<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerin-ihracatinda-orta-ve-yuksek-teknoloji-payi-yuzde-584e-cikti-90573</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerin ihracatında orta ve yüksek teknoloji payı yüzde 58,4&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, serbest bölgelerin yılın ocak-eylül dönemine ait ihracat performansını değerlendirdi.</p>
<p>Bu bölgelerin eylülde ihracatının yüzde 14,8 artışla 1,15 milyar dolara, ocak-eylül döneminde de yıllık bazda yüzde 6,3 artışla 9,8 milyar dolara yükseldiğine işaret edilen açıklamada, "Serbest bölgelerde ihracatın ithalatı karşılama oranı eylülde yüzde 165,5, 9 aylık dönemde yüzde 159,7 olmuştur. 19 serbest bölgemiz net ihracatçıdır, küresel rekabette güçlenmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, ocak-eylül döneminde serbest bölgelerden yapılan toplam satışlar içinde ihracatın payının yüzde 76,1 olduğuna dikkat çekilerek, "Yılın 9 ayında serbest bölgelerin ihracat portföyünün teknolojik niteliği güçlenmeye devam etti. Serbest bölgelerin toplam ihracatında orta-ileri teknoloji ve yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 58,4'e ulaştı. Bu, Türkiye'nin katma değerli ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağladı." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p><strong>Firmalar 88 bin 7 kişiye doğrudan istihdam sağladı</strong></p>
<p>Bu bölgelerde 466'sı yabancı olmak üzere 1930 kullanıcı firmanın faaliyet gösterdiği aktarılan açıklamada, firmaların 88 bin 7 kişiye doğrudan istihdam sağladığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, 2 bin 788 faaliyet ruhsatının 2 bin 102'sinin yerli, 686'sının yabancı kullanıcılara verildiği bildirilerek, üretim konulu faaliyet ruhsatlarının toplam içindeki payının yüzde 44,6'ya yükseldiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Ege Serbest Bölgesi'nin payı yüzde 25,8</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölgesi'nin, ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre 159,2 milyon dolar (yüzde 6,7) artırarak 2 milyar 542 milyon dolara yükselttiğine işaret edilen açıklamada, bu bölgenin, serbest bölgelerin toplam ihracatının yüzde 25,8'ini tek başına üstlendiği aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, Bursa Serbest Bölgesi'nin ihracatını yüzde 30,7 artırarak 1 milyar 563 milyon dolara çıkardığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi, yılın 9 ayında ihracatını yıllık bazda yüzde 23,4 artırarak 425 milyon dolara yükseltti. Adana-Yumurtalık, Batı Anadolu, Bursa ve Trabzon serbest bölgelerinin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış kaydedildi. Ege Serbest Bölgesi, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette 4,81 milyar dolarlık hacme ulaşarak serbest bölgelerin toplam ticaret hacminin yüzde 22'sini tek başına gerçekleştirdi. Adana-Yumurtalık, Avrupa, Batı Anadolu ve Gaziantep serbest bölgelerinin ticaretlerinde ve ticaret hacimlerindeki artış dikkat çekti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu doğrultusunda ülkemizin güvenli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde serbest bölgelerimizin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerin-ihracatinda-orta-ve-yuksek-teknoloji-payi-yuzde-584e-cikti-90573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ege-serbest-bolgesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 9 aylık verilerine göre, 19 serbest bölgenin ihracatında orta-ileri teknoloji ve yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 58,4&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-likidite-hamlesi-90568</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan likidite düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası ticari kredi büyüme sınırından istisna tutulan kredilere yönelik değişiklik yaptı.</p>
<p>Bankalara gönderilen yazıya göre bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde Türk lirası cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak Türk lirası krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi.</p>
<p>TCMB, düzenlemeyle makrofinansal istikrarı ve likidite yönetimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Bu kapsamda kredi değerliliği yüksek ihraççıların banka finansmanına erişiminde kredi büyüme sınırları kaynaklı olası zorlanmanın önlenmesi ve ihraççıların likidite yönetiminin kolaylaştırılması hedeflenirken istisna, yıl sonuna kadar yapılacak itfaları kapsayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-likidite-hamlesi-90568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/para-money-lira-1776345346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankalar dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde TL ile ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelenlerin ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırından istisna edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-atigindan-elyaf-uretiminin-3-5-milyon-tona-cikmasi-bekleniyor-90557</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 09:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil atığından elyaf üretiminin 3-5 milyon tona çıkması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel tekstil ve hazır giyim sektöründe sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi yatırımları hız kazanırken geri dönüşüm pazarına ilişkin yeni veriler açıklandı. Global sürdürülebilir tekstil kuruluşu Textile Exchange'in Textile-to-Textile Recycled Fiber raporunda tekstil atıklarının yeniden elyafa dönüştürülmesine yönelik küresel kapasiteyi ve 2030’a kadar beklenen gelişmeleri mercek altına aldı. Rapora göre 2025’te geri dönüşüme uygun 10 milyon ton atığın 7 milyon tonunu üretim atıkları, 3 milyon tonunu kullanım ömrünü tamamlamış ürünler oluşturdu. 2030’da toplam miktarın 15 milyon tona, üretim atıklarının 9 milyon tona, tüketici sonrası atıkların ise 5-6 milyon tona ulaşması bekleniyor. Böylece 5 yılda yaklaşık yüzde 50 artış öngörülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adeeec473173-1792995012.png" alt="" width="415" height="247" />Raporda öne çıkan bulgulardan biri, geri dönüşüme uygun atık miktarı ile bu atıklardan üretilebilecek elyaf miktarı arasındaki fark oldu. 2025’te yaklaşık 10 milyon ton geri dönüştürülebilir atıktan elde edilen eğrilebilir elyaf miktarının 1-1,5 milyon ton olduğu tahmin edildi. 2030’da ise 15 milyon tonluk potansiyele karşılık yeni tekstil üretiminde kullanılabilecek elyaf miktarının 3-5 milyon tona ulaşabileceği hesaplandı. Bu, üretimin beş yılda yaklaşık 2-5 katına çıkabileceğine işaret ediyor.</p>
<h2>Plastik şişeden dönüşüm yeterli değil </h2>
<p>Raporda sektörün geri dönüşüm stratejisinde değişime ihtiyaç duyulduğuna işaret edildi. Geri dönüştürülmüş polyester üretiminde kullanılan hammaddelerin önemli bölümü plastik şişelerden elde ediliyor. Ancak bu yöntem tekstil açısından gerçek anlamda kapalı döngü bir model oluşturmuyor. Gıda ve içecek şirketlerinin ambalajlarını yeniden değerlendirme hedeflerini artırmasıyla sektörün plastik şişe kaynaklı hammaddeye erişiminin azalabileceği belirtiliyor. Bu nedenle sektörün, kullanım ömrünü tamamlamış giysileri ve üretim sırasında ortaya çıkan tekstil atıklarını yeniden elyafa dönüştüren sistemlere yönelmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Raporda Türkiye’ye ilişkin özel bir bölüm bulunmuyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) sürdürülebilirlik dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerine göre ise Türkiye’de yılda yaklaşık 708 bin ton tekstil atığı oluşuyor. Bu atıkların elyafa dönüştürülmesiyle yaklaşık 1 milyar dolarlık ekonomik değer yaratıldığı hesaplanıyor. Tüketici sonrası tekstil atıklarının geri dönüşümünde mevzuat kaynaklı engeller bulunduğu belirtilirken mevcut geri dönüşümün çok büyük kısmında plastik şişelerin kullanıldığı biliniyor. Textile Exchange’in araştırmasında, tekstil geri dönüşümünün büyümesinin önündeki tek engelin hammadde bulunabilirliği olmadığı ortaya konuldu. Geri dönüşüme uygun atıkların önemli bölümü mevcut teknolojilerle elyafa dönüştürülemiyor. Farklı elyaf türleri, karışımların ayrıştırılmasındaki teknik güçlükler ve süreçlerdeki malzeme kayıpları üretimi sınırlıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa sanayiye dönüyor, Türkiye karar bekliyor</span></h2>
<p>Araştırmaya göre tekstilden tekstile geri dönüşüm pazarında en önemli büyüme alanı polyester olacak. 2030 modellemesinde polyester atıklarını işleme kapasitesinin 7,5 milyon tona, pamuk geri dönüşüm kapasitesinin 2,7 milyon tona ulaşabileceği hesaplandı. Naylonda 900 bin ton, insan yapımı selülozik elyaflarda 140 bin ton, yünde 150 bin ton kapasite öngörüldü. En yüksek büyüme Asya’da gerçekleşecek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-atigindan-elyaf-uretiminin-3-5-milyon-tona-cikmasi-bekleniyor-90557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/tekstil-elyaf-sasa-1792995126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Textile Exchange&#039;in yayımladığı rapora göre eski giysilerden ve üretim atıklarından elde edilen geri dönüştürülmüş elyaf miktarının 2025’teki 1-1,5 milyon tondan, 2030’da 3-5 milyon tona yükselmesi bekleniyor. Geri dönüşüme uygun tekstil atığı miktarının ise aynı dönemde 10 milyon tondan 15 milyon tona ulaşacağı öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-frene-basiyor-ecb-fransa-krizine-odaklaniyor-90550</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed frene basıyor, ECB Fransa krizine odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="289" height="137" /></p>
<p>Küresel piyasaların gözü bu hafta ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) toplantılarında olacak. İki bankanın da faizleri sabit tutması beklenirken, kararların arkasındaki gerekçeler ve verecekleri mesajlar ayrışıyor. Fed, enflasyon ve ekonomik büyüme arasındaki dengeyi gözetirken ECB, Fransa’daki siyasi ve mali belirsizliğin finansal piyasalara etkisini yönetmek zorunda.</p>
<p>Fed’in 28 Ekim’deki toplantısında faizleri yüzde 3.75-4.0 seviyesinde sabit tutması bekleniyor. ABD ekonomisi güçlü büyümesini sürdürürken enflasyonun hedefin üzerinde kalması, bankanın hızlı bir gevşemeye yönelmesini zorlaştırıyor. Eylül ayında çekirdek tüketici enflasyonunun aylık yüzde 0,3 artması da fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor.</p>
<p>Buna karşılık iş gücü piyasasından gelen bazı zayıf sinyaller ve faize duyarlı sektörlerdeki durgunluk, daha sıkı politikanın ekonomik faaliyet üzerindeki etkilerini gündemde tutuyor. Bu görünüm, Fed’in yeni bir adım atmadan önce verileri izlemeyi tercih edebileceğine işaret ediyor. Piyasalar açısından karar kadar, yetkililerin enflasyon ve büyüme görünümüne ilişkin değerlendirmeleri de önemli olacak. Açıklamalar, tahvil getirileri ve doların yönü üzerinde belirleyici olabilir.</p>
<h2>ECB’nin önünde Fransa sınavı</h2>
<p>ECB’nin 29 Ekim’deki toplantısında da faizlerin yüzde 2.65 düzeyinde sabit tutulması bekleniyor. Ancak banka, para politikasını belirlerken yalnızca enflasyon ve büyüme verilerine değil, Fransa’daki siyasi ve bütçesel belirsizliğin tahvil piyasalarında yarattığı baskıya da odaklanacak.</p>
<p>Eylül toplantısında daha şahin bir mesaj veren ECB açısından ekonomik görünüm faiz artırımını tamamen dışlamıyor. Buna karşın finansal koşullardaki sıkılaşma, yeni bir faiz adımına duyulan ihtiyacı azaltabilir. Fransa’nın bütçe sorunları ve siyasi belirsizliği tahvil getirilerini yukarı iterken, piyasalardaki gerilimin diğer ülkelere yayılması da risk oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle ECB’nin kısa vadede yeni bir faiz hamlesinden çok, piyasa stresini nasıl yöneteceğine ilişkin mesajları öne çıkabilir. Bankanın aralık ayında yayımlanacak yeni ekonomik tahminleri ve enerji fiyatlarının enflasyona etkisi, sonraki adımların değerlendirilmesinde belirleyici olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fed’in aralık sınavı</span></h2>
<p>Fed’in bu haftaki toplantıda faizleri sabit tutması beklenirken, aralık ayı için 25 baz puan faiz artırımı olasılığı masada kalıyor. Bu da faizin yüzde 4.0-4.25 aralığına gelmesi anlamına geliyor. Karar öncesinde açıklanacak istihdam ve enflasyon verileri, yılın son toplantısının yönünü belirleyecek. Enflasyonun dirençli kalması sıkılaşma ihtimalini güçlendirirken, istihdamda belirgin zayıflama Fed’in bekleme süresini uzatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ECB için Fransa ikilemi</span></h2>
<p>Fransa’da bütçe ve siyasi belirsizlikler tahvil getirilerini yükselterek finansal koşulları sıkılaştırıyor. ECB, bu nedenle faiz artırımına gitmeden de ekonomide ek sıkılaşma etkisi oluştuğunu değerlendirebilir. Ancak tahvil piyasalarındaki baskının avro bölgesine yayılması halinde, bankanın tahvil alımları ve mevcut destek araçlarının kullanımı yeniden gündeme gelebilir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/fed-frene-basiyor-ecb-fransa-krizine-odaklaniyor-90550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/ecb-fed-1792993117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalar bu hafta Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararlarına kilitlenecek. Enflasyonun seyrini izleyen Fed’in bekle-gör mesajı vermesi bekleniyor. Avrupa’da ise Fransa’nın mali ve siyasi krizi, ECB’nin yeni faiz adımlarından çok tahvil piyasasına odaklanmasına neden oluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-taban-arayisi-surerken-savunmaci-hisseler-daha-direncliydi-90549</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada taban arayışı sürerken savunmacı hisseler daha dirençliydi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz haftayı %5,16 kayıpla tamamlayan endeksin hacmi 570,8 milyar TL seviyesinde. BIST 100’deki hisselerden sadece beşi haftayı pozitif tamamlarken, genele yayılan satış havası yatırımcıları zorladı. Aksa ve Sabancı Holding yaşanan satış dalgasında ayakta kalmayı başardı.</strong></p>
<p>Borsada alıcıların adeta piyasadan çekildiği geçtiğimiz hafta endeks 11.116 puana kadar geri çekildi. BIST 100 kapsamındaki hisselerin beşi hariç tamamı yatırımcısına kaybettirdi. Güçlü nakit akışıyla öne çıkan Aksa en fazla kazandıran oldu. Bankaların kan kaybettiği haftada Halk Bankası’nın %1,99 ile kazandıranlar arasında yer alması dikkat çekti. Düşenlerin hayli fazla olduğu haftada 1000 Yatırımlar Holding endeks kapsamında en çok kaybettiren oldu. Panik satışların taban arayışını tetiklediği ortamda satışlara katılmak yerine, eldeki hissenin sağlamlığını kontrol etmek daha yerinde olur.</p>
<h2>Savunmada güçlü kalanlar</h2>
<p>Aksa, geçtiğimiz hafta %3,31 yükselerek genel piyasa düşüşüne direnen BIST 100 hisselerin başında geldi. Şirket, Tunus’ta %54 bağlı ortaklığı üzerinden havacılık sektörüne yönelik kompozit parçaların üretimi için tesis kuracak. 5 milyon dolarlık yatırımın 2028’de faaliyete geçmesi planlanıyor. Girişimle havacılık tedarik zincirindeki konumunu güçlendirecek. Yıl boyunca yatayda dalgalı seyir izleyen Sabancı Holding, geçtiğimiz hafta yaşanan düşüşe direnen hisselerden biriydi. Haftayı %1,99 yukarıda tamamladı. Şirket, düşüşlerden kaynaklı hissedarlarını koruma amaçlı 7 milyar TL bütçeli geri alım programı başlattı. Holdingin üst yönetimin de alım yapması fiyatın tabanda yatay seyir izlemesinde etkili oldu.</p>
<h2>Kaybı ağır olanlar</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde geçtiğimiz hafta en fazla düşen %22,22 ile 1000 Yatırımlar Holding oldu. Üç yıl önce borsaya gelen şirket, Şubat 2024’te en yüksek 25,87 TL’yi test ettikten sonra yaşadığı düşüşü durdurabilmiş görünmüyor. Son iki aydaki değer kaybı ile halka arz fiyatının da gerisine düştü. Hisse ilk açılış fiyatının %28,7 altında işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee5c9ea1b5-1792992713.png" alt="" width="999" height="551" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TAŞINMAZ AL SAT MI, TAŞINMAZ AL TUT MU?</strong></p>
<p>Taşınmaz al sat; nakit dönüşü, yüksek kâr marjı, dinamizm, sermaye devri. İşlem maliyeti, operasyonel yorgunluk, yanlış fiyatlama riski, vergi yükü. Taşınmaz al tut; pasif gelir, enflasyon kalkanı, zihin rahatlığı, teminat gücü. Amortisman ve bakım, kiracı riski, hantal yapı, bölgesel gerileme.</p>
<p><strong>Dubai ve New York’ta kurduğu yeni şirketler üzerinden gelirini büyütmeyi amaçlıyor</strong></p>
<p>Empa’nın yurt dışında kurduğu şirketler geliri ne oranda etkileyecek? ● Tarık Şahin</p>
<p>Tarık; Empa Elektronik, Dubai’de kurduğu MENA iştirakinin ardından New York’ta da yeni bir bağlı ortaklık oluşturdu. İki yıla yayılan yaklaşık 80 milyon dolarlık sipariş portföyü bulunan şirket, bu yatırımların finansal sonuçlarını 2027 yılından itibaren almayı planlıyor. Yılın ilk yarısında satışlarını %28 artışla 2,68 milyar TL’ye taşıyan firma, yıl sonunu 4 milyar TL ciroyla tamamlamayı bekliyor. Kurduğu yeni iştirakler üzerinden yurt dışındaki bağlantılarını ve iş ilişkilerini genişletebildiği ölçüde gelirini yükselmesi mümkün olabilecek.</p>
<p><strong>Yakın zamanda gelen yüksek tutarlı siparişlerle azalan satış gelirini toparlayabilir</strong></p>
<p>Kalyon’un yeni aldığı işler azalan satış gelirini büyütür mü? ● Aziz Turhan</p>
<p>Aziz; Kalyon Güneş Teknolojileri yılın ilk yarısında satışlarını %24 düşürerek 3,18 milyar TL’ye indirdi. Buna karşın son zamanlarda hacimli sözleşmelere imza attığı gözleniyor. Ekimde 1,86 milyar TL tutarlı güneş paneli satışı yaparken temmuzda 5,74 milyar TL tutarındaki sözleşme güncellendi. ABD pazarında daha etkin olabilmek adına Delaware eyaletinde kurduğu bağlı iştirakin tescili ekimde tamamlandı. Altı aylık dönemi 101 milyon TL kârla kapatan firmanın, teslimatlarını hasılata yansıtmasıyla ciro kayıplarını toparlaması mümkün olabilecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DAH fonu hisse senetlerine yatırım yaparak son bir yılda yüzde 13 yükseldi</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün yönetimindeki Hisse Senedi Fonu (DAH), yıl boyunca yatayda dalgalı bir seyir izledi. Son bir ayda ise aşağı yönlü hareketiyle öne çıktığı gözleniyor. Fonun toplam değeri geçtiğimiz ocak ayından bu yana daralmakta. Düşüş ekim ayında da devam ederken toplam piyasa değeri 453,5 milyon TL seviyesine gerilemiş bulunuyor. Para çıkışının devam ettiği fondan ekimde çıkan tutar 9,26 milyon TL düzeyinde. Yatırımcı sayısında kademeli de olsa azalan bir trend söz konusu. Şimdilerde 2.342 kişi fonda yer alıyor. Doluluk oranı ise %14,80 seviyesinde bulunuyor. Fonun temel stratejisi, varlıkların ağırlıklı kısmını borsada değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %89,83’ü gibi büyük kısmı hisselerinden, %5,46’lık kısmı ise Takasbank para piyasasından oluşuyor. Son bir yılda %12,71 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Teknosa, piyasadan TLREFK + %1,5 ile 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Katılım Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 23.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan kira sertifikasının yıllık getirisi TLREFK+%1,5 olarak belirlendi. 180 gün vadeli kira sertifikası, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Kira sertifikasının vade tarihi 21.04.2027 olarak açıklandı. 23 Ekim tarihli TLREFK %35,69 seviyesinde bulunuyor. Yüzde 1,5 ek getiri, değişken getirili kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilmeli. İhraç, fon kullanıcısı Teknosa’nın kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRDKTLM42723 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee5a3ac1c1-1792992675.png" alt="" width="965" height="239" /><strong>ŞİŞE VE CAM</strong></p>
<p><strong>Mısır’daki düzcam yatırımını tamamlayarak yurt dışı kapasitesini ikiye katladı</strong></p>
<p>Şişecam, global büyüme stratejisi kapsamında Mısır’daki iştiraki Saint Gobain bünyesinde devam eden düzcam hattı yatırımını tamamlayarak üretime aldı. Şirketin dolaylı olarak %30 oranında ortak olduğu iştirakte faaliyete geçen yeni tesisle birlikte Şişecam’ın Mısır’daki düzcam hat sayısı ikiye çıktı. Bölgedeki yerleşik üretim kapasitesi ise %100 oranında artırılmış oldu. Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki yüksek talebi yerinde üretimle karşılamayı ve ihracat kapasitesini artırmayı hedefleyen söz konusu yatırım, firmanın döviz bazlı gelirlerini destekleyecek.</p>
<p><strong>ŞA-RA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışındaki firmayla 31 milyon euroluk enerji nakil hattı sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Şa-Ra Enerji, grup şirketi Şa-Ra Teknoloji ile kurduğu iş ortaklığı üzerinden, uluslararası arenada yüksek bütçeli enerji altyapı projesi kazandı. Şirket, yurt dışında yerleşik bir müşteriyle yüksek gerilim elektrik iletim hattı inşaatı için yaklaşık 31 milyon euro tutarında sözleşme imzaladı. Projenin 2028 yılı içerisinde tamamlanarak teslim edilmesi planlanıyor. Uzun vadeli ve döviz endeksli taahhüt işi, firmanın yurt dışı projelerdeki yetkinliğini ve pazar payını desteklemekte. Alınan iş güçlü bir bakiye siparişi oluşturuyor. Şa-Ra altı aylıkta gelirini %63 büyüttü.</p>
<p><strong>TURKCELL</strong></p>
<p><strong>İstanbul Finans Merkezindeki plazaları TVF’den 16,5 milyar liraya satın aldı</strong></p>
<p>Turkcell, teknoloji ve yönetim merkezi olarak kullanmak üzere İstanbul Finans Merkezi’ndeki A ve B bloklarını Türkiye Varlık Fonu’nun iştirakinden KDV hariç 16,5 milyar TL’ye satın aldı. B Blok 6,98 milyar TL bedelle Turkcell tarafından, A Blok ise 9,52 milyar TL bedelle bağlı ortaklık TTECH tarafından devralındı. Bağımsız değerleme raporlarına göre 17,1 milyar TL fiyat biçilen taşınmazlar, %4 iskonto ile pazarlık usulüyle satın alındı. İki blokta toplam 171 bölüm bulunuyor. İşlem ciddi bir nakit çıkışına neden olsa da, Turkcell’i kira maliyetinden kurtarmasını sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>BMS Metal yıl boyunca yatayda dalgalı hareket eterken son altı haftada geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adee585f0e05-1792992645.png" alt="" width="298" height="235" />BMS Metal’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %60,37 ile toplamda 5,87 bin lot azalarak 3,85 bin lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 2 ile sabit duruyor. BIY fonu 5,87 bin lot ile satış yaparken, alıcı tarafta duran herhangi bir kurum olmadığı gözleniyor. BMS için 2026 yılında öneride bulunan kurum olmadı. Gerçekleştirdiği satışa rağmen BIY hâlâ en fazla hisseyi elinde tutan fon konumunda. Portföyünde 2.142 lot hisseyi bulundururken GNH’nin elinde 1.708 lot hisse var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-taban-arayisi-surerken-savunmaci-hisseler-daha-direncliydi-90549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada taban arayışı sürerken savunmacı hisseler daha dirençliydi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suresiz-nafaka-duzenlemesine-erdogandan-veto-90548</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süresiz nafaka düzenlemesine Erdoğan’dan veto</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı ve AK Parti Grubu’nun süresiz nafakanın kaldırılmasına ilişkin son rötuşlarını yaparak hazır hâle getirdiği taslak metin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayını alamadı. Erdoğan’ın, düzenlemenin bir kesimi memnun ederken başka bir kesimi mağdur etmeyecek şekilde yeniden formüle edilmesini istediği öğrenildi. AYM’nin 4 Haziran 2026 tarihli iptal kararı, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>
<h2>Süresiz nafaka düzenlemesinde görüş ayrılıkları</h2>
<p>AYM’nin gerekçeli kararının ardından AK Parti de geçtiğimiz günlerde düzenlemeye son şeklini verdi ve 13. Yargı Paketi’nde yer alması planlanan taslak metin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesinin ardından hazırlanan metinde şu düzenlemeler öngörülüyor: “Nafaka ödemeleri eşlerin evli kaldığı sürelere göre ayarlanacak. Buna göre 10 yıla kadar evliliklerde 5 yıl, 10 yılın üstündekilerde ise evlilik süresinin yarısı kadar nafaka ödenecek. Evlilik süresi 6 ay veya 1 yıl olsa dahi kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Daha uzun süren evliliklerde ise nafaka süresinin, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı esas alınarak belirlenmesi planlanıyor. Boşanmalarda eşlerin gelir durumu dikkate alınacak ve bu doğrultuda hâkime takdir yetkisi verilecek.” Erdoğan’ın, düzenlemenin bu şekliyle gündeme getirilmesine karşı çıktığı öğrenildi. Erdoğan’ın, düzenlemenin bir kesimi memnun ederken başka bir kesimin mağduriyetine yol açacağı gerekçesiyle hazırlanan metin üzerinde yeniden çalışılması talimatı verdiği belirtiliyor. AK Parti içinde de görüş ayrılıkları var. Düzenlemenin hazırlanan şekliyle kamuoyunda tepki çekeceği görüşü dile getiriliyor.</p>
<p>Tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile yaşları gibi kriterleri esas alan yeni bir formül üzerinde duruluyor. Süresiz nafakanın tamamen kaldırılması kararından geri adım atılması da tartışılıyor.</p>
<h2>Hangi formüller konuşuluyor? </h2>
<p>Süresiz nafakanın, anlaşmalı boşanmalarda tarafların maddi durumlarının eşit olması hâlinde kaldırılması formülü konuşulurken maddi imkânların eşit olmaması hâlinde ise süresiz nafakaya hükmedilmesinin hâkimin takdirine bırakılması gibi seçenekler üzerinde duruluyor. Bu durumda evlilik süresine göre nafaka süresinin belirlenmesine ilişkin formülün de yeniden gözden geçirileceği belirtiliyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/suresiz-nafaka-duzenlemesine-erdogandan-veto-90548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/erdogan-1791875099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresiz nafakanın kaldırılmasına ilişkin hazırlanan taslak metne Cumhurbaşkanı Erdoğan onay vermedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-disisleri-komisyonunda-gorusulecek-90547</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mekke Anlaşması&#039; Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi, 27 Ekim Salı günü Meclis Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek. </p>
<p>Teklifin gerekçesinde, tarafların birbirlerinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini korumak amacıyla işbirliği yapmayı taahhüt ettiği belirtildi. BM Şartı’ndan kaynaklanan savunma haklarının kullanılmasında her bir tarafın kendi anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatı ve yetkili makamlarının kararları çerçevesinde hareket edeceği kaydedildi. Tarafların, askerî imkân ve yeteneklerin konuşlandırılması da dâhil olmak üzere uygun görecekleri tedbirlerle birbirlerine destek olacağı ifade edildi.</p>
<p>Kolektif savunma hükmünün kendiliğinden uygulanmayacağı, sürecin yapılacak istişareler sonucunda mutabakatla alınacak kararlara dayanacağı vurgulandı.</p>
<p>Anlaşmanın terörizm dâhil tarafların ortak değerlendirmesiyle savunma ve güvenliklerini etkilediği belirlenen tehdit ve saldırılara karşı taraf devletlerin savunma ve güvenliğini kolektif caydırıcılık temelinde güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi. Bu kapsamda silahlı kuvvetler arasında birlikte çalışabilirlik, işbirliği ve koordinasyonun artırılmasının amaçlandığı kaydedildi.</p>
<p>Gerekçede, anlaşmanın bölgesel sahiplenme, işbirliğine dayalı güvenlik ve kapsayıcılık ilkeleri üzerine inşa edildiği, tamamen savunma odaklı olduğu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığı vurgulandı. Anlaşmanın, bölgesel barış, istikrar ve güvenliğe katkıda bulunmayı amaçlayan, uluslararası hukuka saygılı, toprak bütünlüğü, egemen eşitlik ve içişlerine karışmama ilkelerini benimseyen tüm bölge ülkelerinin katılımına açık olduğu belirtildi.</p>
<p>Türkiye’nin diğer ittifaklarından veya anlaşmalarından kaynaklanan ikili ya da çok taraflı hiçbir yükümlülüğünün ortadan kaldırılmadığı ve anlaşmanın bunların yerine geçmediği kaydedildi. Etkin şekilde uygulanmasıyla Orta Doğu’da sağlanması hedeflenen istikrar ve güvenlik ortamının NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliği bağlamındaki amaçlarıyla uyumlu olduğu belirtildi. Bu kapsamda üstlenilen yükümlülüklerin Türkiye’nin NATO kapsamındaki hak ve yükümlülüklerine halel getirmediği vurgulandı.</p>
<p>Gerekçede ayrıca, güvenlik ve savunma iş birliğinin derinleştirilmesiyle Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile ikili ilişkilerinin yeni bir düzeye taşınacağı değerlendirildi. Anlaşmanın, kapsayıcı bir bölgesel işbirliği mekanizması sunarak bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik yapıcı ve ön alıcı çabalara destek olacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Bütçe görüşmeleri sürecek</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın geçtiğimiz hafta Plan Bütçe Komisyonuna yaptığı sunumun ardından bu hafta bütçe görüşmeleri 2027 yılı Merkezi Bütçe Kanun teklifinin geneli üzerinde yapılacak görüşmelerle sürecek. 27 Ekim Salı günü milletvekilleri bütçe üzerindeki görüşlerini dile getirecekler. Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, milletvekillerinin soru ve eleştirilerine yanıt verecek. 28 Ekim Çarşamba günü ise TBMM’nin bütçesi ele alınacak. TBMM Genel Kurulu bu hafta 29 Ekim nedeniyle çalışmayacak, komisyon çalışmaları sürecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekke-anlasmasi-disisleri-komisyonunda-gorusulecek-90547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/turkiye-suudi-arabistan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu hafta Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-potansiyeli-85-milyonluk-pazara-sigmiyor-90545</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin potansiyeli 85 milyonluk pazara sığmıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel sermayenin bölgeselleştiği ve ülkelerin üretimlerini korumaya yöneldiği bir dönemde Türkiye’nin ekonomik geleceği, Uluslararası İşbirliği Platformu’nun (UİP) düzenleyeceği 17. Boğaziçi Zirvesi’nin tanıtım toplantısında ele alındı. Türkiye’nin ekonomik potansiyelini yeterince değerlendiremediğini belirten Sabancı Holding eski CEO’su ve Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçmen, ekonominin en az 300-350 milyonluk bir nüfusa hitap edecek şekilde konumlanması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin yeniden bölgesel bir ekonomik merkez hâline gelebileceğini vurgulayan Göçmen, “Bugün 85 milyonluk nüfus bu ekonomiye sığmıyor” dedi. Göçmen, Türkiye’yi “yüksek potansiyelli, düşük performanslı bir ülke” olarak tanımladı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin yalnızca 85 milyonluk iç pazara odaklanmasının büyüme fırsatlarını sınırlandırdığını belirten Göçmen, yetişmiş insan gücü ve teknolojik dönüşümün sunduğu fırsatlarla küresel rekabette yeniden güçlü bir konuma ulaşılabileceğini dile getirdi.</p>
<h2>“Türkiye önce kurumsal kimliğini hatırlamalı” </h2>
<p>Yapay zekâ, geri dönüşüm teknolojileri ve yeni malzemelerin öne çıktığını kaydeden Göçmen, “Dünyada bir denge arayışı var. Ancak biz bütün bu gelişmeleri eski ezberlerimizle çözmeye çalışıyoruz. Küresel sermaye henüz hangi yöne gideceğine karar verebilmiş değil. Ülkeler kendi üretimlerini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor. Dünya sermayesi küresellikten bölgeselliğe kaymış durumda. Türkiye ise yetişmiş insan gücü ve kurumsal yönetim deneyimiyle bu dönüşümde önemli avantajlara sahip. Eskiden bütün büyük uluslararası kuruluşlar bölgeyi Türkiye’den yönetiyordu. Türkiye hem idari hem de iktisadi merkez konumundaydı. Türkiye ne zaman kendisini 85 milyonun içerisine kilitlediyse ekonomi açısından kayıp yıllar yaşandı. Türkiye geçmişte uluslararası şirketlerin bölgesel yönetim merkezi olarak üstlendiği role yeniden ulaşabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kurumsal yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesinin önemini vurgulayan Göçmen, “Şefkat, adalet, tüm paydaşların sorumluluğunu taşımak ve karar vericilerin her aşamada hesap verebilir olması… Bu dört ilkeyi hayata geçirdiğimiz takdirde Türkiye eski gücüne kavuşabilir. Öncelikle kurumsal kimliğimizi hatırlamamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Yetişmiş insan gücü daha etkin kullanılmalı </h2>
<p>UİP Yönetim Kurulu Üyesi Şerif Kaynar ise Türk profesyonellerin uluslararası şirketlerde üstlendiği görevlerin Türkiye’nin insan kaynağı gücünü ortaya koyduğunu söyledi. Teknoloji ve mühendislik alanlarında Türk uzmanların başarılarına işaret eden Kaynar, özellikle kamu bağlantılı şirketlerde liyakatin ve doğru yönetici seçiminin önemini vurguladı. Yaklaşık 280 milyar dolarlık ihracatın Türkiye’nin potansiyeli açısından yeterli olmadığını belirten Kaynar, güçlü şirketlerle uluslararası pazarlarda daha fazla iş yapılması gerektiğini kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Boğaziçi Zirvesi’ne 8 ülkeden ticaret heyeti, 6 yabancı bakan katılacak</span></h2>
<p>UİP Kurucusu ve CEO’su Cengiz Özgencil, 5-6 Kasım’da İstanbul’da düzenlenecek 17. Boğaziçi Zirvesi’nin yaklaşık 70 ülkeden temsilciyi ağırlayacağını açıkladı. “Dönüşen Dünyada Denge Arayışı” temalı zirveye 8 ülkeden ticaret heyeti ve 6 yabancı bakanın katılacağını belirten Özgencil, Endonezya ve Çin başta olmak üzere Asya ülkelerinden ve Orta Doğu’dan yoğun ilgi gördüklerini söyledi. Zirvede 32 ülkeden konuşmacının yer alması, 20’den fazla panel ve B2B görüşmesi yapılması planlanıyor. Özgencil, son beş yıldaki B2B görüşmeleri sonucunda 485 milyon dolarlık anlaşma imzalandığını açıkladı. UİP Boğaziçi Zirvesi Onur Kurulu Başkanı Rona Yırcalı ise sürekliliğin önemine dikkat çekerek zirvenin 17 yıldır kesintisiz düzenlendiğini belirtti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-potansiyeli-85-milyonluk-pazara-sigmiyor-90545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/mehmet-gocmen-1792991263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İşbirliği Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçmen, ekonominin en az 300-350 milyonluk bir nüfusa hitap edecek şekilde konumlanması gerektiğini ifade ederek, “Bugün 85 milyonluk nüfus bu ekonomiye sığmıyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uniqlonun-sessiz-devrimi-buyumenin-anahtari-sabir-kalite-ve-teknoloji-90561</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uniqlo&#039;nun sessiz devrimi: Büyümenin anahtarı sabır, kalite ve teknoloji</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Moda dünyasında rekabetin kuralları hız, düşük fiyat ve sürekli değişen trendler üzerine kuruluyken Japon Uniqlo farklı bir yol seçti. Geçici trendler yerine kalıcı ihtiyaçlara, yeni koleksiyonlar yerine kumaş teknolojilerine, hızlı büyüme yerine uzun vadeli yatırımlara odaklandı. 20 milyar doları aşan geliriyle dünyanın en büyük hazır giyim markalarından birine dönüşen Uniqlo’nun hikâyesi, "daha fazla" üretmek yerine "daha iyi" üretmenin nasıl küresel bir başarıya dönüşebileceğini gösteriyor. </strong></p>
<p>Moda dünyasının temel kuralı uzun zamandır aynı: Daha hızlı üret, daha fazla koleksiyon çıkar, trendleri yakala ve tüketiciyi yeniden alışverişe yönlendir.</p>
<p>1984 yılında uygun fiyatlı giysiler satan bir mağaza olarak yola çıkan Uniqlo, bugün 2o milyar doları aşan geliriyle, dünyanın en büyük hazır giyim perakendecilerinden biri. Bu başarının arkasında alışılmış moda stratejilerinden farklı tercihler var.</p>
<p> Uniqlo, her sezon değişen trendlere yetişmeye çalışmak yerine insanların günlük yaşamda ihtiyaç duyduğu temel ürünleri geliştirmeye odaklandı. Kumaşı bir teknoloji alanı olarak gördü. Toyota’nın üretim disiplininden ilham alarak tedarik zincirini yeniden yapılandırdı. Mağazalarında dijital teknolojileri kullanırken çalışanlarının gelişimine ve uzun vadeli iş ortaklıklarına yatırım yaptı. Uniqlo’nun hikâyesini ilginç kılan da bu yaklaşım: Tüketimin giderek hızlandığı bir dünyada, büyümenin anahtarını sabırda, kalitede ve teknolojide bulması.</p>
<p><strong>MALZEME İNOVASYONU STRATEJİSİ </strong></p>
<p>1- Uniqlo kısa ömürlü moda akımlarını takip etmek yerine teknik tekstil uzmanlarıyla uzun vadeli ortaklıklara yatırım yaptı. Bu ortaklıkların en önemlisi, Japon malzeme teknolojileri devi Toray Industries ile kuruldu. Bu iş birliğinin sonucunda geliştirilen Heattech, sıradan iç giyim ürünlerini vücut ısısını düzenlemeye yardımcı olan teknolojik ürünlere dönüştürdü. İnce ve hafif kumaşlar, soğuk havalarda vücut ısısının korunmasını sağladı. 2003 yılında 1,5 milyon adetlik satışla başlayan Heattech, 2012 yılına gelindiğinde 130 milyon adetlik satış hacmine ulaştı. </p>
<p><strong>TEDARİK ZİNCİRİNDE TOYOTA MODELİ </strong></p>
<p>2- Uniqlo, tedarik zincirinin tamamında Toyota’nın geliştirdiği Just-in-Time (Tam Zamanında Üretim) sistemini uyguluyor. Dünya genelindeki mağazalarının haftalık satış verilerini analiz ederek hangi ürünün, ne zaman ve ne miktarda gerekli olduğunu belirliyor. Böylece stok maliyetlerini azaltıyor. Şirket, “Ürettiğimizi satmak” yerine “Satabileceğimizi üretmek” anlayışını savunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adef297829e1-1792995991.png" alt="" width="800" height="543" /><strong>KÜRESEL BÜYÜMENİN ANAHTARI: STRATEJİK SABIR </strong></p>
<p>3- Hızlı büyümenin başarı ölçütü olarak kabul edildiği perakende sektöründe Uniqlo, uluslararası genişlemesini daha sabırlı bir strateji üzerine kurdu. Yeni pazarlara çok sayıda mağazayla girmek yerine büyük şehirlerde amiral mağazalar açtı. Bu mağazaları markanın kimliğini tanıtan merkezler olarak konumlandırdı. Öncelik, markanın bilinirliğini artırmak ve ardından pazardaki varlığını genişletmekti.</p>
<p>Bu strateji zaman içinde sonuç verdi. 2024 mali yılında Uniqlo International’ın gelirleri yüzde 19,1 artarak 1,7118 trilyon yene ulaştı.</p>
<p><strong>PERAKENDE TEKNOLOJİSİ: ALIŞVERİŞ DENEYİMİNİ YENİDEN TASARLAMAK </strong></p>
<p>4- Uniqlo, teknolojiyi mağaza operasyonlarının merkezine yerleştirdi. RFID teknolojisi bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Müşteriler, seçtikleri ürünleri ödeme alanına yerleştirdiklerinde sistem ürünleri barkodların tek tek okutulmasına gerek kalmadan otomatik olarak tanıyor. Bu uygulama, ödeme işlemlerinin süresini yaklaşık yarıya indiriyor. Bazı mağazalarda sunulan UTme! hizmeti ise müşterilerin mağaza içindeki tabletler aracılığıyla kendi tasarımlarını oluşturmalarına imkân tanıyor. Markanın mobil uygulaması fiziksel ve dijital alışverişi birbirine bağlıyor. Stok bilgileri ve mağaza içi yönlendirmeler tüketicilerin alışveriş deneyimini kolaylaştırıyor.</p>
<p><strong>GÖRSEL KİMLİK: JAPON MİNİMALİZMİ </strong></p>
<p>5- Uniqlo’nun küresel ölçekte tanınmasında görsel kimliğinin önemli bir payı bulunuyor. Japon tasarımcı Kashiwa Sato tarafından hazırlanan kırmızı-beyaz logo, Japon bayrağını çağrıştırıyor. Sade ve minimalist görsel kimlik, markanın ürün felsefesiyle doğrudan örtüşüyor. Japon kültüründe kırmızı; mutluluk, enerji ve refahı temsil ederken beyaz; saflık ve sadelikle ilişkilendiriliyor.</p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: UZUN VADELİ DEĞER </strong></p>
<p>6- Uniqlo, çevresel sorumluluğu iş modeline entegre etmeye yönelik çeşitli programlar yürütüyor. Bunlardan biri olan RE.UNIQLO, tüketicileri kullanmadıkları giysileri geri dönüşüm ve yeniden kullanım amacıyla toplamaya teşvik ediyor. Bu girişim, hızlı moda sektörünün kullan-at yaklaşımına karşı daha uzun ömürlü bir tüketim modeli geliştirmeyi amaçlıyor. Şirketin belirlediği hedefler arasında 2025 sonuna kadar pamuğun tamamını sürdürülebilir kaynaklardan temin etmek ve 2030'a kadar kullanılan malzemelerin yüzde 50'sini geri dönüştürülmüş veya düşük sera gazı emisyonlu alternatiflerden sağlamak bulunuyor.</p>
<p><strong>İNSAN KAYNAĞINA YATIRIM </strong></p>
<p>7- Uniqlo’nun rakiplerinden ayrıştığı alanlardan biri de çalışan gelişimine verdiği önem. Uniqlo Manager Candidate (UMC) programı, çalışanların eğitim geçmişlerinden bağımsız olarak yönetim pozisyonlarına yükselmelerini destekliyor. Kurucu Tadashi Yanai’nin yönetim anlayışı ise şu sözlerle özetleniyor: “Ruhu olmayan bir şirket, hiçbir şeydir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uniqlonun-sessiz-devrimi-buyumenin-anahtari-sabir-kalite-ve-teknoloji-90561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/1/1280x720/754-1792995972.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uniqlo&#039;nun sessiz devrimi: Büyümenin anahtarı sabır, kalite ve teknoloji ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirden-sahaya-iklim-teknolojilerinin-eksik-halkasi-90543</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fikirden sahaya: İklim teknolojilerinin eksik halkası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. E. SERDAR GÖKPINAR - </strong><strong>TTGV Yenilikçi Teknoloji Programları Direktörü</strong></p>
<p>“Krizlerin derinleştiği, teknolojik dönüşümün hızlandığı bir dünyada geleceği nasıl inşa edeceğiz?” Bu temel soruyla başlamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Tarih boyunca ekonomik düzenlerin, kurumların ve güç dengelerinin değiştiği dönemler, yalnızca krizleri değil, yeni fırsatları ve gelişim alanlarını da beraberinde getirmiştir. Bugün de dijitalleşme, yapay zekâ, biyoteknoloji ve enerji sistemlerindeki gelişmelerin üretim, karar alma ve değer yaratma biçimlerimizi yeniden şekillendirdiği; iklim krizi ve jeopolitik gerilimler gibi birbirine bağlı sorunların derinleştiği bir dönüşüm sürecindeyiz. Krizlerin yoğunlaştığı, yenilik kapasitesinin ise hızla genişlediği bu karmaşadan çıkış, insanlığın üç temel gücünü harekete geçirmesine bağlıdır: öğrenme ve uyum sağlama, kurum inşa etme ve yenilik üretme. Bilimsel araştırma, Ar-Ge ve teknolojik inovasyon ise bu üç kapasiteyi besleyerek insanlığın sorun çözme gücünü artırmakta ve geleceği şekillendirmek için yeni olanaklar sunmaktadır.</p>
<p><strong>TTGV neden COP'ta?</strong></p>
<p>Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) olarak, iklim dönüşümünün özünde teknolojik bir dönüşüm olduğu anlayışıyla 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanıyoruz. İnsanlığın üretim ve tüketim sistemlerinin yeniden şekillendiği bu süreçte, 35 yıllık deneyimimiz ve teknolojik inovasyon alanındaki öncü yaklaşımımızla dönüşümün etkin aktörlerinden biri olmayı hedefliyoruz. Dubai’deki COP28 ve Bakü’deki COP29'da ortaya koyduğumuz görüş ve yaklaşımları, bu kez ülkemizin ev sahipliğinde daha güçlü biçimde uluslararası gündeme taşımayı amaçlıyoruz. 1991 yılında özel sektörün rekabet gücünü teknoloji yoluyla artırmak amacıyla kurulan TTGV, kamu-özel sektör ortaklığına dayanan yapısı, deneyim ve bilgi paylaşımı kültürüyle #teknolojiuretenturkiye vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Öncü olma ve mevcut çalışmaları tekrar etmeme anlayışıyla geliştirdiğimiz esnek program modelleri sayesinde öncelikli teknolojileri belirliyor, risk üstleniyor, türünün ilk örneği olan projelerin hayata geçirilmesini sağlıyor ve elde edilen bilgi ve deneyimi ekosistemle buluşturuyoruz.</p>
<p><strong>Tekno-ekonomik sistemi değiştirmek</strong></p>
<p>Her türlü insan faaliyeti, karbon salımı ve çevresel etki anlamına geliyor. Gittiğimiz yön ise belli: en az enerji, su, doğal kaynak ve alan kullanımı; en az sera gazı salımı; en yüksek verimlilik; en az atık ve israf; en yüksek döngüsellik. Bu da neredeyse tüm tekno-ekonomik sistemin değişmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bireysel çabalar kıymetli ama sistemik bir sorunun çözümü, ancak kolektif çabayla hayata geçirilecek sistemik çözümlerle mümkün olabilir. Her bölge, ülke ve sektör için farklı çözümler gerekecek ve eldeki bütün seçenekler az ya da çok kullanılacak. Basit ve hızlı çözümler maalesef yok çünkü dönüşüm aslında insan sistemlerinin yeniden inşası. Bu, karmaşık, ileri düzeyde uzmanlık, sabır ve çok büyük finansman gerektiren bir değişim. Bu dönüşümü de inovasyonu sürdürülebilirliğin itici gücü olarak kullananlar başarıyla gerçekleştirebilecek.</p>
<p><strong>İklim teknolojileri spektrumu tamamen hazır değil</strong></p>
<p>İklim teknolojileri literatüründe çözümler üç amaç üzerinden değerlendirilir. Azaltım, sera gazı salımlarını azaltmayı ya da sera gazlarını atmosferden uzaklaştırmayı; uyum, sistemleri iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine karşı dayanıklı kılmayı hedefler. Sonuç yönetimi ise azaltım ve uyumla bütünüyle önlenemeyen risklerin izlenmesini ve yönetilmesini kapsar.</p>
<p>Ama bu üç alanın hiçbirinde teknolojik çözümlerin hepsi tam anlamıyla hazır değil. Pek çok konuda Ar-Ge çalışmaları hâlâ sürüyor. Ar-Ge'si tamamlanan bazı "yeşil" çözümler, "kirli" alternatiflerine göre hâlâ pahalı; bazıları ise hızlı ölçeklenmekte zorlanıyor. Yerine göre çözümler birbirinin alternatifi de olabiliyor. Ayrıca bugün farklı çözümlerin birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirilebileceği sistematikler ve piyasalar henüz oluşmuş değil.</p>
<p><strong>COP31'e giderken</strong></p>
<p>Eleştirilere rağmen COP'lar, neredeyse bütün ülkeleri aynı masada buluşturabilen tek iklim platformu olmayı sürdürüyor. Paris Anlaşması, Kayıp ve Zarar Fonu ve fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı bu masadan çıktı. BM Çevre Programı'na göre Paris öncesinde yüzyıl sonu için 3–3,5 °C olarak öngörülen ısınma, bugünkü politikalarla 2,8 °C'ye, taahhütler tam uygulanırsa 2,3–2,5 °C'ye iniyor.</p>
<p>Ancak bu kazanımların önemli bir kısmı taahhüt düzeyinde kalıyor. Kararların uzlaşı usulüyle alınması, taahhütleri en düşük ortak paydaya çekiyor; açıklanan hedeflerle sahadaki uygulama arasındaki mesafe ise her yıl yeniden ölçülüyor. Taahhüt miktarları da düşük. Örneğin, Kayıp ve Zarar Fonu için kuruluşunda açıklanan yaklaşık 700 milyon dolarlık taahhüt, ihtiyacın yanında "okyanusta bir damla" olarak nitelendirildi. Taahhüt üretmekle sorunu çözmek aynı şey değil.</p>
<p>Türkiye’nin COP31’i “Uygulama COP’u” olarak tanımlaması, iklim hedeflerini somut çözümlere dönüştürme kararlılığını yansıtıyor. COP Başkanlığı’nın bu doğrultuda oluşturduğu Eylem Ajandası, temiz enerjiden yeşil sanayileşmeye, dirençli kentlerden gıda güvenliğine uzanan on temayı kapsıyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise tüm bu alanların ortak araçları olarak öne çıkıyor. Çünkü gerçek dönüşüm, teknolojiye yalnızca erişmekle değil, onu geliştirmek, yerel ihtiyaçlara uyarlamak ve yaygınlaştırmakla mümkün. Bu nedenle teknoloji ortaklıklarının hazır çözümlerin transferinin ötesine geçerek ortak Ar-Ge, üretim ve kurumsal kapasite geliştirme üzerine kurulması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye'nin başkanlık yılı boyunca dünyaya en büyük katkılarından biri de uygulamayı ölçülebilir kılmak ve gelişmekte olan ülkelerin dönüşüm teknolojilerine erişimini somut adımlara bağlamak olabilir.</p>
<p>Önemli bir soru ise şu: <em>Teknoloji kapasiteleri nasıl oluşturulacak?</em></p>
<p><strong>Aslında eksik olan: Köprü</strong></p>
<p>Teknoloji tek başına bir çözüm değildir. Etkisini; üretim uygulamaları, fiziksel ve doğal altyapı, bilgi ve insan kaynağı, iş modeli ve örgütlenme, finansman ve risk paylaşımı ile politika ve yönetişim gibi diğer çözüm türleriyle birlikte işlediğinde gösterir.</p>
<p>Tezimiz de buradan çıkıyor: İklim mücadelesinin asıl darboğazı, teknolojinin var olup olmamasından çok, onu fikirden sahaya, laboratuvardan gerçek faydaya taşıyacak mekanizmanın eksikliği. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede yer yer iyi teknoloji seçenekleri mevcut. Eksik olan, onları olgunlaştıracak, sınayacak ve finanse edilebilir, uygulanabilir projelere dönüştürecek köprü.</p>
<p>Bu köprüyü kurmak, Ar-Ge’nin ötesinde ciddi bir teknolojik inovasyon çabası gerektiriyor: Pazarın hazırlanması, ekosistemin eğitilmesi, teknolojilerin sınanarak tekno-ekonomik parametrelerinin ortaya konması ve teknoloji paydaşları ile olası değer zincirinin geliştirilmesi. TTGV'nin otuz beş yıllık birikimi, tam olarak bu köprüyü kurmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>COP31’in asıl meselesi: Uygulama</strong></p>
<p>TTGV olarak tezlerimizi COP31'de, Mavi ve Yeşil Bölgelerdeki çok sayıda panelde, iki ana başlık altında anlatacağız.</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> İklim Uygulama Köprüsü. Brezilya'nın Yönetim ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (CGEE) ile birlikte kurguladığımız bu oturum, hem Türkiye Pavyonu'nda hem de UNFCCC'nin resmî yan etkinlik programında yer alıyor. Adı, COP31 Başkanlığı'nın Eylem Ajandası'ndaki "İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)" temasıyla da birebir örtüşüyor. Gelişmekte olan iki ülkenin, Türkiye ile Brezilya'nın, iklim teknolojisini taahhütten uygulamaya nasıl taşıdığını talep odaklı mekanizmalar ve somut demonstrasyon projeleriyle ortaya koyacağız. Türkiye'nin deneyimi ile COP30'da kabul edilen Belém Teknoloji Uygulama Programı burada aynı masada buluşuyor.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> Yeşil Sanayileşme. Ankara Sanayi Odası, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Azerbaycan ile birlikte sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünü, yani ikiz dönüşümü ele alıyoruz. Mesele, sanayi kümelerinin ve ekonomik bölgelerin iklim hedeflerini yatırıma dönüştüren karbonsuzlaşma merkezlerine nasıl dönüşebileceği. Bunların dışında teknoloji ve teknolojik inovasyon temalı çeşitli oturumlarda tezlerimizi anlatmaya devam edeceğiz.</p>
<p>İki farklı başlık, tek bir çizgi: İklim hedeflerini sözden eyleme, teknolojiyi vaatten sahaya taşımak.</p>
<p>Türkiye'nin COP31'i "Uygulama COP'u" olarak tanımlaması işte tam da bu yüzden önemli. Başkanlığın taraflara gönderdiği mektupta da belirtildiği gibi, asıl zorluk artık hedef belirlemekten uygulamaya kayıyor. COP'lar çoğu zaman taahhütlerin, hedeflerin ve müzakerelerin konuşulduğu yerler olarak hatırlanır. Oysa asıl soru, bu hedeflerin nasıl hayata geçeceği. TTGV olarak COP31'e bu soruyla geliyoruz ve cevabımızı yürüyen projelerle ve sahadaki somut örneklerle ortaya koymayı hedefliyoruz.</p>
<p>Çünkü iklim mücadelesini kazandıracak olan en parlak fikirler değil, o fikirleri sahaya indirebilen mekanizmalar. Unutmayalım, COP'ların başarısı çıkacak metinlerle değil, bir yıl sonra sahada neyin değiştiğiyle ölçülecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirden-sahaya-iklim-teknolojilerinin-eksik-halkasi-90543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fikirden sahaya: İklim teknolojilerinin eksik halkası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zohonun-is-modeli-turkiyede-nasil-buyume-getirdi-90542</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zoho’nun iş modeli Türkiye’de nasıl büyüme getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zoho Avrupa Genel Müdürü Sridhar Iyengar ile görüşmeye giderken büyük beklentilerim vardı. Bu konuya girmeden önce size Zoho Corporation’ı kendi ifadeleriyle tanıtmak istiyorum.</p>
<p>1996 yılında Hindistan’ın Chennai kentinde kurulan kurumsal yazılım şirketi Zoho Corporation, 2026 yılında 30’uncu yılını kutluyor. Şirket, kuruluşundan bu yana dış yatırım almadan ve satın almalara dayanmadan organik bir büyüme modeli izliyor; Zoho ve ManageEngine’in yanı sıra grup bünyesindeki diğer markalar aracılığıyla farklı ölçeklerdeki işletmelere yönelik bulut tabanlı yazılım çözümleri geliştiriyor ve sunuyor. 150’den fazla ülkede 150 milyonu aşkın kullanıcıya hizmet veren Zoho’nun dünya genelinde 19 binden fazla çalışanı bulunuyor. Şirketin bağımsız büyüme modeli, kısa vadeli finansal hedefler yerine inovasyona, ürün kalitesine ve müşterileri için uzun vadeli değer yaratmaya odaklanmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Ne tür bir şirketle karşı karşıya olduğumuzu bu şekilde anlattıktan sonra kendi hikâyeme geçeyim. Büyük beklenti derken, Hindistan’ın önemli gruplarından Tata’nın yazılım işi ve servis olarak teknoloji sunma konusundaki başarısına benzer bir hikâye yakalamayı umuyordum. Fortune Türkiye’de çalışırken iş ortağımız olan Nikkei Business Publications (Nikkei BP) editörleri Tata’nın servis olarak yazılım ve diğer hizmetleri sunmadaki başarısının otelcilik işindeki deneyimiyle de bağlantısı olduğunu yazmışlardı. Bir otelde gelen müşteriye hizmet ederken geniş bir servis yelpazesi ile müşteri tatminini sağlamak sonu aaS ile biten kısaltmalarla ifade edilen servis sunumlarının başarısı konusunda bizim farkında olmadığımız ancak Japonların hassas analizi ile keşfedilmiş kritik bir başarı faktörüydü.</p>
<p>Iyengar ile görüşmemizin daha başlangıcında başka bir ayrıntı dikkatimi çekti. Platformlarına gelen müşterilerin deneyerek farklı çözümlerini kullanmaya başlamasını sağladıklarını söyleyen Iyengar’ın sözleri, Steve Jobs’ın 1986’da yaptığı ve kesinlikle o dönem için ezberleri bozan konuşmasıyla ciddi benzerlikler içeriyordu. Bu konuşma ile Zoho’nun kurulduğu 1996 arasında 10 yıl vardı. Bu süre, benim gençliğimde teknolojinin çok daha yavaş ilerlediği dönemde bile teknolojide zamanın hızının gerçek hayatın dört katı olduğu önermesi düşünülürse yaklaşık 40 yıl ediyor. Bugünkü hızla bu sürenin bir insan ömründen fazlasına karşılık düştüğünü söyleyebilirim.</p>
<p>Jobs o konuşmasında yazılımı, müzik mağazalarında satılan plaklara benzetirken mağazaya gelen müzik tutkununun ne alacağını bildiği bir sistem kurmaktan bahsediyordu. Jobs’ın bunu anlatırken verdiği örnek radyo istasyonuydu. İnsanlar orada dinleyerek öğrendikleri şarkıların bulunduğu plakları satın alırken çok daha rahat karar verebilirlerdi. Bu aslında tüketici deneyimi üzerinden satışın yaratılması anlamına geliyordu. Satışa dönüş oranı olarak tanımlanan performans göstergesi hâlâ ölçüt olsa da sürecin bütünüyle değiştiği bir sistem önerisinde bulunuyordu, Steve Jobs. Bunu doğrudan sormadığım Iyengar ile sohbetimiz bu konunun ayrıntılı olarak ele alınmasına sahne oldu.</p>
<p>Zoho’nun asıl gündemi Türkiye’deki büyümesi ve çeşitlenmesiydi. Basın bültenlerinin ilk iki paragrafı zaten bu odağı çok iyi ortaya koyuyor:</p>
<p>“Bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho’nun Türkiye’deki müşteri sayısı son bir yılda yüzde 25 artarak 4 bin 800’ü aştı. Türkiye pazarına yönelik uzun vadeli taahhüdünün ve veri gizliliğine verdiği önemin bir göstergesi olarak VERBİS kayıt sürecini de tamamlayan Zoho, 2026 yılında 30’uncu yılını kutlayan ve 150’den fazla ülkede faaliyet gösteren Zoho Corporation bünyesinde yer alıyor.</p>
<p>Dünya genelinde her ölçekten kurum ve işletme için bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho, Türkiye’de güçlü büyümesini sürdürüyor. Şirketin müşteri sayısı 2024 ve 2025 mali yılları arasında yıllık yüzde 25 artış gösterirken, bugün Türkiye genelinde Zoho çözümlerini kullanan işletmelerin sayısı 4.800’ü aştı. Zoho’nun son dönemde portföyüne kattığı müşteriler arasında, Zoho One ile hasta deneyimini ve iş operasyonlarını daha verimli hale getiren All On Dental; Hollanda ve Türkiye’deki operasyonlarını Zoho One ile birbirine bağlayan Hairtime Istanbul ve Zoho CRM ile iş süreçlerini hızlandıran Live Akademi yer alıyor. Zoho ayrıca, iş operasyonlarını Zoho One aracılığıyla tek bir platformda bir araya getiren Omer Istanbul, müşteri yönetimini Zoho CRM ile güçlendiren Horoz Logistics ve operasyonlarının ölçeklenmesini ve dijitalleşmesini Zoho One ile destekleyen Natural Clinic ile de iş birliği yapıyor.”</p>
<p>Burada benim için temel gösterge müşterilerin sayısal olarak artmasından ziyade yazılımın servis olarak sunulduğu şirket portföyünün çeşitliliğinin işaret ettiği büyüme potansiyeli. Sohbetimizin akışı içinde Zoho platformunu analiz ederken çözümlerinin sigortacılıktaki acente yapısı için çok uygun bir modele sahip olduğunu belirttim. Acente müşterileri olup olmadığını iş ortakları üzerinden araştırması gerektiğini söyleyen Iyengar, sigortacılık sektöründeki şirketlerle çalıştıklarını söyledi. Böyle birçok ayrıntı arasında en dikkat çekici olanı, mühendislik öğrenimi gördüğümüz dönemleri konuşurken karşımıza çıktı. Iyengar, Zoho’nun kurulduğu 1996’da Google’ın henüz kurulmamış olduğunu hatırlattı. Bazen her şeyin ne kadar hızlı gerçekleştiğini unutuyorduk. Bugün her zaman varmış gibi gördüğümüz bulut bilişim ve bulut üzerinden servis sunmak aslında hayatımızı çok kısa sürede işgal etmişti. Bunları aktardıktan sonra ile görüşmemizin ruhunu anlamak için yeterli veriye sahip olduğunuzu düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Öncelikle, büyüme konusuna girmeden önce bana işinizden bahsetmenizi istiyorum. Yüzde 25'lik bir büyüme önemli olsa da, asıl yaptığınız işin niteliğinin daha büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Evet. Aslına bakarsanız, rakamlardan çok daha önemli olan şey, kim olduğumuz ve neler yaptığımız. Bizi tanıyanların bildiği gibi Zoho Corporation, temel olarak bir bulut yazılım sağlayıcısı. Ancak bu, yalnızca tek bir alanla sınırlı olduğumuz anlamına gelmiyor. Oldukça geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Bu yıl bizim için çok özel; çünkü şirketin 30. yılını kutluyoruz. 1996 yılında kurulduk ve bugün 30 yılı geride bıraktık; bizim için kutlamaya değer, özel bir yıl. Bu yolculuk boyunca bizimle birlikte olan pek çok çalışanımız var. Şirketimiz, dışarıdan yatırım almadan, tamamen kendi öz kaynaklarıyla büyümüş (bootstrapped) ve özel mülkiyete tabi bir kuruluş.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Yola çıktığınız dönemle bugün arasında ne tür farklar bulunuyor?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Başlangıçtaki fikrimiz, verimliliği ve üretkenliği artıracak yazılımlar, özellikle de kurumsal yazılımlar geliştirmekti. Pazara giriş stratejimiz, müşterilerin yazılıma kolayca erişebilmesini sağlamak üzerine kuruluydu; yani müşterilerin ürünü zahmetsizce deneyip ardından satın alıp almamaya karar verebilecekleri, sürtünmesi düşük bir model benimsedik.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu bana, Apple Kurucusu Steve Jobs’ın 1986’da dile getirdiği modeli çağrıştırıyor. O zaman bunu çok fazla insanın anladığını düşünmüyorum ama benim açımdan bu, büyük dönüşüm reçetesi olabilecek basitlikte bir vizyondu.</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Bir pazarı nasıl dönüştürebilirsiniz? Bunu, iş modelinizle yapmanız gerekir. Harika ürünler ortaya koymalı, müşterilerin bu ürünlerden haberdar olmasını sağlamalı ve onlara ürünü kolayca deneme imkânı sunmalısınız. Ürünler doğrudan son kullanıcılar için tasarlandığından sezgiseldir, entegrasyonu kolaydır ve tek bir ortak platform üzerinde çalışır. Başlangıçta belirli bir ürün grubuyla yola çıkmıştık, ancak bugün oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Platformumuz bugün 65-70 farklı uygulamadan oluşuyor. Bu platform, bir organizasyondaki her departmanı ve her iş sürecini destekliyor. Örneğin, bir şirkette satış departmanının satış yapabilmesi için yazılıma ihtiyaç duyarsınız; aynı şekilde, pazarlama kampanyalarını yürütmek veya pazarlama otomasyon süreçlerini yönetmek için de pazarlama yazılımlarına gereksinim duyarsınız. Satış verimliliğini artırmak, İK süreçlerini otomatikleştirmek veya tüm veriler üzerinde analitik çalışmalar yapmak gibi ihtiyaçları olabiliyor. İnsan kaynakları (İK) tarafında, işe alım süreçlerini yönetmek ve çalışan veritabanını tutmak için bir yazılıma ihtiyaç duyabiliyorlar. Örneğin, çalışanların izin talebinde bulunurken mevcut izin haklarını görebilmeleri veya yöneticilerin bu izin taleplerini onaylayabileceği bir onay mekanizmasının olması gerekiyor. Finans tarafında ise, müşterilere gönderilen faturaları ve alınan ödemeleri takip edebilmek için muhasebe yazılımlarına ihtiyaç duyuluyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Müşteri elde etme süreciniz nasıl şekilleniyor?</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Günümüzde yaşanan temel sorun şu: Eğer tüm bu farklı süreçleri otomatikleştirmek isterseniz, 10-20 farklı tedarikçiyle muhatap olmanız gerekebilir. Bu da tam bir kâbusa dönüşebiliyor; çünkü bu tedarikçilerin sistemleri birbiriyle uyumlu olmayabiliyor. Bizdeki durum ise şöyle: Gördüğünüz gibi, oldukça geniş bir ürün yelpazemiz bulunuyor. Çoğu müşteri genellikle tek bir alanla, yani çözmeleri gereken belirli bir sorunla yola çıkıyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar. Türkiye'de, bizim yerel yüzümüz olan iş ortaklarımız var. Bu ortaklar, sunduğumuz çözümün neler yapabildiğini, müşteriye sağladığı değeri ve tüm sistemlerin birbiriyle nasıl entegre çalıştığını açıklıyorlar. Sistemlerin birbiriyle konuşamaması durumu, ya sistem entegratörünün ya da doğrudan müşterinin çözmesi gereken bir sorun yaratır. Biz ise tüm bu farklı süreçleri tek bir çatı altında toplayan ortak bir platform sunuyoruz; yani doğrudan kullanıma hazır uygulamalar sağlıyoruz.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Müşteriyi elde tutma formülünüz ne?</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Onlara sadece uygun fiyatlı ürünler değil, fiyat istikrarı da sağlıyoruz. Örneğin, yıllar boyunca ne kadar ödeyeceklerini biliyorlar. Döviz kuru dalgalanmasının olduğu bir pazarda, satıcılar fiyatları artırıyor. Bu da bizim çözümlerimiz için rekabet avantajı yaratıyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu arada müşterinizi de tanımlamak gerekiyor. Şirketlerde CIO’dan CEO’ya kadar değişen çeşitli pozisyonlardaki kişiler satın alma kararları üzerinde belirleyici olabiliyor.</p>
<p><strong>Sridhar Iyengar:</strong> Bana bu soru sorulduğunda hangi ürün diye soruyorum çünkü bu aynı zamanda hangi ürünün söz konusu olduğuna ve şirketin büyüklüğüne bağlı. Daha küçük bir şirkette bazen CIO veya maliyet hassasiyeti varsa CFO karar verebilir. Ve daha iyi kararlar alırlar çünkü daha iyi bilirler. Büyük bir şirkette ise karar merkezi bir konumdadır. Daha büyük şirketlere gittiğinizde ise bazen departman başkanları, yani satış departmanının yöneticileri, kendi departmanı için araçlara veya ürünlere karar verebilir. Pazarlama müdürü veya CMO da pazarlama departmanı için karar verebilir. Ve diyelim ki İK yöneticisi buna karar verdi. Ama bunların hepsi şirket içi BT tarafından uygulanıyor. Dolayısıyla bunların nasıl entegre edilebileceğini görmek de şirket içi BT'nin baş ağrısı oluyor. Şirket ne kadar büyükse, tedarikçi sayısı o kadar fazla, zorluklar da o kadar büyük oluyor. Bu yüzden çok zorlaşıyor. Bu yüzden bir müşteriyle konuştuğumuzda, onlara zaten neye sahip olduklarını da soruyoruz. Çünkü mevcut sistemleriyle birlikte çalışması gerekiyor. Yani bu, şirketin büyüklüğüne ve müşteri organizasyonunun yapısına bağlı...</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Türkiye özelinde bu dengeleri iyi analiz edebilecek deneyime sahip misiniz?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Türkiye pazarıyla ilişkimiz yeni değil. Zoho Corporation olarak ManageEngine aracılığıyla Türkiye’de 20 yılı aşkın bir deneyime sahibiz; Zoho ise yaklaşık 15 yıldır iş ortağı ekosistemi üzerinden işletmeleri destekliyor. Güçlü dijital dönüşüm potansiyeli, dinamik teknoloji ekosistemi ve büyüyen kurumsal pazarıyla Türkiye bizim için stratejik bir pazar. Yalnızca son bir yılda müşteri tabanımızın yüzde 25’in üzerinde büyümesi, Türkiye’nin uzun vadeli potansiyeline duyduğumuz güveni daha da pekiştiriyor. Amacımız yalnızca teknoloji sunmak değil. Entegre platform yaklaşımımızla kurumların daha verimli, çevik ve dayanıklı operasyonlar oluşturmasına yardımcı olurken, veri gizliliğini ve güveni de bu dönüşümün temel unsurları olarak görüyoruz. VERBİS kayıt sürecimizi tamamlamamız da Türkiye’ye yönelik uzun vadeli taahhüdümüzün ve veri gizliliğine verdiğimiz önemin bir başka somut göstergesi.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bunu biraz açar mısınız?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Türkiye’ye yönelik uzun vadeli yaklaşımımızı ortaya koyan son önemli adımlardan biri de Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi’ne (VERBİS) kayıt sürecinin tamamlanması oldu. Bu adımı yalnızca yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi olarak değil, Türkiye pazarına yönelik taahhüdünün, veri gizliliğine verdiği önemin ve güven temelli teknoloji yaklaşımının somut bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu yaklaşım aynı zamanda Zoho’nun veri gizliliği, mevzuata uyum ve dijital egemenlik konularına verdiği önemi de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Zoho’nun Türkiye ile ilgili gelecek planlarında neler var?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Önümüzdeki dönemde, Türkiye’deki büyümesini iş ortakları ağı üzerinden sürdürmeyi, mevcut bayi ve uygulama ortaklarının teknik ve ticari yetkinliklerini daha da geliştirmeyi ve daha fazla işletmeye ulaşmayı planlıyoruz. Kurumsal segment de Zoho’nun Türkiye’deki büyüme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Büyük kuruluşların yapay zekâ, otomasyon ve veri yönetişimi ihtiyaçlarına yönelik projelerini artırırken, teknoloji altyapılarını sadeleştirmelerine, operasyonel verimliliklerini artırmalarına ve değişen koşullar karşısındaki dayanıklılıklarını güçlendirmelerine yardımcı olmayı hedefliyoruz. Ekosistemimizle birlikte büyüyerek daha fazla kurumu entegre, güvenli ve veri gizliliğini gözeten teknolojilerle desteklemeyi amaçlıyoruz. Kendimizi bu yaklaşımla Türkiye’de yalnızca bir teknoloji sağlayıcısı değil; güvenilir ve sorumlu yapay zekâ, veri gizliliği ve dijital egemenlik gibi alanlarda kalıcı değer yaratan uzun vadeli bir teknoloji iş ortağı olarak konumlanmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bu hedefler içinde yapay zekâyı nereye oturtuyorsunuz?</p>
<p><strong>- Sridhar Iyengar:</strong> Yapay zekâ stratejisi veri stratejisinden ayrı düşünülemez. Başarılı bir dijital dönüşüm, bir işletmenin kullandığı yazılım uygulamalarının sayısını artırmaktan değil; insanları, süreçleri ve veriyi birbirine bağlayan entegre bir teknoloji ekosistemi oluşturmaktan geçiyor. Kurumlar büyüdükçe farklı iş birimlerinde birbirinden bağımsız uygulamaların kullanılması veri silolarının oluşmasına yol açabiliyor. Bu parçalı yapı yalnızca operasyonel verimlilik açısından değil; veri güvenliği, erişim yönetimi, mevzuata uyum ve yapay zekâ uygulamalarının doğruluğu açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle, yapay zekâ stratejisinin veri stratejisinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyoruz. Güvenilir ve iyi yönetilen veri, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerinin giderek daha fazla parçası haline geldiği bir dönemde, bu teknolojilerden sürdürülebilir değer elde edebilmenin temelini oluşturuyor. Bu yaklaşım, Zoho’nun altyapısı dahil olmak üzere kendi teknoloji yapısının bütününe sahip olma anlayışıyla da destekleniyor. Zoho’nun Avrupa Birliği’ndeki veri merkezleri, Avrupa’daki işletmelere yürürlükteki uyum gereklilikleri doğrultusunda hizmet verirken, şirketin veri gizliliği, güvenlik ve teknoloji optimizasyonu üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>- Kerem Özdemir:</strong> Bütün bunları konuşmamızı sağlayan zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zohonun-is-modeli-turkiyede-nasil-buyume-getirdi-90542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zoho’nun iş modeli Türkiye’de nasıl büyüme getirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalarin-krizdeki-rolu-90540</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankaların krizdeki rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YATIRIM FONU KRİZİ (4) </strong></p>
<p>Tıpkı 1929 Krizi Sonrası’nın ABD’sinde, Küresel Finans Krizi sonrasının ABD ve İngiltere’sinde, ya da bizdeki Banker Krizi, 1994 Krizi, İmar Bankası Krizi ve Bankacılık Krizi’nde (2000-2001) olduğu gibi, büyük krizlerin ve finansal başarısızlıkların sonunda yeni kurumların ve büyük kurumsal değişikliklerin ortaya çıkması beklenir. Yatırım Fonu Krizi’nin etkisiyle ortaya çıkacak yeni düzenleme sistematiğinin odağında portföy yönetim şirketlerinin, aracı kurumların, saklamacıların, yatırım ve emeklilik fonlarının olacağına şüphe yok. Ancak o listeye bir kurumu daha eklemek gerekiyor: bankalar.</p>
<h2>Bankacı sermaye piyasasına yönelik yatırım tavsiyesi veriyor</h2>
<p>Fon krizinin ardından çok sayıda kişiden “Bankacım önerdi; SPK denetimindeki fon diye güvenip aldım” cümlesini duyduk. Bankacı-mudi diyaloğunda bankacılık ürünlerine yönelik pazarlama faaliyetinin ötesinde sermaye piyasası faaliyetlerine yönelik yönlendirici yorum ve tavsiyelerde bulunulması makul bir durum gibi görülmekle birlikte, mevzuata aykırılık teşkil etmektedir. Ancak bu uygulamanın yaygın biçimde olağan karşılanması, yatırımcıyı korumaya yönelik sermaye piyasası kurallarının bu alanda fiilen işletilmesini güçleştirmektedir.</p>
<h2>Sermaye piyasası mevzuatı veremezsin diyor</h2>
<p>Sermaye Piyasası Mevzuatı’na göre yatırım danışmanlığı, yatırımcıyla yapılan çerçeve sözleşmesi kapsamında, yönlendirici nitelikte yorum ve tavsiyelerde bulunulması faaliyetidir. Yatırım danışmanlığı faaliyeti bağlamında bankalar açısından sınır, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (Kanun) 39’uncu maddesinde çizilmiştir. Kanun’un 37’nci maddesinde sayılan ve faaliyet izni gerektiren hizmetlerden biri olan yatırım danışmanlığını yalnızca yatırım ve kalkınma bankalarının yürütebileceği belirtilmek suretiyle, mevduat bankalarının ve katılım bankalarının yatırım danışmanlığı yapma yetkisinin olmadığı hükme bağlanmıştır. SPK’nın III-37.1 sayılı Tebliği’nde yatırım danışmanlığının tanımı 45’inci maddede yapılmış, söz konusu faaliyetin SPK’dan izin almış aracı kurumlar, yatırım ve kalkınma bankaları ile portföy yönetim şirketleri tarafından yatırım danışmanlığı çerçeve sözleşmesi kapsamında yürütülebileceği 46’ncı maddede belirlenmiştir.<sup>(<strong>i)</strong></sup> Öte yandan, bir kişi ve/veya gruba yönelik olmayan genel yatırım tavsiyesi niteliğindeki raporların bankalar dahil yatırım danışmanlığı yetki belgesi olmayan yatırım kuruluşları tarafından hazırlanması ve yayınlanması ya da Yatırım Hizmetleri Tebliği (III-37.1) uyarınca genel yatırım tavsiyesinde bulunabilecekler tarafından hazırlanmış bu nitelikteki raporların müşterilere verilmesi sermaye piyasası mevzuatı açısından mümkündür.<sup>(<strong>ii)</strong></sup> Kısacası, soruya dönecek olursak, banka çalışanlarının belli bir kişi için, belli bir sermaye piyasası aracına yönelik yatırım tavsiyesi vermesi doğru değildir. Kuşkusuz etik de değildir.</p>
<h2>Yatırımcı bankacının tavsiyesine muhtaç mı?</h2>
<p>Kısa yanıt: Evet. Bilgisizliğin ve bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda yatırımcı konuyla aslında ilgisiz ve yetkisiz olan bankacının da tavsiyesine muhtaçtır. Çünkü yatırım danışmanlığı işi, bilhassa bunun sözleşme ile ücret karşılığında yapılan biçimi, Türkiye’de kurum olarak tutmamıştır.</p>
<h2>Yatırım danışmanlığı işi Türkiye’de neden tutmadı?</h2>
<p>Bunun altında, piyasanın zayıf form etkinlik koşullarını ancak sağlayabilen türlü yetersizliklerinin payı büyüktür. Ancak yatırım kararı sürecinde sözleşmeli bir danışmanlık hizmetinin alınması ne kültür olarak finansal aracılık sisteminde yaygındır, ne de sistemi harekete geçirecek olan yatırımcımızın bu yönde açık bir talebi vardır. Yatırımcı bulunduğu kurtlar sofrasının idrakinde değildir. İhtiyaç halinde avukata, doktora ve hatta falcıya hizmet bedelini ödemekten çekinmeyen insanımızın ekseriyeti konu borsa olunca “bir bilen”e dönüşmektedir. Üstelik icabında evini, arabasını satacak kadar vaziyeti bilir hâldedir. Oysa, finansal okuryazarlık düzeyinin yerlerde süründüğü ultra spekülatif bir yapıda, belli bir kişi ve varlığa yönelik olarak sunulacak yatırım danışmanlığı hizmetinin yüksek kalitede olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Elbette yüksek kaliteden muradımız uygunluk ve yerindelik testlerini şipşak yaptıktan sonra yatırım işini “ne veriyim abime” moduna göre yönetmek değildir. Bu konunun içerdiği büyük hassasiyet, herhalde “Yatırım Fonu Krizi” ile birlikte daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<h2>Ne yapmalı?</h2>
<p>Yatırım danışmanlığının işinin Türkiye’de bir biçimde oturması gerekiyor. Bu noktada, diğer kurumların yanı sıra bankalardaki masum gibi görünen ama yetkisiz yapılan yatırım danışmanlığı faaliyetlerine de dur denmelidir. Borsa yatırımcısına yönelik yerindelik-uygunluk testlerini zorlu bir ehliyet sınavı olarak görmek, ancak her hâlükârda yatırım kararı verilmeden finansal okuryazarlık becerisi zayıf olan yatırımcının yeterli bilgi ve doğru tavsiyeyi aldığından emin olmakta yarar vardır.</p>
<p>--</p>
<p>(i) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6362&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/07/20130711-23.htm</p>
<p>(ii) SPK Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber: https://mevzuat.spk.gov.tr/59d4fbff-4db9-4e8c-b03c-98de8c9eaab3  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalarin-krizdeki-rolu-90540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankaların krizdeki rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-fabrikadan-cikiyor-kuresel-ekonominin-yeni-donusum-dalgasi-90539</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Robotlar fabrikadan çıkıyor: Küresel ekonominin yeni dönüşüm dalgası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın dijital dünyadan fiziksel üretime taşınmasını sağlayan genel amaçlı robotik, küresel ekonomide yeni bir üretkenlik devriminin kapısını aralıyor. ABD, Çin ve Japonya arasındaki teknoloji yarışı hızlanırken robotlar; üretimden lojistiğe, sağlıktan ticarete kadar pek çok alanda iş yapış biçimlerini ve küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ devriminin ilk aşaması dijital dünyada yaşandı. Büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ uygulamaları bilgi üretiminden müşteri hizmetlerine kadar birçok alanda dönüşüm yaratırken, bugün aynı teknolojik sıçrama fiziksel dünyaya taşınıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise "General Purpose Robotics" yani Genel Amaçlı Robotik yer alıyor.</p>
<p>Uzun yıllar boyunca robotlar belirli görevler için tasarlanmış, kapalı üretim ortamlarında çalışan sistemler olarak değerlendirildi. Ancak yapay zekâ, sensör teknolojileri ve gelişmiş işlem kapasitesindeki ilerlemeler sayesinde robotlar artık çevrelerini algılayabilen, öğrenebilen ve farklı görevler arasında geçiş yapabilen çok yönlü sistemlere dönüşüyor. Bu nedenle birçok uzman, genel amaçlı robotları yalnızca yeni bir teknoloji kategorisi değil, küresel ekonominin bir sonraki büyük üretkenlik devrimi olarak görüyor.</p>
<p>Projeksiyonlarına göre bugün henüz başlangıç aşamasında bulunan genel amaçlı robotik pazarı, 2040 yılına kadar yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaşabilir. Ancak asıl önemli olan, ortaya çıkacak değerin yalnızca robot satışlarından ibaret olmamasıdır. Söz konusu dönüşüm; yazılım, veri, yapay zekâ, sensör teknolojileri ve yeni hizmet modellerini kapsayan geniş bir ekonomik ekosistemin oluşumuna işaret ediyor.</p>
<p><strong>Yapay zekânın fiziksel dünyaya açılan kapısı</strong></p>
<p>Yeni nesil robotları önceki kuşaklardan ayıran temel unsur, yapay zekâ ile fiziksel hareket kabiliyetinin birleşmesi. "Embodied AI" olarak adlandırılan bu yaklaşım sayesinde robotlar yalnızca programlanmış komutları yerine getirmiyor; çevrelerini yorumlayabiliyor, deneyimlerinden öğrenebiliyor ve değişen koşullara uyum sağlayabiliyor.</p>
<p>Bu gelişme, robotları otomasyon araçları olmaktan çıkararak potansiyel iş arkadaşlarına dönüştürüyor. Depolarda ürün taşıyan, fabrikalarda montaj yapan, hastanelerde lojistik destek sağlayan veya yaşlı bakımında görev alan robotlar artık geleceğin değil, bugünün teknolojik gündeminin parçası haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Yeni teknoloji yarışının merkezinde kim var?</strong></p>
<p>Genel amaçlı robotik alanında küresel rekabet üç büyük aktör etrafında şekilleniyor: ABD, Çin ve Japonya.</p>
<p>Japonya, onlarca yıldır robotik donanım, hassas mühendislik ve otomasyon teknolojilerindeki üstünlüğüyle sektörün lider ülkelerinden biri oldu. Ancak rekabetin ağırlık merkezi giderek mekanik sistemlerden yapay zekâ ve yazılıma kayıyor. Bu nedenle Japonya, sahip olduğu mühendislik birikimini yeni nesil yapay zekâ tabanlı robotik sistemlerle bütünleştirmek zorunda...</p>
<p>ABD ise yapay zekâ ekosistemindeki üstünlüğü sayesinde önemli bir avantaj elde etmiş durumda. Nvidia, Tesla, Figure AI, Boston Dynamics ve OpenAI gibi şirketler robotik ile yapay zekâyı birleştiren çözümler geliştirerek sektörün teknolojik standartlarını belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Bununla birlikte son dönemin en dikkat çekici yükselişi Çin'den geliyor. Elektrikli araç sektöründe olduğu gibi robotik alanında da büyük ölçekli üretim kapasitesi, devlet destekleri ve agresif yatırım politikaları Çin'i önemli bir oyuncu haline getiriyor. Özellikle maliyet avantajı sayesinde Çinli üreticilerin kısa süre içinde küresel pazarda belirleyici bir konuma ulaşması bekleniyor. Bu durum, önümüzdeki yıllarda küresel robotik değer zincirlerinin önemli ölçüde yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Robotik devrimi neden şimdi gerçekleşiyor?</strong></p>
<p>Robot teknolojileri uzun süredir gündemde olmasına rağmen son yıllarda sektörün önündeki temel engeller hızla ortadan kalkıyor.</p>
<p>İlk olarak, yapay zekâ modellerinin karar verme ve çevresel farkındalık kapasitesi önemli ölçüde gelişti. Robotların karmaşık görevleri yerine getirebilmesi için gereken bilişsel yetenekler artık çok daha erişilebilir durumda. İkinci olarak, sensörler, işlemciler, bataryalar ve mekanik bileşenlerde yaşanan maliyet düşüşleri robotları ticari olarak uygulanabilir hale getiriyor. Özellikle humanoid robotların üretim maliyetlerinde gözlenen düşüşler, teknolojinin yaygınlaşmasını hızlandırıyor. Üçüncü ve belki de en önemli unsur ise demografik dönüşüm. Japonya, Güney Kore, Avrupa Birliği ve giderek Çin, yaşlanan nüfus ve daralan işgücü nedeniyle ciddi ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu ülkelerde robotlar artık yalnızca verimlilik sağlayan araçlar değil, ekonomik sürdürülebilirliğin önemli bir bileşeni olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Küresel ticaretin kuralları değişebilir</strong></p>
<p>Genel amaçlı robotların en önemli etkilerinden biri uluslararası ticaret düzeninde ortaya çıkabilir. Son kırk yılda küresel üretim büyük ölçüde düşük işgücü maliyetlerine dayalı olarak şekillendi. Şirketler üretim tesislerini ucuz iş gücü sunan bölgelere taşırken küresel tedarik zincirleri de bu model üzerine kuruldu. Ancak robotların insan emeğine alternatif hale gelmesi, bu denklemi değiştirme potansiyeline sahip. Üretim kararlarında işçilik maliyetlerinin önemi azalırken enerji altyapısı, teknoloji ekosistemi, veri merkezleri ve lojistik ağlar daha belirleyici faktörler haline gelebilir. Bu süreç, son yıllarda sıkça tartışılan "reshoring" ve "nearshoring" eğilimlerini hızlandırabilir. Üretimin gelişmiş ekonomilere geri dönmesi veya tüketim merkezlerine daha yakın bölgelere kaydırılması, küresel ticaret haritasında yeni dengeler oluşturabilir.</p>
<p><strong>Geleceğin stratejik kaynağı: Robot verisi</strong></p>
<p>Robotik ekonomisinin geleceğinde asıl rekabet yalnızca donanım üretimi üzerinden şekillenmeyecek. Milyonlarca robotun evlerde, fabrikalarda, depolarda ve sağlık kuruluşlarında topladığı veriler yeni dönemin en değerli ekonomik varlıklarından biri haline gelebilir. Nasıl ki internet çağında kullanıcı verileri dijital ekonominin temelini oluşturduysa, robot ekonomisinde de fiziksel dünyaya ilişkin veriler benzer bir stratejik önem kazanacak. Bu nedenle geleceğin liderleri yalnızca robot üreten şirketler değil; robot işletim sistemlerini, veri platformlarını ve yapay zekâ altyapılarını kontrol eden aktörler olacak. Sektördeki rekabet giderek donanımdan yazılıma ve veriye doğru kayıyor.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm ve yeni meslekler</strong></p>
<p>Her büyük teknolojik dönüşüm gibi robotik devrimi de işgücü piyasasında önemli değişiklikler yaratacak. Bazı mesleklere olan talep otomasyon nedeniyle azalırken, robot bakım uzmanları, robot filo yöneticileri, yapay zekâ eğitmenleri, insan-makine etkileşimi tasarımcıları ve robot güvenlik mühendisleri gibi yeni uzmanlık alanları ortaya çıkacak. Bununla birlikte veri güvenliği, mahremiyet, etik kullanım ve otonom karar alma süreçleri yeni düzenleme alanları olarak önem kazanacak. Robotların günlük yaşamın daha görünür bir parçası haline gelmesiyle birlikte teknoloji politikalarının da yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye için stratejik bir yol ayrımı</strong></p>
<p>Türkiye açısından genel amaçlı robotik dönüşümü hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Emek yoğun sektörlerde düşük maliyet avantajına dayalı rekabet modelinin zayıflaması önemli bir risk oluştururken, otomotiv, makine, beyaz eşya, lojistik ve savunma sanayi gibi alanlarda robotik dönüşüm yüksek katma değerli üretim fırsatları yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin önündeki temel mesele robotları kullanıp kullanmamak değil, robotik değer zincirinin hangi aşamasında yer alacağı. Yapay zekâ yazılımlarından sensör teknolojilerine, veri altyapısından robotik bileşen üretimine kadar uzanan geniş ekosistemde güçlü bir konum elde edebilen ülkeler, geleceğin sanayi ve teknoloji rekabetinde avantaj sağlayacak.</p>
<p>Henüz erken aşamada olmasına rağmen sektörün gelişim hızı, önümüzdeki on yıl içinde üretimden lojistiğe, sağlıktan perakendeye kadar birçok alanda köklü değişimler yaşanabileceğini gösteriyor. Bu dönüşüm yalnızca yeni bir teknoloji pazarının doğuşunu değil, küresel üretim sisteminin, ticaret düzeninin ve işgücü yapısının yeniden şekillenmesini ifade ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünü belirleyecek unsurlardan biri, robotları ne kadar etkin kullandıkları kadar, robotların çalışmasını sağlayan yapay zekâ, veri ve yazılım ekosistemlerinde ne kadar söz sahibi oldukları olacak. General purpose robotics, bu yönüyle yalnızca bir sanayi teknolojisi değil, 21. yüzyılın ekonomik ve jeopolitik dengelerini şekillendirecek stratejik bir güç olarak yükseliyor.</p>
<p><strong>Buhar makinesi Sanayi Devrimi'ni, elektrifikasyon kitlesel üretimi, internet ise bilgi ekonomisini mümkün kıldı. Genel amaçlı robotik ise yapay zekâyı fiziksel dünyaya taşıyarak yeni bir ekonomik çağın kapılarını aralıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotlar-fabrikadan-cikiyor-kuresel-ekonominin-yeni-donusum-dalgasi-90539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Robotlar fabrikadan çıkıyor: Küresel ekonominin yeni dönüşüm dalgası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ofansifi-ve-avrupa-savunmasi-90538</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin ofansifi ve Avrupa savunması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in sayısal, fiyat ve teknoloji odaklı ofansifine karşı Avrupa duygusal miras, uygun fiyatlı elektrikli araçlar ve güvenilir hizmet ağıyla karşılık veriyor. Ancak; Avrupalılar, Çin’de kaybettikleri kârlılığın yerine Türkiye gibi üretim ve ihracat köprülerini “genişletilmiş Avrupa” içinde konumlandırarak yeni dengeyi kurmalı!</strong></p>
<p>Önceki haftaki Paris Mondial de l’Automobile, küresel otomotiv güç dengelerinin yeniden yazıldığı strateji sahnesiydi. 19 markayla Çinli üreticiler artık figüran değil ana aktördü; fuarın yaklaşık %40’ı, 2024’e göre iki katından fazla Çinli katılım ve binek otomobillerin yaklaşık üçte biri…</p>
<p>Avrupa’da yeni satılan araçların %10’u Çin’den ithal; Çinli markaların Fransa payı 2024’te %3,1’den 2026’nın ilk yedi ayında %11’in üzerine çıktı. Çin için; iç pazarı daralırken ve ABD tarifelerle fiilen kapanırken Avrupa’ya ihracat zorunlu büyüme kanalı. BYD’nin Avrupa satışları bu yıl iki katından fazla arttı; Chery ve Leapmotor hızla yükseliyor; Xiaomi Almanya’yı Avrupa açılımının sıçrama tahtası hedefliyor. Çinli markalar futbol sponsorlukları ve “Avrupa için doğdu”, “Avrupa’da, Avrupa için” söylemleriyle yerelleşiyor. Fiyat/donanım en doğrudan baskı; eşdeğer Avrupalı rakiplere göre %15-30 düşük fiyat; Xpeng L03 35.000 € seviyesiyle Renault Mégane E-Tech ve Volkswagen ID.3’ün altında.</p>
<p>Avrupa’nın savunması üç eksende. Birincisi, taklit edilemeyen kültürel miras ve nostalji; Citroen 2CV, Renault 8 Gordini ve Peugeot 205 T16’nın yeniden yorumu, elektrikliye geçişte geçmişe duygusal bağ, avantaj… İkincisi, uygun fiyatlı elektrikli araçlarla yeniden iddialı olmak üzere 15.000-25.000 € bandına dönüş; Citroen’in 15.000 Euro’luk elektrikli 2CV ve 17.900 €’luk Dacia Spring. Üçüncüsü, satış sonrası hizmet ve güven; Renault Grup CEO’su François Provost’un “5 yıl sonra da bu otomobilleri tamir edecek olan yine aynı servis olacak” sözü, hizmet ağı üstünlüğü vurgusu.</p>
<p>Rekabet yalnızca fiyat değil; Çinliler hızlı şarj, batarya ve yazılımda yenilikçi, Avrupalılar şasi, sürüş dinamikleri ve tarihsel mirasta iddialı. Çinliler yazılım ve bataryada üstünken Avrupalılar onlarca yıllık marka geçmişi ve deneyimine sahip.</p>
<p>Ancak tablo tek yönlü de değil; Renault-Geely ve Stellantis-Leapmotor işbirlikleri, Çin ofansifine karşı “çift taraflı oyun” veya zorunlu ittifak görünümü veriyor.</p>
<p>Asıl mesele, Avrupalıların Çin’de kaybettiği zeminin telafisinin nereden geleceğinde… Volvo yönetiminin “Batı’da geliştirilen otomobilleri Çin’de satma olasılığı büyük ölçüde ortadan kalktı; Çin artık karlılığa katkı sağlamıyor” tespiti yeni gerçeği özetliyor. Volvo’nun üçüncü çeyrekte Çin satışları %40,6; Volkswagen 2026’nın ilk dokuz ayında 2025’e göre %30,2 geriledi; BMW %21,8, Mercedes üçüncü çeyrekte %31 kayıp yaşadı. Porsche 2021’de Çin’de neredeyse 96.000 araç satarken 2025’te 42.000’in altına, bu yılın ilk dokuz ayında 21.493’e düştü.</p>
<p>ABD gümrükleri ve sanayi politikaları Avrupa’dan hizmeti zorlaştırırken Avrupa pazarı kaybedilen hacimleri absorbe edemeyecek ve Çinli markalara karşı kendini savunmak zorunda kalacak. Gelişmekte olan pazarlarda da aynı rakipler daha düşük maliyetli ürünlerle sahada; yani eski kâr marjlarını garanti edecek yeni piyasalar yok! Bu nedenle Avrupalılar rekabetçiliği yeniden kazanmak, yeni teknolojilere finansman sağlamak, geliştirme döngülerini kısaltmak ve geçmişin büyük hacimleri için tasarlanmış fabrikaları yeniden yapılandırmak zorunda. Üretimi ve mühendisliği düşük maliyetli bölgelere kaydırmak, katma değerin ne kadarının Avrupa’da kalacağı sorusunu da ayrıca doğuruyor.</p>
<p>Türkiye ve Renault örneği, bu denklemin Avrupa’nın güneydoğusundaki mikrokozmosu. Renault CEO’su Fabrice Cambolive’in çerçevesi, bir ayağı yerel pazarda diğer ayağı Avrupa’ya ihracatta olan Türkiye’nin geçmişte kazan-kazan çözümü ürettiğini hatırlatıyor. Renault’nun Brüksel nezdinde savunduğu pozisyon, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyeliği ve Avrupa ile bütünleşme bağlarıyla gelecek düzenlemelerde “genişletilmiş Avrupa”nın parçası sayılması; örneğin otomobil sayılarının Avrupa ile Türkiye gibi ortak ülkeler arasında aynı havuzda toplanması öneriliyor. Cambolive’e göre Türkiye’nin en iyi katkısı, hibritlerin ÖTV’de avantajlı kategoriye alınması gibi yerel pazarın tam potansiyelini açacak düzenlemeler: “Türkiye’de üretilen fakat pahalı olmaması gereken Clio hibritin iç pazarda da satılabilmesi Brüksel’deki pozisyonu güçlendirir… Yeni satış fırsatları için Clio, Boreal ve Duster’ı içeren tam hibrit hattında maliyet rekabetçiliğini artırmalıyız.”</p>
<p>Çin’in sayısal, fiyat ve teknoloji odaklı ofansifine karşı Avrupa duygusal miras, uygun fiyatlı elektrikli araçlar ve güvenilir hizmet ağıyla karşılık veriyor. Ancak; Avrupalılar, Çin’de kaybettikleri kârlılığın yerine Türkiye gibi üretim ve ihracat köprülerini “genişletilmiş Avrupa” içinde konumlandırarak yeni dengeyi kurmalı! Nostaljinin ötesinde endüstriyel rekabetçiliği yeniden inşa etmek, bilançoları sürdürülebilir kılmak “dar görüş”le olmaz!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ofansifi-ve-avrupa-savunmasi-90538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/otomotiv-otomobil-1770179983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ofansifi ve Avrupa savunması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizde-yeni-denge-arayisi-90537</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’de yeni denge arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Libya’nın doğusundaki parlamentonun yedi yıllık itirazın ardından Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki diplomatik hareket alanını genişletiyor. Ancak bu gelişme, Mısır ve Yunanistan’la deniz yetki alanları rekabetinden Orta Doğu’daki güvenlik işbirliklerine kadar uzanan karmaşık bölgesel dengeleri yeniden gündeme taşıyor.</strong></p>
<p>Libya’nın doğusundaki parlamentonun, yedi yıllık itirazın ardından Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Ankara açısından önemli bir diplomatik kazanım. Ancak kararın asıl anlamı, yalnızca Libya’daki dengelerin değişmesinde değil, Mısır’dan Yunanistan’a, Suudi Arabistan’dan Avrupa’ya uzanan ilişkilerin yeniden şekillenmesinde yatıyor.</p>
<p>Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da ülkeler arasındaki ilişkiler, çoğu zaman göründüğünden daha karmaşık. Bugün aynı masada buluşan ülkeler, başka bir başlıkta karşı karşıya gelebiliyor. Dün rakip olan aktörler, değişen koşullarda işbirliği arayışına girebiliyor. Libya’daki son gelişme de bu gerçeğin yeni bir örneği.<br /><br />Libya Parlamentosu’nun 7 yıllık itirazı neden sona erdi?</p>
<p>20 Ekim’de Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 2019’da Türkiye ile Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını oybirliğiyle onayladı. Ankara’yla ilişkileri uzun süre mesafeli tutan ve Halife Hafter’in etkisi altındaki siyasi çevrelerin ağırlık taşıdığı parlamentonun bu kararı, önceki tutumdan belirgin bir uzaklaşma anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye, 2019 mutabakatıyla Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini Libya üzerinden hukuki ve siyasi bir zemine oturtmayı hedeflemişti. Ancak Trablus hükümetiyle yapılan anlaşma, Libya’nın doğusundaki yönetim tarafından kabul görmemiş, Yunanistan ve Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin itirazlarıyla karşılaşmıştı.<br />Şimdi Bingazi’den gelen onay, Ankara’nın yıllardır aşmaya çalıştığı siyasi engellerden birini ortadan kaldırıyor. Bununla birlikte, Libya parlamentosunun kararı bütün uluslararası hukuk tartışmalarını sona erdirmiyor. Mutabakatın diğer ülkelerce tanınması ve sahadaki sonuçları ayrı bir mücadele alanı olmaya devam edecek.<br /><br />Hafter’in hesabı değişti…</p>
<p>Türkiye, 2021’den itibaren Libya’nın doğusunu dışlayan bir ilişki modelinden vazgeçip, ülkenin farklı güç merkezleriyle temas kurmaya yöneldi. Hafter cephesiyle ilişkiler de  kademeli biçimde geliştirildi.  Özellikle Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Ankara’yla temasları, askeri işbirliği ve savunma sanayisi üzerinden yeni bir yakınlaşma zemini oluştuğuna işaret etti.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ağustos ayında hem Trablus’u hem Bingazi’yi ziyaret etmesi, Hafter ve ailesiyle temaslarda bulunması bu politikanın parçasıydı. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 20 Ekim’deki temaslarına ilişkin haberlerin ardından ise Bingazi'deki parlamentonun anlaşmayı onay haberi geldi. <br />Hafter cephesi açısından ise Türkiye’yle yakınlaşmanın motivasyonu savunma sanayi işbirliği, ekonomik ilişkiler ve uluslararası meşruiyet arayışında yatıyor.  Ankara’yla ilişkilerin geliştirilmesi, Hafter ailesinin Libya’nın geleceğinde daha güçlü bir rol üstlenme hedefine de kapıyı açabilir. </p>
<h2>Tek mesele Libya değil…</h2>
<p>Ankara'nın Hafter cephesiyle yakınlaşmasını sadece Libya-Türkiye deniz yetki alanları anlaşması üzerinden okumak eksik kalır; Libya, Doğu Akdeniz’deki rekabetin yanı sıra Kuzey Afrika ve Sahel’e uzanan güvenlik dengelerinin de merkezinde yer alan bir ülke<br />Libya’daki gelişmelerin bölgesel anlamını ortaya koyan en önemli unsur, ülkeler arasındaki ilişkilerin değişkenliği. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de hiçbir ülke bir başlıkta kurduğu işbirliğini bütün alanlara taşımıyor. Aynı aktörler, bir konuda ortak hareket ederken başka bir konuda karşı karşıya gelebiliyor.<br />Mısır bunun güncel örneği. Kahire, cuma günü Türkiye’yle birlikte Avrupa ülkelerinin de yer aldığı bölgesel temaslarda masaya oturdu. Ancak aynı dönemde, Yunanistan’la  bir olup, Türkiye-Libya mutabakatını kendi deniz yetki alanlarını ve kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle reddetti. </p>
<h2>Meis yeniden denkleme girer mi?</h2>
<p>Mısır ile Yunanistan’ın deniz yetki alanları konusunda imzalamış oldukları anlaşmayı "doğuya doğru genişletmekten" bahsetmeye başlamaları, Türkiye açısından yeni bir sorunun habercisi gibi;  İki ülke 2020’de imzaladıkları deniz yetki alanları anlaşmasında Meis Adası’nı kapsam dışında bırakmıştı. Türkiye’nin güney kıyılarına çok yakın konumdaki ada, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması tartışmasının en hassas başlıklarından biri.<br />Şimdi deniz yetki alanlarının doğuya doğru genişletilmesi seçeneğinin gündeme gelmesi, Meis’in olası yeni bir düzenlemeye dahil edilip edilmeyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Böyle bir adım, Türkiye’nin Libya üzerinden kurduğu deniz yetki alanı denklemine karşı yeni bir siyasi ve hukuki hamle niteliği taşıyabilir.</p>
<h2>Savunma Bakanı’nın Mısır çıkışı ters teper mi?</h2>
<p>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Mısır’a yönelik yaptığı son çağrının ise “ters tepme” olasılığını da dikkate almakta fayda var;</p>
<p>Libya Parlamentosu’nun Türkiye ile deniz yetki anlaşmasını onaylamasının ardından Bakan Güler Mısır'a “Yunanistan’la değil bizimle deniz sınırlandırma anlaşması yaparsanız, 15 bin km² daha fazla denizalanı kazanırsınız” çağrısı yaptı. Ancak bu çağrı Yunanistan ile Mısır’ın yetki anlaşmasını imzalamadan önce de yapılmış, Kahire yönetimi tarafından hiç ciddiye alınmamıştı. Üstelik Türkiye Mısır’a deniz yetki alanı anlaşması konusundaki ilk çağrıyı yaptığında iktidarda Ankara’daki AK Parti Hükümeti ile son derece iyi ilişkilere sahip Mursi yönetimi vardı. O yönetimi bile ikna edilemedi. </p>
<p>Mısır ve Yunanistan’ın deniz yetki anlaşmasını imzaladıkları 2020’de mevcut hükümet yine Kahire’ye “eğer anlaşmayı bizimle yapsaydınız, daha fazla alan kazanırdınız” mesajı göndermişti. O dönemde Mısır’da yönetimde Sisi vardı, şimdi de yine Sisi Cumhurbaşkanı. Türkiye’nin çağrılarına rağmen Atina ile anlaşmaya imza koyan Sisi yönetimi, şimdi vatandaşlarına dönüp “kusura bakmayın, biz o zaman yanlış yapmışız. Mısır’ın çıkarlarını iyi koruyamamışız, Yunanistan’la anlaşma imzalayarak ülkemizin Akdeniz’de daha fazla alan kazanmasını sağlayamamışız. Şimdi Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı bizim hakkımızı bizden iyi koruyor” der mi? Kahire’ye “yanlış yapmışsınız, gelin biz size doğrusunu gösterelim” mesajı vermek, Türkiye’nin Orta Doğu’da kurmaya çalıştığı politikada kilit önem taşıyan Mısır’ı daha da uzaklaştırmaya yol açmaz mı?</p>
<p>Yaşar Güler’in çıkışı bu açıdan son derece talihsiz bir açıklama olarak tarihe geçecek gibi…</p>
<h2>Sahada olanı yok sayarak düzen kurulmuyor</h2>
<p>Libya’da Türkiye’nin hem Trablus hem de Bingazi ile ilişkilerini geliştirerek Doğu Akdeniz’de hareket alanını genişletmesi, bölgesel güç siyasetinin temel bir gerçeğini yeniden ortaya koydu: Sahadaki güçleri yok sayarak kalıcı bir düzen kurulamıyor. </p>
<p>ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın İran’a ilişkin açıklamaları da Washington’ın bu gerçeği yeniden hatırladığının işareti gibi. </p>
<p>Barrack, 20 Ekim’de Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Global Security Forum’da yaptığı açıklamalarda, İran’ın geleceğine İran halkının karar vermesi gerektiğini söyledi, ancak İran halkı ile ülkenin dinî yönetimini birbirinden ayırdı; Devrim Muhafızları’nın İsrail’e karşı düşmanca rolünü eleştiren Barrack, Libya, Afganistan, Suriye ve Irak örneklerini anarak dış müdahale ve rejim değiştirme politikalarının başarısızlıklarına dikkat çekti. </p>
<p>Bu sözleri ABD’nin 2003 Irak işgalinden çıkardığı dersle birlikte okumak mümkün; İşgalin ardından Irak'ta yönetimdeki Baas Partisi üyelerinin ve devlet kadrolarının geniş ölçekte tasfiye edilmesi, devlet kapasitesinin zayıflamasına ve güvenlik boşluğunun büyümesine katkıda bulunmuştu. Belli ki, İran’da da mevcut devlet yapısının tümüyle dağıtılmasının benzer sonuçlar doğurabileceği düşüncesi, Washington’ın hesaplarına girmeye başlamış. </p>
<p>Türkiye’nin Libya’da attığı adımlar ile Washington’ın İran’a ilişkin yaklaşımı arasındaki benzerlik de burada ortaya çıkıyor. Ankara, Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için yalnızca Trablus yönetimiyle ilişkilerini sürdürmekle yetinmedi; yıllarca karşı cephede duran Hafter ailesiyle de temas kurdu. Nitekim sahadaki etkili aktörleri dışlamak yerine onlarla ilişki kurmak, Türkiye’nin diplomatik hareket alanını da genişletti.</p>
<p><strong>Libya’dan İran’a uzanan ortak ders şu: Bir ülkenin geleceğini şekillendirmek isteyen güçler, sahadaki gerçekleri ve mevcut güç merkezlerini hesaba katmak zorunda.</strong> Bu, her aktörle uzlaşmak ya da bütün taleplerini kabul etmek anlamına gelmiyor. Asıl mesele, muhatapları baştan devre dışı bırakmanın doğuracağı sonuçları görebilmek ve çıkarları koruyacak bir denge kurabilmek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mekke Anlaşması’ndan Sudan’a uzanan hat</span></h2>
<p>Bölgesel dengelerin değişkenliği güvenlik alanında da görülüyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik işbirliğinin yeni bir boyut kazandığını gösterdi. Mısır’ın da Suudi Arabistan’ın güvenliği, Yemen ve deniz ulaşımı gibi başlıklarda yürütülen temaslarda yer alması, farklı aktörlerin ortak kaygılar etrafında bir araya gelebildiğini ortaya koyuyor.<br />Sudan dosyası, Türkiye-Mısır ilişkileri bakımından ayrıca önemli... İki ülke Sudan’da orduya destek verirken, Libya’nın doğusunun çatışmanın diğer tarafıyla bağlantılı olabileceğine ilişkin iddialar da gündeme geliyor. Hafter cephesiyle yakınlaşmanın Ankara’ya sağlayacağı etkinin, bu tür bölgesel dosyalara yansıyıp yansımayacağı önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken konulardan biri.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizde-yeni-denge-arayisi-90537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/568-1792990284.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğu Akdeniz’de yeni denge arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-antalyaya-akdeniz-gundemi-yakisir-90536</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’da su seviyelerinin düşmesi, ticaret yollarındaki kırılganlıklar ve iklim değişikliğinin artırdığı maliyetler, Türkiye ile Avrupa sanayisinin iş modellerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Made in Europe sürecinde Türk sanayisinin konumunu güçlendirmek için sektör bazında önceliklerin belirlenmesi ve Avrupalı iş ortaklarıyla birlikte hareket edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>COP31, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da toplanacak. Böylece aslında küresel iklim değişikliği gündemi ilk kez Akdeniz kıyısındaki bir kentte ele alınacak. <strong>Akdeniz havzası, küresel ortalamaya kıyasla yüzde 20 daha hızlı ısınan </strong><strong>ve iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen yerlerden biri</strong>. Onu da söyleyeyim.</p>
<p>Manalı aslında. Akdeniz’in derdi çok, iklim değişikliği, kuraklık, çölleşme ve biyoçeşitlilik diye başlayınca.</p>
<p><strong>COP31 ile iklim değişikliği gündemi ilk kez Akdeniz kıyısında bir kentte</strong></p>
<p>Bundan önce de Akdeniz ülkelerinde toplanan COP’lar oldu olmasına ama hiçbiri Akdeniz kıyı şeridindeki bir kentte değildi. Mesela COP7 ve COP22, Fas’ın Marakeş kentindeydi. COP9, İtalya’nın Milano kentinde yapıldı. İklim değişikliğiyle mücadele açısından milat sayılan Paris Anlaşması, yine bir Akdeniz ülkesi olan Fransa’da, COP21 kapsamında imzalanmıştı. COP25 ise İspanya’nın başkenti Madrid’deydi. Ama bunlardan hiçbiri Akdeniz kıyısında değil, hepsi karada. Buralarda deniz kıyısında en son Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki COP27 vardı. Ama orası da Kızıldeniz kıyısındaydı.</p>
<p>Doğrusu ya, böyle bakıldığında COP31, Akdeniz’in iklim değişikliği kaynaklı meselelerini gündeme taşımak için son derece elverişli bir zemin, bana sorarsanız. Akdeniz kıyısındaki bir şehirde düzenlenen ilk taraflar konferansı, COP31.</p>
<p>Akdeniz’in iklim değişikliği derdi çok boyutlu. Mesela, iklim değişikliği nedeniyle yağışların azalması, artan nüfus ve turizm nedeniyle büyüyen su talebi, Akdeniz’in küresel su stresi gündeminde önemini artırıyor.</p>
<p>Aynı zamanda, yağışların azalması, artan sıcaklık ve yaygınlaşan orman yangınları Akdeniz’de pek çok bölgenin, özellikle de Antalya’nın turizme dayalı iş modelini tartışmaya açmak için önemli bir fırsat. Kim yaygınlaşan orman yangınlarının ortasında tatil planı yapmayı düşünür ki?</p>
<p>Antalya’da COP31 demek, bütün bir Akdeniz havzasının, iklim değişikliği gündemi nedeniyle iş modelini olanca ağırlığıyla gündeme yerleştiriyor. Adil geçiş stratejilerinin ne kadar kapsamlı biçimde düşünülmesi gerektiğine de işaret ediyor. Nedir adil geçiş stratejisi? Bu bölgede bundan böyle hayatı idame ettirmek için ne tür yatırımlar yapmak gerekir diye düşünmek demek.</p>
<p>Türkiye’de adil geçiş stratejisi deyince aklımıza hala ilk önce kömürden çıkış sonrası kömür bölgelerinin iş modelinin ne olabileceği konusu geliyor olabilir. Almanya’da adil geçiş komisyonun adının Kömür Komisyonu olması da yanıltıcı elbette. Ama Akdeniz havzasında artan orman yangınları, turizm bölgelerimizi nasıl yeniden yapılandırmamız gerektiğini de tartışmaya başlamamız gerektiğini gösteriyor aslında.</p>
<p>Yalnızca Akdeniz havzasının meselesi değil bu su meselesi. Akdeniz’de şimdilerde iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılarda heyelan riskinin artması filan bekleniyor. Ama kuzeyde Hazar Denizi’nde su seviyesinin alçalması kaynaklı başka bir problemimiz var. Hazar’da su seviyesinin alçalması demek, Rusya ile Çin arasındaki Orta Asya ekonomilerinin güçlendirilmesi sürecini zorlaştıracak faktörlerden bir tanesi. Kötü yani.</p>
<p><strong>İpek Yolu tek bir koridor değil, bir koridorlar manzumesinin ortak adıydı</strong></p>
<p>Aynı durum, Avrupa’nın iç su yolları için de geçerli. Hem Tuna Nehri’nde hem de Ren Nehri’nde su seviyesinin düşüyor olması, Avrupa sanayisinin lojistik maliyetlerini ciddi surette artırıyor. Bunlar hep Avrupalı şirketlerle birlikte çözüm aramamız gereken meseleler aslında.</p>
<p>Neden? Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz girişindeki Babülmendep Boğazı kapanınca Asya-Avrupa ticaret yolları bir nevi yeniden düşünülmeye başlanmıştı. Akla hemen gelen yollardan biri, Umman’dan karaya çıkıp Kızıldeniz kıyısından Mafrak, Ürdün’e gelmek ve oradan sola dönüp İsrail’in Hayfa limanına varan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (India–Middle East–Europe Economic Corridor, IMEC) fikriydi. Mafrak’tan sola dönmeyip, Ürdün’den Suriye’ye geçerseniz kıyıdan Mersin’e ulaşmak mümkün, bu arada.  </p>
<p>Geçenlerde “İpek Yolu tek bir koridordan ibaret değildi, birbirleriyle rekabet eden bir koridorlar manzumesinin ortak adıydı” diye ifade etmeye çalıştığım buydu aslında. Yine öyle olacak IMEC konusunda da. Nasıl İpek Yolu tek bir koridor değilse, IMEC de tek bir koridor olmak zorunda değil. Önem taşıyan husus, her bir rotanın maliyetlerini nasıl düzenlediğiniz.</p>
<p>Yol Mersin’e ulaştıktan sonra da pek çok seçenek var aslında. Ben, Mersin-Filyos hattının önem taşıyabileceğini düşünüyorum. Filyos’tan Köstence’ye ulaştıktan sonra hem demiryolu hem de Tuna Nehri üzerinden gidip, Avrupa’nın iç su yollarını kullanmak da mümkündü alternatif IMEC koridorları için doğrusu. Aynı İpek Yolu’nda olduğu gibi…</p>
<p>Ancak şimdi Avrupa’nın nehirlerinde su seviyesinin düşmeye başlaması, seçenekleri sınırlandırmayı zorunlu kılabilir. Buna da ayrıca bakmak lazım. Su kısıtı yalnızca Akdeniz’e özgü değil sonuçta. Hem Güney Kafkasya’da hem de Avrupa’nın içlerinde benzer bir meselemiz var.</p>
<p>Ama iklim değişikliği kaynaklı etkinin, iş modellerine etkisi ortak aslında… Akdeniz bölgesinde de Avrupa’nın iç bölgelerinde de mevcut iş modellerini yeni baştan ele almak, yeniden düzenlemek gerekecek. Bugüne kadar yapmaya alıştığımız işleri eskisi gibi sürdürmek, artan maliyetler ve azalan talep nedeniyle artık değişebilir.</p>
<p>Son günlerde yoğun biçimde tartışılan Made in Europe sürecinde ve AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası teklifine ilişkin tartışmalarda, iş modellerinin nasıl örgütleneceği meselesi önemli aslında. Ben bu nedenle, konunun siyasetçiler tarafından daha az, şirketler kesimiyle daha çok ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Avrupa, sanayisini güçlendirmek için adım atmaya çalışıyor. Türk sanayisi de Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası, benim gördüğüm. Özellikle Alman sanayisinin. Şimdi Avrupa sanayisinde öncelikler değişiyorsa, Türk sanayisi için değişeni de partnerlerimizle konuşarak tespit etmemiz gerekir doğrusu. Sektör sektör odaklanmamız gereken konuları listelemekte fayda var.</p>
<p>Bu nedenle TEPAV’da, TOBB iş birliğinde hazırladığımız Made in Europe Raporu’nu 3 Kasım’da düzenleyeceğimiz bir toplantıyla tartışmaya açacağız. Sektörel müzakere başlıklarını belirlemek önemli.</p>
<p><strong>Adil Geçiş Komisyonu yerelde nasıl örgütlenmeli?</strong></p>
<p>Türkiye özelinde baktığınızda, iklim değişikliği gündemi, farklı bölgeleri farklı biçimlerde etkileyeceğine ve kararların yerel düzeyde alınması önemli olduğuna göre, yalnızca ulusal düzeyde değil, il bazında adil geçiş komisyonları ya da Türkiye’deki taslak çalışmada olduğu gibi istişare kurulları oluşturulması son derece önemli. Şimdilerde her bölge için ayrı ayrı düşünmeye başlamakta fayda var.</p>
<p>Dün burada ne yapardık, bundan sonra hayatımızı nasıl örgütlemeliyiz? Made in Europe sürecinde şirketlerimiz Avrupa’daki partnerleri ile müzakere edecekler. Yerel adil geçiş komisyonlarında ise sosyal taraflar ülke içinde birbirleriyle müzakere edecekler. Bunların hepsinin kurumsal altyapısını şimdiden düşünmeye başlamak lazım. Hangi şartlarda? İklim değişikliği sürecinin getirdiği şartlar altında.</p>
<p>Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır derken kastettiğim de bu aslında. Turizmden sanayiye, su kullanımından ticaret yollarına kadar değişen şartlar altında hayatımızı nasıl sürdüreceğimizi birlikte düşünmemiz gerekiyor. COP31’i, Akdeniz’de hangi yatırımlara ve bu kararları birlikte alacağımız hangi yerel yapılara ihtiyaç duyduğumuzu konuşmak için değerlendirebiliriz. Antalya’dan başlayarak.</p>
<p>Yapacak çok işimiz var.</p>
<p>Peki, memleketin gündemini yapılması gereken işlere odaklamak kolay mı?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Çok işimiz var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-antalyaya-akdeniz-gundemi-yakisir-90536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31, Antalya’ya Akdeniz gündemi yakışır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-pazar-payimiz-geriliyor-90535</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de pazar payımız geriliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya ticaretinde büyüme sürerken Türkiye’nin Avrupa pazarındaki performansı alarm veriyor. AB’nin motorlu kara taşıtları ithalatı yüzde 10,4, elektriksiz makine ithalatı yüzde 18,8 artarken Türkiye’den alımlarındaki artış sırasıyla yüzde 4,2 ve yüzde 2’de kaldı. İhracatın küresel payındaki gerileme de rekabet gücündeki kaybı ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>İran Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki durum, artan petrol fiyatları nedeniyle dünya ekonomisinde işlerin hiç de iyi gitmediğini, küresel ticaretin zayıf olduğunu düşünenler varsa yanılıyor. Ülkelerin dış ticaret verileri ile Dünya Ticaret Örgütü’nün açıkladığı veriler durumun tam tersi olduğunu gösteriyor. Küresel büyüme de ticaret de güçlü seyrediyor.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’nin ithalatı bu yılın ilk yedi ayında yüzde 11,1 artmış durumda. Bu dönemde AB’nin Çin’den ithalatı yüzde 15,6, ABD’den ithalatı yüzde 10,1 artarken, Türkiye’den ithalatı sadece yüzde 2,9 yükseldi. Bu, Türkiye’nin AB pazarında güç kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>En büyük ihracat kalemimiz olan motorlu kara taşıtlarında AB’nin toplam ithalatı yüzde 10,4 yükselirken, bizden yaptığı alımlarda artış yüzde 4,2.</p>
<p>Kazan, makine ve elektriksiz aletlerde AB’nin toplam ithalatı yüzde 18,8 artarken, bizden alımları sadece yüzde 2 yükselmiş.</p>
<p>Örme giyimde, AB’nin toplam ithalatı yüzde 4,9 artmış ancak bizden alımları yüzde 6,5 gerilemiş. Dokuma giyim ürünlerindeki durum buna benzer.</p>
<p>Demir-çelik, mobilya, inorganik kimyasallar gibi kalemlerde de önemli farklar var.</p>
<p>Plastik ve bazı gıda ürünleri dışındaki başlıklarda bu yıl durum aleyhimize gelişmiş.</p>
<p>Önde gelen fasıllara göre tabloyu aşağıda görebilirsiniz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adedb12efc1d-1792989970.png" alt="" width="323" height="477" /><br />Daha önceki yazılarımda detaylıca değindiğim için bugün tekrar etmeyeceğim ancak bu tablodaki oranlar, dolar bazında ticaret verilerindeki değişimi gösteriyor. İhraç ettiğimiz mal miktarındaki durumumuz, tablodakine göre daha zayıf.</p>
<p>Geçen hafta, Türkiye’nin ihracat pazarlarında rekabet gücünün zayıfladığına işaret eden TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin “Küresel ihracattan aldığımız pay, iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e geriledi” ifadesi bu açıdan, son derece kıymetli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-pazar-payimiz-geriliyor-90535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de pazar payımız geriliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-orta-doguda-gelismeler-ile-fed-ve-ecb-toplantilarinda-90534</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler Orta Doğu’da gelişmeler ile Fed ve ECB toplantılarında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta yurtdışı gündemde, Orta Doğu'daki gelişmeler ve G3 merkez bankalarının faiz kararları izlenecek. Enerji fiyatlarının yükselmesi ve ürün spredlerinin yüksek kalması durumunda rafineri hisseleri değer kazanırken, havacılık baskı altında kalabilir. </strong></p>
<p>Orta Doğu kaynaklı ihracatın savaş öncesi seviyelere yaklaşmasına rağmen enerji fiyatlarının yükseldiği bir ortamda haftaya başlıyoruz. Husilerin Suudi Arabistan’da enerji kaynaklarını hedef alan saldırıları ve İran’ın körfezdeki gemileri vurması ABD seçimleri sonrası Orta Doğu’da savaş ihtimalini artırdı.</p>
<p>Aralık vadeli aktif Brent kontratı 117 dolar ile Nisan sonundan beri gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı. Vadeli piyasalar petrol fiyatının Mayıs ayına kadar 100 doların üzerinde kalacağını fiyatlıyor. Enerji uzmanları mevcut fiyatların 20-25 dolarlık kısmının jeopolitik risk primi kaynaklı olduğunu tahmin ediyor. </p>
<p>Enflasyonda yukarı yönlü riskin arttığı bir ortamda Fed (Çarşamba), ECB (Perşembe), BoJ (Cuma) faiz kararlarını izleyeceğiz. Tahvil faizlerinde yükseliş ve yapay zekâ kaynaklı riskten kaçış finansal koşulları sıkılaştırarak merkez bankalarının işini kısmen yaptı. Fed, ECB ve BoJ ikincil etkileri görmek için muhtemelen Ekim toplantılarını pas geçecek. </p>
<p>Çip, hafıza, yazılım hisselerinde Cuma günü seçici yükseliş yapay zekâ satış dalgasının sonuna yaklaştığımıza işaret ediyor. Ama muhteşem yedi hisselerinin harekete katılmaması, finans, havayolu, otomotiv, sağlık hisselerinde satış riskten kaçışın devam ettiğine işaret ediyor. </p>
<p>Savaş bölgesine yakın, enerji ve faiz duyarlılığı yüksek Borsa İstanbul geçen hafta en sert gerileyen gelişmekte olan borsalar arasında yer aldı. Ankara’nın aldığı önlemlere rağmen MSCI’nın Türkiye’yi beklemede tutması ve PPK açıklamasında para politikası görünümü paragrafına “adımların büyüklüğü ve zamanlaması” ifadesinin eklenmesi Borsa İstanbul’u baskıladı. </p>
<p>Cuma günü 10,700 seviyesine gerileyen endeks, kapanışa doğru gelen güçlü alımla 11.000 desteğinin üzerinde haftayı bitirdi. Bankalar kapanışa doğru gelen alımda en çok yükselenler arasındaydı. Büyümeye duyarlı beyaz eşya, demir-çelik, otomotiv haftalık bazda en çok gerileyenler arasında yer aldı. </p>
<p>Bu hafta yurtdışı gündemde, Orta Doğu'daki gelişmeler ve G3 merkez bankalarının faiz kararları izlenecek. Enerji fiyatlarının yükselmesi ve ürün spredlerinin yüksek kalması durumunda rafineri hisseleri değer kazanırken, havacılık baskı altında kalabilir. </p>
<p>Fed, ECB ve BoJ’un politika faizlerini değiştirmesi beklenmiyor. Ama önümüzdeki toplantılarda faiz artışının sınırlı olacağına yönelik sinyaller, kısa-orta vadeli tahvil getirilerinde gerilemeyi ve dünya borsalarında tepki alışlarını destekler. Küresel risk iştahına duyarlı bankalar harekete güçlü katılır. </p>
<p>Yurtiçi gündemde fonların tasfiye süreci ve haksız kazanç elde edenlerden yapılan tahsilatlar izlenecek. Şirket sahiplerinden yapılacak tahsilatın artması belirsizliği azaltarak son bir ayda çok değer kaybeden büyük şirketleri destekleyebilir. Ancak geçtiğimiz haftalarda satış yönünde olan yabancı yatırımcılar ve teminat tamamlama satışının hızlanması nedeniyle olası tepki alışı seçici olacaktır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-orta-doguda-gelismeler-ile-fed-ve-ecb-toplantilarinda-90534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gözler Orta Doğu’da gelişmeler ile Fed ve ECB toplantılarında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/the-bodrum-cupin-gelecek-rotasi-90533</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> The Bodrum Cup’ın gelecek rotası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarihi kültürel miras, doğal kaynaklar ve yerel kabiliyetlerin buluşmasıyla bölgeye ve ülkeye değer katıyoruz. The Bodrum Cup, bunun parıltılı örneği ve artık bir gelenek haline gelmiş durumda.</strong></p>
<p>Gelenek, <strong>gelene ek</strong> demektir. Eğer gelen, değer üreten bir şey ise ona ek yapan, sürekliliğidir. <strong>The Bodrum Cup </strong>1988’den beri her yıl düzenlenen uluslararası bir <strong>yelken festivali</strong> ve yarışı… Gelenek oluşumu için yeterli süreyi geride bırakmış, <strong>Bodrum’a</strong>, <strong>bölgeye</strong> ve <strong>ülkeye</strong> katkı sunar hale gelebilmiş…</p>
<p><strong>Era Bodrum Yelken Kulübü</strong> kurucu ve onursal başkanı <strong>Erman Aras</strong>, ömrünü buna adamış, Akdeniz’in en büyük <strong>yelken organizasyonu</strong> olmayı başarmış. Bodrum’un <strong>geleneksel ahşap tekne üretimini</strong>, denizcilik kültürünü, <strong>mavi yolculuk</strong> geleneğini yaşatabilmiş. Sadece spor yarışı değil <strong>kültürel festival</strong>…</p>
<p><strong>BODRUM GEMİSİ TÜRKİYE’NİN VİZYON TAŞIYICISI</strong></p>
<p><strong>The Bodrum Cup</strong> Organizasyon Komitesi Başkanı <strong>Süleyman Uysal</strong>’ı dinliyoruz; “<em>Gayretimizi en büyük meyvesi; devlet talimatıyla değil, Bodrum halkının, yerel ustaların, gönüllülerin birlikteliğiyle 2001’de suya inen <strong>Bodrum Gemisi</strong>’dir</em>.” Ülkemizin tanıtımında gelenekten geleceğe uzanan <strong>Türkiye vizyonu</strong>…</p>
<p>The Bodrum Cup, <strong>76 gönüllü iş insanın organizasyonu</strong>. Komite; yarış haftası boyunca yaklaşık <strong>200</strong> kişilik saha ve operasyon ekibini yönetiyor. Yarışa katılan her yatta, <strong>3 ila 7 arasında personel</strong> görev yapıyor. Dolayısıyla organizasyon, hem karada hem de denizde <strong>geniş bir ekibin çalışmasını</strong> sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / The Bodrum Cup’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bodrum’a ekonomik katkısı?</em></strong></p>
<p>Katılımcı sayısına bağlı olarak organizasyon süresince yaklaşık <strong>1,5 ila 2 milyon Euro ekonomik hareketlilik </strong>oluştuğunu tahmin ediyoruz. Yalnızca Bodrum’a değil <strong>yarış rotasındakilere</strong> kazandırıyor.</p>
<p><strong><em>Bölge turizmine katkısı?</em></strong></p>
<p>Yarışların 9 yıldır sponsoru <strong>Four Seasons</strong> otelleri yatırımcısı <strong>Tay Group</strong> Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Burçin Özer</strong>; turizm, yat çeşitlenmesine desteğini vurguluyor. <strong>Sezonu sonbahara uzatması</strong> da cabası…</p>
<p>Turizm ve <strong>yat çeşitlenmesini</strong> destekliyor. <strong>Sezonu sonbahara uzatıyor</strong>. Ekim ayında bölgeyi, yerli ve yabancı ziyaretçiler için <strong>cazibe merkezi</strong> haline getiriyor. <strong>Denizcilik kültürünün kök salmasını</strong> sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN FARKLI ALANLARDAKİ KABİLİYETİNİ KÜREYE TAKDİM ETMEK</strong></p>
<p><strong>Bodrum</strong>, ülkemizin değerlerinden biri… Doğal güzellikleri, koylarıyla <strong>denizcilik kültürünün yeşertilmesi</strong>, yaşatılmasında seçkin bir rolü var. Yarış sırasında çekilen <strong>fotoğraf</strong> ve <strong>videolar</strong>, ulusal ve uluslararası basın ve sosyal medya aracılığıyla yaklaşık <strong>50 milyon görüntülenmeye</strong> vesile oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BODRUM THE CUP LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yelkencilik</strong>: Yelkenli bir tekneyle su üzerinde ilerleme, rüzgârla manevra yapma, seyahat etme</p>
<p><strong>Bodrum Gemisi</strong>: Türkiye’nin çeyrek asırlık ilk ve tek yelkenli eğitim ve okul gemisi</p>
<p><strong>Bodrum Boat Show</strong>: 15-20 mt tekne ve 30 mt üzeri lüks yatların buluştuğu uluslararası organizasyon</p>
<p><strong>The Bodrum Cup</strong>: Her yıl Bodrum’da düzenlenen Akdeniz’in en prestijli ahşap tekne ve yat yarışları</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/the-bodrum-cupin-gelecek-rotasi-90533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ The Bodrum Cup’ın gelecek rotası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgunu-bu-borclanmalari-golgelemesin-90532</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon vurgunu bu borçlanmaları gölgelemesin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye neredeyse bir buçuk aydır fon vurgunuyla yatıyor, fon vurgunuyla kalkıyor. Bu gayet normal. İlk bakışta yarım milyon insan bu vurgundan etkilenmiş gibi görünüyor ama dolaylı etkilenenlerin sayısı en az çarpı üç, hatta çarpı dört.</p>
<p>Bu kadarla kalsa iyi, bir de fonla hiç işi olmadığı halde borsada fon portföyüne alınmış ve fiyatı şişirilmiş hisse senetlerinde yakalananların var. Ayrıca bilançosu çok iyi, fiyatı birkaç yıl önceki düzeyde seyreden borsanın lokomotifi konumundaki hisse senetlerine yatırım yapmış ama bu vurgundan dolayı kayba uğramış olanlar var.</p>
<p>Aradan geçmiş bir buçuk ay; sorunun büyüklüğünü ve ekonomiyi nasıl etkilemekte olduğunu, giderek daha fazla nasıl etkileyeceğini hâlâ tam kavrayamamış olanlar ya da mezarlıktan geçerken ıslık çalarcasına kavramaktan kaçınanlar, birilerinin üç beş milyar iade etmesiyle sorunun geride kalabileceğini sanıyor. Öyle olmayacağını yaşayarak göreceğiz.</p>
<p>Türkiye fon vurgunuyla yatıp kalkarken ekonomi diğer alanlarda nasıl gidiyor diye bakmak, hatta belki daha bir dikkatli bakmak gerekiyor.</p>
<p>Yıl içinde neredeyse her ay bıkmadan, usanmadan ele aldığım, alınmasını da gerekli gördüğüm bir konu var: </p>
<p><strong>“İç borçlanmada, özellikle sabit faizli iç borçlanmada taahhüt edilen faiz.”</strong></p>
<h2>İmzalar atıldı mı, geçmiş olsun! </h2>
<p>Hazine iç borçlanmada çeşitli araçlar kullanır. Bunların bir kısmı değişken faizli araçlardır, bir kısmı ise ihalenin yapıldığı gün vade sonuna kadar faizin sabitlendiği araçlar. İşte sabit faizli senet ihaleleri faizin sabitlendiği bir borçlanma yöntemidir ve bu borçlanmada oluşan faizi daha sonra değiştirmek mümkün değildir.</p>
<p>Ne enflasyon öngörüleni çok aştı diye bu borcu verenler ek faiz talep edebilir, ne de enflasyon öngörülenin çok altında kalırsa Hazine’nin bir talebi olabilir. İhale yapıldığında imzalar atılmış, taahhüt kesinleşmiştir.</p>
<h2>Dokuz yıla yüzde 35 faiz </h2>
<p>Hazine bu yıl sabit faizli 25 ihale yaptı. Bu ihalelerde faiz çok yüksek. Hazine’nin taahhüt ettiği faizle enflasyon hedefi olarak ortaya konulan oranları yan yana getirmek bile mümkün değil.</p>
<p>Bu yılki 25 ihalede en düşük faiz yüzde 29,09. Ama bu faiz ocak ayında yapılan ihalede 2035 yılına kadar olan dönem için taahhüt edildi. Daha beter durum ise şu. Vadesi 5 Eylül 2035 tarihinde dolacak bu kağıt 14 Ocak’ta yüzde 29,09 faizle ihraç edildi ama aynı kağıt bu kez 19 Ağustos’ta tabii ki yine aynı vade tarihiyle bu kez yüzde 35,12 faizle ihraç edilmek durumunda kalındı. Aynı vadeli kağıt, ocaktan ağustosa gelinmiş ve faiz 6 puan birden artmış. Ocaktan ağustosa ne değişti? Bu tipik durumu ikinci grafiğin son iki kutusunda ve çizgisinde görebilirsiniz.</p>
<p>Aynı eğilim çok somut olarak Nisan 2031 vadeli kağıt ihraçlarında da izleniyor. Söz konusu kağıt bu yıl içinde yedi kez ihraç edilmiş ve faiz oranı genel olarak yukarı gidiyor.</p>
<p>İhraç tarihine ve vadeye göre sıralı ihaleler ve bu ihalelerdeki faiz oranının nasıl seyrettiği ikinci grafikte yer alıyor.</p>
<h2>Yine aynı soru… </h2>
<p>Bu yılın enflasyon tahmini yüzde 28,4, 2027, 2028 ve 2029’un hedefleri ise yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9. 2029’da yüzde 9’luk bir hedef olduğuna göre en kötümser senaryoda sonraki yıllar için de bu oran öngörülüyor demektir.</p>
<p>Yüzde 9 enflasyon öngörülen yıllar için yüzde 35’e, 36’ya ulaşan faiz taahhüdüne niye giriliyor peki?</p>
<p>OVP’de ortaya konulan enflasyon hedefine mi inanılmıyor, yoksa enflasyon hedefi konusunda kuşku yok ama bugünlerde öyle bir çaresizlik yaşanıyor ki teklif edilen bu faizi kabul etmekten başka çare mi bulunamıyor? Ya da acaba iki olasılık da mı geçerli?</p>
<p>Borçlanmada faizin bu düzeylerde seyretmesi karşısında şu görüşü savunanlar olabilir:</p>
<p><strong>“Hazine borç yükünü uzun vadeye yaymak için faizin yüksek olmasını göze alıyor. Ayrıca borçlanma sırasında içinde bulunulan dönemin enflasyonu da göz önünde bulundurulur.”</strong></p>
<p>Bu görüşler pek geçerli görünmüyor.</p>
<p>Bir kere yaklaşık bir buçuk, iki yıllık vadeler için bile yüzde 40’a yakın, hatta bu düzeyi aşan faiz verildi. Herhalde bu vadeler için uzun demek mümkün değil.</p>
<p>Ayrıca geçmişte uzun vade için çok daha düşük faizle borçlanılıyordu. Üstelik o dönemlerdeki enflasyon da şimdikinden daha yüksekti. Dolayısıyla borçlanma dönemindeki enflasyon faiz üstünde o kadar da belirleyici olmuyormuş.</p>
<h2>Sorun çok büyük </h2>
<p>Girişte de belirttim; fon vurgunu çok büyük bir sorun. Hele hele doğrudan parasını yitirenler için çok çok büyük bir sorun. İnsanlar yılların birikimini kaybetti. Ama bu sorun tüm Türkiye açısından düşünüldüğünde ve özellikle toplumun büyük bir kesiminin finansal okuryazarlığı dikkate alındığında sanki biraz önemini yitiriyor.</p>
<p>Vatandaşların bir bölümü hâlâ sıfır atılmamış parayla konuşuyor ve bunun sonucunda 2 milyar haksız kazanca dudak bükerek <strong>“Benim maaşım bile 23 milyar”</strong> yaklaşımı sergileyen bile çıkabiliyor. Ya da belli kaynaklardan aktarılan yanlı ve yanlış bilgilerle fonlardaki paranın Hazine’ye gideceği, oradan da emekliye aktarılacağını ileri sürenlere bile rastlanıyor. Sonuçta bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde fon konusunu sulandırmak için her şey yapılıyor.</p>
<p>Finansal okuryazarlık sorunu fon vurgununu algılamayı bile engelliyor, dolayısıyla Hazine’nin çok büyük bir yük altına girmesi hiç mi hiç görülmüyor. Bu sorun anlatıldığında verilen tepkiler de genellikle aynı:</p>
<p><strong>“Sorun, Hazine’nin sorunu, bize göre bir şey yok ki!”</strong></p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded9d821746-1792989656.png" alt="" width="319" height="602" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded9dfc965a-1792989663.png" alt="" width="494" height="713" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgunu-bu-borclanmalari-golgelemesin-90532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon vurgunu bu borçlanmaları gölgelemesin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90530</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 26 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/Kts-IA2oduY" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-ilk-ayin-faturasi-135-milyar-dolar-90531</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada ilk ayın faturası: 135 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasada denetim olmayınca “köpeksiz köyde değneksiz gezen” gözü doymazlar sayesinde bugünleri yaşıyoruz. Sermaye piyasasının denetlendiğini zanneden, birikimlerini değerlendirmek için bazen de gözü kapalı hareket eden binlerce yatırımcı, bugün nasıl çözüleceği belli olmayan bir sorunun tam göbeğinde.</p>
<p>Borsa İstanbul’da yalnızca çöp hisseler değil, ekonominin gözbebeği olan şirketler de bu durumdan etkilendi. Devletin kimi günler yaptığı “adı konmamış” desteğe rağmen kanama sürüyor. Ne zaman sona ereceği, yatırımcının güveninin nasıl yeniden tesis edileceği konusunda ortada somut bir yanıt yok. Her gün kapanışta aynı hesabı yapıyoruz: Borsa bugün ne kadar düştü, toplam piyasa değerinden ne kadar buharlaştı?</p>
<p>Phoenix Danışmanlık kurucusu İris Cibre Lostar’ın dört gün önceki grafikli sosyal medya paylaşımı, yıllardır süren “Hem gözlerimi kapatayım hem de vazifemi yapmayayım” şeklindeki denetim anlayışının piyasayı nerelere getirdiğini ortaya koyuyor:</p>
<p>“Şu 1 ayda 21%'lik aşağı yönlü Bist hareketi var ya...</p>
<p>Bu hareket başlamadan önce krediler tarihi zirve seviyedeydi.</p>
<p>İnsanlar servet, tüm birikimlerini bıraktı burada. Yan kağıtlardaysa portföyler en az 50% eridi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded7b17df31-1792989105.png" alt="" width="399" height="486" />Ağustos sonundan itibaren dünkü değerlerle Yıldız+Anapazar+Altpazar tam olarak 135 MLR USD erimiş durumda.</p>
<p>Çok büyük darbe yedi borsa yatırımcısı, çok büyük..."</p>
<p>Bu rakamların her biri, yalnızca ekranlarda kırmızıya dönen fiyatları anlatmıyor. Bir ev almak, çocuğunu okutmak, emekliliğini güvenceye almak ya da yıllarca çalışarak biriktirdiği parayı değerlendirmek isteyen insanların kayıplarını da dile getiriyor. Üstelik krediyle hisse alanların zararı, fiyatlardaki düşüşle sınırlı kalmıyor; borç yükü de altından kalkamayacakları kadar ağırlaşıyor.</p>
<p>Asıl soru şu: Bu kadar büyük kayıplar yaşanmadan önce var olduğu iddia edilen denetim mekanizmalarından hangileri çalıştı, hangi riskler görüldü ve yatırımcı neden korunamadı? Sorumluların ortaya çıkarılması, denetimin kâğıt üzerinde kalmaması ve benzer olayların önüne geçecek adımların atılması şart.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-ilk-ayin-faturasi-135-milyar-dolar-90531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada ilk ayın faturası: 135 milyar dolar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-stoku-350-milyon-dolari-buldu-helikoptere-havada-yakiti-kaana-kuyruk-eyleyici-gelistirdi-90529</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş stoku 350 milyon doları buldu, ‘helikoptere havada yakıt’ı Kaan’a ‘kuyruk eyleyici’ geliştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>grubun başta savunma olmak üzere ulaştığı teknoloji geliştirme, üretim kabiliyetlerini anlatırken önce dünyadaki gelişmelere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Dünyada çok dramatik bir teknolojik dönüşüm yaşanıyor. Araçlarda 2. ve 3. </strong><strong>s</strong><strong>eviye otonom sürüş altyapılarıyla güvenle seyahat edebiliyoruz. </strong>“Nöral yonga” <strong>çalışmalarıyla insan beynine entegre elektronik altyapılar, insansı robotlarla yeni bir dünya düzeni inşa ediliyor.</strong></p>
<p>Sonra 1990 yılına döndü:</p>
<p>-          <strong>1990’da İTÜ’den akademisyen arkadaşlarımla Türkiye’nin ilk endüstriyel robotu </strong>“Altınay-1”<strong>i geliştirdik. Dönemin Devlet Bakanı Adnan Kahveci’nin yönlendirmesiyle 1991 sonunda </strong>“İTÜ TEKMER” <strong>kuruldu. Biz de orada </strong>“Altınay Robotik Otomasyon”<strong>u kurduk.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded63f8ab11-1792988735.jpg" alt="" width="800" height="438" /></strong>Sağlanan 44 bin dolarlık ilk destekle sanayi robotu geliştirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Altınay’ın hikayesi o yıllardaki vizyon ve inançla başladı. 30 Ağustos 1993’te dünyadaki benzerlerine denk endüstriyel robotumuz </strong>“Altınay-HSR4”<strong>ü kamuoyuna ilan ettik.</strong></p>
<p>1994 yılında İTÜ’deki görevinden ayrılıp <strong>“Altınay Robotik ve Otomasyon A.Ş.”</strong>yi kurduğunu anımsadı:</p>
<p>-          <strong>O günlerde 5 bin mark bile bulamayınca seri robot üretimine geçemedik. Derin mühendislik birikimini sanayiye aktararak otomotiv sektörüne devasa kabiliyetler geliştirdik.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded6533b815-1792988755.jpg" alt="" width="800" height="533" /></strong>2001 yılında girdikleri gövde teknolojileri alanında 2010’lu yıllarda dünyadaki ana üreticilerin gövde hatlarını kurabilen küresel bir güç haline geldiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bugün Ford, BMW, Mercedes’e üretim hatları tasarlıyoruz. Ford Otosan’da kurduğumuz hattın içerisinde 550 endüstriyel robot çalışıyor. Her 90 saniyede bir araç gövdesi üretiyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Altınay, </strong>Altınay Teknoloji Grubu’nun ulaştığı aşamayı, Savunma Grubu’nun atılımlarını paylaşmak üzere sohbet toplantısı düzenledi. <strong>Altınay</strong>’a, Savunma Grubu CEO’su <strong>Burak Mercan, </strong>Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Enis Ata, </strong>Altınay Teknoloji Grubu İcra Kurulu Üyesi <strong>Dilara Altınay, </strong>Ürün Yönetimi ve Pazarlama Direktörü Dr. <strong>Gül Yazıcı, </strong>Kurumsal İletişim Yöneticisi <strong>Ahmet Vatansever </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Hakan Altınay, </strong>Savunma Grubu’na değinirken 1974 Kıbrıs Barış Harekatı günlerine uzandı:</p>
<p>-          <strong>9-10 yaşında </strong>“Kendi Uçağını Kendin Yap” <strong>pulu biriktirirdim. İTÜ’de havacılık okudum, robotik ve eyleyici teknolojisinde uzmanlaştık. Kaan’ın ek kritik alt sistemini geliştiriyoruz.</strong></p>
<p>Grubun TAAC adlı şirketi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>TAAC’da yüzde 50 Altınay Savunma Teknolojileri, yüzde 50 TUSAŞ hissesi var. Bu şirketimiz Kaan uçağımızın kritik alt sistemlerini geliştiriyor.</strong></p>
<p>Altınay Savunma Grubu’nun Türkiye’nin kritik teknolojiler alanında <strong>“vakıf şirketleri”</strong>nden sonra gelen teknoloji hazinelerinden biri olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Altınay Savunma Teknolojileri’ni 2014 yılında kurduğumuzda 14 kişilik bir ekip vardı. Bugün grubun 1200 kişilik kadrosunun 700’e yakını doktoralı ve uzman mühendislerden oluşuyor.</strong></p>
<p>Kaan uçağı ile ilgili bir örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Kaan uçağının kuyruk tarafında yer alan devasa bir </strong>“dümen eyleyicisi” (actuator) <strong>vardır. Amerikalı uzmanlar ve uluslararası çevreler </strong>“Böyle bir eyleyici bu boyutlarda ve bu performans kriterleriyle tasarlanamaz” <strong>raporu vermişti.</strong></p>
<p>Altınay ekibi olarak <strong>“tasarlanamaz” </strong>denilen <strong>“Kaan’ın kuyruk eyleyicisi”</strong>ni tasarladıklarını ve başarıyla teslim ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şu günlerde o kritik </strong>“eyleyici”, <strong>Kaan’ımızın kuyruğunda gökyüzüyle buluşmak için gün sayıyor. Türk mühendisliğinin sınır tanımayan gücü tam da budur.</strong></p>
<p>Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Enis Ata </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Bir uçak üzerinde hareket eden herhangi bir yeri incelediğinizde, o hareketi tahrik eden çok kritik bir alt sistem görürsünüz. Biz bütün alt sistem ve bileşenleri tasarlayıp üretiyoruz. Kaan için tasarladığımız </strong>“eyleyici”, <strong>uçağın havada manevra yapmasını sağlar.</strong></p>
<p>TAAC’ın geliştirdiği sistemleri sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kaan’ın Ana Uçuş Kontrol Eyleyicileri, İkincil Uçuş Kontrol Eyleyicileri, Silah Kapağı Eyleyicileri, Kanopi Eyleyicisi.</strong></li>
<li><strong>Hürjet’te İkincili Kontrol Eyleyicileri, Kanopi Eyleyicisi, Speed Brake Eyleyicisi.</strong></li>
<li><strong>Hürkuş’ta Kanopi Eyleyicisi, Speed Brake Eyleyicisi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Burak Mercan </strong>da MİLGEM’de yer alan bir başka kritik sistemin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Altınay Savunma Teknolojileri’nin geliştirdiği </strong>“JP5 Yakıt Transfer Sistemi”, <strong>helikoptere havada veya güvertede yüksek basınçla güvenli yakıt transferi yapan özel bir sistem.</strong></p>
<p>Deniz ortamının tuzlu su ve yüksek nem nedeniyle son derece korozif ve zor olduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle helikopterdeki yakıtın periyodik olarak çekilip temizlenmesi ve yeniden basılması gerekir. Alev alma ve patlama riski barındıran, çok sıkı uluslararası sertifikasyonlar gerektiren ve dünyada çok az firmanın yapabildiği üründür.</strong></p>
<p>Bugün itibariyle 350 milyon dolarlık iş stokuna sahip olduklarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Küresel pazardaki ivmemiz doğrultusunda iş stokunu 700 milyon dolar ve üzerine çıkarmayı, zamanla küresel 100 savunma teknolojileri şirketi arasına girmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Finansal performans açısından da son derece sağlıklı büyüme patikasında olduklarını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48 büyüyerek 79.5 milyon dolar ciroya ulaşmıştık. Bu yılı yüzde 27 büyüyerek 101.1 milyon dolar ciro ile tamamlamayı öngörüyoruz.</strong></p>
<p>1990 yılında Türkiye’nin ilk robotunu İTÜ’den akademisyen arkadaşlarıyla birlikte üreten <strong>Altınay, </strong>36 yılda teknoloji geliştirmede dünya devleriyle yarışan bir şirketler grubuna imza attı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTÜ’de ‘Kimya Araştırma Merkezi’ kurdu, ‘batarya kimyası’na odaklandı</span></h2>
<p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>batarya kimyasının öncelikli alanlardan biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Batarya kimyasından kasıt, bir batarya hücresini üretebilmek için sahip olmanız gereken üretim mühendisliği gücüdür. Çinliler bu alanı çok önceden gördüler, bugün dünyanın en büyük altyapısına sahipler.</strong></p>
<p>Türkiye’de de bu alanda önemli adımların atıldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Altınay Teknoloji Grubu olarak İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya-Metalürji Fakültesi’nde batarya malzemeleri kimya araştırma merkezi kurduk: </strong>“Enerji Depolama Teknolojileri Malzeme Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı.”</p>
<p>Doç. <strong>Billur Deniz Karahan</strong>’ın önderliğinde bu konularda araştırmalar yürüttüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Amacımız hacim ve ağırlık olarak daha düşük, ancak enerji depolama kapasitesi çok daha yüksek olan katı hal bataryaları gibi daha nitelikli batarya teknolojilerini ülkemize kazandırmak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DASAL, kamikaze ve kargo dronları yapıyor</span></h2>
<p><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>Altınay Savunma’nın kritik iştiraklerinden DASAL’a değindi:</p>
<p>-          <strong>DASAL, insansız hava sistemleri alanında ulusal ve uluslararası seviyede nitelikli altyapıya sahip. DASAL, kamikaze ve kargo dronları da dahil olmak üzere ihtiyaç duyulan tüm kritik teknolojileri geliştirip Savunma Sanayi Başkanlığımıza teslim etmiştir.</strong></p>
<p>Mühendislik iddialarını kendi içlerinde derinleştirdiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin savunma ekosisteminde dengeli pozisyonu koruyoruz. Bazı kritik teknolojilerdeki başarılarımız sayesinde son dönemde uluslararası alandan ve yurt dışından yoğun davetler alıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüzde 100 yerli mühendislikle yeni nesil motosiklet üretti</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded66ce0ca8-1792988780.jpg" alt="" width="800" height="504" /></span><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>bilgisayarını açtı, bir motosikletin deneme sürüşünü gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Mobilite ve şehir içi lojistik alanındaki dönüşümü öngörerek hayata geçirdiğimiz bir başka stratejik projemiz yeni nesi motosiklet markamız </strong>“Actio” <strong>ve ilk modeli </strong>“Ulti” <strong>oldu.</strong></p>
<p>Kargo taşımacılığında ve kurye sektöründe kullanılan araçların ithalat oranının yüksekliğine işaret etti:</p>
<p>-          “Actio Ulti”<strong>de motor teknolojisinden sürücü elektroniğine, yazılımından gövde altyapısına kadar tamamen yerli mühendislikle geliştirilmiş bir altyapı ortaya koyduk. Sadece batarya hücrelerini yurt dışından tedarik ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Actio Ulti”</strong>de taşınabilir batarya kurguladıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Batarya çıkarılıp evde veya ofiste şarj edilebiliyor. Ayrıca batarya değişim istasyonları da planlıyoruz.</strong></p>
<p>Motosikletin menzili üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Testlerimizde 170 kilometreye ulaşan menzil sunduk. Bu menzili daha da artırmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Kasım ayında motosikletin seri üretiminin başlayacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Aralık ayı başında da satışa sunmayı planlıyoruz. Letven Capital’in yatırımcı olduğu </strong>“Actio”<strong>nun kurucu ortakları </strong>“Driventure”, “Devinno” <strong>ve </strong>“Altınay Elektromobilite”.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Geleceğin Teknoloji Kampüsü’ne 55 milyon dolar yatırım yapıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aded67e5b4c1-1792988798.jpg" alt="" width="800" height="450" /></span><strong>ALTINAY </strong>Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Altınay, </strong>Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde geçen yıl <strong>“Teknoloji Kampüsü”</strong>nün temelini attıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Kampüsün kapalı alanını 33 bin metrekareye çıkardık. Savunma ve TAAC’ın üretim tesisleri hariç, grubumuzun tüm mühendislik, Ar-Ge ve üretim altyapısını bu tesise topluyoruz.</strong></p>
<p>Kampüsün 55 milyon dolara mal olacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bunun yanı sıra Altınay Savunma’nın Dilovası’nda kurduğumuz üretim teknolojileri tesisimize de bugüne kadar 44 milyon dolarlık yatırım yaptık.</strong></p>
<p>Savunma sanayinin en büyük darboğazlarından biri olan kalifikasyon ve test süreçlerine yönelik stratejik bir yatırıma daha imza attıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>6 milyon dolar kaynak ayırdığımız yeni nesi test merkezimiz ile savunma ve havacılık ürünlerinin geçmek zorunda olduğu tüm EMC ve çevre koşulları testlerini kendi bünyemizde gerçekleştireceğiz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-stoku-350-milyon-dolari-buldu-helikoptere-havada-yakiti-kaana-kuyruk-eyleyici-gelistirdi-90529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/477-1792988856.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş stoku 350 milyon doları buldu, ‘helikoptere havada yakıt’ı Kaan’a ‘kuyruk eyleyici’ geliştirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ikinci-el-ticaride-atil-stok-buyuyor-90528</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İkinci el ticaride atıl stok büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Reel sektörün içinde bulunduğu nakit sıkışıklığı, yüksek işletme giderleri ve tırmanan dükkan kapanmaları ticari gayrimenkul pazarında kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. TÜİK verilerine göre bu yılın ocak-eylül döneminde Türkiye genelinde toplam iş yeri satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalarak 142 bin 798 adetten 135 bin 543 adede geriledi. Ancak pazarın genelindeki bu daralmaya karşın, alt segmentlerde yaşanan zıt yönlü hareketlilik, piyasanın ‘işletme’ amacından çıkıp ‘sermaye koruma’ ve ‘ finansman arayışı’ eksenine kaydığını gösteriyor.</p>
<h2>İkinci el dükkan piyasası kilitlendi </h2>
<p>Piyasadaki kepenk kapatmalar ve yeni işletme açma iştahının kesilmesi, ikinci el iş yeri satışlarına doğrudan darbe vurdu. Yılın 9 ayında ikinci el iş yeri satışları yüzde 8,6 azalarak 94 bin 911’e düştü. Eylül ayındaki tekil düşüş ise yüzde 10,5 oldu. Sektör temsilcileri, ikinci eldeki kan kaybının arka planında artan kiralama maliyetleri, tadilat ve devir masraflarının yanı sıra düşen tüketici talebi olduğunu belirtiyor. Kapanan dükkanların bıraktığı boş ticari alan stoku şehir merkezlerinde birikirken, yüksek yenileme maliyetleri yüzünden girişimciler var olan dükkanları devralmaktan kaçınıyor. Piyasa aktörlerine göre, ikinci el ticari gayrimenkul, alıcı bulmakta zorlanan atıl bir stok haline geliyor.</p>
<h2>Sıfır projelerin payı 5 yılın zirvesinde </h2>
<p>İkinci el kanadındaki kilitlenmeye karşın, ilk el yani sıfır iş yeri satışları piyasadan tamamen ayrıştı. Yılın 9 ayında ilk el iş yeri satışları yüzde 4,2 artışla 40 bin 632 adede yükseldi. Eylül ayındaki tekil artış ise yüzde 13,2’yi buldu. Son 5 yılın (2022-2026) ocak-eylül verileri incelendiğinde sıfır projelerin toplam pazar içindeki payında tarihi bir rekor dikkat çekiyor. 2022’nin 9 ayında satıştaki payı yüzde 25,5 olan ilk el iş yerleri; 2023’te yüzde 26, 2024’te yüzde 28,1, 2025’te yüzde 27,3 olurken; 2026’nın aynı döneminde yüzde 30 seviyesine ulaşarak 5 yılın zirvesini yakaladı. Bu tablo, pazarda esnaf ve küçük işletmecinin yerini sermaye gücü yüksek alıcıların aldığını doğruluyor. Sektör temsilcilerine göre, enflasyona karşı birikimini korumak isteyen yatırımcılar ile inşaat firmalarının sunduğu esnek vadeli ödeme modellerini değerlendiren alıcılar, sıfır projeleri ‘güvenli liman’ olarak görüyor. Verilerin en dikkat çekici detaylarından biri ise ipotekli (kredili) satışlar kanadında yaşandı. Kredi maliyetlerinin zirvede seyrettiği bir ortamda, 9 aydaki ipotekli iş yeri satışları yüzde 61,8 rekor artışla 6 bin 35 adede ulaştı.</p>
<h2>Yabancı yatırımcı ticariden çekildi</h2>
<p>TÜİK’in yabancılara yapılan gayrimenkul satış verileri, ticari alanda yabancı ilgisinin de eridiğini ortaya koydu. Buna göre, 2022 yılının 9 ayında yabancılara 3 bin 14 adet iş yeri satılırken ve yabancının toplam satıştaki payı yüzde 2,14 seviyesindeyken; bu rakam kademeli olarak geriledi. 2023’ün 9 ayında 1324’e, 2024’te 988’e düşen yabancıya iş yeri satışı, 2026’nın ocak-eylül döneminde 991 adette kaldı. Yabancıların toplam satıştaki payı ise yüzde 0,73’e geriledi. Vatandaşlık alımındaki limit düzenlemeleri, döviz bazlı yüksek mülk fiyatları ve küresel yavaşlama, yabancı yatırımcının çekilmesine neden olurken; yabancı tarafında yaşanan bu erime, pazarın tüm yükünün iç pazardaki yerli yatırımcının omuzlarına kaldığını gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ikinci-el-ticaride-atil-stok-buyuyor-90528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/gayrimenkul-ticari-is-yeri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik aktivitedeki yavaşlama, artan işletme maliyetleri ve iş yeri kapanmaları ticari gayrimenkul piyasasını daralttı. Ocak-eylül döneminde toplam iş yeri satışları yıllık yüzde 5,1 düşüşle 135 bin 543’e geriledi. İkinci el satışlardaki kayıp yüzde 8,6’ya ulaşırken ilk el satışlar ise yüzde 4,2 artış kaydetti. Yüksek yenileme maliyetleri ve zayıf talep ikinci el piyasasını baskılarken, yeni iş yeri satışlarının toplamdaki payı yüzde 30’a yükseldi. Uzmanlar, ikinci el ticari gayrimenkulün, alıcı bulmakta zorlanan atıl bir stok haline geldiğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/takipteki-krediler-trilyona-gidiyor-90527</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takipteki krediler trilyona gidiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe son iki yılın en önemli gündem maddesi, takipteki alacak bakiyesindeki yükseliş. Bu durum bankaların tahsili gecikmiş alacak satışını hızlandırdı. Bu yıl 23 Ekim itibarıyla bankacılık sektörünün tahsili gecikmiş alacak satışı 75 milyar liraya ulaştı. BDDK verileri ise bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesinin 933,8 milyar liraya yükseldiğini gösteriyor. Bankalar satış yapmasaydı tarihte ilk kez TL cinsi tahsili gecikmiş alacak bakiyesi 1 trilyon lirayı aşacaktı. Sektörde TL cinsi toplam takipteki alacak oranı yüzde 5,12 ile 17 Aralık 2021’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Yine TL cinsi tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında takipteki alacak oranı, yüzde 5,72 ile ölçüm tarihinden bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2c947bb1-1792987849.png" alt="" width="320" height="1044" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2d3da2d1-1792987859.png" alt="" width="312" height="462" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6aded2da2f6f2-1792987866.png" alt="" width="315" height="281" /></p>
<h2>4 ayda 30 milyar liraya varan satış </h2>
<p>EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalardan yaptığı hesaplamalara göre 1 Temmuz ile 23 Ekim arasında bankaların varlık yönetim şirketlerine yaptığı tahsili gecikmiş alacak satışı 29 milyar 223,5 milyon lira oldu. Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre ise bu yılın ilk çeyreğinde bankaların tahsili gecikmiş alacak satışı 17 milyar 51,9 milyon lira, ikinci çeyreğinde ise 28 milyar 652,8 milyon liraydı. 1 Temmuz sonrasında ise bu rakam 29 milyar lirayı aştı. Bu yılın yaklaşık 10 ayındaki satış da 74 milyar 928,1 milyon liraya ulaştı. 1 Temmuz’dan sonra özellikle Garanti BBVA, İş Bankası ve DenizBank’ın tahsili gecikmiş alacak satışları öne çıktı. Bu yıl hiçbir kamu bankası tahsili gecikmiş alacak satışı yapmazken Yapı Kredi’nin de 1 Temmuz sonrası tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesine çıkmaması dikkat çekti. Öte yandan, Ak Yatırım’ın bu yılın üçüncü çeyreğine ilişkin bankacılık sektörü bilanço beklentilerinde, sorunlu kredi hacmindeki büyümenin ikinci çeyreğe göre yüzde 50’nin üzerinde olduğuna işaret edildi. Yine Ak Yatırım, üçüncü çeyrekte sorunlu kredi hacmindeki artışın 145 milyar lira olduğuna ve bu çeyrekte özellikle kamu bankalarının sorunlu kredilerindeki büyümenin daha belirgin olduğuna dikkat çekti.</p>
<h2>TL cinsi bakiye 1 trilyonu aşacaktı </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun haftalık verilerine göre 16 Ekim’de biten hafta itibarıyla bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesi 933 milyar 791,9 milyon lira seviyesinde. Bankacılık sektöründe bu yıl 75 milyar liraya ulaşan tahsili gecikmiş alacak satışı gerçekleştirilmeseydi bu rakam, TL cinsi olarak tarihte ilk kez 1 trilyon lira sınırını aşacaktı. BDDK verilerine göre TL cinsi takipteki alacak oranı yüzde 5,12 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, 17 Aralık 2021 haftasından bu yana görülen en yüksek seviye. 5 yılın zirvesine gelen takipteki alacak oranı, 2020 sonunda yine TL cinsinden yüzde 8,58 ile zirvesini görmüştü. Bankacılık sektörünün tahsili gecikmiş alacak satışı olmasaydı takipteki alacak oranı da yüzde 5,53’e kadar yükselecekti.</p>
<p>BDDK verilerine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında TL cinsi takipteki alacak oranı ise yüzde 5,72 ile veri başlangıç tarihi olan 2024’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü. TL cinsi tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında en düşük oran, yüzde 1,58 ile Haziran 2023’te gerçekleşmişti. İhtiyaç kredilerinde ise TL cinsi takipteki alacak oranı yüzde 7,05’e çıkarak yine veri başlangıcından bu yana en yüksek seviyesini gördü. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak oranı ise yüzde 6,13 ile Eylül 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviyeye yükseldi.</p>
<p>Öte yandan ticari tarafta da sorun büyüyor. BDDK verilerine göre TL cinsi ticari ve diğer kredilerde takipteki alacak oranı, yüzde 4,75 ile 17 Haziran 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Taksitli ticari kredilerde yüzde 5,58’e çıkan TL cinsi takipteki alacak oranı da 23 Eylül 2022’den sonra görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor. Kurumsal kredi kartlarında TL cinsi takipteki alacak oranı, 16 Ekim itibarıyla yüzde 3,41’e geldi. Bu oran, 20 Kasım 2020’den sonra görülen en yüksek seviye. KOBİ kredilerinde de 16 Ekim itibarıyla yüzde 5,10 olan TL cinsi takipteki alacak oranı, 3 Haziran 2022’den sonra görülen en yüksek seviyeye çıktı.</p>
<p>Bu yıl tahsili gecikmiş alacak satışında rekor beklentisi yılbaşından bu yana gündemdeydi. Ancak 23 Ekim itibarıyla ulaşılan 74 milyar 928,1 milyon liralık tutar, geçen yılın tamamını geride bıraktı. Geçen yıl Finansal Kurumlar Birliği verilerine göre bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak satışı 64 milyar 709,8 milyon lira seviyesindeydi ve bu da bir rekora işaret ediyordu. Bu yılın yaklaşık 10 ayında 75 milyar liraya gelen tahsili gecikmiş alacak satışı, geçen yılın tamamının yüzde 15,8 üzerinde bulunuyor. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu yıl tarihte ilk kez bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak satışının 100 milyar lira sınırını aşması muhtemel.</p>
<h2>Kamu bankalarında tahsili gecikmiş alacak satışı yok </h2>
<p>Kamu bankaları tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesi düzenlemiyor. EKONOMİ’nin araştırmalarına göre en son Halkbank, Şubat 2024’te tahsili gecikmiş alacak satışı ihalesi düzenledi. VakıfBank ve Ziraat Bankası’nın ise yakın dönemde bir satışı yok. BDDK verilerine göre kamu bankalarında TL cinsi takipteki alacak bakiyesi, 16 Ekim itibarıyla 358 milyar 662,7 milyon liraya yükseldi. Haziran sonundan bu yana artış 88 milyar 267,3 milyon lira oldu. Yine BDDK verilerine göre kamu bankalarının toplam TL cinsi kredileri ise 8 trilyon 126,3 milyon lira seviyesinde. Haziran sonundan 16 Ekim’e kadar bu kredilerdeki artış ise 686 milyar 878,1 milyon lira.</p>
<h2>Garanti BBVA ihaleyi Birikim Varlık’tan geri aldı </h2>
<p>EKONOMİ’nin KAP bildirimlerinden yaptığı hesaplama, Garanti, İş Bankası, Deniz- Bank ve Akbank’ın tahsili gecikmiş alacak satışlarına haziran sonrasında da devam ettiğini ortaya koyuyor. Varlık yönetim şirketlerinde Gelecek Varlık öne çıkarken Garanti BBVA’nın 24 Eylül’de düzenlediği tahsili gecikmiş alacak ihalesindeki bir iptal dikkat çekti. Garanti BBVA, 23 Ekim’de KAP’a yaptığı açıklamada, 24 Eylül itibarıyla toplam anapara ve akdi faiz bakiyesi 548 milyon 984 bin 638,80 TL olan tahsili gecikmiş alacakların faizleriyle birlikte 56 milyon lira bedelle Birikim Varlık’a temlik edilmesinin öngörüldüğünü belirtti. Banka, aldığı karar doğrultusunda söz konusu portföyün 54 milyon lira bedelle Gelecek Varlık’a temlik edilmesine karar verildiğini duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/takipteki-krediler-trilyona-gidiyor-90527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektörünün TL cinsi takipteki alacak bakiyesi 934 milyar liraya ulaşırken, bu alacakların toplam kredilere oranı da yüzde 5,1 ile 5 yıla yakın sürenin zirvesini gördü. Bankaların aynı dönemde satışını gerçekleştirdiği 75 milyar lira tutarındaki tahsili gecikmiş alacaklar da dahil edildiğinde, rakam 1 trilyon liranın üzerine çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-2-90560</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçük yaşlar, büyük hesaplar (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen haftaki yazımda, İngiliz futbolunun dev kulüplerinin henüz çocuk yaştaki yetenekleri transfer etmek için girdikleri milyon sterlinlik rekabetten söz etmiş, sporcu yetiştirmekle çocukları birer yatırım aracına dönüştürmek arasındaki ince çizgiyi sorgulamıştım. Makale, büyük kulüplerin genç yetenekleri keşfetmek için girdiği rekabetin yalnızca futbol piyasasını değil, ailelerin çocuklarının sportif geleceğine bakışını, beklentilerini ve bu süreçte aldıkları kararları nasıl etkilediğini de ele alıyor.</p>
<p>Makalenin dikkat çekici ayrıntılarından biri, İngiltere’de bazı çocukların henüz üç yaşında özel futbol akademilerine gönderilmesi, beş yaşında profesyonel kulüplerin yetenek avcıları tarafından izlenmeye başlanmasıydı. Profesyonel kulüplerin çocuk yaştaki yetenekleri kapmak için astronomik fiyatlar ödediği bir ortamda, bu rekabeti çocuklarının geleceği için bir yatırım fırsatı olarak gören ailelerin ortaya çıkması pek şaşırtıcı değil.</p>
<p>Erken keşfedilmenin gelecekte büyük bir avantaj sağlayacağına aileler, çocuklarının büyük kulüplerin akademilerine mümkün olduğunca erken girebilmesi için çaba harcıyorlar. Çocuklarına spora yönlendiren anne babaların, onların gelişimini destekleme isteğiyle geleceğine ilişkin beklentileri arasındaki sınıra ne kadar dikkat ettiklerini saptayabilmek oldukça zor.</p>
<p>Sabahın köründe antrenmana yetiştirmeler, hafta sonu turnuvaları, uzun yolculuklar, özel dersler, kamplar, ciddi fedakarlıklar gerektiren bu yolda, her anne baba çocuğunun başarılı olmasını istemesi, yetenekli olduğunu düşündüğü çocuğuna imkân yaratması, iyi antrenörlerle çalışmasını sağlaması son derece doğal.</p>
<p>Bana göre sorun bu fedakârlıkların yapılmasında değil, zamanla bir karşılık beklentisine dönüşmesinde başlıyor. Başlangıçta çocuğunun spor yapmasından mutluluk duyan aile, birkaç yıl sonra kendisini sürekli diğer çocuklarla karşılaştırma yaparken bulabiliyor. Kim hangi kulübe seçildi? Kimin menajeri var? Kim daha fazla süre alıyor? Hangi antrenör kiminle ilgileniyor? Henüz ortada profesyonel bir kariyer yokken, aile içinde geleceğin transferleri, bursları, sözleşmeleri konuşulmaya başlanıyor. Çocuğun sevdiği bir oyunu oynaması için başlayan yolculuk, farkında olmadan bütün ailenin ortak projesine dönüşebiliyor.</p>
<p>İşin daha da düşündürücü tarafı, çocukların bu beklentileri çoğu zaman biz söylemeden hissetmeleri. Anne babasının kendisi için ne kadar fedakârlık yaptığını gören bir çocuk, kendi başarısını sorguladığında, ailesini de hayal kırıklığına uğrattığını düşünebiliyor. Spordan keyif almadığı bir dönemde bunu söylemekten, hatta artık devam etmek istemediğinde ailesinin emeklerini boşa çıkarmaktan korkabiliyor.</p>
<p>Meselenin çok daha düşündürücü hatta kaygı verici bir boyutu, bazı durumlarda çocukların tüm ailenin finansal yatırımı olarak görülmesi. Çocuğun başarısı tüm ailenin ekonomik beklentilerinin bir parçasına dönüştüğü noktada, henüz kendi geleceğine ilişkin kararları verebilecek olgunluğa ulaşmamış birisinin omuzlarına ebeveynlerin gelecek hayalleri ve ekonomik beklentileri de yükleniyor.</p>
<p>Sporcu velileriyle yaptığım çalışmalarda sık sık üzerinde durduğum bir konu var: Çocuğumuzun sporla kurduğu ilişkinin sahibi kim? Biz mi, kendisi mi? Bir çocuğun yeteneğini geliştirmek için ona fırsatlar sunabiliriz fakat hangi başarıyı ne kadar istediğine, karşılaştığı güçlüklerle nasıl mücadele edeceğine ve zamanla nasıl bir yol seçeceğine ilişkin ona da söz hakkı bırakabilmeliyiz.</p>
<p>Spor, yalnızca profesyonel bir kariyere hazırlanma süreci gibi değil, çocuğun kendisini tanıdığı, sınırlarını keşfettiği, hata yapmayı, kaybetmeyi ve yeniden denemeyi öğrendiği bir gelişim alanı olarak görülmeli diye düşünüyorum. Profesyonel sporcu olamaması, yıllarca verilen emeğin boşa gittiği anlamına gelmiyor. Asıl kayıp, bütün bu yolculuğun sonunda çocuğun spordan soğuması, kendisini yalnızca sonuçlarıyla değerlendirmesi veya anne babasının sevgisini başarısıyla ilişkilendirmeye başlamasıdır.</p>
<p>Çocuğumuzun geleceğine yatırım yaparken, onun bugünkü mutluluğunu ve kendi hayallerini gözden çıkarıyorsak, belki de hesabı en baştan yanlış yapıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kucuk-yaslar-buyuk-hesaplar-2-90560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küçük yaşlar, büyük hesaplar (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-manisada-200-milyon-euro-yatirimla-yarisi-karanlik-fabrika-acti-90559</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Manisa&#039;da 200 milyon euro yatırımla yarısı ‘karanlık’ fabrika açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Arçelik, yaklaşık 200 milyon Euro yatırımla devreye aldığı Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin resmî açılışını gerçekleştirdi. 92 bin metrekarelik alana kurulu işletmede, ileri otomasyon sistemleri ve veri odaklı üretim teknolojileri kullanılıyor. Yıllık 4 milyon adet üretim kapasitesine sahip olan, bin 800 kişinin çalıştığı Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin büyüklük olarak hemen hemen yarısı tam otomasyon olarak hizmet veren ‘karanlık fabrika’dan oluşuyor. Üç vardiya çalışan tesiste, toplam 44 bin 700 metrekare alan ‘Karanlık Fabrika’ olarak üretim yapıyor. 31,7 bin metrekarede 6, kalan bölümde her bin metrekarede bir çalışan bulunuyor.</p>
<p><strong>Açılış törenine iş ve kamu dünyasından üst düzey katılım</strong></p>
<p>İşletmenin açılış törenine Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, Arçelik CEO’su Can Dinçer, Manisa OSB (MOSB) Başkanı Dr. Sait Türek, MOSB Müdürü Funda Karaboran ile kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, Koç Holding ve Arçelik yöneticileri ve çalışanları katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adefa8365fda-1792998019.jpg" alt="" width="582" height="456" />Arçelik’in yeni işletmesinin açılış töreninde konuşan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, “Kurucumuz merhum Vehbi Koç’un Ankara’da attığı temeller üzerinde gelişen Topluluğumuzun yolculuğu, Cumhuriyetimizin ekonomik ve toplumsal gelişimiyle birlikte şekillendi. Koç Topluluğu olarak 100 yıldır yatırımlarımız, üretimimiz, istihdamımızla ve ihracatımızla ülkemizin kalkınmasına katkı sağlıyoruz. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güven ve uzun vadeli bakış açımızla teknolojiye ve insana yatırım yapmaya devam ediyoruz. Arçelik’in son beş yılda Türkiye’de gerçekleştirdiği yaklaşık 458 milyon Euro’luk yatırım ve bugün açılışını yaptığımız, yaklaşık 200 milyon Euro yatırımla hayata geçirilen Manisa Çamaşır Makinesi İşletmemiz bu yaklaşımımızın somut göstergeleri. Topluluğumuzun 100. yılında işletmemizin açılışını gerçekleştirirken, Cumhuriyetimizin bize kazandırdığı üretim kültürünü ve sanayi birikimini ileri teknolojilerle buluşturuyoruz” dedi.</p>
<p>Arçelik’in çamaşır makinesi üretimindeki yolculuğuna dikkat çeken Arçelik CEO’su Can Dinçer şöyle konuştu: “Arçelik olarak 71 yıldır ülkemize değer katmak için çalışıyoruz. 1959 yılında Türkiye’nin ilk yerli çamaşır makinesini ürettiğimizde, üretim bandından günde 15 makine çıkıyordu. Bugün Manisa’da her 6 saniyede bir çamaşır makinesi üretiyoruz. 10 ülkeye yayılan bir üretim ağına sahibiz. Küresel çamaşır makinesi pazarının 2026 yıl sonunda yaklaşık 144 milyon adetlik satış hacmine ve 67,5 milyar dolarlık perakende satış değerine ulaşması bekleniyor. Bu pazara hizmet veren önemli üretim merkezlerimizden biri olan Manisa’da, Türkiye’nin mühendislik birikimini küresel üretim deneyimimiz ve ileri teknolojilerle bir araya getiriyoruz. Yıllık 4 milyona yakın üretim kapasitesine sahip işletmemizde üretimimizin yüzde 44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyoruz. Yeni işletmemizle ülkemizin üretim ve ihracat gücüne katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÜRETİMDEN MALZEME DAĞITIMINA İLERİ OTOMASYON</strong></span></p>
<p>Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde üretim süreçleri, yapay zekâ tabanlı sistemler ve veri odaklı yönetim uygulamalarıyla destekleniyor. Üretim, depolama ve malzeme dağıtımının yüksek otomasyonla yürütüldüğü toplam 44.700 metrekarelik “karanlık fabrika” alanlarında otomasyon seviyesi yüzde 100’e varıyor. Malzeme dağıtımında raylı güdümlü araçlar ve otomatik yönlendirmeli araçlar kullanılırken, robotik uygulamalar, tekrarlayan ve fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanların yükünü azaltıyor. Açılış töreninde Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç (sağda), fabrikadan çıkan yeni nesil çamaşır makinası ürününe imza attı.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Türkiye dahil 10 ülkede çamaşır makinesi üretiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6adefa971b9ca-1792998039.jpg" alt="" width="555" height="540" /></strong></span>Arçelik, Türkiye’deki Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin yanı sıra Bangladeş, Çin, İtalya, Pakistan, Güney Afrika, Polonya, Romanya, Rusya ve Slovakya’daki tesisleriyle toplam 10 ülkede çamaşır makinesi üretiyor. Şirket, Manisa’daki çamaşır makinesi ve buzdolabı işletmelerinde toplam yaklaşık 1800 kişiye istihdam sağlıyor. Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde 134 tedarikçiyle doğrudan, 83 tedarikçiyle dolaylı olarak yürütülen iş birlikleri de üretimin çevresinde gelişen sanayi ekosistemini destekliyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Manisa’da dijital dönüşümle verimlilik artıyor</strong></span></p>
<p>Üretimde dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliğe değinen Can Dinçer şu bilgileri verdi:“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın’ vizyonumuzla Manisa’da enerji ve su verimliliğine odaklanıyoruz. Kampüsümüzdeki 10,2 MWp gücündeki güneş enerjisi santralimiz, Çamaşır Makinesi İşletmemizin yıllık elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 46’sına eşdeğer elektrik üretiyor. Yağmur suyu depolama sistemimizle tüketimi azaltıyoruz. Üretim süreçleri ve altyapıda hayata geçirdiğimiz iyileştirmelerle 2023 baz yılına göre 2025’te doğrudan sera gazı emisyonlarını yüzde 95 oranında düşürdük. Otomasyon seviyesinin yüzde 75’e ulaştığı işletmemizde, malzeme taşımada kullandığımız otomatik yönlendirmeli araçlar (AGV) ve üretimde yararlandığımız robotik sistemlerle verimliliği artırırken, çalışma arkadaşlarımızın fiziksel yükünü azaltıyoruz. İşletmemizin gelişimine katkı sağlayan çalışma arkadaşlarımıza, tedarikçilerimize ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Manisa’daki bu uygulamalar, mühendislik ve teknolojiyi kaynakların verimli kullanımı ve insan emeğiyle buluşturan üretim anlayışımızı yansıtıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-manisada-200-milyon-euro-yatirimla-yarisi-karanlik-fabrika-acti-90559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/arcelik-1792998000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye dahil 10 ülkede çamaşır makinesi üretim tesisi bulunan Arçelik, bu alandaki son yatırımını Manisa’da 200 milyon euro yatırımla devreye aldı. Toplam 92 bin metrekare alanda, yıllık 4 milyon adet üretim kapasitesine sahip Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin, 44 bin 700 metrekaresinde ‘karanlık fabrika’ sistemi ile tam otomasyonlu üretim gerçekleşiyor. Üç vardiya bin 800 çalışanın bulunduğu tesis, üretiminin yüzde 44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatlar-ruzgarlar-ve-kesisen-yollar-90541</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatlar, rüzgârlar ve kesişen yollar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir Kıbrıs seyahatinden kalan lezzetler ve hatıralar</strong></p>
<p>Eski bir evi hatırlarken bazen önce penceresi gelir gözümüzün önüne. Önünde oturduğumuz, Merit Otelleri’nin Sözen Grup iş birliğiyle düzenlediği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) basın gezisinde ev sahibimiz, Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Reha Arar</strong>’dı. KKTC’deki beş gün boyunca sofralara oturduk, adanın yemeklerini tanıdık; Girne’yi, Bellapais’i ve Maraş’ı gezdik. Bu ziyaretin güzel taraflarından biri, yemeğin çevresindeki hayatı da düşünmeye zaman bırakmasıydı. Sofradaki bir ürün saklama yöntemlerine, bir tatlı peynir yapımına, bir liman yüzyıllar önce taşınan yiyeceklere götürüyordu bizi. Arar’ın ev sahipliğinde, adayı farklı yönleriyle tanımamızı sağlayan bir programın içindeydik.</p>
<p>Reha Arar’ın meslek hayatının ilk döneminde sağlık yönetimi var. Yurt dışında aldığı acil yardım eğitiminin ardından, İstanbul Belediyesi’nde sağlık hizmetleri ve acil yardım çalışmalarında sorumluluk üstleniyor. Sonrasında özel sektöre geçiyor; Uran Holding’deki çalışmasını Net Holding ve Merit bünyesindeki uzun otelcilik dönemi izliyor. Bugün Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>Bu geçmişi düşününce, insanın ihtiyacını fark etmenin ve ona karşılık verecek bir çalışma düzeni kurmanın meslek hayatındaki yerini daha iyi anlıyorum. Çalışmalarında dikkat, koordinasyon ve yapılan işin insana ulaşan sonuçları hep ön planda.</p>
<p>Arar’ın yazarlığı da var. Üniversite yıllarında tiyatro eleştirileri ve gazete yazılarıyla başlayan ilgisi, ilerleyen yıllarda restoranlar ve yeme içme kültürü üzerine çalışmalarla sürüyor. Bu birikimini 2015’te Esen Kitap’tan yayımlanan <em>Bir Yaşam Gurusunun Kaleminden: Tatlar, Anlar, Dostlar</em> adlı kitabında topluyor. Kitabın adındaki üç sözcük, sofralara bakışını da anlatıyor. Tatların yanında geçirilen zamanı ve insanları düşünüyor.</p>
<p>Bir gastronomi kültürü yazarı olarak bu yaklaşımı kendime yakın buluyorum. Yemeğin hazırlanışını, ürünün niteliğini, pişirme biçimini konuşuyoruz; fakat sofradan hatırladıklarımızın içinde bizi karşılayan kişinin dikkati, beraber oturduğumuz insanların sohbeti de bulunuyor. Bir lokantaya dönme isteğimizde bütün bunların payı var.</p>
<p>Arar’ın yayımlanmış bir söyleşisindeki <em>“Her otelci biraz gurme olmalıdır”</em> sözü, mesleğine bu yönden baktığını gösteriyor. Ürünü tanımak, mutfakta yapılan işi anlamak, lezzet üzerine düşünmek, öğrenmeye devam etmek… Uzun yılların ardından bu merakı korumasını ve biriktirdiklerini paylaşmasını hayranlıkla izliyorum… Kıbrıs davetinde de bu ilginin karşılığını gördüm. Sofralarda adanın yemeklerine yer açılması, hazırlıklarının anlatılması, onları yapan şeflerin emeğinin görünür olması önemliydi. Arar’ın ev sahipliğindeki inceliği burada buluyorum: Konuğunun gittiği yerle bağ kurmasına özen göstermek.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bir ekim günü, yine maviliklerin içinde</strong></p>
<p>Bazı buluşmaların zamanı takvimden önce içinizde beliriyor. Ekim gelince benim aklıma Bodrum’un denizi, yan yana sıralanmış tekneler, yelkenler ve yıllardır bu günlerde bir araya geldiğimiz Uluslararası The Bodrum Cup Yelken Yarışlarının yaratıcısı, Onursal Başkanı <strong>Erman Aras</strong> ve etkinliğin Organizasyon Komitesi Başkanı <strong>Süleyman Uysal</strong> başta olmak üzere dostlar düşüyor. Günlük hayatın telaşı içinde bir sonraki işe, bir sonraki yolculuğa hazırlanırken, kendimi yeniden o maviliğin içinde düşünmeye başlıyor ve her koşulda gidiyorum. The Bodrum Cup’a gitme isteğimde, yıllar içinde tanıdıklaşan bu duygunun büyük payı var.</p>
<p>Bu yıl da oradaydım. 23 Ekim Cuma günü, Ortakent’ten Yalıkavak’a uzanan 15 deniz millik OPET Etabı’nı Take It Easy yelkenlisinde yaşadım. Bir kez daha yarışın içindeyken, geçmiş yıllarda katıldığım etkinliklerde denizde geçirdiğim günleri düşündüm. İnsan aynı buluşmayı yıllarca yaşayınca, o günün yanına önceki yolculuklarını da alıyor. Bir teknenin adı, uzakta görünen bir yelken, kıyının çizgisi, unutulduğunu sandığınız bir anı yeniden yaklaştırabiliyor.</p>
<p>Take It Easy… Teknenin adı bile hayatın hızına küçük bir ara verme çağrısı gibi geliyor bana. Elbette yarışanlar için dikkat, zamanlama, birlikte hareket etmek önemli. Benim gibi denizi seven bir konuk içinse bu emeğin içinde bulunabilmek, birkaç saatliğine gündelik hayatın alışılmış düzeninden uzaklaşmak demek. Denize bakmaya zaman ayırabilmek, başka hiçbir şey yapmadan bakabilmek bile başlı başına bir mutluluk.</p>
<p><strong>Üç şefin mutfak sohbeti</strong></p>
<p>JW Marriott İstanbul Marmara Sea bünyesindeki Akira Back İstanbul’da düzenlenen <em>“Six Hands Dinner”</em>, karşılaşmalar üzerine kuruluydu. Düsseldorf’tan <strong>Yoshizumi Nagaya</strong>, Antalya Ruff Grill &amp; Bar’dan <strong>Ender Altundağ</strong> ve ev sahibi mutfağın şefi <strong>Fatih Alkan</strong> farklı lezzetlerle aynı menüye imza atmıştı. 4 Eylül’de Antalya’da başlayan buluşma İstanbul’da sürüyor, üç şef kendi mutfak anlayışlarını ortak bir sofrada paylaşıyordu.</p>
<p>Böyle akşamlarda ilgimi çeken, şeflerin birbirlerinin çalışma biçimlerine nasıl yaklaştıkları. Her birinin alışkanlıkları, ürün seçerken gözettiği ölçüler, yıllar içinde geliştirdiği bir dili var. Birlikte menü hazırlamak, bu kişisel birikimi başkalarının deneyimine açmayı gerektiriyor. Sofraya oturan bizler de tabakları izlerken o alışverişin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Nagaya’nın İstanbul’la ilişkisi bu akşamla başlamıyor. Bebek Hotel by The Stay bünyesindeki Michelin yıldızlı Sankai by Nagaya’dan da tanıyoruz onu. Japon mutfağındaki birikimini Türkiye’nin yerel deniz ürünleriyle buluşturduğu bu restoran, şehirle kurduğu bağın önemli bir parçası. Japon geleneğini Avrupa mutfağından etkilerle birlikte ele alan yaklaşımını, İstanbul’daki bu çalışmasında da görmek mümkündü. Ancak, şu anda kapalı... Şef Nagaya yeni restoranını, önümüzdeki günlerde swissotel’de açacak.</p>
<p>Ender Altundağ’ın mutfağında açık ateş, et ve Anadolu ürünleri belirgin bir yer tutuyor. Bu akşamın menüsündeki kızılcık tarhanalı tartarı da yerel bir ürünü başka bir hazırlığın içinde değerlendirme merakının örneğiydi. Bir malzemeyi alıştığımız kullanımının dışında düşünmek, onun geçmişini öğrenme isteğini de beraberinde getirebiliyor. Tarhananın hangi bölgede nasıl yapıldığı, kızılcığın bu hazırlığa neler kattığı gibi sorular, tabağın çevresindeki sohbeti genişletiyor.</p>
<p>Fatih Alkan ise Türkiye’den Dubai’ye uzanan deneyimini, Akira Back mutfağının Japon ve Kore etkileriyle buluşturuyor. Restoranın açılış ekibinden bugüne taşıdığı birikimle bu kez iki meslektaşına ev sahipliği yapıyordu. Menünün başlangıcından tatlısına kadar farklı aşamalarında imzası vardı; deniz ürünleri, meyveler ve fermente malzemeler, hazırladığı tabaklarda karşımıza çıkıyordu.</p>
<p><strong>Tadamadığım bir menünün uyandırdığı merak</strong></p>
<p>Seyahatlerin güzel taraflarından biri, sizi başka sofralara, ürünlere, hazırlama biçimlerine yaklaştırması. Bir de aynı günlerde başka bir yerde olup katılamadığınız buluşmalar var. Döndüğünüzde menüsünü inceliyor, hangi tabağın nasıl düşünüldüğünü merak ediyorsunuz. Kıbrıs’ta geçirdiğim günlere rastlayan Izaka Terrace’taki iki şefli akşamlar benim için böyle oldu.</p>
<p>19-20 Ekim’de, CVK Park Bosphorus İstanbul bünyesindeki Izaka Terrace’ın mutfağında <strong>Grégoire Berger </strong>ve <strong>Serhat Eliçora</strong> bir araya geldi. Sözen Hospitality iş birliğiyle düzenlenen <em>“Four Hands Dinner”</em> serisinin ikinci buluşmasında, Dubai’deki Kraken restoranının kurucusu ve mutfak direktörü Berger, ev sahibi şef Eliçora’yla yedi aşamalı bir tadım menüsü hazırladı.</p>
<p>Ben o sırada Kıbrıs sofralarında adanın yemeklerini tanıyor, ürünlerin etrafında biriken hikâyeleri dinliyordum. Bu nedenle tabakların bende bıraktığı tatlardan söz edemeyeceğim. Ama bir menünün kendisi de okumaya değer. Malzemelerin yan yana gelişinden, sıralamadan, şeflerin hangi ürüne ne kadar alan açtığından yola çıkarak düşünmek mümkün. Burada da önce uskumru lakerdaya, ardından kerevizle ayvanın birlikteliğine takıldı gözüm.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tatlar-ruzgarlar-ve-kesisen-yollar-90541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tatlar, rüzgârlar ve kesişen yollar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-elektrik-alanindaki-gucumuzu-daha-da-buyutecegiz-90566</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü eylül ayı sonu itibarıyla 127 bin 355 megavata ulaştıüını bildirdi.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir enerji kurulu gücü 80 bin 315 megavata yükseldi.</p>
<p>Verielre göre, yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 63,1'e ulaşırken yerli kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı ise yüzde 72,1 oldu.</p>
<p>Eylülde güneş ve rüzgar enerjisinin toplam kurulu gücü 43 bin 762 megavata çıktı. Bu iki kaynağın toplam kurulu güç içindeki payı ise yüzde 34,4'e yükseldi.</p>
<p>Öte yandan, bu dönemde 31,79 milyar ​​​​​​​kilovatsaat elektrik üretildi. Hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü. Eylülde gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 26'sına denk gelen 8,27 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi.</p>
<p>Eylülde güneş kaynaklı elektrik üretimi yüzde 13,6'lık pay ile 4,32 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçerken rüzgar kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 12,1'lik pay ile 3,84 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Böylece, güneş ve rüzgar kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, eylülde 8,16 milyar kilovatsaat oldu.</p>
<p>Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,9'luk oranla 18,10 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 70,3'le 22,35 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, kurulu güçteki büyümenin merkezinde yer alan yenilenebilir enerji kurulu gücünü de 80 bin 315 megavata yükselttiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kurulu gücümüz giderek artarken elektrik üretiminde de çok önemli bir yerlilik oranına ulaştık. Eylülde toplam elektrik üretimimizin yüzde 70,3'ünü yerli kaynaklarla karşıladık. Böylece elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı yüzde 30'un altına indirmiş olduk. Halihazırda ciddi bir güce eriştiğimiz elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz. Böylece, arz güvenliğimizi sağlamlaştırırken yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızı ekonomik kalkınmamızın önemli bir aracı haline getireceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-elektrik-alanindaki-gucumuzu-daha-da-buyutecegiz-90566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye&#039;nin elektrik kurulu gücü 127 bin 355 megavata ulaştı. Bakan Bayraktar, &quot;Eylülde toplam elektrik üretimimizin yüzde 70,3&#039;ünü yerli kaynaklarla karşıladık. Böylece elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı yüzde 30&#039;un altına indirmiş olduk. Halihazırda ciddi bir güce eriştiğimiz elektrik alanındaki gücümüzü daha da büyüteceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/617-firmaya-dahilde-isleme-izin-belgesi-90565</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 617 firmaya dahilde işleme izin belgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının eylül ayına ait dahilde işleme, yurt içi satış ve teslim, hariçte işleme ile firma talebine istinaden ve resen iptal edilen dahilde işleme izin belgesi listeleri, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay 617 firmaya dahilde işleme izin, 10 firmaya yurt içi satış ve teslim, 1 firmaya hariçte işleme izin belgesi verildi.</p>
<p>Firma talebine istinaden 21 ve resen 7 dahilde işleme izin belgesi iptal edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/617-firmaya-dahilde-isleme-izin-belgesi-90565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı eylül ayında 617 firmaya dahilde işleme izin, 10 firmaya yurt içi satış ve teslim, 1 firmaya hariçte işleme izin belgesi verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-90524</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 19:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTO Antalya Şubesi&#039;nde Ahmet Çetin 3. kez başkan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>IMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) Antalya Şubesi seçimleri, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Atatürk Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Başkanlık için Ahmet Çetin ve Serkan Manav mücadele etti. Toplam 371 oyun kullanıldığı seçimde, mavi liste ile adayı mevcut başkan Ahmet Çetin 287, rakibi Serkan Manav ise 79 oy alırken 5 oy geçersiz sayıldı. Buna göre 2026-2030 dönemi için Ahmet Çetin, üçüncü kez başkan seçildi.</p>
<p>DTO Antalya Şubesi seçimlerini IMEAK Deniz Ticaret Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Recep Düzgit ve Meclis Başkanı Tamer Kıran da izledi.</p>
<p>İMEAK DTO Antalya Şube Başkanı Ahmet Çetin, seçim sonucu yaptığı açıklamada, "Artık seçim geride kaldı. Sen-ben yok, biz varız diyerek yola devam edeceğiz. Üçüncü dönemimizi açık farkla kazandık. Bu durum sorumluluğumuzu daha da artırıyor. Bizim odamızda ayrışma yok, birlik var’’ dedi.</p>
<p><strong>"Şimdi Türkiye'de çalışma zamanı"</strong></p>
<p>İMEAK DTO Genel merkez Yönetim Kurulu Başkanı Recep Düzgit de, merkez ve şube seçim maratonunun Antalya ile başarıyla tamamlandığını bildirdi. Düzgit, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İMEAK Deniz Ticaret Odası merkez ve şube seçimlerimiz Antalya ile son buldu. Uzun ve yoğun bir maraton oldu. Antalya’da mevcut başkanımız seçimi kazandı. Sayın Çetin'in zaten çok başarılı hizmetleri vardı, seçim sonucu da bunu kanıtlamış oldu. Artık tüm renkler bitti; hepimiz Türk denizciliği için tüm paydaşlarımızla el ele vereceğiz. İstanbul’da, şubelerimizde ve temsilciliklerimizde tüm Türkiye olarak hep beraber çalışacağız. Şimdi çalışma zamanı.’’ Tamer Kıran: "Kucaklayıcı Anlayışla Türk Denizciliği İçin Üreteceğiz"</p>
<p>İMEAK DTO Meclis Başkanı Tamer Kıran ise ‘’Seçimler bitti, artık çalışma zamanı.  Antalya ve Türk denizciliği için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>DTO Antalya Şubesi meclis üyesi seçilenlerin isimleri ile şirketler şöyle:</p>
<p>Ahmet Çetin, Kleopatra Yatçılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Albatros Su Sporları Turizm ve Taşımacılık Limited Şirketi, Şahsu Tekstil Turizm Nakliyat İhracat İthalat ve Sanayi Ticaret Limited Şti., Piro Deniz Motorları Su Sporları Turizm İthalat İhracat Sanayi Ticaret Ltd. Şti., Ekrem Uyar (Alperen Su Sporları), Arkadaş İnşaat Gıda Konfeksiyon Nakliyat Turizm Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti., Abdi Altılı, Kekova Turizm Ticaret Limited Şirketi, Suat Karaman, Cevdet Yılmazer (Cevdet Yılmazer Gemi Ve Yat Acenteliği), Şeref Solmaz (Şeref Solmaz Yatçılık), Yaşar Sarıca, MSC Gemi Acenteliği Anonim Şirketi Antalya Şubesi, Hüseyin Çin, Sınırlı Sorumlu Alanya Yatçılar ve Gezi Tekneleri Deniz Yolcu Taşıma Kooperatifi, Asa Su Sporları Yatçılık Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi, Serkan Yatçılık ve Seyahat Acenteliği Turizm Ticaret Limited Şirketi, Tane Yatçılık Turizm Organizasyon Anonim Şirketi,      Fora Turizm İnşaat ve Taahhüt Ticaret Limited Şirketi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-90524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/dto-antalya-subesi-baskanligina-ahmet-cetin-3-kez-secildi-1792946898.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMEAK Deniz Ticaret Odası Antalya Şube Başkanlığına Ahmet Çetin güven tazeleyerek üçüncü kez seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-90522</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 18:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze’de 125 binici Cumhuriyet Bayramı için yarıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Gebze Atlı Spor Kulübü tesislerinde düzenlenen uluslararası at yarışlarına ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Yaklaşık 100 ulusal ve 25 uluslararası olmak üzere toplam 125 binicinin kupa ve madalya için mücadele ettiği organizasyonda, bu yıl ilk kez Gebze Gazeteciler Cemiyeti adına iki ayrı kategoride yarış düzenlendi. Gebze Gazeteciler Cemiyeti Kupası kapsamında dereceye giren sporculara kupa ve madalyaları Cemiyet Başkanı Levent Altun tarafından takdim edilirken, yarışmalar kapsamında Kocaeli Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (KASKF) ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi adına da yarışlar gerçekleştirildi.</p>
<p>Gebze Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Levent Altun, organizasyonun Gebze’nin tanıtımı için güzel bir fırsat olduğunu belirterek, “Cemiyet olarak mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik çalışmalar yaparken, bölgemizi tanıtan sportif ve kültürel etkinliklere de destek veriyoruz. Yarışmalarda emeği geçenleri kutluyorum. Atlı Spor Kulübü Başkanı Esra Sönmez ve Türkiye Binicilik Federasyonu yönetim kurulu üyesi Halit İpek’e ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<h2>“Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilik sporuyla tanışmasına katkı sunmak istiyoruz”</h2>
<p>Gebze Atlı Spor Kulübü Başkanı Esra Sönmez, Gebze’nin doğasını ve misafirperverliğini sporla buluşturduklarını belirterek, ““Cumhuriyetimizin kuruluşunu kutladığımız bu anlamlı dönemde, ulusal ve uluslararası sporcuları Gebze’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilik sporuyla tanışmasına, doğayla ve atlarla bağ kurmasına da katkı sunmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye Binicilik Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Halit İpek, “Gebze’nin uluslararası binicilik organizasyonlarına ev sahipliği yapması hem binicilik sporunun gelişimi hem de bölgemizin tanıtımı açısından önemli. Bu tür organizasyonlar, yarış heyecanının yanı sıra yerel yönetimler, federasyon ve spor kulüpleri arasındaki iş birliğini de güçlendiriyor. Çocuklarımızın ve gençlerimizin binicilikle tanışmasını, bölgemizde bu spora duyulan ilginin artmasını özellikle önemsiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-90522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/gebzede-125-binici-cumhuriyet-bayrami-icin-yaristi-1792943078.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Gebze Atlı Spor Kulübü tesislerinde düzenlenen uluslararası at yarışlarında 125 binici mücadele etti. Bu yıl ilk kez Gebze Gazeteciler Cemiyeti adına iki ayrı kategoride yarış düzenlenirken, organizasyonun Gebze’nin tanıtımına ve gençlerin binicilik sporuna yönelmesine katkı sunması hedeflendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ali-osman-sonmez-devlet-hastanesi-hasta-kabulune-basladi-90483</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi, hasta kabulüne başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da yapımı tamamlanan Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi, hasta kabulüne başladı.</p>
<p>Ana blok ile entegre ek bloklardan oluşan ve 1315 yatak kapasitesiyle planlanan hastanede, 25 Ekim itibarıyla kademeli olarak hizmete geçildi. İlk aşamada Kadın Hastalıkları ve Doğum, Kalp ve Damar Cerrahisi ile Çocuk Hastalıkları dışındaki tüm birimler randevu sistemine açıldı. Diğer hastanelerle yürütülecek çalışmaların tamamlanmasının ardından tüm branşlarda randevu alınabilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, geçiş sürecinde yataklı servisler, yoğun bakım üniteleri ve palyatif bakım merkezinde tedavi gören hastaların, hasta güvenliği gözetilerek yeni hastaneye nakillerinin eksiksiz tamamlandığını belirtti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addd7d5d61b0-1792923605.jpg" alt="" width="712" height="456" /></p>
<h2><strong>“Uluslararası standartlarda yüksek kalitede sağlık hizmeti”</strong></h2>
<p>Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi’nin özellikli ameliyatların yapılacağı ve nitelikli sağlık hizmetlerinin bir arada sunulacağı bir merkez olacağını ifade eden Çetin, “Her birimiyle uluslararası standartlarda, en yüksek kalitede sağlık hizmeti sunacak. Bursa’ya sağlık hizmetleri anlamında büyük katkı sağlayacak hastanemizi vatandaşlarımızın hizmetine sunduk ve hasta kabulüne başladık. Bursamıza hayırlı olsun” diye konuştu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addd7f4532f7-1792923636.jpg" alt="" width="645" height="568" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ali-osman-sonmez-devlet-hastanesi-hasta-kabulune-basladi-90483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/3/1280x720/ali-osman-sonmez-devlet-hastanesi-hasta-kabulune-basladi-1792923582.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Acemler’de yapımı tamamlanan 1315 yatak kapasiteli Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi, hasta kabulüne başladı. İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Çekirge Devlet Hastanesi’nin mevcut binasındaki faaliyetlerinin sonlandırılmasıyla burada tedavi gören hastalar, Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi’ne nakledildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teamsec-finance-ykb-koroglu-daha-fazla-isletmeye-finansman-ulastirmayi-hedefliyoruz-90523</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TeamSec Finance YKB Köroğlu: Daha fazla işletmeye finansman ulaştırmayı hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TeamSec Group’un BDDK lisanslı finansman şirketi TeamSec Finance, ilk faaliyet yılına ait sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Açıklamaya göre TeamSec Finance ilk yılında reel sektöre toplam 2.5 milyar lira finansman sağladı. Şirketin, inşaat ve altyapıdan imalat sanayisine, toptan ticaretten turizm ve lojistiğe kadar 47 farklı faaliyet kolundaki işletmelerin üretim, yatırım ve ticaret ihtiyaçlarını desteklediği bildirildi.</p>
<p>Bütçelenen kârlılık hedeflerinin üzerinde performans gösteren TeamSec Finance’in, açıklanan dönem itibarıyla takipteki alacağı ve 90 günü aşan gecikmiş kredi bakiyesi bulunan müşterisinin bulunmadığı vurgulandı.</p>
<p>İlk yılında kurumsal iş birlikleriyle de finansmana erişimi genişlettiği belirtilen şirketin, Credit-as-a-Service (Hizmet Olarak Kredi) modeliyle finansman çözümlerini iş ortaklarının satış ve ticaret süreçlerine entegre ederek, bayi, tedarikçi ve müşteri ağlarındaki işletmelere ulaştışı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Sersim ve Tam Birlik ile yürütülen iş birlikleri kapsamında toplam 200 milyon TL finansman sağlandı. TeamSec Finance, yeni ortaklıklarla bu modeli daha geniş bayi ve tedarikçi ağlarına taşımayı hedefliyor. TeamSec Finance, TeamSec Group’un kredi, teknoloji ve sermaye piyasalarını birleştiren iş modelinde finansman faaliyetlerini üstleniyor. Ana şirket TeamSec teknoloji altyapısını sağlıyor. TeamSec Finance’in bono ihracına ilişkin süreçleri devam ederken, varlığa dayalı menkul kıymet işlemleri için de altyapı kuruldu." denildi.</p>
<p><strong>"İkinci yılda hedef 120 müşteri"</strong></p>
<p>TeamSec Finance’in ikinci faaliyet yılında 120 müşteriye ulaşmayı hedeflediğini belirten TeamSec Finance Yönetim Kurulu Başkanı Esad Erkam Köroğlu, ilk faaliyet yılına ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “TeamSec Finance olarak ilk yılımızda yalnızca finansman hacmimizi büyütmeye değil, bu büyümeyi taşıyacak güçlü bir finansal ve teknolojik yapı kurmaya odaklandık. Aldığımız sonuçlar, teknolojiye dayalı kredi değerlendirme yaklaşımımızın, sahadaki müşteri ilişkilerimizin ve disiplinli risk yönetimimizin birlikte yarattığı değeri gösteriyor. Önümüzdeki dönemde kurumsal iş birliklerimizi genişletirken fonlama kaynaklarımızı çeşitlendirmeyi, güçlü aktif kalitemizi korumayı ve finansmanı daha fazla işletmeye ulaştırmayı hedefliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teamsec-finance-ykb-koroglu-daha-fazla-isletmeye-finansman-ulastirmayi-hedefliyoruz-90523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/3/1280x720/esad-erkam-koroglu-1792945772.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TeamSec Finance&#039;in ilk faaliyet yılında 76 işletmeye yaklaşık 2,5 milyar lira finansman sağladığı açıklandı. Yönetim Kurulu Başkanı Esad Erkam Köroğlu, &quot;Önümüzdeki dönemde kurumsal iş birliklerimizi genişletirken fonlama kaynaklarımızı çeşitlendirmeyi, güçlü aktif kalitemizi korumayı ve finansmanı daha fazla işletmeye ulaştırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-somon-ihracatinda-hedefi-dunya-genelinde-ilk-uce-girmek-90458</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin somon ihracatında hedefi dünyada ilk üç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk somonu ihracatında son yıllarda dikkat çekici bir başarı hikayesine imza atan Türk su ürünleri sektörü, 4 yıllık süreçte yakaladığı ivmeyle Çin, Fransa, Almanya, Litvanya, Rusya Federasyonu, Avustralya gibi ülkeleri geride bırakarak dünya genelinde 11. sıraya yükseldi. Türkiye'nin hedefi,  somon ihracatında yeni hedefi dünya genelinde ilk üçe girmek.</p>
<p>Türk somonu, 2019 yılında Türk su ürünleri ihracatından yüzde 2,8 pay alıyorken, 2026 yılında Türk su ürünleri ihracatının yüzde 24’ünü temsil eder hale geldi. Türk somonu ihracatçıları, somon ihracatında dünya ihracatının üçte birini tek başına yapan Norveç’in tanıtım ve pazarlama stratejisine yön veren Norveç Deniz Ürünleri Konseyi’nin çalışma modelini hayata geçirmek istiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb8ff3d4ea-1792915711.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk somonunun 40 ülkeye ihraç edilir konuma geldiğini, 2026 yılının ocak-eylül dönemindeki 1 milyar 810 milyon dolarlık su ürünleri ihracatının yüzde 24’ünü Türk somonunun temsil ettiğini, Türk somonu ihracatının 9 aylık dönemde 431 milyon dolara ulaştığını dile getirdi.</p>
<p>Somon ihracatının dünya genelinden 39 milyar doları aşan bir hacme sahip olduğunu söyleyen Kızıltan, “Norveç, 12,5 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada yer alıyor. Şili 6,4 milyar dolar, İsveç 4,8 milyar dolarla takip ediyor. Türkiye 2025 yılı sonunda dünya somon ihracatından yüzde 1,7’lik payla 11. sırada. 2021 yılı sonrasında yakaladığımız ivmeyle Çin, Fransa, Almanya, Litvanya, Rusya Federasyonu, Avustralya’yı geride bıraktık. 2021 yılında dünya somon ihracatında yüzde 0,8 pay alıyorken 2025 yılı sonunda yüzde 1,7’ye yükseldik” diye konuştu.</p>
<p>Kızıltan, Norveç Deniz Ürünleri Konseyi 2025 yılında çoğunluğu Norveç somonu için olmak üzere 43,5 milyon dolarlık tanıtım bütçesine sahip olduğunu belirterek, “2026 bütçesi 45 milyon dolara yükseldi. 19 milyar dolara ulaşan somon tanıtım bütçesiyle ABD, İtalya, İspanya, Çin, Güney Kore ve Fransa başta olmak üzere çok sayıda ülkede Norveç somonu tanıtım çalışmaları yapılıyor. Dünya genelinde reklam ve sosyal medya çalışmaları yapılıyor. Türk somonu için Norveç somonuna benzer bir tanıtım programını hayata geçirdiğimiz takdirde dünyanın en çok somon ihraç eden ilk üç ülkesinden biri olacak güce sahibiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-somon-ihracatinda-hedefi-dunya-genelinde-ilk-uce-girmek-90458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/turkiyenin-somon-ihracatinda-hedefi-dunya-genelinde-ilk-uce-girmek-1792915750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk somonu için Norveç somonuna benzer şekilde bir tanıtım programının hayata geçirilmesiyle, Türkiye’nin en çok somon ihraç eden ilk üç ülkesinden biri olacak güce sahip olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marsifedden-filenin-sultanlarina-cumhuriyet-odulu-90457</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> MARSİFED’den Filenin Sultanları’na Cumhuriyet ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmara ve İç Anadolu Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (MARSİFED), Cumhuriyet’in 103. yılını iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini buluşturan tören ve baloyla kutladı. Bu yıl spor temasıyla düzenlenen gecede, Türkiye’yi uluslararası arenada başarıyla temsil eden A Milli Kadın Voleybol Takımı, “Cumhuriyete Değer Katanlar Ödülü”ne layık görüldü. Nilüfer Podyum Davet’te gerçekleştirilen programa TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, BTSO Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu, Bursa Barosu Başkanı Yener Poroy ile iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb81c10ba1-1792915484.JPG" alt="" width="713" height="547" /></p>
<h2><strong>“Aynı takımın oyuncularıyız”</strong></h2>
<p>MARSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Osman Akın, sporun takım ruhu, dayanışma ve ortak hedefler açısından iş dünyasına da önemli mesajlar verdiğini söyledi. Şirketlerin ve sektörlerin farklı olmasına rağmen ortak hedefin Bursa, Marmara Bölgesi ve Türkiye'nin ekonomik gücünü artırmak olduğunu belirten Akın, “Birlikte hareket ettiğimizde bireysel gücümüzün çok ötesinde bir güç ortaya çıkıyor” dedi. Cumhuriyet’in yalnızca geçmişin mirası değil, geleceği inşa etme iradesi olduğunu vurgulayan Akın, Cumhuriyet’in sağladığı özgürlük ve imkânlarla iş dünyasının yatırım yaptığını, üretim gerçekleştirdiğini, ihracat yaptığını ve teknoloji geliştirdiğini ifade etti. “Cumhuriyete Değer Katanlar” ödülleriyle yalnızca başarıları değil, emeği, cesareti, vizyonu ve topluma bırakılan izleri de ödüllendirdiklerini kaydeden Akın, gençlere güçlü ve geleceğe güvenle bakabilecekleri bir Türkiye bırakmanın sorumluluğuna dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb83a5579c-1792915514.JPG" alt="" width="714" height="590" /></p>
<h2><strong>“Ekonomik bağımsızlık vurgusu”</strong></h2>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez de Cumhuriyet’in 103. yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını belirterek, Cumhuriyet’in özgürlük, bağımsızlık ve çağdaşlaşma iradesinin temel dayanağı olduğunu söyledi. Ekonomik bağımsızlık, stratejik otonomi, fırsat eşitliği, nitelikli eğitim ve üretimin Türkiye'nin geleceği açısından önem taşıdığını vurgulayan Sönmez, bölgesel kalkınmanın öncü aktörleri olan federasyonların ülkenin geleceğine yön veren önemli bir güç olduğunu ifade etti. Cumhuriyet değerlerini yeni nesillere aktarmak ve birliktelik kültürünü güçlendirmek açısından Cumhuriyet balolarının önemine işaret eden Sönmez, MARSİFED yönetimini organizasyon dolayısıyla kutladı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ise Cumhuriyet’in kuruluşunda emeğin, alın terinin ve ekonomik bağımsızlık hedefinin belirleyici olduğunu söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb85bed0ba-1792915547.JPG" alt="" width="692" height="485" /></p>
<h2><strong>“Ödülü Mehmet Akif Üstündağ aldı”</strong></h2>
<p>Gecenin en önemli bölümünde MARSİFED’in “Cumhuriyete Değer Katanlar Ödülü”, A Milli Kadın Voleybol Takımı’na verildi. Ödülü MARSİFED Başkanı Osman Akın, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’a takdim etti. Ödüle layık görülmekten duydukları memnuniyeti dile getiren Üstündağ, milli takımın uluslararası başarılarının Türkiye'de dayanışma ve birliktelik duygusunu güçlendirdiğini söyledi. Lig müsabakaları nedeniyle milli voleybolcuların törene katılamadığını belirten Üstündağ, milli oyuncu Melissa Vargas'ın formasını MARSİFED ailesine hediye etti. Milli takım kaptanı Eda Erdem Dündar da törene video konferans yöntemiyle katılarak geceye eşlik etti. Gecede organizasyona destek veren ana, platin ve altın sponsorlara teşekkür plaketleri sunuldu. Ana sponsor Trex Digital Manufacturing olurken, Eyrice Dental Grubu, LEXUS Nilüfer ve small Declarations platin sponsorlar arasında yer aldı. Kayra Yemek masa isimlik, Lothbrog Cumhuriyet Yolu sponsorluğunu üstlendi. Arena Eğitim Kurumları, Besa Gümrük Müşavirliği, Dialog Concept Gayrimenkul, Ekonomi Kuyumculuk ve Teracity ise altın sponsor olarak organizasyona katkı sağladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marsifedden-filenin-sultanlarina-cumhuriyet-odulu-90457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/7/1280x720/marsifedden-filenin-sultanlarina-cumhuriyet-odulu-1792915442.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MARSİFED, Cumhuriyet’in 103. yılını “Cumhuriyete Değer Katanlar Ödül Töreni ve Balosu” ile kutladı. Gecede, uluslararası başarılarıyla Türkiye’yi temsil eden A Milli Kadın Voleybol Takımı’na “Cumhuriyet’e Değer Katanlar Ödülü” verildi. Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’ın ödülü aldığı gecede MARSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Osman Akın, “Hep birlikte daha büyük başarılara, daha güçlü bir Türkiye&#039;ye ve Cumhuriyetimizin nice yüzyıllarına. Yaşasın Cumhuriyet” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursanin-gelecegi-icin-birlikte-calisacagiz-90456</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 10:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: Bursa’nın geleceği için birlikte çalışacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’yı makamında ziyaret etti.</p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa’nın sanayiden tarıma, ticaretten turizme uzanan güçlü bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu belirterek, bu birikimin daha ileriye taşınmasında kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Bursa’nın ekonomik gelişimine yön verecek çalışmalarda fikir alışverişi içinde hareket edeceklerini vurgulayan Matlı, şunları söyledi: “Bursa’mızın sahip olduğu üretim gücünü ve ekonomik potansiyelini daha ileriye taşımak hepimizin ortak hedefi. Bu doğrultuda sektörlerimizin mevcut durumunu, gelişim alanlarını ve öncelikli ihtiyaçlarını değerlendiriyoruz. Özellikle üretim, ticaret ve lojistik alanlarında atılacak adımların kentimizin geleceği açısından büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Bursa’nın ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunacak çalışmalarda Büyükşehir Belediyemiz başta olmak üzere tüm kent paydaşlarımızla yakın iş birliği içerisinde olmayı önemsiyoruz. Yeni dönemde Bursa’mıza değer katacak çalışmaları birlikte hayata geçireceğimize inanıyor, Sayın Şahin Biba’ya nazik ev sahipliği için teşekkür ediyorum.”</p>
<h2>“Biba’dan iş dünyasıyla iş birliği mesajı”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba da ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kentin ekonomik potansiyelinin geliştirilmesinde yerel yönetimler ile iş dünyası arasındaki güçlü iletişim ve iş birliğinin önemini vurguladı. Ziyarete ilişkin değerlendirmede bulunan Şahin Biba, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanımız Özer Matlı ile belediyemizde bir araya geldik. Bursa’mızın üretim gücü, sanayisi ve ekonomik geleceği üzerine verimli bir görüş alışverişinde bulunduk. Nazik ziyaretleri için değerli Başkanımıza teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı. Ziyarette, Bursa’nın ekonomik gelişimini destekleyecek ortak çalışmaların ve kurumlar arası diyaloğun güçlendirilmesinin önemi üzerinde duruldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursanin-gelecegi-icin-birlikte-calisacagiz-90456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/ozer-matli-bursanin-gelecegi-icin-birlikte-calisacagiz-1792914823.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, kentin üretim ve ticaret kapasitesinin geliştirilmesi, sanayi ve lojistik altyapısının güçlendirilmesi ile kent ekonomisine katkı sağlayacak iş birliği alanlarını ele aldı. Matlı, “Bursa’mıza değer katacak çalışmaları birlikte hayata geçireceğimize inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ulutek-girisimcilerinden-otomotivde-cifte-odul-90454</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ULUTEK girişimcilerinden otomotivde çifte ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın Ar-Ge ve inovasyon ekosistemi, otomotivin geleceğine yönelik projelerle ödüllendirildi.</p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından “Endüstriyel Mobilite” temasıyla düzenlenen 15. Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması’nda ULUTEK Teknopark girişimlerinden Icarbon ikincilik, NuManufacturing ise dördüncülük ödülünü kazandı. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) de yarışmaya en çok proje gönderen üniversite unvanını korudu. Otomotiv sektörünün üretim ve teknoloji ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen projeler, Bursa’nın girişimcilik ve üniversite-sanayi iş birliği kapasitesini ortaya koydu. Icarbon, otomotiv parçası üretiminden kaynaklanan atıkları yüzde 90’a varan saflıkta geri dönüştürerek yeniden yüksek kaliteli parça üretiminde kullanılmasını sağlayan patentli teknolojisiyle ikinciliğe ulaştı. NuManufacturing ise malzeme hazırlama, üretim ve son ürün kalite kontrolünü tek sistemde birleştiren projesiyle dördüncü oldu. Farklı sensörlerden elde edilen verileri yapay zekâyla analiz eden sistem, üretim süreçlerinde kalite kontrol kararlarının alınmasını sağlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb09d7c6d5-1792913565.jpeg" alt="" width="748" height="636" /></p>
<h2><strong>“BUÜ’den 41 proje başvurusu”</strong></h2>
<p>Yarışmada Bursa Uludağ Üniversitesi de en çok proje gönderen üniversite ödülünü aldı. ULUTEK Teknopark ve BUÜ Teknoloji Transfer Ofisi aracılığıyla yapılan 41 proje başvurusundan ikisinin ilk beş arasında yer alması, üniversitenin otomotiv teknolojilerine yönelik Ar-Ge çalışmalarındaki başarısını ortaya koydu. Ödülü alan BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftçi, otomotiv sektörünün merkezi konumundaki Bursa’da bu alana yönelik yatırımları sürdürdüklerini belirterek, üniversite ve teknopark olarak yarışmaya yeni projelerle katılmaya devam edeceklerini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6addb0c1ee751-1792913601.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2><strong>“Projelerin ekonomik değere dönüşmesini destekliyoruz”</strong></h2>
<p>ULUTEK Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Karagöz ise iki girişimcinin derece elde etmesinin kendileri için gurur verici olduğunu söyledi. Projelerin üretim atıklarının değerlendirilmesinden kalite kontrolüne kadar otomotiv sanayisinin somut ihtiyaçlarına çözüm geliştirdiğine dikkat çeken Karagöz, akademik bilginin üretime aktarılmasının önemini vurguladı. Karagöz, ULUTEK olarak girişimcilerin geliştirdiği fikirlerin sanayide karşılık bulması ve ekonomik değere dönüşmesi için desteklerini sürdüreceklerini ifade etti. Dereceye giren ilk beş projeye toplam 5 milyon TL nakdi ödül verildi. Helios 1,5 milyon TL ile birinci olurken, Icarbon 1 milyon TL ile ikinci, Gibrin eDrive 900 bin TL ile üçüncü, NuManufacturing 850 bin TL ile dördüncü, TUSMEC ise 750 bin TL ile beşinci sırada yer aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ulutek-girisimcilerinden-otomotivde-cifte-odul-90454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/4/1280x720/ulutek-girisimcilerinden-otomotivde-cifte-odul-1792913522.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OİB’in 15. Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması’nda ULUTEK girişimlerinden Icarbon ikincilik, NuManufacturing dördüncülük ödülü kazandı. Bursa Uludağ Üniversitesi ise en çok proje gönderen üniversite oldu. ULUTEK Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Karagöz, akademik bilginin üretime aktarılmasının önemini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/au-rektoru-ozkan-yeni-yapilan-900-yatakli-hastanemize-engel-olmak-isteyenler-oldu-90451</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özlenen Özkan: Yeni yapılan hastanemize engel olmak isteyenler oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Yörük Sanayici ve İş İnsanları Derneği (YÖRSİAD) ekim ayı üye toplantısına Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan konuk konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Av. Mustafa Alper Oral, Akdeniz Üniversitesi’nin Antalya’nın gururu, Akdeniz’in bilim ve akıl meşalesi ile ülkeye muazzam vizyon sunduğunu söyledi.</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi’nin, Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın vizyoner liderliğinde ve tıp dünyasında çığır açan bilim insanı kimliği ile "Araştırma Üniversitesi" olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini belirten Oral, ‘’Bu kararlı yürüyüş, üniversitemizin her alanında yükselen başarı çıtasıyla kendini göstermektedir. Tıp fakültemiz, köklü geçmişi ve yüksek standartlarıyla sadece Antalya’ya değil, tüm dünyaya şifa dağıtan bir referans merkezi olmayı sürdürmektedir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Antalya, üniversitesi ile çekim merkezine dönüşecek"</strong></p>
<p>Marka haline gelen Antalya Teknokent ve tarımın başkenti Antalya’ya kazandırılan Antalya Tarım Teknokenti’nin tarım sektörünü heyecanlandırdığını ifade eden Oral, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üniversitemiz yaptığı çalışmalarıyla iş dünyasının haklı takdirlerini kazanmaktadır. Elbette bu büyük akademik birikim, sanayi ve teknolojiyle buluştuğunda Antalya çok daha güçlü bir çekim merkezine dönüşmektedir. ATSO seçimleri şehrimize ve Antalya ekonomisine hayırlı olmasını diliyorum. COP31 Dünya İklim Zirvesi’ne Antalya olarak ev sahipliği yapmaktan ve bu organizasyonun bir parçası olmaktan dolayı gurur duyuyoruz.’’</p>
<p><strong>"Yeni yapılan hastaneye engel olmak isteyenler oldu"</strong></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan da, bir kentte üniversitenin güçlü olmasının o kente güç katacağını söyledi. Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Üniversite güçlü olursa Antalya da güçlü olur. Biz güçlü üniversite olursak sanayicileri ve iş dünyasını çekeriz. Tıp fakültesi ile gurur duyuyoruz. Doktorlarımızı kaptırmamak için çalışıyorum. Doktorlarımız özel sektöre giderlerse fakir halk o doktorlara ulaşamayacak. Yeni yapılan 900 yataklı hastanemiz için büyük mücadele veriyorum. Maalesef engel olmak isteyenler oldu. Hastanemizde bütün Türkiye’ye, yabancı turistlere ve yurt dışındaki hastalara hizmet veriyoruz.  Araştırma üniversiteleri liginde yer almak için çalışıyoruz. Üniversite olarak ‘Araştırma Üniversitesi’ olmaya adayız. Prestij açısından Akdeniz Üniversitesi’nin orada olması oldukça önemli. Bunun için altyapıları güçlendirdik; öğretim üyelerimizin daha iyi koşullarda araştırma yapabilmeleri adına gerekli olanakları sağladık ve çalışanlarımızı motive ettik.”</p>
<p><strong>Hastaneye güneş enerji santralı</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nin bir aylık elektrik faturasının 30 milyon TL olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’50 megawatlık bir güneş enerji santrali projemiz var. Hayırsever bir iş iş insanımızın katkısı ile 4 bin 500 kişilik kongre merkezi yapıyoruz.  Antalya Teknokenti, Türkiye’deki 115 teknokent içinde altıncı sırada yer alıyor. Aksu'daki bin 100 dönümlük araziyi TOKİ istedi, vermedim. Orayı Tarım Teknokenti yaptık. İlerde çok şık uluslararası bir tarım fuarı yapmayı düşünüyoruz. Üniversitemize hep birlikte sahip çıkalım.’’</p>
<p><strong>"4. evre kanser hastalarında tedavide yüksek başarı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Özkan, YÖRSİAD üyelerine kanser tedavisinde hücresel tedavi yöntemi sunan CAR-T Cell merkezi hakkında da bilgi verdi. Özkan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Cumhurbaşkanımızın desteğiyle bütçesi tahsis edilen hücresel tedavi merkezimizde hazırlıklar tamamlandı. Dünyada sınırlı sayıda merkezde uygulanan bu yöntemle, evre 4 kanser hastalarında yüksek başarı oranları hedefleniyor. Türkiye’de bu altyapıyı tamamlayarak hizmete sunan ilk kurum olmanın gururunu yaşıyoruz. Hayırsever iş insanlarının desteğiyle tamamlanan Nöroloji Polikliniği ve hasta yakınlarına konaklama olanağı sunan konukevi projesi de hizmete girdi. Şehirde insan başına düşen yoğun bakım yatağı sayısını artırmak ve hizmet kalitesini yükseltmek adına mücadelemizi sürdürüyoruz. Üniversite hastanemiz, en komplike vakaların tedavi edildiği ana merkezdir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/au-rektoru-ozkan-yeni-yapilan-900-yatakli-hastanemize-engel-olmak-isteyenler-oldu-90451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/1/1280x720/au-rektoru-ozkan-yeni-yapilan-900-yatakli-hastanemize-engel-olmak-isteyenler-oldu-1792908851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YÖRSİAD toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, &quot;Üniversite güçlü olursa Antalya da güçlü olur. Biz güçlü üniversite olursak sanayicileri ve iş dünyasını çekeriz. Tıp fakültesi ile gurur duyuyoruz. Doktorlarımızı kaptırmamak için çalışıyorum. Doktorlarımız özel sektöre giderlerse fakir halk o doktorlara ulaşamayacak. Yeni yapılan 900 yataklı hastanemiz için büyük mücadele veriyorum. Maalesef engel olmak isteyenler oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-secim-sureci-tamamlandi-yeni-yonetim-belirlendi-90450</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’da seçim süreci tamamlandı, yeni yönetim belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük odalarından olan ve 70 bin üyesi bulunan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) 18 Ekim’de gerçekleştirilen meclis ve meslek komitelerinden sonra yönetim kurulu ve meclis başkanlığı ile meclis başkan yardımcılarının da belirlenmesiyle seçim süreci tamamlanmış oldu.</p>
<p>Dört adayın başkanlık için mücadele ettiği seçimlerde mavi listenin başkan adayı Berkay Bahar rakiplerine fark atarak kazanmıştı. Seçimleri kazanan 124 meclis üyesi önce yönetim kurulu üyelerini, daha sonra da ATSO Meclis Başkanı ve Meclis başkan yardımcılarını seçti.</p>
<p>Yapılan seçimler sonrası 11 üyeden oluşan ATSO Yönetim Kurulu Başkanlığına Berkay Bahar getirilirken yönetim kurulu üyeliklerine de Murat Totoş, Ayhan Yıldırım, Hüseyin Sarı, Mustafa Çilingiroğlu, Recep Mavi, Aziz Çiçek, Ali Demir, Cenan Demir, Şaban Tat ve İsa Ersöz seçildi.</p>
<p>ATSO Meclis Başkanlığına ise daha önce yönetim kurulu üyesi olan MÜSİAD Antalya Şubesi önceki dönem başkanlarından Boğaçhan Göksu seçildi. Meclis Başkan Yardımcılıklarına da Naci Ataseven ve Ömer Bilal, Katip üyeliğe ise Hasan Ergün seçildi.</p>
<p>ATSO Meclis Başkanlığı seçimine 124 meclis üyesinden 104'ü katılırken, 16 oy oy geçersiz sayıldı. Meclis Başkanı seçilen Boğaçhan Göksu 88 oy aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoda-secim-sureci-tamamlandi-yeni-yonetim-belirlendi-90450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/0/1280x720/atsoda-secim-sureci-tamamlandi-yeni-yonetim-belirlendi-1792908717.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda geçen hafta yapılan seçim süreci yeni yönetim ve meclis başkanın belirlenmesiyle tamamlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/altin-portakal-film-festival-basladi-90449</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın Portakal Film Festival başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 12 filmin yarışacağı ve toplam 11 milyon lira ödül dağıtılacağı 63. Altın Portakal Film Festivali kortej yürüyüşü, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir ve sinema sanatçılarının katılımıyla başladı.</p>
<p>Atatürk Kültür Merkezi önünden başlayan ve Antalya Büyükşehir Belediyesi eski hizmet binası önünde sona eren kortejde Antalyalılar ve sinemaseverler, güzergah boyunca sinema ve televizyon dizi oyuncularını görmek için caddeleri doldurdu. Sinema sanatçıları da vatandaşları selamladı. Havanın da güzel olması nedeniyle Antalya’da eğlence ve dinlence mekanları da doldu.</p>
<p><strong>"En iyi Film"e 5 milyon TL ödül</strong></p>
<p>Bu yıl 63. Düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda finale kalan 12 film belirlendi. Birinci olacak ‘En İyi Film’e 5 milyon lira ödül verilecek. 31 Ekim’de ödül töreni yapılacağı festivalde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 12 film yarışacak.</p>
<p>Festivalde ‘’Artakalan’’, ‘’Bekle Bizi Brüksel’’,  ‘’Bir Anne Hakkında’’, ‘’Cinlerin Düğünü’’, ‘’Düğün Şarkıcısı’’,  ‘’Elisa’’, ‘’Hakikatin Ölümü’’, ‘’ Kadim Mavi’’, ‘’Ölü Arının İğnesi’, ‘’Selma’’, ‘’Taş ve Tüy’’ ve ‘’Tatlı Maya’’ filmleri yarışacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/altin-portakal-film-festival-basladi-90449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/altin-portakal-film-festival-basladi-1792908605.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 63. düzenlenen Uluslararası Altın Portakal Film Festivali geleneksel kortej yürüyüşü ile başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akgun-altug-sakarya-tsoda-ucuncu-defa-guven-tazeledi-90443</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 16:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya TSO’da Akgün Altuğ başkanlığa yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA </strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası'nda (SATSO) 2026-2030 döneminin yeni yönetimi belli oldu.</p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası'nda 88 meclis üyesinin tamamının oy kullandığı seçim yarışının ardından yeni dönem Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ oldu.</p>
<p>Rakibi Yılmaz Dünya’nın 43 oy aldığı Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı seçimini 45 oyla Akgün Altuğ kazandı ve 3. kez başkanlık koltuğuna oturdu.</p>
<p>Seçim sonuçlarının ardından bir açıklama yapan Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı A.Akgün Altuğ, zor bir süreci geride bıraktıklarını belirterek şunları söyledi: “Seçimleri tamamladık. Artık bütün meclis üyeleri bizim meclis üyelerimiz. Bütün Oda üyelerimiz bizim üyelerimiz. Biz onların menfaatini korumak için bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok daha azimle çalışacağız. Planladığımız projelerimiz var. Sakarya için Sakarya’nın ekonomisi için üyelerimiz için çalışmaya devam edeceğiz”.</p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası hizmet binasında yapılan seçimlerde A.Akgün Altuğ başkanlığındaki yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Cem Gün, Gökhan Tiryaki, Behlül Bayrak, Aydın Yılmaz, Levent Bal, Oktay Topçu, Orhan Gazi Kılıçaslan, Fevzi Gürsoy, Emre Beşir, Nihat Nama.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akgun-altug-sakarya-tsoda-ucuncu-defa-guven-tazeledi-90443</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/3/1280x720/akgun-altug-sakarya-tsoda-ucuncu-defa-guven-tazeledi-1792847742.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı seçimini Akgün Altuğ kazanarak 3. kez başkanlık koltuğuna oturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tarim-fuari-5-kasimda-yapilacak-90439</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 14:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Tarım Fuarı 5 Kasım’da yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya'da tarım ve hayvancılık sektörünü buluşturacak 8. Tarım ve Hayvancılık Fuarı 5-8 Kasım 2026 tarihlerinde Hendek'te düzenlenecek.</p>
<p>Fuar organizasyonu ile ilgili olarak bilgiler veren Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç, Hendek Belediyesi çok amaçlı kapalı fuar alanında gerçekleştirilecek olan fuarın geçmişten bugüne sürekli gelişerek daha geniş kitlelere ulaştığını söyledi.</p>
<p>Mustafa Genç, fuarda tarım makineleri, hayvancılık ekipmanları, yem teknolojileri, tohumculuk, seracılık ile et ve süt teknolojilerine yönelik ürünlerin tanıtılmasının planlandığını, tarım sektöründeki yeniliklerin üreticilerle buluşturulacağını belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-tarim-fuari-5-kasimda-yapilacak-90439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/sakarya-tarim-fuari-5-kasimda-yapilacak-1792840531.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç, Hendek Belediyesi çok amaçlı kapalı fuar alanında gerçekleştirilecek 8. Tarım ve Hayvancılık Fuarı&#039;nın geçmişten bugüne sürekli gelişerek daha geniş kitlelere ulaştığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hatay-havalimanindaki-calismalarin-yil-sonunda-tamamlanmasi-hedefleniyor-90438</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 12:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatay Havalimanı&#039;ndaki çalışmaların yıl sonunda tamamlanması hedefleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Hatay Havalimanı'nda yürütülen onarım ve geliştirme çalışmaları hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, deprem sonrası onarım ve yenileme çalışmaları ile yeni binaların yapımı ve apron genişletilmesi olmak üzere iki ayrı proje yürütüldüğünü ifade eden Uraloğlu, mevcut altyapının yenilenmesine yönelik önemli imalatların tamamlandığını, havalimanının operasyonel ihtiyaçlarını karşılayacak yeni tesislerde ise çalışmaların sürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, Hatay Havalimanı'nın operasyonel altyapısını güçlendirmek amacıyla yeni tesislerin inşa edildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hatay Havalimanı'nda yeni binaların yapımı ve apron genişletilmesini kapsayan projemizi 2026 yılı sonunda tamamlamayı hedefliyoruz. Proje kapsamında 2 bin 133 metrekarelik yeni itfaiye binası, 1745 metrekarelik kuvvet santrali ve 88 metrekarelik ana nizamiye binası yer alıyor. 43 bin 36 metrekarelik ilave apron ve 10 bin 800 metrekarelik kamu havacılık apronu da proje kapsamında bulunuyor. 43 bin 36 metrekarelik ilave apron alanında genişletme çalışmalarını ve ana nizamiye binasının yapımı ve terminal binasında yürütülen tadilat ve onarım çalışmaları tamamlandı. Yeni itfaiye binasının elektrik ve mekanik tesisatı ile kuvvet santralinin elektrik altyapısında çalışmalarımız devam ediyor."</p>
<p><strong>"Deprem sonrasında 3 bin metrelik pistimizi yeniledik"</strong></p>
<p>Apron bariyer binasının yapımı, terfi havuzları ve pompalar ile yağmur suyu ve atık su sistemlerine yönelik çalışmaların sürdüğüne dikkati çeken Uraloğlu, kara tarafı altyapı imalatlarının da devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, yeni tesislerle havalimanının itfaiye, enerji ve işletme altyapısının güçlendirileceğine işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Deprem sonrasında 3 bin metrelik pistimizi yeniledik, yeni paralel taksi yolu ve bağlantı taksi yollarını tamamladık. 2 bin 720 metre uzunluğundaki yeni paralel taksi yolunun yanı sıra hızlı çıkış ve bağlantı taksi yolları ile mevcut apronun yenileme çalışmaları tamamlandı. Terminal ve lojman binalarının güçlendirme çalışmaları da bitirildi. Sedde sızdırmazlık duvarı ve zemin altı geçirimsiz perde imalatlarını tamamladık.</p>
<p>Isı merkezi ve regülatör binası ile çevre aydınlatması ve güvenlik yolu çalışmalarımızı da bitirdik."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hatay-havalimanindaki-calismalarin-yil-sonunda-tamamlanmasi-hedefleniyor-90438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/hatay-havalimani-1755170873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, Hatay Havalimanı&#039;nda yeni binaların yapımı ve apron genişletilmesini kapsayan projeyi yıl sonunda tamamlamayı hedeflediklerini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tuprastan-ustda-ile-is-birligi-90437</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüpraş&#039;tan USTDA ile iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüpraş'ın, 2050'de karbon nötr bir enerji şirketine dönüşme hedefi kapsamında sürdürülebilir rafinaj, sürdürülebilir havacılık yakıtları, sıfır karbonlu elektrik ve yeni nesil enerji teknolojileri alanlarında çalışmalar yürütdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Tüpraş, küçük modüler reaktör (SMR) teknolojilerinin teknik, ekonomik ve potansiyel endüstriyel kullanım alanlarını incelemek üzere ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ile iş birliği anlaşması imzaladı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, USTDA ile yapılacak çalışma kapsamında SMR teknolojilerinin gelişimini ve enerji dönüşümündeki potansiyel katkılarını inceleyecek.</p>
<p>Yaklaşık bir yıl sürmesi planlanan çalışma kapsamında farklı SMR teknolojilerinin teknik olgunluk seviyeleri, lisanslama durumları, emniyet ve güvenlik yaklaşımları, yakıt tedarik zinciri gereksinimleri ve ekonomik performansları değerlendirilecek.</p>
<p>İncelemede, söz konusu teknolojilerin sanayideki olası kullanım alanlarının yanı sıra kaynak verimliliği, atık yönetimi ve su tüketimi gibi çevresel sürdürülebilirlik kriterleri de ele alınacak. Çalışmanın sonunda, incelenen teknolojilere ilişkin kapsamlı bir değerlendirme raporu hazırlanacak.</p>
<p>Verilen bilgiye göre geleneksel nükleer santrallere kıyasla daha küçük kapasitelere sahip olan ve modüler üretim yaklaşımıyla geliştirilen SMR'ler, elektrik üretiminin yanı sıra sanayide proses ısısı sağlanması ve düşük karbonlu hidrojen üretimi gibi alanlarda da kullanılabiliyor. Operasyon sırasında doğrudan karbon emisyonu oluşturmayan nükleer enerji, düşük karbonlu enerji seçenekleri arasında değerlendiriliyor.</p>
<p>Dünyanın farklı bölgelerinde geliştirme, lisanslama ve ticarileşme çalışmaları devam eden SMR teknolojileri, farklı kapasite seçenekleri ve modüler yapılarıyla enerji sektöründe alternatif üretim seçenekleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Türkiye'nin 2050'ye kadar 5 bin megavat elektrik (MWe) küçük modüler reaktör kapasitesine ulaşma hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar da değerlendirme sürecinin kapsamını oluşturuyor.</p>
<p>Hazırlanacak raporun, Tüpraş'ın SMR teknolojilerine ilişkin olası adımlarını ve endüstriyel uygulama seçeneklerini değerlendirme sürecinde kullanılması planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tuprastan-ustda-ile-is-birligi-90437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/tupras-1757833602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüpraş, ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı ile yapılan anlaşma kapsamında, SMR teknolojilerinin gelişimini ve enerji dönüşümündeki potansiyel katkılarını inceleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bu-hafta-borsa-ve-altin-kaybettirdi-90434</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa ve altın haftayı kayıpla tamamladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 5,16 azalışla 11.116,99 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 10.707,18 puanı ve en yüksek 11.806,76 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 2,16 azalışla 35.464,77 puana, sanayi endeksi yüzde 8,47 düşüşle 13.561,97 puana, mali endeks yüzde 6,64 kayıpla 12.933,69 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 5,53 azalışla 9.597,27 puana geriledi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 3,31 ile Aksa Akrilik oldu.</p>
<p>Onu yüzde 1,99 ile Halkbank ve Sabancı Holding izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 22,22 ile 1000 Yatırımlar Holding, yüzde 20,27 ile Türkiye Sigorta, yüzde 19,92 ile Gübre Fabrikaları olarak sıralandı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 541 milyar 280 milyon lirayla ASELSAN, 695 milyar 91 milyon lirayla Tüpraş ve 531 milyar 300 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın düştü</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı geçen hafta sonuna göre yüzde 4,18 azalışla 6 bin 370 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 3,34 düşüşle 41 bin 880 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 3,37 altında 10 bin 520 liraya düştü.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,36 artarak 49,7060 liraya, euronun satış fiyatı da yüzde 0,03 yükselişle 55,7790 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 66,1350 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,69 artışla 66,5890 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,34 değer kazanarak 60,3750 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bu-hafta-borsa-ve-altin-kaybettirdi-90434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/4/1280x720/borsa-altin-1792830496.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul haftayı yüzde 5,16 azalarak 11.116,99 puandan kapattı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 4,18, cumhuriyet altını yüzde 3,34, çeyrek altın yüzde 3,37 değer kaybetti. Doların satış fiyatı yüzde 0,36, euronun satış fiyatı yüzde 0,03 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ulkemiz-mali-seffaflikta-en-ust-siralarda-yer-aldi-90433</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Ülkemiz mali şeffaflıkta en üst sıralarda yer aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayımlanan Mali Şeffaflık Değerlendirmesi'ne ilişkin açıklama yaptı.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye’nin mali istatistikler, bütçe yönetimi, mali riskler ve hesap verebilirlik alanlarındaki uygulamalarının incelendiği Mali Şeffaflık Değerlendirmesi IMF tarafından yayımlandı.</p>
<p>Türkiye, 2015 yılındaki değerlendirmede Mali Şeffaflık Kodu’nda yer alan ilkelerin yaklaşık yarısında iyi veya ileri uygulama düzeyindeyken bu oran üçte ikiye yükseldi.</p>
<p>Böylece ülkemiz mali şeffaflıkta, Birleşik Krallık, Finlandiya, İrlanda, Avusturya ve Portekiz’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 ülke arasında en üst sıralarda yer aldı.</p>
<p>Bu önemli başarı, 20 yılı aşkın süredir devam eden kurumsal dönüşümün somut bir sonucudur. Mali şeffaflığı daha da artıracak yapısal reformlara yönelik çalışmalarımız devam ediyor." </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-ulkemiz-mali-seffaflikta-en-ust-siralarda-yer-aldi-90433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/mehmet-simsekk-imf.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF&#039;nin değerlendirmesi hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;Ülkemiz mali şeffaflıkta Birleşik Krallık, Finlandiya, İrlanda, Avusturya ve Portekiz&#039;in de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 ülke arasında en üst sıralarda yer aldı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anadolu-isuzudan-yedasa-60-adet-arac-teslimati-90447</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Isuzu’dan YEDAŞ’a 60 adet araç teslimatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anadolu Isuzu'nun, Orta Karadeniz bölgesinde elektrik dağıtım hizmeti sunan Yeşilırmak Elektrik Dağıtım AŞ’ye (YEDAŞ), 60 adet Isuzu D-Max 4x4 V-Life AT teslimatı yaptığı bildirildi.</p>
<p>Teslimat töreninde YEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş.’den Tedarik Zinciri Direktörü Emrah Ayvaz, Filo Müdürü Mehmet Bozkuş, Kurumsal İletişim Müdürü Emin Genç’in yanı sıra Isuzu Trabzon ve Ordu Yetkili Satıcısı Yılköy Otomotiv’in sahipleri Ahmet Yılmaz ve Veysel Köybaşı yer aldı. Törene Anadolu Isuzu’dan Yurt İçi Satış, Pazarlama ve Bayi Geliştirme Direktörü Bülent Güler, Yurt İçi Kamyon ve Pick-up Satış Müdürü Umut Akın ile Filo ve Kilit Müşteri Yöneticisi Hamdi Toker katıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, teslim edilen 60 araç Amasya, Ordu, Samsun, Sinop ve Çorum illerindeki elektrik dağıtım faaliyetlerinde kullanılacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anadolu-isuzudan-yedasa-60-adet-arac-teslimati-90447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/557-1792853230.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu Isuzu tarafından YEDAŞ&#039;a teslim edilen araçlar, Amasya, Ordu, Samsun, Sinop ve Çorum illerindeki elektrik dağıtım faaliyetlerinde hizmet verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
