<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turk-devletleri-teskilati-donem-baskanligi-turkiyeye-geciyor-90961</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Devletleri Teşkilatı dönem başkanlığı Türkiye’ye geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramına denk getirilen ve Türk dünyasının, Türk Devletleri Teşkilatı’nın ağırlığını vurgulamayı amaçlayan 13. Zirve, Türkiye ile Azerbaycan’ın arasında yaşanan gerginlik ve İlham Aliyev’in zirveye katılmamasının gölgesinde gerçekleşti. Tüm etkinlikler, Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde gerçekleştirildi. 29 Ekim’de Türkiye’ye liderlerin gelişi ve törenlere iştirakiyle başlayan zirvede, Devlet Başkanları Konseyi (Zirve) hazırlığı niteliğinde son toplantı Dışişleri Bakanları arasında yapıldı. Bu oturum devam ederken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Zirveye katılmayacağı haberi de geldi. İlk gün, dışişleri bakanları toplantısı yanında, toplantıya katılan liderlerle birlikte yine Cumhurbaşkanlığı içindeki alanda Türk Devletleri Medeniyet Parkı açıldı ve fidan dikimi gerçekleştirildi. Burada, Türk tarihi temalı atlı bir dans gösterisi de sunuldu. Parka, Orhun Anıtlarının küçültülmüş replikaları da konuldu.  </p>
<p>Bu arada, bir sonraki zirvenin Özbekistan’da yapılması kararlaştırılırken, gayriresmi zirvenin de  Türk tarihi ve yakın zamanda Türk devletleri ilişkisinde simgesel yer tutan Kırgızistan’daki Issık Göl’de yapılması önerisi sonuç bildirgesine girdi.</p>
<p>Zirvede, Türk Devletleri Teşkilatı’nın TDT+ yaklaşımı ile başka ülkelerle iş birliğine girmesi, başta Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere önemli küresel kurumlarda gözlemci statüsü elde etmesi için çalışmalar sonuç bildirisine yansıdı. TDT+ yaklaşımı zirve konuşmalarında da gündeme gelirken, Kazakistan Rusya’nın gözlemci statüsünde davet edilmesini önerdi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet bayramı kutlandı</strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramı kutlaması yanında, Zirve nedeniyle de Cumhurbaşkanlığı’nda heyetler ve Ankara’daki diplomatik misyonlarının temsilcilerinin de davetli olduğu akşam yemeği verildi. Erdoğan burada “Türk asrı” vurgusunu tekrarlayarak, “Türk dünyası olarak karşılıklı saygı ve kardeşlik içinde geleceğimize beraber yürüyeceğimize, önümüzdeki dönemi inşallah Türk asrı yapmak için mücadele edeceğimize yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>30 Ekim günü yapılan Devlet Başkanları Konseyi toplantısında dönem başkanlığı Türkiye’ye geçti ve TDK Genel Sekreterliğine, Kubanıçbek Ömüraliyev’in yardımcısı olan Özbekistan vatandaşı Mirvahid Azimov’un ataması gerçekleştirildi. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğindeki zirveye Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman katıldı. Azerbaycan’ı ise Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.</p>
<p><strong>Erdoğan: Ezelden ebede…</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz” ifadesi, Azerbaycan ile yaşanan gerginliğe yönelik olarak değerlendirildi.</p>
<p>Erdoğan dönem başkanlığında, ortak dil, spor, kültürel etkinlik, seyahatlerin kolaylaştırılması, kurumsal yapının iyileştirilmesine çalışacağını belirtti. Uluslararası alanda Azerbaycan’ın Ermenistan ile yürüttüğü temasları desteklediğini, İran ile son dönemde tekrar artan tansiyonun çatışmasız çözülmesini temenni ettiğini vurguladı. Erdoğan Filistin sorununa da değinerek insani yardım eriştirilmesi ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devleti kurulmasına desteğini tekrarladı.</p>
<p>Erdoğan ulusal hassasiyetlerin gözetilerek, ortak çıkarların büyütülmesini, bu bağlamda Trans-Hazar-Doğu-Batı Orta Koridoru’nu yarının ticaretine yön verecek bir proje olarak niteledi.</p>
<p><strong>Ortak elektronik ticaret platformu</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada bir elektronik ticaret platformu önerdi. Erdoğan, uzay, siber güvenlik dahil TDT gündemine ilişkin konuşmasında şunları kaydetti:</p>
<p>“Uzay alanında ortak uydu projemizin hızlandırılması önceliklerimiz arasında olmayı sürdürüyor. Ortak bir dijital ticaret platformu üzerinden ülkelerimizin pazarlarını tek bir çatı altında buluşturabiliriz. Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarını kapsayacak büyük Türk dili modelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara bütün üye ülkelerimizin katkı sunmasını bekliyoruz. Dönem başkanlığımızda yapay zeka ve dijital kalkınma eylem planını sonuç odaklı ve mükerrerlikten uzak bir anlayışla ilerleteceğiz. 2027-2031 stratejisiyle Stratejik Ortaklık Ebedi Dostluk Anlaşması'nın nihayetlendirilmesini çok önemli buluyorum.”</p>
<p><strong>Ermenistan’ın adımları bekleniyor, Zengezur yeni imkanlar sağlayacak</strong></p>
<p>Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov da konuşmasında Ermenistan ile süren barış görüşmelerinde, karşı tarafın atması gereken adımların beklendiğini belirterek, “Azerbaycan'ın tutumu açıktır. Güney Kafkasya'da uzun vadeli ve güvenilir bir barışın sağlanmasını, bölgede çatışma döneminin yerini işbirliği döneminin almasını istiyoruz." dedi.</p>
<p>Bayramov, Orta Koridor projesi açısından da önem taşıyan Zengezur Koridoruna ilişkin olarak, “Türk devletlerinin coğrafi konumu, ekonomik potansiyeli ve enerji kaynakları, uluslararası ulaşım, ticaret ve enerji güvenliğindeki rolümüzü daha da artırmak için geniş imkanlar sunmaktadır. Azerbaycan, bu doğrultuda yürütülen bölgesel projelerin aktif katılımcısıdır. Orta Koridor'un geliştirilmesi, Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesi ve ülkelerimiz arasındaki ulaşım bağlantılarının genişletilmesi, ülkelerimizin ekonomik imkanlarını artıracaktır. Temel amacımız, bu imkanlardan yalnızca transit taşımacılık için değil, karşılıklı ticaretin, sanayi işbirliğinin ve yatırımların geliştirilmesi için de yararlanmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Bayramov, TDT’nin Birleşmiş Milletler nezdinde gözlemci olması için de çaba harcanması gerektiğini, ayrıca TDT+ formatıyla yeni işbirliklerine de önem verdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Özbekistan’dan da TDT+’ya destek</strong></p>
<p>Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev de konuşmasında TDT’nin etkinliğini artırmada TDT+ olarak başka ülkelerle işbirliğini artırma görüşüne destek verdi. Mirziyoyev ayrıca ekonomik ilişkileri derinleştirmede Bakanlar düzeyinde sektörel işbirliği formatı geliştirilmesini, ticaret, ulaştırma, yatırımlarda somut projelere odaklanılmasını önerdi. Somut işbirliği önerisi olarak ise “100 stratejik ortak yatırım ve sanayi projesini kapsayan bir program oluşturulmasını, bunlara Türk Yatırım Fonu ve uluslararası finans kuruluşlarının kaynaklarının yönlendirilmesi”ni istedi.</p>
<p>Mirziyoyev nadir ve stratejik minerallere de vurgu yaparak, bu alanda işbirliği, karşılıklı yatırımların korunması ve geliştirilmesinde hukuki yardımlaşma, sayısal platformlar ve bağlantısallığı önemsediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Kırgızistan Cumhurbaşkanı somut sonuçlar, TDT etkinliğinin artırılması</strong></p>
<p>Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov da konuşamsında, sınır işlemleri dahil ticaretin kolaylaştırılması ve Orta Koridor’un geniş kapsamlı ele alınmasını istediklerini vurguladı. Somut sonuçlara dayalı işbirlikleri yapılması yönünde konuşan Cabarov, bağlantısallık yanında enerji, kamu yönetimi ve turizm alanlarında daha yakın işbirliği istedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tokayev: Rusya Birliğe gözlemci olarak katılmalı</strong></span></p>
<p>Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, konuşmasında Rusya’nın TDT’ye katılması gerektiğini belirterek, bunun için adımlar atılmasını istedi. “Teşkilatımızın prestijini artırabilmek ve aynı zamanda Rusya’nın da bu formata ya da gözlemci olarak teşkilata katılmasını sağlamak için gereken adımları atmamız gerekiyor. Bu çünkü adil bir şey olacaktır.” dedi.</p>
<p>Rusya’nın Türk dünyası ile yakın temasta olduğunu belirten Tokayev, “Tarihi bu ülkeye dayanan birçok insan var” ifadesini kullanan Kazakistan Cumhurbaşkanı, Türk dillerine giren Rusça kelimelere işaret etti, teşkilatın bir parçası olması halinde bunun hem Rusya hem de Teşkilata fayda sağlayacağını savundu.</p>
<p>TDT ile ticaretlerinin arttığını vurgulayarak, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediklerini vurguladı. Tokayev “Her şeyden önce Türk dünyası vizyonu 2040 programını uygulamak gerçekten çok önemli. Bu noktada hemen Türk Devletleri Teşkilatı 2027-2031 stratejisini kabul etmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<p>Tokayev işbirliğinin çerçevesini, ticaret, yatırım, finansman, üretim, tarım ve dijital teknolojiler olarak çizdi. Türk Yatırım Fonu'nun da daha etkin kullanılmasını önerdi.</p>
<p><strong>KKTC Cumhurbaşkanı, dışlayıcı tutumları eleştirdi </strong></p>
<p>KKTC Cumhurbaşkanı Tufar Erhürman da konuşmasında, Doğu Akdeniz’de yapılan girişimlerin dışlayıcı yönüne dikkati çekerek, Türkiye ile yakın istişare ve işbirliği içinde Ada'da adil ve kalıcı çözüm için çalışmaya devam edeceğiz. ..Doğu Akdeniz'in gerilimlerin ve dışlayıcı politikaların değil karşılıklı saygının, kapsayıcı işbirliğinin ve ortak refahın hakim olduğu bir bölgeye dönüşmesini istiyoruz” dedi.  </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>163 maddelik Ankara Bildirisi yayınlandı: Somut projelere kaynak</strong></span></p>
<p>Sonuç bildirgesinde, TDT+ formatının geliştirilmesine yönelik konuya özel önem atfedildiği belirtildi. Bildiride yer alan maddelerin ağırlıklı kısmı, önceki gündem maddelerinin teyidi niteliği taşırken, Türk Yatırım Fonu’nun daha etkin kullanılmasına yönelik çok sayıda madde dikkati çekti. Türkiye’nin önemsediği savunma sanayiinde daha önce kabul edilen işbirliği yol haritasına ve Türkiye’de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulmasına yönelik çalışma yapılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Bildiride öne çıkan bazı maddeler şöyle: Hazar geçişli Orta Koridor, bölge demiryollarının koordinasyonu, Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun etkin kulanımı, Zengezur Koridoru ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolunun Orta Koridor projesi ile ilişkilendirilmesi kararlaştırıldı. Azerbaycan-Kazakistan Orta Koridor anlaşmasına isteyen diğer ülkelerin katılması kararlaştırıldı.</p>
<p>- Gümrük ve diğer işlemlerle transit sürelerinin kısaltılması benimsendi. Hazar geçişli fiberoptik kablo projesinin Türkmenistan da dahil edilerek Dijital İpek Yolu projesi benimsendi.</p>
<p>- TDT’nin bir “Ulaşım Koridorları Stratejisi” belirlemesi kararlaştırıldı. Ayrıca ulaşımda sayısal çözümlerin kullanılması benimsendi.</p>
<p>- Tüm bağlantısallığın mevcut Bakü-Tiflis-Ceyhan hampetrol boru hattı, güney Gaz Koridoru yanında, enerji nakil hatlarıyla desteklenmesi, yenilenebilir kaynaklı elektrik için yeni hatlar yapılması ve Avrupa Yeşil Enerji Koridoru projesine destek vurgulandı.</p>
<p>- Uzayda işbirliği de sonuç bildirisine yansıdı. Ortak bir uydu projesi (TDT-SAT) ile küp uydu projeleri için çerçeve sözleşme kabul edildi.</p>
<p>- Türk Yatırım Fonu’nun ulaşım, ticaret, sanayi, yeşil büyüme alanlarında finansman sağlaması benimsendi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turk-devletleri-teskilati-donem-baskanligi-turkiyeye-geciyor-90961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/1/1280x720/tdt-1793373215.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi kapsamında yapılan Devlet Başkanları Konseyi toplantısında dönem başkanlığı Türkiye’ye geçti. Zirvede, Türk Devletleri Teşkilatı’nın TDT+ yaklaşımı ile başka ülkelerle iş birliğine girmesi, başta BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere önemli küresel kurumlarda gözlemci statüsü elde etmesi için çalışmalar sonuç bildirisine yansıdı. TDT+ yaklaşımı zirve konuşmalarında da gündeme gelirken, Kazakistan Rusya’nın gözlemci statüsünde davet edilmesini önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikte-tuketim-limiti-degisti-1-ocaktan-itibaren-gecerli-olacak-90958</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikte tüketim limiti değişti: 1 Ocak&#039;tan itibaren geçerli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamında mesken aboneleri için 2027'de uygulanacak yıllık elektrik tüketim limiti 3 bin kilovatsaat olarak belirlendi.</p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) yapılan yazılı açıklamada, 2018'den bu yana her yıl için abone grupları bazında son kaynak limitlerinin belirlendiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, 2018-2024 döneminde mesken abone grubu için belirlenen yüksek limitler sonucunda tüm mesken abonelerinin düşük tüketimli son kaynak tüketicileri olarak kalmaya devam ettiği ve mesken tüketicilerine ulusal tarife uygulandığı hatırlatıldı.</p>
<p>Mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limitinin 2025'te 5 bin kilovatsaat, 2026'da ise 4 bin kilovatsaat olarak belirlendiği anımsatılan açıklamada, bu limitleri aşan abonelerin yüksek tüketimli tüketici grubuna dahil edildiği belirtildi.</p>
<p>EPDK'nin bugün yapılan Kurul toplantısında ise mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limitinin, 1 Ocak 2027'den itibaren geçerli olmak üzere 3 bin kilovatsaate düşürüldüğü bildirildi.</p>
<p>Söz konusu miktar, aylık ortalama 250 kilovatsaat elektrik tüketimine, yaklaşık 820 lira ve üzerindeki fatura tutarına karşılık geliyor.</p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 44,2 milyon mesken abonesi bulunuyor. Yeni düzenlemeyle bunların yaklaşık 6,5 milyonu, yani yüzde 14,7'si yüksek tüketimli tüketici grubunda yer alacak.</p>
<p>Tarımsal faaliyetler abone grubunun son kaynak tüketim limitinde değişikliğe gidilmezken, bu gruptaki tüketiciler yeni düzenlemeden etkilenmeyecek. Sanayi, kamu ve özel hizmetler sektörü ile aydınlatma abone grupları için uygulanan yıllık 15 bin kilovatsaatlik limit de aynı kalacak.</p>
<p>Mesken abone grubunda yer alan camiler, ibadethaneler, cemevleri ve dernekler düzenleme dışında tutuldu. Şehit aileleri, muharip ve malul gaziler, köy içme suları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına ait geçici barınma merkezleri ile elektrikle çalışan diyaliz destek ünitesi, solunum cihazı ve benzeri yaşam destek cihazlarına bağımlı tüketiciler de düzenlemeden etkilenmeyecek.</p>
<p><strong>Düzenlemeyle ulusal tarifede değişikliğe gidilmedi</strong></p>
<p>Düzenlemeyle ulusal tarifede de herhangi bir değişikliğe gidilmeyecek. Ancak yıllık tüketim miktarının 3 bin kilovatsaat ve üzeri olmasına bağlı olarak son kaynak limitini geçen mesken tüketicilerinin ve yıllık tüketim miktarının 15 bin kilovatsaat ve üzeri olmasına bağlı olarak son kaynak limitini geçen kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer, sanayi ve aydınlatma abone gruplarında yer alan tüketicilerin desteklenen gruptan çıkarılarak gerçek maliyetlerden elektrik enerjisi tedarik etmeleri amaçlanıyor.</p>
<p>Açıklamada, "2027 yılı için belirlenen son kaynak limitinin geçerli olduğu 2027 yılı veya bir önceki takvim yılı olan 2026 yılında limitin geçilmesi halinde bu limite erişilen ayı takip eden üçüncü ayın ilk gününden itibaren ikili anlaşma yapmamış olan tüketicilere yüksek tüketimli son kaynak tüketicileri için hesaplanacak tarife uygulanmaya başlanacaktır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada şu örneğe yer verildi:</p>
<p>"- Ekim 2026'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- Aralık 2026'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaat ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Mart 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaatin altında olan ve Haziran 2027'de okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2027 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Eylül 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaatin altında olan ve saatlik okumanın yapılabildiği 31 Temmuz 2027 23.59'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2027 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Ekim 2027 tarihinden itibaren son kaynak tüketicileri için hesaplanacak tarifenin uygulanması gerekecektir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikte-tuketim-limiti-degisti-1-ocaktan-itibaren-gecerli-olacak-90958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/elektrik-fatura-tarife-1766129935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limiti 4 bin kilovatsaatten 1 Ocak 2027&#039;den itibaren geçerli olmak üzere 3 bin kilovatsaate düşürüldü. Bu limitleri aşan aboneler yüksek tüketimli tüketici grubuna dahil edilirken söz konusu miktar, aylık ortalama 250 kilovatsaat elektrik tüketimine, yaklaşık 820 lira ve üzerindeki fatura tutarına karşılık geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-38-bin-lirayi-asti-90957</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık sınırı 38 bin lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRK-İŞ, çalışanların geçim şartlarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek için her ay yaptığı "Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın Ekim 2026 sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ekimde Ankara'da yaşayan 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden "açlık sınırı" 38 bin 24 lira oldu. Bu tutar eylül ayında 37 bin 800 liraydı.</p>
<p>Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen "yoksulluk sınırı" ise 123 bin 130 liradan 123 bin 856 lira olarak hesaplandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4a50d9830c-1793369357.jpg" alt="" width="768" height="236" />Bekar bir çalışanın "yaşama maliyeti" aylık 49 bin 124 lira oldu.</p>
<p>Süt, peynir ve yoğurt fiyatlarında geçen aya göre önemli bir değişiklik tespit edilmedi.</p>
<p>Dana kıyma ve dana kuşbaşı fiyatları bir miktar geriledi. Kuzu etinin kilogram fiyatında da sınırlı artış oldu.</p>
<p>Balık fiyatları geçen ayla aynı seviyede seyretti. Tavuk eti fiyatı ise geçen aya göre arttı.</p>
<p>Yumurta fiyatlarında geçen aya göre kısmi artış yaşandı.</p>
<p>Kuru fasulye, nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında önemli bir değişiklik gözlenmezken, kırmızı mercimek fiyatında bir miktar artış tespit edildi.</p>
<p>Sebzenin ortalama kilogram fiyatı 120,42 lira, meyvenin ortalama kilogram fiyatı ise 143,18 lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur ve irmik gibi ürünlerin yer aldığı grupta bu ay önemli bir fiyat değişikliği tespit edilmedi.</p>
<p>Ayçiçeği yağı, zeytinyağı ve margarin fiyatları geçen ayki seviyelerini korudu. Tereyağı fiyatları ise bir miktar arttı. Siyah ve yeşil zeytin fiyatında sınırlı düşüş görüldü.</p>
<p>Çay fiyatları sabit kalırken, baharat ürünlerinde ürün bazlı fiyat artışları tespit edildi.</p>
<p>Bal, reçel ve pekmez fiyatlarında ise bir miktar artış gözlemlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-38-bin-lirayi-asti-90957</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/7/1280x720/lira-para-1793369445.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRK-İŞ&#039;in ekim araştırmasına göre, 4 kişilik aile için &quot;açlık sınırı&quot; 38 bin 24 lira, &quot;yoksulluk sınırı&quot; ise 123 bin 856 liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-90951</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da Bulgaristan seçimleri için 7 ilçede 13 sandık kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Bursa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşlarını ilgilendiren seçim sürecinde, oy kullanılacak adresler belli oldu. Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL-GÖÇ), 1 Kasım 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek Bulgaristan cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı seçimi için Bursa’daki sandık noktalarını duyurdu. Açıklanan listeye göre Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer, Kestel, Orhangazi, Karacabey ve İnegöl ilçelerinde toplam 13 noktada sandık kurulacak.</p>
<h2><strong>“Osmangazi’de 5 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Bulgaristan Bursa Konsolosluğu: Adalet Mahallesi, Aydın Sokak No: 1, Osmangazi/Bursa. Ali Hadi Türkay İlkokulu: Hamitler Mahallesi, Ay Caddesi No: 74, Osmangazi/Bursa. Demirtaş Geyher Sönmez İlkokulu: Demirtaş Sakarya Mahallesi, 26. Sokak No: 2, Osmangazi/Bursa. Şahin Yılmaz İlkokulu: Yunuseli Mahallesi, Dizdar Caddesi, Osmangazi/Bursa. Dr. Ayten Bozkaya İlkokulu: Altınova Mahallesi, Ali Galip Yaldız Caddesi, Altınova Sokak No: 2, Osmangazi/Bursa.</p>
<h2><strong>“Yıldırım’da 2 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Mümin Gençoğlu 2 İlkokulu: Duaçınarı Mahallesi, Kırkpınar Caddesi, Doğan Sokak No: 1, Yıldırım/Bursa. Şehit Piyade Onbaşı Orhan Tezcan İlkokulu: Millet Mahallesi, Yıldırım Cengizhan Caddesi, 7202. Sokak, Yıldırım/Bursa.</p>
<h2><strong>“Nilüfer’de 2 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Canaydın İlkokulu: Karaman Mahallesi, Sokullu Caddesi No: 10, Nilüfer/Bursa. Ali Durmaz Ortaokulu: Göçmen Konutları, Balkan Mahallesi, Kanuni Sokak No: 40, Görükle, Nilüfer/Bursa.</p>
<h2><strong>“Diğer ilçelerdeki sandık adresleri”</strong></h2>
<p>Kestel – Toplu Konutlar Ortaokulu: Yenimahalle, Osmangazi Caddesi No: 1, Kestel/Bursa. Orhangazi – Erenler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi: Arapzade Mahallesi, Eyüp Topçu Caddesi, Tuna İlkokulu Blok No: 8, İç Kapı No: 1, Orhangazi/Bursa. Karacabey – Şehit Bahadır Tayfur İlkokulu: Gazi Mahallesi, 191. Sokak No: 1, Karacabey/Bursa. İnegöl – Akhisar İlkokulu: Akhisar Mahallesi, Turgut Özal Caddesi No: 46, İnegöl/Bursa.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-90951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/1/1280x720/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-1793364806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan’da 1 Kasım 2026’da yapılacak cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı seçimi için Bursa’daki oy kullanma noktaları açıklandı. BAL-GÖÇ’ün duyurusuna göre seçmenler, Bursa’nın 7 ilçesinde belirlenen 13 noktada oy kullanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-98-milyar-lira-artti-90946</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 98 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yayımladığı haftalık bültenini yayımladı. </p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 23 Ekim itibarıyla 98 milyar 51 milyon lira artarak 28 trilyon 678 milyar 505 milyon liradan 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 256 milyar 64 milyon lira azalarak 33 trilyon 108 milyar 373 milyon liradan 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 35 milyar 392 milyon lira artarak 3 trilyon 524 milyar 535 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 850 milyar 580 milyon lirası konut, 43 milyar 124 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 630 milyar 831 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 11 milyar 908 milyon lira azalarak 4 trilyon 349 milyar 841 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 23 milyar 948 milyon lira artışla 3 trilyon 414 milyar 194 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 316 milyar 324 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 97 milyar 870 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 23 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 19 milyar 473 milyon lira artışla 965 milyar 84 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 700 milyar 910 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 36 milyar 463 milyon lira artarak 6 trilyon 187 milyar 19 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-98-milyar-lira-artti-90946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 98 milyar lira artışla yaklaşık 28,8 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-ppk-enflasyon-gerceklesmeleri-ve-oncu-gostergeler-ana-egilimdeki-gerilemeyi-teyit-ediyor-90944</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> PPK özeti: Enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun 22 Ekim'deki toplantısına ilişkin özeti yayımlandı.</p>
<p>Özette, "Devam eden jeopolitik belirsizliklere bağlı olarak enerji fiyatlarındaki yüksek ve dalgalı seyir sürmektedir. Enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin süresi ve boyutu enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından belirleyici olmaya devam edecektir. Diğer taraftan, tarım emtia fiyatlarında da olumsuz hava koşulları ve jeopolitik gelişmeler kaynaklı yüksek seyir gözlenmektedir. Bu durum, enflasyon gelişmeleri ve beklentiler üzerinde yukarı yönlü bir başka risk unsuru olarak ortaya çıkmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde 2026 yılı için olumsuz büyüme görünümünün sürdüğü aktarılan özette, diğer taraftan 2027 yılında baz etkilerinin de devreye girmesiyle büyüme oranlarının toparlanmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Özette, bu çerçevede küresel ölçekte zayıf ve kırılgan görünümün devam edeceği, Türkiye'nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin 2026 yılı için yüzde 1,6, 2027 yılı için ise yüzde 2,5 artacağının tahmin edildiği bildirildi.</p>
<p><strong>Küresel enflasyon üzerindeki yukarı yönlü etkiler sürüyor</strong></p>
<p>Emtia fiyatlarındaki oynaklığa bağlı olarak küresel enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklerin sürdüğü belirtilen özette, merkez bankalarının hem söz konusu riskleri gözetmeye devam ettiği hem de gelişmelerin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini dikkate aldığı ifade edildi.</p>
<p>Özette, politika faizlerine ilişkin piyasa fiyatlamalarının, gelişmiş ülkelerde faiz artırımı beklentilerinin sürdüğüne işaret ettiği belirtildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin ve El Nino gibi iklim olaylarının yol açtığı olumsuz küresel hava koşullarının neden olduğu arz şokunun ne kadar kalıcı olacağının ve enflasyon beklentilerini ne ölçüde bozacağının küresel para politikalarının seyri açısından önem taşıdığı kaydedilen özette, "Son dönemde, artan belirsizlik ve risk iştahındaki dalgalanmalara bağlı olarak, gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından fon çıkışları gözlenirken, portföy hareketleri üzerindeki aşağı yönlü riskler canlılığını korumaktadır." değerlendirmesine yer verildi.</p>
<p><strong>"Gıda fiyatları taze meyve ve sebze kaynaklı geriledi"</strong></p>
<p>Özette, tüketici fiyatlarının eylül ayında yüzde 1,84 oranında arttığı, yıllık enflasyonun 1,78 puan gerileyerek yüzde 29,73 seviyesinde gerçekleştiği belirtilerek, aylık bazda gıda fiyatlarının taze meyve ve sebze kaynaklı gerilediği, enerji fiyatlarındaki yükselişin devam ettiği, okula dönüşe bağlı olarak başta eğitim hizmetleri olmak üzere ilgili kalemlerde artışlar gözlendiği kaydedildi.</p>
<p>Yıllık enflasyonun enerji grubunda belirgin bir artış gösterdiği, temel mallarda yatay seyrettiği aktarılan özette, "(Yıllık enflasyon) Hizmet ile gıda ve alkolsüz içecekler gruplarında ise gerilemiştir. B endeksinin (enerji, işlenmemiş gıda ürünleri, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 1,68 puan azalışla yüzde 29,00, C endeksinin (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı ise 1,37 puan azalışla yüzde 28,70 olmuştur." bilgisi verildi.</p>
<p>Özette, yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet, temel mal ile alkol-tütün-altın gruplarının katkılarının bir önceki aya kıyasla sırasıyla 1,40, 0,70, 0,05 ve 0,02 puan azalırken enerji grubunun katkısının 0,39 puan arttığı belirtildi.</p>
<p>Eylül ayında enerji fiyatlarında gözlenen yüzde 6,25 oranındaki aylık artışta, küresel gelişmelerin etkisiyle artan akaryakıt fiyatlarının belirleyici olduğu vurgulanan özette, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Rafineri marjlarındaki yükselişin akaryakıt fiyatları üzerindeki etkisi de sürmüştür. Eylül ayında hizmet grubunda aylık enflasyon, ulaştırma ve haberleşme hizmetleri öncülüğünde yavaşlamıştır. Temel mal grubunda giyim ve ayakkabı fiyatları yeni sezona geçişin etkisiyle yükselirken dayanıklı tüketim mallarında tüketici elektroniği ve beyaz eşya alt kalemlerindeki fiyat artışları dikkat çekmiştir. Bu dönemde, gıda fiyatlarındaki düşüşte taze meyve ve sebze öncülüğünde gerileyen işlenmemiş gıda fiyatları belirleyici olurken işlenmiş gıda grubunda ise aylık fiyat artışı önceki aya kıyasla yavaşlamıştır. Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre tüketici fiyatlarının aylık artışı yavaşlamış; B ve C endekslerinde de aylık enflasyon bir önceki aya kıyasla gerilemiştir. Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan temel malda yükselmiş, hizmet ve işlenmiş gıdada ise zayıflamıştır. TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, eylül ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğini göstermiştir. Benzer şekilde, üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedilmesiyle enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama belirginleşmiştir. Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,2 seviyesinde olan ana eğilim, üçüncü çeyrekte yüzde 1,8'e gerilemiştir."</p>
<p><strong>Kiralardaki yavaşlama eğilimi sürüyor</strong></p>
<p>Özette, eylül ayı itibarıyla üç aylık ortalamalar bazında mevsimsellikten arındırılmış enflasyonun bir önceki aya kıyasla temel mallarda yatay seyrederken hizmetlerde gerilediği bildirildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler kaynaklı arz yönlü şoklara karşın talep koşullarındaki zayıf seyrin enflasyonun ana eğilimini sınırladığı değerlendirilen özette, hizmet sektöründe hakim olan fiyatlama davranışının önemli bir atalete ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir zamana yayılmasına neden olduğu, hizmet enflasyonunun mallara göre yüksek seyrettiği belirtildi.</p>
<p>Özette, eylül ayı itibarıyla yıllık mal enflasyonunun yüzde 25, hizmet enflasyonunun ise yüzde 38 civarında olduğu kaydedilerek, "Alt gruplar bazında incelendiğinde, hizmet grubunu oluşturan tüm alt gruplarda yıllık enflasyonun gerilediği görülmektedir. Eylül ayında, diğer hizmetler grubunda fiyatlar aylık yüzde 3,45 oranında artmış, bu alt grupta eğitim hizmetlerinin yanı sıra finansal hizmetlerde kaydedilen artışların da etkisi hissedilmiştir. Eğitim hizmetleri fiyatları eylül ayında yüzde 14,19 yükselmiştir. Vakıf yükseköğretim kurumlarının kayıt dönemine bağlı olarak geçtiğimiz yıl eylül ayında tek seferde yansıyan üniversite eğitim ücreti artışlarının bu yıl ağustos ve eylül aylarına yayılması, eylül ayı hizmet enflasyonunu sınırlamıştır." değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p>Diğer taraftan, önceki yıllardan farklı olarak ilk ve ortaöğretim ücretlerinde eylül ayında görece yüksek artışlar kaydedildiği anlatılan özette, ulaştırma hizmetlerinde ise okul servisi ücretlerindeki yüzde 16,04'lük artışa karşın hava yolu ile yolcu taşımacılığı ücretlerindeki yüzde 9,03'lük düşüşün etkisiyle aylık artışın yüzde 0,24 ile sınırlı kaldığı ifade edildi.</p>
<p>Özette, kiralardaki yavaşlama eğiliminin sürdüğüne dikkati çekilerek, şöyle devam edildi:</p>
<p>"Nitekim, mevsimsel etkilerden arındırılmış üç aylık kira artışının yıllıklandırılmış oranı, yıllık tüketici enflasyonu seviyesine gerilemiştir. Lokanta-otel grubu ılımlı seyrini sürdürmüştür. Önceki iki ayda yüksek aylık artışlar sergileyen haberleşme hizmetlerinde de eylül ayında fiyat artışları ılımlı bir seyir izlemiştir. Yurt içi üretici fiyatları eylül ayında yüzde 2,07 oranında artmış, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan azalarak yüzde 27,38 olmuştur. Bu dönemde de ana sanayi gruplarına göre enerji fiyatları yüzde 3,55 oranındaki artışıyla öne çıkmaya devam etmiştir. Ara malı fiyatları yüzde 2,04 oranında yükselirken diğer ana sanayi gruplarında artışlar yüzde 1,5-1,6 bandında gerçekleşmiştir. Sektörel bazda ise tütün, rafine edilmiş petrol ürünleri ile kömür ve linyitte fiyat artışları belirgin olmuştur."</p>
<p>Eylül ayında uluslararası emtia fiyatlarının enerji ve tarımsal emtialar öncülüğünde yükselişini sürdürdüğü belirtilen özette, ekim ayının ilk 20 günü itibarıyla enerji emtia fiyatları artarken tarımsal ve endüstriyel emtia fiyatlarının azaldığına işaret edildi.</p>
<p>Özette, küresel altın fiyatlarının ağustos sonrasında gerilediği vurgulanarak şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Brent ham petrol fiyatlarındaki yüksek oynaklık sürerken, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle eylül ayında ortalama 117 dolar seviyesinde gerçekleşen spot fiyatlar, ekim ayının ilk 20 gününde ortalama 127 dolar seviyesine yaklaşmıştır. Benzer şekilde, propan, bütan, kömür ve TTF doğal gaz fiyatları da yükselmeye devam etmiştir. Küresel gıda fiyatlarındaki yükseliş eğilimi devam etmiş, FAO gıda fiyatları endeksi, eylül ayında şeker ve tahıl fiyatları öncülüğünde artmıştır. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilimin tırmanması arz endişelerini canlı tutmuş, bazı tahıl ürünlerinde fiyatlar son dönemde bir miktar yükselmiştir. El Nino iklim olayının etkileriyle şeker ve pirinç gibi bazı tarımsal emtiaların vadeli fiyatlarındaki artış da dikkat çekmiştir. Canlılığını koruyan jeopolitik gerilimler neticesinde yüksek seyreden enerji ve emtia fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü riskler sürmektedir. Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi ağustos ve eylül aylarında da yükselerek tarihsel ortalamasının üzerinde kalmıştır. Jeopolitik gelişmelerle Hürmüz Boğazı kaynaklı riskler varlığını korurken küresel navlun maliyetleri yüksek seyrini sürdürmektedir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi PMI verileri, eylül ayında girdi ve ürün fiyat endekslerinde artışa, tedarikçi teslim sürelerinde ise kısmi bir iyileşmeye işaret etmiştir. Öte yandan, döviz kuru sepetindeki ılımlı seyir devam etmektedir."</p>
<p><strong>Yıl sonu enflasyon beklentisi değişmeyerek yüzde 29,6 seviyesinde kaldı</strong></p>
<p>Özette, ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin değişmeyerek yüzde 29,6 seviyesinde kalırken 2027 yıl sonu enflasyon beklentisinin 0,6 puan artışla yüzde 23,3'e yükseldiği ifade edildi.</p>
<p>12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisinin 0,2 puan artarak yüzde 23,9, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin ise 0,4 puan düşüşle yüzde 17,9 olarak ölçüldüğü aktarılan özette, "5 yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise 0,1 puanlık yükselişle yüzde 12,2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Reel sektör beklentilerine bakıldığında, eylül ayında firmaların 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi 0,3 puan düşerek yüzde 32,5 olarak ölçülmüştür. Aynı dönemde hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise değişmeyerek yüzde 45,6 seviyesinde kalmıştır. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir. Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit etmektedir." denildi.</p>
<p>Özette, eylül ayında ana eğilimde gözlenen düşüşte, önceki yılın tamamı eylül ayında gerçekleşen vakıf üniversitesi ücret artışlarının bu yıl ağustos ve eylül aylarına yayılmasından kaynaklanan mekanik etkinin de rol oynadığı anlatılarak şunlar ifade edildi:</p>
<p>"Öncü veriler, söz konusu etkinin ortadan kalkmasıyla mevsim etkilerinden arındırılmış aylık hizmet enflasyonunun beklentilerle uyumlu olarak bir önceki aya kıyasla yükseleceğine ancak önceki aylarda gözlenen seviyelerin altında kalacağına işaret etmektedir. Ekim ayında beyaz eşya ve tüketici elektroniği gibi dayanıklı tüketim mallarında fiyat artışları devam etmekle birlikte, mevsim etkilerinden arındırılmış temel mal enflasyonunun ılımlı seyrini koruyacağı tahmin edilmektedir. Diğer taraftan, gıda grubuna ilişkin veriler, taze meyve ve sebze fiyatları kaynaklı olarak mevsimsellikten arındırılmış aylık gıda enflasyonunda yükselişe işaret etmektedir. Ayrıca, jeopolitik gelişmeler kaynaklı küresel enerji fiyatlarındaki yükselişin akaryakıt, tüp gaz ve katı yakıt üzerinden yurt içi enerji fiyatlarını yukarı çekmeye devam etmesi beklenmektedir. Gıda ve enerji fiyatlarındaki bu görünüme bağlı olarak tüketici fiyatları artışının bir önceki aya göre yükseleceği, B ve C enflasyonunun ise daha ılımlı seyredeceği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, manşet enflasyondaki yükselişin ana eğilime etkisi sınırlı kalacaktır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir."</p>
<p><strong>Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurguladı</strong></p>
<p>Özette, Para Politikası Kurulunun (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37'den yüzde 36'ya indirilmesine karar verdiği anımsatıldı.</p>
<p>Kurulun ayrıca Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40'tan yüzde 39'a, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5'ten yüzde 34,5'e indirdiği kaydedilen özette, "Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Adımların büyüklüğü ve zamanlaması enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirlenecektir. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır." açıklaması yapıldı.</p>
<p>Özette, kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizmasının ilave makroihtiyati adımlarla destekleneceği vurgulanarak likidite koşullarının yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçlarının etkili şekilde kullanılmaya devam edileceği bildirildi.</p>
<p>Kurulun politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyeceği ifade edilen özette, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-ppk-enflasyon-gerceklesmeleri-ve-oncu-gostergeler-ana-egilimdeki-gerilemeyi-teyit-ediyor-90944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın PPK özetinde, &quot;Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit etmektedir.&quot; ifadeleri kullaıldı. Özette, &quot;Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ar-ge-faaliyetlerinde-rekorlar-kirdik-90940</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "2025 yılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri Araştırması" sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, gayri safi yurt içi AR-GE harcaması 2025'te bir önceki yıla göre 328 milyar 607 milyon lira artarak 980 milyar 428 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Gayri safi yurt içi AR-GE harcamasının gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki oranı 2024'te yüzde 1,46 iken 2025'te yüzde 1,5'e yükseldi.</p>
<p>AR-GE harcamalarında mali ve mali olmayan şirketler yüzde 65 ile en büyük paya sahip oldu. Bunu yüzde 30,3 ile yükseköğretim kurumları takip etti. Genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşların AR-GE harcamalarının payı da yüzde 4,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>AR-GE harcamaları içinde personel harcamaları yüzde 58,8 ile en büyük harcama kalemini oluşturdu.</p>
<p>AR-GE harcamalarının 2025'te yüzde 52,5'ini mali ve mali olmayan şirketler finanse etti. Genel devlet, söz konusu harcamalardan yüzde 31,1'ini, yükseköğretim yüzde 14,1'ini, yurt dışı kaynaklar yüzde 2,3'ünü ve diğer yurt içi kaynaklar yaklaşık yüzde 0,01'ini karşıladı.</p>
<p><strong>AR-GE personeli sayısı 318 bine yaklaştı</strong></p>
<p>Tam zaman eş değeri (TZE) cinsinden 2025'te toplam 317 bin 982 kişi AR-GE personeli olarak çalıştı. Personelin sektörler itibarıyla dağılımına bakıldığında, TZE cinsinden toplam AR-GE personelinin geçen yıl yüzde 67,9'u mali ve mali olmayan şirketlerde, 29'u yükseköğretimde ve yüzde 3'ü genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşlarda yer aldı.</p>
<p>TZE cinsinden kadın AR-GE personel sayısı, 2025'te 108 bin 453 kişiyle toplam AR-GE personel sayısının yüzde 34,1'ini oluşturdu. Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın AR-GE personel oranı yükseköğretimde yüzde 48,1, genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşlarda yüzde 32,2, mali ve mali olmayan şirketlerde yüzde 28,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>AR-GE personelinin yüzde 31'i doktoralı</strong></p>
<p>Öğrenim durumuna göre incelendiğinde, AR-GE personelinin yüzde 40,6'sının lisans eğitim düzeyine sahip olduğu görüldü. Bunu yüzde 31 ile doktora veya eş değeri, yüzde 19,4 ile yüksek lisans, yüzde 4,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,1 ile lise ve altı takip etti.</p>
<p>TZE cinsinden AR-GE personeli eğitim durumuna göre, yüzde 49,6 ile lisans, yüzde 21,4 ile doktora veya eş değeri, yüzde 18,5 ile yüksek lisans, yüzde 5,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,6 ile lise ve altı olarak sıralandı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması 2. Düzey'e göre 2025'te AR-GE harcamalarının en yüksek olduğu bölge toplam AR-GE harcamasının yüzde 31,8'ini gerçekleştiren TR10 (İstanbul) olurken bunu yüzde 30 ile TR51 (Ankara) ve yüzde 9,5 ile TR42 (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova) izledi.</p>
<p>Toplam AR-GE personelinin yüzde 32,2'si TR10 (İstanbul), yüzde 19,8'i TR51 (Ankara) ve yüzde 8,4'ü TR42 (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova) bölgesinde istihdam edildi.</p>
<p><strong>En fazla AR-GE harcaması yapanlar</strong></p>
<p>Mali ve mali olmayan şirketler tarafından 2025'teki 637 milyar 252 milyon liralık AR-GE harcamasının yüzde 54,9'u AR-GE merkezlerinde yapıldı. Bu merkezlerdeki AR-GE harcamasının yüzde 89,5'i, 250 ve üzeri çalışan sayısına sahip olan girişimler tarafından gerçekleştirildi.</p>
<p>İmalat sanayisinde AR-GE faaliyeti yürüten girişimler teknoloji düzeylerine göre sınıflandırıldığında, 2025'te imalat sanayisinde yapılan 322 milyar 656 milyon liralık AR-GE harcamasının yüzde 47,7'sinin yüksek teknoloji faaliyetinde yer alan girişimler tarafından gerçekleştirildiği görüldü.</p>
<p>İmalat sanayindeki toplam AR-GE harcamasının yüzde 40,7'si orta yüksek teknoloji faaliyetindeki girişimler, yüzde 7,2'si orta düşük teknoloji faaliyetindeki girişimler ve yüzde 4,4'ü düşük teknoloji faaliyetindeki girişimler tarafından yapıldı.</p>
<p>İmalat sanayisinde AR-GE faaliyeti yürüten girişimlerdeki araştırmacı sayıları incelendiğinde, 2025 yılında en fazla araştırmacının 32 bin 399 kişi ile orta yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimler tarafından istihdam edildiği belirlendi. Bunu 23 bin 298 ile yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimler takip etti.</p>
<p>TZE cinsinden araştırmacı sayıları dikkate alındığında da en fazla değerin 29 bin 697 ile orta yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimlerde olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>Dolaylı AR-GE teşvikleri</strong></p>
<p>Dolaylı AR-GE teşviklerinin, mali ve mali olmayan şirketlerin AR-GE harcaması içindeki payı 2015 yılında yüzde 14,8 iken 2025 yılında yüzde 26,5'e yükseldi.</p>
<p>Mali ve mali olmayan şirketlerin AR-GE harcaması 2015 yılında 11,2 milyar lira iken, geçen yıl 637,3 milyar liraya ulaştı.</p>
<p><strong>Bakan Kacır'dan açıklama</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından TÜİK tarafından açıklanan araştırma sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Söz konusu yıldaki AR-GE harcamalarına dikkati çeken Kacır, "AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık. AR-GE harcamalarımız 2025 yılında 19,8 milyar dolardan 24,8 milyar dolara yükselirken, AR-GE insan kaynağımız 318 bine ulaştı. AR-GE harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 1,55 oldu. Toplam AR-GE harcamalarının yüzde 65'ini şirketler gerçekleştirdi." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Kacır, AR-GE insan kaynağının yüzde 34,1'inin ve yükseköğretimdeki AR-GE çalışanlarının yüzde 48,1'inin kadınlardan oluştuğuna işaret etti.</p>
<p>İmalat sanayisindeki AR-GE harcamalarının yüzde 47,7'sinin yüksek teknoloji, yüzde 40,7'sinin orta-yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerce gerçekleştirildiğini belirten Kacır, "Üniversitelerimiz, teknoparklarımız, AR-GE ve tasarım merkezlerimiz, yenilikçi girişimlerimiz ve araştırmacılarımızla Türkiye'nin AR-GE ve inovasyon ekosistemini her geçen gün daha ileriye taşıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ar-ge-faaliyetlerinde-rekorlar-kirdik-90940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/kacir-1790337547.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, Türkiye&#039;de araştırma geliştirme harcamalarının tutarı, geçen yıl 2024&#039;e kıyasla göre 328,6 milyar lira artışla 980,4 milyar liraya yükseldi. Verileri değerlendiren Bakan Kacır, &quot;AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık. AR-GE harcamalarımız 2025 yılında 19,8 milyar dolardan 24,8 milyar dolara yükselirken, AR-GE insan kaynağımız 318 bine ulaştı. AR-GE harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 1,55 oldu. Toplam AR-GE harcamalarının yüzde 65&#039;ini şirketler gerçekleştirdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ak-lease-ile-fransiz-proparco-arasinda-50-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-90938</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ak Lease ile Fransız Proparco arasında kredi anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ak Lease'in sürdürülebilir yatırımların finansmanına yönelik uluslararası kaynaklarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiği iş birlikleriyle reel sektörün sürdürülebilir dönüşümünü destekleyen şirket, işletmelerin enerji dönüşümü ve verimlilik odaklı yatırımları için finansmana erişim olanaklarını genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p>Şirket AFD Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Fransız kalkınma finansmanı kuruluşu Proparco ile 50 milyon euroluk kredi anlaşması imzaladı.</p>
<p>Anlaşma kapsamında sağlanan finansmanın, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına kaynak sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Ak Lease Genel Müdürü Eser Okyay, sürdürülebilirliğin, finansman yaklaşımlarının temel başlıklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Kredi anlaşmasıyla yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına verdikleri desteği büyüttüklerini aktaran Okyay, "Uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz işbirlikleri, kaynak yapımızı çeşitlendirmenin yanı sıra işletmelerin dönüşüm yatırımlarını destekleme kapasitemize de önemli katkı sağlıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Okyay, gelecek dönemde de sürdürülebilir finansman alanındaki çalışmalarını ve uluslararası işbirliklerini geliştireceklerine dikkati çekerek, Türkiye'nin enerji dönüşümüne ve reel sektörün uzun vadeli yatırım hedeflerine katkı sunmaya devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p>Proparco Avrasya Bölge Direktörü Steven Gardon da Proparco ile Ak Lease'in, yaklaşık 20 yıldır Türk özel sektörünü desteklemeye odaklanan ve özellikle yeşil yatırımlara ağırlık veren uzun soluklu işbirliği yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p>Gardon, "Bu işbirliği, finansal kuruluşların daha sürdürülebilir bir ekonomiye geçişi hızlandırmak ve işletmelerin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını desteklemek üzere harekete geçirilmesinin önemini ortaya koyuyor." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ak-lease-ile-fransiz-proparco-arasinda-50-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-90938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/AKLease-GM-Eser-Okyay.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ak Lease, Proparco ile 50 milyon euroluk kredi anlaşması imzaladı. Genel Müdür Eser Okyay, &quot;Uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz işbirlikleri, kaynak yapımızı çeşitlendirmenin yanı sıra işletmelerin dönüşüm yatırımlarını destekleme kapasitemize de önemli katkı sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-77-ilimizi-bolunmus-yollarla-birbirine-bagladik-90934</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Yol-İş Sendikasının başkentte bir otelde düzenlenen 13. Olağan Genel Kurul Toplantısı'na katıldı.</p>
<p>Buradaki konuşmasında Uraloğlu, küreselleşme ve dünya çapında artan rekabetin, sendikaları hem kendi durumlarını gözden geçirmeye hem de gelecek için stratejiler belirlemeye yönlendirdiğini söyledi.</p>
<p>Klasik ücrete dayalı sendikacılık anlayışının yerini sosyal taleplerin yoğun olduğu hizmet sendikacılığına bıraktığını dile getiren Uraloğlu, "İşte bu noktada Yol-İş Sendikası bu dönüşümü gerçekleştirerek büyük başarı yakalamış güçlü bir sendikadır. Yol-İş, yol ve inşaat işçilerinin hak mücadelesinde ve sosyal diyalogda önemli bir mihenk taşı olmuştur." dedi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Yol-İş'in köklü geleneği ve sorumluluk bilinciyle çalışma hayatının gelişimine önemli katkılar sağladığını, kendilerinin de sosyal diyalog yoluyla işçi ve işveren arasındaki hak ve hukuku her daim gözetme gayretinde olduklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Otoyol uzunluğumuzu 3 bin 848 kilometreye yükselttik"</strong></p>
<p>Yol-İş Başkanı Ramazan Ağar ile kısa süre önce görüştüğünü belirten Uraloğlu, "Çalışma hayatına ilişkin konuları, karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini ele aldık. Ulaştırma ve altyapı hizmetlerimizin sahadaki en önemli paydaşlarından olan işçi kardeşlerimizle işbirliği ve koordinasyon içinde çalışmayı sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ettik. Kara yollarında yol kenarlarındaki denetim istasyonları konusunu bu kongreye yetiştirmeye gayret ettik ama olmadı. İnşallah onu çok geç kalmadan çıkarmış olacağız, şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Kimsenin şüphesi olmasın ki bu diyalog ortamını güçlendirmeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, ülkenin dört bir yanını yollarla, köprülerle, viyadüklerle, tünellerle donatarak Türkiye'nin her bölgesini erişilir kıldıklarını dile getirerek şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yılın başında 30 bin kilometre bölünmüş yol eşiğini aşarak bölünmüş yol ağımızı 30 bin 278 kilometreye çıkardık. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla bağlı iken bugün 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık. Ortalama hızımız 40 kilometre saatti, araç sayımız sadece 8,5 milyondu. Bugün araç sayımız 35 milyona ulaştı, ortalama hızımız da şehirlerarasında 90 kilometreye çıkmış durumda. Üretim merkezleriyle limanlar arasında kesintisiz, hızlı ve konforlu bağlantı sağlayan Kuzey Marmara, İstanbul-İzmir, Ankara-Niğde ve Aydın-Denizli otoyolları ile 19 Ekim'de hizmete açtığımız Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu'muz gibi projelerimizle otoyol uzunluğumuzu 3 bin 848 kilometreye yükselttik. Ankara-Kırıkkale-Delice ve Antalya-Alanya otoyollarımızın yapımına da devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Uluslararası stratejik projeleri de kararlılıkla ilerletiyoruz"</strong></p>
<p>Köprü ve viyadük uzunluğunu 311 kilometreden 837 kilometreye, tünel uzunluğunu 50 kilometreden 898 kilometreye çıkardıklarını belirten Uraloğlu, teknoloji ve mühendislik harikası köprülerle yolculukları çok daha güvenli ve konforlu hale getirdiklerini söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, bu çalışmalarla artık insanların sevdiklerine daha kısa sürede ulaştığını, üretimden ticarete, turizmden lojistiğe kadar tüm sektörlerin daha hızlı, daha düşük maliyetle ve daha rekabetçi şekilde faaliyet gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Bu yatırımlarla sanayi üretiminin hızlanmasını, tarım ürünlerinin pazarlara daha hızlı ulaşmasını ve turizm faaliyetlerinin artmasını sağladıklarını söyleyen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sizlerle birlikte her daim yol güvenliğinin geleceği, iklim değişikliği, sürdürülebilir ulaşım ve yeni hareketlilik trendlerini yakından takip ederek uygulanabilir ölçüde hayata geçirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bu vizyonu daha güçlendirmek için Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi uluslararası stratejik projeleri de kararlılıkla ilerletiyoruz. Kara yollarıyla farklı ulaşım modlarını entegre ederek, üretim, pazar ve tüketim noktaları arasındaki erişimi hızlandıracak, lojistik imkanlarımızı çeşitlendirerek ülkemizi küresel ölçekte daha etkin ve rekabetçi konuma taşıyacağız."</p>
<p><strong>"Sendikacılar, emeğin hakkını savunan güçlü insanlar topluluğudur"</strong></p>
<p>Burada konuşan TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu da sendikacılığın hak terazisini iyi tutması gereken zor bir iş olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin katettiği ilerlemeyle Batı ile arasındaki mesafeyi kapattığını belirten Soylu, "Türkiye sadece Batı ile arasındaki makası kapatmıyor, Batı'nın prangasından da kurtuluyor. Biz kendi merkezimize doğru ilerliyoruz. Bizim merkezimiz Türk dünyasıdır, Müslüman dünyadır, Balkan dünyasıdır." dedi.</p>
<p>Soylu, sendikacıların sadece kendi emek hakkını savunmadığını dile getirerek, "Sendikacılar, aynı zamanda memleketin, fakirin fukaranın, okuyan çocuğun, kimsesizin hakkını savunan ve bunlardan da hiçbir zaman geri adım atmayan, sadece çalışanın emeğinin değil yaşayanın da emeğinin hakkını savunan güçlü insanlar topluluğudur. Gücünüze dün de ihtiyaç vardı, bugün de var, yarın da ihtiyaç var." diye konuştu.</p>
<p>TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay da sivil toplum örgütlerinin toplum için önemli olduğunu ve ilk fırsatta taşeron işçilerle ilgili meselenin bir yol haritası çizilerek çözülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Atalay, kara yolları denetim istasyonlarına ilişkin düzenlemenin yeni yasama yılında çıkarılmasının önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Ağar da Türkiye'nin dört bir yanında her koşulda çalışan işçilerle Yol-İş'in gücünü üyelerinin ortak iradesinden ve örgütlü mücadelesinden aldığını söyledi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-77-ilimizi-bolunmus-yollarla-birbirine-bagladik-90934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/4/1280x720/563-1793362377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yol-İş Sendikasının 13. Olağan Genel Kurulu&#039;nda konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;Bu yılın başında 30 bin eşiğini aşarak bölünmüş yol ağımızı 30 bin 278 kilometreye çıkardık. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla bağlı iken bugün 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-90920</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> AKTOB Başkanı Kavaloğlu: 2026 turizm sezonu kötülerin en iyisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, Türkiye İş Bankası sponsorluğunda bu yıl 16. düzenlenecek Uluslararası Resort Turizm Kongresi programı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Antalya’da Nirvana Cosmoplitan Hoteli’nde 25–26 Kasım tarihlerinde düzenlenecek kongrede, uluslararası turizmin önde gelen karar vericilerinin Antalya’da buluşacağını belirten Kavaloğlu, Resort Kongresinde rekabet, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik ve yapay zekanın sektöre etkilerinin ele alınacağını bildirdi.</p>
<p>‘’Turizmi Ortak Bir Vizyonla Yeniden Tanımlamak’ (Redefining Tourism with a Collective Vision) temasıyla gerçekleştirilecek kongrede, uluslararası turizm sektörünün önde gelen karar vericileri, tur operatörleri, hava yolu şirketlerinin yöneticileri, sektör temsilcilerini ve akademisyenlerinin tartışacağını ifade eden Kaan Kavaoğlu, şunları kaydettiİ:</p>
<p>‘’Küresel turizmde rekabetin yeniden şekillendiği, dijital dönüşümün hızlandığı ve sürdürülebilir büyüme arayışlarının güçlendiği bir dönemde düzenlenecek kongrede; Türkiye turizminin uluslararası konumu, kaynak pazarların değişen yapısı, destinasyonların rekabet gücü ve sektörün geleceğini belirleyecek stratejik gelişmeler değerlendirilecek.’’</p>
<p>Kongrenin açılışında, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un konuşma yapacağını ifade eden Kavaloğlu, ayrıca kongrenin ilk bölümünde de Coral Travel Group CEO’su Coşkun Yurt, Türk turizm markalarının uluslararası pazarlarda yükselen gücünü değerlendireceğini söyledi.</p>
<p>Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz’ın turizm sektöründe finansal kaynak yönetimine ilişkin görüşlerini, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay’ın, Türkiye’nin küresel imajının turizm hareketleri üzerindeki etkisi, TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın da Türkiye turizminin mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunacağını belirtti.</p>
<p>Kongrede Avrupa’nın önemli turizm kuruluşları ile hava yolu ve tur operatörü şirketlerinin üst düzey yöneticileri yer alacağını anlatan Kavaloğlu, Alman Seyahat Birliği (DRV) Başkanı Albin Loidl, turizmde rekabetten iş birliğine geçişin önemini, SunExpress CEO’su Marcus Schnabel’in ise hava yolu şirketlerinin destinasyonların rekabet gücündeki değişen rolünü, easyJet holidays CEO’su Garry Wilson’ın da tur operatörlerinin seyahat talebini yönlendirme ve destinasyonların başarısındaki etkisini anlatacağını söyledi.</p>
<p>Dünya Seyahat Acenteleri Birlikleri Federasyonu (UFTAA) Başkanı Sunil Kumar  da Türkiye ile Hindistan arasındaki turizm potansiyelini ve iki ülke arasında geliştirilebilecek yeni iş birliği olanaklarını gündeme taşıyacak.</p>
<p><strong>"Turizm sezonu kötünün iyisi bir yıl oldu"</strong></p>
<p>COP31 BM İklim Zirvesi’nin Antalya’da yapılacağını, 50 ülkeden devlet başkanı, cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların da yer alacağı zirvenin hem Türkiye hem de Antalya’nın tanınırlığı ve bilinirliğine çok büyük katkı yapacağını belirtti. COP31 BM İklim Zirvesi’ne 70 ile 80 bin arasında yabancı katılımcının beklendiğini ifade eden Kavaloğlu, 2026 yılı turizm sezonunu da değerlendirdi.  Maliyetlerin çok arttığını, karlılıkların ise çok düştüğüne dikkat çeken Kavaloğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya turizmi 2019’de zirveye ulaştı. Ardından pandemi yaşandı, Bunun yanında Türk turizminin birinci ve üçüncü kaynak pazarı olan Rusya ve Ukrayna’da savaş başladı ve 5 yıldır devam ediyor. Öte yandan İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş Orta Doğu’yu ve tüm dünyayı etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. 2026 turizm sezonu gerçekten zor bir yıl oldu. Maliyetler artıyor, döviz kurları sabit kalıyor. 2019 yılına göre giderler Euro bazında yüzde 400 artmış, gelirimiz ise yüzde 80 artmış. 2026 turizm sezonu 2025’e göre yüzde 3-3,5 daha geride olacak.’’</p>
<p>Kavaloğlu, kamuoyunda ‘Booking.com’ yasası olarak tanınan uluslararası online firmaların Türkiye’de faaliyet göstermeleri konusunda TBMM komisyonunda bulunan yasal düzenleme ile ilgili de, ‘’Uluslararası online firmaları rekabet yaratacak. Rekabetten yanayız. Zaten Türkiye’deki seyahat acenteleri çok güçlü’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-90920</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/0/1280x720/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-1793355669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Başkanı Kaan Kavaloğlu, 2026 turizm sezonunun yüzde 3-3,5 kayıpla sona ereceğini tahmin ettiklerini belirterek, ‘’2026 turizm sezonu kötülerin en iyisi…’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-48-puan-geriledi-90919</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD SAMEKS 4,8 puan geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi'nin (SAMEKS) ekim ayı sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi, ekimde bir önceki aya kıyasla 4,8 puan azalarak 46,4 değerini aldı.</p>
<p>Bu dönemde Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi aylık bazda 6,3 puan azalışla 44,5 seviyesinde gerçekleşirken Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi 1,2 puan artışla 48,9'a yükseldi.</p>
<p>Hizmet sektöründe iş hacmi, girdi alımları ve stoklar alt endekslerinde gerileme görülürken tedarikçilerin teslim süresi endeksinde sınırlı bir yükseliş kaydedildi.</p>
<p>İstihdam alt endeksi ise düşüşünü sürdürdü. Sanayi sektöründe üretim, yeni siparişler ve stoklar alt endekslerinde artış kaydedilirken girdi alımları göstergesinde sınırlı bir gerileme yaşandı.</p>
<p>Tedarikçilerin teslim süresi alt endeksi yükselişini sürdürürken istihdam alt endeksinde düşüş gerçekleşti.</p>
<p>Alt endekslerdeki bu gelişmeler, ekim ayında hizmet sektöründeki aktivitenin belirgin biçimde ivme kaybederek 50 referans değerinin altına gerilediğini, sanayi sektöründe ise üretim ve yeni siparişlerdeki artışa karşın aktivitenin 50 eşik değerinin altında kalmaya devam ettiğini gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi'nin ekimde 46,4 seviyesinde gerçekleşmesi, ekonomik aktivitede bir önceki aya kıyasla belirgin bir yavaşlamaya işaret etti.</p>
<p>Alt sektörler itibarıyla hizmet sektöründeki daralmanın derinleştiği, sanayi sektöründe ise sınırlı bir toparlanma olmasına rağmen faaliyet koşullarının daralma bölgesinde kalmaya devam ettiği görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-48-puan-geriledi-90919</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/musiad-1767170330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD SAMEKS, ekimde geçen aya göre 4,8 puan azalışla 46,4&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-geliri-3-ceyrekte-yuzde-5-artti-90918</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm geliri 3. çeyrekte yüzde 5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz-eylül dönemine ait turizm istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre turizm geliri, söz konusu dönemde geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon 218 bin dolara yükseldi.</p>
<p>Ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri 25 milyar 294 milyon 255 bin dolar, transfer yolculardan sağlanan turizm geliri de 231 milyon 963 bin dolar oldu.</p>
<p>Turizm gelirinin yüzde 14'ü, ülkeyi ziyaret eden yurt dışı ikametli vatandaşlardan elde edildi.</p>
<p>Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket turla organize etti. Bu çeyrekte 17 milyar 114 milyon 298 bin dolarla kişisel harcama ve 8 milyar 179 milyon 957 bin dolarla paket tur harcaması yapıldı.</p>
<p>Ülkeden çıkış yapan ziyaretçi sayısı bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6 azalarak 23 milyon 255 bin 7 kişi oldu. Bu ziyaretçilerin yüzde 13,6'sını 3 milyon 159 bin 7 kişiyle yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu çeyrekte Türkiye'de geceleme yapan ziyaretçilerin gecelik ortalama harcaması 107 dolar oldu. Yurt dışında ikamet eden vatandaşların gecelik ortalama harcamasının 68 dolar olduğu görüldü.</p>
<p>Temmuz-eylül döneminde turizm geliri içinde paket tur harcamalarının payı yüzde 32,3, yeme içme harcamalarının payı yüzde 20,5, konaklama harcamalarının payı yüzde 12,5 olarak kayıtlara geçti. Sağlık harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,6, konaklama harcamaları yüzde 19, ulaştırma (Türkiye içi) harcamaları yüzde 12,1 artış gösterdi.</p>
<p>Ziyaretçiler, Türkiye'ye yüzde 74,5 ile en çok "gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler" amacıyla geldi. İkinci sırada yüzde 16,9 ile "akraba ve arkadaş ziyareti", üçüncü sırada yüzde 3,7 ile "alışveriş" yer aldı. Yurt dışı ikametli vatandaşlar ise ülkeye yüzde 63,9 ile en çok "akraba ve arkadaş ziyareti" amacıyla geldi.</p>
<p><strong>Turizm gideri yüzde 22,6 arttı</strong></p>
<p>Yurt içinde ikamet edip başka ülkelere ziyarette bulunan vatandaşların harcamalarından oluşan turizm gideri, yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 22,6 artarak 3 milyar 40 milyon 60 bin dolar oldu. Bunun 2 milyar 572 milyon 425 bin dolarını kişisel harcamalar, 467 milyon 635 bin dolarını paket tur harcamaları oluşturdu.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışını ziyaret eden vatandaşların sayısı yıllık bazda yüzde 24,2 yükselerek 4 milyon 202 bin 160 kişiye ulaşırken, kişi başı ortalama harcama 723 dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-geliri-3-ceyrekte-yuzde-5-artti-90918</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/BAYRAM-tURIST.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 3. çeyrek verilerine göre, turizm geliri, geçen yıla kıyasla yüzde 5 artarak 25,5 milyar dolar oldu. Bu dönemde turizm gideri ise yüzde 22,6 artışla 3 milyar doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortaya-3-ceyrek-bilancosu-icin-ek-sure-verdi-90917</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta&#039;ya 3. çeyrek bilançosu için ek süre verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK), 30 Eylül 2026 tarihli finansal raporların Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirimi ile ilgili olarak Türkiye Sigorta'ya üçüncü çeyrek bilançosunu açıklaması için ek süre verdiği duyuruldu.</p>
<p>"Finansal Rapor Ek Süre Taleplerine İlişkin SPK Değerlendirmesi" KAP'ta açıklandı.</p>
<p>Buna göre, 30 Eylül 2026 tarihli finansal raporların KAP'a bildirimi ile ilgili olarak SPK'nin Türkiye Sigorta'ya 3. çeyrek bilançosunu açıklaması için 16 Kasım'a kadar ek süre verdiği bildirildi.</p>
<p>Öte yandan Türkiye Sigorta tarafından KAP'a yapılan açıklamada, "7 Ekim 2026 tarihli özel durum açıklamamız, tasfiyeye konu fonlardaki bakiyeye ve bilançomuzdaki hisse senetlerine ilişkin olup bu bilgiler 30 Eylül 2026 itibarıyla geçerliliğini korumaktadır. Şirketimizin tasfiyeye konu 131 fon arasında bakiyesi bulunmamaktadır ve bilançosunda hisse senedi olarak yalnızca 141 milyon 401 bin 116,58 adet Türkiye Sigorta payı bulunmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) denetiminde belirtilen ve finansal yatırımlara ilişkin olmayan diğer tespite ilişkin denetim sürecinin devam ettiği bildirilen açıklamada, söz konusu riske ilişkin toplam olası etkinin (vergi etkisi sonrası) şirketin taslak finansal tablolarındaki aktif büyüklüğünün +/- yüzde 1'i seviyesinde olduğu vurgulandı.</p>
<p>Denetimin tamamlanmasının ve sonuçlarının şirkete resmi olarak tebliğ edilmesinin akabinde sonuçların kesinleşeceği, başka bir etkinin beklenmediği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Konuya ilişkin gelişmeler, tüm paydaşlarımızla eş zamanlı olarak kamuoyuyla paylaşılmaya devam edecektir. Türkiye Sigorta Birliğinin Eylül 2026 verilerine göre prim üretiminde sektörün lider şirketi olmanın bilinci ve sorumluluğuyla, süreci azami hassasiyetle ve olası tüm etkileri gözeterek yürüttüğümüzü bir kez daha vurgularız. İçinden geçilen bu süreçte sigortacılık faaliyetlerimiz kesintisiz olarak devam etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortaya-3-ceyrek-bilancosu-icin-ek-sure-verdi-90917</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/turkiye-sigorta-1792399400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Türkiye Sigorta&#039;ya üçüncü çeyrek bilançosunu açıklaması için 16 Kasım&#039;a kadar ek süre verdiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-ekimde-yuzde-39-dustu-90916</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven ekimde yüzde 3,9 düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde 101,3 olan endeks ekimde yüzde 3,9 azalarak 97,3 değerine geriledi.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, ekimde aylık bazda yüzde 7,7 azalarak 84,8'e düştü.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 1,4 azalışla 101,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi de yüzde 2,4 düşüşle 109,2 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,1 artışla 112,5, inşaat sektörü güven endeksi de yüzde 0,4 artarak 83,3 değerini aldı.</p>
<p>Ekonomik güven endeksinde son 5 yılın aylık verileri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıllar</td>
<td>2022</td>
<td>2023</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td>102,6</td>
<td>99,9</td>
<td>99,6</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
<td>99,2</td>
<td>99,2</td>
<td>100,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td>96,6</td>
<td>99,3</td>
<td>100,4</td>
<td>100,8</td>
<td>97,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td>96</td>
<td>102,8</td>
<td>99,3</td>
<td>96,5</td>
<td>96,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td>98,3</td>
<td>104,2</td>
<td>98,4</td>
<td>96,5</td>
<td>97,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td>95</td>
<td>101,7</td>
<td>95,9</td>
<td>96,5</td>
<td>98,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td>94,5</td>
<td>99,7</td>
<td>94,3</td>
<td>96,1</td>
<td>99,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td>95,1</td>
<td>94,5</td>
<td>93,1</td>
<td>97,7</td>
<td>100,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td>95,1</td>
<td>95,7</td>
<td>95</td>
<td>97,7</td>
<td>101,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td>98</td>
<td>96,8</td>
<td>98,1</td>
<td>98</td>
<td>97,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td>97,7</td>
<td>95,5</td>
<td>97,1</td>
<td>99,3</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td>98,6</td>
<td>96,5</td>
<td>98,8</td>
<td>99,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-ekimde-yuzde-39-dustu-90916</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/toplanti-endeks-1765865132.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre ekonomik güven endeksi, aylık bazda yüzde 3,9 azalışla 97,3&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-ile-volkswagenden-turkiyede-uretim-icin-niyet-mektubu-90915</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğuş ile Volkswagen&#039;den Türkiye&#039;de üretim için niyet mektubu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğuş Otomotiv Servis ve Ticaret AŞ, Volkswagen ile markanın binek otomobillerinin Türkiye'de üretim seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin niyet mektubu imzaladığını bildirdi.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yapılan açıklamada, "Şirketimiz ile Volkswagen Grup Şirketleri arasında Volkswagen binek marka otomobillerin Türkiye'de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin niyet mektubu imzalanmıştır." denildi.</p>
<p>Yeni iş birliğiyle, Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uygun ürünler sunulması, ülke otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlanması öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-ile-volkswagenden-turkiyede-uretim-icin-niyet-mektubu-90915</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/volkswagen-1790347044.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğuş Otomotiv, Volkswagen ile Türkiye&#039;de üretim seçeneklerinin değerlendirilmesi için niyet mektubu imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-denetimlerinde-117-milyar-liralik-ek-tahakkuk-ve-ceza-90913</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük denetimlerinde 11.7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın dış ticaret işlemlerinde vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi amacıyla yaptığı ikincil kontrol beyanname incelemeleri ve sonradan kontrol amaçlı firma denetimleri sonucunda, bu yıl ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artışla toplam 11,7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenledi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen kontrol çalışmaları sonucunda, 804 İkincil Kontrol Raporu kapsamında 155.270 gümrük beyannamesi ikinci kez incelendi.</p>
<p>3.947 firma tarafından tescil edilen ve usulsüzlük tespit edilen 26.653 gümrük beyannamesine 9,9 milyar TL ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi.</p>
<p>Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğünce kullanılan ileri veri analitiği tekniklerinden faydalanılarak belirlenen riskli firmalar üzerinde Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından gerçekleştirilen Sonradan Kontrol Firma Denetimleri kapsamında ise 180 firma denetlendi.</p>
<p> Bu denetimler sonucunda toplam 1,8 milyar lira k tahakkuk ve ceza kararı düzenlenerek, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artış sağlandı.</p>
<p>Böylece, 2026 yılının ilk 9 ayında gerçekleştirilen İkincil Kontrol Beyanname İncelemeleri ile Sonradan Kontrol Firma Denetimleri sonucunda toplam 11.7 milyar TL ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmiş oldu.</p>
<p>Açıklamada, “Ticaret Bakanlığı, dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak, vergi kayıp ve kaçağını önlemek ve kurallara uygun faaliyet gösteren firmaların haklarını korumak amacıyla geçmiş dönem gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik kontrollerini etkin ve kararlı bir şekilde yürütmeye devam edecektir” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-denetimlerinde-117-milyar-liralik-ek-tahakkuk-ve-ceza-90913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 9 aylık denetimlerde toplam 11,7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-90901</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli ihracatçılara destek 9 ayda yüzde 18 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın ihracatçılara sağladığı ihracat desteklerinin ihracatçılara ulaşmasına aracılık eden Ege İhracatçı Birliklerinin, 2026 yılının ocak–eylül döneminde 2025 yılının aynı dönemine göre ihracat desteklerinde yüzde 18,2'lik artışla 2 milyar 158 milyon TL’ye ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Yurt dışı fuar katılımı ile Marka ve Turquality destekleri toplam tutarın yüzde 52,4’ünü oluştururken, küresel tedarik zinciri, e-ihracat ve yeşil dönüşüme yönelik desteklerdeki artışlar dikkat çekti. Ege İhracatçı Birlikleri, ihracatçıların uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmalarına yönelik Ticaret Bakanlığı desteklerine erişiminde aracılık görevini sürdürüyor.</p>
<h2>Muhammet Öztürk: Devlet destekleri ihracatçılarımızın rekabet gücünü besliyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/30/muhammet-ozturk-tt0d.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Devlet desteklerinin firmaların uluslararası arenada rekabetçiliklerine katkı sağladığını ve büyüme hedeflerine destek olduğuna dikkat çeken Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “Yeni bir pazara girmek, o pazarda kalıcı olmak ve markamızı büyütmek uzun vadeli emek ve kaynak gerektiriyor. Ticaret Bakanlığımızın sunduğu destekler, ihracatçılarımızın bu süreçlerdeki mali yükünü hafifleterek pazarlama, tanıtım, markalaşma ve ürün geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayırmasına katkı sağlıyor. Firmalarımızın mevcut müşterileriyle ilişkilerini güçlendirmeleri, yeni alıcılara ulaşmaları ve uluslararası rekabet güçlerini geliştirmeleri açısından bu destekleri çok değerli buluyoruz” dedi.</p>
<h2>Fuar ve markalaşma destekleri öne çıktı</h2>
<p>2026 yılının ocak–eylül döneminde en yüksek destek tutarı, 674,7 milyon TL ile yurt dışı fuar katılımında gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,5 artan bu desteği, yüzde 45,9 artışla 456,1 milyon TL’ye ulaşan Marka ve Turquality desteği izledi. Yurt içi fuar katılım desteği de yüzde 67,3 artarak 258,2 milyon TL oldu. Yurt içi ve yurt dışı fuar katılım desteklerinin toplamı 932,9 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Fuarların ihracatçıların alıcılarla doğrudan temas kurmasını sağladığını belirten Öztürk, “Firmalarımız fuarlarda ürünlerini tanıtıyor, yeni iş bağlantıları kuruyor ve hedef pazarların beklentilerini yerinde görüyor. Fuar katılım destekleri bu temasların kurulmasını kolaylaştırırken, Marka ve Turquality destekleri firmalarımızın uluslararası pazarlarda daha güçlü ve kalıcı bir konum edinmesine katkı sunuyor. İhracatımızın katma değerini artırmak için ürün kalitemizi tasarım, tanıtım ve markalaşmayla birlikte geliştirmeliyiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Küresel tedarik zinciri ve e-ihracatta güçlü artış</h2>
<p>Küresel tedarik zinciri desteği, 2025 yılının ilk dokuz ayında 425 bin TL düzeyindeyken 2026 yılının aynı döneminde 192,3 milyon TL’ye yükseldi. Bu kalemde sonuçlandırılan dosya sayısı 1’den 22’ye çıktı. E-ihracat destekleri ise yüzde 104,1 artışla 79,2 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Yurt dışı birim desteği yüzde 74,7 artarak 110 milyon TL’ye, pazara giriş belgeleri desteği yüzde 14,5 artarak 156,3 milyon TL’ye yükseldi. Sektörel heyetlere yönelik destekler yüzde 53,2 artışla 76,7 milyon TL, UR-GE proje desteği ise yüzde 37,4 artışla 68,1 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yeşil Mutabakata Uyum Projesi Desteği – Responsible® Programı kapsamında sağlanan destek, yüzde 351,4 artarak 3,6 milyon TL’den 16,1 milyon TL’ye yükseldi. Sonuçlandırılan dosya sayısı 6’dan 37’ye çıktı. Tasarım ve ürün geliştirme projesi desteği de yüzde 19,8 artışla 5,7 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Küresel tedarik zincirlerine katılımın, firmalarımızın uluslararası alıcılarla daha uzun vadeli iş ilişkileri kurması açısından önemli bir fırsat sunduğunun altını çizen EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk; “E-ihracat ise farklı ülkelerdeki müşterilere dijital kanallardan ulaşma imkânını genişletiyor. Pazara giriş belgeleri, yurt dışı birim, sektörel heyet ve UR-GE destekleriyle birlikte bu araçlar, ihracatçılarımızın pazarlarını çeşitlendirmesine ve farklı satış kanallarında varlık göstermesine katkı sağlıyor. Yeşil dönüşüm ve tasarım rekabetçiliği güçlendiriyor. Sürdürülebilirlik ve tasarım ihracatın geleceğinde belirleyici. Alıcıların beklentilerine uygun ürün geliştirmek ve sürdürülebilir üretim yetkinliklerimizi güçlendirmek, firmalarımızın pazarlardaki konumunu destekliyor. Yeşil dönüşüm ve tasarım alanındaki destekler bu nedenle gelecekteki rekabet gücümüze yapılan bir yatırım niteliği taşıyor. Ege İhracatçı Birlikleri olarak ihracatçılarımızın ihtiyaçlarına uygun desteklerden yararlanmasına aracılık etmeyi sürdüreceğiz. Firmalarımızı, ihracat planlarını oluştururken Ticaret Bakanlığımızın desteklerini de değerlendirmeye davet ediyoruz. Ticaret Bakanlığımız 2026 yılı için 45 milyar TL’lik ihracat desteği bütçesi oluşturdu. 2027 yılı bütçe taslağında 65 milyar TL’ye çıkarılması planlanıyor. Bu kaynağı çok kıymetli buluyoruz ancak ihracat desteklerine ayrılan bütçenin toplam ihracatımızın yüzde 1’i seviyesine çıkarılmasını bekliyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-90901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/1/1280x720/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-1793345980.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Egeli ihracatçıların kullandığı ihracat destekleri yüzde 18 arttı. Egeli ihracatçılar 2026 yılının 9 aylık döneminde 2 milyar 158 milyon dolarlık ihracat desteklerinden yararlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izbas-yonetim-kurulu-baskani-eyup-sevimli-ihracatcinin-solugu-tukeniyor-90900</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZBAŞ YKB Eyüp Sevimli: İhracatçının soluğu tükeniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İZBAŞ İzmir Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sevimli, 2026 yılının ilk gününde 43 TL olan dolar kurunun geride kalan 10 ayda sadece yüzde 15 artış kaydettiğini anımsatarak, “Buna karşılık resmi enflasyonumuz yüzde 30, işletmelerimizin yaşadığı gerçek enflasyon ise en az yüzde 50 seviyesinde. Eylül ayı itibarıyla ihracatımız yıllık bazda sadece %5 oranında arttı. Türk iş dünyası uygulanan enflasyon programında çok yoruldu adeta nefesi tükenme noktasına geldi.” dedi.</p>
<h2>“Krediyi bulmak başka, kullanabilmek başka”</h2>
<p>Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 168 bin firmanın ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken Sevimli, müşteri kaybetmemek, çalışanlarını korumak ve yıllar içinde kazandıkları pazarlarda kalabilmek için kârından ve sermayesinden fedakârlık eden ihracatçıların büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Firmaların yaşadığı sorunun yalnızca finansmana erişimle açıklanamayacağını, erişilebilen finansmanın maliyetinin de belirleyici olduğuna işaret eden Sevimli, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Bir kredinin bulunabiliyor olması, işletmenin o krediyi kullanabileceği anlamına gelmiyor. Asıl mesele, finansmanın üretimden elde edilebilecek kazançla karşılanabilir maliyette olmasıdır. Yüksek faizle alınan kredinin yükünü ürün fiyatına yansıttığınızda müşteriyi kaybetme riskiyle karşılaşıyorsunuz. Yansıtmadığınızda aradaki farkı sermayenizden karşılıyorsunuz. Bu koşullarda üretimini ve ihracatını sürdürmeyi başaran firmalarımız adeta mucize yaratıyor. Ancak hiçbir mucize ilelebet devam edemez. Emtia ve enerji maliyetlerindeki öngörülemez artışlar, işçilik, lojistik ve finansman giderleriyle birlikte değerlendirildiğinde, işletme sermayelerimizdeki erimenin neden bu kadar endişe verici olduğu daha iyi anlaşılıyor.”</p>
<h2>“Kaybedilen üretim gücünü yeniden kurmak kolay değil”</h2>
<p>İşletme sermayesindeki kaybın zaman içinde yatırım kararlarına, üretim kapasitesine ve istihdama yansıdığını belirten Sevimli, ekonomi politikalarının sahadaki bu baskıyı dikkate alarak belirlenmesi ve güncellenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Sevimli, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir işletmenin sermayesi eridiğinde yalnızca bilançosundaki rakam küçülmüyor. Yenileyeceği makine erteleniyor, geliştireceği ürün bekliyor, alacağı yeni sipariş için hareket alanı daralıyor. Bu baskının uzaması, tedarikçisinden çalışanına kadar geniş bir kesimi etkiliyor. Yıllar içinde oluşturulan üretim kültürünü, yetişmiş insan kaynağını ve müşteri ilişkilerini korumak zorundayız. Kaybedilen bir ihracat pazarına yeniden girmek, duran bir üretim hattını yeniden çalıştırmak çok daha ağır bedeller gerektirebilir. Bugün işletmelerin sesine kulak vermek, yarının üretim ve istihdam kayıplarını önlemek açısından büyük önem taşıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izbas-yonetim-kurulu-baskani-eyup-sevimli-ihracatcinin-solugu-tukeniyor-90900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/eyup-sevimli-1793370319.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 168 bin firmanın ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken İZBAŞ Başkanı Eyüp Sevimli, müşteri kaybetmemek, çalışanlarını korumak ve yıllar içinde kazandıkları pazarlarda kalabilmek için kârından ve sermayesinden fedakârlık eden ihracatçıların büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlarin-gelecegine-umut-olan-proje-100-ulkede-ilk-ucte-90884</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç kadınların geleceğine umut olan proje, 100 ülkede ilk üçte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de genç kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısı düzeyinde. Üniversite diploması, iş hayatına eşit koşullarda başlamaya yetmiyor. Forvis Mazars Türkiye’nin 15 şehirden 36 genç kadına ulaştığı Geleceğin Kadınları Mentorluk Programı, şirketin 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçildi.</strong></p>
<p>Bir genç kadının üniversiteyi bitirmesi, iş hayatına eşit koşullarda başlayacağı anlamına gelmiyor. Hangi şehirde yaşadığı, ailesinin ekonomik koşulları, profesyonel çevresi, kendisine yol gösterecek birine ulaşabilmesi, kariyerinin daha ilk adımında belirleyici olabiliyor. Türkiye’deki rakamlar da bunu gösteriyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubunda istihdam oranı erkeklerde yüzde 53 iken kadınlarda yüzde 26,7. Aynı yaş grubunda ne eğitimde ne istihdamda olan genç kadınların oranı yüzde 30,9’a ulaşıyor. Peki, bu eşitsizliği azaltmak için iş dünyası nasıl bir sorumluluk üstlenebilir? Forvis Mazars Türkiye’nin hayata geçirdiği Geleceğin Kadınları Mentorluk Programı, bu soruya somut bir yanıt arıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae43032b41d2-1793339442.jpg" alt="" width="500" height="564" />Programın koordinasyonunu üstlenen Forvis Mazars Türkiye Stratejik Projeler ve İç Sürdürülebilirlik Direktörü Burcu Tuna ile bir araya geldik. Tuna’nın paylaştığı bilgiler ve programın Eylül 2026’da yayımlanan Sosyal Sorumluluk Raporu, genç kadınların eğitimden istihdama geçişinde karşılaştıkları sorunları ve mentorluk yoluyla yaratılabilecek değişimi ortaya koyuyor. Şubat-Ağustos 2026 döneminde gerçekleştirilen programın Forvis Mazars’ın 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçilmesi ise bu çalışmayı uluslararası ölçekte görünür kılıyor. Tuna’nın anlattıklarında asıl dikkat çeken ise, 36 genç kadının kariyer yolculuğunda karşılaştığı engeller ve bunları aşmak için oluşturulan dayanışma ağı.</p>
<p><strong>Her 10 genç kadından dokuzu fırsatlara erişimde zorlanıyor</strong></p>
<p>Burcu Tuna’nın paylaştığı sosyal etki raporunda oldukça çarpıcı veriler var. Türkiye’nin 15 farklı şehrinden programa katılan 36 genç kadının yüzde 72,2’si akademik destek eksikliği yaşadığını belirtiyor. Yüzde 63,9’u ailevi sorumluluklarını, yüzde 58,3’ü maddi imkânsızlıklarını, yüzde 38,9’u ise barınma veya ulaşım sorunlarını kariyer fırsatlarına erişimin önündeki engeller arasında gösteriyor. Katılımcıların yüzde 91,7’si eğitim ve kariyer fırsatlarına erişimde en azından zaman zaman güçlük yaşadığını ifade ediyor. Tuna’nın aktardığı program modeli de bu ihtiyaçlar üzerine kurulmuş. Amaç, genç kadınların iş dünyasını tanımalarını, güçlü yönlerini keşfetmelerini, kariyer hedeflerini belirlemelerini ve profesyonel bağlantılar kurmalarını desteklemek. Çünkü bazen bir gencin ihtiyacı yeni bir eğitimden önce, deneyimlerini paylaşacak ve kendisine yol gösterecek bir profesyonelle tanışabilmek oluyor.</p>
<p><strong>29 gönüllü, 90 görüşme, 92 saat mentorluk</strong></p>
<p>Tuna’nın verdiği bilgilere göre programa Türkiye genelinden 93 başvuru yapıldı. Başvurular arasından seçilen 18 genç kadın birebir mentorluk sürecine dahil edildi. Diğer 18 genç kadın ise eğitim ve gelişim faaliyetlerinden yararlandı. Toplam 36 genç kadına ulaşan programda, 24 Forvis Mazars Türkiye çalışanı ile kurum dışından beş profesyonel gönüllü olarak görev aldı. Mentorluk sürecinde 90 birebir görüşme gerçekleştirildi ve toplam 92 saat mentorluk desteği sağlandı. Program kapsamında ayrıca 18 eğitim, üç webinar ve iki atölyeden oluşan 23 öğrenme modülü düzenlendi. Yapay zekâ, siber güvenlik, kariyer planlaması, mülakat teknikleri, stratejik yönetim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilirlik gibi konular ele alındı.</p>
<p><strong>Genç kadınların yüzde 94,4’ü kariyerine farklı bakıyor</strong></p>
<p>Programın en dikkat çekici sonuçlarından biri, katılımcıların kariyer farkındalığında ortaya çıkan değişim. Burcu Tuna’nın paylaştığı verilere göre birebir mentorluk alan 18 genç kadından 17’si, programın kariyer planlamalarına yeni bir bakış açısı kazandırdığını söylüyor. Bu oran yüzde 94,4. Programın genel memnuniyet puanı ise beş üzerinden 4,70. Tuna’nın aktardığı çalışmada, genç kadınların edindikleri bilgileri uygulamaya dönüştürmeleri de önemsenmiş. Program sonunda 15 katılımcı, kurgusal bir şirket vakası üzerinden hazırladıkları bitirme projelerini üç kişilik jüriye sundu. İlk üçe giren genç kadınlara ek eğitim olanakları sağlandı. Birinci olan katılımcı için CEO referans mektubu ve Forvis Mazars Türkiye İstanbul ofisinde rotasyonlu staj imkânı da sunulması planlandı. Program, 18 Ağustos’ta İstanbul’da gerçekleştirilen ödül töreni ve kapanış etkinliğiyle tamamlandı.</p>
<p><strong>Asıl başarı, genç kadınların bundan sonraki yolculuğunda</strong></p>
<p>Forvis Mazars’ın 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçilmek, program açısından önemli bir uluslararası başarı. Ancak Burcu Tuna’nın paylaştığı sosyal etki raporunun belki de en değerli yönü, programın sonuçlarını ölçmeye ve uzun vadede takip etmeye odaklanması. Çünkü katılımcıların programdan memnun ayrılması, istihdamda kalıcı bir değişim yaratıldığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle Şubat 2027’de genç kadınların iş ve staj başvurularının, istihdama geçişlerinin ve kariyer gelişimlerinin değerlendirilmesi planlanıyor. İzleme sürecinin dört yıl devam etmesi hedefleniyor. Programın uzun vadeli hedeflerinden biri de bugün mentorluk alan genç kadınların ilerleyen yıllarda yeni katılımcılara mentor olması. Böylece bir kez kurulan ilişkinin, başka genç kadınların hayatına dokunan bir dayanışma ağına dönüşmesi amaçlanıyor. Burcu Tuna ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeden ve paylaştığı rapordan çıkan önemli mesaj şu: Fırsat eşitliği, genç kadınlara kapıların açık olduğunu söylemekle sağlanmıyor. O kapılara ulaşmalarını sağlayacak bağlantıları, bilgiyi, özgüveni ve desteği de oluşturmak gerekiyor. Ve bir genç kadının hayatında açılan kapı, zamanla başka kadınların da geleceğini değiştirebilecek bir ilham kaynağı oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çalışan gönüllülüğü sivil toplumun erişim gücüyle buluştu</strong></span></p>
<p>Tuna’nın anlattığı modelin önemli bir özelliği de çalışan gönüllülüğünü sivil toplumun erişim gücüyle bir araya getirmesi. Programın geliştirilmesi sürecinde 26 sivil toplum kuruluşuyla iletişim kuruldu. KAGİDER, Türk Eğitim Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, YenidenBiz, Hayata Destek Derneği ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın da aralarında bulunduğu dokuz kuruluş aktif destek verdi. Bu iş birlikleri sayesinde farklı şehirlerde yaşayan, farklı koşullara sahip genç kadınlar aynı gelişim ağı içinde buluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlarin-gelecegine-umut-olan-proje-100-ulkede-ilk-ucte-90884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/4/1280x720/mazars-1793339425.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç kadınların geleceğine umut olan proje, 100 ülkede ilk üçte ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayideki-kan-kaybi-takim-tezgahina-sicradi-90882</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayideki kan kaybı takım tezgahına sıçradı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türk imalat sanayiinin teknolojik altyapısını ve üretim kapasitesini belirleyen en stratejik alanlardan CNC takım tezgahları sektörü, genel makroekonomik konjonktür, sıkılaşma politikaları, artan girdi maliyetleri ve küresel pazarlardaki talep daralmasının etkilerini yoğun şekilde hissetmeye başladı. Sektördeki son durumu ve güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere bir araya geldiğimiz GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, sektördeki daralma eğiliminin son üç yıldır aralıksız sürdüğünü söyledi. Küçülmenin 2022'de yüzde 4-5 seviyelerindeyken takip eden yıllarda yüzde 10'a çıktığını hatırlatan Çetinkaya, bu yıl ise sektör genelinde en az yüzde 15’lik bir daralma beklendiğini vurguladı. 2021 yılında pandemi sonrası küresel tedarik zinciri dönüşümünün etkisiyle hem Türkiye’deki sektörün hem de GNC’nin rekor kırdığını hatırlatan Çetinkaya, "O dönem sanayide ciddi bir ivme vardı. Ancak son 2-3 yıldır sektör adım adım yavaşlıyor. Bu tablo sadece içerideki ticari ve makroekonomik tedbirlerden kaynaklanmıyor; küresel ölçekte yaşanan büyük talep daralmasının da bunda payı çok büyük" diye konuştu.</p>
<h2>Kur politikası dengeleri bozdu </h2>
<p>Sanayicinin rekabet gücünü olumsuz etkileyen iç ve dış faktörleri detaylandıran Çetinkaya, özellikle kur politikası, artan enfl asyon ve enerji maliyetlerine dikkat çekti. Çetinkaya, "Geçmişte en büyük kozumuz olan iş gücü maliyeti avantajını kaybettik. Sanayide niteliksiz eleman çalıştıramazsınız; bilgi, tecrübe ve birikim gerekir. Sanayi işçiliğinin maliyeti çok yükseldi, Avrupa’da belli noktalardan daha pahalı hale geldik. Bunun yanına üretimin vazgeçilmezi olan enerjideki devasa fiyat artışları eklendi. En büyüğü ise kur politikası oldu. İçeride TL bazlı enfl asyon hızla artarken ihracat kuru aynı oranda artmadı. Şirketler enflasyonist maliyet artışlarını dışarıdaki müşterilerine yansıtamadı. Dolayısıyla karlılıklar eridi, sanayicinin yatırım yapma kabiliyeti neredeyse kalmadı" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sanayinin geçmişten gelen alışkanlıklarını da eleştiren Çetinkaya, şirketlerin uzun yıllardır yakaladığı yüksek karlılıklar nedeniyle verimlilik, dijital dönüşüm ve otomasyon konularını ihmal ettiğini ifade etti. Çetinkaya, "Kazanırken kimse personel başı maliyetine ya da iç verimliliğine bakmıyordu. Otomasyon ve dijitalleşmeye yatırım yapılmadı. Şimdi dünya değişirken eski alışkanlıklarla yönetilmeye çalışan şirketler için problem büyüyor. Bu süreçte bazı şirketler elenecek, başka yolu yok. Ancak son 15-20 yılda atılan sağlam temeller sayesinde sanayimiz hala direniyor ve ayakta kalmaya çalışıyor" diye konuştu.</p>
<h2>Sektör, ‘savunmaya’ geçti </h2>
<p>Sektörel bazda yaşanan kırılmalara da değinen Çetinkaya, takım tezgahlarının geçmişte en büyük müşterisi olan otomotiv sanayiinin küresel dönüşüm sancıları nedeniyle pasifleştiğini, yerini ise savunma sanayinin aldığını vurguladı. Çetinkaya, gelişmeleri şu sözlerle özetledi: "Otomotiv, sanayi için öncü bir sektördür ama şu an Avrupa'daki dev üreticiler bile ciddi sıkıntıda ve strateji güncelliyor. En büyük ihracat pazarımız Avrupa olduğu için oradaki yavaşlama doğrudan bize yansıyor. Otomotiv kanadı şu an çok durgun. Buna karşılık Türkiye’nin jeopolitik konumu ve güçlü kalma zorunluluğu savunma sanayini öne çıkardı. Sektörümüzde neredeyse tüm firmaların en büyük ciro payı savunma sanayine kaydı; oran en az yüzde 70’e ulaştı. Ancak devlet fonlamasıyla büyüyen savunma sanayii, tek başına koca ülke sanayisinin açlığını doyurmaya yetmez. Üretim altyapımızı beslemek için diğer sivil sanayi kollarını da mutlaka canlı tutmak zorundayız."</p>
<h2>Satışların yüzde 80’i vadeliye dönüştü </h2>
<p>Türk sanayisinin finansman yapısındaki tıkanıklığı da sahayı baz alarak aktaran Çetinkaya, sanayicide yatırım iştahının sönmediğini, ancak imkansızlığın baş gösterdiğini kaydetti. Çetinkaya, "Türkiye’de girişimci sanayicinin özkaynağı yoktur, hiçbir zaman da olmadı. Sanayici hep banka kaldıraçlarıyla iş hacmini büyüttü. Kredi kanalları kapanınca yatırım durdu. Sanayicilik bir meslek değil, adeta bir tutku. Sanayici şu an var olan varlığını satıp tesisini ayakta tutmaya çalışıyor. 'İş yapılmaz, niye makine alalım' demiyorlar. İştah var ama imkan yok. Finansmana erişmek imkansız gibi, eriştiğinde de maliyeti taşınabilir değil" dedi.</p>
<p>Bankaların iştahsızlığı nedeniyle distribütörler ve tedarikçiler olarak finansman yükünü tamamen üzerlerine aldıklarını belirten Çetinkaya, sözlerini şöyle tamamladı: "Sektörümüz pandemiye kadar vadeli satış nedir bilmezdi. Şu an satışlarımızın yüzde 80'i vadeliye döndü. 12 aydan 24 aya kadar kendi imkanlarımızla ya da yurt dışındaki tedarikçilerimizi zorlayarak vadeler açıyoruz. Kendi finansman limitlerimizi sanayici için kafa kafaya sonuna kadar kullanıyoruz. Maksat çarklar dönsün, sanayi büyüyecek ümidi ayakta kalsın. Ancak bu durum sürdürülebilir değil. Şirketler birbirini finanse ederek günü kurtarmaya çalışıyor. Üretim tarafında kırmızı alarm uzun süredir yanıyor. Şayet reel sektörü kaybedersek, bu sağlam kolonlar çatlamaya başlarsa sanayiyi yeniden ayağa kaldırma şansımız kalmayabilir."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GNC Makina mühendislik çözüm ortağına dönüşüyor</span></h2>
<p>Japonya, İspanya, Tayvan, Brezilya ve Çin menşeli 5 küresel markanın Türkiye mümessilliğini yürüten GNC Makina, pazardaki yavaşlamayı mühendislik odağıyla aşıyor. 2010 yılında üç mühendis ortak tarafından tamamen sektör tecrübesi ve güven üzerine kurulduklarını belirten Çetinkaya, tüccar vizyonundan sıyrılıp anahtar teslim mühendislik çözümlerine geçtiklerini anlattı. Çetinkaya, "Niteliksiz imalat yapan firmaların pazar payı küçülürken; çok eksenli, tek bağlamayla karmaşık parçaları işleyen nitelikli ürün pazarı büyüyor. Biz de müşterilerimize sadece makine satmıyoruz; fikstürü, aparatı ve eksiksiz birim maliyet hesabıyla komple proje sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde Japonya ziyaretlerimizle birlikte portföyümüze katılacak yeni nitelikli mümessilliklerle yüksek katma değerli üretim yapan müşterilerimizin çözüm ortağı olmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hedefimiz daha az girdiyle daha çok çıktı üretmek</span></h2>
<p>GNC Makina, küresel pazarlardaki maliyet baskılarına karşı iç verimliliğini teknoloji entegrasyonuyla artırıyor. Yaklaşık 1 yıldır şirket içerisinde kapsamlı bir dijital dönüşüm süreci yürüttüklerini aktaran Çetinkaya, satış ve satış sonrası servis süreçlerinde yapay zeka teknolojilerini aktif olarak kullanmaya başladıklarını açıkladı. Gelecekte şirket bünyesindeki insan gücü ile dijital ajan oranının dengeleneceğini belirten Çetinkaya, "Hedefimiz daha az girdiyle daha çok çıktı üretmek. Yapay zeka teknolojisini satış ve servise entegre ederek iç süreçlerimizdeki kayıpları tespit ettik. Bu sayede verimliliğimizi artırırken, müşterilerimize sunduğumuz satış sonrası hizmet kalitesini bağımsız kurumlar aracılığıyla ölçtüğümüz Net Promoter Score (NPS) skorlarında üst seviyede tutuyoruz" dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayideki-kan-kaybi-takim-tezgahina-sicradi-90882</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/gokhan-cetinkaya-1793339144.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide üç yıldır yaşanan yavaşlama, CNC takım tezgahları sektörüne de fren yaptırdı. 2022’den bu yana daralan sektörün, 2026 yılını da yüzde 15 civarında küçülme ile kapatması bekleniyor. GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, &quot;Vadeli satış nedir bilmezdik. Şu an satışlarımızın yüzde 80&#039;i vadeliye döndü. Sektör şu anda birbirini fonlayarak dönmeye çalışıyor&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/savas-emtia-piyasasini-ikiye-boldu-90880</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş emtia piyasasını ikiye böldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="260" height="123" /></p>
<p>Dünya emtia piyasaları, aynı anda birden fazla arz şokunun etkisi altında. Orta Doğu’daki savaş petrol ve doğalgaz tedarikini zorlarken, Karadeniz’deki sevkiyat sorunları tarım ürünlerinde riskleri artırıyor. Güvenli liman arayışı değerli metalleri desteklerken, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve veri merkezlerine yapılan yatırımlar bazı sanayi metallerine güçlü talep yaratıyor. Dünya Bankası’nın ekim ayı Emtia Piyasaları Görünümü raporu, bu tabloyla küresel emtia fiyatlarının 2026’da yüzde 23,1 artacağını, 2027’de ise yüzde 7 gerileyeceğini öngörüyor.</p>
<p>Dünya Bankası Baş Ekonomist Yardımcısı Ayhan Köse, emtia piyasalarının aynı anda birçok büyük şokla karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Yüksek enerji maliyetleri ve ticaret aksamaları enflasyonu beslerken, gıda güvensizliğini ve büyüme üzerindeki baskıyı artırıyor. Banka, Orta Doğu’daki çatışmanın tırmanması ve Rus petrol altyapısındaki hasarın sürmesi halinde fiyatların tahminleri aşabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Diğer yandan 2027’de beklenen genel düşüş de risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Şiddetli El Nino, tahıl sevkiyatlarında yeni aksamalar ve yüksek üretim maliyetleri gıda fiyatlarını yukarıda tutabilir. Olumsuz senaryoda Brent petrolün 2027 ortalaması 105 dolara çıkabilir; gıda emtiaları da temel tahminlerin yüzde 12 üzerine yükselebilir. Böyle bir tablo, özellikle düşük gelirli ülkelerde enflasyon ve yoksulluk baskısını yeniden artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gıda emtialarında bu yıl yüzde 10 artış bekleniyor</span></h2>
<p>Karadeniz’deki sevkiyat aksamaları, El Niño ve yüksek gübre ile akaryakıt maliyetleri nedeniyle gıda emtialarında bu yıl 2026’da yüzde 10,3, 2027’de yüzde 7,2 artış bekleniyor. İki yıldaki toplam yükseliş yaklaşık yüzde 18’e ulaşabilir. Gübre tarafına bakıldığında ise üre fiyatlarındaki artışın etkisiyle 2026’da yüzde 14,3 yükseliş bekleniyor. Fiyatların 2027’de yeniden 2025 seviyelerine dönmesi öngörülüyor. Dünya Bankası verilerine göre tahıl fiyatları 2026’nın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 9, yıllık bazda yüzde 25 yükseldi. Buğday fiyatları çeyreklik yüzde 13 artışla üç buçuk yılın zirvesine çıkarken yıllık artış yüzde 40’a ulaştı. Başlıca ihracatçı ülkelerdeki kuraklık ve Karadeniz’de tahıl taşımacılığı yapan gemi ve limanlara yönelik saldırılar arz endişelerini artırdı. Ukrayna’nın ağustos ayındaki buğday ihracatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 70 gerilerken, Tuna Nehri’ndeki düşük su seviyesi alternatif sevkiyat güzergâhını da kısıtladı. Mısır fiyatları ABD’deki hava koşullarına ilişkin kaygılar ve Karadeniz’deki sevkiyat aksaklıklarıyla çeyreklik yüzde 8, yıllık yüzde 18 yükselerek üç yılın en yüksek seviyesine çıktı. Güney ve Güneydoğu Asya’da El Niño kaynaklı hava koşulları endişeleriyle pirinç fiyatları da çeyreklik yüzde 6, yıllık yüzde 24 arttı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayi metallerinde rekorların ardından düzeltme</span></h2>
<p>Dünya Bankası, sanayi metallerinde arz kesintileri ve enerji dönüşümünden kaynaklanan güçlü talep sayesinde 2026’da yüzde 24,5’lik fiyat artışı öngörüyor. Ancak arzın toparlanması ve talepteki farklılaşma nedeniyle metal fiyatlarının 2027’de yüzde 3,3 gerilemesi bekleniyor. </p>
<p>● <strong>ALÜMİNYUM</strong>: Körfez’de üretim kaybı endişelerinin hafiflemesi sonrasında üçüncü çeyrekte fiyatlar önceki üç aya göre yüzde 0 geri çekildi. 2026’da ton başına ortalama 3.250 dolarla rekor seviyeye çıkması ve yıllık yüzde 24 artması bekleniyor. Körfez üretiminin toparlanması ve Afrika ile Asya’daki yeni kapasiteyle 2027’de yüzde 5, 2028’de yüzde 3 düşüş öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>BAKIR</strong>: Fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 6 yükseldi ve ekim ayında değer artışını sürdürdü. 2026’da yüzde 33 artışla rekor yıllık ortalamaya ulaşması bekleniyor. Şebeke yatırımları, veri merkezleri ve elektrikli araç talebi desteği korurken fiyatların 2027’de yüzde 2, 2028’de yüzde 4 gerilemesi öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>KALAY</strong>: Temmuz-eylül döneminde arz endişeleriyle yüzde 4 yükselen fiyatlarda 2026 genelinde yüzde 50 artışla rekor yıllık ortalama bekleniyor. Arzın toparlanmasıyla 2027 ve 2028’de yüzde 12’şer düşüş tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>ÇİNKO</strong>: Fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde önceki çeyreğe oranla yüzde 11 artış kaydetti. 2026’da yıllık bazda yüzde 22 artışın ardından 2027’de yüzde 11, 2028’de yüzde 10 gerileme bekleniyor.</p>
<p>● <strong>NİKEL</strong>: Yılın üçüncü çeyreğinde fiyatlar yüzde 9 geriledi. Ancak yılın ilk döneminde arz kaygılarının tetiklediği fiyat artışlarının etkisiyle 2026’da ortalama fiyatta yüzde 13 artış öngörülürken 2027’de fiyatların yatay kalması, 2028’de yüzde 1 yükselmesi bekleniyor. </p>
<p>● <strong>KURŞUN</strong>: Yılın üçüncü çeyreğinde fiyatlar envanter artışı ve baskılanan talep nedeniyle yüzde 5 geriledi. 2026’da ortalama yüzde 3 düşüşün ardından 2027 ve 2028’de yüzde 1’er artış tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>DEMİR CEVHERİ</strong>: Çin’de çelik ve konut talebindeki zayıflıkla fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 7 geriledikten sonra ekim ayında da zayıf seyrini sürdürdü.2026’da ortalama yüzde 2, 2027 ve 2028’de yüzde 3’er düşüş bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Değerli metallerde güvenli liman desteği</span></h2>
<p>Jeopolitik ve politika belirsizliklerinin güvenli liman talebini canlı tutmasıyla değerli metal fiyatlarının 2026’da yüzde 39,9 artması bekleniyor. 2027’de yüzde 8,3’lük düşüş öngörülse de fiyatların 2015-2019 ortalamasının üç katından fazla kalacağı tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>ALTIN</strong>: 2026’da yüzde 33,6 yükselişin ardından 2027’de yüzde 7,6 düşüş bekleniyor. Yıl içinde rekor seviyelere ulaşan fiyatlar, üçüncü çeyrekte yüzde 5 geriledi ve ekimde de zayıflamayı sürdürdü. Bu görünüm, önceki dönemdeki güçlü rallinin ardından kâr satışlarının ve fiyat düzeltmesinin öne çıktığına işaret ediyor. Buna karşın jeopolitik riskler ve politika belirsizlikleri, altının güvenli liman özelliğini desteklemeyi sürdürüyor.</p>
<p>● <strong>GÜMÜŞ</strong>: 2026’da yüzde 75,9 artışın ardından 2027’de yüzde 11,4 gerileme öngörülüyor. Gümüş fiyatları, yılın başındaki rekor rallinin ardından üçüncü çeyrekte yüzde 14 düştü ve ekimde de hafif geriledi. Gelecek yılki düşüş tahmini ise bu hızlı kazançların ardından piyasanın daha dengeli bir seyre geçebileceğine işaret ediyor. </p>
<p>● <strong>PLATİN</strong>: 2026’da yüzde 53 artışla rekor yıllık ortalama beklenirken, fiyatların 2027’de yüzde 10, 2028’de yüzde 8 düşeceği tahmin ediliyor. Buna rağmen 2026 için öngörülen artış, platin fiyatlarının yılı güçlü bir yükselişle kapatabileceğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjide 2022’den bu yana en sert yükseliş</span></h2>
<p>Dünya Bankası, küresel enerji fiyatlarının üç yıllık düşüşün ardından 2026’da yüzde 32 artarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 2022’den bu yana en yüksek seviyeye çıkmasını bekliyor. 2027’de ise arzın toparlanmasıyla enerji fiyatlarında yüzde 11,5 gerileme öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>BRENT PETROL</strong>: 2025’teki 69 dolar ortalamasından 2026’da 91 dolara yükselmesi bekleniyor. Dördüncü çeyrekte ortalama fiyatın 100 dolara yaklaşacağı, 2027’de 79 dolara ve 2028’de 70 dolara gerileyeceği tahmin ediliyor. Olumsuz senaryoda 2027 ortalaması 105 dolara çıkabilir. </p>
<p>● <strong>DOĞALGAZ</strong>: Dünya Bankası, Avrupa doğalgazında 2025’teki 12 dolar/MMBtu ortalamasının 2026’da 19 dolara çıkmasını, 2027’de 17,5 dolara gerilemesini; Japonya LNG fiyatının ise 12 dolardan 20 dolara yükseldikten sonra 18 dolara inmesini öngörüyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/savas-emtia-piyasasini-ikiye-boldu-90880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/6767-1793338010.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası, Orta Doğu’daki çatışmaların enerji arzını daraltması, Karadeniz’de tahıl sevkiyatının aksaması ve güvenli liman talebinin etkisiyle emtia fiyatlarında 2026 için sert yükseliş öngörüyor. Ancak 2027’de genel endekste düşüş beklenirken enerji, gıda, sanayi metalleri ve değerli metaller farklı yönlere ayrışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-119-milyar-lirayi-asti-istiraki-bankanin-halka-arzi-yolda-90879</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa değeri 119 milyar lirayı aştı, iştiraki bankanın halka arzı yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geri Alım Endeksi yılbaşından bu yana %4,98 geriledi. Şirketlerin hisselerine sahip çıkma hamleleri piyasadaki satış baskısını dindirmeye yetmedi. Toplam 86 firmayı kapsayan endekste, %104’ü aşan çıkışlar olsa da 10 firma geri alımlara rağmen %64’ün üzerinde değer yitirdi.</strong></p>
<p>Şirketlerin borsada kendi paylarını toplaması genelde güven sinyalidir. Ancak 86 hisseyi kapsayan Geri Alım Endeksi yılbaşından bu yana %4,98 düşerken, toplam piyasa değeri 1,76 trilyon TL’ye indi. Ahlatcı Doğalgaz ve Koleksiyon Mobilya güçlü şekilde pozitif tarafta kalan hisselerin başında geliyor. LDR Turizm ve Margün Enerji ise geri alım desteğine rağmen piyasa değerleri yılbaşından bu yana %88’i aşan oranlarda geriledi. Satışları fiyatı aşağı yönlü baskılıyor. Sadece bir şirketin kendi hissesini almasına güvenerek işlem yapmak, zarar kapısını aralamak anlamına gelebileceğini göz ardı etmemeli.</p>
<h2>Fiyatları ikiye katlandı</h2>
<p>Ahlatcı Doğalgaz, 119,6 milyar TL piyasa değeriyle halka arz şirketleri arasında Enerya ile birlikte en büyük iki firmadan biri. Yılbaşından bu yana %104,8 yükselişle güçlü duruş sergiledi. Bağlı ortaklığı Dünya Katılım Bankası›nın halka arz süreci işlemeye devam ediyor. İştirakin kayıtlı sermaye sistemine geçişi için SPK›dan gerekli onay alındı. Geri Alım Endeksi’ndeki diğer yükselen hisse Koleksiyon Mobilya, yılbaşından bu yana %101,74 performansla ikinci sırada yer aldı. Geçtiğimiz eylülde, turizm sektöründeki bir müşterisiyle 199,4 milyon TL tutarlı otel tefrişat sözleşmesi imzaladığı. Dokuz aylık dönemde gelirinde %2’lik artış olsa da dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<h2>Desteğe rağmen sert çöküş</h2>
<p>Yılın ilk yarısında iyi bir performans sergileyen Margün Enerji, mayısta ulaştığı 68,70 TL’nin ardından hızla geriledi. Eylül ayındaysa artan ivmeyle düşüşünü sürdürdü. Yılbaşından bu yana kayıp %88,22 seviyesinde bulunuyor. Gerek geri alımlar gerekse ortak ve yöneticinin alımlarına rağmen hissede yaşanan ağır kayıpta durulma gözlenmedi. Şirketin altı aylıkta ise kârı %100 arttı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae427bcc6f28-1793337276.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SERMAYE YETERLİLİĞİ Mİ, SERMAYE YETERSİZLİĞİ Mİ?</strong></p>
<p>Sermaye yeterliliği; krizden korunma, kredi prestiji, büyüme imkanı, fırsat avcılığı. Atıl sermaye, yönetim rehaveti, enflasyon erimesi, büyüme kaybı. Sermaye yetersizliği; zorunlu yenilikçilik, operasyonel çeviklik, kaldıraç gücü, finansal disiplin. İflas riski, faiz sarmalı, büyüme sorunu, stres.</p>
<p><strong>İlk yarıda zarar eden firma, yıl sonu satış ve mağaza büyüme beklentisini aşağı çekti</strong></p>
<p>Koton’un yıl sonunda nasıl bir bilanço performansı olması bekleniyor? ●Murat Çolak</p>
<p>Murat; ağustos ayında açıklama yapan Koton, 2026 yılı için %5-7 bandındaki satış büyümesi beklentisini yatay ve düşük tek haneli seviyeye çekti. Açılması planlanan net yeni mağaza hedefi ise 10’dan 5’e düşürüldü. İlk yarıda satışları %2 daralan şirket 346,5 milyon TL zarar açıklasa da %54 brüt kâr ve %24 FAVÖK marjı hedeflerini korudu. Şirket, hedeflerdeki bu daralmayı bölgesel jeopolitik gerilimler ile sıkı para politikasının talebi baskılamasına bağlıyor. Kârlılık marjlarının korunması olumlu görünse de makroekonomik zorluklar şirketi sınırlıyor.</p>
<p><strong>Öncelikle proje geliştirmeyi düşündüğü arazideki ağır metali temizlemesi gerekiyor</strong></p>
<p>Türker Proje’nin Kartal’daki arazide projesi ne zaman hayat bulacak? ● İlker Gül</p>
<p>İlker; Türker Proje Gayrimenkul, nisan ayında Kartal’da toplam 36.528 metrekarelik üç arazisinin tapusunu teslim aldı. Ancak temmuz ayında yapılan toprak analizinde alanda yüksek oranda kurşun ve ağır metal tespit edildiği belirtildi. Bu nedenle arazide inşaat faaliyetinde bulunma koşulu mevcut şartlarda bulunmuyor. Şirketin öncelikle başladığı saha temizliğini tamamlaması gerekiyor. Halihazırda alanda inşaat, hafriyat veya devir işleminin yapılması söz konusu değil. Yürütülen temizleme işlemleri zorunlu olarak projede gecikmeye yol açacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HRZ halka arz şirketlerine yatırım yaparak bir yılda yüzde 6 değer yitirdi</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki BIST Halka Arz Şirketleri Hisse Senedi Fonu (HRZ), yılın ilk yarısında yükselen ivmesiyle öne çıksa da sonrasında yataya döndü. Temmuzdan bu yana ise düşen eğilimi eylülde artarak devam etti. Son iki ayda yatırımcısına ciddi bir kayıp yaşattı. Piyasa değeri mayısta 787,7 milyon TL düzeyinde bulunurken hızla geriledi ve şimdilerde 81,6 milyon TL seviyesinde bir hacme sahip. Fondan beş aydır sürekli nakit çıkışı yaşanıyor. Değer kaybına paralel yatırımcı sayısı da kademeli olarak azalıyor. Şimdilerde 3.511 yatırımcısı bulunuyor. Halka Arz Endeksinde yer alan şirketlere yoğunlaşan bir yaklaşıma sahip. Portföyündeki varlıkların %93,63’ü hisse ve %5,62’si yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %6,14 değer yitiren HRZ, aynı sürede %1,91 yükselen endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Oyak Yatırım, piyasadan %43,09 bileşik faizle 600 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Oyak Yatırım, 27.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 600.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37,50, bileşik faizi ise %43,09 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,45 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 27.01.2027 olarak açıklandı. 27 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %35,87 seviyesinde bulunuyor. Oyak Yatırım’ın verdiği %37,50 basit faiz oranı, TLREF’in 1,63 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFOYMD12712 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae427939b1ee-1793337235.png" alt="" width="969" height="233" /><strong>YEO TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan’daki enerji depolama projesi için ihtiyaç duyulan kredi temin edildi</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji, AzerEnerji ile eylül ayında imzaladığı 250 MWh kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi projesinin finansman sürecini tamamladı. 58,6 milyon dolar tutarındaki anahtar teslim anlaşma kapsamında, projenin yatırım bedeli için Azerbaycan’ın önde gelen finans kurumlarından Paşa Bank ile proje finansman sözleşmesi imzalandı ve kredi kullanımının ön koşulları sağlanarak tahsilatın gerçekleştiği belirtildi. Kendi finansmanını kendisi sağlayan proje modeliyle alınan taahhüt işi, Yeo’nun yurt dışı projelerdeki mühendislik ve çözüm kapasitesini destekliyor.</p>
<p><strong>KAPEKS KİMYA SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Özbekistan'daki üretim tesisinin inşaat iznini alarak önemli bir aşamayı geçti</strong></p>
<p>Kapeks Kimya, büyüme hedefi doğrultusunda Özbekistan’ın Navoi bölgesinde yürüttüğü ilk etap üretim tesisi yatırımı için önemli bir aşamayı geride bıraktı. Bağlı ortaklığı Kapex LLC aracılığıyla gerçekleştirilen yatırımın inşaat izni, yerel makamlardan alındığı belirtildi. Gerekli makine ve üretim ekipmanın Türkiye’den Özbekistan’a sevk edildiği ve inşaat sürecinin başlatılması için yerel bir inşaat firmasıyla sözleşme imzalandığı açıklandı. Firmanın, Orta Asya pazarına doğrudan üretim tesisi kurarak giriş yapması, ihracat maliyetini düşürerek avantaj sağlayacak.</p>
<p><strong>AKIN TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Tekstil faaliyetini daraltma kararı alarak gerekli olmayan personeli çıkaracak</strong></p>
<p>Akın Tekstil, uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğini sağlamak ve kaynaklarını daha etkin kullanmak amacıyla tekstil faaliyetlerini radikal biçimde küçültme kararı aldı. Ocak itibarıyla operasyonlarını daraltacağını ve bu kapsamda zaruri olarak değerlendirilenlerin dışındaki tüm personelin iş akitlerini aralık sonuna kadar feshedeceğini duyurdu. Oldukça sert bir yeniden yapılandırma sürecine giren firma, küçülen tekstil faaliyetlerinin yanı sıra bilançosunda yer alan taşınmazlardan sağladığı kira geliriyle ticari faaliyetini yürütmek istediği söylenebilir.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dof Robotik temmuza kadar çıkarken sonrasında hızla düşüp arz fiyatına yaklaştı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4276f2d63d-1793337199.png" alt="" width="302" height="232" />Dof Robotik’te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %19,42 ile toplamda 440,5 bin lot azalarak 1,83 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 24’ten 22’ye geriledi. ICZ fonu 150 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 87,7 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dof Robotik için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede konumlanan 8 kurum satış yönlü işlemlerde bulunurken en fazla satışı ICZ’nin yanı sıra 140 bin lot ile GO9 gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-119-milyar-lirayi-asti-istiraki-bankanin-halka-arzi-yolda-90879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasa değeri 119 milyar lirayı aştı, iştiraki bankanın halka arzı yolda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/litrede-5-lira-zarar-eden-sut-ureticisi-acil-referans-fiyat-bekliyor-90878</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Litrede 5 lira zarar eden süt üreticisi acil referans fiyat bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Çiğ süt üreticileri, artan maliyetler karşısında Ulusal Süt Konseyi’nden (USK) kasım ayında tavsiye fiyatını güncellemesini bekliyor.</p>
<p>Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Müslüm Doğru, çiğ süt üretim maliyetinin eylül itibarıyla litre başına 29,34 TL’ye yükseldiğini, mevcut tavsiye fiyatıyla arasındaki farkın 5,04 TL’ye ulaştığını belirterek fiyat güncellemesinin daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak üzere çiğ süt tavsiye satış fiyatını litre başına net 24,30 TL olarak belirlediğini hatırlatan Doğru, girdi maliyetleri her gün artarken çiğ süt fiyatlarının 7 ay önceki seviyelerde kalmasının, üretimin sürdürülebilirliğini tehlikeye attığını USK’nın kasım ayında acilen fiyatı güncellemesini beklediklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae426500ea7f-1793336912.png" alt="" width="365" height="505" /></p>
<h2>Üretici baskılanıyor, raf fiyatları artıyor </h2>
<p>Ekim ayının sonuna gelinmesine rağmen USK’dan açıklama yapılmamasının sektörde Konsey’e duyulan güveni sarstığını savunan Doğru, süt üreticisinin maliyetinin yüzde 17,2 altında sattığını, çiğ süt üreticisinin gelirinin artmamasına karşın süt ve süt ürünlerindeki fiyat yükselişinin devam ettiğine dikkat çekti. Doğru, enflasyonla mücadele kapsamında üretici fiyatlarının baskılanmasının sonuç vermediğini savunarak bu yaklaşımın üreticinin sektörden çekilme riskini artırdığını ifade etti.</p>
<h2>Yem satışlarında yüzde 20 gerileme </h2>
<p>Üreticinin yaşadığı ekonomik sıkıntının göstergelerinden birinin yem satışlarında yaşanan düşüş olduğunu belirten Doğru, geçen yılın aynı dönemine göre yem satışlarının yaklaşık yüzde 15-20 gerilediğini söyledi. Birçok işletmenin artık üretimi artırmak yerine mevcut faaliyetlerini sürdürebilmeye odaklandığını kaydeden Doğru, fiyat güncellemesinin daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini vurguladı. Üreticinin zararına üretim yapmaya zorlanmasının işletmelerin küçülmesine ve damızlık hayvan varlığının azalmasına yol açabileceği uyarısında bulunan Doğru, sürdürülebilir üretim için maliyetleri karşılayacak bir fiyat politikasına ihtiyaç olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Maliyet hesaplamaları farklı </h2>
<p>TUSEDAD ile USK’nın çiğ süt üretim maliyeti hesaplamaları arasındaki fark, Eylül 2026’da litre başına 6,16 TL’ye ulaştı. Ekim 2025’te TUSEDAD maliyeti 23,09 TL, USK maliyeti 17,52 TL olarak hesaplarken, Şubat 2026’da iki kurum arasındaki fark 7,19 TL ile en yüksek düzeye çıktı. Eylül 2026 itibarıyla TUSEDAD’ın 29,34 TL’lik maliyet hesabına karşılık USK’nın 23,18 TL’lik hesabı, iki kurumun maliyet hesaplamaları arasındaki ayrışmayı ortaya koydu. USK’nın referans fiyatının 2025 Ekim ve 2026 Ocak aylarında 19,60 TL, 22 Ocak’ta 22,22 TL ve Mayıs 2026’da 24,30 TL olarak açıklanması da üreticinin maliyetlerini karşılama düzeyini tartışmaya açtı. Mayıs ayında referans fiyat TUSEDAD’ın hesapladığı maliyetin 3,01 TL altında kalırken, USK’nın maliyet hesabının 2,12 TL üzerinde gerçekleşti. Rakamlar, çiğ süt fiyatlandırmasında maliyet hesaplama yöntemlerinin ve üreticinin sürdürülebilirliğinin önemini gündeme taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/litrede-5-lira-zarar-eden-sut-ureticisi-acil-referans-fiyat-bekliyor-90878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-1791548624.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çiğ süt üreticileri, artan maliyetler karşısında Ulusal Süt Konseyi’nden kasım ayında tavsiye fiyatını güncellemesini bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karadeniz-ticarete-kapanir-mi-90876</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz ticarete kapanır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Deniz güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Bozulan algı genelleştikçe petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.</strong></p>
<p>Karadeniz’de olanların içerideki ve dışarıdaki yankıları oldukça farklı. Dış basın hemen şu NATO toplantısının öncesinde Karadeniz’de yılbaşından bu yana 570’ten fazla gemiye saldırı düzenlendiğini ve 40 kadar denizcinin öldüğünü duyuruyor. Ölü sayılarını karşılaştırarak 24 ölümlü Hürmüz’e göre riskin Karadeniz’e kaydığını kanıtlamaya çalışıyor. Yaz aylarında saldırıların hız kazandığı ve temmuz sonrasında 387 geminin saldırıya uğradığı belirtiliyor. Son 45 gündeki saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgulanırken, Ukrayna limanlarında hizmet verilen gemi sayısının aylık 400’den 10’a düştüğüne dikkat çekiliyor. Ukrayna’nın deniz yoluyla tarım ürünleri ihracatının gerilediği, savaş riski kapsamındaki alanın neredeyse Karadeniz’in tamamını kapsayacak şekilde genişlediği, askerî risk sigortasının bir geminin gövde değerinin yüzde 15’ine kadar çıktığı aktarılanlar arasında yer alıyor. Bölgedeki saldırılar artık NATO sınırlarına yakın alanlara uzanıyor.</p>
<p>Son dönemde saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgusu, ilk dönemde saldırıların Ukrayna kaynaklı olduğunu kuşkusuz unutturmuyor. NATO’nun güvenlik riskine karşı devreye girme planı hazırlanırken, Türkiye’nin ticari gemilere yönelik saldırılara moratoryum uygulanması çağrısı birkaç aydır sonuçsuz kalıyor.</p>
<p>İç basındaki rakamlar biraz farklı. Ocak-ekim arasında ‘en çok’ 73 geminin saldırıya uğradığı ve bunların 51’inin Türkiye ile iltisaklı olduğu işleniyor. Ekim verileri oldukça net: 5 Ekim’de Romanya’daki Türk ortaklı Royad Mammadov yük gemisi, 6 Ekim’de Çernomorsk Limanı’ndaki 2 adet kuru yük gemisi, 7 Ekim’de Türk sahipli ‘Alfa Watan’ yük gemisi, 12 Ekim’de Rus bayraklı “Fortis” kuru yük gemisi, 13 Ekim’de Bulgaristan açıklarındaki “Yaşar” ve “Lodestar Way” gemileri vuruldu. Bu gemilerde 13 denizci yaşamını yitirdi, 19 denizci yaralandı.</p>
<p>Saldırıların giderek sıklaşması, yaygınlaşması ve NATO üyesi ülkelerin münhasır ekonomik alanında gerçekleştirilmesi sorunu büyütüyor ve ‘gel gel’ yapılan NATO’nun da devreye girmesine yol açacak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin jeopolitik gücü</strong></p>
<p>Petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 5’i Boğazlar üzerinden geçiyor. 3,5-4 trilyon dolarlık yıllık ticaret hacminin olduğu bir pazarda Türkiye’nin jeopolitik gücünün sadece kendisi değil, parasal karşılığı da fazlasıyla önem taşıyor.</p>
<p>Deniz güvenliğinin böyle tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan bayraklara sahip ülkelerin saldırıya uğraması, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı, kıyıdaş devletlerin de güvenliği sağlama kapasitelerinin olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Hâliyle Türkiye’nin enerji transit güvenliği konusundaki rolünü de erozyona uğratıyor. Bozulan algı genelleştikçe, en azından petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.</p>
<p>Karadeniz’de artık kimin kime saldırdığı dışarıdan yeterince net olarak görünmüyor olmasına karşın, savaşanların yanı sıra savaşmayanlar da bu saldırılardan nasibini alıyorsa, birilerinin bunu durdurması gerekiyor. Peki, bu ‘birileri’ kim olacak? Karadeniz’de yaşananlar ve denklemin sonuçları itibarıyla da çok bilinmezli olması, müdahil olmak isteyenler açısından da çok hassas davranmayı gerektiriyor.</p>
<p>Saldırılar Türk kara suları dışında, açık deniz alanlarında ve Türk bayraklı gemilere yönelik değil. Bu nedenle saldırganlarca Türkiye’nin egemenlik hakları doğrudan hedeflenmemiş oluyor. Uzmanlara göre kaynağı belirsiz saldırıların sivil hedeflere yapılması zaten suç, savaş malzemesi taşımayan gemilere yapılan saldırılar da. Denizde kimin saldırdığı belli değilse bu ‘deniz haydutluğu’ kapsamına giriyor. Eğer bu saldırıları kimliği belli olmasa da bir devlet işliyorsa bu da ‘korsanlık’ kapsamına giriyor. Ancak bugüne kadar tarafların hukuksuzluğunun bir bedeli olmadı.</p>
<p><strong>En köklü önlem arayışı </strong><strong>‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’</strong></p>
<p>Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, sivil gemilerin güvenli rotalarda ilerlemesi ve sürüklenen mayın risklerine karşı koordineli devriye ile mayın temizleme faaliyetleri yapıyorlar. En köklü önlem arayışı ise ‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’ olsa gerek. Türkiye, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini kalıcı hâle getirmek için hem Rusya hem de Ukrayna tarafına deniz güvenliğini sağlayacak bir anlaşma taslağı sunarak diplomasi trafiğini yönetiyor. Bu taslak, sivil ticaret gemilerine ve liman altyapılarına yönelik karşılıklı saldırıların tamamen durdurulmasını amaçlıyor. Bir de taraflara ticari gemileri hedef almamaları konusunda uluslararası hukuk hükümlerinin hatırlatılması var. Farklı bir önlem de ağustos ayında Boğazlar’dan geçecek ticari gemilerin fiilen yavaşlatılması, bazılarına geçici de olsa izin verilmemesi oldu.</p>
<p>Son gelişmeler neler? NATO, 20 Ekim itibarıyla Karadeniz’de gemilere yönelik saldırıların ardından bölgeye gözetleme, keşif ve adli inceleme destekleri dâhil ek unsurlar gönderileceğini bildirdi.</p>
<p>Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 28 Ekim’de Türkiye-Bulgaristan-Romanya Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları Toplantısı’nın ardından, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin sağlanması ve bölgesel istikrarın korunması için her türlü tedbirin alınacağını, Türk bayraklı ve Türk işletenli gemilere yönelik saldırılar karşısında her türlü yasal hakkın saklı tutulduğunu ve gelişmelerin çok yakından takip edildiğini aktardı.</p>
<p>Durum dışarıdan bakıldığında NATO müdahalesini gerektirecek kadar ciddi görünürken, içeriden bakıldığında ise “Aman, dronlara karşı korunurken uluslararası denizcilik kurallarını unutmayalım.” şeklinde bir sakinlik de var. Nitekim gemilere uyarılarda bulunan bizim denizcilik otoriteleri, meslek kuruluşları aracılığıyla yayımladıkları mesajlarda dronlara karşı alınan çelik tel örgü vb. önlemlerin gemilerde bazı araç ve gereçlerin kullanılmasını önleyerek seyir ve can emniyeti riski oluşturabileceği konusunda uyarıda bulunuyorlar!</p>
<p>Sektörün içinden gelenlere göre Karadeniz, ticaretin öldürüldüğü bir yer hâline geldi. Çünkü savaşa karışmamış ticari gemiler vuruluyor. Türk gemilerinin çalışabilecekleri bir alanın kalmadığına dikkat çekiliyor. “Onlar ticareti bilir, savaşmayı bilmez” denilen sivil gemilere yönelik saldırıların ‘katliam’ olduğunun altı çiziliyor. Kısa vadeli ve acil çözüm için “Ukrayna ve Rus gemilerinin Karadeniz’e çıkması yasaklanmalı” gibi öneriler de yapılıyor.</p>
<p>Karadeniz ısınmaya devam ediyor...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karadeniz-ticarete-kapanir-mi-90876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz ticarete kapanır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peki-tescilden-sonra-ne-oluyor-90875</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peki, tescilden sonra ne oluyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRKPATENT, Fransa'nın başkenti Paris'te geçtiğimiz günlerde düzenlenen SIAL Paris 2026'da Türkiye'nin coğrafi işaretli ürünlerini tanıttı. Başkan Muhammed Zeki Durak, AB tescilli ürün sayısının 46'ya ulaştığını, 8'i ilan aşamasında olmak üzere 54 ürünün tescil sürecinin sürdüğünü belirtti.</p>
<p>Bir şehrin ürünü coğrafi işaret tescili aldığında seviniyoruz. Yerel gazetelerde haberler yayımlanıyor, açıklamalar yapılıyor, o şehrin tescilli ürünlerinin sayısı bir kez daha hatırlatılıyor. Haklı bir sevinç bu. Bir ürünün yetiştiği yerle, orada gelişen üretim bilgisiyle ilişkisinin tanınması, kültürel birikimimizin korunması açısından değerli.</p>
<p>Benim üzerinde durmak istediğim, bu sevincin ardından başlayan süreç.</p>
<p>Tescil edilen ürünün üretim koşulları iyileşiyor mu? Onu yetiştiren, işleyen insanlar daha güçlü bir konuma geliyor mu? Ürünün niteliğini koruyarak tüketiciye ulaşmasını sağlayacak düzen kurulabiliyor mu? Başarıyı anlatırken kullandığımız sayılar, bu soruların cevapları hakkında pek az şey söylüyor.</p>
<p>Metro Gıda Kategori Müdürü<strong> Birol Uluşan</strong>’ın GastroAntep’teki panelde <em>“Coğrafi İşaret Tescilli ve Yerel Ürünlerin Etki Alanını Anlama Araştırması”</em> başlıklı sunumu ve konuşması, konuyu tam da buradan tartışmaya açıyor. Üreticilerin, tüketicilerin ve sektör profesyonellerinin görüşlerini bir araya getiren çalışma, ürünün tanınmasıyla hayatın içinde karşılık bulması arasındaki mesafeyi gösteriyor.</p>
<p>Gastronominin kültürle, tarımla ve ekonomiyle ilişkisini bu mesafeye bakarak daha iyi anlayabiliriz. Çünkü bir ürünü koruma iradesi, onun adını kayıt altına aldıktan sonra alınacak kararlarla sınanıyor.</p>
<p><strong>Tanımak, bilmek, anlamak</strong></p>
<p>Uluşan’ın aktardığı araştırmada tüketicilerin yüzde 72’si coğrafi işaret tescilli ürün kavramını bildiğini belirtiyor. Ancak kavramın anlamı sorgulandığında sunumun öne çıkardığı sonuç, <em>“10 kişiden sadece 2’si doğru tanım yapabiliyor”</em> oluyor.</p>
<p>Bu iki bulguyu yan yana koyduğumuzda, tanıtımın hangi noktada eksik kaldığı üzerine düşünmek gerekiyor. Kavram dolaşıma girmiş, duyulmuş, tanıdık hâle gelmiş. İçeriği ise aynı ölçüde anlaşılmamış.</p>
<p>Araştırmaya katılanların coğrafi işaretli ürün denildiğinde ilk hatırladığı ürün Antep baklavası. Malatya kayısısı, Adana kebap, Antep fıstığı da verilen cevaplar arasında. Ürünlerin ünü, onları korumaya yönelik sistemin bilgisinden daha güçlü görünüyor.</p>
<p>Oysa tüketicinin coğrafi işaretten ne anladığı önemli. Bir ürünü hangi özelliği için tercih ettiğini, yöresiyle bağının nereden kaynaklandığını, benzerlerinden nasıl ayrıldığını bilmesi, yapılan çalışmanın gündelik hayattaki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Burada gastronomi yazarlarından şeflere, yerel yönetimlerden satış noktalarına kadar hepimize iş düşüyor. Tescil haberini duyurmanın ardından ürünün bilgisini de anlatabilmeliyiz. Yalnızca ününü tekrarlamak, zaman içinde oluşmuş üretim kültürünü tanımaya yetmiyor.</p>
<p><strong>Belgenin arkasındaki çalışma</strong></p>
<p>Sunumda denetimin üretici emeği ve tüketici güveniyle birlikte ele alınmasını özellikle önemsiyorum. Araştırmaya katılan bir üretici, Taşköprü sarımsağında çok sayıda köye ve binlerce çiftçiye yayılan üretimde belirli bir niteliği sağlamanın güçlüklerini anlatıyor. Üretim yöntemleri üzerine çalışmak, çiftçiye örnek göstermek, onu bilgilendirmek ve ikna etmek bu sürecin parçaları.</p>
<p>Bu anlatı, coğrafi işaretin arkasında ne kadar kapsamlı bir çalışma bulunduğunu gösteriyor. Tescille tarif edilen özelliklerin her üretim döneminde karşılık bulması, süreklilik isteyen bir sorumluluk.</p>
<p>Üstelik denetimin öğretici bir tarafı da var. Özellikle bu sürece yeni katılan üreticiler açısından rehberlik ve eğitim büyük önem taşıyor. Üreticiden beklediğimiz niteliğin hangi koşullarda sağlanabileceğini de düşünmek zorundayız.</p>
<p>Geleneksel üretim bilgisi üzerine yazarken onu çoğu zaman geçmişten bugüne ulaşmış değerli bir miras olarak ele alıyoruz. Bu bilginin bugün hangi imkânlarla sürdürülebildiği de aynı derecede önemli. Üreticinin teknik desteğe ulaşabilmesi, karşılaştığı sorunu danışabileceği kişileri bulabilmesi, üretimini geliştirebilmesi bu sürekliliğin koşulları arasında.</p>
<p>Kültürün yaşayan bir süreç olduğunu söylüyorsak, onu yaşatan insanların ihtiyaçlarına da bakmalıyız.</p>
<p><strong>Lezzetin ulaşamadığı mutfak</strong></p>
<p>Araştırmadaki bir işletmecinin Manyas’ın kaymaklı loruyla ilgili anlattıkları, meselenin başka bir yanını açıyor. Ürünü seviyor, mutfağında kullanmak istiyor, onunla hazırlayabileceği lezzetleri düşünüyor. Ancak gönderim koşulları konusunda yaşadığı güvensizlik bu isteğin önüne geçiyor.</p>
<p>Ürünün niteliğiyle onu taşıyan sistem arasında bir kopukluk var. Mutfakta karşılık bulabilecek bir yerel ürün, yolculuğundaki belirsizlik nedeniyle o mutfağa giremiyor.</p>
<p>Kapıdağ’daki bir üreticinin anlattıkları da benzer bir soruna işaret ediyor. Farklı yerlerden talep geliyor; fakat nakliye maliyeti, depolama imkânları ve yıl boyunca ürün sağlayabilme kapasitesi bu talebin karşılanmasını güçleştiriyor.</p>
<p>Araştırmada üreticilerin yaptığı önemli bir ayrım var: Ürünlerini gelire dönüştürmekte zorlanmadıklarını; buna karşılık üretim ve dağıtım süreçlerini geliştirmeye ayırabilecekleri bütçelerin çok sınırlı kaldığını belirtiyorlar.</p>
<p>Demek ki ürünün alıcı bulmasıyla üreticinin işini geliştirebilecek güce ulaşması arasında ayrıca üzerinde çalışılması gereken bir alan var.</p>
<p>Yerel kalkınma dediğimiz mesele, bu noktada oldukça somutlaşıyor. Uygun bir depo, güvenilir taşıma koşulları, birlikte sevkiyat yapabilme imkânı, düzenli satın alma ilişkileri… Gastronomi toplantılarında konuşulan hedeflerin gerçekleşmesi, bu ayrıntılarda alınacak mesafeye de bağlı.</p>
<p>Bir ürüne talep yaratırken üreticinin o talebe hangi koşullarda cevap verebileceğini hesaba katmalıyız. Aksi hâlde tanıtım büyürken üretim ve dağıtımın imkânları bu büyümeye yetişemeyebiliyor.</p>
<p><strong>Anlatının sorumluluğu</strong></p>
<p>Uluşan’ın sunduğu araştırmada tüketiciler, yedikleri ürünün özelliklerini ve üretildiği coğrafyayla ilişkisini öğrenmek istediklerini de söylüyor. Menüde gördükleri adın arkasındaki üretim koşullarını merak ediyorlar.</p>
<p>Gastronomi kültürünün gelişmesi açısından değerli bir merak bu... Sofrada başlayan ilgi, insanı bir bölgenin tarımına, gündelik hayatına, üretim alışkanlıklarına götürebilir. Ancak anlatılanların doğru bilgiye dayanması gerekiyor.</p>
<p>Sunumda yer verilen yanlış etiketleme, tescilli ürünlerle benzerlerinin karıştırılması ve tescilli olmayan ürünlerin tescilli gibi satılması, bu sorumluluğun yeterince yerine getirilmediğini düşündürüyor. Denetimsizlik, yalnızca tüketiciyi yanıltmakla kalmıyor; kuralına uygun üretim yapan dürüst üreticiyi haksız bir rekabetle baş başa bırakıyor. Bir yörenin adı, ürüne değer katıyor. O adı kullananların da bu değeri koruyacak özeni göstermesi beklenir.</p>
<p>Menüyü yazanın, satın almayı yapanın, ürünü taşıyanın ve servis edenin bilgisi birbirini tamamlamalı. Müşteriye uzun uzun bir ürünün öyküsünü anlatırken onun nereden geldiğinden emin olamıyorsak, anlatının inandırıcılığı da ortadan kalkar.</p>
<p>Güven, üretimden sofraya kadar bütün bu ilişkiler içinde oluşuyor. Zincirin herhangi bir yerindeki özensizlik, üreticinin yıllar içinde biriktirdiği itibarı da zedeliyor.</p>
<p><strong>Tescilden sonrasını birlikte düşünmek</strong></p>
<p>Sunumun son bölümündeki <em>“İşbirliği olmazsa, bu iş olmaz”</em> başlığı, araştırmada dile getirilen sorunları ortak bir noktada buluşturuyor.</p>
<p>Üreticilerin tanıtım için ortaklık kurmakta zorlanmaları, altyapı yatırımlarına duydukları ihtiyaç, işletmelerin güvenilir ve düzenli tedarik beklentisi birbirinden bağımsız konular değil. Kooperatiflerin, yerel yönetimlerin, kamunun, akademinin ve sektörün birlikte çalışabileceği düzenlere ihtiyaç var.</p>
<p>Bunun için başarıyı değerlendirirken sorduğumuz soruları da çoğaltmalıyız. Bir şehrin kaç tescilli ürünü bulunduğunun yanında, bu ürünleri kaç kişinin üretmeye devam ettiğini, denetimin nasıl işlediğini, üreticinin hangi pazarlara ulaşabildiğini de konuşmalıyız. Tanıtıma ayrılan çabanın üretim ve dağıtım koşullarına nasıl yansıdığını izlemeliyiz.</p>
<p>Birol Uluşan’a önümüzdeki günlerde yapılacak törenle yayın yönetmeni olduğum KİTAP Dergisi’nin Gastronomi Kültürü Emek Ödülü’nü verecek olmamız, benim için bu tartışmaya ayrıca anlam katıyor. GastroAntep’te paylaştığı çalışma, gastronomi üzerine konuşurken üreticinin, işletmecinin ve tüketicinin seslerini birlikte duymanın önemini ortaya koyuyor. Ödülün adındaki <em>“emek”</em> sözcüğü de dikkatimizi bu geniş alana yöneltiyor.</p>
<p>Bir ürünün geleceği, onu yetiştiren insanın bilgisine, o bilginin aktarılmasına ve üretimi mümkün kılan koşulların devamına bağlı. Coğrafi işaretin kültürel değeriyle ekonomik karşılığı burada buluşuyor.</p>
<p>Tescil sevincinin ardından asıl takip etmemiz gereken, o ürünün hayatıdır. Bir sonraki mevsimde yeniden üretilebilmesi, niteliğini koruyarak sofraya ulaşabilmesi, genç bir insanın o üretimi sürdürmeye değer bulması…</p>
<p>Bir kentin gastronomi zenginliğini, tescil listesiyle birlikte o listeyi yaşatan insanların geleceğine bakarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peki-tescilden-sonra-ne-oluyor-90875</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Peki, tescilden sonra ne oluyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransada-sokaklar-karisirken-90874</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fransa’da sokaklar karışırken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir.</strong></p>
<p>Hayat pahalılığına kızan herkes aynı partiye oy vermez. Bir çalışan ücretini düşünürken güvenliği, bir esnaf vergi yükünü düşünürken istikrarı, bir sanayici enerji maliyetini düşünürken öngörülebilirliği de hesaba katar. Üstelik siyasete güvenini kaybedenlerin hepsi yeni bir parti aramaz; bazıları sandığa gitmez. Ekonomik sıkıntı öfkenin nedenini açıklayabilir. Ama o öfkenin hangi siyasi adrese gideceğini, insanların kime ve neye inandığı da belirler.</p>
<p>Bir maratondayım. Geçen hafta Paris’teydim. 13-16 Ekim arasında toplantılar, konferanslar derken şehrin bildik telaşına karıştım. Ardından Hollanda’ya geçtim. Bu satırları ise saha çalışması için bulunduğum Marakeş’ten yazıyorum. Paris’ten ayrılmamın üzerinden daha birkaç gün geçmeden Fransa’dan gelen haberler bambaşka bir tablo çizmeye başladı.</p>
<p>Haftalardır süren büyük ölçüde barışçıl protestolara yağma, kundaklama ve şiddet eylemleri eklendi. Binlerce kişi gözaltına alındı. Şiddetin yarattığı dehşet bir yana, yaşananlar sonrası aklıma başka bir soru takıldı: Sokaklarda biriken öfke, sandıkta nasıl bir siyasi karşılık bulacak?</p>
<p>Fransa’daki olayları New Yorker’da değerlendiren bir yazarın, Adam Gopnik’in, dikkat çektiği paradoks şu: Sokakta sol eğilimli protestolar yükselirken, sandıkta aşırı sağ güçlenebilir. Daha iyi ücret ve kamu hizmetleri isteyenlerin öfkesi nasıl olur da farklı siyasi hareketlere yarayabilir?</p>
<p>Çünkü sokaktaki taleple sandıktaki tercih her zaman aynı soruya cevap vermiyor. Bir çalışan ücretinden şikâyet ederken güvenliği de düşünüyor. Bir esnaf vergilerden yakınırken olayların müşterilerini kaçırmasından endişeleniyor. Sanayici ise siyasi istikrarsızlığın yatırım kararlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor.</p>
<p>Ekonomik kaygılar ortadan kalkmıyor. Yanlarına başka kaygılar ekleniyor. Şiddet görüntüleri bunların öncelik sırasını değiştirebilir. Ancak buradan aşırı sağın mutlaka oy kazanacağı sonucu çıkmaz. Üstelik Fransa’da Ulusal Birliğin yükselişi son olaylardan çok önce başlamıştı. Protestoların seçim davranışını değiştirip değiştirmediğini anlamak için olayların öncesiyle sonrasını karşılaştıran verilere ihtiyacımız var.</p>
<p>Asıl mesele daha büyük: Ekonomik sıkıntı neden her zaman aynı siyasi sonuca yol açmıyor?</p>
<p><strong>Ekonomi düzeliyor, peki kim hissediyor?</strong></p>
<p>Önce rakamlara bakalım. Fransa İstatistik Kurumu INSEE’ye göre hanehalkının toplam satın alma gücü 2024’te yüzde 2,7 artarken 2025’te yüzde 0,4 geriledi. Fakat bu düşüşün önemli bir kısmı, önceki yıl yüksek gelirli hanelere yapılan olağanüstü temettü ödemelerinin tekrarlanmamasından kaynaklanıyordu. Mülkiyet gelirleri dışarıda bırakıldığında satın alma gücü yüzde 0,5 artmıştı. Yani toplam göstergedeki düşüşü herkesin aynı ölçüde yoksullaşması diye okumak yanlış.</p>
<p>Buna karşılık 2026 için ücretlerin fiyat artışlarına gecikmeli uyumu ve ücretli istihdamdaki zayıflama, satın alma gücünü daha geniş kesimler açısından baskılayabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Rakamların ne söylediği kadar neyi söylemediğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ailenin kirası, market ve eğitim masrafları ülke ortalamasıyla aynı hızda değişmiyor. Üstelik mesele yalnızca bugünkü gelir değil. Gelecek yıl işini koruyabilecek mi? Çocuğu daha iyi koşullarda yaşayabilecek mi?</p>
<p>Küçük işletme sahibi için de tablo tanıdık. İşçilik, kira ve finansman maliyetleri artarken müşterinin harcama gücü sınırlı. Fiyat artırsa müşteri kaybedebilir, artırmasa kârından vazgeçebilir. Bugünkü bilançosu fena görünmese bile gelecek yılın siparişlerinden emin değilse kendini güvende hissetmez.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</p>
<p>Fransa’nın dikkat çekici bir başka göstergesi de siyasi güven. OECD’nin 2026’da yayımladığı araştırmaya göre ulusal hükümete yüksek veya orta-yüksek düzeyde güven duyanların oranı 2023’te yüzde 34 iken 2025’te yüzde 22’ye geriledi. Siyasi partilere güven ise yüzde 15. Buna karşılık yerel yönetimlere güven yüzde 52, polise güven yüzde 65. Demek ki bütün kurumlara eşit ölçüde güvensizlikten değil, özellikle ulusal siyasetle açılan bir mesafeden söz ediyoruz.</p>
<p>Araştırmada bir başka ayrım daha dikkat çekiyor. Siyasi kararlarda söz sahibi olduğunu düşünenlerle düşünmeyenlerin hükümete güven düzeyleri arasındaki fark 42 yüzde puanı. Maddi sıkıntı yaşayanlarla yaşamayanlar arasındaki fark ise 8 puan. Bunlar ekonomik koşulların önemsiz olduğu anlamına gelmez; üstelik bir anketten doğrudan nedensellik de çıkaramayız. Ama siyasi güvenin yalnızca cüzdanın kalınlığıyla açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p>Çalışan sesinin duyulmasını, esnaf kuralların neden değiştiğini bilmeyi, üretici yatırım politikalarının öngörülebilir olmasını bekler. İnsanlar kararların nasıl alındığına da bakar.</p>
<p><strong>Macron’un hesabında ne eksikti?</strong></p>
<p>Emmanuel Macron 2017’de geleneksel sağ-sol ayrımını aşma iddiasıyla iktidara geldi. Reform, verimlilik, rekabet gücü, yatırım ve dönüşüm kavramlarını siyasetin merkezine taşıdı. İş dünyasının yakından tanıdığı bir dil bu.</p>
<p>Fransa’nın yaşlanan nüfusu, kamu maliyesi üzerindeki baskılar, enerji dönüşümünün maliyeti ve uluslararası rekabet sorunları düşünüldüğünde reform ihtiyacını reddetmek kolay değil. Ama ekonomik açıdan gerekçelendirilebilen bir reformun toplum tarafından kabul göreceğinin garantisi yok.</p>
<p>Örneğin emeklilik yaşını yükseltmenin kamu maliyesine katkısını hesaplayabilirsiniz. Ancak beş yıl daha çalışmak zorunda kalacak kişinin hayatındaki karşılığını yalnızca bütçe dengesiyle açıklayamazsınız. Maliyet bugün ve belirli insanların üzerinde yoğunlaşırken beklenen fayda geleceğe ve toplumun geneline yayılabilir. Üstelik aynı beş yıl, masa başında çalışanla bedensel olarak ağır iş yapan biri için aynı yük değildir.</p>
<p>Bir fabrikadaki verimlilik yatırımını düşünelim. İşveren, yeni makinenin birkaç yılda kendini amorti edeceğini hesaplar. Çalışan ise o makinenin kendi işini ortadan kaldırmasından korkabilir. Verimlilik hesabı doğru olsa bile dönüşümün nasıl yönetileceği, çalışanların nasıl destekleneceği ve kazancın nasıl paylaşılacağı konuşulmadan güven sağlanmaz.</p>
<p>Ekonomi politikasında da benzer bir sorun var. Reformun toplam faydasını anlatmak başka, bedelini ödeyecek insanları ikna etmek başka. Macron’un siyasi mirasını tartışırken yalnızca reformların ekonomik sonuçlarına değil, bu reformlar etrafında ne ölçüde toplumsal uzlaşma kurulabildiğine de bakmalıyız. İyi hesaplanmış bir reform, kendiliğinden iyi yönetilmiş bir reform olmuyor.</p>
<p>Peki ekonomik hoşnutsuzluk sandıkta nereye gidiyor? Fransa’nın 2024 parlamento seçimlerinin ilk turunda Ulusal Birlik yüzde 29,26, sol ittifak yüzde 28,06, Macron’un merkez ittifakı yüzde 20,04 oy aldı. Ulusal Birlik ile hareket eden diğer adayların oyları ayrıca yüzde 3,96’ydı. Bunlar sandalye değil, ilk tur oy oranları. Tablo, merkez siyasetin karşısında hem sağda hem solda güçlü alternatifler bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik üzerine yapılan araştırmalar da tek yönlü bir hikâye anlatmıyor. Luigi Guiso ve çalışma arkadaşlarının 2024’te yayımlanan Avrupa araştırması, ekonomik güvensizliğin popülist partilere desteği artırabildiğini; bunu hem korunma talebini güçlendirerek hem de geleneksel partilere güveni azaltarak yaptığını gösteriyor. Ama bir bulgusu daha var: Güvensizlik seçime katılımı da etkiliyor. Araştırmacıların hesabına göre popülist oylar üzerindeki etkinin yaklaşık yüzde 40’ı, sandığa kimin gidip kimin gitmediğiyle ilişkili.</p>
<p>Yani öfkeli seçmen mutlaka başka bir partiye yönelmiyor. Bazen hiçbirine oy vermiyor. Ekonomik güvensizlik radikal sola da destek yaratabiliyor. Hangi yöne gidileceğini yalnızca gelir kaybı değil; partilerin sunduğu seçenekler, güvenlik ve göç tartışmaları, kimlikler ve siyasi temsil duygusu da etkiliyor.</p>
<p><strong>Fransa’nın meselesi neden bizim de meselemiz?</strong></p>
<p>Almanya’da AfD’nin yükselişi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidara gelişi Avrupa’da geleneksel partilerin karşılaştığı güçlükleri farklı biçimlerde gösteriyor. Göç, eşitsizlikler ve siyasi gelenekler her ülkede farklı. Ama ortak soru şu: Ekonomik ve toplumsal değişim hızlanırken merkez siyaset seçmeni neden ikna etmekte zorlanıyor?</p>
<p>Bu yalnızca siyasetçilerin sorunu değil. Bir işletme yeni makine alırken, ihracat pazarına girerken veya çalışan sayısını artırırken yalnızca bugünkü faiz oranına bakmaz. Vergilerin, enerji politikalarının, ticaret kurallarının ve genel ekonomik yönün ne kadar öngörülebilir olduğunu da hesaplar.</p>
<p>Siyasi güvenin aşınması, ekonomik kararların ufkunu kısaltabilir. Yatırımlar ertelenebilir, firmalar uzun vadeli taahhütlerde daha temkinli davranabilir. Elbette her siyasi değişim belirsizlik demek değildir. Ama kuralların nasıl değişeceğinin öngörülemediği bir ortamın maliyeti vardır; bu maliyet çoğu zaman bilançoda ayrı bir satır olarak görünmez.</p>
<p>Üstelik Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma da değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir. Dolayısıyla Paris’teki siyasi gerilimi izlemek yalnızca Fransız seçmeninin ne yapacağını merak etmek değildir.</p>
<p>Sonuçta ilişki iki yönlü. Ekonomik sıkıntılar siyasi hoşnutsuzluğu besleyebilir. Siyasi güven kaybı da ekonomik kararları zorlaştırabilir. Bir ülkenin büyüme oranını yükseltmek önemli; ama o büyümenin adil paylaşıldığına ve kararların makul biçimde alındığına dair inancı güçlendirmek de öyle.</p>
<p>Paris’ten ayrıldıktan birkaç gün sonra gördüğüm görüntülerin bana bunu düşündürdüğü şu oldu aslında: İnsanlar yalnızca daha yüksek gelir, daha iyi kamu hizmetleri veya daha güvenli sokaklar istemiyor. Bunları sağlayacağını söyleyenlere inanmak da istiyor.</p>
<p>Belki de Avrupa merkez siyasetinin önündeki asıl soru şu: Seçmene daha iyi bir gelecek vaat etmek yeterli mi, yoksa önce o vaadi veren siyasete duyulan güveni yeniden kurmak mı gerekiyor?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransada-sokaklar-karisirken-90874</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa’da sokaklar karışırken ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisani-kolluk-kuvvetlerine-bildirmeyene-hem-ceza-hem-sgk-denetimi-90873</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanı kolluk kuvvetlerine bildirmeyene hem ceza hem SGK denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşyerlerinde çalışanların kimlik bilgilerinin yetkili kolluk birimlerine süresinde bildirilmesi, işverenlerin çoğu zaman gözden kaçırdığı ancak idari para cezalarına ve SGK denetimlerine yol açabilen önemli bir yükümlülük. 2026 yılında bildirim ihlallerinde ceza tutarları işyerinin türüne göre 481 TL ile 7 bin 467 TL arasında değişirken, eksik bildirimler kayıt dışı istihdamın tespit edilmesine de neden olabiliyor.</strong></p>
<p>İşyerlerinin; çalışanlarına ait kimlik bilgilerini, işe giriş ve çıkış tarihlerini, faaliyet adreslerini ve diğer bilgileri polis veya jandarma karakolları gibi yetkili genel kolluk birimlerine bildirmesi, kimlik bildirme yükümlülüğü olarak adlandırılmaktadır. Uygulamada çoğu zaman gözden kaçan bu yükümlülük, süresinde yerine getirilmediğinde işverenler açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Yazımızda, kimlik bildirme yükümlülüğüne ilişkin süreler, belgeler, idari para cezaları ve SGK yönünden sonuçlar üzerinde durulacaktır.</p>
<p>Bu sistem aracılığıyla toplanan veriler, yalnızca kamu düzeninin sağlanmasında kullanılmamakta, TÜİK ve SGK gibi kurumlar tarafından da görevleri kapsamında değerlendirilmektedir.</p>
<p>Zira bildirimler; çalışan haklarının korunması, kayıt dışı istihdamla mücadele, sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi ve iş sağlığı ve güvenliği bakımından da önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Yükümlülüğün dayanağı olan mevzuat</strong></p>
<p>Konuya ilişkin esaslar, 1774 sayılı <strong>Kimlik Bildirme Kanunu</strong> ile bu kanun uyarınca çıkarılan <strong>“Kimlik Bildirme Kanununun Uygulanması İle İlgili Yönetmelik”</strong> hükümlerinde düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede, işyerlerinde çalışanların, bazı işletmelerde ise hizmet alanların kimlik bilgilerinin eksiksiz ve doğru biçimde yetkili makamlara bildirilmesi zorunludur.</p>
<p><strong>Mevzuat kapsamındaki kişi ve kuruluşlar</strong></p>
<p>-Özel veya resmi tüm konaklama, dinlenme, bakım ve tedavi tesislerinin, <strong>ticaret ve sanat amacı güden tüm işyerlerinin</strong> ve öğrenci yurtlarının sorumlu işleticileri,</p>
<p>-Bu işyerlerinde <strong>çalışanlar</strong> ile barınanlar,</p>
<p>-Resmi dairelerin yetkili amirleri,</p>
<p>-Konutlarda sürekli veya geçici olarak kalanlar, <strong>çalışanlar</strong> ve konut değiştirenler,</p>
<p>kimlik bildirme mevzuatının kapsamına girmektedir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, <strong>ticaret ve sanat amacı güden işyeri</strong> kavramı oldukça geniş yorumlanmaktadır. Her türlü ticarethane, tüccar yazıhanesi, ocak veya şantiye, fabrika ve imalathane, atölye, depo, antrepo, ardiye, mağaza ve dükkân, banka ve banker dairesi, ikraz ve istikraz müessesesi ile imtiyazlı ve imtiyazsız anonim, kooperatif, limited, komandit ve kollektif şirket gibi çalışma konusu mal veya para ticareti olan özel ya da kamu kuruluşları bu kapsamda değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Sorumlu işletici bildirimi</strong></p>
<p>Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, günübirlik kiralanan evler, kamp, kamping, tatil köyü, her türlü özel veya resmi konaklama yeri (yatılı okulların pansiyonları, yetiştirme yurtları ve köy odaları dahil) ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ve dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinde sürekli olarak bir <strong>sorumlu işletici</strong> bulundurulması gerekmektedir. Söz konusu kişinin kimliği, <strong>tesis açılmadan önce</strong>, tesisin sahibi, kanuni temsilcisi veya kiracısı tarafından iki nüsha düzenlenecek <strong>İşletici Kimlik Bildirme Belgesi</strong>’ne<strong> (Form: 1)</strong> yazılarak en yakın yetkili genel kolluk birimine teslim edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Sorumlu işletici değişmesi hâlinde ise <strong>24 saat içinde</strong> aynı usul izlenmekte; yeni işleticiye ait kimlik bildirme belgesine, ayrılan işleticinin adı ve ayrılış tarihi eklenerek en yakın yetkili genel kolluk birimine verilmektedir.</p>
<p>Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde <strong>7 bin 467 TL</strong> (2026 yılı tutarı) idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Çalışanların kimlik bildirimi ve süreler</strong></p>
<p>Yukarıda sayılan konaklama yerleri, özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ile dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinde <strong>sürekli veya geçici olarak çalıştırılanların</strong> kimlikleri, iki nüsha düzenlenecek <strong>Çalışanlara Ait Kimlik Bildirme Belgesi’</strong>ne<strong> (Form: 2)</strong> yazılarak <strong>24 saat içinde</strong> en yakın yetkili genel kolluk birimine verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bunların dışında kalan, ticaret ve sanat amacı güden işyerlerinde ise süre daha uzundur. Bu işyerlerinde <strong>sürekli veya geçici olarak çalıştırılanlar</strong> için aynı belge (<strong>Form: 2</strong>) iki nüsha olarak hazırlanmakta ve <strong>3 gün içinde</strong> en yakın yetkili genel kolluk birimine teslim edilmektedir.</p>
<p>İşe başlama aşamasında kolluk birimine verilen <strong>Form: 2</strong>’nin imzalı bir nüshası ise işyerinde muhafaza edilmektedir.</p>
<p>Çalışanın işten ayrılması hâlinde de aynı süreler geçerlidir. Başka bir ifadeyle, belgenin ayrılışa ilişkin bölümleri (ayrılış tarihi ve imza) doldurularak 24 saat veya 3 gün içinde yetkili genel kolluk birimine yeniden bildirimde bulunulması gerekmektedir.</p>
<p>İşyerleri, ellerinde kalan belge nüshalarını, kolluk biriminden alacakları kısımla birlikte <strong>üç yıl boyunca</strong> saklamakla yükümlüdür.</p>
<p>Yukarıdaki bildirimleri aynı sürelere uymak kaydıyla, genel kolluk kuvvetlerinin bilgisayar terminallerine bağlanarak <strong>elektronik ortamda da yapılabilmektedir</strong>.</p>
<p>Çalışanların işe başlayış ve ayrılışlarına ilişkin bildirimler süresinde yapılmazsa idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p>Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, günübirlik kiralanan evler, kamp, kamping, tatil köyü, her türlü özel veya resmi konaklama yeri (yatılı okulların pansiyonları, yetiştirme yurtları ve köy odaları dahil) ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ve dini ve hayır kurumlarının sosyal tesisleri için her bir çalışan bakımından <strong>7 bin 467 TL</strong>; bunlar dışında kalan ticaret ve sanat amacı güden işyerleri için ise her bir çalışan bakımından <strong>481 TL</strong> idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>SGK’nın kimlik bildirimlerine ilişkin işlemleri </strong></p>
<p>1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu’nun ek 2’nci maddesi gereğince, işyerlerinde sürekli veya geçici olarak çalışanlara ilişkin kimlik bilgileri genel kolluk kuvvetlerince SGK il müdürlüklerine ve merkez müdürlüklerine iletilmektedir.</p>
<p>SGK, bu bilgileri kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında değerlendirmektedir. Dolayısıyla kolluğa kimliği bildirilen kişilerin işyerince sigortalı olarak bildirilip bildirilmediği kontrol edilmekte; sigortasız çalıştırıldığı tespit edilenler bakımından sosyal güvenlik mevzuatı gereği işyerinin denetime alınması, sigortalılık tescili, prim tahakkuku, idari para cezası ve prim teşviklerinden yasaklılık gibi işlemler yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak; </strong>kimlik bildirme sistemiyle toplanan veriler yalnızca kolluk birimleri için değil, TÜİK ve SGK gibi kuruluşlarca da görevleri kapsamında kullanılmaktadır. Bu nedenle işverenlerin, hem sorumlu işletici hem de çalışan bildirimlerini süresinde yapmaları ve bildirimi yapılan kişilerin sosyal güvenlik kayıtlarının eksiksiz olmasına özen göstermeleri gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisani-kolluk-kuvvetlerine-bildirmeyene-hem-ceza-hem-sgk-denetimi-90873</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanı Kolluk kuvvetlerine bildirmeyene hem ceza hem SGK denetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/performans-nedeniyle-fesihte-nelere-dikkat-edilmeli-90872</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Performans nedeniyle fesihte nelere dikkat edilmeli? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesine imkân sağlayan hallerden biri işçinin çalışma performansının düşüklüğüdür. Ancak performans düşüklüğüne dayalı fesihlerde, yalnızca çalışanın hedefleri karşılayamadığının ileri sürülerek iş sözleşmesinin feshedilmesi uygun değildir. </p>
<p>İşverenin performansı hangi ölçütlerle değerlendirdiği, düşük performansın süreklilik gösterip göstermediği ve fesih öncesinde hangi iyileştirme adımlarının uygulandığı birlikte önem taşımaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesine göre, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi bulunan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. </p>
<p>Performans düşüklüğü de işçinin yeterliliğinden kaynaklanan nedenler kapsamında değerlendirilebilmektedir.</p>
<p>Performans nedeniyle fesihte ilk şart, iş yerinde performans değerlendirme sisteminin bulunmasıdır. Performans kriterlerinin somut, ölçülebilir, işyerinin ve yapılan işin koşullarına uygun olması esastır. Performans kriterlerinin aynı işi yapan çalışanlara aynı dönem içinde eşit şekilde uygulanması gerekir. </p>
<p>Diğer yandan, çalışandan beklenen hedeflerin gerçekçi ve makul olmalı, performans standartları da önceden çalışana yazılı olarak bildirilmelidir. Uygun bir performans değerlendirme sisteminde, çalışanların performansı düzenli aralıklarla ölçülmeli, sonuçlar kayıt altına alınmalı ve çalışanla paylaşılmalıdır. </p>
<p>Performans değerlendirme sonucunun düşük çıkması halinde, öncelikle sonucun kaynağı araştırılmalıdır. Düşük performans işçinin bilgi, beceri, davranışlarından veya iş organizasyonu, ekipman yetersizliği, gerçekçi olmayan hedefler, çalışma ortamı gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Performansın geçerli fesih nedeni olabilmesi için, düşük performansın süreklilik göstermesi beklenir. </p>
<p>Çalışanın performansının düşük olduğu tespit edildiğinde doğrudan feshe gidilmemelidir. Öncelikle sonuçlar çalışana bildirilmeli ve savunması alınmalıdır.</p>
<p>Çalışanın performansını geliştirebilmesi için gerekli eğitim, yönlendirme ve destek sağlanmalıdır. Gerektiğinde belirli bir iyileştirme süresi verilmelidir. Eğitim ve uyarı sonrasında performans tekrar ölçülmeli, gelişme olup olmadığı somut verilerle takip edilmelidir. </p>
<p>Performans nedeniyle fesihte temel ilkelerden biri, feshin son çare olmasıdır. İşverenin, iş sözleşmesini sona erdirmeden önce daha hafif tedbirlerle iş ilişkisinin devamının mümkün olup olmadığını araştırması gerekir. </p>
<p>Eğitim verilmesi, işin yapılış biçiminin yeniden düzenlenmesi, görev veya bölüm değişikliği teklif edilmesi ve son bir uyarı sonrasında makul bir süre performansın izlenmesi feshin son çare ilkesi kapsamında değerlendirilebilir.</p>
<p>Eğer uyarı, eğitim, savunma, görev değişikliği gibi imkânlar değerlendirilmeden doğrudan performans düşüklüğü gerekçesiyle feshe gidilirse, işe iade uyuşmazlıklarında feshin geçersiz sayılması söz konusu olabilecektir.</p>
<p>İşçinin işe iade davası açabilmesi için 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışıyor olması, iş yerinde 30 veya daha fazla işçinin çalışıyor olması, işçinin en az 6 aylık kıdem süresine sahip olması, belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışması, işveren vekili olmaması ve arabulucu nezdinde anlaşma sağlanamamış olması gerekir.</p>
<p>İşe iade davasının işçi lehine sonuçlanması ve işçinin süresi içinde işe başlamak üzere başvurması halinde, işçiye kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için en çok 4 aya kadar boşta geçe süre ücreti ödenmelidir. İşveren, başvuru üzerine işçiyi 1 ay içinde işe başlatmazsa, ayrıca mahkeme tarafından belirlenen 4 ila 8 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatı ödemelidir. İşe başlatılmayan işçiye ayrıca kıdem tazminatı/farkı, ihbar tazminatı/farkı ve bakiye yıllık izin ücreti/farkı ödenecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, performans nedeniyle fesihlerde sürecin usule ve objektif kriterlere uygun yürütülmemesi, yalnızca feshin geçersiz sayılmasına değil, işveren açısından önemli ek maliyetlere de yol açabilecektir. Bu nedenle performans takibi, savunma, eğitim, uyarı ve son çare ilkesi fesih öncesinde mutlaka birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/performans-nedeniyle-fesihte-nelere-dikkat-edilmeli-90872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Performans nedeniyle fesihte nelere dikkat edilmeli?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-beyin-gocu-icin-giderlerse-gitsinler-deme-luksumuz-yok-90871</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç beyin göçü için &#039;Giderlerse gitsinler&#039; deme lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Moleküler biyoloji ve genetik mezunlarında yüzde 13,1’e ulaşan beyin göçü oranı, Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağını koruma sorununu gözler önüne seriyor. Vakıf üniversitelerine tam bursla yerleşen başarılı öğrencilerde göç oranının yüzde 8,6’ya çıkması, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde kurma eğiliminin ekonomik ve toplumsal sonuçlarına işaret ediyor. Türkiye’nin bu tablo karşısında “Giderlerse gitsinler” deme lüksü yok.</strong></p>
<p>Yüksek eğitimli veya yetenekli kişilerin bir ülkeden diğerine göç etmesine <strong>‘Beyin Göçü’</strong> adını veriyoruz. <strong>Beyin göçü, nitelikli ve eğitimli insanların bir ülkeden, genellikle düşük gelirli veya daha az dinamik ekonomilerden daha zengin, daha dinamik ekonomilere net çıkışı ifade ediyor.</strong></p>
<p><strong>İnsan sermayesi ya da daha güncel tanımıyla insan kaynakları, sağladıkları işgücü becerileri, iş yapma bilgisi ve yaratıcılığı ile verimliliğin, yeniliğin ve uzun vadeli büyümenin ana itici güçlerinden birisi.</strong> O nedenle ‘beyin göçü’ bir ülke vatandaşlarının başka bir ülkede yaşama tercihi yanında, nitelikli işgücünün de kaybı anlamına geldiği için ekonomik açıdan da son derece önemli.</p>
<p><strong>Devletler açısından eğitimine yatırım yaptıkları işgücünün kaybı, söz konusu kişinin en verimli yıllarını, girişimcilik becerilerini ve hatta istidam vergilerini başka bir ülkeye kaptırmak anlamına geliyor.</strong> Nitelikli işgücünü çeken ülkeler açısından ise başka bir ülkenin yüksek maliyetlerle oluşturduğu işgücüne maliyet ödemeksizin sahip olması ve ikili rekabette avantajı ele geçirmesi demek.</p>
<p><strong>Beyin göçü esas olarak ücretler, kariyer olanakları, kurumlar ve yaşam kalitesi açısından uluslararası düzeydeki büyük farklılıklardan (itici ve çekici faktörler) kaynaklanıyor.</strong></p>
<p><strong>Fakat son yıllarda özellikle gençleri boğan, özgürlük anlamında geriye doğru giden ülkelerden, daha fazla özgürlük vaat eden, gelecek kaygısının çok daha az olduğu, yaşam koşullarının bireysel konfora katkı sağladığı ülkelere gidiş, her yaş grubundan insanı çeken faktörler olarak öne çıkıyor. </strong></p>
<p>Bir ülke açısından beyin göçü kapsamında en kötü olanı şüphesiz <strong>‘genç beyin göçü’</strong>.</p>
<p><strong>Gençlerin dış göçü, özellikle yükseköğrenim görmüş kişilerin başka ülkelere gitmesi, terk edilen ülke açısından uzun dönemde önemli sonuçlar doğuruyor.</strong> Genç göçmenlerin kalan çalışma ömürlerinin uzun olması, girişimci olarak risk alma ve bir işten diğerine geçiş yapabilme hızı, dinamizmi, yenilikçi özellikleri, tek ettikleri ülke açısından demografik yaşlanma ve emeklilik sistemi üzerindeki baskının artması anlamına da gelmekte. Farklı birçok ülkede yapılan araştırmalardan elde edilen nedensel kanıtlar gençlerin, özellikle yüksek eğitimli göçmen dalgasının, ayrıldıkları bölgelerde yeni şirket kuruluşunu azalttığını gösteriyor bizlere.</p>
<p><strong>Büyüme modellerinde, insan sermayesi stoğu, verimliliği ve yeni teknolojiyi benimseme kapasitesini belirler. </strong>Nitelikli göç, bu stoğu doğrudan azaltır. <strong>Böylece "en iyiler ve en parlaklar" dışarı giderler, içeride kalanlar ise insan kaynağı stoğunun kalitesini düşürür. </strong>Bu konuda yapılan ilk çalışmalar ve sonrasındaki yaygın görüş, beyin göçünü, göç veren ülkeler için doğrudan bir kayıp olarak ele almıştı. <strong>Daha yeni çalışmalar, yüksek vasıflı göçün bir ülkenin insan sermayesi stoğunu tamamen tükettiğini doğrulamasa da, göç oranlarının yüksek ve eğitimli nüfusun az olduğu durumlarda bu sonucu doğurabileceğini gösteriyor.</strong> Bizim gibi özellikle nitelikli insan kaynağı üretmekte zorlanan ülkeler açısından bu önemli bir sorun.</p>
<p><strong>Beyin göçü, özellikle doktorlar, hemşireler, öğretmenler ve araştırmacılar gibi yoğun bilgi, beceri ve üstün nitelik gerektiren ve sosyal getirilerin yüksek olduğu sektörlerde, dışa göçün yaşandığı ülke açısından ciddi eksikliklere neden olabilir.</strong></p>
<p><strong>Yetenekli ve becerikliler dışarıya gittikçe, içeride bunların yarattığı boşluğu doldurmak ya daha niteliksizlerle ya da başka göç veren ülke vatandaşlarıyla gerçekleştiğinden, beyin göçü veren ülkenin genel seviyesi de düşüp vasata doğru yol alıyor.</strong> Her kesimden verilen göçle vasatlaşan ülke, bilim üretmekten, girişimcilikten, yeni teknolojileri benimseyip kullanabilmekten de geri kalıyor. <strong>Toplumun geneline vasatlık yavaş yavaş hâkim olmaya başladıkça, bu sefer beyin göçü daha da fazla artıyor. </strong></p>
<p><strong>Beyin göçünün yüksek olduğu ülkelerde yöneticiler, eğer oluşan bu vasatlıktan rahatsız olmuyor ve vasatlık işlerine geliyorsa, dışa göçü tersine döndürmek için herhangi bir girişimde bulunmuyorlar.</strong> Bence bir ülkeyi bekleyen en büyük tehlike ya yöneticilerin konunun ciddiyetinin farkında olmaması ya da yaşanan vasatlıktan memnun olması.</p>
<p><strong>Beyin göçü, sosyoekonomik dinamiklerin ve ülkenin yetişmiş insan kaynağı vizyonunun en somut göstergelerinden biri. </strong>Toplumsal tartışmalarda sıklıkla soyut iddialar üzerinden ele alınan bu olgu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tarafından her yıl <strong>"Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri"</strong> ile net, somut ve analitik bir zeminde tartışmaya imkân tanıyan veriler açıklanıyor.</p>
<h2>İlk sırada Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunları var</h2>
<p>TÜİK’in 2025 yılı <strong>"Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri" </strong>bu yıl çarpıcı verilerle karşımıza geldi.</p>
<p>Verilere göre, Türkiye'deki yükseköğretim mezunlarının genel beyin göçü oranı bir önceki yıla kıyasla artarak yüzde 2,2 seviyesine yükseldi. Cinsiyet kırılımında ise erkek mezunlardaki göç oranının yüzde 2,7 ile kadın mezunlardaki yüzde 1,8'lik orana kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu görülüyor.</p>
<p>Lisans programları temelinde yapılan inceleme, yurt dışına yönelimin rastgele dağılmadığını; aksine küresel ölçekte Ar-Ge ve inovasyonun merkezinde yer alan temel bilimler ile hibrit mühendislik alanlarında kümelendiğini gösteriyor. 2025 verilerine göre beyin göçü oranının en yüksek olduğu ilk beş lisans programı şöyle sıralanıyor.</p>
<ol>
<li>Moleküler Biyoloji ve Genetik (yüzde 13,1)</li>
<li>İşletme Mühendisliği (yüzde 13,0)</li>
<li>Matematik Mühendisliği (yüzde 11,0)</li>
<li>Elektronik Mühendisliği (yüzde 10,9)</li>
<li>Fizik Mühendisliği (yüzde 10,2)</li>
</ol>
<p><strong>Görüldüğü üzere, beyin göçünde analitik problem çözme kabiliyeti sunan ve biyoteknoloji gibi stratejik sektörlere zemin hazırlayan bölümler ilk sırada yer alıyor.</strong> Lisans programları arasında en yüksek beyin göçü oranı yüzde 13,1 ile Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde gerçekleşmiş.</p>
<p><strong>Sosyoekonomik açıdan en dikkat çekici makas ise, kurum türü ve öğrencinin akademik başarı durumuna göre şekilleniyor.</strong></p>
<p><strong>2024 yılında yüzde 1,7 olan devlet üniversitesi mezunlarının göç oranı 2025'te yüzde 1,9'a; vakıf üniversitesi genel ortalaması ise yüzde 4,3'ten yüzde 4,4'e yükselmiş durumda</strong>.</p>
<p><strong>ÖSYM sınavlarında en üst dilimlere girerek vakıf üniversitelerine dereceyle yerleşen "tam burslu" grubun gösterdiği yüzde 8,6'lık göç oranı, genel vakıf ortalamasının (yüzde 4,4) yaklaşık iki katı, devlet üniversiteleri ortalamasının (yüzde 1,9) ise dört katından fazlasına denk geliyor. Bu durum, akademik kapasitesi en yüksek öğrenci grubunun uluslararası işgücü piyasaları tarafından çok daha hızlı çekildiğini kanıtlıyor.</strong></p>
<p>Yükseköğretimde eğitim dilinin küresel mobilite üzerindeki etkisi analiz edildiğinde, sıralamanın zirvesinde ilgi çekici bir tablo ortaya çıkıyor. <strong>Öğrenim diline göre beyin göçü oranları şu şekilde dağılıyor: Fransızca (10,5), Almanca (yüzde 7,5), İngilizce (6,8) ve Rusça (yüzde 5,0).</strong></p>
<p><strong>Fransızca eğitim veren programlardan mezun olanların yüzde 10,5 ile ilk sırada yer alması, dil yetkinliğinin hedef ülke pazarlarına ve Avrupa eğitim/istihdam ekosistemine doğrudan bir geçiş köprüsü sağladığını gösteriyor.</strong> Fransızca eğitim veren kurumların yakaladığı bu oran, Almanca ve küresel standart kabul edilen İngilizce eğitim programlarını belirgin biçimde geride bırakmış görünüyor.</p>
<h2>En yüksek göç yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojilerinde</h2>
<p><strong>Sektörel ve disipliner alanlar bazında bakıldığında, dijital dönüşümün ve teknoloji odaklı üretimin lokomotifi olan sektörlerin beyin göçünde lokomotif görevi gördüğü açıkça görülüyor. </strong>En yüksek göç oranına sahip eğitim ve öğretim alanları; bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 7,0), mühendislik, imalat ve inşaat: (yüzde 4,8) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 3,0) olarak sıralanıyor.</p>
<p>Bilişim ve iletişim teknolojileri alanındaki cinsiyet kırılımı, sektörün dinamikleri açısından önemli bir farkı gözler önüne seriyor. <strong>Bu alandan mezun olan erkeklerde beyin göçü oranı yüzde 8,2'ye kadar tırmanırken, kadınlarda bu oran yüzde 5,1 seviyesinde kalıyor.</strong></p>
<p>Yelpazenin diğer ucundaki en düşük göç oranları incelendiğinde ise erkeklerde en düşük oran yüzde 0,8 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik alanlarında, kadınlarda en düşük oran yüzde 0,7 ile eğitim alanında kaydedilmiş.</p>
<h2>İlk sırada Almanya var</h2>
<p><strong>Yükseköğretim mezunlarının yerleşmek için tercih ettiği ilk beş ülke ise çok tanıdık. Birinci sırada Almanya var. Almanya’yı ABD, Birleşik Krallık, Hollanda ve Kanada izliyor. Gençlerin tercihi sadece daha fazla para kazandıkları ülkeler değil. Bu ülkeler dünya demokrasi endeksinde de en önde gelen ülkeler. </strong></p>
<p><strong>Ülkelerin tercih ettiği uzmanlık alanları incelendiğinde, son derece net bir yetenek paylaşımı görülüyor.</strong> Avrupa'nın teknoloji ve sanayi merkezleri olan Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda en çok Bilgisayar Mühendisliği mezunlarını çekerken, ABD'ye giden grubun liderliğini Elektrik-Elektronik Mühendisliği üstleniyor. Kanada tarafında ise ilk sırayı işletme mezunları alıyor.</p>
<p>Ekonomik gerçeklik ve TÜİK rakamları bizlere özellikle gençlerin beyin göçü için <strong>‘Giderlerse gitsinler’ </strong>deme lüksümüz olmadığını açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Elbette, tercih bu değilse.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-beyin-gocu-icin-giderlerse-gitsinler-deme-luksumuz-yok-90871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/1/1280x720/beyin-gocu-1793341740.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç beyin göçü için giderlerse gitsinler deme lüksümüz yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-penceresi-acildiginda-yabanci-yatirimci-nasil-cekilir-90870</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırsat penceresi açıldığında yabancı yatırımcı nasıl çekilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı yatırım, bizim gibi ekonomik potansiyeli yüksek, girişimci ülkeler için yeni iş yapma biçimlerini öğrenmek demek. Küresel ekonomide rekabet gücünüzü artıracak yeni iş süreçlerine dair bilgi genellikle kitaplarda yazmıyor. Birlikte iş yaparak öğreniyorsunuz.</strong></p>
<p>Son zamanlarda birçok yabancı şirket ve yatırımcıyla yaptığım görüşmeler, Türkiye’ye son yıllarda hiç olmadığı kadar ilgi olduğunu gösteriyor. Açıkçası bu ilgi beni şaşırtıyor. Biz içeride olunca, genelde ülkemizde olumsuzlukları görüyor ve yazıyoruz. Oysa dünyanın geri kalanı da bizden pek farklı değil. Bugün size önümüzde duran fırsat penceresinden ve bundan istifade edebilmek için yapmamız gerekenlerden bahsedeceğim.</p>
<p>Türkiye’nin neo-liberal politikalara geçiş yaptığı 1980’lerden itibaren, küresel ekonomi içindeki göreli pozisyonunun en iyi olduğu sene bana göre 2015’ti. Bazıları için “<em>peak Turkey</em>” yılları 2011 veya 2013 de olabilir. Ama dönemsel olarak herhalde 2010’ların ilk yarısında mutabık kalırız. O zamanlar Türkiye yabancı yatırımcıların gözdesiydi. Financial Times, Wall Street Journal, the Economist’te hakkımızda hep olumlu haberler çıkardı. 2015 Kasım’da Antalya’da düzenlenen G20 zirvesi de bir bakıma Türkiye’nin bu öneminin bir nişanesi olmuştu.</p>
<p>Sonra ne oldu? Önce güvenlik meseleleri çıktı. Birçok vatandaşımızı kaybettiğimiz onlarca olay arasında, 1 Ocak 2017’deki Reina katliamı, dış dünyanın algısı açısından herhalde bir dönüm noktası olmuştur. Darbe girişimleri, terör saldırıları ve Rahip Brunson krizi sonrası, bazı değerlendirmelerde sanki 60 küsur yıldır NATO üyesi olan bir ülke değilmişiz de bir üçüncü dünya ülkesiymişiz gibi konumlandırıldık. Sonra COVID-19, yıkıcı depremler ve makroekonomik istikrarsızlıklar geldi. Bu trendin bizi getirdiği noktada, geçen sene itibarıyla, Türkiye’nin dışarıda yaptığı doğrudan yatırım, ülkemize çektiğimiz doğrudan yatırımı geçti. Tarihte ilk kez...Bizim gelir seviyemizde bir ülke için üzücü bir durum!</p>
<p> “Nedir bu yabancı hayranlığın? Yabancı yatırım olsa ne olur, olmasa ne olur?” diye sorabilirsiniz. Yabancı yatırım, bizim gibi ekonomik potansiyeli yüksek, girişimci ülkeler için yeni iş yapma biçimlerini öğrenmek demek. Küresel ekonomide rekabet gücünüzü artıracak yeni iş süreçlerine dair bilgi genellikle kitaplarda yazmıyor. Birlikte iş yaparak öğreniyorsunuz. Mesela Amerikalılar, son 30 senede çip üretmeyi unuttukları için bugün Tayvanlı TSMC’yi; gemi yapmayı unuttukları için de Koreli Hangwa’yı ülkelerine davet edip, üzerine de milyonlarca dolar teşvik vererek yatırım yaptırıyorlar. Neden? Bu işleri yeniden öğrenebilmek için.</p>
<h2>Yabancı, imalat sanayiinde Doğu Avrupa’ya, hizmetlerde Körfez’e gitti</h2>
<p>Peki, son on küsur senede bizden kaçan yabancı yatırım nereye gitti? İmalat sanayiinde -tüm dünyanın yatırımını emen Çin’i saymazsa- Doğu Avrupa’ya, hizmetlerde ise Körfez’e gitti. Birçok küresel şirketin bölgesel merkezi İstanbul’dan Dubai’ye taşındı. Ben de bu yazıda geleceğini daha parlak gördüğüm hizmetler sektörü üzerinde duracağım.</p>
<p>Bir küresel şirketin bölgesel merkezinin sizin ülkenizde olması, o şirkette çalışan hemşehrilerinizin sayısının artması anlamına gelir. Ülkemizde büyük kentlerde yaşayan herkesin bildiği gibi, dünya ne kadar rasyonel ve kurumsal hale gelse de “hemşehricilik” önemli bir şeydir. Nitekim, ABD’de yapılan akademik çalışmalara göre, küresel bir Amerikalı şirkette belli bir etnik grubun sayısı ne kadar artarsa, o şirketin o grubun anavatanına yaptığı yatırım miktarı da o denli artıyor. Bir şirketin CEO’su yabancı biri olursa şirketin o CEO’nun memleketinde bir satın alma yapma ihtimali diğer memleketlere nazaran 17 kat daha yüksek çıkıyor! Küresel ekonomide hemşehricilik böyle bir şey işte. Buna hemşehricilik değil de “yöneticiler, ilişki ağlarının gelişmiş olduğu yerlerdeki fırsatları daha iyi görüyorlar” diyelim!</p>
<p>İşte Birleşik Arap Emirlikleri ve son yıllarda yarışa katılan Suudi Arabistan bu hemşehriciliğin kıymetini görmüştü. O yüzden iki ana vaatle küresel şirketlerin Ortadoğu ve hatta Asya’daki yönetim merkezlerini çekmeyi başardılar. Birincisi istikrar, ikincisi ise dünyanın en modern regülasyonları. İngiltere kanunlarını mı istiyorsunuz? Buyurun, size hem kanun hem de İngiliz yargıç. Modern fintek regülasyonları ya da yapay zekâ regülasyonları mı istiyorsunuz? Buyurun, Singapur’dan getirdiğimiz danışman size en âlâsını yazsın.</p>
<h2>Körfez’deki girişimciler ve küresel şirketler, yeni yer arıyor</h2>
<p>Görünen o ki 2026’da birkaç füze ve dron, Körfez’in bu hikâyesini sekteye uğrattı. Henüz hikâye sona erdi mi bilmiyoruz. Ama yılın ilk yarısında Birleşik Arap Emirlikleri’nde, son aylarda da Suudi Arabistan’da yaşanan saldırılar, bu ülkelerde yaşayan ekspatların ya da oralara gelip giden küresel şirket yöneticilerinin hiç hoşuna gitmiyor. Nitekim bu hafta, Suudi Arabistan 2017’den beri -COVID-19 hariç- her sene düzenlediği “çölde Davos” denen <em>Future Investment Initiative</em> etkinliğini bu Ekim gerçekleştiremedi ve 2027 yılına erteledi.</p>
<p>Şimdi Körfez’deki girişimciler ve küresel şirketler, kendilerine yeni yerler bakıyor. Bölgeye bakınca Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında en istikrarlı ve en bağlantılı olanlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak yukarıda, “yabancı yatırım çekmenin diğer sırrı nedir?”, diye sormuştuk. Cevap basit: Şirketlerle konuşarak yapılan modern regülasyonlar. <em>Etatist</em> bürokrasi geleneğimizle bu konuda maalesef sınıfta kalıyoruz. Geçenlerde dünyanın en büyük şirketlerinden birinin temsilcisiyle birlikte Azerbaycan’da bir kamu kurumu yöneticisiyle görüşmedeydim. Azerbaycanlı yönetici, “Biz meraklı tarafız, sizden öğreneceklerimiz var,” diyordu. Nadiren gelen fırsatları kaçırmak istemiyorsak, bizim de başkalarından öğreneceklerimiz olabilir!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-penceresi-acildiginda-yabanci-yatirimci-nasil-cekilir-90870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fırsat penceresi açıldığında yabancı yatırımcı nasıl çekilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-muhendisleri-is-basinda-90869</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyaset mühendisleri iş başında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen günkü yazıyı şöyle bitirmiştim:</p>
<p>“… Sözün burasında konunun bir başka boyutunu da gözden kaçırmayalım: Ali Babacan’ın kabinede yer alacağı iddiaları…</p>
<p>Babacan’ı, Deva, Yeniden Refah, Fazilet (kendini feshetmeseydi Gelecek) gibi partilerin ortak cumhurbaşkanı adayı göstermeyi planladığı da konuşuluyor, Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olacağı bir modelden de bahsediliyor. Hal böyleyken Babacan’ın ekonomiden sorumlu koalisyon ortağı olarak kabinede yer alması gerektiği savları nereden çıkıyor?”</p>
<p>Kaldığımız yerden devam edelim…</p>
<p>Önce bir durum tespiti yapalım.</p>
<p>Yeni Parti, CHP, TİP gibi partilerin dışında İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, Saadet ve Yeniden Refah tarafında da kapalı kapılar arkasında ortak aday çıkarma merkezli yoğun bir trafik yürütülüyor. Adalet Partisi lideri Vecdet Öz de geçenlerde “Hesapları doğru yapın, herkesi şaşırtacak gelişmeler var” diyerek bu arayışların sinyalini verdi.</p>
<p>“Bu neden önemli” derseniz; ortaya çıkacak tablo Cumhur İttifakı’nın kimi bileşenlerini bu yeni ittifaka doğru yönlendirebilir ki iktidar kanadı için hiç istenmeyen bir gelişme olur bu…</p>
<p>Bu arada geçtiğimiz aylarda Saadet Partisi'nin öncülüğünde İstanbul Çırağan Sarayı'nda Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin programı tekrar hatırlatmak isterim.</p>
<p>O toplantıda da yan yana gelen Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, (kendini fesheden) Gelecek Partisi ve Deva Partisi Genel başkanları 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile verdikleri fotoğrafta adeta yepyeni bir ittifakın da ipuçlarını kayda geçirmişlerdi.</p>
<p>Ki bu birlikteliğin cumhurbaşkanı adayının da Ali Babacan olacağı öne sürüldü.</p>
<p>Sonradan bu birlikteliğin, özellikle AK Parti’den uzaklaşan muhafazakâr seçmene “iyi bir alternatif” olabileceği değerlendirmeleri yapıldı.</p>
<p>Yine Bülent Arınç’ın AK Parti'nin kuruluş yıl dönümü için hazırlanan ve yalnızca Recep Tayyip Erdoğan'ı öne çıkaran tanıtım videolarını ve partinin mevcut durumunu eleştirirken Ali Babacan için “Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim... Orada yeri gelmiş Ali Babacan da var" ifadesini kullandığını da hatırlayın…</p>
<p>Ortada artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6’lı Masa’sı yok. Bu durumda seçmen aritmetiğine bakarsanız Cumhur İttifakı dışında kalan partilerinin bir bütün olarak muhalefet kanadını temsil etmediği bir evrende oylar iktidar (artı DEM), muhafazakâr muhalefet ve sosyal demokrat muhalefet arasında bölünecek demektir. “Oy kullanmayacağım” diyen seçmeni de (ki oranları son araştırmalara göre yüzde 20’leri geçmiş durumda) göz önüne aldığımızda adeta dörde bölünmüş bir seçmen havuzu ortaya çıkar. Bu durum da ister istemez iktidar bloğunun işine yarar.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda Ankara’da hemen (adet olduğu üzere) siyaset mühendisliği devreye giriyor. “Mühendisler”in önündeki temel soru, “muhafaza muhalefet kanadı ile iktidardan kopan/soğuyan muhafazakâr seçmeni nasıl iktidarla barıştırırız?”</p>
<p>Benim şahsi kanaatim boşa çaba ama adamlar da boşuna “mühendis” değil! Bir kaç yöntem üzerine yoğunlaşmışlar.</p>
<p>Bir taraftan Ali Babacan ve Partisi’nin Cumhur İttifakı içinde yer alması ama fiilen hükümette yer almaması (MHP örneğinde olduğu gibi); diğer yandan Deva Partisi’nin İttifakta yer alması ve Babacan’ın ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olması gibi fikirleri var.</p>
<p>Bu fikirlere karşılık, Deva Partisi’nin muhalefet cephesinde kalması, seçimde toplayacağı oy oranına göre ittifaka dahil edilmesi gerektiğini dile getirenler de var.</p>
<p>Tabii bir de “artık yarı-başkanlık sistemine geçelim; parlamentodan bir başbakan seçilsin” diyen cephe var. Burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor; yarı-başkanlığa geçilsin diyen muhalif kesimler Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olmasını öneriyorlar, yarı-başkanlığa geçilsin diyen iktidar çevreleri ise cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan Babacan olsun görüşünü dile getiriyorlar. Mühendislerin hikmetinden sual olmaz ama bu Babacan merakı gerçekten ilginç!</p>
<p>Oysa siyaset mühendisliğinden öte bir şey var; İnsanlar yalnızca değişim istemiyor. Değişimin ehil ellerde yönetilip yönetilemeyeceğini de bilmek istiyor. Ekonomi, dış politika, adalet, eğitim, enerji, tarım, savunma, teknoloji, sağlık ve kamu yönetimi alanlarında inandırıcı, net politikalar duymak istiyorlar. Güvenin, hukukun, liyakatin, üretimin yeniden inşasını hayal ediyorlar. Ve bu talepler tek başına bir ismin kabinede ya da ittifakta yer alarak çözülebilecek talepler değil!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-muhendisleri-is-basinda-90869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyaset mühendisleri iş başında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-uclu-sikisma-yuksek-enflasyon-fon-krizi-ve-kuresel-soklar-90868</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomide üçlü sıkışma: Yüksek enflasyon, fon krizi ve küresel şoklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 2023 yılından bu yana uygulanan ekonomi programının başarısı, yalnızca sıkı para ve maliye politikalarının sürdürülmesine değil, bunları destekleyecek yapısal politikaların hayata geçirilmesine de bağlı. Zira yüksek faiz ve mali disiplin yoluyla enflasyonu düşürmeye çalışırken ekonominin üretim kapasitesini, rekabet gücünü ve finansal istikrarını korumak gerekiyor. Ancak yapısal zeminin gereken desteği sağlamadığı bir ortamda, enflasyonda istenilen başarı sağlanamıyor ve programın ekonomi üzerindeki maliyeti de artıyor. Üstelik son dönemde yaşanan fon krizi ve küresel finansal şoklar, bu sorunları daha da artırıyor.</p>
<h2>İç talepte yavaşlama, hanehalkında güven kaybı</h2>
<p>Yüksek enflasyon, Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan yüksek faizler ve mali sıkılaşma ise ekonomik faaliyet üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.</p>
<p>Ücret artışlarının enflasyonun gerisinde kaldığı kesimlerde satın alma gücü azalırken, yüksek faizler de tüketimin finansmanını zorlaştırıyor. Bunun sonucunda iç talepteki yavaşlama giderek belirginleşiyor.</p>
<p>Üstelik bu dönemde yaşanan fon krizi, hanehalkının yalnızca gelirlerini değil, birikimlerini de olumsuz etkiledi. Konutunu veya aracını satarak fonlara yatırım yapan bazı hanelerin yaşadığı kayıplar, krizin toplumsal boyutunu da ortaya koyuyor.</p>
<p>Fon krizinin etkileri yalnızca doğrudan zarar gören yatırımcılarla sınırlı değil. Finansal sisteme duyulan güvenin zayıflaması, tasarruf ve tüketim kararlarını da etkiliyor. Nitekim TÜİK tarafından açıklanan Tüketici Güven Endeksi, ekimde yüzde 7,7 düşüşle endeksteki en sert aylık düşüşlerden birini sergiledi.</p>
<h2>İhracatçı hem içeride hem dışarıda sıkışıyor</h2>
<p>İç talepteki yavaşlamayı ihracat yoluyla telafi etmek de giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Türkiye’de yüksek enflasyon, üretim ve iş gücü maliyetlerini artırırken, nominal kur artışlarının bu maliyetlerin gerisinde kalması ihracatçının fiyat rekabetini zayıflatıyor. Firmalar, yüksek üretim ve finansman maliyetlerini dış pazarlardaki satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamıyor.</p>
<p>Buna ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri ve Asya ülkelerinden gelen yoğun fiyat rekabeti de eklendi. Özellikle düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluğuna sahip sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar, dış pazarlarda rekabet güçlerini korumakta zorlanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla firmalar bir taraftan daralan iç talep, diğer taraftan zayıflayan dış rekabet gücü nedeniyle üretim, istihdam ve yatırım kararlarını yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.</p>
<h2>Fon krizi şirketlerin nakit dengesini bozuyor</h2>
<p>Ekonomideki mevcut sıkışıklığı artıran bir diğer gelişme, finansal piyasalarda yaşanan fon krizi.</p>
<p>Özellikle şirketlerin günlük nakit akışını değerlendirmek için kullandıkları para piyasası fonlarına yönelik güven kaybı, likidite yönetimini zorlaştırıyor. Buna özel sektör tahvil ve bono piyasasındaki sorunlar da ekleniyor.</p>
<p>Yeni ihraçların zorlaşması, bazı şirketlerin borç ödemelerini ötelemesi ve borsada işlem gören şirketlerde yaşanan sert değer kayıpları, şirketlerin nakit açığı adına kırılganlıkları artırıyor. Bir şirketin nakit sıkışıklığı nedeniyle ödemelerini geciktirmesi, alacaklı durumdaki diğer şirketlerin de ödeme kapasitesini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle kısa vadeli finansmana bağımlı ve nakit rezervleri sınırlı küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından bu risk çok daha yüksek.</p>
<h2>Küresel finansman koşulları da zorlaşıyor</h2>
<p>Türkiye ekonomisindeki bu sıkışıklık, küresel enflasyon ve finansman risklerinin arttığı bir döneme denk geliyor.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkileri, küresel enflasyon görünümünü olumsuz etkiliyor. Bu durum, gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artışına gitmesine sebep oldu.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde uzun vadeli tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi ise Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebiliyor. Küresel yatırımcıların gelişmiş ülke tahvillerinden yüksek getiri elde edebilmesi, gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimini zorlaştırıyor.</p>
<h2>MSCI uyarısı dikkate alınmalı</h2>
<p>Küresel finansman koşullarındaki bozulmaya, Türkiye’nin uluslararası sermaye piyasalarındaki konumuna ilişkin riskler de ekleniyor.</p>
<p>MSCI, ekim ayında Türkiye hisse senedi endekslerindeki bazı değişiklikleri geçici olarak dondurdu. Piyasa şeffaflığı, halka açıklık oranları ve koordineli işlem şüphelerine ilişkin sorunların giderilmemesi halinde Türkiye’nin piyasa sınıflandırmasının yeniden değerlendirilebileceğini açıkladı.</p>
<p>Endonezya örneği, bu uyarının önemini gösteriyor. MSCI, benzer sorunlar nedeniyle ekim ayında Endonezya’nın daha alt bir piyasa kategorisine alınmasına yönelik istişare süreci başlattı.</p>
<p>Türkiye’nin de Haziran 2027’ye kadar piyasa gözetimi, denetim ve yaptırım kapasitesini güçlendirmesi, şeffaf raporlama standartlarını iyileştirmesi gerekiyor. Aksi halde olası bir statü değişikliği, uluslararası fonların Türkiye yatırımlarını azaltmasına ve finansal piyasalardaki baskının artmasına neden olabilir.</p>
<h2>Yüksek enflasyon ve iç-dış şokların domino etkisi</h2>
<p>Bir tarafta yüksek enflasyon ve zayıflayan talep nedeniyle azalan nakit girişleri, diğer tarafta fon krizi ve küresel şoklar sebepleriyle artan finansman maliyetleri ve borç ödeme yükümlülükleri bulunuyor.</p>
<p>Özellikle firmaların yaşayabileceği ödeme güçlüklerinin, şirketler arası ticari ilişkiler üzerinden ekonominin geneline yayılma riski bu dönemde ilgili finansal kurumlar tarafından yakından izlenmelidir. Zira bu riske karşı bir önlem olarak TCMB’nin, yıl sonuna kadar itfası gelecek TL cinsi borçlanma araçlarının ödenmesi için kullandırılacak özel sektör borçlanma araçlarını, kredi büyüme sınırından istisna tutması önemli bir adım oldu.</p>
<p>Bu süreçte, fiyat istikrarı hedefinden ödün vermeden, geçici likidite sıkışıklığı yaşayan ancak ödeme gücü bulunan firmalara yönelik hedefli tedbirlerin alınması gerekiyor. Ticari kredi düzenlemeleri, kredi garanti mekanizmaları ve gerektiğinde borçların yeniden yapılandırılması bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>Bununla birlikte fon piyasalarına güvenin yeniden tesis edilmesi ve özel sektör borçlanma araçları piyasasının işleyişinin güçlendirilmesi için gereken yapısal zeminin tesis edilmesi de azami önem taşıyor. </p>
<p>Bu nedenle yapısal reformların hızlandırılması ve reel sektörün finansal kırılganlıklarını azaltacak önleyici tedbirlerin uygulanması ekonomik istikrar açısından kritik önemde yer alıyor  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-uclu-sikisma-yuksek-enflasyon-fon-krizi-ve-kuresel-soklar-90868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomide üçlü sıkışma: Yüksek enflasyon, fon krizi ve küresel şoklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizligi-azaltamiyorsan-tanimini-degistir-90867</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizliği azaltamıyorsan tanımını değiştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvencenin, ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün bitmesi, zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek.</strong></p>
<p><strong>TÜİK</strong> de böyle yapıyor zaten… Anketlerinde <strong>son 4 haftadır iş aramayanı</strong>, “<strong><em>işi var</em></strong>” sayıyor ve işsizlik oranına katmıyor. Zaten “<strong>iş beğenmiyorlar</strong>” söylemindeki yandaşlar da <strong>bu algıya hizmet</strong> ediyor. Oysa şu anda her <strong>3 kişiden birinin işi yok</strong> ve bu daha iyi günlerimiz. Asıl <strong>sonbaharda gör işsizlik belasını</strong>…</p>
<p>Arkadaşımız <strong>Talip Aktaş</strong> araştırdı ve <strong>Ekonomi Masası</strong>’nda anlattı: TÜİK’in <strong>%8,5</strong> olarak verdiği rakamı, <strong>işgücüne katılım</strong> üzerinden hesapladığınızda; <strong>%36,6</strong> oluyor. Çalışma çağındaki <strong>67,2 milyonun</strong> ancak 32,5 milyonu istihdama katılmış. Eğer <strong>AB</strong> işgücüne katılımıyla hesaplarsak <strong>gerçek işsizlik; %36,36</strong> olur.</p>
<p><strong>EKONOMİNİN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR?</strong></p>
<p><strong>Asal Araştırma</strong>’nın anketine bakıyoruz; Yatırım fonu borsa krizi: <strong>%26,5</strong>, Enflasyonun yüksekliği: <strong>%22.2</strong>, Gıda fiyat artışı: %<strong>13.0</strong>, Kira konut fiyat artışı: <strong>%6.8</strong>, Elektrik su, doğalgaz, aidat yüksekliği: <strong>%5.5</strong>, İşsizlik: %5.0, Faizlerin yüksekliği: <strong>%5.0</strong>, Ekonomi yönetimi: <strong>%4.8</strong>, Akaryakıt fiyat yüksekliği: <strong>%3.7</strong>.</p>
<p>Görünen o ki <strong>FON rezaleti</strong> ve <strong>fiyat artışlarından</strong> sonra ekonomide <strong>en büyük sorun işsizlik</strong>… Geçen yıl <strong>930 bin üniversite diploması</strong> ürettik fakat <strong>%20’sine</strong> iş bulabildik. Gerisi <strong>ev genci</strong> kadrolarına(<strong>!</strong>) dâhil oldu. Ekonomi küçülürken <strong>işsizliğin tırmanması</strong> bir yana, <strong>kaç işsizimiz var</strong>, bunu dahi bilemiyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İşsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kimin sorunu? </em></strong></p>
<p>Siyasetçi için: “<strong>en büyük sorun</strong>” olarak tanımlanabilir. Ancak önceliği değilse, <strong>popülist</strong> bir söylemden öteye geçemez. <strong>Ekonomi bürokratı</strong> için: bir istatistikten ibaret. Kamu güvenliği için potansiyel suçlu.</p>
<p><strong><em>İşveren ne diyor?</em></strong></p>
<p>Akıllı işveren için “<strong>henüz iş veremediği kişi</strong>” ancak akılsız işveren için; “<strong>otomasyon sayesinde işten çıkardığı kişi</strong>.” Çalışan için; “<strong>ben de işsiz kalabilirim</strong>” kaygısı. Sendikacı için <strong>işsizlik diye bir dert yok</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞSİZLİK; SAHİPSİZLİK VE TOPLUMSAL ZENGİNLİĞİN TAŞRASINA İTİLMİŞLİKTİR</strong></p>
<p><strong>Hayat standardının düşmesi</strong>, çalışmaktan vazgeçme, <strong>işlerin angarya gibi gelmesi</strong>, iş ve iç disiplinin bozulması, <strong>aileye yansıyan sorunlar</strong> ve tehlikeli bir geleceğin inşası. Ekonomik güvencenin ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “<strong>ailenin rızkını sağlayan kişi</strong>” rolünün sonu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İŞSİZLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Manşet işsizlik</strong>: Resmi rakamlarla dar tanımlı olandır. Çalışma çağında ama iş aramayanlardır</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Hem eğitim talebi olmayan hem de iş aramayan, ailesi imkânlarıyla yaşayanlar</p>
<p><strong>Geniş tanımlı işsizlik</strong>: Son 4 haftadır iş aramayanları da işsiz sayan ancak çalışma yaşındakiler</p>
<p><strong>İstihdama katılım</strong>: Çalışma çağındaki 15-64 yaş aralığındakilerin aktif olarak iş arama süreci</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizligi-azaltamiyorsan-tanimini-degistir-90867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/issizlik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizliği azaltamıyorsan tanımını değiştir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emekliye-mujde-90866</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emekliye müjde!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kaybedileni, üstelik tümünü de değil bir kısmını bulup yerine koymak ne zamandan beri müjde oldu? Konulup konulmayacağı ya da ne ölçüde konulacağı da kesin değil ya… Bu durum için <strong>“ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”</strong> mi demeli ki?</p>
<p>Yeni yıl yaklaşıyor ve memur ve memur emeklileriyle işçi emeklileri için müjde üstüne müjde veriliyor. Özellikle de emekliler için. Müjde diye lanse edilenlere, edilmeye çalışılanlara bakıyorsunuz, bu kavramın da içi çoktan boşaltılmış.</p>
<p>Neymiş müjde; emekliler enflasyon farkının üstünde artış alabilirmiş, bütçe buna elverecek şekilde yapılmış.</p>
<p>Seçime giderken memura da, emekliye de, çiftçiye de her zamankinden daha fazla para verildiğini, yine aynısının yapılacağını herhalde bilmeyen yoktur. Acaba yine seçimin ön hazırlığı mı yapılıyor?</p>
<p>Seçim için ya da değil, şöyle dişe dokunur bir ek artışa kimse tabii ki bir şey demez, niye desin. Ama acaba yapılacağı söylenen ek artış emeklinin geçmiş kayıplarını bile telafi etmiyorsa…</p>
<p>Enflasyonun üstünde olacağı ileri sürülen artışla maaşlarda şimdiye kadar oluşan kayıplar telafi mi edilecek yani? Ancak böyle bir durumda müjdeden söz edilebilir.</p>
<h2>Biraz hesap yapmalı</h2>
<p>Bir kere emekliye 2027 için enflasyonun ne kadar üstünde artış verileceği kesin değil.</p>
<p>Ek bir artış söz konusu olacaksa bile bunun tüm emeklileri kapsayıp kapsamayacağı da belli değil. Çünkü en düşük aylık alanlar için farklı senaryolar, 65 yaş üstü için farklı senaryolar söz konusu.</p>
<p>Dolayısıyla şimdiden bütün emeklileri umutlandıracak şekilde bol keseden müjde dağıtmanın gereği yok.</p>
<p>Kaldı ki diyelim enflasyonun hatırı sayılır ölçüde üstünde bir artış söz konusu oldu ve yine diyelim ki bu tüm emeklileri kapsadı.</p>
<p>Peki bu artış ya ancak şimdiye kadarki kayıpları telafi ediyorsa, hatta tüm kayıpları telafi etmekten bile uzak kalıyorsa…</p>
<p>İşte o yüzden hangi oranın gerçek anlamda müjde olduğunu ifade etmeden önce emeklilerin <strong>“enflasyon kadar fark aldıkları halde”</strong> enflasyona nasıl yenik düştüklerini irdelemek gerekiyor.</p>
<h2>Enflasyon herkes için farklıdır </h2>
<p>Enflasyon farkı verilirken esas alınan TÜİK’in enflasyon hesaplamasının eksiksiz yapıldığını varsayalım. Ama önce şunu belirtmeliyim; bu hesaplama kim tarafından yapılırsa yapılsın ve ne kadar gerçeğe yakın olursa olsun herkes için tam doğru oranı yansıtmaz. Çünkü herkesin enflasyonu farklıdır.</p>
<p>Örneğin kendi evinde oturan için kiranın önemi yoktur, örneğin küçük bir şehirde oturan için ulaşım masrafı önemsizdir, çocuğun özel okula mı devlet okuluna mı gittiği fark yaratır; gibi gibi…</p>
<p>Açıklanan oran, tam anlamıyla doğru ve eksiksiz olsa bile Türkiye ortalamasını gösterdiği için herkes için kapsayıcı olmayabilir, kimilerine doğru gelmeyebilir.</p>
<p>Bu kaydı düştükten sonra devam edelim…</p>
<p>Enflasyon oranı tamam, kimse kuşku duymuyor, hükümet de enflasyon farkını maaş ve ücretlere yansıtıyor.</p>
<p>Bu durumda <strong>“Daha ne olacak, işte enflasyon kadar fark veriliyor ve çalışanlarla emekliler enflasyona ezdirilmiyor”</strong> demek mümkün mü?</p>
<p>İktidar için tabii ki mümkün. Hesap ortada çünkü, fark veriliyor işte.</p>
<p>Ama matematik pek öyle demiyor. Enflasyon farkı adı altında yapılan artışı geride kalan altı ayın enflasyonuyla sınırlı tutmak zaten her altı aylık dönem itibarıyla çalışanın da, emeklinin de gelirini reel olarak azaltmak demek.</p>
<p>Son iki yılı esas alarak oluşturduğum grafikte ne demek istediğim çok somut olarak görülüyor.</p>
<p>2025 yılının ocak ayına gelinmiş, 2024’ün ikinci yarısındaki enflasyon farkı verilmiş, varsayalım çalışan ve emeklilerin daha önceki dönemden hiçbir alacağı yok, beyaz bir sayfa açılmış ve 2025’in ilk altı ayında geçerli olacak artış uygulanmış. Gelir altı ay süreyle sabit, peki bu altı ayda fiyatlar artmış mı, tabii ki artmış.</p>
<p>Yıl ortasına gelinmiş, bu sefer geride kalan altı ayın farkı eklenmiş, ücretler enflasyona dokunur gibi olmuş, sonra fark yine açılmaya başlamış.</p>
<h2>En az yüzde 8 kayıp var </h2>
<p>2026 enflasyonunu ekim, kasım ve aralık için yüzde 2, yüzde 1,5 ve yüzde 1,5 artış yaşanacağı varsayımıyla hesaplıyorum. Buna göre çalışan ve emeklilerin enflasyon karşısındaki iki yıllık kaybı yüzde en az 8 dolayında.</p>
<p>Şimdi bu orana bakarak “İki yıl için yalnızca yüzde 8 mi, pek bir şey değilmiş” denilemez. Çünkü iki yıldan beri oluşan bir kayıptan söz ediyoruz ve bu oran reele getirildiğinde çok daha yüksek çıkar. Ayrıca TÜİK’in enflasyonunun herkesi eksiksiz kapsadığı gibi bir varsayımla hareket ettiğimi de bir kez daha belirtmek isterim.</p>
<h2>“Ek artış verilecek, dertler bitecek!”</h2>
<p>Son dönemde iktidar kanadından bile daha aceleci davranıp her şey karara bağlanmış ve emekliyi adeta uçuracak artışlar verilecekmiş gibi tutum takınanlar var.</p>
<p>Birincisi artışın ne boyutta olacağı netleşmiş değil.</p>
<p>İkincisi artışın 2027 başında mı, yoksa ikinci yarıda mı gündeme geleceği de netleşmiş değil.</p>
<p>Unutulmasın, en son yapılan en çok akılda kalandır.</p>
<p>Seçim 2028’de olacaksa bu yılın ilk yarısı için bir düzenleme yapılma olasılığı düşüktür.</p>
<p>Kaldı ki bir kez daha üstüne basa basa vurgulamak gerekir, bu ek artışlar verilse bile geçmişteki kayıplar ancak belli ölçüde telafi edilecektir, o kadar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae422c9eb404-1793336009.png" alt="" width="404" height="373" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emekliye-mujde-90866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/yuzde-49a-cikan-emekli-maas-artisinda-seyyanen-endisesi-ovaw_cover.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emekliye müjde! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/norvec-varlik-fonu-cop-hisseleri-neden-aldi-90865</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Norveç varlık fonu çöp hisseleri neden aldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hisse fiyatları iner, çıkar. Borsada zarar etmek de yatırımın doğasında var. Ancak dünyanın en büyük devlet fonlarından Norveç Varlık Fonu’nun Türkiye’deki yatırımları ciddi bir soruyu gündeme getiriyor: Gelecek kuşakların petrol gelirlerini yöneten bu dev fon, neden Borsa İstanbul’da yatırımları arasına neden çöp hisseleri de kattı? Tamam küçük yatırımcı pazarlama faaliyetlerinin ve fısıltı gazetesinin kurbanı olup kandırıldı, peki Norveç Varlık Fonu nasıl zokayı yuttu?</p>
<p>Fonun 30 Haziran 2026 itibarıyla Türkiye’de soruşturulan şirketlerden 10’unda yaklaşık 208 milyon dolarlık yatırımı bulunuyordu. Bunlardan Destek Finans Faktoring, Odine Solutions ve Tera Grubu’nun bazı şirketleri fon krizinin ardından yürütülen soruşturmalar ve tutuklamalarla gündeme geldi, sonra da taban taban giderek hayli küçüldüler. Bundan tabii ki Norveç Varlık Fonu da etkilendi. Rakamı bilemesek de zararın oransal olarak hayli yüksek olduğu açık. 1,85 trilyon doları yöneten bir fon için rakam önemli olmayabilir ama gelişmekte olan bir piyasada “köylü kurnazları” tarafından “çırak çıkartılmak” pek de kolay sineye çekilebilecek bir olay olmasa gerek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41e5fa354e-1793334879.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Norveç Varlık Fonu CEO'su Nicolai Tangen</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>YATIRIM KARARLARINI KİMLER VERDİ? </strong></p>
<p>Merak ediyorum Norveç fonu bu şirketleri hangi gerekçeyle seçti? Finansal tabloları mı cazip buldu, büyüme beklentilerine mi güvendi, yoksa piyasa fiyatlarının yükselişini mi izledi? Yatırım kararlarını kimler verdi? Kararı verenleri Türkiye tarafında kim ikna etti? Bu ikna operasyonunda “kerameti kendinden menkul altın çocuklar” tarafından memnun edilenler oldu mu? “Bu hisseleri biraz taşıyın” veya “Uzun vadede iyi olacak?” mı dendi. Bunların yanıtını fonun kendisi araştırıp, vermeli.</p>
<p>Fonun CEO’su Nicolai Tangen, dünyanın önde gelen şirketlerinin yöneticilerini karşısına alıp kararlarını sorgulayan bir isim. Yönettiği dev varlık, ona yalnızca büyük bir güç değil, büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Türkiye’deki yatırımların sonuçları da aynı titizlikle incelenmeli. Norveç Varlık Fonu, Türkiye’deki hisse senedi portföyünü ve dış portföy yöneticilerini gözden geçirdiğini açıkladı. İyi de bu inceleme, yalnızca fiyatların neden düştüğünü araştırmakla sınırlı kalmamalı. Asıl mesele, bu hisselerin baştan neden tercih edildiği. Dünyanın en büyük fonlarından biri, milyarlarca dolarlık portföy yönetirken bunun gibi çöp hisseleri hangi yatırım teziyle seçtiğini kamuoyuna anlatmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/norvec-varlik-fonu-cop-hisseleri-neden-aldi-90865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Norveç varlık fonu çöp hisseleri neden aldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90863</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Fed ve ECB Faizi Sabit Tuttu! Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 30 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/p93bKLuj4ds" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-ekonominin-temel-hammaddesi-oldu-yapay-zeka-fabrikasina-donusuyoruz-90864</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Veri’ ekonominin temel hammaddesi oldu, ‘yapay  zeka fabrikası’na dönüşüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>-İsveç İş Konseyi Başkanı olan NGN Bilgi ve İletişim Hizmetleri CEO’su <strong>İnanç Erol, </strong>Brüksel’de (Belçika) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin düzenlediği <strong>“II. Türkiye İş Zirvesi”</strong>nde karşılaştığımızda ön bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>10 yıl önce İstanbul’da kurduğumuz veri nerkezimiz </strong>“Star of Bosphorus”<strong>un kapasitesini büyütüyoruz. Fransız telekom devi Orange ile stratejik işbirliğine imza atıyoruz. Bunun için 40 milyon dolarlık </strong>“yeşil finansman” <strong>sağlıyoruz.</strong></p>
<p>Brüksel’den döndükten birkaç gün sonra NGN’den <strong>İrem Yiğit, </strong>Orange Business, Yapı Kredi ve Garanti BBVA’nın logolarının da yer aldığı davetiyeyi gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>NGN ile Orange Business stratejik işbirliğini duyuruyor…</strong></li>
<li><strong>İstanbul’un küresel dijital ekonominin merkez üssü konumunu güçlendirdiği günümüzde NGN’in </strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”, <strong>Türkiye’nin büyüyen dijital ekonomisini desteklemeye kararlılıkla devam ediyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41d9f51a2f-1793334687.jpg" alt="" width="600" height="621" />
<figcaption><strong>İnanç Erol - Sinan Yüksel</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu önemli işbirliğinin ve 40 milyon dolarlık finansmanın anlatıldığı buluşmaya gittim. <strong>İnanç Erol</strong>’un ev sahipliğindeki toplantıya Orange Business Türkiye Genel Müdürü <strong>Sinan Yüksel, </strong>Yapı Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı <strong>Tolga Özdemir, </strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige </strong>de katıldı.</p>
<p><strong>İnanç Erol, </strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır</strong>’ın sıklıkla vurguladığı vizyonu anımsatarak söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizi teknolojide, yapay zekada, veri merkezlerinde ve dijital altyapılarda küresel ölçekte rekabet eden bir merkez haline getirme vizyonuna, biz de yaptığımız yatırımlarla katkı sunuyoruz.</strong></p>
<p>Güçlü dijital altyapıların Türkiye’nin teknoloji ekonomisindeki yerini belirleyeceğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Veri artık ekonominin temel hammaddesidir. Veriyi işleyebilen, koruyabilen ve yönetebilen ülkeler geleceğin ekonomik rekabetinde öne çıkacak. Biz de NGN olarak bu dönüşümün altyapısını inşa etmek için çalışıyoruz.</strong></p>
<p>NGN’in 400 kişilik güçlü bir ekiple faaliyet gösterdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>2027 ve 2028 bütçe projeksiyonlarımız kadromuzun 500 kişiyi aşacağını öngörüyoruz. Mevcut kadromuzun yüzde 60’ı mühendislerden oluşuyor.</strong></p>
<p>Genç mühendisleri NGN kadrosuna kazandırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka, bulut teknolojileri, siber güvenlik ve teknik hizmetler alanlarında yetiştiriyor, uluslararası sertifikasyon süreçlerinden geçiriyor ve yüksek yetkinliğe sahip insan kaynağı olarak sektörümüze kazandırıyoruz.</strong></p>
<p>Ankara’da açacakları Teknokent ofisine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu ofisle hem bölgesel büyümemizi hızlandırmayı hem de Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknoloji insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Bulut ve altyapı hizmetlerini Ankara ve İzmir’de de konumlandırdıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Amacımız yalnızca büyümek değil, daha fazla istihdam yaratmak, daha fazla teknoloji üretmek, daha fazla servis ihracatı gerçekleştirmek ve ülkemize daha yüksek katma değer sağlamak.</strong></p>
<p>Fransa’nın telekom devi Orange Business ile işbirliğine geçti:</p>
<p>-          <strong>Orange Business ile işbirliği bizim için çok önemli bir adım. Bu tür global kurumların altyapıya güvenmeleri, o mühendislik seviyesini geçebilmek, müşterilerinin verilerini buraya getirebilmek, saklayabilmek ve buradan hizmet üretmek çok büyük adımlar.</strong></p>
<p>Anlaşmanın henüz ilk ayağı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde süratle büyümesini bekliyoruz. Orange ile birlikte yapay zeka altyapısına hizmet sağlayacağız. Veri barındırma alanında hizmet sağlayacağız ve büyük müşterilerin bulut hizmetlerini buradan vereceğiz.</strong></p>
<p>Bu anlaşmanın ihracat kapısı da açacağını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bu ne demek sadece Türkiye değil, dünyadaki Orange’ın büyük müşterilerine bölgeye hem hizmet vereceğiz hem de ihracat yapacağız.</strong></p>
<p><strong>İnanç Erol, </strong>toplantıya katılan bankacılara döndü:</p>
<p>-          <strong>Bu proje için Garanti BBVA ve Yapı Kredi konsorsiyumundan 40 milyon dolarlık yatırım finansmanı sağladık. Yapay zeka altyapımızı Amerikalı teknoloji devleri NVIDIA ve HPE GreenLake çözümü ile kurduğumuz stratejik iş birlikleriyle güçlendirdik.</strong></p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”</strong>ni NVIDIA sertifikalı bir <strong>“Yapay Zeka Fabrikası”</strong> seviyesine taşımayı hedeflediklerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>16 MW’tan 22 MW’a ulaşan kapasitemizi geleceğin yapay zeka ihtiyaçları için planlıyoruz. Hedefimiz yapay zeka modellerinin eğitildiği, yüksek performanslı hesaplamaların gerçekleştiği, şirketlerin dönüşümünü destekleyen yeni nesil bir dijital altyapı oluşturmak.</strong></p>
<p>Şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde yapay zekaya hazır kurumlar ve yapay zekaya hazır ekonomiler fark yaratacak. Biz de bu dönüşümün altyapısını Türkiye’de kurmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<p>Sürücüsüz araçların gün geçtikçe yaygınlaşması, uçan otomobillerin gündeme gelmesi, deniz altına ve uzaya kurulacak veri merkezleri, karanlık fabrikalar ve yapay zeka kaynaklı hızlı büyüme, dünyada veripatlaması sağlıyor.</p>
<p>Bu ortamda veri merkezlerinin kritik önemi daha da artıyor. Çin, ABD ve Avrupa ülkeleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Türkiye de 250 MW olan kapasiteyi 2030’a kadar 1 GW’a çıkarma hedefi belirlemiş bulunuyor…</p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi” </strong>de yaptığı yatırımlarla bu yarışta yerini alıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlığın ayrılmaz parçası oluyor</span></h2>
<p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki Dijital İş Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi ve Bulut Bilişim Komite Başkanı olan <strong>İnanç Erol, </strong>Orange ile işbirliği konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu entegrasyon, veriyi ülkede tutma vizyonunu destekleyen adımlardır. Bunu da ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum.</strong></p>
<p>Bu yılın başında yaptıkları işbirliğine değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın başında yapay zeka, büyük veri analitiği alanlarında çözümler geliştiren yerli teknoloji şirketi Cerebrum Tech ile güçlü işbirliği yaptık.</strong></p>
<p>Projeyi yeşil finansman kriterleri kapsamında hayata geçirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yeşil finansmana erişim için veri merkezlerinin yüksek enerji verimliliği standartlarını karşılaması, sürdürülebilirlik hedeflerine hizmet etmesi ve uluslararası çevresel kriterlere uygun şekilde işletilmesi gerekiyor. </strong>“Star of Bosphorus” <strong>olarak kriterleri sağladık.</strong></p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”</strong>nin <strong>“LEED Gold Sertifikası”</strong>na sahip olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu da yatırımımızın yalnızca teknolojik değil, çevresel açıdan da geleceğe hazır olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Global müşterilerin taleplerine baktık, bu işbirliğine girdik</span></h2>
<p><strong>ORANGE</strong><strong> </strong>Business Türkiye Genel Müdürü Sinan Yüksel, önce Orange Grubu’nun verilerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Orange Grubu, 300 milyon müşterisi, 155 bin çalışanı ile 40 milyar Euro ciroya ulaşıyor. Grubumuzun küresel veri ve iletişim ağı 200’den fazla ülkeyi ve bölgeyi kapsıyor. Orange’ın fiber altyapısı dünyanın çevresini 8 kere dönecek uzunluğa ulaşıyor.</strong></p>
<p>NGN ile 10 yıldır çalıştıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Global müşterilerimiz ihtiyaçları doğrultusunda talepte bulunuyor, biz de o çerçevede en uygun veri merkezi sağlayıcısını buluyoruz.</strong></p>
<p>NGN’i seçme nedenlerinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>NGN’in 500 personelinden 300’ünün mühendis olması bizim açımızdan çok önemli. Beklediğimiz teknik gereksinimleri karşılıyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin bölgedeki konumuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin Körfez ülkelerinin de yer aldığı bölgeye göre maliyet açısından da verimliliği söz konusu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Veri merkezi finansmanı ilk örnek, devamı da gelir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41dc937e73-1793334729.png" alt="" width="172" height="173" /></span><strong>YAPI</strong><strong> </strong>Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı <strong>Tolga Özdemir,</strong><strong> </strong>NGN’in projesinin bankacılık sektörü açısından ilk olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Birçok orta, uzun vade finansmanda yer alıyoruz. Fakat çoğu zaten birbirini tekrar eden işler oluyor. Bu proje, veri merkezi finansmanı, bankacılık sektöründeki ilk örnektir. Devamının geleceğini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tecrübe ettiğiniz işi yapmak bankacılık için biraz daha kolaydır. En zor iş ilk defa gelen bir işi finanse etmektir. İyi anlamak, iyi analiz etmek gerekiyor. Projeye ve o projede işbirliği yapanlara inanmak gerekiyor. Burada hepsi sağlandı, çok verimli iş oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sürdürülebilirlik hedeflerini destekliyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41de3dbbfe-1793334755.png" alt="" width="189" height="189" /></span><strong>GARANTİ</strong><strong> </strong>BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige,</strong><strong> </strong>9-20 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleşecek <strong>“COP31”</strong>e işaret etti:</p>
<p>-          “COP31” <strong>yaklaşırken sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen nitelikli yatırımların finansmanı oldukça önemli.</strong></p>
<p>NGN’nin yatırımının finansmanına değindi:</p>
<p>-          <strong>NGN’in yatırımı için yapılandırdığımız bu işlem de finansmanın şirketlerin teknoloji, enerji verimliliği ve iş modeli dönüşümünü destekleyen bir kaldıraç olarak nasıl kullanılabileceğini somut biçimde ortaya koyuyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-ekonominin-temel-hammaddesi-oldu-yapay-zeka-fabrikasina-donusuyoruz-90864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/inanc-erol-1793347615.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Veri’ ekonominin temel hammaddesi oldu, ‘yapay  zeka fabrikası’na dönüşüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-siyaset-iktidar-muhalefet-103-yilda-cumhuriyet-coskusuyla-atanin-huzurunda-90862</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlet-siyaset-iktidar-muhalefet 103. yılda Cumhuriyet coşkusuyla Ata’nın huzurunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in 103’üncü yıldönümü tüm yurtta coşkuyla kutlanırken, Devlet erkanı, siyaset Anıtkabir’de buluştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki devlet erkanı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Anıtkabir'i ziyaret etti. Anıtkabir’deki törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, kabine üyeleri, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Ana Muhalefet Lideri Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yüksek yargı organlarının başkanları, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, kuvvet komutanları, siyasi partilerin temsilcileri ve diğer devlet erkanı yer aldı.</p>
<p>Farklı cephelerde yoğun mücadele Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaștırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz” mesajını verdi. Erdoğan, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı:</p>
<p>"Aziz Atatürk, bugün, uğruna büyük bedeller ödediğimiz Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103'üncü seneidevriyesini kutluyoruz. Tarihimize yeni bir istikamet çizen bu önemli günde, zatıalinizi, silah arkadașlarınızı ve kahraman şehitlerimizi şükranla yad ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaștırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz.”</p>
<p><strong>Liderlerin kutlama mesajları</strong></p>
<p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel: Onların bize bıraktığı yarınla bugün biz yaşıyoruz. Şimdi bize düşen, bizden sonrakilerin yarınını kurmaktır. Çünkü bu memlekette yarın, hiçbir makamın, hiçbir imtiyazın değildir. Yarın milletindir.</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Türkiye’de Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eseridir. Türk varlığı imha edilmeye çalışılırken ortaya atılan manda ve himaye fikirlerine karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tam bağımsızlığı savunmuştur.</p>
<p>İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: Cumhuriyet, bizim için kutlu bir emanettir. O emaneti yaşatmak ve yükseltmek de her birimizi eşit, hür ve onurlu vatandaş kılan Cumhuriyete karşı vazgeçilmez borcumuzdur.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir ahlak, adalet ve eşitlik idealidir, kimsesizlerin kimsesidir</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-siyaset-iktidar-muhalefet-103-yilda-cumhuriyet-coskusuyla-atanin-huzurunda-90862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/2/1280x720/567-1793334186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlet-siyaset-iktidar-muhalefet 103. yılda Cumhuriyet coşkusuyla Ata’nın huzurunda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-yasasina-uymayanlara-para-ve-hapis-cezasi-geliyor-90861</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hal Yasası&#039;na uymayanlara para ve hapis cezası geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Birkaç yasama döneminde üzerinde çalışılan ancak hayata geçmeyen Hal Yasası’nın bu dönem Meclis’ten geçmesi hedefleniyor. Hazine Maliye, Ticaret, Tarım ve Orman ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının hazırladığı Hal Yasası’na ilişkin 9 maddelik taslak metnin Meclis mesaisi başladı.</p>
<p>Uzun zamandır çalışmaları devam eden yaklaşık 30 maddelik taslak metin elenerek 9 maddeye düşürüldü. AK Parti Grubu ile ilgili bakanlık bürokratlarının üzerinde çalıştıkları düzenleme; tarladan sofraya gelen ürünlerin denetlenmesi, komisyoncuların aradan çıkarılması, üretici örgütlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Yasal düzenleme ile fiyat artışlarının önüne geçilmesi, kurallara uymayanlara hapis ve idari para cezasının getirilmesi amaçlanıyor. AK Parti kaynaklarından elde edilen bilgilere göre; taslak metinde öne çıkan düzenlemeler şöyle:</p>
<p>● Kayıt dışılığın önlenmesine, vergi kaybının sonlandırılmasına yönelik maddeler hazırlanacak. Kayıt ve fiyat takibinin sıkılaştırılmasına yönelik düzenlemeler yapılarak, ürünün tarladan satış noktasına kadar izlenmesi, kayıt dışı işlemlerin ve spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi amaçlanacak. </p>
<p>● Yerli ürünleri satan marketlere vergisel teşvikler sağlanacak. </p>
<p>● Tarımsal kooperatif sayısının iki katına çıkarılması öngörülüyor. </p>
<p>● Zincir marketlerde yerli ürünlerin satışı teşvik edilecek </p>
<p>● Hallerde dijital takibin güçlendirilmesi geliştirilecek. Bildirim, satış ve denetim süreçlerinin daha şeffaf ve hızlı yürütülmesi sağlanacak. </p>
<p>● Rafların büyük bölümüne yerli ürünlerin konulması zorunlu olacak.</p>
<p>● Hallerde stok takibi, kalite sınıflandırması ve gıda güvenliği denetimlerindeki sorumlulukları artacak. Üretici ile tüketici arasındaki komisyonların devreden çıkarılarak fiyatların kural dışı artışının önüne geçilmesi sağlanacak. Böylelikle; üreticinin ürününü doğrudan marketlere, tüketiciye veya çevrim içi kanallara satmasının kolaylaştırılmasının önü açılacak. </p>
<p>● Aracıların ve komisyoncuların devreden çıkarılması önlenecek. </p>
<p>● Yeni Hal Yasası’nda, satış ve fiyatların şeffaf olması amacıyla yasayla getirilen kurallara uymayanlara idari cezalar ve hapis cezası verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-yasasina-uymayanlara-para-ve-hapis-cezasi-geliyor-90861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/meyve-sebze-hali.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 9 maddelik Hal Yasası için Meclis mesaisi başladı. Yeni düzenlemelerle üretici örgütleri desteklenecek, tarladan sofraya gelen gıda ve sebzeler denetlenecek. Komisyondan komisyona ürün satılamayacak, aracılar devreden çıkarılacak. Raflara yerli ürün zorunluluğu getirilecek. Kurallara uymayanlara hapis ve para cezası verilecek.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupaya-ihracatta-rotar-sinyalleri-90860</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’ya ihracatta rötar sinyalleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Avrupa bölgesine yapılan taşımalarda tır şoförlerinin yaşadığı vize sorunu ve çözüm önerilerini geçtiğimiz günlerde gündeme taşımıştık. İşin ihracat cephesinde ise karayoluyla yapılan taşımalarda rötar sinyalleri gelmeye başladı. Özellikle sınır bölgelerinde oluşan yoğunluk bu durumun daha fazla hissedilmesine neden oluyor. Almanya ve Hırvatistan tarafında, Sırbistan’dan Hırvatistan'a girişte Schengen alanından dolayı ciddi bir kontrol yapılıyor. Beklemelerden dolayı Yunanistan ve Bulgaristan sınır kapılarında da kilometrelerce kuyruklar oluşuyor. Yaşanan bu durumu bazı sınır kapılarında tır şoförlerinin de eylemiyle sonuçlandı.</p>
<h2>Yeni mevzuat hayatı geçirilsin </h2>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, vize konusunda 90 günden bir-iki gün fazla kalanların olabildiğini ifade ederek, “Bunun sebebi de Hırvatistan'a girerken 3 gün, Bulgaristan'dan Türkiye'ye girerken 4 gün, Türkiye'den Yunanistan ve Bulgaristan'a girerken 5-6 gün sıra beklenmesi. Şoför aracını bırakıp gidemeyeceği için 90 gün kuralı aşılıyor, bu yüzden araçları durdurup şoförleri geri gönderiyorlar. Hırvatistan ceza yazıyor, pasaporta damga vurup vize almasını engelliyor” ifadelerini kullandı. Kalış süresi nedeniyle sürücülerin Avrupa hattında çalışamaz hale getiren giriş yasaklarının kaldırılmasını talep ettiklerini belirten Aras, “Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarının kapasitesini artırın, günler süren kuyrukları bitirin, karar alın, takvimi açıklayın ve yeni mevzuatı hayata geçirin. Böylece sanayicilerimizin teslimatlardan kaynaklı yaşadığı mağduriyetleri ortadan kaldıralım” şeklinde konuştu. </p>
<h2>Makine sektöründe sıkıntı büyük </h2>
<p>Avrupa’ya gönderilen ürünler arasında makine başı çekiyor. Öyle ki makine sektörünün Avrupa’ya gerçekleştirdiği ihracatın sektörün toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 35- 40 arasında. Makine sektörü nezdinde Avrupa’ya yapılan ihracatta bazı aksamaların yaşandığını kaydeden Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Bazı sınırlarda işler yavaşlamış durumda. Sevkiyatlar biraz gecikiyor. Bu durumun artarak devam etmesi Avrupa’ya yapılan makine ihracatında aksamaların artmasına neden olabilir” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Müşterilerle ilişkiler tehlikede</h2>
<p>İkitelli Organize Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (İOSİD) Başkanı Ahmet Akkaya ise oluşan tır kuyruklarının hem ihracatçı hem de taşımaları yapan firmalar nezdinde ciddi sorunlar oluşturduğuna dikkat çekerek, “Gecikmelerden dolayı ortaya çıkan ek maliyetler firmalarımıza yansıyor. Rekabetin zor olduğu şu dönemde mevcut pazarlarımızı korumak daha fazla önem kazanırken, ürün teslimlerinde yaşanan gecikmeler müşterilerimizle olan ticaretimizin de risk girmesine neden oluyor” dedi.</p>
<h2>Macaristan'da transit geçiş belgesi krizi </h2>
<p>Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş Avrupa’ya yapılan taşımalarda alternatif güzergah olarak Macaristan’ı öne çıkarmıştı. Gelinen noktada Macaristan geçişlerinin artması iki ülke arasındaki anlaşmalar uyarınca yıllık ana kota olan 145 bin adet transit geçiş belgesinin hızla tükenmesine neden oldu. Ticaret ve Ulaştırma bakanlıklarının yürüttüğü diyaloglar sonucunda temin edilen 10 bin adetlik ek belgenin dağıtılmaya başlandığını kaydeden Şerafettin Aras, “Mevcut 10 bin belge sadece 20-25 günlük bir süreyi kapsayacak. Yılın bitmesine daha iki ay var. Bu hususta verilen ek kotalar yetersiz kalacak. Yeni kotalar üzerinde çalışma yapılması gerekecek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"3 BAKANLIK KOORDİNASYON İÇERİSİNDE DİPLOMATİK GİRİŞİMLERİNİ SÜRDÜRÜYOR"</span></h2>
<p>Schengen vizesindeki 90 gün kuralındaki sorunlar nedeniyle Ticaret Bakanlığı da konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, uluslararası taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunların çözümü için Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda diplomatik temasların ve kurumlar arası iletişimin kararlılıkla sürdürüldüğü belirtildi. Üç bakanlığın konuya ilişkin çalışmalarına işaret edilen yazılı açıklamada, "Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile sorunların çözümü için Bulgaristanlı mevkidaşları ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüştüğü bu görüşmelerde şoförlere vize kolaylığı ve öncelikli işlem esnekliği talep edildiği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupaya-ihracatta-rotar-sinyalleri-90860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/lojistik-tasimacilik-1775020096.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv ve makine başta olmak üzere birçok sektör nezdinde Türkiye’nin en önemli stratejik pazarı olan Avrupa’da vize sorunu bölgeye yapılan ticarette de kendisini gösteriyor. Özellikle karayoluyla giden ihracat yüklerinde gecikmeler kendisini daha fazla hissettirmeye başladı. Reel sektör temsilcileri Avrupa cephesinde müşteri kayıplarına dikkat çekiyor. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada sorunların acil çözümü için Dışişleri Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı koordinasyonunda diplomatik temasların sürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-90914</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Odası yeni döneme &#039;oda andı&#039; ile başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ </strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası’nda 2026 -2030 döneminin ilk meclis toplantısı Meclis Başkan Yardımcısı Ercan Aras yönetiminde M. Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Oda Başkanı Ömer Gülsoy, iş dünyasında bir ilke hep birlikte imza attıklarını belirterek, yeni dönemin ilk meclis toplantısında aradaki kardeşlik bağını perçinlemek ve ortak vizyon oluşturmak amacıyla “oda andı” hazırladıklarını ifade etti. Toplantıyı dualarla açan meclis üyeleri, hep bir ağızdan şu yemini etti: "Üyelerimizin iradesini ve emanetini onurla taşıyacağıma, Ahilik ilkelerinden ayrılmayacağıma, işime, aşıma, aileme sahip çıkacağıma, meclis ve komite toplantılarına katılacağıma, söz veriyorum."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4606f0e407-1793351791.jpg" alt="" width="451" height="289" /></p>
<p><strong>Yeni dönem 61 komite ve 158 meclis üyesi ile başladı</strong></p>
<p>Gülsoy, her mesleğin kendini daha spesifik temsil edebilmesi için komite sayısını 41’den 61’e, meclis üye sayısını ise 114’ten 158’e çıkardıklarını belirtti. Yeni dönemde hayata geçirilen Sektörel Danışma, İhtisas ve İstişare Kurulları ile her üyenin sektöre doğrudan katkı sağlayacağını vurgulayan Başkan Gülsoy, komitelerin ayda bir, ilgili kurullarla ise üç ayda bir bütüncül bir yaklaşımla toplanacağını müjdeledi.</p>
<p><strong>“ihracat destekleri güçlendirilmeli, fon meselesi acilen çözülmeli”</strong></p>
<p>Konuşmasında ihracatçıların yaşadığı sıkıntılara da değinen Gülsoy, döviz dönüşüm desteğinde yapılan yeni düzenlemenin, özellikle düşük kâr marjıyla çalışan ancak yüksek ihracat hacmine sahip firmaların destekten yararlanmasını zorlaştırdığını söyledi. İhracatçıların zaten ciddi bir maliyet ve rekabet baskısı altında olduğunu belirten Gülsoy, bu dönemde desteklerin daraltılması yerine güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Fon meselesine de değinen Gülsoy, finans piyasalarında ortaya çıkan bu sorunun reel sektöre de olumsuz etkilerde bulunmaya başladığını aktardı. Bu konuda bir an önce ve kararlılıkla çözümlerin geliştirilip piyasaların rahatlatılması gerektiğini belirten Gülsoy, hükümetin bu konuda atacağı adımları yakından takip ettiklerini ve Cumhurbaşkanının bu konudaki kararlı tutumunu kıymetli bulduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Yeni dönemde KTO’da </strong><strong>şu isimler görev aldı: </strong></p>
<p>Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan, Meclis Başkan Yardımcıları Mahmut Kabak ve Ercan Aras, Meclis Kâtip Üyesi Selcen Erişen, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Yönetim Kurulu Üyeleri Hasan Köksal, Erol Sırıklı, Mustafa Okutan, Hüseyin Mercan, Mehmet Gülsoy, Ahmet Emre Sönmez, Ali Doğan, Selim Kadir Sepici, Muammer Topkasal, Atakan Bilen. Disiplin Kurulu’nda Ahmet Tural, Mustafa Çiftçi, Ahmet Güneş, Nebi Yemlihalıoğlu, Mustafa Aydın, Mustafa Özkan. Danışma ve Strateji Kurulu’nda Hacı Bekir Kuzucu, Adnan Uslular, Alaaddin Keykubat, Ercan Sarıkaya, Gökhan Ünlühızarcı, Hakan Öztürk, Mehmet Yalçın, Murtaza Er, Süleyman Varol, Şevket Uyar. TOBB Delegeleri ise M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Bülent Ünlüsavuran, Hacı Ünsal Erkilet, Hakkı Ulusoy, Halil Büyüknalbant, İbrahim Kılıç, Mehmet Açıkalın, Mehmet Yağanlı, Muhammed Fatih Arıkan, Murat Dur, Osman Öner Özmen ve Şevket Uyar.</p>
<p>Meclis Toplantısı’nın sonunda Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy,  tarafından Kayseri Ticaret Odasına verdikleri hizmetlerden ötürü önceki dönem Yönetim Kurulu Üyeleri Hacı Bekir Kuzucu, Latif Başkal, Şevket Uyar, Mehmet Ali Yörük ile önceki dönem Meclis Başkan Yardımcısı Ahmet Şapçı’ya teşekkür plaketleri takdim etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-90914</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/4/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-1793351855.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası’nda yeni dönemin ilk meclis toplantısı meclis ve meslek komite üyelerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Dualarla açılan meclis toplantısında odacılık tarihinde bir ilke imza atılarak tüm üyelerin katılımıyla &quot;Oda Andı&quot; içildi. KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Yeni dönemin ilk meclis toplantısında, aramızdaki kardeşlik ve çalışma bağını perçinleyecek, enerjimizi ortak bir vizyona dönüştürecek çok özel bir adım atıyoruz. Odamıza yakışan bir &#039;Oda Andı&#039; hazırladık. Bugün yakacağımız meşale, gelecek nesillere ışık tutacak, köklü bir geleneğin ilk harcı olacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-90912</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KAİSDER’in iş dünyasında eşitlik modeli TSE belgelendirme sistemine dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Kadın İşveren ve Sanayiciler Derneği (KAİSDER), geleneksel Cumhuriyet Resepsiyonu’nun 10’uncusunu, Cumhuriyetin 103. yıl dönümü dolayısıyla CerModern’de gerçekleştirdi.</p>
<p>“Cumhuriyetin Kadınlarıyız – VARız, Hep VAR Olacağız!” temasıyla düzenlenen resepsiyon; diplomatik misyon temsilcilerini, iş dünyasının önde gelen isimlerini, kadın girişimcileri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi.</p>
<p>Gecenin en anlamlı bölümlerinden biri, sanayi ve ticaret odalarının yönetim kurulları ile meclislerinde görev üstlenen kadınların başarılarının kutlanması oldu.</p>
<p>KAİSDER, Cumhuriyet Resepsiyonu’nda kadınların iş dünyasının karar mekanizmalarında artan görünürlüğünü özel olarak gündeme taşıdı.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Özbozkurt, Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Özden ile Ankara Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Polatlı Ticaret Odası ve Beypazarı Ticaret Odası meclislerinde görev üstlenen kadın temsilcilerin başarıları kutlandı.</p>
<p>Resepsiyona katılan kadın yöneticiler ve meclis üyeleri, davetlilerin alkışlarıyla selamlandı.</p>
<p>KAİSDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehlika Gider, kadınların meslek odalarında ve iş dünyasının yönetim organlarında daha güçlü temsil edilmesinin ekonomik ve toplumsal kalkınma açısından önemine dikkat çekti.</p>
<p>Gider, “Kadınların yalnızca üretimde ve girişimcilikte değil, kararların alındığı masalarda da güçlü biçimde yer almasını istiyoruz. Kadınların başarısı, iş dünyamızın başarısıdır. Bugün yönetim kurullarında ve meclislerde sorumluluk üstlenen kadınlarımızı gururla alkışlıyoruz. Onların açtığı yolun daha fazla kadına cesaret vereceğine inanıyoruz.” dedi.</p>
<p>Gecede TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Hande Öztürk de konuşma yaparak Cumhuriyet kutlamasına katıldı.</p>
<p><strong>“Kadınlar olmadan yarınlar eksiktir”</strong></p>
<p>Açılış konuşmasında Cumhuriyetin kadınların toplumsal ve ekonomik yaşamdaki konumunu dönüştüren tarihsel önemine değinen KAİSDER Başkanı Mehlika Gider, Anadolu’nun köklü üretim ve dayanışma geleneğine dikkat çekti.</p>
<p>Ahilik kültürünü ve tarihsel kaynaklarda Anadolu Bacıları olarak anılan Bacıyan-ı Rum geleneğini hatırlatan Gider, kadınların üretimde ve toplumsal yaşamda üstlendikleri rolün yüzyıllara dayandığını vurguladı.</p>
<p>Gider, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu köklü mirası Cumhuriyetin değerleriyle buluşturduğunu belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Bugün bu kürsüde başı dik bir kadın, bir iş insanı ve KAİSDER Başkanı olarak durabiliyorsam, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun açtığı yola borçluyum. Atatürk’e duyduğumuz minneti göstermenin en doğru yolu, o yolu bizden sonraki kız çocukları için daha da genişletmektir.”</p>
<p>Kadınların karar mekanizmalarında eşit temsilini hedefleyen “Aktif Kadın Eşit Temsil” çalışmalarına da değinen Gider, şu mesajı verdi:</p>
<p>“Biz kimseden ayrıcalık ya da lütuf istemiyoruz. Emeğimizle, bilgimizle, birikimimizle hak ettiğimiz yerde olmak istiyoruz. Bunu erkeklerin karşısında değil, yanlarında, omuz omuza başaracağız. Çünkü biz olmadan yarınlar eksiktir!”</p>
<p>Resepsiyonda KAİSDER’in iş dünyasında eşitlik kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla geliştirdiği Eşitlik Kültürüne Duyarlı İşyeri (EKD) modelinde ulaşılan aşama da paylaşıldı.</p>
<p>KAİSDER’in eğitim ve sertifikasyon yaklaşımıyla başlattığı model, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) iş birliğiyle ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşüyor.</p>
<p>Belgelendirme kriterlerinin geliştirilmesi sürecinde Ankara Sanayi Odası, TÜRKONFED, İÇASİFED, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve PERYÖN İç Anadolu'nun katkılarıyla oluşturulan çalışma yapısında, TSE uzmanlarıyla birlikte çalışmalar yürütüldü.</p>
<p>EKD Ödülleri’nin de 10. yılına ulaştığını belirten Gider, şunları söyledi:</p>
<p>“Yıllar önce bir fikir olarak başlattığımız EKD yaklaşımının bugün ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşmesi bizim için büyük bir gurur. Bu başarı, sivil toplum ile kamu kurumlarının iş birliği yaptığında nasıl kalıcı sonuçlar üretebileceğinin somut bir örneğidir. Eşitlik, yalnızca konuşulan bir kavram değil, iş yerlerinin kültürüne yerleşen bir yaşam biçimi olmalıdır.”</p>
<p><strong>KAİSDER, EKD modelini COP31’e taşıyacak</strong></p>
<p>Kadınların katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olamayacağını vurgulayan Gider, KAİSDER’in geliştirdiği modelin uluslararası platformlarda da paylaşılacağını açıkladı.</p>
<p>KAİSDER’in COP31 kapsamında VakıfBank’ın “Yeşil Dönüşümde Kadın Gücü”, MaviAlan Kazakistan Ulusal Pavilyonu’nunda “Dönüşümün İyi Uygulamaları” ve  “Dönüştüren Kadın Liderler” panellerinde yer alacağını belirten Gider, Türkiye’de geliştirilen iyi uygulamaları uluslararası katılımcılarla buluşturacaklarını ifade etti.</p>
<p>Gider, “Artık yalnızca dünyadaki iyi uygulamaları takip etmek değil, Türkiye’den dünyaya örnek olabilecek modeller geliştirmek istiyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet coşkusu sanat ve dayanışmayla buluştu</strong></p>
<p>KAİSDER’in 10. Cumhuriyet Resepsiyonu, sanatın ve toplumsal dayanışmanın öne çıktığı özel bir programla devam etti.</p>
<p>“Günyüzü” filmindeki performansıyla 72. Taormina Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan sanatçı Selva Erdener, gecenin onur konuğu olarak davetlilerle buluştu.</p>
<p>Genç KAİSDER üyesi Beren Kolbakır’ın şiir dinletisi gecenin duygusal anlarından biri oldu.</p>
<p>Genç opera sanatçısı Işıl Helin Sarı’nın müzik performansı Cumhuriyet coşkusunu artırırken, Ankara Sanat Merkezi Ankyra Dans Topluluğu’nun sahnelediği “İzden Ufka” adlı şiir ve dans performansı, Cumhuriyetin geçmişten geleceğe uzanan yolculuğunu sanatın diliyle anlattı.</p>
<p>Etiyopya Büyükelçiliğinin geleneksel kahve sunumu ise resepsiyona kültürlerarası dostluğun renklerini taşıdı.</p>
<p>KAİSDER, bu yıl resepsiyon gelirini ampute voleybol takımının çalışmalarına destek olmak amacıyla bağışa ayırdı. Geceye katkı sağlayan sponsorlar adına Körler Vakfı’na beyaz baston bağışında bulunularak Cumhuriyet kutlamasına bir sosyal sorumluluk boyutu daha kazandırıldı.</p>
<p>Kadın sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı resepsiyonda, kadınlar arasındaki dayanışmanın ve ortak çalışmanın önemi vurgulandı.</p>
<p>Cumhuriyet marşları ve Türk bayrakları eşliğinde tamamlanan gece, KAİSDER’in “Cumhuriyetin Kadınlarıyız – VARız, Hep VAR Olacağız!” mesajıyla sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-90912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/2/1280x720/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-1793351329.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KAİSDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehlika Gider, &quot;Yıllar önce bir fikir olarak başlattığımız EKD yaklaşımının bugün ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşmesi bizim için büyük bir gurur. Bu başarı, sivil toplum ile kamu kurumlarının iş birliği yaptığında nasıl kalıcı sonuçlar üretebileceğinin somut bir örneğidir. Eşitlik, yalnızca konuşulan bir kavram değil, iş yerlerinin kültürüne yerleşen bir yaşam biçimi olmalıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinde-yeni-donem-uc-kent-ortak-beklenti-90908</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege sanayisinde yeni dönem: Üç kent, ortak beklenti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzmir’de bayrak değişimi, Aydın ve Denizli’de güven tazeleme… Ege’nin sanayi odalarında 2026-2030 döneminin yönetimleri şekillenirken, şimdi gözler üretim, ihracat ve rekabet gücünü artıracak adımlara çevrildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4507418a9c-1793347700.jpeg" alt="" width="800" height="800" /></p>
<p>Ege Bölgesi’nin sanayi gündeminde yeni bir dönem başladı. İzmir, Aydın ve Denizli’de gerçekleştirilen oda seçimleri, yalnızca yönetim kadrolarının belirlenmesinden ibaret değil. Sonuçlar, bölge sanayisinin önümüzdeki dört yılda hangi önceliklerle ilerleyeceği ve sanayicinin beklentilerine nasıl yanıt verileceği açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Aydın ve Denizli’de mevcut başkanlar üyelerinin güvenini yeniden kazanırken, İzmir’de Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda (EBSO) uzun yıllardır süren yönetim dönemi sona erdi ve yeni bir sayfa açıldı. Üç kentte ortaya çıkan tablo, farklı yönetim tercihlerini beraberinde getirse de sanayicinin beklentisi aynı: Daha güçlü üretim, daha rekabetçi ihracat ve yatırım yapmayı kolaylaştıran bir ekonomik ortam.</p>
<h2>İzmir’de yeni bir sayfa açıldı</h2>
<p>Ege sanayisinin en önemli merkezlerinden İzmir’de EBSO seçimleri, köklü bir yönetim değişikliğine sahne oldu. Yaklaşık 17 yıldır yönetim kurulu başkanlığı görevini sürdüren Ender Yorgancılar dönemi sona ererken, Mustafa Karabağlı yeni dönemin başkanı oldu.</p>
<p>Bu değişim, yalnızca bir başkanlık koltuğunun el değiştirmesi olarak değerlendirilmemeli. İzmir sanayisinin gelecek vizyonu, sektörler arasındaki iş birliği, yeni yatırımların çekilmesi ve sanayicinin sorunlarının karar alıcılara aktarılması bakımından da yeni bir sınavın başlangıcı niteliğinde.</p>
<p>İzmir’in güçlü sanayi altyapısı, limanları, organize sanayi bölgeleri, ihracatçı firmaları ve nitelikli insan kaynağı önemli avantajlar sunuyor. Ancak bu avantajların sürdürülebilir büyümeye dönüşmesi için yüksek katma değerli üretime geçişin hızlanması, teknoloji yatırımlarının artması ve sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni yönetimin başarısı da bu potansiyeli ne ölçüde somut projelere dönüştürebileceğiyle ölçülecek.</p>
<h2>Aydın’da istikrar tercihi</h2>
<p>Aydın Sanayi Odası’nda Gökhan Maraş’ın yeniden başkan seçilmesi, mevcut yönetimin çalışmalarına yönelik güvenin devam ettiğini gösteriyor. 2 Ekim’de gerçekleştirilen organ seçimlerinde Maraş’ın mavi listesi 16 meslek komitesinin 15’ini kazandı. Ardından yapılan seçimlerde de Maraş, 2026-2030 dönemi için yeniden yönetim kurulu başkanlığına getirildi.</p>
<p>Aydın sanayisi açısından yeni dönemin önemli başlıkları arasında tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesi, gıda işleme ve paketleme yatırımlarının artırılması, üretimde teknolojik dönüşüm ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi yer alıyor.</p>
<p>Aydın, tarımsal üretim gücünü sanayiyle daha fazla buluşturabildiği ölçüde katma değerini artırabilir. Ürünleri ham madde olarak pazarlamak yerine işlenmiş, markalı ve yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek; hem üreticinin gelirini hem de kentin ekonomik gücünü yükseltebilir.</p>
<p>Maraş yönetiminin önündeki temel görevlerden biri, bu potansiyeli yatırımlara, istihdama ve sürdürülebilir ihracat artışına dönüştürmek olacak.</p>
<h2>Denizli’de güven tazelendi, beklentiler büyüdü</h2>
<p>Denizli Sanayi Odası’nda Selim Kasapoğlu’nun yeniden başkan seçilmesiyle mevcut yönetim 2026-2030 döneminde de görevini sürdürecek. Seçimlerin tamamlanmasıyla birlikte odanın yeni dönem yönetimi ve meclis yapılanması da belirlendi.</p>
<p>Denizli, özellikle tekstil ve konfeksiyon başta olmak üzere makine, metal ve farklı imalat kollarıyla Ege ekonomisinin önemli üretim merkezlerinden biri. Bununla birlikte küresel rekabet, artan üretim maliyetleri, finansmana erişim ve değişen dış pazar koşulları, kent sanayisinin önündeki önemli sınamalar arasında.</p>
<p>Denizli’nin önümüzdeki dönemde yalnızca üretim hacmini koruması yeterli olmayacak. Verimlilik artışı, dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve yeni yatırım alanlarının oluşturulması da kritik önem taşıyacak.</p>
<p>Kasapoğlu’nun yeni dönemde bu başlıklarda ortaya koyacağı projeler, Denizli sanayisinin uluslararası rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri olacak.</p>
<h2>Üç kentin ortak sınavı: Rekabet gücü</h2>
<p>İzmir, Aydın ve Denizli’nin sanayi yapıları birbirinden farklı olsa da karşı karşıya oldukları temel sorunlar büyük ölçüde ortaklaşıyor. Finansman maliyetleri, işçilik ve enerji giderleri, kur ile maliyet artışları arasındaki dengesizlik, nitelikli personel ihtiyacı ve küresel pazarlarda artan rekabet, sanayicinin gündemindeki başlıca konular. Bu nedenle yeni yönetimlerin başarısını yalnızca seçim sonuçlarıyla veya temsil ettikleri üye sayısıyla değerlendirmek doğru olmayacak. Asıl ölçüt, sanayicinin üretim yapmasını, yatırımını büyütmesini ve yeni pazarlara ulaşmasını kolaylaştıracak adımların atılıp atılmadığı olacak.</p>
<p>Sanayi odalarının bu noktada üç temel sorumluluğu bulunuyor: Üyelerinin sorunlarını doğru tespit etmek, çözüm önerilerini ilgili kurumlara güçlü biçimde taşımak ve sanayicilerin ortak projeler geliştirmesine öncülük etmek.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin ekonomik gücü, kentlerin tek tek sahip olduğu potansiyelin toplamından daha fazlasını ifade ediyor. İzmir’in liman ve lojistik kapasitesi, Aydın’ın tarımsal üretim gücü, Denizli’nin ihracatçı imalat yapısı ortak bir ekonomik vizyon etrafında buluşturulabilirse bölgenin rekabet avantajı daha da güçlenebilir.</p>
<p>Oda seçimleri tamamlandı, yeni yönetimler belirlendi. Şimdi seçim döneminde ortaya konulan vaatleri çalışma programlarına dönüştürme zamanı. Önümüzdeki dört yılın sonunda geriye yalnızca seçim sonuçları değil, yapılan yatırımlar, yaratılan istihdam, kazanılan pazarlar ve büyüyen işletmeler kalmalı.</p>
<p>Ege sanayisinin ihtiyacı yeni unvanlardan çok, yeni başarılardır. İzmir, Aydın ve Denizli’de yeni dönemin gerçek kazananı; daha fazla üreten, daha çok ihraç eden ve küresel rekabette güçlenen sanayi olmalıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinde-yeni-donem-uc-kent-ortak-beklenti-90908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege sanayisinde yeni dönem: Üç kent, ortak beklenti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-90906</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nevada Coffee Kocaeli’de 2 yeni şube açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAEL</strong></p>
<p>Türkiye genelinde mağaza ağını genişleten Nevada Coffee, İzmit’te Umuttepe ve Dolphin AVM’de açtığı iki yeni şubeyle Kocaeli’deki yatırımlarını artırdı. Gebze’de iki, Darıca’da bir ve İzmit’te iki olmak üzere kentte toplam beş şubeyle hizmet veren marka, önümüzdeki dönemde en az üç yeni şube daha açmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Nevada Coffee, Türkiye’deki büyümesini sürdürürken yurt dışı pazarlarda da küresel bir marka olma hedefi doğrultusunda ilerliyor. Türkiye’nin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden Kocaeli’yi yatırım bölgeleri arasına alan markanın, kentin üretim altyapısı, üniversite nüfusu ve yoğun çalışan kitlesinin oluşturduğu potansiyel doğrultusunda mağaza ağını genişletmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<h2>“Farklı tüketici profillerini ve gelişim potansiyelini dikkate alıyoruz”</h2>
<p>Nevada Coffee Genel Müdürü Taylan Tunçel, “Büyüme stratejimizi belirlerken şehirlerin ekonomik ve sosyal dinamiklerini, farklı tüketici profillerini ve gelişim potansiyelini dikkate alıyoruz. Kocaeli, güçlü sanayi altyapısı, üniversite nüfusu ve hareketli şehir yaşamıyla bizim için önemli bir potansiyel taşıyor. Umuttepe ve Dolphin AVM’de hizmete açtığımız iki yeni şubemizle bu potansiyeli uzun vadeli büyüme hedeflerimiz doğrultusunda değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de marka deneyimimizi daha fazla noktaya taşımaya ve sürdürülebilir bir mağaza ağı oluşturmaya odaklanacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-90906</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-1793347495.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nevada Coffee, Umuttepe ve Dolphin AVM’de hizmete açtığı iki yeni şubeyle Kocaeli’deki mağaza sayısını beşe çıkardı. Kentteki yatırımlarını sürdürmeyi hedefleyen marka, önümüzdeki dönemde en az üç yeni şube daha açarak kahve deneyimini daha geniş bir tüketici kitlesiyle buluşturmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-90896</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Özel, Millet bahçesi otoparkı ve çarşı projesini vatandaşlara sordu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Yenişehir Belediyesi, ilçenin otopark ihtiyacına çözüm üretmek ve ticari hayatı canlandırmak amacıyla Osmangazi Millet Bahçesi için yeni bir proje önerisi hazırladı. Mevcut yeşil alanın korunmasını, alanın bir bölümünde ise yer altı otoparkı ve modern çarşı inşa edilmesini öngören proje, vatandaşların değerlendirmesine sunuldu. Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, sosyal medya hesabından yayımladığı videoyla vatandaşlara seslenerek, “Mevcut yeşil alan korunarak sadece bir kısmında yer altı otoparkı ve modern çarşı projesi yapmamızı onaylıyor musunuz?” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4455b14767-1793344859.jpeg" alt="" width="688" height="516" /></p>
<h2><strong>“Otopark ve ticaret alanına yeni çözüm”</strong></h2>
<p>Projenin ilçenin otopark sorununa çözüm sunmasının yanı sıra esnafın ticari faaliyetlerine de katkı sağlamasını hedeflediklerini belirten Özel, “Yenişehir'imizin yarınlarına değer katacak bir projeyi birlikte şekillendirelim. Millet Bahçemizi koruyarak planladığımız yer altı otoparkıyla ilçemizin otopark ihtiyacına çözüm sunmayı, üzerine inşa edeceğimiz modern çarşıyla da esnafımıza ve şehir yaşamına yeni bir canlılık kazandırmayı hedefliyoruz” dedi. Vatandaşların görüşlerini önemsediklerini vurgulayan Özel, projenin ilçenin geleceğine yönelik ortak bir kararla şekillenmesini istediklerini ifade etti. Vatandaşlar, proje hakkındaki görüşlerini Başkan Özel'in sosyal medya paylaşımı üzerinden iletebilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-90896</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/6/1280x720/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-1793344836.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Osmangazi Millet Bahçesi’nin yeşil alanını koruyarak bir bölümüne yer altı otoparkı ve modern çarşı yapılmasını öngören projeyi vatandaşların onayına sundu. Özel, sosyal medya üzerinden Yenişehirlilere “Bu projeyi onaylıyor musunuz?” diye sordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-90894</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ’den yara iyileşmesini renk değişimiyle takip eden akıllı örtü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) akademisyenleri, yara iyileşme sürecinin ve enfeksiyon riskinin görsel olarak izlenmesini sağlayacak akıllı yara örtüsü geliştirmek için çalışma başlattı. TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Modülü kapsamında desteklenen projeyle, yara bölgesindeki pH değişimini renk değişimiyle gösterebilen yenilikçi bir sistem tasarlanıyor. “Lokalize Sensör Yapısına Sahip pH-Duyarlı Akıllı Yara Örtüsünün Tasarımı ve Optimizasyonu” başlıklı projenin yürütücülüğünü BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ayşe Gül Türe, araştırmacılığını ise Doç. Dr. Ayşenur Yeşilyurt üstleniyor. Projenin temelinde, yara iyileşme sürecinde önemli göstergelerden biri olan pH değişiminin görsel olarak izlenmesi yer alıyor. Özellikle enfekte yaralarda pH değerinin yükselmesinin takip açısından önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gül Türe, geliştirecekleri örtüyle bu değişimin renk üzerinden gözlemlenebilmesini amaçladıklarını söyledi.</p>
<h2><strong>“Sensör yara örtüsünün belirli bölgesinde olacak”</strong></h2>
<p>Geliştirilecek sistemde pH değişimini algılayan sensör, örtünün tamamına değil belirli bir bölümüne yerleştirilecek. Böylece renk değişiminin daha kolay fark edilmesi, örtünün mekanik dayanıklılığının korunması ve katmanlar arasındaki uyumun artırılması hedefleniyor. Yara örtüsünün ana yapısında su tutma ve film oluşturma özelliğine sahip PVA/CMC esaslı polimer sistemi kullanılacak. Sensör bölümünde ise kitosan ve doğal pigmentlerden yararlanılacak. Bu tasarımla yara bölgesindeki pH değişiminin renk farklılığına dönüşmesi sağlanacak.</p>
<h2><strong>“Prototipin performansı test edilecek”</strong></h2>
<p>Proje kapsamında geliştirilecek prototipin sıvı tutma kapasitesi, pH değişimlerine tepki hızı ve doğruluğu, dayanıklılığı, ışık geçirgenliği ve renk değişiminin kalıcılığı test edilecek. Elde edilecek sonuçlara göre sistemin tasarımı optimize edilerek kullanılabilir bir prototipe dönüştürülmesi planlanıyor. Çalışmanın tamamlanmasıyla yara bölgesine ek müdahaleye gerek kalmadan iyileşme sürecindeki değişimlerin ve enfeksiyon riskine işaret edebilecek belirtilerin görsel takibini destekleyen bir ürün geliştirilmesi amaçlanıyor. BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar ise üniversitede yürütülen bilimsel çalışmaların toplumsal ihtiyaçlara yönelik somut çıktılara dönüşmesini önemsediklerini belirtti. Çağlar, TÜBİTAK desteklerinin üniversitenin araştırma kültürünü ve bilimsel üretim kapasitesini güçlendirdiğini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-90894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/4/1280x720/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-1793344342.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Teknik Üniversitesi akademisyenleri, TÜBİTAK desteğiyle yara bölgesindeki pH değişimini renk değişimiyle gösterecek akıllı yara örtüsü geliştiriyor. Prototipin tamamlanmasıyla enfeksiyon riski ve iyileşme sürecindeki değişimlerin görsel olarak takip edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ile-ozbekistan-arasinda-tta-protokolu-imzalandi-90888</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ile Özbekistan arasında Tercihli Ticaret Anlaşması protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ile Özbekistan arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması'nı tadil eden protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in huzurlarında, Ankara'da imzalandı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) 13. Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen temaslar çerçevesinde Türkiye ile Özbekistan arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması'nı tadil eden protokole, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Özbekistan Yatırım, Sanayi ve Ticaret Bakanı Laziz Kudratov imza attı.</p>
<p>Türkiye'nin dönem başkanlığını devraldığı ve "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilen zirve kapsamında imzalanan protokolle mevcut Tercihli Ticaret Anlaşması'nın taviz listelerine ilave ürünler eklenerek iki ülke arasındaki karşılıklı pazar erişim imkanlarının genişletilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Protokol, tarafların iç onay prosedürlerini tamamlamalarının ardından yürürlüğe girecek.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye ile Özbekistan arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler, Kapsamlı Stratejik Ortaklık düzeyinde, karşılıklı güven ve ortak menfaatler temelinde her geçen gün daha da güçleniyor.</p>
<p>Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki ortak vizyon ve ekonomik entegrasyon hedefleri doğrultusunda Tercihli Ticaret Anlaşması'nın kapsamının genişletilmesinin, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesine, Avrasya coğrafyasındaki tedarik zincirlerinin dayanıklılığının artırılmasına ve ikili ticaret hacminde belirlenen hedeflere ulaşılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığının, Türk ihracatçılarının dost ve kardeş ülke Özbekistan pazarındaki rekabet gücünü artıracak adımları atmaya, karşılıklı ticaretin önündeki engellerin azaltılmasına ve ülkenin dış ticaret hacminin geliştirilmesine yönelik çalışmaları kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı.</p>
<p><strong>Bakan Bolat'tan açıklama</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi vesilesiyle ülkeyi ziyaret eden dost ve kardeş ülke Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve heyetinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ankara'da ağırlanmasından büyük memnuniyet duyduklarını vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mirziyoyev'in huzurunda Özbek muhatapları ile "Türkiye-Özbekistan Tercihli Ticaret Anlaşması'nın (TTA) Kapsamını Genişleten Protokol" ile "Devlet Sınırlarından Geçen Eşya ve Taşıtlar Hakkında Ön Bilgi Alışverişine İlişkin Protokol"ünü imzaladıklarını belirten Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"İki kardeş ülkenin liderleri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev, ayrıca iki ülke arasında ticaret ve yatırım ilişkilerinin artması için bir 'Türkiye-Özbekistan İş ve Yatırım Konseyi' kurulması hususundaki anlaşmaya imza attılar. Bu Konsey'in Türk tarafı başkanlığını Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz yapacak. Söz konusu üç anlaşmayla 2025 yılında 3,1 milyar dolar olan ticaret hacmimizi, Sayın Cumhurbaşkanlarımızın belirlediği 5 milyar dolar hedefine en kısa sürede ulaştırma yolunda somut bir adımlar atmış olduk."</p>
<p>Bolat, Özbekistan'da Türk müteahhitlerin bugüne kadar toplam değeri 9,5 milyar doları aşan 333 projesi ile Özbekistan'ın kalkınmasına destek vermeyi sürdüreceklerine dikkati çekerek, "Ortak tarih, dil ve kültürü paylaştığımız kardeş Özbekistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz, ortak çalışmalarımız ve projelerimiz sayesinde her geçen gün güçlenerek genişlemeye devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Konsey kurulacak</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Türkiye ile Özbekistan arasında kurulacak İş Dünyasının Desteklenmesine Dair Yüksek Düzeyli Konsey ile ticaret ve yatırım işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiğini bildirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev tarafından "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İş Dünyasının Desteklenmesine Dair Yüksek Düzeyli Konsey'in Kurulmasına İlişkin Anlaşma"nın dün imzalandığı hatırlatıldı.</p>
<p>İki ülke liderinin ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik güçlü vizyonunun somut bir göstergesi olan konseyin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İdaresi Başkanı eş başkanlığında faaliyet göstereceği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Düzenli aralıklarla gerçekleştirilecek konsey toplantılarıyla, ortak ticaret ve yatırım projelerine ivme kazandırılması, iki ülkenin kamu kurumları ve iş dünyası kuruluşları arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Sayın Cumhurbaşkanlarımız tarafından belirlenen ikili ticaret hacminin önce 5 milyar dolar, orta vadede 10 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefi doğrultusunda önemli bir adım teşkil eden konsey, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticari ilişkilere yeni bir dinamizm kazandıracak. Aynı zamanda kamu ve özel sektör arasındaki işbirliğinin uluslararası ölçekte örnek teşkil edecek şekilde geliştirilmesine katkı sağlayacak. Bakanlık olarak Türkiye ile kardeş Özbekistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması, iş dünyalarımız arasındaki işbirliğinin artırılması ve belirlenen ticaret hacmi hedefine ulaşılması amacıyla konsey çalışmalarına her türlü desteği sağlayacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ile-ozbekistan-arasinda-tta-protokolu-imzalandi-90888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/544-1793342407.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Özbekistan arasında imzalanan protokolle mevcut Tercihli Ticaret Anlaşması&#039;nın taviz listelerine ilave ürünler eklenerek iki ülke arasındaki karşılıklı pazar erişim imkanlarının genişletilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issiz-cok-aranan-insan-yok-90877</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsiz çok aranan insan yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazı, evdeki hesabın çarşıya uymadığı insan kaynakları ve istihdam piyasası üzerine... Muhtemeldir ki hemen gözünüzü farklı bir yere çevirmeye yelteneceksiniz; DURUN!</p>
<p>Anlatılanları biliyor, yaşıyor, hatta deneyimliyorsunuz. Herkes filin bir yanını tutuyor. Hayatımızın en can alıcı konusu olsa da çok konuşulduğu için artık dönüp bakmıyoruz.</p>
<p>Kurumlar ekonomik gerekçelerle çalışan çıkarıyor ama diğer yandan aradıkları insanı bulamadıklarını söylüyorlar. Gençler okul bitiriyor, işe giremiyor; çünkü işveren deneyim istiyor. Deneyim kazanılacak başlangıç görevlerinin bir bölümü yapay zekâya devrediliyor. Adayı işle buluşturması beklenen insan kaynakları, diploma ve okul filtreleriyle uygun insanı görüşmeye bile çağırmadan eleyebiliyor.</p>
<p>İnsan kaynakları ve çalışan deneyimi uzmanı, HRTera.co Kurucusu Artemiz Güler’le Türkiye’de İK’nın ahvalini bu çelişkiler üzerinden konuştuk. Karşımızdaki sorun ekonomik daralmanın ötesine uzanıyor: Hangi işe, hangi insanı, hangi ölçütle seçtiğimizi; seçmeden önce nasıl yetiştirdiğimizi sorgulamak gerekiyor.</p>
<p><strong>İşsizliğin darı var genişi var</strong></p>
<p>TÜİK’in Eylül 2026 verilerinde, mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı 2 milyon 967 bin, işsizlik oranı yüzde 8,4. İşsiz sayısında bir ayda 198 bin kişilik artış var. İş gücündeki 15–24 yaş grubunda işsizlik yüzde 14,8; genç kadınlarda yüzde 23,3. İş gücüne katılmış genç kadınların yaklaşık dörtte birinden söz ediyoruz.</p>
<p>Daha geniş pencereyi yine TÜİK açmış; işsizleri, zamana bağlı eksik çalışanları ve potansiyel iş gücünü kapsayan atıl iş gücü oranı yüzde 31,2. Bu grubun tamamı işsiz değil; daha fazla çalışmak isteyenler de içinde.</p>
<p>DİSK-AR’ın TÜİK verileri üzerinden yaptığı hesaplamada geniş tanımlı sayı 12 milyon 762 bin. Aynı topluma farklı kapsamlarla bakıyoruz. Dar tanımdaki rakamın tek başına göstermediği bir çalışma ve gelir ihtiyacı var.</p>
<p>Bütün sorumluluğu “Gençler mesleksiz” cümlesine yüklemek mümkün mü? İşsizlik, meslek sahibi olmamak, beceri eksikliği ve yapılan işin alınan eğitimle uyuşmaması ayrı konular. Hepsini aynı torbaya koyunca çözüm bulanıklaşıyor. İş yaratma sorunu, eğitim sorunuymuş gibi; yanlış işe alım kararı, aday yetersizmiş gibi görünebiliyor.</p>
<p><strong>İş talebi daralırken insan açığı</strong></p>
<p>İŞKUR’un 2025 İş Gücü Piyasası Araştırması bu ayrımı görünür kılıyor. İki ve üzeri çalışanı bulunan iş yerleri için hesaplanan açık iş sayısı, 2024’teki 488 bin 324’ten 2025’te 295 bin 503’e gerilemiş. Yaklaşık yüzde 39 düşüş. Dolayısıyla “Ortada çok iş var, yapacak insan yok” cümlesi tabloyu açıklamaya yetmiyor. Araştırmanın referans döneminde iş gücü talebi de daralmış.</p>
<p>Öte yandan bazı işler için uygun insan bulma güçlüğü sürüyor. Bu iki gelişmenin aynı anda yaşanması çelişki değil; farklı sektörlerin, mesleklerin ve çalışma koşullarının tek bir ortalamaya sığmadığının işareti. Bir yerde istihdam azalırken başka bir yerde kaynakçı veya makine operatörü aranabiliyor.</p>
<p>Ekonomik baskı altında personel sayısını azaltmak bugünkü gideri düşürebiliyor. Unutmamak gerekir ki, hangi bilgi ve becerinin kurumdan çıktığı, geride kalanların işi nasıl sürdüreceği ve yeniden büyüme başladığında kimin işe alınacağı da aynı hesabın parçası. Bordro küçülürken kurumun üretim kapasitesi, müşteri bilgisi veya yetiştirme imkânı aşınıyorsa tasarrufun ileride başka bir maliyeti oluşur.</p>
<p>Gazeteci ve ekonomi yazarı İsmet Özkul’un Merkez Bankası ve TÜİK sektör bilançolarından yaptığı hesaplamada, imalatta firma başına ortalama net dönem kârı 2023–2025 arasında reel olarak yüzde 66,81 azalmış. Bu, toplam sektör kârındaki değişimle aynı gösterge değil; ortalama şirketin karşılaştığı baskıyı anlamak açısından önemli. İnsan yetiştirmekle bugünkü nakit ihtiyacını karşılamak arasındaki sıkışma burada başlıyor.</p>
<p>Güler’in itirazı, ekonomik koşullarla birlikte yönetim tercihlerine bakılması gerektiği yönünde. Kazançlı dönemlerde işin geliştirilmesine ve teknolojiye yeterince yatırım yapılmaması, sıkışma başladığında seçenekleri azaltıyor. Kurumların geçmiş tercihlerini hesaba katmadan bugünkü sorunu yalnızca çalışanın maliyetine bağlamak eksik bir değerlendirme.</p>
<p>Burada İK’nın finansman ve üretim kararlarından bağımsız bir alan olmadığı görülüyor. Satışın daraldığı, borç ödeme yükünün arttığı bir şirkette eğitim bütçesi de işe alım sayısı da etkilenir. Ancak ekonomik sorunun tamamını eğitimle çözmeye çalışmak, iş yaratma ihtiyacını görünmez bırakır. İşin olmadığı yerde adayın bir sertifika daha alması yeterli olmuyor; işin değiştiği yerde eski becerilerle yetinmek sorunu büyütüyor.</p>
<p><strong>Aranan beceri, teklif edilen karşılık</strong></p>
<p>İŞKUR araştırmasında eleman teminindeki güçlük nedenleri arasında uygun mesleki beceri veya niteliğin bulunamaması yüzde 80,3, aranan deneyimin bulunamaması yüzde 74,2. Bunlar çalışan nüfusun beceri düzeyini ölçen oranlar değil, eleman bulmakta zorlanan işverenlerin bildirimleri. Aynı araştırmada ücret talebinin yüksek bulunması yüzde 40,2, çalışma ortamı ve şartlarının beğenilmemesi yüzde 33,5.</p>
<p>Beceri açığı gerçek olabilir; ücret ve koşullardan bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Aranan deneyimin karşılığında hangi gelir, hangi gelişme imkânı ve hangi çalışma düzeni öneriliyor? İşverenin yüksek bulduğu ücret, adayın geçimini ve mesleki birikimini karşılamak için gerekli gördüğü tutar olabiliyor.</p>
<p>Raporda temininde güçlük çekilen kişiler için planlanan ücretlerin yüzde 38,3’ü asgari ücret, yüzde 37,1’i asgari ücretin bir buçuk katı kategorisinde. Toplam yüzde 75,4. Henüz gerçekleşmiş ödemelerden değil, işverenlerin vermeyi düşündüğü ücretlerden söz ediyoruz.</p>
<p>Yetkinlik talebiyle o yetkinliğe biçilen ekonomik değerin birlikte konuşulmasını gerekir. Hazır yetişmiş insan bekleyen şirketin, yetişmenin süresini ve maliyetini teklifinde ne kadar karşıladığı da eşleşmenin sonucunu belirliyor.</p>
<p><strong>Diploma filtresinden geçemeyen yetkinlik</strong></p>
<p>Diploma ile işi yapabilme arasındaki farkı, Güler’in danışmanlık verdiği bir şirkette, söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz gün gerçekleşen işe alım hikâyesi üzerinden dinledim, aktarmak isterim; kurum üst düzeyde elektrik mühendisi ararken seçim, mühendis olmayan ancak teknik bilgisi yeterli bulunan bir kadın adayda sonuçlanmış. İlanın biçimsel şartıyla işin gerektirdiği yetkinlik aynı kişide örtüşmemiş; görüşme bu farkın görülmesini sağlamış.</p>
<p>Güler’e göre aynı özgeçmişler diploma şartına bağlı bir YZ sıralamasından geçirilseydi bu aday geride kalabilirdi. Burada bir sistemin ölçülmüş hatasından değil, işe alım ölçütünün taşıdığı riskten söz ediyoruz. Teknoloji, yanlış tanımlanmış bir ihtiyacı kendiliğinden düzeltemiyor; kısıtı daha hızlı uygulayabiliyor.</p>
<p>TÜİK’in 2025 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’nde, araştırma kapsamındaki SGK 4/A’lı ücretli lisans mezunlarının eğitim alanıyla uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı yüzde 56,7. Bu oran alanı dışında çalışanların beceriksiz veya mesleksiz olduğunu göstermiyor. Eğitimin işteki karşılığının ne kadar değişebildiğini, diploma üzerinden kurulan beklentinin neden her zaman gerçekleşmediğini düşündürüyor. Meslek ile yetkinliği birbirinin yerine kullanmak sorunlu.</p>
<p><strong>Seçimin hızı, kararın kalitesi</strong></p>
<p>Başvuruların yoğunluğu, İK’da teknoloji kullanımını yoğunlaştırıyor. Bir örnek; Güler’in yine danışmalık örnek havuzundan ilerliyoruz; büyük bankalarımızdan biri, yaz için 60 stajyer alınacak 40 bin başvuru söz konusu. Güler’in önerisi, ön elemede ölçütleri gereğinden dar tutmamak ve sonrasında adaylarla görüşerek karar vermek.</p>
<p>Adayı bulmakla adayı elemek aynı başarı ölçütü değil. Kısa listeyi hızla oluşturmuş bir sistem, işi yapabilecek insanı dışarıda bırakmışsa, süreç hızlı-eşleşme zayıf kategorisinde yer alıyor.</p>
<p>HRTera üzerinden farklı ölçeklerdeki şirketlerin teknoloji arayışlarını izleyen Güler’in gözleminde, çalışanların bireysel YZ kullanımı bazı kurumların politika ve iş tanımlarından daha ileride.</p>
<p><strong>Deneyimin kazanılacağı iş kalmazsa</strong></p>
<p>Gençler açısından sorun, mevcut işe seçilmenin ötesinde. Öğrenmeye başlangıç sağlayan görevlerin otomasyonu, okuldan çalışma hayatına geçişi etkileyebilecek ayrı bir baskı. Güler’in ifadesiyle, deneyim gerektirmeyen tekrarlı işler YZ’ye devrediliyor; “Ama esasında bir kuruma girdiğiniz zaman da genelde oradan başlıyorsunuz.”</p>
<p>Türkiye’de yeni mezun istihdamındaki sıkıntının ne kadarını YZ’nin açıkladığını gösteren bir oran bu söyleşiden çıkaramadım. Ekonomik daralma, eğitim ve sektör yapısı da belirleyici.</p>
<p>TÜİK’in 2025 yükseköğretim göstergelerinde lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi 14,2 ay. Ortalama, her mezunun aynı süreyi beklediği anlamına gelmiyor; mezuniyetle ilk iş arasında ele alınması gereken bir dönem bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İK da değişmek zorunda</strong></p>
<p>Türkiye’de İK’nın önünde aynı anda iş kaybını yönetmek, uygun insanı seçmek ve geleceğin çalışanını yetiştirmek duruyor.</p>
<p>Çalışandan sürekli yeni beceri beklenirken kurumun işe alım ölçütlerinin, ücret politikasının ve yetiştirme düzeninin sabit kalması sürdürülebilir değil. Aranan insan gerçekten bulunamıyor olabilir. Onu tanımayan bir seçim yöntemi, karşılığını vermeyen bir teklif veya yetişmesine izin vermeyen bir iş düzeni de aynı sonucu üretiyor.</p>
<p>Evdeki hesabın çarşıya uymadığı yerdeyiz.  </p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>[1] TÜİK İşgücü İstatistikleri Eylül 2026, 27 Ekim 2026: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/57988</p>
<p>[2] DİSK-AR hesaplamasını aktaran T24, 28 Ekim 2026: https://t24.com.tr/gundem/disk-ar-genis-tanimli-issiz-sayisi-13-milyona-yaklasti,1355596</p>
<p>[3] İŞKUR 2025 Türkiye İşgücü Piyasası Araştırması Raporu; açık işler, güçlük nedenleri ve planlanan ücretler. https://www.iskur.gov.tr/medya/2lbhwl2s/tuerkiye-raporu2025.pdf</p>
<p>[4] İsmet Özkul, 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı, Ekonomim, 27 Ekim 2026: https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti/927177</p>
<p>[5] TÜİK Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri 2025; bültenin 24 Temmuz 2026 tarihli aktarımı: https://www.ogretmenler.net/yuksekogretim-istihdam-gostergeleri-1</p>
<p>[6] TÜİK İstatistiklerle Gençlik 2025: https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/ist_genc2025.pdf</p>
<p>[7] Seyfettin Gürsel ve Saliha Tanrıverdi, BETAM Araştırma Notu 25/282, 9 Ekim 2025; mikroveri yılı 2023: https://betam.bahcesehir.edu.tr/wp-content/uploads/2025/10/ArastirmaNotu282-1.pdf</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issiz-cok-aranan-insan-yok-90877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsiz çok aranan insan yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-90904</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsanlarıyla ünlü şehirler ve İzmir’in gözdesi Selçuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN ATİS - </strong><strong>info@hakanatis.com</strong></p>
<p>Bazı şehirler vardır, coğrafyalarından önce kanaat önderleriyle bilinir. Gözdelerimden örnek vermem gerekirse… Prag denilince Franz Kafka akla gelir. Floransa düşünüldüğünde Leonardo da Vinci, Paris’te Gustave Eiffel.  Ülkemizde de buna benzer örnekler var. Bodrum denilince Cevat Şakir ve Şadan Gökovalı’nın isimleri anılır. Ordu’da Ümit Tokcan, Bozcaada’da Ata Demirer, Gökova’da Yılmaz Erdoğan yüzleri güldürür. İzmir’in sakin, bereketli ve güzel ilçesi Selçuk’ta bu konuda oldukça şanslı diyebilirim.</p>
<p>Orada kime sorsam Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Koray Yolcu’dan övgüyle söz ediyor. Yörenin ay yıldız yürekli has evladıyla görüşmek için yola çıktığımda hava yazdan kalmaydı. Selçuk Ticaret Odası’nın modern binasında kahvelerimizi yudumlarken gelecek görüşmeyi çoktan planlamıştık. Nitekim geçtiğimiz günlerde ofisimde uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.1975 yılında Selçuk’ta dünyaya gelen ve uzun yıllar sonra doğduğu toprakların iktisadi yaşamına Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı olarak yön veren Koray Yolcu, analitik düşünen ve olaylara geniş açıdan yaklaşan bir aydın.  Aile yaşamı ile işi birbirinden ayırmayı başaran, bir güne 36 saati sığdıran, yenilikçi ve üretken bir iş insanı.  </p>
<p><strong>DOĞA VE TARİH</strong></p>
<p>Selçuk deyip geçmeyin…Tarihi kaynaklara göre varlığı binlerce yıl öncesine dayanıyor. En görkemli çağını M.Ö 300’de Büyük İskender'in generali Lysimakhos tarafından liman kenti olarak yeniden kurulduğunda yaşamış. Roma döneminde ise Asya Eyaleti'nin başkenti olmuş ve o dönem nüfusu 200.000’e ulaşmış. Verimli toprakları, bir dünya mirası olan Efes Antik Kenti’nden Hristiyan dünyasının inanç mabedi sayılan Meryem Ana’ya, Yedi Uyuyanlar’dan Artemis Tapınağı'yla Saint Jean Kilisesi arasında yer alan İsa Bey Camii’ne kadar nice görkemli esere ev sahipliği yapıyor. Tarihin ve coğrafyanın son derece cömert davrandığı bu güzel ilçede 2013 yılından bu yana Selçuk Ticaret Odası Başkanlığı görevini yürüten Koray Yolcu, otomotivden sigortacılığa, hatta zeytinciliğe uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. Dahası… ‘Tanezeytuni’ markasıyla kendi zeytinyağını üretiyor. Önümüzdeki ay adına ‘Beyaz Liste’ dedikleri ekibiyle birlikte Selçuk Ticaret Odası’nda seçim heyecanı yaşayacak olan Koray Yolcu, iş dünyasında oldukça faal. İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Tanıtım Vakfı’nda yöneticilik görevlerinde bulunmasının yanı sıra TOBB çatısı altında da görüşlerine değer verilen bir isim.</p>
<p><strong>MARKALAŞMANIN ÖNEMİ</strong></p>
<p>STO Başkanı’na Selçuk’u nasıl değerlendirdiğini sorduğumda yanıtları çok net oluyor. Bir ürünü pazara sunmanın tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Koray Yolcu, şunların altını çiziyor “İlçemizden markalar çıkarabilmek son derece önemli. Bu elbette kolay değil. Hangi sektörde olursa olsun ciddi çalışmalar yapmak gerekiyor. Ancak çalışmak kadar inanmak da önemlidir. İlçemiz özellikle tarım ve arkeoloji alanlarında dünyanın en önemli ve değerli lokasyonları arasında yer alıyor. Bu nedenle doğal, organik tarım konusunda ciddi potansiyele sahibiz. Hasat turizmi adı altında halkımızı oluşturulacak organik bahçelerde doğa ile buluşturmak, onlara kendi elleriyle hasat yapma olanağı sağlamak Selçuk açısından son derece önemli. Bir başka deyişle ilçemizde ‘Agro Turizm’ alanında sahip olunan potansiyel Selçuk’un dışında Türkiye’de hatta dünya çapında anlatılmalıdır. Bu konu devlet desteği gerektirir. Sadece yerel yönetimlerin veya iş dünyasına ait STK’ların yapabileceği bir çalışma değildir. Selçuk, 2040’lara kendi markalarını yaratarak yürümelidir. SİT nedeniyle ilçemizde birçok alanda fabrika veya tesis yapılamamaktadır. Bu durum girişim yapmak isteyenlerin önünde duran ve kamu otoritesi tarafından çözümlenmesi gereken bir durumdur.”</p>
<p>Selçuk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Koray Yolcu, inanç turizminin sadece ilçesi için değil Türkiye açısından da son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Başarılı iş insanının konuyla ilgili görüşlerinin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından dinlenmesinde yarar var. İkisinin vizyonu birleşince ay yıldızlı sevdamız Türkiye ve Selçuk için geleceğe yönelik önemli adımların atılacağına  inanıyorum.</p>
<h3>SEÇİM HEYECANI  </h3>
<p>Önümüzdeki ay gerçekleştirilecek seçimde güncel projeleri ve güçlü isimlerden oluşan dinamik ekibiyle Selçuk’ta iş dünyasının yönetimine yeniden talip olan Koray Yolcu, ‘Beyaz Liste’ olarak adlandırdığı A Takımı’ndan oldukça umutlu.  Yeni hizmet binalarının yöredeki sosyal canlılığı daha da artıracağına inanan Koray Yolcu için varsa, yoksa Selçuk…Sağlıktan eğitime, turizmden tarıma kadar her alanda dersini iyi çalışmış. Fırsatları ve riskleri biliyor. Çözüm haritalarının ne olacağı konusunda net fikirlere sahip. Örneğin, yörenin can damarı sayılan kitle turizminde gelir/kalite ikilisinin son derece önemli ve gerekli olduğunu vurguluyor. Tarımsal Sanayi Bölgesi’nin potansiyeline ve yörede egemen olan SİT konusuna Selçuk’un ihtiyaçları doğrultusunda, bütünleşik bakış açılarıyla yaklaşılması gerektiğini savunuyor. Bir başka önemli saptaması daha var. O da Selçuk’un merkezinde zincir markalara ihtiyaç duyulduğu! Diğer yandan KOSGEB’le gerçekleştirilen girişim kursu sonucunda 400 gence kendi işlerini kurmaları konusunda eğitim verilmesinden ayrı bir mutluluk duyuyor. Gastronomiye ilgi duyan yeni kuşakların ilçesinde yaptığı ve yapmak istediği atılımları yakından takip ediyor. Bu yoğun tempo içinde yegane moral kaynağı ise şüphesiz ailesi.  Eşi Nükhet Hanım ve kızlarıyla birlikte oluşturdukları güçlü birliğin onu motive ettiğini söylüyor. Kasım ortasında gerçekleştirilecek oda seçiminde Koray Yolcu’ya ve diğer aday Osman Yelken’e ekipleriyle birlikte başarılar diliyorum. Seçim yarışının centilmence geçmesini temenni ediyorum. Saygı ve rahmetle andığım Süleyman Demirel’in özel sohbetlerimizde de söylediği gibi ‘Sandık, demokrasi demektir’. Her iki adayın da yolu açık olsun. Kasım sayımızda yeniden görüşünceye kadar esen kalın.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44bd642fa7-1793346518.jpeg" alt="" width="800" height="867" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-90904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-1793346599.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsanlarıyla ünlü şehirler ve İzmir’in gözdesi Selçuk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-90903</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisini güneşten üretmek isteyen canından bezmek zorunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN AKSÜYEK - </strong><strong>serkan@ibailetisim.com</strong></p>
<p>Türkiye gibi bir ülkede bizim gibi köşe haberi yazanların işi zor. Gerçekten çok zor! Kimi zaman kendi zekânızdan bile kuşku duyduğunuz olaylar karşınıza dizilir ve siz çoğu kez “Bu kadar saçmalamak ancak kasıt ile mümkündür” dersiniz. Sonra da zihninizde oluşturduğunuz düşünceleri okurlara en anlaşılır dilde aktarmaya çabalarsınız.</p>
<p>Bu sütunların gedikli okurları, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına verdiğimiz büyük önemin yakın tanığıdır. Nasıl olmasınlar ki? Türkiye gibi birincil enerji kaynaklarında hâlâ yüzde 70 oranında dışa bağımlı bir ülkede, elektriğin hâlâ beşte biri doğalgazdan üretiliyorsa… O ülkede doğalgazda ithalata bağımlılık oranı yüzde 97 gibi astronomik bir seviyede ise…O ülke Almanya’dan yüzde 60 daha fazla güneşlenme süresine sahipken, güneşten Almanya’nın ürettiği elektriğin beşte birini üretiyorsa…Ne yaparsınız? Anlaşılır şekilde yorum yapabilmeniz ne kadar mümkünse, biz de o kadar yapabileceğiz bugün…</p>
<p><strong>YEKA GES İÇİN GERİ SAYIM</strong></p>
<p>Güneş enerjisi sektörü yatırımcılarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan merakla beklediği Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) GES-2026 yarışması için heyecanlı bekleyiş artıyor.  3 Kasım 2026’da gerçekleştirilecek yarışmalarda toplam 900 MW güneş enerjisi kapasitesi tahsis edilecek. Yarışma için başvurular 13 Ekim 2026’da alınmış ve ön kontrolü tamamlanmıştı.</p>
<p>Bu yılki YEKA-GES yatırımları 9 kentte gerçekleştirilecek. En yüksek kapasite 200 megavatla Diyarbakır’a ayrılırken, Kahramanmaraş 180, Mardin 150 ve Konya 110 megavatla öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’nin Eylül 2026 sonu itibarıyla 127 bin Megavat’a (MW) ulaşan elektrik enerjisi kurulu gücü içerisinde güneş enerjisi 28 bin MW’lık pay alıyor. Oysa Türkiye, tükettiği elektrik enerjisinin tümünü, hatta daha fazlasını, yenilenebilir kaynaklardan üretebilir. Hatta sadece güneş ve rüzgâr enerjisinden “dört Türkiye’nin enerjisini” karşılamak mümkün.</p>
<p>Başta iş dünyası olmak üzere, yoğun enerji tüketen herkes çatısına kendi ölçeğinde bir Güneş Enerjisi Santrali (GES) kurma arayışında. Talep gerçekten de çok fazla. Sözgelimi 2024 yılında yapılan YEKA GES-4 yarışmasında belirlenen kapasitenin tam 16 katı talep gelmişti. Bu sene de benzer bir manzara ile karşılaşmamız şaşırtıcı olmayacak.</p>
<p>Rakamlar şunu gösteriyor: Şirketlerin ve bireylerin lisanslı ya da lisanssız güneş enerjisi santrali kurmaya yönelik talebi yüksek. Ancak kamu otoritesi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için sadeleştirilmiş ve anlaşılır bir sistem üretmesi gerekirken adeta bilmeceye dönen ve kimsenin anlam veremediği mevzuat değişikliklerini birbiri ardına yayımlamakta beis görmüyor.</p>
<p><strong>AYAK BAĞI OLMAYIN </strong></p>
<p>İnsanın “Yahu kendi enerjisini üretmek isteyen kişilerin ve kurumların peşini bırakın. Teşvik vermeyi de düşünmeyin. Ayak bağı olmayın yeter! Gidin dağıtım şirketleri ile uğraşın! Birisinin ensesinde boza pişirecekseniz, gerekli altyapı yatırımlarını yapmadıkları için vatandaşı kış vakti günlerce elektriksiz bırakan dağıtım şirketleri adresiniz olsun.” diyesi geliyor.</p>
<p>Şeytanın avukatlığını yapalım mı? Yoksa… Vatandaş kendi elektriğini tükettiği yerde üretmeye başladığında, elektrik dağıtım şirketlerine ihtiyacın azalmasından mı endişe ediliyor? Rusya-Ukrayna arasında yıllardır devam eden savaşın etkileri görüldükçe, tüm dünya “yeşil dönüşüm” süreçlerini hızlandırıyor. Türkiye ise kaplumbağa hızı ile ilerliyor, bunca yenilenebilir enerji kaynağı içinde hâlâ varlık içinde yokluk çekiyor.</p>
<p><strong>İŞİN İÇİNDE KASIT MI VAR?</strong></p>
<p>“İşin içinde kasıt mı var?” sorusunu haklı olarak sorduran bir diğer gelişme ise sanayi kuruluşlarının yapmayı planladıkları GES projelerinde yaşanıyor. Bugün hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, ölçeği ne olursa olsun, iş dünyasında herkes bu konuya odaklanmış durumda. Yoğun enerji tüketen plastik sektöründe faaliyet gösteren bir sanayicinin cep telefonuma attığı elektrik faturası fotoğrafları, insanı gerçekten dehşete düşürüyor. Tam bir sene önce, fabrikaya tahakkuk eden elektrik faturası 734 bin TL iken, aynı fabrika aynı üretimi sadece bir sene sonra yaklaşık 2 milyon TL elektrik tüketerek yapabiliyor. Kullandığı doğalgaza ödediği fatura ise son bir senede iki kattan fazla artmış durumda. Bu yükün altında ezilen sanayicinin rekabetçi olması, yeni yatırım yapmayı düşünmesi, işini büyütmesi mümkün mü? Can havli ile çatısına GES kurulumu yapmak isteyen sanayici ise akıl almaz engellerle karşılaşıyor.</p>
<p><strong>HERKESİN SORDUĞU SORU</strong></p>
<p>Ezcümle… Türk sanayicisi, maalesef yüksek sesle dile getiremese de Enerji Bakanlığı bürokrasisinden adeta yaka silkiyor. Hemen hepsi sözleşmiş gibi “Acaba devlette birileri, enerji ithalatı lobilerinden kurtulmak istemiyor mu?” sorusunu soruyor. Bence de çok haklı bir soru bu… Son bir yılda sanayicinin kullandığı elektriğe ve doğalgaza gelen zamlara bakarak, cevabını daha dikkatle düşünmemiz gereken bir soru…</p>
<p><strong>İZİN SÜRECİ EN AZ 1 YIL, DEVREYE ALMA EN AZ 6 AY</strong></p>
<p>16 Şubat 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan teşviklerle rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarında KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti getirilmişti. Böylece güneşten elektrik üreten lisanssız yatırımların dördüncü bölge desteklerinden yararlanmasının önü açıldı. Buraya kadar her şey güzeldi. Ancak süreci dikkatle izleyenler, “Bakalım enerji bürokrasisi nerede çelme takmaya başlayacak” sorusunu sormakta gecikmedi.</p>
<p>GES yatırımlarında 240 kilovat üstü kapasite limit değeri kaldırılmadı. Ayrıca, yeni teşviklerin bu alanda daha önce yatırım teşvik belgesi almış sanayicilere de uygulanması mümkün olmadı. Ayrıca çatı tipi GES yatırımlarının insana yaka silktiren bürokrasi macerasında bir kısalma olmadı. Ve 1 Mayıs 2026’da yürürlüğe giren, üretim ve tüketimin eş zamanlı dengelendiği “saatlik mahsuplaşma” düzenlemesi…</p>
<p>Çatı GES yatırımını, yürürlükteki aylık mahsuplaşmaya göre planlayan sanayici, oyun içinde kural değişimi yapılarak saatlik mahsuplaşmaya geçilmesi ile yatırımının amortisman süresinde (kurulu güce değişmekle birlikte) en az iki yıl geriye düştü.</p>
<p>Bugün çatısına GES kurulumu yapmak isteyen bir sanayici ise kurulum aşamasındaki izin süreçlerini en az bir senede tamamlayabiliyor. Çatısına santralini kurdu ve devreye alacak… Kurulum sonrası bağlantı için denetim ve anlaşma süreci ise en erken 6 ayda sonuçlanıyor. Bu durum yatırım maliyetlerini artırıyor, yatırımların ROI değeri olarak adlandırılan geri dönüş süresini uzatıyor, sanayicinin isteğini köreltiyor. Bizden yazması…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-90903</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/2/1280x720/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-1793346145.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisini güneşten üretmek isteyen canından bezmek zorunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-90925</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nilüfer’de Cumhuriyet coşkusu yağmura rağmen dinmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Nilüfer’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkusu bu yıl da Fatih Sultan Mehmet (FSM) Bulvarı’nda yaşandı. Acıbadem Kavşağı önünden başlayan yürüyüşe katılan binlerce vatandaş, ellerinde bayraklar, dillerinde şarkılar ve marşlarla Hastane Alanı’na kadar omuz omuza yürüdü. Yürüyüşe Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir’in yanı sıra YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve meclis üyeleri de katıldı. Yürüyüşün ardından kutlamalar, FSM Hastane Alanı’nda düzenlenen Can Bonomo konseriyle devam etti. </p>
<h2><strong>“Bu tablo Cumhuriyet’in ta kendisi”</strong></h2>
<p>Konser öncesinde eşi Nuray Özdemir ile birlikte sahneye çıkarak alanı dolduran kalabalığı selamlayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yağmurlu havaya rağmen coşkuyla Cumhuriyet’i kutlayan vatandaşları tebrik etti. Başkan Şadi Özdemir, 103 yıl önce yakılan Cumhuriyet meşalesinin vatandaşlar sayesinde hâlâ ilk günkü heyecanla yandığını söyledi.FSM Bulvarı’ndaki yürüyüş sırasında ortaya çıkan birlikteliğe değinen Başkan Şadi Özdemir, duygularını şu sözlerle paylaştı: “Az önce Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndan buraya kadar yine omuz omuza, kol kola yürüdük. Yürürken arkama dönüp baktım. Annesinin, babasının omzunda heyecanla bayrak sallayan çocuklarımızı, yan yana umutla yürüyen pırıl pırıl gençleri, en önde başı dimdik duran kadınları gördüm. Tekerlekli sandalyesiyle, bastonuyla engelleri aşarak bu yolu bizimle paylaşan yurttaşlarımızı; adımları ağır olsa da gözleri gururla parlayan büyüklerimizi, çınarlarımızı gördüm. O manzarayı görünce göğsüm kabardı. İşte bu muazzam tablo, Cumhuriyet’in ta kendisidir.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae47fdc02879-1793359836.jpg" alt="" width="675" height="605" /></p>
<h2><strong>“Kadınlara verilen eşitlik lütuf değil, haktı”</strong></h2>
<p>Konuşmasında 103 yıl önceki kuruluş mücadelesini hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, savaştan yeni çıkmış yoksul ve yorgun bir ülkede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün halkın gücüne inanarak bütün dünyaya meydan okuduğunu belirtti. 29 Ekim 1923’te egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiğini ve herkesin özgür birer yurttaş olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “İşte o günden bugüne küllerinden doğmanın, kurtuluşun adıdır Cumhuriyet. Cumhuriyet bu topraklara adalet, hak, hukuk ve özgürlük verdi. Nüfus sayımında bile yok sayılan kadınlara eşitlik verdi. Kimse unutmasın; bunlar birer lütuf değildi, zaten analarımızın ak sütü gibi helaldi, haktı” diye konuştu. Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünü anımsatan Başkan Şadi Özdemir, “Kimsesizlerin kimsesi olan hukukun ve adaletin adıdır Cumhuriyet. Beraber yaşadığımız evin adıdır Cumhuriyet. Kimsenin şüphesi olmasın; o evin temeli çok sağlam ve o evin temeli sizlersiniz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae47fff7854f-1793359871.jpg" alt="" width="748" height="816" /></p>
<h2><strong>“Can Bonomo ile bayram coşkusu”</strong></h2>
<p>Başkan Şadi Özdemir’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Can Bonomo, sevilen şarkılarını Nilüferliler için seslendirdi. Şarkılarını alanı dolduran kalabalıkla hep bir ağızdan söyleyen sanatçıya, Başkan Şadi Özdemir tarafından günün anısına çiçek verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-90925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-1793359801.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Cumhuriyet’in 103’üncü yılı kutlamaları yağan yağmura rağmen binlerce vatandaşın katıldığı yürüyüş ve ardından düzenlenen konserle coşkuyla kutlandı. FSM Hastane Alanı’nı dolduran kalabalığa seslenen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Kimsesizlerin kimsesi olan hukukun ve adaletin adıdır Cumhuriyet. Beraber yaşadığımız evin adıdır Cumhuriyet. O evin temeli sizlersiniz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-90907</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet coşkusunda Bursa tek yürek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın 103. yıl dönümünü birbirinden özel etkinliklerle kutladı. Cumhuriyet'in kazanımlarını yaşatmak, anlam ve önemini pekiştirmek amacıyla düzenlenen kutlamalarda, binlerce vatandaş ellerinde Türk bayraklarıyla şehir merkezini doldurdu. Cumhuriyet Bayramı'nın gururu ve heyecanı hep birlikte yaşandı. Kutlamalar kapsamında Heykel UNESCO Meydanı’nda ‘Bursa’nın Cumhuriyet Albümü Açıkhava Sergisi’ açılışı gerçekleştirildi. Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ve vatandaşlar sergiyi gezerek tarihi anları anlatan fotoğrafları tek tek yakından inceledi. Sergi programının ardından Cumhuriyet Yürüyüşü gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44ef58421a-1793347317.jpeg" alt="" width="688" height="491" /></p>
<h2><strong>“Bursalılarla Cumhuriyet için yürüdü”</strong></h2>
<p>Tayyare Kültür Merkezi önünden başlayan yürüyüşe, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba'nın yanı sıra AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar ve binlerce vatandaş katıldı. Ellerinde ay yıldızlı Türk bayraklarıyla Bursa Millet Bahçesi'ne yürüyen vatandaşlar, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü büyük bir sevinçle kutladı. Büyükşehir Belediyesi Bandosu’nun seslendirdiği marşlar eşliğinde gerçekleşen yürüyüşte, Cumhuriyet’in birlik ve beraberlik ruhu şehrin sokaklarında hissedildi. 103 yıl önce verilen mücadelenin haklı gururu yaşadıklarını söyleyen Başkan Vekili Biba, “Aradan bir asır geçmesine rağmen aynı coşku ve heyecanın devam ettiğini görüyoruz. Yağmura rağmen vatandaşlarımızın yürüyüşe katılması, cumhuriyete ne kadar değer verdiğimizi gösteriyor. Atalarımızdan devraldığımız devleti, daha güçlü bir şekilde gelecek nesillere devredeceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44f140795a-1793347348.jpeg" alt="" width="646" height="481" /></p>
<h2><strong>“Cumhuriyet sevinci yağmur dinlemedi”</strong></h2>
<p>Yürüyüşün ardından kutlamaların adresi, Berkay konserinin gerçekleştiği Bursa Millet Bahçesi oldu. Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşlara yağmurluk dağıtılırken, söylenen marşlarla alanda coşku doruğa çıktı. Konser öncesinde vatandaşları selamlayan Başkan Vekili Şahin Biba, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak birlik ve beraberlik mesajları verdi. Yağmura rağmen alanı dolduran Bursalılara teşekkür eden Başkan Vekili Şahin Biba, tüm Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da da her yerin kırmızı beyaz bayraklarla donatıldığını dile getirdi. Millet Bahçesi’nde buluşan vatandaşlarla birlikte Türk bayrağını dalgalandıran Başkan Vekili Biba, “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle ve rahmetle yad ediyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44f34e90dd-1793347380.jpeg" alt="" width="711" height="725" /></p>
<h2><strong>“Millet Bahçesi’nde Berkay konser”</strong></h2>
<p>Konuşmaların ardından sahneye çıkan sevilen sanatçı Berkay, bayram sevincini müzikle buluşturdu. Millet Bahçesi’ni dolduran binlerce Bursalı, sanatçının sevilen şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti. Renkli görüntülere sahne olan konserde vatandaşlar, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü müzik dolu unutulmaz bir geceyle kutladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-90907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/7/1280x720/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-1793347292.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla düzenlenen kortejde marşlar eşliğinde yürüyen Bursalılar, sevilen sanatçı Berkay’ın sahne aldığı konserle de bayram coşkusunu hep birlikte yaşadı. Başkan Vekili Şahin Biba, “Atalarımızın bize bıraktığı bu mirası en iyi şekilde büyütmek ve daha yukarılara taşımak, hepimizin en büyük sorumluluğudur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yilinda-kocaeli-sanayinin-cok-otesinde-bir-sehir-90857</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 20:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin 103. yılında Kocaeli: Sanayinin çok ötesinde bir şehir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazen bir şehri anlatmak için uzun uzun rakamlardan, yatırımlardan ya da üretim istatistiklerinden söz etmeye gerek yoktur. Bazen bir köprü, bir yol, bir üretim tesisi ya da insanların ortak bir amaç etrafında buluştuğu bir organizasyon, o şehrin nereden nereye geldiğini anlatmaya yeter. Kocaeli de tam böyle bir şehir. Sanayisiyle Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri olan bu kent, bugün yalnızca ürettikleriyle değil, yaşamın farklı alanlarında ortaya koyduğu potansiyelle de dikkat çekiyor.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bu günlerde Kocaeli’nin gelişim hikâyesine Osman Gazi Köprüsü’nden bakmak gerektiğini düşünüyorum. İzmit Körfezi’nin iki yakasını birleştiren köprü, ulaşımın yanı sıra üretimden lojistiğe, ticaretten ekonomik hareketliliğe kadar pek çok alanda kente katkı sunan stratejik bir yatırım. Bu kez ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında, “Türkiye Yüzyılı’nda Koşuyoruz” sloganıyla düzenleyeceği organizasyonla köprü, Cumhuriyetimizin 103. yılında sporun ve ortak değerlerimizin buluştuğu özel bir etkinliğe ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Kocaeli’nin gücü yalnızca fabrikalarında değil, sahip olduğu potansiyelin tamamında saklı. Bu potansiyelin önemli bir parçası da tarım. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından tarım alanında hayata geçirilen projelerin sayısının 99’a ulaşması, bu alanda yürütülen çalışmaların geldiği noktayı gösteriyor. Yüzüncü proje kapsamında ilk kez uygulanması planlanan mantar üretim çadırı desteğiyle istiridye mantarı yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve üreticilerin desteklenmesi hedefleniyor. Çünkü tarımı desteklemek, yalnızca üreticinin gelirini artırmak anlamına gelmiyor; kırsalda ekonomik hareketliliği güçlendirmek, alternatif istihdam alanları oluşturmak ve yerel üretimin sürdürülebilirliğine katkı sunmak anlamına da geliyor.</p>
<p>Kocaeli’nin geleceğini değerlendirirken sanayiyi, tarımı, turizmi, eğitimi, sağlığı, teknolojiyi ve sporu birbirinden ayrı başlıklar olarak görmemek gerekiyor. Tam da bu noktada Kocaeli iş dünyasında yaşanan oda seçimlerini de değerlendirmek gerek. Çünkü kent ekonomisinin geleceği, iş dünyasını temsil eden kurumların ortaya koyacağı vizyonla da şekilleniyor. Tamamlanan seçimlerle yeni yönetimler görevlerini üstlenirken, devam eden ve önümüzdeki günlerde yapılacak seçimler de Kocaeli’nin ekonomik kurumlarında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odasında Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu’nun 38 meslek komitesinin tamamında başarı sağlaması, bu açıdan dikkat çekici bir sonuç. Dört dönem boyunca edindiği tecrübeyi Kocaeli sanayisinin gelişimine yansıtan Zeytinoğlu bu desteği somut çalışmalara dönüştürerek, beşinci döneminde de sürdürerek daha büyük işlere imza atacağı ortada.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılında Kocaeli’ye baktığımda, yalnızca sanayinin başkentini görmüyorum. Aynı zamanda tarımıyla üretmeye çalışan, turizmiyle yeni değerler oluşturan, spor organizasyonlarıyla insanları bir araya getiren, eğitim ve teknoloji alanlarında gelişme potansiyeli taşıyan bir kent görüyorum. Kentin bütün potansiyelini ortak bir vizyonla buluşturabildiğimiz ölçüde, yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte de daha güçlü bir gelecek inşa edebiliriz. Çünkü Kocaeli’nin hikâyesi, yalnızca sanayinin hikâyesi değil; emeğin, üretimin, değişimin ve birlikte büyümenin hikâyesidir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yilinda-kocaeli-sanayinin-cok-otesinde-bir-sehir-90857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin 103. yılında Kocaeli: Sanayinin çok ötesinde bir şehir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ekonomik-yolculugu-90852</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin ekonomik yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne uzanan hikâyesi, yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir. Bu hikâye; yokluklarla mücadele eden bir ülkeden sanayileşmeye çalışan bir topluma, tarım ağırlıklı üretimden hizmetler ekonomisine, kapalı ekonomik yapıdan küresel piyasalarla bütünleşme arayışına uzanan büyük bir dönüşümün öyküsüdür. Ancak bu uzun yolculukta kazanımlar kadar, çözülemeyen yapısal sorunlar da Türkiye'nin ekonomik gündeminde yerini korumuştur.</p>
<p><strong>Cumhuriyetin ilk yılları: Ekonomik bağımsızlık hedefi</strong></p>
<p>1923 yılında Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye, savaşlardan yorgun düşmüş, sermaye birikimi yetersiz, sanayi altyapısı sınırlı ve büyük ölçüde tarıma dayalı bir ekonomiye sahipti. Nitelikli iş gücü, ulaşım ağı ve üretim kapasitesi bakımından önemli eksiklikler bulunuyordu. Bu nedenle Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın tamamlayıcısı olarak görüldü.</p>
<p>İzmir İktisat Kongresi'nde ortaya konulan ekonomik hedefler doğrultusunda özel girişimciliğin geliştirilmesi, yerli üretimin artırılması ve millî sermayenin güçlendirilmesi amaçlandı. Ancak özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda devlet öncü rol üstlendi. 1930'lu yıllarda uygulanan devletçilik politikalarıyla fabrikalar kuruldu, demir yolları geliştirildi ve temel sanayi yatırımları gerçekleştirildi. Böylece Türkiye'nin sanayileşme temelleri atıldı.</p>
<p><strong>1950-1980 dönemi: Tarımdan sanayiye geçiş</strong></p>
<p>1950'li yıllarda tarımda makineleşme hızlandı, kara yolları gelişti ve dış ekonomik ilişkiler genişledi. Bununla birlikte üretim artışının finansmanı, dış ticaret dengesi ve döviz ihtiyacı önemli sorunlar olarak ortaya çıktı.</p>
<p>1960 sonrasında planlı kalkınma dönemine geçilmesiyle sanayileşme, ithal ikamesi ve yerli üretimin desteklenmesi ön plana çıktı. Kamu yatırımları, sanayi tesisleri ve altyapı projeleri ekonomik büyümeye katkı sağladı. Ancak ithal edilen ara mallarına ve enerjiye bağımlılık, döviz darboğazları ve yüksek enflasyon, bu modelin sınırlarını belirledi. 1970'li yıllarda petrol krizleri ve siyasi istikrarsızlık ekonomik sorunları daha da ağırlaştırdı.</p>
<p><strong>1980 sonrası: Dışa açılma ve küresel ekonomi</strong></p>
<p>24 Ocak 1980 kararları, Türkiye ekonomisinin yönünü değiştiren önemli bir dönüm noktası oldu. İhracata dayalı büyüme, piyasa mekanizmasının güçlendirilmesi ve dış ticaretin serbestleştirilmesi hedeflendi. 1980'li yıllarda başlayan dönüşüm, 1990'larda finansal serbestleşmeyle daha da belirginleşti.</p>
<p>Ancak dışa açılma süreci, ekonomik istikrarın kendiliğinden sağlanmasını mümkün kılmadı. Yüksek enflasyon, kamu açıkları, siyasi belirsizlikler ve kısa vadeli sermaye hareketlerine duyarlılık, 1994 ve 2001 krizlerine zemin hazırladı. Özellikle 2001 krizi, bankacılık sistemi ve kamu maliyesinde köklü düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hâle getirdi.</p>
<p>2000'li yıllarda gerçekleştirilen reformlar, bankacılık sektörünün güçlendirilmesi, yabancı sermaye girişleri ve ekonomik büyüme sayesinde Türkiye önemli bir ivme yakaladı. Bununla birlikte büyümenin kalitesi, gelir dağılımı ve dış kaynak ihtiyacı konuları tartışılmaya devam etti.</p>
<p><strong>Günümüz ekonomisi: Büyümenin yanında istikrar arayışı</strong></p>
<p>Türkiye bugün güçlü bir girişimcilik kültürüne, gelişmiş üretim merkezlerine, geniş bir iç pazara ve ihracat deneyimine sahip. Otomotiv, beyaz eşya, tekstil, savunma sanayisi, makine ve çeşitli hizmet sektörleri ekonominin önemli unsurları arasında yer alıyor. Turizm gelirleri ve lojistik kapasitesi de ülkenin ekonomik potansiyelini destekliyor.</p>
<p>Buna karşılık enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma, konut ve kira maliyetleri, verimlilik sorunu ve dış ticaret açığı önemli sınamalar olmaya devam ediyor. Özellikle ücretli çalışanlar, emekliler ve sabit gelirli kesimler açısından ekonomik büyümenin günlük yaşama ne ölçüde yansıdığı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye'nin geleceği yalnızca daha fazla üretmekle değil, daha yüksek katma değer yaratmakla şekillenecek. Teknoloji yatırımları, eğitim kalitesi, hukuki öngörülebilirlik, enerji verimliliği, tarımsal üretkenlik ve kurumsal güven bu dönüşümün temel unsurlarıdır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong>, Cumhuriyetin ekonomik mirası, her dönemin koşullarına göre değişen politikalar ve birikmiş deneyimlerden oluşuyor. Geçmişin en önemli dersi, kalıcı refahın yalnızca büyüme rakamlarıyla sağlanamayacağıdır. Üretimi artıran, enflasyonu kalıcı biçimde düşüren, emeğin karşılığını koruyan ve kaynakları verimli kullanan bir ekonomik yapı kurulmadıkça kalkınmanın toplumsal karşılığı sınırlı kalacaktır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında asıl hedef, ekonomik büyümeyi vatandaşın refahına dönüştürmek ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir üretim ekonomisi bırakmaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ekonomik-yolculugu-90852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin ekonomik yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tir-suruculerinin-schengen-vizesi-sorunlari-hakkinda-aciklama-90848</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tır sürücülerinin Schengen vizesi sorunları hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tır sürücülerinin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadıkları sorunların çözümü için çalışmaların devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, tır sürücülerinin Schengen vizesi süreçlerinde çeşitli sorunlar yaşadığı belirtildi.</p>
<p>Üç bakanlığın konuya ilişkin çalışmalarına işaret edilen açıklamada, "Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, Bakan Bolat'ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile sorunların çözümü için Bulgaristanlı mevkidaşları ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüştüğü, bu görüşmelerde şoförlere vize kolaylığı ve öncelikli işlem esnekliği talep edildiği bildirildi.</p>
<p>Uluslararası taşımacılık yapan tır sürücülerinin, özellikle Edirne'deki Kapıkule ve Hamzabeyli gümrük kapılarında karşılaştıkları vize kısıtlamaları ve başvuru süreçlerinde yaşanan aksaklıkların, bakanlıklarca takip edildiğine işaret edilen açıklamada, "Ülkemizin dış ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi, ihracatımızın önemli bir parçası olan uluslararası taşımacılık sektörünün faaliyetlerinin aksamaması ve nakliyecilerimiz ile sürücülerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla ilgili kurumlarımızla koordinasyon içerisinde çalışmalar yürütülmektedir. Bu çerçevede, diplomatik kanallar üzerinden sorunların çözümüne yönelik girişimler sürdürülmekte, sürücülerimizin uluslararası taşımacılık faaliyetlerini kolaylaştıracak adımlar üzerinde çalışılmaktadır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Sürücülere uyarı</strong></p>
<p>Açıklamada, sürücülere yönelik uyarılara da yer verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Gümrük kapılarımızda yaşanabilecek yoğunlukların ve olası mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için nakliye firmalarımızın ve sürücülerimizin yürürlükteki Schengen vizesi kurallarına ve kalış sürelerine azami özen göstermeleri, sefer ve sürücü planlamalarını bu kuralları dikkate alarak yapmaları önem taşıyor. Bakanlığımız, ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşmasında önemli rol üstlenen uluslararası taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunların çözümü, nakliyecilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi ve sınır kapılarımızdaki geçiş süreçlerinin etkinliğinin artırılması amacıyla ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tir-suruculerinin-schengen-vizesi-sorunlari-hakkinda-aciklama-90848</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, &quot;Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatimizin-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-seviyesine-ulastigini-hesapliyoruz-90847</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İhracatımızın Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhuriyet'in 103. yılında Türkiye'nin dış ticaretindeki gelişimi hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Türkiye ekonomisi ve dış ticaretinin son 20 yılda köklü bir dönüşüm yaşadığını belirten Bolat, "Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatımızın, hizmet ihracatına ilişkin tahminimizle birlikte 409,1 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz. Bu başarı, üreticilerimizin azminin, ihracatçılarımızın gayretinin, girişimcilerimizin cesaretinin ve milletimizin birliğinin eseridir. Türk mal ve hizmetlerinin kalite, rekabetçilik ve beğeni gücünü temsil etmektedir. Cumhuriyetimizin 103. yılında, 'Üreten, ihraç eden, büyüyen Türkiye' vizyonuyla daha güçlü, daha müreffeh bir geleceğe yürümeye devam ediyoruz. Bu kutlu günde, ülkemizin üretim ve ihracat gücünde yakaladığımız bu tarihi başarının sevincini tüm milletimizle paylaşıyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, 1923'te tarım ürünleri ağırlıklı bir ihracat yapısına sahip olan Türkiye ekonomisinin, bugün otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayisinden yazılıma uzanan geniş ve katma değerli bir ihracat yelpazesine ulaştığına işaret ederek, "1923'te yalnızca 50 milyon dolar olan mal ihracatımız, 1980'de 2,9 milyar dolara, 2002'de 36,1 milyar dolara yükselmiştir. Eylül itibarıyla mal ihracatımız yıllıklandırılmış olarak 283,7 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırmıştır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin dünya mal ihracatından aldığı payın, 1980-2000 yıllarında ortalama yüzde 0,38 seviyesinde seyrettiğini aktaran Bolat, 2002'de yüzde 0,55'e, 2025'te yüzde 1,04'e yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Bu büyük başarının, Türkiye'nin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve rekabetçi ekonomisiyle dünya sahnesindeki yerini daha da sağlamlaştırdığının en somut göstergesi olduğuna dikkati çeken Bolat, açıklamasına şöyle devam etti:</p>
<p>"Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yalnızca 24 ülkeye ve 30 fasılda yapılan ihracat, bu yıl ocak-eylül itibarıyla 223 ülke ve gümrük bölgesine tüm fasıllara ve yaklaşık 13 bin farklı ürüne yayılmış durumdadır. Türkiye artık, dünyanın dört bir yanına üretimini ulaştıran, rekabet gücü yüksek, dinamik bir ihracat ekonomisine sahiptir. 2025 yılı itibarıyla 51 ülkeye 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilmiştir. Yine aynı yıl 33 ilimizin yıllık ihracatı 1 milyar doları aşarken, ihracatçı firma sayısı 167 bin 779'a yükselmiştir. 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilen fasıl sayısı da 53'e ulaşmıştır. 1973'te bir yılda 1 milyar dolar ihracat yapılabilirken, 1987'de bu başarı bir ayda, 2013'ten itibaren ise bir günde gerçekleştirilebilir hale gelmiştir. Bugün ise günlük ihracatımız zaman zaman 2 milyar doları geçmektedir. Bu olağanüstü gelişme, Türkiye'nin üretim kapasitesindeki devasa artışın, ihracatçılarımızın dünya pazarlarında kazandığı güvenin ve rekabet gücünün, aynı zamanda Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken ulaştığımız ekonomik olgunluğun en somut göstergesidir."</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin artık sadece üreten değil, ürettiğini dünyaya ulaştıran bir ticaret ve ihracat gücü haline geldiğinin altını çizerek, dünya ticaret ortamındaki zorluklara rağmen Türkiye'nin, ekonomik dayanıklılığını koruyarak birçok pazarda rekor ihracat seviyelerine ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerine 1996'da 11,3 milyar dolar olan ihracatın, Gümrük Birliği'nin kazandırdığı ivmeyle eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak 118,7 milyar dolara yükseldiğini bildiren Bolat, "AB-27'nin toplam ithalatı içindeki payımız 2002'de yüzde 2,2 seviyesindeyken, 2025 yılı itibarıyla tüm zamanların en yüksek seviyesi olan yüzde 4,1'e ulaşmıştır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin, gelişmiş ülkelerin tercih ettiği güvenilir, istikrarlı ve güçlü bir ticaret ortağı konumunda olduğunu belirterek, 1969'da sanayi ürünleri ihracatının toplam ihracat içindeki payı yüzde 21,2 iken, bu oranın 2025 yılı itibarıyla yüzde 94,3'e yükseldiğini aktardı.</p>
<p><strong>"Türkiye küresel ticaretin güvenilir aktörlerinden biri"</strong></p>
<p>Bu gelişmenin, Türkiye'nin tarım ağırlıklı bir ekonomiden, yüksek teknolojili üretim ve sanayi ihracatına yönelen güçlü dönüşümünün açık göstergesi olduğuna işaret eden Bolat, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bugün Türkiye, üretimden ihracata, teknolojiden lojistiğe kadar tüm zinciriyle küresel ticaretin güvenilir aktörlerinden biri haline gelmiştir. 2002'de yüzde 30,4 olan orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam imalat sanayi ihracatımız içindeki payı, 2025'te yüzde 43,5'e, 2026 yılı eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış olarak ise yüzde 44,1'e yükselmiştir. Son 24 yılda sağlanan bu büyük başarıyla orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımızda artış aralıksız devam etmektedir. 1980-2002 döneminde dünya ekonomisi yüzde 3,1 büyürken Türkiye ekonomisi 0,8 puan fazlayla yüzde 3,9 büyüdü. 2003-2025 döneminde ise dünya ekonomisindeki büyüme hızı yüzde 3,6 olurken, Türkiye ekonomisi 1980-2002 dönemine göre 1,5 puan, dünya ortalamasına göre ise 1,9 puan daha hızlı büyümüştür. Bu güçlü büyüme performansıyla Türkiye, nominal milli gelir bakımından 2002'de dünyanın 21'inci büyük ekonomisi iken, 2025 yılında 16'ncı büyük ekonomisi, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir bakımından ise 2002'de dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi iken, 2025'te 11'inci büyük ekonomisi haline gelmiştir."</p>
<p>Bolat, 2002-2025 döneminde Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılası ve kişi başına düşen gelirindeki artışa dikkati çekerek, "Bu tarihi yükseliş, güçlü ekonomik dönüşümümüzün ve üretim temelli kalkınma vizyonumuzun en somut göstergesidir. Bu güçlü büyümenin temelinde, Türkiye'nin üretim gücü, girişimci ruhu ve ihracatçı vizyonu yatmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Dünya ekonomisindeki konumumuzu pekiştirmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Esnaf ve sanatkarların da Cumhuriyet'in asırlık birikimini küresel pazarlara taşıyan uluslararası birer ihracatçıya dönüştüğünü belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mikro ihracat imkanları ve sağlanan kolaylıklar sayesinde geleneksel zanaat ve üretim kültürü sınırları aşmaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, üretimden ihracata, teknolojiden markalaşmaya uzanan bu güçlü yapıyı daha da geliştirmeye, dünya ekonomisindeki etkin ve belirleyici konumumuzu pekiştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatimizin-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-seviyesine-ulastigini-hesapliyoruz-90847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatımızın, hizmet ihracatına ilişkin tahminimizle birlikte 409,1 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştığını hesaplıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-90845</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da 9 ayda 22.601 kişi işe yerleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Ekim 2026 ayı olağan toplantısı Sakarya Vali Yardımcısı Turgut Subaşı’nın başkanlığında yapıldı.</p>
<p>Toplantıda, Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nün (İŞKUR) 2026 yılı ilk dokuz aylık faaliyetleri ile istihdamın korunması ve artırılmasına yönelik faaliyetleri değerlendirildi.</p>
<p>Sakarya’da 2026 yılının dokuz aylık döneminde İŞKUR’a işverenlerden 37.798 kişilik işgücü talebinin alındığı, yine bu dönemde Kurum aracılığıyla 22.601 kişinin işe yerleştirildiği bildirildi. Ayrıca, istihdamın ve mesleki eğitimin desteklenmesine yönelik düzenlenen toplam 370 kurs ve programdan 1.893 kişinin yararlanarak iş ve meslek sahibi olmalarının sağlandığı ifade edildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae30c044bb0c-1793264644.jfif" alt="" width="800" height="449" /></p>
<p><strong>Nitelikli İşgücü</strong></p>
<p>Sakarya Vali Yardımcısı Turgut Subaşı toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Nitelikli işgücü, istihdamın artırılması, korunması ve kalıcı hale getirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Dolayısıyla, istihdamın sürükleyicisi ve güvencesi nitelikli işgücüdür. Bu yüzden nitelikli işgücü sayısını arttırarak devam ettirmeliyiz. Son yıllarda, Meslek liselerine ve Mesleki Eğitim Merkezlerine yönelimin arttığı memnuniyetle görüyoruz. Ayrıca, meslek öğrenmek için hiçbir yaş geç sayılmaz. Beceri düzeyinin geliştirilmesi şeklinde kısa süreli yetişkinlerin birçok meslek sahibi olabilmeleri için de birçok kurs ve eğitim programları bulunmaktadır. İŞKUR’un kurs ve programları da bu çerçevede önemli bir açığı doldurmaktadır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-90845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/5/1280x720/sakaryada-9-ayda-22601-kisi-ise-yerlestirildi-1793264686.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’da yılın dokuz aylık döneminde İŞKUR aracılığıyla 22.601 kişinin işe yerleştirildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-cumhuriyet-bayrami-mesaji-90838</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan&#039;dan Cumhuriyet Bayramı mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla video mesaj yayımladı.</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşunun 103'üncü yıl dönümünün büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aziz milletimizin, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı tebrik ediyorum. Yurt dışı misyonlarımızda bayram sevincimize ve heyecanımıza ortak olan kıymetli misafirlerimize en samimi şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde kalbi milletimizle çarpan, bizimle sevinip bizimle üzülen kader ve gönül birliği yaptığımız bütün dost ve kardeşlerimizi de muhabbetle kucaklıyorum."</p>
<p><video style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" controls="controls" width="600" height="300">
<source src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2f52a35a46-1793258794.mp4" type="video/mp4" /></video></p>
<p><strong>"Birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir millet"</strong></p>
<p>Cumhuriyetin, tarihi şanlı zaferler ve mücadelelerle dolu Türk milletinin bağımsızlık iradesinin, hür yaşama kararlılığının ve kendi geleceğini tayin etme azminin en güçlü nişanesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Gazi Mustafa Kemal önderliğinde büyük fedakarlıklarla yürüttüğümüz Milli Mücadele, birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir milletin en zor şartlarda dahi neleri başarabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İmkansızlıklar içerisinde elde edilen bu büyük başarı, yalnızca bir milletin kaderini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda milli iradenin gücünü ve bağımsız yaşama hakkının vazgeçilmezliğini tarihe nakşetmiştir. Bundan tam 103 yıl önce milletçe sergilediğimiz azim, cesaret ve kararlılık bugün de en güçlü motivasyon kaynağımız olmaya devam ediyor. Son 24 yılda savunma sanayisinden enerjiye, ulaştırmadan diplomasiye uzanan geniş bir yelpazede katettiğimiz mesafeyi müessir ve müreffeh Türkiye'ye giden yolun kilometre taşları olarak görüyoruz. Kendi teknolojisini geliştiren, savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini artıran, enerji arz güvenliğini güçlendiren, ulaştırma altyapısını çağın gereklerine göre yenileyen ve üretim kapasitesini sürekli büyüten ülkemiz daha güçlü bir geleceğe doğru emin adımlarla ilerlemektedir."</p>
<p><strong>"Türkiye Cumhuriyeti'ni çok daha aydınlık yarınlara hep birlikte taşıyacağız"</strong></p>
<p>Erdoğan, "Türkiye olarak yakın çevremizde ve dünyanın farklı yerlerinde savaşların, çatışmaların, krizlerin yaşandığı zor bir dönemde istikrarımızı korumakla kalmayıp anlaşmazlıkların çözümü için de sorumluluk alıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Dünyada barış, bölgede barış ve yurtta barış" şiarıyla barış için, adalet için gayret göstermeye bundan sonra da kararlılıkla devam edeceklerine dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"86 milyon olarak ortak değerlerimiz etrafında kenetlenerek, Türkiye Yüzyılı hedefimizi kuvveden fiile geçirecek, gök kubbemiz olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti'ni çok daha aydınlık yarınlara hep birlikte taşıyacağız. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki Türkiye hamdolsun bugün dünden daha güçlüdür. İnşallah yarın çok daha güçlü, çok daha itibarlı, her alanda çok daha etkin olacaktır. Allah'ın izniyle içinde bulunduğumuz asra Türk milleti mührünü vuracaktır. Rabb'im milletçe yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, Milli Mücadele kahramanlarımızı ve vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin 103'üncü yılı kutlu olsun."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-cumhuriyet-bayrami-mesaji-90838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/erdogan-1779112392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Gazi Mustafa Kemal önderliğinde büyük fedakarlıklarla yürüttüğümüz Milli Mücadele, birlik ve beraberlik içinde kenetlenen bir milletin en zor şartlarda dahi neleri başarabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İmkansızlıklar içerisinde elde edilen bu büyük başarı, yalnızca bir milletin kaderini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda milli iradenin gücünü ve bağımsız yaşama hakkının vazgeçilmezliğini tarihe nakşetmiştir. Bundan tam 103 yıl önce milletçe sergilediğimiz azim, cesaret ve kararlılık bugün de en güçlü motivasyon kaynağımız olmaya devam ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-marmaray-13-yilda-16-milyar-yolcuya-hizmet-verdi-90837</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Marmaray 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünde Marmaray'ın da 13. yaşının kutlandığını belirtti.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Marmaray'ın temellerinin Ağustos 2004'te atıldığını ve 29 Ekim 2013'te hizmete açıldığını anımsatan Uraloğlu, "Deniz seviyesinden 60 metre derinliğe ulaşan batırma tüp tünelimizle iki kıtayı demir yoluyla birbirine bağladık. Asya ile Avrupa'yı 4 dakikada birbirine bağlayan Marmaray ile 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdik." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Günde toplam 287 sefer düzenleniyor</strong></p>
<p>Uraloğlu, İstanbul'un toplu ulaşım sisteminde önem taşıyan Marmaray'ın, metro, metrobüs, tramvay ve deniz ulaşımıyla entegre şekilde hizmet verdiğine işaret ederek, Halkalı-Gebze güzergahında 76,6 kilometrelik hat ve 43 istasyonla İstanbullulara kesintisiz ulaşım imkanı sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Marmaray'ın, kent içi ulaşımda sağladığı konfor ve zaman tasarrufuyla vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştırmaya devam ettiğini belirten Uraloğlu, "Bu yılın 10 ayında da yaklaşık 181 milyon yolcumuz Marmaray'ı tercih etti. Marmaray, 6 Ekim'de 762 bin 870 yolcu taşıyarak günlük yolcu sayısında yeni bir rekora imza attı ve kendi rekorunu tazeledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, Halkalı-Gebze ve Pendik-Ataköy güzergahlarında günde 287 sefer düzenlendiğini aktardı.</p>
<p>Hafta sonları gece ilave 10 seferle bu sayının 297'ye yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, "Filomuzda 34'ü 10 vagonlu, 20'si 5 vagonlu olmak üzere toplam 54 tren seti ve 440 vagon bulunuyor." bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uraloglu-marmaray-13-yilda-16-milyar-yolcuya-hizmet-verdi-90837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/marmaray.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Asya ile Avrupa&#039;yı 4 dakikada birbirine bağlayan Marmaray ile 13 yılda 1,6 milyar yolcuya hizmet verdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-cumhuriyet-kosusunu-ilk-kez-koprude-duzenledi-90856</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet koşusunu ilk kez köprüde düzenledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında düzenlenen Uluslararası Osmangazi Cumhuriyet Koşusu, Cumhuriyet coşkusunu sporla bir araya getirdi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde “Türkiye Yüzyılı’nda Koşuyoruz” mottosuyla gerçekleştirilen organizasyon, ilk kez Osmangazi Köprüsü’nde düzenlenmesiyle dikkat çekti. Farklı şehirlerden ve ülkelerden sporcuların katıldığı etkinlikte, köprü güzergâhı yarış heyecanına sahne oldu.</p>
<p>Organizasyon kapsamında 10 kilometrelik yarış ile 5 kilometrelik halk koşusu düzenlendi. On kilometrelik parkurda 2 bin 173 sporcu mücadele ederken 5 kilometrelik halk koşusunda ise bin 653 çipli sporcu yer aldı. Böylece iki parkurda toplam 3 bin 826 sporcu yarış heyecanına ortak oldu. İki ayrı kategoride düzenlenen Osmangazi Cumhuriyet Koşusu'nda, 10 kilometrelik parkur ve 5 kilometrelik Halk Koşusu'na toplam 6 bin 500 koşucu katıldı</p>
<p>Uluslararası katılımla gerçekleştirilen koşuda 19 ülkeden sporcuların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen 16 elit atleti de yer aldı. Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla düzenlenen organizasyon, sporcuları Osmangazi Köprüsü üzerinde buluştururken farklı mesafelerde yarışan katılımcılar gün boyunca etkinliğin heyecanını yaşadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/10/29/ssss-tczf.jpg" alt="" width="800" height="601" /></p>
<p>Kocaeli Vali Yardımcısı Emre Nebioğlu, Osmangazi Köprüsü’nde Cumhuriyet coşkusunu paylaşmanın anlamına dikkat çekerek, organizasyonun birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirdiğini söyledi. Köprünün yalnızca bir mühendislik eseri olmadığını vurgulayan Nebioğlu, “Beraberiz, biriz. Etkinliğin Osmangazi Köprüsü’nde yapılması çok anlamlı. Köprü, tarihimizin ihtişamını ve ufkumuzun ulaştığı noktayı göstermesi bakımından da önemli” dedi.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Berna Abiş, Cumhuriyet Koşusu’nun ilk kez Osmangazi Köprüsü’nde düzenlendiğini belirterek organizasyonun burada sürdürülmesini istediklerini söyledi. Köprünün Türkiye’nin önemli eserlerinden biri olduğuna dikkat çeken Abiş, “Bu yüzyıla yakışır bir eser üzerinde koşmaktan mutluluk ve gurur duyuyoruz. Bundan sonraki koşularımızı da Osmangazi Köprüsü’nde gerçekleştirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-cumhuriyet-kosusunu-ilk-kez-koprude-duzenledi-90856</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/6/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-cumhuriyet-kosusunu-ilk-kez-koprude-duzenledi-1793286662.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde “Türkiye Yüzyılı’nda Koşuyoruz” mottosuyla düzenlenen Uluslararası Osmangazi Cumhuriyet Koşusu, ilk kez Osmangazi Köprüsü’nde gerçekleştirildi. 10 ve 5 kilometrelik parkurlarda toplam 3 bin 826 çipli sporcu yarışırken organizasyona 19 ülkeden sporcular ve Türkiye’nin önde gelen 16 elit atleti katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/para-piyasalarinda-rota-degisiyor-90831</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para piyasalarında rota değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="262" height="124" /></p>
<p>Döviz piyasalarında son dönemin dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Eurodaki zayıflama diğer Avrupa para birimlerine ve Japon Yeni’ne alan açıyor. Yatırımcıların para tercihleri artık yalnızca doların yönüyle şekillenmiyor; merkez bankalarının faiz politikaları, Avrupa’daki siyasi riskler ve küresel piyasalarda artan temkinlilik de rotasyonu hızlandırıyor. Euro karşısında sterlin ve İsviçre frangı öne çıkarken Japon yeni, dalgalı seyrine rağmen güvenli liman arayışında yeniden gündeme geliyor.</p>
<h2>Sterline faiz desteği, euroya siyasi baskı </h2>
<p>Sterlinin euro karşısındaki yükselişi, İngiltere’deki siyasi gelişmelerin ötesinde para politikası beklentileriyle de açıklanıyor. Eur/sterlin paritesi son bir ayda yüzde 2,38, yıllık bazda yüzde 4,83 geriledi. Paritenin düşmesi, sterlinin euro karşısında değer kazandığı anlamına geliyor.</p>
<p>Piyasalarda İngiltere Merkez Bankası’nın şahinleşebileceği beklentisi güçleniyor. Kasım ve şubat aylarında 25’er baz puanlık faiz artışları öngören beklentiler, sterlini Avrupa’nın daha yüksek getiri sunabilecek para birimleri arasına taşıyor. Bu görünüm, yaz aylarında sterlinin kazançlarının kalıcı olmayacağı yönündeki değerlendirmeleri de sorgulatıyor.</p>
<p>İngiltere'nin yaklaşan bütçesinin sterlini destekleyen eğilimi tersine çevirmesi beklenmezken EUR/GBP paritesinde 0,8400 seviyesinin altı izleniyor. Fransız siyasetindeki belirsizliklerin euro üzerindeki baskıyı artırması halinde paritenin 0,8360- 0,8430 bandında hareket etmesi bekleniyor. Böylece sterlinin güçlenmesine ek olarak euronun kendi iç dinamikleri nedeniyle zayıflaması da öne çıkıyor.</p>
<h2>Güvenli liman arayışında İsviçre Frangı öne çıktı</h2>
<p>İsviçre frangı, eurodaki kayıplardan en belirgin biçim de yararlanan para birimlerinden biri. Eylül sonu ve ekim başında 0,9460 civarında bulunan euro/frank paritesi, ekim ayının son haftasında 0,9195-0,9200 bandına kadar geriledi. Paritenin düşmesi frankın euro karşısında güçlendiğini gösterirken, son günlerde 0,9230- 0,9240 civarında denge arayışı dikkat çekiyor. Aylık kazanç yüzde 2,3’ü aştı.</p>
<p>Frangın talebinde iki temel unsur etkili: Fransa’daki siyasi ve mali belirsizlikler ile yapay zekâ ve teknoloji hisselerinde görülen düzeltmeler. Risklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların güvenli liman arayışına yönelmesi, İsviçre para birimini destekliyor.</p>
<p>Dolar karşısında ise frank daha dalgalı bir seyir izledi. Dolar/frank paritesi ekim başındaki 0,8340 seviyesinden ay ortasında 0,8190’a kadar gerilerken, dolar endeksindeki güçlenme ve Fed kararı öncesindeki temkinli pozisyonlanmayla yeniden 0,8290-0,8300 bandına çıktı. Bu tablo, frankın euro karşısındaki güçlü performansının dolar karşısında aynı ölçüde görülmediğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Japon Yeni’nin yönünü risk iştahı belirliyor</h2>
<p>Japon yeni, ekim boyunca küresel beklentiler ve faiz farklarının etkisiyle iki yönlü hareket etti. Dolar/yen paritesi ay başındaki 157,92 seviyesinden ay ortasında 158,95’e yükselerek yenin değer kaybettiğine işaret etti. Ayın son haftasında ise riskten kaçış ve teknik düzeltmelerle 156,49’a geriledi; böylece yen bir miktar güç kazandı.</p>
<p>Yendeki hareket henüz kesintisiz bir yükseliş eğilimine işaret etmese de yatırımcıların risk iştahındaki değişimlere duyarlı bir para birimi olarak önemini koruyor. Faiz farkları ve merkez bankalarının tutumu, önümüzdeki dönemde yönün belirlenmesinde etkili olacak. Döviz piyasalarındaki yeni rotasyonun kalıcılığı da eurodaki zayıflığın sürüp sürmeyeceğine ve küresel risk algısının nasıl şekilleneceğine bağlı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Arjantin pesosunda seçim sınavı</span></h2>
<p>Arjantin’de 2027’de yapılması beklenen başkanlık seçimi yaklaşırken peso üzerindeki baskı riski yeniden gündemde. Javier Milei hükümeti, göreve geldiği 2023'te yüzde 211 olan enflasyonu yüzde 33,5'e düşürürken mali kesintiler ve dikkatle yönetilen kur politikasını istikrar programının temel taşları yaptı. Ancak ekonomideki durgunluk ve pesonun aşırı değerli olduğu yönündeki eleştiriler, bu modelin sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Peso şu sıralar dolar karşısında 1.54 seviyesinden işlem görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/para-piyasalarinda-rota-degisiyor-90831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Euro, Avrupa’daki siyasi ve mali belirsizliklerin gölgesinde kan kaybederken döviz piyasalarında tercihlerin yönü değişiyor. İngiliz Sterlini faiz artışı beklentilerinden, İsviçre frangı güvenli liman talebinden destek alıyor. Yen ise küresel risk iştahındaki dalgalanmalarla yeniden yatırımcıların radarına giriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tepav-raporu-egitim-harcamalari-ile-birlikte-esitsizlik-de-artiyor-90829</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV raporu: Eğitim harcamaları ile birlikte eşitsizlik de artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>TEPAV tarafından yapılan eğitim harcamalarının etkinliğine yönelik çalışmada, istatistiki bulgular yanında, 31 uzman kişinin katılımıyla tespit ve görüş oluşturma çalışması da yapıldı. Çalışmaya katılan uzmanlar, eğitim bütçesine yönelik olarak görüşlerde, ailelerin eğitim için harcadığı tutarın artması, bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizliklerin arttığı görüşü öne çıktı. Katılımcılar, bütçe hakkında yeterli bilgi verilmemesi, görüşlerin program ve projelere yansımasının düşük düzeyde kaldığı, kamu-sivil toplum diyalogunun güçlendirilmesi, ailelerin cepten eğitim harcamasındaki artışa uzmanlarca verilen önemin güçlenmesi, yoksul kesimlerdeki eğitim kalitesinin artırılması, kız çocuklara özel önem verilmesi, okul öncesi eğitimin güçlendirilmesi görüşleri politika oluşturma çerçevesinde öne çıkan unsurlar olarak belirlendi.</p>
<h2>Yoksul çocuklara fırsat eşitliği </h2>
<p>Çalışmaya yönelik bulgular TEPAV tarafından yayımlandı. Coşkun Cangöz, Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, Gülbin Şahinbeyoğlu ve Günbey Korkmaz tarafından yürütülen çalışmada, anketin dikkat çekici sonuçlarından biri uzman katılımcıların “önceliklendirme görüşü” oldu. Buna göre uzman katılımcılar yoksul mahalleler ve kız çocuklarını öne aldı. Yoksul kesimlerde ve kırsal bölgelerde devlet okulların iyileştirilmesini en öncelikli konu olarak tanımladı (5 üzerinden 4,66). Bu alandaki politika oluşturma, öğrenci sayısına ek olarak yoksulluk, erişim maliyeti ve bölgesel ihtiyaçları gözeten kaynak tahsisi yapılması önerildi. Taşımalı eğitim, okul öncesi çağdaki çocuklar, kız çocukları ve Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgesi kaynak tahsisinde öncelik verilmesi gerekli olan başlıklar olarak sıralandı ve her biri 5 üzerinden 4’ün üzerinde puanla önceliklendirildi.</p>
<h2>Katılımcı bir hazırlık olmadı </h2>
<p>Uzmanlar, katılma ölçeği kullanılarak yapılan ankette bütçe hazırlık sürecinin şeffaf olmadığı ve katılımcı bir hazırlık yapılmadığı görüşü öne çıktı. Buna bağlı olarak bütçenin hazırlanmasında sivil toplum ile diyalog için kurumsal bir yapının oluşturulması-izleme ve değerlendirmenin iyi yapılması talepleri öne çıktı. Bu unsurun kaynak tahsisinde de iyileşmenin aracı olarak kullanılması görüşü benimsendi.</p>
<p>Yoksul kesimlere öncelik ve kaynak tahsisi-bütçe hazırlık sürecinin sivil toplumun kurumsallaşmış katılımı taleplerine ilave olarak uzmanlar bu süreçlerin doğuracağı sonuçların da başarı kriteri olmasını önerdiler. Araştırma sunumunda, “Eğitim bütçesinin başarısı, öğrenme sonuçları ve dezavantajlı gruplar arasındaki farkların azalmasıyla değerlendirilmeli” önerisi yer aldı.</p>
<h2>4 alanda düzenleme önerildi </h2>
<p>Çalışmada, çocukların ihtiyaçlarını karşılayan- ölçülebilir sonuçlar üreten bir bütçe yapılması gerekliliği içinde, ihtiyaç temelli kaynak tahsisi, performans yönetimi ve kurumsallaşmış paydaş katılımı; Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenli ve karşılaştırılabilir veri yayınlaması gerekliliği sonucuna varıldı.</p>
<p>Katılımın güçlendirilmesi için 4 alanda düzenleme önerildi. Temel yaklaşımı eğitime ayrılan kaynağın önceliklendirmesinin sağlanması olarak, paydaş katılımının kurumsal-açık bir yapıya dönüştürülmesi, okul odaklı bütçe hazırlanmasının temel kriter olması, plan-program-bütçe ilişkisinin güçlendirilmesi, çocuk ve eşitlik odaklı kaynak tahsisi, katılımcı izleme, denetim ve hesap verilebilirliğin sağlanması önerildi. Bunların ölçümü için kriterler de araştırmada belirlendi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fırsat eşitliği odaklı kaynak tahsisi nasıl olabilir?</span></h2>
<p>Çalışma sunumunda fırsat eşitliği odaklı kaynak tahsisi için bir politika çerçevesi de önerildi. Buna göre, il düzeyinde eğitimde dezavantajlı öğrencileri belirlemek amacıyla bir endeks oluşturulması, buna dayalı olarak öğrenci başına kaynak ayrımının belirlenmesi, mali sıkılaştırma dönemlerinde dokunulamayacak ödeneklerin kural haline getirilmesi, bu bütçe tahsis modelinin Milli Eğitim Bakanlığı’nın program bütçesiyle uyumlu hale getirilmesi, program ve alt programların da fırsat eşitliğine dayalı tahsisle ilişkilendirilmesi önerildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tepav-raporu-egitim-harcamalari-ile-birlikte-esitsizlik-de-artiyor-90829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/9/1280x720/okul-ogrenci-sinif-1793252992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV’ın araştırmasında, eğitim harcamaları ve eşitsizliklerin arttığına dikkat çekildi. 31 uzman, yoksul bölgelerdeki okullar ile kız çocuklarına öncelik verilmesini, eğitim bütçesinin şeffaf ve fırsat eşitliği odaklı hazırlanmasını önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmmnin-2027-yili-butce-ongorusu-338-milyar-liraya-yaklasiyor-90827</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM’nin 2027 yılı bütçe öngörüsü 33,8 milyar liraya yaklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’nin 2027 yılı bütçesi için teklif edilen toplam tutarın 33 milyar 787 milyon 913 bin lira öngörüldüğünü aktardı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında, Meclis 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifini görüşmek üzere toplandı.</p>
<p>TBMM’nin bütçe sunumunu yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis çalışmalarından bahsetti. Süreçte Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarını istikrarlı bir şekilde tamamladığını vurgulayan Kurtulmuş, yeni kurulacak komisyona ilişkin de, “5’inci Yasama Yılının başlangıcıyla beraber İzleme Komisyonunu en hızlı şekilde kurup çalışmalara başlamayı planlıyoruz. İzleme Komisyonu 3 önemli sorumluluğu üstlenecektir. Kanunun tatbikinin takibi, Terör örgütünün silahsızlanma ve feshi ile kurulun dosya bazlı kararlarını hukuk ölçüsü içinde izlemek, ihtiyaç hâlinde yeni yasal düzenlemeleri ele almak” dedi.</p>
<p><strong>4 bin 3 kanun teklifi sunuldu, 142’si yasalaştı </strong></p>
<p>Kurtulmuş, 28’inci Dönem Meclis’te yasama faaliyetlerine ilişkin, “Başkanlığımıza 4 bin 3 kanun teklifi sunulmuştur. Genel Kurul gündemine giren 264 tekliften 142’si kanunlaşmıştır” bilgisini paylaştı. Zaman zaman muhalefet partilerin eleştirilerine neden olan soru önergelerine ilişkin Kurtulmuş, kabine üyeleri tarafından işleme alınan 51 bin 125 önergenin 35 bin 628’inin cevaplandırıldığını aktardı. 16 Kasım’da başlayacak COP31 marjında gerçekleştirilecek parlamenter toplantılarına ilişkin Kurtulmuş, “ COP31 kapsamında 16 Kasım’da Antalya’da düzenleyeceğimiz parlamenter toplantı yer almaktadır. Parlamentolar Arası Birlik ile birlikte hazırlıklarını sürdürdüğümüz toplantıda iklim taahhütlerinin uygulamaya aktarılmasını ele alacağız” dedi.</p>
<p><strong>104 Sayıştay raporu aralık ayında </strong></p>
<p>Meclis’e sunulacak Komisyonda Sayıştay Başkanı Metin Yener, Sayıştayın yaptığı denetimleri anlattı. 460 kamu idaresinin denetlendiğini ifade eden Yener, kamu işletmelerinin denetimlerine ilişkin olarak 104 Sayıştay raporunun aralık ayı içerisinde TBMM'ye sunulacağını söyledi. Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca da yaptığı sunumda, Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurularda artış yaşandığına dikkat çekti. 15 Ekim 2026 tarihine kadar 22 bin 197 başvurunun karara bağlandığının bilgisini veren Akarca, "Kurumumuzca 2026 yılında sonuçlandırılan 22 bin 197 başvurunun 5 bin 685'i 'kabul edilebilir' nitelikte değerlendirilmiştir. Yine 'dostane çözüm' yoluyla çözümlenen başvurularla genel tavsiye kararı, kısmen tavsiye, kısmen ret kararları dikkate alındığında kurumumuz, kendisine yapılan başvuruların yüzde 80.07'sinin sorununu çözmüş ve çözüme yönelik idaresini ortaya koymuştur” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmmnin-2027-yili-butce-ongorusu-338-milyar-liraya-yaklasiyor-90827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/meclis-tbmm-1791432270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM’nin 2027 yılı bütçe öngörüsü 33,8 milyar liraya yaklaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-5-trilyon-dolari-nasil-bulur-90826</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ 5 trilyon doları nasıl bulur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz Türkiye’de 20 milyar dolar ile 200 milyar dolar arasında bir yerdeki finansal hasarı gidermeye uğraşırken yapay zekâ dünyası 2030’a kadar yapay zekâ yatırımları ile yatırım geri dönüşü arasındaki yaklaşık 5 trilyon dolarlık açığı konuşuyor. Balon mu oluştu, patlar mı tartışmaları temel bir kavrayıştan ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor. Uçabilen otomobili ile şov yapan Elon Musk’ı bize doğru yolu göstermesi için kullanmak istiyorum. Madem şovlarla anlatacağım önce finansal oyunlar konusunda Babylon Berlin dizisinden bir altlık yapayım.</p>
<p>Dizide Alman sanayici Alfred Nyssen’in uzaya göndereceği roket projesini ABD borsasındaki çöküş sırasında açığa satışla nasıl finanse ettiği ve daha sonra Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’ye karşı kullandığı V2 roketlerine giden teknoloji geliştirme sürecini nasıl yönettiği anlatılıyor. Sevgili dostum yapay zekâ Gemini bizim için hikâyeyi toparladı ve insan zekâsı kadar anlayabilen şahsım, bunun konunun doğru bir özeti olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Babylon Berlin dizisinde Alman sanayici Alfred Nyssen’in roket projesini ve askeri vizyonunu finanse etme süreci, 1929 yılındaki küresel ekonomik kriz (Büyük Buhran) öncesinde Amerikan borsasında uyguladığı riskli finansal hamleye dayanır.</p>
<p>Nyssen bu planı şu adımlar ve finansal mekanizmalar üzerinden yürütür:</p>
<ol>
<li><strong> Beklenti: Piyasanın çökeceğine olan inanç</strong></li>
</ol>
<p>1929 yazında ABD ve dünya borsaları tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumdayken, herkes piyasaların sonsuza kadar yükseleceğine inanıyordu. Ancak Nyssen, bu pembe tablonun sürdürülemez bir şişkinlik (balon) olduğunu ve piyasanın büyük bir depremle çökeceğini öngördü.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Mekanizma: Açığa satış (Short Selling / opiyon sözleşmeleri) </strong></li>
</ol>
<p>Nyssen, "Amerikalıların açığa satış dediği" finansal yöntemi kullanır. Temel mantığı şudur:</p>
<p>- Sözleşme/satış: Nyssen ellerinde henüz olmayan hisseleri, o günün yüksek piyasa fiyatından gelecekte (örneğin 3 ay sonra) teslim etmek üzere satma taahhüdünde bulunur.</p>
<p>- Krizin gerçekleşmesi (Kara Salı - Ekim 1929): Beklediği gibi New York Borsası (Wall Street) çöktüğünde, hisse senetlerinin fiyatları neredeyse sıfıra iner.</p>
<p>- Ucuza Alıp Borcu Kapatma: Hisse fiyatları dibe vurduğunda, Nyssen piyasadan çok kelepir fiyatlara bu hisseleri toplayarak önceden yüksek fiyattan anlaştığı alıcılara teslim eder.</p>
<p>- Devasa kâr: Aradaki devasa fark (yüksek satış fiyatı - dibe vurmuş alış fiyatı) doğrudan Nyssen’in kârı haline gelir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yaşanan dev risk ve süreç</strong></li>
</ol>
<p>- İflasın Eşiği: Borsa çökmeden önceki haftalarda hisse fiyatları yükselmeye devam ettiği için Nyssen inanılmaz bir baskı altında kalır. Çünkü açığa satışta piyasa sizin tahmininizin aksine yükselirse zarar teorik olarak sonsuzdur.</p>
<p>- Ailesinin Tepkisi: Annesi Annemarie Nyssen ve aile şirketi, onun tüm serveti ve krediyi bu "delice" işe yatırdığını görünce onu akıl hastanesine vesayet altına aldırmaya çalışır.</p>
<p>- Büyük Başarı: 29 Ekim 1929'da piyasa çökünce Nyssen haklı çıkar ve bir gecede dönemin en büyük servetlerinden birini elde eder.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Roket projesinin finansmanı</strong></li>
</ol>
<p>Elde ettiği bu muazzam likidite ve servet sayesinde Nyssen:</p>
<ol>
<li>Weimar Cumhuriyeti'nin yaşadığı ekonomik yıkımdan etkilenmek bir yana, tam tersine krizden nakit zengini olarak çıkar.</li>
<li>Alman ordusu ve gizli milliyetçi örgütlerin (Schwarze Reichswehr) desteğiyle yürüttüğü uzay/roket teknolojisi ve askeri havacılık projelerinin tüm AR-GE, üretim ve hammadde maliyetlerini bağımsız bir şekilde fonlama gücüne kavuşur.</li>
</ol>
<p><strong>Finans piyasalarını fizik kanunlarına bağlayamıyoruz</strong></p>
<p>İnsan zekâsı basit düşünebilmeyi unutalı maalesef çok uzun zaman oluyor. Bu nedenle ortaya çıkan her yeni şey karşısında aptallaşıp kalıyoruz. Halbuki maddenin yok olmaması ve yoktan var olmaması ile ilgili fizik yasası toplu yaşanan yerlerdeki yer değiştirmeyi ve finans piyasalarındaki değer kazanma/kaybetme döngülerini çok kolay açıklamamızı sağlayabilir. Gemini’a hazırlattığım not üzerinden hatırlatayım.</p>
<p>Doğada var olan bir şeyin yok olamaması, bilim dünyasında evrenin en temel ve değişmez yasalarından biri olarak kabul edilir. Bu temel gerçek, fizik ve kimya bilimlerinde farklı ama birbiriyle doğrudan ilişkili iki temel yasa ile açıklanır:</p>
<ol>
<li><strong> Kütlenin Korunumu Kanunu (Lavoisier Kanunu)</strong></li>
</ol>
<p>1789 yılında Fransız kimyager Antoine Lavoisier tarafından ortaya konulan bu yasa, kimyasal reaksiyonların temelini oluşturur. Yasaya göre:</p>
<p>- Hiçbir madde yoktan var olmaz, var olan hiçbir madde de yok olmaz.</p>
<p>- Bir kimyasal tepkime sırasında maddeler sadece biçim, kimlik veya bağ değiştirerek başka maddelere dönüşürler. Tepkimenin başlangıcındaki toplam kütle, sonundaki toplam kütleye her zaman eşittir. (Örneğin bir odun yandığında kül, gaz ve dumana dönüşür; ortadan kaybolan bir şey yoktur, sadece form değiştirmiştir).</p>
<p> </p>
<ol start="2">
<li><strong> Enerjinin Korunumu Kanunu (Termodinamiğin Birinci Yasası)</strong></li>
</ol>
<p>Fiziğin en temel yasalarından biri olan termodinamiğin birinci yasası, enerjinin yok edilemezliğini ifade eder:</p>
<p>- Evrendeki toplam enerji miktarı sabittir; enerji ne yoktan var olabilir ne de var olan enerji yok olabilir.</p>
<p>- Enerji sadece bir biçimden başka bir biçime dönüşür. (Örneğin hareket enerjisi ısıya, elektrik enerjisi ışığa dönüşebilir; ancak sistemden hiçbir enerji eksilmez).</p>
<p><strong>Einstein ve Kütle-Enerji Eşdeğerliği</strong></p>
<ol start="20">
<li>yüzyılda Albert Einstein'ın geliştirdiği ünlü E = mc<sup>2</sup> formülü, bu iki ayrı yasayı tek bir çatı altında birleştirmiştir. Bu teoriye göre kütle ve enerji aslında aynı şeyin iki farklı yüzüdür.</li>
</ol>
<p>- Kütle enerjiye, enerji de kütleye dönüşebilir.</p>
<p>- Dolayısıyla evrende ne madde ne de enerji gerçekten yok olur; sadece toplam "kütle-enerji" havuzu sürekli kendi içinde form değiştirir.</p>
<p><strong>Felsefi ve evrensel boyutu</strong></p>
<p>Bu teori özetle şunu söyler: Evrende hiçbir şey kaybolmaz, her şey sadece kabuk değiştirir. Bugün soluduğunuz havadaki moleküller, milyonlarca yıl önce yaşamış dinozorların soluduğu moleküllerle aynı atomları barındırıyor olabilir. Vücudunuzu oluşturan elementler milyarlarca yıl önce yıldızların merkezinde üretilmiş ve evrene saçılmıştır. Siz öldüğünüzde veya bir nesne yok olduğunda bile, maddesel ve enerjisel varlığınız evrenin atom havuzunda sonsuza kadar şekil değiştirerek kalmaya devam eder.</p>
<p><strong>Yapay zekâ dünyasının yatırım dönüşü (ROI) problemi</strong></p>
<p>Bu konuyu son bir hafta içinde birçok kaynaktan okudum ama bu çalışmada size derli toplu anlatması için Google’ın AI Modu’nu kullandım. Sonunda verdiği seçenekler ile benim yazının komutanı olarak gittiğim yer arasında fark olduğunu baştan belirteyim.</p>
<p>Yapay zeka (AI) sektöründeki "trilyon dolarlık kayıp" ifadesi, piyasalarda ve araştırma raporlarında son dönemde öne çıkan üç büyük finansal krizi ve riski temsil etmektedir:</p>
<p><strong>1- Yatırım ve gelir arasındaki 4.9 trilyon dolarlık uçurum:</strong> Global araştırma şirketi Gartner raporuna göre, veri merkezi sahiplerinin yaptıkları devasa yapay zeka yatırımlarını karşılayabilmesi için 2030 yılına kadar 8.5 trilyon dolar kümülatif gelir elde etmesi gerekiyor. Ancak Gartner, bu dönemde veri merkezlerine bağlanabilecek kurumsal ve tüketici AI gelirinin en fazla 3,6 trilyon dolar olacağını öngörüyor. Bu durum, 4.9 trilyon dolarlık devasa bir gelir açığı (makas) yaratmaktadır.</p>
<p><strong>2- Altyapı harcamalarında 3.5 trilyon dolarlık erime riski</strong>: Gartner ayrıca, mevcut sermaye harcamalarının bu şekilde devam etmesi durumunda, 2030 sonuna kadar 3.5 trilyon dolardan fazla yapay zeka altyapı harcamasının değer düşüklüğü (impairment) riskiyle karşı karşıya kalabileceğini ve 2032'ye kadar bu zararın 4 trilyon doları aşabileceğini belirtmektedir.</p>
<p><strong>3- Hisselerdeki trilyon dolarlık satış dalgaları (rout):</strong> Teknoloji ve yarı iletken sektöründe yatırımcıların yapay zekanın ticarileşme hızını sorgulamaya başlamasıyla borsada büyük kayıplar yaşandı. Aralarında Nvidia, Apple, Microsoft, Alphabet ve Amazon'un da bulunduğu dev teknoloji şirketleri ile çip üreticilerinin piyasa değerinden, yapay zekaya yönelik endişeler ve yüksek borçlanma maliyetleri nedeniyle 1 trilyon dolardan fazla değer silindi.</p>
<p><strong>Yapay zeka sektöründeki güncel risk tablosu</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Risk Alanı</p>
</td>
<td>
<p>Finansal Boyut / Projeksiyon</p>
</td>
<td>
<p>Temel Tetikleyici Nedenler</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Yatırım/Gelir Makası</p>
</td>
<td>
<p>4.9 Trilyon Dolar Açık</p>
</td>
<td>
<p>Harcamaların artmasına rağmen kurumsal şirketlerin yapay zekadan henüz yeterli finansal değer üretememesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Altyapı Değer Kaybı</p>
</td>
<td>
<p>3.5 - 4 trilyon dolar risk</p>
</td>
<td>
<p>Veri merkezleri ve yapay zeka çiplerinin (GPU) hızlı teknolojik amortismana uğraması ve verimsiz kullanılması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Borsa Kayıpları</p>
</td>
<td>
<p>1+ trilyon dolar erime</p>
</td>
<td>
<p>Şişen değerlemelerin ardından yatırımcıların paniğe kapılarak Nvidia ve diğer çip devlerinin hisselerini elden çıkarması.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Yapısal Borç Krizi</p>
</td>
<td>
<p>500 milyon+ dolar aI borcu</p>
</td>
<td>
<p>Özellikle CoreWeave gibi neocloud girişimlerinin yüksek faiz ortamında değişken faizli özel kredilerle borçlanması.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Sektörden dikkat çeken güncel gelişmeler</strong></p>
<p><strong>- Anthropic'in 80 milyar dolarlık net kaybı:</strong> Halka arz (IPO) başvurusunda bulunan yapay zeka girişimi Anthropic, son 6 ayda 80.7 milyar dolar net zarar açıkladı. Bu zararın büyük kısmı dönüştürülebilir tahviller ve değerleme muhasebesinden kaynaklansa da şirketin yapay zeka modellerini eğitmek için milyarlarca dolar nakit yaktığı tescillendi.</p>
<p><strong>- Çin'deki yapay zeka balonu:</strong> Analistler, Çin'deki yapay zeka borsa balonunun sert bir şekilde patladığını, çip üreticileri ve AI tedarikçileri arasında yıkıcı bir fiyat savaşının başladığını aktarıyor.</p>
<p><strong>- Maliyet azaltma operasyonları:</strong> Altyapı harcamalarını finanse etmekte zorlanan Microsoft gibi devler, yapay zeka yatırımlarına bütçe açabilmek adına dünya genelinde yaklaşık 60.000 çalışanına gönüllü işten ayrılma/tazminat paketleri sunmaya başladı.</p>
<p>Yapay zeka teknolojisinin gelecekte iş dünyasını dönüştüreceği kesin görülse de, Wall Street ve finansal kurumlar şu an harcanan paranın geri dönüş hızından (ROI) ciddi şekilde şüphe duymaktadır.</p>
<p>Yapay zeka yatırımlarının finansal etkileriyle ilgili daha spesifik bir detayı incelemek ister misiniz? Eğer isterseniz şunları yapabilirim:</p>
<p>- Hisseleri en çok değer kaybeden teknoloji şirketlerini ve çip üreticilerini listeleyebilirim.</p>
<p>- Şirketlerin kurumsal yapay zekâ harcamalarının geri dönüş oranlarını hesaplamak için bir yatırım getirisi simülasyonu sunabilirim.</p>
<p>- OpenAI ve Anthropic gibi devlerin geleceğe dönük zarar tahminlerini karşılaştırabilirim.</p>
<p><strong>Dot-com balonu ile karşılaştırmalı analiz yaptık</strong></p>
<p>Yapay zekâ alanında son dönemde sıklıkla dile getirilen "beş trilyon dolarlık" rakamı, doğrudan kaybedilmiş kesin bir paradan ziyade, teknoloji devlerinin ve finans kurumlarının (JPMorgan Chase ve Oaktree Capital gibi analiz gruplarının raporlarına dayanarak) yapay zekâ altyapısına (veri merkezleri, çipler, enerji hatları ve sunuculara) 2030 yılına kadar akıtması beklenen devasa sermaye harcaması yarışını ifade eder.</p>
<p>Piyasalardaki "beş trilyon dolarlık kayıp" veya "balon" tartışmalarının arka planındaki temel endişeler ve dinamikler şunlardır:</p>
<p><strong>- 5 trilyon dolarlık altyapı bahsi ("The $5 Trillion Infrastructure Bet"):</strong> Büyük teknoloji şirketleri (Big Tech) ve bulut sağlayıcıları (hiper ölçekleyiciler), dünyayı dönüştüreceği iddia edilen üretken yapay zekâ (GenAI) modellerini beslemek için benzeri görülmemiş bir veri merkezi inşa yarışına girdi. Bu harcamaların toplamının on yılın sonuna kadar 5 trilyon doları aşacağı öngörülüyor. Sektördeki asıl korku, bu kadar devasa bir paranın harcanmasına rağmen getirinin (return on investment - ROI) bu maliyeti karşılayıp karşılamayacağıdır.</p>
<p>-<strong> Gelir ve kârlılık baskısı (beklenti ile gerçeklik uyuşmazlığı):</strong> Yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak, maliyet olarak hâlâ çok yüksek ve enerji yoğun bir süreç. Birçok analist, yapay zekânın maliyetlerinin düşüş hızının, sunucu ve model geliştirme maliyetlerinin gerisinde kaldığını belirtiyor. Şirketlerin milyarlarca dolarlık harcamalarına karşın, bu yatırımların kısa vadede aynı oranda net kâr üretememesi "balon" tartışmalarını alevlendiriyor.<br /><strong>- Borçlanma ve finansal riskler:</strong> Bu devasa altyapı hamlesi tamamen öz kaynaklarla değil; veri merkezi inşa edenlerin ve donanım üretenlerin bir kısmının borçlanmasıyla da finanse ediliyor. Morgan Stanley ve benzeri kurumların analizlerinde, veri merkezleri için alınan riskli borçların ve tahvillerin milyarlarca doları bulduğu, piyasada olası bir düzeltme durumunda bu borçların zincirleme bir kriz tetikleyebileceği vurgulanıyor.</p>
<p>2000'lerdeki "Dot-com" Balonu ile Benzerlikler: Finans dünyasında Howard Marks gibi deneyimli isimler ve büyük yatırım fonları, bugünkü yapay zekâ harcamalarını 1990'ların sonundaki internet (dot-com) patlamasına benzetiyor. O dönemde de fiber optik altyapılara milyarlarca dolar yatırılmış, altyapı kurulmuş ancak piyasa bu kapasiteyi hemen kaldıramadığı için büyük bir çöküş yaşanmıştı. Günümüzde de "Ya bu kadar yatırım yapılan yapay zekâ altyapısı ve veri merkezleri atıl kalırsa veya beklenen ticari geliri getirmezse ne olacak?" sorusu, potansiyel bir trilyonlarca dolarlık piyasa değeri silinmesi (kayıp) senaryosunu gündemde tutuyor.</p>
<p>Özetle; buradaki 5 trilyon dolar, yapay zekâ uğruna masaya konulan toplam ekonomik riski ve sermaye taahhüdünü simgeliyor. Eğer yapay zekâ teknolojileri vaad edilen ticari devrimi beklenenden yavaş gerçekleştirirse veya maliyetler kârlılığa dönüşmezse, piyasalarda bu ölçekte bir değer kaybının (veya balon patlamasının) yaşanmasından korkuluyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı korkusu ve Nvidia stratejisi arasındaki makas</strong></p>
<p>Genel bakışın aksine bir rota izleyip Gemini ile konuyu bu işin liderliğini yapan Nvidia üzerinden değerlendirdim.</p>
<p>Yapay zekâ altyapısına yönelik trilyonlarca dolarlık devasa harcama patlaması ve bunun yarattığı "balon / geri dönüşsüz yatırım (ROI)" endişeleri karşısında, sektörün merkezinde yer alan Nvidia ve diğer altyapı/bulut devleri pasif kalmıyor. Bu şirketler, harcamaların tıkanması veya piyasanın çökeceği senaryolarına karşı hem risk yönetim mimarilerini güncelliyor hem de yol haritalarını köklü biçimde dönüştürüyor.</p>
<p>Liderlerin bu riski yönetme yolları ve yeni yol haritaları şu stratejik başlıklar etrafında şekillenmektedir:</p>
<h3>1. Risk yönetimi: Finansal borç ve müşteri riskini dağıtma</h3>
<p>- Müşteri çeşitlendirmesi (dev hibrit yapıya geçiş): Nvidia, gelir bağımlılığını sadece Microsoft, Google ve Meta gibi geleneksel bulut devlerine (hyperscalers) bırakmamak için "Neocloud" (CoreWeave vb.), özel girişimler, kurumsal şirketler ve kamu/devlet düzeyindeki yapay zekâ projelerine (Sovereign AI) odaklanarak alıcı tabanını hızla genişletiyor.</p>
<p><strong>- Finansman riskini özel sermayeye yayma:</strong> Altyapı yatırımlarının yükünü tek başına şirket bilançolarında tutmak yerine; BlackRock, Apollo, KKR ve Blackstone gibi dev özel sermaye (Private Credit/Equity) fonlarıyla ortak finansman platformları ve altyapı konsorsiyumları kuruluyor. Böylece risk finans dünyasına yayılıyor.</p>
<p><strong>- Tedarik zinciri ve bellek bütçelemesi:</strong> En büyük maliyet ve arz darboğazı olan HBM (Yüksek Bant Genişlikli Bellek) bileşenlerini güvenceye almak için milyarlarca dolarlık uzun vadeli tedarik taahhütleri yapılıyor.</p>
<h3>2. Yol haritasındaki dönüşüm: Donanımdan Full-Stack (Tam Yığın) Ekosisteme</h3>
<p>Şirketler sadece çip satarak yatırımların sürdürülemeyeceğini biliyor. Bu yüzden yol haritaları şu stratejik yönlere evriliyor:</p>
<h4>A. Donanım Satışından "AI Fabrikası" Mantığına Geçiş</h4>
<p>Nvidia ve rakip donanım sağlayıcıları, artık tekil GPU yerine veri merkezlerini birer "Yapay Zekâ Fabrikası" (AI Factory) olarak tasarlayıp teslim ediyor.</p>
<p>- Blackwell mimarisinden sonra gelen Vera Rubin gibi yeni platformlar, gigavat başına elde edilen gelir ve verimlilik oranını artırmaya odaklanıyor.</p>
<p>- Temel hedef: Token başına düşen maliyeti ve tüketilen enerjiyi hızla düşürerek yapay zekâyı ticari olarak daha kârlı hâle getirmek.</p>
<h4>B. "Agentic AI" (Otonom Ajanlar) ve Fiziksel Yapay Zekâ</h4>
<p>Teknoloji yol haritası yalnızca sohbet botlarından (LLM), karar alabilen ve uzun iş akışlarını Otonom yürütebilen Agentic AI sistemlerine kaydırılıyor. Ayrıca:</p>
<p>- Fiziksel Yapay Zekâ (Physical AI &amp; Otonom Robotik): Çiplerin ve modellerin otomotiv, lojistik, fabrika otomasyonu ve sağlık gibi reel sektörlerde doğrudan kullanılması amaçlanıyor.</p>
<h4>C. Açık Kaynak ve Yazılım Kilidi (Software Lock-in)</h4>
<p>Nvidia, CUDA ve yazılım katmanlarıyla ekosistemi elinde tutarak açık kaynak modellerin (Llama vb.) geliştirilmesini teşvik ediyor. Modeller ücretsiz veya ucuz hale geldikçe tüketilen token miktarı ve dolayısıyla donanım altyapısına olan talep artıyor.</p>
<h3>Özet: Sektör Riskleri Nasıl Aşmayı Hedefliyor?</h3>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Risk Faktörü</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Sektörün ve Nvidia'nın Yanıtı</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Düşük Yatırım Getirisi (ROI)</p>
</td>
<td>
<p>Maliyeti düşürmek için işlemci jenerasyon hızını yıllık periyoda çekmek ve enerji verimliliğini katlamak.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Bulut Devlerinin Tekeli</p>
</td>
<td>
<p>Sovereign AI (Ülke odaklı altyapılar) ve Neocloud'lara öncelik vererek müşteri tabanını yaymak.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Atıl Altyapı Korkusu</p>
</td>
<td>
<p>Yapay zekâyı sadece metin/görsel üretiminden reel sektör otomasyonuna (robotik, finans, Agentic sistemler) entegre etmek.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Bilanço ve Borç Baskısı</p>
</td>
<td>
<p>Özel altyapı fonları ve ortak yatırım modelleriyle finansal yükü üçüncü taraf sermayeye bölüştürmek.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Liderler, 5 trilyon dolarlık riski bertaraf etmenin tek yolunun yapay zekâyı “maliyetli bir araştırma projesi” olmaktan çıkarıp, elektrik veya internet gibi üretkenliği doğrudan artıran temel bir sanayi altyapısına dönüştürmek olduğunun farkındalar.</p>
<p><strong>Son örnek: Harrier ve Musk’ın uçan otomobili</strong></p>
<p>Konuyu bağlarken Elon Musk’ın insanları büyüleyen uçabilen Tesla otomobili ile ilgili bir bölüm oluşturmak istedim. Bunu paylaşan sayısız arkadaşımın İngilizlerin 1960’lardan itibaren geliştirdiği dikine kalkabilen Harrier savaş uçaklarından bir cümle ile bile bahsetmemesi içimi burktu. Gemini, sağolsun, istediğim türden bir analizi saniyeler içinde karşıma çıkardı. Sorum Harrier uçaklarının yarattığı değişim ve yatırım dönüşü ile ilgiliydi. Yanıt benim için tatmin edici oldu.</p>
<p>İngilizlerin dikey/kısa kalkış ve iniş (VTOL/STOVL) yeteneğine sahip efsanevi savaş uçağı Harrier (Jump Jet) projesi, havacılık tarihinde hem teknolojik hem de finansal açıdan oldukça ilginç bir süreç izlemiştir. Ancak 1950'lerin sonu ve 1960'larda askeri projeler bugünkü gibi saf bir "şirket yatırımı ve ticari ROI (Yatırımın Geri Dönüşü)" mantığıyla değil, devlet destekli stratejik savunma AR-GE'si olarak yürütüldüğü için doğrudan net bir "ROI yüzdesi" çıkarmak zordur.</p>
<p>Yine de dönemin harcamaları, ABD ile yapılan devasa ortaklıklar ve projenin ekonomik sonuçları şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> Geliştirme maliyeti ve yatırım boyutu</strong></li>
</ol>
<p>Harrier'ın kökeni, Hawker Siddeley firmasının (daha sonra British Aerospace / BAE Systems oldu) 1957 yılında tamamen öz kaynaklarla ve deneysel olarak başlattığı P.1127 prototipine dayanır.</p>
<p>- İlk Aşama (P.1127 ve Kestrel): Projenin ilk yıllarında İngiliz hükümeti, ABD ve Batı Almanya ortaklaşa bir üçlü konsorsiyum kurarak test uçaklarına (Kestrel) finansman sağladı.</p>
<p>- Seri Üretim ve Sea Harrier Yatırımları: 1960'ların ortalarından itibaren RAF (İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri) için ilk nesil Harrier GR.1/GR.3 ve donanma için Sea Harrier projeleri hayata geçirildi. Örneğin dönemin resmi arşivlerine ve parlamento raporlarına göre, ilerleyen yıllardaki Sea Harrier geliştirme ve modernizasyon programlarının her biri tek başına yüz milyonlarca sterlinlik (bugünün değerine göre milyarlarca) bütçeler gerektirdi.</p>
<p>- Harrier II (AV-8B) Ortaklığı: Projenin ikinci neslinde İngiltere, ABD (McDonnell Douglas) ile güçlerini birleştirdi. Bu ortaklık sayesinde devasa AR-GE maliyetleri iki ülkeye bölündü, böylece Londra tek başına altından kalkamayacağı bir yükü paylaştırmış oldu.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Yatırımın geri dönüşü (ROI) nasıl sağlandı?</strong></li>
</ol>
<p>Harrier projesinin İngiltere için finansal ve jeopolitik getirisi saf bir ticari kârdan ziyade şu kanallarla gerçekleşti:</p>
<p>- İhracat Başarısı (ABD Pazarı): Projenin en büyük finansal başarısı, ABD Deniz Piyadelerinin (USMC) uçakla çok yakından ilgilenmesi ve Amerikan ordusu için AV-8 Harrier adıyla devasa bir sipariş verilmesi oldu. Uçağın lisanslı olarak ABD'de (McDonnell Douglas tarafından) üretilmesi, İngiliz havacılık endüstrisine telif ve ihracat gelirleri olarak ciddi bir döviz girdisi sağladı.</p>
<p>- Askeri ve Caydırıcılık Getirisi (Falkland Savaşı): 1982 Falkland Savaşı'nda Sea Harrier uçakları, İngiliz Donanması'nın varlığını kurtaran kilit unsur oldu. Arjantin'e karşı hava üstünlüğü sağlayan uçaklar, milyarlarca sterlinlik ada varlıklarının ve İngiliz jeopolitik prestijinin korunmasını sağlayarak dolaylı yoldan devasa bir stratejik ROI üretti.</p>
<p>- Teknolojik Altyapı Birikimi: Hawker Siddeley / BAE Systems, dikey iniş-kalkış ve itki sistemleri (Pegasus motoru) konusunda onlarca yıllık bir mühendislik tekelini eline geçirdi. Bu birikim, sonraki nesil İngiliz savunma projelerinin ve havacılık ihracatının temelini oluşturdu.</p>
<p>Özetle; İngiltere devleti ve Hawker/BAE cephesi için Harrier, maliyetli ve riskli bir mühendislik kumarı olarak başlamış; ancak ABD ile yapılan ortaklıklar, Amerikan Deniz Piyadelerinin siparişleri ve küresel ihracat sayesinde sadece parasal maliyetini çıkarmakla kalmamış, İngiliz savunma sanayisine onlarca yıl kazanç sağlayan küresel bir markaya dönüşmüştür.</p>
<p>İşin aslı böyle. Bütün bunları yazmamın nedenlerinden biri de, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle hazırlanan duygu seli reklamlardan etkilenmem oldu. Aktarılan duygunun gücü yanında içiniz burkularak odağın reklam yapmaya kaydığını görüyorsunuz. Hâlbuki bizi bu yolculukta başarıyla hedefe ulaştıran Gazi Mustafa Kemal’in yaptığı iş, telgraf altyapısı ile elde ettiği –neredeyse- gerçek zamanlı veri üzerinde gerçekleştirdiği veri analitiğidir. O da yaşadıkları ile şekillenen kendi zekâsı ve okudukları ile dinlediklerine dayanan yapay zekâ benzeri destek sistemidir. Kendisine borcumuzu ödemenin yolunun kendisini ve eserini övmek yerine aynı yolu izlemek olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı yazmamın neden de bundan ibarettir. Ben Cumhuriyet’i böyle kutluyorum.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-5-trilyon-dolari-nasil-bulur-90826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ 5 trilyon doları nasıl bulur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesinde-revize-90824</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesinde revize</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yurt dışı kaynaklı dövizlerini Merkez Bankası’na satan firmalara yönelik döviz dönüşüm desteğinde yapılan düzenlemeler, yararlanma koşullarını ve başvuru süreçlerini yeniden şekillendirdi. Döviz Pozisyonu Bildirim Formu’nun geçerlilik süresi 15 günden 3 aya çıkarılırken, döviz pozisyon oranı yüzde 10’u aşan firmalar destek kapsamı dışında tutuluyor.</strong></p>
<p>Yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankası’na satışını gerçekleştiren firmalara Merkez Bankasınca sağlanacak desteği ifade eden ve 2023/5 sayılı <strong>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ</strong>”le düzenlenen  <strong>“döviz dönüşüm desteği” </strong>başlangıçta %2 oranında uygulanmış ve 5 / 5 / 2025 tarihinden ise 30 / 4 / 2026 tarihine kadar <strong>%3</strong> olarak uygulanmıştı. Anılan <strong>uygulama süresi</strong> <strong>30/4/2026 tarihinde sona erecekti.</strong> Ancak, 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle bu süre 31 / 7 / 2026 tarihine kadar uzatılmıştı<strong>. </strong>Daha sonra 1 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliği ile <strong>bu süre 31 Ocak 2027 tarihine kadar uzatıldı</strong>. Dolayısıyla, anılan <strong>destek uygulaması</strong> <strong>%3</strong> oran olarak, <strong>31 / 1 / 2027 tarihine kadar devam edecekti.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanan<strong> <em>“Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirası’na Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı”</em></strong> 1 Ekim 2026 tarihinde yenilenmiş olup, bu talimattaki düzenlemeler 1 Ekim 2026 tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir. Önceki talimatta bu destek için aranan döviz alımı yapmama taahhüdü alınmaması uygulaması kaldırılmıştır. Ancak, 1 Ekim 2026 tarihinden önce firmalarca verilen döviz almama taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde, önceki Uygulama Talimatı hükümleri uygulanacaktır.</p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı <strong>26 Ekim 2026 tarihinde</strong> revize edilmiş olup, anılan revizeler de dikkate alınarak, 8 Ekim 2026 tarihli EKONOMİ Gazetesi’nde yayınlanan yazımız aşağıdaki gibi güncellenmiştir.</p>
<p><strong>Döviz Dönüşüm Desteği Uygulaması</strong></p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>firmalar</strong> ifadesi; Türkiye'de kanuni yerleşim yeri bulunan tüzel kişiliği haiz firmaları ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan düzenlemede yer alan <strong>“yurt dışı kaynaklı döviz” </strong>tanımı; 11 /8 / 1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın 2’nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan <strong>tüm kıymetli madenlerin ihracından kaynaklananlar hariç olmak üzere; </strong></p>
<p>- Firmaların döviz cinsi <strong>ihracat gelirlerini</strong>,</p>
<p>- Yabancılara yurt içinde sunulan hizmetler karşılığında kazanılan döviz tutarları da dahil olmak üzere yurt dışında yerleşiklerden elde ettikleri <strong>döviz kazandırıcı hizmet gelirlerinden yurda getirdikleri dövizlerini,</strong></p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin döviz gelirlerini</strong></p>
<p>ifade etmektedir.</p>
<p><strong>“Döviz dönüşüm desteği”</strong> tanımı ise; yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Merkez Bankasına satışını gerçekleştiren firmalara anılan Uygulama Talimatı kapsamında Merkez Bankasınca sağlanacak <strong>desteği</strong> ifade etmektedir.</p>
<p>Anılan desteklemeden yararlanmak amacıyla, <strong>firmaların </strong>yukarıda belirtilen yurt dışı kaynaklı dövizlerini banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışı sırasında, “<strong>talep formu” </strong><em>(örneği anılan Uygulama Talimatı’nın B ekinde yer almaktadır)</em> ve<strong> “Döviz Pozisyonu Bildirim Formu”nu aracı bankaya ibraz ederek</strong>;</p>
<p>- İhracatçı firmaların 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi kapsamında Merkez Bankasına satmakla yükümlü oldukları <strong>ihracat bedeli dövizlerin</strong>,</p>
<p>- Firmaların 18 Mayıs 2026 tarihli Görünmeyen İşlemler Genelgesi’nin 5’inci maddesi kapsamında <strong>döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler</strong> ile</p>
<p>- Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yalnızca <strong>yurt dışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizlerin</strong>,</p>
<p>banka aracılığıyla Merkez Bankası’na satışının gerçekleştiği gün, <strong>dönüşüm kuru</strong> üzerinden Türk Lirası’na çevrilen tutarın <strong>%3’ü</strong> kadar <strong>döviz dönüşüm desteği</strong> firmalara ödenmek üzere Merkez Bankası’nca aracı bankaya aktarılacaktır. <em>(<strong>Dönüşüm kuru;</strong> firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na çevrildiği gün Merkez Bankası tarafından saat 11.00’de ilan edilen döviz alış kurunu ifade etmektedir.)</em></p>
<p><strong>“Döviz Pozisyonu Bildirim Formu” </strong>anılan Uygulama Talimatı’nın<strong> C </strong>adlı<strong> eki</strong>nde yer almakta olup, bu formda yer alan formüllere göre <strong>“döviz pozisyon oranı” </strong>hesaplanmaktadır.</p>
<p><strong>Döviz pozisyonu oranı yüzde 10’u aşan</strong> firmalar döviz dönüşüm desteğinden yararlanamamaktadır. <strong>Döviz pozisyonu bildirim formu</strong>, belge tarihinden itibaren <strong>3 ay</strong> <strong>süreyle geçerli</strong> <em>(önceki düzenlemede 15 gün idi)</em> olup bu süre içinde aynı form kapsamında birden fazla işlem yapılabilir. Aracı bankalar, her bir döviz dönüşüm desteği başvurusu sırasında bu koşulların sağlandığını kontrol etmek durumundadırlar.</p>
<p>Firmaların limit kullanım dönemi içinde yararlanabileceği <strong>azami döviz dönüşüm desteği tutarı 100.000.000 (yüz milyon) Türk Lirası’dır.</strong></p>
<p>İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Kredisi Uygulama Talimatı ile İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Finansmanı Uygulama Talimatı’nın Ek-4’üncü maddesine göre <strong>kredi kullanan firmalara</strong>, kredi vadesi boyunca, bu madde kapsamında <strong>döviz dönüşüm desteği sağlanmamaktadır.</strong></p>
<p>Firmaların <strong>peşin ihracat bedeli</strong> olarak getirdikleri yurt dışı kaynaklı dövizler için destek ödemesi talepleri, ilgili gümrük beyannamelerinin aracı bankaya ibraz edilmesini müteakip işleme alınmaktadır. Gümrük beyannamesi ibraz edilmeden döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankasına döviz satışı yapılması halinde, döviz dönüşüm desteği kapsamında Merkez Bankası’na satılan dövizin tamamına eşit tutarda ve ödeme şekli “Peşin Ödeme” yazılı olan gümrük beyannamesi bilgisinin aracı banka tarafından en geç 6 ay içerisinde Merkez Bankası’na bildirilmesi ve döviz pozisyonu bildirim formunun aracı bankaya ibrazı sonrasında, <strong>dövizin Merkez Bankası’na satış tarihindeki dönüşüm kuru üzerinden</strong> <strong>Türk Lirası’na çevrilen tutara cari oran uygulanarak hesaplanan</strong> <strong>destek ödemesi</strong> yapılacaktır.</p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif olarak getirilen </strong>ve<strong> peşin ihracat kapsamında olmayan ihracat bedelleri</strong>nin satışında döviz dönüşüm desteği talep edilebilmesi için <strong>Nakit Beyan Formu</strong> düzenlenmiş olması <strong>zorunludur</strong>. Nakit Beyan Formu’yla döviz dönüşüm desteğinden faydalanmak isteyen firmalar dövizlerini yalnızca gümrük beyannamesinin “Finansal ve Bankacılık Verileri” başlıklı 28 numaralı hanesinde yer alan banka aracılığıyla Merkez Bankasına satabilir.</p>
<p><strong>Aracılı ihracatlar da</strong>, aracı tarafından yurda getirilen peşin ihracat bedeli olmayan dövizlerin aracı ihracatçılara <strong>ürün tedarik/imal eden firmalar adına</strong> satışı yapılırsa;</p>
<p><strong>- Aracı ihracatçı</strong> ve <strong>tedarikçi/imalatçı</strong> firmaların anılan Uygulama Talimatı’nın <strong>E</strong> adlı <strong>eki</strong>nde yer alan Aracılı İhracat Kapsamında Döviz Dönüşüm Desteğinin Tedarikçiye/İmalatçıya Ödenmesine İlişkin Beyanname’nin,</p>
<p>- Aracı ihracatçı ile tedarikçi/imalatçı firma arasında yapılmış aracılı ihracat sözleşmesinin,</p>
<p>- Tedarikçi/İmalatçı firma unvanınım kayıtlı olduğu ilgili Gümrük Beyannameleri ve bu beyannameler kapsamındaki tedariğe/imalata ilişkin ihraç kayıtlı mal faturalarının,</p>
<p>aracı bankaya ibraz edilmesi gerekir. Bu durumda bu Uygulama Talimatı bakımından <strong>döviz satışının tedarikçi firmaca yapıldığı kabul edilir </strong>ve<strong> döviz dönüşüm desteği aracı bankaca doğrudan tedarikçi/ imalatçı firmanın hesabına aktarılır.</strong></p>
<p>Yurt dışından <strong>efektif </strong>olarak getirilen;</p>
<p>a) Döviz kazandırıcı <strong>hizmet ihracatı,</strong></p>
<p>b) <strong>Peşin ihracat kapsamında olan mal ihracatı,</strong></p>
<p>bedelleri için <strong>döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez</strong>.</p>
<p><strong>a)</strong> <strong>Mal ihracatı</strong> <strong>bedelleri için</strong>, 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi uyarınca yalnızca “Bedel getirme ve/veya ihbar süresi içerisinde düzenlenmiştir.”, “İhtarname süresi içerisinde düzenlenmiştir.” veya “Ek süre içerisinde düzenlenmiştir.” açıklamaları belirtilen <strong>İhracat Bedeli Kabul Belgesi’</strong>ne bağlanan dövizlerin,</p>
<p><strong>b)</strong> <strong>Döviz kazandırıcı hizmet gelirleri için</strong>, kesin fatura tarihinden itibaren 180 gün içerisinde ilgili dövizlerin,</p>
<p><strong>c)</strong> <strong>Serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurt dışına yaptıkları satışları için</strong>, Serbest Bölge İşlem Formuna göre yurt dışına gönderilmek üzere serbest bölgeden çıkış yapıldığına ilişkin ilgili idarenin onayladığı tarihten itibaren 180 gün içerisinde ilgili dövizlerin,</p>
<p><strong>Merkez Bankası’na satılması halinde döviz dönüşüm desteğinden faydalanılabilir.</strong></p>
<p>İhracat bedeli dövizler için <strong>gümrük beyannamesi,</strong> döviz kazandırıcı hizmet bedeli dövizler için <strong>fatura</strong> ve serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların yurtdışına yaptıkları satışlara ilişkin dövizler için <strong>Serbest Bölge Müdürlüğü’nce onaylı Serbest Bölge İşlem Formu</strong> aracı bankaya ibraz edilmedikçe döviz dönüşüm desteğinden faydalanılamaz. <em>(Döviz kazandırıcı hizmet bedellerine ilişkin faturaların işlem bazında <strong>15 adetten fazla olması durumunda</strong>, ilgili faturalar yerine <strong>firma tarafından hazırlanan</strong>, <strong>YMM veya SMMM tarafından onaylanan</strong>, döviz dönüşüm desteğinden yararlanacak firmanın unvanı ve vergi kimlik numarası ile fatura tarihi, fatura numarası, fatura konusu, fatura döviz tutarı, fatura döviz cinsi, hizmeti alan gerçek/tüzel kişi bilgisi, hizmeti alan gerçek/tüzel kişinin yerleşik olduğu ülke bilgilerini içeren <strong>fatura dökümleri </strong>aracı bankalarca kabul edilebilir.)</em> İbraz edilen ve aracı bankaca kontrol edilen gümrük beyannamesi, fatura ve Serbest Bölge İşlem Formu bilgileri işleme aracılık eden banka nezdinde elektronik ortamda saklanır.</p>
<p><strong>Döviz kazandırıcı hizmetlere aracılık eden firmalar</strong>, sadece verdikleri aracılık hizmetlerinden hak ettikleri dövizleri satarak döviz dönüşüm desteğinden yararlanabilir. Verilen <strong>aracılık hizmetinin tutarı</strong>, yurt dışı yerleşiğe hizmeti sunan firmadan alınacak muvafakat name ve aracı tarafından hizmetin sunulduğu yurt dışı yerleşiğe kesilen faturadaki tutar ile yurt içinde hizmeti sunan firmanın aracıya kestiği fatura arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir.</p>
<p><strong>Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin döviz dönüşüm desteği ödemelerinde;</strong> döviz dönüşüm desteğine esas döviz satış tutarının hesaplanmasında, <strong>ihracat bedelinden bedelsiz ithalat tutarı düşülerek</strong> bulunan tutar esas alınır.</p>
<p>Bu Uygulama Talimatı kapsamında firmalarca ibraz edilmesi gereken formlar ve belgeler <strong>ıslak imzalı</strong>, <strong>e-imzalı</strong> veya 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 76’ncı maddesi çerçevesinde belirlenen usul ve esaslara uygun <strong>dijital onay yöntemleriyle onaylanmış olması</strong> kaydıyla kabul edilebilir.</p>
<p>Firmaların bu Uygulama Talimatı kapsamında <strong>limit kullanım dönemi</strong> <em>(takvim yılı)</em> içerisinde Merkez Bankası’na satabilecekleri toplam döviz tutarının Türk Lirası karşılığı, söz konusu döneme ait <strong>firma satış limiti</strong>ni aşamaz. <em>(<strong>Firma satış limiti;</strong></em> <em>firma kârlılığı ve işgücü maliyetinden oluşan katma değer tutarını ifade etmektedir.) </em>Bir limit kullanım döneminde kullanılmayan firma satış limiti, izleyen limit kullanım dönemine devredilmez.</p>
<p><strong>Destek uygulamasında istenen Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong></p>
<p>Anılan Uygulama Talimatı’nın C ekinde yer verilen <strong>Döviz Pozisyonu Bildirim Formu</strong>nda <strong>formun düzenleme tarihindeki</strong> döviz ve altın varlıklarına ilişkin bilgiler istenilmektedir. Bildirim düzenleme tarihindeki altın/döviz varlık ve yükümlülüklerinin TL karşılığının, döviz varlıkları için TCMB tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen döviz alış kurları</strong>nın; altın varlıkları için Borsa İstanbul tarafından <strong>içinde bulunulan yılın ilk iş günü ilan edilen altın fiyatları</strong> üzerinden hesaplanarak yazılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Anılan formdaki <strong>aktif toplam tutarının</strong> Gelir İdaresi Başkanlığı’na verilen yıllık beyannamelerde raporlanan <strong>en güncel yılsonu bilanço aktif tutarı</strong> olacağı, net satış hasılatının ise <strong>aynı beyannamede yer alan yıllık net satış hasılatı toplamı</strong> olacağı belirtilmiştir. Keza, <strong>verilen çekler ve ödeme emirleri</strong>nin pozitif değer olarak raporlanacağı, ancak hazır döviz varlıkları toplamı ile döviz pozisyonu oranı hesaplamasında bu değerin çıkarılması gerektiğine dikkat edileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Anılan <strong>formun YMM/SMMM tarafından hazırlanacağı</strong> ve imzalandıktan sonra <strong>firma yetkilileri tarafından</strong> formda yer alan bilgilerin <strong>doğruluğunun teyit edilerek imzalanacağı</strong> belirtilmiştir.</p>
<p>Bu konu önceki yazımızda eleştirilmiş ve formun firmalar tarafından hazırlanmasının ve YMM’lerce onaylanmasının meslek ilkelerine daha uygun olacağı, formun geçerlilik süresinin <strong>15 gün</strong> olarak belirlenmesinin doğru olmadığı ve daha uzun bir dönem geçerli sayılmasının uygun olacağı belirtilmişti. Yeni revize edilen talimatta bu süre <strong>3 ay</strong> olarak düzeltilmiş, ancak formun metninde bir değişiklik yapılmamıştır.</p>
<p>Tüm okurlarımızın Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu olsun!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesinde-revize-90824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk Lirası’na dönüşümünün desteklenmesinde revize ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vur-deyince-oldurmek-90823</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vur deyince öldürmek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli meslektaşım Prof. Dr. Celali Yılmaz’ın sosyal medya hesabından öğrendiğim analizine göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bugünlerde son 23 yıldır hazırladığı 1,306 bülten rutininin dışına çıkarak haftanın her günü kararlar açıkladığı bülten yayınlar olmuş. Genellikle Perşembe günleri yayınlanan rutin bültenlerini bu dönemde hafta sonları hatta aynı günde 2 ayrı bülten yayınlar hale gelmiş.</p>
<p>Piyasalardaki tüm riskler gerçekleştikten muhtemel olaylar olduktan sonra 1,5 aydır yoğun bir otopsi yapmakta olan düzenleyici kurulların piyasaları bir orkestra şefinin gösterdiği ahenk ve zarafet eşliğinde piyasalardaki harmoniyi darmadağın etmeden yönetmesi gerekiyordu.</p>
<p>16 Eylül’den bugüne kadar yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesi sermaye piyasası için çok büyük ancak Türk finans sistemi için daha küçük bir olaydır. 1980 sonrasında serbestleşen ekonomik sistemimiz ve piyasalarımızın geçirdiği 50 yıla yakın zaman dilimini göz önüne aldığımızda finansal yapının bankacılık tabanlı mevduat/kredi ilişkisi üzerinden büyük ölçüde idare edildiğini gözlemledik. Sermaye piyasasının büyütülmesi, hane halkı ve şirketlerin tasarruflarının banka dışı farklı sermaye piyasası enstrümanları üzerinden yapılması için 30 yılı aşkın profesyonel kariyerimde bizzat çok emek verdiğimi ifade etmek isterim.</p>
<p>Ancak bugün itibarıyla geldiğimiz noktayı gördükten sonra üzülerek söylemek isterim ki bir çuval inciri mahvettik. 2027 yılı başından itibaren kurunun yanında yaşların da yanacağı portföy yönetimi sektörünü büyük bir konsolidasyona doğru zorladık. Ağustos 2026 sonu itibarıyla <strong>80’e yakın portföy yönetimi şirketinin</strong> <strong>16 trilyon TL’ye</strong> yakın bir tutarı yönetmekte olduğu büyümekte olan sektöre büyük zararlar verdik.</p>
<p><strong>İlk 5</strong> portföy yönetim şirketinin toplam pazar payı <strong>%55</strong> seviyelerinde iken önümüzdeki sene bu oranın <strong>%65’lere</strong> doğru yükseleceğini düşünüyorum. 2027 yılı Ocak sonundan itibaren <strong>faaliyetleri sınırlı</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>minimum 250 milyon TL</strong> <strong>geniş yetkili</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>en az 500 milyon TL</strong> tutarlarına yükselecek olması sebebi ile sektörde butik işler yapmakta olan bağımsız küçük şirketlerin kapanacağını veya portföylerinin banka kökenli portföy şirketlerine devir olacaklarını tahmin ediyorum.</p>
<p>SPK tarafından 26.10.2026 tarihli ve 75/1899 sayılı ilke kararı ile “<strong>yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yatırım kuruluşlarına ilişkin rehber</strong>” başlığı altında bir revizyon ilan edilmiştir. <strong>(1)</strong>  İlgili rehbere göre yatırım fonlarının yatırım danışmanlığı faaliyetinden istisna tutulması, müşteri uygunluk ve yerindelik testlerinin yapılmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir. Yatırım danışmanlığı faaliyetine yönelik olarak genel ilkeler, genel yatırım tavsiyeleri, portföy aracılığı faaliyeti gibi hususlara açıklamalar getirilmiştir.</p>
<p>İşlem ve portföy aracılığı faaliyetleri sırasında işlemlere ilişkin risklerin müşteri bazında izlenmesi, bireysel portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı sırasında araştırma faaliyetleri gibi alanlarında çerçevesi netleştirilmektedir.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının iç denetim sistemleri, bilgi işlem altyapıları ve iç sistemlerine yönelik düzenlemelerin de rehber içerisinde incelendiğini görmekteyiz. Saklama hizmetleri, dışarıdan hizmet alımı, yatırım kuruluşlarında çalışan personel nitelikleri gibi kısımlara da açıklamalar getirilmektedir.</p>
<p>SPK bu hafta başında 2026/74 sayılı bülteninde almış olduğu yeni bir karar ile yatırım fon piyasasında serbest yatırım fonlarına yönelik kapıyı sert bir şekilde yatırımcılara kapattı. <strong>2025 yılı sonunda</strong> yatırımcıların sahip olacağı finansal varlık toplamının <strong>10 milyon TL’ye</strong> yükseltilerek nitelikli yatırımcı olma kriterini sağladığı esas, bu haftadan itibaren <strong>50 milyon TL’ye</strong>, işlem sınırının da <strong>5 milyon TL’den 25 milyon TL’ye</strong> yükseltildiğini öğrendik.</p>
<p>Ayrıca geçmişte elde edilen nitelikli yatırımcı olma hakkının da geriye dönük olarak kazanılmış hukuki bir hak olarak görülmeyerek sıfırdan nitelikli yatırımcı olma şartları getirildiğini görüyoruz. Türk hukuk sisteminde kazanılmış bir hak kavramının olmadığını ve kanunların geriye dönük olarak değiştirilebildiğini yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesinde oldukça tecrübe etmekteyiz.</p>
<p><strong>2013</strong> yılından itibaren uzun bir süre boyunca <strong>1 milyon TL</strong> şeklinde uygulanan nitelikli yatırımcı olma minimum finansal varlık kriterinin o tarihten bugüne kadar gerçekleşen TÜFE karşısındaki değeri <strong>20 milyon TL</strong> tutarına denk gelmekteydi. Ayrıca 2023 yılı sonunda 1 Milyon TL olan nitelikli yatırımcı olma minimum varlık toplamının <strong>ABD Doları karşılığı 490 bin</strong> şeklindeydi. Aynı miktarın bugünkü $/TL karşılığını <strong>24,5 milyon TL</strong> şeklinde düşünebiliriz.</p>
<p>SPK’nın geçmişte belirlenen değerlerin bugünkü karşılığının oldukça üzerine yükselttiği nitelikli yatırımcı olma zorunluğuna karşılık serbest yatırım fonlarında yaklaşık <strong>560 bin</strong> yatırımcı yer almaktadır. Ancak bu fonlarda <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde yatırımı bulunan yatırımcı sayısı <strong>ortalama 15 Bin</strong> civarındadır. BİST tarafında ise, merkezi kayıt kuruluşu kayıtlarına göre <strong>10 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısı <strong>25 bin</strong> şeklinde iken <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısının <strong>3 bin</strong> civarında olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Bu rakamlara dayanarak ifade edebilirim ki SPK’nın almış olduğu bu kararlar neticesinde <strong>Türkiye’de serbest yatırım fon piyasası uzunca bir süreliğine yatırımcılara kapalı kalacaktır. </strong>Ancak nitelikli kurumsallar ile çok az sayıda yüksek portföy büyüklüğüne sahip olan yatırımcıların TEFAS’a kapalı bir şekilde devam edeceği küçük bir alan olarak kaldığı yerden devam edecektir</p>
<p>Bu arada ABD’de nitelikli yatırımcı olma kriterleri 2 başlık altında değerlendirilmektedir;</p>
<ol>
<li><strong> Akredite yatırımcı türü:</strong> SEC (securities exchange commission) regülasyon D kuralına göre aşağıdaki kriterden en az 1 tanesini sağlaması yeterlidir.</li>
</ol>
<p>- Net finansal varlık büyüklüğünün bireysel veya ailecek <strong>1 milyon doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık bireysel gelirinin son 2 yıl içerisinde her bir yıl <strong>200 bi doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık toplam gelirlerin <strong>300 bin doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Seri 7,65 veya 82 gibi aktif finansal lisanslar şeklinde profesyonel yetki belgelerine sahip olması,</p>
<p>- Özel yatırım fonlarında personel olmak gibi diğer yeterliliklere sahip olmak</p>
<ol start="2">
<li><strong> Nitelikli müşteri:</strong> Bu ayrım belirli özel yatırım fonları ile ilişkili olabilen daha sınırlayıcı bir ayrımı ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p>- Bireysel olarak minimum <strong>5 milyon dolar</strong> yatırımlara sahip olmak</p>
<p>- Belirli kurumsal yatırımcılar için minimum <strong>25 milyon dolar</strong> kadarlık bir ihtiyari yatırıma sahip olmak</p>
<p>Avrupa Birliği’nde ise, MİFİD II kuralları uyarınca yatırımcıların aşağıdaki kriterlerden en az 2 tanesini karşılamaları durumunda nitelikli yatırımcı hakkına sahip olduklarını görmekteyiz;</p>
<p>- Yatırım portföyündeki finansal varlıkların veya nakit mevduatın <strong>500 bin Euro’nun</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Alım satım tecrübesi yönünden <strong>önceki 4 çeyrek dönemde</strong> ilgili piyasada çeyrek dönem bazında <strong>ortalama 10 adet</strong> belirgin işlem geçmişine sahip olmak,</p>
<p>- İlgili yatırım hizmetleri alanında <strong>minimum 1 yıllık</strong> finansal sektörde geçirilen profesyonel tecrübeye sahip olmak,</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının yukarıdaki <strong>3 kriterin en az 2’sini</strong> karşılayan müşterilerinin finansal riskleri anladığına ve tecrübe ettiğine yeterli finansal bilgi setine sahip olduğunu beyan etmesi yeterli görülmektedir.</p>
<p>Örnek olarak Avrupa Birliği bünyesinde yatırımcıların finansal piyasalarda yeterli alım/satım tecrübesine ve finansal sektör iş tecrübesine sahip olması durumunda yatırım portföy toplamının <strong>€500.000’nun</strong> altında olması nitelikli yatırımcı olmasına bir engel durum teşkil etmemektedir.</p>
<p>Neticede piyasalarda denetim yetkisi ve sorumluğuna sahip olan kurum yöneticilerinin finansal ve finansal olmayan riskleri zamanında engellemek üzere yetkilerini kullanmamalarının bedelini bugün tüm sermaye piyasası ve yatırımcıları birlikte ödemektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere <strong>finansal piyasalarda nitelikli yatırımcı olma kriterleri sadece parayla değil finansal bilgi ve iş tecrübeleri ile birlikte ölçülmektedir</strong>. Riskler gerçekleştikten sonra yapılan işlemlerin tamamı otopsi şeklinde teftiş faaliyetlerini içermektedir. Oysaki <strong>ihtiyacımız olan olaylar gerçekleşmeden önce yapılan proaktif risk yönetimi faaliyetleridir.</strong> Bu alanda da 25 yıl öncesindeki bankacılık krizinden sonra elde edilen tecrübelerimizi sermaye piyasalarına taşıyarak liyakatli ve tecrübeli profesyoneller eşliğinde temiz bir sayfa açarak yola devam etmekten başka bir şansımız bulunmamaktadır.</p>
<p>Atatürk’ün açtığı eşsiz yolda 103 yıldır yılmadan azimle ilerleyen milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kalpten kutlarım.</p>
<p>Nice yeni bayramlara…</p>
<p>-----</p>
<p>(1) <a href="https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf">https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf</a></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vur-deyince-oldurmek-90823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vur deyince öldürmek! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-programi-nasil-etkiler-90822</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizi, programı nasıl etkiler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Jeo-politik gelişmeler zaten başımızın belası. Enerji fiyatlarına olan yansımaları da işin tuzu-biberi. Ancak, bu gelişmelerden bağımsız olarak da, vaziyet iyi değil. Sanayi şirketlerinin durumu ortada. Her gün, yeni bir şirketle ilgili menfi haberlere uyanıyoruz. Ki, bu gelişmeler fon krizi patladığı 16 Eylül öncesinde de çoktan pişmeye başlamıştı. Ağustos ayında sanayi üretim endeksi %1.9 azalmıştı. İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül’de 47.9 değerine gerilemişti. Yılın son aylarında bu trendin artarak devam etmesi sürpriz olmayacak.</p>
<p>Bazıları dezenflasyon programının ekonomide soğuma gerektirdiğini ve aslında yaşanmakta olan fon krizinin bu soğumayı sağladığını, bu nedenle de hem MB’nın faiz indirimleri konusunda elini güçlendirdiğini, hem de oluşan soğuma nedeniyle enflasyondaki düşüşün hız kazanacağını iddia ediyorlar. Gelişmeleri bundan daha yanlış bir okuma olamaz.</p>
<p>Dezenflasyon programının ana (ve bence de baştan tartışmalı) dayanağı şöyle özetlenebilir: “Ekonomi soğutulduğunda şirketlerin satışları yavaşladığı için müşteriyi kaybetmeden fiyat artırmaları zorlaşır. Şirketler fiyat artışlarını erteler, indirim yapar veya kâr marjlarından feragat eder. İşgücü piyasası zayıfladığında ücret pazarlığı da çalışanların aleyhine döner.” Ancak, Türkiye’de enflasyon basit bir talep yüksekliğinden kaynaklanmadı.</p>
<p>Evet, seçim harcamalarının mutlaka bir etkisi vardı. Ancak, asıl patlama sermaye hareketleri serbestisi olan bir ekonomide asla izlenmemesi gereken ve müthiş bir finansal baskılamaya (TL tasarrufçusunun parasal varlıklarının erimesine) yol açan irrasyonel bir ekonomi politikasının sonucunda ortaya çıktı. 2023’te “rasyonel” politikalara geri dönüldüğünde zaten servet dağılımı son derece bozulmuş, ve orta sınıfların alım gücü erimişti. Böyle bir tablo karşısında, sadece talebi kısmaya yönelik bir dezenflasyon politikası tabii ki istenen sonuçları veremeyecektir.</p>
<p>Yukarıdaki cümlede “sadece” diyorum çünkü programın başarılı olabilmesi için izlenen sıkılaştırıcı para politikasıyla eşanlı olarak üretim kapasitesini güçlendiren bir stratejinin varlığı da elzem.  Bu strateji enflasyonun yalnızca talep yetersizliği sayesinde değil, ekonominin daha verimli çalışması sayesinde de düşmesini hedefler. Bu strateji içerisinde reel sektörün desteklenmesi, KOBİ'lerin finansmana erişiminin güçlendirilmesi ve hedefli sosyal koruma programlarının uygulanması da yer alıyor. (Daha geniş bir perspektiften düşünürsek de hedefli sanayi politikalarının hayata geçirilmesi.) Program TL’nin değerlenmesini de içerdiği için, özellikle ihracatçı firmalara yönelik desteklerin artırılması gerekiyor. Ancak geçtiğimiz 3 sene içerisinde, programın bu yanının aksak kaldığını, ve hatta maliye politikası bağlamında bütçe açığının gereksiz yere yabancı finans kuruluşlarının (yanlış) ezberleri doğrultusunda düşük tutulmaya çalışıldığını düşünüyorum.</p>
<p>Hal böyle iken, ve zaten yatırımcı ve tasarruf sahibi açısından güven eksikliğinin tarihsel nedenlerle de çok yüksek olduğu bizim gibi bir ekonomide yaşanan bu fon krizinin program üzerinde menfi etkilerinin olması kaçınılmaz. Her ne kadar ilk rakamlar çok büyük bir kaçış göstermese de, borsadan çıkan yatırımcıların dövize ve altına geçmesi şaşırtıcı olmayacak. Bu durumda zaten enflasyon gelişmeleri karşısında sorgulanan faiz indirim patikası ertelenmek durumunda kalacaktır. Bundan öte, yukarıda belirttiğim gibi, bence programın önemli ve bugüne kadar yeterince eğilinmeyen ayağı olan reel sektör yatırımlarının artırılması, verimlilik ve kapasitelerin güçlendirilmesi de zora girmiş durumda. Reel sektörün önemli finansman kaynaklarından biri de menkul değerler piyasalarıdır. Ancak Fonzi krizi sadece fonlarda parası kalanları değil, tüm borsayı da vurdu. 14 Eylül’den beri BİST30’daki değer kaybı %20’ye yaklaşmış durumda. Özel sektör tahvilleri (ÖST) piyasasında yaşanan gelişmeler de, sanayi şirketlerinin zaten zayıflayan bilançoları üzerine ek bir baskı getiriyor. Son hafta yabancı yatırımcıların özel sektör borçlanma araçlarında yaklaşık 1.3 milyar dolarlık net satış yaptığı; bazı şirketlerin vadesi gelen ödemelerini gerçekleştiremediği bildirildi. TL cinsi finansman bonolarında da yıllık basit faizlerin %45–48 aralığına ulaştığı görülüyor. Bu durum şirketlerin, yatırım finansmanını bıraktık, işletme sermayesi ihtiyaçlarını bile zora sokabilir.</p>
<p>Zaten kurgulanmasında ve uygulanmasında aksaklıkları olan “dezenflasyon programı”nın fon krizi nedeniyle daha fazla zorluklar içerisine girmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizi-programi-nasil-etkiler-90822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizi, programı nasıl etkiler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-olup-da-oldugu-onemli-90821</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl olup da olduğu önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül işgücü verileri açıklandı. Atıl işgücü oranı 2023’ün ikinci çeyreğinden bu yana yükselme eğiliminde. Eylül’de yüzde 31,2’ye çıktı. Aylık oynamalardan kurtulmak için grafikte yer alan çeyreklik verilere bakınca durum şu: Uygulanmakta olan eksik ekonomi programının başlangıcında (2023’ün ikinci çeyreğinde) yüzde 22,9 düzeyindeyken bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 30,9’a ulaştı. Üç yılda sekiz puan arttı. Dar tanımlı işsizlik oranı ise tersine bir eğilim sergiliyor. Ekonomideki gidişat açısından geniş tanımlı işsizlik oranı olan atıl işgücü oranına bakmakta yarar var. Geniş tanımlı işsizlik oranı özellikle 2025’in ortasından bu yana yüksek düzeyde. Bu yılın ilk yarısında GSYH büyüme oranı potansiyelinin oldukça altında kaldı: Bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 2,5 oranında büyüdük. Üçüncü çeyrek büyüme oranı da benzer düzeyde kalacak. Doğal olarak geniş tanımlı işsizlik oranı da yüksek seyrediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2d525e23e9-1793250597.png" alt="" width="486" height="341" />Bu görünümü hangi unsurlar değiştirebilir? Seçenek çok. Ama gelin en önemlisine bakalım. Evet, bildiniz; finansal istikrara ilişkin kaygılar. Küresel piyasalarda risk alma iştahı ‘pat’ diye kesilirse –ki bunun iktisat yazınındaki havalı ismi ‘ani duruş’, hiç şüpheniz olmasın, hem bu yüksek işsizlik düzeyini hem de potansiyelimizin oldukça altındaki büyüme oranını mumla ararız. Bu olasılık var mı? ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde uzun vadeli tahvil faizlerinde kaşların havaya kalkmasına neden olan yükselme eğilimi son haftalarda duraklamış görünüyor. ABD-İran-İsrail sorunu ise olduğu yerde duruyor. Bu iki unsurun nasıl evrileceğini bilmiyoruz.</p>
<p>Dışarıdaki gelişmeler hangi yönde olursa olsun, sonuçta bizim içeride ne yaptığımız çok daha önemli. Dışarıdan gelecek şoklara içerisi kırılganken yakalanmak başka, sağlamken başka. Zaten, sağlamken ile ‘yakalanmak’ sözcüklerinin birlikte kullanılması çok da yerinde değil; ‘sağlamken o şoklarla karşı karşıya kalmak’ falan demeli. Dönüp dolaşıp yine fon rezaletine geliyoruz. Finans sektörüne duyulan güven çok önemli. Onu tahrip etmemek lazım. “Ne ‘lazım’ı, zaten tahrip oldu” diyenler de çıkabilir. Yok, o ağır bir yorum olur. “Önemli ölçüde zedelendi” demek daha doğru. Ama işte mesele de burada: Önemli ölçüde zedelenmeyi tahribata dönüştürmeden fon krizini çözmek gerekiyor. İşin mağdurlar ve yargı boyutu elbette çok önemli ama ben bunca düzenleme ve denetleme kurumuna, onlardaki yetkilere ve oralardaki uzmanlara rağmen bu işin nasıl olup da yaşandığının çözümlenmesine daha çok önem veriyorum. Bunu saptamak gerekiyor ki o mekanizmayı ortadan kaldıracak kurumsal değişiklikler yapılabilsin.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-olup-da-oldugu-onemli-90821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl olup da olduğu önemli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-siyasi-mirasi-cokuyor-mu-90820</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın siyasi mirası çöküyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın İran savaşı nedeniyle ülkesinde yaşadığı siyasi ve ekonomik baskı, uluslararası alandaki etkisini de tartışmaya açıyor. Trump’ın desteklediği liderlerin seçimlerde ve iç siyasette karşılaştığı kayıplar, dış desteğin iktidarı korumaya yetmediğini gösterirken, Türkiye açısından da ekonomik istikrar, kurumsal güven ve yabancı sermayeyi çekme kapasitesi öne çıkıyor. </strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerde güç her şeydir. Güçsüz düşmeye gör; siyasi yatırımların kâğıttan kale gibi yıkılır gider.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın yaşadığı da tam olarak bu; 3 Kasım’daki Amerikan ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ni Demokratlara kaptırmasına kesin gözüyle bakılıyor. Son anketler Cumhuriyetçilerin Senato çoğunluğunu koruyabileceğine işaret etse de Temsilciler Meclisi’ndeki kayıp, Trump’ın siyasi hareket alanını daraltacak gibi duruyor.</p>
<p>Kendi ülkesinde İran savaşının yarattığı ekonomik zorluklar nedeniyle güç kaybeden Trump’ın uluslararası siyasi mirası da sarsılıyor. Macaristan’da Başbakanlık koltuğunu kaybeden Viktor Orban, Trump’ın dünyada kurmaya çalıştığı “kâğıttan kaleden” ilk düşen kâğıt oldu. ABD Başkanı’nın desteklediği siyasi hareketler ve yakın ilişkiler kurduğu liderler Brezilya’da, Avrupa’da ve İsrail’de teker teker “kaybedenler kulübüne” katılıyorlar.</p>
<h2>Brezilya: Trump’ın Latin Amerika hesabı işlemedi</h2>
<p>Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, ABD’nin yalnızca kendi sınırları içindeki gücünü artırmayı değil, Kuzey ve Güney Amerika’da kendisine yakın yönetimlerle bölgesel nüfuzunu genişletmeyi de hedefliyor. Brezilya’daki başkanlık seçimleri bu stratejinin en önemli sınavlarından biriydi.</p>
<p>Jair Bolsonaro’nun ardından ülkenin yeniden Trump çizgisine yaklaşmasını isteyen Washington, Bolsonaro ailesiyle yakın ilişkilerini korudu. Ancak Brezilya siyasetinin yönü bu beklentiyle örtüşmedi. Luiz Inácio Lula da Silva’nın seçim zaferi, Bolsonaro’nun oğluna karşı kazandığı seçim dönüşü, Trump’ın istediği yönetimin Brezilya’da iktidara dönüşünü engelledi.</p>
<p>Brezilya’nın önemi, yalnızca Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olmasından kaynaklanmıyor. Ülke, Washington’ın bölgesel politikalarına karşı bağımsız hareket edebilen ve küresel siyasette kendi ağırlığı olan bir aktör, BRICKS üyesi. Brezilya’daki sonuç, Trump’ın Latin Amerika’da kurmak istediği siyasi düzen açısından önemli bir gerileme.</p>
<h2>Sırbistan: Sokaktan sandığa güç değişimi</h2>
<p>Sırbistan’da Aleksandar Vučić’in uzun yıllara yayılan iktidarının sona ermesi de bu dönemin en önemli ve belirleyici olaylarından biri olmaya aday; Sırbistan örneği, sokakta büyüyen toplumsal tepkinin örgütlü bir siyasi seçeneğe dönüştüğünde iktidarı değiştirebildiğini gösterdi.</p>
<p>Hareketin başlangıcında, Novi Sad’daki tren istasyonunun çatısının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesi vardı. Olayın ardından büyüyen protestolar, kısa sürede yolsuzluk iddialarına, kamu yönetiminde hesap verebilirlik taleplerine ve siyasi sistemin işleyişine yönelik itirazlara dönüştü. Öğrencilerin öncülük ettiği hareket, farklı muhalif kesimleri ortak bir seçim zemini etrafında buluşturdu.</p>
<p>Sandıkta ortaya çıkan sonuç, yıllardır iktidarda bulunan Vučić’in siyasi hâkimiyetini sona erdirdi. Bu, yalnızca bir liderin yenilgisi değil, geleneksel siyasi yapıların dışında gelişen bir toplumsal hareketin iktidar değişikliğini sağlayabilmesiydi.</p>
<p>Sırbistan’daki gelişme, iktidarların iç siyasi meşruiyetlerini koruyamadıklarında ne kadar kırılgan hâle gelebileceğini de göstermesi açısından kritik önemde.</p>
<h2>İsrail: Netanyahu’nun hesabı bozuldu</h2>
<p>Trump’ın en yakın siyasi ortaklarından Benjamin Netenyahu da İsrail seçimlerinin “kaybedeni” oldu. Netanyahu’nun başında olduğu koalisyon bloğu önceki dönemde sahip olduğu 68 sandalyelik çoğunluğun gerisine düştü. Netenyahu koalisyonu artık 120 üyeli İsrail Parlamentosu Knesset’te hükümet kurma çoğunluğuna sahip değil.</p>
<p>Seçim sonunda muhalefet bloğunun da parlamentoda çoğunluğu elde edememiş olması, ancak İsrail’deki Arap partilerinin 17-18 sandalyeye ulaşması ise hükümet kurma sürecinde yeni bir siyasi denklem yaratıyor.</p>
<p>Ancak Netanyahu’nun çoğunluğu kaybetmesi, iktidarın hemen el değiştireceği anlamına gelmiyor. Muhalefetin ortak bir hükümet kurabilmesi, Arap partileriyle iş birliği konusunda uzlaşmasına bağlı…</p>
<p>İsrail’de uzun süreceği belli olan koalisyon görüşmeleri sonuçlanana kadar Netanyahu’nun başbakanlık görevini sürdüreceği de unutulmamalı.</p>
<p>Bu durum, İran cephesini özellikle önemli kılıyor. Netanyahu’nun siyasi hareket alanı daralmış olsa da askerî yetkileri devam ediyor.</p>
<p>Muhalefetin Arap partilerin desteğini alamaması ve hükümeti kuramaması ihtimali, İsrail’de yakın zamanda yeni bir seçimi zorunlu kılabilir. Netenyahu da İran’a yönelik yeni bir saldırıya girişerek, bunu “yeni bir seçim kampanyası” haline getirme yolunu seçebilir.</p>
<h2>ABD’de 3 Ocak’a kadar tehlikeli dönem</h2>
<p>Üstelik İsrail’de Netenyahu’nun olası “geçiş dönemi” çılgınlığına, ABD’nin de katılma ihtimali de göz ardı edilmeyecek kadar yüksek;</p>
<p>ABD’de 3 Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ni kaybetmesi hâlinde Trump’ın hareket alanı daralacak. Ancak yeni Kongre 3 Ocak’ta göreve başlayana kadar mevcut siyasi yapı yürürlükte kalacak. Bu geçiş dönemini, Washington’ın İran’a yönelik bir saldırı kararı alabileceği olası bir zaman aralığı olarak değerlendirmek yanlış olmaz.</p>
<p>3 Ocak’tan sonra Demokratların kontrolündeki bir Temsilciler Meclisi’nin uzun süreli bir savaşın finansmanını zorlaştırabileceğini hesaplayan Trump, İran’da Netenyahu ile birlikte yeni bir “maceraya” girebilir. Mekke ittifakını oluşturan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan üst düzey yetkililerinin bizzat Tahran’a giderek temas aramaları, bölge ülkelerinin de benzer endişeler taşıdığının göstergesi aslında.</p>
<h2>Türkiye ne yapacak?</h2>
<p>İran meselesi, Ortadoğu’nun giderek daha karmaşık hale gelmesi, birbirine karşı kurulan cepheler Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyayı da her geçen gün daha fazla zorlamaya başladı.</p>
<p>O kadar ki, Türkiye’de ekonomik sıkıntılar, yargı kararlarıyla şekillenen siyasi mühendislik hamleleri, birbiri ardına gelen gözaltı ve tutuklamalara karşı iktidara yakın isimlerden bile - hala oldukça utangaç şekilde de olsa- uyarılar gelmeye başladı.</p>
<p>Ülkelerin siyasi koşulları birbirinden farklı olsa da, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve temsil sorunlarının iktidarların karşısına yalnızca seçim dönemlerinde çıkmadığı da bir gerçek. Üstelik sokaktaki tepkiyi güvenlik meselesine indirgemek, bu tepkinin nedenlerini de ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>İktidarların iç ve dış siyasette karşı karşıya kaldıkları sorun ve meydan okumaların ekonomiler üzerinde de karşılığı var. Türkiye de benzer sıkıntıları yaşıyor bugünlerde;</p>
<p>ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında kurulan güven ilişkisi, Ankara’ya özellikle Suriye ve Irak dosyalarında kazanım getirdi. Ancak İran’a karşı Amerikan saldırganlığının devam etmesi, ABD Başkanı Trump’ın Tahran’da rejim değişikliği üzerine yaptığı yanlış hesaplar, Türkiye açısından da, özellikle ekonomik alanda, ciddi sonuçlar doğurmaya aday. ABD merkezli BlackRock şirketinin Türkiye’yle yakın dönemde kurduğu ilişki, olası yönü göstermesi açısından bir örnek olarak incelemeye değer;</p>
<p>Ankara-Washington arasında yakınlaşan ilişkiler, Trump’a yakın duran dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketlerinden BlackRock CEO’sunun Türkiye’ye kadar gelip, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ikili bir görüşme yapmasının önünü açmıştı.</p>
<p>Ancak siyaseten kurulan yakın ilişkiler, “paranın yönünü” belirlemeye tek başına yetmiyor. BlackRock’ın yönettiği Frontiers Investment Trust’ın Türkiye’ye ayırdığı pay, şubatta yüzde 11 düzeyindeyken mayısta yüzde 0,5’e geriledi. Trump’ın Türkiye’ye sürekli övgüler diziyor olmasına rağmen, kendisine en yakın duran yatırım şirketinin Türkiye’de portföy azaltmasında İran savaşı, yükselen petrol fiyatları, dezenflasyon programına ilişkin kaygılar ve cari denge üzerindeki baskının etkili olduğunu tahmin etmek zor değil. Üstelik Fonun Türkiye pozisyonunu azaltmasının eylül ayındaki yatırım fonu skandalından önce gerçekleşmiş olması da, bundan sonra Türkiye’ye yönelik olası yabancı yatırım ihtimalinin ne kadar azalmakta olduğunu gösterir nitelikte.</p>
<p>Sadece BlackRock örneği bile, yabancı sermayenin güven konusundaki hassasiyetini ortaya koyuyor. Türkiye’nin yeniden yatırım çekebilmesi, yalnızca ucuzlayan hisse senetlerine değil, enflasyonla mücadelede tutarlılığa, öngörülebilir politikalara ve kurumsal güvene bağlı.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde güç hâlâ belirleyici. Ancak gücün kalıcı olmasının, yalnızca başka ülkelerdeki liderlerle kurulan ilişkilere veya askerî kapasiteye bağlı olmadığı da açık.</p>
<p>İçeride toplumsal desteği korumak, ekonomik istikrarı sağlamak, dışarıda güven vermek ve öngörülebilir olmak da gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sırada Hindistan mı var?</span></h2>
<p>Küresel düzendeki bozulmanın en çok etkilediği ülkelerden Hindistan’da da sokak hareketleri başlamış durumda. Trump’ın “sağcı popülist” çizgisiyle hemen hemen aynı yönde duran Hint Başbakanı Modi’nin de başı sokak hareketleriyle dertte.</p>
<p>Ekonomik olarak sıkıntıdaki, özgürlükleri de kısıtlanan gençlerin başlattığı “hamamböceği hareketi” henüz Hindistan’da iktidarı değiştirecek kadar güçlü bir görüntü vermiyor olsa da, bunu “ilk kıvılcımlar” olarak okumak mümkün. Başbakan Modi’nin vereceği tepkiler, Hindistan’da başlayan sokak hareketlerinin yönünü ve gücünü de belirleyecek.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın bizzat kendi halkının sorunlarını çözemiyor olması, siyaseten içine düşmekte olduğu sıkışmışlık, dışarıda destek verdiği, övgüyle bahsettiği, siyaset etme biçimi kendisine benzeyen tüm liderler açısından dikkate alınmalı; Macaristan, Sırbistan, Brezilya ve son olarak İsrail’de yaşananlar, dış desteğe güvenerek İktidarı pekiştirmenin mümkün olmadığının somut örnekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-siyasi-mirasi-cokuyor-mu-90820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/trump-1770099011.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın siyasi mirası çöküyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anthropic-1000-sayfalik-dosyayla-halka-aciliyor-90828</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anthropic 1000 sayfalık dosyayla halka açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anthropic’in halka arz dosyası, Türkiye’de yatırımcının önüne konulanlarla kıyaslandığında başka bir dünyanın belgesi gibi duruyor. 240 bin kelimelik dosya, yaklaşık bin sayfaya karşılık geliyor. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) sunulan S-1 izahnamesi ise 335 sayfa. Bunun 93 sayfası risk faktörlerine ayrılmış. Yatırımcıya büyümenin nerelerde tersine dönebileceği de anlatılıyor.</p>
<p>Yapay zekâ asistanı Claude’u geliştiren Anthropic’in kasımın ikinci yarısında, ara seçimlerin ardından ve Şükran Günü’nden önce Nasdaq’ta ANT koduyla işleme başlaması bekleniyor. Piyasa beklentisi 1,5-1,75 trilyon dolar arasında bir değerlemeye işaret ederken, konuşulan halka arz büyüklüğü yaklaşık 100 milyar dolar civarında seyrediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2dca2e8eb9-1793252514.png" alt="" width="661" height="546" />Rakamlar hayli etkileyici. Anthropic’in 2026 ilk yarı cirosu 1,163 milyar dolardan 16,286 milyar dolara fırladı. Fakat bu devasa ciro artışı madalyonun sadece bir yüzü; şirket aynı dönemde 80,748 milyar dolar net zarar açıkladı. Bu zararın 72,388 milyar dolarlık payı, dönüştürülebilir borçlanma araçları ve diğer finansal enstrümanların değerlemesindeki değişimlerden kaynaklanıyor. Yani doğrudan bir nakit çıkışı yok. Faaliyet zararı kısmı ise karşımıza 693 milyon dolar olarak çıkıyor.</p>
<p>Madalyonun diğer yüzünde ise altyapı maliyetleri var. Anthropic, önümüzdeki 10 yılda bilgi işlem kapasitesi için yaklaşık 800 milyar doları gözden çıkarmış durumda. Yalnızca 2026’nın ilk yarısında bile bu harcamalar 8,945 milyar dolara ulaştı. Talep beklentilerin altında kalırsa kapasite taahhütleri, büyüme hızlanırsa yeni yatırım ihtiyacı şirketi ciddi anlamda sıkıştırabilir.</p>
<p>Üstelik dertler sadece finansal değil; izahname yapay zekânın doğurabileceği siber saldırılardan biyolojik tehditlere kadar pek çok tehlikeyi masaya yatırıyor. Modellerin insan denetimini aşması, kapatılmaya direnmesi veya insanları manipüle etmesi senaryolarının yanında, teknoloji geliştikçe mevcut güvenlik önlemlerinin yetersiz kalabileceği uyarısı da açıkça yapılıyor.</p>
<p>Gerçek bir izahname böyle olur; yatırımcıya sadece pembe bir büyüme hikâyesi anlatmaz, işler sarpa sardığında nelerle karşılaşabileceğini gösterir. Bizdeki örneklerle aradaki fark burada saklı duruyor. Halka arzda asıl mesele şirketin ne kadar büyüyeceği değil; bu büyümenin risklerinin şeffaf paylaşıldığıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anthropic-1000-sayfalik-dosyayla-halka-aciliyor-90828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anthropic 1000 sayfalık dosyayla halka açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhuriyetimiz-medeniyet-yarisinda-bizleri-en-ileriye-tasiyacak-ortak-degerimizdir-90819</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cumhuriyetimiz, medeniyet yarışında bizleri en ileriye taşıyacak ortak değerimizdir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyasının temsilcileri Cumhuriyet'in ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla kutlama mesajları yayımladı. </p>
<p><strong>TOBB/Hisarcıklıoğlu: Cumhuriyet bizi medeniyet yarışında en ileri taşıyacak ortak değerimizdir</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Cumhuriyet'in Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletine en büyük armağanı ve emaneti olduğunu belirterek, 103. yıl dönümünü Türk iş dünyası olarak büyük gurur, coşku ve yarınlara olan sarsılmaz inançla kutladıklarını ifade etti. Cumhuriyet'in, her türlü yokluk ve imkânsızlığa karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş bir milletin egemenliğini kendi eline aldığı dönüm noktası olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, "Cumhuriyetimizin ikinci asrında, ecdadımızdan aldığımız ilham ve cesaretle, ülkemizi küresel arenada hak ettiği en ileri noktalara ulaştırmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Cumhuriyetimiz bizi medeniyet yarışında en ileri taşıyacak ortak değerimizdir." dedi.</p>
<p>Türk özel sektörü olarak üretim, yatırım ve istihdamla daha müreffeh, daha güçlü ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye hedefinden vazgeçmeyeceklerini belirten Hisarcıklıoğlu, "Bu anlamlı günde, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, bu toprakları bizlere vatan kılan aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Sonsuza kadar yaşasın Cumhuriyet." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>ASO/Ardıç: Ekonomik bağımsızlık tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartıdır</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Cumhuriyet'in millet egemenliğini ve eşitliği esas alan anlayışıyla, aklın ve bilimin rehberliğinde Türkiye'nin her alanda ilerlemesinin önünü açtığını belirtti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlatılan kalkınma hamlesinin Türkiye'nin üretim gücünün temelini oluşturduğunu vurgulayan Ardıç, "Atatürk, ekonomik bağımsızlığı tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartı olarak gördü ve sanayileşmeyi milli bir hedef olarak belirledi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan fabrikalarla başlayan kalkınma hamlesi, kuşaklar boyunca verilen emekle ülkemizi dünya pazarlarına ulaşan, kendi teknolojisini geliştiren güçlü bir sanayi ülkesi haline getirdi. Bugün sahip olduğumuz üretim birikiminin ve yetişmiş insan gücünün temelinde Cumhuriyet'imizin açtığı bu yol vardır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>TMB/Eren: Cumhuriyetimizin değerlerini geleceğe taşımanın yolu üretmekten geçiyor</strong></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, Cumhuriyet'in kazandırdığı üretim, kalkınma ve ilerleme anlayışının Türkiye'nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti. İnşaat sektörünün kalkınma hedeflerine ulaşılmasında önemli sorumluluklar üstlendiğini ifade eden Eren, "Cumhuriyetimizin 103 yıllık köklü mirasını geleceğe taşırken, ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında inşaat sektörümüze önemli sorumluluklar düşüyor. Türk müteahhitleri olarak geçmişten aldığımız güçle, güvenli ve dirençli şehirlerin oluşturulması, sürdürülebilir altyapı yatırımlarının hayata geçirilmesi ve ülkemizin uluslararası alandaki rekabet gücünün artırılması için çalışmaya devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Eren, aklın ve bilimin rehberliğinde daha güçlü bir gelecek oluşturmanın Cumhuriyet'in temel kazanımlarından biri olduğunu vurgulayarak, "Cumhuriyetimizin bizlere kazandırdığı en büyük değerlerden biri, aklın ve bilimin rehberliğinde daha güçlü bir gelecek kurma iradesidir. Bu anlayışla, gençlerimizin bilgi ve yetkinliklerini geliştirebilecekleri imkânların artırılmasını, mesleki eğitimin desteklenmesini ve sektörümüzde nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesini son derece önemsiyoruz. Türkiye Müteahhitler Birliği olarak, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ülkemizin kalkınma yolculuğuna katkı sunan sektörümüzün birikimini geleceğe taşımak için çalışmayı sürdüreceğiz. Daha güvenli şehirler, daha güçlü bir ekonomi ve daha gelişmiş bir Türkiye hedefiyle üretmeye, geliştirmeye ve ülkemize değer katmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>DENİB/Uğurlu: Üretim ve ihracat kapasitemizi artırmalıyız</strong></p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirterek, Cumhuriyet'in milletin bağımsızlık iradesinin, birlik ve beraberliğinin en önemli simgesi olduğunu ifade etti. Ekonomik kalkınmanın temelinde üretim, emek ve çalışmanın bulunduğuna işaret eden Uğurlu, "Atatürk'ün, 'Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler' sözü, ekonomik kalkınmanın ve bağımsızlığın temelinde üretimin, emeğin ve çalışmanın bulunduğunu ortaya koyuyor. Bizler de bu anlayışla hareket ederek üretmeyi, ihracat yapmayı ve ülkemizin kalkınmasına katkı sunmayı temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fabrikaların istihdam, katma değer, teknoloji ve ihracat yoluyla Türkiye'nin ekonomik gücüne katkı sağladığını belirten Uğurlu, "Atatürk'ün 'Her fabrika bir kaledir' sözü ise üretimin yalnızca ekonomik bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda ülkemizin bağımsızlığını ve geleceğini güçlendiren stratejik bir değer taşıdığını gösteriyor. Her fabrika, oluşturduğu istihdam, sağladığı katma değer, geliştirdiği teknoloji ve gerçekleştirdiği ihracatla Türkiye'nin ekonomik gücüne katkı sunuyor. Bu nedenle üretim altyapımızı güçlendirmek, sanayimizi geliştirmek ve ihracat kapasitemizi artırmak, Cumhuriyetimizin kazanımlarını geleceğe taşımanın önemli unsurları arasında yer alıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uğurlu, mesajının sonunda Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinde yer alan tüm kahramanları saygı, minnet ve rahmetle andı.</p>
<p><strong>ESİAD/Zorlu: Cumhuriyet'in kalkınma idealini geleceğe taşımalıyız</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, Cumhuriyet'in siyasi bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal gelişmeyle güçlendiren, akıl ve bilimi esas alan bir çağdaşlaşma ideali üzerine kurulduğunu belirtti. Cumhuriyet'in gelecek kuşaklara daha özgür ve müreffeh bir ülke bırakma sorumluluğu yüklediğini vurgulayan Zorlu, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz, siyasi bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal gelişmeyle pekiştiren, aklı ve bilimi esas alan köklü bir çağdaşlaşma idealinin üzerine yükselmiştir. Cumhuriyet'in bizlere yüklediği temel sorumluluklardan biri, gelecek kuşaklara daha özgür, müreffeh ve gelişmiş bir ülke bırakmaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gençlerin yeteneklerini geliştirebildiği, kadınların ekonomik ve toplumsal yaşamda eşit fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye hedefinin önemine işaret eden Zorlu, "Gençlerimizin yeteneklerini geliştirebildikleri, kadınların ekonomik ve toplumsal yaşamda eşit fırsatlara sahip oldukları, bilimin, hukukun ve demokrasinin yol gösterdiği bir Türkiye, Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerinin hayata geçirilmesi anlamına gelecektir." değerlendirmesinde bulundu. Zorlu, mesajında Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle andı.</p>
<p><strong>EİB/Öztürk: İkinci yüzyılda gücümüz üretim, işimiz ihracat olacak</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü gurur ve coşkuyla kutladıklarını belirterek, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesinde üretim ve ihracatın belirleyici rol oynadığını ifade etti. Öztürk, "Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında olduğu gibi ikinci yüzyılında da ekonomik bağımsızlığımızı güçlendirmenin yolu; üretmekten, istihdam yaratmaktan, katma değerli ürünler geliştirmekten ve bu ürünleri dünyanın dört bir yanına ihraç etmekten geçiyor. Atatürk'ün 'Arkadaşlar, ithalattan ziyade ihracattır ki, memleketi zengin yapacak' sözü, bugün de Türkiye'nin kalkınma yolculuğuna ışık tutan temel bir ekonomik vizyon." dedi.</p>
<p>Türkiye'nin dünyanın en fazla ihracat yapan 10 ülkesi arasına girmesi hedefini vurgulayan Öztürk, "Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; dünyanın en çok ihracat yapan 10 ülkesinden biri hedefine ulaşmak için daha fazla üreten, daha fazla ihraç eden, dünya ticaretinde daha güçlü bir konuma sahip olan ve ekonomik bağımsızlığını kalıcı biçimde pekiştiren bir Türkiye'dir. Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu hedef doğrultusunda ihracatçılarımızla omuz omuza çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı. Öztürk, Cumhuriyet'in kurucularını ve bağımsızlık mücadelesinin kahramanlarını anarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>GTO/Aslantaş: Cumhuriyet'in kazanımlarıyla daha güçlü bir Türkiye için çalışıyoruz</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Cumhuriyet'in 103. kuruluş yıl dönümünü bağımsızlık mücadelesinin gururuyla kutladıklarını belirterek, üretim, ticaret, bilim ve teknoloji alanlarında ilerlemenin önemine dikkati çekti. Aslantaş, "Bugün bizlere düşen en önemli sorumluluk, Cumhuriyetimizin kazanımlarını koruyarak üretim, ticaret, bilim ve teknoloji alanlarında daha ileriye gitmek, gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakmak için el birliğiyle çalışmaktır. Gebze Ticaret Odası olarak ülkemizin ekonomik gelişimine katkı sunmak ve bölgemizin üretim gücünü artırmak amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aslantaş, mesajının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bağımsızlık mücadelesinin kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anarak Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>BASİFED/Güneş: Cumhuriyet'in değerlerini güçlü kurumlarla geleceğe taşımalıyız</strong></p>
<p>Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, Cumhuriyet'in milletin kendi geleceğini belirleme iradesinin ve bağımsızlık mücadelesinin en büyük kazanımı olduğunu belirtti. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokrasi, hukuk ve güçlü kurumların önemine dikkati çeken Güneş, "29 Ekim, yalnızca tarihimizdeki bir dönüm noktasını değil, özgür ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir gelecek kurma kararlılığımızı da simgeliyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bize düşen görev; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, güçlü kurumları ve toplumsal dayanışmayı kararlılıkla geliştirmektir. İzmir iş dünyası olarak üretim ve istihdamla ülkemizin kalkınmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güneş, mesajında Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet'in kurucularını saygı ve minnetle andı.</p>
<p><strong>EGİKAD/Aşkıner: Cumhuriyet'in eşitlik kazanımlarını kadınların gücüyle büyüteceğiz</strong></p>
<p>Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Şahika Aşkıner, Cumhuriyet'in kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasının önünü açtığını belirterek, kadın istihdamı, girişimcilik ve karar mekanizmalarında temsilin artırılması gerektiğini vurguladı. Aşkıner, "29 Ekim, kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak yer almasının önünü açan Cumhuriyet devriminin en anlamlı günüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kurulan Cumhuriyet, kadınların eğitim, çalışma hayatı ve kamusal alandaki hakları açısından tarihsel bir dönüşümün temelini oluşturmuştur. Bugün bu kazanımları daha ileri taşımak; kadın istihdamını artırmak, girişimcilikte fırsat eşitliğini sağlamak ve karar mekanizmalarındaki kadın temsilini güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. EGİKAD olarak kadınların potansiyelini ortaya koyabildiği bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aşkıner, Cumhuriyet'in kurucularını minnetle anarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.</p>
<p><strong>İZİKAD/Erten: Cumhuriyet, eşitliğin ve aydınlık geleceğin teminatıdır</strong></p>
<p>İzmir İş Kadınları Derneği (İZİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Özden Erten, Cumhuriyet'in 103. yılını büyük bir gurur ve sorumluluk bilinciyle kutladıklarını belirterek, Cumhuriyet'in çağdaşlaşma, özgürlük, eşitlik ve toplumsal ilerlemenin temelini oluşturduğunu ifade etti. Erten, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz, yalnızca bir yönetim biçimi değil; çağdaşlaşmanın, özgürlüğün, eşitliğin ve toplumsal ilerlemenin en güçlü temelidir. Özellikle Türk kadınına eğitimde, çalışma hayatında ve toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak var olma yolunu açan Cumhuriyet, bugün sahip olduğumuz kazanımların ve geleceğe duyduğumuz güvenin en önemli kaynağıdır." dedi.</p>
<p>Cumhuriyet'in kazanımlarının bilim, teknoloji, üretim ve fırsat eşitliğiyle ileriye taşınması gerektiğini belirten Erten, "Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bizlere düşen en büyük sorumluluk, bu değerleri korumanın ötesine geçerek onları bilimle, teknolojiyle, üretimle ve fırsat eşitliğiyle daha ileriye taşımaktır." ifadelerini kullandı. Erten, mesajının sonunda Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını saygı ve minnetle andı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cumhuriyetimiz-medeniyet-yarisinda-bizleri-en-ileriye-tasiyacak-ortak-degerimizdir-90819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelecek nesillere daha güçlü, daha gelişmiş ve müreffeh bir Türkiye bırakma hedeflerine vurgu yapan iş dünyası temsilcileri &quot;Atatürk ekonomik bağımsızlığı, tam bağımsızlığın vazgeçilmez şartı olarak gördü, biz de Cumhuriyet&#039;imizin değerlerine ve kazanımlarına sahip çıkarak, bizlere emanet ettiği bu büyük mirası daha da güçlendireceğiz. Bugün bizlere düşen görev, sanayiden tarıma kadar her alanda üretim ve yatırımla ülkemizi daha ileriye taşımak, gelecek nesillere daha güçlü, daha gelişmiş ve daha müreffeh bir Türkiye bırakmaktır&quot; dediler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>"Gençlerin umutlarını kaybettiği bir yerde, ekonomik büyüme rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, geleceğe ilişkin önemli bir eksiklik var demektir. Çünkü bence gelecek, gençlerin olmak istediği yerde başlar." </strong></p>
<p>Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli şey nedir? Sahip olduğu doğal kaynaklar, ekonomik büyüklüğü, sanayi kapasitesi, teknolojik gücü? Bunların her biri tabi ki çok önemli. Ama en önemlisi, o ülkede yaşayan toplumun kendi geleceğini yaratabileceğine inanması.</p>
<p>Cumhuriyet, bundan 103 yıl önce, bu inanç üzerine kuruldu. Savaşların, kayıpların, yoksulluğun ardından ayağa kalkmayı başaran bir ülke, geleceğini kendi yazmakta kararlıydı.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, insanların doğdukları koşulların ötesinde bir hayat hayal edebilmelerini mümkün kıldı.</p>
<p>Bir köy çocuğunun öğretmen, bir kız çocuğunun bilim insanı olabileceği bir ülke düşüncesi, Cumhuriyet sayesinde gerçek oldu. Bugün, Cumhuriyet’in 103. yılında, bu hayalleri nereye taşıyabildik diye bakmak gerekiyor belki de… Çocuklarımızın hayalleri ne kadar büyük, biz onlara ne kadar alan açabiliyoruz?</p>
<p>Bir ülkenin geleceğini anlamak için ekonomik göstergelerine bakmak kadar, çocuklarının hayallerine de bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>CUMHURİYET, EN BÜYÜK YATIRIMI İNSANA YAPTI</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bütün imkânsızlıklara rağmen eğitime, bilime, kültüre ve kadınların toplumsal hayata katılımına öncelik verildi.</p>
<p>Henüz sanayileşmesini tamamlamamış, kaynakları son derece sınırlı bir ülkede, geleceğin insan yetiştirerek kurulabileceğine inandı Cumhuriyet.</p>
<p>Bugün sürdürülebilir kalkınma dediğimiz kavramın özünde de aynı anlayış var. Bir toplumun refahı, insanların potansiyellerini gerçekleştirebildikleri ölçüde kalıcı hale geliyor.</p>
<p>Kadınların üretime katılması, gençlerin nitelikli eğitime erişmesi, bilimsel düşüncenin güçlenmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması... Bunlar bir ülkenin ekonomik geleceğini de belirleyen tercihler.</p>
<p>Cumhuriyet’in kadınlara açtığı alan ise en önemli kazanımlardan biri. Kendi hayatımda sahip olduğum özgürlüklerin, aldığım eğitimin, mesleğimi seçebilmemin, düşüncelerimi yazabilmemin arkasında kuşaklar boyunca verilen bir emek var.</p>
<p>Bugün bu ülkede bir gazeteci olarak yazabiliyor, sorular sorabiliyor, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşananları izleyebiliyorsam, Cumhuriyet’in açtığı yolun benim hayatımdaki karşılığı tüm bunlar.</p>
<p>Bu kazanımların ne kadar değerli olduğunu bilmek ise, onları koruma ve geliştirme sorumluluğunu beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>GELECEK, GENÇLERİN GİTMEK İSTEDİĞİ YERDE BAŞLAR</strong></p>
<p>Bugün gençlerle konuştuğumda ilk sorduğum soru, geleceklerini nerede kurmak istedikleri. Dünyayı tanımaları, farklı ülkelerde eğitim almaları, başka kültürlerle karşılaşmaları çok değerli; ama bir gencin kendi ülkesinde hayal kurabilmesi, emeğinin karşılığını alacağına, yeteneğinin değerlendirileceğine, düşüncelerinin önemsendiğine inanması da en az bunlar kadar önemli.</p>
<p>Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında en önemli sorumluluğumuzun bu güveni güçlendirmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü gençlerin umutlarını kaybettiği bir yerde, ekonomik büyüme rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, geleceğe ilişkin önemli bir eksiklik var demektir.</p>
<p>Dünyanın çok büyük bir dönüşümden geçtiği bir dönemde, bu dönüşümü gerçekleştirecek insana, beceriye ve hayal gücüne her zamankinden dada fazla ihtiyacımız var. Türkiye’nin bu dönüşümde güçlü bir yere sahip olması, yetişmiş insanlarının bilgi ve yaratıcılığını değerlendirebilmesine bağlı. Bunun yolu eğitimden, bilimden, liyakatten, özgür düşünceden geçiyor…</p>
<p>Bir kız çocuğunun eğitimine devam edebilmesinden, bir gencin bilimsel araştırma yapabilmesinden, bir kadının kendi ekonomik bağımsızlığını kazanmasından, bir girişimcinin fikrini hayata geçirebilmesinden, bir gazetecinin özgürce soru sorabilmesinden geçiyor...</p>
<p><strong>CUMHURİYET, TAMAMLANMIŞ BİR HİKÂYE DEĞİL…</strong></p>
<p>Cumhuriyet, tamamlanmış bir hikâye değil… Bu güzel ve cesur hikâyeyi korumanın en güçlü yolu, onu geliştirerek sonraki kuşaklara aktarabilmek.</p>
<p>Bugün, “Cumhuriyet bize ne kazandırdı?” sorusunun yanına, “biz Cumhuriyet’in geleceğine ne katıyoruz?” sorusunu eklemek gerekiyor.</p>
<p>Geçmişe duyduğumuz minneti, geleceğe karşı sorumluluğumuzla buluşturmamız gerekiyor. Cumhuriyet, bundan 103 yıl önce bir ülkenin imkânsız görüneni mümkün kılma cesaretiydi.</p>
<p>Bugün de aynı cesarete ihtiyacımız var. Çocukların hayallerine, kadınların gücüne, gençlerin yaratıcılığına, bilimin yol göstericiliğine ve bu ülkenin insanlarına güvenme cesaretine.</p>
<p>Bize, geleceğin henüz yazılmadığını ve onu birlikte yazabileceğimizi hatırlatan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/8/1280x720/cumhuriyet-1793249487.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’ya çocukluk yıllarımızdaki yolculukların değişmez duraklarından biriydi Atatürk Orman Çiftliği. Ayranı, balı, döneri ve hayvanat bahçesiyle hayatıma giren bu yerin anlamı, yıllar içinde büyüdü, katmanlaştı. Cumhuriyet Bayramı yaklaşırken; kendi çocukluk hatıralarımla bir ülkenin geleceğine duyulan sarsılmaz inancın kesiştiği o günlere dönüyorum. </strong></p>
<p>Bazı yerlerin adı, doğrudan çocukluğunuzu getirir aklınıza. Oraya kim bilir kaç kez gitmişsinizdir; yıllar birbirine karışır, hangi ziyaretin ne zamana denk geldiğini çıkaramazsınız. Fakat orada bulunmanın sevinci kalır. Benim için Atatürk Orman Çiftliği böyle bir yer. Ankara’ya her gidişimizde mutlaka uğrardık. O soğuk, köpüklü ayranını içer, dönerini yer, dönüş için bal alırdık. Hayvanat bahçesinde ise zaman başka türlü geçerdi.</p>
<p>Bugün geriye baktığımda, hafızamda kalanların ne kadar gündelik mutluluklar olduğunu görüyorum. Bir yemek, bir gezinti, eve götürülen bir kavanoz bal… İnsanla bir yer arasındaki bağ böyle kuruluyor. Tekrarlandıkça hayatımızın içine yerleşen alışkanlıklarla, yıllar sonra bile hatırlamanın iyi geldiği anlarla.</p>
<p>Yaşım ilerlediğinde de çiftliği ziyaret etmeyi sürdürdüm. Zamanla oraya mesleğimin getirdiği dikkatle, geçmişini öğrenme merakıyla da bakmaya başladım. İçtiğim ayranın, gölgesinde dinlendiğim ağaçların, çocukluğumdan beri adını bildiğim bu yerin arkasındaki düşünceyi kavradıkça ziyaretlerimin anlamı derinleşti. Bu Cumhuriyet Bayramı’nda biraz da o bağı düşünmek istiyorum. Yıllar önce verilen bir kararın, bir çocuğun hayatında güzel bir hatıraya dönüşmesini…</p>
<p><strong>BİR ÜLKENİN KENDİNE GÜVENMESİ </strong></p>
<p>Çiftliğin kuruluş tarihi 5 Mayıs 1925. Cumhuriyet henüz ikinci yaşını doldurmamış. Mustafa Kemal Atatürk, kendi imkânlarıyla edindiği araziler üzerinde, Ankara’da örnek bir tarım işletmesinin çalışmalarını başlatıyor. Seçilen yerin koşulları güç. Çorak ve bataklık kesimleri bulunan arazinin tarıma elverişli hâle getirilmesi gerekiyor. Çiftliğin resmî tarihçesinde, uzmanların olumsuz değerlendirmeleri karşısında Atatürk’ün şu sözü aktarılıyor: </p>
<p><em>“Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip, ıslah edecektir?”</em></p>
<p>Bu cümlede beni etkileyen, güçlüğü bilerek sorumluluk üstlenmek. Toprağı tanımak, suyu doğru kullanmak, uygun üretim yöntemlerini bulmak, denemek ve sonuç almak için çalışmak gerekiyor. Geleceğe duyulan güven, yapılacak işlerin sorumluluğuyla birlikte düşünülüyor. Bir ülkenin kendine inanmasının, gündelik emekle nasıl karşılık bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği’nin kuruluşunu, Cumhuriyet’in insanına ve bilgiye duyduğu güvenin somut örneklerinden biri olarak okuyorum. Burada yapılacak çalışmaların başka yerlerde toprağını işleyen insanlara da yol göstermesi amaçlanıyor. Ankara’da edinilen deneyimin, ülkenin tarımına katkıda bulunması bekleniyor.</p>
<p>Bugün yılları birkaç cümlede geçebiliyoruz. Oysa toprağın hazırlanması, bir fidanın büyümesi, üretimin düzene girmesi zaman istiyor. Başarısız denemeleri, yeniden başlayan çalışmaları, her gün yapılması gereken işleri de düşünmek lazım. Çiftliğin tarihini okurken, tarihler ve rakamlar arasında o insanların emeğini görmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>SOFRAYA ULAŞAN BİLGİ </strong></p>
<p>Çiftlikte bitkisel üretim ve hayvancılıkla birlikte ürünleri işleyen tesisler, imalathaneler ve atölyeler gelişiyor. Süt ürünleri, bira ve şarap üretiliyor; tarım aletleri yapılıyor, tohum ve hayvan ıslahı üzerine çalışılıyor. Çevredeki çiftçilere uygun fiyatlarla ıslah edilmiş tohum ve hayvan sağlanması, birikimin çiftlik sınırlarının dışına taşınmasına katkıda bulunuyor.</p>
<p>Bir gastronomi kültürü yazarı olarak bu bütünlüğü önemsiyorum. Soframıza gelen ürünün niteliği, onu tatmamızdan çok önce belirlenmeye başlıyor. Toprakta, hayvanın bakımında, üreticinin bilgisinde, işleme ve saklama koşullarında… Bir bardak ayranın arkasında da birbirini tamamlaması gereken pek çok iş var. Yemeği anlatırken bu emeği görünür kılmaya çalışmamın nedenlerinden biri bu.</p>
<p>Çocukken elbette bunları düşünmüyordum. Ayranı seviyordum, döner yemekten hoşlanıyordum, bal almak ziyaretimizin bir parçasıydı. Yıllar sonra o tatları hatırlarken, çiftliğin üretimle gündelik hayat arasında kurduğu bağı da düşünmeye başladım. Çocukluğumda severek gittiğim bir yer, mesleğim ilerledikçe üzerine daha çok okuduğum, anlamını daha iyi kavradığım bir yer oldu.</p>
<p>Lezzet hafızamızın böyle bir yanı var. Bir tadı hatırlarken onu yediğimiz yeri, birlikte olduğumuz insanları, hayatımızın o dönemini de hatırlıyoruz. Bazen yıllardır düşünmediğimiz bir gün, tanıdık bir tatla geri geliyor. Sonradan öğrendiklerimiz de eski hatıraların yanına yerleşiyor. Çocukluğumuzdaki sevince, o sevinci mümkün kılanları anlamanın duygusu ekleniyor.</p>
<p><strong>HALKIN HAYATINDA BİR YER </strong></p>
<p>Çiftliğin kuruluş düşüncesinde halkın gezebileceği, dinlenebileceği alanlar oluşturmak da bulunuyor. Üretim faaliyetleri gelişirken çiftlik, bir mesire yeri olarak ziyaretçilerini kabul ediyor. Atatürk’ün bağış mektubunda bu toplumsal işlev, halka “gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler” ve “hiylesiz ve nefis gıda maddeleri” sağlamak sözleriyle anlatılıyor.</p>
<p>Bu ifadeleri okuyunca kendi çocukluğumu düşünüyorum. Bizim çiftliğe gidip yemek yememiz, dolaşmamız, orada hoşça vakit geçirmemiz, yıllar önce kurulmuş bir düşüncenin gündelik hayattaki karşılığıymış. Sağlıklı gıdaya ulaşmakla güzel bir çevrede dinlenebilmek aynı anlayışın içinde yer alıyormuş.</p>
<p><strong>HEPİMİZE BIRAKILAN EMANET </strong></p>
<p>Atatürk, 11 Haziran 1937 tarihli mektubuyla Orman Çiftliği’ni diğer çiftlikleriyle birlikte bütün tesisleri, hayvanları ve demirbaşlarıyla Hazine’ye bağışlıyor. Bu kararı düşündüğümde, yıllarca üzerinde çalışılmış bir eserin geleceğinin topluma emanet edilmesinin anlamı üzerinde duruyorum. O arazilerde, yapılarda ve üretim araçlarında birikmiş bilgi de var. Başka insanların öğrenebileceği, geliştirebileceği, yeni kuşaklara aktarabileceği bir deneyim.</p>
<p>Böyle bir mirasla kurduğumuz ilişkinin sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Onu sevmek, geçmişini öğrenmeye; hatırlamak, kuruluş amacını yaşatmaya yöneltmeli bizi. Çiftliğin toprağını, üretim birikimini ve halkın hayatındaki yerini korumak, bu sevginin gerektirdiği özenin bir parçası.</p>
<p>Benim çiftlikle bağım çocukluk hatıralarımdan geçiyor. Başkasının hayatında orada çalışmış bir yakınının emeği vardır; bir başkasında ailece geçirilmiş bir günün sevinci. Bu ayrı ayrı hikâyeler bir araya geldiğinde, bir kurumun toplumun hayatında nasıl yer tuttuğunu daha iyi anlıyoruz. Hepimizin başka bir yerinden tutunduğu ortak bir geçmiş oluşuyor.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUĞUMA DA YER AÇILMIŞTI </strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramı’nda kuruluş yıllarını düşünürken, o dönemde atılan adımların kendi hayatımıza nerelerden dokunduğuna da bakabiliriz. Çocukluğumda sevdiğim bu yerin hikâyesini öğrendikçe Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyduğum minnetin daha kişisel bir anlam kazandığını hissediyorum.</p>
<p>Yıllar önce tasarlanan aydınlık bir geleceğin içinde benim çocukluğuma da özenle yer açılmıştı. Gezip seveceğim, yeniden gitmek isteyeceğim, büyüdüğümde hatırlayacağım bir yer bırakılmıştı. İnsan, kendisinden önce gösterilmiş bir özenin hayatına dokunduğunu bazen çok sonra fark ediyor. Bu düşünce beni duygulandırıyor.</p>
<p>Bugünün çocuklarının da kendi hatıralarını kurabilecekleri yerlere ihtiyacı var. Üretimi tanıyabilecekleri, toprağa dokunabilecekleri, aileleriyle vakit geçirebilecekleri yerlere… Bir ürünün nasıl yetiştiğini görmek, onu yetiştiren insanla konuşmak, bir ağacın büyümesini izlemek, çocuklukta başlayan ve hayat boyunca süren bir ilginin ilk adımı olabilir.</p>
<p>Atatürk Orman Çiftliği denildiğinde, içimde hâlâ Ankara’ya giden o çocuk var. Yanında, artık o günlerin kendisine nasıl bir miras sayesinde armağan edildiğini bilen bugünkü ben duruyorum.</p>
<p>Cumhuriyet’in 103. yılında, çocukluğumun o ziyaretlerini minnetle hatırlıyorum. Atatürk’e, çiftliği kuranlara, toprağında ve tesislerinde çalışanlara teşekkür ederek… Bize bırakılan bu yerde, bizden sonraki çocukların da güzel hatıraları olsun istiyorum. O hatıralara imkân verecek toprağı, üretimi ve ortak hayatı korumak ise bize düşüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/7/1280x720/ataturk-1793249156.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/zamanimiz-bir-iktisat-cagidir-90816</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zamanımız bir iktisat çağıdır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806" target="_blank" rel="noopener">▶ VAHAP MUNYAR / Korku üzerine egemenlik kurulamaz</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808" target="_blank" rel="noopener">▶ ALAATTİN AKTAŞ / Bugün 1923’ü anlamak mı zor, 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı?</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809" target="_blank" rel="noopener">▶ ŞEREF OĞUZ / Cumhuriyeti kuramamış olsaydık…</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807" target="_blank" rel="noopener">▶ RÜŞTÜ BOZKURT / 2. yüzyılda gündemimiz “teknolojik uyum” olmalı</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810" target="_blank" rel="noopener">▶ BADER ARSLAN / Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811" target="_blank" rel="noopener">▶ ARMAĞAN VURDU/ Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813" target="_blank" rel="noopener">▶ SADİ ÖZDEMİR/ 103’üncü yılımızda ihracat ve turizme 41 kere maşallah!</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatiralarimda-bir-cumhuriyet-emaneti-90817" target="_blank" rel="noopener">▶ FARUK ŞÜYÜN / Hatıralarımda bir Cumhuriyet emaneti </a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyet-gelecege-inanma-cesaretidir-90818" target="_blank" rel="noopener">▶ DİDEM ERYAR ÜNLÜ / Cumhuriyet, geleceğe inanma cesaretidir</a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814" target="_blank" rel="noopener">▶ HİLMİ DEVELİ / Cumhuriyet'in ilanından geleceğe Türkiye'de KOBİ'ler </a></p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815" target="_blank" rel="noopener">▶ SERVET YILDIRIM/ Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/zamanimiz-bir-iktisat-cagidir-90816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/mustafa-kemal-ataturk-1793248680.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ gazetesi yazarları, 103’üncü yılında Cumhuriyetin çağdaşlaşma vizyonu, değerleri, kazanımları ile gelecek inşası ve ikinci yüzyılın ödevlerini kaleme aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet’in 103 yıllık yolculuğu, bağımsızlık mücadelesinden sanayileşmeye, eğitim reformlarından küresel ekonomiyle bütünleşmeye uzanan büyük bir dönüşümün hikâyesini anlatıyor. Ancak yüksek enflasyon, düşük katma değerli üretim, eğitimde fırsat eşitsizliği ve kurumlara duyulan güven gibi sorunlar, Türkiye’nin önündeki temel sınamalar olmaya devam ediyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kalıcı refahın yolu ise hukuk devletinden, bilimsel eğitimden ve teknoloji odaklı üretimden geçiyor.</strong></p>
<p>Bir ülke düşünün. Savaşlardan çıkmış, ekonomisi yıkılmış, sanayisi sınırlı, insan kaynağı yetersiz. Bir yanda bağımsızlığını koruma mücadelesi, diğer yanda çağdaş bir devlet kurma zorunluluğu var.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923’te böyle bir tarihsel ortamda doğdu. Bugün 103 yaşında. Aradan geçen bir asrı aşan süre, yalnızca bir devletin ömrünü değil, büyük dönüşümlerin, önemli başarıların, ama aynı zamanda kaçırılmış fırsatların ve hala çözülemeyen sorunların da hikâyesini anlatıyor.</p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluşunu anlamak için Sevr Antlaşması’nın temsil ettiği tabloyu hatırlamak gerekir. Toprakları parçalanmak, askeri gücü sınırlandırılmak ve maliyesi yabancı denetime açılmak istenen bir ülkeden, kendi kurumlarını kuran bağımsız bir devlete geçiş, tarihin olağan akışı içinde gerçekleşmedi. Kurtuluş Savaşı’nın zaferi, Türkiye’nin kendi geleceğini belirleyebilmesinin önünü açtı. Cumhuriyet ise bu bağımsızlığı yeni bir siyasi ve toplumsal düzenle buluşturdu.</p>
<p><strong>Gerçek bir reform hikâyesi</strong></p>
<p>Cumhuriyet her şeyden önce bir reform projesiydi.</p>
<p>Eğitim birliği sağlandı, yeni Türk harfleri kabul edildi, okuryazarlığı yaygınlaştırmak için Millet Mektepleri açıldı. Medeni Kanun’la hukuk alanında köklü değişiklikler yapıldı. Kadınların siyasi hakları aşamalı biçimde genişletildi. Laik hukuk düzeninin, çağdaş eğitim sisteminin ve modern kamu kurumlarının temelleri atıldı.</p>
<p>Ekonomide ise temel hedef, siyasi bağımsızlığı üretim kapasitesiyle desteklemekti. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ortaya konan milli iktisat anlayışı, dışa bağımlılığı azaltmayı, yerli girişimciliği geliştirmeyi ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmayı amaçlıyordu. Sermaye birikiminin ve özel girişimciliğin yetersiz kaldığı alanlarda devlet öncü rol üstlendi.</p>
<p>Demiryolları genişletildi, bazı yabancı işletmeler millileştirildi, bankalar ve sanayi kuruluşları oluşturuldu. Sümerbank ve Etibank gibi kurumlar, fabrikalar ve altyapı yatırımları, üretim ekonomisinin temelini güçlendirmeyi hedefledi. Osmanlı’dan devralınan borçların ödenmesi ve 1929 Büyük Buhranı’nın yarattığı koşullar da dikkate alındığında bu çabaların ne kadar sınırlı kaynaklarla yürütüldüğü daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Ancak Cumhuriyet’in ekonomik hikâyesi yalnızca ilk yılların sanayileşme atılımından ibaret değildir. Sonraki dönemlerde çok partili hayata geçiş, tarımda makineleşme, sanayileşmenin hızlanması, ihracatın gelişmesi ve dünya ekonomisiyle bütünleşme gibi önemli değişimler yaşandı. Bununla birlikte ekonomik büyüme, her zaman istikrarlı ve kalıcı refaha dönüşemedi.</p>
<p><strong>Çözemediğimiz sorunlar</strong></p>
<p>Peki, 103 yılın sonunda hangi sorunları hala çözemiyoruz?</p>
<p><strong>- İlk sırada enflasyon var.</strong> Türkiye, farklı dönemlerde yüksek enflasyon, döviz darboğazları, finansal istikrarsızlık ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldı. Enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi değildir; ücretlilerin ve emeklilerin alım gücünü aşındırır, tasarruf yapmayı zorlaştırır, gelir dağılımını bozar ve geleceğe ilişkin güveni zayıflatır. İnsanların ekonomik kararlarını uzun vadeli üretim ve yatırım yerine kur, faiz ve fiyat hareketlerine göre vermek zorunda kalması, kalkınmanın önündeki temel engellerden biridir.</p>
<p><strong>- İkinci sorun, üretimin niteliğidir. </strong>Türkiye önemli bir sanayi ve ihracat kapasitesi oluşturdu. Ancak yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ve küresel ölçekte marka yaratabilen şirketlerin payını daha ileri taşımak gerekiyor. Ucuz iş gücüne, düşük katma değerli üretime ve ithal ara mallarına dayanan bir model, kalıcı refah için yeterli değil. Üretmek kadar, ne ürettiğimiz ve ürettiğimiz değerin ne kadarının ülkede kaldığı da önemli.</p>
<p><strong>- Üçüncü sorun, eğitim ve fırsat eşitliğidir.</strong> Cumhuriyet’in en büyük hedeflerinden biri, doğduğu yer ve ailesinin ekonomik koşulları ne olursa olsun her çocuğa kendini geliştirme imkânı sunmaktı. Bu hedefe yönelik büyük ilerlemeler sağlandı; ancak eğitim kalitesi, bölgeler arasındaki farklılıklar, beceri uyumsuzluğu ve fırsat eşitsizliği hala önemli meseleler. Bilgi ekonomisinde rekabet edebilmek için yalnızca okullaşmayı değil, eleştirel düşünmeyi, bilimsel merakı, yabancı dil becerisini ve nitelikli mesleki eğitimi de geliştirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>- Dördüncü mesele, hukuk ve kurumlara duyulan güvendir.</strong> Kalıcı kalkınma için yalnızca doğru ekonomi politikaları yeterli olmaz. Öngörülebilir kurallara, bağımsız ve tarafsız yargıya, hesap verebilir kamu yönetimine ve liyakat esasına dayalı kurumlara ihtiyaç vardır. Hukuk güvenliğinin güçlü olduğu bir ülkede yatırımcı geleceğini planlayabilir, girişimci risk alabilir, vatandaş ise hakkını arayabileceğine inanır. Kurumların kişilere değil, kurallara dayanması Cumhuriyet’in geleceği açısından belirleyicidir.</p>
<p>- Bunlara gelir dağılımındaki bozulma, gençlerin gelecek kaygısı, nitelikli insan kaynağının yurt dışına yönelmesi, kadınların ekonomik yaşama katılımının önündeki engeller ve çevresel sorunlar da ekleniyor. Türkiye’nin coğrafi konumu ve üretim kapasitesi önemli fırsatlar sunuyor; ancak bu fırsatların refaha dönüşmesi, uzun vadeli ve tutarlı politikalara bağlı.</p>
<p><strong>İkinci yüzyılın ödevi</strong></p>
<p>Peki; Cumhuriyet’i gelecek yüz yıllara taşımak için ne yapmalıyız?</p>
<p><strong>- Öncelikle enflasyonu kalıcı biçimde düşürmeli,</strong> fiyat istikrarını ve ekonomik öngörülebilirliği sağlamalıyız. Bunun yolu yalnızca faiz veya döviz kuru üzerinden sonuç almaya çalışmaktan geçmiyor. Mali disiplin, güvenilir para politikası, verimlilik artışı, rekabetçi piyasalar ve yapısal reformlar birlikte yürütülmeli. Enflasyonla mücadele, toplumun bütün kesimlerinin güven duyduğu, tutarlı ve uzun vadeli bir programla desteklenmeli.</p>
<p><strong>- İkinci olarak, üretim modelimizi teknoloji ve verimlilik ekseninde dönüştürmeliyiz</strong>. Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmeli, araştırma ve geliştirme yatırımlarını artırmalı, girişimcilerin büyümesini kolaylaştırmalı ve yerli firmaların küresel değer zincirlerinde daha yüksek basamaklara çıkmasını sağlamalıyız. Devlet ile özel sektör arasında sonuç odaklı bir iş birliği kurulmalı; kamu desteği, verimlilik, yenilikçilik ve uluslararası rekabet gibi ölçülebilir hedeflere bağlanmalı.</p>
<p><strong>- Üçüncü olarak, eğitim sistemini geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniden güçlendirmeliyiz.</strong> Öğretmen niteliğini, okul öncesi eğitimi, bilimsel düşünceyi, mesleki becerileri ve üniversitelerin araştırma kapasitesini geliştirmek zorundayız. Eğitim, siyasi tartışmaların kısa vadeli konusu değil, ülkenin gelecek kuşaklarına yönelik en stratejik yatırım olarak görülmeli.</p>
<p><strong>- Dördüncü olarak, hukuk devletini ve demokratik kurumları güçlendirmeliyiz.</strong> Cumhuriyet yalnızca bir devlet biçimi değil, vatandaşların eşit haklara sahip olduğu ve yönetimin meşruiyetini milletten aldığı bir düzendir. Farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, basının görevini yapabildiği, denetim mekanizmalarının işlediği ve kamu kaynaklarının şeffaf biçimde kullanıldığı bir sistem hem toplumsal barışı hem de ekonomik güveni destekler.</p>
<p><strong>- Beşinci olarak, yeşil ve dijital dönüşümü bir zorunluluk değil, kalkınma fırsatı olarak değerlendirmeliyiz.</strong> İklim değişikliğiyle mücadele, enerji verimliliği, temiz enerji, su kaynaklarının korunması ve döngüsel üretim, sanayimizin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek. Dijitalleşme ve yapay zekâdan verimli biçimde yararlanmak da kamu hizmetlerinden sanayiye kadar birçok alanda yeni imkânlar yaratabilir.</p>
<p>- Bütün bunların üzerinde ise toplumsal dayanışma ve ortak gelecek fikri bulunuyor. Cumhuriyet’i yaşatmak, geçmişte kazanılanları yalnızca anmak değil, onların temelindeki bağımsızlık, eşit yurttaşlık, akıl, bilim ve ilerleme düşüncesini bugünün koşullarında yeniden hayata geçirmektir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk kuşağı, büyük yokluklar içinde yeni bir ülke kurdu. Bugünün kuşaklarının sorumluluğu ise bu ülkeyi daha üretken, daha adil, daha özgür ve daha müreffeh hale getirmek…</p>
<p>Cumhuriyet’in 103 yıllık bilançosu, ne yalnızca bir başarı öyküsüdür ne de tamamlanmamış işlerin listesinden ibarettir. Büyük bir kuruluş iradesinin üzerine inşa edilmiş, önemli kazanımlar kadar çözülmesi gereken sorunlar da barındıran uzun bir yolculuktur.</p>
<p>Önümüzdeki yüz yıllarda da yaşamasını istediğimiz Cumhuriyet için sorulması gereken soru yalnızca nereden geldiğimiz değil, nereye gitmek istediğimizdir. Çocuklarımıza nasıl bir eğitim, gençlerimize nasıl bir gelecek, çalışanlarımıza nasıl bir refah, vatandaşlarımıza nasıl bir hukuk düzeni bırakacağız?</p>
<p>Bu sorulara vereceğimiz yanıtlar, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki gerçek başarısını belirleyecek. Çünkü Cumhuriyet, geçmişten devralınan bir miras olduğu kadar geleceğe karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu olsun!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yillik-bilancosu-ve-bir-donusum-hikayesi-90815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin 103 yıllık bilançosu ve bir dönüşüm hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet’in ilanından geleceğe Türkiye’de KOBİ’ler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet’in ilk yüzyılında üretimin, istihdamın ve girişimciliğin yaygınlaşmasında önemli rol oynayan KOBİ’ler, ikinci yüzyılda yeni bir dönüşümle karşı karşıya. Yapay zekâ, dijitalleşme, yeşil ekonomi ve küresel rekabetin belirleyici olacağı 2026-2035 döneminde, Türkiye’nin ekonomik gücünü artırması için KOBİ’lerin daha üretken, yenilikçi ve yüksek katma değerli bir yapıya kavuşması gerekiyor.</strong><strong> </strong></p>
<p>1923’ten 2026’ya ekonomik gelişim, girişimcilik kültürü, sanayileşme, dijitalleşme ve sürdürülebilir rekabet perspektifi sorgulandığında Cumhuriyet’in ekonomik kalkınma yolculuğunda KOBİ’ler, Cumhuriyet’in ilanından bugüne uzanan ekonomik kalkınma sürecinin temel aktörlerinden biri olmuştur. Üretimin tabana yayılması, istihdam yaratılması, yerel ekonomilerin canlanması, girişimcilik kültürünün gelişmesi ve toplumsal refahın artırılması bakımından KOBİ’ler, Türkiye ekonomisinin geniş bir kesimini temsil etmektedir.</p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Türkiye’nin öncelikli hedeflerinden biri, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesi ve yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesiydi.</p>
<p>Bu yaklaşımın önemli kilometre taşlarından biri, Cumhuriyet ilan edilmeden önce 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi oldu.</p>
<p>Kongrede üretim, ticaret, girişimcilik ve ekonomik bağımsızlık konuları ele alındı.</p>
<p>Cumhuriyet’in 1923 yılında ilan edilmesiyle başlayan ekonomik kalkınma arayışı, yalnızca sanayi tesisleri kurmak veya üretim kapasitesini artırmakla sınırlı kalmamıştır.</p>
<p>Aynı zamanda yerli girişimcilerin yetiştirilmesi, ticaret hayatının geliştirilmesi, teknolojik yetkinliklerin kazanılması ve ulusal ekonominin dış rekabet karşısında güçlendirilmesi hedeflenmiştir.</p>
<p>Aradan geçen bir asırda Türkiye; tarım ağırlıklı bir ekonomik yapıdan sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin öne çıktığı daha çeşitli bir ekonomik yapıya dönüşmüştür.</p>
<p>Bu dönüşümün her aşamasında küçük işletmeler, atölyeler, aile şirketleri, tedarikçiler ve zamanla büyüyerek orta ölçekli işletmelere dönüşen girişimler önemli roller üstlenmiştir.</p>
<p>Bugün ise KOBİ’ler yeni bir dönemin eşiğindedir.</p>
<p>Yapay zekâ, dijital dönüşüm, yeşil ekonomi, küresel tedarik zincirleri ve değişen tüketici beklentileri, işletmelerin yalnızca üretim yapmasını değil, aynı zamanda bilgi üreten, yenilik geliştiren ve değişime hızla uyum sağlayan kuruluşlara dönüşmesini gerektirmektedir.</p>
<p><strong>Bu nedenle temel soru şudur: </strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne Türkiye ekonomisinin gelişimine katkıda bulunan KOBİ’ler, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin rekabet gücünü ve refahını hangi ölçüde şekillendirebilecektir? Dolayısıyla Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında KOBİ politikasının temel hedefi, yalnızca daha fazla işletme kurulmasını sağlamak değil, mevcut işletmelerin daha üretken, yenilikçi ve dayanıklı hâle gelmesini desteklemek olmalıdır.</p>
<p><strong>2026–2035 döneminde KOBİ’leri bekleyen temel dönüşümler</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik öngörüler kesin sonuçlar olarak değil, bugünkü ekonomik ve teknolojik eğilimlerden hareketle değerlendirilmelidir. Önümüzdeki on yılda KOBİ’lerin rekabet gücünü belirlemesi beklenen başlıca dönüşümler şunlardır;</p>
<ol>
<li><strong> Yapay zekâ ve akıllı işletme yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ; satış tahminleri, stok yönetimi, müşteri ilişkileri, kalite kontrol, finansal analiz ve üretim planlamasında KOBİ’lere yeni imkânlar sunacaktır. Küçük bir işletme, uygun maliyetli dijital araçlarla daha önce yalnızca büyük şirketlerin erişebildiği bazı analiz ve otomasyon yeteneklerinden yararlanabilecektir. Ancak veri güvenliği, yanlış sonuçlar ve çalışanların yeni beceriler kazanması gibi konular dikkatle yönetilmelidir.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Yapay zekâyı gerçek iş süreçlerine entegre eden işletmelerin, yalnızca geleneksel yöntemlerle çalışan rakiplerine karşı verimlilik avantajı elde etmesi mümkün olacaktır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Sanayi 4.0 ve üretimde otomasyon</strong></li>
</ol>
<p>Sensörler, robotik sistemler, üretim yazılımları ve makinelerden toplanan veriler, üretim hatalarının azaltılmasına ve kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>KOBİ’lerin bütün üretim tesislerini bir anda yenilemesi gerekmemektedir.</p>
<p>Öncelikle en fazla maliyet yaratan veya zaman kaybettiren süreçlerin dijitalleştirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Akıllı üretim teknolojilerinin yaygınlaşması, küçük işletmelerin büyük üreticilerin tedarik zincirlerinde yer alabilmesi için giderek daha önemli hâle gelecektir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, atıkların azaltılması ve karbon emisyonlarının ölçülmesi, KOBİ’lerin maliyetlerini ve ihracat olanaklarını etkileyen unsurlar olacaktır.</p>
<p>Özellikle Avrupa pazarına çalışan işletmelerin, müşterilerinin sürdürülebilirlik ve tedarik zinciri şartlarını takip etmesi gerekecektir.</p>
<p>Hangi düzenlemenin hangi işletmeye uygulanacağı, sektör ve ticari ilişkilere göre ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Çevresel performansını ölçebilen ve doğrulanabilir veriler sunabilen işletmeler, belirli pazarlarda rekabet avantajı kazanabilecektir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> E-ihracat ve uluslararası pazarlara erişim</strong></li>
</ol>
<p>Dijital pazaryerleri, çevrim içi satış kanalları ve uluslararası lojistik hizmetleri, küçük işletmelerin yurt dışındaki müşterilere ulaşmasını kolaylaştırabilir.</p>
<p>Ancak sürdürülebilir ihracat için yalnızca çevrim içi satış yeterli değildir.</p>
<p>Marka oluşturma, ürün standartları, ödeme güvenliği, gümrük işlemleri ve satış sonrası hizmetler birlikte ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>Öngörü:</strong> Belirli bir ürün veya pazarda uzmanlaşan, dijital satış becerilerini geliştiren KOBİ’lerin ihracatlarını çeşitlendirme imkânı artacaktır.</p>
<p>Türkiye açısından asıl hedef, işletmelerin sayısını artırmakla sınırlı kalmayan; işletme başına üretkenliği, çalışan başına katma değeri, ihracatın niteliğini ve teknolojik yetkinliği birlikte yükselten bir KOBİ ekosistemi oluşturmak olmalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Cumhuriyet’in ekonomik mirasından geleceğin rekabet gücüne</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in ilanından bugüne Türkiye’nin ekonomik gelişim süreci, üretim kapasitesinin oluşturulması, sanayileşmenin yaygınlaştırılması, özel girişimciliğin gelişmesi ve küresel pazarlara açılma aşamalarından geçmiştir.</p>
<p>KOBİ’ler bu tarihsel yolculukta kimi zaman yerel üretimin ve ticaretin taşıyıcısı, kimi zaman sanayi kuruluşlarının tedarikçisi, kimi zaman da ihracatçı ve yenilikçi girişimci olarak öne çıkmıştır. Bugün gelinen noktada KOBİ’ler, işletme sayısı ve istihdam bakımından Türkiye ekonomisinin temel unsurlarından biridir.</p>
<p>Bununla birlikte geleceğin rekabet ortamı, yalnızca üretim miktarını artırmayı değil; daha yüksek katma değer üretmeyi, teknolojiyi etkin kullanmayı, çevresel etkileri azaltmayı ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmeyi gerektirmektedir.</p>
<p>Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ekonomik kalkınmanın önemli hedeflerinden biri, geleneksel işletmelerin bilgi ve teknoloji temelli işletmelere dönüşmesini sağlamak olmalıdır.</p>
<p>Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için KOBİ’lerin finansmana erişimi kolaylaştırılmalı, mesleki eğitim güçlendirilmeli, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları desteklenmeli ve uluslararası pazarlara erişim imkânları geliştirilmelidir.</p>
<p><strong>Hiçbir teknoloji, tek başına başarılı bir işletme yaratmaz</strong></p>
<p><em>Başarı; doğru strateji, sağlam finansal yapı, nitelikli çalışanlar, müşteri odaklılık ve sürekli öğrenme kültürünün birlikte geliştirilmesiyle mümkündür.</em></p>
<p>Cumhuriyet’in ilk yüzyılında temel mesele, Türkiye’nin üretim ve girişimcilik kapasitesini oluşturmak ve geliştirmekti.</p>
<p>İkinci yüzyılın temel meselesi ise bu kapasiteyi bilgiye, teknolojiye, yüksek katma değere ve küresel rekabet gücüne dönüştürmektir.</p>
<p>Bu nedenle KOBİ’lerin geleceği, yalnızca küçük işletmelerin geleceği değildir.</p>
<p>Aynı zamanda Türkiye’nin istihdamının, sanayisinin, ihracatının, bölgesel kalkınmasının ve ekonomik refahının geleceğidir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-ilanindan-gelecege-turkiyede-kobiler-90814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyet’in ilanından geleceğe Türkiye’de KOBİ’ler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 103’üncü yılımızda ihracata ve turizme 41 kere maşallah!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, sanayi üretimimiz ve döviz gelirlerimiz çok düşüktür. Cumhuriyetimizin kurucu lideri, ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeyi yönettiği 1923-1938 yılları arasında ekonomik kalkınma adına yürütülen çalışmalarla sağlam temeller atıldı. O dönemde Türkiye kendi şartlarından ve küresel koşullardaki zorluklardan dolayı ayrıca sıkıntı yaşadı. Lozan Anlaşması, Osmanlı’dan devir alınan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal gümrük rejimini’</strong> 1929 yılına kadar koruyordu. Bu nedenle genç cumhuriyetin idarecileri, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘gümrük vergilerini yükselterek’</strong> yerli üretimi desteklemek gibi çok temel bir adımı atamadı. Atatürk, sanıldığının aksine devletçi ekonomi politikalarına hiç istekli değildi. Özel sektörü teşvik ederek sanayi yatırımlarının yapılmasını istiyordu. Bu nedenle bir süre (1932’ye kadar) bekledi. Bu nedenle bu üç yıllık dönem <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘devletin sanayici kimliği ile henüz devreye girmediği dönem’</strong> olarak da adlandırılır. Onlarca yıl süren savaşlarla her açıdan harabeye dönmüş ülkede beklentileri karşılayacak bir özel sektör olmadığı görüldükten sonra yine de <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘özel sektörün önünü kapatmadan’</strong> ülkenin ihtiyacı olan büyük sanayi yatırımlarının devlet eliyle yapılmasına başlandı.</p>
<p>Bu nedenle de 1932’den itibaren <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘sanayide devletçilik’</strong> dönemi olarak adlandırılır. Aslında 1929’daki küresel ekonomik krizin etkisiyle o dönemde ABD başta olmak üzere en liberal ekonomilere sahip ülkelerde bile <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘devletçi ekonomi’</strong> politikaları uygulanıyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2ca3f602c7-1793247807.png" alt="" width="948" height="1659" /></p>
<p><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">SANAYİDE VE TARIMDA DURUM VAHİMDİ</strong></p>
<p>Şubat 1925’te Aşar vergisinin kaldırılması tarımda önemli bir ivme getirdi. 1927 ve 1929’da çıkarılan kanunlarla topraksız köylülere toprak dağıtıldı. 1927’de tarım sayımı yapıldı. Ekili araziler tüm ülkenin yüzde 5’i kadardı. Tahmini ekilebilir arazi oranı ise yüzde 32’ydi. Dolayısıyla atıl tarım arazisi çok fazlaydı. 1927’de tarımda çalışan nüfus 4 milyon kişiden fazlaydı. Tarımsal üretim çok ilkel aletlerle ve koşullarda <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘geçimlik’</strong> yapılıyordu. Sanayideki tablo daha da korkunçtu. Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu ardından sanayi teşvik kanunu çıkarıldı. 1927 Sanayi sayımına göre Türkiye’de sadece 65 bin 245 işyeri vardı. Bu işyerlerinde 256 bin 855 kişi çalışıyordu. Bunların yüzde 43’ü tarımda, 24’ü dokumacılıkta, yüzde 22’si maden ve makine yapım onarım işlerindeydi.</p>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">İKİ TANE BEŞ YILLIK SANAYİ PLANIMIZ OLDU</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />1933’te hazırlanan ve 1934-1938 yıllarını kapsayan ilk sanayi planımızda, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Ana hammaddeleri memleketimizde bulunan veya tedarik edilebilecek olan sanayi, bu beş senelik planın başlıca vasfıdır”</strong> deniliyordu. İlk etapta dokuma, maden, kâğıt, seramik ve kimya sanayilerine yatırım yapılması benimsenmişti. Plana göre, üretilmesi düşünülen sanayi ürünleri, 1938-1932 yılları arası toplam ithalatın yüzde 43’ünü oluşturuyordu. <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Birinci Sanayileşme Planı bizi umumi ithalatımızın asgari yüzde 25-30’unda müstağni bırakmak vazifesini üzerine almış bulunmaktadır”</strong> deniliyordu. Yani ithal ikameci bir sanayi planıydı. İlk plan hedeflerine büyük ölçüde ulaştı, sanayinin milli gelir içindeki payı yükseldi. İkinci Beş Yıllık Plan ise <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘ağır sanayiye geçişi’</strong> hedefledi. Ancak uygulama dönemi İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk geldi ve başarısız oldu. Oysa hazırlanmasına İktisat Vekili Celal Bayar başkanlık etmişti. Sonraki yıllarda 1963 yılından itibaren Beş Yıllık Kalkınma Planları hazırlandı ve günümüze kadar bu gelenek devam etti. Şu anda 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemindeyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">24 OCAK 1980 KARARLARI VE TURGUT ÖZAL</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetimizin ekonomik kalkınma mücadelesi genel olarak <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">24 Ocak 1980 Kararlarına</strong> kadar <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘kapalı ekonomi, ithal ikameci ekonomi, karma ekonomi’</strong> gibi farklı adlandırmalarla anılır. 24 Ocak Kararları, ekonomimizde <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal ticaret, küresel rekabete açık bankacılık ve sermaye piyasa anlayışına, ihracata dayalı sanayileşmeye, piyasa ekonomisine geçiş için’</strong> zemin hazırlayan devrim niteliğinde kararlardı. Açıklandığı gün Süleyman Demirel Başbakan, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">Turgut Özal</strong> ise müsteşardı. Yaklaşık 10 ay sonra ülkede 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi oldu. Özal, mimarı olduğu ekonomi modelini, darbeci yönetimle de uygulama fırsatı buldu. Darbeciler de Türkiye’nin kapalı ekonomi modeliyle yola devam edemeyeceğini anlamıştı. Turgut Özal, 13 Aralık 1983’te Başbakan olarak icraatlarına devam etti. Getirdiği teşviklerle sanayi ve turizm yatırımları adeta patlama yaptı. Dış ticaret ve turizm gelirleri katlanarak büyüdü. Doğrudan yabancı sermaye girişinin önü açıldı. Borsa ve sermaye piyasası kuruldu, derinleşti. 1990’lı yıllar ise ülkemizde siyasi istikrarın adeta yok olduğu, ülkenin her açıdan yönetilemez hale geldiği zor yıllar oldu. 2001 yılı sonuna kadar ekonomide çok derin krizler yaşandı. Bu krizler ülkede bazı ekonomik reformların yapılmasına zemin hazırladı. 3 Kasım 2002’de genel seçimleri kazanarak tek başına iktidar olan Ak Parti ve kısa süre sonra Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlanan siyasi istikrar ekonomiye de istikrar ve güven getirdi. 24 yıllık Ak Parti-Erdoğan iktidarı döneminde her biri dünya çapında iddialı altyapı yatırımları yapıldı. Türkiye’nin makro ekonomik rakamları uzun yıllar çift haneli büyüdü. Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını kutluyoruz. Piyasa ekonomisine geçişin ilk adımını 24 Ocak 1980, ilk iktidarını 1984 ve rakamlarda ilk dikkate değer değişimin başlamasını da 1985 kabul edersek, ortaya <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">‘liberal devrimin etkisiyle yükselişe geçen Türkiye tablosu’</strong> çıkıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container">2002 yılından itibaren sağlanan 24 yıllık siyasi istikrarın da etkisiyle 41 yıllık hikayemize bakınca parlak bir tablo çıkıyor karşımıza. 1985’te yıllık turizm gelirimiz 1 milyar 480 milyon dolardı ve bunun için aynı yıl 2,6 milyon turist ağırlamıştık. 2025’te 65,2 milyar dolarlık turizm geliri elde ettik ve 63,9 milyon turist ağırladık. Bu rakamlarla dünyanın en büyük 4’üncü turizm ülkesi olduk. 1985’te <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">7,9 milyar dolarlık ihracat, 11,3 milyar dolarlık da ithalat</strong> yapmıştık. 2025’de <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">273,4 milyar dolarlık ihracat ve 365,5 milyar dolarlık ithalat</strong> gerçekleştirdik. 1980’de 44,7 milyon nüfusumuzla toplam milli gelirimiz 96 milyar dolardı, 2025’te ise 86 milyon nüfusumuzla toplam milli gelirimiz 1,6 trilyon doları aştı. 1985’te toplam dış borcumuz 25,6 milyar dolardı, 2025’te bu rakam yaklaşık 520 milyar dolar oldu. Türkiye hızla kalkınırken dış borcumuz da hızla yükseldi ancak toplam milli gelirimiz çok daha hızlı arttığı için dış borcumuzun GSYİH’e oranı yaklaşık olarak aynı kaldı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/103uncu-yilimizda-ihracata-ve-turizme-41-kere-masallah-90813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 103’üncü yılımızda ihracata ve turizme 41 kere maşallah! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizi-ve-ihracatimizi-yuceltelim-90812</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetimizi ve ihracatımızı yüceltelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yıl <strong>Cumhuriyetimizin</strong> 103. yılını “<strong>İlelebet payidar”</strong> olması dileği ile kutlayacağız.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ne inanan ve gönül veren herkesin bu büyük bayramı kutlu olsun.</p>
<p><strong>İhracat ortak bir ekosistemin ürünüdür. İşletmelerin çabası yeterli değildir.</strong></p>
<p><strong>İhracatın sürdürülebilir büyümesi, tüm ekosistem unsurlarının karşılıklı olarak birbirini desteklemesine bağlıdır.</strong></p>
<p>- Kamu kurumlarının uygulama kapasitesi, kadroların liyakati ve yetkinliği,</p>
<p>- Bürokratik süreçlerin etkinliği ve kolaylığı,</p>
<p>- Eğitim kurumlarının yeterlilikleri ile katkıları,</p>
<p>- Finansmana kolay ve yeterli oranda erişim ve</p>
<p>- Bölgesel üretim altyapısı,</p>
<p>gibi unsurların her biri oldukça önemlidir.</p>
<p><strong>- KOBİ’lerin ihracat yeterlilikleri Türkiye’nin ihracat geleceği açısından belirleyicidir.</strong></p>
<p>İhracatın sınırlı sayıda büyük firmada yoğunlaşması, bu şekilde edinilecek refahın ve gelişmenin, ülke çapına yayılması açısından kısıtlayıcıdır.</p>
<p><strong>- KOBİ’lerin ihracata başlaması kadar ihracatta kalıcı olması da önemlidir.</strong></p>
<p>Yıllardır sürekli artış gösteren ilk 1.000 ihracatçının toplam ihracata oranı, ihracat çabalarının daha geniş bir işletme tabanına yayılması gerektiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>- İnsan kaynağı ve uygulamalı eğitim eksikliği temel sorun alanlarından biridir.</strong></p>
<p>Eğitim ve danışmanlık programları, ne yazık ki yalnızca etkinlik veya katılımcı sayısıyla ölçülmektedir.</p>
<p>Asıl ölçüt, işletmelerin ihracat yapabilme kapasitesindeki ve ihracat sonuçlarındaki gelişmedir.</p>
<p>Gençlerin yetiştirilmesi için, meslek odaklı eğitim veren <strong>okullardaki müfredatın</strong>, okullardaki hocaların yetkinliklerinden daha çok, <strong>sektörün ihtiyaçları gözetilerek</strong> düzenlenmesi gerekir. Öğrenimleri süresince <strong>öğrencilere</strong>, sektör içinde <strong>aktif staj</strong> olanaklarının artırılması ve <strong>sektör deneyiminin eğitime aktarılması</strong> çok önemlidir.</p>
<p><strong>Türkiye ihracatında uzun vadeli ve büyük bir büyüme gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p><strong>1923’te</strong> yaklaşık <strong>50 milyon</strong> ABD Doları düzeyindeki ihracatın, <strong>son yıllarda 300 milyar</strong> dolara yürümesi, üretim kapasitesindeki ve uluslararası pazarlara erişimdeki gelişimin göstergesidir.</p>
<p><strong>ANCAK…</strong></p>
<p>Aşağıdaki çizelgeyi incelediğiniz takdirde ilginç sonuçlara varacaksınız.</p>
<p>Bu sonuçlar da umarım ilgili ve yetkili herkesi bu konuda daha farklı düşünmeye yönlendirir.</p>
<p><strong>2005</strong> yılında <strong>43 bin 456</strong> olan <strong>ihracatçı</strong> sayımız 20 yılda 4 kata yakın artarak <strong>2025’te 167 bin 779</strong> olmuş.</p>
<p>Ne mutlu bize amma yeter mi?</p>
<p>Hayır…</p>
<p><strong>Durmak yok yola devam FAKAT…</strong></p>
<p>2005 ile 2025 yıllarını kapsayan <strong>20 yıl içerisinde</strong> <strong>ilk kez ihracat</strong> <strong>yapan firma sayısı 313 bin 712</strong> olmuştur <strong>amma aktif</strong> olarak <strong>ihracat yapan firma</strong> sayısı ise ancak <strong>167 bin 779 düzeyinde kalmıştır.</strong></p>
<p>İşte burada durup bir düşünmek gereklidir diyorum…</p>
<p>Çünkü neredeyse toplam ihracat yapan firmasına yaklaşan sayıda, <strong>145 bin 933</strong> adet <strong>firma</strong> artık <strong>ihracat piyasasında görünmüyor</strong>.</p>
<p><strong>Bu kadar çok sayıda, ihracat yapmış olan firma neden ihracat piyasasında değiller?</strong></p>
<p>Bence, ihracatımızı arttırmanın çareleri bu sorunun cevaplarında yatıyor…</p>
<table width="399">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="399">
<p><strong>Türkiye İhracatçı Firma Artış Sayıları (2005 - 2025)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>Yıllar</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>İhracat yapan firma sayısı</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>Önceki Yıla Göre Gerçekleşen Artış/Azalış</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>İlk kez ihracat yaptığı açıklanan  firma sayısı </strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2005</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>43.456</p>
</td>
<td width="111">
<p>-</p>
</td>
<td width="111">
<p>7.915</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2006</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>45.467</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.011</p>
</td>
<td width="111">
<p>8.420</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2007</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>50.065</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.598</p>
</td>
<td width="111">
<p>10.510</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2008</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>50.666</p>
</td>
<td width="111">
<p>601</p>
</td>
<td width="111">
<p>9.850</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2009</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>51.927</p>
</td>
<td width="111">
<p>1.261</p>
</td>
<td width="111">
<p>12.140</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2010</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>54.472</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.545</p>
</td>
<td width="111">
<p>11.230</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2011</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>57.400</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.928</p>
</td>
<td width="111">
<p>11.890</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2012</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>61.400</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.000</p>
</td>
<td width="111">
<p>12.450</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2013</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>64.542</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.142</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.120</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2014</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>68.855</p>
</td>
<td width="111">
<p>4.313</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.680</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2015</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>82.873</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.018</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.240</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2016</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>81.300</p>
</td>
<td width="111">
<p>-1.573</p>
</td>
<td width="111">
<p>13.150</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2017</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>84.250</p>
</td>
<td width="111">
<p>2.950</p>
</td>
<td width="111">
<p>14.800</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2018</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>87.600</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.350</p>
</td>
<td width="111">
<p>16.200</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2019</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>90.635</p>
</td>
<td width="111">
<p>3.035</p>
</td>
<td width="111">
<p>17.560</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2020</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>91.130</p>
</td>
<td width="111">
<p>495</p>
</td>
<td width="111">
<p>16.400</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2021</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>96.158</p>
</td>
<td width="111">
<p>5.028</p>
</td>
<td width="111">
<p>22.400</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2022</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>103.810</p>
</td>
<td width="111">
<p>7.652</p>
</td>
<td width="111">
<p>21.501</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2023</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>139.830</p>
</td>
<td width="111">
<p>36.020</p>
</td>
<td width="111">
<p>38.574</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2024</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p>180.396</p>
</td>
<td width="111">
<p>40.566</p>
</td>
<td width="111">
<p>15.000</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="67">
<p><strong>2025</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>167.779</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>-12.617</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>12.682</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="177">
<p><strong>Kaynak: TİM/Ticaret Bakanlığı</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>124.323</strong></p>
</td>
<td width="111">
<p><strong>313.712</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Yapılması gereken en önemli işlerden birisi, ihracattan vazgeçen azımsanmayacak sayıda olan bu firmaların neden ihracattan vazgeçtiklerinin belirlenmesi ve devamlılığın sağlanmasıdır.</strong></p>
<p>Çok sorulan bu sorunun cevabını, ihracatçılarımızın yaşadığı bazı güçlükleri sayarak verelim.</p>
<ol>
<li><strong>Finansmana erişim ve işletme sermayesi yetersizliği.</strong></li>
</ol>
<p>İhracat siparişi için yeterli işletme sermayesi bulamamak.</p>
<p>Üretim, stok, sevkiyat giderlerini önden karşılama zorunluluğu.</p>
<p>İthalatçının vadeli ödeme talebini finanse edememek.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Nitelikli personel ve yönetim becerisi eksikliği </strong></li>
</ol>
<p>İhracat, yalnızca yabancı dil bilen bir çalışanla yapılabilecek bir iş değildir.</p>
<p>Pazar araştırması, teklif hazırlama, maliyet hesaplama, sözleşme yapma, ödeme ve teslim şekilleri ile müşteri ilişkileri bir bütün olarak yönetilmelidir.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Hedef pazar ve müşteri hakkında yeterli bilgiye ulaşamamak</strong></li>
</ol>
<p>Yalnızca pazarın büyüklüğünü bilmekle yetmez.</p>
<p>Hangi ülkede, hangi ürün için ithalat talebi var?</p>
<p>Doğru müşteri kim, beklentileri neler, hangi ülkelerden ithal ediyorlar?</p>
<p>Pazardaki fiyat seviyeleri ve dağıtım kanalları nedir?</p>
<ol start="4">
<li><strong>Yabancı ülkelerde güvenilir ticari ortak bulmak zorluğu</strong></li>
</ol>
<p>Gerçek alıcı ile doğru aracıyı ayırt etmek zordur. Olası alıcının ödeme gücü ve itibarı incelenmeli, karar vericilere ulaşmak. Doğru dağıtıcı, temsilci seçmek ve ilk temasları ticari ilişkiye dönüştürmek.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Finansal ve ticari riskleri yönetememek</strong></li>
</ol>
<p>Her ihracat kâr edilecek anlamına gelmez. Kur, tahsilat, müşteri güvenilirliği bilinmelidir.</p>
<p>Sözleşme hükümleri, teslim ve ödeme şekilleri ve sorumluluklar açık olmalıdır.</p>
<p>Her siparişin toplam maliyet ve kârlılık hesabı ayrı yapılmalıdır.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Kamu desteklerini bilmemek veya doğru kullanamamak</strong></li>
</ol>
<p>İşletmeler, ihtiyacına uygun destek programlarını bulabilmeli ve kullanabilmelidir.</p>
<ol start="7">
<li><strong>Farklı standartlar ve mevzuata uyum</strong></li>
</ol>
<p>Dış pazarlara açılan işletmeler, ürünlerinin hedef ülkedeki teknik düzenlemelere, kalite standartlarına ve uygunluk şartlarına uyup uymadığını araştırmalıdır. Gerekli testler, belgeler ve sertifikalar, ürün etiketleme ve ambalajlama koşulları önemlidir.</p>
<ol start="8">
<li><strong>Lojistik, teslimat maliyetleri ve dağıtım güçlükleri</strong></li>
</ol>
<p>Bir pazarda talep olması, orada rekabet edebileceğimiz anlamına gelmez.</p>
<p>Taşıma ve dağıtım maliyetleri, teslimat süreleri önemlidir.</p>
<ol start="9">
<li><strong>Bürokrasi ve karmaşık idari işlemler</strong></li>
</ol>
<p>İzin, belge ve gümrük işlemleri zaman ve kaynak gerektirir. Farklı ülkelerdeki mevzuat ve uygulamaları ihracatçıya zorluk çıkarabilir. İşletme sınırlı insan kaynağı ile bu işlemlerde başa çıkamayabilir.</p>
<p><strong>Hedefimiz ise el birliği ile bu başarıyı ülke çapına yayılmış, daha nitelikli, daha yüksek katma değerli ve daha sürdürülebilir bir ihracat yapısına dönüştürmek olmalıdır.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizi-ve-ihracatimizi-yuceltelim-90812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetimizi ve ihracatımızı yüceltelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Türkiye'nin temel başarılarından biri, modern bir sanayi ve üretim kapasitesi inşa etmekti. İkinci yüzyılın belirleyici meselesi ise bu kapasiteyi geleceğin teknolojilerini geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden bir ekonomik güce dönüştürmek olacak.</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yılını kutlarken, geride bıraktığımız bir asrın kazanımlarını değerlendirmenin yanında, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde nasıl bir ekonomik ve teknolojik güç olmayı hedeflemesi gerektiği sorusuna da odaklanmamız gerekiyor. Çünkü dünya, ekonomik gücün kaynaklarının, üretim sistemlerinin ve küresel rekabet dengelerinin yeniden tanımlandığı tarihsel bir dönüşümden geçiyor. Cumhuriyet'in ilk yüzyılı, Türkiye açısından modern bir devletin, sanayi altyapısının, mühendislik kapasitesinin ve ulusal üretim ekosisteminin inşa edildiği dönem oldu. İkinci yüzyılda ise temel mesele, bu birikimi geleceğin teknolojilerinde rekabet üstünlüğüne dönüştürebilmek…</p>
<p>Yapay zekâ, genel amaçlı robotik, otonom sistemler, yarı iletkenler, kuantum teknolojileri, biyoteknoloji, ileri malzemeler ve yeni nesil enerji sistemleri, önümüzdeki çeyrek yüzyılda yalnızca ekonomik büyümeyi değil, ülkelerin uluslararası güç dengelerindeki konumlarını da etkileyecek. Bu nedenle Türkiye Yüzyılı perspektifinin en önemli boyutlarından biri, Türkiye'nin yeni teknoloji çağında kritik teknolojileri tasarlayan, geliştiren ve küresel pazarlara sunan bir merkeze dönüşmesi olmalı.</p>
<p><strong>Teknolojik dönüşüm küresel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor</strong></p>
<p>Sanayi Devrimi'nden bu yana ekonomik güç, büyük ölçüde teknolojik dönüşümlere öncülük eden ülkeler etrafında şekillendi. Buhar makinesi sanayileşmenin, elektrik kitlesel üretimin, yarı iletkenler ve bilgisayarlar dijital ekonominin temelini oluşturdu. Bugün ise birbirini besleyen çok sayıda teknolojinin aynı dönemde gelişmesi, önceki dönüşümlerden daha kapsamlı bir ekonomik değişim potansiyeli yaratıyor.</p>
<p>Yapay zekâ bilgi üretimini ve karar süreçlerini dönüştürürken, genel amaçlı robotik bu kapasiteyi fiziksel dünyaya taşıyor. Otonom sistemler üretimden lojistiğe, savunmadan ulaşıma kadar geniş bir alanda insan-makine ilişkisini yeniden tanımlıyor. İleri malzemeler, biyoteknoloji ve enerji depolama teknolojileri ise sanayi üretiminin teknik ve ekonomik sınırlarını değiştiriyor. Bu gelişmelerin ortak özelliği, ekonomik değer yaratma süreçlerinde bilgi, yazılım, veri ve ileri mühendisliğin ağırlığını artırmaları.</p>
<p>Yeni teknoloji çağında küresel rekabetin ağırlık merkezi ABD ve Çin etrafında yoğunlaşırken, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi ekonomiler de farklı teknolojilerdeki yetkinlikleriyle önemli roller üstleniyor. ABD yapay zekâ modelleri, ileri yazılım ve çip tasarımında; Çin büyük ölçekli üretim, robotik, batarya ve enerji teknolojilerinde; Avrupa ileri mühendislik ve endüstriyel otomasyonda güçlü birikimlere sahip. Japonya, Güney Kore ve Tayvan ise robotik, elektronik ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel teknoloji ekosisteminin kritik aktörleri arasında bulunuyor.</p>
<p>Bu rekabetin Türkiye açısından temel sonucu açık: Her teknolojide küresel lider olmak mümkün veya gerekli değil. Asıl mesele, mevcut yetkinliklerle uyumlu stratejik alanları belirlemek ve bu alanlarda uluslararası ölçekte rekabet edebilecek teknoloji ekosistemleri oluşturmak. Geleceğin ekonomik güçleri, yalnızca büyük üretim kapasitesine sahip ülkeler değil, üretimi mümkün kılan kritik teknolojileri geliştirebilen ülkeler olacak.</p>
<p><strong>Yapay zekâdan fiziksel yapay zekâya: Türkiye için yeni sanayi fırsatı</strong></p>
<p>Yapay zekâ devriminin ilk aşaması büyük ölçüde dijital dünyada gerçekleşti. Ancak şimdi bu dönüşüm, robotik sistemler ve otonom makineler aracılığıyla fiziksel ekonomiye taşınıyor. Genel amaçlı robotlar, yapay zekâ destekli üretim sistemleri ve öğrenebilen makineler, sanayi ekonomisinin temel varsayımlarını değiştirme potansiyeline sahip. Bugüne kadar küresel üretim ağları büyük ölçüde işgücü maliyetleri, ölçek ekonomileri ve coğrafi avantajlar üzerine kuruluydu. Robotik sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte üretim kararlarında teknoloji altyapısı, enerji maliyetleri, veri kapasitesi ve otomasyon yetkinliği daha belirleyici hale gelebilir.</p>
<p>Türkiye açısından bu dönüşüm hem önemli fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Otomotiv, beyaz eşya, makine, tekstil, gıda ve savunma sanayiindeki üretim deneyimimiz, yapay zekâ ve robotik uygulamalarının doğrudan ekonomik değere dönüştürülebileceği geniş bir sanayi tabanı oluşturuyor. Akıllı üretim hatları, otonom lojistik sistemleri, robotik montaj çözümleri, yapay zekâ destekli kalite kontrol ve kestirimci bakım uygulamaları, mevcut sanayimizin verimliliğini ve uluslararası rekabet gücünü artırabilir.</p>
<p>Ancak asıl fırsat, mevcut fabrikaların otomasyonuyla sınırlı değil. Türkiye'nin robotik yazılımlar, sensörler, kontrol sistemleri, aktüatörler, makine görüşü, endüstriyel veri platformları ve otonom sistem entegrasyonu gibi alanlarda teknoloji geliştirmesi, yeni ürünlerin ve ihracat pazarlarının ortaya çıkmasını sağlayabilir. Özellikle fiziksel yapay zekâ, Türkiye'nin mevcut mühendislik ve üretim birikimiyle örtüşen önemli bir fırsat alanı sunuyor. Burada kritik soru, geleceğin robotlarını ne kadar yaygın kullanacağımızdan çok, bu robotların çalışmasını sağlayan teknolojilerin ne kadarını geliştirebileceğimiz. Zira robotik ekonomisinde yüksek katma değer, yalnızca donanım üretiminde değil; yazılım, veri, kontrol sistemleri ve teknoloji platformlarında da oluşacak.</p>
<p><strong>Yapay zekâda stratejiden ekonomik değere geçiş</strong></p>
<p>Türkiye'nin teknoloji dönüşümünde dikkat çeken gelişmelerden biri, yapay zekâ alanındaki hedeflerin uzun vadeli bir politika çerçevesinde ele alınması. 2021-2025 dönemindeki Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi'nin ardından, 2026-2030 dönemine yönelik eylem planı çerçevesinde insan kaynağı, hesaplama altyapısı, yerli teknoloji geliştirme ve özel sektör yatırımlarını kapsayan hedefler ortaya konuluyor. Bu çerçevede ilk iki yılda 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi verilmesi, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi öngörülüyor. Ayrıca 2030 yılına kadar veri merkezlerinin kurulu gücünün en az 1 gigawatt düzeyine çıkarılması, veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi ve 1 trilyon TL'yi aşan katma değer oluşturulması hedefleniyor. Bu hedeflerin önemi, yalnızca sayısal büyüklüklerinde değil, yapay zekâ ekonomisinin birbirini tamamlayan unsurlarına odaklanmalarında yatıyor. Zira yapay zekâ alanında kalıcı bir kapasite oluşturmak, yalnızca yazılım geliştirmekle mümkün değil. Nitelikli insan kaynağı, yüksek performanslı hesaplama sistemleri, güvenilir veri altyapıları, enerji kapasitesi, araştırma kurumları ve girişim finansmanının birlikte gelişmesi gerekiyor.</p>
<p>Bununla birlikte teknoloji politikalarının başarısı, açıklanan yatırım tutarlarından veya yetiştirilen uzman sayılarından çok, bu kaynakların ne ölçüde ekonomik değere dönüştürülebildiğiyle ölçülmeli. Türkiye açısından asıl hedef, yapay zekâyı kullanan işletmelerin sayısını artırmanın yanında, kendi yapay zekâ ürünlerini geliştiren, bunları uluslararası pazarlara sunan ve küresel ölçekte büyüyebilen teknoloji şirketleri ortaya çıkarmak olmalı.</p>
<p><strong>Savunma sanayiinden sivil teknoloji ekosistemine</strong></p>
<p>Türkiye'nin yeni teknoloji çağındaki önemli avantajlarından biri, savunma sanayiinde gelişen mühendislik, yazılım, elektronik, sistem entegrasyonu ve otonom platform yetkinlikleri. Bu birikim, karmaşık teknolojilerin geliştirilebilmesi açısından önemli bir deneyim oluşturuyor. Ancak Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında bu kapasitenin ekonomik etkisini artırmanın yolu, savunma teknolojileriyle sivil sanayi arasındaki etkileşimi güçlendirmekten geçiyor.</p>
<p>Otonom sistemler, görüntü işleme, gelişmiş sensörler, haberleşme teknolojileri, yapay zekâ, ileri malzemeler ve hassas üretim yöntemleri hem savunma hem de sivil sektörlerde kullanılabilecek geniş bir teknoloji alanı oluşturuyor. Savunma sanayiinde geliştirilen bazı yetkinliklerin, uygun güvenlik ve fikrî mülkiyet çerçeveleri içinde endüstriyel robotik, akıllı tarım, sağlık teknolojileri, lojistik otomasyonu ve sivil havacılık gibi alanlara aktarılması yeni ekonomik fırsatlar yaratabilir.</p>
<p>Burada önemli olan, belirli projelerde elde edilen başarıların ötesine geçerek sürekli yeni ürün, teknoloji ve şirket geliştirebilen bir ekosistem oluşturmak. Kalıcı teknolojik güç, yalnızca başarılı ürünlerden değil, yeni teknolojileri tekrar tekrar geliştirebilen araştırma ve üretim sistemlerinden doğuyor.</p>
<p><strong>Geleceğin stratejik kaynakları: Veri, enerji ve hesaplama gücü</strong></p>
<p>Sanayi çağında enerji kaynakları ve üretim tesisleri nasıl stratejik önem taşıdıysa, yapay zekâ çağında da veri, hesaplama kapasitesi ve dijital altyapılar benzer bir konuma yükseliyor. Büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi, otonom sistemlerin eğitilmesi ve yeni nesil robotların çalıştırılması giderek daha fazla işlem gücü ve enerji gerektiriyor. Bu nedenle veri merkezleri, ileri işlemciler, yüksek performanslı hesaplama sistemleri, elektrik altyapısı ve siber güvenlik, teknoloji rekabetinin ayrılmaz bileşenleri haline geliyor.</p>
<p>Türkiye açısından bu gelişme, enerji ve teknoloji politikalarının giderek daha fazla birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Özellikle veri merkezlerinin büyümesi ve yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, güvenilir ve rekabetçi maliyetli elektrik arzının önemini artıracak. Diğer taraftan sanayi üretiminden, lojistikten ve robotik sistemlerden elde edilen veriler, geleceğin yapay zekâ uygulamaları için önemli bir kaynak oluşturabilir. Türkiye'nin geniş üretim altyapısı bu açıdan dikkate değer bir potansiyel taşıyor. Sanayi verisinin güvenli, standartlaştırılmış ve ticari hakları koruyan mekanizmalarla yapay zekâ geliştirme süreçlerine aktarılması, yerli teknoloji şirketleri için önemli bir avantaj yaratabilir. Yeni dönemde teknolojik kapasite, yalnızca yazılım geliştirme becerisiyle değil, bu yazılımların üzerinde çalıştığı fiziksel ve dijital altyapılara erişimle de belirlenecek.</p>
<p><strong>Hangi teknolojilerde derinleşmeliyiz?</strong></p>
<p>Türkiye'nin teknoloji stratejisinde en önemli konulardan biri, sınırlı kaynakların hangi alanlarda yoğunlaştırılacağı. Yapay zekâ, robotik, kuantum teknolojileri, yarı iletkenler, biyoteknoloji, uzay sistemleri ve ileri malzemeler son derece geniş ve farklı sermaye gereksinimlerine sahip alanlar.</p>
<p>Türkiye'nin bütün bu teknolojilerde aynı anda küresel liderlik hedeflemesi gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Bunun yerine mevcut sanayi kapasitesi, mühendislik birikimi ve uluslararası pazar bağlantıları dikkate alınarak seçici bir teknoloji stratejisi geliştirilmeli. Endüstriyel robotik, fiziksel yapay zekâ, otonom sistemler, makine görüşü, güç elektroniği, enerji depolama ve ileri üretim teknolojileri, mevcut yetkinliklerle güçlü bağlantılar kurulabilecek alanlar arasında bulunuyor. Sağlık teknolojileri, yeni nesil malzemeler, belirli yarı iletken tasarım alanları ve sektörel yapay zekâ uygulamaları da uzun vadeli uzmanlaşma fırsatları sunuyor. Kuantum ve uzay teknolojileri gibi alanlarda ise araştırma kapasitesinin geliştirilmesi, uluslararası ortaklıkların güçlendirilmesi ve belirli alt teknolojilerde uzmanlaşılması önem taşıyor.</p>
<p>Ancak teknoloji yarışında başarılı olmak için doğru alanları seçmek kadar, bu alanlarda küresel değer zincirlerinin hangi aşamalarında yer alınacağını belirlemek de kritik. Çünkü geleceğin teknoloji ekonomisinde en yüksek katma değer, yalnızca nihai ürünlerde değil; özgün tasarımlarda, kritik bileşenlerde, yazılım platformlarında, fikrî mülkiyette ve uluslararası standartları şekillendiren teknolojilerde oluşacak.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin hedefi, bütün teknolojileri ulusal sınırlar içinde geliştirmeye çalışmak yerine, belirli alanlarda küresel ölçekte vazgeçilmez yetkinlikler oluşturmak olmalı. Teknolojik bağımsızlık, dünyadan kopmak değil; stratejik bağımlılıkları yönetebilecek bilgi, üretim ve iş birliği kapasitesine sahip olmaktır.</p>
<p><strong>Teknoloji üretmenin ön koşulu: İnsan kaynağı ve girişimcilik</strong></p>
<p>Geleceğin teknolojilerinde rekabet gücü kazanmanın en önemli koşullarından biri, nitelikli insan kaynağını geliştirmek… Yapay zekâ, robotik, veri bilimi, ileri elektronik, siber güvenlik ve yeni nesil mühendislik alanlarında yetişmiş uzmanlara olan ihtiyaç giderek artıyor. Ancak yalnızca uzman sayısını artırmak yeterli değil. Üniversitelerin araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, araştırmacıların ileri teknoloji altyapılarına erişiminin kolaylaştırılması ve bilimsel bilginin ticari ürünlere dönüştürülebilmesi gerekiyor. Özellikle üniversite-sanayi iş birliğinin proje bazlı ilişkilerin ötesine geçerek uzun vadeli teknoloji geliştirme ortaklıklarına dönüşmesi önem taşıyor. Diğer taraftan teknoloji girişimlerinin kurulması kadar büyüyebilmesi de kritik.</p>
<p>Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yalnızca çok sayıda teknoloji girişimi ortaya çıkarmayı değil, küresel pazarlarda rekabet eden, kendi fikrî mülkiyetine sahip ve uluslararası ölçekte büyüyebilen teknoloji şirketleri geliştirmeyi hedeflemesi gerekiyor. Bunun için araştırma finansmanı, girişim sermayesi, büyüme aşaması yatırımları, kamu alımları ve uluslararası pazarlara erişim mekanizmalarının birbirini tamamlayan bir yapıya kavuşması önemli. Geleceğin teknoloji rekabetinde belirleyici olan yalnızca yeni fikirler geliştirmek değil, bu fikirleri ölçeklenebilir ürünlere ve sürdürülebilir ekonomik değere dönüştürebilmek.</p>
<p><strong>Türkiye Yüzyılı: Yeni bir teknolojik sıçrama</strong></p>
<p>Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında temel hedeflerden biri, sanayileşme yoluyla ekonomik bağımsızlığın ve modern üretim kapasitesinin oluşturulmasıydı. Bugün ise ekonomik bağımsızlığın ve uluslararası rekabet gücünün anlamı değişiyor. Yapay zekâ modellerini, robotik sistemleri, ileri elektronik bileşenleri, enerji teknolojilerini ve kritik dijital altyapıları geliştirebilme kapasitesi, ülkelerin gelecekteki ekonomik ve stratejik konumları açısından giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu sanayi altyapısı, mühendislik deneyimi, girişimcilik potansiyeli ve uluslararası üretim bağlantıları, bu dönüşüm için önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Ancak geleceğin teknoloji rekabetinde güçlü bir yer edinmek, mevcut başarıların doğal bir devamı olarak gerçekleşmeyecek. Bunun için uzun vadeli teknoloji önceliklerinin belirlenmesi, sınırlı kaynakların stratejik alanlarda yoğunlaştırılması, bilimsel araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve teknoloji üretiminin ekonomik değere dönüştürülmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin başarısı, teknolojiye ne kadar yatırım yaptığı kadar, bu yatırımlardan ne ölçüde küresel ölçekte rekabet edebilen ürünler, şirketler ve teknolojik platformlar çıkarabildiğiyle belirlenecek.</p>
<p>Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Türkiye'nin temel başarılarından biri, modern bir sanayi ve üretim kapasitesi inşa etmekti. İkinci yüzyılın belirleyici meselesi ise bu kapasiteyi geleceğin teknolojilerini geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden bir ekonomik güce dönüştürmek olacak. 29 Ekim 1923, Türkiye'nin kendi geleceğini belirleme iradesinin tarihsel ifadesiydi. Cumhuriyet'in 103. yılında aynı iradenin yeni karşılığı, dünyadaki teknolojik dönüşümü dışarıdan izlemek yerine bu dönüşümün aktif bir parçası olabilmek. Çünkü önümüzdeki çeyrek yüzyılda ülkelerin küresel konumunu belirleyecek temel unsurlardan biri, teknolojik değişime ne kadar hızlı uyum sağladıkları kadar, bu değişimin yönünü ne ölçüde etkileyebildikleri olacak.</p>
<p><strong>Türkiye Yüzyılı'nın teknoloji perspektifindeki hedefi, geleceğin teknolojilerini yalnızca kullanan bir Türkiye değil, geleceğin teknolojilerini geliştiren, üreten ve dünyaya sunan bir Türkiye inşa etmek olmalı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-teknoloji-caginda-gelecegi-insa-etmek-90811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni teknoloji çağında geleceği inşa etmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIBxAA" data-complete="true" data-processed="true"><em><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye’nin onbinlerce mikro ihracatçıya değil, küresel ölçekte rekabet edebilecek binlerce orta ve büyük ölçekli işletmeye ihtiyacı var. Organik büyüme hızı, küresel rekabetin gerisinde iken, "inorganik büyüme" merkezli yeni nesil sanayi politikaları hayata geçirilmeli.</strong></em></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIBxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="AHmQrc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAB" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">103</strong> yaşını kutladığımız Cumhuriyet, Türkiye için sadece bir rejim değişikliğini, devletin yeni düzenini temsil etmiyor. Bunun yanında bilimden sanata, eğitimden sanayileşmeye kadar pek çok alanda köklü bir dönüşümün de simgesi.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAB" data-complete="true" data-processed="true">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIChAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-processed="true" data-complete="true">Türkiye, sanayileşme serüvenine Batılı ülkelerden bir hayli geç başladı. İlk tohumların atılması da, fidanlara dönüşmesi de devletin inisiyatifi ve yönlendirmesi ile gerçekleşti. Geçen 103 yıllık hikayemizde muhteşem başarı örnekleri de var, ders alınacak hatalar da. Görünen o ki; hikayemizin bundan sonraki bölümlerinde yine devletin yönlendirme ve kılavuzluğuna ihtiyaç olacak.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-processed="true" data-complete="true">Bir ekonomideki işletmelerin çok büyük kısmını KOBİ’ler oluşturur. ABD’den Norveç'e, Kenya'dan Tayland'da kadar durum bu. Bizde de öyle ama bir farkla. Türkiye'de mikro ve küçük ölçekli işletmelerin toplam işletmelerdeki payı diğer ülkelere göre daha yüksek. Yani sıra mikrodan küçük boya, küçükten orta boya, ortadan büyük ölçekle geçebilen firmalarımızın son derece sınırlı. Tüm bunlar, ölçek sorununu gündemde tutuyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-processed="true" data-complete="true">Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir kalkınma hedefleri, imalat sanayinin katma değer üretme kapasitesiyle doğrudan ilintili. Ancak mevcut makroekonomik veriler, sanayimizin stratejik bir yapısal erozyonla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-processed="true" data-complete="true">İmalat sanayinin GSYH içindeki payı 2025’te yüzde 15,4 ile şimdiye kadarki en düşük düzeyine gerilemişti. Bu yılın ilk çeyreğinde oran yüzde 14,9'a düştü. Bu veri, sadece bir konjonktür dalgalanması değil, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"erken sanayisizleşme"</strong> riskinin somut bir tezahürü.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-processed="true" data-complete="true">Güney Kore (yüzde 26,6), Çin (yüzde 24,9) ve Vietnam (yüzde 24,4) gibi rakiplerimiz sanayi paylarını koruyup geliştirirken, Türkiye sanayisinin 2022'den bu yana reel bazda yerinde sayması küresel rekabet gücümüzün zayıfladığına işaret ediyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Bağışıklık sistemimizin"</strong> en güçlü kaleleri olan beklenen İSO 500 şirketlerinden 152'sinin zarar beyan etmesi (2001 krizinden bu yana en yüksek seviye) ve toplam karların yüzde 85'inin faiz giderlerine gitmesi, yapısal kırılganlığın en büyük şirketlerde bile yaygın olduğunu gösterirken, KOBİ'lerin bu gruptan daha iyi bir durumda olmasını bekleyemeyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-processed="true" data-complete="true">Teorideki tüm bilgi, pratikteki tüm veriler, finansman maliyetlerinden borç vadesine, verimlilikten ar-ge ve yenilikçilik kapasitesine kadar pek çok alanda büyük işletmelerin KOBİ’lerden daha iyi durumda olduğuna işaret ediyor. Aslına bakarsanız bu KOBİ’ler ve büyük işletmeler arasında bir ayrım değil. Küçük boy işletmeler mikro işletmelerden, orta boy işletmeler mikro ve küçük boy işletmelerden, büyük işletmeler ise kendinden küçük ölçekli tüm segmentlerden daha iyi göstergelere sahip. Üstelik bu durumumuz vadede bir iyileşme göstermiyor. Bu anatomik farklılık birden çok sebepten kaynaklanıyor diye düşünüyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true">Kalan yüksek enflasyon bunlardan biri. Yaklaşık 50 yıldır kesintilerle de olsa ülkemizde enflasyon sorunu var ve bunun büyüme üzerinde oldukça baskılayan bir faktör olduğunu biliyoruz. İkincisi ortaklık kültürünün eksikliği. Güç birliği yapıp verimlilik artırmak yerine <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"küçük olsun benim olsun", "azıcık aşım kaygısız başım"</strong> gibi geleneksel kabuller iş hayatında dabanetmeyen çok büyük bir kitle var. Üçüncüsü, kamu düzenlemelerinin ortaklıklar yoluyla büyümeyi özendirme konusunda çok da yeterli olduğunu söylemek zor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">ŞU BİRKAÇ VERİ DERDİMİ DAHA İYİ ANLATMAYA YARDIM EDEBİLİR</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Sanayimizdeki 480 bin girişimin 418 binini mikro ölçekli işletmeler oluşturuyor. Bunların yıllık cirosu ortalama 140 bin dolar. Küçük işletmelerin sayısı 45 bin civarında ve ortalama yıllık cirolu 2,1 milyon dolar. Orta ölçekli girişim sayısı 13 bin civarında ve ciro ortalamaları 12,4 milyon dolar. Büyüklerin sayısı ise 2500 düzeyinde ve ciroları ortalama 162 milyon dolar.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-processed="true" data-complete="true">Soru şu: yıllık cirosu 140 bin dolar olan mikro ölçekli bir Türk girişiminden marka yaratmasını, ar-ge yapmasını, inovasyona kafa yormasını bekleyebilir miyiz? Dikkat edin karlılıktan değil, cirodan bahsediyoruz. Cevap? Peki aynı soruyu küçük ölçekli işletmelerimiz için sorsak farklı sonuç alacağımızı düşünüyor musunuz? Elbette hayır. Yıllık 2 milyon dolar ciro yaratabilen bir işletme, bugün iki nitelikli Ar-Ge mühendisinin yıllık maliyetini zor karşılayabilir. Mikro ve küçük ölçekli firmalar ile endüstri 4.0 veya yüksek katma değerli üretimin herhangi bir boyutundan bahsetmek maalesek mümkün değil.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-processed="true" data-complete="true">Ölçek yetersizliğinin bir başka tezahürü de, bu nitelikteki firmaların ihracatta büyük pazarlara mal arz etme konusundaki yetersizlikleri. Dolayısıyla ölçeğin satışlar üzerindeki etkileri iç pazar kadar, ihracata çalışanlar için de geçerli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true">Ölçekteki bu yetersizlik, işletmeleri sadece fason üretime ve TL'nin değer kaybına dayalı <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"yıkıcı fiyat rekabetine"</strong> mahkûm ederek bağışıklık sistemimizi daha da zayıflatıyor. O nedenle, sanayi yapılanmamızın ve KOBİ'lerin her rönesansına ihtiyacı olduğuna inanıyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true">Bu ihtiyacı pekiştiren başka bir sorun ise sanayideki girişimlerin sektörel dağılımından kaynaklanıyor. Firmalar, yüksek katma değerli alanlar yerine geleneksel sektörlerde kontrolsüz bir şekilde yığılmış durumda. Bugün Türkiye’deki sanayi işletmelerinin yüzde 20’si (yaklaşık 90 bin firma) sadece tekstil ve hazır giyim sektöründe. Küresel mal ticaretinde tekstil ve giyimin payı sadece yüzde 3 iken, Türkiye sanayisindeki bu yüzde 20’lik yoğunluk, kaynak dağılımındaki devasa asimetriyi gözler önüne seriliyor. Bu yığılmanın yarattığı <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"atıl kapasite"</strong> ve <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"kan kaybı"</strong> verilere de yansıyor:</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true">İSO 500 listesindeki tekstil ve giyim firması sayısı 2021'den 59 iken, 2025'te 29'a geriledi.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true">Veri; tüketim artarken hazır giyim ithalatı 2020'den bu yana 3 katına çıktı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-processed="true" data-complete="true">Son birkaç yılda konkordato ilan eden firmalarda geleneksel sektörlerin ağırlığı fazla.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true">Sanayide işletmelerin yüzde 14'ü fabrikasyon metal ürünleri imalatında. 70 bine yakın imalatçının bulunduğu bu sektörde, firma başına ortalama yıllık ciro sadece 730 bin dolar; Türkiye ortalamasının yarısı kadar. Son derece parçalı bir yapıya sahip bu sektör toplam sanayi istihdamının yüzde 10'unu barındırıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye'nin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Hangi sektörde ne kadar üretime ve bu üretim hacmi için kaç firmaya ihtiyacımız var?"</strong> sorusuna bir cevabı olmalı. Yatırım izinleri ve teşvikleri bu kapsamda verilmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-complete="true" data-processed="true">Asya ekonomilerinin küresel üretimin yarısını domine ettiği, Avrupa Birliği'nin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Made in Europe"</strong> ve <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Sınırda Carbon Düzenleme Mekanizması"</strong> gibi adımlarla oyunun kurallarını yeniden yazdığı, yine AB'nin ticaret anlaşmaları ağını sürekli genişlettiği ve ABD'nin gümrük vergilerini artırdığı bir konjonktürde, geleneksel sektörlerde ve mikro-küçük ölçekte yoğunlaşmış bir sanayi yapısı ile uzun vadede mücadele etmek mümkün değil.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true">Türkiye'nin onbinlerce mikro ihracatçıya değil, küresel ölçekte rekabet edebilecek binlerce orta ve büyük ölçekli işletmeye ihtiyacı var. Organik büyüme hızı, küresel rekabetin gerisinde iken, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"inorganik büyüme"</strong> merkezli yeni nesil sanayi politikaları hayata geçirilmeli. Ben bunun 3 adımı olması gerektiğini düşünüyorum.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">1-</strong> Kentsel dönüşümde uygulanan modelin bir benzeri, sanayi şirketleri için uygulanabilir. Kamusal bir <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"birleştirici yapı"</strong> olarak kurgulanacak bu kurum, parçalı yapıdaki küçük işletmeleri inorganik yollarla bir araya getirerek ölçek ekonomisine geçişi katalize edebilir. Yatırım, istihdam ve ihracat destekleri <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"mevcut ölçeği muhafaza etmeye"</strong> değil, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"bir üst ölçeğe geçmeye"</strong> verileceklerle endekslenmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">2-</strong> Serbest piyasa, kaynak tarafına izin verecek bir başıboşluk olarak görülmemeli. Devlet, stratejik planlama dahilinde aşırı yığılmış sektörlere girişleri sınırlandırmalı ve sermayeyi ihtiyaç duyulan yüksek teknolojili alanlara (makine, kimya, elektronik vb.) yönlendirmeli.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">3-</strong> Ülkede sanayi arazi fiyatları çok yüksek olduğu için, konutlardaki kentsel dönüşüm politikaları gibi, TOKİ ya da benzeri bir kurum, sanayicilere uygun fiyatlı arsa temin etmeli, fabrika inşaatını yapmalı ve bunu girişimcilere uzun vadeli kiralamalı. Ancak bu küçük sanayi sitelerinde değil, birleşerek ölçeğini büyüten işletmelere sunulan bir avantaj olmalı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container">Türkiye sanayisi, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"mikro ölçekte kalarak marjinalleşmek"</strong> ile <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"ölçek büyüterek küresel oyuncu olmak"</strong> arasında tarihsel bir tercihin eşiğinde. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin tek yolu, parçalı ve verimsiz yapıdan bütünleşik ve büyük ölçekli bir sanayi mimarisine geçmek. Bu dönüştürücü bir tercih değil, bir hayatta kalma meselesi olarak görmek gerekiyor. Türkiye, devletin yönlendirici gücüyle bir <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">"Sanayi Rönesansı"</strong> başlatmak zorunda.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" aria-owns="action-menu-parent-container"> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-ve-kobilerin-ronesansa-ihtiyaci-var-90810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin ve KOBİ’lerin rönesansa ihtiyacı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyeti kuramamış olsaydık…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her toplumun tereddüt dönemi vardır. Cumhuriyeti inşa edenler, bu tereddütleri bertaraf ettiler. Ancak cumhuriyetin nimetlerinden yararlanıp kıymet bilmeyen güruhun gürültüleri söz konusu</strong></p>
<p><strong>Biz olmazdık.</strong> Bağımsız Türkiye olmazdı. Orta Doğu ülkeleri ayarında, kıt kanaat geçinen, 3 tarafı denizle ve 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada, özgürlüğümüzü koruyamazdık. Tipik bir Orta Doğu ülkesi formatında kalırdık. Uygarlık talebimiz küresel standart iddiası taşımaz, medenileşemezdik.</p>
<p><strong>Sanayimiz olmazdı</strong>. Daha cumhuriyeti ilan etmeden İktisat Kongresi düzenleyen atalarımız, İstiklal Savaşı ardından daha büyük mücadelenin ekonomi alanında verileceğini biliyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki “<em>iktisadi kurtuluş savaşı</em>” başarıları geliştiremez, sanayi derinliğinde mahrum ülke kalırdık.</p>
<p><strong>KADINA CUMHURİYET YARAŞIR</strong></p>
<p><strong>Kadın hakları olmazdı;</strong> İngiltere’de Fransa’da ve birçok Batı ülkesinde kadına seçme seçilme hakkı verilmemişken Atatürk, kadına bu hakları sağladı. Kadını hayatın her şubesinde var kılmak için yığınca reforma imza attı. Toplumun ön kesiminde yer almaları için örnek oldu, destek verdi, onları yüceltti.</p>
<p><strong>Demokrasi olmazdı</strong>; sandık laf olsun diye kurulurdu. Bugün adında “cumhuriyet” olan ama laik, demokrat karakteri bulunmayan ülkeler arasında kalırdık. İktidarı sandık üzerinden değiştirme nimetinden mahrum kalır, tek adamlığın otokrasisi altında fakir ve mutsuz bir ülke olurduk.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Cumhuriyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Cumhuriyete rengini veren nedir?</em></strong></p>
<p>Elbette <strong>modern laik Türkiye</strong> kimliğimizdir. Atalarımız o zor zamanda ülkeyi düşmandan temizlemekle kalmamış, <strong>gençlere</strong>, <strong>kadınlara</strong>, <strong>işçi</strong>, <strong>memur</strong>, <strong>çiftçiye</strong>, <strong>emekliye</strong> “nimetler bahşeden” bir ülke sundular.</p>
<p><strong><em>Şimdi bizlere düşen sorumluluk?</em></strong></p>
<p><strong>Yaşasın Cumhuriyet</strong>. Onlar kurdu; bize<strong> yaşatmak</strong> ve <strong>yüceltmek</strong> düşer. Cumhuriyetten kurtulmak isteyenlerin er veya geç fark edecekleri; Atatürk’ün ve cumhuriyetin <strong>kanımıza</strong>, <strong>ruhumuza</strong> işlediğidir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BAŞKA TÜRKİYE YOK, CUMHURİYETİNE SAHİP ÇIK!</strong></p>
<p>Bizi bugünümüze taşıyan ve bize hem <strong>bağımsız</strong> bir vatan hem de <strong>laik</strong>, <strong>demokrat</strong> bir ülke sunan cumhuriyetimiz, <strong>103 yaşını</strong> doldurdu. İkinci yüzyılından kıdem alırken <strong>cumhuriyetin bize bahşettiği kazanımlarla </strong>yarınlara koşuyoruz. <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> ve <strong>silah arkadaşlarını</strong> minnetle anıyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CUMHURİYET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Cumhuriyet</strong>: Ulusun egemenliğini kendi elinde tuttuğu devlet biçimi, hâkimiyet milletindir</p>
<p><strong>Demokrasi</strong>: Cumhuriyetin olmazsa olmazı… Eğer yoksa tiranlık, diktatörlük yeşerir</p>
<p><strong>Diktatörlük</strong>: Bir kişinin tüm halkın kaderine hükmetmesi, astığı astık, kestiği kestik olması</p>
<p><strong>Oligarşi</strong>: Halkın yönetiminin bir kadronun eline geçmesi, cumhuriyet rejiminin zayıflatılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyeti-kuramamis-olsaydik-90809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyeti kuramamış olsaydık… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bugün 1923’ü anlamak mı zor, 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2c7a901a8d-1793247145.png" alt="" width="302" height="262" />Başlıktaki sorunun tek bir yanıtı yok. Hangisinin zor olduğu bakan göze göre de değişir. Aslında soru daha farklı da sorulabilir. Bugün kavramını, kapsamı epeyce genişletip istisnai dönemler tabii ki olmakla birlikte 1950'lerden sonrası diye almak da mümkün.</p>
<p>Bir kere Cumhuriyetin kuruluş yıllarından bakarak Cumhuriyet ilkelerinden sapılan dönemleri ve son yılları anlamak hiç kolay değil. Cumhuriyeti kuran Büyük Önder Atatürk ve arkadaşları, sonraki yıllara tanıklık edebilmiş olsalardı acaba ne düşünürlerdi?</p>
<p>Herhalde yapılanlara bakıp hem çok mutlu olurlardı, <strong>"Cumhuriyetin temellerini çok sağlam atmışız ki bunca olumsuzluğa rağmen ayakta"</strong> diye, hem de çok hayıflanırlardı <strong>"Gümüş tepside bir Cumhuriyet sunduk, çocuklarımız, torunlarımız bunun değerini bilememiş"</strong> diye...</p>
<p><strong><em>"Son yıllarda yabancı ülke devlet ve hükümet başkanlarına otomobil hediye eden Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak üretebiliyordu ve Kayseri'de üretilen eğitim uçağı 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi'ye hediye edilmişti."</em></strong></p>
<h2>Emeklemeden koşan bebek!</h2>
<p>1920'li yılların başı, Meclis açılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş; Türkiye Cumhuriyeti bebek bir devlet... Ama emeklemeye hiç mi hiç niyeti yok, koşacak. Üstelik onu koruyup kollayacak hamisi yok, ihtiyaç da duymuyor zaten, kaldı ki böyle bir şeyi istemiyor da. Onu koruyup kollama arzusunda olanların niyetleri kötü. Yalnızca dışarıda mı bu kötüler, yalnızca onlar mı bu bebeği yok etmek istiyor; içeride de fırsat kollayan çok. Ulu Önder Atatürk Cumhuriyeti kurduktan dört yıl sonra 1927'de gençliğe hitabeye niye şöyle başladı:</p>
<p><strong>"Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır..."</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Ama Atatürk Osmanlı İmparatorluğu'nu yıktı!"</span></h2>
<p>Bir kesim var ki onlara göre Osmanlı İmparatorluğu tarihteki ilk ve tek Türk devleti. Böyle düşünenlere öncelikle Cumhurbaşkanlığı forsunun niye o şekilde olduğunu irdelemelerini önermek gerek.</p>
<p>İşte bu kesimden zaman zaman çatlak sesler yükselir:</p>
<p><strong>"Ama Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmak için Osmanlı İmparatorluğu'nu yıktı."</strong></p>
<p>Bunu dile getirenler farkında olmadan Atatürk'ün büyüklüğünü dile getirmiş oluyor, bir yandan da ortada Osmanlı devletinin kalmadığını itiraf ediyor:</p>
<p><strong>"Bir Osmanlı paşası, koskoca(!) imparatorluğu yıkıyorsa, demek ki o imparatorluk artık koskoca değildi. Sakın o imparatorluk zaten yıkılmaya yüz tutmuş, hatta yıkılmıştı da elde kalan bir avuç Anadolu toprağı da tümüyle kaybedilmek üzereyken bunları geri alıp bir ülke yaratan Atatürk olmasın!"</strong></p>
<p>En iyisi böyle düşünenlere Sevr ile çizilen haritaya bakmalarını önermek gerek. Görmek ve bilmek isterlerse tabii ki...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">1923'te nasıl bir Türkiye vardı?</span></h2>
<p>Yıl 1923; Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye nasıl bir ülkeydi, nelere sahipti; ne kadar yolu, okulu, doktoru, okuma yazma bileni vardı?</p>
<p>Birkaç örnek ne durumda olunduğunu somut olarak ortaya koyacaktır.</p>
<p>1923'lerde İstanbul'dan Ankara'ya otomobille (tabii ki bulunabilirse) ancak 75-80 saatte gidilebiliyordu. Yani üç tam günde!</p>
<p>Bazı kaynaklara göre iki mebus Ankara'dan Erzurum'a 19-20 günde gidebilmişlerdi, evet neredeyse üç haftada.</p>
<p>Bildiğimiz anlamda karayolu tabii ki yoktu, demiryolu azdı ve zaten bizim değildi. Yani ulaşım anlamında müthiş bir zafiyet söz konusuydu.</p>
<p>Sorun yalnızca nitelikli insan gücü ya da ulaşım değildi tabii ki. Türkiye nüfus kaybediyordu.</p>
<p>1914-1915'lerde 16 milyonun üstünde olan nüfus, aradan on yıla yakın zaman geçtiğinde artmak bir yana 13 milyon dolayına inmişti. Üstelik bu azalma, genç ve erkek nüfustaydı. Bunun sebebi tabii ki savaşlardı.</p>
<p>İnsan gücü yönüyle büyük bir zafiyet yaşayan Türkiye, ekonomik varlıklar yönüyle de büyük sıkıntı çekiyordu. Genç ve erkek nüfustaki azalma <a title="tarım" href="https://www.ekonomim.com/sektorler/tarim" target="_blank" rel="noopener">tarım</a> alanlarının işlenmesinde de sorun yaratmaya başlamıştı. Tarımda kadınlar çalışıyordu. 1914-1915'lerden sonraki yaklaşık on yıl içinde nüfusla birlikte ekili tarım alanları ve hayvan sayısı da yarıdan fazla azalmıştı.</p>
<p>O dönemden çok küçük bir kesit bile ülkenin ne kadar zor durumda olduğunu ortaya koyuyor. Kaldı ki Cumhuriyetin ilanı öyle hiçbir tartışmaya yol açmadan gerçekleştirilebilmiş de değil ki. Hilafet tartışmaları, Atatürk'ün en yakınındaki bazı isimlerin bile Cumhuriyet ilanının oldubittiye getirildiği yolundaki itirazları o sürecin hiç de kolay atlatılmadığını gösteriyor.</p>
<p>Ama Büyük Önder ve onu destekleyen arkadaşları Türkiye'yi dönüştürmeye kararlıydı ve Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde atılan bir dizi adımla da bu kararlılık ortaya konuldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Neler yapılmadı ki...</span></h2>
<p>Bugünlerden Cumhuriyetin ilk yıllarına bakanların bir dizi eleştirisi söz konusu oluyor. O dönem adeta ıvır zıvır işlerle uğraşıldığı ileri sürülüyor. Ne yapılmış; un fabrikası, bez fabrikası, şeker fabrikası açılmış. Acaba çip fabrikası kurulması mı bekleniyordu!</p>
<p>O günlerde öncelikli ihtiyaç onlardı. Kaldı ki Türkiye'nin aradan bir asır geçtiği halde hâlâ gerçekleştiremediği bir yatırım için ilk adım Cumhuriyetin ilk yıllarında atıldı ve çok önemli bir başarı da elde edildi.</p>
<p>Kayseri'de eskiden Tayyare Fabrikası olarak bilinen, şimdi daha çok Hava İkmal denilen bir bölge var. Çünkü orada Tayyare Fabrikası ve küçük pist bulunuyordu.</p>
<p>Türkiye'nin bu uçak fabrikasını kurma girişimi 1925 yılında bir Alman firmasıyla imzalanan anlaşmayla sonuçlandı. Anlaşmaya göre firma fabrikayı 1926 yılında onarım yapabilecek hale getirecek, bir yıl sonra 1927'de de uçak fabrikasına başlanacaktı. Tesis 1926 yılının ekim ayında, Cumhuriyetin ilanından üç yıl sonra açıldı. Ancak Alman firmasının iflası yüzünden uçak imalatı çabaları sonuçsuz kaldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İran'a uçak hediye edildi</span></h2>
<p>Tesis 1931'de yeniden canlandırıldı ve 1940 yılına kadar 200 uçak üretildi. Hatta İran Şahı Rıza Pehlevi'ye bir eğitim uçağı hediye edildi.</p>
<p>Dikkatinizi çekerim; Türkiye ürettiği uçağı hediye edebilen bir ülkeydi. Şimdi otomobil hediye ettik diye övünüyoruz.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı ile üretim aksamaya başladı, daha sonra devreye Marshall planının girmesi ve bu çerçevede daha düşük maliyetle uçak temin edilip üretimin baltalanmasıyla bu tesisin kapısına 1950'lerin başında kilit vuruldu.</p>
<p>Tayyare Fabrikası'nın o geniş arazisinin büyük bir bölümü şimdi millet bahçesi.</p>
<p>Türkiye'nin uçak imal etme girişimi Kayseri'deki bu fabrikayla sınırlı değil. Eskişehir'de de uçak imal edilmiş ve bu uçağın motor ve pervane dışındaki tüm parçaları Kayseri ve Eskişehir fabrikalarında üretilmiştir.</p>
<p>Uçak fabrikası örneği çok önemli. Atatürk ve arkadaşları Türkiye'nin kalkınması için öylesine yoğun bir çaba içine girmişti ki, çıtanın o dönem için en yükseğe konulması tercih edilmişti. Yalnızca uçak fabrikası değil, otomobil üretimi için de bir dizi görüşme gerçekleştirilmiş, bir dizi girişimde bulunulmuştu.</p>
<p>Ayrıca Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası ile Karabük Demir Çelik Fabrikasının temeli de 1930'larda atılmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir ülke kurucu değerleriyle kavga eder mi?</span></h2>
<p>Ülke yönetmek için siyasetçi gerekiyor, siyaset yapmak gerekiyor ama bunu yaparken ülkenin kurucularıyla, kurucu değerleriyle kavga edilir mi, hatta marş sözleriyle kavga edilir mi?</p>
<p>Ediliyor.</p>
<p>Siyasetçi geçmişle kavgalı olur da o siyasetçinin destekçisi farklı mı davranır?</p>
<p>Türkiye'nin uzun yıllar boyunca adeta hiçbir şey yapmadığı anlatıldı, ileri sürüldü, bu görüş topluma empoze edildi. Toplum bunları<strong> "satın aldıkça"</strong>, hurafeye dönüşen bu söylemler daha fazla söylenir oldu.</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşundan yıllar yıllar sonra, Onuncu Yıl Marşı'ndaki <strong>"Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan"</strong> dizesiyle bile <strong>"kavga"</strong> edilmedi mi? <strong>"Ne örmesi"</strong> diye! Yapılanlar, o günün şartları göz önüne alınmadan küçümsendi.</p>
<p>Atatürk döneminde yapılanlar, reformlar hâlâ önemsiz gösterilmeye, <strong>"Yapa yapa o fabrikalar mı yapıldı yani"</strong> diye burun kıvrılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Hatta cehalet öyle bir boyuta vardı, vardırıldı ki, Atatürk şapka devrimiyle, sarıkla uğraşırken Almanya otomobil yapıyormuş, biz o yüzden geri kalmışız. Bunu söyleyen cahilin sanayi devrimi ne zaman başladı, Almanya buna ne zaman girişti, o tarihlerde bu topraklarda hüküm süren Osmanlı ne yapıyordu, hiçbir fikri yok tabii ki.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atatürk'e bir ömür yetmedi</span></h2>
<p>Cumhuriyet kurulmuştur ama yapılacak o kadar çok iş vardır ki, Atatürk ve arkadaşları nereye el atacaklarını adeta bilemez haldedir.</p>
<p>Ama her alana, her soruna da el atmışlardır...</p>
<p>Hem de öyle ki Avrupa'ya örnek olacak boyutta el atmışlardır...</p>
<p>Atılan adımlar yalnızca ekonomide değil üstelik, sosyal alanda öylesine büyük adımlar atılmıştır ki, gelişmiş Batı ülkeleri Türkiye'yi çok geriden izlemiştir.</p>
<p>Avrupa, kadınlara seçme ve seçilme hakkını bizden çok sonra verebilmiş örneğin.</p>
<p>Bundan büyük bir adım olabilir mi...</p>
<p>Ama yıllar önce seçme ve seçilme hakkını elde eden kadınların (tabii ki bazılarının), bu hak sayesinde belli mevkilere geldikten sonra tutup kendilerine bu hakkı tanıyan Atatürk hakkında ileri geri konuşabilmeleri ancak nankörlük olarak nitelenebilir.</p>
<p>Bu Cumhuriyet Atatürk ve arkadaşlarına tabii ki gümüş tepside sunulmadı, hatta tam tersine engel çıkarmak için içeriden ve dışarıdan elden gelen çabayı gösterenler vardı.</p>
<p>Ama bu Cumhuriyet bize, bizim kuşaklara gümüş tepsi içinde sunuldu.</p>
<p>103 yıl önceyi düşünün! O günün koşullarını... Geride bırakılan savaşları; yanmış, yıkılmış ülkeyi.</p>
<p>Sonra yapılanlara, Atatürk'ün kısacık ömrüne ve Cumhuriyetin ilk yıllarına sığdırdıklarına bakın!</p>
<p>Minnet duymamak mümkün mü?</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103'üncü yıldönümünde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyorum...</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2c7898ac2a-1793247113.png" alt="" width="359" height="744" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-1923u-anlamak-mi-zor-1923ten-bakip-bugunu-anlamak-mi-90808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün 1923’ü anlamak mı zor 1923’ten bakıp bugünü anlamak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında &#039;teknolojik uyum&#039; gündemimiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong><em>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında uluslararası düzende hak ettiğimiz yeri almak için “teknolojinin donanım ve yazılım” boyutlarını iyi analiz ederek, gideceğimiz yönü birlikte belirlememiz de hayati önem taşıyor. Durum çok açık, bize düşen görev çok net: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında yerimizi almak için ne yapmamız gerektiğini açık ve net olarak tanımlamak ve belirlemek zorundayız.</em></strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICBAA" data-processed="true" data-complete="true">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIChAA" data-complete="true" data-processed="true">Çoğunluğumuz farkındayız ki insan zihninin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“düş kurma sınırları”</strong> yoktur. İranlı şair Furuğ, <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Bütün hayaller kendi saflıklarının doruklarından düşerek ölür”</strong> derken; hayal etmenin sakıncalı olduğunu söylemiyordu. Yaşamda temel değişmezlerden biri olan “Aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” konusunu anımsatıyordu. Hayal, yaratıcı aklın önünü açar, ama aşırı abartılırsa fırsat ve tehlikelerle, olanak ve kısıtlar arasında dengeyi kaçırır; kendi doruklarından düşerek ölür. Bireyler, topluluklar ve toplumların <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“hayallerindeki ölüm”</strong> bilinen en tehlikeli silahtır; nükleer bombalar bile hayalin ölümünün etkilerinin yanında domatesin kurutulmuşu gibi kalır.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAICxAA" data-complete="true" data-processed="true">Özgüvenin yaratıcı özünü çürüten “noksan değerlendirme” de bizi aynı çıkmaz yollara saptırır: Bir şey yapamayacağımıza kendimizi inandırmaktan daha büyük tehlike olabilir mi? Tutarlı bir gelecek inşa edebilmemiz için aşırı ve noksan değerlendirmenin tuzaklarından uzak durmalaysak da; ayakları yere sağlam basan “tahminler” önceliğimiz; o tahminlerin yüksek hedeflere yönelmede itici gücümüz olmalı. <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“Tahminlerimizle “temennilerimiz”</strong> arasındaki makasın kapanması için <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“nesnel akla”</strong> olan ihtiyacımız alabildiğine artıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bizi çağdaş toplumlar arasında katacak olan yol ve yöntemleri sorgulamak, malumat sahibi olmak, malumatı net bilgiye dönüştürmek, bilgiyi anlamlı hale getirerek insan yaşamını kolaylaştıran maddi ve kültürel üretim yapmak hayati sorunumuz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı çok önemli bir “teknolojik sıçrama aşamasına” denk düştü. İnsanlığın yaşadığı birçok olgu gibi, teknolojik sıçramalar da ikili yapıdadır: Topluluk ve toplumların yaşamını <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“kolaylaştırdıkları”</strong> kadar eşitsizlik, adaletsizlik, vicdansızlık gibi <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“zorluklara”</strong> da yol açabilirler.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-complete="true" data-processed="true">Bugün erişmiş olduğumuz “yaratıcılık teknolojinin sayısal işlem kapasitesi” bağlantıları, iletişim biçimlerini, rekabet yapılarını ve işbirliklerini yeniden şekillendiriyor. Üç noktada <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“genel yapay zekanın”</strong> yer aldığı teknoloji iş süreçlerini değiştiriyor; işgücü profillerini farklılaştırıyor; nüfus hareketlerini biçimlendiriyor; kültürel alışkanlıklarımızı sorgulatıyor; yeni bir dünya düzenine geçildiğini, bizim de ona uymak zorunda olduğumuzu bize haykırıyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-complete="true" data-processed="true">İktisat biliminin temeli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı</strong> yeniden düzenleyen bir aşamaya hızla geçiyoruz. Hepimiz bilinçli bir etkilenme, yoğunlaşmış ilgi, netleşmiş amaç, uygun ortam ve elverişli iklim oluşturması sorumluluğuyla yüzleşiyoruz. O nedenle Cumhuriyetin ikinci yüzyılında <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“teknoloji odaklı bağımsızlık ve beka sorunumuza”</strong> net çözümler üretme sorumluluğundayız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIDxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">TEKNOLOJİNİN DONANIM YÖNÜ</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında saygın bir yer edinmek istiyorsak belirleyici teknolojilerin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“donanım ve yazılımlarında”</strong> ne yapmak istediğimizi ve neler yapabileceğimizi netleştirerek kitlelerle paylaşmalıyız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-complete="true" data-processed="true">Çip üretiminin temelini oluşturan “tek kristal silikon dökümünde” ve “wafer” (yonga) üretiminde nerede durduğumuz zihinlerimizde netleştirmeden, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer zincirinin neresinde konumlanacağımızı belirleyemeyiz. Gerekli saflıkta (%99,9999) tek kristal silikon dökümü de yetmez, ürettiğimiz yongaların işlenerek <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“veri merkezlerinin”</strong> temel donanımını oluşturan iki nanometre altına inen çip üretimine uyumlu hale getirmek merdivenin ilk basamağını oluşturuyor. Çip üretiminde transistör baskılarını yapan makinelerde Hollanda’daki bir firmaya ya da bu konuda teknolojiyi geliştirdiğini ileri süren Çin, Japon ya da gelecekte başka bir ülkeye firmasına bağımlılık sürdükçe, Cumhuriyet idealinin temeli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“tam bağımsızlık”</strong> ne ölçüde mümkün olabilir?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIERAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIEhAA" data-processed="true" data-complete="true">Gerekli saflıkta tek kristal silikon döküm, yongaların işlenmesi, transistör baskılarının yapılması, iki nanometreye inen çiplerin tasarımını ve üretimini gerçekleştirmek bile, çok önemli aşamalardan biri olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“çip kaplama teknolojilerine”</strong> hakim olmadan tam bağımsız, çağdaş bir toplum iddamızın ayakları yere basabilir mi?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true">Veri merkezlerinin işlem yapabilmek için gerekli olan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“enerji arzını”</strong> sistemli bir biçimde yaratamazsak, teknoloji yarısında itibarlı bir yerde konumlanma söylemleri anlamlı olabilir mi?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIExAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-complete="true" data-processed="true">Çip tasarımı konusunda yurtiçinde ve yurtdışında yetişmiş insan gücüne sahip olduğumuzu biliyoruz. Bu gücü geliştirmek için gerekli yapıları oluşturmadan, o gücü büyütmeden Cumhuriyet ideallerine yaklaşabilmemiz ne kadar mümkündür? Yaşamı derinden etkileyen, sürekli ve hızlı dönüşümlerin itici gücü olacağını şimdiden kanıtlayan <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“veri merkezlerinin soğutulması”</strong> konusunda “küresel stratejimiz” yoksa, örneğin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“soğutma suyuna”</strong> gerektiği kadar kafa yormamışsak çağı yakaladığımız söylemi hamaset batağında boğulmaz mı?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-complete="true" data-processed="true">Veri merkezlerinden kullanıcılara iletilmesi gereken verilerin iletim ağlarını oluşturmamışsak, bu ağların oluşturulmasıyla ilgili net bir planımız yoksa, giderek kızışan rekabette direncimizi nasıl koruruz? Topluluk ve toplumun bekasını nasıl sağlayabiliriz?</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFRAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">TEKNOLOJİNİN YAZILIM DİNAMİĞİ</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Teknolojilerin <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“donanım altyapıları”</strong> işin bir yarısı ise, diğer yarısı da <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-processed="true" data-complete="true">“yazılım”</strong> alanındaki becerilerin geliştirmesi oluşturur. Teknolojilerin yarattığı kapasite ve teknik olanaklar işin bir yarısıdır; diğer yarısı işe hayat katacak olan yazılım geliştirme ve uygulama becerileridir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFhAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true">Yazılımların itici gücü ihtiyaçların tanımlanmasıdır. İhtiyaçlar net olarak tanımlanmazsa, yazılımların yaratacağı katkılar sınırlı kalabilir; bizi yaratmak istediğimiz sonuçlara götürmeyebilir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIFxAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true">Dünya genelindeki oluşumları izlemek, eğilimleri baskın hale gelmeden kavrayarak fırsat ve tehlikelerin neler olduğunu bilmek, makro ve mikro ölçekte ne yapmamız gerektiğini tanımlamak küresel değer yaratma zincirinde doğru konumlanmamızı kolaylaştırabilir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGBAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true">Teknolojinin yazılım boyutu, sahada müşteriyi iyi gözleme, izleme, anlama ve anlamlandırma işidir.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-complete="true" data-processed="true">Çok genel çizgileriyle baktığımızda teknolojinin yazılım boyutunu çoklu bir disiplinle değerlendirmek gerekiyor: Kentleşme ve göç olgularının yarattığı yeni ihtiyaçların sürekli sorgulanması önemli. Eskiyen ve işlevsizleşen kurumların işler hale getirilmesinin belirleyici rolü unutulmamalı. Çağdaş bir toplum yaratılmasının özünü oluşturan “güven” konusunu hukukun üstünlüğüne dayalı yapılandırma ve işler halde tutma da hayati sorunlardan bir diğeri. Orta sınıfın yükseltilmesi, eşitsizliklerin azaltılması da üretilen mal ve hizmetlerin değer kazanmasının gerek şartı. Piyasa mekanizmasının boşluklarını dolduracak olan plan disiplini de gözünde tutulması gerekenlerden bir başkası. Kaynakları değerlendirilerken ölçülerin konması, ölçeklendirmelerin yapılması, özendirme sistemlerinin işlerliği, ödül ve ceza sisteminin işletilmesi ve ödeşmelerin ödünsüz izlenmesi de yazılımlarda dikkate alınması gereken hususlar.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGhAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true">Çağımızın rekabeti teknik beceriler kadar sosyal becerilerin geliştirilmesini gerektiriyor. Teknolojinin donanım boyutu teknik kapasite oluştururken, yazılım boyutu da bağlantı, iletişim, rekabet ve işbirliklerinin etkinliğinde belirleyici oluyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIGxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true">Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında uluslararası düzende hak ettiğimiz yeri olmak için “teknolojinin donanım ve yazılım” boyutlarını iyi analiz ederek, gideceğimiz yönü birlikte belirlememiz ivedi ihtiyaçlarımızdan biri. Durum çok açık, bize düşen görev çok net: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında yerimizi almak için ne yapmamız gerektiğini açık ve net olarak tanımlamak ve belirlememiz gerekiyor. O zaman hep birlikte ne yapmamız gerektiğini sorgulayarak çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayacak ortak bir karar üretmeliyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"><strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">GELECEK İNŞA ETMEK İÇİN</strong></div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"><br data-sfc-root="c" data-sfc-pl="|||[]" data-complete="true" data-processed="true" />Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak çağdaş bir toplum yaratmanın ve direncinin artırmanın özellikle teknolojik boyut dijital uyum boyutuna kısa değinmeler yaptık. Daha geniş anlamda bir gelişme yaratma için sorumu, birlikte alabildiğine sorgulamamız gerekiyor.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHRAA" data-processed="true" data-complete="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHhAA" data-complete="true" data-processed="true">Öncelikle toplumsal ve ekonomik reform ihtiyacını belirlemek, ülkenin çıkarlarını siyasi çıkarlar önüne koyarak bir “reform gündemi” üzerinde anlaşmalıyız.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true">Ülkenin sanayileşme kapasitesini arttıracak mevcut teknolojilerin modernleştirilmesi, dijital teknolojilere uyum ve yeşil dönüşüm konularında <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">“ulusal strateji”</strong> paylaşmalıyız. Ayrıca sürekli yenilik ve üretim üstüne kurulun çağdaş rekabet koşullarında Ar-Ge yatırımları stratejik bir akılla yönlendirmemiz kaçınılmaz sorumluluklarımız arasındadır. Ülke içinde kırdan kente, kentler arasında ve uluslararası düzeyde göç olgusunu dikkate alarak kasabalarda ve kentlerde “paralel topluluklar” oluşmasını engelleyecek önlemler de ilgi menzilimizin dışında olmamalı.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIHxAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-complete="true" data-processed="true">Kamu harcamalarında doğrudan ve dolaylı vergilerle oluşan bütçe imkanları ile sosyal ödemeler – doğrudan yardımlar, eğitim ve sağlık yatırımları, emeklilik ve göçmenlerin durumu ve benzeri – harcamalarda popülist ve pragmatist uygulamalara izin vermemeliyiz.</div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIBAA" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIRAA" data-complete="true" data-processed="true">Jeopolitik gelişmeleri, hükümet kararlarını, emek hareketlerini, nüfus oluşumlarını, kültürel olanak ve kısıtları, teknolojinin etkilerini bir bütün olarak değerlendirerek bir gelecek temennisi oluşturmalı; o temennileri ayakları yere basan tahminlere dönüştürmeliyiz.</div>
<div class="yhAwj" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2"> </div>
<div class="yhAwj" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">Şimdi <strong class="rQesXe MPyX" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-complete="true" data-processed="true">diğer iki fotoğrafın</strong> metinlerindeki basım/heceleme hatalarını da bu şekilde düzelterek sırayla vermemi ister misiniz?</div>
<div class="AHmQrc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAA" data-complete="true" data-processed="true" data-sfc-inited="2">
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAB" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
<div class="n6owBd awi2gc" data-sfc-cp="" data-sfc-root="c" data-hveid="CAAIIhAB" data-complete="true" data-processed="true"> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetimizin-ikinci-yuzyilinda-teknolojik-uyum-gundemimiz-90807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında &#039;teknolojik uyum&#039; gündemimiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Korku üzerine egemenlik kurulamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE </strong>Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası’na uzun süre Başkanlık yapan <strong>Halit Narin, </strong>2008 yılında Genel Kurmay Başkanlığı’na hazırlatıp, 15 bin adet bastırdıkları <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabının giriş bölümünde şu noktanın altını çizmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Umutsuzluğa kapıldığımız, yaşanan koşullar ve dayatmalar karşısında çaresiz hissettiğimiz, birlik ve beraberliğe ihtiyacımızın olduğu zamanlarda, anlarda başucunda bulunduracağımız bu eser geçmişimize bakarak nelerin üstesinden geldiğimizi görmemiz açısından önemlidir.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Halit Narin</strong>’in 2008 yılında <strong>“Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası’nın hediyesi” </strong>olarak gönderdiği, Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün konuşmalarından derlenen <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabı, o günlerden itibaren <strong>“başucu kitabım” </strong>oldu.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bugünkü yazı için <strong>“başucu kitabımı” </strong>açtım, hemen ilk sayfalardaki <strong>“Devlette Egemenlik ve Egemenliğin Kullanılması” </strong>bölümünü bir kez daha okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Kuvvet birdir ve o milletindir. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Korku üzerine egemenlik kurulamaz. </strong>(1930)</li>
<li><strong>Milletler egemenliklerini geçici olarak da olsa verecekleri meclislere dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Çünkü meclisler bile istibdad (keyfi hareket) edebilirler. Ve bu istibdad, şahsi istibdattan daha öldürücü olabilir. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Bunun için meclisler belirli zamanlarda yenilenir. Bu sayede milli egemenlik daha emniyetli esas ve şartlara bağlanmış olur. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Meclisler uygun görülenden fazla uzun süre devam ederse, bu takdirde vekillerle temsil edilenler arasındaki görüşler birbirinden ayrılmaya ve bağlar çözülmeye başlar. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdur. </strong>(1924)</li>
<li><strong>Artık bu devletin ve milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır. </strong>(1923)</li>
<li><strong>Milletin irade ve isteğine uymayanların sonu yok olmaktır. </strong>(1923)</li>
</ul>
<p>Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün 103 yıl önce <strong>“egemenlik” </strong>konusunda verdiği mesajlar, çizdiği çerçeve, halkın iradesine inancını, güvenini ortaya koyuyor…</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Memleketimizde birçok milyoner ve milyarder olsun</span></h2>
<p><strong>GENEL KURMAY </strong>Başkanlığının Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası için hazırladığı <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabında, 29 Ekim 1933 tarihli <strong>“Onuncu Yıl Nutku”</strong>nu açtım, sanayicilerle ilgili bölüme baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Sanayiciler halk için lazımdır. Sanayicileri desteklemek ve yükselmeye yöneltmek gerekir.</strong></li>
<li><strong>Bu memleket ve memleketin insanları daha çok zengin olmaya muhtaçtır ve bu hakkıdır.</strong></li>
<li><strong>Bundan dolayı onların servetine göz dikmeyeceğiz.</strong></li>
<li><strong>İsteriz ki memleketimizde birçok milyoner ve milyarder olsun.</strong></li>
<li><strong>O zengin insanlar bankalar, demiryolları, fabrikalar, şirketler, sanayi müesseseleri kursunlar.</strong></li>
<li><strong>Bizi yabancıların sermayesine muhtaç bırakmasınlar.</strong></li>
<li><strong>Bundan dolayı onlara düşman değil, onları daha çok zengin etmek bu memleketin gerçek çıkarları gereklerindendir.</strong></li>
<li><strong>Devlet ve özel teşebbüs birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.</strong></li>
</ul>
<p>Kitabın <strong>“Bilim ve Teknoloji” </strong>başlıklı bölümünde de <strong>Atatürk</strong>’ün sanayileşme üzerine şu mesajları dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her türlü sanayiyi kuracağız ve işleteceğiz. </strong>(1937)</li>
<li><strong>En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve mutlu Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Memleket için kaçınılmaz olan sanayinin kurulması bitmedikçe her yönden kalp huzuru duymamıza imkan yoktur. </strong>(1933)</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fikirler zorla, top ve tüfekle asla öldürülemez</span></h2>
<p><strong>“ATATÜRK’ün Görüş ve Direktifleri” </strong>kitabının <strong>“Fikir Hayatı” </strong>başlıklı bölümünde şu mesajların altını çizdim:</p>
<ul>
<li><strong>Fikirler zorla ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez. </strong>(1922)</li>
<li><strong>Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir.</strong><strong>Millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin yeter. </strong>(1922)</li>
<li><strong>Fikrin serbest hareketi ise ancak kişinin düşündüğünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiği karara göre her türlü teşebbüse girebilmek serbestisine sahip olmasıyla mümkündür.</strong>(1922)</li>
</ul>
<p>Kitabın <strong>“Bilim ve Teknoloji” </strong>bölümünde ise Ulu Önder <strong>Atatürk</strong>’ün şu sözü üzerinde durdum:</p>
<ul>
<li><strong>Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur, belki de hiç olmaz.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Mutlu edeceğim’ diyerek insanları birbirine boğazlatmak esef edilecek bir sistemdir</span></h2>
<p><strong>TEKFEN </strong>Vakfı’nın yeni yıl hediyesi olarak gönderdiği <strong>365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 26 Ekim 2026 tarihli yaprağında 29 Ekim 1937’deki Cumhuriyet Bayramı’nda Büyük Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün Balkan ülkelerinin genelkurmay başkanlarıyla bir fotoğrafına yer verilmiş.</p>
<p>Takvim yaprağının arka sayfasındaki notların başlığı şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları birbirine boğazlatmak…</strong></li>
</ul>
<p>Lozan Konferansı’ndan sonra Balkan ülkeleriyle ilişkilerini canlandırmak isteyen Türkiye, sırasıyla Arnavutluk, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan ile ikili dostluk anlaşmaları imzaladı.</p>
<p>Bu sırada hemen tüm Balkan devletleri arasındaki ilişkiler de düzelmiş ve işbirliği yapmaya uygun bir ortam oluşmuştu.</p>
<p>Bunun sonucu olarak, 1930 yılında Atina’da <strong>“Birinci Balkan Konferansı” </strong>düzenlendi. Konferansın ikincisinin ise 20-26 Ekim 1931 tarihleri arasında Türkiye’de toplanmasına karar verildi.</p>
<p>İkinci Balkan Konferansı esas olarak İstanbul’da yapılmakla birlikte, konferansın son günü olan 26 Ekim’deki oturum Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirildi. Oturumdan önce <strong>Atatürk, </strong>delegelere hitaben Fransızca bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Atatürk, </strong>Balkan milletlerinin aynı kandan, yakın soylardan müşterek ataları olduğunu ve asırlarca bir arada yaşadıklarını hatırlatarak, Balkan Birliği’ni sağlamanın ancak karşılıklı siyasi bağımsızlıklara saygı ile ekonomik sahada, kültür ve medeniyette ortak çalışmaya bağlı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Atatürk, </strong>insanlığı ortak barışa götürecek yolu ise şöyle tarif etti:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece esef edilecek bir sistemdir.</strong></li>
<li><strong>İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir.</strong></li>
<li><strong>Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>ABD, Irak’ta <strong>Saddam</strong>’ın, Libya’da <strong>Kaddafi</strong>’nin sonunu getiren müdahalelere girişirken, <strong>“Onlara demokrasi götüreceğiz” </strong>iddiasıyla yola çıktı…</p>
<p>İran’a saldırırken de, <strong>“Lider kadroyu yok eder, rejimi değiştiririz. İran halkı rejimin değişmesini istiyor” </strong>gibi üstüne vazife olmayan bir gerekçeye sarıldı…</p>
<p><strong>Atatürk</strong>’ün 26 Ekim 1931’de Ankara’da gerçekleşen Balkan Konferansı’nda verdiği mesaj, o günlerde, sonrasında, bugünlerde ve daima önemini korudu, koruyacak:</p>
<ul>
<li><strong>İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece esef edilecek bir sistemdir.</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korku-uzerine-egemenlik-kurulamaz-90806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/6/1280x720/ataturk-1793246726.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Korku üzerine egemenlik kurulamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakude-ataturk-caddesinde-pazar-lideri-bir-turkiye-markasi-zivella-90825</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakü’de Atatürk Caddesi’nde pazar lideri bir Türkiye markası: Zivella</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ofis mobilyaları alanında hızlı bir büyüme yakalayan Zivella, genç tasarımları, özgün renkleri ve başarılı pazarlama stratejileriyle uluslararası pazarlarda kendisine yer açmaya devam ediyor. 250 kişilik ekibi ve dışarıdan çalıştığı iş ortaklarıyla tasarım ve üretimde fark yaratmaya çalışan kuruluş, 4 kıtada 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Geçtiğimiz hafta sonu, Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de Zivella’nın yarattığı başarıya bizzat tanık oldum. Zivella Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun, düzenlenen toplantıda Ankara ve İstanbul’dan gelen mimar ve tasarımcılar birlikte değişen çalışma alışkanlıklarını, ofislerin geleceğini ve mekânların insan yaşamındaki rolünü değerlendirdi.</p>
<p>Zivella bugün Azerbaycan’daki Türk şirketler arasında önde gelen bir konuma sahip. Bakü’deki 3 katlı mağazanın Abdurrahman Uzun’un hayatında önemli bir yeri var. Uzun, şirketin ilk yıllarında Rize’de Cumhuriyet ve Atatürk caddelerinde mağaza açmayı istemiş, ancak o dönem bütçeleri yeterli olmadığı için ilk mağaza daha arkalarda yer almış. Aradan yıllar geçtikten sonra, Uzun’un hayali Bakü’de gerçekleşmiş ve Azerbaycan’daki ilk mağaza 2003 yılında Atatürk Caddesi’nde kapılarını açmış. </p>
<p>Zivella Azerbaycan’daki 23 yıllık yolculuğu sırasında, Haydar Aliyev Merkezi, Azal, Azersun, Azercell, Günay Bank Pasha Holding gibi çok önemli kurumlara ve kuruluşlara sunduğu çözümlerle fark yaratarak büyümüş. Her geçen yıl, Pazardaki konumunu güçlendiren marka, bugün ülkenin ofis mobilyaları sektöründeki lider markalarından biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae2d7521886c-1793251154.JPG" alt="" width="800" height="533" />
<figcaption>
<p style="text-align: center;"><strong>Zivella Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun - Zivella İcra Kurulu Başkanı Ali Al</strong></p>
</figcaption>
</figure>
<p>Zivella, İcra Kurulu Başkanı Ali Al başarının gerisindeki formülü<em> “Ofiste ev rahatlığı sunma vizyonuyla üretim yapmak ve hiç durmadan yenilik arayışında olmak</em>” yaklaşımıyla açıklıyor.</p>
<p><strong>Geleceğin Ofis deneyimi araştırması</strong></p>
<p>Zivella’nın Bakü’deki programında Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Uzun kuruluşun gelişim yolculuğunu ve tasarıma bakışını paylaştı. Tasarım Direktörü Selami Gündüzeri ürünlerin ortaya çıkışındaki ilham kaynaklarını ve tasarım süreçlerini, İcra Kurulu Üyesi Mine Türkün de yaptıkları araştırmanın detaylarını aktardı.</p>
<p>Buluşmanın gündeminde, Zivella’nın gerçekleştirdiği “Geleceğin Ofis Deneyimi” araştırmasının ortaya koyduğu farklı kuşakların çalışma ortamlarından beklentileri de yer aldı. Araştırma, çalışma alanlarının dönüşümüne ilişkin değerlendirmelere veri temelli bir bakış açısı kazandırdı.</p>
<p>Zivella, İcra Kurulu Başkanı Ali Al, Zivella, İcra Kurulu Üyesi Gürcan Aydıner, Zivella, İcra Kurulu Üyesi Emre Şenler, İcra Kurulu Üyesi Fatih Uzun ve Zivella, Kurumsal Satış Müdürü Ahmet Levent Yıldırım da soruları yanıtladılar</p>
<p><strong>Çalışma deneyimi tasarlayan marka</strong></p>
<p>Zivella, çeşitli yerli ve uluslararası tasarımcılarla çalışarak ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarında özellikle kurumsal projelerdeki performansıyla dikkat çekiyor. Bankalar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları ve büyük ofis projelerinde sıkça tercih edilen Zivella ergonomi ve modülerlik üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle hibrit çalışma düzenine uygun çözümler geliştiriyor. Abdurrahman Uzun, bakış açılarını “Biz kendimizi çalışma deneyimi tasarlayan bir marka olarak konumluyoruz.” cümlesiyle ifade ediyor.  Zivella tasarımda renk kullanımına özellikle önem veriyor. Moda tasarımcısı Özlem Süer ile 2022 yılında işbirliği yapmaya başlayan kuruluş, her yıl renk trendleri doğrultusunda çalışma yapıyor. Abdurrahman Uzun Özlem Süer’le çalışmalarını şu cümlelerle özetliyor: <em>“Özlem Hanım bu dönemde hem Zivella’ya özel bir renk (Ongoing-Bakır Enstantane) ortaya çıkardı, bize özel bir hikâye yazdı ve renkleri destekleyen desenler tasarladı. Bu işbirliği sayesinde pandemi sonrası beden-ruh-kalp üçgeninde kurulan bir dünya halini destekleme şansı bulduk.”</em></p>
<p><strong>Türkiye-Azerbeycan arasında köprü </strong></p>
<p>Zivella, ticari faaliyetlerinin yanı sıra Azerbaycan’daki mimarlık ve tasarım ekosistemiyle ilişkilerini geliştirmek için de çalışıyor. 2025 yılında Bakü’de Seranit ile düzenledikleri InVision etkinliğinde mimarlık dünyasıyla buluşan marka, aynı yıl ADA Üniversitesi’nde gerçekleştirilen uluslararası Baku Archifest festivalinin sponsorları arasında yer aldı. Yine 2025 yılından itibaren Türkiye ve Azerbaycan’dan mimarları kendi ev sahipliğinde Bakü’de buluşturarak iki ülke arasında tasarım odaklı bir paylaşım ortamı oluşturdu.</p>
<p><strong>3D printer teknolojisiyle kişiye özel üretim</strong></p>
<p>Zivella 2027 yılında Bakü’nün yanı sıra Taşkent ve Londra’daki mağazalarına yatırım yapmaya devam edecek. Kuruluşun gündeminde geri dönüşüm ve sürdürülebilir üretim projeleri ve kişiye özel 3D printer ile mobilya üretimi konuları var. 3D printer teknolojisi üreten kuruluşlarla görüşmeler yapılıyor. Abdurrahman Uzun Türkiye'de bu alanda mobilya üreten bir şirketin olmadığını, Zivella olarak yeni teknolojilere yatırım yaparak, yeni çözüm yolları aramak istediklerini ifade ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakude-ataturk-caddesinde-pazar-lideri-bir-turkiye-markasi-zivella-90825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakü’de Atatürk Caddesi’nde pazar lideri bir Türkiye markası: Zivella ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
