<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-85701</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç&#039;e bıçaklı saldırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>CHP’den istifa ederek YENİ Parti’ye geçen Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, Şahinbey ilçesinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada Oğuzeli eski CHP İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş'in bıçaklı saldırısına uğradı. </p>
<p>Saldırının ardından çevrede bulunanların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Saldırıda yaralanan Milletvekili Meriç, 112 Acil Sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından ambulansla Gaziantep Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.</p>
<p><video style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" controls="controls" width="300" height="150">
<source src="/storage/uploads/0/0/0/6a849b9fd356c-1787075487.mp4" type="video/mp4" /></video></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber, AA muhabirine, milletvekili Meriç'in kent merkezinde bıçaklı saldırıya uğradığını söyledi.</p>
<p>Saldırının ardından Meriç'in hastaneye kaldırıldığını belirten Çeber, "Konuyu titizlikle takip ediyoruz. Ümit ederim ki milletvekilimizi kısa zamanda aramızda görürüz." dedi.</p>
<p>Merkez Şahinbey ilçesi Akkent Mahallesi’nde saldırıya uğrayan milletvekili Meriç'in Gaziantep Şehir Hastanesi'nde ameliyata alındığı öğrenildi.</p>
<p>Saldırganın önceki dönem CHP Oğuzeli İlçe Başkanı S.A.K. olduğu ve arandığı bildirildi.</p>
<p>Bu arada, saldırı anı çevredeki güvenlik kameralarınca da kaydedildi. Görüntülerde, Meriç'in şüpheli S.A.K. ile arasında gerginliğin ardından yaşanan arbede görüldü.</p>
<p>Öte yandan, milletvekili Meriç'in öğle saatlerinde yakın korumasına izin verdiği için olay anında yanında bulunmadığı öğrenildi.</p>
<p><strong>Vali Çeber'den ziyaret</strong></p>
<p>Gaziantep Şehir Hastanesine gelen Vali Çeber, İl Sağlık Müdürü Beytullah Şahin'den ameliyata ilişkin bilgi aldı.</p>
<p>Çıkışta gazetecilere açıklamada bulunan Çeber, Meriç'in durumunun iyi olduğunu söyledi.</p>
<p>Milletvekilinin ameliyatının az önce tamamlandığını aktaran Çeber, "Sayın vekilimizin durumu iyi, çok şükür. Ameliyatı biraz önce tamamlandı. Biz de anlık olarak takip ettik. Yaklaşık 1,5 saat önce sayın vekilimiz, şehrimizin sokaklarında vatandaşlarla beraberken yanına yaklaşan bir şahısla sohbet etti. Ardından sohbetin tartışmaya dönmesi ve şahsın vekilimi bıçaklaması şeklinde gelişen bir olay var." dedi.</p>
<p>Saldırganla ilgili bilgiler aktaran Çeber, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şahıs bilinen bir şahıs, bir siyasi partimizin eski Oğuzeli İlçe Başkanı. İnşallah yakın zamanda onu alacaklar (gözaltı süreci). Şahsın kaçtığı bölgeyi biliyoruz ve kısa sürede alacağımıza inanıyorum. Milletvekilimiz ameliyata alınırken korktuğumuz bazı senaryolar vardı, hamdolsun hiçbiri olmadı ve toparlandı. O süreç içerisinde Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş Bey, İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi Bey ve Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu süreci yakından takip etti. Gaziantep olarak çok üzüldük. Telefonlarımız susmuyor. Allah korudu. Sayın vekilimiz hepimizin çok sevdiği, güler yüzlü, sürekli insanlarla, halkla iç içe olan bir vekildir. İnşallah sağlıkla tekrar sevdiklerine dönecektir."</p>
<p>Yaşanan gelişmelerin nedeniyle ilgili sürecin de araştırıldığına işaret eden Çeber, "Olayın nedenini bilemiyoruz. Şahıs eski ilçe başkanı. Artık hangi konuda tartışıyorlar, önce sohbet, ardından tartışmaya dönüyor. Şahıs alındığında ona soracağız. Sayın vekilimiz kendine geldiğinde anlatacaktır. Konu ne olursa olsun, bunun sonucu bıçaklanma, yaralanma olmamalı. Hepimizi üzdü. (Şüpheli) 27 suç kaydı olan bir şahıs. Ekiplerimiz kısa sürede onu alacaklar. Elhamdülillah, vekilimizin hayati riski yok." diye konuştu.</p>
<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Ulaşan ise "Şu an durumu stabil. Ameliyatın önemli bir kısmı yapıldı. Bir bağırsak yaralanması var, orası tamir edildi. Şu an son kontrolleri yapılıyor. Tansiyonları şu an stabil. En son aldığımız bilgi, artık kapatma işlemine geçildiği yönünde. Şu an durumu stabil diyebiliriz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni Parti'ye geçmişti</strong></p>
<p>Melih Meriç, kısa süre önce CHP'den ayrılarak YENİ Parti'ye katılmış ve Gaziantep Milletvekili olarak siyasi çalışmalarını yeni partisinde sürdürmeye başlamıştı. Meriç'in özellikle son dönemde Gaziantep'te saha çalışmalarına ağırlık verdiği, vatandaşlarla bir araya gelerek kent gündemine ilişkin sorunları dinlediği biliniyor. Gaziantep'te büyük yankı uyandıran saldırıyla ilgili soruşturma sürerken, Meriç'in sağlık durumuna ilişkin resmi açıklama yapılması bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-85701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/yeni-partili-milletvekiline-gaziantepte-bicakli-saldiri-1787071359.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaralandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alginin-sinirlari-85690</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Algının sınırları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Dünya, duyularımızın keskinleşmesini sabırla bekleyen sihirli şeylerle dolu.”</em></p>
<p>-W.B. Yeats</p>
<p>"Savaş sisi", askeri çatışmalar sırasında yaşanan komuta belirsizliği, eksik istihbarat ve kafa karışıklığıdır. Genellikle Prusyalı askeri teorisyen Carl von Clausewitz'e ve onun çığır açan kitabı Savaş Üzerine'ye (Vom Kriege) atfedilse de Clausewitz kitabında tam olarak bu ifadeyi kullanmamıştır. Savaş dışında gündelik hayatta da "savaş sisi" (fog of war) adı verilen bir durumla karşılaşabiliriz. Çevreniz karanlığa gömülüdür ancak siz etrafı keşfettikçe görünür hale gelir.</p>
<p>Meğer duyularımız aşağı yukarı böyle işliyormuş. Donald Hoffman’ın “Interface Theory of Perception” teorisi, gerçeklik olarak algıladığımız şeyin "nesnel bir hakikat" değil, hayatta kalmamız için optimize edilmiş yararlı bir özet olduğunu öne sürer. Deneyimlediğimiz şey, bilgisayarın iç işleyişinden ziyade bir masaüstü simgesine benzer. Varlığın tüm gerçekliğini değil, yalnızca gerekli olanı algılayacak şekilde evrildik. Örneğin, görme yetimizin oldukça iyi olduğunu düşünme eğilimindeyizdir; oysa elektromanyetik spektrumun bize görünür olan kısmı, bu spektrumun kabaca on trilyonda biridir.</p>
<p>Evrim bizi tüm hakikati algılayacak şekilde biçimlendirmedi; bizi hayatta kalacak şekilde biçimlendirdi. Hoffman, "Bunun bir parçası da bilmemize gerek olmayan şeyleri bizden gizlemeyi içeriyor" diyor.</p>
<p>Gerçeği olduğu gibi görmemiz önündeki en büyük engellerden biri ise en baskın korkularımızdan genellikle maddi kıtlıkla ilgili olandır. Bu korkular hareket alanımızı kısıtlar ve hayatımızda nelerin mümkün olduğuna dair algımızın sınırlarını belirler. Konuştuğum insanların büyük çoğunluğu, anlam arayışı ile para kazanma zorunluluğu arasındaki ilişkiyi irdeliyor.</p>
<p>Kıtlık korkusunun muhakeme yeteneğimizi gölgelediği gayet açıktır. İşin daha ilginçleştiği nokta ise, uyum sağlama becerisi (fitness) ile doğruluk arasındaki ödünleşim ilişkisinin diğer tarafı olarak görülür. Buradan çıkan sonuç şudur: Kaygı düzeyiniz ne kadar düşükse, gerçekliği o denli doğru algılayabilirsiniz. Bu daha zengin gerçeklikte algılayabildiğimiz güçler, temel olarak incelikli ve hissedilmesi güç nitelikte olabilir.</p>
<p>Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik olumlu taktiksel duruşumuzu koruyoruz. Bununla birlikte, Jackson Hole toplantısının ardından Eylül ayında keskin bir düzeltme yaşanmasını beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Türkiye özelinde ise geçen hafta Enflasyon Raporu'nun olumlu bir risk olayı olmasını ve fonlama maliyetinin düşürülmesine dair sinyal vermesini beklediğimizi ifade etmiştik. TCMB, son Enflasyon Raporu'nda 2026, 2027 ve 2028 yıl sonları için ara enflasyon hedeflerini sırasıyla yüzde 24, yüzde 15 ve yüzde 9 seviyelerinde değiştirmeden korudu ancak 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26'dan yüzde 28'e yukarı yönlü revize edilirken, 2027 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 15 seviyesinde sabit tutuldu. Cari yıla ilişkin yukarı yönlü revizyon, büyük ölçüde para politikasının kontrolü dışındaki arz yönlü faktörleri yansıtıyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, para politikası cephesinde Başkan; Banka'nın fonlamanın normalleştirilmesi, yani fonlamanın yeniden yüzde 37'lik bir haftalık repo faizi üzerinden sağlanması konusunu aktif bir şekilde tartıştığını belirtti. Bununla birlikte, net bir takvimden bahsetmedi.</p>
<p>Başkan ayrıca, revizyonun temel nedenlerinin büyük ölçüde para politikasının kontrolü dışında kalması ve buna karşılık temel enflasyon eğilimlerinin iyileşme göstermeye devam etmesi nedeniyle, enflasyon tahminindeki 2 puanlık yukarı yönlü revizyonun politika duruşunda sıkılaştırmayı gerektirmediğini ifade etti. Zayıf iç talep konusuna da defalarca değinildi.</p>
<p>Banka'nın önümüzdeki iki hafta gibi kısa bir süre içinde fonlamayı normalleştirebileceğini ve Eylül ayından itibaren çok temkinli bir gevşeme döngüsü başlatarak politika faizini 2026 sonuna kadar yüzde 35 seviyesine çekebileceğini düşünüyoruz. Bu senaryo gerçekleşirse, fonlama faizinin normalleşmesi Türk hisse senetleri için olumlu bir katalizör olabilir.</p>
<p>Küresel ölçekte, risk alma ve "carry trade" (düşük faizli para birimiyle borçlanıp yüksek getirili varlıklara yatırım yapma) işlemleri için makul ölçüde elverişli bir ortam görmeye devam ediyoruz. Bu temel senaryoda, makroekonomik oynaklığın sınırlı kalması bekleniyor.</p>
<p>Hem G10 hem de gelişmekte olan piyasalarda çekirdek enflasyon, ABD'nin son aylık çekirdek enflasyon verisi de dahil olmak üzere, genel olarak makul bir seyir izledi. Büyüme gücünü koruyor. İş gücü piyasası istikrarlı görünüyor ve finansal koşullar yeniden gevşedi. Gelişmekte olan piyasalar, Avrupa ve Asya’da yaşanan tekrarlayan şoklara rağmen beklenenden daha fazla dayanıklılık gösterdi.</p>
<p>Şirket kârlılığı da oldukça güçlü. İstikrarlı büyüme ve yüksek kâr marjları, ABD'deki şirket kazanç artışının güçlü bir şekilde çift haneli seviyelerde kalmasını sağladı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, başlıca üç risk alanı bulunmaktadır: petrol, faiz oranları ve yapay zekâ (AI) temasına ilişkin yeniden ortaya çıkabilecek şüpheler. En yakın risk, yalnızca yüksek petrol fiyatlarından kaynaklanmayan bir şekilde, uzun vadeli tahvil getirileri cephesinde görülüyor. Bize göre sorun daha çok yapısal nitelikte: Ekonomiyi "yüksek tempoda çalıştırma" (run it hot) yaklaşımı güçlü bir nominal büyümeye yol açtı ancak büyük mali açıklar ve şirketlerin yoğun finansman ihtiyaçları, reel getirileri hisse senedi piyasalarını sarsacak düzeylere taşıyabilir.</p>
<p>Ayrıca, bilanço dönemi güçlü geçti fakat piyasa artık beklentilerin üzerinde gelen sonuçları eskisi kadar ödüllendirmiyor. Bu durum, beklentilerin temel göstergelerin önüne geçtiğinin ve bilanço açıklamaları sonrası elde edilen o "kolay" değer artışlarını yakalamanın giderek zorlaştığının ilk işareti olabilir.</p>
<p>Her halükârda, söz konusu üç başlıkta da riskler varlığını koruyor. ABD ile İran arasındaki anlaşma henüz kalıcı bir çözüm sağlamadı. Uzun vadeli tahvil getirileri kontrolden çıkabilir. Ayrıca, iyimser sermaye harcaması ve kazanç beklentilerine yönelik ciddi bir sorgulama, genel yapay zekâ (AI) temalı piyasa hareketini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Buna ek olarak, yapay zekâ alanındaki sermaye harcaması patlaması, sermaye talebini artırarak bu baskıyı daha da güçlendirebilir. Nitekim, en büyük teknoloji borçlularından bazılarının kredi spread'leri genişledi.</p>
<p>Dolayısıyla, iyimser senaryomuzun geçerli kalabilmesi için enerji arzındaki aksamaların sınırlı kalması, FED'in güvenilirliğini yeniden tesis etmesi ve yapay zekâ yatırımlarının ekonomik getirisine dair algının ciddi bir olumsuz revizyona uğramaması gerekiyor.</p>
<p>Son iki yılda edindiğimiz tecrübe, politika yapıcılar için "kırmızı çizginin" (tahammül sınırının) uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kevin Warsh, ileriye dönük yönlendirmeye (forward guidance) bel bağlamaktan uzaklaştı ve finansal koşulların piyasalar tarafından belirlenmesine izin verme konusunda daha istekli bir tutum sergiledi. Bu süreçte uzun vadeli tahvil getirileri de hızla yükseliyordu ancak federal hükümetin faiz giderlerinin zaten hızla arttığı bir ortamda, çok daha yüksek uzun vadeli tahvil getirilerine tahammül etmek daha karmaşık bir hal alıyor. İşte bu nedenle, Hazine'nin Warsh'ın açıklamalarından sadece iki gün sonra müdahale etme kararı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Modern piyasa yapısı, borç azaltma (deleveraging) süreçlerine politika yapıcıların tahammül etmesinin giderek zorlaştığı bir yapıya büründü..</p>
<p>Altın, Temmuz ayının son haftasındaki olayların hemen ardından yüzde 7'den fazla yükselerek, küresel finans krizinden bu yana en güçlü haftalarından birini yaşadı. Hemen hemen aynı hızda, Bessent, Japonya'nın Hazine tahvillerini piyasaya satmak yerine, elindeki tahvillere karşılık dolar elde etmesine olanak sağlayacak olan FIMA repo tesisini genişletmeyi Federal Rezerv'in değerlendirmesi gerektiğini kamuoyuna açıkladı. Bunlar, hisse senetlerinin rekor seviyelere yakın olduğu, kredi spread’lerinin tarihsel olarak dar kaldığı ve oynaklığın düşük olduğu bir ortam için geleneksel politika tepkileri değil.</p>
<p>Altının hareketini, FED beklentilerindeki değişime bir tepkiden daha fazlası olarak görüyoruz. Belki de yatırımcılar, borç yükünün politika yapıcıları giderek daha fazla bir tür getiri eğrisi kontrolü/finansal baskıya doğru zorladığını fark ediyorlar. Altın, borç sisteminin istikrarını korumanın nihayetinde daha fazla likidite, daha fazla finansal baskı ve eski çerçevenin izin verdiğinden daha yüksek nominal büyüme ve enflasyona sürekli bir tolerans gerektirip gerektirmeyeceği konusundaki soru işaretlerinin olduğu bir ortamda doğal olarak en avantajlı konumda olan varlık sınıfı olduğu ifade edilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alginin-sinirlari-85690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Algının sınırları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-temmuzda-yuzde-15-yukseldi-85673</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları temmuzda yüzde 1,5 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,5 artarak 234,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5,1 azaldı.</p>
<p>KFE temmuzda aylık bazda İstanbul'da yüzde 2,7, Ankara’da yüzde 2,2 artarken İzmir’de yüzde 0,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Endeks değerleri temmuzda yıllık bazda İstanbul'da yüzde 27,7, Ankara'da yüzde 26,6 ve İzmir’de yüzde 23,1 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, temmuz ayında en yüksek yıllık artış yüzde 35,5 ile Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Van, Bitlis, Hakkari, Muş bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 16,4 ile Balıkesir, Çanakkale bölgesinde gözlendi.</p>
<p>Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 1,9 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 28,4 yükselirken reel olarak yüzde 2,6 azaldı.</p>
<p>YKKE, temmuzda İstanbul'da yüzde 1,7 ve Ankara’da yüzde 2,2 artarken İzmir’de yüzde 1,8 azalış kaydetti.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 32,4, Ankara'da yüzde 28,6 ve İzmir’de yüzde 26,3 artış kaydetti.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, temmuzda en yüksek yıllık artış yüzde 35 ile Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Trabzon bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 18,8 ile Balıkesir, Çanakkale bölgesinde görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-temmuzda-yuzde-15-yukseldi-85673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/konut-fiyat-endeksi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,5, yıllık bazda ise yüzde 25 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-alanlarda-yapay-zeka-cozumlerini-olceklendiren-bir-turkiye-insa-edecegiz-85672</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 2026-2030 dönemi Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamada genelgenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandığını belirten Kacır, yapay zekanın, yalnızca teknolojik bir alan değil, ekonomik refahın, rekabet gücünün ve egemenlik sınırlarının yeni belirleyicilerinden biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye olarak bu dönüşümün seyircisi değil, öncülerinden olacağız. Kendi değerleriyle yapay zeka teknolojileri geliştiren, güvenilir ürün ve hizmetler üreten, sanayiden sağlığa, eğitimden kamu hizmetlerine kadar stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz. Nitelikli insan kaynağımız, güçlü AR-GE altyapımız, girişimcilik ekosistemimiz ve üretim kabiliyetimizle Türkiye'yi yapay zeka alanında yatırımın, yeteneğin ve yenilikçi teknolojilerin merkezi haline getireceğiz. Yapay zekayı Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığının ve ekonomik kalkınmasının yeni güç alanlarından biri kılacağız. Yapay zekanın sunduğu imkanlardan milletimizin refahı ve insanlığın ortak faydası için en üst düzeyde yararlanacağız. Türkiye Yapay Zeka Eylem Planımız milletimize hayırlı olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stratejik-alanlarda-yapay-zeka-cozumlerini-olceklendiren-bir-turkiye-insa-edecegiz-85672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/7/1280x720/kacir-1765361401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı&#039;nı değerlendiren Bakan Kacır,  &quot;Kendi değerleriyle yapay zeka teknolojileri geliştiren, güvenilir ürün ve hizmetler üreten, sanayiden sağlığa, eğitimden kamu hizmetlerine kadar stratejik alanlarda yapay zeka çözümlerini ölçeklendiren bir Türkiye inşa edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/7-aylik-denetimlerde-19-milyar-lira-ceza-85670</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7 aylık denetimlerde 1,9 milyar lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, 2026 Ocak-Temmuz dönemine ait piyasa denetim verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, vatandaşların ekonomik refahını bozacak, iç piyasadaki istikrarlı seyri ve tüketicilerin arz-talep dengesini olumsuz etkileyecek uygulamalara yönelik denetimler yapılıyor.</p>
<p>Bu kapsamda 2026 yılının ocak-temmuz döneminde yapılan denetimlerde 282 bin 153 firma ve 34 milyon 278 bin 291 ürün denetlendi. Denetimlerde 1 milyar 874 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme süreleri kapsamında yapılan denetimlerde 48 bin 735 gerçek ve tüzel kişi incelendi, aykırı fiillerde bulunan 4 bin 686 gerçek ve tüzel kişiye 633,4 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p><strong>Fahiş fiyatlara yaklaşık 400 milyon lira ceza</strong></p>
<p>İç Ticaret Genel Müdürlüğünce yapılan denetimlerde, fahiş fiyatlara ilişkin yaklaşık 400 milyon lira, otomotiv sektörüne 135 milyon lira, emlak sektörüne 34,4 milyon lira, kuyum sektörüne ise 11,3 milyon lira idari para cezası uygulandı. Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde uygulanan idari para cezası miktarı ise 51 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce, 85 milyon tüketicinin taraf olduğu sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği kapsamında denetimler yapıldı. 2026 yılının 7 ayında 31 bin 446 gerçek ve tüzel kişi denetlendi, aykırı eylemlerde bulunan 1206 gerçek ve tüzel kişiye toplam 613,5 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik ve mesafeli satış sözleşmeleri, taksitli satış ödemeleri, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklardan dolayı 418,3 milyon lira, reklam ve haksız ticari uygulamalar kapsamında 185,8 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı bulunan fiiller için ise 9,4 milyon lira idari para cezası kesildi.</p>
<p>Bu dönemde ticaret il müdürlükleri aracılığıyla yapılan denetimlerde, 201 bin 972 firma incelendi, bunlardan 39 bin 547'sine 627,3 milyon lira idari para cezası uygulandı.</p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla yapılan denetimlerde İstanbul'da aykırılık tespit edilen 103 bin 414 ürün için yaklaşık 494 milyon lira idari para cezası kesildi. Ankara'da 12 milyon 204 bin 904, İstanbul'da 4 milyon 793 bin 233, Antalya'da ise 3 milyon 915 bin 575 ürün denetlendi.</p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumunca 2025'te 227 firmaya 13,2 milyar lira idari para cezası uygulanırken, 2026 yılının 7 ayında ise iş gücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi alanlarında faaliyet gösteren 218 firmaya 17,2 milyar lira idari para cezası kesildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/7-aylik-denetimlerde-19-milyar-lira-ceza-85670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, piyasa dengesini olumsuz etkileyecek uygulamaların önüne geçmek amacıyla yılın 7 aylık döneminde yapılan denetimlerde yaklaşık 1,9 milyar lira ceza kesildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-yarida-1678-milyar-lira-ciro-85671</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ŞOK Marketler&#039;den ilk yarıda 167,8 milyar lira ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ŞOK Marketler, 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mağaza sayısını 11 bin 175'e, çalışan sayısını ise 52 bin 790'a çıkaran şirket, yeni mağaza yatırımları, güçlü tedarik zinciri ve verimlilik odaklı operasyonel yapısıyla performansını sürdürdü.</p>
<p>Şirket, 2026 yılının ilk yarısında satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 7 artırarak cirosunu 167,8 milyar liraya çıkardı.</p>
<p>Şirket, yılın ilk yarısında Türkiye genelinde yeni mağaza yatırımlarına devam etti. Açılan mağazaların önemli bölümününü alışveriş deneyimini zenginleştiren yeni mağazaların oluşturduüu belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, ŞOK Marketler'in standart mağazalarına kıyasla daha büyük satış alanı ve daha geniş bir ürün portföyüne sahip olan yeni konsept mağazalarında müşterilere, kafe, yeme-içme alanları, günlük taze fırın ürünleri, hazır yemek seçenekleri gibi yenilikler sunuldu.</p>
<p>Gıda güvenliği alanındaki yatırımlarını sürdüren şirketin, pestisit analizi uygulamasının kapsamını genişletmeye devam ettiği bildirildi. Meyve ve sebze tedarik platformlarında kurulan son teknoloji laboratuvarlarda taze meyve ve sebzelerin raflara ulaşmadan önce pestisit analizinden geçirildiği ifade edildi.</p>
<p>Konu hakkında şu bilgilere yer verildi: "Domatesle başlayan uygulama, daha sonra biber grubu ve narenciye ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi. Üreticilere analiz sonuçları doğrultusunda geri bildirim sağlanırken, ziraat mühendisleri aracılığıyla doğru ilaçlama ve doğru tarım uygulamaları hakkında eğitimler verildi. Analiz sonuçları karekod aracılığıyla "Cepte ŞOK" uygulaması üzerinden müşterilerle de paylaşıldı. ŞOK Marketler, International Taste Institute'un 2026 Üstün Lezzet Ödülleri'nde 13 öz markalı ürünüyle ödüle layık görüldü. Lezzetleriyle uluslararası ölçekte takdir gören bu ürünler, tüketicinin beğenisini kazanmaya devam etti."</p>
<p><strong>"ŞOK Marketler mağaza ağını yeni yatırımlarla genişletiyor"</strong></p>
<p>ŞOK Marketler CEO'su Uğur Demirel, 2026'nın ilk yarısında güçlü finansal performanslarını, operasyonel yatırımlarını, verimlilik odaklı yaklaşımlarıyla destekleyerek büyümelerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Demirel, yeni mağazalarıyla erişim ağlarını genişletirken, yeni "ŞOK 2.0" mağaza konseptleriyle müşterilerine daha modern, konforlu ve zengin bir alışveriş deneyimi sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Cepte ŞOK uygulamasıyla dijital kanallarını güçlendirirken, müşterilere çevrim içi siparişlerinde mağaza fiyatlarıyla alışveriş yapma imkanı sunduklarına dikkati çeken Demirel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni nesil sadakat programımız Win ile hem mağazalarımızda hem de online kanallarımızda müşterilerimize alışverişlerinde çeşitli avantajlar sağlıyoruz. Gıda güvenliği alanında ise pestisit analizi uygulamamızın kapsamını genişletmeye devam ediyoruz. Amacımız müşterilerimize güvenle tüketebilecekleri taze meyve-sebzeleri ulaştırırken, üreticilerimizin doğru tarım uygulamalarını da desteklemek. Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanan yatırımlarımızı sürdürerek tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-yarida-1678-milyar-lira-ciro-85671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/sok-ceosu-ugur-demirel-1762078627.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ŞOK Marketler&#039;in yılın ilk yarısında 167,8 milyar lira ciro elde ettiği bildirildi. ŞOK Marketler CEO&#039;su Uğur Demirel, &quot;Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanan yatırımlarımızı sürdürerek tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/umraniye-beykoz-metrosunu-bakanlik-yapacak-85669</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ümraniye-Beykoz metrosunu bakanlık yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul'daki Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı'nın yapımına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı'nın inşası için gerekli iş ve işlemler konusunda Bakanlık yetkili olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/umraniye-beykoz-metrosunu-bakanlik-yapacak-85669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/ulastirma-ve-altyapi-bakanligi-1769073160.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Ümraniye-Kavacık-Beykoz Raylı Sistem Hattı, yapımı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-85687</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTSO Başkanı Kaya’dan çetelere karşı Meclis’e çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır'ın Sur ilçesinde dün bir kuyumcu dükkanına düzenlenen saldırı sonrası Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası’nda basın toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Burada konuşma yapan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, olayı Diyarbakır’a yapılmış bir saldırı olarak gördüklerini ifade ederek, “Tasvip etmediğimiz, bir kişiye yönelik değil, son dönemlerde kentimizde özellikle iş camiasına yönelik saldırılarla karşı karşıyayız. Bu kent en çok sermaye göçünden çekti bugüne kadar. 1990’lı yıllarda iş insanlarımız tehdit edilerek uzaklaştırılmaya çalışıldı buradan. Vali ve emniyet bu işi başından beri yakından takip ediyor. Bizlerle çalışarak failleri ortaya çıkaracaktır” dedi.</p>
<p><strong>Meclis’e çağrı: Yasal düzenlemeleri yapın</strong></p>
<p>Saldırıya karşı kuyumcu esnafının bir günlük kepenk kapatma eylemi yaparak çetelere güçlü bir mesaj verdiğini ifade eden Kaya, şunları ifade etti: “Esnaflarımız bu eylemleriyle biz yerimizdeyiz, buradayız ve bu kentte kalacağız mesajı verdi. Bu kentten gitmesi gereken birileri varsa bu çete ve uzantılarıdır. Kesinlikle Diyarbakır bu çetelere ödün vermeyecek. DTSO ve esnaf odaları olarak ilin tamamını kapsayan çatı örgütleriyiz. Bugün Başkanımızın yanındayız hep beraber. Emniyet güçlerinden şunu istirham ediyoruz. Lütfen bu olaylarla ilgili failleri bulun. Meclis’e de çağrıda bulunmak istiyorum. Burada kullanılan aparatların, çocukların bu şekilde devam etmesi doğru değil. Hukuksal ve yasal düzenlemenin bir an önce yapılarak en ağır cezaların verilmesi konusunda Meclis’i göreve çağırıyorum. Biz yerelden emniyet valilik ne kadar çalışırsa çalışsın bu insanları maalesef bu eylemlerinden vazgeçiremiyoruz. Yasal düzenlemeler için Meclis’e çağrıda bulunuyorum. Bu anlamda inanıyorum bizim de savunmamızın bir başlangıcıdır. Bunu Diyarbakır’a yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyoruz ve çete uygulamalarının bir an evvel son bulmasını istiyoruz.”</p>
<p><strong>DESOB Başkanı Ebedinoğlu: Çetelere izin vermeyeceğiz</strong></p>
<p>Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu da son günlerde artan saldırılara dikkat çekerek, “Son günlerde kentimizde yaşanan olaylar kentimizin huzuruna yönelik bu adımlar, bu sıkılmış olan kurşunlar esnafa ve tüccara değil huzuruna sıkılmıştır. Bizler bu çetelere ve kendini bilmez çapulculara asla izin vermeyeceğiz müsamaha göstermeyeceğiz, baş eğmeyeceğiz. 16 yaşındaki çocuklarla bu eylemleri yapanlar lütfen Diyarbakır meydanlarına insinler. Burası Diyarbakır, herkes haddini bilsin, haddini bilmeyene bu kent had bildirmeyi bilir” dedi.</p>
<p><strong>DİKO Başkanı Sanal: Diyarbakır'ımızın barış ortamına sıkılmış bir kurşundur</strong></p>
<p>Sur’daki işyeri dün kurşunlanan Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası Başkanı Özer Sanal, saldırıyı şahsına yönelik bir saldırı olarak görmediğini belirterek, “Bu saldırıyı, Diyarbakır esnafının huzuruna, kuyumcu ve sarraf camiamızın güvenliğine ve çalışma hakkına yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyorum. Bu olayın elbette sevindirici hiçbir yanı yoktur. Ancak tek tesellim, saldırının bir esnaf kardeşimin değil, benim iş yerime yapılmış olmasıdır. Valiliğimizin koordinasyonunda, Emniyet teşkilatımızın gece gündüz demeden yürüttüğü çalışmalarla faillerin en kısa sürede adalete teslim edilmesi için gereken her türlü çaba gösterilmektedir. Bilinmesini isterim ki bu alçak saldırı, sadece bana veya işletmeme yapılmış bir eylem değildir; doğrudan esnafımızın huzuruna, rızkına ve Diyarbakır'ımızın barış ortamına sıkılmış bir kurşundur” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-85687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/dtso-baskani-kayadan-cetelere-karsi-meclise-cagri-1787054057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, son günlerde kentte iş yerlerine yönelik gerçekleştirilen kurşunlama olaylarına dikkat çekerek, Meclis’e yasal düzenleme çağrısı yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jimmy-keyin-yeni-genel-muduru-erhan-cicek-85674</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jimmy Key&#039;in yeni Genel Müdürü Erhan Çiçek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk moda ve perakende markalarından Jimmy Key’in üst yönetiminde yeni bir dönemin başladığı bildirildi.</p>
<p>Daha önce Jimmy Key Ürün Yönetimi Direktörü ve son olarak Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Erhan Çiçek, şirketin yeni Genel Müdürü oldu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, perakende, ürün yönetimi, lojistik, planlama, e-ticaret ve operasyon alanlarında kapsamlı deneyime sahip olan Çiçek, yeni görevinde Jimmy Key’in stratejik önceliklerine yön verirken, tüm ticari ve operasyonel süreçlerine liderlik edecek.</p>
<p>Yeni görevine ilişkin değerlendirmede bulunan Erhan Çiçek, markanın büyüme yolculuğunda farklı disiplinleri aynı stratejik bakış açısında buluşturmanın önemine dikkat çekerek, “Jimmy Key gibi güçlü bir marka mirasına sahip bir yapının büyüme yolculuğunda Genel Müdür olarak sorumluluk üstlenmek benim için büyük bir heyecan ve aynı zamanda önemli bir sorumluluk. “Önümüzdeki dönemde veriye dayalı karar alma kültürümüzü daha da güçlendirirken, ürün, mağazacılık, e-ticaret ve operasyon süreçlerimizi bir bütün olarak ele alacağız. Hedefimiz, müşterimizi merkeze alan çevik, verimli ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturarak Jimmy Key’in Türkiye ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü ve büyüme kapasitesini ileriye taşımaktır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şirket açıklamasında Çiçek hakkında şu ilgilere yer verildi: "ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Erhan Çiçek, kariyerine lojistik ve planlama alanında başladı. Perakende sektörüne geçişinin ardından ürün planlama, alokasyon, fiyatlandırma ve stratejik yönetim alanlarında uzmanlaşan Çiçek; Koton, Ford Otosan ve Borusan Lojistik gibi farklı sektörlerin önde gelen şirketlerinde görevler üstlendi."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jimmy-keyin-yeni-genel-muduru-erhan-cicek-85674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/4/1280x720/erhan-cicek-1787044242.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jimmy Key Genel Müdür Yardımcısı Erhan Çiçek, şirketin genel müdürlüğüne atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-85668</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararlara göre, Bakanlık Personel Genel Müdür Yardımcısı Bekir Sıddık Adıbelli görevden alınırken bu göreve Sabire Firdes Terzi atandı.</p>
<p>Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyeliğine Hüseyin Azili, Genel Müdür Yardımcılığına Kemaleddin Metin getirildi.</p>
<p>Gelir İdaresi Daire Başkanlığına da Hasan Şahin'in atanması uygun bulundu.</p>
<p>Öte yandan, 11 ildeki defterdarlıklara da atamalar gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>ÖSYM Başkanlığına Ersoy atandı</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan atama kararlarına göre, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığına Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy atandı.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Başkan Yardımcılığına Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü Engin Akyol atandı. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk görevden alınırken, Başkan Yardımcılıklarına Ahmet Kutluğ Gayretli ve Abdulvahap Afşin getirildi.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Gülyurt görevden alınırken, yerine Fatma Yiğiter Kara atandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Rize İl Müdürü Hüseyin Güçlü de görevden alındı.</p>
<p>Karar kapsamında, Düzce Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nedim Sözbir, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Emine Gümüşsoy, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hacı Ali Mantar atandı. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığına Prof. Dr. Hüseyin Karaman getirildi. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Behzat Orhan Aytür, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Botanlıoğlu, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa Balcı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, Sakarya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hamza Al ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Ulusoy atandı.</p>
<p><strong>Emniyet Genel Müdürlüğüne atamalar</strong></p>
<p>Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, 2024'ten bu yana kadro yetersizliği nedeniyle gerçekleştirilemeyen 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine terfi ve atama işlemlerinin tamamlandığını bildirdi.</p>
<p>Fidan, EGM'nin sosyal medya hesabından paylaşılan açıklamasında, 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine terfi ve atama işlemlerinin, gerekli inceleme ve değerlendirmelerin ardından Bakanlık makamının onayıyla gerçekleştirildiğini belirtti.</p>
<p>Ali Fidan, ayrıca Emniyet Müdürü ve Emniyet Amiri rütbesindeki 270 personelin 2026 yılı genel atamalarının yapıldığını kaydetti.</p>
<p>Terfi ve atama işlemlerinin yarın saat 00.00 itibarıyla "PBS.NET" üzerinden personele duyurulacağını aktaran Fidan, "Bir üst rütbeye terfi eden ve yeni görev yerlerine atanan teşkilat mensuplarımıza yeni rütbe ve görevlerinin hayırlı olmasını diliyor, görevlerinde üstün başarılar temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-85668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı bakanlıklar ve kamu kurumlarına atamalar ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payi-yuzde-325e-yukseldi-kendisi-de-47-liradan-geri-aldi-85645</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payı yüzde 32,5’e yükseldi, kendisi de 47 liradan geri aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %2,78 yükselirken, yabancı payı 0,22 puan artışla %32,46’ya çıktı. Tofaş Oto ve Tüpraş dahil 14 hissede yabancı ilgisi öne çıkarken, en fazla satış Petkim’de oldu. Peki yabancı tercihleri, yön arayan portföyler için güvenilir bir pusula işlevi görebilir mi?</strong></p>
<p>Büyük fonlar borsada hareket ederken tek yönlü hareket etmekten kaçınır. Geçtiğimiz hafta yabancı işlemleri BIST 30 Endeksini adeta ikiye böldü. Endeksteki 14 hissede paylarını azaltırken diğer 14’ünde artırdılar. Sektörel değişimlerin hızlandığı süreçte, yabancı alımları lokomotif hisselerde yoğunlaştı. Tüpraş ve Türk Altın hem fiyat hem takas artışıyla dikkat çekerken, Tofaş Oto’da fiyattaki düşüşe rağmen yabancılar 5 gün boyunca aldı. Petkim’de ise paylarını azalttılar. Yabancının seçici tavrı, sadece fiyata odaklanmamayı, şirketlerin mali yapılarını da göz önüne almak gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<h2>Yabancı ilgisi hedefe odaklandı</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta Türk Altın hissesinde paylarını 2,80 puan artışla %32,52’ye çıkardı. Şirketin Azerbaycan’ın altın madenciliği alanındaki lider firması AzerGold ile başlattığı iş birliği görüşmeleri uluslararası büyüme hedefini işaret ediyor. 47,28 TL seviyesinden yaptığı geri alımlarsa firmanın hissesine olan güvenini vurguluyor. Yabancının 5 gün boyunca alım yaptığı Tüpraş hissesinde payları 1,99 puan artarak %48,76’ya çıktı. Şirket altı aylık dönemde güçlü bilançosuyla birlikte beklentisini yukarı revize etti. 2026 yılı rafineri marjı öngörüsünü 6-7 dolardan 13 ile 15 dolar bandına yükseltti. Hissenin fiyatı iki aya yaklaşan sürede yükselişiyle dikkat çekiyor.</p>
<h2>Fiyattaki düşüş sürüyor</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta Petkim’de paylarını 1,82 puan azalarak %16,59’a indirdi. Fiyatı mayısta en yüksek 28,06 TL’yi görürken sonrasında düşen eğilimle hareket etti. Temmuzun son haftasında Deniz Portföy’ün 20,61 TL seviyelerinden 1 milyon adetlik satışı öne çıkarken payını %4,99 oranında düşürdü. Petkim altı aylık dönemde gelirini %28 artırdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f0781c2fb-1787031672.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TİCARET Mİ, YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Ticaret</strong>; nakit akış hızı, yüksek kâr marjı, operasyonel kontrol, marka değeri. Operasyonel yük ve riskler, sabit gider, tahsilat sorunu, daralma.</p>
<p><strong>Yatırım</strong>; pasif kazanç, çeşitlendirme, likidite, düşük masraf, uzman desteği. Yavaş büyüme, kontrol eksikliği, dalgalanma, enflasyon baskısı, stres.</p>
<p><strong>İştiraki Tuzla’daki araziyle ilgili kooperatifle satış vaadi sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Alarko Holding Tuzla’daki araziden gelecek parayı nerede değerlendirecek? ● Volkan Ekin</p>
<p>Volkan, Alarko Holding’in bağlı ortaklığı Alarko Enerji ile Angim Tuzla Yapı Kooperatifi arasında bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalandı. Anlaşmaya göre, Tuzla’daki 23.570 metrekarelik arazinin satış bedeli 1,74 milyar TL olarak belirlendi. Açıklamada tutarın tahsil edildiğine dair bir ibare bulunmadığı gibi elde edilecek nakit kaynağının nerelerde ya da hangi finansal ihtiyaçlarda kullanılacağına dair de ek bir paylaşım söz konusu olmadı. Firma açıklamasında fonun kullanım alanına ilişkin ileride ayrıca paylaşımda bulunacağını belirtti.</p>
<p><strong>Davanın ortadan kalkması uzun vadede hissenin önünü açarken üstündeki ağırlık kalktı</strong></p>
<p>Halk Bankası’nda dava sonuçlandığı halde fiyat neden yükselmiyor? ● Nazif Akbulut</p>
<p>Nazif, Halk Bankası’nın ABD’deki ceza davasının ortadan kaldırılması, uzun vadede bankanın hisse performansı ve uluslararası operasyonları üzerinde güçlü ve pozitif bir etki yaratması beklenmeli. Uzun süredir devam eden belirsizliğin ve olası cezanın ortadan kalkmasıyla, hisse üzerindeki ağır baskı ortadan kalktı ve yatırımcının güven sorunu aşıldı. Uluslararası faaliyetler açısından ise bu durum, borçlanma maliyetlerini kolaylaştırıcı bir gelişme olarak değerlendirilmeli. Mevcut durumda sektörel gelişmeler fiyatta belirleyici olmakta.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TZD fonu borsadaki hisselere yatırım yaparak bir yılda %24 getiri sağladı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün yönettiği Hisse Senedi Fonu (TZD), şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. 2,57 TL seviyesinde bulunan direnç seviyesini geçemeyince aşağı geldi. Son iki hafta tekrar yönelim yukarı olurken, kademeli şekilde çıkış yönlü eğilim öne çıkıyor. Fonun hacmi nisandan bu yana azalmakta. Ağustosta 673,07 milyon TL ile önceki aya göre büyüse de marttaki 1,1 milyar TL’ye çıkan hacmin hayli gerisinde duruyor. Marttan bu yana düzenli para çıkışı yaşanan fondan ağustosta cüzi miktarda da olsa nakit girişi söz konusu olurken, fona gelen para 563 bin TL. Yatırımcısı ise 7.876 kişiyle yatay seyirde. Temel stratejisi, borsadaki hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyündeki ilk iki enstrüman %87,46 ile hisse senedi ve %8,44 ile BYF katılma payları. Bir yılda %23,71 kazanç sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tarfin Tarım, piyasadan %58,37 bileşik faizle 50 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tarfin Tarım, 13.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %48, bileşik faizi %58,37 olarak belirlendi. 68 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 21.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %8,94 düzeyinde. 14 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Tarfin Tarım’ın verdiği %48 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 8,21 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTTRME2626 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f0475d4c2-1787031623.png" alt="" width="979" height="238" /><strong>SEKURO PLASTİK</strong></p>
<p><strong>Dışardan gelen teklifler değerinin altında olunca iştirakteki payı ortağa sattı</strong></p>
<p>Sekuro Plastik, bağlı ortaklığı Polifilm Ambalaj’ın %99,82 oranındaki payının tamamını 4,25 milyon dolara kendi hakim ortağına satmak üzere anlaşmaya vardığını duyurdu. Şirket, katma değeri yüksek yeni faaliyet alanlarına girmek için ambalaj ekipmanları ile ortaklıklarını satma kararı aldığını hatırlattı. Öte yandan dışardan gelen tekliflerin piyasa değerinin altında kalması ve ödeme koşullarının uygun olmaması nedeniyle, değerleme raporuna uygun olarak kendi ortağına satmayı tercih ettiğinin altını çizdi. Satıştan yaklaşık 21 milyon TL kârın oluştuğunu ifade etti.</p>
<p><strong>ODİNE TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Yapay zeka ajanlarıyla otonom operasyon yönetimi için patent başvurusu yaptı</strong></p>
<p>Odine Teknoloji, iştiraki ile yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları kapsamında Otonom Görev Akışı çalışması için patent başvurusunu tamamladı. Geliştirilen teknolojinin, bilgi teknolojileri operasyonlarında görevlerin yapay zeka ajanları tarafından uçtan uca planlanmasını ve otomatik olarak yürütülmesini sağlıyor. Geliştirilen teknoloji ile operasyonel süreçlerin daha dinamik, uyarlanabilir ve otomatik şekilde yönetilmesine yönelik bir yaklaşım sunmayı hedefliyor. Şirket, manuel süreçleri geride bırakacak yenilikçi yazılım teknolojisini güvence altına almak istiyor.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Romanya’daki iştirakini 56,7 milyon euroya ana ortaklarının firmasına satıyor</strong></p>
<p>Astor Enerji, ana faaliyet konusu olan güç ve dağıtım transformatörleri üretimine odaklanmak ve şirket kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak amacıyla, enerji üretimi projeleri geliştiren Romanya’daki bağlı ortaklığı Astor RO Energy S.R.L.’nin paylarını devretti. Paylar, hazırlanan değerleme raporunun üzerindeki bir fiyatla, 56,75 milyon euroya şirketin ortaklarının sahip olduğu Astor Holding’e satışı için anlaşmaya varıldı ve devir süreci başlatıldı. Satıştan yaklaşık 1,79 milyon euro kâr oluşurken, tutar şirketin işletme sermayesine aktarılacağı belirtildi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>DAP Gayrimenkul bir yılı aşkın süredir arada yukarı atakları olsa da geriliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f02f07c3d-1787031599.png" alt="" width="297" height="236" /></strong>DAP Gayrimenkul’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %7,15 ile toplamda 6,86 milyon lot azalarak 89,18 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 17’den 19’a çıktı. PHE fonu 6,9 milyon lot ile en fazla satışı yaptı, FCK fonu 1,25 milyon lot ile portföyüne ilk kez alırken en çok alımı gerçekleştiren fon oldu. DAP hakkında 2026 yılı içinde öneride bulunan kurum bulunmuyor. Hissede KHA, ICH, HKM ve GNH paylarını sıfırladı. FCK, STI, DZE, BHL, HIF ve LTL ilk defa alan fonlar oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payi-yuzde-325e-yukseldi-kendisi-de-47-liradan-geri-aldi-85645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payı yüzde 32,5’e yükseldi, kendisi de 47 liradan geri aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hyundai-608-milyon-dolarlik-ihracat-icin-dir-belgesi-aldi-85643</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hyundai 608 milyon dolarlık ihracat için DİR belgesi aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>İhraç edilecek ürünlerin üretiminde kullanılacak ürünlerin gümrük vergisi muafiyetiyle ithal edilmesi uygulaması kapsamında, bu yıl temmuz ayında 526 adet Dahilde İşleme İzin Belgesi düzenlendi.</p>
<p>Bu dönemde en yüksek ihracat taahhüdü 608 milyon dolar ile Hyundai’den gelirken 100 milyon dolar ve üzeri ihracat öngören 9 firma için toplam 1 milyar 592 milyon liralık DİR belgesi düzenlendi.</p>
<p>DİR belgeleri listesine göre toplam 526 adet DİR belgesi düzenlendi. Bunlardan 9 firma 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat öngörüyor. Temmuz’da en yüksek ihracat taahhüdü 608 milyon dolar ile Hyundai’den geldi, şirket bu ihracata yönelik üretimde kullanılmak üzere 365 milyon 177 bin dolarlık ithalat gerçekleştirecek. Hyundai'yi 174 milyon dolarlık ihracata karşın 73 milyon dolarlık ithalat ile Sujimoto AKO, 149 milyon dolarlık ihracat ve 119 milyon dolarlık ithalat taahhüdü ile Habaş takip etti. Temmuz ayında 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat taahhüdünde bulunan diğer firmalar ise şöyle;</p>
<p>Torun Metal 144 milyon dolar ihracat, 91 milyon dolar ithalat, Sarkuysan 143 milyon dolar ihracat, 115 milyon dolar ithalat, Astor 133 milyon dolar ihracat, 106 milyon dolar ithalat, Tetrapak 122 milyon dolar ihracat, 79 milyon dolar ithalat, Tosyalı 115 milyon dolar ihracat, 91 milyon dolar ithalat ve TB Sewtech 115 milyon dolar ihracat ve 91 milyon dolar ithalat.</p>
<p>Bu firmaların toplam ihracat taahhüdü 1 milyar 592 milyon dolar, bu ihracata yönelik üretim yapabilmek için gerçekleştirecekleri ithalat taahhüdü ise 1 milyar 42 milyon dolar düzeyinde hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hyundai-608-milyon-dolarlik-ihracat-icin-dir-belgesi-aldi-85643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/3/1280x720/hyundai-1787034730.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayında Hyundai 608 milyon dolarlık ihracat için Dahilde İşleme İzin Belgesi alırken, 100 milyon dolar ve üzeri ihracat öngören 9 firma için toplam 1,6 milyar liralık belge düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yabanci-konaklama-platformlarina-10-kata-kadar-ceza-85642</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı konaklama platformlarına 10 kata kadar ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti tarafından Meclise sunulan Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi ile yabancı dijital konaklama platformlarına, getirilen yükümlülüklere uymamaları durumunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından uygulanacak yaptırım ve cezalar da belirleniyor. Seyahat Acentaları Kanunu kapsamında işletme belgesine sahip seyahat acentaları aracılığı ile sunulması zorunlu hizmetler ile Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilmiş işletmeler aracılığıyla sunulması gereken araç kiralama hizmetlerinin yetki veya işletme belgesine sahip olmayan işletmeler aracılığı ile gerçekleştirilmesi durumunda 200 bin lira idari para cezası verilecek.</p>
<h2>Gerekirse belge iptaline kadar gidecek </h2>
<p>Yabancı dijital konaklama platformları izin belgesine esas bilgi ve belgelerde meydana gelen değişiklikleri 15 gün içerisinde Bakanlığa bildirmemesi halinde 200 bin lira idari para cezası verilecek. Aykırılığın giderilmesi için 15 gün süre verilecek. Aykırılığın bu süre içerisinde giderilmemesi veya aynı takvim yılı içerisinde ikinci defa tespiti halinde idari para cezası yüzde 50 artırılarak uygulanacak. Aykırılığın aynı takvim yılı içerisinde üçüncü defa tespiti durumunda bir daha süre verilmeden izin belgesi iptal edilecek.</p>
<h2>Haksız alınan bedele ağır ceza </h2>
<p>Platformların değişiklikleri belirtilen süre içerisinde Bakanlığa bildirmemesi veya Bakanlıkça istenilen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde göndermemesi halinde 200 bin lira idari para cezası verilecek. Yabancı dijital konaklama platformlarının, herhangi bir hizmet verilmediği veya verilen hizmetin türü ve hizmet bedelinin tutar ya da oranı aracılık sözleşmesinde belirtilmediği hallerde faaliyete konu hizmeti verenden bedel alınmamasına aykırı hareket edildiğinin tespit edilmesi halinde ise haksız olarak alınan bedelin 10 katı tutarında idari para cezası verilecek.</p>
<h2>Eksik hizmete en az 50 bin TL para cezası </h2>
<p>Müşteriye verilmesi taahhüt edilen hizmetin eksik verilmesi ya da hiç verilmemesi halinde her bir sözleşme başına 50 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası verilecek. Yabancı dijital konaklama platformlarınca hizmete konu satış bedeli üzerinden alınacak tutarın yüzde 17'yi geçtiğinin tespiti halinde haksız olarak alınan bedelin 10 katı tutarında idari para cezası verilecek.</p>
<p>Aykırılığın, aynı takvim yılı içerisinde ikinci defa tespiti halinde idari para cezası yüzde 50 artırılarak uygulanacak, aynı zaman diliminde 3'üncü defa tespiti halinde izin belgesi iptal edilecek. Yabancı dijital konaklama platformları, Bakanlıkça belirlenen donanım, program ve yazılımları kullanmadığı durumlarda 500 bin lira idari para cezası uygulanacak. Ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı ve ülke turizmini baltalayıcı faaliyetlerde bulunulması halinde izin belgesi iptal edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yabanci-konaklama-platformlarina-10-kata-kadar-ceza-85642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekim ayında yasalaştırılması beklenen Yabancı Dijital Konaklama Platformlarının faaliyet gösterilebilmesini izne bağlayan kanun teklifi bu platformlara yönelik idari para cezaları ve izin belgelerinin iptaline kadar giden yaptırımlar getiriyor. Bazı hallerde 10 katına kadar idari para cezası verilebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yetki-belgesi-uyarisi-85641</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten yetki belgesi uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük odası olan İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) 800 bini aşkın firmayı temsil eden Meslek Komitesi üyelerini belirleyecek seçimlere 2,5 ay kadar bir süre kaldı. Seçimler Fatih İlçe Seçim Kurulu’nun takvimi onaylamasını müteakip 27 Ekim 2026 Salı günü Yeşilköy’deki İstanbul Fuarı Merkezi’nde gerçekleştirilmesi bekleniyor. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, EKONOMİ’ye yaptığı açıklamada yüksek katılımlı bir seçim olmasını amaçladıklarını, yönetim olarak temel görevlerinin seçimin sağlıklı ve kurallara uygun şekilde gerçekleşmesi için gerekli tüm tedbirleri aldıklarını vurguladı.</p>
<p>Seçimlerin yapılacağı Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde o gün hiçbir fuar organizasyonunun olmayacağına işaret eden Avdagiç, böylece oy vermek için geleceklerin hem ulaşım yönünden hem de oy kullanacakları salonlarda en üst düzeyde rahat etmelerinin sağlanacağını bildirdi. Avdagiç, “Seçimlerimizi 40 bin metrekarelik çok geniş bir alanda yapacağız. Sandık sayısını yüzde 20- 25 artırıyoruz. Bu da seçimin çok daha ferah ve konforlu ortama yapılmasını sağlayacak” diye konuştu.</p>
<h2>"Çalışma grubumla hiçbir bağlantısı yok" </h2>
<p>Avdagiç, bu dönem kendisini en çok şaşırtan gelişmenin farklı grupların adını kullanarak yetki belgesi toplaması olduğunu kaydetti. Avdagiç, şunları söyledi: "Benim çalışma grubumla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, benim adımı kullanılarak firmalardan seçim esnasında gerekli olan yetki belgesi toplayanlarla karşılaşıyoruz. Bugün de önemli bir iş merkezimizde aynı konuyla ilgili bir olay yaşandı. Çok farklı grupların, bizimle hiç alakası olmayan grupların seçimlerde 'Biz Şekib Avdagiç için çalışıyoruz' deyip yetki belgesi toplamaya çalıştığını duyuyoruz. Çok yoğun bir şekilde bununla karşılaşıyoruz. Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz.”</p>
<h2>“80 meslek komitesi için sandık kuracağız”</h2>
<p>Oda seçimleri takvimine ilişkin bilgi veren İTO Başkanı Avdagiç, "Kanun gereği tüm illerde 1 Ekim-30 Kasım arasında her dört yılda bir seçimler yapılmak zorunda. İstanbul Ticaret Odası da Fatih İlçe Seçim Kurulunun seçim takvimini teyidini müteakip 27 Ekim Salı günü 800 binin üzerinde üyesinin katılımına açık bir seçime girecek. İTO’da da yeni böylece belirlenmiş olacak" dedi.</p>
<p>İTO'nun seçim sisteminin heterojen, yani tek düze olmayan bir yapıya sahip olduğunu belirten Avdagiç, “Önümüzdeki seçimde 80 Meslek Komitesi için sandık kuracağız ve sektörün temsilcileri o sandıklarda seçilecek. Her sandık kendi sektörünün temsilcilerini seçecek" diye konuştu. 27 Ekim’de seçilecek Meslek Komitesi üyelerinin ardından Yönetim Kurulu, Meclis Başkanlığı, Meclis Başkanlık Divanı, Disiplin Kurulu ve TOBB Genel Kurulu delegelerinin seçileceğini belirten Avdagiç, bu şekilde seçim sürecinin tamamlanacağını ve yeni dönemin başlayacağını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yetki-belgesi-uyarisi-85641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/avdagic-1781872415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 Ekim’de yapılması öngörülen İstanbul Ticaret Odası seçimlerinde başkanlığa yeniden aday olan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, bu seçim dönemi kendisini en çok şaşırtan gelişmenin, kendisi ile bağlantısı olmayan grupların, adını kullanarak seçimler için firmalardan ‘yetki belgesi’ toplaması olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yrp-deva-ve-sp-ittifakta-anlasti-iyi-parti-zafer-ve-anahtar-parti-ittifak-icin-masada-85640</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> YRP; DEVA ve SP ittifakta anlaştı, İYİ Parti, Zafer ve Anahtar Parti ittifak için masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra azalması beklenen parçalı siyasal yapının azalmadığı, hatta gittikçe çok daha parçalı hale geldiği görülüyor. Yüzde 50+1 şartı, büyük partiler gibi küçük partileri de stratejik aktör haline getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 1-3 arasındaki partilerin oy oranları da seçimin sonucunu değiştirebiliyor. Ancak, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunu değiştirebilen küçük partiler tek başlarına Meclis’e giremiyorlar. Bu nedenle ittifak arayışları son hızla devam ediyor. Son seçimlerde CHP sıralarından Meclis’e giren DEVA, Gelecek gibi partiler yeni arayışlara girdiler. Aynı partiden ayrılan, aynı tabana sahip partiler yeniden bir araya gelmenin yollarını arıyor.</p>
<p>Yeniden Refah Partisi, SP ve DEVA üçlü ittifak için uzun süredir başlattıkları hazırlıklarda sona geldiler. İttifak çalışmalarının Ekim ayına kadar tamamlanması bekleniyor. MHP’de ayrılanlar İYİ Parti kurdu, daha sonra İYİ Parti’den ayrılan Ümit Özdağ, Zafer Partisi’ni, Yavuz Ağıralioğlu da Anahtar Parti’yi kurdu. Ancak yapılacak ilk seçimlerde tek başlarına baraj sorunu yaşamamak için şimdi yeniden ayrıldıkları İYİ Parti çatısı altında yeni ve üçlü bir ittifak için görüşmeler yaptıkları kulislerde konuşuluyor. Siyasette şimdi ‘üçlü ittifak” döneminin başladığı da iddialar arasında.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yrp-deva-ve-sp-ittifakta-anlasti-iyi-parti-zafer-ve-anahtar-parti-ittifak-icin-masada-85640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/0/1280x720/yrp-deva-sp-1787030440.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YRP; DEVA ve SP ittifakta anlaştı, İYİ Parti, Zafer ve Anahtar Parti ittifak için masada ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hamam-bocekleri-ve-istifa-kurumu-85639</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hamam böcekleri ve istifa kurumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her şey, başyargıcın eylem yapan işsiz gençlere “Hamam böcekleri“ demesi ile başlamış. Gerçi gelen tepkiler üzerine baş yargıç “Ben hamam böceği olarak sahte ve uyduruk diplomalı işsizleri kast etmiştim" diye konuyu yumuşatmak istemiş; ama ateş bacayı sarmış. İşsiz gençler hemen kendilerine “Hamam Böceği Halk’ın Partisi“ (Cockroach Janta Party) diye bir platform kurmuşlar. Instagram’da başlayan bu hareket kısa zamanda 26 milyon üyeye dönüşmüş. Ve Z kuşağı işsiz gençlerin mizahla içini döktüğü bir arena olmuş.</p>
<p>Hindistan, dünyanın en fazla genç nüfusunun olduğu ülke. Son sayımlara göre 15-29 yaş grubundaki genç oranı %16,2 imiş. Bu da 230 milyona karşılık geliyor. Genç işsizliği Hindistan’da da önemli bir sorun. Tüm ülkedeki işsizlik oranı %5,5 iken genç kesimde bu oran %15,2. Bir üniversitenin (Azim Premji University) yaptığı araştırmaya göre üniversiteden mezun olanların ancak %7’si sabit maaşlı iş bulabiliyormuş ve ancak %4’ü beyaz-yakalı bir işe girebiliyormuş.</p>
<p>Geçtiğimiz Mayıs ayında bu işsiz ve mutsuz gençleri çileden çıkaran bir olay olmuş. Tıp fakültelerine giriş sınavının (NEET) soruları sızmış. Sınav iptal edilmiş. Bunun psikolojik yükünü çekemeyen 20’den fazla genç intihar etmiş. Hindistan’da eğitim, bir kişinin içinde bulunduğu düşük ekonomik durumdan çıkması için belki tek yolmuş. Ancak soruların sızması, sisteme güveni sarsmış. “Eğer çok çalışırsan bunun ödülünü alırsın“ inanışını yıkmış. Bir Hintli hukuk öğrencisi şöyle demiş: “Okullar, üniversiteler özelleştiriliyor. Sınav soruları çalınıyor. Okulu bitirsen de iş bulamıyorsun. Demokratik bir ülkede bunun sorumluluğu hükümete aittir“.</p>
<p>Bakın bir sınavın iptal edilmesi nelere yol açmış. Sınav sıkı güvenlik önlemleri altında yeniden yapılmış. Sınava 2,28 milyon aday katılmış. Adaylar biyometrik kimlik kontrolü, metal dedektör ve sıkı üst aramasından geçmişler. Ülkenin bazı bölgelerine sınav belgelerini Hint Hava Kuvvetleri taşımış. 95.000 sınav salonunda 1,3 milyon güvenlik kamerası, çevresinde 53,311 jammer varmış.</p>
<p>Sosyal medyada başlayan “Hamam Böcekleri Hareketi“ Mayıs ayında sokaklara taşmış. Eylemlere açlık grevi ile destek veren eylemci ve eğitimci Sonam Wangchuk 18 Temmuzda polis zoru ile hastaneye kaldırılmış. Bu eylem de “Hamam Böceklerini“ coşturmuş. Parlamentoya yürüyüşe katılım sayısını artırmış.</p>
<p>Parlamentoya yürüyüş, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi ile karşılaşmış. Barışçı bir eylemi kaosa dönüştürmüş. Medyanın olaya eğilmesi ile konu daha da büyümüş. Sonunda Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etmiş. Gençler şimdi sıra 12 yıldır iktidarda olan Başbakan Modi’de diyorlar. Bakalım Hamam Böcekleri bunu başaracak mı?</p>
<p><strong>Hindistan ve Türkiye farkı</strong></p>
<p>Yukarıdaki haberi (https://www.bbc.com/news/articles/c8dng1v72lno) BBC kaynaklarından aktardım. Hindistan bize göre büyük bir ülke. Ancak gelişmekte olan bir ülke olarak bize çok benzer yönleri var: Örneğin, sınav sorularının sızması, öğrenci eylemleri, güvenlik güçlerinin barışçı protestolara karşı yanlış çıkışı, gençlik işsizliği. Bakınız “Human Rights Watch“ şöyle demiş: “Modi yönetiminde Hintli otoriteler, aktivistleri, gazetecileri ve barışçı protestocuları, “Uyduruk anti-terör ve nefret konuşması kanunları“na (fabricated counterterrorism and hate speech laws) dayanarak rutin bir biçimde yargılıyor“.</p>
<p>Bütün bu benzerliklere rağmen, Hindistan’da bizden çok farklı bir durum var: Bakanın istifası. İşte bu, bizde kaybolan kurumlardan bir tanesi. Demek ki Hindistan’da utanma duygusu, sorumluluğa sahip çıkma ve göreve saygı hala mevcut.</p>
<p>Kamu görevlilerinin gerektiği zamanlarda istifası, demokrasilerde çok değerli bir eylemdir. Onun için bu yazımda istifadan söz etmek istedim. Ama önce bir anekdot aktaracağım.</p>
<p><strong>Bir anekdot</strong></p>
<p>Aziz Basmacı bizim dönemin komedyenlerindendi. Tiyatro grubu ile sık sık Anadolu’ya turneye çıkardı. O turnelerin birinde geçmiş bu olayı, Aziz Basmacı’nın ağzından dinlemiştim.</p>
<p>Gösterinin yapıldığı sinema salonunda sahnenin hemen önündeki sırada bir kadın seyirci varmış. Kadın oyun sırasında çıt çıt ayçiçeği yiyerek oyuncuları rahatsız ediyormuş. Kadına “Lütfen, yapmayın“ ifadesi ile bakmışlar, olmamış. Ters bakmışlar, olmamış. Sonunda Aziz Basmacı oyun sırasında laf atmış. “Hani bizim mahallede bir Sümüklü Süheyla Hanım vardı. Her yerde çekirdek çıtlatırdı. Hatta tiyatroya gider, ön sıraya oturur, orda da çekirdek çıtlatır, oyuncuları taciz ederdi“. Ama kadın yine çekirdek yemesine devam etmiş. İki perde arasında birisi gidip kadınla konuşmuş. “Hanımefendi ama olmuyor böyle. Çekirdek yiyip ses çıkararak oyuncuları rahatsız ediyorsunuz. Size sahneden baktılar, olmadı. En sonunda Süheyla Hanım diyerek laf da attılar, aldırmadınız“. Kadın umursamaz biçimde söylenmiş.“Amann, niye alınayım. Benim adım Süheyla değil ki“.</p>
<p><strong>İstifa kurumu</strong></p>
<p>İstifa, kendi isteği ile bir işten veya hizmetten ayrılmak demektir. Bir kişi işinden niye ayrılır? Bunun değişik nedenleri vardır. Kişi daha iyi bir iş bulur, ayrılır. Daha çalışmak istemez, ayrılır. Patronuna kızar, ayrılır. Bir de özellikle kamu yönetiminde yöneticilerin yukardaki Hintli Bakan gibi istifaları söz konusudur. Nedir bu tür istifadaki neden?</p>
<p>Kamu yöneticisinin sorumluluğundaki işlerde büyük bir olumsuzluk, bir skandal yaşanmıştır. İstifa ile yönetici şunu demektedir: “Bana güvenerek önemli bir sorumluluk verdiniz. Ama ben bu sorumluluğu taşıyamadım. Ve bu hata oluştu. Böyle bir hatanın olmaması gerekirdi. Ama oldu. Bu koşullar altında ben bu ayıpla bu görevi yapamayacağım, bu sorumluluğu taşıyamayacağım. Bu hatamın bedelini işimi kaybederek ödüyorum, istifa ediyorum“. Her istifa mektubunda bunlar yazmayabilir. Ama istifanın anlamı budur. Hatayı kabul etmek, özür dilemek ve istifa etmek onurlu bir davranıştır. Gerektiğinde istifa etmek bir erdemdir.</p>
<p>Her yönetici böyle erdemli davranmaz. Bazıları Aziz Basmacı hikâyesindeki kadın gibidir. Gelen memnuniyetsiz seslere kulağını tıkar, tınmaz. Koltuğuna öylesine yapışmıştır ki, onu koltuktan ancak kazıyarak kaldırabilirsiniz. Kişi, yetkisinin sefasını sürer, ama sorumluluklarının farkında değildir. Sorumluluğun gereklerini yerine getirmediği için ortaya çıkan olumsuz tablodan dolayı rahatsız da olmaz, utanmaz. Hesap verme mekanizması da çalışmadığından, utanmaz yönetici yeni yanlışlara doğru görevine devam eder.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Az gelişmiş ülkelerin gençleri, söylenmese de, kendilerine hamamböceği gibi davranıldığının farkına vardıklarında geleceklerine sahip çıkacaklardır.</p>
<p>İstifa, işlemesi gereken bir kurumdur. İstifa etmek ayıp değildir. Ama gerektiğinde istifa etmemek ayıptır, arsızlıktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hamam-bocekleri-ve-istifa-kurumu-85639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hamam böcekleri ve istifa kurumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-yuzyilin-en-onemli-olaylarindan-birisine-bakmak-85637</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> 20. yüzyılın en önemli olaylarından birisine bakmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hitler’i büyük sermayenin iktidara getirdiği tezi neredeyse totolojik bir tezdir ve 20. Yüzyılın en olağanüstü olaylarından ve siyasi kişiliklerinden birisini basit bir maşa gibi tasavvur etmemizi istemektedir. “Dinle küçük adam” (Wilhelm Reich) tezi de yetersizdir. Hitler’in işsizlerden çok yüksek oranda oy aldığı için –1929 Depresyonu etkisi- iktidara geldiği iddiası yeterli değildir. Alternatif olarak siyaset biliminde Seymour Lipset’ten beri yaygın olan “orta sınıf olgusu olarak Hitler” tezi de Weimar’da olanları (Weimar Cumhuriyeti Almanya’nın 1918-1933 arasında parlamenter bir demokrasi olduğu ve Hitler’in iktidara gelişiyle sona eren dönemdir) açıklamaya yetmemektedir. Olanları anlamak için geniş bir akademik yazın oluşturulmuş olup Weimar seçmeninin davranışı açısından bakarsak bu yazın giderek daha gelişmiş istatistik yöntemlerini kullanan bir duruma gelmektedir. Örneğin Hitler’in partisi NSDAP Weimar döneminde 1930-1933 arası yapılan seçimlerde en fazla partiden ve sınıftan/kesimden/yerelden oy devşirebilen bir –aslında tek- partiydi. Üstelik 1932 Temmuz seçimlerinden başlayarak son üç seçimde sandığı hiç gitmeyenleri bile kendisine çekmeye başlamıştı. Jürgen Falter 1980’lerden 2010’lara kadar yayılan bir dizi ampirik çalışmasında sadece iki blokun, Katoliklerin ve işsizlerin yerlerinde sabit kaldığını, Hitler’in en az desteği bu bloklardan aldığını –1933 seçiminde bir miktar kayma hariç ama bu zaten Hitler Şansölye olduktan sonra yapılan ve tam özgür olmayan bir (son) seçimdi- göstermeyi deniyor. Örneğin 1932 Temmuz genel seçiminde Nazi desteğinin sadece yüzde 17’si Katolik idi. Katoliklerin Nazilerle imtihanı daha çok “iktidardaki Hitler’le” ilişkileri açısından sonradan gelişmişti. 1960’lardaki Katoliklik içi tartışmalara rağmen –Katolikler Hitler’e “yatkın” mıydı- Katoliklik aslında Hitler’in iktidar yürüyüşünde en zayıf halkaydı. Öte yandan, sanılanın tersine, tam da Hitler iktidara gelirken –1929 Depresyonu sonrası- işsiz kalan mavi yakalıların asıl partisi KPD (Komünist) idi, NSDAP (Nazi) değil.</p>
<p>Gregory Luebbert’in dikkat çektiği gibi kırsal burjuvazi ve kentsel burjuvazinin tercihi –“eski”, klasik kentli orta sınıf- diğer muhafazakâr partilerden ve liberallerden Hitler’e kaymıştı. Gerçekten Nazileri destekleyen en büyük ittifak <em>kırdan kente yayılan</em> <em>orta sınıflar ittifakı</em> idiyse bile <em>işçi sınıfının işini kaybetmemiş bölmesinin </em>desteği de azımsanacak gibi değildi. Öte yandan hali hazırda çalışmakta olan işçilerin Nazi partisine oy vermeye başlamaları, yani son iki seçimdeki soldan Nazilere oy kayması neredeyse tamamen SPD’den (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kaynaklandı, Komünist Parti’den değil. KPD hem büyük ölçüde yeni işsizlerin desteğiyle oyunu artırdı ve hem eskiden beri işsiz hem de halen çalışmakta olan standart mavi yakalı tabanını kaybetmedi. Diğer taraftan Hitler, keskin bir gözlemci olmasına rağmen durumu 1930’da bile tam anlayamamış görünen Niekisch’in iddiasının tersine, bir Katolik Bavyera (Münih) olgusu değil kuzey, kuzeydoğu ve doğunun Protestan kırsalının ve kasabalarının çok yüksek oranda destek verdiği bir hareket oluşturmuştu. Hitler’in partisi yılların alışkanlıklarını yıkarak Katolikler ve işsizler hariç herkesten ve KPD ile Katolik Partisi (Zentrum, eski Katolik Partisi’nin Weimar’daki devamı) hariç her partiden oy çekebilmiş, üstelik <em>önceden oy vermeyenleri ilk defa sandığa götürecek</em> kadar büyük bir umut olabilmişti. Bu böyle olmakla beraber çok önemli bir tespit daha söz konusudur: <em>Nazizm 1930 sonrası toplumsal açıdan yaygınlaşmıştı evet, geniş siyasal partiler yelpazesinde çoğu partiden seçmen devşirmeye başlamıştı evet, ama kültürel açıdan tam boy bir Protestan olgusuydu.</em> Yaygınlığı sağlayan Protestan bölgelerdeki ezici üstünlüğü olmuştu. Bu hem seçmen hem de üye sayıları açısından böyledir. <em>  </em></p>
<p>Yıllar önce genç yaşta bir kaza sonucu ölen Gregory Luebbert yaşasaydı önde gelen siyaset bilimcilerden olacaktı; bu kesin. On bir dilde kaynak tarayarak yazdığı doktora tezinde verdiği önemli bir cevap var. Bu cevap seçmen davranışı/parti içi denge oluşumu kavramlarını beraber modelleyen John Eric Roemer ve arkadaşları tarafından –PUNE (Party Unanimity Nash Equilibrium)- Almanya ve İsveç verileriyle bilgisayarda modellenerek test edildi. Yüzde yüz doğrulamak mümkün değilse de bu tezin ampirik bir karşılığının olduğu görülüyor. Tez şu: Dört aktör vardı. Kentli işçiler, burjuvalar (orta-küçük dâhil), toprak sahibi köylüler, topraksız köylü/ırgatlar. Bu teze göre sınıf mücadelesi kent ve kırda ayrı ayrı sürüyordu. Luebbert, dönemin Avrupa’sında kentteki sınıf mücadelesinin açık ve bilinçli olduğunu, kırdaki durumunsa ülkeden ülkeye değiştiğini saptıyor. Tarım sorununun daha önce hallolduğu İsveç’te kırlarda derin bir sınıfsal çelişki yaşanmıyordu. Oysa İtalya, İspanya ve hatta Almanya’da durum tam tersiydi. Bu durumda kent kökenli ideoloji/partilerin kırdaki konumlanışı kritik önem kazandı.</p>
<p>Luebbert’e göre kentli işçi partileri (sosyalist, komünist) kırdaki sınıf mücadelesinin önemsiz olduğu durumlarda toprak sahibi köylülere ittifak önerebildiler. Radikaller, liberaller, sosyalistler, hatta 1935 sonrası komünistler “faşizme gerek olmadığını” ortaya koyabildiler. Tarımda çelişkilerin keskin olduğu ülkelerdeyse sol kırsal kesimlerde topraksız köylüden yana oldu ve mecburen mülk sahibi köylüleri –küçük tarlaları olanlar dâhil- kentli mülk sahiplerinin yanına itti. Faşizmlerin kitle tabanı/oy/onay olarak ağır basmasının nedeni bu ittifaklardı. Almanya örneğinde, din-ideoloji vb. bir yana, saf dar sınıf bilinciyle insanlar “bir atım var demek ki ben mülk sahibiyim” veya “kardeşimle bakkal işletiyoruz demek ki ben mülk sahibi sınıftanım” dedikleri anda çoğunluk az farkla da olsa sayısal olarak mülk sahibi sınıflarda oluyordu. Bu analiz klasik merkez sağın neden yetmediğini ve neden “yeni misyonun”, “muhafazakâr devrimin” kazandığını sınıf ittifakları çerçevesinde açıklamayı deneyen bir tez. Misyonun neden kazandığını, toplumsal onayı nasıl elde ettiğini anlamaya çalışıyor. Misyonun neden aynen bu şekilde tezahür ettiğini açıklamıyor. Örneğin neden geniş “muhafazakâr devrim” dalgasının içinde Hitler gibi başlangıçta önemsiz görülen bir Avusturyalı onbaşının öne çıktığını açıklamıyor. Bunun için, başlangıçtaki tezler dâhil başka temalara dönmeliyiz. Öte yandan Roemer ve ekibinin İsveç ve Almanya verileriyle yaptıkları simülasyonlar 2 parti/3 sınıf modelinde solun (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kazanma olasılığının 3 parti/3 sınıf modeline göre, Komünist Parti de seçime girince, çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Bunun nedeni sol oyların bölünmesi denebilir ama SSCB’ye karşı Komünistlerin kayıtsız şartsız destek tavrının kararsız seçmende yarattığı alerji de bir neden olmuş olabilir. Yani özellikle kırsal kesimde komünistlerin müdahalesi orta sınıfı Hitler’in kucağına itmiş de olabilir.   </p>
<p>Luebbert, Fransa’yı kısaca incelediği bir bölümde ve hemen ardından gelen İngiltere ve Fransa’da işçi hareketlerinin zayıflıkları kısmında bizi yakından ilgilendiren bazı noktaları vurgular. Fransa’da sosyalistlerin radikal cumhuriyetçilerle ittifakının geçmişi 1914 öncesine gidiyor. Luebbert bu ittifak olmasaydı Jean Jaurès’in bile meclise giremeyebileceğini Theodore Zeldin’den aktararak yazıyor. Seçimler iki turlu olduğu için ikinci turda şansı azalan adayların hangi adaylar lehine yarıştan çekileceği tercihi sonucu belirliyordu. Diğer ülkelerdeki, örneğin İngiltere’deki, liberal-işçi koalisyonlarına benzer şekilde Fransa’da da SFIO (Sosyalist) ve RP (Cumhuriyetçi) iş birliği yapıyordu. Roemer Luebbert’in kitabından etkilenerek siyasi ajandanın çok boyutlu olduğu bir siyasi rekabette Wittman modelini genelleştiren ve Luebbert’in sezgisini formelleştirilen <em>seçim oyunu çözüm kavramı</em> PUNE’yi (Party Unanimity Nash Equilibrium) ayrıntılı biçimde açıklıyor. Zamanla PUNE ilgili siyaset bilimi yazınında oldukça kabul görmüş bir Nash çözümü sürümüne dönüştü. PUNE, olası politikalar kümesinin boyutundan bağımsız olarak iki siyasi partili bir rekabette türsel olarak iki boyutlu bir dengenin varlığını garanti ediyor. Partiler açısından bakınca, parti içinde Militanlar, Reformistler ve sadece kazanmayı düşünen Oportünistler şeklinde üç kanadın Nash pazarlığı yaptığı bir oyun tanımlıyor. Genel olarak PUNE merkez, sağ ve sol olarak üç kanatlı tüm partilere uygulanabilir ve örneğin, bir Stalin-Trotsky-Bukharin oyununa sahne olabilir. Keza, güncel bir örnek, PUNE çok kanatlı partilerde vekillerin neden farklı oy verdiklerini veya neden merkezin onları serbest bırakmak zorunda kaldığını açıklayabilir.</p>
<p>Neden diğer sağcılar değil Hitler kazandı? Sadece devlet ve burjuvazi katında değil, “halk” nezdinde de iktidara nasıl geldi? “Sınıf politikasının” ideal döneminde, bütün aktörlerin dar anlamda –ekonomist bilinç- “sınıf bilincine sahip” oldukları bir dönemde nasıl oy ve destek alabildi? Etkili konuştuğu için mi? Mesela bilindiği gibi meşhur “faşizmin kitle ruhu” – “Küçük adam” tezi- var; Gramsci’nin “Mussolini İtalyan küçük burjuvasının yoğunlaşmış ifadesidir” tezi var –merkezdeki seçmen teoremi. Kazandılar çünkü “karizmatiktiler”, çünkü “sıradan insan” (milletin ortalaması) bakınca onlarda kendisinden bir parça görüyordu vb. Bu tip tezler kısmen doğrudur. Ama doğru oldukları ölçüde açıkladıkları nedir? Öncelikle “neden tam da Mussolini lider oldu veya neden Hitler de Goering değil?” sorularına kısmen cevap verebilirler. Yoksa neden kazandılar sorusuna tamamen ekonomik sebeplere dayalı cevaplar da verilebilir. Ancak bu cevaplar kazanan siyasal akımın neden o akım olduğunu da neden geniş bir yelpazede özellikle Nazi partisinin öne çıktığını da veya neden Hitler’in lider olarak benimsendiğini de açıklamaya yetmez. Örneğin yeni tarihli bir NBER çalışma dokümanı mahalle/kaza/nahiye seviyesindeki seçim sonuçlarına dayanarak Brüning hükümetinin kemer sıkma politikalarının Nazi partisinin seçim başarısında çok etkili olduğunu öne sürüyor. Naziler seçimleri asla tam olarak kazanamayabilirlerdi ki zaten tek başlarına kazanmış da değillerdi. 1933 Mart seçimlerinde başka bir aşırı sağ partinin desteğine ihtiyaç duymuşlardı. 23 Mart 1933 tarihli meşhur yasa böyle geçebilmişti ve bu Alman devletinin parti devleti olmasına izin vermişti. Öncesinde Mayıs 1928 seçimlerinde yüzde 2,6’dan Eylül 1930’da yüzde 18,5’e ve Temmuz 1932’de yüzde 37,7’ yükselen bir grafik var.</p>
<p>İdeoloji miydi? Bu kadar insan Nazi ideolojisini ışık hızıyla benimsemiş miydi? Bu çalışma 1930-1932 arasında Brüning hükümetinin vergi artışları, yeni vergiler, işsizlik ödeneklerinin azaltılması, kamu harcamalarının kısılması, emekli maaşlarında ve transferlerde kesintiye gidilmesi gibi tamamen anti-Keynesyen ve ‘sihirbaz maliyeci’ Dr. Hjalmar Schacht’ın yapacaklarının tam tersi politikalar gütmesinin kritik önemde olduğunu iddia ediyor. Konu sadece 1929 Büyük Depresyonu değildi. Önemli olan depresyona karşı neyin nasıl yapıldığıydı. Elbette Schacht’ın programının pratik Keynesçilikten ibaret olmadığı, Keynesçiliğin büyük burjuvazi için cazip ve kapsayıcı olmayıp geçici önlemler paketinden ibaret görüldüğü, Schacht adımlarının kapsamlı bir Nazi silahlanma ve yayılma planının parçası olduğu da söylenebilir. Dünyayı ters yüz eden bir iktidar yürüyüşünü sadece propagandaya, hitabete vb. dekoratif faktörlere bağlamak gerçek bir açıklamadan kaçmak demek değil midir?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/20-yuzyilin-en-onemli-olaylarindan-birisine-bakmak-85637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20. yüzyılın en önemli olaylarından birisine bakmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-duzenin-gizli-isiya-karsi-mucadelesi-85636</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizin gündeminde olan ve geleceğini, siyasi ve ekonomik yapısını hatta güvenliğini yakından ilgilendiren, kamuoyunda “<strong>Çerçeve Yasa”</strong> olarak bilinen ve Meclis’te kabul edilen “<em>Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un</em>” <strong>birkaç boyutunu</strong>, termodinamikçi gözüyle, birikimlerime ve deneyimlerime bağlı olarak ve objektif olmaya da gayret ederek değerlendirmeye çalışacağım. Yasanın farklı hukuki boyutlarının yanında, diğer pek çok boyutunun olduğu da bir gerçek. Bu yazıda salt termodinamik bakış açısından ve diğer kaynakların hukuki yapılarından faydalanarak benzeşime (analojiye) dayalı bir bakış ortaya koymaya çalışacağım. Umarım faydalı olacak ve yasanın anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Hukukçuların ve diğer alan bilimcilerinin daha farklı, daha teknik ve derin analizleri bu noktada elbette <strong>değerli olacaktır</strong>.</p>
<p><strong>Gizli ısı ve çerçeve yasa</strong></p>
<p>Termodinamikte güzel bir kavram var: <strong>gizli ısı.</strong> Bunun anlamı örneğin buz erirken termometrenin ibresi yükselmez. Dışarıdan baktığınızda sıcaklık aynıdır yani sabittir. Oysa sistemin içinde ciddi bir enerji transferi gerçekleşebilir ama siz bunu dışardan göremezsiniz hatta belki de bazen anlayamazsınız. Buz, suya dönüşmektedir. Termometre bunu göstermez, gösteremez fakat sistem değişmektedir. Bir halden başka bir hale (faza) geçmektedir. Son halini, verilen enerjinin miktarı ve eriyen buzun (maddenin) özellikleri belirleyecektir.</p>
<p>12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u” okurken aklıma bu <strong>kavram</strong> geldi. Çünkü dışarıdan bakıldığında ortada bir <strong>af yok</strong>. “Af” kelimesi kullanılmıyor. Onun yerine “<strong>erteleme</strong>” deniliyor. Fakat metnin içine derinlemesine bakıldığında, bazı soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi, bazı kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların doğması öngörülüyor. Bu durumu benzeşime dayalı bir ifadeyle ortaya koyarsak: termometre aynı sıcaklığı gösterse de <strong>buz eriyor </strong>ve sistem farklı bir hale (yapıya) dönüşüyor.</p>
<p>Kanunun ilk maddesi, bu mekanizmanın çalışması için önemli bir ön koşul getiriyor. PKK/KCK'nın fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin, güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin de Millî Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması öngörülüyor. Dolayısıyla yasa bugün çıksa bile yarın kimse otomatik olarak cezaevinden <strong>çıkmıyor</strong>. Önce örgütün gerçekten sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin, devlet tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Bu, ilk bakışta <strong>önemli bir güvence</strong>. Ama tam burada insanın aklına başka bir soru geliyor: <strong>Örgütün gerçekten sona erdiğine kim karar verecek?</strong> Sahadaki fiili durum mu? Güvenlik kurumlarının raporları mı? MGK kararı mı? Yoksa Resmî Gazete’de yayımlanan karar mı? Türkiye aslında bu konuda tecrübesiz değil. 2009'daki Habur süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeler, bu tür süreçlerin öngörülemeyen siyasi ve güvenlik sonuçları doğurabileceğini göstermiştir. Üstelik yasanın uygulama mekanizmasına bakıldığında, yürütmenin ağırlığı açıkça görülmektedir. Kurulda Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanları; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer almaktadır. TBMM'de oluşturulması öngörülen İzleme Komisyonu ise esas olarak izleme ve tavsiye işlevi görmektedir. Dolayısıyla sürecin merkezinde yürütme var. Bu da şu hususu kaçınılmaz hale getirmektedir: Sürecin yürütülmesinde ve değerlendirilmesinde yürütme organının ağırlıklı konumda olması, denetimin bağımsızlığı bakımından ayrıca ele alınması gereken bir husustur. Teknik alanda elde edilen sonuçların doğruluğu ve sağlıklı biçimde değerlendirilmesi, ölçüm aletinin bağımsız kuruluşlarca, hassas şekilde kalibre edilmesiyle yakından ilgilidir. Dolayısıyla ölçümleme (kalibrasyon), ölçme tekniğinin önemli konulardan biridir.</p>
<p><strong>Toplumsal sonuç ve sınır</strong></p>
<p>Yasanın 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde, örgütü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, yardım etme, propaganda ve finansman gibi belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile bazı kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerine ilişkin cezaların infazının ertelenmesi öngörülmektedir. Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda beş yıl; 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda ise on yıl süreli erteleme mekanizması getirilmektedir. Elbette önemli istisnalar da vardır.</p>
<p>Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bazı suçlar, bu mekanizmanın dışında bırakılmaktadır. Dolayısıyla hukuken buna doğrudan “<strong>genel af</strong>” demek <strong>doğru değildir</strong>. Ama hukuki isim ile hukuki sonuç arasında bazen mesafe olabilmektedir. Bir soruşturma erteleniyor, bir kovuşturma erteleniyor, kesinleşmiş bir cezanın infazı erteleniyor ve kanunda öngörülen süre sonunda yeni bir suçun işlenmemesi halinde dosya veya ceza bakımından daha ileri sonuçlar doğuyorsa, toplumun şu soruyu sorması son derece meşrudur: Adına ne denildiğinden bağımsız olarak, bunun toplumsal sonucu ne olacaktır? “<strong>Af değil</strong>” demek, tartışmayı bitirmeyebilir. Sadece tartışmanın adını değiştirecektir.</p>
<p>Burada özellikle dikkat edilmesi gereken başka bir hüküm daha var. Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin, bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluklarının doğmamasına ilişkin bir düzenleme getirilmesidir. Bu düzenlemenin muhtemel gerekçelerinden biri, 2013'teki çözüm sürecinde görev alan kamu görevlilerinin, yaptıkları işlemler nedeniyle ileride hukuki veya cezai sorumlulukla karşılaşıp karşılaşmayacakları konusunda yaşadıkları tereddütlerin, bu kez ortadan kaldırılmak istendiği düşünülebilir. Fakat hukuk devletinde esas, görevliyi korumakla birlikte <strong>korumanın sınırının çizilmesi </strong>de önem ifade etmektedir. Mühendislikte sistem sınırı doğru ve net çizilmezse (belirlenmezse), elde edilen sonuçlar sorunun çözümüne yeterli katkıyı sağlayamayacaktır.</p>
<p><strong>Belirsizlikler ve gelecek</strong></p>
<p>Bütün bunların ötesinde önemli bir nokta daha var. Devlet, yaklaşık kırk yıl boyunca, doğal olarak terör örgütünün silahlı faaliyetlerinin suç teşkil ettiğini ve bu faaliyetlerin hukuki sonuçlarının bulunduğunu vurguladı. Bu yalnızca bir güvenlik politikası değildi. Aynı zamanda toplumun hukuk düzenine duyduğu güvenin bir parçasıydı. Şimdi ise devlet, örgütün silah bırakması ve fiilî varlığının sona ermesi karşılığında, belirli suçlar bakımından farklı bir hukuki mekanizma oluşturmaktadır. Bunu yapmak elbette devletin hakkıdır. Çünkü devletin görevi yalnızca savaşmak değildir. <strong>Savaşı bitirmek de devletin görevidir.</strong> Fakat savaşın bitirilmesi ile adalet duygusunun korunması arasında bir denge kurma zorunluluğu gerçeği de unutulmamalıdır. Aksi hâlde, uzun süreli silahlı çatışmaların özel hukuki düzenlemelerle sonuçlanabileceği yönünde toplumda oluşacak bir algı, gelecekte ortaya çıkabilecek çatışmalar bakımından istenmeyen bir güdülenme (motivasyon) etkisi doğurabilir. İşte asıl tehlike burada. Bugünün barışını sağlamak için atılan bir adım, yarının çatışmalarına teşvik oluşturursa, sistem başka sorunlar üretebilecektir. Mühendislikte de örneğin bir boruya yapılacak yalıtımın minimum kalınlığı belirlemezse (hesaplamazsa), yapılacak yalıtım ısı kayıplarını daha da artırabilecektir. Yapılacak yalıtım bir anlamda enerji kaybını özendirecektir (artıracaktır). Yalıtım yapıldığı hâlde ısı kayıplarının artması, insana garip gelse de gerçektir. Bu durum hem maliyetin artmasına hem de enerji kaybına sebebiyet verecektir.</p>
<p>Bir başka soru da silahların bırakılmasından sonra ortaya çıkacak siyasi tabloyla ilgili. Silahlı örgütün ortadan kalkması, o örgütün düşüncesinin, kadrolarının veya toplumsal etkisinin bir gecede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, silahların sustuğu gün, başka belirsizlikler ortaya çıkabilir:</p>
<p>Dağdaki yapı ovada neye dönüşecek?</p>
<p>Meşru siyasi faaliyet nerede başlayacak?</p>
<p>Örgütsel faaliyet nerede bitecek?</p>
<p>İfade özgürlüğü ile terör propagandası arasındaki sınır, nasıl çizilecek?</p>
<p>Eski örgüt mensuplarının siyasi hayata katılımı, hangi şartlarla gerçekleşecek?</p>
<p>Bunlar, silah bırakma kararından çok daha uzun süre Türkiye'nin gündeminde kalabilecek sorulardır. Dolayısıyla mesele yalnızca PKK'nın silah bırakıp bırakmayacağı değildir. <strong>Silahlar sustuktan sonra nasıl bir hukuk düzeninin kurulacağıdır. </strong>Termodinamikte bir problemin tanımı ve sınır koşullarının doğru belirlenmesi, sağlıklı çözümü açısından oldukça fazla önem ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Enerji Yasası ve yansıması</strong></p>
<p>İşte bu nedenle yasayı okurken aklıma yine termodinamik geliyor: Buz erirken termometrenin ibresi yükselmiyor; enerji kaybolmuyor; sistem başka bir faza (hale) geçiyor. Burada “<strong>af</strong>” kelimesini kullanmamak, tek başına sistemin aynı konumda kaldığı yani değişmediği anlamına gelmemektedir. Soruşturmanın ertelenmesi, kovuşturmanın ertelenmesi, cezanın infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların ortaya çıkması, hukuki sistemde gerçek bir değişimdir. Buna af denmeyebilir ancak <strong>sonucunun tartışılması gerekir.</strong></p>
<p>Terör örgütünün silah bırakmasını sağlamak amacıyla devletin gerekli temaslar kurması, kategorik olarak normal karşılanabilir. Devlet, terörü sona erdirmek ve vatandaşlarının daha fazla ölmesini önlemek için gerektiğinde çatışmanın sona erdirilmesi bakımından, etkili olabilecek aktörlerle doğrudan temas kurabilir. Ancak yasa içerisinde <strong>“gizli ısı” </strong>da olabilir. Bunu hukukçuların değerlendirmesi gerekir. Geçmişte işlenmiş bir suçun hukuki sonucu değiştirilecekse, bu açıkça söylenmelidir. Bir mahkûmiyetin infazı ertelenecekse, bunun gerekçesinin açıkça anlatılması gerekir. Belirli şartları sağlayan eski örgüt mensuplarına topluma yeniden katılma imkânı verilecekse, bunun sınırları açıkça çizilmelidir. Zira hukukta güven, <strong>kuralların öngörülebilirliğiyle</strong> oluşur. Termometreye bakıp, <strong>“sıcaklık değişmedi!”</strong> demek kolaydır. Ama bazen buz eriyordur; sistem, siz fark etmeden başka bir faza ve yapıya eviriliyordur; üstelik doğal yapısını hâlâ koruyordur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Terörsüz bir ülkeye sahip olmak ve terörü sonlandırmak elbette önemlidir; ülkemizin bekası açısından da kıymetlidir. Ülkemiz ve evlatları bu yolda, maddi ve manevi çok bedeller ödedi, çok acılar çekti. Terörün sona ermesine ve ülkemizin terörden arındırılmasına karşı çıkmak, hiçbir vatan evladının aklı ve vicdanı ile bağdaşamaz. Ancak burada vurgulanmak istenen bir husus var: Devletin görevi terörü bitirmek ve ülkenin güvenliğini sağlamakla sınırlı değildir. Bu görev ne kadar önemli ve hayatiyse, terör sona erdikten sonra ortaya çıkacak hukuki düzenin niteliğini ve sınırlarını güvence altına almak da o kadar önemlidir. Çünkü adalet duygusu toplumsal bir enerjidir. Onu kaybettiğinizde hiçbir MGK kararı, hiçbir Resmî Gazete ve hiçbir kanun maddesi onu kendiliğinden geri getiremez.</p>
<p>Doğada hiçbir süreç çevresinde iz bırakmadan ve bedel ödenmeden <strong>geriye döndürülemez</strong>. Termodinamik gerçeklik böyledir. Toplumsal olaylar da bu hakikatten bağımsız değildir. Zira doğa yasaları canlıları yönetemese de onları derinden etkilemektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cerceve-yasa-duzenin-gizli-isiya-karsi-mucadelesi-85636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-korkulur-mu-85635</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracattan korkulur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“İç pazarımız bize yetiyor”, “İhracat çok riskli”, “Bizim ürünümüz yurtdışında satılmaz”, “Yabancı dil bilmiyoruz”… KOBİ’lerin ihracatın önündeki engel olarak gördüğü pek çok sorun, doğru bilgi ve hazırlıkla aşılabiliyor. Asıl aşılması gereken ise ihracata başlamadan önce zihindeki korku duvarı.</strong></p>
<p>Evet…</p>
<p>Hem de “Yok hocam, <strong>biz</strong> böyle <strong>iyiyiz</strong>. Yeni <strong>maceralara gerek yok”</strong> diyerek açıklanır.</p>
<p>İster inanın ister inanmayın amma gerçek bu…</p>
<p>Bir danışanımla sohbet ederken gelen komşusu ile tanıştık ve sohbet doğal olarak ihracat ekseninde dönmeye başladı.</p>
<p>Danışanım firmanın sahibi “Hocam bu <strong>adamı</strong> bir türlü değil ihracat yapmaya, <strong>ihracatı</strong> düşünmeye bile <strong>ikna edemiyorum</strong>” dedi ve tartışma başladı.</p>
<p>- Komşu: <strong>İhracat</strong> yapmak <strong>riskli değil mi</strong>, bilmediğimiz sularda yüzmeye başlayınca <strong>nelerle</strong> <strong>karşılaşacağımızı</strong> nereden bilebiliriz?</p>
<p>­- Danışan: <strong>Hocam neden</strong> bize <strong>geliyor</strong>?</p>
<p>Biliyorsun <strong>ben</strong> sürekli olarak İTO, TİM, İhracatçı birlikleri vb. kurumların <strong>ihracatla ilgili toplantılarına</strong> gidiyorum. İkramlar güzel ve ücretsiz diye mi yoksa pazarlar, riskler, operasyonlar, destekler gibi konularda güncel bilgi alıp hazır olmaya mı?</p>
<p><strong>İhracatın</strong>, iç piyasadan ne kadar <strong>farklı olduğunu anladığında</strong>, korku kapıları da kapanmaya başlıyor.</p>
<p>- Komşu: <strong>İhracat işleri çok karışık</strong>, bir hatada dünyanın zararı oluyor. Görmüyor musun etrafta ne kadar ihracat yapıp zarar eden var.</p>
<p>- Danışan: Elbette <strong>yüzme bilmeden suya girilirse</strong>, boğulma riski de olacaktır.</p>
<p>Ancak, öncelikle <strong>işletmenizin</strong> ihracata <strong>hazır</strong> ve <strong>ürününüzün</strong> <strong>uygun</strong> olduğunu belirlerseniz işler kolaylaşır.</p>
<p><strong>Sonra</strong> da hedef <strong>pazar, müşteri</strong> araştırması, ihracatta <strong>devlet desteklerinin</strong> nasıl kullanılacağı, ihracat stratejisi kurulması v.b. konularda bilgilenmek, <strong>endişeleri azaltır.</strong></p>
<p>- Komşu: <strong>Para işi ne olacak?</strong></p>
<p>- Danışan: Heyecanla ve hevesle, önüne gelen yabancı alıcıya iç piyasada çalışır gibi açık hesapla mal teslim ederek, ödemeyi de beklerseniz, çok beklersiniz.</p>
<p>Amma <strong>doğru ödeme yöntemini seçerek</strong>, para kaptırma riskini işin başında yok ederseniz <strong>sorun yaşamazsınız</strong>. Sen benim para kaptırdığımı gördün mü duydun mu?</p>
<p>- Komşu: Tamam zarar ettiğini duymadım amma benim <strong>iç pazarım fena değil</strong> idare ediyoruz.</p>
<p>- Danışan: Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz.</p>
<p>Sen ne kadar idare ediyorsan ben de o kadar ediyorum.</p>
<p>Biz komşuluğumuzun ilk zamanlarında yakın büyüklüklerdeydik. Şimdi ise bizim daha ileride olduğumuzu biliyorsun. Bunu da ihracat borçlu olduğumu hep konuşuyoruz.</p>
<p><strong>İç piyasayı ihmal etmeyeceğiz</strong> amma <strong>yumurtaları</strong> daha <strong>fazla sepete</strong> koyarsak hem <strong>daha fazla yumurta</strong> taşıyabiliyoruz <strong>hem de</strong> yumurtaları <strong>kırılması riski azalıyor</strong>.</p>
<p>- Komşu: <strong>Biz</strong> ihracatla baş edemeyecek kadar <strong>küçüğüz</strong>, gücümüz ne ki ihracata soyunalım.</p>
<p>- Danışan: <strong>2000</strong> yılının <strong>ihracat</strong> yapan <strong>firma sayısı</strong> yaklaşık <strong>25.000</strong> kadar iken, <strong>2025</strong> yılında bu sayı <strong>160.000</strong> rakamını <strong>geçti</strong>. Bu kadar çok firmanın çoğunun <strong>büyük</strong> olduğunu <strong>düşünmüyorsun</strong> herhalde.</p>
<p>Türkiye’de o sayıya yakın sayıda bile büyük firma yok ki…</p>
<p><strong>İhracat yapan firma sayısında çoğunluk KOBİ’lerde.</strong></p>
<p>- Komşu: Benim <strong>ürünüm</strong> yurt dışında <strong>satılmaz</strong>.</p>
<p>- Danışan: Neden öyle diyorsun, benim bildiğim kadarıyla senin en az üç <strong>müşterin, senden</strong> <strong>aldıkları</strong> ürünleri <strong>yurtdışına satıyorlar</strong>.</p>
<p>Neden sen de araştırıp şansın olup olmadığına bakmıyorsun?</p>
<p><strong>İş gezilerine</strong> katıl, yurtdışı <strong>fuarlarını</strong> önce <strong>ziyaret</strong> et. Bakarsın sonra sen de katılırsın ve önün açılır.</p>
<p>Sonra bir bakmışsın, ihracat toplantılarındasın, seyahatlerde ve fuarlardasın.</p>
<p>- Komşu: İyi de bizde <strong>yabancı dil</strong> bilen kimse <strong>yok</strong> ki?</p>
<p>- Danışan: Derdin o olsun. Bugün <strong>yapay zekânın</strong> yaptıkları tüyler ürpertici. Sizin dil bilmezliğinizi onlar halleder. Zaten artık <strong>bazı telefon kulaklıkları</strong> bile canlı <strong>tercüme yapıyor</strong>.</p>
<p>Tartışma böyle uzayıp gitti…</p>
<p>İnsan beyni her nedense önce olumsuzu algılamaya meyilli.</p>
<p>Bu nedenle <strong>bizim KOBİ’lerimizin önce fikren devrim yaşamaları</strong> gerekli.</p>
<p><strong>Sonra da tohum ekmeden hasat yapılmayacağını kabul etmeye ihtiyacı var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracattan-korkulur-mu-85635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “İç pazarımız bize yetiyor”, “İhracat çok riskli”, “Bizim ürünümüz yurtdışında satılmaz”, “Yabancı dil bilmiyoruz”… KOBİ’lerin ihracatın önündeki engel olarak gördüğü pek çok sorun, doğru bilgi ve hazırlıkla aşılabiliyor. Asıl aşılması gereken ise ihracata başlamadan önce zihindeki korku duvarı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-kirilimlar-gerceklesiyor-85634</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önemli kırılımlar gerçekleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşlar, enerji altyapısındaki hasarlar, kırılan tedarik zincirleri ve artan jeopolitik riskler küresel ekonominin alıştığımız düzenini değiştiriyor. Belirsizlik bir gün sona erse bile geride değişen hatlar, müşteriler, maliyetler ve iş yapma biçimleri kalacak.</strong></p>
<p>2026’nın yarısından fazlasını geride bıraktık. ‘İmkanlar dahilindeki’ olabilecek her türlü negatif haber akışı piyasalar nezdinde etkili olmaya devam ediyor. Ağustos’un da ortasına geldik. Yıl için başlangıçta tasarlanan makro çerçeve gerek bizim gerekse diğer herkes için büyük oranda değişti. Jeopolitik riskler ve devamlılığını muhafaza eden yüksek belirsizlik ortamı, bugün için muhasebe yapmayı, yarın içinse plan-program oluşturmayı zorlaştırıyor.</p>
<p>ABD-İsrail-İran çatışma süreci, görünenden ötesini ifade ediyor. Bunun bir benzerini daha önce Rusya-Ukrayna savaşında görmüştük. Dönemsel şiddet azalımı olmakla birlikte, o süreç de kendi içerisinde farklılaşarak bir şekilde masada kalır halde. Çatışma şiddeti değişse de aynı şekilde kalan ve hatta daha kötüleşen bir şey var: enerji ve üretim altyapılarındaki hasar.</p>
<p>Ukrayna Rusya’ya, Rusya da Ukrayna’ya saldırıyor. Hedef alınan tesisler, ağırlıklı enerji altyapısına yönelik. Özellikle Rusya’daki hasar çok ciddi. Öyle ki kimi petrol ürünlerinde ithalat oranlarında önemli artışlar gerçekleşirken, kimilerinde de ihracat kısıntılarına gidilerek içerideki denge korunuyor. Bu da bugünlerin meşhur konusu olan ‘rafineri marjı’ meselesini sürekli canlı tutuyor. Aynı durum Orta Doğu’daki gelişmeler için de geçerli. İran’ın aldığı altyapı hasarı ve onun verdiği karşılık neticesinde bölge ülkelerinde oluşan hasarlar, aynı konunun mekân değiştirmiş halini temsil ediyor. Yine aynı noktaya geliyoruz.</p>
<p>Yüksek belirsizlik ortamı elbette bir noktada sakinleyerek dengelenmeye başlayacaktır. Kuşkusuz bunun zamanlamasını ve boyutunu kestirmek imkansıza yakın. Ancak, sonrasını konuşmak zor olsa da şimdiden düşünmek ve tartışmak değerli. Çatışma süreçlerinin son bulduğu dönemde elimizde kalan en büyük sorunlar, enerji altyapılarındaki hasar ve arz zincirlerindeki kırılımlar olacak. Bu da şirketlerin farklı arayışlara ve partner bulmalarına sebep olacak. Kırılım dediğim de tam olarak bu. Hatlar değişecek, müşteriler değişecek, anlaşmalar değişecek, anlaşma maddeleri değişecek, maliyetler değişecek ve hepsinden önemlisi, güvene dayalı iş yapma şekilleri değişecek.</p>
<p>Buraya kadar konuştuklarımız, resmin sadece görünürdeki küçük bir kısmı. Henüz diğer sorunlar listede bunun kadar kendisine yer bulamıyor. İşin insani boyutu, hepsinden daha acı, can yakıcı.</p>
<p>Global ekonomi, pandemi ile önemli bir kırılım noktasına gelmişti. O zamanlar bu köşede sıklıklar tartıştığımız enflasyon tortusu meselesi şiddeti artar şekilde devam ediyor. Patlak veren savaşlar, kırılan arz zincirleri, devreye alınan tarife uygulamaları ve daha nicesi. Muhtemelen dün alıştığımız ekonomik düzen bir daha geri dönülemez şekilde değişti-değişiyor-daha da değişecek. Bu düzenin kendine has farklılıkları, konumlanmaları, arayışları ve denge noktaları olacak. Kazananlar ve kaybedenler değişecek. Para ve maliye politikalarında ezberler değişecek ki değişmeye başladı dahi. 1970’lerin enflasyon rejimi ile 90’lar ve 2000’lerin ortamı birbirinden farklı olduğu gibi, yeni dönemin rejimi de farklı olacak. Bu nedenle merkez bankalarının işleri artık hem daha zor hem de daha yaratıcı olmak zorundalar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onemli-kirilimlar-gerceklesiyor-85634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önemli kırılımlar gerçekleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-28-mumkun-mu-yuzde-24-cok-zor-mu-85633</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 28 mümkün mü, yüzde 24 çok zor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın yüzde 28’lik yılsonu enflasyon tahmini ulaşılabilir görünüyor. Ancak yüzde 24’lük ara hedef için önümüzdeki beş ayda dezenflasyonun belirgin biçimde hızlanması gerekiyor. Bunun için yalnızca sıkı para politikası değil, maliye, gıda ve fiyat politikalarının da aynı hedefe odaklanması şart.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 13 Ağustos’taki Enflasyon Raporu sunumunda verdiği mesaj aslında oldukça netti. Özetle; "Dezenflasyon sürüyor, iç talep belirgin biçimde soğudu, para politikasının etkilediği kalemlerde sonuç alınıyor; ancak arz şokları, özellikle gıda ve enerji fiyatları, sürecin hızını kesiyor," dedi.</p>
<p>Ve bu nedenle Merkez Bankası'nın mevcut sıkılığı koruyacağını ve fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar geri adım atmayacağını ima etti.</p>
<p>Bu yaklaşımın en önemli tarafı, Merkez Bankası’nın artık yalnızca faiz oranına değil, finansal koşulların bütününe bakması. Politika faizi yüzde 37’de tutulurken piyasanın likidite ihtiyacının üst banttan, yüzde 40 civarında fonlanması, kredi büyümesinin yavaşlatılması ve TL mevduatın desteklenmesi, fiili parasal sıkılığın politika faizinin üzerinde kalmasını sağlıyor.</p>
<p>Karahan’ın verdiği rakamlara göre toplam kredi büyümesi şubat sonundaki yüzde 34,6’dan yüzde 25 civarına gerilemiş, TL mevduatın payı ise yüzde 62’ye yükselmiş durumda.</p>
<p><strong>Sıkı para politikası çalışıyor ama yetmiyor</strong></p>
<p>Dolayısıyla “Merkez Bankası sıkı mı?” sorusuna bugün için evet demek gerekiyor. Ancak Enflayson Raporu sunumu sırasında CNBC-e Haber Müdürü Burcu Göksüzoğlu'nun sorduğu gibi bu sıkılık, enflasyonu hedefe yaklaştıracak kadar uzun süre korunabilecek mi?</p>
<p>Burada tablonun biraz daha karmaşık olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. Buna karşılık ara hedef yüzde 24’te kaldı. 2027 için hem tahmin hem ara hedef yüzde 15, 2028 için ise yüzde 9. Orta vadede hedef ise yüzde 5.</p>
<p>Bu ayrım önemli. Çünkü yüzde 28 bir “hedef” değil, mevcut koşullar altında ulaşılması beklenen sonuç. Yüzde 24 ise hala politika çıpası olarak masada. Fakat temmuz itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,8. Ana eğilimin yıllıklandırılmış üç aylık göstergeleri yüzde 27’li seviyelerde olsa da trend göstergesinin yatay kalması, dezenflasyonun henüz kendiliğinden hızlanan bir sürece dönüşmediğini gösteriyor.</p>
<p>Haziran ayında da TÜFE yüzde 32,11 düzeyindeydi. Çekirdek göstergelerdeki yıllık artış yüzde 30 civarındaydı. Dolayısıyla Haziran başındaki “kaplumbağa hızında dezenflasyon” tespitimiz bugün bütünüyle geçerliliğini yitirmiş değil. O yazıda dikkat çekilen temel sorun, dezenflasyonun devam etmesine rağmen beklenenden yavaş ilerlemesiydi.</p>
<p>Üstelik şimdi risklerin niteliği değişmiş durumda.</p>
<p>Önceki dönemde daha çok talep ve beklentiler üzerinden tartışılan enflasyon, bugün gıda, enerji, yönetilen fiyatlar ve jeopolitik gelişmelerden daha fazla etkileniyor. Merkez Bankası da 2026 gıda enflasyonu varsayımını yüzde 26,3’ten yüzde 28,5’e yükseltti. Buna karşılık petrol varsayımını aşağı çekti. Bu bile tek başına dezenflasyonun neden doğrusal bir süreç olmadığını anlatıyor.</p>
<p><strong>Peki yüzde 28’e ulaşılabilir mi?</strong></p>
<p>Bence "evet ulaşılabilir," ancak “rahatlıkla” değil. Yüzde 28, Merkez Bankası’nın mevcut politika bileşimi kararlılıkla sürdürüldüğü, enerji fiyatlarında yeni ve kalıcı bir şok yaşanmadığı, gıda enflasyonunun yılın ikinci yarısında belirgin biçimde yavaşladığı ve kurda yeni bir oynaklık oluşmadığı bir senaryoda ulaşılabilir görünüyor. Bu senaryoda, finansman sıkıntısı diye yakınan şirketlerin yakınmaları da en azında görünür kısa vadede devam edecek.</p>
<p>Ama yüzde 24 artık çok daha zor bir hedef. Çünkü temmuz itibarıyla yıllık enflasyon halayüzde 31,8 ve önümüzde beş ay var. Bu nedenle önümüzdeki aylarda yalnızca “enflasyon düşüyor” demek yeterli olmayacak. Aylık fiyat artışlarının belirgin biçimde düşük ve istikrarlı bir patikaya girmesi gerekecek.</p>
<p>Buradaki kritik nokta, Merkez Bankası’nın talebi soğutmayı başarmış olması. Kart harcamaları, perakende satışlar, kredi büyümesi ve çıktı açığı göstergeleri talebin dezenflasyonist düzeyde olduğunu söylüyor. Temel mal enflasyonunun yüzde 17 gibi manşetin çok altında kalması da sıkı para politikasının çalıştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Dezenflasyonda hızlanmanın koşulları</strong></p>
<p>Ancak para politikasının yapabileceği ile yapamayacağı şeyleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Merkez Bankası tek başına gıda arzını artıramaz, petrol fiyatını düşüremez, elektrik ve doğal gaz tarifesini belirlemez. Dolayısıyla bundan sonraki aşamanın başarısı, Karahan’ın özellikle vurguladığı ekonomi politikaları arasındaki eşgüdüme bağlı olacak.</p>
<p>- Birinci koşul, para politikasında erken gevşemeden kaçınmak<strong>.</strong> Piyasaya likidite sağlama biçiminde normalleşme yapılabilir; ancak bunun finansal koşullarda erken bir gevşeme yaratmaması gerekiyor. Bir hafta vadeli repo ihalelerine dönüş, tek başına faiz indirimi anlamına gelmeyebilir. Fakat piyasa bunu “gevşeme başlıyor” şeklinde algılarsa beklentiler bozulabilir. Bu nedenle operasyonel normalleşme ile parasal gevşeme arasındaki fark çok iyi anlatılmalı. Nitekim gördüğüm kadarıyla Merkez Bankası bunu yapmaya başladı.</p>
<p>- İkinci koşul, maliye politikasının para politikasına eşlik etmesi. Kamu harcamaları, vergi düzenlemeleri, ücret ve gelir politikaları ile yönetilen-yönlendirilen fiyat ayarlamaları dezenflasyon hedefiyle uyumlu olmalı. Merkez Bankası talebi frenlerken kamu eliyle yeni maliyet ve talep baskıları yaratılırsa para politikasının yükü gereksiz biçimde artar.</p>
<p>- Üçüncü ve belki de en acil alan gıda enflasyonu. Son 20 yılda defalarca konuşulduğu üzere burada artık geçici önlemlerden çok yapısal sorunlara odaklanmak gerekiyor. Tarımsal üretimde verimlilik, sulama, depolama, soğuk zincir, lojistik, hal ve perakende zincirindeki maliyetler ile üretici-tüketici arasındaki fiyat farkının nedenleri daha sistematik ele alınmalı. Hiçbiri yeni öneri değil. Bunların tamamını yıllardır konuşuyoruz. Ama bu sorunlar hala devam ediyor. Gıda enflasyonunun yüzde 30’lar civarında kalması halinde yüzde 20’li enflasyon hedeflerine ulaşmak çok zor.</p>
<p>- Dördüncü koşul, beklentilerin yeniden çıpalanması<strong>.</strong> Enflasyonla mücadelede yalnızca bugünkü fiyat artışları değil, insanların gelecek yılın fiyatlarını nasıl tahmin ettiği de önemlidir. Merkez Bankası’nın reel sektör ve hane halkı beklentilerindeki iyileşmeye dikkat çekmesi olumlu. Fakat piyasa beklentilerinin hedeflere daha hızlı yaklaşması gerekiyor.</p>
<p>- Beşinci olarak, kredi politikasındaki disiplin korunmalı. Kredi büyümesinin yüzde 25’e kadar gerilemesi talep dengelenmesinin önemli bir parçası. Burada mesele krediyi tamamen kısmak değil, yeniden tüketim patlamasına yol açacak bir kredi ivmelenmesini engellemek ve kaynakları üretken ​ yönlendirmek.</p>
<p><strong>Merkez Bankası tamam, sıra diğerlerinde</strong></p>
<p>Sonuçta Merkez Bankası’nın mevcut duruşu enflasyonla mücadelede doğru yönde. Bu konuda ekonomistler ve piyasa arasında neredeyse bir mutabakat oluşmuş durumda. Karahan’ın söylemi de önceki dönemlere kıyasla daha kararlı. Sıkılığın korunacağını, gerekirse tüm araçların kullanılacağını ve fiyat istikrarı sağlanmadan mücadele bitmeyeceğini söylüyor. Yani söylemde de verilen mesajlarda da sorun yok.</p>
<p>Fakat Türkiye’nin sorunu artık yalnızca “Merkez Bankası yeterince sıkı mı?” sorusu değil. Asıl soru, bütün ekonomi politikasının aynı hedefe ne kadar sıkı bağlandığı ve ekonomi dışındaki diğer politikaların ve uygulamaların hane halkının ve reel sektörün geleceğe bakışını nasıl yönlendirdiğidir.</p>
<p>Merkez Bankası yüzde 28’i yakalayabilir. Hatta uygun dış koşullarda yüzde 20’li seviyelere daha hızlı inmek de mümkün. Ancak yüzde 24 ara hedefinin tutturulması ve ardından yüzde 15’e inilebilmesi için para politikasının bugünkü kararlılığının maliye politikası, gıda politikası, yönetilen fiyatlar, beklenti yönetimi ve eğitimden hukuka kadara diğer tüm politikalarla desteklenmesi şart.</p>
<p>Aksi halde dezenflasyon devam eder ama yine kaplumbağa hızında ilerler. Türkiye’nin ihtiyacı ise yalnızca enflasyonun düşmesi değil, düşüş hızının artık ikna edici hale gelmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-28-mumkun-mu-yuzde-24-cok-zor-mu-85633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 28 mümkün mü, yüzde 24 çok zor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinin-carki-kredi-borclanmasiyla-donuyor-85632</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ödemeler dengesinin çarkı kredi borçlanmasıyla dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi hesaplarında yaptığı revizyon net hata noksan kalemini aşağı çekse de dış dengenin yapısal sorunlarını değiştirmedi. Haziranda cari açık yüzde 84,76 artarken, yabancı sermaye girişleri zayıfladı; açığın finansmanında ise dış kredi borçlanmasının ağırlığı daha da arttı.</strong></p>
<p>Merkez Bankası, ödemeler dengesi hesaplarında net hata noksan kalemini daha düşük seviyelere çekmeye yönelik bir revizyon yaptı. Böylece net hata noksan kaleminde çok ciddi bir düşüş ortaya çıktı. Ancak yapılan revizyonlar doğal olarak ödemeler dengesinin genel yapısında bir değişiklik yaratmadı. Ödemeler dengesinin yapısal dengesizlikleri aynen sürüyor. Haziran verileriyle ortaya çıkan görünüm şöyle:</p>
<p>- Aylık cari işlemler açığı geçen yıla göre yüzde 84,76 artarak 4,19 milyar dolara tırmandı. Cari işlemler açığındaki bu artışın ana kaynağı dış ticaret açığının yüzde 30,85 artarak 8,53 milyar dolara ulaşması. Aylık cari açık, geçen yıla göre 1,92 milyar dolar artarken dış ticaret açığı da 2,01 milyar dolar arttı.</p>
<p>- Dış ticaret açığındaki artışta enerji etkili olmakla birlikte enerji tek sorumlu değil. Çünkü enerji ve altın hariç dış ticaret açığı da geçen yıla göre yüzde 48,75 artmış durumda.</p>
<p>- Sermaye hareketleri tarafında yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri kaynak 2025 Haziran ayına göre yüzde 68.62’lik bir düşüşle 1.21 milyar dolara geriledi. Doğrudan yatırımlar geçen yıla göre yüzde 86,69 oranında düşerek 210 milyon dolara kadar indi. Asıl dikkat çekici nokta 297 milyon dolar olan gayrimenkul yatırımları hariç tutulduğunda gerçek doğrudan yatırımlarda giriş değil çıkış olması.</p>
<p>- Yerleşiklerin sermaye hareketlerinde yüklü çıkış eğilimi haziranda da sürdü. Yerleşiklerin yurtdışına doğrudan yatırım ve sıcak para olarak çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 68,59 azalmakla birlikte hala aylık olarak 3,12 milyar dolar düzeyinde.</p>
<p>- Yabancı girişi cılız, yerlilerin çıkışı hala canlı olunca cari açığın finasmanında yük, dış kredi borçlanmasına kalıyor. Haziran ayında dış kredilerde yüzde 180,43’lük bir sıçrama oldu. Bankalar dışarıya verdikleri kredilerin 1.42 milyar dolarını kapatmalarını de ekleyince dış kredi hareketlerindeki net giriş yüzde 563,15’i bulan bir artışla 7.11 milyar doları buldu.</p>
<p>- Haziran ayına ait manzaranın yılın ilk 6 ayına ait toplam manzaradan pek bir farkı yok. 6 aylık toplam cari açık yüzde 32.89 ve 8.55 milyar dolar artarak 34,55 milyar doları çıktı. Dış ticaret açığı 6,66 milyar dolar ve yüzde 17,96 artarak 43,72 milyar dolara çıktı. Altın ve enerji hariç dış ticaret açığı yüzde 171,42’lik bir sıçrama kaydetti. Dış ticaret dengesindeki bozulmanın neredeyse tamamı altın ve enerji hariç ana gövdede ortaya çıkmış.</p>
<p>- Yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri 6 aylık toplam kaynak geçen yıla göre yüzde 146,74’lük bir artışla 16,59 milyar dolar oldu. Artış oranının yüksek olmasında İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla geçen yıl yaşanan çöküşün yarattığı baz etkisi belirleyici.</p>
<p>- Yabancılar 16,59 milyar dolar getirirken yerliler 5,34 milyar doları doğrudan yatırım ve 25,54 milyar doları sıcak para olmak üzere toplam 30.88 milyar doları dışarı çıkardılar. Yerlilerin sermaye hareketleriyle 6 ayda dışarı çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 48.12 oranında arttı.</p>
<p>- 6 aylık verilerde de ödemeler dengesinin finansmanı dış kredi borçlanmasına kaldı. Bankalar geçen yıl dışarıya 2,73 milyar dolar kredi vermişken, bu yıl dışarıya vermiş oldukları kredilerin 8,32 milyar dolarlık bölümünü kapattılar. Bankalar ve reel sektör dışarıdan 23,03 milyar dolar yeni kredi aldı. Böylece yerleşiklerin net kredi hareketi geçen yıla göre yüzde 137,68 artarak 31,35 milyar doları buldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f17704847-1787031927.png" alt="" width="628" height="843" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odemeler-dengesinin-carki-kredi-borclanmasiyla-donuyor-85632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesinin çarkı kredi borçlanmasıyla dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/munihin-londrayi-geride-biraktigi-ay-avrupa-girisimcilik-haritasi-degisiyor-mu-85631</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Münih&#039;in Londra&#039;yı geride bıraktığı ay: Avrupa girişimcilik haritası değişiyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa girişimcilik haritasında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Temmuz ayında Münih, 4,49 milyar euroluk startup yatırımıyla yıllardır lider olan Londra'yı geride bıraktı. Tek aylık verinin kalıcı bir trend anlamına gelmediği açık; ancak savunma, robotik ve fiziksel yapay zekâ gibi alanlara yönelen sermaye, Avrupa'nın teknoloji merkezlerinde yeni bir dönemin işaretini veriyor.</strong></p>
<p>Startup.eu'nun Temmuz 2026 verilerine göre Avrupa'nın en çok yatırım çeken 10 startup şehri sıralandığında karşımıza alışılmadık bir tablo çıktı: Kıtanın uzun yıllardır tartışmasız lideri Londra, aylık toplam yatırım büyüklüğünde ilk kez Münih'in gerisinde kaldı. Bavyera Eyaleti’nin başkenti olan Münih, Temmuz’da 4,49 milyar euroluk bir hacme ulaşırken Londra 3,27 milyar euroda kaldı. Aradaki fark küçüm bir fark gibi değil; yaklaşık 1,2 milyar euro. Yıllardır bu alanda lider olan Londra ilk defa tahtından edilince, bu sıralama değişikliğinin sadece 1 ay mı süreceği yoksa Avrupa'nın teknoloji yatırımı sıralamasında daha köklü bir şeyin ilk işareti mi diye birçok insan düşünmüştür. Önce şunu söylemek lazım: bir ayın rakamıyla genel bir trend ilan etmek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ama Münih'in bu sıçramasını sadece "birkaç büyük tur denk geldi" diyerek geçiştirmek de eksik kalır, çünkü arkasında gerçekten yapısal bir hikaye var.</p>
<p><strong>Peki Neden Münih, Neden Şimdi?</strong></p>
<p>Avrupa'da risk sermayesinin yönü birkaç yıldır yavaş yavaş değişiyor. Yazılım ağırlıklı, "hafif" olarak adlandırılabilecek iş modellerinden; savunma, robotik, enerji ve fiziksel yapay zeka gibi hem teknoloji yoğun hem sermaye yoğun alanlara doğru bir kayış var. Bunun sebebi kısmen jeopolitik -Avrupa'nın savunma harcamalarını artırma zorunluluğu hissetmesi- kısmen de yapay zekânın artık sadece ekranlarda değil, fabrikalarda ve saha ekipmanlarında karşılık bulmaya başlaması ki bu alana fiziksel yapay zekâ diyoruz.</p>
<p>Münih tam da bu dönüşümün ortasında duruyor. Savunma teknolojisinde Avrupa'nın en değerli girişimlerinden biri haline gelen Helsing ile insansı robotik alanında iddialı adımlar atan NEURA Robotics, ikisi de Münih merkezli. Bu tarz şirketlerin yüksek miktarda yatırım aldığı yatırım turları, bir şehrin aylık toplamını tek başına ikiye katlayabiliyor. Londra ise geleneksel olarak fintech ve tüketiciye dönük dijital ürünlerle öne çıkıyor - hâlâ güçlü bir alan ama son dönemde büyük sermayenin asıl ilgisini çeken "derin" ve “ağır” teknolojiler kadar patlayıcı değil.</p>
<p>Bu arada sıralamanın geri kalanı da anlamlı bir resim çiziyor. Stockholm (613 milyon euro) ve Cambridge (469 milyon euro) ilk beşte yer alırken, Paris 384 milyon euro ile Londra ve Münih'in bir hayli gerisinde kaldı -Fransa'nın son dönemde yaşadığı fonlama yavaşlamasının bir yansıması olabilir bu. Berlin'in 270 milyon euroda kalması da dikkat çekici: Almanya içinde bile artık ağırlık merkezi Berlin'den Münih'e kayıyor. Listenin altında kalan Zürih (201 milyon), Vilnius (113 milyon), Stuttgart (102 milyon) ve İsviçre'nin küçük şehri Renens (61 milyon) ise Avrupa'nın ikinci kademe ekosistemlerinin de hareketlendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Münih'in üç ayağı</strong></p>
<p>Münih'in bu noktaya gelmesi uzun süredir sürdürürülen yapısal çabaların sonucu. Birincisi, Münih Teknik Üniversitesi (TUM) çevresinde gelişen güçlü bir spin-out kültürü var; laboratuvardan çıkan patentli teknolojiler nispeten hızlı biçimde şirketleşebiliyor. İkincisi, şehir Almanya'nın sanayi mirasının tam kalbinde: BMW, Siemens, Allianz gibi devlerin genel merkezleri burada ve bu şirketler girişimlere sadece komşuluk değil, ilk müşteri olma ve saha testi imkanı da sunuyor-derin teknoloji girişimleri için bu, hayatta kalmanın neredeyse ön koşulu. Üçüncüsü ise Bavyera eyalet hükümetinin yıllardır sürdürdüğü, yüksek teknolojiye yönelik kesintisiz destek politikaları; bu da yabancı kurumsal yatırımcının gözünde riski azaltan bir unsur.</p>
<p><strong>Londra tahtını kaybediyor mu?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabını çok kosa yoldan “Hayır” olarak verebiliriz, en azından şimdilik. Londra'yı Londra yapan şey tek bir ayın performansı değil; kümüle şirket değerleri, unicorn (1 Milyar dolar değerlemeye ulaşmış startup) sayısı, küresel VC ağlarına erişim ve hukuki-finansal altyapının derinliği. Bu kalemlerde şehir hâlâ kıtanın açık ara lideri ve bu tablo kısa vadede değişecek gibi görünmüyor. Temmuz ayında yaşanan yer değişikliği, büyük olasılıkla birkaç dev turun aynı aya denk gelmesinin sonucu: az sayıda çok büyük işlem, toplam rakamı tek başına sürükleyebiliyor.</p>
<p>Ama uzun vadeli soru farklı bir yerde duruyor. Münih'in hedefi "Londra'nın küçük bir kopyası olmak" değil; kendi alanında -savunma, robotik, sanayi yapay zekâsı- Avrupa'nın referans noktası olmak. Sınır güvenliği, çip tedariki ve otonom üretim gibi başlıklar önümüzdeki yıllarda daha da öne çıkacaksa, Münih'in bu alanlardaki ağırlığı da büyümeye devam edecek gibi görünüyor. Toplam yatırımda Londra'yı her ay geçmese bile, "kritik teknolojiler" denildiğinde akla ilk gelen adres giderek Münih oluyor- ve bu, tek bir aylık rakamdan çok daha kalıcı bir başlık.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/munihin-londrayi-geride-biraktigi-ay-avrupa-girisimcilik-haritasi-degisiyor-mu-85631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Münih&#039;in Londra&#039;yı geride bıraktığı ay: Avrupa girişimcilik haritası değişiyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-ipek-yolu-sehirleri-turizm-ittifaki-konferansi-istanbulda-duzenlenecek-85685</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı&#039;nın konferansı İstanbul’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın dönem başkanlığına İstanbul'un seçilmesiyle ilk kez Çin dışındaki bir şehre devredildiği bildirildi.</p>
<p>Çin Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle faaliyetlerini sürdüren Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın (ITASRC) yıllık konferansı, 1-2 Eylül’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Yapılan açıklamaya göre, dünya turizm diplomasisinin en önemli buluşmalarından biri olan konferansa uluslararası delegeler, diplomatlar, belediye başkanları, uluslararası kuruluş temsilcileri, yerel yöneticiler, medya kuruluşları ile dünyanın önde gelen turizm ve teknoloji şirketlerinin yöneticileri katılacak.</p>
<p><strong>En önemli gündem maddesi İstanbul’un dönem başkanlığı</strong></p>
<p>İpek Yolu coğrafyasını kapsayan Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı'nın 33 ülkeden 83 şehri aynı çatı altında buluşturduğu belirtilirken, ittifakın, Renaissance Polat İstanbul Hotel’de gerçekleştirilecek yıllık konferansının yeni iş birliklerinin önünü açacağı vurgulandı. Açıklamaya göre, konferansın en önemli gündem maddesi ise İstanbul’un, 2026-2027 Dönem Başkanlığını devralması olacak. Böylece İstanbul'un, Çin dışından bu görevi üstlenen ilk ve tek şehir olarak uluslararası turizm iş birliği ağında tarihi bir sorumluluk üstleneceği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ev sahipliği yaptığı bu uluslararası organizasyonla aynı zamanda İstanbul’un kültürel mirasını, turizm vizyonunu ve sürdürülebilir şehircilik anlayışını dünyayla buluşturacak. Dönem başkanlığının devralınmasıyla birlikte İstanbul, önümüzdeki süreçte ittifakın uluslararası gündemine yön veren şehirlerden biri olacak. Asya ile Avrupa’yı binlerce yıldır birbirine bağlayan İstanbul, şimdi de şehir diplomasisi, kültürel iş birliği ve sürdürülebilir turizm alanlarında yeni bir küresel köprü kurarak dünyanın dikkatini bir kez daha üzerine çekecek. Konferans kapsamında gerçekleştirilecek panellerde kültürel mirasın korunması, sürdürülebilir turizm, akıllı şehir uygulamaları, yapay zekâ destekli destinasyon yönetimi, dijital dönüşüm ve uluslararası şehirler arasında işbirliği gibi geleceğin turizm politikalarını şekillendirecek başlıklar ele alınacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kültürel miras, dijitalleşme ve sürdürülebilir şehircilik alanındaki uygulamaları uluslararası katılımcılarla paylaşılacak."</p>
<p>Konferansın en önemli çıktılarından birinin de uluslararası B2B görüşmelerinin olacağı kaydedildi. Alipay, Unionpay, China Travel Grup, China Easten Airlines, Beijing Aitran Technology ve trip.com gibi küresel şirketlerin de katılacağı organizasyon kapsamında 2 Eylül'de 600’e yakın, planlı B2B görüşme gerçekleştirilecek. Bu görüşmelerle şehirler, kamu kurumları ve özel sektör arasında yeni yatırım, tanıtım ve turizm ortaklıklarının kurulmasına zemin hazırlanacağı vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-ipek-yolu-sehirleri-turizm-ittifaki-konferansi-istanbulda-duzenlenecek-85685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/istanbul-bogazi-1754563383.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İpek Yolu Şehirleri Turizm İttifakı’nın yıllık konferansı, 1-2 Eylül’de İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-85681</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yüzde 100 doluluk, üniversitemize duyulan güvenin göstergesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Üniversitesi, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarına göre yüzde 100 doluluk oranına ulaştı.</p>
<p>SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, üniversitenin yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek bu başarının öğrenci ve ailelerin üniversiteye duyduğu güvenin önemli göstergesi olduğunu söyledi.  Prof. Dr. Dağlı, üniversite bünyesinde yer alan ön lisans ve lisans programları kontenjanlarının dolmasının SANKO Üniversitesi’nin eğitim kalitesine ve sunduğu akademik imkânlara duyulan güvenin önemli bir göstergesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>“Yüzde 100 doluluk oranına ulaşmış olmak, bizler açısından önemli bir başarıdır” diyen Prof. Dr. Dağlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üniversitemizi tercih ederek bizlere güvenen kıymetli öğrencilerimize ve onların bugünlere gelmesinde büyük emekleri bulunan değerli ailelerine teşekkür ediyorum. SANKO Üniversitesi olarak bu başarıyı yalnızca rakamsal bir sonuç olarak değerlendirmiyoruz. Her bir kontenjanımızın karşılığında geleceğine yön vermek üzere üniversitemizi tercih eden bir öğrencimiz var. Bu güven bizim için büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğun bilinciyle, öğrencilerimizin geleceğe güvenle hazırlanabilecekleri bir üniversite ortamı sunmak, üniversitemizin eğitim kalitesini sürekli geliştirmek, öğrencilerimize daha güçlü akademik ve sosyal imkânlar sunmak hedefiyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a842f37cb145-1787047735.jpg" alt="" width="700" height="504" /></p>
<p>Elde edilen başarının üniversite ailesinin ortak emeğinin bir sonucu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Üniversitemizin yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasında desteklerini esirgemeyen Onursal Başkanımız Sayın Abdulkadir Konukoğlu başta olmak üzere Mütevelli Heyet Başkanımız Sayın Zeki Konukoğlu’na, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Adil Sani Konukoğlu’na, Mütevelli Heyet Üyelerimize, emeği bulunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-85681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/sanko-universitesi-yksde-yuzde-100-doluluga-ulasti-1787047765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanko Üniversitesinin YKS’de yüzde 100 doluluğa ulaştığı bildirildi. Rektör Prof. Dr. Güner Dağlı, &quot;Bu güven bizim için büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğun bilinciyle, öğrencilerimizin geleceğe güvenle hazırlanabilecekleri bir üniversite ortamı sunmak, üniversitemizin eğitim kalitesini sürekli geliştirmek, öğrencilerimize daha güçlü akademik ve sosyal imkânlar sunmak hedefiyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-kalkinma-artik-bir-hedefler-listesi-degil-yatirim-finansman-ve-yonetisim-modeli-85656</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilir kalkınma artık bir &#039;hedefler listesi&#039; değil; yatırım, finansman ve yönetişim modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, 2030’a dört yıl kala dünyanın 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın hiçbirine mevcut hızla ulaşamayacağını ortaya koyuyor. Ancak raporun asıl mesajı başarısızlık tablosunun ötesinde: Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi. </strong></p>
<p>Dünya 2015 yılında Birleşmiş Milletler’in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nı (SKA) kabul ettiğinde önünde 15 yıllık bir dönüşüm takvimi vardı. Yoksulluğun sona erdirilmesinden iklim eylemine, nitelikli eğitimden toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar uzanan hedefler, 2030 için ortak bir küresel yol haritası oluşturuyordu. Bugün takvimin son dört yılına girilmiş durumda ve tablo hedeflerin gerisinde.</p>
<p>Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) geçtiğimiz aylarda yayımladığı Sustainable Development Report 2026 - Implementing Sustainable Development: 2030 and Beyond, mevcut ilerleme hızıyla 17 SKA’nın hiçbirinin 2030 yılına kadar tam olarak gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Küresel ölçekte hedeflerin yalnızca yüzde 16,5’i 2030’a ulaşma yolunda ilerliyor. Özellikle sürdürülebilir şehirler, sudaki yaşam, karasal yaşam ile barış, adalet ve güçlü kurumlar alanlarında ilerleme ciddi biçimde rotadan çıkmış durumda.</p>
<p>Ancak raporun daha önemli bir mesajı var: 2030 sürdürülebilir kalkınma gündeminin bitiş tarihi olmamalı. SDSN, önümüzdeki dönemin yeni hedefler yazmaktan çok, mevcut hedefleri hayata geçirecek araçları oluşturma dönemi olması gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle sürdürülebilirlik gündeminin ağırlık merkezi “Ne yapmalıyız?” sorusundan “Nasıl yapacağız, kim finanse edecek ve kim uygulayacak?” sorularına kayıyor. Rapora katkı sağlayan uzmanlar da 2030 sonrasında SKA çerçevesinin korunmasını desteklerken, yeterli finansman, daha güçlü yönetişim ve bilim ile verinin daha etkin kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kuzey Avrupa zirvede, Asya hızlanıyor</strong></p>
<p>2026 SKA Endeksi, 193 BM üyesinin tamamını değerlendirirken yeterli veriye sahip 169 ülkeyi sıralamaya dahil ediyor. Zirvede yine Kuzey Avrupa ülkeleri var. Finlandiya 87,40 puanla birinci sırada; İsveç ikinci, Danimarka üçüncü. Norveç ve Almanya ilk beşi tamamlıyor. Fakat yüksek gelir tek başına sürdürülebilirlik anlamına gelmiyor. Rapora göre listenin zirvesindeki ülkeler bile sorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, denizlerin ve karasal ekosistemlerin korunması alanlarında önemli sorunlarla karşı karşıya. Özellikle yüksek tüketim düzeylerinin başka ülkeler üzerinde yarattığı çevresel ve sosyal etkiler, gelişmiş ekonomilerin sürdürülebilirlik karnesinin zayıf taraflarından biri olmaya devam ediyor. Son on yılın dikkat çekici değişimi ise Asya’dan geliyor. Doğu ve Güney Asya, 2015’ten bu yana SKA performansını en hızlı geliştiren bölgeler. Büyük ekonomiler arasında Çin sıralamada 14, Hindistan ise 18 basamak yükselirken, Rusya’nın sırası değişmedi; ABD beş basamak geriledi. Bu tablo sürdürülebilir kalkınmanın coğrafyasının da değişmeye başladığını gösteriyor.</p>
<p><strong>En büyük sorun hedef değil, uygulama</strong></p>
<p>Rapor kapsamında gerçekleştirilen iki yeni araştırma sorunun hedeflerden çok uygulama olduğunu ortaya koyuyor. SDSN, 64 ülke ve Avrupa Birliği’ndeki uzman ağlarının yanı sıra 127 ülkeden binden fazla kişinin görüşlerini değerlendirdi. Katılımcıların büyük bölümü SKA çerçevesinin 2030 sonrasında da devam etmesini destekliyor. Ancak beklenti yeni hedefler eklenmesinden çok, mevcut hedeflerin uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi yönünde. Uzmanların yüzde 89’u, kabul edilmiş stratejilerin uygulanamamasını SKA’ların önündeki en önemli engellerden biri olarak görüyor. Yüzde 87’si ise değişen jeopolitik ortamı önemli bir engel olarak tanımlıyor. Hükümetlerin eğitim ve dijital teknolojiler alanındaki dönüşümlerde daha iddialı olduğu düşünülürken, tarım-gıda sistemleri ile sürdürülebilir şehirlerde çabaların daha zayıf kaldığı belirtiliyor. Bu sonuç 2030 sonrasına yönelik tartışmanın yönünü de belirliyor: Dünyanın sürdürülebilir kalkınma konusunda hedef eksikliği yok. Eksik olan; hedefleri yatırım planlarına, bütçelere, teknolojik dönüşüme ve somut uygulamalara bağlayacak kapasite.</p>
<p><strong>Türkiye 169 ülke arasında 77. sırada</strong></p>
<p>SDSN’nin 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre Türkiye, 70,24 puanla 169 ülke arasında 77’nci sırada yer alıyor. Finlandiya’nın lider olduğu endeks, 2030’a dört yıl kala dünyanın sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde ciddi biçimde geride kaldığını ortaya koyarken, 2030 sonrası için sekiz öncelikli dönüşüm alanı tanımlıyor. Türkiye’nin yakın çevresindeki sıralama ise şöyle: Birleşik Arap Emirlikleri 71’inci, Tunus 72’nci, Endonezya 74’üncü, Meksika 75’inci ve Malezya 76’ncı sırada bulunuyor. Türkiye’nin ardından Surinam 78’inci, Ekvador 79’uncu ve Filipinler 80’inci sırada geliyor. Büyük ekonomiler arasındaki fark da dikkat çekici. Japonya 81,02 puanla 20’nci, Çin 74,71 puanla 49’uncu, ABD 75,34 puanla 45’inci sırada bulunuyor. Hindistan ise 68,33 puanla 94’üncü sırada. Bu tablo, ekonomik büyüklük ile sürdürülebilir kalkınma performansının her zaman paralel ilerlemediğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni dönemin sekiz önceliği</strong></span></p>
<p>Rapor, son on yılda edinilen deneyimlerden hareketle 2030’a kadar ve sonrasında sürdürülebilir kalkınmayı hızlandıracak sekiz temel öncelik ortaya koyuyor:</p>
<p>1- SDSN’ye göre savaş yalnızca insani bir kriz yaratmıyor; altyapıyı yok ediyor, insanları yerinden ediyor, kurumları zayıflatıyor ve sürdürülebilir kalkınma için kullanılabilecek kaynakların askeri harcamalara yönelmesine neden oluyor. Küresel askeri harcamaların 2025 yılında 2,9 trilyon dolara ulaşması, bu açıdan dikkat çekici. Rapora göre bu tutar, gelişmekte olan dünyanın yıllık SKA finansman açığının tamamından daha büyük. Dolayısıyla ilk öncelik; barış.</p>
<p>2- SKA uygulaması için daha iddialı ve uzun vadeli bir takvim oluşturulması.</p>
<p>3- Uygulamanın tek tek 17 hedef üzerinden değil, birbirini besleyen büyük dönüşüm alanları etrafında organize edilmesi. Eğitim ve insan sermayesi, sağlık, enerji ve sanayi, gıda ve arazi kullanımı, sürdürülebilir şehirler ve dijital dönüşüm gibi alanlarda eş zamanlı ilerleme hedefleniyor.</p>
<p>4- SDSN, ülkelerin sürdürülebilirlik hedeflerini yıllık bütçe döngülerinden çıkarıp uzun vadeli yatırım planlarıyla desteklemesi gerektiğini savunuyor. Enerji sistemlerinin dönüşümü, altyapı, eğitim veya iklim uyumu gibi alanlarda sonuç almak onlarca yıllık yatırımlar gerektirdiği için, kısa vadeli finansman modelleri yeterli görülmüyor.</p>
<p>5- İş birliğinin ulusal sınırların ötesine taşınması. Kıtasal, bölgesel ve yerel iş birliklerinin güçlendirilmesi; enerji, ulaştırma, dijital altyapı ve iklim uyumu gibi alanlarda ortak yatırımların artırılması öneriliyor. SDSN, yapay zekâ, biyoteknoloji ve diğer hızla gelişen teknolojiler için küresel yönetişim mekanizmalarının oluşturulmasını sekiz temel öncelik arasına alıyor.</p>
<p>6- Küresel kamusal malların finansmanı için yeni küresel vergilerin gündeme alınması.</p>
<p>7- BM’nin kurumsal yapısının daha kapsayıcı hale getirilmesi ve Asya, Afrika ve Latin Amerika’da yeni BM kampüslerinin kurulması. Böylece bilimsel kapasite, veri üretimi ve küresel karar mekanizmalarının coğrafi olarak daha dengeli dağıtılması hedefleniyor.</p>
<p>8- Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-kalkinma-artik-bir-hedefler-listesi-degil-yatirim-finansman-ve-yonetisim-modeli-85656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/surdurulebilir-kalkinma-1787034271.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SDSN) 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, 2030’a dört yıl kala dünyanın 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın hiçbirine mevcut hızla ulaşamayacağını ortaya koyuyor. Ancak raporun asıl mesajı başarısızlık tablosunun ötesinde: Sürdürülebilir kalkınmanın bir “hedefler listesi” olmaktan çıkarılarak yatırım, finansman ve yönetişim modeline dönüştürülmesi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eskisehirde-sanayi-gelisse-de-tarim-onemini-koruyor-85654</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir’de sanayi gelişse de tarım önemini koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti’nin tarım ve tarıma dayalı sanayinin gelişiminde Eskişehir’in çok önemli bir rolü ve öncülüğü var. Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 13 Aralık 1925 tarihinde  <strong>"Islah-ı Buzr"</strong> adıyla Türkiye'nin ilk tarımsal araştırma kuruluşu olan Eskişehir Tohum Islah İstasyonu Sazova'da kuruldu. Kurum, bugün Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü adıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Alpullu ve Uşak şeker fabrikasından sonra Türkiye’nin 3. şeker fabrikası Eskişehir’de kuruldu. Hem de 10 ay gibi rekor bir sürede. Temeli <strong>1 Şubat 1933</strong>'te atıldı ve 5 Aralık 1933 tarihinde resmen işletmeye açıldı.</p>
<p>Atatürk’ün yurt dışına gönderdiği ilk ziraat mühendisi olan Ali Numan Kıraç’ın öncülüğünde Eskişehir’de 1929’da Kuru Tarım Deneme İstasyonu (Dry Farming) kuruldu. Bu istasyon ile az yağış alan bölgelerde verimi artıran toprak işleme ve tohum ıslahı yöntemleri geliştirildi. Elde edilen başarı uluslararası literatüre  "Türk mucizesi" olarak geçti. Köy enstitülerinin ilk nüvesi olan Mahmudiye Köy Eğitmenler Kursu 1936’da Eskişehir’de açıldı. İlk köy enstitüsü yine 1940’ta Eskişehir Çifteler’de açıldı. Eskişehir’in ülkenin tarım ve kırsal gelişiminde, tarıma dayalı sanayide daha birçok öncülüğü var. Tarım ve gıda konusundaki duyarlılık bugün de devam ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f99546d72-1787034005.png" alt="" width="700" height="239" /><strong>Tarım ve gıdaya önem veriliyor</strong></p>
<p>Eskişehir ekonomisinde tarımın payı yüzde 7 civarında. Buna rağmen geçmişten gelen birikim ve duyarlılıkla tarıma çok önem veriliyor. ‘Biz sanayi kentiyiz boş verelim tarımı’ denilmiyor. Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kurulu tarım ve gıdaya özel önem veriyor. Son 4 yılda 3 kez tarımı konuşmak üzere ESO’nun düzenlediği toplantılara katıldım.</p>
<p>Başta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, belediyeler, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarımın gelişmesi için çaba gösteriyor. Son olarak 13 Ağustos 2026 Perşembe günü Eskişehir Sanayi Odası’nın gıda, şekerleme, unlu mamuller, yem ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren firmaların yönetici ve temsilcilerinin katılımı ile düzenlenen “Sektörel Meslek Grupları Toplantısı”na konuşmacı olarak katıldım. Sadece sanayiciler yoktu, üreticiler de vardı. Tarım, gıda ve yem sektöründeki güncel gelişmeleri konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f94aaeef3-1787033930.png" alt="" width="318" height="388" /><strong>Tarımsal üretim değeri 51 milyar lira</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün “Eskişehir Tarımsal Yatırım Rehberi”ne göre, Eskişehir’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı 24 bin 113 çiftçi var. Tarım alanı 5,5 milyon dekar, mera alanı 3,4 milyon dekar, nadas alanı ise 1,3 milyon dekar. Eskişehir’in 14 ilçesi ve 230’u köy olmak üzere 546 mahallesi var.</p>
<p>Bitkisel üretimde tahıl, bakliyat ve şeker pancarı ağırlıklı bir üretim deseni var. Sertifikalı tohum üretimi açısından önemli üretim merkezlerinden birisi. Sebzede roka, tere gibi ürünlerde Türkiye ihtiyacının önemli bir kısmını üretiyor. Örneğin, 34 bin tonla Türkiye roka üretiminin yüzde 77’sini karşılıyor.<br />Büyükbaş hayvan varlığı 160 bin baş, küçükbaş hayvan varlığı ise 1 milyon 300 bin baş civarında.<br />İl Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Çil’in verdiği güncel bilgilere göre bitkisel üretimin yüzde 70’e yakını hububat, baklagil grubunda. Yaklaşık 19,3 milyar lira hayvansal üretim, 30,7 milyar lira da bitkisel üretim olmak üzere kentin toplam tarımsal üretim değeri yaklaşık 51 milyar lira.<br />Tarıma dayalı 1092 sanayi/imalat işletmesi var. Unlu mamullerde 266, pastacılık ürünlerinde 161, yemde 273, süt ve süt ürünlerinde 75, et ve et ürünlerinde 20 işletme faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Tarımdaki en önemli sorunlarından birisi su. Türkiye’de su kısıtı olan 11 ilden birisi Eskişehir. Su kısıtı olan 52 ilçeden 6’sı da yine Eskişehir’de. Toplantıda da dile getirildiği üzere tarımsal üretimin önündeki en büyük engellerden birisi yüksek üretim maliyeti, her geçen gün kendisini daha da çok hissettiren işçilik sorunu. Sadece üreticileri değil her kesimi olumsuz etkileyen yüksek gıda enflasyonu bu toplantıda da gündem konusu oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f95719a69-1787033943.png" alt="" width="655" height="507" /><strong>Gıda enflasyonunun faturasını sanayici ödememeli</strong></p>
<p>Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, konuşmasında tarıma, gıdaya her zaman çok önem verdiklerini belirterek gıda enflasyonuna dikkat çekti.</p>
<p>Temel mallarda Türkiye sanayisinin yarattığı enflasyonun yüzde 17,7 seviyesinde olduğunu belirten Kesikbaş özetle şunları söyledi: “Sanayici elini taşın altına koymuş, artık eli mosmor olmuş. O taşın altında ezilmekten mahvolmuş. Gittiğimiz her yerde bunu anlatıyoruz. Türkiye’nin gıda enflasyonu yüzde 37, hizmetler sektörü enflasyonu yüzde 45’in üstünde. Bu bir kere adaletsiz. Ekonomi Bakanımıza da diyoruz ki, bir reçete uygulayacaksanız bu enflasyonla ilgili, sanayici için ayrı,  gıda enflasyonunu düşürmek için ayrı, hizmetler sektörü için ayrı bir reçete uygulayın. Bize ne özel okullara giden çocuğun maliyeti ya da bilmem nesi. O maliyeti, enflasyonu düşürmek için sanayici olarak aynı aspirini kullanıyoruz, gıda enflasyonunu düşürmek için de aynı aspirini kullanıyoruz, hizmetler sektörünü düşürmek için de aynı aspirini, aynı hapı kullanıyoruz. Olan burada sanayiciye oluyor, eziliyor. Çünkü biz görevimizi yapmışız.  Yüzde 17,7 temel mallar enflasyonu var sanayide. Bu benim rakamım değil, inansanız da inanmasanız da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamı. Günün sonunda o kadar eziliyoruz ki saçma sapan gıda enflasyonu yüzünden. Aslında olan bizim sanayideki fabrikalarımıza oluyor. Çoğu kapanma aşamasına geliyor, çoğu üretim yapmak istemiyor.”</p>
<p><strong>Türkiye gıdada pahalı ülke oldu</strong></p>
<p>İtalya’da 12 Euro’ya yenilen bir yemeğin Eskişehir’de 22 Euro olduğunu hatırlatan Celalettin Kesikbaş: “Gerçekten fabrikaları modernize ediyoruz. Yeşil dönüşümün içinden geçiyoruz. Baktığınız zaman sanayide çok iyiyiz. Sanayiciler, insan kaynaklarından insan kaynakları yönetimine kadar, cinsiyet eşitliği vs. anlatıyoruz. Kardeşim, biz yapıyoruz işimizi. Burada binlerce fabrika bu işi yapıyor. Bu işe efor harcıyor, para harcıyor. Ama gıda enflasyonu  yüzde 37 ve bunun faturası bizlere kesiliyor. Gittiğimiz her yerde de anlatıyoruz. Bunu çözecek olanların da mutlaka bir an önce çözüp aslında sanayiyi kurtarması gerekiyor bir şekilde. Bu anlamda tarım ve gıdayı çok önemsiyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Üretimde</strong> <strong>birincilikle övünürken gıda enflasyonu nasıl yüksek olur?</strong></p>
<p>Celalettin Kesikbaş, söylediklerinde çok haklı. Yüksek enflasyonun faturasını sadece sanayici değil, üretici, tüketici, sanayici, toplumun her kesimi ödüyor. Fakat enflasyonun düşürülmesi konusunda da bir başarısızlık özellikle tarım ve gıdada bir çarpıklık olduğu kesin.</p>
<p>Hem tarımsal üretimde (hasılada) Avrupa’da birinci, dünyada yedinci olarak övüneceksiniz hem de gıda enflasyonunuz yüzde 37 olacak. Gıda enflasyonunda dünyada üçüncüsü olacaksınız. Sadece bu tablo bile ortada bir problem olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Sorun aslında biliniyor, fakat çözüm hep yanlış yerde aranıyor. Gıda enflasyonunu sadece marketlerdeki etiket fiyatına bakarak çözemezsiniz. Sorunun kaynağına inmeniz gerekir. Sorun tarlada, yüksek maliyetlerden başlıyor. Tarladan sofraya kadar olan süreci iyi yönetmeniz gerekiyor. Türkiye’nin tarım ve gıda ile ilgili bir sistemi yok. Tarım ve Orman Bakanlığı  üretim planlaması yapıyor. İçeride bir üründe üretim azalınca ve fiyatlar biraz yükselince Ticaret Bakanlığı ithalat kapılarını açıyor, ihracat yasaklanıyor. Nerede kaldı üretim planlaması?</p>
<p>Artan gıda fiyatlarına çözüm bulmak üzere 2014 yılında Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi (Gıda Komitesi) kuruldu. Aradan 12 yıl geçti, Hazine ve Maliye Bakanı, Ticaret Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, bakanlık bürokratları, Merkez Bankası bu komitede çalışıyor. Bugüne kadar hangi çözüm üretildi?</p>
<p><strong>Kırmızı et fiyatı ve beyaz ete yapılan operasyonun etkileri</strong></p>
<p>Toplantıya katılanların üzerinde durduğu konulardan birisi de kırmızı et fiyatının neden bu kadar yüksek olduğu ve bir süre önce beyaz et (tavuk eti) üreticilerine yönelik operasyon oldu.</p>
<p>Kırmızı et fiyatlarının yüksek olmasının birçok nedeni var. Ama öncelikle artan maliyetlere göre fiyat gerçekten yüksek mi? Üreticiye göre fiyat düşük olduğu için zarar ediyorlar. Tüketici açısından bakarsanız diğer ülkelerle karşılaştırıldığında fiyatlar oldukça yüksek. Bunun temel nedenlerinden birisi üretimin yetersiz olması ve ithalat bağımlılığı.</p>
<p>Türkiye, 2010 yılından bu yana damızlık, besilik, kasaplık canlı hayvan ithalatı yapıyor. Hayvana yedirdiği fabrika yeminin hammaddesini yüzde 60 oranında dışarıdan alıyor. Yetmiyor karkas et ithalatı yapıyor. Hayvana bakacak çoban ithal. Bu kadar dışa bağımlılık ve ithalata dayalı politika fiyatların yüksek seyretmesindeki en önemli faktör.</p>
<p>Kuruluş amacı hayvancılığı geliştirmek, üreticiyi desteklemek olan Et ve Süt Kurumu (ESK) ithalat ofisi gibi çalıştırılıyor. Hatırlarsanız 2009 yılında karkas etin kilosu 7-8 liradan 9-10 liraya çıkınca 2010’da kırmızı et fiyatı artmasın bahanesi ile ithalat başladı. Tam 16 yıldır kesintisiz ithalat yapılıyor ama kırmızı et fiyatının düşmesi bir yana çok daha fazla arttı. Türkiye, dünyanın en pahalı kırmızı et tüketen ülkelerinden birisi oldu.</p>
<p><strong>İthalat yerine üretim politikasına geçilmeli</strong></p>
<p>Çözüm belli, ithalat tuzağından kurtulup mutlaka üretim politikasına dönmek gerekir. Ayrıca küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi şart. Biz ülke olarak en fazla kırmızı eti Polonya’dan alıyoruz. Yıllar önce Polonya’ya gittim, kişi başına 40 kilo domuz eti, 20 kilo beyaz et ve sadece 2 kilo kırmızı et tüketiyorlar. Kırmızı eti bize satıyorlar. Biz domuz eti tüketmiyoruz. Bunun yerine küçükbaş hayvan eti tüketiminin yaygınlaştırılması lazım.</p>
<p>Kırmızı et ucuz olunca tüketici beyaz ete yöneldi. Beyaz ette de son iki yıldır Rekabet Kurumu’nun soruşturması ve 13 firmaya kesilen 3,7 milyar liralık ceza, üstüne Ramazan ayı öncesi 3 firma yüzde 15 zam yaptı diye ihracatın durdurulması ve sonrasında 13 firmaya operasyon yapılarak 28 kişinin gözaltına alınması, bu şirketlere denetimli kayyım atanması beyaz et üreticilerini de yıldırdı. Herkes soruyor bu operasyon niye yapıldı?</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aktarınca operasyonda gözaltına alınanlar aynı gün serbest bırakıldı, denetim kayyımı bir iki gün içinde kaldırıldı. Ama sektör ciddi yara aldı.</p>
<p>İhracat kısıtlaması ve sonra getirilen yasak nedeniyle üretilen tavuk eti şoklanarak stoklandı. Bu stokları eritmek için aylık 10 bin ton olan ihracat kotası daha yeni 50 bin tona çıkarıldı.</p>
<p><strong>Bir kilo kırmızı etle 10 kilo beyaz et alabiliyoruz</strong></p>
<p>Ben bunları anlatırken beyaz et sektöründe olduğunu belirten bir üretici söz alarak şu örneği verdi: “Ben 60 senedir beyaz et sektöründeyim. Az önce beyaz et konusunda konuşmalar oldu. Şöyle basit bir bilgi vermek isterim. Eskiden bir kilo kırmızı et fiyatına iki kilo beyaz et alıyorduk. Çok pahalıydı et. Sonra bir kilo yerine dört kilo almaya başladık. Şimdi bir kilo kırmızı et fiyatıyla 10 kilo beyaz et alabiliyoruz. Yani beyaz et sektörünü çok iyi analiz etmek gerekir. Beyaz et pahalı, fiyatlar artıyor diye müdahale ediliyor. Bir yanlışlık var orada, onu izah edeyim.”</p>
<p><strong>Üreticiyi de tüketiciyi de korumak gerekir</strong></p>
<p>Eskişehir Tarım ve Orman İl Müdürü Yüksel Çil toplantıda söz alarak Eskişehir’in tarım, gıda, yem sektörü ve il müdürlüğü olarak yaptıkları çalışmaları detaylı olarak anlattı.</p>
<p>Üreticiyi korurken tüketiciyi de korumak gerektiğini belirten Çil özetle şunları söyledi: “Türkiye’de esas ana sorunlarından birisi tarımda işçilik problemi. İşçi maliyetlerimizin yüksekliği öne çıkıyor. İşçi bulunamıyor. Eskişehir üreticisi veya tüketicisi Eskişehir’in dışına çıkmasın diye şu anda il bazında bir planlama yapıyoruz. Eskişehir aslında yer altı, yer üstü kaynaklar bakımından oldukça zengin bir il. İnsan kaynağı olarak inanılmaz bir il.  Burada tarımsal üretimle sanayi entegrasyonunu başarmış, bu geçişi sağlamış bir durum var. Ama biraz daha geçişi artırabiliriz. Bununla ilgili de çalışmalarımız devam ediyor. Ayrıca gençleri mutlaka tarıma kazandırmamız gerekiyor. Biz genç nüfusu üretime döndüremezsek yarın öbür gün geçmişte Almanya nasıl bizi işçi olarak almıştı. Biz de başka ülkelerden işçi almak zorunda kalacağız.”</p>
<p><strong>Sera OSB kurulacak</strong></p>
<p>Tarıma dayalı organize bölgelerin ülke genelinde hızla yayıldığını hatırlatan Çil, Eskişehir’de de seracılığa dayalı organize tarım bölgesi kurulması için yer seçimi çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Yüksel Çil sözlerini şöyle tamamladı: “Son bir şey daha söyleyeyim. Bizim esasen birinci sorunumuz işçi demiştim. Bir diğer husus çiftçi örgütlerimizi etkin kullanamıyoruz, kooperatifleşemiyoruz. Ürünümüzü komisyonculara düşürüyoruz. Biz komisyoncuları aradan çıkarırsak maliyetlerimiz biraz azalır. Tabii bizim amacımız çiftçiyi desteklemenin yanında tüketiciyi de korumamız gerekir.”</p>
<p>Özetle, Eskişehir’de çok verimli, yararlı bir toplantı oldu. Her tarım toplantısında olduğu gibi yüksek maliyet, işçi sorunu, üretim planlamasındaki eksiklikler, pazarlama ve markalaşma konuları konuşuldu. Bizi tarım, gıda ve yem sektörü ile buluşturdukları için Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş ve yönetim kuruluna, Ekonomi gazetesi Eskişehir Temsilcimiz Ali Baş ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ederim.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eskisehirde-sanayi-gelisse-de-tarim-onemini-koruyor-85654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de sanayi gelişse de tarım önemini koruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topkapi-istoc-ve-hadimkoyde-projeler-yapiyor-halka-arza-hazir-85653</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topkapı, İSTOÇ ve Hadımköy’de projeler yapıyor, halka arza hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bakırcı Grubu, Cevizlibağ’daki Işık Sanayi Sitesi’ni dönüştürüyor, 462 bağımsız bölüme sahip projenin inşaatı başladı. Ayrıca, İSTOÇ’un bitişiğinde 26 dönüm arsada 153 bin metrekarelik yeni bir ticaret merkezi kuruyor. Hadımköy’de ise 68 bin 500 metrekarelik, lojistik merkez projesi tamamlandığında uluslararası şirketlere kiralanacak.</strong></p>
<p>Bayram Sağlam tarafından, temelleri 1980’de atılan Bakırcı Grubu, gayrimenkul geliştirme, sağlık, turizm, denizcilik ve gıda başta olmak üzere farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Olimpiyat Özel Sağlık Hizmetleri, Serenity Suites, Yenikapı Turizm, Kapıdağ Marmara Tersanecilik, AS-PAK Gıda ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet gösteren bazı şirketler. Bugüne kadar hayata geçirilen 85 proje, 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat ve 5 binden fazla bağımsız bölüm teslimi, grubun en güçlü kaslarının inşaat ve gayrimenkul olduğunu kanıtlıyor. Bir süredir Halka Arz izni bekleyen Bakırcı GYO’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam ile buluştuk. Sohbetimize kurucularından Adnan Sağlam da katıldı.</p>
<p>Fatih Sağlam, grubun bugüne kadar gerçekleştirdiği konut, ticari gayrimenkul, karma kullanım ve lojistik projelerde elde ettiği bilgi birikiminin, yeni yatırımların geliştirilmesinde önemli avantaj sağladığını belirterek “45 yıllık proje geliştirme deneyiminin ardından, 2025 yılında Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kurduk ve kurumsal bir yapı kazandık. 2025 yıl sonu itibarıyla Bakırcı GYO’nun portföy büyüklüğü yaklaşık 9,2 milyar lira seviyesindeydi. Şirketin portföy değerinin önemli bölümü ise devam eden projelerden oluşuyor. Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi, Bakırcı Zenit Topkapı ve Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi projelerimiz şirketin gelecekteki en güçlü büyüme potansiyelini oluşturuyor. Halka arz ile ilgili süreç devam ediyor, yakın zamanda tamamlanacağını umuyoruz” dedi.</p>
<p>Fatih Sağlam’ın verdiği bilgilere göre Bakırcı Zenit Topkapı; konut, ofis ve ticari alanlardan oluşan karma bir proje. Eski Işık Sanayi Sitesi’nin arsası üzerinde nitelikli bir dönüşüm projesi olarak öne çıkıyor. Arsanın bir kısmını satın almışlar, bir kısmında da hak sahipleriyle anlaşarak inşaata başlamışlar. Yedi blok inşa ediliyor ve bunlardan biri ofis, biri rezidans, ikisi konut blokları oluyor. Toplamda 462 bağımsız dönüm inşa ediliyor. 3,5 milyar liralık bir yatırımla 80 bin metrekare inşaat alanına sahip bir proje ortaya çıkacak. 2027 sonunda tamamlanacak. Fatih Sağlam, “Bu bölgedeki ikinci projemiz de başladı. O da E-5’in (D-100) öbür tarafında, karşısında. Eskiden bir benzin istasyonu vardı onun olduğu yere Bakırcı Kaya Residence projemizi yapıyoruz. Kabası bitmek üzere, 90 bağımsız bölümünden oluşuyor. Biz kendi Genel Müdürlüğümüzü de oraya taşıyacağız. Bir katı kendimize ayırdık” dedi.</p>
<p>Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi projesiyle ilgili olarak da Fatih Sağlam, “Hadımköy, Ömerli bölgesinde kendi arsamıza yaklaşık 68 bin 500 metrekarelik, üç katlı, uluslararası depolama standartlarına uygun bir lojistik merkezi inşa ediyoruz. Uluslararası firmalara kiralayıp yüksek kira geliri elde etmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f86e091df-1787033710.png" alt="" width="417" height="347" /><strong>İSTOÇ yanına 153 bin metrekarelik yeni proje</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, İSTOÇ yanında başladıkları projeyle ilgili de şu bilgileri aktardı: “Bu projemizin adı Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi ve büyük ölçekli bir yatırım. Mağaza, showroom, depo ve lojistik kullanıma uygun bağımsız bölümleriyle ticari gayrimenkul portföyümüzü güçlendirecek. İSTOÇ’u biliyorsunuz; orada da arsanın bir kısmı bize ait diğer maliklerle de kat karşılığı anlaştık. Satış ofisimizi açtık. İSTOÇ’ta fiziksel olanaklar sınırlı ve çok büyük sirkülasyon var. Biz bu projemizle bölgeye önemli bir rahatlama da sağlayacağız. İSTOÇ'un hemen yanında, devamı niteliğinde bir proje yapıyoruz. Dokuz katlı, toplam 153 bin metrekare kapalı alanı olan yeni bir ticaret merkezi inşa ediyoruz. 6,5 metre kat yüksekliği olan her dükkanın önüne TIR çıkabilen bir proje. Dükkanlara tahsisli park alanları olacak. Enerji problemi olmayacak. 272 bağımsız bölüm planladık, tabii ki satın alıp birleştirmeler yapılabilecek. Proje, 2028 ortası gibi tamamlanacak, ön satışlarımız sürüyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topkapi-istoc-ve-hadimkoyde-projeler-yapiyor-halka-arza-hazir-85653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Topkapı, İSTOÇ ve Hadımköy’de projeler yapıyor, halka arza hazır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasayi-fonluyor-mu-yoksa-fon-mu-cekiyor-85630</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası piyasayı fonluyor mu yoksa fon mu çekiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın bugün yüzde 40’lık faizle bankaları fonladığı sanılıyor; oysa likidite fazlasının bulunduğu mevcut tabloda MB, bankacılık sisteminden borçlanıyor. Para politikasının teknik işleyişini ortaya koyan yazı, faiz koridorundaki bu sıra dışı durumun enflasyon, kredi ve mevduat faizleri ile kur üzerindeki etkilerini ele alıyor.</strong></p>
<p>Perşembe günü yayımlanan Ekonomi Masası programında Barış Esen “Hocam bugünkü Ekonomi Gazetesi köşenizde dünya sorunlarına girmişsiniz” mealinde laf attı. Yazım küresel ısınma-Dünya sistemi kırılma noktası üzerineydi ve ‘Dönülmez Akşamın Ufkunda mıyız’ başlığını taşıyordu. Günahı artık Barış’ın boynuna; sanayi politikası ve küresel ısınma yazılarına ara veriyor ve kürkçü dükkânına dönerek para politikası “topuna giriyorum”. Biraz teknik bir yazı ama olsun.</p>
<p>Ekonomi kanallarında ya da köşelerinde “Merkez Bankası (MB) piyasaları yüzde 40 ile fonluyor” benzeri yorumlar duyuyoruz ve okuyoruz. “Olabilir, ne var bunda?” diye sorabilirsiniz. Sorun şu ki, iki yılı aşkın bir süredir, yargı kararları, Trump’un gümrük vergisi saçmalıkları ve ABD-İsrail-İran savaşları nedeniyle kurda oluşan sıçrama baskısını kırmak üzere MB’nin döviz sattığı haftalar dışında sistemde likidite fazlası var. MB, dolayısıyla bankaları fonlamıyor; tam aksine onlardan borçlanıyor. Yani, bankacılık sistemindeki fazla likiditeyi çekiyor. Sözünü ettiğim dönemlerde ise yüklü döviz satışları karşılığı sistemden lira cinsi likidite çekildiği için likidite ihtiyacı ortaya çıkıyor. MB’nin bankalara borç vermesi (onları fonlaması) sadece bu geçici dönemler için geçerli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f14beae05-1787031883.png" alt="" width="648" height="356" />Grafikte 2 Ocak 2023 – 14 Ağustos 2026 döneminde, MB’nin bankalara ne kadar borç verdiği, onlardan ne kadar borç aldığı ve bu iki işlemin net tutarının hareketleri yer alıyor. Haziran 2023’ten bu yana net fonlama (borç verme eksi borç alma) ağırlıklı olarak eksi değerler alıyor: Farklı bir ifadeyle, MB enflasyonla mücadele açısından uygun gördüğü faiz düzeyinden bankalardan borçlanıyor. Yukarıda belirttiğim dönemler dışında sistemde fazla likidite oluşmasının ana nedeni, hem o dönemlerde eriyen döviz rezervlerini eski düzeyine döndürmek hem de mümkün olduğunca daha çok döviz biriktirmek için MB’nin bankalardan döviz alması (karşılığında bankalara lira cinsi likidite vermesi). Hazine’nin MB ile yaptığı mevduat işlemlerinin de rolü var elbette.  </p>
<p>MB 2002 ortasından bu yana koridor faiz sistemini kullanıyor. Koridorun alt sınırı MB’nin bankalardan gecelik borçlanma faizini, üst sınırı ise MB’nin bankalara gecelik borç verme faizini gösteriyor. Koridorun içinde bir yerde (genellikle ortasında) ise bankalara haftalık vadede borç verme faizi (repo faizi) var. Koridor sisteminin temel amacı, bankaların kendi aralarında yaptıkları çok kısa vadeli borç alıp verme işlemlerinde ortaya çıkan faizin (piyasa faizinin), MB’nin açıkladığı koridor içinde kalmasını sağlamak. Piyasa faizinin koridorun dışına çıkması söz konusu değil; çünkü A bankası MB’den koridorun üst sınırından ya da içindeki bir faiz düzeyinden borç almak varken, neden B bankasından koridorun üst sınırından daha yüksek bir faizden borç alsın? Ya da C bankası MB’ye koridorun alt sınırını oluşturan faizden borç vermek varken, neden D bankasına daha düşük bir faizden borç versin?</p>
<p>Kısa vadeli piyasa faizinin MB bürokratlarının belirlediği faiz koridoru içinde kalmasının önemi ise şu: Kısa vadeli piyasa faizleri enflasyon açısından çok daha önemli olan mevduat ve kredi faizlerinin temel belirleyicisi. Ayrıca bürokratların açıkladığı faiz, döviz kurlarını da anında etkiliyor. MB o faizleri enflasyon hedefi ile enflasyondaki gidişat arasındaki farka göre belirliyor. Böylelikle, kredi ve mevduat faizleri ile döviz kurunun, enflasyon açısından arzu edilen düzeylerde kalması sağlanıyor (ya da öle olacağı umuluyor).</p>
<p>Yorumcuların ‘kafa karışıklığının’ ana nedeni MB’nin banklardan borç alma işlemini bankalardan gecelik borç alma faizinden (yüzde 35,5) değil de bankalara gecelik borç verme faizinden (yüzde 40) yapıyor olması. Evet, yazıda bir yanlışlık yok: MB bankalardan borç almak için kendi açıkladığı borç alma faizini değil de yine kendi açıkladığı borç verme faizini kullanıyor. Normal koşullar altında, sistemde azımsanmayacak bir süre likidite fazlası olması bekleniyorsa, politika faizinin koridorun alt sınırı olan borç alma faizi olması gerekir. 2002 ortalarından 2010 başlarına kadar böyleydi. Mevcut durumda, koridorun alt sınırının politika faizi olarak ilan edilmesi iki sorunla karşı karşıya. Birincisi, enflasyon açısından kredi ve mevduat faizleri ile kurun ‘uygun’ düzeylerde oluşmasını sağlayacak MB faizinin yüzde 40 olması düşünülüyorsa, koridorun alt sınırı 40, üst sınırı ise daha yüksek (43, 45?) olacak. Sanki faiz yükseltilmiş olarak algılanacak. Oysa o algı yanlış olacak; çünkü MB bankalarla yüzde 40 ile işlem yapmaya devam edecek. Ama ne yaparsınız ki, algıyı değiştirmek kolay değil. İkincisi, bankacılık sisteminde likidite fazlasının ne kadar kalıcı olacağı bilinmiyor. Ya yeniden döviz satmak (karşılığında lira cinsi likidite çekme) ihtiyacı doğarsa?</p>
<p>Ne olursa olsun, durum biraz garip. O kadar garip ki, yorum yaptıklarına göre uzman olmaları gereken yorumcuların (uzmanların) bile kafaları karışıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-piyasayi-fonluyor-mu-yoksa-fon-mu-cekiyor-85630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası piyasayı fonluyor mu yoksa fon mu çekiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ittifak-pek-anlamli-olmayabilir-85628</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni ittifak pek anlamlı olmayabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk ordusunun ihtiyaç hâlinde Suudi Arabistan’ın yardımına koşacağı ya da Pakistan’ın Hindistan’a karşı geliştirdiği nükleer gücü başkalarını korumak için kullanacağı pek inandırıcı bulunmuyor. Muhtemelen, gerekçeler ittifakın hedefi olduğu düşünülen ülkeler tarafından da incelenmiş ve ittifaktan çekinmek için herhangi bir sebep olmadığına hükmedilmiştir.</strong></p>
<p>Belki de tarihte ilk defa cereyan ediyordur, bilemeyeceğim ama karşımızda kime karşı kurulduğu açıklanmayan bir savunma paktı var. Eğer Türkiye Cumhurbaşkanı’na inanmak lazım gelirse, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında kurulan ve ülkelerden birine yapılacak saldırının her üçüne de yapılmış sayılacağının kabul edildiği anlaşma (antlaşma?) herhangi bir ülkeye karşı değildir. İttifaka katılmak isteyen herhangi bir ülke katılabilir. İttifakın amacı, saldırganlık sergileyenlerin caydırılmasından ibarettir.</p>
<p>Kısa süre içinde bu ittifakın kime karşı kurulmuş olabileceğine ilişkin tartışmalar başlamış bulunuyor. Bunda şaşılacak bir şey olmaması gerekir. Sorunun cevabı ise ittifakın arkasında kimin bulunduğu konusundaki kanaatinize göre değişebiliyor. Şayet ittifakı kuranların Trump ve şürekası tarafından cesaretlendirildiğini, hatta görevlendirildiğini düşünüyorsanız ona göre bir cevap oluşturuyorsunuz. Buna karşılık, ittifakın yerel bir girişimin ürünü olduğunu ileri sürüyorsanız soruyu başka türlü yanıtlıyorsunuz.</p>
<p><strong>ABD, karşı sonlandıramadığı </strong><strong>bir mücadeleye girişti</strong></p>
<p>Eğer ittifak oluşturma girişimine Birleşik Devletler’in önderlik ettiği kanaatindeyseniz, o zaman girişimin İran’ı hedeflediğini düşünmeniz normal olacaktır. Amerika İran’a karşı bir türlü sonlandıramadığı bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadeleden kurtulmayı arzulamakta, fakat başarılı olduğunu kanıtlamak istemektedir. Henüz bu amaca uygun bir formül bulamamıştır. Buna karşılık İran, belki de savaşın başında elde etmeyi düşünmediği bir başarıya imza atmış, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiği üzerinde söz sahibi olmuştur. Ayrıca İranlılar, Amerikalıların ülkelerine saldırı sırasında kullandığını düşündükleri Suudi üslerini de bombalamaktan çekinmemişlerdir.</p>
<p>Şayet yerel bir girişimle karşı karşıya bulunduğunuz kanaatindeyseniz, o zaman İran’a yönelen Amerikan-İsrail saldırısının aslında İsrail tarafından başlatıldığına, Amerika’yı da bu ülkenin işin içine çektiğine inanabilirsiniz. İran’ın Suudi Arabistan’a saldırmasının da bu girişimin bir sonucu olduğunu, yoksa Suudi Arabistan’ın düşmanı olmadığını düşünmeniz normaldir. Bu koşullar altında Pakistan’ın nükleer savunma garantisi, aslında nükleer silahlara sahip olduğu bilinen İsrail’in bu silahları kullanmaması için bir teminat olarak görülebilir. İsrail, kendisinin nükleer hedef olmaması için İran’a karşı nükleer silah kullanmaktan caydırılmış olacaktır.</p>
<p>Her iki analizde de İran’ın şu veya bu şekilde denetlenmesi öngörülmekle beraber, ikinci çözümlemede İsrail’i de denetim altında tutmak gibi ek bir amaç yer almaktadır. İşin ilginç tarafı, ne İsrail’in ne de İran’ın anlaşmaya karşı çıkmış olmasıdır. Her iki ülkenin de önemli askerî gücü bulunuyor. Kendilerine karşı kurulmuş olabilecek böyle bir ittifaka karşı çıkmamaları herhâlde bu işi pek ciddiye almamalarından kaynaklanıyor. Türk ordusunun ihtiyaç hâlinde Suudi Arabistan’ın yardımına koşacağı ya da Pakistan’ın Hindistan’a karşı geliştirdiği nükleer gücü başkalarını korumak için kullanacağı pek inandırıcı bulunmuyor. Muhtemelen, gerekçeler ittifakın hedefi olduğu düşünülen ülkeler tarafından da incelenmiş ve ittifaktan çekinmek için herhangi bir sebep olmadığına hükmedilmiştir.</p>
<p><strong>CENTO’nun bölgesel iş birliğine </strong><strong>yönelmesi yeterince ilgi uyandırmadı</strong></p>
<p>Geçmişe bakacak olursak, genişletilmiş Orta Doğu’da ittifakların uzun ve başarıyla dolu bir tarihi olmadığı görülecektir. NATO’nun kurulmasının ardından Amerikalılar, NATO ile Uzak Doğu’da kurulan SEATO’yu birleştirecek bir pakt kurulmasını istemişlerdi. Pakt kurma merakı, o yıllarda Sovyetleri çevreleyerek geri itmeye meraklı olduğu anlaşılan CIA Direktörü Allen Dulles ile biraderi, Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’in fikriydi. Ayrıca böylelikle, NATO’ya alınmasıyla Avrupa savunmasına dâhil edilen Türkiye’nin “kaybı” karşısında kırılan İngiltere’ye Orta Doğu bölgesinde daha etkili olması için bir fırsat verilmiş olacaktı. Geleneksel rejimler için de bir koruma mekanizması ihdas edilmiş oluyordu. İş pek tasarlandığı gibi yürümedi. İngiliz baskısından yeni kurtulmaya başlayan çoğu Orta Doğu ülkesi, İngiltere’nin yönlendireceği bir girişimde yer almak istemiyordu. Sonunda Türkiye-Irak-İran üçlüsü ve Pakistan, 1955’te Bağdat Paktı’nı kurdular. 1958’de Irak, General Kasım darbesi sonucu üyelikten ayrıldı. Bunun üzerine paktın ismi, hepimizin daha yakından tanıdığı CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) olarak değiştirildi. Amerika’da pakt sevdası sona erince zaten önemini yitirmeye başlayan CENTO, 1979’da İran’da Humeyni’nin başa geçmesiyle resmen sona erdi. Örgütleşmeye yeni işlevler verilmesi ve CENTO’nun bölgesel iş birliğine yönelmesi yeterince ilgi uyandırmadı.</p>
<p>Yeni girişim, Türkiye’de de önemli tartışmalara zemin teşkil etmiştir. Öncelikle her ortağın anlaşmaya neler katabileceği üzerinde durulmuştur. Burada vurgulanan husus, Suudilerin paraya, Pakistan’ın nükleer silahlara, buna karşılık Türkiye’nin de iyi yetişmiş silahlı kuvvetlere sahip olmasıdır. Bunun yanında Türkiye’nin gelişmekte olan bir silah sanayisi de bulunmaktadır. Gözlemcilerin ifade ettiği endişeye göre, savaşmak gerekirse bunu Türk askerleri yapacak, Suudi Arabistan ise sadece faturayı ödemekle yetinecektir. Türk silah sanayisinin bölgede satış yapma fırsatları ise sınırlı kalacaktır çünkü Suudiler silah ihtiyaçlarını Birleşik Devletler’den karşılamaktadır. Bunların yanında Türkiye’nin yükselmekte olan Hindistan ile ilişkileri, zaten Keşmir Savaşı’nda Pakistan’ı desteklemesi nedeniyle pek parlak değildir. Buna, Pakistan’ın nükleer korumasına sığınmak gibi Türkiye’nin ihtiyaç duymadığı bir gerekçeyi eklemeye de gerek yoktur.</p>
<p>Söylenenlere bakılırsa, Türk askerleri zaten Suudi savaş gücünü geliştirmeye dönük bir faaliyet yürütmektedir. Çoğu Türk vatandaşı ülkemizle iyi ilişkiler içinde olan bir ülkeyle çatışmaya girmenin isabetini sorgulamaktadır. Bu endişelerin altında, 1638’den beri çatışmasız ilişkiler yürüttüğümüz İran’la çatışmaya girme ihtimalinin yattığını anlamak için ayrıntılı inceleme yapmaya gerek dahi yoktur. Bunun yanında, Suudi Arabistan’ın uluslararası ilişkiler alanında birçok bakımdan Türkiye’ye dostluk göstermediği de yakinen hatırlanmaktadır. Yaygın bir inanca göre, Araplar Türklere özel bir yakınlık duymamaktadır. Her ne kadar mevcut Türk hükümeti Sünni Müslümanlığın güçlü bir bağ oluşturduğunu düşünüyorsa da, genel kanaat çeşitli şekillerde yorumlanabilen ve böylece değişik ülkeler tarafından değişik anlamlar yüklenebilen bir inanç sisteminin güçlü ittifaklar için yeterli bir zemin oluşturmaktan uzak olduğu merkezindedir.</p>
<p><strong>Yeni anlaşmanın nasıl bir </strong><strong>ittifaka yol açacağı bilinmiyor</strong></p>
<p>Bazı uluslararası gözlemciler, yeni anlaşmanın bir İslam NATO’su kurulduğuna işaret ettiğini ileri sürüyorlar. Bu, tartışmaya son derece açık bir öneridir. Örneğin, şu anda kimse bir ülkeye yapılan saldırının diğerlerine de yapılmış kabul edilmesinin ne anlama geldiğini bilmemektedir. NATO’da bir üyeye saldırılması hâlinde nasıl bir yol izleneceğine dair usuller geliştirilmiştir, ayrıca bütünleşmiş bir askerî komuta sistemi vardır. Yeni kurulan sistemde henüz taraflardan birinin saldırıya uğradığının nasıl saptanacağına dair herhangi bir düzen dahi bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, tarafların anlaşmada yaptıkları taahhütleri yerine getireceklerine de yeterli güven duyulmamaktadır. Özetle, yeni anlaşmanın nasıl bir ittifaka yol açacağı pek bilinmemektedir. Anlaşmanın hedef alabileceği ülkelerin de endişeye mahal olmadığı yönündeki tavırları, ittifakın belki de ölü doğduğunun bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ittifak-pek-anlamli-olmayabilir-85628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/ittifak-pakistan-s-arabistan-1787029124.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni ittifak pek anlamlı olmayabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-degil-yetenek-kaynaklari-85626</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan kaynakları değil yetenek kaynakları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Beceriler çağında diplomaya saplanıp kalan, geleceğe eksik donanımla yol alır. YZ düzeninde işe yaramayan diploma, bir dijital etiketten fazlası değildir. CV’yi şişirir ama itibarı yok gibidir.</strong></p>
<p><strong>1-SORUN</strong>: Biliyorum, bu satırlar <strong>bazılarını rahatsız edecek</strong> ama sormam gerekiyor: Yapay zekâ çağında biz hâlâ<strong> neyi ölçüyoruz</strong>?<strong> Diplomayı mı yoksa beceriyi mi</strong>? Eczacılıktan mezun binlerce genç, <strong>diplomasıyla</strong> rafa. Ziraat ilaç diziyor mühendis <strong>diplomalı</strong>, toprağa ayağı değmeden emekli olabiliyor.</p>
<p><strong>2-ETKİSİ</strong>: Yeni mezun bir yazılımcı, <strong>kod yerine KPSS</strong> çalışıyor. YZ sistemleri üretkenliği, <strong>veriyle destekli karar verme</strong> becerisini öne çıkarırken, biz <strong>diploma ekonomisinin rehavetine</strong> tutunuyoruz. Bugün “<strong>ara eleman</strong>” arayan sanayi, aslında “<strong>çekirdek yetenek</strong>” istiyor. <strong>Diploma </strong>ise<strong> beceri kazandırmıyor</strong>.</p>
<p><strong>DİPLOMA EKONOMİSİNDEN BECERİ ÇAĞINA</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: </strong>Ne çırak ne mühendis; <strong>adaptif zekâya sahip birey</strong> aranıyor. Bu ihtiyacı karşılayacak olan ise <strong>YZ destekli beceri haritaları</strong>, sertifikalar ve <strong>işbirlikçi öğrenme</strong> modelleridir. <strong>İK değil</strong>, <strong>yetenek kaynaklı kalkınma</strong> için şart. “<strong>Yetenek arıyorum</strong>” diyenler de <strong>diploma algoritmalarında</strong> boğuluyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bir sanayici; “<strong>Diplomalı alıyoruz, işe yarar hâle getirmek için 2 yıl daha eğitiyoruz</strong>.” Bu da gösteriyor ki eğitim sistemimiz <strong>algoritmik uyumsuzluk</strong> yaşıyor. İnsan kaynağını değil<strong>, beceri haritalarını </strong>yönetmeliyiz. YZ'nin öne çıktığı bu çağda ihtiyaç; <strong>kod yazan değil</strong> problemi anlayandır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ destekli yeteneğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Diploma neden yetersiz?</em></strong></p>
<p>Çünkü iş dünyası artık <strong>sabit bilgi</strong> değil, <strong>yenilenebilir beceri</strong> istiyor. Diploma <strong>geçmişin kanıtı</strong> ise beceri <strong>geleceğin teminatı</strong>... Sabit bilgi çağında diploma işe yarıyordu; şimdi <strong>adaptasyon zekâsı</strong> öne çıkıyor.</p>
<p><strong><em>Sistem neden güncellenmeli?</em></strong></p>
<p>Çünkü <strong>208 üniversit</strong>e, yılda <strong>950 bin diploma</strong> üretirken, bunların <strong>%80’</strong>i mezuniyet sonrası <strong>işsiz algoritmasına</strong> giriyor. Sebep? Müfredatın <strong>YZ çağında karşılığı</strong> yok. Yani <strong>potansiyel işe eş değil</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“NE İŞ OLSA YAPARIM” DÖNEMİNDEN, “HER ŞEYE SAHİBİM AMA İŞİM YOK” DÖNEMİNE…</strong></p>
<p>Eğitim sistemini sıfırdan modelleme gerek. Üniversiteler, <strong>işsizler antreposu</strong> hâline geldiyse, orada sistem değil, <strong>zihniyet</strong> sorunludur. <strong>Eğitimin algoritması</strong> yanlış yazılmış. Gençlerin hayalleri <strong>üniversite tabelasında</strong> başlıyor, <strong>becerisiz mezuniyetle</strong> son buluyor. Beceri kazandırmayan bilgi, insana yüktür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YETENEK KAYNAKLARI LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Diploma ekonomisi</strong>: Hala işlevsel sanılan ancak üretkenlik karşılığı zayıflamış istihdam düzeni</p>
<p><strong>Adaptasyon zekâsı</strong>: Yeni bilgi öğrenme, eskiyi terk etme, karmaşaya adaptasyon yeteneği</p>
<p><strong>Beceri haritalaması</strong>: Birey yeteneğinin işe yarar karışlığını tanımlayan dijital profil yönetimi</p>
<p><strong>İşsizlik algoritması</strong>: Diplomalı ama niteliksiz bireyleri sistematik dışarda bırakan kodlama</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-kaynaklari-degil-yetenek-kaynaklari-85626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/universite-mezuniyet-1753267478.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan kaynakları değil yetenek kaynakları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-85625</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mekke Ortak Savunma Antlaşması elma ihracatını olumsuz etkileyebilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, elma ihracatında en büyük alıcı olan Hindistan pazarında sıkıntı yaratabileceği ifade edildi. </p>
<p>Önceki yıllarda Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan siyasi anlaşmazlıkta Türkiye’nin Pakistan tarafında yer alması, en büyük elma alıcısı konumunda bulunan Hindistan’da Türk elmasına karşı protestolar yaşanmıştı.</p>
<p>Geçen yıl da Türkiye’de yaşanan zirai don nedeniyle elma rekoltesinde büyük miktarda azalmaya yol açmış, fiyatlar ise yüksek rakamlara çıkmış, bu nedenle Hindistan’a elma ihracatında sıkıntı olmuştu.</p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, mevcut pazarlarda daha aktif olmak ve kaybedilen pazarlari yeniden kazanmak amacıyla, yılsonuna kadar 4 ülkede farklı sektörlerde ticaret heyetleri düzenleyeceklerini söyledi.</p>
<p>Pazar payını artırmak için çalışmalara devam ettiklerini belirten ve Rusya için aktif çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Rusya için aktif çalışmalarımız devam ediyor. Ukrayna -Rusya arasındaki savaştan dolayı özellikle Lojistik noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Dron saldırıları nedeni ile aksayan Ro-Ro seferleri tekrar başladı. Umarım bir daha sorun yaşanmaz. Ukrayna ile ilgili imzaladığımız anlaşmanın yakın zamanda yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Ukrayna’nın Türk domates ve salatalığına karşı uyguladığı anti dampingin kaldırılmasıyla ilgili girişimlerimizi yürütüyoruz. ‘’</p>
<p>Son yıllarda Ticaret Bakanlığı’nın ihracat yarıçapını genişletme ile ilgili çalışmalara önem verdiğini anımsatan Can, ‘’Bunun için Uzakdoğu, Amerika ve Kanada ile ilgili fuarlara katılmaya çalışıyoruz. Çin’e kiraz ihracatı ile ilgili yeni protokol çalışmaları devam ediyor. Ama açıkçası yakın zamanda bir gelişme beklemiyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>"Mekke antlaşması Hindistan pazarında sıkıntı yaratabilir"</strong></p>
<p>Mısır’ın özellikle elma için önemli bir pazar olduğunu ifade eden Mehmet Ali Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mekke Ortak Savunma Antlaşmasının imzalanması ile elmada en büyük pazarlarımızdan biri olan Hindistan’da problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Bu yüzden sektör kurulunda Bakanlığımıza Mısır ile elma konusunun öncelenmesi gerektiğini belirten yazımızı ilettik. Bulgaristan kapısında maliyetler tek veya çift adres olmasına beyannamede analize tabi ürün sayısına göre değişiklik göstermektedir. Tek ürün tek adres 750-800 Euro bandında maliyeti çıkarken çift adres ve fazla ürünle bu maliye 2 bin 800 Euro’ya kadar yükselmektedir. Özellikle bölge ihracatçımız bu noktada ciddi sıkıntı yaşamakta. Bununla ilgili TİM Brüksel ofisi aracılığıyla çalışmaları sürdürüyoruz.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı Mısır ile anlaşma yapılmasını bekliyor"</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin de, elma ihracatı için Mısır’ın büyük bir pazar olacağını anlattı.  Geçen yıl Hindistan pazarında fiyatların yüksek olmasından dolayı rota kayması yaşandığını ifade eden Şahin, bu yıl fiyatların 25-30 TL bandında seyredeceğini bildirdi.  Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın elma ihracatına olumsuz yansıyacağı düşüncelerine katılmadığını vurgulayan Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Türkiye-Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, bizim Mısır’a yapacağımız elma ihracatında pek olumsuzluk yaratacağını düşünmüyorum. Mısır ile Türkiye arasında yapılan görüşmelerde elma konusunda sözlü anlaşma sağlanmıştı. Eylül-ekim gibi Türkiye’den elma alımına başlayabilirler. Mısır, Türkiye’den elma alımı koşullarını, analiz taleplerini iletmiş, (Elma alabiliriz) demişlerdi. Mısır ile Türkiye arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmasını bekliyoruz. Elma için yüzde 40 olan gümrük vergisinin indirilmesini ve kaldırılmasını bekliyoruz. Biz Isparta Ticaret Borsası olarak görevimizi yaptık. Mısır tarafında birinci öncelik elma var. Türkiye’nin de önceliği elma. Tarafımıza iletilen bilgilere göre Mısır ile Türkiye arasında online görüşmeler yapılıyor. Bu ay içinde yüz yüze görüşmeler olabilir. Anlaşma olmasa bile fiyatlar bu yıl çok uygun. Vergi indirimi olmasa bile Mısır’a elma ihracatı başlayabilir. Biz iki ülke arasındaki işlerin hızlandırılmasını istiyoruz. Bundan sonra iş üst akılda…’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-85625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/5/1280x720/mekke-ortak-savunma-antlasmasi-elma-ihracatini-olumsuz-etkileyebilir-1787028935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, elma ihracatında en büyük alıcı olan Hindistan pazarında sıkıntı yaratabileceği belirtildi. Mısır&#039;ın ise eylül-ekim gibi Türkiye’den elma alımına başlayabileceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-temmuz-sonuclari-can-sikici-85624</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede temmuz sonuçları can sıkıcı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkezi yönetim bütçesinde temmuz ayı sonuçları önceki dönemleri arattı. Bütçe temmuz ayında ilk yedi ayın en yüksek açığını verdi.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi bu yıl ocakta 214,5 milyar açık vermiş, şubat ayı 24,4 milyar fazlayla kapatılmıştı. Mart, nisan ve mayıs ayları sırasıyla 229,9 milyar, 338,7 milyar ve 298,2 milyar açıkla geçildi. Hazirandaki 114,2 milyar fazladan sonra temmuzda 378,1 milyar lirayla bu yılın rekor açığı verildi.</p>
<p>Temmuz ayında 378,1 milyar lira ile rekor kırılırken geçen yıla göre de çok büyük artış kaydedildi. Geçen yılın aynı ayındaki açık yalnızca 23,9 milyar liraydı. Yaklaşık 24 milyardan 378 milyara…</p>
<p>Bütçede temmuz ayındaki tek olumsuzluk açığın çok büyümesi de değil. Faiz dışı dengede de açık verildi. Geçen yıl temmuzda 110,7 milyar lira olan faiz dışı fazla bu yıl 51,3 milyar açığa dönüştü.</p>
<p>Bütçe açığında ilk yedi ay toplamında ise kayda değer bir değişim yok. Açık 1 trilyon liradan 1,3 trilyona yükseldi.</p>
<p>Bütçede tek olumlu gelişme yedi ay toplamı itibarıyla faiz dışı fazlada kaydedilen artışta yaşandı. Geçen yıl yedi ayda 241,7 milyar lira olan faiz dışı fazla bu yıl 470,1 milyar liraya yükseldi.</p>
<h2>Temmuzda harcamalar çok arttı</h2>
<p>Bütçenin temmuzda bu yılın rekorunu kıracak boyutta bir açık vermesinde harcamalarda kaydedilen artış etkili oldu. Temmuz ayında geçen yılın temmuzundan 670 milyar daha fazla harcama yapıldı.</p>
<p>Temmuzdaki harcama hazirana göre de 395 milyar lira daha fazla.</p>
<p>Hazirandan temmuza geçişte her yıl gözlenen klasik bir artış söz konusu değil. Örneğin geçen yıl temmuzdaki harcama hazirandan daha azdı.</p>
<p>Peki bu yıl harcamayı böylesine tırmandıran etkenler neler?</p>
<p>Bir önceki aya göre kaydedilen 395 milyar liralık artışın 125 milyar lirası faiz giderlerindeki artıştan kaynaklandı.</p>
<p>Artışın 146 milyarı da cari transferlerdeki artıştan oluştu.</p>
<p>Personel giderlerinde ise temmuzda hazirana göre yalnızca 72 milyar lira daha fazla harcama yapıldı.</p>
<h2>Gelirde azalma var</h2>
<p>Merkezi yönetim bütçesinde harcamalar temmuzda hazirana göre 395 milyar lira artarken gelirlerde 97 milyar düşüş kaydedildi.</p>
<p>Genel bütçe gelirlerinde 91 milyar gerileme oldu, bu kapsamda vergi gelirleri 81 milyar lira daha düşük gerçekleşti.</p>
<p>Vergi gelirinde düşüş olunca akla hemen buna akaryakıttaki eşel mobil uygulaması yüzünden ÖTV’de ortaya çıkan düşüşün yol açıp açmadığı geliyor.</p>
<p>Temmuzda hazirana göre ortaya çıkan bu gerilemede eşel mobil kaynaklı ÖTV düzenlemesinin etkisi yok. Hatta tam tersine petrol ürünlerinden alınan ÖTV temmuzda hazirana göre artış kaydetti. Bunun nedeni de temmuzdan itibaren akaryakıtta ortaya çıkan indirimlerin pompaya yansıtılmaması ve tümüyle ÖTV’ye eklenmesi. Ama bu uygulama motorin için 13 Ağustos’tan geçerli olmak üzere değiştirildi.</p>
<p>Bu yıl petrol ürünlerinden ocak ve şubatta 49,4 ve 44,3 milyar lira ÖTV tahsil edildi. Bu tutarlarda savaşın tabii ki etkisi yok. Uygulamanın ilk ayı olan martta tutar biraz azaldı ve 36,3 milyara indi. Savaşın şiddetlenmesi, petrol fiyatlarının artması ve bu yüzden yüklü zamların gündeme gelmesi ÖTV’ye daha fazla başvurmayı zorunlu kıldı. Bunun sonucunda da ÖTV tahsilatı nisanda 6,9 milyar, mayısta 4,4 milyar, haziranda ise 7,5 milyar düzeyinde kaldı.</p>
<p>Ancak temmuz ayı başında yapılan düzenlemeyle indirimlerin pompaya yansıtılmayıp tümüyle ÖTV’ye aktarılması sonucu geçen ayki tahsilat 30,7 milyara ulaştı.</p>
<p>İlk yedi ayda ise geçen yıl 273,4 milyar lira olan petrol ürünlerinden alınan ÖTV, bu yıl 179,2 milyar lirada kaldı.</p>
<p>2026 yılı bütçesinde bu kalemden sağlanması öngörülen gelir 656,5 milyar lira olarak öngörülüyordu. Ancak bu tabii ki savaş ve eşel mobil gündemde değilken ortaya konulan bir hedef. Yedi ayda 179,2 milyarı ancak bulan ÖTV, kuşku yok ki yıl sonunda 656,5 milyarın çok atında kalacak.</p>
<h2>Ağustos tahsilatı düşük olacak </h2>
<p>Petrol ürünlerindeki eşel mobil uygulamasında 13 Ağustos’ta yapılan ve motorin için istisnai bir durum öngören karar bu ayın ÖTV tahsilatının temmuzdan düşük kalması sonucunu doğuracak.</p>
<p>13 Ağustos’ta yürürlüğe konulan kararla motorinde ÖTV bu ay için sıfırlandı. Dolayısıyla en çok tüketilen akaryakıt olan motorinde ayın yarıdan fazlasında hiç ÖTV alınmayacak olması bu ayki tahsilatı mutlaka önemli ölçüde etkileyecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e52f6eea5-1787028783.png" alt="" width="663" height="265" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-temmuz-sonuclari-can-sikici-85624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçede temmuz sonuçları can sıkıcı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihi-likor-fabrikasini-ulkemize-geri-kazandirmak-bizi-cok-heyecanlandiriyor-85623</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihi Likör Fabrikası’nı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUDO</strong>’nun kurucusu <strong>Mustafa Taviloğlu, </strong>Eylül 2024’te gerçekleşen <strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi-Taviloğlu Koleksiyonu” </strong>sergisi için farklı mekanlar araştırırken İstanbul Mecidiyeköy’deki Tarihi Likör Fabrikasına odaklandı:</p>
<ul>
<li><strong>903 sanatçının 2 bin 412 eserini sanatseverlerle buluşturacağımız serginin mekanlarından biri mutlaka Tarihi Likör Fabrikası olmalı.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mustafa Taviloğlu, </strong>Likör Fabrikasının ana arazisinde Quasar Fairmont projesini hayata geçiren İsviçreli şirketin temsilcileriyle görüştü:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikasının da bizim serginin alanları arasında yer almasını çok istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?</strong></p>
<p><strong>Taviloğlu</strong>’nun görüştüğü temsilciden şu yanıt geldi:</p>
<p>-          <strong>Mustafa Bey, şirketimiz o bölümü sattı. Hatta devir işlemi de kısa süre önce gerçekleşti?</strong></p>
<p><strong>Taviloğlu </strong>bunun üzerine sordu:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikasının yeni sahibi kim?</strong></p>
<p>Yanıtı <strong>Mustafa Taviloğlu</strong>’nu çok mutlu etti:</p>
<ul>
<li><strong>Altınmarka…</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e363bce1a-1787028323.jpg" alt="" width="555" height="629" />
<figcaption><strong>Kaan Altınkılıç - Birol Altınkılıç</strong></figcaption>
</figure>
<p>Lafı fazla uzatmadan telefonu kapattı, çikolata-kahve sektörüne damgasını vuran Altınmarka’nın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ı aradı:</p>
<p>-          <strong>Tarihi Likör Fabrikası’nı almışsınız. Hayırlı olsun. Benim, </strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi” <strong>adlı sergim olacak. Koleksiyonumdaki eserler İstanbul’un farklı mekanlarında sergilenecek. Tarihi Likör Fabrikasını sergi için bize açar mısınız?</strong></p>
<p><strong>Birol Altınkılıç, </strong>bu talebi tereddütsüz kabul etti. Konunun takibini oğlu, Altınmarka ve Kahve Dünyası Genel Müdürü <strong>Kaan Altınkılıç</strong>’a bıraktı.</p>
<p><strong>Mustafa Taviloğlu, “Tarihi Likör Fabrikası”</strong>nın Altınmarka tarafından satın alınması öyküsünü <strong>“Bir Koleksiyoner Hikayesi” </strong>sergisiyle ilgili Artİstanbul Feshane’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı<strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’nun onur konuğu olarak katıldığı toplantıda anlatmış, salonda bulunan <strong>Kaan Altınkılıç</strong>’a teşekkür etmişti.</p>
<p>Toplantı sonrasında <strong>Birol Altınkılıç</strong>’a <strong>“hayırlı olsun” </strong>mesajı yazmış, şu yanıtı almıştım:</p>
<p>-          “Tarihi Likör Fabrikası”<strong>nın bildiğiniz gibi ayrı bir önemi var. Bu mekanı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor. Kıymetli dostumuz Mustafa Taviloğlu’nun sergisini burada da açmasına vesile olmak bizi ayrıca mutlu etti.</strong></p>
<p>Mekanla ilgili şu noktanın altını çizmişti:</p>
<p>-          “Tarihi Likör Fabrikası”<strong>nı İsviçreli kooperatiften Haziran ayında </strong>“Altınmarka Perakende” <strong>olarak satın aldık. Ülkemiz için fayda sağlayacağına inandığımız projeler üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın vefatını <strong>Cem Boyner</strong>’in bir yazışma grubundaki şu paylaşımıyla öğrendim:</p>
<p>-          <strong>Birol Altınkılıç sizlere ömür. Önemli karakterdi. Boşa geçmemiş bir hayat. Fark getiren, delibozuk, serdengeçti karakterler göçtüğü zaman büyük kayıp hissediyorum.</strong></p>
<p><strong>Birol </strong>Bey’e Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum…</p>
<p>Mekanı cennet olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bugün fabrikayı gör, Birol’u tanı yeter</span></h2>
<p><strong>YIL </strong>2011, Hürriyet Gazetesi’nde Ekonomi Müdürü’yüm. Doğan Holding Onursal Başkanı <strong>Aydın Doğan</strong>’ın yakın dostu, Anadolu Otomotiv’in kurucusu <strong>Taylan Bilgel </strong>aradı:</p>
<p>-          <strong>Gel birlikte Altınmarka’nın fabrikasına gidelim.</strong></p>
<p>Altınmarka fabrikasına gidiş gerekçesini de şöyle açıkladı:</p>
<p>-          <strong>Senin o fabrikayı görmeni, Yönetim Kurulu Başkanı Birol Altınkılıç’ı tanımanı istiyorum.</strong></p>
<p>Birlikte Altınmarka’ya giderken rica etti:</p>
<p>-          <strong>Bugün fabrikayı, üretimlerini gör, Birol’u tanı yeter. Bugünkü fabrika turunu yazı konusu yapma lütfen.</strong></p>
<p>O gün <strong>Taylan Bilgel</strong>’in ricasına uydum, <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın rehberliğinde Altınmarka kakao işleme-çikolata tesislerini gezdik. <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın Türkiye’nin çikolata sektöründeki ağırlığını öğrendim. Her zamanki alışkanlıkla notlarımı aldım ama o günlerde yazı konusu yapmadım.</p>
<p>Aradan 7-8 ay geçti, dönemin Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü <strong>Faik Açıkalın, </strong>bankanın Başdanışmanı <strong>Salih Başağa, </strong>Genel Müdür Yardımcısı <strong>Murat Ermert, </strong>Yatırımcı İlişkileri ve Stratejik Planlama Bölümü Başkanı <strong>Hale Tunaboylu </strong>ile birlikte The Banker dergisi ödül töreni için Londra’ya gittim.</p>
<p>Giderken <strong>Birol Altınkılıç</strong>’la sohbetimizi anımsadım:</p>
<p>-          <strong>Kahve Dünyası’yla eşim Alev Altınkılıç ilgileniyor. Yakında Londra’da bir mağaza açma planı var.</strong></p>
<p>O günlerde en azından Kahve Dünyası’nın Londra’da mağaza açmaya hazırlandığını yazmak istemiştim, beklememi rica etmişti:</p>
<p>-          <strong>İşlemleri tamamlayıp mağazayı açmamızı beklerseniz sevinirim.</strong></p>
<p>Derken bir süre sonra Londra’ya yolu düşen <strong>Gila Benmayor, </strong>Hürriyet’teki köşesinde şöyle yazmıştı:</p>
<p>-          <strong>Kaldığımız otelin karşısında açılış hazırlıkları süren Kahve Dünyası tabelasını görmek hoşumuza gitti.</strong></p>
<p>Sonra da <strong>Nevsal Elevli, </strong>Londra’daki Kahve Dünyası’nı Milliyet’te haber yapmıştı…</p>
<p>1 Aralık 2011 günü Londra’ya giderken <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ı aradım:</p>
<p>-          <strong>Alev Hanım Londra’daysa kendisiyle görüşmek isterim.</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>2 Aralık Cuma gününe kadar orada olacak. Hemen irtibatınızı sağlarım.</strong></p>
<p>Piccadilly Meydanı’na yakın, Ritz ve Meridien Otel’e komşu Kahve Dünyası’na uğradım, <strong>Alev Altınkılıç</strong>’la konuştum:</p>
<p>-          <strong>Londra, New York, Boston, Viyana gibi önemli dünya kentleri hedeflerimiz arasındaydı. İlk yeri bulma şansını Londra’da yakaladık ve bir hafta önce hizmete başladık. 600 metrekarelik mağazaya üretim dahil 3 milyon pound yatırım yaptık.</strong></p>
<p>Londra’da mağaza açan farklı sektörlerden Türk markalarından bazıları uzun soluklu yol alamadı. Kahve Dünyası, 15 yıldır Londra’daki ilk yerinde faaliyetini sürdürüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’nın en iyi çikolata fabrikası seçildi</span></h2>
<p><strong>2011 </strong>yılı başlarında <strong>Taylan Bilgel</strong>’le Altınmarka fabrikasına gittiğimizde o günkü turumuzu yazıya dökmemi istemeyen <strong>Birol Altınkılıç, </strong>2012 yılı Ağustos ayında arayıp gururunu paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da şekerleme sektörünün en prestijli kuruluşlarından </strong>“European Candy Kettle Club”, <strong>Altınmarka’yı </strong>“The Candy Kettle Award-Best Cocoa and Chocolate Factory of Europe for 2012”<strong>ödülüne layık gördü.</strong></p>
<p>Ardından ödülü veren kurumla ilgili bilgi aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>1973 yılında kurulan </strong>“European Candy Kettle Club”, <strong>her yıl Avrupa’nın en saygın firmalarından birine ödül veriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çok özleneceksin bende yerin hep farklı olacak</span></h2>
<p><strong>ŞAHAP Çak, </strong>2003 yılı Ağustos ayında Gökbora’yı iki kardeşine bırakıp ayrılmıştı. Oğlu <strong>Gökalp Çak, </strong>2004 yılında yurt dışından Türkiye’ye döndü. Baba-oğul kafa kafaya verip bugünkü Netlog Lojistik Grubu’nun temelini oluşturan Intercombi’yi kurdu.</p>
<p>Intercombi, önce multimodal taşımacılığı denedi. 2006’da yeniden kara nakliyesine döndü. Derken Altınmarka’nın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Birol Altınkılıç, Şahap Çak</strong>’ı <strong>Murat Ülker</strong>’le buluşturdu:</p>
<p>-          <strong>Murat Bey, Ülker Grubu’nun lojistik bölümü çok dağınık. Şahap Bey bu işleri çok iyi bilir.</strong></p>
<p><strong>Murat Ülker </strong>hemen karar verdi:</p>
<p>-          <strong>Şahap Bey, lojistik işlerimiz size emanet.</strong></p>
<p><strong>Şahap Çak, </strong>Ülker’in depolarını gezdi, yüklenen TIR’ları, 1000’i aşkın çalışanı gördü, teklifini yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bize ortak olun, bu işi toparlayalım.</strong></p>
<p>Ülker’e yüzde 45, <strong>Birol Altınkılıç</strong>’a yüzde 10 hisse verildi. 2009 yılına kadar Ülker dışında pek iş alınmadı. Şirketin adı Netlog’du ama piyasa Ülker diye biliyordu. <strong>Şahap Çak, </strong>2009’da yüzde 90 hisseyi aldı. 2013’te de hisselerini yüzde 100’e çıkardı.</p>
<p><strong>Gökalp Çak, Birol Altınkılıç</strong>’ın vefatı üzerine sosyal medyada şu mesajı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Huzur içinde yat Birol Ağabey. Çok özleneceksin. Bende yerin hep farklı olacak…</strong></p>
<p><strong>Gökalp Çak</strong>’ın bu paylaşımı üzerine Netlog’un kuruluş öyküsünü anlattığım Şubat 2018 tarihli yazımı anımsadım.</p>
<p>Bu öykü de <strong>Birol Altınkılıç</strong>’ın iş dünyasındaki yerini ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">En zarif gazeteciye veda…</span></h2>
<p><span style="color: #ba372a;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e3881a42e-1787028360.jpg" alt="" width="700" height="456" /></span><strong>GEÇEN </strong>Pazar günü gazetemizin Ankara Temsilcisi <strong>Maruf Buzcugil </strong>aradı:</p>
<p>-          <strong>Taylan Abi’yi (Erten) kaybettik…</strong></p>
<p>Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) kurucularından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Ankara Temsilcisi, TOBB Medya ve İletişim Meclisi’nin Danışmanı <strong>Taylan Erten</strong>’le birlikte katıldığımız iş seyahatleri, toplantılar gözümün önünden geçti.</p>
<p>Sosyal medyada vefat haberi ve üzüntümü paylaşmak üzere düşünürken aklıma şu tanım geldi:</p>
<ul>
<li><strong>En zarif gazeteci…</strong></li>
</ul>
<p>Gerçekten de <strong>Taylan </strong>Abi, bu tanıma en uygun meslek büyüğümüzdü. Sosyal medyadaki paylaşımlardan gördüğüm kadarıyla çok sayıda meslektaşımızın hayatına dokunmuş, yol göstermiş, desteklemişti.</p>
<p>Dün TGC Genel Sekreteri <strong>Sibel Güneş</strong>’le birlikte önceki Başkanımız <strong>Turgay Olcayto</strong>’yu aradık, anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Taylan’ı TGC Ankara Temsilciliğine Nezih Bey (Demirkent) önermişti. O dönemde Dünya Gazetesi’nin de Ankara Temsilcisi’ydi.</strong></p>
<p><strong>Taylan </strong>Abi’yi bugün Ankara’da son yolculuğuna uğurluyoruz.</p>
<p>Allah rahmet eylesin.</p>
<p>Mekanın cennet olsun <strong>Taylan </strong>Abi…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihi-likor-fabrikasini-ulkemize-geri-kazandirmak-bizi-cok-heyecanlandiriyor-85623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/birol-altinkilic-1787028293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihi Likör Fabrikası’nı ülkemize geri kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85621</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ve reel sektörde son durum ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler Tırmanırken Piyasa ve Reel Sektörde Son Durum Ne? | Ekonomi Masası | 18 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/F62U2WtCgC0" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bist100un-yenisi-zirveye-oynuyor-85622</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> BİST100’ün yenisi zirveye oynuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un üçer ayda bir düzenli olarak gerçekleştirdiği endeks değişiklikleri kapsamında 1 Temmuz itibarıyla BİST100’e alınan Odine Teknoloji, ağırlık sıralamasında ilk 10’a girdi. Odine Teknoloji, yüzde 3,53’lük payıyla BİST100 içinde ağırlığı en yüksek 7’nci şirket olurken piyasa değeri açısından dev şirketleri geride bırakmayı başardı. Telekom operatörlerine şebeke kuran, yapay zekâ destekli ağ yönetimi ve 5G altyapı hizmetleri geliştiren şirketin piyasa değeri dün açılış itibarıyla 368 milyar liraya ulaştı. Turkcell’in piyasa değeri 229 milyar lira, Türk Telekom’un ise 190,75 milyar lira seviyesinde. Teknoloji endeksinde de Aselsan’dan sonra ağırlığı en yüksek şirket olan Odine, teknoloji ağırlıklı yatırım fonlarının portföylerinde de Aselsan ile birlikte yüksek ağırlıklarla yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e08400b76-1787027588.png" alt="" width="834" height="499" /></p>
<h2>Son 1 yılda yükseliş yüzde 2196,5 </h2>
<p>Odine Teknoloji, Mart 2024’te halka arzını tamamlayarak borsada işlem görmeye başladı. Şirketin halka arz fiyatı 30 lirayken dün açılış itibarıyla 3.335 liraya geldi. Bu da halka arzından bu yana hissenin yüzde 10.000’in üzerinde yükseldiğini ortaya koyuyor. Mart 2025’te 300 lirayı aşan hisse, bu yıl yüzde 994,42, son 1 yılda ise yüzde 2196,5 yükseldi. Hissenin bu ayki yükselişi yüzde 33,2, son 1 aylık yükselişi ise yüzde 58,57 seviyesinde. Yüzde 40 halka açıklık oranıyla işlem görmeye başlayan Odine Teknoloji’nin şu anki halka açıklık oranı yüzde 43,2 seviyesinde. Şirketin henüz yılın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçları Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda bulunmuyor. 2026’nın ilk çeyrek verilerine göre şirketin özkaynakları 2,3 milyar lira seviyesinde, net dönem kârı ise 27,1 milyon lira civarında. Piyasa değeri şu anda özkaynaklarının 10 katının üzerinde bulunuyor.</p>
<h2>Endeks ağırlığında yedinciliği aldı </h2>
<p>Bu hızlı fiyat hareketleri ve artan piyasa değeri, Odine Teknoloji hissesinin Borsa İstanbul’da BİST100’e girmesinin önünü açtı. Endeks değişiklikleri kapsamında Odine Teknoloji hissesi 1 Temmuz’dan bu yana BİST100 endeksinde işlem görüyor. Sadece 1,5 aylık dönemdeki performansı sayesinde Odine Teknoloji, BİST100’ü en çok etkileyen hisseler arasında ilk 10’da kendine yer bulmayı başardı. Borsa İstanbul verilerine göre BİST100 endeksini en çok etkileyen hisse, yüzde 10,46 ile Aselsan. Aselsan ve Odine aynı zamanda teknoloji endeksinde de ağırlığı en yüksek iki hisse. BİST100’de ağırlıkta ikinci sırayı yüzde 7,77 ile TÜPRAŞ alırken üçüncü sırada yüzde 6,96 ile BİM, dördüncü sırada yüzde 4,79 ile THY yer alıyor. Akbank yüzde 4,23 ile beşinci olurken taban serisinin ardından yeniden toparlanma gösteren Destek Finans Faktoring yüzde 3,62’lik ağırlığıyla altıncı sırada yer alıyor. Odine Teknoloji ise yeni girdiği BİST100 endeksinde yüzde 3,53’lük payıyla ağırlığı en yüksek yedinci hisse olmayı başardı.</p>
<h2>PHE fonunun gözde hisselerinden </h2>
<p>Odine Teknoloji, yatırım fonlarının yoğun ilgi gösterdiği hisseler arasında da ilk 10’da yer alıyor. Pusula Portföy’ün PHE hisse senedi yoğun fonunda bulunmasıyla öne çıkarken Aselsan ile birlikte teknoloji hisselerine yatırım yapan fonlarda da yüksek oranlarda yer alıyor. Yatırım fonlarında Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu PHE ile Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu PBR, piyasa değeri açısından en fazla Odine hissesi taşıyan iki fon olarak öne çıkıyor. PHE portföyünde Odine’in ağırlığı yüzde 14,83, PBR fonunda ise yüzde 13,71 seviyesinde. PHE ve PBR dışında, teknoloji endeksinin gözdesi Aselsan hissesine fonunda yer vermeyip sadece Odine hissesi taşıyan diğer iki yatırım fonu ise Aktif Portföy Robotik Teknolojileri Değişken Fonu GPT ile Re-Pie Portföy Teknoloji Değişken Fonu RTD. GPT portföyünde Odine’in ağırlığı yüzde 2,29, RTD fonunda ise yüzde 6,34 seviyesinde. Portföyünde Odine hissesine yer veren 15 yatırım fonunun 11’i, taşıdıkları Aselsan hissesiyle dikkat çekiyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aselsan ile birlikte 11 fonda yer alıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83e09201156-1787027602.png" alt="" width="405" height="342" /></span>Uzmanların verdiği bilgiye göre yatırım fonlarındaki yüzde 10 sınırı nedeniyle çoğu teknoloji ağırlıklı fon, Aselsan’dan sonra teknoloji endeksinde ağırlığı en yüksek olan Odine Teknoloji hissesine de portföyünde yer veriyor. Portföyünde Odine ve Aselsan hisselerine birlikte yer veren yatırım fonları ise şöyle: “İş Portföy BIST Tkn. Ağr.Snr.End.His.Sen. (TL) Fonu TTE, Yapı Kredi Port. BIST Tekno. Ağrl. Sınırlamalı HSYF YHZ, Ak Portföy Teknoloji Şirketleri His. Sen. (TL) Fonu ICZ, Ak Portföy Fintek Ve Blokzinciri Tekno. Değ. Fon ZFB, Ak Portföy Robotik Teknolojiler Değişken Fon DTZ, Garanti Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değ. Fon YIT, Ziraat Port. Yıl. Paz. Tek.ve İlet.10 End. HSY. BYF ZPT, Ak Portföy Metaverse Ve Dijital Yaşam Tekn.Değ. Fon MTV, Garanti Portföy Tekno. Şirk. His. Sn. (TL) Fn(HSYF) GRT, İş Portföy Birinci Hisse Senedi Serb. Fon (HSYF) BHL, İş Portföy Havacılık ve Savunma Tekn. Değişken Fon IEV.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bist100un-yenisi-zirveye-oynuyor-85622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yılda hisse fiyatı yüzde 2196’yı aşan Odine Teknoloji, 1 Temmuz’da dahil olduğu BİST100 endeksinde ağırlığı en yüksek ilk 10 şirket arasında yer almayı başardı. Özkaynaklarının neredeyse 10 katı piyasa değeriyle iş yaptığı teknoloji devlerini katlayan Odine Teknoloji, yatırım fonlarının da gözde hisselerinden biri oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togga-rakip-yerli-geri-sayima-basladi-85620</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Togg’a rakip yerli, geri sayıma başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından olan ve bu yıl 70’inci yılını kutlayan HABAŞ’ın, merakla beklenen yerli otomobilinin yılsonuna kadar görücüye çıkacağı öğrenildi. EKONOMİ'nin tedarik sanayi temsilcilerinden edindiği bilgiye göre, TOGG’dan sonra Türkiye’nin yüzde 100 yerli sermayeli ikinci otomobili olması beklenen projenin tasarımcısı ise BMW, Ferrari, McLaren gibi dev markaların ikonik modellerine imza atan Frank Stephenson... Sedan ve crossover olmak üzere iki ayrı modelde araç üretmeyi planlayan şirketin, hibrit, plug-in hibrit ve benzinli olmak üzere üç versiyon üzerinde çalıştığı biliniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83defda5576-1787027197.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<h2>Çocukluğu Türkiye'de geçti</h2>
<p>Ünlü araba tasarımcısı Stephenson’un resmi internet sitesinde de, marka ve şirket adı kullanılmadan yeni bir Türk otomobil markası için çalıştığı belirtiliyor. Burada yer alan açıklamada da şu ifadeler yer alıyor: “Frank Stephenson Design, yeni ve büyük bir Türk otomotiv üreticisinin (OEM) tasarım yetkilisi/ merkezi olarak atandı. İş kapsamı; sıfırdan yeni bir otomotiv markası ve buna bağlı olarak yeni bir tasarım dili oluşturulmasını içeriyor. İlk etapta hedeflenen segmentler ise Sedan, Crossover, SUV ve Hafif Ticari Araç. Üstlendiğimiz görev; ilk taslak çizim fikirlerinden (sketch ideation) 3D modellemeye, yüzey modellemeye, kil/sert model incelemelerine ve mühendislik desteğinden kalıplama (tooling) süreçlerine kadar tüm uçtan uca tasarım sürecinin denetlenmesini kapsamaktadır. Proje devam ediyor.”</p>
<p>HABAŞ projesinde yer alan ünlü tasarımcı Stephenson, Türk kültürüne hiç de yabancı değil. Amerikalı bir baba ve İspanyol bir annenin çocuğu olarak 1959’da Fas’ta doğan Stephenson, 11- 16 yaşları arasında babasının işleri nedeniyle İstanbul'da yaşadı. Bu süreçte Türkçe de öğrenen Stephenson, eğitiminin bir bölümünü burada tamamladıktan sonra ailesi ile beraber Madrid’e taşındı.</p>
<h2>2 model üzerinde çalıştığı açıklanmıştı </h2>
<p>Peki merakla beklenen HABAŞ’ın yerli otomobilinin özellikleri neler olacak? Bu konuyla ilgili HABAŞ yetkililerinden yapılan en son açıklamalara göre, şirket ticari ve binek araç üretiminde yaklaşık 1 milyar Euro’luk bir yatırım planlıyor. Türkiye’de üretimini sonlandıran Honda'nın Gebze’deki fabrikasını binek otomobil üretimi için kullanan şirket, binekte sedan ve crossover olmak üzere iki ayrı model üzerinde çalışıyor. Binekte hibrit, plug-in hibrit ve benzinli olmak üzere üç versiyonun olması bekleniyor. Eski Honda fabrikasındaki üretim kapasitesinin otomobil için 75 bine yükseltilmesi hedefleniyor.</p>
<h2>Honda'nın tesisini satın almıştı </h2>
<p>Türkiye’de 24 yıl boyunca Civic Sedan model aracını üreten ve 2021 yılında üretim faaliyetlerine son veren Honda’nın Gebze’deki fabrikasını aynı tarihte HABAŞ satın aldı. Bu süreçte HABAŞ, Honda’nın kapanan İngiltere fabrikasının ekipmanlarını da satın alarak Türkiye’ye getirdi. Böylece otomobil ve motosiklet tutkusu olduğu bilinen HABAŞ’ın sahibi Mehmet Rüştü Başaran, Türkiye’nin yüzde 100 yerli ikinci otomobilini de üretmek için çalışmalara başladı.</p>
<h2>Ticari araç üretimi Manisa’da sürüyor </h2>
<p>Şirket, binek araç üretimini Gebze tesisinde konumlandırırken, ticari araç üretimini Manisa OSB’deki yeni fabrikasında yürütüyor. Şirket burada SteelPower adı verilen dizel ve yüzde 100 elektrikli şasiye sahip çekici ve ağır hizmet kamyonlarının üretimini tamamladı. Şasi ve mukavemet parçaları HABAŞ'ın kendi çelik tesislerinde üretilirken, elektrikli versiyonda HABAŞ'ın kendi batarya paketleme teknolojisi kullanılıyor. Yanı sıra şehir içi ve şehirler arası toplu taşıma için tasarlanan dizel, elektrikli ve hidrojen yakıt hücreli (Fuel Cell) otobüs modelleri de seri üretim bandından indi. Hatta üretilen ilk otobüs filoları geçtiğimiz dönemde İstanbul'da yolcu taşımaya başladı. Bunun yanında şirket panelvan ve hafif ticari grubunda da ürün geliştirme çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togga-rakip-yerli-geri-sayima-basladi-85620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Honda fabrikasını devralarak binek otomobil yatırımı için kolları sıvayan HABAŞ’ın, merakla beklenen yerli otomobili yıl sonuna kadar sahneye çıkacak. Togg’dan sonra Türkiye’nin ikinci yerli otomobili olmaya hazırlanan projenin tasarım koltuğunda ise BMW, Ferrari ve McLaren’in efsanevi tasarımcısı Frank Stephenson oturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikro-ihracat-kargolarinin-hava-yolu-transit-surecleri-icin-duzenleme-85667</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikro ihracat kargolarının hava yolu transit süreçleri için düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Ticaret Bakanlığı, ihracata ilişkin gümrük süreçlerinin hızını ve etkinliğini artırmak, ticaret ekosisteminin işleyişini daha etkin hale getirmek ve ülkenin küresel rekabet gücüne katkı sağlamayı amaçlayan çalışmaların sürdüğünü bildirdi.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Bu kapsamda, Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi muhteviyatı mikro ihracat kargolarının, havalimanları arasındaki aktarma ve gümrük süreçlerini basitleştiren yeni düzenleme, Bakanlıkça yarın hayata geçirilecek.</p>
<p>Yapılan düzenlemeyle hava yoluyla taşınacak mikro ihracat kargoları, yurt dışına sevk edilecekleri ana aktarma havalimanlarına hızlı ve basitleştirilmiş bir usulle gönderilebilecek ve böylece kargoların yurt dışına çıkış süreçleri kolaylaştırılacak.</p>
<p>Yeni uygulamayla mikro ihracatçıların ve kargo firmalarının operasyonel süreçlerinin kolaylaştırılması, işlem sürelerinin kısaltılması ve operasyonel maliyetlerin azaltılması hedefleniyor.</p>
<p>Düzenlemenin, özellikle hızlı ve etkin lojistik süreçlere ihtiyaç duyan mikro ihracatçıların uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırarak Türkiye'nin ihracat kapasitesini ve küresel rekabetçiliğini güçlendirmesine doğrudan katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikro-ihracat-kargolarinin-hava-yolu-transit-surecleri-icin-duzenleme-85667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/lojistik-hava-kargo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının hazırladığı düzenlemeyle mikro ihracatçıların ve kargo firmalarının operasyonel süreçlerinin kolaylaştırılması amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-omrun-ardinda-kalan-altin-degerler-85651</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir ömrün ardında kalan &#039;Altın&#039; değerler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat bazen en kıymetli seslerini sessizliğe teslim eder. O sessizliğin içinde bir isim yankılanır; ardında ise altın gibi parlayan izler, emekler ve duruşlar kalır. İşte böyle bir vedanın haberi, geçtiğimiz günlerde yüreğime ağır bir hüzün olarak düştü: Altınmarka’nın kurucusu, Kahve Dünyası’nın büyümesine yön veren ve Cumhuriyet hafızamızın en tatlı duraklarından Baylan’ı geleceğe taşıyan kıymetli iş insanı Birol Altınkılıç’ı kaybettik.</p>
<p>Onun ardından yalnızca büyük ticari başarılar ve dev yapılar kalmadı; ruhu olan markalar, korunmuş kültürel emanetler, emeklerine sahip çıkılmış insanlar, güvenle yetiştirilmiş pırıl pırıl evlatlar ve zamana direnen değerler kaldı.</p>
<p>Yalnızca vizyoner bir sanayici değil; üretime gönül vermiş bir emek insanı, sanatı ve edebiyatı sessizce omuzlayan gerçek bir İstanbul beyefendisi ayrıldı aramızdan.</p>
<p>Benim Birol Bey ile hukukum, uzaktan bir tanıklığın çok ötesindeydi. 35 yıldır kurucu yayın yönetmenliğini sürdürdüğüm KİTAP dergimizin arka kapağında yıllar boyunca yer alan ilanlar, hiçbir zaman alelade bir reklam sayfası olmadı bizim için.</p>
<p>O sayfalar; kitaba, edebiyata, düşünce dünyasına ve kültür yayıncılığına uzatılmış sıcak, zarif ve istikrarlı bir eldi.</p>
<p>Yayıncılık dünyasının binbir emekle, iğneyle kuyu kazar gibi ayakta kaldığı zamanlarda böylesine uzun soluklu bir desteğin ne denli hayati olduğunu ancak bu yola ömrünü verenler bilir. Birol Altınkılıç, üretimin yalnızca fabrikalardaki bantlarda ve kazanlarda değil; bir kitabın sayfalarında, bir şairin dizesinde ve basılan bir derginin kokusunda da filizlendiğini bilen ender insanlardandı.</p>
<p>Onun yolculuğu Mısır Çarşısı’nın baharat ve kahve kokan kadim sokaklarında, Tahtakale’nin usta-çırak ahlakıyla yoğrulmuş ticaret ikliminde başlamıştı. Henüz 16 yaşındayken adım attığı kakao ve kahve ticaretindeki birikimini, yıllar içinde Türkiye’nin dünya çapındaki endüstriyel güçlerinden birine dönüştürdü.</p>
<p>1992’de Altınmarka’yı kurarken de 1994’te kakao fabrikasının bacasını tüttürürken de önünde dik yokuşlar vardı. Ama onun lügatinde zorluk, geri çekilmek değil; daha çok emek vermek, daha çok üretmek demekti. Altınmarka’yı dünyanın sayılı kakao üreticilerinden biri hâline getirmesi ve bu emeğin 2012 yılında Candy Kettle Award ile taçlanması, bir tesadüfün değil, sabırla işlenen büyük bir rüyanın sonucuydu.</p>
<p>Fakat o yalnızca fabrikalar inşa etmedi; insanı merkeze alan bir dünyagörüşü kurdu. Kaliteden ödün vermemeyi, çalışanının alınterine hürmet etmeyi ve başarıyı bölüşmeyi bildi. Kahve Dünyası’nın 2004 yılında başlayan yolculuğu da onun ve ailesinin aynı samimiyetinin, üretim anlayışının ve insanları aynı sofra etrafında buluşturma arzusunun eseriydi. Kahve Dünyası yalnızca kahve içilen bir mekân değil; dost meclislerinin kurulduğu, Türk kahvesi geleneğinin çağdaş bir zarafetle yeniden yorumlandığı, insanların günlük hayatın koşuşturması içinde nefes aldığı bir kültür vahası oldu.</p>
<p><strong>Yüzyıllık Baylan'ı dekorunu bozmadan korudu</strong></p>
<p>Ancak onun kalbinde ayrı bir yeri olan başka bir miras vardı: Baylan.</p>
<p>Baylan’ın yeri apayrı, çok daha duygusal ve vefalı bir sayfaydı. Cumhuriyet’le yaşıt, edebiyatımızın ve İstanbul hafızamızın mihenk taşlarından Baylan’ı bünyesine kattığında, oraya bir işletmeci hırsıyla değil; bir emanetçi, bir kültür koruyucusu hassasiyetiyle yaklaştı.</p>
<p>Baylan’ı devraldıktan sonra yıllarını o tezgâhlara vermiş emektar çalışanlarla yola devam etmesi, bu soylu yaklaşımın en anlamlı göstergelerinden biriydi. Yeni bir yönetimin gelişiyle geçmişin emeğini silmek yerine, o emeğe sahip çıktı. Baylan’ı Baylan yapan insanların tecrübelerine, hafızalarına ve kuruma bağlılıklarına değer verdi.</p>
<p>Çünkü bir mekânın ruhunun yalnızca tabelasında ya da tariflerinde değil, yıllar boyunca ona emek vermiş insanların ellerinde ve hatıralarında yaşadığını biliyordu.</p>
<p>Kadıköy Baylan’ın ahşap kokan, hatıralarla dolu özgün dekorunu bozmadan, ruhunu zedelemeden korudu. Oradaki masaların, duvarların, aynaların ve küçük ayrıntıların yalnızca birer dekorasyon unsuru olmadığını; İstanbul’un ortak hafızasının parçaları olduğunu gördü.</p>
<p>Baylan’ı yenilerken eskitmedi, büyütürken kimliğine kıymadı.</p>
<p>Belki de Birol Altınkılıç’ın Baylan’a yaklaşımını en doğru anlatan ifade şudur: O, Baylan’ı yalnızca satın almadı; bütün tarihiyle, çalışanlarıyla, hatıralarıyla ve ruhuyla birlikte emanet aldı.</p>
<p>KİTAP dergimizin Yılın En İyileri Ödülleri’nde Baylan’ın tarihini anlatan o eşsiz kitaba ödül verdiğimiz ânı dün gibi hatırlıyorum. O ödülle biz yalnızca bir kitabı değil; bir kentin belleğine, geçmişin edebiyatçılarına ve o masalarda oturmuş ustaların hatırasına sahip çıkan asil bir duruşu selamlamıştık.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, o kitabın hazırlanmasıyla Baylan’ın korunması arasında güçlü bir bağ görüyorum. Biri Baylan’ın fiziksel varlığını, çalışanlarını, lezzetlerini ve atmosferini yaşatırken; diğeri onun hikâyesini, hatıralarını ve kültürel değerini kalıcı hâle getiriyordu. Bir kültürel mirasa sahip çıkmanın en güzel yollarından biri onu korumak, diğeri ise hikâyesini kayda geçirmek ve gelecek kuşaklara anlatmaktır. Birol Altınkılıç her ikisinin de kıymetini biliyordu.</p>
<p><strong>Boğaz'a karşı sanata açtığı duvar</strong></p>
<p>Tophane’deki şirket binasının dış duvarındaki resimler de aynı duyarlılığın yansımasıydı. Sanatı kapalı salonlardan çıkarıp sokağın, hayatın ve çalışanların göz hizasına yerleştirmişti. O resimler yalnızca bir binanın dış cephesini süslemiyor; sanatla gündelik hayat arasında güçlü bir bağ kuruyordu.</p>
<p>Yıllarca KİTAP dergimizin arka kapağında sağladığı destek, Kabataş'ta sanata açtığı duvar, Baylan’ın tarihini yaşatma konusundaki hassasiyeti ve bu tarihin bir kitapla kayıt altına alınmasına verdiği kıymet, aslında aynı kültürel duyarlılığın parçalarıydı: Kitaba, sanata, mekânlara ve insanlara duyulan vefa…</p>
<p>Bütün bu yoğunluğun, fabrikaların, markaların ve yatırımların ardında ise ailesine derinden bağlı bir eş ve baba vardı. Eşi Alev Hanım’la bir ömrü, hayalleri ve sorumlulukları paylaştı.</p>
<p>Çocukları Dilara ve Kaan’ı hazır bir sofranın mirasçıları olarak değil; küçük yaşlardan itibaren üretimin, paketlemenin ve emeğin bizzat mutfağında yetiştirdi. Onları toplantılara dahil etti; üretimden ürün geliştirmeye, paketlemeden marka çalışmalarına kadar işin her aşamasını öğrenmelerine imkân sağladı.</p>
<p>Onlara yalnızca işi öğretmedi; güvenmeyi, sorumluluk almayı, hata yapmaktan korkmamayı ve kendi kanatlarıyla uçmayı da öğretti. Yol gösterirken kendi yollarını bulabilecekleri alanı açtı. Sorumluluk verdiğinde kararlarına güvenmeyi, gerektiğinde geri çekilerek onların kendi adımlarını atmalarına izin vermeyi bildi. Dilara Hanım’a ve Kaan Bey’e yalnızca işleri değil, hayallerini de emanet etti.</p>
<p>Dilara’nın Detay Gıda’da, Kaan’ın ise Kahve Dünyası’nda yazdığı başarı hikâyeleri, bir babanın evlatlarına duyduğu sarsılmaz güvenin en somut göstergesidir.</p>
<p>Çünkü iyi bir baba, çocuğunun önünde yürüyerek ona sürekli yol gösteren değil; gerektiğinde yanında duran, gerektiğinde de geride kalarak onun kendi yolunu bulacağına güvenen insandır.</p>
<p>Birol Altınkılıç tam da böyle bir babaydı.</p>
<p>Çocuklarının anlatımında o; enerjisi hiç tükenmeyen, sürekli üreten, yeni fikirlerin peşinden giden, çözüm odaklı, cömert ve pozitif bir insandı. Ancak bütün bu özelliklerinin üzerinde, ailesini her şeyden üstün tutan sevgi dolu bir eş ve baba vardı. Çocuklarına yalnızca şirketler veya markalar bırakmadı. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, insanlara saygıyı, cesareti, aile bağlarının kıymetini ve kendilerine güvenmeyi öğretti. Asıl mirasının yalnızca iş dünyasında değil, evlatlarının karakterlerinde yaşamaya devam edeceğini biliyordu. Geride bıraktığı değerler, yalnızca bir ömrün değil; bir kültürün, bir emeğin ve bir vicdanın mirasıdır.</p>
<p>Kıymetli eşi Alev Altınkılıç’a, sevgili evlatları Dilara Altınkılıç Kutmangil ve Kaan Altınkılıç’a, tüm kederli ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına, değerli dostlarına ve Altınmarka Grubu camiasına yürekten sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p>Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.</p>
<p>Onu daima vefayla, saygıyla ve rahmetle anacağım…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-omrun-ardinda-kalan-altin-degerler-85651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir ömrün ardında kalan &#039;Altın&#039; değerler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendisinin-degil-isinin-on-planda-olmasini-tercih-etti-85649</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kendisinin değil, işinin ön planda olmasını tercih etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birol Altınkılıç’ı 1990’lı yılların başlarında tanıdım. İstanbul Ticaret Odası günlerinde, ben Cağaloğlu’nda çalışan genç bir muhabir, kendisi Tahtakale’de çekirdekten yetişmiş, dış ticareti öğrenmiş, vizyon sahibi bir girişimciydi. Kakao ticaretinde ve endüstriyel çikolata üretiminde dünyanın sayılı gruplarından Altınmarka’nın, yanı sıra Türkiye’nin en özel girişimlerinden saydığım Kahve Dünyası’nın ilk adımları, sayesinde o zamanların ilçesi, Eminönü’nde atılacaktı. Eminönü ve civarı, her ikimizin de yıllar sonra özlemle anacağımız ortak semtlerimiz olacaktı.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın yapısında vefa duygusunun çok baskın rol oynadığını düşünürüm. Mesleğine ilk bebek adımları attığı semtine de, döviz kurlarını takip ettiği, sayfalarının kenarlarına hesaplamalar yaptığı yayına da, kurucusundan ustasına, garsonuna tatlarına saygı duyduğu markalara da, işini severek yapan çalışanına, gökdelende mesai yürüten iş insanından, Bolu’nun yüksek köylerindeki çiftçiye, Ege’deki üreticiye de aynı saygıyla, aynı vefa duygusuyla yaklaştığına şahitlik ettim.</p>
<p>Adeta borçluluk hissiyle memleketine sürekli hizmet etmesi gerektiğine inanan bir tarza sahipti. Ülke sevgisini, çalışarak, üreterek göstermek isteyen nesildendi. Hep erkenciydi, o zamanlarda mesaide olması gereken çalışanına örnek ve moral veren oldu. Birol Ağabey ile görüşmelerimizin önemli bölümü, sabahın erken saatlerinde gerçekleşti. Çoğunlukla Kabataş Setüstü’deki şirket merkezinde veya bir Kahve Dünyası mağazasında yüksek enerjisi eşliğinde konuştuk hep. İşini severek, heyecanla yaptı. Yaşam coşkusunu, küçük büyük fark etmez bir gelişmeye ilişkin düşüncesini aktarmayı sever, karşısındaki kim olursa olsun ciddiyetle dinler, hayata hep iyimser taraftan bakmasını bilirdi. İş yaşamındaki bir sorunu, yapıcı bir dille anlatır, çözümü konusunda önerilerini de sıralardı. </p>
<p>Birol Altınkılıç, işi ile anılmayı seven iş insanları arasındaydı. Bu tercihini meslek yaşamının ilk yıllarından itibaren ısrarla uyguladı. Kamuoyu önüne tabi ki çıktı. Toplumun her kesiminden çok dostu oldu, çok sevildi. Bu durum güleryüzünün, temiz kalpliliğinin eseriydi kuşkusuz. Yanı sıra iş aşkının ve cömert ruhunun etkisi büyüktü. Pandeminin evlerine hapsettiği insanlara ve dostlarına, Kahve Dünyası’nın ürünlerinin gönderilmesini bizzat organize etti.</p>
<p>Dedim ya kendisi değil, işi ile ön plandaydı. Bir de gençlere çok güvendi. Ailenin ikinci kuşağı Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç’a erken yaşlarında büyük sorumluluklar verdi. Ailenin damadı Ali Esat Kutmangil’in kendi kulvarında işlerini nasıl büyüttüğünü heyecanla anlattı. Eşi Alev Altınkılıç ile birlikte çocuklarına duydukları güvenin karşılığını, hiç yanılmayarak aldı.</p>
<p>Ailenin ikinci nesli şirket yönetimi sınavından erken yaşlarda başarıyla çıktı. Şimdi önlerinde yaşamın aniden getirdiği çok önemli bir sınav var. Yaraların sarılması kolay olmayacak. Bu sınavın verilmesinde, yine Birol Altınkılıç’ın önderliğinde oluşturulan aile bağlarının gücü, en büyük yol gösterici olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendisinin-degil-isinin-on-planda-olmasini-tercih-etti-85649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kendisinin değil, işinin ön planda olmasını tercih etti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-hakim-ortagin-sirketine-yatirim-yaparak-risk-aliyorsunuz-85646</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hangi hakim ortağın şirketine yatırım yaparak risk alıyorsunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile giren bir risk var: “Sahiplik Riski.” Hakim ortağın taşıdığı riskin bir gün küçük yatırımcıyı da vurması. Her iki şirketin de borsa kotundan çıkartılması nedeniyle paraları “buharlaşan” küçük yatırımcının mağduriyeti hâlâ giderilmedi. Bu risk ile 2015’in ekim ayında da karşılaştık. Devlet, FETÖ’cülerin hakim ortak olduğu Koza Altın’a kayyum atadı, darbe girişiminin ardından da şirket 2016’nın eylülünde TMSF’ye devredildi. Ancak hisseler borsa kotundan çıkartılmadığından küçük yatırımcı için fiyat düşüşünden kaynaklanan geçici bir sıkıntı yaşansa da şimdi işler tıkırında. Yani “Sahiplik Riski” bu kez küçük yatırımcıda kalıcı hasar yaratmadı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f260a6c5e-1787032160.png" alt="" width="445" height="240" />
<figcaption><strong>"Sahiplik Riski" kavramı hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile girdi. </strong></figcaption>
</figure>
<p>X’te @madmenilker mahlasıyla paylaşım yapan stratejist ve yatırımcı, geçtiğimiz günlerdeki bir tweet serisiyle bu riske çok doğru bir açıdan yaklaştı. Özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Bir yatırımcı düşünün. Bilançoyu, kârı, borcu, nakit akışını didik didik etmiş; tekniğe, takasa, sektöre, makroya ve jeopolitiğe bakmış. Hisse bütün testlerden geçiyor, şirket kaya gibi sağlam görünüyor. Sonra bir sabah mali operasyon haberi düşüyor. Arama ve el koyma kararı çıkan şirketlerin arasında, yatırımcının günlerce analiz ettiği halka açık şirket de var. Hisse dakikalar içinde tabana kilitleniyor. Satamıyor, KAP’tan da açıklama gelmemiş. Yatırımcı hem içeride kilitli hem karanlıkta. Buradaki soru basit: Analiz defterine bir satır daha mı eklemek gerekiyor? Şirketin arkasındakiler kim? Hangi yapılarla anılıyorlar, hukuki veya itibari riskleri ne? Evet eklemek gerekiyor. Üstelik bu sadece bize özgü değil.</p>
<p>Bir şirket sadece bilançodan ibaret değil. Bilanço şirketin bugününü söylerken, ortaklık yapısı yarın başına ne gelebileceğini fısıldıyor. Üstelik sahiplik riski ne bilanço dipnotunda yazar, ne grafikte görünür ne de yatırımcı sunumunda karşınıza çıkar. Sabah haberle gelir, akşam tahtayı tabanda bırakır.</p>
<p>Böyle bir risk karşısında sonuç ise “daha çok araştırın” değil. Çünkü göremeyeceğiniz riski araştıramazsınız. Elinizdeki en gerçek sigorta, pozisyon büyüklüğünü doğru ayarlamak ve paranızı tek bir tahtaya gömmeyip çeşitlendirmektir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-hakim-ortagin-sirketine-yatirim-yaparak-risk-aliyorsunuz-85646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Sahiplik Riski&quot; kavramı hayatımıza 2003’te devletin, hakim ortak Uzan Grubu’nun imtiyaz sözleşmelerindeki yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle el koyduğu Çukurova ve Kepez Elektrik ile girdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-ambalaj-devrimi-basladi-turk-ihracatcisi-ppwrye-hazir-mi-85638</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’de ambalaj devrimi başladı: Türk ihracatçısı PPWR’ye hazır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. iur. MEHMET KÖKSAL - </strong><strong>Avrupa Liderlik Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı-ADEK Başkanı</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nde  (AB) dün yalnızca yeni bir mevzuat uygulanmaya başlamıyor. Avrupa’ya mal satan şirketlerin ürünlerini nasıl ambalajlayacaklarını, hangi malzemeleri kullanacaklarını ve hatta kutularında ne kadar boş alan bırakabileceklerini değiştirecek yeni bir dönem başladı.</p>
<p>12 Ağustos 2026, Türk ihracatçısının ajandasına yazması gereken önemli tarihlerden biri.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin yeni Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü – PPWR (Packaging and Packaging Waste Regulation, EU 2025/40) dün itibarıyla genel olarak uygulanmaya başlandı.</p>
<p>Tüzük aslında 11 Şubat 2025’te yürürlüğe girdi. Ancak AB kanun koyucusu şirketlere yaklaşık 18 aylık bir hazırlık süresi tanıdı ve genel uygulama tarihini 12 Ağustos 2026 olarak belirledi.</p>
<p>Peki, bunun Türkiye açısından önemi ne? Oldukça büyük. Çünkü PPWR yalnızca Avrupa’daki ambalaj üreticilerini ilgilendirmiyor. Türkiye’de üretilip AB pazarına sunulan ürünlerin ambalajları da yeni sistemin parçası... Dolayısıyla tekstilden otomotive, gıdadan beyaz eşyaya, mobilyadan kimyaya ve e-ticarete kadar Avrupa’ya ihracat yapan binlerce Türk şirketi için ambalaj artık yalnızca lojistik veya pazarlama meselesi değil.</p>
<p><strong>AB neden ambalaja müdahale ediyor?</strong></p>
<p>Ambalaj, bundan böyle giderek daha fazla bir hukuki uyum meselesi…</p>
<p>AB neden ambalaja müdahale ediyor?</p>
<p>Avrupa’nın hedefi basit: Daha az ambalaj, daha az atık ve daha fazla geri dönüşüm.</p>
<p>Ancak PPWR’nin yöntemi oldukça kapsamlı.</p>
<p>Düzenleme ambalajın yalnızca çöpe atıldıktan sonraki aşamasını düzenlemiyor. Ambalajın tasarımından kullanılan hammaddelere, geri dönüştürülebilirliğinden yeniden kullanımına, kimyasal içeriğinden etiketlenmesine kadar bütün yaşam döngüsüne müdahale ediyor.</p>
<p>Bu nedenle şirketlerin PPWR’yi klasik bir “çevre mevzuatı” olarak görmesi büyük hata olur.</p>
<p>Karşımızda aynı zamanda ürün tasarımını, satın alma politikalarını, tedarikçi sözleşmelerini, üretimi, lojistiği ve ihracatı etkileyen yeni bir piyasa düzenlemesi bulunuyor.</p>
<p><strong>İlk somut değişiklik bugün: Gıda ambalajlarında PFAS</strong></p>
<p>Bugün itibarıyla başlayan en dikkat çekici yükümlülüklerden biri gıda sektörüyle ilgili…</p>
<p>Gıda ile temas eden ambalajlarda belirlenen sınırların üzerinde PFAS bulunması halinde bu ambalajların AB piyasasına sunulması artık mümkün olmayacak.</p>
<p>PFAS, suya, yağa ve ısıya dayanıklılık gibi özellikleri nedeniyle çeşitli ambalajlarda kullanılan geniş bir kimyasal madde grubunu ifade ediyor.</p>
<p>PPWR burada oldukça somut sınırlar getiriyor. Hedefli analizde tek bir PFAS için 25 ppb, belirli PFAS’ların toplamında 250 ppb ve toplam PFAS bakımından 50 ppm eşikleri söz konusu. Bu nedenle Avrupa’ya gıda gönderen Türk şirketinin artık yalnızca ürününün içeriğini kontrol etmesi yeterli değil. Ürünün içinde bulunduğu ambalajın kimyasal içeriğini de bilmesi gerekiyor. Daha önemlisi, “ambalajı ben üretmiyorum, tedarikçiden satın alıyorum” savunması ticari riskleri ortadan kaldırmıyor. Şirketlerin ambalaj tedarikçilerinden uygunluk beyanları ve gerektiğinde analiz sonuçları istemeleri gerekecek.</p>
<p><strong>2030 uzak görünmesin</strong></p>
<p>PPWR’nin şirketler üzerindeki asıl dönüştürücü etkisi ise önümüzdeki birkaç yılda ortaya çıkacak. AB’nin hedefi, piyasaya sunulan ambalajların geri dönüştürülebilir olması. 2030’dan itibaren geri dönüştürülebilirlik kriterleri çok daha belirleyici hale gelecek.</p>
<p>Aynı şekilde plastik ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik oranları, ambalaj minimizasyonu, bazı tek kullanımlık ambalajlara yönelik sınırlamalar ve yeniden kullanım hedefleri şirketlerin üretim ve lojistik modellerini değiştirecek.</p>
<p>Burada Türk ihracatçısının yapabileceği en büyük hata şu olabilir: “2030’a daha dört yıl var.”</p>
<p>Ambalaj tasarımları, üretim hatları ve tedarikçi ilişkileri bir gecede değiştirilmiyor. Bugün piyasaya çıkarılan bir ürünün ambalaj modeli yıllarca kullanılabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle 2030 uyumu aslında 2026’da başlamalı.</p>
<p><strong>E-ticaret şirketleri de dikkat</strong></p>
<p>Yeni sistem özellikle e-ticaret bakımından da önemli. Hepimiz küçük bir ürünün gereğinden büyük bir kutu içerisinde, etrafı kağıt veya plastik dolgu malzemeleriyle doldurulmuş şekilde gönderildiğine şahit olmuşuzdur. AB artık bu tür uygulamaları da mercek altına alıyor.</p>
<p>PPWR’nin temel yaklaşımı ambalajın ağırlık ve hacminin, ürünün korunması için gerekli asgari seviyeye indirilmesi. Belirli ambalaj türlerinde boş alan oranlarına ilişkin sınırlamalar da devreye girecek. Bu nedenle Avrupa’ya internet üzerinden doğrudan satış yapan Türk şirketlerinin de paketleme sistemlerini yeniden değerlendirmeleri gerekecek.</p>
<p>Gelecekte mesele yalnızca “ürün sağlam ulaştı mı?” olmayacak.</p>
<p>“Bu ürün daha küçük bir ambalajla gönderilebilir miydi?” sorusu da hukuki önem kazanacak.</p>
<p><strong>Her yükümlülük 12 Ağustos ile birlikte başlamıyor</strong></p>
<p>Burada bir yanlış anlamayı da önlemek gerekir.</p>
<p>PPWR’nin genel uygulama tarihi 12 Ağustos 2026 olmakla birlikte bütün yükümlülükler bugün aynı anda başlamıyor.</p>
<p>Örneğin ambalajların malzeme bileşimini gösterecek harmonize etiketleme sisteminin uygulanması esas itibarıyla 12 Ağustos 2028 veya ilgili uygulama düzenlemelerinin yürürlüğe girmesinden 24 ay sonrası -hangisi daha geç ise- başlayacak.</p>
<p>Geri dönüştürülebilirlik, geri dönüştürülmüş plastik içeriği ve çeşitli diğer yükümlülüklerde ise 2030 ve sonrasına uzanan bir takvim bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla PPWR’yi tek bir tarih olarak değil, 2026’dan 2030’lara uzanan bir dönüşüm takvimi olarak okumak gerekiyor.</p>
<p><strong>Türk şirketi ilk ne yapmalı?</strong></p>
<p>Ben AB’ye ihracat yapan şirketlere ilk olarak basit bir çalışma öneriyorum:</p>
<p>- Bir PPWR ambalaj envanteri çıkarın.</p>
<p>- Avrupa’ya gönderdiğiniz ürünleri ve bunlarda kullanılan bütün ambalajları listeleyin. Hangi malzemeden üretildiklerini, ağırlıklarını, plastik içeriklerini, geri dönüştürülebilirliklerini ve tedarikçilerini belirleyin.</p>
<p>- Gıda sektöründeyseniz PFAS konusunu derhal kontrol edin.</p>
<p>- Ardından ambalaj tedarikçilerinizle yaptığınız sözleşmelere bakın. PPWR uyumunu, teknik dokümantasyonu ve mevzuata aykırılık halinde sorumluluğu sözleşmelerinizde düzenleyin.</p>
<p>- Ve son olarak şirketiniz için bir “PPWR 2030 Yol Haritası” hazırlayın.</p>
<p>Çünkü Avrupa Birliği’nin son yıllarda ürün mevzuatında verdiği mesaj giderek netleşiyor:</p>
<p>Avrupa’ya ihracat yapabilmek için artık yalnızca kaliteli ve güvenli ürün üretmek yeterli değil.</p>
<p>Ürünün nasıl üretildiği, hangi hammaddelerin kullanıldığı, çevresel etkisi ve nihayet hangi ambalaj içerisinde Avrupa piyasasına girdiği de rekabetin bir parçası.</p>
<p>PPWR bu dönüşümün yeni halkası.</p>
<p>Bu nedenle Türk ihracatçısının bugün kendisine sorması gereken soru “PPWR bizi kapsıyor mu?” değil.</p>
<p>Asıl soru şu: Avrupa’nın yeni ambalaj ekonomisine ne kadar hazırız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abde-ambalaj-devrimi-basladi-turk-ihracatcisi-ppwrye-hazir-mi-85638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’de ambalaj devrimi başladı: Türk ihracatçısı PPWR’ye hazır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-sektorunde-suistimale-karsi-komite-ve-heyet-kurulacak-85666</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta sektöründe suistimale karşı komite ve heyet kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından yayımlanan "Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi ve Çalışma Heyeti Oluşturulmasına İlişkin Genelge" yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, SEDDK, sigorta suistimalleriyle mücadele kapsamında Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi ve Suistimal Çalışma Heyeti kuruyor.</p>
<p>Komitede SEDDK, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi ile Sigorta Tahkim Komisyonu'ndan temsilciler yer alacak.</p>
<p>Genelgeye göre Komite, sigorta suistimalleri ile mücadelede kurumlar arası koordinasyonu artırmak, ortak strateji ve yöntemler geliştirmek ve Suistimal Çalışma Heyeti'nin faaliyetlerini yönlendirmek amacıyla faaliyet gösterecek.</p>
<p>Komite, sigorta suistimalleri ile mücadeleye ilişkin strateji, politika ve öncelikler hususunda ilgili kurum ve kuruluşlara görüş bildirecek.</p>
<p>Sigorta suistimallerine ilişkin risk alanlarını ve mücadele önceliklerini değerlendirecek olan Komite, Suistimal Çalışma Heyeti tarafından hazırlanan analiz, rapor ve önerileri inceleyerek sonuçları ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşacak.</p>
<p>Komite, diğer taraftan sigorta suistimallerine ilişkin kamu kurumları ile sigortacılık sektörü arasındaki işbirliğinin artırılmasına katkıda bulunacak, Suistimal Çalışma Heyeti'nin kurulmasına, birleştirilmesine veya faaliyet alanlarının değiştirilmesine karar verecek ve heyetin faaliyetlerini izleyip değerlendirecek.</p>
<p>Komitenin görevleri arasında, sigorta suistimallerinin engellenmesine yönelik yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve gerekli görülen hususlarda ilgili kurum ve kuruluşlara tavsiyelerde bulunmak da yer alıyor.</p>
<p>Sigorta suistimalleriyle mücadeleye ilişkin mevzuat değişikliği ihtiyaçlarını belirleyerek ilgili kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunacak Komite, sigorta suistimalleriyle mücadelede kullanılacak yapay zeka, makine öğrenmesi ve ileri analitik uygulamalarına ilişkin çalışmalara katkıda bulunacak.</p>
<p><strong>Suistimal Çalışma Heyeti'nin görevleri</strong></p>
<p>Heyet, sigorta suistimallerine ilişkin eğilimleri ve yeni yöntemleri analiz edecek.</p>
<p>Sigorta suistimallerine yönelik olarak sigorta branşları veya risk alanları itibarıyla sektörel çalışmalar yapacak Heyet, sigorta suistimalleri kapsamında elde edilen veriler üzerinden analiz ve risk değerlendirmesi yaparak sonuçları Komiteye sunacak.</p>
<p>Sigorta suistimallerine ilişkin ortak risk göstergeleri ve erken uyarı kriterleri geliştirmek, mevzuat ve uygulamaya ilişkin sorunları tespit ederek çözüm önerileri hazırlamak ve ulusal ve uluslararası iyi uygulama örneklerini inceleyerek geliştirilecek önerileri Komiteye sunmak da Suistimal Çalışma Heyeti'nin görevleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Heyet ayrıca, eğitim gereksinimlerine ilişkin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne önerilerde bulunurken, Komitenin talep ettiği konularda da çalışma ve rapor hazırlayacak.</p>
<p>Heyet gerekli hallerde sektörü etkileyebilecek yeni suistimal yöntemlerine ilişkin erken uyarı duyuruları hazırlanmasına yönelik Komiteye önerilerde bulunacak ve ihbar mekanizmalarının etkinliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapacak.</p>
<p>Öte yandan Komite ve Heyet tarafından alınan kararlar, hazırlanan raporlar ve geliştirilen öneriler danışma ve koordinasyon niteliğinde olacak. Bu karar ve öneriler ilgili kurum ve kuruluşların kanunlardan kaynaklanan görev, yetki ve sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak veya sınırlandırmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-sektorunde-suistimale-karsi-komite-ve-heyet-kurulacak-85666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/sigorta-1771998302.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK, sigorta suistimalleriyle mücadele kapsamında, &quot;Sigorta Suistimalleri ile Mücadele Komitesi&quot; ve &quot;Suistimal Çalışma Heyeti&quot; kuracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-85695</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, bu yıl İzmirli çocuklarla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk Henkel, "Gelecek Nesiller İçin İyiliğe Öncülük" sloganıyla yürüttüğü "İz Bırak" projesini bu yıl İzmir'de hayata geçirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, İhtiyaç Haritası iş birliğiyle gerçekleştirilen proje, sürdürülebilirlik bilincini Türkiye'nin farklı şehirlerindeki çocuklarla buluşturma yolculuğunu bu yıl da sürdürdü.</p>
<p>Daha önce Hatay'daki konteyner yaşam alanlarında hayatlarını sürdüren çocuklara ulaşan projenin, bu kez de İzmir'de 30 bin hektarlık alanı etkileyen büyük orman yangınlarının ardından bölgede hayata geçirilerek çocukların doğayla yeniden bağ kurmalarına katkı sağladığı belirtildi.</p>
<p>Türk Henkel'in İz Bırak projesi, İzmir Konak Belediyesi Toros Sosyal Tesisi'nde gerçekleştirildi. Proje hakkında şu bilgilere yer verildi: "Karabağlar, Seferihisar ve Menderes'te yangından etkilenen bölgelerden çocukların da dâhil olduğu proje kapsamında, alanında uzman eğitimciler tarafından düzenlenen atölye ve etkinliklere 8-12 yaş aralığındaki çocuklar katılım sağladı. Proje kapsamında hazırlanan tohum topları ve çocukların yaratıcı çalışmalarını destekleyen boya kalemi setleriyle farklı okullara da destek sağlandı. Atölye çalışmaları, uygulamalı etkinlikler ve okul destekleri sayesinde proje, doğrudan katılımcılarla sınırlı kalmayarak toplam 444 çocuğa ulaştı. Proje ile yangın sonrası bölgenin yeniden ormanlaştırma sürecine katkı sağlanması, çocukların doğayla bağlarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik bilincinin desteklenmesi amaçlandı."</p>
<p><strong>“Çocukların gelişimine sunulan her katkı, aydınlık yarınlar için atılmış bir adım”</strong></p>
<p>Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip oldukları sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini dile getiren Türk Henkel Kurumsal İletişim Müdürü Öznur Çatı, “Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip olduğumuz sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların gelişimine sunulan her katkının, aydınlık yarınlar için atılmış anlamlı bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu yıl İzmir’de hayata geçirdiğimiz İz Bırak projemizle de daha önce Hatay’da olduğu gibi çocuklarımıza hem sürdürülebilirlik bilinci kazandırmayı hem de onların kişisel gelişimlerini ve öğrenme süreçlerini desteklemeyi hedefledik.  Bundan sonra da eğitim, çevre bilinci ve sürdürülebilirlik alanlarında toplumsal fayda yaratan projeler geliştirerek, çocukların ve gençlerin bilinçlenmesine katkıda bulunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-85695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/turk-henkelin-iz-birak-projesi-bu-yil-izmirli-cocuklarla-bulustu-1787060410.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Henkel’in İhtiyaç Haritası iş birliğiyle İzmir’de hayata geçirdiği İz Bırak Projesi&#039;nin yangından etkilenen bölgelerdeki çocuklar başta olmak üzere 444 çocuğa ulaşarak sürdürülebilirlik bilincinin güçlendirilmesine katkı sağladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/korumanin-karbon-projesi-avrupa-degerlendirmesinden-basariyla-gecti-85679</guid>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Koruma Klor Alkali’nin Horizon Europe kapsamında yer aldığı FLEX-CIRC-CO₂ projesinin, değerlendirme sürecinde en yüksek notu alarak şirketin uluslararası Ar-Ge yetkinliğini ortaya koyduğu bildirildi. Proje kapsamında enerji yoğun sektörlerden kaynaklanan CO₂’nin yakalanması ve formik aside dönüştürülmesine yönelik entegre bir sistem geliştirilmesi hedefleniyor. </p>
<p>Kocaeli'de faaliyet gösteren Koruma Klor Alkali'nin, sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi ve karbon dönüşümüne yönelik Ar-Ge çalışmalarını Avrupa ölçeğinde yeni bir projeye taşıdığı belirtildi. Şirketin ortakları arasında yer aldığı ve Horizon Europe kapsamında desteklenen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle, enerji yoğun sektörlerde karbondioksitin yakalanması ve yüksek katma değerli kimyasallara dönüştürülmesine yönelik entegre çözümler geliştirilmesi hedefleniyor. 36 ay sürecek projede Türkiye’nin yanı sıra Birleşik Krallık, Portekiz, Almanya, Yunanistan, İspanya, İtalya ve Avusturya’dan araştırma ve sanayi kuruluşları birlikte çalışacak.</p>
<p>FLEX-CIRC-CO₂ projesinde, enerji yoğun endüstrilerden ortaya çıkan karbondioksitin yakalanarak aynı entegre proses içerisinde elektrokimyasal yöntemlerle yüksek katma değerli bir kimyasal olan formik aside dönüştürülmesi amaçlanıyor. Projenin öne çıkan yeniliklerinden birini, CO₂ yakalama ve elektrokimyasal dönüşüm süreçlerinin tek bir entegre platformda birleştirilmesi oluşturuyor.</p>
<p>Projede Koruma Ar-Ge Merkezi de elektrokimyasal proses geliştirme ve CO₂ kullanımı alanlarındaki uzmanlığıyla aktif rol üstlenecek. Merkez, özellikle pilot ölçekli elektroliz hücresinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara katkı sunarak projenin teknoloji geliştirme aşamasında görev alacak</p>
<h2> “Rekabet gücümüzün ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz”</h2>
<p>Koruma Klor Alkali Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, “Koruma’da Ar-Ge’yi üretim süreçlerimizin, rekabet gücümüzün ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz. Bilimsel bir çalışmanın sanayide uygulanabilir, ölçeklenebilir ve katma değer üreten bir sonuca ulaşmasını önemsiyoruz. Avrupa Birliği proje deneyimimizin bugün Horizon Europe kapsamında tam puanla değerlendirilen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle devam etmesi, Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı. Ekibimizin bu başarısından dolayı büyük gurur duyuyoruz. Projede geliştirilecek yenilikçi, entegre karbondioksit yakalama ve dönüşüm sistemiyle daha verimli, kompakt ve ölçeklenebilir çözümler üzerinde çalışılacak. Koruma’nın elektrokimya alanındaki bilgi birikimini Avrupa’nın güçlü araştırma ve sanayi kuruluşlarıyla buluşturan bu iş birliğini, Ar-Ge vizyonumuz ve uluslararası Ar-Ge hedeflerimiz açısından değerli bir adım olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/korumanin-karbon-projesi-avrupa-degerlendirmesinden-basariyla-gecti-85679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/vefa-ibrahim-araci-1771394234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koruma Klor Alkali Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, &quot;Avrupa Birliği proje deneyimimizin bugün Horizon Europe kapsamında tam puanla değerlendirilen FLEX-CIRC-CO₂ projesiyle devam etmesi, Ar-Ge ekibimizin ulaştığı teknik yetkinliğin uluslararası ölçekte güçlü bir karşılığı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-butce-aciklamasi-mali-disiplini-koruyoruz-85583</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten &#039;bütçe&#039; açıklaması: Mali disiplini koruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda jeopolitik gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen mali disiplini koruduklarını belirten Şimşek, "Dezenflasyonu desteklemek amacıyla eşel mobil uygulaması kapsamında önemli ölçüde vergi gelirinden feragat etmemize ve iç talepteki dengelenmenin gelir performansı üzerindeki etkilerine rağmen bütçe hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Şimşek, borç yükünün azaltılmasında önemli faktör olan faiz dışı bütçe fazlasının ocak-temmuz döneminde geçen yıla göre 228 milyar lira artarak 470 milyar liraya ulaştığının altını çizerek, "Finansman koşullarını gözeterek yurt içi borç çevirme oranımızı yüzde 87 seviyesinde tuttuk. Gelir politikalarımızda artan etkinlik ve güçlenen harcama disipliniyle sağladığımız mali alanı öncelikli alanlara yönlendirmeye ve dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>[post-85562]</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-butce-aciklamasi-mali-disiplini-koruyoruz-85583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Jeopolitik gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen mali disiplini koruyoruz. Dezenflasyonu desteklemek amacıyla eşel mobil uygulaması kapsamında önemli ölçüde vergi gelirinden feragat etmemize ve iç talepteki dengelenmenin gelir performansı üzerindeki etkilerine rağmen bütçe hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-85579</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılması önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Temmuz ayında merkezi yönetim bütçe giderleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790,5 milyar TL, bütçe gelirleri ise yüzde 28,8 artışla 1 trilyon 412,4 milyar TL oldu. Bütçe, geçen yılın temmuz ayında 23,9 milyar TL açık vermişti. Bu yılın aynı ayında açık 378,1 milyar TL’ye yükseldi” diye konuştu.</p>
<p>Ocak-temmuz dönemine ilişkin gerçekleşmeleri de değerlendiren Zeytinoğlu, “Yılın ilk yedi ayında bütçe giderleri yüzde 36,6 artarak 10 trilyon 520,7 milyar TL’ye, bütçe gelirleri yüzde 37,4 artarak 9 trilyon 199,7 milyar TL’ye yükseldi. Geçen yıl 1 trilyon TL olan bütçe açığı ise yüzde 31,5 artarak 1 trilyon 320,9 milyar TL’ye yükseldi. Bu yılın kalan döneminde mali disiplinin korunmasının ve faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılmasının önem taşıdığını düşünüyoruz" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-85579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/kocaeli-sanayi-odasi-baskani-ayhan-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1769696909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerini değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Bu yılın kalan döneminde mali disiplinin korunmasının ve faiz giderlerinin bütçe üzerindeki baskısının azaltılmasının önem taşıdığını düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-85574</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Şeker’den Nevşehir’e taş ocağı yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Şeker'in Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Türkeli beldesindeki taş ocağı yatırımı düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Açılış törenine, Türkeli Belediye Başkanı Mustafa Demir, Kalaba Jandarma Komutanı, Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, Kayseri Şeker Genel Müdürü Mesut Karabulut, birim müdürleri ve çok sayıda Kayseri Şeker çalışanı katıldı.</p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, Türkeli’nde hizmete sunulan kireçtaşı ocağının Kayseri Şeker açısından önemli ve stratejik bir yatırım olduğunu belirtti. Kayseri Şeker’in geleceğe yönelik yatırım anlayışının bir göstergesi olarak nitelendirdiği yatırımın, şirketin üretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğu kireçtaşının güvenli ve sürdürülebilir şekilde karşılanmasına katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>Yatırımın yalnızca Kayseri Şeker’in ihtiyaçlarına yönelik olmadığını belirten Akay, tesiste üretilecek malzemelerin bölgedeki sanayi, altyapı ve üstyapı çalışmalarına da katkı sunacağını söyledi. Türkeli’nde gerçekleştirilen yatırımın bölge ekonomisine ve istihdama da değer kattığını vurgulayan Akay, Kayseri Şeker’in üretim ve yatırım gücüyle bölgenin gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğini ifade etti.  Açılış töreninde kurban kesimi, dua ve kurdele kesimi yapıldı. Açılış töreninin ardından katılımcılara, yatırımın faaliyetleri tanıtıldı ve taş ocağında gerçekleştirilen kontrollü patlatma da davetlilere gösterildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-85574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/kayseri-sekerden-nevsehire-tas-ocagi-yatirimi-1786969087.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Şeker, Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Türkeli beldesinde taş ocağı yatırımı yaptı. Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, tesiste üretilecek malzemelerin bölgedeki sanayi, altyapı ve üstyapı çalışmalarına da katkı sunacağını söyledi. Türkeli’nde gerçekleştirilen yatırımın bölge ekonomisine ve istihdama da değer kattığını vurgulayan Akay, Kayseri Şeker’in üretim ve yatırım gücüyle bölgenin gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-85629</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Sert, ARY Holding’in limanlar koordinatörü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Geçen yıl QTerminals Antalya Limanı Genel Müdürlüğü görevinden ayrılan kaptan Özgür Sert, yurt dışında da liman işletmeciliği yapan ARY Holding’te limanlardan sorumlu Genel Koordinatörlüğüne getirildi. </p>
<p>Antalya limanında 14 yıl görev yapan Özgür Sert, ARY Holing’in Gemlik’te Gemport, Dilovası’nda Solventaş, Hırvatistan’da Šibenik Limanı, Belçika’da da Antwerp limanlarından sorumlu olacak.</p>
<p>Doğrudan ARY Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Ceo’su Ali Rıza Yıldırım’a bağlı Limanlardan sorumlu Genel Koordinatör olarak çalışacak olan Sert 4 limanın operasyonlarını yönetecek. </p>
<p>Yeni görevine başlayan Kaptan Özgür Sert, farklı coğrafyalarda, farklı yük profillerine sahip dört terminali ortak bir operasyonel disiplinde buluşturarak hem teknik hem kurumsal bir dönüşüm süreci başlatılacağını söyledi. Sert, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu dönüşümü sıfırdan değil, terminallerimizde yılların saha tecrübesini biriktirmiş mevcut ekiplerimizle birlikte kuracağız; benim görevim bu birikimi ortak bir standartta buluşturmak. Önceliğimiz, terminallerimizin performansını ölçülebilir standartlara oturtmak ve her limanın bulunduğu pazarda rekabetçi konumunu güçlendirmek olacak. Bana duyduğu güven için Sayın Ali Rıza Yıldırım’a teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-85629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/kaptan-ozgur-sert-ary-holdingin-limanlar-koordinatoru-oldu-1787029184.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Sert, ARY Holding’de limanlardan sorumlu genel koordinatörlüğe getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/altinmarka-grubunun-kurucusu-birol-altinkilic-yasama-veda-etti-85648</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altınmarka Grubu’nun kurucusu Birol Altınkılıç yaşama veda etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bünyesinde Kahve Dünyası ile global endüstride en büyük tesisler arasında yer alan Altınmarka Gıda ve Detay Gıda’nın da bulunduğu Altınmarka Grubu'nun kurucusu Birol Altınkılıç, önceki gün geçirdiği kalp krizi neticesinde, yapılan tüm müdahalelere karşın kurtarılamayarak yaşamını kaybetti. Ailesi ile birlikte bulundukları Fransa Monte Carlo’da 66’ncı yaşını kutladıktan bir gün sonra yaşama veda eden Birol Altınkılıç’ın vefatı, tüm sevenleriyle birlikte iş dünyasını yasa boğdu.</p>
<p>Küçük yaşlardan itibaren Eminönü Tahtakale’de çalışmaya başlayan Birol Altınkılıç, kakao, çikolata ve kahve sektörlerinde uzmanlaştı, bu alanda faaliyet yürüten dış ticaretin önemli isimlerinden oldu. 1992 yılında kurduğu Altınmarka şirketini yıllar içinde eşi Alev Altınkılıç ile birlikte büyüten Birol Altınkılıç, kakao, çikolata ve kahve sektörlerinde Türkiye'nin önde gelen şirketlerinden birinin oluşmasına öncülük etti. Altınmarka Grubu, kakao ve çikolata, Altınmarka tüketim ürünleri ve Altınmarka Perakende olarak üç ana alanda faaliyet yürütüyor.</p>
<p>Endüstriyel ve profesyonel pazara kakao likörü, kakao tozu ve kakao yağı ile çeşitli sıvı, düğme ve blok kapatıcı çikolata üretimi yapan Altınmarka, İstanbul'un dışında 180 bin m2 alan üzerinde bulunan tesislerinde, toplamda 250 bin ton/yıl üretim kapasitesi ile hizmet veriyor. Altınmarka dünyanın 6’ncı büyük endüstriyel kakao üreticisi ve ikinci büyük enrüstriyel çikolata üreticisi olarak faaliyet yürütüyor. Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşu arasında yer alan Altınmarka Gıda, dünyanın 2’inci büyük endüstriyel çikolata üreticisi olan çikolata tesisini de bünyesinde barındırıyor.</p>
<p>2009’da kurduğu Detay Gıda ile modern ve yüksek kapasiteli çikolata yatırımları gerçekleştiren Altınmarka Grubu, bu alanda markalı ihracat yaptığı gibi çok sayıda şirketin de tedarik sağlayıcısı oldu.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü Altınmarka Grubu bünyesinde 8 şirket, 9 fabrika ve Kahve Dünyası’nın 200’ün üzerinde mağazası bulunuyor. Cumhuriyet ile yaşıt, 2023’te 100’üncü yaşını geride bırakan Baylan’ı 2009’da bünyesine katan Grup, son dönemde süt ve süt ürünleri sektörü ile İstanbul’da önemli gayrimenkul yatırımlarına imza attı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İşini aşkla yapan babamız...</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a83f74e4a944-1787033422.png" alt="" width="700" height="508" /></strong></span>Gazetemizin yayınları arasında yer alan İz Bırakan Babalar kitabının konukları arasında Birol Altınkılıç’ın çocukları, Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç da yer aldı. Babalarını kendi anlatıları ve yorumlarıyla okurlarının karşısına çıkardı. Birkaç yıl önce yayımlanan kitabın 4 sayfalık yazılarının satır başları şu ifadelerden oluştu:</p>
<p>Babamız, çalışanlarıyla arasına asla patron çalışan mesafesi koymaz. Emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin sabah ofiste kim varsa onlarla birlikte kahvaltı yapar, akşam da eğer bir proje için geç saatlere kadar kalınmışsa babam da kalıp herkesle çalışır, birlikte akşam yemeği yer. Her şeyi gözlemleyerek, sürpriz ziyaretler yaparak kontrol eder. İşini aşkla yapar, bu nedenle işini hayatının bir parçası gibi görür.</p>
<p><strong>Ailemizin kuralları geleneklerimizdir </strong></p>
<p>Babamız, aileyi her şeyin üzerinde tutan, herkese karşı çok cömert, verici ve pozitif biridir. Çalışmayı bu kadar sevse de bizleri bir gün bile ihmal etmedi. Ailemize her zaman vakit ayırır. Örneğin, ofiste o gün hangi aile üyeleri varsa öğlen yemeği muhakkak hep birlikte yenir. Torunlarını da ofise getiririz ki bu ritüeli deneyimlesinler ve aile yemeklerinin, aile bağının önemini daha küçük yaşlarda kavrasınlar. Ailemizin bazı kuralları vardır, bunları bizim geleneklerimiz olarak görüyoruz.</p>
<p><strong>DİLARA ALTINKILIÇ KUTMANGİL: Babam bize her zaman çok güvenir </strong></p>
<p>14 yaşındayken babamla toplantılara girmeye başladım. Bana ve kardeşime çok küçük yaşlarımızdan itibaren üretimden, paketleme ve logoya kadar operasyonun her aşamasını öğrenmemiz için fırsatlar yarattı. 2009’da Detay Gıda’nın başına geçtiğimde beni tamamen özgür bıraktı. Fabrikaya yönetici olarak gitmeye başladığımda, her pazartesi geniş katılımlı büyük toplantılar yapardık ve babam o toplantılara girmezdi. “Sorarsan ben sana yorumumu söylerim ama sen bildiğin gibi yap” derdi. Onun bu tutumu bizi her zaman motive etti.</p>
<p><strong>KAAN ALTINKILIÇ: "Oyuncak eşittir emek, çikolata eşittir emek" </strong></p>
<p>Babamın çok erken yaşta çalışmaya başlamış olması çok büyük artılar getirmiş. Ablam ile bana çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına öyle davranıyor. Küçük yaşlardan itibaren bizi fabrikaya götürürdü. Şimdi de 4 yaşındaki büyük yeğenim Mehmet Bekir ile güzel bir ritüeli var. Mehmet Bekir her sabah 07.30’da okula gitmeden önce Kabataş’a uğruyor, dedesiyle inşaatı gezip kontrol ediyor ve okula arkadaşlarına götürmek üzere çikolata kazanıyor. “Oyuncak eşittir emek” veya “çikolata eşittir emek” kavramı ondan bize aktarılmış en önemli değerlerden biridir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/altinmarka-grubunun-kurucusu-birol-altinkilic-yasama-veda-etti-85648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/birol-altinkilic-1787032731.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya çapında tesisleri bünyesinde toplayan, kakao, çikolata ve kahve alanındaki uzmanlığı ile tanınan Altınmarka Grubu’nun kurucusu Birol Altınkılıç, önceki gün yaşamını kaybetti. Ailesi ile birlikte bulunduğu Fransa’da geçirdiği kalp krizinin ardından tüm müdahalelere karşın kurtarılamayan Birol Altınkılıç’ın vefatı sevenlerini ve iş dünyasını yasa boğdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-85568</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizm tesislerinde depreme dayanıklılık denetimi yapılmıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Marmara depreminin 27. yıldönümünde İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şube Başkanı Soner Akdoğan ve yönetim kurulu üyeleri, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında sektörde yaşanan sıkıntıların başında gelen yapı güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Marmara depremi sonrası mevzuat açısından önemli değişiklikler yapıldığını, ancak sahadaki uygulamaların aynı ölçüde ilerlemediğini ve birçok sıkıntı yaşandığını anlatan Akdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Afetlerin yıldönümünde afetleri tekrardan hatırlatıp nelerin yapılması gerektiğini anlatmak bizim için bir rutin oldu. 17 Ağustos depreminin üzerinden 27 yıl geçti. 27 yılda aslında çok da bir şey değişmedi. Mevzuat açısından Türkiye önemli bir mesafe aldı. Mevzuat anlamda ilerleme kaydettik. Hatta mevzuat anlamında kendimizi birçok gelişmiş ülkenin önünde görüyoruz. Ancak sahadaki uygulamalarda iyi değiliz. Yapı yönetmeliği birkaç kez revize edildi. 6 Şubat depremlerinin ardından da yeni değişiklikler gündeme geldi. 6 Şubat depremlerinden sonra yönetmelik tekrar değişecekti. Aldığımız bilgilere göre yönetmeliklerdeki değişiklikler tamamlandı. Ancak yayınlanmadı. Yönetmeliğin yayımlanmasını bekliyoruz. Ancak, Yapı üretiminde yalnızca yönetmeliklerin varlığı yeterli olmuyor. Asıl sorun bu düzenlemelerin sahada ne kadar uygulanabildiğidir.’’</p>
<p><strong>"Yapı denetiminde çalışan sorunları var"</strong></p>
<p>Mesleki yetkilendirme konusunda bazı düzenlemeler yapıldığını anımsatan Akdoğan, ‘’Ustaların ve işçilerin belgelendirilmesine yönelik adımlar sahada yeterince karşılık bulmadı. Yapı denetim firmalarında görev yapan mühendislerin ücret durumlarında da sorun yaşanıyor. Yapı denetim firmalarında çalışan meslektaşlarımızın yetkinliği ve aldıkları ücretlerde ciddi sorunlar var. Birçok meslektaşımız emekli olduğu için ek iş olarak yapı denetim işlerine giriyorlar. Ya da yeni mezun olan gençlerin iş öğreneyim diye düşük ücretlere çalıştıkları yerler oluyor. Oysa denetleyen, yapı üretenden daha iyi olmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>"Güçlendirme yönetmeliği yok"</strong></p>
<p>Mevcut yapıların güvenli hale getirilmesi konusunda ‘güçlendirme’ seçeneğinin de önünün açılmasını isteyen Soner Akdoğan, ‘’Türkiye’de güçlendirmeye ilişkin ayrı bir yönetmelik bulunmaması önemli bir eksiklik. Binalarda güçlendirme ile ilgili bir mevzuat eksikliği var. Ayrı bir güçlendirme yönetmeliğimiz yok. Burası çok ciddi karışıklıkların olduğu bir bölüm. Tadilat ruhsatları konusunda da ciddi belirsizlikler bulunuyor. Bugün bir daireyi istediğiniz gibi tadilata sokabiliyorsunuz. Ancak, ‘Esaslı Tadilatlar’ için ruhsat isteniyor. Tadilatlarda hangisi esaslı, bu belli değil” diye konuştu.</p>
<p><strong>Turizm tesislerinde denetim sorunu</strong></p>
<p>Turizm tesislerinde depreme dayanıklılık denetimi konusunda da uyarılarda bulunan Akdoğan, Avrupa’da ithalatçıların, Türk ihracatçılarından, deprem sonrası üretim tedarikin devamlılığının sağlanması konusunda fabrika ve üretim tesislerinin depreme dayanıklılığıyla ilgili ‘Deprem Performans Raporu’ istediğini anımsattı.</p>
<p>Turizm tesislerinde de bunların uygulanması gerektiğini vurgulayan Akdoğan, milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan Antalya’da otellerin sezon sonu bakım ve onarım yaptığını ancak, tesislerde güçlendirme yapmadıklarına dikkat çekti. Akdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm tesislerinde yıllar içerisinde çok sayıda tadilat yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Ancak bu çalışmalarda yapı güvenliği açısından yeterince denetlenmiyor. Oteller özellikle sezon dışında kapsamlı değişikliklere gidiyor. Bu çalışmalarda mutlaka (Turizm tesisleri depreme dayanıklı mı?) sorusu gündeme alınmalı. Her otel 3-5 yılda bir tamamen kontrolsüz tadilat yapıyor. Fayansını, mermerini, aydınlatması gibi birçok yapısal elemanında değişikliğe gidiyor. Ancak bu otellerin güçlendirme yönünde bir uygulama yaptığını görmüyoruz. Otellerde yapılan tadilatlar yalnızca estetik açıdan değerlendirilmemeli. Yapı güvenliği açısından da denetlenmesi gerekir.’’.</p>
<p><strong>"Turistik tesisler yapı güvenliği açısından denetlenmeli"</strong></p>
<p>Antalya’daki turizm tesislerinin kapasite ve ruhsat durumuna da dikkat çeken Akdoğan, tesislerin önemli bölümünde ruhsatta belirtilen oda sayısıyla fiili kullanım arasında fark bulunduğunu iddia etti. Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bugün birçok turizm tesisinde imar planındaki ruhsatlı oda sayısı ile şu anki oda sayıları farklı. Otellerin çoğu bir şekilde oda sayılarını artırmış. Özellikle turizm sezonu sonrasında yapılan tadilatlar yakından takip edilmesi gerekir. Ekim’de turizm sezonu bitince, Kasım’da bir tadilata girip ciddi değişiklikler yapıyorlar. Bu tesisler ciddi bir denetimsizlik içinde. Bu nedenle denetimlerin turizm tesislerine yönelik artırılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Avrupalı tur operatörleri bilgilendirilecek</strong></p>
<p>Turizm tesislerinin deprem güvenliği konusunda yalnızca kamu denetiminin değil, turizm sektöründeki diğer aktörlerin de sorumluluk alması gerektiğini kaydetti.</p>
<p> TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından, Avrupa merkezli büyük tur operatörlerine yönelik bir bilgilendirme çalışması hazırladıklarını ifade eden Soner Akdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Turizm acentelerinin konaklama tesislerinden depreme dayanıklılık belgesi talep etmesini hedefliyoruz. İMO Genel merkezi Avrupa merkezli tur operatörlerine bir bilgilendirme yapacak. Nasıl ki ihracat yapan firmaların deprem performans tespiti ithalatçı firmalar tarafından istenip yapıldıysa, Avrupalı turizm seyahat acenteleri de bir depreme dayanıklılık belgesi isteyebilecek. İMO Genel Merkezi tarafından hazırlanan bu çalışma turizm sezonu sonrası seyahat acentelerine bilgi verilecek.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-85568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/8/1280x720/turizm-tesislerinde-depreme-dayaniklilik-denetimi-uyarisi-1786964281.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmara depreminin 27. yıldönümünde İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Soner Akdoğan, turizm tesislerinde sezon sonu sürekli kontrolsüz bakım onarım yapıldığını, ancak depreme dayanıklılık denetimi yapılmadığını belirtti. Turizm tesislerindeki tadilatlara dikkat çeken Akdoğan, “Her otel 3-5 yılda bir tamamen kontrolsüz tadilatlar yapıyor. Bu tesisler ciddi bir denetimsizlik içinde” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-temmuzda-3781-milyar-lira-85562</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe açığı temmuzda 378,1 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, temmuz ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,8 artarak 1 trilyon 412 milyar 397 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790 milyar 502 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199 milyar 742 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,6 yükselerek 10 trilyon 520 milyar 682 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, temmuzda, 378 milyar 105 milyon lira, ocak-temmuz döneminde 1 trilyon 320 milyar 940 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Bütçe giderleri yüzde 59,8 arttı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Temmuz 2025'te 1 trilyon 120 milyar 775 milyon lira iken bu yılın temmuz ayında yüzde 59,8 artışla 1 trilyon 790 milyar 502 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı denge, geçen yılın temmuz ayında 110 milyar 726 milyon lira fazla verirken bu yılın aynı ayında ise 51 milyar 341 milyon lira açık oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,4 artarak 1 trilyon 463 milyar 738 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 7,7 iken, geçen ay yüzde 9 oldu.</p>
<p>Temmuzda personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 43,3 artarak 461 milyar 568 milyon lira olarak belirlenirken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 48,2 artışla 55 milyar 698 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 9,3'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 9,1'i harcandı. Temmuzda, yüzde 42,2 artışla 113 milyar 900 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 57,2 artarak 611 milyar 450 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 8,9'u kullanıldı.</p>
<p>Temmuzda, 150 milyar 899 milyon lira sermaye gideri yapılırken sermaye transferi 34 milyar 999 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri, 35 milyar 224 milyon lira oldu. Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 142,8 artarak 326 milyar 764 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın temmuz ayında 1 trilyon 96 milyar 914 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 28,8 artışla 1 trilyon 412 milyar 397 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin temmuz ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 8,6 iken, geçen ay yüzde 8,7 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in temmuz ayına göre yüzde 30 artarak 1 trilyon 234 milyar 842 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 8,5 iken geçen ay yüzde 8,9 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri, yüzde 18,9 artarak 145 milyar 571 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 25 milyar 682 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 6 milyar 304 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla temmuzda geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 47,9, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 46,2, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 36,8, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 16,4, damga vergisi yüzde 49,5, harçlar yüzde 46,7, diğer vergiler tahsilatı yüzde 24,5, özel tüketim vergisi yüzde 5,1 artarken kurumlar vergisi yüzde 69,8 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi gerçekleşmeleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, ocak-temmuz 2025 döneminde 7 trilyon 699 milyar 834 milyon lira iken bu yılın aynı döneminde yüzde 36,6 artışla 10 trilyon 520 milyar 682 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 55,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 35,3 artarak 8 trilyon 729 milyar 669 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı, yüzde 53,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 42,8 artışla 2 trilyon 955 milyar 129 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 60,2'si kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 49,1 artarak 372 milyar 497 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 62,1'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 57'si harcandı. Bu dönemde, yüzde 44,4 yükselişle 712 milyar 131 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 28,4 artarak 3 trilyon 726 milyar 708 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 54,2'si kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 614 milyar 981 milyon lira sermaye gideri, 151 milyar 433 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri, 196 milyar 789 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 43,7 artarak 1 trilyon 791 milyar 13 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-temmuz döneminde 6 trilyon 695 milyar 794 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199 milyar 742 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-temmuz dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 52,3 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 56,6'ya yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-temmuz dönemine göre yüzde 37,3 artarak 7 trilyon 854 milyar 582 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, yüzde 56,8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 40,9 artarak 1 trilyon 101 milyar 103 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 185 milyar 561 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 58 milyar 495 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-temmuz döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 53,3, kurumlar vergisi yüzde 51,8, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 39,6, özel tüketim vergisi yüzde 7,9, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 37,6, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 29,8, damga vergisi yüzde 52,2, harçlar yüzde 71,5 ve diğer vergi gelirleri yüzde 26,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-temmuzda-3781-milyar-lira-85562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının temmuz verilerine göre bütçe gelirleri, 1,4 trilyon lira, giderleri de 1,8 trilyon lira oldu. Bütçede bu dönemde 378,1 milyar lira, yılın 7 ayında ise 1,3 trilyon lira açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aile-ve-genclik-fonuna-enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligindan-219-milyar-lira-85560</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aile ve Gençlik Fonu&#039;na Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından 21,9 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Aile ve Gençlik Fonu üzerinden evlenecek gençlere sağlanan destekler sürerken enerji ve madencilik gelirlerinden aktarılan pay her geçen gün arttığını bildirdi.</p>
<p>Fona kaynak oluşturulması amacıyla Türk Petrol Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hissesi ile Maden Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hakkının bir bölümü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından fona aktarılıyor.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, 2024'te başlatılan uygulama kapsamında bu yıl fona transfer edilen tutar 7,8 milyar lirayı aştı.</p>
<p>Böylece Aile ve Gençlik Fonu'na petrol ve maden gelirlerinden aktarılan toplam kaynak 21,9 milyar lirayı buldu. Bu kaynağın 12,1 milyar liralık kısmı madenlerden, 9,8 milyar liralık bölümü ise petrol ve doğal gazdan geldi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yerli ve milli kaynaklardan elde edilen gelirleri gençlerin geleceği için seferber ettiklerini belirterek, "Bugüne kadar petrol, doğal gaz ve maden gelirlerimizden Aile ve Gençlik Fonu'na aktardığımız kaynak 21,9 milyar lirayı buldu. Sağladığımız bu imkanla 185 binden fazla gencimizin yuva kurmasına ve hayallerini gerçekleştirmesine destek verdik. Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefiyle durmadan çalışmaya, ülkemizin zenginliklerini gençlerimizin refahına kullanmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aile ve Gençlik Fonu'ndan yararlanmak için gerekli şartları sağlayan evlenecek gençlere, 18-25 yaş aralığında olmaları halinde 250 bin lira, 26-29 yaş aralığında olmaları halinde 200 bin lira destek sağlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aile-ve-genclik-fonuna-enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligindan-219-milyar-lira-85560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Aile ve Gençlik Fonu&#039;na toplamda 21,9 milyar lira aktarıldığı açıklandı. Bakan Bayraktar, &quot;Sağladığımız bu imkanla 185 binden fazla gencimizin yuva kurmasına ve hayallerini gerçekleştirmesine destek verdik. Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefiyle durmadan çalışmaya, ülkemizin zenginliklerini gençlerimizin refahına kullanmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/temmuzda-2075-bin-aracin-kaydi-yapildi-85559</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuzda 207,5 bin aracın kaydı yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 19,4 azalarak 207 bin 508 oldu. Temmuzda kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 14,3 artışla, 5 bin 358'den 6 bin 124'e yükseldi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı, yılın 7 ayında 201 bin 384 artış gösterdi.</p>
<p>Temmuzda trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 48,1'ini motosiklet, yüzde 38'ini otomobil, yüzde 9,4'ünü kamyonet, yüzde 1,9'unu kamyon, yüzde 1,6'sını traktör, yüzde 0,6'sını minibüs, yüzde 0,3'ünü otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında, bir önceki aya göre yüzde 6,6 artış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre otobüste yüzde 39,5, kamyonda yüzde 34,5, kamyonette yüzde 18,7, otomobilde yüzde 6,9, motosiklette yüzde 3,7 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 44,3, minibüste yüzde 4,8 ve traktörde yüzde 0,8 azalış gösterdi.</p>
<p>Temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 19,4 azaldı. Söz konusu dönemde trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı otobüste yüzde 33,5, kamyonda yüzde 13,6, minibüste yüzde 1,8 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 49,1, kamyonette yüzde 30,3, otomobilde yüzde 26, motosiklette yüzde 12,5 ve traktörde yüzde 0,6 geriledi.</p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 artarak, 32 milyon 618 bin 554'ten 34 milyon 746 bin 396'ya yükseldi.</p>
<p>Temmuz sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7'sini otomobil, yüzde 21,7'sini motosiklet, yüzde 14,4'ünü kamyonet, yüzde 6,7'sini traktör, yüzde 3'ünü kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 907 bin 846 taşıtın yüzde 64,8'ini otomobil, yüzde 14,2'sini kamyonet, yüzde 13,7'sini motosiklet, yüzde 2,9'unu traktör, yüzde 2'sini kamyon, yüzde 1,7'sini minibüs, yüzde 0,5'ini otobüs ve yüzde 0,2'sini özel amaçlı taşıtlar olarak kayda geçti.</p>
<p>Temmuzda trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 11,2'si Renault, yüzde 8,3'ü Fiat, yüzde 8,2'si Togg, yüzde 8'i Hyundai, yüzde 7,9'u Volkswagen, yüzde 6,8'i Toyota, yüzde 5,4'ü Skoda, yüzde 5,2'si Citroen, yüzde 4,7'si Peugeot, yüz de 3,9'u Mercedes-Benz, yüzde 3,5'i Opel, yüzde 3,2'si Nissan, yüzde 3,1'i BMW, yüzde 3,1'i Kia, yüzde 2,3'ü Volvo, yüzde 2'si Chery, yüzde 1,7'si Audi, yüzde 1,7'si Mini, yüzde 1,5'i Dacia, yüzde 1,2'si Jeep ve yüzde 6,8'i diğer markalardan oluştu.</p>
<p>Ocak-temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre, trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 13,1 azalarak 1 milyon 170 bin 247 olurken trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 21,2 artarak 35 bin 336 oldu. Böylece ocak-temmuz döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 134 bin 911 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, trafiğe kaydı yapılan 534 bin 811 otomobilin yüzde 41'i benzin, yüzde 31,8'i hibrit, yüzde 18'i elektrikli, yüzde 8,1'i dizel ve yüzde 1,1'i LPG yakıtlı oldu.</p>
<p>Temmuz sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 17 milyon 959 bin 336 otomobilin ise yüzde 32,1'i dizel, yüzde 31'i benzin, yüzde 29,3'ü LPG, yüzde 4,9'u hibrit ve yüzde 2,6'sı elektrikli oldu. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 31,8'i 1300 ve altı, yüzde 16,2'si 1401-1500, yüzde 14,5'i 1501-1600, yüzde 10,5'i 1301-1400, yüzde 8'i 1601-2000, yüzde 0,9'u 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde, trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 41,6'sı gri, yüzde 25,7'si beyaz, yüzde 11,9'u siyah, yüzde 9,9'u mavi, yüzde 5,7'si yeşil, yüzde 3,2'si kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu, yüzde 0,3'ü sarı ve yüzde 0,1'i diğer renkteki araçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/temmuzda-2075-bin-aracin-kaydi-yapildi-85559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/trafik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre, trafiğe 207 bin 508 aracın kaydı yapılırken 6 bin 124 aracın kaydı silindi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-85555</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gıda İhtisas OSB Bursa’da şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası'nın geleceğe yönelik stratejik çalışmalarının iki önemli ayağını; üreticiden sanayiciye, teknolojiden lojistiğe, kalite ve depolamadan ihracata kadar gıda değer zincirinin bütününü aynı sistem içerisinde buluşturmayı amaçlayan Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile Bursa’nın doğusunda yeni bir ekonomik ve sosyal çekim merkezi oluşturması hedeflenen Karapınar Projesi oluşturuyor.</p>
<p>Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, iki projenin bugün ortaya çıkmış yeni fikirler olmadığını, uzun süredir yürütülen planlama, analiz ve değerlendirmelerin sonucu olarak şekillendiğini belirtti. Matlı, “13 yılda hep birlikte çok sayıda projeyi hayata geçirdik. Tarımsal ticaretin dijitalleşmesinden ihracata, laboratuvar yatırımlarından mesleki eğitime, coğrafi işaretlerden uluslararası temsile kadar Borsamızın faaliyet ve etki alanını genişlettik. Bütün bunları yaparken Gıda İhtisas OSB ve Karapınar projelerimiz üzerinde de uzun süredir çalışıyor, Bursa’nın geleceğine kalıcı değer bırakacak bu iki projeyi adım adım olgunlaştırıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Gıda İhtisas OSB: Bir sanayi bölgesinden çok daha fazlası”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın uzun süredir üzerinde çalıştığı Gıda İhtisas OSB, yalnızca firmaların bir araya geleceği bir sanayi alanı değil, bütüncül bir gıda ekosistemi anlayışıyla geliştiriliyor. Üretim, işleme, depolama, soğuk zincir, ambalajlama, kalite, Ar-Ge, teknoloji, lojistik ve dış ticaretin birbirini tamamladığı bir yapı oluşturulması; üreticinin ürünü ile sanayicinin ihtiyacının daha güçlü biçimde buluşturulması ve tarımsal üretimin daha yüksek katma değere dönüştürülmesi hedefleniyor. Matlı, “Biz burada sadece fabrika alanları oluşturmaya çalışmıyoruz. Üreticinin, sanayicinin, tüccarın, ihracatçının, lojistiğin, teknolojinin ve bilginin aynı sistem içerisinde birbirini beslediği bir gıda ekosistemi kuruyoruz. Tarlada başlayan emeğin işlenmesini, markalaşmasını ve dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayacak bütüncül bir yapı üzerinde çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82c61160a10-1786955281.JPG" alt="" width="700" height="598" /></p>
<h2>“Bursa’dan bölgeye, bölgeden yakın coğrafyaya”</h2>
<p>Gıda İhtisas OSB için yürütülen çalışmalarda lokasyon tercihinin de yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, kurulması hedeflenen ekosistemin uzun vadeli gelişimi dikkate alınarak ele alındığını belirten Matlı, şehrin doğu aksının önemli lojistik ve üretim avantajlarına sahip olduğuna dikkat çekti. Bölgenin güçlü tarımsal üretim havzalarına, mevcut depolama ve soğuk hava tesislerine yakınlığı; demiryolu, havayolu, karayolu ve denizyolu bağlantılarıyla bütünleşebilecek konumu, Gıda İhtisas OSB’nin çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet verebilmesi açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Matlı, “Bu projeyi yalnızca Bursa’daki işletmelerin bugünkü ihtiyaçlarını karşılayan bir sanayi bölgesi olarak görmüyoruz. İlk aşamada Bursa ve çevresindeki tarımsal üretim ile gıda sanayisini güçlü bir sistem içerisinde buluşturmak, sonraki aşamalarda ise bölgemize ve yakın coğrafyaya üretim, ticaret, teknoloji, lojistik ve ihracat hizmeti verebilecek bir merkez oluşturmak istiyoruz. Bursa Ticaret Borsası’nın bu projedeki temel vizyonu budur” dedi.</p>
<h2>“Üç yıldır sektörle birlikte çalışılıyor”</h2>
<p>Gıda İhtisas OSB’ye yönelik çalışmaların uzun süredir devam ettiğini vurgulayan Matlı, projenin sektörün gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak şekillendirildiğini ifade etti. Yaklaşık üç yıldır sektör temsilcileriyle sürdürülen analiz, görüşme ve çalışmalar kapsamında projeye yönelik güçlü ilgi ve yatırım talebi ortaya çıktı. Matlı, “Biz önce projeyi ortaya koyup ardından sektör aramadık. Tam tersine, sektörümüzü dinledik, ihtiyaçları analiz ettik, firmalarımızın büyüme beklentilerini değerlendirdik. Gıda İhtisas OSB uzun süredir üzerinde çalıştığımız, sektörün talepleriyle olgunlaştırdığımız bir proje. Amacımız doğru yatırımı; doğru üretim, altyapı, teknoloji, lojistik ve pazar imkânlarıyla buluşturmak” diye konuştu. Bursa Ticaret Borsası, yıllar içerisinde oluşturduğu güçlü mali yapıyı yeniden sektörün ve bölgenin geleceğine yatırım olarak dönüştürmeyi hedefliyor. Gıda İhtisas OSB’nin geliştirilmesinde Borsa’nın öz kaynak gücü önemli bir dayanak oluştururken, projenin ilerleyen aşamalarında ihtiyaçlar doğrultusunda farklı finansman modellerinin de değerlendirilmesi öngörülüyor. Matlı, “Biz Borsamızın kaynaklarını yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak için değil, üyelerimize, sektörümüze ve bölgemize uzun yıllar değer üretecek kalıcı yatırımlara dönüştürmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“Karapınar Projesi’nde de çalışmalar uzun süredir devam ediyor”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın ikinci makro projesini ise Karapınar Projesi oluşturuyor. Borsa mülkiyetindeki alana ilişkin uzun süredir yürütülen çalışmalarla Bursa’nın doğusunda ticaret, yaşam, sosyal ve kültürel fonksiyonların birbirini tamamladığı; bulunduğu bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlayacak nitelikli bir çekim merkezi oluşturulması hedefleniyor. Özer Matlı, “Karapınar da bugün gündeme getirdiğimiz yeni bir proje değil. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız, farklı boyutlarıyla değerlendirdiğimiz ve Bursa’ya en yüksek faydayı sağlayacak biçimde geliştirmeye gayret ettiğimiz ikinci makro projemiz. Burada da amacımız yalnızca bir gayrimenkul yatırımı yapmak değil; şehrin doğusuna uzun vadeli ekonomik ve sosyal değer kazandırmak” dedi.</p>
<h2>“13 yılda ekosistemin taşları tek tek yerine konuldu”</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası bu dönemde tarımsal ticaretin dijital dönüşümünde Türkiye Ürün İhtisas Borsası`nın A Grubu büyük hissedarları arasında yer aldı; Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu`nun kurucu ortaklarından biri oldu ve Marmara ÜPAK bünyesindeki borsalar arasında işlem hacminde ilk sıraya yükseldi. Tarımsal ürünlerde kalite ve standardizasyon için kurulan Bursa Ticaret Borsası Laboratuvar ve Depoculuk A.Ş., Bursa’dan Türkiye’nin farklı bölgelerine uzanan bir hizmet ağına dönüştürüldü. Ticaret Bakanlığı destekleriyle yürütülen Gıda UR-GE Projesi ile Bursalı firmalar Dubai, Romanya, Bulgaristan ve Japonya’da yeni pazarlarla buluşturulurken proje, 2026 yılında “En İyi Çıkış Yapan UR-GE Projesi” ödülüne layık görüldü. Borsa’nın hamiliğini yürüttüğü ve Türkiye’ye rol model olan Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile geleceğin nitelikli insan kaynağına yatırım yapılırken; Bursa Pideli Köfte ve Bursa Havlusu’nun coğrafi işaretle tescillenmesiyle kentin yerel değerleri koruma altına alındı. Üyelerin mesleki gelişimini destekleyen dijital öğrenme platformu Bursa TB E-Akademi, Bursa’nın kültürel değerlerini ve markalarını geleceğe taşıyan Off The Record projesi ve farklı sosyal sorumluluk çalışmalarıyla Borsa’nın hizmet ve faaliyet alanı daha da genişletildi. Bursa Ticaret Borsası uluslararası alanda ise Avrupa Ticaret Borsaları Birliği’nin (European Commodities Exchange) ilk ve tek Türk ticaret borsası olarak önemli bir temsil gücüne ulaştı.</p>
<h2>“36’ncılıktan 14’üncülüğe”</h2>
<p>Bu kurumsal dönüşüm ekonomik göstergelere de yansıdı. Özer Matlı ve ekibinin göreve geldiği 2013 yılında yaklaşık 980 milyon TL olan yıllık tescil işlem hacmi, 2025 yılında 70 milyar 970 milyon TL’ye ulaştı. Bursa Ticaret Borsası aynı dönemde Türkiye’de faaliyet gösteren 117 ticaret borsası arasında işlem hacminde 36’ncı sıradan 14’üncü sıraya yükseldi. Matlı, “Bu sonuçların bizim için anlamı yalnızca Borsamızın büyümesi değil. Asıl önemli olan, güçlenen kurumsal kapasitemizi sektörümüzün ve Bursa’nın geleceğine hizmet eden yapılara dönüştürebilmek” dedi.</p>
<h2>“Gıda İhtisas OSB: 13 yıllık birikimin yeni aşaması”</h2>
<p>Başkan Özer Matlı, “Gıda İhtisas OSB, bugün ortaya çıkmış yeni bir proje değil; Bursa Ticaret Borsası’nın yıllardır tarım ve gıda alanında attığı adımların, geliştirdiği projelerin ve oluşturduğu kurumsal kapasitenin yeni ve daha ileri bir aşamasıdır” dedi. Matlı konuşmasını şöyle sürdürdü: “TÜRİB ile tarımsal ticaretin dijital altyapısında yer aldık, Marmara ÜPAK ile ürün piyasalarındaki konumumuzu güçlendirdik, laboratuvarımızla kalite ve güven altyapısı kurduk, UR-GE ile firmalarımızı dünyaya taşıdık, Hamidiye ile insan kaynağına yatırım yaptık. Bunların her biri bugün kurmaya çalıştığımız gıda ekosisteminin farklı bir parçasıdır. Bizim vizyonumuz yalnızca bir OSB kurmak değil. Bursa’dan başlayarak bölgemizin üretim gücünü aynı sistem içerisinde buluşturan, orta vadede yakın coğrafyaya da hizmet verebilecek güçlü ve sürdürülebilir bir gıda ekosistemi oluşturmak. Karapınar Projemizle de şehrimizin doğusuna yeni bir ekonomik ve sosyal değer kazandırmak istiyoruz.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-85555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/gida-ihtisas-osb-bursada-sekilleniyor-1786955253.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, son 13 yılda tarımsal ticaretten uluslararası pazarlara, dijital ürün piyasalarından laboratuvar altyapısına, mesleki eğitimden coğrafi işaretlere kadar hayata geçirdiği çok sayıda projenin yanı sıra, uzun süredir üzerinde çalıştığı iki makro projeyi geliştirmeye devam ediyor. Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, “Bursa Gıda İhtisas OSB, Bursa Ticaret Borsası’nın yıllardır tarım ve gıda alanında attığı adımların, geliştirdiği projelerin ve oluşturduğu kurumsal kapasitenin yeni ve daha ileri bir aşamasıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-hububat-ureticilerine-120-milyar-lira-odeme-85558</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan üreticilere 120 milyar liralık ödeme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, üreticilerin emeğinin karşılığını zamanında alması için Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) sahada güçlü bir alım organizasyonu yürüttüğünü belirtti. </p>
<p>Yazılı açıklamada TMO'nun 769 alım merkezinde ürün kabul etmeyi sürdürdüğünü ifade eden Yumaklı, "Hasat sezonu başından bugüne kadar 11,5 milyon ton ürün alındı. Üreticilerimize yaklaşık 120 milyar liralık ödeme yaptık." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Yumaklı, TMO'nun 20 milyon ton alım kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek, "Değerli üreticilerimiz müsterih olsunlar. TMO'ya gelen ürünlerin tamamını alacağız. Alım faaliyetlerimiz hızla devam ediyor. Hububat, Türkiye açısından stratejik bir öneme sahip. Buğday ve arpa gıda arz güvenliğinin temel ürünleri arasında yer alıyor. Türkiye, dünya un ihracatında birinci, makarna ihracatında ise ikinci sırada bulunuyor. Güçlü üretim hem iç piyasa hem de ihracat açısından kritik." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Ülkenin üretim gücüne katkı sunan tüm üreticilere emekleri ve gayretleri için teşekkür eden Yumaklı, alım organizasyonunu sahada titizlikle sürdüren TMO mensuplarını da özverili çalışmalarından dolayı kutladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-hububat-ureticilerine-120-milyar-lira-odeme-85558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin hasat sezonu başından bu yana üreticilere yaklaşık 120 milyar liralık ödeme yaptığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 27 yıl geçti, yani çeyrek asrı çoktan geride bıraktık. Dile kolay... Bir nesil büyüdü, şehirler değişti, teknolojiler gelişti. Ama 17 Ağustos 1999 gecesini yaşayanların hafızasında saat hala 03.02’yi gösteriyor. O gece yalnızca yer sallanmadı; hayatlar, aileler, umutlar da yerle bir oldu. Kocaeli’nin, Gölcük’ün, Sakarya’nın, Yalova’nın ve Marmara’nın hafızasına kazınan o büyük acı, üzerinden geçen bunca zamana rağmen ilk günkü kadar canlı.</p>
<p>Türkiye deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorunda olan bir ülke. Bunu artık söylemek bile gereksiz gibi geliyor. Çünkü yaşadığımız her büyük deprem, bize aynı gerçeği yeniden ve ne yazık ki ağır bedeller ödeyerek hatırlatıyor.</p>
<p>99 Depremi bir dönüm noktasıydı, o güne kadar deprem daha çok “olursa ne yaparız” diye konuşulan bir konuydu. 17 Ağustos’tan sonra ise “bir daha aynı acıları yaşamamak için ne yapmalıyız” sorusu gündeme geldi. Deprem yönetmelikleri değişti, yapı denetimi hayatımıza girdi, mühendislik anlayışı farklılaştı, afet yönetimi yeniden şekillendi. Üniversiteler daha fazla araştırmaya yöneldi, bilim insanları daha güvenli yapılar için çalışmaya başladı.</p>
<p>Elbette bunlar önemli adımlardı, ama sonra Van’ı yaşadık. Elazığ’ı yaşadık. İzmir’i yaşadık. En son da Kahramanmaraş merkezli depremlerle hepimizin yüreği bir kez daha yandı. Demek ki yapılacak daha çok işimiz, alınacak daha çok yolumuz varmış.</p>
<p>Bugün artık depremi yalnızca yaşayan değil, onu anlamaya, etkilerini azaltmaya çalışan bir ülkeyiz. Sismik izolatörler sayesinde hastaneler deprem sırasında ayakta kalabiliyor. Akıllı sensörler binaların taşıyıcı sistemlerini sürekli izliyor. Yapay zeka, uydu görüntüleri ve büyük veri analizleriyle olası hasarlar saniyeler içinde tahmin edilebiliyor. Dronlar enkaz alanlarını kısa sürede haritalıyor, arama kurtarma robotları insanların ulaşamadığı noktalara girebiliyor. Erken uyarı sistemleri ise birkaç saniye de olsa kazandırdığı zamanla trenleri durdurabiliyor, doğalgazı kesebiliyor, kritik tesisleri güvenli moda alabiliyor.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sıkça dile getirdiği “Dirençli Kent Kocaeli” vizyonunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Çünkü dirençli kent demek, yalnızca sağlam binalar yapmak demek değil. Bir deprem olduğunda yolların kullanılabilir kalması, altyapının çalışmaya devam etmesi, haberleşmenin kopmaması, itfaiye ve sağlık ekiplerinin en kısa sürede müdahale edebilmesi, vatandaşın güvenle toplanabileceği alanların hazır olması ve şehrin hayatına en kısa sürede yeniden dönebilmesi demek.</p>
<p>Bütün bunlar gösteriyor ki teknoloji artık depremle mücadelede en güçlü yardımcılarımızdan biri. Şu aşikardır ki; teknoloji tek başına mucize yaratmaz. En gelişmiş sistemler bile kötü yapılmış bir binanın yerine geçemez. Sağlam yapı, doğru denetim, bilimsel şehir planlaması ve toplumsal bilinç olmadığı sürece hiçbir teknolojik yatırım tek başına yeterli olmayacaktır.</p>
<p>17 Ağustos’u gelecek yıllarda yalnızca yasın değil, sorumluluğun da günü olarak hatırlayabilelim. Çünkü depremi durduramayız ama sonuçlarını değiştirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa-Orta Doğu seferi yüzde 41 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a38dce7d7-1786946445.png" alt="" width="999" height="142" /></strong>Türkiye lojistik pazarının büyüklüğü 40 milyar dolara yaklaşmış durumda. 2030 öngörülerinde ise liman ve demiryolu sektörlerinin öncülüğünde yatırımlarda 2,5 kattan fazla büyümeyle 110 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne ulaşılması bekleniyor. Başta İstanbul olmak üzere lojistik merkezlerinin tam kapasiteye ulaşması ve yeni yatırımlarda rezerv alanlarının sınırlı olması veya konut gibi farklı projelerde değerlendirilmesi mevcut yatırımlarda dikey yönlü stratejileri öne çıkardı. Sektör temsilcileri ve firmalar limanlar özelinde yeni dönem stratejilerinde vinç ve otomasyon yatırımlarının öne çıktığını kaydetti. Karayolu tarafındaki yatırımlar ele alındığında ise ağırlık, Euro 6 ve daha düşük emisyonlu araçlar, frigorifik ve özel yük taşımacılığı ekipmanları, dijital filo ve sürücü yönetimi, araç takip ve yakıt optimizasyon sistemleri, depo, konsolidasyon ve lojistik merkezleri, intermodal ve Ro-Ro bağlantıları, gümrük ve belge süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve alternatif yakıt ve enerji verimliliği çözümleri başlıklarına odaklanmış durumda. </p>
<h2>Orta Doğu ve Orta Asya koridorlarında daralma</h2>
<p>Havayolu tarafına bakıldığında ise 2025’te seyahat talebinde %8’lik, kargo taşımacılığında ise %3’ün üzerinde büyüme gerçekleşmişti. 2026 Haziran ayında ise hava kargoda yıllık büyüme %8,5 civarında seyretti. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler %41, Orta Doğu Asya seferleri ise %4,1 azaldı. En yüksek büyüme ise Asya-Kuzey Amerika bölgesinden %14,7 ile geldi. Buradaki büyüme üst üste 5’inci ayına taşındı. Özellikle Avrupa-Orta Doğu ve Orta Doğu-Asya koridorlarında devam eden jeopolitik gerilimler nedeniyle taşımalarda önemli daralma yaşandı. Sektör temsilcileri bu hattaki normalleşmenin 1 yıl dolayında süreceğini ifade ediyor. Genel risklere rağmen genel tabloya bakıldığında yıl sonunda kargo hacmi miktarında %2,4’lük büyüme bekleniyor.</p>
<p>Türkiye’de demir yollarında 2016 ve sonrasında başlayan 91 projenin hizmete alınması için bu yıl bütçeden 261 milyar 580 milyon lira ödenek tahsisi yapıldı. Ağırlığın yolcu taşımacılığına ayrıldığı 2026 Yılı Yatırım Programı’nda sektör temsilcileri yük taşımacılığına da daha fazla pay ayrılmasını istiyor. Sınırda Karbon düzenlemesi ve yüksek kapasitelere erişim konusunda mevcut yatırımların sektör için büyük önem kazandığının altı çiziliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel talepteki daralma ihracat yüklerini vurdu</span></h2>
<p>Türkiye, 2025 yılında limanlarında elleçlenen 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner hacmiyle küresel deniz ticaretinde güçlü bir konuma ulaştı. Lloyd’s List’in 2024 yılı elleçleme verilerine dayanan 2025 sıralamasında Türkiye’deki limanlar arasında; Ambarlı, Kocaeli, Aliağa, Tekirdağ ve Mersin dünyanın en fazla konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer aldı. Yıllara göre dalgalanmalar yaşamakla birlikte sektörün uzun vadeli büyüme eğiliminin arkasında kapasite artışları, modern ekipman, dijitalleşme ve ulaşım bağlantılarına yönelik yatırımlar bulunuyor. Doğu Akdeniz’in artan lojistik ve stratejik önemi de özellikle Mersin-İskenderun hattındaki limanlarda yeni kapasite ve altyapı yatırımlarını destekliyor. Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Marmara’daki sanayi yoğunluğunun Anadolu’ya daha dengeli yayılması ve Samsun-Mersin aksında yeni sanayi alanları oluşturulması hedeflenirken, bu gelişmenin orta ve uzun vadede koridor üzerindeki limanlara yönelik yük ve yatırım talebini artırması bekleniyor. Yük elleçlemelerine bakıldığında ise sektör 2026’nın ilk altı ayında pozitif bir görünüm ortaya koymasına rağmen yurt dışına giden yüklerde gerileme yaşandı. Limanların ilk yarı performansını değerlendiren Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Başkanı Hamdi Erçelik, “Toplam yük elleçlememiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 arttı. Yurt dışına giden yüklerde yaklaşık yüzde 7 gerileme yaşanırken, yurt dışından gelen yüklerde yüzde 1,8, transit yüklerde yüzde 3,9 ve kabotaj yüklerinde yüzde 16’nın üzerinde artış kaydedildi” bilgisini verdi.</p>
<h2>Yolcu taşımacılığına kolay, yük taşımacılığına zor </h2>
<p>Demiryolu yatırımlarında yük taşımacılığı odaklı önemli hamlelerin yapıldığını ifade eden Erçelik, özellikle transit yük taşımalarında stratejik projelerin devam ettiğini söyledi. Türkiye’nin lojistik altyapısındaki dönüşüme işaret eden Erçelik, ‘Azerbaycan, Gürcistan ve Kars’tan gelen Bakü-Tiflis-Kars hattının Marmaray/YSS Köprüsü ve Kapıkule bağlantılarıyla Avrupa’ya kesintisiz entegrasyonu hususundaki transit projeler sürüyor. Demiryolu taşımacılığını mevcut altyapı üzerinde çok daha aktif kullanmalı ve bunun ekonomik katma değerini doğru analiz etmeliyiz’ dedi. Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm fonlarının sürdürülebilir lojistiğe yöneldiğini vurgulayan Erçelik, yük taşımacılığında iltisak hatları ve koridor yatırımlarının önceliklendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/lojistik-1786946586.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da yaşanan savaşın etkileri kendisini bölgeye yapılan taşımalarda da gösterdi. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre kargoda Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler yüzde 41, Orta Doğu-Asya seferleri ise yüzde 4,1 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/susuz-yazin-ekonomiye-faturasi-agir-85535</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;da &#039;susuz yaz’ın ekonomiye faturası ağır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a065be200-1786945637.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa'nın bu yaz yaşadığı kuraklık meteorolojik bir olay olmaktan çıkıp; ekonomik bir krize dönüşüyor. Kıtanın en önemli ticaret damarlarından Ren ve Tuna'da sular çekilirken gemilerin taşıyabileceği yük azalıyor, enerji santralleri soğutma suyu bulmakta zorlanıyor, hidroelektrik üretimi düşüyor. Tarlalarda verim kaybı 2 milyar euroya yaklaşıyor. Sıcak hava çalışanların üretkenliğini de aşağı çekiyor. Avrupa ekonomisi aynı anda ulaştırma, enerji, tarım ve emek cephesinden darbe alıyor.</p>
<h2>5 büyük nehir kurudu</h2>
<p>Kıtanın beş büyük nehrinde son 34 yılın en düşük temmuz debileri görüldü. Copernicus verilerine göre Thames'in izlenen kesimlerinin yaklaşık yüzde 95'inde, Ren'in yüzde 85'inde ve Tuna'nın yüzde 65'inde 1992'den bu yana temmuz ayları için en düşük debiler ölçüldü. Rhone'un yaklaşık yüzde 30'unda, Po'nun ise yüzde 40'ında aynı rekor düşük seviyeler görüldü.</p>
<p>Avrupa'nın su kaynaklarının kuruması ekonomik altyapıyı vurdu. Zira, kıtanın büyük nehirleri yalnızca su taşımıyor; kömürden petrole, çelikten kimyasala, tahıldan sanayi hammaddelerine kadar milyonlarca ton yükü ekonominin içine taşıyor.</p>
<h2>Almanya’dan 0.3 puan silecek</h2>
<p>ING'nin hesaplamalarına göre Ren'deki benzer bir su krizi sırasında 2018'de yaşanan taşımacılık aksamaları Almanya'nın ekonomik büyümesini iki çeyrekte yaklaşık 0,3 puan aşağı çekti. Bu yılki tablonun da benzer bir baskı yaratmasından endişe ediliyor.</p>
<h2>Tuna’da su bitti, nükleer santraller durdu</h2>
<p>Kuraklığın enerji piyasasındaki etkisi ise Tuna havzasında daha çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Romanya'nın Cernavoda santralindeki iki reaktör de Tuna'nın düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı kaldı. Toplam kapasite yaklaşık 1.400 MW. Macaristan’da Paks Nükleer Santrali'nin üretimi yaklaşık 2.000 MW'dan 240 MW'a kadar geriledi. Sorun yalnızca nükleer enerjiyle sınırlı değil. Düşük su seviyeleri hidroelektrik santrallerinin üretimini de aşağı çekiyor. Sırbistan'ın en büyük hidroelektrik santrali kapasitesinin yaklaşık yüzde 20'siyle çalışıyor.</p>
<p>Bu arada, rekor sıcaklıklar klima ve soğutma talebini artırıyor. Sonuç olarak Avrupa'da su azalırken elektrik talebi yükseliyor; enerji arz güvenliği üzerindeki baskı büyüyor.</p>
<h2>Kuraklığın ekonomiye faturası çok ağır</h2>
<p>Bu tablo ağır bir ekonomik kayba neden oluyor. Yapılan araştırmalar ve tahminler şöyle:</p>
<p>■ 180 milyar euro Triodos Bank'a göre 2026'da aşırı sıcak ve kuraklığın AB GSYH'sinde yaratabileceği kayıp. Triodos Bank'ın analizine göre 25-30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda çalışanların üretkenliği ölçülebilir biçimde düşüyor. Etki özellikle fiziksel güç gerektiren, açık havada yapılan ve iklimlendirme bulunmayan işlerde yoğunlaşıyor. Sıcak günlerde işe devamsızlığın artması da ekonomik kaybı büyütüyor. </p>
<p>■ %1.0; Triodos Bank, 2026 yazındaki aşırı hava koşullarının AB GSYH'sini yaklaşık yüzde 1 azaltabileceğini, bunun da yaklaşık 180 milyar avroya denk geldiğini hesaplıyor. </p>
<p>■ %0,6: İşgücü verimliliğindeki düşüşten kaynaklanabilecek GSYH kaybı. </p>
<p>■ %3-7: Kuraklık ve aşırı sıcak nedeniyle AB tarımsal üretiminde beklenen düşüş. </p>
<p>■ 2 milyar euro: Kuraklığın bir diğer cephesi tarım. Avrupa'nın farklı bölgelerinde tahıl ve yem bitkilerinde verim kayıpları şimdiden belirginleşirken, ECIU Avrupa'nın tahıl sektöründe kayıpların yaklaşık 2 milyar avroya ulaştığını hesaplıyor. </p>
<p>■ 0,3 puan: 2018'de Ren'deki taşımacılık krizinin Almanya'nın ekonomik büyümesine tahmini etkisi.</p>
<p>■ 4,4 milyar sterlin: İngiltere'de mayıs- temmuz dönemindeki sıcak hava dalgalarının yaratabileceği ekonomik kayıp. Tarımda 2026 hasadının ülke tarihinin en kötü sezonlarından biri olması bekleniyor. Buğday, ilkbahar arpası ve yulaf üretimindeki kaybın 2,5 milyon tona, çiftçilerin gelir kaybının ise yaklaşık 390 milyon sterline ulaşabileceği öngörülüyor.</p>
<p>*%1.4: Fransa'nın en fazla etkilenen ülkelerden biri olması bekleniyor. Aşırı sıcakların ülke GSYH'sini yaklaşık yüzde 1,4 azaltabileceği ve ekonominin yıllık bazda yüzde 0,6 daralabileceği tahmin ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıcak hava dalgası doğalgaz fiyatını alevlendirdi</span></h2>
<p>Avrupa doğalgaz fiyatları, arz krizi ve sıcak hava dalgasının yarattığı taleple yükseliyor. Hollanda'nın gösterge niteliğindeki en yakın vadeli işlem sözleşmeleri son 1 ayda yüzde 12.7 artarak 61,80'e kadar yükseldi. Yıllık yükseliş yüzde 97 civarında. Eşdeğer İngiliz toptan sözleşmeleri de paralel olarak yükselerek birimi başına 151,5 peniye yaklaştı; enerji piyasaları jeopolitik risk primini büyük ölçüde yeniden fiyatlandırdı. Avrupa'nın orta ve güney kesimlerinde yaşanan yoğun yaz sıcak dalgaları, enerji üretimini daha da kötüleştirdi; bu durum, klimalara olan talebi zirveye çıkardı ve enerji üreticilerini doğal gazı depolamaya yönlendirmek yerine yakmaya zorladı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa’nın kuraklık haritası</span></h2>
<p>İklim değişikliğinden kaynaklanan sıcak hava dalgalarının olağanüstü koşullarda yaşandığı Batı Avrupa'da bu yazın kayıtlardaki "en sıcak yaz" olacağı öngörülüyor.</p>
<p>■ <strong>Fransa</strong>: Ülkenin yaklaşık yüzde 85'i kuraklıktan etkileniyor; 67 bölgede kriz seviyesinde su kısıtlaması uygulanıyor. Fransa'da rekor seviyedeki sıcaklar nedeniyle 50 vilayette turuncu alarma geçildi.</p>
<p><strong>■ Belçika</strong>: Patates veriminde kayıp yaklaşık yüzde 30; yağış olmazsa yüzde 50'ye çıkabilir. Belçika’da şu an kayıtlara geçen en büyük orman yangını devam ediyor Orman yangınından etkilenen alan 2 bin 700 hektarı aşarken yangınla mücadele havadan ve karadan sürüyor.</p>
<p>■ <strong>İngiltere</strong>: Sıcak hava dalgalarının ekonomik faturası 4,4 milyar sterlin; tahıl üretiminde 2,5 milyon tonluk kayıp riski var.</p>
<p>■ <strong>Romanya</strong>: Cernavoda'nın iki nükleer reaktörü de Tuna'daki düşük su seviyesi nedeniyle devreden çıktı.</p>
<p>■ <strong>İtalya</strong>: Po'daki su sıkıntısı sulamayı tehdit ediyor; tarım üretiminde ve nehir taşımacılığında risk büyüyor.</p>
<p>■ <strong>Almanya</strong>: Ren'deki düşük su seviyesi kimya, çelik, kömür ve petrol ürünlerinin taşınmasını tehdit ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/susuz-yazin-ekonomiye-faturasi-agir-85535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/5/1280x720/tuna-nehri-1786947396.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa&#039;nın nehirleri alarm veriyor. Ren, Tuna, Thames, Rhone ve Po&#039;da temmuz debileri 34 yılın en düşük seviyelerine inerken, kuraklık tarımdan enerjiye, taşımacılıktan sanayiye kadar ekonominin bütün damarlarını tıkıyor. Aşırı sıcak ve kuraklığın 2026&#039;da AB ekonomisine 180 milyar euro fatura çıkarması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/56-fon-portfoyunde-yer-acti-iki-haftada-yuzde-133-prim-yapti-85533</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 56 fon portföyünde yer açtı, iki haftada yüzde 133 prim yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,85 yükselişle tamamladı. Ancak endeksi oluşturan hisselerden 44’ü yükselirken 56’sının fiyatı geriledi. Peki BIST 100’ü oluşturan hisselerin çoğunluğunun düşmesine rağmen endeksi yukarı taşıyanların arka cephesinde güçlü bir hikaye var mı?</strong></p>
<p>Borsadaki haftalık kapanışlar, endeks yükselişiyle hisse performansları arasında kopukluk olduğunu söylüyor. BIST 100 Endeksi haftayı yükselişle kapatırken çoğunluğu oluşturan 56 hissenin düşmesi dikkat çekiyor. Yeni işlem görmeye başlayan Kardemir Çelik ve ana ortak değişimi ile yeni bir hikayeye adım atan Carrefoursa %60’ı geçen yükselişleriyle en fazla ilgi görenler oldu. Fiyatların hızla hareketlendiği bir süreçte coşkuya kapılmak kolaydır. Ancak karar verirken artan fiyata olduğu kadar, firmaların ileriye dönük mali performanslarına da bakmak gerektiği unutulmamalı.</p>
<h2>Tavan serisi ilgi uyandırdı</h2>
<p>Temmuzun son günü borsada işlem görmeye başlayan Kardemir Çelik, geçen sürede bir kez taban olurken 10 kez tavadan kapanış yaptı. Hisse, iki haftada 35 TL olan halka arz fiyatının %133 üzerine çıktı. Haftalık getirisi %60,75 oranına ulaşırken 56 fonun portföyünde yer alıyor. En büyük pay 1,3 milyon lot ile Tera Portföy’ün THF fonunda bulunuyor. Carrefoursa, 30 Temmuz günü ivme kazanırken son yedi işlem gününü tavandan kapattı. Haftalık getirisi %60,69 seviyesinde bulunuyor. Ana ortak Yeni Mağazacılık yakın zamanda şirkete farklı zamanlarda toplamı 15,9 milyar TL’yi bulan sermaye avansı enjekte etti. Bu durum ileride bir bedelli sermaye artırımını işaret ederken bunun tahsisli olması da mümkün.</p>
<h2>Zarar düşündürüyor</h2>
<p>Gıpta Ofis, haftalıkta %19,59 yükselişle 80,90 TL seviyesine çıksa da nisandaki zirvesi 92,92 TL’nin gerisinde duruyor. Altı aylık dönemde satışlarındaki %14’lük düşüş kârlılığını olumsuz etkiliyor. Esas faaliyet kârını %76 gerileten şirket dönem sonunda 107,3 milyon TL zarar yazdı. Mali yapıdaki zayıf seyir hissenin yıllıkta %41,56 gerilemesinde etkili olmuş görünüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829d2b6bd8c-1786944811.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BİRİKİM Mİ, TEK SEFERLİK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Birikim</strong>; maliyet dengelemesi, psikolojik rahatlık, disiplin, düşüşten faydalanma. Getiri tırpanı, fırsat maliyeti, uzun bekleme, takip sorunu.</p>
<p><strong>Tek seferlik</strong>; maksimum getiri, bileşik güç, işlem pratikliği, enflasyon kalkanı, konfor. Zamanlama riski, stres, fırsat kaçırma, yüksek giriş bariyeri.</p>
<p><strong>Altı aylık bilançosunda zarardan kâra dönmesi hissede hareketlenmeye sebep oldu</strong></p>
<p>DYO Boya’nın son işlem günündeki hareketlenmesinin sebebi nedir? ● Mustafa Topcu</p>
<p>Mustafa, Dyo Boya’nın açıkladığı altı aylık mali verilerin sonrası hissede hareketliliğin yaşandığı gözlendi. Firma her ne kadar gelirini %14 azaltmış olsa da hem esas faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarardan kâra döndü. Giderlerini kontrol altına alması esas faaliyetlerden kâr yazmasında etkili olurken, net parasal kazanç kalemindeki 1,05 milyar TL, dönem sonunda kâr açıklamasının ana kaynağı konumunda bulunuyor. PD/DD oranı 0,46 seviyesinde olan hisseye yönelik beklenti fiyatı %4,57 yükseltirken, devamı için gelirin büyümesi önemli olacak.</p>
<p><strong>Sakarya’daki fabrikasının yanındaki arsayı satın alarak ilerde ilave tesis yapacak</strong></p>
<p>Sanifoam yandaki arsayı almakla kapasitesini ne kadar büyütmüş olacak? ● Caner Arslan</p>
<p>Caner; Sanifoam’ın Sakarya’da 2. OSB Müdürlüğü tarafından onaylanan arsa alımı ve planlanan inşaat yatırımı, büyüme hedefinin önemli bir adımı olarak değerlendirilmeli. Firma, yaklaşık 5.193 metrekarelik ek arsayla toplam alanı 28.896 metrekareye çıkarıyor. Hedefi halihazırda bulunan tesise 7 bin metrekarelik ilave kapalı alan inşa edebilmek. Ancak plan ayrıntılandırılmış şekliyle yatırımcılarla paylaşılmadı. Yapılacak ilave tesis netlik kazandığında kapasitesini ne kadar artıracağına dair ek bir rakamsal bilgi paylaşımı gelmesi beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PIR altın fonu güvenli liman arayan yatırımcıya son bir yılda %61 kazandırdı</strong></p>
<p>Piramit Portföy’ün idaresindeki Altın Fonu (PIR), martta en yüksek 1,89 TL’yi gördükten sonra geriledi. Son iki haftada fiyatta bir artış gözlense de test ettiği zirvesinin gerisinde duruyor. Büyüklüğü marttan bu yana gerileyen bir ivme sergilerken ağustosta artan ilgiyle birlikte hacmi 115,7 milyon TL’ye yükseldi ve temmuzdaki büyüklüğün üzerine çıktı. Nakit çıkışı ise azalmakla birlikte devam ediyor. Ağustosta 4,6 milyon TL para çıkışı söz konusu. Nisandan bu yana düşüş eğilim sergileyen yatırımcısı şimdilerde 923’e indi. PIR, altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yaparak getiri arıyor. Portföyünün %69,93’ü kıymetli madenler ve %20,59’u BYF katılma paylarından oluşuyor. Son bir yılda %61,28 kazanç sağlarken aynı sürede %29,43 prim yapan BIST 100 Endeksinin üzerinde yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Pınar Et ve Un, piyasadan %55,31 bileşik faizle 60 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Pınar Et ve Un, 13.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 60.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,75, bileşik faizi %55,31 olarak belirlendi. 133 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 25.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %17,39 düzeyinde. 14 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre firmanın verdiği %47,75 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,96 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFPTUNA2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829cf75f12d-1786944759.png" alt="" width="981" height="236" /><strong>TEKFEN İNŞAAT</strong></p>
<p><strong>İçinde yer aldığı iş ortaklığı, Pursaklar Esenboğa Raylı Sistem ihalesini kazandı</strong></p>
<p>Tekfen Holding’in %99,99 bağlı ortaklığı Tekfen İnşaat’ın Fernas İnşaat ile kurduğu iş ortaklığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından düzenlenen Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı ihalesini kazandı. KDV hariç 54,4 milyar TL tutarındaki teklif ihale komisyonunca onaylandı ve sözleşmeye davet yazısı şirkete ulaştı. Geçen yıl 59,3 milyar TL gelir elde eden Tekfen Holding’in söz konusu ihaleyle konsolide bilançosunu güçlendirmesi mümkün olabilecek. Firma, yılın ilk çeyreğinde gelirini %17 düşürüp 14,7 milyar TL’ye indirirken, dönem sonunda 535 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>İMAŞ MAKİNE</strong></p>
<p><strong>Afrika ve BDT’deki müşterilerle un ve yel değirmeni kurulumu için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>İmaş Makina, Afrika ve eski Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’deki müşterileriyle toplam 4,94 milyon dolara un ve yem değirmeni kurulumu için anlaşmaya varırken, avans ödemeleri hesabına geçti. Anlaşma bedeli yıllık gelirinin %8,94’üne denk geliyor. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplamı ise yıllık gelirinin %25’i düzeyinde bulunuyor. Şirket, değirmen makineleri alanındaki ihracat operasyonlarını gelişmekte olan pazarlarda yeni siparişlerle destekliyor. Yılın ilk çeyreğinde satışları %72 artarak 792,5 milyon TL’ye çıkarken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>ÇELİK HALAT</strong></p>
<p><strong>Üretim faaliyetinde değişikliğe giderek üç vardiyadan iki vardiyaya geçiş yaptı</strong></p>
<p>Çelik Halat, mevcut ekonomik ve sektörel koşulları işaret ederek üretim faaliyetini 3 vardiya yerine 2 vardiya düzeninde sürdürmeye karar verdi. Yapılan değişiklikle personel sayısı işten çıkışlar sonrası 331 çalışandan 294’e geriledi. Vardiya düşüşü nedeniyle şirketin 45 bin ton olan yıllık efektif üretim kapasitesi 40 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Daralan pazar koşullarında operasyonel kapasitesini piyasa gerçeklerine uygun hale getirmek amacıyla firmanın faaliyet organizasyonunda revizyona gittiği anlaşılırken, yılın ilk çeyreğinde zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Barem’in son bir aydır %84’ü aşan kontrolsüz düşüşü sürerken daha destek bulamadı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829cd6045ca-1786944726.png" alt="" width="300" height="238" />Barem Ambalaj’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,03 ile toplamda 379,2 bin lot azalarak 12,13 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5’ten 4’e geriledi. VPS fonu 309,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, THF fonu 178,8 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren oldu. Barem Ambalaj’ın konkordato talebine mahkemenin temmuzda üç ay süreyle geçici mühlet vermesi ve Borsa Yönetiminin hisseyi Yakın İzleme Pazarı’na alması fiyatın taban serisiyle düşüşünde etkili oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/56-fon-portfoyunde-yer-acti-iki-haftada-yuzde-133-prim-yapti-85533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 56 fon portföyünde yer açtı, iki haftada yüzde 133 prim yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-asil-darbe-kobilerde-85531</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyimde asıl darbe KOBİ’lerde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyimde süren daralma, istihdamın yanı sıra işletme yapısını da zayıflatıyor. İTHİB’in SGK verilerinden hazırladığı rapora göre Mayıs 2025-Mayıs 2026’da imalat sanayindeki işletme sayısı yüzde 0,4 artışla 323 bin 229’a çıkarken iki sektörde yüzde 5,5 azalarak 53 bin 333’e indi. Bir yılda 3 bin 109 işletme eksildi. Sayı tekstilde yüzde 3,3 düşüşle 18 bin 459’a, hazır giyimde yüzde 6,7 düşüşle 34 bin 874’e geriledi.</p>
<h2>KOBİ’lerde imalatla makas açıldı</h2>
<p>İşletme ölçekleri, sektörlerin imalattan negatif ayrıştığını gösterdi. İmalatta 1-249 çalışanlı bütün gruplarda işletme sayısı artarken tekstil ve hazır giyimde aynı grupların tamamında düşüş yaşandı. 4-6 çalışanlı işletmeler imalatta yüzde 6,9 artarken iki sektörde yüzde 8,2 azaldı. İmalatta yüzde 4,9 büyüyen 50-99 çalışan grubu iki sektörde yüzde 6,5; 100-249 çalışan grubu ise yüzde 2,7’lik artışa karşılık yüzde 9,4 küçüldü. Kaybın ana kaynağını KOBİ ölçeğindeki firmalar oluşturdu.</p>
<h2>Büyük ölçekte de daralma sürdü </h2>
<p>Kayıp büyük işletmelere de yayıldı. İki sektörde 100-249 çalışanlı işletme sayısı bin 528’den bin 385’e, 250-499 çalışanlı işletme sayısı 324’ten 304’e, 500-749 çalışanlı işletme sayısı 55’ten 52’ye indi. Bin ve üzeri çalışanı bulunan işletmeler 21’den 18’e gerileyerek yüzde 14,3 azaldı. Hazır giyimde 750- 999 çalışanlı işletme sayısı 8’den 2’ye, bin ve üzeri çalışanlı işletmeler 8’den 6’ya düştü.</p>
<h2>6 işletmeden biri tekstil ve giyimde </h2>
<p>Kayıplara rağmen tekstil ve hazır giyim, imalatta ağırlığını koruyor. Mayıs 2026’da 323 bin 229 imalat işletmesinin 53 bin 333’ü bu iki sektördeydi. Ancak sektörlerin payı bir yılda yüzde 17,54’ten yüzde 16,50’ye düştü. Aynı dönemde imalat istihdamı yüzde 2,8 azalarak 3 milyon 991 bin 380’e, iki sektörün istihdamı yüzde 8,3 düşüşle 837 bin 623’e geriledi. Tekstil ve hazır giyimin imalat istihdamındaki payı yüzde 22,25’ten yüzde 20,99’a indi. Sektörlerin istihdamı imalat genelinden yaklaşık üç kat hızlı daraldı.</p>
<h2>Zirveden 408 bin kişi eksildi </h2>
<p>İki sektörde çalışan sayısı Ağustos 2022’deki zirvenin 408 bin kişi altında kaldı; yaklaşık dört yılda istihdamın kabaca üçte biri kaybedildi. Mayıs 2026’da hazır giyim istihdamı 493 bin 998’e gerileyerek zirvenin 250 bin kişi altında kaldı ve sektör son bir yılda imalatta en fazla istihdam kaybeden alan oldu. Tekstil istihdamı ise bir yılda 367 bin 147’den 343 bin 625’e indi. Kayıp 23 bin 522 kişi ve yüzde 6,4 olurken çalışan sayısı Aralık 2021 zirvesinin 170 bin kişi altında gerçekleşti.</p>
<h2>Kadın istihdamında da 40 bin kişilik kayıp </h2>
<p>İki sektörde kadın çalışan sayısı bir yılda 416 bin 685’ten 376 bin 58’e düştü. Böylece 40 bin 627 kadın istihdam dışına çıkarken kayıp %9,8 oldu. Hazır giyimde kadın istihdamı yüzde 10,6 azalarak 268 bin 56’ya, tekstilde ise %7,5 düşüşle 108 bin 2’ye indi. Buna karşın tekstil ve hazır giyim, imalat sanayisindeki kadın istihdamının %32,51’ini sağlamayı sürdürüyor; imalatta çalışan yaklaşık her üç kadından biri hâlâ bu sektörlerde yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İmalattaki kaybın üçte ikisi iki sektörden</span></h2>
<p>Son bir yıllık veriler, tekstil ve hazır giyimdeki daralmanın Türkiye imalatındaki istihdam kaybında ne kadar belirleyici hale geldiğini de gösteriyor. Mayıs 2025-Mayıs 2026 döneminde toplam sigortalı istihdam yaklaşık 156 bin kişi artarak 17 milyona yaklaşmasına rağmen, imalat sanayinde çalışan sayısı 114 bin 139 kişi azaldı. </p>
<p>Buna karşılık tekstil ve hazır giyimdeki kayıp 75 bin 868 kişi oldu. Bu veriler üzerinden yapılan hesaplamaya göre, imalat sanayindeki net istihdam kaybının yaklaşık yüzde 66,5’i, başka bir ifadeyle üçte ikisi tekstil ve hazır giyimden kaynaklandı. Tekstilde 23 bin 522, hazır giyimde ise 52 bin 346 kişilik yıllık istihdam kaybı gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-asil-darbe-kobilerde-85531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTHİB’in mayıs raporuna göre imalat sanayindeki işletme sayısı yıllık bazda yüzde 0,4 artarak 323 bin 229’a çıkarken iki sektörde yüzde 5,5 azalışla 53 bin 333’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rusyada-turk-markalarinda-cikis-dalgasi-10-marka-havlu-atti-85530</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusya’da Türk markalarında çıkış dalgası: 10 marka havlu attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Batılı markaların Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle 2022 sonrasında bıraktığı boşluğu doldurmak için Rusya’ya yönelen Türk perakendecilerin bir bölümünde hesap tutmadı. Savaşın başladığı dönemde ülkede 32 Türk markası 655 mağazayla faaliyet gösterirken bu sayı düşüşe geçti. Rusya basınına göre 2026’da Madame Coco, Chakra, NetWork, OXXO, Beymen Club, Karaca Home ve Les Benjamins pazardan çıktı ya da tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. Mudo’nun çıkışı 2025’te tamamlanırken Ipekyol ve Twist, bir yıllık Rusya macerasının ardından 2023’te mağazalarını kapattı. Böylece son dört yılda fiziksel perakendeden çekilen veya çekilme kararı alan Türk markalarının sayısı en az 10’a ulaştı.</p>
<p>Rusya merkezli NF Group’un 2026’nın ilk yarısına ilişkin araştırmasında mağaza sayısını azaltan, fiziksel perakendeden çıkan veya ciddi finansal sorun yaşayan 39 marka belirlendi; bunların yüzde 15’ini Türk markaları oluşturdu. Listede Karaca Home, Les Benjamins, OXXO, Beymen Club, NetWork ve Madame Coco yer aldı. Artan işletme giderleri ve vergi yükü, zayıflayan tüketici talebi, AVM trafiğindeki düşüş, yüksek kira ve finansman maliyetleri, düşük marka bilinirliği ve pazaryerlerinin yükselişi geri çekilmeyi hızlandırdı. Focus Technologies verilerine göre 2026’nın ilk yarısında Rusya’da AVM trafiği yüzde 2, giyim ve ayakkabı mağazalarının ziyaretçi sayısı yüzde 5 geriledi.</p>
<h2>Madame Coco 29 mağazasını kapatıyor </h2>
<p>Şubat 2023’te Rusya pazarına girerek kısa sürede 29 mağazaya ulaşan Madame Coco, tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. Kapanışların 2026 sonbaharına kadar tamamlanması bekleniyor. Markanın maliyetleri azaltmak amacıyla bazı AVM yönetimleriyle yürüttüğü kira indirimi görüşmelerinin büyük bölümünden sonuç çıkmadı. Madame Coco, 2025 başında 20 yeni mağaza açmayı planlarken yaklaşık bir buçuk yıl içinde çıkış noktasına geldi. Kararda düşen trafik ve talep nedeniyle kira ve kredi yükünün karşılanamaması etkili oldu.</p>
<h2>Chakra da son mağazalarını kapatıyor </h2>
<p>Chakra, Moskova’daki Aviapark ve Afimall alışveriş merkezlerindeki iki mağazasını kapattı. Kalan noktaların da sonbahara kadar kapanmasıyla şirketin Rusya’daki fiziksel faaliyeti sona erecek. Uzmanlara göre orta segment Türk ev ve yaşam markalarının yüksek kiralı büyük AVM’lere ve güçlü ziyaretçi trafiğine dayanan iş modeli, trafik gerilediğinde sürdürülebilirliğini kaybediyor.</p>
<h2>NetWork, Beymen Club ve OXXO için zarar kararı </h2>
<p>Fiba Retail Group, Rusya operasyonlarını Marka Rus şirketi üzerinden yürütüyor ve daha önce ülkede GAP ile Marks &amp; Spencer’ı işletiyordu. Bu markaların Şubat 2022’den sonra Rusya faaliyetlerini durdurmasının ardından boşalan mağazalara NetWork, Mudo, OXXO ve Beymen Club taşındı. Dört yıl sonra Mudo tamamen çıkarken NetWork, OXXO ve Beymen Club’ın kalan tüm mağazalarının 2026’da kapatılmasına karar verildi.</p>
<p>Kommersant’ın Marka Rus’un 2025 mali tablolarına dayandırdığı habere göre şirket o yıl 10 mağazayı kapattı ve geriye 20 mağaza kaldı. Raporda 2026’da zarar eden NetWork, Beymen Club ve OXXO mağazalarının tamamının kapatılacağı belirtildi. Marka Rus’un geliri 2025’te yüzde 26 artarak 2,36 milyar rubleye yükselmesine karşın net zararı yüzde 22 büyüyerek 716,3 milyon rubleye ulaştı. Satış artışı mağaza operasyonlarındaki zararı durdurmaya yetmedi.</p>
<h2>Karaca ve Les Benjamins de çıkışta </h2>
<p>Rus danışmanlık şirketi Nikoliers, 2026’nın ilk çeyreğinde Rusya pazarından çıkan uluslararası markalar arasında Karaca Home ve Les Benjamins’i de gösterdi. Böylece iki marka, 2022 sonrası oluşan perakende ortamında Rusya’da kalıcı olamayan Türk oyuncular arasına katıldı. Uzmanlar, giyim sektöründe pazaryerleri ve düşük fiyatlı Çin menşeli ürünlerle rekabetin giderek ağırlaştığına dikkat çekti.</p>
<h2>Ipekyol ve Twist bir yıl dayanabildi </h2>
<p>Çıkış dalgasının ilk işaretleri 2023’te görüldü. Ipekyol ve Twist, Batılı markaların ayrılmasının ardından 2022 sonbaharında Moskova’daki Afimall City’de mağaza açtı. Ancak iki markanın tek olan mağazaları, yaklaşık bir yıllık faaliyetin ardından Kasım 2023’te kapandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2022 öncesi giren markalar büyümeye devam ediyor</span></h2>
<p>Gelinen noktada Rusya’daki Türk marka tablosu ikiye ayrılmış durumda. LC Waikiki, Koton ve Colin’s gibi uzun süredir pazarda bulunan, bilinirliği ve müşteri kitlesi daha yüksek Türk markaları faaliyetlerine devam ederken, özellikle 2022 sonrasında oluşan fırsatı değerlendirmek için Rusya’da büyüyen veya pazara yeni giren bir grup marka geri çekiliyor. Rusya’da 2026’nın ilk yarısında mağaza ağını küçülten, fiziksel mağazacılıktan çıkan veya finansal sorun yaşayan markaların yüzde 67’sini giyim ve ayakkabı şirketleri oluşturdu. Moskova AVM’lerinde boşluk oranı da 2025’in ilk yarısındaki yüzde 5,5 seviyesinden bir yıl sonra yüzde 6,4’e çıktı. Şirket, bu oranın 2026 sonunda yüzde 8’e kadar yükselebileceğini tahmin ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rusyada-turk-markalarinda-cikis-dalgasi-10-marka-havlu-atti-85530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/alisveris.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batılı markaların 2022 sonrasında savaş nedeni ile bıraktığı boşluğu doldurmak için Rusya’ya yönelen Türk perakendecilerin bir bölümünde hesap tutmadı. Madame Coco, Chakra, NetWork, OXXO, Beymen Club, Karaca Home ve Les Benjamins pazardan çıkma kararı alırken Mudo, Ipekyol ve Twist’in çıkışı tamamlandı. Rusya’dan çekilme kararı alan marka sayısı en az 10’a ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazak-sermayesi-turkiyede-yeni-bir-oyun-kuruyor-85539</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazak sermayesi Türkiye’de yeni bir oyun kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’ye bir süre önce Turkish Bank’ın yüzde 99,32’sini satın alarak adım atan Kazakistanlı Freedom Holding, Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) 2025’te kuruluş, geçen hafta da faaliyet iznini aldığı Freedom Yatırım Menkul Değerler ile sermaye piyasalarına giriyor. Freedom Yatırım Menkul Değerler, kararla birlikte Türkiye’de 34 yıl aradan sonra faaliyet izni alan ilk yabancı sermayeli geniş yetkili aracı kurum oldu. Sermaye piyasasında “mıntıka temizliği” yapılırsa bunu yenileri de izleyebilir. Kazak sermayesinin Türkiye ilgisi pek eski değil. 2025 Ocak sonunda ülkenin teknoloji ve finans devi Kaspi.kz parayı bastırıp Hepsiburada operasyonunu tamamladı. Ardından Hollandalı bankacılık devi Rabobank’ın Türkiye’deki deyim yerindeyse “uyuklayan” bankası Rabobank A.Ş.’yi satın alarak bankacılığa adım attı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a2873b89a-1786946183.png" alt="" width="493" height="323" />
<figcaption><strong>Freedom Holding’in CEO’su da olan Turlov, finans ve teknoloji alanında büyüyen milyarder bir girişimci ve öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de de iddialı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Hikâyenin son halkalarından biri de adını artık sıkça duyabileceğimiz Timur Turlov. Rusya’da yatırım bankacılığına başlayan Turlov, 2008 krizinin ardından Kazakistan’a yönelerek kurduğu Freedom Finance’i büyütmüş. Bugün Freedom Holding’in CEO’su da olan Turlov, finans ve teknoloji alanında büyüyen milyarder bir girişimci ve öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de de iddialı.</p>
<p>Kazakistan kökenli bu farklı iki grubun Türkiye’ye son 1.5 yılda getirdikleri yatırımlar, benimsedikleri iş modellerinin benzerliğiyle de dikkat çekiyor. Ülkelerinde başarı kazandığını düşündükleri finans ve teknoloji ekosistemlerini Türkiye’ye taşımaya çalışıyorlar.</p>
<p>Hepsiburada ile Rabobank yan yana geldiğinde Kaspi örneği böyle. Bir tarafta alışveriş, diğer tarafta bankacılık var. Ödeme ve finansal hizmetler de eklendiğinde ortaya klasik bir banka ya da e-ticaret şirketinden farklı bir yapı çıkıyor.</p>
<p>Freedom’ın Turkish Bank hamlesinde de benzer bir mantık görülüyor. Turlov’un modeli de yalnızca aracı kurum olarak faaliyet göstermekten ibaret değil. Bankacılık, yatırım ve dijital hizmetleri aynı çatı altında toplamayı çalışıyor.</p>
<p>Kazak şirketlerinin getirdikleri iş modeli benzer ve basit: Önce müşteriyi platforma çek, sonra ona mümkün olduğunca çok hizmet sat. Türkiye’nin 85 milyonluk nüfusu, gelişmiş bankacılık sistemi ve hızlı büyüyen e-ticaret pazarı düşünüldüğünde, Kazakların iştahının neden kabardığını anlamak kolay. Ancak Türkiye, geçmişte HSBC ve Citibank gibi küresel devlerin bile bireysel bankacılıkta tutunamadığı, nice yıldızın elendiği zorlu bir pazar. “Borumu öttürürüm” diyenlerin bunu da düşünmesi şart!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazak-sermayesi-turkiyede-yeni-bir-oyun-kuruyor-85539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazak sermayesi Türkiye’de yeni bir oyun kuruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-ciktigina-pisman-oldu-ayni-hataya-dusmeyin-tekstilde-donusumu-destekleyin-85537</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Avrupa çıktığına pişman oldu, aynı hataya düşmeyin, tekstilde dönüşümü destekleyin&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası ile Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde düzenlenen Tekstil Zirvesi Çalıştayı’nda, tekstil sektöründe yaşanan gelişmeler, iş dünyası ve sektör temsilcilerinin saptamaları ve değerlendirmeleriyle birlikte, sahadan örneklerle masaya yatırıldı. Çalıştayda sektörün mevcut durumunun yanı sıra, karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm önerileri de kapsamlı şekilde ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a1cb97a53-1786945995.png" alt="" width="888" height="245" />Türkiye'de, üretimin, ihracatın ve istihdamın lokomotif sektörü olan tekstilde sektör temsilcileri üretimdeki daralmayla dikkat çekti. İstihdamın son bir kaç yıl içerisinde hızla azaldığını kaydeden tekstil sektörünün önde gelen temsilcileri, mevcut koşulların devam etmesi halinde sektörde yüzde 30’luk daralmanın kaçınılmaz olduğunu belirtti. Zirvenin açılış konuşmasında, Çorlu TSO Başkanı İzzet Volkan, tekstil sektöründeki sanayicilerin yaşadığı sıkıntıları yakından takip ettiklerine vurgu yaparak, “Tekstil sektörü üretim ve ihracat açısından Türkiye ekonomisi ve Trakya açısından stratejik bir öneme sahip. Şehrimiz ekonomisinin büyük bir bölümü tekstile dayalı. Bu sektörde yaşanan olumsuzluklar bütün kentte hissediliyor. Tekstil üretimindeki güçlü altyapılarımız var. Bunu güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a1e5d1bcd-1786946021.jpg" alt="" width="700" height="466" />
<figcaption><strong>Çorlu TSO Başkanı İzzet Volkan: Tekstil ülkemiz ve Trakya için stratejik önemde. İhmal edilmemeli, güçlendirilmeli</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çalıştay kapsamında düzenlenen panelde ise şu görüşlere yer verildi:</p>
<p><strong>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin: İstihdamın dinamosu, desteklenmeli</strong></p>
<p>Tekstil sektörünün teşviklerle daha fazla desteklenmesi gerektiğine işaret ederek, “Tekstil sektörü ülkemizin hem istihdam hem de ihracat tarafında en önemli dinamoları arasında yer alıyor. Paraların kazanıldığı dönemde nitelikli tekstil ürünleri üretilemediği için sektörümüz ekonomik zorlukların olduğu dönemde maalesef her geçen gün mum gibi eridi. Tekstile can veren tekstil kimyasalları sektörümüz de bu süreçten olumsuz etkilenmeye devam ediyor. Bu kadar büyük bir istihdam sağlayan tekstil sektörünün, Türkiye'nin geleceği, sağlıklı işleyen bir toplumsal ve sosyal yapı da göz önüne alınarak, bırakın bu sektörden el çekmeyi, tekstil sektörümüzün yeni nesil teşviklerle daha fazla desteklenmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>TİM 4. Dönem Başkanı İsmail Gülle: Maliyet ve kurda ciddi sorunlarla karşılaştık</strong></p>
<p>1980’li yıllarda Türkiye’nin toplam ihracatının üçte birini tekstil sektörü oluşturuyordu. 2000 sonrasında da hızla büyüdük. Bir döneme kadar toplam ihracatın yüzde 33’ünü tekstil ve hazır giyim sektörü gerçekleştirdi. Bu dönemde istihdamın da önemli bir kısmını gerçekleştiriyorduk ve en az yatırımla en fazla istihdamı bu dönemlerde tekstil sektörüyle sağlayabiliyorduk. İç ve dış piyasayla birlikte bir dönem 60-65 milyar dolarlık bir pazar haline gelmiştik. Mevcut duruma bakıldığında ise enflasyonist ortam sektörde ciddi bir kan kaybına neden oldu. Dünya ticareti de bu dönemde olumsuz yönde etkilendi ve bir takım avantajlarımızı bu dönemde yitirdik. Şartların iyi olduğu dönemde sektör olarak büyüdük. Ancak değer üretemedik ve sıradanlaştık, yaptığımız ürünün içine değer koyamadık. Bizi farklılaştıracak bir unsuru ürünün içine koyamadık. Genel olarak maalesef bunlar yaşandı. Ama tabii, bu süreci doğru okuyanlar da oldu ve onlar bir adım öne geçti.</p>
<p>Hazır giyim ihracatımızdaki gelişmeleri de değerlendiren önceki dönem TİM başkanlarından İsmail Gülle, "Tekstil ve hammadde ihracatımızda çok büyük bir gerileme yok. Fakat, hazır giyim, çok da uzun olmayan bir süre içerisinde, 26 milyar dolardan 13 milyar dolara geriledi. Bunun en önemli nedeni ise hazır giyim ihracatı yapan iş insanlarının farklı ülkelere göçmesi" diye konuştu.</p>
<p>Maliyet yönetimi ve kur konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olunduğunun altını çizen Gülle, "Kur ve maliyet dengesinde tekstil başta olmak üzere birçok sektör zor durumda. Verimlilik çalışmalarıyla kur ve maliyet dengesini belli bir dönem bir noktaya getirdik. Ancak bu durum yönetilebilir olmaktan çıktı. Her ne kadar kur konusunda bazı destekler verilse de bunlara ulaşmak oldukça zor. Üretim ve ihracatımızı kaybedersek çok şeyi kaybedeceğimizin herkes farkında. Adımların da bu yönde atılması gerekiyor."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a16df0f3b-1786945901.png" alt="" width="800" height="277" /><strong>TTTSD Derneği YK Başkanı ve İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi Vehbi Canbolat: Sanayi bizim petrolümüz, üretim öncelikli olmalı</strong></p>
<p>"Ülkemizde tekstil sektörünün 75-80 milyar dolarlık bir ekonomik gücü var. Meyve sebzeden sonra kendi ihtiyaçlarını gören en büyük sektörün tekstil olduğunu ifade edebiliriz. Ürünlerimizin yabancı ürün bile olsa yüzde 90’lık kısmı yerli ürünlerden oluşuyor. Sektörümüz gayrisafi milli hasılanın yüzde 5’ini oluşturuyor. Avrupa’ya baktığımızda bugün sanayinin birçok alanından çıktılar. Yanlış yaptıklarının onlarda farkındalar. Bizler ise bu dönemde sanayileşmeyi tam başaramadan sanayisizleşmeye doğru ilerliyoruz. Bugün 280 milyon dolarlık ihracatımız var. Üretimden çıkmamalıyız, sanayi bizim petrolümüz. Her alanda üretimi güçlendirmeliyiz."</p>
<p>Tekstil alanında ülkemizin konumunu değerlendiren Türkiye Tekstil Terbiye Sanayicileri Derneği (TTTSD) Başkanı Vehbi Canbolat şunları söyledi:</p>
<p>"Türkiye, Çin ve Hindistan’dan sonra bu alanda uçtan uca üretim yapabilen 3 ülkeden birisi. Bugünkü ihracatımıza baktığımızda örme kumaş ve doğal elyaf bu alanda önemli bir role sahip. Türkiye’nin tekstilde oluşturduğu çok önemli bir güç var bunu kaybetmemeliyiz. Sadece tekstilde değil genel olarak sanayimizde fiyat tutturamama konusunda ciddi problemlerimiz var. Son 3 yılda krizler olurdu, bunları bir şekilde atlatırdık. Şimdi ise ekonomideki yapısal sorunlarla karşı karşıyayız. Maliyetlere dönüp baktığımızda yüzde 400’lük artış söz konusu. Aynı dönemde dövizde ise TL karşısında sadece yüzde 150’lik artış var. Görünen o ki, bu dönemde tekstil sektörü yüzde 30 daralma tehlikesiyle karşı karşıya. Temel konumuz tekstilin yanı sıra sanayideki maliyetleri tutturamamadan kaynaklı. Gelecek için sanayimizle ilgili neyi yapmanın yanı sıra “neyi yapmamalıyızı” da planlamamız gerekiyor. Üretim maliyetleri konusunda sektörümüzün desteklenmeye ihtiyacı var. Geçen ay ödediğimiz maaşın yüzde 62’si sigorta ve amortismana gitti. Tükettiğimiz elektriğin önemli bir kısmı dağıtım maliyetine gidiyor. Bizim bu alanlarda desteklere ihtiyacımız var."</p>
<p>İhracatın döviz dönüşüm kuru ile desteklendiğini, zaman zaman yüzde 3 olan bu miktarın daha da artırılmasını isteyenlerin olduğunu kaydeden Canbolat, "Bu talep sınırlı kalıyor. Sadece ihracatın değil, bütün üretimin desteklenmesi gerekir. İthalatı azaltan ve ihracatı destekleyen sanayiciler desteklerden yararlanamıyor" dedi.</p>
<p><strong>TETSİAD Yönetim Kurulu Başkanı ve İTHİB YK Üyesi Murat Şahinler: Alternatif pazarlara açılmamız lazım</strong></p>
<p>Ülkemiz ev tekstili alanında önemli pozisyona sahip. Sektörümüzün ihracat fazlası 1,7 milyar dolar civarında. Bu alanda istihdamımız ise 230 bin civarında. Sektördeki ihracat ağırlığı ise Avrupa’ya odaklanmış durumda. ABD'de daha fazla etkin olmamız lazım. Keza Afrika'da çok çalışmalıyız. Genç TETSİAD'ı kurduk. Gençlerimiz tek tek Afrika'da ülkelere odaklanıyor. Buralarda çoğu yüzde 1'in altında olan pazar paylarımızı yükselteceğiz. Afrika'da Çin'in payı yüzde 90'ın üzerinde. Adeta bölgeyi onlara bırakmışız. Böyle bir lüksümüz yok. Avrupa ve Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek. Yüzde 20'ye yakın pazar payımız olan Avrupa'da rekabet sektörümüzü açık biçimde zorlayacak. Alternatif pazarları artırmamız gerekiyor.</p>
<p>Özellikle teknik tekstilde Avrupa’nın önemli bir güç olduğunu kaydeden Murat Şahinler, çalıştayda şunları paylaştı:</p>
<p>"Avrupa'da yaklaşık 105 milyar dolarlık tekstil üretimi var. Sadece airbag kumaşında üretim 3,8 milyar dolar civarında. Japonya’da ise bu rakam 16 milyar dolar. Teknik tekstilin ağırlıkta olduğu bu tip alanlara girmemiz gerekiyor."</p>
<p><strong>Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Erdim Noyan: Sanayicilere üretim ve kur desteği verilmeli</strong></p>
<p>Çorlu, Ergene, Çerkezköy üçgeni ülkemizde tekstilin başkenti konumunda. Sektörümüz zor günlerden geçiyor. Üretim maliyetlerindeki artışların yanı sıra yaşadığımız krizin derinleşmesine neden olan bir diğer etmen ise EYT sonrası işveren için ciddi bir yük olan kıdem tazminatları oldu. Uygulanan kur politikasının devam etmesi halinde, önümüzdeki günler hem sanayicimiz hem de tekstil sektörü için daha da zor geçecek. Son birkaç yıl içerisinde, işçilik ve personel maliyetlerimiz, üretim maliyetlerimizin yüzde 25’inden yüzde 55’lere çıktı. İşletmeler bu dengesizliği yönetmekte büyük güçlük çekiyor. Böyle bir ortamda hem üretim hem de ihracat tarafında daha da zorlanacağımızı tahmin etmek güç değil. Bir bütün olarak tekstil sektörümüzün zayıflaması Türkiye'nin hayrına olmayacaktır. Tekstilde üretimin desteklenmesi bir tercihin ötesinde bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-ciktigina-pisman-oldu-ayni-hataya-dusmeyin-tekstilde-donusumu-destekleyin-85537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/tekstil-1758467608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil sektörünün yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları, endüstrinin en büyük üretim merkezlerinden Tekirdağ Çorlu&#039;da gerçekleşen Tekstil Çalıştayı Zirvesi&#039;nde masaya yatırıldı. Sektörün önde gelen temsilcileri, Avrupa&#039;nın tekstilden çıktığı için pişman olduğunu, ABD&#039;nin bu sektöre yeniden döndüğünü dile getirerek, &quot;Dünyada tekstil sektöründe uçtan uca üretim yapabilen 3 ülkeden biriyiz. Bunu kaybetmemeli, aksine güçlendirmeliyiz&quot; çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-incelemeye-hazirlik-dosyasi-ve-pismanlik-hakki-85528</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> VDK incelemeye hazırlık dosyası ve pişmanlık hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlıyor, amacı ise bilgi ve belgeleri önceden toplamak, kayıtları gözden geçirmek ve riskleri erken aşamada gidermek. Ancak, VUK’un 371’inci maddesi ile Danıştay kararları ışığında, “idarenin olaydan haberdar olması” ile “kendiliğinden bildirim” şartının birbirine karıştırılmaması, uygulamanın kanuni sınırlar içinde yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Vergi Denetim Kurulu’nun (VDK) ağustos başında duyurduğu İncelemeye Hazırlık Dosyası, kısa adıyla VDK-İHD, vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlatıyor. Amaç, bilgi ve belgeleri önceden toplamak, kayıtları gözden geçirmek ve riskleri erken aşamada gidermek.</p>
<p>İHD iki ayrı model üzerinden işliyor. İnceleme Öncesi Model’de henüz vergi inceleme görevi oluşturulmadan mükelleften bilgi, belge ve açıklamalar isteniyor. Yapılan açıklama ve düzeltmeler yeterli görülürse dosya incelemeye dönüşmeden kapanabiliyor. İnceleme Sırasındaki Model’de ise vergi inceleme görevi zaten oluşturulmuş durumda. Bu ayrım pişmanlık bakımından önemli; çünkü iki model aynı hukuki aşamada değil.</p>
<p>Ancak rehberin 26’ncı sorusuna verilen cevap bu ayrımı yapmıyor. Cevapta, “İncelemeye Hazırlık Dosyası’nın konusuna ilişkin olarak yani inceleme konusuna ilişkin olarak pişmanlıkla hükümlerinden yararlanılması mümkün değildir” deniliyor. Devamında düzeltme beyannamesi verilmesinin önünde engel bulunmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Bu cevap, ilgili vergi türünde incelemenin hukuken başladığı İnceleme Sırasındaki Model bakımından doğru olabilir. Ancak aynı sonucun İnceleme Öncesi Model için de peşinen kabul edilmesi tartışmalı.</p>
<p><strong>Kanun neyi şart koşuyor?</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 371’inci maddesindeki pişmanlık düzenlemesinin özü basit: Mükellef vergi kaybına yol açan hatasını belirli şartlarla kendiliğinden bildirirse vergi ziyaı cezası kesilmiyor.</p>
<p>Kanun, bildirimin ilgili vergi türünde vergi incelemesine başlanmadan veya konu takdir komisyonuna gönderilmeden önce yapılmasını arıyor. Nitekim 2021 yılında yapılan değişiklikle de “herhangi bir vergi incelemesi” yerine özellikle haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türü esas alındı. Vergi incelemesinin başlangıcı da VUK’un 140’ıncı maddesinde ayrıca düzenlenmiş; incelemenin konusu ve incelemeye başlanıldığı mükellefe yazıyla bildiriliyor.</p>
<p>Buna karşılık Kanunda, “vergi idaresinin olaydan haberdar olması” ya da eski ifadeyle olayın “idarenin ıttılaına girmesi” başlı başına ve açık bir pişmanlık engeli olarak sayılmış değil.</p>
<p><strong>Yargı “kendiliğindenlik” unsurunu da arıyor</strong></p>
<p>Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 11 Mart 2020 tarihli E.2019/1545, K.2020/283 sayılı kararı burada önemli.</p>
<p>Kurul, pişmanlığın temel şartlarından birinin kanuna aykırı davranışın kendiliğinden bildirilmesi olduğunu vurguluyor. “Kendiliğinden” olmayı da mükellefin dıştan gelen bir korku, baskı veya tehdit olmaksızın kendi iradesiyle hareket etmesi olarak açıklıyor. Kararın konusu, idarenin müeyyideli yazısından sonra pişmanlıkla ve ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleriydi. Kurul, pişmanlığın koşula bağlanamayacağı sonucuna ulaştı.</p>
<p>Bu karar idare açısından önemli. Çünkü mükellefin bir uyarı veya baskı sonrasında harekete geçmesi halinde “kendiliğindenlik” tartışması doğabilir.</p>
<p>Ancak buradan, idarenin olayı öğrenmesinin tek başına ve her durumda pişmanlığı otomatik olarak sona erdirdiği sonucu çıkmıyor. Kararın esas tartışması “ıttıla” değil, pişmanlığın kendiliğinden ve koşulsuz olması.</p>
<p>Nitekim Danıştay 7. Dairesi’nin 7 Mart 2022 tarihli E.2019/2221, K.2022/846 sayılı kararı sınırın dikkatli çizilmesi gerektiğini gösteriyor. Daire, vergi incelemesi başlamış olsa bile inceleme tamamlandıktan sonra incelemede tespit edilen hususlar dışında kalan konular yönünden pişmanlıktan yararlanılmasına kanunen engel bulunmadığını kabul ediyor.</p>
<p>Yani yargı bir taraftan “kendiliğindenlik” arıyor, diğer taraftan incelemenin varlığını bile bütün vergi ve işlemler bakımından sınırsız bir pişmanlık engeli saymıyor. İncelemenin konusu ve kapsamı önem taşıyor.</p>
<p><strong>GİB’de de aynı tartışma var</strong></p>
<p>Bu konu VDK-İHD ile başlamadı. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bazı KDV uygulamalarında yıllardır benzer bir yaklaşım görülüyor.</p>
<p>Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanıldığı yönünde olumsuz tespit bulunan mükelleflere gönderilen “Olumsuzluğun Giderilmesine Davet” yazılarında, mükelleften işlemin gerçekliğini ispat etmesi veya KDV beyannamesini düzeltmesi isteniyor.</p>
<p>Bu yazıların eklerinde, 2015/1 KDV Uygulama İç Genelgesine dayanılarak yapılan tespitlerin “vergi dairesi ıttıla’sına girdiği” gerekçesiyle düzeltme beyannamelerinin pişmanlık hükümlerine göre verilemeyeceği belirtiliyor. Gelir İdaresi’nin Pişmanlıkla Beyan Rehberi’nde de olumsuzluğun giderilmesi daveti üzerine yapılan bu tür düzeltmelerde pişmanlıktan yararlanılamayacağı açıklanıyor.</p>
<p>Sorun şu: “Kendiliğindenlik” şartı ile “idarenin ıttıla’sına girme” aynı şey mi?</p>
<p>Bence aynı şey olarak kabul edilmemeli. Kendiliğindenlik somut olayın şartlarına göre değerlendirilecek bir unsur. “Ittıla” ise idarenin olayı öğrenmesiyle pişmanlık hakkını otomatik sona erdiren ayrı bir eşik gibi kullanılıyor. Böyle bir eşik getirilecekse açık hukuki dayanağı bulunmalı.</p>
<p><strong>26’ncı cevap iki model için aynı olamaz</strong></p>
<p>Bu nedenle VDK-İHD Rehberi’nin 26’ncı sorusuna verilen cevabın iki model bakımından ayrıştırılması gerekiyor.</p>
<p>İnceleme Sırasındaki Model’de ilgili vergi türünde inceleme hukuken başlamışsa VUK 371’deki engel zaten gündeme gelir.</p>
<p>İnceleme Öncesi Model ise farklı. VDK’nın kendi açıklamasına göre henüz inceleme görevi oluşturulmamış, incelemeye başlanmamış ve dosyanın incelemeye dönüşmeden kapanması mümkün.</p>
<p>Elbette mükellef hazırlık yazısını aldıktan sonra hatasını düzeltmek isterse, yargı kararlarındaki “kendiliğindenlik” ölçüsü ayrıca tartışılabilir. Fakat bu değerlendirme ile “İHD konusu hakkında hiçbir şekilde pişmanlıktan yararlanılamaz” şeklindeki genel kural aynı şey değil.</p>
<p><strong>Ya uygulama değişmeli ya kanun</strong></p>
<p>Kanaatimce iki yoldan biri seçilmeli.</p>
<p>Mevcut VUK 371 uygulanacaksa, İnceleme Öncesi Model’de ilgili vergi türünde henüz incelemeye başlanmamış mükellefin pişmanlık talebi, kanundaki şartlar ve Danıştay’ın ortaya koyduğu “kendiliğindenlik” ölçüsü çerçevesinde somut olay bazında değerlendirilmelidir. Rehberle kategorik bir yasak getirilmemelidir.</p>
<p>Eğer GİB ve VDK, olayın idarenin bilgisine girmesini pişmanlığı sona erdiren kesin bir aşama olarak görmek istiyorsa, bunun yeri iç genelge veya rehber değil kanundur. VUK 371 yeniden düzenlenir; hangi tespit veya bildirimin pişmanlık hakkını sona erdireceği açıkça yazılır.</p>
<p>Bugün kanun “incelemeye başlanması” ve “kendiliğinden bildirim” üzerinden bir sistem kuruyor. İdari uygulamada ise “ıttıla” kavramı ayrı bir sınır gibi kullanılıyor.</p>
<p>Bu fark giderilmeli. Aksi halde VDK-İHD, daha inceleme başlamadan yeni bir vergi uyuşmazlığı alanı yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-incelemeye-hazirlik-dosyasi-ve-pismanlik-hakki-85528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VDK incelemeye hazırlık dosyası ve pişmanlık hakkı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arvento-yapay-zeka-cagi-analitigine-hazir-85526</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arvento, yapay zekâ çağı analitiğine hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arvento, kısa pantolonlu halini bildiğim şirketlerden. Araç takibi ve filo yönetimi şirketi olarak kurulan Arvento’nun bugün analitik alanında yaptığı işler şirketlerin yönetim katına veri sağlamaya kadar uzanmış. Gelinen noktada Arvento’yu, şirketlerin en önemli girdisi olan verinin ve bunun üzerinden yapılan analitiğin tedarikçisi olarak yapay zekâ çağındaki rolüne hazır görüyorum.</p>
<p>Arvento Genel Müdür Yardımcısı Cem Devrim, “Biz, şirketlerin bütün kor ihtiyaçlarında operasyon olarak kullandıkları ana sistemlerden biri haline gelebiliyoruz. Birçok şirketten yönetim kurulunda Arvento datalarını kullandıklarını şahsen de duydum; Arvento'yu sistem olarak kullanıyoruz ve buradan hareketle raporlamamızı yapıyoruz şeklinde geri dönüşler alıyoruz.” diyor.</p>
<p>Bu, bugün gelinen nokta ile ilgili çarpıcı bir ifade. 2005’te araç takip sistemi olarak başlayan işin bugün nasıl bir analitik işine dönüştüğünü ve Arvento’yu şirketlerin en önemli girdisi ya da eski ekonomideki terim ile hammaddesi konusunda bir tedarikçi haline getirdiğini gösteriyor. </p>
<p>Analitik tarafını sadece bir teknoloji işi olarak da görmemek gerekiyor; bu işin bir de önemli ekonomik boyutu var. Yapılan sürücü analizinin bir arabanın kötü kullanıldığını göstermesi bazında bu çok önemli bir maddi büyüklük oluşturmayabiliyor ancak bir güzergâhta çalışan 500 araç söz konusuysa, kötü kullanımın hem operasyonel maliyetler hem de bakım maliyetler i açısından getirdiği yük kayda değer hale geliyor. Ani hızlanma, ani yavaşlama, savrulma gibi araçla ilgili verilerin yanı sıra sürücünün gergin ya da uykulu olması gibi veriler de takip edilebiliyor. “500 metre ileride trafik ışığı varken önce gazı kökleyip sonrasında da son anda frene basan sürücüleri de tespit edebiliyoruz” diyen Devrim, bu gibi şeyleri ölçebildikleri gibi video ile de tespit edebildiklerini söyledi. Video analitiği uzun süreden beri hayatımızın içinde olmasına karşın hâlâ çok etkileyici ancak buradaki verinin, analitiğin bir sonraki adımı olan yapay zekâ analitiği ile şirketlerin para kaybettiği noktaları ortaya koyan bir araca dönüşmesi asıl vurucu noktayı oluşturuyor. Devrim, işlerinin raporlamadan yatırım dönüşü (return on investment-ROI) dahil olmak üzere bir yönetim destek aracına dönüşmesini “kara koyun” benzetmesi ile anlatıyor: “Ham datanın daha analitik olarak kullanılması ve raporların daha akılcı yapay zekâ kullanılarak oluşturulması, kodlanmış bir fonksiyonla ‘bana mesafe raporu ver’ işi yapmaktan “benim bu haftaki kara koyunlarımı çıkar tarzı bir şekle dönüşüyor. Bu sayede şu anda bu çözümlerin ROI’lerini çok hızlı belirleyip yatırım dönüşünü çok hızlı bir şekilde alabiliyorsun. Üstelik belli bir adedin üstünde bir filo büyüklüğü olduğunda, çok kaba şeyler dışında o filodaki hareketleri sadece manuel hareketlerle takip etmek imkânsızlaşıyor. Bu yeni nesil sistemlerle ve çözümlerle incelikleri bu şekilde yakalamak mümkün oluyor.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Bugün maliyet yönetimi ve tasarruf en önemli konulardan biri haline gelmiş durumda. Araçların en önemli iki maliyet kalemini yakıt ve lastik oluşturması bu iki tarafı öncelikli hale getiriyor. Arvento’nun lastik konusundaki raporlaması, şirketin tarihçesinin son dönemindeki önemli yeniliklerinden biri. Bunun Arvento’nun çoğunluk hissesinin 2022’de Brisa tarafından satın alması ile de ilgisi var. Lastik işine geçmeden önce, şirketin yolculuğuna bir değinmekte yarar var. Malumunuz, bugünlerde “The Odyssey” oldukça popüler.</p>
<p><strong>Araç takibinden veri analitiğine uzanan yolculuk</strong></p>
<p>Geleneksel iş tanımı ile araç takip ve filo yönetim sistemleri alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi Arvento'nun tarihi, 2005’te Ankara’da kurulması ile başlıyor. Tamamen yerli sermaye ve güçlü Ar-Ge yatırımlarıyla Ankara’da kurulan Arvento, faaliyetine 2005 sonunda 12 müşteri ve 240 araçlık başlangıç kapasitesiyle adım atıyor. Yazılım ve donanımlarını kendi bünyesinde geliştirme stratejisini benimseyen şirket, kısa süre içerisinde Türkiye genelinde yapılanarak araç takip ve mobil çözümler alanında pazar liderliğini ele geçiriyor.</p>
<p>Türkiye’deki büyüme adımlarının ardından globalleşme defterini açan ve uluslararası pazarda büyümeye yönelik adımlar atan Arvento, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve farklı bölgelerdeki anlaşmalarla yurtdışında büyüyor. Zaman içinde 3 kıtada, yirminin üzerinde ülkede faaliyet gösteren küresel bir oyuncu haline gelen şirket bugün 160 bin müşteri ve 1,6 milyon araca ulaşmış durumda.</p>
<p>İlk yıllarında eşyanın interneti (IoT) cazip bir alanken, aralarında sermaye bağlantısı olmamasına karşın Turkcell ile yakın çalışması, karşılıklı büyümeye hizmet eden bir durum yaratıyor. Arvento'nun Turkcell ile uzun soluklu ve güçlü iş ortaklığının en önemli boyutlarından biri, makineler arası iletişim (M2M) alanında ortaya çıkıyor. Arvento, araç takip sistemlerinin anlık konum, veri aktarımı ve raporlama için ihtiyaç duyduğu GSM/M2M altyapısı konusunda Arvento, araç içi cihazlarındaki veri iletişimi için yıllardır Turkcell altyapısını ve M2M SIM kart çözümlerini aktif olarak kullanıyor.</p>
<p>Gemini, yaptığımız analizde iki noktaya daha dikkat çekiyor: Bunlardan ilki, Turkcell İş Ortakları Programı ve yapay zekâ bunu “Arvento, Turkcell İş Ortakları Programı kapsamında en üst düzey unvan olan ‘Gold Partner’ statüsünü uzun yıllar boyunca üst üste taşımış ve bu alanda önemli başarılara imza atmıştır.” şeklinde ifade ediyor. İkincisi ise ortak kampanyalar ve Gemini bunu da “İki şirket geçmişte ve günümüzde kurumsal müşterilere yönelik ortak IoT ve araç takip kampanyaları (örneğin Turkcell Kurumsal üzerinden sunulan paketler ve cihaz finansman modelleri) yürütmüştür.” şeklinde açıklıyor.</p>
<p>Gemini, tarihçeye ışık tutması açısında şu notu da düşüyor: “Doğrudan bir sermaye bağı veya sahiplik anlamında Turkcell bünyesinde yer almamış; ancak teknolojik entegrasyon ve pazarlama/kurumsal çözüm ortaklığı anlamında güçlü bir bağ kurmuştur. Arvento'nun çoğunluk hisseleri daha sonra Sabancı Holding ve Bridgestone ortak girişimi olan Brisa tarafından satın alınmıştır.</p>
<p>Başlangıç döneminde bu stratejinin sonuçlarına baktığımızda, Arvento’nun Deloitte Teknoloji Fast50 Türkiye listelerinde yer alarak en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasına girdiğini, 2014’te uluslararası araştırma kuruluşu ABI Research tarafından yayımlanan raporda, alanında dünyanın en büyük beşinci araç takip şirketi olarak gösterildiğini ve Avrupa İş Ödülleri'nde kendi kategorisinde ‘Avrupa'nın En Başarılı Şirketi’ seçildiğini görüyoruz.  </p>
<p>Gemini, bugünkü durum içinse, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kurulduğu günden bu yana kazancının önemli bir kısmını Ar-Ge'ye ayıran Arvento; yapay zekâ, IoT (Nesnelerin İnterneti) ve büyük veri analitiği tabanlı çözümleriyle Türkiye genelinde hizmet vermektedir. Arvento, sektördeki lider konumunu ve global operasyonlarını sürdürmektedir.”</p>
<p>Değerlendirmesinde güncel bilgi yerine şirketin müşteri sayısının 135 bini aştığı döneme takılan Gemini’ın ifadelerini biraz tıraşladım.</p>
<p>Şirketin tarihçesinde önemli bir aşama da, çoğunluk hissesinin Brisa tarafından satın alınması ile 2022’de Sabancı Grubu bünyesine katılması. 2022 başında, Sabancı Holding ve Bridgestone'un ortak girişimi olan Brisa, Arvento Mobil Sistemleri'nin yüzde 88,89’luk çoğunluk hissesini satın alma sürecini tamamlıyor. Bu satın almayı anlamak için arkasındaki stratejik hedefe de bakmak gerekiyor. Gemini bu stratejik hedefi ve ortaya çıkan yapıyı şöyle tanımlıyor:</p>
<p>Stratejik Hedef: Bu birleşme ile Brisa, yalnızca bir lastik üreticisi olmanın ötesine geçerek bir "mobilite çözümleri" şirketine dönüşmeyi hedeflemiştir. Brisa, Arvento'nun filo telematiği ve veri analitiği konusundaki uzmanlığını kendi lastik teknolojileri ve servis ağıyla entegre etmeyi amaçlamıştır.</p>
<p>Yapı: Arvento, Sabancı Holding ve Bridgestone ortaklığındaki Brisa bünyesinde faaliyetlerine devam ederek, filo yönetimi ve mobilite çözümleri alanındaki çalışmalarını bu çatı altında sürdürmektedir.</p>
<p>Devrim’in lastik takibi ile ilgili anlattıklarına geçmeden önce bu notları düşmeyi yararlı buluyorum. Arvento’nun kuruluş yıllarında ülkenin lider mobil operatörü Turkcell ile işbirliği yapması, gelişmekte olan IoT alanındaki başarısı için önemli bir zemin sağlıyor. Son dönemde lastik alanında uzman bir şirket tarafından satın alınması ise, sadece araçların en önemli iki maliyet kaleminden biri ile ilgili uzmanlığı kucaklaması değil, günümüzde teknoloji işlerindeki en önemli başarı faktörü olan derinleşmeyi yakalamasına da yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Lastik uzmanlığı ve operasyonel derinleşme</strong></p>
<p>Devrim, “Brisa bir lastik üreticisi ve doğal olarak filolar için çok önemli olan lastik konuları biraz daha ön plana çıktı. Filolar için iki tane maliyet kalemini lastik ve yakıt oluşturuyor. Lastiği uzun ömürlü kullanmak, yakıtı da efektif kullanmak maliyete doğrudan etki eden faktörler. Milyon kilometre yapan biliyorsunuz araçlar var TIR filolarında ve yakıtı ile lastiğini optimal kullanıyorsa tabii ciddi şekilde maliyetlerini düşürebiliyor veya optimize edebiliyor. Brisa birleşmesinin ardından biz lastik basınç ölçümü ve raporlanması gibi işlere girdik. Şu anda öyle bir çözümümüz var. Hem siboptan takılabilen hem de belt (kemer) tipi dediğimiz, lastiği sökerek janta takılabilen iki tane sensör önerebiliyoruz. Bunlarla lastik performansı hem şoför tarafından hem de Arvento Connect uygulaması üzerinden merkezden izlenebiliyor.” diyor.</p>
<p>Bu izleme için Avrupa’da araçların içine ekran (display) konulurken Türkiye’de maliyet nedeniyle bunun benimsenmemesi cep telefonlarını ekran olarak kullanmayı getiriyor. Bu noktaya dikkat çeken Devrim, “Cep telefonu ekran (display) olarak kullanmak, bize esneklik sağlıyor. Şoförün izlemesi gereken sıcaklık gibi bilgileri merkeze gönderip buradan yönetmenin önüne geçiyor. Örneğin sıcaklık düştüğünde, filo yöneticisini devreye sokmaya gerek olmadan şoför gerekeni yapabiliyor.” diyor.</p>
<p>Arvento Connect odaklı bir arama yaptığınızda Gemini’dan, Arvento’nun çözüm portföyünde  denizcilik ve tekne takip çözümleri de bulunduğunu öğrenebiliyorsunuz: “Arvento'nun deniz araçları için sunduğu özel takip sistemleri seyir güvenliği ve rota takibi odaklı çözümleri içeriyor.”</p>
<p>Bu yaygınlaştırma ile benim bahsetmek istediğim operasyonel derinleşme birbirinden biraz farklı. Bu derinleşmenin iyi örneklerinden biri soğuk zincir yönetimi: “Kablolu veya kablosuz Bluetooth sensörler takılabiliyor. Bunların içinde sıcaklık sensörleri ve hareket sensörleri (gyro) var. Bu cihazlarımız, internet bağlantısı olmayan depolarda havadan depo sıcaklığını ölçmek için de kullanılıyor. Bu cihazlarda kendi üzerinde log tutma özelliği de var ve araçlarda kullanıldığında sıcaklığı yolculuk boyunca loglayabiliyorsun. Bu da teslimatın güvencesini (proof of delivery) oluşturuyor.” diyor Devrim. Benim aklıma hemen, son dönemde sıcaklar nedeniyle sorun yaşadığım yumurta geliyor. Devrim tavuk etinin aynı derecede dikkatle izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ancak biraz sohbet edince, asıl klasik ürünün dondurma olduğu aklımıza geliyor. Dondurma eriyip tekrar donduğunda şekli bozulmasa bile tadı bozuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arvento-yapay-zeka-cagi-analitigine-hazir-85526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arvento, yapay zekâ çağı analitiğine hazır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz.</strong></p>
<p>Türk ekonomisi zor bir dönemden geçiyor. Yüksek enflasyon, finansman maliyetleri, enerji ve hammadde fiyatlarındaki oynaklık, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısı sanayinin hareket alanını daraltıyor. Bu koşullarda sanayinin önündeki temel soru; yalnızca daha fazla nasıl üreteceği değil, daha az kaynak, enerji ve hammaddeyle nasıl daha fazla değer yaratacağıdır. Çevre politikalarının bir alt başlığı gibi görülse de, döngüsel ekonomi, tam da bu soruya yanıt veren bir üretim ve iş modeli olarak öne çıkıyor. Çevresel kazanımların yanında verimliliği ve rekabet gücünü de artıran bir çıkış stratejisi sunuyor.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi neden önemli?</strong></p>
<p>Geleneksel ekonomik model, “al-üret-kullan-at” prensibine dayanıyor. Döngüsel ekonomi ise ürünlerin, malzemelerin ve kaynakların değerini mümkün olduğunca uzun süre korumayı, atık oluşumunu azaltmayı ve kaynakları yeniden kullanmayı hedefliyor. Bu dönüşümün gerekliliği artık yalnızca çevre politikalarıyla açıklanamayacak kadar belirgin. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Uluslararası Kaynak Paneli'ne göre doğal kaynak çıkarımı son 50 yılda üç katına çıktı. Mevcut eğilim sürerse kaynak çıkarımının 2060'a kadar 2020 seviyesine göre yüzde 60 artması bekleniyor.<sup>(1)</sup></p>
<p>Türkiye açısından sorun daha da kritik. Ülkenin enerji ve hammadde ithalatına yüksek bağımlılığı, kaynak verimliliğini doğrudan ekonomik bir mesele hâline getiriyor. Dünya Bankası, Türkiye’nin iklim ve enerji dönüşümünü hızlandırmasının 2040’a kadar yaklaşık 146 milyar dolarlık ekonomik kazanım sağlayabileceğini hesaplıyor.<strong><sup>(2)</sup> </strong>Döngüsel ekonomi de bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p><strong>UDESEP önemli bir başlangıç</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu alandaki en önemli politika adımlarından biri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (UDESEP). UDESEP; elektronik ve bilgi-iletişim teknolojileri, batarya ve araçlar, ambalaj, plastik, tekstil, inşaat ve binalar ile gıda ve biyokütle olmak üzere yedi sektörü önceliklendiriyor. Bu tercih tesadüfi değil. Bu sektörler hem yüksek miktarda kaynak tüketiyor, hem de döngüsel dönüşüm için önemli ekonomik fırsatlar barındırıyor.</p>
<p>Türkiye’nin 2018 yılı için hesaplanan döngüsellik oranının yüzde 4,5 seviyesinde olması,<strong><sup>(3)</sup></strong> önümüzdeki potansiyeli gösteriyor. Ancak kritik olan yalnızca geri dönüşüm oranlarını artırmak değil. Asıl mesele, üretim süreçlerini kaynakları daha uzun süre ekonomide tutacak şekilde yeniden tasarlamak.</p>
<p><strong>Türk sanayisi için yeni bir çıkış planı</strong></p>
<p>Türk sanayisinin temel sorunu yalnızca daha fazla üretmek değil. Bunu daha yüksek katma değerle, daha düşük kaynak ve enerji maliyetiyle yapabilmek. OECD'nin 2025 Türkiye Ekonomik Araştırması, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte ek işgücü yoluyla sağlanacak büyüme potansiyelinin daraldığını, sürdürülebilir büyümenin giderek daha fazla verimlilik artışına bağlı olacağını vurguluyor.<strong><sup>(4)</sup></strong> Döngüsel ekonomi tam da bu noktada bir sürdürülebilirlik politikası olmaktan çıkıp sanayi politikası hâline geliyor. Daha az hammadde kullanımı, atığın üretim girdisine dönüştürülmesi, ürünlerin tamir edilebilir ve yeniden kullanılabilir şekilde tasarlanması, sanayi işletmeleri arasında yan ürün ve atık değişimi maliyetlerini azaltırken yeni iş modelleri ve pazarlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomiye adaptasyon bir tercih olmamalı</strong></p>
<p>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz. Türkiye’nin yeni sanayi hikâyesi belki de daha fazla üretmekten değil, ürettiğimiz değeri daha uzun süre ekonomide tutabilmekten geçmeli.</p>
<p>---</p>
<p>https://www.unep.org/resources/Global-Resource-Outlook-2024</p>
<p>2 World Bank. (2022). Türkiye country climate and development report. World Bank.</p>
<p>3 https://www.eea.europa.eu/en/europe-environment-2025/countries/turkiye/circular-material-use-rate</p>
<p>4 OECD. (2025). OECD economic surveys: Türkiye 2025. OECD Publishing.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atılımlar ve gerilimler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otomotiv sanayisinde yeni yatırımlar umut verirken, Avrupa’daki zayıf talep, AB’nin yeni sanayi politikaları, yüksek maliyetler ve finansmana erişim sorunları sektörün önündeki yapısal riskleri koruyor. 2027’de toparlanmanın gücü, yalnızca üretim hatlarına değil Brüksel’deki müzakerelere de bağlı olacak. OSD’nin verileri sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Yılın ilk 7 ayına ilişkin Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verileri, ilk bakışta üretim ve ihracatta ciddi bir daralma resmi çiziyor. Otomobil üretimi yüzde 19, adet bazında toplam ihracat yüzde 14 gerilemiş durumda. Ancak OSD Başkanı Cengiz Eroldu, bu tabloyu pasif bir kriz yansıması olarak değil, aksine bilinçli ve planlı bir geçiş döneminin parçası olarak açıklıyor. Yaşanan üretim kaybının önemli bir kısmı, bayram ve idari tatillerden kaynaklanan beş-altı günlük çalışma kaybı ile yeni model ve kapasite yatırımları için hat hazırlıklarından oluşuyor. Yani sektör, uzun vadeli rekabet gücü için kısa vadede hacim fedakârlığı gösteriyor. Bu stratejik tercihin en somut göstergesi ise, üretim hacmi düşerken dolar bazında ihracatın 23,9 milyar dolar ile tarihi zirveye ulaşması… Sektör artık kaç adet ürettiğinden çok, ne değerde ürettiğiyle ölçülüyor.</p>
<p><strong>Yeni model yatırımları otomobil hattında yoğunlaşıyor</strong></p>
<p>İç pazarda da benzer bir yapısal kırılma yaşanıyor. Toplam pazar yüzde 11 daralırken, yerli otomobil satışları yüzde 4 artmış ve yerli üretim araçların pazar payı yüzde 29’dan yüzde 34’e yükselmiş. Hafif ticari araçta ise yerli satış artışı yüzde 13’ü buluyor. Başkan Eroldu’nun ifadesiyle, bu “yatırımların ilk sonuçlarını görmeye başladığımızı” gösteriyor. Dolayısıyla 2026’nın ilk yarısı, ithalatın baskılandığı, yerli üretimin korunduğu bilinçli bir pazar yönetiminin de ürünü olarak okunabilir. Segment bazında ise ticari araç üretimindeki yüzde 9’luk artışa karşılık otomobildeki yüzde 19’luk düşüş, yeni model yatırımlarının ağırlıklı olarak otomobil hattında yoğunlaştığını, ticari araçların ise mevcut kapasiteyle yoluna devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Yılın son çeyreği ve 2027 perspektifinde ise sektörün en belirleyici sınavı, yeni modellerin devreye girmesinden çok, Avrupa pazarındaki talep ve rekabet koşulları ile AB Sanayi Hızlandırma Yasası “IAA”ya ilişkin müzakerelerin seyri olacak. Başkan Eroldu, yeni yatırımların olumlu etkisinin son çeyrekte ve asıl olarak 2027’de hissedileceğini belirtirken, bu iyimserliğin iki ciddi sınırlayıcısı olduğunu da hatırlatıyor; Avrupa’daki talep zayıflığı ve iç pazardaki daralmanın üretime yansıması. Yılsonu beklentisi de, 2025 seviyesinin bir miktar altında, fakat yine de pozitif üretim ve ihracat performansı… Bu, 2026’nın bir “dip-yapılanma” yılı olarak konumlandırıldığını ve asıl toparlanmanın 2027’ye ertelendiğini gösteriyor. OSD’nin 2027 gündeminde ise “IAA”, Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşullarını yeniden tanımlayacak en kritik başlık. Başkan Cengiz Eroldu’nun vurgusu, Türkiye’nin Gümrük Birliği ortağı ve Avrupa otomotiv değer zincirinin ayrılmaz parçası olarak tanımlanması gerektiği yönünde. Makro maliyet baskıları, finansmana erişim ve öngörülemezdik ise rekabet gücünün ikinci ayağı olarak masada kalmaya devam ediyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada Hyundai Motor Türkiye’nin İzmit fabrikasında Ioniq 3’ün seri üretimine başlaması, OSD’nin anlattığı dönüşümün en elle tutulur dış onayı olarak karşımıza çıktı. Son iki yılda fabrikanın yaklaşık yüzde 50’sinin modernize edildiği ve binden fazla çalışanın yeni roller üstlendiği bu yatırım, OSD’nin “yeni model hat geçişleri” nedeniyle yaşanan üretim kaybı tezini doğruluyor. Hyundai’nin Türkiye’yi Güney Kore dışındaki en uzun süreli yurtdışı tesisi olan İzmit’te, tam elektrikli ilk aracını üretmek üzere seçmesi, sektörün planlı dönüşümünün uluslararası sermaye nezdinde karşılık bulduğunun açık bir göstergesi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’ın “yeni nesil mobilite vizyonumuzun küresel otomotiv üreticileri nezdinde karşılık bulduğunun ispatı” sözü de bu tezi destekliyor. Ayrıca, Hyundai Motor Europe CEO’su Xavier Martinet’in “Türkiye’ye güvenimiz Ioniq 3’ün ötesine uzanıyor” açıklaması, bu yatırımın tek seferlik olmadığını, Türkiye’nin Avrupa’nın mobilite dönüşümündeki rolüne duyulan stratejik güveni yansıtıyor. Eğer Türkiye otomotivi, Avrupa sınırlarında kalırsa, Ioniq 3’ün yanına başka “yerli” elektrikliler de gelecektir… Ki, zaten İzmit’te yenilenecek i20 ile Bayon da, sırada bekliyor…</p>
<p>Peki bu yatırım, OSD’nin ifade ettiği sektörel gerilimleri ne ölçüde hafifletebilir? Ioniq 3, ilk aşamada yıllık 30 bin adetlik elektrikli araç kapasitesiyle, OSD’nin katma değerli ihracat ve yerli üretim payı hedeflerine doğrudan katkı sağlayacak. Fabrikanın mevcut ihracat oranının yüzde 80 olduğu düşünülürse, bu modelin Avrupa’ya yönelik yüksek birim fiyatlı ihracatı, dolar bazındaki ihracat artış trendini daha da güçlendirecektir. Aynı zamanda iç pazarda yerli elektrikli arzını artırarak, OSD’nin olumlu gördüğü yerlilik oranındaki sıçramayı hızlandıracaktır. Dolayısıyla Ioniq 3, sektörün üretim, kapasite ve ürün portföyü düzeyindeki stresini önemli ölçüde azaltan, hatta OSD başkanının “yatırımların ilk sonuçları” tanımlamasını daha da güçlendiren bir adım.</p>
<p><strong>Yatırım güçlü, yapısal gerilimler sürüyor</strong></p>
<p>Ancak bu noktada ayrımı net yapmak gerek: Ionıq 3 gibi tek bir yatırım, sektörün makro düzeydeki yapısal gerilimlerini çözmeye yetmez. OSD’nin 2027 gündeminde ilk sıraya koyduğu AB Sanayi Hızlandırma Yasası IAA ve Türkiye’nin bu yasa karşısındaki konumu, Hyundai’nin İzmit’teki yatırımıyla aşılabilecek bir risk değil. Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşulları, müzakere masasında belirlenecek. Ioniq 3, Türkiye’nin cazibesini ve sanayi altyapısını göstererek bu müzakerelerde bir koz sunabilir, ancak diplomasinin yerini tutamaz. Aynı şekilde kur-enflasyon makası, finansmana erişim zorluğu, maliyet baskıları ve Çin kaynaklı küresel rekabet, tüm sektör oyuncularını etkileyen makroekonomik ve jeopolitik faktörler olarak varlığını koruyacaktır. Ioniq 3, bu baskıları hafifletebilir ama ortadan kaldıramaz.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye otomotiv sanayi için mevcut durum, birbirini tamamlayan iki gerçeklikten oluşuyor. Bir yanda Ioniq 3 ile somutlaşan, özel sektör yatırımlarıyla desteklenen başarılı bir dönüşüm var. Diğer yanda ise AB’nin sanayi politikası, makroekonomik istikrar ve küresel rekabet koşulları gibi sektörün doğrudan kontrolü dışındaki faktörlerin belirlediği bir gerilim alanı... OSD’nin kendi verileri ve açıklamaları, sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor. Ioniq 3 bu diplomasinin en parlak örneklerinden biri; ancak Brüksel’deki müzakere masasında alınacak sonuçlar ve makroekonomik koridor, Türkiye otomotiv sanayinin 2027 ve sonrasındaki gerçek performansını belirleyecek anahtar olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atılımlar ve gerilimler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca büyüme, ihracat ve yatırımla açıklanabilecek bir düzlemde ilerlemiyor. Ticaret politikaları giderek daha fazla güvenlik, teknoloji, enerji ve jeopolitik rekabetle iç içe geçiyor. Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin son yıllarda benimsediği ekonomik stratejiler bu dönüşümün en net göstergesi.</p>
<p>Bugün üç büyük ekonomik blok aynı küresel sistem içinde hareket ediyor olsa da her biri farklı araçlarla güç üretmeye çalışıyor. Çin üretim ölçeği ve bütünleşmiş sanayi kapasitesiyle öne çıkarken, ABD yatırım teşvikleri ve korumacılığı merkeze alıyor. Avrupa Birliği ise daha çok regülasyonlar, standartlar ve piyasa kuralları üzerinden nüfuz üretmeye çalışıyor. Bu farklılaşma yalnızca ticaret politikalarını değil, önümüzdeki dönemin küresel güç dengesini de şekillendiriyor.</p>
<p>Çin’in yükselişinin temelinde ölçek ekonomisi bulunuyor. Pekin yönetimi uzun yıllardır üretim kapasitesini devlet destekli finansman, ihracat teşvikleri ve stratejik sektör yatırımlarıyla büyüttü. Özellikle kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinde oluşturduğu dikey entegrasyon dikkat çekici boyutta. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Çin bugün nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda yüzde 90’ın üzerinde paya sahip. Elektrikli araçlardan savunma sanayine kadar birçok sektör için kritik önemdeki mıknatısların üretiminde de küresel hâkimiyet kurmuş durumda.</p>
<p>Bu tablo Çin’e yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir avantaj da sağlıyor. Çünkü günümüz dünyasında enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma teknolojileri büyük ölçüde bu hammaddelere bağımlı. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği altyapı ve finansman ağı da bu stratejinin küresel ayağını oluşturuyor. Çin böylece yalnızca mal ihraç etmiyor; limanlardan lojistik ağlara kadar ticaretin fiziksel altyapısını da şekillendiriyor.</p>
<p>ABD ise farklı bir yol izliyor. Washington son dönemde ticaret politikasını klasik serbest piyasa anlayışının ötesine taşıdı. Özellikle yarı iletkenler, temiz enerji teknolojileri ve ileri üretim alanlarında büyük kamu teşvikleri devreye sokuldu. CHIPS Act ve Inflation Reduction Act gibi düzenlemeler, stratejik sektörleri yeniden ABD içinde konumlandırmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak ABD’nin yaklaşımı yalnızca iç yatırım politikasıyla sınırlı değil. Washington aynı zamanda “friend-shoring” olarak tanımlanan müttefiklerle tedarik zinciri kurma stratejisini benimsiyor. Çin’e bağımlılığı azaltmak amacıyla üretim ağlarının dost ve güvenilir ülkeler arasında yeniden dağıtılması hedefleniyor. Buna paralel olarak tarifeler ve ticaret kısıtlamaları da yeniden güçlü bir politika aracına dönüşmüş durumda.</p>
<p>Avrupa Birliği ise bu iki modelden farklı bir çizgide ilerliyor. Brüksel’in temel gücü üretim kapasitesinden çok, büyük iç pazarı ve regülasyon oluşturma yeteneği. Karbon düzenleme mekanizması (CBAM), yabancı sübvansiyon düzenlemeleri, dijital kurallar ve sürdürülebilirlik standartları bu yaklaşımın somut örnekleri.</p>
<p>AB’nin son yıllarda sıkça kullandığı “açık stratejik otonomi” kavramı tam da bu noktada önem kazanıyor. Bu yaklaşımın temel amacı Avrupa’nın tamamen içe kapanması değil; kritik alanlarda dış bağımlılıkları azaltırken ekonomik açıklığı korumak.</p>
<p>Aslında bu politika bir zorunluluktan doğdu. Avrupa bugün birçok stratejik hammaddede ciddi dış bağımlılığa sahip. Örneğin magnezyum tedarikinin büyük kısmı Çin’den geliyor. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli olan nadir toprak elementlerinde de Avrupa’nın kapasitesi oldukça sınırlı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji alanında yaşanan kırılganlık ise Brüksel’e ekonomik bağımlılıkların aynı zamanda jeopolitik risk anlamına geldiğini gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa Birliği artık yalnızca regülasyon üreten bir yapı olmak istemiyor. Kritik Hammaddeler Yasası, Net-Zero Industry Act ve Avrupa çip yatırımları gibi girişimler, AB’nin sanayi politikalarına daha aktif biçimde yöneldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Yine de Avrupa’nın önünde ciddi zorluklar bulunuyor. Çin’in devasa üretim kapasitesiyle veya ABD’nin agresif yatırım teşvikleriyle aynı hızda rekabet etmek kolay değil. Yüksek enerji maliyetleri, yavaş büyüme, yaşlanan nüfus ve dağınık sanayi yapısı AB’nin hareket alanını sınırlandırıyor.</p>
<p>Buna rağmen “açık stratejik otonomi”nin önümüzdeki dönemde küresel ticaret düzeni üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. Dünya ekonomisi tamamen kopmuş bloklara ayrılmasa da ticaret giderek daha fazla güvenlik ve stratejik bağımlılık perspektifiyle şekillenecek. Özellikle yarı iletkenler, bataryalar, savunma teknolojileri ve kritik mineraller gibi alanlarda devlet müdahaleleri artacak.</p>
<p>Bu yeni dönemde Avrupa’nın rolü belirleyici olabilir. Eğer AB regülasyon gücünü sanayi kapasitesiyle destekleyebilirse, küresel sistemde üçüncü bir model oluşturabilir: ne Çin tarzı devlet kapitalizmi ne de ABD tarzı sert korumacılık. Ancak bunu başaramazsa Avrupa, kuralları koyan fakat üretim zincirlerinde dışa bağımlı kalan bir ekonomik aktöre dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin Orta Doğu ve Körfez’de askeri varlığını azaltması, Türkiye için yeni bir jeopolitik alan açıyor. Ankara, Libya’dan Kızıldeniz’e uzanan hatta daha fazla sorumluluk üstlenirken, Washington’un bıraktığı boşluğu ne ölçüde doldurabileceği tartışılıyor.</strong></p>
<p>Türkiye Orta Doğu'dan sonra Kuzey Afrika'da da hareketlendi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Trablus, Bingazi ve Kahire’yi kapsayan yoğun diplomasi trafiği, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'na Mısır'ın da dahil olma ihtimali, Kızıldeniz’de kurulacak deniz güvenliği koalisyonuna katkı açıklaması birbiri ardına geldi. Belli ki Türkiye artık yalnızca bölgesel krizleri yöneten veya tehditleri sınırlarının dışında tutmaya çalışan bir aktör olmaktan çıkıp şekillenmeye başlayan yeni Orta Doğu düzeninde "oyun kurucu" rolünü üstlenmeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Mekke Anlaşması: Yeni yönelimin kilometre taşı</strong></p>
<p>Mekke Savunma Anlaşması Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki dış politika dönüşümünün en önemli kilit taşlarından birini oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma, ortak savunma mekanizmaları, düzenli askeri tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri ve siyasi koordinasyon yapıları öngörüyor. Her ne kadar taraflar anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulasa da, verilen mesajların ayrıntılarına bakıldığında Orta Doğu'da bir "cephe" kurulduğu ortada.</p>
<p><strong>Libya’da tarihi politika değişimi</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeni stratejisinin en dikkat çekici ayaklarından biri Libya’da görülüyor.</p>
<p>Ankara uzun yıllardır Trablus merkezli hükümetin en güçlü destekçilerinden biri olarak hareket etti. Son iki yıldır yaşanan gelişmeler ise, Türkiye’nin Libya politikasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Bingazi’de Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmenin sadece sembolik değil, stratejik bir anlamı da var;</p>
<p>Türkiye artık yalnızca Batı Libya’daki dengelerle ilgilenen bir aktör olmak istemiyor. Bunun yerine ülkenin doğusu ve batısıyla aynı anda temas kurabilen, her iki taraf üzerinde de etkisi bulunan bir güç konumuna yükselmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın arkasında enerji güvenliği, deniz yetki alanları, düzensiz göç rotaları ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri gibi birçok faktör bulunuyor.</p>
<p><strong>Mısır yakınlaşmasının önemi</strong></p>
<p>Ankara’nın bölgesel denkleminde Mısır’ın yeri çok kritik... Birkaç yıl öncesine kadar Libya ve Doğu Akdeniz nedeniyle sert rekabet içinde olan Türkiye ve Mısır bugün çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Karşılıklı ziyaretler, ekonomik işbirliği girişimleri ve Libya konusunda yürütülen temaslar ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Bu nedenle birçok gözlemci, Mekke Savunma Anlaşması’nın geleceğinin Kahire’nin tutumuna bağlı olduğunu düşünüyor. Fidan’ın Libya'dan sonra Kahire'yi ziyaret etmesi, burada Suudi ve Mısırlı mevkidaşı ile aynı masada poz vermesi önemliydi. Ankara'nın Mısır’ı Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki her türlü gelişmede “doğal ortak” olarak tanımlaması da Türkiye'nin uzun vadeli hedefini ortaya koyar nitelikte. </p>
<p>Belli Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninin zamanla daha geniş bir bölgesel yapıya dönüşmesini hedefliyor.</p>
<p>Ancak Kahire’nin önünde önemli kısıtlar bulunuyor. Mısır ekonomisinin Batı finansmanı ve Körfez sermayesine bağımlılığı, İsrail ile sürdürülen güvenlik dengesi ve Süveyş Kanalı’nın stratejik önemi, ülkenin keskin jeopolitik tercihler yapmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle kısa vadede Kahire'nin Mekke Anlaşması’na dahil olmasından ziyade daha esnek bir ortaklık modelinin öne çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Kızıldeniz ve Arap Körfezi’nde artan Türk varlığı</strong></p>
<p>Türkiye’nin son dönemde ilgisini açıkladığı en önemli girişimlerden biri de Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan Kızıldeniz deniz güvenliği koalisyonu oldu.</p>
<p>Bab ül Mendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip. İran savaşı sonrası dönemde bu hatların güvenliği daha da önemli hale geldi. Türkiye’nin bu girişime dahil olması, Ankara’nın güvenlik perspektifinin artık yalnızca yakın çevresiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Suudi Arabistan’a askeri ekipman ve savaş uçakları gönderildiğine ilişkin haberler ve savunma iş birliğinin derinleşmesi yönündeki açıklamalar da bu eğilimi destekliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye, Körfez güvenliğinde daha görünür ve daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz ve yeni rekabet dönemi</strong></p>
<p>Her "gruplaşmanın" mutlaka "karşıtının" olacağını da hesaplamak gerekiyor.</p>
<p>Nitekim Dışişleri Hakan Fidan'ın geçen hafta Mısır ziyaretinde "karşı ittifaklardan" bahsetmesi oldukça anlamlıydı.</p>
<p>"Bölgede başka ittifaklar bizlere karşı oluyor mu? Oluyor. Yani biz, Mekke İttifakı'nı imzalamadan önce biliyorsunuz İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan bir araya gelip, Akdeniz'de bir güvenlik ittifakı kurdular" diyen Fidan, aslında bir anlamda Mekke anlaşmasının da bu "karşı ittifakı" dengeleme amacını taşıdığı mesajını verdi.</p>
<p>Fidan'ın Mısır'da doğrudan İsrail'i hedef alması, Gazze barış antlaşmasına uymayacağını söyleyen bu ülkeye karşı sadece "Türkiye Dışişleri Bakanı" olarak değil, bir "ittifakın temsilcisi" gibi konuşması da önemliydi. Fidan, "Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak" dedi.</p>
<p><strong>Farklı krizleri aynı anda yönetebilmek…</strong></p>
<p>Türkiye'nin kurduğu ortaklıklar ile "nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı" ortada.</p>
<p>Ancak bölgesel güç olmanın gerçek sınavının nüfuz kazanmak değil, artan riskleri yönetebilmek olduğu da unutulmamalı.</p>
<p>Türkiye bugün aynı anda Libya’daki dengeleri gözetmek, Gazze krizinde aktif diplomasi yürütmek, Kızıldeniz’de güvenlik sorumlulukları üstlenmek, Körfez ortaklarıyla koordinasyonu sürdürmek ve Doğu Akdeniz’deki rekabeti yönetmek zorunda.</p>
<p>ABD çekilirken, Türkiye'nin onun yerini doldurma hevesinin, ülkeyi daha karmaşık rekabetlerin ve daha geniş sorumluluk alanlarının içine çekme ihtimali büyük.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel soru Mekke Savunma Anlaşması’nın ne kadar büyüyeceği değil;</p>
<p>Türkiye’nin Libya’dan Gazze’ye, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş jeopolitik satranç tahtasında açtığı bu yeni cepheleri aynı anda ne kadar sürdürülebilir biçimde yönetebileceği olacak gibi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Oyun kuruculuk yeni riskler de getiriyor</strong></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın da her fırsatta övgüsünü alan Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da "oyun kurucu" olma hevesinin, ülkeyi yeni risk alanlarıyla karşı karşıya getirdiği de açık. Mekke anlaşması Ankara’ya yeni diplomatik fırsatlar sunarken aynı zamanda İran ile ilişkiler açısından da alarm veriyor. ABD/İsrail savaşında İran'ın hedeflerinden olan Suudi Arabistan'a gönderilecek her Türk savaş uçağı, her Mehmetçik, doğrudan hedef olma riski taşıyor. İran'ın doğal hedefi haline gelmemek için, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Körfezi'ndeki tüm üslerini teker teker boşaltıp, askerlerini çeken ABD'nin yerini Türkiye'nin alması, Washington'un taşıyamadığı riskleri Ankara'nın üstlenmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>Sadece bu kadar da değil; İran savaşı boyunca Türkiye -kimin attığı bir türlü belirlenemeyen ve havada etkisiz hale getirilen birkaç saldırı füzesi hariç- hiç hedef olmadı. Ancak yeni "oyun kurucu" yaklaşımın Tahran yönetimi tarafından "düşmanca" algılanması riski, Türkiye topraklarının da hedef haline gelmesi ihtimalini doğurabilir. Ortadoğu'da denge her bozulduğunda yaşanan savaşlar ve kayıplar hala hafızalarda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/1/1280x720/67677-1786941952.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin yirminci yüzyılın ikinci yarısında attığı adımlar, meyvelerini yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde verdi. Türkiye, İsrail ile birlikte içinde bulunduğumuz bölgenin iki sanayi ülkesinden biri oldu. Bugün bölgesinde Türkiye’nin diğer ülkelerden temel farkı budur: Türkiye sanayi malları ihracatçısıdır. Suudi Arabistan ya da Pakistan ile kıyaslayın bakalım.</p>
<p><strong>Türkiye ürün ve pazar çeşitliliğinde Çin ve Hindistan ile kıyaslanabilir konumda</strong></p>
<p>İhracat performansımız açısından bakarsanız, ürün ve pazar çeşitliliğinde Türkiye artık Çin ve Hindistan’la kıyaslanabilir bir ülke konumundadır. Yandaki iki tablo 1995 ve 2024’te ürün ve pazar çeşitliliği açısından nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290ba4fa1e-1786941626.jpg" alt="" width="800" height="390" />Nedir? 1995’te dünyanın ana tedarikçileri Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’ydi. 2024 itibariyle Batı’nın yerini Çin, Hindistan ve Türkiye aldı.</p>
<p>Burada yeşille işaretlenen ülkelerin Orta Doğu ülkeleri olduğunu dikkate alırsanız, Türkiye’nin son otuz yılda aldığı mesafeyi daha iyi görebilmek mümkün. Türkiye bugün 1800 civarın ürünü, yüzden fazla ülkeye satabiliyor. Önemli.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290e10bf65-1786941665.jpg" alt="" width="800" height="390" /></strong><strong>Türk sanayisinin derdi nedir?</strong></p>
<p>Ama geçen haftadan devam edersem, önemli olan, Türkiye’nin bu performansını sürdürebilmek için bugünden tedbir almaya başlamasıdır. O nedenle geçen hafta “Peki, bugünlerde Türk sanayisinin derdi nedir?” diye sormuş ve “Türk sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir” diye cevaplamıştım.</p>
<p>Dönüşüm sürecinde şansımız bugün fazla görünmüyordu çünkü yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı bir dönüşüm sermaye yoğun bir süreç manasına geliyordu. Türkiye’nin “kötü” şöhreti, daha doğrusu mevcut iktidarın bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü konusundaki “kötü” performansı yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım ufkunu kısaltıyordu. Türkiye için portföy yatırımından iyisi yoktu.</p>
<p>Peki, diyelim bir mucize oldu ve o problemi aştık, Türk sanayisinin derdi bitiyor mu? Hayır. Yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı dönüşüm bugün dünden daha zor aslında.</p>
<p>Dün sanayileşme esas itibariyle elektrifikasyon demekti, elektrik enerjisini memleketin her tarafına götürür, enterkonekte bir enerji şebekesi oluşturursanız, sanayileşmenin temelini atıyordunuz. Nedir? Sanayi politikası çerçevesini tasarlamak dün bugüne kıyasla daha kolaydı. </p>
<p><strong>Bu çağın sanayi politikasının temel derdi veri işleme kapasitesidir</strong></p>
<p>Bugün sanayileşme ve sanayinin dönüşümü veri işleme kapasitesine dayalı olacak. Veri işleme kapasitesinin yazılım ayağında yapay zekâ teknolojileri, donanım ayağında ise kuantum teknolojileri var. Daha fazla veriyi, en hızlı bir biçimde işleyebilmenin önemli olduğu bir çağın kapısındayız.</p>
<p>İnovasyon ve yeni teknolojilerle ürünün ve talebin nasıl değiştiğini yakından izlemek gerekiyor bundan böyle. Geçenlerde tekstil pazarı ile ilgili olarak, bir grup sanayiciye “Bakın sizin ürettiğiniz ürünlerde AB’nin tekstil talebi artmıyor olabilir ama mesela bez spor ayakkabılarında AB’nin tekstil ürünleri talebi artıyor” deyince, katılımcılardan biri “ama biz o ürünü üretmiyoruz” demişti. Bakın gri balonlar sıçrayabileceğimiz yeni alanlardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829111d3b49-1786941713.jpg" alt="" width="800" height="386" />Dediğim tam da o işte, hâlbuki. Türk sanayisinin artık değişen ürün talebine daha hızlı intibak edebilmesi gereken bir sürecin içindeyiz. Bunun için de inovasyonlarla, yeni teknolojilerle değişeni çok daha çabuk takip edebilmemiz gereken bir çağın başı bu.</p>
<p>Bu noktada, Türk sanayisinin işi düne göre daha zor. Çabuk intibak için değişeni daha oluşum halindeyken, bir nevi, rüşeym halindeyken tespit edip intibak etmeye çalışmak gerekiyor. Ancak inovasyon coğrafyasındaki değişiklik işi katmerli zor hale getiriyor. Meghram Gül’ün “The New Geography of Innovation” kitabı aslında zihin açıcı.</p>
<p>Dün inovasyon ve yeni teknolojiler deyince, Amerika’da Silikon Vadisi’ni takip etmek yeterliydi. Şimdi yeni teknoloji şirketleri Çin’den, Singapur’dan, İsviçre’den, Güney Kore’den her yerden pıtrak gibi çıkıyorlar.</p>
<p>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakkatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</p>
<p>Dünya giderek karmaşıklaşırken, ürün ve pazar çeşitliliğini korumak ve hangi alanlara odaklanılması gerektiğine karar vermekte zorlaşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin bu tür kararlar için şirketlerin önünü açacak, yeni teknolojiler ve inovasyon gündemi konusunda malumat sahibi bir sanayi politikası mekanizmasına ihtiyacı var doğrusu. Tekil şirketlerimiz bunu yapamaz.</p>
<p>Mesela yakında Avrupa sanayisi ile intibak açısından, ürün bazında “Made in Europe” müzakerelerine başlamamız gerekecek. Sektör sektör şirketlerimiz hangi konuları müzakere etmemiz gerektiği konusunda hazırlıklı mı? Geçtim hazırlığı, malumat sahibi mi? Hayır.</p>
<p>Bugünkü haliyle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ya da Ticaret Bakanlığı böyle bir rolü üstlenebilir mi?  Hazırlılar mı, şirketlerin önünü açmak için? Bildiğim hayır.</p>
<p>Bizim bu “Devlet Planlama Teşkilatı” meselesini yeniden düşünmeye başlamamız lazım.</p>
<p>Soru ortada: Bu çağın DPT’si nasıl olmalı? Benim bir fikrim var doğrusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/774-1786941788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</strong></p>
<p>Beklentilerden zayıf gelen perakende satış verisi sonrası ABD hisseleri sınırlı satış ile haftayı bitirdi. Değerleme endişesi ile satıcılı seyreden Broadcom, İntel, güçlü sonuçlara rağmen satış yiyen Applied Materials yarı iletkenleri ve endeksleri baskıladı. Muhteşem yedi içinde Meta negatif, Tesla pozitif ayrıştı. Altın madenleri, enerji, kimya, otomotiv değer kazanan az sayıda sektör arasında yer aldı. Havacılık hisseleri geleneği bozmayarak negatif ayrıştı.</p>
<p>Zayıf veri güçlü piyasa ikilisinin bu kez çalışmamasında Ortadoğu’da barış ve Hürmüz’ün açılması ihtimalinin azalması etkili oldu. Başkan Trump’ın “savaşı kazanınca Hürmüz’ü ABD toprağı yapacağız” açıklaması üzerine Brent petrol 89 dolara yaklaşırken, Aralık ayında faiz artış ihtimali %90’ı geçiyor. Tahvil getirilerinde küresel yükseliş dikkat çekiyor.</p>
<p>Uzun süre kapalı kalacak Hürmüz senaryosuna karşı Çin Rusya'dan petrol ve doğalgaz, Türkmenistan'dan doğalgaz boru hatlarıyla kısmen korunuyor. Bunun yanı sıra Bering Boğazı ve Arktik hattı üzerinden Kuzey Avrupa’ya ulaşmak için yeni bir ticaret yolu deniyor. Ümit Burnuna göre yolu 20 gün kısaltan ve %10-15 daha az yakıt harcayan bu hat sadece bahar ve yaz aylarında kullanılabilecek.</p>
<p>Borsa İstanbul küresel risk iştahındaki dalgalanmaya rağmen haftayı pozitif alanda bitirdi. MSCI Türkiye Ağustos ayında %5 dolar bazlı getiri ile Güney Afrika’nın ardından ikinci en çok kazandıran gelişmekte olan ülke endeksi. Savaşa duyarlı rafineri, savunma ve seçici yenilenebilir enerji hisseleri endeksteki yükselişte bayrak taşıyıcı konumda. Bankalar pozitif sürpriz yapan enflasyon verisi ile yükselişe katıldı.</p>
<p>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarında ve rafineri marjlarında artış dezenflasyon programı için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Ankara dışsal şoka önce eşel mobil sistemi ardında motorin ÖTV oranında indirim ile cevap verdi. Ama uzun sürecek ve sert bir şok karşısında yapılabilecek fazla bir şey yok.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İster kişi olsun ister bir işletme; kaynak-harcama dengesini kurabildiği sürece hayatını idame eder. Bu dengeyi bozan, aşırıya kaçmış istekler, ihtiyaçtan taşan harcamalardır ve bu da yıkım getirir.</strong></p>
<p><strong>1-SORUN: İsraf</strong>; sahip olduğumuz bir şeyi yok etmek, <strong>zayi etmek</strong>... Faydaya dönüştürmeden harcamak… <strong>Gerektiğinden fazla kullanmak</strong>… Kullanmadığını çöpe atmak… <strong>Sarf</strong> kökünden gelir. Harcama anlamındaki sarf, <strong>abartılırsa </strong>israfa dönüşür. Tıpkı <strong>dozu aşan ilacın zehre dönüşmesi</strong> gibi…</p>
<p><strong>2-ETKİSİ</strong>: Gereksiz ve ölçüsüz harcadığında, <strong>kusur</strong> işlemiş olursun. <strong>Kaynağı ziyan etmiş</strong>, üretileni; ayarında kullanmamışsındır. <strong>Ekmeği</strong> abartarak alırsın, artanı çöpe atarsın, israftır. <strong>Enerjiyi</strong> üretirsin, kullanmadığını harcarsın, israftır. <strong>Suyu</strong> boşuna akıtırsın, israftır. <strong>Ömür israfı</strong> da en tehlikelisi…</p>
<p><strong>HADDİNİ AŞAN ZIDDINA DÖNER</strong></p>
<p><strong>3-ÇÖZÜM: İsrafın karşıtı, tasarruftur</strong>. Harcamaz, biriktirirsin. Zamanı geldiğinde, <strong>miktarında harcamak</strong> üzere tasarruf edersin. <strong>İsraftan artandır sende kalacak olan</strong>… İsrafın bedeli, üretimin faydaya dönüşememesi… <strong>Zaman israfı</strong> en sinsi olandır. Her madde, israf edilse de yeniden üretilebilir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Zaman, verimli kullanılmazsa <strong>geri alınmaz</strong>. Tıpkı atılan ok gibi, zaman ya yaşanır ya da ıskalanır. Tasarruf; çoğaltan, israf; azaltandır. <strong>Tasarruf eden zenginleşir, israf eden fakirleşir</strong>. İsrafı alışkanlığa taşıyana <strong>müsrif</strong> denir. Müsrif tüccar, <strong>ticaretin kazancını</strong> tasarruf edememiş demektir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İsrafa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hayır yapmak israf mıdır?</em></strong></p>
<p>Eskiler israf, sefahatin (<strong>konfor</strong>) sefahat ise <strong>sefaletin</strong> kapısıdır derler. İsrafı kutsayan hiçbir inanç sistemi yoktur. Zira <strong>israf etmede hayır</strong>, hayırda ise israf bulunmaz. <strong>Aşırı sevgi de ilişki israfıdır</strong>.</p>
<p><strong><em>Kendi hazinesinin dilencisi?</em></strong></p>
<p>Canın ne istiyorsa, ye, iç ama israf etme… <strong>Gençliğini </strong>israf eden,<strong> yaşlılığında </strong>sağlık dilencisi olur. Servetini israf eden <strong>kendi hazinesinin dilencisi</strong> olur. <strong>Gerekmeyeni</strong> satın alma; yoksa <strong>gerekeni</strong> satarsın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İSRAFTAN YOLA ÇIKAN İFLASA VARIR</strong></p>
<p>Ülkeleri iflasa götüren yol, <strong>israf taşlarıyla</strong> döşenmiştir. Bu israf, insan kaynağını kullanmamaktan, kaynaklarını <strong>değerlendirememekten</strong> doğar. <strong>İsrafın ilacı tasarruftur</strong>. Ancak tasarrufta da ifrata (<strong>aşırıya</strong>) kaçmamalı insan… <strong>Varyemez</strong> olur çıkar, <strong>cimriye</strong> <strong>dönüşürsün</strong> ki bu büyük insani kusurdur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İSRAF LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İsraf</strong>: Sahip olunan imkânları, malı, parayı, malı veya enerjiyi; ihtiyaçtan fazla, yersiz ölçüsüz kullanma</p>
<p><strong>Müsrif</strong>: Para, mal, zaman, sağlık ve imkânları boş yere harcayan, savurtan, tutumsuz, sorumsuz kimse</p>
<p><strong>İsraf ölçüsü</strong>: Rızkın hayırlısı, ihtiyaca yetendir. İhtiyacı abartırsan kendine konfor tuzağı kurarsın</p>
<p><strong>Cimrilik</strong>: Haddini aşan tasarruf, cimriliğe dönüşür. <strong>Biriktir ama gerektiğinde sarf et</strong>, yani harca…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 17 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/wos7y4LjPe0" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt fiyatlarında daha önce böylesi hiç görülmedi. Görülmedi, çünkü ne vergi bir anda sıfırlandı, ne aynı gün sıfırlanan vergiyi telafi edecek ölçüde zam geldi.</p>
<p>Aslında motorindeki ÖTV’yi ve bağlı olarak KDV’yi sıfırlama kararı o yüklü zam gözetilerek alındı.</p>
<p>Ama acaba bu operasyon, yarım gün bile uygulamada kalmayan o indirim hiç yürürlüğe girmeden yapılsa çok daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>13 Ağustos Perşembe günü baş döndüren bir indirim- zam trafiği yaşandı. Konuyla ilgilenen hemen herkes çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısını ve 13 Ağustos tarihli Resmi Gazete’nin yayımlanmasını bekledi. Çünkü motorinde ertelenen zammı ortadan kaldırmak için bir ÖTV düzenlemesi gelebilirdi. Nitekim 13 Ağustos’un ilk dakikalarında Resmi Gazete yayımlandı ve motorinden alınan ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. ÖTV eylülden itibaren 3’er lira artarak aralıkta 12 liraya ulaşacak, yeni yılla birlikte ise yasada belirtilen 13,90 lira düzeyinde uygulanmaya başlanacaktı.</p>
<p>Motorinde 12 Ağustos’ta 7,75 lira olan ÖTV sıfırlanınca, ÖTV’nin yüzde 20’si düzeyinde uygulanmakta olan 1,55 lira KDV de dayanaksız kaldı ve doğal olarak sıfırlandı ve böylece motorin bir anda 9,30 lira ucuzladı.</p>
<p>Ne var ki pompaya ancak öğleye doğru yansıyan bu indirimin ömrü çok kısa oldu. ÖTV’yi sıfırlamayı zorunlu hale getiren ve ertelenen zam hemen o gece yarısından geçerli olmak üzere uygulamaya konuldu ve motorine bu sefer 8,89 lira zam geldi. Benzine de 1,52 lira zam yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İndirim 41 kuruş ama algı başka ve büyük</span></h2>
<p>13 Ağustos Perşembe gününün özeti böyle. Sonuçta motorinde aynı gün içinde net olarak 41 kuruş indirim yapıldı. Hepsi hepsi bu. Ama bu öyle bir yapıldı, öyle bir dalgalanma yaratıldı ki çok büyük bir operasyon söz konusuymuş gibi bir algı oluştu ve vatandaşın bu indirim ve zammı okuması başka oldu.</p>
<p>Bir kere ÖTV’nin sıfırlanmasını eleştirenler bile çıktı:</p>
<p><strong>“Maliye ÖTV’yi sıfırladı ama bu vergiyi başka vergilerden çıkaracak!”</strong></p>
<p>İyi de akaryakıttaki vergi yükünün ağırlığından yakınılmıyor muydu? Dolayısıyla bu eleştirilerin ciddiye alınır yanı yoktu.</p>
<p>Ama vatandaştaki algıyı fena halde bozan ve fiyatlama davranışlarını etkileyen asıl sorun şu:</p>
<p><strong>“Bu ne, çocuk oyuncağı mı; motorin fiyatını sabah ucuzlat, akşam zam yap, böyle uygulama mı olur?”</strong></p>
<p>Sokaktaki her vatandaşın indirimin ÖTV’nin sıfırlanmasından, zammın uluslararası piyasalardaki hareketten kaynaklandığını bilmesi beklenemez. İşte bu yüzden önce indirim, sonra zam sonucunu doğuracak bu işlemde zamanlama hatası yapıldığı gün gibi ortada.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zamanlama nasıl olabilirdi?</span></h2>
<p>Zamla vergi indirimi çakıştırılabilir; yani zam çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısına denk getirilebilir ya da vergi indirimi zammın yapıldığı cuma günü uygulamaya konulabilir ve sonuçta toplamda 41 kuruşluk indirimle yola devam edilebilirdi.</p>
<p>Vatandaşın da haklı olarak <strong>“Bu nasıl uygulama”</strong> diye yakınmasına fırsat verilmezdi.</p>
<p>Sorun vatandaşın yalnızca yakınması da değil ki… Şimdi şöyle bir algı oluştu:</p>
<p><strong>“Bu nasıl bir yönetimdir ki tüm ülkeyi etkileyen motorin fiyatında aynı gün içinde hem indirim yapıyor, hem zam. Demek ki bundan sonra herkes fiyatını böyle adeta kafasına göre belirleyecek. Ben niye öyle yapmayayım ki!”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</span></h2>
<p>Şimdi ekonomi yönetimi bu tür eleştiriler karşısında mutlaka şöyle düşünüyordur: </p>
<p><strong>“İyi de akaryakıt fiyatlarını biz belirlemiyoruz ki. Yurt içindeki fiyat, uluslararası piyasaya göre kendiliğinden oluşuyor. İşte biz de çok zam geleceğini görüp vergiyi düşürdük, daha ne yapalım.”</strong></p>
<p>Ne yapılması gerektiği belli de buna niyetlenen yok. Sorun da bu zaten. Bir kere olsun anlatmayı deneseniz; bu akaryakıt fiyatları nasıl oluşuyor, bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</p>
<p>Ama bu yapılmıyor, çünkü biliniyor ki söylenenler tümüyle doğru olsa bile böyle bir bilgilendirmeye inanan çok az olacak.</p>
<p>Çünkü biliniyor ki toplum gözünde inandırıcılık yerlerde!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hepsi bir arada!</span></h2>
<p>İndirim ve zammı aynı zamana denk getireme ve sonuçta 41 kuruş indirim olmasına rağmen bunu 9,30 lira indirimi ve 8,89 zam şeklinde yapmak suretiyle kafaları karıştır!</p>
<p><strong>“Akaryakıt fiyatlarını doğrudan kimse belirlemez, bu fiyatlar otomatik oluşur, biz ancak vergiyi aşağı çekerek zammın düşük olmasını sağlayabiliriz, yaptığımız da bu”</strong> diye çıkıp anlatma cesaretini bulama ya da buna gerek duyma!</p>
<p>Sonra da vatandaşın <strong>“Bu nasıl uygulama, aynı gün içinde hem indirim, hem zam; ellerine yüzlerine bulaştırdılar”</strong> şeklindeki yakınmasını ve daha kötüsü <strong>“Enflasyonla mücadelede de havlu atıldı, baksanıza zaten Merkez Bankası da tahminini yükseltti, artık ok yaydan çıktı, ne yapayım ben de başımın çaresine bakar fiyatımı ona göre belirlerim”</strong> yaklaşımını kırabilecek hiçbir adım adım atma, atama; ama sonra da <strong>“Enflasyonla mücadeleye…”</strong> söylemine devam et!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) ve Dünya Çelik Birliği Başkanı <strong>Uğur Dalbeler </strong>ve İMMİB Genel Sekreteri Dr. <strong>Armağan Vurdu </strong>ile 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026” </strong>üzerine sohbet için buluştuğumuzda ÇİB Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar </strong>sunumu açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye dünyanın 7’nci, Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>İstanbul Maden ve Metaller İhracatçıları Birliği (İMMİB) Genel Sekreter Yardımcısı <strong>Coşkun Kırlıoğlu</strong>’nun da eşlik ettiği sohbette sunumun başında araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüz geçen yıl 38.1 milyon ton çelik üretti. Avrupa’nın en büyük çelik üreticisiyiz. Buna rağmen dış ticaret fazlası veren sektör iken dış ticaret açığı verir olduk. Geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ettik, ithalat 23 milyon tona ulaştı.</strong></p>
<p><strong>Samet Damar</strong>’dan bu yılın verilerini aktarmasını istedi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk yarısında da tablo benzer şekilde. Bu yılın ilk 6 ayında çelik ithalatı 9.8 milyon ton. 7 aylık ihracat ise 11.3 milyon ton.</strong></p>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>dünyadaki genel verilere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Birçok ülkede çelik ithalatının toplam tüketim içindeki payı yüzde 10-15, bilemediniz yüzde 20 civarında. Türkiye’de ise bu oran yüzde 50’lere yaklaşıyor.</strong></p>
<p>Sektörün itirazının ithal çeliğin pazarın yarısını ele geçirmiş bulunmasına olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Asıl itirazımız, Türkiye’de üretim yapan sanayicinin dünyanın birçok ülkesinden gelen ürünlerle aynı rekabet şartlarına sahip olmadan mücadele etmek zorunda kalınmasına.</strong></p>
<p>Sektörün temsilcileri olarak durumu hükümete, ilgili kurumlara anlatıp, şu mesajı verdiklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bizi biraz koruyun, haksızlık ortadan kalksın…</strong></p>
<p>Bu taleplerine aldıkları yanıtın şöyle olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Tamam, yapalım ama siz de fiyatlarınızı artırmayın.</strong></p>
<p>Sektörün buna yanıtının şöyle olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Fiyat artırmazsak batma noktasına geliriz. Ya fiyat artıracağız ya batacağız.</strong></p>
<p>Türkiye’den çeliğin Avrupa Birliği ülkelerine kotalar nedeniyle 800-850 dolara girdiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>ABD’de de yüzde 50 gümrük vergisi nedeniyle ton başına fiyat 1200 doları buluyor. Çin ise Türkiye’ye hâlâ 550 dolar civarında teklif verebiliyor. Oysa ülkemizde çelik üretiminin maliyeti 650 dolar dolayında. Bu durumda içeride Çin’le nasıl rekabet edilebilir?</strong></p>
<p>Bir dönem Türkiye’de yeterli çelik kapasitesi olmadığı için ithalata ihtiyaç duyulduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Sonra yatırımlarla ülkemizde çelik üretim kapasitesi arttı. Çelik fabrikası kurmanın, kapasite artırmanın maliyeti hiç de az değildir. Bugün, </strong>“Türkiye’de üretilen çelik pahalı, dışarıdan ucuzunu alalım” <strong>yaklaşımı yeniden gündeme geldi.</strong></p>
<p>Bu noktada şu atasözüne atıf yaptı:</p>
<p>-          <strong>Taşıma suyla değirmen dönmez…</strong></p>
<p>Çeliğin stratejik ürün olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada çelikte kapasite fazlası var ama hiçbir ülke, </strong>“Nasıl olsa dünyada kapasite fazlası var” <strong>deyip kendi çeliğinden vazgeçmiyor. Çünkü, çelik stratejik. Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve sonrasında yaşanan tedarik sorunları bunu bütün dünyaya gösterdi.</strong></p>
<p>Ülkelerin artık yalnızca ucuz ürün değil, güvenilir tedarik kaynağı da aradığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çin, Japonya ve Kore, Türkiye’ye çelik satıyor. Peki Türkiye neden aynı ölçüde satamıyor? Bakın Japonya, ülkede üretilen çeliğin daha yüksek fiyata satılmasını sağlıyor. İç pazardaki kârlılık ihracatta rekabet gücü sağlıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de ise iç pazarın ithalata fazlasıyla açık olmasının yerli üreticinin hareket alanını daralttığını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çelik üretimi çok yüksek sermaye gerektiriyor. Üstelik 1600 derece sıcaklıktaki sıvı metalin işlendiği tesislerden söz ediyoruz. Bu makinelerin, üretim hatlarının, tesislerin sürekli yenilenmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Rakip ülkelerdeki üreticilerin her yıl yeni teknolojileri tesislerine adapte edip verimliliklerini artırdığına, maliyetlerini düşürdüklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ise sektör para kazanamadığında yenileme yatırımlarını yapmakta zorlanıyor. Tesisler yaşlanıyor. Bu da verimliliği düşürüyor, maliyeti artırıyor, rekabet gücünü azaltıyor. Sektörümüzün önündeki en büyük tehlikelerden birisi</strong><strong> </strong><strong>de bu.</strong></p>
<p>Bütün bu tabloya rağmen Türkiye’nin önemli avantajları olduğu mesajını verdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın en büyük, dünyanın 7’nci büyük çelik üreticisiyiz. Güçlü bir üretim altyapımız var. Pandemi ve savaşlarla birlikte güvenilir tedarik merkezinin önemi daha da arttı. Türkiye bu denklemde önemli bir alternatif olabilir.</strong></p>
<p>Bunun için üretim gücünün korunması gerektiği uyarısı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörünü sadece kendi başına değerlendirmek büyük hata olur. Çelikte üretim gücü kaybedilirse, çeliği kullanan sanayinin dışa bağımlılığı artar. Yani, mesele Türkiye’nin </strong>“sanayi ülkesi” <strong>olarak kalıp kalmayacağı. Çünkü, </strong>“Çelik güçlü değilse sanayi güçlü olamaz.”</p>
<p>Avrupa’nın en büyük üretim gücüne sahip olan bir sektörü, iç pazarın yarısını ithal ürünün işgal etmesine izin vererek zorlamanın anlamı var mı?</p>
<p>Sektörden yükselen, <strong>“Bizi biraz koruyun” </strong>sesine kulak vermek gerekmez mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşçilik maliyetin yüzde 20’sini buldu, rakiplerimiz Çin, Vietnam, Pakistan, Hindistan bunu bilelim</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>son 5 yılda sektörün işçilik maliyetinin dolar bazında 3 kat arttığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte toplam maliyetin içinde dolar bazında yüzde 5’in altında olan işçiliğin payı yüzde 15-20 seviyelerine çıktı. Türkiye’nin Avrupa ve ABD’ye göre işçilikte hâlâ ucuz olduğu söylenebilir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ama bizim rakibimiz Hindistan, Mısır, Pakistan, Vietnam, Endonezya ve Çin. Türkiye çelik sektöründe de işçilik avantajını giderek kaybediyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AB’nin uyguladığı ‘tarifeli kota’nın aynısını istiyoruz</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın 2018 yılındaki ilk Başkanlık günlerine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Trump’ın 2018 yılında çelik ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi koyması üzerine Avrupa Birliği (AB) de 2019 yılında geçmiş 3 yılın ortalamasını baz alarak kota uygulaması başlattı. Kota dışı ithalata ise yüzde 25 gümrük vergisi uygulamasını devreye aldı.</strong></p>
<p>AB’de 2026 yılına kadar geçen sürede kota ve gümrük vergisi uygulamasından yeterince fayda sağlanamadığı görüşünün hakim olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>AB, 1 Temmuz 2026 itibariyle kota miktarını yüzde 50 azalttı, kota dışı çelik ithalatına da yüzde 50 gümrük vergisi uygulamaya başladı.</strong></p>
<p>AB’nin 1 Ocak 2026’dan itibaren <strong>“Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” (SKDM) </strong>ile emisyon bazında vergilendirmeye de geçtiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>AB, ülke bazında kota belirlerken STA (serbest ticaret anlaşması) imzaladığı ülkelere ayrıca bir havuz kotası belirledi.</strong></p>
<p>Bunun ne anlama geldiğini şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Kendi kotasını dolduran ülkeler </strong>“havuz”<strong>dan </strong>“ilk gelen alır” <strong>prensibi ile yararlanacak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, </strong>“Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” (AKÇT) <strong>ve Gümrük Birliği ayrıcalığından dolayı müzakereler ile belirlenen kotasını artırmış olsa da 2025 ihracatı ile kıyaslanınca kota yaklaşık yüzde 60 düştü.</strong></p>
<p>Mısır ve Fas gibi STA yapılan ülkelerin de Türkiye’ye karşı koruma önlemi aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dünyada pazar daraldıkça Çin, Rusya, Kore, Japonya da agresif bir şekilde Türkiye pazarına yöneliyor. Bu nedenle bizde de AB’nin uyguladığı </strong>“tarifeli kota” <strong>uygulamasının aynısını talep ediyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828daae3362-1786940842.jpg" alt="" width="700" height="572" /></strong><span style="color: #e03e2d;">İstanbul’u dünya çelik ticaretinin buluşma noktası yapacağız</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>Birlik Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar</strong>’ın bilgisayar ekranına yansıttığı, 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026”</strong>ya döndü:</p>
<p>-          <strong>80’den fazla ülkeden sektör temsilcileri İstanbul’da buluşacak. 400’ü aşkın katılımcının buluşacağı organizasyonda sektörün sorunları ve geleceğinin konuşulmasının yanı sıra </strong>“networking” <strong>ve </strong>“B2B” <strong>görüşmeleri gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Buluşmayla eş zamanlı <strong>“alım heyetleri”</strong>yle ticari bağlantıların da kurulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Organizasyon, İstanbul’un küresel çelik ticaretindeki rolünü güçlendirecek. İstanbul’u yalnızca bölgesel değil, küresel çelik ticaretinin de önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin çelikte dünyadaki yerini ortaya koyan noktaları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyanın 5’inci büyük çelik ihracatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın 4’üncü büyük çelik ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>İnşaat çeliği ihracatında dünya lideriyiz.</strong></li>
<li><strong>200’den fazla ülkeye çelik ihracatı yapıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın en büyük hurda ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 70 hurda bazlı üretimle sürdürülebilir üretimde öncüyüz.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/ugur-dalbeler-1764089309.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silah ve mühimmat ticareti hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma sanayiinde, sivil alanı da kapsayan alanda silah ve mühimmat ihracatı hızlı yükselişini sürdürüyor. TÜİK verilerine göre 2026 ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı yüzde 60,54 oranında artarken, aynı döneminde ithalat yüzde 115,59 yükseldi. TÜİK verileri içinde bazı kalemler gizlendiği için ithalat yükselişine hangi ürünün ana neden olduğu belirlenemedi. Diğer yandan, tarife bazında, genel ve özel ticaret sistemi karşılaştırılarak yapılan gözlemde, ağırlıklı değişimin verileri gizli tabanca-harp silahları ile bunların mühimmatlarında olduğu gözlendi.</p>
<p>Türkiye’nin son dönemde savunma sanayiinde ihracatının hızlandığı silah ve mühimmat grubunda (93. Fasıl) yılın ilk altı ayında, ithalat ihracattan daha hızlı arttı ancak bu gruptaki ihracat fazlası ve ihracatın yıllık bazda önceki yılın rekorunu kıracağı gözlendi. TÜİK verilerinde, yılın ilk altı ayında av tüfekleri ve havalı tabanca-tüfek gibi sportif amaçlı olanlar dışındaki tabanca ve tüfeklerin ihracatında yüzde 10 düşüş gerçekleşti. İthalatta ise düşüş yüzde 93 oranında ciddi bir düşüş gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828c1fafa9c-1786940447.png" alt="" width="398" height="324" />Diğer bir güçlü artış, toplam içinde ağırlığı sınırlı olsa da bomba ve güdümlü- güdümsüz mermiler grubunda oldu. Bu kalemde ihracat yüzde 32 artarak, sadece altı ayda 95.1 milyon dolarlık ihracatla 100 milyon dolara ulaşıldı. Bu kalemde 2025’in tamamında 143.6 milyon dolar, 2024’te ise 144.9 milyon dolarlık ihracat gerçekleşmişti.</p>
<h2>Silah taşınmasına izin verilen ülkelere tabanca ihracatı yapılıyordu </h2>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde bomba, tabanca ve tüfek, roket ve füzelerde ihracatta ivme görülmüştü. Ayrıca, özellikle güvenlik kuvvetleri dışında, halkın silah taşımasına izin verilen ülkelere yoğun biçimde tabanca ihracatı yapılıyordu. Bunlar arasında ABD ve Pakistan gibi pazarlara satışlarda uzun süredir Türk markaları yer edindi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/silah-1786940435.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre 2026&#039;nın ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 60,5 artarak 2 milyar 488 milyon dolara yükseldi. İthalat ise aynı dönemde yüzde 115, 6 artışla 701 milyon doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Programda seçici revizyon hazırlığı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı kapsamında sürdürülen sıkı para politikasında, finansal istikrarı korurken reel sektörün üretim ve ihracat çarklarını rahatlatacak yön ayarlamaları gündeme geldi. EKONOMİ gazetesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yakın reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edindiği bilgiye göre ekonomi yönetimi önümüzdeki dönemde para politikası aktarım mekanizmasını ve piyasa likiditesini doğrudan etkileyen üç temel alanda esneklik sağlamaya hazırlanıyor. Kulislerde öne çıkan ilk ve en sıcak başlık, piyasanın fonlama maliyetini ve likidite dengesini doğrudan etkileyen fonlama yapısındaki değişim. Mevcut yapıda yüzde 37 seviyesinde bulunan politika faizi ile yüzde 40 seviyesinde seyreden gecelik fonlama faizleri arasındaki makasın kapatılması hedefleniyor. Kaynaklar, gecelik faizlerin önümüzdeki haftalarda politika faizi olan yüzde 37 seviyesine hizalanarak, kademeli bir kalibrasyon yapılacağını belirtiyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da yılın 3. Enflasyon Raporu toplantısında yaptığı sunumda, fonlama koşullarında esneklik sinyali vermiş, “Temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde, bunu değerlendirebiliriz” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h2>Finansmana erişimde 2 kritik adım </h2>
<p>Masada duran ve reel sektörü çok yakından ilgilendiren bir diğer başlık ise kredi büyüme sınırlarında beklenen esneklik… Bilindiği gibi, TL ticari krediler tarafında KOBİ kredileri için aylık büyüme sınırı yüzde 2 - 2,5 bandına kadar çekilmiş, bankalara bu limitlerin aşılması durumunda zorunlu karşılık yükümlülükleri getirilmişti. Süreç içerisinde yatırım, ihracat, tarım veya KOSGEB kaynaklı krediler büyüme sınırından istisna tutulsa da, bankaların genel risk iştahının kapanması ve sermaye kısıtları nedeniyle bu muafiyetler piyasanın nakit akışındaki tıkanıklığı çözmekte yetersiz kalmıştı. Benzer şekilde, sıkılaştırma döneminde TL kredi imkanlarının daralması ve maliyetlerin yükselmesi üzerine, özellikle ihracatçı ve sanayici firmalar borçlanma ihtiyaçlarını daha ulaşılabilir olan yabancı para (YP) kredilere kaydırmıştı. Döviz kredilerindeki bu hızlı tırmanışı durdurmak isteyen Merkez Bankası, yabancı kredilerdeki büyüme sınırını kademeli olarak aylık yüzde 0,5 seviyesine kadar çekerek oldukça sert bir fren uygulamıştı. Bakanlık koridorlarında konuşulan yeni adımlarla birlikte, hem döviz kredilerindeki aylık yüzde 0,5’lik katı sınırın esnetilmesi hem de KOBİ’lerin genel TL işletme kredilerine erişimini zorlaştıran büyüme kısıtlarında yumuşamaya gidilmesi bekleniyor. Böylece imalatçı ve ihracatçı şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılayabilmesi için alan açılması hedefleniyor.</p>
<h2>Kur-enflasyon korelasyonu sağlanacak </h2>
<p>Kulislerden sızan bir diğer bilgi ise döviz kuru politikasına ilişkin... Sıkılaşma sürecinin en başından bu yana Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanması ana çıpa olarak kullanılırken, yeni dönemde döviz kurunun enflasyon oranına daha paralel bir seyir izleyeceği ifade ediliyor. İhracatçıların uzun zamandır dile getirdiği “Kur enflasyonun altında kalıyor, dış pazarlarda rekabet gücümüzü kaybediyoruz” eleştirilerini dikkate alan ekonomi yönetiminin, kurda spekülatif veya ani sıçramalara izin vermeden, enflasyon patikasına paralel kontrollü bir artışa imkan tanıyacağı iddia ediliyor. Bu hamleyle bir yandan dezenflasyon süreci korunurken, diğer yandan sanayicinin dış pazarlardaki marj kaybının önüne geçilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetimi, uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki baskısını yumuşatacak üç kritik alanda esneme adımlarına hazırlanıyor. Reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edinilen bilgilere göre gecelik fonlama faizinin politika faizine hizalanması, döviz ve KOBİ kredilerindeki büyüme sınırlarının esnetilmesi ile döviz kurunun enflasyon paralelinde bir patikaya oturtulması masada. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partinin-anayasa-hedefleri-arasinda-sistemde-revizyon-da-var-85529</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’nin Anayasa hedefleri arasında, ‘sistemde’ revizyon da var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, 25’inci yılında Türkiye’nin Gelecek Vizyonu belgesinde yeni anayasa ile ilgili hedeflerini açıkladı.</p>
<p>AK Parti’nin yeni anayasa hedefleri arasında sistemde değişiklik vurgusu yer aldı.</p>
<p>Türkiye’nin Gelecek Vizyonu belgesinde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde değişiklik mesajı verilerek, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle, işleyen bir anayasal demokrasinin inşası için hükümet istikrarı ile denge ve denetleme mekanizmalarını bağdaştıracak bir yapı kurulmuştu. Bu perspektifle sekiz yıllık uygulamanın getirdiği tecrübe dikkate alınarak yeni anayasada ihtiyaç duyulan revizeler yapılacaktır” denildi.</p>
<p>“Kurumsallaşmış demokrasi için kuşatıcı anayasa” AK Parti’nin hazırlıklarını sürdürdüğü, ‘yeni sevil bir anayasa’ hedeflerini Vizyon Belgesi’nde açıkladı. “Kurumsallaşmış demokrasi için kuşatıcı anayasa’ başlığı adı altında hedefler şöyle sıralandı: </p>
<p>■ Hedefimiz; insanı merkeze alan, toplumu kucaklayan, sivil iradeye dayanan, özgürlük alanlarını genişleten ve Türkiye’nin geleceğine yön veren bir anayasadır. <br />■ Etkin bir icra organı ile yasama ve denetim kapasitesi güçlendirilmiş yeni anayasanın özünü oluşturmasını hedefliyoruz. <br />■ Hedefimiz; insanı merkeze alan, toplumu kucaklayan, sivil iradeye dayanan, özgürlük alanlarını genişleten ve Türkiye’nin geleceğine yön veren bir anayasadır.</p>
<p>Anayasal tasavvurumuzun vazgeçilmez unsuru, bağımsız yargının teminatı altında temel hak ve özgürlüklerin etkin şekilde korunmasıdır. Bu doğrultuda, denge ve denetleme mekanizmalarıyla tahkim edilmiş kuvvetler ayrılığı, milletin idareden beklentilerine yanıt verebilecek etkin bir icra organı ile yasama ve denetim kapasitesi güçlendirilmiş meclis, yeni anayasanın özünü oluşturmasını hedefliyoruz.</p>
<h2>“Geniş mutabakat vurgusu” </h2>
<p>Türkiye’nin, mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemlerle, toplumun bütün kesimlerinin sahipleneceği yeni anayasa için tarihi bir fırsata sahip olduğu vurgulandı. Belgede, anayasa ile birlikte, Siyasi Partiler Yasası, seçim mevzuatı ve TBMM İçtüzüğünü de değişiklik yapılacağı sinyali verilerek,“ Vatandaşlarımızın huzur ve refahını önceleyen, geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir anayasal hukuk düzeni 86 milyona verdiğimiz bir sözdür. Siyasi partiler yasası, seçim mevzuatı ve TBMM İçtüzüğünü de anayasanın tamamlayıcı çerçevesi olarak görüyoruz. Bu kapsamda bu üç alanda da siyasi özgürlükleri, demokratik rekabeti ve katılımı, yasama kapasitesini ve parlamenter denetimi güçlendiren bir perspektifin hakim olmasını hedefliyoruz” ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partinin-anayasa-hedefleri-arasinda-sistemde-revizyon-da-var-85529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin Anayasa hedefleri arasında, ‘sistemde’ revizyon da var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-dinamikler-uluslararasi-modeller-ve-gelecek-projeksiyonu-85527</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç dinamikler, uluslararası modeller ve gelecek projeksiyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>KÜRESEL DENKLEMDE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ</strong></p>
<p><strong>ÖMER KAYIR - </strong><strong>Başbakanlık Eski Müsteşar Yardımcısı</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, yarım asra yaklaşan ve ağır sosyo-ekonomik, askeri ve insani maliyetlere yol açan terör sorununu meşru ve yasal bir zemine taşımak amacıyla tarihi bir virajdan geçmektedir. TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” (Çerçeve Yasa), konunun illegal odaklardan arındırılarak milli iradenin tecelligahında çözülmesi iradesini beyan etmektedir <strong><em>(Ruti G. Teitel, Transitional Justice, Oxford University Press)</em></strong>. Ancak bu süreç, sadece Ankara'nın iç hukuk kurallarıyla sınırlı olmayan; Washington'dan Tel Aviv'e, Tahran'dan Şam ve Bağdat'a kadar uzanan çok aktörlü bir jeopolitik satranç tahtası üzerinde yürütülmektedir. Kalıcı bir başarı; iç tahkimatın doğru kurgulanmasına, askeri-teknolojik caydırıcılığın korunmasına, dünyadaki benzer çatışma çözümü modellerinden ders çıkarılmasına ve geleceğe yönelik gerçekçi risk analizlerinin yapılmasına bağlıdır.</p>
<p><strong>İç siyaset, anayasal aritmetik ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı mimarisi</strong></p>
<p>Sürecin başarısı, Türkiye'nin iç sahada karşılaşılabilecek iyimser ve riskli senaryoları akıl ve sağduyu çerçevesinde nasıl yöneteceğine; aynı zamanda bu sürecin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve seçilme hedefine yönelik sunduğu anayasal ve siyasi imkânlara doğrudan bağlıdır:</p>
<p><strong>a) Anayasal aritmetik ve erken seçim (360 Eşiği)</strong></p>
<p> Anayasa'nın 116. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olabilmesi için TBMM'nin beşte üç çoğunlukla (360 milletvekili) erken seçim kararı alması gerekmektedir <strong><em>(Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları)</em></strong>. Cumhur İttifakı'nın mevcut sandalye sayısı tek başına bu eşiği yakalamaya yetmemektedir. Çerçeve yasa ile başlatılan bu süreç, DEM Parti'nin (ve olası geçişlerle parlamenter muhalefetin bir kısmının) erken seçim oylamasında "evet" demesini veya en azından çekimser kalarak nisabı kolaylaştırmasını sağlayan en güçlü siyasi zemin işlevi görür. Süreç aynı zamanda sivil anayasa veya adaylık kısıtlarını yeniden düzenleyecek bir anayasal paket için de parlamenter bloktaki kırılmaları konsolide etme potansiyeline sahiptir.</p>
<p><strong>b) Muhalefet blokunun parçalanması ve seçmen sosyolojisi</strong></p>
<p>“Terörsüz Türkiye” söylemi muhalefet üzerinde asimetrik bir baskı oluşturmaktadır. CHP ve YENİ Parti gibi aktörlerin sürece tam destek vermesi kendi ulusalcı/milliyetçi tabanında kırılma yaratma riski taşırken; süreçteki gelişmelere sert muhalefet etmesi Kürt seçmenin desteğini ve DEM Parti ile kurduğu diyalog zeminini yitirmesine yol açabilir. Diğer yandan, terör parantezinin yasal zeminle kapanması, AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'da kaybettiği muhafazakar Kürt seçmeni yeniden konsolide etmesini sağlayarak seçmen davranışını yönlendirme fırsatı sunar.</p>
<p><strong>c) İyimser senaryo (Kalkınma ve refah odaklı bütçe)</strong></p>
<p>Güvenlik odaklı iklimin sona ermesi, bölgeye yönelik onlarca yıldır baskılanan kamu ve özel sektör yatırımlarının önünü açacaktır <strong><em>(Dünya Bankası, World Development Report 2011)</em></strong>. Savunma ve güvenlik harcamalarında yaşanacak kademeli azalış; bütçede eğitim, sağlık, yapay zekâ ve üretim altyapısına aktarılarak toplumsal refahı doğrudan yukarı taşıyacaktır.</p>
<p><strong>d) Riskli senaryo (Toplumsal güven bunalımı ve milliyetçi taban riski)</strong></p>
<p>Şehit aileleri, gaziler ve milli hassasiyeti yüksek kitlelerin hukuki düzenlemeler konusundaki hassasiyetleri gözetilmezse, içeride derin bir siyasi kutuplaşma oluşabilir. İnfaz düzenlemelerinde "taviz veriliyor" algısının doğması, Cumhur İttifakı'nın milliyetçi seçmen tabanında oy kayıplarını tetikleyebilir. Sıkı denetim mekanizmaları kurulmazsa süreç örgüt adına bir zaman kazanma stratejisine evrilebilir; buradaki en kritik güvence ise Türkiye'nin SİHA ve ağ merkezli istihbarat kapasitesidir <strong><em>(Seth G. Jones, International Security).</em></strong></p>
<p><strong>Küresel çözüm modellerinin başarı ve başarısızlık kriterleri</strong></p>
<p>Dünya tarihindeki en belirgin iki silahsızlanma ve entegrasyon deneyimi olan Kuzey İrlanda ve Kolombiya modelleri, Türkiye'nin önündeki risk ve fırsatları anlamak açısından yapısal birer rehber niteliğindedir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Model</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Başarı kriteri</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Başarısızlık / Risk kriteri</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Kuzey İrlanda</strong></p>
<p><br /><br /></p>
<p><em>(IRA - Hayırlı Cuma)</em></p>
</td>
<td>
<p>Siyasi kanat (Sinn Féin) sürece dahil edilerek siyaset tek alternatif yapıldı. Silah bırakma bağımsız komisyonca denetlendi <strong><em>(Brendan O'Leary, A Treatise on Northern Ireland).</em></strong></p>
</td>
<td>
<p>Ana gövde silah bıraksa da radikal unsurlar koparak Real IRA ve Continuity IRA gibi terör hücrelerini kurdu <strong><em>(John Horgan, The Psychology of Terrorism)</em></strong>.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kolombiya</strong></p>
<p><br /><br /></p>
<p><em>(FARC Barış Anlaşması)</em></p>
</td>
<td>
<p>FARC partileşti, parlamentoda kota aldı. Geçiş Dönemi Adaleti ile itirafçılara alternatif kamu cezaları uygulandı <strong><em>(BM Güvenlik Konseyi Raporu, S/2017/801)</em></strong>.</p>
</td>
<td>
<p>Devlet kırsalda güvenliği sağlayamadı. Vaat edilen toprak reformu gecikince militanların %15-20'si kartellere katıldı <strong><em>(International Crisis Group Report No. 91).</em></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Küresel aktörlerin jeopolitik ajandaları, koridor savaşları ve sabotaj riskleri</strong></p>
<p>İç sahada atılan yasal adımların başarısı, küresel ve bölgesel aktörlerin derinleşen rekabet alanlarını dengeleyebilmekten geçer:</p>
<p><strong>i) ABD'nin çifte stratejisi: CENTCOM doktrini ve küresel koridor savaşları (IMEC vs. Kalkınma Yolu)</strong></p>
<p>Washington, CENTCOM üzerinden YPG/SDG unsurlarını terörle mücadelede "yerel müttefik" olarak tutma eğilimindedir (ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Tutanakları). Türkiye bu yapının tamamen lağvedilmesini şart koşarken, ABD yapının Suriye'de özerk bir siyasi aktör olarak kalması için diplomatik baskı uygular. Ayrıca ABD'nin Çin'i çevreleme hedefli Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) karşı Türkiye, Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni öne çıkarmaktadır. Suriye ve Irak hattındaki istikrarsızlık veya otonom yapılar, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı bu ticaret koridorlarını kısıtlama aracı olarak da işlev görmektedir.</p>
<p><strong>ii) 2003 Parantezinin Kapanması: İran'ın sınırlandırılması ve bölgesel dengeler</strong></p>
<p>2003 ABD müdahalesi sonrası oluşan Şii nüfuz alanı ve İran'ın "Direniş Ekseni" <strong><em>(Vali Nasr, The Shia Revival)</em></strong>, günümüzde ABD ve İsrail hamleleriyle geriletilmektedir. İran'ın Suriye ve Irak sahasındaki varlığının zayıflaması Türkiye'nin güney hattındaki baskıyı hafifletse de, doğan güç boşluğunun İsrail tarafından doldurulması riskini ve Tahran'ın süreci sabote etme girişimlerini beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>iii) İsrail'in "Çevreleme Doktrini" ve stratejik sabotaj riski:</strong> İsrail, "Terörsüz Türkiye" hamlesini kendi bölgesel hegemonyasına yönelik bir tehdit olarak okumaktadır <strong><em>(Efraim Inbar, Middle East Review of International Affairs)</em></strong>. İçerideki kırılgan hatlarını kapatmış ve askeri-ekonomik enerjisini serbest bırakmış bir Türkiye, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da İsrail'in hareket alanını kısıtlayacaktır. İsrail, silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonlara örtülü lojistik desteği stratejik bir seçenek olarak tutabilir.</p>
<p><strong>Dış dinamikler ile reel başarı ihtimalinin değerlendirilmesi</strong></p>
<p>İç aktörlerin (devlet, örgüt, toplum, Kürt seçmen, iç siyasi dengeler) niyet ve stratejileri süreç içinde değişebileceği gibi; asıl belirleyici ve kırılgan katman <strong>dış denklemin dinamizmi ve kontrol edilemezliğidir.</strong> Sürece tamamen realist, soğukkanlı ve jeopolitik veriler ışığında bakıldığında, "başarı" kavramını tek bir çıktıyla ölçmek imkânsızdır. Bu nedenle başarı ihtimalini 3 farklı katmanda değerlendirmek gerekir:</p>
<p><strong>a) Dış / Jeopolitik değişkenlerin değerlendirmesi</strong></p>
<p>Ankara ne kadar kararlı olursa olsun veya iç siyasete dair anayasal/siyasi uzlaşılar sağlanırsa sağlansın, dışarıdaki şu üç ana eksen sürecin kaderini doğrudan etkiler:</p>
<p><strong>- ABD - CENTCOM Paradoksu (Suriye sahası):</strong> ABD için YPG/SDG, sadece bir terörle mücadele aparatı değil; İran'ı çevreleme, Rusya'yı dengeleme ve Doğu Akdeniz-Basra hattındaki ticaret/enerji koridorlarında (IMEC vb.) veto yetkisi kullanma aracıdır. Türkiye sınır içindeki PKK varlığını tasfiye etse bile, Washington'ın YPG'ye "Suriye anayasal aktörü / özerk yapı" statüsü kazandırma baskısı devam edecektir. Türkiye Suriye'deki yapıyı lağvetmeden süreci tam nihayete ermiş kabul edemez; ABD ise bu yapıyı feda etmez.</p>
<p><strong>- İsrail'in çevreleme ve sabotaj doktrini: </strong>İsrail, Türkiye'nin iç sorunlarını çözüp askeri-ekonomik enerjisini tamamen dış politikaya (Doğu Akdeniz, Levant, Basra) kaydırmasını stratejik bir tehdit olarak okur. Bu doğrultuda İsrail, Türkiye'nin güney sınırında doğrudan veya örtülü istihbarat servisleri aracılığıyla silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonları (Kuzey İrlanda'daki <em>Real IRA</em> misali) besleme imkânına sahiptir.</p>
<p><strong>- İran'ın "güç boşluğu" tepkisi: </strong>2003 sonrası oluşan Bağdat-Şam hattındaki İran nüfuzu geriledikçe, Ankara Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni hayata geçirmeye çalışmaktadır. Tahran, Türkiye'nin Irak ve Suriye sahasında tamamen rahatlamasını ve kendi sınırlarına nüfuz etmesini istemez. Silahlı yapıların tamamen lağvedilmesi yerine "kontrollü gerilim" seviyesinde kalmasını örtülü operasyonlarla destekleyebilir.</p>
<p><strong>b) Gerçekçi başarı ihtimali oranları</strong></p>
<p>Başarı tanımını katmanlarına ayırdığımızda ortaya çıkan realist tablo şudur:</p>
<p><strong>- Yurt içi silahsızlanma ve sınır içi terörün sıfırlanması (%80-%85 / çok yüksek):</strong> Türkiye'nin SİHA, İHA, ağ merkezli istihbarat ve sınır güvenliği altyapısı örgütün Türkiye sınırları içinde hareket etme, eleman devşirme ve alan hakimiyeti kurma kapasitesini niteliksel olarak bitirmiştir. Çerçeve yasa ve hukuki adımlarla birleştiğinde yurt içindeki eylemsizlik ve tasfiye büyük oranda başarıya ulaşır.</p>
<p>- <strong>Örgüt içi bölünme ve radikal kopuşların önlenmesi (%35-%40 / Düşük):</strong> Dünya örnekleri (Kuzey İrlanda / Kolombiya) gösteriyor ki, ana gövde masaya otursa dahi militan yapının %15-20'si silah bırakmaz. Kandil, Avrupa ve Suriye kanatları arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle radikal unsurlar koparak münferit terör ve sabotaj eylemlerine (<em>Real IRA</em> modeli) devam edecektir. Süreç, terörü tamamen bitirmekten ziyade "nokta operasyonel istihbarat" safhasına evrilecektir.</p>
<p><strong>- Suriye-Irak hattında topyekûn çözüm ve bölgesel entegrasyon (%25 - %30 / Çok Düşük):</strong> Küresel aktörlerin (ABD, İsrail, Fransa vb.) Suriye'nin kuzeydoğusunda bir Kürt otonomisi/prototipleri üzerindeki stratejik yatırımları, Türkiye'nin "tek bir silahlı/otonom yapı kalmayacak" şartıyla çelişmektedir. Bu durum, Türkiye ile ABD/Batı bloğu arasında zamana yayılan bir "gri alanda diplomatik bilek güreşi" yaratacaktır.</p>
<p><strong>Realist gelecek projeksiyonu: Konu hangi yönde ilerleyecek?</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik nesnel bir projeksiyonla bakıldığında, sürecin geleceği beş ana kulvarda şekillenecektir:</p>
<p><strong>1- Suriye sahasında diplomatik sıkışma ve “Gri alan”:</strong> PKK'nın Türkiye sınırları içerisindeki varlığı minimize edilecek, ancak YPG/SDG, ABD koruması altında varlığını sürdürmeye çalışacaktır. Bu durum Ankara-Washington hattında uzun vadeli bir diplomasi alanı yaratacaktır.</p>
<p><strong>2- Örgüt içi radikal kopuşlar ve “parçalı terör” evresi:</strong> Kuzey İrlanda örneğinde olduğu gibi, tüm militanların tek talimatla teslim olması imkânsızdır. Tasfiye kararına uymayan Avrupa veya Suriye merkezli radikal hücreler önümüzdeki 3-5 yılda münferit sabotajlar deneyebilir. Güvenlik bürokrasisi topyekûn mücadeleden "nokta operasyonel istihbarat" konseptine kayacaktır.</p>
<p><strong>3- İç siyasette "adaylık denklemi ve anayasa" kırılmaları:</strong> Yasada öngörülen denetim süreleri ve yerel yönetim tasarrufları (kayyum uygulamaları vb.) seçim dönemlerinde iç siyasi tartışmaların merkezinde kalacak; ancak 360 sandalye eşiğinin aşılması halinde erken seçim ve yeniden adaylık süreci hız kazanacaktır.</p>
<p><strong>4- Sosyo-ekonomik entegrasyon ve "Kolombiya riski":</strong> Dağdan inen tabana ekonomik alternatif sunulmazsa, bu kitle kaçakçılık ve suç örgütlerine kayabilir. Doğu ve Güneydoğu'da turizm ve sanayi hamlesiyle bu riskin bertaraf edilmesi hedeflenmektedir.</p>
<p><strong>6- Kürt milliyetçiliği ekseninde istismar ve "Maksimalist Geçiş" riski:</strong> Sürecin karşı karşıya olduğu en hayati iç risk; etno-milliyetçi aktörlerin Çerçeve Yasa'yı nihai bir entegrasyon değil, pan-Kürdist "Birleşik Kürdistan" idealine giden yolda stratejik bir "nefeslenme ve meşrulaşma" evresi olarak araçsallaştırmasıdır. Silahlı gücün sivil/siyasi alana evrilerek uluslararası diplomatik meşruiyet kazanması, uzun vadede Suriye ve Irak'taki otonom yapılarla birleşen konfedere bir baskı odağı yaratabilir. Bu maksimalist hedeflerin üniter devlet yapısını ve anayasal sınırları zorlaması halinde, süreç toplumsal bir uzlaşıdan ziyade şiddetli bir milli reaksiyon ve iç kutuplaşmayla sonuçlanma riski taşır.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Türkiye'nin önündeki bu tarihi dönemeç, salt bir güvenlik operasyonu veya basit bir af yasası değildir. Küresel modeller ve jeopolitik gerçekler birleştirildiğinde en gerçekçi tahmin; Türkiye'nin yurt içinde terör tehdidini asgariye indirdiği, sosyo-ekonomik olarak bölgeyi kalkındırdığı, ancak Suriye ve Irak sınır hattında "tetikte bekleyen kontrollü istikrar" modeline geçeceğidir.</p>
<p>Sürecin %100 başarıyla (topyekûn bölgesel barış, sıfır silah, tam silahsızlanma) sonuçlanma ihtimali jeopolitik gerçekler nedeniyle düşük (%30-35) seviyelerindedir. Ancak sürecin "Türkiye'nin iç güvenliğini tahkim ettiği, terörü yurt içinden tamamen kazıdığı, kalkınma bütçesini serbest bıraktığı, ancak güney sınırlarında tetikte bekleyen kontrollü istikrar ve istihbarat savaşları modeline geçtiği" noktaların başarıya ulaşma ihtimali %80-85 civarındadır.</p>
<p>Süreç, askeri bir çatışma olmaktan kademeli olarak çıkıp uluslararası istihbarat, ticaret koridorları (Kalkınma Yolu vs. IMEC) ve diplomasi savaşları zeminine kayacaktır. Türkiye, iç bünyesindeki bu kırk yıllık prangayı şeffaf, kararlı ve teknolojik caydırıcılığını koruyan bir devlet aklıyla yönetebildiği takdirde, 21. yüzyıl jeopolitiğinde küresel ölçekte bir oyun kurucu haline gelecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-dinamikler-uluslararasi-modeller-ve-gelecek-projeksiyonu-85527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç dinamikler, uluslararası modeller ve gelecek projeksiyonu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italya-ile-turkiye-arasinda-gecmisi-bugune-baglayan-kopru-banca-unione-85525</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İtalya ile Türkiye arasında geçmişi bugüne bağlayan köprü: Banca Unione</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Beyoğlu’nda eski adı Voyvoda Caddesi olan Bankalar Caddesi, son yıllarda hızla yenileniyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye’nin ana finans ve ekonomi merkezi olan caddede, çoğu 19. yüzyılda inşa edilen görkemli taş binalar canlanıyor. Kafeler, restoranlar ve yeni mağazalar, kamondo merdivenleri gibi eşsiz eserlerle dolu bölge Karaköy, Galata, Tünel ve Odabaşı arasında harika bir yürüyüş rotası sunuyor.</p>
<p>Bankalar Caddesi uzun yıllar aydınlatma malzemeleri satan bir merkez halinde kaderine terk edilmişti. Osmanlı Bankası’nın merkez binasının restorasyonu sonrasında 2011 yılından beri sanat, kültür ve eğitim merkezi olarak hizmet veren Salt Galata, Bankalar Caddesi’ndeki ilk önemli yatırımlardan biriydi. Salt, konferanslar ve sergilerle cadde için bir cazibe merkezi oluşturdu. Zamanla, Minerva Han, Voyvoda Han, eski Sümerbank Genel Müdürlüğü binasında yer alan The Bank Hotel, Bereket Han gibi ikonik binalar yenilendi. En son olarak Tütün Han adıyla bilinen L’Union Han da restorasyon çalışmaları tamamlanarak hizmete açıldı.</p>
<p>L’Union Han, IHG Hotels &amp; Resorts’un Vignette Collection markasının İstanbul’daki ilk yatırımı olarak otel ve restoran olarak hizmet verecek. Dönüşümün arkasında ise konaklama ve gayrimenkul alanındaki girişimleriyle tanınan Tevfik Nazlı bulunuyor. Geçtiğimiz hafta, otelin restoranı Banca Unione’de Kiraz Communications’ın organize ettiği özel bir buluşmada biraraya geldik. Otelin işletmesini üstlenen Tevfik Nazlı, L’Union Han Pazarlama ve Marka Deneyimi Müdürü Burçak Ersever, Menü danışmanı Şef Tolga Atalay ve Mutfak Şefi Müjdat Gürsoy’dan restorasyonun öyküsünü dinledik.</p>
<p><strong>Paris’te bulunan bir çanta ve İstanbul’da yeniden doğan bir han</strong></p>
<p>L’Union Han Osmanlı İmparatorluğu döneminde Paris merkezli Fransız sigorta şirketi L'Union de Paris için inşa edilmiş. 1905’te başlayan inşaat 1911’de tamamlanmış. 1. Ulusal Mimarlık akımının izlerini taşıyan bina, aynı zamanda Art Nouveau ve Art Deco etkilerini aynı çatı altında bir araya getiriyor. Dış cephede, eski Türk evlerini andıran geniş taş saçaklar, geometrik taş oymalar, çini süslemeler bulunurken, içeride yüksek tavanlı geniş salonlar ve büyük odalar yer alıyor.</p>
<p>Binanın içinde elinde bir valiz bulunan bir kadın heykeli yer alıyor. Bu heykel bir filme konu olabilecek bir öyküyü simgeliyor.</p>
<p>Heykel, öykünün kahramanı L’Union Han’ın mimarı olan Edoardo De Nari’nin kızından esinlenilerek tasarlanmış. Ünlü Levanten mimar Giulio Mongeri ile birlikte çalışmış olan De Nari’nin eserleri hakkında uzun süre çok fazla ayrıntı bilinmezken, yurt dışındaki bir antikacıda bulunan bir çanta pek çok gerçeği su yüzüne çıkarıyor.</p>
<p>Nari 1874-1954 yılları arasında hem Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarına İstanbul’da tanıklık eden İtalyan bir mimar. 25 yıl boyunca pek çok önemli binayı o tasarlamış.</p>
<p>Nari’inin ünlü İtalyan mimar Giulio Mongeri ile birlikte tasarlayarak inşa ettiği Beyoğlu’ndaki St. Antuan Kilisesi ve apartmanları, Saray Sineması, Sakıp Sabancı Müzesi’nin ana binası olan Atlı Köşk gibi efsanevi yapıların yanı sıra, Bebek, Emirgan, Yeşilköy’deki yalılar, Nişantaşı ve Elmadağ’daki binalara hep o hayat vermiş. Ancak, bu bilgi uzun dönem geri planda kaldığı için, eserleri başka mimarlara atfedilmiş ta ki Paris’te bir çanta bulununcaya kadar.</p>
<p>Çanta De Nari’nin sağır ve dilsiz olan balerin kızı Lydia’nınmış. Yıllarca babasının eserlerinin eskizlerini, fotoğrafları bir çantada saklayan Lydia’nın çantası bir antikacıda bulununca De Nari de bir anlamda yeniden doğmuş. Bugün otelde yer alan Serap Kurtuluş imzalı Rebel heykeli, Lydia’yı, taşıdığı bavulu ve yapının hafızasını temsil ediyor.</p>
<p><strong>Bir bavulla başlayan keşif</strong></p>
<p>De Nari’nin bavulundaki yüzlerce çizim, mektup ve fotoğraf, Mimar Kıymet Aşık Yarkın ve Ka Line Mimarlık’ın L’Union Han’ın aslına yakın bir biçimde restorasyonun yapılmasını da mümkün kılmış. Binanın merdivenlerindeki ahşap ve pirinç detaylar, cephedeki turkuaz çiniler korunmuş ve eskizlerdeki ayrıntılar iç mekanda yeniden yorumlanarak tekstil ve yüzey detaylarına yansıtılmış. Dış cephedeki turkuaz çiniler ve sivri kubbeler yenilenmiş</p>
<p>Ortak alanlarda sergilenen belgeler yapının geçirdiği dönemlere işaret ederken, Bengisu Yazıcı’nın üçüncü kattan itibaren uzanan enstalasyonu, Bankalar Caddesi’nin ticaret ve dolaşım fikrini mekânın içinde sürdürüyor.</p>
<p><strong>Banca Unione geçmişi bugünle buluşturuyor</strong></p>
<p>Otelin içinde yer alan Banca Unione isimli restoran İtalyan mimarın mirasını Türk ve İtalyan mutfaklarında birleştiren bir sentez anlayışıyla tasarlanmış.  Banca Unione’nin iç mimarı Erhan Sağır, aydınlık ve ferah bir mekân oluşturmuş. Karaköy rıhtımına çok yakın olan binanın önündeki masalar, Marmara rüzgârı esintisi eşliğinde kahvaltı yapmak, gün içinde dinlenmek için ideal bir bistro kafe ortamı sunuyor. Yüksek tavanları ve yalın mimarisiyle dikkat çeken restoran, kahvaltının yanı sıra öğlen ve akşam menüleriyle hizmet veriyor.</p>
<p>Solid Consulting Group vizyonu ve Yeme İçme Genel Konsept ve Kurgu Danışmanı Şef Tolga Atalay’ın imzasını taşıyan menü, isimlerinden de anlaşılacağı gibi-Karaköy Balık Çorbası, Çiğ Köfteli Gnocchi, Asma Yaprak Ekşilemeli Risotto, Biber Dolmalı Ravioli, Güllü Panna Cotta, Tahinli Profiterol- Türkiye İtalya arasında köprüler kuran tabaklar yaratmış.</p>
<p>L’Union Han ve Banca Unione, Bankalar Caddesi’ne taze bir soluk katmış. İtalyan Mimar Edoardo De Nari’nin İtalya ve Türkiye’yi birleştiren mimarisi yeniden hayat bulmuş. İstanbul’u, Marmara’yı ve uzaklardaki Ege’yi birlikte yaşamak isteyenler için ideal bir sığınak sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italya-ile-turkiye-arasinda-gecmisi-bugune-baglayan-kopru-banca-unione-85525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/5/1280x720/556-1786942289.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalya ile Türkiye arasında geçmişi bugüne bağlayan köprü: Banca Unione ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aspilsan-enerji-teknofest-mavi-vatanda-milli-enerji-teknolojilerini-sergileyecek-85575</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASPİLSAN Enerji, TEKNOFEST Mavi Vatan’a katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>ASPİLSAN Enerji'nin TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında milli teknoloji ekosisteminin önemli paydaşlarıyla bir araya geleceği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, B-2 numaralı stantta deniz platformlarına yönelik geliştirdiği yenilikçi enerji teknolojileri ile katılım sağlayacak olan ASPİLSAN Enerji, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuna katkı sunan ürün ve çözümlerini ziyaretçilerle buluşturacak.</p>
<p>Etkinlik boyunca ziyaretçiler, şirketin geliştirdiği yüksek teknoloji ürünlerini yakından inceleme ve uzman ekiplerden bilgi alma fırsatı bulacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82fd1bb28c1-1786969371.jpg" alt="" width="361" height="451" /></p>
<p><strong>“Milli Yetkinlik Hamlemizi Enerji Teknolojileriyle Güçlendiriyoruz”</strong></p>
<p>TEKNOFEST Mavi Vatan’a katılımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan ASPİLSAN Enerji Genel Müdürü Ahmet Turan Özdemir, Türkiye’nin kritik teknolojilerde kendi yetkinliklerini geliştirmesinin stratejik önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “TEKNOFEST, gençlerimizin hayallerini teknolojiye dönüştürdüğü, ülkemizin geleceğine yön veren önemli bir platformdur. ASPİLSAN Enerji olarak biz de yalnızca ürün geliştiren bir şirket değil, aynı zamanda Türkiye’nin enerji alanındaki milli yetkinliklerini güçlendiren bir teknoloji kuruluşuyuz. Yerli hücre üretiminden batarya sistemlerine, enerji depolama çözümlerinden savunma sanayisine yönelik kritik teknolojilere kadar geliştirdiğimiz her çözüm, Milli Teknoloji Hamlesi’nin en önemli yapı taşlarından biridir.”</p>
<p>Özdemir, TEKNOFEST Mavi Vatan’ın deniz platformlarına yönelik milli teknolojilerin sergilendiği önemli bir organizasyon olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Enerji teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltacak bilgi birikimini ülkemize kazandırırken, nitelikli insan kaynağımızla milli yetkinlik hamlemizi her geçen gün daha da ileri taşıyoruz. Geliştirdiğimiz çözümlerle yalnızca bugünün değil, geleceğin savunma ve enerji ihtiyaçlarına da cevap verecek altyapıyı oluşturuyoruz. TEKNOFEST Mavi Vatan’da ziyaretçilerimizi B-2 numaralı standımıza bekliyor, milli teknoloji yolculuğumuzun bir parçası olmaya davet ediyoruz.”</p>
<p>ASPİLSAN Enerji, TEKNOFEST Mavi Vatan boyunca sergileyeceği yerli ve milli enerji çözümleriyle Türkiye’nin teknoloji ekosistemine katkı sunmayı sürdürürken, genç mühendisler ve teknoloji meraklılarıyla bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacak. Şirket, Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda geliştirdiği yüksek katma değerli ürünlerle Türkiye’nin enerji teknolojilerindeki küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik çalışmalarına kararlılıkla devam ediyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aspilsan-enerji-teknofest-mavi-vatanda-milli-enerji-teknolojilerini-sergileyecek-85575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/aspilsan-enerji-teknofest-mavi-vatanda-milli-enerji-teknolojilerini-sergileyecek-1786969417.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASPİLSAN Enerji, 20-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında Gölcük Tersanesi Komutanlığı’nda gerçekleştirilecek TEKNOFEST Mavi Vatan’da B-2 numaralı stantta ziyaretçileriyle buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akyapi-air-cargo-kayseriden-dunyaya-hava-kargo-koprusu-kuruyor-85573</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Uluslararası pazarda kalıcı bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Akyapı Air Cargo, Akyapı Şirketler Grubu’nun 35 yılı aşkın lojistik deneyimini hava kargo operasyonlarındaki uzmanlığıyla birleştirerek Kayseri’yi uluslararası lojistik ağında daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor. Yapılan açıklamaya göre şirket; kapıdan kapıya ekspres kurye, hava kargo, ithalat ve ihracat hizmetlerinin yanı sıra yurt dışındaki acente ağı ile uçtan uca lojistik çözümler sunuyor. Akyapı Air Cargo’nun hava kargo operasyonlarındaki önemli adımlarından biri de Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından verilen IATA Cargo Agent akreditasyonunu alması oldu. Şirketin, gerekli eğitim ve sertifikalarla operasyonel yetkinliğini de güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p><strong>Kayseri Havalimanı’nda lojistik merkez</strong></p>
<p>Akyapı Şirketler Grubu bünyesinde Kayseri Havalimanı Kargo Terminali’nin işletmesini gerçekleştiren Akyapı Lojistik, Anadolu’nun hava kargo kapasitesinin artırılmasına yönelik altyapısıyla dikkat çekiyor. Terminal, A Tipi Yetkili Acente sertifikasının yanı sıra Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık hava kargo operasyonlarını kapsayan RA3 sertifikasına da sahip bulunuyor.</p>
<p>Akyapı Şirketler Grubu Satış ve Pazarlama Direktörü Ömer Aksoy, şirketin hava kargo faaliyetlerinin arkasındaki en önemli gücün grubun uzun yıllara dayanan lojistik deneyimi olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a8312b217f4c-1786974898.jpg" alt="" width="700" height="681" /></p>
<p>Aksoy, “Akyapı Air Cargo olarak gücümüzü Akyapı Şirketler Grubu’nun 35 yılı aşkın süredir oluşturduğu güçlü lojistik altyapısı ve deneyimden alıyoruz. Bu bütünleşik yapı sayesinde müşterilerimize yalnızca hava taşımacılığı değil, gönderinin çıkış noktasından varış noktasına kadar hızlı, güvenli ve ekonomik uçtan uca lojistik çözümler sunuyoruz” dedi. Kayseri Havalimanı Kargo Terminali’nin bölgedeki hava kargo operasyonları açısından önemli bir altyapı sunduğunu ifade eden Aksoy, terminalin sertifikasyonlarının da uluslararası operasyonlar açısından önemli bir avantaj sağladığını söyledi. Aksoy, “Kayseri ve çevre illerin hava kargo ithalat ve ihracat operasyonlarında daha hızlı, güvenli ve etkin çözümler sunmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>2026 hedefi bin 500’ün üzerinde gönderi</strong></p>
<p>Akyapı Air Cargo, hava kargo operasyonlarında büyümesini sürdürmeyi planlıyor. Şirket, 2025 yılında yaklaşık bin paket ve kargo gönderisi gerçekleştirirken, 2026 yılı için bu rakamı bin 500 gönderinin üzerine çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p>Hava kargo sektörünün dünya genelindeki büyüme potansiyeline dikkat çeken Ömer Aksoy, Akyapı Air Cargo’nun büyüme stratejisinde güçlü hava yolu iş birliklerinin önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Aksoy, “Türk Hava Yolları, Pegasus, AJet, Corendon Airlines ve SunExpress gibi Türkiye’nin önde gelen hava yolu taşıyıcılarıyla geliştirdiğimiz iş birlikleri, Kayseri’den ulusal ve uluslararası pazarlara erişim kabiliyetimizi önemli ölçüde güçlendiriyor. Bu güçlü taşıyıcı ağını; yurt dışı acente yapılanmamız, ön ve son taşıma kabiliyetimiz, IATA akreditasyonumuz ve Akyapı Şirketler Grubu’nun 35 yılı aşkın lojistik tecrübesiyle bir araya getirerek müşterilerimize daha geniş, hızlı ve rekabetçi bir hizmet ağı sunmayı amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Akyapı Air Cargo’nun yalnızca gönderi adetlerini artırmayı değil, Kayseri’nin hava kargo alanındaki rolünü de büyütmeyi hedeflediğini ifade eden Aksoy, “Kayseri’yi Anadolu’nun önemli hava kargo çıkış noktalarından biri haline getirirken, uzun vadede Türkiye merkezli, global ölçekte güçlü ve rekabetçi bir hava freight forwarder olarak uluslararası pazarda kalıcı bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akyapi-air-cargo-kayseriden-dunyaya-hava-kargo-koprusu-kuruyor-85573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/3/1280x720/akyapi-air-cargo-1786974861.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akyapı Şirketler Grubu Satış ve Pazarlama Direktörü Ömer Aksoy, &quot;Kayseri’yi Anadolu’nun önemli hava kargo çıkış noktalarından biri haline getirirken, uzun vadede Türkiye merkezli, global ölçekte güçlü ve rekabetçi bir hava freight forwarder olarak uluslararası pazarda kalıcı bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esa-lojistik-romanyayi-merkez-ulke-yaparak-kureselde-hizli-buyudu-85546</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESA Lojistik, Romanya&#039;yı merkez ülke yaparak, küreselde hızlı büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Uluslararası büyüme stratejisi kapsamında Romanya’da ofis açan ESA Lojistik ve Gümrükleme'nin Avrupa operasyonlarını bu ülke üzerinden yönetmeye hazırlandığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre gümrük, sigorta ve lojistik hizmetlerini tek çatı altında sunan şirket, entegre yapısıyla ihracatçıların tedarik zincirini uçtan uca yönetiyor. Türkiye lojistik sektörü 2026 yılında daralan talep, artan maliyetler ve sertleşen fiyat rekabetiyle mücadele ederken, ESA Lojistik'in yatırımlarına hız kesmeden devam ettiği vurgulandı. Şirket, geçen yılın ilk altı ayına göre yüzde 80 büyüme yakalarken, depolama kapasitesini 7 bin metrekareye çıkardı. ESA Lojistik yapay zekâ tabanlı lojistik altyapısını devreye aldı ve Avrupa operasyonlarını Romanya üzerinden büyütmeye devam ederken yeni yapılanma için Slovakya’da araştırmalara başladı. </p>
<h2>“Sektörde fiyat rekabeti çok sertleşti ve kârlılık ciddi şekilde geriledi”</h2>
<p>ESA Lojistik ve Gümrükleme Yönetim Kurulu Başkanı Erdi Altıntaş, sektörde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, pandemi sonrasında yapılan yoğun araç yatırımlarının bugün sektörde ciddi bir kapasite fazlası oluşturduğunu söyledi. ESA Lojistik’in sektörde butik bir firma olduğuna dikkat çeken Altıntaş, pandemi döneminde birçok firma filolarını önemli ölçüde büyüttüğünü belirterek, “Ancak bugün yük hacmindeki daralma nedeniyle araçların önemli bölümü parkta bekliyor. Araç çalışmasa bile finansman, sigorta, bakım ve personel maliyetleri devam ediyor. Bu nedenle sektörde fiyat rekabeti çok sertleşti ve kârlılık ciddi şekilde geriledi” dedi.</p>
<h2>“Tekstildeki daralma Bursa lojistiğini doğrudan etkiledi”</h2>
<p>Bursa sanayisindeki üretim yapısının lojistik sektörünü doğrudan etkilediğini belirten Altıntaş, özellikle tekstil sektöründeki küçülmenin taşımacılık hacminde önemli kayıplara neden olduğunu ifade etti. Altıntaş, “Otomotiv üretimi devam ediyor ancak yeni projelerde önceki yıllara göre yavaşlama söz konusu. Tekstil başta olmak üzere birçok sektörde yaşanan daralma lojistik faaliyetlerine de yansıdı. Buna rağmen ESA Lojistik olarak butik hizmet anlayışımız ve müşteri odaklı çalışma modelimiz sayesinde araçlarımızı tam kapasite çalıştırmayı sürdürüyoruz” diye konuştu. </p>
<h2>“İlk altı ayda yüzde 80’e yaklaşan büyüme”</h2>
<p>2026’nın ilk yarısında güçlü bir büyüme performansı sergilediklerini belirten Erdi Altıntaş, bunun temelinde son yıllarda yapılan yatırımlar ile yeni kazanılan projelerin bulunduğunu söyledi. Altıntaş konuşmasını şöyle devam etti: “2025 yılına göre ilk altı ayda yüzde 70-80 seviyesinde büyüme gerçekleştirdik. Araç yatırımlarımızın yanı sıra yeni projelerimizin katkısıyla operasyon hacmimizi artırdık. Bugün yaklaşık 80 kişilik uzman kadromuzla faaliyet gösteriyoruz.”</p>
<h2>“Sadece taşımıyoruz, tüm lojistik süreci yönetiyoruz”</h2>
<p>ESA Lojistik’in klasik taşımacılık anlayışının ötesine geçtiğini vurgulayan Altıntaş, şirketin müşterilerine uçtan uca lojistik çözümleri sunduğunu belirtti. Altıntaş, şirketin yalnızca standart taşımacılık hizmeti sunmadığını, müşterilerinin tüm tedarik zinciri süreçlerini planlayan ve yöneten bir iş ortağı olarak konumlandığını belirterek, “Depolama, stok yönetimi, gümrükleme, sigorta, dağıtım ve son teslimat süreçlerini tek merkezden yönetiyoruz. Böylece müşterilerimize operasyonel verimlilik, maliyet avantajı ve sürdürülebilir lojistik çözümleri sunuyoruz. Lojistikte artık sadece taşıyan değil, süreci tasarlayan ve yöneten bir yapıya sahibiz” dedi.</p>
<h2>“Depolama kapasitesi 7 bin metrekareye ulaştı”</h2>
<p>Şirketin depolama yatırımlarına da hız verdiğini belirten Erdi Altıntaş, İzmir Yolu üzerindeki tesislerini önemli ölçüde büyüttüklerini söyledi. 2 bin metrekare olan depolama alanlarını 7 bin metrekareye çıkardıklarını ifade eden Altıntaş, “Açık alanlarımızın yanı sıra raflı depolama sistemleri ve akıllı depo yönetim altyapısıyla müşterilerimize yüksek verimlilik sunuyoruz” şeklinde konuştu. </p>
<h2>“Yapay zekâ lojistik operasyonlarının merkezine yerleşti”</h2>
<p>ESA Lojistik’in dijitalleşmeye yaptığı yatırımların hız kazandığını belirten Altıntaş, şirket bünyesinde tamamen yapay zekâ ve yazılım geliştirmeye odaklanan ekip kurduklarını açıkladı. Altıntaş konuşmasına şöyle devam etti: “Geliştirdiğimiz sistem sayesinde müşterilerimiz depolarındaki ürünlerini üç boyutlu olarak takip edebiliyor, sevkiyat emirlerini dijital ortamda oluşturabiliyor ve tüm operasyon süreçlerini anlık izleyebiliyor. Önümüzdeki dönemde bu yazılım altyapısını farklı firmaların kullanımına sunmayı hedefliyoruz.”</p>
<h2>“Proje taşımacılığında uzmanlaştık”</h2>
<p>ESA Lojistik’in standart taşımacılığın yanı sıra proje lojistiğinde de önemli deneyime sahip olduğunu belirten Altıntaş, ağır yük, yatırım ekipmanları, fabrika taşınmaları ve özel operasyon gerektiren projelerde uçtan uca lojistik çözümler sunduklarını söyledi. Altıntaş, “Proje taşımacılığı; planlama, mühendislik ve operasyon yönetimini aynı anda gerektiriyor. Bu alanda edindiğimiz tecrübeyle müşterilerimizin en zorlu lojistik operasyonlarını güvenle yönetiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Romanya Avrupa operasyonlarının merkezi oldu”</h2>
<p>Avrupa yatırımlarını Romanya üzerinden büyüttüklerini ifade eden Altıntaş, bu yapılanmanın şirketin uluslararası büyüme stratejisinin önemli bir parçası olduğunu söyledi. Altıntaş, “Türkiye'den çıkan ürünleri Romanya’daki şirketimiz üzerinden depoluyor ve Avrupa ülkelerine dağıtıyoruz. Avrupa’da çok sayıda ofis açmak yerine stratejik merkezlerle büyümeyi tercih ediyoruz. Yeni yapılanma için ise Slovakya’da araştırmalara başladık” şeklinde konuştu. </p>
<h2>“Lojistik stratejik sektör olarak görülmeli”</h2>
<p>Lojistik sektörünün Türkiye’nin hizmet ihracatında önemli bir paya sahip olduğuna dikkat çeken Altıntaş, sektörün daha güçlü desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Bugün bir çekici ve dorse yatırımının maliyeti milyonlarca liraya ulaştı. Böylesine yüksek yatırım gerektiren bir sektörün daha güçlü düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor. Lojistik yalnızca taşımacılık değildir; üretimin, ihracatın ve sanayinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir altyapıdır. Türkiye'nin hizmet ihracatındaki gücünü artırabilmesi için lojistik sektörünün de stratejik sektör olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. </p>
<h2>“Üniversite-sanayi iş birliğine yatırım yapıyor”</h2>
<p>İnsan kaynağını en önemli yatırım alanlarından biri olarak gördüklerini belirten Altıntaş, Uludağ Üniversitesi ile yürüttükleri iş birliklerine de önem verdiklerini söyledi. Şirket bünyesinde her yıl çok sayıda üniversite öğrencisine staj imkânı sunduklarını ifade eden Altıntaş, başarılı öğrencileri mezuniyet sonrasında istihdama kazandırmayı hedeflediklerini dile getirdi. Altıntaş, “Uludağ Üniversitesi ile yürüttüğümüz iş birlikleri kapsamında hem staj programlarımızı geliştiriyoruz hem de öğrencilere burs desteği sağlıyoruz. Sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sunmayı sosyal sorumluluğumuzun önemli bir parçası olarak görüyoruz” dedi.</p>
<h2>“Sosyal sorumluluk projelerine destek veriyor”</h2>
<p>ESA Lojistik’in yalnızca ticari faaliyetleriyle değil, sosyal sorumluluk projeleriyle de toplum için değer üretmeye çalıştığını belirten Altıntaş, eğitim başta olmak üzere farklı alanlarda yürütülen projelerde aktif rol aldıklarını söyledi. Altıntaş, “Sürdürülebilir büyümenin yalnızca ekonomik başarıyla mümkün olmadığına inanıyoruz. Eğitime, gençlere ve toplumsal fayda sağlayan projelere destek vermeye devam edeceğiz. Kurumsal gelişimimizi sosyal sorumluluk anlayışımızla birlikte büyütmeyi hedefliyoruz” ifadeleri</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esa-lojistik-romanyayi-merkez-ulke-yaparak-kureselde-hizli-buyudu-85546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/erdi-altintas-1786953510.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye lojistik sektörü 2026 yılında daralan talep, artan maliyetler ve sertleşen fiyat rekabetiyle mücadele ederken, ESA Lojistik&#039;in yatırımlarına hız kesmeden devam ettiği bildirildi. Verilen bilgiye göre şirket, geçen yılın ilk altı ayına göre yüzde 70 büyüme yakalarken, depolama kapasitesini 7 bin metrekareye çıkardı, yapay zekâ tabanlı lojistik altyapısını devreye aldı ve Avrupa operasyonlarını Romanya üzerinden büyütmeye devam etti. ESA Lojistik ve Gümrükleme Yönetim Kurulu Başkanı Erdi Altıntaş, “Lojistikte sadece taşıyan değil, tüm tedarik zincirini yöneten uçtan uca çözüm ortağı oldu” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-85545</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;BTÜ’nün projeleri TÜBİTAK desteğiyle güçleniyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>“Araştırma odaklı üniversite” vizyonuyla çalışmalarını sürdüren Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), TÜBİTAK Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tarafından yürütülen “1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı” kapsamında 4 projesiyle destek almaya hak kazandı. </p>
<p>BTÜ, “TÜBİTAK 1001 Programı” kapsamında desteklenen proje sayısının yanı sıra akademik personel başına düşen proje oranıyla da dikkat çekti. Dört projenin desteklenmeye değer bulunmasıyla BTÜ, akademik personel başına düşen proje oranı bakımından üniversiteler arasında üst sıralarda yer aldı. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Gökçen Yıldız, Makine Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Enes Muhammet Can, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Hilal Yılmaz ve Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Nazlı Akçamlı Kaya’nın yürütücüsü olduğu projeler TÜBİTAK 1001 kapsamında destek almaya hak kazandı. </p>
<h2>“BTÜ’nün araştırma gücünü daha ileri taşıyacağız”</h2>
<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, TÜBİTAK 1001 kapsamında elde edilen başarının üniversitenin araştırma odaklı yapısının önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, “BTÜ olarak araştırma gücümüzü daha ileriye taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bilimsel çıktılarımızı yalnızca akademik başarı olarak değil, ülkemizin ihtiyaçlarına cevap veren ve toplumsal ve ekonomik faydaya dönüşen değerler olarak görüyoruz. Akademisyenlerimizi desteklemeye ve üniversitemizin araştırma kapasitesini daha ileriye taşımaya devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-85545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-1786948200.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, TÜBİTAK desteğiyle elde edilen başarıların üniversitenin araştırma odaklı yapısının önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/taylan-erten-hayatini-kaybetti-85544</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taylan Erten hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) kurucusu ve eski başkanlarından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Ankara Temsilcisi Taylan Erten, 84 yaşında hayatını kaybetti.</p>
<p>Gazeteci Taylan Erten, 1942 yılında Konya’da doğdu. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimini tamamlayan Erten, 1968 yılında Yenigün Gazetesi'nde çalışmaya başladı. Ardından Politika, Aydınlık, Yeni Asır ve Sabah gazetelerinde görev yaptı. Taylan Erten, aralarında Ankara Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü de olmak üzere yerel yönetimlerde ve Ziraat Bankası iştiraki Yurttaş AŞ'de basın danışmanlığı görevlerinde de bulundu. Ekonomi ve finans dergilerinde analiz ve makaleleri yayımlanan Erten, aktif gazetecilik yaşamında son olarak Dünya gazetesinin Ankara Temsilciliği ile Bölge Koordinatörlüğü görevini yürüttü ve gazetede köşe yazıları kaleme aldı. Kuruluşunda aktif görev aldığı EMD’nin ilk genel kurulunda başkan yardımcısı ve izleyen iki dönemde de başkan olarak görev yaptı. Ulusal Politika Araştırmaları Vakfı üyesi de olan Erten, evli ve üç çocuk babasıydı. Taylan Erten’in cenazesi, Salı günü (yarın) Karşıyaka Mezarlık Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/taylan-erten-hayatini-kaybetti-85544</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/4/1280x720/taylan-erten-1786947322.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk ekonomi basınının duayen isimlerinden Taylan Erten hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
