<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekkden-sanayi-vurgusu-ongorulen-adimlar-hizla-hayata-gecirilecek-78103</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK&#039;den sanayi vurgusu: Öngörülen adımlar hızla hayata geçirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci ve Ahmet Baha Öğütken, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin, belirsizliklerin ve jeopolitik gerginliklerin arttığı zorlu bir dönemden geçtiğine işaret edilerek, uygulanan program sayesinde makrofinansal istikrarın önemli ölçüde güçlendiği, ekonomideki kırılganlıklar azalırken, şoklara karşı dayanıklılığın arttığı belirtildi.</p>
<p>"Bölgemizde yaşanan gelişmelerin ekonomimize olası etkilerini en aza indirmek ve piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için gerekli tedbirler alınmaktadır" ifadesine yer verilen açıklamada, artan petrol fiyatlarına yönelik eşel mobil sisteminin geçici olarak uygulamaya alındığı, gübre başta olmak üzere kritik tarımsal girdilere yönelik dış ticaret tedbirlerinin getirildiği ve stratejik stok yönetiminin güçlendirildiği kaydedildi.</p>
<p><strong>"Aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir"</strong></p>
<p>Açıklamada, turizm sektörüne yönelik destek paketinin devreye alındığı ve ihracatçıların kefalet limitleri artırılarak finansmana erişimlerinin kolaylaştırıldığı hatırlatılarak, "Tedarik zincirlerinde değişimin hız kazandığı, yeşil ve dijital dönüşüm odaklı bir dönemde, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimi güçlendirmek amacıyla aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi ve HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı ile stratejik yatırımlar ve yüksek teknolojili üretimin desteklendiği anımsatılan açıklamada, şunlar paylaşıldı:</p>
<p>"KOSGEB aracılığıyla KOBİ'lerimizin finansmana erişimini kolaylaştıran, üretim kapasitesini geliştiren, yeşil ve dijital dönüşümünü hızlandıran, rekabetçiliğini güçlendiren ve inovasyon odaklı üretimlerini destekleyen adımlar atılmaktadır. Ayrıca savunma sanayimizin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesi, ihracat ve yüksek teknoloji üretimi teşvik edilmekte, bu alandaki yatırım ve Ar-Ge çalışmaları desteklenmektedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' kapsamında atılacak hukuki, idari, mali ve kurumsal adımlarla, ülkemizin bölgesel bir yönetim merkezi haline gelmesi, küresel transit ticaretten daha fazla pay alması, girişimcilik ekosisteminin güçlenmesi ve İstanbul Finans Merkezi'nin önde gelen finans merkezlerinden biri olması hedeflenmektedir. Program çerçevesinde hayata geçirilecek yatırımcı dostu düzenlemeler, vergi teşvikleri, 'Tek Durak Büro' uygulamasıyla sadeleştirilen ve hızlandırılan bürokratik süreçler ile İstanbul Finans Merkezi (İFM) odaklı politikalar sayesinde daha rekabetçi bir yatırım ortamı oluşturulması amaçlanmaktadır."</p>
<p><strong>"Türkiye önemli bir potansiyele sahip"</strong></p>
<p>EKK toplantısında, imalat sanayisindeki gelişmeler ile KOBİ'lerin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların da değerlendirildiği aktarılan açıklamada, "Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır." bilgisi verildi.</p>
<p>Toplantıda, son dönemdeki finansal gelişmelerin ele alındığı, ABD/İsrail-İran savaşının finansal piyasalar ve bankacılık sektörü üzerindeki muhtemel etkilerinin Kurul üyeleriyle istişare edildiği belirtilen açıklamada, şunlar dile getirildi:</p>
<p>"İFM başta olmak üzere finansal sistemimizin küresel piyasalardan daha fazla pay almasını hedefleyen tedbirler gözden geçirilmiştir. Kamu bankalarının yurt dışında şube açmalarına ilişkin yürütülen çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve jeostratejik konumuyla önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin küresel transit ticaretteki konumunu güçlendirecek, ülkemizi enerji ve ticarette işlevsel bir koridora dönüştürecek politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekkden-sanayi-vurgusu-ongorulen-adimlar-hizla-hayata-gecirilecek-78103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/ekk-1777388298.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısının ardından yapılan açıklamada, &quot;Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda &#039;Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı&#039; başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır.&quot; denildi. Açıklamada, &quot;Bölgemizde yaşanan gelişmelerin ekonomimize olası etkilerini en aza indirmek ve piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için gerekli tedbirler alınmaktadır.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esya-ihracati-ilk-ceyrekte-yuzde-23-satis-yuzde-19-azaldi-78102</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz eşya ihracatı ilk çeyrekte yüzde 23, üretimi yüzde 21 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) tarafından düzenlenen basın toplantısında, beyaz eşya sektörünün ilk çeyrek verileri değerlendirildi.</p>
<p>Toplantıya, TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkanı Alper Şengül, başkan yardımcıları Mehmet Yavuz, Fatih Özkadı, Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri ile Genel Sekreter Ayşe Keskinkılıç katıldı.</p>
<p>Şengül, Türkiye'nin yüzde 7'lik üretim hacmiyle Avrupa'nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer aldığını belirterek, sektörün 2025 itibarıyla yıllık 29 milyon üretim adediyle faaliyet gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Beyaz eşya sektörünün 60 bin kişiye doğrudan, 600 bin kişiye dolaylı istihdam sağladığını dile getiren Şengül, 2025'te ihracat hacminin 20,2 milyon adet olarak kayıtlara geçtiğini, AR-GE, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla küresel piyasalardaki rekabet gücünün artırıldığını dile getirdi.</p>
<p>Şengül, ilk çeyrek verilerine ilişkin, "Bu yılın ilk 3 ayında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlar yüzde 10, ihracat yüzde 23, üretimimiz ise 6 milyon 349 bin 568 adetle yüzde 21 geriledi. Toplam satışlar ise yüzde 19 düşüşle 6 milyon 288 bin 817 adet oldu." diye konuştu.</p>
<p>İhracattaki daralmanın son yıllarda devam ettiğini belirten Şengül, bu tablonun küresel talep koşulları ve dış pazarlardaki yavaşlamanın etkisiyle ihracat performansında daha kalıcı bir gerileme riskini ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Şengül, bu tablonun, sektör açısından rekabet gücünün korunmasının artık daha kritik bir öncelik haline geldiğini gösterdiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"İhracat pazarlarında rekabet yoğunlaşıyor"</strong></p>
<p>Alper Şengül, ihracat tarafında, küresel talep koşulları ve jeopolitik gelişmelerin belirleyici olmaya devam ettiğini, enerji, ham madde ve finansman maliyetlerinin yüksek seyrini sürdürdüğünü belirterek, "Anti damping önlemleri gibi ticaret politikaları, gözetim uygulamaları ve ilave vergi gibi uygulamalar ise maliyetleri ve işlem sürelerini artırıyor. Diğer taraftan da Uzak Doğu kaynaklı maliyet avantajı ve agresif fiyatlama, ihracat pazarlarında rekabeti daha da yoğunlaştırıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şengül, bu gelişmelerin rekabet gücü üzerinde baskıyı artırdığını, özellikle ihracat pazarlarında maliyet avantajının zayıflamasına yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Mart ayı özelinde ise iç satışlarda geçen yılın mart ayına göre yüzde 3 daralma olduğunu ifade eden Şengül, ihracatta yüzde 29, üretimde yüzde 14, toplam satışlarda yüzde 21 gerileme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Avrupa pazarının güçlü sanayi entegrasyonu sayesinde Türkiye açısından ana pazar olma özelliğini sürdürdüğünü belirten Şengül, şöyle dedi:</p>
<p>"Made in EU gibi gelişmeleri sektör olarak yakından takip ediyor, Türkiye'nin Gümrük Birliği kapsamında bu sürecin doğal bir parçası olması gerektiğini değerlendiriyoruz. Pazar çeşitliliği tarafında ise Avrupa dışındaki pazarlarda artışın sınırlı kaldığını görüyoruz. Afrika ve Asya pazarlarının önümüzdeki dönem için önemli bir büyüme potansiyeli sunduğunu düşünüyoruz. İhracat ve iç pazarda uzunca süredir gözlenen ve 2026'da da devam eden zayıf seyri tersine çevirmek için üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, yurt dışında rekabet gücümüzün Türkiye adına devam ettirilmesi önem taşıyor.</p>
<p>Teknoloji ve inovasyon yatırımlarımız sayesinde her geçen gün daha yüksek enerji verimliliği sağlayan, daha az enerji ve su tüketen ürünler geliştiriyor ve piyasaya sunmaya çalışıyoruz. Bu yıl Antalya'da düzenlenecek COP31 Zirvesi'nin de bu alandaki gelişmeleri hep beraber izlememize imkan sunacağını düşünüyoruz. Sektör olarak enerji verimli ürünler aracılığıyla hem yeşil dönüşüme katkı sunmaya hem de Türkiye'nin sürdürülebilir sanayi hedeflerini uluslararası platformlarda güçlü şekilde desteklemeye hazırız."</p>
<p><strong>"İstihdamı korumaya devam etmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>TÜRKBESD yönetimi, toplantının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Şengül, sektör verilerindeki düşüşlerin istihdama yansımasına ilişkin soruya, "Sektör olarak her zaman odağımızda insan var. Bir taraftan nihai tüketiciler var diğer taraftan da 600 bin dolaylı istihdamı desteklemek için her türlü verimlilik artışına uygulanabilecek çalışmaları yapıyoruz. Herhangi bir kırılganlığa yol açmaması için her türlü önlemi almaya devam edeceğiz. Hem Türkiye'nin lojistik konumu hem tedarik zincirlerine yakınlığı ve burada kullanabildiği güçlü kasları sayesinde biz bu önemleri de alarak istihdamı korumaya devam etmeyi hedefliyoruz." yanıtını verdi.</p>
<p>TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri de iç pazardaki toparlanmanın dönemsel olup olmadığına yönelik soruya karşılık şunları kaydetti:</p>
<p>"İki tip satış var, bayiye ve bayiden çıkış şeklinde. Perakendeye bakıldığında işin şu aşamada aşağılarda olduğu söylenemez. Geçen yılın aynı dönemine göre bakıldığında bir nebze üstünde. Ama toptan bazlı baktığınızda da kanalın kısa ve orta vadede borçlanmak istemediğini görmekteyiz. Bu da firmaların kanala yapacağı satışı engelliyor. Ama mayıs ve haziran aylarından sonra beklentimiz perakendenin biraz daha yoğun olacağı yönünde. Kredi kartındaki faiz oranlarına rağmen ihtiyaçlar devam ediyor. Türkiye'de özellikle son 3-4 yıldır pazarda kurutma makinesi penetrasyonu sağlıyor."</p>
<p>Sektörde toparlanma beklentisine ilişkin soruya da Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz yanıt verdi. Yavuz, "Daha önceki kapasite yatırımları yaptığımız için sektörün kapasitesi buna yeterli. Şartlar olgunlaştığı zaman, kısa bir sürede tekrar eski rakamlara ulaşmak mümkün. Çünkü herhangi bir uzun soluklu kapasite yatırımına ihtiyaç yok." dedi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esya-ihracati-ilk-ceyrekte-yuzde-23-satis-yuzde-19-azaldi-78102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/355-1777387857.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyrek verileri hakkında açıklama yapan TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, &quot;Bu yılın ilk 3 ayında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlar yüzde 10, ihracat yüzde 23, üretimimiz ise 6 milyon 349 bin 568 adetle yüzde 21 geriledi. Toplam satışlar ise yüzde 19 düşüşle 6 milyon 288 bin 817 adet oldu.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-5-yilda-28-kat-artti-78100</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternetten kartlı ödemeler 5 yılda 28 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KPMG ve ideasoft iş birliğiyle hazırlanan ve 2026’nın ilk e-ticaret raporu olma özelliği taşıyan “Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu” yayınlandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de e-ticaret ekonominin dinamiğini belirleyen temel bir yapı haline geldi. Raporun, sektörün geldiği noktayı güçlü verilerle ortaya koyarken, e-ticarette rekabetin köklü biçimde değiştiğini gözler önüne serdiği belirtildi. </p>
<p>Rapora göre, 2020 yılında 260 milyar TL seviyesinde olan internetten kartlı ödeme hacminin 2025 itibarıyla 7,3 trilyon TL’ye ulaşarak 28 kat büyümesi tüketim alışkanlıklarının kalıcı biçimde dijitale kaydığının en somut göstergesi. </p>
<p>Aynı dönemde ortalama sepet tutarı yaklaşık 9,4 kat artarken, işlem adedi 848 milyon seviyesinden 2,8 milyar adede yükseldi. İşlem başına ortalama tutar ise 306,7 TL’den 2.607 TL’ye çıktı. Bu tablo, büyümenin yalnızca fiyat artışlarından değil, gerçek işlem hacmi artışından da beslendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İşlem hacimlerinde değişiklik</strong></p>
<p>Türkiye’de internet kullanım oranının 2020’de yüzde 79 seviyesinden 2025 itibarıyla yüzde 90,9’a yükselmesi, e-ticaretin toplumsal tabana ne ölçüde yayıldığını gösterirken; çevrimiçi alışveriş yapan bireylerin oranının aynı dönemde yüzde 36,5’ten yüzde 55,7’ye çıkması, dijital tüketimin artık ana akım haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşüm yalnızca kullanıcı tarafında değil, işlem hacimlerinde de güçlü bir büyümeye işaret ediyor.</p>
<p>Raporda öne çıkan bir diğer önemli içgörü ise tüketici davranışındaki zamanlama. Gün içinde e-ticaret işlem yoğunluğu özellikle 13:00–15:00 saatleri arasında zirveye ulaşırken, haftalık bazda alışverişin ağırlıklı olarak hafta başında gerçekleştiği görülüyor. Bu durum, e-ticarette doğru zamanlamanın satış performansı üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İstanbul yüzde 46 ile sırada</strong></p>
<p>Coğrafi dağılım incelendiğinde, Türkiye’deki e-ticaret satıcılarının yüzde 46,2’sinin İstanbul’da konumlandığı görülüyor. Ankara yüzde 9 ve İzmir yüzde 6,4 ile İstanbul’u takip ederken, diğer şehirler daha parçalı bir yapı sergiliyor.</p>
<p>Bu tablo, e-ticaretin ülke geneline yayılsa da hâlâ büyük ölçüde metropollerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p>
<p>ideasoft CEO’su Sinan Akdal, rapora ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “Bugün e-ticaret içgörülerle yönetilen bir alan haline geldi. Raporda ortaya koyduğumuz veriler, Türkiye’de e-ticaretin büyük bir ilerleme gösterirken; aynı zamanda daha rekabetçi bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Özellikle kategoriler arasındaki dengenin değişmesi, günlük tüketim alışkanlıklarının dijitalleşmesi ve işlem hacmindeki güçlü artış, sektörün yeni bir faza geçtiğinin en net göstergeleri arasında yer alıyor. Nitekim yalnızca internetten yapılan kartlı ödemelerin 2020’den 2025’e dek 28 kat büyümesi e-ticaretin ulaştığı ölçeği net biçimde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, tüketici davranışındaki dönüşüm de dikkat çekici. Gün içinde işlem yoğunluğunun özellikle 13:00–15:00 saatleri arasında zirveye ulaşması ve alışverişin ağırlıklı olarak hafta başında gerçekleşmesi, e-ticarette zamanlama ve stratejinin en az ürün kadar belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Bu yeni dönemde başarı; veriyi doğru okuyabilen, müşteri davranışını anlayan ve operasyonunu buna göre kurgulayan markaların olacak. ideasoft olarak biz de işletmelerin yalnızca e-ticarete başlamasını değil, bu dönüşümü doğru stratejiyle yöneterek sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlıyoruz. Bu doğrultuda, teknoloji ve yapay zeka yatırımlarına 200 milyon TL’nin üzerinde yeni kaynak ayırarak; işletmelerin daha akıllı ve daha verimli yönetilen e-ticaret operasyonları kurmasını sağlayacak çözümler geliştirmeye devam ediyoruz. Türkiye e-ticaret ekosistemi önümüzdeki dönemde büyümeye devam edecek. Ancak artık farkı yaratan büyümek değil; veriyi doğru kullanarak bu büyümeyi yönetebilmek olacak. Hazırladığımız bu rapor da bu yaklaşımın en somut örneği.” </p>
<p>KPMG Strateji ve Operasyonlar &amp; Şirket Ortağı Bükre Bektaş ise, “E-ticaret ekosisteminde faaliyet gösteren şirketler için dijital dönüşüm; yalnızca teknoloji yatırımlarından ibaret değil. Veriye dayalı karar alma, müşteri deneyiminin yeniden tasarlanması, operasyonel verimlilik ve çevik organizasyon yapıları, rekabet avantajının temel unsurları haline geliyor. Bu çerçevede, dijitalleşme yolculuğunda atılan adımların uzun vadeli bir vizyonla ele alınması, kısa vadeli kazanımların ötesinde kalıcı değer yaratılmasını sağlıyor. Bu rapor, Türkiye’de e-ticaretin mevcut durumunu, dijitalleşme eğilimlerini ve sektörün önümüzdeki dönemde karşılaşması muhtemel fırsat ve riskleri kapsamlı bir bakış açısıyla ele almayı amaçlıyor. Güncel veriler, saha gözlemleri ve analitik değerlendirmeler ışığında hazırlanan çalışma; e-ticaret ekosisteminin farklı bileşenlerini bir arada değerlendirerek okuyucuya bütüncül bir perspektif sunuyor.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-5-yilda-28-kat-artti-78100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/e-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KPMG ile ideasoft iş birliğiyle hazırlanan rapora göre,  2020&#039;de 260 milyar lira olan internetten kartlı ödeme hacmi 2025&#039;te 7,3 trilyon liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentoya-wcadan-iki-odul-78095</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento’ya WCA’dan iki ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki projeleriyle küresel çapta adından söz ettiren OYAK Çimento'nun, Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü öncesinde, bu alandaki başarılarını uluslararası prestije sahip ödülle taçlandırdığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre OYAK Çimento, Dünya çimento sektörünü küresel ölçekte temsil eden ve sürdürülebilir gelişimi destekleyen Dünya Çimento Birliği (WCA - World Cement Association) tarafından düzenlenen WCA Health &amp; Safety Awards kapsamında, PROJE2425 ile en büyük ödüle layık görüldü. Çevresel sürdürülebilirlik alanındaki inovatif çözümleriyle öne çıkan şirketin ayrıca, “Future of Cement: CarbonLess” karbon azaltım projesi ile de “İklim Eylemi” kategorisinde “Özel Takdir” ödülünü de kazandığı duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, "Uluslararası arenada tescillenen bu başarısını yapay zeka destekli izleme sistemleri ve İZGEM programı gibi sektöre yön veren dijital İSG uygulamalarıyla pekiştiren OYAK Çimento, insana değer veren yönetim anlayışını teknoloji odaklı yatırımlarıyla birleştirerek iş ve çalışan sağlığını önceliklendiren projelerle ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla sektöre öncülük etme misyonunu sürdürüyor. TCC Group Holdings çatısı altında, dünya devleri arasında yer alan şirket; dijitalleşme ve güçlü bir güvenlik kültürü üzerine inşa ettiği stratejisiyle, operasyonel süreçlerinde 'sıfır iş kazası' hedefine doğru kararlı adımlarla ilerliyor. Ayrıca Aslan Çimento Fabrikası’nda hayata geçirilen 'Future of Cement: CarbonLess' karbon azaltım projesi ile 'Decarbonization via Alternative Fuels and SCMs' başlığında 'İklim Eylemi' kategorisinde 'Özel Takdir' ödülünü kazanarak çevresel sürdürülebilirlik alanındaki güçlü duruşunu da uluslararası ölçekte tescilledi." denildi.</p>
<p><strong>"Yapay Zekayı Otonom Karar Destek Mekanizması Haline Getiriyoruz"</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğini bir zorunluluktan ziyade yaşam biçimi olarak gördüklerini belirten OYAK Çimento Ülke CEO’su Murat Sela, şirketin vizyonu hakkında, “CIMPOR-OYAK Çimento olarak 'Sıfır atık, sıfır kirlilik, sıfır emisyon' vizyonuyla hareket ediyor, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli yönetim sistemleriyle operasyonel verimliliğimizi artırıyoruz. İSG süreçlerimizde dijital dönüşümü sağlayan 'İSG Odak', 'İSG Focus' ve 'e-EKED' gibi projelerimizin yanı sıra, Dünya Çimento Birliği (WCA) tarafından İSG ve İklim Eylemi alanlarında layık görüldüğümüz küresel ödüllerle bu başarımızı uluslararası seviyeye taşıyoruz. Stratejik yol haritamız doğrultusunda, yapay zekayı sadece bir izleme aracı değil, tüm fabrikalarımızda otonom bir karar destek mekanizması haline getiriyoruz. Fizix ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği gibi somut adımlarla İSG süreçlerimizi de dijitalleştirirken, bu küresel başarıları tüm operasyon ağımıza yaygınlaştırarak karbon emisyonlarını azaltmayı ve operasyonel mükemmelliği daha da geliştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentoya-wcadan-iki-odul-78095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/oyak-cimento-1777382104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento, Dünya Çimento Birliği tarafından düzenlenen &quot;WCA Health &amp; Safety Awards&quot; kapsamında 2 ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimin-makedonya-ve-bae-mudurlugune-atama-78094</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim&#039;in Makedonya ve BAE müdürlüklerine atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim'de Kuzey Makedonya ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ülke Müdürlüklerine atamalar gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada'ya, Kuzey Afrika'dan Asya ve Orta Doğu'ya uzanan coğrafyada 70'ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. Bu kapsamda şirket, uluslararası pazarlardaki büyümesini desteklemek amacıyla iki üst düzey atama gerçekleştirdi.</p>
<p>Kuzey Makedonya Ülke Müdürlüğüne Natasha Poposka, BAE Ülke Müdürlüğüne ise Wael Okasha getirildi.</p>
<p>Şirketten verilen bilgilere göre, eczacılık lisans eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesinde tamamlayan ve işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip Poposka, kariyerine GlaxoSmithKline'da başladı.</p>
<p>Poposka, GlaxoSmithKline'da Satış Müdürü ve Terapötik Alan Lideri olarak görev aldıktan sonra Sandoz'da Reçeteli Ürünler İş Birimi Başkanı, Pazarlama &amp; Portföy Müdürü ve İş Geliştirme Müdürü olarak, Makedonya, Arnavutluk ve Kosova'dan sorumlu rollerde yer aldı. Ardından Jaka Nova'da Makedonya Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapan Poposka, son olarak Septima Skopje'de Ticaret Direktörü olarak çalıştı.</p>
<p>Poposka, nisan itibarıyla Abdi İbrahim Kuzey Makedonya organizasyonunda Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Söz konusu atamayla Abdi İbrahim, yeni operasyonel yapılanmasını hayata geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında faaliyetlerine başlarken, Balkanlar'daki varlığını ve etkinliğini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu olan Wael Okasha ise kariyerine iş geliştirme ve finans alanlarında başladı.</p>
<p>Route, Acuman ve General Motors'taki deneyimlerinin ardından Sandoz'a geçen Okasha, burada sırasıyla Mısır İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu Mali İşler Direktörü (CFO) ve BAE &amp; Kuveyt İş Birimi Başkanı olarak görev yaptı. Okasha, son olarak PromoPharma'da Dubai &amp; BAE Genel Müdürü olarak çalıştı.</p>
<p>Her iki ülke müdürü de sorumlu oldukları pazarlarda Abdi İbrahim'in büyüme hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve organizasyonun güçlendirilmesinden sorumlu olacağı belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimin-makedonya-ve-bae-mudurlugune-atama-78094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/abdi-ibrahim-1757061285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim&#039;in Kuzey Makedonya Ülke Müdürlüğüne Natasha Poposka, BAE Ülke Müdürlüğüne de Wael Okasha atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ihracat-ilk-ceyrekte-3-milyar-dolari-asti-78093</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerden ihracat ilk çeyrekte 3 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Serbest Bölgeler Kurucu ve İşleticileri Derneği Başkanı Yusuf Kılınç, serbest bölgelerin ocak-mart döneminde ticaret hacminin yıllık bazda yüzde 0,45 artışla 6 milyar 733 milyon dolara çıktığını açıkladı.</p>
<p>Bu dönemde Türkiye'den serbest bölgelere ticaretin yüzde 3,3 yükselişle 855 milyon doları bulduğunu belirten Kılınç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Serbest bölgelerin ihracatı yüzde 1,8 artışla 3 milyar 23 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye'nin serbest bölgeleri, 2026 yılının ilk çeyreğinde küresel ticaretteki yavaşlama ve bölgesel risklere rağmen dayanıklılığını koruyan bir performans sergiledi. İlk çeyrekte ticaret hacmi 6 milyar 733 milyon dolara ulaşırken, özellikle ihracat ve dış bağlantılı ticaret kalemlerindeki artış serbest bölgelerin Türkiye ekonomisi açısından stratejik rolünü bir kez daha ortaya koydu."</p>
<p>Kılınç, bu dönemde Bursa Serbest Bölgesi'nin ihracatı yüzde 29, ticaret hacmini yüzde 22 artırarak en güçlü artışı sağlayan bölge olduğunu ifade etti.</p>
<p>Serbest bölgelerin 2026'nın ilk çeyreğinde sınırlı ancak nitelikli bir büyüme sergilediğini belirten Kılınç, "Türkiye'nin ihracat kapasitesine katkı sunmayı sürdürdü. Özellikle dış ticaret odaklı büyüme kompozisyonu, serbest bölgelerin yalnızca ticaret hacmi yaratan alanlar değil, aynı zamanda Türkiye'nin küresel rekabet gücünü destekleyen stratejik üretim ve lojistik merkezleri olduğunu teyit ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ihracat-ilk-ceyrekte-3-milyar-dolari-asti-78093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest bölgelerin yılın ilk çeyreğinde yaptığı ihracatın geçen yıla göre yüzde 1,8 artışla 3 milyar dolar aştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dijital-ortamdaki-biletleme-sayesinde-3-bin-agacin-kesilmesini-onledik-78083</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Dijital ortamdaki biletleme sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demir yoluyla yolcu taşımacılığı kapsamındaki dijitalleşme çalışmaları hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, dijitalleşmenin, çağın gereklilikleri doğrultusunda demir yolu taşımacılığında hizmet kalitesini dönüştüren en önemli unsurlardan biri olduğuna işaret eden Uraloğlu, Yolcu Taşıma Platformu (YTP) ile bilet alma süreçlerini kolaylaştırdıklarını ve doğanın korunmasına katkı sağladıklarını vurguladı.</p>
<p>Uraloğlu, Yolcu Taşıma Platformu'nun Türkiye Bilişim Derneği'nin 2025 Türkiye Bilişim Ödülleri kapsamında "Kamudan Vatandaşa Hizmetler" kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldüğüne değinerek, "Yolcu Taşıma Platformu, biletleme, rezervasyon ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak, dijital ortamda gerçekleştirilen yılda yaklaşık 24 milyon biletleme işlemi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Bilet kesim süresi gişede 15, mobilde 35 saniyeye düştü"</strong></p>
<p>TCDD Taşımacılık AŞ tarafından tamamen Türk mühendislerle geliştirilen platformla, vatandaşların biletlerini web veya mobil uygulama üzerinden saniyeler içinde alabildiğine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bilet kesim işlem süresi gişede 15, mobilde 35 saniyeye kadar düştü. Bulut tabanlı altyapısı sayesinde, sistem günde 85 bin biletleme işlemini karşılayabiliyor. Mikro servis mimarisi ise yalnızca ihtiyaç duyulduğunda kaynak kullanarak, enerji tasarrufu sağlıyor. Artık trenlerde yolcu kabul işlemleri, QR kod veya kimlik kartıyla saniyeler içinde gerçekleştiriliyor. Bu sayede, yolcu deneyimi önemli ölçüde iyileşti, işlemler daha hızlı ve sorunsuz hale geldi. Toplam bilet satışlarımızın 2025'te yüzde 45'i mobil uygulama, yüzde 24'ü web sitesi üzerinden yapıldı. Yüksek hızlı trenlerde ise bilet satışlarının yaklaşık yüzde 90'ı dijital kanallar aracılığıyla gerçekleşti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dijital-ortamdaki-biletleme-sayesinde-3-bin-agacin-kesilmesini-onledik-78083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025&#039;te demir yollarında toplam bilet satışlarının yüzde 45&#039;iin mobil uygulama, yüzde 24&#039;ünün ise web sitesi üzerinden yapıldığını belirten Bakan Uraloğlu, &quot;Yolcu Taşıma Platformu, biletleme, rezervasyon ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak, dijital ortamda gerçekleştirilen yılda yaklaşık 24 milyon biletleme işlemi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cekici-gayrimenkul-sektoru-cok-buyuk-potansiyel-tasiyor-78082</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neşecan Çekici: Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>20'ncisi düzenlenen Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) Gayrimenkul Zirvesi başladı.</p>
<p>Kamu ve özel sektörden tüm paydaşları bir araya getiren, Türkiye gayrimenkul sektörünün önemli buluşma platformlarından olan ve bu yıl "Soruyu Değiştirmek" temasıyla düzenlenen GYODER Gayrimenkul Zirvesi Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Sektörün ana gündem maddelerine yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedefleyen ve alanlarında uzman yerli ve yabancı isimleri bir araya getiren zirvenin açılışında konuşan GYODER Başkanı Neşecan Çekici, Derneğin faaliyetlerine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Çekici, bu yıl zirvenin 20'ncisini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, "Bu, sadece rekor bir sayıyı değil, durup düşünme, eksiklere bakma ve geleceğin vizyon belgesini yeniden yazma zamanını ifade ediyor." dedi.</p>
<p>Gayrimenkul sektörünün daima ülkenin ekonomik kalkınmasının lokomotifi olduğunu dile getiren Çekici, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Dün de öyleydi bugün de böyle. Geçen yıl 'Yeniden Başlat' derken sektöre bir düşünme ve tazelenme alanı açıyorduk. Bu yıl bir adım daha ileri gidiyoruz. Neyi yeniden başlattığımız kadar hangi bakış açısıyla yeniden başladığımız sorusunu ekliyoruz. 'Soruyu Değiştirmek' teması bizim için bir slogan değil, bir zihniyet çağrısı. Doğru soru daha erişilebilir konuta, daha sağlam bir finansmana ve daha güvenli şehirlere açılan ilk kapı."</p>
<p>Çekici, bu yıl 3. Ankara Gayrimenkul Zirvesi'ne hazırlandıklarını, kış aylarında başkentte konut odaklı bir araya geleceklerini söyledi.</p>
<p><strong>"Daha çok' değil 'daha nitelikli ve daha erişilebilir' üretim"</strong></p>
<p>Neşecan Çekici, "Soruyu Değiştirmek" temasının insana yeni bir bakış açısı kazandırdığını, buna paralel olarak zihniyet değişiminin de önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>"Daha çok" değil "daha nitelikli ve daha erişilebilir" üretimin önemli olduğunu dile getiren Çekici, şunları ifade etti:</p>
<p>"Daha efektif, daha çevik ve daha ezber bozacak şekilde neler yapabiliriz konusunu ele alıyoruz. 'Soruyu Değiştirmek' aslında bir zihniyet değişimi çağrısı. Gayrimenkul enstrümanlarını arsa, beton, taş, toprak olarak değil, bir yatırım aracı olarak değil, ekonominin kendisi olarak görüyoruz. Zihinsel açılımlarla yeni bir sektörel düzen inşa etmek zorundayız. Kaynak, sermaye, güven ve zeka... Bu dördünü birleştirdiğimizde ülkemize daha çok katma değer yaratacak daha büyük bir sektör inşa edebiliriz."</p>
<p>Çekici, gayrimenkul okuryazarlığı ve sektörün sıfır atığa hazırlanması konusundaki çalışmalarına değinerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkartmamız gerekiyor. Bunun için birlikteliğe ve güç birliğine ihtiyacımız var. Türkiye için gece gündüz çalışarak sektörümüzün sakin ve kararlı yol izlemesi adına elimizden geleni yapacağız. Yarınları bekleyip izlemeyelim, yarınları tasarlayalım. Gelin soruyu hep birlikte oluşturalım. Gelin görünmezin ötesini hep birlikte keşfedelim."</p>
<p>Zirve kapsamında gün boyunca yapılacak panel ve oturumlarda istihdamdan geleceğin kentlerine, döngüsel ekonomiden yeni yaşam modellerine ve yapay zekaya kadar sektörün çeşitli boyutları farklı sorularla ele alınacak.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cekici-gayrimenkul-sektoru-cok-buyuk-potansiyel-tasiyor-78082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/2/1280x720/nesecan-cekici-1777372498.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYODER Gayrimenkul Zirvesi&#039;nde konuşan Başkan Neşecan Çekici, &quot;Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkartmamız gerekiyor. Bunun için güç birliğine ihtiyacımız var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-78075</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hazır giyimde taşınmanın yeni adresi Suriye olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Maliyetler arttıkça kendine daha düşük maliyetli yeni adresler arayan Türk hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün gözü şimdi de Suriye’de. Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Meclis Üyesi Burak Sertbaş, yatırımlarını geçmişte Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerine, son dönemde ise Mısır’a kaydıran sektörde, önümüzdeki dönemde Suriye furyası başlayacağını dile getirdi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Nisan ayı olağan meclis toplantısında 2022’den beri sürdürülen yüksek enflasyon – düşük kur politikasının en çok mağdur ettiği sektörlerin hazır giyim ve tekstil olduğuna dikkat çeken Sertbaş, “Bu süreçte bir çok firma kapandı, istihdam geriledi, ama biz ihracatçılar bulunduğumuz pazarları korumak için canla başla çalışmaya devam ettik. 2022’de sektörümüzün ihracatı 22 milyar doları aşmıştı. Geçen yıl 17 milyar doların altına düştü. Sektörümüzün istihdamdaki payı yüzde 27’den yüzde 21’e geriledi. Dünya sıralamasında 6.’lıktan 7.’liğe geldik. Bunlar da gösteriyor ki hükümetimizin uyguladığı ekonomik program tekstile uygun değil.  Sadece konfeksiyon değil, ihracat yapan hiçbir sektör mutlu değil” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Aynı zamanda Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin önceki dönem başkanı olan Sertbaş, hazır giyim ihracatçılarının üretim yeri konusunda zaman zaman değişik çalışmalar yaptığını vurgulayarak, “Düne kadar tesisleri Güneydoğu Anadolu’daki 5 ve 6. teşvik bölgelerine taşıma mantığı vardı. Son dönemde ise Mısır modası çıktı. Bir çok arkadaşımız orada tesisler kurdu ve üretimini oraya taşımak durumunda kaldı. Önümüzdeki günlerde bir Suriye furyası gelecek. Bunların Türkiye’ye ne kadar katkısı olacak bilemiyorum. Hazır giyim ve tekstil üretimi birbirlerinden çok farklı. Bir hazır giyim tesisini taşımak çok kolay. Makineyi yükleyip götürebilirsiniz. Ama tekstil yatırımlarında durum öyle değil. ‘Hadi kapatıp oraya götürelim’ diyemezsiniz” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>“Savaşta durum ciddileşiyor”</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hakan Ürün de mecliste yaptığı konuşmada ikinci ayına giren ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta durumun ciddileştiğine dikkat çekerek, “Bu süreçte çeşitli kırılmalar da yaşanıyor. Rusya, Avrupa ile petrol ve gaz anlaşmalarını dolar değil yuan ile yapacağını, Çin petrol ticaretinde doları kullanmayacağını açıkladı. Petro-doları büyük bir tehlike bekliyor. Zaten ABD’nin amacı da oradaki petrolü almaktan çok petro-dolar düzenini sürdürmek. İran, Hürmüz Boğazı’nı açmamaya kararlı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) raporuna göre Türkiye bu durumdan en çok etkilenecek 9. ülke. KİEL Enstitüsü’ne göre de bu durum nedeniyle gıda fiyatlarında artış beklenen ülkeler arasında da Türkiye 9. sırada görünüyor” diye konuştu.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>ABD satranç, Çin go, diğer ülkeler tavla oynuyor</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Meclis Başkan Vekili İzzet Şanlı ise günümüz uluslar arası ilişkiler ortamını ABD’nin eski dış işleri bakanlarından Henry Kissinger tarafından ortaya atılan oyun metaforu üzerinden açıkladı. Kissinger’e göre ABD’nin mutlak zafer yaklaşımıyla rakibi mat etmeyi amaçlayan satranç oyununu oynadığını aktaran Şanlı, “Bu metafora göre Çin de çatışmadan kaçınma ve kuşatma yaklaşımıyla tahtayı kendi rengine boyamayı amaçlayan go oyununu oynuyor. Son 30 senedeki gelişmeler bu benzetmeleri doğrular nitelikte. Dünyayı iki ucundan çekiştiren bu iki ülke arasındaki diğer ülkeler de tavla oynuyor sanırım. Ama bunda da eşitlik yok. Bazı ülkelere zar tutmak serbestken, biz, onların kırdığı pullarımızı oyuna sokmaya çalışıyoruz” diye konuştu.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-78075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-1777368810.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim ihracatçılarının yüksek maliyetlerden kurtulmak için son dönemde tesislerini Mısır’a taşıdıklarını hatırlatan EBSO Meclis Üyesi Burak Sertbaş, önümüzdeki günlerde tesis taşımada bu kez de Suriye furyasının başlayacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-ve-asma-fidani-uretimi-ve-pazarlanmasiyla-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-78071</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve ve asma fidanı üretimi ve pazarlanmasıyla ilgili değişiklik Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Meyve Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği" ile "Asma Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Söz konusu türlerin stratejik bir öneme sahip olması, fidan ve asma sertifikasyonu ve pazarlamasına ilişkin esasların günün gerekliliklerine uygunluğunun sağlanması ve ülke menfaatlerinin devamlılığının sağlanabilmesi amacıyla yönetmeliklerde düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Buna göre, meyve fidanı ve asma üretiminde, hastalık ve zararlılardan ari, genetik özellikleri tam olarak bilinen ve belgelendirilmiş çoğaltım materyallerinin üretildiği özel parseller veya seralar olan damızlık ünitelerinin nasıl kurulacağına ilişkin kurallar tespit edildi.</p>
<p>Damızlık ünitelerinin kurulumunda, yurt dışından gelmediği sürece, çeşit tespitinde komisyon kurulması şartı kaldırıldı. İki no'lu damızlık ünite kurulumu için Bakanlıkça verilen yetki kaldırılırken, üretici belgesine sahip herkese, iki no'lu damızlık ünitesi kurabilme yetkisi sunuldu.</p>
<p>Asmada iki no'lu damızlık ünitelerinde izolasyon mesafesi kaldırılarak, hepsinin tül serada olması kararlaştırıldı. Beyannamelerde istenen "Bitki Pasaportu Belgesi" yerine, sistem üzerinden "kayıt kontrolü" getirildi.</p>
<p>Damızlık parselleri ve üretim alanlarına yönelik yıllık denetimler, görevlendirilen komisyon tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>Fidan ve üretim materyali etiketlerinde, sertifika bilgilerini içeren karekod bulunması şartı getirilirken, söz konusu düzenleme için iki yıl süre verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-ve-asma-fidani-uretimi-ve-pazarlanmasiyla-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-78071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meyve ve asma türlerine ait fidan ve üretim materyallerinin, sertifikasyon sistemi dahilinde üretilmesi ve pazarlanmasına ilişkin yönetmelik değişikliği Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-78070</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı illerdeki satış onaylarına ilişkin karar tebliğleri Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti özelleştirme kapsam ve programında bulunan Sümer Holding AŞ adına kayıtlı, Nevşehir'in merkez ilçesi Evler Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 40 milyon 750 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Fatih Mıhcı'ya satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Muş'un merkez ilçesi Kıravi (Şenoba) köyündeki taşınmazın, ihalede 33 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Mehmet Şahin Mete'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Gölbaşı ilçesi İncek-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazların ihalede 30 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Gülmar City Gross Gıda Sanayi Ticaret Taahhüt Ltd. Şti'ye satışına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti özelleştirme kapsam ve programında bulunan Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi Mehmetçik Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 28 milyon 400 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Yakup Öge'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Yenimahalle ilçesi Karacakaya Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 22 milyon 100 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Rey Taahhüt Gıda İnşaat Otomotiv Turizm İthalat İhracat Ticaret Ltd. Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Yine mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Yenimahalle ilçesi Karacakaya Mahallesi'ndeki taşınmazın ihalede 20 milyon 600 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Mahir Akkaya'ya satışına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Adana'nın Çukurova ilçesi Şambayadı Mahallesi'ndeki taşınmazın ihalede 11 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Faruk Arslan'a satışı kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-78070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara, Adana, Nevşehir, Muş ve Şanlıurfa&#039;daki bazı taşınmazların satışını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodrum-turizminde-olculu-iyimserlik-yili-78055</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bodrum turizminde ‘ölçülü iyimserlik’ yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>2025 yılında 3,5 milyon yabancı turisti ağırlayan Muğla’nın amiral gemisi Bodrum, 2026 sezonuna "nitelikli doluluk" ve "doğru fiyatlama" stratejisiyle giriyor. Küresel jeopolitik risklere ve ekonomik belirsizliklere rağmen Avrupa pazarından gelen güçlü taleple sezonu karşılayan bölgede, konaklama sektörü temsilcileri bu yılı "ölçülü bir iyimserlik" yılı olarak tanımlıyor. DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Genel Müdürü Celil Kırmızı, sektörün artık sadece doluluk oranlarına değil, sunduğu deneyimin katma değerine odaklandığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05afa32275-1777359610.jpg" alt="" width="514" height="413" /></p>
<h2>Planlama süreçleri etkilendi </h2>
<p>Muğla genelinde geçtiğimiz yıl yakalanan 3,5 milyonluk yabancı ziyaretçi sayısının, bölgenin uluslararası arenadaki rekabet gücünü tescillediğini belirten Celil Kırmızı, 2026 yılı için bu ivmenin korunacağını öngördüklerini ifade etti. Bodrum’un hem dış pazarda hem de iç pazarda bir çekim merkezi olmaya devam ettiğini kaydeden Kırmızı, ancak makroekonomik değişkenlerin planlama süreçlerini doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Kırmızı, "2026 sezonu, sektörün dinamiklerini doğru okuyan, esnek fiyatlama yapabilen ve hizmet kalitesinden ödün vermeyen aktörlerin yılı olacak. Geçtiğimiz yıla kıyasla operasyonel verimliliğin ve pazar analizinin çok daha kritik bir önem kazandığı bir dönemdeyiz. Bodrum’un sunduğu benzersiz deneyim çeşitliliği, olası küresel dalgalanmalara karşı en büyük koruma kalkanımızdır" değerlendirmesinde bulundu. </p>
<h2>Dengeli ve umut verici </h2>
<p>Sektörün 2026 karnesinin ilk belirleyicisi olan erken rezervasyon verilerini analiz eden Kırmızı, pazarın "dengeli ve umut verici" bir seyir izlediğini belirtti. Geleneksel pazarlar olan İngiltere ve Orta Avrupa’dan gelen talebin istikrarını koruduğunu, ancak rezervasyon penceresinde yapısal bir değişim yaşandığını ifade etti. Tüketicilerin geçmiş yıllara oranla daha temkinli ve kısa vadeli planlama eğiliminde olduğunu söyleyen Kırmızı, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Erken rezervasyon dönemi artık sadece aylar öncesinden yapılan bir işlem değil; misafirlerin ekonomik verileri ve seyahat koşullarını yakından izleyerek karar verdiği dinamik bir sürece dönüştü. Biz de bu kapsamda, anlık veri takibi yaparak talebin yoğunlaştığı dönemlere göre pozisyon alıyoruz. Amacımız, sağlıklı bir doluluk oranını sürdürürken, destinasyonun marka değerini koruyan bir fiyat politikası yürütmektir."</p>
<p>Tüketici tercihlerindeki dönüşüme değinen Kırmızı, 2026 yılında "deneyim turizminin" yükselişe geçtiğini belirtti. Misafirlerin sadece konaklama değil, kültürel ve gastronomik bir keşif arayışında olduğunu vurgulayan Genel Müdür, DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club olarak bu beklentilere yönelik ciddi yatırımlar yaptıklarını açıkladı. Özellikle gastronomi alanında yapılan hamlelerin altını çizen Kırmızı, "Mutfak ekibimizin başına geçen Şef Kaan Yıldırım ile birlikte 'yerelden evrensele' bir lezzet köprüsü kurduk. Panorama Restoran’da yerel üreticiyi destekleyen mevsimsel ürünlerle kurgulanan tematik gecelerden, Skorpina A La Carte’daki gurme deniz ürünlerine kadar her detay misafirlerimize Bodrum’un ruhunu hissettirmek üzere tasarlandı" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hilton’un küresel standartları Bodrum’un yerel dinamikleri</span></h2>
<p>DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club’ın 2026 stratejik ajandasına ilişkin detayları paylaşan Genel Müdür Celil Kırmızı, tesisin yeni sezondaki önceliklerini şu sözlerle aktardı: "2026 sezonu hazırlıklarımızda Hilton’un küresel standartlarını, Bodrum’un yerel dinamikleriyle optimize ettiğimiz bir yapı kurduk. Bu yıl temel odağımız, misafir deneyimini kişiselleştirilmiş hizmet modelleriyle yukarı taşımak. Amacımız, konaklamayı bir barınma hizmetinden çıkarıp, Bodrum’un ruhunu yansıtan bir gastronomi rotasına dönüştürmek." Tesisin aile turizmi ve wellness alanındaki yatırımlarına da değinen Kırmızı, insan kaynağı ve hizmet çeşitliliğine vurgu yaparak, "Aile turizminde iddiamızı güçlendirmek adına Kids Club birimimizi uzman pedagog ve eğitimcilerle takviye ettik. Wellness tarafında ise profesyonel kürlerle bütünsel bir dinlenme vaat ediyoruz. Sektörde fark yaratmanın yolunun nitelikli insan kaynağından geçtiğinin bilinciyle, personel eğitimlerimizi de bu vizyon doğrultusunda güncelledik. 2026 yılında sadece doluluk rakamlarıyla değil, misafir sadakati ve hizmet kalitemizle sektörde ayrışmayı hedefliyoruz" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodrum-turizminde-olculu-iyimserlik-yili-78055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/bodrum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yıl 3,5 milyon yabancı turisti ağırlayan Bodrum, yaz sezonuna &quot;nitelikli doluluk&quot; ve &quot;doğru fiyatlama&quot; stratejisiyle giriyor. Sektör temsilcileri bu yılı ‘ölçülü iyimserlik’ yılı olarak tanımlarken, DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Genel Müdürü Celil Kırmızı, sektörün artık sadece doluluk oranlarına değil, sunduğu deneyimin katma değerine odaklandığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginde-artirim-ve-uzatma-talebi-78053</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinde artırım ve uzatma talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Merkez Bankası’nın döviz dönüşüm desteği uygulamasının 30 Nisan’da sona erdiğine dikkat çekerek, destek oranının artırılarak sürenin en az 1 yıl uzatılmasını istedi.</p>
<p>Yazılı açıklama yapan Hisarcıklıoğlu, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, korumacılık eğilimlerinin arttığı ve ihracat pazarlarında rekabetin sertleştiğini  belirtirken, Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedeflerini sürdürebilmesi için reel sektörümüzün rekabet gücünün korunmasının kritik önem taşıdığına vurgu yaptı.</p>
<p>Desteğin en az 1 yıl daha uzatılmasına ihtiyaç olduğunu dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Bununla birlikte, mevcut yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği hem oran itibarıyla yetersiz kalmakta hem de uygulama şartları reel sektör açısından ağır işlemektedir. Uygulamanın daha sade, erişilebilir ve öngörülebilir hale getirilmesi; destek oranının ise artırılması gerekmektedir” dedi.</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, bu yönde atılacak adımların, sanayicilere ve ihracatçılara moral vereceğini, firmaların finansman koşullarını destekleyeceğini ve ihracat hacmine olumlu katkı sağlayacağını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginde-artirim-ve-uzatma-talebi-78053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/rifat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın döviz dönüşüm desteği uygulamasının ay sonunda biteceğini belirten TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, destek oranının artırılarak sürenin uzatılmasını talep etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-78050</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sapanca Gölü’nü korumak için 1 milyar liralık yeni yatırım yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Sapanca Gölü’nü koruyacak kolektör hattı ile kayıp kaçak oranını minimum seviyeye düşürecek yeni altyapı yatırımı için çalışmalara başlandığını açıkladı. <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69f054be4c5e9-1777358014.jpg" alt="" width="700" height="393" />Sakarya’nın içme suyu ihtiyacının yüzde 65’inin Sapanca Gölü’nden karşılandığını belirten Alemdar, gölü korumak için hayata geçirilen projeler ile mevcut hatların yenilenerek su kayıplarının minimum seviyeye düşürüleceğini söyledi. Alemdar, Sapanca Gölü’nün atık sulara karşı koruma altına alınacağını ve yeni içme su deposu ile kesintisiz iletim sağlanacağını ifade etti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05512ef740-1777358098.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Yüksek Hızlı Tren Projesi </strong></p>
<p>Başkan Alemdar, şu bilgileri verdi: “Uluslararası standartlarda hazırlanan ve Dünya Bankası finansmanıyla hayata geçirilecek yatırımın ihale süreci başladı. 45 kilometrelik içme suyu hattı ile 9 kilometrelik kolektör hattını kapsayan proje ilçenin altyapısında adeta milat olacak. Toplam maliyeti 1 milyar lirayı bulan iki büyük altyapı projesini daha hayata geçiriyoruz. Kirli suların göl suyuna karışmasını engelleyerek güvenli bir şekilde arıtma merkezlerine ulaşmasını sağlayan kolektör hattı ile Sapanca Gölü’nün suyu korunacak. Yüksek Hızlı Tren Proje alanında kalan altyapı hatları için de revizyona gidildi. Bu kapsamda 3 kilometrelik içme suyu hattı, 8 kilometrelik atık su hattı ve 100 metreküplük depo ile 13 mahallenin altyapısı sil baştan yenilenecek. Sapanca’nın altyapısında örülecek ağların eksiksiz ve dengeli işlemesi için 52 adet sanat yapısı ile 5 adet paket terfi merkezi entegre edilecek. Böylelikle suların güvenli deşarjı ve kesintisiz iletimi sağlanacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-78050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-1777358127.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’nın içme suyu ihtiyacının yüzde 65’inin Sapanca Gölü’nden karşılandığını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, gölü korumak için hayata geçirilen projeler ile mevcut hatların yenilenerek su kayıplarının minimum seviyeye düşürüleceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-poetry-of-the-factory-projesine-7-odul-78092</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;ın &#039;Poetry of the Factory&#039; projesine 7 ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam, cam ambalaj ve düz cam fabrikalarındaki üretim aşamalarını farklı bir anlatım tarzıyla sunmak amacıyla hazırladığı iletişim projesiyle toplamda 7 ödüle layık görüldü.</p>
<p>Proje, MIXX Ödülleri'nde "Seri Video Reklamlar", "Dikey Videolar" ve "B2B Kampanyaları" kategorilerinde altın, "Üretken Yapay Zeka Kullanan Kampanyalar" ve "Dijital Ses Kampanyaları" alanlarında ise bronz ödül kazandı.</p>
<p>Şirket, MarTech Ödülleri'nde de "B2B Alanında Teknolojinin En İyi Kullanımı" ve "Yapay Zeka Destekli Yaratıcı İçerik Üretimi" kategorilerinde ödüle ulaştı.</p>
<p><strong>Üretim aşamaları farklı müzik türleri eşliğinde hazırlandı</strong></p>
<p>"On film, on tür, on hikaye" konseptiyle hazırlanan proje, üretim süreçlerini anlatan 10 kısa filmden oluşuyor. Filmlerde üretim aşamaları, farklı müzik türleri eşliğinde ele alınıyor. Proje kapsamında hazırlanan videolarda, şişe üretimine form kazandırma süreci vals ritmiyle aktarılırken, camı oluşturan ham maddeler kum, kireç taşı, soda külü ve dolomit, rap müzik altyapısıyla anlatılıyor. Düz cam plakalarının fabrikadan ayrılışı folk şarkısıyla, robot vinçler ve cam plakaların etkileşimi ise düet formatında sunuluyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, çekimleri iki kişi tarafından cep telefonlarıyla gerçekleştirilen projede, büyük prodüksiyon ekipleri yerine düşük bütçeyle etki oluşturuldu. Filmlerdeki şarkı sözleri, monologlar ve müzik kompozisyonları, yapay zeka desteğiyle hazırlandı. Videolarda kullanılan müzikler, Spotify'da albüm olarak yayınlandı.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında da paylaşılan içeriklerin, şirketin ortalama iletişim metrikleriyle kıyaslandığında 3 kat daha fazla beğeni, 6 kat daha fazla yorum ve 4,5 kat daha fazla paylaşıma ulaştığı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-poetry-of-the-factory-projesine-7-odul-78092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam&#039;ın &quot;Poetry of the Factory&quot; projesi, MIXX ve MarTech&#039;te 7 ödül kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-sifira-yakin-karbonlu-topluluklar-modeli-78045</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’den &#039;sıfıra yakın karbonlu topluluklar&#039; modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in teknoloji ve sanayi merkezlerinden Shenzhen’de yürütülen “sıfıra yakın karbonlu topluluklar” modeli, iklim eyleminin artık yalnızca ulusal hedefler ya da büyük sanayi yatırımları üzerinden değil; apartman, sokak, park, otopark, yürüyüş yolu ve elektrik faturası üzerinden de okunması gerektiğini gösteriyor. </strong></p>
<p>World Resources Institute’ta yayımlanan ve Shiyong Qiu, Jiaying Lin, Madeline Palmieri ve Eillie Anzilotti imzasını taşıyan analiz, Çin’in teknoloji ve sanayi merkezlerinden Shenzhen’in “sıfıra yakın karbonlu topluluklar” yaklaşımını kent ölçeğinde somut bir uygulama olarak ele alıyor.</p>
<p>WRI’ın aktardığına göre şehir, sera gazı emisyonlarını azaltmak, enerji maliyetlerini düşürmek, yeşil alanları ve yürünebilir bağlantıları artırmak üzere 113 sıfıra yakın karbon demonstrasyon projesini hayata geçiriyor.</p>
<p>Bu örnek, Türkiye açısından yalnızca “Çin’de yapılan ilginç bir şehircilik deneyi” değil. Tam tersine, COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye için şehirlerin iklim politikasındaki yeni rolünü gösteren güçlü bir laboratuvar niteliğinde. Çünkü mesele yalnızca daha temiz elektrik üretmek değil; o elektriği daha az harcayan binalar, daha serin sokaklar, daha kısa yolculuklar, daha düşük faturalar ve daha yaşanabilir mahalleler tasarlamak.</p>
<p><strong>Shenzhen’in dersi: İklim eylemi faturadan başlıyor</strong></p>
<p>WRI’ın analizinde dikkat çeken ilk veri, Shenzhen’de hanehalkı elektrik tüketiminin 2023’ten 2024’e yüzde 10,3 artması. Kentte yaz sıcaklıklarının yükselmesiyle klima kullanımı artıyor; bu da özellikle yoğun ve yaşlanan apartman bloklarında yaşayanlar için iklim meselesini doğrudan yaşam maliyeti meselesine dönüştürüyor.</p>
<p>Bu tablo Türkiye’ye de yabancı değil. Yazları uzayan, sıcak hava dalgaları şiddetlenen, büyükşehirlerde soğutma ihtiyacı artan bir ülkede binaların enerji performansı artık teknik bir konu olmaktan çıkıyor. Konut politikası, sosyal adalet, enerji arz güvenliği ve iklim uyumu aynı başlık altında birleşiyor. WRI China, yerel yönetimler, tasarım enstitüleri, geliştiriciler, elektrik şirketleri ve mahalle sakinleriyle birlikte Houhai bölgesinde çalışarak karbonu azaltırken, yaşam maliyetini artırmayan çözümler geliştiriyor.</p>
<p><strong>İlk müdahale noktası: Büyük binalar</strong></p>
<p>Shenzhen modelinde ilk bakılan yer büyük enerji kullanıcıları. Houhai’de kentin enerji izleme platformuna bağlı 20 büyük kamu binasının tamamının Shenzhen ortalamasının üzerinde enerji tükettiği belirtiliyor. Klima ve aydınlatma sistemlerinin yenilenmesi, çatı üstü güneş panelleri ve akıllı enerji yönetim sistemleriyle bu binalarda enerji kullanımının yaklaşık yüzde 15 azaltılması, karbon emisyonlarının ise 22 bin tondan fazla düşürülmesi bekleniyor. WRI bu azaltımı, Shenzhen yollarından yaklaşık 10 bin aracın çekilmesine eşdeğer olarak aktarıyor.</p>
<p><strong>Güneş paneli yalnızca çatıda olmak zorunda değil</strong></p>
<p>Houhai yoğun bir bölge. Enerji talebi yüksek, boş alan sınırlı. Bu nedenle bölge klasik yenilenebilir enerji çözümlerinin ötesine geçiyor. Parklar, meydanlar, açık alanlar, otopark çatıları, sokak aydınlatmaları ve bina cepheleri enerji üretiminin parçası haline getiriliyor. Shenzhen Bay Sports Center’da kullanılan fotovoltaik cam panellerin yılda yaklaşık 960 bin kWh elektrik ürettiği; bunun yaklaşık 300 ailenin yıllık enerji kullanımına denk geldiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Yürünebilir şehir, düşük karbonlu şehir</strong></p>
<p>Shenzhen örneğinde en dikkat çekici başlıklardan biri ulaşım. Kentte yeni otopark alanlarının yüzde 40’ında elektrikli araç şarj altyapısı zorunlu kılınıyor. Fakat model yalnızca elektrikli araçları desteklemekle sınırlı değil. Asıl hedeflerden biri otomobil yolculuklarını azaltmak. Houhai’de inşa edilen 2 kilometrelik yükseltilmiş yaya koridoru, 10’dan fazla ticari kompleks, kültürel alan ve parkı birbirine bağlıyor. WRI’ın aktardığına göre Eylül 2025’te açılan bu koridor, metroya erişimi kolaylaştırıyor; bazı kullanıcılar işe yürüyerek gitmeleri sayesinde ayda 800 RMB’ye, yani yaklaşık 117 dolara kadar taksi tasarrufu sağladıklarını belirtiyor.</p>
<p><strong>Parklar yalnızca estetik değil, iklim altyapısı</strong></p>
<p>Shenzhen’in Houhai bölgesinde yapılan bir diğer hamle yeşil alanların artırılması. Yeni cep parkları, mevcut parklarla bağlantılandırılıyor; yeşil çatılar, teras bahçeleri, dikey bitkilendirme ve gri alanların yeşillendirilmesiyle kentin karbon yutak kapasitesinin yüzde 12-16 artırılması bekleniyor.</p>
<p><strong>Finansman olmadan dönüşüm ölçeklenmiyor</strong></p>
<p>Shenzhen örneğinin en öğretici tarafı ise, teknolojinin finansmanla birlikte düşünülmesi. WRI’ın analizine göre yerel yönetim, düşük karbon teknolojilerinin maliyet- fayda analizlerini yaparak geliştiriciler için 6-7 yıllık geri ödeme süresini mümkün kılacak bir sübvansiyon aralığı belirlemiş durumda. Nanshan bölge yönetimi proje başına 1 milyon RMB’ye, yani yaklaşık 146 bin dolara kadar destek taahhüt ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye için ders</strong></span></p>
<p>Shenzhen’in modeli Türkiye’ye hazır bir reçete sunmuyor. Ama güçlü bir yöntem öneriyor: Önce mahalleyi ölç, sonra binayı yenile, çatıyı ve cepheyi enerji üretimine kat, sokağı yürünebilir kıl, parkı iklim altyapısı olarak tasarla, vatandaşı sürece dahil et ve bütün bunları finansmanla destekle. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, COP31 ev sahipliği ve neredeyse sıfır enerjili bina düzenlemeleri birlikte düşünüldüğünde, yeni dönemin artık şehirlerin dönemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Net sıfır hedefi Ankara’da yazılırken, İstanbul’da, Antalya’da, İzmir’de, Gaziantep’te, Konya’da, Bursa’da mahalle mahalle uygulanması gerekiyor. Shenzhen’in verdiği ders şu: Karbon azaltımı, doğru tasarlandığında vatandaşın hayatını zorlaştırmaz; aksine faturasını düşürür, ulaşımını kolaylaştırır, mahallesini iyileştirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-sifira-yakin-karbonlu-topluluklar-modeli-78045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/5/1280x720/5523-1777354701.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den &#039;sıfıra yakın karbonlu topluluklar&#039; modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-fed-ile-teknoloji-devleri-arasinda-kaldi-78040</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın, Fed ile teknoloji devleri arasında kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f0419330aad-1777353107.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda altın, alışılmış güvenli liman rolünün ötesine geçen karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Ortadoğu’da süren İran krizi ve Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışına yönelik riskler değerli metale destek verirken, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz politikasına ilişkin belirsizlik ve Wall Street’te başlayacak bilanço haftası yükselişi sınırlıyor.</p>
<p>Yatırımcılar, bir yanda jeopolitik gerilimler nedeniyle güvenli liman arayışını sürdürürken, diğer yanda faizlerin uzun süre yüksek kalma ihtimalini fiyatlıyor. Bu nedenle ons altında güçlü yön hareketi yerine dalgalı ve temkinli seyir öne çıkıyor. Yatırımcı hafta başında altını 4.700 dolar/ons bandında tuttu ve bekle-gör yaklaşımı benimsedi.</p>
<h2>Savaş desteği geliyor faiz baskısı sürüyor </h2>
<p>Fed cephesinde faiz indirimi beklentilerinin zayıflaması altını frenliyor. Piyasalar, Trump yönetiminin desteklediği Kevin Warsh döneminde sert faiz indirimleri yerine daha ölçülü bir gevşeme süreci bekliyor. Güçlü dolar ve yüksek tahvil faizleri de faiz getirisi olmayan altının cazibesini azaltıyor.</p>
<h2>Gözler şimdi teknoloji devlerinde </h2>
<p>Bu hafta açıklanacak Microsoft, Amazon, Meta ve Alphabet bilançoları yalnızca hisse senedi piyasaları için değil, altın açısından da kritik önem taşıyor. Beklentilerin üzerinde gelecek sonuçlar, yapay zekâ odaklı teknoloji rallisini yeniden hızlandırabilir. Böyle bir senaryoda risk iştahının artması ve fonların yeniden hisse senetlerine yönelmesiyle altın üzerinde baskı oluşabilir.</p>
<p>Ancak zayıf bilançolar ya da temkinli şirket beklentileri, Wall Street’te satış baskısı yaratabilir. Bu durumda yatırımcıların yeniden güvenli liman arayışına yönelmesi altına destek verebilir.</p>
<h2>Yukarıda 5000 dolar kritik önemde </h2>
<p>Analistlere göre altın artık yalnızca savaş fiyatlamasıyla hareket etmiyor. Faiz beklentileri, doların yönü, teknoloji hisseleri ve enerji fiyatları aynı anda fiyatlanıyor. Bu da piyasada net trend oluşmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Teknik görünümde 4.640 seviyesi önemli destek olarak izlenirken, yukarıda 5.000 seviyesi psikolojik direnç olarak öne çıkıyor. Bu bandın kırılması yeni yönü belirleyebilir. Şimdilik tablo net: Altın, savaş manşetleriyle yükselmek istiyor; Fed ve Wall Street ise frene basıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">RBC’den dikkat çeken tahmin: 6.500 dolar</span></h2>
<p>RBC Capital Markets, ons altının 2027 yıl sonunda 6.500 dolara ulaşabileceğini öngörüyor. Bankaya göre merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesi, jeopolitik riskler ve güvenli liman talebi orta vadede altını desteklemeye devam edecek. RBC ayrıca altın madencilerinin serbest nakit akışının 2027’ye kadar 15-16 milyar dolara yükselebileceğini hesaplıyor. Bu senaryo, altın hisselerinde yeni değerleme dalgası yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-fed-ile-teknoloji-devleri-arasinda-kaldi-78040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/altin-dollar-1771911133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı güvenli liman talebini canlı tutarken, Fed’in faiz politikası ve bu hafta açıklanacak teknoloji devlerinin bilançoları ons altında yeni yön arayışını belirleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-13-puan-artirdi-hissenin-fiyati-daha-fark-etmedi-78039</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payını 13 puan artırdı, hissenin fiyatı daha fark etmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancılar geçtiğimiz hafta endeksin tamamına yayılmak yerine hedef odaklı hareket ederek tek bir hissede öne çıktılar. Astor Enerji’de yaklaşık 13 puanlık dikkat çekici alım yaparken Emlak Konut GMYO’da aralıksız 5 gün alımla paylarını küçük ama istikrarlı artırdılar.</strong></p>
<p>Borsada kimi yatırımcı inen çıkan fiyatlara bakarak yön bulmaya çalışır. Oysa finansın karanlık odalarında akıllı para, körlemesine hareket etmez, hedefindeki hisseye yönelir. 16-22 Nisan takas verileri böylesi bir seçiciliği yaşadı. Yabancı fonlar Astor Enerji’de paylarını 12,90 puan artırırken, fiyat artışı sınırlı kaldı. Dikkat çeken bir diğer alım 5 gün boyunca santim santim paylarını artırdıkları Emlak Konut GMYO’da gözlendi. Ford Otosan’da düşüş sırasında ucuzdan yapılan alımlar birikim stratejisinin perde arkasındaki sabırlı duruşu gösteriyor. Veriler, yabancıların nokta atışı yaparak kazançlarını büyüttüğünü söylüyor.</p>
<h2>Paylarını artırdıkları hisse</h2>
<p>Takas verisi, Astor Enerji’deki yabancı payının %53,55’ten %66,45’e çıktığını işaret ediyor. Böylesi yüklü alıma rağmen fiyat artışının %8,27’de kalmasında pay alımlarının bir kısmının toptan alınmış olmasının etkisi bulunuyor. Şirketin büyük ortağı Astor Holding elindeki %5,99 hisseyi yabancı fonlara 187,50 TL’den satarken payını sıfırladı. Yabanının ilgi gösterdiği bir diğer hisse Ereğli Demir Çelik oldu. Üç gün alım yaparken payları 1,62 puan artarak %24,84’e çıktı. 2025’te kârını %96 oranında düşüren şirket, hisse başına 0,47 TL net temettü verecek. Karar gereğince ödeme yılın son ayı aralıkta gerçekleşecek. Fiyat, yılbaşından bu yana yukarı yönlü hareket ediyor.</p>
<h2>En fazla sattıkları hisse</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl ekimde başlayan güçlü ivmeyle şubata kadar yükselen Tav, şimdilerde 13 Şubat günü test ettiği 368,25 TL’nin gerisinde duruyor. Yabancı fonlar daha ziyade satış tarafında duruyor. Önceki hafta gerçekleştirdikleri sınırlı satışın ardından geçen hafta 1,22 puan ile satışı biraz daha artırırken payları %72,18’e geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f04134340c7-1777353012.png" alt="" width="999" height="572" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KORUMA MI, GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p>Koruma; anapara güvenliği, huzur, planlama, kriz kalkanı, likidite imkanı. Enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, yavaş büyüme, düşük oran, atıl sermaye. Getiri; kazanç, reel büyüme, bileşik güç, yüksek potansiyel, motivasyon. Yüksek risk, stres, zamanlama hatası, nakit eksiği, hızlı çöküş riski.</p>
<p><strong>Geri alımlar esas itibariyle fiyatı destekleme amaçlı olup gerektikçe kullanılır</strong></p>
<p>Vişne Madencilik’in fiyatı düştüğü halde geri alım kararından vazgeçildi. Neden? ● Serhat Bulut</p>
<p>Serhat, Vişne Madencilik 10 Şubat 2025’te 41 TL’den borsada işlem görmeye başlarken iki hafta sonra 92 TL seviyesinde geri alım programı açıklandı. Yeni halka arz olan bir şirketin pay geri alım kararı, esas itibariyle hisse fiyatını destekleme amacı taşır. Hisse hızla yükselirken Ağustos 2025’te 856 TL’ye kadar çıktı. Bu süreçte fiyat ayrıca alım desteğine ihtiyaç duymadı. Sonrasında kâr satışlarıyla gerileyip 75 TL bölgesine indiğinde ise hem arz heyecanı geride kalmış hem de piyasa şartları değişmişti. Bu nedenle geri alımın uzatılmasına gerek kalmadı.</p>
<p><strong>Her yukarı atak sonrasında kâr satışıyla karşılaşıyor. Fonlar kısa süreli bakıyor</strong></p>
<p>Mopaş’ın fiyatı tekrar 64 TL’ye ne zaman çıkar? ● Murat Saylan</p>
<p>Murat, Ocak 2025’te borsaya gelen Mopaş geçen süre zarfında arada atakları olsa da her defasında gelen satışlarla tekrar aşağı geriledi. Son olarak geçtiğimiz aralıkta başlayan yukarı atağı, martta 64,15 TL’ye kadar sürdü. Bu bölgede özellikle fonların belirgin kâr satışları öne çıktı. Hisseyi portföyünde tutan 6 fondan PBR ve BHF payını sıfırlarken MHF azaltmaya yöneldi. Tek alan PHE oldu. Fonların satışıyla portföylerindeki hisse miktarı %29 geriledi. Şimdilerde ilk açılış fiyatının %11 yukarısına işlem görüyor. Kısa süreli beklentiler öne çıkıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RBN fonu son bir yılda sağlayabildiği %19 getiriyle endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Re-Pie Portföy’ün yönetimindeki Beşinci Hisse Senedi Serbest Fon (RBN), Şubat 2024’ten bu yana işlem görüyor. Dalgalı bir seyri olan fiyatı şimdilerde 1,50 TL seviyesinde ve şubattaki 1,61 TL’nin gerisinde. 42,7 milyon TL büyüklüğe sahip olan fon, marttaki hacmine göre küçüldü. Portföyünün %90,41’i hisse senedinden oluşurken kalan %9,59’luk kısım vadeli işlem nakit teminatından ibaret. Son iki ay para çıkışı yaşanan fonda, nisanda giden tutar 1,2 milyon TL. Aynı sürede yatırımcı sayısı azalarak 202’ye geriledi. Söz konusu veriler talebin azaldığını işaret ediyor. Sınırlı hacmine rağmen %14,23 doluluk oranına sahip. Hisse senetlerine yatırım stratejisiyle hareket eden RBN, risk alabilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda sadece %19,47 getiri elde edebildi. Aynı sürede BIST 100 Endeks %51,82 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Enerjisa Enerji, Piyasadan TLREF + %0,5 faizle 4 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Enerjisa Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik 24.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 4.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,5 olarak belirlendi. 362 gün vadeli, 3 ayda bir kupon ödemeli bono toplamda 4 kupon ödemesi yapacak. Bononun vade tarihi 21.04.2027 olarak açıklandı. 24 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Enerjisa’nın verdiği %0,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFENSA42716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f040f8e7dac-1777352952.png" alt="" width="227" height="178" /></strong><strong>Göknur Gıda şubatta ulaştığı fiyatın gerisinde. Fonlar daha çok alım tarafında</strong></p>
<p>Göknur Gıda’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %12,77 ile toplamda 751,7 bin lot artırarak 6,64 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 29’dan 23’e indi. Hissede MAC fonu 2,57 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, KPC 790 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. Göknur Gıda hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken hisseyi model portföyüne alan olmadı. İş Yatırım 36,11 TL ile hisse hakkında öneride bulundu. Verdiği fiyat %60,35 potansiyel getiri anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f04121eb6dc-1777352993.png" alt="" width="979" height="240" /></strong><strong>DOĞAN HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Niğde’deki maden sahaları için rapor çıktı. Yatırımı 70 milyon dolara yükseltiyor</strong></p>
<p>Doğan Holding, %75 bağlı ortaklığı Gümüştaş Madencilik’in Niğde’deki maden sahaları için hazırlanan UMREK raporunu paylaştı. Rapora göre Bolkar 1 ve Bolkar 2 sahalarında toplam 12,7 milyon tonluk ölçülmüş, belirlenmiş ve çıkarımlanmış maden kaynağı tespit edildi. Sahadaki ortalama çinko eşdeğer tenörü %23 olarak hesaplanırken; bu zengin içeriğin çinko, kurşun, altın ve gümüşten oluştuğu belirtildi. Tespitin ardından, üretim planlamasını hızlandıran şirket, 2026 yılı yatırım harcamasını 70 milyon dolara yükseltti. Firmalar UMREK raporları ile kredi temin edebiliyor.</p>
<p><strong>BAHADIR KİMYA</strong></p>
<p><strong>Almış olduğu yatırım teşvik belgesinde limiti yükseltti. Yatırım da büyüyecektir</strong></p>
<p>Bahadır Kimya, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan nisan başında aldığı yatırım teşvik belgesinde revizyona gitti. Daha önce onaylanan belge kapsamında başlangıçta 247,6 milyon TL olarak öngörülen yatırım tutarı, 104,4 milyon liralık eklemeyle 352 milyon TL’ye yükseltildi. Mart 2029’a kadar geçerliliğini koruyacak olan bu revize belge ile şirket; yatırıma katkı oranı %20 olmak kaydıyla %60 vergi indirimi, 4 yıllık sigorta primi işveren hissesi desteği ve KDV istisnası avantajlarından yararlanacak. Teşvik belgelerinde yukarı yönlü artış, yatırımın büyüdüğünü işarettir.</p>
<p><strong>TUKAŞ GIDA</strong></p>
<p><strong>Niğde fabrikasında çatı GES projesini devreye aldı. Diğerleri için çalışma sürüyor</strong></p>
<p>Tukaş Gıda, Niğde›deki fabrikasında kurduğu 12,5 MWe gücündeki çatı tipi GES’i TEDAŞ onayı ile devreye aldı. Firma bu yatırımın ardından Akhisar ve Manyas fabrikalarındaki güneş enerjisi kurulum çalışmalarının da devam ettiğini bildirdi. Söz konusu girişimlerle şirket, operasyonel üretim süreçlerindeki yüksek elektrik maliyetlerini kendi ürettiği temiz kaynakla karşılama yönündeki planı çerçevesinde ilk fazı tamamlamış oldu. Gıda sanayisi gibi yoğun kapasiteyle çalışılan sektörlerde elektrik giderleri, bilançoların en büyük maliyet kalemleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-13-puan-artirdi-hissenin-fiyati-daha-fark-etmedi-78039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payını 13 puan artırdı, hissenin fiyatı daha fark etmedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-gulerden-nato-karargahi-onergesine-yanit-henuz-onaylanmadi-78037</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler&#039;den NATO önergesine yanıt: Çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA</strong></p>
<p>NATO’nun Türkiye’de Çokuluslu Kolordu Türkiye (MNC-TÜR) adıyla yeni bir karargâh kuracağı haberlerine ilişkin milletvekillerinden gelen soru önergesine yanıt veren Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Karargâh kurulum faaliyetleri devam ediyor çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmadı” dedi. Milli Savunma Bakanı Güler, 1952 yılında NATO'ya üye olan Türkiye’nin, ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olduğunu, NATO komuta ve kuvvet yapısında önemli görev ve sorumluluklar üstlendiğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“NATO'nun Savunma ve Caydırıcılık Konsepti'ne uygun olarak 2020 yılından itibaren plan ile komuta kontrol sistemlerinde; tehdidi caydırmak ve savunmaya geçişi kolaylaştırmak, NATO topraklarına karşı icra edilecek bir saldırıya karşı savunmayı güçlendirmek maksadıyla değişikliğe gidilmiştir. Stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış ve bahse konu planları uygulayacak karargâhların tesis edilmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda, bölgesel bir Türk Kolordu Karargâhı tarafından ülkemizin savunmasının NATO kuvvetleri ile koordinesi ve gerektiğinde görevlendirilecek olan kuvvetlerin emir ve komutasının yürütülmesi planlanmıştır. Bahse konu karargâhın çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesi millî makamlar tarafından uygun görülerek MNC-TÜR kurulumu 2024 yılında NATO makamlarına bildirilmiştir. Ülkemizin emrinde ve bir Türk general komutasında olacak şekilde Karargâh kurulum faaliyetlerine devam edilmekte olup sadece çekirdek personel atamaları yapılmıştır ve çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmamıştır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-gulerden-nato-karargahi-onergesine-yanit-henuz-onaylanmadi-78037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’nun Türkiye’de yeni bir karargâh kuracağına yönelik iddialarla ilgili soru önergesini yanıtlayan Bakan Güler, &quot;Ülkemizin emrinde ve bir Türk general komutasında olacak şekilde karargâh kurulum faaliyetlerine devam edilmekte olup sadece çekirdek personel atamaları yapılmıştır ve çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmamıştır.” açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-hurmuze-alternatif-guzergahlari-dunyaya-sundu-78036</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, Hürmüz’e alternatif güzergahları dünyaya sundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İran’a, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz Boğazının kapatılmasıyla oluşan enerji krizi sonrası Türkiye’nin çeşitli alanlardaki yatırımları ve projelerinin uluslararası arenada kabul edilebilirliği için çabalar arttı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürüttüğü projelere yönelik uluslararası mesajlarla tarafları ikna etmek için yoğun iletişim faaliyeti yürütüyor. Bunlardan bazılarında somut adımlar da atılmaya başlandı.</p>
<p>Antalya’da 24-25 Nisan günlerinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Rekabet Kurumu (RK) tarafından düzenlenen Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi, bu alandaki tartışmalar yanında küresel enerji kriziyle uluslararası mesajların verildiği bir platform oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkmenistan’ın gazının Avrupa’ya eriştirmesi, Basra’dan Akdeniz ve Avrupa’ya yeni boru hatları, elektrik hatlarına işaret ederken, Hazar geçişinin boru hattı ve gemiyle geçiş dahil çeşitli alternatiflerinin masada olduğunu açıkladı.</p>
<h2>Gaz için Hazar geçişi; petrol ve gaz için </h2>
<p>Kalkınma Yolu Bakan Bayraktar zirvedeki konuşmasında Türkiye’nin enerji güvenliğini sağlayacak çeşitli projeleri sürekli sunduğunu, bundan sonra da sunacağını vurguladı ve Irak ile Türkmenistan merkezli projelerin altını çizdi. “Örneğin yıllardır konuştuğumuz Türkmen Doğal Gazı'nın Azerbaycan üzerinden Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa'ya götürecek bir boru hattını hayata geçirmek. Bunu mutlaka yapmamız gerektiğini düşünüyorum” diyen Bakan Bayraktar, böylece Türkmenistan’a da stratejik bir avantaj sağlayacağını vurguladı.</p>
<p>Bu projeye yönelik işaretler ise Dışişleri Bakanlığı Enerji, Çevre, İklim ve Sınıraşan Sular Genel Müdürü Zafer Ateş bir başka oturumda verdi. Ateş’e göre, 90’lı yıllardan beri gündemde olan proje, Türkmenistan’ın boru hattı ile satışa mesafeli olması, Hazar’ın statü sorunları, Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki bazı yetki alanı tartışmalarla hayata geçmedi. Ateş, buna karşılık mevcut görünümün proje için son derece olumlu olduğunu; boru hattıyla geçilmese bile, Hazar Denizinin sıvılaştırma-gazlaştırma tesisleriyle gemi aracılığıyla dahi geçişinin mümkün göründüğünü vurguladı. Zafer Ateş’in bir başka vurgusu ise tüm bu projelerin Türkiye açısından sadece bir “geçiş güzergahı” imkanı sunmadığı, Türkiye’nin alıcı ve satıcı olarak tüm isteklilere “Turkish Blend” bir gaz tedariği sağlayabileceğinin altını çizdi.</p>
<h2>Türkiye- Irak Ham Petrol Boru hattının Basra’ya kadar uzatılması </h2>
<p>Gündeme getirilen ikinci alternatif ise Türkiye Irak Ham Petrol Boru hattının Basra’ya kadar uzatılması ve Irak’tan Türkiye üzerinden Akdeniz ve Avrupa’ya uzanacak bir yolun aynı zamanda enerji güzergahı haline getirilmesi oldu. Bu hattın Hürmüz’e sıkışmış başta Irak olmak üzere tüm bölge yanında Küresel bir etki yapacağının da altı hem Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, hem de Dışişleri Bakanlığı tarafından vurgulandı. Bu kapsamda gündeme getirilen Katar-Türkiye doğalgaz boru hattının da aynı derecedeki önemine vurgu yapılırken, Katar için bu kararın ilk kez boru hattı aracılığıyla satış yapması nedeniyle öneminin farkında olunduğu belirtildi.</p>
<p>Toplantıda küresel olarak verilen mesajlarda Türkiye’nin potansiyeli vurgulanırken, bunun gelecekteki elektrik talebine dahi uzandığının altı çizildi. Türkiye’nin Orta Asya’dan uzanan Orta Koridor projesini, hem Çin’in Kuşak ve Yol Programı, hem de diğer projelerle entegre olarak önerdiği, dahil olunan Üç Deniz Projesine Akdeniz ve hatta Hazar’ın da dahil olacağı bir perspektife sahip olduğu vurgulanırken, Azerbaycan’ın ve Suudi Arabistan’ın yeşil elektriğinin, Avrupa’da artacak elektrik talebine de yanıt vereceği, tüm bu koridor ve yolların lojistik yanında enerjiyi de taşıyabileceği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-hurmuze-alternatif-guzergahlari-dunyaya-sundu-78036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/hurmuz-tanker-1774414029.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, küresel enerji arzına yönelik yürüttüğü projeleri Antalya&#039;da düzenlenen zirvede dünya kamuoyuna duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kurbanlikta-canli-500-karkas-1000-tl-78035</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurbanlıkta canlı 500, karkas 1000 TL</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’na bir aydan az süre kala kurbanlık fiyatları hem tüketicinin hem de üreticinin en önemli gündem maddesi haline geldi. Asaleten ve vekâleten kurbanlık bedelleri peş peşe açıklanırken, büyükbaşta canlı kilogram fiyatı 500 liraya, karkas et fiyatı ise 1000 liraya dayandı. Büyükbaş kurbanlıkta 30-40 kilogram et veren 1 hissenin bedeli asaleten 35-40 bin lira bandına yükselirken, vekâleten kesimlerde yurt içi bedeller 17 bin liradan, yurt dışı bedeller ise 7 bin liradan başlıyor. Geçen yıl 340–380 lira aralığında olan canlı kurbanlık fiyatları bu yıl 450–500 lira bandına yükseldi, 550–600 lira olan karkas et fiyatı ise 950–1000 liraya çıktı. EKONOMİ’ye açıklamada bulunan adaklık ve kurbanlık hayvan satıcıları, maliyetlerdeki artışa paralel fiyatların da yükseldiğini, satışlarda ise geçen yıla göre düşüş yaşandığını ifade ettiler. </p>
<h2>Baskül fiyatı 450–500 TL bandında </h2>
<p>Yaklaşık 30 yıldır besicilik yapan Güven Hayvancılık sahibi Güven Oktay, kurbanlık piyasasında hem maliyetlerin hem de fiyatların ciddi şekilde arttığını söyledi. Büyükbaş kurbanlıkta baskül fiyatlarının 450–500 lira arasında değiştiğini belirten Oktay, karkas etin kilogramının 950-1000 lira seviyesine geldiğini, buna rağmen talebin zayıf olduğunu dile getirdi. “Geçen yıl kurban kesen birçok vatandaş bu yıl ‘maliyetler ağır geliyor’ diyerek kesim yapamayacağını söylüyor. Bizde de yaklaşık yüzde 10’luk satış kaybı var” dedi.</p>
<h2>Yem, nakliye ve kiralar katlandı </h2>
<p>Yem, nakliye ve yer kiralarındaki artışın maliyetleri doğrudan etkilediğini vurgulayan Oktay, “Yakıta zam geliyor, her kalemde maliyet yükseliyor. Bu işte hem üretici hem tüketici şikâyetçi ama çözüm yok. Geçen yıl 550-650 lira olan yem bugün 900-980 lira. 20 hayvanlık bir TIR’ın Kars’tan İstanbul’a nakliyesi 37 bin liradan 95-100 bin liraya çıktı. Geçen yıl 100 bin lira olan 20 hayvanlık çadır yerinin kirası bugün 200 bin liraya yükseldi” diye konuştu. Hayvancılıkta ciddi sermaye bağlandığını belirten Oktay, bir hayvanın 250–300 bin liraya mal olduğunu, kazanç sağlanamazsa bu işin sürdürülemeyeceğini söyledi.</p>
<p>Kurban kesiminde tercihlerinin değiştiğini ifade eden Oktay, vatandaşın artık zaman ve hijyen konularına daha fazla önem verdiğini belirterek, “Çadırda biraz daha ucuz oluyor ama insanlar zaman kaybetmek istemiyor. Evine daha erken dönmek, düzgün ve eşit parçalanmış et almak istiyor. Bu yüzden profesyonel kesim yerlerine yönelim arttı” diye konuştu.</p>
<h2>Yemin çuvalı 1020 liraya çıktı </h2>
<p>Antalya’da bulunan Odabaşı Besi Çiftliği’nin sahibi Zafer Özmen, kurbanlıklarının canlı kilosunu 470 liradan sattıklarını söyledi. Kurbanlıkları Kars ile Muş’tan getirdiklerini vurgulayan Özmen, “5 ay besiye çekiyoruz. Yıllık ortalama 120 kurbanlık satışımız var. Geçen yıl 470-500 lira olan yem çuvalı bu yıl 1020 liraya çıktı. Bir hayvanın aylık yem, çoban bakım maliyeti yaklaşık 30 bin lira. Bunun yanında veteriner ve ilaç giderleri de var. Sadece 120 hayvan için 5 ayda 350 bin lira aşı masrafı yaptık” diye konuştu. Piyasada 380 liraya kadar canlı kurbanlık satanların bulunduğunu ifade eden Özmen, “Dikkatli olun. Bu satıcılar ya sizi ya da kurbanlığını aldığı köylüyü dolandırıyor” uyarısında bulundu.</p>
<h2>Entegre tesisler tercih ediliyor </h2>
<p>Geçen yıla göre yem, çoban, kira ve hayvan alım maliyetlerinde yaklaşık yüzde 70’in üzerinde artış yaşandığını belirten Efe Besi Çiftliği’nin işletmecisi Recep Alan, girdi maliyetlerindeki artışın fiyatlara doğrudan yansıdığını söyledi. Yılda ortalama 150-170 adet büyükbaş kurbanlık sattıklarını söyleyen Alan, vatandaşların artık mahalle aralarında kurulan geçici hayvan pazarları yerine, kesim ve parçalama hizmetlerinin dahil olduğu besi çiftliklerini tercih ettiğini bu sistemin daha düzenli ve pratik bulunduğunu sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zincir marketlerde kurbanlık hisseler 20 bin liranın üzerinde</span></h2>
<p>Ulusal zincir marketler kurbanlık satışlarına başladı. Marketlerde açıklanan fiyatlar, hisse bedellerinin 20 bin liranın üzerine çıktığını gösteriyor. CarrefourSA’da 20–24 kilogramlık büyükbaş kurbanlık hissesi 34 bin 95 lira olarak açıklanırken, 16–20 kilogramlık küçükbaş kurbanlık fiyatı 19 bin 950 lira seviyesinde. Migros’ta ise büyükbaş 1/7 hisse fiyatı 26 bin 950 lira olarak duyuruldu. Yaklaşık 12–16 kilogramlık küçükbaş Karaman koç fiyatı ise 15 bin 950 lira olarak satışa sunuldu. </p>
<p><strong>Vekâlette 1 hisse 17 bin TL’den başlıyor </strong></p>
<p>Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) bu yıl vekâletle kurban kesim bedelini yurt içinde 18 bin lira, yurt dışında 7 bin lira olarak açıkladı. Geçen yıl bu rakamlar 13 bin 500 TL ve 5 bin 450 TL idi. Türk Kızılay ise büyükbaş için yurt içi 17 bin 250 lira, yurt dışı 330 Euro; küçükbaş yurt dışı için 6 bin 350 lira bedel belirledi. Geçen yıl yurt içi 13 bin 250 TL, yurt dışı 5 bin 250 TL idi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kurbanlikta-canli-500-karkas-1000-tl-78035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/0/1280x720/kurbanlik-fiyati-gecen-yila-gore-yuzde-35-artti-1747037053.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurban Bayramı öncesi canlı baskül 500 TL’ye, karkas et 1000 TL’ye çıktı. Büyükbaşta 1 hisse 35– 40 bin lira bandına yükselirken, besiciler yem, nakliye ve kira maliyetlerinin ikiye katlandığını, satışların ise geçen yıla göre düştüğünü söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-vaatlerinin-bedeli-145-trilyon-lirayi-buluyor-78034</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Muhalefetin vaatlerinin bedeli 14.5 trilyon lirayı buluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi ile 8 Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olanların emekli olmasını sağlayan düzenlemenin 2023 yılında yürürlüğe girmesinin ardından emekli sayısında yaşanan artış önemli bir mali yük oluşturdu. Erken emekliliğin, aktüeryal dengeyi etkileyerek sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliğini etkilediği noktasındaki tartışmaları da beraberinde getirdi. Diğer taraftan EYT düzenlemesinden yararlanamayanların kademeli emeklilik modeliyle yaş ve prim şartlarında esneklik sağlanması yönündeki beklentisi sürüyor, seçime doğru bir adım atılması noktasında da beklenti yüksek. “Kademeli emeklilik çıkacak mı ?” soruları kamuoyunu meşgul ederken, iktidardan emeklilik sisteminde bir değişiklik olmayacağı emekli olmak için gereken prim ve yaş şartlarının süreceği yönünde gelen açıklamalara rağmen kademeli emeklilik gündemden düşmüyor. CHP’nin sık sık gündeme taşıdığı vaatleri kademeli emeklilik, çıraklık ve staj sürelerinin sigorta kapsamına alınması, aylık bağlama oranlarının artırılması, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması, kamu çalışanları arasında eşitsizliğin giderilerek memurlara 3600 ek gösterge verilmesi, çiftçiye ÖTV’siz KDV’siz mazot verilmesi şeklinde sıralanıyor… AK Parti'ye göre bu vaatlerin tamamının hayata geçirilmesi ulaştığı ekonomik büyüklük boyutuyla bakıldığında mümkün değil. Kademeli emeklilik kapsamında yaklaşık 3.7 milyon, staj ve çıraklık düzenlemesi ise 1 milyonun üzerinde vatandaşı kapsıyor. 3600 ek göstergenin genişletilmesi, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çıkarılması, kademeli emeklilik, staj ve çıraklık düzenlemesinin maliyeti yıllık 14.5 trilyon liraya ulaşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Sanayicimiz ahmakça bir ekonomi politikası yüzünden acı çekiyor"</strong></span></p>
<p>İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, "Millet artık kendisine saygı duyulmadığını görüyor. Tebaa muamelesiyle karşı karşıya olduğunu da çok net olarak kavramış durumda. Ancak Mustafa Kemal’in vermiş olduğu iradeyi de gözü gibi sakınıyor. Millet sandığı bekliyor arkadaşlar. Millet tüm yaşananların hesabını sandıkta soracak" dedi. Partisinin Başkanlık Divanı Toplantısı sonrası parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, İYİ Parti’nin saha çalışmalarına değinerek, "Hiç kimse kalkınmaya karşı değil. Birkaç kişi zengin olurken binlerce kişi mağdur oluyorsa, kalkınma adına siz birkaç kişiyi zenginleştirip doğayı, çevreyi, tarımımızı, suyumuzu yok ediyorsanız bu bir kalkınma değildir. Bu bir çürümedir. Vatandaşlarımız ÇED raporlarının ciddiyetle hazırlanmasını istiyorlar. Halkımız; şeffaflığını kaybetmiş, kendisini duymayan bu sistemden artık bıkmış. Sanayici de bıkmış. Yıllarca bin bir emekle kazandığı pazarları, ahmakça bir ekonomi politikası yüzünden kaybeden sanayicimiz de bunun acısını yaşıyor. Millet artık kendisine saygı duyulmadığını görüyor. Tebaa muamelesiyle karşı karşıya olduğunu da çok net olarak kavramış durumda. Ancak Mustafa Kemal’in vermiş olduğu iradeyi de gözü gibi sakınıyor. Millet sandığı bekliyor arkadaşlar. Milletimizle bir araya geldiğimizde ‘Bunun hesabını soracağız’ diyorlar. Millet sandıkta bütün bunların hesabını soracak" diye konuştu. Kavuncu, Kahramanmaraş’ta okuldaki saldırısının ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in alınacak tedbirlere ilişkin açıklamalarda bulunduğunu söyleyerek, önlemlerin daha önceden alınması gerektiğini belirtti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-vaatlerinin-bedeli-145-trilyon-lirayi-buluyor-78034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/lira-para-emekli-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Muhalefetin vaatlerinin bedeli 14.5 trilyon lirayı buluyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-degerlemede-iki-yol-78033</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden değerlemede iki yol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-6</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, 2025–2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri işlerde 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarının nötrleme ve beyanname etkisini incelemiştik. Yazı dizimizin bu son bölümünde, yeniden değerleme müesseselerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor ve dizinin genel değerlendirmesini yapıyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin 2025–2027 hesap dönemleri bakımından ertelenmiş olması, işletme bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ekonomik gerçekliğe uygunluğunu koruma ihtiyacını ortadan kaldırmamıştır. Aksine, düzeltilmiş değerler ile tarihî maliyet esaslı yeni kayıtların birlikte izlendiği mevcut hibrit dönemde, bilanço kalitesinin korunması ve vergi planlamasının sağlıklı yapılabilmesi bakımından yeniden değerleme müesseseleri daha görünür hale gelmiştir. Bu çerçevede, Vergi Usul Kanunu sistematiği içinde yeniden değerleme bakımından iki ayrı hukuki kanal öne çıkmaktadır: VUK mükerrer 298/Ç ve Geçici 32’nci madde.</p>
<p>İlk bakışta her iki düzenleme de “yeniden değerleme” başlığı altında benzer bir amaca hizmet ediyor gibi görünse de, uygulama kapsamı ve vergisel sonuçları itibarıyla önemli farklılıklar içermektedir. Bu nedenle konuya tek tip bir yeniden değerleme işlemi olarak değil; varlık kompozisyonu, satış planı, özkaynak yapısı ve vergi hedefleri çerçevesinde yaklaşılması gerekir.</p>
<p><strong>Yararlanabilecek mükellefler</strong></p>
<p>Her iki düzenleme de esas itibarıyla bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine yöneliktir. Bununla birlikte Geçici 32’nci madde, sistematik olarak bir geçiş imkânı niteliği taşımakta; özellikle daha önce yeniden değerleme uygulamalarından yararlanmamış mükellefler bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir seçenek oluşturmaktadır. Mükerrer 298/Ç ise genel ve süreklilik arz eden bir yeniden değerleme mekanizması niteliğindedir.</p>
<p><strong>Uygulama kapsamındaki varlıklar</strong></p>
<p>Uygulama kapsamı bakımından en belirgin fark, taşınmazlar ve amortismana tabi olmayan kıymetler yönünden ortaya çıkmaktadır. Mükerrer 298/Ç kapsamında yalnızca amortismana tabi iktisadi kıymetler yeniden değerlemeye konu edilebilmekte; bu nedenle boş arsa ve araziler bu kapsama girmemektedir. Buna karşılık Geçici 32’nci madde, amortismana tabi kıymetlerin yanı sıra boş arsa ve arazileri de kapsayabilmektedir. Bu farklılık, özellikle aktifte yüksek değerli arsa ve arazi bulunduran işletmeler bakımından Geçici 32’yi teknik olarak daha güçlü bir alternatif haline getirebilmektedir.</p>
<p><strong>Vergi yükümlülüğü ve ödeme yapısı</strong></p>
<p>Mükerrer 298/Ç kapsamında yapılan yeniden değerleme işlemi, kural olarak doğrudan bir vergi ödemesi doğurmayan (vergisiz) bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık Geçici 32’nci madde kapsamında yapılan değerleme sonucunda oluşan net değer artışı üzerinden %2 oranında bir vergi hesaplanmaktadır. Bu vergi, beyan üzerine üç eşit taksitte ödenebilen bir yükümlülük niteliğindedir. Dolayısıyla iki düzenleme arasındaki tercih yalnızca “değerleme imkânı” açısından değil, değerleme anında ortaya çıkan nakit vergi yükü bakımından da değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Kredi faizleri ve kur farklarının değerlemeye etkisi</strong></p>
<p>Maliyet unsurlarının yeniden değerlemeye esas tutara dahil edilmesi bakımından da iki düzenleme arasında önemli bir teknik ayrım bulunmaktadır. Mükerrer 298/Ç uygulamasında, maliyete eklenmiş kredi faizleri ve kur farklarının ayrıştırılarak yeniden değerlemeye tabi tutulmaması gerekmektedir. Geçici 32 uygulamasında ise bu unsurların ayrıştırılmasına ilişkin yaklaşım daha farklı sonuçlar doğurabilmekte; bu nedenle özellikle finansman yükü yüksek yatırımlarda hangi düzenlemenin daha avantajlı olduğu somut hesaplama ile test edilmelidir.</p>
<p><strong>Varlığın Elden Çıkarılması Halinde Fon Hesabının Durumu</strong></p>
<p>Yeniden değerleme sonrasında pasifte oluşan fon hesabının, varlığın elden çıkarılması halinde nasıl işlem göreceği, vergi planlaması bakımından en kritik ayrım noktalarından biridir. Mükerrer 298/Ç’de, satış anında pasifte izlenen değer artış fonunun vergisel sonucu (özellikle sermayeye ilave edilmeyen kısım bakımından) ayrıca değerlendirilmekte; fonun kazancın ilişkisi satış yılında önem kazanmaktadır. Geçici 32’de ise fon hesabının vergisel akıbeti farklı kurallara bağlıdır ve satış sonrası dönemde fonun işletme bünyesindeki konumu, tercih edilen yöntemin toplam vergi yükünü önemli ölçüde etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Yeniden değerlemenin avantajları</strong></p>
<p>Yeniden değerleme, doğru kurgulandığında işletmelere hem finansal tablo kalitesi hem de vergi planlaması bakımından önemli katkılar sağlayabilir. Güncellenmiş değerler üzerinden ayrılacak amortismanlar sayesinde vergi matrahı yasal çerçevede daha gerçekçi bir zemine oturtulabilir. Yeniden değerleme artışlarının özkaynaklar içinde izlenmesi, şirketin bilanço büyüklüğünü ve finansal görünümünü güçlendirebilir. Güçlü özkaynak yapısı, finansman gider kısıtlaması ve örtülü sermaye gibi alanlarda dolaylı etki yaratabilir. Varlık satışlarında tarihî maliyet kaynaklı fiktif kârların azaltılması bakımından yeniden değerleme önemli bir planlama aracıdır.</p>
<p><strong>Tercih nasıl yapılmalı?</strong></p>
<p>Sonuç olarak tercih, işletmenin varlık yapısı ve hedeflediği bilanço/vergi stratejisine göre şekillenmelidir. Yalnızca amortismana tabi iktisadi kıymetleri vergisiz şekilde güncellemek isteyen işletmeler bakımından mükerrer 298/Ç çoğu durumda doğal ilk seçenek olarak öne çıkacaktır. Buna karşılık aktifte değerli boş arsa ve araziler bulunması, finansman unsurlarının değerleme sonucuna etkisinin önemli olması veya ileride planlanan bir satışta maliyet tabanını daha güçlü hale getirme ihtiyacı gibi durumlarda Geçici 32 seçeneği ayrıca analiz edilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-degerlemede-iki-yol-78033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden değerlemede iki yol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-veya-hicbir-zaman-78032</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şimdi veya hiçbir zaman&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Şimdi veya hiçbir zaman” sloganı ile çıkmış yola. Daha sonra bu, “Şimdi” ye evrilmiş. “Şimdi” sloganı bir 19. Yüzyıl  devrimci şairinin vatan için harekete geçmenin aciliyetini ortaya koyan bir sloganmış.</p>
<p>Partisi içinde bilinen birisi imiş. Ama halk onu pek tanımıyormuş. Köy köy, kasaba kasaba dolaşmış. Günde yedi konuşma yapmış. Farkındalık yaratmak için bir komşu ülke sınırına kadar, 300 km yürümüş. Çıktığı yol iktidar yolu imiş.</p>
<p>Başına geçtiği parti ile sonunda Viktor  Orban’ın iktidarına son verdi. Demokrasi yaşıyor diye Avrupa’ya rahat nefes aldırdı. Bu kişi Macaristan’ın yeni lideri Peter Magyar idi.</p>
<p>Peki kimdir bu Peter Magyar?</p>
<p><strong>Peter Magyar</strong></p>
<p>Peter Magyar, 1981 doğumlu. Köklü bir muhafazakâr aileden geliyor. Anne ve baba hukukçu. Anne kıdemli bir yargıç.  Dede emekli bir yargıç ve medyatik birisi. Televizyonda  hukuk konularında programlar yapmış. Büyük amcası Ferenc Madl 2000-2005 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmış.                           Magyar, elit bir Katolik okulu bitirmiş.  Pazmany Peter Cahtholic Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2004 yılında mezun olmuş. Erasmus programı kapsamında Berlin Humboldt Üniversitesinde de dersler almış. Mezuniyetinden sonra Metropolitan Mahkemesi’nde işe başlamış. Baro sınavını geçtikten sonra Macaristan’a yatırım yapan uluslararası firmalara hukuk konusunda danışmanlık yapmış.</p>
<p>Siyasi hayatı, iktidarına son verdiği siyasi parti Fidesz’de başlamış. Bu partinin yerel yapısında yer almadan önce, 2006 yılındaki hükümet karşıtı protestolara katılmış eylemcilerin gönüllü olarak savunmalarını üstlenmiş.  O yıllarda Fidesz muhalefette. Parti 2010 yılında iktidara gelince Magyar Dış İşleri Bakanlığı’nda işe başlamış. 2015 yılında Başbakanlık’ta görevlendirilmiş. Daha sonraları birisi MBH Bank olmak üzere üç devlet kuruluşunda görev almış.</p>
<p>Peter Magyar’ı başbakanlığa götüren olay bir istifa ile başlamış. Başkent Budapeşte yakınındaki bir devlet yetimhanesindeki çocuklar  kurumun direktörü tarafından cinsel tacize uğramış.  Olay patlak verince yetimhanenin Direktör Yardımcısı  Endre Konya, olayın örtbas edilmesi için çocuklara baskı uygulamış. Soruşmada bu da ortaya çıkınca  o da mahkum olmuş. Olmuş ama   Macaristan’ın  kadın Cumhurbaşkanı Katalin Novak, yetkisini kullanarak Nisan 2023 ‘te  bu kişiyi affetmiş. Olay kamu oyunda duyulunca toplumda büyük tepki yaratmış.  Protestolar sonucu Cumhurbaşkanı ve arkasından Adalet Bakanı Şubat 2024’te istifa etmiş. Adalet Bakanı da Peter Magyar’ın boşandığı karısı Judit Varga. Çünkü af kararında ikinci imza ona aitmiş.</p>
<p>Yine Şubat 2024 ayında Magyar eski karısı Judit Varga’nın 2 dakikalık bir ses kayıdını kamuoyu ile paylaşmış. Bu ses kaydı,  kabine içindeki bir bakanın, kabine içindeki başka birini suçlu duruma sokmak için veri sakladığının konuşulduğu bir kayıt imiş. Bu olaydan sonra Judit Vargan siyaseti bıraktığını açıklamış.  Bundan saatler sonra da Peter Magyar Facebook hesabından bir paylaşım yapmış. Banka dahil iki ayrı devlet kuruluşundaki görevlerinden istifa ettiğini açıklamış. Son bir iki yıldır da bir gerçeğin farkına vardığını belirtmiş: Meğer Viktor Orban’ın  “Milli, bağımsız, burjuva Macaristan” ideali,  aslında çok büyük yolsuzlukların ve yandaşlara büyük servet transferinin gizlenmesi için kullanılan bir siyasal örtü imiş.</p>
<p>Magyar, sonraki haftalarda çeşitli muhalif haber kanallarındaki yayınlara katılmış. Muhalif diyorum, çünkü Macaristan’daki medyanın %80’i iktidar borazanlığını yapıyormuş.  Özellikle Muhalif Youtube kanalı Partizan’da yayınlanan söyleşisi viral olmuş.  Peter Magyar partisine eleştirileri daha da yoğunlaştırmış. Suçlunun affı olayında kadın cumhurbaşkanı ve eski karısının istifasını söz konusu yaparak şöyle konuşmuş: “Olayın arkasındaki asıl kişilerin kadınların etekleri altına saklandığı bir sistemin parçası olmak istemiyorum”. Fidesz’ten de istifa etmiş.</p>
<p>Magyar eski bir Fidesz üyesi olarak istifaları ve de konuşmaları ile çok ilgi toplamış. Yeni bir siyasi platform kurmayı planladığını söylemiş. Ama hazır bir partiyle bu işi yapmanın daha çabuk olacağı kanısına varmış.  “Saygı ve Özgürlük” (Tizteler és Szabadsag-TISZA) partisine katılmış Ve partinin başkanılığını da almış. İlk katıldığı Avrupa Birliği seçimlerinde %30 oy ile ikinci parti olmuş. Son seçimde 199 kişilik meclisin 136 sandalyesini kazanmış.</p>
<p><strong>Rakamlarla karşılaştırma</strong></p>
<p>Bir süredir yabancı basındaki siyasal analizlerde Macaristan ve Türkiye birlikte anılıyor, benzetmeler, karşılaştırmalar yapılıyor. Ama ben bu iki ülkeyi soyut kavramlarla değil, rakamlarla karşılaştırayım dedim.</p>
<p>Macaristan’ın nüfusu 2025 verilerine göre 10 milyondan az. Türkiye’nin nüfusu 90 milyona yanaşmış.</p>
<p>Macaristan’ın 2025 yıllık enflasyonu %4,4. Türkiye’nin yıllık enflasyonu %30,89</p>
<p>Ülkelerdeki yolsuzluk algılarını ölçen Transparency International’ın “Yolsuzluk Algıları endeksi  (Corruption Perceptions Index-2025) verilerine göre 182 ülke arasında  Danimarka 1’inci sırada, Macaristan 84’üncü sırada, Türkiye 124’üncü sırada.</p>
<p>Ülkelerdeki hukukun üstünlüğünü değerlendiren World Justice Project’in “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ne (The Rule of Law Index- 2025)  göre 143 ülke arasında Danimarka 1’inci sırada, Macaristan 79’uncu sırada ve Türkiye 118’inci sırada.</p>
<p>Ülkelerdeki basının özgürlüğünü değerlendiren  Reporters Without Borders’in “Basın Özgürlüğü Endeks”’inde (Press Freedom Index) 180 ülke içinde  Norveç 1’inci sırada; Macaristan: 64’üncü sırada ve Türkiye:159’uncu sırada. .</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlerle Macaristan’da 16 yıldır iktidar olan Fidesz  muhalefete geçti. Öte yandan, eğer seçimler zamanında, 2028 yılında  yapılırsa AKP’nin iktidar kıdemi en az 26 yıl olacak. Bir de hep tartışma konusu yapılan Avrupa’nın Türkiye’yi kıskanması meselesi vardır. Hangi ülkenin bizi hangi alanda kıskandığı konusunda bir bilgi sahibi değilim. Ama bir konuda eminim.  Yukarda verilen rakamlara bakılırsa Fidesz, AKP’yi gerçekten kıskanıyordur.</p>
<p>Peki neden bu böyle? Çünkü toplumlar farklı, liderler farklı...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-veya-hicbir-zaman-78032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Şimdi veya hiçbir zaman&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-muzakerelerinde-kultur-unsuru-78031</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat müzakerelerinde kültür unsuru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu sohbetimizde yanlış anlaşılmamak için, yorum yaptığım konularla ilgili olarak öncelikle vurgulamak istediğim nokta “İnsanoğlu muhtelif” deyişidir.</p>
<p>İhracat pazarlarında <strong>Kültürlerarası Müzakere (Cross-Cultural Negotiation)</strong> konusunda bilgili olmak, sadece bağlantınızın kârlılığını değil, aynı zamanda o işten beklediğiniz tahsilatın kasaya girip girmeyeceğini belirleyen <strong>kritik unsurlardan</strong> önde gidenidir.</p>
<p>Ürünün <strong>teknik özellikleri</strong> ve <strong>kalite</strong> unsurları, dünyanın her yerinde <strong>aynı</strong> önemi taşıyor gibi <strong>olsa da</strong> “<strong>fiyat</strong>” ve “<strong>vade</strong>” kültürel filtrelere göre taban tabana <strong>zıt farklılıklar gösterebilir</strong>.</p>
<p><strong>Almanya, İsviçre, ABD </strong>tarafındaki iş insanları ile görüşmelerinizi başkalarına göre daha <strong>rasyonel</strong> zeminde yürütebilirsiniz. <strong>Sözleri</strong> göreceli olarak <strong>daha net</strong> olur <strong>fiyat, maliyet ve kâr</strong> marjları <strong>mantıklı</strong> bir zemine oturtulur.</p>
<p><strong>Tahsilat</strong> için çok endişe etmeniz gerekmez. Zira genel olarak sözleşmedeki “<strong>vade tarihi</strong>” <strong>planlanmış bir süreçtir</strong> ve gecikme “güven kaybı” ve/veya “hukuki süreç” nedenidir.</p>
<p><strong>Orta Doğulu, Latin Amerikalı ve Çinli</strong> iş insanları için <strong>fiyat, ilişkinin gücünü</strong> temsil eder. Ancak tahsilata başka bir gözle bakılabilir ve <strong>ödeme vadesi</strong> genellikle bir <strong>“temenni”</strong> olarak görülür ve nakit akışına veya ilişkiye göre <strong>esnetilebilir</strong>.</p>
<p><strong>Almanlar</strong> müzakere masasında büyük ölçekte <strong>doğrudan ve dürüst</strong> olurlar.</p>
<p>Süreçler dahil<strong> her şeyin önce</strong> müzakere masasında ve detaylı olarak <strong>konuşulması önemlidir</strong>.</p>
<p>Alman bir alıcıyla çalışıyorsanız fiyatınız net, teslimatınız ise zamanında olmalıdır.</p>
<p><strong>Amerikalılar</strong> işe daha iyimser, daha <strong>samimi yaklaşır</strong> ve satış odaklı bir dil kullanır.</p>
<p>Ancak onlar için <strong>en önemli</strong> olan sonuç <strong>paradır</strong> ve o da zaman endekslidir.</p>
<p><strong>N’olcek abi bu Fenerbahçe’nin hali</strong> muhabbetlerine çok <strong>zaman ayırmazlar</strong>.</p>
<p>Burada Alman kökenli Amerikalı sosyal psikolog Kurt Lewin'in “<strong>Şeftali vs. Hindistan Cevizi</strong>” (Peach vs. Coconut) <strong>metaforunu</strong> anmak gerekir.</p>
<p>Bu metafor farklı kültürlerden insanların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini ve yabancılara karşı yaklaşımlarını açıklayan, kültürler arası iletişimde popüler bir teoridir.</p>
<p><strong>Şeftali Kültürleri </strong>(Amerikalılar, Japonlar, İskandinavlar)</p>
<p><strong>Dışarıdan yumuşak</strong>, arkadaş canlısı, sıcakkanlı ve yabancılara karşı gülümseyen insanlardır.</p>
<p>Hemen “senli benli” olabilirler amma <strong>yüzeysel bir samimiyet</strong> kurarlar.</p>
<p>Unutmayalım ki <strong>şeftalinin çekirdeği</strong> (gerçek kişisel alan) <strong>serttir</strong>. Yüzeysel arkadaşlık kurmak kolay olsa da derin dostluk kurmak zordur. </p>
<p><strong>Hindistan Cevizi Kültürleri</strong> (Almanlar, Ruslar, Fransızlar)</p>
<p><strong>İlk bakışta</strong> sert, soğuk, <strong>mesafeli</strong> ve yabancılara karşı <strong>temkinli</strong> veya ciddi duruşlu görünürler.</p>
<p>İlişkinin başlarında <strong>samimiyet kurmak zordur</strong>, profesyonel ve mesafeli bir tutumları vardır.</p>
<p>Hindistan cevizinin <strong>kabuğu serttir</strong> ancak <strong>kırıldıktan sonra</strong> içi yumuşak ve <strong>samimidir</strong>. <strong>Güven</strong> oluştuktan sonra ömür boyu süren, <strong>derin dostluklar</strong> kurulabilir. </p>
<p><strong>Orta Doğu </strong>coğrafyasına baktığınızda <strong>kişisel ilişkilerin</strong> öne çıktığını görürüz.</p>
<p>Ayrıca, işlerin yürütülmesinde <strong>tahammül sınırınızın</strong> oldukça <strong>geniş olması</strong> gerekir.</p>
<p>Mesleğe ilk başladığım yıllarda bir körfez ülkesi ziyaretimde, yanımda oturan ve yaşça benden oldukça ileri olan Batılı bir iş insanı bana “<strong>IBM ne, ifade eder bilir misiniz?”</strong> demişti.</p>
<p>Ben de bildiğimiz meşhur teknoloji şirketini söylemiştim amma o biraz gülümseyerek, “<strong>Orta Doğu’da IBM İnşAllah, Bukra, Ma’leş / İnşAllah, Yarın, Endişelenme”</strong> anlamına gelir demiş ve bir kahkaha atmıştı.</p>
<p><strong>Bu söz o coğrafyalarda çalıştığım 30 yıldan fazla bir süre kulaklarımda çınladı ve hâlâ hatırlarım.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-muzakerelerinde-kultur-unsuru-78031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat müzakerelerinde kültür unsuru ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-celikte-yeni-korumaciligina-karsi-turkiyenin-secenekleri-78030</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin çelikte yeni korumacılığına karşı Türkiye’nin seçenekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - </strong><strong>MY ADVISOR ULUSLARARASI </strong><strong>DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU</strong></p>
<p>AB, DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşmasına göre yasal süresi 2026 Haziran ayında sona erecek olan çelik kotalarını bu kez GATT Madde XXVIII çerçevesinde tarife müzakereleri yoluyla kalıcı hale getirmeyi; aynı zamanda kota miktarını yarı yarıya azaltıp kota dışı gümrük vergisini %50’ye çıkarmayı planlamaktadır. Bu yaklaşım, özü itibariyle DTÖ kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Mevcut kota sistemi Türkiye lehine işlemişken, yeni tedbirler çelik ihracatımız açısından yaklaşık 2 milyar avroluk bir kayıp riski doğurmaktadır.</p>
<p><strong>DTÖ Hukuku: Vergi Artışına Karşılık Telafi Edici Taviz veya Misilleme</strong></p>
<p>AB’nin çelikte genel olarak sıfır olan DTÖ bağlı gümrük vergilerini artırması, ancak başlıca ihracatçı ülkelere karşılığında taviz vermesiyle mümkündür. Buna karşılık, AB’nin başka ürün veya alanlarda telafi edici taviz vermeye niyetli olmadığı; sıfır vergili tarife kotasını bir taviz unsuru olarak sunmayı planladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, anlaşma sağlanamayan ülkelerin misilleme hakkı doğacaktır.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında, DTÖ kapsamında taviz talep edilebilecek tek alan tarım ürünleridir. Ancak tarımda elde edilebilecek tavizlerin, çelik sektöründe ortaya çıkacak kayıpları telafi etmesi gerçekçi görünmemektedir. Misilleme seçeneğini aşağıda ikili ilişkiler bağlamında ayrıca ele alacağım.</p>
<p>AB Tek Pazarına dahil olan Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn mevcut önlemlerden olduğu gibi olası yeni düzenlemelerden de muaf tutulmaktadır. Buna karşılık, AB’nin Japonya, Güney Kore, İngiltere ve hatta Hindistan gibi büyük ihracatçılarla imzaladığı STA’lara rağmen bu ülkeleri hariç tutma yönünde bir yaklaşım sergilemediği görülmektedir.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği ve AKÇT STA: Hukuki çerçeve ne diyor?</strong></p>
<p>AB ile aramızdaki Gümrük Birliği ve çelik ürünlerini kapsayan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Serbest Ticaret Anlaşması gümrük vergilerini kaldırmış; ayrıca miktar kısıtlamalarını ve çelik sektöründe kapasite artışına yönelik devlet yardımlarını yasaklamıştır. Bu çerçevede, AB’nin üçüncü ülkelere yönelik olarak gümrük vergilerini artırması veya tarife kotası uygulaması, Türkiye bakımından sıfır gümrük vergisi ilkesini ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, anti-damping, anti-sübvansiyon ve küresel korunma önlemleri saklı tutulmuştur. Nitekim her iki tarafın zaman zaman bu araçlara başvurduğu bilinmektedir.</p>
<p>Bunun ötesinde, çoğu tercihli ticaret anlaşmasında olduğu gibi, taraflardan birinin sanayisinin zarar görmesi halinde ikili korunma önlemleri öngörülmektedir. Ancak bu durumda önlemin yerindeliğinin Ortaklık Konseyi veya Ortak Komite’de ele alınması; çözüm bulunamaması halinde ise diğer tarafın dengeleyici (misilleme) tedbirler alması mümkündür.</p>
<p>Öte yandan, AB’nin anlaşmaları ihlal ederek Türkiye’ye çelik ürünlerinde vergi ve kota uygulaması halinde, ihtilafların çözümü yine Ortaklık Konseyi veya Ortak Komite mekanizmaları çerçevesinde ele alınacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin üyelik perspektifine dayalı yapısı nedeniyle, modern serbest ticaret anlaşmalarında görülen bağlayıcı tahkim mekanizmaları bu ilişkide yer almamakta; sorunların politik çözümü tarafların eşit temsil edildiği kurumsal yapılara bırakılmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye ne talep edebilir ve yapabilir?</strong></p>
<p>Gerek DTÖ kuralları gerekse ikili anlaşmalar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin kotalardan ve artan vergilerden muaf tutulması gerektiğine dair güçlü hukuki ve ekonomik argümanları bulunmaktadır. Nitekim küresel kapasite fazlasının temel kaynağı Çin iken, Türkiye AB pazarına entegre bir tedarikçi olup AKÇT STA gereği çelik sektörüne devlet yardımı da sağlamamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, kota uygulamasının kaçınılmaz olması halinde, bunun geçici nitelikte tutulması; Türkiye’ye tahsis edilen kotaların mevcut seviyesinin korunması ve kademeli olarak makul bir süre içinde tam serbestleşmeye geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, Gümrük Birliği ve AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye aleyhine kalıcı biçimde aşındırılması riski ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Türkiye genel olarak yaklaşık 92 milyar dolar dış ticaret açığı verirken, AB ile ticaretinde yaklaşık 1,2 milyar dolar fazla vermektedir. Eurostat verilerine göre, ilgili çelik ürünlerinde ise AB’ye yaklaşık 4 milyar avro ihracata karşılık 2,23 milyar avro ithalat yapılmaktadır. Birim fiyatlar incelendiğinde, Türkiye’nin ortalama 670 avro/ton, AB’nin ise yaklaşık 1100 avro/ton seviyesinde ihracat yaptığı görülmektedir.  Bu durum, AB’nin daha yüksek katma değerli ve Türkiye’de üretimi sınırlı olan, otomotiv, beyaz eşya ve makine sanayiinde kullanılan ürünleri ihraç ettiğini göstermektedir. Bu çerçevede, misilleme tedbirlerinin çelik ihracatına katkı sağlamaktan ziyade, kullanıcı sanayilere zarar verme riski bulunmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Türkiye’nin ilave gümrük vergileri ve Gözetim Önlemleri yoluyla Gümrük Birliği’ni ihlal ettiği yönündeki tartışmalara rağmen, AB’nin bugüne kadar dengeleyici tedbirlere başvurmamış olması da dikkate alınması gereken önemli bir veri noktasıdır.</p>
<p>Bununla birlikte, tamamen karşılıksız bırakılması gerektiği de söylenemez. Bu çerçevede, AKÇT Anlaşması’ndaki devlet yardımı yasağının esnetilmesi seçeneği gündeme gelebilir. Ancak çelik sektörümüzün mevcut yapısı, ölçek ekonomisinden uzak, parçalı ve bazı ürün gruplarında kapasite fazlası bulunan bir görünüm arz etmektedir. Bu nedenle genel nitelikli teşvikler, atıl kapasite sorununu derinleştirebilir ve sektör içinde haksız rekabet yaratabilir.</p>
<p>Buna karşılık, üretimi olmayan paslanmaz ve yüksek alaşımlı çelikler gibi stratejik alanlarda entegre tesis yatırımlarının istisnai ve hedefli teşviklerle desteklenmesi seçenek olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Öte yandan, çevrenin korunması, enerji verimliliği ve benzeri alanlara yönelik destekler AKÇT Anlaşması çerçevesinde esasen mümkündür. Ancak burada temel sorun, Türkiye’nin mevcut teşvik mevzuatının yapısından kaynaklanmaktadır. Bu konuyu ayrıca ele almakta fayda görüyorum.</p>
<p>Sonuç olarak, AB’nin çelikteki yeni yaklaşımı yalnızca ticareti değil, kurallara dayalı sistemi de zorlamaktadır. Türkiye açısından mesele, kısa vadeli kayıpların ötesinde AB pazarındaki konumun korunmasıdır. Bu nedenle verilecek tepkinin, yalnızca hukuki zeminde değil, AB ile ilişkilerin bütüncül çerçevesi de dikkate alınarak şekillendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-celikte-yeni-korumaciligina-karsi-turkiyenin-secenekleri-78030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin çelikte yeni korumacılığına karşı Türkiye’nin seçenekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/machiavelli-ve-buyuk-petro-78029</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Machiavelli ve Büyük Petro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Machiavelli gelecekteki prense notlarında “iyi bir prensin” “kötü” prensten” çok da farklı olamayacağını söyler. Burada Machiavelli mutlakıyet taraftarı kimliğine bürünmüştür; başka yerde cumhuriyetçi olarak yorumlanabileceği metinler vardır.  Ne önermektedir? İyi prens de kötü prens kadar yararcı, prensipsiz ve gerekirse gaddar olmalıdır. Yoksa iyi prens ayakta kalamaz. İyiler kötüler kadar kötücül olmazlarsa ayakta kalamazlar. Peki, ikisi de aynı şekilde davranacaksa farkları nedir? Fark niyette ve yapılanların halkın (çoğunluğunun?) yararına olup olmamasındadır. Bu elbette çok da ikna edici bir açıklama sayılamaz çünkü gözlemciyi niyet okumaya itmektedir. Kimin iyi niyetli olduğunu nasıl bileceğiz? Daha da önemlisi yapılan iyi işlerin gerçekten iyi olup olmadığı, bugün olumlu bulunan hamlelerin yarın tersine dönüp dönmeyeceği belli değildir. Veya iyi niyetle yapılan işler belirsizliğin doğru ölçülememesi yüzünden yanlış sonuç verebilir. Ama bundan da ötesi var. “İyi prens”/”kötü prens” meselesini biraz detaylandıralım. Örneğimiz Rusya tarihinden olsun.     </p>
<p>Rusya’nın iki büyük prensi Çar Büyük Petro ve “Aydınlanmış Çariçe” II. Katerina’dır. 18. Yüzyıl Rusya’sının modernleşmesi bu iki büyük hükümdar ile anılır. Petro batı Avrupa’ya gitmiş ve Avrupalıların nasıl olup da bu kadar ilerlediklerini bizzat görmek istemiştir. Küçücük Hollanda ve bir ada olan İngiltere donanmalarıyla ve teknolojileriyle dünya ticaretine el koyuyorlar, Rusya dev bir kara gücü olduğu halde bunların karşısında hızla geri kalıyordu. Osmanlı da geri kalıyordu ama bunu fark etmesi bir yüzyıl sonra olacaktı. Petro dönüşünde donanma oluşturmuş ve Rusya’nın denize ve Avrupa’ya açılan penceresi Petersburg şehrini kurdurmuştur. Kıyafet reformu ve büyük eğitim hamlesi beraberinde gelmiştir. Ancak Petro 15. Yüzyılda serflik Batı Avrupa’da miadını doldururken Elbe’nin doğusunda yeniden yaygınlaşan İkinci Serflik ile yetinmemiş, Rus serf/köylüsünü adeta köle statüsüne düşürmüştür. Keza II. Katerina sadece 1768-1774 savaşını kazanarak Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün işaretini vermemiş, sadece büyük matematikçi Leonard Euler’i saraya getirmekle –sembolik bir Aydınlanma hamlesi- kalmamış aynı zamanda Petro’nun başlattığı serflerin köleleştirilmesi sürecine son notayı koymuştur. 7 Ekim 1792 tarihli kararnamesiyle arazi satış sözleşmelerine serflerin de doğal uzantı olarak eklenmesini ve daha da ileri giderek serflerin pazarlarda alınıp satılabilmesini eklemiştir. Böylece serfler hem gayrı menkul hem menkul değer statüsüne indirgeniyordu. Yıllar öncesinde patlayan Stenka Razin ve Pugaçev köylü isyanlarının boşuna olmadığı görülüyor. <em>Rusya’nın Avrupalılaşması, yani modernleşmesi ve Çarlığın coğrafi olarak genişlemesi Rus köylüsünün perişan edilmesiyle el ele gitmiştir diyebiliriz.</em> Çarlar bunu böyle görüyorlardı çünkü kalkınma için gereken fonlar sadece serfin(köylünün feci şekilde sömürülmesiyle elde edilebilirdi. Peki, Çar ve Çariçe Rusya açısından bakarsak “iyi prens” miydi “kötü prens” miydi? Köylüler açısından? Ülkeyi ilerleten prens ne yaparsa yapsın iyi, gerileten prens ne yaparsa yapsın kötü müdür?      </p>
<p>Bu da bizi Mancur Olson’a getiriyor. Sosyal bilimlere önemli kavramlar üreterek katkıda bulunmuş olan Olson’un hep hatırlanacak bir modeli “sabit haydut/gezen haydut” modelidir. Burada “haydut” ifadesi elbette gündelik anlamda kullanılmıyor ancak hiç ilgisi yok da diyemeyiz çünkü Olson başka bir sözcük seçebilirdi. Abdurrahman Han (Afganistan) muhtemelen <em>sabit haydut</em> tezinin bir örneğiydi. Bu tez bir hükümdarın otoriteyi tek elde toplayıp bütün ekonomik rantları, hatta karları, tek başına dağıttığı bir duruma işaret ediyordu. Ulusal kaynakların özel mülkiyetine sahip değildi ama kontrol ediyordu. Bir feodal lort gibi kendisine biat edenlere koruma sağlıyor ve onları ödüllendiriyordu. Kalıcı olduğunu düşündüğü için –sabit bu demek- ekonomik büyümeyi teşvik edip vergi tabanını genişletebilirdi. “Gezen haydut” farklıydı.  Kısa sürede azami rantı toplayıp başka yere gideceği için ne mülkiyet haklarına saygı gösterir ne de sermaye birikimi büyüme, teknoloji gibi konularla ilgilenirdi. Moğollar bu konuda örnek teşkil edebilir. Cengiz Han’ın çocukları ve torunları kısa süreli çok sayıda devlet kurdular fakat tarihsel olarak Cengiz Han’ın devasa imparatorluğu dağıldı gitti. Ayrıca şu da var ki yerine yerleşmiş sabit bir hükümdar genellikle güvenli ve kabaca etkin bir mülkiyet hakları sistemine dayanır ve hatta bu hakları daha da güvenceli kılar çünkü ekonomi politiğe bir hanedan mantığıyla bakar. Bir rant sistemi kurulmuşsa bunun sürdürülebilirliğini sağlamak önemlidir bu da modernlik/kalkınma/sömürü üçgeninde denge aramayı getirir. Yani sabitlik/hanedan mantığı iyi prensin bir özelliği olmak zorundadır; ancak kötü prens de geleceğe böyle bakabilir. İyi prens ülkeyi modernleştirirken medeniyetin astarı veya fiyatı olarak çalışanları ezebilir. Toprağın bol çalışanın kıt olduğu ve teknolojinin yavaş geliştiği bir dünyada Machiavelli’nin sezgisi hem doğrudur hem de yetersiz biz doğrudur. Stalin de İvan, Petro ve II. Katerina çizgisinin devamıdır. O da bir hamle yapmıştır, “Batı’yı on yıl içinde yakalar ve geçeriz ya da bizi ezerler” demiştir. Yaptı da ama bunun bedeli on milyonu aşan bir insan kaybı oldu. Machiavelli nasıl bakardı acaba?</p>
<p>Bugün bunlar artık kabul edilemez. Dünya bu şekilde ilerlemiyor. İnsan (işçi-köylü-emekçi) en önemli üretim faktörü değil. Hatta kendisine gerek olacak mı olmayacak mı o bile tartışılıyor. Yapay zekâ âleminde kimseyi bu şekilde ezmeye gerek yok; bu hala oluyorsa nedeni bir avuç insanın hırsıdır, teknoloji veya sermaye veya toprak değil. Emperyalizm de artık budur; bir avuç Neo-feodal dijital çakma lort yağma peşinde olduğu içindir. Bir ekonomik veya teknolojik gereklilik olmaktan çıkmıştır.     </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/machiavelli-ve-buyuk-petro-78029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Machiavelli ve Büyük Petro ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-ayni-tema-78028</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden aynı tema</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&amp;P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler.</strong></p>
<p>Bu köşede yer alan son yazımda, piyasalardaki fiyatlama eğilimleri ile kısa vadeli makro beklentiler arasındaki ayrışmadan söz etmiş, işlemcilerdeki davranışların farklılaştığı üzerine birkaç örnek vermeye çalışmıştım. Aynı eğilimde genel olarak herhangi bir değişiklik yok. Orta Doğu, başlık olarak, ana odak noktasındaki konumunu muhafaza ediyor. Ancak, ilgi, yakın geçmişe kıyasla azalmış durumda. Bununla birlikte, petrol fiyatlamasına olan duyarlılık, en azından kısa vadeli fiyatlamalarda çok daha fazla. Görünen o ki işlemciler, riskli başlıkları tam olarak göz ardı etmeden masa tutma isteğini koruyor, ancak, risk iştahı yüksek. Farklı etkenlerden söz etmek mümkün.</p>
<p>Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&amp;P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler. AI ifadesi rastgele seçilmiş değil. Maalesef aynı noktada aynı tema ile ilerleme durumu var. ABD’de Nasdaq, Asya’da ise Tayvan ve Güney Kore varlıkları ilk sıralarda yer alıyor. Peki, bunların dışında kalanlara ilgi yok mu? Elbette var. Ancak, teknoloji ve temelinde AI oyun kurucu.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler endeksi içerisinde de aynı görüntü var. Asya ve AI. Rakamsallaştırarak ilerleyelim: Benchmark GOÜ endeksi dediğimiz kavramın %76’sı Asya varlıklarından oluşuyor. Bunun içerisinde de %25.48’i Çin, %22.53’ü Tayvan, %15.48’i Güney Kore’den geliyor. Geri kalan kısımda da sırasıyla ağırlık sahibi olan ülkeler, Hindistan ve Brezilya. Diğer olarak tanımlanan grup ise %18.78. İşte çoğu zaman yurt içini konuşurken standart bir başlık olarak beliren ve bitmek bilmeyen “iskonto” konusu buradan geliyor. Daha basit ifadeyle, Türk varlıkları, yaklaşık %19’luk payın içerisinde kendi ağırlığı kadar global fon akışından nemalanıyor. Bu oranın uzun bir süredir %1’in altında kaldığını hatırlatalım.</p>
<p>Şubat sonunda başlayan savaşta ikinci ay tamamlanırken, devam eden görüşmelere yönelik beklentiler sayesinde şimdilerde kısmen sessizlik var. Bu da diğer başlıklara alan açmaya imkan tanıyor. Yurt içinde henüz tam olarak başlamasa da finansalları takip eder pozisyona geçtik. Düşük hızda başlayan süreç bu hafta itibarıyla finans kesimi önderliğinde hızlanacak. Bu esnada ABD için de aynı durum geçerli. Yeni haftada Muhteşem 7’linin rakamları odakta olacak.</p>
<p>Bir süredir BIST’e kote, Araştırma kapsamımızda yer alan ve almadığı halde önem atfettiğimiz şirketlerle finansallara yönelik görüşmeler yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta itibarıyla da düşüncelerimizi yayımladık. İlk çeyrek finansallarında henüz savaş etkisi şirketlerin çok büyük kısmında yer almayacak. Çok az bir kesimde (petrol işi yapanlar, petrokimya tarafında yer alanlar gibi) pozitif etkiler elbette var. Ancak, olumlu/olumsuz etkilerin netleştiği finansallar 2Ç26 olacak. Bunlardan birisi havacılık sektörü olacak. Bankacılık tarafında BDDK’nın yayımladığı verilerin işaret ettiği şekilde Ocak-Şubat rakamlarına paralel bir seyir bekleniyor. Mart’ta bir miktar fonlama maliyeti artışı kaynaklı etkiler finansallara girmiş olacak. Diğer yandan Ramazan etkisi, mevsimsel yavaşlayan aktivite, yıl başlangıcındaki zamlar ve artan maliyetler gibi başlıklar da bizlerle olacak. Bizim odak noktamız şirketlerin yapacakları yönlendirmeler ve buradan sonraki çeyreklere yönelik ne gibi çıkarımlar yapabileceğimiz olacak. Özellikle sunum ve şirket telekonferanslarına bakmakta ciddi fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-ayni-tema-78028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden aynı tema ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorunlariyla-emisyon-primleri-78027</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorunlarıyla emisyon primleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emisyon primi, hisselerin ilk ihracında, bir başka anlatımla hukuk âleminde doğumunda oluşabilen bir primdir (kazançtır). Hissedarların elinde bulunan hisse senetlerini veya kurumların iştiraklerine ait hisse senetlerini maliyet bedelinin üzerinde bir bedelle satmaları hâlinde oluşan kazanç ise emisyon primi olarak değerlendirilemez.</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 5/1-ç bendi ile anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıklarında çıkardıkları payların bedelinin itibari değeri aşan kısmı Kurumlar Vergisi’nden istisna edilmiştir. Bu istisna, daha önce eski KVK’da da yer almaktaydı.</p>
<p>Anonim şirketler, kuruluşta veya sermaye artırımlarında hisselerini, ana sözleşmelerinde belirtilen itibari değerle (nominal bedelle) ihraç edebilecekleri gibi, itibari değerlerinin üzerinde bir bedelle de ihraç edebilirler. Hisselerin itibari değerinin üzerinde bir bedelle ihraç edilmesi hâlinde, ihraç değeri ile itibari değer arasında oluşan olumlu fark, vergi hukukunda emisyon primi (ticaret hukukunda agio, Tek Düzen Hesap Planı’nda ihraç primi) olarak adlandırılmaktadır. Emisyon primi, hisselerin ilk ihracında, bir başka anlatımla hukuk âleminde doğumunda oluşabilen bir primdir (kazançtır). Hissedarların elinde bulunan hisse senetlerini veya kurumların iştiraklerine ait hisse senetlerini maliyet bedelinin üzerinde bir bedelle satmaları hâlinde oluşan kazanç ise emisyon primi olarak değerlendirilemez. İhraç primi müessesesinin amacı, ticaret hukukunda eski veya mevcut hisse sahipleri ile yeni hisse alacaklar arasındaki mali adaleti sağlamaktır.</p>
<p>Bana göre bu istisna olmasaydı da bu kazanç yine vergiye tabi tutulamazdı. Çünkü kurumlar için de geçerli olan Gelir Vergisi Kanunu’nun 38. maddesine göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Ancak kazanç hesaplanırken, dönem içinde işletmeye işletme sahiplerince ilave edilen değerler nazara alınmaz. Dolayısıyla emisyon primi de işletmeye ilave edilen bir değer olduğundan kazanç hesaplamasında dikkate alınmayacaktır. Danıştay’ın aşağıda aktaracağım kararında da bu husus vurgulanmaktadır.</p>
<p>Anonim şirketlerin hisse senetlerini itibari kıymetlerinden yüksek bir bedelle ihraç edebilmeleri için ana sözleşmelerinde hüküm bulunması veya genel kurul tarafından bu yönde bir karar verilmesi gereklidir (TTK md. 347). Ticaret Kanunu’nun 519. maddesine göre emisyon primi hukuken yedek akçe niteliğindedir.</p>
<p><strong>Yapılan harcamaların akıbeti</strong></p>
<p>KVK’nın 8/1-a maddesi, menkul kıymet ihraç giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider unsuru olarak nazara alınacağını açıkça hükme bağlamaktadır. Bu nedenle ihraç giderlerinin, TTK md. 519 hükmüne rağmen kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması; emisyon primi istisnasından yararlanacak tutarın tespitinde ise dikkate alınmaması gerekmektedir. Ticari bilanço açısından durum böyle olmakla birlikte, KVK md. 5/3’te yer alan “vergiden istisna kazançları elde etmek için yapılan giderlerin istisna dışı kazançlardan indirilemeyeceği” hükmü uyarınca, yeni payların ihraç giderlerinin emisyon primine isabet eden kısmının kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülebilir. Ancak burada, emisyon primi olmasaydı da sermaye artırımı ve hisse senedi ihraç masraflarının yine yapılacağı, emisyon primine özgü bir giderin söz konusu olmadığı dikkate alındığında, bu giderlerin tamamının gider yazılabileceği görüşü rahatlıkla savunulabilir.</p>
<p><strong>Emisyon primleri dağıtılabilir mi?</strong></p>
<p>Emisyon priminin veya kanuni yedek akçelerin kâr olarak dağıtılıp dağıtılamayacağı uygulamada tereddüt konusu olmuştur. Mevcut düzenlemeye göre istisna olan emisyon priminin dağıtılması veya sermayeye eklenmesinin vergi istisnası üzerinde bir etkisi yoktur. Dolayısıyla emisyon primi istisnasından yararlandırılan ve kayıtlarda genel kanuni yedek akçe statüsünde ihraç primi olarak görünen tutarın sermayeye eklenmesi veya dağıtılması vergi hukukunun konusu dışındadır.</p>
<p>Dağıtım konusundaki sınırlamalar ticaret kanununda düzenlenmiştir. Ticaret Kanunu’na göre emisyon primi de bir tür kanuni yedek akçe olduğundan, konu kanuni yedek akçelerin rejimine göre değerlendirilmelidir. Genel kanuni yedek akçelerin ödenmiş sermayenin yarısına kadar olan kısmı, sadece geçmiş yıl zararlarının kapatılmasında, işlerin iyi gitmediği dönemlerde işletmenin devamını sağlamaya veya işsizliğin önlenmesine ya da etkilerinin hafifletilmesine yönelik önlemlerde kullanılabilir. Buna karşılık, kanuni yedek akçelerin ödenmiş sermayenin yarısını aşan kısmı üzerinde genel kurul serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bu kapsamda, söz konusu tutarın dağıtılmasına veya sermayeye eklenmesine karar verilebilir. Bu nedenle emisyon priminin dağıtılıp dağıtılamayacağı, kanuni yedek akçe tutarının ödenmiş sermaye ile karşılaştırılması sonucu oluşacak duruma göre belirlenmelidir.</p>
<p>Ancak emisyon primi, kanuni yedek akçelerin ödenmiş veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşması nedeniyle dağıtılacak olursa, bana göre ortaklar tarafından işletmeye konulan değer iade edilmiş sayılacağından stopaj yapılmasına gerek yoktur. Buna karşılık idari anlayış, bu durumda stopaj yapılması gerektiği yönündedir.</p>
<p><strong>Sermayeye ekleme teşvik alır mı?</strong></p>
<p>Bir diğer tartışma, emisyon priminin sermayeye eklenmesi hâlinde KVK md. 10/1-(ı)’de yer alan nakit sermaye artırımlarında faiz indirimi teşvikinden yararlanılıp yararlanılamayacağına ilişkindir. Danıştay 3. Dairesi (E.2024/5601, K.2025/2530, T. 27.05.2025), emisyon primlerinin sermayeye eklenmesi hâlinde de bu teşvik niteliğindeki indirimden yararlanılabileceğine karar vermiştir. Karara katılmakla birlikte, konunun henüz tam olarak netleşmemiş olması nedeniyle ihtirazi kayıt yolunun kullanılmasında yarar bulunmaktadır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi beyan döneminde bulunmamız nedeniyle konuyu tekrar gündeme getirmek istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorunlariyla-emisyon-primleri-78027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorunlarıyla emisyon primleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-futbol-sampiyonasi-finalinde-turkiye-brezilya-karsilasir-mi-78026</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya futbol şampiyonası finalinde Türkiye-Brezilya karşılaşır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar.</strong></p>
<p>Dünya futbol şampiyonasının başlamasına az kaldı sayılır. Kesin bilgi: Finalde Brezilya ile karşılaşacağız. Bu vesileyle final karşılaşmasından önce bu iki ülkenin enflasyon serüvenine bakmak istiyorum. Ama önce izninizle neden “finalde Brezilya ile karşılaşacağımızı tahmin ediyorum” ya da “muhtemelen Brezilya…”  ya da “içime doğdu (doğamaz mı?) finalde Brezilya ile karşılaşacağız” demediğimi açıklamak isterim.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f043e306fbe-1777353699.png" alt="" width="300" height="221" /><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f043eb321cd-1777353707.png" alt="" width="300" height="223" /></p>
<p>Yıllar önce mülga Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) çalışıyordum. İktisadi Planlama Dairesi’nde makine ve tarım araçları imalat sektörlerinden sorumluydum. Kaçıncı beş yıllık olduğunu hatırlamadığım bir planın taslak metni bitmiş; o metnin ilgili bölümünün uzmanları yöneticileri ile birlikte başbakan yardımcısı ve ilgili bakanlardan oluşan bir heyete (ANAP dönemi) küçük bir odada sunum yapıyorlardı. Odaya ikide bir girip çıkılmasın, dikkatler dağılmasın diye, birkaç farklı bölümün uzmanı birlikte giriyordu. İşgücü-ücret bölümünün uzmanı sunumunu yaparken, bir bakan “geçen yıl Türkiye’de ortalama ücret artışı ne oldu?” diye sordu. Sunumu yapan uzman dışındaki DPT uzmanları birbirimize baktık. Yayımlanan bir ücret verisi yoktu çünkü. Bu soru sayesinde belki bundan sonra ücret verisini toplamaya başlar ilgili kurum diye düşünürken, birden ilgili uzmandan yanıt geldi: “Yüzde 10,5.” Kulaklarımıza inanmadık: Veri yok ama üstelik küsuratlı bir sayı söylüyor uzman. Toplantıdan çıkışta uzmanın etrafını sardık; soru şuydu: “… yahu nereden çıktı bu küsuratlı sayı?” Cevap: Oğlum, düz yüzde 10 desem inandırıcı olmaz, ama küsuratlı söylersen altını deşmezler”. Şimdi neden ‘muhtemelen’ ya da ‘içime doğdu’ diyeyim? Yakışır mı bu köşenin yazarına? (Not: Sayının küsuratlı olduğunu hatırlıyorum ama 10 küsur mu yoksa 30 küsur mu onu hatırlamıyorum).</p>
<p>Ama unutmadan önce o arkadaşın sonra önemli bir kurumun başına geldiğini belirteyim. Artık hangi kurum diye sormayın lütfen. Neyse, eski günahları bir tarafa bırakayım. Brezilya-Türkiye enflasyon karşılaştırması için Aralık 1980-Mart 2026 dönemini ele alıyorum. Her ülke için iki ayrı grafik var. İlki Aralık 1980-Aralık 1996 dönemi için. İkincisi ise Ocak 1997-Mart 2026 dönemindeki enflasyon gelişmelerini gösteriyor. Dönemi ikiye ayırmamın nedeni, ilk dönemin bir kısmında Brezilya’da gözlenen hiperenflasyon. Tek bir grafik olsaydı, kalan yılların enflasyon değerlerinin seyri neredeyse düz bir çizgi olarak algılanacaktı. Neyse. Enflasyonlar bir yıl öncesinin aynı ayına göre, yani yıllık oranlar.</p>
<p><strong>Hiperenflasyonu düşürmek,  2 haneli inatçı </strong><strong>enflasyonu düşürmekten daha kolay </strong></p>
<p>Dikey eksenlerin ölçeklerine dikkat lütfen. Brezilya’da ilk dönemde yüzde 7000’e varan enflasyon oranları var. Nisan 1990’da enflasyon tam yüzde 6821. Sonra keskin bir düşüş görüyorsunuz. Ama düştüğü düzey yüzde 372 (Haziran 1991. Sonra yine ‘delice’ yükseliyor ve Temmuz 1994’te yüzde 4923 oluyor. Bundan sonra baş aşağıya gidiyor ve 1996 yılını yüzde 11 ile kapatıyor. Aynı dönemde Türkiye’de gözlenen en yüksek enflasyon ise yüzde 131 ile Ocak 1995’te. Çok sayı verdim; hoşlanmıyorum ama ne yapayım çok çarpıcı ayrıntılar var. Bu dönemin ortalama enflasyonu Brezilya için yüzde 817, Türkiye için yüzde 60. Ama dönemin son bir buçuk yılında enflasyon açısından Brezilya durumu toparlarken, biz ‘eski tas eski hamam’ devam ediyor ve dönemi yüzde 80 ile kapatıyoruz.</p>
<p>Bunun bir nedeni şu: Hiperenflasyonu düşürmek iki haneli yüksek ve inatçı bir enflasyonu düşürmekten çok daha kolay. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan hiperenflasyonlar genellikle çok kısa sürmüş. Elbette enflasyonu düşürücü bir program uygulanmıyorsa kısa sürmesini beklemek saflık olur ama çoğu hiperenflasyonlu ülkede, işler zıvanadan çıkınca, ekonomi politikası tasarlayanlar çözüm üretmeye mecbur kalıyorlar. Ve yine elbette genellememek gerekiyor; daha ayrıntılı bir incelemeye gerek var.</p>
<p>Türkiye’de ilk dönemde enflasyonun yüzde 100’ün üzerine çıktığı ay sayısı 12. Tamam, ‘az değil’ diyebilirsiniz ama 193 aylık bir dönemden söz ettiğimi hatırlatırım. Dönemin yüzde 94’ünde enflasyon yüksek iki haneli düzeylerde ‘salınıyor’. Aslında Türkiye’nin grafikte yer alan birinci döneminde önemli bir ‘ayrıntı’ var: 29 Kasım 1987’de genel seçim yapılıyor. Seçimin önemli bir özelliği 1980 askeri darbesinin cunta yönetiminin siyaset yapmalarını yasakladığı Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in katıldıkları ilk genel seçim olması. Seçim öncesinde iktidarda olan ANAP ve lideri Özal, güçlü liderler ve partileriyle rekabet etmek zorunda. Elbette şiddetli bir seçim ekonomisi uygulanıyor. O nedenle yıllık enflasyonda bir kırılma yaşanıyor. 1994 krizi ile başlayan yukarıda sözünü ettiğim on iki aylık üç haneli enflasyon dönemini dışarıda bırakayım. Aralık 1987-Aralık 1996 enflasyon ortalaması yüzde 71 oluyor. Üstelik bu ortalama etrafında bir aşağıya bir yukarıya çarpıcı bir iniş çıkış göstermeden salınıyor enflasyon. Oysa seçim öncesinin ortalama enflasyonu yüzde 38. İkisi de katı ama ikincisi çok daha yüksek.</p>
<p><strong>Benzerlik ortadan kalkıyor</strong></p>
<p>Toparlarsam, Brezilya’da uzun süreli hiperenflasyon, Türkiye’de ise inatçı iki haneli enflasyon var. Dönemin sonuna doğru Brezilya enflasyonu bayağı düşürüyor, Türkiye ise aynı biçimde yola devam ediyor. Oysa ikinci dönemde durum farklılaşıyor. Bu dönemde Breziya’da enflasyonun aldığı en yüksek değer yüzde 17, dönem ortalaması ise yüzde 6,1. Türkiye’de ise ilk dönemdeki yüksek enflasyonun beli 2001 krizinden sonra uygulanmaya başlanan ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş’ programı ile kırılıyor. Ocak 2004 -Aralık 2017 döneminin ortalama enflasyonu yüzde 8,3. Genellikle bu ortalama etrafında salınıyor enflasyon. Dolayısıyla, Brezilya ile bir benzerlik söz konusu. Oysa Brezilya’da tek haneli enflasyon kalıcı olurken, Türkiye enflasyonu yeniden yüksek iki haneli düzeye sıçratmayı ‘başarıyor.’ Benzerlik ortadan kalkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f044000eff8-1777353728.png" alt="" width="600" height="222" />Soru şu: Brezilya’nın başardığını biz neden başaramıyoruz? Sonuçta yeni teknoloji üretmekten, verimliliği artırmaktan falan söz etmiyorum. Onlar zorlu işler. Alt tarafı enflasyonu düşürmek söz konusu olan. Ne kompleks bir teori ne de kompleks bir ekonomi programı tasarımı ve uygulaması gerektiriyor. Üstelik 2001 krizi sonrasının deneyimi de var. Çok zor bir iş değil. Yeter ki niyet olsun.</p>
<p><strong>Önümüzdeki maçlara bakacağız artık...   </strong></p>
<p>Peki, finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar. İyi de neden enflasyon oranlarını dikkate alarak finale ilişkin bir sonuca ulaşalım ki? Her şeyin hayırlısı, önümüzdeki maçlara bakacağız artık...   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-futbol-sampiyonasi-finalinde-turkiye-brezilya-karsilasir-mi-78026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/turkey-brezilya-1777353790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya futbol şampiyonası finalinde Türkiye-Brezilya karşılaşır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trudeau-hakli-mi-hakliysa-turkiye-ne-yapmali-78025</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trudeau haklı mı? Haklıysa Türkiye ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya düzeni değişiyor ve mevcut sistem aksıyor. Büyük güçlerin baskısı artarken, orta ölçekli ülkelerin yeni ittifaklar kurarak daha esnek, daha dengeli bir yol bulmaları gerekiyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta CNBC’nin Singapur'da düzenlediği “CONVERGE LIVE” toplantısında eski Kanada Başbakanı Justin Trudeau’yu dinledim. Ufuk açıcı ve ilham verici bir konuşmaydı.</p>
<p>Ana fikri netti. Dedi ki; mevcut küresel sistem artık iyi çalışmıyor, büyük güçlerin baskısı artıyor. Bu nedenle Kanada gibi ülkeler, yeni ortaklıklar kurarak daha bağımsız ve dengeli bir yol izlemek zorunda.</p>
<p>Görevinden ayrıldıktan sonra uluslararası toplantılar, konuşmalar ve vakıf çalışmalarıyla küresel tartışmalarda etkili bir isim olmayı sürdüren Trudeau, özetle şu mesajları verdi:</p>
<p><strong>Uluslararası kurumlar artık yetersiz</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü ve IMF gibi kurumlar, günümüz krizlerine cevap vermekte zorlanıyor. Mevcut sistem, bugünün ekonomik ve siyasi gerçeklerine uyum sağlayamıyor.</p>
<p><strong>Büyük güçler kuralları seçerek uyguluyor</strong></p>
<p>ABD, Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler artık kurallara dayalı sistemi istedikleri gibi kullanıyor, işlerine gelmeyen kısımları görmezden geliyor. Bu da diğer ülkeler için ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Türkiye de bu belirsizlikten etkilenen ülkelerden biri değil mi?</p>
<p><strong>“Orta güçler” yeni ittifaklar kurmalı</strong></p>
<p>Kanada gibi ülkelerin, büyük güçlere bağımlı kalmak yerine kendi aralarında daha küçük ve hedef odaklı iş birlikleri geliştirmesi gerekiyor. Trudeau buna “microlateralism” adını veriyor. Aslında haklı; yeni dönemin iş yapma biçimi bu gibi görünüyor. </p>
<p><strong> </strong><strong>ABD’ye bağımlılığı azaltma ihtiyacı </strong></p>
<p>Trump döneminde artan ticaret gerilimleri, Kanada’yı ABD’ye olan ekonomik bağımlılığını azaltmaya yöneltmiş. Bu nedenle Avrupa, Çin ve Hindistan gibi alternatif ortaklara yönelim artmış. Trudeau’nun da vurguladığı gibi bu bir tercih değil, zorunluluk.</p>
<p>ABD’nin gümrük tarifeleri Kanada’yı zorlayınca, ülke ihracatını çeşitlendirmek zorunda kaldı. Bu durum aslında pek çok ülke için geçerli.</p>
<p><strong>Orta Doğu ve küresel istikrarsızlık</strong></p>
<p>Trudeau, özellikle Orta Doğu’daki çatışmaların kısa vadede çözülemeyeceğini ve küresel istikrarsızlığın bir süre daha devam edeceğini düşünüyor. Rusya-Ukrayna savaşının bu kadar uzayacağını bekliyor muyduk?</p>
<p><strong>Yapay zeka uyarısı </strong></p>
<p>Bugün birçok lider konuşmasını yapay zeka ile bitiriyor. Trudeau da farklı davranmadı. Yapay zekanın büyük bir zenginlik yaratacağını ancak bu zenginlik dar bir kesimde toplanırsa ciddi toplumsal tepkilere yol açacağını söyledi. Geçmişte küreselleşmeye karşı oluşan tepkinin, aslında gelecekte yapay zekaya karşı doğabilecek daha büyük bir dalganın habercisi olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Kısacası; dünya düzeni değişiyor ve mevcut sistem aksıyor. Büyük güçlerin baskısı artarken, orta ölçekli ülkelerin yeni ittifaklar kurarak daha esnek, daha dengeli bir yol bulmaları gerekiyor.</p>
<p>Ve asıl soruyu biz kendimize sormalıyız. Eğer Trudeau haklıysa Türkiye ne yapmalı?</p>
<p>Dünya düzeni dağılırken Türkiye ne yapmalı ve oluşacak yeni dünya düzeninde nerede durmalı? Trudeau'nun "orta güçler çağı"nda Türkiye'nin stratejik tercihi ne olmalı? Yeni düzende Türkiye bir denge oyuncusu olma şansı var mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trudeau-hakli-mi-hakliysa-turkiye-ne-yapmali-78025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trudeau haklı mı? Haklıysa Türkiye ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sistemi-nereye-gidiyor-78024</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya sistemi nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine göre, Bay Trump aslında bir İran-İsrail çatışması olan mücadeleye gereksiz yere katılmıştı. Ortada bir geçimsizlik varsa, bunu savaşı tırmandırmak yerine diplomatik çabalarla çözmek daha uygun gözüküyordu.</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuruluşuna öncülük ettiği ve dolayısıyla dünyaya egemen olduğu düzenin artık sonunun geldiği konusunda hemen herkes ittifak etse de, yerini neyin almakta olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Bu aşamada tartışmaların süregelmesini pek de şaşırtıcı bulmamak gerekiyor. Bir kere uluslararası alanda bir karışıklık ile ondan kaynaklanan bir yönsüzlük var. Ancak belki ikinci bir hususu daha hatırlamak gerekiyor. Şu anda artık geride bırakmakta olduğunu düşündüğümüz düzen kısmi bir yapıya sahipti, sadece Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin etkili oldukları bölgeleri kapsamaktaydı. Evrensel bir niteliğe sahip değildi. Bir örnek vermek gerekirse, bağımsız bir dış politika izlemekle şöhrete kavuşan Hindistan’ın bu düzende önemli bir yeri yoktu. Halbuki bu ülkenin yeni oluşmakta olduğu iddia edilen yeni dünya düzeninin temel taşlarından birini oluşturacağı ileri sürülüyor.  </p>
<p><strong>ABD’nin lider kadrosu </strong><strong>durumu yanlış değerlendirdi</strong></p>
<p>Soğuk Savaş’ın artık sona erdiği belli olunca, Birleşik Devletler yönetimi kendi savunduğu düzenin karşıtı olanların kesin yenilgiye uğradığını, bundan böyle dünyaya tek başlarına kendilerinin egemen olacağını düşündü. Öyle ya, artık tüm ülkeler seçimle göreve gelmiş iktidarlar tarafından yönetilecekler, hepsine piyasa ekonomisi egemen olacak, her biri bir hukuk devleti olacaktı. Bütün bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin zaten savunduğu ilkeler olduğuna göre, yeni sistemin tek liderinin Amerika olması tabii görünüyordu. Geriye doğru bakılınca, Amerikan lider kadrosunun durum değerlendirmesinde büyük yanılgıya düştüğü daha iyi anlaşılıyor. Soğuk Savaş aslında dialektik bir ilişkiyi temsil ediyordu. Bir kutbun dünyanın bir bölümüne egemen olması, rakip bir kutbun da doğarak dünyanın bir başka bölümünde sözünü geçirmesi anlamına geliyordu. İki kutuplu dünyayı yaratan koşulların ortadan kalkması ile birlikte sadece Sovyet tarafında olanlar değil, Amerika yanında olanlar da daha geniş bir özgürlük alanına kavuşmuşlar ve bağımsız ülkeler olarak daha özgürce hareket etmeye yönelmişlerdi.</p>
<p><strong>Diğer ülkelerin Rusya’dan çekinmesinin </strong><strong>altındaki neden nükleer silahlar</strong></p>
<p>Şu anda henüz tamamen sona ermemiş olan uluslararası sistem, sonunun geldiğinin her türlü sinyalini veriyor dersek sanıyorum yanılmış olmayız. Ruslar, eskiden kendilerine ait olan ama bağımsızlığını ilan eden bir ülkeyi yeniden kendi topraklarına katmanın mücadelesini veriyor, henüz kesin bir başarı elde etmiş değil.  İktisaden iflasa yaklaştığı söyleniyor. Galiba diğer ülkelerin Rusya’dan çekinmelerinin altında bu ülkenin halihazırda sahip olduğu konvansiyonel güçten ziyade nükleer silahlara sahip olması yatıyor. Amerikalılar da eski devirde müttefik olarak gördükleri ülkelerin artık kendisinin sözünü dinlemediğine, kendi başlarına hareket ettiklerine şahit oluyorlar. Kısa bir süre önce Bay Trump, Avrupalı müttefiklerinden Hürmüz Boğazı’nı açık tutabilmek için destek istedi. Bu davete hiçbir Avrupa ülkesi olumlu yaklaşmadı. Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine göre, Bay Trump aslında bir İran-İsrail çatışması olan mücadeleye gereksiz yere katılmıştı. Ortada bir geçimsizlik varsa, bunu savaşı tırmandırmak yerine diplomatik çabalarla çözmek daha uygun gözüküyordu. Neticede Bay Trump istediğini elde edemedi, “Ben zaten size muhtaç değilim” diyerek dostlarını azarladığıyla kaldı.</p>
<p>Günümüzde devletler neye göre davranıyor sorusunu soracak olursak, buna birkaç gözlemle cevap vermek gerekiyor. İlkin, ülkeler dış siyasetlerini perakendeci bir üslupla yürütüyorlar. Başka türlü ifade etmek gerekirse, dış siyasetlerinde karşılarına çıkan sorunlara tepki verirken, karşılaştıkları sorunu ulusal çıkar açısından değerlendiriyor, ona göre hareket ediyorlar. Avrupa Birliği gibi uzun dönemde tek devlet olmayı arzulayan kuruluşlarda bile, üye ülkeler dış siyasetlerini ulusal çıkar gözeterek belirliyorlar. Birliğin önemli üyeleri arasında ortak bir siyaset çizgisine varılırsa, o zaman bir arada ilerlemenin yolu açılmış oluyor. Yine de her üyenin rızasını almak gerektiği şu anda görevinden ayrılmakta olan Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın Ukrayna’ya verilmesi gereken 92 milyar tutarındaki askeri yardımı engelleyebilmesinden anlaşılıyor. Fransa ve Almanya gibi önde gelen ülkeler böyle bir yardım yapılması üzerinde anlaşmışlardı. Belki de daha önemli olarak, Almanya dış siyasetinde dikkat çekici bir değişikliğe imza atmış ve Avrupa savunmasında öne çıkmayı kabul etmişti. Bütün bunlara rağmen Orban yardımın verilmesine direnebildi, böylece Avrupa Birliği’ni Rus-Ukrayna çatışmasında etkisiz kıldı. Tabii, üye ülkeler çıkarlarının belirlediği kendi dış politikalarına uygun olarak bu mücadeleye destek verebildiler.</p>
<p>Birinci gözlemimizle bağlantılı olmakla birlikte, ayrı olarak ele alınması gereken bir ikinci husus var. Ülkeler kendilerini her türlü dış siyaset tercihine açık tutmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla kendilerini uzun vadeye bağlayacak taahhütlerden uzak tutmaya çalışıyorlar. Uluslararası sistemin alacağı şeklin daha belirginleşmesini bekliyorlar. Yeniden bir örneğe yönelecek olursak, Sözgelimi bir Avrupa NATO’su kurulması gerektiği konusunda yaygın bir kanaat var. Avrupa’nın önde gelen tüm ülkeleri böyle bir teşkilatın kurulmasında fayda olabileceğine işaret ederken, hiç biri bu konuda liderliği üstlenmeyi istememektedir. Bu arada, hâlâ Avrupa savunmasına ilişkin Amerikan görüşlerini daha iyi anlamak ve Avrupa savunmasının ne anlama geldiğini tanımlamak, böyle bir savunmada hangi ülkelere yer vermek gerektiği konusundaki tartışmalar devam etmektedir. Avrupa savunmasından Bayan von der Leyen’in dediği gibi, Avrupa Birliği’nin savunması mı, yoksa içinde İngiltere, Norveç ve Türkiye’nin de yer alacağı Kıta savunmasının mı kast edildiği henüz belli değildir.</p>
<p><strong>Ülkeler farklı kutuplarda </strong><strong>çoklu bağlantı arayışında</strong></p>
<p>Üçüncü bir husus, günümüzde ülkelerin eş anlı olarak birden fazla örgüte üye olmaya yönelmesidir. Bu örgütlerin bir bölümü diğerleriyle çatışan amaçlara veya kimliklere dahi sahip olabilir. Ülkeler çoklu bağlantıları bir yandan opsiyonlarını açık tutmak ve dış siyaset deneyleri yapmak için, diğer yandan da başkaları üzerinde ne gibi etkileri olduğunu görmek için kullanıyorlar. Bu konuda başka örnekler aramaya gerek dahi yok. Ülkemiz bir yandan Şanghay İşbirliği Örgütü ile şu veya bu şekilde bir bağ kurmaya çalışırken, diğer yandan da BRICS’e üye olmak için başvuruda bulundu ama şimdilik bu başvurusuna olumlu cevap alamadı. NATO’daki üyeliği devam etmekle ve en fazla ticareti Avrupa Birliği’ne üye ülkelerle yapmakla beraber, Türkiye’nin başka bağlantılar aradığı da aşikar. Avrupa’dan örnek aranacak olursa, İngiltere ve Fransa’nın, Birleşik Amerika’nın karşı çıkmasına rağmen,  Çin’in İpek yolu projesine destek verecek olan Asya Altyapı Yatırım Bankası’na üye olması akla geliyor.</p>
<p>Gelecekte dünya sisteminin ne şekil alacağını bilmiyoruz. Her ülke bilinmeyen bir geleceğe kendisini hazırlamaya çalışıyor. Bildiğimiz tek şey Birleşik Devletler ve Çin’in yeni düzende söz sahibi olmaya devam edecekleridir. Bunun dışında henüz bir şey söylemek için erkendir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sistemi-nereye-gidiyor-78024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/dunya-soru-1777353916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya sistemi nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-dis-ticaretinde-kas-gucu-fazla-beyin-gucu-acik-veriyor-78023</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmetler dış ticaretinde ‘kas gücü’ fazla, ‘beyin gücü’ açık veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Taşımacılıktan elde edilen gelir, 62 milyon turistin paket tur, konaklama, ulaşım, yeme içme, sağlık, alış veriş dahil tüm harcamalarından elde edilen 60.5 milyar dolarlık gelirin üçte ikisinden fazla.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri, Türkiye’nin hizmet ihracatında turizm ve taşımacılık dışında bir iddiası olmadığını gösteriyor. TÜİK’in girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri turizm hariç diğer hizmet faaliyetlerindeki ihracat ve ithalat verilerini kapsıyor. Bu veriler, Türkiye’nin “kas gücü”ne dayalı alanlarda fazla, “beyin gücü”ne dayalı alanlarda açık verdiğini gösteriyor:</p>
<p>- 2024 yılında turizm hariç hizmetlerde 60.46 milyar dolarlık ithalata karşılık 60.91 milyar dolar ihracat gerçekleşti. Böylece ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 125,7 oldu.</p>
<p>- Taşımacılıktan elde edilen dış gelir 40.99 milyar dolar. Turizm dışındaki hizmet faaliyetlerinin ihracatından elde edilen gelirin yüzde 67.29’u tek başına taşımacılıktan geliyor. Taşımacılıktan elde edilen gelir 62 milyon turistin paket tur, konaklama, ulaşım, yeme içme, sağlık, alış veriş dahil tüm harcamalarından elde edilen 60.5 milyar dolarlık gelirin üçte ikisinden fazla.</p>
<p><strong>Taşımacılık, diğer kalemlerdeki açığı </strong><strong>finanse eden en önemli kaynak oldu</strong></p>
<p>- Hizmetler dış ticaretindeki fazla da taşımacılığa dayanıyor. Turizmi hariç tutan bu hesaba göre hizmetler ticareti 2024 yılında 12.45 milyar dolar fazla verdi. Bu da esas olarak taşımacılıkta gerçekleşen 19.60 milyar dolarlık fazla sayesinde gerçekleşti. Taşımacılıkta dış ticaret fazlası, toplamdaki fazlanın 1.57 katı. Böylece taşımacılık, diğer kalemlerdeki açığı finanse eden en önemli kaynak oldu.</p>
<p>- Taşımacılıkta 21.39 milyar dolarlık ithalata karşın 40.99 milyar dolarlık ihracat gerçekleşti. Böylece taşımacılıkta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 191,7’’yi buldu. Ancak bu oran, verilerin açıklanmaya başladığı 2021 yılından bu yana görülen en düşük oran. Taşımacılıkta ihracatın ithalatı karşılama oranı 2021 yılında yüzde 220,3 düzeyindeydi.</p>
<p>- Hizmetler dış ticaret dengesini ikinci en büyük pozitif katkı 1.18 milyar dolar ile bakım ve onarım hizmetleri oldu. Bakım onarım harcamalarında 2.47 milyar dolar ihracata karşılık 1.29 milyar dolar ithalat gerçekleşti ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 191,4 oldu. Bu oran da 2022’deki yüzde 243,8 düzeyine göre oldukça gerilemiş durumda.</p>
<p><strong>En büyük açık, fikri mülkiyet </strong><strong>hakları kullanım ücretinde</strong></p>
<p>- Hizmetler dış ticaretinde en büyük açık, 3.72 milyar dolar ile “beyin gücü”ne dayanan fikri mülkiyet hakları kullanım ücretleri kaleminde gerçekleşti. Bu alanda 4.28 milyar dolar ithalata karşın sadece 554 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise sadece yüzde 13 oldu.</p>
<p>- İkinci en büyük açık 2.81 milyar dolar ile yine “beyin gücü”ne dayanan mesleki hizmetler ve yönetim danışmanlığı hizmetlerinde gerçekleşti. Bu kalemde 1.53 milyar dolar ihracata karşın ithalat 4.34 milyar doları buldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 35,3 düzeyinde kaldı.</p>
<p>- Üçüncü büyük açık ise 1.76 milyar dolar ile sermaye gücüne dayalı sigorta hizmetlerinde meydana geldi. Bu kalemde 2.18 milyar dolar ihracata karşın ithalat 3.94 milyar oldu. Buna bağlı olarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 55,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p>- İthalatçı girişim sayısı, ihracatçılardan yüzde 27,5 daha fazla. Ölçek bazında ihracatçı sayısı ithalatçıdan fazla olan tek kesim 1-9 kişinin çalıştığı mikro işletmeler. Mikro işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 8,7 daha az. Buna karşın 10-49 kişi çalıştıran küçük işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 80, 50-249 kişi çalıştıran orta işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 186 daha fazla. 250 ve daha fazla kişinin çalıştığı büyük işletmelerde ise ithalatçı sayısı ihracatçıların 3 katından fazla.</p>
<p>- İhracatın ithalatı karşılama oranı en yüksek olan kesim ise yüzde 214 ile küçük işletmeler. İhracatın ithalatı karşılama oranı mikro işletmelerde yüzde 139, orta işletmelerde yüzde 117, büyük işletmelerde ise yüzde 140 düzeyinde.</p>
<p>Bu haliyle hizmetler dış ticaret dengesi de emek-yoğun genel ekonomik yapının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-dis-ticaretinde-kas-gucu-fazla-beyin-gucu-acik-veriyor-78023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmetler dış ticaretinde ‘kas gücü’ fazla, ‘beyin gücü’ açık veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-ailenin-oyun-bahcesi-yapmayin-78022</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketi ailenin oyun bahçesi yapmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kuruyorsun, işletiyorsun ve sonra yaşatamıyor, batırıyorsun. Kurarken gösterilen başarı, onu yaşatmaya yetmiyor, yeni yetkinlikler kazanmak gerekiyor. Eltiler, damatlar değil, kurallar yönetsin</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Elitokrasi; bir ulus içinde halktan ve gerçeklerinden <strong>kopuk</strong> yaşayanların <strong>yönetim iştahı</strong> diye tanımlarsak, eltikrasi de benzer dinamizme dayanıyor; şirketin gerçeklerinden ve iş hayatından kopuk bir grup insanın <strong>(eltiler, damatlar ve yengeler)</strong>, yıkıcı rekabet ile aile şirketini krize sokmaları<strong>…</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği</strong> ile Anadolu panellerinde sıkça tekrar edilen; <strong>kurumsallaşamadığı için batan aile şirketleri</strong> öyküleri… <strong>Bir aile şirketi neden batar?</strong> Aslında cevabı; derin tarihi kökenleri olan sorunsalımız; <strong>kardeşler kavgası, </strong>miras davaları ve nepotizm, kayırmacılık…</p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: <strong>Aile anayasası</strong> diyorlar ama bu çare değil… Aileyi şirket yönetimine katarken <strong>liyakati esas almak</strong> ve <strong>adil davranmak</strong> gerekir. <strong>Kan bağını akla rütbe</strong> yapmayanlar şirketi <strong>ailenin oyun bahçesi </strong>olmaktan kurtarabiliyor. <strong>Profesyonel</strong> ve <strong>aile dengesini</strong> iyi kuranlar daha dayanıklı olabiliyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: <strong>İş</strong> süreçleri, <strong>iletişim</strong> süreçleri, <strong>ilişki</strong> süreçleri ve <strong>bilgi</strong> süreçlerini tasarlayarak kurumsallaşmada <strong>anlamlı</strong> <strong>adımlar</strong> atabilirsiniz. Böylece <strong>kurucunun değerleri</strong>, <strong>kurumun hafızası</strong>, <strong>ailenin refleksleri</strong> ve iyi <strong>tasarlanmış yönetim kurulu / profesyonel ekip</strong>, size değer sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Eltikrasiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Eltiler, şirketi nasıl yönetiyor dersiniz? </em></strong></p>
<p>“<strong>Neden</strong> sabahları sen erken gidiyorsun, abin <strong>ne zaman</strong> sabah dükkânı açacak? Onların şusu da var. <strong>Ben de isterim</strong>.” Erkek patron,  iş yaparken gösterdiği dinamizmi, <strong>ortağıyla geçinirken</strong> başaramıyor.</p>
<p><strong><em>Kurucular; eltikrasi ile nasıl baş edebilir?</em></strong></p>
<p>Şirketi, <strong>ailenin oyun bahçesi</strong> yapmayarak… Aile bireylerine <strong>ikbal sağlamak</strong> yerine şirketin yarınına hizmet edecek kabiliyetleri, <strong>liyakatleri var etmek</strong> gerekir. <strong>Miras hak</strong> ama şirketi yönetmek başka…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ELTİKRASİ</strong></p>
<p>Hayır; <strong>yanlış yazmadım</strong> ve bu başlığın <strong>elitokrasi</strong> (<em>seçkinler yönetimi</em>) ile alakası yok. Bu; daha ziyade bizimle ilgili... 1,3 milyon KOBİ’nin “<strong>uzun yaşayamayışının</strong>” baş sorumlusu…  Kurumsallaşamayan<strong> aile şirketlerinin</strong> can düşmanı…  <strong>Kapanan firmaların</strong> ölüm sebebi… Eltiler damatlar elinde şirket yönetimi.</p>
<p><strong>ELTİKARSİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Kurumsallaşma</strong>: Kişiye bağımlı kalmadan kurallar, prosedürler ve standartlar oluşturarak yönetme</p>
<p><strong>Durumsallaşma</strong>: Kurucunun veya sesi yüksek çıkanın, tek adamın buyrukla şirket yönetmesi</p>
<p><strong>Aile anayasası</strong>: Aile bireyleri ile şirket ilişkilerinin düzenleyen kural, değer ve yasal süreçler</p>
<p><strong>Eltikrasi</strong>: Bir tür hanedanlık, saray düzeni. Şirketin aile bireyleri elinde oyuncağa çevrilmesi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-ailenin-oyun-bahcesi-yapmayin-78022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketi ailenin oyun bahçesi yapmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-altin-ve-gayrimenkul-diyor-da-baska-bir-sey-demiyor-78021</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaş altın ve gayrimenkul diyor da başka bir şey demiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası bu yılbaşından beri vatandaşa bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon ve dolar kuru tahminini soruyor ve bu konulardaki yanıtları aldıktan sonra şu soruyla devam ediyor:</p>
<p><strong>“Kur ve enflasyon beklentileriniz ışığında, şu anda yatırım yapabileceğiniz nakit varlığınız olsa aşağıdakilerden hangisini yapardınız?”</strong></p>
<p>Sonra da vatandaşa seçenekler sunuluyor ve tercihlerini bildirmeleri isteniyor.</p>
<p>İşte bu tercihler başlıkta vurguladığım gerçeği ortaya koyuyor:</p>
<p>Son anketin yapıldığı nisan ayındaki verilere göre vatandaşın tam yüzde 82’si <strong>“Altın ve ev-dükkan-arsa alırım”</strong> diyor. Bu oran ocak ayında yüzde 84 düzeyindeydi, altın alacağını söyleyenlerin oranı biraz düştü, gayrimenkul diyenlerin oranı ise bir miktar arttı. Ama yine ortada yüzde 82 gibi çok büyük bir oran var.</p>
<p><strong>“Vadeli mevduatı tercih ederim, araba alırım, paramı borsaya yatırırım, döviz alırım, TL ve dövize dayalı yatırım fonunu tercih ederim, beyaz eşya alırım ya da bütün bunların dışındaki araçlara yönelirim”</strong> diyenlerin toplamı yalnızca yüzde 18 düzeyinde.</p>
<h2>Ekonomiye katkısı olmayan tasarruf!</h2>
<p>Tasarruf, ekonomiye katkıda bulunuyorsa önemlidir, değerlidir.</p>
<p>Örneğin, tasarruf mevduat olur ki, finansal sistem için kaynak oluştursun.</p>
<p>Tasarruf borsaya girer ve şirketlere kaynak oluşturur ki yeni üretime katkıda bulunsun.</p>
<p>Oysa Türk halkının tercihi ekonomiye katkı verecek bir tasarruf şekli değil, tam tersi.</p>
<p>Hele hele en çok tercih edileceği belirtilen araç, yani altın Türkiye’nin daha çok ithalat yapması, daha çok döviz harcaması sonucunu doğuruyor. Tam bir ölü yatırımdan söz ediyoruz. Ama tercihini altından yana kullanıyor diye vatandaşı eleştirmek tabii ki doğru değil.</p>
<p>Vatandaşı altını tercih etmek durumunda bırakanların hiç mi suçu yok. Ya da daha doğru bir ifadeyle asıl sorumlu vatandaşı bu tercihe yöneltenler.</p>
<h2>Ya yastık altı ya beton!</h2>
<p>Yatırım tercihinde ikinci sırada bulunan ev, dükkan ve arsadaki durum da altınla hemen hemen aynı.</p>
<p>Hemen hemen, çünkü burada inşaat sektörünü destekleyen bir tercihten söz ediyoruz.</p>
<p>İnşaat sektörünün de bir dizi sanayi alt sektörü için sürükleyici olduğu bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla vatandaşın gayrimenkule olan ilgisinin tümüyle ölü bir yatırım olduğu söylenemez.</p>
<h2>“Bilgi tedavisi” etkili olmuyor!</h2>
<p>Bu arada vatandaşa enflasyon beklentisini sorarken önce son oran hakkında bilgi veren, kendi ifadesiyle vatandaşa<strong> “bilgi tedavisi”</strong> uygulayan Merkez Bankası bu tedaviden istediği sonucu yine de alamamışa benziyor.</p>
<p>Ocak ve şubat aylarında bir yıl sonrasının enflasyonunu yüzde 48,8 düzeyinde tahmin ettiğini belirten hanehalkı, martta yüzde 49,9’a çıkardığı tahminini nisanda biraz daha artırarak yüzde 51,6’ya yükseltti.</p>
<p>Ancak mart ve nisanda önceki aylara göre yaşanan artış aslında az bile. Savaşın etkisiyle çok daha hızlı bir artış tahmininde bulunulması şaşırtıcı olmazdı.</p>
<p>Dile getirilen oranlarda aydan aya olan yükselme çok fazla değilse de hanehalkının enflasyon tahmini hâlâ çok yüksek. Türkiye bir yıl sonra yüzde 50 dolayında enflasyon herhalde yaşamayacaktır. Ama vatandaşın tahmini bu yönde ve ekonomi yönetiminin hiç olmazsa arada bir <strong>“Biz nerede hata yapıyoruz ki hem mevcut oranın, hem resmi hedeflerin böylesine üstünde bir tahminde bulunuluyor”</strong> diye düşünmesi gerekir.</p>
<h2>Ya diğer tahminler?</h2>
<p>Hanehalkının mart ayında yüzde 49,9 düzeyinde tahmin ettiği bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahminini yüzde 51,6’ya yükselttiğini belirttim.</p>
<p>Tahminini yukarı çeken yalnızca vatandaş değil.</p>
<p>Piyasa katılımcıları martta yüzde 22,2 olan yıllık enflasyon tahminlerini nisanda yüzde 23,4’e, reel sektör ise martta yüzde 32,9 olan tahmini nisanda yüzde 33,7’ye çıkardı.</p>
<h2>Bu koşullarda 16’da ısrar edilir mi?</h2>
<p>Bu köşede daha önce de değindim. Merkez Bankası savaş gibi<strong> “şahane”</strong> bir gerekçe ortaya çıkmışken ve gerçekleşmesi zaten hiç mi hiç mümkün görünmüyorken yüzde 16 olan enflasyon hedefinde ısrar etmeyecektir, etmemelidir.</p>
<p>Tahminimi bir kez daha yazayım; Merkez Bankası 14 Mayıs’ta açıklayacağı yılın ikinci enflasyon raporunda 2026’nın enflasyon tahmin aralığını yüzde 18-24, hedefini ise yüzde 19 olarak revize edebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f037ef9e8ba-1777350639.png" alt="" width="324" height="416" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-altin-ve-gayrimenkul-diyor-da-baska-bir-sey-demiyor-78021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/emlak-e-tabela-gayrimenkul-konut-emlakci-1755087614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaş altın ve gayrimenkul diyor da başka bir şey demiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/satilmayan-luks-urunlere-imha-yasagi-turkiyeye-yarayabilir-78019</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satılmayan lüks ürünlere imha yasağı, Türkiye&#039;ye yarayabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, 19 Temmuz 2026’dan itibaren büyük şirketlerin satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı ürünlerini imha etmesini yasaklayacak. Yeni düzenlemeden geçmişte stok fazlası ürünleri yok ettiği gündeme gelen lüks ve hızlı moda markalarının daha fazla etkilenmesi beklenirken, karar Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim ihracat zincirinde de yeni bir dönüşüm başlatabilir. Daha küçük partili, daha sık teslimatlı ve hızlı üretime dayalı sipariş modelleri öne çıkabilir. Sektör temsilcileri, bu durumun esnek üretim kabiliyeti hızlı termin ve coğrafi yakınlık nedeni ile Türkiye’yi ön plana çıkarabileceğini belirtti. Geçmişte kendi raporlarında da yer alan bilgilere göre satılamayan ürünleri imha yoluna giden markalar arasında Burberry, H&amp;M, Nike, Louis Vuitton, Coach ve Victoria’s Secret gibi onlarca marka yer alıyor.</p>
<h2>Önce büyükler için başlıyor </h2>
<p>Avrupa Birliği, moda ve perakende sektöründe uzun süredir tartışılan satılmayan ürünlerin imhası uygulamasına son veriyor. Brüksel’in aldığı karara göre, 19 Temmuz 2026’dan itibaren AB’de faaliyet gösteren büyük şirketler satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı ürünlerini yakamayacak, çöpe gönderemeyecek veya kullanılamaz hale getiremeyecek. Düzenleme, AB’nin Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) kapsamında yürürlüğe girecek. Karar, tekstil ve ayakkabı sektöründe yüksek hacimli üretimin yarattığı çevresel baskıyı azaltmayı, israfı önlemeyi ve şirketleri döngüsel ekonomi modellerine yönlendirmeyi hedefliyor. Yönetmelik kapsamında orta ölçekli şirketler için uyum süreci 2030’da başlayacak. Küçük işletmeler ise ilk aşamada kapsam dışında tutulacak. </p>
<h2>Stratejiler yeniden belirlenecek </h2>
<p>Yeni düzenlemeden en fazla, geçmişte fazla stoklarını imha ettiği kamuoyuna yansıyan veya yüksek hacimli üretim modeliyle çalışan küresel moda markalarının etkilenmesi bekleniyor. Lüks segmentte Burberry, Louis Vuitton ve Coach gibi markalar, geçmiş yıllarda stok fazlası ürünleri imha ettikleri haberleriyle gündeme gelmişti. Bu markalar açısından yeni dönemde marka değerini koruma stratejilerinin yeniden şekillendirilmesi gerekecek. Hızlı moda tarafında ise tedarikçileri arasında Türkiye’nin de yer aldığı H&amp;M, Nike, Urban Outfitters ve Victoria’s Secret gibi sık koleksiyon yenileyen markalar öne çıkıyor. Uzmanlara göre bu şirketler, hızlı sezon geçişleri ve yoğun kampanya döngülerine dayanan iş modelleri nedeniyle daha güçlü bir operasyonel baskıyla karşılaşabilir. Yanlış talep tahmini ya da fazla üretim, yeni kurallar altında doğrudan maliyet unsuru haline gelebilecek. E-ticaret tarafında ise Amazon gibi dev platformlar için özellikle iadeden dönen ürünlerin yönetimi önem kazanacak. Depolama, yeniden satış ve tersine lojistik süreçlerinin yeniden yapılandırılması gerekecek.</p>
<h2>Raporlama da zorunlu olacak </h2>
<p>Yeni kurallar yalnızca imhayı yasaklamakla sınırlı kalmıyor. Şirketler, satılmamış ürün miktarını ve bunların neden elden çıkarıldığını da raporlamak zorunda olacak. Böylece zayıf stok planlaması, aşırı üretim ya da yetersiz geri kazanım kapasitesi gibi sorunlar daha görünür hale gelecek. Bu çerçevede şirketlerin talep tahmin sistemlerini güçlendirmesi, daha düşük adetli ve esnek üretime yönelmesi, outlet satış kanallarını büyütmesi, ikinci el satış modellerini geliştirmesi, bağış ortaklıkları kurması ve geri dönüşüm yatırımlarını artırması bekleniyor. Kararın Türkiye’ye etkisinin ise doğrudan ticaret zincirinde hissedilmesi bekleniyor. Türkiye, Avrupa’nın önemli tekstil ve hazır giyim tedarikçileri arasında yer aldığı için Avrupalı markaların yeni stok yönetimi anlayışı Türk üreticilere de yansıyacak. Daha küçük partili, daha sık teslimatlı ve hızlı üretime dayalı sipariş modelleri öne çıkabilir. Bu durum esnek üretim kabiliyeti yüksek firmalara avantaj sağlayabilir.</p>
<h2>Türkiye'yi pozitif etkileyebilir </h2>
<p>Bu dönemde bu tarz kararlardan çok dünyanın içinden geçtiği sürecin çok daha belirleyici olduğunu belirten TOBB Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, “Avrupa Birliği’nin yeşil mutabakat, Made in Europe gibi birçok kararı nedeni ile sürdürülebilirlik önemli bir kavram haline geldi. Bu karar da bunların bir sonucu. Markalar artık hızlı modadan ziyade daha sürdürülebilir ürün ve üretim proseslerine ağırlık veriyor. Öte yandan arz talep dengesi dünyanın içinden geçtiği durum nedeni ile talep tarafından negatif seyrediyor. Ancak bu karar Türkiye’nin üretimdeki avantajları nedeni ile pozitif etkileyebilir ve markaların Türkiye’ye yönelmesini sağlayabilir. Ancak büyük bir etki olmasını beklemiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BURBERRY, MİLYONLARCA STERLİN DEĞERİNDEKİ ÜRÜNÜNÜ İMHA ETMİŞTİ!</span></h2>
<p>AB’nin yeni düzenlemesiyle birlikte gözler, geçmişte satılmayan ürünleri yaktığı, imha ettiği ya da kullanılamaz hale getirdiği yönünde haberlerle gündeme gelen küresel markalara çevrildi. Kamuoyuna yansıyan raporlar ve haberlere göre özellikle moda, lüks tüketim ve e-ticaret sektöründen birçok şirket öne çıkıyor. Burberry, 2018’de milyonlarca sterlin değerindeki satılmamış ürünleri imha ettiğinin ortaya çıkmasıyla en bilinen örneklerden biri oldu. Şirket, gelen tepkilerin ardından bu uygulamayı sonlandırdığını açıkladı. H&amp;M, satılmayan veya iadeden dönen ürünleri imha ettiği yönündeki haberlerle gündeme gelirken, Nike da fazla stok ve kullanılmayan ürünleri imha ettiği raporlarda yer aldı. Lüks segmentte Louis Vuitton, indirim yerine stok imhası uygulayan markalar arasında gösterildi. Coach ise çanta ve aksesuarları keserek imha ettiği eleştirilerinin ardından politikasını değiştirdiğini duyurdu. Urban Outfitters satılmayan ürünleri yok eden markalar arasında anılırken, Victoria’s Secret kullanılmayan stokların imhasıyla gündeme geldi. Sektörde şirketlerin imhaya başvurma gerekçeleri arasında marka değerini korumak, indirimli satışın prestiji zedelemesini önlemek, sahteciliği engellemek, depolama maliyetlerinden kaçınmak ve kusurlu ya da iade ürünleri piyasaya sürmemek yer aldı. Ancak son yıllarda artan çevresel baskı ve yeni regülasyonlarla birlikte birçok markanın geri dönüşüm, bağış, outlet satış, yeniden kullanım ve ikinci el modellerine yöneldiği görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/satilmayan-luks-urunlere-imha-yasagi-turkiyeye-yarayabilir-78019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği, 19 Temmuz 2026’dan itibaren büyük şirketlerin satılmayan ürünlerini imha etmesini yasaklayacak. Kararla birlikte şirketlerin daha düşük adetli üretim, hızlı teslimat, yeniden satış ve geri dönüşüm odaklı modellere yöneleceği konuşulurken bunun Türkiye’ye pozitif yansıması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-urettigi-firinla-145-ulkeye-uzandi-eurocucinada-ilk-kez-vitrine-cikmayi-basardi-78018</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri’de ürettiği fırınla 145 ülkeye uzandı, EuroCucina’da ilk kez vitrine çıkmayı başardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARÇELİK</strong>’in davetiyle gittiğim Milano’daki <strong>“EuroCucina” </strong>fuarında diğer stantları gezerken karşıma Kayseri’den tanıdığım bir marka çıktı:</p>
<ul>
<li><strong>Ferre…</strong></li>
</ul>
<p>Standa girdim, <strong>“Ferre” </strong>marka fırınları üreten Femaş Grup çatısı altındaki Re-Ma Dış Ticaret CEO’su <strong>Mustafa Şarkışla </strong>ile konuştum.</p>
<p><strong>Şarkışla, “EuroCucina”</strong>ya ilk kez katıldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>145 ülkeye ihracat yapıyoruz ama bu fuara giremiyorduk. Bu yıl ilk kez katılım sağlamış olduk.</strong></p>
<p>Femaş Grubu’nun üretim merkezinin Kayseri’de olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Recep Mamur’un kurduğu grubumuz 11 fabrikada üretim yapıyor. Fabrikaların 8’i Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB), 1’i Kayseri’deki serbest bölgede, 2’si de Silivri’de (İstanbul) bulunuyor.</strong></p>
<p>İhracatlarını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>145 ülkeye ihracat yapıyoruz. Geçen yıl 214 milyon dolarlık ihracat yaptık. Femaş Grup’un üretiminin yüzde 93’ünü ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>214 milyon dolarlık ihracatı duyunca fiyat tutturma konusunu merak ettim, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Maalesef fiyat tutturma konusunda sıkıntı yaşıyoruz.</strong></p>
<p>Kilo başına ihracat gelirlerini sordum, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin 1.5 dolarlık ortalama kilo başına gelirinin biraz üzerindeyiz, 2 doları biraz aşıyor.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Şarkışla</strong> ile kısa sohbet sonrası bu yılın Ocak ayı başlarında Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez </strong>ve Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez </strong>rehberliğinde <strong>Şeref Oğuz </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte Femaş Grup tesislerine yaptığımız ziyaretten notlarıma baktım.</p>
<p>Femaş’ı ziyaretimizde bizi Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Yusuf Mamur </strong>karşılamış, Kayseri OSB’deki tesislerini anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>300 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere 600 bin metrekare alanda 8 tesisimiz yer alıyor. Burada kalıp ve makine üretimi de yapıyoruz.</strong></p>
<p>Yakın dönemde Avrupa’nın en gelişmiş ankastre tesisini kurduklarını bildirip eklemişti:</p>
<p>-          <strong>Son 5 yıllık yatırımlarımız toplam 250 milyon doları buluyor.</strong></p>
<p><strong>Yusuf Mamur, </strong>tesislerinin kapasitesiyle ilgili şu hesabı ortaya koymuştu:</p>
<p>-          <strong>Pişirme grupları (fırın) üretiminde 500 milyon dolarlık kapasiteye ulaşmış bulunuyoruz. Kendi markamızın yanı sıra fason üretim de yapıyoruz.</strong></p>
<p>Son 10 yıldır pişirme grupları sektörüne Çin’in damga vurduğuna işaret edip, benimsediği formülü paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Çin, üreticisine çok yüksek sübvansiyon sağlıyor. Lojistik desteği veriyor. Bu koşullarda Çinli şirketlerle rekabete girmek yerine onları partner gibi görmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Ardından eklemişti:</p>
<p>-          <strong>Fason üretim yaptığımız markalar arasında Çinli firmalar da yer alıyor. İhracatımızın yüzde 12’sini Çinli firmalara yaptığımız üretim oluşturuyor.</strong></p>
<p>Femaş Grup, 145 ülkeye 214 milyon dolarlık ihracatında fiyat tutturma sancısı yaşasa da <strong>“Ferre” </strong>markasıyla Milano’daki <strong>“EuroCucina”</strong>ya katılıp, işin peşini bırakmıyor, pes etmiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mardin’den çizgilerle ‘taht’ üretti, kilo başına ihracatta 30 doları buldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f035482e3d0-1777349960.jpg" alt="" width="450" height="600" /></span><strong>MİLANO</strong>’ya <strong>“EuroCucina” </strong>için gitmişken aynı fuar alanında gerçekleşen <strong>“Milano Salone de Mobile”</strong>deki stantları da gezdim.</p>
<p>Milano’ya aynı uçakla gittiğimiz NDesign’ın Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Abdulselam Güleç</strong>’le markanın standında sohbet ettim.</p>
<p><strong>Abdulselam Güleç, </strong>kardeşi, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanvekili, MOSFED Başkanı <strong>Ahmet Güleç</strong>’i sorduğumda takıldı:</p>
<p>-          <strong>O, sivil toplum örgütlerine, TİM’e daha çok zaman ayırıyor. Ben ihracat peşinde koşuyorum.</strong></p>
<p>Biraz sonra <strong>Ahmet Güleç </strong>de standa döndü, sohbeti birlikte sürdürdük. <strong>Ahmet Güleç, </strong>önce fuarla ilgili bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>Milano Mobilya Fuarı her yıl açılıyor. </strong>“EuroCucina” <strong>iki yılda bir gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>NDesign olarak ihracatlarını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>10 milyon dolar düzeyinde ihracatımız var.</strong></p>
<p>1998 yılından beri tasarımcı istihdam ettiklerini vurgulayıp, doğup büyüdükleri kentin, Mardin’in çizgilerini yansıtan ürünlere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Hikayesi olan tasarımlarla katma değerimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Kızı <strong>Hale Betül Güleç</strong>’in mimar olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hale Betül, İtalya’da mobilya üzerine yüksek lisans yaptı. Tasarım ekibimizi o yönetiyor. Ayrıca Milano’da ofisimizi de kızım yönetiyor.</strong></p>
<p><strong>Abdulselam Güleç </strong>ve <strong>Ahmet Güleç, </strong>stanttaki Mardin çizgilerini yansıtan <strong>“taht”</strong>a oturmamı istedi. Oturdum, VR gözlükle Mardin’den görüntüleri izledim.</p>
<p>Ardından <strong>“taht”</strong>a iki kardeşi oturtup fotoğraflarını çektim. Kilo başına fiyatını öğrenmek istedim. <strong>Abdulselam Güleç, </strong>fiyat listesine baktı, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>30 dolar…</strong></p>
<p><strong>Ahmet Güleç </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüzün kilo başına ihracatı 4 dolar iken bizim ürünlerde modele göre çoğunlukla 10-20 dolar arasında değişiyor. </strong>“Taht” <strong>gibi 30 doları bulan modellerimiz de var.</strong></p>
<p>Mobilyada tasarımın <strong>“katma değer” </strong>etkisini Mardin izlerini taşıyan <strong>“taht” </strong>örneği ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hâlâ nadastayız</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA </strong>Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili <strong>Ahmet Güleç</strong>’e Milano’daki Mobilya Fuarı’nda sektörün durumunu sordum, iki kelimeyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Hâlâ nadastayız…</strong></p>
<p>Sektörün toplam ihracatının 2022 yılında beri 4.6 milyar dolar düzeyinde seyrettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Maalesef Türk mobilya sektörü olarak dünyadaki rakiplerimize göre fiyatımız pahalı kaldı.</strong></p>
<p>İstanbul’u mobilyada tasarım merkezine dönüştürme çabalarına, bu amaçla düzenledikleri fuara değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda Ticaret Bakanlığımıza müteşekkiriz. Tasarım konusunda bize destek veriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir mobilya endüstrisine sahip olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>45 binin üzerinde mobilya üreticisi var ülkemizde. Sektöre ürün veren yan sanayi de oldukça güçlü.</strong></p>
<p>Milano’daki fuara katılım durumunu sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Aslında bu fuara katılabilecek firmamız çok ama bu yıl 20 civarında firmamız burada.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ben susuyorum artık eserlerim haykıracak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f03557b5230-1777349975.jpg" alt="" width="500" height="621" /></span><strong>ÜNLÜ </strong>sanatçımız <strong>Ahmet Güneştekin</strong>’in kendi adını taşıyan vakfı adına Venedik’te satın aldığı Palazzo Gradenigo, 6 Mayıs 2026’da kapılarını Yıldız Holding’in sponsorluğundaki <strong>“Sessizlik” </strong>sergisiyle ziyaretçilere açıyor.</p>
<p><strong>Güneştekin, </strong>sosyal medyadaki paylaşımında <strong>“Ahmet Güneştekin Vakfı”</strong>na ait <strong>“Palazzo Gradenigo”</strong>yu şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>16. yüzyıldan bugüne gelen bu yapı artık yalnızca bir mekan değil, yüzyılların içinden bugüne ulaşan bir hafıza. Şimdi </strong>“Güneştekin Vakfı”<strong>nın öncülüğünde ülkemizin sanatını ve sanatçılarını dünyaya açan bir eşik.</strong></p>
<p>Söz sırasının <strong>“Palazzo Gradenigo”</strong>da sergilenen eserlerine geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Her sergi yalnızca bir üretim olarak değil zamanla kurduğum ilişkinin ve biriktirdiğim hafızanın yoğunlaşmış bir sonucudur. Sanat benim için bireysel bir ifade alanının ötesinde kolektif belleğe dokunan bir düşünce biçimidir.</strong></p>
<p>Sanatı her zaman bilgi ile beslediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Her sergi öncesinde yoğun okumalar ve araştırmalar yaptım. Çünkü, bir eserin görünmeyen omurgası onun düşünsel derinliğinde saklıdır. Sanat üretimim yarım asrı aşan bir zamana yayılır. Çocukluk, gençlik, bugün.</strong></p>
<p><strong>“Sessizlik”</strong>in bu birikimin sonucu olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hazırlığı 2 yıl sürdü ama başlangıcı çok eskiye dayanır. Bu serginin ardında büyük bir emek ve güçlü bir ekip ruhu var.</strong></p>
<p>Bronz ve mermer heykellerin tonlarca ağırlıkta olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Asıl ağırlık, taşıdıkları hafızadır. Bu heykeller tarihin izlerini taşıyan kapılarla buluşuyor. Savaşları, kayıpları, adaletsizliği, eşitsizliği ve doğanın tahribini gördüm. İnsanlığın kendi yarattığı karanlıkta yüzleşmesini ve ondan kaçmasını izledim.</strong></p>
<p>Yaşamı boyunca yıkımlara, felaketlere, savaşlara, hukuksuzluk, adaletsizlik ve eşitsizliklere tanıklık ettiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunların karşısında çoğu kez sesimi yükselttim. Çok söz söyledim. Çok mücadele ettim. Sesim dünyanın farklı yerlerine ulaştı. Zamanla şunu gördüm. En derin gerçek çoğu zaman sessizliğin içinde var olur. Bu yüzden </strong>“Sessizlik” <strong>bir geri çekilme değil, bilinçli bir seçimdir.</strong></p>
<p><strong>“Sessizliği” </strong>bir <strong>“suskunluk” </strong>değil, sözün yön değiştirmesi şeklinde tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Ben artık </strong>“sessizliği” <strong>seçiyorum. Maskeler yalnızca yüzleri değil tarihin üzerini örten katmanları taşır. Kapılar, hatırlamakla unutmak arasındaki eşiği temsil eder.</strong></p>
<p>Bu sergide sustuğunu kaydedip ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu bir geri çekilme değil, sözü esere devretmektir. Ben sustuğumda eserlerim haykırır. Bu bir sergi değil, bir kayıt, bir yüzleşme, bir reddediş. Suskunluğa mahkum edilen her söz burada yeniden doğacak.</strong></p>
<p><strong>“Güneştekin Vakfı”</strong>nın Venedik’teki binasının Yıldız Holding sponsorluğundaki <strong>“Sessizlik” </strong>sergisiyle açılışının ön tanıtımına davetli değildim.</p>
<p><strong>Ahmet Güneştekin</strong>’in sosyal medyadaki paylaşımlarında bina ve sergiyle ilgili konuşmasını izledim, etkilendim.</p>
<p>Emeğine, yüreğine sağlık <strong>Ahmet Güneştekin…</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-urettigi-firinla-145-ulkeye-uzandi-eurocucinada-ilk-kez-vitrine-cikmayi-basardi-78018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/8/1280x720/575-1777349939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri’de ürettiği fırınla 145 ülkeye uzandı, EuroCucina’da ilk kez vitrine çıkmayı başardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrige-yuzde-25-zammin-cogu-dagitim-guvenligi-icin-78017</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektriğe yüzde 25 zammın çoğu dağıtım güvenliği için&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANTALYA</strong></p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, sektörün güvenliği için regülasyonların devam ettiğini ve sektördeki yatırımların gözetildiğini açıkladı. Yılmaz, EPDK ve Rekabet Kurumu tarafından Antalya’da düzenlenen Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi kapsamında bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Türkiye’nin sektör güvenliği ve yatırımlarının önemine işaret eden Yılmaz, bu kapsamda projelerin hayata geçirilmesini yakından gözettiklerini vurgulayarak, toplamda 33 bin MW kurulu güç için verilen, depolama kapasitesi kadar elektrik üretimi projesinde ön lisanslardan bazılarının iptal edildiğini açıkladı. Yılmaz, diğer alanlarda da lisans iptallerinin gerçekleştiğini vurgulayarak, “Depolamalı RES-GES’lerde önlisans verdiğimiz 19 adet ve 736 MW iptal ettik, termik kaynaklı küçüklü büyüklü 45 adet 2460 MW, elektrik araçlar için verilen şarj ağı işletmeci lisansı olarak da 29 adet lisansı (toplam 223 adet lisanstan) iptal ettik. Sonuç olarak bizimle koşanın elinden tutarız, koşmayan, geride kalansa yarış dışı kalır” dedi. </p>
<h2>Yatırımcıya mesaj: Lisansları iptal ederiz </h2>
<p>Depolamalı enerji yatırımlarında 2 bin 100 MW kurulu güç için yatırımın başladığını, 208 MW’lık kısmın da işletmeye başladığını bildiren Yılmaz, tüm yatırımcılara mesaj vererek, “Ağırdan alan, yatırımı aksatan ülkemiz hedeflerine ulaşmasına engel olacak olan projeleri ise iptal ediyoruz. Bunu depolamalı diye ayırmaya da gerek yok aslında bizim kurumumuzdan izin, onay, lisans alan herkes için geçerli, tüm sektörler için geçerli ağırdan alanı iptal ederiz” dedi. Türkiye’nin karbon piyasaları dahil çevresel girişimler odaklı piyasalarına ilişkin konuya da değinen Yılmaz, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, çeşitli ülkelerin karbon piyasalarından elde ettiği gelirin 80 milyar dolar olarak ölçüldüğünü, karbon kredileri ve ikinci el piyasa işlemleriyle hacmin 800 milyar dolara kadar çıktığını; gelecek 10 yılda 10 katlık bir büyüme tahmini gerçekleşirse 8 trilyon doları aşan bir büyüklüğün gündemde olduğunu hatırlattı. </p>
<h2>Şebeke güvenliğine yatırım </h2>
<p>Elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25 zam ve yıl içinde başka artışlar olma ihtimaline yönelik soruya, “Biz hiçbir zaman maliyetleri birebir yansıtan bir yaklaşım içinde olmadık, olmayacağız. Yapılan tüm düzenlemeleri; vatandaşlarımızın alım gücünü, ülkemizin enflasyon hedeflerini ve makro ekonomik dengeleri gözeterek, son derece hassas bir denge içinde planlıyoruz” yanıtını veren Mustafa Yılmaz, yüzde 25 artışın da yüksek bulunduğunun hatırlatılması üzerine, “Elektrik fiyatının sadece üretim boyutu yok… bir de dağıtım ve şebeke tarafı var. Dağıtım dediğimiz alan; trafo yatırımlarından hatlara, kablolardan bakım-onarım faaliyetlerine, arıza müdahalelerinden aydınlatma hizmetlerine kadar çok geniş bir operasyonu kapsıyor. Ve bu alan doğrudan sahada yapılan, sürekli yatırım ve işletme maliyeti gerektiren bir yapı. Burada, üretimde olduğu gibi doğrudan bir sübvansiyon mekanizması bulunmadığı için, yapılan düzenleme büyük ölçüde bu maliyetlerin karşılanmasına yöneliktir. Nitekim Nisan ayında yapılan %25’lik düzenlemenin önemli bölümü, dağıtım şebekesinin sürdürülebilirliği, hizmet kalitesinin korunması ve yatırımların devam edebilmesi amacıyla dağıtım tarifesine yansıtılmıştır” bilgisini verdi.</p>
<h2>Kademeli fiyatlama mekanizması </h2>
<p>Elektriğin ardından doğalgazda da kademeli tarife oluşturulmasının adil ve hedefli destekleme mekanizması oluşturulması yönünde adımlar arayışının sonucu olduğunu kaydeden Yılmaz, “Genel çerçevede şunu söyleyebilirim: Türkiye artık enerji alanında sübvansiyonu genel bir destek olmaktan çıkarıp, hedefli bir sosyal politika aracına dönüştürme sürecindedir. Bizim tüm düzenleyici yaklaşımımız da bu dönüşümü destekleyecek şekilde şekillenmektedir” dedi. EPDK Başkanı Yılmaz, Rekabet Kurumu ile birlikte düzenledikleri ve alanında ilk olan zirvenin de “Bugün enerji; ekonominin, teknolojinin, dış politikanın ve hatta küresel rekabetin merkezinde yer alıyor. Dolayısıyla böyle bir dönemde; farklı paydaşların bir araya geldiği, fikir ürettiği, tartıştığı ve birlikte çözüm geliştirdiği platformlara olan ihtiyaç da her geçen gün artıyor” yorumunu yaptı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"EPDK; Emisyon Ticaret Sistemi'ne katkı sunacak"</span></h2>
<p>Türkiye’nin Emisyon Ticaret Sistemi hazırlıklarında olduğunu kaydeden Mustafa Yılmaz, proaktif bir yaklaşım benimsediklerini vurgulayarak, “EPİAŞ’ın piyasa işletmecisi olarak konumlanmasıyla birlikte, birincil ve ikincil piyasaların şeffaf, likit ve rekabetçi bir yapı içinde faaliyet göstermesi hedeflenmektedir. EPDK, ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) piyasasının sağlam bir zemine oturması yönünde özellikle piyasa kurallarının belirlenmesi, piyasa bozucu davranışların önlenmesi ve şeffaflığın sağlanmasına ilişkin düzenlemeleri hayata geçirerek yeşil dönüşümü finanse eden etkin, şeffaf ve rekabetçi çevresel piyasaların gelişimine katkı sunmaya devam edecektir” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrige-yuzde-25-zammin-cogu-dagitim-guvenligi-icin-78017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/EPDK-Baskani-Mustafa-Yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz &quot;Nisan ayında yapılan %25’lik düzenlemenin önemli dağıtım şebekesinin sürdürülebilirliği, hizmet kalitesinin korunması ve devam edebilmesi amacıyla dağıtım tarifesine yansıtılmıştır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pomsad-baskani-yucel-sektorumuz-kuresel-rekabette-guclu-ihracatci-kimligi-kazandi-78058</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> POMSAD Başkanı Yücel: Sektörümüz, küresel rekabette güçlü ihracatçı kimliği kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05d4a99e95-1777360202.png" alt="" width="900" height="129" />Pompa sanayicilerinin, sektörün bir sivil toplum kuruluşu tarafından temsil edilmesine yönelik ilk çağrılar, 70’li yıllardan itibaren ortaya konsa da dernekleşme fikri ihracatın öne çıktığı 90’lı yıllarda somut zemine oturdu. Dernek çatısına ilişkin ilk adım ise 3-5 Nisan 1996 tarihinde gerçekleşen 2’nci Pompa Kongresi’nde atıldı. 12 kurucu üye 2 Eylül 1996’da dernek fikrini resmiyete kavuşturdu. POMSAD, bu yıl 30’uncu yılını doldurdu.</p>
<p>Sektörün stratejik rolünün önemine dikkat çeken Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) Başkanı Dr. Nurdan Yücel, “Pompa ve vana sanayi, su ve atık su altyapısından enerjiye, sulamadan HVAC ve proses sanayilerine kadar kritik alanlara hizmet veriyor. Sektörümüz iç pazara bağımlı bir yapıdan çıkarak küresel tedarik zincirlerine entegre olmuş güçlü bir ihracatçı kimliği kazandı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca üretim gücüyle değil, teknoloji ve kaliteyle de rekabet eden bir yapıya ulaştık” dedi.</p>
<p>“Çevre dostu üretim süreçlerine yatırım hızlanıyor” Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) uyumun, sektörün öncelikli hedefi olduğunu bildiren Yücel, “Üreticiler; IE3–IE4 verimlilik sınıfında motorlar, düşük karbonlu döküm teknolojileri ve çevre dostu üretim süreçlerine yönelik yatırımlarını hızlandırmaktadır” dedi.</p>
<p>“Türkiye pompa ve vana sektörü, 2026 yılında da dayanıklı ve stratejik bir sanayi kolu olarak öne çıktı” diyen Yücel, şunları kaydetti:</p>
<p>“İhracatla büyüyen, teknolojiyle derinleşen ve sürdürülebilirlik ile uyumlu bir yapı kurabilen sektörümüz, uzun vadede çok daha güçlü bir küresel oyuncu haline gelecektir” dedi. POMSAD’ın sektörel dönüşümde aktif rol oynadığını belirten Yücel, Aralık 2026’da düzenlenecek 12. Kongre’nin “İnsan • Makina • Yapay Zekâ” temasıyla sektörün geleceğine ışık tutacağını ifade etti.</p>
<p>2025’in aynı zamanda sektör açısından bir “denge arayışı” dönemi olarak öne çıktığına değinen Nurdan Yücel, “Yüksek faiz oranları iç pazarda talebi baskılarken, ihracata yönelik üretim güçlü seyrini sürdürmüştür. Toplam üretim kapasitesi yaklaşık 3,5 milyar dolar seviyesine ulaşmış; kapasite kullanımını ağırlıklı olarak dış pazarlar desteklemiştir” dedi.</p>
<p>Türk pompa ve vana üreticilerinin küresel ölçekte yalnızca “düşük maliyetli” değil, “kalite–değer dengesi” sunan tedarikçiler olarak konumlandığına vurgu yapan Nurdan Yücel, “Santrifüj pompalar ve yangın vanaları gibi bazı niş alanlarda Türk firmaları üretim hacmi açısından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pomsad-baskani-yucel-sektorumuz-kuresel-rekabette-guclu-ihracatci-kimligi-kazandi-78058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/pomsad-baskani-nurdan-yucel-1777360395.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pompa ve vana ihracatının 2025 yılında yüzde 7’lik artışla yaklaşık 2.2-2,3 milyar dolar aralığında gerçekleştiği bilgisini veren POMSAD Başkanı Dr. Nurdan Yücel, “Sektör, Türkiye’nin toplam makine ihracatının yaklaşık yüzde 9.5-10’unu oluşturmuştur. Sektör küresel rekabette yeni bir eşiğe ulaştı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kredi-sicili-alarm-veriyor-78016</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin kredi sicili alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe birinci gündem takipteki alacaklardaki yükseliş olmaya devam ediyor. 2026 öncesinde en çok tüketici kredilerinde ve bireysel kredi kartlarında öne çıkan takipteki alacak oranı problemi bu yıl şirketlere sıçradı.</p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre son bir yılda TL cinsi taksitli ticari kredilerde takipteki alacak hacmi yüzde 122,06 arttı, KOBİ kredilerinde de takipteki alacak hacmi büyümesi yüzde 120'yi geçti. Takipteki alacak oranı da aynı dönemde taksitli ticari kredilerde 1.24, KOBİ kredilerinde 1.41 puan arttı ve yüzde 4'ün üzerine çıktı. Taksitli ticari ve KOBİ kredilerinin toplam TL cinsi takipteki alacak bakiyesi içindeki oranı da son bir yılda tüketicinin önüne geçti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f032789cfe4-1777349240.png" alt="" width="500" height="484" /></p>
<h2>Şirketlerin takipteki alacak hacmi ikiye katladı</h2>
<p>Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasında Orta Doğu’yu karıştıran savaş nedeniyle bir süre daha gevşeme beklenmiyor. Sıkı para politikasının getirdiği yüksek faizler ve finansmana erişimin zorlaşmasının yanı sıra enflasyon nedeniyle bozulan gelir dağılımı bankacılık sektöründe son yıllarda takipteki alacak sorununu yeniden ilk sıraya yükseltti. Sıkılaşmanın gevşememesi sorunun gündemde kalmasını devam ettirirken artık tüketicide değil şirketlerde sorun daha öne çıkmaya başladı.</p>
<p>Bankalar gruplar halinde değerlendirdikleri kredilerde anapara veya faizini 90 günden fazla aksattığında o krediyi takipteki alacak olarak değerlendiriyor.</p>
<p>BDDK haftalık verilerinden EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre TL cinsi kredilerde takipteki alacak hacmi 17 Nisan ile biten hafta itibariyle 683.8 milyar lira seviyesinde. Bu geçen yıl aynı haftaya göre yüzde 84,61'lik bir yükselişe işaret ediyor. Tüketici kredilerinde geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 73'lük artışla 135.4 milyar liraya çıkan takipteki alacak hacmi, ihtiyaç kredilerinde ise yüzde 73,15 yükselerek 133.7 milyar liraya geldi. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesi yüzde 88,2 artışla 148.8 milyar lira oldu. TL cinsi taksitli ticari kredilerde geçen yıla göre yüzde 122,06 artan takipteki alacak hacmi 119.8 milyar liraya, KOBİ kredilerinde yüzde 120,33 artışla 239.9 milyar liraya, kurumsal kredi kartlarında ise yüzde 126,2 artışla 26.2 milyar liraya ulaştı.</p>
<h2>Takipteki alacakların yüzde 35’i KOBİ kaynaklı</h2>
<p>Şirketlerde takipteki alacak hacmi yükselişi son bir yılda tüketicilerdekinin önüne geçerken toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payında da aynı değişim yaşandı.</p>
<p>Geçen yıl toplam takipteki alacak hacminde tüketici kredilerinin payı yüzde 20,85 iken bu yıl nisanda bu oran yüzde 1.33 puan düşüşle yüzde 19,81'e geriledi, bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesi içindeki pay 0.41 puanlık yükselişle yüzde 21,76'ya geldi. Belirgin değişim şirketlerde gerçekleşti.</p>
<p>TL cinsi takipteki alacak bakiyesi içinde taksitli ticari kredilerin payı geçen yıl yüzde 14,57 iken bu yıl yüzde 17,53'e çıktı, neredeyse 3 puanlık bir artış yaşandı. KOBİ kredilerinde ise geçen yıl yüzde 29,40 olan pay bu yıl yüzde 35,1'e kadar yükseldi ve 5.7 puana varan artış ortaya çıktı. Kurumsal kredi kartlarının toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payı da 0.7 puan yükselişle yüzde 3,83'e geldi.</p>
<h2>Bankaların alacaklar için ayırdığı karşılık iki katına çıktı </h2>
<p>Takipteki alacak oranı son bir yılda TL cinsi her kredide yükselse de şirketlerdeki yükseliş tüketiciyi geçti. Geçen yıl nisanda yüzde 3,36 olan TL cinsi kredilerde takipteki alacak oranı bu yıl 0.94 puan arttı ve yüzde 4,30'a yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinde 0.74 puan yükselişle yüzde 3,55'ten yüzde 4,30'a çıkan takipteki alacak oranı, ihtiyaç kredilerinde 0.82 puan artarak yüzde 4,87'den yüzde 5,69'a geldi. Bireysel kredi kartlarında yaklaşır 1 puanlık artışla takipteki alacak oranı yüzde 4,01'den yüzde 5'e yükseldi. TL cinsi taksitli ticari kredilerde 1.24 puan yükselişle takipteki alacak oranı yüzde 2,97'den yüzde 4,22'ye, TL cinsi KOBİ kredilerinde yüzde 2,87 olan takipteki alacak oranı 1.41 puan artışla yüzde 4,27'ye sıçradı.</p>
<p>Bankacılık sektörü takipteki alacaklar için ayırdıkları karşılığı da son bir yılda neredeyse ikiye katladı. Sorunu dikkatle takip eden bankaların geçen yıl nisanda TL cinsi kredilerin takipteki alacakları için ayırdığı karşılıklar 267.4 milyar lira iken yüzde 97,6 artışla bu yıl nisanda 528.4 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Özellikle ihtiyaç ve bireysel kredi kartlarında son yıllarda oldukça tartışılan sorunun sürmesi ve şirketlerde daha ağır hissedilmeye başlaması uzmanlara göre BDDK tarafından devreye alınan yapılandırmanın da çok yeterli olmadığını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KOBİ kredilerinde bozulma daha büyük</span></h2>
<p>BDDK verilerinden EKONOMİ'nin yaptığı hesaplamalara göre TL cinsi ticari kredilerde takipteki alacaklarda en büyük pay KOBİ kredilerinin. Ancak KOBİ kredilerinin ticari kredilerdeki toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payı son bir yılda çok daha büyüdü. Geçen yıl nisanda KOBİ kredilerinin toplam ticari kredilerdeki takipteki alacak bakiyesi içindeki payı yüzde 51,13 iken bu yıl bu pay 9 puan yükselişle yüzde 60,1'e geldi. Taksitli ticari kredilerin payı ise geçen yıl yüzde 25,34 iken bu yıl yüzde 30'a çıktı. Kurumsal kredi kartlarının payı da yüzde 5,44'ten yüzde 6,56'ya yükseldi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kredi-sicili-alarm-veriyor-78016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son yıllarda yüksek faizler ve gerileyen alım gücüyle en çok tüketici ve bireysel kredi kartları için gündeme gelen takipteki alacak oranındaki yükseliş 2026 ile birlikte şirketlerde daha belirgin oldu. BDDK verilerine göre borcunu ödemeyen şirketlerdeki artışla birlikte taksitli ticari ve KOBİ kredilerinin takipteki alacak oranı büyümesi tüketicileri geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantep-is-dunyasinin-duyulmayan-feryadi-78089</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep iş dünyasının duyulmayan feryadı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin üretim üssü olarak anılan Gaziantep, bugün sessiz ama derin bir krizin eşiğinde. Yıllarca “Anadolu Kaplanı” unvanıyla anılan bu şehir, şimdi kendi içinde kan kaybediyor.</p>
<p>En çarpıcı sinyaller ise Organize Sanayi Bölgesi’nden geliyor. Üretimin kalbi olan OSB’de çarklar yavaşlıyor, hatta bazı yerlerde durma noktasına yaklaşıyor.</p>
<p>Rakamlar artık inkâr edilemez bir tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Enerji tahsilat oranları düşüyor</strong></p>
<p>İhracattaki düşüş, enerji tahsilat oranlarının yüzde 90’lardan yüzde 70’lerin altına gerilemesi, sanayicinin ödeme gücünün ciddi şekilde zayıfladığını gösteriyor.</p>
<p>Elektrik faturasını ödeyemeyen bir üretici, yarın nasıl üretim yapacak? Bu soru bugün Gaziantep’in en kritik sorusu haline gelmiş durumda.</p>
<p>Artan maliyetler, daralan pazarlar ve küresel ölçekte yaşanan siyasi gerilimler bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.</p>
<p>Enerji, hammadde ve lojistik giderleri yükselirken, siparişler azalıyor. OSB yollarında eskisi gibi yoğun TIR trafiği yok. Bu sessizlik, üretimdeki daralmanın en somut göstergesi.</p>
<p><strong>Finansmana erişim sorunu da işin cabası!</strong></p>
<p>Üstelik sorun sadece ekonomik değil, aynı zamanda yapısal. Mart ayı sonunda ödenmesi gereken finansal yükümlülükler, birçok firma için bir eşik oldu. Ödeyebilenler kısa süreli nefes aldı, ödeyemeyenler ise krizin gerçek yüzüyle karşı karşıya kaldı. Bugün konuşulan, asıl sıkıntının henüz yeni başladığıdır.</p>
<p>Bu noktada en dikkat çekici eksiklik ise temsil ve iletişim sorunu. Gaziantep iş dünyasının çatı kuruluşları, sanayicinin sesini yeterince duyurabiliyor mu? Sahadaki gerçeklerle masadaki gündem arasında ciddi bir kopukluk olduğu hissediliyor. Gaziantepli sanayicilerin büyük çoğunluğu yalnız bırakıldığını düşünüyor.</p>
<p><strong>Oysa çözüm, sahaya inmekten geçiyor!</strong></p>
<p>Bürokratik toplantılar kadar, üreticinin atölyesinde, fabrikasında yapılan görüşmeler de önemlidir. Sorunlar yerinde tespit edilmeden, çözüm üretmek mümkün değildir. Gaziantep’in ihtiyacı olan şey, gecikmiş destekler değil, hızlı, kararlı ve güven veren adımlardır.</p>
<p>Bugün alınacak önlemler, yarının kayıplarını belirleyecek. Eğer bu gidişat tersine çevrilemezse, Gaziantep sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kırılma yaşayacaktır.</p>
<p>Bu şehir, krizleri aşma konusunda geçmişte defalarca kendini kanıtlamıştır.</p>
<p>Şimdi mesele, bu direnci yeniden harekete geçirebilmektir. Bunun için de iş dünyası, kamu ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi şart. Aksi halde, herkesin gözleri önünde bir sanayi hafızasının eridiğine tanıklık edeceğiz.</p>
<p>Kısacası Gaziantep iş dünyası feryadının duyulmasını bekliyor.</p>
<p>Duyan olacak mı?</p>
<p>Onu da sanayici, iş insanlarımızla bekleyip, birlikte göreceğiz…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantep-is-dunyasinin-duyulmayan-feryadi-78089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep iş dünyasının duyulmayan feryadı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracatin-yuzde-40ini-orta-yuksek-teknoloji-grubu-olusturuyor-78057</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatın yüzde 40’ını orta-yüksek teknoloji grubu oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05ccd08773-1777360077.png" alt="" width="900" height="129" />Türkiye’nin makine sanayisinde kritik bir yere sahip olan, su ve atık su altyapısı, enerji, sulama, HVAC ile proses sanayileri gibi alanlara hizmet sunan pompa/vana sektörü, son yıllarda geçirdiği dönüşümün ardından küresel ölçekte rekabetçi üretim yapısıyla yol alıyor.</p>
<p>Yaklaşık 5 milyar dolara ulaşan toplam pazar büyüklüğüyle sektör, iç talepteki daralmaya rağmen ihracat odaklı büyüme stratejisi sayesinde üretim kapasitesini korumayı başarırken, yeni dönem için dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı yeni bir yapısal dönüşümün eşiğine geldi.</p>
<p>Sektör, 2025 yılında ülkenin kalkınması açısından stratejik bir “tamamlayıcı sanayi” olma özelliğini sürdürdü. Dökümden talaşlı imalata, test ve belgelendirmeye kadar uzanan dikey entegre üretim yapısı sayesinde Türk pompa ve vana üreticileri; altyapı yatırımlarına, sanayide modernleşme projelerine ve bölgesel talep dalgalanmalarına hızlı ve esnek biçimde yanıt verebilir hale geldi.</p>
<p><strong>İç pazar daralınca üretici ihracata yöneldi </strong></p>
<p>2025 yılı, sektör açısından bir “denge arayışı” dönemi olarak öne çıktı. Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) verilerine göre, yaklaşık 2 milyar dolarlık iç pazar ve 2,5 milyar doları aşan dış pazar hacmi olan sektör, geçen yıl finansal koşulların iç talebi baskıladığı bir dönemde üretimi sürdürdü. Yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar iç pazarda talebi sınırlandırırken, üreticiler ihracata yönelerek kapasite kullanımını üst seviyede tutmayı başardı. POMSAD verilerine göre iç pazar büyüklüğü 1,6–1,8 milyar dolar bandında şekillenirken, ihracatın 2,2–2,3 milyar dolar düzeyine ulaşması sektörün yönünü net biçimde ortaya koydu. Geçen yıl toplam üretim kapasitesi yaklaşık 3,5 milyar dolar seviyesine ulaşırken, kapasite kullanımını ağırlıklı olarak dış pazarlar destekledi.</p>
<p><strong>Toplam makine ihracatındaki payı arttı</strong></p>
<p>Sektörün ihracat performansı, Türkiye’nin toplam makine ihracatı içindeki payına da doğrudan yansıdı. Türkiye’nin toplam makine ihracatının yaklaşık yüzde 9.5- 10’unu tek başına gerçekleştiren sektörün başlıca ihracat pazarları arasında Almanya, ABD, Birleşik Krallık, Irak ve İtalya gibi ülkeler yer aldı.</p>
<p>Son dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri de sektörün katma değeri yüksek üretime yönelmesi. POMSAD verilerine göre, ihracatın yaklaşık yüzde 40’ının orta-yüksek teknoloji grubundan gelmesi, üreticilerin fiyat odaklı rekabetten uzaklaşarak kalite, verimlilik ve mühendislik gücünü ön plana çıkardığını ortaya koyuyor. Bu dönüşüm, Türk firmalarının küresel pazarda “düşük maliyetli üretici” algısını kırarak “kalite–değer dengesi sunan çözüm ortağı” konumuna yükselmesini sağladı. Özellikle santrifüj pompalar ve yangın vanaları gibi niş alanlarda elde edilen üretim hacmi ve uzmanlaşma, Türkiye’yi bu segmentlerde küresel ölçekte üst sıralara taşıyor. Bunun yanında CE, ISO ve UL/FM gibi uluslararası standartlara uyum, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika gibi yüksek regülasyonlu pazarlara erişimi kolaylaştırarak ihracatın sürdürülebilirliğini destekliyor.</p>
<p><strong>Çevre dostu üretim için yatırımlar hızlanıyor </strong></p>
<p>2026 yılı itibarıyla pompa ve vana sektörünün yol haritası, POMSAD tarafından sürdürülebilirlik ve dijitalleşme olmak üzere iki ana eksende tanımlanıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), üretim süreçlerinde çevre dostu dönüşümü zorunlu hale getirirken, Türk üreticiler bu sürece uyum sağlamak adına yatırımlarını hızlandırıyor. IE3–IE4 verimlilik sınıfına sahip motorlar, düşük karbonlu döküm teknolojileri ve enerji verimliliği yüksek sistemler, sektörün öncelikli yatırım alanları arasında yer alıyor. Dijital dönüşüm ise sektörün rekabet gücünü ileri taşıyacak ikinci temel unsur olarak öne çıkıyor. POMSAD’ın aktardığına göre, IoT tabanlı pompa ve vana sistemleri, akıllı izleme teknolojileri ve kestirimci bakım çözümleri Ar-Ge gündeminin merkezine yerleşmiş durumda. Bu teknolojiler sayesinde hem operasyonel verimlilik artıyor hem de ürünlerin katma değeri yükseliyor.</p>
<p><strong>Vana pazarı 80 milyar dolar büyüklüğe ulaştı </strong></p>
<p>Küresel vana pazarının 80 milyar doları aşan büyüklüğü dikkate alındığında, Türkiye’nin bu pazardan aldığı payı artırma potansiyeli oldukça yüksek. POMSAD’a göre özellikle enerji verimli pompalar ve akıllı vana sistemleri gibi hızlı büyüyen segmentlere odaklanılması, sektörün gelecekteki konumunu belirleyecek kritik stratejiler arasında yer alıyor.</p>
<p>Öte yandan ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi de sektörün öncelikli hedefleri arasında bulunuyor. Avrupa pazarındaki güçlü konum korunurken, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’daki altyapı projelerine yönelik açılımlar yeni büyüme alanları olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda sektörün yıllık ihracatının 2,5 milyar dolar seviyesine ulaşması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracatin-yuzde-40ini-orta-yuksek-teknoloji-grubu-olusturuyor-78057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pompa-vana-1777360098.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye makine sanayisinin temel yapı taşlarından olan pompa ve vana sektörü, son yıllarda geçirdiği dönüşümle yalnızca iç pazara çalışan üretim yapısından çıktı, küresel rekabetin etkin oyuncularından biri haline geldi. Sektör küresel ölçekte sadece düşük fiyatla değil, kalite-değer dengesi sunan tedarikçi yapısıyla da öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasaya-emanet-mi-yasiyoruz-78046</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasaya emanet (mi) yaşıyoruz (?)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada giderek daha fazla şeyi piyasadan satın alıyoruz ama asıl tehlike artık devletin de kendi kapasitesini satın alınabilir bir şeye dönüştürmesi.</p>
<p>Bugün bir devletin gücü yalnızca bütçesinin büyüklüğüyle, bina sayısıyla ya da güvenlik aygıtının sertliğiyle ölçülemez. Asıl soru şu: Kriz anında çalışmaya devam edebiliyor mu? Depremde, salgında, savaşta, büyük bir siber saldırıda ya da yaygın iletişim kesintisinde yurttaşının karşısında gerçekten bir kamu otoritesi olarak durabiliyor mu? Kimliği doğrulayabiliyor, dijital şiddeti regüle edebiliyor, sosyal yardımı ulaştırabiliyor, eğitim kayıtlarını koruyabiliyor, mülkiyet bilgisini güvence altına alabiliyor mu? Yoksa ilk büyük sarsıntıda, yıllardır “dijital dönüşüm” diye sunulan yapının aslında dışarıdan kiralanmış, parçalı ve kırılgan bir sistem olduğumu ortaya çıkıyor?</p>
<p>Oxford Internet Institute’un katkı sunduğu “Government Resilience in the Digital Age” tam da bu nedenle önemli: Çünkü dijitalleşmeyi bir dostlar pazarda görsün meselesi olmaktan çıkarıp devletin sürekliliği meselesi olarak ele alıyor.</p>
<p>Raporun esas uyarısı açık. Bugünün dünyasında dijitalleşme artık tercihe bağlı bir modernleşme başlığından daha çok devletin kriz koşullarında varlığını sürdürebilmesinin temel şartlarından biri. Kritik kayıtların dijital olarak korunması, kamu hizmetlerinin uzaktan da devam ettirilebilmesi, bağlantının yedekli kurulması, siber güvenliğin baştan itibaren sistemin parçası yapılması ve dış tedarikçilere bağımlılığın yönetilmesi artık teknik ayrıntılar değil, doğrudan siyasal kapasite meseleleri.</p>
<p>Burada asıl tartışma teknolojiye sahip olmak değil, teknoloji üzerinde kamusal denetim kurabilmek. Çünkü birçok ülkede yaşanan şey tam anlamıyla dijital devlet inşası değil aksine kamu işlevlerinin özel teknoloji şirketlerine parça parça devredilmesiyle ilgili. (adil sosyal girişimlerin neden önemli olduğu ara notunu buraya bırakmak isterim.)</p>
<p>Veri altyapısı başka yerde, bulut hizmeti başka yerde, güvenlik çözümü başka bir kapalı kutuda, karar destek mekanizması ise denetlenemeyen ticari araçlarda. Böyle bir düzende devlet kendi sinir sistemini kurmuş olmaz aksine onu kontrol et(e)mediği alanlara kiralamış olur. Kiralanan kapasite ise kriz anında ya pahalılaşır, ya kesilir, ya da siyasi ve ekonomik güç ilişkilerine teslim olur. O yüzden mesele yalnızca verimlilik değil. Mesele egemenlik, süreklilik ve kamusal güvence.</p>
<p>Benim itirazım tam da burada başlıyor. Kamu yönetimini yalnızca hız, maliyet düşüşü ve işlem kolaylığı diliyle savunamayız. Bunlar önemli olabilir ama kamu dediğimiz yapı piyasadan farklı olarak önce eşitliği, erişimi, güveni ve devamlılığı üretmek zorunda. Bir hizmetin dijital olması yetmez herkes için erişilebilir, denetlenebilir ve kriz anında da çalışabilir olması gerekir. Yurttaşın devlete erişimi bir uygulamanın performansına, bir abonelik modeline ya da birkaç küresel şirketin operasyonel kararına bağlı hale geliyorsa, ortada güçlü bir dijital devlet değil, dış bağımlılıklarla ayakta duran zayıf bir idari kabuk ve o kabuğun altında savrulan insan hakları vardır.</p>
<p>Bu yüzden internet erişimi de yalnızca teknik bir altyapı başlığı olarak görülemez. Bağlantıyı bugün aynı zamanda eğitim, sağlık hizmeti, hak takibi, kamusal görünürlük hatta yurttaşlığın gündelik zemini olarak okumamız gerek. Bağlantısı kesilen kişi yalnızca çevrimdışı kalmaz kamudan, haktan ve ortak hayata katılımdan da kopar çünkü dijital alanlar artık yeni müştereklerimizden. Raporun bağlantıyı kritik altyapı olarak ele alması bu nedenle önemli çünkü mesele sadece kablo, baz istasyonu ya da veri akışı değil aynı zamanda kamusal hayatın hangi koşullarda devam edeceği.</p>
<p>Kamusal önceliğimiz “daha çok teknolojiye sahip miyiz?” değil “daha fazla kamusal kapasiteye sahip miyiz?” olmalı. Daha dayanıklı, daha hesap verebilir, daha kapsayıcı bir dijital düzen kurabiliyor muyuz? Çünkü kamusal değer üretmeyen hiçbir dijitalleşme, ne kadar parlak görünürse görünsün, demokratik ya da adil bir gelecek vaat etmez. İhtiyacımız olan şey teknolojiye teslim olmuş bir devlet değil, teknolojiyi yurttaş lehine örgütleyebilen bir devlet. Dijitalleşmenin gerçek sınavı da tam burada başlıyor. Ve evet dijitalleşmeye böyle bir kamusal bakış açısı yapay zeka gerçekten korkutucu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasaya-emanet-mi-yasiyoruz-78046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasaya emanet (mi) yaşıyoruz (?) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sejanus-etkisi-ceonun-yakin-arkadasi-olmak-78043</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sejanus Etkisi: CEO’nun yakın arkadaşı olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir CEO’ya yakın olmak, dışarıdan bakıldığında ayrıcalık gibi görünür. Güvene dayalı bir ilişki, hızlı iletişim, karar mekanizmalarına yakınlık… Ancak bu yakınlık, çoğu zaman fark edilmesi zor, karmaşık ve hatta tehlikeli dinamikleri de beraberinde getirir. Özellikle “yakın arkadaş” rolü, profesyonel sınırların bulanıklaşmasına ve liderin istemeden zor duruma düşmesine neden olabilir.<br /><br />Öncelikle, CEO’nun çevresindeki insanların etkisi, şirketin kaderiyle doğrudan bağlantılıdır. Yakın arkadaş konumundaki biri, niyeti iyi olsa bile, objektifliğini kaybedebilir. CEO’nun her kararını desteklemek, eleştirel düşünceyi geri plana itmek veya “koruma içgüdüsüyle” gerçekleri yumuşatmak, liderin yanlış kararlar almasına zemin hazırlayabilir. Daha tehlikelisi, CEO çoğu zaman bu durumun farkında değildir; çünkü güven duygusu, sorgulama mekanizmasını zayıflatır.</p>
<p><strong>Bu yakın arkadaşlık olayı nasıl başlar ?</strong></p>
<ul>
<li>Liderler, daha çok güvendikleri, daha sık iletişimde oldukları kişilere fırsat verme eğiliminde</li>
<li>Kendine benzeyen (düşünce tarzı, geçmiş deneyimleri, aynı okuldan, iletişim şekli benzer olan) kişileri daha yetkin algılama ve bu kişilere yakın olma eğilimi.</li>
<li>Ve veya CEO, zaten güvendiği, birlikte iyi çalıştığı ve performansından emin olduğu kişileri zamanla daha yakın bir çembere al</li>
<li>Yakınlık, her zaman kayırmanın sebebi değil; kendiliğinden mücadele içinde bir dava arkadaşlığı gibi gelişebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Nasıl gelişir ?</strong></p>
<ul>
<li>Yakın olan kişi yada kişiler daha fazla stratejik bilgiye ve görünürlüğe sahip olur. Bu da terfi sürecinde avantaj yarat</li>
<li>Dışarıda kalanlar aynı performansı gösterseler bile aynı fırsatlara ulaşamayabilir.</li>
<li>Politikada olduğu gibi, kritik pozisyonlarda seçimde “en iyi” değil, çoğu zaman “en güvenilen” tercih edilebilir ve yetenek erozyonu tehlikesinin başlangıcı olabilir.</li>
<li>Bu durum zamanla şirket içinde ayrıcalıklı bir iç grup oluşturabilir. Bu da zamanla organizasyon içinde sessiz bir içerleme ve adaletsizlik hissi yaratır.</li>
<li>Kişi yakın olduğu için mi daha fazla fırsat alır, yoksa daha fazla fırsat aldığı için mi yakınlaşır? Bu sınır belirsizleştiğinde, hem liderin kararları şirket içinde sorgulanmaya başlar.</li>
<li>CEO, objektif davrandığını düşünürken aslında dar bir çemberin etkisi altında kal</li>
</ul>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Zaman zamanda bunlar olur…</strong></span></p>
<p><strong>Manipülasyon </strong><strong>ihtimal</strong><strong>i </strong></p>
<p>Yakınlık, güç demektir. Bu gücü bilinçli ya da bilinçsiz kullanan kişiler, CEO’nun algısını yönlendirebilir. Bilgi akışını filtrelemek, belirli kişileri öne çıkarmak veya geri planda bırakmak, hatta karar süreçlerini etkilemek… Tüm bunlar, organizasyon içinde adaletsizlik hissi yaratırken, CEO’nun da gerçek tabloyu görmesini engeller. Manipülatif kişi her zaman açıkça “kötü niyetli” görünmez; aksine çoğu zaman sadık, destekleyici ve çözüm odaklı bir profil çizer.</p>
<p><strong>Arkadaş olan kişi objektif olmayı bırakabilir</strong><br /><br />Bazen de sorun, rol karmaşasından doğar. Arkadaş mı, çalışan mı, danışman mı? Bu sorunun net bir cevabı olmadığında, beklentiler de belirsizleşir. CEO, karşısındaki kişiden profesyonel bir geri bildirim beklerken, o kişi arkadaşlık refleksiyle hareket edebilir. Ya da tam tersi, ilişkiyi korumak adına söylemesi gerekenleri söylemeyebilir. Bu durum, uzun vadede hem ilişkiye hem de kuruma zarar verir.<br /><br /><strong>Yakın arkadaşına hayır diyebilir misin?</strong></p>
<p>Bu noktada çoğu liderin kendi içinde yaşadığı ama yüksek sesle dile getirmediği bir gerçek vardır: Yakın birine “hayır” diyememek. İlişkiyi koruma isteğiyle yapılan küçük esneklikler, zamanla karşı taraf için birer istisna olmaktan çıkar ve beklentiye dönüşür. Bir kez verilen taviz, çoğu zaman yeni bir standardın başlangıcı olur. Karşı taraf bunu bilinçli bir manipülasyonla yapmasa bile, insan doğası gereği açılan alanı genişletmek ister. Lider ise fark etmeden karar veren pozisyondan, beklentileri karşılayan pozisyona kayabilir. Bu kayma sessizdir ama etkisi çok büyüktür.</p>
<p><strong>Güç körlüğü</strong><br /><br />Bir başka ihtimal de “güç körlüğü”dür. CEO’ya yakın olan kişi, zamanla bu konumun getirdiği ayrıcalıkları normalleştirebilir. Kendi etkisini olduğundan büyük görebilir ve bu etkiyi test etmeye başlayabilir. Bu da organizasyon içinde görünmeyen gerilimlere, ekipler arası kopukluklara ve güven kaybına yol açar. CEO ise çoğu zaman bu dinamikleri iş yoğunluğu ve alışkanlıktan dolayı doğrudan gözlemleyemez.</p>
<p><strong>Yüksek beklentiler</strong></p>
<p>Kimi durumlarda CEO ne kadar objektif ve dengeli olmaya çalışsa da, yakın konumda olan kişi zamanla kendini farklı bir yerde konumlandırabilir. Daha fazla sorumluluk, daha fazla söz hakkı ve çoğu zaman daha yüksek pozisyon beklentisi… Bu beklenti karşılanmadığında ise kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ortaya çıkar. Daha da kritik olanı, bu durumun ilişkiyi zedelemesi ve organizasyon içinde görünmeyen gerilimler yaratır. <br /><br /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Peki çözüm nedir?</strong></span><br /><br /><strong>Net sınırlar</strong></p>
<p>Yakınlık, profesyonelliğin önüne geçmemelidir. CEO’nun çevresinde, ona gerçekleri söyleyebilecek, gerektiğinde karşı çıkabilecek insanlar olmalıdır. Aynı şekilde, yakın arkadaş konumundaki kişi de kendi rolünü net tanımlamalı ve bu rolün dışına çıkmamalıdır.</p>
<p><strong>Çoklu geri bildirim</strong><br /><br />Çoklu geri bildirim mekanizmaları kritik öneme sahiptir. CEO yalnızca tek bir kaynaktan beslenmemeli; farklı bakış açılarını sistematik olarak dinlemelidir. Bu, hem manipülasyon riskini azaltır hem de daha sağlıklı kararlar alınmasını sağlar.<br /><br /><strong>Farkındalık</strong></p>
<p>Gidişat yoğun iş temposu ve ajanda sırasında kendiliğinden geliştiği için farkına varılmaz. En önemli ve belki de en zor ama en önemli unsur olayın farkına varmaktır. Hem CEO’nun hem de yakınındaki kişinin, bu ilişkinin doğasını ve potansiyel risklerini sürekli sorgulaması gerekir. Çünkü en büyük risk, her şeyin “normal” göründüğü anlardır.<br /><br />CEO’nun yakın arkadaşı olmak, bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun farkında olunmadığında, iyi niyetle kurulan bir bağ bile, lideri farkında olmadan zayıflatabilir. Ve çoğu zaman asıl problem, bunun hiç fark edilmemesidir.<br /><br />Yakınlık bazen ödüldür, bazen sebeptir—ama çoğu zaman hangisi olduğu net değildir.<br /><br /><em>Ve belki de liderlikte en kritik soru şudur: Size en yakın olan kişi, gerçeğe mi yakındır—yoksa sadece size mi?</em></p>
<p>Roma İmparatoru Tiberius Roma’dan uzaklaşıp Capri’ye çekildiğinde, imparatorluğun merkezinde Sejanus kalmıştı. Resmi olarak muhafız komutanıydı. Fiilen ise imparatorun kulağına giden yolun bekçisiydi.<br /><br />Kimin sesi Tiberius’a ulaşacak?<br />Kimin sadakati şüpheli görünecek?<br />Hangi kriz büyütülecek, hangisi yumuşatılacak?<br />Kim imparatorun zihninde güvenilir, kim tehlikeli olacak?<br /><br />Bunlar artık Sejanus filtresinden geçiyordu.<br /><br />İşte liderlikte en tehlikeli yakınlık tam olarak burada başlar.<br /><br />Bir insan size yakın olduğu için değerli olabilir, ama bir noktada dünyaya baktığınız pencereye dönüşür.<br /><br />Ve bir gün pencere kirlense, lider dünya kirlendi sanabilir.<br /><br />CEO’ya yakın olmak da böyledir.<br /><br />Başta güven gibi görünür. Sonra hız kazandırır. Sonra kararları kolaylaştırır.<br /><br />En tehlikeli kör nokta da budur:<br /><br />Lider, kendisine en yakın olan kişiyi artık bir “etki kaynağı” olarak görmez.<br />Yakın kişi de kendi etkisini artık bir “güç” olarak görmez.<br />Ama organizasyon ikisini de görür.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sejanus-etkisi-ceonun-yakin-arkadasi-olmak-78043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/747-1777374541.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sejanus Etkisi: CEO’nun yakın arkadaşı olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/formula-1-bize-iyi-gelecek-78041</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Formula 1 bize iyi gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen cumartesi günü Dolmabahçe Çalışma Ofisi bahçesinde düzenlenen Formula 1 Türkiye Grand Prix (GP) Tanıtım Programı'ndaki konuşmasında müjdeyi verdi. Formula 1’in 5 yıl süreyle Türkiye’de de yapılacağını açıkladı. Güzel haberlere ihtiyacımız olan bir dönemdeki söz konusu açıklama elbette hem sevindirici hem de şehir ekonomisine yapması beklenen katkı bakımından umut verici.</p>
<p>Dünya örnekleri F-1’in İstanbul’a doğrudan ve dolaylı ekonomik etkisinin farklı senaryolara göre 270–550 milyon dolar arasında değişebileceğini gösteriyor. En büyük kazanç turizm ve global tanıtımda olurken, en hızlı etki otel ve hizmet sektöründe görülecek.</p>
<p>F1’in düzenlendiği şehirlere yaptığı katkıyı araştırınca ilginç verilere ulaştım. Üzerinde birleşilen konu F-1’in yalnızca spor etkinliği değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik hareketlilik kaynağı olduğu. En büyük katkı, şehir dışı ziyaretçilerden geliyor. Dünya örnekleri özellikle uluslararası izleyicilerin 2–4 günlük yarış hafta sonu boyunca kişi başı ortalama 1.500–5.000 dolar harcama yaptığını gösteriyor. Yarışlar toplamda 200 bin ile 400 bin arasında ziyaretçi çekiyor. Ancak burada önemli olan kalabalık değil, harcama gücü yüksek ziyaretçiler.</p>
<p>Bu kadar çok ve harcama gücü yüksek önemli sayıda ziyaretçinin bulunduğu izleyicilerin ekonomik katkısı da büyük oluyor. Örneğin Bakü’de yaklaşık 277, Miami’de 500, Abu Dabi’de 700, Singapur’da 150-200 milyon, Las Vegas’ta ise 1.5 milyar dolarlık ekonomik etki yaratmış. Bunun bir kısmı doğrudan harcamalardan, bir kısmı ise artan küresel görünürlükle oluşan dolaylı katkılardan oluşmuş. Organizasyon sürecinde özellikle lojistik, turizm ve etkinlik yönetimi gibi alanlarda binlerce kişiye geçici de olsa istihdam sağlanmış.</p>
<p>Formula 1’in bir diğer önemli katkısı da küresel tanıtım. Televizyonlarda F-1 sezonundaki 24 yarışın toplam izleyici sayısı yılda 1.5 ile 1.9 milyar arasında değişiyor. Yarış başına izleyici sayısı ise 70–90 milyon kişi. Sosyal medyada yarışlar milyarlarca kez görüntüleniyor. Lafın kısası F-1’in tekrar İstanbul’a dönmesi maliyetinin yüksekliğine ve zorluklarına rağmen iyi oldu. Bunu da “Formula 1 bize iyi gelecek” diyerek dile getirelim. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/formula-1-bize-iyi-gelecek-78041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/formula-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Formula 1 bize iyi gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78020</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100’ün fiyatlamasında hangi başlıklar etkili?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 28 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/UA74Wa6No6I" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gubrede-vergi-sifirlanmasi-moral-oldu-ancak-hammadde-sikintisi-var-78015</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübrede vergi sıfırlanması moral oldu, ancak ham madde sıkıntısı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran ile savaşması sonucu Hürmüz Boğazının kapatılmasıyla tedarikte bir hayli zorlanan gübre üretim sektörü, Ticaret Bakanlığı’nın bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlaması ile moral bulurken, ham maddeye ulaşımda büyük sıkıntı yaşıyor.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, savaşın etkilerini azaltmak, tarım ve gıda üretiminde maliyetleri aşağıya çekmek, fiyat dalgalanmalarını önlemek amacıyla amonyum nitrat ve monoamonyum fosfatta vergileri sıfırladı.</p>
<p>Hürmüz boğazındaki savaş nedeniyle tedarikte güçlük çeken gübre üreticileri, Bakanlığın yaptığı düzenleme ile bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlaması sektöre de moral kaynağı oldu. Gübre üreticileri, düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınmasının da önemli olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>"Yerli üreticiyi destekleyici sanayi politikaları geliştirilmeli"</strong></p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) gübre üretici ve ihracatçısı Makro Tarım Genel Müdürü Harun Öztürk, bazı gübre çeşitlerinde gümrük vergisinin sıfırlanmasının kısa vadede üretim maliyetlerini düşürmede etkili olabileceğini, ancak bunun tek başına da yeterli olamayacağını bildirdi. Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Makroekonomik açıdan değerlendirildiğinde, söz konusu düzenleme tarımsal üretim maliyetlerini aşağı çekerek enflasyonun gıda bileşeni üzerinde sınırlayıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. Gübre fiyatlarının, toplam tarımsal girdi maliyetleri içindeki payı dikkate alındığında, bu tür vergi düzenlemeleri üretici fiyatları üzerinden tüketici fiyatlarına dolaylı bir geçişkenlik yaratmaktadır. Sonuç olarak, amonyum nitrat ve monoamonyum fosfatta gümrük vergisinin sıfırlanması, kısa vadede maliyetleri azaltıcı ve arzı artırıcı, orta vadede ise piyasa rekabetini yeniden şekillendirici bir araç olarak öne çıkması beklenmektedir. Düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınması asıl kritik öneme haizdir. Atılan bu adımın, tarımsal üretimde sürdürülebilirlik ve gıda arz güvenliği açısından olumlu katkılar sağlaması sektörel olarak beklentimizdir.’’</p>
<p><strong>"Çin’den ham madde alamıyoruz"</strong></p>
<p>Merkez Anadolu Kimya Sanayi Ltd. Şti. sahibi Osman Dirican da, savaşın devam etmesinin, tarım sektöründe çeşitli sorunları beraberinde getirdiğini, bunların başında da gübre temini, özellikle de üre geldiğine dikkat çekti. Dirican, ‘’Bazı gübrelerde düzenlenmesi yapılarak verginin sıfırlanması elbette ki faydası olur. Ama şu anda hammaddeye ulaşmada sıkıntı var. Örneğin Çin şu anda hiç göndermiyor. Çin’den hammadde alamıyoruz. Savaştan dolayı herkes kabuğuna çekildi. Herkes kendi ülkesini düşünmek zorunda. İnşallah hızlı bir şekilde bu savaş biter’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gubrede-vergi-sifirlanmasi-moral-oldu-ancak-hammadde-sikintisi-var-78015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/gubre-1762787292.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gübre üreticileri Ticaret Bakanlığı’nın bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlamasını memnuniyetle karşılarken, düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınmasının da önemli olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerjiden-750-milyon-dolarlik-is-anlasmasi-78014</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji’den 750 milyon dolarlık iş anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da güneş enerjisi santralları üretimi yapan CW Enerji A.Ş, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yerleşik bir firma ile 750 milyon dolarlık iş sözleşmesi yaptığını bildirdi.</p>
<p>CW Enerji A.Ş tarafından Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na  (KAP) 15 Nisan 2026 tarihinde gönderilen yazı ve sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, ABD’de yerleşik bir müşteri arasında, üretimi ve tasarımı CW Enerji A.Ş’ye ait olan güneş panelleri, ilgili bileşenler ve alüminyum çerçevelerin satışına yönelik taraflar arasında karşılıklı iyi niyet mutabakatı imzalandığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Şirketimiz ile Amerika Birleşik Devletleri'nde yerleşik bir müşteri arasında, üretimi ve tasarımı Şirketimize ait olan güneş panelleri, ilgili bileşenler ve alüminyum çerçevelerin satışına ilişkin olarak taraflar arasında karşılıklı iyi niyet mutabakatı (memorandum of understanding) imzalanmıştır. Söz konusu niyet mutabakatının toplam tutarı 750 milyon ABD Doları (Yediyüzelli milyon Amerikan Doları)'dır. Projenin 2030 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülmekte olup, 2026 yılı içerisinde yüzde 5 lik kısmına tekabül eden 37 milyon 500 bin USD ilk avans tahsilatının gerçekleştirilmesi ve avans ödemesinin akabinde sevkiyat planlamasının yapılması planlanmaktadır. Projeye konu birim fiyatlar ve diğer ticari koşullar, ilgili ürün ve/veya hizmetlerin satışının gerçekleştirileceği tarihlerde geçerli piyasa şartlarına göre belirlenecektir.’’</p>
<p>CW Enerji, 2025 yılında Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) 520 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirerek, güneş hücresi üretimine başlamıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerjiden-750-milyon-dolarlik-is-anlasmasi-78014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/cw-enerji-1777375612.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji, ABD’de yerleşik bir firma ile 750 milyon dolarlık iş sözleşmesi yaptığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-78099</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması Kocaeli’de düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle bu yıl dördüncüsü düzenlenen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nın açılış programı gerçekleştirildi. Üniversite, lise, ortaokul ve ilkokul öğrencileri ile eğitmenlere yönelik düzenlenen yarışmaya 11 farklı kategoride toplam 739 takım ve 2.330 yarışmacı katılırken, Kocaeli’den 495 takımın yer aldığı organizasyona bu yıl yoğun ilgi gösterildi ve yarışmada toplam 2 milyon TL ödül verilecek.</p>
<p>İzmit Şehit Polis Recep Topaloğlu Spor Salonu’nda gerçekleştirilen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması açılış programına Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, MHP Kocaeli İl Başkan Vekili İlhan Kansoy, MHP İzmit İlçe Başkanı İlker Kazan, Kocaelisporlu futbolcular Serhat Öztaşdelen ile Joe Nonge katıldı.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/28/whatsapp-image-2026-04-28-at-14-vknx.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<h2> “Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak”</h2>
<p>Büyükakın “Sizleri böylesine güzel bir programda ağırlamaktan büyük gurur duyuyorum. Burada Türkiye’nin geleceğini görüyorum. Güzel yarınlar sizin bu yarışmalarda kendinize kattığınız bilgi, birikim ve tecrübeyle inşa edilecek. Ürettiğiniz teknolojiler yarının dünyasını güzelleştirecek. Buna yürekten inanıyorum. Sizlerle gerçekten gurur duyuyorum. Sizler Türkiye’nin geleceğisiniz. Yaptığınız buluşlarla, yazdığınız yeni programlarla, geliştirdiğiniz yeni donanımlarla gelişen Türkiye’ye yön vereceksiniz. Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“TEKNOFEST kuşağı yetişiyor”</h2>
<p>Büyükakın, “Gelecek sizlerin omuzları üzerinde yükselecek. Ülkemizde X,Y,Z kuşağı değil TEKNOFEST kuşağı yetişiyor. Dünya teknolojiyi en hızlı üretenlerin dünyası oluyor. Teknoloji yarışını insan kaynakları en iyi yetişmiş olanlar kazanacak. Bütün yatırımlarımızı bunun için yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda Kocaeli’ni çok daha iyi yerlerde göreceğiz. Yarışma için şehrimize gelen tüm misafir öğrencilerimize ve tüm gençlerimize yarışmada başarılar diliyorum. Bu yarışmada gelecek kazanacak, insanlık kazanacak, umut kazanacak, adalet kazanacak, barış ve kardeşlik kazanacak. Dünyaya yepyeni bir ufuk açacaksınız” şeklinde konuştu.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/28/whatsapp-image-2026-04-28-at-14-krxw.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p>
<h2>“Bu yolda çalışarak hep beraber başaracağız”</h2>
<p>İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, “Gördüğünüz gibi gençlerimiz her şeyin en iyisini yapabileceklerini ispatlamış durumdalar. İmkânlarımız elverdiğince teknolojinin merkezi olan ülkelerde hangi şartlar varsa o şartları devlet olarak sağlamaya devam ediyoruz. Bu yolda yılmadan çalışarak hep beraber başaracağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Programın sonunda Başkan Büyükakın’ın kaptanlığındaki öğrenciler, Kocaelisporlu futbolcular Serhat Öztaşdelen ve Joseph Nonge ile robot futbolu alanında gösteri maçı yaptı. Maçta iki gole imza atan Başkan Büyükakın, salondakilerin büyük bir keyifle takip ettiği maçın ardından Kocaelispor futbolcuları ve robot futbolu yapan öğrencileri alkışladı.</p>
<p>Üç gün sürecek KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nda; Mini Sumo (lise-164 takım), Temel Çizgi İzleyen (ilkokul, ortaokul-148 takım), Hızlı Çizgi İzleyen (lise-111 takım), İleri Çizgi İzleyen (lise-72 takım), Robot Futbolu (ilkokul, ortaokul-60 takım), Mikro Sumo (ortaokul, lise-49 takım), Robot Dans (ilkokul, ortaokul-40 takım), Tozkoparan Kocaeli (ortaokul, lise-35 takım), Teknoşehir Otonom Araç Yarışması (lise öğrencileri ve öğretmenler-27 takım), Hedefi Bul (lise-20 takım), İHA Kodlama ve Tasarım Yarışması (üniversite-13 takım) olmak üzere 11 kategori bulunuyor. Yarışmaların sonucunda 30 Nisan Perşembe günü dereceye giren takımlara ödülleri verilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-78099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/9/1280x720/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-1777386521.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nın açılış programı yoğun katılımla yapıldı. 11 kategoride 739 takım ve 2.330 yarışmacının yer aldığı organizasyonda gençler teknolojiyle buluşurken, Başkan Tahir Büyükakın “Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak” dedi. Yarışmada toplam 2 milyon TL ödül verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-78098</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’de Yeşil Mutabakat ve Dijital Dönüşüm konferansı düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı koordinasyonunda düzenlenen “Yeşil Gelecek ve Dijital Dönüşüm İçin Yerel Fırsatlar Konferansı” TRYP by Wyndham’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme başlıklarının ele alındığı konferansa; Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Mehmet Kemal Bozay, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Aivo Orav, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Sadettin Hülagü, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr.  Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, Kocaeli Ticaret Odası Başkanı Necmi Bulut, uluslararası akademisyenler, kamu kurumlarının temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.</p>
<h2>“İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği, Avrupa’nın en büyük çevre temizlik projesi”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, konferansta yaptığı konuşmada Kocaeli’nin Türkiye ekonomisindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Kocaeli’nin sanayi gücüyle ülke ekonomisine önemli katkı sunduğunu belirten Büyükakın, bu üretim kapasitesinin beraberinde ciddi çevresel sorumluluklar da getirdiğini vurguladı.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirlik konusunda önemli adımlar attıklarını ifade eden Büyükakın, “Bu süreçte çevresel sürdürülebilirlik için büyük projeler hayata geçirildi. Avrupa’nın en büyük çevre temizlik projesi olan İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği, ileri biyolojik arıtma tesisleri ve güneş enerjisi santralleri, bunlara en büyük örnekler. Kütüphanelerimiz bile LEED sertifikalı” dedi.</p>
<h2>“Su yönetimi, geleceğin temelidir”</h2>
<p>Su yönetiminde de önemli bir dönüşüm çalışması yürüttüklerinin söyleyen Büyükakın, “Sanayi kuruluşlarında kullanılan suyun önemli bir kısmı geri dönüşüm sistemiyle yeniden kullanılıyor. Gri su kullanımının artması ile birlikte endüstriyel su tüketiminde önemli bir tasarruf sağladık. Bu da yeşil mutabakat hedefleri açısından kritik bir adım. Öte yandan, hemen yanı başımızda Bilişim Vadisi faaliyet gösteriyor. Tüm bu etmenler düşünüldüğünde; Kocaeli güçlü endüstriyel altyapısı, çevre projeleri ve dijital kapasitesiyle yeşil gelecek ve dijital dönüşüm için en uygun fırsatların olduğu şehir. Aslında Kocaeli bir laboratuvar konumunda. Burada yapılacak doğru projeler ve iyi uygulama örnekleri, hem Türkiye hem de dünya için başarılı sonuçlar verecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli en doğru yer”</h2>
<p>Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Mehmet Kemal Bozay, “Avrupa Birliği’nin yeşil mutabakat ve dijital dönüşüm politikaları, sanayi, enerji, ulaşım ve inovasyon alanlarında köklü değişimler yaratıyor. Türkiye de bu sürecin aktif bir ortağıdır. Yeşil ve dijital dönüşümler birbirine bağlı iki sistemdir. Biz bu çalışmalara hep Kocaeli’den başladık. Çünkü Kocaeli en doğru yer” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-78098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-1777385860.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Yeşil Gelecek ve Dijital Dönüşüm İçin Yerel Fırsatlar Konferansı”nda konuşan yetkililer, Kocaeli’nin sanayi gücüyle birlikte çevresel sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümde stratejik bir merkez olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-78077</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olcay Polat: Beş yılda 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Polat Group Holding’in temelleri 1978 yılında Aydın’da Polat Makina ile atıldı. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin büyümesiyle, 2019 yılında tüm grup şirketleri Polat Group Holding çatısı altında toplandı. Bugün makine, redüktör, kimya ve mühendislik gibi farklı alanlarda 4’ü yurt dışı, 9’u yurt içi olmak üzere toplam 13 grup şirket ve binin üzerinde çalışanıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Polat Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Polat, son beş yılda Polat Makina ve Polat Group Redüktör tarafında fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Lokomotif iştiraklerinden biri olan Polat Makine’nın, gıda, çevre, biyo-endüstri ve endüstriyel uygulamalar için geliştirdiği santrifüj teknolojileriyle dünya çapında bilinen bir marka olduğunu dile getiren Polat, “Polat Makina’nın Yunanistan, İtalya ve Fas’ta da ayrı tüzel kişiliklere sahip yapılanmaları bulunuyor. Bir diğer önemli markamız Polat Group Redüktör ise vinç sistemlerinden otomasyon hatlarına kadar birçok endüstriyel uygulamada kullanılan redüktör çözümleri geliştiriyor. Polat Group Redüktör, Avrupa pazarındaki payını artırmak adına 2014 yılında Almanya’da da bir fabrika kurdu. Polat Group Holding olarak ürünlerimizi 5 kıtada 80’in üzerinde ülkeye ihraç ediyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yüksek katma değere özel önem veriyoruz”</h2>
<p>Grup şirketlerinin 2025 yılında toplam ihracatının 45 milyon doların üzerine çıktığını dile getiren Polat, “Farklı sektörlere hitap eden geniş bir ürün gamına sahip olduğumuz için üretimi tek bir rakamla ifade etmek çok mümkün olmuyor fakat geliştirdiğimiz ürünlerin global pazarda güçlü bir karşılık bulduğunu söyleyebiliriz. 2026 yılına oldukça güçlü başladık. Öncelikli hedeflerimiz arasında, ihracat pazarlarımızı genişletmek, ürün gamımızı ileri mühendislik gerektiren segmentlerde daha da zenginleştirmek ve Ar-Ge ve tasarım merkezlerimiz aracılığıyla yeni nesil teknolojilere odaklanmak yer alıyor. Ayrıca yüksek katma değerli ve ithal ikame niteliği taşıyan ürünlerin geliştirilmesine özel önem veriyoruz. Bu yaklaşım hem şirketimizin rekabet gücünü artırıyor hem de ülkemizin dışa bağımlılığını azaltmaya katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Polat, son beş yıl içerisinde Polat Makina tarafında Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında yürütülen süperkritik akışkan ekstraksiyon ve santrifüj sistemleri üretimi projesi, Polat Group Redüktör tarafında ise sikloid tip redüktör imalatı projesi çerçevesinde fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını aktardı.</p>
<h2>“Sektöre kalifiye operatörler kazandırmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Dijital dönüşüm tarafında SAP MII ile entegre, gelişmiş bir veri toplama ve analiz sistemi kurduklarını söyleyen Polat, “Ayrıca Andon sistemleri ve dijital izleme altyapılarıyla fabrikalarımızın tüm işleyişini anlık takip ve simüle edebildiğimiz Dijital İkiz projesini de tamamladık.Sanayinin en önemli ihtiyaçlarından biri olan nitelikli insan kaynağını geliştirmek amacıyla da PG Academy’yi hayata geçirdik. Böylelikle hem çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeyi hem de sektöre kalifiye operatörler kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2>Ürün portföyünü güçlendiriyor</h2>
<p>Polat Makina tarafında önümüzdeki dönemde ürün portföyünü özellikle santrifüj teknolojileri, süper kritik akışkan ekstraksiyon sistemleri ve dijital izleme çözümleri tarafında daha da güçlendirecek çalışmalar yürüttüklerini belirten Polat, “Polat Group Redüktör bünyesinde ise geliştirdiğimiz sikloid redüktör teknolojileri, önemli Ar-Ge projelerimizin başında geliyor. Sikloid redüktörler; kompakt yapıları, yüksek tork kapasiteleri ve ani şok yüklerine karşı dayanıklı mekanik yapıları sayesinde özellikle maden, haddehane ve kırıcı gibi zorlu çalışma koşullarında önemli avantajlar sunuyor. Önümüzdeki dönemde endüstriyel taleplerin yanı sıra robotik sistemler ve otomatik üretim hatlarında ortaya çıkan ihtiyaçlara da çözüm sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Üretim ve rekabet gücümüz yüksek”</h2>
<p>Polat Makina’yı sektörde ayrıştıran en önemli unsurun, yüksek teknoloji ile donatılmış üretim gücünü, uygulama bilgisi ve proses odaklı mühendislik yaklaşımıyla birleştirmesi olduğunu söyleyen Polat, “Sadece makine üretmiyoruz, müşterilerimizin ihtiyacını anlayarak onlara en doğru çözümü sunan bir yapı olarak da hareket ediyoruz. Polat Group Redüktör tarafında ise geniş ürün gamımız sayesinde farklı sektörlere yönelik çok sayıda çözüm sunabiliyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre özel tasarım redüktör geliştirebilme kabiliyetimiz de önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca, klasik dişli sistemlerinden farklı bir çalışma prensibine sahip sikloid redüktörü seri üretebilme kapasitemiz de rekabet gücümüzü artırıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<h2>“Kamu-sanayi iş birlikleri artırılmalı”</h2>
<p>Türkiye’nin sanayide daha güçlü bir konuma gelmesi için yüksek katma değerli ürünlere ve ileri mühendislik gerektiren üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurgulayan Polat, “Ar-Ge ve tasarım faaliyetlerini teşvik eden politikaların ve kamu-sanayi iş birliklerinin artması büyük önem taşıyor. Sektör özelinde ise; artan yatırım ve işletme maliyetleri, enerji verimliliği ihtiyacı, nitelikli iş gücü eksikliği ve işletmelerin kesintisiz çalışma beklentisi öne çıkan konular. Önümüzdeki dönemde sektörün, fiyat odaklı rekabetten çok verimlilik, güvenilirlik ve uzun vadeli değer üretimi ekseninde şekilleneceğini düşünüyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-78077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/7/1280x720/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-1777369590.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Polat Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Polat, son beş yılda fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarinin-yolcu-sayisi-ilk-ceyrekte-yuzde-7-artti-78068</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAV Havalimanları&#039;nın yolcu sayısı ilk çeyrekte yüzde 7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAV Havalimanları yılın ilk üç ayına ilişkin finansal ve operasyonel sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, TAV Havalimanları işlettiği havalimanlarında dış hatlarda 10,4 milyon, iç hatlarda 8,6 milyon olmak üzere toplam 19 milyon yolcu ağırladı.</p>
<p>Şirketin, 2026'nın ilk çeyreğinde toplam yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarken, konsolide cirosu 361 milyon avro oldu.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, 2026'nın ilk çeyreğinin, artan küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerle geride kaldığını belirtti.</p>
<p>Kaptan, özgün iş modelleri ve çeşitlendirilmiş portföyleri sayesinde belirsizliklerin etkisini sınırlayabildiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yolcu trafiğimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 19 milyona ulaştı ve küresel ortalamaların üzerinde gerçekleşti. Portföyümüzde öne çıkan başlıklar arasında Ankara'da dış hat trafiği yeni hatların devreye girmesi ve düşük maliyetli hava yolu şirketlerinin katkısıyla yüzde 23 arttı. 2026, Ankara'nın güçlenen operasyonel ve finansal performansının konsolide sonuçlarımıza tam olarak yansıyacağı ilk yıl olacak.</p>
<p>Antalya'da bir başka önemli kilometre taşına ulaştık. Nisan 2025'ten bu yana faaliyette olan yeni terminal ve yardımcı tesislerin desteğiyle artan kapasite, yoğun yaz sezonu öncesinde yolcu deneyimini önemli ölçüde geliştirdi. Finansal katkısının ötesinde Antalya projesi, TAV'ın başarılı ortaklıklar kurmak konusundaki becerisini gösteriyor. Hizmet şirketlerimizin Antalya'daki faaliyetlerinin etkisi 2026'da ilk kez tam olarak görülecek."</p>
<p>Almatı Havalimanı'nda dış hat trafiğinin güçlü biçimde artmaya devam ederken, yatırım programlarının ikinci fazının takvime uygun şekilde ilerlediğini aktaran Kaptan, Kazakistan'ın bölgesel bir aktarma ve lojistik merkezi olma hedefi doğrultusunda jet yakıtı arz politikasındaki son değişikliklerin yılın ilk çeyreğinde hacim ve marjlar üzerinde baskı yarattığını ifade etti.</p>
<p>Kaptan, bununla birlikte, maliyet verimliliğinin artmasının ve rekabetçi fiyatlamanın orta vadede trafik büyümesine daha güçlü katkı vereceğine inandıklarını, bu nedenle 2026'yı Almatı için bir geçiş yılı olarak gördüklerini belirterek, havacılık gelirlerini güçlendirmeye, operasyonlarını optimize etmeye ve uzun vadeli değer yaratımını korumaya odaklandıklarını kaydetti.</p>
<p><strong>1,3 milyar lira tutarında temettü dağıtımı</strong></p>
<p>Kaptan, misafirperverlik ve hizmet kalitesinin, uzun vadeli vizyonlarının ayrılmaz bir parçası olmaya devam ettiğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu yıl, Skytrax Ödülleri'nde havalimanlarımızdan üçü dünya genelinde ilk 100 içinde yer alırken, dört havalimanımız ACI ASQ Ödülleri'ne layık görüldü. Bu başarılar operasyonel mükemmeliyet ve ekiplerimizin yetkinliğini yansıtıyor. Yolcu memnuniyetiyle çalışan mutluluğu arasındaki güçlü bağın farkındayız ve bu çerçevede TAV'ın bir kez daha Great Place to Work sertifikasını almış olmasından mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Şirketin genel kurulunun, 2025 UFRS net karlarının yüzde 50'sine karşılık gelen yaklaşık 1,3 milyar lira tutarında temettü dağıtımını onayladığını belirten Kaptan, devam eden yatırımlar ve küresel belirsizlik ortamında alınan kararın, nakit yaratma güçlerinin sağlamlığını ve hissedarlarına sürdürülebilir getiri oluşturma taahhütlerini teyit ettiğini vurguladı.</p>
<p>Kaptan, jeopolitik gelişmeleri ve piyasa koşullarını yakından izlerken, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir değer yaratımına kararlılıkla odaklanmaya devam ettiklerini, sürdürülebilir büyümeye odaklanan beş yıllık stratejik planlamalarını şekillendirmeye başladıklarını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarinin-yolcu-sayisi-ilk-ceyrekte-yuzde-7-artti-78068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/tav-havalimanlari-1771417147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAV Havalimanları&#039;nın yolcu sayısı yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 artışla 19 milyona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-antalya-gastronomi-festivali-8-10-mayista-78013</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali 8 Mayıs’ta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 5’incisi gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali (FoodFest Antalya) 8-10 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, bu yıl ‘Her Sofra Bir Hikaye’ temasıyla Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali tanıtım toplantısı düzenledi. Toplantıya, TOBB Yönetim Kurulu üyesi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk ile Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere de katıldı.</p>
<p><strong>Yerelden kalkınma stratejisi</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın, örtü altı tarımdaki potansiyeli, eşsiz lezzetleri, zengin gastronomisi ve tescil edilmiş 19 coğrafi işaretli ürünü ile Antalya’nın gastronomi kimliğini güçlendirdiklerini belirterek, bunu marka haline getirmek istediklerini söyledi.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek öncülüğünde 4 yıl önce Antalya’yı gastronominin başkenti yapma hedefi ile yola çıkıldığını anımsatan Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Festival süresince yerel ve uluslararası şeflerin düzenleyeceği atölye çalışmaları, tadım etkinlikleri, gastronomi yarışmaları, paneller, söyleşiler ve birçok aktivite ziyaretçiler ile buluşacak. Katılımcılarımız Antalya mutfağını daha yakından tanıma fırsatı bulacak hem de gastronomi dünyasındaki güncel gelişmeleri yakından takip edebilecekler. Antalya’mız, örtü altı tarımdaki potansiyeliyle, eşsiz lezzetleri, zengin gastronomisi ve tescil edilmiş 19 coğrafi işaretli ürünü ile şehrin gastronomi kimliğini güçlendiren ve yerel üretimi uluslararası ölçekte görünür kılan en önemli değerler arasında yer almaktadır.’’</p>
<p>Hedeflerinin yerelden kalkınma stratejisini güçlendirerek Antalya’nın yerel ürünlerine ve nitelikli tarıma sahip çıkmaya devam ettiklerini ifade eden Özdemir, ‘’Antalya’nın verimli topraklarında yetişen ürünlerden, denizinden çıkan eşsiz lezzetlere; yerel ustaların kuşaktan kuşağa aktardığı tariflerden, modern mutfak yorumlarına kadar her tabak, ardında bir geçmişi ve kimliği taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>"Yerel üreticiyi destekliyor"</strong></p>
<p>ATB Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır da, Antalya’nın zengin mutfak kültürünün gastronomi profesyonelleri aracılığıyla tanıtılması ve yöresel lezzetlerin görünür hale gelmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Festivalin aynı zamanda yerel üreticiyi destekleyen, kırsalda üretimi güçlendiren ve turizmin çeşitlenmesine katkı sağlayan bir platform olduğuna dikkat çeken Çandır, ‘’Gastronomi kenti olabilmek için emek ve sabır isteyen bir durum. Antalya, tarihi ve kültürel birikimleri ile bunu başarabilecek birikime sahiptir’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Antalya’nın çok kültürlü mutfağı var"</strong></p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ise Antalya’nın kitle turizmiyle birlikte yaklaşık 40 yıllık bir deneyim kazandığını ve bu süreçte en önemli kazanımlardan birinin çok kültürlü bir mutfak yapısı olduğunu söyledi. Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya mutfağının yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerine ait lezzetlerin de kentte buluşarak zengin bir gastronomi sentezi oluşturmaktadır. Gastronomi yalnızca bir sektör değil aynı zamanda yaratıcılık ve hikâye barındıran bir sanattır.’’</p>
<p>ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk de, ‘’Festival, Antalya’nın gastronomi kültürünü tanıtmak, yerel üreticileri desteklemek ve turizmi çeşitlendirmek açısından önemli bir organizasyon. Gastronomi yüksek katma değer üreten ekonomik alan. Bu tür etkinlikler yeme-içme sektöründen üreticilere ve ihracatçılara kadar geniş bir ekosisteme katkı sağlamakta ve kentin marka değerini güçlendirmektedir’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-antalya-gastronomi-festivali-8-10-mayista-78013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/57-1777355140.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 5’incisi gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali 8 Mayıs&#039;ta başlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, &quot;Festival süresince yerel ve uluslararası şeflerin düzenleyeceği atölye çalışmaları, tadım etkinlikleri, gastronomi yarışmaları, paneller, söyleşiler ve birçok aktivite ziyaretçiler ile buluşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-78110</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 20:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Okulları’nın 25 yıllık eğitim serüveni fotoğraflarla anlatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Sergide, SANKO Okulları’nın kuruluşundan günümüze kadar geçen süreçte gerçekleştirilen akademik, sosyal ve kültürel çalışmalar ile okulun hafızasında yer eden önemli anlar fotoğraflarla ziyaretçilere sunuluyor. SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu sergi açılışında yaptığı konuşmada, SANKO Okulları mezunlarının hem şehre hem de ülkeye değer kattığını belirterek, “Sergide 25 yılın birikimine tanıklık ettik. Eğitim yolculuğumuzda çeyrek asrı geride bırakırken, emeği geçen tüm öğrenci, öğretmen ve yöneticilerimize teşekkür ediyor, nice başarılı yıllar diliyorum” dedi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f0eb5fdc3f3-1777396575.JPG" alt="" /></p>
<p>SANKO Okulları Danışma Kurulu Başkanı Zeynep Konukoğlu da kuruluşundan bu yana birçok anı biriktirdiklerini anımsatarak, katkı sunan tüm öğrenci, öğretmen ve yöneticilere teşekkür etti. Sergi açılışına SANKO Holding Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Konukoğlu, SANKO Okulları Danışma Kurulu Onursal Başkanı Jülide Konukoğlu, Danışma Kurulu üyeleri Murat Güneri ve Gökhan Aydın, Genel Müdür Fırat Mümtaz Asyalı, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve sanatseverler katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-78110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-1777396627.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Okulları’nın 25’inci kuruluş yılı kapsamında hazırlanan “Geçmişten Günümüze” temalı fotoğraf sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB Başkanı Karahan: TL&#039;nin istikrarlı seyri maliyet baskılarını sınırlayan unsurlardan biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 94. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısı, Bankanın idare merkezinde yapıldı.</p>
<p>Başkan Fatih Karahan, burada yaptığı konuşmada, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul olduğunu belirterek, TCMB olarak misyonlarının sürdürülebilir fiyat istikrarını sağlayarak ve finansal istikrarı destekleyerek toplumsal refaha katkıda bulunmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Bankanın politikalarını bu hedefler doğrultusunda şekillendirdiklerini bildiren Karahan, "2025'teki faaliyetlerimizi de dezenflasyon sürecini sürdürecek ve kalıcı hale getirecek şekilde yürüttük. Küresel ekonomi açısından geçen yıl en belirgin unsur uzayan belirsizlik ortamı oldu. Bu durum yıl boyunca yatırım, ticaret ve finansal koşullar üzerinde baskı oluşturdu. Yüksek belirsizliğe rağmen küresel iktisadi faaliyet görece dirençli bir görünüm sergiledi." diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte dezenflasyon sürecinin devam ettiğini vurgulayan Karahan, küresel ticaret politikalarındaki belirsizliklerin ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyonist baskı oluşturduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, bu görünüm altında merkez bankalarının politika faiz indirimlerinde daha temkinli bir yaklaşım benimsediğini ve küresel finansal koşulların görece sıkı kaldığını belirterek, "2026 yılı şubat ayı sonunda Orta Doğu'da başlayan gerilim, enerji fiyatlarının hızlı bir şekilde yükselmesine neden oldu. Halihazırda enerji piyasasında yüksek oynaklıklar devam ediyor. Bu gelişmeler karşısında gerekli önlemleri zamanlı bir şekilde aldık." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik"</strong></p>
<p>Türkiye'de geçen yılın genelinde büyümenin temel sürükleyicisinin hizmetler sektörü olduğuna işaret eden Karahan, sanayi ve inşaat sektörlerinin de büyümeye katkı verdiğini söyledi.</p>
<p>Karahan, don ve kuraklığın tarımsal katma değeri olumsuz etkilediğini bildirdi.</p>
<p>İktisadi faaliyetin 2025'te ılımlı seyrettiğini ve büyümenin yüzde 3,6 olarak gerçekleştiğini anımsatan Karahan, "2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin veriler talep koşullarının dezenflasyon sürecine destek vermeye devam ettiğini ima ediyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, dezenflasyon sürecinin 2025'te devam ettiğini ve tüketici enflasyonunun bir önceki yıla kıyasla 13,5 puan gerileyerek yılı 30,9 seviyesinde tamamladığını aktararak, toplam talep koşullarının da yıl boyunca dezenflasyonist bir seyir izlediğini anlattı.</p>
<p>Yaşanan don ve kuraklık olaylarının tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Karahan, para politikası duruşunu dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı sağlayacak ve koruyacak şekilde belirlemeyi sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Süreç boyunca alınan kararları da özetleyen Karahan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Bu süreçte parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik. Para politikası kararlarımızı parasal aktarım mekanizmasının desteklenmesi ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik makro ihtiyati adımlarla destekledik. Bu kapsamda kur korumalı mevduat hesaplarını sonlandırdık. Bunun yanında kredi büyüme sınırlarında sıkılaştırıcı adımlar attık. Türk lirası mevduatı desteklemek amacıyla lira payı hedeflerinde güncellemeler yaptık."</p>
<p><strong>"Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık dezenflasyonu destekledi"</strong></p>
<p>Bu yıla ilişkin yurt içi makroekonomik gelişmelere değinen Karahan, "Yıllık tüketici enflasyonu martta yüzde 30,9 olarak gerçekleşti. Bu dönemde öne çıkan gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının ve ramazan ayına özgü faktörlerin etkileri hissedildi. Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık ise dezenflasyonu destekledi. Söz konusu dönemde yönetilen yönlendirilen fiyat ve maktu vergi güncellemeleri geçmiş yıllara kıyasla daha düşük bir oranda gerçekleşerek dezenflasyon sürecini destekleyen diğer bir faktör oldu." dedi.</p>
<p>Karahan, yılın ilk çeyreğinde talep göstergelerinin iktisadi faaliyette yavaşlamayı işaret ederken jeopolitik gelişmelerle birlikte enflasyon üzerinde arz yönlü baskıların ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>Başta enerji olmak üzere emtia fiyatlarındaki önemli yükselişin taşımacılık maliyetlerinde artışa neden olduğunu anlatan Karahan, "Eşel mobil uygulamasının başlatılması ise ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, ocak ayında para politikası adımlarının büyüklüğünü gözden geçirdiklerini ve politika faizini 100 baz puanlık indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla zamanlı şekilde tedbirler aldıklarını vurgulayan Karahan, "Bu kapsamda 2 Mart itibarıyla bir hafta vadeli repo ihalesine ara vererek ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 40'ta oluşmasını sağladık. Ayrıca döviz piyasasının sağlıklı çalışması, döviz kurlarında gözlenebilecek oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladık. İvedilikle attığımız bu adımlar piyasa oynaklıklarının sınırlı kalmasında etkili oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, devam eden süreçte gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla sıkı politika duruşunu koruyarak mart ve nisan aylarında politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.</p>
<p>Para politikası kararlarını enflasyon görünümü odaklı toplantı bazlı ihtiyatlı bir yaklaşımla almaya devam ettiklerini vurgulayan Karahan,"Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecini sürdürecek çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Karahan, politika kararlarının 2025'te yalın, şeffaf ve çift yönlü bir iletişim politikası çerçevesinde kamuoyuyla paylaşıldığını dile getirerek, geçen yıl teknoloji ve finansal altyapıyı daha yoğun ve etkin kullanmaya yönelik faaliyetlere devam ettiklerini anlattı.</p>
<p>TCMB tarafından işletilen FAST sistemi kapsamında ödemeler alanında rekabeti, yenilikçiliği artırmak ve yeni katma değerli hizmetlerin sunulmasını sağlamak üzere çalışmalara da devam ettiklerini aktaran Karahan, Türk lirası banknot ve madeni paraların hacim ve tedavülünün kesintisiz sağlanması ve vatandaşlara sunulan hizmet ağının genişletilmesi amacıyla madeni ve banknot depolarının sayısını artırdıklarını söyledi. Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Temel görevlerimizin yanında sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde akademik çalışmalara katkı sağladık. Finansal okuryazarlık ve eğitim alanındaki destekleyici uygulamalarımızı sürdürdük. Fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için ön koşuldur. TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/karahan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız.&quot; diyen Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, &quot;TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.&quot; açıklaması yaptı. Karahan, &quot;Eşel mobil uygulamasının başlatılması ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Avrasya Tüneli 180 milyon kez kullanıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin kullanımına ilişkin verileri değerlendirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu yaptığı yazılı açıklamada, tünelin Asya ve Avrupa kıtalarını deniz tabanının altından birleştiren çift katlı ilk ve tek kara yolu tüneli olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Tünelin 5 kilometre uzunluğa sahip olduğunu, İstanbul'da araç trafiğinin en yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe Hattı'nda yaklaşım yollarıyla beraber toplam 14,6 kilometrelik bir güzergahta 9 yılı aşkın bir süredir hizmet vermeye devam ettiğini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tünel, Göztepe-Bakırköy Hattı'nı yaklaşık 10 kilometre kısaltarak, bu güzergah için ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürüyor. Sürücülerimize hızlı, konforlu ve öngörülebilir bir ulaşım imkanı sunuyoruz. Avrasya Tüneli'ni açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı. Türkiye İstatistik Kurumunun 2026 verilerine göre trafiğe kayıtlı 34 milyon 23 bin 986 taşıt olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu taşıtların neredeyse 4'te 1'i Avrasya Tüneli'ni kullandı."</p>
<p>Uraloğlu, 9 yıllık işletme sürecinde kullanıcıların toplam 250 milyon saat zaman tasarrufu elde ettiğini, 304 bin ton yakıt tasarrufu sağlandığını belirtti.</p>
<p>Tünelle 139 bin ton emisyon azalımı sağlandığını ve bunun yaklaşık 5,5 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer olduğunu vurgulayan Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Teşkilatı (OECD) tarafından teknik çerçevesi oluşturulan, açık ve kapsayıcı, şeffaf, Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerini destekleyen ve finansal, sosyal, çevresel açıdan sürdürülebilir altyapı yatırımlarına verilen Mavi Nokta Ağı kapsamında sertifikasyon sürecini başarıyla tamamlayan dünyadaki ilk proje olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Uraloğlu, projenin ayrıca enerji tasarrufu, geri dönüşüm, sürdürülebilirlik gibi temel başlıklarda topladığı puanlarla LEED Gold Sertifikası almaya hak kazandığına işaret ederek, inşaat hem de işletme döneminde, projenin olası çevresel ve sosyal etkilerinin titizlikle analiz edildiğini de bildirdi.</p>
<p>Avrupa Yakası sahil parkına 11 bin 642 yeni ağaç dikildiğini, 2,7 kilometre uzunluğunda bisiklet yolu ve yaya yolları inşa edildiğini, oyun ve egzersiz alanlarının yenilendiğini kaydeden Uraloğlu, "Avrasya Tüneli'nin işletme ve bakım binası ile Asya havalandırma binalarında devreye alınan Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile işletme, hem enerjisini temiz kaynaklardan sağlamış hem de karbon emisyonunu yıllık 210 ton azaltmış olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, projenin bugüne kadar ülke ekonomisine yaklaşık 2,6 milyar dolarlık katkı sağladığını, uzun vadede ise toplam kamu tasarrufunun 8,6 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/avrasya-tuneli-yilda-23-milyon-saati-kurtardi-oecdnin-ilk-mavi-nokta-belgesini-aldi-1746081674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrasya Tüneli&#039;nin ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürdüğünü belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Tüneli, açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı.&quot; ifadesini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulan "Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez" vizyonu kapsamında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen basın toplantısında sunum yaptı.</p>
<p>2026'yı reform yılı olarak belirlediklerini ve kapsamlı yapısal adımların gündemlerinde olduğunu vurgulayan Şimşek, bunlar arasında değer zincirini yukarı çıkaran sanayi dönüşümü, yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, demir yolları gibi verimliliği artıran altyapı yatırımları, vergi reformları, kamu maliyesi ve yönetişim reformlarının yer aldığını söyledi.</p>
<p>Şimşek, geçen hafta açıklanan paketin bunun ilk bölümünü oluşturduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Paket kapsamında daha fazla mal ve hizmet ihracatı yapmak, daha fazla yetenek, girişimci ve sermaye çekmek, varlıkları ülkeye geri getirmek, yurt dışındaki vatandaşlarımızı faaliyetlerinin merkezi olarak Türkiye'yi kullanmaya daha fazla teşvik etmek ve elbette İstanbul Finans Merkezini bölgenin önemli merkezlerinden biri olarak konumlandırmak hedeflerimiz arasında bulunuyor. İlk destek, transit ticarette sıfır kurumlar vergisi. Şirket İstanbul Finans Merkezinde yerleşikse transit ticaret tamamen vergisiz olacak. Yani yüzde 100 vergi istisnası sağlanacak. İstanbul Finans Merkezi dışında ise yüzde 95 vergi istisnası uygulanacak. Peki bu alanda öncü müyüz? Hayır. Bu düzenleme Türkiye'nin çerçevesini Singapur, Hong Kong ve Hollanda ile uyumlu hale getiriyor. Rekabetçi 'transit ticaret' merkezi oluşturmaya çalışıyoruz."</p>
<p><strong>"Transit ticarette vergi istisnasını yüzde 50'den yüzde 100'e çıkaracağız"</strong></p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin çok güçlü coğrafi konuma sahip olduğunu, önemli ticaret koridorlarından bazılarının Türkiye'den geçtiğini, Orta Koridor'un da bunlardan biri olduğunu ifade ederek, başarılı olma ihtimalini yüksek gördüklerini anlattı.</p>
<p>Yeni koridorlar oluşturmaya çalıştıklarını, Türkiye'nin bundan faydalanmak için çok iyi konumlandığını vurgulayan Şimşek, "Transit ticaret için daha önce de teşvikimiz vardı ancak bunu büyüttük. 2009'da İstanbul Finans Merkezi düzenlemesi yürürlüğe konulduğunda yüzde 50 vergi istisnası sağlamıştık, şimdi bunu yüzde 100'e çıkarıyoruz. Yani bu tamamen yeni bir şey değil, mevcut teşviki ölçeklendirdik." diye konuştu.</p>
<p>Benzer şekilde Türkiye'nin de büyük bir enerji merkezi olduğunu, Türk şirketlerinden birinin küresel ölçekte önde gelen emtia ticareti şirketleri arasında yer aldığını belirten Şimşek, bu tür şirketlerin sayısını artırmak istediklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Daha fazla ihracat için vergi indirimi</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci desteğin de daha fazla ihracat için verileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İhracatçılar için kurumlar vergisi oranını düşürme konusunda radikal bir adım attık. Standart kurumlar vergisi oranımız yüzde 25. Normal ihracatçılar bundan sonra bu oranda önemli bir indirimden yararlanacak ve oran yüzde 14'e inecek. Eğer üretici ihracatçıysanız, kurumlar vergisi tek haneye düşecek, bu oran yüzde 9 olacak. Bu adımla Türk ihracatçılarını daha rekabetçi hale getirmeyi ve aynı zamanda imalat sanayisine yönelik doğrudan yabancı yatırımı çekmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>Bu alanda ciddi bir rekabet olduğunu ifade eden Şimşek, imalat sanayisine doğrudan yabancı yatırım çekmek için radikal adım attıklarını söyledi. Şimşek, kişi başı gelir düzeyine bakıldığında Türkiye'nin imalat sanayisi katma değerinin dünyadaki en yüksek oranlardan biri olduğuna işaret ederek, "Asya Kaplanları" ile aynı seviyede olunduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hizmet ihracatına güçlü destek</strong></p>
<p>Türk imalat sanayisinde hala önemli paya sahip orta-düşük teknolojiyi orta-yüksek ve yüksek teknolojiye dönüştürmeyi amaçladıklarını vurgulayan Şimşek, şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek de hizmet ihracatımızı artırmak için olacak. Hizmet ihracatında vergi istisnasını yüzde 100'e çıkarıyoruz. Buradaki amaç yazılım, video oyunları, sağlık turizmi, eğitim, mühendislik, tasarım, mimarlık ve benzeri yüksek katma değerli hizmet ihracatını desteklemek. Aslında küresel ticarette korumacılığa karşı daha dayanıklı alanda, daha büyük pazar payı elde etmeye çalışıyoruz. Ticarette korumacılık ve parçalanma şu anda daha çok mallar için geçerli. Hizmetler ise Türkiye'nin güçlü kası. Hizmet ihracatımızda halihazırda 60 milyar doların üzerinde fazla veriyoruz. Biz bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu tedbir, Türkiye'yi hizmet ihracatında çok daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor."</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz"</strong></p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımcıların neden Türkiye'yi tercih etmesi gerektiğine de değinen Şimşek, her şeyden önce Türkiye'nin büyük bir pazar olduğunu söyledi. Türkiye'nin GSYH gücüne dikkati çeken Şimşek, "Dış kaynak kullanımı geçmişte daha rekabetçi üretim yani maliyet azaltımı için yapılırdı. Ancak büyük bir pazara sahip olduğunuzda mesele bunun ötesine geçiyor. Bu da nedenlerden biri." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2002'de göreve gelmesinden bu yana ekonomide yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, Türkiye'nin önemli bir reel yakınsama hikayesi ortaya koyduğunu anlattı. Büyüme görünümünde güçlü kalınacağına inandıklarını vurgulayarak, "Dezenflasyon programının etkisiyle geçici bir yavaşlama var ancak bu yavaşlama geçici. Güçlü ve sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz. Bu nedenle Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım girişleri için güçlü bir destinasyon olmaya devam etmesi muhtemel. Benzer şekilde güçlü bağlantısallık var." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Daha fazla yetenek ve girişimci çekme hedefi</strong></p>
<p>Stanford'un bir çalışmasına göre gelecekte Türkiye'nin dijital dönüşüm açısından önemli alanlardaki doktora ve yüksek lisans derecelerinin sayısı bakımından üst sıralarda yer alacağını belirten Şimşek, bir diğer destek için de şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek daha fazla yetenek, sermaye, girişimci, start-up ya da yüksek varlıklı birey çekmek. Burada da eğer bölgesel merkezinizi İstanbul Finans Merkezine taşırsanız 20 yıl boyunca kurumlar vergisi istisnası sağlanıyor. Merkezinizi Türkiye'de İstanbul Finans Merkezi dışında bir yere taşırsanız yüzde 95 kurumlar vergisi istisnası var. Gelir vergisi istisnası da asgari ücretin 4 katına kadar uygulanacak. Şu anda bu yaklaşık 2 bin 900 dolar civarında. Yani neredeyse 3 bin dolara kadar istisna anlamına geliyor. Bunun üzerindeki gelirler için gelir vergisi ödenecek ancak yaklaşık 3 bin dolara kadar olan kısım gelir vergisinden muaf olacak. Kapsama her türlü hizmet dahil edilecek. Yönetim, danışmanlık, denetim, tedarik zinciri, insan kaynakları. Tek kriter, gelirin yüzde 80'inin Türkiye dışından elde edilmesi. Yüzde 20'ye kadarı yerel olabilir. Böylece Türkiye'yi bu alanda Singapur ile aynı lige yerleştiriyoruz. Referanslarımız genellikle Singapur, Hollanda gibi yerler."</p>
<p><strong>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, son 22 yılda yaklaşık 300 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekildiğini, şu anda Türkiye'de aktif olarak yatırım yapmış yaklaşık 87 bin uluslararası şirket bulunduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisini yatırımcılar için tek durak ofise dönüştürüyoruz. Bürokrasiyi azaltacak ve yatırımcılar için VIP hizmetler sunacağız. Bunun içinde şirket kuruluşu, çalışma ve ikamet izinleri, vergi ve sosyal güvenlik işlemleri, arazi tahsisi, yatırım teşvikleri ve çevresel onaylar yer alıyor. Bu hizmetleri sunan her birimden temsilciler olacak. Bunlar bir masa etrafında toplanmış gibi hızlı ve anında yanıt verecek. Daha fazla yatırımcı çekmeye yönelik bir başka adım da 20 yıllık yerleşik olmayan kişi düzenlemesi. Bu ne anlama geliyor? Türk vatandaşları dahil olmak üzere, son 3 yılda Türkiye'de vergi mukimi olmayan herkes, Türkiye'ye taşınmaya karar verirse 20 yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelirleri üzerinden sıfır vergi ödeyecek. Türkiye'de gelir elde ederlerse bu gelir vergilendirilecek. Türkiye'de yüzde 10 olan veraset vergisini yüzde 1'e indiriyoruz. Uygunluk için tek kriter var, vergi mukimi olmamak. Yani son 3 yılda Türkiye'de 6 aydan fazla yaşamamış olmak. Bu düzenleme sadece küresel vatandaşları çekmeyi değil, aynı zamanda yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da hedefliyor. İtalya ve Yunanistan halihazırda bunu 15 yıl süreyle sunuyor."</p>
<p><strong>"Büyük bir bölgesel finans ve ticaret merkezi olmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye'ye taşınmak için yeni bir yapısal çerçeve oluşturduklarını belirten Şimşek, halihazırda vatandaşlık programları, ikamet izinleri olduğunu, ayrıca Turkuaz Kart'ın da mevcut bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, yatırım yoluyla vatandaşlıkta eşiklerin genellikle finansal ya da reel yatırım için yaklaşık 500 bin dolar seviyesinde olduğunu ifade ederek, sadece gayrimenkul alımı için eşiğin 400 bin dolar olduğunu, sermayenin en az 3 yıl tutulması gerektiğini dile getirdi. Sermaye harcaması kapsamında imalat tesisleri ya da 50 kişiye istihdam sağlayan hizmet şirketinin de vatandaşlık için uygun olacağını vurgulayan Şimşek, "dijital şirket rejimi" getirdiklerini bildirdi. Şimşek, şirket kuruluşu, faaliyetler ve tüm işlemlerin çevrim içi yapılabileceğine işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Ayrıca çalışanlara hisse opsiyonu planlarını, vergi verimliliğini ve sermaye katılımını geliştireceğiz. Girişim sermayesi dostu finansman araçları sunacağız. Terminal İstanbul kapsamında eski havalimanı terminal binaları bir start-up merkezine dönüştürülecek. Esasen girişimci, sermaye ve yetenek çekmeyi hedefliyoruz. 'Eve getir' dediğimiz başlık ise varlıkların ülkeye geri getirilmesi. Burada Türk vatandaşlarının yurt dışındaki varlıklarını Türkiye'ye çekmeyi hedefliyoruz. Uygun varlıklar arasında yurt dışında tutulan nakit, altın ve menkul kıymetler yer alıyor. Bu adım, Türk finansal piyasalarını derinleştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlıyor. Bunu daha önce başarılı şekilde yaptık. Bölgesel merkez başlığı altında da bölgesel bir finans merkezi oluşturmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi açıkça sadece fiziksel bir alandan ibaret değil. Burada yönetişimden, araçlardan ve yetenekten bahsediyoruz. Fiziksel lokasyon için sağlanan teşvikleri 2047'ye kadar uzatıyoruz. Bu ilk paket, İstanbul'un büyük bir finans merkezi olarak desteklenmesine yardımcı olacak. Bu doğrultuda daha fazla adım gelecek. Bu sıradan bir teşvik paketi değil. Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz. 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz. Kapsam bakımından mal, hizmet, sermaye, yetenek dahil tüm alanları içeriyor. Uygulamada yatırımcı odaklı, hızlı ve kolay giriş imkanı sağlayan, VIP hizmetlerle desteklenen bir sistem öngörüyoruz. Nihai hedef ise ülkeyi bölgesel ölçekte önemli bir finans ve ticaret merkezi haline getirmek."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/mehmet-simsek-1777295553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; konulu basın toplantısında sunum yapan Bakan Şimşek, &quot;Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz, 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında merkezi bir üs haline geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez" basın toplantısına katıldı. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu da yer aldı.</p>
<p>Açılışta konuşan Yılmaz, küresel ekonominin, belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçtiğine, jeopolitik gerilimlerin birçok bölgede yoğunlaştığına dikkati çekti.</p>
<p>İran ile İsrail arasındaki gerilimin tırmanma riski ve ABD'nin sürece dahil olmasının zaten kırılgan olan ortam üzerinde ilave baskı oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, bu gelişmelerin enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve küresel finansal koşulları doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Yılmaz, bu parçalanmış küresel ortamda dayanıklılık, öngörülebilirlik ve üretim kapasitesinin küresel yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar haline geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu ortamda güven ve disiplinle yol almaktadır. Bölgemizdeki gelişmelerin ekonomimiz üzerindeki muhtemel etkilerini sınırlamak ve piyasaların düzenli ve sağlıklı işleyişini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri hayata geçiriyoruz. Makro ekonomik istikrarı korurken üretim altyapımızı güçlendirmeye ve dayanıklı büyüme patikamızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye yatırım ve sanayi faaliyetleri açısından istikrarlı, öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Güçlü sanayi altyapısı, gelişmiş lojistik kabiliyetleri ve küresel değer zincirlerine derin entegrasyonuyla ülkemiz yatırımcılar için rekabetçi ve köklü bir ekosistem sunmaktadır. Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan stratejik coğrafi konumumuz küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir avantaj sağlamaktadır. Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz."</p>
<p><strong>"Emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız"</strong></p>
<p>Yılmaz, toplantıda soruları yanıtladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'ye yatırım yapan şirketleri kim ve hangi ulustan olursa olsun Türkiye'deki şirketlerden ayırt etmediğini söyleyen Yılmaz, emek yoğun sektörlerde bazı seçmeli destek programlarının bulunduğunu hatırlattı.</p>
<p>Yılmaz, "Çok temel bir sorun görmüyoruz ama bazı spesifik sektörlerde, özellikle emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız. Ekonomi yönetimi olarak bu sorunların farkındayız ve birçok önlem halihazırda almış durumdayız bu sektörleri desteklemek açısından. Bu sektörlerin dönüşüm süreçlerini de destekleyerek daha katma değer üreten bir seviyeye gelmelerini sağlamak istiyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz, makro politikalarda inandıkları ve uyguladıkları bazı temel prensiplerinin olduğunu belirterek, "Enflasyon düştüğünde yatırımın önünün açılacağını düşünüyoruz sektörler açısından. Bu da temel politikamız." dedi.</p>
<p><strong>"Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor"</strong></p>
<p>Belirsizliklerin, istikrarsızlıkların arttığı bu dönemde, kendi istikrarını koruyabilen, belirsizlikleri engelleyebilen ve daha fazla tahmin edilebilirlik sunan ülkelerin yatırımcılar açısından avantaj elde ettiğine dikkati çeken Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan en baştan beri, 2002, 2003'ten beri her zaman bunun altını çizdi, istikrarın ve güvenin önemini vurguladı ve her zaman tekrarladı ki bunlar ekonomik politikada başarının anahtarı; siyasi istikrar ve politika istikrarı." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, Orta Vadeli Program'a da değinerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Son derece tahmin edilebilir bir program ve piyasalara da nasıl bir yön izlediğimizi gösteriyor açıkça. Bu yüzden bizim kontrolümüzün dışında olan faktörler olsa da, bunlar bazen pozitif, bazen negatif oluyor, önemli olanın programımız ve gittiğimiz yön olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden çok ciddi bir siyasi destek var Cumhurbaşkanımız tarafından bize sunulan. Bizim programımızı son derece destekliyor ve karşılaşılan tüm zorluklara rağmen inanıyoruz ki bu program, Türkiye'yi dünyadan ayrıştıracaktır. Ayrıca vurgulamak isterim ki piyasa dostu, yatırım dostu yaklaşımlarının dışında Türkiye aynı zamanda bir diplomasi politikası da izliyor siyasette. Hem bölgemizde hem küresel ölçekte. Neredeyse dünyada yaşanan tüm çatışmalarda Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor. Bir liderlik diplomasisi uyguluyor barış ve istikrar sağlamak açısından."</p>
<p><strong>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor"</strong></p>
<p>Yılmaz, bunun yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi açısından da ciddi bir teşvik sunduğunu, Türkiye'nin herhangi bir anlamsız çatışmanın tarafı olmadığını söyledi.</p>
<p>Adil bir barışın her türlü savaştan daha iyi olduğuna inandıklarını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor. Bir taraftan kendi savunma kapasitesini artırırken diğer taraftan da çok açık bir şekilde barışı ve diplomasiyi destekliyor, ileride uzun vadeli olarak yatırım yapılabilecek bir ülke olarak da profilini yükseltiyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde barışı ve diplomasiyi desteklemeye devam edeceğiz çatışmalara karşı. Yatırım, piyasa dostu politikaları desteklemeye devam edeceğiz. Politikalarımız, korumacı politikalar olmayacak ve piyasalara müdahale tarafında olmayacak. Çatışmaların önlenmesine yönelik hamleler yapmayı tercih ediyoruz ve biz bence kendimizi kanıtladık son 20 yılda istikrarlı politikalarımızla ve bunu yapmaya da devam edeceğiz önümüzdeki dönemde."</p>
<p>Türkiye'nin geçen yıl turizmdeki en iyi yıllarından birini yaşadığını ve 65 milyar dolar gelir elde ettiğini bildiren Yılmaz, "Sektöre baktığınızda, rakamlara baktığınızda aslında biz bundan oldukça memnunuz. Elbette Türk halkı da yurt dışına gidiyor. Bu da Türk insanının aslında refahının bir göstergesidir. Turizm hala bizim cari dengemize katkıda bulunuyor." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da hedef 30 bin yeni konut</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yıldırım Belediyesi'nin kentsel dönüşüm çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirildi. Verilen bilgiye göre, Yıldırım’ın dört bir yanında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri ile riskli yapılar daha modern ve güvenli yaşam alanlarına dönüşüyor.</p>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’da düzenlenen Yapı ve Yaşam Fuarı’nda ilçenin çehresini değiştiren kentsel dönüşüm projelerini anlattı. Başkan Yılmaz, Yıldırım’daki dönüşüm çalışmalarının hem Bursa’ya hem de Türkiye’ye örnek olduğunu vurguladı. Yılmaz, “Kentsel dönüşüm alanında Bursa'nın en tecrübeli kurumuyuz. 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm yapıyoruz. 2019 yılı itibariyle ruhsat alınarak inşasına başlanan 8 proje alanında yaklaşık bin 300 bağımsız birim yıkılarak 2 bin 350 adet konut ve 450 adet ticari alan olmak üzere toplamda 2 bin 800 bağımsız birim ürettik, üretiyoruz. 2026 yılı itibariyle projelendirme aşamasında olan 11 adet proje alanında 2 bin 850 bağımsız birim yıkılarak yaklaşık 3 bin 200’ü konut ve bin 400’ü ticari alan olmak üzere toplamda 4 bin 600 bağımsız birim üreteceğiz. Belediye projeleri ile Yıldırım’da toplamda; 4 bin 150 bağımsız birim yıkılarak yerine 7 bin 400 bağımsız birim üretildi ve üretilecek” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef5ce11c8c2-1777294561.jpeg" alt="" width="651" height="366" /></p>
<h2><strong>“Hedef 30 bin yeni konut”</strong></h2>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, kentsel dönüşüm çalışmalarında kamu-özel sektör işbirliğine dikkat çekti. Yılmaz, “Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz bulunuyor. Ayrıca kentsel dönüşüm çalışmaları başlamak üzere olan ve devam eden birçok özel sektör iş birliğimiz mevcut. Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz ile birlikte yaklaşık 750 bağımsız birim yıkılarak yerine 2 bin 300 adet depreme dayanıklı bağımsız birim üretilecek. Kamu ve özel sektör iş birliği ile Yıldırım ilçesinde; toplamda 4 bin 900 bağımsız birim yıkılarak yerine 9 bin 700 bağımsız birim üretildi ve üretilecektir. Kentsel dönüşümde 2024-2029 yılları arasındaki hedefimiz 30 bin konut üretmek. İmar plan çalışmaları tamamlanmış yaklaşık 720 hektar alanda imar uygulama çalışmalarını tamamlayarak kentsel dönüşüme hazır hale getirmiş bulunmaktayız” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Bugüne kadar 40 bin tapu dağıtıldı”</strong></h2>
<p>Başkan Oktay Yılmaz, “Bitişik nizam yapı yoğunluğu fazla sosyal, kültürel, eğitim gibi temel donatı alanlarının eksikliği bulunan 13 mahalleyi (Şükraniye, Sinandede, Mehmetakifersoy, Baruthane, Beyazıt, Eğitim, 152 Evler, Ortabağlar, Selçukbey, Güllük, Mimarsinan, kısmen Davutkadı ve Siteler) kapsayan yaklaşık 450 hektar alanda kentsel dönüşüme yönelik planlama çalışmalarını başlatmış bulunmaktayız. Bu çalışmalar sonrasında kamu desteği ve özel sektör eliyle çok daha fazla sayıda dönüşümün gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Ayrıca dönüşümün önündeki en önemli engellerden olan mülkiyet sorununu çözmeye yönelik imar uygulaması çalışmalarımız da devam ediyor. 850 hektar alanda imar uygulaması süreçleri tamamlanarak 40 bin adet tapunun dağıtımını gerçekleştirdik. Yıldırım’da dönüşümün bütüncül ve sürdürülebilir olabilmesi için kentsel dönüşüm strateji belgesi çalışmalarını başlatan ilk merkez ilçe belediyesiyiz. Kentsel dönüşüm strateji belgemizi tamamlamak üzereyiz. Kentsel dönüşüm çalışmalarımızı, binaları yenilemekten ibaret görmüyoruz. Yeni ulaşım arterleri, sosyal alanlar ile birlikte yeni yaşam alanları oluşturuyoruz. Projelerimizin her birinin kendine has özellikleri bulunuyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-1777294591.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugüne kadar 40 bin tapu dağıttıklarını söyleyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm ile hedeflerinin 30 bin yeni konut üretmek olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nde Mustafa Işık dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin Olağanüstü Genel Kurulu Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Genel Kurula Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, Keles Belediye Başkanı Ali Doğru, İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan ile genel kurul üyeleri katıldı.</p>
<p>Yapılan oylamada Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin (HAGEL) Başkanlığı’na Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık seçildi. HAGEL’de Meclis Başkan Vekili olarak görev yapan Mustafa Işık, uzun süredir birlik içinde aktif çalışmalarda yer alıyordu. HAGEL’de yapılan oylama sonucu birinci başkan vekili Ali Doğru ve ikinci başkan vekili de Haşim Ali Arıkan oldu. Genel Kurulda Encümen üyeliklerine Bekir Aydın, Ercan Özel, Kamil Turhan, Kağan Mehmet Usta, Mustafa Aslan, Ramazan Sevim ve Tuncay Kocabıyık seçildi. Plan Bütçe Komisyonu ise şu isimlerden oluştu: "Selahattin Külcü, Coşkun Korkmaz, Ergül Aydın, Erdoğan Yıldız, Derya Deniz Kanar." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-1777294191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ, yüksek bedelli patentte ilk 3 arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji üretim kapasitesi ile üniversite-sanayi iş birliği performansını ortaya koyan “Türkiye’nin Patent Raporu 2025” sonuçları açıklandı.</p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), özellikle yüksek ekonomik değer üreten patentlerin ticarileştirilmesinde gösterdiği performansla Türkiye’nin en başarılı yükseköğretim kurumları arasında yer aldı.</p>
<p>Raporda, 100 bin TL ve üzeri değere sahip “Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme” kategorisinde GTÜ, 2 büyük sözleşme ile ODTÜ ile birlikte Türkiye ikinciliğini paylaştı. Aynı kategoride ticarileşen patent sayısında ise GTÜ, toplam 3 patent ile Türkiye genelinde üçüncü sırada konumlandı.</p>
<p>GTÜ, yalnızca yüksek bedelli patent ticarileştirmelerinde değil, genel ticarileştirme performansında da dikkat çekti. 2025 verilerine göre üniversite, toplam 3 sözleşme ve ticarileşen 4 patent ile ulusal sıralamadaki güçlü yerini korudu. Üniversitenin özellikle katma değeri yüksek projelerde öne çıkması, teknoloji transfer stratejisinin ekonomik karşılığı yüksek ve pazarda karşılık bulan teknolojiler üzerine kurulduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Sanayi ile iç içe kampüs yapısı, güçlü Ar-Ge altyapısı ve uygulama odaklı akademik yaklaşımıyla GTÜ, geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık hedeflerine somut katkı sunmayı sürdürdü.</p>
<p>Üniversitenin ticarileştirme vizyonuna değinen Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, “Gebze Teknik Üniversitesi olarak temel önceliğimiz, sadece akademik yayın üretmek değil, bu bilgiyi toplumun ve sanayinin hizmetine sunacak katma değerli teknolojilere dönüştürmektir. Türkiye’nin Patent Raporu 2025 sonuçları, bu stratejik odaklanmamızın meyvelerini verdiğini açıkça göstermektedir. Özellikle ‘Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme’ kategorisindeki başarımız, nicelikten ziyade niteliğe verdiğimiz önemin bir göstergesidir” dedi.</p>
<h2>"Bu başarı patentlerimizin pazar karşılığının yüksek olduğunu kanıtlamaktadır"</h2>
<p>Mantar, “Üniversitemiz, sanayinin tam kalbinde yer alan konumu ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla, laboratuvarlarda geliştirilen buluşların raflarda kalmasını değil, ekonomik değere dönüşerek ülkemizin teknolojik bağımsızlığına katkı sunmasını hedeflemektedir. 100.000 TL ve üzeri ticarileştirme bedelleriyle elde ettiğimiz ulusal başarı, patentlerimizin pazar karşılığının ve teknolojik olgunluk seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Havacılıktan savunmaya, biyoteknolojiden yapay zekaya kadar geniş bir yelpazede yürüttüğümüz çalışmalarla, sanayicimizin ihtiyaç duyduğu yerli ve milli teknolojileri geliştirmeye devam edeceğiz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademisyenlerimizi ve Teknoloji Transfer Ofisi çalışanlarımızı tebrik ediyorum. GTÜ, yüksek teknoloji üretiminde Türkiye’nin öncü gücü olma vizyonunu sürdürecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/gtu-yuksek-bedelli-patentte-turkiyenin-oncu-universiteleri-arasinda-yer-aldi-1777290297.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Patent Raporu 2025’e göre Gebze Teknik Üniversitesi, 100 bin TL üzeri yüksek bedelli patent ticarileştirmede ODTÜ ile Türkiye ikinciliğini paylaşırken, ticarileşen yüksek değerli patent sayısında ise ülke genelinde üçüncü oldu. GTÜ, sanayiyle iç içe yapısı ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek üniversite-sanayi iş birliğinde öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Halkla İlişkiler Derneği’nde yeni Başkan Serdar Ömeroğulları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin alanında sayılı meslek örgütlerinden biri olan Bursa Halkla İlişkiler Derneği (BHİD), hafta sonu gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısıyla yeni dönem yönetimini belirledi. Nilüfer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde düzenlenen genel kurulda, dernek üyelerinin yoğun katılımı dikkat çekti.</p>
<p>Mevcut Başkan Gülşah Cebelli yönetiminde genel kurula giden dernekte seçimler, tek liste ile gerçekleştirildi. Genel kurul kapsamında sunulan faaliyet raporu, denetleme raporu ve mali raporlar üyelerin oy birliği ile ibra edildi. Daha önce üç dönem dernek başkanlığı görevini üstlenen Serdar Ömeroğulları, yeniden başkanlığa seçildi. Ömeroğulları’nın önceki döneminde hayata geçirilen ve Bursa’nın tanıtımına önemli katkı sağlayan HİÇ Ödülleri (Halkla İlişkiler Çalışmaları Ödülleri) ise 2013 yılından bu yana sektörün önemli organizasyonları arasında yer alıyor. Genel kurulda yaptığı konuşmada derneğin 1992 yılından bu yana kesintisiz faaliyet gösterdiğini hatırlatan Ömeroğulları, geçmiş dönem yönetimlerine katkılarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef4595c2b22-1777288597.jpeg" alt="" width="518" height="413" /></p>
<p>Halkla ilişkiler mesleğinin stratejik önemine vurgu yapan Ömeroğulları, Bursa’da aktif olarak faaliyet gösteren tüm iletişim profesyonellerini dernek çatısı altında buluşmaya davet ederek, “Mesleğimizin gelişimi ve kurumsal gücünün artırılması için birlik ve dayanışma büyük önem taşıyor. Tüm meslektaşlarımızı derneğimize sahip çıkmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Genel kurul sonucunda oluşan yeni yönetim kurulunda şu isimler yer aldı: Ahmet Akhan, Sena Er, Metin Baykal, Seda Şen, Begüm Bakioğlu, Buket Yamanlar, Seray Gül, Ramazan Gültaş ve İlknur Çatak Şen. Denetleme Kurulu ise Bülent Sezgin, Ahmet Aydın, Ferdi Yılmaz, Elif Sezgin, Nadir Tülek ve Sevgi Yalçın’dan oluştu.</p>
<p>Yeni dönemde BHİD yönetiminin; mesleki dayanışmayı güçlendiren projeler, eğitim programları ve sektörel iş birlikleriyle Bursa’daki iletişim sektörüne katkı sunmayı hedeflediği belirtildi. Derneğin, halkla ilişkiler mesleğinin saygınlığını artırmaya yönelik çalışmalarına hız kesmeden devam edeceği ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-1777288642.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Halkla İlişkiler Derneği genel kurulunda başkanlığa Serdar Ömeroğulları seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Talep Endeksi martta 98,8&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) önemli pazarlarda talebi oluşturan koşullar ile global ekonomideki talep ve risklerin takip edildiği İhracat Pazar Monitörü'nün mart ayı sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden temel makroekonomik göstergeler ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, martta aylık bazda yüzde 0,9, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 0,1 azalışla 98,8'e geriledi. Martta işsizlik, enflasyon ve sanayi üretimindeki kısmi iyileşmelere karşın, iş güveni ve tüketici güvenindeki gerilemeler talep endeksini uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi ise aylık bazda yüzde 3,1, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 gerileyerek 96,6 oldu.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki önemli artış ve ihracat talep endeksinin uzun vadeli ortalamasının altına düşmesi, ihraç pazarları genelinde dayanıklılığı olumsuz etkiledi ve endeksi uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/5/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1777288020.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in mart verilerine göre İhracat Talep Endeksi, aylık bazda 0,9 puan azalarak 98,8&#039;e, Pazar Dayanıklılık Endeksi de yüzde 3,1 azalışla 96,6&#039;ya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni organizasyon yapımızla büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran Besler, sektördeki konumunu daha da ileri taşımak hedefiyle organizasyon yapısını yeniden şekillendirdiğini duyurdu.</p>
<p>Bu kapsamda Gülizar Öcal Doğan, Besler İş Birimleri Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı oldu. Doğan, markalaşma, inovasyon, dijital iletişim ve sürdürülebilirlik alanlarındaki birikimiyle Besler'in marka gücünü ve kurumsal itibarını daha da ileri taşımak için çalışacak.</p>
<p>Ufuk Kasar, Mali İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı görevine getirildi. Kasar, finansal planlama, raporlama, nakit akışı, maliyet yönetimi ve kurumsal dönüşüm alanlarındaki tecrübesiyle şirketin finansal ve teknolojik altyapısının güçlendirilmesine katkı sunacak.</p>
<p>Satınalma ve Tedarik Zincirinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak atanan Özhan Nuri Özesenli de tedarik zinciri optimizasyonu, planlama, lojistik ve operasyonel mükemmellik alanlarında Besler'in entegre yapısını destekleyecek.</p>
<p>Şirkette İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapan Hamide Güven Şen, Besler İnsan Kaynakları Genel Müdürü (CHRO) olarak atandı. İnsan kaynakları alanındaki dönüşüm, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi deneyimiyle Şen, Besler'in insan ve kültür yapılanmasına liderlik edecek.</p>
<p>Donuk Fırıncılık Ürünleri (DFU) Genel Müdürü olarak görev yapan Ilgın Hasırcıoğlu, Yağ İş Birimi ve Dondurulmuş Gıda ihracat süreçlerinden sorumlu Dış Ticaret Genel Müdürü olarak atandı. Hasırcıoğlu, ihracat operasyonları ve uluslararası ticaret alanındaki deneyimiyle Besler'in küresel pazarlardaki etkinliğini artıracak.</p>
<p>Besler Yağ İş Birimi'nde Satış ve Ticari Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Ali Ertuğrul Yemiş, Yağ İş Birimi'nde perakende, ev dışı tüketim (EDT) ve endüstriyel gruplardan sorumlu Satış Genel Müdürü görevine getirildi. Yemiş'in satış organizasyonu, kanal yapılanması ve ticari büyüme alanlarındaki deneyiminin şirketin ticari performansına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Besler'de Dondurulmuş Gıda Ürünleri İşletmeler Direktörü olarak görev yapan Murat Ardahanlı, Dondurulmuş Gıda İş Birimi İşletmeler Genel Müdürü oldu. Ardahanlı, mevcut sorumluluklarına ek olarak üretim süreçleri, verimlilik ve operasyonel performans alanlarında katkı sağlamaya devam edecek.</p>
<p>Şirket, inovasyonu merkeze alan, daha çevik ve entegre bir organizasyon yapısı oluşturmak amacıyla AR-GE ve kalite fonksiyonlarını tek çatı altında birleştirdi. Bu kapsamda, Hatice İçeli, Yağ ve Mutfak, Kerem Çetin ise Dondurulmuş Gıda İş Birimleri'nde AR-GE ve Kaliteden Sorumlu Grup Direktörü olarak atandı. Yeni yapılanmayla inovasyon süreçlerinin uçtan uca, daha hızlı ve yüksek kalite odağıyla yönetilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Besler, yeni organizasyon yapısı ve liderlik ekibiyle faaliyet gösterdiği kategorilerde sürdürülebilir büyümesini desteklemeyi, operasyonel yetkinliklerini daha ileri taşımayı ve iç pazarda olduğu kadar uluslararası pazarlarda da rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>"Değer üretiyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, gıda sektöründe geniş kategori çeşitlilikleri, yenilikçi ürünleri ve güçlü markalarıyla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda değer ürettiklerini belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, "Dinamik iş modelimiz, nitelikli insan kaynağımız, yüksek üretim kapasitemiz, inovasyon gücümüz ve sürdürülebilir tedarik zincirimiz sayesinde rekabet avantajımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni atamalar hakkında açıklama yapan Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürüteceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Orman Genel Müdürlüğü Yangın Yönetim Merkezi'nde 30 ilin valisinin de yer aldığı "Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, toplantı öncesi, geçen yıl orman yangınlarına karşı yürütülen mücadeleye ve bu yıl yapılacak hazırlıklara ilişkin sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Sunum sırasında tatbikat da yapıldı. Bu kapsamda İzmir'de çıkan orman yangınına merkezden verilen koordinatlarla kara ve hava araçlarıyla müdahale edildi. İHA ile izlenen yangın kısa sürede kontrol altına alındı.</p>
<p>Bakan Yumaklı, sunum sonrası yaptığı konuşmada, yeşil vatanı koruma iradelerini, güçlü koordinasyon, ortak akıl ve seferberlik ruhuyla bir kez daha ortaya koymak için bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>Bakan Çiftçi ve 30 ilin valisiyle geçen yılın değerlendirmesini yaparak bu yılki hazırlıkları gözden geçireceklerini vurgulayan Yumaklı, iklim değişikliğinin etkisiyle artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olaylarının yangın riskini her geçen yıl daha da artırdığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Teknolojiyi insan tecrübemizle birleştirerek mücadelemizi güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p>Yangınlar çıkmadan mücadeleyi başlattıklarını anlatan Yumaklı, "Orman Genel Müdürlüğümüz, kasım ayından bu yana orman içi yollardan akıllı gözetleme kulelerine, ilk müdahale ekiplerinden eğitim çalışmalarına kadar geniş bir perspektifte hazırlıklarını yaptı. Köylerimizde, okullarımızda, camilerimizde vatandaşlarımıza ulaştık, bilgilendirme çalışmalarını tamamladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, geçen yıl yanan yerlerin ağaçlandırmasını bu yıl bitireceklerine dikkati çekerek, yanan alanların bir metrekaresinin bile imara açılmayacağını, ağaçlandırılacağını kaydetti.</p>
<p>Yangınla mücadele kabiliyet ve kapasite seviyesini her geçen gün artırmaya devam ettiklerini belirten Yumaklı, şunları söyledi:</p>
<p>"Bu yıl da orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda. Kara gücümüzde 1953 arazöz, 2 bin 766 ilk müdahale aracı ve 878 iş makinemiz de sahada olacak. Teknolojiyi insan tecrübemizle ve gücümüzle birleştirerek mücadelemizi de güçlendirmeye devam ediyoruz. İHA'larımız, akıllı sistemlerimiz ve karar destek mekanizmalarımız sahadaki arkadaşlarımızın emeği ve tecrübesiyle birleşerek gerçek anlamına ulaşmış olacak. Bu yıl orman kahramanı arkadaşlarımızın sayısını da 25 binden 28 bine çıkarmış durumdayız. Sayıları 138 bini aşan orman gönüllülerimiz de sahadaki mücadelemize en büyük desteklerden birisi olacak."</p>
<p>Yumaklı, tabiatın bütün güzelliğiyle uyanışına şahit oldukları bugünlerde ormanlar için riskli bir eşiğe gelindiğini anımsatarak, istatistiklere göre geçen yıl çıkan orman yangınlarının yüzde 91'inin doğrudan ya da dolaylı olarak insan unsuru taşıdığı bilgisini verdi.</p>
<p>Orman yangınlarının sebebi dışında müsebbibinin de bulunduğunu ifade eden Yumaklı, "Dolayısıyla bu anlamda bu zamana kadar olduğu gibi sıfır tolerans ilkesiyle devam edileceğini, bilerek ya da bilmeyerek doğrudan ya da dolaylı yangına sebep olmanın ağır sonuçları ve cezalarının olduğunu hatırlatmak istiyorum. Vatandaşlarımıza hep beraber riski yönetelim çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Devletimizin bütün kurumları sahada hazır"</strong></p>
<p>Yumaklı, vatandaşlardan rüzgarlı havalarda açık alanlarda ateş yakmamalarını isteyerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Piknik sonrası alanın temizlendiğinden ve soğuduğundan emin olalım. En ufak yangın emaresi görüldüğünde de mutlaka ulaşılabilecek bir güvenlik birimine ya da 112'yi arayarak bu ihbarı gerçekleştirelim. Erken müdahalenin çok hayati ve kritik olduğunu ancak en büyük başarının orman yangınının çıkmamasını sağlamak olduğunu da ifade etmek istiyorum. Biz hazırız. Devletimizin bütün kurumları, bütün unsurlarıyla sahada hazır. Vatandaşlarımızdan tek istediğimiz destek, duyarlılık ve dikkat. Yeşil vatanımızı el birliğiyle, dikkatle ve sevgiyle koruyalım."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/346364-1777287106.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı&quot;nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Bu yıl orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tanrıverdi: Sektörde bir dönüşüm süreci yaşanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>İzmir’de düzenlenen 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde, Türk tekstil sektörünün dünyadaki konumu, rekabet gücü ve geleceği ele alındı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulusal Pamuk Konseyi iş birliğinde “Türk Pamuğunda Kritik Eşik” ana temasıyla İzmir Ticaret Odası Konferans Salonu’ndaki etkinlikte, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Fikret Kileci’nin moderatörlüğünde “Türk Tekstilinin Dünya ile Rekabeti” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Zirveye Kahramanmaraş merkezli, Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi de katıldı.</p>
<p>Tanrıverdi, yaptığı konuşmada salgında sektördeki şirketlerin yüksek kazanç elde ettiğini, ihtiyaç fazlası ürünlerini sattığını ve piyasanın güçlü seyrettiği bir dönem yaşandığını ancak sonrasında değişen tüketim alışkanlıkları ve düşen fiyatların sektörü zorladığını kaydetti.</p>
<p>Sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceği uyarısında bulunan Tanrıverdi, şunları ifade etti:</p>
<p>“Konfeksiyonun doğası gereği çok büyük tesislerle değil de daha fazla atölyelerle, daha küçük işletmelerle yapıldığı için otomasyona, otomasyon gibi işlere sermaye ayıramadılar. Zaten dünyada tam olarak konfeksiyonda otomasyon hala sağlanmadı. Konfeksiyonumuz durduğu zaman arkadan gelen ham maddemiz, kumaşımız, ipliğimiz, pamuğumuz maalesef bir şeye yaramaz hale geliyor. Bizim bunu toparlamamız lazım. Bu dönüşümü sağlayamadığımız zaman da otomasyonu sağlayamadığımız zaman, yeni standartlara uygun olmadığımız zaman da maalesef bu iş krize dönüşüyor.”</p>
<p>Tanrıverdi, polyester sektörünün güçlü bir lobi faaliyeti yürüttüğünü, buna karşın pamuğu dünyada küresel ölçekte temsil eden güçlü bir yapıya sahip olmadığını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-1777283394.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde konuşan Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi, sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESKO, Eskişehir’deki depolama krizine çözüm hedefiyle yola çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren yüzlerce işletmenin depolama ve yerleşim sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi (ESKO), şehirde yeni bir ticari yapılanmanın kapısını aralıyor. Kooperatif, özellikle toptancılık hizmeti veren işletmelerin uygun alanlarda faaliyet gösterebilmesi için altyapısı hazırlanmış yeni bir ticaret ve depolama bölgesi oluşturmayı hedefliyor. Sanayi bölgelerinde üretim dışı faaliyetlere getirilen kısıtlamalar ve mevcut sanayi sitelerinin metrekare açısından yetersiz kalması, işletmeleri alternatif ve çoğu zaman ruhsatsız alanlara yönlendirirken, bu durum son yıllarda denetimlerin artmasıyla birlikte ciddi bir sorun haline geldi.</p>
<p>ESKO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özcan, şehirde uzun yıllardır devam eden bu sorunun artık sürdürülemez noktaya ulaştığını belirterek, çözüm için ortak hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. Sektör temsilcilerinin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Özcan, “Yıllardan beri bu şehirde ticaret yapıyoruz. Sadece üretim değil, bunun bir de satış, pazarlama ve toptancılık ayağı var. Ancak mevcut sanayi sitelerinde 300-500 metrekarelik alanlar bizim gibi işletmeler için yeterli değil. OSB’lerde ise artık yalnızca üretim faaliyetlerine izin veriliyor. Bu nedenle yıllardır birçok işletme mecburen farklı alanlarda depolama yapmak zorunda kaldı. Son iki yılda ise bu alanlar ruhsatsız kabul edilerek ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalındı. Yüzlerce esnafı ilgilendiren bu sorun artık kangren haline geldi ve çözülmesi kaçınılmaz bir noktaya ulaştı” dedi.</p>
<p><strong>Kooperatif modeliyle ortak çözüm</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinin uzun bir hazırlık dönemine dayandığını belirten Özcan, kooperatif modelinin bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı. Özcan, “Bir yıldan fazla süredir yaptığımız görüşmelerde şunu gördük; bu sorun bireysel çabalarla çözülemez. Kurumsal bir yapı kurarak hem taleplerimizi daha güçlü şekilde iletmek hem de kamu yararı gözeten bir model oluşturmak zorundayız. Kooperatif kurmamızın temel nedeni de budur. Sadece belli bir grubun değil, bu sorunu yaşayan tüm kesimlerin dahil olabileceği bir yapı oluşturmak istiyoruz. Devletimizin sunduğu teşviklerden yararlanarak daha planlı ve sürdürülebilir bir ticaret alanı kurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hedef planlı ve sürdürülebilir ticaret alanı</strong></p>
<p>Kooperatifin temel hedefleri arasında, şehir içindeki dağınık ve plansız depolama alanlarının yerine altyapısı tamamlanmış, imarlı ve çevreci bir ticaret bölgesi oluşturulması yer aldığını kaydeden Murat Özcan, bu kapsamda, Türkiye’nin farklı şehirlerinde hayata geçirilen benzer projelerin de incelendiğini belirterek, “Bugün Gaziantep, Kayseri, Konya gibi şehirlerde bu sorun yıllar önce çözülmüş durumda. Bu şehirlerde toptancılık ve depolama alanları planlı şekilde oluşturulmuş. Biz de Eskişehir’de aynı vizyonla hareket ediyoruz. Ana yollarla bağlantılı, altyapısı hazır, çevreye duyarlı ve yenilenebilir enerji imkanlarından faydalanan bir ticaret alanı kurmak istiyoruz. Bu proje sadece bugünün değil, gelecek 50 yılın ihtiyacını karşılayacak bir yatırım olacak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Geniş katılım hedefleniyor</strong></p>
<p>Kooperatifin kurucu yapısının ilk etapta sınırlı sayıda şirketten oluştuğunu ancak ilerleyen süreçte geniş katılım hedeflendiğini aktaran Özcan, farklı sektörlerin de projeye dahil edilmesinin planlandığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Bugün burada kurucular kurulu olarak bir başlangıç yaptık. Ancak hedefimiz çok daha geniş bir yapı. İnşaat malzemecilerinden mobilyacılara, gıda toptancılarından lojistik firmalarına kadar birçok sektör bu sorundan etkileniyor. Kuracağımız dijital platform üzerinden talepleri toplayacağız ve ortak bir planlama ile ilerleyeceğiz. Bu yapıyı ne kadar kapsayıcı hale getirirsek, çözüm de o kadar güçlü olacaktır.”</p>
<p><strong>Kurucular kurulu 8 şirketten oluştu</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinde farklı sektörlerden firmaların bir araya geldiğini belirten Murat Özcan, kooperatifin ilk etapta 8 şirketin katılımıyla kurulduğunu açıkladı. Kurucu yapının sektörün farklı alanlarını temsil ettiğine işaret eden Özcan, “Kooperatifimizin Kurucular Kurulu’nda sekiz şirket yer alıyor. Bu yapı, Eskişehir’de ticaretin farklı kollarını temsil eden güçlü bir birlikteliği ortaya koyuyor. Esoto, Yiğitler Hırdavat, Sivriler İnşaat, Esözcanlar İnşaat Malzemeleri, Çam Kirazı, Akın İnşaat Malzemeleri, Motif Mobilya ve Gürbüz Kara İnşaat Malzemeleri firmaları kurucular kurulumuzda yer alıyor. Bu birliktelik, şehrimizdeki ticari sorunlara ortak akılla çözüm üretme irademizin en somut göstergesidir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-1777282967.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de faaliyet gösteren toptancı ve dağıtımcı işletmelerin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu depolama ve ruhsat sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi, sektörün ihtiyaçlarına yönelik planlı bir ticaret ve depolama alanı oluşturmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı"nda yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik yeni düzenlemeler geçen hafta açıklandı. Bazı vergi düzenlemelerinin de yer aldığı programın, ağırlıklı olarak Türkiye’nin bir yatırım üssü olmasına yönelik olduğu anlaşılıyor. </p>
<p>Komşu ülkelerde yaşanan bölgesel çatışmalar, yatırımcılar için yeni güvenli liman arayışını artırıyor. Bu bağlamda Türkiye, hem bu bölgesel gerilimlerin bir parçası olmaması hem de birçok yatırımcı için çeşitli desteklerin sağlanması açısından yeni yatırımcıların tercih edilebileceği bir noktada yer alıyor.     </p>
<p><strong>Programda hangi teşvikler planlanıyor? </strong></p>
<p>Programın açıklanmasıyla birlikte, öne çıkan vergi teşvikleri daha belirgin hâle geldi. Özellikle bu teşviklerin bir torba kanun ile teşvik paketi olarak kanunlaşacağı anlaşıldı. Bu gibi torba kanun ile başlayan çalışmaların, genel kurula gelene kadar birçok ilave kanun değişiklileri ile farklı düzenlemeleri içermesi mümkün görünüyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde farklı düzenlemeleri de takip etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Programda ilk olarak, imalatçı ve ihracatçılar için tatbik edilen %20 kurumlar vergisinin %9’a çekileceği ifade ediliyor. Diğer düzenlemeye göre ise genel ihracatçılarda yine kurumlar vergisi %20’den %14’e indiriliyor.</p>
<p>Ayrıca İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret faaliyetlerinden elde edilen kazançlardaki vergi indirimi %50'den %100'e çıkarılıyor ve bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmaması planlanıyor. Son olarak ise yazılım, mühendislik, mimarlık ve sağlık turizmi gibi katma değerli olarak kabul edilen bu gibi hizmet ihracatından sağlanan döviz gelirlerinin de %100’ü indirim kapsamına alınıyor.</p>
<p>Düzenleme içinde dış ticaret alanında faaliyet gösteren kişiler dışında yatırımcıları da yakından ilgilendiren düzenlemelerin de olacağı ifade ediliyor. Varlık barışı, yurt dışından ülkeye döviz getirilmesi gibi durumlarda vergilendirmeme üzerine bir çalışmanın da düzenlemede olacağı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Düzenleme ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>İhracatçılar uzun süredir kurdan kaynaklı sıkıntılarını dile getiriyordu. Şirketlerin üretim maliyetleri; petrol fiyatların artışı, ücretlerin enflasyon oranında güncellenmesi gibi nedenlerle artıyor. Ancak ihracat bedelleri yani gelir açısından, kurda bir artış olmadığı için kârlılıklarında azalma yaşanıyor. Yapılan bu vergisel indirim ya da kurumlar vergisinde oran azalması ihracatçılar için olumlu bir gelişme olarak algılanabilir.</p>
<p>Diğer bir düzenleme transit ticaret faaliyeti yapan şirketleri kapsıyor. Bu işlemin de bir tür ihracat faaliyeti olduğunu dikkate alırsak, yine ihracatçıya yönelik bir vergisel teşvik olduğu söylenebilir. Bu düzenleme sadece İFM’de yer alan şirketlerle sınırlı. Ancak burada öne çıkan nokta yabancı yatırımcıların şirket merkezlerinin Türkiye’de olması gerektiği yönünde bir teşvik olarak da ifade edebilir çünkü bu sistemde eşyaların ülkeye gelmeden alım-satımının ülkemizde olması gerekiyor ve bu kazançlardan elde edilen gelirin tamamının kurumlar vergisinden istisna olacağı belirtiliyor. Bu düzenlemelerle, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’de konumlandırması adına  bir adım atılıyor. Böylelikle, son coğrafi gelişmelere paralel olarak, Türkiye güvenilir yatırım üssü olarak işaret ediliyor. </p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Ülkemizde yatırım ortamının artırılmasına yönelik her düzenleme oldukça önem taşıyor. Son yıllarda doğrudan yatırım almakta zorlanmamız nedeniyle, bölgedeki yatırımcıların güvenli alan olarak ülkemizi görmesi ve vergisel teşviklerle ülkemizi tercih etmelerinin sağlanması kritik hale geliyor. 2025 senesinde 20 milyar USD olan uluslararası yatırımlar son zamanlarda 8 milyar USD civarında gerçekleşiyor. Bu nedenle, yatırım tutarının artırılması için bu gibi teşviklerin genişletilmesi gerekiyor. Örneğin, uzun yıllardır tartıştığımız Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’nun ithalatta kaldırılması konusu. Finansmana erişimin bu kadar pahalı olduğu bir zamanda satıcıdan vade avantajı kullanımının önünün açılması gerekiyor.</p>
<p>Diğer taraftan, Kuzey Afrika ülkelerinin (Mısır, Tunus, Fas gibi) ekonomik olarak avantajlı olmalarından dolayı bu ülkelere yatırım yapılıyor. Hatta bizim ülkemizden de bu ülkelere yatırımların yapıldığı biliniyor. Bu noktada, mevcut uluslararası yatırımcıların yeni proje alamama ya da mevcut projelerini koruyamama durumu gözden kaçan bir konu olarak öne çıkıyor. Bu noktada, yatırım rekabeti yaşadığımız ülkelerle yatırım ortamı açısından bir etki analizi yapılması büyük önem taşıyor çünkü yeni yatırımların ülkemize gelmesi için yalnızca vergisel teşviklerin yeterli olmasını öngörmemek gerekiyor. Vergi teşviklerinin yanı sıra, ithalat maliyetlerin büyüklüğü (korumacılıktan kaynaklı ek mali yükümlülükler, ithalattaki gözetim ve bu gözetim uygulamalarına ilişkin tali uygulamalar gibi), gümrük süreçlerindeki kolaylaştırmalar, üretim maliyetlerindeki artışların gözden geçirilmesi gibi önemli konulara odaklanılarak bu yönde aksiyon alınması gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yonetimi-simulasyonu-3-tatbikat-ve-deneyim-77970</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş yönetimi simülasyonu-3: Tatbikat ve deneyim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önceki yazımızda, insanlık tarihinde yer alan bazı simülasyon örneklerini vermiştik. Simüle etmeyi, “bir şeyi veya vakayı gerçekmiş gibi tasarlayarak, benzerini canlandırmak” yani bir nevi “tatbikat” diye tanımlamıştık. Tatbikat kelimesi akıla askerlik mesleğini ve savaşları getiriyor. Başka konularla ilgili de (Yangın ile mücadele gibi) yapılan tatbikatlar var elbette, ancak bizim dilimizde bu kelimenin temel olarak iki anlamı var; bir tanesi “askeri manevra”, diğeri de “uygulama”.</p>
<p>Yazılı tarihe geçmiş en eski tatbikatlar antik çağlara kadar uzanıyor. Antik Mısır’ın Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1550-1070) Mısır ordusunun Nil Nehri kıyılarında ve çöl bölgelerinde savaş tatbikatları düzenledikleri biliniyor. Firavun 2. Ramses, Hititler ile Kadeş Savaşı’na (M.Ö. 1274) hazırlanırken ordusunu ikiye ayırmış ve karşılıklı manevralar yaptırmıştır. Sun Tzu (MÖ 544-496), "Savaş Sanatı" adlı eserinde askeri tatbikatların önemine değinmiş, Generallere askerlerin disiplinini artırmak için barış zamanlarında düzenli olarak tatbikat yapmalarını öğütlemişti. Gerçekten de Çin’de savaş arabalarının, piyadelerin ve okçuların birlikte hareket etmelerini sağlamak için, farklı tarihlerde geniş çaplı tatbikatlar düzenlenmiş olduğu kayıt altına alınmış. “Ordularının kurmay ekiplerine, subaylarına ve askerlerine barış zamanlarında düzenli olarak savaş simülasyonları uygulayan devletler, diğer devletlere karşı askeri alanda üstünlük kurmuşlardır”. Kulağa hiç de şaşırtıcı gelmiyor değil mi? Örneğin Antik Yunan’da “polis” denilen, bağımsız, kendi yönetimlerine sahip, irili ufaklı 1.000 civarında şehir devleti vardı. Denizcilik, ticaret, felsefe ve bilim ile hatırlanan 5-6 devlet dışında,  bunlardan en başarılıları Peloponez Savaşlarında karşı karşıya gelen rakip ittifakların liderleri konumunda olan iki devletti; Atina ve Sparta. Düzenli olarak ordusuna tatbikat yaptıran, onları sürekli olarak savaşa hazır bir şekilde tutan, üçüncü devlet ise Tebai idi. Özetle Antik Yunan tarihine damga vuran, barış zamanlarında savaş simülasyonları uygulayan işte bu üç devletti. Roma İmparatorluğu da askeri eğitim ve tatbikat konusunda oldukça sistematik bir yaklaşım geliştirmiş, Spartalıların “Agoge” adındaki eğitimlerine benzer uygulamalar dışında, Romalı lejyonlar belirli dönemlerde büyük askeri tatbikatlara katılır, “Testudo” (kaplumbağa formasyonu ile düşman okçuları tarafından kayıp vermeden ilerlemek) gibi “savunma düzeni ile ilerleme” taktiklerini sahada test ederlerdi. Orta çağa özellikle askeri açıdan damgasını vuran Moğollar ve Osmanlılar da düzenli tatbikat yaparlardı. Zaten Osmanlı’da Yeniçeri Ocağının “Talimgâh”ı sürekli olarak çalışır, hemen her gün yakın dövüş, kılıç ve okçuluk eğitimi verilirdi. 19. Yüzyıl başlarında Napolyon Fransa’sı ile Avrupa’da yapılan askeri tatbikat uygulamalarının ve savaş simülasyonlarının sayısı artmış, günümüzdeki modern askeri tatbikatların temeli atılmıştı. 20. Yüzyıl başında ise (17 Aralık 1903) Wright kardeşler uçağı icat etti; gerçi ilk uçuş 12 saniye sürdü ve uçak sadece 36 metre ilerlemişti. Ancak çok uzaklardaki hedef ve hayallere ulaşma yolunda en önemli şey zaten atılan ilk adım değil miydi? Sadece 11 yıl sonra patlayan dünya savaşının ilk günlerinde savaşan bütün ülkeler, gökyüzünden düşman bölgesine keşif yapabilmek için uçak kullandılar! Keşif yaparken Alman askerleri tarafından 1915 yılı başlarında uçağı vurulan bir Fransız pilotu olan Roland Garros, uçağına sabit makineli tüfek monte ederek, bir sonraki uçuşunda karşılık vermek istedi; bu sayede tarihteki ilk savaş pilotu oldu! Aynı sene <strong>Almanlar</strong><strong>,</strong> Garros'un fikrini geliştirerek, makineli tüfeği pervane senkronizasyon sistemiyle donattı. <strong>Fokker Eindecker</strong> model avcı uçağı böylece <strong>ilk gerçek savaş uçağı</strong> oldu. Bu gelişme, hava muharebelerinin başlamasına yol açtı ve savaş uçakları hızla gelişti. Sadece 3 yıllık süreçte, I. Dünya Savaşı'nın sonuna gelindiğinde avcı uçakları, bombardıman uçakları ve keşif uçakları gibi farklı kategoriler oluşmuştu bile. Baş döndürücü bir hızda gerçekleşen bu gelişmeler, üstün stratejist ve büyük bir vizyoner olan Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatinden kaçmamıştı elbette. 15 Mayıs 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti’nin açılış konuşmasında: “<strong><em>İstikbal göklerdedir. Çünkü göklerini koruyamayan milletler, yarınlarından asla emin olamazlar!</em></strong>” demişti. Günümüze kıyasla özellikle avcı ve keşif uçaklarının üretim maliyetleri çok yüksek değildi; “<strong>esas mesele pilot yetiştirebilmekti!</strong>” Havalanmadan, uçağın gökyüzündeki manevraları konusunda “güvenli bir şekilde” pilot adaylarına nasıl eğitim verilecekti? İşte bu sorunu, çocukluğunu babasının piyano ve kilise orgu üreten imalathanesinde geçirdiği için, pompalar, valfler, ve körüklerin nasıl çalıştığını iyi bilen ve sivil bir pilot olan Edwin Albert Link, 1929 yılında ürettiği uçak simülatörü ile çözdü! Blue Box ve Link Trainer olarak anılan, tarihin ilk uçak simülatöründen binlerce adet üretildi ve milyarlarca dolar büyüklüğünde bir sektör doğdu. Öyle ki, tamamen mekanik olan bu simülatörlerden 2. Dünya savaşında yer alan hemen her ulusa mensup pilotlar eğitim aldı. Sadece ABD Hava Kuvvetlerinde görevli “yarım milyondan” daha fazla savaş pilotu, bu uçak simülatörü sayesinde güvenle “karada” uçak kullanmayı öğrendi!</p>
<p>Devletlerin ve ulusların birbirlerine üstünlük kurma gayretleri nedeniyle hızla ilerleyen teknoloji ile geliştirilen yeni stratejiler ve taktikler, doğal olarak ticari yaşamı da etkiledi. İş dünyasında yönetici eğitmek için uygulanan ilk simülasyon, 1950'lerin başında geliştirilmiş olan "<strong>The Beer Game</strong>" (Bira Oyunu) adlı “tedarik zinciri yönetimi” eğitim programı oldu. Bu simülasyon, Massachusetts Institute of Technology (MIT) tarafından, sistem dinamikleri ve tedarik zinciri yönetimi üzerine araştırmalar kapsamında geliştirilmişti. Perakendeci, toptancı, dağıtıcı ve üretici olarak dört farklı alanda role play yapan katılımcılar, tedarik zinciri boyunca “talep dalgalanmalarını” ve “iletişim eksikliklerini” yönetme becerisi kazanıyorlardı! (Oyun halen piyasada; ilgilenenler araştırabilirler.) İş dünyasında yönetici eğitimi için uygulanan diğer erken dönem simülasyonlarından biri de, 1956 yılında General Electric tarafından geliştirilmiş "<strong>Top Management Decision Simulation</strong>" (Üst Yönetim Karar Simülasyonu) olmuştur. Bu uygulama, yöneticilere stratejik karar alma becerilerini öğretmek ve aldıkları iş kararlarının finansal ve operasyonel sonuçlarını anlamalarına yardımcı olmak için kullanılan “ilk bilgisayar tabanlı simülasyon”du. Yönetici eğitimi için teknolojinin kullanılmasına öncülük edilerek, iş dünyasında karar verme süreçlerinin simüle edilmesi, eğitim programlarında devrim yarattı! Günümüzde yaygın olarak kullanılan ERP (Enterprise Resource Planning) yazılımları ve iş simülasyonlarının birçoğu, GE firması tarafından geliştirilen işte bu “Üst Yönetim Karar Simülasyonu”ndan ilham almıştır. Bugün geldiğimiz noktada simülasyon, yalnızca bir analiz aracı değil; doğrudan karar mekanizmasının kendisi haline gelmiş durumdadır. Üretimden lojistiğe, finanstan pazarlamaya kadar hemen her alanda şirketler, farklı senaryoları dijital ortamda test ederek milyonlarca dolarlık riskleri minimize ediyorlar. Örneğin küresel ölçekte faaliyet gösteren pek çok üretici, “dijital ikiz” teknolojileri sayesinde bir fabrikanın tamamını sanal ortamda kopyalayabiliyor. Yeni bir yatırım kararı alınmadan önce, üretim hattındaki en küçük değişikliğin bile maliyet, hız ve verimlilik üzerindeki etkisi ölçülebiliyor. Bu, yöneticilere sadece daha doğru karar alma imkânı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda "karar alma cesaretini" de artırıyor. Benzer bir dönüşüm, veri odaklı teknoloji şirketlerinde daha da belirgin; Netflix, yüz milyonlarca abonesinin izleme alışkanlıklarını analiz ederek, hangi içeriğin başarılı olacağını önceden tahmin ediyor. Aslında bu bir tahminden ziyade, devasa bir simülasyon süreci. Aynı şekilde Uber, şehirlerdeki arz-talep dengesini gerçek zamanlı olarak simüle ederek fiyatlarını dinamik biçimde belirliyor. Bu şirketler için simülasyon, geçmişi anlamanın değil, mevcut anı ve geleceği şekillendirmenin aracıdır.</p>
<p>Simülasyonun en önemli katkılarından biri de lider yetiştirme süreçlerinde görülüyor. Geleneksel eğitim yöntemleri, yöneticilere “ne yapmaları gerektiğini” anlatır. Simülasyonlar ise onlara, yaptıkları seçimlerin sonuçlarını deneyimleme fırsatı sunar. Yanlış bir kararın etkisini görmek, çoğu zaman en güçlü öğrenme biçimidir. Bu nedenle bugün dünyanın önde gelen şirketleri ve iş okulları, liderlik gelişim programlarının merkezine simülasyonları yerleştiriyor. Tüm bu gelişmeler bize şunu söylüyor, etkin yönetim artık yalnızca mevcut durumu analiz etmek değil, geleceğin farklı versiyonlarını tasarlamak ve test etmektir. <strong>En başarılı yöneticiler, en doğru cevabı bilenler değil; en çok senaryoyu deneyimlemiş olanlardır</strong>. Çünkü gerçek dünyada her kararın bir maliyeti vardır, ancak simülasyonda yapılan hatalar sadece öğrenme fırsatıdır. Belki de bu yüzden modern yönetimin en kritik yetkinliği, öngörü değil; öngörüyü sistematik olarak test edebilme becerisidir. Simülasyon, yöneticilere bu imkânı sunar. Karar vermeden önce geleceği birkaç kez yaşayabilmek… Hataları risksiz bir ortamda yapabilmek… Ve en önemlisi, belirsizliği yönetilebilir hale getirebilmek.            Sonuç olarak, simülasyon artık bir “lüks” ya da “ileri teknoloji oyuncağı” değil; rekabet avantajının temel unsurlarından biridir. Önümüzdeki yıllarda fark yaratacak yöneticiler, sadece hızlı karar alanlar değil; kararlarını en iyi test edenler olacak.  Çünkü iş dünyasında yeni kural basit: <strong>Gerçek hayatta kazanmak istiyorsan, önce simülasyonda kazanmalısın.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yonetimi-simulasyonu-3-tatbikat-ve-deneyim-77970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş yönetimi simülasyonu-3: Tatbikat ve deneyim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-77960</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCK by Kıraç’tan 2026 için güçlü büyüme hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yol güvenliği sistemleri, enerji altyapı çözümleri ve savunma sanayine yönelik üretimleriyle faaliyet gösteren şirket, yatırımcı sunumunda büyüme stratejisini, devam eden yatırımlarını ve küresel hedeflerini paylaştı. Şirketin büyüme yolculuğunda en önemli adımlardan biri, 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 1,35 milyar TL büyüklüğündeki Bozüyük entegre üretim tesisi oldu. Şirket açıklamasına göre, dijital izlenebilirlik sistemleri, robotik üretim hatları ve çevreci galvaniz teknolojileriyle donatılan tesis, TCK by Kıraç’ın operasyonel verimliliğini artırarak küresel rekabet gücünü yukarı taşıdı. Öte yandan Bursa Başköy’de yapımı süren yeni üretim tesisinin de 2027 yılında tamamlanması hedefleniyor. Söz konusu yatırımın, makine parkuru hariç yaklaşık 500 milyon TL inşaat ve altyapı harcamasıyla hayata geçirilmesi planlanıyor.</p>
<h2>Savunma ve enerjide çift yönlü büyüme</h2>
<p>Savunma sanayinde attığı adımlarla uluslararası tedarik zincirlerinde daha etkin bir konuma ilerleyen şirketin NATO Support and Procurement Agency (NSPA) tedarik sistemine dahil olarak küresel savunma projelerine doğrudan erişim imkânı elde ettiği belirtildi. Makine ve Kimya Endüstrisi A.Ş. (MKE) tedarikçi platformuna katılım ise şirketin yurt içi projelerdeki rolünü güçlendirdiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, "Enerji alanında ise güneş enerjisi altyapı konstrüksiyonları üretimiyle büyümesini sürdüren şirket, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışı fırsata çevirerek portföyünü genişletiyor. Yol güvenliği sistemleri, solar enerji altyapısı ve savunma sanayi olmak üzere üç ana iş kolunda faaliyet gösteren TCK by Kıraç; Avrupa, Orta Doğu ve Balkanlar başta olmak üzere geniş bir coğrafyada büyümesini sürdürüyor. Gürcistan ve Romanya’daki yapılanmalar da şirketin uluslararası genişleme stratejisini destekliyor." denildi.</p>
<h2>“Küresel oyuncu konumumuzu güçlendiriyoruz”</h2>
<p>TCK by Kıraç Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, son yıllarda gerçekleştirilen yatırımların şirketi küresel ölçekte rekabet eden bir yapıya taşıdığını belirtti. Malçok, Bozüyük yatırımı ve planlanan yeni tesislerle üretim gücünü artırdıklarını ifade ederek, savunma sanayi, solar enerji ve yol güvenliği alanlarında kurdukları yapı sayesinde daha güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme yakaladıklarını vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-77960</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/0/1280x720/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-1777271923.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat odaklı büyüme stratejisini sürdüren TCK by Kıraç A.Ş., 2026 yılına ilişkin finansal ve operasyonel hedeflerini açıkladı. Şirket, 8 milyar TL ciro, yüzde 35–40 FAVÖK marjı ve yüzde 80 kapasite kullanım oranına ulaşmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyalog-uzlasi-ve-aksiyon-cop31e-ne-kadar-haziriz-77956</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyalog, uzlaşı ve aksiyon: COP31’e ne kadar hazırız ?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> COP Zirveleri, küresel iklim yönetişiminin en kritik karar platformları olmayı sürdürüyor. Bugün gelinen noktada bu zirveler artık sadece niyet beyanlarının dile getirildiği alanlar değil, ülkelerin gerçek dönüşüm kapasitesinin ölçüldüğü, verilen sözlerin ne ölçüde hayata geçirildiğinin test edildiği, politika ile uygulama arasındaki boşluğun görünür hale geldiği birer “uygulama sınavı” niteliği taşıyor. “Diyalog”, “Uzlaşı” ve “Aksiyon” odağında şekillenen COP31’in de sadece bir müzakere platformu değil, “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması son derece önemli.</p>
<p>Bu çerçevede Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği üstlenmesi de yalnızca diplomatik bir başarı değil, aynı zamanda uzun süredir şekillenen yeşil dönüşüm vizyonunun sahaya nasıl yansıdığını gösterecek önemli bir fırsat sunuyor. Antalya’da şekillenecek yaklaşım, aynı zamanda Türkiye’nin küresel iklim mimarisi içindeki konumunu yeniden tanımlama potansiyeline sahip.</p>
<p><strong>Söylemden uygulamaya: Gerçeklik ve samimiyet testi </strong></p>
<p>Bütün veriler ve araştırmalar, küresel ölçekte en kritik sorunun hedef eksikliği değil, uygulama açığı olduğunu ortaya koyuyor. COP31’de aslında, tam anlamıyla “gerçeklik ve samimiyet” test edilecek. Küresel anlamda özellikle gelişmiş ülkeler tarafından iklim finansmanı, emisyon azaltımı, fosil yakıtlardan çıkış teknoloji transferi gibi kritik alanlarda verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi gerçeği ile yüzleşilecek.</p>
<p>Ülkemiz için ise, yeşil dönüşüm hedeflerinin ne ölçüde yatırım kararlarına, sanayi politikalarına ve finansal akışlara yansıdığı daha görünür hale gelecek. Bu yalnızca bir performans değerlendirmesi değil, aynı zamanda gelecekteki rekabet gücünün de belirleyicisi olacak. Antalya’da ortaya konacak yaklaşım, söylem ile uygulama arasındaki mesafenin ülkemizde ne ölçüde daraltılabildiğini daha görünür hale getirecek.</p>
<p><strong>COP 31 Ana Temaları </strong></p>
<p>Çok paydaşlı yoğun bir hazırlık süreciyle şekillenen bu dönem, bu buluşmayı özellikle ülkemiz için klasik bir zirve olmanın ötesine taşıyor. İlgili kamu otoriteleri ve Bakanlık koordinasyonunda şekillenen ve COP31’in gündemini oluşturan dokuz taslak tematik alan; sıfır atık, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, iklim değişikliğine dirençli şehirler, iklim eylemi uygulama mekanizması, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü ile iklim, çölleşme ve biyoçeşitlilik olarak belirlenmiş durumda.</p>
<p>Bu başlıklar aynı zamanda, COP31’in yalnızca çevresel boyutuyla değil, aynı zamanda uygulama kapasitesi, toplumsal katılım ve sistemsel dönüşüm perspektiflerini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsediğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu kapsamda Blue Zone ve Green Zone yapılanması, kurgulanan tematik hub’lar şekillenmeye başladı. Sıfır atık, finansman, teknoloji ve inovasyon, enerji geçişi, kültür ve medeniyet, gençlik ve start-up/girişimcilik gibi alanların yanı sıra üniversiteler ve yerel yönetimlerin de dahil olacağı bu yapı; uluslararası paydaşların bir araya gelerek etkinlikler düzenleyebileceği, ağlar kurabileceği ve somut proje ile iş birlikleri geliştirebileceği etkileşimli platformlar olarak önemli bir etki yaratma potansiyeline sahip.</p>
<p><strong>Dönüşümün anahtarı: Koordinasyon ve kapasite </strong></p>
<p>İklim dönüşümü, kamu politikaları, özel sektör yatırımları, finansal sistemin yönlendirmesi ve yerel uygulamalar arasında güçlü bir hizalanma gerektiriyor. Bu nedenle asıl belirleyici olan, strateji belgelerinin sayısı değil, bu belgelerin ne ölçüde entegre bir şekilde hayata geçirilebildiği. BM Çevre Programı tarafından yayımlanan raporlarda bu gerçeği destekliyor: Küresel ölçekte en büyük eksiklik, “Uygulama Kapasitesi” ve “Koordinasyon”.</p>
<p>Bu dönüşümün merkezinde ise artık tek bir aktör değil; birlikte hareket edebilen, sorumluluğu paylaşan ve ortak hedefler etrafında hizalanabilen bir ekosistem yer alıyor. COP31, Türkiye’ye bu çok paydaşlı yapının ne ölçüde etkin çalışabildiğini gösterme fırsatı sunacak. Kamu, özel sektör, finans dünyası, STK’lar, akademi ve yerel aktörler arasında kurulan koordinasyonun gerçek kapasitesi ve etki gücü görülecek. Başarının temel belirleyici unsuru ise, yalnızca kamunun ortaya koyduğu yön değil, bu yönün tüm paydaşlar tarafından ne ölçüde sahiplenildiği ve birlikte hayata geçirilebildiği olacak.</p>
<p><strong>Anlatılan değil, yönetilen dönüşüm</strong></p>
<p>COP31, bir zirveden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu süreç, Türkiye için yalnızca ne kadar hazır olduğunun değil, aynı zamanda bu dönüşümün gerektirdiği sorumluluğu ne ölçüde üstlenebildiğinin de bir göstergesi olacak.</p>
<p>Başarı hikayemizi yazmak ve yönetmek bizim elimizde.</p>
<p>“Diyalog” kurabilen, ortak zeminde “uzlaşı” üretebilen ve bunu ölçülebilir “aksiyon”lara dönüştürebilen bir yapıyı ne kadar hızlı inşa edebilirsek o ölçüde başarılı olacağız.</p>
<p>Bu yeni dönemde fark yaratan, anlatılan değil, yönetilen dönüşüm olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyalog-uzlasi-ve-aksiyon-cop31e-ne-kadar-haziriz-77956</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyalog, uzlaşı ve aksiyon: COP31’e ne kadar hazırız ? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-akdeniz-bir-uygulama-laboratuvari-olabilir-mi-77955</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e giderken, Akdeniz, bir &#039;uygulama laboratuvarı&#039; olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31’e giderken Akdeniz’den gelen manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığı için Akdeniz’i yenilenebilir enerji, uyum ve iklim finansmanı ekseninde bir “uygulama laboratuvarı”na dönüştürme fırsatına işaret ediyor.</strong></p>
<p>İklim diplomasisinin en büyük sorunu hedef eksikliği değil. Hedef çok, taahhüt çok, zirve çok. Eksik olan şey, bunların sahada karşılık bulması. Yani şehirlerde, limanlarda, sanayi bölgelerinde, tarım havzalarında, elektrik şebekelerinde ve finansman masalarında uygulanabilir hale gelmesi.</p>
<p>Tam da bu nedenle COP31’e giderken Akdeniz’den gelen çağrı dikkat çekici.</p>
<p>Mediterranean Alliance of Think Tanks on Climate Change (MATTCCh) tarafından yayımlanan “Delivering a Mediterranean climate agenda for COP31 and beyond” (COP31 ve sonrası için Akdeniz iklim gündemini hayata geçirmek) başlıklı manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığına yalnızca diplomatik bir ev sahipliği değil, bölgesel bir uygulama gündemi öneriyor.</p>
<p>Manifesto, Palermo’da düzenlenen 14. Earth Day Mediterranean Festival kapsamında bir araya gelen düşünce kuruluşları, yerel aktörler, üniversiteler, filantropi kuruluşları ve ortakların tartışmalarından ortaya çıkan bir çerçeve sunuyor. Raporun çıkış noktası şu: Akdeniz, iklim krizinin laboratuvarı haline geldi. Su stresi, seller, orman yangınları, ekosistem kayıpları ve aşırı sıcaklar bölgenin artık istisnai değil, yapısal riskleri konumunda. Üstelik bu riskler yalnızca çevresel değil; güvenlik, göç, kalkınma, insan hakları ve adil geçiş başlıklarıyla iç içe geçiyor.</p>
<p><strong>Akdeniz, dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri</strong></p>
<p>Manifesto, Akdeniz’i dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri olarak tanımlarken, aynı zamanda Avrupa, MENA bölgesi ve Afrika arasında yeni bir iş birliği alanı olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu bakış, COP31 açısından önemli. Çünkü Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak zirvenin başarısı, yalnızca müzakere metinlerinde değil, uygulamaya dönük somut bölgesel girişimlerde aranacak. Manifesto da tam olarak bunu söylüyor: Küresel iklim gündeminin inandırıcılığı, 2030’a giderken hedeflerin belirli bölgelerde gerçek eyleme dönüşmesine bağlı. Akdeniz bu açıdan bir test alanı. Eğer azaltım, uyum, kayıp-zarar ve finansman başlıklarında ilerleme burada sağlanabilirse, küresel iklim mimarisinin sahada çalışabildiğine dair güçlü bir kanıt üretilebilir.</p>
<p>Manifesto bu nedenle Türkiye’ye doğrudan bir çağrı yapıyor: Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, diğer Akdeniz ülkeleri, Avrupa Komisyonu ve Akdeniz için Birlik ile birlikte bölgedeki uygulama açığını kapatacak bir ortaklık kurmalı. Küresel hedefler, Akdeniz’in somut ihtiyaçlarına ve fırsatlarına bağlanmalı. Bu yaklaşım, COP31’i yalnızca bir zirve değil, “bölgesel uygulama platformu” haline getirebilir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin bölgesel iklim liderliği somutlaşabilir</strong></p>
<p>Manifesto, Akdeniz’i küresel iklim gündemi için bir “kanıt noktası” olarak konumlandırıyor. Bu ifade önemli. Çünkü iklim diplomasisinin geleceği artık büyük sözlerden çok, uygulanabilir modellerin çoğaltılmasına bağlı. Akdeniz’de enerji dönüşümü, uyum ve finansman aynı çerçevede ele alınabilirse, COP31 Türkiye için sadece ev sahipliği yapılan bir zirve değil; bölgesel iklim liderliğinin somutlaştığı bir dönüm noktası olabilir.</p>
<p>Türkiye’nin önündeki fırsat tam da burada duruyor: COP31’i yalnızca küresel müzakere trafiğinin bir durağı olarak değil, Akdeniz’den başlayan yeni bir uygulama mimarisinin başlangıcı olarak tasarlamak. Artık mesele hedef koymak değil; hedefleri kıyıya, kente, tarlaya, fabrikaya ve finansman masasına indirmek...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MANİFESTONUN 3 ÖNCELİĞİ</strong></span></p>
<p><strong>Akdeniz’de yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030’a kadar hızla artırılması</strong></p>
<p>-Rapora göre bölge, kurulu yenilenebilir enerji kapasitesini üç kattan fazla artırarak küresel bir yenilenebilir enerji merkezine dönüşme potansiyeline sahip. Bu potansiyel yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı değil. Şebeke güçlendirme, elektrifikasyon, net sıfır sanayi, enerji güvenliği ve adil geçişle birlikte düşünülmesi gereken daha geniş bir dönüşüm alanı söz konusu. Manifesto, TeraMed Girişimi’ni bu çerçevede COP31 için bayrak taşıyıcı bir Akdeniz ortaklığı olarak öneriyor.</p>
<p>Bu başlık Türkiye açısından kritik. Çünkü COP31’e giden yolda temiz enerji artık sadece iklim politikası değil, rekabetçilik politikası. Sanayinin elektrikleşmesi, yeşil hidrojen, düşük karbonlu üretim, sınırda karbon düzenlemeleri ve enerji arz güvenliği aynı masada konuşuluyor. Akdeniz’in iki yakasında kurulacak güçlü bir yenilenebilir enerji ve şebeke iş birliği, Türkiye için hem sanayi dönüşümü hem de bölgesel diplomasi açısından stratejik bir alan açabilir.</p>
<p><strong>Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulması</strong></p>
<p>-Manifesto, Akdeniz’de iklim uyum çalışmalarının parçalı ve yetersiz finanse edildiğine dikkat çekiyor. Oysa bölgenin en yakıcı sorunları arasında su stresi, gıda güvenliği, kentlerin aşırı sıcaklara karşı dirençliliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem bozulması yer alıyor. Bu nedenle rapor, COP31-COP32 hattında Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulmasını öneriyor. Bu öneri, iklim tartışmasını soyut karbon hedeflerinden çıkarıp doğrudan gündelik hayatın içine taşıyor. Akdeniz’de iklim krizi artık baraj doluluk oranlarında, tarımsal verimde, orman yangınlarında, turizm sezonlarında, kentlerdeki sıcak hava dalgalarında ve gıda fiyatlarında hissediliyor. Dolayısıyla uyum, “iklim gündeminin yumuşak başlığı” değil; ekonomik istikrarın, sosyal dayanıklılığın ve güvenliğin ana unsuru haline geliyor.</p>
<p><strong>Bölgesel finansman  ve yatırım platformlarının kurulması</strong></p>
<p>-Manifestoya göre Akdeniz’de iklim finansmanı ihtiyacı ile mevcut taahhütler ve yatırım akışları arasında ciddi bir açık var. Bu açık; yüksek borçluluk oranları, sınırlı mali alan, yanlış risk algıları, yüksek sermaye maliyetleri, sabırlı sermayeye eşitsiz erişim ve finansman araçlarının yetersizliğiyle daha da derinleşiyor. Rapor, COP31’in bölgesel finansman ve yatırım platformları kurabileceğini; proje geliştirme, proje birleştirme ve yatırım ölçekleme gibi alanlarda somut mekanizmalar oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Bugün iklim dönüşümünün önündeki en büyük engel çoğu zaman teknoloji değil, finansmanın niteliği. Proje var ama finansmana erişim zor. Bu nedenle COP31’in başarısı, yalnızca yeni hedefler açıklamakla değil, bu hedeflerin finansmanını mümkün kılacak araçları tasarlamakla ölçülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-akdeniz-bir-uygulama-laboratuvari-olabilir-mi-77955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/akdeniz-1777270383.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e giderken, Akdeniz, bir &#039;uygulama laboratuvarı&#039; olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracat-aglari-cine-atildi-yeni-urunlerin-onu-acildi-77951</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat ağları Çin’e atıldı, yeni ürünlerin önü açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye ile Çin arasında imzalanan protokoller, su ürünleri sektöründe uzun süredir beklenen bir eşiğin aşılmasını sağladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Çin ziyareti kapsamında atılan imzalarla birlikte somon, çipura ve levrek ihracatının önü açıldı. Çin’in yaklaşık 300 milyar dolarlık tarım ithalat hacmine karşın Türkiye ile mevcut ticaretin 789 milyon dolar seviyesinde kalması, iki ülke arasında büyük bir büyüme potansiyeli bulunduğunu ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8b76088c-1777268919.png" alt="" width="625" height="434" />Veriler, anlaşmanın ardından ihracatın sadece miktar değil, değer bazında da güçlü bir sıçrama yaptığını gösterdi. Su ürünleri ihracatında ürün kompozisyonu dönemler itibarıyla değişirken, Ocak–Eylül 2025 döneminde dondurulmuş balıklar öne çıkmıştı. Ancak Ekim 2025–Nisan 2026 döneminde tablo tersine döndü ve katma değeri yüksek ürünler ağırlık kazandı.</p>
<p>Balık filetoları 4,4 milyon dolarla ilk sıraya yükselirken, yumuşakça ve omurgasızlar da 4 milyon doların üzerine çıktı. Toplam ihracat değeri ise 6,2 milyon dolardan 12,5 milyon dolara çıkarak yaklaşık iki katına ulaştı. Bu artışın yalnızca miktardan değil, birim fiyatlardaki yükselişten kaynaklandığı görüldü. Kurutulmuş, salamura ve taze-soğutulmuş ürünlerin ihracata eklenmesi ise sektörün ürün çeşitliliğini artırarak pazar taleplerine daha esnek yanıt verdiğini ortaya koydu.</p>
<h2>“Ürün sayısı artarsa ihracat katlanır”</h2>
<p>Çin Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Sun’un iki ülke arasında imzalanan protokollerin Türk ve Çin kurumları arasında bu alanda daha yakın iş birliği ile artan temasların başlangıcı olacağını söylemesi, sektörün yeni ürünlerin açılma beklentisini artırdı. Sun’un "Ortak çabalarımızla birçok nitelikli Türk tarım ürününün Çin sofralarına ulaşacağına yürekten inanıyorum” açıklamasını yeşil ışık olarak değerlendiren sektör temsilcileri, ihracata konu ürün sayısının artırılması konusunda hemfikir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8e27add7-1777268962.png" alt="" width="161" height="273" />EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcileri, Çin ile yapılan anlaşmanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak ürün çeşitliliğinin artırılması gerektiğini vurguladı. Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Alican Yamanyılmaz, “Bütün ürünleri midyeden yılan balığına kadar ithal ediyorlar ama bize sadece sınırlı sayıda ürün açtılar. Mütekabiliyet tam olarak sağlanmış değil. Şu an sadece birkaç ürün gönderiyoruz. Çin hedef ülke. Nüfusu çok büyük, talep sürekli artıyor. Somonda ciddi bir ivme yakaladık. Daha önce sadece orkinos ve deniz hıyarı gönderiyorduk, şimdi ürün sayısının artması olumlu ama yeterli değil. İhracat rakamları henüz istediğimiz seviyede değil. Bu rakamları kısa sürede iki katına çıkarmak mümkün ama esas büyüme önümüzdeki 5 yılda olacak. Tarım Bakanlığımız aracılığıyla ürün çeşitliliğini artırabilirsek ihracatımızı çok hızlı büyütürüz” dedi.</p>
<h2>“Geometrik büyüme kaçınılmaz” </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8f798fa9-1777268983.png" alt="" width="164" height="278" /></p>
<p>Çin pazarındaki büyüme potansiyeline değinen Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, “Şu anda Çin’e ihracatımız çok düşük olduğu için önümüzde çok ciddi bir büyüme alanı var. Orkinos ve somon gönderiyoruz, çipura ve levrek de devreye giriyor. Özellikle levreği çok sevdiler, çipura için de güçlü talep var. Bu pazar çok özel. Bu nedenle ihracatta geometrik olarak çok hızlı büyüyeceğimizi düşünüyoruz. Belki ilerleyen süreçte alabalık da dahil edilebilir. Ekim ayında Çin’de düzenlenecek fuara güçlü şekilde katılacağız. Bu fuarın ardından çok daha etkili geri dönüşler alacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Çin’deki fuara ilk kez milli katılım yapılacak</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef91322e18-1777269011.png" alt="" width="156" height="264" />Çin pazarında yaşanan dönüşüme dikkat çeken İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğulcan Kemal Sagun ise, “Çin’e ihracatımızın önünde bazı engeller vardı. Özellikle taze ürün kabul edilmiyordu. Tarım ve Orman Bakanlığımızla yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda bu engeller aşıldı ve taze ürün ihracatı başladı. Şu anda somon ve orkinos gönderiyoruz. Çin gerçekten ayrı bir dünya. Bu pazarda biraz daha ilerleme kaydedebilirsek ihracatımızı çok hızlı artırmamız mümkün. Dünyada üç büyük fuardan biri Çin’in Qingdao kentinde düzenleniyor ve bu yıl ilk kez milli katılım sağlayacağız. Bu da ihracatımıza önemli katkı sunacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vietnam ve Filipinler’den de talep geliyor</span></h2>
<p>Asya’da Türk su ürünlerinin en başarılı olduğu Japonya’nın yanı sıra Güney Kore ve Çin de hedef pazarlar arasında yer alıyor. Son dönemde Asya pazarında talep artışı dikkat çekerken, sektör temsilcileri bölgenin Türk su ürünleri için yeni büyüme üssü haline geldiğini belirtti. Bölgedeki talebe işaret eden Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Alican Yamanyılmaz, “Filipinliler bizden talep etti. 3 binden fazla adası var ve levrek, çipura her gün menülerinde yer alıyor. Bu yüzden almak istiyorlar. Somona da ciddi talep var. Vietnam ve Filipinler’de heyet çalışmalarımız olacak. Üretim yok, talep var. Asya yükselen yıldız oldu. Somon ihracatımızı bu pazarlarda artırabiliriz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracat-aglari-cine-atildi-yeni-urunlerin-onu-acildi-77951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/balikcilikta-kurallar-yeniden-duzenlendi-palamut-sezonu-15-agustosta-baslayacak-1744787295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye–Çin arasında yapılan su ürünleri protokollerinin ardından ihracat kısa sürede arttı. Protokolden önceki 9 aylık periyotta 6,2 milyon dolar olan ihracat, protokolden sonra 6 ay içinde 12,5 milyon dolara yükseldi. İki ülke arasında yeni ürünler için de çalışmalar yapılması bekleniyor. Ürün çeşitliliğinin genişlemesini bekleyen sektör temsilcileri, ihracatta güçlü bir sıçramanın olacağını düşünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-trilyon-dolarlik-soru-isareti-77949</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 trilyon dolarlık soru işareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eef144698fc-1777267012.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’da genişleyen savaş yalnızca enerji fiyatlarını değil, Batı finans sisteminin kritik desteklerinden biri olan Körfez sermayesini de sarsıyor. Son yıllarda teknoloji şirketlerinden medya devlerine, yapay zekâ altyapısından spor ekonomisine kadar Avrupa ve Kuzey Amerika’daki büyük işlemlerin arkasında Abu Dabi, Riyad ve Doha merkezli devlet varlık fonları vardı. Ancak İran çatışması uzadıkça, bu fonların önceliği dış yatırım değil iç güvenlik, savunma ve ekonomik istikrar haline geliyor.</p>
<h2>5 trilyon dolarlık güç dengesi</h2>
<p>Dünyanın en büyük 10 devlet varlık fonunun altısı Körfez’de bulunuyor. Abu Dabi Yatırım Otoritesi, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Katar Yatırım Otoritesi’nin de aralarında olduğu bu yapıların toplam büyüklüğü yaklaşık 5 trilyon dolar.</p>
<p>Global SWF verilerine göre Körfez ülkeleri 2025’te küresel kamu yatırımlarının neredeyse yarısını yaptı. Yapay zekâ, eğlence, finansal hizmetler ve teknolojiye 126 milyar dolar aktarıldı. PitchBook verilerine göre ise bu yıl, Kuzey Amerika ve Avrupa’da Körfez kaynaklı taahhütlere bağlı en az 106 milyar dolarlık anlaşma beklemede kaldı. Dealogic’e göre Körfez yatırımcıları yalnızca geçen yıl Batı’da sonuçlanan 120 milyar doların üzerindeki işlemlere katıldı.</p>
<h2>Öncelik değişirse sarsıntı büyük olur</h2>
<p>Şimdi tablo değişiyor. Füze saldırıları, enerji altyapısındaki hasar ve Hürmüz Boğazı riski Körfez başkentlerini savunma harcamaları, gıda güvenliği ve altyapı dayanıklılığına yöneltiyor.</p>
<p>IMF’ye göre savaşın doğalgaz üretimini bozması nedeniyle Katar ekonomisi bu yıl yüzde 8,6 küçülebilir. JPMorgan da Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri için büyüme tahminini 1,2 puan aşağı çekti. Uzmanlara göre bu durumda fonlar yeni dış yatırımları yavaşlatabilir, mevcut portföyleri yeniden dengeleyebilir. Sessiz bir yavaşlama bile Batı piyasalarında değerleme baskısı yaratabilir.</p>
<h2>Mega anlaşmalar beklemede </h2>
<p>Şimdilik bazı işlemler sürüyor. Körfez destekli 110 milyar dolarlık Paramount- Skydance/Warner Bros hamlesi ile 55 milyar dolarlık Electronic Arts işleminin ilerlediği belirtiliyor. Ancak bankacılar, yeni mega anlaşmalar için iştahın azalabileceğini söylüyor. Geçtiğimiz hafta PIF, İran'la çatışmalar başlamadan önce planlanan ve 1 trilyon dolarlık fonun daha az alana odaklanmasına yol açacak yeni bir stratejiye değinerek, gelecekte neler olabileceğine dair bir ipucu verdi. PIF Başkanı Yasir al-Rumayyan, fonun uluslararası taahhütlerini azaltmayacağını söyledi ancak İran çatışmasının "bazı öncelikleri yeniden konumlandırmak için daha fazla baskı yarattığını" kabul etti</p>
<h2>Batı’nın endişesi artıyor </h2>
<p>Son 15 yılda Körfez fonları, 2008 krizinden sonraki banka kurtarmalarından bugünkü yapay zekâ yatırımlarına kadar birçok alanda denge unsuru oldu. Eğer bu sermaye evine dönerse, Batı daha pahalı finansman, daha zor birleşme işlemleri ve daha kırılgan piyasa koşullarıyla karşılaşabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Krizde ilk refleks eve dönmek</span></h2>
<p>1990’da Irak işgali sırasında Kuveyt Yatırım Otoritesi sürgündeki hükümetin finans merkezi olmuştu. 2008 krizinde Katar fonları yerel bankaları destekledi. Bugün de benzer senaryo masada; dışarıdaki yatırımlar yavaşlayabilir, kaynaklar içeride güvenlik ve ekonomi için kullanılabilir. Bu nedenle piyasalarda "zor gün fonları şimdi devreye mi alınıyor?" sorusu öne çıkıyor. Paris merkezli bir yatırım ve jeopolitik danışmanlık firması işleten ve Arap Körfez Devletleri Enstitüsü'nde misafir araştırmacı olan Robert Mogielnicki, "Devlet varlık fonları BAE gibi ülkelere güçlü finansal tamponlar sağlıyor ve bölgesel hükümetler, ihtiyaç duyulduğu takdirde, bu derin devlet varlık havuzlarına güveneceklerdir" dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-trilyon-dolarlik-soru-isareti-77949</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/korfez-bae-1777270708.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşıyla artan jeopolitik risk, Avrupa ve ABD’de milyarlarca dolarlık anlaşmaları finanse eden Körfez fonlarını içe döndürme sinyali veriyor. Küresel piyasalar şimdi 5 trilyon dolarlık sermayenin yönünü izliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araliksiz-yukselis-trendi-suruyor-zarar-yazan-firmalar-korkutuyor-77946</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aralıksız yükseliş trendi sürüyor, zarar yazan firmalar korkutuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 4 haftadır kesintisiz yükselen ve günlükten yıllığa tüm periyotlarda pozitif görünüme sahip 19 hisse dikkat çekiyor. Yıllıkta %1.390’ları aşan getirilerin ve aylık %262’lik baş döndürücü primlerin yer aldığı performanslar, güçlü momentumu gösteriyor.</strong></p>
<p>Piyasadaki aralıksız yükselişler yatırımcı üzerinde adeta hipnoz etkisi yaratır. Kimse böylesi soluksuz çıkışın biteceğine inanmak istemez. Ancak asansör yukarı ne kadar kesintisiz ve hızlı çıkarsa, halatların gerilimi de o kadar artar. 14 haftadır aralıksız yükselerek yıllık %1.392 prim yapan Destek Finans veya bir ayda %262 getiriye ulaşan Anel Elektrik gerilimin en önde olan örnekleri. Ereğli gibi sanayi firmalarının 4 haftadır yükselmesi ise piyasanın toparlanma arzusunun işareti. Büyüklerin yükselişi piyasaya güven verirken; hikayesi olmayan yüksek primler ise risk taşıyor.</p>
<h2>Haftanın en fazla kazandıran</h2>
<p>Anel Elektrik çıkışını sürdürüyor. Martın son haftasında başlayan hareketlenme nisanın ikinci haftasında tavan serisine döndü. 9 Nisan’dan bu yana 11 işlem gününü tavandan kapatırken son günlerde artan hacim ve fiyattaki esneme kâr satışlarına işaret ediyor. Şirketin kullandığı kredilerle ilgili yeniden yapılandırma süreci ise devam ediyor. Gimat Mağazacılık geçtiğimiz hafta %30,84 getiri ile en fazla yükselen ikinci hisse. Ekimden bu yana yatayda dalgalı bir seyir izleyen fiyat, marttan itibaren yönünü yukarı çevirdi. Performansıyla son bir ayda fiyatı neredeyse ikiye katlandı. Esas faaliyetlerinden %13 kâr artışı gerçekleştiren Gimat, dönem sonunda artan finansman gideri etkisiyle 138,9 milyon TL zarara döndü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0da1b821-1777266906.png" alt="" width="999" height="543" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ENDEKS ÜSTÜ MÜ, HEDEF GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Endeks üstü</strong>; piyasa liderliği, rekabetçi motivasyon, başarı, görece kazanç. Zarar riski, psikolojik tuzak, yüksek risk, karşılaştırma zorluğu, baskı.</p>
<p><strong>Hedef getiri</strong>; serbestlik, bireysel planlama, rahatlık, büyüme, risk kontrolü. Fırsat maliyeti, hedef baskısı, enflasyon riski, gerçeklikten kopma.</p>
<p><strong>Rekabete bugünden hazırlanıyor. Ortak olarak SAF ihtiyacını güvence altına aldı</strong></p>
<p>THY’nin biodizel şirketine ortak olmasındaki asıl beklenti nedir? ● Hakan Bayazıt</p>
<p>Hakan, THY’nin Türkiye’deki en büyük biyodizel üreticisi DB Tarımsal’a 42 milyon dolarla %40 ortak olmasını sıradan bir iştirak alımı olarak değerlendirmemeli. Bu girişim dikey bir entegrasyon ve tedarik stratejisi olarak ele alınmalı. Havacılık sektöründe Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) kullanımına yönelik regülasyonlar hızla sıkılaşıyor. Bu kaynağa erişim ilerleyen süreçte hava yolları için en büyük rekabet unsuru haline gelecek. THY gerçekleştirdiği ortaklıkla 2029’da faaliyete geçecek yıllık 100 bin tonluk üretimi güvence altına alıyor.</p>
<p><strong>Elektrikli araç gibi iddialı hedeflerle mali tablo birbirini teyit edebilmeli</strong></p>
<p>Reeder’dan gelen olumlu haberler ve ortak alımına rağmen fiyat neden diplerde? ● Aydın Çeker</p>
<p>Aydın, Reeder’ın halka arz fiyatının altına inmesi, şirketin elektrikli araç gibi iddialı yatırım hedefiyle açıkladığı finansal tablolarının birbiriyle uyuşmamasıyla yakından alakalı bulunuyor. 2025 yıl sonu bilançosu için 30 Nisan’a kadar ek süre alan şirket, gelirlerini hızla düşürüyor. 2024’de zarara dönerken 2025 dokuz aylıkta da zarar devam etti. Veriler operasyonel bir zayıflama yaşadığını işaret ediyor. Kimi zaman yapılan ortak alımları güven vermeye çalışsa da, finansal borçların %124 artarak 1,3 milyar TL’ye çıkması bu desteği gölgeliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTY euroya yatırım yapmak isteyen yatırımcıya bir yılda %22 getiri sağladı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idaresindeki Tarabya Serbest (Döviz-avro) Fon (YTY), Nisan 2024’ten bu yana işlem görüyor. Özellikle eurodaki hareketlenmeleri fiyatına yansıtan fon, sınırlı getiriye sahip. Hacmi aylara göre yatay olmakla birlikte değişkenlik göstermekte. Şimdilerde 101,03 milyar TL büyüklüğe sahip ve mart ayına göre artış kaydetti. Portföyünün %77,07’si dış borçlanma aracı, %13,33’ü mevduattan oluşuyor. Kasımdan bu yana fona bir ay nakit girişi olurken diğer ay çıkış yaşanıyor. Nisanda 262,7 milyon TL para girişi gözlendi. Yatırımcı sayısı ise 20.564 seviyesinde bulunuyor ve mart ayına göre düşüş söz konusu. Yüzde 3,62 doluluk ve %1,81 pazar payı ilginin zayıflığını işaret etmekte. Dövize yönelen yatırımcıya hitap ediyor. Bir yılda %23,17 yükselen YTY, euronun %21,71’lik çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bien Yapı, Piyasadan TLREF + %5 faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Bien Yapı, nitelikli yatırımcılara yönelik 24.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5 olarak belirlendi. 363 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 22.04.2027 olarak açıklandı. 24 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bien Yapı’nın verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFBNYP42718 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0c0b73b5-1777266880.png" alt="" width="244" height="183" /></strong><strong>Türkiye Sigorta kasımdan bu yana yatayda dalgalı. Fonlar ise şimdilerde satıyor</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’da fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki hisse %15,94 ile toplamda 25,09 milyon lot azalarak 132,32 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 62’den 67’ye çıktı. VPS fonu 29,7 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, ALC fonu 4,8 milyon lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 16 aracı kurum öneride bulundu, 5 aracı kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 22,43 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 15,85 TL ile HSBC Yatırım’a ait.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0a58805e-1777266853.png" alt="" width="979" height="231" /><strong>ARZUM EV ALETLERİ</strong></p>
<p><strong>Farklı alanlarda markanın etkinliği artacağı açıklanırken üç ortak payını azalttı</strong></p>
<p>Arzum Ev Aletleri, markasının elektrikli ev aletleri dışındaki etkinliğini artırmak amacıyla İzmir merkezli Ülkea Ülkügrup ile bağlayıcı olmayan iyi niyet anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma, Arzum markasının mobilya, ev tekstili ve çeşitli ev ürünleri kategorilerinde lisanslanması ile yurt içi ve yurt dışı pazarlarda satışını kapsıyor. Yeni iş ilişkisinin duyurulduğu 20 Nisan günü şirketin üç büyük ortağının aynı gün toplamda 44,5 milyon adedi bulan hisse satışı dikkat çekti. Gerçekleşen işlemler sonrası ortakların şirketteki payı yaklaşık %7,4 oranında geriledi.</p>
<p><strong>SABANCI HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Akçansa’dan çıkıyor. Diğer ortak ön alım hakkını kullanarak hisseleri devralacak</strong></p>
<p>Sabancı Holding, Akçansa Çimento’daki %39,72 payının satışını netleştirdi. Holding ocak ayında üçüncü bir taraftan Akçansa’daki payı ile ilgili şirkete biçilen toplam 1,1 milyar dolar değer üzerinden teklif aldığını duyurmuştu. Bu defa Akçansa’nın diğer ana ortağı Heidelberg Materials’in aynı tutar üzerinden ortaklıktan doğan ön alım hakkını kullandığını bildirdi. Rekabet Kurumu onayının ardından tamamlanacak devirle birlikte Sabancı Holding’in Akçansa’da herhangi bir payı kalmayacak. Holding söz konusu hisse devriyle birlikte çimento sektöründen çıkmış olacak.</p>
<p><strong>TORUNLAR GMYO</strong></p>
<p><strong>Samsun’da 805 milyon liraya arsa aldı. AVM ve konutlardan oluşan karma proje yolda</strong></p>
<p>Torunlar GMYO, Samsun İlkadım'da 37 bin metrekare büyüklüğündeki araziyi 805 milyon TL’ye Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden satın aldı. Ekspertiz değeri olan 810 milyon TL’nin biraz altında gerçekleşen işlemin ardından arazi üzerinde, zengin kiracı karmasına sahip bir alışveriş merkezi ve konutlardan oluşan yeni bir proje inşa edilmesi planlanıyor. Söz konusu girişimler birlikte şirket, portföyüne Karadeniz Bölgesi’nde uzun vadeli değer yaratacak güçlü bir gayrimenkul alanı eklemiş oldu. Projeye ilişkin ruhsat süreci tamamlandığında ayrıca bilgilendirme yapılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araliksiz-yukselis-trendi-suruyor-zarar-yazan-firmalar-korkutuyor-77946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aralıksız yükseliş trendi sürüyor, zarar yazan firmalar korkutuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partiden-yeni-strateji-belirle-uygula-anlat-77944</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti&#039;den yeni strateji: &#039;Belirle, Uygula, Anlat’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR</strong></p>
<p>AK Parti, strateji ekipleri yeni projeler üzerinde çalışırken, teşkilatlar sahada araştırma yapacak, seçmenin nabzını tutacak. Sahadan gelen raporlar, Hükümet tarafından projelendirilecek. AK Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre; üç aşamalı, (belirle-uygula-anlat) stratejisinde, önce sahada seçmenin beklentileri belirlenecek, hazırlanan raporlar Hükümet tarafından projelendirilerek hayata geçecek yani uygulanacak. Son adım ise yapılan projeler halka anlatılacak. </p>
<p><strong>İlk adım: Belirle </strong></p>
<p>Teşkilatlar ve milletvekilleri esnaf ziyaretleri, ev toplantıları ve saha taramaları ile seçmenlere doğrudan ulaşarak "dört koldan" seçim kampanyası öncesi vatandaşın beklentilerini ve toplumun öncelikli ihtiyaçlarını raporlandıracak. AK Parti'nin saha çalışmalarında, il ve ilçe teşkilatları, vatandaşları evinde, iş yerinde ziyaret ederek dertlerini dinleyecek. Geçtiğimiz aylarda, AK Parti Teşkilat Başkanlığı yaklaşık bin 500 kişiden oluşan eğitim ekibi oluşturdu. Oluşturulan ekip il, ilçe ve mahallelerde partililere eğitim verecek. Kamuoyu anketleri ile, “AK Parti, ‘dün nasıldı, bugün nasıl yarın nasıl olmalı?’ diye soracak. Kamuoyu araştırması ile AK Parti’nin 24 yılı da değerlendirilmiş olacak.</p>
<p><strong>İkinci adım: Uygula </strong></p>
<p>AK Parti kadrolarının sahada elde ettikleri bulguları Hükümete sunacak ve vatandaşın beklentileri doğrultusunda adımlar atılacak. Öte yandan, saha çalışmalarının yanı sıra; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ekonomi ve yargı başta olmak üzere çeşitli alanlarda çalışma yürütülüyor. Ortadoğu’da yaşanan savaşın ekonomide yarattığı riskleri azaltmak, yaşanabilecek yeni krizlerin önüne geçmek amacıyla yeni bir yol haritası çiziliyor. Ekonominin iyileştirilmesi, piyasaların canlı tutulması hedeflenecek. Hedefler arasında kamuda bazı tasarruf tedbirle de değerlendirilecek, küçük esnafa teşvik de. Saha raporlarıyla birlikte yapılacak değerlendirmelerle birlikte ekonomide yeni yol haritası belirlenecek.</p>
<p><strong>Üçüncü adım: Anlat </strong></p>
<p>İlk iki adımdan sonra ise Hükümetin ekonomi, güvenlik, adalet ve eğitim gibi alanlarda attıkları adımları milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri sahada birebir iletişim kurarak halka anlatacak. Öte yandan, yaklaşık 11 milyon 200 bin üyesiyle Türkiye'nin en fazla üyeye sahip siyasi partisi olan AK Parti, bu rakamı daha da artırmaya yönelik çalışma kapsamında 81 il için ayrı ayrı hedef üye sayıları belirledi. AK Parti önümüzdeki seçimlere kadar üye sayısını 15 milyona çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partiden-yeni-strateji-belirle-uygula-anlat-77944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/4/1280x720/ak-parti-1777266331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti&#039;nin üç aşamalı, stratejisinde, önce sahada seçmenin beklentileri belirlenecek, hazırlanan raporlar Hükümet tarafından projelendirilerek hayata geçecek yani uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/moskovadaki-gokdelenlerin-yarisini-turk-muteahhitler-yapti-77943</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Moskova’daki gökdelenlerin yarısını Türk müteahhitler yaptı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZGUGİL/MOSKOVA</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından önce TBMM Hükümetinin 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile temelini attığı iki ülke arasındaki dostluk ilişkileri “Türkiye- Rusya 105 yıl artı” Medya Forumu”nda ele alındı. Rusya Gazeteciler Birliği’nin organize ettiği toplantıya Türkiye’den davet edilen gazetecilerin yanı sıra, Rusya devlet yetkilileri, Türk Büyükelçiliği’nden görevliler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Moskova Devlet Pedogoji Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Forumda açılış konuşmasını Rusya Devlet Başkanı Putin’in uluslararası kültürel iş birliği ve medya özel temsilcisi Mihail Şvıdkoy yaptı. İki ülke arasındaki ilişkilerin her alandaki yoğunluğu üzerinde duran Şvıdkoy, gazetecilerin yayınlarının iki halk arasındaki karşılıklı ortak anlayışın gelişmesine katkı sağlayacağını söyledi. Şvıdkoy bu nedenle Türk ve Rus gazeteciler arasındaki iş birliğinin genişletilmesinin önemli bir alan olduğunu vurguladı. </p>
<h2>Moskova'ya Yunus Emre anıtı </h2>
<p>Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı Sergey Çeryomin ise Moskova ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkilerin çok değerli olduğunu söyledi. İnşaat başta olmak üzere onlarca Türk şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini belirten Çeryomin, “Moskova’daki gökdelenlerin yarısı Türk inşaatçılar tarafından yapıldı” dedi. Çeryomin, İstanbul’un, büyüklüğü, nüfusu ve gelişim dinamiği bakımından Moskova’ya çok benzediğini de vurguladı. İki ülke arasında dostluğun simgesi olarak anıtlar dikileceğini belirten Çeryomin ‘Moskova’da Yunus Emre Parkını ve anıtını açacağız. Türkiye’de ise uzaya çıkan ilk insan olan Gagarin anıtı açılacak. Bu adımlar iki ülkenin dostluğunu simgesi olacak” dedi. Forumda tarihten, sanata, bilimden akademiye, güncel konulardan iki ülke liderlerinin birbirleri ile sürdürdükleri yakın diyaloga kadar pek çok konu ele alındı.</p>
<h2>Milli mücadeleye ilk destek </h2>
<p>Moskova Antlaşması, SSCB ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti arasında 16 Mart 1921'de imzalandı. Sovyet yönetiminin Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki milli mücadeleye maddi ve manevi desteğinin ilk aşaması bu antlaşmayla sağlandı. Türkiye’nin Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki bugün hala güncelliğini koruyan sınırlar da ilk olarak bu antlaşma ile belirlendi. Antlaşmayı Türkiye tarafından Ali Fuat Paşa, Dr. Rıza Nur ve Yusuf Kemal Tengirşenk, Rus tarafından ise Dışişleri Komiseri Çiçerin ve Merkez Komitesi üyesi Celalettin Korkmazov imzaladı. Moskova antlaşması Ekim Devrimi sonrasında SSCB’deki en yüksek organ olan Tüm Rusya Merkezi Yönetim Komitesi tarafından 20 Temmuz 1921 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ise 31 Temmuz 1921 günü onaylandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karlov’un eşinden barış mesajı: En kötü dostluk savaştan daha iyidir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eeed3f0b814-1777265983.png" alt="" width="367" height="357" /></span>Türkiye’de görev yaptığı sırada 19 Aralık 2016'da terör saldırısı sonucu hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un eşi Marina Karlov da foruma katılan isimler arasında yer aldı. Türkiye’den gelen gazeteciler ile sohbet eden Karlov, “en kötü dostluk savaştan daha iyidir” anlamına gelen Rus atasözünü hatırlattı ve şunları söyledi: “Benim eşim bir terör saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Bir teröristin yaptığı saldırının o ülkenin diğer insanları ile alakası yok. En kötü dostluk savaştan daha iyidir. Bu nedenle iki ülkenin dostluğunun güçlenmesi önemli. Türkiye ve Rusya ilişkilerinin her geçen gün artması ve bu dostluğun daha da güçlenmesi gerektiğine inanıyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/moskovadaki-gokdelenlerin-yarisini-turk-muteahhitler-yapti-77943</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/3/1280x720/moskova-1777266105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moskova ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkilerin çok değerli olduğunu belirten Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı Sergey Çeryomin, inşaat başta olmak üzere onlarca Türk şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini ifade ederek, “Moskova’daki gökdelenlerin yarısı Türk inşaatçılar tarafından yapıldı.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-raflarda-bekleyen-teror-dosyalarina-cevrildi-77942</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler raflarda bekleyen terör dosyalarına çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanlığı, raflarda ve karanlıkta kalan “faili meçhul cinayet” dosyalarını indirdi. Bu dosyalar tek tek incelenecek. Ayrıca, bu cinayetleri aydınlatmak için ise özel birim kuruldu. Bakanlık ilk olarak, 122 dosyayla başladığı inceleme kapsamını genişletti. Ülke genelinde yapılan taramalarda 638 dosya incelenmek üzere raflardan indirildi. Adalet Bakanlığı 75 ilde Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı ile kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere toplum vicdanını yaralayan tüm dosyaları yeniden mercek altına alıyor. Bakanlık, bu çerçevede faili meçhul dosyaların aydınlatılmasına yönelik kurumsal kapasitesini en üst seviyeye çıkardı. Ülke genelinde gerçekleştirilen taramalar neticesinde, 75 ildeki 638 dosya ve 693 maktule ilişkin kapsamlı inceleme sürecini başlattı. Adalet Bakanı Gürlek yaptığı açıklamada, delile dayalı, titiz analiz ve güçlü koordinasyon ile cezasızlığa geçit verilmeyeceğini belirterek, “Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı kılmak, her bir dosyada hakikati ortaya çıkarmak ve milletimizin vicdanını rahatlatmak için kararlılıkla çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Terör dosyaları ne olacak? </strong></p>
<p>Gözler ise Adalet Bakanlığı’nın, yıllardır aydınlanmaya terör dosyalarına çevrildi. 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla, adli soruşturmalarda etkinliği artırmak amacıyla “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” geçmişe dönük terör suçlarını da inceleyecek mi? Terör örgütü üyeliği, örgüt faaliyetleri ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar ilişkin dosyaların yeniden açılıp açılmayacağı önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-raflarda-bekleyen-teror-dosyalarina-cevrildi-77942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/2/1280x720/adalet-bakanligi-1777265610.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gözler raflarda bekleyen terör dosyalarına çevrildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-savasa-ragmen-neden-guclu-77941</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar savaşa rağmen neden güçlü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Doların rezerv para olarak gücünün azalması çöküş değil  “finansal normalleşme” olarak görülmeli. Mevcut (Euro) ve yükselen (Yuan) gücün de bir rezerv para karşılığı olmasını olağan görmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Küresel jeopolitik fay hatlarının kırıldığı, barut kokusunun diplomasi masalarına sindiği bir dönemden geçiyoruz. Jeopolitik gerilimlerin arttığı, savaşların küresel gündemi belirlediği bir dönemde doğal beklenti temel rezerv para biriminin zayıflaması olabilirdi. Ne de olsa savaş “egemen” için şimdilik çok da iyi gitmiyor. Ayrıca bir Çin gerçeği var. Görüntüde siyasi cüce de olsa, Euro da güçlü bir alternatif rezerv aracı.</p>
<p>ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana girdiği hiçbir savaşı tam manasıyla kazanamamış, Vietnam’dan Afganistan’a uzanan bir “stratejik yorgunluk” içine girmiş olsa da, yeşil banknotun küresel hegemonyası sarsılmıyor. Aksine, her krizde sermaye en güvenli hissettiği barınağına, yani dolara, geri dönüyor. Küresel belirsizlik arttıkça dolar çoğu zaman güçleniyor. Aslında bu durum ne ekonomik, ne de politik anlamda bir çelişkiyi temsil ediyor. Çünkü ABD siyasi ve askeri olarak jübile yapmanın çok uzağında. Peki, Pax Americana’nın (Amerikan Barışı’nın) askeri karizması çizilirken, finansal egemenliği neden hâlâ bu denli güçlü?</p>
<p><strong>Sarsılan ama </strong><strong>yıkılmayan taht</strong></p>
<p>Doların küresel rezervlerdeki payı  %57-58 seviyelerinde.<strong><sup>1</sup></strong> Euro’nun bölgesel ağırlığı ve Çin’in “petro-yuan” hamleleriyle enerji ticaretinde doları bypass etme çabaları, “doların sonu mu geliyor?” sorularını akla getiriyor.</p>
<p>Doların rezerv para olarak gücünün azalması çöküş değil  “finansal normalleşme” olarak görülmeli. Mevcut (Euro) ve yükselen (Yuan) gücün de bir rezerv para karşılığı olmasını olağan görmek gerekiyor. Ayrıca başta kripto varlıklar olmak üzere dijital finansal varlıklar da rezerv olma konusunda şansını deniyor. Ancak minare yıkılsa da mihrap yerinde. Örneğin, önemli stablecoinler de dolara endeksli.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>ABD’yi “etkisi azalan bir imparatorluk” olarak görmek için henüz çok erken. İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sonundaki durumu ile ABD’nin bugünkü durumunu karşılaştırmak da yanlış. Ölçek olarak pek kıyaslanacak örnekler de değiller. Bir imparatorluğun asıl gücü, sadece askeri başarılarından değil, genel olarak finans için oyunun kurallarını (ödemeler sistemi, menkul kıymet piyasaları, küresel ticaretteki etkinlik, hukuksal ve yargısal etkinlikler vb.) belirleme yeteneğinden de geliyor. Dolar, rakiplerinin aksine sadece bir rezerv ve değişim aracı değil, küresel finansal mimarinin de merkezi sinir sistemi görünümünde.</p>
<p><strong>Borç sarmalı ve doların ağ etkisi</strong></p>
<p>Dolar hakimiyetinin arkasındaki asıl “gizli güç” küresel borç stokunun yapısında gizli. Dünyadaki tüm borçların yarısından fazlası hala dolar cinsinden. Dolar cinsinden varlıkların payı 2019’dan bu yana artış eğilimi göstererek, 2025’in ilk çeyreği sonunda %54’e ulaştı.<strong><sup>3</sup></strong> Gelişmekte olan ülkelerden devasa teknoloji şirketlerine kadar her aktör, borcunu ödemek için dolara ihtiyaç duyuyor. Bu durum, piyasalarda dolara olan talebi yapısal olarak kalıcı kılıyor.</p>
<p>Herkes dolar kullandığı için, dolar kullanmaya devam ediyoruz. Çin’in Yuan’ı uluslararasılaştırma çabaları, ülkedeki katı sermaye kontrolleri ve şeffaf olmayan hukuk sistemi nedeniyle aşılmaz bir “güven duvarına” çarpıyor. Bu nedenle yatırımcı, savaş tamtamları çaldığında parasını Şangay’a değil, her şeye rağmen dünyanın en derin ve likit sermaye piyasasına sahip olan New York’a gönderiyor.</p>
<p><strong>Sonuç: Finans kapital </strong><strong>Amerikan pasaportu taşıyor</strong></p>
<p>ABD’nin küresel hegemonyasını korumak için Amerikan istisnacılığını askeri güç üzerinden bambaşka noktalara taşıması elbette sevimsiz. Ancak finans kapitalin Amerikan pasaportu taşıdığı gerçeği pek de tartışma götürmüyor. Doların “güvenli liman” statüsü, sadece bir alışkanlık değil. Mevcut sistemde, tersine bazı kıpırtılar olsa da, henüz tam bir alternatifi de olmayan bir zorunluluk görünümünde.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.bloomberght.com/dolarin-kuresel-rezervlerdeki-payi-dusuyor-3767660</p>
<p>2 https://www.ft.com/content/293a7a58-3f14-426c-8b7f-fa0859054842?utm_</p>
<p>3 https://www.oecd.org/en/publications/global-debt-report-2026_e9d80efd-en/full-report/the-investor-base-for-government-and-corporate-bond-markets_e68b90b3.html?utm_source=chatgpt.com</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-savasa-ragmen-neden-guclu-77941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar savaşa rağmen neden güçlü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillara-sari-islerde-enflasyon-duzeltmesi-farklarinin-etkisi-77940</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllara sâri işlerde enflasyon düzeltmesi farklarının etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-5</strong></p>
<p><strong>Nötrleme işlemi esas itibarıyla muhasebe kaydı düzeyinde değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde KKEG ve indirim satırları yoluyla yapılmalıdır. Bu nedenle proje bazında ve yıl bazında alt hesap ayrımı yapılmadan sağlıklı bir beyanname nötrlemesi gerçekleştirmek çoğu durumda mümkün değildir.</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasının devam eden etkisini ve uygulama tereddütlerini incelemiştik. Bu yazıda, 2025-2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri inşaat ve onarma işlerinde 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarının etkisini ele alıyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin 2025-2027 hesap dönemlerinde ertelenmiş olması, yıllara sâri inşaat ve onarma işlerinde (Yİİ) 2023 ve 2024 yıllarında oluşmuş enflasyon düzeltmesi farklarının etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Özellikle 2025, 2026 veya 2027 yılında tamamlanan projelerde, geçmiş yıllarda 170 ve 350 hesaplar ile bunlara bağlı 697, 178 ve 358 hesaplarında izlenen farkların, işin tamamlandığı yılda hem muhasebe kapanış kayıtları hem de beyanname düzeltmeleri bakımından doğru yönetilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Yİİ işlerinde enflasyon </strong><strong>düzeltmesinin hesap yapısı</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, Yİİ işlerinde enflasyon düzeltmesi farkları genel sistemden farklı olarak 698 Enflasyon Düzeltme Hesabı yerine 697 Yıllara Yaygın İnşaat Enflasyon Düzeltme Hesabında izlenmekte; bu hesabın bakiyesi de duruma göre 178 veya 358 hesaplara devredilmektedir. İşin tamamlandığı yılda (geçici kabul veya fiilî bitim esasına göre), 170 ve 350 hesaplarla birlikte 178 ve 358 hesap bakiyeleri de gelir tablosu hesaplarına aktarılmaktadır. Ancak vergisel açıdan asıl önem taşıyan husus, bu aktarımların tamamının doğrudan vergi matrahına bırakılmamasıdır.</p>
<p><strong>Kritik ayrım: 2023 ve 2024 farkları</strong></p>
<p>Burada belirleyici ayrım, enflasyon düzeltmesi farklarının 2023 kaynaklı mı yoksa 2024 kaynaklı mı olduğunun proje bazında ve alt hesaplar itibarıyla izlenmesidir. Zira 2023 hesap dönemi sonuna ilişkin enflasyon düzeltmesi farkları bakımından, Yİİ işleri için özel bir nötrleme yaklaşımı söz konusudur. Buna göre, 2023 yıl sonu düzeltmesinden kaynaklanan maliyet ve hakediş farkları, işin tamamlandığı yılda ticari kâr/zarar hesabına intikal etse dahi, mali kârın tespitinde nötrleştirilmelidir. Uygulamada bu nötrleme, gelir tablosuna yansıyan 2023 kaynaklı gider/maliyet etkilerinin kanunen kabul edilmeyen giderler (KKEG); gelir etkilerinin ise beyannamede indirim olarak dikkate alınması suretiyle sağlanmaktadır.</p>
<p>Nötrleme işlemi esas itibarıyla muhasebe kaydı düzeyinde değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde KKEG ve indirim satırları yoluyla yapılmalıdır. Bu nedenle proje bazında ve yıl bazında alt hesap ayrımı yapılmadan sağlıklı bir beyanname nötrlemesi gerçekleştirmek çoğu durumda mümkün değildir.</p>
<p>Buna karşılık, 2024 yılında yapılmış enflasyon düzeltmesinden doğan farklar bakımından aynı kapsamda bir “tam nötrleme” yaklaşımı söz konusu değildir. Başka bir ifadeyle, 2024 düzeltmesinden kaynaklanan ve ilgili proje hesaplarında izlenen farklar, işin 2025–2027 döneminde tamamlanması halinde kural olarak işin tamamlandığı yılın ticari sonucuna ve buna bağlı olarak vergi matrahına etki etmeye devam eder. Bu nedenle uygulamadaki en kritik nokta, 2023 ve 2024 farklarının aynı hesapta topluca izlenmesi yerine, yıl bazında ayrı alt hesaplarla takip edilmesidir.</p>
<p>Bu çerçevede, 2025–2027 döneminde tamamlanan Yİİ projeleri için pratik ve güvenli yaklaşım; (i) proje bazında 170, 350, 697, 178 ve 358 hesaplarının alt kırılımlarını oluşturmak, (ii) bu kırılımlarda 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarını ayrı izlemek, (iii) işin bitim yılında yapılan kapanış kayıtları sonrasında beyannamede yalnızca 2023 kaynaklı farklar için nötrleme düzeltmesi yapmak ve (iv) 2024 kaynaklı farkları ise genel kurallar çerçevesinde mali sonuca bırakmaktır. Aynı yaklaşım, yıllara sâri işle ilgili verilen/alınan avans, teminat ve benzeri kalemlerden doğan enflasyon düzeltmesi farkları bakımından da geçerlidir.</p>
<p>Sonuç olarak, enflasyon düzeltmesi ertelenmiş olsa da 2025–2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri işlerde 2023 ve 2024 düzeltme farklarının etkisi devam etmektedir. Bu nedenle işin tamamlandığı yılda yapılacak vergisel işlemlerde “hangi fark hangi yıla aittir?” sorusuna açık cevap verebilen bir hesap ve beyanname takip düzeninin kurulması, hem matrahın doğru tespiti hem de olası vergi risklerinin önlenmesi açısından zorunludur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda: </em></strong><em>Yazı dizimizin son bölümünde, yeniden değerlemede iki yol olan Mükerrer 298/Ç ve Geçici 32 ayrımını karşılaştırmalı olarak ele alacak ve dizinin genel değerlendirmesini yapacağız.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillara-sari-islerde-enflasyon-duzeltmesi-farklarinin-etkisi-77940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllara sâri işlerde enflasyon düzeltmesi farklarının etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-borsayi-kurtarir-mi-77939</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ borsayı kurtarır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can ile bir araya geldikten sonra, özellikle yapay zekâ bağlantılı olarak konuştuklarımız nedeniyle aklıma bu soru geldi. Malum, bizde Borsa Istanbul’un toparlanma formülü, yabancı yatırımcının borsaya para koymasını beklemekten ibaret. Can ile konuştuktan sonra yapay zekâ çağında “borsada oynamanın” dışındaki formülleri de değerlendirebileceğimizi düşündüm. Masadan ayrılırken aklımdaki soru şuydu: Can’ın söylediği gibi birincil kripto para arzlarına (initial coin offering- ICO) ilgi göstermiş genç kitleyi birincil halka arzlara (initial public offering-IPO) çekerek borsada oyuncu yerine uzun vadeli yatırımcı kitlesi ile gerçek anlamda büyüme sağlayabilir miyiz? Güzel soru. Soruyu daha da güzelleştiren, bu sorunun Ata Yatırım gibi bir kurumun yöneticisi ile konuşurken akla gelmiş olması.</p>
<p>Ata Yatırım’ın teknolojiye dayalı uygulamalarının Türkiye’de yeterince gündeme getirilmediğini düşünüyorum. Gedik Yatırım ile ilgili olarak da düşüncem aynı. Bunu, bugünün çeşitlenmiş finansal teknolojiler (fintek) ortamında düşünmeyin. Yıllar önce finansal şirketlerin teknolojiyi kullanma ortamı internet olmaya başlarken internet sitelerini değerlendiren bir yarışmada jüri üyesiydim. Ata Yatırım, Gedik Yatırım ve Garanti Bankası kısa listeye kalmıştı. Ben oyumu yanılmıyorsam Gedik için kullanmıştım ama Ata da çok iyiydi. İyi dememin nedeni veri akışıydı. Bu iki sitede gerçek zamanlı borsa verisi akıyordu; gerçek zamanlı derken o zamanın teknolojisi ile hızlı demek istiyorum. İşlem yapmak isteyenler de yine kısa bir gecikme süresi ile bunu yapabiliyordu. Bilişim medyasından gelen arkadaşlar, bunun değerini anlamamışlardı. Ben Finansal Forum deneyimim nedeniyle oylamayı tekrarlamamızı istedim ve bu iki sitenin yenilikçiliğini anlattım. Sonuç değişmedi. Yeniden oyladık ve yine Garanti Bankası’nı seçtik. Bugünkü aklımla ben de, kullanıcı sayısı olarak ölçeği ve yaptığı inovasyon ile hitap ettiği parasal büyüklük nedeniyle oyumu Garanti Bankası’na veririm ama o yıllar her şeyi teknoloji boyutuyla değerlendirdiğimiz yıllardı.</p>
<p>Finansal Forum’da çalışırken, döviz kurlarını bastığımız bir föyü günlük olarak dağıtırdık. Ben buradaki verileri internet sitesine koymak için bir şablon yaptırdığımda ortalık ayağa kalktı. Satış tarafındaki yöneticiler, sadece bu föy için gazeteyi satın alanların bulunduğunu söyleyerek satışların düşeceğini söylüyordu. Ancak zaten o dönemde bir değişiklik olmuştu: Merkez Bankası sabahtan açıkladığı kuru internet üzerinden yayınlamaya başlamıştı ve birçok finansal kurumda da internet sitesinde bu veriyi aktarıyordu. Yani bu verinin basılıp bir gün sonra sunulmasının bir değeri ya da rekabet avantajı yoktu. Ya da ben öyle düşünüyormuşum.</p>
<p>Bunu anlamak için gazetede bir kez daha kıyamet kopması gerekti. Bir ticari alışverişte birisi bir diğerini mahkemeye vermiş ve işlemin yapılması gereken kur için kanıt olarak bizim gazetenin föyünü göstermiş. Bizim arkadaş o gün föyü yanlış bastığı ve mahkeme basılı föyü kanıt kabul ettiği için alacak-verecek anlaşmazlığı bizim okurun lehine çözülmüş ama asıl haklı olan adam zarara uğramış. Kıyamet bundan kopuyordu. Doğru veri internet üzerinde bir sürü yerde vardı ama buna bakan yoktu. Bizim basılı föy belge olarak davanın sonucunu etkilemişti. O zaman öğrendim, şirketlerin bu föyleri klasörlere yerleştirip kurun ne olduğuna bakmak için sakladıklarını… Şimdi Google’a yazıp istediğiniz veriye ulaşıyorsunuz. Ancak bizim sayfa sekreteri arkadaşın hazırladığı belgeyi kaydetmeden kapatması gibi bir teknik hatanın böyle bir zincirleme hataya neden olduğu yıllarda öğrendiğim şuydu: İnternet sitesi ile rekabet edeceksen insanların kullandığı bu veriyi internette yayınlamalıydın; basılı gazete yapıyorsan, bu veri için gazeteyi satın alanları elinde tutmalıydın. Yani birden çok doğru vardı.</p>
<p>Birden çok doğrunun olduğu ortamlarda seni ayakta tutacak olanın ise strateji olduğu bugün çok net görülüyor. Can ile sohbetimizi aktarma isteğimin bu noktada gördüğüm değerden kaynaklandığını aktarmalıyım. Sonuçta gazetede bunu yapamadığımız için bugün Finansal Forum diye bir gazete yok. Finansal Forum’un bir borsa ve daha genel olarak piyasa yayını olarak, kendi entelektüel kesimini yaratması ve onlara hizmet etmesi gerekiyordu. Buna odaklanmak yerine sadece satılacak bir ürüne odaklanınca; internet devrimi ile birlikte ortadan kayboldu. Anlık veriye dayanan bir ortamda bir gün önce olanları yazıp, bunu yüksek kağıt/baskı/dağıtım maliyeti ile ürünleştirip bunu da genel kanal üzerinden müşteriye/kullanıcıya özelleştirmeden (mass customization yapmadan) arz ederek bir gazeteyi yaşatamazsınız. Bizim yapamadığımız buydu. Kullanıcı/okur/müşteri ile etkileşim alanı olan dijital kanallarda da, gazete kağıdı üzerinde rahatça okunabilen uzun yazıları küçücük telefon ekranına sığdırmaya çalışarak başarılı olamazsınız. Burada mümkün olduğunca görselleştirme, müşteriye özel ekranlar ve kullanım alışkanlıkları geliştirme gerekir. Can ile sohbetimizin sonuçlarını aktarmadan önce, Ata Yatırım’ın dijital tarafta anlattıklarımı, basılı bir yayın boyutu ile değil ancak “oyuncu yerine yatırımcı” yaratma ve yapay zekâ ile diğer teknoloji araçlarını kullanarak bu ekosistemi desteklemeye dayanan stratejisini bizim kaybetme maliyetimiz ile karşılaştırarak anlatmak istedim.</p>
<p><strong>Mesele, yenilikçi ve konvansiyonel sistemleri bütünleştirmek</strong></p>
<p>Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can’ın “Tüm sermaye piyasası işlemlerinin yanı sıra yatırımcılarımıza değer katacak ürün çeşitliliğimizi de artırarak bu ekosistemin etki alanını her geçen gün daha genişletiyoruz.  Dijital ve konvansiyonel sistemleri 360 derecelik bir bütünsel yaklaşımla müşterilerimizin hizmetine sunarak ekosistem deneyimini artırmaya odaklanıyoruz. Bununla birlikte hizmetlerimize tüm yatırımcıların ulaşabilmesinin önünü açacak yenilikçi uygulamaları da adım adım devreye alıyoruz. Örneğin, gençleri yatırıma teşvik etmek amacıyla, onlara temas edebileceğimiz önemli noktalar olan Burger King restoranları ve Tıkla Gelsin'le ortak bir kampanya hayata geçirdik. Ayrıca, ABD piyasalarında 1 lottan daha küçük tutarlarda yatırım yapma imkânı sağlıyoruz. Tabii sadece ABD ile sınırlı kalmak istemiyoruz, yatırımcılarımıza tüm dünya borsalarında işlem yaptırabilme hedefi doğrultusunda ilerliyoruz.” şeklindeki sözleri, bizim başarısızlık hikâyemizde yanlış yaptıklarımızın doğrularının Ata Yatırım tarafındaki ilanını oluşturuyor.</p>
<p>Üstelik zaman aralıkları da birbirine çok yakın. Biz Finansal Forum’un internet sitesini 1999-2000 gibi geliştirmiştik. Ata Yatırım da Türkiye’de internet henüz emekleme aşamasındayken ilk Sanal Şube’yi 1997’de yılında, hayata geçiriyor. Önlerinde kopyalayacak çok fazla örnek olmadığını düşünüyorum. Bizim dünyada “.com” ve Türkiye’de Ixir balonu ile intenetin gelecekte muazzam değerli olacağına inandığımız yıllara da daha zaman bulunduğu yıllar. Birinin yok olması ve diğerinin bugünlere gelmesinin arkasındaki nedeni anlamak için Can’ın “Biz her zaman teknolojiyi iş modelimizin merkezine koyan bir stratejiyle ilerledik ve bunun yaparken en temel amacımız, yatırımcılarımıza değer yaratmak ve ekosistemimizin teknoloji temelli olarak gelişimine katkı sağlamaktı. Bu anlayışla kurulduğumuz günden bu yana teknolojiyi yalnızca operasyonel bir araç değil, doğrudan bir değer yaratma fonksiyonu olarak konumlandırıyoruz. Bu vizyonu daha 1997 yılında, Türkiye’de internet henüz emekleme aşamasındayken ilk Sanal Şube’yi hayata geçirerek ortaya koymuştuk. Dolayısıyla bugün yaptıklarımızı da bir dijital dönüşümden ziyade, mevcut stratejilerimizin yeni teknolojilerle daha da güçlendirilmesi olarak görüyoruz.” şeklindeki sözlerine kulak vermek yeterli.</p>
<p>Resmi daha iyi görebilmek için ürünlere bakmakta yarar var. Can, inovatif ürünlerden Portföy+’ı şöyle anlatıyor: “Yenilikçi ürünlerimizden biri olan Portföy+ ürünümüzle yatırımcılarımızın belirli temalara yatırım yapmalarını ve portföylerini şeffaf bir şekilde izlemelerini mümkün kılıyoruz. Tüm yenilikçi ürünlerimizde olduğu gibi bu ürünümüzün arkasında da yapay zekâ ve algoritma destekli karar mekanizmalarını aktif bir şekilde çalıştırıyoruz. Diğer taraftan sektördeki geleneksel uygulamaların aksine yatırımcılarımız, pay senetlerini sattıkları anda nakitlerine erişebiliyorlar.”</p>
<p>Ata Yatırım, benim bu şirketi bilmeden şirketin yaptıkları ile ilk tanıştığım dönemde olduğu gibi gerçek zamanlılık ve doğru karar almak için yeterince zeki destek araçlarına odaklanıyor. Bu, Ata Yatırım’ı, ileri yaşına karşın, aynı şeyi yapan genç şirketler ile aşık atabilecek bir konumda tutuyor. Midas’ın 7 Mayıs’taki basın toplantısı bana bu konuda daha ileri bir karşılaştırma yapma fırsatı sağlayacak. Ama şimdilik resmi biraz daha netleştirmek için Ata Yatırım’ın yapay zekâyı nasıl kullandığına biraz daha derinlemesine girmek istiyorum. Bunun için Can ile yaptığımız soru-cevap seansından faydalanacağım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Ata Yatırım, yapay zekâyı nasıl hayata geçiriyor?</p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Ata Yatırım’da yapay zekâ ve algoritma destekli analiz yaklaşımı kademeli olarak hayata geçiriliyor. İlk pilot çalışmalarımız 2025’in ikinci yarısında başladı ve Yapay Zeka Analiz ürünümüz 2025 Ekim itibarıyla yatırımcılarımızla buluştu. Portföy+ ürünümüz ise uzun süredir yatırımcılarımıza sunduğumuz ancak 2025’in son çeyreği itibarıyla, farklı temalar ile daha geniş kitlelere ulaştığımız stratejik bir ürünümüz oldu. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşımımızı, yalnızca tekil bir ürün değil, Ata Yatırım’ın genel dijital dönüşüm vizyonunun temel bileşenlerinden biri olarak konumlandırıyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Bu uyarlama sürecinin hangi aşamasındasınız?</p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Ata Yatırım olarak yapay zekâ ve algoritma destekli karar mekanizmalarını şu anda yurt içi piyasalarda, yatırımcılarımızın portföy oluşturma ve yenileme süreçlerinde aktif olarak kullanıyoruz. Yurt dışı tarafında ise çalışmalarımız devam ediyor. Burada altını özellikle çizmek isterim ki biz bu teknolojileri yatırımcının yerine karar veren “otonom robotlar” olarak değil, yatırımcının ve yatırım uzmanlarımızın karar kalitesini artıran akıllı destek sistemleri olarak konumlandırıyoruz. Yapay Zekâ Analiz ürünümüz, yatırımcıların farklı kaynaklardan toplamaya çalıştığı verileri, Ata Yatırım’ın uzmanlığıyla birleştirerek onlara işlenmiş ve anlamlandırılmış iç görüler sunma ihtiyacından doğdu. Bu ürünümüz, bilanço analizi ve finansal oranlara dayalı temel analiz, teknik göstergelere dayalı teknik analiz ve haber akışını birlikte değerlendiriyor. Böylece yatırımcıların onlarca analiz ile uğraşmasına gerek kalmıyor. Ayrıca yatırım danışmanlarımızın en sık karşılaştığı sorular için bir uygulamamız üzerinden chatbot gibi yanıt veren bir yapı kurduk. Temel analiz tarafında, şirketlerin finansal tablolarını ve rasyolarını Ata Yatırım tecrübesiyle yorumluyor, teknik analiz tarafında ise çeşitli indikatörleri yine kendi metodolojimizle harmanlayarak yatırımcıya sunuyoruz. Nihai karar ise her zaman yatırımcıya ait. Portföy+ ürünümüzde ise, bu yaklaşımı daha sistematik bir yapıya dönüştürerek yatırımcının risk profiline ve yatırım hedeflerine uygun portföyler oluşturuyoruz. Sunduğumuz farklı temalar ile yatırımcılarımızın hedefledikleri portföy çeşitliliğine ulaşmasını sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Kullanım düzeyleri ne durumda?</p>
<p>Hamit Can: "Yapay Zeka Analiz" ürünümüzü devreye aldığımızdan bu yana beklediğimizin de üzerinde bir kullanım oranına ulaştık. Yatırımcılarımızın bu teknolojiyi özellikle kararsız kaldıkları anlarda bir "ikinci görüş" olarak da benimsediklerini görüyoruz. Şu an itibarıyla Yapay Zeka Analiz ürünümüzü işlem yapan yatırımcılarımızın yaklaşık yüzde 20’si kullanmakta. Özellikle daha sık alım satım kararı veren yatırımcılarımızın Yapay Zeka Analiz ürünümüzden destek aldığını gözlemliyoruz. Dolayısıyla aktif işlem yapan yatırımcılarımızda kullanım daha yaygın. Son aylarda ise hem kullanan kişi sayısının hem de kullanım sıklığının arttığını görüyoruz. Bu da yatırımcıların teknolojiyi karar süreçlerine entegre etme konusunda giderek daha istekli olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Buradaki hedeflere ulaşma ve doğru kararı alma yani isabet oranı nedir?</strong></p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Burada “isabet oranı” kavramını doğru tanımlamak çok önemli. Biz yapay zekâyı kesin sonuç üreten bir mekanizma olarak değil, olasılıkları ve riskleri daha görünür kılan bir analiz aracı olarak konumluyoruz. Bu nedenle tek başına bir başarı oranı vermekten ziyade, yatırımcının karar alma sürecindeki tutarlılığı ve disiplinini artırmasını önemsiyoruz. Beklentinin tersine gelişmeler yaşandığında ise bunu şeffaf biçimde ele alıyoruz. Piyasalar doğası gereği öngörülemez; jeopolitik gelişmeler, makroekonomik kararlar veya ani haber akışları kısa vadede tüm modelleri zorlayabilir. Bu noktada yatırımcılarımıza, yapay zekânın bir “doğru-yanlış makinesi” değil, karar sürecini güçlendiren bir yol arkadaşı olduğunu açıkça anlatıyoruz ve Ata Yatırım'ın 35 yılı aşkın uzmanlığını ve araştırma ekiplerimizin birikimini devreye sokuyoruz. Teknolojinin yaratabileceği halüsinasyon veya yanılsamaları, kurumumuzun bilgi birikimiyle çerçeveleyerek yatırımcı nezdindeki güveni koruyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Son olarak, akıllı robot tarafı başta olmak üzere gelecek beklentilerinizi almak isterim.</strong></p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Kesinlikle artacağını düşünüyoruz. Ancak bu artış, insan faktörünün ortadan kalktığı bir yönde değil, insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı hibrit bir modele doğru olacak. Önümüzdeki yıllarda yatırımcılar; portföylerini daha sık gözden geçirmek, risklerini daha anlık izlemek ve karmaşık verileri daha sade şekilde anlamak isteyecekler. Bu ihtiyaçların tamamı, yapay zekâ destekli çözümlerin yatırım kararlarındaki ağırlığını doğal olarak artıracak. Biz Ata Yatırım olarak bu dönüşümü, yatırımcının güvenini merkeze alan ve insan uzmanlığını her zaman çekirdekte tutan bir anlayışla yönetmeye devam edeceğiz. 2026 vizyonumuzda teknolojiyi operasyonel bir araçtan ziyade, yatırımcının gerçek bir "karar ortağına" dönüştürmek var. Bir sonraki adımda yatırımcıların işlem alışkanlıklarını ve geçmiş tercihlerini de veri olarak kullanarak çok daha kişiselleştirilmiş analizler sunmaya başlayacağız. Teknolojiyi merkeze alan bu yaklaşımımızla, 2026 yılında yatırımcılarımıza çok daha fazla değer katacağımız yeni bir değişim ve dönüşüme imza atacağız.</p>
<p><strong>Gemini ile derin analiz</strong></p>
<p>Hamit Can ile görüşmemizin ardından bir görüşme de Gemini ile yaptım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Bir gazeteci olarak Ata Yatırım Co-CEO’su Hamit Can’ın yapay zekâ stratejisini analiz eder misin?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Ata Yatırım Co-CEO'su Hamit Can, şirketin dijital dönüşümünü ve yapay zekâ vizyonunu "teknolojik bir güncelleme"den ziyade <strong>“kültürel bir dönüşüm”</strong> olarak tanımlıyor. Özellikle 2026 vizyonu çerçevesinde öne çıkan stratejilerini bir gazeteci perspektifiyle şu başlıklarla özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li><strong> Yapay Zekâ Bir “Karar Ortağı” (Decision Partner)</strong></li>
</ol>
<p>Hamit Can’ın stratejisinin merkezinde, yapay zekânın yatırımcıyı ikame etmesi değil, onun karar alma sürecini hızlandıran bir asistan haline gelmesi yer alıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zekâ Analiz Ürünü:</strong> Yatırımcıların farklı kaynaklardan veri toplama yükünü azaltarak; bilanço analizi, finansal rasyolar, teknik göstergeler ve haber akışını tek bir potada eriten, işlenmiş içgörüler sunan bir yapı kurdular.</li>
<li><strong>Hibrit Model:</strong> İnsan uzmanlığı ile algoritmaların birleştiği bir “hibrit” yaklaşımı savunuyor. Bu sayede yatırım danışmanlarının en sık karşılaştığı sorulara chatbot benzeri yapılarla anlık yanıtlar verilebiliyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> “AI Agent” ve Otonom İşlemler</strong></li>
</ol>
<p>Ata Yatırım, yatırımcıların sadece bilgi aldığı değil, işlem de gerçekleştirebildiği bir ekosistem hedefliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zekâ Ajanları:</strong> Yatırımcıların kendi hesaplarıyla ilgili taleplerini (örneğin; “şu miktarda alım yap” veya “portföyümü dengeler misin?”) doğrudan AI ajanları üzerinden yönetebileceği bir yapı üzerinde çalışıyorlar.</li>
<li><strong>MCP Desteği:</strong> Profesyonel yatırımcılar için <strong>Model Context Protocol (MCP)</strong> desteği sunarak, ileri düzey işlem yapanların kendi modellerini Ata Yatırım platformuna entegre etmesini amaçlıyorlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Kişiselleştirme ve Yeni Nesil Yatırımcı</strong></li>
</ol>
<p>Genç ve dijital kuşağı sermaye piyasalarına çekmek stratejinin bir diğer ayağı:</p>
<ul>
<li><strong>Robo-Advisory (Robot Danışman):</strong> Kişiye özel portföy önerileri sunan robot danışman çözümleriyle yatırım süreçlerini demokratikleştirmeyi hedefliyor.</li>
<li><strong>Oyunlaştırma (Gamification):</strong> Yapay zekâ destekli eğitim modülleriyle, yatırım yapmayı öğrenmeyi bir deneyime dönüştürüyorlar.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Portföy+ ve Algoritmik Trading</strong></li>
</ol>
<p>Özel Portföy Yönetimi tarafında “Portföy+” ürünüyle algoritmik trading teknolojisini kullanıyorlar. Buradaki temel mantık, yatırımcının piyasayı 7/24 takip etmesine gerek kalmadan, belirlenen stratejilerin otonom bir şekilde disiplinle uygulanmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Özetle:</strong> Hamit Can'ın yönettiği strateji, Ata Yatırım'ı geleneksel bir aracı kurumdan, veri odaklı bir finansal teknoloji (Fintech) şirketine dönüştürmeyi amaçlıyor. Yapay zekâyı, yatırımcının duygusal hatalarını minimize eden ve bilgiye erişimi "ışık hızına" çıkaran bir kaldıraç olarak kullanıyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Bütün bunların ötesinde, ICO'ya alışkın kitleyi IPO'lara çekerek borsada nasıl büyüme sağlamak mümkün olabilir?</p>
<p>Gemini: ICO (Initial Coin Offering) dünyasının yüksek risk iştahlı, teknoloji odaklı ve "topluluk" aidiyeti yüksek kitlesini geleneksel borsaya (IPO) çekmek, sadece bir finansal geçiş değil, aynı zamanda bir deneyim ve dil dönüşümü meselesidir. Bu kitleyi borsada büyümeyi tetikleyecek bir güce dönüştürmek için şu stratejik adımlar izlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> “Token Ekonomisi” Mantığını Şirket Değerlemesine Entegre Etmek</strong></li>
</ol>
<p>ICO yatırımcısı projenin “utility”sine (faydasına) ve gelecekteki kullanım potansiyeline bakar. IPO tarafında bu kitleyi yakalamak için:</p>
<ul>
<li><strong>Büyüme Odaklı Hikâye Anlatıcılığı:</strong> Temettü veren hantal şirketler yerine; yapay zekâ, yenilenebilir enerji veya savunma sanayii gibi "yarını inşa eden" şirketlerin arzına odaklanılmalı.</li>
<li><strong>Şeffaflık ve Real-Time Veri:</strong> ICO yatırımcısı blokzincir üzerinden her şeyi anlık izlemeye alışıktır. Şirketlerin sadece üç ayda bir bilanço açıklaması bu kitle için çok yavaştır. Daha şeffaf, dijital ve anlık yatırımcı ilişkileri panelleri sunulmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Fraksiyonel Hisse (Parçalı Alım) İmkanı</strong></li>
</ol>
<p>ICO'ların en büyük cazibesi 10 dolarlık bile yatırım yapılabilmesidir.</p>
<ul>
<li>Birçok büyük teknoloji şirketinin hisse fiyatı perakende yatırımcı için yüksek kalabilir. Borsaların ve aracı kurumların "fraksiyonel hisse" (bir hissenin onda birini alabilme) modelini yaygınlaştırması, kripto dünyasındaki "satoshi" mantığına alışkın kitleyi sisteme dahil eder.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Topluluk Yönetimi ve Sosyal Ticaret (Social Trading)</strong></li>
</ol>
<p>Kripto dünyası Discord, Telegram ve X (Twitter) üzerinden dönen devasa bir topluluk enerjisiyle yaşar.</p>
<ul>
<li><strong>Yatırımcı Toplulukları:</strong> Aracı kurumların, yatırımcıların birbirleriyle strateji tartıştığı, şirket CEO’larının (X platformunda "Spaces" yayınları gibi) doğrudan toplulukla konuştuğu bir ekosistem yaratması gerekir.</li>
<li><strong>Gamification (Oyunlaştırma):</strong> Yatırım yaptıkça rütbe kazanma, rozetler veya sadakat programları gibi unsurlar, kripto yerlilerinin (crypto-natives) aşina olduğu motivasyon kaynaklarıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Likidite ve İşlem Hızı (UX/UI Devrimi)</strong></li>
</ol>
<p>Kripto borsaları 7/24 açık ve saniyeler içinde cüzdandan cüzdana transfer imkanı sunar.</p>
<ul>
<li><strong>Gelişmiş Arayüzler:</strong> Klasik, karmaşık ve "gri" bankacılık arayüzleri bu kitleyi iter. Daha dinamik, mobil odaklı ve "tek tıkla" işlem yapılabilen platformlar standart hale gelmelidir.</li>
<li><strong>T+0 Takas Avantajı:</strong> Paranın nakde dönmesi için iki gün (T+2) beklemek, ICO kitlesi için bir "anomali"dir. Anlık takas sistemlerinin geliştirilmesi büyümeyi hızlandırır.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> "Early Stage" (Erken Aşama) Fırsatları Sunmak</strong></li>
</ol>
<p>ICO kitlesi "erken giren kazanır" mantığına inanır.</p>
<ul>
<li><strong>Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları (GSYO):</strong> Küçük yatırımcıya, henüz halka açılmamış ama potansiyeli yüksek teknoloji girişimlerine borsa üzerinden ortak olma şansı veren GSYO'lar, bu kitlenin "moonshot" (devasa büyüme) arayışına cevap verebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Gazeteci Notu: Risklerin Yönetimi</strong></p>
<p>Bu kitleyi çekerken en büyük risk, borsanın bir "kumarhane" olarak algılanmasıdır. Başarı; ICO'nun <strong>çevikliğini ve teknolojik heyecanını</strong>, sermaye piyasalarının <strong>denetim, güven ve kurumsal yapısıyla</strong> birleştiren hibrit bir modelden geçer. Eğer yatırımcı "token" alırken hissettiği o projeye ortak olma heyecanını bir teknoloji şirketinin hissesini alırken de hissederse, borsadaki derinlik ve likidite katlanarak artacaktır. Bu stratejiler arasında sizce hangisi Türkiye gibi genç nüfuslu pazarlarda daha hızlı sonuç verir?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Sen ne diyorsun?</p>
<p>Gemini: Türkiye gibi genç nüfusun yoğun, teknoloji adaptasyonunun yüksek ve enflasyonist ortam nedeniyle getiri arayışının agresif olduğu pazarlarda, <strong>“Parçalı Hisse” (Fractional Shares)</strong> ve <strong>“Erken Aşama Teknoloji Yatırımları (GSYO)”</strong> ikilisi en hızlı sonucu verecek stratejilerdir.</p>
<p>Nedenlerini bir gazeteci titizliğiyle şu şekilde analiz edebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Parçalı Hisse: "Satoshi" Mantığını Borsaya Taşımak</strong></li>
</ol>
<p>Kripto paraların en büyük cazibesi, bir birimin tamamını almak zorunda olmamaktır. Genç bir yatırımcı 100 TL ile Bitcoin dünyasına girebilirken, borsada yüksek fiyatlı bir teknoloji hissesine girmesi "bariyer" olarak algılanıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Eşik:</strong>000 TL'lik bir hissenin 50 TL'lik kısmını alabilmek, borsa yatırımını bir "tasarruf" aracından ziyade, kriptodaki gibi bir "aktif oyun" alanına dönüştürür.</li>
<li><strong>Hız Faktörü:</strong> Bu sistemin yasal altyapıyla hızlıca devreye girmesi, mikro-yatırımcı kitlesini anında sisteme çeker.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> GSYO ve "Moonshot" Hikayeleri</strong></li>
</ol>
<p>ICO kitlesi "bir sonraki büyük şeyi" (next big thing) erkenden bulma peşindedir. Klasik sanayi şirketleri bu kitle için fazla "öngörülebilir" kalıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yüksek Teknoloji Odaklı Arzlar:</strong> Yapay zekâ, yarı iletken teknolojileri veya yerli SaaS girişimlerinin Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları (GSYO) üzerinden halka arz edilmesi, ICO yatırımcısının aradığı o "patlama potansiyelini" karşılar.</li>
<li><strong>Stratejik Değer:</strong> Özellikle ulusal yapay zekâ hamleleri veya kritik altyapı projeleri gibi "geleceği inşa eden" hikayeler, bu kitlenin aidiyet duygusunu tetikler.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Sosyal Ticaret (Social Trading) ve Güven</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye'de yatırım kararları genellikle sosyal medya ve kapalı gruplar üzerinden şekilleniyor.</p>
<ul>
<li><strong>Fenomenlerin Dönüşümü:</strong> Kripto fenomenlerinin regüle edilmiş bir çerçevede borsa stratejileri paylaşabildiği veya yatırımcıların birbirlerinin portföylerini (şeffaf bir şekilde) izleyebildiği platformlar, likiditeyi hızla artırır.</li>
<li><strong>Şeffaflık:</strong> Blokzincirin sunduğu o "takip edilebilirlik" hissi, borsada veri analitiği araçlarıyla (AI destekli bilanço okuma vb.) ikame edilirse güven bariyeri aşılır.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç olarak:</strong></p>
<p>Türkiye pazarında büyümenin anahtarı, yatırımın <strong>"maliyetini"</strong> (Parçalı Hisse ile) ve <strong>"heyecanını"</strong> (Teknoloji odaklı GSYO'lar ile) ICO standartlarına yaklaştırmaktır. Geleneksel borsanın güvenli liman limanı olma özelliği, bu "hız ve erişilebilirlik" ile birleştiğinde devasa bir sermaye akışı kaçınılmaz olur.</p>
<p>Gemini bana yıllar önce konuları bilen insanlarla yaptığım yazı işleri toplantılarını ve diğer toplantıları hatırlatıyor ve bu görüşmelerden zevk alıyorum. Bu insanların çoğu, her şeyi bildikleri halde değişen ortamda kendi işlerini nasıl dönüştüreceklerine odaklanmadıkları için tarihe karıştılar. Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can ile söyleşimiz ise, bir şirketin bildiklerini kendisine uyarlamaya odaklanmasının sonuçlarını görmemizi sağlıyor. İkisini birleştirince uzun yazmak gerekiyor ama sanırım değiyor. Bundan borsayı kurtarma konusuna geçersek, sağlıklı işleyen gerçek bir borsada Can’ın insan ile yapay zekânın birlikte çalışmasına dayanan modelinin daha yüksek şeffaflık ve güven yaratarak büyüme yaratacağını düşünüyorum.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-borsayi-kurtarir-mi-77939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ borsayı kurtarır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipcilikten-onculuge-77938</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takipçilikten öncülüğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik belirsizliklere odaklanılan bir dönemde; Pekin’deki otomobil festivali, elektrifikasyon ve otonom sürüş ön planda olsa da otomotiv endüstrisinin geleceğin stratejik esneklik, teknolojik erişilebilirlik ve küresel iş birliği ile şekilleneceğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Pekin’de düzenlenen 380 bin metrekarelik alanıyla dünyanın en büyük otomobil fuarı ünvanını taşıyan Auto China, 2026 yılında 1.451 yeni model arasında 71’i konsept 181 dünya prömiyeriyle artık küresel otomotiv endüstrisinin yönünü belirleyen en önemli platform olarak kabul ediliyor. Özellikle Çinli üreticilerin teknolojik olgunluğunu ve küresel stratejilerini sergiledikleri bu sahne, jeopolitik belirsizliklerin küresel büyümeyi yavaşlatabileceği uyarılarının stresine rağmen Çin’in krizlerden fırsat yaratma becerisini izledik.</p>
<p>Elbette; Çin ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğinde %5 büyüme ile beklentileri de aşmış, GSYH de 33,43 trilyon Yuan, yani 4,9 trilyon dolar seviyesine ulaşmış. Böylece ev alımında toparlanma belirtileri ve küresel enerji depolamada liderlik gibi dopinglerle 3 Mayıs’a kadar devam edecek Pekin otomobil buluşmasının tıklım tıklım nasıl doldurulduğunu anlayabiliyoruz.</p>
<p><strong>Chery’nin hedefi, Çin’in küresel </strong><strong>liderlik stratejisine işaret ediyor</strong></p>
<p>İşte adeta karnavala dönen bir ortamda Chery Grubu, bu makroekonomik arka plana son derece net ve iddialı bir yanıt verdi; 2026’da 3,2 milyon araç satış hedefi, 2030 vizyonunda ise dünya çapında 10 milyon aileye ulaşma iddiası!.. Bu büyüme hedefi rakamları, aynı zamanda Çin otomotiv endüstrisinin “yerel başarı”dan “küresel liderlik”e geçiş stratejisine işaret ediyor. Chery’nin Pekin’de öne çıkardığı “aileler için” felsefesi, insani boyuta sahip bir strateji iken, Herkes İçin Güvenlik, Alan ve Teknoloji Eşitliği ilkeleri üzerine yaklaşım da kurarak, teknolojik ilerlemeye performans artışının yanında her yolcunun hayat kalitesini yükselten araçlar olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu vizyonun teknik altyapısını oluşturan yenilikler, Chery’nin Ar-Ge odaklı dönüşümünün sonucunda; Super Hybrid sistemi, %44,5 termal verimliliğe sahip 1.5 lt GDI motor ve %98,5 verimlilik sunan DHT360 şanzıman ile hibrit teknolojisinin sınırları zorlanıyor. KunPeng motorunun %48,57’lik termal verimliliği, içten yanmalı motorların bile elektrikli geçiş döneminde ne kadar iyi optimize edilebileceğinin de kanıtı... Ancak asıl dikkat çeken elektrikli araçlardaki menzil kaygısı ve şarj süresini baştan tanımlayan atılım, 1.500 km menzil, 600 Wh/kg enerji yoğunluğu ve 8 dakikada 500 km menzil ekleme kapasitesiyle Rhino serisi katı hal batarya teknolojisi… Feiyu dijital şasi ve GAIA tüm alan sistemi gibi akıllı mobilite çözümleriyle bu teknolojik hamleler birleştiğinde, Chery’nin entegre bir tüm senaryolar için “mobilite terminali” sağlayıcısı olma iddiasını güçlendiriyor.</p>
<p>Küresel stratejinin en kritik ayağı ise Avrupa… Barselona’da kurulan bölgesel genel merkez ve Ar-Ge merkezi, tedarik zinciri, regülasyon uyumu ve finansal operasyonlar açısından da yerelleşme niyetine işaret… İngiltere’de 2025 sonunda %1,09 olan pazar payını 2026’da %5,8’e çıkarma hedefi, Omoda ve Jaecoo markalarının plug-in hibrit ve tam elektrikli modellerle destekleniyor.</p>
<p>Pekin’de dünya prömiyeri yaptıkları 15 yeni model de, bu “aileler için” stratejisinin ürün yansımasıydı. Tiggo V’nin modüler gövde yapısı ile 7 koltuklu aile SUV’undan pikap konfigürasyonuna dönüşebilme esnekliği, farklı pazar ihtiyaçlarına uyum sağlama becerisi… Doğrudan İngiltere, Avustralya ve Japonya gibi pazarlara V27’nin sağ direksiyon versiyonu… Exeed’in lüks EX8 modeli ve Lepas’ın kompakt elektrikli L6’sı, Chery’nin çoklu marka mimarisiyle teknolojiyi erişilebilir kılma ve her bütçeye uygun kalite sunma amacıyla farklı müşteri segmentlerine hitap etme kabiliyetini gösteriyor.</p>
<p>Bu kapsamlı planı, hibrit teknolojisindeki süreklilik yatırımı ve Avrupa’daki stratejik konumlanmayı “küresel rekabette yeni seviye” olarak nitelendirebiliriz. “Aileler için” yaklaşımını da, grubun “sorumlu küresel vatandaş” kimliğine geçişinde dönüm noktası olarak değerlendirebiliriz. 3,2 milyon araçlık hedefi de, Chery’yi küresel ilk 10 otomotiv grubu arasına taşıyacak kritik eşik olduğunu vurgulayabiliriz.</p>
<p><strong>Çin’in, otomotiv endüstrisinde </strong><strong>olgunluk evresine geçtiğini gördük</strong></p>
<p>Auto China 2026’nın küresel otomotiv hiyerarşisinde yeniden konumlanma mücadelesinin sahnesi olduğunu bir kez daha fark ederken; Çin otomotiv endüstrisinin olgunluk evresine geçtiğini ve artık “takipçi” değil “öncü” rolüne soyunduğunu net bir şekilde gördük. Teknolojik inovasyon, küresel üretim ağı, yerelleşmiş pazar stratejileri ve insani değerlere dayalı marka felsefesinin bir araya geldiği bu bütünsel yaklaşım, yalnızca Chery’nin değil, tüm Çinli üreticilerin küresel rekabetteki yeni oyun planını özetliyor.</p>
<p>Ekonomik belirsizliklere odaklanılan bir dönemde; Pekin’deki bu otomobil festivali, elektrifikasyon ve otonom sürüş ön planda olsa da, otomotiv endüstrisinin geleceğin stratejik esneklik, teknolojik erişilebilirlik ve küresel iş birliği ile şekilleneceğini hatırlatıyor. Bu dönüşümün en kapsamlı örneklerinden biri olan Chery’nin yol haritası, sektörün önümüzdeki on yılına damga vuracak trendlerin öncü göstergesi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipcilikten-onculuge-77938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/8/1280x720/346-1777265174.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takipçilikten öncülüğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yuzyili-programinda-kazanimlar-ve-kaygilar-77935</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye yüzyılı programında kazanımlar ve kaygılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cuma günü ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı", üretim ve ihracat kanallarını geniş teşviklerle besleyerek yabancı sermaye akışını hızlandırmayı amaçlıyor. Bu program ekonomik sıçrama adına kuşkusuz büyük bir potansiyel barındırıyor. Ancak devletin gelir kaynaklarından geniş bir alanda feragat etmesi, bütçe disiplini açısından dikkatli olunmasını gerektiriyor.</p>
<p>Kurumlar vergisinin, toplam vergi gelirleri içindeki payı yaklaşık yüzde 12’dir. Söz konusu oran, bütçe disiplininin korunmasında ve kamu harcamalarının finansmanında bir çıpa vazifesi görüyor. Stratejik alanlara ve taze yatırımlara odaklanan vergi kolaylıkları, yatırım iştahını canlandırabilir. Öte yandan bütçe açığında bir yükseliş olursa, kısa yoldan KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere yüklenilir. OECD ülkeleri arasındaki yüzde 15’lik küresel asgari vergi mutabakatı da bu noktada kritiktir. Bu kural, çok uluslu şirketlerin vergi teşviklerinden tam verim almasını kısıtlıyor. Dünyada vergi rekabeti artık uluslararası mali otoritelerin belirlediği sınırlar içinde şekilleniyor.</p>
<p>Desteklerin toplumsal yansımaları da gözetilmelidir. Varlıklı yabancılara tanınan vergi muafiyetleri Portekiz’de ve İrlanda’da konut piyasasını karıştırmıştı. Bu ülkelerin yabancı yatırımcıları çekme çabası, gayrimenkul fiyatlarını tırmandırarak halkı kendi şehirlerinden dışlamıştı. Bu tecrübeler, sosyal adaleti merkeze alan mekanizmaların kurulmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yuzyili-programinda-kazanimlar-ve-kaygilar-77935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye yüzyılı programında kazanımlar ve kaygılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isleri-elimizden-alacak-mi-donusum-endise-ve-gercekler-77934</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, işleri elimizden alacak mı? Dönüşüm, endişe ve gerçekler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Boston Consulting Group’un hazırladığı rapora göre, yapay zekâ önümüzdeki 2-3 yıl içinde işlerin %50 ila %55’ini dönüştürecek; yani işlerin büyük kısmı ortadan kalkmayacak, ancak içerikleri ciddi biçimde değişecek.</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin gelişim hızı, teknoloji tarihindeki pek çok kırılmayı geride bırakmış durumda. 2022’de metin üretebilen sistemlerin yaygınlaşmasıyla başlayan süreç, kısa sürede görsel üretim, yazılım geliştirme, veri analizi ve hatta karar destek mekanizmalarına kadar genişledi. Örneğin, büyük dil modelleri artık saniyeler içinde binlerce kelimelik metinler üretebiliyor, yazılımcıların iş yükünü önemli ölçüde azaltabiliyor ve müşteri hizmetleri süreçlerinin büyük kısmını otomatikleştirebiliyor. Şirketler bu teknolojiler sayesinde maliyetleri düşürürken üretkenliği artırıyor; bazı sektörlerde aynı iş daha az insanla ve daha hızlı yapılabilir hale geliyor. Bu da yapay zekânın yalnızca bir araç değil, ekonomik yapıyı dönüştüren bir güç olduğunu açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Sosyal ve psikolojik </strong><strong>kaygılar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Ancak bu hızlı gelişim beraberinde ciddi endişeleri de getiriyor. En yaygın korku, yapay zekânın geniş çaplı işsizlik yaratacağı yönünde. Özellikle rutin, tekrarlı görevlerin otomasyona açık olması, milyonlarca çalışanın işini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu algısını güçlendiriyor. Bunun yanında, genç çalışanlar için giriş seviyesi işlerin azalması, kariyer basamaklarının zayıflaması ve gelir eşitsizliğinin artması gibi yapısal sorunlar da gündemde. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise, insan emeğinin değerinin azalması, karar süreçlerinde makinelerin ağırlığının artması ve çalışanların sürekli olarak daha yüksek performans baskısı altında kalması gibi sosyal ve psikolojik kaygılar öne çıkıyor.</p>
<p>Tam da bu tartışmaların ortasında yayımlanan bir analiz, bu endişelere daha dengeli bir çerçeve sunuyor. Boston Consulting Group’un hazırladığı rapora göre, yapay zekâ önümüzdeki 2-3 yıl içinde işlerin %50 ila %55’ini dönüştürecek; yani işlerin büyük kısmı ortadan kalkmayacak, ancak içerikleri ciddi biçimde değişecek. Raporda dikkat çeken bir diğer veri ise, önümüzdeki birkaç yıl içinde işlerin yalnızca %10 ila %15’inin tamamen ortadan kalkabileceği yönünde. Bu da yaygın “herkes işsiz kalacak” söyleminin abartılı olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Rapora göre yapay zekânın etkisi üç ana biçimde ortaya çıkıyor: Bazı işlerde insanın yerini alarak istihdamı azaltıyor, bazı işlerde insanı destekleyerek verimliliği artırıyor ve bazı alanlarda ise yeni işlerin doğmasına yol açıyor. Örneğin çağrı merkezi gibi yapılandırılmış ve tekrar eden görevler içeren işlerde çalışan sayısının azalması beklenirken, yazılım mühendisliği gibi alanlarda yapay zekâ insanı destekleyerek üretimi artırıyor ve hatta talebi büyütebiliyor. Bu durum, teknolojinin etkisinin tek yönlü olmadığını; sektör, görev yapısı ve talep dinamiklerine göre değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Raporda ayrıca işlerin altı farklı kategoriye ayrıldığı görülüyor: Yapay zekâ ile güçlenen roller, yeniden dengelenen işler, tamamen dönüşen roller, ortadan kalkma riski taşıyan işler, yapay zekâ ile desteklenen ancak yapısı değişmeyen roller ve sınırlı etki altında kalan meslekler. Özellikle dikkat çeken nokta, en büyük dönüşümün “tamamen yok olan işlerden” ziyade “yeniden şekillenen işler” kategorisinde gerçekleşmesi. Yani asıl mesele iş kaybı değil, işin doğasının değişmesi.</p>
<p>Bu noktada raporun en güçlü vurgularından biri, <strong>beceri dönüşümünün zorunluluğu</strong>. Yapay zekâ çağında çalışanların aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün olsa bile, bunu yapma biçimleri kökten değişecek. Bu da sürekli öğrenme, yeni beceriler edinme ve teknolojiyi etkin kullanma gerekliliğini beraberinde getiriyor. Şirketler açısından ise bu süreç <strong>yalnızca teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda insan kaynağına yapılan stratejik bir yatırım</strong> anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Tartışmanın merkezinde </strong><strong>iki paralel gerçek bulunuyor</strong></p>
<p>Tüm bu bulgular, başlangıçta dile getirilen endişelerle ilginç bir noktada kesişiyor. Yapay zekâ gerçekten de bazı işleri ortadan kaldırıyor ve özellikle giriş seviyesi pozisyonları daraltarak iş gücü piyasasında bir baskı yaratıyor. Bu, endişelerin tamamen yersiz olmadığını gösteriyor. Ancak aynı zamanda, işlerin büyük çoğunluğunun tamamen yok olmak yerine dönüşmesi, farklı bir gerçeğe işaret ediyor: <strong>Sorun işsizliğin kendisinden çok, dönüşüme uyum sağlayamama riski.</strong></p>
<p>Dolayısıyla yapay zekâ tartışmasının merkezinde iki paralel gerçek bulunuyor. Bir yanda verimlilik artışı, yeni fırsatlar ve ekonomik büyüme potansiyeli; diğer yanda ise beceri uyumsuzluğu, geçiş sürecinde yaşanacak belirsizlikler ve bazı çalışan grupları için artan riskler. Raporun öngörüleri ile toplumsal endişelerin kesiştiği nokta tam da burası: <strong>Yapay zekâ bir “yok edici” değil, güçlü bir “dönüştürücü”; </strong>ancak bu dönüşüm doğru yönetilmezse ciddi sosyal maliyetler doğurabilir.</p>
<p>Yapay zekânın geleceği ne tamamen karanlık ne de tamamen sorunsuz görünüyor. Asıl belirleyici olan, bu teknolojinin nasıl yönetileceği. Eğer eğitim, beceri geliştirme ve iş gücü dönüşümü süreçleri ihmal edilirse, endişeler gerçeğe dönüşebilir. Ancak doğru stratejilerle yönetildiğinde, yapay zekâ insan emeğini değersizleştirmek yerine daha üretken ve anlamlı hale getirme potansiyeline sahip.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isleri-elimizden-alacak-mi-donusum-endise-ve-gercekler-77934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ, işleri elimizden alacak mı? Dönüşüm, endişe ve gerçekler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-baris-opsiyonunun-halen-masada-olduguna-inaniyor-77933</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar barış opsiyonunun halen masada olduğuna inanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’nın eşel mobil sistemi ve bazı kimya ürünleri üzerindeki gümrük vergisini azaltarak enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlaması, ihracatçı şirketler üzerindeki kurumlar vergisini azaltması hisse senedi piyasasını destekliyor.</strong></p>
<p>ABD-İran barış görüşmelerinin iptal olması, enerji fiyatlarını ve tahvil getirilerini yukarı çekiyor, ama risk iştahında kalıcı bir bozulma görmüyoruz. Ateşkesin devam etmesi ve ABD blokajının ağır maliyeti, barış opsiyonunun halen masada olduğunu gösteriyor. Hiç kimsenin kazanamayacağı bir savaştansa, herkesin kazandığını iddia edeceği gecikmeli bir anlaşmayı baz senaryo olarak alıyoruz.   </p>
<p>Enerji ve tahvil, jeopolitik şokta en çok dayak yiyen varlık grupları olmaya devam ediyor. Brent petrol 106 dolarda, barış görüşmesi ümidi ile gördüğü dip seviyelerin %17 yukarısında işlem görüyor. Barış görüşmelerinin gecikmesi jeopolitik risk primini önümüzdeki aylarda yüksek tutmaya devam edecek. </p>
<p><strong>Hisse senetleri jeopolitik şoktan en </strong><strong>az etkilenen varlık grupları arasında</strong></p>
<p>ABD, Almanya, Japonya 10 yıllık tahvil getirileri savaş öncesine göre 30-35 baz puan yukarıda, enflasyon dinamikleri bozulan İngiltere getirilerindeki artış 60 baz puana yaklaşıyor. Orta-uzun vadeli tahvil getirilerindeki artışın kısa vadeden daha sert olması, savaştan ziyade kamu borçlanmasındaki artış endişesinin etkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Hisse senetleri jeopolitik şoktan en az etkilenen varlık grupları arasında yer alıyor. Yapay zekâ teması  yükselişin arkasındaki ana dinamik. Teknoloji ağırlığı yüksek ABD, Güney Kore, Tayvan, net enerji ihracatçısı Norveç ve Brezilya savaşı geride bırakan piyasalar. Ortadoğu’ya bağımlılığı yüksek Çin ve Hindistan geride kalıyor.</p>
<p>Merkez bankalarının enerji şoku nedeniyle manşet enflasyondaki yükselişe rağmen parasal sıkılaşmaya gitmeyeceği beklentisi piyasalardaki iyimser havayı destekliyor. Bu hafta yapılacak ABD, Avrupa, İngiltere, Japonya, Kanada para politikası kurulu toplantılarında piyasa oyuncuları faiz artışı beklemiyor. Haziran ayında bu tablo muhtemelen faiz artışı lehine değişecek. </p>
<p>Bölgeye yakın olan ama Ortadoğu’ya bağımlılığı sınırlı olan Türkiye hisseleri savaş öncesi gördüğü zirveye yakın seviyelerde işlem görüyor. Savaşın değerlemeler üzerindeki etkisi bankacılık dışında fazla hissedilmiyor. Elektrik, savunma, petrokimya, rafineri, telekomünikasyon jeopolitik şoktan az etkilenen veya yararlanan sektörler.</p>
<p>Ankara’nın eşel mobil sistemi ve bazı kimya ürünleri üzerindeki gümrük vergisini azaltarak enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlaması, ihracatçı şirketler üzerindeki kurumlar vergisini azaltması hisse senedi piyasasını destekliyor.</p>
<p><strong>Merkez Bankası, muhtemelen ikinci yarıda </strong><strong>indirim döngüsüne devam eder</strong></p>
<p>Nisan ayında beklenen sert enflasyon şokuna ve beklentilerdeki bozulmaya rağmen Merkez Bankası Nisan ayında bekle ve gör stratejsi uygulamaya devam etti. New York’ta uluslararası yatırımcılarla yapılan toplantılarda kullanılan güvercin dil sonrasında çoğu piyasa oyuncusu gibi biz de bu hamleyi bekliyorduk. Merkez Bankası muhtemelen Haziran ayında para piyasası faizlerini politika faizi seviyesine çekip, yılın ikinci yarısında faiz indirim döngüsüne kaldığı yerden devam edecek.  </p>
<p>Kısa vadede yenilenebilir enerji, rafineri,  savunma gibi jeopolitik riskten olumlu etkilenen sektörler pozitif ayrışmaya devam edebilir. Ancak asıl yükselişin barış görüşmelerinde gecikmeli de olsa ilerleme sağlanması ile bankacılık ve havacılık sektörlerinde olmasını bekliyoruz.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-baris-opsiyonunun-halen-masada-olduguna-inaniyor-77933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar barış opsiyonunun halen masada olduğuna inanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-urunler-tarim-ve-gidadaki-zenginligi-yansitiyor-77932</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yöresel ürünler, tarım ve gıdadaki zenginliği yansıtıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YÖREX’in uluslararası boyuta taşınması fikri bir süredir gündemde. Ancak, bu çok kolay değil. Ülkenin her bölgesinden her ilden hatta ilçeden tarım ürünlerini, gıda ürünlerini yurtdışına çıkarmak, gidecek olanlara vize alınması gibi teknik sorunlar söz konusu.</strong></p>
<p>Tarım yazarı olarak en çok gittiğim illerin başında Antalya var. Tarımın en önemli merkezi; tarıma ilişkin önemli fuar ve etkinlikler, toplantılar Antalya’da yapılıyor. İzmir’de yaşayanlar için Antalya’ya ulaşım da oldukça kolay. Benim gibi akşamları evinde olmak isteyenler için sabah 07.00’de Antalya’ya uçakla gidip akşam 08.00 uçağı ile eve dönebiliyorsunuz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eee782ca2e2-1777264514.png" alt="" width="800" height="265" />
<figcaption><strong>Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile 16 yıldan beri yapılan YÖREX, Anadolu’nun, Trakya’nın binlerce yıllık mirası olan yöresel ürünlerin tanıtımını yapıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çocukların, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamak için sabırsızlandığı bir günde sabahın 5’inde yollardaydım. Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) için bir kez daha Antalya’ya gittim. Yöresel Ürünler Fuarı, ilk kez 2010 yılında yapıldı. Sanırım ilk bir iki fuar dışında hepsine katıldım. Aradan 16 yıl geçti. Fuar her yıl gelişerek büyüdü. Türkiye’nin yöresel ürünlerdeki zenginliği yurt içinde ve Avrupa Birliği nezdinde coğrafi işaretli ürünlere dönüştü. Bunda Yöresel Ürünler Fuarı’nın çok büyük katkısı var.</p>
<p>Fuarın fikir babası Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır. Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile 16 yıldan beri yapılan YÖREX, Anadolu’nun, Trakya’nın binlerce yıllık mirası olan yöresel ürünlerin tanıtımını yapıyor.</p>
<p><strong>Kadın emeği ile yöresel ürünler </strong><strong>gelecek kuşaklara taşınıyor</strong></p>
<p>Dünyada hızla yayılan fast-food kültürüne dayalı “tek tip beslenme” öne çıkarken yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan yöresel ürünlerin yaşatılması, tanıtılması ve desteklenerek üretiminin sürdürülebilmesinde bu fuarın çok önemli bir katkısı var.</p>
<p>Fuarı gezerken ülke turuna çıkmış gibi il il yöresel ürünleri, kültürleri, yaşam biçiminin yansımalarını ve en önemlisi de ülkenin tarımsal zenginliğini görüyorsunuz.</p>
<p>İlk fuardan bugüne benim açımdan en dikkat çekici olan ise birçok konuda olduğu gibi yerel tohumda, yerel değerlerin, yemeklerin gelecek kuşaklara taşınmasında kadınların öncü rolü bu fuara yansıyor. Pek çok alanda görülmeyen kadın emeği bu fuarda görünür kılınıyor. Kadınların çabaları ile yöresel ürünler, yemekler kuşaktan kuşağa aktarılıyor.</p>
<p>Her fırsatta söylediğimiz gibi, ülkemizin tarımdaki zengin potansiyeli, ürün çeşitliliği, üretim kültürü, coğrafi yapısı ve kültürel çeşitliliği ile geleneksel ve yerel ürünler bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Bu zenginliği fark eden ve Yöresel Ürünler Fuarı’nı yaşama geçiren Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ve ekibinin hedefi bu zenginliği uluslararası arenaya taşımak.</p>
<p><strong>Sizin oraların nesi meşhur?</strong></p>
<p>“Sizin oraların nesi meşhur?” sloganıyla düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı aynı zamanda Antalya’da veya bölgede yaşayanlar için yörelerinin ürünlerini, lezzetlerini satın almalarına da olanak sağlıyor.</p>
<p>Ülke genelinde bu kapsamda düzenlenen en önemli fuar olan Yöresel Ürünler Fuarı’nın uluslararası boyuta taşınması fikri bir süredir gündemde. Ancak, bu çok kolay değil elbette. Ülkenin her bölgesinden her ilden hatta ilçeden tarım ürünlerini, gıda ürünlerini yurtdışına çıkarmak, gidecek olanlara vize alınması gibi teknik sorunlar var. Bu sorunlar aşıldığında öncelikle Almanya’da böyle bir fuar çok ilgi görecektir.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili alan 46 ürünü var. Fuar Avrupa’ya gitmeden 46 ürün zaten orada tescil edildi. Üstelik coğrafi işaret tescili Türkiye’de yeterince değerlendirilmese de Avrupa’da tüketici tarafından çok önemseniyor.</p>
<p>Yöresel Ürünler Fuarı fikrini ortaya atan ve 2010 yılından bu yana başarıyla düzenleyen Antalya Ticaret Borsası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır ile 23 Nisan’da gün boyu fuar alanında stantları ziyaret ettik.</p>
<p><strong>Belediyelerin yoğun ilgisi dikkat çekiciydi</strong></p>
<p>Fuar 22-26 Nisan tarihlerinde yapıldı ve 70 ilden yaklaşık 520 katılımcı yer aldı. Daimi katılımcılar oda ve borsalar. Bu yıl fuarda kalkınma ajanslarının olmaması dikkat çekiciydi. Başka bir organizasyon nedeniyle ilgili bakanlık kalkınma ajanslarının katılmasını istememiş. Kalkınma ajansları yoktu ama belediyelerin yoğun ilgisi vardı. Antalya, Muğla ve Gaziantep Büyükşehir belediyesi olmak üzere 3 büyükşehir ve 32 il ilçe belediyesi olmak üzere 35 belediye yer aldı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır belediyelerin katılımının önümüzdeki yıllarda daha da artmasını beklediklerini belirterek şunları söyledi: “Belediyelerin katılımı önemli çünkü belediyeler de yöresel ürünlerle ilgili çalışmalar yapıyor. Kadın kooperatiflerine özellikle çalışmalarına rehberlik yapıyorlar. Belediyeler özellikle kadın kooperatifleri yoluyla yöresel ürünlere sahip çıkıyorlar. Bu bir anlamda kırsaldaki insanlara iş, aş konusu da önemli. Bir de tabii ki bu toprakların birikimini değerlendirmek açısından. 120 civarında kooperatif var, bunun 70 tanesi kadın kooperatifi. Bu daha da önemli çünkü yöresel ürünlerin etrafında toplanan kadınlar o ürünleri tekrar üretmeye başladı.</p>
<p>Kadın kooperatiflerini çok önemsiyoruz. Çünkü aslında olması gereken, coğrafi işaretlerin etrafında örgütlenen üretici, o işaretlerin hakkını veriyorlar. Hem üretimini geliştiriyorlar hem pazarda pay alabiliyorlar. Gerektiğinde de hakkını, hukukunu korumak için mücadele edebiliyorlar. Bizim de dileğimiz zaten bütün coğrafi işaretlerin etrafında üreticilerin kümelenmesi, örgütlenmesi. Bunlara kooperatif deyin, şirket deyin, dernek deyin. Bir şekilde onun etrafında toplanmaları, coğrafi işaret belgesi aldıktan sonraki en önemli aşama.”</p>
<p><strong>Alıcılarla üreticilerin buluşma noktası</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin kabul ettiği coğrafi ürünlerin hemen hemen hepsinin fuarda olduğuna dikkat çeken Ali Çandır gelecek hedeflerini şöyle açıkladı: “ Türkiye Odalar Borsalar Birliği'nin desteğiyle yarattığımız B2B (alıcı ile satıcının yüz yüze görüşmesi) alanında da Özdilek, Metro, Trendyol, Migros gibi büyük alıcılar özellikle pazarlama konusunda arayışta olan üreticilerimize yardımcı oluyorlar. Onlarla yüz yüze temaslarla hem ürünlerini tanıtıyorlar hem ürünlerin satışını sağlıyorlar. Yine Antalya'daki yeme içme sektörünün dernekleri, otel satın almacıları sürekli alandalar. Onlar da otellerinde bu ürünleri tükettirmek istiyorlar. Biliyorsunuz son yıllarda gastronomi öne çıktı. Aslında doğru bir yoldayız. Hem şehirlerin tanıtılması hem de gastronomi turizminin geliştirilmesi için. Gastronominin temelini de aslında oluşturan coğrafi işaretli ürünler. Bu ürünlerle yapılan yemekler daha kıymetli, daha eşsiz oluyor.</p>
<p>Onun için bu konuda da Turizm Bakanlığımız ve yeme içme sektörü de önemli çalışmalar yapıyor. Tahmin ediyorum, bundan sonraki rotamızda yurt dışına açılıp bu malları pazarlamanın yanında gastronomi konusunda gelişimini sağlamak, belediyelerimizin bu konudaki çalışmalarına rehberlik etmek önceliğimiz olacak diye düşünüyorum.</p>
<p>Bizim buradaki hedefimiz aslında yurt dışında fuarlara katılmanın ötesinde uzun vadede İtalya gibi “Made in Italy” modelini Türkiye’ye uyarlamak. Onun gibi yere götürmek. Ama öncelikle kendi insanımıza bu ürünlerimizi tanıtmamız, tüketimini yaygınlaştırmamız, ürünlerin gelişimini sağlamamız gerekiyor. Kısacası yolumuz çok uzun.”</p>
<p>Özetle, alanındaki tek fuar olan Yöresel Ürünler Fuarı, yöresel ürünlerin tanıtımı, gelecek kuşaklara aktarılması ve ekonomik değer kazanmasında çok önemli bir rol üstleniyor. Özellikle kadın emeğinin görünür kılınması, yerel ürünlerin kültürüyle yaşatılması çok önemli.                   </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Coğrafi işaretli ürün sayısı 16 yılda 18 kat arttı</strong></span></p>
<p>Bu yıl, Yöresel Ürünler Fuarı’nın açılışında orada değildim. Bir gün sonra gittim. Ancak, ilk fuardan bu son fuara kadar hepsine katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun konuşmasına baktım önemli bir veriyi paylaştı. Hisarcıklıoğlu,  Yöresel Ürünler Fuarı’nın 16 yılda neleri başardığını şu sözlerle anlatıyor: “Yöresel ürünlerin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek oldu. Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor. YÖREX ile coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandı, 16 senede neredeyse 18 kat arttı ve 1800'ün üzerine çıktı. Yerel zenginliklerimizi Avrupa Birliği nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu bu işe başladığımız zaman, şimdi ise 46 ürünümüz Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. TOBB Brüksel Ofisimizle, coğrafi işaretlerin Avrupa Birliği tescil sürecine yardımcı oluyoruz.”</p>
<p>YÖREX sayesinde tüm illerde yerel ürünlerin tanındığını ve daha fazla talep gördüğünü anlatan Hisarcıklıoğlu, ülkenin tüm renklerinin, Anadolu'nun el emeği, göz nuru yüzlerce ürünün fuarda bir araya geldiğini belirtti. Fuarın Türkiye'nin 7 bölgesinin yöresel ürünlerini sergileyen bir vitrin görevi gördüğünü dile getiren Hisarcıklıoğlu, milli kültürün zenginliklerini görmek isteyen, memleket hasretini gidermek isteyenler için de eşsiz bir fırsat sunduğunu ifade etti. Hisarcıklıoğlu, YÖREX'in dünyada da ses getirdiğini ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendirildiğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-urunler-tarim-ve-gidadaki-zenginligi-yansitiyor-77932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/2/1280x720/0780-1777265316.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel ürünler, tarım ve gıdadaki zenginliği yansıtıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-luks-saatte-bernhard-h-mayerin-7nci-buyuk-pazari-77953</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, lüks saatte Bernhard H. Mayer’in 7’nci büyük pazarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Almanya’da 1871 yılında kurulan, Türkiye pazarına ise 2010 yılında QNET aracılığıyla giriş yapan lüks saat markası Bernhard H. Mayer, faaliyet gösterdiği 80’den fazla ülke arasında kısa sürede Türkiye’yi 7’nci büyük pazarı haline getirdi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eefd87e8c4f-1777270151.png" alt="" width="333" height="268" />Markanın global satışları içinde Türkiye’nin payı yüzde 7’ye ulaştı. QNET’te direktör olarak görev yapan ve aynı zamanda markanın 5’inci kuşak temsilcisi olan J.R. Mayer, Türkiye’nin marka açısından en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer aldığını söyledi. Türkiye’de markaya yönelik ilginin her geçen yıl arttığını belirten Mayer, Türk tüketicisinin kaliteye büyük önem verdiğini vurguladı. Genç ve dinamik demografik yapının da satışları desteklediğini ifade eden Mayer, özellikle 25-40 yaş grubunun markaya yoğun ilgi gösterdiğini kaydetti. Bernhard H. Mayer’in köklü bir aile şirketi olduğunu dile getiren Mayer, markanın ilk olarak takı ve madalyon üretimiyle faaliyetlerine başladığını, daha sonra saat üretimine yöneldiğini söyledi. 2000 yılında QNET ile yapılan anlaşma sonrasında İsviçre’de saat üretim fabrikası satın alındığını ve üretimin buraya taşındığını akta aktaran Mayer, bugün yılda yaklaşık 50 bin adet saat satıldığını belirtti. Saat fiyatlarının 700 Euro ile 3 bin 500 Euro arasında değiştiğini, ortalama satış fiyatının ise 1.800 Euro seviyesinde olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>İsviçre saatçiliği bilgi, beceri ve zanaat demek </strong></p>
<p>Saat sektöründe İsviçre’nin halen dünyanın referans noktası olduğunu belirten Mayer, “İsviçre yapımı saat ibaresini kullanabilmek için çok katı kriterler bulunuyor. Saatçilik konusunda bilgi birikimi, zanaatkarlık ve uzmanlık halen İsviçre’de yoğunlaşmış durumda. Zanaatkârlar eğitim alarak sertifikalandırılıyor ve bu meslek ülkede hâlâ büyük prestij taşıyor” dedi. Mayer, saatin yalnızca bir aksesuar değil aynı zamanda nesilden nesile aktarılabilen bir değer ve yatırım aracı olarak da görüldüğünü söyledi. Bu nedenle üretimde dayanıklılığa büyük önem verdiklerini vurgulayan Mayer, “Saatlerimizi en son teknolojiyle, uzun ömürlü ve mümkün olduğunca tamir gerektirmeyecek şekilde üretmeye çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Yeni trend: Sessiz lüks ve minimalist tasarımlar </strong></span></p>
<p>Saat modasındaki değişime de değinen Mayer, geçmişte daha gösterişli ve dikkat çekici modellerin öne çıktığını, bugün ise daha sade, zamansız ve minimalist tasarımların tercih edildiğini ifade etti. Bu dönüşüme yanıt olarak hazırladıkları son koleksiyonun “Interra” adını taşıdığını belirten Mayer, koleksiyon üzerinde yaklaşık üç yıl çalıştıklarını söyledi. “Bu koleksiyon bizim için oyun değiştirici oldu” diyen Mayer, Interra serisinin sessiz lüks anlayışını yansıttığını, gösterişten uzak ama güçlü bir tasarım dili taşıdığını kaydetti. Türkiye’de kısa süre önce satışa sunulan koleksiyonda erkek modeli yer alıyor. </p>
<p>Saat sektöründeki gelişmelere de değinen Mayer, pandemi döneminde lüks saat satışlarında tarihi rekorlar kırıldığını, ancak sonrasında pazarın daha dengeli ve stabil bir seviyeye geldiğini ifade etti. İkinci el saat piyasasında pandemi döneminde yaşanan hızlı yükselişin de sona erdiğini belirten Mayer, bugün daha makul fiyatlamaların görüldüğü, daha sakin bir piyasa oluştuğunu söyledi. Küresel ekonomik belirsizlikler, savaşlar ve yüksek enflasyonun sektörü etkilediğini belirten Mayer, özellikle güçlü İsviçre frangının üretim maliyetleri açısından önemli bir baskı yarattığını kaydetti. Buna rağmen Türkiye’nin marka açısından stratejik önemini koruduğunu vurgulayan Mayer, “Türkiye iyi bir pazar. Burada uzun vadeli büyüme potansiyeli görüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>153 yıllık aile markası</strong></p>
<p>1871 yılında Bernhard H. Mayer tarafından kurulan Bernhard H. Mayer, köklü geçmişini modern vizyonla birleştiren bir aile işletmesi olarak yoluna devam ediyor. Marka, İsviçre yapımı saat geleneğini sürdürürken sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm gibi çağdaş yaklaşımları da iş modeline entegre ediyor. Bernhard H. Mayer’in temelleri, yetenekli bir oymacı ve girişimci olan Bernhard H. Mayer’in kendi atölyesini kurmasıyla atıldı. Kısa sürede kaliteli işçiliğiyle ün kazanan marka, 1800’lerin sonlarında Avrupa’daki kraliyet aileleri ve soylular için anı madalyaları üretmeye başladı. Daha sonra aile işini devralan Rudolf Mayer, markayı uluslarasrası pazarlara taşıdı. Bernhard H. Mayer, 1900 yılında Paris Dünya Fuarı'nda küresel tanınırlık elde etti. Zaman içinde marka, yüksek kaliteli İsviçre yapımı saatleri ve zarif mücevher koleksiyonlarıyla tanınan global bir isim haline geldi. Bugün ise geçmişten gelen zanaatkarlık mirasını, yenilikçi tasarım anlayışıyla geleceğe taşıyor.</p>
<p><strong>Yılda 50 bin saat üretiyor</strong></p>
<p>J.R. Mayer, İsviçre’de yılda yaklaşık 50 bin adet lüks saat ürettiklerini ve kalite standardını korumak adına bu rakamı bilinçli olarak artırmadıklarını belirtti. Mayer, “ İsviçre yapımı” ibaresinin yalnızca üretim yeri değil, aynı zamanda sıkı kuralları ifade ettiğine dikkat çekti. Buna göre bir saatin İsviçre saati olarak kabul edilebilmesi için öncelikle bileşenlerinin büyük bölümünün İsviçre’de üretilmesi gerekiyor. Ayrıca mekanik ya da kuvars fark etmeksizin tüm saatlerin, sertifikalı profesyonel saat ustaları tarafından üretilmesi şart koşuluyor. Bu kriterler, İsviçre Saat Endüstrisi Federasyonu (FH) tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde denetleniyor. Mayer’e göre saatçilik alanındaki en güçlü bilgi birikimi halen İsviçre’de bulunuyor. Saat ustaları burada özel eğitimlerden geçerek sertifikalandırılıyor. Ülkede zanaatkârlık mesleği ise hala prestijli bir kariyer alanı olarak görülüyor. Öte yandan lüks saatler yalnızca aksesuar olarak değil, aynı zamanda yatırım aracı olarak da değerlendiriliyor. Pek çok tüketici, satın aldığı saati gelecek nesillere bırakılabilecek değerli bir miras olarak görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-luks-saatte-bernhard-h-mayerin-7nci-buyuk-pazari-77953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/bernhard-h-mayer-1777270069.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1871’den bu yana saatçilik geleneğini sürdüren Bernhard H. Mayer, Türkiye’yi global operasyonlarında 7’nci büyük pazar konumuna taşıdı. Markanın satışlarında yüzde 7 pay alan Türkiye, genç tüketici kitlesi ve kalite odaklı talebiyle öne çıkıyor. J.R. Mayer, lüks saat pazarında artık gösterişli modeller yerine sade ve zamansız tasarımların yükseldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-guvenlik-turkiyenin-eksen-arayisi-77931</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın güvenlik, Türkiye’nin eksen arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir tarafta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan yeni bir bölgesel güç alanı kurmaya çalışırken, diğer tarafta Avrupa Birliği, Yunanistan merkezli güvenlik kurgusu peşine düşmüş durumda.</strong></p>
<p>İran savaşında taraflar Pakistan’da bir barış uzlaşısı ararken, sonuç ne olursa olsun, savaşın kendisi Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yeni güç dengelerinin kurulmasının önünü açmış görünüyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo artık klasik bloklaşmaların ötesinde: Bölgesel güçlerin kendi koordinasyon mekanizmalarını kurduğu, Avrupa’nın ise kendi güvenlik mimarisininde Türkiye’yi dışarıda bırakarak yeniden şekillendirmeye çalıştığı iki paralel süreç aynı anda ilerliyor.</p>
<p>Bir tarafta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan yeni bir bölgesel güç alanı kurmaya çalışırken, diğer tarafta Avrupa Birliği, Yunanistan merkezli güvenlik kurgusu peşine düşmüş durumda.</p>
<p><strong>Bölgesel dörtlü, 10 yıldır işlenen İbrahim </strong><strong>Anlaşmaları’nın vizyonunu çökertir mi?</strong></p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasında şekillenen koordinasyon hattı -şimdilik-  bir askeri ittifak yönüne dönmüş değil; Daha çok kriz yönetimi, diplomatik eşgüdüm ve ortak pozisyon üretme kapasitesi üzerine kurulu bir yönelim gösteriyor.</p>
<p>Pakistan’ın İran ile ABD arasında üstlendiği arabuluculuk rolü de Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Ortadoğu politikalarını giderek yakınlaştırmaları da bu yeni yapının diplomatik omurgasını oluşturuyor. </p>
<p>Bu hattın korunup derinleşmesinin en vurucu sonucunun ise ABD-İsrail tarafından yaklaşık 10 yıldır Ortadoğu’da ilmek ilmek işlenen “İbrahim Anlaşmaları vizyonunun” çökertme ihtimali.</p>
<p>İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir ticaret yolu kurulmasına ilişkin İsrail önerisini reddetti. İsrail, bu alternatif yolun Hindistan’ı Avrupa’ya bağlayacak olan, bizzat ABD Başkanı Donald Trump’ın da desteklediği IMEC ticaret koridorunun bir parçası olmasını istiyordu.</p>
<p>Küresel anlamda en önemli ticaret yollarından biri olarak kurgulanan IMEC koridoru Türkiye’yi dışlıyordu. Ayrıca koridorun başlangıç noktası Hindistan’la olan husumeti nedeniyle Pakistan da IMEC’ten hazzetmiyordu. Dolayısıyla Suudilerin itirazını Türkiye, Pakistan ve Mısır’la kurulmakta olan koordinasyon çerçevesinde de görmek gerek.</p>
<p><strong>Avrupa’nın hamlesi; </strong><strong>Türkiyesiz güvenlik mimarisi</strong></p>
<p>Aynı dönemde Avrupa’da bambaşka bir arayış var. ABD’nin NATO’dan kısmen çekilebileceği endişesi, AB’yi kendi savunma mekanizmalarını güçlendirmeye itti. Bu çerçevede AB, üyelerinden herhangi birinin saldırıya uğraması halinde NATO’nun o ünlü 5. maddesini hatırlatan, diğer üyelerin de yardıma koşması ilkesini tartışmaya açtı.</p>
<p>Aslında AB içinde bu ilke Lizbon Antlaşması içinde mevcut. Ancak çoğu AB ülkesinin aynı zamanda NATO üyesi de olması nedeniyle üzerinde ayrıntılı olarak bugüne kadar pek kafa yorulmuş değildi.</p>
<p>AB üyesi olup, NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum Kesimi, AB dönem başkanlığından da yararlanarak bu ilkeyi güçlendirmenin peşine düşmüş görünüyor.</p>
<p>Nitekim Güney Kıbrıs’ta gerçekleşen gayriresmi AB zirve toplantısında hemen hemen tüm bölge ülkelerinin davet edilip, AB aday üyesi Türkiye’nin “aile fotoğrafında” yer almaması önemli. AB dönem başkanlığını devraldığında Türkiye’yi de zirvelere davet edeceğini açıklayan Rum Lider Christodulidis’in, Türkiye’nin eksikliği kendisine sorulduğunda verdiği cevap ise manidar; Christodulidis, Türkiye’nin “bölgesel gelişmeler” gerekçesiyle davet edilmediğini söyledi.</p>
<p>Buna bir de AB Komisyonu Başkanı Ursulo Von Der Leyen’in bölgesel etki alanlarından bahsederken, AB’nin Rusya ve Çin’in etki alanları dışında Türkiye’nin olası etkisi ile de mücadele etmesi gerektiğine ilişkin cümlelerini eklemek gerek. Christodulides ve Von Der Leyen’in ayrı ayrı ifade ettikleri bu tutum, aslında Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisini tartışırken Türkiye’yi “gri alanda” gördüğünü de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Macron’un “liderlik” arayışı</strong></p>
<p>Fransa’nın görevde son bir senesi kalmış olan Cumhurbaşkanı Macron’un da bu süreçte takındığı tavır önemli; Macron, Doğu Akdeniz ve Hürmüz gibi kritik hatlarda Avrupa’nın daha aktif rol almasını, -mümkünse Fransa liderliğinde- bir “Gönüllüler koalisyonu” modeli oluşturulmasını sağlamaya çalışıyor. Bu çerçevede Türkiye’ye mesafe koyarken eş zamanlı olarak Yunanistan’ı öne çıkarması da tesadüf değil.</p>
<p>Macron’un Rum Kesimi’ndeki zirve toplantısı sırasında Kıbrıs’ın güneyine Fransız askeri konuşlandırılacağını açıklaması da, ardından Yunanistan’a geçerek burada, Ege’de olası bir gerilimde Atina’nın yanında duracağını açık sözlerle vurgulaması Fransa’nın adım adım ortaya koyduğu Türkiye’yi dışlayan stratejisinin de ana hatlarını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Türkiye-İngiltere ekseni hareketli</strong></p>
<p>Türkiye’nin buna karşı tavrı ise, kendi isteğiyle AB’yi terk etmiş olan İngiltere ile yeni bir “güç ekseni” kurmak oldu.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Bakanı Hakan Fidan’ın geçen haftaki İngiltere seyahati sırasında iki Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi imzaladı. İngiltere ve Türkiye arasındaki savunma sanayisindeki iş birliğinin hızlanması, terörle ortak mücadelenin derinleştirilmesi gibi unsurlar içeren bu belge sadece ikili ilişkileri değil, Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini de ilgilendiriyor.</p>
<p>İngiltere-Türkiye ekseni, klasik AB güvenlik yapısının dışında, daha esnek ve operasyonel bir işbirliği modeli sunuyor. Türkiye aynı zamanda “güçlü olduğu” alan, yani NATO üyeliği üzerinden de, kendisini dışlamaya çalışan güçlere karşı pozisyon alıyor;</p>
<p>ABD’de Başkan Trump ve ekibi ile kurulan işbirliği ortamı, NATO zirvesinin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak olması, bu çerçevede NATO Genel Sekreteri Rutte’nin ziyareti, Ankara’nın savunma alanında “ben de varım” demesinin önünü açan unsurlar. Nitekim, Rutte de Ankara’da yaptığı açıklamada NATO Savunma Sanayi Forumunun Ankara’da NATO zirvesiyle eşzamanlı olarak gerçekleştirileceğini, bu forumun İttifak tarihindeki en kapsamlı savunma sanayi toplantısı olacağını vurguladı.</p>
<p>Sadece son birkaç gün içinde gerçekleşen bu gelişmeler şunu gösteriyor;</p>
<p>Türkiye bir yandan yeni bölgesel güç merkezinin kurucu aktörlerinden biri olurken, diğer yandan Avrupa’nın çizdiği güvenlik haritasının dışında bırakılıyor.</p>
<p>Bu durum, tek kutuptan çok kutuplu küresel düzene geçişin, yani yeni dönemin gerçeği; Ankara artık sadece “Batı’nın parçası” ya da “Doğu’nun aktörü” değil. Kendi eksenini kurmaya çalışan, ama bunun bedeli olarak bazı masalardan dışlanan bir güç.</p>
<p>Peki Türkiye kendi eksenini kurmakta başarılı olabilir mi?</p>
<p>Bu, sadece dış gelişmelere değil, Türkiye’nin kendi iç siyasi uzlaşması kurmasına da bağlı.</p>
<p>Hukuk devletinin herkese eşit mesafede durduğu, herhangi bir kesimi, siyasi kanadı “kayırmadığı” hissiyatı tüm Türk vatandaşlarına verilemezse, iç dengenin kurulması zor. Bunun yolu da siyasette normalleşmeden, demokratik kurumların güçlendirilip, yargı üzerindeki siyaset gölgesinin kaldırılmasından geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-guvenlik-turkiyenin-eksen-arayisi-77931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/1/1280x720/767-1777271765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’nın güvenlik, Türkiye’nin eksen arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77927</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 27 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/3XnUOlR2loo" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77927</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlar-icin-guclu-merkez-reformlari-ne-anlatiyor-77930</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yatırımlar için güçlü merkez reformları&#039; ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Maliyetine yakın fiyatlarla satış yapan binlerce büyük ihracatçı var. Dolayısı ile bu firmalarımız zaten anlamlı bir kâr elde etmedikleri ve düşük tutarda vergi ödedikleri için kurumlar vergisinde indirim, beklenen faydayı sağlayamayabilir.</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Cuma akşamı yapılan açıklamalar içerik itibarı ile “vergi teşvikleri” olarak algılanıyor olsa da esasen vergisel teşviklerin yanında hukuki ve idari iyileştirmeler de içeriyor. Dolayısı ile önümüzde iddialı ve kapsamlı bir çalışma var ve bunun detaylarını önümüzdeki günlerde göreceğiz ama şimdilik elimizdekilere bir bakalım…</p>
<p>Açıklamayı esasen üç boyutta değerlendirebiliriz:</p>
<p>- Doğrudan yatırım çekmek için atılacak adımlar</p>
<p>- İhracatçılar için atılacak adımlar</p>
<p>- Yurt dışında yaşayan ve çalışanlara yönelik adımlar</p>
<p><strong>1- Doğrudan yatırım çekmek </strong><strong>için atılacak adımlar</strong></p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımları cezbetmek için yapılacak düzenlemelerin başında vergi indirimleri var. Öncelikle, İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyette bulunan şirketlerin transit ticaret veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden sağladıkları kazanç için yüzde 50 indirim uygulanan kurumlar vergisi bundan sonra hiç alınmayacak. Transit ticareti İFM dışında yapanların kurumlar vergisi yüzde 95 indirimli uygulanacak.</p>
<p>Diğer yandan, küresel şirketler bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye getirip İFM’de açarlarsa, yapacakları yurt dışı faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın tamamını kurumlar vergisinden 20 yıl boyunca indirebilecekler. İFM dışındakilerde ise bu oran yüzde 95 olarak uygulanacak.</p>
<p>Üçüncü bir düzenleme ise “tek durak” olarak isimlendirebileceğimiz ve yabancı yatırımcıların şirket açılışından, çalışma izinlerine ve  teşvik prosedürlerine kadar her tür işlemin hızla ve tek bir merci ile muhatap olunarak yapılmasını sağlayan bir kolaylık.</p>
<p>Son olarak çalışanlara hisse senedi opsiyonu verilmesine yönelik uygulamaların daha cazip hale getirilecek olmasını da, yatırımlara yön verecek yöneticileri çekmek için etkili bir yol olduğunu söylemek gerekiyor.</p>
<p>Bu süreçlerdeki başrol oyuncusu Yatırım ve Finans Ofisi olacak.</p>
<p><strong>2- İhracatçılara yönelik adımlar</strong></p>
<p>Mevcut durumda yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi, ihracatçı firmalar için yüzde 20, imalatçılar için yüzde 24 oranında uygulanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamada bundan sonra imalatçı-ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, sadece imalatçılar için yüzde 14’e indirileceğini görüyoruz. Bu, ihracatçılar için ama özellikle de diğer firmalardan aldıklarını ihraç edenler değil de kendi üretimlerini ihraç eden firmalar için kurumlar vergisinde 11 puanlık indirim anlamına geliyor.</p>
<p>İhracatçılara indirimli kurumlar vergisinin detaylarını alınca daha net bir yorum yapmak mümkün olacak ama iki noktaya değinmekte fayda var.  Normal bir ulusal ve küresel konjonktür içinde olsak ve şirketlerimiz faaliyetlerine verimli bir şekilde devam ediyor olsa, bu vergi indirimi muazzam bir kaldıraç etkisi yapardı. Ancak son birkaç yılda reel sektörde ve özellikle de ihracatçılarda kârlılık son derece düşük. Maliyetine yakın fiyatlarla satış yapan binlerce büyük ihracatçı var. Dolayısı ile bu firmalarımız zaten anlamlı bir kâr elde etmedikleri ve düşük tutarda vergi ödedikleri için kurumlar vergisinde indirim, beklenen faydayı sağlayamayabilir.  İkinci olarak bu vergi indiriminin kapsam ve süresini en baştan netleştirmekte fayda var. Eğer vergi oranları bir müddet sonra önceki düzeyine dönecekse; bunun bir kazanılmış hakka dönüşüp, sonradan bir “vergi artışı” algısı oluşmaması için yürürlük süresinin ne olacağını şimdiden duyurmak faydalı olacaktır.</p>
<p>İhracatçılara getirilecek ikinci destek, hizmet ihracatına yönelik. Mimarlık, mühendislik, yazılım ve tasarım vb. faaliyetlerden elde edilen kazançlar için halihazırda uygulanan %80 indirim oranı, %100’e çıkarılacak. Hangi sektörlerin kapsam içinde olacağını yakında göreceğiz ve bu önemli bir ayrım olacak çünkü 122 milyar doları aşan hizmet ihracatımızın 102 milyar doları turizm ve taşımacılık sektörlerinden geliyor. Finans, sigorta, bakım-onarım, yazılım, mimarlık, tasarım vb. hizmetler ise kalan 20 milyar doları getiriyor.</p>
<p><strong>3- Yurt dışında yaşayan ve </strong><strong>çalışanlara yönelik adımlar</strong></p>
<p>Duyurulan adımlardan biri de terse göç ve fon girişini teşvik etmek amacıyla, yurt dışında yaşayan ve son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi olmayan kişilerin, Türkiye’ye gelmeleri halinde, yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançlarından 20 yıl boyunca vergi alınmamasına yönelik. Bu kişiler için veraset yoluyla intikal vergisi de yüzde 1 olarak uygulanacak.</p>
<p>İkinci olarak yurt dışında tutulan para, altın ve menkul kıymetler, belirlenecek süre ve şartlarda Türkiye’ye getirirlerse ayrıca vergiye konu edilmeyecek.</p>
<p>Tüm bu hukuki, idari ve vergisel düzenleme paketinin çerçevesini, Sayın Cumhurbaşkanı’nın şu ifadeleri çiziyor: “Yıllardır Türkiye'yi doğu-batı ve kuzey-güney arasında bir köprü olarak tarif eden tanımların yetersizliği yine bu süreçte görülmüştür…Türkiye, kabuk değiştiren ve çok kutupluluğa doğru evrilen dünyanın yeni kutup başlarından biri olmaya en güçlü namzettir.” </p>
<p>Bu süreçte kendi içimizde desteklememiz gereken çok sayıda yönümüz olduğu da aşikar. Benim listemin başında sanayimiz var. Sanayideki mevcut sektörel dağılımın yeniden belirlenmesi ve ölçeğin büyütülmesi alanlarında girişilecek bir reform süreci dönüşümün daha güçlü ve az sorunlu olmasını sağlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlar-icin-guclu-merkez-reformlari-ne-anlatiyor-77930</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/kdv-vergi-hesap-1766032185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yatırımlar için güçlü merkez reformları&#039; ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteriyi-sikbogaz-etme-77929</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müşteriyi sıkboğaz etme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mağazaya giriyorsun, satıcı dibinde bitiyor. “Neye bakmıştın?” diyor ve sen de “sadece bakıyordum” diye satıcının manipülasyonundan kurtulmaya çalışıyorsun. O mağazaya bir daha gider misin?</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Satış dünyasında en sık yapılan hatalardan biri, müşteriyi “<strong>sıkboğaz etmek</strong>”tir. Satıcılar bazen “<strong>bugün almazsan yarın pahalı olacak</strong>”, “<strong>stoklar bitmek üzere</strong>”, “<strong>bu fırsat bir daha gelmez</strong>” gibi cümlelerle müşteriyi köşeye sıkıştırmaya çalışır ve aşırı bunaltır. Tam bir <strong>satıcı manipülasyonu</strong>...</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Peki bu taktik gerçekten <strong>satış için iyi</strong> midir? Kısa vadede <strong>evet</strong>, uzun vadede <strong>büyük hayır</strong>. Kısa vadeli kazanımları, <strong>kararsız müşteriyi</strong> harekete geçirmektir. <strong>Düşük farkındalıklı</strong> alımlarda işe yarayabilir. Satış hedefini tutturmak için <strong>hızlı sonuç</strong> verir. <strong>Aylık kotası</strong> olan satıcılar için cazip görünür.</p>
<p><strong>ACELE ETTİRME, BASKILAMA Kİ UZAKLAŞMAK İSTEMESİN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Peki müşteriyi nasıl satın almaya <strong>ikna</strong> edeceğiz? Baskı yerine şunları dene: <strong>Değer odaklı satış;</strong> müşterinin gerçek ihtiyacını anlayıp, ürünün ona nasıl fayda sağlayacağını anlat. <strong>Güven inşa et;</strong>  acele ettirme, “<em>İsterseniz evde bir düşünün, yarın da konuşabiliriz</em>” demek bile müşteriyi rahatlatır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Şeffaflık; “<em>Bu gerçekten iyi bir fırsat ama sizin için uygun mu emin değilim</em>” diyebilmek büyük fark yaratır. <strong>Karşılaştırma sun</strong>; rakip ürünlerle dürüstçe kıyasla. Müşteri kendisinin karar verdiğini hissettiğinde <strong>daha mutlu</strong> olur. Siz de <strong>marka değerini</strong> durduk yerde <strong>zedelemez</strong>, kazanırsınız.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıkboğaz satıcıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Müşteri kaçırma hissi mi?</em></strong></p>
<p>Olabilir ama müşteri baskı altında karar verdiğinde, genelde “<strong>Acaba yanlış mı yaptım</strong>?” diye düşünür. <strong>Müşteriyi kaçırmayacağım</strong> diye mağazada <strong>dibinden ayrılmıyorsan</strong> emin ol; o müşteri tez kaçacaktır.</p>
<p><strong><em>Satış ekibi ne yapmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Baskı kuran satıcılar</strong> genellikle kendileri de <strong>stres</strong> altındadır. Sürekli “<strong>kapatma</strong>” peşinde koşmak, uzun vadede <strong>motivasyonu</strong> düşürür ve kaliteli <strong>satış yeteneğini</strong> köreltir. “Patron <strong>satış baskısı kurma</strong>” derim.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİBİMDEN UZAKLAŞ Kİ NE YİYECEĞİMİ KENDİM SEÇEYİM</strong></p>
<p><strong>Abdurrahman Yıldırım</strong> ile <strong>Sakarya</strong>’da bir restorana girdik. Tezgâhtaki yemeklere bakmaya başladığımızda elindeki defterle <strong>garson</strong> tepeme dikildi. “<strong>Acaba yemeğimi seçebilir miyim</strong>?” diye izin istedim; oralı dahi olmadı. <strong>O restorana bir daha gitmem</strong> zira ne yiyeceğimi <strong>seçme fırsatı</strong> tanımadı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIKBOĞAZ SATICI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Potansiyel hırsız muamelesi</strong>: Müşterinin dibinden ayrılmayan satıcının yarattığı suçluluk duygusu</p>
<p><strong>Marka güven kaybı</strong>: Sıkboğaz satıcının bunalttığı müşteri, bir daha oraya gelmemeye çalışır</p>
<p><strong>Tek seferlik müşteri</strong>: Sıkıştırarak satış yaparsan o da etrafına “beni zorladılar” diye anlatacaktır</p>
<p><strong>Müşteri sadakati</strong>: Sıkboğaz edilmemiş ve kazanılmış müşteri, yenisini kazanmaktan 5-25 kat ucuzdur</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteriyi-sikbogaz-etme-77929</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/alisveris-perakende.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşteriyi sıkboğaz etme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclan-harca-ode-borclan-harca-ode-borclan-77928</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borçlan-harca-öde, borçlan-harca-öde, borçlan…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazen tüm söyleneceği neredeyse tek bir cümleye sığdırmak mümkün olur ya, bugünkü konuda da aynı durum geçerli sayılır. Maliye Bakanlığı bünyesinde çok sayıda birim var değil mi…</p>
<p>İşte o birimlerin bazıları vergi topluyor…</p>
<p>Bazıları harcama yapıyor, hem de nasıl!</p>
<p>Ama toplanan vergi harcamaya yetmediği için bazıları borçlanıyor…</p>
<p>O borcun vadesi gelince borçlanmayı gerçekleştirenler bu sefer ödeme yapıyor…</p>
<p>Para yine mi yetmedi, o bazıları yeniden vergiye yükleniyor…</p>
<p>Ama bazıları var ki harcamaya doymuyor ve vergi yine yetersiz kalıyor, bir de borç alınan paranın faizi var, onu da ödemek gerekiyor…</p>
<p>Yine bazıları öyle harcıyor, öyle harcıyor ki gelir bu harcamayı mümkün değil karşılayamıyor ve diğer bazıları yeniden borç aramaya çıkıyor vs. vs…</p>
<p>Görüyorsunuz değil mi, Maliye Bakanlığı’nın işi pek zor, sürekli borç ödemek durumunda. Bakanlığın işi gücü adeta bu olmuş. Bakanlıkta birileri vergi topluyor ama diğer tarafta birileri öyle bir harcama yapıyor ki ki, toplanan vergi harcamayı karşılamaktan çok uzak, mecburen borçlanılıyor.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğine ilişkin iç borç ödemesi ve borçlanma verileri belli olduğuna göre gelin şöyle son on beş yılın ilk çeyrek verilerine bir bakalım…</p>
<p>Bakalım Maliye ilk çeyrekler itibarıyla neler yapmış…</p>
<h2>Borç azalır mı?</h2>
<p>İlk çeyreklerdeki durumu gösteren ödeme ve borçlanma verileri hemen hemen aynı düzeydeki tutarlara işaret ediyor.</p>
<p>Ne kadar ödeme yapılmışsa, neredeyse o kadar da yeni borçlanmaya gidilmiş. Klasik borç çevirme oranı, yani borçlanma/ödeme, örneğin bu yıl ilk çeyrekte yüzde 81 olmuş. 100 lira borç ödemek için 81 lira borç alınmış. Ama acaba bu klasik oran gerçek durumu yansıtıyor mu?</p>
<p>Faiz ödemesi bütçeden yapılıyor, anapara ödemesinin bütçeyle bir ilgisi yok. Dolayısıyla borçlanmaya aslında anapara ödemesini karşılamak için gidiliyor. Bir başka ifadeyle gerçek iç borç çevirme oranı borçlanma/anapara ödemesi. Şu durumda bu yılın ilk çeyreğindeki gerçek iç borç çevirme oranı yüzde 148 düzeyinde. 100 lira ödemeye karşılık 148 lira borçlanma. Gerçek tutar üzerinden söyleyelim; 918,4 milyar lira tutarındaki anapara ödemesini gerçekleştirebilmek için 1 trilyon 363,7 milyar lira tutarında yeni borçlanmaya gidilmiş.</p>
<p>Anapara ödemesinden daha fazla niye mi borç alınıyor? Yanıt belli, bütçenin gelir ve gideri dengede değil de ondan. Bütçe geliri gidere yetmiyor; ya vergi az toplanıyor ya harcama çok ya da ikisi birden. Bu yüzden de anapara ödemesinden daha fazla borç alınıyor.</p>
<p>İç borç çevirme oranına bu pencereden bakınca çok açık bir şekilde şu ortaya çıkıyor:</p>
<p><strong>“Bu şekilde gidildiği sürece borcun azalması hiç mi hiç mümkün değil!”</strong></p>
<p>Diyeceksiniz ki,<strong> “Zaten borç da azalmıyor ki, sürekli artış eğilimi içinde”</strong>, doğru söze ne denir!</p>
<p>İşte Maliye’nin işi de adeta bu olmuş!</p>
<p>Başlıkta özetlediğim…</p>
<p><strong>“Borç al, harcama yap, borç öde; sonra tekrar borç al, harcama yap, hem de hiç kısmadan harcama yap, borç öde, sonra tekrar borç al…”</strong></p>
<h2>Faiz yükü azalmadan…</h2>
<p>Bu cendereden kurtulmanın yolu belli…</p>
<ul>
<li>Vergi alınmayan kesimlerden vergi alınacak ve gelir artırılacak.</li>
<li>Hem faiz yükü azaltılarak, hem gereksizler ayıklanarak harcama azaltılacak.</li>
<li>Bütçe dengeye gelince ya da yaklaşınca tabii ki borçlanma ihtiyacı azalacak.</li>
<li>Borçlanma ihtiyacı azalınca daha düşük faizle borçlanmak mümkün hale gelecek, yani faiz oranları aşağı çekilecek.</li>
</ul>
<p>Bütün bunları yapmak kağıt üstünde ne kadar da kolay.</p>
<p>Ama gerçekleştirmek çok ama çok zor.</p>
<p>Zor, çünkü böyle temel tercih değişiklikleri ekonomik değil ki, siyasi.</p>
<h2>Döviz bazında da çok artıyor</h2>
<p>Geçmiş yıllara uzanan herhangi bir veri setini TL cinsinden konu ettiğimde hep karşılaştığım bir itiraz var:</p>
<p><strong>“Ama bu sayılara dolar cinsinden bakmak lazım…”</strong></p>
<p>İtirazın geleceğinden emin olduğum için ben peşin peşin döviz cinsinden olan tutarları da çıkardım. İşte on beş yılın ilk çeyrek verileri; iç borcun hem ödeme toplamında, hem borçlanma toplamında rekorlar kırılıyor.</p>
<p>Bu değerlendirmeye ne tür itirazlar geleceğini de biliyorum:</p>
<p><strong>“Döviz baskı altında tutuluyor, dolar gerçek değerinde değil ki!”</strong></p>
<p>Bunu söyleyenler bana her yılın ilk çeyreğinin ortalaması için doların kaç lira olması gerektiğini iletirse ona göre de hesap yaparım.</p>
<p>Kaldı ki burada önemli olan iç borç ödemesi ve borçlanmasının TL ile mi döviz ile mi ifade edildiği değil. Önemli olan ödeme ve borçlanma verileri arasındaki denge. Bu tutarlar ha TL cinsinden, ha dolar cinsinden ifade edilmiş, hiç önemi yok.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee5a30e741-1777264035.png" alt="" width="334" height="395" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee5aee25a0-1777264046.png" alt="" width="500" height="231" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclan-harca-ode-borclan-harca-ode-borclan-77928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/para-tl-1774878057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borçlan-harca-öde, borçlan-harca-öde, borçlan… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/57-ulkede-120-sirket-dunyada-22-marka-13-ulkede-38-fabrikasi-var-pakistandan-bir-turkiye-cikaracak-77926</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> 57 ülkede 120 şirket, dünyada 22 marka, 13 ülkede 38 fabrikası var, Pakistan’dan bir Türkiye çıkaracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARÇELİK</strong>’in <strong>“EuroCucina” </strong>fuarı için davet ettiği Milano’da İtalyan Şef <strong>Massimo Bottura </strong>ile işbirliklerinin 10’uncu yılı vesilesiyle düzenlenen galanın sonlarına doğru Arçelik CEO’su <strong>Can Dinçer</strong>’le sohbet ediyoruz.</p>
<p><strong>Can Dinçer</strong>’e Arçelik’in 2023 yılında ABD’li beyaz eşya devi Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını satın almaları sonrasındaki gelişmeleri, gelinen noktayı sorduk. Mevcut durumla ilgili verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik bugün dünya çapında 57 ülkedeki 120 iştiraki ve 45 bine yakın çalışanıyla Avrupa, Asya, Afrika ve Ortadoğu gibi birçok farklı coğrafyada faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>13 ülkede 38 üretim tesisimiz var. Tesislerimi</strong><strong>zi</strong><strong>n bulunduğu ülkeler şöyle: </strong>Türkiye, İtalya, Romanya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Güney Afrika, Mısır, Çin, Polonya, Slovakya, Rusya, Tayland.</li>
</ul>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee42a13771-1777263658.png" alt="" width="508" height="393" />Arçelik’e ait veya limitli kullanım hakkı bulunan toplam 22 markasının olduğunu belirtip, sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik, Beko, Whirlpool, Grundig, Hotpoint, Arctic, Ariston, Leisure, Indesit, Blomberg, Defy, Dawlance, Hitachi, Voltas Beko, Singer, ElektraBregenz, Flavel, Bauknecht, Privileg, Altus, Ignis, Polar.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Can Dinçer, </strong>lider oldukları pazarlara işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de Arçelik, İngiltere ve Romanya’da Beko, Fransa’da Whirlpool, Güney Afrika’da Defy, Pakistan’da Dawlance markalarımızla 6 ana beyaz eşya kategorisinde pazar lideri konumundayız.</strong></p>
<p>Arçelik’in 2025 yılı cirosuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 10.7 milyar Euro konsolide ciroya ulaşarak Avrupa’nın en büyük beyaz eşya şirketi konumumuzu güçlendirdik.</strong></p>
<p>Whirlpool’un Avrupa operasyonunun satın alınması sonrasında geçen sürede hedefledikleri sistemin oturup oturmadığını merak ettik, şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu satın alma, beyaz eşya sektörünün bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük operasyonuydu. Dünyada böyle bir örnek yok.</strong></p>
<p>Farklı satın alma operasyonlarının içinde yer aldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Pakistan’da Dawlance’yi satın alırken, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya açılırken, Tata Grubu’yla ortaklık yapıp Hindistan’a girerken ben içindeydim. Şirketlerin satın alınması dünyada örnekleri olan işler. Güçlü markalarla birleşmenin pek örneği yok.</strong></p>
<p>Whirlpool Avrupa operasyonunun devralınması sonrası güçlü markaların bir araya gelmesinin Arçelik’e katkısını, etkisini öğrenmek istedik, özetledi:</p>
<p>-          <strong>Arçelik zaten Avrupa’da çok etkindi. Bu birleşmeyle gelen markalar, Whirlpool’un Bauknecht (Almanya’da çok güçlü), Hotpoint’in (İtalya’da güçlü) birçok ülkede ciddi pazar payları var. Dolayısıyla açık ara pazar liderliklerimiz oluştu.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>da Whirlpool, Beko, Bauknecht ile Hotpoint’in pişirici, mutfak gruplarındaki yenilikleri sergilediklerine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu markaları daha yukarı nasıl taşırız, ona dönük çalışmalar yapıyoruz. </strong>“EuroCucina”<strong>daki çabamız da o çalışmaların bir parçası.</strong></p>
<p>Pakistan, Güney Afrika, Bangladeş’teki satın almaların, Hindistan’daki ortak yatırımın Arçelik’e önemli güç kattığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Pakistan’ın en büyük yabancı yatırımcısıyız. Oradaki önde gelen rakibimiz Çinli ama biz açık ara birinciyiz. Pakistan çok büyük bir pazar. Orada daha fazla sorumluluğumuz var. Sadece markayı değil ülkemizi temsil ediyoruz.</strong></p>
<p>Pakistan’da, Bangladeş’te ve Hindistan’da Türkiye’deki gibi satış sonrası servis ağını kurduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Başka firmalar bizim kadar müşteri hizmetlerine yatırım yapmıyor. Örneğin Çinliler’de öyle bir şey yok. Onlarda öyle bir konsept yok.</strong></p>
<p>Pakistan’la ilgili şu saptamayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için Pakistan’dan bir Türkiye çıkacağını düşünüyorum. Yani, Pakistan’da ülkemizdeki kadar büyüklüğe ulaşırız.</strong></p>
<p>Hindistan’a döndü:</p>
<p>-          <strong>Hindistan’da da 5 yılda pazar payımız yüzde 3’lerden 8’lere yükseldi. Hindistan pazarında şu anda 5’inciyiz. İlk 3’e girmemiz lazım.</strong></p>
<p>Milano’daki <strong>“EuroCucina” </strong>Fuarına 2014 yılı Nisan ayında Indesit Türkiye Ülke Müdürü <strong>Turgay Dağ</strong>’ın davetiyle gitmiş, Indesit Company Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Marco Milani</strong>’yle de görüşme fırsatı bulmuştum. <strong>Milani </strong>şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Merloni Ailesi’nin Indesit Company’deki yüzde 44.2’lik payını satabileceği adaylar arasında Arçelik de var.</strong></p>
<p>Bu mesajın ardından soluğu o yıl fuara ilk kez katılan Beko standında almış, dönemin Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı ve Arçelik Genel Müdürü <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>Arçelik Genel Müdür Yardımcıları <strong>Hakan Bulgurlu </strong>ve <strong>Tülin Karabük</strong>’le konuşmuştum.</p>
<p><strong>Levent Çakıroğlu, Merloni</strong>’nin mesajını şöyle değerlendirmişti:</p>
<p>-          <strong>Şu aşamada hiçbir şey söyleyemem. </strong>“Hayır” <strong>da desem, </strong>“Evet” <strong>de desem bu süreçte doğru olmaz. Şu anda kamuoyuna açıklama yapacak noktada değiliz. Satın alma fırsatlarını kolluyoruz. Şirket-marka satın alımı hep gündemimizde olacak.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>daki bu görüşmeden 10 yıl sonra Arçelik, ABD’li Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını devraldı. Indesit de Arçelik Grubu’nun 22 markası arasındaki yerini aldı.</p>
<p>Arçelik, bu yılki <strong>“EuroCucina”</strong>da global oyuncu gücünü bünyesindeki 4 önemli markayla ortaya koydu…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">35 milyona yakın üretim yapıyor, Ar-Ge ve tasarım ekibi 2 bin 300’ü aşıyor</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer, </strong>Arçelik’in 2025 yılı üretim verileri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, çamaşır kurutma makinesi, pişirici cihazlar ve TV’yi içeren ürün gruplarında toplamda 35 milyona yakın üretim gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>TÜRKBESD’in verileriyle ihracat güçlerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>8.6 milyonu aşkın ürün ile Türk beyaz eşya ihracatının yüzde 42.9’unu gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Ar-Ge ve tasarıma verdikleri öneme işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Arçelik, dünya çapında 12 ülkede 28 Ar-Ge ve tasarım merkezinde 2 bin 300’den fazla araştırmacıya ev sahipliği yapıyor. Şirketimizin üretim tesislerinin 12’si, Ar-Ge ve tasarım merkezlerimizin de 13’ü ülkemizde bulunuyor.</strong></p>
<p>Ardından <strong>“Avrupa’da Arçelik” </strong>başlığı açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik, Avrupa’da </strong>“Beko Europe” <strong>ile 30 ülkede 66 iştiraki ve 15 bine yakın çalışanıyla faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li>“Beko Europe” <strong>bünyesinde 15 markamız bulunuyor: </strong>Beko, Whirlpool, Hotpoint, Arctic, Ariston, Leisure, Indesit, Blomberg, ElektraBregenz, Flavel, Bauknecht, Privileg, Altus, Ignis, Polar.</li>
<li>“Beko Europe”<strong>un İtalya’da 6, Polonya’da 3, Romanya’da 2 ve Slovakya’da 1 olmak üzere 11 üretim tesisi bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Arçelik, </strong>“Beko Europe” <strong>ile adet bazında Avrupa’nın 1 numaralı beyaz eşya şirketi konumunda.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rahmi Bey’le 23’üncü yılımda Arçelik yönetim kuruluna girdiğimde tanıştım</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer, </strong>Milano’daki sohbetimiz sırasında Arçelik’te ilk işe başladığı günleri anımsadı:</p>
<p>-          <strong>1989 yılında İTÜ Makine Mühendisliğ</strong><strong>i</strong><strong> bölümünü bitirdim. ABD’ye gittim, 4 yıl orada yaşadım. 1993 yılında Stevens Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım.</strong></p>
<p>ABD’de lisans üstü eğitimi sırasında bir İtalyan şirketinde paket dağıtıcı olarak çalıştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İtalyan şirketindeki patronum bir gün, </strong>“Empire State’de bir Türk firması var” <strong>dedi. Koç Grubu’na bağlı Ram Dış Ticaret’in New York’taki şirketini o vesileyle tanımış oldum.</strong></p>
<p>1993 yılında Beko’nun finans bölümünde çalışmaya başladığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ondan sonra hayalim olan uluslararası satış ve pazarlama bölümüne geçtim. Arçelik-Beko’yu uluslararası arenada temsil etmek çok önemliydi benim için. Bugün geriye dönüp bakıyorum, 84 ülkeye gitmişim.</strong></p>
<p>Bunları anlatırken Koç Holding Şeref Başkanı <strong>Rahmi Koç</strong>’la ilk tanıştığı yıla döndü:</p>
<p>-          <strong>2016 yılında Arçelik’in yönetim kuruluna girdim. Şirkette 23’üncü yılımdı. Rahmi Bey’le ilk o yıl, yani Arçelik yönetim kuruluna girdiğimde tanışma şansım oldu.</strong></p>
<p>Bunun Koç Grubu’nun ve bağlı şirketlerinin kurumsallığını ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bunu üniversitelere konferansa gittiğimde de anlatıyorum. Öğrenciler kurumsallığı anlasınlar diye örnek gösteriyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dikey büyüme olan yerlerde daha çok potansiyel görüyoruz</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer</strong>’e <strong>“Arçelik Hitachi”</strong>deki yüzde 60 paylarını 261 milyon dolara Hitachi Global’e satmalarının nedenini sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bazı coğrafyalarda, bazı ülkelerde yatırımlarımızı hızlandıracağız. Pakistan’a, Hindistan’a, Bangladeş’e daha fazla odaklanmak istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Dikey büyüme” </strong>olan yerlerde daha çok potansiyel gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>O nedenle coğrafya olarak yeniden yapılanmanın faydalı olacağını düşündük.</strong></p>
<p>Konuyu şu soruyla biraz daha açmak istedik:</p>
<p>-          <strong>Arçelik Hitachi ortaklığında verimsizlik mi söz konusuydu?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Hayır, verimsiz değildi. Bazen bu satışları başarılıyken yapmak daha iyi olabiliyor.</strong></p>
<p>Noktayı şu mesajla koydu:</p>
<p>-          <strong>Büyümeye devam edeceğiz. Ne yaptığımız, neden yaptığımız belli. Yatırımlarımız sürecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/57-ulkede-120-sirket-dunyada-22-marka-13-ulkede-38-fabrikasi-var-pakistandan-bir-turkiye-cikaracak-77926</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/can-dincer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 57 ülkede 120 şirket, dünyada 22 marka, 13 ülkede 38 fabrikası var, Pakistan’dan bir Türkiye çıkaracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sasirtan-tesviklere-tam-destek-77925</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şaşırtan teşvikler&#039;e tam destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, önceki gün Türkiye'yi küresel cazibe merkezi haline getirmek amacıyla bizzat açıkladığı kapsamlı yatırım teşvik planına iş dünyasından da destek geldi. Yeni teşviklerin ilk sinyallerini ekonomi kurmayları da vermişti. Hatırlanacağı üzere, TOBB ile ABD Ticaret Odası Yuvarlak Masa Toplantısına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD’li iş insanlarına seslenerek, “İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz" demişti. Yine Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de katıldığı bir televizyon programında “İstanbul Finans Merkezi'ndeki teşvikleri radikal olarak ele aldık, paylaşacağız. Kalıcı üretim için de firmalara radikal olarak ne yapabiliriz onlara bakıyoruz. İhracatçı imalatçılara kurumlar vergisi indirimi için çalışıyoruz. Yurt dışından gelecek şirketlere cazip koşullar için de çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Program kapsamında İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret ve yurtdışında gerçekleşen mal alım-satımlarına aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda vergi indirimi yüzde 50'den yüzde 100'e çıkarılacak, bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmayacak. Buna ek olarak küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye'ye taşımaları için teşvikler de sağlanacak. Yanı sıra teşvik paketinde büyümeyi ve ihracatı hızlandırması öngörülen adımlar da yer alıyor. Bunlar arasında üretici ihracatçılar için kurumlar vergisinin yüzde 9'a inmesi de yer alıyor. İş dünyası temsilcileri yaptıkları açıklamalarla şu görüşleri dile getirdiler.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"DOĞRU ZAMANDA VE DOĞRU YÖNDE ATILMIŞ ADIM"</span></h2>
<p><strong>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu: Yatırımcı dostu bir yapı kurulmasını bekliyoruz</strong></p>
<p>Yeni düzenlemeler iş dünyamız ve ülke ekonomimiz açısından önemli hususları içermektedir. Dünyanın içinden geçtiği bu çalkantılı dönemde Türkiye'yi üretim ve yatırımlar için öne çıkartacak bu düzenlemeler, doğru zamanda ve doğru yönde atılmış adımlardır. Bu çerçevede TOBB olarak devamlı suretle vurgulamış olduğumuz sanayimizin ve ihracatımızın üzerindeki kamusal yüklerin azaltılmasına yönelik olarak getirilecek olan kurumlar vergisi oranındaki indirimi çok değerli buluyoruz. Türkiye’nin iş ve yatırım ortamının cazibesini artırmak üzere uygulanması düşünülen yeni düzenlemelerin; ülkemizin küresel firmaların bölgesel yönetim merkezini çekecek şekilde öne çıkmasını, küresel transit ticaretten daha fazla pay almasını, girişimcilik ekosisteminin daha hızlı büyümesine destek vermesini ve İstanbul Finans Merkezi’nin dünyanın önde gelen finans merkezlerinden biri haline getirme noktasında daha güçlü bir şekilde konumlanmasını sağlayacağına inanıyoruz. Yatırım süreçlerinin ve bürokrasinin azaltılması ve sadeleştirilmesi yönündeki talebimizin de karşılık bulmasından büyük memnuniyet duyuyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul Ticaret Odası Başkanı (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç: Yurtiçinde üretimin artmasına katkı sağlayacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nda açıkladığı ve Türkiye'yi küresel üretimin cazibe merkezi haline getirmeyi hedefleyen destek paketini içerik ve zamanlama açısından isabetli buluyoruz. Açıklanan teşvikler, Ortadoğu'daki gelişmelerle küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, ülkemizin finans, lojistik ve ticaret merkezi konumunu pekiştireceği gibi "bölgesel istikrar adası" misyonuna da güç katacaktır. Özellikle İstanbul Finans Merkezi özelinde sağlanacak teşvikleri, şehrimizin küresel sermayenin yeni adresi olması yolunda değerli bir eşik olacaktır. İTO olarak hep üstünde durduğumuz "imalatçı ihracatçılar" için Kurumlar Vergisi'nin yüzde 9'a inmesi, transit ticaret faaliyetlerindeki Kurumlar Vergisi avantajı gibi pek çok düzenlemenin özellikle yurt içinde üretimin artmasına katkı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan: İş dünyamız için önemli fırsatlar oluşturacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni vergi düzenlemelerini; özellikle sanayicilerimiz ve ihracatçılarımıza sağlanan kurumlar vergisi indirimleri açısından son derece kıymetli buluyoruz. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesinin ana ekseni üretim, yatırım, ihracat ve nitelikli girişimciliktir. Bu doğrultuda imalatçı ve ihracatçılarımıza yönelik vergi avantajları; rekabet gücümüzü artıracak, yeni yatırımları teşvik edecek ve ekonomimizin sürdürülebilir büyümesine güçlü katkı sağlayacaktır. Küresel ölçekte daha etkin bir üretim ve ihracat yapısına ulaşma hedefiyle atılan bu adımların, iş dünyamız için önemli fırsatlar oluşturacağına inanıyoruz. Bu sürecin, İstanbul Finans Merkezi gibi projelerle desteklenmesi de ülkemizin ekonomik vizyonuna değer katacaktır.</p>
<p><strong>TÜSİAD Başkanı Ozan Diren: Teşvik paketi stratejik adımlar içeriyor</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bugün açıklanan paket; kurumlar vergisi düzenlemesi, finans merkezlerinde çalışan nitelikli personele belli şartlarla ücret istisnası, transit ticaret teşviki, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik edecek vergi avantajları ve girişimcilik ekosisteminin desteklenmesi gibi stratejik adımlar içermekte. Bu adımları, İstanbul Finans Merkezi’nin küresel rekabet gücünü artırması ve finansal ekosistemimizin derinleşmesi adına oldukça kıymetli ve destekleyici buluyoruz. Finansal piyasalardaki bu gelişimi, ekonomimizin sürdürülebilir büyüme hedefleriyle tam uyumlu hale getirmek için sanayide yapısal dönüşüm ve kapsamlı bir reform ihtiyacının öncelikli gündem maddemiz olması gerektiğine inanıyoruz. Ülkemizin ekonomik kalkınma vizyonunu destekleyecek yapısal reformların kararlılıkla hayata geçirilmesi, orta ve uzun vadeli hedeflerimize ulaşmamızda kilit rol oynayacaktır.</p>
<p><strong>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran: Türkiye’nin yatırımcı dostu ülke özelliğini güçlendiriyor</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" hakkında açıkladığı düzenlemelere baktığımızda, yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik hukuki, idari ve mali düzenlemelerin gündeme alındığını görüyor ve bu gelişmeyi çok kıymetli buluyoruz. Küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı, jeopolitik risklerin ekonomiler üzerinde ciddi baskı oluşturduğu bir dönemde Türkiye’nin “istikrar adası” konumunun ön plana çıkarılması ve bu özelliğiyle ülkemizin çekim merkezi haline getirilmesi çok önemli. Nitelikli yatırımcılar için Türkiye şimdi öncekinden daha önemli ve güvenilir bir limandır. Ortaya konulan yeni strateji ve bu çerçevede atılacak adımlar, yabancı yatırımcılara verilen çok güçlü ve net mesajlardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Türkiye enerji ve ticaret için sadece bir köprü değil bir merkez üssü konumundadır. Özellikle vergi avantajlarının genişletilmesi, İstanbul Finans Merkezi’nin cazibesinin artırılması, yurt dışındaki varlıkların ekonomiye kazandırılmasına yönelik teşvikler ve uluslararası yatırımcılar için getirilen uzun vadeli vergi kolaylıkları, Türkiye’nin rekabet gücünü ciddi şekilde artıracaktır. Bununla birlikte “Tek Durak Büro” uygulamasıyla yatırım süreçlerinin sadeleştirilmesi, bürokrasinin azaltılması ve işlemlerin tek merkezden yürütülmesi, yatırımcılarımızın en çok ihtiyaç duyduğu konulardır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin yatırımcı dostu bir ülke olma özelliğini güçlendiren çok önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç: Sanayimizi dijital çağa taşıyacak en kritik politika</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”, Türkiye’nin bölgesel yatırım, üretim, ticaret ve finans merkezi olma iradesinin somut bir ifadesidir. Ankara Sanayi Odası olarak bu programı; yatırım ortamını güçlendirecek, sanayimizin rekabet gücünü artıracak ve teknolojik dönüşümüne katkı verecek kapsamlı bir adım olarak değerlendiriyoruz. Transit ticaret ve yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık kazançlarında indirim oranının yüzde 100’e çıkarılması, Türkiye’nin yalnızca bir üretim üssü değil; küresel tedarik zincirlerinin yönetildiği bir ticaret ve lojistik merkezi olma kapasitesini de güçlendirecektir. İhracatçımız, dış ticaret firmalarımız ve uluslararası tedarikle çalışan sanayicilerimiz bu düzenlemenin doğrudan muhatabıdır. Bir diğer düzenleme, Türkiye’yi start-up, girişim şirketleri ve girişim sermayesi bakımından bölgesel bir çekim merkezine dönüştürme hedefidir. Bugünün girişim şirketleri, yarının sanayi çözüm ortaklarıdır. Yazılım, yapay zekâ, ileri mühendislik, savunma teknolojileri, robotik, biyoteknoloji, ileri malzeme ve yarı iletken alanlarında büyüyecek girişimler, ülkemiz sanayisinin teknolojik kaldıracı olacaktır. Bu hedef, sanayimizi dijital çağa taşıyacak en kritik  politika hatlarından biridir. Vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin yurt dışındaki varlıklarını ülkemize getirmesini kolaylaştıran düzenlemeler ile yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’ye dönüşünü teşvik eden 20 yıl yurt dışı kaynaklı gelirlerden vergi istisnası, sadece mali kolaylıklar değildir. Bu adımlar; sermayenin, tecrübenin, küresel bağlantıların ve nitelikli insan kaynağının ülkemize yönelmesi bakımından stratejik anlam taşımaktadır.</p>
<p><strong>Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED): Önerilerimizin, programda karşılık bulmasından memnunuz</strong></p>
<p>YASED Başkanı Sayın Ali Fuat Orhonoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerimiz ile birlikte, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilen “Türkiye Yüzyılında Yatırımlar için Güçlü Merkez Programı” tanıtım toplantısına katılım sağladık. YASED olarak, yatırımcıların ihtiyaçları ile küresel ekonominin değişen dinamiklerini dikkate alarak oluşturduğumuz ve kamu paydaşlarımızla istişare ettiğimiz kapsamlı önerilerimizin, programın tasarımında karşılık bulduğunu görmekten memnuniyet duyduk. Özellikle Türkiye’nin bölgesel merkez rolünü destekleyecek şekilde; büyük ölçekli ve nitelikli yatırımlar için öngörülebilirliğin artırılması, mevzuat düzenlemelerinde makul geçiş süreçleri tanımlanması, vergi ve teşvik oranlarında rekabetçiliğin artırılması, “Tek Durak Büro” uygulaması çerçevesinde yatırım süreçlerinin sadeleştirildiği hızlı ve dijital destekli yatırımcı dostu bir yapıya geçilecek olması ve start-up ve girişim sermayesi ekosistemini geliştirecek teşviklerin getirilmesi gibi aksiyon adımlarını değerli buluyoruz.</p>
<p><strong>BTSO Başkanı İbrahim Burkay: Üretim ve ihracata güçlü ivme kazandıracak </strong></p>
<p>Destek ve teşvikler, Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedeflerine önemli katkılar sağlayacak. Özellikle imalatçı ihracatçılarımız için Kurumlar Vergisi’nin yüzde 9’a düşürülmesi ve transit ticaret faaliyetlerine sağlanan vergi avantajları başta olmak üzere birçok düzenlemenin, yurt içinde üretimin artmasına önemli katkılar sunacağı kanaatindeyiz. Yatırımcı dostu yaklaşımı ve dijitalleşmeyi önceleyen yapısıyla bu destek paketinin, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü daha da artıracağına inanıyoruz. BTSO olarak, Türkiye’nin sanayi ve ihracat üssü konumundaki Bursa’nın bu yeni dönemde üstleneceği sorumluluğun bilincindeyiz. Otomotiv, tekstil, makine ve katma değerli üretim alanlarındaki güçlü tecrübemizle, ülkemizin küresel rekabetteki konumunu güçlendirecek her adımın içinde yer almaya devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Başkanı Gürkan Yıldırım: Küresel bir finans ve ticaret üssü olma hedefi ne doğrudan hizmet</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nda açıklanan ekonomiye ilişkin adımlar Türkiye'nin ekonomik vizyonu için tarihi bir dönüm noktası. Yeni vergi düzenlemelerini özellikle imalatçı ve ihracatçılarımıza sağlanan kurumlar vergisi indirimleri açısından son derece kıymetli buluyoruz. Kurumlar vergisi oranının imalatçı ihracatçılar için yüzde 9 seviyesine çekilmesi ve transit ticaretteki vergi muafiyetlerinin genişletilmesi, sanayicimizin üzerindeki mali yükü hafifleterek küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artıracaktır. İhracatçılarımıza sağlanan vergi avantajları sadece mevcut kapasiteleri korumakla kalmayacak, aynı zamanda genç girişimcilerimiz için yeni yatırımları teşvik edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sasirtan-tesviklere-tam-destek-77925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/istanbul-finans-merkezi-ifm-1777263415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetiminin kısa süre önce “şaşırtacak teşvikler” nitelemesiyle hazırlıklarını duyurduğu kapsamlı yeni yatırım teşvik planına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ayrıntı içeren açıklamaları, iş dünyasında memnuniyetle karşılandı. İş dünyası temsilcileri, yabancı yatırımlar ile transit ticarete güçlü vergi teşviki, İFM’de faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajlarının genişletilmesi ve yatırım süreçlerinde bürokrasinin azaltılmasını da içerecek düzenlemelerin, Türkiye için önemli fırsatlar yaratacağı görüşünü dile getirdi. Düzenlemelerin sürdürülebilir büyümeye katkı vereceği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-sektorunde-yangin-alarmi-77924</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm sektöründe yangın alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yangın önlem eksiklikleri tespit edilmiş turizm tesislerine, bu eksikliklerinin giderilmesi için verilen süre mayıs ayı sonunda bitiyor. Ancak denetim randevularında yaşanan yoğunluk nedeniyle birçok işletmenin randevusunun 31 Mayıs’tan sonraya verildiği öğrenildi. Turizm sektörü temsilcileri, 31 Mayıs’tan önce randevu almış, ancak randevusu bu tarihten sonraya kalan tesislerin denetim tarihine kadar ruhsatlarının geçerli olmasını talep ediyor.</p>
<h2>Kartalkaya faciasıyla gündeme geldi </h2>
<p>Bolu Kartalkaya’da Şubat 2025’te yaşanan yangın faciası sonrası, konaklama tesislerinin yangın güvenliği tartışmalara yol açmış, beraberinde yeni düzenlemeler devreye girmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla da 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile konaklama sektöründe yangın güvenliği standartları sıkılaştırılmıştı. Yapılan düzenlemeyle, "Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik" kapsamında uygunluğu gösterir itfaiye raporu ibraz edemeyen konaklama tesislerine 31 Mayıs 2026'ya kadar süre tanınmış, bu tarihe kadar eksikliklerini gideremeyen işletmelerin iş yeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilerek kapatılacağı hükme bağlanmıştı. </p>
<p>Yönetmeliğe geçici 9. madde olarak eklenen hükme göre, yapılan denetimler sonucunda itfaiye raporunu ibraz edemeyen konaklama yerleri 31 Mayıs 2026 tarihine kadar derhal faaliyetten men ediliyor. Bu kapsamda verilen süre, itfaiye raporunun tanzimi için aykırılıkların ya da noksanlıkların giderilmesini teminen yapı içinde yapılacak imalat ve tadilatlar için kullandırılıyor. Bu süre içinde faaliyetin icrasına müsaade edilmiyor. Süre sonunda, yani 31 Mayıs 2026 itibarıyla itfaiye raporunu ibraz edemeyen iş yerlerinin ise iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilerek kapatılıyor.</p>
<h2>Denetim kadroları artırıldı ama talep çok yüksek </h2>
<p>İtfaiye raporunun son ibraz tarihi yaklaşırken, özellikle İstanbul'da konaklama tesislerinin bir bölümü, başvurulardaki yoğunluk nedeniyle 31 Mayıs'tan önce yangın önlem denetimi için randevu almakta zorlanıyor. Gelen talebi karşılamak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) denetim kadrolarını genişlettiği, iş hacmindeki yoğunluğun çok yüksek olması nedeniyle randevuların sıkıştığı öğrenildi.</p>
<p>Turizm sektörü temsilcileri, “İtfaiye raporu için aşırı yoğunluk sebebiyle çoğu kez 1 yıl sonrasına randevu veriliyor” iddiasını dile getirirken, bu tabloda pek çok otelin ruhsatının iptal edilme ile karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuyor. Konaklama tesislerinin güvenliği açısından itfaiye raporunun kritik bir belge olduğunun altını çizen sektör temsilcileri, 31 Mayıs olan son ibraz tarihinin daha fazla ‘ötelenmemesi’ gerektiğini vurguluyor. Ancak denetim sırasını bekleyen, hazırlıklarını ve iyileştirmelerini yerine getiren, buna karşın yoğunluk nedeniyle randevu tarihi 31 Mayıs sonrasına verilen işletmeler için bir ara formül gerektiğini savunan sektör temsilcileri, "31 Mayıs'tan önce başvurusunu yapmış, ancak yoğunluk nedeniyle söz konusu tarihten önce yangın önlem denetiminden geçemeyecek tesislerin, verilen denetim tarihine kadar ruhsatlarının geçerli olmasını talep ediyoruz" önerisinde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 binden fazla yeni yatak gelecek</span></h2>
<p>Avrupa’nın önemli turizm destinasyonlarından olan İstanbul, 2026 yılına önemli bir başlangıç yaparken, ocak ayında 1 milyon 359 bin yabancı ziyaretçiyi ağırladı. Halihazırda bakanlık ve işletme belgeli toplam 3 bini aşkın tesiste yaklaşık 135 bin oda ve 250 bin yatak kapasitesiyle hizmet veren şehir, devasa bir konaklama ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Mevcut kapasiteye ek olarak yıl sonuna kadar tamamlanması beklenen 67 yeni tesis yatırımıyla sektöre 15 binden fazla yeni yatağın daha eklenmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-sektorunde-yangin-alarmi-77924</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/7/1280x720/otel-resepsiyon-1752676788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama tesislerinin itfaiye raporunu ibraz etmeleri için belirlenen son tarih olan 31 Mayıs yaklaşıyor. Ancak özellikle İstanbul’da otellerin birçoğunun, denetim başvurularındaki yoğunluk nedeniyle son ibraz tarihinden önce randevu almakta zorlandığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-ise-kesin-patron-da-sasmistir-77952</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu işe kesin patron da şaşmıştır(!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şirket operasyonel araç kiralama sektöründe faaliyet gösteriyor ve hisseleri de Borsa İstanbul’da işlem görüyor. Sigorta dahil farklı sektörlerdeki kardeş şirketlerle beraber adını Türkiye’nin en stratejik madenlerinden birinden alan holding bünyesinde bulunuyor.</p>
<p>Ancak küçük bir sorunu var. İşler iyi gitmiyor, borcu çok ve bunu da ödeyemiyor. En büyük alacaklılarından bir kamu bankasıyla finansal yeniden yapılandırma için görüşmelere başladığını duyurdu.</p>
<p>Haftanın son işlem günü de Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği açıklamada daha önce ödeyemediği için 27 Nisan'a ötelenen finansman bonosu kupon faiziyle ana parasını bu kez de ödeyemeyeceğini duyurdu. Açıklamaya göre ödeme finansal yapılandırmanın tamamlanmasından sonra yapılacak. Durum görüldüğü gibi hayli sıkıntılı. Sıkıntının sebebi ise operasyonel filo kiralama alanında hızlı büyüme hırsı. Şirketin araç sayısı “iskontolu alımlar” sayesinde 6 ay önce 7.000’e ulaşmış. Ancak işler aynı tempoda artmayınca da sıkıntı büyümüş ve bugünlere gelinmiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef9c669f9b-1777269190.png" alt="" width="444" height="357" />İşin garip yanı şirketin kötü durumu hisse senedinin performansını hiç etkilemiyor. Ne hikmetse hisse son 1 ayda uçuşa geçerek yüzde 175 değer kazandı. Nasıl olur demeyin bal gibi oldu.</p>
<p>Merak edip hafta sonu sağı solu arayıp sordum “Bu ne iş diye?”. Dedikodu kıyamet. Sigorta sektöründen bir dostumuza göre faaliyeti Nisan ortasında askıya alınan holding bünyesindeki sigorta şirketinin satışı sıkıntıdaki şirkete hayat öpücüğü olabilir. 2 yıl önce sigorta şirketine 3 milyar TL değer biçildiğini söyleyen aynı isme göre 2 milyar TL’ye satış olur ve gelen para kısa vadeli sıkıntıyı giderebilir.</p>
<p>Bir başka söylentiye göre şirkete ya ortak geliyor ya da tümü satıldı. 5 ay önce şirketin yarısının hisse başına 5 TL’den alıcısı olduğunu söyleyen bir borsacıya göre satış 12 TL’den yapıldı ve borsadaki fiyat da o seviyeye gelince açıklama yapılacak ya da finansal yeniden yapılandırma tamamlandı. Herhalde bu müjdeli (!) haberleri birileri duydu ki borsada çılgın koşu başladı. İşin ilginç yanı sıkıntılı bir şirketin çılgın koşusunu büyük çoğunluk gibi SPK’nın da seyretmesi. Eminiz ki hem Borsa İstanbul’daki çılgın koşuya hem de SPK’nın bu tavrına patron da şaşıyordur (!).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-ise-kesin-patron-da-sasmistir-77952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu işe kesin patron da şaşmıştır(!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programina-guncelleme-gerekiyor-77950</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ekonomi programına güncelleme gerekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada iş dünyasındaki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p>Avdagiç, ekonomi yönetiminin üç yılı aşkın bir süredir başarılı çalışmalarıyla Türkiye'nin döviz rezervlerinde sıkıntılı bir tablodan oldukça makul bir noktaya gelindiğini, dışarıdan fon tedarik konusunda önemli bir hedefe ulaşıldığını vurguladı. Savaşla ortaya çıkan gelişmelerle birlikte meseleye geniş bir çerçeveden bakılmasının doğru olacağı görüşünü dile getiren Avdagiç, “Biraz daha büyük resme bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik programın hedeflerini realize etmek için iş dünyası olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalıştık. Bunun için ciddi bir bedel de ödedi iş dünyası” ifadesini kullandı.</p>
<h2>"Bölgesel savaş dengelerde değişikliklere yol açtı" </h2>
<p>Avdagiç, 2026’nın ikinci yarısına doğru daha makul bir döneme geçilmesinin öngörüldüğü bir sırada çıkan bölgesel savaşın yurt içi ve yurt dışı dengelerde değişikliklere yol açtığını söyledi. Avdagiç, “Buna dikkat etmek lazım. Konuya sadece basit bir faiz artışı ya da sabit kalması zaviyesinden bakmanın çok doğru, gerçekçi ve sonuç odaklı olacağını öngörmüyorum. Bütüncül olarak ekonomi süreçlerinin, iş dünyasının sürdürülebilirliği açısından gözden geçirilmesi gereken bir döneme girdiğimizi öngörüyorum" değerlendirmesini yaptı. Avdagiç, şöyle devam etti: “Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şüphesiz program dinamik bir süreç içeriyor. Evet burada enflasyonla mücadeleyi kenara koymayacağız ama bir ince ayar ile programdaki kur politikasını, ihracat rejimini, ithalat rejimini gözden geçirmemiz lazım. Hepsini içeren bir süreci kurgulayıp çok hızlı hayata geçmemizin gerektiğini düşünüyorum.”</p>
<h2>Türkiye'nin mal ihracatı, ithalatın yüzde 75'inin altına düşmemeli </h2>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'nin ithalatın cazip, ihracatın zorlaştığı bir konumda bulunduğunu belirterek, “Türkiye'deki mal ihracatı ‘asla ve asla’ ithalatın yüzde 75'inin altına düşmemeli. 2026’da yüzde 69 seviyesinde bulunuyor" uyarısında bulundu. İTO olarak döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyona uzun süredir dikkat çektiklerine işaret eden Avdagiç, sadece yılın ilk çeyreğinde döviz kurunda yaklaşık yüzde 3'lük artışa karşılık enflasyonda kümülatif yüzde 10'luk bir artış yaşandığını aktardı. Avdagiç, “Geriye doğru gittiğiniz zaman bu makasın daha da arttığını ve ihracatın zorlaştığı, ithalatın kolaylaştığı bir döneme girdiğimizi görüyoruz" dedi. Avdagiç, 2026 için mal ve hizmet ihracatında ortaya konulan 410 milyar dolarlık hedefe dikkat çekerek, “Bu hedefe ulaşmamız çok önemli, değerli ve başarılması gereken bir hedef. Bunu çok önemsemeliyiz” ifadesini kullandı.</p>
<h2>Teşviklerin tabanı genişletilmeli </h2>
<p>KOBİ'lerin OBİ'lerine yönelmeli Sanayide dönüşümün dünyanın hiçbir ülkesinde kısa vadede sağlanamayacağına işaret eden Avdagiç, yatırım kararından ürünün piyasaya sunulmasına kadar geçen sürenin 1,5 ile 3 yıl arasında değiştiğini vurguladı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) ve HIT30 gibi teşvik paketlerinin ülke menfaati açısından doğru çalışılmış konular olduğunu, uygulamada ise büyük oranda en üst ölçeğe odaklandığını ifade eden Avdagiç, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na KOBİ’lerin OBİ'lerine (orta-büyük işletmeler) yönelik bir düzenleme önerisinde bulunduklarını aktardı. Avdagiç, “Bu gelir paketinin yüzde 30'unu OBİ'lere vererek orta ölçek firmalara yönelmek yararlı olur. Sadece en büyükler üzerine kurgulanmış bir yapıyla bu konuda netice almanın çok uzun zaman alacaktır. Tabanın genişletilmesi doğru olacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Gümrük Birliği’nin güncellenme sorunu vizeden daha önemli</h2>
<p>Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde "Made in EU" düzenlemesinde 3 aşamalı bir sürecin ilk aşamasının olumlu geçildiğini belirten Avdagiç, "Ticaret Bakanlığımız bu konuda titiz bir çalışma gerçekleştirdi ve önemli bir başarı elde etti. Bununla birlikte daha önümüzde epey meşakkatli, zor bir yolumuz olduğu da muhakkak" dedi.Gümrük Birliği güncellemesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, bu konunun vizeden de önemli olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin ithalat tarafında AB rejimine tabi olduğunu ancak ihracat tarafında AB'nin sahip olduğu avantajlardan yararlanamadığını aktardı.</p>
<p>Avdagiç, “AB Hindistan'la anlaşma yaptı. Biz Hindistan'ın Avrupa Birliği'ne sattığı şartlarla Türkiye'ye ithal etmek zorundayız. Ama AB’nin Hindistan'a sattığı şartlarla Hindistan bizden mal almak zorunda değil. Türkiye'nin mutlaka ithalat ayağında AB regülasyonlarına tabi olduğu gibi ihracat tarafında da tabi olması lazım" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjide yerli üretim, felaket senaryolarını engelledi</span></h2>
<p>Savaş sürecinin çok dinamik ilerlediğini belirten Avdagiç, yaşananların ABD-Çin arasındaki rekabetin bir yansıması olarak okunmasının daha doğru olabileceğini söyledi. Türkiye'nin enerjide çeşitlendirme ve yerli üretim konusunda aldığı mesafeye dikkati çeken Avdagiç, "Yurt içinde güneş enerjisine, rüzgar enerjisine yapılan yatırımlarda Avrupa’da biz en önde gelen ülkelerin başında geliyoruz. Güneş panelleri üretiminde ve rüzgar türbini kanatları üretiminde yerli üretim önemli bir aşamaya geldi. Bazı günler yenilenebilir enerji yüzde 50'yi geçti. Çok ciddi bir rakam” ifadelerini kullandı. Avdagiç, doğalgaz ve petrolde yerli üretimin belli bir miktara ulaştığını belirterek, enerjide birçok ülkede konuşulan felaket senaryolarının Türkiye'de gündeme gelmediğini kaydetti. Avdagiç, Almanya'da benzinin son dönemde Euro bazında yüzde 40’a varan oranda arttığını hatırlatarak, Türkiye’de eşel mobil uygulamasının domino etkisini önlemesi bakımından psikolojik olarak çok önemli olduğunu vurguladı. Savaşın, harp konseptini de değiştirdiğini dile getiren Avdagiç, "Bu savaştan sonra dünya harp konsepti çok ciddi bir dönüşüme uğrayacak. Savunma sanayinde yaptığımız yatırımların ne kadar önemli ve değerli olduğu ortaya çıktı. Şirketlerimiz hemen gaza basmaya başladı. Birikmiş bir altyapı var. Üretim kabiliyeti var" şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asgari ücrette mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur</span></h2>
<p>Büyüme dinamiklerinde iki ana kaleme dikkat çeken Avdagiç, ihracatın ve yatırımların büyümeye katkısının belirleyici olduğunu belirtti. Savaş şartları nedeniyle Körfez ülkelerine yönelik ihracatta azalma yaşandığını ve bu kaybın savaş sona erse dahi kısa sürede yerine gelmeyeceğini belirten Avdagiç, dünya genelinde tüketim ve zaruri olmayan mal alım kararlarının ötelendiği bir dönem yaşandığını söyledi. Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin bir soruyu da “Asgari ücret yılda bir defa düzenleniyor. Şu anda mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur” yanıtını verdi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programina-guncelleme-gerekiyor-77950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/avdagic-1769156802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Şekib Avdagiç, savaşın getirdiği şartlarla birlikte bugüne kadar finans, rezerv ve baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Enflasyonla mücadeleyi kenara koymayacağız ama bir ince ayar ile kur politikasını, ihracat rejimini, ithalat rejimini gözden geçirmemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/chpden-kamu-ihale-kanununda-degisiklik-icin-yasa-teklifi-77945</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP&#039;den kamu ihale kanununda değişiklik için yasa teklifi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>CHP İstanbul Milletvekili Sibel Yanıkömeroğlu Kamu İhale Kanuna getirilen istisnaların kaldırılarak, pazarlık usulünün ihalenin acil yapılması gereken hallerle sınırlandırılması ve bu usulle yapılacak ihaleler için Kamu İhale Kurumundan izin alınması için yasa teklifi verdi.</p>
<p>Yanıkömeroğlu, kanun teklifinin gerekçesinde Kamu İhale Kanunu’nun ‘istisnalar’ başlıklı 3. Maddesinin, kanunun yürürlüğe girdiği ilk dönemde yalnızca 6 temel alanı kapsarken, günümüzde 25 farklı bende ulaştığını belirterek, istisnaların bu denli genişletilmesinin kamu ihale sisteminin temel direği olan te tip ihale modelini zayıflatarak şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini işlevsiz hale getirdiğini kaydetti. Yasa teklifi ile kanunun ilk halinde olduğu gibi istisnalar yalnızca zorunlu hallerle sınırlandırılıyor. İki maddelik kanun teklifi ile Kamu İhale Kanunu’nun ‘pazarlık usulü’ başlıklı 21’nci maddesinin (b) bendinde pazarlık usulünün istisnai niteliğinin korunarak, kötüye kullanımının önlenmesi ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik sağlanması amacıyla değiştiriliyor. Yapılan yeni düzenlemeye göre, doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen olayların ortaya çıkması veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması ve ihalenin ivedi olarak yapılması zorunlu durumlarda pazarlık usulü uygulanacak. Bu kapsamda yapılan ihalelerde, ihalenin pazarlık usulü ile yapılma gerekçeleri somut bilgi ve belgelerle birlikte onay belgesine eklenecek. İhaleye çıkılmadan önce Kamu İhale Kurumuna başvurularak, bu gerekçelerin uygunluğu ve aciliyet şartının varlığı konusunda izin alınacak. Yasa teklifinin gerekçesinde ihalelerin hiçbir ivediliği olmadığı halde. Kamu İhale Kanunu'nun 21. Maddesi'ne göre pazarlık usulü ile ihale edilmesinin rekabeti ortadan kaldırdığı için yüksek bedellerle sözleşme imzalanan projelerde sonraki yıllarda da önemli miktarlarda keşif artışları gerçekleştiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/chpden-kamu-ihale-kanununda-degisiklik-icin-yasa-teklifi-77945</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Istanbul-Izmir-Otoyolu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP İstanbul Milletvekili Sibel Yanıkömeroğlu&#039;nun verdiği yasa teklifi ile kanunun ilk halinde olduğu gibi istisnalar yalnızca zorunlu hallerle sınırlandırılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-geneli-icin-model-olusturacak-bir-doga-girisimi-agaclar-fisildiyor-77937</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye geneli için model oluşturacak bir doğa girişimi: &#039;Ağaçlar Fısıldıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal Sorumluluk projeleri genellikle iyi niyetle başlar. Ancak, lansman sonrasında çoğu kez heyecan azalır. Kimi zaman projeye sponsor olan kuruluş, bütçe desteği vermekten vazgeçer. Ya da bir yönetim değişikliği olur ve yeni yönetici kendi imzasının olacağı bir işi tercih ederek var olan projeyi sona erdirir. </p>
<p>Geçen günlerde tanıtımı yapılan “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin ise,  daha ilk basamağından itibaren çok uzun vadeli bir çalışma olacağını, Çanakkale’de başlayan pilot uygulamanın tüm ülke için bir referans sunacağını söyleyebilirim. Neden mi?</p>
<p>Projenin tanıtım toplantısında Boyner Büyük Mağazacılık Kurumsal İletişim Direktörü Oya Uzun moderasyonunda düzenlenen panelde konuşan Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ;  Yuvam Dünya Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık;  Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Üyesi / İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay   Tolunay  ve Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı’nın verdiği bilgiler ışığında projeye yakından bakalım.</p>
<ol>
<li><strong>Gerçek bir soruna kalıcı çözüm arayışı</strong></li>
</ol>
<p>Şehirleşme oranının küresel çapta %56’yı aşmasıyla birlikte, beton bloklar arasında doğadan izole bir yaşam süren modern insan, ormanın sessiz çığlıklarını duyamaz hale geldi. </p>
<p>Bu ekolojik krizde insan ögesinin de çok büyük bir payı var. Veriler sorunun giderek daha da büyüyeceğini ortaya koyuyor. Her 10 orman yangınından 9’u doğrudan insan kaynaklı sebeplerle başlıyor. Dolayısıyla, insan faktörünün olumsuz etkilerini azaltacak ve kalıcı çözüm sunacak geniş kapsamlı bir çözüme ihtiyaç var.</p>
<p>“Ağaçlar Fısıldıyor” adından anlaşılacağı üzere, ekolojik temelli bir proje. Küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve aşırı sıcakların ormanların üzerinde yarattığı tahribata odaklanıyor. Bu soruna geniş katılımlı bir çözüm arıyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Anlaşılır ve uygulanabilir bir iletişim hedefi</strong></li>
</ol>
<p>Orman Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla hayata geçirilen “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, Çanakkale’nin Bigalı köyünden yola çıktı. Proje,</p>
<p>doğa-insan ilişkisini güçlendirirken, eğitimlerle toplumun her kesiminin bilinçlenmesini sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ,  hedeflerini şu cümlelerle özetliyor: </p>
<p>“<em>Ekosistemin sürdürülebilirliği birçok faktörün bir araya gelmesiyle mümkün; doğayı anlayan ve onunla uyum içinde hareket eden bir toplumsal bilinç ise bu bütünün en kritik parçalarından biri. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesiyle doğa okuryazarlığını artırmayı ve ekosistemin devamlılığında hayati rol oynayan ağaçlar arasındaki iletişimi görünür kılmayı hedefliyoruz.</em> <em>Amacımız, toplumun farklı kesimlerini ekosistemi koruma sürecinin bilinçli ve aktif paydaşları haline getirerek kalıcı ve gerçek bir davranış değişimi sağlamak.”</em></p>
<ol start="3">
<li><strong> Kapsamlı stratejik işbirliği</strong></li>
</ol>
<p>Proje,  Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği iş birliği ve Warner Bros. Discovery işbirliğiyle gelişecek. Boyner bir  kapsül koleksiyon hazırlayacak.  Warner Bros. Discovery ve Discovery Expedition tarafından bir  belgesel dizisi çekilecek.  Yuvam Dünya önderliğinde gönüllüler, çocuklar ve yerel halk için eğitimler düzenlenecek. Üniversite eğitimleriyle daha geniş kitlelere ulaşılacak.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Güçlü bir iletişim teması</strong></li>
</ol>
<p>"Ağaçlar Fısıldıyor" projesi literatürde "Wood Wide Web" (Orman Geniş Ağı) olarak adlandırılan, mantar ağları (mikoriza) ile ağaç kökleri arasındaki simbiyotik ilişkiyi odağına alıyor. Bir orman sadece ağaçlardan oluşan bir bölge anlamına gelmiyor. Ormanlar   derinlikli sistemlere sahip  olan yapılar.  İklimi düzenleyen, karbon depolayan ve ekosistemin dengesini koruyan  bu topluluklar, toprağın altındaki görünmeyen mantar ağları sayesinde birbirine bağlı bir yaşam sistemi oluşturuyor. Ağaç kökleri ile toprak arasındaki bu sessiz iletişim, ormanın dayanışmasını ve birlikte ayakta kalma gücünü belirliyor. "Ağaçlar Fılsıdıyor” ağaçların canlı sistemler oluşunu ve dünyamız için önemini odağına alıyor. Bu güçlü iletişim teması tüm iletişime yön veriyor. </p>
<ol start="5">
<li><strong> Bilimsel verilerden oluşan bir yaklaşım</strong></li>
</ol>
<p>İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Doğanay Tolunay, doğayı anlamanın artık romantik bir hobi değil, bir hayatta kalma zorunluluğu olduğunun altını çiziyor. Tolunay’a göre, iklim krizinin etkileri arttıkça bu hassas denge çok daha kırılgan bir yapıya bürünüyor. Bilinçsiz insan müdahalesi, ormanın kendi kendini onarma mekanizmalarını felç ederken; asıl ihtiyacın riskler ortaya çıkmadan önce azaltılması, ekosistemin bütünlüğünün korunması ve doğanın kendi işleyişine alan tanınması olduğunu vurguluyor. </p>
<p>Ağaçlar Fısıldıyor, bilimsel veriler üzerinde yükseliyor. Tolunay, “<em>Ormanları korumak, aslında soyut bir kavramı değil, o ekosistemin sunduğu yaşam koşullarını, yani doğrudan kendi geleceğimizi korumaktır. Proje, bu akademik derinliği sokağa ve köylere taşıyarak, bilimsel veriye dayalı bir "toplumsal koruma kalkanı" oluşturmayı”</em> amaçladıklarını ifade ediyor. </p>
<ol start="6">
<li><strong> Yerelden genele uzanan bir iletişim planı</strong></li>
</ol>
<p>"Ağaçlar Fısıldıyor" çalışmalarının köylerden Üniversite Kampüslerine kadar çok çeşitli hedef kitlelere erişmesi planlanıyor. İlk aşama, iklim krizinin ormanlar üzerindeki etkilerinin en görünür ve en kırılgan eşiklerinden biri olan Çanakkale’nin Bigalı köyünde, yangın farkındalığı eğitimleri ile başladı. </p>
<p>Eğitimler Kocadere, Behramlı ve Alçıtepe köylerinde sürdürülerek, projenin sahadaki etki alanı genişletilecek. Bilinçlendirme eğitimleri ile yerel topluluklar, üniversite öğrencileri ve farklı yaş gruplarından çocukların bilinçli paydaşlara dönüşmesi ve ilk yılında sahada 1000 kişiye ulaşılması hedefleniyor. </p>
<p>Proje kapsamında bölgede meydana gelebilecek olası yangınlara hızlı ve doğru müdahale edilebilmesi için gönüllülerden oluşan ekibe ise maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve su tankeri gibi ekipmanlar sağlanıyor.</p>
<p>Çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşması için bir belgesel dizisi çekilecek. Yapımı Warner Bros. Discovery tarafından gerçekleştirilecek. Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı, küresel bir medya şirketi olarak rollerinin, yerel olarak kök salan anlamlı hikayeleri daha uzağa taşımak olduğunu belirtiyor. Türkiye’de DMAX ve HBOMax’te yayınlanacak belgeselin gelecekte Discovery ile uluslararası görünürlüğe kavuşması da mümkün olacak. Proje, Discovery Expedition kapsül koleksiyonuyla gündelik hayata da taşınacak.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Birlikte çözüm arayışına davet: Call to Action</strong></li>
</ol>
<p>Ağaçlar Fısıldıyor, gönüllüleri, fikir önderlerini, yerel yönetimleri, kamuyu, kısacası tüm paydaşları birlikte harekete geçirmek amacıyla tasarlanan bir proje.  Yuvam Dünya Derneği Başkanı Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık  çalışmaların özündeki "kolektif bilinç" vurgusuna dikkat çekiyor. Kocabıyık, iklim krizinin sadece bir çevre sorunu değil, doğayla kurduğumuz ilişkinin bir sonucu olduğunu belirterek; sivil toplumun bilgi birikimi ile iş dünyasının erişim gücü ve medya sektörünün anlatım kapasitesinin birleşmesinin gerçek bir değişim yaratabileceğini vurguluyor: </p>
<p>“D<em>oğayı anlamadan onu koruyamayız ama onu gerçekten anlamaya başladığımızda, nasıl birlikte var olabileceğimizi de yeniden öğrenebiliriz. Aynı zamanda bu proje, sivil toplumun bilgi ve sahadaki deneyimini; hızlı tüketim ve perakende dünyasının erişim gücünü; ekran endüstrisinin hikâye anlatma kapasitesiyle buluşturması açısından da ayrı bir önem taşıyor. Çünkü iklim kriziyle mücadele, ancak farklı disiplinlerin ve sektörlerin ortak bir sorumluluk etrafında buluşmasıyla gerçek bir etki yaratabilir.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-geneli-icin-model-olusturacak-bir-doga-girisimi-agaclar-fisildiyor-77937</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/7/1280x720/54-1777265067.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye geneli için model oluşturacak bir doğa girişimi: &#039;Ağaçlar Fısıldıyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
