<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-yeni-ovpde-yapisal-reform-mesaji-86098</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK&#039;den yeni OVP&#039;de &#039;yapısal reform&#039; mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında düzenlendi.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan açıklamada, uygulanan programla makroekonomik göstergelerde belirgin bir iyileşme sağlandığı, küresel belirsizliklerin arttığı mevcut konjonktürde ekonominin daha dayanıklı bir yapıya kavuştuğu belirtildi.</p>
<p>İstikrarlı büyüme sürerken işsizlik oranının düşük seviyelere gerilediği vurgulanan açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Dezenflasyon süreci devam etmektedir. İhracat zorlu küresel koşullara rağmen güçlü üretim altyapısı ve pazar çeşitlendirme stratejileri sayesinde artış eğilimini sürdürmektedir. Emtia fiyatlarının yüksek seyri cari denge üzerinde baskı oluştursa da cari açığın milli gelire oranı sürdürülebilir seviyelerdedir. Jeopolitik gelişmelerin etkilerini azaltmaya yönelik alınan önlemlere rağmen mali disiplin korunmakta, bütçe açığı program hedefleriyle uyumlu seyretmektedir. Üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyor, özellikle emek yoğun sektörlerde üretimi ve istihdamı korumak için desteklerimizi sürdürüyoruz. Belirli imalat sanayi sektörlerinde çalışan başına sağlanan prim desteğini 3 bin 500 liraya yükselttik. İhracatçılarımız için günlük reeskont kredi limitini ise 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya çıkardık. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı'nın limitini 750 milyar liraya çıkarırken imalat sanayine 250 milyar lira tutarında yeni kredi desteği veriyoruz. Jeopolitik gelişmelerin turizm sektörüne etkisini sınırlamak amacıyla sektöre Hazine kefaletiyle 60 milyar lira ilave finansman imkanı sağlıyoruz."</p>
<p><strong>Orta Vadeli Program</strong></p>
<p>"Para ve maliye politikalarını destekleyen yapısal reformları eş güdüm içinde hayata geçirmeye devam ediyoruz." ifadesine yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) çalışmalarını, kamu kurum ve kuruluşlarımızın yanı sıra özel sektör, sivil toplum ve meslek kuruluşları ile akademinin görüş ve önerilerini de dikkate alarak şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yürütüyoruz. Bu gelişmeler doğrultusunda bugünkü toplantıda, OVP (2027-2029) hazırlık çalışmalarında gelinen aşama değerlendirilerek küresel ve yurt içi gelişmeler çerçevesinde program dönemine yönelik temel politika öncelikleri, makroekonomik tahminler ve bütçe büyüklükleri ele alınmıştır. OVP hedeflerimize ulaşmayı sağlayacak öncelikli yapısal politika alanları ve tedbirler Kurul üyeleriyle istişare edilmiştir. OVP (2027-2029) döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımları, üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyen yapısal reformları hayata geçireceğiz. Mali disiplinden taviz vermeden, gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikalarımızın da katkısı ile bütüncül bir çerçevede enflasyonla mücadeleyi sürdürecek, kazanımlarımızı güçlendirerek sosyal refahı artıracağız.​​​​​​​"</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-sonrasi-yeni-ovpde-yapisal-reform-mesaji-86098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada, &quot;Mali disiplinden taviz vermeden, gıda ve konut başta olmak üzere arz yönlü politikalarımızın da katkısı ile bütüncül bir çerçevede enflasyonla mücadeleyi sürdürecek, kazanımlarımızı güçlendirerek sosyal refahı artıracağız.&quot; denildi. Açıklamada, &quot;OVP döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımları, üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyen yapısal reformları hayata geçireceğiz.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alimlarina-basladi-86096</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO, fındık alımlarına başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fındık piyasalarında istikrarın sağlanması, üreticilerin pazarlama sorunlarının ortadan kaldırılması, depolama ve finansman ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla Ordu'da hazırlıklarını tamamlayan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Altınordu, Fatsa, Ünye dahil 6 noktada kabuklu fındık alımına başladı.</p>
<p>Ordu'da fındığını ofise satmak isteyen üreticiler, sabah erken saatlerde TMO depolarına geldi.</p>
<p>TMO'nun Altınordu ilçesindeki deposuna fındığını getiren üretici Derya Tulgar, AA muhabirine, önceki yıllarda olduğu gibi bu sezon da ürününü TMO'ya teslim ettiğini söyledi.</p>
<p>Kurtulmuş Mahallesi'nde hasadını yaptıktan sonra kuruttuğu 570 kilogram fındığı TMO'ya getirdiğini ifade eden Tulgar, "Biz TMO'ya fındık verdiğimiz için memnunuz. Özellikle paramızı zamanında ödediği için gayet memnunuz. Burası devletin yeri. Üreticilere tavsiyemdir, TMO'ya fındıklarını getirsinler. Zarar etmezler, kar ederler." diye konuştu.</p>
<p>İlk gün olmasına rağmen TMO'ya çok sayıda üreticinin fındık getirdiğini dile getiren Tulgar, ilerleyen günlerde bu sayının artacağına inandığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Saraycık Mahallesi'ndeki bahçesinden topladığı 800 kilogram fındığı depoya getiren İbrahim Atasever ise TMO'nun alım şartlarını oldukça iyi bulduğunu ve kendilerine gösterilen ilgiden ayrıca memnun olduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Giresun</strong></p>
<p>TMO, Giresun'da ise il merkezi, Tirebolu ve Bulancak'taki 4 noktada alımlara başladı.</p>
<p>Ürününü TMO'ya getiren Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, AA muhabirine, sahil kesimindeki 250 metre rakıma kadar olan bölgelerde üreticilerin büyük bölümünün hasadı tamamladığını söyledi.</p>
<p>Karan, kendisinin de TMO'yu tercih ettiğini belirterek, "Fiyat konusunda mağdur olunmaması için ürünün TMO'ya teslim edilmesi üreticilerin menfaatine olur. Alımların hızlı şekilde devam etmesi halinde ise serbest piyasanın da buna tepki vereceğini düşünüyoruz." dedi.</p>
<p>Öte yandan Keşap, Espiye, Görele'de 1 Eylül'de, Güce'de ise 3 Eylül'de TMO'nun fındık alımları belirlenen noktalarda başlayacak.</p>
<p><strong>Düzce</strong></p>
<p>Ekilebilir alanların yüzde 85'inde fındık yetiştirilen Düzce'de, fındık hasadı devam ediyor. Orta rakımlı ve kıyı kesimlerde ise bazı üreticiler ürün toplamayı tamamladı.</p>
<p>TMO, harmanlama ve ayrıştırma işlemini de tamamlayan üreticilerin ürünlerini almak için Çilimli, Gümüşova, Akçakoca ve Yığılca ilçelerinde 4 nokta belirledi.</p>
<p>Üreticiler, topladıkları fındığı traktör ve kamyonetlerle alım noktalarına getirmeye başladı.</p>
<p>TMO'nun Çilimli ilçesindeki alım merkezini ziyaret eden AK Parti Düzce Milletvekili ve MKYK Üyesi Ayşe Keşir, gazetecilere, geçen hafta verilen randevularla ilk alımların başladığını belirterek, "Şu an Düzce'de 4 noktada alım gerçekleşiyor. Buradaki merkezlerimiz günlük 250 tona kadar fındık alabilecekler. Şimdiden bereketli bir sezon diliyorum." dedi.</p>
<p>AK Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve AK Parti İl Başkanı Hasan Şengüloğlu da fındık üreticilerinin bereketli sezon geçirmelerini temenni etti.</p>
<p>Tarım ve Orman İl Müdürü Esra Uzun ise milletvekilleri Keşir ve Öztürk ile Şengüloğlu'nu fındık alımları ve rekolteyle ilgili bilgilendirdi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-findik-alimlarina-basladi-86096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/findik-1787577942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toprak Mahsulleri Ofisi, Ordu, Giresun ve Düzce&#039;de fındık alımlarına başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-86089</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suriye heyetinden Gebze ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyet, Gebze Ticaret Odası’nı ziyaret etti.</p>
<p>Gerçekleştirilen görüşmede Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebzeli sanayici ve iş insanlarının üstlenebileceği roller ile yatırım ve iş birliği fırsatlarının ele alındığı bildirildi. Görüşmede, Gebze’nin güçlü üretim altyapısı ve sanayi tecrübesinin Suriye’nin yeniden inşa sürecine sağlayabileceği katkılar değerlendirildi.</p>
<p>Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş; Gebze Belediye Başkan Vekili Selamet Güner, Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Yılmazel, Meclis ve Meslek Komite Üyeleri ile Genel Sekreterin katılımıyla, Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyeti Gebze Ticaret Odası’nda ağırladı.</p>
<p>Ziyarette Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen’e; Vali Yardımcısı Mohammed Ta’me, Şehir, Belde ve Belediyeler Meclisleri ile Sanayi ve Sanayi Şehirleri Sektörü Yürütme Kurulu Üyesi Mahmud Selkini, Sağlık, Planlama ve İstatistik İşlerinden Sorumlu Yürütme Kurulu Üyesi Mohammad El-Şerif, Suriye Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Fadi Al Kasım, Özel Kalem Müdürü Mohammad Jeha, Sosyal Hizmetler Sorumlusu Abdul Rahman İskaf ve Hizmet İşleri Danışmanı Yasin Kendakji eşlik etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/08/24/whatsapp-image-2026-08-24-at-12-etcu.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Toplantıda, Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik atılabilecek adımlar değerlendirilirken, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebze iş dünyasının üstlenebileceği roller, yatırım imkanları ve yeni iş birliği fırsatları ele alındı.</p>
<p>Gebze’nin inşaattan makineye, plastikten kimyaya, elektrik-elektronik ve metal sektörlerinden lojistiğe kadar geniş bir üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, bölgedeki firmaların üretim kabiliyeti, ihracat tecrübesi ve teknik birikiminin Suriye’nin yeniden inşa sürecinde ortaya çıkacak ihtiyaçların karşılanmasında önemli bir potansiyel sunduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Gebze’nin üretim gücü ve sanayi tecrübesinin bu sürece önemli katkılar sağlayacak”</h2>
<p>Suriye’nin yeniden inşa ve kalkınma sürecinin iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi açısından da önemli fırsatlar oluşturabileceğine dikkat çeken Aslantaş, “Gebze, Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Çok farklı sektörlerde üretim yapan, uluslararası pazarlarda önemli tecrübeye sahip firmalarımız var. Suriye’nin yeniden inşa ve kalkınma sürecinde ihtiyaç duyulacak ürün, hizmet ve yatırımlarda Gebzeli sanayicilerimizin ve iş insanlarımızın aktif şekilde yer almasını önemsiyoruz. Gebze’nin üretim gücünün ve sanayi tecrübesinin bu sürece önemli katkılar sağlayabileceğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Aslantaş, “Gebze Ticaret Odası olarak üyelerimizin yeni pazarlara ulaşmasını ve uluslararası iş birliklerini geliştirmesini öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olarak görüyoruz. Suriye’de oluşacak ticaret ve yatırım imkanlarını üyelerimiz açısından yakından takip edecek, iş insanlarımızın doğru muhataplarla doğrudan temas kurmasına katkı sağlayacağız. Buradaki hedefimiz, yapılan görüşmelerin masada kalmaması; somut ticari bağlantılara, yatırımlara ve sürdürülebilir iş birliklerine dönüşmesidir” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-86089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/gebze-is-dunyasi-suriyenin-yeniden-insasina-hazirlaniyor-1787568828.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye Hama Valisi Abdurrahman Es-Seheyen ve beraberindeki heyet, Gebze Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Görüşmede Suriye’nin yeniden inşa sürecinde Gebzeli sanayici ve iş insanlarının üstlenebileceği roller ele alınırken, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve somut ticari iş birliklerinin kurulması hedefi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-86085</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ eteklerinde yangın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın Kestel ilçesindeki Derekızık ve Aktaştepe mahalleleri ile Yıldırım ilçesi Karapınar Mahallesi’nde bulunan ormanlık alanlarda sabah saatlerinde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevlerin, Bursa’nın önemli doğal ve turistik noktalarından Uludağ’ın eteklerine doğru ilerlediği bildirildi.</p>
<p>Derekızık köyü su fabrikalarının üst noktalarındaki yangının devam ettiği, alevlere Bursa Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı 2 helikopter, 8 arazöz, 3 su tankeri, 6 ilk müdahale ve hizmet aracı, 4 dozer ile müdahale edildiği öğrenildi. Büyükşehir İtfaiyesi'nin yanı sıra jandarma ve bölge sakinleri de söndürme çalışmasına destek veriyor. Yetkililer, 3 bölgede de söndürme çalışmasının sürdüğünü açıkladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-86085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/5/1280x720/bursa-uludagin-eteklerinde-korkutan-yangin-1787563489.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa&#039;nın Kestel ilçesinde Uludağ&#039;ın eteklerindeki çam ormanlarında aynı anda yakın 3 farklı noktada yangın çıktı. Alevlere karadan ve havadan müdahale ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-agustosta-46-puan-azaldi-86083</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven ağustosta 4,6 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) verilerini yayımladı.</p>
<p>Finans sektöründe faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının, sektördeki ağırlıkları dikkate alınarak birleştirilmesiyle elde edilen anket sonuçlarına göre FHGE, ağustosta 4,6 puan azalışla 150,4 seviyesine indi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talebin FHGE'yi azalış yönünde etkilediği, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisinin ise FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler zayıflarken, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentiler ise güçlendi.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin zayıfladığı, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise güçlendiği gözlendi.</p>
<p>2026 yılı ağustos ayında, NACE Rev. 2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)" ve "66-Finansal Hizmetlerle Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 5,3 ve 0,6 puanlık azalış, "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" sektöründe ise 3,5 puanlık artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-agustosta-46-puan-azaldi-86083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi 4,6 puan azalarak 150,4&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hane-halki-ile-reel-sektorun-enflasyon-beklentisi-artti-86082</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hane halkı ile reel sektörün enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Ağustos ayına ait "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, ağustosta 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri geçen aya göre piyasa katılımcıları için 0,26 puan azalarak yüzde 23,69 seviyesine gerilerken, hane halkı için 0,64 puan artarak yüzde 45,58 seviyesine, reel sektör için ise 0,30 puan yükselerek yüzde 32,80 seviyesine çıktı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı da bir önceki aya göre 0,78 puan azalarak yüzde 16,85 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Hanehalkı Beklenti Anketi</strong></p>
<p>Merkez Bankası'nın, 3 bin 335 kişinin yanıtladığı ağustos ayı "Hanehalkı Beklenti Anketi" verilerine göre, hane halklarının ağustos ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, geçen aya göre 0,64 puan artarak yüzde 45,58'e yükseldi.</p>
<p>Hane halklarının, son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları "gıda" ile "yakıt ve enerji" oldu.</p>
<p>Gıdayı, fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların payı bir önceki aya göre 0,4 puan azalarak yüzde 39,3'e geriledi.</p>
<p>Gelecek 12 ay sonunda konut fiyatlarındaki artış beklentisi, bir önceki aya göre 0,36 puan azalarak yüzde 32,13 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası dolar kuru beklentisi, bir önceki aya göre 1,49 lira artarak 54,47 liraya çıktı.</p>
<p>Katılımcıların yatırım tercihleri değerlendirildiğinde, ilk sırada yer alan "altın alırım" seçeneğini belirtenlerin oranı bir önceki aya göre 1 puan artarak yüzde 41,3 oldu.</p>
<p>İkinci sırada yer alan "ev/dükkan/arsa vb. alırım" diyen katılımcıların oranı ise bir önceki aya göre 1,4 puan azalarak yüzde 37,1 olarak gerçekleşti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hane-halki-ile-reel-sektorun-enflasyon-beklentisi-artti-86082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/market-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos anketinde yıllık enflasyon beklentileri piyasa katılımcıları için gerilerken hane halkı ve reel sektör için yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tohumculukta-hedef-ilk-5-86091</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tohumculukta hedef ilk 5</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kayhan Yıldırım, Asya Pasifik Tohumcular Birliği (APSA) tarafından TÜRKTOB ve Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRKTED) iş birliği ile Tarım ve Orman Bakanlığı himayesinde Türkiye'de ilk kez "Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi"nin (ASC 2026) düzenleneceğini bildirdi. </p>
<p>Antalya'da, 1-5 Aralık'ta düzenlenecek toplantının önemine değinen Yıldırım, Asya Pasifik ülkelerinin dünyadaki tohum pazarının yüzde 30'una hitap ettiğini söyledi.</p>
<p>Yıldırım, yaklaşık 70 milyar dolarlık pazarın yüzde 30'una Asya Pasifik ülkelerinin sahip olduğuna dikkati çekerek, Türkiye ve Asya Pasifik ülkeleri açısından ASC 2026'nın önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ülkenin bulunduğu coğrafi konumun büyük avantaj sağladığına işaret eden Yıldırım, "Orta Asya, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın tam orta noktasında olduğumuz için bizim tohumculuğumuz burada çok önemli. Bu tür kongreler, sadece tohum geçiş noktası değil, bir tohum merkezi haline gelmemizde büyük etken olacaktır." diye konuştu.</p>
<p><strong>İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 141'e ulaştı</strong></p>
<p>Kongrenin, tarihinde ilk defa en batıda, özellikle Asya ile Avrupa arasında köprü olan Türkiye'de yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>"Son yıllarda tohum ihracatımızda önemli artışlar kaydedildi. 2018 yılında yüzde 108 seviyesinde olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, bugün yüzde 141’lere kadar yükselmiş durumda. Tohumculuk sektörünün bu tür kongrelerle daha da hızlı gelişeceğine inanıyoruz. Bu gelişimin, ülkemiz ve sektörün katma değer üretme kapasitesi açısından önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Türkiye, tohumculuk konusunda dünyada 10. sırada. İleriki hedefimiz tohumculukta daha da gelişerek ülkemizi 5. sıralara doğru çekmek. 117 ülkeye tohum ihracatımız var. Süs bitkisi, fide ve fidanı da katarsak 130 ülkenin üzerine çıkıyor."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tohumculukta-hedef-ilk-5-86091</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/1/1280x720/kayhan-1787578555.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi&quot;nin aralıkta Türkiye&#039;de ilk kez düzenleneceğini belirten Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Kayhan Yıldırım, &quot;Türkiye, tohumculuk konusunda dünyada 10. sırada. İleriki hedefimiz tohumculukta daha da gelişerek ülkemizi 5. sıralara doğru çekmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fast-limitleri-300-bin-liraya-yukseliyor-86071</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> FAST limitleri 300 bin liraya yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Fonların Anlık ve Sürekli Transferi (FAST) sistemi işlem tutar limitlerinin artırılacağını duyurdu. </p>
<p>Duyuruda, "TCMB tarafından geliştirilen ve 8 Ocak 2021 tarihi itibarıyla kullanıma açılan yeni nesil anlık ödeme sistemi FAST Türkiye’de ödemeler alanında yarattığı yenilikçi yaklaşım ve katman servisleri ile günün her saati güvenli, hızlı ve kolay bir şekilde ödeme yapılmasına olanak sağlamakta olup alışveriş işlemlerinde nakit ve kartlı ödeme yöntemlerine alternatif bir yöntem olarak hızla yaygınlaşmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Kullanıcıların FAST sistemine gösterdikleri ilgi ve ödemeler ekosisteminin dinamik gereksinimleri göz önünde bulundurularak, 26 Ağustos 2026 itibarıyla FAST işlem tutar limitlerinin para transferleri ve Ödeme İste Katman Servisi üzerinden gerçekleştirilen ödemelerde 100 bin liradan 300 bin liraya yükseltileceği bildirildi.</p>
<p>Duyuruda, FAST-TR karekod kullanılarak gerçekleştirilen dinamik doğrulamalı iş yeri ödemelerinde ise işlem tutar limitlerinin 250 bin liradan 300 bin liraya çıkarılacağı belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fast-limitleri-300-bin-liraya-yukseliyor-86071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/2/1280x720/simdi-yeni-bir-bankacilik-lazim-1747982789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, FAST işlem tutar limitlerini çarşamba gününden itibaren 300 bin liraya çıkaracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-cin-kaynakli-firtina-dinmek-bilmiyor-86060</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> İthalatta Çin kaynaklı fırtına dinmek bilmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon, artan üretim maliyetleri ve döviz kurunun görece yatay seyri, sanayici ve tüketiciyi ithal ürünlere yönlendirmeye devam ediyor.</p>
<p>Uygulanan ek gümrük vergileri ve korumacılık önlemlerine rağmen, Çin menşeli ürünlerin Türkiye pazarındaki hakimiyeti rekor kırarak artıyor. TÜİK verilerinden derlenen bilgilere göre, 2026 yılının ilk 6 ayında Çin’den yapılan ithalat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,8 artışla 26,3 milyar dolara yükseldi. Bu performansla Çin, Türkiye’nin toplam ithalatından yüzde 13,9 pay alarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<h2>Yıllık 50 milyar dolar eşiğine geldi </h2>
<p>Çin’den yapılan ithalatın son 10 yıllık gelişim seyri, Türkiye’nin dış ticaretindeki bağımlılık yapısını da net bir şekilde ortaya koyuyor. 2016 yılında 25,4 milyar dolar seviyesinde olan ve toplam ithalattan yüzde 12,8 pay alan Çin ithalatı, 2019 yılında 18,4 milyar dolara ve yüzde 9,7 paya kadar gerilemişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bda0d5d84a-1787550221.png" alt="" width="700" height="239" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bda1a17b0c-1787550234.png" alt="" width="409" height="360" /></p>
<p>Ancak pandemi ve ardından gelen küresel tedarik zinciri dönüşümüyle birlikte Çin ithalatı sert bir yükseliş ivmesine girdi. 2021 yılında 32,2 milyar dolara, 2022 yılında 41,4 milyar dolara ve 2023 yılında 45 milyar dolara fırlayan Çin menşeli ürün girişi, geçen yılın tamamında ise 49,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Toplam ithalattaki payı yüzde 13,6 olan Çin, böylece son 10 yılda Türkiye pazarındaki hacmini neredeyse ikiye katlamış oldu.</p>
<h2>Son 5 yılın ilk yarısında kesintisiz liderlik </h2>
<p>Son 5 yılın ocak-haziran dönemleri karşılaştırıldığında, Çin’in Türkiye pazarındaki ağırlığının istikrarlı bir şekilde arttığı görülüyor. 2022 yılının ilk yarısında 20,08 milyar dolar olan ve toplamdan yüzde 11,3 pay alan Çin ithalatı, Rusya’nın ardından ikinci sırada yer alıyordu. 2023 yılının ilk yarısında ise 22,24 milyar dolarla birinci sıraya yükselen Çin, toplam ithalattaki payını yüzde 12’ye çıkardı. Söz konusu yükseliş trendi sonraki yıllarda da ivme kaybetmedi. 2024’ün ilk yarısında 21,28 milyar dolarla yüzde 12,6 paya, 2025’in ilk yarısında 23,96 milyar dolarla yüzde 13,2 paya ulaşan Çin, 2026’nın ilk 6 ayında 26,31 milyar dolarlık ithalatla ilk yarılar itibarıyla tüm zamanların rekorunu kırdı. 2023 yılı itibarıyla enerji ithalatı nedeniyle zirvede yer alan Rusya'yı geride bırakan Çin, son 4 yıldır kesintisiz bir şekilde Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı bir numaralı ülke konumunu koruyor.</p>
<h2>Uzak Doğu, AB’nin ensesinde </h2>
<p>Çin fırtınası, ülke grupları bazında da dış ticarette kartların yeniden dağıtılmasına yol açıyor. Çin’in de içinde yer aldığı Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ithalat, Türkiye’nin geleneksel en büyük ticari partneri olan Avrupa Birliği ile arasındaki farkı hızla kapatıyor. TÜİK verilerine göre, 2026’nın ilk 6 ayında Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ithalat yüzde 8,9 artışla 49,7 milyar doları aştı. Bu dönemde Uzak Doğu’nun toplam ithalattaki payı yüzde 26,3’e yükseldi. Buna karşın aynı dönemde Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan ithalat yüzde 2,2 gerileyerek 55,6 milyar dolara düştü. AB’nin toplam ithalattaki payı ise kritik yüzde 30 eşiğinin altına inerek yüzde 29,4’e geriledi. 2021 yılında Avrupa Birliği ile Uzak Doğu arasındaki ithalat payı farkı 6,4 puan seviyesindeyken, 2026’nın ilk yarısı itibarıyla bu fark sadece 3 puana kadar indi. Bu durum, Türkiye’nin sanayi ve tüketim girdilerinde batıdan doğuya doğru köklü bir dış ticaret eksen kayması yaşadığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ithalatta-cin-kaynakli-firtina-dinmek-bilmiyor-86060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek üretim maliyetleri ve düşük kur baskısıyla cazibesi artan Çin’den ithalat, korumacılık önlemlerine rağmen hız kesmiyor. 10 yılda ikiye katlanarak 49,5 milyar dolara dayanan Çin ithalatı, 2026’nın ilk yarısında 26,3 milyar dolarla rekor kırdı. Çin’in toplam ithalattaki payı yüzde 13,9 ile tüm zamanların zirvesine çıkarken, Uzak Doğu’nun ağırlığı en büyük ticari partner AB’yi yakalamak üzere. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pamukta-arz-alarmi-86057</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta arz alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd6de85052-1787549406.png" alt="" width="234" height="111" /></p>
<p>Pamuk piyasasında uzun süredir görülmeyen bir fiyat hareketi yaşanıyor. ICE pamuk vadeli işlemleri geçen hafta 89,30 sent/libre düzeyine ulaşarak 28 ayın zirvesini gördü. Fiyatlar aylık bazda yüzde 8,93, yıllık bazda ise yüzde 32,94 yükseldi. Yükselişin arkasında yalnızca spekülatif fonların alımları değil, küresel arz ve talep dengesinin yeniden bozulabileceğine ilişkin beklentiler de bulunuyor.</p>
<p>Piyasadaki temel değişim, tüketimin üretimi aşmaya başlaması. USDA'nın ağustos tahminlerine göre küresel pamuk tüketimi 122,9 milyon balyaya ulaşarak son altı yılın en yüksek seviyesini görebilir. Buna karşılık küresel üretimin 117,6 milyon balya seviyesine gerilemesi bekleniyor. Böylece dünya pamuk piyasası, son yılların ardından yeniden belirgin bir arz açığıyla karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2>Hava koşulları alarm veriyor </h2>
<p>Fiyatları yukarı taşıyan en önemli unsurlardan biri üretim bölgelerindeki hava koşulları. ABD'de iyi ila mükemmel olarak sınıflandırılan pamuk oranı iki hafta önce yüzde 46 iken geçen hafta yüzde 40'a, son verilerde ise yüzde 38'e düştü. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar özellikle önemli üretim alanlarında verim kaybı endişesini artırıyor. El Nino koşullarının eylül ayına kadar güçlenmesi beklentisi de piyasadaki hava riskini canlı tutuyor. Çin'in Xinjiang bölgesinde ekim alanlarını yüzde 10'dan fazla azaltması da küresel arz tarafındaki baskıyı artıran unsurlar arasında gösteriliyor.</p>
<p>Fonların net uzun pozisyonlarını 78.668 kontrata çıkarması, fiyat yükselişini hızlandıran bir başka unsur. Ancak son bir ayda yaşanan yaklaşık %9’luk artış 10,9'luk artış, piyasayı kar satışlarına karşı da hassas hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yükselişi destekleyen faktörler</span></h2>
<p>■ Arz açığı: Küresel tüketimin 122,9 milyon balyaya çıkması, üretimin ise yaklaşık 117 milyon balyada kalması stokların hızla erimesi anlamına geliyor. <br />■ Hava riski: ABD'de ürün kalitesinin yüzde 38'e düşmesi, aşırı sıcaklar ve El Niño tehdidi hasat beklentilerini aşağı çekebilir. <br />■ İhracat talebi: ABD'nin ihracat taahhütleri 4,235 milyon balyaya ulaşırken, Vietnam'ın ithalatının 8 milyon balyaya çıkması bekleniyor. <br />■ Fon alımları: Net uzun pozisyonların 78.668 kontrata yükselmesi fiyat hareketine ek ivme kazandırıyor. <br />■ Sentetik rekabeti: Enerji fiyatlarının yüksek kalması polyester üretim maliyetlerini artırarak doğal elyaf lehine bir avantaj yaratabilir.</p>
<p><strong>Düşüş getirebilecek faktörler </strong></p>
<p>■ Tekstil sektöründe zayıflık: Çin ve Türkiye'deki düşük kapasite kullanımı pamuk talebini sınırlayabilir.<br />■ Polyester rekabeti: Petrol fiyatlarında olası düşüş, sentetik elyafı ucuzlatarak pamuktan pazar payı alabilir. <br />■ Kar satışları: Son bir aydaki yüzde 10,9'luk yükseliş, fonların hızlı pozisyon kapatması halinde sert düzeltme riskini artırıyor. <br />■ Küresel ekonomi: Giyim harcamalarında yaşanabilecek bir yavaşlama, özellikle 2027'ye yönelik güçlü tüketim tahminlerini zayıflatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlarda 90 sent üzerine bakılıyor</span></h2>
<p>Analistlerin yılın son çeyreği için öne çıkardığı hedef aralık 90-92 sent/libre. ABD ve Çin'deki hasadın beklentilerin altında kalması, küresel stoklardaki gerilemenin hızlanması ve fiziksel piyasadaki talebin güçlü kalması halinde bu bandın aşılması da mümkün görülüyor.</p>
<p>Vadeli piyasalarda Mart-Mayıs 2027 kontratlarının şimdiden 90,40-91,35 sent/ libre aralığında işlem görmesi, piyasanın yüksek fiyatların yalnızca geçici bir hareket olmayabileceği beklentisini yansıtıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/pamukta-arz-alarmi-86057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pamuk-cotton-1787549695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuraklık, aşırı sıcaklar ve üretim riskleri küresel pamuk piyasasında dengeleri değiştiriyor. ICE pamuk vadeli işlemleri 89,30 sent/libre ile Nisan 2024’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Dünya tüketiminin üretimi aşmaya başlaması piyasada yeniden arz açığı riski yarattı. Ancak Çin ve Türkiye’deki zayıf tekstil talebi ile kar satışları, yükselişin önündeki en önemli riskler olmaya devam ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-gun-surekli-tavan-oldular-iki-hisse-yuzde-60-getiriye-ulasti-86056</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beş gün sürekli tavan oldular, iki hisse yüzde 60 getiriye ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,42 yükselişle tamamlarken, 13 hisse %20 barajını aştı. 303 şirketin pozitif tarafta yer aldığı haftada ikisi beş gün boyunca tavandan işlem görerek %60’a varan yükselişler kaydetti. Ancak yatırımcılar fiyatı olduğu kadar temel verileri de göz ardı etmemeli. </strong></p>
<p>Endeks son üç haftadır yükselen bir eğilim sergiliyor. Geçtiğimiz hafta %2,42 artışla çıkış ivmesini sürdürdü. BIST TÜM kapsamındaki 582 hissenin 303’ü prim yaparken alıcı tabanı genişledi. Spor tarafında Beşiktaş Futbol ve teknoloji alanında Netaş, yüzde 60’a varan getiriyle listenin ilk iki sırasında yer aldı. Kimi yatırımcı tavan serisine bakarak kaçırdığı fırsatı telafi etme arzusu ile bir an önce alım yönünde işlem yapsa da unutmamak gerekir ki yükselen fiyattan önce dayanağın gücüne bakmalı. Bir firmanın temel yapısına bakmadan alım yapmak riski büyütmek anlamına gelecektir.</p>
<h2>Haberler fiyatları yukarı taşıdı</h2>
<p>Geçtiğimiz haftanın en fazla kazandıranı Beşiktaş Futbol oldu. 10 Ağustos’ta hareketlenen hisse, geçtiğimiz hafta ivmeyi yükselterek sürdürdü. Beş gün boyunca tavan yaparak %59,78 prim yaptı. Şirketin Tera Holding ile sponsorluk ilişkisini finansal danışmanlık ve sermaye piyasası alanlarına genişletmek üzere görüşmelere başlaması çıkışın gerekçesi oldu. Netaş, %59,66 getiri sağlayarak geçtiğimiz haftayı ikinci sırada tamamlayan bir diğer şirket oldu. Bu hisse de beş gün boyunca tavan serisi ile hareket etti. İştiraki Netaş Bilişim aracılığıyla hava ulaşımı sektöründeki müşterisiyle 15 milyon dolar tutarında sunucu ve bakım sözleşmesi imzalaması, hisseye yönelik ilginin güçlenmesini sağladı.</p>
<h2>Kurumsalın payı arttı</h2>
<p>Gündoğdu Gıda, haftalık %27,88 yükselişle sıralamaya giren bir diğer firma. Mayıstan itibaren artan ivmeyle yükseldi. Son bir ayda sert dalgalanma yaşarken %9,77 geriledi. Hissede Pusula Portföy’ün yönettiği fonların belirgin bir ağırlığı gözleniyor. Portföy, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği alımlarla yönettiği fonların toplam payını %38,67’ye çıkardı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd6665baf7-1787549286.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜYÜ AL MI, HİSSEYE AKTAR MI?</strong></p>
<p><strong>Temettüyü al</strong>; nakit akışı, kâr realizasyonu, çeşitlendirme özgürlüğü, rahatlık. Bileşik getiri kaybı, enflasyon erimesi, harcanma, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Hisseye aktar</strong>; bileşik büyüme, artan lot, disiplin, maliyet avantajı, enflasyon kalkanı. Likidite sorunu, şirket riski, zamanlama hatası, bağımlılık.</p>
<p><strong>Para cezasını önce %25 erken ödeme indirimiyle ödeyip sonra iptal davası beklenmeli</strong></p>
<p>Brisa, Rekabet Kurulu’nun kestiği 1 milyarlık cezayı ödedi mi? ● Ziya Düzgün</p>
<p>Ziya, Rekabet Kurumu’nun Brisa’ya kestiği para cezasının toplam tutarı yaklaşık 1,02 milyar TL olup gerekçeli kararın tebliği bekleniyor. Yapılacak tebliğin ardından yasal süresi içinde ödeme yapması halinde %25 indirimden yararlanacak. Bu taktirde ceza tutarı 764,3 milyon TL olarak ödenebilecek. Halihazırda finansal tablolarında 392 milyon TL karşılık ayırmış olan Brisa, karara karşı yasal haklarını kullanacağı anlaşılıyor. Bu itibarla hukuki süreç ve ödeme takvimi devam ediyor. Henüz tebligat olmadığı için gerçekleşmiş bir ödeme de bulunmuyor.</p>
<p><strong>Yapıma ne zaman başlanacağı açıklanmazken ön lisans süresi yaklaşık 1,5 yıl uzatıldı</strong></p>
<p>Menderes Tekstil’in Akça RES’i ne zaman elektrik üretmeye başlayacak? ● Erhan Yunus</p>
<p>Erhan, Menderes Tekstil’in Akça Dodurga Depolamalı RES projesinin ne zaman elektrik üretimine geçeceğine dair şirketin paylaşmış olduğu herhangi bir tarih bulunmuyor. Firmanın talebi üzerine EPDK, projenin mevcut ön lisans süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzattı. Şirketin ise söz konusu tarihe kadar gerekli yükümlülüklerini yerine getirerek esas üretim lisans başvurusunu tamamlaması beklenmeli. Tesisin lisans alımı ve inşaat süreçleri göz önüne alındığında, ticari elektrik üretimine ancak 2028 yılı veya sonrasında başlanması beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TTA fonu altına dayalı enstrümanlara yatırımla son bir yılda %48 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Altın Fonu (TTA), ocakta en yüksek 0,75 TL’yi gördükten sonra geriledi. Düşüş geçtiğimiz temmuza kadar devam ederken son üç haftadır yukarı eğilim dikkat çekiyor. Nisandan bu yana fondan nakit çıkışı yaşanıyor. Ağustosta çıkan miktar önceki iki aya göre azalarak 276,5 milyon TL’ye indi. Bununla birlikte büyüklüğü artarak 27,7 milyar TL’ye yükseldi. Yatırımcısı hazirandan bu yana artış eğiliminde ve şimdilerde 222.620’ye ulaştı. Doluluk oranı %71,12 seviyesinde. Fonun temel stratejisi, altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün’ün %58,37’si kıymetli madenler ve %22,57’si kıymetli maden cinsinden BYF bulunuyor. Birikimini altında değerlendirmek isteyenlere hitap ediyor. Bir yılda %47,78 getiri ile endeksin %28,29 yükselişini aştı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>A1 Capital, piyasadan %47,75 bileşik faizle 400 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>A1 Capital Yatırım, 21.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 400.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41, bileşik faizi %47,75 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 20.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,22 düzeyinde. 21 Ağustos itibarıyla TLREF %39,86 seviyesinde bulunuyor. Buna göre A1 Capital’in verdiği %41 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 1,14 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFA1CPK2627 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd639e31ea-1787549241.png" alt="" width="982" height="241" /><strong>BÜLBÜLOĞLU VİNÇ</strong></p>
<p><strong>Yurt içindeki şirketin yurt dışındaki projesi için vinç imali konusunda anlaştı</strong></p>
<p>Bülbüloğlu Vinç, bir yurt içi firmasının yurt dışında gerçekleştireceği proje kapsamında vinç imalatı ve teslimatı için 1,06 milyon euroya anlaştığını duyurdu. Tutar, şirketin yıllık gelirinin %1,61’i düzeyinde bulunuyor. Firmanın yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı ise yıllık gelirinin %43,91’i seviyesinde. Şirketin anlaştığı yeni işin teslimatı 2027 yılının ilk çeyreğinde tamamlanacak. Bülbüloğlu Vinç yılın ilk yarısında satışlarını %10 düşürdü. Yüksek maliyet ve giderler esas faaliyet kârını %96 geriletirken, dönem sonunda zarar açıkladı.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da inşaat şirketi kurdu. Gayrimenkul alanında açılım hedefliyor</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde etkinliğini artırmak için Suudi Arabistan’da 500 bin riyal sermayeli Kiler Construction ünvanıyla bir şirket kurduğunu duyurdu. Kurulan iştirak; konut, kamu binası ve altyapı inşaatları gibi gayrimenkul alanlarında faaliyet gösterecek. Kiler Holding, yılın ilk yarısında gelirini %79 büyüterek 8,29 milyar TL’ye çıkarırken dönem sonunda 640,4 milyon TL zarar yazdı. Geçtiğimiz yıl fiyatı hızla yükselen hisse, Şubat 2026’da 689,50 TL’ye kadar çıktı. Ardından gelen satışlarla aynı hızla gerilerken şimdilerde 65,50 TL seviyelerinde.</p>
<p><strong>REYSAŞ GMYO</strong></p>
<p><strong>Menderes’te ticari depo yatırımı için 278 milyon liraya iki yeni arsa satın aldı</strong></p>
<p>Reysaş GMYO, İzmir Menderes’te bulunan toplam 23.680 metrekare büyüklüğündeki iki arsayı 278,24 milyon TL bedelle satın aldı. Açıklamada alımın kendi özkaynaklarından karşılandığı ifade edilirken arsaların ekspertiz değerinin 378,24 milyon TL olduğu belirtildi. Paylaşılan verilerden bedelin hayli iskontolu olduğu anlaşılıyor. Firma, alınan arsalar üzerinde, kiraya verilmek üzere yeni bir ticari depo parkı projesi geliştirmeyi planlıyor. Söz konusu alımla birlikte, portföyünü genişletme olanağı elde etmiş görünüyor. Hissenin fiyatı yılbaşından bu yana %105 arttı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adra GMYO son üç haftada hızlı bir yükseliş kaydetse de ocaktaki zirvesinin altında</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd621b9768-1787549217.png" alt="" width="297" height="242" /></strong></p>
<p>Adra GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %4,76 ile toplamda 1,98 bin lot azalarak 39,59 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı üç olup aynı seviyede duruyor. BIY fonu 1.979 lot ile satış yaparken, alım yapan herhangi bir fon olmadı. Adra GYO hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Yaklaşık üç yıldır borsada işlem gören hissenin fiyatı ilk yıllarda yatay bir seyir izlerken geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren hareketlilik arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-gun-surekli-tavan-oldular-iki-hisse-yuzde-60-getiriye-ulasti-86056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beş gün sürekli tavan oldular, iki hisse yüzde 60 getiriye ulaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/belediyelerin-mali-yapisi-yeniden-duzenlenecek-86054</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belediyelerin mali yapısı yeniden düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Uzun süredir üzerinde çalışılan "Yerel Yönetimler Reformu"nun detayları netleşti. Bu çerçevede hazırlanan yasal düzenlemelerin 2027 yılında hayata geçirilmesi planlanıyor. AK Parti’nin, “Yerel Yönetimler Reformu”nun detayları 25. Yıl Vizyon Belgesi’nde de yer aldı.</p>
<h2>Neler yapılacak?</h2>
<p>Yerel Yönetim Reform Belgesi ile; </p>
<p>■ Gelişmiş e-belediyecilik uygulamaları, akıllı şehir çözümleri, yapay zeka destekli hizmetler, veri temelli karar alma sistemleri ve güçlü dijital altyapısıyla belediye hizmetlerini daha hızlı, daha etkin, daha şeffaf, daha güvenli, daha erişilebilir ve daha vatandaş odaklı hale getirilecek. </p>
<p>■ Belediye personelinin dijital becerileri, afet ve kriz yönetim kapasitesi, iklim ve çevre duyarlılığı, mali disiplin bilgisi, etik sorumluluğu, vatandaş odaklı hizmet anlayışı ve proje geliştirme yetkinliği güçlendirilecek. </p>
<p>■ Yerel yönetimlerin iklim değişikliğiyle mücadele, çevrenin korunması, enerji verimliliği, sıfır atık ve su yönetimi konularındaki görev ve yetkilerinin daha açık ve uygulanabilir olması için yerel yönetim mevzuatı en kısa sürede uyumlu hale getirilecek. </p>
<p>■ 81 ilin tamamı için şehirlere özgü, “Su Güvenliği Planları” hazırlanacak.</p>
<h2>Mali yapısı şehirlerin gerçek ihtiyaçlarına göre düzenlenecek </h2>
<p>■ Belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, imar rantı tartışmaları, denetimsiz harcamalar, kaynak israfı ve milletin öncelikleriyle bağdaşmayan uygulamaların önüne geçmek amacıyla yeni bir denetim ve hesap verebilirlik reformu hayata geçecek. </p>
<p>■ Belediye kaynaklarının etkin, verimli, adil, şeffaf, hukuka uygun ve doğrudan kamu yararına kullanılmasını güvence altına alacak yasal düzenlemeler hayata geçecek. <br />■ Belediyelerde harcama disiplini, mali saydamlık, performans denetimi ve hesap verme sorumluluğunu tahkim edilecek. </p>
<p>■ Belediyelerde mali raporlama, personel giderleri, borçlanma, iştirakler ve belediye şirketlerinin mali denetimi konuları sağlam kurallara bağlanacak. </p>
<p>■ Belediye şirketleri denetim dışı alanlar olmaktan çıkarılacak. -Belediye yöneticilerinin harcamalardan doğan hukuki ve mali sorumlulukları netleştirilecek. </p>
<p>■ Mülki idare amirlerinin yerel yönetimler ve kamu kurumları arasındaki gözetim, koordinasyon ve kamu hizmetlerinin bütünlüğünü sağlama yetkileri yeniden düzenlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/belediyelerin-mali-yapisi-yeniden-duzenlenecek-86054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin, “Yerel Yönetim Reformu”nun ayrıntıları belli oldu. Buna göre, belediyelerin mali yapısı yeniden düzenlenecek. Şehirlere özgü Su Güvenliği Planları hazırlanacak. Belediye şirketlerinin mali denetimi konuları &quot;sağlam kurallara&quot; bağlanacak. Belediye yöneticilerinin harcamalardan doğan hukuki ve mali sorumlulukları netleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sigortadan-issizlere-yapilan-odemeden-cok-isverene-tesvik-verildi-86053</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlere yapılan ödemeden çok işverene teşvik verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından yapılan bir çalışmada, İşsizlik Sigortası Fonu’nun işsizlik ödemeleriyle, fon kaynaklı olarak işverenlere yönelik teşvik uygulamalarının tutarı karşılaştırıldı. DİSK-AR Araştırma Bülteniyle duyurulan çalışmaya göre 2026 Ocak-Temmuz döneminde, fon kaynaklı olarak işbaşı eğitim programları dahil doğrudan ve dolaylı işverenlerin yararlandığı teşvikler toplam giderlerin yüzde 44,3’ünü oluştururken, işsizlere yapılan ödemeler yüzde 31 seviyesinde kaldı.</p>
<h2>10 yılda 6,4 puan azaldı </h2>
<p>Çalışmada 2016 ve 2023 yıllarına göre Ocak-Temmuz 2026 dönemindeki paylar kıyaslandı. Ayrıca dönemsel aralıklarla da kıyaslama yapıldı. Buna göre, 2016- 2016 arasındaki 10 yıllık dönemde işsizlik ödemesinin toplam giderler içindeki payı 6,4 puan azaldı, işverenlere ödenen doğrudan ve dolaylı teşvikler 24 puan arttı.</p>
<p>DİSK-AR araştırması işbaşı eğitim programı, aktif işgücü programlarından bazıları, kadın ve gençlerin istihdamına yönelik destekler gibi programları teşvik ve destek olarak kabul ediyor. Bu tür faaliyetlerde işçilere yapılan ödemelerin fondan karşılanması yanında, bazı sosyal güvenlik ödemeleri de fon kaynaklı olarak yapılıyor. Bu programlar hükümetçe kamuoyuna teşvik ve destek olarak isimlendiriliyor ya da sunuluyor. DİSK-AR, bunların tamamını işveren desteği ve/veya teşviki olarak sınıfl ıyor ve işsizlik tazminatı ödemelerinin toplam tutarlarıyla kıyaslıyor.</p>
<h2>Yararlanma oranı yüzde 17,1 </h2>
<p>Yapılan çalışmada işsizlik sigortası ödemelerinin, işten çıkan ya da çıkarılan kişilerin içinde az sayıda kişi tarafından yararlanılmasına da işaret edildi. Buna göre, Haziran ayı örneğinde yapılan incelemede, işsiz olarak kayıtlı olan 2 milyon 688 bin işsiz olduğu ancak o ay itibariyle işsizlik sigortasından yararlanan kişi sayısının 460.5 bin kişi olduğu belirtilerek, yararlanma oranının yüzde 17,1 seviyesinde kaldığı vurgulandı.</p>
<p>Araştırma, İşsizlik Sigortası Fonu birikimlerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilen getiri tutarının detaylarının açıklanmaması da eleştirildi. 2019 öncesi nema oran ve tutarları açıklanırken, o tarihten itibaren fonun mevduat, tahvil ve son dönemde izin verilen Takasbank Para Piyasasında borç verme yetkisinden elde edilen nema gelirlerinin detaylarının verilmediği hatırlatıldı. Araştırma bülteninde, “İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken kaynakların önemli bir bölümünün Hazine'nin borçlanma araçlarında değerlendirilmesi, fonu aynı zamanda kamu borçlanmasının finansmanında kullanılan önemli bir kaynak haline getirmektedir. Fon kaynaklarının farklı amaçlarla kullanılması, Hazine'nin iç borçlanma ihtiyacını artırabileceğinden, hükümet Fon kaynaklarının kullanımını ağırdan almaktadır” yorumu yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Denetim güçlendirilmeli, veriler açıklanmalı"</span></h2>
<p>DİSK-AR çalışmasının yayınlandığı bültende DİSK’in, Fonun kuruluş amacına uygun kullanılması, işveren destek ve teşviki olarak niteledikleri programların durdurulması, güvenceli, kayıtlı ve nitelikli işlere geçişi sağlayacak şekilde kullanılması, işsizlik sigortasından yararlanma koşullarının kolaylaştırılması, ödeme süre ve tutarının yükseltilmesi taleplerine yer verildi. Ayrıca Fon yönetiminin denetiminin güçlendirilmesi, verilerin ayrıntılı açıklanması istendi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sigortadan-issizlere-yapilan-odemeden-cok-isverene-tesvik-verildi-86053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİSK-AR&#039;ın İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili yılın 7 aylık dönemini kapsayan araştırmasına göre, doğrudan ve dolaylı işverenlerin yararlandığı teşvikler toplam giderlerin yüzde 44,3’ünü oluştururken, işsizlere yapılan ödemeler yüzde 31 seviyesinde kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-ittifak-turlari-hizlandi-86052</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da ‘ittifak’ turları hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimler yaklaşırken, küçük partiler de seçime daha güçlü girmek için yoğun bir ittifak arayışı içeresine girdiler.</p>
<p>Yeniden Refah Partisi (YRP), DEVA Partisi ve Saadeti Partisi (SP) arasında yeni bir seçim ittifakı için görüşmeler devam ederken, tarafların prensipte anlaştığı belirtiliyor. Zafer Partisi ve Anahtar Partisi’nin de İYİ Parti çatısı altında birleşeceği iddiaları devam ederken, önceki gün Ankara’da 5 siyasi parti lideri sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz ve Kutlu Parti Genel Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Ankara’da bir restoranda bir araya geldi. Çayır, yeni bir ittifak ihtimaline ilişkin, “Evet, öyle bir şey var” açıklaması yaptı. Yeni ve 5’li bir ittifakın daha kapısının aralandığı Ankara’da konuşuluyor. Ankara’da yeni ittifak arayışları devam ederken, 5 liderin aynı masada buluşması, “yeni bir milliyetçi ittifak mı kuruluyor?” sorusunu gündeme taşıdı. İttifak toplantısını ise Remzi Çayır’ın verdiği, yanıtla da doğrulanmış oldu.</p>
<p><strong>Yeni Yol Grubu yine düşebilir</strong></p>
<p>Üç siyasi parti, DEVA, GELECEK ve SP Meclis’te birleşerek Yeni Yol Grubunu oluşturmuştu. Ancak 4 milletvekiline sahip GELECEK Parti’nin kendini feshetmesinin ardından bu partide yer alan Mustafa Bilici AK Parti’ye geçti. 20 milletvekiline sahip Yeni Yol Grubu 19’a düşünce Meclis’te de grup düşmüş oldu. CHP’nin bir milletvekilini Yeni Yol Grubu’na aynı gün vermesi ile kriz aşıldı. Ancak, GELECEK Partili iki milletvekilinin Yeni Yol Grubu ile yol ayrımına geldikleri belirtiliyor. Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün’ün AK Parti’ye, Bursa Milletvekili Kani Torun’un ise DEM’e geçeceği iddia ediliyor. Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın ise şimdilik Yeni Yol Grubu’nda devam edeceği söyleniyor. Diğer iki milletvekilinin istifa etmesi halinde ise Yeni Yol Grubu’nun düşeceği belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-ittifak-turlari-hizlandi-86052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/tbmm-meclis-1786342941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da ‘ittifak’ turları hızlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizine-donus-fiyatlaniyor-86051</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Politika faizine dönüş fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonla mücadelede TL’yi teşvik eden makroihtiyati tedbirler sürerken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın yılın yılın üçüncü enflasyon raporunda savaşla birlikte ara verdikleri haftalık repo ihalelerine dönmeyi değerlendirdiklerini açıklaması TL mevduat faizlerine yansıdı. Karahan’ın bu açıklamaları 10 Eylül’deki Para Politikası Kurulu’nda haftalık repoya yeniden dönüşe yönelik beklentileri artırırken bankacılık sektöründe de bu beklenti mevduat faiz oranlarına 1-1.5 puan geriletti. Sektörde TL mevduat faiz oranları gerilemeye başlarken henüz kredi kanalında kıpırdanma yok.</p>
<h2>Politika faizine yakınsaması bekleniyor</h2>
<p>TCMB Başkanı Karahan, 13 Ağustos’ta yapılan enflasyon raporu toplantısında savaş kaynaklı risklerde en kötünün geride kaldığını ve artık çok uç gelişmelerin beklenmediğini gördüklerini belirterek iç talebe yönelik soğumanın da iyice netleştiğine vurgu yaptı. Orta vadeli enflasyon görünümünde bozulma olmadığını ve yukarı yönlü risklerin de azaldığını söyleyen Karahan, “Önümüzdeki dönemde temel fonlama aracımız olan 1 hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde. Zamanlama olarak piyasa koşullarına bakacağız, 1 hafta vadeli repoya dönüşü değerlendirebiliriz. 1 hafta vadeli repo ihalelerini açınca piyasadaki faizlerin bu dönemde para politikası faizine yakınsamasını bekliyoruz. 1 hafta vadeli repo konusu bir normalleşme konusu. Ondan sonraki dönem için bir sinyal niteliği taşımıyor” diye konuştu. Karahan likidite bolluğu olmasına rağmen repo ihalelerini üst banttan karşıladıklarını hatırlattı. Para politikası faizi yüzde 37 iken üst bant yüzde 40 seviyesinde bulunuyor.</p>
<h2>Banka özelinde fark etse de hareket var </h2>
<p>Bu açıklamalar temmuz PPK’sı öncesinde bile dillendirilen 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönüşün eylül PPK’sında gerçekleşmesine yönelik beklentileri güçlendirdi. Bankacılık sektörü de bu beklentileri mevduat faizlerine düşüş olarak yansıtmaya başladı. Bir bankacılık sektörü kaynağı enflasyon raporu sonrasında TL mevduat faizlerinde düşüş gözlediklerini belirterek makroihtiyati tedbirlere uyum için bankalar özelinde farklı fiyatlamalar olsa da mevduat faizlerinde 1-1.5 puanlık düşüş görüldüğünü vurguladı. Bir diğer bankacılık sektörü kaynağı da TL mevduat faizlerinde aşağı yönlü hareket olduğunu ancak çok ciddi bir düşüş görmediklerini dile getirdi.</p>
<p>EKONOMİ’nin TL mevduat faizlerini takip ettiği bankaların 32 günlük en kısa vadeli mevduat faiz oranlarında da hareket var. Enflasyon raporu toplantısı öncesinde 100 bin TL’ye yüzde 41,5’in üzerinde mevduat faizi veren bir özel yabancı banka şimdi bu oranı yüzde 40 seviyesine çekti. Bir diğer özel yerli banka ise yine aynı vadede 100 bin TL mevduata uyguladığı faiz oranını yüzde 39,75 ile uzun süre sonra yüzde 40’ın altına çekti. Daha büyük mevduata yüzde 40,75 seviyesinde faiz oranı uygulanırken 3 aya kadar vadeli mevduatta ise yüzde 40'ın üzerindeki seviye devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekim ve aralık ayında 100'er puanlık indirim tahmini var!</span></h2>
<p>Uluslararası bankaların analizleri de TCMB’den 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönüş beklentisinde. JPMorgan’ın yayımladığı analizde eylülde TCMB’nin 1 hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlaması ardından ekim ve aralık PPK’larında ise politika faizinde 100’er puanlık indirim tahmini yer aldı. JPMorgan ekonomistleri yılsonunda politika faizinin yüzde 35 seviyesinde olmasını bekliyor. TL mevduat faizleri hareketlenmişken iki bankacılık sektörü kaynağına göre kredi faiz oranlarında henüz bir değişim yok. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre TL cinsi ticari kredi faiz oranları kullanıcının kredibilitesine göre yüzde 45- 46’dan başlayıp yüzde 55’e kadar çıkabiliyor. Sektör kaynakları önce TL mevduat faiz oranlarının fiyatlayacağını ardından kredi faiz oranlarına bir yansıma olabileceğini vurguladı. TCMB Başkanı Karahan enflasyon raporu sunumunda yatırım fonları dahil TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini kredi büyümesinin ise tüm türlerde gerilediğini dile getirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 14 Ağustos’a ilişkin haftalık verilerinden yapılan hesaplamaya göre sektörde TL mevduat payı yüzde 61,54 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/politika-faizine-donus-fiyatlaniyor-86051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/mevduatta-faiz-avantaji-kisa-vadeden-uzuna-kaydi-1746544209.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Başkanı Karahan’ın enflasyon raporu toplantısında 1 hafta vadeli repo ihalelerine dönmeyi değerlendirdiklerini söylemesi ve eylül PPK’sında bu adımın atılmasına yönelik artan beklentiler TL mevduat faiz oranlarına yansıdı. Bankacılık sektörü kaynaklarına göre mevduat faiz oranlarında 1-1.5 puanlık düşüş var. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-asri-asmanin-sirri-riski-gormek-kadar-gelecegi-korumak-86065</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir asrı aşmanın sırrı: Riski görmek kadar geleceği korumak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1925’te kurulan Anadolu Sigorta ikinci yüzyılına girerken, sigortacılığın temelindeki “koruma” kavramını yeniden yorumluyor. Ormanları yangından koruyan yapay zekâ destekli kulelerden çocukları kitapla buluşturan kütüphanelere, sokak hayvanları için yollara düşen mobil klinikten kendi elektriğini üreten güneş santraline uzanan çalışmaların ortak bir noktası var: Riski gerçekleştikten sonra karşılamak yerine, mümkün olduğunca gerçekleşmeden önce görmek. Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, “Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir sorumluluk değil, iş stratejimizin bir parçası” diyor. </strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bde65d4df8-1787551333.png" alt="" width="325" height="372" /></strong>Bir şirket neden 100 yıl yaşar? İyi yönetildiği için mi? Değişime uyum sağladığı için mi? Krizleri doğru okuduğu, riskleri önceden gördüğü ya da toplumla kurduğu bağı kaybetmediği için mi? Bence hepsi… Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan ise, 100 yılı aşan bir şirketin hikâyesine başka bir yerden bakmanın da mümkün olduğunu söylüyor: Bir kurumun ömrünü, yalnızca kendisini ne kadar iyi koruduğu değil, çevresindekileri ne kadar koruyabildiği de belirliyor… Sigorta özünde “koruma” üzerine kurulu bir sektör. Fakat iklim krizinin, afetlerin, biyolojik çeşitlilik kaybının ve sosyal eşitsizliklerin büyüdüğü bir dünyada korunması gerekenlerin listesi de giderek uzuyor. Evimiz, otomobilimiz, fabrikamız kadar ormanlarımızı, çocukların eğitime erişimini, kültürel mirası ve diğer canlıların yaşam hakkını da konuşuyoruz. Ergüntan tam da bu noktanın altını çiziyor: “Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda iş stratejimizin bir parçası” diyor ve sürdürülebilirliğin ürün geliştirmeden satın almaya, insan kaynaklarından sosyal yatırımlara kadar şirketin faaliyetlerine entegre edildiğini söylüyor. Anadolu Sigorta’nın 2023 yılında sektöründe bir ilk olarak Sürdürülebilirlik İletişimi Politikası yayımlaması da bu yaklaşımın parçalarından biri.</p>
<p><strong>Ormanın gözleri artık yapay zeka</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri “Ormanın Gözleri”. Çünkü iklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün sigorta riski. Ergüntan’ın verdiği bilgiler şöyle; “Türkiye’nin yaklaşık 23,3 milyon hektarlık orman varlığının 12,5 milyon hektardan fazlası yüksek yangın riski altında. Anadolu Sigorta’nın Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 2022 yılında başlattığı Ormanın Gözleri projesi yangını söndürmek kadar, mümkün olduğunca erken görmeyi hedefliyor. Yapay zekâ destekli insansız gözetleme kuleleri dumanı tespit ediyor, ormanı sürekli izliyor ve müdahale süresinin kısalmasına katkı sağlıyor. İlk kule 2022’de Adana Balcalı’da devreye girmişti. Bugün ise proje çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. 2026’da Balıkesir, Adana, Kastamonu ve Denizli’de dört yeni yapay zekâ destekli kule; KKTC ve ODTÜ’de ise iki gözetleme sistemi devreye alındı. Böylece toplam 20 yapay zekâ destekli gözetleme kulesi ve iki gözetleme sistemiyle yaklaşık 1,1 milyon hektarlık alanın izlenmesine katkı sağlanıyor. Bugüne kadar 310 yangının büyümeden kontrol altına alınmasına destek olundu. Ormanın Gözleri projemizle orman yangınlarının erken tespiti ve önlenmesi için teknolojiyi seferber ediyoruz.”</p>
<p><strong>Geleceği korumanın bir başka yolu: Eğitim</strong></p>
<p>Anadolu Sigorta’nın sosyal yatırımlarındaki bir diğer dikkat çekici alan eğitim. 2023 yılında başlayan Anadolu Sigorta Kütüphaneleri projesi bugün İstanbul, Mardin, Şanlıurfa, Eskişehir ve Hatay’a uzanıyor. Hatay’da açılan 10 yeni kütüphaneyle birlikte toplam 38 okulda kütüphane kurulmuş durumda. Çocuklarla buluşturulan kitap sayısı 52 bine, ulaşılan öğrenci sayısı ise 20 bine yaklaşıyor. Ancak projenin yaklaşımını asıl anlatan, kütüphanelerin farklı ihtiyaçlara göre şekillenmesi. Şanlıurfa Haliliye’deki Görme Engelliler Okulu için Braille alfabesiyle zenginleştirilmiş özel bir kütüphane oluşturulması, Tohum Otizm Vakfı iş birliğiyle özel eğitim sınıfına bilgisayar, tablet ve eğitim materyalleri sağlanması bunun örnekleri. Berna Semiz Ergüntan, bu yaklaşımın çıkış noktasını, “Nitelikli eğitimin her çocuğun hakkı olduğuna inanıyoruz” sözleriyle anlatıyor. Dolayısıyla burada mesele yalnızca daha fazla kitabı daha fazla çocukla buluşturmak değil; farklı koşullarda büyüyen çocukların bilgiye ve eğitime erişiminin önündeki engelleri azaltmak.</p>
<p><strong>Korumanın kapsamına bütün canlılar giriyor</strong></p>
<p>Bu zincirin üçüncü halkası “Kurtaran Araç”. Kurtaran Ev Derneği iş birliğiyle 29 Ocak 2024’te yola çıkan mobil klinik; hemogram, biyokimya, ultrason, röntgen ve operasyon odası dahil ileri seviye ekipmanlarla donatılmış durumda. Gönüllü veteriner hekimlerin görev yaptığı araç, günlük müdahalelerin yanı sıra afet bölgelerine de gidiyor. 2024 yılında 500’ün üzerinde sokak hayvanının ilk muayene ve tetkikleri gerçekleştirilmiş. 2025 yılından bugüne ise afetlerde yapılan müdahaleler dahil 6 bin 782 sokak hayvanına Kurtaran Araç ile yardım edilmiş. Ergüntan’ın bu projeyi anlatırken söylediği “Bir canın bile hayatta kalmasına katkı sağlayabildiysek, aslında en büyük ödülü çoktan almışız demektir” cümlesi, Anadolu Sigorta’nın sosyal yatırımlarına hangi pencereden baktığını da iyi anlatıyor. Çünkü burada etkiyi yalnızca ulaşılan kişi, kurulan kütüphane ya da yapılan müdahale sayısıyla tarif etmeyen bir yaklaşım var. Bir çocuğun kitaba erişebilmesi, yangının büyümeden fark edilmesi ya da yaralı bir hayvanın zamanında tedavi edilebilmesi… Sosyal yatırımın gerçek karşılığı, sonunda hayatın içinde neyi değiştirdiğinde ortaya çıkıyor. Anadolu Sigorta’nın farklı alanlara yayılan bu projelerini birbirine bağlayan çizgi burada belirginleşiyor: Koruma fikrini poliçenin sınırlarının dışına taşımak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Net sıfır hedefi operasyonun içine giriyor</strong></span></p>
<p>Anadolu Sigorta, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında ortaya koyduğu net sıfır vizyonunu destekleyerek 2050 itibarıyla net sıfır karbon emisyonlu şirket olmayı hedefliyor. Berna Semiz Ergüntan şu bilgileri veriyor: “Sinop Boyabat’ta sigorta sektöründe bir ilk olarak öz tüketim amaçlı güneş enerjisi santrali devreye aldık. Yaklaşık 18 bin 928 metrekarelik alana kurulan santralin yıllık 2 bin 450 MWh elektrik üretmesi öngörülüyor. 2025 tüketim verileri baz alındığında bu üretim, Anadolu Sigorta’nın kendi binalarındaki elektrik ihtiyacının tamamını karşılayabilecek büyüklükte. Santralin sağlayacağı emisyon azaltımı şirketin operasyonel faaliyetlerinden kaynaklanan Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 45’ine karşılık geliyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-asri-asmanin-sirri-riski-gormek-kadar-gelecegi-korumak-86065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir asrı aşmanın sırrı: Riski görmek kadar geleceği korumak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyonla-yeni-uretim-donemine-geciyor-86063</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı fabrikalar robotik otomasyonla yeni üretim dönemine geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bdc3cc10d5-1787550780.png" alt="" width="999" height="133" />Sanayide dijital dönüşüm hız kazandıkça robotik otomasyon da giderek üretimin daha önemli bir parçası haline geliyor. Bir dönem ağırlıklı olarak büyük ölçekli fabrikalarda kullanılan robotlar, bugün orta ölçekli işletmelerin de yatırım gündemine girmiş durumda. Robotik sistemler üretimde hız ve kapasite artışı sağlarken kaliteyi artırıyor, iş kazalarının da azalmasını sağlıyor. Bu da maliyet avantajını beraberinde getiriyor. Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan sektör; robot üreticileri, sistem entegratörleri, yazılım şirketleri, mühendislik firmaları ve farklı teknoloji sağlayıcılarından oluşan geniş bir ekosisteme sahip.</p>
<p>Robot Entegratörleri ve Yüksek Teknolojili Sistem Üreticileri Derneği (ROBODER) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yarış, Türkiye’nin robotik teknolojiler açısından uzun vadede önemli bir potansiyele sahip olduğunu söylüyor. Yarış’a göre son iki yılda yatırım ortamındaki belirsizlikler ve Uzak Doğu kaynaklı rekabet, sektörün büyüme hızını sınırlasa da sanayide robot yatırımları devam ediyor.</p>
<h2>Türkiye’nin önünde geniş bir alan var </h2>
<p>Türkiye’de robot yoğunluğu, gelişmiş ülkelerin gerisinde. Bugün Türkiye’de imalat sanayisinde her 10 bin çalışana 43 endüstriyel robot düşerken dünya ortalaması ise 162 robot seviyesinde. Bu fark, önümüzdeki dönemde büyüme için önemli bir alan bulunduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin robotik alandaki potansiyelinin özellikle KOBİ’lerin otomasyona erişiminin kolaylaşmasıyla daha güçlü biçimde ortaya çıkabileceğini söyleyen Murat Yarış, “Son yıllarda robot yatırımlarının yalnızca büyük sanayi kuruluşlarıyla sınırlı kalmayıp orta ölçekli işletmelere de yayılması önemli bir dönüşüm yarattı. Kolaboratif robotlar, mobil robotlar, görüntü işleme sistemleri ve yapay zekâ destekli uygulamalar hızla yaygınlaşıyor. Firmalar artık robot yatırımlarını yalnızca üretim kapasitesini artırmak için değil, kaliteyi yükseltmek, verimliliği artırmak ve rekabet güçlerini korumak amacıyla da gerçekleştiriyor” diye konuşuyor.</p>
<h2>Otomotiv başı çekiyor </h2>
<p>Robotların kullanım alanları da sanayinin farklı kollarına doğru genişliyor. Otomotiv ve otomotiv yan sanayisi robot teknolojilerinin en yoğun kullanıldığı sektörlerin başında geliyor. Metal işleme, makine ve gemi imalatı, beyaz eşya, plastik ve gıda da robot kullanımının yaygın olduğu alanlar arasında bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ise lojistik ve depo otomasyonu, sağlık teknolojileri, savunma ve ilaç üretiminde robot kullanımının daha hızlı artması bekleniyor. Böylece robotik otomasyonun yalnızca üretim hatlarının değil, farklı sektörlerdeki operasyonların da parçası haline gelmesi öngörülüyor.</p>
<h2>“Güçlü tarafımız mühendislik” </h2>
<p>Türkiye’nin robot teknolojilerindeki avantajı ise yalnızca robotları kullanabilmesinden kaynaklanmıyor. Sistem entegrasyonu ve proses mühendisliği, sektörün güçlü olduğu alanların başında geliyor.</p>
<p>Yerli firmaların kaynak, montaj, paletleme, paketleme, makine besleme ve görüntü işleme gibi uygulamalarda dünya standardında çözümler geliştirdiğini kaydeden Yarış, Türkiye’nin bu alandaki yetkinliğinin güçlü mühendislik, yazılım ve proses deneyimine dayandığını vurguluyor. Yarış, “Bu başarı yalnızca robot teknolojisinden değil, güçlü mühendislik, yazılım ve proses tecrübesinden kaynaklanıyor” diyerek Türkiye’nin katma değer yaratabileceği alanın yalnızca robot yatırımı olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Yapay zekâ robotu akıllandıracak </h2>
<p>Robot teknolojilerinde gelecek dönemin belirleyicisi ise yapay zekâ olacak. Bugünün robotları yalnızca önceden programlanan hareketleri gerçekleştiren makineler olmaktan çıkıyor. Çevresini algılayabilen, verileri analiz edebilen ve üretim süreçlerinin optimize edilmesine katkı sağlayabilen sistemler giderek yaygınlaşıyor. Bu gelişme, robotların üretim hattındaki rolünü de değiştiriyor. Yarış, yapay zekânın robot teknolojilerine etkisini şu sözlerle anlatıyor: “Robotlar artık yalnızca programlanan hareketleri yapan makineler değil; çevresini algılayan, verileri analiz eden ve üretim süreçlerini optimize edebilen akıllı sistemlere dönüşüyor.” Bu dönüşümün üretimde verimlilik ve kaliteyi artırmasının yanı sıra yeni iş modellerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlaması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asıl sınav KOBİ’lerde</span></h2>
<p>Türkiye’nin Endüstri 4.0 ve akıllı fabrika uygulamalarında önemli bir mesafe aldığını belirten Yarış’a göre bundan sonraki kritik aşama KOBİ’lerin dijital dönüşüme daha güçlü şekilde dahil edilmesi. Çünkü robotik otomasyonun yalnızca büyük işletmelerde yoğunlaşması, sektörün genelinde verimlilik artışının sınırlı kalmasına yol açabilir. KOBİ’lerin ulaşabileceği ölçeklenebilir ve maliyet etkin otomasyon çözümleri, robot kullanımının yaygınlaşmasında belirleyici olabilir. Yarış, Türkiye’nin önündeki hedefi ise net biçimde ortaya koyuyor: “Güçlü üretim kültürümüz, genç mühendislerimiz ve teknoloji geliştirme kabiliyetimiz sayesinde Türkiye'nin yalnızca robot kullanan değil, robot teknolojileri geliştiren ve ihraç eden ülkeler arasında daha üst sıralara yükseleceğine inanıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyonla-yeni-uretim-donemine-geciyor-86063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/akilli-fabrikalar-robotik-otomasyon-1787551064.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de sanayide robot kullanımı da giderek yaygınlaşırken sektörün büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolara ulaştı. Yatırımlardaki yavaşlamaya rağmen otomotivden gıdaya, metal işlemeden gemi imalatına kadar birçok sektörde robot talebinin sürdüğünü belirten ROBODER Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yarış, özellikle KOBİ’lerin dönüşüme katılmasıyla sanayide dönüşümün hızlandığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-70-liralik-makas-olustu-gozler-tmoda-86061</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındıkta 70 liralık makas oluştu, gözler TMO’da!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yeni sezon fındığının serbest piyasaya inmesiyle birlikte üreticinin beklediği fiyat ile piyasanın ilk rakamları arasındaki fark da netleşti. Doğu Karadeniz’de 50 randıman kabuklu fındık 180-185 lira, Giresun’da 185-200 lira, Batı Karadeniz’de ise 190-195 lira seviyelerinde işlem görmeye başladı. Serbest piyasada oluşan fiyatlar, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) Levant kalite için açıkladığı 250 lira, Giresun kalite için ise 255 liralık alım fiyatının yaklaşık yüzde 28 altında kalırken, fark kilogram başına 70 liraya kadar çıkıyor.</p>
<p>Fındık sektörünün farklı kesimlerinden üretici ve ihracatçılara göre, TMO’nun güçlü bir alım iradesi ortaya koyması halinde serbest piyasa fiyatlarının 200 lira ve üzerine çıkması mümkün. Üreticinin önemli bölümünün borçlu olması ve hasat öncesinde aldığı avanslar nedeniyle ürününü tüccara teslim etmek zorunda kalması, bu beklentinin önündeki en önemli engellerden biri diyen sektör oyuncularına göre, fındık piyasasında bundan sonraki sürecin belirleyicisi TMO’nun alım miktarı, üreticinin kuruma göstereceği ilgi ve serbest piyasaya ne kadar ürün ineceği olacak.</p>
<h2>Piyasada fiilen taban fiyat oluştu </h2>
<p>Üreticinin bu yıl gübre, ilaç ve bahçe bakım giderlerini karşılayarak hasada geldiğini belirten Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, düşük fiyat nedeniyle birçok üreticinin en azından zararının bir bölümünü telafi edebilmek amacıyla ürününü toplamak zorunda kaldığını ifade etti. TMO’nun alım noktalarını artırarak piyasadaki arzın önemli bölümünü hızlı biçimde çekmesi halinde serbest piyasa fiyatlarının TMO’nun açıkladığı seviyelere yaklaşabileceğini belirten Karan, TMO fiyatının piyasada fiilen bir tavan fiyat oluşturduğunu söyledi. TMO’nun fiyatı tavan değil taban fiyat diyen Kara, “250 liraya değer biçilen bir ürünü 170 liraya almak bana göre ahlaki değil. Bu fiyatın altında işlem yapılması sorgulanmalı” dedi.</p>
<h2>Bu fiyatlar üreticiyi üretimden koparır </h2>
<p>Fındık fiyatlarının üretici ile tüketici arasındaki zincirde adil dağılmadığını savunan Karan, “işlenmiş fındığın raf fiyatları ile üreticinin eline geçen fiyat arasındaki büyük farka var. Bir kilogram fındık üreticiden yaklaşık 170 liraya alınıyor. Raflarda işlenmiş ürünün kilogram fiyatı ise 1.250 liraya kadar çıkıyor. Paketleme, işçilik ve diğer maliyetler eklense dahi aradaki fark yüksek” diye konuştu. Karan, “Fındıktan üretici dışında herkes para kazanıyor. Üretici kazanamıyor. Devlet de vergi ve diğer gelirler yoluyla kazanıyor, ihracatçı döviz kazanıyor. Ancak emeğini ve üretimini ortaya koyan üretici yeterli geliri elde edemiyor. Bunun sürdürülebilir olup olmadığını artık sorgulamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>TMO’nun 17 Ağustos’ta açılan randevu sistemine yoğun talep olduğunu kaydeden fındık üreticisi ve brokeri Osman Çakmak, piyasanın yönü açısından gözlerin bugün (24 Ağustos) başlayacak TMO alımlarına çevrildiğini söyledi. TMO’nun bu sezon 250-300 bin tona kadar fındık alabileceğini, depolarının ve personelinin hazır olduğunu ve ihtiyaç halinde alım süresini uzatabileceğini açıkça ortaya koyması gerektiğini belirten Çakmak, “Bu piyasaya güven verir. TMO’nun ilk bir-iki haftada 100-150 bin ton seviyesinde alım gerçekleştirmesi halinde serbest piyasada fiyatların yukarı yönlü hareket edebileceğini ve 200 lira seviyesinin üzerine çıkabileceğini düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>Serbest piyasadaki fiyatın nedenleri </h2>
<p>Serbest piyasadaki düşük fiyatların yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamayacağını belirten Çakmak, “Yüksek faizler nedeniyle sanayici düşük maliyetli finansmana ulaşmakta zorlanıyor. İşçilik, enerji ve diğer üretim giderlerindeki artışlar da sanayinin maliyetlerini yükseltiyor. Avrupa pazarında karşı karşıya kaldığımız fiyat baskısı da var. Avrupalı alıcıların Gürcistan, Şili, ABD ve Azerbaycan gibi üretici ülkelerden daha uygun fiyatlarla fındık tedarik edebilmesi, Türkiye’de fiyatların aşağı yönlü baskılanmasına neden oluyor. Bu nedenle ihracatçı Avrupa pazarında rekabet edebilmek için daha düşük fiyat vermek zorunda kalıyor. Bu da zincirin gerisinde üretici ve tüccarın elde ettiği kâr marjını daraltıyor” dedi.</p>
<h2>“Verimlilik esası” tartışması </h2>
<p>Fındık piyasasında fiyat oluşumunu etkileyebilecek bir diğer konunun ise TMO alımlarındaki “verimlilik esası” olduğunu belirten Çakmak, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı il ve ilçe müdürlüklerinin yaptığı verimlilik tespitleri doğrultusunda üreticinin TMO’ya teslim edebileceği ürün miktarının sınırlandırıldığını kaydetti. Bu uygulamanın serbest piyasaya daha fazla ürün çıkmasına ve fiyatların baskı altında kalmasına yol açabileceğini belirten Çakmak, “Üreticinin Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı olması halinde elindeki ürünün tamamının TMO tarafından alınması gerekir. Üreticinin TMO’ya yoğun şekilde ürün vermesi serbest piyasadaki arzı azaltır ve bu da fiyatların yükselmesine katkı sağlar” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yoğun arz nedeniyle "algı fiyatı" oluştu</span></h2>
<p>İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği eski Başkanı ve Nuteks Zirai Ürünler Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Gören, serbest piyasada şu aşamada yoğun bir ürün arzından ziyade bir “algı fiyatı” oluştuğunu mevcut fiyat farkının kalıcı bir piyasa fiyatı olarak değerlendirilmesi için henüz erken olduğunu söyledi. Üretici, ihracatçı ve sanayici kimliklerinin tamamını taşıdığını belirten Gören, kendi bahçesinden elde ettiği ürün için TMO’dan randevu aldığını ve bugün (24 Ağustos) ürününü kuruma teslim edeceğini ifade etti. TMO’nun üreticilere açık bir alım mekanizması oluşturduğunu belirten Gören, serbest piyasa ile TMO arasındaki fiyat farkı bu kadar yüksek olduğu sürece üreticinin TMO’ya yöneleceğini söyledi. Üreticinin mevcut fiyatları düşük bulması halinde ürününü pazara indirmemesinin serbest piyasada fiyatların yeniden hareketlenmesine yol açabileceğini söyleyen Gören, “Burada belirleyici unsur arzın hangi hızla piyasaya geleceği. Yeni sezon ürününün eylül ayından itibaren daha yoğun şekilde pazara inmesiyle gerçek fiyat oluşumunu daha net göreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findikta-70-liralik-makas-olustu-gozler-tmoda-86061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest piyasa fiyatları, TMO&#039;nun Levant kalite için açıkladığı 250, Giresun kalite için ise 255 liralık alım fiyatının yaklaşık yüzde 28 altında kalırken, fark kilogram başına 70 liraya kadar çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-heyecanlandiracak-sirket-az-gelenler-de-heyecanlandirmiyor-86059</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada heyecanlandıracak şirket az, gelenler de heyecanlandırmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde X’te gözüme çarptı, @madmenilker mahlaslı kullanıcı mevzuyu çok güzel özetlemiş: “Borsa İstanbul’da halka arz olan şirketler GYO, GYO... Amerikan borsalarında bu sene halka arz olacaklar OpenAI, Anthropic.”</p>
<p>Bu iki satırlık isyan piyasalarımızın röntgeni. Koskoca borsada işlem gören şirketlerin kabaca yüzde 8'i GYO iken yeni halka arzlarda bu oran yüzde 12'yi aşmış durumda. Yani yeni şirketler içindeki GYO ağırlığı, borsanın geneline göre neredeyse yarı yarıya daha fazla.</p>
<p>İşte o “halka arz seferberliği”nin acı bilançosu bu. Toplam 622 şirketin olduğu Borsa İstanbul'da GYO sayısı 53’e ulaştı. Yeni gelenlerin ezici çoğunluğu yarını kuracak teknoloji hamleleri, inovasyon odaklı işler yapmıyor. Önümüze ısıtılıp konan yine beton, arsa, AVM ya da konut projesi. Yatırımcıya "yeni vizyon" diye sunulan hikaye, bu ülkenin ekonomisini yıllardır kilitleyen, katma değer üretmeyen o bildik inşaat döngüsünün ta kendisi.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bd8b141b2b-1787549873.jpg" alt="" width="700" height="392" />
<figcaption><strong>Amerikan borsalarında bu sene halka arz olacaklar arasında Anthropic ve OpenAI gibi şirketler var. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Peki dünyada neler oluyor? Benzer ligdeki Kore, Tayvan ya da Hindistan gibi ülkelere bir bakalım. Küresel risklerin tam ortasında bile bu adamların borsaları rekor kırıyor. Çünkü o piyasalarda yapay zeka devrimine çip yetiştiren, dünya çapında yazılımlar geliştiren gerçek büyüme şirketleri var. Yatırımcı risk gördüğü an hantal yapılardan kaçıyor ama parasını sistemden çıkarmıyor; gidip geleceğin teknoloji devine yatırıyor. Para borsada kalıyor.</p>
<p>Bizde ise rüzgar tersine esiyor. Enflasyonun, belirsizliklerin tavan yaptığı dönemlerde Borsa İstanbul neden çakılıyor sanıyorsunuz? Sebebi açık: Yatırımcı ekrana baktığında onu heyecanlandıracak bir hikaye bulamıyor. Teknolojik vizyonu olan şirketlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Haliyle parasını korumak isteyen yatırımcı da ya faize sığınıyor ya dövize koşuyor ya da küresel borsalardaki o "geleceğin devlerine" ortak olmaya gidiyor. Merkez Bankası verileri de büyük ve küçük yatırımcının bu sessiz kaçışını doğruluyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde zihniyet değişmezse bu kan kaybı daha da hızlanacak. Eğer piyasaya taze, heyecan verici şirketler çekilemezse, borsa sadece eski dünyanın temsilcilerinin para bulma kapısı olarak kalacak. Biz de bugünkü gibi hacimsiz piyasada “kendimiz çalıp kendimiz oynamaya devam” edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-heyecanlandiracak-sirket-az-gelenler-de-heyecanlandirmiyor-86059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada heyecanlandıracak şirket az, gelenler de heyecanlandırmıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-2026-butce-acigi-86050</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuz 2026 bütçe açığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin en önemli gündemlerinden biri olan bütçe dengesi, Temmuz 2026 verileriyle birlikte yeniden tartışılmaya başlandı. Merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında <strong>378,1 milyar TL açık</strong> verdi. Böylece yılın ilk yedi ayında oluşan toplam bütçe açığı <strong>1 trilyon 320,9 milyar TL</strong> seviyesine ulaştı.</p>
<p>Rakamların dili oldukça açık: Devletin harcamaları gelirlerinden daha hızlı artıyor. Temmuz ayında merkezi yönetim bütçe giderleri <strong>1 trilyon 790,5 milyar TL</strong>, bütçe gelirleri ise <strong>1 trilyon 412,4 milyar TL</strong> oldu. Giderlerdeki artışın gelirlerdeki artıştan belirgin biçimde yüksek olması, bütçe açığının büyümesinde temel etken olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Temmuzda açık neden bu kadar arttı?</strong></p>
<p>Temmuz 2025'te merkezi yönetim bütçesi yaklaşık <strong>23,9 milyar TL açık</strong> vermişti. Bir yıl sonra açığın 378,1 milyar TL'ye çıkması, bütçe dengesindeki değişimin boyutunu gösteriyor.</p>
<p>Üstelik sorun yalnızca toplam bütçe açığından ibaret değil. Temmuz ayında <strong>faiz dışı denge de 51,3 milyar TL açık</strong> verdi. Geçen yılın aynı ayında ise faiz dışı fazla söz konusuydu. Bu durum, bütçedeki baskının yalnızca borç faizlerinden kaynaklanmadığını, kamu harcamalarının genelinde de önemli bir yük bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Temmuz ayında faiz harcamaları <strong>326,8 milyar TL</strong> olarak gerçekleşti. Bu rakam, bütçenin önemli bir bölümünün geçmiş dönem borçlarının finansman maliyetine ayrıldığını ortaya koyuyor. Faiz giderleri yükseldikçe eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal desteklere kadar diğer kamu harcamaları için kullanılabilecek mali alan da daralıyor.</p>
<p><strong>Gelirler artıyor ama giderler daha hızlı artıyor</strong></p>
<p>Bütçe gelirlerinin artmış olması ilk bakışta olumlu görülebilir. Ancak önemli olan yalnızca gelirlerin artması değil, gelirlerin giderleri karşılayabilecek hızda artmasıdır.</p>
<p>Temmuz ayında bütçe gelirleri yıllık bazda yaklaşık <strong>%28,8 artarak 1 trilyon 412,4 milyar TL'ye</strong> yükseldi. Vergi gelirleri ise <strong>1 trilyon 234,8 milyar TL</strong> olarak gerçekleşti. Buna karşılık bütçe giderleri yıllık bazda yaklaşık <strong>%59,8 artarak 1 trilyon 790,5 milyar TL'ye</strong> çıktı.</p>
<p>İşte asıl dikkat edilmesi gereken nokta burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Devlet daha fazla vergi topluyor ancak aynı zamanda çok daha hızlı harcama yapıyorsa bütçe açığının kapanması zorlaşıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca vergi gelirlerini artırmaya yönelik politikalar yeterli olmayacaktır. Harcama tarafında da güçlü ve kalıcı bir disiplin gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk yedi ayda 1,32 trilyon liralık açık</strong></p>
<p>Ocak-Temmuz döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri <strong>10 trilyon 520,7 milyar TL</strong>, bütçe gelirleri ise <strong>9 trilyon 199,7 milyar TL</strong> oldu. Aradaki fark, yılın ilk yedi ayında <strong>1 trilyon 320,9 milyar TL bütçe açığı</strong> anlamına geliyor.</p>
<p>Bu rakam sadece ekonomi yönetimi açısından değil, vatandaş açısından da önem taşıyor. Çünkü bütçe açığı sonuçta finansman ihtiyacı doğuruyor. Finansman ihtiyacının artması ise daha fazla borçlanma, daha yüksek faiz yükü ve gelecekte bütçe üzerinde daha fazla baskı anlamına gelebiliyor.</p>
<p>Burada önemli olan bütçe açığının tek başına "iyi" veya "kötü" şeklinde değerlendirilmemesidir. Ekonomiler zaman zaman yatırımlar, afetler, sosyal harcamalar veya ekonomik daralmalar nedeniyle açık verebilir. Asıl mesele, açığın <strong>neden oluştuğu, nasıl finanse edildiği ve sürdürülebilir olup olmadığıdır.</strong></p>
<p><strong>Faiz yükü bütçenin en büyük sorunlarından biri</strong></p>
<p>Türkiye'nin bütçe açısından önündeki en önemli sorunlardan biri faiz yüküdür.</p>
<p>Faiz harcamalarının yükselmesi, kamu kaynaklarının üretken yatırımlar yerine borç servisinde kullanılmasına yol açabilir. Üstelik yüksek faiz ortamında yeni borçlanmanın maliyeti de artabilir. Böylece bütçe açığı ile faiz giderleri arasında birbirini besleyen bir döngü ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu nedenle bütçe politikasında sadece "ne kadar gelir toplandı?" sorusuna değil, "toplanan kaynak nereye harcandı?" sorusuna da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Eğer bütçedeki kaynaklar üretimi, istihdamı ve ihracatı artıracak alanlara yönlendirilirse gelecekte daha güçlü bir gelir yapısı oluşturulabilir. Buna karşılık verimsiz harcamalar arttıkça bütçenin gelecekteki yükü de ağırlaşabilir.</p>
<p><strong>Vatandaşın beklentisi: Tasarruf ve adalet</strong></p>
<p>Bütçe açığının büyümesi vatandaş açısından da önemli bir konu. Çünkü bütçe açığını kapatmak için ilerleyen dönemlerde vergi artışları, yeni borçlanma veya harcamaların kısılması gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>
<p>Ancak burada sosyal adaletin korunması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Yeni vergilerin ağırlıklı olarak tüketim üzerinden alınması, dar ve orta gelirli vatandaşlar üzerinde daha fazla baskı oluşturabilir. Çünkü gelirinin büyük bölümünü temel ihtiyaçlarına harcayan vatandaş, tüketim vergilerindeki artışlardan daha fazla etkilenir.</p>
<p>Bu nedenle bütçe dengesi sağlanırken <strong>vergi adaleti</strong> de gözetilmelidir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeli, vergi tabanı genişletilmeli ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Asıl hedef sadece açığı kapatmak olmamalı</strong></p>
<p>Türkiye'nin önünde zor fakat gerekli bir görev bulunuyor: Hem bütçe disiplinini sağlamak hem de ekonomik büyümeyi korumak.</p>
<p>Bunun yolu sadece harcamaları kısmaktan geçmiyor. Kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması, yatırım önceliklerinin doğru belirlenmesi, kayıt dışılığın azaltılması, vergi sisteminin daha adil hale getirilmesi ve israfın önlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Özellikle üretime, teknolojiye, tarıma, ihracata ve istihdama katkı sağlayan yatırımlar korunmalı; ekonomik değer üretmeyen ve ertelenebilecek harcamalar yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Temmuz 2026 bütçe rakamları bize önemli bir mesaj veriyor: <strong>Bütçe dengesi kendiliğinden düzelmiyor.</strong></p>
<p>Önümüzdeki aylarda gelirlerin artırılması kadar giderlerin kontrol altına alınması da büyük önem taşıyor. Çünkü güçlü bir ekonomi yalnızca yüksek büyüme oranlarıyla değil, aynı zamanda sağlıklı kamu maliyesiyle mümkün.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, günü kurtaran bütçe politikalarından ziyade geleceği güvence altına alan, üretimi destekleyen, vergide adaleti gözeten ve kamu kaynaklarını verimli kullanan kalıcı bir mali disiplin anlayışıdır.</p>
<p>Temmuz ayındaki <strong>378,1 milyar TL'lik bütçe açığı</strong>, bu konuda daha dikkatli ve kararlı adımlar atılması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuz-2026-butce-acigi-86050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz 2026 bütçe açığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-haklari-ve-nitelikli-kucuk-esnaf-ruhu-86049</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici hakları ve nitelikli küçük esnaf ruhu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirket ekonomik bunalımı ve istikrarsızlığı çalışanına (sıfır yan hak, belki asgari ücret altı ödeme), tüketiciye (niteliği düşük, arkasında durulmayan ürün), devlete (aflara odaklı vergi oyunları) ve topluma (sürdürülebilirliği dışlayan yönetim tarzı) yansıtıyor. Şirketleri de bir noktadan sonra suçlamak belki doğru değil, zira “durum vaziyet” belli.</strong></p>
<p>Alındıktan sonra 15 gün içinde indirime giren ürün için indirim tutarı kadar nakit iadesi yapan bir sistem düşünün. Bu “devre yakan” uygulamayı 25 yıl önce ABD’de görüp, “bu nasıl bir tüketici krallığıdır?” demiştik. İstisnai uygulamalar dışında, bu düzeyde tüketiciyi koruyan bir yapının ülkemizde hâlâ hayal dahi edilemiyor olması tatsız bir durumdur.</p>
<p><strong>Ortalama Türk şirketi: </strong><strong>Malı satana kadar iyi</strong></p>
<p>Yıllar önce İtalya’ya ilk gittiğimde, aman demişlerdi: Dikkat edin, buralarda hırsızlık çok olur. Dedim ki biz o işin menbaından geliyoruz, onlar uyanık olsun. Ne de olsa tüketici, eş, baba, meslek insanı ve hoca olarak bir gözümüz sürekli arkada gezdik. Hangi restoranda ne sürpriz olacak, hangi kurumda ne tür bir tuhaflıkla karşılaşacağız, hangi üründe ne sorun çıkar nasıl çözeriz diye düşünerek geçti ömrümüz. 1970’lerin Türk filmlerinde pirince taş karıştıran bakkal Ali Şen (1977-Sakar Şakir), meğer “Corporate Türkiye”nin gelecek on yıllardaki halini resmediyormuş. Ne diyordu Kayseri şivesiyle Ali Şen: “hile satacagın ki ihya olasın”.<strong><sup>1</sup></strong> Elbette istisnaları var, ama adı üstünde istisna.</p>
<p>Neden Türkiye’de bankasından balıkçısına, okulundan sağlık kurumuna şirket sistemi tüketiciyi bir punduna getirip istismar etme üzerine kurulu? Hatta bazı kamu hizmetleri de gölge fiyatlamadan uyanık fiyatlamaya doğru evriliyor. Evet, işin bir hukuku var (borçlar genel, KVKK, uzaktan satış sözleşmesi vb.). Ancak biliyoruz ki ne iş etiği, ne de aranan hak zamanlı şekilde bulunamıyor.</p>
<p><strong>Şirketler kesimi hep dertli </strong></p>
<p>Türkiye’de şirket işi, büyük icatlar yoksa, huzursuzluk, belirsizlik ve fırsatçılık üzerine kuruludur. 2025 yılı İSO İkinci 500 sonuçlarına ilişkin haberde şöyle deniyor: “Yüksek maliyet ve faiz ablukasındaki sanayicinin kâr çıkmazı İSO İkinci 500’de de ayyuka çıktı. Daha çok orta ölçekli kuruluşların yer aldığı İSO İkinci 500’de üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7; reel olarak ise sadece yüzde 0,2 büyüdü. Tüm karlılık göstergeleri 10 yıllık ortalamaların altında kalırken, sanayici kazandığının yüzde 87’sini faize kaptırdı.”<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>Bunun gibi <strong>ortalama bir şirketin “açlığının” sofuluğu bozması</strong> doğaldır. Peki o zaman neler oluyor? Şirket ekonomik bunalımı ve istikrarsızlığı çalışanına (sıfır yan hak, belki asgari ücret altı ödeme), tüketiciye (niteliği düşük, arkasında durulmayan ürün), devlete (aflara odaklı vergi oyunları) ve topluma (sürdürülebilirliği dışlayan yönetim tarzı) yansıtıyor. Şirketleri de bir noktadan sonra suçlamak belki doğru değil, zira “durum vaziyet” belli.</p>
<p><strong>Ahilikten ürüsek?</strong></p>
<p>Gönül ister ki bir Kırşehirli olarak size iyi iş ahlakından, ahilikten söz edeyim. Atalarımız Anadolu’ya yerleşirken, karşılarında yerleşik-güçlü bir rekabet varken nasıl bir esnaf- sanatkâr örgütlenmesi kurdular? Ahilikteki nitelikli küçük esnaf ruhu ülke genelinde yeniden egemen olabilir mi? Bu anlayışın topluma kazandırabileceği hayırlı sonuçlar neler olabilir? Bütün bunları konuşmak isteriz. Ne var ki yüksek enflasyonun da beslediği ve toplumun adeta DNA’sına işleyen büyük ahlaki erozyon karşısında, bu konuların ne yazık ki fazlasıyla naif kalabileceğini de biliyoruz.</p>
<p><strong>Ne mi olacak?</strong></p>
<p>En çok ne olur, ben size söyleyeyim. Büyük bir ekonomik-kültürel dönüşüm yaşanmadığı sürece, zaten bunalımdan bunalıma sürüklenen şirketler kesimine büyük maliyetler yüklemeden, ufak tefek hamlelerle tüketiciyi iyi kötü koruyan bazı iyileşmeleri kâğıt üzerinde, belki de sahada görürüz. Gariban tüketici buna şükreder. Paralı tüketici ise Yunan adalarına, yabancı ülkelerin outlet mağazalarına gitmeye devam eder. Biz de 50 yıl öncesinin dünyasını anlatmaya devam ederiz.</p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> Nostalji olsun diyenler için, Sakar Şakir 7.49’da, taşlı pirinç sahnesi: https://www.youtube.com/watch?v=ZZKBuyctWtQ</p>
<p><strong>2</strong> <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582">https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayici-karini-faize-harcadi-83582</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-haklari-ve-nitelikli-kucuk-esnaf-ruhu-86049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici hakları ve nitelikli küçük esnaf ruhu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuk-tasimaciliginda-yeni-donem-yapay-zeka-direksiyona-geciyor-86045</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yük taşımacılığında yeni dönem: Yapay zekâ direksiyona geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>McKinsey'nin ortaya koyduğu tablo açık. Yapay zekâ, yük taşımacılığında maliyetleri düşüren, operasyonları hızlandıran ve sürdürülebilirliği artıran teknoloji haline geliyor. Önümüzdeki yıllarda sektörün kazananları veriyi en iyi kullananlar olacak.</strong></p>
<p>Küresel ticaretin omurgasını oluşturan yük taşımacılığı sektörü, son yıllarda pandemi, jeopolitik gerilimler, artan yakıt maliyetleri ve tedarik zinciri kırılmalarıyla zorlu bir sınavdan geçti. Ancak sektörün geleceğini belirleyecek asıl dönüşüm, limanlarda, depolarda ya da otoyollarda değil; veri merkezlerinde ve algoritmalarda yaşanıyor. McKinsey'nin “Code and Cargo: How AI Could Change Freight Logistics” başlıklı analizi, yapay zekânın lojistik sektörünü yalnızca dijitalleştirmediğini, iş yapış biçimlerini kökten değiştirecek bir dönüşümün kapısını araladığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>11 trilyon dolarlık sektörde teknoloji yarışı</strong></p>
<p>Dünya Bankası ve sektör araştırmalarına göre küresel lojistik pazarı 2025 itibarıyla yaklaşık 11 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış durumda. Küresel mal ticaretinin yaklaşık yüzde 80'i hacim bazında deniz yoluyla taşınırken, kara yolu taşımacılığı özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'da ticaretin bel kemiğini oluşturuyor.</p>
<p>Buna rağmen sektör hâlâ önemli ölçüde verimsizliklerle mücadele ediyor. ABD Ulaştırma Araştırmaları verilerine göre kamyonların önemli bir bölümü yolculuklarının yüzde 20 ila 35'ini boş geçiriyor. Avrupa'da ise ağır vasıtaların yaklaşık yüzde 21'i yük almadan geri dönüyor. Bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de karbon emisyonlarını yükseltiyor.</p>
<p>Yapay zekâ tam da bu noktada devreye giriyor.</p>
<p><strong>Lojistikte yeni petrol: Veri</strong></p>
<p>Geçmişte lojistik şirketleri rekabet avantajını daha büyük filolar, daha fazla depo ve daha geniş müşteri ağlarıyla elde ediyordu. Bugün ise bu avantajın giderek veriye kaydığı görülüyor.</p>
<p>Her gün milyonlarca sevkiyat araç konumu, trafik yoğunluğu, hava koşulları, yakıt tüketimi, teslimat süresi ve müşteri taleplerine ilişkin devasa miktarda veri üretiyor. Yapay zekâ sistemleri bu verileri gerçek zamanlı analiz ederek insanın fark etmesinin mümkün olmadığı örüntüleri ortaya çıkarabiliyor.</p>
<p>McKinsey'e göre yapay zekâ destekli karar sistemleri, talep tahminlerinde hata oranlarını yüzde 20 ila 50 azaltabiliyor, envanter maliyetlerini yüzde 20'ye kadar düşürebiliyor, tedarik zinciri planlama verimliliğini yüzde 30'un üzerinde artırabiliyor, operasyonel maliyetlerde çift haneli tasarruf sağlayabiliyor.</p>
<p>Bu rakamlar, lojistik sektöründe milyarlarca dolarlık bir verimlilik potansiyeline işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bir yükün yolculuğu artık algoritmalarla yönetiliyor</strong></p>
<p>Geleneksel lojistik operasyonlarında bir yükün taşınması için çok sayıda insan müdahalesi gerekiyor. Yük talebinin alınması, uygun taşıyıcının bulunması, fiyat tekliflerinin hazırlanması, rota planlaması, evrak işlemleri ve teslimat takibi çoğu zaman farklı ekipler tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Üretken yapay zekâ ise bu süreci büyük ölçüde otomatikleştirmeye başladı.</p>
<p>Bugün gelişmiş sistemler: Yük talebini otomatik okuyabiliyor, uygun taşıyıcıyı saniyeler içinde belirleyebiliyor, dinamik fiyat teklifi oluşturabiliyor, gümrük ve taşıma belgelerini hazırlayabiliyor, olası gecikmeleri önceden tahmin edebiliyor, müşterilere gerçek zamanlı bilgilendirme sağlayabiliyor. Dolayısıyla, bir zamanlar saatler süren operasyonel süreçler artık dakikalar içinde tamamlanabiliyor.</p>
<p><strong>İnsan kaynağı krizine çözüm olabilir</strong></p>
<p>Lojistik sektörünün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri nitelikli iş gücü eksikliği. Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği'nin (IRU) verilerine göre dünya genelinde yüz binlerce kamyon şoförü açığı bulunuyor. Avrupa'da sürücülerin ortalama yaşı 47'nin üzerine çıkarken gençlerin sektöre ilgisi azalıyor. Yapay zekâ sürücü açığını tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel yükü azaltarak mevcut insan kaynağının daha verimli kullanılmasını sağlayabilir.</p>
<p>McKinsey uzmanları, yapay zekânın özellikle şu alanlarda çalışanları destekleyeceğini belirtiyor: Operasyon planlama, müşteri hizmetleri, fiyatlandırma, risk yönetimi, evrak ve uyum süreçleri. Dolayısıyla teknoloji, insanın yerini almak yerine insanın üretkenliğini artıran bir araç olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>Yeni rekabet: Yazılım şirketleri ve lojistik devleri</strong></p>
<p>McKinsey analizinin en dikkat çekici tespitlerinden biri, yapay zekânın sektöre giriş engellerini azaltması. Geçmişte kapsamlı bir lojistik yazılımı geliştirmek için milyonlarca dolar yatırım ve yıllarca mühendislik çalışması gerekiyordu. Bugün üretken yapay zekâ araçları sayesinde çok daha küçük ekipler benzer çözümleri çok daha hızlı geliştirebiliyor.</p>
<p>Bu durum teknoloji girişimlerine önemli fırsatlar sunuyor. Ancak uzmanlar, lojistik sektöründe başarının yalnızca iyi bir yazılım geliştirmekten ibaret olmadığını vurguluyor. Çünkü taşımacılıkta güven, müşteri ilişkileri, operasyonel deneyim ve fiziksel ağlar hâlâ belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde rekabetin teknoloji şirketleri ile geleneksel lojistik devleri arasında değil; teknolojiyi en iyi kullanan şirketler arasında yaşanması bekleniyor.</p>
<p><strong>Karbon emisyonlarında büyük tasarruf potansiyeli</strong></p>
<p>Lojistik sektöründeki dönüşümün yalnızca ekonomik değil çevresel sonuçları da olabilir.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre taşımacılık sektörü küresel enerji kaynaklı karbon emisyonlarının yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ağır yük taşımacılığı ise bu emisyonların önemli bölümünden sorumlu.</p>
<p>Yapay zekâ destekli rota optimizasyonu sayesinde: Daha kısa güzergâhlar seçilebiliyor, boş kilometreler azaltılabiliyor, yakıt tüketimi düşürülebiliyor, araç bakım süreçleri iyileştirilebiliyor. Araştırmalar bu uygulamaların karbon emisyonlarında yüzde 10 ila 15 arasında azalma sağlayabileceğini gösteriyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat hedefleri ve sınırda karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde bu oranlar lojistik şirketleri için yalnızca çevresel değil, aynı zamanda finansal bir avantaj anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye için stratejik fırsat</strong></p>
<p>Avrupa ile Asya arasında köprü konumunda bulunan Türkiye, lojistikte yapay zekâ dönüşümünden önemli kazanımlar elde edebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'nin lojistik sektörü yaklaşık 100 milyar doları aşan büyüklüğüyle ekonominin en kritik alanlarından biri konumunda. E-ticaret hacmindeki hızlı artış, Orta Koridor projeleri ve bölgesel ticaret ağlarının genişlemesi lojistik talebini sürekli yükseltiyor.</p>
<p>Uzmanlara göre yapay zekâ destekli planlama sistemleri, sınır geçiş sürelerini azaltabilir, liman operasyonlarını hızlandırabilir, depo yönetimini optimize edebilir, kara yolu taşımacılığında verimliliği artırabilir. Bu da Türkiye'nin bölgesel lojistik merkez olma hedefini güçlendirebilir.</p>
<p><strong>Geleceğin taşımacılığı fiziksel değil dijital avantajla şekillenecek</strong></p>
<p>Lojistik sektörü uzun yıllar boyunca kamyon, gemi, konteyner ve depo kapasitesiyle ölçüldü. Ancak yeni dönemde bu fiziksel varlıklara bir yenisi ekleniyor: Algoritmalar. McKinsey'nin ortaya koyduğu tablo açık. Yapay zekâ, yük taşımacılığında maliyetleri düşüren, operasyonları hızlandıran ve sürdürülebilirliği artıran temel teknoloji hâline geliyor. Önümüzdeki yıllarda sektörün kazananları yalnızca daha fazla araç sahibi olanlar değil; veriyi en iyi kullananlar, kararlarını algoritmalarla destekleyenler ve dijital dönüşümü stratejik bir öncelik hâline getirenler olacak.</p>
<p>Kısacası lojistikte yeni rekabet artık yollarda değil, kodlarda yaşanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuk-tasimaciliginda-yeni-donem-yapay-zeka-direksiyona-geciyor-86045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yük taşımacılığında yeni dönem: Yapay zekâ direksiyona geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ragmen-86044</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rağmen…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye için genel endeksteki yükselişi tüm imalat sanayiine mal etmek mümkün değil. Bu süreçte üretim hacmi gerileyen sektörler ya da yatay giden sektörler çoğunlukta. Ancak örneğin savunma ve havacılık sektörü üretimindeki muazzam artışın endeksi yukarı çektiğini de görüyoruz.</strong></p>
<p>- Finansman maliyetlerinin yüksekliğine rağmen,</p>
<p>- Kredi kaynaklarının sıkılaşmasına rağmen,</p>
<p>- TL’deki değerlenme ihracatı zorlaştırıyorken,</p>
<p>- Aynı nedenle ithalat daha cazip hale gelmişken,</p>
<p>- ABD pazarında engellerle karşılaşan Çin, dünyanın geri kalanına ihracata odaklanmışken,</p>
<p>- Sanayi üretimimiz son yıllarda yatay bir seyir izliyorken, diğer ülkelerde sanayi üretimi nasıl bir seyir izliyor? Aramızdaki fark açılıyor mu?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bcd0ddd188-1787546893.png" alt="" width="319" height="214" />Yazıya başlamadan önce aklımda bu iki soru vardı. Bakın bulduğum cevap ne oldu…</p>
<p>AB-27, ABD, Türkiye, Çin ve Güney Kore’nin sanayi üretim endekslerini alıp, kolay bir kıyaslama olması için 2022 başında 100 olacak şekilde standartlaştırdım. Altta göreceğiniz grafik bu ekonomilerdeki üretimin son dört yıllık seyrini gösteriyor.</p>
<p>2022 başından bu yana</p>
<p>- Çin’de sanayi üretimi yüzde 26 artmış. Kesintisiz ve yüksek oranlı bir artış.</p>
<p>- En zayıf performans Avrupa Birliği ülkelerinde.</p>
<p>- ABD genel olarak yatay bir görünüme sahip ancak son zamanlarda üretimde artış başlamış,</p>
<p>- Güney Kore’de üretim 2022’de sert düştükten sonra artışa geçmiş ve son dönemde performansı daha da iyileşmiş</p>
<p>- Türkiye’de dalgalı ve yatay bir seyir olmasına rağmen bu dört yıllık süreçte üretim düzeyi yüzde 8’e yakın artmış.</p>
<p>Elbette Türkiye için genel endeksteki yükselişi tüm imalat sanayiine mal etmek mümkün değil. Bu süreçte üretim hacmi gerileyen sektörler ya da yatay giden sektörler çoğunlukta. Ancak örneğin savunma ve havacılık sektörü üretimindeki muazzam artışın endeksi yukarı çektiğini de görüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ragmen-86044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rağmen… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-borsasindan-elde-edilen-kazanclar-nasil-vergilendirilir-86043</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD borsasından elde edilen kazançlar nasıl vergilendirilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'un eski günlerini aratan yatay seyri, tasarruf sahiplerini bir süredir yeni arayışlara yöneltiyor. Bu arayışın son dönemdeki adreslerinden biri ABD borsaları.</p>
<p>Bir tarafta yapay zekâ, diğer tarafta uzay teknolojilerine yatırım fırsatları var. Çip üreticilerinden roket ve uydu üreticilerine kadar geleceğin öne çıkan şirketlerinin önemli bölümü ABD'de bulunuyor. SpaceX'in halka arzının ardından şimdi Anthropic ve OpenAI'ın halka arz süreçleri izleniyor.</p>
<p>Türkiye'deki yatırımcı bu şirketlere ya TEFAS'ta işlem gören fonlar aracılığıyla dolaylı olarak ya da yurt dışı piyasalara erişim sağlayan aracı kurumlar üzerinden doğrudan yatırım yapıyor. İki yolun ekonomik sonucu birbirine benzeyebilir; vergilendirilmeleri aynı değil. Bu yazının konusu ikincisi.</p>
<p><strong>ABD hissesi vergiden muaf değil</strong></p>
<p>Türkiye'de yerleşmiş kişiler, yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında elde ettikleri gelirlerin tamamı üzerinden Türkiye'de vergilendiriliyor. Vergi hukukunda buna tam mükellefiyet deniliyor.</p>
<p>Bu nedenle yabancı şirket hisselerinin satışından sağlanan kazançlar da Türkiye'de değer artışı kazancı sayılıyor ve vergilendiriliyor. Üstelik, bazı değer artışı kazançları için her yıl belirlenen istisna, menkul kıymet satışlarına uygulanmıyor. Yani yurt dışı hisse senedi satışında herhangi bir beyan sınırı veya istisna bulunmuyor.</p>
<p>Dolayısıyla "Kazancımı ABD’de elde ettim ya da kazancım istisna sınırının altında kaldı, beyan etmeme gerek yok" düşüncesi sizi yanıltabilir.</p>
<p><strong>Vergi satış bedelinden değil, kazançtan alınıyor</strong></p>
<p>Beyan edilecek tutar hissenin satış bedeli değil, alış ve satış sonucunda oluşan kazançtır. Satış bedelinden maliyet bedeli ile satış nedeniyle yapılan ve yatırımcının üzerinde kalan giderler düşülerek safi kazanca ulaşılır.</p>
<p>Yabancı para üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde hesap göründüğü kadar kolay değil. Alış ve satış bedelleri işlem tarihlerindeki kurlar üzerinden Türk lirasına çevriliyor. Komisyonlar ve doğrudan işleme bağlı giderler ayrıca değerlendiriliyor. Şartları varsa maliyet bedeli endekslemesi de yapılabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle dolar bazında zarar edilen bir işlemden Türk lirası bazında vergilendirilebilir kazanç çıkması mümkün. Aracı kurum ekranında görülen dolar bazlı kâr veya zarar, Türkiye'de beyan edilecek matrahı her zaman doğru göstermiyor. Kazançlar, izleyen yılın mart ayında yıllık beyannameye dâhil ediliyor.</p>
<p>Aynı hisseden farklı tarihlerde ve farklı fiyatlardan çok sayıda alım yapılması hâlinde maliyet hesabı daha da zorlaşıyor. Yıl içinde bazı işlemlerden kazanç, bazılarından zarar doğmuşsa bunların aynı gelir türü içindeki durumu ayrıca değerlendirilmeli. Geçmiş yıllarda oluşan zararların sonraki yıl kazançlarından kendiliğinden düşülebileceği de düşünülmemeli. Bu nedenle işlem dökümlerinin yıl sonunda değil, alım satım yapıldıkça saklanması önem taşıyor.</p>
<p><strong>Temettüde 2026 yılı beyan sınırı 22 bin lira</strong></p>
<p>ABD şirketlerinden alınan temettüler, hisse satış kazancından farklı olarak menkul sermaye iradı sayılıyor. Türkiye'de vergi kesintisine ve istisnaya tabi olmayan bu gelirler, 2026 yılı için belirlenen 22 bin liralık beyan sınırını aşarsa yıllık beyannameye dâhil ediliyor.</p>
<p>Bu tutar bir istisna değil. Sınır aşılırsa yalnızca aşan bölüm değil, gelirin tamamı beyan ediliyor. Aynı nitelikteki diğer iratlar da sınır hesabında birlikte dikkate alınıyor.</p>
<p>Temettünün yurt dışındaki yatırım hesabında bırakılması veya Türkiye'ye gönderilmemesi de beyan yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. Gelirin yatırımcının hesabına geçmesi ve kişinin bu tutar üzerinde tasarruf edebilir hâle gelmesi, kural olarak elde etme için yeterli.</p>
<p><strong>ABD'de vergi kesilmesi beyanı kaldırmıyor</strong></p>
<p>ABD'den alınan temettüde verginin kaynakta kesilmiş olması, Türkiye'de işin bittiği anlamına gelmiyor. 2026 yılında temettü ile aynı nitelikteki diğer gelirlerin toplamı 22 bin lirayı aşarsa gelirin tamamı Türkiye'de beyan ediliyor. ABD'de ödenen vergi ise gerekli belgelerle Türkiye'de hesaplanan vergiden mahsup edilebiliyor.</p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmaya göre Türkiye temettüyü vergileyebiliyor. ABD de kaynak ülke olarak vergi alabiliyor; iştirak niteliğindeki ortaklıklar dışında bu vergi gayrisafi temettünün yüzde 20'sini aşamıyor.</p>
<p>Aynı gelir üzerinden iki ülkede vergi doğması hâlinde, ABD'de ödenen vergi Türkiye'de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilebiliyor. Mahsup tutarı, yabancı gelir nedeniyle Türkiye'de hesaplanan vergiyi aşamıyor. ABD'de daha yüksek vergi kesilmiş olması, aradaki farkın Türkiye'den iade alınabileceği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Mahsup için verginin ABD'de ödendiğinin belgelenmesi şart. Temettü ve kesinti bilgilerini gösteren IRS 1042-S formuna apostil şerhi uygulanırsa ayrıca konsolosluk tasdiki aranmıyor. Belge zamanında gelmezse, yurt dışı gelire isabet eden vergi bir yıl ertelenebiliyor; belge bu sürede sunulursa mahsup yapılıyor.</p>
<p>Anlaşmadaki oranlardan yararlanabilmek için kişinin Türkiye'de tam mükellef olduğunu gösteren mukimlik belgesini ABD tarafına sunması gerekiyor. Bu işlem yapılmadığında ABD'de daha yüksek oranda kesintiyle karşılaşılabiliyor. Türkiye'deki mahsup, burada hesaplanan vergiyle sınırlı olduğundan fazladan kesilen tutarın tamamı Türkiye'de telafi edilemeyebilir.</p>
<p><strong>Fon almakla doğrudan hisse almak aynı değil</strong></p>
<p>TEFAS fonuyla ABD şirketlerine yatırım yapan kişiyle aynı hisseleri doğrudan alan kişinin vergi yükümlülükleri farklı. Bu ayrım yatırım kararı öncesinde bilinmeli. Fonlarda vergilendirme çoğunlukla stopaj yoluyla sonuçlandırılıyor. Doğrudan hisse yatırımında kazanç hesabı, temettünün izlenmesi, yabancı verginin belgelenmesi ve beyanname verme yükümlülüğü yatırımcıya ait. Yatırımcıların her alım ve satımın tarihini, bedelini, kurunu, komisyonunu ve varsa yurt dışında kesilen vergiyi ayrı ayrı kaydetmesi gerekiyor. Bu bilgileri beyan döneminde geriye dönük toplamaya çalışmak hem zor hem de hataya açık. Yurt dışı borsalarda yatırım yapmak artık birkaç tuşa basmak kadar kolay. Vergi hesabı ise aynı ölçüde kolaylaşmış değil. ABD borsasından doğrudan hisse alanların, portföylerini takip ettikleri kadar Türkiye'deki beyan yükümlülüklerini de takip etmeleri gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-borsasindan-elde-edilen-kazanclar-nasil-vergilendirilir-86043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD borsasından elde edilen kazançlar nasıl vergilendirilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cilginlik-degil-kemer-sikma-86042</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çılgınlık değil, kemer sıkma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1989’dan beri otomobilleri yazarken; köşeli seksenlerin aerodinamik doksanlara, 2000’lerin SUV çağına, SUV’un ekran çağına devrildiğini gördüm. Ama tasarım stüdyosunda kalemin hiç bu kadar titrediğini görmedim. Çünkü artık kalemi tek el tutmuyor; bir ucunda mühendis, diğerinde CFO, başında Çinli rakibin kronometresi var. Eskiden “cesaret” dediğimiz şeye bugün “maliyet kalemi” deniyor. Müşteri de, “Neden hepsi birbirine benziyor, ya da bu markaya bu yakışıyor mu?” diye soruyor.</p>
<p>Öfke artık marka tanımıyor. Lexus spindle panjurunu büyüttü, Tesla Cybertruck’ı cetvelle çizilmiş bir levha gibi yollara saldı. Süper sporlarda Bugatti Veyron ilk tanıtıldığında ağır ve ruhsuz bulunuyordu ve bugün bir mühendislik ikonu. Benzer tepki Lamborghini Temerario ve Ferrari F80’de de görüldü. İkisi de regülasyon ve marj baskısının gölgesinde doğdu. En çok eleştirilenler, yıllar sonra taklit ediliyor. Stüdyolarda eleştirilme stresi sürekli yükseliyor.</p>
<p>Birbirine benzeyenlerin ise faili tembellik değil, mühendislik matematiği. Menzil kaygısı sürtünme katsayısını kutsal değere çevirdi; Cd hedefi daha programın başında konuyor. Tasarımcı tavanı indirirken mühendis bataryayı paketlemek için tabanı yükseltiyor. Sonuç; yükselmiş bel çizgisi, dar cam alanı ve kalın tabanlı ayakkabıyı andıran oranlar. Yaya güvenliği, kamera, radar ve lidar da formu sınırlıyor. Tasarımcı artık formu değil, kısıtları çiziyor.</p>
<p>ŞU anda Habaş’ın üreteceği otomobilleri hazırlayan Frank Stephenson’ın McLaren P1’den Fiat 500’e uzanan portföyüyle savunduğu yaklaşım bunun tersi: Etkili otomobil, tasarım sınırlarını zorlayıp mühendise baş ağrısı çıkarandır. Bugünün stüdyolarında baş ağrısı çıkaracak bütçe yok. “Ruhsuz” tasarım teşhisi bu nedenle yalnızca estetik değil, bilanço eleştirisi: Ruh, kalemden önce bütçe kesintisinden çıktı.</p>
<p>Bütçe kesintisi Çin takvimiyle birleşince tablo sertleşiyor. Geleneksel üreticiler otomobili 36-48 ayda geliştirirken Çinli şirketler 14-18 ayda çıkarıyor. Hız artık tasarım değil, sermaye biçimi. Bunun tasarım dilindeki karşılığı icattan “kanıtlanmış tarif”e geçiş. Xiaomi SU7’nin Porsche Taycan’ı, YU7’nin Ferrari Purosangue’u andırması da hız ve maliyet avantajı sağlayan bir strateji olarak okunuyor. Kopya daha ucuz ve hızlı. Batı’nın cevabı daha çok tasarım değil, daha az maliyet.</p>
<p>Kemer sıkmanın tasarım yüzü burada belirginleşiyor. Volkswagen Grubu 2030’a kadar küresel model gamını yüzde 50’ye varan oranda azaltmayı, ürün karmaşıklığını yüzde 75’e kadar kısmayı ve kapasiteyi yaklaşık 12 milyondan 9 milyona indirmeyi planlıyor. Stellantis 2030’a kadar Kuzey Amerika’ya 40 bin doların altında dokuz araç planlıyor. Soru artık “ne tasarlayalım?” değil, “kaç paraya tasarlayalım?”. Her farklı tasarım yeni kalıp, test ve homologasyon demek. “Farklı” olan CFO’nun makasından ilk çıkan satır. Dev ekran da tasarım tercihi kadar maliyet tercihi. Euro NCAP/ANCAP’ın 2026’dan itibaren kritik kontrollerin fiziksel erişilebilirliğini değerlendirmeye alması, ucuz sanılan tercihin faturayı geri getirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Şikayetler de artık değişti: “Bunu nasıl yaparlar?” devri kapandı, “Neden hepsi aynı?” devri açıldı. Müşteri farklılık ararken eski tasarımlara yas tutuyor. Gençlerin 90’lar E36’sına ya da 80’ler 911’ine ilgisi yalnızca nostalji değil; oran, duruş ve niyet arayışı. Eski otomobiller, her çizgiyi regülasyonun esir almadığı dönemin ürünleri. Müşteri yeni otomobilin içinde eskiyi arıyorsa, yeni olan tasarım görevini yerine getirememiştir.</p>
<p>Homojenleşme premium için intihardır. Her şey aynı göründüğünde rozet anlamını yitirir ve geriye fiyat kalır. Fiyat savaşının kazananı takvimi 18 ay kuranlardır. Yeni modellere bakıp “akıllarını kaçırmışlar” demeyin. Kaçırmadılar; kemer sıkıyorlar. Sürücü koltuğundan panjur görünmez; CFO koltuğundan ise yalnızca maliyet sütunu görünür. Müşteri maliyet sütununa değil, çarpıldığı “farklı” şeye aşık olur. O şeyi yeniden çizmeye cesaret edilene kadar, rüzgar tünelinde hep birlikte aynı göz damlalarına bakmaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cilginlik-degil-kemer-sikma-86042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/2/1280x720/bmw-1787546661.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çılgınlık değil, kemer sıkma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvil-hisse-ayrismasi-devam-ediyor-86041</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil hisse ayrışması devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da tırmanan savaş riski ve yükselen petrol fiyatlarının hisse senedi piyasaları üzerindeki etkisi geçici oldu. Türkiye hisseleri savaş döneminde dünyanın gerisinde kaldı. Demir-çelik, savunma, rafineri hisseleri toparlanmada öncü sektörler.</strong></p>
<p>Uzun vadeli ABD tahvil getirileri, ABD Hazinesi’nin geri alımları artırma sinyaline rağmen son 20 yılın en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor. Bessent’in uyarısı ve Hazine’nin açıklaması sonrası eldeki kazançların büyük kısmı geri verildi.</p>
<p>ABD’nin İran’a ağır ekonomik yaptırımlar uygulayacağı tehdidi, Hürmüz Boğazı’nın kısa vadede açılma senaryosunu rafa kaldırarak tahvil piyasasındaki satışın ağırlaşmasına neden oldu. Brent petrol geçen hafta %6 yükselerek 94 dolar seviyesini geçti.</p>
<p>Başkan Trump’ın İran’ı ve ona yardımcı olanları ağır yaptırımlarla cezalandırma tehdidi sonrasında Birleşik Arap Emirlikleri, “İran ile her türlü ekonomik ve siyasi ilişkinin durdurulduğunu açıkladı.” İran, ABD ile iş birliği yapan bölge ülkelerini vurma ve Basra Körfezi’ni ticarete tamamen kapatma tehdidiyle el yükselterek cevap verdi.</p>
<p>ABD ve İran’ın yeniden savaşa başladığı bir senaryoda petrol fiyatlarının 100-120 dolar bandına yükselmesi bekleniyor. Savaş iddiasının gündeme geldiği temmuz ayında Brent petrol 100 doları denemişti. Sıcak savaşın yaşandığı nisan ayında ise 120 dolar denenmişti.</p>
<p>Orta Doğu’da tırmanan savaş riski ve yükselen petrol fiyatlarının hisse senedi piyasaları üzerindeki etkisi sınırlı ve geçici oldu. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri içeren MSCI Tüm Ülkeler Endeksi, sene başından beri %18, savaşın başından beri %8 dolar bazlı getiriyle zirvesine yakın seviyelerde seyrediyor. Söz konusu yükselişte yarı iletkenlerde savaşın başından beri %40’ın üzerinde yükseliş etkili oldu. Muhteşem Yedi hisseleri bu dönemde %8 getiriyle endekse paralel bir performans sergiledi.</p>
<p><strong>Türkiye hisseleri savaş döneminde </strong><strong>dünyanın gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Net petrol ithalatçısı ve savaş bölgesine yakın Türkiye hisseleri savaş döneminde dünyanın gerisinde kaldı. MSCI Gelişmekte Olan Ülkeler Endeksi’nin %6 arttığı bir dönemde Türkiye endeksi dolar bazında yatay kapattı. Ağustos ayında %10 getiriyle en çok kazandıran gelişmekte olan ülke olmasaydık dünya ile aramızdaki makas daha da açılacaktı.</p>
<p>Savaş dönemindeki negatif ayrışmada faiz indirim beklentilerinin ertelenmesi nedeniyle bankalar ve havacılık hisselerindeki kayıplar etkili oldu. Demir-çelik, savunma, rafineri ve seçici yenilenebilir enerji hisseleri toparlanmanın öncüleri.</p>
<p><strong>Yurt içinde gözler Hürmüz’den </strong><strong>geçen gemi sayısında olacak </strong></p>
<p>Bu hafta dünya piyasalarında gözler çarşamba günü Nvidia sonuçlarında olacak. Nvidia, son dört kâr açıklamasının ikisinden önceki hafta kazandırdı. Buna karşın kâr açıklaması sonrasında günlük, haftalık ve aylık dolar bazında kaybettirdi.</p>
<p>Cuma günkü Jackson Hole toplantısında Fed Başkanı Warsh’ın vereceği sinyaller piyasayı etkileyebilecek diğer önemli konu. Warsh’ın, Fed’in enflasyonu düşürme konusundaki kararlılığını vurgulayan bir konuşma yapması bekleniyor. Şahin bir konuşma, uzun vadeli tahvillerde son dönemde görülen satış baskısını hafifletebilir.</p>
<p>Yurt içinde gözler Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi sayısında olacak. İran, Irak’a ait bazı gemilere geçiş izni verirken ekonomik ilişkilerini kesen Birleşik Arap Emirlikleri’ni tehdit etti. Jeopolitik risklerde artış, petrol fiyatları ve tahvil getirilerinde yükseliş, banka ve havacılık hisselerinde satışlar piyasayı olumsuz etkiler. Demir-çelik, rafineri ve savunma hisseleri bu süreçten muhtemelen olumlu etkilenir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvil-hisse-ayrismasi-devam-ediyor-86041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvil hisse ayrışması devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-doguda-yeni-fay-hatti-turkiye-israil-ve-amerika-86040</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu&#039;da yeni fay hattı: Türkiye, İsrail ve Amerika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İsrail’in Abu el-Duhur Askeri Hava Üssü’ne saldırısı, Ankara-Washington-Tel Aviv üçgenindeki kırılmaları görünür hale getirdi. Tom Barrack’ın açıklamaları, Washington ile Tel Aviv arasında belirginleşen görüş ayrılıklarının ve Türkiye’nin Suriye’de artan ağırlığının da bir yansımasına işaret ediyor.</strong></p>
<p>İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısındaki Abu el-Duhur Askeri Hava Üssü’ne yönelik saldırısı yalnızca Şam-Tel Aviv hattında değil, Ankara-Washington-Tel Aviv üçgeninde de önemli kırılmaları görünür hâle getirdi.</p>
<p>Özellikle ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın verdiği mesajlar dikkat çekici:</p>
<p>Barrack bir yandan saldırı öncesinde Türkiye’nin bilgilendirilmediğini söylerken, diğer yandan İsrail’in “Türkleri tuzağa çekmeye çalıştığı” yönündeki teoriyi açıkça dile getirdi. Daha da önemlisi, yaşananların kontrolden çıkması hâlinde bunun bölgesel bir savaşı aşarak küresel sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.<br />Bu açıklamaları, Washington ile Tel Aviv arasında son dönemde giderek belirginleşen görüş ayrılıklarının da yeni bir yansıması olarak okumak yanlış olmaz.</p>
<p><br /><strong>Mossad hattında ne koptu?</strong></p>
<p>Barrack’ın verdiği bilgiler saldırı öncesindeki diplomatik trafiğe de ışık tuttu.</p>
<p>Buna göre Mossad Başkanı ile Suriye hükümeti arasında saldırıdan birkaç gün önce bir arka kanal görüşmesi yürütülüyordu. İsrail tarafı beş gün boyunca ABD’ye Abu el-Duhur’daki gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı aktardı. Amerikalılar kendi istihbarat kanallarını devreye soktu. Şam yönetimi de Mossad’a bölgede Türk askeri konuşlanması, Türk konvoyu veya saldırı amaçlı bir hazırlık bulunmadığını bildirdi.</p>
<p>Tarafların bir sonraki hafta yeniden görüşmesi planlanıyordu. Ancak bu süreç tamamlanmadan İsrail saldırıyı gerçekleştirdi.</p>
<p>Barrack’ın ifadesiyle burada iki ihtimal bulunuyor:</p>
<p>Birincisi, Mossad, İsrail ordusu ve Netanyahu hükümeti arasında ciddi bir koordinasyon hatası yaşandı.</p>
<p>İkincisi ise İsrail bilinçli olarak Türkiye’nin reaksiyonunu test etmek istedi. Amerikalı büyükelçinin “Belki de İsrailliler Türkleri yemlemeye çalışıyordu” ifadesi ikinci ihtimalin Washington’da da ciddi biçimde tartışıldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Suriye üzerindeki hesaplar...</strong></p>
<p>Abu el-Duhur krizinin merkezinde Suriye’nin geleceğinin bulunduğu açık; Türkiye son aylarda Şam yönetimiyle ilişkilerini derinleştiriyor. SDG’nin entegrasyon sürecinin tamamlanması, Türkiye-Suriye güvenlik koordinasyonunun artması ve yeniden yapılanma projeleri Ankara’nın yeni Suriye denklemindeki ağırlığını artırıyor.<br />İsrail'in ise Suriye hesapları çok farklı: Barrack’ın aktardığı ifadelerle Tel Aviv, Suriye hava sahasının İran’a yönelik operasyonlarda “açık görüş hattı” sağlamasını istiyor. Başka bir ifadeyle İsrail, gelecekte İran’a yönelik olası askeri operasyonlarını sınırlandırabilecek herhangi bir askeri altyapının Suriye’de oluşmasını istemiyor. Bu nedenle Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi etkisinin büyümesi Tel Aviv’de stratejik bir risk olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Senatör Scott ve Büyükelçi Barrack: </strong><strong>Aynı parti, iki farklı yaklaşım</strong></p>
<p>İsrail'in Abu el-Duhur üssüne saldırısının en önemli sonuçlarından biri de Washington'daki İsrail politikasındaki kırılmayı gözler önüne sermesi oldu.<br />Kriz sırasında en sert açıklamalardan biri Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott’tan geldi. Scott, İsrail’in Türkiye’yi önceden bilgilendirdiğini iddia ederek Ankara’yı suçladı ve “Türkiye teröristlerin sözcülüğünü bırakmalı, NATO müttefiki gibi davranmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ancak aynı saatlerde basına açıklamalarda bulunan Tom Barrack bambaşka bir tablo çiziyordu. Barrack’a göre Türk makamları İsrail uçaklarının bölgeye yöneldiğinden haberdar değildi.</p>
<p>Aynı partiye mensup, ikisi de Trump'a yakın Amerikalı iki önemli isimden gelen açıklamalar arasındaki farkı sadece “bir istihbarat tartışması” gibi okumak eksik kalır. Bu durum aslında Cumhuriyetçi Parti içinde İsrail konusunda giderek belirginleşen yaklaşım farklılığının da bir yansıması.<br />Bir tarafta İsrail’in güvenlik tezlerini sorgulamadan destekleyen Cumhuriyetçiler bulunurken, diğer tarafta İsrail’in attığı bazı adımların ABD çıkarlarını riske attığını düşünen bir kanat giderek daha görünür hâle geliyor.</p>
<p><strong>Cumhuriyetçiler artık İsrail </strong><strong>konusunda “tek ses” değil</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca Washington’da İsrail’e destek, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında neredeyse tartışmasız bir mutabakat konusuydu. Ancak son dönemde, özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırıma varan operasyonları ile ABD'yi adeta İran'a saldırmaya “mecbur bırakması”, bu tabloyu değiştirmeye başladı.</p>
<p>Son iki yılda İsrail ile ABD arasında kamuoyuna yansıyan çok sayıda tartışma ve olay yaşandı: 2025’te İsrail'in Katar’daki Hamas görüşmelerini hedef alması, aynı yıl yine İsrail uçaklarının Şam'a yönelik saldırıları, 2026’da İran savaşında gündeme gelen ve işlemeyeceği açık olan Kürt grupları İran savaşında kara gücü olarak kullanma planı, Netanyahu’nun Washington’a sunduğu İran dosyalarında saha gerçeklerinden çok İsrail'in “temennilerinin” olduğunun ortaya çıkması ve son olarak Abu el-Duhur saldırısı.</p>
<p>Tel Aviv yönetiminin ABD'yi hiç dikkate almadan, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edip Washington'u da kendisini desteklemeye mecbur bırakması, İsrail konusunda Trump yönetimi içerisinde görüş ayrılıklarını belirginleştirmeye başladı.</p>
<p>Başkan Yardımcısı JD Vance uzun süredir ABD’nin Orta Doğu’da İsrail’in öncelikleri doğrultusunda hareket etmesine mesafeli yaklaşıyor. Vance çizgisi, Amerikan kaynaklarının ve askeri gücünün İsrail’in bölgesel hesapları için sınırsız biçimde kullanılmasına karşı çıkıyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha geleneksel ve daha İsrail yanlısı bir pozisyonda duruyor. Rubio Washington'da ve Tel Aviv'de İsrail’in güvenlik kaygılarını önceleyen ve Tel Aviv ile yakın koordinasyonu savunan en kritik isimlerden biri olarak görülüyor.</p>
<p>Tom Barrack’ın son açıklamaları ise onu Vance’e daha yakın bir noktaya yerleştiriyor. Nitekim son haftalarda İsrail hükümetine yakın medya kuruluşlarında Barrack’a yönelik eleştirilerin artması da tesadüf değil. Tel Aviv’de bazı çevreler Barrack’ı, İsrail’in güvenlik tezlerini yeterince desteklemeyen ve Ankara’ya fazla alan açan bir isim olarak görüyor.</p>
<p><strong>İsrail'e karşı bölgesel </strong><strong>cephe de genişliyor</strong></p>
<p>İsrail’in Abu el-Duhur saldırısının ardından bölge ülkelerinin yayımladığı ortak bildiri de dikkat çekici. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Pakistan, Ürdün, Cezayir, Endonezya, Lübnan, Filistin ve Somali dâhil 12 ülkenin dışişleri bakanları saldırıyı kınayarak bunun Suriye’nin egemenliğine açık bir ihlal olduğunu açıkladı.<br />Bildiri, son yıllarda Arap dünyasında sık görülmeyen ölçüde sert ifadeler içeriyor. Daha da önemlisi, metinde İsrail’in 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'na uyması ve işgal ettiği bölgelerden çekilmesi çağrısı yer alıyor.</p>
<p>Bu tablo, Gazze savaşı sonrasında İsrail’in bölgedeki diplomatik yalnızlığının derinleştiğine işaret ediyor.</p>
<p>İsrail ise bu yalnızlaşmaya karşı “kendi cephesini” kurmaya çalışıyor. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi bu “cephenin” doğal üyeleri gibiler. Başlangıçta bu cephede yer alan Birleşik Arap Emirlikleri ise şimdilerde İsrail'den uzaklaşma eğilimi göstermeye başladı.</p>
<p>Nitekim Tom Barrack’ın açıklamalarında dikkat çeken unsurlardan biri de Orta Doğu'daki bu cepheleşmenin altını çizmesi oldu.</p>
<p>Barrack, “Tanrı bütün peygamberleri Orta Doğu’ya gönderdi. Eğer Tanrı ve peygamberler bu sorunları çözemediyse bizim bir buçuk yılda çözebilmemiz zor görünüyor” sözleriyle bölgedeki kronik istikrarsızlığa vurgu yaptı.</p>
<p>Barrack'ın “tek bir yanlış hamlenin Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyebileceği” cümlesi ise başta Orta Doğu'daki aktörler olmak üzere tüm dünyaya uyarı niteliğinde.<br />Abu el-Duhur saldırısı sonrasındaki İsrail-Türkiye gerilimi “şimdilik” kontrol altına alınmış gibi.</p>
<p>Ancak Orta Doğu’da oluşan yeni güç dengeleri düşünüldüğünde, bundan sonraki krizlerde aynı ölçüde şanslı olunacağının garantisi yok...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-doguda-yeni-fay-hatti-turkiye-israil-ve-amerika-86040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/0/1280x720/774-1787546464.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da yeni fay hattı: Türkiye, İsrail ve Amerika ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hocalarin-hocasi-gulten-kazgani-anarken-86039</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hocaların hocası Gülten Kazgan’ı anarken…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir. Toplumun yol göstericisi, cehalet giderici, entelektüel namus abidesi Gülten Kazgan’ın öğrencisi olduğum için bahtıma şükrediyorum. Nur içinde yat bilge hocam.</strong></p>
<p><strong>Hayatıma en çok değer katan</strong>, doktora jüri başkanım olan <strong>Prof. Dr. Gülten Kazgan</strong>’ı 20 Ağustos 2026’da kaybettik. 99 yaşında aramızdan ayrılan hoca, yalnızca bir iktisatçı değil, ‘<strong>hocaların hocas</strong>ı’ unvanıyla anılan, onlarca akademisyen ve öğrenciyi yetiştiren bilge, <strong>mütevazı</strong> bir bilim insanıydı.</p>
<p><strong>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi</strong>’nden yetişmiş, <strong>tarım</strong> ekonomisi, <strong>kalkınma</strong>, Türkiye ekonomisi ve <strong>iktisadi düşünce</strong> alanlarında öncü hocamın bende bıraktığı büyük etki; <strong>insanları dinlerken adeta kulak kesilmek </strong>gerektiğiydi. Hayatımda hiçbir insanı, bu kadar <strong>dikkatli</strong>, <strong>rikkatli</strong> dinlerken görmedim.</p>
<p><strong>BİLGİ VE TEVAZU BİRARAYA GELİNCE GÖNÜLLER FETHOLUYOR</strong></p>
<p>Şimdi onlarca akademisyenin anılarında <strong>bir Gülten Kazgan izi</strong> mutlaka vardır. <strong>Rockefeller</strong> bursuyla Chicago’da T.W. Schultz ile çalışması, <strong>Bilgi Üniversitesi </strong>kurucu rektörlüğü, 2010’da <strong>Emeritus Profesör</strong> unvanı ve daha niceleri… Rahmetli eşi <strong>Haydar Kazgan</strong> ile şimdi <strong>sessizler semtinde</strong> buluşmuş oldular.</p>
<p><strong>Gücün zekâtı</strong> tevazu, <strong>bilginin zekâtı</strong> öğretmektir. Gülten hocam, <strong>1982</strong> doktora jürisinde bana bir <strong>anne gibi sahip çıkmış</strong> ve beni kendisine <strong>yürekten</strong> bağlamıştı. Diğer hocalarım; <strong>Sebahattin Zaim</strong>, <strong>Kenan Ural</strong>, <strong>Doğan Kargül</strong>, <strong>Nusret Ekin</strong>, beni sıkıştırdıklarında, “<strong>hadi biliyorsun, söyle</strong>” der gibiydi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yüce hocama dair…</strong></span></p>
<p><strong>Başlıca eserleri?</strong></p>
<p><strong>İktisadi Düşünce,</strong> Tanzimat’tan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi,<strong> Küreselleşme ve Ulus-Devlet,</strong> Türkiye Ekonomisinde Krizler, <strong>Tarım ve Gelişme</strong>, Dışa Açık Büyüme, <strong>Neoliberalizm,</strong> Ortak Pazar ve Türkiye…</p>
<p><strong>Sosyal duyarlılığı?</strong></p>
<p><strong>Bilgi Üniversitesi’nin Kuştepe kampus</strong> kuruluşunu hatırlıyorum; “<em>gecekondunun kalbine saplanmış hançer” diyordu. “Ya biz gecekonduya dönüşeceğiz ya da burası dönüşecek</em>.” <strong>Semti dönüştürdü de</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BİLİM İNSANINA SAYGI, NE KADAR KALDI?</strong></p>
<p>Gülten Kazgan’ın vefatını; yazar dostum <strong>Abdurrahman Yıldırım</strong> ile <strong>Kars</strong>’ta öğrendim. Cenazeye gitme imkânı bulamadım. Ancak yetiştirdiği kuşaklar, <strong>son yolculuğunda hazır bulunur</strong> sandım. Çok <strong>az sayıda dostları</strong> vardı bu vedada… Acaba bu; <strong>bilim insanına duyulan saygının azaldığını mı gösteriyor</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>GÜLTEN KAZGAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Emeritus profesör</strong>: Hocaların hocası olmak, emekli olsa bile akademik performansını sürdürmek.</p>
<p><strong>Değer katan hoca</strong>: Sadece müfredat aktarmayıp, öğrencilerin potansiyelini açığa çıkaran</p>
<p><strong>İktisat Fakültesi</strong>: Atatürk’ün 1936’da İktisat adıyla kurduğu ilk yükseköğrenim kurumu</p>
<p><strong>Bıraktığı miras</strong>: Yetiştirdiği öğrenciler onun en büyük mirası ve ona saygıyı yeniden büyütmeli</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hocalarin-hocasi-gulten-kazgani-anarken-86039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/9/1280x720/gulten-kazgan-1787551977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hocaların hocası Gülten Kazgan’ı anarken… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karahanla-tamara-buyuluyor-muhendis-kizlarin-yolu-aciliyor-86038</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan’la Tamara büyülüyor, ‘Mühendis Kızlar’ın yolu açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LİMAK </strong>Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Basın Danışmanı <strong>Evrim Ergin, </strong>ağustos ayı başlarında <strong>“Limak Filarmoni Orkestrası”</strong>nın <strong>“Limak 50. Yıl Yaz Konserleri” </strong>dizisi takvimini gönderdi, 22 Ağustos 2026 gecesine denk gelen konsere davet etti:</p>
<ul>
<li><strong>Murat Karahan (Tenor)</strong></li>
<li><strong>Tamara Radjenoviç (Soprano)</strong></li>
<li><strong>Darko Butorac (Orkestra Şefi)</strong></li>
<li><strong>Limak Şirketler Grubu’nun 50. </strong><strong>y</strong><strong>ılını müziğin büyüsüyle taçlandırmaya devam ediyoruz. Limak Filarmoni Orkestrası, Bodrum Antik Tiyatrosu’nda unutulmaz bir müzik gecesinde sizlerle buluşuyor.</strong></li>
<li><strong>Konserin tüm geliri, </strong>“Türkiye’nin Mühendis Kızları Programı”<strong>na aktarılacak.</strong></li>
</ul>
<p>Konser öncesi Bodrum’da Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ebru Özdemir, </strong> Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Danışmanı <strong>Volkan Bozkır, Murat Karahan </strong>ve <strong>Tamara Radjenoviç</strong>’le sohbet ettik.</p>
<p>Limak Şirketler Grubu ve Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ebru Özdemir, </strong>Bodrum konseriyle Limak’ın 20’nci yılı kapsamında düzenlenen konserlerin üçüncüsünü gerçekleştirdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>50’nci yılımızı yalnızca geride bıraktığımız 50 yılı kutladığımız bir dönüm noktası olarak değil, bizi geleceğe taşıyacak değerleri çoğaltmak ve daha geniş kitlelerle paylaşmak için güçlü bir fırsat olarak görüyoruz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bc9cf242ad-1787546063.png" alt="" width="661" height="345" /></strong>50 yılı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için 50 yıl, geçmişten aldığımız ilhamı geleceğe taşımanın, biriktirdiklerimizi yeni nesillere aktarmanın ve birlikte yarattığımız değeri daha da büyütmenin hikayesi.</strong></p>
<p>Bu nedenle 50’nci yılı tek bir kutlamaya sığdırmak yerine, Ankara’dan İstanbul’a, Bodrum’a uzanan bir yolculukla, müziğin birleştirici gücü etrafında binlerce insanla buluşmayı tercih ettiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu konserleri bizim için daha anlamlı kılan ise sahnede yaşanan heyecanın konser salonlarının sınırlarında kalmaması.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Konserlerden elde edilen geliri </strong>“Türkiye’nin Mühendis Kızları” <strong>programına aktararak, müziğin yarattığı güçlü ortak duyguyu genç kadınların eğitimine, mühendislik yolculuklarına ve gelecekte kendi hikayelerini yazmalarına uzanan kalıcı desteğe dönüştürüyoruz.</strong></p>
<p>Şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>İnanıyorum ki sanat, yalnızca hayatımıza güzellik katmakla kalmaz; insanları bir araya getirir, ilham verir ve geleceği değiştirecek bir güce dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>Ebru Özdemir</strong>’e <strong>“Türkiye’nin Mühendis Kızları” </strong>projesinde ulaştıkları noktayı sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>2015 yılında </strong>“Türkiye’nin Mühendis Kızları” <strong>adıyla başlayan ilham verici yolculuk, bugün sınırları aşarak </strong>“Global Engineer Girls” (GEG) <strong>adıyla uluslararası bir kız kardeşlik ağına dönüştü.</strong></p>
<p>Projeyle Türkiye’den Kosova’ya, İspanya’dan Fildişi Sahili’ne kadar 8 farklı ülkede 2 bin 103 genç mühendis kadının hayatına dokunduklarını bildirdi:</p>
<p>-          “GEG”, <strong>burs desteğinin ötesine geçerek genç mühendis kadınlara mentorlük programları, dil eğitimleri, sertifikalar ve staj imkanları sunuyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kadınların mühendislik alanında görünürlüğünü hedefleyen program, yarının lider kadın mühendislerini yetiştirerek geleceği şekillendirmeye devam ediyor.</strong></p>
<p>Limak Grubu ve IC Holding’in ortak olduğu YK Enerji’nin işlettiği <strong>“Yeniköy Kemerköy Termik Santralı”</strong>nın kömür ihtiyacı için yapılan madencilik faaliyetleri, bölgedeki her etkinlikte bir grup tarafından protesto ediliyor.</p>
<p>Limak Grubu, Limak Filarmoni Orekstrası’yla <strong>“müziğin birleştirici gücü”</strong>nü arkasına alıyor, <strong>“Mühendis Kızlar” </strong>projesiyle de kadın mühendisleri destekleyip sosyal sorumlulukta fark yaratıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gençlerbirliği’nin Fenerbahçe galibiyeti için tebrikler kabulüm</span></h2>
<p><strong>ANKARA</strong>’da ikamet eden <strong>Murat Karahan, </strong>konser öncesi geçen Cuma akşamı meslektaşlarımla birlikte buluştuğumuz mekana girdiğinde Milliyet Gazetesi Spor Müdürü <strong>Tayfun Bayındır</strong>’ı görünce hemen ilk haftanın maç sonuçlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Gençlerbirliği’nin ilk hafta Fenerbahçe’yi 2-1 yenmesi önemli bir olaydır. Bu galibiyet nedeniyle Gençlerbirliği taraftarı olarak tebrikleri kabul ediyorum.</strong></p>
<p>22 Ağustos 2026 Cumartesi akşamı Bodrum Antik Tiyatrosu’nda konser başlamadan hemen önce <strong>Ertuğrul Özkök</strong>’ü gören Limak Şirketler Grubu Kurucusu <strong>Nihat Özdemir, </strong>Fenerbahçe-Tümosan Konyaspor maçı sonucunu paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Fenerbahçe-Tümosan Konyaspor’u 4-2 mağlup etti. Bu hafta rahatız.</strong></p>
<p>Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) önceki başkanlarından olan <strong>Nihat Özdemir, Aziz Yıldırım</strong>’la birlikte Fenerbahçe yönetiminde uzun süre görev yapmıştı.</p>
<p><strong>Aziz Yıldırım </strong>başkanlığındaki Fenerbahçe Yönetim Kurulu’nda şimdi de <strong>Nihat Özdemir</strong>’in oğlu, Limak Grubu Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Batuhan Özdemir </strong>görev yapıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ambargolar sanatı ve sanatçıları da etkiliyor</span></h2>
<p><strong>TÜRKİYE</strong>’nin yetiştirdiği dünyaca ünlü sanatçı, tenor <strong>Murat Karahan, </strong>Ankara Bilkent Üniversitesi’nin doktora düzeyindeki eğitiminin yanı sıra, Santa Cecilia Akademisi’nde soprano <strong>Reneta Scotto </strong>ve Akademi Başkanı Prof. <strong>Bruno Cagli</strong>’nin de özel öğrencisi oldu.</p>
<p><strong>Murat Karahan, </strong>kariyerinin başından itibaren sahneye çıktığı dünyanın önde gelen opera evleri ve konser salonlarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Berlin Staatsoper, Berlin Deutscheoper, Münih Bayerische Staatsoper, Opera Frankfurt, Wiener Staatsoper, Teatro di San Carlo Napoli, Teatro Massimo di Palermo, Teatro Regio Torino, Teatro Regio Parma, Arena di Verona, Madrid Teatro Real, Las Palmas Opera, Bolshoi Theatre, Latvian National Opera.</strong></li>
</ul>
<p>40’tan fazla eserde başrolde sahneye çıktığını vurgulayıp bazı örnekleri aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Tosca, Il Trovatore, Aida, Turandot, Carmen, Cavalleria Rusticana, Macbeth, Manon Lescaut</strong></li>
</ul>
<p><strong>Handan Sema Ceylan, </strong>2018-2023 yılları arasında <strong>“Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmenliği” </strong>görevini üstlenen <strong>Murat Karahan</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Yakın dönemde </strong>“Bolshoi Theatre”<strong>da sahneye çıkma planınız var mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Karahan </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Rusya’ya uygulanan ambargolar sanat programlarını da olumsuz etkiliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">23 yaşında ilk sahneye çıktığı Carnegie Hall’de 27 Kasım’da Karahan’la sahne alacak</span></h2>
<p><strong>LİMAK</strong>’ın 50’nci Yıl Yaz Konserleri kapsamında <strong>Murat Karahan</strong>’la birlikte Bodrum Antik Tiyatrosu’nda sahneye çıkan soprano <strong>Tamara Radjenovic</strong>’le konser öncesi <strong>Servet Yıldırım</strong>’la birlikte sohbet ettik.</p>
<p><strong>Radjenovic, </strong>Karadağ’lı (Montenegro) olduğunu, 10 yıldır Londra’da yaşadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Londra’daki Royal College of Music’ten mezunum. Montserrat Caballe’nin son öğrencilerinden ve himaye ettiği genç sanatçılardan biri olma ayrıcalığını yaşadım.</strong></p>
<p>New York’taki Carnegie Hall’de ilk konsere 23 yaşındayken çıktığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Carnegie Hall’de daha sonra birçok kez konser verdim.</strong></p>
<p>Sohbet sırasında <strong>Murat Karahan </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Tamara ile birlikte Bodrum’daki konserin aynısını 27 Kasım 2026’da Carnegie Hall’de gerçekleştireceğiz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>2027 yılında da Viyana’da Wiener Konzerthaus’ta yine Tamara ile birlikte sahne alacağız.</strong></p>
<p><strong>Ebru Özdemir</strong>’e <strong>Tamara Radjenovic</strong>’le ilk bağlantıyı kimin kurduğunu sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Tamara, Murat Karahan’la tanışıyor, onun arkadaşı. Murat aracılığıyla tanıştık.</strong></p>
<p><strong>Murat Karahan </strong>daha sonra şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Tamara’nın menajerliğini annesi üstlenmiş durumda. Çok da başarılı iş çıkarıyor. Carnegie Hall’de 27 Kasım 2026’da gerçekleşecek konserimizin biletlerinin Tamara’nın annesi sayesinde tükenmek üzere olduğunu duyuyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merkez Bankası Başkanı’nın kızı Mira’nın piyano sürprizi</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bc929d00fd-1787545897.png" alt="" width="651" height="342" /></p>
<p><strong>LİMAK </strong>50’nci yıl Yaz Konserleri’nin Bodrum Antik Tiyatrosu durağında sürpriz bir genç yetenek sahne aldı. <strong>Murat Karahan </strong>ve <strong>Tamara Radjenovic</strong>’in konsere 15 dakika ara verdiği sırada sahneye piyano yerleştirildi.</p>
<p>Ara sonrası Limak’ın <strong>“Mühendis Kızlar” </strong>desteğinden yararlanan genç mühendis adayı, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği 4’üncü sınıf öğrencisi <strong>Sude Naz Ocak</strong> anonsu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Limak, </strong>“Mühendis Kızlar” <strong>projesinin yanı sıra başka genç yetenekleri de destekliyor. Şimdi piyanoda genç yetenek Mira’yı izleyeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Mira, </strong>sahnedeyken <strong>Handan Sema Ceylan, </strong>çektiği bir fotoğrafı benimle paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ı gururla fotoğraf çekerken görüntüledim. Mira, Merkez Bankası Başkanı’nın kızıymış.</strong></p>
<p><strong>Mira Karahan</strong>’ın tek parçalık performansı sonrasında piyano hızla sahneden taşındı. <strong>Murat Karahan </strong>ve <strong>Tamara Radjenovic </strong>konserin ikinci bölümüne geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karahanla-tamara-buyuluyor-muhendis-kizlarin-yolu-aciliyor-86038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/ebru-ozdemir-1772686071.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karahan’la Tamara büyülüyor, ‘Mühendis Kızlar’ın yolu açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86037</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 24 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/VWVTaLQrUEQ" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/akilli-sayacta-kacak-tartismasi-86036</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı sayaçta &#039;kaçak&#039; tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Moda ve Hazırgiyim Federasyonu (MHGF) Başkanı ve Rapsodi Çorap Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk, elektrik sayaçlarının değiştirilmesinin ardından İstanbul'da aynı sanayi yerleşkesinde bulunan dört ayrı abonelik hakkında kaçak elektrik kullanımı gerekçesiyle işlem yapıldığını ve tesislerin elektriğinin kesildiğini iddia etti.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bc7cbeac28-1787545547.jpg" alt="" width="333" height="426" />Öztürk'ün verdiği bilgilere göre, sayaçlar 31 Temmuz'da ekipler tarafından değiştirilirken, değişimin ardından kendilerine herhangi bir ayrıntılı gerekçe sunulmadı. Daha sonra düzenlenen tutanak ve tahakkuklarda sayaçlara dışarıdan fiziksel müdahalede bulunulduğu gerekçesiyle kaçak elektrik kullanımı tespiti yapıldığı bildirildi. Öztürk, kendi aboneliği için yaklaşık 17 milyon lira, diğer üç abonelik için ise yaklaşık 3 milyon ile 4 milyon lira arasında değişen tutarlarda tahakkuk yapıldığını belirterek, dört aboneliğe ilişkin toplam tutarın yaklaşık 23,5 milyon liraya ulaştığını söyledi.</p>
<p>Noter aracılığıyla itiraz edildi Tahakkuklara noter aracılığıyla itiraz ettiklerini belirten Öztürk, itirazlarına henüz yanıt verilmeden tesislerin elektriğinin kesildiğini öne sürdü. Öztürk, kesintinin ardından CK ve BEDAŞ yönetimleriyle görüşmeler yaptığını, yapılan görüşmeler sonrasında kesinti işleminin geçici olarak durdurulduğunu ifade etti. Öztürk, iddialarının merkezinde kendilerine kaçak elektrik tespitinin dayanağına ilişkin yeterli teknik açıklama yapılmadığı görüşünün bulunduğunu belirterek, laboratuvar raporunda sayaçlara dışarıdan müdahale edildiğinin belirtildiğini ancak kendilerine somut fiziksel müdahalenin ne olduğuna ilişkin ayrıntı sunulmadığını savundu. Öztürk, “Bizim yıllardır kullandığımız elektriğin dökümü var, sayaçların olduğu yerde kameralar var. hiçbir şekilde elektriğe müdahale edilecek bir durum söz konusu olmamasına rağmen bu sabah Öztürk, 4 araçla 16 kişi birden geldi ve sabah saatlerinde elektrikler kesildi” dedi.</p>
<h2>Japon Mimaki de mağdur oldu </h2>
<p>Öztürk'ün açıklamasına göre işlem yapılan aboneliklerden biri de Japonya merkezli baskı teknolojileri şirketi Mimaki'nin Türkiye'deki operasyonlarıyla ilgili. Öztürk, şirketin Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika operasyonlarının Türkiye'den yürütüldüğünü ve tesise önemli yatırım yapıldığını söyledi. Mimaki'nin de aynı gerekçeyle tahakkuk ve elektrik kesintisiyle karşı karşıya kaldığını belirten Öztürk, bu durumun şirket yönetimi açısından Türkiye'deki yatırım ortamına ilişkin soru işaretleri yarattığını ifade etti. Öztürk, şirketin Türkiye tesisine yaklaşık 1,5 milyon euro yatırım yaptığını ve aylık elektrik tüketiminin yaklaşık 200 bin lira seviyesinde olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öztürk, kaçak elektrik kullanımı tespitinin firmalar açısından ticari ve itibari sonuçlar doğurabilecek ciddi bir iddia olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle benzer durumlarla karşılaşan bazı sanayi kuruluşlarının konuyu kamuoyuyla paylaşmak istemediğini söyledi. Sektörden aldıkları duyumlara göre, benzer gerekçelerle yaklaşık 35-40 firmanın işlemle karşı karşıya kalmış olabileceğini öne süren Öztürk, bu konuda kendilerinde henüz resmi ve doğrulanmış bir firma listesi bulunmadığını da belirtti. Öztürk, yaşanan sürecin teknik inceleme, sayaç değişimi, laboratuvar raporu, tahakkuk ve itiraz prosedürleri açısından daha ayrıntılı ve şeffaf biçimde açıklanması gerektiğini savundu.</p>
<h2>"Japonya’ya anlatabileceğimiz bir durum değil" </h2>
<p>Japon Mimaki’nin yetkilisi 16 çalışanın yer aldığı tesiste tüm işlerin durduğunu söyledi. Yetkili, “Japonya’ya bağlıyız biz ve oraya anlatabileceğimiz bir durum da değil bu. Vergimizde bir kuruş sorun yok. Ödemelerimizi eksiksiz düzenli bir şekilde yaparız. Her şeyimiz tamdır ama böyle bir duruma maruz kaldık. Sistematik dört dörtlük işleyen bir firmayız. İçeride 20-25 milyonluk Japonya’dan ithal olarak getirilen ürünler var. şu anda operasyonlarımızı yürütemiyoruz. 2-3 gün içinde oldu bittiye getirildi. Hiçbir açıklama yapılmadan elektrikler kesildi” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BEDAŞ: Sayaçların kayıt yapmaları engellendi</span></h2>
<p>Haksız elektrik kesintisi iddialarını yönelttiğimiz BEDAŞ şu açıklamayı gönderdi: “İstanbul Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtım faaliyeti ile görevlendirilen BEDAŞ’ın asli görevlerinden biri, kaçak elektrik kullanımını önlemeye yönelik faaliyetleri yürütmektir. Bu kapsamda, Beylikdüzü OSB’de bulunan söz konusu firmaların ölçü devrelerinde 31 Temmuz 2026 tarihinde yapılan kontrollerde, sayaçların log kayıtlarında dışarıdan müdahale edildiği şüphesi uyandıran hata kodları tespit edilmiştir. Bunun üzerine sayaçlar saha ekiplerimiz tarafından sökülerek şirketimizin laboratuvarına getirilmiştir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü tarafından akredite edilen sayaç ayar laboratuvarında yapılan detaylı testlerde, sayaçlara yüksek frekans uygulanarak belirli zaman aralıklarında kayıt yapmalarının engellendiği ve bu müdahaleler sonucunda bazı sayaçların LCD ekranlarının hasar aldığı tespit edilmiştir. Bu tespitler doğrultusunda Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nin (EPTHY) 42/1-c maddesi kapsamında kaçak elektrik tespit tutanakları düzenlenmiş; bu tutanaklara istinaden EPTHY’nin 44/1-b, 44/2-a, 45/1-c ve 45/3-c maddeleri uyarınca kaçak tüketim tahakkukları oluşturulmuştur. Faturaların ilgili firmalara iletilmesinin ardından şirketimize yapılan yazılı itirazlar incelenmiş; kaçak tespit tutanaklarının ve tahakkuk hesaplarının EPTHY’ye uygun olduğu değerlendirilerek başvurular olumsuz sonuçlandırılmıştır. Faturaların son ödeme tarihlerinin geçmesi ve itirazların olumsuz sonuçlanmasının ardından elektrik kesme işlemi gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla elektrik kesme işlemi, itiraz süreci devam ederken değil, itirazların sonuçlandırılması ve son ödeme tarihlerinin geçmesinin ardından yapılmıştır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/akilli-sayacta-kacak-tartismasi-86036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/elektrik-akilli-sayac-1764918889.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dağıtım şirketlerinin akıllı sayaç kontrol sistemlerine ilişkin olarak abonelerden mağduriyet şikayetleri geliyor. Laboratuvar incelemelerinde sayacında “müdahale” tespit edildiği gerekçesiyle abonelere kaçak kullanım cezası düzenleniyor ve elektrikleri de kesiliyor. İstanbul Beylikdüzü OSB’deki bazı sanayiciler, kaçak elektrik kullanmadıkları halde yüksek cezalarla karşı karşıya kaldıkları, itirazlarına rağmen elektriklerinin kesildiği iddiasında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahakkukta-faiz-ve-cezalar-ana-vergi-kalemlerini-gecti-86035</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahakkukta faiz ve cezalar, ana vergi kalemlerini geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Genel Yönetim Bütçe gelir tahakkuku Ocak-Temmuz 2026 döneminde 13 trilyon 951 milyar liraya ulaştı. Bütçenin 7 aylık uygulama sonuçlarına göre tahakkuk içinde faiz ve ceza kalemi gelir ve kurumlar vergisi kalemlerinin üzerinde bir büyüklüğe sahip.</p>
<p>Bu dönemde 2 trilyon 663 milyar liralık gelir vergisi tahakkuk ederken, kurumlar vergisinin tahakkuku 1 trilyon 111 milyar lira oldu. Aynı dönemde bütçe gelirleri içinde faiz ve cezaların tutarı ise 2 trilyon 892 milyar lira olarak belirlendi. Vergi cezalarında yüksek tahakkuka rağmen tahsilat aynı düzeyde gerçekleşmedi. Hatta vergi cezalarının yüzde 90’ından fazlasını oluşturan ‘diğer vergi cezaları’ kaleminde tahakkuk/-tahsilat oranı yüzde 3.4’te kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8bc5d9c8311-1787545049.png" alt="" width="655" height="139" /></p>
<h2>Bütçenin en önemli kalemlerinde son durum </h2>
<p>Genel bütçe dengesi ocak-temmuz döneminde 1 trilyon 293 milyar lira, Temmuz ayında ise 318 milyar lira açık verdi. Bütçenin en önemli kalemini oluşturması gereken vergi gelirleri, ayrı ayrı hesaplandığında faiz ve ceza kaynaklı gelirlerin altında kaldığı dikkat çekti. Ocak-Temmuz arasında 13 trilyon 951 milyar liralık genel bütçe geliri elde edildi. Bu gelirlerin 3 trilyon 775 milyar lirası, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alının vergilerden oluştu.</p>
<p>Gelir vergisi 2 trilyon 663 milyar lira ile en çok tahakkuk eden kalem olurken, toplam bütçe gelirleri içindeki payı yüzde 19.6 düzeyinde gerçekleşti. Yılın tamamında 5 trilyon 130 milyar liralık gelir vergisi hedefi bulunurken, 2 trilyon 663 milyar liralık tahakkukun 2 trilyon 217 milyar lirası tahsil edildi ve tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 83.2 oldu.</p>
<p>Yılın tamamında 1 trilyon 613 milyar liralık gelir beklentisinin bulunduğu kurumlar vergisi kaleminde tahakkuk tutarı 1 trilyon 111 milyar lira olurken, bunun yüzde 75.2’sine karşılık gelen 836 milyar liralık kısmı tahsil edildi. Ocak-Temmuz döneminde faiz, paylar ve cezalar kaleminde toplam gelir tahakkuku 2 trilyon 892 milyar lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Genel bütçe gelirlerinin en önemli unsurlarından birisini ise faiz, paylar ve cezalar kalemi oluşturdu. Ocak-Temmuz döneminde 2 trilyon 892 milyar liralık tahakkuk ile toplam tahakkukun yüzde 20.7’sini faiz, paylar ve cezalar oluşturdu. Bunun 1 trilyon 114 milyar lirası faz gelirleri, 1 trilyon 315 milyar lirası ise para cezalarından kaynaklandı.</p>
<p>Ancak toplam tahakkuk içindeki payı yüksek olmakla birlikte bu kalemden yapılan tahsilatlar ise çok sınırlı kaldı. Bu dönemde 823 milyar liralık tahsilatla birlikte tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 28.5 olarak hesaplandı.</p>
<h2>Kesilen cezanın yarıdan fazlası vergi kaynaklı </h2>
<p>Bütçe gelir kalemleri içinde 1 trilyon 315 milyar lira düzeyinde bulunan para cezaları kaleminin en önemli bölümü ise vergi cezaları oluşturdu. Birikimli olarak giden vergi cezaları kalemi Temmuz ayı sonu itibarıyla 792 milyar liraya ulaştı. Bunun tamamına yakını artan saha denetimleriyle birlikte kesilen ‘diğer vergi cezaları’ oluşturdu ve bu kapsamda 704 milyar liralık tahakkuk gerçekleşti. Aynı dönemde vergi ve diğer amme alacaklarına ilişkin gecikme zammından da 83 milyar liralık tahakkuk oluştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vergi cezasında ödeme oranı %3,4’te kaldı</span></h2>
<p>Çeşitli kalemlerde yüksek oranlı ceza tahakkuk etmesine rağmen, tahsilat oranları buna uyumlu gerçekleşmedi. Örneğin genel vergi cezalarında 792 milyar liralık tahakkuka karşın tahsilat 78 milyar lirada kaldı ve tahsilat/ tahakkuk oranı yüzde 10 düzeyinde gerçekleşti. Buna karşılık cezaların önemli bölümünü oluşturan ‘diğer vergi cezaları’ kaleminde ise 704 milyar liralık tahakkuka karşılık 23 milyar liralık tahsilat yapılabildi ve tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 3,4’te kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahakkukta-faiz-ve-cezalar-ana-vergi-kalemlerini-gecti-86035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçe gelirleri içinde 7 aylık faiz ve cezaların tutarı 2 trilyon 892 milyar lira olarak belirlenirken gelir vergisi tahakkuku 2 trilyon 663 milyar, kurumlar vergisi tahakkuku 1 trilyon 111 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/agustos-fuarinda-doa-uygulamasiyla-geri-donusume-tesvik-86086</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos Fuarı’nda DOA uygulamasıyla geri dönüşüme teşvik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Geleneksel Ağustos Fuarı’nda konser, söyleşi, yarışma ve tiyatro gösterilerinin yanı sıra çevre farkındalığına yönelik çalışmalar da gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşlara dolu dolu bir fuar deneyimi sunulurken, Çevre Koruma ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığınca KAFUM Fuar Alanı’nda kurulan stantta da çevre bilincinin artırılmasına yönelik çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Stantta ziyaretçilere Büyükşehir Belediyesinin çevreci projeleri ve sıfır atık uygulamaları hakkında bilgiler verilirken, geri dönüşümü teşvik eden uygulamalar da vatandaşlarla buluşturuluyor.</p>
<p>Bu uygulamalar arasında yer alan DOA noktası ise fuar ziyaretçilerinden yoğun ilgi görüyor. Fuar alanında kurulan DOA cihazına vatandaşlar tarafından biriktirilen cam, plastik ve alüminyum şişeler bırakılarak atıkların geri dönüşüme kazandırılması sağlanıyor. Böylece bir yandan çevre kirliliğinin önüne geçilirken diğer yandan vatandaşların sıfır atık konusunda farkındalık kazanmasına katkı sunuluyor. DOA uygulamasını kullanan vatandaşlar, mobil cihazlarına indirdikleri uygulama üzerinden sisteme dahil olarak cihaza bıraktıkları her bir atık için 1 TL kazanıyor. Atıkların türü fark etmeksizin cihaz tarafından kabul edilen her bir şişe karşılığında vatandaşların hesabına 1 TL yükleniyor. Böylece geri dönüşüm teşvik edilirken, çevreye bırakılabilecek atıkların ekonomik değere dönüştürülmesi de sağlanıyor.</p>
<p>Fuarın ilk gününden itibaren KAFUM’da hizmet veren DOA cihazı, yüz binlerce ziyaretçinin kullanımına sunuldu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği uygulama sayesinde fuar alanında geri dönüşüme kazandırılan atık miktarı artırılırken, şişelerin çevreye veya çöp konteynerlerine rastgele atılmasının da önemli ölçüde önüne geçiliyor.</p>
<p><strong>“Hem geri dönüşüme hem çevre temizliğine katkı sağlanıyor”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediyesinin Çevre Mühendislerinden Tuğçe Kekeç, DOA uygulamasının temel amacının günlük hayatta oluşan atıkların çöpe veya doğaya atılmasının önüne geçerek geri kazanım sistemine dahil edilmesini sağlamak olduğunu belirtti. DOA cihazının cam, plastik ve alüminyum olmak üzere 3 farklı türde atığı kabul ettiğini ifade eden Kekeç, “Çevre Koruma ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı olarak KAFUM’a kurduğumuz cihazla geri dönüşüme katkıda bulunuyoruz. Vatandaşlarımız mobil cihazlarına indirdiği DOA uygulaması ile cihaz sayesinde atıklarını dönüşüme kazandırabiliyor” dedi. Her bir atık karşılığında vatandaşların hesabına 1 TL yüklendiğini aktaran Kekeç, uygulamanın geri dönüşüm konusunda önemli bir teşvik sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Geleneksel Ağustos Fuarı’nda DOA cihazına gösterilen ilgiden duydukları memnuniyeti dile getiren Kekeç, uygulamanın çevre temizliğine de doğrudan katkı sunduğunu belirtti. Kekeç, “Fuarda DOA cihazımıza yoğun ilgi var. Vatandaşlarımız yoğun talep gösteriyor. Bu uygulama sayesinde çevre temizliğine de katkı sağlanıyor. Çöp konteynerlerine veya çevreye rastgele atılan şişelerde çok büyük azalma var” ifadelerini kullandı. Fuarın ilk gününden itibaren cihazın vatandaşların kullanımına sunulduğunu belirten Kekeç, uygulama sayesinde hem geri dönüşüm oranlarının artırılmasına hem de çevre kirliliğinin azaltılmasına önemli katkı sağlandığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/agustos-fuarinda-doa-uygulamasiyla-geri-donusume-tesvik-86086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/agustos-fuarinda-doa-uygulamasiyla-geri-donusume-tesvik-1787565989.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Geleneksel Ağustos Fuarı’nda DOA cihazına yoğun ilgi olduğunu belirten Çevre Mühendisi Tuğçe Kekeç, &quot;Bu uygulama sayesinde çevre temizliğine de katkı sağlanıyor. Çöp konteynerlerine veya çevreye rastgele atılan şişelerde çok büyük azalma var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-altyapisina-600-milyon-tllik-kritik-yatirim-86073</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın altyapısına 600 milyon TL’lik yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın üretim ve sanayi gücünü sürdürülebilir bir kent yapısıyla geleceğe taşımayı hedefleyen altyapı yatırımlarının hız kazananacağı bildirildi.</p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından özellikle atık su, arıtma ve dere temizliği alanında yürütülen çalışmalar kapsamında Nilüfer Çayı’nın temizlenmesine yönelik 600 milyon TL’lik altyapı yatırımı hayata geçirildi.</p>
<p>İdealist Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İSİAD Bursa) Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Daysalı ve yönetim kurulu üyeleri, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’yı ziyaret ederek kentin geleceğine yönelik yatırımları değerlendirdi. Görüşmede Bursa’nın altyapı ihtiyaçları, çevre yatırımları ve Nilüfer Çayı’nın temizlenmesine yönelik çalışmalar gündeme geldi. Başkan Vekili Şahin Biba, kentin yalnızca görünür yatırımlarla değil, uzun vadeli altyapı projeleriyle geleceğe hazırlanması gerektiğini belirterek, belediye olarak önceliği kronikleşen altyapı sorunlarının çözümüne verdiklerini söyledi.</p>
<h2>“Bursa’nın tıkalı damarlarını açıyoruz”</h2>
<p>Biba, Bursa’da park, asfalt, kültür merkezi ve spor tesisi gibi vatandaşın doğrudan görebildiği yatırımların önemli olduğunu ancak kentin geleceği açısından altyapı yatırımlarının çok daha kritik bir noktada bulunduğunu ifade etti. Bursa’nın mevcut durumunu bir insanın damarlarının tıkanmasına benzeten Biba, “Siz dışını ne kadar süslerseniz süsleyin, damarlar tıkalıysa bir gün yığılacaksınız. Biz şu anda Bursa’nın o tıkalı damarlarını açıyoruz” dedi. Bu kapsamda Dereçavuş’tan Ovaakça’ya kadar uzanan hatta 600 milyon TL’lik ilk altyapı yatırımının gerçekleştirildiğini açıklayan Biba, hattın yerin 8 ila 10 metre altından ilerlediğini belirtti. Yatırımın vatandaş tarafından doğrudan görülmediğine dikkat çeken Biba, “Oraya harcadığımız 600 milyon TL’yi kimse görmüyor. Bunun yerine 50 tane halı saha yapıp lansmanını gerçekleştirebilirdik. Ancak biz bunu tercih etmiyoruz. Varsın millet şimdi görmesin, 10 yıl sonra birileri ‘Allah razı olsun’ diyecek. Biz geleceği kurtarıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Nilüfer Çayı için 2028 hedefi”</h2>
<p>Bursa’nın çevre gündeminin önemli başlıklarından biri olan Nilüfer Çayı’nın temizlenmesi için kapsamlı bir altyapı operasyonu yürüttüklerini belirten Biba, hedeflerinin 2028 yılına kadar çayın temiz akmasını sağlamak olduğunu açıkladı. Dereçavuş’tan Ovaakça’ya uzanan hatta, yedi mahallenin atıklarını toplayacak altyapı hattının temelinin atıldığını belirten Biba, Görükle bölgesinde yaklaşık 40 bin kişinin evsel atığını Nilüfer Çayı’ndan uzaklaştıracak yeni hattın ise ihale aşamasına geldiğini söyledi. Biba, “Hedefimiz, Allah ömür verirse 2028 yılına kadar Nilüfer Çayı’nı tertemiz akıtmak. Burada yeniden balık tutacaksınız” dedi.</p>
<h2>“Arıtma kapasitesi artırılacak”</h2>
<p>Nilüfer Çayı’nın temizlenmesine yönelik çalışmaların yalnızca atıkların dereden uzaklaştırılmasıyla sınırlı olmadığını belirten Biba, Hançerli Arıtma Tesisi’nin kapasitesinin de önemli ölçüde artırılmasının planlandığını açıkladı. Mevcut kapasitesi 18 bin metreküp olan tesisin 50 bin metreküpe çıkarılması planlanırken, arıtma sürecinde de yeni bir yaklaşım hedefleniyor. Biba, klasik arıtmanın ötesine geçilerek biyolojik arıtma sistemiyle suyun tarımsal sulamada kullanılabilecek kaliteye ulaştırılmasının amaçlandığını ifade etti. Çalışmalar kapsamında 56 iş makinesinin sahada görev yaptığını ve bugüne kadar 2 binin üzerinde kamyonun kullanıldığını belirten Biba, Nilüfer Çayı’nın temizlenmesi için kapsamlı bir operasyon yürütüldüğünü kaydetti.</p>
<h2>“Gemlik Çarşı Deresi’ne yeni çözüm”</h2>
<p>Bursa’nın diğer ilçelerindeki çevresel sorunlara yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirten Biba, Gemlik Çarşı Deresi için yeni bir proje hazırladıklarını açıkladı. Kuraklık nedeniyle sinek ve koku sorununun yaşandığı Çarşı Deresi’ne deniz suyu verilmesinin planlandığını belirten Biba, projenin ardından dere çevresinde rekreasyon alanlarının da oluşturulacağını söyledi. Projenin dere çevresindeki yaşam kalitesini artırmayı ve bölgeyi vatandaşların daha etkin kullanabileceği bir alana dönüştürmeyi hedeflediğini kaydeden Biba, çevresel düzenlemelerin de eş zamanlı yürütüleceğini ifade etti.</p>
<h2>İSİAD Bursa’dan projelere destek</h2>
<p>İSİAD Bursa Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Daysalı ise Bursa’nın geleceğine yönelik altyapı ve çevre yatırımlarını önemsediklerini belirterek, Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına iş dünyası olarak destek vermeye hazır olduklarını söyledi. Bursa’nın sanayi ve üretim gücünü sürdürülebilir bir kent vizyonuyla desteklemenin önemine dikkat çeken Daysalı, kentin ekonomik gelişiminin çevre, altyapı ve yaşam kalitesi yatırımlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Daysalı, Bursa’nın geleceğine değer katacak projelerde kamu, yerel yönetimler ve iş dünyası arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin kentin rekabet gücüne de katkı sağlayacağını belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-altyapisina-600-milyon-tllik-kritik-yatirim-86073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/3/1280x720/bursanin-altyapisina-600-milyon-tllik-kritik-yatirim-1787554500.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Nilüfer Çayı’nın temizlenmesi için Dereçavuş-Ovaakça hattında 600 milyon TL’lik altyapı yatırımı devreye alındığını belirterek, “Hedefimiz 2028’e kadar Nilüfer Çayı’nı temiz akıtmak” dedi. İSİAD Bursa Başkanı Ferhat Daysalı, kentin geleceğine değer katacak projelere iş dünyası olarak katkı sunmaya hazır olduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-agustostan-teknofeste-uzanan-yol-86069</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 30 Ağustos’tan TEKNOFEST’e uzanan yol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öyle organizasyonlar vardır ki zihinlerde yer eder. Katılımcısının, izleyeninin bakış açısını genişletir, geleceğe dair vizyon sunar. Gölcük’te TEKNOFEST Mavi Vatan’ı gezerken ben de tam olarak böyle bir hisse yapıldım.</p>
<p>Öyle bir etkinlik alanı ki, bir yanda deniz, diğer yanda Türkiye’nin savunma sanayisi açısından en önemli merkezlerinden biri… Arada ise gençler, mühendisler, teknoloji meraklıları ve “Bunu biz de yapabiliriz” diyerek ortaya koydukları projeler. İnsan bütün bunları görünce ister istemez geçmişi düşünüyor. Hele ki 30 Ağustos’un hemen arifesindeyken.</p>
<p>Çünkü 30 Ağustos denildiğinde aklımıza önce bağımsızlık geliyor. Yıllar önce bağımsızlık için verilen mücadeleyi bugün başka bir alanda sürdürüyoruz. Artık cephede değil belki ama laboratuvarlarda, teknokentlerde, fabrikalarda, üniversitelerde ve teknoloji yarışmalarında ciddi bir mücadele var.</p>
<p>Gölcük’te dolaşırken beni en çok etkileyen de buydu. Teknoloji üretme meselesini çoğu zaman büyük projeler üzerinden konuşuyoruz. Oysa orada gördüğünüzde işin başka bir tarafını fark ediyorsunuz. Bir gencin geliştirdiği küçük bir sistem, bir öğrencinin tasarladığı araç, bir mühendisin üzerinde çalıştığı teknoloji. Hepsi aynı büyük hedefin birer değerli parçaları.</p>
<p>İşin belki de en güzel tarafı, bu teknolojilerin yalnızca bugünü değil, yarını da anlatması. Çünkü bugün bir öğrencinin üzerinde çalıştığı proje, yarın bir fabrikanın üretim hattında, bir geminin üzerinde ya da savunma sanayisinin herhangi bir alanında karşımıza çıkabilir. Bunun gerçekleşmesi için gereken en önemli şey ise merak eden, araştıran ve üretmek isteyen gençlerin desteklenmesi.</p>
<p>Şu bir aşikardır ki, bugün bağımsız olmak; kritik teknolojileri kendin geliştirebilmek, ihtiyaç duyduğun sistemleri kendin üretebilmek, bilgiyi ve teknolojiyi dışarıdan almak yerine üreticisi olabilmek anlamına da geliyor. Bundan 100 yıl önce verilen mücadelenin ruhu ile bugün teknoloji alanında verilen mücadelenin arasında aslında güçlü bir bağ var.</p>
<p>TEKNOFEST’in asıl etkisi burada ortaya çıkıyor. İnsanlara yalnızca teknolojiyi göstermiyor, teknoloji üretmenin mümkün olduğunu da hissettiriyor. Bir projenin başında duran gencin gözlerindeki heyecan, bazen sergilenen en büyük teknolojiden bile daha etkileyici olabiliyor.</p>
<p>İşte tam da bu noktada insanın aklına “yerli ve milli” kavramı geliyor. Çünkü mesele sadece ortaya konulan araçlar ya da teknolojik sistemler değil; bunları geliştiren akıl, emek ve özgüven. CG Anadolu’dan insansız hava araçlarına, deniz teknolojilerinden savunma sistemlerine kadar bugün ortaya koyduğumuz pek çok yerli teknoloji, aslında bu anlayışın somut karşılığını oluşturuyor. Denizin kıyısında, Türk mühendislerinin ve gençlerin geliştirdiği teknolojilere bakarken “yerli ve milli” kavramının sadece bir söylem olmadığını; ekonomik, teknolojik ve stratejik bir karşılığı olduğunu düşündüm.</p>
<p>Bir ülkenin kendi teknolojisini üretmesi, yalnızca ekonomik ya da stratejik bir kazanım değil, aynı zamanda geleceğine duyduğu güvenin de göstergesi. Gölcük’te gördüğüm gençlerin heyecanı da bana bu güvenin karşılıksız olmadığını düşündürdü. 30 Ağustos’un bize bıraktığı bağımsızlık mirası, bugün onların ürettiği fikirlerde, geliştirdiği teknolojilerde ve “biz de yapabiliriz” inancında yaşamaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-agustostan-teknofeste-uzanan-yol-86069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 Ağustos’tan TEKNOFEST’e uzanan yol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anot-group-supertrak-distributorluguyle-yuksek-hizli-sistemler-sunacak-86067</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Anot Group, Supertrak distribütörlüğüyle yüksek hızlı sistemler sunacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR<br /></strong><br />Yazılım, mekanik ve robotik entegrasyonların bir arada geliştirildiği sistemlerle sanayinin farklı üretim süreçlerine çözümler sunan Anot Group, yüksek hızlı transfer ve konveyör sistemleri alanında faaliyet gösteren Supertrak’ın Türkiye distribütörü oldu.</p>
<p>Supertrak distribütörlüğünün robotik ve otomasyon alanındaki çözüm portföylerini genişleteceğini belirten Anot Group Yönetim Kurulu Üyesi Eren Gönenli, “Supertrak ile yüksek hızlı transfer ve konveyör sistemleri konusunda anlaşma yaptık. Bu teknoloji, özellikle üretim hatlarında hız, hassasiyet ve senkronizasyon gerektiren uygulamalar açısından önemli imkânlar sunuyor. Robotik sistemleri yüksek teknolojili konveyör altyapısıyla bir araya getirerek müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel çözümler geliştireceğiz. Distribütörlük kapsamında yalnızca ürün tedarik eden değil, mühendislik, projelendirme, sistem entegrasyonu ve devreye alma süreçlerinin tamamını yöneten bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Yamaha’nın robotik ürünlerinin Türkiye’deki yetkili distribütörlüğünü de sürdürdüklerini aktaran Gönenli, SCARA robotlardan manyetik konveyör sistemlerine kadar geniş bir ürün portföyü sunduklarını kaydetti. Altı eksenli robot teknolojilerinde ise KUKA ile uzun süredir çözüm ortaklığı yaptıklarını belirten Gönenli, farklı markaların teknolojilerini Anot Group’un mühendislik yetkinliğiyle bir araya getirerek üretim süreçlerine özel sistemler geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p><strong>Robotik projelerde anahtar teslim çözüm üretiyor</strong></p>
<p>Paketleme, yükleme, taşıma, montaj ve kaynak başta olmak üzere farklı üretim süreçlerine yönelik robotik projeler geliştirdiklerini anlatan Gönenli, müşterinin ihtiyacını analiz ederek sisteme özel çözümler sunduklarını söyledi. Yazılım, mekanik tasarım ve robotik entegrasyon kabiliyetlerinin aynı yapı altında bulunmasının projelerin bütüncül şekilde yürütülmesine imkân sağladığını ifade eden Gönenli, “Robot teknolojilerine yönelik anahtar teslim çözümler üretiyoruz. Bir projeyi yalnızca robot veya ekipman satışı olarak değerlendirmiyor; üretim sürecinin tamamını analiz ederek doğru robotu, konveyör sistemini, yazılımı ve mekanik altyapıyı bir araya getiriyoruz. Supertrak işbirliği de bu yaklaşımımızı yüksek hızlı uygulamalarda daha ileriye taşıyacak. Özellikle çevrim süresinin kritik olduğu üretim hatlarında robotik sistemlerin yüksek hızlı transfer teknolojileriyle uyum içerisinde çalışmasını sağlayacağız” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yanlış mühendislik robotik yatırımlara zarar veriyor”</strong></p>
<p>Türkiye’de robotik sistemlere yönelik ciddi bir talep bulunmasına rağmen uygulama ve mühendislik süreçlerinde önemli sorunlarla karşılaşıldığını vurgulayan Eren Gönenli, sektördeki temel problemin müşteri ihtiyacının doğru tanımlanamaması ve yatırımın uygun çözüme yönlendirilememesi olduğunu söyledi. Gönenli, “Türkiye’de robotik yatırımların önemli bir bölümünde talep analizi ve mühendislik hatalarıyla karşılaşıyoruz. Müşteri ihtiyacını doğru tanımlayamadığında, sistem entegratörü de üretim sürecini yeterince analiz etmeden ucuz veya geçici çözümlere yöneldiğinde proje istenilen sonucu vermiyor. Yatırımın geri dönüş hesabının dışında, yanlış tasarlanmış ve hayata geçirilememiş çok sayıda proje bulunuyor. Bu durum firmaların robotik teknolojilere olan güvenini azaltırken Türkiye’nin rekabetçiliğine de zarar veriyor. Robotik dönüşümün başarılı olabilmesi için ihtiyacın doğru anlaşılması, doğru mühendislik çözümünün geliştirilmesi ve projenin bütün aşamalarının yetkin ekipler tarafından yönetilmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/anot-group-supertrak-distributorluguyle-yuksek-hizli-sistemler-sunacak-86067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/7/1280x720/anot-group-supertrak-distributorluguyle-yuksek-hizli-sistemler-sunacak-1787552364.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Supertrak ile yüksek hızlı transfer ve konveyör sistemleri konusunda anlaşma yaptıklarını açıklayan Anot Group Yönetim Kurulu Üyesi Eren Gönenli, &quot;Bu teknoloji, özellikle üretim hatlarında hız, hassasiyet ve senkronizasyon gerektiren uygulamalar açısından önemli imkânlar sunuyor. Robotik sistemleri yüksek teknolojili konveyör altyapısıyla bir araya getirerek müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel çözümler geliştireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gibi-aziz-olalim-86066</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su gibi aziz olalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğadaki yaşamı su döngüsü yönetirken milyarlarca insan için su büyük ve ciddi bir sorun. Erişebildiğimiz su olunca tüketir ve yaşarız. Gezegenimiz ve vücudumuz için su döngüsü önemlidir. Kentlerimizde su yönetimi olmadan sürdürülebilir yaşam olamaz. Barajlarımızdaki su düzeyi azalınca gündem olur. Sonrasında barajların dolmasını öğrenince bir ferahlık olur. Yanı sıra Yağış Anormallikleri (Şiddetli Yağış, Kasırga, Sel, Ani Sel, Taşkın); Kuraklık; Küresel Yüzey ve Küresel Okyanus Sıcaklıklarında Artış; Deniz Seviyesi Yükselmesi gibi iklim değişikliği kaynaklı olaylarla da suyu hatırlarız. Ancak olmadığında ve/veya klimatik afetlere neden olduğunda düşünürüz, korkarız.</p>
<p>Yaşamımız su gibi akıp giderken hepimizin su ve atık su hizmetleri için sürdürülebilir su yönetimini güvence altına alma yolunda Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA) 6: Temiz Su ve Sanitasyon (Sağlıklama) ile ilerlerken BM-Su yapılanması “Tek Vücut Hareketi Sağlama” koordinasyon mekanizması. Otuzdan fazla BM kuruluşu ile elliden fazla uluslararası organizasyon su ve sağlıklama programları yürütüyor. Su temel içeceğimiz, tarım ile endüstrinin girdisi, enerji sektörünün yenilenebilir kaynağı, turizm için önemli, gezginlerin doğadaki arkadaşı, kıymeti ölçülemez ulusal varlığımızdır. SKA6: Sudaki Yaşam tüm SKA’larla ilişkili bir amaç. BM Su ve Sağlıklama Sistemi Genel Stratejisi (SWS) ile 2024’te hızlı ilerleme tarihi sözü verildi. İş Birliğine Dayalı Uygulama Planı(2025-2028) yürürlükte. Ülkelerin cinsiyet eşitliği, eğitim, enerji, gıda güvenliği, iklim değişikliği, sağlık ulusal uygulamalarına suyun entegrasyonuyla, suyun adeta bir hızlandırıcı, katalizör olarak tüm başlıklarda direnç artışı ve SKA başarısıyla ekonomik büyüme yaratması ön görülüyor.</p>
<p>Su sorunu olunca, insan ve kentler için dirençlilik kırılır. Atalarımızın doğudan batıya göçlerinin, Kavimler Göçü’nün ekonomik temel sebebi artan nüfus yanındaki kuraklık ve otlak darlığıdır. Günümüzde en iyi suyu yönetimini ulusal ve sınır aşan su kaynaklarıyla başaramayan ülkelerde, birbiri ile etkileşen su ve iklim değişikliği ikili sorunu için kriz tanımı dahi yetmezken suyun ekonomiye katkısının yüksek akçeli değerini söylemeye de sayılar yetmez.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu kentsel su sistemi Cumhuriyet ile dönüşerek, Sular Hakkında Kanun (1926) ile su kaynaklarımızın yönetimi vakıf ve özel mülkiyet sahiplerinden belediyelere verildi. Bu yıl suyu kamu hizmeti yapan bu kanunun yüzüncü yılı. Belediyeler Kanunu( 1930); Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (1930) ile hız kazanılarak ilki İstanbul Terkos Su Şirketi olmak üzere kamulaştırmalar sürdürüldü. Farklı teknik ve mali kapasiteye sahip belediyeler için mühim bir adımla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Belediyeler Bankası(1933) kuruldu. Ardından İller Bankası Genel Müdürlüğü kurulup (1945) 2011’de kalkınma ve yatırım bankası olarak bankanın adı İller Bankası A.Ş. oldu. Suya dair iki önemli kurum olan Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü(EİEİ;1935) ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ;1953) yapılandırıldı. Cumhuriyetimizin ilk barajı olan Çubuk Barajı( 1928-1936) ziyareti sırasında Gazi’nin, 7 Mayıs 1938 günlü fotoğraflarını görerek gururu hissetmek gerek. Meraklısı için Marmara Belediyeler Birliği’nin Kentler Dergisi’nin Su temalı kapak dosyasını içeren, mükemmel sayısını sanal kitaplık için öneriyorum: https:// mbbkulturyayinlari.com/tr/kent-cozum-ureten- kentler-17 Türkiye ilk Su Şurası Sonuç Bildirgesi (Kasım 2021) sonuçları; Ulusal Su Planı (2026- 2035); Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı bir tüzel düşünce kuruluşu olan Türkiye Su Enstitüsü (SUEN; Kasım 2021); Ocak 2023’te başlatılan Su Verimliliği Seferberliği; Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023- 2033) çalışmaları var. Küresel çalışmalarda da ülkemizin duruşu kuvvetli.1996’da kurulan, misyonu uluslararası toplumu bir araya getirerek karar vericileri suyun gezegenin sürdürülebilir ve adil gelişimi için siyasi bir öncelik olduğuna ikna etmek olan Dünya Su Konseyi( WWC) ülkeleri Dünya Su Forumu’nda bir araya getiriyor. WWC, BM tarafından resmi tanınan, BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) ile ortak üyelik, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) ile danışma üyeliği konumunda suyun küresel mavi kurumu. 11. Dünya Su Forumu Mart 2027’de Riyad’da. Ülkemizde üç yılda bir bu forumdan bir yıl önce, Beşincisi Mayıs 2026’da “Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme” temasıyla yapılmış İstanbul Uluslararası Su Forumu( IIWF) küresel etkinliği gerçekleştiriyor. Bir “Su Kenti” olan İstanbul’a bu forum pek yakışıyor.</p>
<p>Uluslararası Su Kaynakları Birliği (IWRA) iş birliğinde, Tarım ve Orman Bakanlığı liderliğinde “Akıllı, Dayanıklı ve Döngüsel: Suyun Dönüşümü” ana temasıyla 20. İstanbul Su Kongresi de Ekim 2027’de İstanbul’da olacak. 1991’den beri Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü’nün düzenlediği Dünya Su Haftası ise halen, 23-27 Ağustos tarihlerinde “İnsanlar ve İlerleme İçin Su” için hibrit programla yapılıyor. Çıktıları mühim olacak.</p>
<p>Gündemimizde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) ve Karbon Ayak İzi (KAİ) var. Su Ayak İzi(SAİ) de hiç unutulmamalı, bu ikilinin etkileşimi de iyi bilinmeli. COP31 resmi maskotu “Ortak geleceğimizi korumak için hep birlikte harekete geçme” çağrısının simgesi olacak güler yüzlü küçük iklim elçisi CARRETTA. Caretta Caretta 100 milyon yıldır Antalya kıyılarında yuva kuran bir deniz kaplumbağımız.</p>
<p>Deyimlerimizde, atasözlerimizde su çok var. Su aslında hep beni unutmayın diyor. Biz de “Su gibi aziz ol” diyerek temiz ve bereketli olma temennisi yaparız. Su hem sakin hem de coşkuludur. Aynı aşk, aynı yaşam gibi. Suya felsefi yaklaşımları, su şiirlerini okumak keyiflidir. İlerleyen yazılarımda da suyu öncelikleyeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gibi-aziz-olalim-86066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su gibi aziz olalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-kalkinmanin-sufloru-surdurulebilirlik-86048</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel kalkınmanın suflörü: Sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN SOYUER - </strong><strong>Sürdürülebilirlik Profesyoneli</strong></p>
<p><strong> </strong>Dünya bugüne kadar rollerini pekte iyi oynayamayan oyuncuların sahnesiydi.</p>
<p>Parlayan ışıkların altında gösterilen performanslara şahit olan sahne, ışıklar kapandıktan sonra arkasına bakmadan oradan uzaklaşan oyunculuklara şahitlik etti. Tarihin günümüze uzanan o yorgun anlarında daima ileriye bakan gözler geriye yalnızca geçmişte neleri yapamadıklarını, veremedikleri tahribatı görmek için baktılar. Sahneyi temizlemek bir kenarda dursun üzerine yeni sahneler inşa etmek için mücadeleler verildi. Fakat temel bir kere bozuldu mu dengeyi yakalamak zor. Hal bu ya, dünya üzerine dünyalar yaratılmaya çalışıldı ama bir tek elde olana gereken özen gösterilmedi.</p>
<p>2000 yılında, bu zamana kadar yaratılan tahribatlara karşı çözüm arayışına giren Birleşmiş Milletler, 2015 vizyonuyla ortaya konulan Milenyum Kalkınma Amaçları’nı (MKA) ve Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni yayınladı. Akabinde 2002 yılında Siyaset Bilimi Profesörü David McNally tarafından anti-kapitalizm odaklı ‘’Başka Bir Dünya Mümkün’’ başlığıyla hazırlanan kitap ile başka bir dünyanın mümkün olduğu söylemleri gün geçtikçe kapitalizmin moda söylemleri arasına girdi.</p>
<p>Sahiden de başka bir dünya mümkün müydü? Yoksa sürdürülebilirlik kavramı bu sahne oyuncularının en önemli suflörü haline mi gelmeye başlamıştı?</p>
<p><em>‘’Bir kez uçma dürtüsüne kapılan kişi bir daha asla sürünmeye razı olmaz.’’ <strong>Helen Keller</strong></em></p>
<p>Tam da 2000 yılına kadar yaratılan dezenformasyonlara karşı ortak bir çözüm amacı olarak geliştirilen MKA’ların ardından; 2001 yılında gelişen 11 Eylül travması ve Afganistan işgali, 2003 yılında 2. Körfez Savaşı, 2008 yılında gelişen Küresel Kriz, 2010 yılında başlayan Arap Baharı, 2011 yılında Suriye Savaşı gibi yaşanan olumsuz gelişmeler 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı güncel haliyle ve 2030 vizyonuyla karşımıza çıkardı. Bu sefer geçmişten doğru derslerin çıkarılarak, doğru bir temel inşasına dayalı ve dengeyi yeniden bulmak için yerinde belirlenen amaçlar karşıladı bizleri. Oyun yeniden yazılıyordu. Dengenin dinamikleri değişiyor ve artık rollerin karşı karşıya olduğumuz risklere karşı doğru adımlar atabilecek oyunculara verilmesi gerekiyordu.</p>
<p>İşin özü; <em>‘’Konuya ne kadar kazandığından çok nasıl kazandığını şeffafça ortaya koyabilen oyunculara ihtiyaç duyulan bir dönem yaşadığımız.’’</em></p>
<p>Geçmişteki oyuncuların toplumsal yönlendirmeleriyle insanın yaşam çevresinde günümüze kadar gelişen bozunmalar maddi gücü elde etmenin dengeyi bozan en büyük oyun olduğunu gösterdi.</p>
<p>Kuruluşların sürdürülebilirlik raporlarını okuduğumuzda bir mükemmeliyet görüyoruz. Kendini toplumla bütünleştirmeyi başarabilmiş, risk alanlarını belirleyerek stratejisini kurmuş ve bu stratejilerini gerek uygulamalarıyla gerekse hedefleriyle destekleyen kendinden emin kuruluşlar görüyoruz. SDG’ler odağında geliştirilen projeler ve yatırımlarda karşımıza çok sık çıkıyor. Ki böyle olması harika!</p>
<p>Peki o halde neden ilerleyemiyoruz?</p>
<p>UNSDSN tarafından son hali yayınlanan 2022 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’ndaki bazı bilgilere bakalım.</p>
<p><em>‘’Düşük gelirli ülkeler ve düşük-orta gelirli ülkeler için yılda birkaç yüz milyar dolar, belki de yılda yaklaşık 500 milyar ABD doları tutarında büyük bir SDG finansman açığı vardır.</em></p>
<p><em>Üst-orta gelirli ülkelerin ihtiyaçlarına ek olarak, artan finansman ihtiyaçları yılda 1 trilyon ABD Dolarını aşmaktadır. Artan SDG finansman ihtiyaçları gelişmekte olan ülke ekonomilerine göre büyük olmakla birlikte, bir çok düşük gelirli ve düşük-orta gelirli ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) belki de %10 ila 20’sine denk gelmekte. Aslında bu fark dünya ekonomisinin büyüklüğüne göre oldukça mütevazi. Gayri safi dünya hasılası (GWP) şu anda 100 trilyon ABD Doları civarındayken, küresel SDG finansman açığı GWP'nin belki de %1-2'si kadardır. Küresel tasarruf şu anda GWP'nin yaklaşık %27'si veya yılda kabaca 27 trilyon ABD dolarıdır: Dünya nüfusunun yaklaşık %80'inin artan SDG finansman ihtiyaçlarını karşılamak için küresel tasarrufun yalnızca %4-8'i düzeyinde artımlı finansmana ihtiyaç vardır.’’</em></p>
<p>Aslında mükemmeliyete ve hızlı bir sürdürülebilirlik adaptasyonuna karşı ilerlemenin bir o kadar yavaş olmasının nedeni yukarıdaki satırlarda gizli sanırım. Dengeli bir küresel kalkınmayı bu kadar yaygın olarak konuşuyorken ve etki yaratılması gerekli alanlardan bu kadar sık bahsederken -özellikle iklim krizi- konunun özünde bir söylem ekonomisi ortamının doğduğunu anlıyoruz. Dünya üzerinde yaratılan bu hasılada aslında bu kadar sık konuşulan sürdürülebilir kalkınma odağında doğru etkiler yaratmaya yönelik bir yatırım akışı sağlanmadığını görüyoruz. Ortaya çıkarılan projelerin ise yarattığı etkilerden çok projenin varlığından sıkça söz edilmesi için harcanan PR çabaları da küresel kalkınmanın gündeminin yaygınlaşması için bir etki tabii ki.</p>
<p>Kurumsal hayat, bu hayatın getirdiği roller ve oyunculuğun niteliği.</p>
<p>Aslında bu bakış açısıyla herkes birer sanatçı. Ama alkışı kolay yoldan mı almaya çalışıyoruz acaba? Verilen rolleri ne kadar iyi oynayabiliyoruz? Kötü bir oyuncuysak da alkışa ihtiyacımız var. İşte o noktada sürdürülebilirlik karşımızda bir suflör gibi beliriyor. Belki de bunun için kurumsal sürdürülebilirlik dönüşüm süreçlerinde artan bu hızlı mükemmellik işin özünde ortada olan istatistiksel verilerde ilerlenemediğini gösteriyor. Yani suflör, rollerini devam ettirmek için mücadele gösteren oyuncuların bir ihtiyacı ya da kurtarıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Ve bunun kabul görürlüğünü ise sürdürülebilirlik alanındaki temel bilgi, kavram ve felsefesindeki eksikliği yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-kalkinmanin-sufloru-surdurulebilirlik-86048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel kalkınmanın suflörü: Sürdürülebilirlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gitex-ai-ile-dogu-ve-bati-arasinda-yapay-zeka-koprusu-olacagiz-86047</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GITEX AI ile Doğu ve Batı arasında yapay zekâ köprüsü olacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>9-10 Eylül 2026’da İFM’de düzenlenecek GITEX Ai’ın en önemli özelliklerini Gemini’a sordum. Aldığım yanıt, “Etkinlik, Türkiye'yi Doğu ile Batı arasında yapay zekâ odaklı yeni nesil bir sınır ötesi dijital köprü ve teknoloji üssü olarak konumlandırmayı hedefliyor.” oldu. Bu, Truva ile ilgili yaptığım köprü/çanak tartışmasını hatırlattı.</p>
<p>Benim GITEX Ai ile ilgili notlarımda öne çıkan maddelere baktığımda TEKNOFEST dalgasının yeni bir uyarlaması ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Beklentilerimiz büyük.</p>
<ul>
<li>2026 yılında 38 milyar ABD doları değerinde olan ve 2031 yılına kadar 58 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülen Türkiye bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) pazarı, ülkeyi Avrasya’nın yükselen dijital ekonomisinin merkezine taşıyor. Milyarlarca dolarlık teknoloji yatırımları ve yapay zekâ alanında yetenek geliştirme planlarıyla ivme kazanan bu büyüme, Türkiye’yi yapay zekâ ve dijital inovasyonda yeni nesil bir sınır ötesi koridor olarak konumlandırıyor.</li>
<li>Türkiye, dijital dönüşüm yol haritasını hızlandırarak bu yıl veri merkezi ve yapay zekâ yatırımlarına 3 milyar ABD doları ayırırken, yapay zekâ inovasyonlarını desteklemek ve 2030 yılına kadar 1 gigawatt veri merkezi kapasitesi oluşturmak amacıyla özel sektörden 10 milyar ABD doları kaynak sağlamayı hedefliyor.</li>
<li>Bu büyük ölçekli yapay zekâ ve dijital ekosistem hedefi, kapsamlı bir yetenek programıyla da destekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2026’da Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesinin planlandığını açıkladı.</li>
</ul>
<p>Türkiye’nin girişim ekosistemi ise 2026’nın ilk çeyreğinde 559 milyon ABD doları yatırım çekerek geçen yılın aynı döneminin yedi katından fazla bir seviyeye ulaştı. Avrupa’nın en dinamik inovasyon kültürlerinden biri ve hızla gelişen teknoloji altyapısının desteklediği ekosistemde, 114 teknopark 13 binden fazla girişime ev sahipliği yaparken, ülkede 1.700’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Bunlar zaten basın bülteninin girişinde de vurgulanan noktalar. Anladığım kadarıyla yapay zekâyı Türkiye ekonomisini büyütmek için bir kaldıraç olarak kullanmaya çalışacağız. Bu çaba, büyük şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmasını sağlamaya ve böylece global büyümeden nominal pay almaya odaklanırken ben de yapay zekâyı kullanarak başka bir boyuttan bu çabaya katkıda bulunmaya çalışmak istiyorum. Ama önce bu kadar yapay zekâ odaklı bir etkinliğin arifesinde Gemini’ın gözüyle bu etkinliğin tanımlamasını yapalım. Gemini şöyle diyor:</p>
<p>GITEX Ai Türkiye 2026, dünyaca ünlü teknoloji ve girişimcilik ekosistemi GITEX'in Türkiye'deki ilk edisyonu olarak 9–10 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) kapılarını açmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ev sahipliğinde ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı desteğiyle düzenlenen bu dev buluşmanın en dikkat çekici özellikleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Kapsamlı Yapay Zekâ ve Altyapı Entegrasyonu: Etkinlik, yapay zekâyı yalnızca bağımsız bir yazılım katmanı olarak ele almıyor; veri merkezi, bulut teknolojileri, çipler, telekomünikasyon, siber güvenlik ve yatırım ekosistemini tek bir çatı altında buluşturuyor.</li>
<li>Global Teknoloji Devlerinin Zirvesi: Google Cloud, HPE ve NVIDIA gibi sektörün dev oyuncularını bir araya getiren etkinlik, Türkiye’nin 2030 yılına kadar hedeflediği 1 gigawatt veri merkezi kapasitesi ve stratejik altyapı hamleleri için kritik bir vitrin oluşturuyor.</li>
<li>Milyar Dolarlık Sermaye ve Yatırımcı Buluşması: Küresel finans ve teknoloji dünyasını buluşturan organizasyon, arka planda 50 milyar dolarlık varlığı yöneten uluslararası yatırımcıları ve yüzlerce şirketi bir araya getirerek yerli girişimlerin küresel pazarlara açılmasına zemin hazırlıyor.</li>
<li>Geniş Uluslararası Katılım: 70'ten fazla ülkeden gelen katılımın yanı sıra 300–500'ü aşkın katılımcı firma ve 150'den fazla uzman konuşmacıyla Avrasya bölgesinin en iddialı teknoloji ve ticaret koridorlarından biri konumunda.</li>
<li>Stratejik Yetenek ve Eylem Planı Vurgusu: Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı çerçevesinde hedeflenen ileri düzey uzman ve uygulama profesyoneli yetiştirme programlarının, ülkenin büyüyen teknopark ve Ar-Ge merkezi altyapısıyla how global ölçekte nasıl harmanlandığını gözler önüne seriyor.</li>
</ul>
<p>Etkinlik, Türkiye'yi Doğu ile Batı arasında yapay zekâ odaklı yeni nesil bir sınır ötesi dijital köprü ve teknoloji üssü olarak konumlandırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kullanarak stratejik “köprü” analizi yaptık</strong></p>
<p>Anadolu topraklarının en önemli uygarlıklarından olan Truva üzerinden bir analiz yapmanın bu noktada geleceğe katkı sunmak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Truva, bir köprü konumunda olmasına karşın bununla yetinmeyerek Anadolu’yu ve bölgeyi bir çanak haline getirmeyi başarmıştır. Köprü rolünden sağlanan katkı, Çanakkale’nin fırtınalı havası nedeniyle buradaki limanda konaklamak zorunda kalan yabancı gemilerden ücret alınmasına dayanıyor.</p>
<p>Ancak Truva’nın daha önemli özelliği, Anadolu’da ve bölgedeki siyasi ve ticari ilişkileri düzenleme rolünün hakkını vermesi oluyor. Bunun bir boyutunu da teknoloji oluşturuyor. Truva müzesi ve şehir alanı ziyaretimde, sık sık depremle sarsılan bölgedeki surların yekpare olmadığını ve parçalı inşa edilerek bir nevi sismik izolasyon sistemi kurulduğunu görmüştüm. Burada anlatacaklarıma ışık tutacak daha önemli bir ayrıntı ise, yolun karşısındaki köyde yaşayanların Truva’yı Yunan uygarlığının parçası sanması ve hiçbir şekilde bu uygarlıkla ilgilenmemesiydi. Bu kendinden bihaber olma durumunun en etkileyici noktası ise, bölgede ve Anadolu’nun birçok yerinde köy evlerinin bahçelerinde kullanılan tandır benzeri fırınların kökeninin Truva olmasına karşın insanların bundan bile haberdar olmamasıydı. Bir uygarlığın yıkılmasını başardığınızda bu etkiyi yaratabiliyordunuz. Yazının bundan sonrasında duygusallaşmamak için Gemini’dan destek alacağım. Kendisini deneyimli bir tarihçi olarak tanımladım ve köprü ile çanak arasındaki farkı örneklerle açıklamasını istedim. İnsan yetiştirmeye kalksak herhalde birkaç 10 yıla ihtiyaç olacaktı ama yapay zekâ istediğimi saniyeler içinde yaptı:</p>
<p>Tarihsel süreçte devletlerin ve imparatorlukların yükseliş, duraklama ve çöküş dönemlerini incelerken, stratejik konumlar (köprü) ile zenginlik ve güç odakları (çanak/pot) kavramları jeopolitiğin en temel analitik araçlarını oluşturur. Bir ülkenin kaderini belirleyen bu iki metafor, coğrafyanın siyaset üzerindeki kalıcı etkisini özetler.</p>
<p>Deneyimli bir tarihçinin gözüyle, ülkelerin "köprü" ve "çanak" rollerinden elde ettikleri stratejik kazanımları, avantajları ve beraberinde getirdikleri riskleri şu şekilde inceleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Köprü Rolü (The Bridge): Geçiş, Ticaret ve Kültür Koridoru</li>
</ol>
<p>Tarih boyunca iki ya da daha fazla kıtayı, kültürü ya da ekonomik havzayı birbirine bağlayan coğrafyalar "köprü" işlevi görmüştür.</p>
<ul>
<li>Ekonomik Avantajlar (Transit Gelirleri): Köprü konumundaki ülkeler, ticaret yollarının (İpek Yolu, Baharat Yolu veya modern enerji koridorları gibi) merkezindedir. Bu durum, geçen mallardan alınan gümrük vergileri, lojistik hizmetler ve finansal akışlar sayesinde ülkeye devasa bir ekonomik refah sağlar.</li>
<li>Kültürel ve Yumuşak Güç (Soft Power): Farklı medeniyetlerin kesişim noktasında yer almak, ülkeyi bir kültürel mutfak (entelektüel kavşak) haline getirir. Bilgi, teknoloji, sanat ve felsefe bu köprü üzerinden yayılır. Bu konumdaki devletler genellikle diplomasi ve müzakerelerde başat bir arabulucu rolü üstlenirler.</li>
<li>Jeopolitik Kaldıraç: Doğru yönetildiğinde, köprü olmak devlete uluslararası ilişkilerde çok yönlü bir manevra kabiliyeti kazandırır. Büyük güçler arasında denge siyaseti izleyerek her iki taraftan da taviz veya destek koparılabilir.</li>
</ul>
<p>Tarihsel ve Modern Örnekler:</p>
<ul>
<li>Anadolu: Asya ile Avrupa arasında binlerce yıldır kesintisiz bir köprü olmuştur. Roma, Bizans ve Osmanlı gibi imparatorluklar bu stratejik geçiş noktasını kontrol ederek küresel birer güç haline gelmiştir.</li>
<li>Venedik Cumhuriyeti: Doğu'nun zenginliklerini Batı'ya taşıyan bir deniz köprüsü olarak Akdeniz ticaretini domine etmiştir.</li>
</ul>
<p>Risk Faktörü: Köprü olmanın en büyük tehlikesi, iki tarafın çatışma alanına dönüşmektir. Savaşlar genellikle ilk olarak bu geçiş hatlarında patlak verir; bu da köprü ülkeyi istikrarsızlığın ve yıkımın merkezine sürükleyebilir.</p>
<ol start="2">
<li>Çanak/Pot Rolü (The Pot/Cradle): Zenginlik, Üretim ve Havza Merkezi</li>
</ol>
<p>İngilizcedeki <em>"melting pot"</em> (eritme potası) veya coğrafi anlamdaki <em>"river basin/cradle"</em> (verimli nehir havzaları, çanak şeklindeki ovalar) metaforları, zenginliğin, tarımsal üretimin ve nüfusun toplandığı merkezleri ifade eder.</p>
<ul>
<li>Kaynak Üstünlüğü ve Kendine Yeterlilik: Çanak konumundaki bölgeler genellikle dağlarla çevrili, verimli nehir havzaları veya zengin maden yataklarına sahip coğrafyalardır (Örn: Mezopotamya, Çin Ovaları, Kuzey İtalya havzaları). Bu coğrafyalar yüksek tarımsal verimlilik ve gıda güvenliği sağlayarak büyük nüfusların beslenmesine zemin hazırlar.</li>
<li>Merkeziyetçi Devlet Yapısı: Coğrafi olarak kendi içine dönük ve sınırları net olan bu çanak bölgeler, güçlü merkezi otoritelerin ve imparatorluk bürokrasisinin doğması için idealdir. Devlet, bu verimli havzadaki üretimi vergilendirerek güçlü bir ordu ve idari mekanizma kurabilir.</li>
<li>Demografik Güç: Zengin besin kaynakları ve istikrarlı yaşam alanları yüksek nüfus yoğunluğunu tetikler. Tarihte orduların temel yakıtı olan insan gücü (demografik kapasite) bu havzalardan beslenmiştir.</li>
</ul>
<p>Tarihsel ve Modern Örnekler:</p>
<ul>
<li>Mezopotamya (Fırat ve Dicle Havzası): Tarihin ilk medeniyetlerinin doğduğu, tarım ve hukukun "çanağı" olmuştur.</li>
<li>Çin'deki Sarı Nehir ve Yangtze Havzaları: Binlerce yıldır Çin medeniyetinin siyasi ve demografik merkezini oluşturmuş, dışarıdan gelen göçmenleri ve kavimleri kendi kültürel havzasında eritmiştir ("melting pot" etkisi).</li>
</ul>
<p>Risk Faktörü: Çanak konumundaki ülkeler veya bölgeler, uzun süre zenginlik içinde yaşamanın getirdiği bir refah sarhoşluğu veya dış dünyadaki gelişmelere karşı yabancılaşma (izolasyonizm) riskiyle karşılaşabilirler. Dışarıdan gelen dinamik göçebe veya tüccar güçler (köprü konumundakiler veya bozkır halkları) karşısında hantallaşabilirler.</p>
<p>Tarihsel Sentez: İki Rolün Dengesi</p>
<p>Uluslararası ilişkiler teorisinde ve tarihte en başarılı devletler, bu iki rolü başarıyla harmanlayan veya birinden diğerine geçiş yapabilenlerdir. Örneğin, hem kendi içinde güçlü bir üretim çanağına sahip olan hem de bu zenginliği dış dünyaya bağlayan bir ticaret köprüsünü kontrol eden imparatorluklar (Pax Romana, Pax Ottomana, Britanya İmparatorluğu) çağlarına damga vurmuştur.</p>
<p>Bugünün dünyasında ise tedarik zincirlerinin çeşitlendiği, lojistik koridorların (örneğin Orta Koridor gibi projelerin) ve teknoloji üretim merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, ülkelerin bu stratejik avantajları nasıl optimize ettiği gelecekteki küresel konumlarını belirlemeye devam etmektedir.</p>
<p><strong>Gemini, Truva’nın trajedisini analiz etti</strong></p>
<p>Bu genel değerlendirmenin üzerinden Truva örneğine eğilmemizi istedim. Gemini bu analizi yaparken benim gibi Truva değil, Troia adını kullanmayı tercih etti. Bu tercihe saygı duyarak yaptığı analizi aktarıyorum.</p>
<p>Tarihsel coğrafya ve jeopolitik perspektiften baktığımızda, Anadolu topraklarının en kadim ve simgesel “köprü” ile “çanak” (havza/kavşak) entegrasyonlarından biri hiç şüphesiz Troia (Truva) ve çevresidir. Homeros’un destanlarına konu olan Troia, sadece mitolojik bir savaşın sahnesi değil, coğrafi konumunun ona yüklediği jeopolitik kaderin ta kendisidir.</p>
<p>Deneyimli bir tarihçinin gözüyle, Türkiye topraklarının batı kapısı olan Troia üzerinden bu "köprü" ve "çanak" analizini şu başlıklar altında yapabiliriz:</p>
<ol>
<li>Troia'nın "Köprü" Rolü: İki Dünyanın ve İki Denizin Kesişimi</li>
</ol>
<p>Troia, coğrafi olarak Asya ile Avrupa’nın, daha da önemlisi Ege Denizi ile Karadeniz (Çanakkale Boğazı vasıtasıyla) arasındaki geçişin kilit noktasında yer alır.</p>
<ul>
<li>Boğazların Kontrolü ve Jeopolitik Kaldıraç: Tarih öncesi çağlardan itibaren Karadeniz’e açılan kapı olan Çanakkale Boğazı (Hellespontos), Kuzey’in (Karadeniz havzası, Trakya, Balkanlar) ve Doğu’nun zenginliklerinin Akdeniz uygarlıklarına ulaşmasını sağlayan yegane geçitti. Troia, bu boğazın girişini tutarak hem bir gözetleme kulesi hem de bir geçiş kontrol noktası (gümrük kapısı) işlevi gördü.</li>
<li>Kültürel ve Ticari Entropi: Troia, batıdan gelen Ege/Miken kültürü ile doğudan gelen Anadolu (Hitit/Luvi) kültürünün eritildiği, harmanlandığı bir köprüydü. Arkeolojik kazılar, Troia'nın tek tip bir kültüre sahip olmadığını, hem Akdeniz ticaret ağlarının hem de Balkan-Anadolu göç yollarının kesişiminde kozmopolit bir karakter taşıdığını göstermektedir.</li>
</ul>
<p>Tarihsel Analiz: Troia Savaşları'nın (veya bu efsanenin arkasındaki gerçek tarihsel mücadelelerin) özünde, Akdeniz’den Karadeniz ticaretine çıkmak isteyen Miken/Akhalı tüccar-korsan koalisyonunun, bu boğaz ve köprü geçişini elinde tutan Troia’nın tekelini kırma isteği yatar. Yani Troia, köprü konumunun getirdiği transit denetim gücü sayesinde zenginleşmiş, ancak bu güç aynı zamanda onu hedef haline getirmiştir.</p>
<ol start="2">
<li>Troia ve Çevresinin "Çanak" (Havza/Üretim) Dinamiği</li>
</ol>
<p>Troia sadece boğazı tutan bir kale değil, arkasında beslendiği son derece verimli bir coğrafi çanağa dayanır: Biga Yarımadası ve Troas Bölgesi.</p>
<ul>
<li>Verimli Ovalar ve Tarımsal Zenginlik: Scamandros (Karamenderes) ve Simois (Dumlupınar) çaylarının suladığı bu alüvyon ovaları, antik çağda tarım ve hayvancılık için muazzam bir potansiyele sahipti. Bu "çanak" yapı, surlar içinde yaşayan nüfusu ve orduları besleyecek gıda güvenliğini sağladı.</li>
<li>Stratejik Derinlik: Troia’nın zenginliği sadece dış ticaretten değil, arkasındaki bu tarımsal havzanın kendisinden geliyordu. Bir çanak gibi dağlarla ve nehirlerle çevrili bu ekosistem, kente ekonomik bir "merkez" olma özelliği kazandırıyordu.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Troia Üzerinden Jeopolitik Sentez: "Köprü Olmanın Bedeli"</li>
</ol>
<p>Troia analizi bize jeopolitiğin en acımasız kuralını hatırlatır: Dünyanın en kritik köprüsüne sahip olmak, aynı zamanda en büyük hedef tahtası olmak demektir.</p>
<ul>
<li>Doğu-Batı Çatışmasının İlk Prototipi: Homeros’un İlyada’sında anlatılan Doğu (Asya/Troia) ile Batı (Avrupa/Akha) mücadelesi, Anadolu’nun köprü misyonunun doğurduğu kaçınılmaz jeopolitik gerilimin metaforik bir anlatımıdır. Köprü olan topraklar, iki tarafın da hakimiyet kurmak isteyeceği ilk alanlardır.</li>
<li>Tarihsel Devrederlik: Troia’nın ve Çanakkale Boğazı’nın temsil ettiği bu köprü-çanak dengesi, binlerce yıl sonra aynı coğrafyada Osmanlı İmparatorluğu’nun Boğazlar üzerindeki hakimiyetiyle ve 1915’te Çanakkale Savaşı’yla yeniden sahneye çıkmıştır. Coğrafya değişmez; aktörler ve teknolojiler yenilenir.</li>
</ul>
<p>Sonuç: Türkiye topraklarının batı ucundaki Troia, "köprü" olmanın getirdiği ticari ve jeopolitik zenginliği ile "çanak" (havza) olmanın sağladığı üretim gücünü birleştiren ilk büyük antik merkezlerden biridir. Ancak aynı tarih bize şunu da öğretir: Köprüler yalnızca ticaretin ve medeniyetin değil, aynı zamanda çatışmaların da üzerinden aktığı en sıcak hatlardır. Troia'nın trajedisi de yükselişi de bu jeopolitik gerçekliğin bir sonucudur.</p>
<p><strong>Yapay zekâ mühendisliği ile kazanmak</strong></p>
<p>Mühendislik problemleri doğru ortaya koyup bunları çözmenin sanatıdır. Bu nedenle benim işim olmamasına karşın bu analizi yaptım. Buna cesaret bulmamın nedeni ise, kullandığım teknolojinin bunu yapmaya olanak tanıması ve bunu yapmanın maliyet/fayda muhasebesinde faydanın maliyetten daha büyük olmasıdır. Bu nedenle bu zamanı harcadım.</p>
<p>Daha önemli soru ise, işi bu olanların neden Türkiye bu önemli role soyunurken bu analizi yapmamasıdır. İki soruyu da size bırakarak bu yazıya son vermek istiyorum.</p>
<p>Madem ki, ülkenin bilişim teknolojilerinin (girişteki alıntıda bilgi ve iletişim teknolojileri diye geçiyor; bilerek onları metnini düzeltmedim) yapay zekâ sayesinde 2031’de geleceği noktadaki ekonomik büyüklüğünün bugünkünün yüzde 50 kadar üzerinde olacağını umuyoruz, Adjust Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Satış Direktörü Başak Zerman’ın gündeme getirdiği sorunun yanıtı üzerinde de düşünmek durumundayız. Zerman’ın “Yapay Zekâ Başarısız Olmaz. Yanlış Şeyi Başarabilir” başlıklı yazısında dile getirdiği soru yazının “Geleceğin Sorusunu Şimdiden Sorun” başlıklı son bölümünde şu şekilde dile getiriliyor: “Pazarlama dünyasında herkes aynı yapay zeka modellerini kullandığında, farkı teknoloji değil, vizyon belirleyecek. Yanlış tanımlanmış bir başarı kriteri, şirketinizin batışını inanılmaz bir hız ve verimlilikle optimize edebilir. Doğru tanımlanmış bir kriter ise algoritmanızı durdurulamaz bir büyüme motoruna dönüştürür. Bu yüzden artık kendimize ‘Yapay zekamız ne kadar akıllı?’ diye sormayı bırakmalıyız. Asıl sormamız gereken hayati soru şu: Biz ona ne öğretiyoruz?” Yapay zekânın istenen şeyi yaparken asıl yapılan işi yerle yeksan ettiği deneyimler, elde edilen sonuçlardan kazanç ve gelir elde edildiği çıkarım (inference) çağında kendimize sormamız gereken en önemli soru.</p>
<p>İkinci soru ise bizim basitçe startup olarak adlandırdığımız yeni kurulmuş dinamik şirketlerle ilgili. Moven Bank kurucusu olarak tanıdığım fütürist ve yazar Brett King, bu yıl Pasha Grubu’nun davetlisi olarak geldiği Türkiye’de gelecekte tek kişiden oluşan 1 milyar dolarlık şirketler göreceğimizi söyledi. Bu çok önemli bir dönüşüm ve Türkiye olarak bu dönüşümde nasıl yer alacağımızı değerlendirmek zorundayız.</p>
<p>Benim bakış açım böyle; konunun ilgilileri de herhalde bu konuları ele alıyorlardır diye düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gitex-ai-ile-dogu-ve-bati-arasinda-yapay-zeka-koprusu-olacagiz-86047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GITEX Ai ile Doğu ve Batı arasında yapay zekâ köprüsü olacağız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuvalden-sofraya-notadan-sokaga-86046</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tuvalden sofraya, notadan sokağa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir kuşağın tuvale düşen ışığı Beyoğlu’nda yeniden parlayacak</strong></p>
<p>Kimi zaman bir İstanbul peyzajına düşen ışıkta, kimi zaman Anadolu’nun uçsuz bucaksız tarlalarında, kimi zaman da dalgın bir portrenin bakışlarında karşımıza çıkarlar… Türk resim sanatının belleğinde silinmez izler bırakan 1914 kuşağı ressamları, şimdi Beyoğlu’nda aynı çatı altında yeniden buluşuyor.</p>
<p>Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin yeni süreli sergisi <em>“1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar”</em>, 26 Eylül Cumartesi günü kapılarını açıyor. Küratörlüğünü <strong>Prof. Dr. Gül İrepoğlu</strong>’nun üstlendiği sergi, Türkiye İş Bankası ve Arkas koleksiyonlarından seçilen yaklaşık 200 eseri bir araya getiriyor.</p>
<p>Serginin merkezinde, 20. yüzyılın başında ilk sanat eğitimlerini İstanbul’da aldıktan sonra resim öğrenimi için Paris’e gönderilen genç ressamlar bulunuyor. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla 1914’te yurda dönen bu sanatçılar, Batı’da tanıştıkları yeni yaklaşımları kendi coğrafyalarının ışığı, insanı ve gündelik hayatıyla harmanladı. Böylece yalnızca yeni resimler üretmediler; Türkiye’de sanat zevkinin gelişmesine ve görsel sanatların daha geniş çevrelerde konuşulmasına da öncülük ettiler.</p>
<p>Kuşağın önde gelen temsilcileri <strong>İbrahim Çallı</strong>, <strong>Feyhaman Duran</strong>, <strong>Namık İsmail</strong>, <strong>Sami Yetik</strong>, <strong>Ali Sami Boyar</strong>, <strong>Hüseyin Avni Lifij</strong>, <strong>Mehmed Ruhi Arel</strong>, <strong>Nazmi Ziya Güran</strong> ve <strong>Hikmet Onat</strong>, birbirinden farklı dünyalar kurmalarına karşın ortak bir değişim arzusunda buluştu.</p>
<p>Paris yıllarında dönemin akademik anlayışından uzaklaşarak Empresyonizm’in ışık ve renk arayışına yaklaşan ressamların her biri, bu birikimi özgün bir üsluba dönüştürdü. İstanbul ve Ankara’daki sergilere katıldılar, Anadolu’nun farklı köşelerini tuvallerine taşıdılar, sanat üzerine yazılar kaleme aldılar ve yetiştirdikleri öğrencilerle etkilerini sonraki kuşaklara aktardılar.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Ayvalık’ın yaz akşamları müzikle güzelleşiyor</strong></p>
<p>Ayvalık’ın kendine özgü bir sesi vardır: Dar sokaklardan denize ulaşan rüzgâr, eski taş evlerin arasından süzülen gündelik hayat ve gün batımında kıyıya yayılan o tanıdık yaz uğultusu… Bu ay bu seslere kemanlar, viyolalar, viyolonseller ve piyanolar da katıldı.</p>
<p>Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi tarafından bu yıl 12’nci kez düzenlenen AIMA Müzik Festivali, 30 Ağustos tarihine kadar klasik müziğin seçkin isimleriyle yeni kuşağın dikkat çeken müzisyenlerini bir araya getiriyor. Ayvalık ve Cunda’nın tarihî ve kültürel mekânlarına yayılan program, oda müziği konserlerinden solo resitallere, cazdan Balkan ezgilerine uzanan renkli bir müzik yolculuğu sunuyor.</p>
<p>Festival, 28 yıldır Ayvalık’ta gerçekleştirilen enstrüman ustalık sınıflarının doğal bir devamı niteliğinde. Bu nedenle yalnızca peş peşe sıralanmış konserlerden oluşmuyor; farklı kuşakların birbirini dinlediği, deneyimlerin paylaşıldığı ve genç müzisyenlerin ustalarla yan yana gelebildiği uluslararası bir kültür buluşmasına dönüşüyor.</p>
<p>Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Sabancı Vakfı’nın ana desteğiyle gerçekleştirilen festival, klasik müziğin evrensel repertuvarını Ayvalık’ın güçlü hafızasıyla buluşturuyor. Bu etkinliği yıllardır sürdüren, Ayvalık'ın kültür ve sanatla buluşmasına katkı sunan AIMA'ya ve Prof. Dr. <strong>Filiz Ali</strong>’ye teşekkür etmeyi de bir borç biliyorum…</p>
<p><strong>Anadolu’nun yedi bölgesi Sultanahmet’teki yaz sofrasında</strong></p>
<p>İstanbul’un en etkileyici tarihî manzaralarından birinin yanı başında, eski taş duvarların çevrelediği sakin bir bahçe… Şehrin hareketi kapının dışında kalırken Avlu Restaurant’da Anadolu’nun yedi bölgesinden gelen ürünlerle kurulmuş bambaşka bir yaz sofrası karşılıyor misafirleri.</p>
<p>Four Seasons Hotel Sultanahmet Executive Chef’i <strong>Özgür Üstün</strong> liderliğinde hazırlanan yaz menüsü, Türk mutfağını birkaç bilindik yemekten ibaret gören anlayışın dışına çıkıyor. Menüde Anadolu’nun farklı bölgelerinden tarifler, yerel malzemeler ve küçük üreticilerin emeği çağdaş mutfak teknikleriyle bir araya geliyor.</p>
<p>Ortaya yalnızca yeni tabaklardan oluşan mevsimsel bir seçki değil; üretildiği toprağı, ürünü yetiştiren insanı ve mutfağın sorumluluğunu önemseyen bütünlüklü bir gastronomi hikâyesi çıkıyor.</p>
<p>Avlu’nun mutfak yaklaşımının merkezinde oldukça yalın bir düşünce bulunuyor: İyi yemek, ancak iyi ürünle hazırlanabilir.</p>
<p>Bu nedenle menü oluşturulurken mümkün olduğu ölçüde küçük üreticilere, kadın kooperatiflerine ve coğrafi işaretli ürünlere yöneliniyor. Büyük bir otel mutfağının tüm ihtiyacını yalnızca küçük üreticilerden karşılamanın tedarik zorlukları açısından gerçekçi olmadığını söyleyen Özgür Üstün, buna rağmen belirli yemeklerde doğru malzemenin kaynağına ulaşmak için özel bir çaba gösterdiklerini anlatıyor.</p>
<p><strong>Amaçları, İstanbul’un sofra hafızasını yeniden canlandırmak</strong></p>
<p>Bazı sofralar yalnızca yemek yemek için kurulmaz. Tabaklar geldikçe eski hikâyeler açılır, bir sandalye yıllar öncesinden tanıdık çıkar, duvardaki bir resim başka bir lokantayı hatırlatır. Gece ilerledikçe yemek ve sohbet birbirine karışır; sofranın kendisi İstanbul’a dönüşür.</p>
<p>Lokanta Lobi’de Işıl Cinmen’in ev sahipliğinde düzenlenen <em>“Bir İstanbul Sofrası”</em> gecesinde de tam olarak böyle oldu. Farklı kesimlerden konukları buluşturan davetin merkezinde yalnızca mevsimlik yeni yemekler değil, çok daha geniş bir mesele vardı: İstanbul mutfağı gerçekte nedir ve bugünün şehrinde nasıl yaşatılabilir?</p>
<p>Lokanta Lobi kurucuları için İstanbul mutfağı, sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş bir tarifler listesi değil. Yüzyıllar boyunca bu şehirde yaşamış ve bugün de yaşamaya devam eden toplulukların oluşturduğu büyük bir ortak hafıza…</p>
<p>Rum, Ermeni, Yahudi ve Sefarad, Levanten, Osmanlı, Balkan ve Anadolu mutfaklarının yanı sıra İtalyan ve Fransız etkileri de bu sofranın farklı damarlarını oluşturuyor. Şehrin limanları, pazarları, evleri, meyhaneleri, esnaf lokantaları ve gündelik yeme içme alışkanlıkları, İstanbul mutfağını sürekli değişen canlı bir kültüre dönüştürüyor.</p>
<p>Lokanta Lobi’nin kurucularından <strong>Ayşe Zeynep Aydoğan</strong>, bu yaklaşımı şu sözlerle anlatıyor:</p>
<p><em>“İstanbul tek bir tarif değil. Bu şehirde yan yana yaşamış insanların evlerinden, pazarlarından ve lokantalarından gelen çok büyük bir hafıza var. Biz o hafızayı vitrinde tutmak değil, bugünün sofrasında yaşatmak istiyoruz.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuvalden-sofraya-notadan-sokaga-86046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tuvalden sofraya, notadan sokağa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-alaattin-yuksel-izmir-ihracatta-buyuyor-ama-sektorlerin-yarisinda-kan-kaybi-var-86029</guid>
            <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alaattin Yüksel: İzmir ihracatta büyüyor ama sektörlerin yarısında kan kaybı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (İZSİAD) Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verileri üzerinden hazırladığı çalışmaya göre İzmir’in ihracatı 2026’nın ilk yarısında yüzde 6,8 artarken, Türkiye ihracatı yine TİM verilerine göre yüzde 4,7 büyüdü. İzmir böylece Türkiye ortalamasının 2,1 puan üzerinde performans gösterdi. Haziran ayında ise İzmir’in ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,3 artarak 1 milyar 292,7 milyon dolara ulaştı ve yılın ilk altı ayındaki en yüksek aylık ihracat rakamı kaydedildi. Ancak aynı dönemde İzmir’in ihracat yaptığı 25 sektörün 12’sinde artış görülürken 13 sektör yılı gerilemeyle sürdürdü.</p>
<p>İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, İzmir’in Türkiye ortalamasının üzerinde büyümesini önemli bulduklarını belirterek ihracat performansının yalnızca toplam rakam üzerinden okunmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>İhracatın sürdürülebilirliği açısından büyümenin sektörlere ne ölçüde yayıldığının da yakından izlenmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, “İlk bakışta yüzde 6,8’lik artış olumlu ve değerli. Türkiye ortalamasının 2,1 puan üzerindeyiz. Ancak bir adım daha yaklaşıp toplamın içine baktığımızda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. 25 sektörümüzün 13’ünde ihracat geriliyor. Dolayısıyla ‘İzmir ihracatta büyüdü’ dediğimizde doğru bir toplam rakamı ifade ediyoruz ama sektörlerimizin yarısından fazlasının yaşadığı daralmayı da gözden kaçırmamalıyız. Bizim için asıl mesele büyümenin niteliği, sürekliliği ve sektörlere ne kadar yayıldığıdır” diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin ve İzmir’in küresel rekabet koşullarının giderek ağırlaştığı bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Yüksel, ihracatçı firmaların maliyetlerini, finansmana erişimini ve rekabet gücünü gözeten politikaların önem kazandığını söyledi.</p>
<p>İzmir’in üretim kültürü, limanları, lojistik olanakları, sanayi altyapısı ve girişimci yapısıyla çok daha yüksek bir ihracat potansiyeline sahip olduğunu ifade eden Yüksel, “Biz yalnızca ihracatımızın artmasını değil, mümkün olduğunca çok sektörümüzün bu büyümeye katılmasını istiyoruz. Bir sektör büyürken diğerinin hızla küçüldüğü bir yapı uzun vadede kırılganlık yaratır. Bu nedenle sektör bazında sorunları doğru tespit etmeli, rekabet gücünü kaybetmeye başlayan alanlarda nedenleri hızla ortaya koymalı ve çözüm üretmeliyiz. İzmir’in ihracattaki hızlanmasını memnuniyetle karşılıyoruz ancak bu olumlu tablo, sektörlerimizin yarısında yanan uyarı ışıklarını görmemize engel olmamalı” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izsiad-alaattin-yuksel-izmir-ihracatta-buyuyor-ama-sektorlerin-yarisinda-kan-kaybi-var-86029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/9/1280x720/izsiad-alaattin-yuksel-izmir-ihracatta-buyuyor-ama-sektorlerin-yarisinda-kan-kaybi-var-1787485343.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin hazırladığı Haziran Dış Ticaret Raporu’nu değerlendiren İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, İzmir’in yılın ilk yarısında ihracatını yüzde 6,8 artırarak Türkiye ortalamasının üzerinde bir performans göstermesinin olumlu olduğunu ancak 25 sektörün 13’ünde ihracatın gerilediğine dikkat çekti. Yüksel, “Toplam ihracat rakamındaki büyüme bizi yanıltmamalı. Büyük resme bakarken ayrıntıları kaçırırsak, İzmir’in bazı güçlü sektörlerinde yaşadığı kan kaybını zamanında göremeyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
