong>OLGAR </strong>Genel Müdürü <strong>Barış Andırınlı, “Blue Monkey” </strong>adlı kafe zincirini nasıl oluşturduklarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Temel çıkış noktamız müşterilerin mağazada daha fazla zaman geçirmesiydi. İstanbul Watergarden’daki mağazamız 1000 metrekare, dolaşırken yorulmak söz konusu olabilir. Hemen yanında terasta </strong>“Blue Monkey” <strong>kafemiz var. Orada dinlenmek mümkün.</strong></p>
<p><strong>“Blue Monkey”</strong>i  9-10 yıl önce başlattıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>SPX mağazalarımızda </strong>“Blue Monkey” <strong>kafelerimizi işletiyoruz. Şu anda 10 kafelik bir zincire dönüşmüş durumda. Rize, Muğla ve İzmir’de yeni şubelerimiz açılacak.</strong></p>
<p>Talep üzerine franchise de vermeye başladıklarını belirtti:</p>
<p>-          “Blue Monkey”<strong>i </strong>“Vault” <strong>mağazalarının içerisinde de açmaya başladık. Aydın’daki OPS isimli AVM’deki </strong>“Vault” <strong>mağazasının hemen yanına </strong>“Blue Monkey” <strong>açtık. Bayimiz çok mutlu. Kafenin cirosu daha yüksek çünkü.</strong></p>
<p><strong>“Blue Monkey”</strong>i diğer kafe zincirlerinden farklı kılan bazı ayrıntılara değindi:</p>
<p>-          <strong>Spor temalı, spor fotoğraflarının olduğu bir ortam. Spor yapan insanlar kahveyi çok tercih ediyor. Sporcuların bir numaralı içeceği kahvedir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Görüntülü ortamda toplantı yaparken 3.5 kilometre hızla yürüyor</span></h2>
<p><strong>OLGAR </strong>Genel Müdürü <strong>Barış Andırınlı</strong>’nın ofisinde masasının altından dışarı taşan yürüyüş bandı dikkatimi çekince anlattı:</p>
<p>-          <strong>Hemen karşımda ekran var. Görüntülü platformda toplantı yaparken 3-3.5 kilometre hızla yürüyorum. 10 bin adım atmış oluyorum.</strong></p>
<p>Yürüyüş bandını mağazalarında pazarladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz şirket olarak online toplantıları yürüyerek yapmayı teşvik ediyoruz. Ofiste uzun süre çalışanlar için bu formül çok işe yarıyor. Büyük gruplara, şirketlere bu formülü anlatıyoruz. Günlük spor ihtiyacı ofisteki yürüyüş bantlarıyla yerine getirilebilir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/125-milyon-dolara-ulasti-yeni-aldigi-harley-ve-cat-botlari-turkiyede-yaptiracak-82299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/3/1280x720/baris-andirinli-1763740319.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 125 milyon dolara ulaştı, yeni aldığı ‘Harley’ ve ‘Cat’ botları Türkiye’de yaptıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guclu-faize-ragmen-borsa-ilk-yariyi-reel-getiriyle-kapatti-82298</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güçlü faize rağmen borsa ilk yarıyı reel getiriyle kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye hisse senedi piyasaları umutlu başladıkları yılda ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve etkileriyle yüzleşti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına daha uzun süre devam edeceği beklentileri bankacılık endeksinde işleri bozdu, savunma sanayinin yükselişi sanayi endeksini hızlandırdı. Halka arz endeksi tartışmasız ilk yarının lideri oldu, yatırım fonlarının performansı da türüne göre ayrıldı. BİST100 endeksi ilk yarıda yüzde 25,4 yükselişle yatırımcısına reel olarak yüzde 6,51 kazandırdı. Bankacılık endeksi yatırımcısının reel kaybı yüzde 7,73'e vardı, halka arz endeksi yatırımcısı reel olarak iki katından fazla kazandı. Hisseler ve yatırım fonlarının o hisseleri tercihi endekslerin performansını oldukça etkiledi.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu haziran ayına ilişkin enflasyon verisini yarın açıklayacak. EKONOMİ olarak yüzde 0,97 olan haziran enflasyon beklentisi doğrultusunda yılın ilk yarısında tüketici enflasyonunun yüzde 17,73 seviyelerinde olabileceğini hesapladık. Ve reel getiri hesabı için yüzde 17,73 ilk yarı enflasyon verisini kullandık.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e41475715-1782965268.png" alt="" width="649" height="502" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e42a391cf-1782965290.png" alt="" width="322" height="772" />Tekstil endeksinde yüzde 27,3 reel kayıp </h2>
<p>Borsa İstanbul'da ilk yarıda 33 endeks arasında nominal olarak sadece tekstil ve spor endeksi geriledi. Dalgalı bir yapıya sahip spor endeksi dışarda bırakıldığında tekstil endeksinde de Sun Tekstil'in seyri bu hareketin belirleyicisi oldu. Tekstil endeksi nominal olarak yüzde 14,41 düştü yatırımcısına yüzde 27,30 reel kayıp yaşattı. Geçen yıl bir aracı kurumun oldukça güçlü hareketiyle öne çıkan aracı kurumlar endeksi bu yılın ilk yarısında sadece yüzde 3,72 yükseldi, yatırımcısı reel olarak yüzde 11,9 kaybetti. Likit bankacılık endeksi yüzde 6,89 nominal yükseliş gerçekleştirse de reel olarak yüzde 9,21 düştü. Bankacılık endeksinde sadece yüzde 8,63 yükseliş oldu reel kayıp yüzde 7,73'e dayandı. Bankacılık endeksinde hem yabancı yatırımcının savaş nedeniyle hızlı satışı bu performansı etkiledi hem de yüksek faizlerin beklenilenden uzun süre devam edecek olması. Ekonomistler eylül ayına kadar bir gevşeme beklemiyor, bankacılık endeksinin performansının da yılın ikinci yarısında bu kararlara bağlı değişim göstermesi bekleniyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45e43d8a2f1-1782965309.png" alt="" width="317" height="262" />Sanayide performansı Astor belirledi </h2>
<p>Holdingler endeksi de yüzde 8,89'luk yükseliş ve yüzde 7,51 reel kaybıyla dikkat çekti. Savaştan en fazla etkilenen sektörlerin başında gelen ulaştırma endeksi yüzde 11,62 yükseldi ilk yarıda reel kayıp yüzde 5,19 oldu. Turizm endeksi de yüzde 5'i geçen reel kaybıyla öne çıkarken madencilik endeksinde reel kayıp yüzde 4'e yaklaştı. Madencilik endeksi yine savaş nedeniyle altın fiyatlarında düşüşten olumsuz etkilendi. İletişim endeksi yüzde 3,65, KOBİ endeksi ise yüzde 3,49 reel kayıp yaşattı yatırımcısına.</p>
<p>Sanayi endeksi barındırdığı Astor Enerji hisselerinin pozitif performansından ilk yarıyı yüzde 26,35 yükselişle tamamladı. Sanayi endeksi yatırımcısının reel kazancı yüzde 7,32 oldu. Astor Enerji hisseleri ilk yarıda yüzde 130’un üzerinde yükseliş yaşadı. BİST500 endeksinde de yüzde 7,76'lık reel kazanç var. Mali endeks yüzde 9,04, inşaat endeksi yüzde 9,3 reel kazanç yaşatırken 9 endeks yatırımcısına çift haneli reel getiri sağladı. Bunlardan BİST50 ve BİST30 sırasıyla yüzde 10,15 ve yüzde 12,69 reel getiri sağlarken nominal yükselişleri de yüzde 30'u aştı. Metal eşya makine endeksi yüzde 32,75 yükseldi reel kazanç yüzde 12,76 oldu bu endeksin de belirleyici hissesi Astor Enerji oldu. Gıda endeksi yüzde 33,47 yükselişle yüzde 13,37 reel kazanç verdi yatırımcısına. Bu endekste Anadolu Efes ve Coca Cola İçecek hisselerinin hareketi öne çıktı.</p>
<h2>Yüzde 500’ün üzerinde yükselen hisseler </h2>
<p>BİSTTUMY endeksi yüzde 14,03 reel kazanç sağlarken teknoloji endeksi Aselsan'ın yüksek performansıyla en çok kazandıran ilk üç endeks arasına girdi. Teknoloji endeksi yüzde 60,46 yükseldi ilk yarıda ve reel olarak kazanç yüzde 36,3 seviyesine geldi. Aselsan hissesi ilk yarıda yüzde 50'yi aşan performans sergiledi. Bilişim endeksi ikinci sırayı yüzde 91,76 nominal yüzde 62,88 reel getiriyle aldı ama bu endeksin performansı da tek hissenin çok hızlı yükselişinden kaynaklandı. Odine Teknoloji hisseleri ilk yarıda yüzde 525'in üzerinde yükseldi. Halka arz endeksi yüzde 143,47 yükselişi yüzde 106,8 reel getirisiyle tüm endeksleri ve yatırım araçlarını ilk yarıda geride bırakmayı başardı. Bunda yeni halka arzların tavan serilerinin yanı sıra Destek Finans Faktoring hissesinin hiç durmadan yükselişi de etkili oldu. Destek Finans hisseleri ilk yarıda yüzde 555'in üzerinde yükseliş yaşadı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kıymetli maden fonlarında yüzde 16,8 reel kayıp </span></h2>
<p>Yatırım fonları da TEFAS verilerine göre kıymetli maden fonları dışında tüm türlerde ilk yarıyı nominal yükselişle kapattı. En çok kazandıran yüzde 5,52 reel getiriyle hisse senedi fonları olurken, değişken şemsiye fonları da yüzde 5,03 reel getiri sağladı. Serbest şemsiye fonları yüzde 23,5 yükseldi ve yüzde 5'e yakın reel getiri sağladı yatırımcısına, para piyasası fonları da enflasyonun üzerinde yüzde 2,57 reel kazanç sağladı. Katılım şemsiye fonları nominal yüzde 17,55 yükselişle yatırımcısına yüzde 0,15 reel kayıp yaşatırken borçlanma araçları fonları yüzde 1,11, fon sepeti fonları yüzde 1,67, kıymetli maden fonları da yüzde 16,8 reel olarak kaybettirdi. Yatırım fonları arasında Bulls Portföy, Pusula Portföy ve Tera Portföy'ün fonlarının getirileri diğerlerinden ayrıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guclu-faize-ragmen-borsa-ilk-yariyi-reel-getiriyle-kapatti-82298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul endekslerinin neredeyse yarısı ilk yarıda yatırımcısına reel kayıp yaşattı. Bazı hisselerin gösterdiği olağanüstü performans nedeniyle yatırımcısına reel olarak iki katı aşan kazanç yaşatan halka arz endeksi ile bilişim ve teknoloji endeksleri öne çıktı, BİST100 reel getirisi de yüzde 6,5’i aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dervisogludan-nato-yorumu-itibar-boyanan-duvarlar-susturulan-gazetecilerle-olculmez-82325</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dervişoğlu’dan NATO yorumu: İtibar boyanan duvarlar, susturulan gazetecilerle ölçülmez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, gelecek hafta gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi alınan tedbirleri değerlendirdiği Meclis Grup toplantısında “Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor diye kendi vatandaşına yabancı muamelesi yapmak zorunda mıdır? Gazeteciden, öğrenciden, akademisyenden, sivil toplumdan korkmak zorunda mıdır? Türkiye’nin itibarı, boyanan duvarlarla, kapatılan yollarla, susturulan gazetecilerle ölçülmez. Türkiye’nin itibarı, hukukunun güvenilirliğiyle, kurumlarının ciddiyetiyle ve dış politikasının tutarlılığıyla ölçülür” dedi.</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, ‘önce yasa çıkarılacak sonra silah bırakılacak’ şeklindeki açıklamalarla bir yöntem değişikliğine gidileceğinin işaretinin verildiğine dikkat çekerek, “Bu yalnızca bir yöntem değişikliği değildir. Bu, müzakerenin ağırlık merkezinin de değiştiğini gösteren siyasi bir beyan niteliğindedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hiçbir silahlı yapının beklentilerini karşılamak için önceden yasa çıkaran bir kurum değildir. Herkes aklını başına almalıdır. Bu cani örgüt silah bırakmamıştır. Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Milletine karşı düşmanlıktan vazgeçmemiştir. Ayrıca bunu söyleyen sadece ben değil, aynı zamanda Milli Güvenlik Kuruludur. Dertleri çözüm filan değil, dertleri, İmralı canisi bebek katiline statü kazandırmak, teröristlere hukuki imtiyaz ve özgürlük sağlamaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>SP Lideri Arıkan: Manzara tam anlamıyla utanç verici</strong></p>
<p>Yeni Yol Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan da NATO Zirvesine ilişkin hazırlıkları eleştirdi.</p>
<p>Arıkan, “İktidar, ülkenin bütün sorunlarını bir kenara bıraktı, varsa yoksa NATO diyor başka da bir şey demiyor. NATO için yapılan hazırlıklara bakıyoruz, manzara tam anlamıyla, aziz milletimiz ve devletimiz için utanç verici bir hal aldı. Sırf eylem yapabilirler diye insanlar tutuklanıyor, matbaalara bile, eylemlerle ilgili hiçbir şey basılmayacak diye talimatlar gidiyor, gazetecilere ambargo konuluyor, aziz milletimizin yaşadığı yoksulluk görülmesin diye evler boyanıyor, yol kenarlarına branda çekiliyor.</p>
<p>Şimdi biz iktidara sormak istiyoruz, 'Siz birçok kez ABD’ye gittiniz, siz ABD’ye gidince kaç park kapatıldı? Kaç kişi günler öncesinden tutuklandı?' Biz söyleyelim, sıfır” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dervisogludan-nato-yorumu-itibar-boyanan-duvarlar-susturulan-gazetecilerle-olculmez-82325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/musavat-dervisoglu-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dervişoğlu’dan NATO yorumu: İtibar boyanan duvarlar, susturulan gazetecilerle ölçülmez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/100-yil-2-dakika-82323</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 100 yıl, 2 dakika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaklaşık iki dakika... Gazi Koşusu ‘nu kazanmak için gereken süre bu kadar. Bu sene 100. Yılı kutlanan Gazi Koşusu, 10 Haziran 1927 yılındaki ilk koşudan bu yana sadece iki dakikalık bir at yarışı değil, Cumhuriyet’in mirasını bugüne taşıyan en köklü spor geleneklerinden biri oldu. Son olarak 26 Haziran da gerçekleşen bu anlamlı organizasyonu, Halis Karataş’ın jokeyliğini yaptığı Bay Nalçakan kazandı.</p>
<p>Gelin 1927 yılına, yarışın ilk yapıldığı seneye bir yolculuk yapalım… Ankara’da henüz bir hipodromun bile olmadığı bir dönemde, yarış için Bahçelievler yolu üzerindeki Tayyare Meydanı’nın yakınında geçici bir pist hazırlanır; ahşap tribünler, askeri çadırlar, basit tartı alanları ve jokey odaları kurulur. İstanbul’dan trenle getirilen üç, Ankara’dan da bir atın katılımıyla toplam dört at ilk yarışı koşarlar. 2 bin TL ödüllü bu yarışı İhsan Atçı’nın bindiği, Ali Muhittin (Hacıbekir) Bey’in ‘Neriman’ adlı atı kazanır.</p>
<p>Son yarışın 50 milyon TL’lik ödülü, ilk bakışta 1927›nin 2 bin liralık ikramiyesini oldukça mütevazı gösteriyor. Ancak o dönemin 2 bin lirasının satın alma gücünü, örneğin kaç kilogram altına karşılık geldiğini düşündüğümüzde, bambaşka bir tablonun ortaya çıkacağı kesin. Bu farklı tablo da spor tarihinden çok, başlı başına bir ekonomi yazısının konusu…</p>
<p>Atatürk’ün İsmet İnönü’yle beraber tribünden seyrettiği ilk yarışın, bugün hâlâ milyonları ekran başına toplaması kolay bir şey değil. Benim için spor, başka birçok insan için kumar olarak algılanan at yarışlarının en prestijli koşusunda 100 yıldır değişmeyen gelenekler var. Organizasyonun her yıl hala Mustafa Kemal Atatürk adına düzenlenmesi, kazananın “Gazi Koşusu galibi” ünvanını ömür boyu taşıması ve kupadan çok onurun konuşulması bu geleneklerden bazıları…</p>
<p>Yarışların amatör bir takipçisi olarak, Gazi koşusuna gösterilen saygının yalnızca Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan vefadan ibaret olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Rakibe, ata, emeğe ve yarışın kendisine gösterilen ortak bir saygının 100 yıldır devam ediyor olması, organizasyonun en değerli mirası ve Gazi Kupasının en büyük zaferidir. Kazananlar değişiyor, rekorlar kırılıyor, ikramiyeler artıyor fakat sonuçta bu koşuyu yüz yıldır ödülü değil kazandırdığı itibar yaşatıyor.</p>
<p>İki dakikalık mücadelenin arkasında jokeylerin uzun süreli antrenmanları, seyislerin gün doğmadan başlayan emekleri, veterinerlerin dokunuşları, tüm ekibin hayalleri ve at sahiplerinin sabırla ördüğü uzun bir yolculuk var. Bu yılın 2 dakikasının en önemli kahramanlarından bir tanesi de Bay Nalçakan ile zafere ulaşan Halis Karataş.</p>
<p>Yedinci Gazi Koşusu zaferine ulaşan usta jokey, 12 yıllık aradan sonra yeniden zirveye çıkarak Türk yarışçılık tarihine bir kez daha adını yazdırdı. 1996 yılında efsane safkan Bold Pilot ile kazandığı Gazi Koşusu, Türk yarışçılık tarihinin en unutulmaz anlarından biri olarak hala hafızalarda. O gün elde ettiği 2.26.22’lik derece, aradan yaklaşık otuz yıl geçmesine rağmen hâlâ kırılamayan Gazi Koşusu pist rekoru olmayı sürdürüyor. 28 Haziran 2026 itibarıyla, bindiği 26 bin 678 at ile 7 bin 236 birincilik kazanmış Sihirbaz lakaplı Karataş, Türkiye’nin en çok yarış kazanan jokeyi unvanını elinde bulunduruyor.</p>
<p>Bir gün Karataş’ın rekoru da kırılacak fakat ne olursa olsun sporun gerçek büyüsü rekorların kırılmasında değil, hikâyelerin kuşaktan kuşağa aktarılmasındadır. Gazi Koşusu yüz yıldır bunu başarıyor. Belki de bu yüzden her yeni şampiyon, aslında geçmişe yeni bir sayfa eklemekten çok, geleceğe yeni bir miras bırakıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/100-yil-2-dakika-82323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 100 yıl, 2 dakika ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/watsons-turkiye-31-pazar-arasinda-buyumede-ilk-5te-82320</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Watsons Türkiye, 31 pazar arasında büyümede ilk 5’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Dünyada 185, Türkiye’de ise 21. yılına giren kozmetik ve kişisel bakım markası Watsons, Türkiye’de 500. mağazasını Galataport AVM’de açtı.</p>
<p>Türkiye’nin büyümede ilk 5 ülke arasında yer aldığını söyleyen Watsons Türkiye ve GCC (Körfez Ülkeleri) Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, yine Türkiye’nin grup içerisinde en fazla yatırım alan ülkelerden biri olduğunu söyledi. Watsons Türkiye’nin geçmiş dönem değerlendirmesi ve gelecek dönem hedefleri ile ilgili düzenlenen toplantıda konuşan Yurddaş, Türkiye’den tedarike de başladıklarını ve private label markalı ürünlerin yüzde 80’inin burada üretildiğini belirterek bu ürünlerin ihracatının da yapıldığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a45fb2a20dee-1782971178.png" alt="" width="800" height="332" /></p>
<h2>Kişisel bakım ve kozmetik çok hareketli </h2>
<p>Konuşmasına sektörel değerlendirme ile başlayan Yurddaş, kişisel bakım ve kozmetiğin çok hareketli olduğunu ve sektörde güçlü oyuncuların bulunduğunu belirterek, “Sağlık, güzellik ve kişisel bakım mağazalarının sayısı Türkiye'de daha fazla artacak. Bu iş bir yerde bu kategoriyi büyük marketlerden biraz daha bizim mağazalara doğru çekiyor. Biz de mağaza açmaya devam ediyoruz. Bu kanalda şu anda 2 bine yakın mağaza var. Açıkçası ben bir 5 sene sonrası için 4-5 binlere çıkacağını tahmin ediyorum” dedi. Kendilerinin ise en hızlı büyüyen oyuncuların başında geldiklerini dile getiren Yurddaş, öncelikli olarak bulunmadıkları 9 şehre daha gireceklerini ve mağaza sayılarını da her yıl yüzde 10-15 artıracaklarını dile getirerek 3 ile 5 yıl içinde 800 mağazaya ulaşmayı hedeflediklerini dile belirtti.</p>
<h2>K-beauty hala en önde </h2>
<p>Kişisel bakım ve kozmetikte şu anda en hızlı büyüyen alan ise hala K-beauty… Yurddaş, "Şu anda Kore güzelliği bizim cilt bakım kategorisinde yüzde 30'u geçti. Bunun 50'lere doğru çıkacağını tahmin ediyoruz” dedi. Yerli markaların da hızla büyüdüğünü anlatan Yurddaş, şöyle devam etti: “Cilt bakımında payları yüzde 25'lere çıktı. Biz bundan 7-8 sene önce bütün ürünlerimizi ithal ediyorduk. Kendi ürünlerimizin üretiminin yüzde 80'ini Türkiye'de yapıyoruz şu an. Yani Watsons ürünleri bizim kendi kalite güvencemizle yapılıyor. Büyük bir kısmı Türkiye'de üretiliyor. Türkiye'de üretim sektörü çok güçlü. Bizim sektörde çok iyi üreticiler var. Daha yeni markalaşıyorlar ama üretim çok kuvvetli. Yurt dışına ihracat da çok kuvvetli. Kendi markalarımızın yüzde 10'a yakın bir payı var. Onları da yukarıya doğru nasıl taşırız diye bakıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yerli üretimle ihracat da yapılıyor </h2>
<p>Burada ürettikleri Watsons markaları ürünlerin diğer ülke mağazalarına ihraç edildiğini dile getiren Yurddaş, “Mesela deodorantlarla ve farklı başka ürünlerimiz Türkiye’de başarılı olunca bir ilgi oluyor. Türkiye'de geliştirdiğimiz Watsons'ın yüz temizleme ürünleri Asya'ya gidiyor. Bu çok önemli. Çünkü cilt deyince akla Asya geliyor, buradan bizim ürünlerimizi alıp kullanıyorlar. Bununla beraber kişisel bakım ürünlerinden de aynı şekilde yurt dışına giden ürünlerimiz var. Deodorant bazı ülkelerde viral oldu. Yurt dışında çok satıyor, Türkiye'de geliştirdiğimiz bir ürün. O bakımdan biz de daha fazla motive oluyoruz. Buradan çıkan bir ürün dünyanın her yerinde satılıyor” dedi.</p>
<h2>En fazla yatırım alan ülkeler arasında </h2>
<p>AS Watson Group 31 ülkede 17 bin mağaza ile faaliyet gösteriyor. 2005 yılında girdikleri Türkiye’nin şu anda bu 31 ülke arasında en hızlı büyüyen ilk 5 ülkeden biri olduğunu ifade eden Mete Yurddaş, “Dolayısıyla grup için Türkiye en çok yatırım alan, en çok büyüyen ülkelerden bir tanesi” diye konuştu. Tüketim trendlerinden de bahseden Yurddaş, şu ifadeleri kullandı: “Türk tüketicileri için son 3-4 senede 2 belirgin trend var. Bir tanesi daha lüks ve daha pahalı ürünlere olan bir talep var. Bir de daha ekonomik ürünlere olan bir talep var. Öte yandan İndirim konusunu konuşmadığımız gün olmuyor. Hatta sektörümüz indirim konusunu fazla gündem haline getiriyor. İndirim ve promosyonların sayısı ve günleri artıyor. Diğer ülkelerde de bunu görüyoruz. Ama zorluk tabii bu kadar indirim varken nasıl karlılığı koruyacaksınız. İşte orada bizim kendi ürünlerimiz ve sunduğumuz farklı markalar devreye gidiyor.</p>
<p>Erkek ürünlerinin da pandemi sonrası hızlandığını anlatan Mete Yurddaş, “Şu anda erkeklere de özel köşeler ayırıyoruz. Normal bir mağaza yüzde 30 büyüyorsa erkek kategorisi 40-50 büyüyor. Toplam payı şu anda yüzde 10’un altında ama şu an en hızlı büyüyen kategorilerden biri. Bu arada büyütmek için yatırım da yapıyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dövizle kiralama yapan AVM sayısı azaldı</span></h2>
<p>Yabancı ve yabancı ortaklı markalara AVM’lerde döviz üzerinden kiralama konusundaki soruyu da yanıtlayan Yurddaş, “2018 senesinde bir düzenleme yapıldı. O düzenleme sırasında yabancı şirketler o düzenlemenin dışında bırakıldı. O düzenleme hala geçerli ama dövizle kira ödediğimiz az sayıda mağazamız var. O dönemde 400 mağazamızın yaklaşık 120’sinde dövizle kiralamamız vardı. Zaman içinde bu sözleşmeler Türk lirasına döndü. Aslında daha hesap yapılabilir hale geldi bizim için de” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/watsons-turkiye-31-pazar-arasinda-buyumede-ilk-5te-82320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/watsons.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de 500. mağazasını açan Watsons, grup içinde büyümede ilk 5 ülke arasına girdi. Şirket, Türkiye&#039;yi aynı zamanda en fazla yatırım yaptığı pazarlardan biri olarak konumlandırırken, burada ürettiği private label ürünlerin yurt dışına ihraç edildiğini de açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vakko-gecmisin-mirasini-gelecege-tasimayi-nasil-basariyor-82311</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakko geçmişin mirasını geleceğe taşımayı nasıl başarıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizin en köklü markalarından Vakko kurulduğu günden beri kaliteli kumaşlar, özgün tasarımlar ve şık mağazalarıyla moda perakendesinin zirvesinden hiç inmedi. Vitali Hakko’nun vizyonunu yansıtan “Moda Vakko’dur” iddiası da geçerliliğini asla yitirmedi. Kuruluş, 2013 yılından beri <em>Vakko Esmod Moda Akademisi kapsamında ya</em>ptığı çalışmalarla da yeni nesillerin yaratıcı ruhunu ortaya çıkaran projelere imza atmaya devam ediyor. </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul Nakkaştepe’deki Vakko Moda Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet defilesinde  2026 mezunlarının koleksiyonlarını sergiledikleri defilede, gençlerin kendi özgün seslerini yansıtan tasarımlar gördük. </p>
<p>Defile sonrasında Vakko ESMOD Moda Akademisi'nin 2026 ödülleri açıklandı. Esmod Altın İğne ödülü Sabira Zhukenova’ya ; Vakko Jüri Özel Ödülü moda tasarımı alanında Emir ve Ege Abbasi’ye, Modelizm alanında ise Mahshad Attarian’a takdim edildi.  Fransız Büyükelçiliği Özel Ödülü’nün sahibi ise Yağmur Coşkun oldu.</p>
<p><strong>Vakko Esmod Moda Akademisi bir vizyonun ürünü</strong></p>
<p>ESMOD ile iş birliği yapan Vakko, 2013 yılından bu yana Vakko ESMOD Moda Akademisi çatısı altında önemli projelere imza atıyor.  Akademinin eğitim programlarından <em>13 yılda 1672 kişi mezun oldu.  </em>Bugün akademi mezunları moda markalarında tasarımcı, modelist, ürün geliştirme uzmanı, stil danışmanı ve yaratıcı ekiplerin üyeleri olarak kariyerlerini sürdürürken, bazı mezunlar kendi markalarını kurarak Türkiye moda sektörüne yeni değerler kazandırıyor</p>
<p>Vakko ESMOD, Moda Tasarımı ve Yaratımı Programı'nın yanı sıra modelizm, styling, moda yönetimi, stil danışmanlığı, çanta ve ayakkabı tasarımı gibi farklı alanlarda eğitimler sunuyor. Akademi, teorik eğitimi uygulamalı deneyimlerle destekleyen yapısı sayesinde öğrencilerini doğrudan sektörle buluşturarak moda dünyasına gençler yetiştiriyor. </p>
<p>İstanbul'un merkezinde, tarihi Sıraevler'de konumlanan akademi; alanlarında uzman eğitmenler ve sektör profesyonellerinden oluşan güçlü akademik kadrosuyla faaliyet gösteriyor. Öğrenciler eğitim süreçleri boyunca yalnızca teknik bilgi edinmekle kalmıyor, aynı zamanda sektörün güncel dinamiklerini deneyimleme ve profesyonel ağlar kurma fırsatı da yakalıyor.</p>
<p>Peki <strong>Vakko geçmişin mirasını geleceğe taşımayı nasıl başarıyor?</strong></p>
<p><strong>Bu soruyu 9 maddelik kısa bir listeyle cevaplamayı diliyorum. </strong></p>
<p><strong>Vakko’yu bir aşk markası yapan 9 unsur </strong></p>
<ol>
<li><strong>Vizyoner liderlik: </strong>Vitali Hakko ilk günden itibaren modayı bir yaşam kültürü olarak konumlandırdı.<strong> Vitali Hakko’nun , </strong>modayı sadece giyim olarak değil; estetik, kültür ve yaşam biçimi olarak ele alması kuruluşu rakiplerinden ayrıştırdı.</li>
<li><strong>Güçlü bir takım: </strong>Vakko çalışanlarına değer veren bir kuruluş. Bu özelliği sayesinde yetenekli ve iyi eğitimli kadrolar oluşturabiliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hakko, perakende dünyasının yıldız isimlerinden CEO Jaklin Güner ve ekibiyle birlikte Vakko markasını farklı alanlara genişleten yeniliklere imza atıyor.</li>
<li><strong>Premium konumlandırma: </strong>Vakko değer, prestij ve deneyim odaklı bir marka algısına sahip. Bunun gerisinde öncelikle şirketin zamansız tasarım anlayışı bulunuyor. Moda trendlerini takip ederken, markanın DNA’sındaki klasik şıklık özelliğini korumayı başarıyor.</li>
<li><strong>Üstün kalite: </strong>Ürünlerin tasarımı kadar kullanılan malzemelerin kalitesine önem veren marka, işçilik ve yüksek hizmet standartı sayesinde yaklaşık bir asır boyunca kalite ve güven algısını korudu. Kuşaklar arası sadakat yarattı.</li>
<li><strong>İlk olma cesareti: </strong>Vitrin tasarımı, mağaza içindeki müşteri deneyimi ve sunulan yenilikler Vakko’yu Türkiye’nin farklı illerinde moda perakendesinin okulu  haline getirdi. Modaya yön veren bir marka olarak dünyadaki trendleri yakından takip ederek Türk tüketicisine sundu. </li>
<li><strong>Güçlü marka kimliği: </strong> Vakko marka özünü koruyarak "Moda Vakko'dur" gibi akılda kalan bir önermeyle sektörün referans markası haline geldi.Tutarlı iletişimi ve güvenilirliği markanın itibarının artmasında önemli bir rol oynadı  </li>
<li><strong>Bütüncül müşteri deneyimi:</strong> Mağazadan ambalaja, çalışanlardan satış sonrası hizmete kadar her temas noktasında aynı kalite algısını oluşturdu.</li>
<li><strong>Sürekli yenilenme:</strong> Gelenekten kopmadan sürekli dönüşebilmek. Yeni markalar, koleksiyonlar ve iş modelleriyle değişen tüketici beklentilerine hızla uyum sağladı.</li>
<li><strong>Kültür ve sanata yatırım: </strong>Moda, sanat, gastronomi ve eğitim alanlarındaki yatırımlarıyla markanın itibarını güçlendirdi. Sanat, eğitim ve yaşam tarzıyla duygusal bağ kuran bir ekosistem yaratmak.</li>
</ol>
<p><strong>Markanın Akademi yatırımı neler getiriyor? </strong></p>
<p>Vakko, yalnızca moda üreten bir marka olmanın ötesinde, modanın geleceğini şekillendirecek yaratıcı profesyonellerin yetişmesine katkı sağlayan kapsamlı bir eğitim ekosistemi inşa ediyor.</p>
<p>1841 yılında Paris'te kurulan ESMOD, dünyanın ilk moda okulu olma özelliğini taşıyor. Vakko ESMOD Moda Akademisi, moda ve tekstil sektörünün gelişimine öncülük eden eğitim anlayışını, İstanbul'da uygulamaya koyuyor.</p>
<p>Modanın tüm alanlarını kapsayan eğitim programları ile fark yaratan ESMOD, Vakko iş birliği ile İstanbul'da verdiği eğitimler kapsamında, Moda Tasarımı ve Yaratımı Eğitim Programının yanı sıra kısa dönem moda tasarımı, modelizm, çanta ve ayakkabı tasarımı, styling, moda yönetimi ve stil danışmanlığı alanlarında da sertifika programları sunuyor.</p>
<p><strong>Cem Hakko: "Modanın geleceğine yapılan en değerli yatırımın eğitimdir”</strong></p>
<p>Vakko Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hakko mezuniyet defilesinde yaptığı konuşmada Modanın geleceğine yapılan en değerli yatırımın eğitim olduğunu ve Türkiye'de dünya standartlarında moda eğitimi veren bir kurumun hayata geçirilmiş olmasından duyduğu mutluluğu ifade etti. Vakko olarak modayı yalnızca tasarlanan ve üretilen bir alan olarak görmediklerini, bir moda markasının gerçek sorumluluğunun, sektörün geleceğini şekillendirecek yaratıcı insan kaynağının yetişmesine katkı sağlamak olduğuna inandıklarını belirten Cem Hakko şu bilgiyi paylaştı:<em> </em></p>
<p>“Vakko’nun Yönetim Kurulu Başkanı olduğum ilk günden beri, modanın gelişiminin ancak bilgi paylaşımı ve yeni nesillerin yetişmesiyle mümkün olduğuna inanarak bu vizyonu farklı projelerle geliştirmeyi hedefledim. İlk etapta önceliğimizi eğitime katkı sağlayacak önemli bir kaynak oluşturmaya vererek Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi'ni hayata geçirdik. Dünyanın farklı noktalarından, çoğu Türkiye'de o dönem erişimi bulunmayan yüzlerce özel yayını öğrenciler, araştırmacılar ve genç yaratıcılarla buluşturduk. Ardından yollarımız Uluslararası eğitim kurumu ESMOD ile kesişti ve ortak vizyonumuz doğrultusunda Vakko ESMOD Moda Akademisi'ni hayata geçirdik… Son 13 yılda yetişen 1672 mezun bizim için yalnızca bir sayı değil; Türkiye moda sektörüne kazandırılmış yeni yüzlerce profesyonel, yüzlerce yeni hikâye anlamına geliyor. Gençlerin sektörde kendi yollarını açtığını görmek, yaptığımız yatırımın en değerli karşılığı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vakko-gecmisin-mirasini-gelecege-tasimayi-nasil-basariyor-82311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/1/1280x720/cem-hakko-1782967913.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakko geçmişin mirasını geleceğe taşımayı nasıl başarıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnaf-turizm-sezonundan-guclenerek-cikmali-82296</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Esnaf, turizm sezonundan güçlenerek çıkmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkan Vekili ve Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, yaz sezonunda yerel esnafın desteklenmesi gerektiğini belirterek, serbest piyasanın adil rekabetle güçleneceğine dikkat çekti.</p>
<p>Turizm kenti Antalya’da yaz sezonuyla birlikte çarşı, pazar ve mahalle esnafında hareketlilik artarken, piyasadaki rekabet koşullarının yeniden önem kazandığını vurgulayan Dere, ‘’Kent nüfusunun yükseldiği, talebin arttığı ve alışveriş trafiğinin hızlandığı bu dönemde yerel esnaf hem sezon bereketine hazırlanıyor hem de artan maliyetler, kira yükü ve zincir market rekabetiyle mücadele ediyor’’ dedi.</p>
<p>Yüksek yaz sezonunda canlanan ticari hayatın yerel esnaf açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Serbest piyasa, ekonominin doğal akışı içinde fiyatların arz ve talebe göre şekillenmesidir. Ancak bu düzenin sağlıklı işlemesi için rekabetin adil, maliyetlerin sürdürülebilir, denetimlerin etkin olması gerekir. Küçük esnafımızın yüksek kira, artan girdi maliyetleri, sezonluk fiyat baskısı ve zincir marketlerle yaşadığı rekabet karşısında ayakta kalabilmesi için piyasada dengeyi koruyan bir anlayışa ihtiyaç vardır. Yaz aylarında turizm hareketliliğiyle Antalya’da alışveriş trafiği hızlandı. Antalya’mız yaz sezonunda milyonlarca misafiri ağırlayan güçlü bir turizm kentidir. Bu hareketlilik yalnızca büyük işletmelerin kazancına dönüşmemeli, yerel esnafımızın tezgahına, dükkanına, sofrasına da bereket olarak yansımalıdır. Çünkü esnafımız bu kentin ekonomik omurgasıdır. Mahalle kültürünü yaşatan, güvenilir alışverişi sürdüren, istihdama katkı sunan en önemli güç, yerel esnaftır.”</p>
<p>Zincir marketlerin yaygınlaşması, yüksek işletme giderleri, kira artışları ve maliyet baskısının küçük esnafın rekabet gücünü zorladığını vurgulayan Adlıhan Dere, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Perakende ticarette daha dengeli ve koruyucu bir yapıya ihtiyaç var. Serbest piyasanın güçlü olanın sınırsız büyüdüğü, küçük esnafın yalnız bırakıldığı bir alan olarak görülmemesi gerekir. Serbest piyasanın temeli, adil rekabettir. Esnafımızın zincir marketler karşısında ezilmediği, mahalle ticaretinin korunduğu, haksız rekabetin önlendiği bir düzen hem tüketicinin hem üreticinin hem de esnafımızın yararınadır. Bu nedenle perakende ticarette sahadaki gerçekleri gören, küçük esnafı koruyan, piyasa dengesini güçlendiren düzenlemeler büyük önem taşımaktadır. Serbest piyasanın sağlıklı işlemesi için adil rekabetin, etkin denetimin ve güçlü yerel esnaf yapısının korunması gerekmektedir. Vatandaşlarımız ve Antalya’yı ziyaret eden misafirlerimiz  yerel esnaftan alışveriş yapmalarını istiyoruz. Alışveriş tercihlerimiz yalnızca bir ürün ya da hizmet satın almak anlamına gelmez. Yerel esnaftan yapılan her alışveriş, mahallemizin ekonomisine, kentimizin bereketine, istihdama ve sosyal dayanışmaya katkıdır. Bu yaz vatandaşlarımızı ve misafirlerimizi esnaf ve sanatkarlarımızı sahip çıkmaya davet ediyoruz.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnaf-turizm-sezonundan-guclenerek-cikmali-82296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/6/1280x720/esnaf-turizm-sezonundan-guclenerek-cikmali-1782939449.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkan Vekili Adlıhan Dere, esnafın yüksek turizm sezonundan güçlenerek çıkması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/zeytinoglu-cop31-firsati-icin-daha-cok-sorumluluk-almak-istiyoruz-82318</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: COP31 fırsatı için daha çok sorumluluk almak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Çevre duyarlılığı ve yeşil dönüşümün sadece doğayı koruma değil, küresel pazarlarda var olabilmenin temel şartı haline geldiğini söyleyen Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “COP31 fırsatını iyi değerlendirmek için daha çok sorumluluk almak istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Başkan Zeytinoğlu, TOBB öncülüğünde oluşturulan (COP31 Business Forum) kapsamında belirlenen, odağında sanayiyi yeşil dönüşümün merkezine koymanın yer aldığı sekiz ana faaliyet alanında katkı sunmak için çaba gösterdiklerini , bunların en az üçünde görev yapmalarının gündemde olduğunu söyledi.</p>
<p>Başkan Zeytinoğlu, “Avrupa Birliği sınırda karbon düzenlemeleri, sürdürülebilir finansman kriterleri ve tüketici beklentilerindeki değişim, şirketlerimizi çevre yatırımlarını hızlandırmaya zorluyor. SKDM takvimi işliyor. Bu yasal gereksinimler de özellikle ihracatçılarımız için ek maliyet yükleri oluşturuyor. İşte tam bu nedenlerle, bu yıl ülkemiz ev sahipliğinde, kasım ayında Antalya’da yapılacak olan COP 31’i stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. Bu kapsamda, TOBB öncülüğünde oluşturulan COP31 İş Dünyası Forumu ve COP31’in çalışmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>COP31’in ana gündem maddelerinden birinin “günlük hayatın elektrifikasyonu” olacağını, dünya genelinde elektrik talebinin artmaya devam edeceğini, temiz enerji talebi nedeniyle 2035 yılına kadar 30 milyar dolarlık şebeke ve iletim yatırım öngörüldüğünü ifade eden Başkan Zeytinoğlu: “Bu gelişmeleri göz önüne aldığımızda enerji altyapısına ve yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımlar ihracatçı firmalarımız açısından da stratejik önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Başkan Zeytinoğlu: “Bu hedeflerin; enerji arz güvenliğimizi güçlendirmesini, sanayimizin rekabetçiliğini arttırmasını, dışa bağımlılığımızı azaltmasını ve yeşil dönüşüm sürecinde yeni yatırım ve istihdam alanları oluşturmasını bekliyoruz” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>AB İklim Fikir Maratonu </strong></p>
<p>Türkiye’nin en köklü çevre koruma programlarından ‘Şahabettin Bilgisu Çevre Ödülleri’ni 32 yıldan bu yana düzenleyerek çevreci sanayicileri ödüllendiren Kocaeli Sanayi Odası (KSO) COP31 hazırlıkları kapsamında iklim değişikliğine karşı mücadele için üniversitelilerden yenilikçi çözümler almaya yönelik AB İklim Fikir Maratonu 2026 programında da bölgesel partner oldu. KSO bu kez Kocaeli’nin yanı sıra Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’yı kapsayan Doğu Marmara Bölgesi üniversitelerinde okuyan öğrencilerin katılımıyla iklim değişikliğine karşı yenilikçi çözümler üretilmesine katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>Gençlerin rolü önem kazanıyor </strong></p>
<p>Bu amaçla projelendirilen AB İklim Fikir Maratonu 2026 için geri sayım başlarken, Başkan Zeytinoğlu TOBB tarafından AB desteğiyle üretilen projenin 18 ildeki üniversitelerin katılımı ile gerçekleştirileceğini ifade etti.</p>
<p>İklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir dönüşüm süreci olduğunu belirterek gençlerin bu dönüşümün en önemli aktörleri arasında yer aldığını söyleyen Ayhan Zeytinoğlu: “Gençlerin iklim değişikliğiyle mücadelede üstlenecekleri rol her geçen gün daha da önem kazanıyor.” dedi.</p>
<p>Başkan Zeytinoğlu, programın üniversite öğrencileri için çok önemli bir fırsat sunduğuna dikkat çekerek; “Kocaeli ve bölge illerinin sürdürülebilir ve çevre dostu bir gelecek hedefini gerçekleştirmek için, gençlerin aktif katılımının büyük değer taşıdığını düşünüyoruz. Kocaeli’de gerçekleştirilecek yerel jüri etabı, yalnızca ilimiz için değil, Doğu Marmara için de önemli bir buluşma noktası olacak.” şeklinde konuştu. Başkan Zeytinoğlu: “COP31’de büyük finalle tamamlanacak, AB İklim Fikir Maratonu’na, Kocaeli ve Doğu Marmara illerimizdeki tüm üniversite öğrencilerinin yenilikçi proje fikirlerini bekliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Başvurular başladı: “İklim Senden Sorulur” </strong></p>
<p>Gençlerin iklim değişikliğiyle mücadelede yenilikçi çözümler geliştirmelerini desteklemek amacıyla hayata geçirilen AB İklim Fikir Maratonu (EU Climate Ideathon) 2026 programı için gençlere “İklim senden sorulur” şeklinde çağrı yapılarak proje geliştirmeleri istendi. Başvurular 26 Haziran tarihi itibarıyla başladı. Kocaeli Yerel Jüri Etabı, 19 Ekim 2026 tarihinde yüz yüze gerçekleştirilecek. Kocaeli, bölgesel değerlendirme merkezi olarak Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerindeki üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin de projelerine ev sahipliği yapacak. Bölge illerinden oluşturulacak takımlar geliştirdikleri iklim odaklı projeleri Kocaeli’de jüri karşısında sunacak.</p>
<p><strong>Projeler COP31’de yarışacak…</strong></p>
<p>AB Türkiye Delegasyonu tarafından, Türkiye’nin 18 ilindeki AB Bilgi Merkezlerinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek program kapsamında üniversite öğrencileri, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik fikirlerini uzman eğitimleri ve mentörlük desteğiyle geliştirerek, projeye dönüştürme fırsatı bulacaklar. Program sonunda başarılı ekipler Antalya COP31’de gerçekleştirilecek büyük finalde projelerini sunacaklar. Programın odak alanları şöyle: </p>
<p>▶ Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Tarım <br />▶ Şehirler ve Yaşam Alanları <br />▶ Temiz Enerji ve Kaynak Verimliliği <br />▶ Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi <br />▶ Ekosistemler ve Biyoçeşitlilik <br />▶ Sürdürülebilir Topluluklar ve Adil Dönüşüm</p>
<p><strong>AB İklim İdeatonu 2026 hakkında</strong></p>
<p>İklim değişikliği artık uzak bir gelecek senaryosu değil, bugünün gerçeği. Ve bu gerçeğe en güçlü cevabı verecek olanlar, geleceği şekillendirecek gençler.</p>
<p>AB İklim İdeatonu 2026, üniversite öğrencilerini iklim çözümleri geliştirmeye davet eden ulusal bir program. Amaç; gençlerin fikirlerini hayata geçirmelerini desteklemek, COP31 sürecine katkı sunmalarını sağlamak ve seslerini daha geniş kitlelere duyurmak.</p>
<p>Bu sadece bir yarışma değil. Aynı zamanda öğrenme, üretme ve birlikte çalışma yolculuğu. Katılımcılar uzmanlardan öğrenecek, mentörlerden destek alacak ve fikirlerini geliştirme fırsatı bulacak.</p>
<p>Yolculuk Türkiye’nin 18 ilinde başlayacak. Kasım 2026’da, COP31 kapsamında Antalya’da düzenlenecek ulusal finalde sona erecek. En iyi fikirler, iklim eylemine ilişkin küresel tartışmalara katkı sunma ve ilham verme fırsatı yakalayacak.</p>
<p>Kazanan ekipleri ödüller, görünürlük fırsatları ve fikirlerini daha da ileriye taşıyabilecek destekler bekliyor. AB İklim İdeatonu, yarının iklim liderlerini ve yenilikçilerini bir araya getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Program, Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Avrupa Birliği Bilgi Merkezleri Ağı kapsamında, TOBB iş birliğiyle yürütülüyor.</p>
<p><strong>Düzenleyicilerin beklentileri:</strong></p>
<p><strong>Katılımcılarda aranacak 5 unsur var</strong></p>
<p>■ Sorun odaklılık: Net, ölçülebilir, gerçek bir problem tanımı.<br />■Uygulanabilirlik: Hayata geçirilebilir bir çözüm.<br />■ Ölçeklenebilirlik: Senin şehrinde işe yarayan bir çözüm, başka bir şehirde de işe yarayabilmeli.<br />■ Etki odaklılık: İklim üzerinde yaratılacak somut etki.<br />■ Özgünlük: Senin, takımının özgün düşüncesi. COP31 İş Dünyası Forumu’nun</p>
<p><strong>8 çalışma grubu:</strong></p>
<p>■ Yeşil sanayileşme, <br />■ İklim<br />finansmanı <br />■ Elektrifikasyon,<br />■ Şehirler, <br />■ Tarım-gıda <br />■ KOBİ’ler<br />■ İklim teknolojileri <br />■ Yapay Zeka</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/zeytinoglu-cop31-firsati-icin-daha-cok-sorumluluk-almak-istiyoruz-82318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/kocaeli-sanayi-odasi-baskani-ayhan-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1769696909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevrede sorumluluk çıtasını yükselten Kocaeli Sanayi Odası, TOBB öncülüğünde oluşturulan COP31 İş Dünyası Forumu (COP31 Business Forum) kapsamında belirlenen, odağında sanayiyi yeşil dönüşümün merkezine koymanın yer aldığı sekiz ana faaliyet alanında katkı sunmak için çalışırken, bunların en az üçünde görev alması gündemde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/66-gto-uyesi-turkiyenin-en-buyuk-ihracatcilari-arasinda-yer-aldi-82352</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 66 GTO üyesi Türkiye’nin en büyük ihracatçıları arasında yer aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye'nin üretim, sanayi ve ihracat merkezlerinden biri olan Gebze'nin, güçlü sanayi altyapısı, yüksek katma değerli üretim kabiliyeti ve ihracat odaklı yapısıyla başarısını bir kez daha ortaya koyduğu bildirildi.</p>
<p>Gebze Ticaret Odasından yapılan açıklamaya göre (GTO) farklı sektörlerde faaliyet gösteren 66 üye firmanın Türkiye'nin en büyük ihracatçıları arasında yer alması, Gebze'nin üretim gücünü, uluslararası pazarlardaki rekabetçiliğini ve ülke ekonomisine sunduğu katkıyı bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<h2>“Bu başarı, Gebze’nin üretim ve ihracat vizyonunun eseridir”</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, "Türkiye'nin İlk 1000 İhracatçısı listesinde 66 üyemizin yer alması bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu başarı; üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ülkemize döviz kazandıran firmalarımızın azimli çalışmalarının sonucudur. Aynı zamanda Gebze'nin güçlü sanayi altyapısının, girişimcilik kültürünün ve ihracat odaklı üretim anlayışının en somut göstergelerinden biridir. Listeye giren tüm üyelerimizi gönülden kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Amacımız ihracat yapan firma sayımızı her geçen yıl artırmak”</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası üyelerinin uluslararası pazarlarda daha güçlü yer alması için yoğun çalışmalar yürüttüklerini belirten Aslantaş, "Üyelerimizin yeni pazarlara açılması ve ihracatlarını artırmaları amacıyla ticaret heyetleri, ikili iş görüşmeleri, hedef pazar toplantıları, eğitim programları ve Ticaret Bakanlığımız destekli UR-GE projemiz başta olmak üzere birçok çalışmayı hayata geçiriyoruz. Her yeni iş bağlantısını üyelerimiz için yeni bir ihracat kapısı olarak görüyoruz. Amacımız yalnızca bugün başarılı olan firmalarımızı desteklemek değil, ihracat yapan firma sayımızı her geçen yıl artırarak Gebze'nin ihracattaki lider konumunu daha da güçlendirmektir" şeklinde konuştu.</p>
<p>Aslantaş, ihracatın sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekerek, Gebze Ticaret Odası'nın ihracat odaklı projeler, uluslararası iş birlikleri ve Ticaret Bakanlığı destekli programlarla üyelerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya devam edeceğini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/66-gto-uyesi-turkiyenin-en-buyuk-ihracatcilari-arasinda-yer-aldi-82352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/66-gto-uyesi-turkiyenin-en-buyuk-ihracatcilari-arasinda-yer-aldi-1782983883.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Farklı sektörlerde faaliyet gösteren Gebze Ticaret Odası üyesi 66 firma Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/stratejik-satinalma-dernegi-bursa-ofisi-kapilarini-acti-82346</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stratejik Satınalma Derneği Bursa ofisi kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Satınalma dünyasının profesyonellerini aynı çatı altında buluşturmayı hedefleyen Stratejik Satınalma Derneği, Bursa’daki yeni ofisinin açılışını gerçekleştirdi. Sektör paydaşlarını bir araya getirerek iş birliği ağını güçlendirmeyi amaçlayan dernek, yeni merkezini Rota Office bünyesinde hizmete açtı.</p>
<p>Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki Zeno Business Center’da gerçekleşen açılış törenine, satınalma profesyonelleri ve sektör temsilcileri yoğun ilgi gösterdi. Yeni ofis, bölgedeki satınalma ekosisteminin geliştirilmesine, bilgi paylaşımına ve profesyonel ağın genişletilmesine önemli bir merkez teşkil edecek. Ofis açılışında konuşan Stratejik Satınalma Derneği Başkan Yardımcısı Ahmet Demir, ofisi sadece bir mekân olarak değil; bilgi paylaşımının, dayanışmanın ve mesleki gelişimin merkezi olarak tanımladı. 2020 yılında “Küçük bir fikir büyük bir inanç” mottosu ile yola çıktıklarını söyleyen Demir, satın alma kültürünü güçlendirmek ve mesleğimize yön vermek adına önemli organizasyonlara imza atmaya başladıklarını belirtti.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a462291284a9-1782981265.JPG" alt="" width="611" height="572" /></p>
<h2>“7 bin üyeden oluşan dev kadro”</h2>
<p>Satın almanın şirketlerin kârlılığını doğrudan etkileyen stratejik bir fonksiyon olduğunu vurgulayan Demir, sözlerine şöyle devam etti; “Satın alma, sadece işi yapan değil; aynı zamanda işi dönüştüren, değer yaratan ve geleceği tasarlayan stratejik bir meslek dalıdır. Biz de aynı sorunları yaşayan, aynı hedeflere koşan ve aynı dili konuşan meslektaşlarımızla birlikte daha güçlüyüz. Bugün sadece bir ofis açmıyoruz; aynı zamanda mesleki gelişimimize yön verecek yeni bir kapıyı aralıyoruz. Bu yeni merkez, stratejik satınalma alanında sürdürülebilir değer üretme vizyonumuzun ve büyüyen topluluğumuzun somut bir yansımasıdır. Birlikte daha güçlü bir satınalma ekosistemi inşa etmek üzere ofisimizin açılışında emeği olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Toplam 7 bin satın alma profesyonelinden oluşan dernek, sektördeki gücünü Bursa’da açtığı bu yeni merkezle pekiştiriyor. Derneğin tüm stratejik çalışmaları, 24 kişilik yönetim kadrosu tarafından yürütülmektedir. Sektörel iş birlikleri ile profesyonel ağını genişletmeye devam eden dernek, yeni ofisinde faaliyetlerini sürdürecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/stratejik-satinalma-dernegi-bursa-ofisi-kapilarini-acti-82346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/stratejik-satinalma-dernegi-bursa-ofisi-kapilarini-acti-1782981231.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği, yeni merkezini Rota Office bünyesinde hizmete açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektore-nefes-az-geliyor-82319</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektöre ‘nefes’ az geliyor…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OECD tespitlerine göre 15 önemli sanayi sektöründeki sübvansiyonlar en yüksek seviyelere ulaşmış durumda. Dünyanın en büyük 525 firmasının aldığı sübvansiyonların toplam tutarı 108 milyar ABD doları olarak hesaplanmış.</strong></p>
<p>Önceleri ‘can suyu’ kredisi vardı. Sonraları ‘nefes kredisi’ başladı. Her ikisi de üretenler açısından son kertede giderilmeye çalışılan finansman sorununa işaret ediyor. Geçtiğimiz günlerde hem de yüksek teknoloji alanında çalışan, orta boy firmalardan biri ‘banka banka dolaşıyoruz’ diye dertleniyordu. Hatta sıkıntı öylesine büyümüştü ki ‘üretenler’ artık maliyet sorunları nedeniyle ‘stajyer’ bile kabul edemez olmuştu.</p>
<p>Bu nedenle üretenler açısından ‘nefes kredisi’ yaşamak için bir ‘umut’ anlamına geliyor. 2026 için rakamları hatırlayacak olursak; başlangıçta 25 milyar TL tutarında bir havuz olacak. Sonrasında havuz 100 milyar TL büyüklüğüne çıkarılacak.</p>
<p>Bir işletme açısından kullanılabilecek kredi 3 milyon TL ile sınırlı. Her başvurana bu limit uygulansa 33 bin küsur şirket eder. Limit fiilen daha düşük uygulandığı takdirde havuzdan yararlanan şirket sayısı artar. 6 ay anapara ödemesiz, en çok 48 ay vadeli, 24 aya kadar yüzde 36 faizli, 24 ayın üstündeki vadelerde yüzde 34 faizli.</p>
<p>Mevcut ticari kredilerin yıllık faizinin yüzde 50’lerde olması nefes kredisinin ‘uygunluğu’nu ortaya koyuyor. Bugüne kadar nefes kredisi uygulamalarını gerçekleşen enflasyona göre değerlendirdiğimizde de ‘uygunluğa’ ulaşıyoruz.</p>
<p>İlk nefes kredisi 2016’da aylık yüzde 0,83, yıllık yüzde 9,90 faizle başlamış. 1 yıl vadeli uygulanan ilk kredi programında firma başına en çok 100 bin TL kredi verilmiş. O zaman bu krediye ‘finansmanda inovasyon’ denilmiş. 30 bin firma yararlanmış. 2016’da yıllık TÜFE yüzde 8,53 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>İkinci nefes kredisi 2018’de aylık yüzde 0,825 aylık 0,99 faiz, yıllık yüzde 12 faiz ve 12 ay vade ve azami 200 bin TL limitle uygulanmış. İki-üç ay içerisinde 50 bin KOBİ’nin faydalanması amaçlanmış. Kaynak 5 milyar TL olarak belirlenmiş. 2018’de yıllık TÜFE yüzde 20,30 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Nefes kredisi 2019 uygulamasında faiz aylık 0,625, yıllık faiz yüzde 7,5 olarak belirlenmiş. 6-8 ay anapara ödemesiz, ardından bir yıl süreyle 12 taksitte geri ödeme formülü ile uygulanmış. 2019’da yıllık TÜFE yüzde 11,84 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Nefes kredisinin 2020 uygulamasında yıllık yüzde 7,5 faiz, 12 eşit taksitte geri ödeme, 50-100 bin TL arası kredi limiti şeklinde uygulanmış. 6,25 milyar TL tutarında bir kredi havuzu oluşturulmuş. 2020’de yıllık TÜFE yüzde 14,60 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Nefes kredisinin 2021 uygulamasında yıllık faiz oranı yüzde 17,50’ye çıkarılmış. Kredi limiti 50-200 bin TL olarak belirlenmiş. 6 ay ödemesiz dönemin ardından 12 ay eşit taksitte geri ödeme öngörülmüş. 2021’de yıllık TÜFE yüzde 36,08 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Nefes kredisinin Temmuz 2025 uygulamasında faiz oranları 24-36 ay vade için yüzde 37-38 arasında değişmiş. Bir firma azami 2,5 milyon TL kredi kullanmış, krediler 6 ay ödemesiz şekilde azami 36 ay vadeli olarak uygulanmış. Bu dönemde 23.5 bin firmaya 30 milyar TL kaynak aktarılmış.</p>
<p>Nefes kredisinin Ekim 2025 uygulamasında; 24 ay vadeye kadar yüzde 33, 24 ay üzerinde ise yüzde 32 faiz uygulanmış. Kredi 6 ay anapara ödemesiz, azami 36 ay vadeli olarak verilmiş. Bir firma en fazla 1,5 milyon TL kredi kullanabilirken, kredi hacminin büyüklüğü ise 25 milyar TL olarak belirlenmiş. 2025’te yıllık TÜFE yüzde 30,89 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Nefes kredisine gerçekten ihtiyaç var mı? Var ise bu ihtiyaç neden yıl ya da yıl aşırı kendini tekrarlar? Üretenler, ihraç edenler için asıl sorun bu olmalı. Öyle bir ekonomik iklim var ki, ‘finansmana erişim’ en geç yıl aşırı gündemdeki en yakıcı sorun haline geliyor.</p>
<p>Ancak bu kredinin bir bedeli de yok değil. Bir sanayi temsilcisinin bu krediyi kullandıkları için sanayicilerin adeta hesap vermek zorunda kaldıklarına ilişkin anlatısı aklımızda. Sanayicilere “Dün avantajlı krediyi kullandıysan bugün sorunlarının çözülmesi konusunda daha da sabırlı olabilirsin.” mesajı veriliyormuş.</p>
<p>Aslında nefes kredisinin bir öyküsü de var. Para bol olsa da KOBİ’lerin mutlaka ve mutlaka kredi kullanabileceklerine ilişkin garanti hiçbir zaman olmadı. Çünkü KOBİ’lerin kendilerine kredi verecek mekanizmanın kefalet koşullarını sağlaması mümkün olmadı. Bu ihtiyacın giderilmesi için 1991 yılında Kredi Garanti Fonu kuruldu. Kurum ancak 1994 yılında çalışmaya başlayabildi. KOBİ’lere ilk müteselsil kefil oluşu 1994, ancak TOBB, Hazine, KGF ve bankaların bir araya gelerek kredi programları oluşturmasının ilk büyük örneği için 2016 yılını beklemek gerekti.</p>
<p>İlk uygulama biri kamu biri özel iki bankanın aracı olmasıyla başladı. 2017 uygulamasında da aynı iki banka işbirliği yaptı. Bir yıl sonra iki kamu bankası ile iki katılım bankası listeye eklendi. 2021’e gelindiğinde diğer kamu bankaları ile özel bankalar da aracılar arasına katılmıştı. Bu arada Kredi Garanti Fonu’nun KOBİ’lere kefil olmasında Hazine’nin desteğinin sağlanmış olduğunu da gözden kaçırmamak gerekli. Dolayısıyla nefes kredisi hemen tüm tarafların işin içinde olduğu bir uygulama . O günlerde TOBB öncülüğünde çeşitli şehirlerde büyük toplantılar yapılarak sanayicilerle toplanılır, program tanıtılırdı.</p>
<p>Bugün itibarıyla da sanayiye, üretime hem de nefes almanın zorlaştığı koşullarda bu tür uygunluklar yaratılmasının şaşırtıcı bir yanı olmasa gerek. 24 milyon öğrencinin kabuğunu kırmaya çalıştığı ülkemizde çalışmak için işe ihtiyaç var. Hatta el oğlu bu tür uygunluklar için ‘zor günleri’ de beklemiyor.</p>
<p>Dünya gerçeğine bakacak olursak; OECD’nin tespitlerine göre 15 önemli sanayi sektöründeki 525 sanayi firmasının aldığı sübvansiyonlar takip edilmiş ve bunların toplamı şirket gelirlerinin yüzde 1,3’üne ulaştığı belirlenmiş. Bu sübvansiyonlar 108 milyar ABD doları olarak hesaplanmış. Herkes sübvansiyon yapıyor ama buna rağmen OECD’nin Mısır’a, “Tarım ve gıdada sübvansiyon yapma. Gübre tüketimi artıyor, su tüketimi azalıyor.” gibi bir şeyler söylemesini de iyi yorumlamak durumundayız.</p>
<p>Sonuç olarak nefes kredisinin 10 yıla varan geçmişi bize ne gösteriyor? Faizler yükseliyor, firmalara tanınan kredi limitleri yükseliyor, ödemesiz dönem yine 6 ayla sınırlı, vade neyse ki uzuyor. Ancak Nefes kredisinden yararlananların sayısı ne yazık ki 50 bini aşmıyor, genel olarak üretim iklimi de fazla değişmiyor. Üstelik KOBİ sayısının 3,5-3,8 milyon arasında olduğu düşünüldüğünde göründüğü kadarıyla, bu takviyeye rağmen bu nefes reel sektöre yetmediği gibi, reel sektörün nefesi de yetmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektore-nefes-az-geliyor-82319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektöre ‘nefes’ az geliyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-gulun-140-yillik-mirasini-gelecege-tasiniyor-82297</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 23:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Burdur, Türkiye&#039;nin ikinci büyük yağlık gül üretim merkezi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, gül üretiminin, Burdur'un sadece toprağında değil, tarihinde, kültüründe ve ekonomisinde de kök salmış bir miras olduğunu söyledi. Burdur’da 140 yıllık gül üretim  geleneğinin bugün katma değerli üretim ve agro-turizmle geleceğe taşındığını belirten Gündüzalp, Ağlasun ilçesinde dört kuşak gül üretimi yapan Burdur Ticaret Borsası üyesi Yüksel Ertaş ve ailesini ziyaret etti.</p>
<p>Ailenin dördüncü kuşak temsilcileri Sefa Ertaş ve Mücahit Ertaş ile bir araya gelen Gündüzalp, geleneksel gül ve gül yağı üretimini kozmetik sektörüne taşıyan girişimcilik çalışmalarını yerinde inceledi. Gül bölgenin tarih ve kültürünü yansıttığını kaydetti.</p>
<p>Gülün Burdur için yalnızca tarımsal bir ürün olmadığını, aynı zamanda şehrin tarihini, kültürünü ve ekonomisini şekillendiren en önemli değerlerden biri olduğuna dikkat çeken Gündüzalp şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Burdur ve Isparta'da gülcülüğün hikâyesi 1880'li yıllarda Osmanlı Devleti'nin teşvikleriyle başladı. O yıllarda yaklaşık 10 bin dönüme dikilen gül fidanlarıyla bölgemiz adeta bir gülistana dönüştü. 1908 yılında ise Anadolu'nun ilk sanayi tipi gül yağı damıtma tesisi Burdur'da kuruldu. Böylece üretimin katma değere dönüştüğü, ihracata uzanan büyük bir vizyonun temelleri atıldı."</p>
<p><strong>Burdur agro-tarımda cazibe merkezi</strong></p>
<p>Burdur'da yaklaşık 4 bin dekarlık alanda yağlık gül üretimi yapıldığını anlatan Gündüzalp, iklim koşullarına bağlı olarak yılda ortalama bin 500 ila 2 bin ton arasında yağlık gül üretildiğini belirterek, ‘’Bu da Türkiye üretiminin yaklaşık yüzde 8'ine karşılık geliyor. Burdur, bu üretimle Isparta'nın ardından Türkiye'nin ikinci büyük yağlık gül üretim merkezi konumundadır’’ dedi.</p>
<p>Gülün artık sadece tarım, kozmetik, sağlık ve gıda sektörlerinin değil, turizmin de önemli bir parçası haline geldiğine dikkat çeken Gündüzalp, lavanta üretimiyle birlikte düzenlenen hasat etkinlikleri, turlar ve deneyim odaklı organizasyonların Burdur'u agro-turizm alanında yeni bir cazibe merkezine dönüştürdüğünü belirtti.</p>
<p><strong>Burdur Agro Turizm rotasında</strong></p>
<p>‘’Kokuyu Takip Et’’ temasıyla hazırlanan Burdur Agro Turizm Rotaları Projesi hakkında da bilgi veren Gündüzalp, projenin yalnızca bir tanıtım çalışması olmadığını, Burdur'un tarımsal üretim mirasını turizmle buluşturan kapsamlı bir kalkınma modeli olduğunu bildirdi. Gündüzalp, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Gül ve lavanta bahçelerinden tarihi ve doğal güzelliklere, yöresel lezzetlerden el sanatlarına kadar Burdur'un sahip olduğu değerler tek bir rota altında ziyaretçilere sunulacak. Burdur'un üretim kültürünü, doğasını ve zengin turizm potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtmayı hedefliyoruz.. Üreticilerimizin emeğini turizmle buluşturacak bu proje sayesinde kırsal kalkınmaya katkı sağlamayı, yerel ekonomiyi güçlendirmeyi ve ziyaretçilere Burdur'u deneyimleyebilecekleri özgün bir rota sunmayı amaçlıyoruz. Burdur'un gül ve lavanta kokan hikâyesini, şehrimizin tüm kültürel ve doğal zenginlikleriyle birlikte Türkiye'ye ve dünyaya anlatacağız."</p>
<p>En önemli hedeflerinden birinin 140 yıllık gülcülük mirasını korumak olduğunu anlatan Gündüzalp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Üreticimizin alın terini korumak ve bir asır önce temelleri atılan 'Saf ve Kaliteli Gül' imajını dünya pazarlarında daha da güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dört kuşaktır gül üretiminin içinde yer alan Ertaş Ailesi, büyüklerinden devraldığı üretim kültürünü geleceğe taşıyor. Geleneksel gül ve gül yağı üretimiyle başlayan hikâyeleri, bugün dördüncü kuşakta gül parfümü, gül kremi, gül kahvesi ve birçok katma değerli ürüne dönüşmüş durumda. Ertaş Ailesi, Burdur'da yalnızca gül üretmekle kalmıyor; onu markalaştırarak yeni nesillere ve yeni pazarlara ulaştırıyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-gulun-140-yillik-mirasini-gelecege-tasiniyor-82297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/burdur-gulun-140-yillik-mirasini-gelecege-tasiniyor-1782939551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kentin Türkiye&#039;nin yağlık gül üretiminin yüzde 8&#039;ini yaptığını belirten Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, &quot;Burdur, bu üretimle Isparta&#039;nın ardından Türkiye&#039;nin ikinci büyük yağlık gül üretim merkezi konumundadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uraloglu-turkiye-dunyanin-onde-gelen-denizci-ulkelerinden-82326</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Türkiye, dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı 100. Yıl Dönümü Kutlama Programı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı ve İTÜ Denizcilik Fakültesi'nden asker ve öğrenciler ile vatandaşların katılımıyla Beşiktaş Meydanı Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı önünde gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kabotaj Kanunu'nun 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe girdiğini anımsatarak, Türk denizciliğinin bu büyük zafer gününün 100. yıl dönümünü yaşadıklarını söyledi.</p>
<p>Barbaros Hayreddin Paşa'nın "denizlere hakim olan cihana hakim olur" sözünü hatırlatan Uraloğlu, bu veciz sözden feyz alan Türklerin Türk boğazlarında, Karadeniz'de, Ege'de ve Akdeniz'de tam anlamıyla deniz kontrolü sağlayarak okyanuslara açıldığını ve bir cihan imparatorluğu kurduğunu anlattı.</p>
<p>Uraloğlu, "denizci millet, denizci ülke" olma ülküsünün kendileri için sadece bir hedef olmadığını, denizci atalarına ve Türk milletine karşı en kutsal görevlerinden olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"1 Temmuz 1926'da Kabotaj Kanunu ile yabancı devletlerin Türk deniz ticaretindeki hakimiyeti sona ermiş, kıyılarımız ve limanlarımız Türk Bayrağı altında Türk gemileri ve Türk firmalarıyla yönetilmeye başlamıştır. Bu yıl 100. yıl dönümünü coşkuyla kutladığımız Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, milletimizin denizlerine ve denizciliğe verdiği önemin en büyük ispatlarından birisidir. Bizler gemileri sadece denizden değil, karadan bile yürütmüş, tarihe damgasını vurmuş bir milletiz. Doğal bir yarımada olan, kara sınırlarının yaklaşık 3 katı deniz sınırına sahip ülkemiz için attığımız her adımda, milletimizi denizle yeniden buluşturmak hepimiz için öncelikli hedefimizdir."</p>
<p><strong>"Dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden olduk"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, artık denizciliğin sadece ticaret değil aynı zamanda kültürel, sosyal ve stratejik bir kimlik meselesi olduğunu belirterek, bu alanda son 24 yıldır yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Sektörün önündeki engelleri kaldırdıklarını ve paydaşlar arasında işbirliği kültürünü güçlendirdiklerini dile getiren Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Denizlerimizi 'mavi vatan'ımız bildik, denizciliği milli ve öncelikli sektör olarak kabul ettik. Bugün Türkiye 218 adet liman tesisi, 85 faal tersanesi, 181 tekne imal ve çekek yeri, 65 yat limanı, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 400 balıkçı barınağı, 144 bin gemi insanı ve 1 milyonu aşan amatör denizcisiyle dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden oldu. Gururla ifade etmek isterim ki Türk sahipli deniz ticaret filomuz 1 Ocak 2026 itibarıyla 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon DWT kapasiteye ulaşmıştır."</p>
<p>Uraloğlu, dünyanın en fazla konteyner elleçleyen 100 limanından 5'ine sahip olduklarını, 2002-2025 döneminde elleçlenen yük miktarının yüzde 191, konteyner miktarının ise yüzde 617 arttığını kaydederek, 2025 yılında Türk limanlarında elleçlenen yük miktarının 553,3 milyon tona, konteyner miktarının ise 14 milyon TEU'ya ulaştığını anlattı.</p>
<p>Türk limanlarına uğrayan kruvaziyer gemi ve yolcu sayısındaki artıştan, son 24 yılda inşa edilen yat limanlarından, kabotaj hatlarında taşınan yolcu ve araç sayılarındaki yükselişten bahseden Uraloğlu, "Bu yıl kabotaj hatlarında 120 milyon yolcu ve 10 milyon aracı aşacağımızı öngörüyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"Sadece 2025'te 5,3 milyar lira destek verdik"</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, Türk gemi inşa sanayisinin geldiği noktaya işaret ederek, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Gemi inşa sanayimiz 84 binden fazla kişiye istihdam sağlayarak küresel ölçekte güçlü bir konuma geldi. 85 faal tersaneyle gemi siparişinde dünyada 7'nci, tonajda 10'uncu sıradayız. Mega yat imalatında dünyada ikinci sıradayız. Gemi geri dönüşümde ise dünyada üçüncü, Avrupa'da lider konumdayız. Bu başarılar, sadece istatistiki bir sıralama değil, aynı zamanda Türk denizciliğinin küresel arenada bir güç merkezi haline geldiğinin kanıtıdır."</p>
<p>Uraloğlu, 2004'te sicillerine kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine ÖTV'siz yakıt uygulamasını başlattıklarını anımsatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu kapsamda 22 yılda yaklaşık 21,8 milyar lira maddi destek sağladık. Sadece 2025'te 5,3 milyar lira destek verdik. Hurda gemi teşvik programımızla filomuzun yenilenmesine destek veriyoruz. Bugüne kadar 27,3 milyon dolarlık teşvik sağladık ve teşvik miktarını artırmak için yeni düzenlemeler üzerinde çalışıyoruz. Ro-ro taşımacılığını geliştirmek için Tekirdağ-Trieste (İtalya) hattında düzenli seferleri desteklemek için 1,6 milyon dolarlık teşvik belgesi düzenledik. Bu yıl daha fazla ro-ro hattını teşvik kapsamına alarak deniz yolu taşımacılığının payını artırmayı hedefliyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye, boğazları ve limanlarıyla küresel ticaretin güvenilir limanı olmaya devam ediyor"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumak ve denizcilik alanında küresel işbirliğini geliştirmek amacıyla önemli adımlar attıklarını belirterek, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yol açtığı olumsuzlukları anlattı.</p>
<p>Bu süreçte Türkiye'nin boğazları, limanları ve istikrarlı konumuyla küresel ticaretin güvenilir limanı olmaya devam ettiğini vurgulayan Uraloğlu, denizcilik alanındaki uluslararası üyeliklerinden ve imzaladıkları anlaşmalardan bahsetti.</p>
<p>Uraloğlu, denizlerde can, mal, çevre ve seyir emniyetini artırmak için uluslararası ve ulusal kurallar kapsamında denetim faaliyetlerini titizlikle sürdürdüklerini kaydederek, geçen yıl 4 bin 658 gemiyi denetlediklerini, Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin geçen yıl 379 deniz olayında 646 kişinin sağ, 101 kişinin yaralı olarak kurtarılmasını koordine ettiğini, arama kurtarma faaliyetine dönüşen 255 yasa dışı göç olayında ise 7 bin 215 kişiyi kurtardığını anlattı.</p>
<p><strong>"Ülkemizin ve KKTC'nin 'mavi vatan'daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız"</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, "Halihazırda hizmet veren 5 adet Gemi Trafik Hizmetleri Merkezimizin yanında Doğu Akdeniz'deki etkinliğimizi artırmak ve bölgedeki deniz trafiğini daha yakından izlemek için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi kurulum çalışmalarında da sona yaklaştık. İnşallah, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 52. yıl dönümü olan 20 Temmuz'da hizmete açacağız." diye konuştu.</p>
<p>Marmara Denizi’nin tamamını radar kapsaması altına alacak olan ve bir ulusal merkez kurulmasını da içeren Gemi Trafik Hizmetlerinin Genişletilmesi Projesi'nin etüt-proje çalışmalarını tamamladıklarını kaydeden Uraloğlu, "Bu projelerin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 'mavi vatan'daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türk denizcisinin başarısına olan inançla bugünün ve geleceğin denizcilerine güçlü destek sunmaya devam edeceklerinin altını çizen Uraloğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Yarın Tersane İstanbul'da Cumhurbaşkanımızın da katılımlarıyla 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi'ni gerçekleştireceğiz. Sektörümüzün geleceğini hep birlikte şekillendireceğiz. Kabotaj'ın ikinci yüzyılında, 'mavi vatan'da daha güçlü, daha yeşil ve daha rekabetçi bir Türk denizciliği için el ele vereceğiz. Bu düşüncelerle 'Vira Bismillah' diyerek, dünya deniz tarihine damgasını vuran Barbaros Hayreddin Paşa başta olmak üzere Turgut Reis, Oruç Reis, Hızır Reis, Kemal Reis, Piri Reis gibi tüm şanlı denizcilerimizi, leventlerimizi ve aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum."</p>
<p><strong>Uraloğlu, Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'ni ziyaret etti</strong></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından İTÜ Denizcilik Fakültesi'nin trampet, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın ise bando gösterisi gerçekleştirildi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu ve beraberindekiler, konserin ardından Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'ni ziyaret etti. Kur'an-ı Kerim'in okunduğu ve duaların edildiği ziyaretin ardından Bakan Uraloğlu anı defterini doldurarak imzaladı.</p>
<p>Uraloğlu, deniz şehitleri anısına beraberindekiler ile birlikte Marmara Denizi'ne çelenk bıraktı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/uraloglu-turkiye-dunyanin-onde-gelen-denizci-ulkelerinden-82326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/56-1782973185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Denizcilik ve Kabotaj Bayramı 100. Yıl Dönümü Kutlama Programı&quot;nda konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;Bugün, Türkiye 218 adet liman tesisi, 85 faal tersanesi, 181 tekne imal ve çekek yeri, 65 yat limanı, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 400 balıkçı barınağı, 144 bin gemi insanı ve 1 milyonu aşan amatör denizcisiyle dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-celik-uretimi-yillik-yuzde-89-artti-82291</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 17:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ham çelik üretimi yıllık yüzde 8,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD), mayıs ayına ait çelik üretimi, tüketimi ve dış ticaret verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu ayda Türkiye'nin ham çelik üretimi, 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 8,9 artarak 3,4 milyon ton oldu. Üretim, ocak-mayıs döneminde yüzde 6,8 artışla 16,5 milyon ton seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Nihai mamul tüketimi ise mayısta yıllık bazda yüzde 1,1 azalışla 3,4 milyon tona geriledi, ocak-mayıs döneminde ise yüzde 7,5 artışla 16,7 milyon tona çıktı.</p>
<p>Çelik ürünleri ihracatı, mayısta 2025'in aynı ayına göre miktar yönünden yüzde 0,2 azalışla 1,3 milyon ton, değer yönünden yüzde 0,6 düşüşle 914,8 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>İhracat, ocak-mayıs döneminde ise yıllık bazda miktar bakımından yüzde 2,9 azalışla 6,1 milyon tona, değer bakımından yüzde 4,7 azalışla 4,1 milyar dolara geriledi.</p>
<p>İthalat, mayısta geçen yılın aynı ayına göre miktar bazında yüzde 16,4 azalışla 1,6 milyon ton, değer bazında yüzde 18,2 düşüşle 1 milyar dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Yılın ilk 5 ayında ithalat, geçen yılın aynı dönemine göre miktar yönünden yüzde 0,5 artışla 7,5 milyon tona yükseldi, değer yönünden ise yüzde 3,7 azalışla 5,1 milyar dolara indi.</p>
<p>Geçen yılın ocak-mayıs döneminde yüzde 80,8 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, bu yılın aynı döneminde yüzde 79,9 seviyesine geriledi.</p>
<p><strong>"Tedbirlerin hızlandırılmasına ihtiyaç duyuluyor"</strong></p>
<p>TÇÜD Genel Sekreteri Veysel Yayan, son dönemde Çin menşeli ürünlere yönelik çeşitli ticaret politikası önlemlerinin uygulanmasına rağmen, bu ülke kaynaklı çelik ithalatının beklenen ölçüde gerilemediğini hatta bazı ürün gruplarında yüksek oranlı artış eğilimini sürdürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Rusya ve ASEAN ülkelerinden gerçekleştirilen ithalatın da yükseliş eğiliminde olduğunu belirten Yayan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Avrupa Birliği (AB) tarafından 2026 Temmuz'da yürürlüğe konulan yeni çelik korunma önleminin Türk çelik sektörü üzerindeki sınırlayıcı etkisinin başlangıçta öngörülenden daha düşük seviyede kalabileceği, özellikle Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ülkeleri için tahsis edilen 1,5 milyon tonluk serbest kotadan alınabilecek pay sayesinde, Türkiye'nin AB'ye yönelik çelik ihracatının yıllık bazda 3 milyon tonun üzerine çıkarılabileceği değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin giderek güç kazandığı mevcut konjonktürde, Türkiye'nin de sanayi ve dış ticaret politikalarını gözden geçirmesine, yerli üretimi desteklemesine, haksız ithalatı önleyerek ve dış ticaret dengesini güçlendirecek tedbirleri hızlandırmasına ihtiyaç duyulmaktadır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ham-celik-uretimi-yillik-yuzde-89-artti-82291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/5/1280x720/celik-1771388920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÇÜD&#039;ün mayıs verilerine göre ham çelik üretimi, yıllık bazda yüzde 8,9 artarak 3,4 milyon tona yükseldi. Genel Sekreteri Veysel Yayan, &quot;Küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin giderek güç kazandığı mevcut konjonktürde, Türkiye&#039;nin de sanayi ve dış ticaret politikalarını gözden geçirmesine, yerli üretimi desteklemesine, haksız ithalatı önleyerek ve dış ticaret dengesini güçlendirecek tedbirleri hızlandırmasına ihtiyaç duyulmaktadır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-istanbulun-haziran-enflasyonu-yuzde-114-82288</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO verileri: İstanbul&#039;un haziran enflasyonu yüzde 1,14</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin haziran ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte haziranda bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 1,14, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 3 arttı. Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 35,94 olarak gerçekleşirken, toptan fiyatlarda yüzde 24,65 oldu.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı haziranda bir önceki aya göre en yüksek yüzde 4,28 ile "haberleşme" harcamaları grubunda görüldü. Onu yüzde 4,20 ile "alkollü içecekler ve tütün", yüzde 3,14 ile "ev eşyası", yüzde 2,37 ile "konut", yüzde 1,66 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 1,25 ile "lokanta ve oteller", yüzde 0,75 ile "sağlık", yüzde 0,65 ile "gıda ve alkolsüz içecekler", yüzde 0,12 ile "eğlence ve kültür" harcamaları grubu izledi.</p>
<p>"Eğitim" harcamaları grubunda değişim olmazken, "giyim ve ayakkabı" yüzde 2,21, "ulaştırma" yüzde 0,95 azaldı.</p>
<p>İstanbul'da haziran ayı fiyat indeksinin belirlenmesinde, "haberleşme", "alkollü içecekler ve tütün" ile "ev eşyası" harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri etkili oldu.</p>
<p>"Konut harcamaları" ile "gıda ve alkolsüz içecekler" harcama gruplarında kısmi mevsim etkisi ve piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri ile "giyim ve ayakkabı" harcamaları ve "ulaştırma" harcama gruplarında gözlenen aşağı yönlü fiyat değişimleri etki etti.</p>
<p><strong>Toptan eşyada en yüksek fiyat artışı işlenmemiş maddelerde</strong></p>
<p>Haziranda bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 8,18 ile "işlenmemiş maddeler" olurken, onu yüzde 3,23 ile "yakacak ve enerji maddeleri", yüzde 2,85 ile "gıda maddeleri", yüzde 0,79 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 0,51 ile "madenler", yüzde 0,14 ile "kimyevi maddeler" izledi.</p>
<p>"Mensucat" grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise madenlerde yüzde 33,51, inşaat malzemelerinde yüzde 28,64, gıda maddelerinde yüzde 26,93, yakacak ve enerjide yüzde 22,58, mensucatta yüzde 15,97, işlenmemiş maddelerde yüzde 14,97, kimyevi maddelerde yüzde 9,77 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-istanbulun-haziran-enflasyonu-yuzde-114-82288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun haziran verilerine göre, İstanbul&#039;da perakende fiyatlar aylık bazda yüzde 1,14, toptan fiyatlar da yüzde 3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/barandan-reel-sektore-destek-talebi-sifir-faizle-5-yil-vadeli-kredi-verilsin-82287</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Reel sektöre sıfır faizle 5 yıl vadeli kredi verilsin&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, dezenflasyon programı sürecinde reel sektörün de desteklenmesi gerektiğini vurguladı. </p>
<p>Bu dönemde yüksek faiz ve finansman sıkıntılarının işletme sermayelerini erittiğini belirten Gürsel Baran, bunun işletmelerin elini kolunu bağladığını belirtti.</p>
<p>Takipteki kredilerin bir yılda yüzde 126 artarak 5.7 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Baran, Merkez Bankası’nın faiz indirim sürecini başlatması gerektiğini kaydederek, “Reel sektöre ayrılan kaynaklar daha kapsamlı bir şekilde devreye alınmalı. Ekonominin çarklarını döndürecek faiz oranı ile mümkünse sıfır faiz oranı ile beş yıl gibi uzun vadeli geri ödeme takvimiyle kredi imkânları genişletilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Değer artış kazancı ve tapu harcına vergi istisnası önerisi”</strong></p>
<p>Kredi kullanımında yüzde 5 olarak uygulanan BSMV’nin belli bir süre alınmamasını da isteyen Baran,</p>
<p>“Belirlenecek bir takvim içerisinde, gerçek kişilerin gayrimenkul satarak işletmesine sermaye olarak koyması halinde değer artış kazancına gelir vergisi istisnası, tapu harcına da geçici istisna getirilmeli” önerisinde  bulundu.</p>
<p>Faiz oranlarının düşmesini sağlamak için döviz talebini azaltıcı uygulamaların devreye alınması gerektiğini de ifade eden Baran, yerlileşme ve Türk malı kullanma konusundaki teşvikler ile kamu satın alım prensiplerinin genişletilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>ATO Başkanı Baran’ın reel sektöre finansman için dile getirdiği 7 öneri:</p>
<p>1- Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası mutedil bir şekilde faiz indirim sürecini başlatmalıdır. Aşağı yönlü eğilim göstermeyen faiz oranı gelecek için enflasyon beklentisinin yukarıda kalması sonucunu doğuruyor.</p>
<p>2- Bankaların kredi kullandırmalarına sınır getiren düzenlemeler gevşetilmelidir.</p>
<p>3- Reel sektöre ayrılan kaynaklar daha kapsamlı bir şekilde devreye alınmalı. Ekonominin çarklarını döndürecek faiz oranı ile mümkünse sıfır faiz oranı ile beş yıl gibi uzun vadeli geri ödeme takvimiyle kredi imkânları genişletilmelidir.</p>
<p>4- Hali hazırda, kredi kullanırken yüzde 5 gibi bir oran olarak uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi belli bir süre alınmamalıdır.</p>
<p>5- Belirlenecek bir takvim içerisinde, gerçek kişilerin gayrimenkul satarak işletmesine sermaye olarak koyması halinde değer artış kazancına gelir vergisi istisnası, tapu harcına da geçici istisna getirilmelidir.</p>
<p>6- Faiz oranlarının düşmesini sağlamak için döviz talebini azaltıcı uygulamalar devreye alınmalıdır.</p>
<p>7- Yerlileşme ve Türk malı kullanma konusundaki teşvikler, kamu satın alım prensipleri genişletilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/barandan-reel-sektore-destek-talebi-sifir-faizle-5-yil-vadeli-kredi-verilsin-82287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/baran-1769756483.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, dezenflasyon programı sürecinde reel sektörün de desteklenmesi gerektiğinin altını çizerken, kredi sınırlamasının gevşetilmesi ve yüzde sıfır faizle 5 yıl kredi imkanı sağlanması dahil toplamda 7 maddelik öneride bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabancida-ust-duzey-atamalar-82285</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı&#039;da üst düzey atamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding'de, topluluğun portföy odaklı çalışma modelini daha etkin, çevik ve güçlü bir icra yapısıyla destekleme hedefi doğrultusunda iki üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, 1 Ağustos itibarıyla Stratejik Yatırımlar Başkanlığına Murat Pınar, İnsan ve Kültür Başkanlığına da Mustafa Özturan atandı.</p>
<p>Yapılana açıklamaya göre, Enerjisa Enerji'de 2019'dan bu yana CEO olarak görev yapan ve Sabancı Topluluğu'ndaki 16 yıllık kariyeri boyunca enerji, dağıtım, teknoloji, sürdürülebilirlik ve dönüşüm alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen Murat Pınar, Stratejik Yatırımlar Başkanı olarak topluluğun stratejik yatırım gündemine liderlik edecek.</p>
<p>Pınar, aynı zamanda Dx Technology Services and Investment BV şirketinde Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlenirken, tecrübe ve uzmanlık alanlarıyla uyumlu olarak topluluk şirketlerinde yönetim kurulu görevleri de alacak, portföy genelinde değer yaratımı, dönüşüm ve teknoloji odağı çalışmalarına katkı sağlayacak. Yeni yapı kapsamında topluluğun sürdürülebilirlik fonksiyonu da Pınar'a bağlı olarak çalışmalarına devam edecek.</p>
<p>Sabancı Holding'de Çalışan Deneyimi ve Çalışma İlişkileri Direktörü olarak görev yapan Mustafa Özturan da İnsan ve Kültür Başkanı olarak, topluluğun insan, kültür, liderlik gelişimi ve çalışma ilişkileri gündemine liderlik edecek.</p>
<p>Sabancı Topluluğu'ndaki 33 yıllık deneyimiyle Özturan, holding ile topluluk şirketleri arasındaki insan ve kültür işbirliğinin daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>"Atamalar, topluluğumuzun geleceğe hazırlık yolculuğunda kritik bir adımı temsil ediyor"</strong></p>
<p>Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, geçen dönemde portföy odaklı çalışma modelini güçlendirmeye yönelik önemli adımlar attıklarını belirtti.</p>
<p>Zaimler, bugün gelinen noktada önceliklerinin, bu modeli daha yüksek bir icra gücü, güçlü yönetişim ve etkin bir işbirliği kültürüyle desteklemek olduğunu aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz atamalar, topluluğumuzun geleceğe hazırlık yolculuğunda kritik bir adımı temsil ediyor. Murat Pınar, Enerjisa Enerji'de üstlendiği liderlik döneminde dönüşüm, paydaş yönetimi, teknoloji odağı, sürdürülebilirlik ve operasyonel mükemmellik alanlarında güçlü bir performans ortaya koydu. Enerji sektöründeki derin deneyimi, yeni teknolojileri değerlendirme kabiliyeti ve çok paydaşlı yapılarda sonuç alma becerisiyle Stratejik Yatırımlar Başkanlığı görevinde topluluğumuzun değer yaratma gündemine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.</p>
<p>Mustafa Özturan ise Sabancı Topluluğu'nda uzun yıllardır insan kaynakları, çalışan deneyimi, iş hukuku ve endüstri ilişkileri alanlarında önemli sorumluluklar üstlendi. Topluluk şirketlerimizle kurduğu güçlü işbirliği, sahaya yakın liderlik anlayışı ve çalışma ilişkileri konusundaki derin uzmanlığıyla İnsan ve Kültür Başkanlığı görevinde kültürel dönüşüm, liderlik gelişimi ve yetenek yönetimi gündemimize değerli katkılar sunacaktır."</p>
<p><strong>Murat Pınar</strong></p>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Murat Pınar, MBA diplomasını London School of Commerce ve University of Wales'ten aldı.</p>
<p>Profesyonel kariyerine 1998'de Siemens'te başlayan Pınar, 2005'ten 2010'a kadar Nokia NSN'de 13 farklı ülkede sorumlu Saha Operasyon Müdürlüğü ve telekomünikasyon, fiber optik, altyapı, inşaat ve entegrasyon süreçlerinde program yöneticiliği görevlerini üstlendi.</p>
<p>Pınar, 2010'da Enerjisa bünyesine katılarak, 2015'e kadar şirketin dağıtım bölgeleri Başkent, AYEDAŞ ve Toroslar organizasyonlarında çeşitli üst yönetici rollerinde bulundu.</p>
<p>Pınar, 2015'te Enerjisa dağıtım şirketleri Genel Müdürü, 2016'da ise Enerjisa Enerji Dağıtım İş Birimi Başkanı olarak atandı.</p>
<p>Enerjisa Enerji CEO'su olarak 1 Kasım 2019'dan itibaren görev yapan ve hala Avrupa Birliği'nin teknolojik rekabet gücünü artırmayı hedefleyen uluslararası düşük karbon enerji teknolojileri kümesi EUROGIA Başkanlığı görevini yürüten Pınar, aynı zamanda ELDER Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği'nde Yönetim Kurulu Üyesi olarak yer alıyor.</p>
<p>Pınar, daha önce de Emobilite Operatörleri Derneği Başkanlığı görevini üstlendi.</p>
<p><strong>Mustafa Özturan</strong></p>
<p>Mustafa Özturan da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'ndeki lisans eğitiminin ardından, Çağ Üniversitesi'nde Özel Hukuk alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Kariyerine 1993'te Teksa'da insan kaynakları ve çalışma ilişkileri alanında başlayan Özturan, 1994-2000 döneminde Bossa'da İnsan Kaynakları Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Özturan, 2000-2009 döneminde Sabancı Holding'de Çalışma İlişkileri Müşaviri olarak görev almasının ardından Sasa Polyester'de İnsan Kaynakları ve Kurumsal Gelişim Direktörü, Enerjisa Elektrik Dağıtım Şirketleri'nde ise İnsan Kaynakları ve İdari İşler Direktörü olarak yöneticilik sorumlulukları üstlendi.</p>
<p>İnsan kaynakları, çalışma ilişkileri, işveren ve meslek örgütleri ilişkileri, kurumsal gelişim, istihdam politikaları ve çalışan deneyimi alanlarında farklı sektörlerde önemli deneyime sahip olan Özturan, Sabancı Topluluğu'nun çeşitli şirketlerinde yönetim kurulu üyelikleri de yaptı.</p>
<p>Özturan, aynı zamanda TÜSİAD İstihdam ve Sosyal Güvenlik Çalışma Grubu Başkanlığı görevini de yürütüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabancida-ust-duzey-atamalar-82285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/kivanc-zaimler-1772720862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding&#039;de, Stratejik Yatırımlar Başkanlığına Murat Pınar, İnsan ve Kültür Başkanlığı görevine ise Mustafa Özturan atandı. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Sabancı Topluluğu olarak, geçtiğimiz dönemde portföy odaklı çalışma modelimizi güçlendirmeye yönelik önemli adımlar attık. Bugün geldiğimiz noktada önceliğimiz, bu modeli daha yüksek bir icra gücü, daha güçlü yönetişim ve daha etkin bir işbirliği kültürüyle desteklemek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/socar-turkiye-ile-pegasus-arasinda-is-birligi-82284</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SOCAR Türkiye ile Pegasus arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SOCAR Türkiye ile Pegasus Hava Yolları arasında, Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) alanında iş birliği anlaşması imzalandığı bildirildi.</p>
<p>SOCAR'dan yapılan açıklamaya göre, taraflar arasında imzalanan anlaşma, enerji ve havacılık sektörlerinde sürdürülebilirlik odaklı dönüşümü desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Anlaşma kapsamında iki kurum, Türkiye'de sürdürülebilir havacılık yakıtı alanındaki ihtiyaçların belirlenmesi, SAF değer zincirinin geliştirilmesine yönelik fizibilite çalışmalarının yürütülmesi, iş geliştirme ve farkındalık faaliyetlerinin hayata geçirilmesi ile Türkiye ve farklı coğrafyalarda sürdürülebilir havacılık yakıtlarına ilişkin iş birliği imkanlarının değerlendirilmesi konularında birlikte çalışacak.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin en büyük entegre endüstri grubu olan SOCAR Türkiye, inovasyon ve yeni enerji çözümleri odağında sürdürülebilir havacılık yakıtı üretimi, tedarik zinciri ve teknolojik iş birliklerine yönelik çalışmalar yürütürken, Pegasus Hava Yolları ise SAF kullanımına yönelik pazar ihtiyaçlarının belirlenmesi ve havacılık yakıtı değer zincirinde sürdürülebilir havacılık yakıtlarının etkin kullanımına ilişkin bilgi ve deneyimiyle sürece katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>SOCAR Türkiye CEO'su Elchin Ibadov, sürdürülebilirliğin şirketin stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirtti.</p>
<p>Enerji dönüşümünü uzun vadeli bir sorumluluk alanı olarak gördüklerini aktaran Ibadov, sürdürülebilirlik odağında yeni iş birliği modelleri geliştirmeye önem verdiklerini ifade etti.</p>
<p>Sürdürülebilir havacılık yakıtlarının havacılık sektörünün karbon ayak izinin azaltılmasında kritik rol oynadığını vurgulayan Ibadov, "Pegasus ile imzaladığımız bu anlaşma, sürdürülebilir havacılık yakıtları alanında Türkiye'deki potansiyelin değerlendirilmesine ve geleceğe dönük iş birliği fırsatlarının ele alınmasına yönelik önemli bir adım niteliği taşıyor. Bu sürecin, sektörlerimiz ve ülkemiz adına değer yaratacak sonuçlar doğuracağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Pegasus Hava Yolları CEO'su Güliz Öztürk de havacılık sektöründe sürdürülebilir yakıt kullanımının önemine dikkati çekti.</p>
<p>Pegasus olarak genç filoları ve operasyonel verimlilik programlarıyla orta ve uzun vadeli karbon emisyonu azaltım stratejilerini uzun süredir desteklediklerini belirten Öztürk, 2022'den bu yana artan hacimlerde ve daha geniş bir coğrafyada sürdürülebilir havacılık yakıtı kullandıklarını kaydetti.</p>
<p>Öztürk, "SOCAR Türkiye ile imzaladığımız bu anlaşma, sürdürülebilir havacılık yakıtları alanındaki bilgi birikimimizi daha da derinleştirirken Türkiye'de SAF ekosisteminin gelişimine katkı sunmamıza olanak sağlayacak. Bu iş birliğini hem sektörün ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılmasına hem de geleceğin temiz havacılığı için yeni fırsatların ortaya çıkarılmasına yönelik stratejik bir adım olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/socar-turkiye-ile-pegasus-arasinda-is-birligi-82284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/socar-ve-siemens-petkimin-enerji-altyapisini-modernize-etti-1741073077.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SOCAR Türkiye ile Pegasus arasında, sürdürülebilir havacılık yakıtı alanında iş birliği anlaşması imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhandan-en-dusuk-emekli-ayligi-aciklamasi-82286</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Işıkhan&#039;dan en düşük emekli aylığı açıklaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Kabine Toplantısı'nın ardında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.</p>
<p>En düşük emekli aylığıyla ilgili bir soru üzerine Işıkhan, "3 Temmuz'da enflasyon oranı açıklandığı zaman bir rakam ortaya çıkacak. Rakam belli olduğu zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuya ilişkin gerekli açıklama yapılacaktır. İnşallah, hayırlı olur." yanıtı verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhandan-en-dusuk-emekli-ayligi-aciklamasi-82286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/vedat-isikhan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En düşük emekli aylığı hakkında açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, &quot;3 Temmuz&#039;da enflasyon oranı açıklandığı zaman bir rakam ortaya çıkacak. Rakam belli olduğu zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuya ilişkin gerekli açıklama yapılacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-haziranda-471e-indi-82282</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İmalat PMI haziranda 47,1&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin haziran ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, mayısta 49,8 olan manşet PMI haziranda 47,1’e geriledi.</p>
<p>Mayıs ayında hafif artış gösteren üretim, haziranda yeniden yavaşladı. Anket katılımcılarına göre, üretimdeki yavaşlamanın kaynağında Orta Doğu’daki savaşın yol açtığı belirsizlik, yeni siparişlerde süregelen düşüş ve fiyat artışları gibi faktörler yer aldı.</p>
<p>Haziranda toplam yeni siparişlerdeki azalma belirgin düzeyde gerçekleşti. Bu gelişmede, mayısta artış gösteren yeni ihracat siparişlerinin yeniden düşüşe geçmesi etkili oldu.</p>
<p>Satın alma faaliyetleri de mayıs ayındaki artışın ardından haziranda yeni siparişlerdeki zayıflamaya bağlı olarak yeniden düşüş kaydetti. Firmalar ayrıca istihdamı azaltmayı da sürdürdü.</p>
<p>Girdi maliyetleri enflasyonu nisanda ulaştığı yakın dönem zirvesinden gerilemeye devam ederek, geçen yılın kasım ayından bu yana en düşük seviyede gerçekleşti. Orta Doğu’daki savaşın petrol ve diğer ham madde maliyetlerini yükseltmesi nedeniyle girdi fiyatlarında belirgin artış sürdü.</p>
<p>Nihai ürün fiyatları enflasyonu da ivme kaybetti ve yılbaşından bu yana en düşük seviyede ölçüldü. Bölgedeki gerilim nedeniyle firmalar ham madde tedarikinde zorluklarla karşılaşmaya devam etti ve tedarikçilerin teslim süreleri haziranda da uzadı.</p>
<p>Bununla birlikte teslimat sürelerindeki artış şubat ayından bu yana en ılımlı düzeyde gerçekleşti. Büyük ölçüde zayıf talep koşullarının etkisiyle firmalar haziran ayında hem girdi hem de nihai ürün stoklarını azaltmaya devam etti.</p>
<p><strong>En belirgin yavaşlama gıda ürünlerinde yaşandı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI haziran ayı raporu, zorlu faaliyet koşullarının sürdüğüne ve büyümenin az sayıda sektörle sınırlı kaldığına işaret etti.</p>
<p>Raporun görece olumlu gelişmesi ise enflasyonist baskıların hafifleme sinyalleri vermesi oldu. Haziranda takip edilen 10 sektörden yalnızca ikisinde üretim arttı. Yine de bu durum mayıs ayına göre hafif bir iyileşme gösterdi.</p>
<p>Kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler ile kara ve deniz taşıtları sektörlerinde üretim yeniden büyümeye geçerken, giyim ve deri ürünlerinde iki aylık genişleme sona erdi. En belirgin yavaşlama ise gıda ürünleri sektöründe yaşandı.</p>
<p>Yeni siparişlerde artış gösteren tek sektör kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler oldu. Sektörün yeni siparişleri son 5 ayda ilk kez arttı ve bu artış güçlü gerçekleşti. Yeni siparişlerde en belirgin yavaşlama ise tekstil sektöründe izlendi. Benzer bir durum, yurt dışından alınan yeni siparişler için de geçerli oldu.</p>
<p>Yeni ihracat siparişlerinde kimyasal, plastik ve kauçuk ürünlerin yanı sıra giyim ve deri ürünleri de artış kaydetti. Haziran ayında girdi maliyetleri enflasyonu, kara ve deniz taşıtları haricindeki tüm sektörlerde hız kesti.</p>
<p>Girdi fiyatlarında en fazla artış elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe yaşanırken, en düşük oranlı artış ise makine ve metal ürünlerinde ölçüldü. Benzer şekilde, haziran ayında nihai ürün fiyatları enflasyonu da sektörlerin genelinde yavaşlama gösterdi.</p>
<p>En belirgin fiyat artışları elektrikli ve elektronik ürünlerde kaydedilirken, en ılımlı yükseliş ise giyim ve deri ürünlerinde gerçekleşti. Haziranda elektrikli ve elektronik ürünler sektörü, tedarikçilerin teslimat sürelerinde en belirgin uzamanın yaşandığı sektör oldu. Teslimat süreleri kısalan iki sektör giyim ve deri ürünleri ile ağaç ve kağıt ürünleri olarak kaydedildi.</p>
<p>Ağaç ve kağıt ürünleri sektörünün tedarikçi performansı, anketin başladığı Ocak 2016’dan bu yana en belirgin iyileşmeyi sergiledi.</p>
<p><strong>"Firmaların karşılaştığı zorlukların temel nedeni Orta Doğu'daki savaş"</strong></p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, mayıs ayında olumlu sinyaller veren Türk imalat sektörünün, haziranda yeniden zayıflama gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni siparişlerdeki zayıf seyir, üretimin yeniden yavaşlamasına yol açtı. Anket sonuçları, firmaların karşılaştığı zorlukların temel nedeninin Orta Doğu'daki savaş olmaya devam ettiğini gösterdi. Bu nedenle, savaşın seyrine ilişkin son haftalarda gözlenen olumlu haber akışının önümüzdeki aylarda faaliyet koşullarının iyileşmesine katkı sağlaması umuluyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-haziranda-471e-indi-82282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında 49,8 olan İSO Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi haziranda 47,1&#039;e geriledi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Anket sonuçları, firmaların karşılaştığı zorlukların temel nedeninin Orta Doğu&#039;daki savaş olmaya devam ettiğini gösterdi. Bu nedenle, savaşın seyrine ilişkin son haftalarda gözlenen olumlu haber akışının önümüzdeki aylarda faaliyet koşullarının iyileşmesine katkı sağlaması umuluyor.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocfinansin-ford-otosana-devir-islemleri-tamamlandi-82277</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koçfinans&#039;ın Ford Otosan&#039;a devir işlemleri tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ford Otosan, Koç Finansman AŞ (Koçfinans) paylarının devralınması sürecinin tamamlandığını duyurdu.</p>
<p>13 Mart 2026'da kamuya duyurulan pay devrine ilişkin sürecin, gerekli yasal izinlerin ve düzenleyici onayların alınmasının ardından sonuçlandığı bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, Koç Holding'in yüzde 50, Arçelik'in yüzde 47 ve diğer Koç Topluluğu şirketlerinin yüzde 3 oranındaki Koçfinans hisselerini devralarak, şirketin tek hissedarı konumuna geldi. İşlem dahilinde pay devrine ilişkin ödemenin, nakden ve peşin olarak gerçekleştirildiği belirtildi.</p>
<p>Koçfinans'ın Ford Otosan bünyesine katılmasıyla şirket, finansman kabiliyetini müşteri yolculuğunun daha entegre bir parçası haline getirerek otomotiv değer zincirindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, finansman sektöründeki konumu, güçlü teknolojik altyapısı, veri odaklı uzmanlığı ve çok markalı portföy yapısıyla Türkiye'de finansman alanının önde gelen şirketleri arasında yer alan Koçfinans, uzun yıllardır Ford ve Ford Trucks markalarının perakende finansman iş ortağı olarak faaliyet gösteriyor. Şirketin Ford Otosan bünyesine katılması, müşterilere ve bayilere sunulan değer önerisini daha entegre bir yapıya taşıyan stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Süreç sonunda Koç Finansman AŞ'nin mevcut tüzel kişiliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetimindeki lisanslı finansman şirketi yapısı ve çok markalı iş modeli korunacak.</p>
<p>Ford ve Ford Trucks markalarına yönelik finansman faaliyetleri, yeni dönemde Ford Finans markası altında, Ford Otosan ekosistemiyle daha entegre şekilde sürdürülecek. Ford Finans ile müşterilere araç satın alma sürecinden satış sonrası hizmetlere uzanan daha bütünsel, erişilebilir ve markayla uyumlu finansman çözümleri sunulması hedefleniyor. Koçfinans, halihazırda hizmet verdiği diğer markalara yönelik aktif kredi ve finansman faaliyetlerine ise kendi markası altında devam edecek.</p>
<p><strong>"Deneyimi daha bütünsel hale getiren stratejik bir adım"</strong></p>
<p>Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, otomotivde rekabetin yalnızca doğru aracı üretmek veya müşteriye sunmakla sınırlı olmadığını, müşterinin araca eriştiği, finansman seçeneklerini değerlendirdiği, satış sonrası hizmet aldığı, dijital çözümlerden yararlandığı ve aracın toplam sahip olma maliyetini yönettiği tüm yolculuğun artık tek bir değer önerisinin parçası haline geldiğini belirtti.</p>
<p>Koçfinans'ın Ford Otosan bünyesine katılmasını bu nedenle yalnızca bir satın alma işlemi olarak değil, müşterilerine ve bayilerine sundukları deneyimi daha bütünsel hale getiren stratejik bir adım olarak gördüklerine dikkati çeken Özyurt, şunları kaydetti:</p>
<p>"Finansman kabiliyetini müşteri yolculuğunun daha entegre bir parçası haline getirerek, Ford ve Ford Trucks müşterilerine daha erişilebilir, hızlı ve güçlü çözümler sunmayı hedefliyoruz. Bu yeni yapı, Ford Otosan'ın mobilite ekosistemini güçlendirirken, Koçfinans'ın otomotiv finansmanı alanındaki deneyimini de daha geniş bir değer zincirine taşıyacak. Müşterilerimiz, bayilerimiz, iş ortaklarımız ve tüm otomotiv ekosistemimiz için sürdürülebilir değer yaratacağına inanıyoruz."</p>
<p>Koçfinans Genel Müdürü Yeşim Pınar Kitapçı da finansman sektöründeki derin uzmanlıklarını, gelişmiş veri analitiği yetkinliklerini ve güçlü teknolojik altyapılarını Ford Otosan'ın küresel gücüyle birleştirerek, müşterilerine ve iş ortaklarına değer yaratmaya devam edecekleri yeni bir döneme adım attıklarını aktardı.</p>
<p>Ford ve Ford Trucks ekosisteminde uzun yıllardır güvenle inşa ettikleri güçlü sinerjiyi, yeni yapıyla çok daha stratejik bir seviyeye taşıdıklarını belirten Kitapçı, "Yeni dönemde Ford markalarına yönelik finansman faaliyetleri Ford Finans markası altında daha entegre bir yapıda devam ederken, Koçfinans olarak çok markalı hizmet yapımızı koruyarak, diğer marka ve iş ortaklarımızla yürüttüğümüz aktif kredi ve finansman faaliyetlerini sürdüreceğiz. Ford Otosan ekosisteminin sağladığı geniş vizyonu dijitalleşme ve finansal çözümlerdeki uzmanlığımızla birleştirerek, tüm otomotiv değer zincirine yenilikçi ve kapsayıcı çözümler üretmeye hazırız." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocfinansin-ford-otosana-devir-islemleri-tamamlandi-82277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/guven-ozyurt-1775190866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, &quot;Bu yeni yapı, Ford Otosan&#039;ın mobilite ekosistemini güçlendirirken, Koçfinans&#039;ın otomotiv finansmanı alanındaki deneyimini de daha geniş bir değer zincirine taşıyacak.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tasarruf-finansman-faaliyetlerinde-degisiklik-82290</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf finansman faaliyetlerinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), ihtiyatlı makroekonomik yaklaşımların tasarruf finansman sektörü açısından uygulanabilirliğinin sağlanmasını teminen sektörün faaliyetlerine ilişkin değişiklikler yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Kurumun Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığına gönderdiği talimata göre, bugünden geçerli olmak üzere, azami erken teslim oranı yüzde 40'tan yüzde 45'e, en erken teslim süresi 150 günden 180 güne çıkartıldı.</p>
<p>Öte yandan tasarruf finansman şirketlerince düzenlenen müşteri bazlı tasarruf finansman sözleşmelerine ilişkin ödeme planlarının, peşinat ödemesi hariç olmak üzere, ödeme planında yer alan en düşük taksit tutarının, en yüksek taksit tutarının üçte birinden az olmayacak şekilde düzenlenmesine de karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tasarruf-finansman-faaliyetlerinde-degisiklik-82290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/bddk-nUgc_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf finansman sektöründe azami erken teslim oranı yüzde 40&#039;tan yüzde 45&#039;e, en erken teslim süresi 150 günden 180 güne çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beta-enerji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82289</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beta Enerji, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halka arz sürecini tamamlayan Beta Enerji ve Teknoloji AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "BETAE" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Beta Enerji'nin gong töreni Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Beta Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sabit Dağsuyu, Beta Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Yusuf Cenk Dağsuyu, Beta Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Hakkı Mert Dağsuyu, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Proje Lideri Uğur Aydın Ünüvar ve davetlilerin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, Beta Enerji'nin sürekli olarak geliştirdiği ürün portföyüyle sanayi başta olmak üzere çeşitli sektörlere enerji çözümleri sunduğunu söyledi.</p>
<p>Başarıları ve büyüklüğüyle Beta Enerji'nin Türkiye'nin en büyük bin sanayi şirketi arasında yer aldığına dikkati çeken Ergun, şirketin büyüme hedeflerine uygun şekilde yatırımlarını gerçekleştirmeyi sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Ergun, şirketin halka arzdan elde ettiği gelirleri de büyüme ve yatırımlarının finansmanında kullanacağını ve işletme sermayesini güçlendireceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Hedef küresel enerji markası olmak</strong></p>
<p>Beta Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Dağsuyu da şirketin temellerinin, yaklaşık 50 yıl önce Türkiye'nin enerji altyapısına katkı sunma hedefiyle atıldığını anlattı.</p>
<p>Dağsuyu, ikinci kuşak olarak devraldıkları emaneti daha da ileriye taşımak, şirketi gelecek nesillere güçlü şekilde bırakmak ve Türkiye'yi küresel enerji sektöründe en iyi şekilde temsil etmek için var güçleriyle çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Dünyanın tarihin en büyük enerji dönüşümlerinden birini yaşadığına işaret eden Dağsuyu, bu dönüşümün güçlü enerji altyapılarına olan ihtiyacı her geçen gün artırdığını ve enerji arz güvenliğinin her zamankinden daha kritik öneme sahip olduğunu kaydetti.</p>
<p>Beta Enerji'nin 6 kıtada, 80'den fazla ülkeye ihracat yapan bir Türk şirketi olduğuna dikkati çeken Dağsuyu, "Ancak bizim hedeflerimiz bunlarla sınırlı değil. Üretim gücümüzü, teknolojimizi ve ihracat ağımızı daha da büyüterek dünyanın saygın enerji markalarından biri olmayı hedefliyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Dağsuyu, bu vizyon doğrultusunda, yaklaşık 130 milyon dolarlık yatırımlarla hayata geçirdikleri Beta Enerji ve Teknoloji Kampüsü'nün, geleceğe olan inançlarının en önemli göstergesi olduğunu dile getirerek, Avrupa'nın en büyük transformatör üretim kampüslerinden biri olmayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Halka arz gelirlerinin kullanım alanlarına da değinen Dağsuyu, "Buradan elde ettiğimiz kaynağın yüzde 45'ini yatırımlarımızı tamamlamak, geri kalan yüzde 55'lik kısmını ise işletme sermayemizin güçlendirilmesi amacıyla değerlendireceğiz. Çünkü biz şuna inanıyoruz, üreten kazanır, ihracat yapan büyür, teknolojiyi geliştiren ise geleceğe yön verir." dedi.</p>
<p>TSKB Proje Lideri Ünüvar da enerji teknolojileri alanında yenilikçi çözümler geliştiren, sürdürülebilir büyüme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Beta Enerji'nin, Borsa İstanbul'un en prestijli pazarı olan Yıldız Pazar'da işlem görmeye başladığını belirtti.</p>
<p>Beta Enerji'nin güçlü AR-GE yapısı, yüksek üretim kapasitesi ve vizyoner yönetimiyle sadece bugünün değil, yarının dünyasına da yön veren bir aktör konumunda olduğuna vurgu yapan Ünüvar, konsorsiyum liderleri olarak şeffaf, kurumsal ve büyüme potansiyeli yüksek olan bir şirketi sermaye piyasalarına kazandırıyor olmanın gururunu yaşadıklarını söyledi.</p>
<p>Ünüvar, Beta Enerji halka arzının son dönemlerin talep toplama yöntemiyle yapılan en başarılı halka arzlarından birisi olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Dağıtım yapılan yatırımcı sayısı yaklaşık 1 milyon 125 bin kişi olmuştur. Halka arz sürecinde, Yurt İçi Bireysel Yatırımcı tarafında kendilerine ayrılan tahsisatın yaklaşık 2,5 katı, Yurt İçi Kurumsal Yatırımcı tarafında kendilerine ayrılan tahsisatın yaklaşık 10 katı, Yüksek Başvurulu Bireysel Yatırımcı tarafında ise kendilerine ayrılan tahsisatın yaklaşık 89 katı talep gelmiştir. Bugün Beta Enerji ve Teknoloji AŞ, Borsa İstanbul'da işlem görmeye başlayarak sermaye piyasalarındaki yolculuğuna güçlü bir adım atıyor. Beta Enerji'nin Borsa İstanbul'daki yolculuğunun şirketimize, yatırımcılarımıza ve ülkemiz sermaye piyasalarına hayırlı olmasını diliyor, başarıların artarak devam etmesini temenni ediyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beta-enerji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-gong-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde açıklama yapan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, &quot;Başarıları ve büyüklüğüyle Beta Enerji ülkemizin en büyük bin sanayi şirketi arasına girmeyi başarmıştır, büyüme hedeflerine uygun şekilde yatırımlarını gerçekleştirmeyi sürdürmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslere-ebrdden-25-milyon-euroluk-kredi-82276</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besler&#039;e EBRD&#039;den 25 milyon euroluk kredi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dondurulmuş gıda, donuk fırıncılık, konserve ve yağ sektörlerinde faaliyet gösteren Besler, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile 25 milyon euro tutarında kredi anlaşması imzaladı.</p>
<p>Şirket açıklamasında, 7 yıl vadeli finansmanın, üretim kapasitesini artıracak yatırımların yanı sıra inovasyon altyapısını güçlendirecek yeni üretim hatlarında, yeşil dönüşüm çalışmalarında ve toplumsal fayda projelerinde kullanılacağı bildirildi. </p>
<p>Açıklamaya göre, yatırım programı kapsamında şirketin mevcut tesislerinde modernizasyon çalışmaları yürütülecek, depo ve lojistik altyapısı güçlendirilecek. Yeşil dönüşüm başlığı altında ise enerji verimliliğinin artırılması, emisyonların azaltılması ve lojistik süreçlerdeki karbon ayak izinin düşürülmesine yönelik yatırımlara öncelik verilecek.</p>
<p>Finansman kapsamında, SuperFresh markasının 2022'den bu yana sürdürdüğü "Tarımın Kadın Yıldızları" projesine de EBRD tarafından destek sağlanacak.</p>
<p>Kadın çiftçilere eğitim, finansman ve alım garantisi sunan projenin yanı sıra gençlerin tarım sektörüne katılımını teşvik eden staj programlarının da fon kapsamında desteklenmeye devam edileceği belirtildi. </p>
<p>Bünyesinde SuperFresh, DFU, Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah, Halk ve Ülker Sürmix gibi markaları barındıran şirket, söz konusu finansmanla operasyonel verimliliğini artırmayı, yurt içi ve uluslararası pazarlardaki faaliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>"İhracat gücümüzü artırmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler Üst Yöneticisi (CEO) Mert Altınkılıç, 16 farklı kategoride yaklaşık 1250 ürün ve 50'nin üzerinde markayla faaliyet gösterdiklerini belirtti.</p>
<p>Üretimden inovasyona, tedarik zincirinden ürün geliştirmeye kadar tüm süreçlerini sürdürülebilir büyüme anlayışıyla yönettiklerini aktaran Altınkılıç, şunları kaydetti:</p>
<p>"EBRD ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik işbirliği, üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü artıracak önemli bir finansman kaynağı olmasının yanında, sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda hedeflerimizi hızlandıracak önemli bir işbirliği niteliği taşıyor. Bu yatırımlarla hem yurt içindeki hem de uluslararası pazarlardaki büyümemizi desteklerken, markalarımızı yeni coğrafyalara taşımaya ve ihracat gücümüzü artırmaya devam edeceğiz. Enerji verimliliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve kapsayıcı kalkınma alanlarında hayata geçireceğimiz projelerle geleceğin gıda ekosisteminin sürdürülebilir dönüşümüne öncülük etme hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Herkes için güvenli ve yüksek kaliteli gıdaya erişim sağlama misyonumuzla sürdürülebilir büyüme yolculuğumuzu güçlendirerek sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslere-ebrdden-25-milyon-euroluk-kredi-82276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temin edilen finansman hakkında açıklama yapan Besler CEO&#039;su Mert Altınkılıç, &quot;EBRD ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği, üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü artıracak önemli bir finansman kaynağı olmasının yanında, sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda hedeflerimizi hızlandıracak önemli bir iş birliği niteliği taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bulgurcu-vakfinin-bursiyerleri-kadin-muhendisler-gununu-birlikte-kutladilar-82260</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bulgurcu Vakfı’nın bursiyerleri Kadın Mühendisler Günü’nü birlikte kutladılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugüne kadar 230 kadın mühendislik öğrencisine toplam 6 milyon 181 bin TL burs desteği sağlayan ve 5 yılda 500 kadın mühendis adayına burs vermeyi hedefleyen Bulgurcu Vakfı ülkemize büyük değer katıyor. </p>
<p>Kadın mühendislerin eğitimde ve istihdamda daha güçlü bir şekilde var olmasını hedefleyen Vakıf, 2021 yılından bu yana burs programlarıyla ekonomik zorluk yaşayan kız öğrencilerin mühendislik eğitimleri için kesintisiz ve geri ödemesiz eğitim bursu veriyor. Sağladığı finansal desteğin yanı sıra mentorluk, staj imkânları, teknik geziler, sosyal-kültürel etkinlikler ve eğitim materyalleri gibi birçok alanda öğrencilerin yanında yer alıyor. Kadın mühendislik öğrencilerinin bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarında daha güçlü olmaları için onları rol modellerle  bir araya getiriyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d56fcab3f-1782895983.jpg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p>Vakıf bu yıl da 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü’nde bir etkinlik düzenleyerek, İstanbul Minoa Pera’da bursiyerleri iş dünyasının farklı sektörlerinden başarılı kadın liderlerle buluşturdu.  Etkinliğin açılış konuşmalarını BAVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Bulgurcu v BAVAK Genel Müdürü Füsun Aymergen gerçekleştirdi. Bee Propolis Genel Müdürü Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, İETT Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Pınar Mutlu, GE Aerospace Mühendislik Yöneticisi Merve Ceylan ve Unilever Innovation Manager Büşra Şerefoğlu ile birlikte  kariyer yolculuklarımızı ve deneyimlerimizi  paylaştık. Gençlerin enerjisi ve coşkusuna tanık olduk. </p>
<p><strong>Görünmez engelleri aşmak</strong></p>
<p>BAVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Bulgurcu’nun da vurguladığı gibi birçok genç kadın, mühendislik yolculuğunun başında görünmez engellerle karşılaşıyor. Rol model eksikliği ve kalıplaşmış algılar, bu alana yönelme konusunda tereddüt yaratabiliyor. Bulgurcu yaklaşımlarını şu cümlelerle  ifade ediyor:  <em>“Oysa mühendislik; merak eden, sorgulayan ve çözüm üreten herkes için büyük fırsatlar sunuyor. Biz, genç kadınların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz. Bugün 130u aşkın genç kadın mühendise destek veriyor, onların gelecekte toplumsal dönüşüme liderlik edecek bireyler olarak yetişmelerine katkı sunuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki fırsat verildiğinde genç kadınlar hem mesleklerini hem de toplumu ileriye taşıyacak güce sahiptir</em>.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d59fa71e1-1782896031.jpeg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p><strong>Ben de yapabilirim duygusu</strong></p>
<p>Bulgurcu vakfı çok değerli bir iş yapıyor. Genç kadın mühendis adaylarının eğitimlerine kesintisiz devam edebilmelerini sağlamak, potansiyellerini ortaya çıkarma yolculuklarında yanlarında olmak ve kariyerlerine güvenle adım atmalarını desteklemek için çalışıyor. Ayşen Bulgurcu misyonlarını şu cümleyle özetliyor:  Onlara verdiğimiz her destek, başka kız çocukları için de ilham oluyor; “Ben de yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor. Böylece hem cam tavanların kırılmasına katkı sunuyor hem de mühendislik alanında daha fazla kadın görmek için somut adımlar atmış oluyoruz.”</p>
<p>***</p>
<p><strong>Dünyanın En İyi Okulları Ödüllerinin 10 Finalisti arasında Türkiye’den iki okul var</strong></p>
<p>Türkiye’den iki örnek okulumuz Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri 2026 için seçilen 10 finalist arasına girdi. T4 Education tarafından, COVID-19 pandemisinin ardından 2022 yılında hayata geçirilen Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri; sınıflarında ve okul sınırlarının ötesinde hayatları dönüştüren okulların en iyi uygulamalarını dünyayla paylaşmak amacıyla oluşturuldu. </p>
<p>Eğitim dünyasında sıklıkla “Okulların Dünya Kupası” olarak nitelendirilen “World’s Best School Prizes” , küresel ölçekte eğitim alanındaki en prestijli ödüller arasında kabul ediliyor. Bu yıl finalist olan İstanbul’dan Darüşşafaka Eğitim Kurumları,  ve Ankara’nın Etimesgut ilçesinde bulunan Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerini, öğretmenlerini ve tüm okulların yönetim kadrolarını kutlamak istiyorum. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d5bcdd63d-1782896060.jpeg" alt="" width="720" height="453" /></p>
<p><strong>Türkiye’deki eğitim kurumları dünyanın en iyileri arasında</strong></p>
<p>T4 Education ve Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri’nin Kurucusu Vikas Pota, gönderdiği mesajda Darüşşafaka Eğitim Kurumları ve Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni, Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri’nin beşinci yılında kısa listeye kalma başarısı göstermelerinden dolayı tebrik ederek  “Bu okullar, Türkiye’deki eğitim kurumlarının gerçekten dünyanın en iyileri arasında yer aldığını ortaya koyuyor.” ifadesini kullandı. </p>
<p>Vikas Pota ödüller hakkında şu yorumu yaptı: “<em>Bu küresel ödüle finalist olan örnek okullardan her biri, kendine özgü yaklaşımlarıyla gençleri giderek daha belirsiz hâle gelen bir dünyaya hazırlamayı başardı. Artan çatışmalar, derinleşen eşitsizlikler, popülizmin yükselişi ve iklim krizinin etkileri gibi büyük küresel sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bugünlerde, okulların geleceğin liderlerini yetiştirme rolü her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Bu kurumlar, sınıflarında her gün neyin gerçekten işe yaradığını gösteriyor. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler ve okullar da onların ilham verici örneklerinden öğrenmeli ve bu başarılı uygulamalardan faydalanmalıd</em>ır.”</p>
<p><strong>Darüşşafaka neden seçildi?</strong></p>
<p>İstanbul’da faaliyet gösteren ve tüm öğrencilerine tam burslu yatılı eğitim imkânı sunan Darüşşafaka Eğitim Kurumları, yüksek düzeyde öğrenci desteğini esnek ve uyarlanabilir bir uzaktan eğitim modeliyle birleştirerek eğitim sistemlerinin krizlere verdiği yanıtı dönüştürüyor. Özellikle deprem gibi büyük afetlerin ardından kırılgan durumdaki çocukların eğitimle bağlarını sürdürmelerine, istikrarlı bir öğrenme ortamına erişmelerine ve gelecek fırsatlarına ulaşmalarına katkı sağlayan bu yaklaşımıyla Okul, Overcoming Adversity (Zorlukların Üstesinden Gelme)kategorisinde ilk 10 finalist arasına girdi.</p>
<p><strong>Enerji dedektifileri</strong></p>
<p>Ankara’nın Etimesgut ilçesinde bulunan Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ise öğrencilerini birer “enerji dedektifi” olarak yetiştiriyor. Okul, öğrencilerin enerjinin nasıl kullanıldığını, nerelerde israf edildiğini ve günlük davranışların çevresel etkileri azaltacak şekilde nasıl değiştirilebileceğini anlamalarını sağlıyor. Bunu, yaşayan bir laboratuvar niteliğindeki öğrenme ortamında yürütülen proje tabanlı eğitim modeliyle gerçekleştiriyor. Okul, bu yaklaşımıyla Environmental Action (Çevresel Etki) kategorisinde ilk 10 finalist arasında yer aldı. </p>
<p><strong> Seçim süreci nasıl işleyecek?</strong></p>
<p><strong>Toplum İş Birliği, Çevresel Eylem, Yenilikçilik, Zorlukların Üstesinden Gelme ve Sağlıklı Yaşamları Destekleme </strong>kategorilerinde verilen beş Dünya’nın En İyi Okulu Ödülü’nün kazananları, alanında uzman isimlerden oluşan bağımsız bir Jüri Akademisi (Judging Academy) tarafından titizlikle belirlenen kriterler doğrultusunda seçilecek. Her kategoride ilk üç finalist ve ödül sahipleri Kasım ayında açıklanacak.</p>
<p>Bunun yanı sıra, beş ödül kapsamındaki tüm finalist 50 okul, Halk Oylamasına da katılarak <strong>Toplumun Seçimi Ödülü (Community Choice Award)</strong> için yarışacak.</p>
<p>Kazanan ve finalist okullar, 16-17 Ocak 2027 tarihlerinde Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da düzenlenecek <strong>Dünya Okullar Zirvesi’ne (World Schools Summit)</strong> davet edilecek. Zirvede okullar; politika yapıcılar ve küresel eğitim dünyasının önde gelen isimleriyle bir araya gelerek iyi uygulamalarını, uzmanlıklarını ve deneyimlerini paylaşma fırsatı bulacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bulgurcu-vakfinin-bursiyerleri-kadin-muhendisler-gununu-birlikte-kutladilar-82260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgurcu Vakfı’nın bursiyerleri Kadın Mühendisler Günü’nü birlikte kutladılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-82270</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;nin yeni CEO&#039;su Oğuzhan Özsürekci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji, şirketin üst yönetiminde ağustos itibarıyla görev değişimi olacağını duyurdu.</p>
<p>Buna göre, Enerjisa Enerji CEO'su Murat Pınar, 1 Ağustos itibarıyla görevini Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Oğuzhan Özsürekci'ye devredecek.</p>
<p>Özsürekci, görevi devralmasıyla birlikte Dağıtım Şirketleri Genel Müdürlüğü görevini ikinci bir duyuruya kadar vekaleten yürütmeye devam edecek.</p>
<p>Pınar ise Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar Başkanlığı görevine atanırken, topluluktaki çeşitli görevlerinin yanı sıra Enerjisa Enerji ve Enerjisa Üretim şirketlerinin Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini de yürütecek.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Erbil Bayçöl, Pınar'ın uzun yıllardır şirket bünyesinde üstlendiği farklı görevlerde özelleştirme sürecinden bu yana şirketin büyümesine, dönüşümüne ve bugün ulaştığı güçlü konuma önemli katkılar sağladığını belirtti.</p>
<p>Bayçöl, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Liderliğiyle sadece şirketimizin operasyonel başarısına değil, kurumsal kültürüne, sürdürülebilirlik vizyonuna ve paydaşlarımızla kurduğu güven ilişkisine de değer kattı. Aynı zamanda elektrik dağıtım sektörünün dönüşümüne, hizmet kalitesinin gelişimine ve sektörün geleceğine yön veren pek çok çalışmaya öncülük ederek ülkemiz enerji sektörüne önemli katkılar sundu. Kendisine bugüne kadar ortaya koyduğu liderlik ve katkıları için teşekkür ediyor, Sabancı Topluluğu bünyesindeki yeni görevinde başarılar diliyorum. Oğuzhan Özsürekci de Enerjisa Dağıtım Şirketleri bünyesinde farklı sorumluluklar üstlenmiş, şirketimizi, kültürümüzü ve stratejik önceliklerimizi yakından tanıyan güçlü bir lider. Bu görevi şirket içinden yetişen deneyimli bir ismin devralması, Enerjisa Enerji'nin güçlü kurumsal yapısının ve liderlik anlayışının önemli bir göstergesidir. Şirketimiz, güçlü yönetim ekibi ve çalışanlarıyla stratejik hedefleri doğrultusunda müşterileri, yatırımcıları ve tüm paydaşları için değer üretmeye aynı kararlılıkla devam edecektir."</p>
<p>Özsürekci, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde lisans, Gazi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Çalışma hayatına 2002'de Barmek Holding'de başlayan Özsürekci, 2003'te mühendis olarak Başkent Elektrik Dağıtım AŞ'ye katıldı. 2003 - 2013 yıllarında Başkent Elektrik Dağıtım AŞ'de birçok yöneticilik pozisyonunda görev alan ve 2013-2019 arasında sırasıyla Müşteri Operasyonları Direktörlüğü ve Saha Operasyonları Direktörlüğü görevini üstlenen Özsürekci, Kasım 2019'dan itibaren Enerjisa Dağıtım Şirketleri Saha Operasyonları Grup Direktörü olarak görev aldı.</p>
<p>Özsürekci, 2022'den itibaren üstlendiği Enerjisa Enerji Dağıtım Şirketleri Genel Müdürlüğü görevinde, 14 farklı ilde, 21 milyondan fazla kişiye kaliteli ve kesintisiz enerji sunmayı hedefleyen 11 bin kişiden oluşan ekibe liderlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-82270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-1782898677.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji CEO&#039;su Murat Pınar, ağustos ayı itibarıyla görevini Oğuzhan Özsürekci&#039;ye devredecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-urunlerin-gumruk-vergisiz-ithalati-icin-kontenjan-belirlendi-82269</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bazı ürünlerin gümrük vergisiz ithalatı için kontenjan belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı sanayi ürünlerinin gümrük vergisiz ithalatına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları ile Ticaret Bakanlığının hazırladığı tebliğler, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, fermuar üretiminde kullanılan plastik zincir dişleri monte edilmiş dar şeritler, dizel üretiminde kullanılan bazı kimyasalların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanayi ürününün ithalatına yönelik tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Farklı miktarlardaki gümrük vergisiz kontenjanların süreleri ürünlere göre 31 Aralık 2026 ile 15 Şubat 2027 arasında değişiyor.</p>
<p>İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ ile bazı sanayi ürünlerinin ithalatında uygulanacak tarife kontenjanlarının dağıtımı ve başvuru esasları da düzenlendi.</p>
<p>Buna göre belirlenen ürünlere ilişkin açılan tarife kontenjanları, yalnızca ithale konu eşyayı kendi üretim faaliyetlerinde ham madde veya ara malı olarak kullanan sanayicilere tahsis edilecek.</p>
<p>Kontenjandan faydalanmak isteyen firmaların, 15 gün içinde Bakanlığın resmi internet sitesinden (www.ticaret.gov.tr) "İthalat Belge İşlemleri" uygulamasını kullanarak başvurularını tamamlamaları gerekiyor.</p>
<p>Birden fazla eşya grubu için kontenjan talebinde bulunacak firmaların, her ürün için ayrı başvuru yapması talep ediliyor.</p>
<p><strong>Dağıtım kriterleri belirlendi</strong></p>
<p>Tarife kontenjanlarının dağıtımı öncelikle "talep toplama" yöntemiyle gerçekleştirilecek. Talebin açılan kontenjandan fazla olması durumunda, firmanın üretim kapasitesi, fiili sarfiyatı, üretim miktarı ve geçmiş yıllardaki kontenjan kullanım performansları gibi kriterler dikkate alınacak.</p>
<p>Talep toplama dönemi sonunda kontenjan kalması durumunda başvurular "ilk gelen ilk alır" yöntemine göre değerlendirilecek.</p>
<p><strong>Lisanslar devredilemeyecek</strong></p>
<p>Bakanlıkça elektronik ortamda düzenlenecek ithal lisansları, 15 Şubat 2027'ye kadar geçerli olacak. İthalat işlemlerinin bizzat lisans sahibi firma tarafından yapılması gerekiyor. Bu lisanslar üçüncü kişilere devredilemeyecek.</p>
<p>Tebliğ hükümlerine aykırı beyanda bulunan veya sunduğu belgelerde tutarsızlık tespit edilen firmaların talepleri, eksiklikler giderilene kadar karşılanmayacak.</p>
<p><strong>Üretimi az bazı ürünler için kota uygulanacak</strong></p>
<p>İthalat Rejimi Kararı'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar ile de bazı ürünlere ilişkin askıya alma sistemi devreye sokuldu.</p>
<p>Bu kapsamda, Türkiye ve Avrupa Birliği'nde (AB) üretimi bulunmayan bazı sanayi ürünleri için gümrük vergilerini askıya alma, AB ve Türkiye'de üretimi bulunan ancak yetersiz ürünler için ise tarife kontenjanı (kota) uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Sanayicilerin ham maddelere erişimini kolaylaştırmak ve uluslararası piyasada rekabetçiliği artırmak amacıyla yapılan düzenlemede söz konusu ürünler de listelendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-urunlerin-gumruk-vergisiz-ithalati-icin-kontenjan-belirlendi-82269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, fermuar üretiminde kullanılan plastik zincir dişleri monte edilmiş dar şeritler, dizel üretiminde kullanılan bazı kimyasalların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanayi ürününün ithalatına yönelik tarife kontenjanı açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hastane-muayene-katki-paylari-artirildi-82264</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hastane muayene katkı payları artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Resmi Gazetenin 1 Temmuz günlü sayısında yayımlanan SGK Sağlık Uygulama Teblii (SUT) değişikliği ile hastanelere başvuran kişilerin ödediği katkı paylarında artış yapıldı ancak aile hekimlerine başvuru ve sevk zincirini destekleme amaçlı olarak, aile hekimlerinin sevkiyle hastanelere başvuru yapılması halinde bu tutarların yarısı kadar ödeme yapılması uygulaması başlatıldı. </p>
<p>Buna göre, ikinci basamak resmi sağlık kuruluşlarına (devlet hastaneleri) başvurularda katkı payı 50 TL olarak ödenecek. Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri, devlet eğitim araştırma hastaneleri ile devlet üniversite hastanelerinde ise 90 TL katkı payı alınacak. Vakıf üniversitelerinin hastanelerinin katkı payı ise 100 TL olarak belirlendi. </p>
<p>Katkı payları artırılırken, birinci basamak (aile hekimleri) başvuruyu özendirme amaçlı olarak ise katkı paylarının yeni belirlenen tutarlarından indirim usulü getirildi. Aile hekimlerinin sevk ettiği hastalar, katkı paylarını yüzde 50 daha düşük ödeyecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hastane-muayene-katki-paylari-artirildi-82264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/saglik-doktor.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğ değişikliği ile hastanelere başvuran kişilerin ödeyeceği katkı payları artırıldı. Aile hekimlerinin sevkiyle hastanelere başvuru yapılması halinde ise miktarın yarısı kadar ödeme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtodan-is-dunyasina-kalp-sagligi-farkindaligi-82293</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO&#039;dan &#039;İş Hayatında Kalp Sağlığı&#039; söyleşisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası (GTO), üyelerinin ve iş dünyasının sağlıklı yaşam konusunda farkındalığını artırmak amacıyla düzenlediği "İş Hayatında Kalp Sağlığı" söyleşisinde, kalp ve damar cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez'i ağırladı. Gebze Ticaret Odası Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen programa; iş insanları, oda üyeleri, kamu kurumlarının temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Yoğun ilgi gören söyleşide, modern iş yaşamının kalp sağlığı üzerindeki etkileri, korunma yolları ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ele alındı.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, iş dünyasının yalnızca ekonomik başarıya değil, insan sağlığını önceleyen bir bakış açısına da ihtiyaç duyduğunu belirtti. Yoğun çalışma temposu, stres, zaman baskısı ve hareketsiz yaşamın iş hayatının kaçınılmaz gerçekleri arasında yer aldığını ifade eden Aslantaş, "Üretim, yatırım ve büyüme hedefleri elbette büyük önem taşıyor. Ancak bütün bunların temelinde sağlıklı bireyler ve sağlıklı bir toplum yer alıyor. Sağlığını kaybeden bir insanın sahip olduğu hiçbir başarının anlamı kalmıyor. İş hayatında verimliliğin, sürdürülebilir başarının ve güçlü ekonominin en önemli unsurlarından biri, çalışanların ve iş insanlarının sağlığını koruyabilmesidir" şeklinde konuştu.</p>
<p>Gebze Ticaret Odası olarak yalnızca ticareti geliştiren bir kurum olmayı değil, üyelerinin yaşam kalitesine katkı sağlayan sosyal sorumluluk odaklı projeler üretmeyi de önemsediklerini belirten Aslantaş, eğitimlerden seminerlere, girişimcilik programlarından toplumsal farkındalık çalışmalarına kadar birçok alanda üyelere yönelik faaliyetlerin sürdüğünü ifade etti.</p>
<p>Programın konuğu Prof. Dr. Bingür Sönmez ise sunumunda; kalp ve damar hastalıklarının risk faktörleri, iş yaşamında stres yönetimi, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku düzeni ve erken teşhisin önemi hakkında kapsamlı bilgiler verdi.</p>
<p>Katılımcılarla güncel bilimsel verileri paylaşan Prof. Dr. Sönmez, kalp sağlığının korunmasında yaşam tarzı değişikliklerinin önemine dikkat çekerken, özellikle yoğun iş temposuna sahip bireylerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtodan-is-dunyasina-kalp-sagligi-farkindaligi-82293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/3/1280x720/gto-is-insanlarini-kalp-sagligi-konusunda-bilinclendirdi-1782917854.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası tarafından düzenlenen “İş Hayatında Kalp Sağlığı” söyleşisinde kalp ve damar cerrahı Bingür Sönmez, yoğun çalışma temposunun kalp sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. İş insanları ve oda üyelerinin yoğun katılım gösterdiği programda, sağlıklı beslenmeden düzenli egzersize, stres yönetiminden erken teşhisin önemine kadar birçok konuda önemli bilgiler paylaşıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kdvde-yeni-duzenleme-ithalatciya-maliyet-ymmye-sure-sorunu-cikardi-82234</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> KDV’de yeni düzenleme ithalatçıya maliyet, YMM’ye süre sorunu çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>2026 yılıyla birlikte ithalat yapan mükellefler açısından önemli bir uygulama hayata geçti. 2023 yılında yayımlanan düzenlemeyle, ithalatta ödenen bazı vergilere ilişkin KDV indirim hakkı kaldırılırken, altı aylık dönemde ithalat tutarı 2 milyon 600 bin TL’yi aşan firmalara Yeminli Mali Müşavir (YMM) raporu zorunluluğu getirilmişti. 31 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 57 Seri No’lu KDV Genel Uygulama Tebliği ile de yeni bir bildirim ve raporlama sürecinin başladı. Buna göre, altı aylık dönemde bu kapsamdaki ithalat tutarı 2 milyon 600 bin TL’yi aşmayan firmalar bildirim, bu tutarı aşan firmalar ise YMM raporu vermekle yükümlü. Ancak uygulamanın ilk döneminde takvim sıkışıklığı dikkat çekiyor.</p>
<h2>"İthalatçının maliyet, nakit akışı ve vergi yükünü artırıyor" </h2>
<p>1–20 Temmuz tarihleri arasındaki Mali Tatil, 28 Temmuz’daki KDV beyanname süresi ve 31 Temmuz YMM raporu son günü, hem firmalar hem de meslek mensupları açısından ciddi bir zaman baskısı yaratıyor. Sektör temsilcileri, bu durumun yalnızca muhasebe hatalarına değil, önemli vergi risklerine de yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bulut Gümrükleme Yönetim Kurulu Başkanı Gümrük Müşaviri İlhan Bulut ile Yeminli Mali Müşavir– Bağımsız Denetçi Osman Biçeroğlu, EKONOMİ’ye yaptıkları değerlendirmede, teknik bir muhasebe değişikliği gibi görünse de ithalatçıların maliyet yapısını, nakit akışını ve vergi yükünü doğrudan etkilediğini vurguladılar.</p>
<h2>“İthalatçı artık verginin KDV’sini de maliyet olarak ödüyor” </h2>
<p>Son yıllarda ithalat işlemlerinde firmalar üzerindeki mali yüklerin yalnızca gümrük vergileriyle sınırlı kalmadığını belirten İlhan Bulut, gözetim uygulamaları, ek mali yükümlülükler, dampinge karşı vergiler ve ilave gümrük vergilerinin ithalat maliyetlerini ciddi biçimde artırdığını söyledi. 23 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile; gözetim farkları, ek mali yükümlülükler, dampinge karşı ve telafi edici vergiler nedeniyle KDV matrahına dahil edilen tutarlara isabet eden KDV’nin indirim hakkının kaldırıldığını hatırlatan Bulut; “Bu düzenleme ile ithalatçı yalnızca vergi değil, verginin KDV’sini de ödemekte. Üstelik bu KDV artık indirilemiyor ve doğrudan eşyanın maliyet unsuru haline geliyor. Özellikle yüksek hacimli ithalat yapan firmalar için maliyet baskısı kalıcı olacak” uyarısında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c527348d8-1782891815.png" alt="" width="300" height="246" /></p>
<h2>"Takvim sıkışıklığı uygulamayı zorluyor"</h2>
<p>“Uygulamanın teknik yapısı ve beyan sisteminin karmaşıklığı dikkate alındığında, eksik ya da hatalı bildirimler nedeniyle firmaların cezai risklerle karşılaşması kaçınılmaz görünüyor,” diyen Bulut, sürelerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 2026 yılı Ocak–Haziran dönemine ilişkin bildirim ve YMM raporları için son tarihin 31 Temmuz olduğunu hatırlatan Bulut, Mali Tatil ve beyanname süreleri nedeniyle fiilen 3-4 günlük bir zaman dilimi kaldığını söyledi. Bulut; “YMM’nin bu sürede sağlıklı bir rapor hazırlaması son derece güç, aceleyle yapılan hesaplamalar hem mükellefler hem de mali idare açısından risk doğurur” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Düşük kâr marjıyla çalışan sektörlerde ciddi maliyet artışı yaratacak” </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c53dd3be0-1782891837.png" alt="" width="300" height="246" />Yeminli Mali Müşavir Osman Biçeroğlu, gözetim uygulamasında referans fiyat ile gerçek ithalat bedeli arasındaki fark üzerinden hesaplanan KDV’nin artık indirilemeyecek olmasının, özellikle düşük kâr marjıyla çalışan sektörlerde ciddi maliyet artışı yaratacağını söyledi.</p>
<p>“Tebliğ, yalnızca gerçek ithalat bedeline isabet eden KDV’nin indirilebileceğini düzenliyor” diyen Biçeroğlu, yeni dönemde gümrük giriş beyannamesindeki vergi kodlarının tek tek analiz edilmesinin zorunlu hale geldiğini vurguladı. Aynı beyannamede hem indirilebilir hem de indirilemeyen KDV unsurlarının birlikte yer alabileceğine dikkat çeken ve 57 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliği ile uygulamaya açıklık getirildiğini belirten Biçeroğlu, en sık yapılacak hatanın 40 kodlu KDV satırındaki toplam tutarın tamamının indirilecek KDV sanılması olacağını ifade etti. Bu tutarın ayrıştırılmadan 191 İndirilecek KDV hesabına alınmasının, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın elektronik kontrolleriyle tespit edilerek cezalı tarhiyat riskine yol açabileceğini söyledi. Biçeroğlu, indirilemeyen KDV’nin stokta bulunan mallar için maliyet, satılan mallar için ise gider olarak kaydedilmesi gerektiğini, bu giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabildiğini sözlerine ekledi.</p>
<h2>"İndirim hakkının sınırlandırılması ileride tartışma yaratabilir" </h2>
<p>Yeni düzenleme ile birlikte yalnızca doğru muhasebeleştirmenin değil, bu işlemlerin YMM tarafından tevsik edilmesinin de kritik hale geldiğini kaydeden Biçeroğlu, düzenlemenin hukuki boyutuna da dikkat çekerek, Anayasa Mahkemesi’nin KDV Kanunu’nun 36’ncı maddesindeki “iade hakkı”na ilişkin iptal kararının, Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin sınırları konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtti. Biçeroğlu, aynı gerekçelerin, KDV indirim hakkının sınırlandırılması açısından da ileride anayasal tartışmalara konu olabileceği değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İNDİRİMİ YASAKLANAN BAŞLICA VERGİ KODLARI</span></h2>
<p>▶ 20 – Dampinge Karşı Vergi<br />▶ 21 – Telafi Edici Vergi<br />▶ 33 – Anti-damping KDV<br />▶ 34 – Adet Bazlı Ek Mali Yükümlülük<br />▶ 38 – Ek Mali Yükümlülük KDV<br />▶ 39 – Ad valorem Ek Mali Yükümlülük<br />▶ 61 – Telafi Edici Vergi</p>
<p>Ayrıca beyannamede “Yurt Dışı Gider” satırında gösterilen gözetim farkı ve buna isabet eden vergilerin KDV’si de indirim kapsamı dışında bırakıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KISMİ İNDİRİM İMKÂNI OLAN BAŞLICA KODLAR</span></h2>
<p>▶ 10 kodlu Gümrük Vergisi, <br />▶ 59 kodlu İlave Gümrük Vergisi, <br />▶ 40 kodlu Katma Değer Vergisi, <br />▶ 50/51/52/93 kodlu ÖTV, <br />▶ 70 kodlu Toplu Konut Fonu gibi kalemlerde ise KDV indirimi tamamen ortadan kaldırılmamış, işlemin niteliğine göre tam veya kısmi indirim imkânı korunmuştur. </p>
<p>Özellikle 10 ve 59 numaralı kodlarda, yalnızca gerçek CIF bedeline isabet eden kısım indirilebilirken, gözetim farkından kaynaklanan bölüm indirilemeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kdvde-yeni-duzenleme-ithalatciya-maliyet-ymmye-sure-sorunu-cikardi-82234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/vergi-kdv-tl-1767250698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalatta KDV indiriminin sınırlandırılması ve ithalatı 2,6 milyon TL’yi aşan firmalara YMM raporu zorunluluğu, hem maliyet hem de raporlama açısından yeni bir baskı dönemi başlattı. KDV indirim hakkındaki değişiklikler ithalat maliyetlerini artırırken, kısa raporlama süresi muhasebe ve YMM’ler için ciddi zaman baskısı oluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damla-kentte-enseyi-karartmak-icin-vakit-erken-82231</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damla Kent&#039;te enseyi karartmak için vakit erken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada her yeni ürün, ilk günlerinde büyük beklentilerle karşılanıyor. Damla Kent Gayrimenkul Sertifikası (DMLKT) da bunlardan biri oldu. Emlak Konut güvencesi, TOKİ iş birliği ve "küçük tasarruflarla gayrimenkule ortak olma" fikri yatırımcıların ilgisini çekti. Ancak bugünkü tabloya bakan yatırımcıların morali bozulmuş durumda. Paramedya internet sitesinin haberine göre yaklaşık bir yıl önce halka arzdan sertifika alan yatırımcı yüzde 20 zararda. Üstelik aynı para yüzde 37 net getirili risksiz yatırım aracında değerlendirilseydi, ortaya çıkan fırsat maliyeti çok daha yüksek olacaktı. Ancak bu tabloyu görüp "proje başarısız oldu" demek ise henüz erken. Çünkü gayrimenkul sertifikası, klasik hisse senedi değil. Asıl değerini proje teslim tarihi yaklaştıkça ortaya koyabilecek farklı bir mekanizmaya sahip. Bunun en somut örneği 2017'deki Park Mavera III ihracı. O projede de sertifikalar ilk dönemde beklenen performansı göstermemişti. Ancak inşaat tamamlandı, yeterli sertifikayı toplayanlar daire sahibi oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a9095cc94-1782884617.png" alt="" width="436" height="245" />
<figcaption><strong>Damla Kent'in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Daire almayan yatırımcılar ise kalan konutların satış gelirinden pay aldı. Sertifika başına ödeme halka arz fiyatının üzerinde gerçekleşti. Yine de yüksek enfl asyon nedeniyle sadece nakit alan yatırımcıların getirisi, konut fiyatlarındaki yükselişin gerisinde kaldı. Damla Kent'te de benzer bir senaryonun yaşanması mümkün. Elbette bunun garantisi yok. Faizlerin seyri, konut piyasasının yönü, inşaatın takvime uygun ilerlemesi ve yatırımcı ilgisi sonucu belirleyecek temel unsurlar olacak. Özellikle teslim tarihi yaklaştıkça daire sahibi olmak isteyen yatırımcıların eksik sertifikalarını borsadan toplama ihtimali, fiyatı arttırıcı rol oynayabilir. Gayrimenkul sertifikalarının doğası gereği en kritik dönem de genellikle bu safha. Bu nedenle bugünkü ile birkaç yıl sonraki fiyat arasında doğrusal bir ilişki kurmak doğru olmayabilir. Evet, bugün ekrana bakan zararda olduğunu görüyor. Bunu inkâr mümkün değil. Ancak ürünün başarı ya da başarısızlığını bugünden ilan etmek de aynı ölçüde hatalı olur. Damla Kent'in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak. O güne kadar fiyat dalgalanmaları konuşulacak, asıl değer ise büyük ihtimalle projenin son virajında ortaya çıkacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damla-kentte-enseyi-karartmak-icin-vakit-erken-82231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Damla Kent&#039;in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-sirket-faaliyet-karini-buyuturken-hisse-fiyatlari-yuzde-707lere-kadar-cikti-82230</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> 23 şirket faaliyet kârını büyütürken hisse fiyatları yüzde 707’lere kadar çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 içinde hem operasyonel kârını büyüten hem de enflasyonun üzerinde kazandıran 23 hisse bulunuyor. Yüzde 707’leri aşan getiriler ve FAVÖK büyümeleri göz kamaştırsa da yatırımcıların her parlak oranın ardında sağlıklı bir nakit akışı olup olmadığını görmesi önemli.</strong></p>
<p>Piyasa, enflasyonu yenen şirketleri her zaman ayakta alkışlar. Yatırımcılar tabloda gördükleri yukarı yönlü okların şirketi kusursuz bir nakit makinesine dönüştürdüğüne inanır. Oysa sadece ciroya bakarak sonuca varmak pek anlamlı değildir. Katılımevim ve Destek Finans Faktoring gibi şirketlerin bulunduğu bu liste, %16,61 seviyesindeki enflasyona karşı güçlü bir direnç sunuyor gibi görünebilir. Ancak enflasyonist dönemlerde şirketler stok kârları veya değerlemelerle bilançolarını şişirebilir. Bu nedenle firmaların ana işinden para kazandığını görebilmek önemli.</p>
<h2>Faaliyet kârı ne diyor?</h2>
<p>Bilançoların satır aralarına girildiğinde asıl sorunun her zaman düşük satışlar olmayabileceğini, finansman giderleri ve ertelenmiş vergi giderlerinin de faktör olarak ele alınması bilmek gerekiyor. Europower Enerji yıllık bazda yüzde 76,42 FAVÖK büyümesi yakalarken fiyatı yılbaşından bu yana %146 arttı. Astor Enerji’nin fiyat artışı %146’ya yaklaştı. Güçlü oranlar faaliyetlerin göz kamaştırıcı olduğunu söylüyor. Kuşkusuz operasyonel kâr üretmek, paranın kasada kaldığı anlamına gelmiyor. Kur farkı zararları veya artan borçlanma maliyetleri, yaratılan FAVÖK rakamını alt satırlara inmeden yutabilmekte. Ereğli veya Kardemir gibi sanayi şirketlerinin sırasıyla %75,32 ve %58,83 fiyat primiyle yatırımcısını koruduğu görülüyor.</p>
<h2>FAVÖK ile yetinmemeli</h2>
<p>Kârın varlığı olumlu; ancak borç sarmalı veya ağır yatırım harcamaları kârı anında nakit yakımına çevirebiliyorsa, ortada sağlıklı bir büyümeden bahsedilemeyecektir. Sadece FAVÖK’e bakarak yetineneler veya yüksek finansman giderlerinin bilançoyu nasıl kemirdiğini gözden kaçıranlar kaybetme riski ile karşı karşıya kalabileceklerini göz ardı etmemeli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a8402351b-1782884416.png" alt="" width="999" height="543" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AÇIĞA SATIŞ MI, KISITLAMA MI?</strong></p>
<p><strong>Açığa satış</strong>; düşüşten kâr, likidite katkısı, riskten korunma, balon engelleme. Sınırsız zarar, panik sarmalı, borçlanma maliyeti, pozisyon sıkışması.</p>
<p><strong>Açığa satış kısıtlaması</strong>; varlık koruması, panik freni, şirket savunması, güven, uzun vade. Fiyat şişkinliği, likidite daralması, kaçış, korunma zorluğu.</p>
<p><strong>Türkiye Varlık Fonu geçen ay borsa dışında blok hisse satarken talepte artış yaşanmadı</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’da kurumsallar pay almasına rağmen fiyat neden yükselmiyor? ● Kemal Alp</p>
<p>Kemal, kurumsalların borsada alım yapması artan taleple birlikte fiyatı yukarı yönlü baskılasa da borsa dışına alımlarda fiyata doğrudan etkisi olmaz. Dolaylı etkisi olur. Türkiye Sigorta hissesinde geçtiğimiz mayıs ayında Varlık Fonu %7,4 iskontolu olarak borsa dışında blok satışta bulundu. Aynı tarihte şirket de %100 bedelsiz sermaye artırımına gitti ve neticede şirketin halk açıklık oranı ile derinliği arttı. Bununla birlikte hisseye yönelik talepte bir atış yaşanmayınca hissenin fiyatında yukarı eğilim gündeme gelmedi. Hisse bir aydır yatayda.</p>
<p><strong>İdari birimlerini yeni fabrikaya taşırken yapı kullanımına dair gerekli belgeyi aldı</strong></p>
<p>Tarkim’in yeni yere taşınması tamamlanınca kapasitesi ne kadar artacak? ● Alper Kurt</p>
<p>Alper; Tarkim, Turgutlu OSB’de inşa ettiği yeni fabrika yatırımında önemli bir aşamayı geçerek idari birimlerini geçtiğimiz nisan ayında tesise taşıdı. Üretim ve lojistik faaliyetleri ise kısa bir süre daha mevcut lokasyondan yürütülmeye devam edeceğini belirtti. Haziranın ilk haftasında da yapı kullanımına ilişkin izinleri aldığını duyurdu. Yakın tarihli açıklamaları arasında taşınma sürecini tamamladığında üretim kapasitesinin ne kadar büyüyeceğine dair bir paylaşımı bulunmuyor. İlk çeyrekte satışlarını %2 büyüten firma, zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GKG fonu temettü ödeyen hisse senetleriyle son bir yılda %48 getiri elde etti</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönettiği Kar Payı Ödeyen Hisse Senedi (TL) Fonu (GKG), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz mayısta en yüksek seviyesi 1,46 TL’yi görse de şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyri söz konusu. Fonun büyüklüğü ocaktan bu yana bazen azalıp bezen artsa da son noktada büyüyen bir ivme sergiliyor. Haziranda 3,9 milyon TL nakit girişi yaşanırken büyüklüğü 47,5 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Son altı ayda yatırımcı sayısında artış dikkat çekiyor. Haziranda sayı 1.680 kişiye çıktı. Yatırım stratejisi, düzenli temettü ödeyen yerli şirketlere yatırım üzerine kurulu. Portföyünün %83,87’si hisse senedi ve %16,13’ü Takasbank para piyasasında değerlendiriyor. Hem değer artışı hem de nakit akışı arayanlara hitap ediyor. Yıllık %48,38 getiri ile endeksin bir miktar gerisinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %50,32 bileşik faizle 1,2 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %50,32 olarak belirlendi. 95 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,19 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 29 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDE2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a801d9b71-1782884353.png" alt="" width="967" height="242" /></strong><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Eskişehir’deki şehir güvenliği ile ilgili kamu projesinde sözleşmeyi imzaladı</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, Eskişehir’de kazandığı ihale kapsamında Eskişehir Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ile KDV dahil 13,6 milyon TL tutarındaki sözleşmeyi imzaladığını duyurdu. Proje, şehir güvenliğinin artırılması ve akıllı şehir uygulamaları kapsamında anahtar teslim bir entegrasyonu içeriyor. Elde edilecek tutar, yıllık geliri 1,4 milyar TL’yi aşan firma açısından anlamlı bir rakam ifade etmemekle birlikte kamu kurumlarından alınan ihalelerin önemi yadsınmamalı. Bu tür ihaleler ileriye dönük referans oluşturma ve daha güçlü işler alınmasının yolunu açmakta.</p>
<p><strong>ERCİYAS ÇELİK BORU</strong></p>
<p><strong>Mersin fabrikasında üretimi durdururken 95 çalışanın iş akdini sonlandırıyor</strong></p>
<p>Ocak 2022’de borsaya gelen Erciyas Çelik Boru, küresel ekonomik koşullar, yurt dışı piyasalardaki rekabet şartlarının değişmesi ve yaklaşık iki yıldır azalan siparişler nedeniyle maliyet düşürücü tedbirlere yöneldiğini belirtti. Bu çerçevede, Mersin fabrikasının üretimini 30 Haziran itibarıyla belirsiz süreyle durduracak. Mevcut üretimini daha yüksek verimlilikle çalışan beş hatlı Düzce fabrikasında sürdürecek. Mersin’deki makine ve ekipmanların bakıma alınacağı ve 95 çalışanın iş sözleşmeleri yaklaşık 67 milyon TL kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek feshedilecek.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Yüzde 51 iştirakin yatırımı tamamlandı. Kapasiteyi artıran hat üretime geçiyor</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, Adana’da faaliyet gösteren %51 bağlı ortaklığı Çokyaşar Tel’in yeni galvaniz hattı yatırımını tamamlayarak deneme üretimine başladığını duyurdu. Temmuz 2026’da ticari üretime geçmesi beklenen hatla birlikte bağlı iştirakin mevcut 50 bin ton olan yıllık üretim kapasitesi %100 artarak 100 bin tona ulaşacak. Öte yandan firma Malatya Hekimhan’da tesis edilen 9,41 MWp kapasiteli GES projesini işletmeye aldığını ve diğer iştiraklerdeki iki ayrı GES’in de temmuz ayında elektrik üretimine başlayacağını bildirdi. Özyaşar Tel, girişimiyle kârlılığını destekliyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Türk Telekom marttan bu yana yatayda dalgalı hareket ederken taban oluşturuyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a7e105fbd-1782884321.png" alt="" width="301" height="238" />Türk Telekom’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,82 ile toplamda 592,9 bin lot azalarak 20,5 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 92’den 84’e geriledi. ZPX30.F fonu 548,3 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TCD fonu 658,3 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Türk Telekom hakkında bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken sadece 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Bulls Yatırım 109,20 TL ile verdi. En düşük öneri 62 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-sirket-faaliyet-karini-buyuturken-hisse-fiyatlari-yuzde-707lere-kadar-cikti-82230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23 şirket faaliyet kârını büyütürken hisse fiyatları yüzde 707’lere kadar çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/elektrikli-otomobilde-aluminyum-donemi-82228</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli otomobilde ‘alüminyum’ dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a58dd7aa5-1782883725.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Elektrikli otomobil üreticileri, artan bakır fiyatları ve hafif araç tasarımı ihtiyacının etkisiyle kablolama sistemlerinde alüminyum kullanımını hızlandırıyor. Yıllardır elektrik iletiminde standart kabul edilen bakırın yerini tamamen almasa da, daha düşük maliyet ve ağırlık avantajı sunan alüminyum giderek daha fazla modelde tercih edilmeye başladı.</p>
<p>Sektörde başlayan dönüşüm yalnızca maliyet hesabına dayanmıyor. Elektrikli araçlarda her kilogramın menzil üzerinde doğrudan etkili olması nedeniyle üreticiler daha hafif malzemelere yönelirken, yükselen bakır fiyatları da bu değişimi ekonomik açıdan destekliyor.</p>
<p>JPMorgan’ın hesaplamalarına göre alüminyum ikamesi bu yıl küresel bakır talebinin yaklaşık yüzde 2’sini etkileyecek. Banka, yüksek bakır fiyatlarının kalıcı hale gelmesi halinde bu oranın 2030 yılında yüzde 6’ya ulaşabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Ferrari’den Tesla’ya ortak yönelim Sektörde dönüşümün öncüleri arasında elektrikli araç üreticileri yer alıyor. Reuters’ın analizine göre, Tesla’nın ardından Ferrari, BMW ve bazı Çinli üreticiler de yeni nesil modellerinde alüminyum kablolamaya geçişi hızlandırdı.</p>
<p>Ferrari, hibrit 296 modelinde geçen yıl kullanmaya başladığı alüminyum güç kablolarını yeni elektrikli modeli Luce’ye de taşıdı. Şirket, bu sayede toplam kablo ağırlığında yüzde 20’ye varan tasarruf sağlandığını belirtiyor.</p>
<p>BMW ise alüminyum iletkenleri ilk kez 2011 yılında kullanmaya başladı. Alman üretici, yeni nesil eDrive elektrikli platformunda yüksek ve düşük voltaj sistemlerinde çok sayıda alüminyum kablo kullanıyor.</p>
<p>Sektör kaynaklarına göre Stellantis de benzer dönüşümü başlatırken, Çin’de AVATR, XPeng ve Xiaomi gibi üreticiler de Tesla’nın açtığı yolu izliyor</p>
<p style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a68c3be15-1782883980.png" alt="" width="600" height="403" /></p>
<h2>Fiyat farkı dönüşümü hızlandırıyor </h2>
<p>Bakır ile alüminyum arasındaki fiyat makasının açılması üreticilerin kararında önemli rol oynuyor. Yıl içinde 14 bin doları deviren bakırın tonu şu sıralar 13.300 dolar civarındayken, alüminyum yaklaşık 3.120 dolar seviyesinde bulunuyor. Böylece bakırın fiyatı alüminyumun dört katından fazla seviyeye ulaştı.</p>
<p>Bununla birlikte uzmanlar alüminyumun her uygulamada bakırın yerini alamayacağını belirtiyor. Elektrik iletkenliği daha düşük olduğu için aynı akımı taşımak adına daha fazla alüminyum kullanılması gerekiyor. Ayrıca üretim sürecindeki yüksek enerji tüketimi de dezavantaj olarak görülüyor.</p>
<p>Buna rağmen özellikle elektrikli otomobillerde ağırlık avantajı ve maliyet tasarrufu, alüminyumu giderek daha cazip hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin dönüşümü hızlandırıyor</span></h2>
<p>Dünyanın en büyük metal tüketicisi Çin, Mart 2025’te yayımladığı politika belgesiyle sanayide bakır yerine alüminyum kullanımını teşvik etti. Danışmanlık şirketi Zhuochuang’a göre enerji, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde bugün bakır kullanılan parçaların yüzde 25-30’u 2030 yılına kadar alüminyuma dönüşebilir. Hydro verilerine göre elektrikli araç bataryalarını sistemlere bağlayan bara (busbar) uygulamalarının halen yaklaşık yüzde 85’i bakırdan üretiliyor. Bu alan alüminyum için en büyük büyüme potansiyellerinden biri olarak görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlar nasıl seyrediyor?</span></h2>
<p><strong>BAKIR</strong>: Vadeli işlemlerde bakırın pound başına fiyatı 6,17 dolarla geçen yılın yüzde 22 üzerinde. Londra’da 3 ay vadeli bakırın ton başına fi yatı ise 1 yılda yüzde 30’dan fazla artarak 13.300 dolar civarına çıktı. Bu ay fiyatlarda Fed’in faiz arışı endişesiyle yüzde 4 geri çekilme yaşandı. Fed’in daha sıkı para politikası beklentisi fiyatları baskılıyor. Goldman Sachs ise elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, veri merkezleri, savunma yatırımları ve yapay zekâ kaynaklı talebin uzun vadede bakırı desteklemeyi sürdüreceğini öngörüyor. </p>
<p><strong>ALÜMINYUM</strong>: Londra’da 3 ay vadeli fi yat yaklaşık 3.122 dolar/ton seviyesinde. ABD-İran görüşmeleri sonrası Körfez’den arzın yeniden artabileceği beklentisi fiyatları son dört ayın en düşük seviyesine çekti. Çin ve Endonezya’da üretimin artması ile Çin’deki zayıf ekonomik görünüm de fi yatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/elektrikli-otomobilde-aluminyum-donemi-82228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/elektrikli-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli araçlarda maliyetleri düşürme ve ağırlığı azaltma arayışı, otomotiv sektörünü elektrik tesisatının vazgeçilmezi olan bakır yerine alüminyuma yöneltiyor. Ferrari, BMW, Tesla ve çok sayıda Çinli üreticinin hız verdiği dönüşümün bu yıl küresel bakır talebinin yaklaşık yüzde 2’sini etkilemesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-dusuk-emekli-maasina-kalici-cozum-ekim-ayinda-bulunacak-82227</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;En düşük emekli maaşına kalıcı çözüm ekim ayında bulunacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısının adresi bu kez Kızılcahamam yerine Sapanca oldu. Dikkat çeken sadece kamp adresi değil, formatında da önemli değişiklikler oldu. Bakanların uzun uzun icraat sunumlarının yapıldığı oturumlar bu kez "soru-cevap-talep" şeklinde gerçekleşti. Milletvekilleri MKYK üyeleri, bakanları talep yağmuruna tuttu. Ekonomi ve emekli maaşlarına ilişkin sorular ise en fazla Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i terletti. En fazla talep ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’na gitti. Köyüne yol isteyen de vardı, Van’a hızlı tren de. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise neredeyse oturumların tamamına katıldı. AK Parti, bir değişiklik yaparak yıllardır vazgeçemediği Kızılcahamam yerine, 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısını Sapanca’ya taşıdı. Adres değişikliğinin yanı sıra alışagelmiş kamp toplantılarının formatları da değişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a5124c8e6-1782883602.jpg" alt="" width="700" height="437" /><strong>Değişmeyen tek konu ekonomi ve emekli maaşları </strong></p>
<p>Değişikliklerin yanı sıra değişmeyen tek konusu ise ekonomik sıkıntılar, emekli maaşlarının düşük olması konusunda vatandaşın beklentilerinin kamp toplantısında da gündeme gelmesi oldu. Bakanların uzun uzun sunumları yerine, bu kez MKYK üyeleri ve milletvekillerinin soru ve taleplerine yanıt verdi. Emeklilerin maaşlarının artırılması, üreticilere verilen desteklerin güçlendirilmesi talepleri ilgili bakanlara iletildi. Bu konuda ise tüm soru, beklenti ve şikayetler Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yöneltildi. Şimşek de en düşük emekli maaşına kalıcı çözümün Ekim ayında Meclis’e gelecek yasal düzenleme ile aşılacağını söylediği öne sürüldü.</p>
<p>Düşük gelirli hareler için uzun süredir hazırlıkları devam eden Gelir Tamamlayıcı Aile Destek (GETAD) sistemi en düşük emekli maaşları içinde çözüm olacak. Söz konusu düzenlemenin  Ekim ayında Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. GETAD modelinin hayata geçmesiyle mevcut düzenlemede en düşük emekli aylıklarına belli dönemlerde yapılan genel artışlar yerine, ekonomik desteğin doğrudan ihtiyaç  sahiplerine verilmesi hedefleniyor. </p>
<p>Kamp toplantısında en fazla talep Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na geldi. Talepler arasında köyüne yol isteyen de vardı, yarım kalan köprünün tamamlanmasını isteyen de. Talepler tek tek not alındı. Van’a hızlı tren talebi ise hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hem de Ulaştırma Bakanı’ndan sözü verilen istekler arasına girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-dusuk-emekli-maasina-kalici-cozum-ekim-ayinda-bulunacak-82227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in en düşük emekli maaşına kalıcı çözümün ekim ayında Meclis’e gelecek yasal düzenleme ile aşılacağını söylediği iddia edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/100-kobinin-rekabetini-artiracak-donusum-icin-300-milyon-dolarlik-kaynak-82226</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 100 KOBİ’nin rekabetini artıracak dönüşüm için 300 milyon dolarlık kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de sıkı para politikası ve makroihtiyati tedbirlerle finansmana erişim sorunu yaşayan KOBİ’lere İş Bankası ve İstanbul Sanayi Odası’ndan yeni bir programla destek geldi. KOBİ’lerin verimlilik artışının yanı sıra üretimlerini hizmetleştirmesini de hedefleyen ‘Değer odaklı dijitalleşme ve büyüme programı’ ile şirketin değeri ile hisse fiyatlarında da artış yaşanması öngörülüyor. 3 pilot şirkette denenen programda İSO’dan danışmanlık alan KOBİ’lerin çizilen yol haritasında gereken yatırım finansman ihtiyaçları ise uygun faizlerle İş Bankası tarafından karşılanacak. Bir takvim yılında 100 KOBİ’ye ulaşmayı hedefleyen programda ortalama yatırım bütçesinin ortalama 2-3 milyon dolar en fazla 10 milyon dolar seviyesinde olması bekleniyor. Böylece program kapsamında en az 300 milyon dolarlık bir yatırım finansmanı sağlanmış olacak. </p>
<h2>KOBİ’ler hayatta kalma mücadelesi veriyor </h2>
<p>İSO ve İş Bankası’nın programına ilişkin dün düzenlenen basın toplantısında İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, imalat sanayi ve KOBİ’lerin kaderini değiştirecek programı kurgulamaya özen gösterdiklerini dile getirerek bunun bir takım çalışması olduğunu İSO ve İş Bankası’nın yanı sıra KOSGEB ile Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nın da katkılarının bulunduğuna işaret etti. Aran, programın arkasında güçlü bir ittifak yapısı bulunduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alındığında bu tarz projeler daha önemli oluyor. Çok uzun bir süredir uygulanan sıkı para politikası kapsamında makroihtiyati tedbirlerle kredi genişlemesine önemli büyüme kısıtları getirilmiş durumda. Yatırım amaçlı krediler kısıttan muaf ama bu işletme sermayesi ihtiyacı ile yatırım altındaki her bileşen kısıtlardan muaf değil. Ciddi bir şekilde krediye erişim sorununun olduğu bu dönemde KOBİ’lerin hayatta kalma mücadelesi verdiği dönemde bırakın KOBİ’leri hayatta kalmayı uluslararası pazarlara açılma, küresel rekabette fark yaratacak kendi gelir modelini getirecek bir programdan bahsediyoruz.”</p>
<h2>Birçok kazanım ortaya çıkacak </h2>
<p>Aran, KOBİ’lerin teknolojik dönüşüm, yeşil dönüşüm boyutu, değer odaklı büyüme boyutu olduğu gibi hizmetleşme bacağını çok önemsediklerini kaydederek üretici şirketlerin bu ürettiklerini hizmete dönüştürebilmelerinin sağlanacağını vurguladı. KOBİ’lerin jeostratejik problemlere karşı da dayanıklılık geliştirmesine yardımcı olacaklarını belirten Aran, uyguladıkları 3 pilot şirketin programla birlikte ekipman verimliliğinde yüzde 30 artış, maliyetlerde yüzde 18’e varan tasarruf elde ettiklerini dile getirdi. Aran, “İddialı bir program KOBİ’ler bunu uyguladıklarında verimlilik artışının yanına hisse fiyatına, şirket değerine, rekabet gücüne etki edecek kazanımlar ortaya çıkıyor. Program hazırlığında İSO halka arza hazırlıyor gibi bir yatırım bankası gibi destek veriyor. Bu danışmanlık sonrasında KOBİ’nin dönüşüm hikayesinde yatırım bütçesini uygun maliyetle İş Bankası karşılayacak” dedi.</p>
<h2>Bir takvim yılında en az 100 KOBİ </h2>
<p>Sorular üzerine Aran, imalat sanayinde yer alan üretici şirketlerin bu programa gireceğini belirterek “Her KOBİ başına yaklaşık 2 -3 milyon dolar arası yatırım bütçesi hesaplayabilirsiniz. Bazılarında 10 milyon dolara kadar çıkabilir bu miktar. Ancak 10 milyon doların üzerine çıkacak yatırımla karşılaşacağımızı sanmıyorum. Bir takvim yılında 100 KOBİ’ye ulaştığımız düşünüldüğünde bir toplam yatırım bütçesi hesaplanabilir” diye konuştu. Aran, programın doğası gereği kayda değer bir kısmı kredi kısıtlarından muaf olacağını vurgulayarak kısıta konu olan bölümlerde ise banka olarak tercihlerinin bu programdan yana olacağını kaydetti. Aran bu programın 1 yıl sürecek diye bir şartı olmadığı gibi 100 KOBİ’den fazlasına da ulaşabileceğini vurgulayarak belki zaman içinde devletin teşvik politikaları içinde yer alabilen bir boyuta dönüşebileceğini de dile getirdi.</p>
<h2>Oldukça sıkışık bir 6 ay bizi bekliyor </h2>
<p>Uygulanan ekonomi politikasının etkilerinin şiddetlenerek son bir yılda görülmeye başladığını ve etkilerinin son 1 yıl içinde arttığına dikkat çeken Aran, şunları söyledi: “Bu programın devam ettiğini düşünürse oldukça sıkışık bir ikinci altı ay bizi bekliyor, KOBİ’leri de bekliyor. Açıkladığımız program bu sıkışıklığa deva olacak, batan, kapanan fabrikaları açacak bir program değil. OVP boyunca tüm finansman güçlüklerine dayanmış ayakta kalmayı başarmış olan KOBİ’lerin bundan sonra stratejik üstünlük sağlamasını hikayesine katkı sağlayacak bir program. Bu bir yapılandırma programı değil, sıkışıklıkta olan KOBİ’lerin bu sıkışıklık üzerine bir daha yatırım yapması programı değil. Sanayide rakamlara bakınca sistematik risk olarak adlandırılacak boyutta oluşmadığı görülüyor. Risk sistematik boyuta ulaşmadığı sürece yaşanılan sıkıntı, batışları ve kapanışları ekonomideki genel verimliliğin sağlanması açısından ayıklanma olarak değerlendirebiliriz.”</p>
<h2>Sevimli yanı olmayan bir program </h2>
<p>Aran bir soru üzerine enflasyonla mücadele programının enflasyonun sürdürülebilir tek haneli noktalara getirilmesinin çok zorlayıcı olduğunu Türkiye ekonomisi için de sanayici için de sevimli yanı olmayan bir program olduğunu dile getirdi. Programın başarıya ulaşıp ulaşmadığını yolunda gidip gitmediğini karnesini gösteren öncü göstergelerin sanayicinin şikayet ettiği konular olduğunu vurgulayan Aran, şöyle konuştu: “Ülke büyümesi potansiyel büyümesinin altında kalıyorsa, istihdamda işsizlik oranı artıyorsa, ekonomide talep daralması varsa bu programın aslında hedefe yaklaştığını uygun olduğunu gösteren, enflasyonda artık düşüş beklentileri olabileceğini gösteren şeyler. Bazen ne yaptığımızı amacının ne olduğunu sonrasında da o yaptığımızla birlikte karşılaştığımız sonuçların birbiriyle bağını kurmadan problem olarak adlandırıyoruz. Gerçekçi olmak gerekirse enflasyonla mücadele bedeli yüksek olan bu tarz sonuçları doğuran ve tüm sanayinin şikayetini gerektiren bir program. Programa dair eleştiriler yükselirken ve söylemler sertleşirken, bunun arkasında yatan temel neden; enflasyonun düşürülmesi ve başarıya ulaşıldıktan sonra sürdürülebilir bir büyüme hikâyesi yazılabilmesi için çekilmesi, katlanılması gereken sancılı bir dönüşüm sürecinin yaşanıyor olmasıdır. Bunu biraz dillendirmiyor, biraz da görmezden geliyoruz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahçıvan: Sanayinin geleceğine sahip çıkıyoruz</span></h2>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayinin küresel ölçekte büyük bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, jeopolitik gelişmeler, korumacılık eğilimleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve iklim risklerinin iş dünyasının önündeki en önemli başlıklar arasında yer aldığını söyledi. Yaklaşık üç yıl önce kurulan İSO Stratejik Dönüşüm Merkezi’nin bu dönüşüme rehberlik etmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü belirten Bahçıvan, merkez bünyesinde operasyonel dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, değer odaklı büyüme ve servisleşme, insan kaynağı dönüşümü ile jeostratejik gelişmelere uyum olmak üzere beş temel dönüşüm alanı belirlendiğini kaydetti.</p>
<p>Bahçıvan, hazırlanan SDM KOBİ Dönüşüm Programı’nın özellikle kaynakları sınırlı işletmelerin dönüşüm yol haritalarını oluşturmayı amaçladığını belirterek, “Sanayicimizin ihtiyaçlarını yalnızca tespit etmekle kalmıyor, bunları uygulanabilir dönüşüm projelerine dönüştürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Programın ilk etapta Türkiye İş Bankası iş birliğiyle iki temel alana odaklanacağını ifade eden Bahçıvan, bunların operasyonel dijital dönüşüm ile değer odaklı büyüme ve servisleşme olduğunu söyledi. Operasyonel dijital dönüşümle üretim süreçlerinde verimlilik ve veri temelli yönetim kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini belirten Bahçıvan, değer odaklı büyüme yaklaşımıyla ise şirketlerin ürünlerinin etrafında yeni hizmetler ve gelir modelleri geliştirerek rekabet güçlerini artırmalarının amaçlandığını dile getirdi.</p>
<p>Bahçıvan, “Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır. Bugün attığımız adımı yalnızca bir programın lansmanı değil, Türk sanayisinin geleceğine yönelik güçlü bir yatırım olarak görüyoruz” dedi. Bahçıvan, umutla içinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetinin Ankara tarafından karşılanarak bir çözüm paketinin gelmesini beklediklerini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/100-kobinin-rekabetini-artiracak-donusum-icin-300-milyon-dolarlik-kaynak-82226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, yeni ortak program ile finansmana erişim sorunu olan KOBİ’lerin rekabet gücünü artıracaklarını belirterek dönüşüm için gereken finansmanın uygun maliyetlerle İş Bankası tarafından karşılanacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojik-donusum-ve-yuksek-katma-degerli-uretim-82224</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojik dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün dünyada ekonomiler artık sadece “çok üretmekle” değil, “akıllı üretmekle” yarışıyor. Eskiden bir ülkenin gücü, fabrikalarının sayısıyla, tarlalarının büyüklüğüyle ya da ham madde zenginliğiyle ölçülürdü. Ama artık tablo değişti. Bugün asıl belirleyici olan; teknolojiyi ne kadar iyi kullandığınız ne kadar yenilik ürettiğiniz ve ürettiğiniz her ürüne ne kadar “katma değer” eklediğinizdir.</p>
<p>İşte bu yüzden “teknolojik dönüşüm” ve “yüksek katma değerli üretim” kavramları artık sadece ekonomistlerin değil, herkesin konuşması gereken konular haline geldi.</p>
<p><strong>Eski model: Çok üret, az kazan</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca birçok ekonomi gibi Türkiye de daha çok “emek yoğun” ve “ham maddeye dayalı” üretim modeliyle büyümeye çalıştı. Yani ürün üretiliyor ama o ürünün içinde ileri teknoloji, tasarım ya da yenilik payı düşük kalıyordu.</p>
<p>Mesela bir tekstil ürünü düşünün. Kumaşı üretiyorsunuz, dikiyorsunuz, satıyorsunuz. Ama markası, tasarımı, teknolojisi başka ülkelerde olunca kazancın büyük kısmı oraya gidiyor. Ya da bir otomobil parçası üretiyorsunuz ama o parçanın tasarımı, yazılımı, markası dışarıdaysa, siz sadece üretimden sınırlı bir pay alıyorsunuz.</p>
<p>Bu durum ekonomide şuna yol açıyor: Çok çalışıyorsunuz ama kazanç beklenen seviyeye çıkmıyor. Çünkü asıl değer, üretimin “fikrinde” ve “teknolojisinde” saklı.</p>
<p><strong>Yeni dönem: Değeri üreten </strong><strong>ülkeler kazanıyor</strong></p>
<p>Bugün gelişmiş ülkelere baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz: Bu ülkeler artık sadece üretim yapan değil, üretimi yöneten, tasarlayan ve teknoloji geliştiren ülkeler.</p>
<p>Yani bir ürünün sadece “imalat kısmı” değil, asıl para eden kısmı olan yazılımı, tasarımı, Ar-GE’si ve markası bu ülkelerde oluşuyor.</p>
<p>Örneğin bir cep telefonu düşünelim. İçinde yüzlerce parça var. Ama o telefonun gerçek değeri sadece metal ve plastikten ibaret değil. Asıl değer; yazılımında, işlemcisinde, tasarımında ve markasında yatıyor. İşte bu yüzden aynı ağırlıktaki iki telefon arasında on kat, hatta bazen daha fazla fiyat farkı olabiliyor.</p>
<p>Bu farkı yaratan şey, teknolojik dönüşümdür.</p>
<p><strong>Teknolojik dönüşüm nedir?</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm, en basit ifadeyle üretim biçimlerinin teknolojiyle yeniden şekillenmesidir. Yani fabrikaların robotlarla çalışması, üretim süreçlerinin dijitalleşmesi, yapay zekânın karar süreçlerine dahil olması ve verinin üretimin merkezine yerleşmesidir.</p>
<p>Artık makineler sadece üretmiyor; aynı zamanda öğreniyor, analiz ediyor ve öneriyor. Bir fabrikada hangi ürünün ne kadar üretileceğine bile artık veri analizleri karar verebiliyor.</p>
<p>Bu dönüşüm sadece büyük şirketleri değil, küçük işletmeleri de etkiliyor. Çünkü teknolojiye uyum sağlayan kazanıyor, sağlayamayan ise rekabette geri kalıyor.</p>
<p><strong>Yüksek katma değer </strong></p>
<p><strong>neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Katma değer, en basit haliyle bir ürünün ham halinden nihai haline gelene kadar kazandığı değer artışıdır. Ama “yüksek katma değer” dediğimiz şey, bu artışı sadece üretimle değil, bilgiyle, teknolojiyle ve tasarımla sağlamaktır.</p>
<p>Bir kilogram demiri 1 liraya satmakla, o demirden bir makine yapıp 100 liraya satmak arasında büyük fark vardır. İşte bu fark, katma değerdir.</p>
<p>Eğer bir ülke sürekli düşük katma değerli ürünler üretirse, gelir seviyesi sınırlı kalır. Ama yüksek katma değerli ürünler üretirse hem gelir artar hem de dışa bağımlılık azalır.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsat ve zorluklar</strong></p>
<p>Türkiye gibi genç nüfusa sahip, üretim tecrübesi olan ülkeler için teknolojik dönüşüm aslında büyük bir fırsattır. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için bazı temel alanlarda güçlü adımlar atılması gerekir.</p>
<p>Bunların başında eğitim gelir. Çünkü teknoloji üretmek için en önemli şey insandır. Mühendislikten yazılıma, tasarımdan veri analizine kadar her alanda yetişmiş insan gücü olmadan dönüşüm mümkün değildir.</p>
<p>İkinci önemli konu Ar-GE yatırımlarıdır. Yani yeni fikirlerin desteklenmesi, üniversiteler ile sanayi arasındaki bağın güçlendirilmesi gerekir. Bir ülkede ne kadar çok yeni fikir çıkarsa, o kadar çok yüksek değerli ürün ortaya çıkar.</p>
<p>Üçüncü olarak da dijital altyapı önemlidir. İnternet hızından veri merkezlerine, yapay zekâ sistemlerinden üretim otomasyonuna kadar her şey bu altyapıya bağlıdır.</p>
<p><strong>Küçük işletmeler için de dönüşüm şart</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm sadece büyük fabrikaların işi değildir. Küçük esnaf da orta ölçekli işletmeler de bu değişimin içindedir.</p>
<p>Bugün bir küçük işletme bile e-ticaret yaparak dünya pazarına açılabilir. Sosyal medya üzerinden marka oluşturabilir, dijital ödeme sistemleriyle satış yapabilir. Yani teknoloji artık sadece büyüklerin değil, herkesin elindedir.</p>
<p>Ama önemli olan bu teknolojiyi doğru kullanabilmektir.</p>
<p><strong>Dünya rekabeti sertleşiyor</strong></p>
<p>Küresel ekonomide rekabet artık çok daha sert. Çünkü ülkeler sadece kendi iç pazarlarıyla değil, tüm dünya ile yarışıyor. Çin, ABD, Almanya, Güney Kore gibi ülkeler teknolojik üretimde sürekli yeni adımlar atıyor.</p>
<p>Bu yarışta geri kalmamak için sadece üretmek yetmiyor; sürekli yenilenmek gerekiyor. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor. Bugün yeni olan bir sistem, birkaç yıl içinde eskiyebiliyor.</p>
<p><strong>Geleceğin ekonomisi: Bilgi ekonomisi</strong></p>
<p>Geldiğimiz noktada şunu net bir şekilde söylemek mümkün: Geleceğin ekonomisi “bilgi ekonomisi” olacak. Yani ham madde değil, bilgi değerli olacak. Kas gücü değil, beyin gücü öne çıkacak.</p>
<p>Bir ülkenin zenginliği artık yer altı kaynaklarından değil, insanlarının ürettiği fikirlerden gelecek.</p>
<p><strong>Sonuç: Dönüşüme ayak </strong></p>
<p><strong>uyduran kazanacak</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Bu dönüşümü doğru yakalayan ülkeler yüksek gelirli, güçlü ve bağımsız ekonomiler kuracaktır. Yakalayamayanlar ise düşük gelir tuzağında sıkışıp kalacaktır.</p>
<p>Yüksek katma değerli üretim ise bu dönüşümün en önemli anahtarıdır. Çünkü gerçek zenginlik, çok üretmekte değil; akıllı, yenilikçi ve değerli üretmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, geleceği kazanmak isteyen toplumların yapması gereken şey açıktır: Teknolojiyi takip etmek değil, teknoloji üretmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojik-donusum-ve-yuksek-katma-degerli-uretim-82224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojik dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-karsi-yeni-duzenleme-82268</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aldatıcı reklamlara karşı yeni düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, dijitalleşmeyle birlikte daha fazla reklam ve ilana maruz kalan tüketicilerin aldatıcı reklamlara karşı daha etkin korunması amacıyla yönetmelikte değişiklikler yapıldığı belirtildi.</p>
<p>Söz konusu düzenlemelerle, hedefli reklamcılıktan yapay zekayla oluşturulan reklamlara, sosyal medya içerik üreticileri aracılığıyla yapılan tanıtımlardan indirimli satış reklamlarına kadar birçok alanda tüketicilerin korunmasına yönelik yeni kurallar getirildiği bildirilen açıklamada, "Tüketicilerin çevrim içi davranışları ve kişisel verilerinin analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel reklam içeriklerinin sunulduğu hedefli reklamcılık uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre reklam verenler, reklamın hangi kriterler kullanılarak tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay erişilebilir bilgileri tüketiciye sunmaları şartıyla bu tür reklam uygulamalarını gerçekleştirebilecektir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, çocuklara yönelik olarak kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılmasının yasaklandığına işaret edildi.</p>
<p><strong>"Koşullu satış reklamları da indirimli satış reklamlarına ilişkin kurallara tabi olacak"</strong></p>
<p>Sosyal medya içerik üreticilerinin paylaşımlarında, herhangi bir kazanç, indirimli ürün veya hizmet ya da bir etkinliğe katılım yoluyla menfaat elde edilmesi durumunda, söz konusu paylaşımlarda açıkça reklam niteliğinin anlaşılmasını sağlayacak şekilde "reklam" veya "tanıtım" ibarelerinin kullanılmasının zorunlu hale getirildiğine dikkati çekilen açıklamada, indirimli satış reklamlarındaki yeni kurallara ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Tüketicilere indirim ya da başka bir fayda sağlanmasını bir şarta bağlayan koşullu satış reklamları da indirimli satış reklamlarına ilişkin kurallara tabi olacak. İndirimli satış reklamlarında, indirimin başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat, üzeri çizilerek indirimden önceki fiyat olarak sunulabilecektir. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınacaktır."</p>
<p><strong>"Yaygın denetimler kararlılıkla sürüyor"</strong></p>
<p>Açıklamada, falcı, medyum, astrolog ve benzerleri tarafından verilen hizmet reklamları ile yasa dışı bahis ve kumar oyunlarına yönelik reklam yasağının genişletilerek, yasa dışı şans oyunlarının da yasak kapsamına alındığı belirtilerek, 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek söz konusu düzenlemelerle tüketicilerin daha etkin korunmasının sağlanacağına işaret edildi.</p>
<p>Tüketicileri yanıltan, bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar eden ve haksız rekabete yol açan reklam ve ticari uygulamalara karşı yoğun ve yaygın denetimlerin kararlılıkla sürdüğüne dikkati çekilen açıklamada, "Tüketici şikayetlerinin yayımlanmasından önce satıcı veya sağlayıcılara açıklama yapma veya cevap verme hakkını kullanabilmeleri için tanınan 72 saatlik süre 48 saate düşürülmüştür. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde değerlendirmeler doğrudan yayımlanacaktır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, yapay zekayla oluşturulan reklamlara getirilen düzenlemeye ilişkin bilgi verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Reklamlarda yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde, bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu tutulmuştur. Ayrıca gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamların yapılması yasaklanmıştır."</p>
<p><strong>"'Çevre dostu' gibi genel içerikli kavram ve ibarelerin açıklama yapılmadan kullanılması yasaklandı"</strong></p>
<p>Çevresel beyan içeren reklamlarda "çevre dostu" gibi genel içerikli kavram ve ibarelerin açıklama yapılmadan kullanılmasının yasaklandığı bildirilen açıklamada, bu beyanların, mal veya hizmetlerin yaşam döngüsünün hangi aşamasına ilişkin olduğunun belirtilmesinin zorunlu hale getirildiğine dikkati çekildi.</p>
<p>Açıklamada, çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların, yetkili kurum ve kuruluşlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test-değerlendirme kuruluşlarından alınan belgelerle ispatlanmasının zorunlu tutulduğu bildirildi.</p>
<p>Takviye edici gıdaların, normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandıracak şekilde reklamının yapılmasının yasaklandığı belirtilen açıklamada, bu ürünlerin, sağlık beyanı kapsamına giren hususlar hariç olmak üzere karşılaştırmalı reklamının yapılabileceği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ticari reklam ve ilanlarda, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliğinin istismar edilmesinin önlenmesi amacıyla akademik ünvanların yanıltıcı ve aldatıcı şekilde kullanılamayacağına ilişkin hükmün yönetmeliğe eklendiğine işaret edilerek, "Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamayacaktır. Ayrıca değerlendirmelerin mal, hizmet, teslimat, satıcı veya sağlayıcı gibi farklı başlıklar altında ayrı ayrı yayınlanması durumunda, bu değerlendirmelerin tümüne aynı alanda açık, anlaşılır, ayırt edilebilir ve kolaylıkla erişilebilir şekilde yer verilmesi zorunlu hale getirilmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-karsi-yeni-duzenleme-82268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığından yeni düzenleme hakkında yapılan açıklamada, &quot;Tüketici şikayetlerinin yayımlanmasından önce satıcı veya sağlayıcılara açıklama yapma veya cevap verme hakkını kullanabilmeleri için tanınan 72 saatlik süre 48 saate düşürülmüştür.&quot; denildi. Açıklamada ayrıca, &quot;Reklamlarda yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde, bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu tutulmuştur.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-zorunlu-karsilik-karari-82267</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan zorunlu karşılık kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), makrofinansal istikrarı güçlendirmek ve parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini desteklemek amacıyla sadeleşme yönünde yeni adımlar attı.</p>
<p>TCMB'nin internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Banka, 2023 yılında yürürlüğe alınan ve halen yüzde 2,5 oranında uygulanan döviz cinsinden mevduat/katılım fonları için Türk lirası cinsinden ilave zorunlu karşılık tesisi uygulamasını yürürlükten kaldırdı.</p>
<p>Yabancı para mevduat/katılım fonlarına uygulanan zorunlu karşılık oranları, vadesiz ve 1 aya kadar vadeli hesaplarda yüzde 30'dan yüzde 32'ye, daha uzun vadeli hesaplarda ise yüzde 26'dan yüzde 28'e yükseltildi.</p>
<p>Yeni oranlar üzerinden zorunlu karşılık tesisinin 17 Temmuz'da yapılacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-zorunlu-karsilik-karari-82267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, 2023&#039;te yürürlüğe alınan ve yüzde 2,5 oranında uygulanan &quot;döviz cinsinden mevduat/katılım fonu için Türk lirası cinsinden ilave zorunlu karşılık tesisi&quot; uygulamasını yürürlükten kaldırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faize-faiz-yurutme-yasagi-ve-vergi-hukukunda-danistayin-yaklasimi-82223</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faize faiz yürütme yasağı ve vergi hukukunda Danıştay&#039;ın yaklaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EZGİ TÜRKMEN - </strong>ezgi.turkmen@pwc.com   </p>
<p><strong>YEŞİM DİKİCİ - </strong>yesim.dikici@pwc.com</p>
<p>Türk hukukunda, gerek özel hukuk gerekse kamu hukukunda faize faiz yürütülmesi (bileşik faiz/mürekkep faiz) yasağı temel hukuk ilkelerden biridir. Bu yasağın temeli, borçlunun hukuken aşırı yükümlülük altına girmesini engellemektir.</p>
<p>Faize faiz yürütme yasağı, kamu düzeni ile doğrudan ilgili olması sebebiyle mahkemelerce resen gözetilmesi gereken emredici nitelikte bir düzenlemedir. Nitekim gerek Danıştay, gerek Yargıtay, anapara alacağına işlemiş faiz eklenmek suretiyle toplam alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin bu yasağa aykırı olduğunu kararları ile açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının yasal dayanakları nedir diye baktığımızda, öncelikle karşımıza özel hukuk alanında Türk Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun çıkmaktadır. Vergi hukuku uygulamaları bakımından da 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 Sayılı Kanun’un faiz hesabına yönelik hükümleri büyük önem taşımaktadır.  </p>
<h4>·      6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu</h4>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının temel yasal dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun iki ayrı hükmünde yer almaktadır. Kanunun 121/3. maddesinde temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, aynı Kanunun 388/3. maddesinde ise "faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin kararlaştırılamayacağı" açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler emredici nitelikte olup tarafların aksini kararlaştırması mümkün değildir.</p>
<h4>·      3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun</h4>
<p>3095 sayılı Kanunun 3. maddesi, bileşik faiz yasağını doğrudan ve açık bir biçimde yasaklamaktadır. Buna göre, Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak suretiyle, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken bileşik faiz uygulanamaz. Bu hüküm, vergi hukuku alanındaki uygulamalara da doğrudan etki etmektedir; zira kamu hukukunda özel bir düzenleme bulunmadığı hallerde, özel hukukun biçim ve kavramlarının uygun düştüğü ölçüde ilke olarak kabul edilmesi gerekmektedir.</p>
<h4>·      6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndaki İstisnalar</h4>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının tek istisnası Türk Ticaret Kanunu'nun 8/2 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, "üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz." Dolayısıyla bu istisna hüküm yalnızca tacirler arasındaki cari hesap ve ticari ödünç sözleşmelerinde geçerli olup vergi hukuku ilişkilerine uygulanma olanağı bulunmamaktadır.</p>
<h4>·      6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</h4>
<p>6183 sayılı AATÜH Kanun'un 51. maddesi, amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı gecikme zammı uygulanacağını düzenlemektedir. Buradaki "her ay için ayrı ayrı" ibaresi, gecikme zammının basit faiz esasına göre hesaplandığını göstermektedir. Bu da gecikme zammı hesaplanırken faize faiz uygulanmadığının yasal dayanağıdır.</p>
<h4>·      213 Sayılı Vergi Usul Kanunu</h4>
<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinde düzenlenen gecikme faizinde de faize faiz uygulanmamaktadır. Gecikme faizi, ikmalen, re'sen veya idarece tarh olunan vergiler için vade tarihi ile tahakkuk tarihi arasında hesaplanan, vergi aslına uygulanan fer'i nitelikteki bir müeyyidedir. Gecikme faizinin hesaplanmasında aylık esas geçerli olup ay kesirleri dikkate alınmamaktadır. Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanan faiz konusunda da faize faiz yürütülmesi yasağı geçerlidir. VUK'un 112/4. maddesine göre, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler, tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte mükellefe red ve iade edilir. Bu iadede de hesaplanacak faize ayrıca faiz yürütülmesi, yani faizin faizi hesaplanması mümkün değildir.</p>
<p>Her ne kadar 6183 sayılı Kanunun 51. maddesinin son fıkrasında Cumhurbaşkanı'na gecikme zammını bileşik faiz usulüyle hesaplatma yetkisi verilmişse de, bu yetki bugüne kadar kullanılmamıştır. Dolayısıyla mevcut yasal düzenlemeler kapsamında vergi alacaklarına yönelik gecikme zammı ve gecikme faizi, basit faiz esasına göre hesaplanmaktadır.</p>
<h4>·      Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun Güncel İçtihadı</h4>
<p>Tam da bu noktada Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun, E:2023/950, K:2024/104 sayılı kararında bu mesele açıkça ele alınmıştır. Anılan Kararda, olay örgüsüne baktığımızda, davacı şirketçe talep edilen faiz alacağına faiz işletilmesinin, yani faizin belli süreler sonunda anaparaya eklenmesi suretiyle yeniden oluşan tutara faiz yürütülmesinin bileşik faiz olarak adlandırıldığı ortaya konulmuştur. Kurul, "dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi, faize faiz yürütülmesi hukuken mümkün olmadığından hukuka uygun görülmemiştir" şeklinde hüküm tesis etmiştir.</p>
<p>Kurul’un bu kararı, vergi hukukunda faize faiz yürütülmesi yasağının uygulanmasına ilişkin temel nitelikte bir karar olma özelliği taşımaktadır.</p>
<p>Kurul, anılan kararda, Türk Borçlar Kanunu'nun 121/3. ve 388/3. maddeleri ile 3095 sayılı Kanunun 3. maddesindeki düzenlemelere atıf yapmak suretiyle, özel hukukta dahi belli şartlar altında tatbik alanı bulabilecek nitelikte olan faize faiz yürütülmesi kavramının, belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenleme olmaksızın kamu hukukunda uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna varmıştır.</p>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının vergi hukukundaki dayanağı, vergilerin kanuniliği ilkesi ve hukuki belirlilik ile de doğrudan ilişkilidir.</p>
<p>Sonuç olarak belirtmek isteriz ki, vergi hukuku uygulamalarında faize faiz yürütülmesi yasağı ilkenin temelinde, vergilerin kanuniliği ilkesi, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile kamu düzeninin korunması hususları yatmaktadır. Nitekim Kurul’un anılan kararında da, faize faiz yürütmenin kamu hukukunda uygulanabilmesi için belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenlemenin varlığının zorunlu olduğu hususu önemle vurgulanmıştır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faize-faiz-yurutme-yasagi-ve-vergi-hukukunda-danistayin-yaklasimi-82223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faize faiz yürütme yasağı ve vergi hukukunda Danıştay&#039;ın yaklaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakat-yoksa-marka-yok-ekonomi-yok-82222</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liyakat yoksa marka yok, ekonomi yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Kupası'nda yaşadıklarımız, bir kez daha acı gerçeği suratımıza çarptı: <strong>İşinin ehli olmayan insanlarla sonuç üretemezsiniz</strong>. Özellikle dünyanın dört bir yanından en iyilerin buluştuğu bir arenada başarılı olamazsınız. Metaforik anlamda orası, kıran kırana bir savaşın yaşandığı Kolezyum'dur. Çaylakları sağ çıkarmazlar. Şans yetmez. Çekirge en fazla üç sıçrar ve biz o hakkımızı play-off maçlarında kullandık.</p>
<p>Hâlâ gaz vermekle, boyunu aşan hedefler göstermekle, slogan ve manipülasyonlarla idare edeceğimizi sanıyoruz. Başarısızlığı kabul edip özür dilemek, sonucun nedenlerini tespit etmek yerine hâlâ topu taca atıyoruz. Hâlâ gerçekle yüzleşmekten kaçıyor, bahanelere sığınıyoruz. <strong>Teşhis yoksa, tedavi de edemezsiniz. Hastalıklı hâlimiz düzelmez ve biz bu utanç verici manzaraları görmeye devam ederiz.</strong></p>
<p>Uruguay Teknik Direktörü'nün yaptığını yapmak çok mu zor? Başarısız olan makamı bırakır. İstifanın da bir hizmet olduğunu neden anlamıyoruz? Senden sonra başarının gelmesi için yolu açman gerekir. Hiçbir şahıs, kurum ya da odak, milletin karşısında duramaz. Zamanında bırakmayanlar gün geçtikçe daha zor duruma düşer, giderek yalpalar ve eninde sonunda devretmek zorunda kalır. <u>Onurlu bir veda dururken direnmek, inatlaşmak ve tüm kamuoyuyla savaşmak yersiz bir enerji ve zaman kaybı</u>. Belki futbol kulüplerindeki hizipleri istismar ederek oralarda bir süre kalabilirsiniz ama millî takım tüm Türkiye'yi ilgilendirir. <strong>Zedelediğiniz, yalnızca bir taraftarın değil; bir ulusun ve her bir vatandaşın onurudur.</strong></p>
<p>Tarihi, günü ve geleceği ile kocaman bir ülkenin bu hâllere düşürülmesi, gerçekten çok yazık. Tüm bir milleti temsil eden koltukları, eğitimi, vizyonu ve azmiyle görevi hak eden yetişmiş vatan evlatları doldurur.</p>
<p>Örneği futboldan veriyoruz ama kolketif başarının gelmesi ve ekonominin büyümesi için eğitimden sağlığa, özel sektörden kamuya kadar her alanda en nitelikli insanların istihdam edilmesi gerekir. <strong>İnovasyon, Ar-Ge, markalaşma, global rekabet ve kalıcı başarı ancak alanının en iyileriyle mümküm</strong>. <u>Bu insanları yetiştirmeliyiz. Yetişmiş olanları daha da yetkinlendirmeli, layık oldukları makamlara getirmeliyiz. Eksik olduğumuz alanlarda, insan yetiştirene kadar gerekirse yurt dışından uzman getirmeliyiz. Bu profiller için cazip bir ülke olmak zorundayız.</u></p>
<p>Örneğin santrforumuz yoksa pekâlâ Afrika ve Balkanlar başta olmak üzere komşu ülkelerden oyuncu transfer edebilirdik. Ukrayna, Kosova, Somali, Libya, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerden, kendi ülkesi Dünya Kupası'na katılamadığı için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak böyle küresel bir vitrinde oynamak isteyecek yüzlerce futbolcu bulunabilir. Örneğin <strong>Trabzonsporlu Paul Onuachu</strong>. Millî takımımızın oyun yapısına uygun çok iyi bir santrfor. Nijerya Millî Takımı'nda değil. Türkiye'yi ve Türk insanını tanıyor. Kendisine böyle bir davet yapıldı mı?</p>
<p>Bu benim işim değil. O makamları işgal edenler, bu ve benzeri alternatifleri çalışmalıydı. İşinizin ehli değilseniz hiçbir şeyi etkili çalışmazsınız. Çalışsanız bile sonuç üretemezsiniz!...</p>
<p><strong>Not:</strong> Yoğun bir dönemin ardından kısa bir yaz molası zamanı geldi. Yeni sezonda görüşmek üzere.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakat-yoksa-marka-yok-ekonomi-yok-82222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liyakat yoksa marka yok, ekonomi yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-yari-bitti-ikinci-yarida-ana-tema-denge-82221</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk yarı bitti: İkinci yarıda ana tema denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borçlanma araçları tarafında haziran ayında dikkat çekici bir toparlanma gördük. Tahvil ağırlıklı FIT – Fiba Portföy, GUV – Garanti Portföy ve TBT – TEB Portföy gibi fonlarda aylık %7’nin üzerinde getiriler oluştu. Bu hareketi petrol fiyatlarındaki geri çekilme, enflasyon beklentilerindeki yumuşama ve yeniden canlanan faiz indirimi temasıyla birlikte okumak gerekiyor.</strong></p>
<p>Haziran ayı, piyasaların aynı anda birden fazla senaryoyu fiyatladığı oldukça yoğun bir dönem oldu. Ayın başında ABD-İran hattında daha pozitif bir haber akışı ve ateşkes beklentisi risk iştahını desteklerken, sonrasında İsrail-Lübnan ve İran-İsrail hattında artan tansiyon piyasalarda oynaklığı artırdı. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ilk etapta enflasyon beklentilerini bozarken, haber akışının yumuşamasıyla petrol-enflasyon-faiz üçgeninde daha dengeli bir fiyatlama oluştu.</p>
<p><strong>Borsa İstanbul için yapıcı </strong><strong>bir senaryo masada duruyor</strong></p>
<p>Küresel tarafta Fed’de yeni yönetimle birlikte faiz patikasına ilişkin belirsizlik devam ederken, teknoloji hisselerinde de nisan-mayıs dönemindeki güçlü yükselişin ardından haziran ayında bir miktar soluklanma gördük. Buna rağmen yapay zeka, çip ve yarı iletken teması yılın ilk yarısında fon performanslarının en önemli taşıyıcılarından biri olmayı sürdürdü. İçeride ise butlan tartışmaları, MSCI’ın Türkiye’ye yönelik uyarısı ve siyasi başlıklar risk iştahını zaman zaman baskıladı. Buna karşılık enflasyon beklentilerindeki gerileme, faiz indirimi beklentisinin yeniden güçlenmesi Borsa İstanbul tarafında ikinci yarı için daha yapıcı bir senaryoyu masada tutuyor.</p>
<p>Haziran fon performanslarına baktığımızda en güçlü hareketin yine momentum yakalayan fonlarda olduğunu görüyoruz. Hisse senedi fonlarında PHE-Pusula Portföy aylık %29,3 getiriyle öne çıkarken, bankacılık hisse senedi fonları TAU-İş Portföy ve YZH-TEB Portföy gerileyen ABD-İran tansiyonu ile de çift haneli getirilerle dikkat çekti. Değişken fonlarda ise PBR-Pusula Portföy %27,7 getiriyle ayın en güçlü fonlarından biri oldu. Yine düşen jeopolitik tansiyon ve gerileyen petrol fiyatlarından etkilenen Turizm Seyahat temalı GZY-Garanti Portföy ve teknoloji hisselerindeki gerileme ile rotasyonun yöneldiği sağlık temalı GZG-Garanti Portföy de haziran ayında pozitif ayrışan değişken fonlar arasında yer aldı.</p>
<p><strong>Sağlık, turizm ve bankacılık gibi </strong><strong>temalarda rotasyon işaretleri oluşuyor</strong></p>
<p>Yılbaşından itibaren tablo daha da çarpıcı. PHE %156 getiriyle hisse senedi fonları içinde açık ara öne çıkarken, değişken fonlarda PBR %131, <strong>YIT-Garanti Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değişken Fon</strong> %77,9 ve <strong>IJC-İş Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değişken Fon</strong> %75,4 getiri sağladı. Bu tablo bize yılın ilk yarısında doğru tema seçiminin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yarı iletken, çip ve teknoloji teması yılın ilk yarısında güçlü kaldı; ancak haziran ayında sağlık, turizm ve bankacılık gibi temalarda da rotasyon işaretleri oluşmaya başladı.</p>
<p>Borçlanma araçları tarafında haziran ayında dikkat çekici bir toparlanma gördük. Tahvil ağırlıklı FIT – Fiba Portföy, GUV – Garanti Portföy ve TBT – TEB Portföy gibi fonlarda aylık %7’nin üzerinde getiriler oluştu. Bu hareketi petrol fiyatlarındaki geri çekilme, enflasyon beklentilerindeki yumuşama ve yeniden canlanan faiz indirimi temasıyla birlikte okumak gerekiyor. Yılın ilk bölümünde tahvil tarafında oldukça temkinliydik; ancak ikinci yarıda enflasyonda düşüş eğilimi belirginleşirse Türk tahvilleri ve borçlanma araçları fonları yeniden daha fazla ilgi görebilir.</p>
<p>Para akışları yatırımcı davranışını daha net gösteriyor. Haziran ayında en yüksek para girişi TLY – Tera Portföy, PRY – Pusula Portföy Para Piyasası ve PHE’de görüldü. TLY’ye 26,3 milyar TL, PRY’ye 24,2 milyar TL, PHE’ye 20,6 milyar TL net giriş oldu. Yılbaşından itibaren bakıldığında da TLY, TP2 – Tera Portföy Para Piyasası, PRY ve PHE ilk sıralarda yer alıyor. Bu tablo yatırımcının bir tarafta yüksek faiz ve likiditeyi koruduğunu, diğer tarafta ise getiriyi yakalayan hisse ve değişken fonlara yöneldiğini gösteriyor. Yatırımcı sayısı artışında da benzer bir görüntü var. Haziran ayında PHE yatırımcı sayısını 47,5 bin kişi artırırken, PBR’de 22,2 bin, IJC’de 11,2 bin kişilik artış yaşandı.</p>
<p><strong>Sadece para piyasası fonlarıyla </strong><strong>ilerlemek yeterli olmayabilir</strong></p>
<p>Yılın ikinci yarısı için benim ana senaryomda para piyasası fonları hâlâ portföylerin temel taşı olmaya devam ediyor. Yıl sonu enflasyonunun %30 civarında, faizlerin ise %35-37 bandında kalabileceği bir ortamda TL cazibesini koruyor. Bu nedenle temkinli portföylerde %70’e kadar, dengeli portföylerde %40 civarında, daha atak portföylerde ise en az %20 para piyasası fonu bulundurmak hâlâ anlamlı.</p>
<p>Ancak sadece para piyasası fonlarıyla ilerlemek de yeterli olmayabilir. ABD-İran hattında pozitif haber akışı kalıcı olursa, Fed’in daha şahin duruşu gevşeyebilir, küresel risk iştahı artabilir ve Türk varlıklarına yönelik ilgi güçlenebilir. Böyle bir senaryoda borçlanma araçları fonları, banka/holding ağırlıklı fonlar ve BIST30 tarafı yılın ikinci yarısında daha fazla öne çıkabilir. Yerli hisse tarafında ise sadece büyük ölçekli hisseler değil, ilk yarıda momentum yakalayan fonların da seçici şekilde portföylerde yer alması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Sağlık, hem defansif hem de yapay zeka </strong><strong>dönüşümünden faydalanabilecek bir sektör</strong></p>
<p>Yabancı hisse tarafında teknoloji temasını tamamen bırakmak doğru olmaz. Yapay zeka, veri merkezleri, çip ve yarı iletken yatırımları hâlâ güçlü. Ancak teknoloji tarafında soluklanma dönemlerinde portföyü sadece bu temaya bağlamamak gerekiyor. Çin, G20, gelişmekte olan ülkeler, enerji ve sağlık gibi temalarla çeşitlendirme yapılmalı. Sağlık tarafını özellikle önemsiyorum; çünkü hem defansif hem de yapay zeka dönüşümünden faydalanabilecek bir sektör olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Altın ve gümüş tarafında ise daha temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum. Altında momentum zayıfladı; 4.000 dolar üzerindeki tutunma önemli olacak. Merkez bankası alımları uzun vadeli destek unsuru olmaya devam etse de, ETF akımlarının terse dönmesi ve Fed beklentileri kısa vadede altını baskılıyor. Bu nedenle altın, gümüş ve hatta bakır portföylerden tamamen çıkarılmamalı ama ağırlığı sınırlı tutulmalı.</p>
<p>Sonuç olarak yılın ilk yarısı bize şunu gösterdi: Fon piyasasında kazanan tek bir tema yok. Bazen para piyasası, bazen teknoloji, bazen momentum hisseleri, bazen de borçlanma araçları öne çıkıyor. Yılın ikinci yarısında başarı, en çok kazandıran fonu bulmaktan çok, farklı senaryolara dayanabilecek doğru portföy dağılımını kurmaktan geçecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-yari-bitti-ikinci-yarida-ana-tema-denge-82221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk yarı bitti: İkinci yarıda ana tema denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-baska-seylere-emanet-82220</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonla mücadele başka şeylere emanet...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>3 yıl boyunca enflasyonla mücadelede performans yüzde 15 kadar olmuş. Milyonlarca hane halkının çektiği çile bunun çok daha üzerinde. Asgari ücretlisi, emeklisi, sabit ve dar gelirlisi, öğrencisi, ev hanımı herkesin canı yanmış durumda.</strong></p>
<p>Sevgili meslektaşım Eski Hesap Uzmanı Şükrü Dilaver, Kocaeli Gazetesinin 28 Haziran 2026 tarihli yazısında güzel bir yazı kaleme almış. Ben de tam bu konuyu ele almak istemiştim. Dolayısıyla anlamlı bir benzetim olacaktı benim için...</p>
<p>Şükrü Dilaver yazısına şöyle başlamış: <em>“Gabriel García Márquez’in o sarsıcı başyapıtı Kırmızı Pazartesi’yi bilirsiniz. Kasabadaki herkes, Santiago Nasar’ın o sabah öldürüleceğini adı gibi bilir. Katiller planlarını gizlemez; hatta birileri çıksın da kendilerini durdursun diye adeta bağırarak ilan ederler. Ancak romanda dehşet verici bir toplumsal felç anı yaşanır. Herkes sorumluluğu bir başkasına devreder, "Nasılsa biri müdahale eder" konforuna sığınır ve o cinayet, tüm kasabanın gözleri önünde, göstere göstere işlenir.”</em></p>
<p><em>​</em>Bu örneği şunaya bağlamış: “<em>Bugün makroekonomik dengelerimizi altüst eden, yapısal bir kansere dönüşen enflasyon dalgası da tam olarak bu kolektif eylemsizliğin ve sorumluluktan kaçışın bir  izdüşümüdür. Ekonomi yönetimi, iş dünyası ve sokaktaki vatandaş... Hepimiz enflasyonu düşürmek için ne yapılması gerektiğini, o acı reçetenin muhteviyatını çok iyi biliyoruz. Fakat rasyonel adımları atmak ve faturayı göğüslemek yerine, çözümü sürekli bir başkasından bekleyerek bu toplumu yapısal bir çözümsüzlüğe doğru sürüklüyoruz.”</em></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in liderliğini yaptığı enflasyona mücadele veya dezenflasyon program 3 yılını doldurdu.. Artık 4 yıldan gün alaya başladı bile.</p>
<p>Enflasyonla mücadelede nereden başladığımız ve nereye vardığımız ortada.</p>
<p>Sözüm ona dezenflasyon programının başladığı 2023 Haziran ayında TCMB faizi yüzde 15 iken aylık enflasyon yüzde 3.92 ve yıllık enflasyon yüzde 38.21. Üç yılın sonunda bugün 2026 Mayıs sonu itibariyle TCMB faizi yüzde 37 ve aylık enflasyon yüzde 1.71 ve yıllık enflasyon yüzde 32.61.</p>
<p>Yani 3 yıl boyunca enflasyonla mücadelede performans yüzde 15 kadar olmuş. Milyonlarca hane halkının çektiği çile bunun çok daha üzerinde. Asgari ücretlisi, emeklisi, sabit ve dar gelirlisi, öğrencisi, ev hanımı herkesin canı yanmış durumda.</p>
<p>Peki ekonomi yönetimi bu sürede görevini tam olarak yapabildi mi? Hayır!...</p>
<p>Çünkü enflasyonla mücadele adeta başka şeylere emanet edilmiş durumda; yani dışsal faktörlere bırakmışız.</p>
<p>- Her şeyden önce mücadele tamamen TCMB Başkanı’na emanet. Yani sadece para ve kredi politikalarına dayalı tedbirler. Bunun yetmediği ve yetmeyeceği ortada. İşin bilimi de pratiğini de tek başına para politikalarının enflasyonla mücadeleye yetmediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>- Enflasyon belasının yumuşak karnı konumundaki en önemli kısmi hava koşullarına bağlı gıda fiyatları. Aşırı kuraklık, don, sel ve benzeri hava koşulları ister istemek gıda üretimini etkiliyor. Bu da enflasyona yansıyor. Oysa gıdada tedarik zinciri yönetiminde nelerin yapılması gerektiği halde yapılmadığı vurgulanmıyor. Hava koşulları iyi gitmediği için gıda fiyatlarının arttığı ve dolayısıyla enflasyonun düşürülemediği gerekçesi uyduruluyor.</p>
<p>- Enerji fiyatlarındaki gelişmeler de bir başka bahane. İran, ABD savaşının petrol fiyatlarına yansıması ve varilinin 120 dolara çıkması kehaneti henüz hafızalardan silinmiş değil. Şimdi de kalıcılığı belli olmayan petrolün varilinin 70 dolarlara gerilemesinin enflasyon beklentilerinde yaratacağı iyileşme gündemde.</p>
<p>- Dünya konjonktüründeki gelişmeler de bir başka enflasyonu etkileyen başlık.. ABD, Çin, AB gibi otorite ve coğrafyaların kararları Türkiye’deki enflasyonun önemli belirleyicisi.</p>
<p>Peki enflasyonla mücadele adına;</p>
<p>- Maliye politikası enstrümanları eş güdümlü kullanılıyor mu?</p>
<p>- Hukuk ve adalet sisteminde gerekli ve kalıcı kökten iyileştirmeler yapılıyor mu?</p>
<p>- Yapısal düzenlemelere yer veriliyor mu?</p>
<p>- Özellikle kamuda verimlilik ve tasarruf gibi konular gündeme geliyor mu?</p>
<p>Hayır!...</p>
<p>Bu gidişle sadece gelir bölüşümü değil, aynı zamanda servet dağılımı daha da bozulacak.</p>
<p><em> </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-baska-seylere-emanet-82220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele başka şeylere emanet... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akdenizin-iki-ucunda-cift-motorlu-uretim-stratejisi-82219</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akdeniz’in iki ucunda çift motorlu üretim stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye otomotiv sanayisi için ise asıl çıkarım, Bursa’nın Tanca’nın greenfield avantajlarına karşı brownfield dönüşümünü nasıl hızlandırabileceği sorusunda yatıyor. Tanca’nın %90 yenilenebilir enerji başarısı Bursa için bir benchmark niteliğinde; Türkiye’nin YEKA projeleri ve OYAK’ın enerji yatırımları bu açığı kapatma potansiyeli taşıyor.</strong></p>
<p>Renault Grubu, Akdeniz havzasındaki iki kritik üretim üssünü birbirinin alternatifi değil, stratejik DNA’ları tamamen farklı iki organ olarak konumlandırıyor. 2025 verileriyle Fas platformu 394 bin adetlik üretimiyle grubun Fransa’dan sonraki ikinci büyük merkezi konumundayken, Bursa OYAK-Renault niteliksel derinliği ve ürün karmaşıklığıyla ayrışıyor. Fransız kaynaklarda Tanca için “usine vitrine” vitrin fabrika, Bursa için “usine de référence” referans fabrika tanımlarının kullanılması, bu ayrışmanın kurumsal düzeyde kodlandığını gösteriyor. Grup içinde Tanca büyüme ve maliyet liderliğinin, Bursa ise kalite ve teknolojik geçişin sigortası işlevini görüyor.</p>
<p><strong>Bursa’nın 400 milyon Euro’luk </strong><strong>yatırımla “referans fabrika” konumu</strong></p>
<p>Bursa OYAK-Renault, 1969’dan bu yana Clio ve Megane gibi B/C segment çekirdek modellerin üretimini üstlenen, daha karmaşık gövde birleştirme süreçleri ve daha yüksek otomasyon seviyesiyle çalışan bir tesis. Devreye alınan E-Tech hibrit batarya montaj hattı, tesisi yalnızca üretim merkezi olmaktan çıkarıp teknoloji transfer üssüne dönüştürüyor. Aralık 2023’te duyurulan ve 400 milyon Euro’yu aşan yatırım paketiyle şekillenen dört model programı, Renault Duster, Yeni Clio, Renault Boreal ve Dacia Striker, tesisin ürün portföyünü yeniden tanımlıyor. Özellikle Striker, Dacia markasının Türkiye’deki ilk yerel üretimi ve tek küresel üretim merkezi olarak Bursa’nın stratejik ağırlığını artırıyor.</p>
<p>Tedarik zinciri tarafında Bursa, %80’in üzerindeki yerlilik oranı ve 200’den fazla tedarikçisiyle derinlik ve esneklikte Tanca’nın önünde yer alıyor. Türkiye’nin köklü yan sanayi havuzu, parça temininde çeşitlilik ve hız avantajı sağlarken, bu yapı aynı zamanda jeopolitik risklere karşı dayanıklılık sigortası işlevi görüyor. Lojistik mimaride ise Bursa, Gemlik ve Derince limanlarına karayolu bağlantısıyla çalışıyor; bu durum Tanca’ya kıyasla lojistik maliyetlerde değişkenlik yaratsa da, niteliksel tedarik zinciri derinliği bu dezavantajı dengeleme kapasitesi taşıyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlikte Bursa, on yıllara yayılan mevcut bina yapısı ve fiziksel kısıtlar altında brownfield dönüşümünün gerçekçi sınırları içinde ilerliyor. Yenilenebilir enerji payını artırma yol haritası net, su geri kazanımı mevcut ancak sıfır sıvı deşarj hedefi altyapı yatırımı gerektiriyor. Tanca’nın doğuştan gelen CBAM avantajı karşısında Bursa’nın bu alandaki konumu, bir başarısızlık değil, yeşil dönüşümün brownfield gerçekliğindeki temposunun yansıması… Yetkinlik tarafında ise Bursa, on yıllara yayılan ustalık geleneği, ReKnow University ile yönetilen dönüşüm ve yerleşik problem çözme kültürüyle deneyim havuzunda eşsiz; Striker gibi sıfırdan bir modelin tek küresel üretim merkezi olarak seçilmesinde de bu kurumsal hafıza belirleyici rol oynamış görünüyor.</p>
<p><strong>Tanca, Greenfield avantajıyla </strong><strong>“Extended Europe”un vitrini</strong></p>
<p>Tanca fabrikası ise 2012’deki açılışından itibaren iki üretim hattı ve üç vardiyalı çalışma düzeniyle saatte 60 araçlık çıkış hızına ulaşmış, tam entegre bir üretim zincirine sahip. 2025’te 299 bin adetlik üretim gerçekleştiren tesise, 95 bin adetle Kazablanka SOMACA eşlik ediyor. Tanca’nın ürün gamı Dacia Sandero (222 bin adet), Dacia Jogger (53 bin adet) ve Renault Express (20 bin adet) üzerine kurulu. Afrika kıtasında benzersiz olan High-Speed XXL pres hattı, dört pres boyunca 5.600 ton basınç uygulayarak günde 15 bine kadar strok kapasitesi sunuyor; tüm presler Renault’nun Fransa’daki Flins tesisinden tahmine dayalı bakım sistemiyle küresel çapta izleniyor.</p>
<p>Tanca’nın yapısal üstünlüğü, Tanger Med limanı ve tedarikçi serbest bölgesiyle aynı çeper içinde konumlanmasında yatıyor. Fabrika sahasına doğrudan giren iki demiryolu hattı, yıllık 1.440 tren seferiyle araçları limana taşıyor. Renault’ya tahsisli özel rıhtım, 20 hektarlık araç terminali, yıllık 1 milyon araç kapasitesi, 290 gemi çıkışı ve haftalık 8 bin araçlık sevkiyat hacmi, üretim ile sevkiyat arasındaki mesafeyi operasyonel olarak sıfırlıyor. Gelen akışta yıllık 69 bin kamyon ve 12 bin konteyner, giden akışta ise 26 bin kamyonluk hareket; üç ayrı dijital kontrol kulesiyle gelen parça, araç teslimatı, iş sürekliliği gerçek zamanlı yönetiliyor. Yapay zeka destekli bu kuleler, Avrupa’daki satış ve dağıtım merkezleriyle anlık veri alışverişi içinde çalışarak fiziksel mesafeyi operasyonel olarak anlamsız kılıyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlikte Tanca, greenfield yatırım avantajını somut rekabetçilik göstergelerine dönüştürüyor… Enerjinin %90’ından fazlası biyokütle ve rüzgardan, yıllık 100 bin tonun üzerinde karbondioksid önleniyor. Su yönetiminde fiziko-kimyasal ve biyolojik arıtma, ultrafiltrasyon, ters ozmoz ve çift buharlaştırma aşamalarından oluşan kapalı devre sistemle %100 endüstriyel su geri dönüşümü ve sıfır sıvı deşarj sağlanıyor; araç başına ~1 metreküp su tüketimi, küresel 1,78 m³ ortalamanın oldukça altında. Çelik hurdalarının yerel üretici Maghreb Steel aracılığıyla yeniden üretime kazandırıldığı döngüsel model, sürdürülebilirliğin tedarik zincirine de entegre edildiğini gösteriyor. Bu performans, tesisi CBAM kapsamında doğal bir ticari üstünlükle donatıyor.</p>
<p>Ekosistem derinleşmesinde ise 2016’dan bu yana devletle imzalanan anlaşmalarla sistematik biçimde artan yerel entegrasyon dikkat çekiyor. 2025’te %67,3’e ulaşan yerlilik oranının 2030’da %75’e çıkarılması hedeflenirken, aynı dönemde tedarikçi sayısı 26’dan 88’e, yerel kaynak hacmi 2,5 milyar Euro’ya yükselmiş, 2030 için de 3 milyar Euro hedeflenmiş. IFMIA aracılığıyla bugüne kadar 3,2 milyon saatin üzerinde eğitim verilerek sıfırdan iş gücü inşa edilmiş; enstitü faaliyetlerinin %30’u Renault dışındaki tedarikçilere ve bölgedeki genç iş arayanlara yönlendiriliyor. 2025’te faaliyete geçen Renault Technology Morocco Ar-Ge merkezi ve 2023’teki Renault Digital Morocco ile montajdan mühendisliğe geçiş sürüyor.</p>
<p><strong>Tamamlayıcılığın endüstriyel anatomisi</strong></p>
<p>Türkiye ve Fas’taki iki tesis, pazar odaklılıkta da net çizgilerle ayrışıyor. Tanca üretiminin %82’sini 63 destinasyona ihraç ederek tamamen dış pazara endeksli çalışıyor; Fransa, İtalya, İspanya, Almanya ve Türkiye başlıca koridorlar. Fas iç pazarında ise %38’lik birleşik payla Dacia birinci, Renault ikinci marka. Bursa ise dengeli bir iç-dış pazar karmasıyla konumlanıyor; Türkiye’de yüksek marka sadakati, Avrupa’da Clio ve Megane ile kalite segmentinde varlık gösteriyor. Striker ile birlikte Dacia’nın C segmentine yükselişi de, Bursa’ya emanet edilmiş durumda.</p>
<p>Dijitalleşme araçları her iki tesiste ortak; Plant Connect, AI destekli kalite kontrol ve tahmine dayalı bakım sistemleri hem Tanca’da hem Bursa’da devrede. Ancak Tanca’da bu altyapı tesisin doğuştan DNA’sıyken, Bursa’da mevcut hatlara sonradan adapte ediliyor. Buna karşılık Bursa, daha karmaşık gövde birleştirme ve daha yüksek otomasyon seviyesiyle üretim teknolojisinde Tanca’dan önde…</p>
<p>FutuREady stratejisinde Tanca, Growth-ready ve Excellence-ready önceliklerinin maliyet ve ölçek boyutunu temsil ederek geleceğin hacim savaşlarının üssü olarak konumlanırken; Bursa, Tech-ready ve Trust-ready önceliklerinin kalite ve teknoloji boyutunu taşıyarak marka itibarının ve teknolojik geçişin sigortası işlevini görüyor. Dacia’nın Sandero ve Jogger ile giriş segmentindeki hacim liderliğini Tanca, Striker ile C segmentine yükselişini Bursa üstleniyor. Bu tamamlayıcı yapı, Renault Grubu’nun farklı pazar segmentlerine ve coğrafyalara aynı anda hitap edebilme kabiliyetini kazandıran endüstriyel omurgayı oluşturuyor.</p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisi için ise asıl çıkarım, Bursa’nın Tanca’nın greenfield avantajlarına karşı brownfield dönüşümünü nasıl hızlandırabileceği sorusunda yatıyor. Tanca’nın %90 yenilenebilir enerji başarısı Bursa için bir benchmark niteliğinde; Türkiye’nin YEKA projeleri ve OYAK’ın enerji yatırımları bu açığı kapatma potansiyeli taşıyor. Sıfır sıvı deşarj hedefi teknik olarak ulaşılabilir, ancak altyapı yatırımı gerektiriyor; Tanca’nın ters ozmoz ve evapokonsantrasyon deneyimi buraya transfer edilebilir. Bursa’nın %80’i aşan yerlilik oranı ise Tanca’nın %75 hedefinden daha güçlü; bu avantaj lojistik maliyet dezavantajını dengeleme kapasitesine sahip. Ayrıca, Bursa’nın deneyimli kadrosu Tanca’nın genç ekibine mentorluk yapabilecek konumda.</p>
<p>Otomotiv endüstrisinde “yakınlık” kavramının artık kilometrelerle değil, operasyonel senkronizasyonun derinliğiyle ölçüldüğü bu yeni dönemde, Renault’nun Akdeniz’deki iki ucunun birlikte inşa ettiği bu model, küresel rekabetçilik için çift motorlu bir formül sunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Greenfield / Brownfield</strong></span></p>
<p>Renault’nun stratejisinde Greenfield yatırımı temsil eden Tanca fabrikası, boş bir arazide sıfırdan ve en ideal verimlilik esaslarına göre tasarlanarak doğuştan dijital ve yeşil bir yapıya kavuşurken; Brownfield dönüşümünü temsil eden Bursa OYAK-Renault fabrikası ise mevcut fiziksel kısıtlar altında ve üretim devam ederken modernize edilmenin zorluklarını taşısa da, on yıllara dayanan deneyim ve kalifiye iş gücü gibi görünmez varlıklarıyla kalite ve esneklikte referans noktası. Renault Grubu’nun başarısı, Tanca’nın sıfırdan inşa edilmenin verdiği maliyet ve sürdürülebilirlik avantajıyla Bursa’nın köklü sanayi mirasını dönüştürme becerisinin birbirini tamamlamasında yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akdenizin-iki-ucunda-cift-motorlu-uretim-stratejisi-82219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/oto-1782881668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in iki ucunda çift motorlu üretim stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gidince-82218</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su gidince</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocukluğumda, ailece pikniğe gitmek dört gözle beklediğim bir şeydi. Düzenli gittiğimiz bir yer vardı. Ankara'dan 45 dakika mesafede küçük bir gölün etrafı. Gölgelikli, suyu durgun, sessiz bir yer.</p>
<p>Yıllar sonra, İstanbul’dan Ankara’ya bir gidişimde, orayı tekrar görmek istedim. Aynı yola girdim. Aynı virajları döndüm, gözüm o tanıdık yeri aradı. Ama göl yoktu.</p>
<p>Yerinde çatlamış bir çukur, kurumuş bir yatak vardı. Su gitmişti. Onunla beraber, herkes.</p>
<p><strong>Suyun çocukları</strong></p>
<p>İlk insanlar suyun kıyısına yerleşti. Bütün ilk uygarlıklar bir nehrin çocuğu olarak doğdu. Mısır, Nil'in; Indus uygarlığı, Indus'un; Çin, Sarı Irmak'ın kıyısında kuruldu.</p>
<p>İnsanlığın ilk yerleşik hayata geçtiği o topraklara verilen adı düşünün: <em>Mezopotamya. </em>Yani <em>"iki nehir arası."</em> Bir coğrafyayı, içinden geçen iki nehirle, Dicle ve Fırat'la tanımlamışız.</p>
<p>Şehirler suyun etrafında kuruldu. Su çekildiğinde ne olduğunu da yine tarih kaydetti.</p>
<p>Bundan dört bin yıl öncesine gidelim. Akad İmparatorluğu tarihin en büyük imparatorluklarından biriydi. Fakat MÖ 2200'ler civarında Mezopotamya uzun süren bir kuraklık dönemine girdi.</p>
<p>Kuzey Mezopotamya'da yerleşimler boşaldı, insanlar suya erişimin daha mümkün olduğu bölgelere yöneldi. Güney yönetimleri kuzeyden gelen göçleri sınırlamak için uzun savunma hatları inşa etti. Bunlardan biri tarih kayıtlarına "<em>Amorluları Uzak Tutan Duvar" </em>adıyla geçti.</p>
<p>Kuraklığın Akad İmparatorluğu'nu tek başına yıkıp yıkmadığı hâlâ tartışmalı. Ama, iklim baskısı, zaten kırılgan siyasal ve ekonomik düzeni daha da zayıflattı.</p>
<p>Tarih bize şunu gösteriyor. Su yalnızca bir doğal kaynak değil. Toplumların görünmeyen altyapısı.</p>
<p><strong>Çölde paslanan tekneler</strong></p>
<p>Bir zamanlar yeryüzünün dördüncü büyük gölü olan Aral, yarım yüzyılda neredeyse tümüyle kurudu. Bugün o gölün eski kıyısındaki kasabaların fotoğraflarında manzara olarak kupkuru kumun üstünde yatan paslı balıkçı tekneleri var.</p>
<p>Afrika'nın ortasında, Çad Gölü'nün hikâyesi daha da acı. 1960'lardan bu yana gölün yüzde doksanı yok oldu. Otuz milyondan fazla insanın hayatı bu göle bağlıydı. Sular çekildikçe balık bitti, tarlalar çoraklaştı, hayvanlar telef oldu. Geriye susuzluk, açlık ve kavga kaldı.</p>
<p>Çok yakın bir tarihte, 2018 yılının başında Güney Afrika'nın Cape Town kenti de benzer bir sorunla yüzleşti. Tüm şehir, büyük bir tedirginlikle geri sayım yapıyordu. Beklenen bir seçim, bir savaş ya da salgın değildi. Geri sayımın konusu suydu.</p>
<p>Şehir yönetimi buna bir isim bile vermişti. <strong><em>Day Zero.</em></strong> Yani musluklardan artık suyun akmayacağı gün. Barajlar alarm veriyordu. Yağışlar yıllardır beklenen seviyenin altındaydı.</p>
<p>Yetkililer ilk kez modern şehir tarihinde radikal bir plan hazırladı. Eğer <em>Day Zero</em> gelirse, evlere verilen su tamamen kesilecekti. Tüm şehir, kurulacak 200 dağıtım noktasına gidip, kişi başına belirlenmiş miktarda su almak zorunda kalacaktı. Elektrik kesilse jeneratör var. Telefon çalışmazsa alternatif bulunabilir. Ama su yoksa, hayat durur.</p>
<p>Neyse ki <em>Day Zero</em> hiçbir zaman gelmedi. Yağışlar geri döndü. Kısıtlamalar işe yaradı. Tüketim ciddi ölçüde düştü. Şehir son anda kurtuldu. İlk kez milyonlarca insan modern hayatın aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Yüzyıllardır şehirleri güç, sermaye, teknoloji ve altyapı üzerinden anlatıyoruz. Oysa Cape Town başka bir gerçeği hatırlattı. Bütün o güç, bir musluğun akmasına bağlı.</p>
<p><strong>Ve bizim göllerimiz</strong></p>
<p>Bunlar yalnızca uzak coğrafyaların konusu değil. Zaman zaman böyle bir yanılgıya düşüyoruz. Oysa, tüm bu krizler maalesef kendi evimizde de yaşanıyor.</p>
<p>Türkiye'nin tam ortasındaki Tuz Gölü, 2021 yazında son yılların en ağır kuraklıklarından birini yaşadı. Flamingoların yuva yaptığı alanların büyük bölümü kurudu. Geriye kilometreler boyunca uzanan çatlamış tuz tabakaları kaldı. Hemen yanı başında, Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovası ise başka bir sessiz krizle karşı karşıya. Yıllardır süren aşırı yeraltı suyu kullanımı, kuraklık ve binlerce ruhsatsız kuyu nedeniyle su seviyesi giderek düşüyor.</p>
<p><strong>Önce su gider, sonra insan</strong></p>
<p>Dünya Bankası'na göre, ciddi adımlar atılmazsa, 2050'ye kadar yalnızca kendi ülkeleri içinde yer değiştirecek iklim göçmeni sayısı 216 milyonu bulabilir. Bir kıtanın nüfusu kadar insan, suyun bittiği yerden, suyun hâlâ olduğu yere doğru hareket edecek.</p>
<p>Türkiye'nin yeni <strong>Ulusal Su Planı</strong> da suyu artık bir kamu hizmeti ya da çevre meselesi olarak değil, bir milli güvenlik meselesi olarak konumlandırıyor. Kasımda Antalya'da toplanacak <strong>COP31'de</strong> de su; enerji, tarım, kentleşme ve atık kararlarının kaçınılmaz türevi olarak masaya gelecek. Yani suyu kurtarmak için suyu konuşmak yetmiyor. Onu kurutan her kararı konuşmak gerekiyor.</p>
<p>Su gidince geriye sadece terk edilmiş bir yurt kalıyor. Bir insanın ödeyebileceği en ağır bedel bu. Doğduğu, yaşadığı yeri ve anılarını geride bırakmak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gidince-82218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su gidince ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-gucundeki-zayiflik-ihracatimizi-olumsuz-etkiliyor-82217</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabet gücündeki zayıflık, ihracatımızı olumsuz etkiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜSİAD’ın çeyreklik bazda açıkladığı maliyet bazlı rekabet endeksi, sıkıntıların 2026’nın ilk çeyreğinde de artarak sürdüğüne işaret ediyor. Tarihsel olarak en düşük düzeylerine yakın seyreden endeks, bu yılın ilk çeyreğinde, 2025’in son çeyreğine göre %1,7 gerilerken, bir önceki çeyrekte rekabetçilikte kaydedilen hafif toparlanmanın kalıcı bir nitelik kazanmadığını ortaya koymuş oldu. TÜSİAD’ın açıklamasına göre, yurtiçi enerji maliyetlerinin olumlu seyrine rağmen, ara malı ve işgücü maliyetlerindeki artışın rakip ülkelerin üzerinde gerçekleşmesi, endeksin bu dönemdeki gerilemesinde belirleyici oldu. İşgücü verimliliği rakip ülkelere benzer düzeyde gelişim göstererek rekabet gücü endeksi üzerinde bir etki yaratmadı.</p>
<p>TÜSİAD’ın endeksine baktığımızda, Türkiye’nin rekabetçiliğini dört ana bileşen üzerinden takip ettiklerini görüyoruz. Bunlardan ilki olan ara malı maliyetlerinde, son üç yılda Türkiye’de, rakip ülkelere kıyasla daha hızlı bir artış olduğunu görüyoruz. İkinci bileşen olan işgücü maliyetlerinde de durum farklı değil. 2018 ile 2024 arasında Türkiye’nin görece daha avantajlı olduğu bu alanda, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren makas Türkiye aleyhine hızlı bir şekilde açılıyor. Verilerle ifade etmek gerekirse, 2022’nin üçüncü çeyreğinde 70 seviyesinde bulunan Türkiye işgücü maliyeti endeksi, 2026’nın ilk çeyreğinde 190’a yükselmiş! Aynı dönemde rakip ülkelere ait endeks ise 110’dan 138’e çıkmış. Onlarda da işgücü maliyetleri artmış ama bizdeki artış çok çarpıcı. Üçüncü bileşen finansman maliyetleri. Çalışmanın başladığı 2015’ten, 2023 sonuna kadar genellikle başa baş seyreden bu endekste, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren Türkiye aleyhine bir hareket görülüyor. Hatta, rekabetçilik bileşenlerinde, Türkiye’nin rakip ülkelere göre en dezavantajlı olduğu alan, finansman maliyetleri. TÜSİAD’ın endeksinin son bileşeni olan enerji maliyetlerinde ise daha iyi bir görüntü var. Son üç senede enerji maliyetlerimiz, rakiplere benzer seviyelerde seyretmiş. Hatta 2026’nın ilk çeyreğinde, enerji maliyetleri endeksi bizde hafif düşerken, rakiplerde hafif yükselmiş.</p>
<p>Rekabetçilik dediğimizde akla ilk olarak dış ticaret alanındaki performansımız geliyor. Aynı pazarlara mal satmak istediğimiz rakip ülke üreticilerine göre, birim maliyetlerimiz daha hızlı artıyorsa, bunun sonucunda da bizim mallarımız rakiplere kıyasla giderek daha pahalı hale geliyorsa, ihracatımızın bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Şirketlerimiz, üretim maliyetlerindeki artışları, pazar kaybetmemek için bir süreliğine fiyatlarına yansıtmayabiliyorlar. Bu durum elbette kar marjlarında düşüşe yol açıyor. Kısa süreli olduğu sürece, birçok şirketimizin kar marjlarındaki daralmaya katlanabildiğini daha önce defalarca gördük. Ne var ki, kar marjları üzerindeki baskı daha uzun süreli bir problem haline geldiğinde, şirketlerimiz ister istemez fiyatlarını artırmak durumunda kalıyorlar. Aynı süreçte, kurların çok yavaş arttığını da göz önüne aldığımızda, euro ya da dolar cinsinden bizim mallarımız daha da pahalı hale geliyor.</p>
<p>Şimdi gelin, rekabetçilikte gerilemenin başladığı 2023 sonundan itibaren ihracatımız nasıl geliştiğine bakalım: TÜİK verilerine göre, 2023’te 255,6 milyar dolar olan toplam ihracatımız, 2024’te 261,8 milyar dolar, 2025’te ise 273,2 milyar dolara yükselmiş. 2026’nın ilk çeyreğinin sonunda ise yıllık ihracatımız 271,2 milyar dolara gerilemiş. Yani, 2024 sonundan itibaren ihracatımız kümülatif olarak %6,1 artmış. Dünyada, özellikle de ana pazarımız olan Avrupa’da, büyümenin yavaş seyrettiği, rekabetçilik endeksinin de gerilediği bir dönemde, pek de fena bir performans değil diyebiliriz. Lakin, daha sağlıklı bir değerlendirme için, ihracatımızın seyrini izleyebileceğimiz diğer bir gösterge olan, ihracat miktar endekslerine de bakmakta fayda var. İhracat miktar endeksi, fiyattan bağımsız olarak bir ülkenin dışarıya sattığı malların fiziki hacmindeki (miktar, kilo, adet vb.) değişimi gösterir. Yine TÜİK verilerini kullanarak, ülkemizin rekabetçilik endekslerinde zayıflığın başladığı 2023 sonuna göre durumuza bakmakta fayda var. Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi, 2023 sonunda 159,4 iken, 2026’nın ilk çeyreği sonunda 132,1’e gerilemiş. Yani, fiziki ihracatımız söz konusu dönemde %17,1 düşmüş.</p>
<p>Bu iki veriyi bir arada değerlendirdiğimizde iki farklı mesaj alıyoruz: Birincisi, fiziksel olarak daha az mal ihraç ettiğimiz halde, dolar cinsinden ihracat gelirimiz artmış. Bu da, birim ihracat değerimizin arttığına işaret ediyor ki, normal şartlar altında memnun olunması gereken bir durum. Diğer yandan, üretim maliyetlerindeki artışın etkisiyle, ihraç ettiğimiz ürünleri eskiye göre daha yüksek fiyata saymaya başlamışız. Lakin, bunun sonucu olarak da miktar bazında ihracat kaybetmişiz. Bu da pek sevinilecek bir durum değil. Eğer, hem ihracat miktarımız fiziksel olarak artmış olsa, hem de birim ihracat değerimiz yükselse, elbette tadından yenmez. Ne var ki, mevcut üretim maliyetleri, yurtdışı pazar koşulları ve küresel rekabeti göz önüne aldığımızda, ideal durumdan çok uzak olduğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, rekabetçilikle ilgili verileri ve ihracatçılardan gelen geribildirimleri, sadece dolar bazındaki ihracat rakamlarına bakarak göz ardı etmek, ihracatta yaşadığımız sıkıntıların daha da ağırlaşmasına yol açabilir. Aman dikkat.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-gucundeki-zayiflik-ihracatimizi-olumsuz-etkiliyor-82217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet gücündeki zayıflık, ihracatımızı olumsuz etkiliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-issizlik-ve-surdurulebilirlik-82216</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknoloji, işsizlik ve sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın hemen her gün hem Türkiye'de hem de dünyada farklı boyutlarıyla tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Artık bu dönüşümü yalnızca teknolojiyi kullanan bireyler olarak değil, çevremizde yaşanan ekonomik ve toplumsal değişimleri gözlemleyen insanlar olarak da çok net hissediyoruz. Yapay zekâ, bir taraftan üretkenliği artırırken diğer taraftan bazı yeteneklerimizi ona devretmemize neden oluyor. Bunun doğal sonucu olarak da işimizi kaybetme endişesi giderek daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p>Aslında teknolojik gelişmelerin işsizliği artıracağı yönündeki kaygılar yeni değil. Sanayi Devrimi'nden bu yana her büyük teknolojik sıçramada benzer tartışmalar yaşandı. Ancak geçmiş deneyimler, kaybolan mesleklerin yerine teknolojiyle uyumlu yeni iş alanlarının ortaya çıktığını gösterdi. Bu nedenle korkulduğu ölçüde kalıcı bir işsizlik bugüne kadar yaşanmadı.</p>
<p><strong>Teknoloji istihdamı zorlamaya başladı</strong></p>
<p>Bugün ise farklı bir döneme giriyoruz. Yapay zekânın yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, sanayi, finans ve hizmet sektörleri başta olmak üzere reel sektörün hemen her alanında kullanılmaya başlanması dönüşümün kapsamını ciddi biçimde genişletiyor. Teknoloji şirketleri uzun süredir yüksek verimlilik artışları sağlarken aynı zamanda önemli sayıda çalışan sayısını azaltıyor. Şimdi benzer eğilimlerin teknoloji dışındaki sektörlere de yayılmaya başladığını görüyoruz.</p>
<p>Henüz bunun makro verilerde çok güçlü bir yansımasını görmesek de teknolojide öncü şirketlerin normal koşullarda yaratacakları istihdamın oldukça altında çalışan sayısıyla çok daha yüksek üretim, verimlilik ve kârlılık elde ettiklerini izliyoruz. Bugüne kadar bu dönüşüm daha çok teknoloji şirketleriyle sınırlıydı. Oysa bugün yapay zekânın üretim süreçlerine yaygın biçimde entegre olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Önümüzdeki yıllarda bunun iş gücü piyasaları üzerindeki etkilerini çok daha belirgin biçimde gözlemleyeceğiz.</p>
<p><strong>Peki neden henüz büyük bir işsizlik dalgası yaşamıyoruz?</strong></p>
<p>Bunun en önemli nedenlerinden biri demografik gelişmeler olabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1946-1964 yılları arasında doğan ve "Baby Boomer" olarak adlandırılan kuşak artık emeklilik dönemine girmiş durumda. Bu durum özellikle gelişmiş ülkelerde iş gücü arzını azaltıyor. Dolayısıyla teknolojinin istihdam üzerindeki olumsuz etkileri, iş gücündeki doğal daralma nedeniyle şimdilik tam olarak hissedilmiyor.</p>
<p>Bu kuşak aynı zamanda birçok ülkede gelir ve servetten en büyük payı alan nesil olma özelliğini taşıyor. Emeklilik dönemlerinde yaptıkları harcamalar, çocuklarına ve torunlarına sağladıkları finansal destek sayesinde tüketim talebini canlı tutuyorlar. Böylece hem ekonomik büyümeye katkı sağlıyor hem de teknolojinin yaratabileceği işsizliğin sosyal etkilerini bir süre daha sınırlıyorlar.</p>
<p>Ancak bu geçici bir denge olabilir. Zaman içerisinde yapay zekânın üretimde daha yaygın kullanılmasına karşın iş gücü talebinin aynı hızda artmaması, işsizlik oranlarının yükselmesine yol açabilir. Geleceğin düşündüğümüzden daha erken geldiği bir dönemde yaşıyoruz ve bu nedenle teknolojik işsizliğin de beklediğimizden daha erken ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Nitekim ilk sinyaller gelmeye başladı. Özellikle teknoloji alanında lisans mezunlarının yüksek lisans veya doktora yapmadan iş bulmasının zorlaştığına ilişkin hem anekdot niteliğinde bilgiler hem de bazı sayısal göstergeler dikkat çekiyor. Şimdilik bu gelişmeler daha çok büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı görünse de yapay zekânın reel sektöre yayılmasıyla etkilerin çok daha geniş bir alana yayılması beklenebilir.</p>
<p>Bu nedenle konuyu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal istikrar açısından da değerlendirmek gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda dünyada en çok tartışılacak başlıklardan biri muhtemelen teknolojik işsizliğin nasıl yönetileceği olacaktır.</p>
<p><strong>Vatandaşlık geliri tek çözüm olamaz</strong></p>
<p>Bugüne kadar en fazla gündeme gelen çözüm önerisi, koşulsuz temel gelir ya da vatandaşlık geliri uygulamalarıdır. İstihdamda olsun ya da olmasın her vatandaşın belirli bir asgari gelir elde ettiği modellerin önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacağını ve yaygınlaşarak devreye girebileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir sorun bulunuyor. Ortalama yaşam süresinin giderek uzadığı bir dünyada insanların yalnızca temel gelirle yaşamlarını sürdürmeleri, ruh sağlığı, sosyal aidiyet ve toplumsal istikrar açısından önemli riskler doğurabilir. Sadece buna dayanan bir sistemi sürdürmek çok kolay olmayacaktır.</p>
<p><strong>Çalışma sürelerini kısaltarak, vardiya sayısını arttırabiliriz</strong></p>
<p>Bu noktada üzerinde uzun süredir düşündüğümüz farklı bir alternatifi burada açmak istiyoruz. Pandemi sonrasında hibrit ve uzaktan çalışma modelleri hızla yaygınlaştı. Önümüzdeki dönemde bunun bir adım ötesine geçilebilir. Çalışma sürelerinin kısaldığı ve işlerin iki farklı vardiyaya bölündüğü yeni bir istihdam modeli gündeme gelebilir. Tıpkı geçmişte okullarda uygulanan sabahçı-öğlenci sistemi gibi işletmelerde de çalışanlar iki farklı vardiyada görev yapabilir. Zaten imalat sanayi, güvenlik hizmetleri, yeme,içme gibi birçok alanda vardiya usulü çalışıldığını biliyoruz. Bu tür sektörlerde de çalışma süreleri kısılarak vardiya sayısı arttırılabilir. Yöneticiler açısından böyle bir model her zaman uygulanabilir olmayacaktır. Ancak birçok operasyonel görev için bu yaklaşım mümkün görünüyor. Böyle bir sistem aynı üretim kapasitesi içinde çok daha fazla kişinin istihdam edilmesini sağlayabilir ve teknolojinin yaratacağı işsizliği önemli ölçüde hafifletebilir. Elbette böyle bir geçiş için işgücü piyasalarına yönelik yasal düzenlemelerin de devrede olması gerekecektir.</p>
<p>Bu öneri beraberinde ücret tartışmasını da getirecektir. Yarım gün çalışan insanların yarım ücret alacağı düşünülebilir. Ancak uzun vadede bunun sürdürülebilir olmayacağı kanaatindeyiz. Talebin korunabilmesi için insanların gelir seviyelerinin de korunması gerekecektir. Başlangıçta bunun maliyetini sermaye üstlenecek gibi görünse de kitlesel işsizliğin oluştuğu ve talebin çöktüğü bir ekonomide şirketlerin kârlılıklarını korumaları zaten mümkün olmayacaktır. Sonuçta sermayenin de yaşayabilmesi için talep yaratan bir gelir düzeyinin korunması zorunludur.</p>
<p><strong>Kar maksimizasyonundan sürdürülebilirlik maksimizasyonuna</strong></p>
<p>Tam da bu nedenle önümüzdeki dönemde kapitalizmin temel hedefinin de dönüşmeye başlayacağını düşünüyoruz. Bugüne kadar işletmelerin temel amacı kâr maksimizasyonu olarak kabul edildi. Oysa artık iklim değişikliği, gelir dağılımı, toplumsal eşitlik, sosyal sorumluluk ve çevresel etkiler şirketlerin karar süreçlerinin ayrılmaz parçaları haline geliyor.</p>
<p>Nitekim geçtiğimiz hafta Avrupa'da, özellikle Paris'te yaşanan olağanüstü sıcaklıklar iklim değişikliğinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu bir kez daha gösterdi. 2050'lerde beklenen sıcaklıkların daha şimdiden yaşanmaya başlaması sürdürülebilirlik kavramının neden bu kadar önem kazandığını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve giderek genişleyen çevresel ve sosyal düzenlemeler şirketleri yalnızca finansal performanslarıyla değil, topluma ve çevreye yaptıkları katkılarla da değerlendiren yeni bir çerçeve oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde firmaların yalnızca kârlarını değil, sürdürülebilirliği de maksimize etmeye çalışacakları yeni bir ekonomik anlayışın güçleneceğini düşünüyoruz. Belki de kapitalizm tarihinin yeni evresi, kâr maksimizasyonundan sürdürülebilirlik maksimizasyonuna doğru gerçekleşecek bu dönüşüm olacaktır.</p>
<p>Yaşadığımız teknolojik devrimin verimlilik artışı boyutunu ya da risklerini çok konuşuyoruz. Özellikle, riskler kısmında çok ciddi argümanlar var. Her biri geleceğimiz ve varlığımız açısından çok önemli ve mutlaka tartışılması gerekiyor. Bu yazıda henüz çok ortaya çıkmamış ama bir şekilde gelme ihtimali yüksek işsizlik konusunda nasıl bir çözüm üretebiliriz ve bu durum kapitalist sistemde nasıl bir evrime yol açabilir konusunda görüşlerimizi paylaşmaya çalıştık. Bu görüşleri akademik bir çalışmaya dönüştürmeyi de planlıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-issizlik-ve-surdurulebilirlik-82216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknoloji, işsizlik ve sürdürülebilirlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginin-parasiyla-zengin-olunur-mu-82215</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zenginin parasıyla zengin olunur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Financial Times’ın geçenlerde paylaştığı bir grafiğe göre, ABD’de en üst yüzde 10’luk gelir grubu, toplam tüketim harcamalarının neredeyse yarısını yapar hâle gelmiş. Buna karşılık nüfusun alt yüzde 80’lik kesiminin tüketim harcamalarındaki payı geriliyor. Bu tabloyu ilk anda “zenginler ekonomiyi taşıyor” diye okumak mümkün. Ancak bu okuma doğru olmakla birlikte biraz eksik. Çünkü tüketimin gelir dağılımına göre analizinde iki ayrı gerçeği aynı anda görmek gerekir.</p>
<p>Birinci gerçek şudur: Üst gelir grupları toplam tüketim pastasında mutlak rakam olarak büyük pay alır. Çünkü gelirleri yüksektir, varlık sahibidirler, daha pahalı mal ve hizmetlere erişirler, seyahat, sağlık, eğitim, finansal hizmetler, lüks tüketim, otomobil, teknoloji, konut ve deneyim harcamalarında daha büyük mutlak tutarlar yaratırlar. Dolayısıyla toplam harcama içinde üst gelir grubunun payının büyümesi şaşırtıcı değildir.</p>
<p><strong>Düşük gelirli hane için tüketim </strong><strong>tercih değil zorunluluktur</strong></p>
<p>İkinci gerçek ise en az birincisi kadar önemlidir: Düşük gelirli kesimler gelirlerinin çok daha büyük bir oranını tüketime ayırır. Hatta çoğu zaman tasarruf edemez, borçlanır veya geçmiş birikimini tüketir. Çünkü düşük gelirli hane için tüketim tercih değil zorunluluktur. Gıda, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım, sağlık, eğitim ve temel ihtiyaçlar ertelenemez. Üst gelir grubu gelirinin bir kısmını tasarrufa, yatırıma, finansal varlıklara veya gayrimenkule yönlendirebilirken; düşük gelirli hane çoğu zaman gelirinin tamamını, hatta bazen daha fazlasını harcamak zorunda kalır.</p>
<p>Bu nedenle grafiği değerlendirirken “kim toplamda daha çok harcıyor?” sorusuyla “kim gelirinin daha büyük kısmını harcıyor?” sorusunu birbirinden ayırmak gerekir. Üst gelir grubu toplam tüketimin büyük kısmını yapabilir; ama düşük ve orta gelir grupları ekonominin hacim, adet, yaygınlık ve günlük talep tarafını oluşturur. Birincisi tüketimin değerini büyütür; ikincisi tüketimin tabanını oluşturur.</p>
<p>İş dünyası açısından asıl ders burada başlıyor. Firmalar para kazanırken sadece zenginlere satış yaparak büyümezler. Elbette lüks tüketim, premium hizmetler, özel sağlık, özel eğitim, finansal danışmanlık, lüks otomobil, yüksek segment turizm ve deneyim ekonomisi üst gelir grubuna dayanır. Fakat dünyanın en büyük cirolu şirketlerine baktığımızda başka bir gerçek görürüz: Büyük ciro çoğu zaman geniş kitlelere sürekli ve tekrarlanan satış yapabilen firmalardan gelir.</p>
<p>Walmart’ın, Amazon’un, büyük enerji şirketlerinin, büyük perakende zincirlerinin, telekom operatörlerinin, gıda devlerinin, hızlı tüketim malları üreticilerinin, ilaç dağıtım şirketlerinin, akaryakıt şirketlerinin ve lojistik ağlarının büyüklüğü buradan gelir. Bu şirketler yalnızca zengine satmaz. Zengin-fakir ayırmadan geniş nüfusa ulaşır. Birim kârı bazen düşük olabilir ama satış hacmi büyüktür. Onların gücü fiyatı çok yüksek ürün satmaktan değil, milyonlarca hatta yüz milyonlarca tüketiciye düzenli satış yapabilmekten gelir.</p>
<p>Bu yüzden “zenginler tüketimi taşıyor” cümlesi tek başına yeterli değildir. Doğru cümle şudur: Zenginler toplam tüketim pastasında yüksek pay alır; fakat kapitalizmin en büyük ciro makinesi geniş kitlelere erişebilen şirketlerdir.</p>
<p>Burada tüketim ekonomisinin temel ayrımı ortaya çıkar: Değer bazlı tüketim ve adet bazlı tüketim. Üst gelir grubu değer bazlı tüketimi büyütür. Daha pahalı ürünler, daha yüksek sepet tutarı, daha fazla hizmet, daha çok deneyim, daha yüksek marj burada oluşur. Düşük ve orta gelir grupları ise adet bazlı tüketimi büyütür. Gıda, temizlik, enerji, iletişim, ulaşım, uygun fiyatlı giyim, temel teknoloji, hızlı tüketim ürünleri, zincir marketler ve dijital platformlar burada genişler.</p>
<p>Bir ekonominin sağlıklı olması için ikisinin de dengede olması gerekir. Sadece üst gelir grubunun harcamasına dayanan bir ekonomi gösterişli ama kırılgandır. Lüks restoranlar dolar, premium markalar satış yapar, seyahat harcamaları artar, varlık fiyatları yükselir; fakat geniş kitlelerin alım gücü zayıflıyorsa bu büyüme toplumsal refaha dönüşmez. Buna karşılık sadece düşük fiyatlı, düşük marjlı, zorunlu tüketime dayanan bir yapı da firmaların kârlılığını, yatırım kapasitesini ve inovasyon gücünü sınırlar.</p>
<p>ABD grafiğinin anlattığı mesele tam da bu aslında. Üstteki yüzde 10’un tüketimdeki payının artması, yalnızca zenginlerin daha fazla harcadığını değil, aynı zamanda tüketimin giderek daha fazla varlık sahibi ve yüksek gelirli kesime bağımlı hâle geldiğini gösterir. Bu, makro ekonomi açısından tehlikeli bir durum. Çünkü üst gelir grubunun harcaması servet etkisine, finansal piyasalara, hisse senetlerine, gayrimenkul değerlerine ve güven duygusuna daha fazla bağlıdır. Borsa düşerse, varlık fiyatları gerilerse, yüksek gelirli tüketici harcamasını yavaşlatabilir. O zaman ekonominin altında güçlü bir orta sınıf talebi yoksa iç talep hızla zayıflar.</p>
<p>Düşük ve orta gelir grupları ise farklı çalışır. Bu kesimler gelirlerinin yüksek oranını harcar; çünkü harcamak zorundadır. Ancak gelirleri baskılandığında, enflasyon arttığında, kira ve gıda maliyetleri yükseldiğinde, kredi kartı borcu büyüdüğünde harcama kaliteleri bozulur. Daha ucuz markalara geçerler, gramaj düşürürler, eğlence ve dayanıklı tüketimi ertelerler, giyimi kısarlar, dışarıda yemeyi azaltırlar, tatil planlarını iptal ederler. Yani harcamayı tamamen bırakmazlar ama tüketim sepeti aşağıya doğru kayar.</p>
<p>Firmalar için bu ayrım hayati önem taşır. Çünkü “tüketici” diye tek bir kitle yoktur. Üst gelir grubu başka tüketir, orta sınıf başka tüketir, düşük gelirli kesim başka tüketir. Üst gelir grubu hız, kalite, deneyim, marka, güven, kişiselleştirme ve statü arar. Orta gelir grubu fiyat-performans, taksit, dayanıklılık, güvenilirlik ve kampanya arar. Düşük gelirli kesim erişilebilir fiyat, temel ihtiyaç, küçük ambalaj, yakın satış noktası ve günlük nakit akışına uygun ödeme arar.</p>
<p>Bu nedenle en başarılı firmalar sadece “zengine satalım” diyenler değildir. En başarılı firmalar, farklı gelir gruplarının farklı ihtiyaçlarını anlayıp ölçek ekonomisi kurabilenlerdir. Walmart’ın başarısı, düşük fiyat ve geniş erişim vaadidir. Amazon’un başarısı, kolaylık, çeşitlilik ve teslimat hızıdır. Büyük gıda ve temizlik markalarının başarısı, hemen her gelir grubunun alışveriş sepetine girebilmektir. Telekom şirketlerinin gücü, abonelik tabanının genişliğidir. Enerji şirketlerinin ciro büyüklüğü, neredeyse herkesin enerji tüketmek zorunda olmasından gelir. Yani en büyük ciro çoğu zaman lüksün değil, yaygınlığın eseridir.</p>
<p>Türkiye açısından bu analiz daha da önemlidir. Çünkü Türkiye’de gelir dağılımı bozuldukça, tüketim davranışı ikiye hatta üçe bölünüyor. Üst gelir grubu enflasyondan korunmak için gayrimenkul, döviz, altın, otomobil, özel eğitim, özel sağlık, yurtdışı seyahat ve premium tüketim alanlarına yönelirken; orta sınıf fiyat-performans arayışına giriyor. Düşük gelirli kesim ise giderek daha fazla gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara sıkışıyor.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de toplam tüketim rakamlarının neden dikkatle okunması gerektiğini gösterir. Perakende satışlar artıyor olabilir. Kredi kartı harcamaları yükseliyor olabilir. Otomobil satışları güçlü görünebilir. Restoranlar bazı bölgelerde dolu olabilir. Ama bu göstergeler tek başına toplumun tamamının refahının arttığını göstermez. Çünkü enflasyonist ortamlarda insanlar bazen zenginleştikleri için değil, paranın değer kaybından kaçmak için harcar. Bazen tüketim refahın değil, korunma refleksinin sonucudur.</p>
<p>Ayrıca Türkiye’de düşük gelirli hanelerin gelirden tüketime ayırdığı pay çok yüksektir. Bu kesim tasarruf yapamadığı için enflasyona karşı da en kırılgan kesimdir. Üst gelir grubu fiyat artışlarını varlıklarıyla, dövizle, altınla, gayrimenkulle veya finansal araçlarla bir ölçüde dengeleyebilir. Düşük gelirli hane ise fiyat artışını doğrudan sofrasında hisseder. Bu yüzden enflasyon sadece fiyatları artırmaz; tüketim kalitesini de bozar. Daha ucuz, daha düşük kaliteli, daha küçük gramajlı ürünlere geçiş hızlanır.</p>
<p><strong>Avrupa’da tablo daha dengeli</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde tablo Türkiye ve ABD’ye göre daha dengeli görünüyor. Avrupa’da da üst gelir grupları daha fazla harcar, fakat sosyal devlet mekanizmaları, kamu hizmetleri, sağlık ve eğitim sistemleri, işsizlik sigortası, ücret pazarlıkları ve gelir destekleri tüketim eşitsizliğini bir ölçüde yumuşatır. Bu nedenle Avrupa’da düşük gelirli haneler tamamen korunmuş değildir ama ABD’ye göre daha güçlü sosyal tamponlara sahiptir. Buna rağmen Avrupa’da da enerji krizi, kira artışları, gıda fiyatları ve düşük büyüme orta sınıfı zorluyor desem yanlış olmaz.</p>
<p>Burada Avrupa’dan alınacak ders şudur: Tüketimin geniş tabana yayılması sadece piyasanın kendi kendine çözeceği bir mesele değil. Gelir politikası, sosyal politika, vergi sistemi, konut arzı, kamu hizmetleri ve rekabet politikası birlikte çalışmalı. Düşük gelirli hane gelirinin çoğunu harcadığı için ona verilen destek doğrudan tüketime döner. Üst gelir grubuna verilen avantaj ise daha yüksek oranda tasarrufa veya finansal varlıklara gidebilir. Bu nedenle ekonomi politikasında kime ne destek verildiği, toplam talebin niteliğini de belirler.</p>
<p>Bu noktada eski analizimizi geliştiren temel fikir şudur: Üst gelir grupları toplam tüketimde büyük paya sahip olabilir; ama düşük ve orta gelir grupları tüketim ekonomisinin çarpan etkisini yaratır. Çünkü gelirlerinin büyük kısmını harcarlar. Bu kesimlerin alım gücü güçlendiğinde para hızla piyasaya döner. Market, ulaşım, giyim, temel hizmetler, küçük esnaf, zincir mağaza, yerel üretici, lojistik ve dağıtım kanalları bundan faydalanır. Yani düşük ve orta gelir gruplarına giden gelir artışı çoğu zaman ekonomide daha hızlı dolaşır.</p>
<p>Buna karşılık üst gelir grubuna giden ek gelir her zaman aynı hızla tüketime dönmez. Bir kısmı tasarrufa, finansal varlıklara, yurtdışı harcamalara, lüks ithalata veya gayrimenkule gider. Elbette bunların da ekonomik etkisi vardır; ama geniş tabanlı iç talep yaratma etkisi sınırlı olabilir. Bu nedenle sadece üst gelir grubunun harcamasına yaslanan büyüme, ciroyu bazı sektörlerde artırır ama toplum genelinde refah hissini güçlendirmez.</p>
<p><strong>En büyük şirketler “herkesin </strong><strong>hayatına giren” şirketlerdir</strong></p>
<p>Firmalar açısından en akıllı strateji, gelir piramidini doğru okumaktır. Her firma en üst gelir grubuna oynayamaz; oynasa bile ölçek sınırına takılır. Lüks markalar yüksek marjla çalışır ama sınırlı adet satar. Geniş kitle markaları düşük marjla çalışabilir ama yüksek adet ve süreklilik sayesinde dev ciro yaratır. Bu yüzden dünyanın en büyük şirketleri çoğu zaman “herkesin hayatına giren” şirketlerdir. Enerji, gıda, perakende, e-ticaret, sağlık dağıtımı, telekom, finansal ödeme sistemleri ve lojistik gibi alanların ciro büyüklüğü buradan gelir.</p>
<p>Bu gerçek, Türkiye’de iş dünyası için de önemli bir uyarı diye düşünüyorum. Eğer gelir dağılımı bozuluyorsa, şirketler yalnızca premium segmentte büyümeye çalışarak başarılı olamaz. Orta sınıfın sıkıştığı, düşük gelirlinin zorunlu harcamalara yöneldiği, üst gelir grubunun ise kalite ve deneyim aradığı bir dönemde ürün mimarisi yeniden düşünülmelidir. Aynı marka içinde farklı gramajlar, farklı paketler, farklı fiyat noktaları, taksit seçenekleri, abonelik modelleri, sadakat programları ve erişilebilir ürün gamları önem kazanır.</p>
<p>Bu nedenle “zengine satmak mı, kitleye satmak mı?” sorusu basit bir tercih değildir. Sektöre göre cevap değişir. Ancak makro ölçekte bakarsak, ekonomiyi kalıcı büyüten şey geniş kitlelerin düzenli satın alma gücüdür. Üst gelir grubu büyümenin görünen parlak yüzünü oluşturabilir; ama ekonominin günlük ritmini alt ve orta gelir grupları belirler. Market rafı, toplu taşıma, uygun fiyatlı giyim, temel teknoloji, fatura ödemeleri, gıda sepeti, küçük ev aletleri ve dijital abonelikler ekonominin sessiz motorudur.</p>
<p>Bu noktada kamu politikası ile şirket stratejisi birleşir. Kamu tarafında amaç, sadece toplam tüketimi artırmak değil, alım gücünü daha dengeli dağıtmaktır. Enflasyonu düşürmek, kira ve gıda baskısını azaltmak, dolaylı vergileri temel ihtiyaçlarda hafifletmek, rekabeti artırmak, ücretleri verimlilikle birlikte yükseltmek, sosyal destekleri hedefli yapmak ve orta sınıfı güçlendirmek gerekir. Çünkü güçlü orta sınıf, sağlıklı iç talebin temelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginin-parasiyla-zengin-olunur-mu-82215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/6-1782881285.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zenginin parasıyla zengin olunur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-gam-dongusu-hayatin-gercegi-82214</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dem-gam döngüsü hayatın gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnsan, suya düştüğü zaman değil, suda kaldığında boğulur. Ekonomi zaman zaman krize girer ancak bu durum, sürgit olamaz. Bir süre sonra krizler; fırsatlarını da getirir. Fakat çürümenin çaresi yoktur.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bilinir ki hiçbir kriz, <strong>sonsuza dek</strong> sürmez. <strong>Tedbir</strong> alınır, <strong>maliyet</strong> ödenir ve <strong>kriz şartları</strong> ortadan kalkar, <strong>normale dönüş</strong>; kaçınılmaz olur. Sorun; <strong>normalleşmenin maliyetine</strong> dairdir. Ancak <strong>çürüme</strong> farklıdır. <strong>Krize çare vardır, çürümenin çaresi yoktur</strong>. Ta ki <strong>çürüme şartları </strong>değişene dek.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Eskilerin sıkça kullandığı hatta <strong>hüsnü hat</strong> (<em>kaligrafi</em>) ile duvarına astığı cümle şuydu: “<strong>Ne dem baki, ne gam baki.</strong>” Dem de yani <strong>bolluk</strong> <strong>refah</strong>; sürgit olmaz. Tıpkı <strong>gam</strong> yani kriz, sıkıntının de sürgit olmayacağı gibi. Buradaki problem, <strong>demin de gamın da </strong>ne kadar süreceğine dair <strong>tahmin</strong> olmuştur.</p>
<p><strong>KARA GÜN KARARIP KALMAZ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bugün; <strong>OVP</strong>’nin savunduğu gibi “<strong>ekonomi tıkırında</strong>” değil. <strong>İflaslar</strong>, <strong>konkordatolar</strong> yaygınlaşıyor. <strong>Sanayici</strong> üretimde zorlanıyor, <strong>KOBİ</strong>’ler bir “<strong>nefes krediye</strong>” muhtaç hale geldi. <strong>Ücretli</strong> geçinemiyor, <strong>ihracatçı</strong> kurdan bunalmış, <strong>imalat sektörü</strong> istihdam kaybeder olmuş. <strong>Gam zamanı</strong> yani…</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ancak <strong>her krizin fırsat barındırdığı</strong> da bir gerçek; <strong>fırsat kapıyı her zaman çalar</strong>. Bu yüzden, <strong>kulağın</strong> <strong>kapıda </strong>olsun. <strong>Fırsat, ona hazır olana akar</strong>. Kara gün kararıp kalmayacağı kesindir de bu “<strong>dem-gam döngüsü</strong>” herkes için farklı süreyi kapsayacaktır. <strong>Sen, dem’e hazır mısın</strong>? Sorun bu…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Gam ve Dem’e dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kara gün tahminen ne kadar sürer?</em></strong></p>
<p>Türkiye pratiğinde <strong>en fazla 3 yıl</strong>. Genelde <strong>2’nci yıl sonunda</strong> düzelme başlar ve piyasalar, gam zamanı kaybettiklerini, <strong>gayet hızlı</strong> toparlar. <strong>Krizden çıkış</strong> konusunda <strong>son derece başarılı örneklerimiz</strong> vardır.</p>
<p><strong><em>Peki, bu kara gün neden bitmiyor?</em></strong></p>
<p>Çünkü bizdeki krizden ziyade, <strong>çürüme karakteri</strong> gösteriyor. <strong>İş etiği</strong> gitmiş, testiyi kıranla suyu getireni bir tutan <strong>enflasyon belası</strong> başımıza tebelleş olmuş durumda. Şükür ki <strong>çürümeyenlerimiz</strong> hayli fazla.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YAĞMUR DUASINA ŞEMSİYESİZ ÇIKILMAZ</strong></p>
<p>Tüm köy, <strong>yağmur duasına</strong> çıkmıştı. İçerinden yalnızca bir küçük kız, <strong>yanına şemsiyesini</strong> almıştı. Gerisi; kuraklık krizinin geçmesi için, <strong>içtensiz</strong>, <strong>inançsız</strong> söylendi durdu. Şu anda ekonomideki <strong>kara günlerin geçmesi </strong>için tüm sektör temsilcilerinden aynı “<strong>şemsiyesiz yağmur duası</strong>” söylemlerini dinliyorum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEM-GAM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kriz</strong>: Ekonomide son 3 çeyreğin üst üste küçülmeyle tanımlanan genel sıkıntı hali</p>
<p><strong>Fırsat</strong>: Krizlerle gelen anlayış değişikliğiyle ortaya çıka yeni iş ve zenginlik alanları</p>
<p><strong>Çürüme</strong>: Toplumda değerler erozyonu ile dayanışmanın azalması, ahlaksızlığın tırmanması</p>
<p><strong>Kara gün</strong>: İşlerin yolunda gitmemesi, kuraklık, afet, kıtlık, salgın ve savaş gibi sorunlar yumağı</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-gam-dongusu-hayatin-gercegi-82214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dem-gam döngüsü hayatın gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayna-ayna-soyle-bana-issizlik-oranimiz-yuzde-8-degil-mi-82213</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Ayna ayna söyle bana işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi?”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşsizlikteki düşük oranı duymak isteyen ve bundan mutluluk duyacak olanlar, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in kötü karakterli kraliçesinin sihirli aynanın karşısına geçip güzelliğini tescil ettirmeye çalışması gibi<strong> “Ayna ayna söyle bize işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi”</strong> diye sorsalar başlangıçta alacakları yanıt aynı masaldaki gibi muhtemelen<strong> “Evet”</strong> olurdu.</p>
<p>Ama gerçek değişmezdi ki… Gerçek bir şekilde ortaya çıkar, işsizliğin görünen yüzde 8’in kat be kat üstünde olduğu anlaşılırdı.</p>
<p>İşte son veriler… Görünen işsizlik oranı yüzde 8,2 düzeyinde. Üstelik görünen işsizlik 2020’nin ortasından beri, yani altı yıldır genel bir düşüş eğiliminde. Bundan daha iyi ne olabilir?</p>
<p>Ama o sihirli aynanın da bir süre sonra söylemeden duramadığı gerçek suratımıza çarpıyor. Görünen işsizlik iyi güzel de, gerçek işsizlik tam yüzde 31 düzeyinde. Çalışabilir nüfusun neredeyse üçte biri gerçek anlamda işsiz.</p>
<h2>Üç dönem...</h2>
<p>Görünen işsizlik ile gerçek işsizliği yansıtan atıl işgücü arasındaki makas ilginç bir eğri çiziyor.</p>
<p>TÜİK’in istihdama ilişkin veri seti 2014 yılından bu yana olan dönemi kapsıyor. İşte 12 yıl 5 aylık bu dönemi temelde üç dönem olarak incelemek mümkün.</p>
<p>Birinci dönem 2014’ün ocak ayından pandeminin başlangıcına kadar olan yılları kapsıyor. Bu dönemde işsizlik oranı genel olarak yüzde 10-11 dolayında.</p>
<p>Atıl işgücü oranı da çok yüksek değil. Yüzde 15-18 bandında bir atıl işgücü oranı var.</p>
<p>İkinci dönemle birlikte, yani pandemiyle birlikte tüm göstergeler değişiyor. İşsizlik oranı haliyle yükseliyor; ama atıl işgücü oranındaki tırmanış çok daha dikkat çekici.</p>
<p>Üçüncü dönem ise pandeminin sona ermesinden bu yana geçen dönem. Pandeminin hemen ardından faiz indirimi başlıyor; bir buçuk yılı aşkın bir süre öyle geçiyor, ardından da bu kez tam tersine görece yüksek faiz dönemine geçiliyor.</p>
<p>Bu üçünü dönemle birlikte görünen işsizlik oranı belirgin olarak gerileme eğilimi içine giriyor. Ancak diğer yandan atıl işgücü oranında ya da gerçek işsizlik oranında tırmanışın başladığı dikkati çekiyor.</p>
<h2>Makasa bakın makasa!</h2>
<p>2018’in eylül ayı... Görünen işsizlik oranı yüzde 11,5, gerçek işsizlik oranı yüzde 16,2 düzeyinde ve arada yalnızca 4,7 puanlık fark var.</p>
<p>Hani İstanbul Boğazı’nın en dar yeri gibi… Son 12 yılı aşkın dönemin en dar yeri!</p>
<p>Sonra makas açılıyor; pandemiyle birlikte atıl işgücü oranı o dönem için rekor düzeylere çıkıyor, ardından bir düşüş ve 2023 yılıyla birlikte adeta soluksuz tırmanış.</p>
<p>İşte gelinen son durum… Bu yılın mayıs ayı ve yüzde 8,2 düzeyindeki görünen işsizliğe karşılık yüzde 31 düzeyinde bir atıl işgücü oranı ve arada tam 22,8 puanlık bir makas.</p>
<p>2018’in eylülünden 2026’nın mayısına; yaklaşık sekiz yıl ve makasta inanılmaz bir açılma.</p>
<h2>Nedir bu atıl işgücü?</h2>
<p>Görünen işsizlik oranının ne olduğu belli de uzun süredir veri olarak açıklanmakla birlikte bu atıl işgücü oranıyla ne kastedildiği hâlâ zaman zaman merak ediliyor.</p>
<p>Atıl işgücü hesaplanırken önce işsizlik oranı alınıyor. Bu orana zamana bağlı eksik istihdam oranı ekleniyor. Zamana bağlı eksik istihdam ne mi; bunu TÜİK şöyle açıklıyor:</p>
<p><strong>“İstihdamda olan ve 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla gelir elde etmek amacıyla daha fazla süre çalışmak istediğini belirten ve mümkün olduğu durumda daha fazla çalışmaya başlayabilecek olan kişiler.”</strong></p>
<p>Yani bu kişiler istihdamda ama işinden memnun değil, daha çok çalışmak ve para kazanmak istiyor ve o yüzden aslında iş arıyor. Dolayısıyla aslında bu kişileri bir başka bakış açısıyla aslında işsiz saymak gerekiyor.</p>
<p>Bir de potansiyel işgücü var. Bu tanıma girenler de görünen işsizlik oranı ve zamana bağlı eksik istihdamın bütünleşik oranına ekleniyor. Potansiyel işgücü de şu gruplardan oluşuyor:</p>
<p>■ İşbaşı yapabilecek durumda olduğu halde iş bulacağına inanmadığı için iş aramayanlar.<br />■ Çeşitli nedenlerle iş aramayan, ancak iki hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirtenler.<br />■ Son dört hafta içinde en az bir iş arama kanalını kullanan fakat iki hafta içinde işbaşı yapamayacak durumda olanlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449b3966338-1782881081.png" alt="" width="327" height="308" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayna-ayna-soyle-bana-issizlik-oranimiz-yuzde-8-degil-mi-82213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Ayna ayna söyle bana işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi?” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yakici-rekabet-yasiyoruz-kilit-groupla-buyumede-daha-guclu-yol-alabiliriz-82212</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yakıcı rekabet’ yaşıyoruz Kilit Group’la büyümede Daha güçlü yol alabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler</strong>’le görüşmeye giderken öncelikle şirketin tarihçesine baktım, bilgilerimi tazeledim:</p>
<ul>
<li><strong>1988: </strong>Commercial Union Sigorta unvanıyla sigortacılık faaliyetlerine başladı.</li>
<li><strong>1995: </strong>Şirketin hisse senetleri halka arz edildi.</li>
<li><strong>1999: </strong>Commercial Union olarak hayat dışı/elementer branşta hizmet verileceği açıklandı.</li>
<li><strong>2004: </strong>Birleşik Krallık’ın en büyük sigorta şirketlerinden Aviva International Holdings Limited, şirketin hisselerini devraldı. Unvanı Aviva Sigorta’ya dönüştü.</li>
<li><strong>2005: </strong>Yeni yabancı yatırımcıyla Türkiye genelinde 400 acente, 400 banka satış kanalına ulaşıldı.</li>
<li><strong>2009: </strong>Aviva Sigorta’nın kayıtlı sermaye tavanı ve ödenmiş sermayesi 75 milyon lira oldu.</li>
<li><strong>2010: </strong>Aviva Grubu, Türkiye’ye en çok sigorta yatırımı yapan yabancı kuruluş oldu.</li>
<li><strong>2013: </strong>Kayıtlı sermaye tavanı 250 milyon lira oldu.</li>
<li><strong>2014: </strong>Aviva International, Aviva Sigorta’daki hisselerini Hollanda menşeli Kibele B.V.’ye devretti.</li>
<li><strong>2015: </strong>Aviva Sigorta’nın unvanı Unico Sigorta olarak değişti.</li>
<li><strong>2016: </strong>Dijital dönüşüm kapsamında UniKolay platformu oluşturuldu.</li>
<li><strong>2019: </strong>Unico Sigorta’nın pay sahipleri arasına Heksagon Mühendislik ve Tasarım A.Ş. katıldı.</li>
<li><strong>2021: </strong>Unico Sigorta’nın özsermayesi 375 milyon liraya çıktı.</li>
<li><strong>2022: </strong>Şirkette <strong>“Değişim, Dönüşüm ve Gelişim” </strong>süreci başlatıldı. Özsermaye 819 milyon liraya yükseldi.</li>
<li><strong>2023: </strong>35’inci yılını kutlayan Unico Sigorta’nın özsermayesi 1.9 milyar liraya ulaştı.</li>
</ul>
<p>Sektörde 25 yılı aşkın deneyimi olan <strong>Ender Güzeler, </strong>Unico Sigorta’ya 2021 yılında katıldı, yönetim kurulunda murahhas üye oldu:</p>
<p>-          <strong>Şirkette değişim, dönüşüm yolculuğu başlattık. 4.5 yılda sektörde ağırlığı olan bir şirkete dönüştük. 53-54 ayın 51 ayı kârlı geçti. Özkaynak büyüklüğümüz Mayıs 2026’da 6.1 milyar liraya ulaştı. Yıl sonunda 9 milyar lirayı bulur.</strong></p>
<p><strong>Güzeler, </strong>şirketin merkez ofisinde yaptığımız sohbette ağırlıklı elementer sigortacılıkta yer aldıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Sağlıkta da varız. Geçen yılın son çeyreğinde girdik. İddialıyız. Yani, </strong>“Onlar da sağlık sigortası yapıyormuş” <strong>desinler diye değil, oldukça iddialıyız. 4-5 yılda sağlık sigortasında da önemli oyuncular arasına gireriz.</strong></p>
<p>Tarım sigortasına da girmeye hazırlandıklarını kaydedip trafik sigortasına değindi:</p>
<p>-           <strong>Trafik sigortasının şirkette park süresi kısa. Gelir, nihai hasarı karşılamıyor. Aslında SEDDK bu alanı önemli ölçüde disipline etti.</strong></p>
<p>Bu tür sigorta ürünleri için en sıkıntılı sürecin <strong>“düşük faiz, yüksek enflasyon dönemi” </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          “Düşük faiz, yüksek enflasyon” <strong>en dayanıksız dönemdi. Zor bir sınav oldu. Şimdi de </strong>“Yüksek enflasyon, yüksek faiz” <strong>dönemindeyiz. Orta Vadeli Programa (OVP) uyum söz konusu. Sigorta sektörü penetrasyonu artıramıyor.</strong></p>
<p>Kasko başta olmak üzere elementer tarafta çok ciddi fiyat rekabeti olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ben 30 yıla yakın süredir sektördeyim, böylesine yakıcı fiyat rekabeti olan dönem görmedim. Kaskoda fiyat güncellemeleri hasar endeksine bağlı. Ayrıca SDDK sermaye şartını da büyütüyor. Yani, sigortalamayı sermaye ile ilişkilendiriyor.</strong></p>
<p>Sigorta sektöründe daha sıkı regülasyondan yana olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz bir risk alıyoruz, maliyeti daha sonra ortaya çıkıyor. Yüksek enflasyon ortamında maliyet hesabının tutmama riski artıyor. Örneğin, trafik sigortasında fiyatı otorite belirliyor, hasar maliyeti serbest. Yüksek enflasyon marjı ortadan kaldırıyor.</strong></p>
<p>Kilit Group’un Unico’nun çoğunluk hisselerini Heksagon’dan almak üzere adımlarını attığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Rekabet Kurulu’ndan hisse devri konusuna izin çıktı. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’dan  (SEDDK) da onaylar çıktıktan sonra hisselerin çoğunluğu Kilit Group’a geçmiş olacak.</strong></p>
<p>Büyük hissedarın değişmesinin etkilerini sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Kilit Group, özellikle turizm sektöründe oldukça güçlü. Devreye girmeleriyle birlikte başta BES olmak üzere yeni gireceğimiz alanlar ve büyüme konusunda elimiz daha da güçlenir.</strong></p>
<p>1988 yılında Commercial Union olarak sektöre giren şirket, geçen 38 yılda sektöre en büyük yabancı sermaye girişi, isim değişiklikleri gibi önemli dönüm noktaları yaşadı.</p>
<p>2015’te adı Unico’ya dönüşen şirket, Kilit Group’un çoğunluk hissedarlığı ile birlikte sektördeki <strong>“iddialı konum” </strong>hedefini daha da yukarı taşıyacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘UniMap’le sigorta İçin depremin risk Haritasını hazırlattı</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler, </strong>3 yıl önce Kocaeli Üniversitesi ile sigorta sektörüne özel depremin risk haritasını hazırlama çalışmasına giriştikleri bildirdi:</p>
<p>-          “UniMap” <strong>bu çalışmadan doğdu. Sigortacılığın geleceği, riski oluştuktan sonra yönetmekten ziyade oluşmadan önce anlamaya dayanıyor.</strong></p>
<p><strong>“UniMap”</strong>in bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye gibi deprem ve doğal afet riski yüksek bir ülkede, klasik risk modelleri artık yeterli değil. </strong>“UniMap” <strong>ile deprem ve sel risklerini zemin yapısı, fay hatlarına uzaklık, topografik eğim, yerel jeolojik özellikle ve yeraltı su seviyesi gibi birçok parametreyle analiz ediyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu sayede riski daha oluşmadan öngörebiliyor, hem müşterilerimize hem de kendi risk yönetimimize sağlam bir zemin oluşturabiliyoruz. </strong>“UniMap”<strong>i veri, bilim ve sigortacılığın kesişim noktasında konumlanan stratejik bir platform olarak görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ender Güzeler, “veri”</strong>nin dönüşümün temel taşı olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sigortacılık özünde veriyle çalışan bir sektör ve bu nedenle veri bizim için en kritik varlık. Doğru veriyi doğru şekilde analiz etmek, doğru ürün geliştirmekten doğru fiyatlamaya kadar tüm süreçlerin temelini oluşturuyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu doğrultuda veri analitiğini organizasyonun merkezine yerleştirerek daha hızlı, daha doğru ve daha çevik kararlar alabilen bir yapı kuruyoruz. Bu yaklaşım hem müşteri memnuniyetini hem de finansal performansı doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p><strong>Güzeler, </strong>teknoloji konusunu şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji yatırımlarımızı yalnızca mevcut sistemleri iyileştirmek olarak görmüyoruz. Bu nedenle Teknokent içinde konumlanarak inovasyonu kurumsal bir yetkinlik haline getirdik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Poliçe sayısı 2 milyonu aşıyor</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler, </strong>şirketin sektördeki faaliyet yelpazesini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yangın sigortaları, zorunlu deprem sigortası, hukuksal koruma sigortası, sağlık sigortaları, oto sigortaları, oto dışı kaza sigortaları, sorumluluk sigortaları, mühendislik sigortaları, nakliyat sigortaları, kredi sigortaları.</strong></p>
<p>Unico Sigorta ile ilgili şu verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>Poliçe sayısı 2 milyonu aşıyor. 3 bin 500 iş ortağımızla 1.5 milyonu aşkın müşteriye ulaşıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Jan Nahum başkan, Tuncay Kilit başkanvekili</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4499cb01e73-1782880715.jpg" alt="" width="700" height="352" />
<figcaption><strong>Jan Nahum - Tuncay Kilit</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta’nın sitesinden yönetim kurulunda yer alan isimlere baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Jan Nahum: </strong>Yönetim Kurulu Başkanı</li>
<li><strong>Tuncay Kilit: </strong>Yönetim Kurulu Başkanvekili</li>
<li><strong>Ender Güzeler: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür</li>
<li><strong>Reyhan Topçu Turan: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi</li>
<li><strong>Serdar Güler: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sigorta sektörüne Galeri Kristal ile girdi</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta’da çoğunluk hisseleri devralmak için SEDDK’nın onayını bekleyen Kilit Group’un çatısı altında bulunan şirketlerden bazıları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Nirvana Hotels</strong></li>
<li><strong>Ctystal Hotel</strong></li>
<li><strong>Southwind Airlines</strong></li>
<li><strong>Ar Yıldız</strong></li>
</ul>
<p>Tarihçesi 1955 yılına uzanan Kilit Group, turizmden zücaciyeye kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Kilit Group, Unico Sigorta’nın çoğunluk hisselerini <strong>“Galeri Kristal Turizm İnşaat Pazarlama ve Ticaret A.Ş.” </strong>ile devralıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yakici-rekabet-yasiyoruz-kilit-groupla-buyumede-daha-guclu-yol-alabiliriz-82212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/ender-guzeler-1782880920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yakıcı rekabet’ yaşıyoruz Kilit Group’la büyümede Daha güçlü yol alabiliriz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82211</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi yılın ikinci yarısına yoğun ajandayla başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Yılın İkinci Yarısına Yoğun Ajandayla Başlayacak! | Ekonomi Masası | 1 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/R40NTNq6188" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-uretim-icin-yeni-bir-vizyon-olusturmali-82209</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE - MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EKONOMİ Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü Sanayi Oturumunda, geçmişte hızla daha az gelişmiş ülkelere üretimi kaydırılan tekstil-hazır giyim örneğini vererek, ABD’nin özellikle California bölgesinin, yakın zamanda dünyanın en fazla tekstil-hazır giyim makine yatırımı yapan ülke haline geldiğine işaret ederek, bu değişim döneminin nasıl yönetilmesi gerektiği sorusunu gündeme taşıdı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Paydaşlarla masa baştan doğru kurulmalı, yeni teknolojik ortama uyum sağlanmalı"</h2>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ASO Genel Sekreteri Mehmet Cansız: Türkiye çok önemli kazanımlar sağladı ama bu noktada devreyi kapatmak gerekiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44953a398ba-1782879546.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Son 25 yılda bazı ülkeler makas değiştirdi ve gelişmiş ülke konumlarına geldiler. Bunların başında da Kore geliyor. Türkiye olarak son 25 yılda çok önemli kazanımlar sağladığımızı görüyoruz ama artık geleceğimiz noktada devreyi kapatmak gerekiyor. Bundan sonra yapacağımız şey Türkiye’de derinlik açığını kapatmak. Bir derinlik açığı var. Derinlik açığını kapatabilmek için niteliği, liyakati artırmanız gerekiyor ülke olarak. Ekosistemi doğru kurgulayarak yapacağız. Yani hiçbir başarı tesadüf değil. Temel yaklaşımımız; bugünün bir sorunu varsa bu geçmişteki çözümünüzden kaynaklanır. Bu anlamda masayı doğru kurmak, o masada da sanayicinin taleplerini, ekosistemin taleplerini doğru aktarmak artık bizim önümüze koyduğumuz temel hedeflerden bir tanesi diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>“Her şeyi desteklerseniz hiçbir şey destekleyemezsiniz”</strong></p>
<p>Ölçek önemli. Ankara’daki toplam kârın yüzde 75’ini 100 firma yapıyor. Yani bu artık bizim o KOBİ ölçeğinden çıkabilecek bir büyüme perspektifine geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin savunma sanayindeki başarısı sadece bir mühendislik başarısı değil, mühendisliği bir sonraki aşamaya götürüp sürdürülebilir hale getiren bir ekosistem kurmasıdır. Devreyi kapatmak bağlamında buradaki yeteneğin, buradaki öğrenilmiş sistemin mesela Ankara için sağlık teknolojilerine aktarılması gerekir. Burada masa çok aktörlü ama Sağlık Bakanlığı’nın içinde bir daire başkanlığı çerçevesinde yürütülüyor. Bunu daha üst seviyeye yani savunma sanayi başkanlığı gibi bir başkanlık inşa ederek masanın baştan doğru kurulması gerekiyor.</p>
<p>Sanayi Bakanı olsam ne yaparsınız diye sordunuz:</p>
<p>1-Odaklanırım. Her şeyi destekleyerek hiçbir şeyi destekleyemezsiniz. Talebi desteklemekle değil, çıktıyı desteklemek üzerinden bir yaklaşım gerekiyor. Bizim KOBİ ölçeğindeki verimliliğimizin kesinlikle birleşmesi, bir küme etrafında yoğunlaşması, bir birleşme stratejisinin KOBİ’ler tarafından benimsenmesi gerekiyor. Diğeri üniversite reformu. Üniversitelerin nitelik değiştirmesi, örneğin bir hocanın (akademik) yükselmesi için OSTİM ile birlikte bir projeyi tamamlaması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Duhan Kalkan: Yaşam kalitesi yüksek Ankara’ya nasıl yatırımcı çekilebilir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449563d08e1-1782879587.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>“Uzun zamandır çalıştığımız konu Ankara’nın kent kimliğinin inşası. Çok farklı alanlarda Ankara’nın çok güçlü kasları var. Ankara’yı bir bürokrasi şehri olarak nitelendirdiğimizde, Ankara’nın aslında çok güçlü olan diğer kaslarını geri plana atmış sayılıyoruz. Ticaretinden turizme, kültürden sanayiye, eğitime çok farklı alanlarda aslında ekonomiye hizmet eden ve Ankara’nın ekonomisini aslında çıta atlatabileceğimiz konulardan bahsediyoruz. Oxford’un hazırladığı Dünya Başkentleri listesi var. Ankara, 169 şehir arasında 59. Sırada. Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokmak istiyoruz ama ülkenin başkenti 59. sırada. Yani aslında yapılacak çok şey var.</p>
<p>2024-2028 bölge planımız bizim yol haritamız: Yaşam kalitesi yüksek, dünya ile rekabet eden düşünce ve yeniliğin başkenti.. Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz? Bunu sadece yurt dışından yabancı yatırımcı anlamında değil, aynı zamanda farklı şehirlerden Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz... İstanbul’da bir deprem söylentileri var; Ankara ülkenin tam ortasında, kuzeyden güneye, doğudan batıya önemli bir aslında lojistik aksı üzerinde Ankara. Orta Koridor ve Güney Koridorun kesişme noktası. Lojistik üssünün genişletilmesiyle alakalı çok güzel bir çalışma yaptık ATO ile birlikte. Seyit Başkanımız bahsetti, "serbest bölge" meselesi... Bunlar bizim fizibilite olarak yapıp -ki benim çok önemsediğim bir şey bu- lobi gücü oluşturmak, şehrin gündemine taşımak.</p>
<p>Ankara’da kırsal yatırımlar, otel yatırımlarıyla alakalı bir başlık da var, Ankara’da sağlık/medikal teknolojilerle alakalı bir başlık da var. Güçlü olduğumuz dört konu başlığı: 1. Savunma sanayisi, 2. İnşaat ve iş makineleri, 3. Bilişim sektörü ve 4. İlaç alanı. Bu dört alanda Ankara’yı ciddi anlamda güçlendirmeyi planlıyoruz. Sanayi alanında da inşallah biraz önce algıyı kırıp biraz önce bahsettiğim algıyı kırıp Ankara’yı tam anlamıyla sanayiyle anılan bir şehre dönüştürmeyi hedefliyoruz.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ODTÜ Öğretim Üyesi Erol Taymaz: Sanayi güçlü ama metal işlemede yoğunlaşmış, ama gelecek o yönde değil</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44958b3eb76-1782879627.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Ankara’daki sanayinin geleceğine bakarken Türkiye’deki sanayinin geleceği ya da Türkiye ekonomisinin geleceği ne olacak ona bakmak lazım. Çünkü bu gelecek kendiliğinden olan bir şey değil, bunu şekillendirebiliyorsunuz. Bence mevcut durumu değiştirebilecek üç önemli faktör var: Bir tanesi teknoloji, işte yapay zeka bunun klasik örneği. İkincisi, her şeyde her yerde Çin var Çin’i unutup bir şey yapamazsınız. Üçüncüsü Türkiye açısından da Avrupa Birliği önemli. Çünkü Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından bir tanesi.</p>
<p>Dünya değişti ama hala ihracat içindeki en önemli kalem makine ve ulaşım araçları. En büyük döviz kazandırıcı sektör ise hala tekstil sektörü. Peki günümüzde konuştuğumuz teknolojiler neler? Elektronik, yapay zeka vb. Bu sektörlerdeki payımız çok düşük, yüzde 5’ler düzeyinde.</p>
<p>Şimdi bunu temel almamız lazım. Sanayimiz güçlü ama daha çok metal işleyen sanayiler ama gelecek o yönde değil. Gelecek nerede? Daha çok yazılım temelli teknolojiler gelişiyor, yapay zeka gelişiyor, robot gelişiyor onunla birlikte. Zaten robotların gelişmesini sağlayan da yapay zeka olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Bizim açımızdan önemli, AB Sanayiyi Hızlandırıcı Yasasını çıkardı. Artık AB arz yönlü politikalar izliyordu, yeni teknolojilerle talep yönlü politika uygulamaya başladı. Bizim de uygulamamız lazım. Türkiye açısından bakarsak ne yapabilir: Yeni teknolojilere bakılmalı. Nature her yıl dünyanın en önemli araştırma merkezlerini sıralıyor, 10 merkezden 1’i ABD’de, 9’u Çin’de. Çin sadece böyle emek yoğun alanlarda değil, bilimsel alanda da güçlü ve gücünü sürdürecek.</p>
<p>Küresel düzeydeki zincirler kopuyor. Türkiye nerede yer alacağını saptaması lazım. AB ile mi devam edeceksin yoksa farklı bir şeyler olabilir mi ki bence zor. Yeni teknolojilerde de bir üretici konumunda olamazsak mevcut konumumuzu da koruyamayabiliriz. Yeni teknolojilerde ölçek gerekiyor, bunun için de belki bizim gibi orta düzeydeki ülkelerle iş birliği yaparak ancak mevcudu koruyabiliriz. Son olarak, "açık kaynak kod" yazılımları var, büyük ölçek sağlıyor. Türkiye’nin de bu yolda çok büyük efor harcaması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TİCARET OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Kırsal kalkındırılmalı, vergi reformu gerekli"</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44972b0397e-1782880043.jpg" alt="" width="700" height="499" />EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, moderatörlüğünü yürüttüğü panelin açılışında, sayısal dönüşüm ile akıllı yazılımlar ile ticaretin ekonomi içindeki ağırlığına vurgu yaptı. Panelde istihdamın korunması ve yetkinliğin artırılması ön plana çıktı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ATO Mali Danışmanı Nazmi Karyağdı: Vergide tek oranlı sisteme geçilmeli</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4495b3dffac-1782879667.jpg" alt="" width="700" height="452" /></span></strong>“Türkiye’nin vergi reformuna ihtiyacı var. Ayrıca, Türkiye'nin istihdam üzerindeki yüklerinin fazla olması bir sorun. OECD üyesi ülkelerde istihdam üzerindeki toplam yük SGK ve gelir vergisi olmak üzere yüzde 34, Türkiye'de yüzde 39. İstihdamı arttırmayı düşünüyorsak bunu aşağı çekmekten başka bir çare yok. Türkiye'deki istihdamın çoğunluğu hizmet sektöründe sağlanıyor. Gelir vergisi düz oranlı sisteme geçmelidir. Türkiye'de gerçekte bir artan oranlılık yoktur, çok kazanandan çok, az kazanandan vergi al. Çok kazanandan çok vergi alınmıyor. Ekonomi Gazetesi'nde bir haber yapmıştık: 1 milyon lira kazanan kişi ne kadar vergi ver? Sıfır TL 250 bin ödeyen de var. Böyle bir vergi sistemi olabilir mi? İstisnalar var diyeceksiniz. O nedenle yüzde 20 düz oranlı vergiye geçmemiz lazım. Kurumlar Vergisinde de yüzde 20 düz oran mantıklı olur. Şu soruyu sormak önemli: Kim ne kadar kar dağıtıyor? Halka açık olanlar dışında diğerlerinde bir müddet sonra biz mali müşavirlere soruluyor, ne yapmamız lazım, gayrimenkul mü alsak, gayrimenkulü şirkete mi satsak diye çünkü orada kar var ama öyle bir kar yok aslında. O kâr çoktan gitmiş. Vergi Usul Kanunu kağıt üzerindeki düzeni (sayısal olmayan) düzenliyor. Dolayısıyla yeniden yazılmalı. Algoritmaların, sorgulamanın arttığı yerde mükellef haklarının korunacağı Kurul’un açılması lazım. Artık, hala takdir komisyonu gibi bir ilkeliliğin olmaması lazım.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Cumhurbaşkanlığı Eğitim-Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi ve ÖZDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Akça: Ankara ihracatında teknoloji payının yüzde 20 olması tesadüf değil</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4495dd8afcb-1782879709.jpg" alt="" width="700" height="372" /></strong></span>Şehirler sadece nüfuslarıyla, ekonomisiyle değil ruhlarıyla büyüdü ve medeniyetleriyle yükseldiler. Medeniyet ise kültürle, eğitimle, üretimle ve insanla inşa edilir. Ankara tam da böyle bir şehirdir aslında. Cumhuriyetimizin başkentidir ama aynı zamanda Anadolu'nun kadim birikiminin modern dünyayla buluştuğu merkezdir. Ankara'nın en büyük avantajı da bu. Ankara bilgi üreten, insan yetiştiren ve bu bilgiyi ekonomik değerlere dönüştüren bir şehir olmuştur. Bugün Türkiye'nin en yüksek beşeri kalkınma endeksine sahip ili olması tesadüf değildir. Bu başarı eğitimde, sağlıkta ve yaşam kalitesinde oluşturduğu güçlü altyapının sonucudur. Yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip Ankara, ülke nüfusunun yalnızca yüzde 6.8'ini oluşturmasına rağmen Türkiye ekonomisinin yüzde 10.5'ini üretmektedir.</p>
<p>Ankara'nın ihracatında yüksek teknolojinin, teknoloji ürünlerinin payının yüzde 20 seviyesine ulaşması tesadüf değildir. Türkiye ortalamasının yaklaşık 7 katı olan bu oran Ankara'nın bilgi ekonomisine geçişte önemli bir mesafe aldığını göstermektedir. Ankara'nın sahip olduğu insan kaynağı üniversiteleri, sanayi, sanayisi, ticareti, Kültürel mirası, tarımsal potansiyeli ve güçlü kurumlarıyla önünde çok büyük bir gelecek vardır. Bizlere düşen görev ise bu unsurları birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, aynı medeniyet tasavvurunun parçaları olarak görmektir. Çünkü eğitim ekonomiyi besler, ekonomi kültürü güçlendirir, kültür toplumu bir arada tutar, toplum medeniyeti inşa eder, medeni Niyet ise güçlü devletlerin en sağlam temelidir.</p>
<p><strong>“Mesleki Eğitimde Ankara Modeli”</strong></p>
<p>Bu aşamada bizim Ankara Ticaret Odası olarak son 4 yılda yapmış olduğumuz en önemli çalışma mesleki eğitimde Ankara modeli olarak ortaya koymuş olduğumuz büyük bir çalışmadır. Bu çalışmayla bizler sadece ATO ve meslek liseleri değil bunun Milli Eğitim Bakanlığının uhdesinde Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ostim Üniversitesi, İş-Kur gibi temel paydaşları da bu işe dahil ederek bir çalışmayı yürütüyorduk. Çocuklarımız daha öğrencilik yıllarından teorik olarak öğrendikleri bilgileri yeteneğe ve üretime dönüştürürken aynı zamanda bunun ahlaki alt yapısını da almaları, bir ticarette güvenin, kalitenin, söz vermenin ve yaptığı işin hiç kimse kontrol etmese bile en nitelikli bir iş olması gerektiği inancının ve kazancını paylaşmanın ve toplumsal fayda üretmenin temel uhdelerinde içeren bir çalışmayı Sayın Başkanımızın da önderliğinde ve Yönetim kurulumuzun vermiş olduğu büyük destekle yürütüyoruz. İşte bu çalışmanın Ankara'ya da büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>TOBB Tarım Meclisi Başkanı Ülkü Karakuş: Bir insan niye metropole göçer?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44960d6c95e-1782879757.jpg" alt="" width="700" height="372" /></strong></span>Tarımdan Sanayiye ve sanayiden hizmetler sektörüne geçiş bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de olmuş. Tarımda yüzde 55 nüfusun kalması zaten beklenemez ama 90’lı yıllarda tarımdan hizmetler sektörüne doğrudan atlamışız. Yani tarım-sanayi entegrasyonundaki bir kopukluk. Nereye getirmiş bizi? İşsizliğin fazla olduğu, meslek liselerinin atıl hale geldiği, insanların bir an önce iş kovalamak için büyük metropollere göçme zorunluluğu sonucuyla. Nüfusun üçte biri kırsalda bu sürdürülebilir bir şey değil.</p>
<p>Bir insan niye büyük metropole göçer? Geçim kaygısı. Niye köyleri kırsalı boşaltır? Yaptığı işten yeterince kar etmiyordur. Konuşmacılar söyledi, iki neden: Televizyon ve internet. O şehirdeki şartların bir kısmını köye taşıyabilirsek orada kalırlar insanlar.</p>
<p>Deprem döneminde tartıştık: Kahramanmaraş tekstil merkezi. Maraş’ta binalar yapılacak. Bir de 30 bin kişilik tekstil kent kuralım. Urfa’da un-bakliyat ise onu, Hatay’da yapılacaksa narenciyeyi… Ekonomi Gazetesi aracılığıyla bu tür kentlerin oluşturulması ve genelgelerin gelmesi için yapmamız lazım.</p>
<p>Mazıdağı’nda bir fabrika var. Güzel sosyal tesisler, lojmanlar yapılmış. Genel Müdürü söyledi Diyarbakır’a hafta sonları servis kaldırılıyor eğlenmeye gidenleri götürün-getiriyor. Böyle daha geniş bir perspektifte bakmak lazım belki.</p>
<p>Dünyanın en büyük komünist ülkesi Çin, diyor ki "Duvarları yıkın.” En büyük kapitalist ABD Meksika’ya duvar örüyor. Biz Güneydoğu sınırımıza duvar örüp NATO’daki yerimizi kesinleştiriyoruz ama Türkiye serbest pazar ekonomisini bütün kurallarıyla işletmek durumunda. Mesela, dalgalı kur diyoruz ama uygulanmıyor. Aslında yıl sonu bana 50-52 TL deseler daha rahat edeceğim. Biz kamuyu 3 yerde istiyoruz, 3D diyorum: Düzenleme, destekleme ve denetleme. Kamunun bu düzenleyici ve denetleyici etkisinin, kamusal alandaki eksikliğinin bu serbest pazar ekonomisindeki açıklarının da vergi kaybı ile ilgili oluşan orantısızlıkların da nedeninin denetim eksikliğinden kaynaklandığını dolayısıyla kamu özel sektör işbirliğinin üniversitelerle birlikte olması gerektiği şartı var. Efendim bir de haddim olmayarak Ekonomi tarifi ile ilgili.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TARIM OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Akıllı tarımla verimlilik artırılmalı"</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44975a65532-1782880090.jpg" alt="" width="700" height="342" />EKONOMİ Ankara Haber Müdürü Hüseyin Gökçe’nin moderatörlüğünü gerçekleştirilen Tarım Oturumunda, gıda güvencesi, tarımsal verimlilik, tarımsal destekleme modelleri ve tarımda teknoloji kullanımı masaya yatırıldı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz: Üretim ölçeğinden uzak politika tarımı bu hale getirdi</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44964198e05-1782879809.jpg" alt="" width="700" height="466" /></span></strong>Gıda güvencesi çok önemli. Tarım politikaların temelini oluşturan aslında gıda güvencesidir. Herkesin her zaman her yerde yeterli sağlıklı gıdaya erişimdir. Gıda ulaşım bir insan hakkı olarak ele alınmaya başlandı. 2007 dünya gıda krizinde bu konu yeniden gündeme geldi. Kuraklık kaynaklı olağanüstü fiyat artışı başladı. 1994 DTÖ Tarım Anlaşması ile tarımsal üretim ve ticaret tamamen piyasanın yönetimine bırakılıyor. Dolayısıyla devletin tarıma müdahalesi azalıyor, kamu stokları azalıyor. Spekülatör ataklarıyla fiyat artıyor.</p>
<p>Gelişmiş ülke tarım politikalarında yeni eğilim ortaya çıkıyor gıda güvencesi stratejik hedefi yeniden tarım politikalarında yer tutuyor. AB güvenlik ağı geliştiriyor. Fiyat 2010-2020 arası sabitleşmeye başlıyor. 2020 COVID sonrası dalgalanmalar durmuyor. Hızlı kentleşmeyle beraber oluşan talep artışı da etkili olmaya başladı Çin, Hindistan gibi ülkelerde. 2020’de pandemide içerde kalan insanlar dışarı çıkmaya başlayınca, 2021’de talep şoku yaşanıyor ve fiyatlar da ona bağlı olarak artmaya başlıyor. Rusya Ukrayna savaşında ise enerji, gübre fiyatlarında küresel artış yaşandı.</p>
<p>AB de gıda güvencesine bağlı tarım politikası savaş sonrası ortaya çıktı. 1’nci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası biz de yaşadık, pancar üretiliyor şeker yok, pamuk üretiliyor tekstil yok. Sonradan bunların fabrikası kuruluyor. Devlet destekli modernleşmeyle yaşanan verim artışı ithal ikamesini finanse etti. Türkiye tarihsel olarak sermaye yoksulu bir ülkedir.</p>
<p>Gıda güvencesi zaafına götüren politikalar 2000’li yıllarda tarım reformuyla başladı. Doğrudan Gelir Desteği gelişmiş ülkelerin tarımına göre dizayn edilmiş politikalardır. Tarımda üretim sorunun çözmüşler üreticiye destek veriyorlar. 90’lı yıllarda partiler tarımı siyasi rant aracı olarak kullandılar ama bunun çözümü Tarım Reformu değildir. Yapısal sorunlardan, üretim ölçeğinden uzak politika Türkiye tarımını bugünkü duruma getirdi. Çiftçi tarımı terk etti. Toprak boş kaldı, tarımdan göç eden üretim faktörlerinin yerini alacak verimlilik artışı olmadığı için tarımsal arz açığı oluştu.</p>
<p>2000’den bugüne nüfus 64’ten 85 milyona çıktı. Gelir arttı, gelir artışıyla talep arttı. Arzı yeterince artıramadık. Üretim girdileri önemli ölçüde dışa bağımlı.</p>
<p>İnsanları stoka yönelten şey yanlış tarım politikalarıdır. Doğrudan Gelir Desteği değil, sosyal uzlaşmaya dayalı tarımsal planlama olması lazım.</p>
<p>Gıda güvencesi tanımını yaparken, herkesin her zaman yeterli sağlıklı gıdaya ulaşımıdır. 28 bin lira asgari ücret, 36 bin lira açlık sınırı. 5 yıldır talebe baskı yaparak enflasyonla mücadele ediyoruz. İnsanların önceliği beslenmedir. Bunun çözümü etkili tarım politikalarıdır:</p>
<p>-Fark ödeme sistemine dayalı tarım politikası, hem fiyat istikrarı, hem tüketici refahı, hem çiftçi gelirine güvence, hem dış koruma.</p>
<p>-Prim sistemi de kullanılabilir. Ayçiçeği gibi yetersiz olan ürünlerde ve kalitesi istediğiniz üründe olabilir.</p>
<p>Doğrudan Gelir Desteği ise kırsal kalkınmada yeterli geliri olmayanlara sosyal politika aracı olarak verilebilir. Bu bir ekonomi politikası aracı değildir.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Koç: Artık kozlar veri üretip satanların elinde</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449674a8896-1782879860.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Nüfus artışına karşılık kaynaklarımız kıt tüm dünyada olduğu gibi, daha verimli üretim yapmamız gerekiyor. Küresel ısınma, ani yağışlar, kuraklık teknoloji kullanım ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Ülkemizde tarımsal nüfusun yaş ortalaması 55-59 arasında değişiyor. Akıllı tarım için nelere ihtiyacımız var. Artık kozlar, verileri üreten, elinde tutan ve satan kişilerin elinde.</p>
<p>Şimdi hassas tarım diye de bir olgu var, verileri bir araya getirip bunları kullanmayı içeriyor. GBS, haritalandırma ile yüksek yoğunluklu tarım yapmaya çalışıyoruz. Akıllı tarım girdilerin azaltılarak, çıktıların maksimize edilmesi olarak adlandırabiliriz. Öncelikle Ar-Ge ye büyük önem vermeliyiz.</p>
<p>Türkiye’de Ar-Ge harcamalarında tarımın payı yüzde 10 civarında. Normal şartlarda Ar-Ge’ye yapılan her 1 dolarlık yatırımın çıktısı 12 dolar, çevrenin korunması vs. gibi diğer unsurları da eklediğimizde bu miktar 36 dolara kadar çıkıyor. Yapay zekanın temel şartı veri üretmekten geçiyor, Tarım 5.0 konuşuluyor, yapay zeka, makine öğrenmesi, anlık karar veren robotlara ihtiyacımız bulunuyor.</p>
<p>Drone, otonom tarım robotları, pandemiden bu yana büyük evrim geçirdiler. Çok fazla üretim yapılmaya başlandı. Dünya genelinde 2030 yılına kadar 30 milyar dolar civarında tarım robotu piyasasının ulaşması bekleniyor. Türkiye’deki tarım makinelerinin kg fiyatı 5-6 dolar aralığında, Oysa 2020’de Almanya’da 12 dolar iken, bugün 25 dolar seviyesine çekti. Tarım makineleri sektörü 3 milyar dolar büyüklüğe sahip.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk: Yıllarca, üretim insan olmadan yapılıyor zannettik</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44969728509-1782879895.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Bizler bilim insanı olarak kırsal nüfus niye azaldı, ortalama çiftçi yaşı niye yükseldi ona bakarız. Türkiye’de tarım politikalarında insana destek verilmedi, onların temel yaşam gereksinimlerine bakılmadı. 1990’lı yıllara kadar çiftçi bunu kabullendi. Ancak bu tarihten itibaren, internet, TV devreye girince işin şekli değişti. Kadınlar TV’lerde gördüklerini talep etmeye başladılar. Ardından “Onlar bana gelmiyorsa ben onlara giderim” diyerek kentlere göç etmeye başladılar. Konuta ve ulaşıma artık çok daha fazla para verilir oldu. Bunun toplumsal maliyeti de giderek artmaya başladı.</p>
<p>Yıllarca insan olmadan bir şeyler kendi kendine üretiliyormuş gibi davrandık. TKDK kredileri ilk çıktığında AB standardında hayvan refahını öngören ahırlara destek sağlanıyordu. Adamın oturduğu ev o standarda sahip değil ki. Türkiye’de desteklerde her zaman insan olmak hayvan olmaktan daha az makbul. Türkiye’de sigortalı hayvan oranı sigortalı işçi oranının 4 katı.</p>
<p>Dünyada Kırsal Gençlik Ağı diye bir yapı var 17 -18 milyon civarında üyesi bulunan. Biz dünyanın gıda güvencesini sağlamaya tabiyiz diye bir manifesto yayınladı bu gençler. Biz ayrım yapmadan birlikte çalışmaya hazırız, tarımla ilgili kararlara da ortak olmaya hazırız diyorlar.</p>
<p>Oysa Türkiye’de bugün tarımla ilgili karar verenlerin yaş ortalaması 70, biz diyoruz ki gençler köylere niye gelmiyor? Kırsal alanlarda tarım dışı istihdam alanları yaratamadık. Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığında 1993 yılında bir kırsal sanayi sempozyumu düzenlendi. Aradan 33 yıl geçti ikincisi yapılamadı. Sosyal adaleti gözetmeyen bakış açısıyla bakıldı. Son 15 yılda dünyada 78 milyon arazi satılmış veya kiralanmış. Başka ülkeler tarafından. Kuzey ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri gidip Latin Amerika’dan, toprak 3’üncü dünya ülkelerinden toprak alıyorlar.</p>
<p>Suudi Arabistan tek başına Kamboçya’dan 400 bin ha arazi satın aldı. tarımda iklimi, teknolojiyi, yapay zekayı da düşünen geniş bir perspektifle ele alınmalı. COVID 19 tedarik zincirlerini kırdı, neyi nereden temin edeceksin bilemiyorsun.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı tahıl ticaretini alt üst etti, son ortaya çıkan İran-ABD savaşı petrol ve gübre maliyetlerini alt üst etti. Güney Amerika’da El nino her şeyi alt üst etti. Savaşlar nedeniyle milyonlarca hektar tarım alanı devre dışı kalırken, kadınların kırsal alandaki iş yükü yüzde 42 artmış, bunun sosyolojik boyutu da var. Veriye ne kadar sahipseniz o kadar hakimsiniz ve iklimle uyumlu üretim de yapabilirsiniz. Eskiden kim daha fazla üretiyor ona bakılırken, şimdi kim daha az karbon salımı yapar, kim daha az enerji harcar, kim daha kaliteli veri kullanır, ona bakılıyor.</p>
<p>Kırsal alan sadece üretim değil, yaşam, teknoloji, veri üretimi gibi alanlar da olmalı. Yeni destekleme araçlarına yönelinmesi lazım. Bugün mazot, gübre, ilaç vs desteği veriliyor. Toprağı koruyup, karbon salımını azaltan, suyu tasarruflu kullananlara destek veriliyor. ABD desteklemede önceliği iklim dirençli tarıma veriyor. Türkiye nasıl büyüyen bir dev ise Ankara da aynı şekilde. Ancak, diğer sektörler tarımı geride bıraktı. Bir çok tarım ürününde Türkiye’de ilk üçte yer alan Ankara’nın tarım ürünleri ihracatından aldığı pay yüzde 2 civarında.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">ANKARA EKONOMİ ZİRVESİNDE ÖNE ÇIKAN ÖNERİLER</span></h2>
<p><strong>SANAYİ</strong>: SANAYİ DAHİL TÜM EKONOMİ SİSTEMİ YENİDEN YAPILANDIRILMALI<br /><strong>TİCARET</strong>: VERGİDE TEK ORANLI SİSTEME GEÇİLMELİ<br /><strong>TARIM</strong>: SİGORTALI İNEK SAYISI SİGORTALI İNSANIN 4 KATI, TARIMDA İNSANA DESTEK VERİLMELİ</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-uretim-icin-yeni-bir-vizyon-olusturmali-82209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/9/1280x720/96-1782879507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası (ATO), Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Ankara Ticaret Borsası (ATB) ile EKONOMİ’nin düzenlediği Ankara Ekonomi Zirvesinde, küreselleşmeyle oluşan üretim değer zincirindeki paradigma değişikliği ve Türkiye ile Ankara’nın bu değişim içinde nasıl bir yol izlemesi gerektiği tartışıldı. Panelistler, tarım ve sanayide yeni bir vizyonun oluşturulmasını ön plana çıkardı. Ticarette ise istihdamın korunması ve adil ticaret vurgusu yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-82252</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BursaRay&#039;a 2,84 milyarlık liralık filo takviyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesinin, 40 kilometrelik hat uzunluğu ve 40 istasyonuyla hizmet veren BursaRay’ın 138 araçlık filosunu güçlendireceği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre Bursa Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanlığı, BursaRay filosuna 20 adet yeni hafif raylı sistem aracı alınması için ihale düzenledi. İhaleyi 2 milyar 840 milyon TL ile en avantajlı teklifi veren CRRC Zhuzhou Locomotive firması kazandı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, yüklenici firma CRRC Zhuzhou Locomotive Türkiye Genel Müdürü Zhang Wenfeng ve şirket yöneticileriyle bir araya gelerek gerçekleştirilen ihale ve ulaşım konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulundu. Toplantıda Raylı Sistemler Dairesi Başkanı Vefa Rona ve BURULAŞ Genel Müdürü Kürşat Çapar yer aldı. Başkan Vekili Biba ve yüklenici firma temsilcileri, ihale konusu iş hakkında hazırlanan sözleşmeye imza attı. Sözleşme kapsamında BursaRay filosunu güçlendirecek yeni araçlarda yüzde 60 yerlilik şartı uygulandı. Yüklenici firma, araçları bu yeterliliğe uygun olarak Ankara Sincan’daki tesisinde üretmeye başladığını bildirdi. Yeni araçların, 15 ay içerisinde sisteme entegre edilmesi planlandı.</p>
<h2>"1.2 milyar lira tasarruf"</h2>
<p>Başkan Vekili Şahin Biba, “138 araçla günde 320 bin yolcu taşıyoruz. Bu ihaleyle birlikte filomuzu 20 araçla daha güçlendireceğiz. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tamamıyla öz kaynaklarıyla ve Türk Lirası cinsiyle yapılan bir ihale gerçekleştirdik. Döviz kurundan etkilenmeyerek, bu ihale sayesinde 1 milyar 200 milyon lira gibi bir miktarın Bursa Büyükşehir Belediyesi kasasında kalmasını sağladık. Mevcut araç kapasitemizle iki buçuk dakikalık seferler planlanabiliyorken yeni araçlarla birlikte sistemin imkân tanıdığı ölçüde bu süreyi iki dakikalara kadar çekeceğiz” değerlendirmelerinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-82252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-1782892827.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BursaRay&#039;ın 138 araçlık filosu 20 yeni hafif raylı sistem aracıyla büyüyor. Ankara&#039;da yüzde 60 yerlilik oranıyla üretilecek araçların 15 ay içinde teslim edilmesi planlanırken, yatırımın sefer sıklığını artırması ve yolcu kapasitesini güçlendirmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-82250</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa, Türk savunma sanayiinde çok daha stratejik bir yer tutacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) Haziran Ayı Meclis Toplantısı’nda Bursa iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Dünyada güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiğini belirten Prof. Dr. Haluk Görgün, güçlü savunma sanayiinin artık yalnızca platform sayısıyla değil, üretim kapasitesi, tedarik zinciri derinliği, mühendislik kabiliyeti, kritik bileşenlere erişim ve sürdürülebilirlik gibi unsurlarla değerlendirildiğini ifade etti. Türkiye'nin bu yeni döneme hazırlıklı girdiğini vurgulayan Görgün, son 23 yılda savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm yaşandığını kaydetti.</p>
<h2>“Yerlilik oranı yüzde 80'in üzerine çıktı”</h2>
<p>Türk savunma sanayiinin bugün 4 bin 500 firma, bin 400’ü aşkın proje ve 100 binden fazla doğrudan istihdamla güçlü bir ekosisteme dönüştüğünü belirten Görgün, yerlilik oranının yüzde 80’i aştığını söyledi. Savunma ve havacılık ihracatının ise 2002 yılında 250 milyon dolar seviyesinden son 12 aylık dönemde yaklaşık 11 milyar dolara ulaştığını belirten Görgün, Türkiye'nin dünyanın en büyük 11.’ci savunma ve havacılık ihracatçısı konumuna yükseldiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c7bb4fdc0-1782892475.jpg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<h2>“Bursa’nın üretim gücü savunmaya değer katıyor”</h2>
<p>Bursa'nın yüksek katma değerli üretim yapısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde bir ihracat performansı sergilediğini dile getiren Görgün, kentten geçen yıl 7 bin 500 firmanın 200'den fazla ülkeye 20 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. Bursa firmalarının artık yalnızca parça üretimi yapan şirketler olmaktan çıkarak ana yüklenicilerin stratejik çözüm ortakları haline geldiğini vurgulayan Görgün, ASELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN’ın Bursa’dan gerçekleştirdiği tedarik hacminin her yıl ortalama yüzde 50 arttığını söyledi. Görgün, TUSAŞ’ın bu yılın ilk altı ayında Bursalı tedarikçilerine 35,5 milyon doların üzerinde sipariş verdiğini, ASELSAN’ın ise 2021 yılından bu yana Bursa merkezli 215 firmadan toplam 135 milyon dolarlık yüksek teknoloji bileşeni temin ettiğini açıkladı.</p>
<h2>“Otomotiv altyapısı savunma sanayiine avantaj sağlayacak”</h2>
<p>Bursa’nın güçlü otomotiv sanayii altyapısının savunma sektörüne önemli katkılar sağlayacağını belirten Görgün, dünyada otomotiv tesislerinin savunma üretimine yöneldiği hibrit fabrika modellerinin yaygınlaştığını söyledi. Bursa’nın kalite kültürü ve hassas üretim kabiliyetinin savunma sanayiinin ihtiyaçlarıyla buluşmasının önemli fırsatlar oluşturacağını ifade eden Görgün, Savunma Sanayii Yetenek Envanteri’nde 242 Bursalı firmanın yer aldığını, EYDEP kapsamında ise 127 firmanın değerlendirilerek sertifikalandırıldığını açıkladı. Prof. Dr. Haluk Görgün, BTSO iş birliğinde ekim ayında Bursa'da kapsamlı bir savunma sanayii çalıştayı düzenleyerek sektörün yol haritasını oluşturacaklarını da duyurdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c7d727747-1782892503.jpg" alt="" width="654" height="436" /></p>
<h2>“Tam bağımsızlık güçlü ekonomiyle mümkündür”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ise savunma sanayiini Türkiye’nin bağımsızlığının en önemli güvencelerinden biri olarak gördüklerini belirtti. Güçlü savunma kabiliyetinin ancak güçlü ekonomiyle mümkün olacağını vurgulayan Burkay, Bursa sanayisinin son yıllarda geliştirilen yerli ve milli savunma projelerinde önemli bir pay sahibi olduğunu söyledi. Bursa’nın otomotiv, makine, tekstil, kimya ve kompozit alanlarındaki üretim altyapısının savunma sanayiine önemli katkılar sunduğunu ifade eden Burkay, 2013 yılında kurdukları BASDEC'in bugün 160’ın üzerinde üyesiyle sektörün ortak aklını temsil ettiğini kaydetti. Bursa firmalarının savunma sanayiindeki etkinliğinin her geçen gün arttığını dile getiren Burkay, GUHEM bünyesinde Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle açılacak havacılık lisesiyle de geleceğin mühendislerini, pilotlarını ve teknoloji liderlerini yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-82250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-1782892532.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın konuğu olan Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Bursa iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi. Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği dönüşüme dikkat çeken Görgün, Bursa’nın üretim altyapısı, mühendislik yetkinliği ve girişimcilik kültürüyle sektörün yeni döneminde çok daha kritik bir rol üstleneceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/denizlerdeki-100-yillik-bagimsizlik-her-sektore-katki-sundu-82248</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizlerdeki 100 yıllık bağımsızlık, her sektöre katkı sundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c6a6cba89-1782892198.png" alt="" width="999" height="70" />Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik hakkını ekonomik anlamda da güçlendiren tarihi bir adımın yıldönümü olan Kabotaj Bayramı, 100’ncü kez kutlanıyor. 1926 yılında yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile Türk karasularında yük ve yolcu taşıma hakkının Türk bayraklı gemilere verilmesi, yalnız denizcilik sektörünün önünün açılmasına vesile olmadı. Aradan geçen yüzyıllık süreçte denizcilik ve ulaştırmanın yanı sıra tersane endüstrisinden, liman ve marina işletmeciliğiyle birlikte enerji, savunma sanayii, turizm başta olmak üzere tüm sektörleri destekleyen stratejik alan haline geldi.</p>
<p>Bugün küresel ticaretin omurgasını deniz taşımacılığı oluşturuyor. Dünya ticaret hacminin yaklaşık yüzde 80'i hacim bazında deniz yoluyla taşınıyor. Artan jeopolitik riskler, tedarik zinciri dönüşümü ve yakın coğrafyaya üretim eğilimi de limanların ve deniz lojistiğinin stratejik önemini her geçen gün artırıyor.</p>
<p><strong>Limanlar ekonominin nabzını tutuyor </strong></p>
<p>Türkiye, coğrafi konumu sayesinde Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki ticaret koridorunun merkezinde yer alıyor. Bu avantaj liman trafiğine de yansıyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası'nın Haziran 2026 Denizcilik Sektörü Göstergeleri raporuna göre, yılın ilk dört ayında Türk limanlarında elleçlenen yük miktarı 185,6 milyon tona ulaştı. Aynı dönemde konteyner elleçlemesi ise 4,55 milyon TEU olarak gerçekleşti. Bu rakamlar, Türkiye'nin bölgesel lojistik merkez olma iddiasını güçlendirdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye'de Aliağa, Kocaeli, Mersin, İskenderun, Ceyhan, Tekirdağ ve Ambarlı gibi limanlar yalnızca dış ticaretin değil, sanayi üretiminin de önemli merkezleri haline geldi. Özellikle organize sanayi bölgelerine yakın liman yatırımları ihracatçının rekabet gücünü artırırken, lojistik maliyetlerin düşürülmesine de katkı sağlıyor. Kabotaj taşımacılığı, yalnızca yük hareketliliğini değil, şehirler ve adalar arasındaki ulaşımı da destekleyen önemli bir faaliyet alanı olmayı sürdürüyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında kabotaj hatlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından 119 milyon yolcu ve 9,6 milyon araç taşındı.</p>
<p><strong>Tersaneler yüksek katma değer üretiyor </strong></p>
<p>Denizcilikte son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri ise gemi inşa sanayisinde yaşanıyor. Türkiye artık yalnızca ticaret gemisi değil; römorkör, balıkçı gemisi, feribot, askeri platform ve özel amaçlı yüksek teknolojili gemiler de üretiyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası verilerine göre, gemi ve yat ihracatı 2026'nın ilk dört ayında 932 milyon doları aşarak geçen yılın aynı döneminin yaklaşık iki katına ulaştı. Bu artış, Türk tersanelerinin küresel pazarda daha fazla tercih edildiğini gösteriyor.</p>
<p>Son yıllarda özellikle çevreci gemiler, hibrit ve elektrikli deniz araçları ile düşük emisyonlu çözümler öne çıkarken, Türk tersaneleri Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeye yüksek katma değerli üretim gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>Kruvaziyer ve deniz turizmi büyüyor </strong></p>
<p>Denizcilik ekonomisinin önemli ayaklarından biri de kruvaziyer turizmi. Pandemi sonrası yeniden ivme kazanan sektör, Türkiye limanlarına yönelik ilgiyi artırdı. 2025 yılında kruvaziyer gemi ve yolcu sayısında tarihi seviyelere ulaşılırken, 2026 yılında da hareketlilik sürüyor. Kruvaziyer taşımacılığı yalnızca liman gelirlerini değil; konaklama, yeme- içme, perakende ve ulaşım gibi birçok sektörü de doğrudan destekliyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayisi denizciliği destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin denizcilikte yükselen alanlarından biri de savunma sanayisi. Milli fırkateynler, insansız deniz araçları, sahil güvenlik gemileri ve askeri destek platformlarının önemli bölümü yerli tersanelerde üretiliyor. Bu üretim kapasitesi yalnızca savunma alanına değil, sivil gemi inşa sanayisine de teknoloji transferi sağlayarak sektörün uluslararası rekabet gücünü artırıyor. Nitelikli iş gücü, mühendislik altyapısı ve yan sanayide oluşan kapasite, Türkiye'nin denizcilikte katma değerli üretimini destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yüzüncü yılda yeni hedef; mavi ekonomiden daha fazla pay</strong></span></p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca gemi sayısıyla değil; dijital limanlar, yeşil dönüşüm, alternatif yakıtlar, akıllı lojistik sistemleri ve karbon emisyonunun azaltılması üzerinden şekillenecek. Türkiye liman altyapısını geliştirmesi, demiryolu bağlantılarını güçlendirmesi, denizcilikte dijitalleşmeyi hızlandırması ve yüksek teknolojili gemi üretimine odaklanması halinde küresel mavi ekonomiden aldığı payı daha da artırabilir. Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100'üncü yılında sektör temsilcileri denizlerdeki ekonomik bağımsızlığın artık yalnızca bayrak taşımakla değil; güçlü limanlar, rekabetçi lojistik, ileri teknoloji tersaneler ve sürdürülebilir denizcilik politikalarıyla mümkün olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/denizlerdeki-100-yillik-bagimsizlik-her-sektore-katki-sundu-82248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir asır önce Türkiye&#039;nin denizlerde ekonomik bağımsızlığının simgesi olarak yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, bugün yalnızca deniz taşımacılığını değil; limancılıktan gemi inşaya, ihracattan kruvaziyer turizmine kadar uzanan geniş bir ekonomik ekosistemi temsil ediyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 80&#039;inin deniz yoluyla gerçekleştiği dünyada Türkiye, liman yatırımları, tersaneleri ve büyüyen denizcilik sanayisiyle mavi ekonomide daha büyük pay almayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komuru-yesil-ekonomiye-ceviren-nrwden-turk-sanayisine-cagri-82246</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürü yeşil ekonomiye çeviren NRW&#039;den Türk sanayisine çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Avrupa’nın kömür ve çelik üretimiyle özdeşleşen Ruhr Bölgesi, bugün sanayide yeşil dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bir dönem kömür madenciliğiyle büyüyen bölge, bugün çevre teknolojileri, hidrojen, döngüsel ekonomi ve yeşil inovasyon alanlarında yeni yatırımlara öncülük ediyor. EKONOMİ Gazetesi ve NRW.Global Business Türkiye iş birliğinde İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ev sahipliğinde düzenlenen “Yeşil Ekonomi Sohbetleri: Almanya/Kuzey Ren-Vestfalya Özelinde Döngüsel Sanayi ve Avrupa Deneyimleri” etkinliğinde, bölgenin yatırım ve iş birliği fırsatlarının yanı sıra Ruhr Metropolü’nün yeşil dönüşüm süreci, Duisburg’un sürdürülebilir sanayi çalışmaları, Avrupa’da hidrojen ekosistemi ve Türk şirketlerinin Almanya pazarındaki deneyimleri değerlendirildi.</p>
<p><strong>AKIN: REKABETİN TEMEL BELİRLEYİCİSİ</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bc0f29f53-1782889487.png" alt="" width="468" height="245" />İSO Genel Sekreteri Haktan Akın, toplantının açılış konuşmasını yaparak, yeşil dönüşümün sanayi için artık ertelenebilir bir başlık olmadığını vurguladı. Akın, “İklim değişikliği, kaynak verimliliği, enerji güvenliği ve sürdürülebilir üretim artık yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı değil; sanayi politikalarının, yatırım kararlarının ve uluslararası rekabetin temel belirleyici unsurları arasında yer alıyor” dedi. Döngüsel ekonomiyi benimseyen, kaynaklarını verimli kullanan ve yeşil dönüşüm süreçlerini yöneten şirketlerin rekabette öne çıkacağını belirten Akın, Türk sanayisinin Avrupa’daki teknoloji, inovasyon ve yatırım ekosistemleriyle daha güçlü bağlar kurmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>OKUMUŞ: ALMANYA’NIN EN YÜKSEK GSYH’YE SAHİP EYALETİ</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bda105c90-1782889889.png" alt="" width="428" height="224" /></strong>NRW.Global Business Türkiye İrtibat Ofisi Yöneticisi Akın Okumuş, Kuzey Ren-Vestfalya’nın Avrupa pazarına açılmak isteyen şirketler için stratejik bir yatırım ve ticaret merkezi olduğunu söyledi. Hollanda, Belçika ve Fransa’ya komşu olan eyaletin konumu sayesinde yaklaşık 46 milyon kişilik pazara erişim sağladığını belirten Okumuş, bu avantajın bölgeyi uluslararası yatırımlar açısından cazip hale getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Almanya’nın ekonomik üretiminin beşte birinden fazlasını tek başına gerçekleştiren Kuzey Ren-Vestfalya’nın 18 milyon nüfusuyla ülkenin en büyük eyalet ekonomisi olduğunu kaydeden Okumuş, 909,4 milyar euroluk ekonomik büyüklüğüyle de Almanya’nın en yüksek GSYH’ye sahip eyaleti konumunda bulunduğunu söyledi. Türkiye’den Almanya’ya yapılan mal ve hizmet ihracatının önemli bölümünün de bu eyalete gerçekleştiğine dikkat çeken Okumuş, Ruhr Metropolü’nün ise sanayi üretimi ve yeşil dönüşüm çalışmalarının merkezi olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>HAFIZOĞLU: DUİSBURG AĞIR SANAYİYİ DÖNÜŞTÜRÜYOR</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bdc331373-1782889923.png" alt="" width="379" height="198" /></p>
<p>Ruhr dönüşümünün en somut örneklerinden biri Duisburg. Duisburg Business &amp; Innovation temsilcisi Ömür Hafızoğlu, kentin Avrupa’nın en büyük çelik üretim merkezlerinden biri ve dünyanın en büyük iç limanına ev sahipliği yaptığını söyledi. Ren ve Ruhr nehirlerinin kesişimindeki Duisburg, Rotterdam ve Antwerp limanlarıyla bağlantıları sayesinde Avrupa’nın önemli lojistik merkezleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Kentte yaklaşık 170 bin kişinin çalıştığını, istihdamın yarısının ağır sanayi ve lojistikten geldiğini belirten Hafızoğlu, Almanya’nın karbondioksit emisyonlarının yaklaşık yüzde 3’ünün Duisburg’dan kaynaklandığını söyledi. Bu nedenle kentin hedefinin ağır sanayiyi düşük karbonlu üretimle dönüştürmek olduğunu ifade eden Hafızoğlu, hidrojenin bu dönüşümün merkezinde yer aldığını kaydetti. 2030’a kadar iç limanda amonyak terminali kurulmasının planlandığını aktaran Hafızoğlu, buradan elde edilecek hidrojenin Ruhr’daki sanayi ve kimya tesislerine dağıtılmasının hedefl endiğini söyledi. Yaklaşık 3 milyar euroluk doğrudan indirgeme tesisinin ise ilk aşamada doğal gaz ve hidrojen karışımıyla, nihai olarak yeşil hidrojenle çalışacağını belirten Hafızoğlu, 2027’de üretime başlaması planlanan yatırımın Kuzey Ren-Vestfalya emisyonlarını tek başına yüzde 2 azaltabileceğini ifade etti. Hafızoğlu, Duisburg’un gerek Türkiye kökenli nüfusuyla gerek Türk yatırımlarıyla dikkat çektiğini belirterek, “Örnek vermek gerekirse, Duisburg Limanı’nda yani Duisport iş birliği ile Arkas önemli bir intermodel yatırımı hayata geçirdi” dedi.</p>
<h2>Türk şirketlerine somut çözüm tavsiyesi</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bffb2fb9c-1782890491.png" alt="" width="700" height="176" /></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde düzenlenen “Döngüsel Ekonomi Modelleri ile Sürdürülebilir Üretim” başlıklı panelde 13 yıldır NRW.Global Business Türkiye Ofisi işbirliğinde toplantılar yapıldığına dikkat çekildi. Güldağ, başlangıçta Türkiye’den Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’ne yapılan yatırımların sayısının 100’ü bulmazken, bugün gelinen noktada rakamın 500'ün üzerinde şirkete çıktığını vurguladı.</p>
<p>Panelde konuşan İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SURKAM Müdürü Prof. Dr. Rana Atabay Kuşçu da yeşil dönüşüm sürecini ağırdan alan şirketlerin yeni döneme uyum sağlamakta zorlanacağını söyledi. Bu sürecin artık yalnızca şirketlerin değil, kamu, üniversite, finans kuruluşları, odalar ve STK’ların birlikte hareket etmesini gerektirdiğini belirten Atabay Kuşçu, özellikle KOBİ’ler için destek mekanizmalarının sadeleştirilmesinin kritik olduğunu dile getirdi. Türk yazılım şirketlerinin ise Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon ayak izi, veri yönetimi, mevcut durum analizi ve sektör bazlı raporlama alanlarında geliştirecekleri çözümlerle sanayiye katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>Panelde Greentech.Ruhr Yöneticisi Christina Zollmarsch, Ruhr’daki dönüşümün kamu fonları, Avrupa Birliği destekleri ve bölgenin güçlü olduğu alanlara odaklanan bir eylem planıyla mümkün olduğunu söyledi. Zollmarsch, Türk şirketlerine Almanya pazarına fuarlar ve iş ağları aracılığıyla girmelerini, geliştirdikleri teknolojileri ise yalnızca tanıtmak yerine hangi ihtiyaca çözüm sunduğunu somut örneklerle anlatmalarını tavsiye etti. Döngüsel ekonominin daha az hammadde kullanımı ve kaynak verimliliği sayesinde şirketlere maliyet avantajı sağlayabileceğini de vurguladı.</p>
<h2>Hidrojende altyapı tamam sırada regülasyon var</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c125c19aa-1782890789.png" alt="" width="700" height="161" /></p>
<p>Moderatörlüğünü EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın üstlendiği “Türkiye ve Kuzey Ren-Vestfalya Perspektifinden Avrupa’da Hidrojen Ekosistemi” panelinde hidrojen dönüşümünde altyapı, maliyet ve regülasyon başlıkları öne çıktı.</p>
<p>Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern, Ruhr’un mevcut doğal gaz altyapısını hidrojene dönüştürme avantajına sahip olduğunu ve bölgede yaklaşık 500 kilometrelik hidrojen omurgası oluşturulduğunu söyledi. Kleinelümern’e göre sanayide hidrojen kullanımının yaygınlaşması için kilogram başına maliyetin 3-5 euro seviyesine gerilemesi gerekiyor. Aksi halde doğal gazdan hidrojene geçiş sanayi şirketleri açısından ekonomik olmayacak.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hidrojen Teknolojileri Merkezi Direktörü Prof. Dr. Can Erkey, Türkiye’de hidrojen alanında güçlü bir araştırma altyapısı bulunduğunu ancak laboratuvarda geliştirilen teknolojilerin sanayiye taşınmasını sağlayacak pilot üretim ve prototip aşamalarında eksiklik olduğunu söyledi. Erkey, Koç Üniversitesi’nin Tüpraş, Ford Otosan, Otokar ve Aygaz gibi şirketlerle yeşil hidrojen, yakıt pilleri ve hidrojen taşıma sistemleri üzerine çalıştığını aktardı.</p>
<p>H2DER Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği Başkanı Yusuf Günay da Türkiye’nin güçlü yenilenebilir enerji potansiyeli ve coğrafi yakınlığıyla Avrupa’nın hidrojen tedarik zincirinde daha fazla rol üstlenebileceğini söyledi. Almanya’nın hidrojen tedariki için uzak coğrafyalarla da iş birliği arayışında olduğunu belirten Günay, Türkiye’nin bu denklemde önemli bir seçenek olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Günay, elektrik fiyatlarının düştüğü dönemlerde yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin yeşil hidrojen üretiminde değerlendirilebileceğini söyledi. Pazarın gelişmesi için ise yeşil hidrojenin yasal çerçevesinin netleşmesi, gerekli regülasyonların oluşturulması ve kamu desteğinin sağlanması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Almanya pazarı sabır ve somut teknolojik çıktı istiyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c201ce736-1782891009.png" alt="" width="700" height="155" />NRW.Global Business Türkiye İrtibat Ofisi Yöneticisi Akın Okumuş’un moderatörlüğündeki yatırımcı oturumunda, Almanya’da faaliyet gösteren Türk şirketlerinin pazara giriş deneyimleri aktarıldı.</p>
<p>Oturumda konuşan IFS Mechanical &amp; Industrial Engineering GmbH Kurucusu Aziz Kılıç, Almanya’da şirket kurmanın özellikle hidrojen projeleri ve fon başvurularında avantaj sağladığını söyledi. Demir çelikte kömür yerine hidrojen indirgemesi üzerine çalıştıklarını belirten Kılıç, pazara girişte istikrar, fizibilite ve uzun vadeli öz sermaye planlamasının kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Pure.energy Yönetim Kurulu Üyesi Argun Karaçay ise Almanya elektrik piyasasının Türkiye’ye kıyasla yaklaşık 20 kat daha derin olduğunu belirterek, 4 bin 500 megavatlık yenilenebilir enerji portföyü yönettiklerini aktardı. Karaçay, Almanya’da başarı için disiplin, tutarlılık, nitelikli ekip ve uzun vadeli bakış gerektiğini söyledi.</p>
<p>NANOTerial CEO’su Prof. Dr. Ozan Akdoğan da elektronik atıklardan mıknatıs geri kazanımıyla Avrupa’nın Çin’e bağımlı olduğu bir alana alternatif geliştirdiklerini anlattı. Avrupa Birliği’nin yılda yaklaşık 1 milyar euroluk, Almanya’nın ise tek başına 600 milyon euroluk mıknatıs alımı yaptığını belirten Akdoğan, Kuzey Ren-Vestfalya'daki Circular Valley programının Almanya’daki büyük sanayi oyuncularıyla temas kurmalarını sağladığını ifade etti.</p>
<p>Duisburg Business &amp; Innovation’dan Ömür Hafızoğlu ise Almanya’da yatırım sürecinin sabır ve istikrar gerektirdiğini belirterek, özellikle bürokrasi, vize ve oturum süreçlerinin yatırımcılar açısından zaman zaman zorluk yarattığını söyledi. Kurum olarak yatırımcılara arsa ve ofis arayışından belediye, banka ve mali müşavir görüşmelerine kadar birçok konuda rehberlik ettiklerini belirten Hafızoğlu, Türk şirketlerinin Duisburg’da yatırım yapmasını kolaylaştırmaya çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kuzey Ren-Vestfalya, Almanya’daki toplam Türk nüfusunun neredeyse üçte birine ev sahipliği yapıyor</strong></span></p>
<p>Greentech. Ruhr Proje Yöneticisi Christina Zollmarsch ve Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern toplantının açılışında Almanya’nın en çok nüfusa sahip eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya'yı tanıttılar. Eyaletin bir özelliği de Almanya’daki toplam Türk nüfusunun neredeyse üçte birine ev sahipliği yapması. </p>
<p><strong>485 BİN MADENCİDEN 250 BİN ÖĞRENCİYE… </strong></p>
<p>Toplantının açılışında konuşan Greentech.Ruhr Proje Lideri Christina Zollmarsch, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nin 150 yıl boyunca kömür madenciliği ve ağır sanayiyle büyüdüğünü, ancak kömür krizinin ardından yeniden yapılanmaya başladığını dile getirdi. Zollmarsch’ın aktardığına göre 1960’ta bölgede 485 bin kişi kömür madenciliğinde çalışırken, üniversite öğrencisi bulunmuyordu. Bugün ise kömür madenciliği sona ermiş durumda ve bölgede 22 üniversitede yaklaşık 250 bin öğrenci eğitim görüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c361341eb-1782891361.png" alt="" width="700" height="422" />Yeşil dönüşümün ekonomik olduğu kadar çevresel bir süreç de olduğunu vurgulayan Zollmarsch, hava, su ve toprağın rehabilitasyonuyla birlikte çevre teknolojilerinin geliştiğini söyledi. Bugün Avrupa’nın ilk iklim nötr sanayi bölgesi olmayı hedefleyen Ruhr’da çevre ekonomisi alanında 160 bin 300 kişi çalışıyor. Sektör 14,1 milyar euro katma değer üretirken yıllık yüzde 4,1 büyüyor. Zollmarsch, Türkiye’nin bu deneyimden çıkaracağı temel dersin yatırım kaynaklarını her alana yaymak yerine gelecekte değer yaratacak sektörlere yönlendirmek olduğunu ifade etti.</p>
<p>Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern de eyaletin hidrojen ekonomisindeki konumuna dikkat çekti. Kleinelümern bölgenin 2032’de Almanya’nın hidrojen talebinin yüzde 21,7’sini oluşturmasının beklendiğini ve mevcut doğal gaz altyapısının hidrojene dönüştürülmesinin sanayiye önemli avantaj sağlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>Rakamlarla Ruhr Bölgesi'nin yeşil dönüşümü</strong></p>
<p>- 485 bin: Ruhr Bölgesi’nde 1960’ta kömür madenciliğinde çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 0: Bugün Ruhr Bölgesi’nde kömür madenciliğinde çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 250 bin: Ruhr’daki 22 üniversitede eğitim gören öğrenci sayısı</p>
<p>- 160 bin 300: Ruhr’da çevre ekonomisi alanında çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 14,1 milyar Euro: Bölgedeki çevre ekonomisinin yarattığı katma değer</p>
<p>- %4,1: Ruhr’da çevre ekonomisinin yıllık büyüme oranı</p>
<p>- %21,7: Ruhr’un 2032’de Almanya hidrojen talebinden alması beklenen pay</p>
<p>- 909,4 milyar Euro: Kuzey Ren-Vestfalya’nın ekonomik büyüklüğü X%3: Duisburg’un Almanya’daki toplam karbondioksit emisyonları içindeki yaklaşık payı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komuru-yesil-ekonomiye-ceviren-nrwden-turk-sanayisine-cagri-82246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/67-1782891433.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1960’larda 485 bin kişinin kömür madenciliğinde çalıştığı Ruhr Bölgesi, bugün hidrojen, çevre teknolojileri ve döngüsel ekonomiyle anılıyor. Almanya’nın en çok nüfusa sahip eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya&#039;nın (NRW) dönüşüm liderleri, yeşil ekonominin rekabetçiliğine dikkat çekerek, Türk sanayicisine bu alanda iş birliği çağrısı yaptı. “Yeşil Ekonomi Sohbetleri: Almanya/Kuzey Ren-Vestfalya Özelinde Döngüsel Sanayi ve Avrupa Deneyimleri” başlıklı toplantı EKONOMİ Gazetesi ile Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti dış ticaret ve yatırım destek ajansı NRW.Global Business iş birliğinde İSO’nun ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıda Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolculuğuna da dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticari-binalarda-verimlilik-firsati-82238</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticari binalarda verimlilik fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği yalnızca üretim hatlarında aranacak bir fırsat alanı değil. Hastaneler, oteller, alışveriş merkezleri, iş merkezleri ve karma kullanımlı ticari yapılar da yüksek enerji tüketimleriyle dönüşüm gündeminin önemli bir parçası.</p>
<p>Ticari binalarda enerji yönetimi değerlendirilirken fatura azaltımının yanı sıra kullanıcı konforu, iç hava kalitesi, işletme sürekliliği, bakım disiplini, karbon ayak izi ve gayrimenkulün uzun vadeli değeri de aynı çerçevede ele alınmalı. Özellikle enerji fiyatlarının dalgalandığı, karbon düzenlemelerinin güçlendiği ve yeşil finansman kriterlerinin önem kazandığı bir dönemde, ticari binaların enerji performansı doğrudan rekabetçilik konusu haline geliyor.</p>
<p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda farklı tiplerde 31 ticari binada enerji etüt çalışmaları sonuçları analiz ediliyor. Bu yapıların 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 10’u 1.000 ila 5.000 TEP arası, 19’u ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. İncelenen binalar arasında hastane, otel, alışveriş merkezi, iş merkezi ve karma kullanımlı ticari yapılar yer alıyor. Bu çeşitlilik, elde edilen bulguların farklı bina tipleri için anlamlı bir yol haritası sunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen ticari binalarda toplam enerji tüketiminin %53’ü elektrikten, %47’si ise ısı enerjisinden (ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan) kaynaklanıyor. Bu dağılım, ticari binalarda elektrik ve ısı tarafının birbirine oldukça yakın ağırlıkta olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Toplam enerji verimliliği potansiyeli %55,3 seviyesinde. Bunun %25,2’si elektrik tüketiminden, %30,1’i ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Dolayısıyla enerji verimliliği potansiyeli oldukça yüksek.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı</strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %55’i ısı ve işletme süreçlerinden geliyor. Sonra %12 ile soğutma sistemleri, %11 ile pompa sistemleri yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %78’ine ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım ticari binalar için net bir önceliklendirme sunuyor. İlk odak alanı ısıtma, sıcak su, iklimlendirme ve ısı geri kazanımı olmalı. Ardından soğutma sistemleri ve pompa sistemleri detaylı biçimde incelenmeli. Kullanım yoğunluğuna bağlı olarak aydınlatma, otomasyon, asansörler ve yürüyen merdivenler de önemli tasarruf alanları yaratabilir.</p>
<p>Ancak yalnızca cihaz verimine bakmak yeterli olmaz. Binanın kabuğu, kullanım saatleri, doluluk oranı, set değerleri, hava debileri, otomasyon senaryoları ve bakım kalitesi birlikte değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Ticari bina etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 3.079 dolar. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında, 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 565 dolar. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 4,33 yıl seviyesinde. Bu süre sanayi tesislerinde gördüğümüz bazı sektörlere göre daha uzun olabilir. Bunun temel nedeni binaların sistemlerinin sanayi proseslerine göre yıl içerisinde daha kısa süre çalışması ve kazancın o oranda düşmesi. Ancak ticari binalarda yatırım kararını yalnızca geri ödeme süresiyle değerlendirmek eksik kalır. Çünkü enerji verimliliği projeleri aynı zamanda konforu artırır, arıza riskini düşürür, bakım maliyetlerini azaltır, bina değerini güçlendirir ve karbon ayak izini düşürür.</p>
<p><strong>Sahadan notlar</strong></p>
<p>Eski kazanlar, düşük verimli soğutma grupları, dengesiz pompa sistemleri, hatalı set değerleri, yetersiz otomasyon, sürekli tam kapasite çalışan fanlar ve bakım eksiklikleri toplam tüketimi artırıyor.</p>
<p>Hastane ve otel gibi yapılarda özellikle ısı geri kazanımı ve ısı pompası uygulamaları güçlü bir potansiyel taşıyor. Çünkü bu binalarda aynı anda hem ısıtma hem soğutma ihtiyacı söz konusu ve ısı pompası fosil yakıt tüketimini azaltan önemli bir çözüm. Bina kabuğu da verimlilikte belirleyici bir unsur. Yalıtımın iyileştirilmesi, pencere ve kapılarda düşük ısı geçirgenlik katsayısına sahip doğrama ve camların seçilmesi, güneş ısı kazancını azaltan cam sistemlerinin kullanılması, düşük yayınımlı kaplama ve uygun gaz dolgulu cam tercihleri enerji tüketimini düşürebilir. Doğal gölgeleme elemanları da özellikle yaz aylarında soğutma yükünü azaltır.</p>
<p>Aydınlatma tarafında yüksek verimli armatürler ve doğru kontrol senaryoları önemli katkı sağlar. Alışveriş merkezleri ve iş merkezlerinde kullanım saatlerine göre çalışan otomasyon sistemleri, gereksiz tüketimi azaltır. Pompa sistemlerinde değişken hızlı sürücüler, doğru debi kontrolü ve hidrolik dengeleme ciddi tasarruf fırsatları yaratır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Ticari binalarda verimlilik, doğru mühendislik ve iyi işletme disipliniyle hızlı sonuç verebilecek bir alan. Bir sonraki yazımda, bu yüksek potansiyelin neden yeterince hayata geçirilemediğini ele alacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticari-binalarda-verimlilik-firsati-82238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticari binalarda verimlilik fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arcelik-avrupada-teknoloji-ve-tasarim-sinerjisi-kuruyor-82236</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Avrupa’da teknoloji ve tasarım sinerjisi kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Arçelik’in Whirlpool entegrasyonu sonrası Avrupa’daki yeni büyüme hikâyesi, teknoloji, tasarım, Ar-Ge ve üretim sinerjisiyle şekilleniyor. İtalya’daki Cassinetta işletmeleri, Türkiye’den gelen üretim, Ar-Ge ve teknoloji gücünün, Whirlpool’un köklü marka mirası, İtalyan tasarım kültürü ve Avrupa premium pazarının beklentileriyle buluştuğu stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Beyaz eşya sektörü uzun yıllar boyunca üretim kapasitesi, dayanıklılık ve fiyat rekabeti üzerinden değerlendirildi. Bugün ise rekabetin dili değişiyor. Tüketici artık yalnızca iyi çalışan bir ürün değil, yaşam alanıyla bütünleşen, estetik beklentisini karşılayan, sessiz, sezgisel, enerji verimli ve kişisel ihtiyaçlarına uyum sağlayan bir deneyim arıyor. Arçelik’in İtalya’daki Cassinetta işletmeleri, bu dönüşümün Avrupa’daki en somut örneklerinden biri. Burası üretim tesisi olmanın yanı sıra, tasarım, mühendislik, gıda bilimi, yapay zekâ, robotik, dijitalleşme ve sürdürülebilir üretimin aynı ekosistem içinde buluştuğu stratejik bir inovasyon merkezi.</p>
<p>İtalyan tasarım kültürü, Whirlpool’un marka mirası, Arçelik’in mühendislik gücü, Türkiye’nin üretim deneyimi, Avrupa’nın premium tüketici beklentisi ve yapay zekâ destekli yeni üretim teknolojileri Cassinetta’da aynı hikâyede birleşiyor.</p>
<p>Bu nedenle Arçelik’in Avrupa’daki yeni dönemini yalnızca ölçek büyümesi olarak okumak eksik kalır. Burada markalar, teknolojiler, tasarım kültürleri ve üretim kabiliyetleri arasında yeni bir entegrasyon modeli kuruluyor. Türkiye’nin teknoloji ve üretim gücü, Avrupa’nın tasarım ve marka birikimiyle birleştiğinde ortaya yalnızca yeni ürünler değil, yeni bir değer yaratma modeli çıkıyor.</p>
<p><strong>Avrupa yapılanması: Beko Europe</strong></p>
<p>Bugün Arçelik, 57 ülkede 120 iştiraki, yaklaşık 45 bin çalışanı ve 22 markasıyla küresel bir oyuncu. 2025 yılında 10,7 milyar Euro konsolide ciroya ulaşarak Avrupa’nın en büyük beyaz eşya şirketi konumunu güçlendirdi. Şirket, Türkiye beyaz eşya ihracatının yaklaşık yüzde 42,9’unu tek başına gerçekleştiriyor. Whirlpool entegrasyonu sonrasında Arçelik’in Avrupa operasyonları Beko Europe çatısı altında şekillenirken, Arçelik, Beko Europe iştiraki üzerinden 30 ülkede 66 iştiraki, 15 bine yakın çalışanı ve 16 markalık portföyüyle faaliyet gösteriyor ve adet bazında Avrupa’nın 1 numaralı beyaz eşya şirketi konumda.</p>
<p>Cassinetta bu yapının stratejik üretim, tasarım ve Ar-Ge merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Cassinetta’nın asıl önemi ise, bu ölçeği tasarım, teknoloji ve premium ürün deneyimiyle birleştiren merkezlerden biri olmasından kaynaklanıyor. Burada Türkiye’den gelen mühendislik, üretim disiplini ve Ar-Ge kabiliyeti, İtalya’nın tasarım geleneği, Whirlpool’un marka mirası ve Avrupa tüketicisinin premium beklentileriyle buluşuyor.</p>
<p><strong>Cassinetta: Whirlpool’un evi, Arçelik’in Avrupa’daki sinerji merkezi</strong></p>
<p>1965 yılında kurulan Cassinetta işletmeleri, yaklaşık bin 700 kişiye istihdam sağlıyor. Çalışanların yüzde 51’i kadın, yüzde 49’u erkek. Yaklaşık 1,25 milyon metrekarelik alana yayılan tesiste üç üretim fabrikasının yanı sıra Design Studio Milano, Food Tech Lab ve X-Lab bulunuyor. Cassinetta’da ankastre fırın, ankastre mikrodalga fırın ve ankastre buzdolabı üretiliyor. Ürünler dünya genelinde ihraç ediliyor. Ancak tesisi stratejik kılan yalnızca üretim kapasitesi değil. Cassinetta, tasarım, mühendislik, ürün geliştirme ve üretim süreçlerini aynı ekosistemde buluşturuyor.</p>
<p>Cassinetta 1989’dan bu yana Whirlpool’un Avrupa’daki evi olarak konumlanıyor. Bugün bu miras, Arçelik’in Avrupa’daki yeni yapılanması içinde premium büyüme stratejisinin önemli bir parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>Yıllardır teknoloji şirketi olduk şimdi tasarıma yöneliyoruz</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44afb2173c0-1782886322.png" alt="" width="235" height="258" /></strong>Arçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ragıp Balcıoğlu, Whirlpool’un geleceğinin teknoloji ve tasarımın insan hayatını kolaylaştırdığı yeni bir premium anlayış üzerine kurulduğunu söylüyor. Bu yaklaşımın merkezinde basit ama güçlü bir fikir var: Teknoloji insanı hissetmeli, uyum sağlamalı ve yanıt vermeli. Whirlpool’un 6th Sense teknolojisi de bu yaklaşımın en somut yansıması. Cihazlar yük, koşul ve kullanım alışkanlıklarına göre performansını otomatik olarak optimize ediyor.</p>
<p>Ragıp Balcıoğlu şu yorumları yapıyor: “Whirlpool ile birlikte, teknoloji birikimi ve tasarım mirasını devralmış olduk. Bizim Türkiye’de de çok önemli bir Ar&amp;Ge merkezimiz var. Beko Europe yapısı ile amacımız sinerji yaratmak. Dünyada dengeler değişiyor. Çin tüm endüstri noktalarında ciddi tehdit oluşturuyor. Beko Europe ile ölçeği artırıp, sinerji yaratıp, çok daha rekabetçi bir duruş sergilemeyi hedefliyoruz. Bu sinerjilerden biri de ankastre, diğeri ise pişirme. Buradaki uzmanlıkları, Türkiye ve Avrupa’daki diğer fabrikalara da yansıtıyoruz. Bu bize çok daha büyük bir oyun alanı ve güç veriyor. Öte yanan premium segment çok daha dayanıklı bir segment. Avrupa’da ortalama fiyatlar düşerken, premium segment bundan daha az etkileniyor. Biz yıllardır teknoloji şirketi olduk, şimdi teknolojiden tasarıma yöneliyoruz."</p>
<p><strong>Türkiye’den gelen mühendislik İtalya’da tasarımla buluşuyor</strong></p>
<p>Cassinetta’daki Design Studio Milano, Arçelik’in küresel tasarım organizasyonunun bir parçası. İstanbul ve Shenzhen ile birlikte çalışan bu stüdyo, Avrupa için bir tasarım mükemmellik merkezi işlevi görüyor. Endüstriyel tasarım, kullanıcı deneyimi, arayüz tasarımı, ergonomi, malzeme, renk ve yüzey alanlarında uzmanlaşmış 31 kişilik ekip, Whirlpool’un premium dilini somut ürün deneyimlerine dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Food Tech Lab: Gıda bilimi evin mutfağına giriyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44b0424733a-1782886466.jpg" alt="" width="500" height="484" /></strong>Cassinetta’daki Food Tech Lab, işin gıda bilimi tarafını temsil ediyor. 2003 yılında kurulan laboratuvarda mühendisler ve gıda bilimciler, pişirme performansını bilimsel yöntemlerle test ediyor. Amaç, profesyonel düzeyde gıda bilimi bilgisini ev tipi cihazlara taşımak. Kullanıcının mutfaktaki davranışı, mühendislik ve gıda bilimiyle ürüne dönüştürülüyor. Böylece fırın, ocak ya da buzdolabı yalnızca teknik bir cihaz değil, yemeğin kalitesini, sağlığını ve deneyimini etkileyen akıllı bir çözüm haline geliyor.</p>
<p><strong>X-Lab: Geleceğin fabrikasına açılan kapı </strong></p>
<p>Cassinetta’daki X-Lab Teknoloji ve İnovasyon Laboratuvarı geleceğin üretim anlayışını temsil ediyor. 2026 yılında hayata geçirilen X-Lab, robotik, yapay zekâ destekli otomasyon, makine görüsü, lojistik otomasyonu, katmanlı üretim ve sanal gerçeklik alanlarında çalışıyor. Burada geliştirilen çözümler önce İtalya’daki diğer fabrikalara, ardından Arçelik’in Avrupa ağına yayılıyor. X-Lab’in adındaki “X”, çapraz iş birliğini simgeliyor. Yani farklı fonksiyonların, tedarikçilerin, üniversitelerin ve dijital merkezlerin bir araya gelerek fikirleri endüstriyel uygulamalara dönüştürmesini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir üretim premium stratejinin parçası </strong></p>
<p>Cassinetta işletmeleri 2021’den bu yana sıfır atık statüsünde. Üretimden kaynaklanan tüm atıklar geri dönüştürülüyor, yeniden kullanılıyor ya da geri kazanılıyor. Yüksek performanslı kojenerasyon santrali sayesinde CO2 emisyonlarında yıllık yüzde 18 azalma sağlanıyor. Son beş yılda su tüketimi yüzde 25 azaltılmış durumda. 2028 yılına kadar devreye alınması planlanan 6 MW kapasiteli fotovoltaik sistemin ise tesisin elektrik ihtiyacının yüzde 20’sini karşılaması ve yılda 1.542 ton ek CO2 emisyonunu önlemesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Premium artık sadece pahalı ürün demek değil </strong></p>
<p>Premium segmentteki büyüme, tüketici beklentilerindeki değişimi de ortaya koyuyor. Ragıp Balcıoğlu’nun sunumunda paylaşılan verilere göre tüketicilerin yüzde 51’i kendi bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış ürünler istiyor. Premium kategorilerde yıllık büyüme yüzde 9,8 seviyesinde. Premium ürünlerin ana akım ürünlere kıyasla 3,2 kat daha fazla değer yarattığı belirtiliyor. Bu segmentin stratejik alanlarından biri ankastre ürünler. Avrupa’da ankastre mutfak cihazları pazarı 2024’te 6 milyar dolar düzeyindeyken, 2030’da 9 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arcelik-avrupada-teknoloji-ve-tasarim-sinerjisi-kuruyor-82236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/56-1782886287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik, Avrupa’da teknoloji ve tasarım sinerjisi kuruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesleki-ozerklik-icin-onemli-bir-hukuk-karari-82235</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesleki özerklik için önemli bir hukuk kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa Mahkemesi’nin TÜRMOB’un düzenleme yetkisine ilişkin kararı, meslek kuruluşlarının görev ve sorumlulukları açısından önemli bir değerlendirme ortaya koydu.</strong></p>
<p>Bir mesleğin gücü yalnızca sahip olduğu yetkilerle değil, o yetkileri hangi sorumluluk bilinciyle kullandığıyla ölçülür. Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleği de yıllardır kamu yararı doğrultusunda; finansal sistemin (muhasebe), vergi ve denetim sisteminin güvenilirliği için önemli bir görev üstlenmektedir.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütlerinin kurumsal özerkliği bir ayrıcalık değil, Anayasa’nın tanıdığı kamusal bir güvencedir. TÜRMOB tarafından açılan dava neticesinde; Anayasa Mahkemesi, yeminli mali müşavirlik sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer esasların belirlenmesinde TÜRMOB tarafından çıkarılacak yönetmelik için öngörülen “Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle” şartını, Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. (Anayasa Mahkemesinin, 12/2/2026 tarihli ve E.2026/25, K.2026/25 sayılı kararı, 23 Haziran 2026 tarihli RG.) Daha önce de TÜRMOB tarafından, Genel Kurul Kararları uyarınca çıkarılacak olan 3568 sayılı Yasayla ilgili Disiplin Yönetmeliği, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Oda ve Birlik Yönetmelikleri hakkında da Anayasa Mahkemesi aynı yönde karar tesis etmişti.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararlar, anılan yönetmeliklerin yasaya aykırı olmaması şartıyla, yalnızca bir kanun maddesindeki ifadenin iptali değil, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının anayasal konumunu ve mesleki özerklik anlayışını yeniden hatırlatan önemli bir değerlendirmeleri içermektedir.</p>
<p>Meslek kuruluşları, üyelerinin ortak çıkarlarını koruyan yapılar olmanın ötesinde; mesleğin standartlarını belirleyen, etik ilkeleri geliştiren ve kamu adına sorumluluk taşıyan kurumlardır. Bu nedenle bu yapıların görevlerini yerine getirirken belirli bir özerkliğe sahip olması gerekir. Devletin, meslek kuruluşları üzerindeki idari gözetim ve mali denetim yetkisi, meslek kuruluşunun yerine geçmek anlamına gelemez. Bir yönetmeliğin yürürlüğe girebilmesinin idarenin “uygun görüşüne” bağlanması, görüş bildirme sınırını aşarak uygulamada onay mekanizmasına dönüşmektedir. Bu da meslek kuruluşunun düzenleme yapma yetkisinin ve özerkliğinin ortadan kaldırılması demektir.</p>
<p>TÜRMOB, kanunla kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Mesleki standartları yükseltmek, sınav süreçlerini düzenlemek ve kamu yararını gözetmek gibi görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmesi için kurumsal özerkliğinin korunması zorunludur. Özerklik, kamu yararından bağımsız bir alan değil; tam tersine kamu yararının daha etkin şekilde gerçekleştirilmesine hizmet eden bir sorumluluk anlayışıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesleki-ozerklik-icin-onemli-bir-hukuk-karari-82235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesleki özerklik için önemli bir hukuk kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-nato-aciklamasi-ankarada-utanc-verici-seyler-oluyor-82225</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel’den NATO açıklaması: Ankara’da utanç verici şeyler oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, 7-8 Temmuz 'da Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi için, “Ankara'da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hal var” dedi.</p>
<p>TBMM’de grup toplantısında konuşan Özgür Özel, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi için güvenlik amacıyla gözaltı ve tutuklama kararlarına tepki gösterdi. “Önleyici tutuklama yapıyorlar” diyen Özel, “Ankara'da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hal var. NATO Zirvesi'nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar; 'NATO Zirvesi'nde eylem yapacaklar' diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütleri üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; 'bunlar gelir, burada eylem yapar.' Bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor hiçbir suçları yok” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Güçlü liderin şakadan, espriden ödü kopmaz” </strong></p>
<p>Stand-up gösterisinin ardından kamuoyunda hedef gösterilen komedyen Deniz Göktaş'a ilişkin Özel, “Kendi insanından korkan bir rejimin; düşünceye, fikre, espriye, şakaya tahammül edemeyen aciz bir haldeki bir rejimin tükeniş dönemini hep beraber yaşıyoruz. Güçlü liderin şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Ekonomide en kötü dönemi yaşıyoruz” </strong></p>
<p>Ekonomide tarihin en kötü döneminin yaşandığına dikkat çeken Özgür Özel, “Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı, gıda enflasyonu. Dünyadaki 200 ülkenin lideri, ortalama gıda enflasyonu yüzde 2’ye, ortalama enflasyonu yüzde 3.3’e düşürmeyi başardı. Bir tek ‘dünya lideri’ diye yalandan parlattıkları, enflasyonu dünyanın 17 katında tutmayı başardı” diye konuştu.</p>
<p>En düşük emekli maaşlarına yönelik gelecek yasal düzenlemeye işaret eden Özel, “Emekliye zam yapılacak, kanuna muhtaç kök maaşlardan dolayı. Orada yine grubumuz mücadele verecek ama TÜİK’in maskelenmiş, hem yanlış sepetten hesaplanan hem de yöntemsel olarak yanlış olan, emekliyi milli gelir artışında var görmediği için büyümeden pay vermeyen, bu yüzden bağıl olarak küçülten anlayışla yine hem ilgili komisyonda, hem de Meclis Genel Kurulu’nda mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Bahçeli: Türkiye NATO’da temel kaldıraçtır</strong></span></p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraç olduğunu belirterek, Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya, Bosna- Hersek’ten Irak’a kadar Türk askerinin, müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada gösterdiğini belirtti. Gelecek hafta Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde Türkiye’nin NATO’daki önemine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Ankara’da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye; ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel’de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya-Ukrayna savaşı gündemin merkezine oturmuştur. “NATO 3.0” olarak ifade edilen bu arayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye, bugün NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir” dedi.</p>
<p>Meclis grup toplantısında konuşan Bahçeli, bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılmasının hayati bir mesele olduğunu söyledi. Bahçeli, “Mukaddes GATA geleneği; cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan askeri tıp disiplininin, Mehmetçiğe adanmış fedakâr hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının ta kendisidir. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi tekraren ifade ediyorum, milli beka meselesidir" diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-nato-aciklamasi-ankarada-utanc-verici-seyler-oluyor-82225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/ozgur-ozel-1782882415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel’den NATO açıklaması: Ankara’da utanç verici şeyler oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savas-bitti-tur-operatorleri-ile-otelciler-arasinda-fiyat-indirimi-krizi-82210</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş bitti, tur operatörleri ile otelciler arasında ‘fiyat indirimi’ krizi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, 4 yıldır devam eden Rusya Ukrayna savaşı ile enflasyonun yüksek seyretmesi, döviz kurunun düşük seyretmesi ve maliyetlerinin aşırı düzeyde artması hem turizm işletmelerini olumsuz etkilemeye devam ediyor. ‘Türkiye pahalı’ algısıyla birlikte Avrupalı turist daha ucuz olan tatil ülkeleri tercih yaptı.</p>
<p>Otelciler, maliyetlerinin yüzde 50’nin üzerinde arttığını, gelirlerinin ise döviz kuru baskısı nedeniyle istenilen düzeyde olmadığını belirterek, tur operatörlerinin daha fazla fiyat indirim taleplerine yanıt veremeyeceklerini dile getiriyorlar.</p>
<p>Hürmüz boğazındaki savaşın küresel petrol fiyatlarına yansıması domino etkisi yaratarak havacılık ve turizm sektörünü de olumsuz etkileyerek uçak biletlerinin artmasına yol açtı.</p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, küresel havacılıkta yeni bir dönem yaşandığını, artan yakıt maliyetlerinin turizm rekabetini yeniden şekillendirdiğini söyledi. Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinde meydana gelen aksamalar, küresel havacılık sektörünün en önemli maliyet kalemi olan jet yakıtını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Küresel jet yakıtı üretiminin yaklaşık yüzde 14’ünü karşılayan Körfez bölgesindeki arz riskleri ve Asya rafinerilerindeki üretim baskısı, havayolu sektöründe maliyetleri artırırken, uluslararası turizm hareketlerinin de önümüzdeki dönemde yeni bir dengeye oturacağı öngörülüyor.’’</p>
<p>Jet yakıtı fiyatlarındaki yükselişin yalnızca ham petrol fiyatlarından değil, rafineri kapasitesindeki daralma ve tedarik zincirindeki aksaklıklardan da kaynaklandığını anlatan Kavaloğlu, ‘’Uzmanlar, maliyet artışlarının önümüzdeki aylarda kademeli olarak bilet fiyatlarına yansıyacağını ve bazı hatlarda kapasite planlamalarının yeniden gözden geçirileceğini değerlendiriyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Küresel turizmde yeni rekabet dönemi</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin sadece kısa vadeli maliyet artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kavaloğlu, küresel turizmde yeni bir rekabet döneminin başladığını söyledi.</p>
<p>Yakıt fiyatlarındaki artışın yalnızca havayollarının maliyet sorunu olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Kaan Kavaloğlu, şunları söyledi:</p>
<p>‘’Enerji maliyetlerinin uzun süre yüksek seyretmesi, havayollarının filo yatırımlarından uçuş ağlarına, kapasite planlamasından destinasyon tercihlerine kadar birçok stratejik kararı yeniden şekillendirecek. Bunun etkilerini sadece bu sezon değil, önümüzdeki birkaç yıl boyunca küresel turizm hareketlerinde göreceğiz. Enerji maliyetleri küresel turizmde yeni bir seçici mekanizma oluşturacak. Yüksek yakıt maliyetleri uzun vadede küresel turizm akışlarını yeniden şekillendirecek’’ dedi.</p>
<p><strong>Savaş bitti, otelci ve tur operatörü arasında fiyat savaşı başladı</strong></p>
<p>LMX Touristik Türkiye Koordinatörü Serdar Bayraktar da, ABD-İsrail ve İran savaşının ardından, turizm sektöründe yeni bir mücadele dönemi başladığına dikkat çekti.</p>
<p>Otelciler ile tur operatörleri arasında fiyat savaşı başladığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Fiyatlarını düşüren ve daha rekabetçi teklifler sunan oteller, henüz hedeflenen rezervasyon sayılarına ulaşamamış olsalar da mevcut talebi kendi taraflarına çekmeyi başarıyorlar. Bununla birlikte, geçen yıla göre özellikle Orta Avrupa pazarında rezervasyon akışında belirgin bir düşüş yaşanıyor. Türkiye’de konaklama maliyetlerinin her geçen gün artması ve döviz kurlarının aynı oranda yükselmemesi sektörün rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. Buna ek olarak yüksek enflasyon, turizm sektöründe yaşanan nitelikli personel sıkıntısı ve bu yıl yürürlüğe giren yangın yönetmeliğinin getirdiği ek yükümlülükler de işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Tüm bu gelişmeler sonucunda, oldukça iyi başlayan erken rezervasyon döneminin ivmesi ne yazık ki sürdürülememiştir.’’</p>
<p><strong>"Gelecek sezon rekabet daha da sertleşecek"</strong></p>
<p>Küresel turizm pazarında rekabet şartlarının değiştiğini, fiyat avantajının farklı destinasyonların eline geçtiğine dikkat çeken Bayraktar, ‘’Önümüzdeki dönemde fiyat rekabetinin daha da sertleşmesi bekleniyor. Uçak garantisi bulunan tur operatörleri, bir yandan uçuş risklerini azaltmak amacıyla satış fiyatları üzerinde baskı kurarken, diğer yandan otellerden daha avantajlı fiyatlar alabilmek için pazarlıklarını artıracaklardır. Sonuç olarak, doğru satış fiyatını yakalayan tur operatörleri pazarda avantaj sağlayacaktır’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>‘’Kârdan değil gelecekten zarar ediyoruz’’</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçıoğlu ise Türk turizminin derin bir çıkmaz içinde bulunduğunu söyledi. Maliyetlerin iki katına çıktığını, kur baskısı yüzünden Türkiye’nin yurt dışında ‘pahalı’ hale gelindiğini ifade eden Saatçioğlu, ‘’Bu şartlar altında 2027'de otellerimizi yenileyemeyeceğiz. Sektörde acilen devlet destekli bir üst akla ve ‘her şey dahil’ sisteminde reforma ihtiyaç var’’ dedi.</p>
<p>Tur operatörlerinin ‘Türkiye pahalı’, otelcilerin ise ‘Maliyetlerden dolayı daha fazla fiyat indiremeyiz’ restleşmesini değerlendiren Saatçıoğlu, turizmcinin enflasyona karşı savaş yaşadığını bildirdi.</p>
<p>Otelcilerin artık seçime kadar sabredeceğini ifade eden Saatçioğlu, özetle şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Giderler TL, gelirler döviz. Bu duruma seçime kadar sabredeceğiz. Ülkedeki durum belli, turizmci her alanda kötü durumda. Bir sonraki seçimlere kadar kurun bu şekilde kontrollü artırılmasından dolayı turizmci her geçen gün daha da zor duruma düşecek. Çünkü bütün gelirlerimiz döviz (Euro/Dolar) bazında, giderlerimiz ise tamamen Türk Lirası. Gelirlerimiz enflasyon karşısında yeniliyor ve yurt dışında pahalı kalıyoruz. Burada yapacak bir şey yok, seçime kadar hepimiz sabredeceğiz."</p>
<p><strong>"2027’de oteller yenilenmeyecek"</strong></p>
<p>2026 turizm sezonunun savaşların da etkisiyle ciddi kayıplarla ve beklendiği gibi geçmediğini anlatan Hakan Saatçioğlu, özetle şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Şu anda kardan çok ciddi şekilde zarar ediyoruz. Bizim amacımız kar edip otellerimizi yenilemektir. Fakat bu şartlar altında 2027 için otellerimizi yenileyemeyeceğiz gibi gözüküyor. Oteller ister istemez eskiyor ve bizi en çok düşündüren, korkutan konu bu. 2027'de bu tablodan farklı bir senaryo olmayacak. Dayanabilen olacak, dayanamayan olacak. Küçük oteller zor durumda kalacak ve sektörde el değiştirmeler çoğalabilir. Fiyat indirim taleplerine de kapıyı kapatıyoruz. Zaten yüzde 15 ila yüzde 40 arasında indirim yapanlar var. Bu karları tamamen yok ediyor. Daha fazla fiyat indiremeyiz. Eskiden 5 yıldızlı, ‘her şey dahil’ bir otelin kişi başı günlük maliyeti (cost) 30 Euro civarındaydı, şimdi ise 55 Euro oldu. Bir otelin kara geçebilmesi için 100 Euro’nun aşağısında satmaması gerekir.’’</p>
<p><strong>"Gelecek sezona eksi 1 milyon euro ile başlıyor"</strong></p>
<p>Antalya’da kış sezonunda otellerin yüzde 70’inin kapandığına dikkat çeken Saatçioğlu, ‘’Otellerin gizli kış gideri var. Antalya’daki otellerin yüzde 70’i kışın kapanıyor. Bu oteller Ocak-Nisan döneminde cepten yiyor ve 1 Nisan'da kapıyı açtığında sezona otomatik olarak eksi 1 milyon Euro ile başlıyor. İşletmenin yaz aylarında hem bu zararı kapatması hem de kara geçmesi lazım. Umut ‘son dakika’ rezervasyonlarında’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savas-bitti-tur-operatorleri-ile-otelciler-arasinda-fiyat-indirimi-krizi-82210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/BAYRAM-tURIST.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizmde hedefleri tutmayan otelciler, yüksek sezona girildiği şu dönemde tur operatörlerinin fiyat indirim taleplerini karşılamaya çalışırken, maliyetlerinin daha da artacağını belirtiyor. Otel doluluklarının istenilen düzeyde olmaması nedeniyle işletmeler, yüzde 15 ile yüzde 40 arasında fiyat indirimine gitti. Turizmcilerin umudu ‘son dakika’ya kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknoloji-ve-sanayi-ihracatin-yonunu-belirledi-82208</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknoloji ve sanayi ihracatın yönünü belirledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı – 2025” araştırması, ihracat hacmindeki değişimlerin yanı sıra kârlılık yapısındaki dönüşümü de ortaya koydu. Küresel talepteki dalgalanma, parite etkileri ve sektör bazlı maliyet baskıları, firmaların finansal performansında ayrışmayı artırdı. Rapora göre, Türk ihracatının zirvesinde köklü bir değişim yaşanmazken, savunma sanayii ile otomotiv sektöründeki bazı üreticilerin milyar dolarlık sıçramaları ve kârlılık haritalarındaki radikal değişimler yıla damgasını vurdu. Küresel pazarlardaki daralmaya rağmen Türkiye'nin en büyük ihracatçıları vites artırırken, geleneksel sektörlerde ve kârlılık rasyolarında çarpıcı dönüşümler kayıtlara geçti.</p>
<h2>Liderlik koltuğu değişmedi, Ford hacimsel rekor kırdı</h2>
<p>Türkiye geneli mal ve hizmet ihracatçılarının yer aldığı sıralamanın en tepesinde, her yıl olduğu gibi yine hizmet ihracatının küresel markası Türk Hava Yolları yer aldı. Şirket, 2024 yılındaki 17 milyar 235 milyon dolarlık performansını yüzde 3,2 oranında artırarak 2025 yılında 17 milyar 780 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı ve liderlik tahtını korudu. Listenin asıl hacimsel büyüme şampiyonu ve ikinci basamağında yer alan ismi ise Ford Otomotiv oldu. Ford Otomotiv, bir önceki yıl gerçekleştirdiği 8 milyar 545 milyon dolarlık ihracatı tam 2 milyar 808 milyon dolar artırarak 11 milyar 353 milyon dolara yükseltti.</p>
<p>Üçüncü sırada 3 milyar 912 milyon dolarlık ihracatıyla Toyota Otomotiv yer alırken, şirketin dış satımında bir önceki yıla göre yüzde 15,2’lik bir daralma kaydedilmesi dikkat çekti. Listenin dördüncü sırasını aracı kurum olarak 3 milyar 189 milyon dolar ile TGS Dış Ticaret alırken, beşinci sıraya ise savunma sektöründe faaliyet gösteren Arca Savunma yerleşti.</p>
<h2>Savunma ve lüks segment öne çıktı</h2>
<p>Listenin en çarpıcı gelişim eğrisi savunma ve havacılık sanayii ile lüks tüketim odaklı sektörlerde yaşandı. Genel sıralamada beşinci olan Arca Savunma, rekor bir büyümeye imza attı. Şirket, 2024 yılındaki 598,7 milyon dolarlık ihracat tutarını 2025 yılında 2 milyar 946 milyon dolara çıkarttı. Dolar bazında sağladığı net 2 milyar 347 milyon dolarlık büyüme performansı ile Ford Otomotiv'in ardından en yüksek hacimsel artış yakalayan ikinci firma oldu. Savunma sanayiinin bir diğer küresel gücü olan Baykar Makina, ihracat hanesine net 595,7 milyon dolar ekleyerek toplam ihracatını 2 milyar 92 miktar dolara taşıdı ve genel sıralamada 11'inci sıraya yerleşti.</p>
<p>Bu şirketlerin yanı sıra, yüzde bazında büyüme liderlerinde de savunma ve yüksek teknoloji firmaları öne çıktı. KCR Dış Ticaret, yüzde 411’lik rekor ihracat artışıyla ihracatını 49,1 milyon dolardan 251 milyon dolara ulaştırdı ve genel sıralamada 120’nci sıraya tırmanarak listenin en dinamik aktörlerinden biri oldu. Hem savunma hem de ticari araç üretim kapasitesiyle öne çıkan Otokar da ihracatını yüzde 118 oranında büyüterek 244,5 milyon dolardan 533,2 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<h2>Otomotiv sektöründe ihracat artışı geniş tabana yayıldı</h2>
<p>Türkiye'nin geleneksel ihracat şampiyonu olan otomotiv sektörü, listenin net dolar artışı bazındaki sıralamalarında öne çıktı. Sektörün ve tüm listenin hacimsel artış rekortmeni Ford Otomotiv oldu. Firma, bir önceki yıl gerçekleştirdiği 8 milyar 545 milyon dolarlık performansın üzerine net 2 milyar 808 milyon dolar daha koyarak toplam ihracatını 11 milyar 353 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<p>Otomotivdeki bu agresif büyümeyi diğer küresel üreticiler de destekledi. Mercedes-Benz Türk, ihracat rakamını net 433 milyon dolar yükselterek 1 milyar 192 milyon dolardan 1 milyar 625 milyon dolara çıkardı. Ağır ticari ve otobüs segmentinin güçlü oyuncularından Man Türkiye, ihracatını net 375,3 milyon dolar artışla 536,1 milyon dolardan 911,4 milyon dolara taşımayı başardı. Tofaş ise ihracat hanesine net 343 milyon dolar ekleyerek yılı 823,8 milyon dolar ihracat büyüklüğüyle tamamladı. Toplu taşıma ve raylı sistem çözümlerine odaklanan Bozankaya Raylı Sistemler de yüzde 122,2'lik ihracat büyüme oranı yakalayarak ihracatını 51,5 milyon dolardan 114,6 milyon dolara çıkardı.</p>
<h2>Çelik sektöründe yatırımların karşılığı alındı</h2>
<p>Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara rağmen, Türkiye'nin çelik sektörü katma değerli ürün grupları ve yeni pazar arayışları sayesinde listede basamakları en hızlı tırmanan bir diğer alan oldu. Sektörün en büyük hacimsel hamlesine Habaş imza attı. İhracat hanesini net 303,4 milyon dolar büyüten firma, toplam sektörel ihracat tutarını 1 milyar 212 milyon dolara yükselterek çelik kategorisinde zirvedeki yerini sağlamlaştırdı.</p>
<p>Yüzde bazındaki büyüme ve basamak atlama şampiyonluklarında da çelik üreticileri öne çıktı. Tosyalı Toyo Çelik, ihracatını yüzde 273,4 gibi çok yüksek bir oranda artırarak 35,5 milyon dolardan 132,6 milyon dolara çıkardı ve listede 666 basamak yükseldi. Grubun bir diğer şirketi olan Tosyalı Demir Çelik ise ihracat cirosunu yüzde 240,5'lik sıçramayla 120,2 milyon dolardan 409,4 milyon dolara yükseltirken, net artış bazında da hanesine 289,2 milyon dolar ekledi. Bir diğer dikkat çeken performans ise Atakaş Çelik'ten geldi. Şirket, yüzde 127,1'lik büyüme oranı yakalayarak ihracat rakamını 72,6 milyon dolardan 165 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<h2>Hizmet ve lüks segmentte hızlı büyüme</h2>
<p>Listenin genel yapısı incelendiğinde, butik üretim yapan lüks tüketim alanları ve hizmet ihracatı kalemlerinde ciddi artışlar kaydedildi. Yatçılık alanında faaliyet gösteren Bilgin Yatçılık, yakaladığı yüzde 267,9'lik büyüme ivmesiyle ihracatını 31,9 milyon dolardan 117,4 milyon dolara çıkardı. Şirket bu performansıyla İlk 1000 listesinde tam 727 basamak birden tırmanarak yılın en hızlı yükselen firması oldu. Hizmet ve turizm ihracatı bacağında ise Odeon Turizm, ihracat gelirlerini net 314 milyon dolar artırarak 1 milyar 260 milyon dolardan 1 milyar 574 milyon dolara tırmandırdı. Ev aletleri üretim segmentinde yer alan Evas Ev Aletleri ise yüzde 160,6'lık ciro artışıyla ihracatını 35,3 milyon dolardan 92,1 milyon dolara yükselterek sıralamada 559 basamak yukarı çıktı.</p>
<h2>Gıda ve emtia sektörlerinde ihracat performansı zayıfladı</h2>
<p>Madalyonun diğer yüzünde ise küresel piyasalardaki talep daralması, parite etkileri, ham madde fiyatlarındaki gerileme ve artan iç maliyetler sebebiyle ligde ciddi kan kaybeden devler yer aldı. Otomotiv sektörünün köklü üreticilerinden BMC Otomotiv, 2024 yılındaki 175'inci sırasından, ihracatında yaşanan yüzde 77,7'lik sert düşüş nedeniyle 2025 yılında 885'inci sıraya kadar geriledi.</p>
<p>Kimya ve tekstil ham maddeleri alanında faaliyet gösteren Meltem Kimya yüzde 61,9 düşüşle 313'üncü sıradan 894'üncülüğe inerken, dış ticaret şirketlerinden Zorlu Dış Ticaret de yüzde 58,5’lik daralmayla 111’inci sıradan 310’uncu sıraya düştü. Kıymetli madenler ve kuyumculuk sektöründe yer alan Oro İstanbul Altın ve Gümüş ise yüzde 55,2 düşüşle 145’inci sıradan 369’unculuğa geriledi.</p>
<p>Tarım, gıda ve emtia fiyatlarındaki küresel geri çekilmenin bir yansıması olarak gıda ve tarım odaklı firmalarda da belirgin kayıplar gözlendi. Gıda sektöründe iç ve dış pazar dengelerini kurmakta zorlanan firmalardan Mersin merkezli Dicle Gıda, ihracatında yüzde 54'lük bir kayıp yaşayarak 395’inci sıradan 916’ncılığa indi. Benzer şekilde un ve tarım ürünleri ihracatı gerçekleştiren Mardin merkezli Hacışakiroğulları Un Gıda yüzde 51,9'luk daralmayla 422'nci sıradan 936'ncılığa düşerken, zeytinyağı ve bitkisel yağ üreticisi Verde Yağ yüzde 48,1'lik gerilemeyle 232'nci sıradan 481'inci sıraya indi. Ağır sanayide ise Kocaer Çelik yüzde 52,2 düşüşle 92’ncilikten 230’unculuğa, Borçelik Çelik ise yüzde 51,7 düşüşle 57’ncilikten 163’üncü sıraya geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sayıda yerli üreticiler, hacimde küresel ortaklıklar önde</span></h2>
<p>Araştırma kapsamındaki firmaların ortaklık ve sermaye yapıları incelendiğinde, Türkiye'nin en büyük ihracat hacimlerinin arkasındaki kurumsallaşma modelleri sayısal verilerle ortaya kondu. İlk 1000 ihracatçı listesinde yer alan firmaların tam 519 tanesinin yüzde 100 yerli (Türk) sermayeli yapılardan oluştu. Buna karşılık, mülkiyetinin tamamı uluslararası yatırımcılara ait olan yüzde 100 yabancı sermayeli firma sayısı ise 85 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Listenin üst sıralarındaki devlerin karma sermaye yapıları ise sanayideki küresel ortaklık modellerini gözler önüne serdi. Listenin bütününe bakıldığında yerli üretici-ihracatçıların sayısal üstünlüğü bulunurken, ciro ve ihracat büyüklüğü segmentinde halka açık sanayi şirketleri ile çok uluslu yabancı ortaklıkların baskın rolü sürdü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kârlılık şampiyonu hazır giyimden çıktı</span></h2>
<p>Araştırmanın en dikkat çeken verilerinden biri ‘vergi öncesi kâr’ oldu. İhracat genel sıralamasında 139,2 milyon dolarlık hacmiyle 222’nci sırada bulunan hazır giyim perakende devi LC Waikiki, tam 47 milyar 418 milyon TL’lik vergi öncesi kâr tutarı ile İlk 1000 ihracatçı arasında Türkiye’nin en yüksek kâr elde eden firması oldu. Hem yaygın yurt dışı mağaza ağı hem de iç pazar operasyonları şirketi kârlılıkta zirveye taşıdı.</p>
<p>Kârlılık tablosunun ikinci sırasında, ihracatta genel klasmanda 7’nci olan enerji devi TÜPRAŞ yer aldı. Şirket, 2025 yılında gerçekleştirdiği 2,7 milyar dolarlık ihracatın yanı sıra 43 milyar 768 milyon TL vergi öncesi kâr beyan etti. Üçüncü sırada 31 milyar 76 milyon TL kâr ile genel lig lideri Türk Hava Yolları yer alırken, dördüncü sırayı ihracat hacminde 485'inci sırada bulunan ancak finansal gücüyle 29 milyar 869 milyon TL kâr açıklayan Halk Bankası aldı. Kamu madencilik kuruluşu Eti Maden İşletmeleri ise 1,19 milyar dolarlık dış satımı ve 28 milyar 125 milyon TL’lik mali kârı ile listenin beşinci en kârlı kuruluşu oldu. Savunma sanayiinin lokomotifi Aselsan ise 344,1 milyon dolarlık ihracatına karşılık 27 milyar 958 milyon TL kâr elde ederek 6'ncı sıraya yerleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknoloji-ve-sanayi-ihracatin-yonunu-belirledi-82208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM’in açıkladığı ‘İlk 1000 İhracatçı’ listesinde sektörler arası ayrışma belirginleşti, bu durum finansal sonuçlara da doğrudan yansıdı. Yüksek teknoloji ve sanayi odaklı sektörler ihracat performansını belirlerken savunma, otomotiv ve çelik gibi alanlar artış kaydetti. Emtia, gıda ve geleneksel sektörlerde ise daha sınırlı bir performans görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
