<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yardimcisi-osman-celik-gorevinden-ayriliyor-90033</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yardımcısı Osman Çelik görevinden ayrılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik görevinden ayrılıyor.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, Osman Çelik, Bakan Şimşek'e bugünden geçerli olmak üzere emeklilik dilekçesini verdi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yardimcisi-osman-celik-gorevinden-ayriliyor-90033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik&#039;in Bakan Şimşek&#039;e emeklilik dilekçesini sunduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-baskani-mahmut-sutcu-istifa-etti-90032</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK Başkanı Mahmut Sütcü istifa etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü'nün istifa ettiği bildirildi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, SPK Başkanı Mahmut Sütcü sağlık sorunları sebebiyle istifa dilekçesini sundu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-baskani-mahmut-sutcu-istifa-etti-90032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK Başkanı Mahmut Sütcü, sağlık sorunları gerekçesiyle istifa etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-fon-aciklamasi-90029</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK sonrası &#039;fon&#039; açıklaması: Ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında toplandı. </p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin, belirsizliklerin ve risklerin tarihi yüksek seviyelere ulaştığı ve çoklu şokların yaşandığı bir dönemden geçtiğine işaret edilerek, savaşın neden olduğu arz şokları ve tedarik zincirlerindeki aksamaların küresel ekonomik görünümü baskıladığı belirtildi.</p>
<p>Bu ortamda ekonomik dayanıklılık ve istikrarın öneminin daha da arttığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Uyguladığımız ekonomi programı sayesinde büyüme daha dengeli bir yapıya kavuşmuş, işsizlik ve enflasyon gerilemiş, finansal istikrar güçlenmiş ve mali disiplin tesis edilmiştir. Önümüzdeki dönemde elde ettiğimiz kazanımları korurken ekonomimizin üretim kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü artırarak sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin temellerini sağlamlaştıracağız. Ülkemizde eğitimin niceliğinin ve niteliğinin artırılması, eğitim-istihdam bağlantısının güçlendirilmesi öncelikli politika alanlarımızdan birisidir. Bu doğrultuda bütçemizden en büyük payı yıllardır eğitime ayırıyoruz. Uyguladığımız politikaların sonuçlarını uluslararası göstergelerde de görüyoruz. OECD tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye tüm alanlarda sıralamasını yükseltmiş, son 10 yılda performansını artıran tek OECD ülkesi olmuştur. Diğer taraftan yükseköğretimde de bilimsel araştırma performansı başta olmak üzere birçok uluslararası göstergede iyileşme sağlanmıştır. Eğitimde sağlanan kazanımların önümüzdeki dönemde ekonomimizde verimlilik artışına önemli katkı sağlamasını bekliyoruz."</p>
<p><strong>"Ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Açıklamada, dünyada yeşil, dijital ve demografik dönüşümün yaşandığı bu dönemde işgücü piyasasının değişen ihtiyaçlarını karşılayacak beceri ve yetkinliklerin geliştirilmesinin önemine değinilerek, "Eğitim ve istihdam politikalarımızı teknolojik gelişmeler, sektörel ihtiyaçlar ve stratejik önceliklerimizle uyumlu şekilde sürdüreceğiz. Böylece ihtiyaç duyulan alanlarda nitelikli işgücü arzını artırırken verimliliği de destekleyeceğiz. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdama katılımını teşvik edeceğiz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>EKK toplantısında, beşeri sermayenin güçlendirilmesine yönelik yürütülen çalışmaların ele alındığı, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik hayata geçirilmesi planlanan politikaların değerlendirildiği ve ödemeler dengesi istatistikleri kapsamında gerçekleştirilen revizyonların net hata ve noksan kalemine etkisinin ele alındığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, sorunlu fonlara ilişkin olarak ilgili kurumların gerekli adımları eşgüdüm içerisinde attığı belirtilerek, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Tasfiye süreçlerinin adil, şeffaf ve hukuki güvence altında yürütülmesini amaçlayan kanun teklifi TBMM’ye sunulmuş, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmiştir. Teklifin TBMM Genel Kurulunda görüşülüp yasalaşmasının ardından ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz. Güçlü makroekonomik temellerimiz ve kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde, yaşanan gelişmelerin finansal sistem ve reel ekonomi üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasını bekliyoruz. Alınan tedbirlerle sermaye piyasalarımızın güvenilirliğini ve etkinliğini artırmayı, piyasamızı daha sağlıklı, güçlü ve dayanıklı bir yapıya kavuşturmayı amaçlıyoruz. Türkiye Yüzyılı’nda sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedefimiz doğrultusunda, verimliliği artıran, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıran, işgücü piyasasının etkinliğini güçlendiren ve ekonomik kazanımların toplumun geniş kesimlerine yayılmasını sağlayan politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-fon-aciklamasi-90029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/9/1280x720/ekk-1792419262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKK toplantısı sonrası tasfiye edilecek fonlarla ilgili yapılan açıklamada, &quot;Tasfiye süreçlerinin adil, şeffaf ve hukuki güvence altında yürütülmesini amaçlayan kanun teklifi TBMM&#039;ye sunulmuş, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmiştir. Teklifin TBMM Genel Kurulunda görüşülüp yasalaşmasının ardından ara ödemelerin en kısa sürede başlatılmasını öngörüyoruz.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-ve-ges-yeka-ihaleleri-kasimda-yapilacak-90028</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> YEKA ihaleleri kasımda yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, rüzgar ve güneş enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ve bağlantı kapasitelerinin tahsisine ilişkin yarışmaların 2 ve 3 Kasım'da yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, rüzgarda 7 saha için 1500 megavat, güneşte 11 saha için 785 megavatlık kapasite tahsisi gerçekleştirilecek.</p>
<p>Rüzgar enerjisine dayalı, R26-Sivas RES, R26-Balıkesir-1 RES, R26-Balıkesir-2 RES, R26-Balıkesir-3 RES, R26-Balıkesir-4 RES, R26-Manisa RES ve R26-Kütahya RES sıralamasıyla yapılacak yarışmalar Bakanlık Toplantı Salonu'nda 2 Kasım'da saat 10.00'da başlayacak.</p>
<p>Güneş enerjisine dayalı, G26-Denizli GES, G26-Ankara-1 GES, G26-Ankara-2 GES, G26-Konya GES, G26-Kahramanmaraş-2 GES, G26-Kahramanmaraş-3 GES, G26-Malatya-1 GES, G26-Diyarbakır GES, G26-Mardin-2 GES, G26-Batman GES ve G26-Elazığ GES yarışmaları da bakanlığın aynı salonunda 3 Kasım'da saat 10.00'dan itibaren yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/res-ve-ges-yeka-ihaleleri-kasimda-yapilacak-90028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/gunes-ges-enerji-1766639794.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rüzgar ve güneş enerjisine dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili ihaleler 2 ve 3 Kasım&#039;da düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-90034</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhangazi TSO’da yeni başkan Ahmet Faruk Güney oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nda (Orhangazi TSO) yönetim kurulu seçimlerinde büyük bir sürpriz yaşandı. </p>
<p>Orhangazi TSO'da geçen hafta gerçekleştirilen meclis seçimlerinin ardından, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin belirlendiği seçim yapıldı.</p>
<p>Mevcut başkan Erol Hatırlı ile Ahmet Faruk Güney'in listelerinin yarıştığı seçimde 30 meclis üyesi sandık başına gitti. Oy sayımı sonucunda Ahmet Faruk Güney'in listesi 15, Erol Hatırlı'nın listesi ise 14 oy aldı. Bir oyun geçersiz sayıldığı seçimleri bir oy farkla kazanan Güney, Orhangazi TSO'nun yeni yönetim kurulu başkanı oldu.</p>
<p>Seçim sonucuyla birlikte Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası'nda yeni dönem başlarken, Ahmet Faruk Güney başkanlığındaki yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Ahmet Faruk Güney, Mesut Keskin, Hüseyin Akın, Davut Çil, Fırat Söğütlü, Fatih Demir, Adnan Köse, Evren Kılıç ve Yakup Özbey.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-90034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/orhangazi-tsoda-yeni-baskan-ahmet-faruk-guney-oldu-1792420808.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 meclis üyesinin oy kullandığı Orhangazi TSO seçimlerinde 15 oy alan Ahmet Faruk Güney yeni başkan seçilirken, mevcut başkan Erol Hatırlı’nın listesi 14 oyda kaldı. Bir oy ise geçersiz sayıldı. Ahmet Faruk Güney, 1 oy farklı seçimi kazanarak Orhangazi TSO’nun yeni başkanı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-90025</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 15:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreticiden 62,5 ton Bodrum mandalini toplandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Bodrum Belediyesinin, coğrafi işaretli Bodrum mandalininin yeşil hasat döneminde üreticilere destek olmak ve ilçenin önemli tarımsal değerlerinden biri olan mandalinin ekonomik değerini artırmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda 104 üreticiden temin edilen toplam 62 ton 500 kilogram yeşil Bodrum mandalininin endüstriyel üretimde kullanılmak üzere sevkiyatı gerçekleştirildi.</p>
<p>Bodrum Belediyesi Gıda AŞ ve Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında Bahçelievler, Bitez, Dereköy, Gündoğan, İslamhaneleri, Müskebi, Turgutreis ve Yalıkavak mahallelerinde üreticiler tarafından gerçekleştirilen yeşil hasatla toplanan mandalinler, Herodot Kültür Merkezi'nde paketlenerek sevk edildi.</p>
<h2>Tamer Mandalinci: Bodrum Mandalinine ve üreticimize sahip çıkıyoruz</h2>
<p>Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, yeşil hasat döneminde gerçekleştirilen çalışmaların Bodrum'un tarımsal mirasının korunması açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “Bodrum mandalinimiz, kentimizin en önemli tarımsal ve kültürel değerlerinden biri. Üreticilerimizin emeğini korumak, mandalin bahçelerimizin yaşamasını sağlamak ve bu değerimizi gelecek nesillere aktarmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yeşil hasat döneminde 104 üreticimizden 62,5 ton mandalinin değerlendirilmesi hem üreticilerimiz hem de Bodrum'un tarımsal geleceği açısından çok kıymetli. Coğrafi işaretli ürünümüz Bodrum mandalini, üreticilerimizi, mandalin bahçelerimizi ve kültürel mirasımızı koruyarak gelecek nesillere aktarma sözümüz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-90025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/bodrum-mandalininde-yesil-hasat-bereketi-1792413041.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bodrum&#039;da 104 üreticiden temin edilen toplam 62,5 ton yeşil Bodrum mandalininin endüstriyel üretimde kullanılmak üzere sevkiyatı gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-yolunun-10-yilda-ekonomimize-55-milyar-dolarlik-katki-saglamasini-ongoruyoruz-90021</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kalkınma Yolu&#039;nun 10 yılda ekonomimize 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını öngörüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Ankara Ofisi'nde düzenlenen "Değişen Küresel Ulaştırma Jeopolitiği ve Kalkınma Yolu Projesi Konferansı"nda konuştu.</p>
<p>Küresel ticaret koridorlarının bugün yeniden çizildiğine işaret eden Uraloğlu, son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmelerin, ulaştırma sistemlerinin ne denli kırılgan olabileceğini ve küresel ticareti nasıl sekteye uğratabileceğini gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi gelişmelerin, kırılganlıklar yarattığını belirten Uraloğlu, bu kırılganlık karşısında ülkelerin daha güvenli, kısa, öngörülebilir ve sürdürülebilir güzergahlar aramaya başladığını anlattı.</p>
<p>Uraloğlu, bu noktada Türkiye'nin coğrafi ve jeostratejik üstünlüğünün devreye girdiğine dikkati çekerek, "Orta Koridor'un kalbinde yer alan, Türk Boğazları'nı yöneten ve Kalkınma Yolu'nu inşa eden bir Türkiye olarak masada da sahada da şunu net biçimde kanıtlıyoruz. Türkiye'siz koridor olmaz. Bu gerçekten kıymetli. Dünya artık, Trans-Hazar üzerinden işleyen Orta Koridor'u, Basra'dan Avrupa'ya uzanacak Kalkınma Yolu'nu, Orta Koridor'un yeni bağlantısı TRIPP Koridoru'nu ve Modern Hicaz Demir Yolu Hattı'nı konuşuyor. Bu koridorlar birbirinin rakibi değildir, olmamalı da. Doğu-batı ve kuzey-güney hatlarını ülkemizde buluşturup, Avrupa'ya taşıyan tamamlayıcı omurgalardır. Dolayısıyla Kalkınma Yolu'nu, mevcut ticaret ağlarına can suyu veren tamamlayıcı bir güç olarak konumlandırıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin bir kavşak noktasında olduğunu ve 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1,6 milyar insanın yaşadığını, yaklaşık 50 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya sahip 67 ülkenin merkezinde yer aldığını aktaran Uraloğlu, altyapı yatırımları, kriz çözme kabiliyeti, diplomasideki yapıcı duruşu ve güven inşa eden yaklaşımıyla Türkiye'nin "jeostratejik bir güven adası" haline geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"Kalkınma Yolu stratejik bir kaldıraç niteliğinde"</strong></p>
<p>Uraloğlu, ulaştırma ağlarının çeşitlendirilmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu ve bu zorunluluğu fırsata çevirdiklerini, Türkiye'yi küresel ticaretin vazgeçilmez merkezi kılmak için bölgesel ve uluslararası işbirliklerini de kararlılıkla güçlendirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Orta Koridor'un, Çin ve Orta Asya'yı Hazar üzerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya bağlayan en kritik güzergah olması bakımından, bu vizyonun en önemli ayaklarından biri olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Türkiye'de Orta Koridor'a bağlantı sağlayan hatların uzunluğu mevcut, devam eden ve planlanan hatlarla birlikte toplam 2 bin 156 kilometreye ulaşmaktadır. Bu kapsamda, yapılan ve yapılacak yatırımların toplamı 47,1 milyar doları bulurken, 10 yıllık projeksiyonda üretim kapasitesinin 114 milyar doları, yıllık ortalama istihdam etkisinin ise 144 bin kişiyi bulmasını hedefliyoruz." dedi.</p>
<p>Temeli atılan Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu'nun Orta Koridor'a stratejik bir güzergah kazandıracağına işaret eden Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Doğu-batı eksenindeki bu gücü, kuzey-güney yönünde tamamlayacak ana omurga ise Kalkınma Yolu'dur. Basra Körfezi'ni Irak'taki Fav Limanı'ndan başlayarak, Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak yeni bir lojistik omurga oluşturuyoruz. Bu proje, özellikle Körfez ülkelerinden Avrupa'ya giden yükler için Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltacak stratejik bir alternatif sunacaktır. Bu projeyi bitirmiş olsaydık, dünya Hürmüz Boğazı'nı daha az konuşacaktı. Fav Limanı'ndan çıkıp, ülkemiz üzerinden Avrupa'ya uzanan güzergah sayesinde, 45 gün süren Ümit Burnu güzergahına göre 20 gün, 35 gün süren Güney Koridoru'na göre ise 10 gün kısalarak, yaklaşık 25 güne düşecektir. Kalkınma Yolu, Asya-Körfez-Irak-Türkiye-Avrupa hattında yeni bir ticaret ve lojistik koridoru oluşturmayı hedeflemekte, Irak'ın ekonomik yeniden inşasını desteklerken, Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney bağlantısallık ağlarındaki merkezi konumunu güçlendirme potansiyeli taşımaktadır. Bu yönüyle proje, yalnızca bir ulaştırma ve altyapı yatırımı değil, bölgesel güç dengelerini ve ekonomik ilişkileri yeniden şekillendirebilecek stratejik bir kaldıraç niteliğindedir. "</p>
<p>Uraloğlu, projenin hayata geçirilmesinin Irak'ın petrol gelirlerine bağımlılığının azalmasına, transit ticaretten ekonomik kazanç sağlamasına ve uluslararası sistemdeki jeopolitik önemini artırmasına katkıda bulunabileceğini de vurguladı. 28 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin huzurlarında imzalanan mutabakatların, bu vizyonu somutlaştırdığını anımsatan Uraloğlu, çözüm odaklı bu mutabakat ve anlaşmaları her iki ülkenin meclisinden geçirip, sonrasında inşa sürecine başlamayı planladıklarını da söyledi.</p>
<p><strong>"Avrupa'ya uzanan yeni bağlantılar kuruyoruz"</strong></p>
<p>Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı üzerinden demir yolu ve kara yolu taşımacılığına ilişkin mutabakat zaptına değinen Uraloğlu, doğal kaynaklar karşılığında Irak Cumhuriyeti içinde ulaştırma altyapısının geliştirilmesine dair çerçeve mutabakat zaptının iki ülke arasında "İki Ülke Tek Koridor" anlayışının en güçlü ifadesi olduğunu kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, Kalkınma Yolu'nun demir yolu ve kara yolunun ötesinde enerji nakil hatları, fiber optik altyapı, petrol ve doğal gaz boru hatlarıyla entegre, çok modlu bir lojistik ve ekonomik kalkınma hamlesi olduğunu, Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu'nun, Orta Koridor ve mevcut enerji hatlarıyla bütünleşmesinin, Türkiye'nin Avrasya bağlantısallık ağlarındaki konumunu pekiştireceğini bildirdi.</p>
<p>Projenin, aynı zamanda Türkiye ile Irak arasında bir tür "ticari kader ortaklığı" oluşturarak, ikili ekonomik ilişkileri de derinleştireceğine işaret eden Uraloğlu, "Sadece ülkemiz açısından projenin 10 yıllık periyotta ekonomimize yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını ve üretim ile lojistik merkezlerinin konumlandırılmasıyla her yıl ortalama 70 bin vatandaşımıza istihdam imkanı oluşturmasını öngörüyoruz. Kısa süre önce Suudi Arabistan ile imzaladığımız Hicaz Demir Yolu İşbirliği Mutabakat Zaptı da bu vizyonu güçlendirmektedir. Tarihi Hicaz Demir Yolu'nu modern bir yaklaşımla canlandırarak, Körfez'den Türkiye'ye ve oradan Avrupa'ya uzanan yeni bağlantılar kuruyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'de Kapıkule-İstanbul-Eskişehir-İslahiye güzergahındaki 1681 kilometrelik hatla birlikte Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan kesimlerini de içeren toplam 2 bin 511 kilometrelik bir bağlantıdan söz edildiğini aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kalkınma Yolu Projesi, Orta Doğu'nun parçalanmış jeoekonomik yapısını yeniden bütünleştirme, Irak'ı bölgesel ticaretin kavşak noktalarından birine dönüştürme ve Türkiye'nin küresel bağlantısallık ağlarındaki konumunu güçlendirme potansiyeline sahiptir. Bölgesel sahiplenmenin güçlendirilmesi, güvenlik risklerinin yönetilmesi, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve mevcut bağlantısallık girişimleriyle tamamlayıcılığın sağlanması, Kalkınma Yolu'nun bir ulaştırma koridorunun ötesine geçerek, bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde rol oynayan kalıcı bir stratejik girişime dönüşmesini mümkün kılacaktır. "</p>
<p><strong>"Kalkınma Yolu somut bir ortaklık zemini sunmaktadır"</strong></p>
<p>SETA Genel Koordinatörü Nebi Miş de yürüttükleri çalışmalarda, Orta Doğu'daki gelişmeleri özel bir dikkatle takip ettiklerini ve kapsamlı araştırmalar yaptıklarını, tanıtılan "Kalkınma Yolu Projesi: Ekonomik Koridordan Stratejik Güce" başlıklı raporun da bu anlayışla hazırlandığını söyledi.</p>
<p>Uluslararası sistemde yaşanan dönüşümün, devletlerin güç kaynaklarını da değiştirdiğine dikkati çeken Miş, Orta Doğu'nun temel sorunlarından birinin geniş ekonomik imkanlara sahip coğrafyanın siyasi ve güvenlik açısından parçalanmış olması olduğunu ifade etti.</p>
<p>Miş, bölgenin potansiyelinin gerisinde kaldığını kaydederek, "Kalkınma Yolu bu parçalanmışlığı azaltabilecek somut bir ortaklık zemini sunmaktadır. Irak'ın yeniden inşa ihtiyacı, Türkiye'nin üretim ve lojistik kapasitesi, Körfez'in yatırım gücü ve küresel pazarlara erişim arayışı aynı proje etrafında buluşmaktadır." şeklinde konuştu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kalkinma-yolunun-10-yilda-ekonomimize-55-milyar-dolarlik-katki-saglamasini-ongoruyoruz-90021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/67-1792411397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesi hakkında, &quot;Sadece ülkemiz açısından projenin 10 yıllık periyotta ekonomimize yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını ve üretim ile lojistik merkezlerinin konumlandırılmasıyla, her yıl ortalama 70 bin vatandaşımıza istihdam imkanı oluşturmasını öngörüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yemek-sektorune-rekabet-sorusturmasi-90020</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yemek sektörüne rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulu, toplu yemek hizmeti sağlayan 10 şirket hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi.</p>
<p>Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamaya göre toplu yemek hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler tarafından Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4'üncü maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik yürütülen ön araştırma tamamlandı.</p>
<p>Rekabet Kurulu, elde edilen bilgileri, belgeleri ve yapılan tespitleri değerlendirdi, bulguları ciddi ve yeterli buldu.</p>
<p>Bu kapsamda, Akyol Kurumsal Yemek Hizmetleri Ltd. Şti., Aş Dünyası Yemek Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Azık Yemek Sanayi ve Ticaret AŞ, Bircan Temizlik ve Yemek Hizmetleri Turizm İnşaat Nakliyat Hayvancılık Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti., Emiroğulları Yemek Fabrikaları Gıda İnşaat Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti., Gusto Toplu Yemek Üretim Hizmetleri ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti., Kaf Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti., Kalfoğlu Yemek Ticaret Ltd. Şti., Paraf Yemek Temizlik ve Özel Eğitim Hizmetleri İnşaat Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. ve Şimal Yemek Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında soruşturma açılmasına karar verildi.</p>
<p>Soruşturma kapsamında, söz konusu şirketlerin kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen toplu yemek hizmeti alımlarına yönelik ihalelerde danışıklı hareket etmek suretiyle kamu zararına yol açtığı iddiası araştırılacak.</p>
<p>Kurulca alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yemek-sektorune-rekabet-sorusturmasi-90020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/rekabet-kurumu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu, kamu kurumlarına toplu yemek hizmeti sağlayan 10 şirket hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-90018</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep OSB’nin arıtma tesisi ihalesi 30 Ekim&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinin (OSB) Evsel ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi Projesi’nde ilk etap başlıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, dünyanın en büyük ikinci endüstriyel kapasiteli arıtma tesislerinden biri olarak planlanan proje ile atık suların çevreye verdiği zararın önlenmesi, günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun geri kazanılarak yeniden kullanılması ve doğal kaynakların korunması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden Gaziantep OSB, çevrenin korunması ve su kaynaklarının verimli kullanılması amacıyla büyük ölçekli bir projeyi hayata geçiriyor. Nihai kapasitesi günlük 250 bin metreküp olarak planlanan tesisin ilk etabı, günlük 125 bin metreküp atıksu arıtma kapasitesine sahip olacak." denildi.</p>
<p><strong>İhale 30 Ekim’de</strong></p>
<p>Gaziantep OSB Başkanı Cengiz Şimşek, projenin ilk etabın yapım ihalesinin 30 Ekim 2026 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Başkan Şimşek, “İleri arıtma teknolojileriyle donatılacak tesis, atıksuların arıtılmasının yanı sıra suyun geri kazanılarak sanayide yeniden kullanılmasını da sağlayacak. Böylece çevrenin korunması, doğal kaynakların verimli kullanılması ve üretimde sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Günlük 40 bin metreküp su geri kazanılacak</strong></p>
<p>Projenin öne çıkan özelliklerinden birinin su geri kazanımı olduğunu vurgulayan Başkan Cengiz Şimşek, tesiste gelişmiş fiziksel, kimyasal ve ileri biyolojik arıtma proseslerinin yanı sıra ozonlama ve ileri filtrasyon teknolojilerinin kullanılacağını belirtti. Şimşek, günlük 40 bin metreküp arıtılmış suyun yeniden kullanıma kazandırılmasının planlandığını ifade ederek, bu sayede doğal su kaynaklarına olan ihtiyacın azaltılacağını ve sanayinin su arz güvenliğinin güçlendirileceğini kaydetti. Geri kazanılan suyun uygun endüstriyel alanlarda yeniden değerlendirilmesinin, yalnızca çevresel kazanımlar sağlamakla kalmayacağı, üretimde kaynak verimliliğini artırarak sanayicilerin su maliyetlerinin uzun vadede azaltılmasına da katkıda bulunacağı vurgulandı.</p>
<p><strong>"Çevre ile uyumlu üretim"</strong></p>
<p>Açıklamada, "Gaziantep OSB’nin çevre yatırımı, sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi hedefleri açısından da önem taşıyor. Atıksuyun arıtılarak yeniden üretim süreçlerine kazandırılması, su tüketiminin azaltılmasına ve doğal kaynaklar üzerindeki baskının hafifletilmesine imkân sağlayacak. Çevre dostu proje ile çevresel sorumluluk ve sanayinin rekabet gücünün birlikte geliştirilmesi amaçlanıyor. Kaynakların daha verimli kullanıldığı, çevre dostu üretim uygulamalarının yaygınlaştığı bir sanayi yapısının oluşturulması da yatırımın öncelikli hedefleri arasında yer alıyor." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p><strong>Su kaynaklarının korunması hedefleniyor</strong></p>
<p>Projenin önemli hedeflerinden biri de bölgedeki su ortamlarının korunması ve kirlilik yükünün azaltılması. Nizip Çayı-Samözü Deresi-Hancağız Barajı Su Kalitesinin İyileştirilmesi Eylem Planı’nın hedefleriyle uyumlu yürütülecek çalışmalar kapsamında, arıtılmış suyun kalitesinin yükseltilmesi ve Samözü Deresi üzerindeki kirlilik yükünün azaltılmasına katkı sağlanması öngörülüyor. Bu kapsamda yatırımın, sanayi kaynaklı atıksuların kontrol altına alınmasının yanı sıra su ekosistemlerinin korunması ve çevresel etkilerin azaltılması bakımından da önem taşıdığı ifade edildi. Nihai kapasitesi günlük 250 bin metreküp olarak planlanan tesisin, su geri kazanımı ve ileri arıtma uygulamalarıyla Gaziantep sanayisinin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Proje, üretim gücünü çevre sorumluluğuyla birleştiren ve doğal kaynakların korunmasını önceleyen sanayi anlayışının geliştirilmesi açısından önemli bir yatırım olarak öne çıkıyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-90018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/8/1280x720/gaziantep-osbden-dunya-olceginde-yatirim-1792408986.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Günlük 250 bin metreküp olarak planlanan Evsel ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi&#039;nin yapım ihalesinin 30 Ekim&#039;de gerçekleştirileceği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-fazla-cografi-isaretli-urunune-sahip-sehri-gaziantep-uc-lezzetini-daha-tescil-etti-90016</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in üç ürünü daha tescillendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin en fazla coğrafi işaretli ürününe sahip şehri olan Gaziantep'in, gastronomi alanındaki öncü konumunu üç yeni tescille güçlendirdiği bildirildi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı bünyesinde yürütülen çalışmalar sonucunda, kentin mutfak mirasında önemli yere sahip üç yöresel lezzet Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc31ee6b4-1792408625.jpeg" alt="" width="700" height="690" /></p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada, "Yeni tesciller arasında yalnızca sofraların değil, Gaziantep’in köklü geleneklerinin de izleri bulunuyor. Özellikle bebeklerin ilk dişinin çıkmasını kutlamak amacıyla hazırlanan Gaziantep Diş Hediği, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel anlamıyla dikkat çekiyor. Geleneksel lezzet, 1905 tescil numarasıyla mahreç işareti alarak resmî koruma kapsamına girdi. Gaziantep sakız helvası, Gaziantep avrat salatası ve diş hediği de kentin tescilli gastronomi değerleri arasındaki yerini aldı." denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc3d26654-1792408637.jpeg" alt="" width="700" height="700" /></p>
<p><strong>Gaziantep’in 5 lezzeti Avrupa’da da tescilli</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında, "Yerel lezzetlerini yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası alanda da koruma altına alan Gaziantep, Avrupa Birliği coğrafi işaret tescillerinde de önemli bir başarıya sahip. Antep baklavası, Araban sarımsağı, Menengiç kahvesi, Antep fıstık ezmesi ve Gaziantep lahmacunu, Avrupa Birliği tarafından tescillenen beş ürün arasında bulunuyor." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p>Bu tescillerle Gaziantep’in geleneksel üretim yöntemlerinin korunması, yöresel ürünlerinin uluslararası pazarlarda tanınırlığının artırılması ve yerel ekonomiye daha fazla katma değer sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5fc4981f97-1792408649.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Sırada 5 yeni ürün var</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kentin henüz tescillenmemiş yöresel değerlerini de koruma altına almak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Oğuzeli nar ekşisi, Antep muskası, Antep bulguru, Nizip nanesi ve Nizip mızar havucu için coğrafi işaret tescil süreçleri devam ediyor.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Ürün Markalaşma ve Coğrafi İşaretler Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmaların, ürünlerin yalnızca tescillenmesini değil, üretim kültürünün yaşatılmasını ve ekonomik değerinin artırılmasını da kapsadığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Kamu kurumları, üreticiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri sayesinde Gaziantep’in yöresel ürünlerinin yurt içi ve yurt dışındaki tanıtım faaliyetlerine ağırlık veriliyor. 112 coğrafi işaretli ürünü ve Avrupa Birliği tesciline sahip 5 lezzetiyle Gaziantep, mutfak mirasını korurken yerel üretimin geleceğine de yatırım yapıyor." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-en-fazla-cografi-isaretli-urunune-sahip-sehri-gaziantep-uc-lezzetini-daha-tescil-etti-90016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/sakiz-helvasi-1792409250.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep&#039;in sakız helvası, avrat salatası ve diş hediği coğrafi işaret alırken, kentin tescilli ürün sayısı 112’ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-90014</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş 7,5 milyonuncu aracını üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinin köklü üreticilerinden Tofaş, Bursa Fabrikası’nda 7,5 milyonuncu aracını banttan indirerek üretim tarihinde yeni bir eşiğe ulaştı. Yapılan açıklamaya göre, yarım asrı aşan sanayi birikimini yeni model yatırımları, çok markalı üretim ve ihracat hedefleriyle büyütmeye hazırlanan şirketin 7,5 milyonuncu aracı Fiat Ulysse oldu. 1968 yılında temelleri atılan, 1971’de 20 bin adetlik üretim kapasitesi ve yaklaşık 600 çalışanla seri üretime başlayan Tofaş, 500 bin adetlik yıllık üretim kapasitesine sahip. Üretim hacmi, mühendislik yetkinlikleri ve ihracat kabiliyetiyle Türkiye otomotiv sanayisinde önemli bir konumda bulunan şirketin, Stellantis Türkiye faaliyetlerinin Tofaş çatısı altında birleşmesiyle yeni bir büyüme dönemine girdiği bildirildi.</p>
<h2>55 yılda 7,5 milyon araç</h2>
<p>Şirketten verilen bilgilere göre, Tofaş’ın 1971’de başlayan üretim yolculuğu, Türkiye otomotiv sanayisinin gelişimindeki önemli kilometre taşlarını da beraberinde getirdi. Murat 124 ile başlayan üretim serüveninde binek otomobillerden hafif ticari araçlara, iç pazar için geliştirilen modellerden uluslararası pazarlara ihraç edilen araçlara kadar geniş bir ürün gamı Bursa’da üretildi. Şirketin üretim tarihinde 1 milyonuncu araç Fiat Tempra, 2 milyonuncu araç Fiat Palio Go, 3 milyonuncu ve 4 milyonuncu araçlar Fiat Fiorino, 5 milyonuncu araç Fiat Egea Hatchback, 6 milyonuncu araç Fiat Egea Sedan, 7 milyonuncu araç ise Fiat Egea Cross Wagon oldu. Fiat Ulysse, 7,5 milyonuncu araç olarak bu üretim zincirinin yeni halkasını oluşturdu.</p>
<p>Tofaş’ın yaklaşık 55 yıllık üretim döneminde ulaştığı toplam adet, takvim günü üzerinden hesaplandığında günlük ortalama yaklaşık 375 araca karşılık geldiği belirtilirken, bu ölçeğin, Bursa Fabrikası’nın Türkiye otomotiv sanayisindeki üretim birikimini ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ad5fb23d19ae-1792408355.jpg" alt="" width="700" height="489" /></p>
<h2><strong>“K0 ve K9 projeleriyle yeni büyüme dönemi”</strong></h2>
<p>Tofaş, yeni dönemde üretim hacmini ve ürün çeşitliliğini K0 ve K9 projeleriyle artırmayı hedefliyor. Yeni nesil hafif ticari araç projeleri, Bursa Fabrikası’nın Stellantis’in küresel üretim ağı içindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. K0 projesi, şirketin Kuzey Amerika pazarına yönelik üretim ve ihracat faaliyetleri açısından da önem taşıyor. Tofaş, bu proje kapsamında Kuzey Amerika’ya ihracata 2027 yılı başında yeniden başlamayı planlıyor. K9 model ailesinde ise çok markalı üretim yapısının geliştirilmesi hedefleniyor. Yeni projeler, Tofaş’ın yalnızca Türkiye pazarı için üretim yapan bir sanayi kuruluşu olmanın ötesinde, uluslararası üretim ve tedarik zincirlerinde daha güçlü bir rol üstlenme hedefini yansıtıyor.</p>
<h2><strong>Eroldu: “Tofaş 2.0 dönemi başladı”</strong></h2>
<p>Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, 7,5 milyonuncu araç üretiminin şirketin sanayi birikimini ve çalışanlarının katkısını temsil ettiğini belirterek, yeni model yatırımlarıyla büyüme dönemine girdiklerini söyledi. Murat 124’ten Fiat Ulysse’ye uzanan süreçte Türkiye otomotiv sanayisinin gelişimine katkı sağlayan projeler gerçekleştirdiklerini ifade eden Eroldu, çok markalı üretim yapısını güçlendirdiklerini, üretim hacmini ve ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. K0 ve K9 projelerinin Bursa Fabrikası’nın Stellantis içindeki rolünü ileri taşıyacağını belirten Eroldu, Kuzey Amerika pazarına yönelik ihracatın 2027 yılı başında yeniden başlamasının yeni dönemin önemli adımlarından biri olduğunu vurguladı. Eroldu, üretim gücünü artırırken kalite ve verimlilik alanlarında da Stellantis’in önde gelen fabrikaları arasında yer almayı hedeflediklerini belirterek, Ar-Ge, mühendislik, ihracat ve çalışan deneyimiyle Türkiye ekonomisine daha fazla katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ad5fb4159410-1792408385.jpg" alt="" width="700" height="375" /></p>
<h2><strong>“Bursa Fabrikası’nın stratejik rolü güçleniyor”</strong></h2>
<p>Stellantis Türkiye faaliyetlerinin Tofaş çatısı altında birleşmesinin şirket açısından yeni bir dönemi başlattığını belirten Eroldu, bu süreci “Tofaş 2.0” olarak tanımladı. Eroldu, yeni model yatırımları ve artan üretim çeşitliliğiyle Bursa Fabrikası’nın üretim merkezi olarak öneminin arttığını, Tofaş’ın Türkiye pazarındaki güçlü konumunun yanı sıra Stellantis için de giderek daha önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Tofaş’ın 7,5 milyonuncu araç kilometre taşı, şirketin geçmişten gelen üretim gücünü yeni yatırımlarla ileri taşıma hedefini ortaya koyuyor. K0 ve K9 projeleri, çok markalı üretim kapasitesi ve Kuzey Amerika’ya yeniden ihracat planı, Bursa’nın önümüzdeki dönemde küresel otomotiv üretim ağındaki konumunu belirleyecek başlıca gelişmeler arasında yer alıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-90014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/tofas-75-milyonuncu-aracini-uretti-1792405868.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Fabrikası’nda 1971’den bu yana 7,5 milyon araç üreten Tofaş, 500 bin adetlik yıllık üretim kapasitesiyle yeni büyüme dönemine girdi. 7,5 milyonuncu araç Fiat Ulysse olurken, K0 projesiyle Kuzey Amerika’ya ihracatın 2027 başında yeniden başlaması hedefleniyor. CEO Cengiz Eroldu, yeni yatırımlar ve çok markalı üretim yapısıyla Bursa’nın Stellantis içindeki stratejik rolünün güçlendiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortadan-finansal-sonuc-karari-90005</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta&#039;dan &#039;finansal sonuç&#039; kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in finansal sonuçlarının açıklanması ertelendi.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yapılan açıklamada, "15 Ekim 2026 tarihinde KAP üzerinde bildirdiğimiz gibi Şirketimiz Genel Müdürü istifası sebebiyle anılan dönemin finansal sonuç açıklama süreci hazırlıkları tamamlanamamıştır. Bu çerçevede finansal sonuçlarımızın açıklanması ertelenmiştir. Konuya ilişkin gelişmeler kamuoyu ile paylaşılacaktır.​​​​​​​" denildi. </p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortadan-finansal-sonuc-karari-90005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/turkiye-sigorta-1792399400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik, genel müdürünün istifasından dolayı finansal sonuçlarını açıklanmasının ertelendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-341-artti-90004</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları aylık yüzde 3,41 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayına ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,41 arttı. Endeks, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 21,15, Ağustos 2025'e göre yüzde 30,28 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,05 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,77, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,17 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 31,63, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 22,16 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre, 2 alt grup yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Ağustosta, yıllık bazda artışın en az olduğu alt gruplar yüzde 21,16 ile malzemeler, yüzde 22,59 ile tarımsal ilaçlar oldu. Yıllık artışın en yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 43,14 ile enerji ve yağlayıcılar, yüzde 31,19 ile tohum ve dikim materyali olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre, 8 alt grup daha düşük ve 3 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre, gübre ve toprak geliştiriciler yüzde 0,59'la en az artış gösteren alt grup olurken, buna karşılık aylık artışın en yüksek olduğu alt grup yüzde 9,58 ile enerji ve yağlayıcılar olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-341-artti-90004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/tarimsal-sulama-1773724185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, yıllık bazda yüzde 30,28, aylık bazda yüzde 3,41 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-agustosta-1766-milyar-dolar-90003</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç ağustosta 176,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayına ilişkin kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki aya göre 25 milyon dolar artarak 176,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 243,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 1,6 azalarak 76,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki aya göre yüzde 3 azalarak 9,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 0,1 azalışla 19,7 milyar dolar olurken, banka hariç mevduatlar yüzde 1,7 artışla 22 milyar dolara yükseldi. TL cinsinden toplam mevduat yükümlülükleri ise yüzde 4,8 azalarak 25,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 0,1 artarak 74,6 milyar dolar oldu. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 0,8 azalarak 64,5 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 6,6 artarak 10 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Döviz kompozisyonu incelendiğinde, KVDB stokunun yüzde 34'ünü dolar, yüzde 27,1'ini avro, yüzde 25,6'sını Türk lirası ve yüzde 13,3'ünü diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 67 milyar dolara, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 75,1 milyar dolara düştü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-agustosta-1766-milyar-dolar-90003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/dollar-dolar-1790919851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku, temmuz ayına kıyasla 25 milyon dolar artarak 176,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kazancidan-ozbekistana-200-milyon-dolarlik-yatirim-90017</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazancı&#039;dan Özbekistan&#039;a 200 milyon dolarlık yatırım planı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kazancı Holding'in, Özbekistan'da 200 milyon dolarlık enerji yatırımı yapmayı planladığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Kazancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile Yakıt ve Enerji Sektörü Yatırımcıları Konseyi'nin Taşkent'te düzenlenen ilk toplantısı kapsamında bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmede, Kazancı Holding'in Özbekistan enerji sektöründeki mevcut yatırımları, yeni işbirliği olanakları ve ülkenin elektrik altyapısının modernizasyonuna yönelik projeler değerlendirildi.</p>
<p>Holding çatısı altında faaliyet gösteren Aksa Enerji, Taşkent, Buhara ve Talimarcan'daki santralleriyle ülkede toplam 1220 megavat kurulu güce ulaşırken, grubun elektrik dağıtım şirketi Aksa Elektrik de Semerkant'ın ardından yeni dağıtım bölgelerinde operasyona başlamaya hazırlanıyor.</p>
<p>Aksa Enerji'nin Taşkent, Buhara ve Talimarcan'daki santrallerine bugüne kadar 700 milyon doları aşkın yatırım gerçekleştiren Kazancı Holding, elektrik dağıtımında da Özbekistan'daki varlığını büyütüyor.</p>
<p>Uluslararası ihaleyi kazanarak Semerkant bölgesinin elektrik dağıtım şebekesinin işletmesini 30 yıllığına üstlenen Aksa Elektrik için üç bölgede daha dağıtım faaliyeti yürütme olanakları değerlendiriliyor. Semerkant ile birlikte dört bölgeye gelecek iki yıl içinde yaklaşık 200 milyon dolar yatırım yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni yatırımlarla elektrik dağıtım şebekelerinin modernize edilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması ve tüketicilere daha güvenilir ve kesintisiz enerji hizmeti sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Yatırım yaptığı her bölgede okullar yaptırarak eğitime ve sosyal kalkınmaya katkı sunmayı da planlayan Kazancı Holding'in yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Mirziyoyev tarafından büyük memnuniyetle karşılandı.</p>
<p>Mirziyoyev, Semerkant’ta başlayan elektrik dağıtım işbirliğinin yeni bölgelere genişletilmesine yönelik desteğini ifade etti.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Kazancı, Özbekistan'ın holdingin küresel ölçekli ve uzun vadeli planlarında stratejik bir konuma sahip olduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanı Mirziyoyev'in reform vizyonu ve Türkiye ile Özbekistan arasındaki güçlü ilişkiler, yatırımlarımızı derinleştirmemiz için sağlam bir zemin oluşturuyor. Yeni dönemde enerji üretimindeki varlığımızı elektrik dağıtımındaki yetkinliklerimizle birleştirerek ülkenin enerji dönüşümünde sorumluluk almaya devam edeceğiz. Özbekistan enerji sisteminin dönüşümüne ve modernizasyonuna yatırım yapacağız. Ayrıca Türkiye'de milli eğitim sistemine armağan ettiğimiz okulların benzerlerini Özbekistan'da da inşa ederek toplumsal gelişime de destek olmayı hedefliyoruz. Böylece Özbekistan'ın hem enerji arz güvenliğine hem de sürdürülebilir kalkınmasına kalıcı katkı sunmayı hedefliyoruz." açıklaması yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kazancidan-ozbekistana-200-milyon-dolarlik-yatirim-90017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/5445-1792408841.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 200 milyon dolarlık enerji yatırımı hakkında açıklama yapan Kazancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı, &quot;Özbekistan enerji sisteminin dönüşümüne ve modernizasyonuna yatırım yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-acil-durum-uygulamalarinda-yeni-duzenlemeler-90002</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 10:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik piyasalarında yeni düzenlemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) elektrik piyasasındaki yönetmelik değişiklikleri, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>EPDK'nin yönetmelik değişiklikleri, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, EPDK'nin Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği kapsamında, anlaşma gücünden daha yüksek kurulu güçte elektrik depolama tesisi kuracak tüketiciler, şebekeye enerji verilmesini ve anlaşma gücünün aşılmasını önlemek amacıyla otomatik güç kontrol ve enerji kesme sistemi kurmakla yükümlü olacak.</p>
<p>Üretim lisansı sahipleri, lisansları sona ermediği veya iptal edilmediği sürece dağıtım sisteminden ayrılamayacak. Ancak dağıtım sistemine bağlı bir üretim tesisinin iletim sistemine geçişinin talep edilmesi halinde, lisansındaki bağlantı noktası değiştirildikten sonra dağıtım sisteminden ayrılma talebinde bulunulabilecek.</p>
<p>Elektrik dağıtım şebekesinin yapımını üstlenen başvuru sahiplerine, bağlantı anlaşmasının imzalanmasının ardından tesis yapım sözleşmesi için 30 gün süre tanınacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, dağıtım sistemi kullanıcılarının teminat yükümlülükleri de yeniden düzenlendi.</p>
<p>Kullanıcılar, belirlenen tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu veya nakit teminat sunabilecek. Banka teminat mektupları elektronik ortamda da düzenlenebilecek.</p>
<p>Ek teminat talepleri 10 iş günü içinde karşılanacak, fazla teminatlar ise kullanıcıların talebi üzerine aynı sürede iade edilecek. Teminat yükümlülüğünde yüzde 20 ve üzeri eksikliği bulunan ve bunu gidermeyen kullanıcılar EPDK'ye bildirilecek.</p>
<p>Son 24 ayda sistem kullanım faturalarını eksiksiz ödeyen ve teminat temerrüdüne düşmeyen kullanıcıların teminat hesabında azami 1 kat oranı uygulanacak. Yönetmeliğe eklenen geçici madde kapsamında oluşan fazla teminatlar ise bir ay içinde iade edilecek.</p>
<p><strong>Depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans ve teminat işlemleri değiştirildi</strong></p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu doğrultuda, depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans başvurularında sunulacak belgelerin değerlendirilmesinde elektrik depolama ünitesinin kapasitesi yerine gücü dikkate alınacak.</p>
<p>Tedarik ve toplayıcı lisansı sahipleri, faaliyetlerinde ilgili dağıtım şirketiyle ilişkili oldukları izlenimini verebilecek unvanları kullanamayacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, EPDK tarafından daha önce mücbir sebep olarak kabul edilen bir olayın, yatırımın tamamlanmasını engelleyecek şekilde süreklilik kazanması halinde aynı madde kapsamında değerlendirilmeyeceği hükme bağlandı.</p>
<p>Depolamalı elektrik üretim tesislerinin lisans başvurularında sunulan teminatlar, üretim tesisinin tamamı işletmeye geçinceye kadar iade edilmeyecek. Depolama ünitelerine ilişkin teminat iadelerinde ise kabulü yapılan ünitenin gücü dikkate alınacak.</p>
<p>- Talep tarafı katılımı hizmetinde ödeme ve performans kriterleri güncellendi</p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Yan Hizmetler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu kapsamda, talep tarafı katılımı hizmeti kapsamında toplayıcılara yapılacak ödemelerin hesaplanması yeniden düzenlendi. Aylık kapasite bedeli, kritik ayda talimata katılınmayan saatlerin toplam talimat saatlerine oranı dikkate alınarak hesaplanacak.</p>
<p>Toplayıcıların aktivasyon talimatlarına uyumunda, talimat miktarından yüzde 10'a kadar daha az yük düşülmesi halinde hizmet sağlanmış sayılacak. Farkın yüzde 10'u aşması ancak yüzde 25'in altında kalması durumunda hizmet sağlanmamış, yüzde 25 ve üzerinde olması halinde ise talimata katılım gerçekleşmemiş kabul edilecek.</p>
<p>Talimat miktarının üzerinde yük azaltılması halinde yüzde 50'ye kadar olan fark kabul edilecek. Bu oranı aşan yük azaltımları ise aktivasyon talimatının başlangıcından en az bir saat önce Türkiye Elektrik İletim AŞ'nin (TEİAŞ) onayının alınması durumunda uygun sayılacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, talimata katılmama durumunda uygulanacak yerine getirmeme bedellerinin hesaplanmasına ilişkin esaslar da yeniden düzenlendi.</p>
<p>Bununla birlikte, yan hizmet performans testleri ile ilgili sertifika ve raporların TEİAŞ tarafından düzenlenmesine yönelik uygulamanın başlangıcı 31 Aralık 2026'ya ertelendi.</p>
<p>- Elektrik depolama tesislerinin kurulum koşulları değiştirildi</p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, tüketiciler, ilgili şebeke işletmecisinden uygun bağlantı görüşü alınması ve tesisin aynı ölçüm noktasında bulunması şartıyla elektrik depolama tesisi kurabilecek.</p>
<p>Bağlantı anlaşmasındaki anlaşma gücünden daha yüksek kurulu güçte depolama tesisi kurmak isteyen tüketicilerin ise Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği'nde belirtilen ünite ve sistemleri kurması zorunlu olacak.</p>
<p><strong>Acil durum uygulamalarında yeni düzenlemeler</strong></p>
<p>Buna göre, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik kapsamında, elektrik dağıtım şirketleri ile dağıtım lisansı sahibi organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgeleri, acil durum talimatları kapsamında lisanssız elektrik üretim tesislerini uzaktan kontrol edebilecek. Acil durum kapsamında yapılan müdahalelere ilişkin üreticilere en geç 15 dakika içinde bildirim yapılacak.</p>
<p>Acil durum talimatlarına tabi lisanssız üreticilerin, bağlantı anlaşmalarının revizyonu için 60 gün içinde başvurması gerekecek, bağlantı anlaşmalarındaki belirli cezai şartlar ise 30 Nisan 2027'ye kadar uygulanmayacak.</p>
<p>Acil durum yük atma talimatlarına uymayan lisanssız üreticilere, talimatın yerine getirilmeyen kısmına karşılık gelen üretim miktarı için ise ödeme yapılmayacak. İlgili tutarlar, görevli tedarik şirketleri veya toplayıcılar tarafından üreticilerden tahsil edilecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, lisanssız üretim tesislerinin iç tüketimine ilişkin faturalandırma esasları da güncellendi. İlişkili tüketim tesislerinin iletim sistemine bağlı olması halinde, iç tüketimin faturalandırılmasında iletim sistemi kullanıcılarına uygulanan perakende enerji bedeli esas alınacak.</p>
<p>Ayrıca, lisanssız elektrik üretim tesislerinde, tesisin elektriksel gücünü aşmamak şartıyla kapasite sınırlaması olmaksızın elektrik depolama ünitesi kurulabilecek.</p>
<p><strong>Dengeleme güç piyasasında teklif ve bildirim süreçleri yeniden düzenlendi</strong></p>
<p>EPDK'nin Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile dengeleme güç piyasasında yük alma ve yük atma teklifleri saatlik yerine uzlaştırma dönemi bazında verilecek. Lisanssız elektrik üretim tesisleriyle ilişkilendirilen tüketim noktalarından çekilen elektriği ölçen sayaçlar da uzlaştırma kapsamında kayıt altına alınacak.</p>
<p>Üretim tesislerinin toplayıcı portföyüne alınabilmesi için en az bir ünitesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca kabul edilmiş ve ilgili uzlaştırma kayıtlarının devir tarihinde tamamlanmış olması gerekecek.</p>
<p>Gün içi piyasasında tekliflerin alt fiyat limiti doğrudan uygulanacak, üst fiyat limiti ise belirlenen limite dengesizlik katsayıları esas alınarak hesaplanan tutarın eklenmesiyle belirlenecek.</p>
<p>Düzenlemeyle, dağıtım sistemine bağlı lisanssız elektrik üretim tesislerini portföyünde bulunduran piyasa katılımcılarına da acil durum talimatı verilebilecek. Bu kapsamda talimatlar, 900 kilovat ve üzeri kurulu güce sahip tesislerden başlanarak uygulanacak. Toplayıcılar, portföylerindeki ilgili tesisler için uzaktan kontrol mekanizmaları kuracak.</p>
<p>Ayrıca, dengeleme güç piyasasında yerine getirilmeyen talimatların raporlanmasına ilişkin kriterler, EPDK Kurul Kararı ile belirlenecek.</p>
<p>Devredeki termik kaynaklı üretim birimlerine yük değişim eğrilerine göre talimat verilmesine ise 1 Ocak 2027'de başlanacak.</p>
<p><strong>Organize sanayi ve endüstri bölgelerine yeni yükümlülükler</strong></p>
<p>EPDK'nin Organize Sanayi Bölgelerinin ve Endüstri Bölgelerinin Elektrik Piyasası Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile dağıtım lisansı sahibi organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişilere yeni yükümlülükler getirildi.</p>
<p>Buna göre, söz konusu tüzel kişiler, görevli tedarik şirketlerince iletilen lisanssız elektrik üretim tesislerine ilişkin acil durum yük atma talimatlarını yerine getirmekle yükümlü olacak. Talimatlara uyulmaması halinde Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında yaptırım uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca, dağıtım sistemlerine bağlı lisanssız üretim tesisleri ve yük atma talimatlarının yerine getirilmesine ilişkin bilgiler görevli tedarik şirketleriyle paylaşılacak. Acil durum önlemleri kapsamında talep edilen veriler ise süresi içinde Türkiye Elektrik İletim AŞ'ye (TEİAŞ) eksiksiz bildirilecek.</p>
<p><strong>YEKDEM'de depolama kayıtları ve ödeme hesaplamaları yeniden düzenlendi</strong></p>
<p>EPDK'nin Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği ile Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki elektrik üretim tesislerinde depolanan enerjinin kaynağının belirlenmesine yönelik sanal kayıtların tutulması ve güncellenmesine ilişkin esaslar yeniden düzenlendi.</p>
<p>Buna göre, depolama ünitelerinde şebekeden çekilerek veya üretim tesisinde üretilerek depolanan enerjiye ilişkin sanal kayıtların toplamı, depolama ünitesinin işletmedeki kapasitesini aşamayacak. Kapasiteye ulaşıldıktan sonra yeni enerji depolanması halinde mevcut kayıtlar, depolanacak enerji miktarı kadar oransal olarak azaltılacak.</p>
<p>Ayrıca, YEKDEM kapsamında YEK toplam bedeli ile lisanssız elektrik üretimine ilişkin bedelin hesaplanmasında kullanılan formüller değiştirildi. Hesaplamalarda, yerine getirilmeyen talimatlara ilişkin lisanssız üretim maliyet tutarı da dikkate alınacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-acil-durum-uygulamalarinda-yeni-duzenlemeler-90002</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik piyasasında bağlantı ve sistem kullanımı, lisans, yan hizmetler ve elektrik depolama faaliyetleri ile acil durumlarda lisanssız elektrik üretim tesislerine yönelik yük atma talimatları ve uzaktan kontrol uygulamaları başta olmak üzere çeşitli alanlarda düzenlemeler yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/denizde-yakit-krizi-89993</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizde yakıt krizi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="253" height="120" /></p>
<p>ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışma, deniz yakıtı piyasasında alım alışkanlıklarını değiştiriyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki güvenlik riskleri nedeniyle bazı gemilerin Afrika’nın çevresinden daha uzun rotalara yönelmesi, yakıt tüketimini ve sefer maliyetlerini artırıyor. Küresel ticaretin hacim olarak yaklaşık yüzde 90’ının deniz yoluyla taşınması, yakıt piyasasındaki bu değişimi nakliyeciler açısından da kritik hale getiriyor.</p>
<h2>Yakıt fiyatı %70 arttı </h2>
<p>Sektör verilerine göre deniz yakıtı fiyatları savaş öncesi seviyelerin yüzde 70’ten fazla üzerinde. Bu ortamda şirketler, uzun vadeli tedarik sözleşmelerinin getirdiği miktar ve fiyat yükümlülüklerini azaltmaya çalışıyor. Bunun yerine bir sonraki limana ulaşmaya yetecek kadar yakıt alıp sonraki ikmal noktasına piyasa koşullarına göre karar veriyor. Spot alımlar esneklik sağlarken fiyatların daha da yükselmesi riskini ortadan kaldırmıyor.</p>
<h2>Singapur, ikmal merkezi olarak öne çıkıyor </h2>
<p>Dünyanın en büyük gemi yakıt ikmal merkezi Singapur faaliyetlerini artırırken, güvenlik kaygıları gemileri Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujairah’tan uzaklaştırıyor. Mauritius, Güney ve Batı Afrika, Brezilya, Sri Lanka ve Pakistan’daki limanlarda yakıt talebi yükseliyor. Talebin farklı merkezlere kayması, limanlar arasındaki fiyat farklarını büyütürken alternatif noktaların ikmal kapasitesi üzerinde baskı yaratıyor. Şirketler hem yakıtın bulunabilirliğini hem de kalitesini daha yakından izlemek zorunda kalıyor. Bazı işletmeler, fiyat dalgalanmalarına ve tek bir tedarikçiye bağımlılığa karşı korunmak için daha sık, ancak daha küçük hacimlerde ikmal yapıyor.</p>
<h2>Navlun ve emtia maliyetlerine yeni baskı </h2>
<p>Yakıt, deniz taşımacılığının en büyük gider kalemlerinden biri. Uzayan rotalar, daha yüksek yakıt fiyatları ve sıklaşan ikmal ihtiyacı, özellikle tahıl, yağlı tohumlar ve diğer dökme emtiaların taşınma maliyetlerini artırıyor. Uzmanlara göre bu durum, navlun fiyatlarına yansıyarak uzun mesafeli ihracat yapan üreticilerin rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Süveyş geçişinde yaşlı gemilere ek denetim</span></h2>
<p>Süveyş Kanalı İdaresi, 25 yaş ve üzerindeki tüm gemiler için zorunlu teknik denetim ve test uygulaması başlattı. Yeni kurallar, gemi sahipleri ve acentelerin geçiş planlarına ek kontrolleri dahil etmesini ve gerekli ücretleri önceden karşılamasını gerektiriyor. Denetim ücretleri ve işlemlerin ne kadar süreceği henüz açıklanmadı. İlave prosedürler, özellikle yaşlı filoları işleten şirketler açısından maliyet ve gecikme riski yaratabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/denizde-yakit-krizi-89993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaş deniz yakıtı fiyatlarını savaş öncesinin yüzde 70’ten fazla üzerine taşırken, gemi sahipleri uzun vadeli anlaşmalardan spot alımlara ve alternatif ikmal limanlarına yöneliyor. Uzayan rotaların yarattığı ikmal ihtiyacı deniz taşımacılığında maliyet baskısını büyütüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/krizin-3-yil-surmesi-firmalari-yordu-solugumuzu-tuketti-89989</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Krizin 3 yıl sürmesi firmaları yordu, soluğumuzu tüketti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, güncel ekonomik görünüme ilişkin açıklamalarda bulundu. Finansmana erişim sıkıntısından ziyade finansmanın kalitesiyle ilgili sıkıntılar yaşandığını söyleyen Tecdelioğlu, “Kredi bulmayla ilgili bir sıkıntı yok. Ama kredi faizleri hâlen çok yüksek. İhracatçılarımız reeskont kredileriyle, Eximbank kredileriyle çarklarını çevirmeye çalışıyor” dedi. “Bu faizlerle üretim yapabilmek, iş geliştirmek, yatırım yapmak mümkün değil” diyen Tecdelioğlu, “Şu an yatırım iştahı maalesef çok düşük. Firmalarımız işletme sermayeleriyle ilgili ciddi sıkıntı içindeler. Bunun en önemli sebeplerinden biri de emtia fiyatlarının çok yükselmesi” diye konuştu. Emtia fiyatlarında yaşanan artışın ihracatta da değer bazında artışı beraberinde getirdiğini anlatan Tecdelioğlu, eylül ayında 26 milyar dolarlık ihracat açıklandığını, burada değer bazında artışa rağmen miktar bazında geride olunduğunu vurguladı.</p>
<h2>"Bu coğrafyada zor olanı başarıyoruz"</h2>
<p>“Ama bu coğrafyaya baktığımız zaman gerçekten çok zor olanı başarıyoruz” diyen Tecdelioğlu, “Bölgedeki savaşlar, yüksek enflasyon ve kur politikası ihracatçıyı köşeye sıkıştırıyor. Buna rağmen yine de bu ihracatı yapabilmek gerçekten çok büyük başarı. İhracatçılar müşterilerini kaybetmemek için, almış oldukları işleri kaybetmemek için yeri geliyor kafa kafaya, yeri geliyor küçük küçük zararlarla ihracata devam ediyorlar” dedi. Çin nedeniyle yeni pazarlara girmekte zorlandıklarını kaydeden Tecdelioğlu, “Çünkü Çin yeni pazarları çok zorluyor; kendi ihracatçısına destek oluyor, para veriyor. Bu destekten dolayı da her türlü fiyata mal satabiliyorlar. Eskiden Çin ile fiyat makasımıza baktığımızda yüzde 5-10 daha pahalıydık. Oysa şu an yüzde 25-30 daha pahalıyız. Hatta bazılarında yüzde 40. Bu nedenle de artık bizi tercih etmiyorlar” diye konuştu.</p>
<h2>Umduğumuzu bu yıl da bulamadık </h2>
<p>Son çeyreğe girerken 2026 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tecdelioğlu, “2026 yılı 2025’e göre daha zordu” diyerek şöyle devam etti: “Çünkü biz bu yıl artık faizlerin ciddi anlamda geriye geleceğini, enflasyonla kur politikasının paralel gideceğini bekliyorduk. Ama yılbaşından bu yana kurdaki artış enflasyonun yarısı kadar kaldı. Yani biz bu yıl da kaybettik. Kötü bir yıldı demek istemiyorum ama zor bir yıldı. Umduğumuzu bu yıl da bulamadık." Gelecek yıla ilişkin umutlarının olduğunu dile getiren Tecdelioğlu, “En önemli beklentimiz Orta Doğu’daki gerilimin sonlanmasıyla enerji fiyatlarının gerilemesi ve Ukrayna-Rusya savaşının bitmesiyle pazarların yeniden açılması… Eğer bunlar olursa, özellikle enerji fiyatları geriye çekilirse biz çok hızlı toparlanırız. Çünkü ülkemiz cari açığın en önemli kısmını enerjiden veriyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÖDEMELERDE MAJÖR BİR SORUN YOK</span></h2>
<p>Bazı sektörlerde çok yüksek borçluluk oranlarına sahip, faaliyet kârlarıyla faizi karşılayamayacak düzeye gelmiş firmalar olduğunu aktaran Tecdelioğlu, “Kimse faizlerin bu kadar yüksek, uzun yıllar kalacağını tahmin etmiyordu. Yani bu kriz 3 yıldır devam ediyor. Hepimiz 1 yıl içinde bu krizi aşarız diye umuyorduk. Ama 3 yıl devam eden bu yüksek faiz ve enflasyon firmaları yordu. Böyle olunca kapanan firmaları, satılan fabrikaları ve istihdamı yüzde 50'nin altına düşen tesisleri görüyoruz. Bu gerçekten üzücü. Bir an önce beklediğimiz iyi haberler gelirse zordaki firmalarımız yaşamaya, istihdama ve üretime devam ederler. Umutla bunu beklemekteyiz” ifadelerini kullandı. Tecdelioğlu, piyasada ödeme zincirinde ve karşılıksız çeklerde şu an majör bir sorun olmadığına da işaret ederek "Krizin uzun sürmesi firmalardaki soluğu tüketti. İster istemez bu kriz bir an önce inşallah geriye doğru gelir, o zaman o firmalarımız da işlerine devam ederler” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/krizin-3-yil-surmesi-firmalari-yordu-solugumuzu-tuketti-89989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cetin-tecdelioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İDDMİB Başkanı Çetin Tecdelioğlu, enflasyonla mücadelenin 3 yıla yayılmasının şirketlerin finansman dengesini bozduğunu vurgulayarak “Hepimiz 1 yıl içinde bu krizi aşarız diye umuyorduk. Ancak 3 yıl devam eden yüksek faiz ve enflasyon firmaları yordu, soluğu tüketti” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-89986</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elmada rekolte arttı, kalitede sorun var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin elma üretim merkezi Eğirdir başta olmak üzere Isparta’da elma hasadının yüzde 70’nin tamamlandığı, bu sezon rekoltenin 1 milyon tonun üzerinde olacağı belirtildi. Rekoltenin yüksek olmasına karşılık, susuzluk ve dolu olayları nedeniyle kaliteli elma konusunda sıkıntı yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, elma sektörü için destek çağrısında bulundu. Üretici ve üyelerinin yaşadıkları zorluklara değinen Şahin, elma üreticisi ve ihracatçısının yaşadıkları sorunlar hakkında hazırladıkları raporu Ticaret Bakanlığına sunacaklarını söyledi.</p>
<p>Bu yıl Isparta ve ilçelerinde 1 milyon tonun üzerinde rekolte beklendiğine dikkat çeken Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu yıl elma rekoltesi oldukça yüksek, ancak olumsuz iklim koşulları rekolte kalitesine zarar verdi. Hava şartları, dolu yağışları ve kara leke pas hastalığı nedeniyle geçtiğimiz yıllarda yüzde 70 olan sofralık elma oranının bu sezon yüzde 40’larda kalacağı öngörülüyor. Yaklaşık 400 bin ton ürünün depolara girmesini, il ve ilçe dışından gelen elmalarla birlikte bunun 550 bin ton doluluğa ulaşmasını bekliyoruz.’’</p>
<p><strong>"Üretici ve sanayici maliyet kıskacında"</strong></p>
<p>Artan maliyetlerin üreticiyi zorladığını anlatan Şahin, sofralık elmanın kilogram maliyetinin 20 TL civarında gerçekleştiğine dikkat çekti. Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Satış fiyatları 28-30 TL bandında seyretmesine rağmen sektörün temel sorunu fiyat değil, üretilen elmanın ne kadarının pazarlandığıdır. Özellikle sanayi tipi elmada yaşanan sıkıntıların çok daha ciddi boyutlara ulaştı. Sanayi tipi elmada yerinde alım fiyatları 4 TL civarında seyrediyor. Konsantre üreten fabrikalarımızın 1 ton elma suyu konsantresi maliyeti bin 250 doları bulurken, küresel pazarda Çin ve Polonya’nın da etkisiyle satış fiyatları iki bin 300 dolarlardan bin 300 dolar seviyelerine geriledi. Tabii ki üretim yapan fabrikalarımız fiyat konusunda çaresiz durumda.’’</p>
<p><strong>Üretici ve ihracatçıya destek bekleniyor</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, sektörün rahatlatılması için ihracat desteğinin gerekli olduğunu bildirdi. Sorunların çözümü için girişimlere başladıklarını anlatan Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İhracattan sorumlu Bakan Yardımcımızla görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Elma suyu konsantresinin destekleme kapsamına alınabilmesi için gerekli dosya hazırlığımızı yapıyoruz. Bu dosya Ticaret Bakanlığımıza sunulacak ve gerçeğe dönüştürülebilmesi adına temaslarımızı sürdüreceğiz. Sofralık elmanın iç piyasadaki tüketimini artırmak amacıyla, geçmişte uygulanan tanzim satış benzeri dönemsel destek mekanizmaları yeniden hayata geçirilebilir. Sofralık elma ihracatına ton başına teşvik verilmesi yönündeki girişimlerimizi sürdüreceğiz. Isparta, bu süreçte tek yürek olması gerekiyor.’’</p>
<p><strong>"Elma üreticisi memnun değil"</strong></p>
<p>Eğirdir Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıdoğan, kara leke hastalığı, susuzluk ve dolu olayının ürüne zarar vermesi ile işçi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle elma üreticisinin mağdur olduğunu söyledi.</p>
<p>Elmanın dalında 20-25 TL olduğunu belirten Sarıdoğan, fabrikaların 4 lira olan sanayi tipi elma fiyatını 3,5 TL’ye çektiklerini bildirdi. Çiftçi maliyetinin 15-17 lira olduğunu ifade eden Sarıdoğan,’’Eğirdir bölgesinde elmada kalite sorunu yaşanıyor. Kaliteli elma bu yıl az. Çiftçi, soğuk hava depolarında elmanın para etmesini bekliyor. Bölgemizde elma hasadının yüzde 70’i bitti’’ dedi.</p>
<p><strong>"Hürmüz Boğazı kapalı, Hindistan Türkiye’ye yöneldi"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinin en büyük elma üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan Anafruıt Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi sahibi BAİB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Erdoğan ise bu yıl elma rekoltesinin oldukça iyi olduğunu, ancak kaliteli elma sıkıntısı yaşandığını bildirdi.</p>
<p>Elma ihracatının sezona iyi başladığını vurgulayan Erdoğan, Hürmüz Boğazının kapalı olması nedeniyle dünyanın en büyük elma alıcısı konumunda olan Hindistan’ın Türkiye’ye yöneldiğine dikkat çekti. Mehmet Erdoğan, ‘’Avrupa’da rekabet ettiğimiz Polonya pazarında bu yıl elma üretimi az oldu. Hindistan,  elma alımını en fazla İran’dan yapıyordu. Savaş nedeniyle Hürmüz boğazının kapalı olması nedeniyle İran’dan elma alamayan Hindistan, Türkiye’ye yöneldi. Kaliteli ve iyi elma para edecek’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-89986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/elmada-rekolte-artti-kalitede-sorun-var-1792387368.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyet artışları ile karşı karşıya kalan elma üreticisi ile ihracatçısı destek beklerken, rekoltenin yüksek ancak kaliteli üründe sıkıntı yaşandığı bildirildi. Dünyanın en büyük elma ithalatçısı Hindistan, Hürmüz Boğazı&#039;nın kapalı olması nedeniyle Türkiye’ye yöneldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislar-borsaya-sert-geldi-532-hissenin-fiyati-geriledi-89985</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satışlar borsaya sert geldi, 532 hissenin fiyatı geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haft ayı %4,44 kayıpla tamamlarken, BIST Tüm-100 Endeksi %10,50 geriledi. Haft anın son işlem gününde 116,2 milyar TL hacim oluşmasına rağmen 532 hisse geriledi. MSCI’ın açıklamasıyla artan satışlar, fiyatların geri çekilmesindeki en önemli faktör oldu.</strong></p>
<p>Eylülde test ettiği 14.673’ün ardından düşen endeks, geçtiğimiz haftada %4,44 geriledi. MSCI’ın Türkiye Endeksi’ne yeni hisse ekleme ya da daha büyük ölçekli endekse taşımayı Haziran 2027’ye kadar askıya alması satışları destekledi. BIST 100 kapsamındaki 1000 Yatırımlar Holding ve Tekfen Holding %23’ü aşan kayıp yaşarken, Akfen Yenilenebilir Enerji yükselen sınırlı hisselerden biri oldu. BIST 100’deki 91 hisse haftayı ekside tamamladı. Dalgalı dönemlerde panikle satış yapmak yerine, mali dengesi ve rekabet gücü yüksek şirketlerde payların korunması uzun vadede kârı büyütecektir.</p>
<h2>Düşüşte gözler onlarda</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde yer alan 1000 Yatırımlar Holding, geçtiğimiz hafta %26,32 oranında değer kaybederken yıllık bazdaki kayıp %50,59’a ulaştı. Şirket, yaptığı açıklamada düşüşün faaliyetlerden kaynaklanmadığını, fon tasfiye süreciyle piyasa şartlarıyla alakalı olduğunu belirtti. Geçen yıl kârda olan firma, yılın ilk yarısında 1,6 milyar TL zarar açıkladı. Tekfen Holding haftayı %23,77 oranındaki sert kayıpla kapatsa da son bir yılda %150,87 primli duruyor. Fiyattaki gerilemeye rağmen şirketin iki büyük ortağı Oyak ile Cevahir Taahhüt firmasının zaman zaman alımları dikkat çekiyor. Tekfen, altı aylık bilanço döneminde gelirini %18 düşürürken dönem sonunda zarardan dönerek 376,9 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<h2>Üretimini artırdı</h2>
<p>Piyasanın düştüğü haftada Akfen Yenilenebilir Enerji BIST 100 içinde en fazla yükselen hisse konumunda. Yüzde 2,89 yükselen firma, pozitif tarafta kalmayı başardı. Elektrik üretimini %26 artırması olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da altı aylık dönemde geliri %5 geriledi. Esas faaliyetleri de azalan şirketin dönem sonu kârı %43 artış ile 1,4 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a8956c114-1792387221.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HİSSE AL MI, HİSSE ERTELE Mİ?</strong></p>
<p>Hisse al; maliyet avantajı, pasif gelir, erken büyüme, karar rahatlığı. Erken giriş zararı, likidite kaybı, dalgalanma baskısı, primli alım, düşüş riski. Hisse ertele; manevra özgürlüğü, güvenli giriş, bilinçli karar, sakinlik, alternatif kazanç. Fırsat kaybı, yüksek maliyetlenme, reel erime, pişmanlık.</p>
<p><strong>Kazakistan’daki firmalarla imzaladığı anlaşmalarla gelirini artırmayı hedefl iyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim’in Kazakistan’daki yeni işleri açılım sağlar mı? Caner Tokgöz</p>
<p>Caner; ARD Bilişim, geçtiğimiz günlerde Kazakistan pazarında iki ayrı iş birliğine imza attı. Ekim ayında Kazakistan’ın en büyük telekomünikasyon şirketi Kazakhtelecom ile kamu kurumlarına yönelik uzaktan görüşme ve dijital altyapısının oluşturulması için mutabakat zaptı imzaladı. Diğer taraftan ülkenin önde gelen bankalarından Eurasian Bank ile elektronik fatura entegrasyonu, yapay zekâ, dijital varlık saklama ve tokenleştirme konularında pilot çalışmalara başladı. Girişimler ARD Bilişim’in Orta Asya’daki konumunu güçlendirir nitelikte.</p>
<p><strong>Mersin’deki tesiste kapasitesi artarken, Eskişehir’deki fabrikada maliyeti düşecek</strong></p>
<p>Çimsa'nın kapasitesini büyütmesi kârını da artırabilecek mi? ● Adem Kuru</p>
<p>Adem, geçtiğimiz temmuzda açıklamada buluna Çimsa; Mersin tesisinde devreye aldığı kalsiyum alüminat çimento yatırımıyla klinker kapasitesini 131 bin tondan 197 bin tona çıkardı. Söz konusu adımla global pazardaki en büyük üçüncü üretici konumunu güçlendirmiş oldu. Eskişehir fabrikasında ise 5.500 kWp gücündeki atık ısı tesisi üretime başladı. Güneş santraliyle birlikte fabrikanın elektrik ihtiyacının %40’ı kendi üretiminden karşılanacak. Kapasite artışı ve düşen enerji giderleriyle Çimsa’nın kârlılığının uzun vadede güçlenmesi beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>APJ fonu, hisse yoğun fonlara yatırım yaparak son bir yılda yüzde 21 yükseldi</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki BIST Şirketleri Fon Sepeti Fonu (APJ), yıl boyunca yatayda dalgalı bir seyir izledi. Geçen süre zarfında şubatta test ettiği 7,23 TL’yi bir daha görmedi. Fonun toplam değeri kademeli olarak küçülüyor. Şimdilerde büyüklük 74,03 milyon TL seviyesinde olup önceki aya göre daralma devam etti. Mart ayından bu yana para çıkışının yaşandığı fondan ekimde ayrılan tutar 1,12 milyon TL oldu. Fonun yatırımcı sayısı ocakta en yüksek 3.369’u bulurken devamında düzenli şekilde azaldı ve sayı şimdilerde 2.748 kişiye indi. Temel stratejisi, varlıklarını hisse senedi yoğun fonlarda değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %85,79’u yatırım fonları katılma payları ve %9,38’i ters repodan oluşuyor. Yıllık bazda %20,86 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %12 yükselen BIST 100 Endeksini geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İş Faktoring, piyasadan TLREF + %0,50 faizle 650 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>İş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 16.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 650.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+0,50 düzeyinde bulunuyor. 180 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 14.04.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 16 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,79 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFISFA42713 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2>ŞİRKET PANOSU</h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a86edd372-1792387182.png" alt="" width="964" height="242" /><strong>BİM BİRLEŞİK MAĞAZALAR</strong></p>
<p><strong>Yazılım, fintek ve yapay zeka alanında çalışacak bir teknoloji şirketi kuruyor</strong></p>
<p>BİM, perakende sektöründeki dijital dönüşümü hızlandırmak ve operasyonel verimliliğini artırmak amacıyla tamamen teknoloji odaklı bir şirket kurma kararı aldı. BİM’in %100 bağlı ortaklığı olarak kurulacak olan girişim; yapay zeka, büyük veri analitiği, bulut bilişim, siber güvenlik, POS/ATM donanımlarının tedariki ve e-ticaret hizmetlerine odaklanacak. İlgili yasal izinlerin alınması halinde iştirak finansal teknoloji (fintek), dijital bankacılık ve ödeme hizmetleri alanlarında da faaliyet gösterecek. BİM, müşteri verisini gelir modeline dönüştürmek istiyor.</p>
<p><strong>AKFEN İNŞAAT</strong></p>
<p><strong>Bilişim Vadisi Terminal İstanbul Yerleşkesi’nde çatı tadilatı işi için anlaştı</strong></p>
<p>Akfen İnşaat, Bakırköy’de yer alan Bilişim Vadisi Terminal İstanbul Yerleşkesi’nde çatı onarım ve tadilat işleri için KDV hariç 340 milyon TL bedelli iki sözleşme imzaladı. Sabit fiyatla alınan işler, sonraki aşamada yapılacak iç mimari düzenlemeleri için ön şart niteliği taşıyor. Firma, önümüzdeki süreçte iç mimari projelerini de üstlenmek için görüşmeler planlıyor. Akfen İnşaat’ın Atatürk Havalimanı’nın teknoparka dönüşümünden sonra çalışmalarda yer alması, şirketin daha önceki taahhüt tecrübesini yansıtırken; ciro büyümesine ve nakit akışına güçlü katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>PASİFİK EURASİA LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Orta Koridor üzerinden Kazakistan’dan tahıl getirmek için deneme taşıma yapacak</strong></p>
<p>Pasifik Eurasia Lojistik, Orta Koridor ve Bakü-Tifl is-Kars (BTK) Demiryolu Hattı üzerinden uluslararası taşımacılık işini büyütme yönlü çalışma yürütüyor. Türkasya Demiryolu Lojistik ile Kazakistan’dan Türkiye’ye tahıl taşımacılığı yapmak üzere önemli bir anlaşmaya imza attı. Sözleşme kapsamında, ilk aşamada ekim içinde Mersin/Yenice varışlı 16,38 bin tonluk deneme taşıması gerçekleştirilecek. Denemenin ardından, aylık yaklaşık 30 bin ton buğday ve kepeğin tahıl vagonlarıyla Türkiye’deki farklı istasyonlara ulaştırılması hedefl enirken lojistik hacmi artacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Alarko GMYO hissesi mayıstaki zirvesinin ardından düşen eğilimle hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a854ef32c-1792387156.png" alt="" width="299" height="239" />Alarko GMYO’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %21,12 ile toplamda 15,74 milyon lot artarak 90,26 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 17’den 19’a yükseldi. MAC fonu 11,59 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, FPH 1,2 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Alarko GMYO için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek hedefi İnfo Yatırım 8,24 TL ile “Al” olarak verirken; Marbaş Yatırım 4,10 TL ile “Tut” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislar-borsaya-sert-geldi-532-hissenin-fiyati-geriledi-89985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satışlar borsaya sert geldi, 532 hissenin fiyatı geriledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-teklifi-meclis-genel-kurulu-gundemine-geliyor-89982</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon teklifi Meclis Genel Kurulu gündemine geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis bu haftadan itibaren ekonomi ağırlıklı gündemiyle yoğun bir çalışma temposuna giriyor. Plan Bütçe Komisyonunda 27 Kasım Cuma gününe kadar sürecek olan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ile Sayıştay raporlarının görüşmeleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 21 Ekim Çarşamba günü Plan Bütçe Komisyonuna yapacağı bütçe sunumuyla bu hafta başlıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın Çarşamba günü yapacağı bütçe sunumunun ardından, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, 27 Ekim Salı günü bütçenin geneli üzerindeki görüşmeler yapılacak. Ardından 27 Kasıma kadar bakanlıklar ve bağlı kuruluşların bütçeleri sırasıyla ele alınacak.</p>
<h2>Yeni bütçede 27,2 trilyon lira gelir, 23,5 trilyon lira gider öngörüldü </h2>
<p>2027 yılında bütçe giderleri 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olarak öngörüldü. 2027 yılında bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 3.5 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. 2027 yılında gelir vergisi 5 trilyon 533 milyar lira, kurumlar vergisi 2 trilyon 223 milyar lira, özel tüketim vergisi 3 trilyon 284 milyar lira, katma değer vergisi 5 trilyon 681 milyar lira, diğer vergi gelirleri 3 trilyon 184 milyar lira, vergi dışı gelirler ise 3 trilyon 502 milyar lira olarak öngörüldü.</p>
<p>Fon soruşturması, uygulanan ekonomik program ve yüksek enflasyona bağlı olarak emekliler başta olmak üzere dar gelirlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, belediyelere yönelik operasyonlar, Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşama ve önümüzdeki dönem için beklentilerin muhalefet partileri tarafından bütçe görüşmelerinde gündeme taşınması beklenen tartışmalı başlıkları oluşturuyor.</p>
<h2>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi</h2>
<p>Meclis Genel Kurulu’nda Kızılay’a ilişkin yasa teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi Meclis Genel Kurul gündemine alınarak kanunlaştırılacak. Teklifle Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararı ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonları ile bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılması, fon kayıp ve zararlarının sorumlulardan tahsil edilmesi ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin yasal altyapı oluşturuluyor.</p>
<p>Yatırımcılara, net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olanlar için bu tutara kadar, 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek.</p>
<p>Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-teklifi-meclis-genel-kurulu-gundemine-geliyor-89982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon teklifi Meclis Genel Kurulu gündemine geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-89981</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun hafızasını unutmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SEZGİN ERÖZBAĞ - </strong><strong>ABB ASKİ İç Denetim Birimi Başkanı</strong></p>
<p>Suyun hafızası vardır; bir zamanlar aktığı yeri unutmaz ve uygun koşulları bulduğunda yeniden o yoldan akar. Bu söz, yalnızca doğanın işleyişini anlatan bir ifade değil, aynı zamanda şehir planlamacılarına ve yerel yönetimlere yönelik önemli bir uyarıdır. Kentler planlanırken suyun doğal akış yolları, toprağın suyu emme kapasitesi ve yer altı su kaynaklarının dengesi mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi hâlde doğanın akışını engelleyen uygulamalar, zamanla sel, su baskını, kuraklık ve yer altı su kaynaklarının azalması gibi ciddi sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu yönetmek</strong></p>
<p>Özellikle İstanbul gibi yoğun yapılaşmanın görüldüğü büyük şehirlerde, yağmur suyunun doğru yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Kent yüzeylerinin önemli bir bölümünü oluşturan çatılar, yağmur suyu hasadı için büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Çatılara düşen yağmur suları uygun sistemlerle toplanarak depolanabilir ve bahçe sulama, temizlik gibi alanlarda yeniden kullanılabilir. Böylece hem şebeke suyu tüketimi azaltılabilir hem de yağmur suyunun doğrudan kanalizasyon sistemlerine yük oluşturmasının önüne geçilebilir.</p>
<p>Yollarda ve yağış sırasında su birikintilerinin oluştuğu alanlarda ise hendekler, yağmur bahçeleri ve suyu toprağa geçiren geçirgen yüzeyler kullanılmalıdır. Bu uygulamalar, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini önleyerek toprağa sızmasını kolaylaştırır. Böylece yüzey akışı kontrol altına alınabilir, su baskını riski azaltılabilir ve yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlanabilir.</p>
<p>Dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi yöntemleri, kentlerin doğayla uyumlu biçimde planlanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye'deki yerel yönetimlerin de bu uygulamaları kentlerin coğrafi özelliklerine göre değerlendirmesi ve yaygınlaştırması gerekmektedir. Bu konuda sorumluluk yalnızca belirli bir dönemin yönetimine değil, geçmişten bugüne görev yapan ve gelecekte görev alacak bütün idarelere aittir.</p>
<p><strong>Betonlaşan dereler, artan sel riskleri</strong></p>
<p>Doğal su yollarının betonlaştırılması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması, şehirlerin karşı karşıya kaldığı önemli çevresel sorunların başında gelmektedir. Dereler yalnızca suyun bir noktadan başka bir noktaya taşındığı kanallar değildir. Aynı zamanda <strong>yağmur sularının doğal biçimde ilerlediği,</strong> çevresindeki ekosistemleri beslediği ve taşkın dönemlerinde fazla suyu taşıdığı doğal sistemlerdir. Bu alanların betonla kaplanması, daraltılması veya yapılaşma baskısı altında bırakılması, suyun doğal hareketini değiştirebilir. Yoğun yağışlarda ise suyun kısa sürede büyük miktarlara ulaşması, taşkın riskini artırabilir ve yerleşim alanlarında ciddi zararlara neden olabilir.</p>
<p>Bu nedenle dere yatakları ve taşkın alanları, şehir planlamasında korunması gereken doğal alanlar olarak ele alınmalıdır. Suya karşı mücadele etmek yerine suyun doğal akışına alan açan, taşkın riskini önceden hesaplayan ve doğayla uyumlu çözümler geliştiren bir planlama anlayışı benimsenmelidir.</p>
<p><strong>Yağmur suyunu toprakla buluşturmak</strong></p>
<p>Kentlerde yağmur suyunun büyük bölümü beton, asfalt ve diğer geçirimsiz yüzeyler nedeniyle toprağa ulaşamadan uzaklaştırılmaktadır. Oysa yağmur suyu, doğru planlama ve uygun altyapı sayesinde yer altı su kaynaklarını besleyen önemli bir doğal kaynaktır.</p>
<p>Bunun için yağmur bahçeleri oluşturulmalı, geçirgen zeminler yaygınlaştırılmalı, yeşil alanlar korunmalı ve çatılardan toplanan sular değerlendirilmelidir. Dere yatakları üzerindeki yapılaşma baskısı azaltılmalı, taşkın alanları korunmalı ve şehirlerin yağmur suyu altyapısı iklim koşulları dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Bu uygulamalar yalnızca sel riskini azaltmakla kalmaz; suyun kent içinde tutulmasına, toprağın nem dengesinin korunmasına ve doğal su döngüsünün desteklenmesine de katkı sağlar.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Suyun hafızasını göz ardı eden şehircilik anlayışı, kısa vadede çözüm gibi görünen uygulamalarla uzun vadeli sorunlara zemin hazırlayabilir. Dere yataklarını betonlaştırmak, doğal suyollarını yapılaşmaya açmak ve yağmur suyunu hızla kent dışına taşımak, suyun doğayla kurduğu dengeyi bozabilir.</p>
<p>Oysa çözüm, suyu engellemekte değil, ona doğru alanı açmakta yatmaktadır. <strong>Çatılarda su hasadı yapmak, yollarda yağmur bahçeleri ve hendekler oluşturmak, geçirgen yüzeyleri artırmak, dere yataklarını korumak ve yer altı su kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek</strong> bu anlayışın temel adımlarıdır.</p>
<p>Şehirleri planlayanlar ve yönetenler, suyun doğal akışını dikkate almak zorundadır. Çünkü yağmur suyu yalnızca uzaklaştırılması gereken bir yük değil, korunması ve değerlendirilmesi gereken değerli bir kaynaktır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki suyun yolunu yok saymak, suyun o yolu yeniden aramayacağı anlamına gelmez. Doğayla uyumlu kentler kurmanın ilk şartı, suyu toprakla buluşturmak ve doğanın işleyişine saygı duymaktır. Bunun için şehirleri doğaya rağmen değil, doğayla birlikte planlamak lazım.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyun-hafizasini-unutmayin-89981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun hafızasını unutmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-merkezlerinde-hedef-10-milyar-dolar-sirketler-yatirimlarinda-gaza-basti-89996</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veri merkezlerinde hedef 10 milyar dolar, şirketler yatırımlarında gaza bastı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Yapay zeka kullanımı ve bulut hizmetlerine talep arttıkça, şirketler veri merkezi yatırımlarına hız veriyor. Dünyada her gün yaklaşık 500 milyon terabayt veri üretildiği tahmin edilirken, bu verinin güvenli biçimde saklanması ve hızla işlenmesi ihtiyacı da büyüyor. 2023’te 260 milyar dolar seviyesinde olduğu hesaplanan küresel veri merkezi pazarının 2026’da 416 milyar dolara ulaşacağı, Türkiye pazarının ise 2023- 2028 döneminde yıllık ortalama yüzde 14 büyüyeceği öngörülüyor. 2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zeka Eylem Planı’yla Türkiye veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkarmayı, veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolarlık yatırımı harekete geçirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Kredi Kayıt Bürosu (KKB), Anadolu Veri Merkezi’nin kabinet sayısını üç katına çıkarmaya hazırlanıyor. Aktif veri merkezi kapasitesini 54 megavata ulaştıran Turkcell de Google Cloud iş birliğiyle yeni tesisler kuruyor. Rönesans Altyapı ile Digital Realty ortaklığı ise Ankara ve İstanbul’da uzun vadede toplam 200 megavat bilişim kapasitesi ve 3 milyar dolara kadar yatırım öngörüyor.</p>
<h2>KKB’de kabinet sayısı 3 katına çıkacak </h2>
<p>KKB, ilk fazını 2016’da açtığı Anadolu Veri Merkezi’nde ikinci faz yatırımını bu yıl sonunda tamamlamayı planlıyor. Sorularımızı yanıtlayan KKB Genel Müdürü Gökhan Şahin, yatırımla toplam kapasitenin 1.000 kabinetten 3.000 kabinete çıkacağını açıkladı. Sunucuların yerleştirildiği kabinetlerin sayısı artarken tesisin elektrik altyapısı da genişletiliyor.</p>
<p>Şahin, “Veri merkezimizin kurulu güç kapasitesi bugün 8 MVA seviyesindeyken, ikinci fazın tamamlanmasıyla birlikte 2026 yılı sonunda 32 MVA’ya ulaşacak. İlerleyen yıllarda bu kapasiteyi daha da artırmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Şirketlerin yapay zekayı üretim planlaması, talep tahmini ve müşteri hizmetleri gibi alanlarda kullanması, veri depolamanın yanında işlem gücüne olan ihtiyacı da artırıyor. Bulut hizmetleri ise kurumların kendi sunucularını kurmadan bu kapasiteye erişmesini sağlıyor. Şahin, veri merkezleri, bulut hizmetleri ve yapay zeka altyapısının giderek daha fazla birlikte kullanılacağını, yatırımı da gelecekteki ihtiyaçları gözeterek planladıklarını söyledi:</p>
<p>“Biz ikinci fazı yalnızca daha büyük bir veri merkezi oluşturmak için hayata geçirmiyoruz. Yeni ihtiyaçlara hazırlanıyoruz. Teknoloji yatırımlarında yalnızca bugünün ihtiyacına göre hareket ederseniz, yatırımınız tamamlandığında geride kalma riskiyle karşılaşabilirsiniz. Dolayısıyla bizim yaklaşımımız, yalnızca bugünü değil, önümüzdeki 10 yılı düşünerek altyapımızı hazırlamak.”</p>
<p>KKB’ye talep ağırlıklı olarak finans kurumlarından geliyor. Ancak enerji, sigorta, teknoloji şirketleri ve kamu kurumları da güvenli ve kesintisiz veri altyapısına ihtiyaç duyuyor. Şahin, kurumların hizmet seçiminde kapasite kadar verinin saklanma koşullarının da etkili olduğunu belirterek, “Verinin nerede tutulduğu, nasıl korunduğu, gerektiğinde ne kadar hızlı işlenebildiği ve mevzuata ne ölçüde uyumlu olduğu, kurumların teknoloji tercihlerinde giderek daha belirleyici hale geliyor” dedi. Yapay Zeka Eylem Planı’na da değinen Şahin, özellikle finans gibi hassas alanlarda verinin yetkilendirilmiş aktörler tarafından kontrollü ve denetlenebilir ortamlarda kullanılmasının öne çıkarıldığını belirtti.</p>
<h2>Yılın yüzde 70’inde doğal soğutma, elektrikte yüzde 100 yenilenebilir kaynak </h2>
<p>Veri merkezlerinde elektrik, sunucuların çalışmasının yanı sıra bu cihazların ürettiği ısının uzaklaştırılması için de kullanılıyor. Bu nedenle soğutma sistemleri, tesislerin enerji tüketiminde önemli yer tutuyor. Enerji verimliliğine de odaklandıklarını belirten Gökhan Şahin, Anadolu Veri Merkezi’nin LEED Platinum standartları esas alınarak tasarlandığını söyledi. Yılın yaklaşık yüzde 70’inde dış havadan yararlanan doğal soğutma sistemlerini kullanarak soğutma için harcanan enerjiyi azalttıklarını, tesisin elektrik tüketiminin tamamını da yenilenebilir kaynaklardan karşıladıklarını belirtti. Şahin, sektördeki rekabette enerji kullanımının da önem kazanacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde veri merkezleri alanındaki rekabetin yalnızca kapasite üzerinden şekillenmeyeceğini düşünüyorum. Aynı işlem gücünü ne kadar verimli enerji kullanarak sağladığınız, enerjinizi hangi kaynaklardan karşıladığınız ve çevresel etkinizi nasıl yönettiğiniz giderek daha belirleyici hale gelecek.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b8bda013a-1792391357.png" alt="" width="815" height="526" /></p>
<h2>Turkcell’in aktif kapasitesi 54 megavata ulaştı </h2>
<p>İlk yeni nesil veri merkezini 2016’da Gebze’de açan Turkcell’in bugün dört yeni nesil tesisinde yaklaşık 32 bin metrekare aktif sunucu alanı bulunuyor. Sorularımızı yanıtlayan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, bu yılın ikinci çeyreğinde devreye alınan yeni modülle aktif kapasitenin 54 megavata ulaştığını söyledi. Şirket, veri merkezi ve bulut çözümleriyle 4 binin üzerinde kuruma hizmet veriyor. Mevcut veri merkezlerinin kapasitesini artırmayı ve Google Cloud iş birliğiyle yeni tesisler kurmayı planladıklarını belirten Koç, inşaat sürecinin başladığını, yeni kapasitenin talebe göre aşamalar halinde devreye alınacağını açıkladı. İş birliğindeki görev dağılımını ve yatırımın sağlayacağı katkıyı şöyle anlattı:</p>
<p>“Veri merkezlerinin inşasını Turkcell üstlenecek. Enerji, bağlantı, fiziksel güvenlik ve tesis operasyonları TDC Veri Hizmetleri şirketimiz çatısı altında Turkcell tarafından yönetilecek. Google Cloud ise kendi bulut platformuna ilişkin sunucu ve teknoloji altyapısını sağlayacak ve bulut hizmetlerinin işletiminden sorumlu olacak. Türkiye’deki bölgede kullanıma açılacak yapay zeka, siber güvenlik, veri depolama, veri işleme ve analitik gibi farklı hizmetler bu altyapı üzerinden sunulacak. Google Cloud ile hayata geçireceğimiz yatırımın Türkiye’nin veri merkezi ve bulut kapasitesinin yanı sıra yapay zeka altyapısını da güçlendireceğine inanıyoruz.”</p>
<h2>Kamu ve finansta yerel veri ihtiyacı </h2>
<p>Turkcell’e gelen talepte bankacılık ve finans ile kamu başı çekiyor. Koç, bu alanlarda veri güvenliği, kesintisiz hizmet ve mevzuata uyumun belirleyici olduğunu söyledi. E-ticaret, yazılım, finans teknolojileri ve oyun şirketlerinin de değişen işlem hacimlerini karşılamak ve yeni hizmetlerini hızla devreye almak için buluttan yararlanıldığını belirtti.</p>
<p>Sağlık, ulaştırma, enerji ve tarımdaki dijitalleşmenin yanı sıra üniversiteler ve araştırma merkezlerindeki çalışmalar da kapasite ihtiyacını artırıyor. Yapay zekanın daha fazla sektörde kullanılmasının talebi büyüttüğünü vurgulayarak, “Asıl değer, bu teknolojinin sektörlerin gerçek ihtiyaçlarına uygulanmasıyla ortaya çıkıyor. Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaştığı her sektör aynı zamanda yeni bir işlem gücü, veri merkezi ve bulut kapasitesi ihtiyacı oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Google Cloud iş birliğinin özellikle kamu ve finans kuruluşlarının yerel veri ihtiyaçlarına da yanıt vereceğini belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlgili hizmetlerin özellikleri ve düzenlemelerin izin verdiği ölçüde kurumlar verilerini Türkiye’de konumlandırabilecek; şifreleme ve anahtar yönetimi gibi güvenlik seçeneklerinden yararlanabilecek. Bu imkan, özellikle kamu kurumları ve düzenlemeye tabi sektörlerin ileri bulut hizmetlerine geçişini kolaylaştıracak. Turkcell olarak egemenliği; kritik veriyi, şifreleme anahtarlarını, iş yükünü ve operasyon kararını kendi hukuk alanında ve kendi kontrolünde tutabilme kapasitesi olarak görüyoruz. Türkiye’deki şirketlerin, girişimlerin ve araştırmacıların bu altyapının üzerinde kendi çözümlerini geliştirebilmesi gerekiyor. Yerli teknoloji girişimlerinin finansmanın yanında veriye, altyapıya, pazara ve kullanıcıya erişimi de bu nedenle önemli.”</p>
<h2>“Coğrafi avantaj tek başına yeterli değil” </h2>
<p>Türkiye’nin bölgesel veri merkezi olma potansiyelini de değerlendiren Koç, “Türkiye, coğrafi konumu ve büyük iç pazarı sayesinde yakın coğrafyaya dijital hizmet sunma konusunda önemli bir potansiyele sahip. Ancak bölgesel bir veri merkezi üssü haline gelmek için coğrafi avantaj tek başına yeterli değil” dedi. Güçlü ve farklı güzergahlardan sağlanan fiber bağlantılarını, kesintisiz enerji arzını, rekabetçi enerji maliyetlerini, nitelikli insan kaynağını ve öngörülebilir düzenlemeleri yatırım kararlarının temel unsurları arasında saydı. Bağlantıların hızına da dikkat çekerek, “Veri merkezinden modele, modelden uygulamaya uzanan bütün zincirin yüksek hız ve düşük gecikmeyle çalışması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Elektrik tüketimi 2030’da 950 teravatsaate yaklaşacak </h2>
<p>Veri merkezi kapasitesi büyürken yüksek işlem gücüne sahip sunucuların elektrik ve soğutma ihtiyacı da artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 tarihli raporuna göre dünyadaki veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2025’teki 485 teravatsaatten 2030’da yaklaşık 950 teravatsaate çıkması bekleniyor. Yapay zeka odaklı veri merkezlerinin tüketiminin ise aynı dönemde üç katına ulaşacağı öngörülüyor. Koç, Türkiye’de elektrik üretimi, iletim, dağıtım ve veri merkezi yatırımlarının eşgüdüm içinde ilerlemesi gerektiğini söyledi. Özellikle yeni nesil tesislerde kesintisiz ve kapasite artışına uygun enerji erişiminin belirleyici olacağını vurguladı.</p>
<p>Turkcell’in rüzgar ve güneş enerjisindeki aktif kurulu gücünün 99,1 megavata ulaştığını açıklayan Koç, enerji ihtiyacının daha büyük bölümünü kendi yenilenebilir enerji üretimlerinden karşılamayı hedeflediklerini belirtti. Yeni tesislerde enerji ve su tüketimini tasarım aşamasından itibaren dikkate aldıklarını; doğal soğutmaya uygun bölgelerin seçilmesi, su tüketiminin azaltılması, yağmur suyu ve atık suyun yeniden kullanılması gibi uygulamalardan yararlandıklarını aktardı. Verimliliğin kullanılan yapay zeka modelinin seçimiyle de bağlantılı olduğuna dikkat çekerek, “Aynı işi ne kadar düşük işlem maliyetiyle ve ihtiyaca en uygun modelle gerçekleştirdiğimiz en az enerji tüketimi kadar önemli olacak” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rönesans ortaklığında 3 milyar dolarlık yatırım potansiyeli</span></h2>
<p>Rönesans Altyapı ile Digital Realty ortaklığının ilk yatırımı Ankara Temelli’de hayata geçiriliyor. İnşaatına başlanan veri merkezi kampüsünün ilk fazında 22 megavatın üzerinde bilişim kapasitesi ve 10 bin metrekareden fazla sunucu alanı planlanıyor. Tesisin 2028’de faaliyete geçmesi hedeflenirken İstanbul’da da yeni bir kampüs yatırımı öngörülüyor. Uzun vadede iki şehirde toplam 200 megavat bilişim kapasitesine ulaşmayı hedefleyen ortaklığın yatırım potansiyeli ise 3 milyar dolara kadar çıkıyor. Rönesans’ın yatırım, finansman ve mühendislik deneyimi ile Digital Realty’nin veri merkezi işletmeciliğini buluşturan projede Türkiye’deki şirketlere, kamu kurumlarına ve uluslararası bulut, teknoloji ve dijital hizmet sağlayıcılarına hizmet verilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/veri-merkezlerinde-hedef-10-milyar-dolar-sirketler-yatirimlarinda-gaza-basti-89996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/kkb-anadolu-1792391420.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, 2030’a kadar veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkarmayı, veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında ise en az 10 milyar dolarlık yatırımı harekete geçirmeyi hedefliyor. Turkcell aktif kapasitesini 54 megavata ulaştırırken, KKB kabinet sayısını üç katına çıkarıyor. Rönesans-Digital Realty ortaklığı ise Ankara ve İstanbul’da uzun vadede 3 milyar dolara kadar yatırım planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-89987</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Manavgat’ta zeytinyağı üretimi artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) tarafından yeni dönemin ilk zeytinyağı sektörel toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, zeytinyağı sektörünün mevcut durumu, üretim beklentileri, yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı.</p>
<p>Toplantıya, MATSO’nun çiçeği burnunda Başkanı Önem Gök, Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin ve ilçede faaliyet gösteren zeytinyağı fabrikaları sahip ve yöneticileri katıldı.</p>
<p>MATSO Başkanı Gök, zeytinyağı üretiminin Manavgat’ın tarımsal zenginliğinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. İlçede 2024’de yaklaşık bin 443 ton olan zeytinyağı üretiminin 2025 yılında bin 53 tona gerilediğini belirten Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bölgemizde 2026 yılı için 3 bin ton zeytinyağı üretimi öngörülüyor. Zeytinyağı üretim beklentisi sektör açısından umut verici. Bu nedenle yerel üretimin katma değeri artırılmalı. Üretim artışının yanı sıra üreticilerin emeklerinin karşılığını alması ve işletmelerin sürdürülebilirliği de önemli. Enerji ve işçilik maliyetleri, hammadde temini, sıkım ücretleri ile üretim atıklarının yönetimi sektörün öne çıkan sorunları arasında yer alıyor.’’</p>
<p><strong>"Yerel zeytinyağı bölge işletmelerinde kullanılmalı"</strong></p>
<p>Manavgat’ta üretilen zeytinyağının bölge işletmelerinde daha fazla kullanılmasının ilçe ekonomisi için de çok önemli olduğunu vurgulayan Önem Gök, ‘’Üretimin yanı sıra ürünlerin katma değerini artırmaya yönelik çalışmalara da ağırlık verilmeli. Sektörün sorunların çözümü için çalışacağız’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-89987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/manavgatta-zeytinyagi-uretimi-artiyor-1792387551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomisi tarım ve turizme dayalı olan Manavgat’ta zeytinyağı üretiminde yüzde 100’e yakın artış öngörülüyor. MATSO Başkanı Gök, &quot;Zeytinyağı üretim beklentisi sektör açısından umut verici. Bu nedenle yerel üretimin katma değeri artırılmalı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perhiz-ve-lahana-tursusu-89980</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perhiz ve lahana turşusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de yapılmış en güzel regülasyonlardan biri belediye otobüslerinde hayata geçirilmişti. Otobüslerde şoförle vatandaş arasında kavga çıkıyordu ve bunu engellemek için şoförlerin seyir sırasında koltuklarından kalkması yasaklanmıştı. Otobüslerdeki kameralar ile de bu kurala uyulduğunun tespiti sağlanmıştı.</p>
<p>Aynı otobüslerde engellilerin tekerlekli sandalyeleri ile otobüse binmesi için açılır kapanır rampalar yapılmıştı. Biz ABD’ye ihraç ettiğimiz ya da etmeye çalıştığımız taksilerde bu mekanizmayı otomatik kontrole bağlarken Türkiye’de ucuna kulp takılmış bir levha ile sorunu çözme yoluna gidilmişti. Sistem böyle olunca da birinin gidip o kulpu kullanarak rampayı açıp 180 derecelik –hatta daha fazla- bir hareketle dışarıda yere dayaması gerekiyordu.</p>
<p>Benimle ilgili olmadığı için mevzuatı bilmiyordum. Bir gün bir yürüme engelli beyin aşağıdan “bunu sizin açmanız gerekiyor” diye seslenmesiyle öğrendim. Yürüme engelli olduğunu daha sonra tekerlekli sandalyesiyle otobüse bindiğinde anladım aslında. Şoför de gerisin geriye “Benim bu koltuktan kalkmam yasak” diye bağırıyordu.</p>
<p>Ben yaşlı bir teyzenin yanında kucağımda poşetle oturuyordum ve kucağımda ağır bir poşet vardı. Başımızda ayakta duranlar da olduğu için gidip bu işi yapmam mümkün değildi. En sonunda sistemin nasıl çalıştığını bilen biri gidip rampayı açtı da sorun çözüldü. Sonra da kapattı da otobüs hareket edebildi. İki regülasyonun birbirini kesmesinin daha iyi bir örneği olamaz.</p>
<p>Tabii lor peynirini saymazsak: Orada da bozulmadan kullanılması gereken süt, limon ya da tuz ile kestirilip bozulur. Aradaki fark, peynirin bir ekonomik değeri varken beceriksizliğin kimseye bir faydasının olmamasından kaynaklanıyor.</p>
<p>İnternet üzerinden kurulan iletişimi düzenlemek için sosyal medya kullanımına getirilen sınırlamalara ve takip eden içtihata bakınca, ilgili kişilerin bu alandaki regülasyonları, birbirlerine etkileri ile birlikte araştırması gerektiğini düşündüm. Biz her şeyi torbaya koyan ama bir ambalajdan sızan sıvının ekmeği ıslatmasından şikayet etmekten de vazgeçmeyen bir topluma dönüştük. Bunun olmasını engellemek için sorumluluk sahibi olanların sorunluluk sahibi olmasını dilemekten başka bir şey yapacak durumum yok. Ancak şans yardım ettiği için sizi aydınlatacak bazı kaynaklara ulaşma fırsatım oldu.</p>
<p><strong>EDAM’dan dünya örnekleri ile Türkiye’yi aydınlatma raporu  </strong></p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (<strong>EDAM</strong>) Direktörü Sinan Ülgen’in “Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri” başlıklı raporun, dünya örneklerini sunarak artık üzerinde karar kılınmış olan sosyal medya sınırlamalarını mantıklı bir zemin üzerine yerleştirmeyi hedeflediğini düşünüyorum. Çok özenli ve iyi niyetli bir çalışma yapılmış. Üstelik konu ile ilgili olarak bir kamuoyu araştırması da yapılmış. Benden daha düzgün yazan yapay zekânın desteği ile aktarıyorum</p>
<p>“Rapora temel oluşturan kamuoyu araştırmasını, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) adına Research İstanbul yürütmüştür.</p>
<p>Can Selçuki liderliğinde hazırlanan bu "Sosyal Medya Düzenlemesi Araştırması", Türkiye genelinde 1.000 yetişkinle anket yapılarak ebeveynlerin çocukların sosyal medya kısıtlamalarına ve yaş doğrulaması gibi teknik uygulamalara bakış açısını ölçmüştür.”</p>
<p>Buradaki iyi niyet, farkındalık sorusunda ortaya çıkıyor. Basın toplantısında sorduğumda, aranan kişilere yasal düzenleme anlatılıp bu konuda bilgileri olup olmadığı soruluyor; olduğunu söyleyenler, farkında kabul ediliyor. Yani konuyla ilgili bir şey sorup, gerçekten farkında olup olmadığını anlamak söz konusu değil. Buna karşın, farkında olduğunu düşünenlerin oranı üçte bire yakın bir düzeyde kalıyor.</p>
<p>Bu nedenle de rapor çok önemli çünkü farkındalık ihtiyacı olduğu aşikâr.</p>
<p>Ben de bu konuda üzerime düşeni yapmak istedim ve yapay zekâ ile üç farklı formatta çalıştım.</p>
<p>Birincisi yönetici özeti:</p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlıklı raporu, 15 yaş altına yönelik mutlak sosyal medya yasaklarının çocukları denetimsiz dijital alanlara itebileceği uyarısında bulunarak kademeli ve koruyucu bir model önermektedir. Raporda, temel sorunun platformların bağımlılık yaratan tasarımları olduğu vurgulanarak teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar düzenlemeye geçiş süresi tanınması talep edilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak Google AI Modu’ndan bir haber olarak konuyu yazmasını istedim:</p>
<p>EDAM’dan Sosyal Medya Yasağı Uyarısı: "Çocukları Denetimsiz Alanlara İtebilir"</p>
<p>İSTANBUL — Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), son dönemde gündemde olan çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması veya yasaklanması tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. "Çocukların Sosyal Medyaya Erişimi: Türkiye için Politika Önerileri" başlığını taşıyan raporda, 15 yaş altı çocuklara yönelik mutlak yasakların ters tepebileceği uyarısında bulunularak daha dengeli ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerektiği vurgulandı.</p>
<p><strong>"Toptan Yasaklar Çözüm Değil"</strong></p>
<p>Raporda, çocukların internete ve sosyal medyaya girişini tamamen engellemeye yönelik katı düzenlemelerin, çocukları dijital dünyadan koparmadığı, aksine daha denetimsiz ve tehlikeli yeraltı dijital alanlara ittiği belirtildi. EDAM uzmanları, mutlak bir yasak yerine çocukların yaş gruplarına göre korunmasını hedefleyen kademeli ve koruyucu bir modelin Türkiye için çok daha etkili olacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Asıl sorun: Bağımlılık yaratan tasarımlar</strong></p>
<p>EDAM'ın değerlendirmesinde, çocukların dijital dünyada karşılaştığı risklerin temel kaynağının sadece platformlarda geçirdikleri süre değil, sosyal medya devlerinin kullandığı bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlar olduğu aktarıldı. Raporda, politika yapıcılara şu temel başlıklar altında öneriler sunuldu:</p>
<ul>
<li>Geçiş Süresi Tanınmalı: Teknik altyapı yetersizlikleri ve mahremiyet endişeleri tamamen giderilene kadar yasal düzenlemelerin hemen yürürlüğe sokulmaması, platformlara ve ailelere bir geçiş süresi tanınması gerektiği belirtildi.</li>
<li>Algoritmalara Müdahale Edilmeli: Platformların çocukları hedef alan ticari ve bağımlılık yapıcı mekanizmalarının sıkı denetime tabi tutulması önerildi.</li>
<li>Dijital Okuryazarlık Artırılmalı: Ailelerin ve çocukların dijital dünyadaki risklere karşı bilinçlendirilmesinin, yasaklardan daha kalıcı bir koruma sağlayacağı ifade edildi.</li>
</ul>
<p>Uzmanlar, Türkiye'nin siber politikalar ve dijital demokrasi standartlarını koruyarak çocuk güvenliğini sağlaması için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve eğitici bir strateji izlemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Üçüncü olarak bir sosyal medya postu yapmasını istedim:</p>
<p>Sosyal medya yasakları çocukları daha büyük tehlikelere mi itiyor?</p>
<p>Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM), çocukların sosyal medyaya erişimini kısıtlamaya yönelik düzenleme tartışmalarını inceleyen yeni bir rapor yayımladı! 📊</p>
<p>Rapordan öne çıkan kritik başlıklar:</p>
<ul>
<li>Mutlak Yasaklar Ters Tepebilir: 15 yaş altına yönelik toptan yasaklar, çocukları korumak yerine onları denetimsiz dijital alanlara itme riski taşıyor.</li>
<li>Asıl Sorun Tasarım: Çocuklar için temel risk, platformların bağımlılık yaratan algoritmik tasarımlarından kaynaklanıyor.</li>
<li>Çözüm Kademeli Model: Yasaklamak yerine yaş gruplarına göre koruyucu ve kademeli bir modelin benimsenmesi gerekiyor.</li>
<li>Acele Edilmemeli: Teknik altyapı ve mahremiyet endişeleri giderilene kadar platformlara ve ailelere mutlaka bir geçiş süresi tanınmalı.</li>
</ul>
<p>EDAM, Türkiye için yasaklayıcı değil, düzenleyici ve dijital okuryazarlığı artıran bir politika öneriyor.</p>
<p>Raporun tamamını incelemek ve detaylara ulaşmak için profildeki linke tıklayabilirsiniz!</p>
<p>#EDAM #SosyalMedya #ÇocukGüvenliği #DijitalPolitika #SosyalMedyaYasağı #Teknoloji Haberleri</p>
<p>Raporun tamamına ulaşmak için gereken linki ben yazayım çünkü aslında böyle bir paylaşım yapmıyorum: https://edam.org.tr/Uploads/Yukleme_Resim/sosyalmedyaerisimi-8-10-2026-13-18-21.pdf</p>
<p><strong>Çocukların bundan sosyal medya içeriğiyle haberi olmayacak</strong></p>
<p>Bütün bu içeriklerle ilgili en önemli nokta bunların sosyal medyada yayınlanması durumunda ilgilendirdiği kesim olan 15 yaş altının bundan haberi olmayacak olması. Onlar bu konuyu televizyondan ya da çeşitli mecralarda yayınlanan bir resmi basın bülteninden öğrenecek ve şu tür içeriklerle karşılaşacaklar.</p>
<p>Yapay zekânın televizyon bülteni için ürettiği içerik şu şekilde:</p>
<p>HABER BAŞLIĞI: 15 YAŞ ALTI SOSYAL MEDYA YASAĞINA "KADEMELİ MODEL" ÖNERİSİ</p>
<p>SÜRE: 01:45<br />VTR / GÖRÜNTÜ: Akıllı telefonla oynayan çocuk görüntüleri, sosyal medya logoları, e-Devlet giriş ekranı animasyonu ve EDAM raporunun kapak görseli.</p>
<p>[ANONS - DIŞ SES / PERFORE]<br />Türkiye, çocukları dijital dünyanın tehlikelerinden korumak için tarihi bir adıma hazırlanıyor. 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yeni yönetmelikle, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımı sınırlandırılacak, yaş doğrulaması ise e-Devlet üzerinden yapılacak. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu düzenlemeyi mercek altına alan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi, yani EDAM, dikkat çekici bir rapor yayımladı.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />Sosyal medyada sonsuz kaydırma yapan parmaklar, ekrana kilitlenmiş çocuk yüzleri. Ekrana büyük puntolarla "%84 AİLELER KARAR VERMELİ" grafiği gelir.</p>
<p>[DIŞ SES]<br />EDAM Direktörü Sinan Ülgen imzalı raporda yer alan kamuoyu araştırması, çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Ebeveynlerin yüzde 84'ü çocuklarının sosyal medya kullanımı konusunda kararın ailelere bırakılmasını istiyor. Ancak mutlak bir yasağın getireceği riskler de var. Rapora göre katı yasaklar, çocukları tamamen engellemek yerine daha güvensiz ve denetimsiz platformlara yönlendirebilir.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />Kilitlenen hesaplar, e-Devlet yaş doğrulama ekranı simülasyonu. Ekranda "%67 KİMLİK BİLGİSİ ENDİŞESİ" yazısı belirir.</p>
<p>[DIŞ SES]<br />Bir diğer büyük endişe ise dijital mahremiyet. Katılımcıların yüzde 67'si, yaş tespiti yapılırken sosyal medya hesaplarının gerçek kimlik bilgileriyle eşleştirilmesinden kaygı duyuyor. Ayrıca ailelerin yüzde 53'ü uygulamanın hemen 1 Kasım'da başlamasına karşı çıkarak teknik hazırlıklar için geçiş süresi veya erteleme talep ediyor.</p>
<p>[GÖRÜNTÜ DETAY]<br />EDAM Raporu’ndan öneriler başlığı: "Yasaklamak Yerine Güvenli Tasarım".</p>
<p>[DIŞ SES]<br />Peki çözüm ne? EDAM, toptan bir yasak yerine "kademeli ve risk temelli bir model" öneriyor. Raporda; çocukları ekran başında saatlerce tutan sonsuz kaydırma algoritmaları, gece bildirimleri ve yabancılardan gelen mesajlar gibi doğrudan risk barındıran özelliklerin kısıtlanması gerektiği savunuluyor. Eğitim ve sağlık gibi alanlardaki içeriklere ise erişim hakkı tanınması isteniyor.</p>
<p>[ANONS - DIŞ SES]<br />Uzmanlar uyarıyor: Dijital dünyayı çocuklardan tamamen saklamak yerine, sosyal medyayı çocuklar için güvenli hale getirmek en kalıcı çözüm.</p>
<p>Hem bu metin hem de resmi basın bülteni opsiyonu için aldığım yanıt Türkiye’den çok BBC havasını yansıtıyordu. O nedenle uzatmayacağım ama bu formatları, medyanın ve hayatın 5N1K’nın çok ötesine geçtiğini anlatmak için aktardım. Bu dünyada regülasyonların da etki analizi yapılarak hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bizim sektörümüz ve diğer sektörlerin bu kadar hızlı değişip dönüştüğü bir dönemde çocukları 15 yaşına kadar kendimize mahkûm etme hakkını kendimizde görmemiz çok doğru değil, diye düşünüyorum. Sosyal medyadan dışlanırlarsa çocuklar bizim gazeteyi almaya başlayıp benim okunurluğumu artıracak? Bunlar olmayacak.</p>
<p>Sinan Ülgen’e ekonomik etkiyi sorduğumda, e-devlet altyapısı kullanılacağı için teknolojik boyutta bir ekonomik yük oluşmayacağını ancak e-ticaretin etkilenebileceğini söyledi. Daha önemli bir yorumu ise, her yıl Türkiye’ye gelen ve e-devlette kaydı olmayan 60 milyon turistin ne olacağı ile ilgiliydi. Ülgen bu konuda bir belirsizlik görürken ben, bu tür politikaları oluştururken Çin’i kopyalayan Türkiye’de de benzer durumun yaşanacağını düşünüyorum. Bizi davet eden şirketlerin çalışanları kendi VPN şifrelerini veriyorlardı. Bu tartışma daha çok su kaldırır ama başka bir konuya yer açmak için burada kesiyorum.</p>
<p><strong>Her regülasyon yeni bir teknolojiye çiçek açtırır </strong></p>
<p>Çevrimiçi iletişimle ilgili bir diğer regülasyon çalışanların e-posta hesaplarının şirket içinde izlenmesi ile ilgili. Konudan VerbaPulse Kurucusu Ali Can Elagöz vasıtasıyla haberim oldu. Yani yukarıdaki anket kriterleri ile farkındaydım ama konuyu yorumlamamı Elagöz sağladı.</p>
<p>Ben de kendisinden bu konudaki çözümleri ile ilgili bültenlerini göndermesini istedim. Gönderdi:</p>
<p>Önce Eylül 2026’da tanışmamızın ardından bana gönderdiği ve benchmark oluşturan içeriğine bakmanızı istiyorum. İlk yazışmamızda Elagöz, “2020–2026 arasında ABD, İngiltere ve AB’de hukuki veya regülasyon sürecine konu olmuş 13 gerçek vakadaki yazılı ifadeleri alıp VerbaPulse’ın canlı sistemiyle test ettik. Sistem, bu ifadelerin 9’unu henüz gönderilmeden önce riskli olarak işaretledi. Yaklaşımımızı ve neden VerbaPulse’ı geliştirdiğimizi de oldukça iyi anlatan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Dün sohbetimizde bahsettiğim rapor buydu. E-postadaki riskli cümle, gönderilmeden önce ve kurumun kendi sunucusunda yakalanıyor.” diyordu.</p>
<p>Elagöz’ün geçen günlerde benimle paylaştığı bülteni şu şekilde:</p>
<p>Estonya'da kurulan Türk girişimi VerbaPulse, çalışanın yazdığı e-postadaki riskli cümleyi gönder tuşuna basılmadan önce gösteriyor. Sistem kurumun kendi sunucusunda çalışabiliyor. Yazılan metin kaydedilmiyor, uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor.</p>
<p>İSTANBUL / TALLİNN, 15 Ekim 2026. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun kurumsal e-postaların denetimine ilişkin ilke kararı 8 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlandı (16 Eylül 2026 tarihli, 2026/2035 sayılı karar). Karara göre işveren, çalışanın yazışmalarını gizlice izleyemiyor. İzleme çalışana açıkça bildirilmeli ve ölçülü olmalı. Kötüye kullanım filtreleme gibi teknik yollarla önlenebiliyorsa işverenin genel bir denetim hakkı da doğmuyor. E-postaların içeriğine bakmak ise ancak somut bir şüphe varsa başvurulabilecek bir yol.</p>
<p>VerbaPulse bu konuya başka bir noktadan yaklaşıyor: riskli cümleyi e-posta daha yazılırken, yazan kişinin kendi ekranında gösteriyor.</p>
<p><strong>Nasıl çalışıyor?</strong></p>
<p>Çalışan Outlook'ta e-postasını yazarken VerbaPulse metni okuyor. "Getiriniz garanti", "Aradaki farkı biz karşılarız" ya da bayiye yazılan bir fiyat ricası gibi uyum riski taşıyan bir cümle varsa altını çiziyor, nedenini kısaca açıklıyor ve daha dikkatli bir ifade öneriyor. Öneriyi kabul etmek, değiştirmek ya da kapatmak çalışanın kararı. VerbaPulse uyum ve hukuk ekiplerinin incelemesini destekliyor; kurum kendi kurallarını yükleyerek kontrolü kendine göre ayarlayabiliyor.</p>
<p>VerbaPulse taslağın diline bağlı kalmadan çalışıyor. E-posta hangi dilde yazıldıysa uyarı ve öneri de o dilde geliyor.</p>
<p><strong>Kurumun kendi sunucusunda</strong></p>
<p>Bankalar, sigorta şirketleri ve kamu kurumları gibi verisini dışarı çıkaramayan kurumlar için VerbaPulse'un kurumun kendi sunucusunda çalışan üç kurulumu var: Sovereign, Enclave ve Black. Bu kurulumlarda yapay zekâ modeli de kurumun donanımında çalışıyor ve metin kurum ağından çıkmıyor. Black, internet bağlantısı olmayan ortamlar için tasarlandı. İlk kurulumlar seçili kurumlarla birlikte yapılıyor.</p>
<p>Daha hızlı başlamak isteyen kurumlar için bulut sürümü de var. Bulut sürümü Microsoft Azure'un İsveç bölgesinde, Avrupa Birliği içinde çalışıyor.</p>
<p><strong>Ne kaydediliyor, ne kaydedilmiyor</strong></p>
<p>Uyarıyı yalnızca yazan kişi görüyor, yöneticiye bildirim gitmiyor. Kayıtlarda e-postanın metni, işaretlenen cümle, kişinin adı ve e-posta adresi tutulmuyor. Yalnızca tarih, departman, risk türü ve çalışanın ne yaptığı kaydediliyor. Şirket, 4 Ekim 2026'da canlı sistemde yaptığı sayımda 27 bin 427 kaydın hiçbirinde metin ya da kimlik bilgisi bulunmadığını belirtiyor. Raporlar departman düzeyinde hazırlanıyor, çok küçük ekipler için ayrı rapor üretilmiyor.</p>
<p>Kurulun kararı iki şeyin altını çiziyor: çalışan izlendiğini bilmeli ve izleme ölçülü olmalı. Riskli bir cümleyi yazan kişi göndermeden önce kendi ekranında görürse, sonradan kimsenin başkasının yazışmasını okumasına gerek kalmıyor. Yirmi yılı aşkın süre ajanslarda bir cümlenin okuyanda nasıl karşılık bulacağını düşünerek çalıştım. VerbaPulse bu işi e-posta daha taslakken yapıyor.</p>
<p>Elagöz’ün bu yazdıkları herkesin iyi niyetli olduğu dünyada uyum (compliance) açısından önem taşıyor. Sosyal medyayı sınırlarken şirket çalışanlarının haklarını koruma düzenlemesi yapmak yine de bana perhiz ile lahana turşusu arasında bir uyumsuzluk olduğunu düşündürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perhiz-ve-lahana-tursusu-89980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perhiz ve lahana turşusu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-fonu-krizi-3-hata-kimde-kurumsal-yapinin-sorunlari-89978</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonu krizi-3: Hata kimde? Kurumsal yapının sorunları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hisse senedi yoğun bazı fonlarda portföye alınan varlıklara yönelik tercihlerin ilişkili taraflarla bağlantılı ve fiilî dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaşması, bu varlıklardaki şüpheli değer artışları ve fiktif olan yüksek fiyat artışlarının sürdürülebilir olduğu izleniminin yaratılması mesleki özen ve yatırımcı yararına hareket etme ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. </strong></p>
<p><em>“Gelmeyi ben de istemiyordum, sizin de beni görmek istemediğinizi biliyorum. <strong>Çünkü kötü haber getiren elçiyi kimse sevmez</strong>." (Sofokles, Antigone: 276-277)<strong>1</strong>”</em></p>
<p><em>***</em></p>
<p>Ülkemizde yaşanan Yatırım Fonu Krizi gibi krizlerde hatayı bütün aktörlerde aramak gerekiyor. Küresel Finans Krizi’ndeki (KFK, 2007-2010) tabloyu ele alalım. ABD konut piyasası ve borsalarındaki yatırımcının risk algısını kör eden doyumsuzluk ve tamah büyük çöküşün talep tarafındaki zeminini hazırlamıştı. Politika yapıcı tarafta ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikalarının varlık balonunun şişmesindeki ve patlamasındaki rolü de çok belirgin. ABD’deki İnternet Balonu’nun (2001-2003) gölgesindeki düşük faiz politikası 4-5 yıl içinde önce ABD ekonomisini, ardından da küresel ekonomiyi krize sokmuştu. ABD SPK’sı (SEC) ise yetersiz insan kaynağı-denetim kapasitesi ve belki de düzenleyici kaçınmanın etkisiyle sorunları erken teşhis edemedi. Varlık balonunu şişiren finansal aracılık sistemi ise sahteciliğin harman olduğu olaylarla doluydu. Böyle durumlarda adettendir: müzik çalarken ve dans devam ederken, kimse filmi ilk koparan, kötü haberi veren olmak istemez (bkz. <em>Sofokles, Antigone: 276-277</em>). Ama tabi bir yere kadar. Kriz günlerinde de her çıkışın bir inişi oluyor.</p>
<h2>Yatırım fonu krizinde hata kimde?</h2>
<p>Yatırımcıların yüksek getiriye duyduğu hesapsız iştahın krizlerin büyümesinde önemli bir payı vardır. Piyasa koşullarına göre bazı fonların sunduğu olağandışı getiriyi yatırımcının sorgulaması gerekirdi. Ya da sorgulayıp bize bir şey olmaz dememeleri gerekiyordu. Ancak bu tür krizlerde hatayı tek bir aktörde aramak da doğru değil. Örneğin, KFK’da yatırımcıların yüksek getiri iştahı, FED’in faiz politikası, SEC’in yetersiz denetimi ve finansal kuruluşların ölçüsüz risk alması aynı kırılgan yapının farklı parçalarıydı.</p>
<h2>Birincil sorumlular: Fon kurucuları ve yöneticileri</h2>
<p>Bizdeki yatırım fonu krizinde birincil sorumluluk portföyü (fonu) inançlı mülkiyet esaslarına uygun olarak yönetmekle yükümlü olan fonlardadır.<strong>2</strong> Fonların kurucusu ve yöneticisi konumunda olan kurumların portföy yönetiminde basiretli bir tacirden beklenecek özeni göstermeleri gerekirdi. Hisse senedi yoğun bazı fonlarda portföye alınan varlıklara yönelik tercihlerin ilişkili taraflarla bağlantılı ve fiilî dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaşması, bu varlıklardaki şüpheli değer artışları ve fiktif olan yüksek fiyat artışlarının sürdürülebilir olduğu izleniminin yaratılması mesleki özen ve yatırımcı yararına hareket etme ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. </p>
<h2>Saklayıcıların görev tanımı gerçek risk raporlamasını da kapsamalı</h2>
<p>Varlık-teminat kalitesini sorgulamak belki başta fon kurucularının ve yöneticilerinin görevi ama, kötü senaryoda kötü portföyün tasfiyesi görevi saklayıcı kurumda olduğuna göre, saklayıcıların da varlık-teminat kalitesini takip etmesi makul bir beklentidir. Saklayıcılar yatırımcılara yönelik risk takibi/raporlaması yapabilir, riske göre saklayıcılık ücretlerini de düzenleyebilir. Bu tür uygulamaların izini bir ölçüde mevcut fon yönetimi sisteminde bulmak mümkün olabilir. Ancak görünen odur ki; saklayıcıların mevzuatla belirlenen görev sahasına yönelik uygulamalar nitelikli bir risk yönetimi çerçevesi oluşturamamıştır.<strong>3</strong> Tamamlayıcı bir yol olarak, güncel fon risklerinin takip edilmesi için bağımsız denetim kurumunun daha etkin biçimde kullanılması da düşünülebilir. Ne var ki, fon uygulamalarına yönelik mevzuata uygunlukla sınırlı bir denetimin, üstelik de bunun yıllık aralıklarla yapılmasının, güncel risklere yönelik bilgi vermesi beklenemez. Zira işler geceden sabaha değişiyor borsalarda.</p>
<h2>Bağımsız risk yönetim kurumlarına ihtiyaç var</h2>
<p>Fon yönetimine yönelik risklerin doğru biçimde takip edilebilmesi için fon bünyesinde çeşitli sistemler var. Ancak kurum içi risk yönetimi yapılarının kendi içinde çıkar çatışması oluşturmasını ve böylelikle risk yönetimi sorunlarının kendi kendine çözülmesini beklemek fazla safça bir beklenti. Öz düzenleyici yaklaşımlarla risk yönetimi sorunları çözülemez. Belki de bağımsız bir risk yönetimi kurumundan haftalık aralıklarla güncel risk raporu alınmasının zorunlu tutulması düşünülebilir. Ancak işvereni fon değil, bir kamu kurumu olmadığı sürece bu sistemden de büyük bir performans beklemek doğru değil. Bunu anlamak için bağımsız denetim sisteminin neden kamu yararına değil de müşteri yararına çalıştığını düşünmek yeterli olur. Kısacası, bundan sonrası için ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusuna piyasa oyuncularına yönelik yeni bir sistem tasarımı üzerinden yanıt bulmak kolay değil. O zaman geriye kalan yapı olarak “düzenleyici ve denetleyici kurumlar”ın rolünü bir kez daha düşünmek gerekiyor. </p>
<h2>Düzenleyici kurumların sorumluluğu </h2>
<p>Yatırım fonu krizinde fonların kurucuları, yöneticileri, saklama kuruluşları ve bağımsız denetçiler gibi aktörler yalnızca şekli uygunlukla yetinmeyip ekonomik riskleri de incelemeliydi. Şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekirse; bu listeye kamusal otoriteyi temsil eden kurumları da eklemek gerekiyor. Sermaye piyasamızın temel düzenleyici kurumu SPK’dır. İkincil düzeyde, ancak piyasa pratiği bağlamında, kamusal güç ile donatılmış düzenleyici kurumlar ise BİST, Takasbank ve MKK’dır. Düzenleyici ve denetleyici otoritelerin de olağanüstü fon getirilerini, ilişkili taraf işlemlerini, düşük likiditeli hisselerdeki yoğunlaşmayı ve fonlar arasındaki ortak pozisyonları daha erken sorgulaması gerekirdi. Bundan sonra ise daha iyi bir düzenleme ve denetleme çerçevesi nasıl oluşturulmalı diye düşünülmeli.</p>
<p>Kriz yazılarımız devam edecek.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> Sophokles’in Antigone oyununda krala kötü haberi getiren nöbetçinin sözü, https://tr.wikisource.org/wiki/Antigone</p>
<p><strong>2</strong> Bkz. https://spk.gov.tr/data/61e34f9a1b41c61270320792/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1.pdf</p>
<p><strong>3</strong> Bkz. https://spk.gov.tr/data/6740a2d08f95db1d842d9776/Yat%C4%B1r%C4%B1m_Fonlar%C4%B1na_%C4%B0li%C5%9Fkin_Rehber.pdf</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-fonu-krizi-3-hata-kimde-kurumsal-yapinin-sorunlari-89978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcı fonu krizi-3: Hata kimde? Kurumsal yapının sorunları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-hedefin-ekonomik-sinirlari-89977</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik hedefin ekonomik sınırları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin imalat sanayisinde 660 milyar dolarlık ek üretim potansiyeli bulunurken, stratejik ürünlerde ithalat bağımlılığını azaltmak yaklaşık 2 trilyon dolarlık yatırım gerektirebilir. McKinsey Global Institute’un raporu, mevcut fabrikaların kapasitesini artırmanın tek başına yeterli olmadığını; asıl sınavın yarı iletkenlerden kritik minerallere uzanan tedarik zincirlerinde yeni üretim kapasitesi oluşturmak olduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Küresel ticarette jeopolitik gerilimler artarken üretim kapasitesi yeniden ekonomi politikalarının merkezine yerleşiyor. Ancak “üretimi ülkeye geri getirmek” kulağa geldiğinden daha karmaşık bir hedef... Hangi ürünlerin stratejik olduğu, mevcut fabrikaların ne kadar üretim artırabileceği ve yeni kapasitenin hangi maliyetle kurulacağı ayrı ayrı yanıtlanmalı. McKinsey Global Institute’un Mayıs 2026’da yayımladığı <em>Ramping up manufacturing in America?</em> raporu, ABD için bu sorulara ürün düzeyinde cevap arıyor. Çalışmanın gösterdiği temel ayrım şu: ABD’nin bazı sektörlerde kullanabileceği önemli bir âtıl kapasitesi var; fakat en hassas tedarik bağımlılıkları çoğunlukla bu kapasitenin bulunmadığı ürünlerde yoğunlaşıyor.</p>
<h2>Üretim gücü sürüyor, ithalat bağımlılığı büyüyor</h2>
<p>ABD hâlâ dünyanın ikinci büyük imalat üreticisi. Bununla birlikte raporun kullandığı <strong>brüt üretim</strong> ölçüsünde Çin’in imalat çıktısı ABD’nin yaklaşık dört katına ulaşmış durumda. Burada ölçü önem taşıyor: Ülkelerin ekonomiye yaptığı net katkıyı gösteren <strong>imalat katma değeri</strong> karşılaştırıldığında fark daha dar. ABD’de imalatın GSYH içindeki payı 1970’lerin sonlarında yüzde 21’in üzerindeyken bugün bunun yarısının altına indi. Toplam istihdamdaki payı da yüzde 22’den yaklaşık yüzde 8’e geriledi. Bu değişim, üretimin bütünüyle ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; ABD imalatının brüt çıktısı hâlâ 7 trilyon doların üzerinde. Ancak ülkenin ihtiyaç duyduğu ürünlerle içeride ölçekli biçimde üretebildikleri arasındaki mesafe açıldı. Hesaplamalara göre ABD, 2025’te yaklaşık <strong>3 trilyon dolarlık imalat ürünü</strong> ithal etti. Bu tutar GSYH’nin kabaca yüzde 10’una denk geliyor. Raporda imalat ürünleri ticaret açığı yaklaşık <strong>1,2 trilyon dolar</strong> olarak veriliyor. Tek başına açık rakamı ise hangi bağımlılıkların gerçekten tehlikeli olduğunu göstermiyor.</p>
<h2>Asıl risk hangi ürünlerde?</h2>
<p>Rapor, ithalatın kırılganlığını üç ölçütle inceliyor: ürünün ekonomi veya ulusal güvenlik için kritik olması, tedarikin az sayıda ülkede yoğunlaşması ve başlıca tedarikçilerle jeopolitik mesafe. Bu ölçütlerden en az ikisini taşıyan ürünleri ABD’nin “Aşil topuğu” olarak nitelendiriyor. İmalat ithalatının yaklaşık <strong>yüzde 25’i</strong>, yani kabaca <strong>750 milyar doları</strong>, en az iki ölçüte giriyor. Üç riskin bir araya geldiği ithalat ise yaklaşık <strong>140 milyar dolar</strong>. Dolayısıyla her ithal ürün aynı ölçüde stratejik bir sorun oluşturmuyor; öncelik, kesintisi en ağır sonuçları doğurabilecek ürünlerde. Bu ürünler arasında ileri elektronikler, yarı iletkenler, veri merkezi sunucuları ve bazı ilaç etken maddeleri bulunuyor. Kritik minerallerde ise risk çoğu zaman madenin çıkarıldığı yerde değil, işlendiği aşamada ortaya çıkıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 değerlendirmesine göre Çin; galyum, grafit, manganez ve nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda küresel arzın yüzde 90’ından fazlasını sağlıyor. Bir ürünün son montaj yerini değiştirmek, içindeki girdilere ilişkin bağımlılığı bu nedenle kendiliğinden çözmüyor.</p>
<h2>Üretimi artırmak kaç kat büyüme gerektiriyor?</h2>
<p>Raporda geliştirilen “kapasiteyi büyütme katsayısı”, ABD’nin ithal ettiği miktarı içeride üretmesi halinde mevcut üretim ölçeğinin ne kadar büyümesi gerektiğini gösteriyor. Hesaplama, fabrikaların son on yılda ulaştığı yüksek kapasite kullanım düzeyini esas alıyor. Bu yüzden katsayı, yalnızca boş vardiyaların devreye alınmasını değil, gerektiğinde yeni tesis kurulmasını da içeriyor. Tüm ürünler birlikte ele alındığında katsayı yaklaşık <strong>1,3</strong>. Riskli ithalat ürünlerinde ise ortalama <strong>iki kat</strong> üretim gerekiyor. Fark, bazı ürünlerde çok daha büyük: Belirli ilaç etken maddelerinde üretimin beş katı, yapay zekâ sunucularında on katı aşması gerekiyor. Elektronik sektörünün genel katsayısı <strong>2,4</strong>; üç riskin birden birleştiği elektronik ürünlerinde ortalama katsayı yaklaşık <strong>9,5</strong>. Bu rakamlar fabrikaların tamamının sıfırdan kurulması gerektiği anlamına gelmiyor. Fakat özellikle ileri elektroniklerde, mevcut ABD üretiminin ithalatın yerini alacak ölçeğe ulaşması için büyük ve uzun soluklu yatırımlar gerektiğini gösteriyor.</p>
<h2>Âtıl kapasite ne kadar işe yarar?</h2>
<p>Rapora göre ABD imalat sanayisinin 2025’teki kapasite kullanım oranı, son on yılın zirvesinin yaklaşık dört puan altındaydı. Mevcut fabrikalar yeniden o yüksek kullanım düzeyine çıkabilirse teorik olarak <strong>660 milyar dolarlık ek üretim</strong> mümkün olabilir. Bunun <strong>280 milyar doları ulaştırma ekipmanlarından</strong>, <strong>80 milyar doları metallerden</strong>, <strong>60 milyar doları ahşap ve kâğıt ürünlerinden</strong> geliyor. Ancak 660 milyar doların tamamını dış ticaret açığında beklenen bir düşüş gibi okumamak gerekiyor. Ek üretimin yaklaşık <strong>530 milyar dolarlık bölümünün teorik olarak mevcut ithalatın yerini alabileceği</strong> hesaplanıyor. Bunun gerçekleşmesi, üreticilerin rekabetçi fiyatlarla alıcı bulmasına, uygun iş gücüne ve tedarik girdilerine erişmesine bağlı. Üstelik boş kapasite, stratejik kırılganlıkların merkezinde sınırlı bir çözüm sunuyor. Elektronikte mevcut tesislerin daha yoğun çalışması yaklaşık <strong>44 milyar dolarlık</strong> ek üretim sağlayabiliyor; bu da sektör ithalatının yalnızca <strong>yüzde 5’i</strong> civarında. Rapora göre kapasite kullanımını artırmak, en az iki risk taşıyan ithal ürünlerin ancak küçük bir bölümünde anlamlı ikame sağlayabilir. Kısacası mevcut fabrikalardan daha fazla üretim almak kısa vadede değerli bir fırsat. Fakat yarı iletkenlerden yapay zekâ donanımına uzanan hassas alanlarda temel ihtiyaç, yeni kapasite ve onu besleyecek tedarik zinciri.</p>
<h2>İki trilyon dolarlık hesabın içinde ne var?</h2>
<p>Raporda, riskli ürünlerin ABD’de üretilmesi ve bunların üretiminde kullanılan girdiler için yerli tedarik zincirleri kurulmasının yaklaşık <strong>2 trilyon dolarlık yatırım</strong> gerektirebileceğini tahmin ediliyor. İlk üretim aşamasına yönelik tesis ve ekipmanlar yaklaşık <strong>500 milyar dolar</strong>; riskli ara girdilerin üretimi yaklaşık <strong>500 milyar dolar</strong>; daha geniş ara malı zincirinin kurulması ise yaklaşık <strong>1 trilyon dolar</strong> olarak hesaplanıyor. Bu, tek seferde yapılacağı ilan edilmiş bir yatırım programı değil, belirli bir üretim hedefinin büyüklüğünü göstermek için hazırlanmış belirsizlik içeren bir tahmin. Üstelik bu hesap enerji altyapısı, diğer destekleyici altyapı ve kritik minerallerin madenciliği için gerekebilecek bütün yatırımları kapsamıyor. Finansman bulunsa bile uzman iş gücü, elektrik arzı, izin süreçleri ve tedarikçilerin eş zamanlı büyümesi belirleyici olacak. Yeni bir fabrikanın açılması ile ürünün bütün değer zincirinin güvence altına alınması arasında büyük fark var.</p>
<h2>İş dünyası için doğru soru</h2>
<p>ABD’nin sanayi tartışması küresel şirketlere de bir karar çerçevesi sunuyor. Her ürünü yerelleştirmek ekonomik olarak gerekli veya uygulanabilir olmayabilir. Buna karşılık üretimi az sayıda tedarikçiye bağlı, kesintisi ağır sonuçlar doğurabilecek girdiler için tek ölçütün en düşük satın alma fiyatı olması da yeterli değil. Şirketlerin ürün bazında şu sorulara cevap vermesi gerekiyor: Kesinti halinde üretim ne kadar süre devam edebilir? Alternatif tedarikçi aynı kalite ve ölçekte üretim yapabilir mi? Yerli kapasite kurmak, farklı ülkelerden tedarik etmek veya ürünü yeniden tasarlamak seçeneklerinden hangisi daha uygulanabilir? Bu cevap, sektör kadar ürünün kendisine de bağlı.</p>
<p>Raporun en güçlü mesajı burada yatıyor: <strong>Sanayi kapasitesi ancak doğru ürünlerde, rekabetçi bir iş modeli ve eksiksiz bir tedarik ağıyla kurulduğunda stratejik dayanıklılığa dönüşür.</strong> Önümüzdeki dönemin sanayi politikası, her şeyi içeride üretme iddiasından çok, hangi bağımlılığın hangi araçla azaltılacağını belirleme becerisiyle sınanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikada-uretimi-yeniden-buyutmek-stratejik-hedefin-ekonomik-sinirlari-89977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’da üretimi yeniden büyütmek: Stratejik hedefin ekonomik sınırları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-yuzde-30-diyor-89976</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stellantis yüzde 30 diyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Stellantis, Brüksel'in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisini dışlamasını engellemek için yüzde 30'luk esneklik marjını bir diplomatik kalkan olarak kullanırken, Tofaş cephesinde de "ürün geri dönüşü" ve "bölgesel ihracat odaklı üretim" ile somut, icraata dayalı bir Plan A'yı devreye almış durumda.</strong></p>
<p>Avrupa otomotiv endüstrisi, 2026’nın bu sonbaharında iki devasa dalganın çarpışma noktasında duruyor: Bir yanda elektrikli araçlarda maliyet ve teknoloji üstünlüğünü ele geçiren Çinli üreticilerin tırmanan rekabeti, diğer yanda Brüksel’in sanayi tabanını korumak için kurguladığı giderek sertleşen korumacılık duvarları. Paris’te geçtiğimiz hafta düzenlenen Mondial de l’Automobile fuarında Stellantis CEO’su Antonio Filosa ile yaptığımız söyleşide son strateji değerlendirmelerini, Avrupa Komisyonu’nun gündemine aldığı "Made in Europe" vizyonu ve bunun arkasındaki Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) dinamiklerine dair ne kadar net ve proaktif davrandıklarını sorduk. Filosa, ayrıca Çin ile AB arasında açıklanan hibrit anlaşmasını yalnızca bir "ilk kilometre taşı" olarak gördüğünü, asıl hedefin Avrupa otomotiv sanayisini koruyacak, teşvik edecek ve ödüllendirecek güçlü bir "Made in Europe" regülasyonuna ulaşmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Asıl savaş alanının ise Brüksel’in üretimden tedarik zincirine kadar her aşamayı denetim altına almayı hedeflediği IAA ve yerlilik mevzuatları olduğunu belirtiyor.</p>
<h2>AB’deki korumacı rüzgarlar, Türkiye için sanayi sınavı demek</h2>
<p>Stellantis’in bu konudaki temel argümanı son derece net; “Avrupa’da satılan araçlarının yüzde 85’ini zaten bölgede üreten, Ar-Ge’si, mühendisliği, tasarımı ve tedarik ağıyla kıtaya kök salmış bir devin, sırf nihai montajın yapıldığı coğrafi sınırlara hapsedilmiş dar bir "yerlilik" tanımıyla cezalandırılması, Avrupa sanayisinin kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelir… Oysa bu derin entegrasyonun Brüksel tarafından katı kurallarla değil, akılcı teşviklerle desteklenmesi gerekiyor!</p>
<p>İşte bu korumacı rüzgarlar, Gümrük Birliği’nde olmasına rağmen siyasi sınırları Avrupa Birliği dışında kalan Türkiye için yepyeni bir jeopolitik ve sanayi sınavı anlamına geliyor. Brüksel’de masaya yatırılan yüzde 70 yerli içerik kuralı ve teşviklerin doğrudan AB sınırları içine odaklanma riski, Avrupa otomotiv tedarik zincirinin ana omurgalarından biri olan Türkiye’yi dışarıda bırakma tehlikesi barındırıyor. Stellantis yönetimi, bu riski bertaraf etmek ve grubun küresel maliyet rekabetçiliğini korumak için Brüksel nezdinde yoğun bir lobi faaliyeti yürüterek, katı kuralların yanına mutlaka yüzde 30’luk bir "esneklik marjı" konulmasını talep ediyor. Stellantis’in ve Avrupa otomotiv endüstrisinin tarihsel ayak izini koruması açısından hayati olduğunu belirtirken, açıkça Türkiye ve Fas gibi stratejik üretim üslerinin gelecekteki sürdürülebilir ihracat akışını garanti altına almanın tek yolunun bu esneklik olduğunu ifade etti. Brüksel’in alacağı nihai karar henüz belirsizliğini korusa da, eğer IAA, esneklikten yoksun katı bir "sadece AB içinde üretim" dayatmasına dönüşürse, Bursa’daki Tofaş tesislerinin Avrupa pazarındaki ihracat rekabetçiliği, AB üyesi ülkelerdeki tesisler karşısında ağır yara alacak. Stellantis, Türkiye’yi sadece bir satış pazarı olarak değil; mühendislik kapasitesi, yedek parça operasyonları ve entegre sanayi gücüyle grubun Avrupa’daki en kritik üçüncü ana pazarı ve vazgeçilmez bir üretim üssü olarak konumlandırarak, Brüksel’in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisine zarar vermesini engellemeye çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa tedarik zincirinin ana omurgası olarak bu esneklik şemsiyesinin altında tutulması ve ayrımcı sanayi politikalarından korunması gerektiği belirtilirken; Tofaş özelinde, "Made in EU" sınırları dışında kalınması durumunda bir "Plan B" olup olmadığı sorumuza Filosa’nın cevabı son derece kesin ve stratejikti; "Bizim sadece bir Plan A'mız var." Fiat'ın son dönemde Türkiye'de pazar payı kaybetmesinin temel nedeninin Tofaş'ta üretilen Fiat ürün gamının kademeli olarak iptal edilmesi olduğunu, otomotiv işinin nihayetinde bir "ürün işi" olduğunu ve ürün olmadan pazar payının korunamayacağını net bir dille ifade etti. ”Bu nedenle Plan A, doğrudan Tofaş'a yeni ürün tahsis etmekten geçiyor.” Fiat için yeni modellerin Bursa'ya getirilmesi hedeflenirken, aynı dönemde Opel'in Türkiye'deki pazar payını önemli ölçüde artırarak bu geçiş dönemini dengelediği ve artık Fiat'ın eski gücüne kavuşturulmasının öncelikli hedef olduğunu vurguluyordu.</p>
<p>Üretim ve kapasite stratejisi açısından da Tofaş'ın rolü net bir şekilde yeniden tanımlandı. K9 platformu özelinde yürütülen operasyonda, Avrupa Vigo fabrikasının Avrupa pazarına yönelik üretim yapmaya devam edeceği, Tofaş'ın ise öncelikle Türkiye yerel pazarının ve Orta Doğu-Afrika bölgesinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir ihracat üssü olarak konumlandırılacağı belirtildi. Bu yaklaşım, Tofaş'ı sadece bir montaj hattı olmaktan çıkarıp, bölgesel dinamiklere hitap eden, mühendislik ve tedarik zinciri entegrasyonuyla güçlendirilmiş stratejik bir pivot noktası olarak konumlandırıyor.</p>
<h2>Stellantis’in Türkiye’deki en önemli kozu…</h2>
<p>Sonuç olarak Stellantis, Brüksel'in regülasyon kılıcının Türkiye sanayisini dışlamasını engellemek için yüzde 30'luk esneklik marjını bir diplomatik kalkan olarak kullanırken, Tofaş cephesinde de "ürün geri dönüşü" ve "bölgesel ihracat odaklı üretim" ile somut, icraata dayalı bir Plan A'yı devreye almış durumda.</p>
<p>Bu regülasyon savaşının gölgesinde Stellantis’in Türkiye’deki en önemli kozu, hafif ticari araçlardaki radikal yerlileşme hamlesi... K0 ve K9 projeleriyle Combo, Vivaro gibi modellerin Bursa’ya çekilmesi ve yerliliğin %90’a çıkarılması, hem "Made in Europe" zorlamasına karşı mevzi kazanımı hem de elektrikli dönüşümdeki TCO maliyetlerine karşı bir sigorta... Düşen pazarda dahi fabrika doluluk ve nakit akışını garantiye alıyor.</p>
<p>Binek tarafta ise 2028’deki yeni elektrikli Corsa ve Leapmotor altyapılı C-SUV gelene kadar, Tofaş ve Opel’in fiyat-marj-pazarlama ayaklı "Köprü Planı" ile 2027 geçiş döneminin kriz yönetimi yapılıyor. Uygun fiyatlı segmentte Peugeot’nun STLA1 platformlu E208’i ve Citroën’in 15 bin Euro’luk 2CV projesi ise IAA’nın sonucunu bekliyor. Stellantis, Brüksel’e 15 bin Euro’luk bir aracı 100 bin Euro’luk lüks araçla aynı regülasyona tabi tutmanın, Avrupa’yı uygun fiyatlı segmentte Çinlilere teslim edeceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Avrupa’daki kapasite fazlası için "tesis kapatma, kapasiteyi paylaşma" modeli devrede. İspanya’da Leapmotor, Fransa’da Voyah ile yapılan üretim ortaklıkları, Brüksel’in baskısına uyarken istihdamı koruyor. Stellantis, tek bir teknolojiye hapsolmadan, çoklu enerji stratejisiyle hem Avrupa’nın yavaşlayan EV talebini hem de Türkiye ve Fas gibi stratejik pazarların gerçeklerini okuyarak küresel tedarik ağını "Avrupa mühendisliği" altında meşrulaştırıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-yuzde-30-diyor-89976</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stellantis yüzde 30 diyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-sanayi-duvari-turkiyenin-sinavi-89975</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın yeni sanayi duvarı: Türkiye’nin sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği, Türkiye’ye kapıyı bütünüyle kapatmıyor. Ancak kapının koşullarını ve yerini değiştiriyor. Yeni dönemde Avrupa pazarına girmek kadar, Avrupa’nın kamu kaynaklarından ve sanayi teşviklerinden yararlanabilmek de belirleyici olacak. Türkiye bu dönüşümün dışında kalırsa, Avrupa için önemli bir üretim ortağı olmayı sürdürebilir; fakat Avrupa’nın korumak istediği sanayinin geleceğinde daha sınırlı bir role itilebilir.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, Çin’in yükselen sanayi gücü karşısında ekonomik savunma hattını yeniden kuruyor. Ancak bu yeni hattın sınırları yalnızca gümrük vergileriyle çizilmiyor; Kamu ihaleleri, devlet teşvikleri, yerli üretim koşulları ve karbon kuralları, Avrupa pazarına erişimin yeni ölçütleri haline geliyor.</p>
<p>Türkiye açısından asıl risk de burada: Avrupa’nın üretim zincirlerine yıllardır entegre olan Türk sanayisi, AB'nin yeni düzeninde ayrıcalıklarını kaybetmekle karşı karşıya.</p>
<h2>Çin'e karşı yeni Avrupa duvarı</h2>
<p>Avrupa’nın sanayi politikasındaki değişimin arkasında Çin’le büyüyen ticaret dengesizliği, sübvansiyonlarla desteklenen üretim kapasitesi ve Avrupalı üreticilerin rekabet gücüne ilişkin kaygılar bulunuyor. Otomotivde başlayan tartışma artık kimya, sanayi makineleri, çelik, mobilya ve rüzgâr enerjisi ekipmanları gibi sektörlere de uzanıyor.</p>
<p>Brüksel’in Çin'le mücadele etmek için üzerinde çalıştığı yöntem, yalnızca belirli ürünlere ek vergi veya kota getirmekten ibaret değil. Avrupa Komisyonu, mevcut ticari savunma araçlarının daha etkin kullanılmasını ve stratejik sektörlerde üretimin Avrupa’ya yönlendirilmesi üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Avrupa bu arayış çerçevesinde serbest ticaretin kurallarını tümüyle terk etmese de, pazar erişimini sanayi politikasıyla daha sıkı biçimde ilişkilendiriyor. Kamu parasının hangi üreticiye gideceği, hangi yatırımın teşvik edileceği ve hangi ürünün Avrupa menşeli sayılacağı artık ticaretin teknik ayrıntıları olmaktan çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’nin sorunu ise Çin’e karşı geliştirilen bu yöntemin,  kendisini de kapsayabilecek olması.</p>
<h2>“Made in Europe” Türkiye’ye kapıyı daraltıyor</h2>
<p>AB'nin gündeme getirdiği ve tartıştığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act) ve bununla bağlantılı “Made in Europe” yaklaşımı, bu açıdan kritik önemde. Avrupa Komisyonu'nun 4 Mart 2026’da sunduğu taslak, stratejik sektörlerde kamu alımları ve teşvikler üzerinden Avrupa üretimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde önerilen koşullar, tartışmanın yönünü açıkça gösteriyor: Kamu alımlarına ve teşviklere erişimde aracın AB içinde monte edilmesi ve batarya hariç parça değerinin en az yüzde 70’inin Birlik kaynaklı olması öngörülüyor.</p>
<p>Gümrük Birliği kapsamındaki parça ve girdilerin kullanılması ile nihai ürünün nerede monte edildiği arasında ise önemli bir ayrım bulunuyor. Bu ayrım Türkiye için hayati; Bu yeni yaklaşıma göre, Türkiye'de üretilen bir otomotiv parçasının Avrupa üretim zincirine dahil edilmesi, aynı fabrikada monte edilen aracın da Avrupa menşeli kabul edileceği anlamına gelmeyebilir. Türkiye’den Avrupa’ya giden ürün gümrük vergisinden muaf olsa bile, üreticisi AB içindeki kamu ihalesinde veya teşvik programında dezavantajlı konuma düşebilir.</p>
<p>Tartışma henüz sonuçlanmış değil. Dolayısıyla taslağın nihai biçimi ve Türkiye’nin kapsam içindeki konumu kesinleşmiş değil. Ancak bu belirsizlik, Ankara’nın rahatlamasını değil, harekete geçmesini gerektiriyor.</p>
<h2>Paris-Berlin uzlaşması; Türkiye pazarlığa dahil olamadı</h2>
<p>Fransa ile Almanya arasında sadece birkaç gün önce otomotiv sektörünün geleceğine ilişkin varılan uzlaşma da, tartışmayı yeni bir aşamaya taşıdı.</p>
<p>Uzlaşmayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron açıkladı. Macron, Almanya ile hedeflerinin hem iklim politikalarını sürdürmek hem de Avrupa’daki üretimi ve istihdamı korumak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Guardian’ın aktardığı ortak Fransız-Alman belgesine göre İngiltere’nin, Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan tarifeler konusunda AB çizgisiyle uyum sağlaması koşuluyla otomotivde “Made in Europe” kapsamına alınmasının önü açıldı.</p>
<p>Buradaki asıl dikkat çekici nokta, AB üyesi olmayan İngiltere için koşullu da olsa "Made in Europe" için kapı açılırken, AB ile on yıllardır Gümrük Birliği içindeki Türkiye için benzer bir açılımın yapılmıyor olması. Fransa ve Almanya’nın kendi aralarındaki bu uzlaşma, Türkiye’nin ekonomik entegrasyonunun siyasi pazarlık masasında otomatik bir ağırlık yaratmadığını gösteriyor. Aynı uzlaşma çerçevesinde Türkiye gibi, Japonya, Güney Kore ve Fas gibi ülkeler de dışlanır duruma düşüyorlar.</p>
<h2>Risk sadece otomotiv sektörü ile ilgili değil</h2>
<p>Türkiye açısından tehlikenin boyutunu görmek için rakamlara bakmak yeterli;  Otomotiv sektörü, 2025’te 41,5 milyar dolarla Türkiye’nin ihracat şampiyonu oldu. Sektör ihracatının yüzde 72,5’i AB pazarınaydı.</p>
<p>Türkiye’den AB’ye giden otomobillerin yalnızca yüzde 1,3’ünün elektrikli olması, ilk bakışta mevcut ticaretin henüz sınırlı etkileneceği izlenimini yaratabilir. Oysa asıl mesele bugünkü araçların durumu değil, otomotiv sektörünün hangi teknoloji ve üretim modeliyle geleceğe taşınacağı.</p>
<p>Elektrikli araç yatırımları, batarya üretimi, yeni montaj hatları ve tedarikçi ağları önümüzdeki yılların rekabetini belirleyecek. Kamu teşviklerinin ve ihalelerin Avrupa’da üretim şartına bağlanması, yeni yatırımların hangi ülkede yapılacağı kararını etkileyebilir. Türkiye kapsam dışında kalırsa sorun yalnızca mevcut ihracatın maliyetinin artması olmayacak; gelecekteki yatırımların başka ülkelere kayması da gündeme gelecek.</p>
<p>Dolayısıyla “Made in Europe” meselesi, otomotiv ihracatında pazar kaybetme ihtimalinden çok daha geniş bir anlam taşıyor.</p>
<p>Türkiye’de faaliyet gösteren Avrupalı otomotiv şirketleri, mevcut üretim ve tedarik ağlarından yararlanıyor. Türkiye’nin yeni teşvik ve kamu alımı düzenlemelerinde dışarıda bırakılması, yalnızca Türk üreticileri değil, bu şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarını ve tedarikçi ağlarını da etkileyebilir.</p>
<p>Burada Ankara’nın önünde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir seçenek var: Türkiye, kendi teşvik ve kamu alımı politikalarında benzer bir üretim ve menşe yaklaşımını uygulamalı mı? Böyle bir adımın maliyeti, hukuki sonuçları ve Avrupa şirketlerine etkisi dikkatle hesaplanmalı.</p>
<h2>Sanayi politikası AB’nin ortak dış politikasına bağlanabilir</h2>
<p>Avrupa Parlamentosu’nda gündeme gelen değişiklik önerileri, tartışmanın yalnızca ekonomik boyutla sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor. Fransız parlamenterlerin sunduğu önerilerden birinde, AB aday ülkelerinin kapsama alınması için Birliğin ortak dış ve güvenlik politikasına yüzde 80’in üzerinde uyum şartı getirilmesi öngörülüyor.</p>
<p>Bu, kabul edilmiş bir düzenleme değil. Ancak gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin Avrupa sanayisine ne kadar entegre olduğu kadar, AB’nin dış politika kararlarıyla ne ölçüde uyumlu olduğu da önem kazanabilir. Böyle bir yaklaşım, sanayi politikasını ekonomik rekabetin ötesine taşıyarak siyasi tercihlerin de aracı haline getirebilir.</p>
<h2>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi zorunluluk haline geldi</h2>
<p>Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde bugünkü temel açmazı, Gümrük Birliği’nin getirdiği yükümlülükleri üstlenirken Avrupa’nın yeni sanayi ve ticaret politikalarının hazırlanmasında aynı ölçüde söz sahibi olamaması.</p>
<p>1996’dan bu yana Türkiye, sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla Avrupa ekonomisine derin biçimde bağlandı. Ancak Gümrük Birliği, Türkiye’yi AB’nin bütün ekonomik kararlarında otomatik olarak eşit konuma getirmiyor.</p>
<p>Avrupa artık yalnızca tarifeleri değil, kamu parasının nasıl kullanılacağını, hangi üretimin destekleneceğini ve tedarik zincirlerinin nerede kurulacağını da belirliyor.</p>
<p>Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi artık bir "lüks" olmaktan çıkıp, Türkiye’nin Avrupa’nın yeni ekonomik düzenindeki konumunu güvence altına alabilmesi için bir "zorunluluk" haline gelmiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için acilen harekete geçme zamanı</span></h2>
<p>Avrupa, Çin karşısında sanayi gücünü korumak için kurallarını yeniden yazıyor. Bu süreçte Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinin parçası olması, yeni ayrıcalıklardan yararlanmasını garanti etmeyebilir. Gümrük Birliği’nin varlığı da kamu ihaleleri, teşvikler ve stratejik sektörlerde uygulanacak yeni kuralların dışında kalınmayacağının teminatı değil.</p>
<p>Ankara’nın önceliği, Komisyonun taslağı, Avrupa Parlamentosu’ndaki değişiklikler ve üye ülkeler arasındaki pazarlıklar tamamlanmadan Türkiye’nin statüsünü güvence altına almak olmalı. Bunun için Brüksel’deki temasların yoğunlaştırılması, otomotiv sektörünün yanı sıra çelik, kimya ve diğer stratejik alanlardaki risklerin birlikte değerlendirilmesi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yeniden öncelik kazanması gerekiyor.</p>
<p>Üstelik Türkiye’nin Avrupa pazarına erişimini yalnızca mevcut ihracat rakamları üzerinden değerlendirmek de artık yeterli değil. Geleceğin elektrikli araçları, batarya teknolojileri ve düşük karbonlu sanayi yatırımları için hangi ülkelerin tercih edileceği de bugünden şekilleniyor.</p>
<p>Avrupa Birliği, Türkiye’ye kapıyı bütünüyle kapatmıyor. Ancak kapının koşullarını ve yerini değiştiriyor. Yeni dönemde Avrupa pazarına girmek kadar, Avrupa’nın kamu kaynaklarından ve sanayi teşviklerinden yararlanabilmek de belirleyici olacak. Türkiye bu dönüşümün dışında kalırsa, Avrupa için önemli bir üretim ortağı olmayı sürdürebilir; fakat Avrupa’nın korumak istediği sanayinin geleceğinde daha sınırlı bir role itilebilir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin yapması gereken otuz yıllık entegrasyonun sağladığı kazanımları tekrarlamak değil, bu kazanımların yeni sanayi düzeninde de geçerli olmasını sağlayabilmek olmalı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-sanayi-duvari-turkiyenin-sinavi-89975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/77-1792385518.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’nın yeni sanayi duvarı: Türkiye’nin sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-iklimi-endeksi-guclenince-ihracat-artar-mi-89974</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat İklimi Endeksi güçlenince ihracat artar mı? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin ihracat iklimi endeksi ile ihracatımızın miktarı arasında güçlü bir ilişki vardı. İhraç ettiğimiz mal miktarı, iklim endeksinin seyriyle uyumlu bir görünüme sahipti. Ancak son dönemde ilişkinin zayıfladığını görüyoruz.</strong></p>
<p>“<em>Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, Eylül 2026'da 0,5 puan artarak 53,2 seviyesine yükseldi ve son 52 ayın en yüksek düzeyine ulaştı</em>”. Bu, İstanbul Sanayi Odası’nın iki hafta önceki açıklaması.</p>
<p>İklim endeksi, imalat sektörünün ihracat pazarlarında yer alan 40’ı aşkın ülkenin PMI  üretim endekslerinin ağırlıklandırılması ile hesaplanıyor. Ağırlıklar ise Türkiye sanayi ihracatından ülkelerin bir önceki yıl aldıkları paylara göre belirleniyor.</p>
<p>Veri açıklandığında gelen bazı yorumlar, ihracatımız ile iklim endeksi ile arasındaki ilişkinin çok iyi bilinmediğini gösteriyor. Size birkaç başlık ile bu ilişkiyi resmetmeye çalışacağım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5a1597e9c0-1792385369.png" alt="" width="654" height="338" /><strong>1- </strong>İhracat iklimi endeksi Türkiye için mevcut durumu değil, ihracat potansiyelini gösterir. Endeks, hedef pazarlarımızın PMI üretim endekslerinin ortalaması ile hesaplanıyor. Buradaki mantık, “hedef pazarlarımızda ekonomik aktivite güçlendikçe, bu ülkelerin ithalat talebinin de artacağı” üzerine kurulu.  Ancak ithalat talebinin artması, bu ek talebin Türk ihracatçıları tarafından karşılanacağı anlamına gelmiyor. Tedarik Türkiye tarafından da karşılanabilir; başka ülkeler tarafından da.</p>
<p><strong>2- </strong>İşte bu noktada sektör faktörü devreye giriyor. Artan talep hangi sektörler kaynaklı? Türkiye’nin kapasite ve yetkinlik sahibi olduğu sektörlerde mi, yoksa değil mi? Olanlar da var olmayanlar da; ama biz bu aşamada öyle olduğunu, yani talep artışı olan ürünlerde Türkiye’de belirli bir birikim ve hazır kapasite olduğunu varsayalım.</p>
<p><strong>İhracat fiyatları, son yıllarda </strong><strong>rakiplerimize göre hızla artıyor</strong></p>
<p><strong>3- </strong>Peki bizim ihracata konu edeceğimiz ürünlerde fiyatımız ne düzeyde? Satacak malımız var ama rakiplerimize kıyasla fiyatımız ne ve nasıl bir değişim gösteriyor. İşte bu son dönemde sıkıntı yaşanan alanlardan biri çünkü, genel olarak Türk mallarının ihracat fiyatları son birkaç yıldır, rakiplerimize göre hızla artıyor, yani pahalılaşıyor. Bu yüzden küresel talep artışına rağmen, bazı sektörlerde ihracatımız geriliyor, bazılarında yatay seyrediyor.</p>
<p><strong>4- </strong>İhracat iklim endeksi bir öncü gösterge. Peki neyin öncüsü? Kimi zaman “iklim endeksi artıyor ama neden ihracat düşüyor?” (ya da tersi) gibi sorular geliyor. Karşılaştırmayı ilgili dönemde açıklanan dolar bazlı ihracatla yapmak doğru değil. Doğru olan, iklim endeksi ile ihracat miktar endeksindeki değişimi kıyaslamak. Öyle ya; dış talepte reel bir artış varsa, sektör ve fiyatlarda da uyum varsa, bu bizim ihracatımızın miktar bazında artmasını sağlamalı. İşte bu açıdan baktığımızda, iki veri aynı grafik üzerinde şöyle görünüyor.</p>
<p><strong>5- </strong>Türkiye’nin ihracat iklimi endeksi ile ihracatımızın miktarı arasında güçlü bir ilişki vardı. İhraç ettiğimiz mal miktarı, iklim endeksinin seyriyle uyumlu bir görünüme sahipti. Ancak son dönemde ilişkinin zayıfladığını görüyoruz. İklim endeksindeki güçlenmeye rağmen, ihracat miktarımız hafifçe geriliyor. İklim son 52 ayın en yüksek düzeyinde fakat sattığımız mal miktarı aynı dönemdeki zirvesinin yüzde 15 altında. Bunun birden çok nedeni var ama gördüğüm kadarıyla en baskın olanı, mallarımızın fiyatlarının yakın geçmişte çok yükselmesi ve talebin alternatif tedarikçilere kaymaya başlaması.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-iklimi-endeksi-guclenince-ihracat-artar-mi-89974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat İklimi Endeksi güçlenince ihracat artar mı?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimcilar-acil-cikis-kapisina-yoneliyor-89973</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’nın fon krizini çözümlemek için attığı somut adımlar sonrasında, Türkiye’nin MSCI Gelişmekte Olan Ülke endeksinden çıkarılacağına inanmıyoruz. Ama cuma günkü satış, piyasanın bizim gibi  düşünmediğini gösteriyor. </strong></p>
<p>Yapay zekâ hisselerinde sert satış ile haftaya başlıyoruz. Beklentilerden yüksek ABD çekirdek enflasyonu ile başlayan satış, kaldıracı yüksek yapay zekâ altyapı şirketlerinde borcun ödenebilirliğine yönelik endişelerle sertleşti. Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor. </p>
<p>Yarı iletken, hafıza, yapay zekâ altyapı hisseleri 10 -%25 arasında haftalık kayıpla en zayıf sektörler oldu. Yapay zekâ temasından defansif sektörlere yönelme sayesinde enerji, kamu hizmetleri, sağlık, temel tüketim pozitif ayrıştı. ABD endeksleri %2-%4 arasında kayıpla haftayı kapattı.</p>
<p><strong>Vadeli piyasalar artık daha </strong><strong>uzun sürecek bir savaş fiyatlıyor</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarının mayıs ayı sonrası gördüğü en yüksek seviyelere ulaşması küresel risk iştahını bozan diğer gelişme. İran'ın Hürmüz Boğazı’nda saldırıları artırması, Husilerin Arabistan'ın havalimanlarını ve enerji alt yapısını vurması ile aralık vadeli Brent petrol 110 dolara yaklaştı. Savaşın ilk döneminin tersine vadeli piyasalar artık daha uzun sürecek bir savaş fiyatlıyor. </p>
<p>Borsa İstanbul haftalık yüzde 5.0’a yaklaşan kayıpla ocak başında gördüğü en düşük seviyeye yaklaştı. Küresel satışlar ve enerji fiyatlarındaki yükseliş zaten Borsa İstanbul’u baskılıyordu. MSCI tarafından Malezya ve Türkiye’ye yapılan uyarı Cuma günü satış dalgasının derinleşmesinde etkili oldu. </p>
<p>Ankara’nın fon krizini çözümlemek için attığı somut adımlar sonrasında biz Türkiye’nin MSCI Gelişmekte Olan Ülke endeksinden çıkarılacağına inanmıyoruz. Ama cuma günkü satış piyasanın bizim gibi  düşünmediğini gösteriyor. </p>
<p>Haftaya piyasaların gündeminde Orta Doğu'da gelişmeler, Nvidia Küresel Teknoloji Konferansı, Meta sonuçları öne çıkacak. ABD - İran görüşmeleri yeniden başlamazsa Hürmüz ve Babülmendep’in eşanlı olarak uzun süre kapalı kalacağı bir senaryo ihtimali artar ve Brent petrol 120 doların üzerini hedefler. Nvidia konferansında yapılacak açıklamalar ve Meta’nın paylaşacağı hedefler piyasalardaki karamsar havayı dağıtabilir. MSCI uyarısı sonrası Türkiye varlıklarında satış devam ederse alış fırsatı olarak görürüz. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimcilar-acil-cikis-kapisina-yoneliyor-89973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bist-borsa-istanbul-endeks.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcılar acil çıkış kapısına yöneliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-bu-piyasalari-sus-olsun-diye-kurmadik-89972</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MSCI, “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.</strong></p>
<p>Morgan Stanley Capital Investments (MSCI) Yükselen Piyasalar (Emerging Markets Free--EMF) endeksini 1988 yılından beri yayımlıyor, benim bildiğim. Seçilmiş gelişmekte olan ülkelerin borsa performanslarını izlemek için başlatılmış bu endeks çalışması.</p>
<p>Türkiye bu endekse 1989 yılında dahil edilmiş. 1990 başından itibaren de rakamlar toplanmaya başlanmış. Geçen hafta bu nedenle, “fon krizi adı altında takip edilen, organize borsa dolandırıcılığı şebekesi hadisesi” üzerine MSCI tarafından yapılan açıklama önemliydi doğrusu.</p>
<p>Ne dedi MSCI? “Şaibeli hareketler oluyor Türk borsasında diye zaten takibe almıştım. Şimdi önlem almaya yönelik açıklamalar gelmeye başladı. Türkiye’yi takipten çıkarmadan önce vaziyeti Haziran 2027’ye kadar izlemeye karar verdim.” dedi. İyi oldu. Şimdi ortada kendimizi yeniden kanıtlamak için bir şans var.</p>
<p>1989 yılında o endekse dahil olabilmek Türkiye 1981’den beri çalışıyordu. O iş bir günde olmadı. Gelin anlatayım. Bir çuval inciri berbat etmeyelim.</p>
<p><strong>Önce uluslararası fon akımlarının biçimi değişti</strong></p>
<p>MSCI Yükselen Piyasalar endeksi 1988’lerde başlatılıyor ama MSCI endekslerinin başlangıcı 1968 aslında. Nedir? Amerikan piyasalarında uluslararası sermaye piyasalarını takip etmek için bir endeks geliştirme fikri, yükselen piyasalardan daha önce. Amerikalılar önce diğer gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarına sonra bizim gibi ülkelere gelmeye başladılar.</p>
<p>Neden? 1980’lere kadar aslında uluslararası fon akımları devletten devlete krediler biçimindeydi. Ancak 1980’lerden sonra uluslararası fon akımları sermaye piyasaları vasıtasıyla gerçekleştirilmeye başlandı. Endekslerin ortaya çıkışı fon akımlarının hedefleri ile yakından alakalı. Önceleri böyle bir ihtiyaç yoktu. 1980 demek, bundan kırk yıl önce filan demek dikkatinizi çekeyim. Yeni yani.</p>
<p>Geçiş öyle birdenbire de olmadı doğrusu. Eskiden yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da da mevduat faizleri üzerinde kamu kontrolü vardı. Ancak 1970’lerin petrol krizi ve oralarda hissedilmeye başlanan enflasyon Amerikan tasarruf sahibini önce reel getiri arayışına yöneltti. Sonra işler gelişti.</p>
<p>İlk eurobond piyasaları  o dönemde böyle ortaya çıktı. Böyle bakarsanız hadiseyi aslında ilk eurobond ihracının olduğu 1963’e kadar götürebilmek mümkün. MSCI endeksine ihtiyaçta böyle başladı elbette. İlk eurobond 1963 ise, MSCI endeksi de 1968. Not edeyim.</p>
<p><strong>Türkiye uluslararası fon akımlarındaki değişime intibak etti</strong></p>
<p>Ama 1980’ler uluslararası fon akımlarının devletten devlete kredi biçiminde olmaktan çıkıp, piyasaya dayalı hale geldiği yıllar. Piyasaya dayalı demek, sermaye piyasası araçları vasıtasıyla fon aktarımı demek. Türkiye bu değişikliği ilk fark eden ülkelerden biri oldu doğrusu. Fon akımları sermaye piyasası enstrümanları ile yapılmaya başlayınca Türkiye “finansal liberalizasyon” yolunda tedbir alan ilk ülkelerden biri oldu.</p>
<p>Neden? Türkiye, normal iktisadi faaliyetini sürdürebilmek için, yabancı tasarruflara ihtiyaç duyan bir ülke. Hep cari işlemler açığı verdik. Hep bu açığı batıdan gelen yabancı tasarruflarla finanse ettik. Farklı bir dönem yok tarihimizde.</p>
<p>Uluslararası fon akımlarının biçimi değişmeye başlayınca, Türkiye de sermaye piyasalarını inşa etmeye başladı doğal olarak. Yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni kanalları açmak üzere çıkardık esasen Sermaye Piyasası Kanunu’nu 1981 yılında. O nedenle kurduk, Sermaye Piyasası Kurulu’nu 1982’de.</p>
<p>O yıllardaki banker krizi hadisesi, aynı Amerika’daki gibi bizdeki mevduat faizi kontrollerinden kaynaklanmıştı. Onu da ifade edeyim. Reel getiri arayışı, orada eurobond piyasalarını yarattı, bizde ise banker faciasını. Kurumsal altyapı farkı işte.</p>
<p>Dikkat edin, Amerika’daki mevduat faizi kontrol sistemi 1980’de kalktı, piyasalar serbestleşti. Bizde aynısını yaptık, yabancı tasarruflar ülkeye akabileceği yeni kanallar kurmaya başladık.</p>
<p>“Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık” dediğim o işte. Hisse senedi piyasası, tahvil piyasası, kamu menkul kıymetleri piyasası hep cari işlemler açığımızı finanse etmemize imkan verecek yabancı tasarruflar, bizim buraya yabancı paralar vasıtasıyla güvenle gelebilsin diye inşa edildi.</p>
<p>Ben mesela Borsa İstanbul’dan önce İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)’nin nasıl açıldığını hatırlıyorum. 1986 yılında. Hep o tarihten sonra işte. Önce hisse senedi ve tahville ilgili düzenlemeler yapıldı, halka açılma süreçleri belirlendi, sonra opak bir biçimde işleyen hisse senedi piyasası İMKB bünyesinde şeffaflaştırıldı. “Türkiye MSCI EMF’e 1989 yılında eklendi” ifadesini bu çerçevede görmek lazım.</p>
<p>1989 aynı zamanda Türkiye’de sermaye akımlarının serbestleştirildiği yıl, onu da ekleyeyim. Ödemeler dengesi serbestleştirilince, bir nevi, piyasalarda fiyatlarda serbestçe belirlenir oldu. Her şey şeffaflaştı. Kontrolü de emek ister oldu tabii. Bir gün size bizim serbestleştirme ile Çin’inkini de kendimce karşılaştırayım.</p>
<p><strong>MSCI işini ciddiye almakta fayda var doğrusu</strong></p>
<p>Fon akımları biçim değiştirince, biz de değiştik. Çünkü yabancı tasarruflara ihtiyacımız vardı. Hala da var. Hala çok önemli.</p>
<p>Ama hiçbir şey bir günde olmadı doğrusu. Sermaye Piyasası Kanunu 1981’de çıktı. Önce hisse senedi birinci el piyasası düzenlendi. Sermaye artırımları nasıl yapılır, şirket nasıl halka açılır, hisse senetleri borsaya nasıl kote olur? Hepsi belirlendi.</p>
<p>İMKB 1986’da yeniden düzenlenerek açıldı. Hisse senedi ikinci el piyasası düzenli bir biçimde işlemeye başladı. Türkiye MSCI endeksine 1989’da eklendi. Böylece yabancı tasarrufların ülkeye akabileceği yeni bir kanal inşa edilmiş oldu.</p>
<p>Sonuçta bu yolla bugün yabancıların portföyünde 143 milyar dolarlık Türk menkul kıymeti birikmiş durumda. 9 Ekim itibarıyla TCMB verisi bu. Bunun 36 milyar doları hisse senedi, 17 milyar doları devlet iç borçlanma senedi (DİBS), 3 milyar doları özel sektör tahvili, kalan 87 milyar doları da Hazine’nin ve şirketlerin yurt dışında çıkardığı eurobondlar. Bunu TCMB’nin 171,6 milyar dolarlık brüt rezerviyle yan yana koyun. Toplam, brüt rezervin %83’üne denk geliyor; yalnızca yurt içi piyasalardaki kısım bile rezervin üçte biri. Ama dikkat edin, bu kez rezervi eriten yabancı olmadı. 28 Ağustos ile 2 Ekim arasındaki beş haftada brüt rezerv 20,8 milyar dolar eridi. Aynı dönemde yabancının yurt içi piyasalardan net çıkışı 1,9 milyar dolarda kaldı, yerlinin döviz mevduatı ise 6,7 milyar dolar arttı. Dövize kaçan yerli tasarruf sahibi oldu. Hadise bir güven hadisesi doğrusu, önce bizim kendi tasarruf sahibimizin güveni.</p>
<p>Bu kanalı işleten portföy yatırımcılarının ortak kanaatini yansıtıyor aslında MSCI açıklamaları. Bizim burada yaklaşık 455 bin yatırımcının güpegündüz dolandırılmasına neden olan organize bir suç şebekesinin 2022-2026 operasyonlarının tadı henüz damağımızdayken, bu hadisenin hemen sonrasında herhalde yabancı portföy yöneticilerinin sakin olmasını beklemiyorduk değil mi? Değiller elbette.</p>
<p>Şimdi aynı Türkler gibi yabancılar da bu organize suç şebekesinin dağıtılıp dağıtılmayacağını, dolandırıcılardan hesap sorulup sorulmayacağını, piyasalarda fiyatların artık serbestçe belirlenip belirlenmeyeceğini merak ediyorlar doğrusu.</p>
<p>Bu kez hadise ciddi, Türkiye gibi yabancı tasarruf ihtiyacı bariz bir ülkede ek sistemik risk istemeyiz herhalde.</p>
<p>Hadi bakalım, kolay gelsin.</p>
<p>Haziran 2027’ye kadar vaktimiz var işleri yoluna koymak için.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/biz-bu-piyasalari-sus-olsun-diye-kurmadik-89972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/2/1280x720/5447-1792385189.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biz bu piyasaları süs olsun diye kurmadık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagimsiz-baglantisiz-gazetecilik-neden-onemli-89971</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağımsız, bağlantısız gazetecilik neden önemli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hesap verebilirlik ve şeffaflık, demokratik toplumların ihtiyaç duyduğu kavramlar… Bağımsız-bağlantısız medya; bunlar için var ve medyayı susturmak, çürüme sebebidir.</strong></p>
<p><strong>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti</strong>’nde bu soruya cevap aradık. “<strong>Gazeteci Olmak-Gazeteci Kalmak</strong>”, toplumun gerçekleri öğrenme ve doğru haber alma hakkının da güvencesi… TGC Başkanı <strong>Vahap Munyar</strong>; “bunun önüne konulan her engel, <strong>her yurttaşın yaşamını etkiliyor</strong>” diyor.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı <strong>Gökhan Durmuş</strong> bu zor dönemde “<em>yazsan bir dert, yazmasan başka bir dert. <strong>Yazarsan özgürlüğünden ol</strong>abilirsin. Ama halkın haber alma hakkı için <strong>mücadele etmeye devam</strong> edeceğiz</em>” görüşünde. Nitekim biz de bunu yapıyoruz.</p>
<p><strong>İNSANLARI KORKU İMPARATORLUĞUNUN KALELERİNE HAPSETMEK…</strong></p>
<p>Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan <strong>Mustafa Köz</strong>’ün endişesi bu: “<strong>Büyük bir ülkeyi o kalelerin içine hapsetmek birden kolay değil ve hapsetmeye düşünenlerden başlanıyor</strong>.”  Yazarlar, gazeteciler her zaman bütün <strong>iktidarların ilk hedefi</strong> oluyor. Bugün aynı tecelli söz konusu…</p>
<p>DİSK Basın İş Sendikası Uzmanı <strong>Tuğçe Yılmaz</strong>’ın önerisi, gayet net: Medyanın içinde bulunduğu bu baskı iklimini, <strong>geniş halk kitlelerine anlatmak</strong> ve onlardan <strong>destek almak</strong> şart. <strong>Z kuşağının dikkat süresi</strong> kısa olabilir ancak bunların dikkati çekilirse <strong>gençlerden destek</strong> gelir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Özgür medyaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Dördüncü kuvvet ne demek?</em></strong></p>
<p><strong>Yasama</strong>, <strong>yürütme</strong> ve <strong>yargı</strong>; 3 temel kuvvet ise medya da bunların tümünden bağımsız ve bağlantısız şekilde, <strong>toplumun haber alma hakkına</strong> hizmet eden, denetleyen <strong>4’üncü kuvvettir</strong>.</p>
<p><strong><em>Medya susarsa ne olur?</em></strong></p>
<p>Olacağı şu; halkın haber alma hakkı elinden alınmış, <strong>kurumlar denetlenmemiş</strong>, iktidarın icraatı amacından sapmış, <strong>iş-cemiyet hayatından şeffaflık</strong>, <strong>hesap verebilirlik</strong> gitmiş olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BIRAK BENİ HAYKIRAYIM, SUSARSAM SEN MATEM ET</strong></p>
<p><strong>Mehmet Emin Yurdakul</strong>, şairane üslubuyla bizi uyarıyor. Bağımsız- bağlantısız medyanın susturulması, sadece <strong>demokratik hak</strong> ve <strong>özgürlüklerin kısıtlanması</strong> değil, aynı zamanda özgür piyasa kaybı, ekonomik gelişime set vurulması, <strong>toplumsal ahlakın çöküş </strong>başlangıcıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZGÜR BASIN SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Bağımsız gazeteci</strong>: Herhangi bir siyasi partiye, devlete, sermayeye, patrona bağlı olmayan</p>
<p><strong>Bağlantısız gazeteci</strong>: İdeolojik yapıdan, devlet ve sermayeden bağımsız haber, yorum üreten</p>
<p><strong>Trol</strong>: Sosyal medyada insanları kasıtlı olarak kışkırtan, linç eden muktedirin paralı kişileri</p>
<p><strong>Kayyım</strong>: Susturulmak istenen medyanın yönetimine getirilen muktedir hizmetindeki kişi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagimsiz-baglantisiz-gazetecilik-neden-onemli-89971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/cgd-2024un-basarili-gazetecilerini-belirledi-alaattin-aktasa-odul-1741348163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bağımsız, bağlantısız gazetecilik neden önemli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirimda-gelen-giden-makasi-giderek-aciliyor-89970</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yatırımda gelen-giden makası giderek açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye uzun yıllar boyunca net doğrudan yatırım çeken bir ülke oldu. Tabii ki yurt dışında da yatırım yapılıyordu ama yabancıların Türkiye’deki yatırımları hep daha fazlaydı. İşte bu tablo bu yıl değişti. Üstelik gelen yatırımla giden yatırım arasındaki makas da giderek açılma eğiliminde.</p>
<p>Merkez Bankası’nın açıkladığı son veri olan ağustos ayına ait. Geçmiş dönemlerin verisi yıllık olduğu için bu yılın ağustosundaki veriyi de yıllık baza getirmek ve kıyaslamayı öyle yapmak gerekiyor.</p>
<p>Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış verileri irdeleyelim…</p>
<h2>Bir milyar dolara yakın fark</h2>
<p>Yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında toplam 10,1 milyar dolarlık yatırım yaptı. Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 9,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Sonuçta bu dönemde yurt dışında yapılan yatırım, yabancıların Türkiye’de yaptığı yatırımdan 946 milyon dolar daha fazla. Bu tutar, şimdiye kadarki en büyük net farka işaret ediyor.</p>
<p>Yıllık bazdaki en yüksek net giriş ise 19,9 milyar dolarla 2007 yılında gerçekleşmişti.</p>
<h2>Sanal yatırım!</h2>
<p>Toplam yatırım giriş ve çıkışı aslında biraz yanıltıcı. Bu tutarların içinde gayrimenkul için giden ve yine aynı amaçla getirilen döviz de var.</p>
<p>Yurt içi yerleşikler ağustos itibarıyla bir yıllık dönemde yurt dışında 2,4 milyar dolarlık gayrimenkul aldı. Yabancıların bu dönemde Türkiye’deki alımlarının tutarı ise 2,8 milyar dolar.</p>
<p>Gayrimenkulü “sanal doğrudan yatırım” olarak nitelemek pek yanlış olmaz.</p>
<h2>Gayrimenkul dikkate alınmamalı</h2>
<p>Gerçek doğrudan yatırımı görmek için gayrimenkulü hariç tutmak en iyisi. Gayrimenkul bir döviz giriş ve çıkışı ama klasik anlamda bir yatırım değil.</p>
<p>Gayrimenkul hariç tutulduğunda yurt içi yerleşikler son bir yılda yurt dışında 7,7 milyar dolarlık yatırım yapmış durumda.</p>
<p>Buna karşılık yabancıların Türkiye’deki yatırımları 6,4 milyar dolarda kalıyor.</p>
<p>Fark tam 1,3 milyar dolar. Bu da şimdiye kadar oluşmuş en büyük farka işaret ediyor.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım ne kadar? </h2>
<p>Gayrimenkul hariç doğrudan yatırımı da kendi içinde detaylandırmak gerek. En önemli kalem tabii ki sıfırdan doğrudan yatırımlar.</p>
<p>Ancak yurt içinde ve dışında yapılan yatırımların ne kadarının sıfırdan doğrudan yatırım olduğuna ilişkin veri yok. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Türkiye’deki sıfırdan doğrudan yatırımlarla ilgili verileri derliyorsa da bu veriler yatırım tutarını gösteriyor ve yıllık bazda derleniyor. Buna göre Türkiye 2025 yılında 475 proje kapsamında 21,1 milyar dolarlık yatırım çekmiş.</p>
<p>Ancak ödemeler dengesi istatistikleri fiili döviz giriş ve çıkışını esas aldığı için bu 21,1 milyar doların ödemeler dengesinde bir karşılığı yok, olamaz da zaten. Bu yatırımlar kim bilir kaç yılda gerçekleşecek ya da belki bir kısmı gerçekleşmeyecek. Dolayısıyla sıfırdan doğrudan yatırımların herhangi bir dönem için ne miktarda olduğunu bilme şansımız yok. Belki de bu 21,1 milyar dolarlık yatırımın bir kısmı şimdiye kadar gerçekleşti.</p>
<h2>Netin netine indikçe… </h2>
<p>Net doğrudan yatırım tutarı, varsa tasfiye düşüldükten sonra kalan tutarı gösteriyor. İşte kalan doğrudan yatırım toplamını <strong>“sermaye, diğer sermaye ve gayrimenkul”</strong> olarak üç ana bölümde düşünmek gerek.</p>
<p>Sıfırdan doğrudan yatırımlar, <strong>"sermaye”</strong> alt kaleminde yer alıyor.</p>
<p><strong>“Diğer sermaye”</strong> ise Türkiye’deki ana ortak ya da şubenin yurt dışındaki şube veya ana ortağa verdiği krediler ve bunlara ilişkin geri ödemelerden oluşuyor. Aynı işlemin tersi yurt dışındaki ana ortak ya da şubenin yurt içine dönük uygulamaları için de geçerli. Yani gerçek anlamda yeni yatırım küçüldükçe küçülüyor. Bu konuya da detaylı olarak daha sonra eğilmekte yarar var.</p>
<h2>Piyasa böyleyken…</h2>
<p>Türkiye bir aydır sermaye piyasalarında olan bitenle çalkalanıyor. Aslında sorunlar çok uzun zamandır varmış da halının altına süpürüle süpürüle bugünlere gelinmiş. Bu sorun tortusu ne zaman kaldırılabilir, hatta kaldırılabilir mi, belli değil.</p>
<p>Türkiye’de işlerin hukuka uygun yürüdüğü algısı giderek yitirilirken, yerli sermaye bile yatırım yapma eğiliminden uzaklaşırken yabancıları çekmek nasıl mümkün olacak? Yabancı bir yatırımcı hukuki hiçbir engelle karşılaşmayacağını bilse bile ekonominin sürekli zikzak çizdiği bir ülkeyi niye tercih etsin? Türkiye yatırımcıya ne vadediyor?</p>
<p>Sanayi üretimi yerinde sayıyor, çünkü yeni yatırım yok, mevcutlar da görece düşük kapasiteyle çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük sorunu işsizlik, atıl işgücü oranı yüzde 30’u bulmuş; ama bu işsizliği biraz olsun hafifletecek yatırım yok. Bu gidişle olacağı da yok.</p>
<p>Bu durumda ne denir; <strong>“Sabah ola hayrola”</strong> mı? </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59fa9abdf2-1792384937.png" alt="" width="700" height="611" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirimda-gelen-giden-makasi-giderek-aciliyor-89970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yatırımda gelen-giden makası giderek açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-skandali-kacirilan-para-nasil-geri-alinir-89969</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon skandalı: Kaçırılan para nasıl geri alınır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de fon skandalına ilişkin soruşturma ilerledikçe asıl hesap şimdi sorulmalı: Yüz binlerce yatırımcının milyarlarca lirası nerede? Kimlerin hesabına girdi, hangi şirketlere aktarıldı ve ne kadarı yurt dışına çıkarıldı? Soruşturmanın en kritik ayağı artık yalnızca sorumluları bulmak değil, yatırımcıların parasını ve bu parayla edinildiği belirlenen varlıkları geri almak. MASAK’ın yurt dışına aktarılan paraların izini sürmek üzere 20 kişilik özel ekip kurması bu nedenle önemli. Çünkü para sınırları aştıysa, onu geri getirmek Türkiye’deki soruşturmanın ötesinde uluslararası bir hukuk mücadelesi gerektirecek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59da5dae92-1792384421.png" alt="" width="669" height="469" />
<figcaption><strong>Imelda Marcos</strong></figcaption>
</figure>
<p>Filipinler’in eski devlet başkanı Ferdinand Marcos ve eşi Imelda Marcos’un servetini geri almak için yürüttüğü mücadele Türkiye’ye önemli bir ders veriyor. Marcos ailesinin serveti İsviçre’deki banka hesaplarına, vakıflara, off shore şirketlere ve gayrimenkullere dağıtılmıştı. Filipinler, 1986’da Marcos yönetiminin devrilmesinin ardından özel bir komisyon kurdu. Yabancı ülkelerle işbirliği yaptı ve hesapların dondurulmasını sağladı. İsviçre’deki 658 milyon dolarlık mevduatın Filipinler lehine müsaderesine 2003’te karar verildi. Bazı varlıkların geri alınması ise onlarca yıl sürdü.</p>
<p>Türkiye’de sorular belli: Para hangi ülkelere aktarıldı? Hangi banka hesaplarında tutuluyor? Paravan şirketlerin arkasında kimler var? Yurt dışında gayrimenkul, hisse veya başka varlıklar alındı mı? Yanıtlar, para hareketlerinin belgelerle izlenmesine bağlı.</p>
<p>MASAK’ın uluslararası mali istihbarat ağları üzerinden çalışması, Adalet Bakanlığı’nın adli yardımlaşma kanallarını işletmesi ve ilgili ülkelerin makamlarıyla işbirliği yapılması gerekiyor. Delillerin desteklediği durumlarda hesaplar ve mal varlıkları dondurulmalı; ardından müsadere ve iade yolları işletilmeli.</p>
<p>Marcos örneği, parayı geri almanın mümkün olduğunu ama sabır ve uzmanlık gerektirdiğini gösteriyor. Türkiye’de soruşturmanın başarısı yalnızca kaç kişinin yargılandığıyla ölçülmemeli. Yatırımcıların parasından ne kaldığı ve ne kadarının geri getirildiği de açıklanmalı.</p>
<p>Çünkü sanıkların cezalandırılması adaletin bir ayağıysa, kaçırılan servetin geri alınması diğeridir. Yatırımcıların parasının hesabı, sınır kapısında kapanmamalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-skandali-kacirilan-para-nasil-geri-alinir-89969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon skandalı: Kaçırılan para nasıl geri alınır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-89984</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Antalya Sivil Platformu raporu tanıtıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) liderliğinde, STK ve meslek odaları temsilcileri ile akademisyenlerin yer aldığı ‘Cop31 Antalya Sivil Platformu’ üçüncü ve son toplantısında rapor tanıtımı yapıldı. Raporda, iklim dirençliliğinden su güvenliğine, tarım ve turizm entegrasyonundan yeşil dönüşüme kadar Antalya’nın 2050 vizyonunu belirleyen stratejik bir yol haritası ortaya konuldu.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, Cop31 sürecini Antalya için kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini söyledi. COP31 Antalya Sivil Platformu’nun kent genelinde ortak aklı ve güçlü bir iş birliği kültürünü temsil ettiğini belirten Özbek, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’COP31 süreci Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan ibaret değildir. Bu süreç kentimizin çevre, iklim, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanlarındaki kapasitesini geliştirmek, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm üretmek ve Antalya’nın geleceğine kalıcı katkılar sunmak için önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz.’’</p>
<p>Kamu, iş dünyası, sivil toplum ve akademinin bilgi birikimini ortak bir hedef etrafında buluşturduklarını anlatan Özbek, hazırlanan raporun raflarda kalmayacağını, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olarak Antalya’nın geleceğine yön veren uygulanabilir projelere dönüştürüleceğini kaydetti.</p>
<p>ANSİAD İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı Cem Arüv de, uluslararası finansmana erişimi kolaylaştıran UNDP formatında stratejik raporlar hazırlandığını belirtti. Sürecin teknik detaylarını ve hazırlanan kapsamlı raporu katılımcılarla paylaşan Arüv, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Şubat ayından bu yana farklı disiplinlerden paydaşlarımız yoğun emek harcadı. Ortaya çıkan birikim tek bir metinle sınırlı kalmayarak uluslararası standartlara taşındı. Çalışmalarımız sonucunda Antalya’nın iklim dirençli kalkınma hedefine katkı sağlayacak üç temel rapor oluşturduk. Bu raporları, uluslararası finans kuruluşlarının kabul ettiği UNDP formatında hazırladık ki, Antalya’daki işletmelerimiz ve yerel aktörlerimiz yeşil finansman ve iklim fonlarına başvururken bu altyapıyı doğrudan referans alabilsinler. Raporların tamamına dijital ortamda ve QR kodlarla kolayca erişilmektedir. Türkçe hazırlanan belgeler COP dönemine kadar İngilizceye çevrilerek uluslararası platformlara da sunulacak.’’</p>
<p><strong>Antalya’nın yeni normalleri</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi ve ÇMO Antalya Şubesi yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Güray Doğan, Antalya’nın yeni normallerine uyum sağlayan mavi-yeşil ekosistemin inşa edilmesi gerektiğini bildirdi. Bunun için kentleşme, iklim riskleri, tarım ve turizm ekseninde değerlendirmelerinde bulunulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, ‘’Antalya’da yaşanan aşırı yağışlar ve iklimsel dalgalanmalar artık istisna değil, yeni normalin kabul edilmesi gerekli. Altyapımızı, yağmur suyu kanallarımızı ve imar planlamalarımızı bu yeni gerçeğe göre tasarlamak zorundayız. Sahilden dağlık kesimlere kadar afetlere dirençli bir kentsel doku oluşturmalıyız. Tarım ve turizm Antalya’nın temel omurgasıdır. Bu iki sektörü birbirini destekleyen, biyoçeşitliliğe ve doğaya saygılı bir ekosistem içinde ele almalıyız’’ dedi.</p>
<p><strong>‘’Su güvenliği kritik eşikte’’</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ethem Karadirek ise ‘’Su güvenliği yalnızca temel bir insan hakkı değildir, aynı zamanda hızlı kentleşme, nüfus artışı ve ekonomik sektörlerin baskısı altında kritik bir eşikte bulunuyor. Hazırladığımız raporda su kaynaklarının yönetimiyle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli eylem planları belirledik. Suyu ve ekosistemi korumadan sürdürülebilir bir gelecekten söz edemeyiz’’ dedi.</p>
<p><strong>‘’Kaynak bazlı kalkınma modeline geçmeliyiz’’</strong></p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Atmaca da, bina sektöründen enerji verimliliğine, 2050 vizyonuyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme başlıklarının ele alınmasını isteyen Prof. Dr. Atmaca, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Geleneksel şehirlerde sanayi ve ulaşımı karbon salınımında ilk sırada yer alıyor. Ancak, Antalya’da tablo farklı. Antalya’da karbon salınımı neredeyse yüzde 48’i bina sektöründen, özellikle de turizm kökenli yapılaşmadan kaynaklanmaktadır. Nüfusumuzun önümüzdeki yıllarda en az yüzde 35 oranında artacağı öngörülmektedir. Bu da enerji talebinin aynı oranda büyüyeceğini gösterir. Bu nedenle sadece tasarruf etmek yetmez; dağıtık enerji sistemlerini, trijenerasyon modellerini, fotovoltaik (PV) sistemlerin önündeki yasal engellerin kaldırılmasını ve atıkların enerjiye dönüştürülmesini içeren kaynak bazlı bir kalkınma modeline geçmeliyiz’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-89984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/4/1280x720/cop31-antalya-sivil-platformu-raporu-tanitildi-1792387217.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Özbek, 9 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi’nin (KOP 31) Antalya için kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/540-bin-istihdam-korundu-ama-tek-sirket-5-bin-isci-ile-vedalasmak-zorunda-kaldi-89967</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 540 bin istihdam korundu ama tek şirket, 5 bin işçi ile vedalaşmak zorunda kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA Paşahan</strong>’ın başkanlığını yürüttüğü İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) <strong>“İnovasyon ve Tasarım Merkezi”</strong>nin açılışında TYH Tekstil A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Selçuk Mehmet Kaya </strong>ile karşılaştım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59c730f6c3-1792384115.jpg" alt="" width="600" height="450" />
<figcaption><strong>Selçuk Mehmet Kaya</strong></figcaption>
</figure>
<p>2000 yılında kurulan TYH Tekstil’i, Keşanlı Yönetici ve İş İnsanları Derneği (KYİAD) Başkanı <strong>Ahmet Eler</strong>’in önderliğinde Kasım 2019’da düzenlenen <strong>“Keşan Ekonomi Forumu”</strong>nda TYH Tekstil İcra Kurulu Üyesi <strong>Ramazan Kaya</strong>’yı yönettiğim panelde dinleyince yakından tanıma fırsatı buldum.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>Türkiye Giyim Sanayiciler Derneği’nin (TGSD) Başkanlığını üstlendiği dönemde TYH Tekstil’in bilinirliği arttı, 13 fabrikada yaptıkları üretimin boyutu, yarattıkları istihdam öne çıktı.</p>
<p><strong>Selçuk Mehmet Kaya</strong>’ya klasik soruyu sordum:</p>
<p>-          <strong>İşler nasıl? Şirketlerinizin durumu nasıl? Fabrikalarınızdan bazılarını kapattığınızı biliyorum…</strong></p>
<p><strong>Kaya, “Bir dokun, bin ah işit”</strong>in en somut örneği oldu:</p>
<p>-          <strong>Konkordato sürecindeyiz maalesef. Ekonomide yaşadığımız sıkıntılar bizi bu noktaya getirdi. 13 fabrikamız vardı, 6’ya indirdik. Özellikle hazır giyim tarafında büyük ölçüde küçüldük.</strong></p>
<p>7 fabrikayı kapatmalarının istihdama yansımasına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>13 fabrikada 6 bin 900 kişiyle üretim yapıyorduk. 1900 kişiye indik. Yani, 5 bin personelimizle vedalaşmak zorunda kaldık. Hemen hepsi yetkin, işini iyi yapan çalışma arkadaşlarımızdı. Küçülmeyle birlikte personelle vedalaşma süreci de yaşadık.</strong></p>
<p>Ekonomideki sancılı dönem üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ekonomide yaşanan sıkıntı ister istemez bazı şirketleri daha olumsuz etkileyecekti. En yoğun etkilenenler arasına maalesef biz de girdik.</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme dönük planlarını merak ettim, işaretlerini verdi:</p>
<p>-          <strong>Kumaş tarafına yoğunlaşıyoruz şu anda. Teknik tekstile de bakıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Selçuk Mehmet Kaya </strong>ile sohbetimiz şu anonsla noktalandı:</p>
<ul>
<li><strong>Ticaret Bakanı Prof. Ömer Bolat ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, salona teşrif etti. Açılış törenimiz başlıyor.</strong></li>
</ul>
<p>İHKİB Başkanı <strong>Mustafa Paşahan </strong>ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı <strong>Mustafa Gültepe</strong>’nin ardından kürsüye çıkan Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır, </strong>tekstil ve hazır giyim sektörüne desteklerle ilgili verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>23 yılda tekstil ve hazır giyim sektöründe 1.7 trilyon liralık yatırımın önünü açtık.</strong></li>
<li><strong>Bu aynı zamanda 1 milyon istihdamın önünü açmayı sağladı.</strong></li>
<li><strong>Sektörde faaliyet gösteren 11 bin 530 işletmeye 10.8 milyar lira destek verildi.</strong></li>
<li><strong>Şu anda personel başına 3 bin 500 lira olan destekle 540 bin istihdamı koruduk.</strong></li>
<li><strong>İstihdamı koruma desteği, 29 bin 300 kişiye de yeni iş kapısı açtı.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin geniş üretim kabiliyetleri, yenilikçi sanayi altyapısı ve uluslararası pazarlardaki etkinliğiyle, küresel değer zincirlerinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemiz, Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği bakımından en önde gelen ihracatçı ülkedir.</strong></p>
<p>Kalkınma ajansları eliyle tekstil ve hazır giyim sektörünün üretim kapasitesini, verimliliğini ve yenilikçilik kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik 634 projeye 3.8 milyar lira destek sağladıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bakanlık olarak tekstil ve hazır giyim sektörünün dönüşümünü hızlandıracak, işletmelerin teknolojiye ve yenilikçi üretim altyapılarına erişimini kolaylaştıracak adımları hayata geçiriyoruz.</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektöründe 76 Ar-Ge ve 60 tasarım merkezinin bilgi birikimini yenilikçi ürünlere ve özgün tasarımlara dönüştürerek katma değerli üretim altyapısını ileriye taşıdığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa Birliği Katılım Öncesi Aracı programlarıyla sektörün dijital ve yeşil dönüşümünü hızlandıracak, yenilikçilik kapasitesini ve uluslararası rekabet gücünü artıracak toplam 28.5 milyon Euro büyüklüğünde 4 projeyi destekledik.</strong></p>
<p><strong>Kacır, </strong>konuşmasını şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin önü açık, geleceği parlak. Önceliğimiz yatırım ve üretimdir. Bizi geleceğe Milli Teknoloji Hamlesi taşıyacak. Ar-Ge ve inovasyon yükselmemizi sağlayacak. Sanayimizin köklü üretim birikimini geleceğin teknolojileriyle buluşturmaya kararlıyız.</strong></p>
<p>Toplu veriler, desteklerle 540 bin istihdamın korunduğunu, 29 bin 300 ilave istihdam yaratıldığını ortaya koyuyor ama bir taraftan da TYH Tekstil gibi 13 fabrikasından 7’sini kapatan, 5 bin personeliyle vedalaşan örnekler de yaşanıyor…</p>
<p>Desteklerin, teşviklerin bu gerçeklerin yakından incelenerek düzenlenmesi gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kilo başına ihracat geliri 1.73 dolara çıktı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59ceb11f28-1792384235.jpg" alt="" width="700" height="423" /></span><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, “İHKİB İnovasyon ve Tasarım Merkezi”</strong>nin açılışında Türkiye’nin ihracatının kilo başına değer artışına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl kilo başına ortalama ihracat gelirimiz 1.53 dolardı. Bu yılın ilk 9 ayında kilo başına ortalama ihracat gelirimiz 1.73 dolara yükseldi. Çimento, seramik gibi taşa ve toprağa dayalı ürünleri çıkardığımızda ihracatımızın kilo başına değeri 2.14 doları buluyor.</strong></p>
<p>Hazır giyime dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Hazır giyimde moda, marka, tasarım gibi katma değeri yükselten adımlar devreye girdiğinde kilogram başına ihracat geliri, 50, 70 doları buluyor, hatta 100 doları da aşıyor. Ülkemizin hazır giyimde alacağı daha çok yol var.</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin dünyadaki büyüklükleri üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyada hazır giyim sektörünün büyüklüğü 626 milyar doları buluyor. Biz Türkiye olarak yüzde 3 pay alıyoruz. Dünyada 8’inci, Avrupa’da 3 veya 4’üncü sırada yer alıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dünya tekstil ve hammadde ihracatı da 269 milyar dolar. İkisini toplayınca büyüklük 900 milyar dolara yaklaşıyor</strong><strong>.</strong></li>
</ul>
<p>900 milyar dolara yaklaşan dünya hazır giyim ve tekstil pazarından da Türkiye’nin yüzde 3 pay aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İki sektörün toplam ihracatı 31 milyar dolar. Elbirliği ile bu rakamı ve dünyadaki payımızı büyüteceğiz.</strong></p>
<p>2023, 2024 ve 2025 yıllarında tekstil ve hazır giyim sektörlerinin ihracatının, istihdamının azaldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl tekstilde artış başladı. Hazır giyimde de </strong>“başa baş”<strong>a yakın bir performans var. Halı, ev tekstili de dahil 860 bin kişilik istihdamı var sektörün. Yani, en büyük istihdam deposu. Bizim için kaşıkçı elması gibi bir sektör. Bu sektörü ilerletmeye, geliştirmeye kararlıyız.</strong></p>
<p>Kapasite kullanım oranının altını çizdi:</p>
<p>-           <strong>Tekstil ve hazır giyimde iyileşmenin bir göstergesi de kapasite kullanım oranıdır. Hazır giyimde geçen yıl yüzde 74.7 olan kapasite kullanım oranı bu yıl yüzde 77.4’e yükseldi. Bunda verilen desteklerin de etkisi var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Halim Mete’den ‘fon krizi’ şiiri</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad59cfa5842c-1792384250.jpg" alt="" width="204" height="272" /></span><strong>TÜRKİYE </strong>Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB9 eski Başkan Yardımcılarından, denizcilik sektörünün duayeni <strong>Halim Mete, </strong>yeni şiirlerinden birini geçen hafta ortak yazışma gruplarında paylaştı.</p>
<p><strong>Mete</strong>, <strong>“fon skandalı”</strong>na tepkisini şiirle ortaya koyunca, kendisinden köşede kullanma izni istedim. <strong>Mete</strong>’den <strong>“Vahap kardeşim, tabi ki kullanabilirsin” </strong>yanıtını alınca gündeme uygun şiiri ben de sizlere aktarmak istedim:</p>
<p><strong>NEDİR BU FON İŞİ</strong></p>
<p><strong>Bir ay geçti galiba</strong></p>
<p><strong>Hiç bahsetmedim fondan,</strong></p>
<p><strong>Yıllardır hep korkarım,</strong></p>
<p><strong>Soğuklardan ve dondan.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ne aç gözlü insanlar,</strong></p>
<p><strong>Yiyip yiyip doymuyor,</strong></p>
<p><strong>Biz bıraktık binleri,</strong></p>
<p><strong>Milyarlar da yetmiyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Koca koca ünvanlar,</strong></p>
<p><strong>Size hiç yakışmadı,</strong></p>
<p>“İncinmesinler” <strong>demek</strong></p>
<p><strong>Bu işe yapışmadı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ne diyeyim Allah’ım,</strong></p>
<p><strong>Bedduaları bilmem,</strong></p>
<p><strong>Bir ömür böyle geçti</strong></p>
<p><strong>Bu fon nedir bilmem.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>O kadar çok para ki,</strong></p>
<p><strong>Yüz senede sayılmaz,</strong></p>
<p><strong>Bunlar da suç değil mi</strong></p>
<p><strong>Parayla huzur olmaz</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tüm milletin isteği,</strong></p>
<p><strong>Adalet uygulansın,</strong></p>
<p><strong>Yanlışı babam yapsa da</strong></p>
<p><strong>Allah’ım ceza alsın</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Seksen yılda çok gördüm</strong></p>
<p><strong>Boş ver be, bana kalsın...</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/540-bin-istihdam-korundu-ama-tek-sirket-5-bin-isci-ile-vedalasmak-zorunda-kaldi-89967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/7/1280x720/47-1792384097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 540 bin istihdam korundu ama tek şirket, 5 bin işçi ile vedalaşmak zorunda kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupa-pazarina-baltik-kapisi-89966</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa pazarına Baltık kapısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin sıkılaşan korumacılık politikaları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve karayolu kotaları Türk ihracatçısını yeni pazar arayışlarına yönlendirirken; Baltık coğrafyası taşıdığı kritik potansiyelle öne çıkıyor. Türkiye’nin Letonya, Litvanya ve Estonya’dan oluşan Baltık ülkeleriyle olan toplam ticaret hacmi 2 milyar dolar sınırına yaklaşırken; otomotiv yan sanayinden tekstile, makine ve iklimlendirmeden hazır gıdaya, kimya ve sanayi hammaddelerinden çeliğe kadar pek çok farklı kulvarda Türk üreticileri bölgedeki varlığını güçlendiriyor. Yanı sıra bölgede gelişmiş dijital altyapılar, sıfıra yakın bürokratik engeller, serbest ekonomi bölgeleri ve İskandinav pazarına kıyasla yüzde 40-50’yi bulan maliyet avantajları, ‘Made in Europe’ etiketiyle AB pazarlarında kalıcı olmak isteyen Türk markalarına büyük fırsatlar sunuyor.</p>
<h2>Sadece tüketim pazarı değil </h2>
<p>Türkiye’nin Vilnius ve Riga Büyükelçileri de, Baltıklar’ın sadece nihai bir tüketim pazarı olmadığını, İskandinav ve tüm AB pazarına doğrudan erişim sağlayan stratejik bir lojistik ve üretim üssü olduğunu vurguluyor. Türk girişimcilerinin Baltıklarda yalnızca ihracatçı rolüyle yetinmemesi gerektiğini işaret eden diplomatlar; ortak imalat, stratejik lojistik depoları, montaj hatları ve bölgesel dağıtım merkezleri kurmanın Türk markalarının Avrupa’daki kalıcılığını, rekabet gücünü ve vergi avantajlarını teminat altına alacak en stratejik hamle olacağına dikkat çekiyor.</p>
<h2>Letonya maliyet avantajı ile önde</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5995534851-1792383317.png" alt="" width="242" height="242" />Türkiye’nin Riga Büyükelçisi Ahmet Cemil Miroğlu ise Letonya’nın nüfus ve yüzölçümü bakımından mütevazı görünmesine karşın; güçlü dijital altyapısı, coğrafi avantajları ve sunduğu maliyet efektif çözümlerle Türk özel sektörü için kritik imkanlar barındırdığını ifade etti.</p>
<p>Letonya’nın 1,8 milyonluk nüfusuna rağmen Kuzey Avrupa ve İskandinav pazarlarına açılan güçlü bir kapı olduğunu belirten Miroğlu, ikili ticaret hacminin 440 milyon dolar seviyesinde ve dengeli seyrettiğini, ancak bu rakamların mevcut potansiyeli yansıtmadığını kaydetti. Önümüzdeki dönemde düzenlenecek JETCO toplantıları ve Letonya hükümetinin özel sektörü destekleyen reformcu adımlarıyla ticarette ilk etapta 1 milyar doların hedeflendiğini belirten Miroğlu, karayolu kotaları ile SKDM kısıtlamalarına karşı Letonya’nın ideal bir depolama ve lojistik merkezi olabileceğini vurguladı.</p>
<p>Miroğlu, bölgedeki maliyet avantajlarına dikkat çekerek, “Letonya’da çok dilli, yükseköğrenimli ve dijital yetkinlikleri yüksek iş gücünün ortalama net maaş seviyesi 1400-1500 Euro bandında bulunuyor. İskandinav ülkelerine kıyasla elde edilen yüzde 40 ila 50 civarındaki bu maliyet avantajı, bölgede depolama ve üretim tesisi kurmak isteyen Türk yatırımcılara muazzam bir kolaylık sunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Litvanya’nın Dönem Başkanlığı fırsat olabilir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5996f0eed8-1792383343.png" alt="" width="211" height="309" /></span>Litvanya’nın coğrafi ve nüfus ölçeğinin ötesinde taşıdığı stratejik değere dikkat çeken Türkiye’nin Vilnius Büyükelçisi Esra Topçu, ülkeyi AB pazarına geçişte kilit bir eşik olarak niteledi. Özellikle yüksek teknoloji, yeşil dönüşüm, savunma sanayii ve lojistik kulvarlarında ortak yatırım fırsatlarının bulunduğunu aktaran Topçu, iki ülke arasındaki ticaretin son derece dengeli bir seyir izlediğini belirtti. 2022'den bu yana 1 milyar dolar bandının üzerinde seyreden ticaret hacminin geçtiğimiz yıl 1,1 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Topçu, Türkiye-Litvanya Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) oturumlarında yeni hedeflerin çizildiğini kaydederek, “Ticari ilişkilerimizde çıtayı 1,5 ile 2 milyar dolar aralığına yükselttik. Mevcut dış ticaretimizin ana omurgasını çelik sektörü oluşturuyor; fakat bu yapıyı farklı iş kollarını dahil ederek çeşitlendirmek durumundayız” dedi.</p>
<p>Litvanya’nın 2027 senesinde AB Konsey Dönem Başkanlığı görevini üstleneceğini hatırlatan Esra Topçu, bu süreçte küresel ölçekli pek çok iş forumu ve ticari etkinliğin ülkeye taşınacağını dile getirdi. Türk üreticilerinin katma değerli ve düşük emisyonlu imalat altyapısıyla SKDM ve korumacılık duvarlarını aşarak Litvanya’da önemli bir avantaj elde edebileceğini belirten Topçu, şöyle devam etti: “Haritada küçük bir ülke gibi dursa da Litvanya’nın sunduğu teşvikler ve stratejik konum son derece kıymetli. Serbest ekonomi bölgeleri, iş yapma kolaylığı ve AB pazarına doğrudan erişim noktasında çok önemli bir kapı. Gerek Büyükelçilik gerekse Ticaret Müşavirliği olarak bölgeye adım atmayı hedefleyen tüm şirketlerimizin arkasındayız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupa-pazarina-baltik-kapisi-89966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/Israil-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baltık ülkeleri, AB’nin korumacılık politikaları ve sınırda karbon düzenlemesiyle oluşan riskleri aşma arayışındaki Türk ihracatçılar için kritik çıkış kapısı olarak görülüyor. Türkiye’nin Letonya, Litvanya ve Estonya ile 2 milyar dolarlık ticaret hacminin mevcut yatırım fırsatlarıyla hızlı büyüme potansiyeli taşıdığına işaret eden diplomatlar ortak üretim ve dağıtım yatırımlarının önemine işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilardan-ab-kararina-sert-tepki-89965</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Made in Europe&#039;ta Türkiye&#039;nin dışlanması kabul edilemez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin (AB) küresel rekabette sanayisini korumak amacıyla hazırladığı “Made in Europe” düzenlemelerinde Türkiye açısından kritik bir aşamaya gelindi. Çin'in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD'nin sanayi teşviklerine karşı Avrupa'da üretimi güçlendirmeyi hedefleyen Brüksel, kamu alımları ve devlet desteklerinde yerli üretim kriterlerini öne çıkarmaya hazırlanıyor. Süreçteki son gelişme ise 16 Ekim'de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma oldu. İki ülke, İngiltere'nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önünü açarken, Türkiye ve Fas önerilen özel kapsamın dışında kaldı.</p>
<p>Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen uzlaşma, Türkiye'nin Avrupa otomotiv sanayisindeki konumu açısından soru işaretleri yarattı. Türkiye'nin Gümrük Birliği içinde bulunmasına ve Avrupalı üreticilerin önemli üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen yeni desteklerde aynı statüye sahip olamama ihtimali, ihracatın yanı sıra yeni model ve fabrika yatırımlarını da gündeme taşıdı. Türkiye'nin 2025'te gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları, yani yüzde 72,5'i AB ülkelerine yapıldı.</p>
<h2>İngiltere içeride, Türkiye dışarıda kaldı </h2>
<p>Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşmada Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı öne çıktı. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken, Almanya yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istiyordu. Ortak yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması benimsendi. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken, 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye'yi kapsam dışında bırakıyor.</p>
<p>Uzlaşmada batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70'inin Avrupa kaynaklı olması, bataryalarda ise başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği kriteri öne çıkıyor. Türkiye'de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşeli sayılması mümkün olabilecek. Ancak nihai araç montajının AB veya tanımlanacak Avrupa üretim bölgesinde yapılmasının zorunlu tutulması halinde Türkiye'deki fabrikalar desteklerden yararlanmakta dezavantaj yaşayabilecek.</p>
<h2>Teşvik, üretim adresini değiştirebilir </h2>
<p>AB'nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri üretimin yönünü belirleyen araçlara dönüşüyor. Avrupa Komisyonu'nun 4 Mart'ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünleri desteklemeyi öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojilerini kapsayan yaklaşım, kamu alımlarına yönelik düzenlemelerle de güçlendiriliyor.</p>
<p>Elektrikli araç alım destekleri, kamu filoları ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin yaygınlaşması, Türkiye gibi AB dışında kalan üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor ve kritik hammadde yatırımlarının desteklenmesi de yeni fabrikalar için AB ülkelerinin cazibesini artırabilir.</p>
<h2>Türkiye'ye yatırımlar da risk altında </h2>
<p>Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına tanınacak hakların kapsamı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret alanı veya Gümrük Birliği oluşturan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine imkân tanınıyor. Ancak Türk malının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesiyle nihai üretimin AB sınırları içinde gerçekleştirilmesi aynı anlama gelmiyor. Gümrük Birliği'nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye'nin konumunu zorlaştırıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise, 14 Ekim'deki Brüksel temaslarında Türkiye'nin “Made with Europe” yaklaşımı çerçevesinde en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75'inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, kapsam dışında kalmanın Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas'taki mevcut Avrupalı üretici yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad597d908511-1792382937.png" alt="" width="774" height="335" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa'nın yeni teşvik sisteminde neler var?</span></h2>
<p>■ Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. <br />■ Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa'da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. <br />■ Batarya ve teknoloji fonları: İnovasyon Fonu ve IPCEI aracılığıyla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımları destekleniyor. <br />■ Kritik hammaddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi hammaddelerin Avrupa'da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin yerelleştirilmesi teşvik ediliyor. <br />■ Ticaret savunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örneklerinden biri.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">İŞ DÜNYASI “MADE IN EUROPE”TA EŞİT KOŞULLAR İSTİYOR</span></h2>
<p>■ <strong>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe:</strong> “Ticaret Bakanımız Ömer Bolat ve bakan yardımcılarımızın da yer aldığı heyetle geçen hafta Brüksel’deydik. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattık. Görüştüğümüz yetkililer, ‘Bu düzenlemeyi Türkiye’yi hedef alarak değil, kendi ekonomimizi ve sanayimizi güçlendirmek için yapıyoruz’ mesajını verdi. Ancak otomotiv ihracatımızın yüzde 70’inden fazlasını AB’ye gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla sektörümüzün etkilenmesi kaçınılmaz. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartı, Türkiye’deki üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabilir. İlave maliyetler ve vergiler gündeme gelirse ihracatımız azalabilir, yeni yatırımlar Avrupa ülkelerine kayabilir. Bununla birlikte Avrupa’nın bu sistemde çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Çünkü 27 ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli üretim kapasitesine sahip olduklarını ve gerekli tedariki sağlayabileceklerini sanmıyorum. Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımları ve ortaklıkları bulunuyor. Düzenleme henüz kesinleşmedi, Avrupa Parlamentosu’nun kararı belirleyici olacak. Bizim de pazarlarımızı korurken kendi ülkemizde üretimi ve sanayimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”</p>
<p>■ <strong>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı:</strong> “Türk otomotiv sektörü olarak Avrupa’nın sanayide rekabet gücünü artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak destekliyoruz. Ancak 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkimize ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonumuza rağmen Türkiye’yi dışarıda bırakacak bir ‘Made in Europe’ yaklaşımını kabul edilemez buluyoruz. Türkiye, Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortaktır. Fransa-Almanya uzlaşması mevcut haliyle yasalaşırsa hem AB’ye hem de Türk otomotiv sektörüne zarar verecek. Tedarik zincirlerinin bozulması üretim maliyetlerini artırırken, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü de olumsuz etkileyecek. Eurostat verilerine dayanan analizimize göre Türk otomotiv sektörü AB genelinde 250 binden fazla istihdamı doğrudan destekliyor. Türkiye’nin dışlanması halinde Avrupalı tüketiciler aynı araç için daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak. Türkiye’de üretilen araç ve parçalar ‘Made in Europe’ kapsamında değerlendirilmeli, montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımlarında AB ülkeleriyle aynı şartlara tabi olmalı. Brüksel, Berlin ve Paris’te gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde bu riskleri muhataplarımıza anlattık. Türkiye’nin stratejik rolünün tanınması ve düzenlemenin istediğimiz şekilde yasalaşması için temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p>
<p>■ <strong>İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu:</strong> “Fransa ve Almanya’nın otomotivde ‘Made in Europe’ konusunda vardığı uzlaşının Türkiye’yi dışlaması kabul edilemez. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 73’ü AB’ye gidiyor. AB pazarında ‘Made in Europe’ engeli ile karşılaşmamız ticaretimize ve ihracatımıza büyük zarar verecek. Üstelik Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için öngörülen ortak gümrük tarifesi ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı, zaten Gümrük Birliği çerçevesinin bir parçası. Türkiye, AB üyesi olmadan Gümrük Birliğine giren ve uygulayan tek büyük ekonomidir. Türkiye, bugüne kadar karşılaştığı engellere rağmen Gümrük Birliği’ne bağlı kalmış ve yaklaşık 350 milyar euroluk ticaret açığı vermiştir. AB’nin tek büyük Gümrük Birliği ortağına yönelik böyle bir dışlama, iyi niyetle bağdaşmaz. Gümrük Birliğinde olan bir ülkenin kapsam dışında ele alınması kabul edilemez. Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim mekanizması gibi yollara gidilerek Gümrük Birliği ile kazandığımız haklar korunmalı ve dışlanmaya izin verilmemelidir. Taslağın yasalaşmasını beklemeden Türkiye kamu alımları piyasasında mütekabiliyeti yerine getirmeli, AB’nin dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemlerine ilişkin uyumsuzlukları gidermeli, reform adımlarını AB tarafına ileterek adil muamele talebinde bulunmalıdır.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilardan-ab-kararina-sert-tepki-89965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nin Fransa-Almanya uzlaşısı kapsamında Türk otomotiv sektörünü “Made in EU” kapsamı dışında tutma eğiliminin belirginleşmesi, ihracat cephesinde sert tepkiye yol açtı. Türk otomotiv sektörünün AB ile derin bir entegrasyon içinde bulunduğuna işaret eden muhatap kuruluş ve ihracatçı sektör temsilcileri; İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralanırken Gümrük Birliği içindeki Türkiye’yi dışarıda bırakan yaklaşımı “kabul edilemez” olarak niteledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/talebin-yeniden-sekillendigi-kuresel-tekstil-endustrisinde-dogal-elyafin-stratejik-onemi-artiyor-89992</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Talebin yeniden şekillendiği küresel tekstil endüstrisinde doğal elyafın stratejik önemi artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel pamuk ticaretinin temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) temasıyla İstanbul’da düzenlendi. ICA tarafından 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de düzenlenen etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı organizasyona 725’i aşkın delege katıldı ve bu rakam delege sayısı açısından rekora yaklaştı. İstanbul’daki etkinliğin açılışında konuşan ICA Direktörü Bill Kingdon, üyelerin pamuğun tekstilde tercih edilen bir hammadde olarak teşvik edilmesini de birliğin görevleri arasında gördüğünü ifade etti. Kingdon, bu doğrultuda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaptıklarını ve pamuğun kullanımını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p>ICA Başkanı Pierre Chehab da Türkiye’nin pamuk alanında köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayarak, etkinliğin Türkiye’de düzenlenmesinin bu birikime verilen önemin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Türkiye’den 120’yi aşkın delegenin etkinlikte yer aldığını açıklayan Cheab, İstanbul’daki katılımın sonraki organizasyonlar için de çıtayı yükselttiğini söyledi. Etkinliğin ilk gününde , Amerikan Pamuk Tüccarları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen ile Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia da sunum yaptı. Joe Nicosia, jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının, yüksek faizlerin ve değişen tüketici tercihlerinin pamuk sektöründe yeni bir dö nemin kapısını araladığını söyledi. Dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan uzun süredir görülmeyen bir belirsizlik içerisinde bulunduğunu belirten Nicosia, bazı ülkelerin büyümesini sürdürürken diğerlerinin ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti.</p>
<p><strong>“ABD üretim yarışını kazanamaz” </strong></p>
<p>Konuşmasının önemli bölümünü ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilere ayıran Nicosia, iki ülke arasındaki gelişmeleri inişli çıkışlı bir aşk hikayesine benzetti. Nicosia, iki ülke arasındaki görüşmelerin sonucunun yalnızca Amerikan üreticilerini değil, küresel pamuk fiyatlarını da etkileyeceğini belirterek, piyasanın somut anlaşmaları beklediğini söyledi.</p>
<p>Küresel pamuk ticaretindeki güç dengelerinin değiştiğine işaret eden Nicosia, Brezilya'nın son yıllarda üretim ve ihracatta kaydettiği büyümenin ABD açısından önemli bir rekabet baskısı yarattığını söyledi. Brezilya'nın pamuk üretiminin yaklaşık 7 milyon balyadan 19 milyon balyanın üzerine çıktığını, ihracatının ise 2 milyon balyadan 16 milyon balyaya ulaştığını aktaran Nicosia, aynı dönemde ABD'nin ihracatının yaklaşık 12 milyon balya seviyesine gerilediğini ifade etti.</p>
<p>Brezilya'nın üretim kapasitesini artırmaya devam edeceğini belirten Nicosia, ABD'nin özellikle Batı Teksas'ta yaşanan kuraklık nedeniyle üretimde zorlandığını anlattı. Brezilya'nın bu boşluğu doldurduğunu ve küresel pazarda giderek daha güçlü hale geldiğini söyleyen Nicosia, Amerikan pamuk sektörünün yalnızca üretimi artırmaya dayalı bir stratejiyle rekabet edemeyeceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretimin yüzde 22’si ABD’den </strong></p>
<p>ABD'nin dünyanın en büyük hazır giyim ve tekstil tüketim pazarlarından biri olduğunu belirten Nicosia, ülkede yıllık hazır giyim ve aksesuar perakende satışlarının yaklaşık 340 milyar dolara ulaştığını söyledi. ABD'nin ham pamuk ihracatçısı olarak tanınmasına rağmen bitmiş tekstil ve hazır giyim ürünleri üzerinden büyük miktarda pamuk ithal ettiğini vurgulayan Nicosia, bu durumun Amerikan üreticileri açısından önemli bir fırsat oluşturduğunu ifade etti. ABD'ye bitmiş ürünler içerisinde giren pamuk miktarının yıllık yaklaşık 18 milyon balya olduğunu belirten Nicosia, bunun yalnızca 4 milyon balyasının Amerikan menşeli pamuktan oluştuğunu söyledi. Geri kalan tüketimin başka ülkelerde yetiştirilen pamukla karşılandığına dikkat çeken Nicosia, ABD'nin kendi tüketim pazarını yerli pamuk için daha güçlü bir talep kaynağına dönüştürmeyi hedeflediğini anlattı.</p>
<p><strong>ABD pamuğu kullanımı artabilir </strong></p>
<p>ABD'nin Section 301 kapsamında geliştirdiği karşılıklı tekstil programının küresel tedarik zincirinde önemli değişiklikler yaratabileceğini belirten Nicosia, sistemin Amerikan pamuğu satın alan üreticilere ABD'ye gerçekleştirdikleri bitmiş ürün ihracatında daha düşük gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğünü söyledi. Nicosia, yüzde 5'lik bir gümrük indiriminin bile hazır giyim üreticileri açısından güçlü bir teşvik yaratabileceğini belirterek, 5 dolarlık bir gömlekte sağlanacak 25 sentlik avantajın kullanılan pamuk miktarı dikkate alındığında oldukça yüksek bir ekonomik karşılık oluşturduğunu ifade etti. Programın başlangıçta Malezya, Kamboçya, Endonezya ve Bangladeş gibi ABD ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler üzerinden şekillendiğini aktaran Nicosia, Vietnam, Hindistan, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin de benzer avantajlardan yararlanmak istemeleri halinde ABD ile ticari anlaşmalar geliştirmelerinin gündeme gelebileceğini söyledi. Bununla birlikte düzenlemenin uygulama esaslarının henüz netleşmediğine dikkat çeken Nicosia, gümrük avantajının metrekare, ürün değeri veya farklı bir hesaplama yöntemi üzerinden uygulanabileceğini belirtti. Nicosia, düzenlemenin kapsamının genişletilmesi halinde uluslararası tekstil ticaretinde Amerikan pamuğunun kullanımını artırabileceğini ifade etti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b1ce15dba-1792389582.png" alt="" width="999" height="257" />
<figcaption><strong>Küresel pamuk endüstrisine yön veren, dünyanın değişik coğrafyalarından gelen 725 delegenin hazır bulunduğu Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 Konferansı, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) teması ile İstanbul'da gerçekleştirildi. Tüketici talebinin yeniden şekillendirdiği küresel tekstil endüstrisindeki gelişmeler, sunumlar, paneller ve uzman görüşleriyle birlikte Türk tekstil sektörünün d e büyük ilgi gösterdiği geniş katılımlı toplantıda ele alındı. </strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Sentetiğe karşı mücadele çağrısı</strong></p>
<p>Pamuk sektörünün yalnızca ülkeler arasındaki rekabetle ilgilenmesinin yanlış olduğunu belirten Nicosia, sektörün asıl mücadelesinin polyester başta olmak üzere sentetik elyafl arla yaşandığını söyledi. Pamuk üreticilerinin kendi ürünlerini birbirlerine karşı öne çıkarmaya çalıştığını ancak küresel ölçekte doğal elyafın pazar payını korumak için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Sektörde üç farklı mücadele yaşandığını anlatan Nicosia, yeni şirketlerin ve üretici gruplarının ticarete girmesini gerilla savaşına, pamuk üreten ülkelerin kendi aralarındaki rekabetini iç savaşa, sentetik elyafl arla mücadeleyi ise dünya savaşına benzetti. ABD'de mikroplastiklerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik farkındalığın arttığını belirten Nicosia, pamuk sektörünün bu alanda yürüttüğü çalışmaların doğal elyaf lehine bir fırsat oluşturduğunu söyledi. ABD Çevre Koruma Ajansı'nın mikroplastiklere yönelik çalışmalarına ve araştırma programlarına dikkat çeken Nicosia, tüketicilerin sentetik kumaşlardan kaynaklanan mikroplastik kirliliği konusunda daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti. Nicosia, yüzde 100 pamuklu ürünlere yönelik internet aramalarının yıllık bazda yüzde 400 arttığına ilişkin bir araştırmaya da değinerek, özellikle genç tüketiciler arasında doğal elyafa yönelik ilginin güçlendiğini savundu.</p>
<p><strong>Hindistan ithalatçıya dönüşüyor </strong></p>
<p>Küresel pamuk piyasasının görünümünü değerlendiren Nicosia, Hindistan'ın son yıllarda önemli bir değişim geçirdiğini söyledi. Geçmişte dünyanın en büyük pamuk ihracatçıları arasında yer alan Hindistan'ın üretim ve verim sorunları nedeniyle giderek ithalata bağımlı hale geldiğini belirten Nicosia, ülkenin kısa vadede önemli bir ithalatçı olmaya devam edeceğini ifade etti. Brezilya'nın üretimini artırmayı sürdüreceğini, Avustralya'da ise su kaynaklarına bağlı belirsizliklerin devam ettiğini aktaran Nicosia, Çin'de Sincan bölgesine yönelik yatırımların pamuk tüketimini desteklediğini söyledi. Çin'de iplik üretim kapasitesinin bölgesel olarak yeniden şekillenmesinin pamuk kullanım oranını sınırlı da olsa artırdığını belirtti. Petrol fiyatları ve polyester üretimindeki gelişmelerin de pamuk açısından önem taşıdığını ifade eden Nicosia, Çin'de polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının son yılların pamuk lehine en elverişli seviyelerinden birine yaklaştığını söyledi. Sentetik elyaf kullanımından pamuğa doğru küçük bir geçişin bile küresel piyasada büyük sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Nicosia, “Yüzde 1'lik bir değişim, 5 milyon balyalık pamuk talebi anlamına geliyor” dedi</p>
<p>Piyasa somut sonuç görmek istiyor Küresel pamuk tüketiminin uzun süredir beklenen büyüme eğiliminin altında kaldığını belirten Nicosia, sektörün yeniden sürdürülebilir bir talep artışı yakalaması gerektiğini söyledi. Dünya pamuk stoklarında yaklaşık 75 milyon balya seviyesinden 5 milyon balyalık bir düşüş öngörüldüğünü ancak bu daralmanın piyasada henüz güçlü biçimde hissedilmediğini ifade etti. Pamuk fiyatlarının geleceğinde ABD-Çin ticaret anlaşması, Amerikan pamuğu kullanımını teşvik edecek gümrük düzenlemeleri ve Buy American Cotton Act girişiminin belirleyici olacağını vurgulayan Nicosia, bu üç başlıkta olumlu gelişmeler yaşanmasının fiyatlarda güçlü bir yükseliş yaratabileceğini söyledi. Buna karşılık ticaret savaşlarının devam etmesi, yüksek faizler, enflasyon ve Brezilya'daki üretim artışının fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Nicosia, piyasanın artık belirsizlikten yorulduğunu ifade ederek, “Piyasa sabırsız. Netlik istiyor. Bekleyiş uzadıkça fiyatlar üzerindeki olumsuz etki büyüyor” dedi.</p>
<p><strong>ABD' yeni strateji geliştiriyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b192cbab9-1792389522.png" alt="" width="444" height="524" /></strong>Aynı etkinlikte konuşan Amerikan Pamuk İhracatçıları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen da ABD'nin küresel pamuk ticaretinde yaşadığı pazar kaybına dikkat çekerek, sektörün geleceğini korumak için üretim odaklı politikalardan tüketimi artıracak yeni bir modele geçilmesi gerektiğini söyledi. Brezilya'nın son yıllarda üretim kapasitesini ve ihracatını hızla artırarak ABD'nin geleneksel pazarlarında önemli bir pay elde ettiğini belirten Allen, Amerikan pamuk sektörünün artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden rekabet edemeyeceğini vurguladı. Son 10 yılda ABD'nin küresel pazardaki payının ciddi biçimde gerilediğini belirten Allen, Amerikan pamuğu dışındaki yüksek kaliteli ihracata uygun pamuk arzının yaklaşık 6,5 milyon balyadan 20 milyon balyanın üzerine çıktığını söyledi. ABD'nin pamuk üretim maliyetlerinin tarihi yüksek seviyelere ulaştığını belirten Allen, üretimin yaklaşık yüzde 90'ının ihraç edildiğini, buna karşın başlıca pazarlara erişim koşullarının son 10 yılda yüzde 13 kötüleştiğini ifade etti. Kuraklığın da üreticiler üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Allen, son beş yılda kuraklık nedeniyle ABD'de yaklaşık 20 milyon balyalık pamuk üretiminden vazgeçildiğini söyledi. Verimliliğin 20 yıldır yatay seyrettiğini belirten Allen, üretimin ekonomik olarak sürdürülebilir hale gelmesi için özellikle ülkenin güney ve güneydoğu bölgelerinde yeni fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>ABD pamuğu kullanana teşvik </strong></p>
<p>ABD'nin en büyük avantajının kendi tüketici pazarı olduğunu belirten Allen, ülkenin bitmiş ürünler üzerinden tükettiği pamuk miktarının ürettiği miktarın 1,15 katına ulaştığını söyledi. Brezilya'da bu oranın yüzde 2,7, Avustralya'da ise yaklaşık yüzde 27 olduğunu belirten Allen, ABD'nin tüketim gücünü yerli pamuk üreticilerini desteklemek amacıyla kullanması gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda hazırlanan Buy American Cotton Act (BACA) düzenlemesinin sektör açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Allen, Amerikan pamuğundan üretilen ürünleri koleksiyonlarına dahil eden markalara vergi avantajı sağlanmasının hedeflendiğini anlattı. Düzenlemenin yalnızca ABD'de üretilen hazır giyim ürünlerini değil, tercihli ticaret ortaklarında Amerikan pamuğu kullanılarak üretilen ürünleri de kapsayabilecek şekilde tasarlandığını söyledi.</p>
<p><strong>2026'da yasalaşma ihtimali düşük </strong></p>
<p>BACA'nın ABD Kongresi'ndeki durumuna ilişkin bilgi veren Allen, 435 üyeli Temsilciler Meclisi'nde 100'ün üzerinde, 100 üyeli Senato'da ise 20'den fazla parlamenterin düzenlemeye resmi destek verdiğini açıkladı. Beyaz Saray yönetiminin de tasarıya güçlü destek sunduğunu belirten Allen, düzenlemenin maliyetine ilişkin son hesaplamaların başlangıçtaki tahminlerden daha düşük çıktığını söyledi. Yasa teklifinin 2026 yılı sonunda kabul edilme ihtimalini yüzde 15-20 olarak değerlendiren Allen, 2027 yılında ise yasalaşma için birkaç önemli fırsat bulunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Asıl mücadelemiz polyesterle </strong></p>
<p>Pamuk sektörünün geleceğine ilişkin en büyük tehdidin Brezilya ile ABD arasındaki rekabet olmadığını belirten Allen, asıl sorunun sentetik elyafın büyüyen pazar payı olduğunu söyledi. Son yıllarda polyester tüketimindeki artışın pamuktaki büyümenin üç katına ulaştığını belirten Allen, üretici ülkelerin bu konuda ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Allen, “Belki de asıl mücadele ABD ile Brezilya arasında değil. Pamuk sektörünün polyester karşısında birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü hepimizin geleceğini belirleyecek olan bu rekabet” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tekstilde kapasite 2,3 milyon tona çıktı, kullanım yüzde 63’e geriledi</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b2b3cabbb-1792389811.jpg" alt="" width="800" height="509" /></strong></span>ICA Başkan Yardımcısı ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Nohutlu, Türkiye'nin pamuk ipliği üretim kapasitesinin son dört yılda 1,9 milyon tondan 2,3 milyon tona yükselmesine rağmen kapasite kullanım oranının yüzde 88'den yüzde 63'e gerilediğini söyledi. Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 konferansında Türkiye tekstil sektörünün küresel rekabet gücünü değerlendiren ICA Başkan Yardımcısı ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Nohutlu, sektörün üretim altyapısındaki gücüne rağmen maliyetler ve finansman koşulları nedeniyle ciddi bir daralma yaşadığını söyledi. Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını bünyesinde barındırmasının önemli bir avantaj olduğunu belirten Nohutlu, bu entegre yapının korunması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin dünya ihracatındaki payının 2005-2024 döneminde yüzde 3,5-3,7 bandında seyrettiğini belirten Nohutlu, 2025 yılında bu oranın yüzde 2,7'ye gerilediğini söyledi. Aynı dönemde dünya hazır giyim ticaretinin yüzde 4,35 büyüdüğüne dikkat çeken Nohutlu, Türkiye'nin ilgili ihracat göstergelerinde yüzde 5,58 ve yüzde 6,30'luk düşüşler yaşadığını ifade etti. Sektörün üretim kapasitesindeki gelişmelere de değinen Nohutlu, “2022 yılında 1,9 milyon ton pamuk ipliği eğirme kapasitemiz vardı ve kapasite kullanım oranımız yüzde 88 seviyesindeydi. Sonraki yıllarda yeni yatırımlar yaptık, kapasitemizi 2,3 milyon tona çıkardık. Ancak bugün kapasite kullanım oranımız yüzde 63'e kadar geriledi” dedi. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b27939813-1792389753.png" alt="" width="324" height="325" /><strong>İşçilik maliyeti 737 dolara yükseldi </strong></p>
<p>Rekabet gücündeki kaybın en önemli nedenleri arasında işçilik maliyetleri ve yüksek faizlerin bulunduğunu belirten Nohutlu, 2022 yılında çalışan başına aylık brüt işçilik maliyetinin 375 dolar olduğunu, 2025'te ise 737 dolara yükseldiğini söyledi. Bangladeş, Mısır, Hindistan, Pakistan ve Vietnam gibi rakip üretim merkezlerinde bu maliyetin 100-350 dolar arasında değiştiğini aktaran Nohutlu, özellikle emek yoğun hazır giyim üretiminin bu farktan olumsuz etkilendiğini ifade etti. Hazır giyim üreticilerinin kapasite düşürmesi veya üretimlerini yurt dışına taşımasının iplik sanayisini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Nohutlu, Türkiye'nin entegre üretim zincirinde bir halkada yaşanan kaybın diğer sektörlere de yansıdığını anlattı. Finansman maliyetlerinin de rekabet gücünü zayıflattığını belirten Nohutlu, 2022'de yüzde 17,8 olan faiz oranlarının 2025'te yüzde 44'e ulaştığını söyledi. Döviz kurundaki artışın maliyet yükselişini karşılamadığını ifade eden Nohutlu, yüksek faizlerin dolar bazında da ciddi bir finansman yüküne dönüştüğünü dile getirdi.</p>
<p><strong>Yeni tehdit AB'deki anlaşmalar </strong></p>
<p>Türkiye'nin en büyük avantajlarından birinin Avrupa Birliği pazarına yakınlık olduğunu belirten Nohutlu, siparişten müşteriye teslimata kadar geçen sürenin 21 gün seviyesinde olduğunu söyledi. Türkiye'nin Prada, Hermès ve Burberry gibi üst segment markalarla uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri bulunduğunu belirten Nohutlu, bu alandaki uzmanlığın önemli bir rekabet avantajı yarattığını ifade etti. Ancak AB'nin Vietnam, Hindistan ve diğer rakip üretim ülkeleriyle geliştirdiği ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından yeni riskler oluşturduğunu vurgulayan Nohutlu, ABD pazarında da yüksek gümrük vergilerinin ihracatın önünde engel olduğunu söyledi. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve Orta Asya ülkelerinin kendi tekstil sanayilerini geliştirmesinin Türkiye'nin geleneksel pazarlarını daralttığını belirtti.</p>
<p><strong>Fiyatlar aynı hıza yansımıyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin rekabette yeniden güç kazanabilmesi için sürdürülebilirlik, izlenebilirlik, otomasyon ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerektiğini belirten Nohutlu, özellikle Türk organik pamuğuna ve geri dönüştürülmüş pamuğa uluslararası pazarlarda güçlü talep bulunduğunu söyledi. Pamuktan hazır giyime uzanan entegre üretim yapısının dijital izlenebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. İplik üreticilerinin hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar ve sözleşme iptalleri nedeniyle de risk taşıdığını belirten Nohutlu, pamuk fiyatlarındaki artışın aynı hızla iplik fiyatlarına yansıtılamadığını anlattı. Kalite standartlarından taviz verilmemesi gerektiğini vurgulayan Nohutlu, sektörün teknoloji yatırımlarıyla verimliliğini artırmak zorunda olduğunu söyledi. Nohutlu, “Bugünlerde hayatta kalmak kolay değil. Ancak Türkiye için güneşli günlerin yeniden geleceğine inanıyoruz. Finansal istikrar sağlanana kadar ayakta kalmamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pamukta rekabetin yeni şartı dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b24a3c7f3-1792389706.png" alt="" width="372" height="369" /></strong>Dijital ürün pasaportu, izlenebilirlik ve sürdürülebilirliğin pazara erişimde belirleyici hale geldiğini belirten Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya, Türkiye'nin entegre üretim yapısı ve Avrupa'ya yakınlığıyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurguladı. </p>
<p>Kılıçkaya, küresel ekonomide artan korumacılık, jeopolitik gerilimler ve enerji maliyetlerinin tekstil sektöründe rekabet koşullarını değiştirdiğini söyledi. Dünya mal ticaretinde 2025 yılında yüzde 4,6 olan büyümenin 2026'da yüzde 1,9'a gerilemesinin beklendiğini belirten Kılıçkaya, şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmek ve yeni pazarlara yönelmek zorunda olduğunu ifade etti. Türkiye'nin ihracat performansına ilişkin verileri paylaşan Kılıçkaya, 2025 yılında 273,2 milyar dolara ulaşan mal ihracatının, Eylül 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış bazda 283,7 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Türkiye'nin dünya mal ihracatından aldığı payın 2002'deki yüzde 0,65 seviyesinden 2025'te yüzde 1,04'e çıktığını belirtti.</p>
<p>Tekstil sektörünün geleceğinde döngüsel ekonomi ve dijitalleşmenin öne çıktığını vurgulayan Kılıçkaya, dijital ürün pasaportunun hammaddeden üretime, kullanımdan geri dönüşüme kadar ürünün bütün yaşam döngüsüne ilişkin bilgilerin izlenmesini sağlayacağını anlattı. Yapay zekâ, nesnelerin interneti ve blokzincir teknolojilerinin tedarik zincirinde şeffaflığı artırabileceğini belirterek, sürdürülebilirlik iddialarının güvenilir verilerle doğrulanması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin elyaftan ipliğe, kumaştan hazır giyime uzanan entegre üretim altyapısının önemli bir avantaj oluşturduğunu belirten Kılıçkaya, Avrupa pazarına yakınlığın da hızlı teslimat ve esnek üretim imkânı sunduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>İhracatçılara yeşil dönüşüm desteği </strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmak amacıyla çeşitli destekler sunduğunu aktaran Kılıçkaya, özellikle Responsible (Yeşil Mutabakata Uyum Projesi) Programı'na dikkat çekti. Program kapsamında firmaların sürdürülebilirlik durumlarının analiz edildiğini, dönüşüm yol haritalarının hazırlandığını ve uygulama ile doğrulama süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Türkiye'nin 2025 yılı ihracatında Avrupa Birliği'nin yüzde 42,8 paya sahip olduğunu hatırlatan Kılıçkaya, çevresel düzenlemelere uyumun ihracatçılar açısından giderek daha önemli hale geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Pamukta su verimliliği öne çıkacak </strong></p>
<p>Türkiye'nin dünyanın yedinci büyük lif pamuk üreticisi olduğunu belirten Kılıçkaya, artan gübre, yakıt ve sulama maliyetleri ile kuraklığın üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Pamuk üretiminde su kaynaklarının etkin kullanımının önemine dikkat çekerek, toprak neminin izlenmesi, veri destekli sulama ve uydu teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. Kılıçkaya, gelecekte pamuğun rekabet gücünün yalnızca kalite ve fi yatla değil, doğrulanabilir su ayak izi, düşük kimyasal kullanımı ve tarladan nihai ürüne kadar izlenebilirlikle belirleneceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üçer: Küresel ekonomide belirsizlik artık kalıcı hale geldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b211446bf-1792389649.png" alt="" width="444" height="420" /></strong>Global Source Partners Danışmanı ve Ekonomist Dr. Murat Üçer, küresel ekonomide belirsizliğin geçici olmaktan çıkarak yapısal bir özellik haline geldiğini söyledi. Üçer, Türkiye açısından önümüzdeki bir iki yılın en önemli sorununun seçim sürecine yaklaşılırken döviz kurunun nasıl yönetileceği olduğunu vurguladı. ICA 2026 konferansında küresel ekonominin görünümünü değerlendiren Global Source Partners Danışmanı ve Ekonomist Dr. Murat Üçer, dünya ekonomisinin 1990'lı yıllardaki küreselleşme ortamından uzaklaştığını söyledi. O dönemde serbest ticaretin, demokratikleşmenin ve kurallara dayalı uluslararası düzenin güçlendiğini hatırlatan Üçer, bugün ise jeopolitik gerilimlerin ekonomik kararların önüne geçtiğini ifade etti. Belirsizliğin artık küresel ekonominin yapısal bir özelliği olduğunu belirten Üçer, “1990'lı ve 2000'li yılların dünyasına geri dönmeyeceğiz. Artık ekonomiden çok jeopolitiğin belirleyici olduğu bir dünyadayız. Ekonomi, jeopolitik avantaj sağlamak için bir araç olarak kullanılıyor” dedi.</p>
<p>Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Üçer, ülkenin en önemli sorunlarından birinin kurumsal yapıda yaşanan aşınma olduğunu söyledi. Türkiye'nin geçmişte birçok ekonomik ve fi -nansal şoka rağmen faaliyetlerini sürdürmeyi başardığını belirten Üçer, bu dayanıklılığın ne kadar devam edebileceğinin belirsiz olduğunu ifade etti. Merkez Bankası'nın enflasyonu düşürmek amacıyla döviz kurunu bir çıpa olarak kullandığını belirten Üçer, bu politikanın sınırlı başarı sağladığını ancak Türk lirasının giderek değerli hale geldiğini söyledi. Üçer, “Türk lirasının ciddi ölçüde aşırı değerli olduğunu düşünmüyorum ancak mevcut politikanın uzun süre sürdürülebileceğine de inanmıyorum. Seçimler yaklaştığında döviz talebi artabilir. Bunun nasıl yönetileceği önümüzdeki bir iki yılın en önemli makroekonomik sorusu olacak” diye konuştu. Özellikle 2027 yılına ilişkin tahmin yapmanın zor olduğunu vurgulayan Üçer, seçim sürecinin yaklaşmasıyla döviz kuru ve ekonomi politikalarının daha fazla önem kazanacağını dile getirdi.</p>
<p>Küresel ekonominin savaşlar, ticaret gerilimleri ve korumacı politikalara rağmen beklenenden daha dayanıklı kaldığını belirten Üçer, dünya ticaretinin büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Ancak gelişmiş ülkelerde uzun vadeli faiz oranlarının yükselmesinin yeni bir risk oluşturduğuna dikkat çekti. ABD başta olmak üzere birçok ekonomide borçlanma maliyetlerinin son 20 yılın yüksek seviyelerine ulaştığını belirten Üçer, enflasyon ve kamu maliyesindeki sorunlar çözülmedikçe faizlerdeki yükseliş eğiliminin devam edebileceğini ifade etti. Enerji fi yatlarının da Türkiye gibi ithalatçı ülkeler açısından önemli risk oluşturduğunu söyleyen Üçer, devam eden savaşların petrol fiyatlarını yüksek tuttuğunu belirtti. Petrolün varil fiyatının yaklaşık 100 dolar seviyesinde seyrettiğini aktaran Üçer, bunun beklenen 70 dolarlık seviyeye kıyasla daha ağır bir maliyet baskısı yarattığını dile getirdi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tekstilcilerden küresel markalara çağrı: Sürdürülebilirliğin maliyetini paylaşın</strong></span></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Kipaş Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, sürdürülebilirlik yatırımlarının maliyetinin büyük ölçüde üreticilerin üzerinde kaldığını belirterek, küresel markalara sorumluluk çağrısında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b157c60c7-1792389463.png" alt="" width="900" height="274" />Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Kipaş Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Öksüz, sektörün artan maliyetler ve küresel rekabet baskısına rağmen önemli bir üretim gücüne sahip olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin dünya tekstil ihracatında beşinci, Avrupa Birliği'nde ise ikinci sırada bulunduğunu belirtti ve küresel tekstil ihracatından yüzde 3,5 pay aldığını kaydetti. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin toplam yıllık üretiminin 74,3 milyar dolara ulaştığını aktaran Ahmet Öksüz, bunun 42,7 milyar dolarının tekstil, 31,6 milyar dolarının ise hazır giyimden oluştuğunu ifade etti. İki sektörün yıllık 27 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini ve 17 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini belirterek, yalnızca tekstil sektörünün 2025 yılında 211 ülke ve bölgeye 9,4 milyar dolarlık ihracat yaptığını söyledi. Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan teknik tekstile ve hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını gerçekleştirebilen az sayıdaki ülkeden biri olduğunu vurgulayarak, yalnızca üretim kapasitesinin artık küresel rekabette yeterli olmadığını dile getirdi. Öksüz, gelecekte inovasyon, teknoloji, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimin belirleyici olacağını belirterek, “Bizim avantajımız ucuz üretim değil; hızlı, kaliteli, entegre ve sürdürülebilir üretim” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Mısır ile yalnızca fiyatta rekabet edemeyiz" </strong></p>
<p>Türkiye'nin düşük maliyetli Asya ve Kuzey Afrika ülkeleriyle rekabetinde farklılaşmaya odaklanması gerektiğini belirten Öksüz, özellikle Mısır'ın iş gücü ve enerji maliyetlerinde önemli avantajlara sahip olduğunu söyledi. Buna karşılık Türkiye'nin çok daha entegre, esnek ve hızlı bir üretim ekosistemi sunduğunu ifade ederek, Kuzey Afrika'daki hazır giyim üreticilerine kumaş, iplik ve diğer tekstil girdileri sağlayan önemli tedarikçilerden biri olduğunu kaydetti. Avrupa pazarına yakınlık, kısa teslim süreleri ve değişen siparişlere hızlı yanıt verebilme kabiliyetinin Türkiye'nin stratejik önemini artırdığını vurgulayan Öksüz, sektörün yalnızca kısa vadeli maliyetlere değil, uzun vadeli yapısal rekabet gücüne odaklanması gerektiğini belirtti. Öksüz, AB'nin yeni çevre ve sürdürülebilirlik düzenlemelerinin Türk tekstil sanayisinde dönüşümü hızlandırdığını belirterek, izlenebilirlik, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı, döngüsellik ve enerji verimliliği alanlarında önemli yatırımlar yapılması gerektiğini söyledi. Bu yatırımların finansmanında ciddi bir dengesizlik bulunduğuna dikkat çekerek, küresel markaların sürdürülebilir ve yüksek kaliteli ürün talep etmesine rağmen yatırım yükünün büyük bölümünü üreticilere bıraktığını ifade etti. Sürdürülebilirliğin bütün değer zincirinin ortak sorumluluğu olması gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilirliğin maliyeti marka, üretici ve tüketici arasında adil paylaşılmalı” dedi. Sürdürülebilirlik hedefleri ile markaların kalite beklentileri arasında zaman zaman çelişkiler yaşandığını belirten TİM Başkan Vekili, geri dönüştürülmüş pamuğu örnek gösterdi. Geri dönüşüm sürecinde elyaf uzunluğu ve renk açısından bazı sınırlamalar ortaya çıkabildiğini, buna rağmen markaların geri dönüştürülmüş ürünlerden konvansiyonel pamukla aynı kaliteyi ve görünümü beklediğini söyledi. Bu nedenle ürünlerin reddedilerek yeniden üretilmesinin ek atık, maliyet ve karbon emisyonuna yol açtığını belirten Öksüz, sürdürülebilirlik hedeflerinin üretimin teknik gerçekleriyle uyumlu olması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Doğal elyafın tüketiciye anlatılmasında yapay zeka fırsat yaratıyor" </strong></p>
<p>Orka Holding İcra Kurulu Üyesi Büşra Orakçıoğlu, tekstil sektörünün küresel rekabette yalnızca ürün kalitesi ve fiyatla değil, ürünün hikâyesi, sürdürülebilirliği ve tüketiciye sunduğu değerle de farklılaşması gerektiğini söyledi. Sürdürülebilirliğin tekstil sektörünün geleceğinde belirleyici olacağını vurgulayan Orakçıoğlu, özellikle tedarik zincirinde izlenebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Üretimin bütün aşamalarına ilişkin güvenilir verilerin oluşturulmasının hem sürdürülebilirlik hedeflerine hem de markaların uluslararası pazarlardaki konumuna katkı sağlayacağını dile getirdi. Doğal elyafların tüketiciye anlatılmasında yeni teknolojilerin kullanılabileceğine de değinen Orakçıoğlu, yapay zekâ destekli alışveriş uygulamalarının bu alanda önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Bu sistemlerin doğal elyafların özelliklerini tüketicilere daha iyi aktarabilmesi için güvenilir veri altyapısı ve uygun düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>"Doğal elyafın avantajları, tüketiciye doğru anlatılmalıdır"</strong></p>
<p>Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) Yönetim Kurulu Üyesi ve Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tanrıverdi, pamuğun polyester başta olmak üzere sentetik elyaflar karşısında pazar payı kaybettiğine dikkat çekerek, üretici ülkelerin ortak bir iletişim ve tanıtım stratejisi geliştirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5b13aaf8fe-1792389434.png" alt="" width="666" height="596" />ICA 2026 konferansında küresel elyaf rekabetini değerlendiren Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tanrıverdi, pamuk sektörünün polyester başta olmak üzere sentetik elyaflar karşısında giderek zorlandığını söyledi. Sentetik elyaf üreticilerinin yeni ürün geliştirme, fiyatlandırma ve pazarlama konusunda son derece aktif olduğunu belirten Tanrıverdi, pamuk sektörünün ise ülkeler ve kurumlar bazında ayrı ayrı hareket ettiğine dikkat çekti. Pamuğun binlerce yıllık geçmişe sahip doğal bir elyaf olduğunu hatırlatan Tanrıverdi, viskonun yaklaşık 130, polyesterin ise 80 yıllık geçmişi bulunduğunu söyledi. Sentetik elyaf üretiminde sürecin her aşamasına müdahale edilerek ürün özelliklerinin geliştirilebildiğini, pamukta ise üretimin doğa koşullarına bağlı olduğunu belirten Tanrıverdi, bu nedenle rekabette yalnızca teknolojinin değil, iletişim gücünün de belirleyici hale geldiğini vurguladı. </p>
<p><strong>"Pamuk kendisini doğru anlatmak zorunda" </strong></p>
<p>Pamuk üretiminin çevresel etkilerine ilişkin kamuoyunda yıllardır tekrarlanan bazı anlatıların sektörün algısını olumsuz etkilediğini belirten Tanrıverdi, Aral Gölü'nün kurumasının pamuk üretimiyle ilişkilendirilmesini örnek gösterdi. Konunun çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Tanrıverdi, doğal elyafın avantajlarının tüketicilere doğru anlatılması gerektiğini söyledi. Polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının da giderek açıldığını belirten Tanrıverdi, maliyet baskısının arttığı bir dönemde tüketicilerin daha ucuz sentetik ürünlere yöneldiğini kaydetti. Tanrıverdi, pamuğun yalnızca doğal bir ürün olmasıyla rekabet edemeyeceğini, fiyat, performans, sürdürülebilirlik ve tüketici algısını kapsayan güçlü bir değer önerisine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. ABD'nin Cotton USA, Brezilya'nın Cotton Brazil ve Türkiye'nin GDO'suz Türk pamuğunu öne çıkaran girişimlerinin önemli olduğunu belirten Tanrıverdi, bu çalışmaların ortak bir çatı altında birleştirilmesi çağrısında bulundu. Yün sektöründeki Woolmark uygulamasını örnek gösteren Tanrıverdi, “Pamuk üreticileri, tüketicileri, sektör birlikleri ve üretici ülkeler aynı masa etrafında oturmalı. Artık yalnızca aktif olmak yeterli değil, proaktif hareket etmemiz gerekiyor. Pamuk daha güçlü ve tutarlı bir sese ihtiyaç duyuyor” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye'nin gücü entegre üretim yapısında </strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli organik pamuk üreticilerinden biri olduğunu belirten Tanrıverdi, son yıllarda pamuk ekim alanlarının alternatif ürünlere kayması ve fiyat baskısı nedeniyle üretimin gerilediğini söyledi. Buna rağmen Türkiye'nin güçlü tekstil altyapısının önemli bir rekabet avantajı sunduğunu ifade etti. Türkiye'nin küresel hazır giyim ve ev tekstili markalarıyla uzun yıllara dayanan ilişkileri bulunduğunu belirten Tanrıverdi, iplikten kumaşa, boyadan konfeksiyona uzanan üretim zincirinin yeni teknolojilere hızlı uyum sağladığını vurguladı. Tanrıverdi, “Türkiye'nin gücü yalnızca pamuk üretmesinden kaynaklanmıyor. Asıl değer, elyaftan nihai ürüne kadar uzanan bütünleşik yapıdan geliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Rusya ve Suriye'de normalleşme beklentisi </strong></p>
<p>Türkiye'nin tekstilde yeniden güçlenmesinde bölgesel pazarların toparlanmasının da belirleyici olacağını söyleyen Tanrıverdi, özellikle Rusya ve Suriye'deki gelişmelere dikkat çekti. Rusya'nın Türkiye açısından çok büyük bir pazar olduğunu belirten Tanrıverdi, ülkenin uluslararası ticarete yeniden güçlü biçimde katılmasının önemli fırsatlar yaratacağını ifade etti. Suriye'nin savaş öncesinde Türkiye için önemli bir ticaret ortağı ve Arap Yarımadası'na açılan kapı olduğunu hatırlatan Tanrıverdi, bölgedeki normalleşmenin yaklaşık 500 milyon nüfusa ulaşan geniş bir coğrafyada yeni ticaret olanakları sağlayabileceğini söyledi. Türk tekstil sanayisinin en büyük gücünün üretim kültürü ve değişime uyum kabiliyeti olduğunu belirten Tanrıverdi, “İyi yıllarımız da oldu, kötü yıllarımız da. Ama üretmekten hiçbir zaman vazgeçmedik” dedi. Türkiye'nin tekstilde yeniden daha güçlü bir konuma ulaşacağına inandığını belirten Tanrıverdi, bunun için on yıl beklemeye gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/talebin-yeniden-sekillendigi-kuresel-tekstil-endustrisinde-dogal-elyafin-stratejik-onemi-artiyor-89992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/2/1280x720/joe-nicosia-1792389915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia, dünya pamuk piyasasında üretim artışından çok talep yaratmanın belirleyici hale geldiğini söyledi. Brezilya’nın üretim ve ihracattaki yükselişine karşı ABD’nin yeni bir strateji geliştirdiğini belirten Nicosia, Amerikan pamuğu kullanan ülkelere gümrük avantajı sağlanmasının gündemde olduğunu açıkladı. Nicosia, polyester karşısında doğal elyafın güçlenmesinin sektörün geleceğini belirleyeceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rixos-misirdaki-basarili-performansiyla-turizmin-rol-model-yildiz-markasi-oldu-89979</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rixos Mısır’daki başarılı performansıyla turizmin rol model yıldız markası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Medeniyet tarihinin başlangıç noktası olan Mısır, son yıllardaki yatırımlarıyla yeniden bir cazibe merkezi haline geliyor. 2025 yılı Kasım ayında açılan Büyük Mısır Müzesi (GEM), yeni havalimanı ve tatil köyleri yatırımları sayesinde ülkeye gelen ziyaretçi sayısı ve dolayısıyla Mısır turizminin katma değeri artıyor.</p>
<p>1milyon bin 450 kilometrekarelik geniş bir alana yayılmış olan Mısır topraklarının yüzde 95'i çölden oluşuyor. Yaşam Nil Nehri’nin yarattığı delta etrafında toplandığı için başta Kahire olmak üzere, kentlerdeki nüfus yoğunluğu çok yüksek. Dolayısıyla sanayi ve ticaret kentlerde yoğunlaşmış durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5bf72940e1-1792393074.jpg" alt="" width="720" height="539" /></p>
<p>Öte yandan, Akdeniz ve Kızıldeniz boyunca yer alan toplam 2 bin 450 kilometrelik geniş sahil şeridi Mısır’ı turizm yatırımcıların gözdesi haline getiriyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere, bölgedeki komşu ülkeler ve büyük inşaat şirketleri Mısır’da çok modern projeler hayata geçiriyorlar.</p>
<p>Piramitlerin ve Nil Nehri’nin yarattığı ilginin yanı sıra, turkuaz renkli temiz denizleri, bakir sahilleri, 12 ay güneşli olan iklimi sayesinde Mısır deniz ve güneş turizmindeki payını hızla artırıyor. Ülkenin turizm gelirlerinin 2030 yılında kadar 21,5 milyar dolar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Türkiye ve Mısır’ın son dönemde sağlamlaşan ilişkileri sayesinde, Türkiye’den bölgeye yoğun bir ziyaretçi akını var. Her gün İstanbul’dan Sharm El -Şeyh’e 5, Hurghada’ya 4 uçak kalkıyor. Ayrıca her hafta Sharm’a Ankara’dan 1, İzmir’den 2, Antalya’dan 3; yine Antalya’dan Hurghada’ya 3 direkt uçuş var.</p>
<p>Mısır’da turizme yön veren kuruluşların ilk sıralarında Rixos Hotels geliyor. Türkiye'de ve dünyanın diğer ülkelerindeki yatırımlarıyla yıllar içinde operasyonel yetkinlik ve insan kaynağı bakımından premium segmentte bir dünya markasına dönüşen Rixos, Mısır’da geçtiğimiz yıl sektörün iki katı civarında büyümeyi başardı.</p>
<p><strong>Rixos Hotels Mısır’da 12 otel ve 7 bin 500 odalık bir kapasiteyi yönetiyor</strong></p>
<p>Rixos Hotels Mısır CEO’su Erkan Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre, kuruluş mevcut durumda Mısır’da 12 otel ve 7 bin 500 odalık bir kapasiteyi yönetiyor. Tesislerin yatırımcıları çoğunlukla Mısırlı iş insanları. Rixos diğer dünya devleri gibi, otellere kendi işletme deneyimini taşıyarak yüksek kaliteli bir hizmetin garantisi oluyor. Ultra her şey dahil konsepti, lüks hizmet anlayışı, aqua parkları ve yeme içme alanlarıyla Şarm El-Şeyh ve Hurghada gibi destinasyonlardaki tesisleriyle farklılaşıyor.</p>
<p>Rixos’un Mısır’daki diğer zincirlerin örnek aldığı ve pazarı domine eden bir grup haline geldiğini ifade eden Erkan Yıldırım şu yorumu yapıyor: “Mısır, bu seneye kadar çift haneli büyümeler kaydediyordu. 2025 yılında bir önceki seneye göre yüzde 21 büyüyerek 19 milyon turist ağırladı. Geçen sene Mısır turizminde yüzde 21 büyüme varken Rixos Hotels Mısır olarak yüzde 50 büyüdük. Bu sene ise yüzde 58’lik büyüme rakamlarından bahsediyoruz. Şu anda Mısır'da 12 otel ve 7 bin 500 odayla hizmet veriyoruz.”</p>
<p>Erkan Yıldırım 2025’te Rusya, İngiltere, Kazakistan, İngiltere, Özbekistan, Polonya, Almanya, İtalya başta olmak üzere farklı coğrafyalardan 500 bin yabancı turisti ağırladıklarını ifade ediyor. Ve ekliyor. “2026da bu rakamı 600 bine çıkarmayı başardık. Türkiye’den gelen 500 bin Türk turistin 50 bini Rixos tesislerine konakladı. Türkiye gelen ziyaretçi sayısı itibarıyla beşinci sırada yer aldı.”</p>
<p>Rixos’un başarılı yükselişi gelecekteki yatırımlar için de yol açmış durumda. Erkan Yıldırım “İşletme hamlelerimiz aralıksız sürecek. Şu an imza aşamasına geldiğimiz çok ciddi 4-5 proje daha var. Hedefimiz net: 3 yıl içinde Rixos Hotels Mısır olarak 20 otel ve 16 bin oda sayısına ulaşacağız.” diyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5c01340532-1792393235.jpeg" alt="" width="430" height="574" /></p>
<p><strong>Mısır’ın parlayan yıldızı Hurghada</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Seyahat- gastronomi konuları yazarı ve Danışman Sermet Severöz’ün organizasyonuyla küçük bir grup olarak Mısır’ın Kızıldeniz tarafında bulunan Hurghada kentinde yer alan Rixos tesislerine gittik. Rixos Mısır Pazarlama Direktörü Zafer Yavuz’un ev sahipliğinde ve Rezzak Kaykaç’ın mükemmel desteğiyle bölgeyi yakından tanıma imkanı bulduk.</p>
<p>Hurghada Kahire’nin 600 km güneyinde yer alan 260 bin nüfuslu bir kent. 36 km'lik sahil şeridine sahip. Bölgede hayat turizm üzerine kurulu. Küçük bir balıkçı köyü iken, seksenli yıllardan sonra devletinin teşvikiyle Şarm el Şeyh’e alternatif olarak geliştirilen bir turizm destinasyonuna dönüşen kentte, Mısırlı ve uluslararası yatırımcılar büyük projelere imza atıyorlar. Alman, İtalyan ve Rus turistlerin Ortadoğu’daki favori bölgesi konumunda olan bölgenin çehresi hızla değişiyor. İstanbul’dan Hurghada’ya sadece 2 saatlik bir uçuşla ulaşılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad5c030884f2-1792393264.jpeg" alt="" width="400" height="533" /></p>
<p><strong>850 oda, 1500 çalışan, 1.5 kilometrelik beyaz kum sahil</strong></p>
<p>Rixos Mısır Pazarlama Direktörü Zafer Yavuz’un verdiği bilgiye göre, iki otelde toplamda 850 oda bulunuyor. Sadece çiftlere ve ailelere hizmet veren otelin ilk bölümü 2021’de açılmış. Rixos Premium Magawish Suites&amp;Villas adındaki tesis bir kısmı havuzlu olan 410 odadan oluşuyor. Bu yıl Şubat ayında hizmete giren Rixos Premium Magawish Bay View ise 440 odasıyla hizmet veriyor.</p>
<p>1.5 kilometrelik sahili, binlerce bitki ve ağaçtan oluşan peyzaj düzenlemesi, 2 ana 10 alakart olmak üzere 12 restoranı, 20 barı ve devasa bir sahne alanı olan otelde 1500 kişi çalışıyor.</p>
<p>Tesis 12 ay boyunca açık. Ekim ayında havanın 30-31, deniz suyu sıcaklığı ise 28 derecelerde. Zafer yavuz, kış aylarında bile deniz suyunun 23 derece civarında olduğunu, yaz aylarında ise bölgedeki esintinin sıcaklığın etkisini azalttığını ve nem oranını düşürdüğünü anlatıyor.</p>
<p>Otel çok geniş bir alana yayıldığı için farklı talepleri olan ziyaretçilere uygun çözümler sunulabiliyor. Çocukların gün boyu güvenle eğlenebileceği, profesyonel kadroya sahip Rixy Kids Club’da oyun ve eğitim programları var. Çocuksuz alanları tercih edenler için +18 yetişkin havuzları, özel uşak (butler) hizmetli sahil kasabaları ve geniş bir SPA alanı mevcut. Tesiste yer alan at çiftliği de özel bir deneyim sunuyor. Dileyenler atlarla vakit geçirebiliyor hatta sahilde at binebiliyorlar.</p>
<p><strong>Otel dışına çıkmak isteyenler için seçenekler</strong></p>
<p>Otelin tam karşısında bulunan ve sular çekildiğinde ortaya çıkan göz alıcı beyaz kum tepelerinden ve turkuaz sularından oluşan doğa harikası Beyaz Ada’ya zodyaklarla beş-on dakikada gidilebiliyor. Çöl safarisi, ve tekne turları gibi klasik etkinliklerin yanı sıra , günübirlik turlarla Krallar Vadisi'nin yer aldığı Luksor'a ya da piramitleri görmek için Kahire'ye geçmek de mümkün.</p>
<p>Hurghada’daki tarihi yapılar yakın tarihin eseri. Örneğin, kent merkezinde geleneksel İslam Mimarisiyle dikkat çeken Al Mina Cami’nin yapımına 1968’de başlanmış. Mevcut hali ise 2012’de inşa edilmiş. Mısır'ın köklü Kıpti tarihini ve dini çeşitliliğini gözler önüne seren, harika vitraylara ve mimari detaylara sahip olan El Dahar bölgesinde yer alan Saint Shenouda Hristiyan katedrali 1970’lerde yapılmış.</p>
<p>2008’lerde inşa edilen Marina ise, kentin eski binaları ve dar sokaklarına tezat oluşturan bir alan. Tekneler, yatlar, restoranlar ve kafeleriyle Avrupai bir görünüme sahip olan bölge, dinlenmek için ideal bir ortam sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rixos-misirdaki-basarili-performansiyla-turizmin-rol-model-yildiz-markasi-oldu-89979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/erkan-yildirim-1792385993.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rixos Mısır’daki başarılı performansıyla turizmin rol model yıldız markası oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89968</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 19 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/IzlNjO_iz0g" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-90000</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kipaş Tekstil’den inovasyonda Türkiye birinciliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın köklü sanayi kuruluşlarından Kipaş Tekstil'in, araştırma-geliştirme faaliyetleri, yenilikçi üretim anlayışı ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla Türkiye’nin inovasyon alanındaki öncü şirketleri arasında yer almaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından, Ticaret Bakanlığının desteğiyle düzenlenen Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında gerçekleştirilen İnovaLİG 2026 sonuçlarına göre Kipaş Tekstil, Büyük Ölçekli İşletmeler kategorisinin İnovasyon Stratejisi dalında Türkiye birinciliğine layık görüldü.</p>
<p>Şirket adına ödülü Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz teslim aldı.</p>
<p>Elde edilen başarının, Kipaş Tekstil’in inovasyonu yalnızca üretim süreçlerinin değil, kurumsal stratejisinin de temel unsurlarından biri olarak ele aldığını gösterdiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklamaya göre Kipaş Tekstil’in İnovaLİG 2026’da kazandığı Türkiye birinciliği, şirketin önceki yıllarda elde ettiği başarılarla birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Kipaş Tekstil, 2022 yılında İnovaLİG’in İnovasyon ve Organizasyon Kültürü kategorisinde Türkiye birinciliği elde etmişti. </p>
<p>Şirket, 2025 yılında ise İnovasyon Stratejisi kategorisinde Türkiye üçüncüsü olarak kürsüde yer aldı. 2026 yılında aynı kategoride Türkiye birinciliğine ulaşan Kipaş Tekstil'in, inovasyon alanındaki gelişimini ve stratejik yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğu dile getirildi.</p>
<p>Bu sonuçların, şirketin yenilikçi üretim kültürünü kurumsal yapısına yerleştirme ve uluslararası rekabet gücünü geliştirme hedeflerinin sürekliliğine işaret ettiği ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-90000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/kipas-tekstilden-inovasyonda-turkiye-birinciligi-1792396270.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kipaş Tekstil, Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında düzenlenen İnovaLİG 2026’da Büyük Ölçekli İşletmeler kategorisi İnovasyon Stratejisi dalında Türkiye birincisi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-90012</guid>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Türkiye’nin otomotivde &#039;Made İn Europe&#039; kapsamı dışında bırakılması kabul edilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Mart ayında taslağı yayımlanan “AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası” üzerinde görüşmeler devam ederken, AB’nin iki öncü ülkesi Fransa ve Almanya’nın liderleri otomotiv sektöründe 2035 içten yanmalı motorlardan çıkış hedefini yumuşatma (2035’e kadar 2021’e göre %90 emisyon azaltımı) ve “<em>Made in Europe</em>” kapsamı konularında uzlaşıya vardı.</p>
<p>Şimdiye kadar Almanya otomotivde kamu alımları ve kamu teşviklerinde “<em>Made in Europe</em>” kapsamının geniş tutulmasını savunuyor, Fransa ise AB ülkeleri ile sınırlı tutulmasını istiyordu. Anlaşmayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron otomotiv endüstrisini başarıyla dönüştürmek ve iklim hedeflerini korumak ile ilişkilendirirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise ülkesi, Fransa ve Avrupa’da motorcular ve istihdam için iyi bir gün olarak nitelendirdi.</p>
<p>Bu uzlaşı ile Almanya, 2035’te otomotiv sektöründe emisyonları yüzde 100 azaltma hedefini yumuşatmanın karşılığında Fransa’nın pozisyonuna yaklaşmış oldu. Uzlaşının Türkiye’de üretilen araçları ise dışlaması sebebiyle Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği belirtiliyor.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu: “Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Federal Almanya Başbakanı Merz’in otomotiv sektöründe “<em>Made in Europe</em>” kapsamı konusunda vardıkları uzlaşı Türkiye’yi dışlaması sebebiyle son derecede düşündürücü ve bizim açımızdan kabul edilemez. Bu uzlaşıya göre otomotiv için kamu ihaleleri ve kamu teşvikleri AB’nin 27 üyesi, Birleşik Krallık ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri ile sınırlı olacak. Araç komponentlerinin, batarya hariç, %70 oranında AB ve kapsama dahil edilen ülkelerde üretilmesi şartı getiriliyor. Kapsama dahil olmanın karşılığında Birleşik Krallık’ın AB’nin gümrük tarifeleri, ticaret korunma önlemleri ve yabancı sübvansiyon tarama uygulamalarına da uyum sağlama koşulunu yerine getirmesi gerekiyor”dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının %73’ü AB’ye gidiyor. AB pazarında “<em>Made in Europe</em>” engeli ile karşılaşmamız AB ile ticaretimize ve ihracatımıza büyük zarar verecek. Süreç henüz tamamlanmadı. Taslağın yasalaşması için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin onayı gerekiyor. Ancak iki lider ülkenin bu uzlaşısı süreç üzerinde önemli etkiye sahip” diye konuştu.</p>
<h2>“<em>Made in Europe</em>”dan Türkiye’nin dışlanması gümrük birliği ile bağdaşmaz</h2>
<p>“<em>Made in Europe</em>” kapsamına Türkiye’de üretilen araçların alınmamasının gümrük birliğine aykırı olduğunu belirten Zeytinoğlu, “1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı ile yürürlüğe giren gümrük birliği, Türkiye ile AB arasında sanayi mallarında serbest dolaşımı getirirken, Türkiye’nin AB dış ticaret politikası ve önlemlerine uyumunu öngörüyor. Gümrük birliği kamu alımlarını kapsamıyor. AB’nin kamu alımlarına dahil olabilmek için Türkiye’nin de kamu ihalelerini AB’ye açması ve AB ile ikili anlaşma yapması gerekiyor ki bu konuda ilk adım atıldı. Ancak Fransa ve Almanya’nın Birleşik Krallık’ı “<em>Made in Europe</em>” kapsamına dahil ederken getirdikleri tarife ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı zaten gümrük birliği çerçevesinin de bir parçası. Türkiye’nin AB dış ticaret önlemlerine ve ortak gümrük tarifesine uyum sağlaması gerekiyor. Son dönemde gümrük birliğindeki bu uyum özellikle AB’nin STA sayısının giderek artması ve 80 ülkeye ulaşması ile bozulmuştu” dedi.</p>
<h2>“Gümrük birliği ile kazandığımız haklar korunmalı”</h2>
<p>Gümrük birliğinde olan bir ülkenin kapsam dışında ele alınması kabul edilemeyeceğini belirten Zeytinoğlu, “Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim mekanizması gibi yollara gidilerek gümrük birliği ile kazandığımız haklar korunmalı ve dışlanmaya izin verilmemelidir. Türkiye, AB üyesi olmadan gümrük birliğine giren ve uygulayan tek büyük ekonomidir. Türkiye dışında sadece San Marino ve Andorra gümrük birliği ortağıdır” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Ülkemiz bugüne kadar özellikle Kıbrıs meselesine ilişkin olarak karşısına çıkarılan engellere rağmen, gümrük birliğine bağlı kalmış ve 350 milyar avroya yakın ticaret açığı vermiştir. Buna rağmen AB’nin yegâne gümrük birliği partnerine böyle bir dışlamada bulunması hiçbir şekilde iyi niyetle bağdaşmaz. Taslağın yasalaşmasını beklemeden, Türkiye kamu alımları piyasasında mütekabiliyeti yerine getirmeli ve AB’nin dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemlerine ilişkin olarak eksiklik ve uyumsuzlukları gidermeli, iyileştirme ve reform adımlarını AB tarafına ileterek adil muamele talebinde bulunmalıdır” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-90012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/zeytinoglu-turkiyenin-otomotivde-made-in-europe-kapsami-disinda-birakilmasi-kabul-edilemez-1792403741.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa ve Almanya’nın “Made in Europe” kapsamında Türkiye’yi dışlayan uzlaşısının otomotiv ihracatına zarar vereceğini belirten KSO ve İKV Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, düzenlemenin Gümrük Birliği ile kazanılan haklarla bağdaşmadığını vurgulayarak Türkiye’nin adil muamele talep etmesi ve haklarını koruması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-zafer-berkay-baharin-89963</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 21:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’da yeni Başkan Berkay Bahar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odasının (ATSO) 124 meclis üyesi ve toplam 297 meslek komitesinin belirleneceği seçimler, Antalya Fuarcılık ve Yatırım AŞ’ye (ANFAŞ) ait fuar merkezinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Seçimlere çok yoğun katılım oldu. İki yıl önce Antalya’nın Kemer ilçesinde deniz kazasında yaşamını kaybeden ATSO Başkanı Ali Bahar’ın kardeşi ve mavi listenin lideri Berkay Bahar, kırmızı listenin öncüsü Davut Çetin ve Turuncu listenin başında yer alan Hatice Öz ile beyaz listenin adayı Reşat Güney başkanlık için yarıştı.</p>
<p>Resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, Berkay Bahar 49 meslek komitesinden 26’sını alırken, kırmızı listenin aday Davut Çetin 13, ATSO’nun ilk kadın başkan adayı ve turuncu listenin lideri Hatice Öz 3 meslek komitesini kazandı. Hatice Öz, seçimlere girdiği meslek komitesinden çıkamadı. Reşat Güney’in listesi ise meslek komitesi kazanamadı. Kahverengi liste 1, yeşil liste 3, mor liste de 1 meslek komitesi elde etti. Bankacılar meslek komitesi ise bağımsız listede yer aldı.  İki meslek komitesinde mavi ve kırmızı listenin oyları eşit çıktı. Bu iki meslek komitesinin sonucunu seçim kurulu belirleyecek.  </p>
<p>Bu sonuçlara göre Berkay Bahar, 124 meclis üyesinden 69’unu alırken Kırmızı liste 30, turuncu liste ise 9 meclis üyeliği kazandı. Geri kalan meclis üyeliklerini ise yeşil, kahverengi ve mor liste ile bağımsızlar kazandı.</p>
<p><strong>"Hizmet yarışı kazandı"</strong></p>
<p>ATSO’nun yeni başkanı Berkay Bahar, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra mavi grup üyelerine yaptığı konuşmada, seçimi kaybeden diğer adayları üzecek, kıracak şekilde sosyal medyada paylaşım yapmamalarını istedi. Bahar, ‘’ATSO seçimini kavga yerine hizmet yarışı kazandı. Hiçbir rakibimizi sosyal medyada üzecek, kıracak paylaşım yapılmasını istemiyorum. Altı aydır kavgadan yorulduk. Artık kimseyi kırmayalım. Çok emek verdiniz. Çok çalışacağız. Bu şehirde zülfiyara dokunacağız’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-zafer-berkay-baharin-89963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/3/1280x720/atsoda-zafer-berkay-baharin-1792346551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda yapılan seçimlerin ilk etabını mavi listenin adayı Berkay Bahar kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-medya-ilanlarina-152-milyon-lira-ceza-90001</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyal medya ilanlarına 15,2 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, sahte ilanların, ilan kirliliğinin ve tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla hayata geçirilen Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) kapsamında, sosyal medya platformlarında yayımlanan taşınmaz ve taşıt ilanlarına yönelik denetimlerin aralıksız sürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Instagram, Facebook, WhatsApp ve TikTok dahil elektronik ortamda yayımlanan taşınmaz ve taşıt ilanlarında kimlik ve yetki doğrulaması yapılması zorunluluğu bulunduğu hatırlatılan açıklamada, sosyal medya paylaşımlarında fotoğraf, video ve açıklamalara yer verilebilmesi için EİDS üzerinden doğrulanmış ilan bağlantısının paylaşılması ve kullanılan görsel ve açıklamaların doğrulanmış ilana konu taşınmaz veya taşıta ait olması gerektiği vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen incelemeler neticesinde, Instagram, Facebook ve TikTok platformlarında mevzuata aykırı şekilde ilan paylaştığı tespit edilen 70 emlak ve oto galeri işletmesine toplam 7 milyon lira idari para cezası uygulandığı ve böylece bugüne kadar bu kapsamda yaptırım uygulanan işletme sayısının 152'ye, toplam idari para cezasının ise 15,2 milyon liraya yükseldiği bildirildi.</p>
<p><strong>Sosyal medya platformlarına da yaptırım uygulandı</strong></p>
<p>Bu kapsamda sosyal medya platformlarına da yaptırım uygulandığı aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"EİDS'ye entegre olmadığı ve kimlikle yetki doğrulama yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen Meta Platforms İstanbul Bilişim Hizmetleri Ltd. Şti'ye 20 milyon lira, TikTok İstanbul Dijital Medya ve Reklam Ltd. Şti.'ye ise 4 milyon lira idari para cezası uygulandı. Meta Platforms İstanbul Bilişim Hizmetleri Ltd. Şti.'ye bu kapsamda uygulanan toplam idari para cezası tutarı 36,2 milyon liraya ulaştı."</p>
<p>Açıklamada, sosyal medya platformlarında yayımlanan taşınmaz ve taşıt ilanlarında fiyat bilgisine yer verilmemesinin tüketici mağduriyetlerine yol açabildiğinin değerlendirildiği ve ilan paylaşımlarında taşınmazın veya taşıtın fiyat bilgisinin de bulunması gerektiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin korunması, sahte ilanların ve ilan kirliliğinin önlenmesi ile elektronik ticaret ortamında şeffaflığın sağlanması amacıyla sosyal medya platformlarında yayımlanan taşınmaz ve taşıt ilanlarını titizlikle takip etmeye devam edecek. Bu çerçevede emlak ve oto galeri işletmelerinin idari yaptırımlarla karşılaşmamaları için sosyal medya paylaşımlarında EİDS üzerinden doğrulanmış ilan bağlantısına ve ilan fiyatı bilgisine mutlaka yer vermeleri, paylaşılan görsel ve açıklamaların doğrulanmış ilana konu taşınmaz veya taşıta ait olması hususlarında gerekli hassasiyeti göstermeleri önem arz ediyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sosyal-medya-ilanlarina-152-milyon-lira-ceza-90001</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, sosyal medyada mevzuata aykırı ilan veren toplam 152 emlak ve galeri işletmesine toplam 15,2 milyon lira idari para cezası uygulandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-60-bin-tonluk-alim-hedefi-89956</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik’in hedefi 60 bin tonluk alım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik, yeni sezonda üreticiden yaklaşık 60 bin ton zeytin almayı hedefliyor. Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin 3 milyon 800 bin tona ulaşmasının beklendiğini belirten Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, bu seviyenin gerçekleşmesi halinde Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesine ulaşılacağını söyledi. Marmarabirlik’in çalışma bölgesinde yaklaşık 400 bin tonluk üretim beklendiğini kaydeden Yıldız, yüksek rekolte döneminde üreticinin emeğinin karşılığını almasının ve ürünün ekonomik değerini korumasının önem taşıdığını ifade etti.</p>
<h2>“Üretici emeğinin karşılığını almalı”</h2>
<p>Yeni sezon hazırlıkları ve alım planına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ali Yıldız, “Türkiye genelinde rekolte tespit komisyonu çalışmalarını tamamladı. 3 milyon 800 bin ton, yani sofralık ve yağlık zeytin bekleniyor. Bu da gerçekleşirse Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesi olacak” dedi. Marmarabirlik’in alım hedefini de açıklayan Yıldız, “Üreticimizin emeğinin karşılığını alması için biz de elimizden geleni yapıyoruz. 60 bin tona yakın alım planımız var. Bu da Marmarabirlik’in en yüksek rakamlarından biri olacak inşallah” diye konuştu. Yıldız, rekolte artışının üretici açısından bir sorun haline gelmemesi için üreticilerin, kooperatiflerin, birliklerin ve ilgili kurumların iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad472c188961-1792307905.jpg" alt="" width="750" height="500" /></p>
<h2>“Tüketimi 4-6 kilograma çıkarmalıyız”</h2>
<p>Türkiye’de zeytinyağı tüketiminin üretim potansiyeline kıyasla düşük kaldığına dikkat çeken Yıldız, iç pazarda talebin artırılmasının sektörün geleceği açısından kritik olduğunu belirtti. Yıldız, “Ülkemizdeki tüketim oranları çok düşük. Zeytinyağında tüketim kişi başına 2 kilogram civarında. Eğer bu rakamı 4-6 kilolara çıkarabilirsek, kendi ürettiğimiz zeytin ülkemizde ancak başa baş olarak değerlendirilebilir. Tüketimi artıracak çalışmalar çok önemli” ifadelerini kullandı. Zeytin ve zeytinyağının tanıtımına yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini belirten Yıldız, özellikle rekoltenin yüksek olduğu sezonlarda iç tüketimin artırılmasının üreticinin ürününü değerlendirmesine katkı sağlayacağını kaydetti.</p>
<h2>“Taklit ve tağşişte yaptırımlar ağırlaştırılmalı”</h2>
<p>Zeytinyağı piyasasında taklit ve tağşişin sektörün önemli sorunları arasında yer aldığını söyleyen Yıldız, denetimlerin yanı sıra cezaların da caydırıcı olması gerektiğini dile getirdi. Yıldız, “Taklit ve tağşiş, sektörün en sıkıntılı konularından bir tanesi. Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapıyor ve tağşişli ürünler tespit edilerek kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak ceza ve yaptırımların daha ağır olması, bu sorunun önüne geçecektir diye düşünüyorum” dedi. Tüketicilere güvenilir firmaların ve markaların ürünlerini tercih etmeleri çağrısında bulunan Yıldız, sektörde kalite ve güvenin korunmasının önemine işaret etti.</p>
<h2>“İşçilik ve akaryakıt maliyetleri üreticiyi zorluyor”</h2>
<p>Zeytin üreticisinin karşı karşıya olduğu maliyet baskısına da değinen Yıldız, özellikle işçilik ve akaryakıt giderlerindeki artışın üretim ekonomisini olumsuz etkilediğini belirtti. Bölgelere göre değişen işçilik ücretlerinin de maliyetleri artırdığını kaydeden Yıldız, üreticinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi için maliyetlerin dikkate alınması ve gerekli desteklerin sağlanması gerektiğini söyledi. Marmarabirlik’in ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalarına da değinen Yıldız, zeytinyağlı kakaolu fındık kremasının Türkiye genelinde 4 bin satış noktasında tüketiciyle buluştuğunu açıkladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikten-60-bin-tonluk-alim-hedefi-89956</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/marmarabirlikten-60-bin-tonluk-alim-hedefi-1792307856.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Türkiye genelinde zeytin rekoltesinin 3,8 milyon ton ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek üretim seviyesine ulaşılacağı öngördüklerini belirterek, “Marmarabirlik olarak 60 bin tona yakın alım planımız var. Bu da Marmarabirlik’in en yüksek rakamlarından biri olacak” dedi. Yıldız, üreticinin artan maliyetlerine dikkat çekerken, zeytinyağında kişi başı tüketimin 2 kilogramdan 4-6 kilograma çıkarılması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sutas-turkiyenin-en-guvenilir-markasi-secildi-89955</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 10:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sütaş, Türkiye’nin en güvenilir markası seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Sütaş, marka güvenilirliği ve itibarı odağında gerçekleştirilen Trusted Brand 2026 Araştırması’nda sektörünün en güvenilir markası seçildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, 1 Ağustos-15 Eylül 2026 tarihleri arasında yürütülen araştırma kapsamında 17 bin 200 kişinin görüşleri değerlendirildi. Sütaş, araştırma sonuçlarına göre süt ve süt ürünleri kategorisinde Trusted Brand Awards 2026 birincilik ödülünü kazandı.</p>
<p>Türkiye’de markaların tüketici nezdindeki güvenilirliğini ölçmek amacıyla bu yıl ilk kez gerçekleştirilen Trusted Brand 2026 Araştırması’nın sonuçları, Global Marketing Summit kapsamında açıklandı. Toplam 14 sektörde yapılan değerlendirmede markalar, yedi ana boyut ve 18 alt kriter üzerinden incelendi. Araştırmada elde ettiği birincilikle öne çıkan Sütaş'ın, tüketici güveninin marka itibarı açısından belirleyici rolünü ortaya koyan sonuçlar arasında yer aldığı bildirildi. Şirketin Türkiye genelinde geniş bir hane erişimine sahip olması da marka bilinirliği ve tüketiciyle kurduğu ilişkinin önemini artırdığı vurgulandı.</p>
<h2>“Güvenilirlik vazgeçilmez bir yükümlülük”</h2>
<p>Ödülü Sütaş adına teslim alan Yönetim Kurulu Üyesi ve Grup Pazarlama Başkanı Ergun Ermutlu, güven ve itibarın yalnızca kısa vadeli iş sonuçlarını değil, markanın toplumla kurduğu uzun vadeli ilişkiyi de şekillendirdiğini belirtti. Süt sektöründe faaliyet göstermenin önemli bir sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Ermutlu, şirketin 50 yılı aşkın süredir bu anlayışla hareket ettiğini ifade etti. Ermutlu, tüketicilerin yanı sıra çalışanlara, üreticilere ve iş ortaklarına da teşekkür etti.</p>
<h2>“Üretimden tüketiciye entegre model”</h2>
<p>Sütaş’ın “Çiftlikten Sofralara” iş modelinin kalite, gıda güvenilirliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik başlıklarını kapsadığını belirten Ermutlu, ödülü şirketin uzun yıllardır sürdürdüğü yaklaşımın tüketiciler nezdindeki karşılığı olarak değerlendirdiklerini söyledi. Trusted Brand 2026 Araştırması, markaların güvenilirlik ve itibar performanslarını ölçmenin yanı sıra sektörler arasında karşılaştırma yapılmasını da amaçlıyor. Araştırmanın, Türkiye’de güven odaklı marka yönetiminin gelişimine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sutas-turkiyenin-en-guvenilir-markasi-secildi-89955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/sutas-turkiyenin-en-guvenilir-markasi-secildi-1792307245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sütaş, Trusted Brand Awards 2026 Araştırması’nda süt ve süt ürünleri kategorisinde birinci oldu. FutureBright Group ve RepMan iş birliğiyle Türkiye genelinde 17 bin 200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada zirveye yerleşen markanın tüketici güveni ve itibar alanındaki konumunu güçlendirdiği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bir-kentin-hayali-ve-vizyonu-erciyesi-dunyanin-en-onemli-kayak-merkezine-donusturdu-89954</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 09:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Erciyes dünyanın en önemli kayak merkezine dönüştü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR-HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>300 milyon euroluk yatırım yapılan Erciyes'in dünyanın en önemli kayak merkezi haline geldiği bildirildi. Avrupa’daki kayak merkezlerinin iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmesinin Avrupalı kayakseverlerin ilgisini Erciyes’e çevirdiği belirtilirken merkezin Kayseri ekonomisine yıllık 200 milyon euroluk katkı sağladığı ifade edildi.  </p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediyesi İştiraki Erciyes AŞ ve Turizm Gazeteci ve Yazarları Derneği (TUYED) iş birliği ile Antalya, İstanbul ve Adana’dan gazeteciler için Kayseri’de iki günlük etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, Kayseri’nin turizm potansiyeli tanıtıldı.</p>
<p>Başta mobilya olmak üzere sanayi ve tarım sektörleriyle tanınan Kayseri'nin, kayak merkezi ve spor tesisleriyle birlikte turizm sektöründe de büyüyerek ekonomik gelişimini daha da büyütmek istediği vurgulandı.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, kentin ortak hayali ve vizyonu ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Erciyes'te kayak merkezi yatırım kararı aldı. Erciyeş’te 26 milyon metrekare alanın tapusu Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi. 2025’te de Kayseri Büyükşehir Belediyesi iştiraki Erciyes AŞ kuruldu ve kayak merkezi yatırımı için harekete geçildi. 2011 yılından itibaren de 300 milyon euroluk yatırım ile Avrupa’nın en büyük kayak merkezi faaliyete geçirildi.</p>
<p>Erciyes AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Zafer Akşehirlioğlu, Türkiye’nin tek "dağ yönetim şirketi" olduklarını, yatırımlarla, Erciyes’te yaz ve kış spor etkinlikleri ve turizm yapılabildiğini söyledi. Kayseri’nin 2029 Dünya Spor Başkenti ve 2027 yılının da Kültür Başkenti ilan edildiğini anımsatan Akşehirlioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’300 milyon euroluk yatırımla en son teknolojisi kullanılarak dünya ve Avrupa’nın en önemli kayak merkezi haline geldi. 150 adet suni kar makinesi ile gece gündüz karlama yapılıyor. Bölgemizde ‘kar garantili sezon’ yaratıldı. Yine son teknoloji ile 21 mekanik tesisi ve 40’tan fazla ve yaklaşık 112 kilometre uzunluğunda kayak pisti gerçekleştirildi. Türkiye’nin en yüksek kayak noktasıyız. 2200-3400 metre yükseklik arasında kayak olanağı yarattık. Önümüzdeki günlerde de dağ kızağı tesisleri devreye girecek.’’</p>
<p><strong>"İklim değişikliği Avrupa kayak merkezlerini etkiledi"</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin Avrupa’daki kayak merkezlerini olumsuz etkilediğini, buralarda kar yağışının dağın yüksek yerlerinde etkili olması, Avrupalı kayak severlerin ilgisi de Erciyes’e çevirdi. Ülke içinden ve Avrupa’dan farklı havaalanlarından direkt uçuşların yapılması ve Kapadokya’ya yakın olması nedeniyle Kayseri’de son yıllarda da turizmde de atak yapmaya başladığını anlatan Akşehirlioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Küresel ısınma Avrupa’da kayak merkezlerinde kar yağışını zayıflattı. Bölgemizde ise küresel ısınmanın etkisini görmüyoruz. Uzmanlar tarafından 50 yıla kadar etkilenme olmayacağı belirtiliyor. Endonezya’dan Malezya’ya, Brezilya’dan Japonya ve Çin’e, Çekya’dan Polonya’ya kadar çeşitli ülkelerden turist Kayseri’ye geliyor. Erciyes’te yeni otel yatırımları da var. Çeşitli firmaların tahmini 100 milyon Dolarlık otel yatırımı bulunuyor. Erciyes’te halen 3 bin yatak kapasitesi var. Yeni yapılacak 4 otel yatırımı ile yatak kapasitesi 3 bin 500’e çıkacak.’’</p>
<p><strong>"Spor turizmi de gelişiyor"</strong></p>
<p>Erciyes A.Ş tarafından yapılan yatırımlarla ‘ Yüksek İrtifa’ bölgesinde olimpik standartlarda kapalı yüzme havuzu, 8 adet futbol sahası ve çok amaçlı spor merkezi bulunduğunu bir özel işletmenin de 16 tenis kortu bulunduğunu anlatan Zafer Akşehirlioğlu, ‘’Bu yıl birçok ülkeden spor kulüpleri Erciyes’te kamp yaptı. Avrupa’nın çeşitli ülkeleri başta olmak üzere Suudi Arabistan, Ortadoğu ülkeleri, Rusya ve Ukrayna takımları yarış ve hazırlık kamplarını Erciyes’te gerçekleştirdi. Bölgede yapılacak yeni otellerle kamp yapan sporcu sayısı da artacak’’ dedi.</p>
<p><strong>"Kent ekonomisine 200 milyon euro katkı"</strong></p>
<p>Avrupalı acentelerin Kapadokya ve Kayseri’yi birlikte pazarlayarak paket tur satışa sunduklarını vurgulayan Erciyes A.Ş Genel Müdürü Zafer Akşehirlioğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Kayseri’ye gelen turist sayısı ve kamp yapan sporcu ve takım sayısı her geçen yıl artıyor. Kar amacından daha ziyade daha kaliteli hizmet vermek ve turizm potansiyelini artırmak için çalışıyoruz. Erciyes A.Ş olarak kent ekonomisine her yıl en az 200 milyon euro katkı sağlıyoruz. Hayalle başlayan yatırım Erciyes’i dünyanın en önemli kayak merkezine dönüştürdü.’’</p>
<p><strong>"Kayseri sporun başkenti"</strong></p>
<p>Kayseri Kültür ve Turizm İl Müdürü Şükrü Dursun da, geçen yıl turizm sezonunun çok iyi geçtiğini, 3 milyondan fazla yerli ve yabancı turistin kenti ziyaret ettiğini söyledi. Bu yıl ziyaretçi sayısının 3,5 milyon olarak beklendiğini anlatan Dursun, Kayseri’de yeni müzeler kurulacağını, kazıların devam ettiğini ve yenilerinin başlayacağını bildirdi.  Kayseri’de uluslararası yüzme ve kış sporları yarışları ile tenis ve birçok spor etkinlikleri yapıldığını anlatan Dursun, ‘’Kentimizde uluslararası onaylanmış yarışlar düzenleniyor. Kayak tutkunlarına yönelik Çekya ve Polonya’dan Kayseri’ye charter seferleri gerçekleştiriliyor. Hem kayak hem de kültür turları yapılabiliyor. Kayseri’nin şu anda 12 bin yatak kapasitesi var. Ancak, bu yeterli değil. Kayseri turizmi gelişiyor’’ dedi.</p>
<p>Kayseri’nin gastronomisi, tarihi ve doğal güzellikleri ve kültürel varlıklarıyla da öne çıktığına dikkat çeken Şükrü Dursun, Turizm Master Planının onaylandığını, Erciyes Kayak Merkezi’nin Kayseri turizminin lokomotifi olduğunu belirterek, kent merkezinde üç yeni müzenin daha yapılacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bir-kentin-hayali-ve-vizyonu-erciyesi-dunyanin-en-onemli-kayak-merkezine-donusturdu-89954</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/4/1280x720/bir-kentin-hayali-ve-vizyonu-erciyesi-dunyanin-en-onemli-kayak-merkezine-donusturdu-1792306330.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erciyes AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Akşehirlioğlu, Türkiye’nin tek &quot;dağ yönetim şirketi&quot; olduklarını belirterek, &quot;300 milyon euroluk yatırımla en son teknolojisi kullanılarak dünya ve Avrupa’nın en önemli kayak merkezi haline geldi. 150 adet suni kar makinesi ile gece gündüz karlama yapılıyor. Bölgemizde ‘kar garantili sezon’ yaratıldı. Yine son teknoloji ile 21 mekanik tesisi ve 40’tan fazla ve yaklaşık 112 kilometre uzunluğunda kayak pisti gerçekleştirildi. Türkiye’nin en yüksek kayak noktasıyız. 2200-3400 metre yükseklik arasında kayak olanağı yarattık. Önümüzdeki günlerde de dağ kızağı tesisleri devreye girecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akdeniz-ve-ege-arasinda-ticaret-koprusu-kuruldu-89953</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 09:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akdeniz ve Ege arasında ticaret köprüsü kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD) üyelerinin ticari ilişkilerini geliştirmek, yeni pazarlara ulaşmalarını sağlamak ve şehirlerarası ekonomik iş birliklerini güçlendirmek amacıyla başlattığı ‘Ticaret Köprüsü’ etkinliklerine Denizli’den sonra İzmir’de de devam etti. ANTGİAD üyeleri, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) ile İzmir’de bir araya geldi. Farklı sektörlerden iş insanlarının bir araya geldiği etkinlikte yeni ticaret, yatırım ve ortaklık fırsatlarını değerlendirildi.</p>
<p>İzmir’in tarihi Kemeraltı bölgesinde bulunan, yaklaşık 400 yıllık geçmişe sahip EGİAD Sosyal ve Kültürel Etkinlikler Merkezi’nde (ESKEM) gerçekleştirilen etkinliğe EGİAD Başkanı M. Kaan Özhelvacı ve ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş ile  her iki derneğin üyeleri katıldı.</p>
<p>Etkinlikte firma tanıtımları, sektörel değerlendirmeler ve ikili iş görüşmeleri gerçekleştirildi. Yapay zeka destekli B2B eşleşme olanağı sunan TÜRKONNECT uygulaması da yeni ticari bağlantıların kurulmasına katkı sağladı.</p>
<p>ANTGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan YAVAŞ, Ticaret Köprüsü buluşmalarının derneğin iş geliştirme vizyonunun önemli bir parçası olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Antalya, turizmdeki uluslararası gücü, tarımsal üretim kapasitesi, gelişen sanayisi ve girişimci insan kaynağıyla Türkiye ekonomisinin en önemli merkezlerinden biridir. Kentimizin sahip olduğu ekonomik potansiyeli daha büyük bir değere dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bunun yolu, Antalya iş dünyasını yeni pazarlarla, farklı sektörlerle ve güçlü ticari ağlarla buluşturmaktan geçiyor. Denizli’de başlattığımız Ticaret Köprüsü çalışmalarını İzmir’e taşıdık. Hedefimiz, bu buluşmaları farklı kentlerde sürdürerek Antalya iş dünyasının ticari etki alanını genişletmek. Antalya’nın girişimci gücünü Türkiye’nin dört bir yanına taşımak, kentimizin ekonomik potansiyelini ulusal ve uluslararası ölçekte büyütmek istiyoruz.”</p>
<p>ANTGİAD’ı üyelerine yeni ekonomik fırsatlar sunan, ticareti geliştiren, yatırım imkanları oluşturan ve Antalya’nın ekonomik geleceğine katkı sağlayan güçlü bir iş dünyası kuruluşu olarak konumlandırdıklarını belirten Yavaş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İnanıyoruz ki güçlü iş dünyası örgütleri, güçlü şehir ekonomilerinin oluşmasında önemli bir rol üstlenir. Bu etkinliğin gerçek başarısını, kurulan bağlantılardan doğacak yeni ortaklıklar, yatırımlar ve ticari anlaşmalar belirleyecek. Bizim için her yeni tanışma bir fırsat, her yeni iş birliği ekonomik büyümeye atılmış önemli bir adımdır. Ticaret köprüleri kuruyoruz. Şimdi bu köprülerden karşılıklı ticaretin, yatırımın ve ekonomik değerin geçmesini hedefliyoruz. Bugün kurulan ilişkilerin yarın yeni anlaşmalara, ortak projelere ve kalıcı ticari ortaklıklara dönüşmesini arzu ediyoruz. Antalya ve İzmir, Türkiye’nin dünyaya açılan iki önemli ekonomik merkezidir. Antalya’nın turizm ve tarımsal üretimdeki deneyimiyle İzmir’in sanayi, dış ticaret, lojistik ve teknoloji alanlarındaki birikimi arasında önemli iş birliği fırsatları görüyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akdeniz-ve-ege-arasinda-ticaret-koprusu-kuruldu-89953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/akdeniz-ve-ege-arasinda-ticaret-koprusu-kuruldu-1792306125.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Genç İş İnsanları Derneği girişimleriyle Akdeniz ve Ege arasında ticaret köprüsü oluşturuldu. ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, “Ticaret köprülerinin gerçek başarısı, kurulan bağlantıların yeni ortaklıklara, yatırımlara ve somut ekonomik değere dönüşmesidir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-gelir-vergisi-tahsilatinda-yuzde-80-artis-89952</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 09:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da gelir vergisi tahsilatında yüzde 80 artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Defterdarı İlhan Karayılan, rakipsiz yeniden göreve seçilen Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır’ı ziyaret ederek başarı dileğinde bulundu. Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu üyeleri Halil Bülbül ve Ragıp Gök’ün de  yer aldığı ziyarette Antalya ekonomisi ve ekonomik gelişmelerin kent üzerindeki etkileri değerlendirildi.</p>
<p>Antalya Defterdarı İlhan Karayılan, Antalya ekonomisinin küresel ekonomik daralmaya rağmen canlılığını koruduğunu söyledi. Kentin dünya ekonomisiyle güçlü bağları nedeniyle küresel gelişmelerden doğrudan etkilendiğini belirten Karayılan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Jeopolitik gelişmeler, çevre ülkelerde yaşanan siyasi hareketlilikler ve küresel ekonomik daralmanın olumsuz etkileri Antalya ekonomisine de yansımaları oldu. Avrupalı turistlerin harcamalarında yaşanan değişimler turizm ekonomisi üzerinde etkili oldu. Tüm bu koşullara rağmen Antalya ekonomik canlılığını ve ülke ekonomisine katkısını sürdürdü. Vergi gelirlerindeki artış dikkat çekici. Gelir vergisi tahsilatında yüzde 80, kurumlar vergisinde de yüzde 30’un üzerinde artış gerçekleşti. Tarım sektörü ve Antalya Ticaret Borsası’nın kent ekonomisi için çok önemli.’’</p>
<p><strong>Ali Çandır: Antalya ekonomisine katkımızı sürdürüyoruz</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır da, Antalya ekonomisinin tarım, turizm ve ticaret başta olmak üzere farklı sektörlerin katkısıyla gücünü koruduğunu belirtti.  Çandır, küresel ekonomik daralma ve jeopolitik belirsizliklerin iş dünyası üzerindeki etkilerine rağmen Antalya Ticaret Borsası üyelerinin ve tarım sektörünün kent ekonomisine değer katmayı sürdürdüğüne dikkat çekti.</p>
<p>Üretimin ve ekonomik faaliyetlerin devamlılığının önemini vurgulayan Çandır, ‘’Kamu kurumları ile iş dünyası arasındaki iş birliği ekonomik gelişim açısından önemli. Antalya ekonomisinin güçlenmesi, üretimin desteklenmesi ve kentin ekonomik potansiyelinin daha ileriye taşınması için kurumlar arası iş birliğini sürdürmeye devam edeceğiz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-gelir-vergisi-tahsilatinda-yuzde-80-artis-89952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/2/1280x720/antalya-gelir-vergisi-tahsilatinda-yuzde-80-artis-1792305890.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Defterdarı İlhan Karayılan, Antalya&#039;da gelir vergisi tahsilatında yüzde 80, kurumlar vergisinde de yüzde 30’un üzerinde artış sağlandığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbulda-selden-etkilenen-esnafa-80-milyon-lira-destek-89983</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da selden etkilenen esnafa 80 milyon lira destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul'da meydana gelen sel felaketinden etkilenen esnafa 80 milyon lira nakdi destek sağlanacağını duyurdu.</p>
<p>Bakan Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yağışlardan etkilenen esnafın yanında olduklarını belirterek, "14-15 Ekim tarihlerinde İstanbul'da meydana gelen ve 84 yılın en şiddetli yağışı olarak kayıtlara geçen yağışların yol açtığı sel felaketinden etkilenen esnafımızın, acil ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 80 milyon lira nakdi destek sağlanacaktır. TESKOMB aracılığıyla 19 Ekim Pazartesi günü İstanbul Valiliği emrine gönderilecek destek, Valiliğimiz koordinasyonunda, sel felaketinden etkilenmiş olan esnafımıza ulaştırılacaktır. Tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbulda-selden-etkilenen-esnafa-80-milyon-lira-destek-89983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul&#039;da selden etkilenen esnafa 80 milyon lira nakdi destek sağlanacağını belirten Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;TESKOMB aracılığıyla 19 Ekim Pazartesi günü İstanbul Valiliği emrine gönderilecek destek, Valiliğimiz koordinasyonunda, sel felaketinden etkilenmiş esnafımıza ulaştırılacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/vali-aktas-ve-baskan-buyukakin-sel-bolgelerinde-gece-boyunca-calismalari-takip-etti-89959</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktaş ve Büyükakın&#039;dan sel bölgelerinde inceleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin, dere taşkınları ve su baskınlarına karşı gün boyunca sürdürdükleri çalışmalarına gece yarısından sonra da ara vermediği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, sahada görev yapan ekipleri ziyaret ederek çalışmaları yerinde takip etti. Yetkililerin yağışın etkisi azalana kadar sahadaki çalışmaları yakından takip etmeyi sürdüreceği belirtildi.</p>
<p>Aktaş ve Büyükakın, yağışın etkili olduğu yerlerde incelemelerine gece yarısından sonra da devam etti. İncelemelere Kandıra Kaymakamı Ömer Lütfi Yaran, Kandıra Belediye Başkanı Erol Ölmez ve İl Emniyet Müdürü Celal Özcan da katıldı. Selin yol açtığı tahribatı ve bölgede yürütülen çalışmaları yerinde görmek üzere sahaya çıkan heyet, afetten etkilenen mahallelerde incelemelerde bulundu. Yetkililerden çalışmaların son durumu hakkında bilgi alan heyet, hasarın giderilmesi ve vatandaşların mağduriyetlerinin azaltılması için yürütülen çalışmaları değerlendirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/vali-aktas-ve-baskan-buyukakin-sel-bolgelerinde-gece-boyunca-calismalari-takip-etti-89959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/vali-aktas-ve-baskan-buyukakin-sel-bolgelerinde-gece-boyunca-calismalari-takip-etti-1792317169.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli’de dere taşkınları ve su baskınlarına karşı ekiplerin çalışmaları gece saatlerinde de sürerken Vali İlhami Aktaş ve Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kandıra’da afetten etkilenen mahallelerde incelemelerde bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/seres26da-seramik-sektorunun-surdurulebilirlik-yol-haritasi-ele-alindi-89964</guid>
            <pubDate>Sat, 17 Oct 2026 21:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> SERES’26’da seramik sektörünün sürdürülebilirlik yol haritası ele alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Teknik Üniversitesi ve Türk Seramik Derneği iş birliğinde düzenlenen 6. Uluslararası Seramik, Cam, Emaye, Sır ve Pigment Kongresi (SERES’26), 14–17 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleşti. "Döngüsel Ekonomiye Yeni Bir Bakış: Endüstriyel İşlem Görmüş Hammaddeler” temasıyla bilim, sanat ve sanayi dünyasını buluşturan kongrede; sürdürülebilir üretim, yenilikçi malzemeler ve ileri seramik teknolojileri ele alındı. Yoğun bir katılım ile gerçekleşen SERES 2026 "Seramik ve Döngüsel Ekonomi" paneli düzenledi</p>
<p>Panelin açılış konuşmasını yapan Eskişehir Teknik Üniversitesi öğretim üyesi ve SAM Müdürü Prof. Dr. Servet Turan, sürdürülebilirliğin sanayi ve akademi dünyasının ortak geleceğini doğrudan ilgilendiren en kritik gündem maddelerinden biri haline geldiğini vurguladı. Sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Turan, “Sürdürülebilirlikle ilgili artık çok sayıda kongre düzenleniyor. Geleceğimizi ilgilendiren bu hayati konuda sektörün tüm aktörlerini bir araya getirmeye çalıştık. Panelimizde Türk Seramik Federasyonu temsilcilerinden Ar-Ge uzmanlarına, yeşil enerji araştırmacılarından sürdürülebilirlik danışmanlarına kadar geniş bir konuşmacı profili yer alıyor. Seramik sektöründe karbon ve su ayak izi hesaplamalarından doğal hidrojen (beyaz hidrojen) kullanımına, fırınlama ve enerji kaynaklarının dönüşümünden endüstriyel atık yönetimine kadar pek çok stratejik konuyu masaya yatırıyoruz” dedi.<br /><br /><strong>Endüstriyel işlenmiş hammadde</strong></p>
<p>Özellikle hammadde ve atık yönetimi vizyonunda köklü bir kavrayış değişikliğine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Servet Turan, “Geri dönüşüm süreçlerinde geleneksel 'atık' kavramı yerine 'endüstriyel işlenmiş hammadde' kavramını yerleştirmemiz ve anlatmamız gerekiyor. Sektörde sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek, atıkları ikincil bir yük değil, işlenmiş ve katma değerli bir hammadde girdisi olarak üretim süreçlerine dahil etmekle mümkündür” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Türk seramik sektörünün küresel gücü ve sürdürülebilirlik tablosu</strong></p>
<p>Panelde yapılan sektörel sunumlarda, Türk seramik sanayisinin güncel verileri ve küresel pazardaki konumu detaylarıyla paylaşıldı. Türkiye seramik sektörünün 4 ila 5 milyar dolar arasında bir pazar hacmine ulaştığı, %82’ye varan yerli katma değer oranıyla ülke ekonomisine en yüksek net döviz girdisi sağlayan alanların başında geldiği belirtildi. Üretimin %40’ını ihraç eden ve 200’den fazla ülkeye dış satım gerçekleştiren sektörün, seramik karoda Avrupa’nın 3., dünyanın 6. büyük üreticisi; seramik sağlık gereçlerinde (SSG) ise 25,4 milyon adetlik zirve üretimiyle Avrupa’nın en büyüğü, dünyanın ise 3. büyük üreticisi konumunda olduğu kaydedildi.</p>
<p>Ancak global pazardaki daralma, küresel rekabet baskısı ve son dönemde tırmanan enerji maliyetlerinin etkisiyle sektördeki istihdamın 80 binlerden 40 bin seviyelerine gerilediği, karo üretiminin de 439 milyon metrekareden gerileme kaydettiği aktarıldı.</p>
<p><strong>Geri dönüşümde enerji dengesi ve ar-ge’nin stratejik rolü</strong></p>
<p>Panelin teknik değerlendirmelerinde, seramik üretim süreçlerinde açığa çıkan ham ve pişmiş atıkların geri kazanımı detaylandırıldı. Sektör genelinde yılda yaklaşık 330 bin ton atığın meydana geldiği, pişmemiş ham atıkların %100’e yakın oranlarda yeniden üretime dahil edilebildiği vurgulandı. Buna karşın sinterlenmiş pişmiş atıkların geri dönüşümünde ciddi teknik ve finansal sınırlar bulunduğu ifade edildi. Pişmiş kırıntıların 7 mikron ile 63 mikron arasında mikronize edilerek öğütülmesi sürecinin yaklaşık 20 katlık bir elektrik enerjisi tüketim farkı yarattığı, atığı geri dönüştürürken yüksek elektrik tüketimi nedeniyle karbon emisyonunun tırmanabileceği uyarısı yapıldı. Bu nedenle pişmiş atık kullanımının reçetelerde %5 ila %10 bandıyla sınırlandığı, asıl hedefin ise üretim verimliliğini artırarak ıskarta ve atık oluşumunu kaynağında engellemek olduğu dile getirildi.</p>
<p>Mevcut üretim teknolojilerinin ve hammadde tedarik kanallarının küresel ölçekte standartlaştığını belirten konuşmacılar, Türkiye’nin rekabetçi üstünlüğünü ve teknoloji liderliğini korumasının tek yolunun Ar-Ge, yapay zeka modellemeleri ve dijital ikiz uygulamalarından geçtiğinin altını çizdi. Ayrıca Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) pilot süreçlerine uyum, yeşil hidrojen entegrasyonu ve nitelikli malzeme mühendisi yetiştirilmesinin sektörün sürdürülebilir geleceği için zorunlu olduğu ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/seres26da-seramik-sektorunun-surdurulebilirlik-yol-haritasi-ele-alindi-89964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/seres26da-seramik-sektorunun-surdurulebilirlik-yol-haritasi-ele-alindi-1792349655.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir&#039;de düzenlenen SERES’26&#039;da sürdürülebilir üretim, yenilikçi malzemeler ve ileri seramik teknolojileri ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
